I.İNSANİ BAĞLAMDA WEBER 1.

Weber'in Hayatı Max Weber 21 Nisan 1864'te, ederasyonla yönetilen imparatorluk Almanya'sında egemen unsur olan Prusya'nın Erfurt kentinde, Max Weber ve karısının yedi çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya gelmiştir. "Weber'in ailesi müteşebbis, bilgin, siyasetçi ve güçlü kadınlar içeren seçkin, kozmopolitan bir ailedir." (Kalberg, 2009: 27) "Anne ve babası protestan soyundandır ve babasının babası, ailenin Protestan inançları nedeniyle Katolik Salzburg'tan kovulmasından sonra yerleştiği Bielefeld'de yerleşmiş, zengin bir kent tüccarıdır." (Coser, 2010: 216) Weber'in karakterine tesir eden erken dönem figürlerinin belki de en başında babası gelmektedir. Weber'in babası önce Berlin kent meclisi üyesi olmuş, akabinde ise Prusya Temsilciler Meclisi'nin ve Alman Parlamentosunun üyesi olmuş bir kişidir. Ayrıca, Bismarc'ın politikalarına destek veren Ulusal Liberal Parti'nin önemli bir üyesi olan baba Weber, toplumda konum elde etmeyi başarmış bir kişiliktir. Ancak ne var ki, çalışma takıntılı ve zevke düşkün yapısı nedeniyle sıradan bir hayat yaşamış, menfaatini ve statüsünü riske atacak ideolojik ve mental girişimlerden uzak duran sıradan bir Alman burjuva siyasetçisi profili çizmiştir. Öte yandan babasının ataerkil üslubuna ve annesine duyarsız davranışına esef duymadan edememiştir." (Kalberg, 2009: 27) Öte yandan Weber kültürlü bir burjuva ailesinin çocuğu olarak büyüdü. "Sadece önemli siyasetçiler değil, önemli akademik şahsiyetler de evin sık ziyaretçileri arasındadır." (Coser, 2010: 216) Bu durum Weber'in gelişimde son derece olumlu katkılar yapmıştır. Fakat diğer taraftan ‘Kalvinci bir görev duygusuna’ ve güçlü dinsel inançlara sahip annesi ile sıradan, haz peşinde koşan bir karaktere sahip babasının evlilikleri çatırdamaya başlamış ve bu durum Weberi etkilemiştir. Annesinin Weber'i, Hıristiyan dindarlığı ile yetiştirmek ve kendi tarafına çekmek istemesine rağmen, Weber gençliğinde, daha çok babasını örnek almış ve kendini onunla özdeşleştirmeye çalışmıştır. Üniversite yılları ile birlikte ortaya çıkan bu eğilim, Weber'in içe kapanık ve utangaç kişiliğini birdenbire sosyal ve cemiyetle barışık bir kişiliğe devşirmesi şeklinde kendini göstermiştir. Weber yaşamayı ve keyif almayı seven bir kişilik haline gelmiştir. Ancak, bu durum onun akademik hayatına tesir etmemiş; Weber, akademik disiplinini korumayı ve çizgisini devam ettirmeyi başarmıştır. Öte yandan amcası olan tarihçi Hermann Baumgarten de ona gelişmesinde büyük katkılar yapmıştı. Amcası da babası gibi liberal olmakla birlikte, Bismarc'ı reddetmekte ve Weber'in babasına ilerleme ve menfaat kazandıran uzlaşıları reddetmiş, kendi düşüncelerinden taviz vermemişti. Bu haliyle Baumgarten, Weber için bir akıl hocası ve danışman olarak eşsizdi. Bu arada 1882'de Heidelber'de başladığı hukuk eğitimini 1884'de askerlik hizmetini tamamlamak için yarıda kesmiştir. Askerden dönünce eğitimine kaldığı yerden fakat Götingen Üniversitesi'nde devam etmiştir. "Lisans eğitimini tamamlamasının ardından Weber, Berlin adliyesinde yargıç yardımcısı olarak başladığı hukukçuluk mesleğini üç yıl sürdürmüştür." 1889 yılında doktorasını alan Weber, bundan iki yıl sonra ise “Roma Tarım Tarihinin Kamu ve Özel Hukuk İçin Önemi konulu tezi ile doçentlik yetkisi ve üniversitede hocalık kadrosunu elde etmiştir. 1893’de, Berlin’de hukuk profesörülüğü mesleğini icra ettiği sırada evlenmiştir.1894 yılında, kısa bir süre zarfında parlak bir profesör olarak çalıştığı Berlin’deki hukuk fakültesinden ayrılarak Freiburg Üniversitesi’nde ekonomi politik kürsüsüne ordinaryus olarak (Torun, 2003: 17) tarihsel okulun başta gelenlerinden, emekliye ayrılan ünlü Knies’in yerine göreve gelmiştir.

10

“Bu gelişmelerin sonrasında “uzaktan kuzeni Marianne Schinitger ile evlendiği otuz üç yaşında Weber, annesine kötü davranan babasını evlerinden attırmıştır. Çok geçmeden babasının vefatı, onun bei yıldan fazla süren ve zihni melekelerini körelten hastalığını hızlandırmada etkili olmuştur.” (Kalberg, 2009: 27) “1899’da tedavi amacıyla işinden izin almıştır. Üç yıl boyunca Avrupa’da - İskoçya, Belçika ve İtalya’da- seyahat etmiştir. 1902’de kendini yine az da olsa okuma ve yazmaya vermiştir. 1903’te Werner Sombart ile birlikte bilimsel bir dergi olan Sosyal Bilim ve Sosyal Politika Arşivleri (Arschiv für Sozialwissenschaft und Sozialpolitik)’nin yazı kuruluna girmiştir.” (Asunakutlu, T., Kişisel İnternet Sitesi)1904 yılında Göettingen’den arkadaşı olan Hugo Muensterberg Amerika’da Harward’dadır. Onun durumunu bilmektedir ve kendisini Sanatlar ve Bilimler Kongresi’nde bir tebliğ yapması için davet etmiştir. Weber bu teklifi kabul ederek Amerikaya gimiştir. Bu yolculuk Weber için hayatının en önemli dönüm noktalarından biri olacaktır. “Weber üç ay boyunca Amerika’yı gezmiş ve Amerikan uygarlığının karakteristiklerinden derin bir şekilde etkilenmiştir. Kapitalizmin doğuşunda Protestan mezheplerinin oynadığı rol, siyasal makinelerin düzeni, bürokrasi ve hatta Amerikan siyasal yapısında Başkanlığın rolü üzerine daha sonraki çalışmalarının kökenleri onun Amerika’da kalışıa balanabilir.” (Coser, 2010: 219) bu dnemde şekillenen düşünceleri ve denemelerinin ürünü olan ‘Protestan Ahlakı’ isimli eserini 1905’de basılmıştır. “Dünya Savaşı patlak verdiğinde Weber ulusalcı kanılarıyla uyum içinde hizmet vermek için gönüllü olmuştur. Bir yedek subay adayı olarak Heidelberg bölgesinde dokuz askeri hasteneyi kurmak ve idare etmekle görevlendirilmiştir. Bu görevden 1915 yılının güzünde istifa etmiştir. ”Weber savaşın savaşın ilkeli bir düşmanı değildir, ancak savaşın amaçlarının sınırlı olmasıve geniş ölçekli emperyalist tutkuları olan Sağın endüstriyalist ve Junker [toprak sahibi soylu] güçlerinin kısıtlanması için ısrar etmiştir. Özellikle İngilizlerin öncülüğünde barış çabalarının genişletilmesini tavsiye etmiştir. Almanya’nın bütün siyasal yapısında bir değişimi, sorumluluk sahibi parlamenter hükümetin gelişmesini, Alman İmparatoru’nun ve Şansölyesi’nin güçlerinin sınırlandırılmasını isteyen makaleler, hükümetin ona ihanet suçlamasıyla kovuşturma açmasına neden olmuştur. Pasifist ve ‘bozguncu’ Solda, dünün güvenilir ulusalcısı, tehlikeli bir şekilde, anavatanın düşmanlarına yakışıyor görünmüştür. Yaşamının son üç yılında hayret verici bir siyasal etkinlik geliştirmiştir.” (Coser, 2010: 220) Bu bağlamda, gazete makaleleri, gündeme ilişkin notlar, siyasi gündemle alakalı yazılar yazmış; Alman Demokrat Partisin’de kurucu üyelik, Versay Antlaşması Alman delegesi için danışmanlık, yeni anayasa çalışmaları için fikri önderlik yapmıştır. Savaşın sonuna doğru din sosyolojisi çalışmalarını nihayetlendirmek için yoğunlaşmıştır. Çin Dini ve Hint Dini eserlerini 1916 yılında, Eski Yahudilik’i ise bunlardan bir yıl sonra yayınlamıştır. Yine aynı dönem son kısımları ölümünden sonra toparlanan büyük eseri Ekonomi ve Toplum üzerinde çalıştı. Weber tüm bu yoğun ve iz bırakan yaşantısını 14 haziran 1920’de hayata veda etti. Weber’in eşsiz yanı, onun dile getirdiği düşüncelerinin bizzat yaşayarak tetkik ettiği bulgular olmasıdır. “Sorumlu bir siyasal mevkiye geçmeyen Max Weber, daha çok bir politik yazar olarak kalmış, Bismarck’a hayran olmakla beraber, sistemin aksaklıklarına karşı sivri eleştirilerde bulunmaktan kaçınmamıştır. Önceleri tutucu bir siyasal partiye oy vermiş, sonraları ulusal liberalizme ve en sonunda, tarım işçileri üzerinde yaptığı anketlerin ortaya koyduğu gerçeklerin de etkisiyle, sosyal liberalizme meyletmiştir. Weber liberal düşünceye olan bağlılığından, kişi dokunulmazlığı, insan haklarının, insan haysiyetinin, kısaca bireyin özgürlüğü ilkesinden çıkartılabilecek her türlü hakkın savunuculuğunu yapmıştır.” (Asunakutlu, T., Kişisel İnternet Sitesi) O bir dönemin değişimine tanıklık etmiş ve bunun üzerine düşünceler geliştirilmiştir. Onun düşünceleri bugün dahi siyasi, sosyolojik ve felsefi tartışmalar için önemli bir kaynak niteliğindedir.

10

Rickert gibi filozofların önderliğinde ortaya atılan köktenci eleştiriler. daha sonraları ‘sosyolojik bilgi eleştirisi’ olarak adlandırılan bir türün doğmasına neden olmuştur. her düşünce ve tavra Marx ve Nietsche şablonuna göredeğer vermektedir” (Torun. pozitivizmin bilimin genelleştirici ve açıklayıcı bir etkinlik olmasını öngören anlayışından da etkilenmektedir. Pozitivizmin determinist metodu yerine rölativizmi benimsemek onun için yeni ufukların ve anlayışların temeli olmuştur. Esasen. Öyle ki. Zira Weber esasen yaşadığı çağın gelişmelerinden etkilenmiş ve hiç bir akıma tam olarak ve sıkı sıkıya bağlı kalmamıştır. W. “Alman entelektüel çeverelerinde. bu genel durumdan etkilenmemesi düşünülmemelidir. Weber’in bir noktaya kadar bilgi kuramında ve bilgi felsefesinde Reckert’in izleyicisi olduğu söylenebilir. Bu onun rölativist bir bilim adamı olmasından kaynaklanmaktadır.” (Torun. “Her iki düşünürün de Weber üzerinde yarattıkları etki özellikle onun fikirler ve çıkarlar sosyolojisinde daha belirgin hale gelmektedir. Zira o tam anlamıyla rölativist bir bilim adamıdır. Öbür yandan Weber. sosyal ve felsefi hareketliliğinin devrimsel bir yansımasıdır.2. 2001: 20) Yine aynı dönem bahsettiğimiz akımların etkisiyle Comte’un sosyolojisinin kıyasıya eleştirildiği bir dönemdir. Öyle ki. Bu açıdan baktığımızda Weber. farklı türlerin ortaya çıkması yadsınmaması gereken bir durumdur. “kendisi dört köşe tavırlardan kaçtığı gibi. negatif bir eleştiri ile yenilenme çabası olarak söz konusu Alman sosyoloji ve felsefe akımları. Weber’e getirilen eleştirilerin çoğu da onun bu yönünü atlayan veya görmezden gelen eleştirilerdir. 2003: 27) Diğer taraftan “bilgi ve bilim filozofu Max Weeber’i etkileyen en önemli felsefe okulu. Buna göre olguları anlamanın yolu onları tarihsel gelişim içerisinde incelemekten geçmektedir. Ona göre toplumu oluşturan birimler o denli çok sayıda ve farklı özelliklerdedir ki. modern bilimde bilim üretmenin temel metodu sayılan bir anlayışla Marx’ın tümden gelimci anlayışını reddetmektedir. daha Herder ve Ranke’de geleceğini bulmuş olan Alman Tarih Okulu (Tarihçi Okul) içinde yetişmiş tarihçilerdendir. Weber’in etkisinde kaldığı diğer düşünürler ise Marx ve Nietsche’dir. Bu nedenle Weber. Toplumsal yapıların oluşmasında değerlere (dini motiflere) önem vermesi ile de maddeci değildir. Windelband (1848-1915) ile H. dönemin Almanyası ve Avrupasının siyasi. ekonomik. Fakat Weber’in maddeci olmaması. mezkur düşünürlerin düşünce sistemleri bir mihenk kabul edilmektedir. Weberin bilimsel yaklaşımının ve sosyolojsinin anlaşılması bakımından bu önemli bir bilgidir. bunları algılayabilmemiz ve anlayabilmemiz ancak ve ancak ideal-tip gibi ölçüm aracı ile mümkündür. Rickert (1863-1936)’e bağlı yeni Kantçı Heidelberg okuludur. “Weber tüme varım metodunu kullanırken Marx’ın tarihselciliğini benimsemekle birlikte. Zira çok önem verdiği anlayış ve ideal tip bu eksende ortaya çıkmıştır. rölativizm metodunu da benimsemiş olduğundan Marx gbi tarihsel determinist değildir. okuyucusuna da hiç bir zaman sivri ve dört köşe düşünceler dayatmamıştır. Weber’de tarihsel ilgi devamlı ön plandadır ve onun sosyolojisinin ana temelleri. ya onun tarih felsefesi ve tarih kuramından doğrudan doğruya çıkarılmıştır veya bu felsefe ve kuramla şu ya da bu yönden ilgilidir. Weber’in de üzerinde etkili olan Dilhey.Dönemin Düşünsel Atmosferi ve Weber'i Etkileyen Düşünürler Weber’in yaşadığı dönemin Almanya’sı herşeyin tarihsel açıdan değerlendirildiği bir fikir akımının etkisindedir. büyük ölçüde Alman felsefe geleneğinde ağır basan tinselci bilim anlayışına bağlı olmakla birlikte. Aslında. daha ziyade belirsizlikler ve kararsızlıklar 10 . bir öğretiye bağlı kalmaktan imtina etmiş. idealist olmasını da gerektirmemiştir. İnsanlar. bu dönem genel itibarıyla bir kırılma ve yeni dönemi olduğundan. 2003: 24) ve Weber’in de gelişmesini sürdüren ve fikir akımlarını takip eden bir bilim insanı olarak. Hazır reçetelere bağlı kalmayı şiddetle reddetmiştir. Weber devamlı olarak bir çizgiye.(Özlem. Öte yandan Weber.

Weber Simmel’den önemli bir şekilde farklılaştı. o. iyinin ve kötünün ötesinde’nin yazarının güçlü bir şekilde kamçılaması yardımıyla geliştirdiğini görmek de zor değildir. Simmel’in Paranın Felsefi’ne çok şey borçludur. Weber’in ideal tipleriyle büyük ölçüde benzerdir. sürekli bir çatışma vardır.* Weber’in yakın kişisel dostu olan Simmel’in etkisi kolaylıkla izlenebilir. 2010: 228) Mardin’e göre de Weber’in. Weber’in tarihsel ve sosyolojik araştırmada anlam arayışının işlevi üzerine yöntembilimsel düşünceleri kısmen Simmel’in Tarih Felsefesini Sorunları konusundaki erken eseri tarafından kamçılanmıştır. 2010: 227) 10 . hiçr bir değer. tıpkı tanrı ile şeytan arasında olduğu gibi. her dönemde. eylemlerin belli bir çizgi veya yörüngede yürümesini sağlayan olabilirlik kalıpları olarak anlaşılmalıdır. onun Alman feslefe geleneğinin bulanık ‘idealistçe’ gizemleştirmelerini küçümsemesini takdir etmiştir. tarihin ekonomik yorumu olarak görmeye başladığı şeyi eleştirdiğinde bile her zaman Marx’ın entelektüel şöhretine saygılı kalmıştır. ruh ve halk açısından düşünmeyi reddeden kafa dengi bir ruh görmüş. rasyonelliğin her şeye hâkim olmaya başlaması karşısındaki korkusunda Nietsche’nin fikirlerinin izi açıkça görülmektedir. 2001: 263) Yine Marx’la ilişkisine yönelik olarak. “özellikle kurumlar ve kollektiflikler.” (Torun. Marx’ın duygusallıktan uzak gerçekçi bilgeliğini. Weber’in kişisel Stoacı etiği de önemli ölçüde Nietsche’den esinlenmiştir. öznel anlamlar değiştiğinde. “en iyi şekilde. Daha genel olarak.” (Coser. Marx’ın fikirlerinin değiş-tokuşu olarak anlaşılabilir. Weber’in sözleriyle. kurum ve kollektifliklere anlamlar. 2003: 29) Son olarak Simmel ve Toennies’in etkisinden de bahsetmek yararlı olacaktır. Tam tersine. 2010: 228) Diğer taraftan “Weber’in Niesche’nin görüşlerini aynen benimsediğibir yanılgıdır. 2003: 28) “Büyü bozumu. öznel olarak niytlenmiş ve nesnel olarak geçerli anlamlar arasında keskin bir ayrım çizmiştir” (Coser. Onda bedensizleştirilmiş bir kültür.evreninde var olmayı tercih etmiştir. Bunula birlikte. ancak dikkatini somut insan eyleyenlerinin eylemlerine odaklandırmıştır. Öyle ki. Hiç bir toplumsal kurum. Weber’in rasyonelleşmiş ekonomik sistemlerin doğuşunda paranın hayati önemi üzerinde ısrarı. uzlaşmaz ölümcül bir savaştır.” (Coser.” (Özlem. Örneğin Simmel’in toplumsal Biçiler’i. Marx’ın aşırı basitleştirilmiş.” (Torun. bireyler arasında bu değer. Reel olan. kendisinin topluluksal ve toplumsal ilişkiler arasındaki ayrımı doğrudan borçlu olduğu Toennies’in nefis eserine özel olarak dikkat çekmiştir. “Ekonomi ve Toplum’a önsüzünde. çalışmalarının çoğunun. Weber’in bunları. bu sonuncusu açısından. Nietsche’de kendi düşüncelerini destekleyehn dayanaklar bulmuştur. doğrudan onu aktarırsak. sonsuz bir gerçekliğe sahip değildir. Simmel’in yalnızca ayrıştıramamakla kalmadığı fakat çoğu zaman bilerek birlikte gördüğü iki farklı şey. karizma ve nezer nosyonlar. değerler ve kurumların üsttenci belirleyicilikleri değil. doğrudan Nietsche’ye bağlanamayacğı halde. Şu kadar ki.

” Şimdi burada sözü edilmek istenen temel husus en saf haliyle karşımıza çıkmaktadır: Batı’daki akılcılığın bu yönünün yadsınması durumunda Yeniçağ ile birlikte bilimin deneysel olanı akılcı yollardan kavrama çabalarının hangi koşullarda ve nasıl meydana geldiği açıklanamaz. hem bilgide hem de eylemde olsun bireyin kendi kendini yönetebilmesinin. onun hem bilgiye hem de eyleme temel teşkil edenin bilme ve eyleme iradesi olduğunu savunduğu bir durum söz konusudur. Oysa Batı insanı. yalnızca Batı’da vardır. (Aron. O bu davranış tiplerini “amaçla ilişkili akılcı davranış” (zweckrational). Ayrıca Kant. “Batı’da devletlerin örgütlenme biçimlerinden. “bir değerle ilişkili akılcı davranış” (wertrational). rasyonelleştirmeye. Weber’in felsefi kökenli düşüncelerinin merkezinde yer alan bilim ve siyaset arasındaki dayanışma ve bağımsızlık bağları ile ilgili olup. bilim kuramını kendi özgünlüğüyle oluşturarak. (Özlem. 2006:458) Davranış tiplerine dair yapmış olduğu bu sınıflama. onun için hem kişisel hem de felsefi anlamda bir problem yaratmış. Bir Batı klâsiği olarak “rasyonelleştirme” de “yalnızca gerçekliği türdeşlik ve süreklilik tasarımı altında bilmek isteyen bilime” has olmamış. tüm alanlarda fonksiyonunu devam ettirmiş ve etkisini göstermiştir. Nitekim rasyonel anlayışa bir Batılı tarafından bakılacak olursa. bu dünyaya akılcı yoldan egemen olma isteğiyle yönelmiştir. Zira Rickert’e göre bilim “gerçekliği türdeşlik ve süreklilik tasarımları altında rasyonelleştiren bir bilgi etkinliği”dir. Dilthey de buna ilaveten bireyin kendi yarattığı dünyanın içerisinde kendi yarattığı birçok şey ile birlikte. Weberin bilim kuramında açık şekilde görünmektedir. onun. daha çok.II.” Ona göre bu durum. Dolayısıyla teoriden pratiğe Batı kültürünün içine tamamiyle sinmiş olan rasyonelleştirme sürekli olarak bu kültür çerçevesinde karşımıza çıkmaktadır. 1999:75-76) Weber’in bilim kuramını incelemek için onun davranış tipleri sınıflamasından hareket edilebilir. bu dünyaya. (Aron. uymayı anlarlar. yaratmış olduklarının belirlenimi çerçevesinde yaşadığını söylemiştir. akılcı yoldan uyum göstermeyi.WEBER'İN BİLİM ve SOSYOLOJİ ANLAYIŞI 1. böylelikle Weber. “duygusal ya da heyecana bağlı davranış” ve “geleneksel davranış” olmak üzere dört kategoride toplamıştır. sisteminin daha sonraki safhalarında bunlar üzerinde ayrı ayrı durmuştur.Weberin Bilim-Sosyoloji Anlayışı ve Rasyonelleşme Bu durumda geriye dönüp Kant’a bakılacak olursa. bu hususta Weber’in daima yakindan ilgilendiren bir sorunun da temelinde yer almıştır: “Siyasetin ya da bilim adamının ideal tipi nedir?” “Aynı zamanda hem eylem adamı hem profesör nasıl olunabilir? Bu soru. Yeniçağ’dan bu yana insanoğlunun elinden çıkan bilimin yine insanoğlunun yaşamını belirleyen faktörler arasında en mühim sırada yer aldığını vurgulamıştır. bilimin Batı kültürünün bir ürünü olduğunu savunmuş ve bu kültürün tarihsel açıdan ne gibi kriterlere dayandırarak belirlediğinin üzerinde durmuştur. bunu bir 10 . 2006:459-460) Öte yandan bir bilimin “olmazsa olmazı” niteliğindeki rasyonel çaba. Bu bağlamda Weber’in bilim kuramının Rickert ile aynı doğrultuda olduğu ifade edilebilir. kendiliğindenliğinin ve de somut şekliyle algılanan biçimlendirme yetisinin görülebildiğini ifade etmiştir. O.. ama Çinliler rasyonelleştirmeden. en dar haliyle epistemolojik/bilimsel anlamının da ötesinde. Ona göre tarihte rasyonelleştirme adına belli başlı iki tür temel kültür örneği göze çarpmaktadır: “Çin kültürü de bir rasyonelleştirme motifine dayanır. O bu konu hakkında şunları söylemektedir: Bizim bugün ‘geçerli’ kabul ettiğimiz gelişme alanı içinde bilim. aile bireyleri arasındaki pek özel ilişkilere kadar”. özellikle Aydınlanma Çağı ile yerleşen her şeyi akli ölçülere göre ayarlamak düşüncesine yakından ilgilidir. İşte böyle bir durumda Weber de. İşte buradan hareketle Weber. Ancak Weber’in temel özelliklerinden biri olan tarihçiliği onun bilim anlayışını Rickert’le aynı doğrultuda fakat daha ileri bir noktaya taşımıştır. örgüt içi hiyerarşik yapılardan (bürokrasi). kültürleri belirleyen ana bir örnek olarak bu kavrama bir anlam atfetmektedir.

Yerine inşa edilen dünya. dünyasını sadece deneysel bir veri. 1999: 77). İşte Weber’in hemen her yapıtına hâkim olan “büyüsü bozulmuş dünya” anlayışı onun Nietzsche’den esinlendiğini gösterir. Weber’in Batı kökenli bu akılcı bilim anlayışının karşısında yahut yanında olduğu söylenemez. 2007:165). Fakat bu durumda dinler yahut birtakım ahlaklar. eylem boyutunda bireylerin karşılıklı çıkar. Batı’nın bu kültür ve bilimi üzerine bir saptama yapma ve bilimin vazgeçilemez olarak nitelendirilen özellikleri ile ilgilenmektir. kendi ideolojisine göre anlam verdiği bu dünya. Çünkü onun düşüncesinde insanın içinde bulunduğu toplumun belli değer ve ideler olmadan varlığını sürdüremeyeceği esası vardır ve aslında bir din yahut bir ideoloji de dünyayı rasyonelleştirmeye yetebilir. bu değersel rasyonelleştirme ile bilimsel rasyonelleştirme arasındaki farkı anlayabilmektir. Öyle ki. bir olgu olarak görmeyi isteyecek ve bunun için belli bir çaba sarfedecektir. ona olgular-üstü ve olgular-dışı bazı ilk nedenler ile kutsal inanışlara yahut da bireylerin bizzat kendi istek ve idealleri doğrultusunda bir anlam yüklemektedir. Bu durum Batı kültürü için de geçerli olmuş. düşünce boyutuyla rasyonelleştirme. akılcılığın düşüncenin içine girmesiyle Batı insanı dünyasına dinsel. Düşünce boyutunda ise. İşte tüm bu çatışma ve çelişme durumları sonucunda akılcılık galip gelmiş ve Batı’nın bu akılcı tavrı. Entlektüalizasyon ve rasyonalizasyon hayatlarımızı parçalamış. “dünyayı eski anlam düzeninden koparmıştır. eylemde olduğu gibi. dünyayı tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiş olgular yığını olarak görmemekte. Nitekim Nietzsche ile arasındaki en önemli fark budur: Nietzsche yoğun nihilizmini bu rasyonalizm anlayışına karşı da korurken. inci taneleri dört bir tarafa dağılmıştır. birçok insanın değer atfettiği. yerine herhangi bir çerçeve konmamıştır. tüm ahlaki. akılcı bir bakış açısının altında hemen her şeyini yitirmiş bir olgu yığını şeklinde anlaşılan bir dünya olmuştur(Özlem. Bu dünyada insan ve onun akıl yürütmesi tek başına dikelmektedir. “dünyanın büyüden arındırılması” faaliyetini kapsar. ahlaki yahut siyasi değer ve idelerin sebep olduğu “maksimler”le bakmaktan vazgeçerek. Bu yönüyle dünya. işte bu da deneysel dayanaklı akılcı tutuma aykırı olmaktadır. (buna aklın demeri kafaesi denmektedir) “Weber hiçbir şeyi değilse bile şunu biliyordu: Bizler büyüsü bozulmuş bir dünyada yaşamaktayız. “büyüsünü yitirmiş bir dünya” olacağı söylenebilir. Büyük zincir bir kez kopmuş. Weber bu hususta da tarafsızlığını korumuştur. “dünyanın ahlaksal değer ve idelere göre düzenlenmiş bir kosmos” olarak tasvir edilmekte. ne din ne sanat ne bilim ne insan ne de toplum kutsaldır. sonuç olarak bilimin Batı’da ortaya çıkmasının da bir gerekçesi olmuştur. hem idelere hem de değerlere bağlı olarak tasarlanan bir dünya fikrinden vazgeçerek. siyasi inanç ve değerlerden bağımsız bir perspektiften deneysel olanı görebilme yetisini kendisiyle birlikte bireye kazandırmıştır. 1999:77-78). Daha önce de sözü edildiği üzere. Kutsal olan tahrip edilmiş. kutsalın bulunmadığı bir dünyadır. Değersel ya da ideolojik. Ana bir kültür örneği olarak rasyonelleştirme iki ayrı boyutuyla Weberci bilim kuramında yer alır. kendisi gibi değil. Bunlar mekanikleşmiştir. Yalnız rasyonalizmin temelini teşkil ettiği tüm idelerden. Weber’e göre. düşüncede de rasyonel olmak demektir(Özlem. Bu yer alış şekli. bir dünya tablosu sunmakta ve bu tablo. artık.felsefi/bilimsel tutum veya “izm” olarak anlamanın da ötesinde yaşam biçimi olarak algıladığı görülür.”. değerlerden arınmış bir dünya düzeninin bundan böyle Weber’e göre. Fakat burada ayrımına varılması gereken nokta. Weber’in yaptığı yalnızca durumu gözlemektir. Çünkü Batılı’ya göre rasyonel bir tutum takınmak demek. Bu yeti.” İşte böylesine bir dünyada böylesine bir yorumu yapan yalnızca Weber olmamış. Çünkü bu iki tür arasında öncüllerine bağlı olarak bir karşıtlık durumu söz konusudur. dinsel platformda rasyonelleştirme. arzu ve 10 . belli bir değeri olan. hak ve sorumluluklar anlayışının odağı haline gelmiştir. Fakat daha önce de sözü edildiği üzere. anlam çerçevelerimizi yok etmiştir. Artık. Ona göre rasyonelleştirme denilen şey. döneminin başka aydınları da onunla aynı fikri paylaşmışlardır(Çelebi. Weber’e göre önemli olan. bizlerin istek.

insanların durmadan değer atfetme girişiminde bulundukları bu dünyada bilimsel faaliyetlere bu türden değerleri sokmamak adına bilimin rasyonelleştirilmesi ya da bir başka deyişle bilime rasyonel ve nesnel bir yapının giydirilmesi gerekir. 2. “olan”a bir “olması gereken” durum eklenemez. bu olguyu sosyolojisinin bütününe yaymış ve her kuramını bu olgu üzerinden açıklamaya çalışmıştır. Çünkü Weber’e göre rasyonalite geleneksellikten büyük ölçüde sıyrılmayı gerektirmekte. Çünkü bu postulatlar. bu yönüyle de modern dünyanın vazgeçilmez unsurlarından biri olmaktadır. bir büyü dünyası şeklinde görünür(Özlem. bilimde rasyonelleştirme bu kaos durumunu. Aynı şekilde de. Zaten onun düşünce platformunda ister gizli ister aleni biçimde ahlaki. dünyanın bir Tanrı tarafından düzenlenmiş. araştırmacı ve yorumcunun empirik olguların saptanması işi ile kendi pratik değerlerine bağlı tutumunu kayıtsız şartsız birbirinden ayırmasıdır. “bilim değer yargılarına göre kurulmuş ‘kosmos’lardan arınmaktır. Burada onun “gerçeklik” konusu ile ilintili olarak. Bunu kendisi de şu şekilde dile getirir: “Rasyonel empirik bilginin dünyanın büyüden arındırılmasını tam ve kesin olarak tamamladığı yerde. Bilim “olan” ile ilgilenirken. İşte bilimsel düşünce “olan” ve “olması gereken” arasında bir geçişliliği kabul etmez. bireyin bir başkasının eylemine yönelmemiş olan “eylem”leri ile bir başkasının eylemine yönelmiş olan “sosyal eylem”leri arasında bir ayrım yapabilmektir. mutlaka onaylayacağını düşünmektedir. 1999:79) Bilimsel platformda rasyonelleştirmeye bakıldığında ise. İşte burada Weber’in bütünüyle odaklandığı nokta. olgu ve değer arasında bulunan farklılıkla alakalıdır. Rickert’la aynı platformda yer aldığı söylenebilir. gerçekliğin irrasyonel ve “kaotik akış” olduğunu söylemektedir. sosyolojik çizgisini oluştururken bireyin eylemlerinden yani “sosyal eylem”den yola çıkmıştır. 1999:79-80). Dolayısıyla da. burada Weber bu türden eylemlerinin temelinde olan anlamın yorumlanma yolu. Modern sosyolojinin kurucularından biri olan Weber.idealleri doğrultusunda yorumlanmış bir “kosmos”. bir gereklilik durumunu ifade ettiklerinden “olması gereken”i içermektedir. onun “Anlayış Sosyolojisi” içindeki “anlama” kavramının içindedir. Tıpkı Rickert gibi Weber de. Burada Weber’in problematiğinin temel noktası. Weber’in bilime ilişkin bu tutumu. Bireyin bu türden eylemlerinin temelinde olan anlamın hangi yöntemle yorumlanacağı. hiçbir değer yargısı ve idelerin barınmaması gerektiğidir. bu düşüncelerinin devamına ilişkin olarak “gerçeklik” konusunda yorumlamalar yapar. dinî yahut siyasi değerler. O. Jonas. bilim yapılmış olunmaz. rasyonalite olgusu Weber sosyolojisinin temel problemini oluşturmaktadır. ahlaki. “Anlama” ise. şeylerin değil “ cümlesini Weber’in. yani şu veya bu biçimde ahlaksal anlama sahip olarak yönlendirilmiş bir kosmos halindeki kesinliğine inanırlar”(Özlem. akılcı bir bilme faaliyeti olarak nitelendirilen bilimin bünyesinde. ya “bir sosyal eylemin 10 .Bilimsel Yöntem: Anlama ve Açıklama Weber. şayet yaşasaydı. O halde Weber’in bilim kuramına ilişkin denilebilir ki.” Weber’in cümleleriyle bu söylem şöyle açıklanabilir: “Olabildiğince sık yapılması gereken şey. 1999:8082) Özetle. ahlaksal postulatların bizden talep ettikleri şeylere karşı bir gerginlik başlar. dini yahut siyasi yönlerden “maksim”lerle gerçekliğe bilimsel olarak yönelmek gibi bir durum söz konusu değildir. burada Wittgenstein’ın Weber’den sonra kaleme almış olduğu “ dünya olguların toplamıdır. Fakat önemli olan şudur ki. akılcı yollardan kavrayabilmeyi ifade eder. Hatta bu hususta Jonas’ın Weber ve Wittgenstein arasında temellendirmiş olduğu ilişkiye bakmak yararlı olabilir. böylesine bir “kosmos” ve “büyü” hali ortadan kalkmakta ve dünya sadece bir “olgu” şeklinde algılanmaktadır.”(Özlem. aksi takdirde.

2003:111) “Anlama” üzerine yapılmış ikinci tanım Weber’in sosyolojisinin temel yapısını meydana getiren unsurdur. bu olgu çıplak bir empirik veri olmaktan çıkar. bireyi (Einzelindividuum) ve bireyin davranışını temel birim ya da (tartışmalı benzetmeyi bir kez yapmamıza izin verilecek olursa) atom kabul eder. Fakat durum yalnızca “en yüksek derecede anlama” ile sınırlı değildir. bizim için ancak dülgeri yönlendiren bir motif. derine inmeyi ifade eder(Karagöz. Weber. “en yüksek derecede anlama” basit fakat rasyonel bir bilgi edinme sürecini içermektedir. Weber sosyolojisi için zaruri bir durum hüviyetindedir. Bir kimsenin bir eylemi gerçekleştirmesindeki içsel sebep olarak bilinen “saik” kavramı. Bu “yorumlama” eylemi de. “En yüksek düzeyde onu anlama çabası”. başka bir deyişle bunları. bilimsel nitelikte olmayan. bu yüzden böyle bir anlayış sosyolojik açıdan tek başına bir yöntem olarak kabul edilemez. Araştırmalarında yaptığı analizlerin temelinde ise birey vardır: “Açıklayıcı sosyoloji. Weber. yüzeysel kalmamayı. sosyoloji için. yahut biraz daha derine inme söz konusu olduğunda “saike inme” süreci başlatılarak sosyal analizler yapılır. “dernek”. Ama aynı dülgerin bu işi bir ücret karşılığında mı yaptığını. istisna tanımadan etkileşime katılan tek kişilerin eylemlerine indirgemektir. Ayrıca bu durum bir kimsenin kendi kendisini test edebilmesine de olanak sağlar. yalnızca bir olgusal saptama. İşte bu bakış açısı aynı zamanda bir kimsenin kendisi adına anlam ifade eden bir amaca yönelmesini “yorumlama”ya ve “kavrama”ya yarar. Daha açık bir ifadeyle. Bu yaklaşımda birey. daha sonra dülgerin eylemini bu motife dayanarak nedensel olarak açıklarız. Dülgerin eylemini bir “motif”e. Yani.yüklenmiş bulunduğu anlamı pratik bilgilerin yardımıyla anlama yoluna gitmek” ya da “açıklayıcı anlayış yardımıyla bir sosyal eylemin yüklenmiş bulunduğu anlamı anlamak” olarak tanımlanabilir. bir anlam doğrultusunda açıklanabilir.”(Özlem. 1999:116-117). Weber’e göre sosyoloji oluşturmanın yegane yolu budur.” Weber. anlamlı davranışın tek taşıyıcısı ve üst sınırıdır da… Genel olarak. Dolayısıyla sosyolojinin görevi bu kavramları “anlaşılabilir” eylemlere indirgemek. Durum biraz daha karmaşık bir hâl alınca. eylemlerde içsel süreçlerin önemli olduğunu öngördüğünden tek başına bile. Yalnız durum göründüğü kadar kolay değildir. Nitekim sosyal analizlerin yapılabilmesi için bu sürecin başlatılması şarttır. Bu. “feodalizm” ve benzeri kavramlar. çünkü artık bu olgu. doğrudan bir açıklama konusu olmayışı bundandır. söz konusu kimsenin “eylem”inin “rasyonel” amacını belirleyebilmek için yapılır. İşte önce dülgeri yönlendiren bu motifi anlar. yoksa kendi özel gereksinimini gidermek için mi çalıştığını bildiğimiz sürece. yani “motif” veya “anlam” aracılığıyla eğilebilirler. bireylerin eylemleri akılcı yoldan basit biçimde ve “pratik bilgilerin yardımıyla” anlamaları her zaman yeterli olmamaktadır. basit bilgilerdir. burada bireye verilen önem açısından klâsik iktisatçıların “Robinson Crusoe yaklaşımı”nı ve toplum sözleşmesi fikrini savunan 10 . Zira eylemin altında yatan anlamı yakalama çabası. yanlış yapmamak. Aynı zamanda bireyin eylemlerinin “saik”leri her zaman belirgin olmamaktadır. bir ölçüde. o kimse hakkında yanlış bir hükümde bulunmamak için de şarttır. Weber konunun anlaşılabilmesi için verdiği örnekleri “nedensel anlama” adı altında toparlamaktadır. yani saike inme. konularına ancak ve ancak dolaylı olarak. bununla ilintili olarak günlük hayattan birtakım örnekler vermiş ve konuyu tüm yalınlığıyla ele almıştır. bu. Nedensel anlama Weber’den bir örnekle şu şekilde açıklamak mümkündür: “Bir dülgerin bir kapıyı yerine taktığını gözlediğimizde. Zaten sosyal eylemin altında yatan saike inmek de “anlayış sosyolojisi”ni ifade etmektedir. bir “anlam”a bağlayamadığımız sürece. bir empirik veriden ibarettir. Kültür bilimleri. insanların etkileşimini gösteren belli kategorilerdir. Bu pratik bilgilerden kasıt. bu eylem bir açıklama nesnesi hâline gelemez. Kültür bilimlerinde konunun. sosyal bilimlerin yöntemleri hususunda görüşlerini aydınlanma felsefesinin ışığında açıklamıştır. o kimseyi “en yüksek derecede” tanımak için gereklidir. o kimsenin yanlışlıklarını kavramaya yardımcı olur. Rickert’ın belirttiği gibi. “devlet”.

konularına tam anlamıyla işleyemeyen. Fakat. Bu aykırılığın temelinde Hegel ve Ranke geleneklerinin her bir bireyi. Yalnız bu eylemleri yönlendiren nedenler doğal olmamakla birlikte. değişik sosyolojik anlayışlarından sadece bir tanesidir. 1971:24). bazen sık sık. kendindeki niyeti içsel gözlemleriyle anlayabilir. hiçbir zaman gerçek hayatta bulunmazlar… Her münferid olayda. Nitekim bundan dolayı da. kendisinin pozitivist ve akılcı olan bakış açısıyla ilgilidir. 2005:102) Weber’e göre. bu suretle de konularını belli türden ilgi ve yönelimler doğrultusunda yorumlamaktadır. yorumlamacı ya da hermeneutik bilim felsefesi çerçevesinde bir kuramcı ya da teorisyen olarak değerlendirilebilir(Özlem. kendi içlerinde bir bütünlük gösteren zihni yapıtlar olmaya elverişli. (Weber. Özetle kültür bilimleri. değersel ve simgesel bir nitelik taşırlar. “anlama”yı “başka hayvanlarla ya da cansız doğayla değil insanla ilgilenen ahlâk ve kültür bilimlerine ait. Ama yine de. Kültür bilimi olgusunun doğrudan gözlem nesnesini bireylerin eylemleri oluşturmaktadır. eylemi yahut çalışma üslûbunu tek tek ele alıp. Böylelikle Weber. “anlama” yöntemini içeren sosyolojik yaklaşım. bütünün niteliklerini taşır. Bu da Weber’in “yorumlayıcı sosyoloji” adını verdiği durumu örneklemektedir. ifade örneklerle biraz daha netleştirilebilir. tek taraflı olarak çoğaltılan ve tek taraflı olarak ön plana geçirilen bu görüş açıları bakımından. söz konusu nedenlerin “anlama” yöntemi doğrultusunda belirlenmesi gerekir(Özlem. Açıklama ise. bir başkasının davranışlarının altında yatan nedenleri ise ifade edilen yahut yakıştırılabilecek niyetler çerçevesinde yorumlayabilir. kurumu. Bir kültür bilimi olarak sosyoloji. Ona göre kişi. bunları belli türden bir veri kümesinin temelinde bulunan biraz daha geniş çaplı bir birimin “belgesi”.akılcı (rasyonalist) filozofların paradigmalarını benimser. Kavramsal saflıkları içinde bu zihni yapıtlar.”(San. 2. Yani kültür bilimlerinde anlama ve açıklama yöntemlerini sentezleyen olgu ideal tip kavramları olmaktadır.” Bu.1. kendisinin adlandırdığı şekliyle. Kültür bilimlerinde. bazen az rastlanan. Buradan şöyle bir yargıya varılabilir: “Parça. aynı zamanda Hegel ve Ranke geleneklerine de aykırı bir tutum içerisindedir.İdeal Tip 1. dağınık (diffus) ve pek göze çarpmayan (diskret) münferid görüntülerin (özelliklerin) birleştirilmesiyle (senteziyle) kazanılır. 2002:41-42). III. “belirtisi” yahut “ifadesi” biçiminde “yorumlamaya” uğraşması yatmaktadır.İdeal Tip’lerin Kuramsal Kökeni Onun “ideal tip” ya da “saf tip” adını verdiği bu tipler Weber literatüründe “bir ya da birkaç görüş açısından. kendi içinde barındırdığı konuları tek tek açıklamak durumundadır. İdeal tip. ahlâksal yahut dinî bakımlardan taklit edilmesi gereken veya ona ulaşılması beklenen “mükemmel” bir tipi 10 . gerçeğin bu ideal tiplere ne dereceye kadar yakın ya da uzak olduğunu tespit etmek gerekir. ideal tipler aracılığıyla gerçekleşir. açıklamalara doğrudan gözlem yoluyla geçilemez. kültür bilimleri söz konusu olduğunda. Bu çerçevede yorum. yer yer ise hiç rastlanmayan. “yorumcu” yahut “anlamacı” sosyoloji dir. “daha kapsamlı bütünle parçası arasındaki birliği anlama”yı ifade etmektedir. ki bu bir sosyal bilim olarak sosyolojiyi de içerir. 2002:41). Anlama kavramını değişik biçimlere dönüştürmesi. Fakat onun yaklaşımı. Özetle “anlama” ve “açıklama” Weber sosyolojisinde şu iki ilkeyi temel alır: 1. kendine özgü bir yaklaşım” olarak nitelendirmektedir.WEBER SOSYOLOJİSİNDE KAVRAMLAR 1.

somut olan her olayda “olmazsa olmaz” nitelikte olmayan. Aynı zamanda bu tip “ortalama tip” ile de karıştırılmamalıdır. Yine “eşyanın tabiatı”. ayrı olan her bir olayın belirlenmesi. bu bahsedildiği şekliyle “kavramsal saflıkları” dahilinde değildirler. Bunu yaparken aynı zamanda söz konusu olay tipine aşina olmayan. karmaşık bir sosyal gerçeklikten dolayı oluşan ve belli türden bir somut olaya ilişkin tipik olarak görülmeyen nitelikler bulunmaz. ideal tipin ise bu özellikler haricinde. 1971:27). bu türden kavramların deneye dayalı bilimler arasında yer alamayacağını söyler. Weber bunu kendi ifadesiyle. gündelik yaşamda hiçbir zaman karşılaşılmayacak bir tipi ifade eder. bu suretle de aradaki benzerlik ve farklılıkları saptamaktır. Aralarında kesin bir ayrım vardır ki. öncelikle rasyonel yöntemler kullanılarak oluşturulan soyut bir zihinsel yapıtı ifade eder. çok da belirli olmayan özellikleri yansıttığıdır. Weber hareket noktasını bu çerçevede oluşturduğundan sosyal eylemleri de sınıflandırma yoluna gitmiştir. Tüm bunların yanı sıra. bireylerin sosyal eylemleri oluşturur. Ve işte bu hâllerine rağmen yine de eksik olmayan bir tümelliğe sahip olmaları onları “ideal tip kavramları” niteliğine büründürmektedir.” Weber’in burada anlatmak istediği şey de. En önemlisi de. gerek deneysel bir temeli olan. İşte bu kavramları ideal tip kavramları haline getiren de. Kurulan bu kavramlar. onların genel kavramlar olmamaları ve sınırlı bir geçerliliğe sahip tip kavramlar olmaları biçiminde karşımıza çıkar. belli türden sosyal bir olayın tüm tipik özelliklerini üzerinde barındıran soyut ve zihinsel bir yapıt olan ideal tip. ideal tipin amaç değil. Weber’in ideal tip kavramları ortaya atmasında sosyolojinin genelleştirici bir bilim olarak sosyolojinin terminolojisi içine yerleştireceği kavramlarını bütünüyle bir kapsayıcılık içerisinde kurması zorunluluğu temel oluşturur. gerçek sosyalizm gibi) kavramları kriter almaz. deneysel kontrole tabi tutulabilecek soyut kavramlar oluşturabilmektir. O. bu soyut kavramları da ideal tip kavramlar olarak nitelemektedir(Özlem. 1999:158). ideal tipler karmaşık olan gündelik hayatta. (San. Weber.simgelemez. özellikle sosyal kurumların tipolojisi açısından çok önemlidir. Buradan bu soyut zihinsel yapıt niteliğindeki ideal tiplerin “saf” bir özelliğe büründüğü sonucu çıkarılabilir. Bu sınıflama. Weber. soyut ve zihinsel yapıt niteliği taşıyan ideal tip ile gündelik yaşamdaki somut olayların kıyaslamasını yapmak. Yalnız burada şu ince ayrıma dikkat edilmelidir: Weber. “değer yargısından arınmış” zihinsel bir kavram olduğudur. 1971:24-26) Bir başka düşünceye göre. daha önce bahsedilen dağınık ve çok belli olmayan özellikleri de taşıyan ideal tipin belli bir tipin tüm özelliklerini taşımasındaki amaç. Sonuç olarak rasyonel yöntemlerle oluşan ve değer yargılarından arınmış olan. aynı zamanda pozitivist anlayış içindeki önyargılardan da kurtarılması gerektiğini ifade eder. dağınık. o da ortalama tipin birtakım somut olaylarda bariz biçimde belirli olan genel ortak özelliklerin toplamını ifade ettiği. “ilahi kanunlar” yahut “halk ruhu” türünden metafizik kavramları da ideal tip içine dahil etmez. Onun saf olması. burada ideal tiplerin yalnızca metafizik kavramlardan değil. gerekse içeriğinde bulunan konularını kapsayıcı bir nitelikte açıklamak isteyen sosyoloji adına yapılabilecek tek şey. kavramsal saflığı dahilinde. geçerliliklerinin sınırlı olduğu bilinip ideal bir kapsayıcılık niteliği taşıyan kavramlardır. Weber’e göre sosyolojinin konusunu. Bu 10 . hiçbir zaman. “…sosyolojik bilgi edinme tarzına uygun olsun diye geliştirilmiş inşa edilmiş (konstruktif) düşünce birimleri olarak “ideal tip kavramları” olacaktır. yabancı özellikleri de saf dışı bırakır. Yani bu ideal tipler aynı zamanda saf tipler olarak değerlendirilebilir. Bu yapıtın içinde. Nitekim. anlaşılması ve açıklanması adına ihtiyaç duyulan bir araç olduğudur(San. Weber’e göre “ideal tip” kavramı. Onun simgelediği. ideal tiplerini oluştururken değer yargıları ile yüklü olan (Hıristiyanlığın niteliği. belli türden bir sosyal olay tipine özgü olan tüm özellikleri bir arada bulundurmasından kaynaklanır. Bu bağlamda bireylerin birbirlerine karşı bulundukları “anlamlı” eylemlerin niteliği “sosyal ilişkiler ağı” oluşturmaya başladığında burada bir toplumun varlığından söz edilebilir.

2006:458).sınıflama sosyal eylemin saf ya da ideal tipleri olarak da adlandırılmaktadır. öznenin bizzat kendi bilinç halinin yahut karakterinin direkt olarak belirlediği davranışı ifade eder. karizmatik ve meşru ya da yasal-ussal otorite tipleri olarak adlandırmıştır(Arslanoğlu. adetler. Weber’e göre modern toplumların idari işleyişlerine ışık tutan ideal bir tiptir. 1.1. Görüldüğü üzere. 1. bunları geleneksel. sosyolojinin sosyal kuruluşları gerçek yaşamda olduğu gibi tasvir edemediğini ileri sürmüş. tehlikeyi göze alması ve bu suretle de akılcı davranmasıdır(Aron. Davranışın oluşmasında etkili olan tamamıyla duygusal tepkiler olmaktadır(Aron. normlarca belirlenmiş olan davranışlar biçiminde ortaya çıkmaktadır. modern toplumlardaki idari işleyişi 10 .3. 2001a:46) Meşru ya da yasal-ussal otorite tipinin en saf biçimi olan bürokrasi. 1.Amaçla İlgili Akılcı Davranış Tipi Bu davranış tipi bir köprü yapan mühendisin.2006:459) Özet olarak Weber. 2006:459). inançlar. “genelleştirilmiş kategori” çeşitlerini tanımlamak. ya da batan gemi örneği kapsamında kişinin onurunu zedelememesi adına akılcı bir nitelik taşır. bireysel ve özel anlam karmaşıklığını çözmek için ideal tip kavramını sosyolojiye kazandırmıştır.1. o değere sadık kalma gerekçesiyle.2. bir kimsenin sahip olduğu değerler söz konusu olduğunda. Tüm bu durumlara ilişkin zweckrational davranış yani “amaçla ilgili akılcı davranış” bir kimsenin bir işi yapmakta amacının ne olduğunu düşünüp tasarlaması ve bu amacı gerçekleştirmek için de araçları düzenlemesi şeklinde tanımlanır(Aron. Weber egemenliğin meşrulaştırılması ile ilgili üç ideal tip kurmuş. çoğunlukla analiz yapmak için gerekli olan ideal tip kavramları yaratmak gerektiğini söylemiştir. dışsal bir amaca ulaşmaya çalıştığı için değil de. değer yahut duygusallık taşımak zorunda değildir. önemli olan uzun vadede yerleşmiş olan gelenekselliğe uyma beklentisidir(Aron. Böylelikle Weber. O halde Weber’in saikleri bakımından dört kategoriye ayırdığı sosyal eylemin ideal tipleri şu şekildedir: 1. Söz gelimi annesini hayli sinirlendiren bir çocuğun annesinden tokat yemesi buna iyi bir örnek teşkil eder.1.Bir Değerle İlişkili Akılcı Davranış Tipi Bu davranış tipini şu türden örneklerle açıklamak mümkündür: “Bir düelloda ölen Alman sosyalisti Lassalle’ın davranışı ya da gemisiyle birlikte batan kaptanın davranışı…” Bu örneklerdeki davranış. burada davranışın ya da eylemin gerçekleştirilmesinde herhangi bir amaç ya da değer söz konusu değildir.1.4.Geleneksel Davranış Tipi Buradaki davranış da. Geleneğe göre davranan bir kimse. alışkanlıklar. para kazanmak isteyen bir spekülatörün yahut galip gelmek isteyen bir generalin davranışını içerir. hiçbir biçimde amaç. Weber.Duygusal Ya Da Heyecana Bağlı Davranış Tipi Weber’e göre bu davranış tipi. Burada esas olan şey. İdeal tipin önemi Weber’in ekonomiden sosyolojiye kazandırdığı analiz kavram olmasından kaynaklanır. herhangi türden bir meydan okumaya karşılık vermemek için.1. belirlenmiş. 2006:459).

demografik veya özel olarak toplumsal nedenlerini sorghulamayı gerektirir. belirli bir bağlama dahil olan insanların büyük ihtimalle davranışlarını normatif beklentiler açısından yönlendirecekleri anlmaına gelir. Burada da gerek içsel gerek dışsal bir çıkar durumundan söz 10 . iki fenomen arasında düzenli bir ilişkinin kurulmasını varsayar. rasyonel olarak gerçekleştirdiğimizin bilincinde olduğumuz eylemlerle ilişkilendirdiğimizi savunmuştur. Buna karşın. 2010: 209-210) 3. o nedenselliği olasılık bağlamında ortaya koymuştur. Weber bu bağlamda şu noktaya dikkat çeker: “Otorite. bir tür irade metafiziğine dayanmaz. ancak. Bu ilişkinin. bütün devrimlerin veya devrimlerin kendine özgü ideal tiplerinin ekonomik. Ancak. bu her zaman olasıdır ve hiçbir zaman kesin değildir. Dolayısıyla Weber’in olasılık veya şans kavramı. ‘A nın B’yi kaçınılmaz kıldığı’ bir biçim alması zorunlu değildir ama ‘A nın B’ye az veya çok destek olduğu’ bir biçim alması zorunlu değildir ama ‘A nın B’ye az veya çok destek olduğu’ bir biçim alabilir. rasyonel olarak tahmin edilebilen ve denetlenebilen durumlarda ortaya çıkar. Tarihsel nedensellik arayışlı şu soruyu sorar: Bolşevik Devriminin nedenleri nelerdir? Sosyolojik nedensellik arayışı. ancak tamamıyla kapsayıcı nedensel isnatlar oluşturmadaki aşırı sorunların farkına varmasından kaynaklanır.ayırt etmek uygundur. Tarihsel nedensellik bir olaya nedenh olmuş olan biricik koşulları belirler. Burada olasılık. Weber. tarihsel ve sosyolojik nedenselliğe sıkıca inanmımıştır. (Coser. O araştırma konusu nesneyi belirlemeye yardım eden çeşitli nedensel zincirleri izlemenin yapılabilecek en iyi şey olduğu sonucuna vardı. belirli bir davranış normunun kendisine bağlı kalacağı ‘bir olasılık olduğu sürece’ bir ilişkiyi mevcut tanımlarken) benzerdeğerlendirmelere yapar. bir buyruğa çok değişik güdülerle uyulması üzerine dayalı olabilir: duygusuz bir alışkanlıktan amaç-açısından-ussal en arı değerlendirmelere değin. Burada. çünkü bazı eyleyenler için onların biricik toplumsal ilişkilerine özgü nedensellik zincirlerinin. ki bu da belli oranda olsa dahi. şans veya olasılık üzerinde böyle bir vurgunun özgür irade veya insan davranışının tahmin edilemezliği ile ilgisi yoktur. genel anlamıyla “belli bir kaynaktan çıkan kimi (ya da tüm) buyruklara belli bir bireyler kümesince uyulma olasılığı”dır.” Fakat Weber. Örneğin.Otorite Tipleri Otorite kavramı. (Coser. başka kimseler üzerinde her türden güç kullanma veya etki bırakma gibi bir durum söz konusu değildir. 2010: 208) Weber tanımsal ifadelerle olasılık kavramını kullandığında (örneğin. Weber. bir gönüllü uymayı kapsar. egemenliği bu şekilde açıklamasına karşın. insan eyleminin yalnızca delilik durumunda gerçekten tahmin edilemez olduğunu ve ampirik bir özgürlük hissi’nin en üst ölçütünü.Nedensellik ve Olasılık Alman idealist gelenekle uyum içinde Weber insani konularda nedensellik kavramını reddettiği arada br ileri sürülür. Sosyolojik nedensellik. beklenen olasılıktan uzaklaşmaya yol açacağı da varsayılabilir. Öznel özgürlüğün bu anlamı tahmin edilemezlik ve irrasyonalikte temellenmek şöyle dursun.yorumlamak ve anlamak için bir ideal tip kavramı ortaya atmış ve anlam karmaşıklığını gidermeye çalışmıştır. 2. yine de gerçek anlamda egemenlik ilişkisinin ayırt-edici bir ölçütü olduğunu vurgulamaktadır. Çarpıcı bir şekilde durum bu değildir. Toplumsal araştırmada nesnel ampirik kesinlik ona neredeyse hiç ulaşılabilir görünmemiştir. Weber’in nedensellik görüşündeki iki doğrultuyu –tarihsel ve sosyolojik.

c) Karizmatik temeller: Bu da. o yöneticinin karizmatik lider olma potansiyelinden söz edilemez. O halde açık olan şu ki. Çünkü karizmatik otorite. tek başına. bütünüyle içten gelen bir itaat türüdür(Vergin. 2006: 54) Kısacası Weber’in Karizmatik Otirite kavramı ile anlatmak istediği şey. bir kimsede bulunduğuna inanılan olağanüstü özelliklerden dolayı -bu kahramanlık. Yalnız burada. onu karizma sahibi yapmaz. doğaüstü kabiliyetlere sahip bir kahramanlık niteliğine dayanır.edilebilir. bu türden bir yönetici sıradan bir insanın sahip olamayacağı niteliklere sahiptir. O halde. Yani daha açık bir söylemle. Bu kavram. konferanslarında hayli yoğun kullanmış. Hele ki. her zaman belli olmasa da. tüm bu gelenekler dahilinde bir güç kullanan kimselerin de bu gücünün meşru olduğuna inanılan bir düşüncedir (geleneksel otorite).1. ekonomik açıdan oldukça büyük önem taşıyan birçok sosyal kuruluşta otorite ilişkisinin rolü büyüktür. tıpkı diğer otorite tipleri gibi. bu otorite tipine gösterilen içten gelen teslimiyetin en üst düzeyde tezahür ettiğidir. çoğu sosyal eylemin otorite ilişkisi temeline dayandığı açıktır.Karizmatik Otorite Bu otorite tipi. “başkalarının davranışlarını kendi isteklerine zorla uydurabilme olanağı”nı simgeler(San. örnek özellikleri olma şeklinde kendini gösterebilir. b) Geleneksel temeller: Geçmişten beri süregelmiş olan geleneklerin kutsal. Weber. belli türden bir toplumsal münasebet içinde ortaya çıkar. Çünkü. Söz gelimi herhangi bir yönetici toplum tarafından karizmatik görülmediği takdirde. Ona göre otorite (ki bu eserde otorite. bu itaat zora dayalı bir itaat değil. kavramların içeriği çok fazla genişletilmeyecektir. Bu zaman zaman söz konusu yöneticinin Tanrı tarafından gönderilmiş olması ve bu suretle de belirli bir görevinin olması biçimine de tekabül edebilir. onun emirlerini yerine getirir ve bu uyma davranışını da muazzam bir şevkle gerçekleştirir. aynı zamanda da ünlü eseri “Ekonomi ve Toplum” da “Otorite Tipleri” ve “Otorite Sosyolojisi” başlıkları kapsamında derin biçimde irdelemiştir. sosyal iktidarın genişlik bakımından ilk sırasında yer alan otorite. bu kavram sosyal eylemlerin hayli önem taşıyan bir ögesi olarak karşımıza çıkacaktır. hem içeriği itibariyle birçok olguyu bünyesinde barındırması hem de kendi arasında da bir sınıflamaya tâbi tutulması bakımından derinlemesine incelenmelidir.bu kimsenin açıkladığı yahut emrettiği kalıplara bağlılığın meşru olduğuna inanılan bir düşünceyi ifade eder (karizmatik otorite). ağırlıklı olarak Weber’in sosyolojik terminolojisinin ele alınması gerekçesiyle bu kavramların yalnızca tanımı yapılacak olup. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus şudur: Nesnel olarak bir kimsenin bu türden niteliklere sahip olması. karizmatik otorite olarak adlandırılan yöneticide bulunduğuna inanılan istisnai. otorite kavramını yazılarında. Söz gelimi. 1971:63) Buraya kadar olan tanımlamalar doğrultusunda Weber’in otorite tiplerinin şu düşünceler ile ilişkili olduğu söylenebilir: a) Rasyonel temeller: Meşru olan kurallar hukuksal açıdan düzenlenmiştir. olağanüstü. hakimiyet kavramı ile karşılanmıştır) geniş anlamıyla ve somut bir içeriği olmaksızın ele alınırsa. 10 . Weber’in otorite sınıflaması şöyledir: 3. Ayrıca yönetilen kesim de hiçbir biçimde karizmatik olarak algıladıkları bu lider tipine karşı koymaz. Bazı kaynaklarda “hakimiyet” biçiminde ifade edilen otorite kavramının en saf hâli budur. Bu kurallar çerçevesinde seçilen yöneticinin emir verme yetkisinin olduğuna inanılan bir düşüncedir (yasal/meşru otorite). geçmişteki feodal düzen yahut günümüzün büyük işletmeleri buna örnek teşkil edebilir.

Geleneksel Otorite Geleneksel olarak nitelendirilen otorite tipi. Weber’in yasalussal otoritesinin uygulanmasında işleyen en saf mekanizma da. Çünkü Weber bu değerlendirmeleri nesnel bir bakış açısıyla ortaya koymuş. herkesin uymak durumunda olduğu. Açık olan şu ki. otorite sahibi kimselerin yetkilerinin yasalar çerçevesinde düzenlendiği ve sınırlandırıldığı otorite tipidir.Meşru(Yasal-Ussal) Otorite Weber’in daha çok modernleşmeyle birlikte açığa çıktığını söylediği yasal-ussal otorite tipi. Bu meşruluk. patrimonyal devletlerde görülmektedir. bulunduğu konuma liyakatiyle gelir. patrimonyal devlette yöneten konumundaki kimse. Bunun en güzel örneklerini de Sovyet rejimi. yarışma ya da bir başka hukuksal düzenleme yoluyla edinmektedir. Saddam’ın “savaş kaybedip de 10 . Geleneksel otorite tipi. Çünkü bu meşruluk toplumda istikrarın sağlanması adına bir önkoşul niteliğindedir. Bürokratik işleyişe uygun olarak bir mevki sahibi olan kimse. bu da. geçmişten beri süregelen egemenliklerin geleneksellik çatısında meşru kılındığı anlayışından kaynaklanır. onun şahsına itaat etmiyorlar. karizmatik otoritenin “mevcut olanla bir kopuşu temsil etmesi”nden kaynaklanır. tarikat şeyhleri. bu mevkideki statüsü derecesini de yine hukuki düzenlemelere göre yükseltir. yaptığı tahlilleri de kendi deyimiyle “kavramların aksiyolojik yansızlığı” ışığında yapmıştır. bilindiği gibi “bürokrasi” olmaktadır. tebaasını gerektiği yerde ödüllendirmekte. Devletin sahibi olan hükümdar. 2006: 57) Bu otorite tipinin en sağlam örneği. Bu otorite tipinde kişi. “iktidar sahibi olan kişiye itaat ederlerken. “torpil” ya da “iltimas” yoluyla değil. bunun öncelikle uzun zamandır süregelmiş koşulların denetçisi “örf”ler tarafından onaylanması gerekir. gerçekte. Bu liyakatin meşruluğu da. artık ne karizmatik ne de geleneksel otoritedeki gibi bir itaat etme durumu vardır. gerektiği yerde cezalandırmaktadır. Bilindiği gibi. siyasal bir düzenin meşruluğu hayli önem taşımaktadır. onların yöneticiye sadece objektif yetkileri ve ussal olarak saptanmış olan kurallar çerçevesinde itaat etmeleri sonucunu doğuruyor. Weber’e göre. genel ve akılsal bir nitelik taşır. iktidarın tek bir kimsenin tekelinde toplandığı –zaman zaman da onun yakın çevresinde toplandığı görülebilir. geçmişten kalma eskimiş ve kökleşmiş geleneklerin kutsallığına ve meşruluğuna dayanır. Böyle bir durumda iktidar kişiselleşmiş olmaktadır.bir otoritedir. Kişi.3. Mevcut olandan kopuş yahut bir yenilenme durumu geleneksel otorite kapsamında gerçekleşecekse. Geleneksel otorite. ağalık kurumu bunun tipik örneklerindendir(Vergin. Nitekim Weber’in de ifade ettiği gibi. geleneksel otoritenin değişime hiç de hazır olmayan ve hatta değişimin önünde engel oluşturan bir kimliğe sahip oluşundan da söz edilebilir(Vergin. Söz gelimi. Weber’in “meşru otorite sınıflaması”nda yer alan diğer bir otorite tipi olan “karizmatik otorite” ile zıtlık gösterir. Yalnız yasal-ussal otoritenin bütünüyle bürokrasiden oluştuğunu söylemek de yanlış olur. bürokratik işleyişe uygun biçimde kamu sektöründe yerini almakta ve bu yeri de sınav. 2006: 57-58) 3. bir dizi gayri şahsi yönetmeliklere ve tüzüklere itaat ediyorlar. 2. Fakat bu çok zor bir ihtimal olmakla beraber. Bu türden devletlerin oluşumlarında kimseler özerk ve bağımsız bir birey olarak kabul edilmezler ve bu anlayışın hüküm sürdüğü toplumlarda bireyselleşme gerçekleşmemiştir.3. Patrimonyal devletlerde yöneten ile yönetilenin münasebeti. devlet işlerini yürütmeyi kendi kişisel meselesi haline getirir.” Weber’in bu otoriteye ilişkin değerlendirmeleri otoritenin meşruluğunu tanımlamak ve bu meşruluğun fiili olarak gerçekleşmesi adına yeterli görülmektedir. Bu zıtlık. bu özelliğinden dolayı. Hitler’in karizmatik otoritesince kurulan Nazi rejimi. hukuksal kurallara göre belirlenir(Vergin. Yani burada otorite herkes adına aynı biçimde ve aynı oranda geçerli olan. aşiret reisleri. 2006: 64). yönetenin otoriter ve yetkeci tutumu çerçevesindedir.

Marx’ın görüşüne oldukça yakındı. meşruluğun değerlerle ilgili kısmına değinmemiştir. normalde. Yine. onun ek bir yapısal kategoriyi. mal veya emek piyasasının koşulları içinde temsil edildiği kadarıyla benzer olan insanların bir kategorisi olarak tanımla(R)nırken Marx’tan sadece çok az farklılaştı. hiçbir çalışmasında rejimleri aksiyolojik açıdan ele almamış. meşru olarak nitelendirilebilmektedir(Vergin. tıpkı farklı sınıflara bölündüğü gibi kendine özgü yaşambiçimleri ve dünya görüşleri olan gruplaşmalar ve tabakalara da bölünür. Marx’ın dikkati tamamıyla üretim safhasına vermesi nedeniyle bu tür sınıflandırmanın önemini gözden kaçırdığını düşündü. yine de prensipte mülk sahibi olan ve mülk sahibi olmayan insanlar statü grubuna ait olabilir. Hatta sınıf konumunun zorunlu olarak sınıfın-belirlediği ekonomik veya siyasal eyleme yol açmadığını ifade ettiğinde. tamamıyla ekomik çıkarlar tarafından temsil edildiği ve 3) bu bileşen. üyelerini toplumsal eylemlerin geri kalanından uzaklaştıran ve onlar ve biz arasında gerekli toplumsal mesafeyi kuran. Weber’in bir toplumsal kategoriyle ilgili sosyolojik kavrayışını. Weberci çizgide. yani bir sınıf olarak diğer sınıflarla ilişkisinin bilincinde olduğunda ortaya çıkacağını söylerdi. Hal böyle olunca. her toplum. Weber. modern toplumdaki toplumsal çatışmanın çoğulcu bir anlaşması için temeli atar ve neden ender durumlarda bu tür toplumların ‘sahip olan’ ve ‘sahip olmayanların’ karşıt kamplarında kutuplaştığını açıklamaya yardımcı olur. 4. başkalarının onun üyelerine uygun gördüğü saygınlık veya küçümseme derecesinde var olabilir. Weber. ille de sonraki Marxistlere olmasa da. 2010: 210211) İnsanların bu tür gruplarda sınıflandırılması piyasadki veya üretim sürecindeki yerlerinden çok onların tüketim tarzlarına dayanır. bu kavramın normatif ve etik yönünü dikkate almamıştır. başkalarının toplumsal ilişkilerini tanımlamalarına bağlı olarak buluruz. Toplumsal tabakalşamnın bu iki sınıflandırması ile Weber. Weber otorite ve meşruluğu dayanaklarına ve sonuçlarına bakmak suretiyle pür ampirik ve olgusal açıdan incelemiştir. Biz tekrar bu tipolojide. Fakat burada Weber’e yönelik bir eleştiri söz konusudur. Bazen sınıf gruplaşmaları gibi statüler de çatışabilir. O.iktidarını kaybetmeyen tek diktatör” olarak uyguladığı rejim ve daha birçoğu oluşturmaktadır. Bir statü grubu. Marx’ın tamamıyla sınıf merkezli şemasının modern çoğulcu toplumlarda şeylerin biçimini neden doğruca tahmin edemediğini açıklamak için çok çabalar. gelir sağlamak için mallara ve fırsatlara sahip olmada. Topluluk özelliği gösteren gruplaşmalar olabilen veya olmayan sınıfların tersine statü grupları. aslında bu nitelikleri taşımamasından dolayı birçok gayri meşru dikta rejimleri. Marx ise bunun bir sınıfın kendi çıkarlarının.Sınıf. kendilerine ait yaşambiçimlerinin kanıları vasıtasıyla ve kendilerine başkalarının uygun gördüğü itibar ve onur vasıtasıyla birlik içinde olan toplululklardır. Statü ve İktidar Weber. Özellikle kapitalist toplumda ekonomik olarak yükselen sınıf zaman içinde yüksek statü de kazanır. Yine Weber’in tabakalaşma kuramı. Weber’in görüşünde. Oysa başka zamalar onların üyeleri altta olmanın ve üstte olmanın oldukça sabit kalıplarını benimseyebilirler. 2)bu bileşen. statü gruplarını ortaya koymasıyla Marx’ınkinden farklılaşır. yalnızca. toplumda iktidarın çözümlenmesiyle ilgili 10 . 1) yaşam şanslarının belirli bir nedensel bileşeni. Sınıfta veya statü düzeninde bulunma arasında ampirik olarak oldukça yüksek düzeyde karşılıklı ilişkiler vardır. O. (Coser. 2006: 65-67). Bu çerçeveye ait olmayanlarla toplumsal etkileşime konulan sınırlandırma beklentileri ve aşağıdakilere yönelik kabul edilen toplumsal mesafe bununla ilgildir. O ortak sınıf eyleminin sadece ‘sınıf durumunun nedenleri ve sonuçları arasındaki bağlantıların’ saydam olduğu zaman ortaya çıkacağını savundu. bir sınıfı.

Weber özellikle modern kapitalist dünyada ekonomik iktidarın çoğunlukla en baskın biçim olduğu fikrine katılmıştır. Weber bürokrasiyi ideal bir yönetim aracı olarak tanımlarken bazı olumsuzluklarına da dikkat çekmektedir. Weber. Marx’ın analitik aşamasını yeniler ve genişletir. Bürokratlar önceden belirlenmiş kurallar çerçevesinde çalışan kişilerdir. Batı uygarlığının özelliklerini yansıttığı çalışmalarından sadece bir kısmıdır. İstihdam edilecek memurlar teknik özelliklerine göre seçilir ve atanır. bürokrasiyi devletin nötral bir yönetim aygıtı olarak kabul eden ve kavramı bu çerçevede yönetsel temelde kuramsallaştıran ilk kişi Weber’dir. Davranışları kişisellikten tamamen uzaktır. Hatta işlevselci paradigma içerisinde yer alan yeni kurumsalcı yaklaşımın öncüleri olan DiMaggio ve Powell (1983) kurumsal izomorfizmi ele aldıkları makalelerinin başlığını şu şekilde koymuşlardır: “Iron Cage Revisited: Institutional İsomorphism and Collective Rationality in Organizational Field. Böylece. bu yapıda çalışanlar sürekli çalışan bir makinenin dişlileri statüsüne indirgenmekte ve insanı bir “demir kafese”1 hapsetmektedir. Üretim araçlarına sahip olanlar siyasal iktidarı doğrudan veya dolaylı olarak uygular. Hiyerarşik yapıda kesin ve açık bir emir komuta zinciri vardır. Bu kişiler çalışmalarının karşılığında düzenli bir ücret alırlar. s. Astlar kendilerine verilen emirlerin kurallara uygunluğunu sorgulayabilir. ampirik bir soru haline gelir. kurallar. hiyerarşi. bürokrasi kendisinden önceki yönetim aygıtlarından daha rasyonel ve daha verimli çalışan bir yönetim aygıtıdır. Weber bu özellikleri geleneksel yapının özelliklerinden ayıracak açıklamalarda bulunmuştur (Weber. O. başkalarının direnmesi karşısında bile kendi isteklerini gerçekleştirme ihtimali. ekonomik iktidarın başka temellerde varolan iktidarın sonucu olabileceğine itiraz eder. onun. yanıtlanamayacak bir soru. Marx’a göre yalnızca son kerte de olsa iktidarın kökeni her zaman ekonomik ilişkilerde bulunur. 2010. Gouldner (1954: 22-23) Weber’in 1 Bürokratik rasyonel idari yapılara atfen “demir kafes” sözünü ilk önce Weber kullanmıştır. Bu kişilerin mumuriyette yükselmeleri belirli kurallara bağlanmıştır ve bu açıdan belirli bir kariyer süreci vardır.olarak tekrar çoğulcu bir görüş ortaya koyar. Alınan kararlar. Bürokratik yapı büyük bir gücün onu yönetenlerin elinde toplanmasına neden olmakta.Bürokrasi Marx’ın dışında. Weber’e göre iktidarın nerede bulunduğu.. üzerinde bu tür eylemlerin uygulandığı temelin toplumsal bağlama. insanların yalnızca zenginleşmek için etmediğini savunur. liyakat esasına göre istihdam. Örneğin geniş-ölçekli bürokratik örgütleri yönetebilen insanlar yalnızca maaşlı çalışanlar olsalar bile büyük miktarda bir ekonomik iktidarı sahip olabilirler. onun. yapılan işler düzenli olarak yazılı biçimde kayda geçirilir. resmiyet. L.” 10 . 1947: 329-336). Üstelik Weber. Bürokratik idari yapının özelliklerini düzenli işbölümü. Weber’in bürokrasiyi rasyonel ve ideal olarak tanımlarken bürokrasideki güç ve otorite ilişkileri konusunda çelişkiler içinde olduğu ileri sürülmüştür. 211-212) 5. yani tarihsel ve yapısal koşullara göre kayda değer bir şekilde değişebileceğini gösterdi. Weber’e göre.Ancak. ‘ekonomik iktidarı da kapsayan iktidara ‘kendisi için’ değer verilebilir. İktidar için mücadele çok sıkça toplumsal onur tarafından da koşullandırılır (Coser. kariyer olarak memuriyet biçiminde özetlemek mümkündür. Daha sonra bu söz özellikle radikal insnacıl paradigmayı ve radikal yapısalcı paradigmayı benimseyen yazarlarca aynı anlamda kullanılmıştır. Bu özellikleri bürokrasiyi geleneksel idari yapıların üstesinden gelemeyeceği oldukça karmaşık işleri yapmaya muktedir kılmaktadır. Bürokratik yapıda. Önemli açılardan Marx ile anlaşmasına karşın. A. iktidardan şunu anlar: Bir insanın veya belirli sayıda insanların ortak eylemde. inisiyatif kullanılacak alanlar sınırlı ve açıkça belirlenmiştir. Görevler rutin hale getirilmiş ve herkesin yapacağı faaliyet resmi biçimde dağıtılmıştır. Weber’in idari yapıları ve dolayısıyla bürokrasiyi analiz ettiği çalışmaları. .

1986: 371) Birinci İlişki: Protestanlıkla. Ayrıca astlar verilen emirlerin kurallara uygunluğunu sorgulayabilirler. zorunlu şart. az kârlı da olsa güvenli bir hayatı risk ve heyecan dolu bir hayata (bu ona servet ve şeref getirse bile) tercih ederler (Braudel. Weber. dünya içi (dünyaya dönük) asketizmin belli bir kişilik tipi yarattığı yalnızca Batı' da ortaya çıkmıştır.bürokrasiyi aynı anda iki tarafa birden bakabilen tanrı Janus gibi düşündüğünü ileri sürmüştür. Katolikler. Katoliklere nispeten daha zengin ve iktisadi faaliyetlere katılmaya daha isteklidir. (Weber.Protestanizm’ dir. 1986: 374) Modern kapitalist gelişmeyi sağlayan şey –diğer faktörlerin tamamlamasıyla. tezini doğrulamak amacıyla modern kapitalizmle Protestanlık arasındaki üç temel ilişkiye göndermede bulunmaktadır (Aron. Tamamlayıcı şartları diğer yer ve zamanlarda görülmüştür. diğer taraftan itaat bürokratik mekanizma içerisinde doğrudan bir amaç olarak da tanımlanmaktadır. Aynı şekilde. Weber’in ideal bürokrasi anlayışının uygulamayla ne ölçüde örtüştüğü ayrı bir tartışma konusudur. Ona göre emir komuta zinciri içerisinde astın üste itaatı bir taraftan bir amaca ulaşmak için rasyonel bir araç iken. Weber' in 1895' de bir öğrencisine yaptırdığı istatistiğe göre.KAPİTALİZM ve PROTESTAN AHLÂKI Weber. Örneğin. büyük sermaye sahiplerinin ve işletme liderlerinin çoğunun Protestan olduğu görülür. daha az kâr açlığı duyan. (Aron. her şeyden önce. Almanya' da Protestan nüfus. Buna karşın. Bir diğer eleştiri noktası da Weber’in bürokratik yapının ideal ve rasyonel olmasına dayanak yaptığı bürokratik özelliklerin gerçekten rasyonel sonuçlar üretip üretmediğinin veya hangi koşullarda rasyonel sonuçlar ürettiğinin hangi koşullarda üretmediğinin ampirik olarak sorgulanmadığı noktasındadır. ideolojik bir etmenin varlığını gerektirir. Bu konuda özellikle Udy (1959. 1993: 62) Kapitalizmin sosyo-ekonomik düzen olarak vücuda gelmesi. Protestanlar fert ve cemaat olarak nispeten zengindir. Bu eleştirinin ne kadar haklı olduğu tartışılabilir. bir ülkedeki din ve meslek istatistikleri yan yana konulunca. 1962). İngiltere. Reformasyondan beri ekonomik bakımdan gelişmiş Batılı ülkelerin hepsi Protestan’ dır: Hollanda. Protestanlar. Çünkü ideal olarak emri verenin teknik bilgisinden dolayı orda olduğu ve emrin kurallara göre verildiği varsayılmak durumundadır. Yine de Weber pek çok kişi tarafından bürokratik hiyerarşideki pozisyona bağlı otorite ile bilgi ve uzmanlığa bağlı otorite konusunda çelişkili bir tutum sergilediği için eleştirilmiştir. Pugh ve arkadaşları (1968) ampirik bulguların Weber’i teyit etmediğini ileri sürmüşlerdir.. IV. incelediği bir çok uygarlıkta kapitalizmin başlangıç özelliklerinin görülmesine karşılık. Bugün uygulamada insanların hiyerarşik pozisyonlara ne şekilde geldikleri Weber’in çizdiği ideal yönetim aygıtı açısından konu dışıdır. yüksek eğitimli teknik ve ticari personelin. Amerika ve Almanya gibi. yüzyıldan sonra Batı' da reformasyonu hoş karşılayan ülkelerle Endüstri Kapitalizmi’ nin başarılı kâriyer izlediği alanlar arasında pozitif ilişki vardır. Hall (1963). Protestanlığın belirli bir yorumu. 1991: 162) İkinci İlişki: XVI. Emrin ne kadar rasyonel olduğu ve içeriği sorgulanamaz. Bu eleştirilerde haklılık payı bulunabilir ancak Weber’in ideal ve rasyonel olarak tanımladığı bürokrasiye ilşkin kavramsal kurgusunu mevcut sorunlu bürokratik yapılar üzerine ampirik bulgulara dayanarak reddetmek de doğru olmayabilir. kapitalist rejimin oluşumunu kolaylaştıran bazı güdülenmeler yaratmıştır. kapitalizmin yalnızca Batı' da ortaya çıkmasını şöyle açıklamıştır: Kapitalizmin tamamlayıcı (gerekli) ve zorunlu (yeterli) şartları vardır. birey ve toplumun ekonomik durumları arasında pozitif bir ilişki vardır: Katoliklerle Protestanların yaşadığı ülkelerde. Keza. ancak. Çünkü verilen emre itaat emri verenin hiyerarşik pozisyonuna bağlanmıştır. Protestan olmayanlardan daha varlıklıdır. 10 . sâkin bir mizaca sahiptir. Weber' e göre modern kapitalizmin ideolojik etmeni Protestan Ahlâktır.

Hinduist. Uygarlıktan kasıt dünya dinleridir. 1993: 241-244) Zaten. Aynı zamanda. İslâm dini de başlangıçta aktif riyazet kârakterli iken. geniş kitlenin değerlerini belirleyebilecek düzeyde yaygınlaşıp benimsenmiş olmalıdır. 1989: 372): . sonradan bazı toplumsal tabakaların etkisi (tasavvufun) ile mistik karaktere bürünmüştür. en çok da Baptistler' e üye olanların sayısı az değildir (hatta eski kuşaktan olanların çoğunluğunun üye olduğu söylenebilir). Sayılan ilkeler üç terimle özetlenebilir: 1) Her ferde cennet önceden müjdelenmiştir. Batı uygarlığı dışında. 'endüstri şefleri' nin. Max Weber' in kullandığı Protestan ahlâk öğretisi. Weber ' in kendi ifadesiyle “Amerikalı 'girişimciler' in.Her birimizin kurtuluşu (seçilmesi) ya da helâkı (lanetlenmesi) Tanrı tarafından önceden belirlenmiş olup kişinin. ama insanların sınırlı akıllarının kavrayamayacağı mutlak. Mistik dinler Hint-Çin dinleridir. 10 . beş noktada özetlenebilir (Aron.kalkınamamış ülkelerde Katolik nüfus yoğunluktadır: İtalya. Protestanların düzenli yaşama nitelikleri ve ilkeleri. dünya dinleri ile ilgili yaptığı çalışmasına göre: Mistik bir eğilim taşıyan dinler iktisadi gelişmeye uygun olmamasına karşılık.Dünyayı yaratan ve yöneten. kendi çabasıyla önceden belirlenen bu akıbeti değiştirmesi mümkün değildir.İnsan için kurtuluş ancak tanrısal merhametle mümkündür. Portekiz ve Yunanistan gibi. Oysa. ABD' in iktisadi gelişmesinde de gerekli iktisadi zihniyeti temin etmesi açısından Prüten Ahlâk etkili olmuştur. . Geniş orta sınıf tabakaları (çiftçiler dahil) burjuva kapitalist iş ahlâkının yayılmasına ve korunmasına hizmet etmiştir. 1978: 611-633) Weber. Zaten ABD ' nde bir kiliseye üye olmayanın ekonomik hayatta pek şansı yoktur. kapitalizm bugünkü ulaştığı yere. 1647 Westminster Bildirisi metninden oluşan bu öğreti. inançlı olmayana kimse güvenmez. Batı tipi kapitalizm. multi-milyonerlerin ve tröst krallarının arasında resmen bir mezhebe. kapitalizmin tamamlayıcı şartları mevcut olmasına ve hatta kapitalizmin başlangıç unsurları Katolik ülkelerde ortaya çıkmasına rağmen Endüstri Kapitalizm’ i bu ülkelerde gerçekleşmemiştir. . Hıristiyan. biraz daha ileri giderek. yukârıdaki karşılaştırmasını uygarlıklar bazında yapmıştır: Batı dışındaki uygarlıklarda pek çok kapitalist olgu varsa da batı kapitalizminin özgün nitelikleri olan kâr arayışı ile akılcı çalışma disiplinin bileşimi tarih boyunca bir kez ortaya çıkmıştır. . Bunlar: Konfüçyen. İspanya. Weber.. temelde Protestanlığın önde gelen Calvin' ci ilahi takdir öğretisine dayanır.İster seçilmiş ister lanetlenmiş olsun bireyin dünyadaki ödevi. yüce bir Tanrı vardır. Üçüncü İlişki: Protestanlık anlayışı ile kapitalizmin rasyonel ahlâkı arasında örtüşme vardır. çünkü. İslam ve ayrıca Musevilik din ve ahlâk sistemleridir (Weber. Avrupa’ da olduğu gibi ABD’ de de Prüten Ahlâk. dünyaya dönük (dünya içi) asketizmle uzlaşmış dinler iktisadi gelişme için münbit bir kaynağı oluştururlar.Tanrı dünyayı kendi şanı için yaratmıştır. 1993: 227. (Weber. bu dinsel toplulukların (orta sınıfın) benimsediği tutumlar yaygınlaşmasaydı. din dogmalarının yalnızca aktif riyazeti taşıması yetmez. Tanrı' nın şanı için çalışmak ve yer yüzünde Tanrı' nın hâkimiyetini kurmaktır. Budist.. Amerika' da bile gelemezdi Weber. hiçbir yerde gelişmemiştir. . orta sınıfın örgütlediği çeşitli dernek ve cemaatler sayesinde yaygınlaşmıştır.

kapitalizmin ilk belirtileri olarak kabul edilir. 1993: 276-277). Aslında ferdiyetçilik. Weber’ e göre. Ancak. Batı' da ferdiyetçiliğin ortaya çıkması. Kilise ve ayinlerin yardımıyla kurtuluşa ermek mümkün değildir. kurtuluşa mı ereceğini. Protestan mezhepleri bilinçli olarak. bâtıl inancın.. İlk reformist olarak bilinen Luther' in iktisadi düşünceleri. Nitekim bu süreç. 1993: 113. Zeytinoğlu. bunlar bu yüzden erdemdir (Weber. "parayı faize vermek doğru olmadığı gibi fertlerin servet peşinde koşması da doğru değildi". Çünkü. Meselâ. 1986) Bir görüşe göre. meslek. kurtuluşa ulaştıracak bütün sihirli araçları bâtıl inanç ve günah sayıp reddetme anlayışının egemen olduğu dünyanın büyüden temizlenmesi süreci burada sonuca ulaşmış olmaktadır (Weber. kurtuluşu bahşetmek Tanrının elindedir. Bu bakımdan bu anlayış bilimsel araştırmanın gelişmesine yararlıdır ve her türlü putun. Luther' e göre. modern kapitalist öz-ahlâkın fertçi ekonomik dürtülerini. ilk olarak Avrupa' da. Kalvinist öğretide olduğu gibi metodik hayatla Tanrı' nın rızasına götüren yollar değildi (Weber..2) Çalışma (iş) bir fazilettir ve 3) İnsan kendi mesleğini kendi seçmelidir (Türkdoğan. Protestan mezheplerine özgü 10 . herkesin cüzdanının efendisidir. yakın ile ortaklık ve başkalarına karşı görev duygusunu zayıflatır. dünyada günaha batmış mü’min. paranın doğurgan tabiatı vardır. Bu psikolojik süreç neticede ferdiyetçiliği güçlendirmiştir (Aron. Bu yetki Kilise ve Papazlar tarafından tasarruf edilemez. kredi paradır . Protestan İktisat Ahlâkı ile kapitalist iktisat zihniyeti arasında korelasyon kuran Weber.. 1961: 41-43) Doğru ve iyi yüreklileri Tanrının zenginlikle mükâfatlandıracağı inancı bütün dünyada vardır. 1981: 185). Dinsel kuşkuyu sadece bu yatıştırır ve bağışlanma kesinliğini verir. bireylerin bilincini doğaya ve doğal düzene yöneltmiştir. ölçülülük de aynı. Her şey Tanrı' nın takdirine bağlı olduğundan. düzenli. yalnızca asketik mezheplerinin metodik yaşam biçimi meşru kılabilirdi (Weber.. 1986: 373) Herkes Tanrı karşısında yalnızdır. Bu durumda bireyler "seçilmesinin" işaretlerini arayacaktır. yararcılığa dönüktür: Şerefli olmak yararlıdır. kapitalizmin "kahramanlık" zamanlarında ve kısmen günümüzde görülen "çelik iradeli" püriten tüccarlarda bulunan 'azizler' i ortaya çıkarmıştır (Aron.. asketik tarikatlar ve mezheplerdir. 1993: 129).. Çünkü. 1961: 83) İlahi takdir öğretisine göre. Bu tür bir dinsel görüş her türlü mistizmi dışlar. dakiklik. büyünün karşısında yer alır. kurtuluş (seçilmiş olmak) belirsizliğinin verdiği korkudan kurtulmak için çalışmaya yönlendirilir. Akılcı. bu inanç ile bu türlü ibadet arasında. Seçilmişliğinden emin olmak için bir meslekte aralıksız çalışmanın en iyi yol olduğu özellikle salık verilir. Böylece eski Yahudilik ile başlayan. dünyevi (ekonomik) başarılarda seçilmişliğin (felahın) kanıtının bulunduğunu düşünürler. Ancak yine de Luther’ in düşünceleri ve başlattığı reformasyon hareketi sonrakilerin yolunu açmıştı. en önde gelen prüten düşünür olarak kabul ettiği Benjamin Franklin’ den şunları aktadır: "Unutma ki vakit nakittir. Bu. fert. Bireysellik. Bu anlayışta. iyi bir ödeyici. 1981: 54). ilk kapitalizmin "doğruluk en iyi siyasettir" ilkesine uygun bir bağ kurmuşlardır. Kalvinci mezhepler. aslında Calvin' den oldukça farklı olup daha ziyade Orta Çağ' ın teolojik görüşüne bağlıydı. Yine Luther’ e göre. çünkü kredi sağlar." Franklin' in bütün ahlâki yaklaşımları. Tanrı ile kul arasında aracıyı reddetme anlayışı. merkeziyetçiliğin ve onun zihniyeti olan kollektivizmi parçalayan feodalizm ile ortaya çıkmıştır (Türkdoğan. modern ferdiyetçiliğin en önemli tarihsel temellerinden biri. Tanrı için çalışmalıdır. herkes kendi işiyle meşgul olmalı ve asgari bir hayat seviyesine rıza göstererek refah hırsına kapılmamalıydı. çalışkanlık. Weber. yoksa lanetleneceğini mi bilemez. Protestanlığın pragmatik düşünürlerine gönderme yaparak tezini ispatlamaya çalışmıştır. sürekli çalışma. Birey. Tanrı 'nın emrine boyun eğme olarak yorumlanmağa başlanır.

1991: 83). kişinin mesleğindeki başarısı onun seçkinler arasında olduğunun işaretidir. borç verme. faiz.. Zenginliğini halkın faydası için kullan. Nitekim Protestan ahlâkı. Zaten.. Batı' lı olmayan toplumlarda örneği görülmeyen. yatırım yaptılar. tipik burjuva ahlâkı Protestan ahlâkından kaynaklanır. Metodistler. diye uyarıyor Bakster. "Ancak". "sakın. Faizin günah olmadığını açıklayarak. onun bize uygun gördüğü yerde çalışmalıyız. Protestan ahlâkında mevcuttur. Calvin özellikle. 1981: 59) KAYNAKLAR 10 . Servet kazanan tacir başarısında. yaşam zevklerinden yararlanmak için değil. Max Weber'e göre. Kapitalizm. Tanrı' nın onu seçmiş olduğunun kanıtını görür. servetini lüks yaşamak için kullanma. cemaat için bir işe yara. 1986: 374) Katolik papazın. Protestan ahlâkı. işin akılcı örgütlenmesini ve üretim araçlarının gelişmesini sağlamak için kârın büyük kısmının tüketilmeyip biriktirilmesini içerir. arzu edilebilir dini faaliyet olarak tespit etmiştir (Bodur. her zaman daha fazla üretmek isteğini doyurmak için olabildiğince yüksek kâr arayışı gibi tuhaf bir davranışın açıklanmasını ve meşru kılınmasını gerektirir (Aron. Protestan ahlâk. Protestan ahlâkı. 1985: 59). Londra gibi Protestan merkezlerin ticari kapitalizmin yoğunlaştığı yerler olmuştur. zira. servetlerinin atıl bırakılmasına da izin vermiyordu. kapitalist zihniyet. ama. bedensel zevkleri yadırgadılar ve ekonomik düzen yarattılar (MacRae. İnançlarından kaynaklanan nefsin arzularına direnme ilkesi. Bale. örneklerine bugün de rastlanan "çelik yapılı " püriten tüccarlarda bulunan 'azizler' ortaya çıkar. pişmanlık duygusu ile inandıkları takdirde bağışlanma sözü verdiği alçak gönüllü günahkârlar yerine." Kalvin' ci öğreti ile kapitalist zihniyet arasında şaşırtıcı benzerlik vardır. Protestan tutumu ile kapitalist tutum arasındaki tinsel yakınlık. hem âzâmi kârın aranmasını. Kimin kurtarılacağını ve kimin cehenneme gideceğini Tanrı önceden bilir. kendilerinin bilincinde olan ve kapitalizmin kahramanlık dönemlerinde gördüğümüz. tek ödülümüz Tanrı' nın bize yüklediği görevde elimizden geleni yapmamızda yatar. o tarihe kadar borç verme işlemine konu olmadan yalnızca gelecek kötü günler için tasarruf edilmiş yastık altı paraları. Protestanlık spekülasyon.olmamakla birlikte yalnız Protestan mezhepleri arasında devamlılık ve tutarlılık göstermiştir. biriktirdiklerini ölçüsüz harcamalarına izin vermediği gibi. Max Weber' e göre. başarılı iktisadi faaliyeti ve kazancı. 1981: 184). inananlarına bu dünya nimetlerinden sakınma ve çileci bir davranış öğütler. hayatımızın bir tek anını bile boşa harcamamalıyız. bir meslek içinde düzenli ve metodik çalışmanın dini görev olduğu bilincidir. Nitekim Cenevre. 1993: 268). İngiliz Protestan vaiz Richard Bakster şunları nasihat etimiştir (Braudel. iktisadi faaliyetlere yöneltmiştir (Türkdoğan. devlet müdahalesi konusundaki söylemleri kapitalizmin gelişiminde büyük etkisi olmuştur. Örneğin Amerika' da Kuveykır ve Bapdistler fiyat politikasını ilke haline getirenlerin kendileri olduğunu iddia etmişlerdir. bu cehenneme götüren yoldur. hem de bu kârın en büyük kısmının yeniden halindedir (Türkdoğan. Amsterdam. Sonuçta. 1991: 163): Çok değerli ve kısacık dünya. Protestanlar çok çalışıyor ve sermaye biriktiriyorlardı. ticaret ahlâkı için çeşitli esaslar bile vaaz etmişlerdir (Weber. Protestan ahlâkın ekonomik hayata kazandırdığı en önemli erdemi. Bunun yanı sıra iyi bir ticaret ahlâkı temin etmiştir. burada bütün açıklığı ile ortaya çıkar.

M. Bahadır AKIN Ankara: Adres Yayınları WEBER. (1995) Toplumsal ve Ekonomik Örgütlenme Kuramı (Birinci Baskı) Çeviren: Özer OZANKAYA.edu. C. Tanımlar. http://eskidergi. Ankara: İmge Kitabevi WEBER.cumhuriyet. İ. (2007) Sosyolojinin Temel Kavramları (Altıncı Baskı) Çeviren: Medeni BEYAZTAŞ İstanbul: Bakış Yayınları 10 . (2006a) Bürokrasi ve Otorite Çeviren: H. M. N. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi. (2003) Kapitalizmin Zorunlu Şartı “Protestan Ahlâk”.ÖZLEM. (2007) Siyasetin Sosyolojisi: Kavramlar. (2005) Sosyoloji Yazıları (Yedinci Baskı) Çeviren: Taha PARLA İstanbul: İletişim Yayınları WEBER.Ü.tr/makale/150. Sayı 2. (1997) Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu (İkinci Baskı) Çeviren: Zeynep ARUOBA İstanbul: Hil Yayın WEBER. Cilt 3. Yaklaşımlar (Beşinci Basım) İstanbul: Bağlam Yayıncılık WEBER. Mehmet SERT İstanbul: Chiviyazıları Yayınevi WEBER. (2006b) Meslek Olarak Siyaset (Birinci Basım) Çevirenler: Afşar TİMUÇİN. (1999) Max Weber’de Bilim ve Sosyoloji (İkinci Basım) İstanbul: Küyerel Yayınları TORUN. M. M.pdf VERGİN. M. M. D.

ÇELEBİ. Yaklaşımlar (Beşinci Basım) İstanbul: Bağlam Yayıncılık TÜRKDOĞAN. Sayı. N. Tanımlar. (2007) Siyasetin Sosyolojisi: Kavramlar. H. (1971) Max Weber’de Hukukun ve Meşru Otoritenin Sosyolojik Analizi Ankara: Ankara İktisadî ve Ticari İlimler Akademisi Yayınları VERGİN. Erol (1993) İktisat Tarihi İstanbul: Süryay Yayıncılık BODUR. Fernand (1991) Maddi Medeniyet ve Kapitalizm Çeviren: Mustafa Özel İstanbul: Ağaç Yayınları 10 . (2005) İslâm Değerler Sistemi ve Max Weber (Birinci Baskı) İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık MACRAE. Ekber (1991) Modern Kapitalizm’in Doğmasında Dinin Rolü Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 10. Erzurum BRAUDEL. D. O. (2002) Felsefe Yazıları (Üçüncü Basım) İstanbul: İnkılâp Kitabevi SAN. (2007) Sosyoloji Notları Ankara: Anı Yayıncılık ÖZLEM. N. C. G. D. (1985) Weber (Dördüncü Baskı) Çeviren: Nur VERGİN Ankara: Afa Yayıncılık ZEYTİNOĞLU.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful