LOCKE ve G. BERKELEY Örneği- .FELSEFEDE DİL. DÜŞÜNCE ve VARLIK İLİŞKİSİ -J.

Çatalçeşme Sok.bireykitap.birey yayıncılık: 251 tç düzen Gülseren EfUti Kapak Sercan Arslan Baskı Ziya Ofset Cilt Savaş Mücellithanesi 1 Baskı Mayıs 2008 birey yayıncılık Bab-ı ali Cad. (O 212) 511 33 69 Fax: (O 212) 511 77 16 E-mail.com . birey@bireykitap. Yavuzhan No. 28/17 Cağaloğlu/Istanbul Tel.com web: www.

FELSEFEDE DİL. LOCKE ve G. BERKELEY Öraeği- Emir Ali ERGAT birey . DÜŞÜNCE ve VARLIK İLİŞKİSİ -J.

İlk. Fen Edebiyat Fakültesi. orta ve lise öğrenimini tamamladıktan sonra Atatürk Üniversitesi. Sosyoloji Bölümünden 1998 yılında mezun oldu. .Emir Ali ERGAT Emir Ali ERGAT: 1974 yılmda Erzurum iline bağlı Karaya­ zı ilçesinde doğdu. 2004 yılında tamamla­ dığı yüksek lisans öğreniminden sonra aynı yıl 'sistematik fel­ sefe ve mantık' alanında doktora öğrenimi görmeye başladı.

.5. Genel Terimler 19 1. Soyut ve Genel Düşünceler 72 2.32 1.1.7. . Berkeley'de Maddi Töz'ün Anlamsızlığı (Eleştirisi) 88 SONUÇ 97 KAYNAKÇA 109 • 5 « .4.3.• 7 GİRİŞ ' 9 BİRİNCİ BÖLÜM 1. BERKELEY'DE DİL. Locke'da Birincil ve İkincil Nitelikler Ayrımı .6. Dildeki Kusur ve Kötü Kullanımları Düzeltme Yolları 63 İKİNCİ BÖLÜM 2.İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ . Esse Est Percipi 76 2.2.4.55 1. LOCKE'DA DİL.1. Berkeley İdealizmi 67 2. DÜŞÜNCE VE VARLİK İLİŞKİSİ 67 2. DÜŞÜNCE ve VARLIK İLİŞKİSİ 15 1. G. Birincil ve İkincil Nitelikler 84 2.9.5.8.3.2. Genel Olarak Sözcükler ve Anlamlan 15 1. Sözcüklerin Yetersizliği ve Kötü Kullanımı .6. Soyut ve Somut Terimler 54 1. . Basit ve Bileşik İdeler ile Kip ve Bağlantı Adları 34 1. Nesne Adları 48 1. J . Bağlaçlar 54 1. . Sözcükler ve Anlamları 70 2.

Bu çalışmayı sevgili eşim. hayat arkadaşım Solmaz Ve çocuklarım Muhammed Baran ile Elmas Cevahir'e ithaf ediyorum. .

bu kavramlara ilişkin felsefe ta­ rihi içinde var olan bir takım yaklaşımlara değinilmiştir. adı geçen filozofların bu kav­ ramlara bakış açılarını. düşünce ve var­ lık kavramlarına ilişkin yaklaşımlarını kritize ederek genel bir çözümleme yoluna gittik. Çalışmamızda her iki filozo­ fun bu konudaki düşüncelerinin birbirlerinden bütünüyle farklı olmadıklarını. Bu çalışmanın içeriğini "Locke ve Berkeley'de dil. düşünce ve varlık kavram­ larına ilişkin yaklaşımını ele aldık. her iki filozofun bu kavramlar konu­ sundaki yaklaşımlarını karşılaştırmalı olarak incelemektir. düşünce ve varlık) birbir­ leriyle ilintili olarak ele alınıp. düşünce ve varlık kavramlarına ilişkin yaklaşımlarına değinip. Girişte. tam aksine birbirleriyle benzerlikler arzet- . Sonuç bölümünde ise her iki filozofun dil. Bu çalışmanın ilk iki bölümünü adı geçen filozofların ko­ nuyla ilgili yaklaşımlarına ayırıp. düşün­ ce ve varlık kavramlarını ele alıp. adı geçen kavramlar (dil. varlık nazariyesi bağ­ lamında realist bir yaklaşım sergilediğini vurguladık. bu anlamdaki kuramlarını sistematik bir bağlamda vurgulamaya çalıştık. Berkeley'in kav­ ram realizmine ve maddeyi inkar eden sübjektif idealizme va­ ran yaklaşımlarına değindik. İkinci bölümde ise G. Ça­ lışma. Locke'un dil.ÖNSÖZ Bu çalışmanın amacı. Berkeley'in dil. giriş. Birinci bölümde J . Locke ve G. Bu anlamda Locke'un dildüşünce ilişkisi bağlamında nominalist. J . iki ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Berkeley'de dil. düşünce ve varlık ilişkisi" oluşturmaktadır.

Araştırmam boyunca kendilerinden yardım gördüğüm ho­ calarıma. Bu kavramlar çözümlenilmeye çalışılırken yoğun olarak adı geçen filozofların birinci elden eserlerine başvurduk ve bu ko­ nuda yapılmış birçok eseri de inceledik.tiğini gördük.Ü Felsefe bölümü öğretim üyesi danışman hocam sayın Nevzat CAN'a teşekkürlerimi arz ederim. Özellikle Berkeley'in bu kavramlara ilişkin gö­ rüşlerini incelerken adı geçen filozofun Locke'dan kesinlikle bağımsız olarak ele alınamayacağı kanaatine vardık. Bu neden­ le sözkonusu filozoflardan birisinin düşüncelerinden bahse­ derken. eşime ve özellikle çahşmam boyunca benden yardı­ mını esirgemeyen A. Emir Ali ERGAT . diğer filozofun düşüncelerine de yer yer atıflarda bu­ lunduk.

ist. Gerçekten varolma ise bir bilginin konusu olabilmek de­ mektir. 2. 4. kurduğu kav1.GİRİŞ insan öteden beri kimi eylemleriyle ya da kimi özelliğiyle hatta bir tek özelUği. ama her bilmede. İst. denmiştir.8. bilme-bilinme boyutunu kazanmış olması demektir. ancak insan düşünmesi­ nin kavram kurma etkinliği aracılığıyla gerçekten varolmakta­ dır. 1994.. s.^ kısacası "dilde ışıldayan"^ bir varlıktır. dünyasını bu kavramlara göre oluşturan. "Varolan. Taylan Altuğ.19. bunun­ la bilgi üreten ve ürettiği bilgiyi ileten varhktır.. "İnsan doğal dil ve diğer diller aracılığıyla. Sosyal Yayınlar. s. in­ san için animal rationale. İst. homo economicus vb. düşünmeye konu olmadığı sü­ rece bulanık bir varoluşa sahiptir. bir tek yapıp etmesiyle beUrlenmiştir. 2001. bilen subje'de vardır'"'". "Buna göre bilme bir objeyi bilmedir. 1998.13.g. A. "Kavramlara Felsefe ile Bakmak" İnsancıl Yayınları.e. "Dile Gelen Felsefe" Yapı Kredi Yayınları. ne türden olursa olsun. hiç olmazsa iletme eğiliminde olan. Esasen onun en önemli niteliği kav­ ram / kavramlar üreten bir varlık olmasıdır. Çotuksöken. ancak düşünmenin konusu olduktan sonra bu bulanıklıktan sıyrılır ve artık bundan böyle de genellikle bilgiye açık bir varolan olarak varoluşunu sürdü­ rür" 3.12-13. Subje'de kavram kuran yani dilin sahibi olan. her bilinç de bilinen obje'den başka bir şey daha. Öyleyse insan kav­ ram / kavramlar kuran ve bunu kendisi gibi olanlara ileten. Kendi başına varolan. homo faber. Ernst Von Aster. zoon politikon. • 9• . 3. s.. yani insandır. varolanın. s. Betül Çotuksöken. "Bilgi Teorisi ve Mantık" Çev: Macit Gökberk.

dil.15. "Söyleme" kavramına ilişkin Antikçağ'da ortaya kon­ muş bir tanımlamaya göre insan.e. De­ mek ki Logos kavramında dille düşünce iç içedir. Logos kavramı da iki anlamı içinde taşır: Logos bir yandan söz de­ mektir.8. "zoon logon ekhon"d. Dil çok anlamlı "logos" sözcüğün­ de "söyleme" olarak içkin halde bulunuyordu.. Greklerin bizim bugünkü "dil" sözcüğümüze karşılık gelen bir sözcükleri yoktu. Altuğ. düşünme. 8. 9. düşünme dünyasını başkalarına iletir"^.g. A. düşünme. Altuğ. Bedia Akarsu. s.m. Antikçağ'da dil üzerine düşünme. A.. Çotuksöken. 2) Bu işaretin anlamı^. akıl demektir. fakat sözcüğün başat anlamı. şeylerin basitçe bir yana gelmesi değildir. 14. dil demektir.84.ramları. Biz de bu yaklaşımı felsefe tarihi içinde dil ve düşünce ile ilgih bir takım görüşlere değinerek çözümlemeye çalışacağız. Dilde anlama'nm bize açtığı bu dünya.g. öbür yandan düşünce. Burada logon logosla ilgilidir. s. ilişkilerinde nesneUiğin sağlana­ bilmesi konusundaki incelemeler ya da bu iUşkilerin nesnellik 5. Bütün bu yaklaşımlardan yola çıkarak insanı belki de diğer varlıklardan ayıran en belirleyici özelliğin konuşan bir varlık olduğu yani bir dile sahip olduğu yönündeki genel yaklaşım­ dır. İst. A.e. Antikçağm dil anlayışında bu şekilde dille düşünce aynılaştırılmış oluyor^. Bu da en az düzeyde de olsa insanları.36-37. "Dilin bu ile­ timinde ya da anlatımında ilkin iki şey vardır: 1) İşitilebilen ya da görülebilen işaret .g. İnkılap Kitabevi. s. anlama ve akıl çerçevesinde toplanmıştır^. 6...e. Yani insan. s.g. s. Aster. fakat içerisinde şeylerin karşılıklı olarak birbirleri ile ilişkiye girdiği ve kendilerini anlaşılır anlamlı olarak görünüşe çıkara­ bildikleri bağıntılar bütünüdür"''..ses ya da yazı işareti-. 7. 1998.e. • 10 • . konuşan varlıktır. oldukça önemsiz ve mar­ jinal idi. A. "Dll-KüÜür Bağlantısı". düşünenleri bir­ birine bağlayan belki de en önemli unsurdur. "Dış dünya.

15. dilin ya­ pısının objelerin yapısını yansıttığına inanırdı.. Noam Chomsky. "Dile Gelen Felsefe".g. Takiyettin Mengüşoğlu. Yapı Kredi Yayınları. S.g. A.24-25.g. s. 2001. Remzi Kitabevi.e. s. Platon'a ve Aristoteles'e kadar götürülebılir". 12. A. İst. • 11 • . 18.6263.e. Çotuksöken. S. Özlem. İnkılâp Kitabevi.açısından irdelenmesi.^^ Aristoteles. Düşünme ile dil arasındaki bağ ihmal edilirse dil ile varlık dünyası arasında kurulması gereken bağ kurulamazdı. S. 2001. "Felsefeye Giriş". dili.g.238. 16. Günümüzde Heidegger de. Ankara. Taylan Altuğ. A.Çev: Ahmet Kocaman. A. içinde varlığın su yüzüne çıktığı. düşünmemizin objeleri yansıttı­ ğı. Özellikle AristCLeles "Peri Herm.eneias'\a bu ko­ nuya değinir ve ortaçağda da sürüp gidecek olan bir geleneğin başlatıcısı olur.ıo Platon'a göre. insanın içinden kendi kendisiyle yaptığı bir konuşmadır. 10. . Bu anlamda dil. Çotuksöken.526. 1997. düşünmenin dışa vurumu ve biçimlendirici organıdır^ö. s. s. 11.. İst. . "Di! ve Zihin" . "Dil varlı­ ğın ışıyarak örtüsünü açtığı yerdir"!'^. düşünme. konuşmamızın da düşünmeyi tam ve dosdoğru olarak yan­ sıtmakta olduğu kanısındadır.^^ geçen yapıtın daha ilk paragrafında şu düşüncelere yer verilir: "Ses aracılığıyla yayılan titreşimler ruh durumlarının simgeleridir ve yazılı sözcükler sesle yayılan sözcüklerin simgeleridir"l4. Onun için Aristoteles.. insan zihninin aynası^^. İst. 14. A.e.l4. 15. 17. 14. "Günümüzde Felsefe Disiplinleri". Aster. Ayraç Yaymevi. 13. kendini gösterdiği bir logos olarak tanımlar. Çotuksöken. S. hem de dil tarafın­ dan "kuşatılmış" olmasıyla karakterize olurla...g. Onun ilkece ontolojik olan mantığı bundan dolayı geniş ölçüde dili çıkış noktası olarak ahr. s.e.e.1998. Doğan Özlem.515. Dil ve insan varlığı ara­ sındaki ilişki insanın hem dile sahip olması.14..

düşüncenin bir aracı durumundadır. s. Akıl anlama süreçlerinin bütününden oluşan bir şeydir. dille berraklaşır. Dil ve düşünce karşılıklı olarak birbirlerini oluştururlar. Düşünce. 20. • 12 . gösterir"-^. bağlantı­ ları kavramaktır.e. birbirlerinden ayrılamazlar" diyor Humboldt. Hamann'a göre akıl. "Dilin varlık yapısı ile onun yansıttığı-işaret ettiği varlığın yapısı ara­ sındaki karşılıklı bağlılık o kadar ileri gidebilir ki.g. Dil düşünce içinde ve düşünceyle birlikte hareket eden bir simge­ ler sistemidir^l. Akarsu. Dil. 22. l U . Dili düşüncenin yalın bir aracı olarak görmez Humboldt. dilde gördü­ ğümüz karşılaştığımız her şeyi. Ona göre dil. ama dilin kendisi de düşünce içinde meydana gelir. "Dil olmaksızın hiçbir kavram mümkün olma­ dığı gibi.41. Çünkü dışsal herhangi bir şeyin bilinç için tam bir varlık kazanması. "düşünceyi yaratan" bir şeydir^°. bir şeyi görünür kılma­ sında bulunur. Dil mevcut olanı işaret eder. Dil.Herder'de ise dil. 21. zihnin hiçbir nesnesi de varolamaz. A. bir yandan tinsel bir eylem.37.. insanın bütün güçlerinin bir çerçevesidir. Bundan dolayı. A.e .g. Gerçekte de dilsiz olan. Herder'in hocası Hamann'da düşünce ile dili aynılaştırır. soyut bir şey değildir. A. dilden boşalmış bir düşünce yoktur^^..e. Bu karşılama aksadığı zaman dihn yapısında anlatımını bulan düşünce de anlaşılmaz bir hale gelir. s.g. s . kendi içinde kapalı. varlık dünyasında bir şey kar­ şılar. asıl başarısını düşüncede gösterir. 23. Akarsu.e. A.75. "düşünsel etkinlik ve dil bir ve aynı şeydir. s. Yani dü­ şüncelerimiz sürekh olarak dil içinde geçer. öbür yandan organik bir ses­ tir. dilin bir şey söylemesinde. Porzig'de de bu düşüncelerin etkilerini buluyoruz. e. Porzig'e göre dil. ama anlama dediğimiz şey de ancak dille gerçekleşebilir. ancak kavram aracılığıyla olur"22. "O halde dilin özü.. onda serpilir. Çünkü dil ile var­ is.. Akarsu. Altuğ. A. dille gerçekleşirler.g. s.40. Altuğ.g. bir şey göstermesinde.

İst. 1996. ist.. Cilt: 5/a. ÇevrVehbi Hacıkadiroğlu. İdea Yayınevi. 2002.. s. 31. "felsefede kullanılan bir terimle ne denmek is­ tediğini anlayabilir ve buna rağmen anlamının duru bir açıkla­ masını vermeyi ya da onu tanımlamayı başaramayabiliriz"^^ der. • 13 . 1998. "İdelerle sözcükler arasında öylesine sıkı bir bağlantı bulunur ve soyut idelerimizle genel sözcükler ara­ sında öyle değişmez bir bağıntı vardır ki. s. 24.. 1998. Frederick Copleston. temel sorunları oluştururlar^^.34 29.33. İnkılâp Kitabevi. . ve bilgimiz onun deyimiyle öner­ melerden oluşur27.109. "Felsefe Tanhi. Çev:Aziz Yardımh.22.22. Yeniçağ filozofları için düşünme edimleri. 3... İşte bu bağlamda Berkeley "sözcüklerin anlamını hir kara­ ra haglama"^^ yargısından yola çıkar ve "sözcüklerin pusunu ya da perdesini kaldırmayı"^^ dil ve düşünce ilişkisi bağlamında ele ahr. s. "Felsefe Tarihi: Hobbes-Locke".g. Kabala Yaymevi.5/b.. Berkeley ise.g.. "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme". Çev:Aziz Yardımh. der Locke..İlk dünyası arasındaki karşılıklı bağ. s. John Locke. S.g. s. 27. İst.'Çünkü düşünceler ve sözcükler açık­ tır ki yakından bağlantılıdır. s. önce dilin doğasını.g. ist. Locke. Cilt. s. Frederick Copleston.e. e.22 30. 26. kelimelerle bir şeyi gör­ mek. e. A. A. Bu bağlamda Locke. e. epistemoloji sorunların­ dan çoğunun dille ilgili sorunlar olduğunu görmüştü^^. A. İdea Yaymevi.156. A. Copleston. Betül Çotuksöken.Berkeley-Hume". bilgiyi tartışmaya geçmeden önce dili irdelemenin zorunlulu­ ğunu gördüğünü bildirir. "Felsefe: Ûzne-Söylem". Bu yaklaşım Locke'un "Sözcükler Üzerine" adını verdiği üçüncü kitabının konusunu oluşturur. bir şeyi düşünmekle sağlanabilir"2"^. 28. 25. Mengüşoğlu. Copleston. kullanımını ve anlamını incelemedikçe hepsi de önermelerden oluşan^S dilimizden açık ve seçik olarak söz etmek olanaksız­ dır". Locke.

düşünce ve varlık kavramlarına ilişkin yorumuna ayırıp bu kavramların Locke ve Berkeley tarafından ne şekilde algılandıklarına ayıra­ cağız. Tezimizin giriş bölümünde var olan dil-düşünce ve varlık kavramlarının kesinlikle birbirlerine bağlı olarak var oldukları yönündeki genel çıkarım. Locke ve Berkeley'in bu yöndeki yaklaşımlarını ele alırken bizim için kriter olacaktır. bu kavramların son tahlilde bir biri eriyle olan iliş­ kisine değinilecektir. 14 .Birinci bölümde Locke'un dil. Tezimizin ikinci bölümünü ise Berkeley'in dil. düşünce ve varlık kavramla­ rını ele alıp. Bu kriter aynı zamanda tezimizin amaçlarından biri olacaktır. Bunu yaparken mümkün olduğunca adı geçen filozofla­ rın görüşlerini kıyaslama yoluna gideceğiz.

Cilt: 5/a.109. Dil sözcüklerden oluşur^^ ve sözcükler (kelime­ ler) tasarımlarımızın (düşüncelerimizin) birer işareti^^ ve ifade ediliş biçimleridir^^. İnsan düşüncelerini başkalarına iletmek ve başkalarının dü­ şüncelerini öğrenmek için "duyulur" ortak ifadelere ihtiyaç 32. 37.g. Gökberk.g. 239.g. Çev:Aziz Macit Gökberk. İdea Yayınevi. Hobbes-Locke".1.e. Remzi Kitabevi. 35. LOCKE'DA DİL. 1998. İnsanlar doğaları itibariyle sözcük adını verdiğimiz bu sesleri çıkaracak yapıdadır . A.. İst. Copleston.e. ona hem kendi türünden varhklarla yaşama eğiHmi ver­ miş hem de toplumun en güçlü aracı ve ortak bağı olarak dili vermiştir32. bir çocuk bir sözcüğü ka­ fasındaki herhangi bir düşünceyi taşımaksızın bir papağan gi­ bi öğrenip kullanabilir. "Felsefe Tarihi. s. e. Örneğin.109.109.. Yardımlı. s.. A. Ama bu durumda sözcük manasız bir gürültüden başka bir şey değildir^^.. Locke. g. s.Genel Olarak Sözcükler ve Anlamları Locke'a göre Tanrı insanı toplumsal bir varlık olarak yarat­ mış. e. s. 36. s. A.237. ist. A. Fakat şunu da hemen belirtelim ki sözcükler anlamsız olarak da kullanılabilmektedirler.299. • 15 • . 1999. "Felsefe Tarihi ". Sözcükler düşünce­ lerin anlamlı bir şekilde ifade edilmelerine yaramaktadırlar. Frederick Copleston.. s. DÜŞÜNCE ve VARUK İLtŞKlSl 1. 33.BİRÎNCI B L M ÖÜ 1. . Copleston. 34.

40.e. sözcüklerin düşüncelerin ifade biçimi olduğunu ve diUn de düşünceleri iletmenin bir aracı olduğunu kabul ediyor. Gösterildiği üzere.. A. 44. Fakat bu her zaman gerçekleşmez'^"'.e. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". Ama nesnelerin (şeylerin) göstergeleri olan düşün­ celer ile sözcükler arasında şu ayırım vardır. nesneleri simgeleyen düşüncelerin kimileri de zihin tarafından oluşturulmaktadır^^. Buna göre sözcükler iletişimde faydalı olabilmek için konuşa­ nın kafasında temsil ettiklerini tam anlamıyla işitende de oluş­ turmaları gerekir. Değişik dillerde aynı düşünce­ lerin farkh ifade edilmesi gösteriyor ki.e. s. kendilerini kullananların zihinle38. Böylece "insan idesi" bir Fransız'ın ve bir İngiliz'in kafalarında aynı iken. Daha doğru bir deyişle. John Locke. s. A. s..e. • 16 • .e. A. Copleston. Copleston. Copleston. A.. Öteki Yaymevi.. Locke. 1999.240 45. Copleston. Ankara. Locke. s. 13. asıl olarak ya duyulur dış nesnelerden ya da kendi içi­ mizde bihncinde olduğumuz içsel işlemlerden duyumsadıklarımız yoluyla edindiklerimizden başka idemiz (düşüncemiz) yoktur^ö der. s.15. Bu ihtiyaç da..g.242.g. 39.g. sözcüklerle simgelerin kullanımında farklılık vardır'^^ Locke. Locke'a göre sözcükler tarafından karşılanır. 43.e. bu düşünce­ nin ifade ediliş biçimi Fransızca'da ^'homme" ve İngilizce'de "man" olarak görülmektedir'^^. A.g. s. 42..109. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme". sözcükler ister dolaylı olarak kullanılsınlar ister dolaysız. 41.g. s.A. Bununla birlikte sözcüklerin tümü ortak bir k a b u l ü n .109. John Locke. i s tençli bir düzenlemenin sonucudur'^^. Çev: Meral Dellkara Topçu. Nesneleri (şeyle­ ri) simgeleyen ya da temsil eden düşünceler doğal niteliktedir­ ler.109. Locke . Locke'a göre gerçekte düşüncenin kendisinde. s.109. Sonuç olarak diyebiliriz ki.g.duymaktadır.

Locke. Bu çocuklar­ dan hiçbiri o sözcüğü uyguladığı ideyi anlatmak istediği du­ rumlarda hep aynı altm sözcüğünü kullanır. s.e. 16. Çünkü bu. Bun­ ları hiç kimse dolaysız olarak kendi idelerinden başka şeylerin yerine kullanamaz. eriyebihr ve çok ağır bir nesneyi gösterir. John Locke. A. Örneğin bir ço­ cuk "altın" adı verildiğini işittiği bir madende parlak ışıltılı bir san renkten başka bir şey ayrımsamazsa "altın" sözcüğünü yal­ nızca bu renge ilişkin idesine uygular'^^ ve dolayısıyla bir tavuskuşunun kuyruğunda gördüğü aynı rengi de altm diye ad­ landırır. 50. "însanın Anlama Yetkisi Üzerine Bir Deneme"..243. ondan daha iyi gözlemleyen başka bir çocuk da par­ lak sarı renge yüksek bir ağırlık eklerse^^ o zaman "altın" söz­ cüğü onun kullanımında parlak sarı ve çok ağır bir nesneyi gösterir. 48. s. s. g. Her insanın ağzından çıkan sözcükler sahip oldukları ve onlarla dile getirdikleri idelerin yerini alırlar^^.g.A. 16. s. 17. Başkası işlenebilirliği de ekler.rindeki ifadelerin yerini tutarlar'''^. • 17 • . ve gerçekte anlamsızlaşırlar'^'^.. John Locke. "insanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".243. 47.e. s. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme". Locke. John Locke.^! fakat her birinin 46. s. John Locke. 51. "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme". 49. Başka birisi de bu niteliklere eriyebilirliği de katar ve "altın" sözcüğü onun için parıitıh sarı. kendi kavramlarının işareti ola­ rak kullandığı sözcükleri başka idelere uyarlamak olur.. 17. Bir insan başkasıyla konuş­ tuğunda anlaşılabilmeyi amaçlar ve zaten konuşmanın amacı da sözcüklerin yerini tuttukları ideleri (düşünceleri) dinleyene iletmektir^ö Sözcükler konuşanın idelerinin yerini tutar. böyle­ ce onları aynı anda idelerinin hem işareti yapması hem de yap­ maması demektir.

onları kullandığı anlam kendi idele­ ri ile smırhdır ve başka hiçbir idenin işareti olamazlar^^.174. her seferinde başka anlamda kullanılan sözcüklerle dolu kocaman kitapların birçoğu çok küçük boyutlu olur ve birçok filozofun çahşmaları şairlerin kitapları gibi bir fındık kaİDuğuna sığacak duruma girer^^ 52..bu sözcüğü uyarladığı ide kendi ideleri olabilir ve hiçbiri bu sözcüğü sahip olmadığı bir bileşik idenin işareti olarak kuUanamaz52 Yani bir insanın sözcükleri genel anlamı dışında ya da seslendiği kimsenin anladığı tikel içerikten farklı kullanma­ sı ne kadar önemliyse de. s. John Locke. A. bir sürü belirsiz sözcük­ ler. özellikle başkalarına bir şey öğretmek ya da bir şeyleri kabul ettirmek isteyenler.e. Locke. Eğer insanlar. A.e. 115.g. 54. birçok sonuçsuz tartışmalar sona erer. • 18 • . 53. s. s. Çünkü o zaman kendi düşündüğü anlamı ken­ di anlayacaktır. 55. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". s. Locke... Dilin doğru kullanılışı ve yetkinliği de budur54.g.17.20.e.g. A. kullandıkları sözcüklerin anlamlarını açıklarlar ve aynı sözcüğü hep aynı anlamda kulla­ nırlarsa Locke'a göre birçok kitabın yazılmasına gerek kalmaz. Loc­ ke'a göre bir kimse kendi idelerinin yerine kendisi için kullan­ dığı sözcükleri her zaman aynı ide için kullanırsa burada bir kusur olamaz. Locke.

1. 2 . Genel Terimler
Var olan her şey tikel olduğundan bu şeylerle uyuşması ge­ reken sözcüklerin de öyle olduğunu, yani anlamlarının da tikel olabileceğinin akla uygun gelebileceğini^^ fakat bunun tam tersim gördüğümüzü^^ söyler Locke. O'na göre bütün dilleri oluşturan sözcüklerin en büyük bölümü genel terimlerdir ve bu,^^ rastlantı ya da ihmalin değil aklın ve zorunluluğun gereğidir59. Her tikel şeyin bir adının olması olanaksızdır^O. Çünkü salt özel adlardan yapılmış bir dil, bellenemeyecek, ve eğer olanak­ lı olsa bile, iletişim araçları için yararsız olacaktır^l. Ayrıca kar­ şılaştığımız tüm tikel şeyler için seçik ideler kurmak ve sakla­ mak insan kapasitesini aşar. Gördüğümüz her kuş ve hayvan, duyumlarımızı etkileyen her ağaç ve bitki en kapasiteli anlama yetisini aşar ve burada kesinlikle yer bulamaz62. İnsanların sürülerindeki her koyunu ya da her bitki yaprağını ve yollarına çıkan her kum tanesini özel bir adla anmamalarının nedenini kolayca bulabiliriz^^. Örneğin; bir insan genel olarak ineklere göndermede bulunamıyor ve görmüş olduğu her tikel inek için bir ad taşıması gerekiyor olsaydı, adların bu tikel hayvanlarla tanışık olmayan bir başka insan için hiçbir anlamları olmayacaktı64.
56. Locke; A.g.e., s.21. 57. John Locke; "tnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme", s.245. 58. Locke; A.g.e., s.245. 59. John Locke; "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme", s.21. 60. John Locke; "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme", s.245. 61. Copleston; A.g.e., s.111. 62. John Locke; "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme", s.21. 63. Locke; A. g. e. , s. 21. 64. Copleston; A. g. e. , s. 111-112. • 19 •

Bu anlamda her tikel şeyin gösterilmesi için bir seçik ad ge­ rekli olsaydı sözcüklerin sayısının çokluğu bunların kullanıl­ masını zorlaştırırdı. İnsan isterse her birey için o birey ne olur­ sa olsun bir özel ad saptayabilir^^ Pakat bunun her bireysel koyun ya da kuşa ve her bireysel ot ya da yaprağa uygulandı­ ğını düşünürsek bu işin ne kadar zor olduğunu görürüz. An­ cak burada asıl önemli olan her tikel nesneye özel bir ad verip, özel adlar dağarcığımızı ne kadar genişletirsek genişletelim bir dil edinmeye veya geliştirmeye başlamış olamayız. Böyle bir durumda iletişimden söz edemeyiz. Çünkü yalnız özel adlar­ dan oluşan bir dağarcıkla sadece bireylerden söz edilebilir fa­ kat onlar üzerinde bir şey söylenmiş olmaz. Bir şey söyleme olanağı genel sözcüklerden türetilir, bu yüzden de bir dilin sözcüklerinin tümü genel sözcükler olmalıdır^ö. Bir şey söyle­ me olanağı genel sözcüklerden türetilmelidir. Hiçbir dilde özel adlardan anlamlı bir cümle yapma imkanı yokturö7. O halde insanlar en fazla ilgilendikleri kendi türleri ve sıkhkla söz et­ me gereği duydukları tikel şeyler söz konusu olduğunda^^ ve­ ya ülkeler, kentler, dağlar ve diğer benzer yer ayrımların da özel adlara başvururlar. Çünkü insanlar gibi onların da ayrı ay­ rı işaretlenmeleri için sıklıkla bir gereksinim olur ve insanlar birbirleriyle konuşmalarında bunlardan söz ederken o işaretle­ ri kullanmak durumunda kahrlar^^. Bundan sonra genel adların olmaları açıksa zorunlu olsa da bunları nasıl edindiğimiz sorusu doğar^o. Var olan şeylerin hepsi tikeller olduğuna göre genel terimleri nasıl ediniriz^l ya

65. 66. 67. 68. 69. 70. 71.

Vehbi Hacıkadiroğlu; "Bilgi Felsefesi", Metis Yayınlan, İst., 1985, s.145. John Locke; "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme", s.37. Gökberk; A. g. e. , s. 299. John Locke; "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme", s.23. Locke; A.g.e., S.23. ' Copleston; A.g.e., s.112. John Locke; "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme", s.246. • 20 •

da bu terimlerin ifade ettiğini varsaydığımız genel'^^ yapıtları nerede buluruz''^ sorularına cevap arar, Locke. Locke, sözcüklerin genel düşüncelerin (idelerin) işaretleri yapılarak genel olduklarını ve genel düşüncelerin soyutlama yoluyla oluştukları yanıtını verir'''^. Her bir şeyin ayrı bir adı olamayacağına göre, bir sürü benzer şeyleri bir araya bırakıp bir soyutlama yaparak "temel bir kavrama" (tasarıma) varırız ve buna bir ad takarız'^5 Düşünceler (ideler) onlardan zaman ve yer koşullarını ve onları şu ya da'^^ bu tikel varoluş içinde belirleyebilen diğer düşüncelerden (idelerden) ayrılmakla ge­ nel olurlar''''. Bu soyutlama yoluyla birden çok bireyi temsil et­ me yeteneğini kazanırlar;'^^ böylece her bir sözcük bu soyut ideye (kavrama) bir uygunluk taşıdığından o bu türdendir deriz79. Varsayahm ki bir çocuk her şeyden önce tek bir insanla tanışmış olsun. Daha sonra başka insanlarla tanışıklık kazanır. Ve şu ya da bu bireye özgü özeUikleri bir yana bırakarak ortak özelliklerin bir düşüncesini oluşturur. Böylece bir genel dü­ şünce taşımaya başlar ki,^° buna da başkalarının yaptığı gibi, örneğin "insan" adını verir. Bunun sonunda genel bir ad ile bir­ likte genel bir ideye de ka\Tişmuş olur^l. Ve deneyimin geliş­ mesiyle her biri genel bir terim tarahndan ifade edilecek olan daha geniş ve daha soyut düşünceler oluşturmaya gidebilir^^ Bu bağlamda soyutla.mayı adım adım ileri götürerek "varlık"

72. John Locke; "hanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme", s.23. 73. John Locke; "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme", s.246. 74. Copleston; .A.g.e., s.112. 75. Gökberk; A.g.e.', s.299. 76. Copleston; A.g.e., s.112. 77. John Locke;"İnsanm Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme", s.23-24. 78. Copleston; A.g. e., s.112. 79. Locke; A.g.e., s.24. 80. Copleston; A.g.e., s.112. 81. Locke; A.g.e., s.25. 82. Copleston; A.g.e., s.112. • 21 •

299.. Bunlar nominal (adsal) varlıklar­ dır. Onun kendi kullanımı için onun tarafından yapılmışlardır^^ ve yal­ nızca işaretlere ilişkindirler^'^. 2001. onun doğasını az ya da çok ayrı olarak incelemekle ilgili bir konu olduğu şeklindeki Aristotelesçi görüşü çürütmek ve değiştirmektir. 88. . Aristotelesçi modele göre. Locke. e. g.e. türler ve cinsler anlama yetisinin kendisi için ortaya koymuş olduğu bu­ luşlar ve ürünlerdir^2 Locke'un burada yapmak istediği şey.e.299. s.112. adlandırılmış ve az ya da çok kapsamlı soyut idelerden kaynaklanmaktadır"^'^. Copleston. ist. 131-132.."Büyûfe Filozoflar I Platon'dan Wittgenstein'e Batı Felsefesi" Çev: Ahmet Cevizci. real (gerçek) varlıklar değildirler.28-.g. Bundan şu çıkar ki evrensellik ve genellik.e. Locke'a göre. . köpeklerin.g.A. S. e.e. s. Brayn Magee.kavramına kadar ulaşırız^^. Copleston. 89... A. 87. "böy­ lesine gürültü koparan hu cinsler ve türler gizemi.g. Gökberk..112. s. .26. Gökberk.s. Gökberk. oradadır^^ ye doğal türlerin dün- 83. • 22 ... Cins ve tür kavramları­ mızla biz doğaya yapma sınırlar koyarız. A. s. A. Buna göre.g. Locke. 93. dünyanın doğal tür­ lerden meydana geldiği ve bilimin tek tek her doğal türü tesbit edip. A. onu yapma bölümler içine sıkıştırırız.e.e. A. s. 299.. A. Sonuç olarak. 92.g. s. 86.. Locke. ineklerin. doğanın kendisi ise cinsler ile türler arasına böyle kaskatı sınırlar koymuş değildir^l. 9Q.112. s. 85. s.g. aralarındaki keskin bölünmelerle birlikte. vb.e. Bu doğal türler.^ ^ cins ve tür^^ tü­ mü de bireysel ya da tikel olan şeylerin değil ama düşüncelerin ve sözcüklerin yüklemleri^^^ zihnimizin yaratılarıdır^s. A. e. A. biUm adamı tek tek atların. g. s.299. kedilerin.28. Gökberk. Paradigma Yaymları. özünü ya da doğa­ sını araştırmak durumundadır. Copleston. 84.g.. A. 91. . g.

doğa tarafından veril­ miş bir şey olmayıp.132. Zihinden ve dilden bağımsız olarak var olanlar. Magee.112. Ancak Locke için yapı bakımından farklılıklar olsa da.A. örneğin inek. "su". doğanın yasaları bir ve özdeştir^^.g.g. "at". "doğa" gerçek­ te aynıdır. Gözlem düzeyinde benzerlikler vardır.132. Ahmet Cevlzci.yada kendi başlarına gerçek bir varoluşları vardır^"''. 2001.e. ona göre yalnızca bir tikeller veya bireyler çokluğudur.202. 99.. S. 97. Başka bir deyişle. "Onyedinci Yûzyd Felsefesi Tarihi". evrensel ya da genel bir dü­ şünce bir tür şeyi simgeler. Magee. Asa Kitabevi.^^ Her­ hangi bir düşünce ya da herhangi bir sözcük de tikeldir. A.. s. Copleston. Magee. 96.g. • 23 • . Bursa.132. A. bizim tarafımızdan yapılır. koyun ya da insan gi­ bi genel terimler bir şey türünü simgeliyor olarak düşünceyi temsil ederier99.. Ama bölme son çözümlemede. Magee. 95. Bu probleme tezimizin ilerleyen bölümlerinde değineceğiz. Ama genel ya da ev­ rensel sözcükler ve düşünceler dediğimiz şeyler anlam bazında evrenseldirler. Bu demektir ki genel sözcükler şeylerin bir 94. Bilindiği gibi bu tartışmanın alt yapısında Platon ve Aristotales ile başlayan ve bütün ortaçağ boyunca sürüp gi­ den tümeller problemi vardır. oysa Locke için bölmeyi yapan "bi­ ziz". s. A.e.e. A. "köpek".g. s.. öyle ki şeylere verdiğimiz "altın". ben­ zeri isimler son çözümlemede bizim tarafımızdan keyfi olarak tanımlanıra^.132.g.. s. "bu" tikel düşünce ya da "bu" tikel sözcüktür. 98. Locke'un gözünde gerçekte var olan sadece bireysel şeyler ve tikellerdir.e. Öyle ki en temel düzeyde köpeklerin ayrı bir doğası ve kedilerin müstakil bir özü yoktur^ö anlamda Locke çok anlaşılır olarak unsurları türler olan doğal bölünmelerin var olmadığı sonucuna varmış­ tır. ve bu benzerlikler bizim dünyayı haklı olarak türlere ve nevilere bölmemize ne­ den olur. s. e. Aristotelesçilere göre bizim tesbit edip adlandırdığımız doğal türler arasında doğal bölünmeler vardır.

şeyler ara­ sındaki benzerliklerin ölçüsü ve niceliği her ne olursa olsun.30. "Burada doğanın şeylerin çoğunu birbirine benzer şekilde ürettiğini unuttuğum ve hele yadsıdığım hiç düşünülmesin: Özellikle hayvan ırkları ve tohumla çoğalan her şeyde bu apaçık ortadadır" dej. her biri de bunu zihindeki bir soyut ide­ nin işareti olmakla gerçekleştirir.e.. öyle ki Locke'a göre. Locke. Böylece şeylerin türlerinin özleri ve sonuç olarak da şey­ lerin türlere ayrılmasının soyutlama yoluyla bu genel ideleri yapan anlama yetisinin işi olduğunu kolayca gözlemleyebiliJ-İ2İ01 Jei"^ Locke.g. 104.30. Bununla birlikte Locke. s.g. dilden ve zihinden bağımsız olarak bireysel şeyler arasında ger­ çek benzerlik bulunduğunu reddetmezl'^^. şey türleri kesinlikle varolmayacaktı^^^. Locke.türünü ifade ederler. s.. şu hâlde sadece düşünceye ve dile ait bir özellik olup.Ama tikel şeyler arasındaki bu benzerlikleri gözleyen ve onları genel düşünceleri oluşturmak için vesile olarak kullanan ise zihindirdO'^. Cevizci. A. Cevizci. A. var olan şeylerin bu ideye uy­ gunluğu görüldüğünde bu şeylerin hepsi birden o ad altında ya da o tür altında toplanır. 106. 103. s.e. 101.g. S. Buradan çıkan so­ nuç şu ki.29. s. 105.. İnsan zihninde soyut ideler olmasaydı eğer.g..e. adın dile getirdiği soyut ide ile türün özü bir ve ay­ nıdır. A. bes­ lenip beslenmemesi çok kez tartışılmıştır: İnsan adının ait ol- 100. zihinden ve dilden bağımsız genelliklerden ve tümeller­ den söz edebilmek mümkün değildir. türlerin öz­ leri bu soyut idelerden başkası değildirl°°. A. s..g. Örneğin. Locke. bizce ayırt edilen ve adlandırılan tür özleri zihnimizde taşıdı­ ğımız belirgin soyut idelerden başkası değildir ve olamaz da^^^. 102. 24 .e.202.31. A. A.. Genellik.e. Buradan anlaşıldığı üzere.e.202.e. bir kadından doğan ceninin insan olup olmadığı.112-113. A.g.g. Locke. s.. Copleston.

soyut idenin başka bir öze aktarımı imkânsızdır. A.e. A.e. şeylerin özleri tamamıyla bilinemezim^.g. bir daire bir ovalden özsel olarak. 113. . Copleston. 110. Bir tanesi öz sözcüğünü ne ol­ duğunu bilmedikleri bir şey için kullanarak o özlerden belli bir sayıyı varsayanların kafalarındaki anlamdır. Locke. Locke. s. Locke. A. s..34. A.g.32. 25 . bu cenin bir insan ola­ mazdı. A.32.33. BU görüş doğal şeylere iliş107.34. Bundan dolayı Locke öz sözcüğünün içerdiği çeşitli anlamları irdelemeye çalışır.e. Demek ki..e. 112. 109.e. Locke. s.. her belirli soyut ide belirli bir özdür ve böy­ le belirli ideleri temsil eden adlar özünde farklı şeylerin adları­ dır. diğe­ rine adsal öz dercim. Copleston.e. Öyleyse. Çünkü kuram değişmez ve kararlı türsel özleri ön gerektirir ve sınır çizgisi durumlarını ve tipteki değişmeleri açıklayamazdık. Buna göre şeylerin keşfedilebiÜr niteliklerinin dayandığı bihnemez ve içsel yapısı onların özü diye adlandırılabilir^'^^ Locke iki tür özden bahseder. A. 111. s.. Çünkü bir varlığın özü olan. Gerçek (olgusal) özden bahsederken teri­ min iki anlamını ayırdeder^. Birine gerçek (olgusal) öz. s.e.. s.g.g..duğu soyut ide ya da öz doğanın ürünü olsaydı ve anlama ye­ tişince bir araya getirilip soyutlanarak adlandırılan belirsiz ve çeşitli yalın idelerin öbeği olmasaydı.113. Locke.g. Locke'a göre öz. onlar için tüm do­ ğal şeyler bu özlere göre yapılmışlardır ve her biri bunlardan pay almakla şu ya da bu türden olurlar^^^ Locke'a göre bu ku­ ram savunulamaz bir varsayımdır. Buna gö­ re birer yönüyle birbirinden farklılaşan ve iki ayrı ad verilen iki soyut ide dünyada birbirinden en uzak ya da birbiriyle en kar­ şıt iki şey kadar farklı özde iki tür içerir^o^ Fakat Locke'a göre. s. 108. bir koyun bir keçiden farklı olduğu kadar farklıdır ve yağmur da suyun top­ raktan olduğu kadar kardan ayrıdır.113.g..g. bir şeyin her ne ise o olmasını sağlayan var­ lıktır. A.

s.g. Copleston. Locke. açıktır ki bilinmeyen öz­ leri soyutlama gibi bir soru söz konusu olamaz.e.g.g. A. kararlılık ve benze­ ri özelliklerin dayandığı onun duyulmaz parçalarının.35.e. 117.kin bilgiyi karmaşıklaştırırll'''. onun bu şeyin altm olarak sınıflandırılması için zorunlu ve yeterli ola­ rak görülen ortak özellikleri taşıyıp taşımadığını gözleyerek karar vermeye alışmışızdır. Daha akılcı olan öteki görüş (olgusal özler konusunda) tüm doğal şeylere duyusal-olmayan parçaların olgusal ancak bilin­ meyen bir yapı taşıdıklarını düşünürler. s.34. O'na gö­ re. ağırlık.. eriyebilirlik. 118. Copleston. • 26 .! 1^ der.. Çünkü altm adı verilen soyut bileşik ideye uygun nitelikler barındırmayan bir şeye altm denemez^d^ 114. 115. 116. Bu anlamda yine de onu altm yapan ya da ona bu adı yani adsal özünü taşıma hakkı tanıyan kendi renk. ne oldu­ ğunu bilmediğimiz dolayısıyla tikel bir idesine sahip olmadığı­ mız ve adlandıramadığımız gerçek yapısıdır." Ve Locke için bu özelliklerin kar­ maşık düşüncesi altının adsal özüdür^^i^.35.e.. eriyebilirlik. Çünkü içinde bulu­ nacak olan tüm renk.e. Locke.g. Locke. A.e. ki buna göre. A. s. adsal özleri gerçek (olgusal) özlerden ayırır. bu yapı­ dan. ağırhk.114. Locke. Bu yüzden soyutlanamazdım. s.. 114.g. s. S.e. Locke. Fakat bu görüş "daha akılcı" olsa da. "Varolan bir şeyin örneğin altm olup olmadığına. hayvan türleri içinde sık sık rastlanan ucube yaratıklar ve insan doğumlarında rastlanan aptallar ve başka tuhaf olgular bu varsayımla bağdaşmayan örneklerdir.. şeyleri birbirinden ayırt edip ortak adlar altında sınıflan­ dırmamıza yarayan duyulur niteliklerin doğduğu varsayılır^^^. A. A. 119. Tüm yakın dü­ şünce toplamları bir şeyin belli bir "olgusal (gerçek) yapısına" bağımhdır. Locke.g. ama bu olgusal yapı bizim tarahmızdan bilinmez. A.36.. kararlılık (buharlaşmazlık) gibi niteUkleridir.

Copleston.. Locke. A. altının tikel tözü..114. bu ideler (nitelikler) birlikte var ol­ mak açısından uyum içindedirl27. ama gerçek (olgusal) özü. s. bizim tarafımızdan bilinmezi^^. 124. ist.g. ya da tözü. Copleston. gibi tüm özellikler bunun üzerine da­ yanırlarla^. s.114. s. " h e r seçik soyut düşünce (ide) seçik bir ö z d ü r " v e "adın temsil ettiği soyut düşünce ve tür özleri zihnimizde taşıdığımız belirgin soyut idelerden başkası değildir" der.g.. 122.e.. s.e.g. Fakat tözler (cisimler) durumunda tümüyle ayrıdırlar. Dolayısıyla.g.e.g.Bu yüzdendir ki L o c k e . 128. 231. • 27 • . Ancak bu olgusal (gerçek) öz.36. A. 126. durağanlık vb. 1997. A. bundan dolayı iletişimin da­ ha kolay ve doğrudan olabilmesi-gelişebilmesi için şeyleri ge- 120. soyut ideler (düşünceler / kavramlar) yapan ve onları zi­ hinlerinde verdikleri adlarla anlamlandıran insanların. Locke. ağırlık. s.e. s. l l 4 . üç çizgi arasındaki bir uzayı içeren şekil bir üçgenin adsal özü ka­ dar gerçek özüdür de^^s. Copleston. Locke. A. Locke.e. 121.32. Göçebe Yayınlan. onda bulunacak olan renk. Sonuç olarak Locke.e.g. s .114. yalın düşünceler ve kipler durumunda olgusal (ger­ çek) ve adsal özlerin aynı olduklarını eklerl24 Buna göre. s.36.e.31. 127.e.. "Düşünceler ve Gerekçeler/1". sözcük­ leri ve düşünceleri yalnızca tikellerle sınırlı kaldığında bilgi sü­ reçlerinin yavaş ilerleyebileceğini. Öyleyse. s.g. A.. 123. Altının adsal özü altın olarak sınıflandırılan şeylere ortak gözlenebilir niteliklerin soyut düşüncesidir. Denkel Arda.g. A.. A.. bireyler olarak bireysel şeylere özgü ni­ telikleri dışarda bırakarak ve ortak niteliklerini koruyarak soyutlanan şey adsal ö z d ü r d e n i l e b i l i r . Locke. Copleston. A. 125. tür ve özlerin asıl işlevini özetler­ ken. cins. duyulur-olmayan parçaları­ nın olgusal yapısıdır ki. eriyebilirlik..

bunların yalnızca ağızdan çıkan ses­ ler. Ortaçağ'da KatoHk kihsesi hususi Hıristiyan cemaatle­ rinin ve onları teşkil eden müminlerin sadece bir toplamı ol­ mak istemiyor. 130. şeylerin özlerinin bulunmadığını. 2000. 131. Mesela. İst. aynı adla adlandırılma dışında. ortak olan hiçbir şey bulunmadığını ileri süren görüştü^^^. 132.202. S.6.63. Bunun için de "külliler"in (kavramların) re- 129. Platon ve Aristotales ile başlayan ve Ortaçağ boyunca süren tümeller tartışmasında. sözcükler olduğunu.. Bu anlayışa göre nesne­ ler.e. Cevizci. Bilindiği gibi nominalizm.e.38.. Kavram tartışmalarının şüphesiz pratik nedenleri de vardır. 1979.5. Locke. kendisini herşeyi elinde tutan bir güç. Dil Felsefesi Sözlüğü.. Geniş an­ lamıyla. 133.nel kavramlar halinde düşünüp bu şekilde onlardan söz etme imkanı b u l d u ğ u m u z u . A. Bu anlamda adlar zorunlu değil. A.g.241-242. A. Atakan Altmörs. kavram realizminin tam kar­ şıtı olan ve tümellerin gerçek bir varoluşu olmadığını. yani tümellerin^^^ insan zihni dışında bir ger­ çeklikleri olmadığını ve bunların insan zihninin yaratıları ol­ duğunu ileri süren nominahzme varmış olduğunu söyleye­ biliriz. adlandırmalar olduğu bi­ çimindeki yaklaşımdır^^'^. s. Macit Gökberk. Ahmet Cevizci. Bu anlamda Locke'un soyutlama yoluyla elde edilen genel düşüncelerin. s. s.g. aynı adla adlandırılan bireysel şeyler sınıfına. çatısı al­ tında topladığı fertlerden ayrı ve müstakil bir varlık olarak gör­ mek istiyordu.g. s ö y l e r . 2000. Felsefe Terimleri Sözlüğü. • 28 • .e. 134. Roscelinus ve Ockhamlı William gibi filozoflarca savunulmuş ve "tümel" denen şeylerin gerçek­ te var olan özleri belirtmeyen sesler. Altmörs. "Felsefmin Evrimi". Paradigma Yayınları.. Milli Eğitim Basımevi. insanlar arasındaki uylaşımlara bağlı olarak adlandırılmış­ tır. s. Paradigma Yayınları. İst. İst. yapaydırlar^^^. s.

Ockhamlmm metafiziği ve epistemolojisi. 2002.. Bilindiği üzere. sadece ferdi (somut) ve mümkün olandır. Hı­ ristiyan imanıyla doğmalarını anlaşılır kılıp açıklamaya ve temellendirmeye çalışırken. Akçağ Yay. Rasyonel teolojiye karşı saf inancı savunan GuiUaum d' Occam. Hıristiyan felsefesinin antik Yunan felse­ fesinden kaçınılmxaz olarak miras aldığı. Eğer "külli" (kavram). s. Hıristiyan felsefesi.309) • 29 • . varlığın. Epistemolojinin de. Betül Çotuksöken. külliler hakikat oldu mu. Ankara. rasyonel teolojiyi temellendirmek için nasıl realist olmak zorunda idiyse. Bu taktirde de kilise öğretisi. Külliler hakikatse kilisede hakikat olacaktı. Neşet Toku. "Orta Çağda Fel­ sefe". Sa­ dece ferdi olanın. 1989. Tabii olarak bilinebilen reaUte/hakikat. nominalizmi sistemleştiren ilk düşünürdür. "llm-i Ümran". bir realite/hakikat de­ ğilse kilise sadece topluluğu gösteren bir kelime ve fakat yal­ nızca bunları teşkil eden fertler reel/hakikat olacaklardı. eşyanın ve hayatın hakiki bilgisi olmaktan çıkacaktı.. Saffet Babür. siyasetin de. bilginin değil. inancın alanıdır. s. Ara Yay. İst. düşüncenin nesnelerinin tümel oldu­ ğu paradoksal tezinin yarattığı temel problemi bir çözüme ka­ vuşturmak amacı güder. ekonominin de. kendisine geçmişten intikal etmiş bulunan biricik felsefe olarak. hçr şeyden önce ve çok büyük ölçüde. rasyonel teoloji ya da kiliseye karşı çık­ mak isteyenler de nominalist olmak zorunda idilerd^^. Platoncu / Yeni-Platoncu felsefe135. kilise öğretisi hakikat oluyordu ve kilise dışında herhangi bir hakikat de aranmıyordu. Patristik felsefe ile Skolastik felsefenin ilk iki döneminde. kültürün de hakikati kilise öğretisinde mündemiç kabul ediliyordu.el/hakikat olduğunu iddia ediyordu. * (Nominalizm için bkz. Kilise. Ona göre me­ tafizik. diğer bir ifadeyle bilgiyle imanın sahalarını ayırmış­ tır*. yani nesnelerin gerçek varlığını kabul eden ve bilgiyi deneyle başlatan GuiUaume d' Occam. Halbuki. felsefe ile te­ olojinin.25. varolan herşeyin tekil ve bireysel olduğu yerde.

İşte Ockhamlı William'ın hem bir filozof ve hem de bir te­ olog olarak büyük önemi. insan zihninin duyu-deneyinde idrak edilen tikellerde. bundan dolayı insan için bilgiyi neredeyse imkan­ sızlaştıran. Hıristiyan imanının şu ya da bu unsurunda en küçük bir değişikliğe dahi gitmek imkan­ sız olduğuna ve bir şekilde vuku bulan uyuşmazhk ya da tutar­ sızlıklar ancak Aristoteles'in felsefi kabul ve argümanlarına ilişkin ciddi bir eleştiri ya da yeni yorumlarla giderilebileceği­ ne göre. Hıristiyan öğretisinin dogmatik çerçevesini bu kez. Di­ ğerine göre önemli bir ilerleme sağlayan bu sentezin de kendi içinde problematik olan bir takım güçlükleri vardı hiç kuşku­ suz. bilginin tanrısal aydınlanmadan veya özlere ilişkin rasyonel kavrayıştan değil de. Bunun sonucu olarak. felsefi bir iş ya da etkinlik olmak durumundadır. örneğin bu kez ılımlı bir realizm tarzında. felsefeyle teolojiyi birbirinden mutlak olarak bağımsız olmaları gereken iki ayrı alan ortaya koymasından ve bütün bir felsefe alanını. Aristoteles felsefesi ve Hıristiyan imanı ve teolojisi arasın­ da Aquinalı Thomas tarafından Xiii. Skolastik düşü­ nürler XII. Aristotales felsefesi ile bağdaştırmaya kalkışmışlardır. onun Ortaçağ realizminin temelinde bulunan söz konusu metafiziksel ve epistemolojik kabulleri reddetmesinden. bir bilgi konsepsiyonu olmuştur.yüzyılda gerçekleştirilen ve ondan sonra da düşünürlerin büyük bir çoğunluğu tarafın­ dan takviye edilip pekiştirilmeye çalışılmış olan bu sentez de. dikkatleri yavaş yavaş bu dünyaya çekme­ ye başlayan.nin kavramsal çerçevesi ve ifade imkanlarından yararlanmıştır. İslam dünyası yoluyla öğrendikleri ikinci Grek fel­ sefesi geleneği olarak. yüzyıldan itibaren. soyut öz­ lerle zorunlu ilişkilerin akledilir soyut düzenini kavradığım id­ dia eden epistemolojik ve metafiziksel öğretiyi ihtiva etmek­ teydi. bireysel şeylerin ve 30 . zorunlulukla hiper realizm veya radikal bir realizm olarak kavram realizmi ve sadece ilahi aydınlanma­ ya dayanan. Bu telif ya da sentez. bireysel şeylerden ve olumsal olaylardan ontolojik bakımdan önce gelen.

kilise öğretilerinden daha az ehemmiyetli olmayan bir inceleme ve araştırma konusu görmeye başlıyordu. Locke'un ontolo­ jik ve epistemolojik bağlamlarda ele aldığı "cismin niteUkleri" vurgusunda Locke düşünceler ve nitelikler arasında bir ayrım yaparak özellikle "bileşik ideler" konusuna bu kavrama içkin bir bağlamda ele alır ki.26. Ahmet Cevizci.e.g.. bu radikal emprizme dayanarak gerçekleştirdiği. s. yavaş yavaş realitenin müşahadesine dönüyor v e ' tabiatta. 136.g. Nominalizmle birhkte artık akıl.e. Asa Kitabevi. • 31 • . Nominalizm. Yani. bilgiyle inanç arasındaki birliği tehlikeye dü­ şürmekle kalmıyor. O. 1999. s. ** (Bkz.261-262. A. aynı zamanda kiliseyi dünyaya bağlayan on asırhk bağı da koparmaya çalışıyordu.. Bunun ilk adımı da Antik çağdaki in­ celemelerin yenilenmesi. "Genel Terimler" başlığı altında ele aldığımız konuyu bu şe­ kilde açıkladıktan sonra Locke'un Basit ve Bileşik İdeler ve Kipler ile Maddi Töz'den bahsederken sıkça kullandığı "cismin nitelikleri" konusuna kısaca bakmak gerekir. Bursa. Yani Röne­ sans. Çotuksöken. sonraki konularımızın anlaşılması açı­ sından bu yaklaşıma vurgu yapmayı gerekli gördük. bilgi­ yi kutsaldan ayırıyordu. yeniden doğmasıydı. Toku.tikel olayların doğrudan deneyiminden meydana geldiğini sa­ vunan radikal bir emprizm temeli üzerinde yeni baştan ve te­ oloji ya da imandan bağımsız olarak insa etmesinden oluşur.) 137. "Ortaçağ Felsefesi Tarihi".309. bilginin kendisinde ifade edildiği dilin ontolojik arka planına ve se­ mantik yapısına ilişkin nominalist bir analizle de}^^ bir bakı­ ma Rönesans'ta görülmeye başlayacak olan modern felsefe ile modern bilimsel bilgi ve sekülarizmin temellerini de atmış gö­ rünmektedir**. s. Bütün bu açıklamalar gösteriyor ki Locke'un nominaUst eğiliminin alt yapısında bu anlamda ılımlı bir söyleme sahip olan Aristoteles ile daha radikal bir nominalist tez ileri süren Ockhamh AViUiam'm derin tesirleri bulunmaktadır. A.

nesnelerin sahip oldukları iki tür niteliği birbirinden ayırır. ondan sonuna dek ayrılmaz olanlar­ dır" l'^l der. s.105.l54.-Justus Buchler.g. Onlara maddi bir cismin bizde beUi bir tür­ den tasarımları.1. s.. Fak. "Zihnin. kesinlikle bu anlamda ni­ telikler değildirler. Randall-Buchler. s. Sos.e. Locke. Hobbes ve Descartes'in genel çiz­ gilerini.. kendisinde algıladığı ya da algının. A. 140. Bil. Bunlar uzam. biz­ de bu ideleri üreten güçlere. düşüncenin ve anhğm dolaysız nesnesi olan her şeye "ide" (düşünce) diyorum^^^. A.biçim.115. Çev: Ûmer Tolgay. 141. tat.. "Kuçıile Felsefe Tarihi".e. soğuk ve yuvarlak ideleri üretme gücü olduğuna göre. nite­ likler diyorum. A. İnsan Yaymlan. 139. Yay.. Jühn Locke. İst. Jr. Locke. "Felsefeye Giriş" Çev: Ahmet Arslan. A. Ege Ünv. 142. koku veya ses tasarımlarını meydana getirme yönünde sahip olduğu güçlerdir^'^^ ve bu güçler dış nesnelerde bulunmakta ise de onları "oldukları gibi" görmeyizl43 138.3.94. öte yandan kendi zamanındaki Galileo ve Böyle gibi bilim adamlarını izleyen Locke. katılık ve hareket gibi nitelik­ lerdir. İzmir.g. John Herman Rahdall..g.. 1995.e.e. s. zihnimizde herhangi bir ide üret­ me gücüne de gücün bulunduğu nesnenin "niteliği" diyorum" der Locke ve bir kartopunu örnek alarak "kartopunun biz de ak. s.g. kartopundaki biçimleriyle. Bunlar "birincil" ve "ikincil" de­ receden niteliklerdirl't'O Birincil nitelikler "cisim ne durumda bulunursa bulunsun. örneğin renk. bunlar zihnimizdeki duyumlar ya da algılar ol­ duğu zaman da bunlara ideler (düşünceler) d i y o r u m " d i y e ­ rek bir yandan Demokritos. 1982. Locke'da Birincil ve İkincil Nitelikler Ayrımı Yukarıda değindiğimiz gibi Locke düşünceler ve nitelikler arasında bir ayrım yapar. İkinci dereceden nitelikler ise.154. • 32 » .105. Muştala Rahmi. 143. s.

Şimdi bir yandan biçim katılık veya hareketle ilgili tasarım­ larımızı göz önüne alalım: Burada önemli bir farklılıkla karşı­ laşırız, der, Locke ve devam eder. Birinci tür tasarımlar nesnel karşılıklarına benzerler; bir üçgen tasarımı, fiziksel üçgen cis­ me, hareket eden bir cismin tasarımı, önümüzde hareket eden cisme benzer. Ancak ikinci tür tasarımlar herhangi bir nesnel varlığa benzemezler; çünkü onların nesnel karşılıkları sadece birer güç veya yeti olarak vardır. O halde biçim, hareket ve ka­ tılık nesnel şeylerdir ve kendilerini algılamadığımız durumda bile, algıladığımız nesneye aittirler. Buna karşılık renk, tat, ses nesnel şeyler değildirler. Onlar sadece kendisini algıladığımız­ da algıladığımız cisme aittirler. Başka deyişle, biçim, katıhk, hareket tasarımları hem tasarımlar, hem de nesnel nitelikler olarak vardırlar. Renk, tat, ses ise sadece tasarımlar olarak ya­ ni cisim bizde kendilerini meydana getirdiğinde vardırlar ve nesnel nitelikler olarak var değildirler. O halde birinci derece­ den nitelikler, Locke'un "gerçek nitelikler" diye adlandırdığı şeylerdir, ikinci dereceden nitelikler ise sadece bir cismin biz­ de tasarımlar meydana getirme yönünde sahip olduğu güçler­ dir. Ne var ki bu tasarımların birinci dereceden niteliklere iliş­ kin tasarımlarla aynı yapıda olduklarını varsayarız. Biçim, ka­ tılık, hareket niceliksel olarak ölçülebilir mekanik niteliklerdir. Renk, ses, tat ise sadece nesneleri algıladığımızda (tasarımlar olarak) var olan "duyumsal nitelikler"dir. Bir cisim, ister onu al­ gılayalım, ister algılamayalım kare şeklindedir ve uzayda yer işgal eder. Ama o ancak kendisini algıladığımızda kırmızı veya tatlıdır. Karelik nesneldir. Kırmızılık ise görme duyusuna bağ­ lıdır. Karelik hakkındaki tasarımımız, kareliğin kopyasıdır, kır­ mızılık hakkındaki tasarımımız ise bir gücü temsil eder, ama hiçbir şeyin kopyası değildird44 Locke'a göre. Locke'un niteliklerle ilgili bu yaklaşımlarını, Berkeley, tezi­ mizin "ikinci bölüm" ünde detayh olarak kritiğe tabi tutar. Ber­ keley'in bu konu ile ilgili yaklaşımları "ikinci bölüm"de ince­ lenmektedir.
144. Randall-Buchler; A.g.e., s.154-155. • 33 •

1.4. Basit ve Bileşik İdeler ile Kip ve Bağlantı Adları
Bilgimizin doğasmı, türünü ve gerıişliğini daha iyi anlaya­ bilmek için, bizdeki idelerle ilgili bir şeyi, yani bunlardan bir bölümünün "basit" bir bölümünün de "bileşik" olduğunul'^^ söyler Locke. Bu anlamda tasarımlarımızın bir takımı basit bir takımı da bileşiktirler^^^. Locke basit ve bileşik düşünceler arasında bir ayırım yapı­ yor. Buna göre zihin (anlık) birincileri edilgin (pasif) olarak alırken, ikincilerin üretiminde etkindir^'^''. Basit düşünce örnekleri olarak Locke, ilk olarak bir buz par­ çasının soğukluk ve sertliğini, bir zambağın koku ve aklığını, şekerin tadını verir. Bu "düşünceler"in her biri bize salt tek bir duyu yoluyla gelir l'^^. Ve bu algılardan her biri kendi içinde birleşmemiş durumda bulunduğundan, içinde yalnızca, zihin­ deki tek biçimli görünüm ya da kavram bulunur^^^^. Bütün bil­ gilerimizin gereçleri olan bu basit fikirler^so duyulardan ve iç algıdan gelen fikirler (ideler)dirl5i. ^ihin bunları neredeyse^s^ sonsuz bir değişiklik içinde^^s yineleme, karşılaştırma ve bir­ leştirme gücündedir, ve böylece dilediği gibi yeni karmaşık dü145. John Locke, "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme", s.94. 146. Macit Gökberk, "Felsefe Tarihi", Remzi Kitabevi, ist., 1999, s.297. 147. Copleston; A.g.e., s.87. 148. Copleston; A.g.e., s.87. 149. Locke; A.g.e., s.95. 150. Locke; A.g.e., s.95. 151. Baykan Fehmi; "Aydmlanma Üzerine Bir Derkenar", Kaknüs Yaymlan, İst., 2000, s. 102. 152. Frank Thılly; "Bir Felsefe Tarihi", Çev: Nur Küçük-Yasemin Çevik, Idea Yayınevi, İst., 2000, s.299. 153. Locke; A.g.e., s.95. • 34 •

şünceler yapabilir. Ama hiçbir zihnin tek bir yeni yalm düşün­ ceyi yaratma ya da tasarlama ya da kendinde olanları yok etme gücü yoktur^^"''. Locke, "bir kimsenin, damağını hiç etkileme­ miş bir tadın ya da hiç koklamadığı bir kokunun idesini tasar­ lamaya çalıştığım görmek isterdim. Eğer o bunu yapabilirse, ben de bir kör de renk idelerinin, bir sağırda da doğru, seçik ses kavramlarının bulunduğu sonucuna varırdım" der. Bu yüzden, her türlü yapıdaki cisimlerde; sesler, tadlar, kokular, görülür ve dokunulur nitelikler dışında bizim ayrımına varabi­ leceğimiz yeni nitelikler tasarlamanın, bir insan için, olanaksız olduğunu söyler Locke. O'na göre, "insanlık yalnızca dört duyuylal56 yaratılmış olsaydı, o zaman, şimdi beşinci duyunun nesneleri olan nitelikler, bizim dikkatimiz, hayal gücümüz ya da kavrayışımızdan, şimdi bir altıncı, yedinci ya da sekizinci duyunun nesneleri olabilecek olanlar kadar uzak olurdu"!^'' Locke bu basit ideleri-fikirleri dörtlü bir sınıflamaya tabi tu­ tar. Başka bir deyişle, basit ideler sırasıyla sadece tek bir duyu yoluyla kazanılan ideler, birden fazla duyu yoluyla kazanılan ideler, bir tek düşünüm veya iç duyum yoluyla elde edilen ide­ ler ve nihayet hem duyum ve hem de düşünüm yoluyla kaza­ nılan ideler olarak dört başlık altında toplanabiUri^s. Bunlardan birincisi; zihnimize yalnızca tek bir duyu yoluy­ la girerler^^^. Locke onların zorunlu fizyolojik ön koşulları olarak duyu organlarını, beyin ve sinir sistemini saydıktan son­ ra, kendilerine örnek olarak renklerle, aydmhk-karanlıkla, ses­ le, kokuyla, katılık-yumuşaklıkla, sıcaklık-soğuklukla ilgili ideleri verir^öû.
154. ThıUy; A.g.e., s.299. 155. Locke; A.g.e., s.95. 156. Locke; A.g.e., s.95. 157. Locke; A.g.e., s.95. 158. Ahmet Cevizci; "Onyedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi", Asa Kitabevi, Bursa, 2001, s.200. 159. Thılly; A.g.e., s.299. 160. Cevizci, A.g.e., s.200. . 35 .

s.e. s. yani irade yo­ luyla kazanılan idelerdirl^"^. A. A. s.. zira basit ideleri ön gerektiren bile­ şik ideler insan zihninin bu basit ideleri çeşitli şekillerde işle­ me faaliyetinin bir sonucu olarak ortaya ç ı k a r l a r .g.200. ama yeni düşünceler oluşturmak için duyum ve derin-düşün­ me verilerini sistemli olarak bileştirebilir ve bunlardan her bi­ ri tek bir şey olarak düşünülebilir ve yeni bir adla adlandırıla­ bilir.297.e. harel^el-161 ve sükunet ideleridirl62 Yalın fikirlerin bu her iki smıfı da duyum idelerinden oluşur^^^. şekil. Yalnızca gözlem ve içe bakış ile sınırlı değildir. A. Yalnızca. 167.e. al­ gı veya düşünme. evren.. Locke'a göre. 162. s.g. A. s.e.102.e. 165.200. Dokunma ve görme ikisi birlikte.. Sadece düşünüm veya iç duyumla elde edilen ideler ise..88.g. Bunlar zihnin kendi faaliyetlerinin gözlenmesi neticesinde edinilen fikirlerdirl65 Son olarak. 164. Copleston. 163.e. A.200. Ur ordu... Örneğin "güzellik. Copleston. Baykan. bi­ leşik idelere sahip olabihr. 166.e. Bu dört tür basit fikir zihnin her türlü bilgiyi üretmede kul­ landığı temel malzemedir ve basit fikirleri zihin pasif olarak alırl68. A. Thılly.g. Cevizci.g. 168. Baykan. Cevizci.e. A. B i r insan iki ya da daha çok yalın düşünceyi tek bir karmaşık düşünce-' ye bileştirebilir.102. vs.g.İkincisi. bu basit idelere ulaşmış olan kişi.300. hem duyum hem de derin-düşünme yoluyla ka­ zanılan idelere^^^ örnek olarak verilen idelerin başında ise haz.g. • 36 .g.e. s. birkaç duyu yoluyla edinilen basit tasarımlardır.. 161. Gökberk.e. 170. Cevizci. 169. s. hir insan..87.200.g.. acı. s. Locke. yer kaplama. yani anlama yetisi ve isteme. güç varoluş ve birlik gibi idefer gelmektedir^^'^.. iyilikhilirlik. A.g. s. A. A. s.

A. 174. s. A. A. A.. 2) İkincisi basit ya da bileşik iki ideyi alıp. ikisinin birlik­ te bir görünüşünü elde edecek biçimde yan yana getirmek­ tir Böylece bağıntı idesi oluşur.e. 172. cinayet sözcükleriyle ifade edilen ideleri verird78. Locke.298. Baykan.. 175. s. 3) Üçüncüsü zihin soyutla­ mada bulunarak bu fikri gerçek durumunda beraber olduğu diğer fikirlerden ayırır. 176. Gökberk.g. s..g. üçgen.e. Zihnin bu üç temel faaliyetiyle elde edilen bileşik idelerin sayısı sonsuz olmakla birlikte.. Bu kategoriye giren bileşik idelere örnek olarak Locke minnettarlık. Locke. Zihin söz konusu aktivitesini bileşik ideleri meydana getirirken hayata geçirdiği üç ay­ rı faaliyetle somutlaştırır.201.g. s. 177. daha sonra bütünüyle aktif hale gelir.g.123-124.123.e. düzenleme ve so)mtlamasından olu şmuşlardır ^ 75. A. Cevizci.. onları bir tek idede birleştirmeksizin. s.g.e. 171. A.e. basit ideleri kazanırken bütünüyle pasif olan zi­ hin. s. A. • 37 • . A.g.!''! 1) Birçok basit ideyi bir bileşik idede birleştirmek. Locke. varlıklar).e. 178. kendi başına var olmayan ama. Bu yolla da genel fikirler oluşurd''3 Zihnin bütün genel ideleri böyle yapılmış tır ^ 74.201. Locke onları a)Modüsler (kip­ ler). b)Tözler (cisimler. s.. s. bütün bi­ leşik ideler böyle yapılmıştır. 173. başka bir varlığa bağlı olarak veya onun tesiri olarak varolan bileşik fi­ kirlerdir ^ 77.e.102. bileşik ideleri bizzat kendisi basit idelerden elde ettiği için..g.g. iç ya da dış deneyden araçlı ya da araçsız olarak gelmeyen bü­ tün tasarımlar ruhun verilmiş (deneyden edinilmiş) duyumla­ rı birbirine bağlamasından.e..Buna göre.201. Cevizci.102-103. Baykan. ve c) Bağıntılarla ilgili bile­ şik ideler olmak üzere üç başlık altında toplar ^ 76 Modüsler (kipler). Demek ki.

Şöyle ki. mesafedir. tasarımların "art arda oluşumu" bize yaşatan iç deneyin yardımıyla meyda­ na getiririz. İkinci bileşik fikir (ide) "tözler" (cisimler)dir. s. sayı fikirleri ilk nazarda tecrübeden gelmiyor gibi görünse de bunlar da basit kiplerdir^^o.103. "düşün­ me". Bu kelimeyi Locke. A. "zaman" ve "sayılar serisi" tasarımlarına varı­ rız.e. "Sonsuzluğu" tasarımlayabilmemiz de buna dayanır. uzay tasarımını biz görme ve dokunma duyularına dayanarak elde ederizl^l. Güzellik fikri bu ba­ sit fikirlere dayanır ve bundan ayrı olarak kendi başına var olmazi79. 182. Mese­ la. Gökberk. • 38 » .g.103. Baykan.. 181. Bu fikrin arttırılmasıyla sonsuz uzay bileşik ide­ si elde edilirl^2 5ayx ye zaman tasarımlarını da.298. Mesela. demiş179. 103. A. Bütün basit fikirlerimiz ya dış nesnelerin duyumlanması ile ya da zihnin kendi faaUyetlerinin iç-algısı ile oluşur. güzellik fikri.g.e. s.. "Basit tasarımlan" -yani küçük uzay arahklarını. 180.e. l(bir) basit fikrini üç kere tekrar ederek 3(üç) bileşik fikri meydana gelir..l03. 183. altta duran) manala­ rında kullamri^'^. varlık ve cevher (dayanak.g. 185. Uzay.103.. A. Gökberk. A.. b) Karışık kipler: Farklı fikirlerin birleştirilmesiyle meydana gelir. s. cisim. "hareket". tasarımları modusturlar^^^. s. İç deneyde ise "algılama". 184.e. "Kuv­ vet".g. A.298. renk ve şeklin belli bir tarzda birleşmiş halidir.g. Baykan. "hatırlama". Uzay fikrinin altında yatan basit fi­ kir. zaman aralıklarını. s.g. birbirine bağ­ lamakla "uzay". "dikkat" vb. A. seyredenlerde zevk duygusu uyandıran. s.g. Baykan.e. "bileşik renkler ve formlar" tasarımları da bu modüslerdir. zaman.. Baykan. Baykan.e. s..Locke kipleri de ikiye ayınr: a) Basit kipler: Aynı basit fik­ rin tekrarı neticesinde oluşur. birimleri yanyana koymakla.e. A.

Bu yüzden de. Töz fikri bu olguyla alakalı ola­ rak teşekkül eder.ti Locke.e.. hareket eden bir şeyin olması gerekir.. "şeker" dediğimiz şey. Gökberk.103. sert olan.) kendi başlarına durabileceklerini. niteliklerin dayanağı. Bu niteliklerin (düşünceler) kendi başlarına nasıl varolabildiklerini ifade edemeyiz. İlk nazarda bir tek a ^a işaret ettiğimiz nesnelerin fikri (şeker) basit fikir sanılır ama aslında bunlar bir çok fikrin karışımından oluşur. s. Bu niteliklerin. Şöyle ki biz bu basit fikirlerin (tad. A. Böylesi bileşik 1. Randall-Buchler. 190. Tanrı idesini biz. Çünkü sadece karelik. 188.g. s.e.g. taşıyan bir şeyin olması gerektiğini düşünürüz. bir adam ya da bir koyun idesi gibi.g. 125. A. • 39 • . Bu basit fikirlerden bir kısmının devamlı beraber ol­ duklarını görürüz.. Böylece bunlara bir ad veririz: "şeker cismi". 187. bunlardan bir çoğunu birlikte bulunduran idelerdir^^^. Bu. Örneğin.155. ikincisi de bir ordu ya da koyun sürüsü gibi.g.. 189. Oysa töze iliştirdiğimiz her şey de deneyden gelir. bu basit fikirlerin "altında duran" bir dayanak (substratum) varsayarız^^ö nitelikleri bir arada tutan.. A.e.86. kare olan. iç duyumdan (reflection) edindiğimiz manevi nitelikleri genişletmekle.298. İşte buna Locke nesnenin "töz"ü adını verir.e.e. 191. Locke. A.g.^5'-' der. "taşıyıcı"sız nitelikler de olmaz^^^. beyaz ve katı basit fikirlerinin beraberliğidir. s. ayrı varoluşlarıyla tekil tözlerin idesidir. ve buna da "töz" deriz^^^. Randlar-Buhcler. taşıyıcısıdır (Substratum). yücelt­ mekle meydana getiririz. s. Locke. S-155. ancak kendimizi onda sürdükleri ve ondan ortaya çıktıkları belli bir dayanak varsaymaya alıştırırız. s. Thılîy.e. Baykan.. Mesela. A. renk. varolabileceklerini tahayyül edemeyiz. tatlı. sertlik ve hareket olamaz.301.g. A. nitelikleri olduk­ ları bir şeyin olması gerekir^^^ Nasıl ait oldukları bir varlık ol­ maksızın sıfatlar olmazsa. birleştiren. Locke'a göre tözlerin iki tür idesi vardır: Birincisi. ka­ tılık vs.

g. Herhangi bir yahn ya da karmaşık (bileşik) düşünce üreten şeye "neden" deriz. bir "hağ" kurulmasından meydana gehrlerl98. birden faz­ la ideyi yan yana koyup. A. Bu ideye biz bir takım nitelikler ile nesnelerin başka nitelikler ve nesnelerin etkileriyle meydana geldiklerini algılamakla varırızl96. Üçüncü ve son bileşik ide "bağıntı" idesidir.e. A. 194 Zihnin. Baykan. Duyu­ larımız bize şeylerin değiştiğini.e. A. mekanla ilgili uzakhk-yakmlık. kendi eylemlerimiz ile ilgi tasa­ rımların bir "yasa tasarımı"ile birleşmesinden. s.301. onları birbirleriyle karşılaştırmak su­ retiyle aralarında ne tür ilişkiler bulunduğunu kavramaya çahştığı karşılaştırma faaliyetiyle elde edilen bileşik ide türüdür . A.e. s. • 40 • . 104. 106.g. "Uzay ve zaman bağıntıları" ile "özdeşlik" ve "başkalık" da böyledir... 195. Cevizci.. Xöz ile ilgili bu yaklaşım "Nesne Adları" başlığı altında daha geniş bir şekilde ele alınacaktır. Thılly. çünkü bunlar da. uzamla ilgih büyüklük-küçüklük. s. A. Gökberk.e.e. "etki" başlangıcını bir başka şeyden almış olandırl97. "Ne­ den" bir başka şeyi (yahn düşünce.. üretilene ise "et­ ki": böylelikle ısı balmumunun akışkanlığının nedenidir. Locke.201-202. 196.g.e.. A. töz ya da kip) varolmaya başlatan şeydir. bu ikisi arasın­ da bir ilgi. A. s. 197. 193.. Bağıntılar bir idenin başka bir ideyle birlikte incelenmesinden. Gökberk. Ahlaki (moral) idelerde "bağıntı tasarımları" içinde yer alırlar. Baykan.g..g.298. Locke'a göre zamanla ilgih yaşlıhk-gençhk.298.g. s.125. s.şgyi di­ ğer bir şeyle mukayese etmekten doğar.e. 193 bij. s. niteliklerin ve tözlerin varol­ maya başladıklarını. varoluşlarını bir başka varlığın işlemine borçlu olduklarını anlatır. 198.ideler onları teşkil eden basit fikirlerin biraradalığmdan mey­ dana gelir. 194.g. nicelikle 192. Bunlar için bir örnek "neden-etki tasarımı "dır.

A. üvey baba.. Her varlık diğer bütün varlıklarla aralarında bağıntı kurulmasına elverişlidir ve bu kurulabilecek bağıntılar sonsuz sayıdadır.ilgili azlık-çokluk. s.e. zihindeki soyut ideleri ile birlikte gerçek varoluşu işaret etmektedirler. bunların hepsi birden..39..254. bir insan aynı zamanda baba. A.. John Locke. 203. Locke için. A. 41 . oğul.g. Fakat bileşik (karışık) kiplerin adları zihinde bulunan idede son bulurlar ve düşünceleri zerre kadar ileri götürmezler^o^ İkinci olarak. daha genç.254. koca.e. Locke. Çev: Meral Delikara Topçu. 201. Locke. Birincisi. "John Locke'da Tanrı Anlayışı". 1995. s. daha büyük. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". Öteki Yayınevi. daha yaş­ lı. s. basit ide ve tözlerin adları. 1999. varlıkla ilgili özdeşlik-ayrılık vb.g. fakat bileşik idelerin adları tanıma açıktır^o^. bir tanımın değişik terim­ leri değişik ideler gösterdiğine göre.e. 204. torun. s. Mesela. 200. bi199.61. Vadi Yayınları.g.g. Bu nedenle insanların düşünce ve ifadelerinin büyük bö­ lümünü bağıntı ideleri oluşturur^oo. Çetin. basit idelerin hepsi tanımlanmaya çalışılırsa bu süreç sonsuza dek gider^o^ Çünkü.62. birader. 205. düşman. A. basit idelerin ve bileşik kiplerin adları her za­ man hem gerçek hem de adsal özü ifade ederler^o^ ijçüncü olarak.39. patron. büyük baba. gibi sonsuz sayıda bağlantıya sahip ola­ bilir. işçi. neden-et­ ki dışındaki bağıntı idelerine örnek gösterilebilir Bağıntı ideleri ile ilgili olarak söylenmesi gereken bir diğer nokta da şudur. ev arka­ daşı. daha küçük.e. . Yukarıda ifade edilenler bağlamında. bileşik (karışık) kip ve bağıntıların adları ve doğal töz­ lerin adları ayrı ayrı birbirlerininkinden farklı ve özgündürler20i. Ankara. İsmail Çetin. üvey oğul. 202. S. . basit idelerin adları tanımlanamazlar. John Locke. s. basit (yalın) idelerin adları. Locke. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme".39. Ankara. s. akran vb.

"İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". iki anlamdaş sözcüğü birbirinin yerine kullanmaktan öte bir şey yapmışlar mıdır? diye sorar. baş­ kalarının zihinlerinde de bu adları kullandıkları zaman bunla206. Locke'a göre. Locke.g. A. bizde yine bu seslerinkinden başka ideler üretmez­ ler 209. aynı anlamda iki sözcüğü değiş-tokuş ettiğimizde yaptığımız tanımlama değil çevirmedir: Geçiş.e. hepsi de farklı anlamlara sahip olan birçok sözcükle göstermekten başka bir şey olmayan tanımın basit idelerin adlarında yeri olaraaz^Oö Locke. Locke için durum.. s. "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme". Locke.42. herhangi bir tanım kuralına göre bir araya getirilmiş baş­ ka sözcükler ya da sesler yoluyla bu sözcüğün anlamını bile­ mez. bunlara verilen herhangi bir adın açıklanması ya da tanımlanmasında yararlanılan sözcüklerin hiçbiri bizde ifade ettiği ideyi üretmeyi başaramaz. s. s. o 42 .g. duyu­ larımız alanına hiç girmemiş şeylerin adlarını anlatabilen. daha önce herhangi bir sözcükle ifade edi­ len basit ideyi uygun bir organla zihnine yerleştirmemiş olan biri. Locke. Aynı şekilde. Dolayısıyla. bir tek adla karşımıza çıkan ide topluluklarıdır.25. Görüldüğü gibi basit ideler yalnızca nesnelerin zihinleri­ mizde bıraktığı izlenimlerle edinilirler. 210.resimli olmayan bir ideyi temsil edemezler.5. 208.g. bu yüzden de. hareket. hareket.44.e. s. bun­ lar birçok basit idelerden oluştuklarından daha önce bulunma­ yan bileşik ideleri zihne yerleştirip ve böylece adların anlaşıl­ masını sağlayabilirler.. Sözcükler seslerden oluştukla­ rına göre. A. s.2io Locke'a göre. .e. Bu yoldan edinilmemişlerse. bu yargısını temellen­ dirmek için "hareket" örneğini verir: Hareketi "bir yerden bir yere geçiş" olarak tanımlayan atomcular. John Locke. bileşik idelerde tümüyle başkadır. 207. Locke.257. John Locke. A. bir sözcüğün anlammı. 209.42. geçiştir^os.. Tanımın ya da bir sözcüğün anlamını birden fazla sözcükle öğrenmenin yeri.

duyumlar. İst.g.299. A. s.299. Locke. çünkü bunlar yalnızca bir basit al­ gının yerini tuttukları için.g. Çünkü.e. basit ideler bizde bu algıları üretmeye uygun nesnelerin deneyimi ile elde edilebilirler. S.257. yalnız nesnelerin üzerimizdeki etki­ leridir. bizim duyumladığımız nesnelere yüklediğimiz her bir nitelik. 212..ra uygun ideler oluşturabilen şeyler de bu ide topluluklarıdır. s. çünkü onun duyuları kendisine "kılık" idesini vermiş. "heykel" sözcüğü kör bir kimseye açıklanabilirken. yeter ki tanımın terimlerinden hiçbiri.g. Sosyal Yayınlar. Alfred Weber. insanlar genellikle bunların anlam211. Lpcke. ne olursa olsun her hangi bir basit idenin adı tanıma açık olmadığı g i b i . John Locke.264. tasavvuru oldukları nesnelere de benzemezler215.e. Çev: H.. basit idelerin adları kendi anlamlarını be­ lirleyecek olan bir tanıma yardımcı olamasalar da.g.e.47. s. s. 217.257. kendisine açıklama ya­ pılan kimsenin zihninde daha önce hiç yer almamış olan bir basit idenin yerini tutuyor olmasının. b u n l a r ifade ettikleri. ancak nesnenin bizde belli bir etki. Bu şekilde zihnimize onları yükleyip adları da bildikten sonra bunlardan oluşan basit idelerin adlarını tanımlayıp bu tanımla anlar konuma geliriz^l^ Ancak Locke için. 214. onların karışık kip ve cisimlerin adlarından daha az belirsiz ve kuşku­ lu olmalarına engel değildir. Gökberk. A. A. 213. "resira" sözcüğü açıklanamaz.g.47. Locke. Bundan dolayı zihni­ mizde olan duyusal fikirlerimizin çoğu. S. " 43 » . "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". bu yüzden de onun zihninde renk ideleri uyandıramaz2i2 Locke'un ifade ettiği üzere. Gökberk. 216. "Felsefe Tarihi". fakat "renk" idesini vermemiştir..e. bu. bizim dışımızda bulu­ nan bir şeye benzemez217 Dördüncü olarak. A. 215... 1993. Vehbi Eraip. s.e. yani anlığımızda belli bir tasarım yaratma yeteneğidir216. A. Buna göre.

böylece farklılık diy • bir şey kalmaya­ cağından ortak bir idede başka bir şey ile de uyuşabilir. John Locke. bu ideyi tümüyle yi­ tirmiş olsa da anlamında yanılgıya düşmez. John Locke.lan üzerinde çok daha kolay ve tam olarak anlaşılabilirlerdik Locke'a göre bir kez "beyaz"m karda ya da sütte gözlemlediği rengin adı olduğunu öğrenen kimse. bu ideyi zihninde tuttuğu sürece. s. Be­ yaz. basit idelerin. ancak onu anlama­ dığını görür. A.49. kırmızı ve sarı renk cinsi ya da adı altında toplandıkların­ da.. Locke.257. insanlar sıkıcı sıralamalardan kurtulmak için beyaz ve kır­ mızıyı ve başka birçok böylesi yalın ideyi tek bir genel ad altın­ da toplamak istediklerinde bunu onların zihinlerine girdiği yo­ lu belirten bir sözcükle yapmak durumunda kalmışlardır. Locke'a gö­ re. A.. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".48. bu yalnızca zihinde görme yetisi ile üretilen ve yalnızca gözlerle girebilen ideleri belirtir. tözlerin ve karışık kiplerin ad­ ları arasında şöyle bir ayırım da söz konusudur: Karışık kiple218.e.g. s. Basit idelerde adm anlamı hep birden anlaşılırdım ve parçalar içermediğinden. s.g. 220.e..257. Locke.g. s. İnsanlar hem renkleri hem de sesleri ve benzeri yalın idelerin daha genel bir terimde topla­ mak istediklerinde bunu zihne yalnızca tek bir duyu aracıhğıyla giren tüm ideleri dile getirecek bir sözcük ile gerçekleştirirler222. A. Çünkü en alt tür tek bir yahn ide olduğundan içinden hiçbir şey çıkarılamaz. . 44 . . 222. Beşinci olarak. Locke.48. s. 219.e. az ya da çok parçanın olup olma­ ması gibi ideyi değiştirecek ve böylece adının anlamını bulanık ya da belirsiz kılacak bir durum yoktur2 20. Örne­ ğin beyaz ve kırmızı "idesini ortak bir görünüşte buluşturmak için içlerinden çıkarılabilecek hiçbir şey yoktur22l. bu sözcüğü yalnız uygulayamaz. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme". Altıncı olarak. 221. basit ideler ve adların da sınır çizgisi üzerin­ de en düşük türden en yüksek cinse doğru birkaç basamak çıkıhr.

kendilerine birer ad verilmiş olan soyut idelerdir225.. karışık kipler durumunda.g. Locke'a göre. karışık kiplerin birçok türlerinin soyut ideleri ya da özleri zihin tarafından yapılmıştır. ilgili ya­ lın düşünceleri karmaşık bir düşünceye bileştiremeyiz. Bu yüzden dışsal varoluşu geçicidir. zihin onları yalnızca. insanların anlıklarında.92. ne de 223..g.49.. 226. yaş­ lı bir insanı öldürme için tek bir ad bile olmadığından.e.258. Locke.g. Bunların var oldukları söylenebilir mi ve eğer varsalar. tözlerin adları bir kalıbı. Bu türlerin özleri de. Bunlardan hiçbiri bir töz değildir ve her biri (her birinin dü­ şüncesi) değişik türlerde yalın idelerin bir bileşimidir. s. nerede oldukla­ rı? Örneğin cinayetin dışsal olarak ancak cinayet eyleminde varolduğu söylenebilir.. s. Ad önemli bir rol oynar. A. A. 227. zihinde. Ama genç bir insanı öldürmeden ayrı olarak. kutsal şeylere saygısızlık ve cinayeti verir.92-93. 45 . değişik türlerden basit (yalın) dü­ şüncelerin bileşimlerinden oluşu]. 225. Locke. şeylerin her birinin kendine özgü özü bu­ lunan türlerinin yerine geçerler. Bu yönüyle Loc­ ke'a göre. "Parricide" (ebeveyn öldürme) diye bir sözcük olduğu için. s. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Denane".258.e. adı düşüncenin ye­ rine almaya oldukça yatkımzdır. sarhoş­ luk. ikiyüzlülük. kendini etki­ leyen gerçek varlıkların kendine sundukları gibi ahr227. . Copleston. Bununla birlikte. Copleston. der Locke. . Bu yönüyle karışık kipler basit idelerden ayrılırlar.g. ve basit ide adları şeylerin varoluşunu temsil ederler ve yapay değildirler223 Karışık kipler. s. daha kahcı bir varoluşu vardır^^ö. Karışık kiplere örnekler olarak Locke yükümlülük. John Locke.^224 Karışık kiplerin adları genel oldukları için. s.rin adları tümüyle yapay ideleri. 224.e. A. buna karşılık düşen karışık kipli karmaşık bir düşünce taşıma eğilimindeyizdir. eş deyişle bir düşün­ ce olarak.e. A. Çünkü zihinde basit idelerin hiçbir türünü yapma gücü yoktur.

. A. karmaşık düşünce onu yalm (basit) düşüncelere çözündürerek ve sonra bu düşünceleri birleştire­ rek çocuğun zihnine iletebilir. 236.g.93.237 onları tek bir adla bağlar238 örneğin bir çocuk birçok sözcüğün anlamını.e... s. A.51.. A..g. tliçbir zaman kutsal şeylere saygısızlığı ya da bir cinayeti görmemiş olabilir. Locke'a göre.235 onları bağmtılandırır ve tek bir idede birleştirir^^ö Üçüncü ol'arak.93. dolayısıyla bu karışık kip türleri anlama yetisinin ürünüdürler230.g. s.51. Copleston.e. 231.g.. Bir çocuk insan düşüncesini taşıdığı için 228. Copleston. Locke. 233..g. s. 229. onun anlamım başkalarına açıklattırma yoluyla (dilsel olarak) öğre­ nir. Locke.51. 232. iki insanın boğuştuklarını ya da kıhçia çar­ pıştıklarını görme yoluyla.93. Locke. s. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".g.g. 235..e. A.93. boğuşma ya da kılıçla çarpışma dü­ şüncelerini elde ederiz. s. karışık kipli karmaşık düşünceler elde etme­ nin üç yolu vardır.genç bir insandan ayrı olarak yaşlı bir insanın öldürülmesini özel olarak ayrı bir eylem tipi olarak görürüz^^s Öyleyse. İkinci olarak. 234.e.e. yeter ki.g.e. s. A. çocuk bu yalm düşün­ celeri taşıyor olsun. Loc­ ke'a göre zihin karışık kipleri uygun bulduğu bileşik idelerde kendince bir araya getirir .e. John Locke. Locke. • 46 • . Loc­ ke'un terminolojisinde. A. s. 238. ama biri sözcüklerin anlamlarını onun daha şimdiden tanışık olduğu düşüncelerin terimlerinde açıklarsa bu karışık kiplerin karmaşık düşüncelerini elde edebilir. Copleston.g.g. 237.. Ve bu zihnin serbest seçimi ile ya­ pılır. Böylece. s. Copleston. Locke. s. s.53.e.e..53.e. 230.'A. A.93. A. A. Copleston.51.23l burada zihin üç şey yapar:232 Şeylerin kendilerinin deneyim ve gözlemleri yoluyla233 belli sayıda ide seçer234. ifade edilen şeylerin duyusal deneyimleri yoluyla değil. s.

243. A.g.VL söz ettiğimiz zaman. s. A.g. A. A. Locke'a göre bunlar adlandırılmak üzere insanlar tarafından yapılmış oldukların­ dan. 241.58. • 47 • .g.. s.. O'na göre. 242. Locke bu yaklaşımdan yola çıkarak. Locke.58.e. varolan ve kavramamız gereken herhangi bir şeyin tasarımını yapmayız.262.e. 245.e.e. s. Copleston. A. 246. son olarak kip adlarının her zaman kendi türlerinin gerçek özlerinin yerini tuttuğunu246 ifade eder. Locke.g. bu 239. Karışık kip türlerinin özlerinin doğanın değil de anlama ye­ tisinin yaratıları olduğu söylemine uygun olarak243 Locke.. s.e.e. insanın birçok dağınık ideyi tek bir idede birleştirmesinin işareti olan bir adlandırma yapılmaksızın türler dikkate alın­ mazlar ve var da sayılmazlar^"!-!. bunların adlarının da bizi zihnimizdeki düşüncelerin dışına götürmeyeceğini244 ifade eder. ve "at" ya da "demir" gibi özgül idele­ rinin yalnızca zihinde değil de bize bu ideleri sağlayan şeylerin kendilerinde de bulunduğunu düşündüğümüz şeylerden söz ederken yaptığı şeyi yapmaz.. s. John Locke. A.261. Bu yönüyle ad soyut idenin parçalarına sürekli bir birlik sağlar ve öz oturtulmuş ve tür ta­ mamlanmış olarak görülür. Locke. Locke. yani zihinden öteye geçmez245 yargısında bulunur Locke.g. karışık kiplerden söz eden insanların bunları ancak adlarla belirlenmiş olarak an­ lamlandırıp ele aldıklarım^^^O ifade eder.g. s. 240. üstelik hiçbir zaman bir cinayete tanık olmamış ol­ sa bile239. Locke..e. A. Locke.58..g. düşüncelerimiz bu erdemlerin soyut idelerinde durur. s.93-94.ve büyük bir olasılıkla öldürme düşüncesini de taşıdığı için. "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme". s. "Adalet" ya da "minnettarlık"İ3.242 Locke'a göre.58. Locke. 244.. karmaşık bir düşünce olarak cinayet düşüncesi ona kolayca iletilebilir.57.

Thılly. s. A.g. 1.e.. A.e. 249. • 48 • .60. Locke. 252..63.e.. s. Locke. s. dolayısıyla zihnin o adla anlatabileceğinin tamamı bu bileşik idedir247 ve Locke'a göre türün bütün özellikleri buna bağlıdır ve bundan kaynaklanır: böylece karışık kiplerde ger­ çek ve adsal öz aynıdır^^s Locke kısaca bağıntılardan söz ederken de.g. A. Nesne Adları Locke'a göre. John Locke. Ayrıca dokunma duyusu vasıtasıyla. Bu da.soyut ideler zihnin ürünleri oldukları ve de şeylerin gerçek va­ roluşları ile bağlantıları bulunmadığından. s..g. A.5. 251. belli bir koku ve belli bir yumuşaklık ya da sertlik ile bir araya getirilebilir. Locke.g. yönüyle nesnelerle ilgih düşüncelerimiz zihin tarafından bir araya getirilen yalm düşüncelerden yapılmış kar­ maşık düşüncelerdir252.e. s.301. beUi şekillerde belli renk alanlarını (Ör: Bir gül) görür ve belli bir koku algılarız. A. Locke.6L 250. s.59-60. Eğer bir yaz gü­ nü bahçeye çıksak. Bu bir deneyim sorunudur. bir çok tikel nesnenin tek bir ortak kavram içinde düşünülüp tek bir adla ifâde edil­ diğini ve bu yönüyle bileşik idelerin işareti yapılmış olduğunu gösteririmi.e.. nesne adları da yukarıda değindiğimiz genel terimler gibi türlerin yerini tutar. karışık kipler için söylenenlerin çok az bir değişiklikle bağıntılar içinde ge­ çerli olduğunu249 söyler ve bunların herkes tarafından gözlemlenebilme olasılığının olabileceğinden dolayı ayrıntıya girme­ nin ve konuyu genişletmenin gereksizliğini^so belirtir. Örneğin. Böylece birbirlerine eşlik edi-' yor gibi görünen ve anlıkta bir araya bağlanan niteliklerin bir247. 248.62. bu adm zihnin ken­ di oluşturduğu bileşik idenin dışında bir şeyi behrttiği varsayılamaz. beUi bir renk ve belh bir şe­ kil.g. güle dokunma dediğimiz eylemi yerine getirerek belli deneyimlerde bulunabiliriz. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".

s. 261. A.g. A.e. Bu yüzden bu basit fikirlerin "altında duran" bir da­ yanak (substratum) varsayarız. nitelikler için bir destek düşüncesi sağlar ve bu birincil niteliklere zemin olur. Bu desteğe "töz" denir ve bu sözcüğün gerçek anlamı. Baykan. Copleston. s.103. s. Thılly. 255. s.. Copleston.. s. kendimizi onlara kalıcılık veren ve onları ortaya çıkaran ve bu yüzden de "töz" adını verdiğimiz bir dayanak olduğunu kabul etmeye alıştırırız^^ö Zihin bura­ da bir dayanak. A.g. s..g. bir dizi yalm (basit) düşüncemiz (kırmızı ya 233.255 böylece. ya da Locke'un sözleriyle.. İşte buna töz deriz258 Locke'a göre cisim üzerine var olan düşüncelerimiz şunlardır.98. Ancak bu nite­ liklerin (düşüncelerin) kendi başlarına nasıl varolabildiklerini algılayamayız. A.e.103. 259.301. "düşünceler" vardır254 durumda. Baykan. biz bu basit fikirlerin (tad. Copleston.e.e. yalın (basit) düşüncele­ rin çeşitli bileşimlerinden başka bir şey değildirler. s.99... 257. A.. varolabileceklerini tahayyül edemeyiz.leşmesi ya da kümeleşiTiesi ve toplanması söz konusu olur253 Buna göre niteliklerin toplanmaları ya da kümeleşmeleri. onların tek bir şeye ait olduklarını varsayar ve böyle birleştiklerinde onları tek bir adla adlandırırız.259 Locke'a göre bu genel töz. s.) ken­ di başlarına durabileceklerini.g. 258.lOO.103.. A.g.g. Copleston.. katılık vs. 256.g. Örneğin. Baykan. A. 260.e. A. dü­ şüncesi açık ve seçik değildir.g. İngilizce'de "altta duran" ya da "des­ tekleyen" demektir257 Buna göre.99. A.99. 254.e.e. du­ yumdan ve derin-düşünmeden (reflexion) elde edilen belli bir sayıda yalm düşüncenin her zaman birlikte gittikleri gözümü­ ze çarpar. Copleston. • 49 . renk.e.e.g. s. Bunlar. ^60 b) Behrli tikel (ferdi) töz hkri: Tecrübe yoluyla edindiğimiz basit fikirlerin bazılarının hep bir arada mevcut olduğu gözlenir^öl. a) Genel olarak töz fikri.

gibi fikirlere sahip oluruz^^S Locke.g.) vardır ve deneyim­ le birlikte giderler ve bileşimlerini tek bir adla adlandırırız262 Bu düşüncelerin o şeyin iç yapısından veya bilinmeyen bir özünden geldiği varsayılır.103. s.g.g. 264. Locke. O'na göre "öz" tikel türün yapısını oluşturur ve diğer tikel türlerden ayırdedilmesini sağlayan ölçüt ve sınırları gösterir^ö^ Locke buna "adsal öz" der ve gerekçe olarak da adsal öz ile o türün tüm özelliklerinin kaynaklandığı gerçek nesnel yapıdan o türü ayırdedebileceğini söyler^ös O'na göre. Locke'a göre bu ad­ sal öze göre yapılır.. "at". 268. A. 266.64.69. belli bir şekil vb.da beyaz. Buna göre adsal öz türleri ve cinsleri belirir^öS Her tikeli şu ya da bu sınıfa. Fakat gerçek öz. s. örneğin altının adsal özü sarı.. o adın konulduğu soyut ideyle uyuşur. Buna göre ilk düşünülecek olan şey nesnelerin bu özlerden hangisine göre cins ve türlere ayrılacağıdır. "altm". Locke. Baykan.e. cismin. Böylece. "su" vs. s. altının tüm nitelikleri ile diğer özel­ liklerinin de kaynağı olan duyulmaz parçalarının yapısıdır.e. belli bir koku. Locke.64.e.g. eriyebilir ve buharlaşmaz bir cis­ me karşılık gelen.. birbirinden ne kadar farklı oldukları apaçık ortadadır^^ö.e.. altm sözcüğünün temsil ettiği bileşik idedir. A. Her ikisine de öz dense de. Or: "Bu bir at" veya "şu bir hayvan" deriz. 263.64.g. A. s. Locke.e. Locke. 100. belli ağırlıkta.e. nesnelerin gerçek özlerini tam olarak bilemeyiz.e.g. s. Çünkü türün işareti olan adın belirttiği tek öz odur..g.. "adam".70.. yalnızca varolduklarım kabul ederiz267. Copleston. 265. A. 50 • . s. şu ya da bu genel ada ait kılan şey tam anlamıyla bize göre öz olandır ve bu durumda bize göre öz olan şey bel262. A. bu noktada "öz" kavramından bahseder. A. işlenebilir. s. 267. Burada o adm konulduğu tür. A. Ancak Locke'a göre gerçekte.

s ö y l e r Locke. sorulması gereken şey bu özlerin nasıl ve kim tarafından yapıldıklarıdır273 Locke'a göre kim tarafından yapıldığı bellidir: Zihin. deneyimlerle saptandığı üzere değişik insanlarda^^'^ böylesine çeşitli ve değişik olmazdı. Locke. "însan Anlığı Üzerine Bir Deneme". s. Zihin tinlere yük­ lediği yalın ideleri kendi iç işlemlerine dalarak elde ettiğine gö­ re Locke için zihin bu işlemleri varlıkların bir türüne ya da maddeye dayanmadan bir tin kavramı oluşturamaz. Buna göre.83-84. s.g. kendimize yönelik iç duyumla her biri olmasını olmamasına tercih edilen ve her birinden ne kadar çok olursa o kadar iyi­ dir diye düşünülen varoluş.. A...e. şeylerin ger­ çek özlerini bilmek mümkün değildir.71. A. her şeye gücü yeten. bilgi.g.. 272. 270. güç ve haz idelerini edindik­ ten sonra hepsini her biri sonsuz olacak biçimde birleştirir ve böylece öncesiz-sonrasız. "bu doğanın ürünü olsaydı. A.. her şeyi bilen."^'^^ der.li bir adın verildiği soyut idedir^^s der. Copleston. Locke.101.73-74.79-80. Locke. Bu açıklamalardan yola çıkılarak denilebilir ki. John Locke. ancak genel sözcüklere gereksinim duyulduğu için yapılan tek şey var olan şeylerin birlikte bulundukları ve duyumsadığımız belli sayıda yalın ide­ yi bir araya getirmek ve bunlardan bileşik ide oluşturmaktır. Locke. Locke.g. . s. Locke.g. A. A.e. s.e. s. 273. doğal nesneleri türlere ayıran özün adsal öz olduğunu daha iyi ifade edebilmek için tinsel ide (düşünen töz) den bahseder. Bununla en azından bu adsal özlerin doğruluğu sınanabilir272 Bu durumda nesneleri gerçek özleri değil adsal özlerine göre gruplandırıp adlandırdığımıza göre.. • 51 . Buna göre hem Tanrıya hem de ayrı tinlere (ör. Çünkü iyice 269.270. A. sonsuz bilgelikte ve sonsuz mutlulukta bir varlığın bileşik ide­ sine u l a ş a b i l e c e ğ i n i .g. s.g. 271.e. 275. s. melek) iliş­ kin karmaşık düşüncelerin bu derin düşünme yoluyla kazanı­ lan yalın düşünceler yoluyla elde edilebileceğini^^i ifade eder.e. 274.83.e. Locke.

s. 278.e. s. Bu adsal özü yapmak için öncehkle içerdiği idelerin tek bir ide oluşturacak bir birlik içinde bulunmaları gerekir. A. çaba ve hayal gücüne bağlıdır^so.86-87. 279.e.e. O'na göre in­ sanlar bu birliği tümüyle doğadan kopyalamış olursa da birleş­ tirdikleri ide sayısı yine de onu yapan insanın dikkat. Locke.e.84. soyut idelerini ku­ rarken de asıl olarak bu amacı gütmüşlerdir.87.g. Çünkü insanlar istedikle­ ri bileşik ideleri yapabiliyor ve onlara istedikleri adları verebiliyorlarsa da. herhangi bir nesne türünün adsal özünün bütün insanlarda. İnsan adının verildiği soyut ide doğanın ürünü olsaydı birçok insan için farklı farklı insan tanımlamalarının olmaması gerektiğini277 örnek olarak verir Locke. A.270. Locke. Locke... 277. s.91. 276. s.. John Locke. ikinci olarak.e. aynı o l m a d ı ğ ı n ı v u r g u l a r Locke.281 Locke'a göre. Locke'a göre nesnelerin (cisimlerin) bu adsal özleri insan zihninin ürünü olsalar da pek yapay değildirler.. gerçekten var olan şeyler üzerine konuştukları zaman doğru anlaşılmak istendiklerinde.irdelendiği taktirde. A.g. A. şeylerin gerçekteki gibi asıl doğa­ larından çok dilde kolaylık ve kısa ve kapsamh işaretlerin yar­ dımıyla çabuk iletişimi dert ettiklerinden. Bundan da şu anlaşılıyor ki. 280. A.g. Locke. insanlar kendi genel idelerini oluştururken. insanlar genel nesne idelerini oluştururlarken doğanın koyduğu kalıp­ lan izlemezler. • 52 • . bu da genel ve çeşitU kapsamh adlarla sağlanır.g.g. 281. Locke..87. idelerini bir ölçüde sözünü etmek istedikleri şeylere uydurmalıdırlar278 diyerek ortak bir iletişim ve dil vurgusu yapar filozof. insan zihninin kendi bileşik nesne idelerini yaparken gerçekte bir arada var olmayan ya da öyle kabul edil­ meyen ideleri bir araya getirmeyeceğini279 söyler. s. Burada asıl belirleyici olan şey. s. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".

Locke.. 283. dilin kavramlarımızı en kolay ve en kısa yoldan ileüne amacına uygundur. Bunlara ya­ şam. duyu ve hareketle birleştirdiği beden idesine akıl kullan­ ma yetisi ve belli bir görünümü de ekleyen bir kimse bu bile­ şik ideye uyan her tikeli dile getirmede yalnızca iki heceli "in­ san" sözcüğüne gereksinim duyar282 Locke'a göre cins ve tür­ lerin asıl işlevi budur ve insanlar bunu yaparlarken gerçek öz­ ler ya da tözsel formları hesaba katmadan yaparlar283 Söylenenlerden ortaya çıkan durum. duyu ve kendiliğinden hareket sözcüklerinin belirttiği ideleri de katacak olan bir kimse bu ideleri paylaşan her şeyi belirtm^ek üzere yalnızca "hayvan" sözcüğünü kullanmalıdır. şeylerin insanlar tara­ fından türlere ayrıldığıdır284 Doğa birbiriyle birçok duyulur nitelik ve belki iç doku ve yapı açısından da uyuşan bir sürü ti­ kel şey yapar.g. s. s.. 284. A. 285. Çünkü böylece. Locke. tikel varlıkların türlere ayrılmasında sınırla­ rın insanlar tarafından çizildigini286 vurgulamak ister.92-93. şu bir maymundur285 Kısacası Locke. A. s.e.95.g. 286.. şeyler­ den uzam (yer kaplama) ve katılık bileşik idesinde uyuşmaları yönünden söz etmek isteyen birinin bütün bunları ifade ede­ cek olan "cisim" sözcüğünü kullanması yeterlidir.93.e.Locke için bu durum. • 53 .e. bu bir insan. şeyleri kapsamlı işaretlerden yararlanmak üzere adlandırmak amacıyla türlere ayıran.93. Locke. bu mavi alay. A.g.g. Locke. bu kapsamlı işaretler altındaki bireyler şu ya da bu soyut ideye uygunluklarına göre ayrı ayrı bayraklar al­ tında gruplandırılırlar: Şöyle ki. A. onlarda birleşik gördüğü ve sıklıkla birçok birepn uyuştuğunu gözlemlediği niteliklerden yola çı­ kan insanlardır. 282.94-95. Locke.e.. s. s.g.e. şu kırmızı alay­ dandır. Ancak onları türlere ayıran bu gerçek öz değil. yaşam. A..

düşüncelerini başkalarına ile­ tirken. s. kısıtlama. ideleri soyudama gücüne sahiptir ve böylece ideler şeylerin türlere ay­ rılmasına yarayan özler.. ayrım.106. Locke.. S.g. A. Ve Locke'a göre bağlaçlar doğru kullanılırlarsa açık ve güzel bir anlatım tarzı oluştururlar^SS Bunun için de bir zincir halinde düşünmeli ve bunlar üzerindeki düşünme tarzları arasındaki bağlantıları gözlemlemelidir. 289. sahip olduğu idelerin işarederi yanında.e. Bu durum in­ sanların kendilerini daha iyi ifade etmelerine katkı sağlar^Sö 1.e.106. Soyut ve Somut Terimler Locke bu bölümde soyut ve somut idelerimizin doğasından ve birbirleriyle var olan bağıntı düzleminden bahseder. Bağlaçlar John Locke.7. • 54 • .109. Locke.. A.1.g.g. 288. 290. A. Böyle yöntemli ve akılcı düşünceleri iyi ifade etmek için de söylemin deva­ mını sağlayan bağıntı. Ancak burada her soyut ide bir diğerinin yerini alamayacak denli seçiktir^^o Ancak Locke'a göre zihin kendi sezgisel bilgisiyle bunlar ara287. Locke. İşte zih­ nin burada bu bağları oluştururken çeşitli olumlama ya da değillemeler için yararlandığı sözcükler ilgeçler (bağlaçlar) diye adlandırılırlar. O'na göre zihin.6. bu idelere iliş­ kin kimi eylemlerini de göstermek ya da belirtmek için başka şeylere de gereksinim duyar. yani genel özler olurlar. s.e.e.g. Locke. Bunu da düşüncelerini başkaları­ na iletirken tutarlı bir söylem oluşturmak adına yapar. s. karşıtlık ve vurgu gibi şeyleri gösterecek sözcüklere sahip olunmalıdır. zihindeki idelerin adları olan sözcükler dışın­ da. Loc­ ke'un daha önceki bölümlerde belirttiği gibi zihin.106-107. zihnin ideler ya da önermeler arasında kurduğu bağıntıyı dile getirmede başvurulan birçok sözcük ya da bağlar olduğunu287 vurgular. A..

Çünkü O'na göre. 55 .g. bağıntılara ve tözlere ilişkin idelerimize göre değişkenlik arz ederler. "bir insan beyazdır" önermesi.e.e. s. 294.. s. s. A. s. Bu durumda soyut ve somut terimler adlara. . Locke için adlar arasındaki bu ayırım idelerimizin farklılığı­ nı da gösterir. ad ve sıfat bu ayrımı bi­ ze sağlar. ya da akılh. beyaz. 293.8. adil.e. cisimlerde herhangi bir türden olabilir. Locke. Locke.109-110. Buna göre beyazlık. bunlar birbirlerine ne kadar yakın görünürse görünsün ve insanın bir hayvan. Sözcüklerin Yetersizliği ve Kötü Kullanımı Locke kendi anlam kuramının tam bir açıklamasını verme­ se de294 daha önceki bölümlerde yer alan yaklaşımlarından yo­ la çıkarak dilde nasıl bir yetersizlik olduğunu ve sözcüklerin 291. gözleri olağan nesneleri seçebilen birinde beyazlık idesini yaratma gücünden başka bir şey değildir. A. eşitlik..g. Locke. her­ kes bu önermelerdeki yanlışlığı hemen anlar: "insanlık hayvan­ lıktır. eşit293 örneklerini verir. tat.e. bu soyut ideler.109. Bu durumda bütün bildi­ rimlerimiz bir soyut idenin başka bir soyut ide olmadığını de­ ğil bir soyut idenin başka bir soyut ideye bağlı olduğunu gös­ terir düzeyde somuttur. ya da akılcılıktır ya da beyazlıktır" ve bu en genel geçer ilkeler kadar apaçıktır 291 der. 1. ya da beyaz olduğu ne kadar kesin olursa olsun. yahn idelerimiz somut adlar kadar soyut adlar da taşırlar: Örneğin. A. tatlılık.110. Copleston.smdaki ayrımı kavrar ve bu yüzden de önermelerde bu ideler birbirlerinin yerlerine geçemezler. Locke. A.g.llO. . bir insan özüne sahip olan şey aynı zamanda beyazlık özünü de taşır demektir ki beyazlık. Locke.. Kip ve bağın­ tı idelerimiz içinde adalet. Çünkü.. 292.292 Locke'a gö­ re.g. sıfatlara. Cisimlerde en sık rastlananı da güç ideleri­ dir: Örneğin.

297. herhangi bir sesin. A. s. John Locke. ilkin kendi düşünceleri­ mizin kaydedilmesi ikinci olarak da kendi düşüncelerimizin başkalarına iletilmesinden^sm kaynaklanan yetersizliklerden bahseder. s. Çünkü bu durumda kendi düşündüğü anlamı kendisi anlayabilecektir ki dilin doğ­ ru kullanımı ve yetkinliği de burada yatar297 Locke. s ö z c ü k l e r i iletişimin amacına yararh kılmak için onları işitende konuşa­ nın kafasında temsil ettikleri ile tam anlamıyla aynı düşünceyi yaratmaları zorunludur^^^ Ancak Locke'a göre. A.e.llO.g.e.278. s. Locke.112. Locke. Locke..e.278. s.. ikinci olarak düşüncelerimizin başkalarına iletilme­ sinden yani. 298. s.g. s. Ona göre sözcükler düşüncelerin işarederi^^ö ol­ duklarına göre. 295. sözcüklerle iletişimden bahseder. bunların dile getirdikleri ideler arasındaki ayrımdan kaynaklanırımı.. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme". 110. Locke.e.. A. Locke'a göre sözü edilen kusuru oluşturan şey. bu durumda ilkin sözcüklerin kullanımlarını ve kul­ lanım amaçlarını ele alır. • 56 • .g. A. kendisini din­ leyenin zihninde konuşanın zihnindekiyle aynı ideyi uyandır­ mayan bir sözcük. Locke.e. Copleston. A. sözcüklerin kimisinin diğer­ lerine göre daha kuşkulu ve belirsiz olmasının sebebi. bir ideyi anlatmaya. Locke. felsefe ya da felsefi kullanımda o amaca iyi hizmet etmiyor demektir^oo. Böylece sözcüklerin çifte kullanımın­ dan bahsederek konuya girer.113.g. 112. Buna göre. Copleston.. bir kimse kendi idelerini kendisi için belirtece­ ği durumda istediği sözcüğü kullanabihr ve sürekh olarak ay­ nı ide için aynı işareti kullandığı sürece bu sözcüklerde yeter­ sizlik söz konusu olamayacağını söyler. 299. O'na göre ileti­ şimin birincil amacı anlaşılmak olduğuna g ö r e . A.g.g.asıl doğasının çoğunu nasıl da kaçınılmaz bir biçimde kuşku­ lu ve belirsiz anlamlara soktuğunu açıklamaya çalışır. s. 301. bir baş­ ka sese göre daha elverişsiz oluşundan değil bunların ifade et­ tikleri idelerden gelir. 296..e. 300.

4. 114. 306. A.g.115. "insanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". 3. A. s.. • 57 • . 110. 110. Locke. A.g. Tüm bu durumlarda sözcüklerde bir yetersizlik söz konusu ohır302. 303.g. Bu yüzden Locke'a göre. 304. 307.114. ideler arasında ayrımlar olur ve iletişim güçleşir. s. Çünkü bir insanın bileşik ide-si nadiren bir başkasmmkiyle bağdaşır ve ço­ ğu kez kendisinin dünkü ya da yarınki id esiyle de uyuşmaz^Oö. s.Locke ideler arasındaki bu ayrımların sebeplerini birkaç başlık altında temellendirmeye çalışır. Sözcüğün anlamı ile şeyin gerçek özü tam anlamıyla ay­ nı değilse. 110. bunlarda herhangi bir değişmez anlam ölçüsü bulmak zordur^o^.e. adlar düşünceleri temsil ederler de­ mek bir şeydir ve genel olarak hangi düşünceleri temsil ettik­ lerini söylemek bir başka şeydir^o^ 302.g. Bu sözcükte tek bir kri­ ter ya da açıklık bulmak olanaksızdır^o^. s. 1. Buna göre. anlamlarında büyük belirsizlik ve bulanık­ lık barındırmaya yatkmdır^o^ "Cinayet" gibi bir sözcüğün an­ lamı bütünüyle seçme üzerine dayanır... A. ahlaksal sözcüklerin oluşturduğu çok karmaşık idelere verdikleri adların iki ayrı insan zihninde aynı belirli anlama pek seyrek gelişinin nedeni de böylece ortaya çıkar. Sözcüğün anlamının bir ölçüte dayandırılıp da bu ölçü­ tün kolayca bilinemez olması durumunda. Copleston.e.. Bu yönüyle karışık kip adlarının çoğu. 2. Locke. Copleston.e. Durum karışık kipler açısından ele alındığında.. Temsil ettikleri idelerin doğada belli bağlantıları ve yerle­ şik hiçbir ölçütleri bulunmuyorsa. John Locke. s. bu kipler zihinsel yapılar oldukları için.e.g. Sözcüklerin yerini aldıkları ideler çok karmaşık ve çok sayıda idenin derlenmesi ile kurulmuş iseler. Locke bunları değişik türden idelerimize uygulanımları açı­ sından ele alır. A. Copleston. 305.e. Benzer şekilde insan­ ların. s.

Buna göre.k08 jgjLocke. Bunlarda.e.^^^ bunlarda doğayı izlemek. ikincisi. l l 9 . 309. yani temsil ettikleri idelerin şeylerin gerçekliğine uygun kabul ediliyor ve doğanın ürünü olan ölçütlere bağlı kalmasından kaynaklanıyor. s.e. Locke. karışık kiplerdeki gibi şeyleri gruplandırıp adlandırmak üzere belirleyici özellikler içerdiğini görüp uygun bulduğumuz bileşimleri kur­ ma özgürlüğümüz yoktur. Çünkü. A. John Locke. Çünkü Locke'a göre aksi taktirde adlarımız o şeylerin anlamla­ rı olmaz ve onların yerini tutmaz^^ 1.g. nesnelerde bir arada var oldukları görülen yalın ideler nesnelerin adlarının işaretle­ ri olduğundan.g.. Ancak bu duruda da iki problem karşımıza çıkar. Kimi za­ man bu idelerin tüm özellikleriyle "şeylerin gerçek 3'apı"sıyla uyuştuğu kabul edilir. insanlar aynı özneyi dikkate almaya ka­ rarlı olsalar da onun üzerine çok değişik ideler oluştururlar ve 308.281. onu ifade etmesi istenen herhangi bir ses. bu ilk ör­ nekler de bu amacı. aynı öznede birle­ şik olan.. Locke.281. nesne adları da bunun tersi bir nedenle. s. 311. karışık kip adlarının anlamları. işaretleri olarak belirledi­ ğimiz ve ifade etmek için kullanacağımız adları varsa da. s. doğada bu idelerin ilişkilendirilebileceği ve ayarlanmalarında temel alına­ bilecek gerçek ölçütlerin olmayışından dolayı belirsizleşiyorsa. bu ideler.g. A. o adları çok değişik ve belirsiz olmaktan kurtaracak ölçüde gerçekleştiremez. 310. s .Bunun yanında. bir arada bulunan yalm ideler kalabalık olduğundan ve her birinin de özgül adın temsil ettiği bileşik idede eşit pay­ ları bulunduğundan.119. nesne ya da töz idelerimizde. fakat bu yapı (öz). son derece bilinmez bir şey olduğundan. birçok şey türünde birleşik halde ad­ larının bağlanmış olduğu en temel ölçütlerdir. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme". uygulamada çok belirsiz kalır.. A. Fakat. Locke.e. karmaşık idelerimizi gerçek var oluş­ lara uydurmak ve adlarının anlamlarını şeylerin kendilerine göre düzenlemek zorunluluğu olduğunuzla söyler Locke. • 58 • .

s. "insanın Anhğı Üzerine Bir Deneme". kuşku ve belirsizliğe az yatkın olma bakı­ mından basit idelerin adlanndan hemen sonra gehr^is. A:g. 315.g.121.283. .. s. s..e. insanların aynı adlarla ifade ettikleri bileşik töz (nesne) idelerinin çok çeşitU olması ve dolayısıyla adlarının anlamlarının da çok belirsiz olması kaçmılmazdır^is. A. farklı insanlar aynı töze ilişkin değişik ide­ ler belirlerler ve ortak adm anlamı çok değişir ve belirsizleşir^i4 öyleyse.. 319. daha bi­ leşik idelere göre çok daha kolay edinilebilirler. özellikle insanların çok açık ve seçik idelerinin bulunduğu şe­ kil ve sayı kipleri. farklı insan­ larca değişik beceri. 59 . "insanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". A. yalın idelerin doğrudan belirttikleri algı dışında başka bir öze gönderilmediklerini. 314. yanılgıya en az el­ verişli adların yalın ide adları olduklarını görebiliriz. 313. ifade ettikleri idelerin her biri tek bir algı olduğundan. John Locke. .g.126. John Locke. s.121. 318. Locke. Yukarıda ifade edilenlerden yola çıkarak..120-121.g. Dolayısıyla bünyelerindeki yalın idelerin tam sayısı kolayca belirleneme­ yen ve zihinde rahatça tutulamayan karışık kip ve nesnelere ilişkin bileşik idelere genelde yakıştırılan belirsizlikten uzaktırlar^lö. A.g. Bunun hemen ardından basit kipler gelir. Aynı şekilde basit kiplerin adları da..e. ilgi ve tarza göre farklı biçimde keşfedihrler. Dolayısıyla Locke'a göre ortaya şu sonuç çıkar 312. s. Locke A. Locke. s.e.125-126.^ı^ dolayısıyla. bundan dolayı asli anlamlarını koruduklarınızı7 belirtir.e. Locke. 317. Locke. s. "yedi" ya da "üçgen" i anlamaya niyet edip de bunların olağan anlamlarında yanılacak kimsenindik olama­ yacağını belirtir.e. 316.283. Çünkü. ikinci bir sebep olarak Locke.. Locke.böylece onun için kullandıkları ad da farklı insanlarda çok ay­ rı anlamlara bürünür^ 12 Ayrıca hiç kimsenin tam ve kesin sa­ yısını bilemeyeceği kadar çok olan bu özellikler. s. Locke.122.e.g. A.

• 60 • . s. Locke. daha ya­ kından incelenseydi dünyayı gürültüye boğan tartışmaların büyük bölümü kendiliğinden yok olur ve bilginin yolu insan­ lar için büyük ölçüde açılmış olurdu^^s Locke..283.e. Ah­ laki. Locke. John Locke.283-284. örneğin inanç faktörü­ nü hesaba katmayan (burada dili aşan daha farklı faktörlerden bahsedilebilir) Locke'un bu yaklaşımı yetersiz ve tek yönlü bir yaklaşımdır kanaatindeyiz. bilginin aracı olarak.e.e.g. 127. "tnsamn Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". İnsanlar sürekli olarak herhangi bir açık ve seçik düşünceyi temsil etmeyen sözcükler yaratırlar 320. tek yönlü ve optimist (iyimser) bir bakış açısıdır. dili bu denli mer­ keze alarak böylesi bir yaklaşımda bulunması kanaatimizce abartıh. 110.g.. adları en az kuşkulu olanlardır^iO Buna göre yalnızca birkaç ve belirgin yalın ide­ den oluşan karışık kipler genellikle çok belirsiz anlamlar taşı­ mayan adlara sahiptirler. s. "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme" s. s.. her türün en az bileşik olan ideleri. genelde çok belirsiz ve kuşkulu anlam­ lar taşırlarımı Locke bu noktada insanların nesnelere verdikleri adlarda oluşan asıl bozulmanın sebebi olarak bilgi eksikliğini ve nesne­ lerin gerçek yapılarına insanların vakıf olamayışını gösterir ve bu yetersizliği de anlama yetisine değil sözcüklere yükler322 Locke'a göre. 324. A. çok sayıda yalın ide içeren karışık kiplerin adları. 325. Ancak Locke her ne kadar böylesi bir yaklaşımda (dil mer­ kezli) bulunmuşsa da O'na göre dilin bu "eksikliğV'nden kaçın­ mak pek olanaklı değildir ve bir başka problem de sözcüklerin "kötüye-kullanımlan"dır^^^. 322.g.e.127. John Locke. A. Locke.. s.g. 323. 321. Copleston. Tam tersi. s.284. ideolojik ve dinsel bağlamda çalışma ve uzlaşamamazlığm temeli olarak dilsel uyuşmazlığı görüp.ki. dildeki kusurlar. A. A. dildeki kusur­ ların giderilmesi durumunda daha da ileri giderek barışın yo­ lunun dahi açılabileceginden324 bahseder ki.

Bunlar çoğunlukla felsefe ve din gruplarının dile soktuğu sözcüklerdir329. 130. A. A.e.. metafizikçileri ve doğa ile ahlak filozoflarını kasteder^dO. Dördüncü kötü kullanım da sözcükleri şeyler olarak almak­ tır.131. s.e. Bu bir ölçüde genel olarak adlarla ilgiliyse de daha çok nes­ ne adlarını etkiler. • 61 ^ . s. s.g.. s. s. A. dilin bir başka kötü kullanımı da ya eski sözcükleri yeni ve alışılmamış anlamlarda kullanmad34 ya da tanımlama getirmeksizin yeni ve çok anlamlı terimler getirerek veya bunları olağan anlamlarını karıştıracak biçimde yan yana getirme yoluyla yapılan bir yapay bulanıklıktırd35. s. Locke. John Locke. A.l33. 111.e.. "însanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".belirtir. Locke. Locke burada büy-ük kafa-ustalanm.ya da daha kötüsü hiçbir şeyi bildirmeyen işaretler kullanır­ lardır Locke bu durumun bütün dillerde mevcut olduğunu ve bu dillerdeki sözcüklerin iyice irdelendikleri takdirde bunların hiçbir açık ve seçik ideye karşılık gelemeyeceklerinid^s söyler. A. Locke için bu. Copleston. John Locke.g. 329. A. Locke. s. Locke.110. 134.g.e.. 333. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme". s.e. s. 327. 332.. s. 331.g. 334. A.. düşüncelerini bir sisteme 326. Locke ikinci olarak sözcüklerin sık sık aynı insan tarafın­ dan değişik anlamlarda kuUanılmalan yoluyla kötüye kullanıldıklarınıd32. Copleston.g.285.g. 328. John Locke. 330.284. skolastikle­ ri.. Copleston. O'na göre bu tür terimleri nara gibi durmadan basanlar bunlardır33i.e.284.g. Özellikle tartışmalı bir konu üzerine yazı­ lıp da dikkatle okunduğunda aynı sözcüklerin (genellikle de söylemdeki en önemli ve tartışmanın üzerinde döndüğü) ba­ zen bir yalın ideler topluluğu bazen de başka bir yalın ideler topluluğunu ifade de kullanıldığının gözlemlendiği bir söylem bulmak güçtür ki bu dilin tam bir kötü kullanımıdırd33 Üçüncü olarak. "İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".e. 111. 335.

maddeyi cismin tözü ve katılığı olarak düşünürken. Locke. 339. Örneğin bir mezhebin ya da grubun terimlerinin. 340. sözcüklerin kötü kullanımının bir başka tü­ rü de Locke'a göre. 143. Örneğin altının işlenebilir olduğunu söyleyen birisi. Örneğin madde ve cisim sözcüklerinin birbirinden ayrı idelere karşılık geldikleri apaçık olduğundan.140-141.141. Locke. bundan dolayı da değişik cisimleri hem kav­ radığımızı hem de onlardan söz ettiğimizi ifade eder. "ilk madde" (arkhe) üzeri­ ne filozofların kafalarını ve kitaplarını dolduran karanlık ve anlaşılmaz tartışmalar doğmuştur^+i.j A.140. s. 337. cisim uzamlı ve şekh olan bir olgu olarak tanımlanır. 341. S. 62 . Maddeye her yerde aynı ve tek tip katı bir töz idesinden başka bir şey gözüyle bakılmayacağını söyleyen filozof katılığın her yerde aynı ve değişmez olduğunu ancak cismin ifadeleri olan yer kaplama ve şeklin değişebilir oldu­ ğundan söz eder. yer kaplama ve şekilsiz olarak var ola­ madığından. Locke. Locke. Locke. S.i A. s.142-143. maddeyi bu kriterlere göre gerçekten var olan bir şeyin adı olarak almak sonucunda.^^O Locke'a göre katılık.j S. Beşinci olarak. A.142.hapsedip bu sistemin getirdiği varsayımlara kendilerini kaptı­ ranların durumudur336.İ A. 338.^ A. şeylerin gerçek varlığına tam olacak biçimde şey­ lerin doğasına uygun olduğuna inanmaya yönelirlerZ37 Locke burada Peripatetik felsefeden örnek verir ve bu felsefede yetiş­ miş olup da on yüklem altında gruplandırılan on adın (katego­ rilerin) şeylerin doğasına tam anlamıyla uygun olduğunu dü­ şünmeyen kimsenin^ZS olamayacağından bahseder. s. Locke. onları ifade etmedikleri ya da hiç edemeye­ cekleri şeylerin yerine koymaktır. gerçekte söylediği şeyin "benim altm 336. doğada cisimden ayrı olarak bir de madde varmışçasma madde üzerine birçok karmaşık tartış­ malara girilmiştirZ39 Locke burada.

345.345 bu.9. bilmediği o öz de­ ğil onun yerine koyduğu "altm" sesidir^^^.g.dediğim şey işlenebilir hir şeydir" demekten öte bir anlamı ol­ mamasına karşın. İkinci olarak. belirlenmiş 342. s . "insanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". 344. adlarla onlara verilen anlamlar arasında öylesine yakın ve zo­ runlu bir bağlantı bulunduğuna inanma eğilimindedirler ki.e. 1. in­ sanların kendi başlarına anlaşmalarını sağlayan ilk kuraldır. uzun ve alışılmış kullanımlarla sözcüklere beUi ideler bağlamış olan insanlar. s.. açık ve seçik olmalıdırlar.g. sanki herkesçe kabul edilen seslerin kullanımında konuşanla dinleyenin idelerinin kesinlikle aynı olması zorunluymuş gibi. Altıncı ve son olarak Locke'a göre sözcüklerin kötü kulla­ nımlarının en önemli sebeplerinden biri de. insanların bu sözcüklere bağladıkları ideler yalın ise. yukarıda sayılan konuşma yanlışlarını düzeltmek ve bunlardan doğan sakıncaları önlemek için birkaç yaklaşımda bulunur. değişik dillerden konuşmaları olarakd^^ gösterir. altının. gerçekte. s. A. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme".287. s.287. John Locke. yani altın gerçek özünü taşıyan şeyin işlenebilir olduğunu söylemek ve böyle anlaşılmak ister. Fakat bir insan gerçek özün ne olduğunu bilmediğine göre. bu da. işlenebilirliğin altının gerçek özüne bağlı ve ondan ayrılamaz olduğu anlamına gelir. John Locke. yine de bunu aşan bir şeyi. işlenebi­ lirliğin zihninde bağlı olduğu şey.. A. Locke. bileşik iseler. Birincisi. Locke. l 6 L • 63 • .288. Dildeki Kusur ve Kötü Kullanımları Düzeltme Yolları Locke.e. 343. herkes anlamsız bir sözcük ve yerini alacağı bir ide içermeyen bir ad kullanmamaya dikkat etmelidir. söylenen sözcüklerin kabul edilmesi gerektiğini düşünürlerd43 Locke bu durumun en çok fikir adamları arasında oldu­ ğunu ve bu durumun sebebinin de sözcüklerin iyi kullanılma­ ması yani.

348.g.g. • 64 • . 347. s. s. s. kimi kez. bütün konunun kendi çevresinde döneceği ölçüde önemli olmasına karşın. Birincisi. Locke. John Locke. Örneğin. Bu.291..e. Bir insan zihninde bu bileşik idenin içerdiği bileşenlerin seçik bir topluluğunu taşımadıkça bu belirsizlik sürecektir^^ö.. yani zihinde belli bir yalm ideler topluluğu yer­ leşmiş ve buna başka bir şeyin değil de. bu söz­ cükleri. sözcüklerin anlamlarını kesin olarak saptamak için bunların "anlamlarının açıklamasını vermek" zorunluluğudur^"^^. A. kiple­ rin adları ve özellikle de ahlaki sözcüklerde zorunludur.162. Üçüncü olarak. bir köylüye "yaprak kurusu"nun neyi ifade ettiğini anlatmak için.161-162. Dördüncüsü. Locke. 349.. A. Örneğin "adalet" sözcü­ ğünün genellikle çok bulanık ve belirsiz bir anlamı vardır. asılla­ rı olarak idelerin aldıkları belirli nesnelerin doğada olmayışı yüzünden karışıklığa çok yatkındırlar. bir kuş­ kuya ya da yanlışlığa yol açabilecek gibi olduğu durumlarda. ortak kullanımda bağlanıldıkları idelere olabildiğince uydurmak gerekir^"''^. bulunması da yetmez. A. En azından bu adm anlamını iyice irdelemiş ve istediğini her an yeniden yapabilecek biçim­ de zihninde idenin tüm parçalarını bir arada yerleştirmiş olmahdır347. 350.291-292. Locke'a göre bu konuda insan kendi idesini oluşturan yalm ideleri bu­ lana dek onu ayrıştırabilmelidir. Locke'a göre bu üç yoldan yapılabilir. belirgin idelerinin.e. Locke. ortak kullanımın sözcüklerin anlamını belir­ siz ve bulanık bıraktığı ya da terimin.290-291.e. Locke. A.g. ona bütün güz vakti kuruyup düşen yaprakların rengi olduğunu söylemek yeterlidir. insanların sözcüklerinin yerini tutacak olan idelerinin.. basit idelerde eş anlamlı terimlerle ya da şeylerin gösterilmesiyle. İkincisi karışık kiplerde 346. s.g. bu kesin ve belirli top­ luluğun işareti olan sesin bağlanmış olması gerekir.olmalıdırlar.e. s. "İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme".

353. önce dilin doğasını kullanımını ve anlamını in351.e..e.(özellikle ahlaksal türden olanlarda) tanım yoluyla^^o üçüncü olarak. 352. Locke için idelerle sözcükler arasında öylesine sıkı bir bağ­ lantı vardır ki. Buna göre Locke dildeki kusur ve kötü kullanımların sebep­ lerini izah ederken özellikle kullandığımız sözcüklerin zihni­ mizde bir ideye karşıhk gelmesini ister. insanların kullandıkları söz­ cükleri açıklama zahmetine girmek istememeleri ve de terim­ lerinin tanımlarını vermeye zorlanamayacak olmalarından do­ layı. hiç olmazsa bu insanların bir başkasını bilgilendirmek ya da bir şeye ikna etmek iddiasında olunan tüm konuşmalarda aynı sözcüğü hep aynı anlamda kullanmalarının daha olumlu olabileceğini^ms vurgular. Locke. • 65 • . A.293. Çünkü düşünceler ve sözcükler yakından bağlantıhdır1ar. kimi nesnelerde de renk ve şekil birlikte bu ideleri oluştururlarıma Beşinci ve son olarak Locke.168. A. Çünkü. Bu yol gös­ terici ve ayırt edici ideler hayvanlar ve bitkilerde çoğunlukla şekil ideleridir. s. s. nesneleri hem gösterip hem de tanımlama yoluyla^^i.174. Açıktır ki sözcüklerin aynı ide­ ye tekabül etmesi. Bundan dolayıdır ki Locke epistemoloji sorunlarından ço­ ğunun dille ilgili sorunlar olduğunu görmüş ve bilgiyi tartış­ madan önce dili irdelemenin zorunluluğunu gördüğünü bildir­ mişti. Bu yaklaşımıyla Locke.g. s.. Locke.g. John Locke. der Locke. kullandığımız sözcüklerin herkes için daha nesnel bir anlamı olabileceğini vurgulamak ister. bu türün en ayırt edici idesi olarak gördüğümüz behrleyici işaretin bulun­ duğu nesneye özgül adı peşinen veririz. cansız cisimlerde renk. "insanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme". burada genellikle her bir türün kendisine ilişkin bile­ şik idemiz bünyesindeki başka idelerin bağlı olduğunu düşün­ düğümüz yol gösterici nitelikleri bulunduğundan. herkes için açık ve anlaşılır olup ortak bir ideye işaret etmesi insanlar arası ilişkilerde iletişimi ve sözlerin bilinçaltında yatan anlamını daha da kolaylaştıracaktır.

Locke'un uzun uzun izah etmeye çalıştığı basit ve bileşik fi­ kirler ayrımı ile birincil ve ikincil nitelikler ayrımının kritiğini tezimizin sonuç bölümünde genel hatlarıyla yeniden ele alaca­ ğız. her bir şeyin ayrı bir adı olamayacağına göre. sözcüklerin genel düşüncelerin (idelerin) işareti yapılarak genel olduklarını ve genel düşünce­ lerin soyutlama yoluyla oluştuklarını söyler. Locke'da sözcükler. Fikirleri basit ve bileşik fikirler diye iki­ ye ayıran hlozof basit hkirleri varhğm ikincil nitelikleriyle. İkini olarak Locke soyutlama yoluyla elde edilen "genel te­ rimler" bahsini inceler. kendilerini kullananların zihinlerindeki ifadelerini yerini tutarlar. Locke'un bu yaklaşımı dil ile ilgili bir yaklaşımı sergileme­ nin yanında reel anlamda bir varlığın niteliklerine de gönder­ mede bulunmaktadır. Buna göre dil sözcüklerden oluşur ve sözcükler düşüncelerimizin birer işaretidirler. • 66 • . Locke bu yaklaşımıyla dil. bir sürü benzer şeyleri bir araya bırakıp bir soyutlama yaparak "temel bir kavrama" (tasarıma) varırız ve buna bir ad takarız. diyerek genel terim­ ler konusundaki yaklaşımını sergiler. düşünce ve varlık kavramlarının iç içe ol­ duğunu. düşünce ve varlık ilişkisini şöy­ le izah edebiliriz. dil-düşünce kurgusu bağlamında nominalizme varır. Buna göre. Sonuç olarak Locke'da dil.Gelemedikçe hepsi de önermelerden oluşan dilimizden açık ve seçik olarak söz etmek olanaksızdır. dilin reel bir varlık alanını temsil etmesi gereği vur­ gulanmaktadır. Bu yaklaşımın merkeze alınabile­ cek belki de en önemli yanı "duyulur" ifadelerden bahseder­ ken Locke. Ancak söz­ cükler de "duyulur" ortak ifadelere tekabül etmelidirler. Locke. Bu yaklaşım Locke empirizmiyle bire bir örtüşmektedir. bi­ leşik fikirleri de varlığın birincil nitelikleriyle bağdaştırarak ontolojik anlamda realizme. birbirleriyle eklektik bir anlam nazariyesiyle bağlı ol­ duklarını vurgulamak ister.

bir tasavvuru­ dur.İKİNCİ BÖLÜM 2. Berkeley İdealizmi İdealizm en genel anlamda dış dünyanm zihin tarahndan yaraüldığmı iddia eden görüştür3m4 anlam çerçevesinde in­ sanın gerçekliğe ya da deneyime ilişkin yorumunda ideal ya da tinsel olana öncelik veren. Trancendental İdealizm: Buna kritik ideahzm de denir. 2000. Ankara.Paradigma Yayınları. 354. fikrin bir mahsulüdür. dış alemi insan zihnine indirgeyen bir karakter taşımaktadır ve ilke olarak şuursuzu şuurla. " 67 • . Şeref Günday. Erzurum. DÜŞÜNCE ve VARLIK İLİŞKİSİ 2. "Felsefi Doktrinler ve Terimler Sözlüğü" Akçağ Yayınları. s. nesneleri de düşünce ile izah et­ mekten ibaret bir felsefi cereyandır^mö Felsefeciler genel anlamda üç tür idealizmden bahsederler.421. S. dünya ya da gerçekliğin özü itiba­ riyle tin olarak varolduğunu. Bu görüşe göre bizim yaşantı­ mızın objeleri sadece görüntülerdir ve bizim düşüncemizden bağımsız değildirler. zihnin. BERKELEY'DE DİL. Ahmet Cevizci.170. Bu düşünce tarzı düşünüleni düşünene. 1. soyutlama ve yasaların duyumsal şeylerden daha temel ve gerçek olduğunu. Kant tarafından savunulmuştur.8. 355. gerçekhğin zihin­ den bağımsız olmadığını savunan öğretidir^ms Buna göre dış âlem yani madde. 356. 1996. "Felsefe Terimleri Sö2/üğü". S. 1995. İstan­ bul. s. objeyi subjeye. "Berkeley tdealizminin Temel Kavramları" Yayımlanma­ mış Doktora Tezi. Hayri Bolay.1.

İngiliz filozo­ fu Berkeley'dird58..e. kesin ve tam 357. Osman Pazarlı. Doğru. bir yandan da Descartes'in madde cevherine ait postülatma hücum eden Berkeley. 2000. A.g. Asa Kitabevi. A. bilgi içeriğinin analizi yolundan ulaşan. "Bilgi Felsefesi". ist. bildiğimiz her şey "ide" adını verdiğimiz kendi zihinsel içeriklerimizdir.137. 359.2. Bu görüşe göre. S. 2001. Hilmi Ziya Ülken.. çünkü hiçbir zaman zihnimizdeki idelerin nesnelerin gerçek nitelik­ lerine benzeyip benzemediğini bilemeyiz. özne kendi sınırlarının ötesine geçerek gerçekliği bilemez.g. 363. Ülken Yaymlan. Pazarlı. s. Bizim doğrudan doğruya bildikle­ rimiz yalnız zihin değişmeleri ve tasavvurlardırd63 Bilginin sı­ nırları zihnimizdeki bu değişmelere ve idelere bağlıdır. Locke felsefesinden hareket ederek sübjektif idealizme varmıştır359 Bir yandan Locke empirizminin metoduna uygun olarak bilgi içeriğinin analizini yapan. Remzi Kitabevi.g. ist.e. s.. Buna göre Berkeley için. Bilgi. Özne ancak kendi içkin bi­ lişini gerçekleştirirdöl. Objektif İdealizm veya Mutlak İdealizm: Hegel tarafmdan geliştirilmiştir. buradan dış dünyanın yadsınması ve sübjektif idealizm denen teorisini çıkarmıştır^öO Buna göre bilen özne yalnızca kendi bilgi içeriklerini bilir. Çüçen. insanın kendi zihin durum­ ları. s . Günday. A. 362. Berkeley İdealizmi: Çağdaş felsefede idealizme başka bir yoldan...e. Berkley. . "Genel Felsefe Dersleri".137.lll. 1964. s. 358. A. s. "Metinlerle Felsefe Tarihi". Tüm maddi varhklar.g. içerikleri ve zihinsel süreçleridir. 360.8. Bursa.76.76. A. insanın zihninden bağım­ sız olarak bir gerçekliğin değil de.e. dış dünyanın varoluşu algılayan bir zihinden bağımsız olarak söz konusu olamaz. özne tarafından inşa edilen zihinsel idelerdir^ö^. l l l .. Varolan her şey bir tek zihnin formudurd57 3. s. Ülken. Kadir Çüçen. 361.

Yani. Bilginin tek kaynağı algılarımız olup. Çüçen.e. s. Özne.g. A. Ancak Berkeley'e göre zihinde algılarımızı. bu algılar da yalnızca zihnimizde var olan idelerden ibarettir.g. Pazarlı.e.g. algılanmış olmak. 69 • . evrenin mutlak bilinç olan Tanrı'nın algısından ibaret olduğunu söyleyerek. A. bir şeyin varlığı benim onu düşünmemi. onu idrak etmeme bağlıdır anlayışına sahip.e.l37. Bunların dışında herhangi bir maddi varlığın varoluşundan söz edemeyizZ64 Böylece Berkeley empirizmin (Berkeley'in emprizmi reflexiyonu-iç duyumu.112. s. Berkeley'e göre "Var olmak.137.. Ülken.76. s.e.e. Pazarlı. sübjektif idealizm aslında bilgiyi bireysel b i l i n ç l e r l e .. .e. Ülken.e. düşünmeyi merkeze ahn bir emprizimdir. A.. 367.^^^ idrak edilmiş olmaktır^^ö " (Esse est percipi). s. s. 369. Buna göre algılarımız dışında varhk yoktur ve her şey bilinçten ibarettir^öT Burada şunu vurgulamak ge­ rekir Berkeley algıyı düşünce manasında kullanmaktadır. Çüçen. 368. A. A.112. çünkü özne kendi zihinsel idelerinin dışında hiçbir şeyi aracısız ve dolaysız olarak bilemez^^o 364.76. Ülken.g. ö z n e n i n zihinsel içerikleriyle sınırlar. A.olarak bildiğimiz her şey bizim aracısız ve dolaysız algıladığı­ mız kendi idelerimizdir.112.. 370.. buradan metafiziğe geçmekte ise de. Berkeley. kendi zihninin ötesinde var olduğu öne sürülen hiçbir varlığı bilemez.g. A... 365.g. s. s. 366. idelerimizi ve bu tasavvurları meydana getiren bir sebep olması gerekir^^^ Ber­ keley için bu sebep Tanrı'dır.g. Locke'un realist emprizmi ile karıştırılmamalıdır) bilgi analizi yolundan sübjektif idealizme ulaşmaktadır.

Berkeley "Kendi ruhumu. s. Bilim ve Sanat Yayınları.. Frederick Copleston. "İnsan Bilgisinin İlkeleri Üzerine". s. Çev: Halil Turan. A. açıkça ve tam olarak anlayabilir ve onları tanımlamayı başaramayabilirim" der. uzamımı vb.g.22. 374. s. Çev: Aziz Yardımlı.e. Hatır­ lanacağı gibi Locke'da anlam kuramını verirken dil yanlışları­ na değinmiş ve bunun için birçok sebep göstermişti. aksine bu sözcüklerin ko­ runmasına yönelik bir anlayış sergiler. 373. Berkeley dil yanlışlarına ve darlıklarına düşmenin. George Berkeley. Berkeley bu yaklaşımını şeyleri tanımlamadaki ve üzerle­ rine saf olarak konuşmadaki güçlüğü düşünce karışıklığına ol­ duğu kadar "dil yanlışlarına ve darlıkları" na yüklerd''3.22.e.. Berkeley'e göre birçok durumda felsefede kullanılan bir te­ rimle ne denmek istendiğini anlayabilir ve gene de anlamının saf bir açıklamasını vermeyi başaramayabiliriz.. Berkeley'e göre yanlışlarımıza yol açan olgu "şey" ya da "töz" gibi sözcüklerin kendileri olmaktan çok "anlamları üze­ rine düşünmeme tutumudurd''4 " Berkeley bu sözcüklerin atıl­ masından yana bir tavır sergilemez. • 70 • . Cilt: 5/b. "Felsefe Tarihi: Berkeley-Hume". "yalnızca insanların konuşmadan önce dü­ şünmelerini ve sözcüklerinin anlamını bir karara bağlamaları371. Copleston.2. Ankara. İdea Yayınevi.g. 15. 1998. s. İst. A. Ancak Berkeley.2. 1996. Sözcükler ve Anlamları Berkeley sözcüklerin anlam ve kullanımlarıyla büyük ölçü­ de ilgilenirimi ve "ilkeler"m başında okuyucuyu kendi ontolo­ jik ve epistemolojik nazariyelerine hazırlamak için dilin doğa­ sına ve kötüye kullanılmasına ilişkin bir ön açıklama yapma gereginid''2 vurgular. 372. "Felsefi Yorumlar"da. sözcük­ lerin saf ve belirli anlamlarını elde etmenin güçlüklerine deği­ nir ve bu konuda bir takım yaklaşımlar sergiler. Copleston.l5.

A..30. dilin en önemli ve biricik amacı sözcüklerle ifade edilen ideaları iletmek değildir. okuyucunun kafasını bilginin ilk il­ kelerine ilişkin kendi öğretisini anlamak için hazırlayabilme amacıyla ilkin "dilin doğası ve yanlış kullanımı üzerine"377 ^ir şeyler söylemenin yerinde olacağını belirtmektedir.e.ye anlamların net ola­ bilmesi için ve anlamsızlıklarının ortadan kalkabilmesi için çö­ zümlemeye gereksinim olduğunu vurgular. "Zihin algılar de­ miyor. 376. bunlar bir anlamdan yok­ sun.m istiyorum" der. "sözcükler tarafından dayatma altına düşmekten" kaçın­ mak isteniyorsa dilin ve tikel sözcük türlerinin çeşitli işlevleri­ ni ya da amaçlarını ayırt etmek ve salt sözel olan tartışmalarla 375.23. A.22-23. eğer bunlar onsuz elde edilebileceklerse büsbütün unutulur. Bu bilgisizliğe ve karışıklığa yol açmıştır375" Berkeley. kimi zaman da. bulanık ve boş sözcüklerdir"376 jg.. s.e..g.. 378. Berkeley dilin işlevi konusunda bir takım gözlemlerde bulunur. Ona gö­ re. Yanıtım "O" ve "şey" sözcükleri tarafından aldatıldığındır. Copleston.g. Copleston. s. "İnsan Bilgisinin İlkeleri IJzerine" adlı eserinin girişinde Berkeley. Berkeley bu noktada Locke'a bir göndermede bulunarak. 377. A.15. Dilin belli bir tutkuyu uyandırmak.g."Z78 jgj. A. s. 71 • . Berkeley. Berkeley. bir eyleme yöneltmek ya da ondan caydırmak . "Yaptığım ya da yaptığımı ileri sürdüğüm başlıca şey yalmzca sözcüklerin pusunu ya da perdesini kaldır­ maktır.e. ti­ ni belli bir düzene sokmak gibi başka amaçları da vardır. ama o algılayan şeydir diyorsun.e. s. Sözü­ nü ettiğimiz ilk amaç çoğu durumda sonrakiler için yalnızca bir araç olur. "Genel kanının tersine. Berkeley bu düşünce çizgisini Locke'un "maddi töz" öğreti­ sine uygulamaktadır. matematikçileri ve din adamlarını yıkıma götürdüğünü ifade eder. . bu tür belirsiz yaklaşımların skolastikleri..g. Burada dilin duygusal kullanımına ya da kullanımlarına dikkat çekmektedir.

Copleston.3.g. tümel tasarımların objektif reahtesini. Copleston. s."^^! der. öteki kırmızı.g. 383.e. Örneğin biri yeşil. "Burada.. Bu yönüyle Berkeley Locke'un "dilin biricik amacı iletişimdir" yargısını aşan bir yaklaşım sergiler. Berkeley.e. Locke'un "soyutlama" (abstraction) teorisini eleştirir. s.g.24. Copleston. bir başkası sarı olan üç şeyin tasarımından bir genel renk (ne yeşil. yalnızca soyut genel idealar vardır di­ yen görüşe karşı çıktığıma dikkat edilmehdir... Berkeley bu yaklaşımıyla daha da ileri giderek. s." Ancak Locke. dilin işlevleri konusunda aslolan dilin ifade ettiği söylem değil. Locke'un ileri sürdüğü tümel kuramların soyut ideler oldu­ ğu görüşüne karşı çıkan Berkeley.e. 384..e..e. A. s. Çüçen. Locke in­ san ruhunda "tümel kuramlar" kurmak için. 382. s. yani bunların zihin dışında ayrıca bir gerçekUkleri olduğunu reddetmektedir. A.g. Soyut Genel Düşünceler "însan Bilgisinin İlkeleri" adh yapıtının girişinde Berkeley.d82 birincil olarak Locke'un soyut düşünceler kuramını çürütmekle ilgilenir^ss. A. Berkeley soyut genel düşünceleri dil üzerine bu genel yorumların orta­ mında tartışır. s. 2.25. ne sarı olan) tasarımını "soyutlayabiUriz. 380.g. ne kırmızı. o ifadenin altında yatan her tür­ lü bilinçtir. Bu yak­ laşımıyla Berkeley soyut genel düşüncelerin olduğunu yadsır. 381. Gökberk. Ona göre genel kav379.199.g..303-304. A. Ancak yine de belli bir anlamda genel düşünceleri kabul etme­ ye hazırdır^so. • 72 • . İleri sürdüğü nokta böyle şeylerin olmadığıdır. A.öyle olmayanlar araşma bir çizgi çekmek zorunludur^^^ Bura­ da Berkeley'in yaklaşım tarzı. tümel tasarımların insanın zihninde bile bulunduğunu kabul etmek istemez^S^. genel idealarm varolduklarını saltık anlamda yadsımadığıma. A. birçok nesnelerin ortak ayrımlarını içine alan tasarımlar meydana getirmek için özel bir edim (soyutlama aktı) bulunduğunu ileri sürmüştür.22.e.24.

ne eşkenar. sözcüklerimiz bulunmaktadır.304. Macit Gökberk. 388. ama bu hiçbir zaman onun soyut. s. Ist. "herhangi biri için himz kendi düşüncelerine bakmaktan ve orada bir üçgenin genel düşüncesinin şu verilen betimlemesine karşılık düşen bir dü­ şüncenin olup olmadığını yada buna erişip erişemeyeceğini yoklamaktan daha kolay ne vardır: ne dar. S.64. Copleston. 1979. Bu yüzden "nesnelerin ortak yönü" diye soyut bir tasarımımız olamaz.g.25. Thılly.e. 389. A. A. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları. "Felsefenin Evrimi".. • 73 • . s.. ne ikizkenar. Bu düzeye dek soyutlama yapa­ bilir.ramlar zihinde bile değildir. ya esmer. ta­ sarımlar her zaman somutturlar. Berkeley."387 ^er. Başka bir deyişle. 386.. ya siyah. s. Benzer olarak. yalnız işaretlerimiz. ne de dik açılı. ya kambur. Berkeley'in öğretisinin ana çizgisidir. Gerçi Berke385.18-19. A. Bir insanın açıların tikel niteliklerini ya da kenar ba­ ğıntılarını dikkate almaksızın bir şekli yalnızca üç köşeli ola­ rak düşünebileceği doğrudur. "Felsefe Tarihi".e. bireysel insanların ti­ kel özelliklerinin tümünü hem dışlayan hem de içeren bir in­ san imgesi yaratamam. Kökleri duyumlar olduğu için. ya dik. Yukarıda ta­ nımlanan soyut ideayı herhangi bir düşünsel çabayla göz önü­ ne getiremem. 387. Macit Gökberk. tutarsız bir üç­ gen düşüncesi tasarlayabüeceğini göstermez389. Berkeley. s. ist.g. ya uzun..e. Remzi Kitabevi. 1999. ya kısa ya da orta boylu bir insanın ideası olmalıdır. genel.g.324. Bu "sözcüklerimiz" de ancak somut tasarımların temsilcileridir^^s yaklaşım. ne de kenarları değişik uzunluklarda olan ama aynı zamanda bunların tümü ve hiçbiri olan? Değişik üçgen tiplerinin tüm özelliklerini içeren ve aynı zamanda ken­ disi tikel bir tip üçgenin ifadesi olarak sınıflandırılabilir olma­ yan bir üçgenin düşüncesini taşıyamayacağım^SS vurgular. Ona göre. tümel nitelikteki nesnele­ rin ve tasarımların olduğu düşüncesi bir takım felsefe okulları­ nın bir kuruntusudur^^ö "Kendim için tasarladığım insan ideası ya beyaz.

kavramlarımızın) kökü. ama birçok nitelik arasında "ortak olanı" kapsayan yeni bir tasarım kuramayız.e. temeli duyumdur^^o Ancak daha önceden de vurguladığımız gibi Berkeley'deki duyum beş duyu anlamında (sensention) değil.e. bu da insanları bir cins adının doğru ve biricik dolaysız anla­ mını oluşturan bir takım soyut ve belirli idealarm bulunduğu- 390. tek bir bire­ yin somut biçimiyle onu duyumladığımız haliyle gözönüne ge­ tiririz.g.g. bu "ortak olanı" gösteren işaretlerimiz.. Gökberk. A. hep duyumlamış ol­ duğumuz tek bir ağacı göz önünde bulundururuz.27.e. A.. hep bu kavramı belli. Thılly.g. Berkeley'e göre şu an­ lamda genel düşünceler vardır: kendinde alındığında tikel olan bir düşünce aynı türden tüm başka tikel düşüncelerin ona tem­ sil ettirilmesi ya da onların yerine geçirilmesi yoluyla genel olurd92.304. A. ancak "ortak olan" için tasarımlarımız yok. biz bir tasarımı bölebiliriz. 74 • . hiç kuşkusuz genel sözcüklerin olduğunu yadsı­ maz.324. Biz bir tümel kavramı düşünürken. örneğin "ağaç" m sözünü ederken. bütün ötekilerini bir ya­ na bırakarak nesnenin tek bir parçasını tasarımlayabiliriz. Berkeley. Berkeley'e göre burada "ilkin her adın tek.. Ama Locke'un genel sözcüklerin genel düşünceleri gös­ terdikleri yolundaki kuramını yadsır^^i. 391. kesin ve de­ ğişmez bir anlamının olduğu ya da olması gerektiği düşünülür. s. yani söz­ cükler var. çünkü bütün tasarımlarımızın (ide­ lerimizin. s. 392. Demek ki. ancak bütün ağaçla­ rı temsil eden bir tasarımdır. s. Dolayısıyla "ağaç kavramı" soyut bir tasarım olmayıp. Copleston. reflexion (iç duyum-düşünme) anlamındadır. başka tasarımları temsil edebilmek özelliği olan duyusal tasarımlardır. Berkeley'e göre söz­ cüklerle anlattığımız tümel kavramlar -Locke'un anladığı gibiduyumlanmış öğelerden arındırılarak elde edilmiş olan soyut­ lamalar değildirler.ley'e göre.

Berkeley'e göre eğer so­ yutlama ile denmek istenen buysa. kırmızı. A. kare.g. bu şeklin açılarının tikel niteliklerine ya da kenarları arasındaki ilişkilere dikkat etmek­ sizin yalnızca üçgen olarak düşünülebileceğini de kabul etmek gerekir.e. s. Zihnimizde bir ev tasarlarken tasarladığı­ mız soyut kavramlarla gözümüzün önüne getirebileceğimiz bir şeyi düşünmeden. • 75 • . s.g. olumlu doğasından ya da tasarımından değil ama onunla simgelenen ya da temsil edi­ len tikellerle taşıdığı ilişkiden" oluşur. Copleston. 397. A.e. zihnimiz­ de bulunanın özel veya bireysel bir nesne olduğu görüşüne da­ yanır.157-158. Berkeley.e.g.. 395. düşünme eyleminde bulunamayız. Buna göre son tahlilde soyut genel düşünceleri yadsımasına karşın. Thılly. A. 394. Bu görüş.g. tasarladığımız her kavramın görsel.g. alçak bir evdir. her türlü deneyi. Buna göre sahip olduğumuz. bir duyu aracılığı ile tasarlanabilir bir şey olması gerekir397 393. açıktır ki. s. tek bir ad ya da anlam kullanırız ve tek bir ad kullandığımız için de ona karşılık düşen genel ya da so­ yut bir düşüncenin olduğuna inanmaya başlanz^^^ Böylece evrensellik "herhangi bir şeyin mutlak.. Berke­ ley'in kendi sözleriyle "soyut tasarımlarımız" olamaz. s. işitsel vb. Berkeley. "Burada insanın bir şekli."396 der. dolayısıyla her türlü bilgiyi duyusal algı ve duyusal tasarıma özdeş kılmaktadır.27.28-29.324.nu düşünmeye eğilimli kılar^^^ " Buna göre..e. Berkeley'in genel düşünceleri saltık olarak yadsıma amacında olmadığı söylenebilir. Berkeley.26. 396. Tasarım­ larımız fiilen duyumlar olmasalar da duyumsal bir özellik ta­ şırlar. Berkeleyci idealizm. algıyla veya başka bir yolla herhangi bir şey hakkında bir "tasarım"a sahip olduğumuzda.. soyutlama olanakhdır395. A. aynı türden tüm tikel düşünceler için.e. Randall-Buchler. A.. bir imge olması. Bizim algıladığımız herhangi bir "ev" değildir. s.

yani düşünülmüş olmaktır-esse est percipi" yargısını ileri sürerken şu önermelerden hareket eder: 1) Duyumlanır objeler (masa. Berkeley. izmir. 399. s. A.. s. Çıkarım aslında birbiriyle direkt ilişkili iki farklı alandan hareketle incelenip değerlendirilebilir. Nesnelerin zihinsel resimleri demek olan idealar algılanmaksızm (düşünülmeksizin) var olamazlar. Mustafa Açıköz. 402. s. ağaç gibi) kişinin duyuları aracılığıyla algıladığı şeylerdir^^s "BU S Ö Z Ü edilen nesneler duyuyla algıladığımız şeylerden başka ne olabi­ lirler? Kendi idealarımızdan ve duyumlarımızdan başka neyi algılarız ki? Bunlardan herhangi birinin. 4. "Işık ve renkler.37. 401. ya da bunların her­ hangi bir katışımımn algılanmadan varolması açık bir tutarsız­ lık değil midir?"d99 diyerek bu yaklaşımını ortaya koyar.e. Berkeley metafiziksel kabullerinin temelinde olan "varol­ mak algılanmak. taş. Ayyıldız Of­ set ve Matbaa. sandalye. bilincimiz veya düşüncemizden bağımsız olarak var olan her­ hangi bir şeyi tasarlamamızın olanaksız olduğunu söyleyen ka­ nıtıdır.e. Berkeley.g.135. Açıköz. 136. 400. uzam ve şe­ killer -kısaca gördüklerimiz ve duyumsadıklarımız. 2) Kişinin (subje'nin) duyular aracılığıyla algıladığı bu şey­ ler idealardır^oo.e.. A. Açıköz. H. • 76 • . kavramlardan. s.g. Duyumlanabilen objeler algılanmaksızm (düşünülmeksi­ zin) var olamazlar402 Burada öncelikle şunu vurgulamak gere­ kir.g.37-38.e.2. sıra. s. sıcak ve soğuk.136. Bu birbiriyle ilişkili iki 398. öyleyse. A. "Berkeley ve tmmateryalist Metafiziği". idealardan ya da duyuya verilenlerden baş­ ka ne olabilirler?"401 3. 1998.4..duyumlar­ dan.. A. Esse Est Percipi Berkeley idealizminin en basit ve en geniş kapsamlı kanıtı.g.

3. taş. . sıra. Bundan do­ layıdır ki.e. b) Yine "esse est percipi"nin metafiziksel boyutun episte­ molojik alandaki ifadesi ve açılımı. sandalye. s. Örneğin. bu metafiziksel yaklaşım şu şekil­ de ifade edilebilir: 1. Subje'nin du}nalar aracılığıyla algıladığı bu şeyler (nesne­ ler) "idea'Tardır. kimi "empirist" (reflexion anlamında empirist) ve 403. a) "esse est percipi"nin ontolojik alandaki konu­ mu söz konusu olduğunda. 1. Duyumlanabilen objeler kişinin duyuları aracılığıyla algı­ ladığı şeylerdir.g. Duyumlanabilen objeler (masa. zihnin nesnelerden du­ yumları vasıtasıyla elde ettiği "imge"lerin "işaret"lerin. Bu çıkarımın "idea" terimi merkezli olarak ortaya çıkan nüans far­ kı veya sadece terminoloji farklıhğı şekHnde yorumlanabilecek olan her iki alandaki yansıması Berkeley'in tuhaf veya kimi Berkeley yorumcularınca tutarsız yönünü sergiler. anlayış ve yorumlara neden olur.. öyleyse. 2. İşte Berkeley'in "esse est percipi"sinin kendisi tarafından geçerli kılma gayretinde izlediği mantıksal çerçeve budur. bun­ lar da yine birbirlerine bağh olarak farkh yaklaşım. A. "iz"lerin. Duyumlanabilen objeler algılanmaksızm (düşünülmeksizin) (subje tarafından muhatap alınmaksızın) var olamazlar. Açıköz.farklı hareket alanı ontolojik ve epistemolojik alandır ki. Nesnelerin zihinsel resimleri demek olan "idealar" algı­ lanmaksızm (reflexion) var olamazlar^''^^.136-137. kimi yorumcular Berkeley'i "immateryalist" kimi "idealist". "Esse est percipi"nin bu iki alandaki ifa­ desini yine yukarıdaki genel çıkarımı ontoloji ve epistemoloji sahalarında özelleştirerek göstermeye çalışalım. ağaç gibi) kişinin duyuları aracılığıyla algıladığı şeylerdir ve 2. bu durumda. "fikir'Terin veya "idea"lar olarak adlandırdığı verilere bağ­ lı olarak aşağıdaki kalıpta sunulabilir.

s.137. 408.13.. tasarımlar sadece bir zihinde var olabilirler. A. S. Bundan dolayı gerçekte düşüncenin dışında var olan herhangi bir şeyi düşünemeyiz407. "Hylas ile Philonoııs Arasında Üç Konuşma". tasarlamadığı­ mız bir şeyi tasarlamamız demektir. duyulur şeyler fikirlerdir.. Berke­ ley. ne de imgelerimi­ zin biçimlendirdiği idealarımızm varolamayacağını herkes ka­ bul edecektir. Berkeley'e göre.e. İst. var olan her şeyin sadece algılandığı yani düşünüldüğü zaman var olmasını gerektirir. "Zihin dışında ve algılanmış olmalarından ayrı bir varlık". ist. Duyuya verilmiş çeşitli duyumların ya da ideala­ rm. 406. ne tutkularımızın.64. Berkeley bu görüşünü "varlık algılanmaktır" özdeyişinde özetlemiştir. o hal­ de deyim yerindeyse kendi algımızın dışına çıkmayız. Berkeley bunu şu şe­ kilde belirtir. Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları.g. George Berkeley.157.. "Zihin olmaksı­ zın ne düşüncelerimizin. 1979. Açıköz. Çev: K. Dolayısıyla asıl gerçek bilinç olaylandır^Oö. s. Randall . Tersine sağduyu onların sadece bilinçlerine vardığımız zaman (yani tasarımlara sahip olduğumuzda) var olduklarına tanıklık etmekte ve onla­ rın başka herhangi bir zamanda var olduklarını göstermemek­ tedir. Buna göre. yani herhangi bir zihinde bir tasarım olmasından ibarettir405.. Randall-Buchler. Buna göre herhangi bir şeyin varhğı onun algılan­ masından. Sahir Sel. O halde algılanmayan şeyi tasarlamak bir çehşkidir. 405. kendilerini algılayan bir zihin olmaksızın varolamayacak404.e.kimi de "fenomenolog" olarak takdim etme ve yorumlama eğilimindedirler404. Sosyal Yayınlar.g. genellikle insanlar tarahndan zannedildiği gi­ bi algılanan nesnelerin bilinçten bağımsız olarak var oldukları görüşünü desteklemediğim ileri sürmüştür. Bu. "Felsefenin Evrimi". sağduyunun.Buchler.e. "mutlak bir gerçekhk"408 yoktur. • 78 • . 407. A. s.g. Çünkü Locke'un dediği gibi.. A. Macit Gökberk.158. 1996. sadece zihinlerimizdeki tasarımların var ol­ duğunu söylemek. s.

Bu sözlerimle eğer çahşma odamda olsaydım masayı algılayabilirdim ya da şu anda başka bir zihin onu algılamaktadır demek istiyorum. Copleston.. Thılly A.g. Copleston. zihinde olmak demektir.36-37. Berkeley. Bilim ve Sanat Yayınlan. "Üzerine yazı yazdığım masanın varolduğunu. Ama bu.. "Bu şeylerin varlığı algılanmaktır. eğer çalışma odamın dışında olsaydım.e.e. 28. yine varolduğunu söylerdim.g. 412.e.lan da bu kadar açık görünüyor'"''O^. A.. yani onu gördüğümü. Thılly.325. s. A. s. Herhangi bir sıradan insanın söyleyecek olduğu gibi masanın odada hiç kimse yokken varolduğunu söylemek bütünüyle doğrudur. Buna göre Berkeley için.g. 325. "însan Bilgisinin tikeleri Üzerine" Çev: Halil Turan. kendilerini algı­ layan zihinlerin ya da düşünen şeylerin dışında varolmaları olanaksızdır"4l3 der. s.e. Bu yaklaşımıyla Berkeley düşüncelerimizin. tutkularımızın. 1996.arafımdan algılanmadıkları. Ankara.g. A. • 79 • ..'"''!'^ diyerek Berkeley okura "masa vardır" önermesi için "masa al­ gılanır ya da algılanabilir" den başka herhangi bir anlam bul­ maya çalışır.36.g.. s. A. varlıkları algılanıyor ya da biliniyor olmaktan oluşur'''^'''. Berkeley Buna göre varolmak algılanmak.g. der Berkeley. tasavvurlarımızın tümünün zihinde olduğunu ve varoluşlarının zihin tarafından algılanma­ sı ya da bilinmesi sonucu olarak gerçekleştiğini ifade etmek is­ ter. 28. 411. 414. 413.. eğer odaya girecek olsaydı masayı algılayacaktı ya da algılayabilecekti demekten başka ne anlama gelir?"''!i Onları hiçbir zihin algılamadığı za­ manda şeylerin varolduklarını söylemek bütünüyle anlaşıl­ mazdır "•'12. Berkeley. Öyleyse cisimlerin bir zihin dışında hiçbir varoluşları yoktur. 415. 410. A.e. s.e. s. duyumsadığımı söylüyorum. 37. s. Berkeley. duyulur bir şey ya da cisme ihşkin olarak onun varolduğunu söylemenin onun algılanmakta ya da algılanabilir olduğunu söylemek olduğudur:4i5"']. ya da benim ya da yara409.

"Üç Diyaîog"unda Berkeley. A. Bi­ lim ve Sanat Yayınları. 419. bütün maddi şeyler kendi başlarına duyulur olmayıp yalnızca fikirleriyle algılanırlar" ve "hiçbir fikrin zihin dışında var ola­ mayacağı apaçık bir şey""''!'' der.e. 13. Bu yüzden. • 80 • .. Ancak bu ilkeyi herkes bü­ yük bir güvenle onaylasa da. s.g. Thılly. Kendi idealarımızdan ve duyumları­ mızdan başka neyi algılarız ki?"^i9 BU söylemin. 1996. Dahası. İyice irdelen­ diğinde. "Denmesin ki varoluşu bir yana atıyorum.325.. İst. "Doğrudan doğ­ ruya ve tam anlamıyla algılanan ancak hkirlerdir. ırmakla­ rın. 418.325. kısacası tüm duyulur nesnelerin zihin tarafından algılan­ maktan ayrı doğal ya da gerçek bir varoluşlarının olduğu gibi bir sanıya kapılmaları çok şaşırtıcı.g. S. Thılly.. "Hylas ile Philonous Arasında Üç Konuşma". Maddenin zihin dışında varolduğunu söylemek terimlerde bir çehşkidir"^18 "Doğrusu insanların. A. George Berkeley. s. Yalnızca kavraya­ bildiğim ölçüde sözcüğün anlamını bildiriyorum.e. benimsese de sanıyorum sorgula­ mayı göze alabilen biri onun açık bir çehşmeye yol açtığını gö­ recektir. 420.28. dağların.37. 1996. Berkeley'in. Çev: K.tılmış herhangi bir başka tinin anhğmda varolmadıkları sürece. aksinin oldu­ ğunu söylemek Berkeley'e göre bir tutarsızhktır. s." Burada Ber­ keley'in ilgilendiği şey bildirimin anlamıdır. Sahir Sel. Berkeley duyulur şeylere ilişkin varoluşsal bildirimleri çözümlemesinin kafası metafiziksel soyutlamalar tarafından saptırılmamış yahn insanın dünya görüşüyle uyum içinde olduğunu düşünür^^O Kısaca. Berkeley'in buradaki yaklaşımı tamamen dilbilimsel bir problem olarak karşımıza çıkar..n var 416. algılanamayan hiçbir m.addi şe)T. A.g. Sosyal Yayınlar. hiçbir biçimde hiçbir varoluşları yoktur'"^!^. Bu sözü edilen nesneler duyuyla algıladığımız şeyler­ den başka ne olabilirler. evlerin. "İnsan Bilgisinin İlkeleri Üzerine" Çev: Halil Turan. George Berkeley. Berkeley burada "dil" ve "anlam" çözümlemesi yapar bir bakıma.e. Ankara. Copleston. 41 7. s.

Bu ön­ cüllerden de. Berkeley bu noktada konuyu tekrar "soyut düşünceler" ku­ ramına getirir ve bu şeylerin algı ile ilişkili olmaksızın kendi başlarına varolabilecekleri düşüncesinin "soyut idealar" öğreti­ sine dayandığını vurgular. Buna göre Berke­ ley "esse est percipi" derken yalnızca duyulur şeyler ya da nes­ neler üzerine konuşur. İkinci olarak.e. tam formül "esse est aut percipi aut percipere" dir.29. Copleston. 89-90. s. "Duyulara verilen idealarm gerçek şeyler olduklarını. Doğruluk ve Mantık" Çev: Vehbi Hacıkadiroğlu. ikinci olarak da. "Dil. Jules Ayer. yadsımıyoruz. A. s.e.. gerçekten var olduklarını. belki de bu inancın temelde so­ yut idealar öğretisine dayandığı ortaya çıkacak. idealarm kendileri­ ni algılayan zihinler olmaksızın kalıcı olabileceklerini ya da zi­ hin olmaksızın varolan ilk örneklerin benzerleri olduklarını yadsıyoruz.olmadığını öne sürerken dayandığı şeyler şunlardı: Ona göre önce.. s. bir şey. "Enine boyuna incelersek. ancak bu durumda başka bir zihinde varo İmalıdırlar ""''23. 81 . iç-çelişkiye düşmeden söylenemez sonucu çıkar"'"^!. 422.g.. Algılanmadan varolduklarım kavramak için duyulur nesnelerin varoluşlarını algılanmalarından ayırt etmekten daha ustaca bir soyutlama 421. İst. Varoluşları algılanmaktan oluşan duyusal "düşünme­ yen" şeylerin yanında.g. 423. Me­ tis Yayınları. 1998." ve "böylece gördüğüm şeyler gözlerimi kapattı­ ğımda hala varolabilirler. zihinler ya da algılayan özneler de var­ dır ki etkindirler ve varoluşları algılanmaktan çok algılamaktır'''22.115. bir nesnenin algılanmazken var olduğu. bir duyulabilir niteliğin algılanmadan var olduğunu savlamak da iç-çelişkidir.. A. "varoluş ya algılanmak ya da algıla­ maktır". A. ancak bir duyumun ya da ideanm varlığı yalnızca algılanmak olduğu için ve bir idea ancak bir ideaya benzeyebileceği için. Berkeley. yalnıza duyulabilir (düşünülebilir) niteliklerinin toplamından oluşur..

Nesneler yalnız tasarımlar ise.g. Macit Gökberk.g. bu tasarımların kendisin­ de bulunduğu bir varlığın da olması gerekir. ben algılamasam da. 427.39. Biz onları algılamasak da. Bu yaklaşımıyla Berkeley spritualist bir yak­ laşım sergiler. Tanrı her zaman ora­ dadır ve onun garantisi altında nesneler var olurlar'''28.g.30. Ancak."425 yaklaşımım savunur. • 82 • . "masayı algılayan başka bir ruh vardır". s.63.. Tasarımlarımızın bir dış nedeni de olacaktır. 428. Çüçen.e. "Biz algılamıyorsak da onları algılayan başka bir tin olabilir"430 diyerek bu tin'in "Tanrı" olduğunun vurgusunu yapar. Tasarımlara sahip olan varlık da ancak bir ruh olabilir'^^^y Berkeley'in fenomenolojisine göre. Bu yak­ laşımıyla Berkeley dış dünyanın objektifliğinin garantisini Tanrı'da bulmaktadır'''^^. "Bu şeylerin tek bir parçasma bile bir tinden bağımsız bir varoluş yüklemek büsbütün anlaşılmaz bir şeydir ve bu soyutlama saçmalıklarını işe karıştırmak demek[•j]. s. 430... "Felsefe Tarihi". A. s. Berkeley'in spritualizmi. işte bu noktada Tin'den ya da algılayan şeylerden başka bir töz olmadığı vurgusunu ya­ par.e. s. Berkeley.e..e. 425. ilerleyen konularda ele alaca­ ğız. s. 426.305. İmdi Berkeley için algılamanın dışında bir cisimler dünyası yok ama.e. A. 1999.olabilir mi?'"^24 sorusunu sorarak bu probleme de dilbilimsel bir göndermede bulunur.198. Copleston. Bu yaklaşım Berkeley'in Locke'un "maddi töz" kuramını dışlamak için kullandığı başlıca yollardan biri belki de birincisidir'^^e Locke'un maddi töz öğretisine Berkeley'in getirdiği eleştirileri ayrı bir başlık altında. A.37.g. algının olması için algılayan bir varlığın da olması ge­ rekir. Berkeley.e. A. tözlüğünü reddettiği cisim­ ler dünyasını yalnız bir görüntü ve kuruntuda saymaya kalkış­ maz.g. Gökberk.305. 429. Berkeley. çünkü bu ta424. Remzi Kitabevi. A...g. Berkeley A. s. s. İst..

düzenliliği ve direnilmezliği bunların nedeninin bizim dışımızda olduğunu gösterir. Tanrı'dır. cisimlerin veya fiziki nesnelerin kendile­ rinin asla bilinemeyeceğini gören Berkeley.e. 115-116.insan zihninin maddeyi veya daha doğrusu fiziki nesneleri. dü­ şünmeyi almıştır). Tan­ rı'nın tasarımlamasından ileri gelir ve bu çeşit tasarımlar doğrudurlar'^Zl Buna göre. A. Bazı tasarımlarımızın canlılığı. » 83 • .305. Berkeley. s. bu durum karşısın­ da maddeyi atmaktan veya zihne tabi hale getirmekten. Asa Kitabevi.e.. var olabileceğini kabul ediyordu. Locke'un insan zihninin dolayımsız olarak sadece kendi idelerini bilebileceği tezinin mantıksal so­ nucunu çıkartırken. Öyle görü­ nüyor ki Berkeley nesnelerin. Ahmet Cevizci. nesnelerin hiçbir insanın onları algıla­ madığı zamanda varlıklarını sürdürdükleri biçimindeki sağdu­ yu görüşünün hiç de iç-çelişkili olmadığını kabul ettiği. manevidir. Descartes ve Locke'tan -(reflexionu iç duyum. kişisel bir Tanrı'nın var oluşunun bir kanıtını oluşturduğu görüşündeydi^^i.. 432. kabulün madde kısmından dini duyarlılıkla­ rının. Tanrı'nın onu algı­ laması yüzünden. hiçbir insanın onları algılamadı­ ğı zaman da büyük olasılıkla var oldukları olgusuyla kendi öğ­ retisini bağdaştırmak üzere Tanrı'nın algılarına dayanmak zo­ runda kalışı olgusunun. Bursa. 431.. sonul ruhlardaki tasarımları düzenli bir şekilde meydana getiren "sonsuz ruh" tur. s. A.g. ger­ çekte bunun doğruluğuna kendisi de inandığı için. Bu neden maddi olamaya­ cağına göre. cismin varoluşunu yok saymaktan veya askıya almaktan memnuniyet duymuştur^zs Berkeley için maddeye inanç sağduyuya ve Hı433. teolojik yönelimlerinin ve hatta mizacının bir parçası olarak rahatsız olmuştur. ideleri dolayımıyla bilebileceği kabulünü mi­ ras alan Berkeley.g. Şu halde.sarımları biz kendimiz yaralamayız. s. 2001. hiçbir insanın algılamadığı bir nesnenin de. Ayer. Gökberk. ruhidir." ve buna göre "idelerin kimisinde bulduğumuz gerçekçilik.253-254.. "Onyedinci Yüzyd Felsefesi Tarihi".

Randall-Buchler. kendisine özgün nitehkler olduğu söylenir. şekli olan bir tözdür. bunlara ikincil nitehkler deriz. s. 434. bunlar birincil niteliklerdır437. A. cismin kendisinin nitelikleri değildirler. renk. dinginhğin. Şimdi bu konuyu ayrı bir başlık altında değerlendirmeye çalışacağız..e. Birincil ve İkincil Nitelikler Locke.e. A. 2. Bir cisim devinim gücü taşıyan.g.e. A.e. Hıristiyanlığın esası da za­ ten böyledir434 Halkın gerçek şeyler dediği tabiatı Yaratan'm bizde meydana getirdiği fikirlerdir. s. uzamlı. 436.325-326. ağırlığı.g. Baykan. 437. "Birincil ve İkincil nitelikleri birbirinden ayıranlar var. s. Bununla birlikte. katıhğm devinimin. \Veber. devinimsizlik. Sağduyuya uygun olan kendi görüşüdür ve ona göre halk da böyle düşünür. • 84 • . bizim bizzat meydana getirdiğimiz ve ötekilerin­ den daha az düzgün. belli bir rengi. A.g. tözün. Yukarıda izah etmeye çalıştığımız anlayışa dayanarak Berke­ ley. s. Ama der Berkeley.158. şeklin. daha az şiddetli ve daha az değişmez olan fikirlerdir435.. tadı.g. Onlara göre uzam. devinim.. yani cismin. yalnızca bendedirler. kokusu ve sesi olan katı.276. Thılly. 435. niteliklerinden kimileri ona özgün değildir. birinci bölümde değindiğimiz gibi. bir nesnenin renk. Descartes ile Locke'un ileri sürmüş oldukları objelerin ge­ nel ve soyut niteliklerini de reddeder. şekil.5. ses. eşyanın fikirleri yahut ha­ yalleri dediği.ristiyanlığa aykırıdır. katılık ya da geçirmezlik ve sayı birincil.128.. tat veya ses gibi duyusal niteliklerinin algıdan bağımsız olarak var olmadıklarını kabul etmişti'^dö Bunun böyle olması Locke tarafından kabul edilen cisim düşüncesinden zorunlu olarak çıkar. tat. tat ve ben­ zerleri gibi tüm diğer duyulur nitelikler de ikincil niteliklerdir. renk. koku cismin algılayan bir öznede üretilen etkileridirler. Uzamın.

içinde uzam." ve "şekhn.g. şekil ve devinimin edimsel olarak kalıcı ol­ duğu. yani zihin ol­ maksızın varolan ve düşünmeyen bir tözde bulunan şeylerin resimleri ya da imgeleri olduğunu söylüyorlar. s. Copleston. s. aynı tür uslamlama birincil nitelikler açısından da kul438. A'nın B'ye göreli olduğu onun göreli olarak varolduğu söylenir"^"'!. A B'ye bağlı olarak var olur ve bu var olmada A'nm doğası veya var olması en azından kısmen B'nin doğası veya varolmasıyla belirlenmiş durumda olduğu.. Açıköz. Berkeley. s.31. Şöyle ki. Ancak bu­ raya kadar tanıtladıklarımıza göre uzam. öte yandan birincil niteliklere ilişkin idealarımızm ise madde adını verdikleri. Buna göre Locke'un düşündüğü gibi ikincil nite­ liklerin göreUliği özneUikleri için geçerli bir uslamlama sağlı­ yorsa. ses. A. devinimin ve diğer birincil ya da özgün niteliklerin düşünmeyen tözlerde zihin ol­ maksızın varolduğunu ileri sürenler a)mı zamanda renk.. sıcak ve soğuk gibi ikincil niteliklerin zihin olmaksızın varolamayacaklarını da kabul ediyorlar. "mad­ de". 441.244. öznel olduklarını öne sürer. A.''•'^^ Buna göre "obje-subje ilişkisi"nden hareketle bu "izafiliği" biraz açarak Berkeley'in argümanının takdimini şöyle yapabiliriz. 440. duyumsuz bir töz anlamına geliyor. bir ideanm bir başka ideadan başka bir şeye benzeyemeyeceği ve sonuç olarak ne bunların ne de bunların ilk örneklerinin algılamayan bir tözde varolmayacakları apaçıktır. şekil ve devinim yal­ nızca zihinde varolan idealar oldukları.. eylemsiz. göreh ve dolayısıyla da. ayırımı ortaya koyanlarca da söylendiği üzere.e..207.40-41. 439.e. s.Böyle düşünenler ikincil niteliklerden edindiğimiz idealarm zi­ hin olmaksızın ya da algılanmaksızm varolan bir şeyin benzer­ leri olmadığını kabul ediyorlar. ikincil niteliklerin.''^39 Berkeley işte bu ayı­ rımı eleştiri konusu yapıp.g.g..e. Cevizci. Birincil nitelikleri ikincil nitelikler­ den ayrı olarak kavramak olanaksızdır. O halde.e.g. A.. A. ""^^8 Ama Berkeley'e göre bu ayırım işe yaramayacaktır. < 85 • • .

^'^^ Yine büyük ve küçük. fizyolojik durum ve pozisyonuna göre bir nesnenin görünüşü. Açıköz. zihne bağımh bir nitelik. darhğı.' lamlabilir442 BU özellikler veya nitelemeler ne türden olursa olsun (ister birincil türden ister ikincil) "sübjektifliğine" iliş­ kin sonuç değişmez. Kısaca birincil nitelikler algı üzerine ikincil nitehklerden daha az ba­ ğımh değildir. s.e.g. algılayanın psikolojik. şekil ve devinim için de aynı şeyi tanıtlamak 442.g. Cevizci. bir cismin elleri­ mizden birine sıcak diğerine soğuk görünmesi olgusundan. nesnenin değil de. birincil nite­ liklerin öznelliğini de bu niteliklerin göreliliklerinden çıkarsa­ manın o kadar doğru ve akla uygun olması gerekir. öznel. s.g.. 444. 447. bunlar bütünüyle görelidirler ve duyu or­ ganlarının yapısı ya da konumu farkhlaştıkça değişirler.208. s. A. s. A. uzunluğu. hareketsizliği be­ lirlenip karakterize edilir. ısı­ nın bir nesnenin zihinden bağımsız..e. s. A.31.244.e. Berkeley bu noktada "ikincil nitelikler"in "zihne bağlı olarak veya dayandırılarak varolduklarını ileri sü­ rerek" onların varlığını "sübjektif alan"a taşır. öznel bir niteliği değil de.e. 446. s.g. Berkeley. Sonuçta da. kısalığı ve hareketliliği. A.31.g. A. 443. Açıköz. A.42.. Sözgelimi. algılayan öznenin bir niteliği olduğu sonucu çıkar444 Özne-nesne ilişkisinde algısal durum tespitini içeren başka bir örnek verecek olursak.245. Cevizci. çabuk ve yavaş zihin olmaksızın hiç­ bir yerde olamazlar.207. bu kanıtların uzam. "^^e Bu­ na göre ikincil niteliklerin öznelliğini onların göreli doğaların­ dan çıkarsamak ne kadar doğru ve akla uygunsa.e.e. Copleston.e. 445. genişliği. 448...g.'^'•'8 "Rengin ve tadın yalnızca zihinde varolduk­ larını tanıtlamak için düşünülmüş kanıdan inceleyen birisi. s.. A. Copleston. ..g. "al­ gı konusu olan bu nitelikler"i "algılayana" bağlı "sübjektif ni­ telikler" olarak değeriendirir'''43.

Bu da şu demektir: "eğer fiziksel nesne­ ler varsa veya varlıktaysalar". s. Berkeley "ısı ve soğuğu sadece zihnin bir ürünü olarak" kabul ederken. va­ roluşları için zihinlerimize bağımlı değildirler. birincil niteliklere bağlı olarak ortaya çı­ kan ilintilerdir ki. fiziksel objenin birincil nitelikleri bu ob­ jelerin aslı ilintileridir. Buna göre ikincil nitelikler şeylerde bizde belli düşün­ • 'm celer üreten güçlerdir. eş deyişle. Fakat bu ideaları üretmede obje­ ye ilişkin zihinsel durum veya operasyon söz konusu olduğun­ da.'"^49 der Berkeley.e. . A.208." Yine bu noktayı bir ör­ nek ile açacak olursak.. s. eğer ikincil niteliklerle örneğin renkler gibi algılanan nite­ likleri demek istiyorsak.31.g. Copleston..g. onları algılayandan bağımsız olarak var olamayacaklarıdır. diyebiliriz ki Locke için bunlar zihin­ deki düşünceler olmakla özneldirler'^mi BU konuya bağlı ola­ rak. ikincil nitelikler. Bununla birlik­ te.için eşdeğer etkide kuUanüabileceklerini görecektir.e. A. Locke'tan hareket etmesine ve onun çıkarsamasını esas almasına rağmen.e.208-209. Berkeley. A. Açıköz. Locke bunu kabul etmez. Berkeley'in bu yaklaşımını dikkate aldığımızda. s. 450. esasta "bu varol­ maları algılanmış olmalarına veya bir zihin tarafından algılan­ malarına bağlı olacaktır"^50 BU bağlamda. Berkeley'e göre..e.g.g. ve bu güçler nesnelerdir. kişinin ikincil niteliklere ilişkin ideaları veya de­ neyleri tamamen zihinseldir.44. Locke'a göre. s. Locke söz konusu olduğunda. birincil ve ikincil nitelikler ayrımında.. A. amaç bakımından kendi nokta-ı naza­ rında daha ileri bir noktaya götürür. Açıköz. 451." Fakat diğer taraftan. nitelikler objedeyken. Priest'in şu tesbiti hakh görülebihr: "Berkeley. ayrı bir tarzda ele alıp. 452. objelerde içsel veya asli olarak bulunur­ lar " l. Berkeley ile Locke arasında söz konusu edilebilecek ana ayrım. 449. karşımıza şu sonuç çıkar: "bir nesne veya maddenin birincil nitelikleri.

tipik bir kur­ gusal spekülasyon ve anlaşılmaz bir kelime oyunudur^^^S Mad- 453.. bundan sonra Locke'un bu nitelikleri bir arada tuttuğu­ nu öne sürdüğü ve "ne olduğunu bilmediğim bir şey" dediği "maddi töz" kavramını sorgulamaya geçer.45. İst. s.e. Berkeley. • 88 • Çev: . Thılly.326. Berkeley'e göre zihnimizde böyle bir töze ilişkin hiçbir so­ yut düşüncemiz yoktur'i^s "g^ maddi dayanak niteliklerin zi­ hin olmaksızın varoldukları varsayımına dayanmıyor mu? İşte bu da düpedüz bir tutarsızhk.. s. Celal Büyük. A. 456.90.e. A. Tuncay İmamoğlu. Gerald Hanratty.209. Berkeley'de ise.g.e. Randall-Buchler. Anka Yayınları. "Aydınlanma Filozofları / Locke-Hume-Berkeley". nitehklerinin toplamından ayrı bir şey olarak bir nesnenin "tözünden" (Berkeley'in kendi terminolojisini kullanmamız gerekirse "maddesinden") neyi kastetmiş olabilir?454 Bihndiği gibi Locke'ta "maddi töz" nitehkleri taşıyan bir dayanaktı ve Locke'un kendi deyimiyle "ne olduğunu bilmediği bir şey"di. Locke'tan ayrı bir yaklaşım tarzı geliştiren Ber­ keley. A. Thılly. A.e. 454.. s.g.158.6. İşte Berke­ ley bu yaklaşıma itiraz eder. A. bunun salt bir soyutlama ol­ duğunu söyler. Berkeley. s. Berkeley'de Maddi Töz'ün Anlamsızlığı (Eleştirisi) Berkeley. 455. büsbütün kavranılamaz bir şey değil mi?'"150 diye sorar.g. 2.e. O'na göre Locke'un kabulü.g.. 457.326. 2002. Açıköz. s. ve maddi töz sözcüğünün de hiçbir anlamı ol­ madığını söyler"157.idealar zihindedir.g. şu soruyu sormaktadır: Acaba Locke. hziksel objenin bütün nite­ likleri deneyler sonucu elde edilen veya deneyleri içeren ide­ alarm üstünde hiçbir öneme ve işleve sahip değildir"''^s Birincil ve ikincil nitelikler ayrımma Locke'un yaklaşımmı kritize ederek.. s.. 458.

O halde "maddi töz" kav­ ramının gereksiz olduğu. Nasıl yani / bacak­ larının bedenine destek olması gibi mi? HYL.di töz tasarımım belirleyen hiçbir nitelik yoktur'^mg "öyle ki.i?ir çelişme vardır.Senin kelimelerine zorla anlam verdiğim yok: onları istediğin gibi açıklamakta serbestsin. 461.. Oysa.g.Hayır. Ankara. s.Gözünü seveyim. George Berkeley. Sahir Sel. Çev. 462. George Berkeley. bu lâfzi anlamdadır. bir şeyler anlat bana onlarla. s. Bi­ lim ve Sanat Yayınları.49. 1996. Berkeley "maddi töz" kavramını "Üç Diyalog" da da ele alır ve bu kelimenin anlamsızlığım Hylas'm diliyle ortaya koyar: PHL. ister lâfzi.Doğrusu ne diyeceğimi ben de bilmiyorum. onun hakkında hiçbir şey bilmediğimi anlıyorum'''öl. 460. şimdi onun üzerinde ne kadar çok düşünürsem. • 89 • . A..462 der Berkeley "Duyuyla ya da düşünerek kav­ rayabileceğimiz hiçbir şeyin varoluşuna karşı bir tartışma yap459. onu o kadar az kavrayabiliyorum. Buna gö­ re tartışmanın sonucu maddi şeylerin zihinden bağımsız olarak varolduklarını anlamsız kılmaktadır. "însan Bilgisinin İlkeleri Üzerine".e. ilineklere destek olan madde'nin ne anlama geldiğini yeterince bildiğimi sanıyordum. bunlara yüklenen belirgin bir anlam ol­ madığı sonucuna varıyorum""''^^ der.. madde ilinekle­ re destek olur. ne anlıyorsun bundan söyle bana.138. s. Randall-Buchler. Evvelce.. boş bir sözcük olduğu sonucuna va­ rırız Berkeley'de.. A.g. "Düşünmeyen şeylerin saltık varoluşu" sözünde ya hiçbir anlam yoktur ya da burada . s. 1998.47.. HYL. Bana diyorsun ki. çok rica ederim. ister gayrı lâfzi anlam da olsun. Sosyal Yayınlar. Berkeley. Yalnız. kısacası. "maddi töz" sözcüklerinin anlamını oluşturan iki parçayı göz önüne getirdiğimde. İst. ya da onların altında yer alır. İşte yineleyip belletmeye çalıştığım ve okurun özenle düşünmesine sahk ver­ diğim şey bu.. Halil Turan. PHL.45.e. "Hylas ile Philonous Arasında Üç Konuşma" Çev: K.

s.g. A.326. denizleriyle.g.g. Fakat mut­ lak olarak reddettiği şey maddeyi. bölünmemiş. çünkü böyle bir şey yok­ tur. ne de algılanabilir olan. gerçekten varolduklarından en küçük bir kuşkum bile yok. Berkeley. A. Berkeley bu Tin'i "İlkeler"de.. bilinen immateryalist tezini kullanmıştır"'öö Buna göre. Weber. s. s. 465. Eğer bu kelimelerle duyulur niteliklerin (yer kaplama. dağlarıyla duyulur evreni bir rüya veya bir hallüsinasyon yaptığı itirazına karşı. kastediliyorsa. Buna gö­ re "madde" sözcüğünün niteliklerin ya da ilineklerin içinde va­ roldukları düşünmeyen bir dayanağı gösterdiği düşünülüyorsa böyle bir şeyin varolması büsbütün olanaksızdır""''^^ diyerek septisizme ve Locke'un niteliklerinin bilinmez bir dayanağı varsayımına karşı polemiğinde Berkeley. bütün idealar edilgin ve ey­ lemsiz oldukları için. Gözlerimle gördüğüm..g. etkin bir varlıktır. İdeaları algıladığında "zi­ hin" onları ortaya çıkarttığında ya da başka yollarla onlar üze­ rinde işlem yaptığında "istenç" adını alır.e. A. s. maddi bir töz olamaz. bu şeylerin varlığından en küçük bir şüphesi olmadı­ ğı cevabını veriyor. ağırlık vb. A. • 90 . bilinçsiz ve akılsız. onları algılayan ruhun dışın­ da var olan arazların yahut niteliklerin bir substratum'u veya desteği. 466..e. şöyle tanımlar: "Tin. düşünen cev­ herin yanında ve aynı suretle var olan. ne olduğu bilinmeyen bir şey sayan skolastik fikirdir'*^"''. yıldızlarıyla. A.55. ne algılayabilir. Güneşiyle. katılık. b'ize imge ya da benzeme yoluyla eylem463..e.79. Berkeley. Hanratty. ellerimle dokunduğum şey­ lerin varolduklarından.g. Varolduğunu yadsıdığımız tek şey filozof­ ların madde ya da cisimsel töz dedikleri şeydir""^öd jgj-^ Berke­ ley.276. ya­ hn.90. Thılly.. maddi töz deyimini kabul etmeye bile hazırdır. etkin bir töz ya da Tin olmalıdır^'^ö'^. Bu nedenle ruhtan ya da tinden oluşmuş bir idea olamaz.e. 464. 467. Berkeley.) bir kompleksi. bu yüzden cisimsel olmayan.mıyorum.e. s.

e. Berkeley.g. yiyecek düşüncesi ile beslenme düşüncesini."470 der. s. idealarm gerçekten de duyuyla algı­ landıklarını. Bir başka deyişle. Tinin ya da eyleyen şeyin doğası kendisi olarak değil. Berkeley'e göre.326. Parlak gün ışığında gözlerimi açtığımda."^^^ der.. A.51. s. Berkeley. bu işit­ me ve bütün duyular için de böyledir.e. benzer olarak. . bu bakımdan zihnin etkindir. kendi düşüncelerim üzerinde gü­ cüm vardır. Berkeley. "Duyu düşünceleri imgeleminkilerden daha güçlü. bağımlı olduğumuz zihnin onlara bağlı kalarak bizde duyu düşünceleri uyandırdığı değişmez kurallara ya da yerle­ şik yöntemlere doğa yasaları denir. Berke­ ley.e. 91 . sevme. A. duyulara verilen bu ide­ alar benim istencimin yarattı şeyler değildir. Tanrı biz de belU bir düzen içinde beUi düşünceler uyandırır. uyku düşüncesi ile dinçleşme düşüncesini.. ortaya çıkardı­ ğı etkilerle algılanmaktadır. Buna göre biz de dü­ şüncelerimiz arasındaki bu bağıntıyı ayrımsar ve düşüncelerin 468. bir kahcıhkları. istencime bağh olmadıklarını görüyorum. Buna göre. görsel ateş duyumu ile sıcaklık duyumunu bağmtılandırmıştır. ruha ya da tine ve is­ teme. 470. Thılly. 469. düzen­ leri ve tutarlılıkları vardır ve insan istencinin etkileri olanların çoğu kez oldukları gibi gelişigüzel uyarılmazlar. ama kabul edilebilir bağıntısı yaratıcısının bilgelik ve iyilikseverliğini ye­ terince kanıtlayan düzenh bir sıra ya da dizi içinde uyarılırlar. s. O halde bunları ortaya çıkaran başka bir istenç ya da tin vardır.. nefret etme gibi zihin işlemlerine ilişkin belli bir kavramımız vardır.g. ve bunları bize şeylerin ola­ ğan gidişi içinde hlanca düşüncelerin başka filanca düşüncele­ re eşhk ettiğini öğreten deneyim yoluyla öğreniriz. . "Kimi düşünceleri yapmak ve bozmak isteğime bağlıdu:. Şimdi. diri ve seçiktirler. "Ancak düşüncelerim üzerinde­ ki gücüm ne olursa olsun.g. A. Buna göre.de bulunan bir şeyin tasarımını veremezler. görüp görmemeyi ya da gö­ rüşüme girecek tikel nesneleri seçmek elimde değildir.52.'"'•öS Yine de.

gene de düşüncelerdirler. Onun kanıtı ise. Tin ise ide olmadığı için al­ gılanmaz. 472.g. olgusal şeyler olarak adlandırı­ lırlar ve imgelem yetisinde uyarılmış olanlar daha düzensiz. Tan- 471.234. aynı zamanda.'"^''^ diyerek Loc­ ke'un maddi töz'ünü yadsır ve tinsel tözü olduğu gibi korur. Çünkü Berkeley'e göre etkin varlık tindir. uy­ kunun dinçleştirdiğine. eyleme neden olan varlıktır. ideleri algı­ layan. sorusu da burada gündeme gelir.birbirlerine neden olduklarına. Onun için maddi töz yadsmmalıdır. ancak bunlara neden olan Tanrı'dır. Berkeley'e göre ise algıladığımız bizim öznel idelerimizdir. zihinde varolurlar. Tinlerin varlığını etkileriyle anlarız. daha az diri ve daha değişken oldukları için temsil ettikleri şey­ lerin düşünceleri ya da imgeleri olarak daha uygun bir terimle adlandırılırlar. An­ cak aynı gerekçelerle tinsel tözü Berkeley'in niçin yadsımadığı.g. "Ben"den başka tinlerin varlığı da bu etkiler gözlemlenerek kavranır. düzenli ve tutarlı düşüncelerdir. çünkü bir başka da­ ha güçlü Tinin istenci tarafından uyarılırlar. Denkel. güçlü. Tanrı yet­ kin tindir. s. Algı ve deney. Duyularımız Tanrı tarafından basılmış düşünceler. ateşin sıcaklık ürettiğine. A.e. deneyde kavradığımız ve büyük bir denge.52-53-54. Araa duyumlarımız. onları algıla­ yan düşünen töze de daha az bağımlıdırlar. cisimlerin çarpışmasının sese neden olduğuna yanlış olarak inanmaya başlarız. Tin. s..e. Berkeley. Maddi tözün deneysel yönden hiçbir belirgin ya da olumlu bir yönü bulunmadığını ve bütünüyle olumsuz yönlerle betimle­ nen bir kavram olduğunu vurgular ve ona göre böyle bir kav­ ramın gerçekliği dile getirdiğini söylemek deneycilik açısından geçersiz ve tutarsızdır. bu kez kuramsal tutarlılık adına deneyciliğinin tutarlılığından ödün vermektedir"'''^^. düşünen. yalnızca imgelerimizden daha diri. bu idelerin nedeni Tanrı'dır. Burada Berkeley Locke'unkine benzer bir şey yapmakta.. A. • 92 . tutarlılık ve güzellik içinde işleyen evrendir. Evren ide­ lerden başka bir şey olmadığına göre.

Berkeley. Denkel. A. A. sonuçta bu iki ilke arasında bırakılantek fark.g. ondan da­ ha keyfi olan Tanrı varsayımım koymaktadır.e. ilke olarak tıpkı dış dünya gibi algımızdan ba­ ğımsız bir varhğa sahip ve onun nedeni olarak yorumlamakta­ dır.rı'nm neden olduğu ideleri duyumlamaktır. niteliklerin temel da­ yanak noktası olan "maddi töz"ün kendisi temel ve dayanak­ tan yoksundur. A.236-237.93 . Berkeley. ben onları yeniden algıladı­ ğımda yeniden var mı oluyorlar? Nesnelerin algıları neden hep düzenli öbekler halinde gelir? Bütün her şey benim öznel ide­ lerimden oluşuyorsa. benim şu an algılamadığım nesneler yok olup. Denkel. "Madde veya maddi töz" bir "spekülasyon" ürünüdür.g. 1) Berkeley'in birinci argümanında da "dil" ve "anlam" nokta-ı nazarından ele alıp gördüğümüz gibi. s. deneycihği her ne kadar tutarlı olarak yürütmüşse de adımını ontolojiye attığı anda deneyci­ likten uzaklaşmakta ve dış dünya varsayımı yerine. Tanrı'yı. s..e. 475..63. 2) Kendisi böyle bir temel ve dayanaktan yoksun "speküla­ tif soyutlama veya genelleme" ürünü olan bir "nosyon" man­ tıksal olarak "nitelikler" e dayanak noktası olamayacağı gibi.. Görüldüğü gibi. bu ideleri kendi kendime mi yaratıyo­ rum? Var olan tek şey ben ve idelerim midir? Berkeley bu so­ rulara felsefesini sağduyudan uzaklaştıracak yanıtlar vermeyi. Eğer nesneler bi­ zim öznel algılarımızdan başka bir şey değilseler.252-253.e. Tanrı kavramını kullanarak önlemiştir^^S O'na göre "biz algı­ lamıyorsak da onları algılayan başka bir tin olabihr"474 diye­ rek. 474. Şimdi genel olarak Berkeley'in "niteliklerin analizi"nden hareketle immateryalist felsefesinin geçerliliğini ispat için ileri sürdüğü argüman birkaç madde altında ele alınabilir.g. Tanrıyı algı kuramında merkeze alan bir yaklaşım sergiler. s. Öyle ki. bi­ ri algıya benziyor iken öbürünün böyle bir benzerliği olmamasıdır475. . Yine görüldüğü gibi. 473.

Fakat bu ideayı genelden özele şu mavi gökyüzüne veya yeşil ağaca indir­ gersek. ona göre. 4) Gerek özelde gerekse genelde varlığa yönelik bilgilerimiz "duyumlar ve algılarımız vasıtasıyla" elde edildiğine göre.205-206. Bunların birhkte olmadığı durumlarda. Tanrı sonlu algılayıcı­ ların ve bütün varlıkların sonsuz algılayıcısıdır. Şöyle ki.. ancak bir "anlam" ifade eder. 476. 3) "Nitelikler"e ihşkin veya karşıhk gelen "idealar" "renk ideası" örneğinde olursa hiçbir şey ifade etmez. Açıköz. dış dün­ yadaki nesneler algılanan varlık kümesine karşılık gelip pasif durumdayken.hem "maddi tözü" kullanma da ve hatta kendilerini varlık ala­ nına taşımada bile kullanılamazlar. Kısacası evren ve içindeki varlıkların varhkta kalmasının teminatı Tanrı'dır477. 6) Bu nedenle. insanlar algılayan varlık türüne karşılık gelip düşünen zihin veya ruhlar olarak aktiftirler. "algılama" durumlarına endekslidir. "du­ yum veya algı konusu" olmayan bir şey her ne türden olursa olsun var olamaz. s. 5) Doğal olarak bu genellemeye "maddi töz" ve onun "ilintiler"i olan "nitelikler" de dahildir. işte bu "algılanan ve algılayan ikihsi"nin birlikteliğinden kaynaklanır. insa­ nın evrene ilişkin bilgisi ve onun içindekilere yüklediği anlam veya çizdiği evren tablosu. "madde ve niteliklerinin varlığı". sonuç olarak. Açıköz.e. s.g. 7) Öyleyse. "varolmak veya varlıkta olmak algılanmaktır"'''76 Berkeley'in "varlık algılandığı sürece vardır" veya "algılan­ mayan varlık varlıkta değildir" metafiziksel yaklaşımının ana­ lizinden hareketle "algılanan varhk" ve "algılayan varhk" ola­ rak en az iki varlık türünden bahsedilebilir. Dolayısıyla. A. Berkeley aracı unsur olarak Tanrının algılayıcı sı­ fatını ön plana çıkarır. 477.e. Çünkü. A.330-331.g. • 94 • ..

tümel kavramların. Berkeley felsefi nazariyesini şekillendirirken yoğun olarak Locke'un konu çizgisini takip etmekte ve buna bağlı olarak kendi kritiğini oluşturmakta. Genel anlamda söyleyecek olursak her iki filozof bilginin bize erişme yolu üzerinde anlaşırlarken. Ancak problem genel terimlerin nasıl oluştuğu sorusuna ge­ lince Berkeley. bu bilginin kaynağını çok farklı bir biçimde yorumlamışlardır. Locke reahst bir on­ toloji önerirken. Locke için tümel kavramların objektif bir realite­ leri yoktu. bunlar ancak zihnimizin yaratılarıdırlar. Algıyı bilgiyi edinme­ nin tek yolu olarak görmelerinin yanında. Bundan dolayı Berkeley'in naza­ riyesini incelerken yoğun olarak Locke'a sık sık dönmekte ve bu bağlamda Berkeley'i anlamaya çahşmaktayız. düşünce ve varlığı bir anlamda özdeş kıl­ mıştır. Bu anlamda dil zihnimde nesnel-tikel bir kavram çağrıştırmalıdır anlayışı hakimdir. Yoksa genel sözcüklerin yalnızca genel düşünceleri gösterdiği yolun­ daki yaklaşımı yadsır. dü­ şünce ve varlık ilişkisini de sonuç olarak şu şekilde toparlaya­ biliriz.Tezimizin ikinci bölümünü teşkil eden Berkeley'de dil. Berkeley'de selefi olan Locke gibi dil ve düşünce problemi­ ni kendi epistemolojik kuramının merkezine oturtmuş ve bu­ na paralel olarak dil. Berkeley bu gerçekçiliği yadsımış ve reflexif • 95 • . Berkeley için tümel diye nitelendirdiğimiz kav­ ramlar zihnimizde tikel nesneler tekabül etmektedirler. tasarıların zihinde bile bulunduğunu kabul etmez. kendilerini kullananla­ rın zihinlerindeki ifadelerin yerini tutması gerektiğini vurgu­ lar. Berkeley ise. Berkeley'de Locke gibi sözcüklerin. Locke'un iddia ettiği an­ lamda genel kavramların zihinde bile olmadıklarını vurgular. Onun için kökü duyumlar olduğu için tasarımlar her zaman somutturlar. Locke'tan farklı bir yaklaşımı tarzı sergileyip Berkeley'i ayrı düşünmeye sevkeder. Locke'un "soyutlama" te­ orisini eleştirerek yola çıkan Berkeley.

96 » .bir algılayışın oluştuğunu temsil etmiştir. Bütün bu yaklaşımlar Berkeley'in dil. algı konusu olan bu nitelikleri al­ gılayana bağlı sübjektif nitelikler olarak değerlendirir. birinin varlığının diğerlerine bağlı olduğunu gösteriyor. Bunlar "birincil" ve "ikincil" dereceden niteliklerdir. Buna göre. Buna göre Berkeley algılamanın (düşünmenin) dışında bir cisimler dünyasının ol­ madığını vurgular ve algılamanın (düşünmenin) olabilmesi için de algılayan bir varlığın olması gerektiğini söyler ve bunu da Tanrı olarak gösterir. Berkeley bu ayırımı eleştiri konusu yaparak. düşünce ve varlık kav­ ramlarının birbirlerinden kesinlikle ayrılmaz parçalar olduğu­ nu. Berkeley bu yaklaşımıyla dış dünyanın objektifliğinin garantisini Tanrı olarak gösterir. Berkeley'e göre Locke'un düşündüğü gibi ikincil niteliklerin izafiliği. Dolayısıyla bu yaklaşımlıyla Locke'un "maddi töz" kavramını yadsıyarak onun yerine "tinsel töz" kavramını yerleştirir. Berkeley'in ele aldığı bir diğer konu da nesnenin nitelikleri konusuydu. Buna göre Berkeley'de varlık algılama yani düşünme olarak zi­ hinsel bir formda sunulmakta ve tikel bir yorum ve idrak ile di­ le dökülmektedir. öznellikleri için geçerli bir uslam­ lama sağlıyorsa aynı tür uslamlama birincil nitelikler açısından da kullanılabilir. Bu yaklaşıma yönelik eleştirilerimizi tezimizin sonuç bölümünde yapacağız. nesnenin nite­ liklerinin birbirinden ayrı olarak kavranılmasının mümkün ol­ madığını vurgular. Bunları tezimizin Locke ile ilgili olan birinci bölümünde geniş bir şekilde izah etmiştik. Kısaca izah etmeye çalıştığımız Berkeley'in bu yaklaşımları­ nın kritiğini tezimizin sonuç kısmında daha geniş bir şekilde ele alacağız. Hatırlanacağı üzere Locke nesnenin iki tür niteli­ ği olduğunu ve bunların birbirlerinden ayrı oluğunu vurgula­ mıştı.

Birincisi. Locke. Ancak bu noktada iki konuya değinmek gerekir. her iki filozof da dilin sözcüklerden oluştuğunu vurgularken dilin amacında kısmen farkh bir hedef göstermişlerdir. Ancak sözcükler "duyulur" ortak ifadelere tekabül etmelidirler. dihn nihai amacının iletişim yani bir düşünceyi bir başkasına ilet­ mek olduğunu öne sürerken. Her iki filozofta da bu bağlam­ da.SONUÇ Locke ve Berkeley'de dil. belirgin olan ortak kaygı "dilin genel geçer bir anlamlandır­ maya tabi tutulması gereği" vurgusudur. düşünce ve varlık kavramlarını yorumlar­ ken sergiledikleri yaklaşım tarzı kısmen farklılıklar arzeder. Her iki filozofta da sözcükler. yani duygu. netice itibariyle şu tespit­ leri yapmak kanaatimce mümkündür: Gerek Locke olsun gerekse Berkeley. Berkeley bu anlamda daha makul bir yaklaşım sergileyip dilin asli amacını iletişimin altında ya­ tan bilinç durumu. Berkeley ise reflexion anlamda bir empirizmi temsil etmektedirler) bir yaklaşım gösteren Loc­ ke ve Berkeley'in dil. Son tahlilde ortak bir dil. düşünce ve varlık ilişkisinin de­ ğerlendirilmeye çalışıldığı tezimizde. Doğru bilgi­ yi elde etmek yaklaşımlarında empirist (daha önce de vurgula­ dığımız gibi Locke Sensetion. bu problemi (dil ve düşünce) doğrudan veya dolaylı olarak kendi bilgi nazariyele­ rinin merkezine oturtmuşlardır. Buna göre dil sözcükler­ den oluşur ve sözcükler düşüncelerimizin birer işaretidirler. ortak düşünce ve ortak doğrular meydana getirir yaklaşımını sergiler iki filozot da. kendilerini kullananların zi­ hinlerindeki ifadelerin yerini tutarlar. düşünce ve eğilimler olduğu • 97 • .

Bu noktada Locke'un basit ve bileşik fikir ayrımlarına da vurgu yapmak gerekir. düşüncedir. "şey". basit fikirlerin de gerçek nes­ nelerinin varolduğunu belirtmişti. kavramla­ rın "duyulur ortak ifadeler" olmamalarına rağmen bu kavram­ ları kullanmaları ve iddialarına dayanak olarak temellendirme­ ye çalışmaları her iki filozofun savundukları tezleriyle çelişki­ ye düşürmüştür. Kimi 98 . Locke. Bu anlamda Berkeley daha haklı bir çıkar­ samada bulunmuştur. diyerek genel terimler konusundaki yaklaşımını sergiler. "maddi töz". Farklı insanların altın veya adalet fikri farklı farklıdır. bu bileşik Rkirlerin basit fikirlerden oluştuğunu. Dilin sözcüklerden oluştuğu ve sözcüklerin de düşünceleri­ mizin işareti olup olmadığı yönündeki yaklaşım tarzı her iki fi­ lozofta ortak olmasına rağmen özellikle genel terimlerin ya da soyut genel düşüncelerin nasıl edildiği problemi her iki filozo­ fu ayrı ayrı düşünmeye sevkeder. "tanrı" vs. Çünkü dilin biricik amacı iletişim değil. Locke en soyut fikirlerin bile tecrübi (empirik) yolla açıklanabileceğini iddia edip.sonucuna varmıştır. sözcüklerin genel düşüncelerin (idelerin) işaretleri yapılarak genel olduklarını ve genel düşüncelerin soyutlama yoluyla oluştukları yanıtını verir. bir sürü benzer şeyleri bir araya bırakıp bir soyutlama yaparak "temel bir kavrama" (tasarıma) varırız ve buna bir ad takarız". İkinci olarak her iki filozofunda dilin "duyulur" ortak ifade­ lere tekabül etmesini söylemelerine ve kitaplarında kullandık­ ları "o". "Her bir şeyin ayrı bir adı olamayacağına göre. Öncehkle Locke'un bileşik fikirlerin oluşmasının iradi ol­ duğu iddiasına bakalım. iletişim altında yatan bilinç durumudur. Bu konuya ileride yeniden değineceğiz. Bu an­ lamda iletişim yalnızca bir amaçtır. "tinsel töz".

Bunun niteliklerini algılayalım.. beyaz. vs. Şöyle ki. Bu niteliklerin bir araya getirilmesi bizim ihtiyacımızla mı oldu? Mesela onun beyaz. Bu açıklamalar bağlamında düşündüğümüzde. "Tanrı" fikrinin malzemesi basit fikirler ise (bilgi. güç. ağzımı­ za atınca tatlılık hissettik.g. Locke'un bu iddiasının ya da bu ayrımının ol­ gusal anlamda gerçeğe ne kadar aykırı olduğu ortada. A. Yukarıda izah ettiklerimiz bağlamında eğer. s. Bu iddia "adalet" veya benzeri adsal ifadeler için doğru ola­ bilir ama cisimler için yanlıştır. Nesneleri birlik içinde (tek 478. Bu yö­ nüyle düşündüğümüzde sadece basit fikirleri değil bileşik fi­ kirleri de algılarken zihin pasiftir. bunları birleştirip "bileşik bir cisim fikri" üretmez. s . Zihin hiç­ bir zaman "basit fikirleri" tek tek algılayıp.. Ancak "olgusal özler" konusunda zihin tama­ men pasiftir. sert basit fikirlerini alıp bunları "acı" basit fikri ile birleştirmek benim ihtiyacımda mıdır? Ya­ hut siz onu siyah. Özellikle nesneler hakkında­ ki algılamalarımızda zihin pasiftir^^S Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi. 99 • .e.bu bileşik fikirlere belli bazı basit fikirleri dahil eder. A. 479.e.g. Baykan. "basit fikir" ayrımı sun'i bir ayrımdır. mayhoş bir tarzda duyumsatabilir misiniz! Bu anlamda. Baykan. yumuşak. elimizde bir kesme şe­ ker olsun. saadet. 123. Locke'un tabiriyle "adsal özler" konusunda zi­ hin aktif olabilir.) ve bu basit fikirlerin nesnelerini biz iç-gözlemle "kendimizde" mevcut olarak algılıyor isek bu tahlile göre "bizim dışımızda" bir tan­ rının varhğını ileri süremeyiz. sert. Locke'un "bileşik fikir". Buna göre Tanrı kavramını zih­ nimiz üretiyor neticesi çıkar^^s. l l 3 . öteki şa­ hıs başka fikirleri dahil eder demişti.

Ber­ keley ise. Bu an­ lamda "ortak olan" için bir tasarımımız olamaz. böy­ lesi bir tasarım tikel bir nesneyle örtüşmez. Locke'ta soyutlama yoluyla elde edilen birleşik fikirler reel dünyada duyulur nesnel bir varlığa işaret etmemektedir. Buna göre Locke için tümel kavramların ob­ jektif bir realiteleri yoktur. Bu algılamayı yaparken zihne fazla iş düşmez. Ama Locke'un ge­ nel sözcüklerin genel düşünceleri gösterdikleri yolundaki ku­ ramını yadsır. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki. 100 . Berkeley ise. tek tek parçalarını ayrı ayrı algılayanlayız. dal veya gövdesiyle algılayanlayız. Bu yüzden "nesnelerin ortak yönü" diye soyut bir tasa­ rımımız olamaz. Var olan nesne­ yi organizeli bir bütün olarak algılarız.varlık olarak) algılarız. Berkeley hiç kuşku­ suz genel sözcüklerin olduğunu yadsımaz. Nesnelerin tek tek niteliklerini. vasıfla­ rını. buna imkan da yoktur. bu kavramı belli. ölsa büe. Buna göre söz­ cüklerle ifade ettiğimiz tümel kavramlar duyumlanmış öğeler-. Genel kavramlar zihinde bile değildir­ ler. tek bir bireyin somut biçimiyle onu duyumladığımızı söyleyen yakla­ şımı bu anlamda daha makul bir yaklaşımdır. Ancak ağacı bir bütün olarak algılarız. Kökleri duyumlar olduğu için tasarımlar her zaman somut­ turlar. den arındırılmış olarak elde edilmiş soyudamalar değil. Berkeley'in bu yön­ deki tümel bir kavramı düşünürken. ancak bunlar zihnimizdedirler. Örneğin. bir ağaca ba­ karken ağacı tek tek yaprak. tümel tasarımların zihinde bile bulunduğunu kabul etmek istemez. öna göre soyut ge­ nel düşünceler yoktur. Locke'un "soyudama" teorisini eleştirerek böyle şeylerin olmadığı iddiasında bulunur. başka tasarımları temsil edebilmek özefliği olan duyusal tasarılardır. Bu bağlamda Berkeley Locke'u aşan bir yaklaşım gösterir ve deneyciliğinde (reflexsion anlamında) tutarlı bir ta­ vır sergiler.

Bir başka deyişle.g. Onlarca çeşit tikel ağaçtan hangisi insan zihnine bir tasavvur olarak ortaya çıkar. Aralarındaki karşıtlık. "Deneme"nin bir çok -yerinde Berkeley'i haklı çıkarırcasına bu kavramları kullanır ki. bu iki hlozof. Al­ gıyı. Denkel. ne şekilde ortaya çıkar. çıkış nok­ talarının ortak olması nedeniyle. Locke tarafından kullanılan "o".242. • 101 . Örneğin "ağaç" derken hangi tikel ağaç zihnimde duysal olarak belirir. bu bilginin kaynağını çok farklı bir biçimde yorumlamışlardır. problemi gündeme gehr.Berkeley buraya kadar Locke'u aşan bir yaklaşım sergilese de tümel kavramı temsil eden tikel nesnenin hangi tikel nesne ol­ duğu yolunda bir çıkmazı olduğu kanaatindeyiz. Berkeley (reflexion anlamında) deneycilikte tutarlı olmak adına bu gerçekçiliği yadsımıştır^so 480. Bunun dışında Berkeley Locke'un dille ilgili yaklaşımını kritize ederken. deneyci yaklaşımın iki kar­ şıt uç noktasını oluştururlar. deneyci epistemolojisine temel olarak deneycihği aşan gerçekçi ve hatta "fiziksel" anlamda materyalist bir ontoloji önerirken. bilgi edinmenin tek yolu olarak görmelerinin yanında. bu kavramlara Locke'un yüklediği anlam Locke'un episte­ molojik ve ontolojik yaklaşımlarıyla kesinhkle örtüşmemektedir. felsefi gerçekçilik (realizm) ve ideaHzmin aynı sorun ve konular üzerindeki değişik tutum­ larının en saydam bir biçimde gösterir. Locke. Locke ve Berkeley'in kuramları. Locke.e.. bilginin bize erişme yolu üzerinde anlaşırlarken. s. "şey" ve "maddi töz" kavramlarının duyumdan yoksun ve anlamsız bi­ rer sözcük olduklarını ve bunların insanı dil ve anlam yanlış­ lıklarına sürüklediğini vurgular. A. Berkeley'in bu yöndeki yaklaşımı Locke'u aşsa da bu yak­ laşımda kendi içinde soru işareti taşır.

Bu yaklaşımıyla Berkeley Locke'un aksine dış dünya­ nın objektifliğinin garantisini Tanrı'da bulur. zihinden ba­ ğımsız bir dış gerçeklik olduğunu savunurken"^^! Berkeley al­ gılamanın (düşünmenin) dışında bir cisimler dünyasının ol­ madığını vurgular ve algılamanın olabilmesi için de algılayan bir -varlığın olması gerektiğini söyler ve bunu da Tanrı olarak gösterir. Böylece Berkeley Locke'un "maddi töz" kavramının yerine "tinsel töz" kavramı­ nı getirerek maddeyi inkar eden bir yaklaşım sergiler. (Burada kastettiği insan zihnidir. « 102 . Çünkü Birinci Konuşma'da bütün argümanlar msan zihni esas ahnarak tanzim edilmiştir). Tanrı isbatmı da bu çarpıtmaya dayandırır: Varolma zihne tabidir.. Denkel. dış dünyanın bilinemez olduğunu söylemekle ye­ tinmemiş onun varlığını yadsıma yolunu tutmuştur. Cevizci. vardığı sonuca sürükle­ miş olan ilk adımı atmamış olması koşuluyla gerçekleştirebilir­ di. Berkeley yalnızca gerçekçiliği geçersiz ilan edip bırakabilir­ di.Kısacası Locke varlık felsefesinde idealist yönelimin tam tersine. baştan sona realist bir tavır sergileyerek. Oysa o. kendisini.g.. İlk konuşma da zihin kelimesini insan zihnini kastedecek şekilde kullanır. s.e. 481.. Tanrı kavramını kul­ lanmadan deneycilikte gerçekçiliği yadsıyan tutarlı bir görüş geliştirebilir miydi? Bunu. Burada şu soru sorulabilir: Berkeley. Tanrı kavramını da bu yolla çarpıtır. Ancak Berkeley özellikle "Üç Diyalog "da birçok kavramı çarpıtma yolunu seçer.e. Ancak Berkeley bilgiye temel olarak bir ontolojik açıklama getirmeyi reddederek idelerin nedenlerinin bilinemez olduğunu önerebilirdi'lö^ Bu yaklaşım Berkeley'in deneyciliğinin tutarlılığına imkan kılardı.253-254. 482.208. s. A. Daha sonra ise Tanrı zihni manasında kullanır.g. A.

Hem konuları çarpıtır hem de çok bariz tutarsızlıklar da bulu­ nur. Aynı kasıtlı çarpıtmayı ses ve tad içinde yapar^S^ 483. tüm fikirler de Tanrı'nın zihninde olduğuna göre Tanrı'nın zihnin­ de duyulanım oluyor demektir. Zira eğer fikirler duyulanım ise. Baykan. 484. A. fikir zihnidir. Peki. s. A. eğer sıcaklık cisimde ise onun da acı duyması la­ zım. Nasıl ki insanlar yüksek sıcaklığı acı olarak hissediyorlarsa ve acı bir his ise.g.140-141. şu halde Tanrı vardır. (Ya da şöy­ le bir yaklaşımda da bulunulabilir.. Eğer fikir algı ise fikirler Tanrının zihninin içinde mi. (Bu da Tanrı"ın zihnidir) Burada karışık bir durum ortaya çıkıyor. s. Misal olarak Kitabın 13-20 sayfaları arasında sıcaklığın cisimde değil zihinde olduğu ile il­ gili iddiaları kavramları çarptırmaya dayanır. Baykan. Tanrı kendi zihninin içindike fikirlerimi "duyumluyor"? Bu da absürd483. Şu halde acı duymaz.g. Çünkü onları al­ gılayan bir zihin var. dışında mı? Tanrı. şeyler fikirdir. • 103 • . kendi zihni dı­ şındaki fikirleri "duyumluyor" diyemeyiz. kulağı mı var.Ama ben (insan) algılamadan da varlık vardır. Neticede mad­ denin olmadığı hükmünü serdeder.e. Çarpıtmalarına misal: Birinci konuşmada duyulur şeylerin (cisimlerin) fikir olduğu iddiasını temellendirebilmek için bü­ tün niteliklerin zihne tabi olduğunu ileri sürer. Halbuki cisim (maddi cevher) duyu ve algı gücü ile dona­ tılmış değil. absürd olur. 143-144. Şöyle: Sıcaklık eğer zihinde değilse ve cisimde ise cismin acı duyması gerekir.. Bu iki kavramı kasten karış­ tırmasının sebebi. Berkeley buna benzer birçok konuda çarpıtma yolunu seçer. Şu halde cisimde sıcaklığın olduğundan bahsetmek saçmadır.e. Duyulanım duyu organlarını gerektirmez mi? Yani Tanrının gözü. isbatmı yapabilmektir.

apaçıktır ki zihin dışı nesnenin varlığını kabuldür. yani. nasıl oluyor da sabit ve değişmez bir şeyin kopyaları ya da imajları olabiliyorlar" der. ama ge­ lişigüzel değil.142-143. Görüldüğü gibi henüz Birinci Konuşma'smda bile "şeyler fi­ kirdir" fenomenalist pozisyonu savunurken. Kalemde "algı gücü" yoktur diye kalem zihin dışında yoktur. Ancak Berkeley bu konu ile ilişkih olmak üzere sayfa İSO'da iki şey varsayar. Berkeley. tabi­ at. biz insanların algılayabilmesi için (ana tiplere benzer şekilde) zaman içinde yaratılan ikincil tipler. Bu ikinci ifade. Biri Tanrı'nm zihninde ezeli. Şu anda elimde kalem var. Birinci konuşma'da 57. doğanın sıkıca belirlenmiş düzenine göre deği­ şirler" diyor. kavramları.g. bir de za- 485. şu hal­ de cisimler yoktur" deliliendirmesinin ne kadar çarpık olduğu ortada. "Duygu ve algı zihindedir. Nitekim s.. • 104 • . Demek ki. Bu son sözler de 57.sayfada maddi obje görü­ şünü reddederken "fikirlerimiz gibi sürekli dalgalanıp değişen şeyler. Tanrının zihninde ash.e.Keza biz nesneleri görüyoruz. s. neticesini mi çıkartmalıyız.sayfadaki fenomenalist tavır­ la taban tabana zıttır. bunlarda his ve algı nitelikleri yok. cisim­ lerde bu güçler yok. A. diğeri de. Baykan.l36'da "Gerçi fikirler de gelip geçici ve değişkendir. aynı zamanda da saf dil gerçekçi bir nesne anlayışını da savunmuştur. Mesela. sayfada ise "aynı ob­ jelerin mum ışığında başka. gün ışığında başka göründükleri­ ni bilmeyen var mı?" demişti. Halbuki 29. Hem algının nedeni olarak harici nesne­ lerin zihin dışı mevcudiyetini reddetmek hem de kabul etmek affedilmez bir çelişkidir'''^^. ebedi varolan ana tipler. olguları çarptırdığı gibi çok da tutar­ sızdır. ilk örnekler var.

s.man içinde yarattığı cisimler var.594) • 105 • . Ahmet Cevizci. "Felsefe Terimleri Sözlüğü". Ancak bu yaklaşım Loc­ ke'un tenkit celbeden noktalarından biridir. 2002.) ** Adcılığın savunduğunun tersine tümellerin gerçek olduğunu.e. Bu. bazen de zihnin doğrudan nesnesinin fikirler (tasavvurlar) olduğunu söylemesidir.. "Hylas ile Philonous Arasında Üç Konuşma" Çev: K. bir temsili olduğu yönündeki yaklaşım Berke­ ley'i kavram realisti kılar. Bu dünyada varolan her şeyin yalmzca Tanrının zihnindeki ilk örneklerin bir yansıması. 1996. genel kavramların insan zihninden ve insa­ nın bilgisinden bağımsız bir biçimde varolduğunu. * Kavram Reahzmi: Tümellerin. İst. ikincisi ise Tanrı'nın zihninde başlangıçsız ve sonsuz olarak vardır. Bu da din adamlarının yaygın görüşlerine uygun değil m i ? 4 8 7 B U yaklaşımıyla Berkeley bir anlamda Platoncu kavram realizmini* temsil eder. Ve her ikisi de Tanrının zih­ ninde olan fikirlerdir^Sö Phil. tümellerin onların bilincine varacak. Sarp Erk Ulaş. gerek­ se bütün manevi ve soyut adlandırmaların gerçekçiliğinin te­ minatı Tanrı olarak görülmektedir. İst.194. 147. 130. -Ne olsun istiyorsun ki? Şeylerden biri ikincil tipli (ectypal) ve doğal öteki anatipli (archtypal) ve ezeli ebedi ol­ mak üzere çift hal kabul etmiyor muyum? Bunlardan birincisi zaman içinde yaratılmıştır. Sosyal Yayınlar.** Locke ile ilgili genel okumalarımızda ise Locke'un realist bir tavır sergilediğini vurgulamıştık. A. Locke'un bazı nesneleri doğrudan algıladığımızı. Paradigma Yay. 2000. Ankara. (bkz. s. (bkz. S. Bu anlamda gerek reel dünya. s. Baykan..g. tümellerin du)^! deneyinin sağladığı bilgilerden daha gerçek bilgiler sağladığını savunan görüştür. George Berkeley. 487. Yani Locke bazen "gerçekçi" olarak bazen de "temsilci" olarak konu- 486. "Felsefe Sözlüğü" Bihm ve Sanat Yayınları. bilgisine sahip olacak zihinlerin hiç varolmaması durumunda bile varolacaklarını savunan görüş. Sahir Sel.

Locke'a göre biz doğrudan nesneleri değil. nesnelerin sahip oldukları iki tür niteliği birbirinden ayırıyor­ du. Bu konuyu bu şekilde izah ettikten sonra her iki filozofun varlığın nitelikleri konusundaki yaklaşımlarına geçebiliriz. Onlar maddi bir cismin biz de belli bir tür­ den tasarımları örneğin tat. şekil. Buna göre. koku ve ses tasarımlarını meydana getirme yönünde sahip olduğu güçlerdir. Bir taraftan bi­ lincimizin dışında reel bir varlık sahasının olduğunu kabul ederken. Buna göre Locke'un düşündüğü gibi ikincil niteliklerin göreliliği. bir yandan bu varlık sahasını bilincimizin anlamlan­ dırmasına tabi tutması Locke için açık bir çelişkidir. ancak nesnelerin zihindeki temsili olan tasavvurları biliriz. Birin­ cil nitelikler cisim ne durumda bulunursa bulunsun ondan so­ nuna dek ayrılamaz olanlardır ve bunlar uzam. Yani. algı konusu olan bu nite­ hkleri algılayana bağlı sübjektif nitelikler olarak değerlendirir. Böylece. öznellikleri için geçerli bir uslamlama sağlıyorsa aynı tür uslamlama birincil nitelikler açı­ sından da kuUamlabihr.şuyor. 106 • . Ancak Berkeley bu ayrımı eleştiri konusu yaparak. birincil niteliklerin ikincil niteliklerden ayrı olarak kavranılmasının mümkün olmadığını vurgular. bilincimiz dışında reel bir varlık sahasının olduğu eği­ limini septik bir sorgulamaya iter. Locke'dan farkh bir yaklaşım tarzı sergiler. Locke nesnenin iki tür niteliği olduğunu ve bunların birbir­ lerinden büsbütün ayrı olduklarını vurgulamıştı. renk. Bunlar "birincil" ve "ikincil" dereceden niteliklerdir. bu soru Locke'un realist eğihmini. asli görün­ tüsü nedir soruşa ortaya çıkar ki. Buna göre. Locke bu yaklaşımıyla öznel bir realizmin kapılarını açar. İkinci dereceden nitelikler ise bu anlamda ni­ telikler değildirler. hareket gibi niteliklerdir. Yani zihin bir anlamda reel olarak varsayılan nesnel dünyayı kendince anlamlandırıyorsa burada reel dünyanın asli konumu.

488. Değişen ışığa göre renkler na­ sıl değişiyorsa.. bakış açısı­ na. Buna göre hasta birisinin her zaman tadımladığı bir mey\'e ne kadar aynı tadın da değilse.e. bu yak­ laşımların son tahlilde bilgiyi elde etmeye yönelik özel çabalar olduğu yönünde bir amaçtır. Genel bir yaklaşımla söyleyecek olursak. hacim.Bu bağlamda düşünüldüğünde varlığı birincil ve ikincil ni­ telikler diye ikiye ayırmak tamamen yapay bir ayrımdır. felsefesinin varlığını Locke'a borçlu­ dur. • 107 • . ikincil niteliklerin öznel oldukları. Bir anlamda Berkeley.228-229. Her iki hlozofta gördüğümüz belki de nihai amaç.g. Her iki nitelikte bireyin duruşuna. değişik uzaklık ve açılardan biçim ve uzam da değişiyor olarak gözlemdenir. fizyolojik ve ruhsal konumuna göre değişkenlik arzeder. Bu an­ lamda renk. aynı şahsın hastalığının derecesine göre cisimlerin şekil ve duruşlarını farklı şekilde algılaması da bu kadar olasıdır. ağırlık. ses. ne kadar subjektifse aynı sübjektiflik dinginlik. konumuna. Nitekim Bayie ve Leibniz'de de. koku vs. yer kaplama ve şekil için de geçerli­ dir. A. bir anlamda Ber­ keley nazariyesinin altyapısında Locke'un felsefi nazariyesi ya­ tar. ikinci nitelik denilenlerin kuşkucu uslamlamalara açık olduğu ölçüde birincil nitelikle­ rinde açık olduğunu vurgularlar. ölçüde birinciller de öznel olmahdır görüşünü savu­ narak Berkeley'e bu anlamda öncülük etmişierdir^SS Berke­ ley'de bunlardan yola çıkarak birincil ve ikincil niteliklerin bir­ birlerinden ayTi olarak düşünülemeyeceğini vurgulayarak bu ayrımı ortadan kaldırır. ancak birçok yerde Locke'u tamamlayan hatta aşan yakla­ şımlar sergiler. s. Öyle ise. Denkel.

.

İzmir. C O P L E S T O N . Vadi Yay. İst. A.Locke". 2 0 0 0 . "İnsan Bilgisinin ilkeleri Üzerine". George. Idea Yayınevi. ALTUĞ. İst. Yapı Kredi Yay.. 1 9 9 8 . "Dil ve Zihin".. Ankara. BAYKAN. İst. • 109 • . "Berkeley ve İmmateryalist Metafiziği". Paradigma Yayınları. AKARSU.KAYNAKÇA AÇIKÖZ. CEVlZCl.. Ankara. 1 9 9 6 . Ayraç Ya­ yınevi. Ahmet. 2 0 0 1 . Sosyal Yay. Paradigma Yayınlan. Frederick.. Bilim ve Sanat Yay. Taylan. Fehımi. H. Metis Yayınları. Çev: Macit Gökberk.. C O P L E S T O N . "Felsefe Tarihi: Hobbes . Cilt: 5/a. 1 9 9 8 . "Dile Gelen Felsefe". İsmail. Asa Kitabevi. Ahmet. Ankara. S. 2 0 0 1 . BOLAY. Jules. CHOMSKY. 2 0 0 0 . Ayyıl­ dız Ofset ve Matbaa. 1 9 9 6 . Atakan. 1 9 9 4 . Mustafa. 1 9 9 8 . "Onyedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi".. ist. Bedia. BERKELEY. "Hylas ile Piıilonous Arasında Ü ç Konuşma". "Dil. Sosyal Yayınlar. Frederick. Çev: Ahmet Kocaman. Çev: Halil Turan. Bursa. Idea Yayınevi. Çev: Aziz Yardımlı. C E V I Z C I . Çev: K. Çev: Veiıbi Hacıkadiroğlu. İst. İnkılâp Kitabevi. "Aydınlanma Üzerine Bir Derkenar". 1 9 9 8 . ÇETİN. 2 0 0 1 . Sahir Sel. Kaknüs Yay.... İst. George. 1 9 9 8 . "Felsefi Doktrinler ve Terimler Sözlüğü".. "Dil-Kültür Bağlantısı". 1 9 9 8 . "Felsefe Tarihi: Berkeley-Hume". ist. Ernest Von. "Felsefe Terimleri Sözlüğü". AYER. Ankara. Akçağ Ya­ yınları... Hayri. 2 0 0 0 . "Dil Felsefesi Sözlüğü". ALTINÖRS. İst. "Bilgi Teorisi ve Mantık". Doğruluk ve Mantık". İst. Noam. ist. ASTER. BERKELEY. "John Locke'da Tanrı Anlayışı". Çev: Aziz Yardımh. Cilt: 5 ^ .

Çev: Ahmet Cevizci. Bryan. Çev: Meral Dehkara Topçu. "Büyük Filozoflar: Platondan Wittgenstein'e Batı Felsefesi". 2 0 0 1 . ist. Çev: Ömer Tolgay. Remzi Kitabevi. "Günümüzde Felsefe DisipÜnleri". HANRATTY. Saffet. ist. "Küçük Felsefe Tarihi". insancıl Yay. "Berkeley idealizminin Temel Kavramları". Hume. HACIKADIROĞLU. Paradigma Yay. "Bilgi Felsefesi". J o h n . Milli Eğitim Basımevi. "insan Anlığı Üzerine Bir Deneme". 2 0 0 2 . Erzurum. Ege Üniv. ÇOTUKSÖKEN. Betül . Ç O T U K S Ö K E N . J o h n Herman .Celal Büyük. ist. -Justus. insan Yayınları. Macit. Çev: Tuncay Imamoglu . RAHMİ. izmir. A. 1 9 8 9 . Kadir. Anka Yay. Bil. Öteki Yayınevi. ist. Gerald. "Felsefe: Özne .. Asa Kitabevi. Takiyettin. 1985. Jr. "Düşünceler ve Gerçekler/l". ist. GÖKBERK.. 1 9 9 8 . Betül. Remzi Kitabevi. Fak. L O C K E . Bursa. ist. Doğan. 1964. ÇOTUKSÖKEN. ist... "Bilgi Felsefesi". Arda. "Felsefenin Evrimi". GÖKBERK. ist.. "Aydınlanma Filozofları: Locke... Remzi Kitabevi. G U N D A Y . ist. Yay. ÖZLEM. ist. RANDAL. Ara Yay. Kabalcı Yayınevi. ist. Vehbi. 1 9 9 5 . • 110 • . Ankara. 2 0 0 1 .1 9 9 5 . Çev: Vehbi Hacıkadiroğlu. "insanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme".. ist. "Orta Çağda Felsefe". "Felsefeye Giriş". 1979. Mustafa.. Göçebe Yayınları. Yayım­ lanmamış Doktora Tezi. 1998. "Kavramlara Felsefe Ile Bakmak". inkılap Kitabe­ vi. inkılap Kitabe­ vi. 1997. Macit. "Felsefeye Giriş". Osman. Metis Yayınlan.. Şeref. 1997. MAGEE. 1 9 9 9 . 1 9 8 2 . ÇUÇEN. LOCKE.. 1 9 9 5 . "Metinlerle Felsefe Tarihi". MENGÜŞOĞLU.. "Felsefe Tarihi". Çev: Ahmet Arslan. 1 9 9 6 . ist.BABÛR.Söylem". Berke­ ley". ist.. Sos.. 1 9 9 9 . DENKEL.BUCHLER. 2 0 0 2 . J o h n . Betül. PAZARLI.

Neşet. 2002. 2 0 0 0 .. "Felsefe Sözlüğü". İdea Yayınevi. Bilim ve Sanat Yayınları.THILLY. Frank. Hilmi Ziya. ÜLKEN. W E B E R . Çev: Nur Küçük . İst. ist. Ankara. Sarp Erk. Çev: H. 1 9 9 3 . Vehbi Eralp. "llm-i Ümran".Yasemin Çe­ vik. Ankara. Akçağ Yayınlan. ULAŞ. Ülken yayınları. "Genel Felsefe Dersleri". İst. "Bir Felsefe Tarihi". Alfred.. Sosyal Yay. 2 0 0 2 . 11] . "Felsefe Tarihi". T O K U .. 2000.

E Nietzsche Derrida • Merhamet ve Bağışlama -Jacous • Çalınan Poe . Marshal.Felsefe •Aforizmalar .Dr H..Dr Muhammed Akil •Albert Camus ve Başkaldırma Felsefesi Doç.Michel • Yapısalcılık ve Post Yapısakılık . Emil • Mektuplar I . Nietzsche • Felsefede Bir Çırakhk.1 9 1 6 ) • Otobiyografiler .E Nietzsche Foucault Foucault Foucault • Bilginin Arkeolojisi .Dr.birey . Yüzyıl Avrupalı Aklın Sekülerleşmesi Ovven Chadwick LudwigWittgenstein Darıda OTT • Defterler ( 1 9 1 4 .Lacan ve Derrida • Filozoflarla Birer Saat .Tehafüt'ül. Guenon Gcrvıyanı • İslam Felsefesine Giriş .Dr. Bergson. Muhsin • Felsefi Tasavvuf . Dr Ali Osman Gündoğan Açıköz • Sağduyu Eylem Felsefesi .Felasife Gazali • Düşünmede Doğru Yöntem Gazali • E Nietzsche Hayatı ve Felsefesi Ahmet Nebil .Baha Tevjik.Gilles Deleuze Michael Hardt • Filozofların Tutarsızhğı.G. Mustafa • Güç İstenci .Mustafa • 112 • Rahmi .]acques • Henri Bergson Modern Dinin Filozofu .Michel •Metafizik Nedir? .Michel • Psikoloji ve Ruhsal Hastalık .F.Memduh Süleyman • Deleuze ve Guattari Üzerine Bir İnceleme Ronald Boue • 1 9 . R.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful