T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKBİLİM (ETNOLOJİ) ANABİLİM DALI

Tunceli’de Sünni Olmak:
Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki

Yüksek Lisans Tezi

Ahmet Kerim Gültekin

Ankara - 2007

T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKBİLİM (ETNOLOJİ) ANABİLİM DALI

Tunceli’de Sünni Olmak:
Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki

Yüksek Lisans Tezi Ahmet Kerim Gültekin

Tez Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Atay

Ankara - 2007

T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKBİLİM (ETNOLOJİ) ANABİLİM DALI

Tunceli’de Sünni Olmak:
Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı :

Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı .................................................................... .................................................................... .................................................................... .................................................................... .................................................................... .................................................................... İmzası ........................................ ........................................ ........................................ ......................................... ......................................... .........................................

Tez Sınavı Tarihi ..................................

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim.(……/……/200…)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin Adı ve Soyadı ………………………………………

İmzası ………………………………………

ÖNSÖZ

Bu tez, Aralık 2005 – Ağustos 2006 tarihleri arasında Tunceli ve Elazığ’da gerçekleştirilen bir alan çalışmasının ürünüdür. Çalışmada, yakın geçmişten günümüze Tuncelili Sünnilerin kendilerini çevreleyen hâkim Alevi kültür içerisinde, etniklik algılarının değişen ekonomik, sosyal ve siyasal süreçlerde söylem ve pratik olarak gösterdiği varlık stratejilerinin etnolojik bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Günümüzde, egemen sosyo-politik kimlik tanımı olan Sünniliğin ve Türklüğün ötekileştirdiği Aleviliğin ve Kürtlüğün hâkim nüfusu oluşturduğu Tunceli’de; ‘öteki içerisinde ötekileşen’ bir kimliğin karşılaştırmalı analizleri çalışmada yer almaktadır. Bu çalışma gerek konusu itibariyle gerek alan çalışması süreci bakımından çeşitli zorluklarla yüz yüze gelmiştir. Tüm bunların üstesinden gelmemde ve elimden geldiğince alan tecrübesini yazılı bir metne dönüştürmemde bana yardımcı olan insanları içten teşekkürlerimle anmayı bir borç biliyorum. Öncelikle tüm kaynak kişilere teşekkür ediyorum. Kendilerine dair en gizli, en özel benlik tutumlarını, tarihlerini benimle paylaşan herkesi saygıyla anıyorum. Bilhassa, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde görevli Doç. Dr. Erkan Yar, Dr. Abdurrahman Daş ve Dr. Enver Demirpolat’ı yardımlarından ve dostluklarından ötürü anmak isterim. Alan çalışması süresince Elazığ’da ve Tunceli’de evlerini benimle paylaşan tüm insanları ve bilhassa Koyun ailesini minnetle anıyorum. Çalışmanın başlangıcından bugüne deneyimi, yönlendirici fikirleri ve dostluğuyla her daim yanımda olan değerli danışman hocam Prof. Dr. Tayfun Atay’a

desteklerinden ötürü sonsuz şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu çalışma, danışman hocamın belirleyici katkılarıyla vücut bulmuştur. Ayrıca, alana dair tecrübeleriyle çalışmama katkıda bulunan değerli hocam Doç. Dr. M. Muhtar Kutlu’ya da desteklerinden ötürü teşekkür etmek istiyorum. Eleştirileri ve arkadaşlıklarıyla çalışmama yardımcı olan Nilüfer Nahya ve Rabia Harmanşah’ı da sevgiyle anmak isterim. Son olarak, yaşadıkları sıkıntılara rağmen maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen ve her daim yanımda olan ailemi de bu vesileyle bir kez daha sevgiyle anmak isterim.

ÖNSÖZ GİRİŞ…………………………………………………………………………I I. BÖLÜM: Coğrafya ve Tarih……………………………………………22 II. BÖLÜM: Tunceli’nin Etno-Kültürel Haritası………………………..44 2.1 Türklük, Kürtlük, Alevilik, Sünnilik: Sınırlarda Karmaşa ve Düzen…...44 2.2 Aleviler ve Tunceli (Dersim) Aleviliği………………………………….69 2.2.1 Seyit Aileleri ve Talipleri…………………………………………...71 2.2.2 Kutsal Mekânlar ve Batın Âlem…………………………………….81 2.2.3 Alandan Bir Örnek: Şah Delil Berhican……………………………94 2.3 Tuncelili Sünniler………………………………………………………121 2.3.1 Güncel Coğrafi Dağılım……………………………………………121 2.3.2 Değişen Sosyal Yaşam……………………………………………..132 2.3.3 Babalar ve Çeşitli Dinsel Pratikler………………………………....140 2.3.4 Pertek’in Doğusunda Bazı Etniklik Biçimleri……………………..152 2.3.5 Alevi – Sünni Bir Aşiret: ‘Şavak’ Örneği……………………….…161 III. BÖLÜM: Alevi – Sünni Topluluklar Arası İlişkiler.........................171 3.1 Kirvelik………………………………………………………………...171 3.2 Kirvelik İlişkilerinde Çözülmeler…………………………………...…193 3.3 Babalar ve Seyitler…………………………………………………..…198 3.3.1 Rekabet…………………………………………………………..…208 3.3.2 Babaların ve Seyitlerin Ortak Kaderi………………………………217 3.4 Ziyaretler……………………………………………………………….222 3.4.1 Saklı Rekabet………………………………………………………227 3.4.2 Kutsal Mekânlar……………………………………………………232

3.4.3 Güncel Durum……………………………………………………...245 3.5 Alevilikten Sünniliğe, Sünnilikten Aleviliğe Geçişler: Değişen Dünyalar……………………………………………………………………………247 3.5.1 Alevilerden Sünnilere Geçişler…………………………………….248 3.5.2 Fethullah Gülen Çevresinin Etkinlikleri…………………………...268 3.5.3 Sünnilerden Alevilere Geçişler…………………………………….271 3.5.4 Alevileşen Aşiret; Coravanlılar…………………………………….286 IV. BÖLÜM: Yakın Geçmişten Günümüze ‘Tunceli’de Sünnilik’ ve ‘Siyasallaşan Kimlikler’………………………………………………………….293 4.1 ‘Öteki’nin İktidarı……………………………………………………...294 4.2 Kimliğin Siyasallaşması………………………………………………..306 4.3 ‘Öteki’nin İktidarında ‘Ötekileşen Çoğunluk’: Ötekinin Ötekisi……...312 4.4 Pınarlar Olayı…………………………………………………………..335 4.5 1990’lı Yıllar…………………………………………………………...341 4.6 Göç……………………………………………………………………..362 4.7 Geleneğin Yeniden İnşası……………………………………………...367 4.8 İçeride Sünni, Dışarıda Tuncelili Olmak………………………………387 SONUÇ……………………………………………………………………402 EKLER……………………………………………………………………417 KAYNAKÇA……………………………………………………………...430 ÖZET……………………………………………………………………...442

Bu belirlenim içerisinde ortaya çıkan “kimliklerin siyasallaşması” süreci. bu ekonomik-toplumsal bütün içerisinde tarihsel süreçle . İnsan toplumlarının büyük bir kesiminin. tek tek ileri kapitalist ülkeler nezdinde mevcut bulunan büyük sermaye birikiminin. beraberinde taşıdığı ekonomik–sosyal ilişkiler ağıyla birlikte gelişmiş ülkeler arasındaki sosyo-politik süreçleri etkilediği kadar. sosyal ve siyasal hareketliliğe neden olmuş süreçlerle de doğrudan ilgilidir.GİRİŞ 1980’li yıllarla birlikte uluslararası düzlemde ve paralel olarak Türkiye’de sosyal süreçlerin ve tartışmaların eksenini çeşitli etnik ve dinsel kimlik taleplerini merkeze alan hareketlerin oluşturduğu. etnik ve dinsel kimliklerin kamusal alanlarda görünürlük kazanmalarının ve çeşitli siyasal-sosyal hak taleplerini farklı biçimlerde ortaya koymalarının bir ifadesi olarak da okunabilir. yakın dünya tarihinde görünürlük kazanmış ve büyük çaplı ekonomik. yaklaşık olarak 200 yıldır. Küreselleşme. hâlihazırda var olan yurt dışı hareketliliğinin yeni bir evresi olarak da görülebilir. Bu olgunun sahip olduğu içerik. ‘küreselleşme’ gibi hacimli bir kavramla karşılanan. ilk elden değerlendirildiğinde. Bu süreç. bu ülkelerin mevcut büyük sermayelerinin tarihsel ve güncel anlamda etkileşim içinde olduğu daha az gelişmiş ülkelerle kurmuş oldukları sosyo-politik süreçleri de belirlemekte ve değişime uğratmaktadır. içerisinde varlık gösterdikleri bir toplumsal örgütlenme modeli olan ulus–devlet’in üzerinde temellendiği hâkim etno-kültürel aidiyete olan itirazlarda ifadesini bulan ‘kimliklerin siyasallaşması’. tüm sosyal bilimciler tarafından kabul edilen çok boyutlu bir gerçektir.

Bu anlamda. uluslararası düzlemde büyük boyutlarda görünürlük kazanmış kimlik hareketlerinin. geç-modernizm içerisindeki ekonomik. iktisadi ve sosyal iç dinamikleriyle. Batı Avrupa örneğinde. Ulus-devletleşme süreçlerini. kimlik taleplerinin son derece cılız kaldığı ve dahası içeriğini tarihsel geçmişe romantik bir özlemin doldurduğu söylenebilir. toplumun tek kimlik tanımı olan ulus kimliğinin zayıflamasına. bir toplumun birden fazla farklı kimlik aidiyetlerinin olduğunu kabul eden ve bu farklılıkların tümünün mevcut siyasi-idari yapıda yani devlet mekanizması içerisinde temsilini öngören bir siyasi program olarak çokkültürcülük. çokkültürcülük politikaları ve tartışmalarının ise doğrudan 20. sosyal ve siyasal hareketlilikleri olarak da kabul edilebilir. Örneğin. güncel anlamda. ileri kapitalist ülkeler ile bu ülkelerle aralarında eşitsiz iktisadi ilişkiler bulunan farklı siyasi coğrafyalarda yine farklı biçim ve içeriklerde hayat buldukları da eklenmelidir. kimliksel cemaatleşmenin güçlenmesine. Avrupa dışında ise kimlik taleplerinin. uzun süreçler içerisinde tamamlamış bu toplumlarda. söz konusu ülkelerde hayat bulan örnekleri bakımından birbirlerinden önemli farklarla ayrılabilmektedir. Batı Avrupa’nın kendine dönük. Öte yandan.birlikte kaynaşması öngörülen pre-modern aidiyetlerin. etnokültürel farklılıkların ve bunların siyasal temsiliyetlerinin. toplumun aralarında dayanışma ilişkisi gevşek alt-toplumlar toplamı biçimde yapılanmasına doğru bir siyasal hedefi olmadığı söylenebilir. yüzyılın ikinci yarısında almaya başladığı göçler neticesinde ciddi boyutlara ulaşan ve beklentilerin tersine. kaynaşmadan ziyade ayrışma ve farklılıkları koruma yönünde gelişim gösteren göçmen topluluklara dair bir süreç olarak işlerlik kazandığı ileri sürülebilir. bağımsız siyasi coğrafya talebiyle sonlanacak derecede geniş ölçekli değişimleri hedefleyen ekonomik-siyasal hareketlere dönüşme eğiliminde oldukları .

tanımı ve kapsamı bakımından. bu kimliklerin kendilerini yeniden üretebileceği eğitim olanaklarını yasal ölçülerde kısmen kabul etmesi ve fakat bir yandan da merkezi otoriteyi. kendilerini söz konusu kimliklerin siyasal temsiliyetinde var eden kurumların söylem ve hareketlerini de belirlemiştir. Türk yurttaşlık kimliği ekseninde tesisine yönelik çabaları. Söz konusu dağınıklık. Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci çerçevesinde tarihinde ilk kez farklılıklarını devlet politikası düzeyinde tanıması. kendi içerisinde homojen kurumsallaşmalardan söz etmek mümkün görünmemektedir. Türkiye’nin bu iki kimlik grubunun taleplerine karşı yakın dönem uluslararası siyasal gelişmeler çerçevesinde gösterdiği yaklaşımlar. yakın dönemde görünürlük kazanmış ve kendisini hâkim ulus kimliğinden belirli farklarla ayırarak. daha dağınık bir . Türkiye açısından bu çetrefilli konuya bakıldığında. Dolayısıyla her iki kimlik grubu açısından. bu noktada belirtilebilecek akla gelen ilk örneklerdir. bir bütün olarak Alevilik ve Kürtlük kimliklerinin siyasal tanımlarındaki çeşitliliğini de beraberinde getirmiştir. doğrudan. Bu anlamda. bu otorite içerisinde tanınma veya farklı bir siyasal program çerçevesinde ortaya çıkan ayrılıkçı uç görüşlerin ekseninde çeşitlenen söylemleri yaratmaktadır. Yugoslavya ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri. Kürtlüğün ve bu kimlik ekseninde beliren siyasal akımların güncel durumlarıyla kıyaslandığında. içeriği önemli oranda değişen.ve bu doğrultuda çeşitli örnekler de yarattıkları görülmektedir. ama öte yandan yine de çoğu zaman bu bütün içerisinde çeşitli hak talepleri ekseninde kendisini var eden iki temel kimlik grubundan bahsedilebilir: Alevilik ve Kürtlük. birbirinden önemli ölçülerde farklılaşan ve ortaya koydukları siyasal stratejilerde merkezi otoriteyle birleşme.

Tuncelili toplulukların mevcut ulus kimliğinden ayrışmalarının. Türkiye’de eşi olmayan. üst üste bindiği. . bu toplulukların hemen tamamının süregetirdikleri din kimliği üzerinden de Aleviliğin. her iki kimlik grubunu Türkiye’de yakın dönem ve güncel siyasisosyal süreçlerin merkezine yerleştirmiş olduğu aşikârdır. Ancak. sınırları içerisinde yaşayan toplulukların konuştukları Kırmancki ve Kurmanci gibi dil ve onun doğrudan ima ettiği yaşam kültürü açısından. toplumsal yaşamın örgütlenişinde son derece etkisiz bir pozisyona sürüklenmiştir. Bu kitlelerin. bugün. Tunceli’yi eşsiz kılmaktadır. Zira Tunceli’de yaşayan nüfusun %90’ından fazlası. Tunceli. Kürtlüğün ve Aleviliğin iç içe geçtiği yahut ayrıştığı ve tek başlarına çoğul bir durum sergiledikleri örneklerden bahsedilebilir. günümüzdeki temel öğesi olduğu görülebilmektedir. 1990’lardan itibaren ciddi bir görünürlük kazanmış olan Kürt ulusalcılığının. yeniden yükselişe geçen ve kendisini yöreye özgü bir Aleviliğin tanım aralığında ifadelendirilen dini yükselişin. bilhassa 1990’lı yıllarda ve kısmen de olsa günümüzde ilde etkin olan bir Kürt ulusalcı eğilimden bahsedilebilir. Türkiye içerisindeki coğrafi dağılımları göz önüne alındığında. Türkiye’de kapsadığı geniş kitlelerin varlığı. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus kimliğini oluşturan dil ve din özelliklerinden farklılaşan topluluklardan müteşekkildir. Fakat özellikle bu dönemin sonlarından günümüze. çalışmamız içerisinde de görüleceği üzere. bu toplulukların geçmişten taşıdıkları dil aidiyetleri. böylesi bir çoğunlukla gösterdiği özellik. Ancak Tunceli.kimlik durumu ortaya koymasına karşın Aleviliğin. Buna karşın. Sahip olduğu nüfus özelliklerinin. bu kimliklerin coğrafi dağılımı bakımından. Türkiye’nin en özgün ili konumundadır. son derece özgün bir yapıya sahiptir.

Bu çoğunluk içerisinde. sade ve basit anlamıyla ‘çok olan içerisinde az olan’ı işaret eder bir içerikle kullanılmaktadır. Çalışmamız içerisinde ise kavram. Tunceli’de tersi yönde bir sonuç da doğurmaktadır. Bu anlamda. Rumlar’dan farklı olarak. bu çalışmanın ana konusudur. Tunceli’nin geleneksel yerleşimcileri olan ve sahip oldukları din kimlikleri üzerinden hâkim sosyo-politik ulus kimliğiyle özdeşlik gösteren Sünni toplulukların varlıkları.Aleviliğin ve Kürtlüğün. Tunceli’de %90’ların üzerinde görünürlük kazanmış bu çoğunluğun yanında bir de dağınık yerleşimlerde ve özellikle ilin güney kısımlarındaki ilçe merkezlerinde ortaya çıkan Sünni topluluklar da vardır. Tuncelili Alevilerin gündelik yaşamlarını üzerine kurdukları hukukun nihai noktada devlet kurumlarıyla vücut bulduğu belirtilmelidir. Türkiye’nin mevcut uluslararası ekonomik-politik dengeler içerisinde işgal ettiği pozisyonla doğrudan alakalıdır. Aleviliğin beraberinde taşıdığı geleneksel toplumsal kurumlar topluluk-içi süreçlerde ve hukukunda hâlihazırda etkin olmakla birlikte. Fakat bugün itibarıyla. 1 “Azınlık”. kavramın siyasal içeriği. Kavramın siyasal içeriği. Türkiye genelinde hâkim olan Türklük ve Sünnilik algıları içerisinde azınlıkta kalan bu kimlik gruplarının Tunceli’de ezici bir çoğunluk oluşturdukları görülmektedir. Türkiye’deki karşılığı ise Osmanlı’dan ayrışan ve bugün Türkiye’de mensupları bulunan devletlerle ortak kimlik kodlarına sahip Ermeniler. Alevilik ve Kürtlük kimlikleri üzerinde siyasal programlar öne süren resmi söylem ve karşıtları arasında çeşitlenmektedir. Zira Tuncelili Sünnileri. Bu son derece tartışmalı konu. “kimlik”in de siyasallaşması süreçleriyle doğrudan bir bağ içerisindedir. söz konusu sayısal çoğunluğun beraberinde getirdiği fiili bir iktidar durumundan bahsedilemez. . Türkiye genelinde sahip oldukları azınlık1 konumu. Tunceli’nin hâkim sosyo-kültürel yapısı içerisindeki ve onları çevreleyen Alevileri. günümüzde bütünüyle siyasal bir kavram olarak kullanılmaktadır. yakın dönem siyasal-sosyal gelişmeler paralelinde bugün Alevileri ve Kürtleri de kapsamaktadır. Türkiye’nin hâkim sosyo-kültürel yapısı içerisindeki yerlerini niteleyebilecek daha uygun bir başka kavram bulunmamaktadır.

Tunceli’de kazanmış olduğu azınlık durumu. bu hâkim kimlik kodlarından dil ve din aidiyetleri ekseninde ayrışarak azınlıkta kalan. ‘azınlık’ kavramının işaret ettiği. böylelikle de ikili bir azınlık durumu yaşayan topluluklar için kullanılmaktadır. Bu anlamda. ancak mevcut nüfus varlığı itibariyle egemen durumda olan Kürtlük ve Alevilik içerisinde. 2003:107 – 114) içerisinden meydana gelen bir kavram olduğundan. bulundukları ülkenin hâkim ve çoğunluk sosyo-kültürel kodlarını paylaşan ve fakat . diğeri içerisinde azınlıkta kalan. Şöyle ki. ‘Azınlık içinde azınlık’ (minority in minority yahut minority within a minorty). ulusal sosyo-politik düzlemde ‘biz’ olan hâkim kimliğin ötekileştirdiği Aleviliğin ve Kürtlüğün çoğul bir durum sergilediği Tunceli’de ‘ötekine’ dönüşümü. bir ülkenin içinde hâkim etno-kültüre mensup olmayan fakat kendine ait bir kültürel bütün (Aydın – Emiroğlu. Fakat yine de bu kapsamda. tartıştığımız konudan uzakta kalmaktadır. ‘Azınlık içinde azınlık’. yani Türklük ve Sünniliğin. Dolaysıyla. Tuncelili Sünniler gibi. Sünni-İslam’ı doğrudan ima eden ve fakat bu din kimliğinin farklı yorumlarını içererek.Konu ve Amaç Türkiye’de ulusal düzlemde. Tuncelili Sünnileri tanımlamaya yakın görünen fakat kullanımı itibariyle de durumu işaret etmekten uzak bir kavramdır. hâkim durumda olan sosyo-politik kimlik algısının. Tuncelili Sünnilerin ortaya çıkardıkları kimlik durumunu örten net bir tanımlama mevcut değildir. yani ‘ötekiliğin ötekiliği’. çalışmanın temel ilgi alanını işaret etmektedir. Bu kavram genellikle iç içe geçen ve biri. Tuncelili Sünnileri işaret eden bir tanım aralığı sunmaktadır denebilir.

tarihi. bu çalışmanın temel konusudur. Bu kapsam ve amaçlar çerçevesinde tez. tezin esas hedeflerini oluşturmaktadır. günümüzde ulusal düzlemde hâkim durumdaki sosyo-politik kimlik algısıyla özdeş olan Tuncelili Sünnilerin. ve Sünni azınlığın gösterdiği varlık stratejilerinin kimlik eksenli analizleri. Tunceli’de Alevilik ve Sünnilik gibi temel kimlik belirleyenleri ekseninde görünürlük kazanmaya başlayan siyasal kamplaşma süreçlerinden itibaren geleneksel kimlik tutumlarında başlayan değişim. okuyucuda. İkinci bölümde. Birinci bölümde. bugün Tunceli’de yaşayan toplulukların kendilerini tanımlamada temel referans olarak gördükleri din kimlikleri ve yine kendilerine dair . Tuncelili Sünni topluluklar açısından paradoksal olan bu durumun. Coğrafi yapının Tunceli’de ortaya koyduğu özgün durumun. kendinde eşsiz bir örnektir.bu kodları paylaşmayarak aynı hâkim kültürel bütün içerisinde ‘azınlık’ teşkil eden bir topluluğun bünyesinde kaldıkları azınlık durumu. Bu çerçevede. Bu anlamda. 1970’lere değin Alevi ve Sünni toplulukların geleneksel kimlik tutumları çerçevesinde var olan ilişkileri. insan toplumlarının yerleşimlerinde. tez içerisinde bu coğrafi ve tarihsel arka plana yapılacak göndermelere dair bir fikir oluşturmak. ekonomik ve sosyal süreçler çerçevesinde analizi. ortaya çıkardıkları kültürlerinde ve kendilerini çevreleyen farklı kültürlerle olan ilişkilerinde belirleyici olduğu ve bu özelliklerin günümüzdeki Alevi ve Sünni topluluklara tevarüs etmiş olduğu fikri belirleyicidir. birinci bölümdeki temel amaçtır. geleneksel kimlik algılarının ulus kimliğiyle olan etkileşimi. dört ana bölümde yapılandırılmıştır. bugün Tunceli ilinin idari sınırları içerisinde kalan coğrafyaya dair genel bilgiler ve burada yaşamış/yaşamakta olan topluluklar hakkında özet bir tarihsel arka plan sunulmaktadır.

çalışma konusuna doğrudan giriş yapılmaktadır. kimlik algılarındaki değişimler. Üç ana alt başlıktan oluşan bölümde. Sünnileri çevreleyen toplumsalın anlam dünyasını ve bunu görünür kılan tutum ve davranışları açımlayarak. aynı zamanda Tuncelili Sünnilerin yerel kodlarının da bir bölümünü açığa çıkarmaktadır. ekonomik. Tuncelili Sünnilerin anlam haritası içerisinden değerlendirmektedir. ‘Türklük – . 1970’li yıllardan itibaren hızlı bir değişim sürecine sürüklenen Alevilik ve Sünnilik kimlikleri. ‘Aleviler’ ve ‘Sünniler’ başlıkları altında. Aleviler ve Tunceli’ye özgü Alevilik hakkında verilen bilgilerde amaç. Bu alt bölüm.geliştirdikleri tanımlamalarda önemli bir diğer etken olan dil konusundaki tutumları çerçevesinde genel bir etno-kültürel panaroma çıkarılmaktadır. Son alt başlıkta ise doğrudan Tuncelili Sünniler hakkında alan çalışmasından elde edilen veriler değerlendirilmekte ve Tunceli’deki Sünniliğin biçimleri ana hatlarıyla serimlenmektedir. Bu ilişkileri etkileyen tarihsel. geçmişten bugüne içerisinde yaşadıkları çoğunluk karşısında ördükleri varlık stratejileri. takip eden iki bölümde yürütülen tartışmaların temelini oluşturmaktadır. sosyal ve siyasal belirleyenler etrafında karşılaştırmalı analizler. Tunceli örneğinde. bu kapsamda analiz edilmektedir. Dördüncü ve son bölümde. ancak ‘öteki’yle olan temasında kendi sınırlarını da çizmiş olmaktadır. Bu bölüm. 1970’li yılları önemli bir tarihsel dönüm noktası kabul ederek. Nihayetinde ‘kimlik’. Üçüncü bölüm. bir yandan da Tuncelili Sünnilerin kimlik sınırlarını netleştirmektir. Bu bölümün dolaylı bir sonucu olarak. ‘kimliğin siyasallaşması’ kavramı ekseninde değerlendirilmektedir. Tuncelili Sünnilerin. Alevi ve Sünni topluluklar arasında açığa çıkan çeşitli ilişkilenme biçimlerini. tezin odak noktasını oluşturmaktadır. Tunceli’deki güncel kimlik tutumlarına dair verilen bilgilerin ardından. Türkiye’nin yakın tarihsel geçmişi içerisinde.

Böylelikle. kimlik ekseninde görünürlük kazanan güncel sorunların çözümünde işlevselleştirilebilecek faydalı bir veri olma olasılığı. Yukarıdaki kapsam ve hedefler doğrultusunda yapılandırılan çalışma. kendisinden sonraki benzer çalışmalarda daha verimli olabilmesi için. bu toplumsala ve dahi benzer örneklerine dair hemen hiçbir yazılı kaynağa sahip olmadığından. ‘Tunceli’de Sünni Olmak’ gibi oldukça net bir tanım alanına işaret eden toplumsalın analizine uzanan süreç. ‘veri yığılması’ olduğu söylenebilir. Dolayısıyla çalışmanın ikinci bölümü içerisinde . tezin esas amacıdır. Tez yazım sürecinin nihayetinde vücuda gelen bu toplama bakıldığında. açığa çıkan kimi sorunlarını da kısaca aktarmak gerekecektir. günümüzde cereyan eden kimlik eksenli toplumsal süreçlerin sağlıklı değerlendirmelerine imkân tanıyacak bir tarihsel ve güncel örnek ortaya çıkmış olmaktadır. tez konusuna giriş metinlerinin hayli uzamasına neden olmuştur. Bu örneğin.Sünnilik’ ve ‘Kürtlük – Alevilik’ kimlik gruplarının ekonomik ve siyasal etkenlerce ne şekilde görünürlük kazanmış oldukları da ortaya çıkarılmakta ve kimlik politikalarına dair son derece özgün veriler sunulmaktadır. Tunceli’de hayat bulan ‘Sünniliğin’ tarihsel ve güncel verileri hâlihazırda hayli kapsamlı bir içeriğe sahipken. oldukça uzun bir yol ve meşakkatli bir seyir izlemek durumunda kalmıştır. bu kimliği çevreleyen ve böylelikle ‘Sünniliği’ en az kendi iç dinamikleri kadar var eden ‘Aleviliğin’ Tunceli yerelindeki örnekleri açımlamak. bazı önemli eksiklikler de barındırmaktadır. Tunceli örneğinde yaşanmış ve yaşanmakta olan toplumsal tecrübeler ışığında. Çalışmada göze çarpan ve okuyucunun dikkat etmesi gereken ilk sorunun.

değerlendirmeye alınan ‘Alevilik’ bölümünün okuyucunun algısında. bir yönüyle de farklılıkların temas noktalarında belirginleşen sınırların bir araya gelmesi neticesinde ortaya çıkan toplumsal bir bilinç durumunu işaret etmektedir. Çalışmanın kendi alanında bir ilke işaret etmesi durumu. uzunca değerlendirilmeye çalışılmıştır. birbiriyle bağlantılı ve okuyucuda genel bir fikir oluşturacak şekilde yapılandırılmasına karşın. Sünni toplulukların sürekli etkileşim içerisinde oldukları öteki kimliğin netleştirilmesiyle. tez konusunun irdelenmesinde üstlendiği belirleyici rol olduğu da hatırlanmalıdır. Elde edilen bilgilere dair gelişen bu korumacı tavrın. alanda derlenen verilere dair. mevcut birikimin ortaya konuşunda. tezdeki genel gidişat içerisinde esas konu ile bağlantının zayıfladığı alanlar açabilmektedir. . Dolayısıyla alan çalışmasında toparlanan her veri. Ancak. ‘kendisini’ değil ‘kendinden sonrasını’ giderek daha fazla dikkate alan bir bakıştan kaynaklandığı ifade edilebilir. Nihayetinde ‘kimlik’. Tuncelili Sünnileri çevreleyen Alevi toplulukların inanç pratiklerine ve söylemlerine dair yapılandırılan bölümün aktarımında gözetilen amacın. bölümleri oluşturan kimi alt başlıklarda açığa çıkan derinleşme. Çalışmaya dair üzerinde düşünülebilecek ikinci bir sıkıntının da ilkiyle ilişkili olarak. sahip olduğu özgünlükler üzerinden. tez konusundan uzaklaşma gibi olumsuz bir ihtimali içerdiği söylenebilir. mümkün olan en son noktaya dek işlenmesi gereken bir önem atfedilmesine yol açmıştır. çalışmanın bölümleri arasında görülebilecek bağlantı sorunu olduğu söylenebilir. Çalışmanın genelinde gözetilen konu dizini.

Tunceli tarihi. Bu anlamda Tunceli’nin. Veri Toplama Gerek alan çalışması öncesinde gerekse sonrasında doğrudan çalışma konumuzla ilgili olarak yapılandırılmış yerli yahut yabancı bir kaynağa erişemediğimizi öncelikle belirtmek gerekir. Ancak bunların. özellikle de Tunceli’yle ilgili olanların. Çalışma konusunu doğrudan olmasa da yan konuları itibarıyla destekleyecek.İlk elden değerlendirildiğinde çalışmanın yine kendi içerisinden görülebilen bu özellikleri karşısında okuyucunun dikkatli olması. ortaya koyduğu olumlu-olumsuz deneyimleriyle bir yol haritası sunma ayrıcalığını da taşımaktadır. kendi alanında bir ilk olma özelliği taşıyor görünmektedir. varlığını daha güçlü bir şekilde anlamlandırmış da olacaktır. son derece geniş bir kaynakçadan bahsedilebilir. bu haliyle. Çalışma. Tuncelili Alevi ve doğrudan olmasa da Sünni topluluklar üzerine yapılmış son derece az sayıdaki akademik çalışmalar. alanında kendinden sonra gerçekleştirilecek çalışmalara. birkaç önemli istisnayla sınırlı ve çoğunlukla birbirini tekrar eden çalışmalar oldukları belirtilmelidir. ilk elden değerlendirilenlerin başında gelmektedir. ortaya koyduğu özgün verilerle bu konuda akademik bir ilgiyi tetikleyebilirse. sahip olduğu tüm coğrafi–kültürel birörnekliğine karşın Türkiye akademi camiasından hak ettiği ilgiyi görememiş olduğu aşikârdır. . Tez. Dolayısıyla ilk olmanın tüm dezavantajlarını ve eksikliklerini içermekle birlikte. tezin değerlendirilmesini daha sağlıklı kılacaktır.

etnografik ve etnolojik okumasının bir ürünüdür. Pertek ilçesinin doğu kısımları olmuştur. tezin kapsamını genişletmektedir.Genel olarak Türkiye’deki Alevi – Sünni topluluklar üzerine yapılmış çalışmalar. Tez içerisinde de görüleceği üzere. alan çalışmasının başlangıcında son derece ağır bir süreç içerisinde gerçekleşmesidir. Tezin sahip olduğu sınırlar. tümüyle. ikincil planda tezin inşasında faydalanılan temel kaynaklar olmuşlardır. yolun başında kendisine bir hedef olarak Tunceli’de yaşayan tüm Sünnileri çalışma konusu olarak belirlemiştir. Çalışmanın alan itibarıyla sınırlandırılmasında önemli bir etken. Ancak ‘Tunceli’de Sünni Olmak’. çalışma süresince konunun odaklanacağı başlıkların da alandaki pratik süresinde olgunlaşmasını beraberinde getirmiştir. doğrudan çalışmanın da ulaşabildiği sınırlar ölçüsündedir. Tuncelili Sünnilerle kurulan ilişkilerin. İlgili alan dışında kalan yerlerde çalışma yürütülmemiş olsa da bu bölgelerden yakalayabildiğimiz ilişkiler. çalışmanın sadece Pertek ilçe merkezi ve civarında kalan kırsal yerleşimlerdeki ailelerle sınırlanması sonucunu doğurmuştur. Aralık 2005 ve Ağustos 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilen yaklaşık dokuz aylık bir alan çalışması sonucunda elde edilen bilgilerin. kendi içerisinde bu yönüyle de bir özgünlük barındırmaktadır. Bu tez. doğrudan alanda kalınan süre içerisinde edinilen tecrübelerin sonucunda şekillenmiştir. elde edilen veriler ve bu pratiğin sonucunda şekillenen eser. Bu anlamda çalışma. fakat benzer örneklerinin yokluğu. Bu sebeple. Ancak birazdan aktarılacağı üzere. Ancak alanda karşılaşılan gerçeklik. Alan çalışması öncesinde çalışma konusunun ana hatlarıyla belirlenmiş olması. çalışmanın kapsamı yine de bu alanın dışındaki diğer Sünnileri kapsamaktadır. Tuncelili Sünniler yaklaşık çeyrek yüzyıldır siyasal kamplaşma ve çatışmaların yıkıcı . Dolayısıyla çalışmanın üzerinde odaklandığı alan.

Tezin ilk aylarında çoğunlukla başarısız bir biçimde sonuçlanan girişimler. kimi zaman kafelerde kimi zaman . Dokuz ay gibi uzun sayılabilecek bir dönem.sonuçlarının etkin izlerini taşıdıklarından ve bunların ortaya çıkardığı katı kimlik tutumlarına sahip olduklarından. Tezin ağır ilerleyişi. Maddi eksiklikler de kimi zaman çalışmayı dahi durduracak boyutlara erişmiştir. Her halükarda en verimli dönemlerin yakalanabilmesi ancak ilk dört ayın sonunda gerçekleşmiştir ve bu. bu eksikliğin dışarıda. Rahat bir çalışma ortamının olmayışı. Fakat tam bir bütünleşmeden bahsetmek mümkün değildir. alanda karşılaşılan durumun ilk kez deneyimleniyor oluşu. hayli uzun bir zamanı gerektirmiş ve tüm çalışma boyunca da bu olumsuzluğun etkileri yaşanmıştır. Tez konusunun alan itibarıyla sınırlandırılmasında belirleyici olan bir diğer etken de yaşadığımız maddi sıkıntıların boyutları ve zaten ağır ilerlemekte olan çalışmanın süre bakımından da sıkışmasıdır. Bu durumun doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkan barınma sorunu da alan çalışması üzerinde ciddi bir sıkıntı olarak baş göstermiştir. Öte yandan. çalışma bölgesinin sınırlandırılmasını zorunlu kılmıştır. alanda kalınmış olmasına karşın. ilişkilenilen kısımların Tunceli geneliyle kıyaslandığında son derece sınırlı kalması ve daha da önemlisi. ilin farklı kesimlerinden Sünnilerle teması kolaylaştırmış ve bu bölgelere dair de faydalı görüşmeler gerçekleştirilebilmiştir. bu topluluklarla ilişkilenme ve önyargıları ortadan kaldıracak güvenin tesisi. Tuncelili Sünnilerin çoğunluğunun Elazığ’da ve az bir kısmının Tunceli il merkezinde yaşıyor olmaları. Dolayısıyla karşı karşıya kalınan zaman problemi. tezin alan kısmının sınırlandırılmasında önemli bir karar olmuştur. tezin gerçek anlamda şekillenmeye başladığı ilk noktadır. alanda kaldıkça. yabancılık bu deneyimlerle asgariye indirildikçe aşılmaya başlanmıştır. bu süre kesinlikle yeterli görülmemelidir.

Bu sebeple bir kez daha. Sonuçta. . Alanda kalınan süre içerisinde Pertek haricindeki ilçelerde yaşayan Sünnilere ilişkin verilerin önemli bir kısmı da Elazığ ve Tunceli il merkezlerinde yürütülen görüşmeler sonucunda derlenmiş ve böylelikle tezin hacmine önemli katkılar sağlanabilmiştir. Bu anlamda. Zira Pertek ilçesi. bu vakitten sonra işlerin sağlıklı bir şekilde yürümesinde belirleyici olmuştur. çalışma içerisinde ilerleyen ve genişleyen ilişkilere bağlı olarak artan aralıklarla gidilmiş ve mümkün olabildiğince uzun süreler dâhilinde kalınmaya gayret edilmiştir. uzun vadeli alan çalışmalarında sağlam bir maddi altyapının gerekliliği. bu iki il merkezine yaklaşık yarım saat uzaklıktadır. alan çalışmasının ancak son iki ayı içerisinde fotoğraf ve kamera çekimleri yapılabilmiştir. çalışmanın ancak son üç ayı gereken verimlilikte değerlendirilebilmiş ve son derece faydalı bilgilere ulaşılabilmiştir. çalışma açısından bir olumsuzluk taşımamıştır. çalışmanın ilk dört ayı Elazığ’da farklı yerlerde ve geri kalanı Tunceli il merkezinde ikamet edilerek gerçekleştirilmiştir. Fakat bu çekimler de Sünni toplulukların sosyal etkinlikleri değil. Teknik imkânsızlık nedeniyle. Çalışmanın beşinci ayında ancak kalıcı bir çözüme kavuşturulabilen kalacak yer sorunu. Elazığ ve Tunceli’de ikamet etmiş olmak.kütüphanelerde giderilmesi masrafları katlayan olumsuzluklara yol açmıştır. kullandıkları belirli kutsal mekânlar ve bazı Alevi ritüelleri üzerinedir. Öte yandan. Pertek ilçe merkezine ve civar kırsal yerleşimlere. benzer çalışmaları yürütecek araştırmacıların her daim tamamlaması zorunlu bir ön koşul olarak ortaya çıkmaktadır. Tunceli’nin farklı ilçelerinde yaşayan Sünnilerin yoğun olarak göç ettikleri Elazığ’da da çalışma imkânları yaratılabilmiştir. Dolayısıyla çoğu kez günü birlik gidişlerle de görüşmeler geçekleştirilmiştir.

Görüşmelerin Sünni toplulukların gündelik yaşam kültürlerine dair bölümlerinde belirgin bir rahatlama gözlemlenirken. . Hakkında hiçbir benzer yazılı örneği bulunmayan ve tümüyle alanda şekillenen bu çalışmanın. ‘not tutma’nın dahi yadırgandığı belirtilmelidir. her tekil görüşmede tümüyle kullanıma sokulmamıştır. alan çalışması süreci içerisinde şekillendirilmiştir. Çalışmanın tümü. kimliğin siyasal pozisyonu ve geçmişten güncele bu çerçevede yaşananlar söz konusu olduğunda açık bir olumsuz tavrın belirdiği gözlemlenmiştir. belirli konu başlıkları altında derlenmiş ve sohbetlerde ön açıcı olabilecek sorulardan oluşturulmuştur. kişisel tecrübe ve fikirler. görüşmelerin ertesinde ‘Alan günlüğü’ne belirli aralıklarla kaydedilmiştir. Görüşmecilerin çok azı ses kaydına razı olarak bu tür konularda konuşmuş ve fakat açık bir temkinlilik içerisinde konu hakkında bilgiler vermişlerdir. ilgili bölümünün devreye sokularak. alan çalışması deneyimi ilerledikçe belirginleşen konular çerçevesinde hazırlanan bir görüşme kılavuzu2 ekseninde yürütülmüş ve görüşmeler esnasında notlar tutulmuştur. 2 Çalışmada kullanılan görüşme kılavuzu Ekler bölümünde verilmektedir. Kaynak kişinin yaş. bilgilerin derlenmesinde yön verici olması gözetilmiştir. Görüşme kılavuzu. Kılavuz. tutulan notlar. özelliklerine ve kişisel ilgi alanlarına göre geliştirilen görüşmelerde. Gözlemlere ilişkin değerlendirmeler. soru – cevap tarzında bir kullanım özelliği yoktur. meslek vb. tez metini haline gelişi ağırlıklı olarak ‘Alan günlüğüne’ düşülen notlar sayesinde hayat bulmuştur. Alanda gerçekleştirilen görüşmelerde derlenen bilgilere paralel olarak. sosyo-ekonomik konum. Bu yüzden görüşmelerin tamamına yakınında sesle belgeleme tekniğinden faydalanılmamıştır. Dolayısıyla. Çoğu zaman da gerek Alevi görüşmecilerde gerekse Sünnilerde.Alan çalışması süresince ses kayıt cihazı bulunmasına karşın birkaç istisna dışında hemen tüm kaynak kişilerde belirgin bir çekingenlik yarattığı gözlemlenen bu teknikten de vazgeçilmek durumunda kalınmıştır.

Araştırma Süreci Yüksek lisans eğitimime başladığımda da ilk tez önerimi danışman hocama sunduğumda da aklımdaki düşünce. Çünkü bu kodlara göre şekillenen bir aidiyet olan ‘Dersim’ ve ‘Dersimlilik’. sadece Kırmancki ve Kurmancki konuşan Alevileri ve onların geçmiş dönemlerde ilişkide oldukları Alevi toplulukları kapsayan bir sosyo-kültürel coğrafyayı tanımlamaktadır. Dolayısıyla. Ancak henüz. lisans tezimde Tunceli’deki Alevi toplulukların kutsal mekân kültleri üzerine yaptığım çalışmanın bir benzerini yüksek lisans tez çalışmasında da yinelemekti. Kavramın işaret ettiği coğrafi ayrım. Konuyu kafamda şekillendirirken. Sünni topluluklar açısından çalışma yapacağım alan konusunda netleşmiş bir fikrim yoktu çünkü Tunceli’deki Sünni topluluklardan bihaberdim. Alevi topluluklar açısından kendimi hazır ve avantajlı hissediyordum. kutsal mekân kültleri ekseninde çalışmak ve bu temelde etnolojik bir eser hazırlamak yönünde idi. I. Bölümde. bu kavram açımlanmaktadır. Bu coğrafyada bir dönem Ermeniler ve bugünde az da olsa Sünniler olmasına karşın. farklı inanç topluluklarının (Alevi ve Sünni) tutum ve pratiklerini. Fakat bu seferki niyetim. çünkü acemiliklerle dolu olsa da lisans tezimi bu konuda hazırlamıştım ve bu bölüm için yine Tunceli’de çalışmayı düşünüyordum. . alan çalışması içerisinde karşılaştığım çoğu iç-Tuncelili de çalışma 3 “İç-Tunceli” yahut “İç-Dersim” tez içerisinde oldukça önemli bir belirteç olarak kullanılmaktadır. Tuncelili olmama karşın bu bilgisizliğimin. Tuncelili Aleviler içerisinde de farklı anlam dünyalarına işaret etmektedir. aynı zamanda. benim de diğer tüm içTuncelililer3 gibi farkında olmadan içerisine doğduğum ve gayet doğal biçimde kafamda şekillenmiş olan anlam kodlarından kaynaklandığını öğrenecektim. sahip oldukları azınlık statüleri gereği bu farklılıklar dikkate alınmamaktadır.

Şüphesiz bu fikrin sahibi. çoğunlukla Alevi toplulukların gündelik yaşam kültürleriyle hemhal olmuş Mazgirtli Sünnilerle ilk temasımı. Fakat ben. Pertek. Kuzenlerimden birisi Mazgirtli Sünni bir ailenin oğluyla evlenmişti. böylesi bir çalışma yapmaya yönelik ilk adım oldu. Çemişgezek ve Pertek’ten farklı olarak. danışman hocamdı. Haklarında aktarılan dağınık ve çoğunlukla belirgin olumsuz fikirlerle yüklü bilgileri . Mazgirt ve Hozat’taki Sünnilerin varlığını öğrenecektim. ilk kez Çemişgezek. şaşırtıcı bir biçimde aklıma gelen ve hocama aktardığım yukarıdaki örnek. Tunceli’deki tüm Alevi evlerinin duvarlarını süsleyen. Ta ki danışman hocamla tez konusu üzerine görüşene dek… Danışman hocamla yaptığımız görüşmede. Türkiye’de azınlıkta olan ve bu durumun mağduriyetini çarpıcı biçimde yaşayan bir inanç grubunun (Alevilik) egemen olduğu bir alanda onun bünyesinde ‘azınlık’ durumunda kalan hâkim dinsel kimliğin (Sünnilik) temsilcileri üzerine çalışma. Bu düğüne geniş bir akraba çevresiyle birlikte katılmış ve hatta düğün akşamı. Alevi teolojisiyle ilgili resim ve halıların yerine ‘Kâbe’ fotoğraflarıyla karşılaştığımızda. gelenek olduğu üzere.konumu öğrendiğinde en az benim kadar meraklıydı ve hatta şaşkınlığını açıkça dışa vurabiliyordu. ancak o zaman ‘bizden farklı’ bir yerde olduğumuzu anlamıştık. zamanla unutacak ve diğer ‘Dersimliler’ gibi ben de onları mevcut ‘geleneksel’ anlam bütünlüğü içerisinde kabul edecektim. henüz denenmemiş parlak bir fikirdi. Alan çalışması öncesinde veri toplamaya başladığım dönemlerde. aslında daha birkaç yıl önce yakın bir akrabamın düğününde Tuncelili Sünnilerle temas etmiştim. erkek evine giderek yemek yemiştik.

derledikçe. Alan çalışmasının ilk aylarında edindiğim tecrübeler. muhataplarımın çoğunluğunun benimle ilgili tutumlarını ve doğal olarak görüşmelerimin sınırlarını da belirliyordu. bu konuda yersiz kaygılara kapılmamış olduğumu da gösterdi. Ürkekliğim. görüşmecilerimin sorularını ince bir yöntemle es geçerek aşmaya niyetlendim. Parçası olduğum geniş ailenin bulunduğu bölge. ‘Nerelisin?’ sorusuna ‘Ankaralıyım’ diyerek cevap verdim ve gözle görülür olumlu sonuçlar da elde ettim. bariz bir şekilde. Görüşmecilerim için ‘iç-Tuncelili’ olmam başlı başına önemli bir kimliklendirici veri iken bir de bölgenin sürekli olarak büyük çatışmalarla karakterize olması çoğu zaman ilişkileri büsbütün engelleyen bir rol oynuyordu. Ancak sohbet ilerledikçe birbiri peşi sıra gelen aileye. ilk cevabımla başlattığım gerçek olmayan . bir süre sonra. Hâlihazırda ‘Ankara’dan’ geldiğimi söylüyor ve ister istemez ‘Ankaralı’ olduğum havası yaratmış oluyordum. çalışmanın başarısız olma olasılığından ileri geliyordu. Çalışmanın umutsuzluk hissi yaratacak ölçüde ağır ilerlediği ilk dönemlerde. Birkaç kez. hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım bir topluluk üzerine çalışma yapacak olma düşüncesi. ilişkileri son derece olumsuz etkilediğini gördüğüm bu bilgiyi. Her ne kadar uzun yıllar Tunceli’de yaşamamış olsam da tüm temaslarımda karşılaştığım ilk soruya verdiğim cevap. Tunceli’de yaygınlıkla bilinen yerlerden birisiydi: Kutuderesi mevkii (değiştirilen adıyla Gökçek) Tunceli’de her daim yoğun çatışmaların yaşandığı bir yerdi. bağlantılı olarak da inanç ve siyasal tutumlara dair sorularda. bir yandan beni heyecanlandırırken bir yandan da ürkütecekti.

Tez konusu kapsamında da bilgiler edinmekle birlikte bu dönemin biricik faydası. çalışmanın hedefi olan topluluklara dair özgün bilgilere ve artık aracılara gereksinim duymaksızın görüşme gerçekleştirebilecek yerel kimlik kodlarının bilgilerine ulaşmam oldu. yabancısı olduğum yereldeki bu anlam dünyasına dair bilgiler edinmemdi. her halükarda Sünniİslam’ın yaşam pratiklerine dair konulardaki eksikliklerimi gün yüzüne çıkarıyordu.durumu sürdürmeye devam etmek. tarafımdan beliren önemli bir nedeni idi. Bu yabancılık. son derece etik dışı ve rahatsızlık vericiydi. çalışmanın ilk dönemlerindeki ağır seyrin. tezin hızlı bir biçimde ilerlemesini sağladı. Özellikle Pertek kökenli olan ve bugün Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim görevliliğini sürdüren ‘kaynak kişi’lere ulaşmam. Olumsuzluklarla ilerleyen bu dönemin en büyük getirisi. tümüyle bir dönüm noktası idi. Maddi sıkıntıların ve kalacak yer sorununun yanı sıra yukarıdaki durumun da etkili olduğu çalışmanın ilk dört ayı içerisinde çoğunlukla devamı gelmeyen bir dizi görüşme gerçekleştirdim. Her ne kadar içerisine doğduğum kültür itibariyle Aleviliğe ve bu inancın gereklerine yabancı olmasam da din konusundaki tutumum. Bu kaynak kişilerin sunduğu bilgiler ve geride bırakılan yaklaşık beş aylık bir alan tecrübesinin ortaya koyduğu tecrübe birikimi. Öte yandan kendilerini çoğunlukla Türk milliyetçi söylemi yahut da etkin bir Sünni-İslamcı bakışla var ettikleri kimlik alanında tanımlayan görüşmecilerimle temaslarımda. İlişkiler . Dolayısıyla bu tutumumdan vazgeçtim ve çalışmamı ‘kaderine’ bıraktım. bu siyasal kimlik tutumlarıyla olan politik mesafem de bu ağır ilerleyişte etkili oluyordu. bir dizi ve çok önemli gelişmelerle umut verici yönde ilerlemeye başladı. 2006 Bahar aylarının sonundan itibaren çalışma.

Tuncelili Sünni toplulukların yaşam alanlarına ulaşma ve buralardaki görüşmelerde güçlü referanslar sunarak ve en önemlisi ‘söz arasında’ gelen ‘sınama’lara (yani topluluğun kendisine dair bilgilerde yine sadece kendilerinin ürettiği bilgilerle) cevap verebilme. Son aylar. gündelik yaşamımdaki tutum ve davranışlara yön vermeseler de içerisine doğarak sahip olduğum Alevilik kimliğinin.genişledikçe ve Sünni topluluklar içerisinde statü ve prestij sahibi kaynak kişilere ulaştıkça yeni ve hayli geniş bir alan da ortaya çıkmış oldu. en genel . etnolojik bir perspektifte. gündelik yaşam kültürleri ve en önemlisi güncel kimlik tutumlarının gerektirdiği çeşitli davranış örüntülerine dair edinilen tecrübe ve bilgilerin ışığında. Özellikle. öncelikle ‘alan çalışması’ açısından benim için eşsiz bir yaşam tecrübesine ve uzun süreli etnolojik bir çalışmanın deneyimlenmesine vesile oldu. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım Tuncelili Sünni toplulukların tarihsel ve güncel kimlik tutumları içerisinde. Bu görüşmeler. ‘yabancılık’ın esas olarak aşıldığı ve böylelikle ilişkilerde verimin yakalandığı bir süreç var edildi. Zira bir araştırma tekniği olarak ‘katılarak gözlem’. gerçekleştirdiğim alan çalışmasının. kendi istekleriyle görüşme talebinde bulunan yeni ilişkilerin doğmasına vesile oldu. varlığımızın topluluk içinde dillendirilmesi. kimi zaman da sürpriz bir şekilde. çalışmanın ayakları üzerine oturduğunun işaretleri oldu. kendi tanımında içkin olan özgünlüğü yaşamama imkân tanıdı. en verimli bilgilerin temel kaynaklarındandı. kalacak yer sorunun çözümü. Son derece geniş bir kapsama oturan bu çalışma. işaret ettiği ‘yabancılık’. Bu olumlu ilerlemelerin yanı sıra uzun dönem alanda kalmamız. genişleyen ilişki ağları sayesinde çalışmanın hızlı ve verimli biçimde geliştiği dönemler oldu. bu döneme kadar ilgili toplulukların tarihçeleri.

kendilerini çevreleyen Alevi çoğunlukla olan ilişkiler ve bu çoğunluk içerisinde dönemsel sosyal-politik gelişmeler ekseninde ördükleri varlık stratejileri. Tuncelili Sünni toplulukların geçmişten bugüne sahip oldukları kimlik tutumlarındaki dönüşümler.tanımıyla araştırıcının kendi anlam bütünlüğünden tümüyle farklı bir sosyal evrenle temasını işaret etmektedir. kendisini takip eden örneklerde araştırıcılara daha verimli olanaklar sunduğu ölçüde bu çalışmayı daha anlamlı ve hedefine ulaşmış kılacaktır. Çalışmaya yönelecek olumlu-olumsuz tüm eleştiriler. . Alanında bir ilke işaret eden bu çalışmaya her yönüyle bir deneme gözüyle bakılmalıdır. Dolayısıyla ‘kendi memleketim’ olmasına karşın Tunceli’de de Tunceli’nin (Dersim’in) bir kimlik sembolü olarak Alevilik ve Kürtlük’le bir tutulduğu ‘dış dünya’da da haberdar olunmayan Tuncelili Sünni topluluklar üzerine gerçekleşen bu çalışma. tümüyle alan çalışmasına dayanan bu tezde ortaya konmaya çalışılmaktadır. konusu itibarıyla çarpıcı paradokslar sergilediği kadar araştırıcının alan deneyimlerinde de kendine özgü bir durum sunmaktadır.

il ve birkaç ilçe merkezindeki son derece sınırlı. tarihsel süreç içerisinde maddi kültürel öğelerde ilerlemeler yaşanmış ve üretimin biçim ve niteliği de çeşitli değişimlere uğramıştır.4 Şüphesiz. yapısal özellikleri ve yerleşme bölgeleri gibi önemli verileri yaratan bu temel faktörler. Tunceli hakkındaki tarihsel belgelerle kıyaslanabilecek örnekleri için ayrıca bkz. Söz konusu karşılaştırmalar içerisinde. 1992. Fakat tarih ve güncel arasında ortaya çıkan bu dikkat çekici benzerlik son derece önemlidir. temel geçim etkinliklerini oluşturmaktadır. küçük ölçekli sanayi tesisleri haricinde Tunceli’de yaşayan toplulukların. 2003. mevcut geçim etkinlikleri. 1998. bugünkü Tunceli’de yaşamış ve yaşamakta olan topluluklar hakkında kültürel analizlere imkân veren oldukça önemli bir diğer belirleyenin de ilin coğrafi yapısı olduğu anlaşılmaktadır. geniş çaplı olmayan üretim ve faaliyetler. Tarıma ve hayvancılığa yaslanan. Bayrak 1997 ve Hezarfen. ayrıntılı ve güncel olması bakımından da önemli bir kaynak için bkz. son derece ilgi çekici bir biçimde. bilinebilen en uzak geçmişten günümüze.I. büyük ölçülerde bölgenin tarihsel geçmişinin birikimi üzerine oturmakta ve dolayısıyla günceli de belirlemektedir. . BÖLÜM: COĞRAFYA VE TARİH Güncel ve tarihsel belgeler değerlendirildiğinde. Bulut. yerleşme bölgelerinin ve bu çerçevede karşılıklı ilişkilerinin tümüyle coğrafi yapıya uyarlı bir biçimde 4 İl genelindeki geçim etkinlikleri ve buna bağlı nüfus hareketlilikleri ve bunların yapısal özellikleri hakkında son derece kapsamlı. bölgede yaşamış toplulukların temel geçim faaliyetlerinin. Yılmazçelik. Zira Alevi ve Sünni topluluklara dair. Gerek eldeki yazılı belgelerde gerekse sözlü kültürle kolektif hafızada yaşatılan tarihte. Söz konusu güncel veriler içerisindeki sosyo-ekonomik faaliyetlerin. Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005. bugün Tunceli il sınırları içerisinde kalan bölgede yaşayan toplulukların geçim etkinliklerinin ve buna bağlı olarak görünürlük kazanan farklı etno-kültürel toplulukların yerleşim özelliklerinin ciddi boyutlarda değişim geçirmemiş olduğu görülmektedir.

derin vadiler. yüzyılın ortalarına değin sürdüğü bilinmektedir. Söz konusu göreceli izolasyon durumunun. Örneğin. aynı zamanda ildeki Sünni topluluklarının esas yerleşim alanları olması dikkat çekicidir. Bu bölgede Alevi toplulukların da varlıklarına karşın. Batıdan doğuya doğru ilin güney sınırında sıralanan Çemişgezek. Merkezi ticaret yerleşimleri bu bölgelerde kurulmuş ve çeşitli tarihi devirlerde farklı devletlere dâhil olarak. Yüksek dağlar. 1970’li yıllarda yapımı tamamlanan ve Tunceli ilinin tüm güney sınırını oluşturan Keban Barajı’nın üzerinde kurulu olduğu Fırat Nehri’nin bu bölgede oluşturduğu havzanın. Bugünkü il sınırları içerisinde tarıma elverişli son derece kısıtlı alanların hemen tümüyle güneydeki vadi etrafında bulunması.şekillendiği görülmektedir. Günümüz Tunceli’sindeki iki esas etno-kültürel topluluğu oluşturan Alevilerin ve Sünnilerin de benzer özellikler göstermeleri de son derece anlamlıdır. tarih boyunca ilin güney kesimlerinin yerleşik kültürlere ev sahipliği yapmasını da sağlamıştır. Pertek ve Mazgirt ilçeleri. Bu durumun. birikimli ilerleyen bir . Tunceli’deki Sünnilerin tamamına yakının yaşadığı yerlerdir. söz konusu ilçelerin kuzey kısımlarına gidildikçe başlayan ve ilin geri kalanını oluşturan sarp dağlarla kaplı iç bölgelerde ise tümüyle Alevi topluluklarla karşılaşılmaktadır. yaylalar ve ormanlarla kaplı iç bölgeler ise geçmişten bugüne göçer ve yarı göçer topluluklara ev sahipliği yapmış ve bu bölgelerde yerleşik bir kültür alanı da oluşturan topluluklara her daim çevresel etmenlerden uzak kalabilme imkânı tanımıştır. iç kısımlardan uzak kalan merkezi otoritenin ve yaydığı kültürün bu bölgelerde kökleşmesini sağlamış görünmektedir. bölgede yaşamış topluluklar hakkında yazılı sosyo-ekonomik veriler sunan tarihi kayıtların başlangıcından 20.

iç bölgelerde varlığını koruyabilen ve merkezi kültürel değişimlerden uzak kalan etno-kültürel topluluklar ile bunlarla yakın temas içerisinde olan güneydeki toplulukların günümüze taşıdıkları toplumsalın biçim ve içeriği. bölgeye dair iç içe geçen temel iki önemli başlığa dair kısa bir girişi zorunlu kılmaktadır. coğrafya ve tarihtir. Alevilik ve Sünnilik kimliklerinin bölgede vücut bulduğu süreçlerden öncesinde var olan benzer ilişkilerin bu etno-kültürel topluluklara tevarüs ettiği aşikârdır. İlin güney hattındaki ilçe ve bu ilçelere bağlı bazı nahiye merkezlerinde oluşan pazarlar ile bu pazarlara yakın çevre köylüler arasında oluşan ilişkiler söz konusu ekonomik ilişkilerin temelini oluşturmaktadır. bir çeşit. iş bölümüne ve uzmanlaşmaya dayalı ekonomik faaliyet bağı da doğurmuştur denebilir. . Özetle. Bu ekonomik bölümlenme temelinde gelişen topluluklar arası ilişkilerin. beraberinde öncesindeki uzun binyıllarda iç içe geçmiş bulunan kültürel geçim etkinliklerini.süreç olan kültürel değişimle birlikte. çalışma içerisinde değerlendireceğimiz konunun muhatapları olan ve aynı zamanda taşıdıkları kültürel özellikleriyle tarihin güncelde vücut bulmasını sağlayan Alevi ve Sünni toplulukların incelenebilmesi. Dolayısıyla. şüphesiz. Bu miras. Coğrafi yapıya dayalı temel farklılıklar. bugünkü Tunceli’yi son derece özgün toplumsallıkların barınağı haline getirmiş olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Türkiye’de başka hiçbir yerde benzerine rastlanmayacak bir kültürel tarih de sunmaktadır. düşünce ve davranış örüntülerini de içermektedir. kuzey ve güney arasında. Bu. yakın tarihe kadar Alevi ve Sünni toplulukların yaşattıkları geleneksel kültürel kurumların biricik belirleyeni olduğu da rahatlıkla söylenebilir.

kuzeyden ve kuzey-doğudan ülkemizin düzenli sıradağlarından olan Munzur Dağları’yla. bu yükseklikten ve bol yağışlardan faydalanan kuvvetli akarsular. Bir yandan yüzey sularıyla aşınarak. Tunceli ili. Doğu Anadolu sıradağlarının genel yapısına uygun olup. birbirinden yükseklik ve engebe derecesiyle ayrılan farklı bir takım bölümlere ayrılmıştır. 1987 ve Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005) Yüksek ve dağlık bir arazi yapısına sahip olan Tunceli’de. İl alanı. sıra dağların büyüklüğünden. dağlar üzerinde kendilerine derin ve sarp dereler tesis etmişler. zayıf olanlarını parçalamışlar ve bölgeyi çetin engebeli bir hale getirmişlerdir.Bu çerçeveden olarak. kendisini dört tarafından çeviren bölgelerden hiçbirisine benzemeyen bir yer olma özelliğine sahiptir. Bu bütün içerisinde. % 25’ini platolar ve ancak %5’ini ovalar ve küçük düzlükler kaplamaktadır. Bu dağlar. sıra dağları birer birer keserek. coğrafyanın ve tarihsel süreçlerin güncel tablonun biçimlenmesindeki rollerine dair özetle şunlar ifade edilebilir. batı – doğu yönünden uzanırlar. kuzeyini ve kuzey-doğusunu hemen hemen bütünüyle kaplar. Doğu Torosların uzantıları olup. ilin kuzey-batısını. tarıma elverişli arazilerin hemen hepsinin bulunduğu güney kesimler ile dağlık iç bölgeler (içTunceli) arasındadır. yeryüzü şekillerinin %70’ini dağlar. Bu bölümlenmede en belirgin fark. (Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005) Yükseltisi güneyden kuzeye doğru artan Tunceli ilindeki dağlar. Son derece yüksek dağlarla ve sarp arazilerle kaplı Tunceli’de. Özetle Tunceli. (Kutlu. yapısından ve aşındırma şeklinden ileri gelen farklarla Tunceli. bir . güneyden Keban baraj gölüyle ve doğudan da Peri Vadisi’yle çevrilidir. Doğu Anadolu bölgesinde Fırat Havzası içerisinde kalan belirgin doğal sınırlarla kuşatılmış. yüksek ve dağlık bir bölgedir. durumundan.

Erinç. Ovalar oluşmamıştır. sık sayılabilecek meşe ormanları ile kaplıdır. Yaylalar. yaklaşık olarak 1500m. bu düzenli ve yüksek sıralar dışında orta ve güney kesimlerde tek tek yükselen kabarıklıklar vardır. geniş meralar olduğundan. ilin kuzeyinde Tunceli – Erzincan sınırı üzerinde uzanan Munzur sıradağlarıdır. tıpkı daha kuzeydekiler gibi. Birbirlerinden. Saraçoğlu. civarı ve üzerindedirler). Buna karşılık güneydoğu ve doğuda çeşitli yükselti basamaklarına sıralanmış yaylalara sık rastlanır. Ağar. Darkot. 1943. ilin kuzey ve kuzey – doğu sınırında bulunan Pülümür ilçesine doğru iyice incelir ve alçalır. Bunlar. sivri doruklarıyla. 1956. yeşil otlaklar. bu dağlar Tunceli’de göçebe hayatı yaşayan insanlar için birer yayladırlar. (Kutlu. Mercan Dağları. doğuda Munzurların bir devamı görünümünde olan Mercan Dağları yükselir. çoğunlukla Munzur Dağlarının yüksek sırtlarla çevrilmiş düzlüklerinde görülmektedirler. Munzur Vadisine çok dik yamaçlarla indiğinden burada geniş yayla alanlarına rastlanmaz. yükseltili bir taban üzerinde sıralanmaktadırlar. Üzerlerinde krater gölleri. Vadiler çok dar ve diktir. çok yüksek bir sırt halinde doğuya doğru uzanır. Bu genel görüntü içerisinde yörenin en yüksek kısımları (yaklaşık olarak 3000 m. 1987 ve Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005)5 Tunceli ilinde. Dağ sıraları. Kırmızı ve gri renkte olan bu dağ sıralarının eteklerinden doruklarına kadar bitki örtüsüne rastlanmaz. Bu yükseltiler. Tunceli’nin dağlık ve yüksek kuzey yarısında Ovacık ilçesi dışında vadi düzlüğü yoktur. Bu sıradağ üzerinde. dağlardan sonra ağırlıklı yeryüzü şeklini yaylalar oluşturmaktadır. 1953.yandan da akarsularla derince oyularak yüksek platolara (yaylalara) dönüşmüşlerdir. . İlde. tamamen çıplaktırlar. derin ve dar vadilerle ayrılan bu yükseltiler. 1940. Tunceli İl Yıllığı 1973. Bu 5 Gerek Kutlu’nun çalışmasında gerekse sonraki çalışmalarda ilin coğrafi özellikleri açısından temel referanslar olarak kullanılan kaynaklar için bkz.

Tunceli ili akarsularla çevrili bir yarımada olarak nitelendirilmektedir. Keban baraj gölünün kuzey sahillerini oluşturan ilin güney kısımları tamamen farklılık gösterir. önce doğuya doğru akarak ve ovayı katederek güneye yönelir.” (Kutlu. Munzur Suyu. ilin önemli diğer akarsularından Mercan.(Kutlu. İşlenebilir.engebeli görünüm içerisinde. baraj gölüne sınır olan güney ilçelerdeki düzlükler. ildeki tarım alanlarını işaret etmektedir. Kalan. yani kuzeyden – güneye doğru yavaş yavaş alçalarak bir aşınım yüzeyini oluşturduğu bu alanda yükselti 1000m. Tümü Fırat havzası içerisinde kalan bu akarsularla. özellikle Munzurlar üzerindeki yaylaları bol kaynak sularıyla beslemektedirler. 1987 ve Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005) “Genelde yüksek bir yöre olan il alanı. Pertek ve Mazgirt güney hattı boyunca. Batıdan doğuya doğru Çemişgezek. Ovacık’ın kuzeyinde Ziyaret Tepe’nin eteklerinde gözeler halinde çıkar. bunlardan herhangi bir biçimde yararlanılmamaktadır. Harçik (Pülümür) Derelerini bünyesine alarak Mazgirt ilçesi.’nin altına düşer. akarsu bakımından da zengindir. Büyük bir bölümü dar ve derin vadiler içinde aktıklarından. daha düşük yükseltilerde kaynaklar şeklinde yeniden yüzeye çıktıklarından. Buna karşın. bol kar ve yağmur sularıyla çeşitli kaynaklardan beslenen akarsuların çokluğu açıklık kazanır. Akpazar Bucağı yakınlarında kuzeydoğudan gelen Peri Suyu’yla birleşerek Keban baraj gölüne karışır. Yükseltinin Munzurlar’dan Murat Vadisi’ne (bugünkü Keban baraj gölüne) doğru. 1987: 35) . batı – doğu yönünde uzanan 85 kilometre-karelik düzlük alanda ilin en önemli ovası olan Ovacık (Zerenik) yer almaktadır. Laç. Çok eğimli bir alanda hızla akan Munzur Suyu. Yukarıda sözünü ettiğimiz dağların yükseklikleri göz önünde bulundurulursa. Düzenli yağış alan yüksek dağlarda dibe çekilen kar ve yağmur suları. geniş sayılabilecek tarım alanlarının hemen tamamı bu bölgede bulunmaktadır. İlin en büyük akarsuyu Munzur Suyu’dur.

Söz konusu çalışmalar. yine özellikle ilin güney kısımlarında yoğunlaşmak suretiyle. çeşitli tarihlerde arkeolojik araştırmalar yapılmış tek yerdir. Bu çalışmalar. yöredeki ilk insan yerleşimleri hakkında bizlere somut veriler sunan ve üzerinde. Erdoğan 2004 ve 2005. Söz konusu çalışmaların hemen hepsi. bugünkü Tunceli ilinin güney sınırını oluşturan Keban baraj gölünün üzerinde yükseldiği Murat Nehri vadisi. yüzyıl sonlarında bazı yabancı araştırmacılar tarafından yapılan kısmi araştırmalardan oluşmaktadır. ikinci evresini ise 1960’larda ve 1970’lerin başlangıcında Keban Barajı inşaatıyla ilgili olarak yapılan çalışmaların oluşturduğu kazıların ortaya çıkardığı bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla6. . Keban Barajı inşaatı öncesinde hızlı bir biçimde organize edilen ve baraj suları altında kalması öngörülen yerlerdeki yüzey araştırmalarından. Yaklaşık 125 km olan ve bugünkü Tunceli’nin güney sınırını oluşturan bu vadi. bugünkü Tunceli il sınırları içerisinde kalan alanda yapılmış olmaları bakımından.Bugün Keban baraj gölünün boydan boya kapladığı ilin güney sınırı. insan varlığının yöredeki ilk izleri açısından. Bu kaynaklar ve değerlendirmeleri için bkz. yakın bir zaman öncesinde. yüzyıl sonlarından Cumhuriyet’e kadar olan dönemin. bizlere yöredeki en eski insan faaliyetleri hakkında ilk elden veriler sunmaktadırlar. kurtarma kazılarından ve 19. Paleolitik dönemden itibaren ilin güney kısımları ciddi boyutlarda insan 6 Bu iki ana dönemden sonra 1980’li yıllardan itibaren çeşitli aralıklarla. Paleolitik Dönem gibi oldukça erken bir tarihi devire kadar uzanmaktadır. aynı zamanda. Özellikle bugünkü Çemişgezek ve Pertek ilçeleri civarında yoğunlaşan ve ilk evresini 19. Bu son derece faydalı derlemelerden anlaşıldığı üzere. bazı yabancı kaynakların ilk çevirileriyle de desteklenerek Erdoğan (2004 ve 2005) tarafından yayımlanmıştır. baraj öncesinde. yukarıdaki akarsuların birleşerek oluşturduğu Murat Nehri vadisidir. ilin kapsadığı coğrafyada yaşamış eski kültür katmanlarını açığa çıkarmakta. çeşitli yüzey araştırmaları yapılmıştır.

1971: 3) Söz konusu çalışmaların sonuçları incelendiğinde. ilk çağ Anadolu uygarlıklarına uzanan bir kesitte yöredeki kültür örnekleri hakkında güçlü maddi kanıtlar elde edilmiştir. yollarını ve yerleşimlerinin kolaylaştırmıştır. Pulur ve Altınova’da (Norşuntepe. Burası doğu – batı. Bu bölgede tarih boyunca ve bugün de doğa sömürücülüğüne devam edildiğini. kara ve su hayvanlarının çokluğu. Tepecik vd. insanları Eski Taş devri (Paleolitik) başından ve daha da öncesinden buralara çekmiş. Bu ilk yerleşim alanları. Özellikle çakmaktaşı işleme atölyeleri önemsenecek düzeydedir. kuzey – güney bir kavşak noktası olmuştur. Tunceli’nin güney sınırlarındaki insan yerleşimlerinin izlerinin Paleolitikten itibaren görünürlük kazandığını ve bu tarihten günümüze değin hiçbir kesintiye uğramadan geldiğini gözler önüne sermektedir. 2004: 9 – 10) “Keban baraj gölünün geniş doğal sınırları içindeki gözelerin bolluğu.yerleşimlerine sahne olmuş ve yerleşik hayatın ilk örneklerini barındırmıştır. konuya dair üzücü olan durum: Türkiye içerisindeki benzerleriyle de kıyaslandığında böylesine zengin .) bulunan höyüklerde yapılan kazılar bölgenin ilk yerleşimlerini ortaya koymaktadır. orman kalıntılarının ve doğal kaya sığınaklarının varlığı. Bu çalışma notlarının çoğunluğunda da zikredildiği üzere.” (Erdoğan. tarihsel süreç içerisinde. yeryüzünün elverişli kısımları insanların akımlarını. Kazıların sonucunda Paleolitiği takiben Kalkolitik ve Neolitik dönemlerle birlikte. eskilerin yerine bir şey konmadığını gözlemiş bulunmaktayız…” (Kökten. “Araştırmalar avcı-toplayıcı yaşam tarzını tanımlayan Diptarih (Paleolitik) sürecinde Dersim’in (Tunceli) yüksek yamaçlarındaki doğal sığınaklarıyla uygun bir ortam sağladığını göstermektedir. önemli birer ticari merkez statüsü de kazanacaklar ve günümüze dek ulaşacaklardır.

kültürel mirasına uzanan bu kaynaklar. tarihsel süreç boyunca devam edecek ve Alevi – Sünni toplulukların hem kendi aralarında hem karşılıklı olarak. Sırtını. bir diğer yönüyle de iç-Tunceli’deki topluluklarla bazen çatışmalı bazen de barışık bir şekilde ticari ilişkilerini sürdürecektir. Hatti. Makedon. Pers. çoğunlukla miras alıp yaşattıkları en karakteristik ilişkilere köklü bir arka plan da yaratacaktır. Anadolu Beylikleri (Karakoyunlu – Akkoyunlu) ve nihayetinde Osmanlı dönemlerinin etkin izlerini taşımaktadır. Urartu. Med. Üstelik hak ettiği ilgiyi dahi göremeyen yerler. Sasani. Bugünkü Tunceli’nin güney kesimleri. Uzak akrabalarımıza ve dahası insanlığın erken dönem tecrübelerine. İlin iç kısımları ise Erdoğan’ın (2004: 11) benzetmesiyle söyleyecek olursak. Murat Nehri vadisi boyunca sıralanan yerleşim alanları. Bu temel ayrımlaşma. Yazılı kaynaklardan ve bunlar üzerine yapılmış az sayıdaki araştırmadan anlaşıldığı kadarı ile Tunceli. bulunduğu bölge itibariyle ilk çağdan itibaren Ortadoğu ve Anadolu’da ortaya çıkan uygarlıkların kapsamında kalmış ve izlerini bugüne dek taşımıştır. Roma. sarp dağlarla kaplı iç-Tunceli’ye yaslayan. ‘terra incognita’ (keşfedilmemmiş kıta) durumunu korumaktadır. Doğu Anadolu’nun diğer birçok bölgesi gibi Sümer. Tunceli.bir tarihsel arka plana sahip olan bölgenin hak ettiği ilgiyi görmemiş olmasıdır. . Hitit. gerek uygarlık (devletleşme) öncesi dönemlerde gerekse sonrasında insan toplumsallığının etkin izlerinin birbiri ardı sıra görünürlük kazandığı alanlardan birisidir. Bizans ve İran – Orta Asya göçleri neticesinde ortaya çıkan Selçuklu. bir yönüyle merkezi devletlere ve ticarete bağlanacak. Asur. Tunceli’nin güney kısımlarıdır. bugünde de araştırıcıların kapsamlı ilgilerini beklemektedir. Ortadoğu’daki diğer büyük akarsu havzalarında olduğu üzere.

Aynı dönemlerde iç-Tunceli ise nerdeyse tümüyle farklı kimlik aidiyetleriyle ifadesini bulan muhalif odakların sığındıkları ve burayı merkez alarak bölgede karşı faaliyetleri örgütledikleri bir alan olarak ortaya çıkmaktadır. Tunceli’nin güneyindeki Çemişgezek. Bu uzun tarihsel süreç içerisinde. ulaşabilmiş olduklarından başlayarak. bu açıdan. Kaya. Anadolu’da etkin birer 7 Çarpıcı benzerlikler içermesi bakımından. Bizans. Aksoy. Roma. Pertek ve Mazgirt bölümlerinin. Tunceli’ye dair mevcut literatürde. uzun süreli merkezi otoritenin sağlanamadığı bir coğrafi özellik kazanmış olduğunu göstermektedir. Cumhuriyet dönemine dek bir ‘Tunceli Tarihi’ çalışması yapmış olduğu anlaşılmaktadır. kendisini çevreleyen ticaret yolları ortasında kalmasının ve İç Anadolu – Doğu Anadolu’nun kesiştiği noktada bir ada gibi yükselmesinin. aynı kapsamdaki bir deneme için bkz. 2002. yapıtında. Bu kapsamda. sürekli olarak ortaya çıkan mücadelelerde el değiştiren. Selçuklu ve Osmanlı gibi uzun vadeli merkezi yönetimler döneminde. Aksoy’un (1985) yapıtının içerdiği kapsam bakımından kayda değer başka bir çalışma ne yazık ki bulunmamaktadır. . söz konusu mücadelelerin ayrıntılı okumaları ile doludur. merkezi devlete bağlı yerel idareciler tarafından yönletildiği ve etkin birer ticari merkez haline geldikleri görülmektedir.Söz konusu uzun tarihsel geçmiş üzerine. Erdoğan’ın (2004 ve 2005) eserlerinde bir araya getirmiş olduğu tarih öncesi ve ilk çağ Anadolu uygarlıklarına dair çalışmalar içerisinde.7 Aksoy’un. Aksoy’un (1985) çalışması. yazılı tarihin ve yerel arkeolojik verilerin daha fazla veri sunmaya başladığı Urartu döneminden itibaren Tunceli’ye dair hayli iddialı bir kültür tarihi denemesine girişmektedir. Tunceli yöresinin. büyük bir titizlikle ulaşabildiği yerli ve yabancı kaynakları bir araya getirerek yukarıdaki tarihsel dizin içerisinde.

bölgelerini sorunsuz bir şekilde onun halifelerinden Nur Ali’ye açtılar. Hacı Rüstem ailesi ve diğer aşiretler reislerinden birçok kişi oldu… Baskılara karşı bölge halkı kısa sürede ayaklanıp. Bu dönemde Hacı Rüstem. Çemişgezek merkezli Dersim bölgesi de aktif oyunculardan birisiydi. Tunceli’nin sürekli olarak el değiştirdiği. çatışmaların merkezinde belirleyici roller oynadığı anlaşılmaktadır. Kürt beylikleri içerisinde en ünlü olanlardandı. Yenilgiden sonra Rüstem. Şah İsmail’den önceki tüm istilalara karşı başarılı bir şekilde ülkelerini savunmuşlardı. Doğu Anadolu’yu denetimine geçirdiğinde. Osmanlı – Safevi savaşları sürecinde Çemişgezek Beyliği üzerinden (fiili olarak) iç-Tunceli’nin ve bölgenin kazanmış olduğu otonom statüdür. Çemişgezek Beyliği. Bu konuda Gezik’in tespitlerini kaydetmek yerinde olacaktır: “Osmanlı – Safevi sürtüşmesinde. Şah İsmail. yöresel beylikleri uzaklaştırma politikasını Hacı Rüstem’e karşı da uyguladı ve onu Irak’ta bir bölgeye önetici olarak atadı. Şerefhan’ın aktardığına göre. Şah İsmail’in bölgeye atadığı halife Nur Ali. bölge idaresini devraldıktan sonra baskıcı bir politika izledi. Hacı Rüstem’i geri istedi. Çemişgezek Beyi Hacı Rüstem de bağlılığını bildirmek için Şah İsmail’in yanına gitti. Çemişgezekliler. Selim’den affını istedi. Ancak tez çalışmamız çerçevesinde. Rüstem’i. yine aynı güney ticaret merkezleri dolayısıyla. Çemişgezekliler. ona karşı besledikleri dinsel sempatiden dolayı. Tıpkı diğer Kürt beyleri gibi.merkezi devletleşme pratikleri sergilemiş bu uygarlıkların zayıflayıp bölündükleri dönemlerde ise. Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in birlikleri içerisindeydi. Alevi ve Sünni toplulukların yöredeki tarihleri açısından belirleyici olan tarihi gelişme. Beylik bu ününü uzun dönem bağımsızlığını koruyabilmiş olmasından almaktaydı. Fakat o. Uygulamalarının ilk kurbanları. Şah İsmail. Kemah Kalesi’ni kendisine karşı savunduğu ama Şah İsmail’e .

Anadolu’da 11. kaybettiği Kürt beylikleri Osmanlı saflarında savaşarak.” (Gezik. . kırk kişilik ailesi ile birlikte ölümle cezalandırdı. Selim’in onayını alarak. Osmanlı’nın önünü. Diyarbakır eyaletine bağlı sancak statüsüyle. bölge aşiretlerini örgütleyip. Çoğunlukla göçer ve yarı–göçer konumda olan Alevi topluluklar. onun isteği kabul edildi. aynı zamanda. 2004: 48 – 49) Şah İsmail’in. Rüstem’in oğlu Pir Hüseyin. Kürt beyliklerine ve idarecilerine olan güvensizliğin de etkin bir biçimde hayata geçirilmesini getirmiştir. kısa bir süre sonra Selim’den af istediğinde. Bu son. Şah İsmail’in Anadolu sürecini noktalayacaktır. Hüseyin. bölgenin savaş sonrasında toplu Alevi katliamından kurutulmasında da etkili olmuştur. Kürt beyliklerinin kazanılması noktasında kolaylıkla açacaktır.direnç göstermeden açtığı için. büyük ticaret merkezlerinden ve ticaret yollarından uzaklaşacak. bir Kürt beyliği olarak Çemişgezek Beyliği de. beraberinde. İdris-i Bitlisi’nin yaptığı anlaşma doğrultusunda. Ancak Safeviler’in sahip oldukları ve devlet ideolojisinin söylemi olarak yaşattıkları din kimlikleri ile Sünni Kürt kitlelerinin büyük çoğunluğunun bu anlamda örtüşmemesi. Ayrıca. kendi beyliğini Kızılbaş Safeviler’den kurtarması. Osmanlı’yla olan mücadelesinde. Söz konusu güvensizlik ve buna dair uygulanan politikalar. resmi düzeyde bir özerklik kazanmıştır. Anadolu’daki Alevi kitlelerin desteği Şah İsmail’e yeterli olmayacak. yüzyıldan itibaren varlıklarını sürdüren ve önemli bir nüfus gücü oluşturan Alevi toplulukların da nihai olarak bastırıldığı ve yerleşik düzeni işaret eden Sünni–İslam’ın devlet otoritesiyle birlikte kurumsallaştığı bir dönemin de kesin bir ilanı olacaktır. Pir Hüseyin’in. aralarındaki tampon bölgede yaşayan büyük Kürt beyliklerini başlangıçta kendi yanına çekebilmiş olması büyük bir başarıdır. halen Safevi ordusunca işgal altında tutulan ülkesini Osmanlı askerleri gelmeden kurtardı.

din kimliği ile de örtüştükleri feodal– teokratik bir devlet sisteminde. Osmanlı lehine biten savaşın ardından. “Dersim” kimliğini böylelikle kazanacaktır. Safevi’lerden uzaklaşan ve Osmanlı yanında saf tutan büyük Kürt beylikleri. Bu özerkliğin kapsadığı alanlarda yaşayan topluluklardan olan iç-Tunceli ahalisi. 8 Tunceli’deki Alevi toplulukların analizleri. 1990’lı yıllarla birlikte yükselen Kürt ulusalcılığının ve bölgede yaşanan savaş halinin etkisiyle tekrardan yeni bir tanım aralığına kavuşacaktır. tersi yönde ilerleyecektir. zamanla. bölgeyi çevreleyen diğer Alevi toplulukları da kendilerine bağlamayı başaracak ve 20. yüzyıla gelindiğinde. devletin yaklaşık yüzyıllık zor yoluyla ıslah çabalarını dahi boşa çıkarabilecek bir güce erişmiş olacaklardır.8 “Dersim”. seyitler ve talipleri bağlamında. II. Bölüm içerisinde ayrıntılı olarak verilmektedir. sosyal ve politik merkezi kurumlar olan seyit aileleri ve onlara bağlı talip aşiretler bağlamında. son derece ilgi çekici bir biçimde. ‘İsyankârlığı’. her ne kadar kendi içerisinde farklı alt iktidar merkezleri barındırsa da kendisini çevreleyen hâkim merkezi güç yani Osmanlı ve onun somutlaştığı kitleler nezdinde de etno-kültürel bir bütünlüğün mekânı algısına dönüşecektir. Bu algı ‘1938’ gibi kesin bir sonun ardından kırılmış olsa da 1970’li yıllarla birlikte yükselen muhalif hareketlerin tekrardan canlılık kazandırdığı bir tanım olacaktır. Ek olarak. çok parçalı bir yapı sergileyen Alevi toplulukların merkezi yerleşim alanı olan iç-Tunceli ve civar bölgelerde. yaşadıkları coğrafyanın koruyuculuğunda. Kendi içerisinde. bu merkeze din kimliği çerçevesinde bağlanmış aşiretlerin yaşadığı alanlar. Ancak iç-Tunceli açısından bu durum. özerk statüler kazanacaklardır.Anadolu’nun daha tali noktalarında zamanla yerleşik yaşama geçecekler ve eski etkinliklerini yitireceklerdir. .

Hıristiyanlık gibi farklı etnokültürel toplulukları da içerecek ancak asla bir parçası olarak görmeyecektir. güneybatı ve batıda (Adıyaman. Osmanlı–Safevi savaşı sonrasında içTunceli’nin dolaylı olarak sahip olduğu resmi özerklik ile çoğu Alevi topluluk için de bir kaçış yeri olmasından kaynaklandığını söylemek mümkündür. Maraş. Bingöl). Bu yüzden ‘Dersim’. Bu ayrımlaşmanın köklerinin. ‘Yenilemezliği’ ve asla ‘Asimile edilememesi’ gibi özelliklerle Alevi toplulukların kendilerini çevreleyen coğrafi sınırların dışında kalan sosyo-kültürel evrene dair her daim canlı bir biçimde yaşattıkları ve içeriğini güncel politik söylemlerle doldurdukları bir kimlik belirteci haline gelecektir. ‘Dersim’in kapsadığı coğrafyadaki Sünnilik. yüzyıldan itibaren 19. yüzyılın sonların değin yaşanan nüfus artışıyla iç-Tunceli’deki Alevi topluluklar. ancak kendi hâkim kimliklerine olan yakınlık ve uzaklık derecesine göre ‘Dersim’in bir parçası yahut ilgisiz öğeleri olarak kodlamaktadır.‘Tarih boyunca bağımsızlığı’. Antep. kendisinde gerçekte örgütlü – kurumsal bir biçimde olmayan ve fakat fiili olarak vücut bulan ‘iç-Tunceli’yi ‘mekân’ olarak kabul etmektedir. Bu göçlerin temelinde hızlı nüfus artışının ve iç-Tunceli’nin tarım alanları yoksunluğunun. kuzey doğu ve doğu (Erzurum. Dolayısıyla bu tanım. Bu mekânın güney sınırlarında yaşayan ve hatta göçer hayvancılık ile iç-Tunceli’ye kadar taşınan bazı Sünnileri. Hâlihazırda Alevi toplulukları barındırmasına karşın gerek dışarıdan aldığı göçler. doğal kaynaklarının yetersiz kalmasının oldukça önemli bir yeri olduğu belirtilmelidir. güneydoğu ve güney (Diyarbakır ve Elazığ). Muş. kuzey (Erzincan). iç-Tunceli merkezli Alevi toplulukların . gerekse 16. Malatya ve Sivas) oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Ek olarak.

İç-Tunceli’de. Gezik. birlikte hareket etmekteydiler. batıda Sivas ve güneyde Çemişgezek ile Pertek’e doğruydu (Munzuroğlu. 2004) 9 Konu hakkında son derece önemli ve hâlihazırda tek olma özelliği taşıyan kaynak için bkz. söz konusu yağmaların biricik belirleyenidir. Bu birlikteliğin temel itici kuvveti ve söylemi de. 2004: 9). Bu yüzden İç-Tunceli’deki aşiretlerin tarihi. Kemaliye. Kemah. önemli ölçülerde baskıladıkları Sünni ve Hıristiyan toplulukların bölgeyi terk etmeleriyle de mümkün olmuştur.yukarıdaki yönlere doğru genişleyebilmeleri. 10 Üzerinde bugüne değin ciddi bir çalışma yapılmamış olan bu tip geçim faaliyetleri etrafında örülü halk kültürüne dair fikir verici. aynı zamanda. sahip oldukları ‘Alevilik’. ticaret yollarına ve Sünni yahut Hıristiyan köylere yapılan yağma amaçlı baskınlar ‘Dersim Aşiretleri’nin bilinen en karakteristik yönüdür. (Gezik. Munzuroğlu. Uzun yüzyıllara yaslanan bu durum. kimlik temelli bir ayrım gözetmemiş oldukları da belirtilmelidir. Gümüşhane. 2004: 8 – 10. varlığını esas olarak iç-Tunceli’nin yetersiz ekonomisinden almaktadır. Yağma kültürü. ‘Dersimlilik’ kodlarıydı. Fakat yine de bu topluluklar. özellikle Osmanlı’nın 19. Ancak burada Alevi toplulukların bu tür bir geçim tarzını yaşattıkları dönemlerde. kuzeyde Erzincan.9 İç-Tunceli’yi çevreleyen doğal sınırların dışında kalan ticari merkezlere. kendi aralarında bitip tükenmek bilmeyen mücadelelerin de tarihidir. nüfus artışı ve yetersiz tarımsal faaliyet ile zaman zaman doğal nedenlerden de beslenen ve süreklilik gösteren ‘kıtlık’ dönemleri. yüzyılla birlikte başlayan reform hareketleri neticesinde kendilerine yönelen hamleleri karşısında. bugünkü tabiriyle. Öte yandan. 2004.10 Yağmaların yöneldikleri hedefler. aynı girişimler aşiretler arasında da sürekli olarak varlığını koruyan bir durumdu. özgün bir değerlendirme için bkz. beraberinde ‘yağma kültürüne’ dayalı son derece ilginç kültürel kurum ve davranış örüntüleri de oluşturmuştur. .

Ancak bu düzenlemeler. bu kez Elazığ’a bağlanır. bu idari yapısını Kurtuluş Savaşı’na dek koruyacaktır.Bugünkü Tunceli’nin idari tarihçesi Osmanlı’nın Doğu Anadolu’da mutlak bir hâkimiyet kazandığı 16. Bulut (1992) ve Hezarfen’in (2003) 19. merkeziyetçi bir biçimde yeniden örgütleme girişimlerinde bulunmaktadır. devlet otoritesinin iç bölgelerde tesisinde bir fayda sağlamaz. Tunceli’nin. Bu dönemde Osmanlı. Ovacık ve Mazgirt gibi yerleşim alanları Erzurum’un bir başka sancağı olan Erzincan’a bağlanır. yüzyılla birlikte başlamaktadır. Pülümür. Ancak Tunceli’nin devlet raporlarında adının sıklıkla zikredildiği. Yine aynı düzenleme içerisinde. Yılmazçelik (1998). Sonra tekrar. Liva merkezi kabul edilerek Erzurum iline bağlı bir sancak haline getirilir. süreklileşen bir ‘asayiş sorunu’ olarak görüldüğü ve bu kapsamda devamlı olarak çeşitli idari ve askeri hamlelere maruz kaldığı dönem 19. Çemişgezek Beyliği dolayımıyla Diyarbakır’a bağlı bir sancak haline gelmesi. resmi tarihinin de başlangıcı sayılabilir. ‘Dersim Livası’ adıyla bugünkü Hozat ilçesi. Osmanlı’dan itibaren. 1886’da yine bir sancak olarak. Dersim. yüzyıl başlarına ait Osmanlı idari belgelerine dair yaptıkları önemli çalışmalar yukarıdaki durumun açık kaynaklarıdırlar. Osmanlı’nın içerideki sorunlarının başlıcalarındandır. yüzyıla dek geri gitmektedir. Avrupa’da. başlı başına bir vilayet olarak yeniden düzenlenir. bugünkü Akpazar. Tanzimat’ın ilan ve kabulüyle birlikte Osmanlı Devleti’nin yapısal yenilenme hareketleri çerçevesinde başlattığı idari yeniden düzenleme içerisinde İç-Tunceli ve civarı. Bu kez 1879 yılında Dersim. İç-Tunceli merkezli Alevi aşiretlerin oldukça geniş bir bölgede devlet otoritesini zedelemesi ve bölgenin ticari–sosyal hayatını etkilemesi. İmparatorluğun uzak sınırlarında hızlı bir biçimde toprak kaybetmekte. yüzyıl sonları ve 20. . Bu belgelerden anlaşıldığı kadarıyla. geleneksel olarak süregetirdiği devlet yönetimini.

1999 ve Akgül 1990. sahip oldukları siyasal arkaplanlar çerçevesinde Dersim’in Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişini konu alan birçok eserden bahsedilebilir. Ulus-devletin reddi ve bağımsızlık talepleri çerçevesinde yapılandırılan çalışmalarda zorlama analizlere rastlanmakla birlikte. Tunceli olacaktır. bu kimliği var eden Alevi toplulukların geleneksel toplumsal yapılarının kırılmasıyla birlikte tarihe karışacaktır.11 Cumhuriyet döneminde Tunceli’nin idari tarihçesi özet olarak şöyledir: 1926 yılında Dersim ilçe yapılarak Elazığ’a bağlanır. 1937–1938 gibi Cumhuriyetin ilanından hayli geç bir zamanda ve yaşanan kanlı süreçlerin ardından ‘Dersim’.12 Alevi toplulukların varlıklarıyla yaşamsallık kazanan özerklik. tarihi yeniden-yazma ve yaşananları yok sayma örnekleri de mevcuttur. . yaşayabilmesine olanak sağlamıştır. Tunceli tekrar Elazığ’a bağlanır. Bu gibi yaklaşımlardan çeşitli şekillerde etkilenmiş olmakla birlikte. Tunceli vilayeti teşkil edilir. bu hakimiyetin kapsamında kalan Sünnilerin de özgün geleneksel yaşayışlarının bu tarihe kadar. Bölümün ‘Sünniler’ başlıklı üçüncü alt kısmında değerlendirilmektedir. İlin güney ilçeleri etrafında Alevi topluluklarla iç içe yaşayan Sünnilerin de geleneksel kurum ve yaşayışlarının köklü biçimlerde değişimi söz konusu olmuştur. 1937 ve 1938 hakkında dönemin kaynaklarını hakkıyla taramış olmaları bakımından şu çalışmalara bakılabilir: Günel. (Cengiz. Ancak bu keskin geçiş sadece Alevi topluluklar nezdinde yaşanan bir dönüşüm değildir. ulus bütünlüğünü savunma iddiasında. (Tarihsiz)) 1937–1938 yıllarında yaşanan savaşlar neticesinde Dersim. Gezik.Cumhuriyet döneminde Dersim. 2004. Ancak süreci Alevi toplulukların bölgedeki tarihsel geçmişleri ve daha da önemlisi etno-kültürel yapısal özellikleri çerçevesinde irdeleyen objektif ve alanında tek bir çalışma için tekrar bkz. 1935’te ise ismi ve sınırları yeniden belirlenerek. Bu eserlerin özellikle 1990’larla birlikte Türkiye’nin de dahil olduğu uluslararası konjonktür çerçevesinde ortaya çıkışları anlamlıdır. 1937–1938 savaşlarından sonra. yeni devlet ideolojisinin ve yapısının en son tesis edildiği Anadolu parçasıdır. uzun yüzyıllar boyunca süregetirdiği özgün etnokültürel yapısının sonlanması ise ancak 1947’de mümkün olacaktır. bilhassa kırsal yerleşimlerde. Zira 11 ‘Dersim İsyanı’ yahut ‘Dersim olayları’ gibi. 12 İlgili sürecin Sünni topluluklar nezdinde yarattığı sonuçlar. kültürel dönüşümler II. Tunceli’nin bugünkü idari yapısını kazanması ve yaklaşık bir asırdır süren çatışmaların.

Cumhuriyet’in tesisinde de en önce bu yeni kültürel sürece dâhil olan merkezler olmuşlardır. 2004. Alevi topluluklar açısından. 19.güneydeki ilçe merkezleri. . Buradaki amaç. yüzyıldan. üç ana evrede. son noktası 1937–1938 savaşları olan sürecin başlangıcı ve yaşananlara dair tarihi gelişmeler. Ancak. 1937–1938’de. ‘Tunceli Aleviliği’nin sahip olduğu özgün farklılıklar üzerine geniş sayılabilecek bir yazından bahsedilebilir. 2006 bunlardan bazılarıdır. İlk evre. çok yönlü bir işlevsellikle Tuncelili Alevilerin gündelik yaşamlarında son derece canlı ve çarpıcı biçimlerde yaşamaktadır. yüzyıla dek yaklaşık olarak yedi yüzyıllık bir bağımsız kültürel sürecin toptan yok oluşu anlamı taşımaktadır.13 Bu yüzden. hâlihazırda ulaşılabilir durumda olan yakın bölgeleri denetim altına almak ve üzerlerine gidildiğinde silahlı bir direnişten kaçınmayacak 13 Tunceli’de Aleviliğin ilk tesisine yönelik tarihi çalışmalar bulunmamaktadır. kelimenin tam anlamıyla bilinen dünyanın yıkımı ve bilinmeyen yeni bir dünyanın anlam kodlarının başlangıcıdır. Söz konusu biçimleri yaratan farklılıklar. özetle şu şekilde verilebilir. 1999 ve Danık. 1936 yılında ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun’ çerçevesinde başlayan ve ulaşılabilir durumda olan güney aşiretlerinin silahsızlandırılmasını ve iç bölgelere ulaşımı sağlayacak yol yapımlarını kapsayan dönemdir. uzun bir zaman süren hazırlık sürecinden sonra. Gezik. şiddetle tasfiye edilen toplumsal kesim. Çalışma konusu olan Tuncelili Sünnileri çevreleyen bu topluluklar hakkında ilgili konular II. Ancak bugün 60’lı yaşların üzerinde olan yaşlı kuşakların anlam dünyalarında ‘1937–1938’. Çem. Bölümde ‘Aleviler’ başlığı altında tartışılmaktadır. Bu bakımdan savaş. doğrudan belirli tarihi dönemleri işaret eden yaş aralıklarına göre biçimlenmektedir. tarihte olduğu gibi. 1937–1938. Cumhuriyet döneminde. bugün Alevilik olarak tanımlanan dini–sosyal kimlik algısının Anadolu’da ve Tunceli’de ilk olarak yerleştiği 12. şüphesiz Alevilerdir.

Bu dönemlerde iç-Tunceli aşiretlerinin topyekûn bir direnişinden bahsetmek olanaksızdır. büyük bir koalisyonun yaratılmasını olanaklı kılmadı. Haziran ayı sonlarına dek. Bu dönemde esas olarak savunmada . çatışan aşiretlerin dışında kalarak bir uzlaşma alanı olarak kurgulamışlardır: “Aşiretler arasında yaşanan sorunlar. Altmışın üzerinde aşiretin yaşadığı Dersim’de.olan iç-Tunceli aşiretlerine yönelik kapsamlı askeri operasyonların alt yapısını tesis etmektir. 1937–1938 savaşlarını ‘bağımsızlık savaşı’ yahut ‘Kürt başkaldırısı’ olarak kodlayan yaklaşımların iddialarının aksine çoğu aşiret. Seyit Rıza ve yandaşları yalnız iç-Dersim’in Haydaran. Bu dönemde ‘Cumhuriyet’. bu tehdidi algılayan ve uzlaşma imkânı olmadığını gören aşiretlerin söz konusu hazırlık faaliyetlerine yönelik silahlı eylemlerini ve bu eylemlere karşı devletin operasyonları kapsamaktadır. vergi gibi) merkezi devlete bağlayan ve onlara yaşam alanlarında özerklik sunan bir içerikten uzaktır. İkinci evre. Demenan ve Bahtiyaran aşiretleriyle bir direniş cephesi kurabildiler. Ne ki ‘Cumhuriyet’ modern bir olgudur ve öngördüğü toplumsal proje. geleneksel bölünmüşlükleri ve Osmanlı’yla olan danışıklı-dövüş tecrübelerine göre savaşı. yoğunluğunu arttırarak sürdü ve devlet birliklerini bazı noktalarda durdurmayı başardı. Başlangıçta bu güce dahil olan Yusufan ve nüfuzlu Kureyşanlar 1937 yılında içlerindeki küçük gruplar dışında tarafsız kalmayı tercih edeceklerdi. Osmanlı’nın yaptığı gibi feodal kimlikleri belirli koşullarla (örneğin. 2004: 87) 1937 ilkbaharında savaşmaya karar veren aşiretlerin saldırılarıyla başlayan çatışmalar. içTunceli aşiretleri açısından yaklaşık yüz yıldır savaştıkları Osmanlı’dan farksızdır ve tıpkı geçmişte olduğu gibi uzlaşma ümitleri canlıdır.” (Gezik.

. 1937’ye dâhil olmayan diğer bazı aşiretler de savaşa katılırlar. Bulut. gerek kıtlıkla yüz yüze kalan üyelerinin gıda ihtiyaçlarını karşılamak. 2004. yanındakilerle birlikte uzlaşma ümidiyle teslim olur. Ancak. Gezik. genelde bölgenin ileri gelen seyit ve ağa aileleri tümden yok edildiler” (Gezik. 2004: 90). 1937’den kurtulabilen direnişçi aşiretlerin toparlanarak. devletin karşı cevabı hiç beklenmedik boyutlarda ve yıkıcılıkta olacaktır: “ Yasak mıntıka olarak ilan edilen yerlerde. yeni güç takviyeleriyle birlikte. Yine hedef olan aşiretleri ve seyit ailelerini barındıran köyler ve aileler de aynı akıbete uğradılar. 1937 çarpışmalarında devlete karşı direnişi örgütleyen önde gelen seyit ve ağaların birçoğu öldürülür. Bunun dışında olaylara karışmayan bölgelerde de beklenmedik bir şekilde bir veya birkaç aile olmak üzere. Ancaki o ve diğer esirlerden önde gelen seyit ve ağalar. Haziran ayı sonlarından Eylül başlarına dek geçen süre. akrabaları hızlı bir yargılamanın ardından derhal idam edilirler. Üçüncü ve son evre. 1998. Bu kez. karşı saldırılara başladığı bilinmektedir (JUK. devletle açık bir biçimde savaşan aşiretler arasında yaşanan şiddetli ve kanlı çarpışmalarla örülüdür. 1992). Yalnız kalan ve elindeki güçlerin tükendiğini gören ve aynı zamanda direnişin önde gelen ismi olan Seyit Rıza. bu zaman içerisinde tespit edilen ve ele geçen insan kafileleri nerdeyse tümden yok edildi.kaldığı anlaşılan ordu birliklerinin Haziran sonlarından itibaren. tükenen aşiretlerden arta kalanların iç-Tunceli’nin daha da içlerine çekilmeleriyle bu dönem son bulacaktır. gerekse bir önceki yılın intikamını almak için o yıl ordu birliklerine milislik yapan çevre aşiret köylerine ve bölgede mevcut ordu birliklerine dönük baskınlarla başlar. Ordu birlikleri büyük kayıplar vermiş olmasına karşın.

Bu dünyaya ait toplumsal yapı tümüyle değişmiştir. Bu dönemde doğan genç kuşaklar. bilhassa kırsal yerleşimlerde. 1970’lere dek geçen süre. 1937 – 1938 savaşlarında 40 ila 80 bin kişinin öldüğü. oluşan bu boşlukları doldurmuştur. sonraki yıllarda Tunceli’nin bugünkü ulaşım yolları olan karayollarının yapımında çalıştırıldılar. 2004)14 1937 – 1938 olayı. Alevi topluluklar açısından. anlam haritasının dili olarak kavranacak ve zamanla yerel Aleviliğin ayırt edici özelliklerinden birisi haline dönüşecektir. Seyitlerin ve ağaların merkezinde olduğu iktidar. 1972. (Gezik. ikili bir anlam dünyası geliştirecekler ve Tunceli’de yaşadıkları dönemler boyunca.Sağ kalanların çok büyük bir kesimi Türkiye’nin farklı bölgelerine küçük topluluklar halinde dağıtıldılar. biricik ifadesi olacaktır. bu değişimin somut. Esirlerin büyük kısmı. Alevi toplulukların anadilleri olan Kırmancki ve Kurmanci. Genelkurmay belgelerinde sadece 1938 yılında 7905 kişinin ölü ve sağ olarak ele geçirildiğini bildirmesine karşın gerçek rakamlar ürkütücü boyutlardadır. 14 Konuyla ilgili sayısal verileri değerlendirmek için başka bir kanyak olarak bkz. ilerleyen yıllarda yaşlı ve genç kuşaklarda ‘1937–1938’ öncesinde kalan bir dünyanın. yurttaşlık algısıyla yer değiştirmiştir. Hatta seyitler ve Sünni toplulukların geleneksel tarikat ilişkilerinde belirleyici konumda olan ‘Babalar’. daha önce hiç bilinmeyen aidiyetler. Bireyin doğumla kazandığı seyit–talip ilişkileri ve bunun ifade ettiği coğrafi sınırla özdeş olan kimlik bilinci. il ve ildeki Alevi–Sünni topluluklar açısından tümüyle bir durgunluk dönemi olacaktır. hayatta kalabilenlerin anlatımlarından ve yaklaşık hesaplamalardan rahatlıkla anlaşılmaktadır. devlet kurumlarıyla yer değiştirmiş. ‘1937–1938’in sonrasında. Resmi dil. 1938-öncesi ‘toplumsala’ doğanların içerisinde yetiştiklerinden. Hallı. tekrardan önemli bir hareket alanı da yakalayabileceklerdir. geleneksel tutum ve davranışları yaşatacaklardır. . bilinen dünyanın sonudur demek kesinlikle abartılı olmayacaktır.

konuşulan dilde ve inanç uygulamalarında ortaya çıkmaktadır. BÖLÜM: TUNCELİ’NİN ETNO-KÜLTÜREL HARİTASI 2. Çalışmamız. Tunceli’de etnikliğin kendisini görünür kıldığı iki ana dinamikten söz edilebilir. Alevilik. tekrara düşmemek açısından.1 Tunceli’de Türklük. işlenmeyecektir. Bunlar. Bu bakımdan ilgili süreçler burada. Tunceli’nin hızlı bir biçimde gerek Alevi gerekse Sünni toplulukların anlam dünyaları nezdinde değişimine tanıklık edecektir.1970’lerden sonrası. II. Kürtlük. Sünnilik: Sınırlarda Karmaşa ve Düzen. . bu tarihi bir başlangıç olarak ele almakta ve sonrasındaki kimlik süreçlerini Alevilik ve Sünnilik kimlikleri ekseninde irdelemektedir.

iç tutarlılıktan ve tanımlı. geri kalanı açısından ise %90’lık bir geçerliliğe sahip olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. bu yerel Aleviliği de en az diğeri kadar tutarlı bir bütün olarak kodlamaktadır. güney ve güney-doğu hattı boyunca uzanan Çemişgezek. bir diğerine göre tutarsız değildir.Buna karşın. varlığını yasladığı tarihsel geçmişinden bugüne kadar büyük ölçüde taşıdığı istikrarlı bir iktidar tecrübesine dayandıran Sünniliğin dünyevi kurgusu ve söylemi. Somut. güney-yarı kısmı Çemişgezek ve Pertek arasında kalan Hozat ilçe merkezinde ve bu ilçenin güney sınırına yakın bir köyünde de Sünni ve Alevi yurttaşların birlikte ikamet ettikleri görülmektedir. Öte yandan. yüzyılın sonlarından itibaren kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlayan ve fakat inanç ve toplum kurgusu bakımından. normatif. Aleviliğin sadece Tunceli yerelinde okunabilir biçimi ile de kendi içerisinde bir bütün teşkil ettiği ve gayet somut bir toplumsallığın yansısı oldu da unutulmamalıdır. tek biçimlilikten yoksun Alevilik.16 1) Alevi ve Sünni yurttaşlar. Bir başka deyişle. Öte yanda. Alevilerin ise kırmız ile gösterilmektedir. gözlemlenebilir bir olgudur ve anlam kodları ile yüklüdür. Çalışmanın ortaya çıkardığı tecrübeler ışığında bu haritanın. ‘Alevilik’ ve ‘Sünnilik’ gibi temel kimlik gruplarına göre yapılandırılan harita Ek – 2’de (bkz. şüphesiz derin bir denge krizi doğurmaktadırlar. 15 Bir yanda mevcut toplumsal yaşamın verili resmi kurumsal imkânlarında ve teolojik dizgelerinde meşruiyetini ve iktidarını üreten ve bunu. Burada her iki inanç dizgesini temsil eden kavramlar yan yana konulduğunda.432) sunulmaktadır. İlin güney hattını çevreleyen bu yarım halkaya istisna olarak. Mazgirt’e ve Çemişgezek’e bağlı birer nahiyede ve bu üç ilçeye bağlı yaklaşık 15 köyde ve sayıları tam olarak tespit edilemeyen mezralarda birlikte yaşamaktadırlar. içerisinde barındırdığı farklı temsilci gruplar dolayısıyla. esas olarak inanç dizgeleri üzerinde şekillendiği öne sürülebilir. varlığını toplumsal yaşamdan alan hiçbir din. Bu konunun ayrıntılarına takip eden iki alt bölümde ve çalışmanın ilerleyen safhalarında örnekler üzerinden değinilmeye çalışılacaktır. Alevilik ve Sünnilik olarak kodlayacağımız temel iki değişkene göre çeşitlenen etniklik algılarına geçmeden evvel. çalışmanın gerçekleştirildiği coğrafi bölümler %100. Tunceli ilinin güneybatı. farklı dil ve inanç uygulamalarının iç içe geçerek hayat verdikleri çeşitli etniklik algılarının. Haritada. Dolayısıyla. Antropolojik bakış. gerekse alan çalışması süresince doğrudan katılarak gözlemle elde edilen veriler ışığında Tunceli’ye dair bir ‘etno-kültürel harita’ ortaya çıkarılmıştır. s. 16 Gerek alan çalışması öncesinde konuya dair hazırlıkların yapıldığı dönemde. . ancak 20. inanç tasavvurlarında ve ritüellerinde kendi içerisinde tutarlı iki ana grup olan Alevilik ve Sünniliğin15 coğrafi durumu şöyle sunulabilir. Tunceli’de. Pertek ve Mazgirt ilçe merkezlerinde. Sünnilerin yerleşim alanları yeşil. bu iki temel değişkenin ildeki genel coğrafi dağılımını özetlemek faydalı olacaktır.

mevcut sosyo- 17 İl merkezinde yahut ilçe. İlerleyen bölümlerde açımlanacağı üzere.2) Geri kalan dağılıma göre ilin orta. 1) Alevilerde dilsel çeşitlilik ve farklı anlam bütünlükleri: Tunceli’de üç farklı dili konuşan Alevi yurttaşların kendilerini tanımlamada kullandıkları kavramların kapsamlarının farklılaşma. 3) Sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları ilçe merkezi bulunmamakla birlikte. iki temel anlam kodu üzerine temellendiğini düşündüğümüz ve dilsel tutumlar üzerinden açığa çıkan bazı farklı kavram setleri aktarılmaya çalışılacaktır. Çoğunluğunu güvenlik kuvvetleri mensuplarının ailelerinin oluşturduğu bu grubun gerek Tunceli’de hakim kimlikler grubunun gerekse kendileriyle özdeş tuttukları kimlikler ile giriştikleri sosyal ilişkilerin etüdü son derece faydalı olabilecek bir başka çalışması konusu olarak araştırıcıların ilgisini beklemektedir. Günboğazı (Margik) Köyü’ne bağlı Çevirme Mezrası tümüyle Sünni yurttaşların yaşadıkları küçük bir yerleşim yeridir. Çemişgezek. Mazgirt ve Hozat’a bağlı yaklaşık olarak 20 köyde ve bir nahiye ile kimi mezralarda da sadece Sünni yurttaşlar yaşamaktadır. Pülümür ve Ovacık ilçelerinde ve tüm köylerinde yalnız Alevi yurttaşlar ikamet etmektedirler. Nazımiye. Pertek. resmi kayıtlarda bulunması muhtemel olan ve fakat çalışmamız süresince ulaşamadığımız ancak alan araştırmamızı yoğunlaştırdığımız bölge ve sürede temas ettiğimiz mezra ölçeğindeki yerleşimlerde doğrudan sonuçlara ulaşılmıştır. En azından dil. nahiye vb.) nedenlerle ikamet eden Sünni kökenli yurttaşlarla tez konusu çerçevesinde görüşmelerde bulunulmamıştır. . Pınarlar Nahiyesi’ne bağlı Beşpınar. Fakat bu nüfus da ilde gerçekleşen sosyal süreçlerin çoğunlukla katılımcısı olmaktadır. Burada esas olarak. kuzey ve doğu kısımlarını oluşturan Tunceli Merkez. çalışmamızın derinlemesine gerçekleştiği Pertek’in batı kısımlarında. Bunlar izleyen iki alt bölümde açımlanacaktır. burada belirtilmesi gereken bir husus da bu dört mezrada yaklaşık olarak sadece 11 hanenin kendisini ve geçmişini Sünni olarak tanımladığıdır.17 Alevilik ve Sünnilik. idari merkezlerde görev icabı ya da başka (ticari vb. batı. Şürük ve Gole Kurde mezraları ise Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte ikamet ettikleri yerleşim birimleridirler. kendi içlerinde farklı tutumlar barındırmakla birlikte Tunceli’de iki temel etniklik kategorisini oluşturmaktadırlar. genişleme ya da daralması büyük ölçüde dil çeşitliliğiyle ilgili görünmektedir. Ek olarak. Bu bilgiler ışığında şunlar söylenebilir.

Konuya dair. tayin edici değişikliklere yol açar. Kürt etnik kimliğinin mevcudiyeti çok daha eskiye dayanmaktadır.politik süreçlerde uyum ya da çatışmanın kültürel (kolektif) hafıza boyutunu oluşturmaktadır. Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu bölgelerinin büyük bir kısmında kullanılan dil. Bu yüzyıla kadar özerk statülerini koruyan büyük Kürt beylikleri 19. 1992. (Bruniessen. 2002) . Kurmanci ve Kırmancki18. Safevi İran’ın yanlış siyaseti ve Sünni Kürtlere olan politik güvensizliğin getirdiği uygulamalar. Gezik. Tunceli il sınırları içerisinde toplam üç farklı dil gündelik yaşamda değişik oranlarda kullanımdadır. yüzyıl içerisinde başlayan II. Bunlara göre. fakat Osmanlı–Safevi savaşları ve sonuçları. Bunlar Türkçe. Kurmanci ve Kırmancki’nin tek bir dil olarak kavramsallaştırılması. yerli-yabancı zengin kaynakçalar ile argümanlarını destekleyen görüşler için bkz. 2004. Mahmut’un reformlarıyla mevcut statülerini kaybetmeye başlarlar. özellikle Bitlis Beyi İdris’in girişimleri ile Osmanlı lehine bir Kürt ittifakını doğurur. yüzyıla tarihleyen görüşler. yüzyıla kadar sürecek olan özerk beylik statülerini kazanırlar. Türkiye’de 1970’lerden itibaren görünürlük kazanan ve 1980’lerle birlikte hızla yükselen Kürt ulusalcı akımının gerek doğuda gerekse batıda yarattığı farklı etkileşimlerle doğrudan ilgili görünmektedir. Kurmanci ve onun değişik şiveleridir. 2004 ve Bulut. Kürt beyliklerinin 18 Kurmanci ve Kırmancki’yi Kürtçe’nin farklı lehçeleri olarak sınıflayan yaklaşımlar ile iki farklı dil olarak tanımlayan görüşler arasındaki ihtilaflı tartışma devam etmektedir. Türkiye’deki Kürt ulusalcılığının erken dönemini 16. bu sürecin başlangıcı olarak almaktadırlar. Bunun sonucunda Kürt feodaller 19. Bu ihtilaflı tartışmaların bir yönünü 1990’lı yıllarda Kürt ulusalcılığından ayrışan ve Kırmancki ve lehçelerini Zazaca olarak tanımlayan akımın gayretleri oluştururken. Kurmanci ve Kırmancki’dir. Osmanlı–Safevi çatışmasının nihai sonucunu. diğer bir yönünü de çoğunlukla yabancı dil bilimcilerinin öne sürdükleri iddialar oluşturmaktadır. Türkiye’nin (özellikle) batısında ve aradaki farkın bilinmediği yerlerde yaygın bir şekilde Kürtçe olarak bilinir ve büyük oranda bununla kastedilen aslında Kurmanci’dir.

Bu süreçte. II. 2004). daraltmasına karşın esas olarak sırtını yasladığı tarihsel zemin budur. Bununla birlikte modern dönem Kürt milliyetçi fikir ve kurumlarının ortaya çıkıp. Yine 19. Kurtuluş Savaşı süresince ve sonrasında da aynı statülerini korumayı talep ederler. 2004. 1992. 1992. Süryani. Gezik. gelişmeye başladığı süreç de yine bu dönem olmuştur (Bruniessen. bölge homojenleşir ve bugün Alevi–Sünni olarak tanımlanan topluluklar arasındaki sınırların belirginleşmesine zemin hazırlanır (Bruniessen. Kırmancki konuşan toplulukların yazılı . Yanı sıra Kurmanci konuşan bu toplulukların gerek erken dönemlerinde gerekse günümüzde yine sırtını yasladığı güçlü bir yazılı kültür geleneği ile idari yönetim tecrübeleri de vardır. Bu tekkelere bağlı şeyhlerin kurdukları sosyo-dinsel ve politik yapılanmalar yerleşik ve yarı-göçer Kürt topluluklarında kan bağına dayalı soy örgütlenmeleri ile kaynaşır. Bu durum. Bu noktada ortaya çıkan dönemin en bilinen politik-askeri örgütlenmeleri olan Hamidiye Alayları. eski statülerine benzer haklar elde ederler. günün politik ihtiyaçlarına cevap verecek nüanslarla genişletip. Yakın dönem Kürt ulusalcılığının. Ermeni vd. 2004). yüzyılın sonlarına doğru. Bu dönemin bir diğer önemli sonucu da bölgedeki Yezidi. Hamidiye Alayları sayesinde yerel düzlemde. 2004. politik ve askeri alanda hareket üstünlüğü kazanan sosyodinsel örgütlenmeler. Gezik.yönetiminde olan köklü ailelerin devrilmesinin yarattığı boşluğu yavaş yavaş artan bir hızla yerel Nakşî ve Kadiri tarikatlar doldurur. grupların esas olarak sindirilmesi ve yok edilmesidir. Lakin Cumhuriyet’in erken dönemlerindeki bir dizi çatışmanın ardından bu istemler son bulur. bölgedeki farklı topluluklar üzerinde dönemin Pan-İslamcı Osmanlı yönetiminin etkin bir projesi olarak vücut bulur. Abdülhamit’in dönemsel politikaları ile Sünni Kürt aşiretleri ve bunların politik-dini kurumları.

Zira Türk olmanın. bilhassa genç kuşakta. Kürt ulusalcılığı. Kürt ulusalcılığını onaylamasalar dahi anadillerini tanımlamada Kürtçe cevabını daha tutarlı bir seçenek haline getiren yine bir başka neden olarak da görülebilir. Bu ‘öteki’yle aradaki sınırlar çoğunlukla zorla asimilasyon pratikleri. ‘Türk olmama’nın da etkin bir göstergesi olur ve Kürt ulusalcı eğilimi onaylanmasa dahi Kırmancki yahut Kurmanci gibi alt kültürel sınıflamalara yeğ tutulur. yazılı basın ve yayın çeşitliliği gibi) sürdürmekte ve böylelikle Kurmanci’nin farklı lehçeleri arasında makul bir düzey tutturmaya da çalışılmaktadır. içerdiği yaygın kanı egemen-resmi söylem ve onun bürokratik kurumları ile Türk milliyetçiliği ve onun doğrudan ima ettiği ‘Ülkücü – İslamcı’ ideolojik ‘öteki’dir. kapsayıcı ve güçlü bir aidiyet bilincini koşullar görünmektedir. Bu da Alevi kökenli Kurmanci konuşan kesimlerin. bu tutum. .ciddi bir geçmişlerinin olmaması ve aşiret üstü siyasal ve toplumsal örgütlenme modelleri inşa edememiş olmalarıyla kıyaslandığında daha tutarlı. Bu sebepten Tunceli’de Alevi kökenli Kurmanci ve Kırmancki konuşan insanların bir bölümü konuştukları dili tanımlarken Kürtçe demeyi uygun görürler ve bağlantılı olarak bu tanım büyük oranda Kürt ulusalcılığına gönderme yapar. şiddet ve mağduriyet anıları ile çizildiğinden ve güncel gerçeklik. uydu yayınları. dilde tekleşme hedefini eskisinden çok daha güçlü araçlarla (yerel televizyon. bu durumu muhafaza eden olaylarla örülü olduğundan oldukça canlıdır. dil dernekleri. Öte yandan. ulus-kimliğini inşa sürecindeki her milliyetçi hareketin doğal olarak içerdiği. Bu bakımdan. Türkiye’deki Kürt ulusalcılığının etki ve hareket alanını bölgesel olarak hayli değiştirdiği aşikardır. Öte yandan gerek Türkiye’de gerekse Irak’ın kuzeyinde yakın dönemde yaşanan bir dizi siyasi–ekonomik ve askeri gelişmenin.

Alanda kaldığımız süre içerisinde. gündelik yaşamın örgütlendiği dilin. Öte yandan. hareketin merkeziyetçi eğilimlerinin dile olan yansısı. Orta veya üst sınıflara mensup. çoğunlukla. farklı lehçe kökenlerinin ortaya çıkardığı bazı uyumsuzlukları zaman zaman Türkçe’ye dönerek tartışıyor. resmi-kamusal alanla ilgilerinin olmadığı gündelik pratiklerinde ilişkilerini tayin ettikleri iletişim dili çoğunlukla Kürtçe (Kurmanci) olmaktadır. Kentin içinde ama dışında olan ‘kenar mahalle’ sakinlerinin. iki günlük süre zarfında dışarıdaki gözlemlerimden hareketle söyleyebileceğim. Diyarbakır’da kaldığım iki gün süresince çoğunlukla Kürt ulusalcı eğilimler taşıyan çevrelerde bulunduk. son derece tavizsiz bir tutum içerisindeydiler. Uğradığımız bir dernekte dikkatimi çeken ilginç bir ayrıntıdır ki Kürt ulusalcı fikrin kimi aktörlerinin. Bu tür durumlarda. temel referans kaynakları özellikle 1990’lardan itibaren Avrupa’da yeni ve çeşitli ürünler veren Kurmanc edebiyatı ve edebiyatın etkili isimleri oluyordu. Yasal ve yasa-dışı birçok kurumu ile Kürt ulusalcı hareketin en etkin olduğu illerden birisi olan Diyarbakır’da. kamusal–resmi alanda iş sahibi ve çoğunlukla laik bir dünya görüşüne sahip kentlilerde Türkçe iletişim dili olarak yaşamaktadır. bireylerin toplumsal statü ve siyasal kimlikleri ile doğrudan ilgili gibi görünmekteydi. Diyarbakır–Merkez’de doktora tezinin alan çalışmasını yürüten antropolog bir arkadaşın davetiyle bu konuya dair çeşitli gözlemlerimizi kaydetme fırsatımız da oldu. Kendi aralarında ve Diyarbakır’ın gündelik yaşamı içerisinde temas ettikleri insanlar ile konuşulan dil konusunda. sosyal sınıflar ile doğrudan ilgili gibi göründüğü fikridir. Bu bakımdan . ardından tekrar kaldıkları yerden devam ediyor oluşlarıdır.

Bu toplulukları Türkiye’deki diğer Kurmanci şivelerini konuşan büyük çoğunluktan ayıran en önemli faktör. sırasıyla Çemişgezek. hayli işlevsel roller üstlendiği ileri sürülebilir. Gezik. ulusalcı bir merkezileşme eğiliminin dilin inşası çabalarında. Kırmancki ve Kurmanciyi farklı Kürtçe lehçeleri olarak değil. öylesine etkin bir faktördür ki konuşulan dili dahi etkilemiş görünmektedir. Kurmanci konuşan Alevi toplulukların dillerinin Kırmancki’ye olan yakınlığını tartışırken iki ana argüman ileri sürer ve bunları ortak dinsel tutunumlarla ilişkilendirir. Tunceli’nin dörtte üçünde konuşulan Kırmancki’ye oldukça benzer. Tunceli’de Kurmanci konuşan topluluklar içerisinde tanıştığım ve Kürt ulusalcı eğilimler taşıyan yurttaşların dil konusunda. Kürt ulusalcılığının kamusal alanlarda temel varlık biçimi olan dile dair tutumlarının. Bu sebepten ilin güney kısımları ile kısmen bağları olan Hozat İlçesinde ve Merkez ilçenin güney sınırlarında da yer yer Kurmanci konuşanlara rastlanır. Diyarbakır’daki örnekler kadar açık tutumlar içerisinde olmadıkları idi. temel kimlik kodu olan Alevilik’tir. her zaman Alevi köklerinden gelen bir ihtiyat payı ve özellikle son yıllarda azalan desteğin yarattığı genel mesafeli hava. Sünni nüfusun dağılımını da anlamlı bir paralellikle içererek güney-batı.19 19 Gezik (2004). ortak atadan gelen farklı diller olarak tanımlar ve güçlü çalışmalara göndermeler ile iddialarını destekler. Gerçekten de Tunceli ve çevre illerde Kurmanci konuşan ve Tunceli ile aralarında dini–kurumsal bağlar bulunan toplulukların konuştukları dil. Bu. Dikkat çekici olduğunu düşündüğüm bir başka durum ise. güney. . tarihsel köklerinin ve güncel örneklerinin. Kanımca Tunceli’deki Kürt ulusalcığının. neden Diyarbakır örneği kadar ön planda olmadığını açıklar görünmektedir. Pertek ve Mazgirt olmak üzere uzanır ve yer yer iç kesimlere doğru kayar. Gezik’in argümanları.Kurmanci’nin. güney-doğu hattı boyunca. Tunceli’de Kurmanci konuşan topluluklar. iki dil arasındaki ortak kelimelerin çokluğu ve Kırdaşki olarak tanımladığı Alevi Kurmanci’nin Kırmancki’ye olan yakın fonetiğidir.

İhtilafların merkezinde ise Kürt ulusalcılığının. . akımın politik aktörlerinin Kürt ulusalcılığı ile içerisine düştükleri kimi ihtilaflar olduğu genel kabul gören bir anlayıştır. ekonomik ve yönetsel özerklik hakları vermediği düşüncesi yatmaktadır. Kurmanci ve Kırmancki konuşan toplulukları Kürtçe içerisinde birleştiren egemen Kürt ulusalcı söylemi göreceli ölçülerde kırdığı söylenebilir. Bu kırılışı tetikleyen Kırmancki’nin farklı şivelerini konuşan toplulukların Kürt ulusalcılığından etkilenerek ulus bilinci ile bir araya gelme çabalarından ziyade. programında Zazalara yeteri sosyal. dünya çapında etno-siyasal hareketlerin çarpıcı biçimlerde görünürlük kazandıkları bir tarihsel kesite denk gelişini de Kürt ulusalcılığının içerisinden sıyrılan bu çabanın itici güçleri arasına dikkatle kaydetmek yerinde olacaktır. Alevilik genel anlamda tanımlayıcı bir içerik taşımadığından ve karşısındaki ile kıyaslanmayacak ölçüde merkezi kurumlardan yoksun olduğundan Kürtlük. bu anlamda dikkat çekicidir. Öte yandan bu gelişmelerin yaşandığı 1990’lı yılların. doğrudan ‘Sünni olmama’yı ima eder. 1990’lar içerisinde önce Batı-Avrupa’dan başlayan ve ardından Türkiye’ye de sirayet eden ve Kırmancki’nin farklı şivelerini konuşan toplulukları bir araya getirmeyi.Kürtlük durumu. ortak kimlik altında ayrıca örgütlemeyi esas alan Zazacılık akımının. Hareketin Batı–Avrupa kökenleri. genel kabul gören bir durumdur. Burada temel belirleyen Alevi kimlik kodlarıdır. karşılıklı olarak. önemli oranda Kürt ulusalcı bir göndermeyi içeriyorsa da bu algı çoğunlukla Alevi ve Sünni yurttaşların iç içe yaşadıkları yerlerde. Sünnilik ve Türklük ile Alevilik ve Kürtlük burada eşdeğer göstergeler olarak kabul edilmektedirler. Bu iç içeliğin olduğu yerlerde Kürtlük. kabul edilebilir bir ayrımdır ve fakat Kürt ulusalcılığı ile aradaki fark çoğunlukla belirtilir.

Bu tanımlamaların hemen birçoğunun topluluğun öz ifadesinden çıktığı ve böylelikle ilgili topluluğun kendisini çevreleyen maddi ve tinsel evrene dair ürettiği anlam kalıplarını da aktardığı unutulmamalıdır. bu farklı lehçe isimlerine ek olarak ‘Kırdki’ eklemesini yapar fakat hangi yöredeki toplulukların kendilerini bu yönde adlandırdıklarına ya da adlandırıldıklarına dair bir veri sunmamaktadır. Aktardığına göre. 2004: 61 – 92). bu kimliğin temelini ve sınırlarını belirler. Bu önerinin işaret ettiği ve Kırmancki. Örneğin kendilerine ve konuştukları dile Kırmancki diyen Tuncelili Aleviler için. Kültürel farklılıkların yalnızca toplumsal ilişkilerde geçerlilik kazandığında etnisitenin kimi işlevlerini kapsadığı (Eriksen. Dımılki (Dımıli) ve Zazaki20 olarak da adlandırılan farklı şiveleri konuşan topluluklar arasında var olan önemli bir ayrım. muhtemelen en katı olanlarından birisine işaret etmektedir. (Gezik. Kırmancki ve Dımılki– Zazaki konuşan topluluklar arasındaki bu en belirgin sınır. günümüz Türkiye’sindeki mevcut etniklik sınırları içerisinde. Bugünkü yaygın kullanımı ile Alevilik. Yukarıdaki üç lehçe de aynı dilin lehçeleri olmasına karşın. . kendilerini tanımlarken ‘Ma Kırmancime’ (Biz Kırmancız) derler ve bu kavram maddi ve manevi öğeleriyle homojen bir kültür21 durumunu işaret eder. Kırmancki’nin can alıcı özelliği Dımılki ve Zazaki’den kendisini oldukça net sınırlarla ayıran din kimliği ile bütünleşik olmasından ileri gelir. 20 Bu genel lehçe isimlerinin dışında konuşulan dile dair hayli farklı tanımlamalara da ulaşmak mümkündür. antropolojik görüşün uzantısında bu iddiamızı tartışabiliriz. ‘Kırmanc’ kelimesini.Zazacılık akımı. ‘Zaza’ kelimesi Elazığ – Palu ve civarında yaşayan Şafi (Kurmanci Konuşan) toplulukları kapsamaktadır ve doğrudan hakaret içeren bir sözcüktür. Benzer bir örnek de Gezik’ten gelir. 2004: 128) 21 Burada asıl olarak vurgulamak istediğimiz kültür ve etnisite sınırlarının örtüşür göründüğüdür. Dımılki ve Zazaki konuşan toplulukların büyük çoğunluğu Şafii’dirler. zamanla akımın etkisizleşmesini ve ardından ayrışmasını da beraberinde getirmiştir. konuşulan dil aidiyeti üzerinden ortak bir kimlik algısı önerir. Kırmancki’nin farklı şiveleri konuşan ve bu anlamda pek de türdeş olmayan bir topluluğa. kendilerinden düşük gördükleri köylü Kurmanc tabakası için’ kullanmaktadırlar. “kendilerini genelde ‘Dımıli’ olarak adlandıran Siverek Zazaları ise. Alevi kodlara sahip topluluklar. Gezik.

Her iki grup çerisinde bilhassa 19. ‘Zaza’ olarak tek bir etnik kimliğe dâhil edilen insanlar arasında kaçınılmaz bir ayrım giderek artan bir ivme kazanmıştır. . yüzyılın sonlarından itibaren giderek daha tutucu bir İslam yorumunu benimsemeye ve üretmeye başlayan Şafii mezhebine ait topluluklar oluşturmaktadır. anlamlıdır ve zamanla kendisine yeni bir yaşam alanı da açmıştır. 1982) 23 Bruniessen (2004: 87 – 115). Alevi Kürtlerin etnik kimliği üzerine yürüttüğü önemli tartışmalarda dönemin (1995) Kürt–Zaza polemiğini ve pratik gelişmelerini Seyfi Cengiz örneği üzerinden somutlaştırır ve açar. Kürt ulusalcılığının kendisini esasa olarak üzerinde var ettiği Kurmanc etnisizmi. Zazacılığa karşı harekete geçirdiği güçleri de bu akımın etkisizliğinde belirleyici olmuştur.23 22 Belirtmek gerekir ki tıpkı farklı dini kodlarla mücadele etmek durumunda kalan Zazacılar gibi Kürt ulusalcı çevreler de kendi içlerinde önemli bir yer tutan bu kesimin ayrılıkçı fiillerine karşı çeşitli stratejiler geliştirmiştir. derneklerinde yazılı kültürü olmayan bu farklı lehçeleri geliştirme çabalarına girişmiştir. Alevi–Dersim (Tunceli) merkezci vurgunun ağır bastığı bir eğilimin giderek ayrışmasına neden olur. Fakat bu kopuşun temelindeki esas neden.22 Günümüzde. Elbette ki Kurmanc etnisizminin hakim olduğu Kürt ulusal bütünlüğü içerisinde. Zazacılık akımının doğuşuyla birlikte. Burada. Örneğin. Seyfi Cengiz. 1994 ve Sevgen. Zazaca ile kıyaslanmayacak ölçüde yazılı bir geçmişe ve tarihsel süreçte yerel–örgütlü iktidar tecrübelerine sahip olduğundan. Kürt ulusalcılığının. yüzyılda yaşanan şiddet olaylarının kolektif hafızalarında bıraktıkları derin izler. (Tori. Zazacı akımın doğuşu ve ardından Tunceli–merkezli bölünüşü süreçleri içerisinde önemli ve önde gelen bir figürdür (halihazırda Kırmanc etnisizmini ön plana çıkaran internet ortamındaki bir çok sitede tüm çalışmaları bulunabilir). 1980’lerden sonra ve 1990’larda kendi yayınları içerisinde Zazaca makalelere yer vermiş. Kırmancki konuşan toplam nüfusun önemli bir kesimi Alevi olarak tanımlanmaktadır ve geri kalanlar ise 19. Türk milliyetçi yazınının Kürt ulusalcılığına karşı öne sürdüğü bazı argümanlara ve iddialara olan benzerliği dikkat çekicidir: Karşılaştırma için bkz. Tunceli’de sıklıkla karşılaşılmasa da bu akımın fikirsel temsilcilerini bulmak mümkündür. bu temel farklılıkları modern milliyetçi programatik görüşlerde aşılabilir maddelere dönüştürmüşse de hayat tersi yönde gelişmelerle seyretmiştir. Fakat birazdan aktaracağımız biçimi ile yeni yeni görünürlük kazanmaya başlayan Kırmanc etnisizminin bu Zazacı kökenlerden gelenlerle arada bazı farklılıklar taşıdığını belirtmemiz faydalı olacaktır.Akımın politik aktörlerinin laik milliyetçilikleri. politik taleplerle ulusal programda hak talep eden Zazacı eğilimlere karşı öne sürdüğü kimi argümanların.

bütünlüğü sağlayacak güçlü yerli önderlerin ve ekonomik-politik kurumların yokluğu. Söz konusu ayrışmanın son noktası Tunceli merkezli Kırmanc etnik kimliği olmuştur ve Tunceli’de Kırmancki konuşulan orta ve kuzey bölgelerde giderek hissedilir ölçülerde görünmeye başlayan bir etkisi vardır. Elde edilen ürünün somut niteliği ve kitlesel kabulü. bu eğilimin özellikle genç kitleler içerisinde söylem düzeyinde yaygınlaşmasında önemli roller alıyorlar. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin25 ayırt edici özelliklerini yüklenmiş olmakla birlikte. Fakat bu tepki. Buradaki Alevilik.24 Henüz dikkate değer kurumlar yaratamamış olsa da bu eğilimin temel ön kabulleri az çok okunabilirdir: 1)Tunceli merkezli Aleviliği. 25 Bu kavram. 2) 1970’lerin başından bu yana Tunceli merkezli askeri faaliyet yürüten kimi sol siyasi yapılar ve bilhassa Kürt ulusalcılığı. günümüzde yaygınlıkla kullanılan bir kavram olan Alevilik – Bektaşilik’in gönderme yaptığı vurgudan hayli uzaktadır. 3) Kimi zaman yıkıcı etkilerini acımasızca hissettiren kimi zaman da durulan ve fakat nerdeyse çeyrek asırdır fiili olarak devam eden ‘savaş hali’nin getirdiği tüm kültürel erozyon. daha mistik vurgular ve arkaik göndermeler dikkat çeker. bir sonraki alt başlıkta ayrıntılı olarak irdelenecektir. bu yeni kimlik inşası sürecinde ihtiyaç duyulan sembollere cevap veriyor görünmektedir. . mevcut tüm olumsuzlukların baş sorumlularıdırlar ya da en büyük pay bunlardadır. gündelik konuşma dili ve yazı dili olarak Kırmancki’nin 24 Yöresel Kırmancki’de ürünler veren Metin & Kemal Kahraman kardeşler ile Mikail Aslan gibi popüler figürler. tayin edici bir rol üstlenir. eğilimin içerdiği sol değerlere ve modern kavramlara kesinlikle engel değildir. ayrı bir dizge olarak görme eğilimi baskındır ve bu durum eğilimin temel taşıdır. yine Tunceli merkezli konuşulan Kırmancki ile bütünleşik.Bu ayrışmada Tunceli’nin dini bir merkez olarak görülmesi ve çevredeki Kırmancki konuşan tüm Alevilerin gerek demografik olarak gerekse sosyo-dinsel örgütlenmeler aracılığı ile bu merkeze bağlı oldukları gerçeği.

. Fakat bu eğilimin. son derece değişken sınırlardır ve bu grubun Kürtlük tanımı tümüyle durumsaldır. hangi koşullar kültür için faydalı ise tercihin yönü de orası olmalıdır. tümüyle azınlıkta olunan yerlerde ise.(göreceli) sahipsizliği ve son yıllarda genç kuşaklar içerisinde hızlanan kültürel değişim ve geleneksel pratiklerden kopuş. Genç kuşaklar içerisinde gündelik yaşamda Kırmancki’yi konuşanların oranı önemli oranda azalmıştır ve bu duruma müdahil olabilecek araçlar etkin bir düzlemde henüz yoktur. Bunlar. Bu durumda sadece ‘Dersimli olmak’. ‘Kırmanc olma’yı kapsayamaz fakat alternatif olarak geçerli bir öneri de vücut bulmuş değildir. Kürt ulusalcılarına karşın yerel aidiyeti. çünkü bahsi geçen grupla konuşmalarda sıklıkla bunlara gönderme yapıldığı kaydedilmiştir. genel kabul görmüş biçimler olarak alınabilirler. Dönemsel sosyopolitik süreçlerde. Çoğunlukla ‘Dersimliyim’ ve nadiren ‘Kırmancım’ ifadeleri. dayanışmanın hem sol değerlere hem (Kürt) etnik değerlere gönderme yapan ortak paydasıdır. oldukça ciddi sorunlar ile karşı karşıya olduğu söylenmelidir. ‘Dersimli olma’nın bir başka temel içeriği de Tunceli (Dersim) Aleviliği’ni ve Kırmancki dil özelliklerini birleştiren bir tanım olarak ‘Kültürel/inançsal bütünlük’ önermesi ve kültürün manevi algısı ve biricik ifade aracına atfen kullanılan ‘Kırmanc’ söylemidir. ‘Dersimli olmak’. Tüm bir kültür tehdit altında iken Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeler ile ‘Dersimli’nin’ ilgisinin buralara kayması kabul edilebilir değildir. muhtemel seçenekler dâhilinde. kıskanç bir etnosantrizmin tarihsel meşruiyetleridir. her şeyin üzerinde olabilir. yani en az onlar kadar meşru bir kimliği. Kırmancki’nin konuşma dili olarak korunması konusunda. 4) Kürtlük.

ilçe merkezlerinde yaşayan ve Kurmanci konuşan topluluklarda. Köylerde. (3b) 0 – 25 yaş arası. dilin yeniden öğrenimi ve yeni kimlik inşası süreçlerinde belirgin imkânlara sahiptir. Aynı yaş grubu ve mekânsal özelliği paylaşan ve Kırmancki konuşan kuşaklarda da hemen hemen durumun aynı olduğu söylenebilir. Elbette burada Kurmanci ve Kırmancki arasındaki derin farklılıkların yarattığı kimi ayrımlar söz konusudur.Oldukça anlamlı ve benzer bir gelişme. Bu sınıflandırmada esas alınan bağımsız değişken. Kurmanci. mezralarda. . kendi aralarındaki iletişim dili de büyük çoğunlukça Kurmanci olmaktadır. Ancak. bulundukları mekâna dair tercihleri ile anlamlı bir ilişki göstermektedir. yaş gruplarının doğum ve sosyalleşme süreçlerinin. Tunceli’nin içerisinden geçtiği sosyo-kültürel ve yapısal dönüşüm tarihleri ile gösterdiği doğrusal orantıdır. Yetmiş beş yaş (1) ve üzerinde olan kuşakların konuşmayı tercih ettikleri dile dair seçimleri. Kurmanci konuşan Tuncelili Aleviler’de de görülür. Dolayısı ile her ne kadar anadili Kurmanci olan genç kuşaklarda. Türkçe’nin kullanımda olduğu üç ana yaş grubuna26 göre ve bu gruplarda göze çarpacak düzeyde kurgulanan kimlik algılarında üstlendiği rollere dair şunlar söylenebilir. gündelik konuşma dili olarak Kurmanci kullanılmasa da. Tunceli’de Alevi yurttaşlar arasında kullanımda olan üçüncü bir dil de Türkçe’dir. hemen 26 (1) 75 yaş ve üzeri (2) 50 -75 yaş. sadece Kırmancki konuşan nüfusun yaşadığı orta ve kuzey bölgelerin. Kırmancki ise tümüyle örgütlülükten yoksun ve sahipsiz görünmektedir. daha önce de işaret etmiş olduğumuz üzere Kürt ulusalcı hareketin yaygın kitle iletişim araçları ve bunları destekleyen politik hareketlilikleri ile çok daha güçlü bir noktadadır. (3a) 25 – 50 yaş arası.

gerekli olduğu kamusal süreçlerde ve üçüncü veya dördüncü kuşak torunlarla iletişimde kullanımdadır.tümünün insansızlaştığı27 ve Kırmancki konuşan nüfusun önemli ölçülerde azalmış olduğu belirtilmelidir. Bu kuşak içerisinde Tunceli dışına çıkmış olma veya olmama anadil üzerinde süreklilik ya da kesinti yönünde bir etkide bulunmaz. . Bu grupta. Bu grup. Bu durum. iş sahibi olma ve topluma katılma süreçlerinde ‘eski’ dilin hiçbir geçerliliği yoktur. Türkçe konuşulmayan ortamlarla ilişkilenme dereceleri ile doğru orantılıdır. Fakat dildeki hâkimiyet dereceleri değişkenlik gösterir. Yeni dünyada ilerleme. 1938’i yaşayan ve sağ kurtulan kuşakların çocuklarından oluşur ve anadilleri büyük altüst oluşun gerisinde kalan bir dünyaya ait gibidir. Kırmancki ve Kurmanci’yi öğrendikten sonra Türkçeyi öğrenen bu yaş grubunun dil konusundaki tutumu herhangi bir siyasi duruşa yahut Türklük ya da Kürtlük anlamında bir etniklik durumuna göndermede bulunmaz. okuma. Böylesi bir kapalılığın ve yerele bağlı kalma durumunun bu yaş grubundaki kadınların büyük çoğunluğuna geleneği güncele taşıyan ayrıcalıklı bir rolü vermiş olduğu da belirtilmelidir. Her halükarda. erkeklerden daha az Türkçe bilirler ve hiç bilmeyenlere de rastlanır. Türkçe. İkinci grubu oluşturan elli yaş üzeri gruptakilerde (2) Kurmanci ya da Kırmancki bilmeyenlerin sayısı hemen hemen hiç yok gibidir. dış dünyaya ve dile dair temel tutumun böyle olduğu rahatlıkla söylenebilir. kendi 27 Son yıllardaki göreceli geri dönüşlerin esas durum üzerinde tayin edici bir etkisinin olmadığı belirtilmelidir. kadınlar. İçerisine doğdukları dünya müthiş değişimler geçirmişse de kendi gibi olan bir avuç akranla paylaşılan kader ve anlaşılan dil de bellidir. Zira bugüne nazaran geçmiş süreçlerde kadının kamusal alandaki yeri çok daha sınırlı kalmıştır. Bu kuşakta.

Grup içerisinde. kendi yaş grubunun altında kalanlar ile çoğunlukla Türkçe konuşur. Öte yandan ilçe ve şehir merkezinde yaşayanlar ise sadece gerektiğinde yani çoğunlukla Türkçe bilmeyen yahut Türkçe ile özdeş olan yaşamın dışında kalanlarla muhatap olduklarında anadillerini kullanmaktadırlar. Çoğunlukla kırsal yerleşimlerde ikamet edenler. sadece genç erişkinliklerine kadar köylerinde büyüyenler ve hâlihazırda sürekli ya da periyodik olarak köyleriyle ilişkili bulunanlar anadillerini bilmektedirler. Şu nedenle ki. . Dil üzerinden geliştirdiği kimlik algılarındaki farklılıklar en az kendisinden küçük kuşaklar ile aynı dağınıklıkta ve çeşitliliktedir. yirmi beş yaş altı (3b) ve üzeri (3a). Üçüncü grupta kalan insanları temel iki başlıkta değerlendirebiliriz. fakat yaşadıkları mekana göre dilin kullanım değeri farklılıklar gösterir. gündelik yaşam kültürünün iletişim dilinin neredeyse tamamıyla Türkçe olduğu bir sürece dâhil olmuşlardır ve artık geçerli olan durum da büyük ölçüde budur. Yirmi beş yaş üzeri ve orta yaş altı olan gruptakilerin büyük bir kısmı Kurmanci ve Kırmancki olan anadillerini bilir. gerek kendi yaşıtları gerekse bu üçüncü ana grubun diğer yarısıyla (3a) ilişkilerinde çoğunlukla Türkçe konuşmaktadır. kırsal yaşamın dili olarak anadillerini konuşurlar.çocuklarına hayatta ‘işe yarar’ dil olan Türkçe’nin öğrenimini telkin ve teşvik etmişlerdir. ilçelerde ve il merkezinde büyüyenlerin çoğunluğu. Ancak grup. Bu kuşak. Tunceli’de yaşayan ve yirmi beş yaşın altında kalanların anadillerini bilip bilmemeleri temel sosyalleşme süreçlerine köylerde dâhil olup olmamaları ile doğrudan ilgili görünmektedir.

Bununla kastedilen. Kendisini bu gruba dahil edecek yurttaşların anadillerinin Kurmanci ya da Kırmancki oluşunun hiçbir önemi yoktur. . Yalnız tek ve ilginç ortak nokta. Kurmanci ve Kırmancki konuşanlarda. Son yıllarda bu yaş grubu içerisinde anadili öğrenme yönünde kıpırdanmaların yaşandığı da not düşmeye değer ölçülerde bir verirdir. Aleviliğin özcü yorumlarına doğrudan bir göndermedir. Kurmanci veya Kırmancki’nin sonradan öğrenildiğine dair yaygın bir kanı vardır. Kırmancki konuşanların büyük çoğunluğu böylesi bir imkândan mahrumdur ve önemli bir kısmı duruma ilgisiz görünmektedir. isteklerine ulaşabilme olanakları ölçütünde. Anadili Kurmancki olanlar. şaşmaz bir kesinlikle. anlamlı ayrımlar meydana gelir. kendi dillerini kimi özel kurumlar aracılığı ile öğrenme şansına sahipken. değişken sınırlara sahip olmakla birlikte Kürtlüğün. Aleviliğin ve Kırmanc etniszminin belirlediği ‘Dersim-merkezciliğin’in ve oldukça az da olsa Türklüğün ifade dilinin artık çoğunlukla Türkçe oluşudur. Alevilik ile ilgilenen. Bahsi geçen Türklüğün. Bu durumda. popüler kültür ve kitle kültürü gibi kavram setlerinin işaret ettikleri sosyal süreçlerin doğrudan gözlemlenebileceği bir nitelik taşır. Kendilerini çevreleyen maddi ve sosyal evrene dair kurdukları anlam haritalarını Türklük olarak ifade edenlerin bununla kastettikleri. Yalnız.Bu grup. merkeze aldıkları din kimliklerinin temel kurgusunda işaret edilen Horasan kökenidir. çoğunlukla orta yaş üzeri ve belirli okuma birikimine sahip insanların çoğunda. Grupta. Türk milliyetçi kurgusu içerisinde yüklendiği anlamlar ile arasındaki sınırları oldukça nettir. etnikliğin sınırlarının ne denli değişken olabileceğini görmek epey şaşırtıcı bir tecrübedir.

Sadece kimi yerlerde. Öte yandan alan çalışmamız süresince Pertek’te ikamet eden Sünni yurttaşlar arasında Kırmancki yahut Dımıli ve Zazaki olarak isimlendirilen farklı lehçelerde konuşanlara dair bir ize rastlanmamıştır. Sünni yurttaşlar arasında gözlemlediğimiz etniklik kavrayışları içerisinde şu ana gruplardan söz açabiliriz. çalışmanın gerçekleştirildiği Pertek İlçe merkezi ve civar köy-mezra yerleşmelerinde ikamet eden Sünni yurttaşlarla yapılan görüşmelere ve gözlemlere dayanmaktadır. Kimi kaynak kişiler de (ki bunlar tümüyle orta yaş üzeri insanlardır) anne– babalarının veya daha uzak akrabalarının Dımılki konuştuklarını söylemişlerdir. ait olunan inanç kurumları üzerine inşa ettikleri bir başka bilinç durumu olan ve yine ona etki eden dil ile belirlemektedirler. yukarıda zikrettiğimiz bazı verilere rastlanılmıştır. Tıpkı Alevilerde olduğu üzere Sünni yurttaşlarda da dilden istim alan kimliğe dair tutumun üzerinde çeşitlendiği temel öğe din kimliğidir. Öncelikle. . Mazgirt (ve kısmen Hozat) gibi erken dönem Anadolu uygarlıklarından günümüze dek etkin birer ticari–idari merkez rolü 28 Bu alt başlık içerisinde değerlendirilen verilerin oldukça önemli bir bölümü.Tunceli’de görünürde olan tüm bu etnik biçimlenmelerin büyük bir kısmı varoluşsal kurgularını. uzak geçmişini Diyarbakır ve civarına bağlayan anlatılarla paralellik arz edebilecek. Çemişgezek. 2) Sünnilerde dilsel çeşitlilik ve anlam bütünlükleri:28 Tunceli’de yaşayan Sünni yurttaşlar esas olarak iki farklı dil kullanırlar. Pertek. Alevilik üzerine kurulu bu farklılıkların oldukça geçirgen sınırlara sahip olduğunu ve güncelin sosyopolitik süreçlerinden etkilenerek geniş bir kimlikler evreninde salındığını altını çizerek bir kez daha kaydetmek gerekmektedir. Bunlar Türkçe ve Kurmanci’dir.

Dolayısı ile günümüz Tunceli’sinde. farklı dillerin kullanımı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Bu hayat. yaşamını tümüyle hayvancılık yahut tarımsal faaliyetler ile kazanan ve kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni yurttaşların önemli bir kesimi. etkileri günümüzde de canlılıkla yaşanan yarı-modern bir ulus-devlet pratiğini ortaya çıkarmıştır. çoğunlukla yönetici kesime ait bir dil olmaktan çıkıp öncelikle bu merkezlerin çevresinde yaşamını kuran topluluklarda artan bir hızda yaygınlaşmaya başladığı belirtilmelidir. gündelik yaşam pratiklerinde Kurmancki’nin kullanımı konusunda anlamlı bir farkın olduğu söylenebilir. Zira Türkiye’nin pre-modern süreçlerinde dil-pazar birliğine ihtiyaç duyan bir ekonomi anlayışı olmamıştır. Modernleşme projesi olarak Cumhuriyet’in tesisinden sonra. bu mekân-kültür algısı içerisinde. Tatil süreçlerinde memleketlerine gelen ve anadilinde konuşan yurttaşlar tamamı ile . Ne ki Türkiye’nin modernleşme süreçlerinin özgünlükleri. modernitenin kurumsal ilişkilerinin tümüyle dışında ve çoğunlukla ikincil plandadır. feodal dinamikleri besleyen geleneksel tarımsal üretim ilişkilerin hakim olduğu örneklerde. Türkçe’den farklı dillerin konuşulduğu bölgelerde. bu dili işlerliğe soktukları yaşam pratikleri arasında sıkı bir bağ vardır. Bu sebepten. gündelik konuşma dili olarak Kurmancki’yi etkinlikle kullanmaktadır.üstlenmiş mekânlarda ikamet edenler ile nahiye ve çoğunlukla köylerde ikamet eden Sünni yurttaşlar arasında. Kıta Avrupa’sı örneklerinin kimi uygulamaları ile yerel feodal dinamiklerinin baskınlığı arasında salındığından. anadilleri de Türkçe olan bazı yerli topluluklar bulunmakla birlikte büyük oranda yönetici erkin ve yönetimle ilişkilerin dili olarak kalmıştır. Burada tercih edilen dilin kapsadığı hayat ile Kırmancki konuşanların. Türkçe. yukarıda bahsi geçen idari merkezlerde Türkçe’nin.

Ne ki genel durum ters yönde veriler sunmaktadır. İlçe merkezlerinde ikamet eden Sünni yurttaşların büyük çoğunluğu gündelik yaşam dili olarak Türkçe konuşmaktadır ve bu mekânları paylaştıkları Alevilerde de durum aynıdır. Alevilerin Sünni yurttaşlarla aralarındaki önemli bir paralelliğe de işaret eder. Elazığ gibi oldukça yakın bir büyük şehirde yaşayanlar da dahildir. Bu durumda. Hatırlanacağı üzere. hayatın bütününe dair algılarında da böyledir. Alevi olmayan ve fakat Kurmanci konuşan Sünni toplulukların hayli farklı bir Kurmanci lehçesi konuşmaları gerekmekteydi. Zira dil de dahil olmak üzere kültürün tüm boyutları ve süreçleri.farklı bir dünyaya aidiyet hisleri üzerinden hareket ederler ve bu. İlçe merkezlerinde yaşayan Sünni yurttaşların. hatırlanabilen geçmiş kökenleri ilçe civarındaki kırsal yerleşimler iken ve buralarda yaşayan ataların konuştukları dil de çoğunlukla Kurmancki iken. dinsel farklılıkların başka bölgelerde açığa çıkardığı değişimleri burada işlevsiz kılmaktadır. Bu anlamda Alevi yurttaşlar ve dil özellikleri arasında yaptığımız yaş dağılımı ve genel özellikler dağılımı. günümüzde Türkçe. içerisinden çıktıkları maddi toplumsal gerçekliğe göre şekil almakta ve evrimleşmektedir. Özellikle belirtilmelidir ki Sünni toplulukların önemli bir kesimi kırsal yerleşmelerini ve geçim etkinliklerini paylaştıkları Alevi çoğunluk ile aynı Kurmanci’yi konuşmaktadırlar. Hakim kültürel çoğunluğun belirlediği kırsal ekonomi ve iletişim dili. bu mekânlarda . Bu durumda da hayli ilgi çekici bir ayrıntı açığa çıkmaktadır. Bu gruba. Tunceli’de konuşulan Kurmanci’nin Kırmancki ile hayli yakın fonetik özellikler taşıdığı belirtilmişti ve bu benzerliklerin temelinin ise esas olarak sahip olunan dinsel aidiyetten ileri geldiği öne sürülmüştü.

özellikle son 25 yılda. devlet varlığının biricik meşruiyeti ve dayanağı olarak görülmesinin. Sünnilik üzerinden özdeşim kurulan Türk milliyetçi söyleminin köklü biçimde yerleşmesine zemin hazırlamış olduğu öne sürülebilir. Bu coğrafi yakınlık. Pertek İlçe merkezi gibi ticari–idari merkezlerde yaşayan ve son on yılların sosyo-politik gelişmelerinden etkilenerek yeni bir takım düşünsel ve pratik tutumlar geliştiren ve bunları kurumsal düzeyde hayata geçirenler. Pertek ve Mazgirt ilçeleri ile yine Tunceli’nin güney sınırını oluşturan Elazığ arasında. boydan boya. 1) Tunceli dışında doğup büyüyen fakat ‘memleket’le ilişkilerini devam ettiren genç kuşakların önemli bir kesimi. 29 Esas şeklini 1970’ler ve sonrasındaki siyasi süreçlerde alan bu durumun temel itkisini Türkiye’nin modernleşme süreçlerinde yaşadığı kimi özgünlüklerin oluşturduğu ileri sürülebilir. birbirlerini tamamlayan işlevlerinin daha fazla ön plana çıktığı gözlemlenebilir bir olgudur. Tuncelili yerli Sünni yurttaşların çoğunluğunu Elazığ ile doğrudan temasa geçiren etkenler olmuşlardır.(ilçelerde) tam olarak oturmuş ve dinsel-siyasal tutumlar ile de desteklenmiş bir dildir. ulusal düzlemde yaygınlaştırılıp empoze edilen yeni ulus kimliğinin karakteristik özelliklerine haiz görünmektedirler. Türklüğün tesisine tevarüs eden ve 1950’lerden itibaren giderek etkinliğini devlet düzeyinde arttıran resmi dini söylemin. günümüz Türkiye’sinde etniklik sınırlarının dil ve özellikle din aidiyetleri. 1970’lerden itibaren keskinlik kazanan siyasal–sosyal kimi sınırlar ve en önemlisi üretim açısından hemen hiçbir canlılık belirtisi göstermeyen Tunceli ile 1990’larda yaşanan göçler ile önemli bir nüfus artışı ve ticari dinamizm yakalayan Elazığ arasındaki ilişkiler. yine resmi kabul olan ve laik bir kurgu ile tamamlanan ulus kimliğine rengini vermiş olduğu kabul edilebilir.29 Bu durumun etkileri günümüzde de aşağıda genel özellikleri verilen bazı kesimlerde yaygınlıkla gözlemlenebilmektedir. Son kertede. bu ilçelerden Pertek’e araçla yaklaşık yarım saat mesafededir. Özellikle 1970’li yıllarla birlikte bölgenin siyasal haritası çizilirken. Fakat bu sürecin başlangıcından bugüne giderek artan ivme ile hareket ettiğini belirtmek gerekmektedir. Keban Baraj Gölü uzanır. Zira Elazığ şehir merkezi. 2) Tunceli sınırları dışında kalıcı ilişkiler yakalayıp yaşamının büyük çoğunluğunu Tunceli’nin dışında geçiren ancak Tunceli ile ilişkilerini dönemsel de olsa canlı tutanlar30. 3) ve son olarak. Yerli Sünni nüfusun önemli bir kesimi son yıllarda Elazığ merkez’e göç etmiş ve arazilerini Tunceli’nin iç kısımlarından gelen Alevi yurttaşlara satmışlardır. kurguları üzerinden çakıştığı yerlerde Türklük ve Sünniliğin iç içe geçen. Fakat bu ilçeler ile Elazığ şehir merkezi arasındaki ilişkiler oldukça canlıdır. hemen tüm Sünni toplulukların devlet tarafından. . 30 Tunceli’nin güney hattını oluşturan ve Sünni yurttaşların yaşadıkları Çemişgezek.

Bu gruplara göre; konuşulan dil Türkçe’dir ve bu durum din aidiyeti (Sünnilik) ile de sıkı ve sarsılmaz bir bağ içermektedir. Öyle ki, büyük oranda, köydeki akrabalar yahut bilinen diğer örnekler gündelik (kırsal) yaşamda farklı bir dil kullanmalarına rağmen bu tartışmasız bir olgu olarak kabul görür. Türkçe, Türklüktür ve yazılı resmi tarih ile kuşku götürmez kanıtlara sahiptir. Aynı şekilde köyde yahut köken bağlılıklarının bulunduğu sosyal ortamlarda konuşulan dil farklı olmasına rağmen, sınır Sünnilik üzerinden çizildiğinden, konuşulan geçerli, meşru dile dair ortak kabul de Türkçe üzerine olmaktadır. Bu siyasal tutum içerisinde olan hemen tüm orta yaş ve üzeri ailelerin çocukları tek dillidir. Kimlik konusunda herhangi bir ikilem yahut farklılık örnekleri kalmamıştır. Türkçe konuşmaktadırlar ve Türk’e en uygun İslam yorumunu yaşamaktadırlar. Belirtilmeden geçilmemesi gereken bir başka sosyal olguda şudur: Çemişgezek, Pertek, Mazgirt ve Hozat gibi tarihi oldukça eskiye dayanan ticari-idari merkezlerde veya civarlarında hatırlanabilen geçmişten itibaren anadili Türkçe olan oldukça küçük topluluklar da vardır. Günümüzde Alevilik ile Sünniliğin, temel etniklik sınırlarını ve tanımlarını belirlediği bir durumda, tüm biçimleri için (Kırmancki, Kurmanci ve Türkçe) anadilin tespiti de sınırlılıklar ile örülüdür. Zira başta da belirttiğimiz üzere etniklik durumsaldır ve varlığını yaşanmakta olan zaman ve mekânın dinamiklerine borçludur. Dolayısı ile her ne kadar özcü göndermelere sahip olsa da gerçekte karşıladığı temel iki işlev, diyalektik bir ilişki içerisinde güncelin beklentilerine cevap olabilecek tutum ve davranışların teorileştirilerek meşruiyetinin yaratılması ve yönlendirilmesidir.

Sonuç olarak anadili Türkçe olan bazı küçük topluluklar vardır. Ancak bu topluluklar ile yakın geçmişteki gündelik dilinin sadece Kurmanci olduğu bilinen Sünni toplulukların Türklük bilinçleri arasında da bazı ayrımlar vardır. Bu ayrımlar da yine yukarıda belirtilen ‘durumsal’ vurgulu etniklik tanımının içerisinden anlam kazanmaktadırlar. Çalışmanın esas olarak odaklandığı Pertek’te, hatırlanabilen geçmişinde anadili Türkçe olan ve az çok homojen bir yapı sergileyen topluluklarla temas edilmemiştir. Fakat kimi üyeleri ile Tunceli il merkezi ve Elazığ il merkezi gibi yerlerde temas edilen Mazgirt kökenli bir topluluktan bahsedilebilir. Bu gruptakilerin belirgin özellikleri; köken algılarının, Pertek Sünnilerinin çoğunluğunun aksine, herhangi bir göç olgusu içermemesi ve anadilin Türkçe olduğunun kesin bilinçliliğidir. Zira hatırlanabilen geçmiş içerisinde farklı örnekler bulunmamaktadır. Ne ki bu grubun temas edilen üyelerinin Türklüğü (aynı zamanda Sünniliği) öylesine geri plandadır ki gündelik yaşamında hemen tümüyle Türkçe konuşan Tuncelili Aleviler’den ayırmak hemen hemen imkânsızdır. Diğer Sünni topluluklara nazaran Alevilerle çok daha fazla iç içe geçmişlerdir ve gündelik yaşam pratiklerinde kurumsal Sünni inancın öngördüğü pratikler göze çarpacak düzeyde görülmez veya bu pratikler yine diğerleri ile kıyaslandığında siyasi sembol olma işlevi içermezler.31

3) Ötekiler ve dil:

31

Bu toplulukla ilgili son derece ilginç bir aktarım ve birkaç benzeri Çemişgezekli yaşlı bir Alevi’den geldi. Buna göre Mazgirt ve civarında sayıları az da olsa ‘Kara Türkler’ yaşamaktaydılar. Bunları diğer Sünnilerden ayıran en önemli özellikleri öz be öz Türk olmalarıydı. Yani anadilleri atadan beri Türkçe’ydi ve çoğunluğu Sünni idi. Çemişgezek ve Pertek’tekiler gibi ‘sonradan dönmemişlerdi’ (Alan Notları: 10 – 06 – 06 / Tunceli). Alevi ve Sünni toplulukların karşılıklı algılarına takip eden alt başlıklarda değinilecektir.

Çevrelerindeki kültürel kimlik evrenine karşı din aidiyetlerini merkeze alarak sınırları belirgin anlam haritaları üreten ve gözlerden uzakta fakat gündelik yaşamın içerisinde sessiz sedasız varlıklarını sürdüren bir kategori de kendilerini Hıristiyan olarak tanımlayan insanlardan oluşturulabilir. Bu kategoriye dâhil edilebilecek yurttaşların sayısı, yerel gündelik yaşam içerisinde bu farklılıktan haberdar olabilme ihtimali ile doğru orantılıdır. Homojen bir yapılanmadan bahsedememekle birlikte kendi içerisinde örgütlü kimi küçük gruplardan söz edilebilir. Fakat geçtiğimiz yıl içerisinde gerçekleştirildiği iddia olunan kimi etkinlikler, bu kategorinin varlığını daha da görünür kılacağının sinyallerini taşımaktadır. Alan araştırması süresince bu gruplara ilişkin tutulan notların ilki, İsa Peygamberin doğum günü etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri söylenen bir törene dairdi. Tören, Pertek İlçe merkezi yakınlarında Alevi yurttaşların ‘ziyaret’ olarak tabir ettikleri kutsal mekânların birisinde gerçekleştirilmişti. Kimi başka kaynak kişiler de bahsi geçen olayı duyduklarını ve ‘onların’ kendilerine bir ziyaret ‘yaptıklarını’ ve etkinliklerini orada gerçekleştirdiklerini aktarmışlardı. İlerleyen aylarda doğrudan temas ettiğim ve bölgede misyon faaliyeti sürdüren yöre kökenli Hıristiyanlar, benden ilk kez duydukları bu olayı ilgi ve hayretle karşılamışlar ve kendilerinin de bir bilgileri bulunmadığını belirtmişlerdi. Olayın, gerçekten olup olmaması bir yana, böylesi bir söylemin kendisi ve yaşamsallığı dahi bu grubun varlığının en azından Alevi yurttaşlar arasında belirli bir geçerlilik kazandığını göstermektedir. Bölgenin dinsel farklılıkları üzerine çizilen sınırlardan en belirgin olanlarından birisi de I. Dünya Savaşı’na kadar varlıklarını koruyan Hıristiyanlardır.

Geçmişe dair anlatılarda ve günümüzdeki kavram setlerinde açığa çıktığı üzere ‘Ermeniler’, din kimliğine dayalı bir farklılığın, kültürel–etnik kimlik örtüşmesinin bir örneğini yaratmaktadır. Ne ki günümüzde kendisini Hıristiyan olarak tanımlayan kaynak kişilerin hemen hiçbiri köklerini bölgenin bu geçmişi üzerine kurmamaktadır.32 Ek olarak bu gruptakiler, Doğu Hıristiyanlığı biçiminde tanımlanabilecek eski yerel inançlardan da farklı inanç dizgeleri taşıyor görünmektedirler. Bilhassa günümüzdeki sürecin aktörleri, bölgenin geçmiş özelliklerine dair konuşmalarda bunu ısrarla

vurgulamaktadırlar.33 Hemen tümünün gündelik yaşamda konuştukları dil Türkçe’dir ve gündelik yaşamın sınırlarını çizen, dinamizmini besleyen siyasi–ekonomik gelişmelere ilgisiz görünmektedirler. En azından bu gelişmeler, yaşamla kurdukları bağı yansıtan söylemlerinde merkezi bir yer tutmaz. Şüphesiz ki kendilerini çevrelen kültürel evrene ilişkin, kendilerini var eden temel farklılığın ürettiği anlamlı kurguları vardır. Bu genel kurgular içerisinde, Aleviler ve Sünniler arasında, tartışmalarımızda sıklıkla işleyeceğimiz anlamlı
32

Öte yandan, ‘Ermenilik’ köklerine atıfta bulunan kimi Sünni ve Alevi yurttaşlarla da karşılaşılmıştır ve Hıristiyanlık kimliğini bu tarihsel dayanaklara oturtan yurttaşların varlığı da olası bir ihtimal ve ilgi çekici bir araştırma alanı olarak durmaktadır. 33 Alan çalışması süresince Elazığ’da temas ettiğim ve Tunceli civarında misyonerlik faaliyeti sürdüren yurttaşlardan birisi, Elazığ – Süryani Kilisesi yetkilileri ile yaşadıkları sorunlu ilişkilerden hayli bahsetmişti. Anladığım kadarı ile kaynak kişinin kendisini tanımladığı Hıristiyanlık algısı daha kitabi (normatif) idi ve kilisenin, yerel halkın inanç pratikleri ile örtüşen kimi uygulamaları, aradaki ciddi tartışmaların sadece bir yönünü oluşturuyordu. Kaynak kişiye göre, kilise çeşmesinin suyu ‘garip’ bir şekilde Kudüs ile ilişkilendirilmekte ve yine ‘ilginç’ bir şekilde ‘koyu müslümanlar’, ‘tarikatçılar’ ve ‘türbanlılar’ da dâhil olmak üzere özellikle kadınlar bu suyu ve kilise ileri gelenlerinin duasını almak için kimi zamanlar ‘kuyruk’ olmaktaydılar (Çeşitli anlatılardan anlaşıldığı kadarı ile bu kilisenin suyu, Elazığ’da, sağaltıcı bazı güçleri ile tanınmaktadır). Bu, asla kabul edilebilir değildi zira bizzat ‘İncil’ bu durumu yasaklamıştı. Kaynak kişilerin ve kilise ileri gelenlerinin arasındaki gerilimli ilişkinin önemli bir belirleyeni daha vardır ki çok daha açıklayıcıdır. Buna göre; misyon faaliyeti yürüttükleri şirket adına kiliseden, kilisenin arazisi ve binası içerisinde bir yer talebinde bulunurlar. Fakat kilisenin ileri gelenleri, Elazığ’ın kimi ileri gelen resmi yetkilileri ile olan bağlarını ileri sürerek bu talebi kesin bir dille reddederler. Zira ‘misyonerlik’ günümüz Türkiye’sinin hâkim muhafazakâr söylemi içerisinde hayli ‘tehlikeli’ olabilecek bir ithamdır. Hele ki bu söylemin oldukça baskın olduğu Elazığ’da. Dolayısıyla bu ret cevabı üzerine kilise ile ilişkiler kopar.

farklılıklar yatıyor görünmektedir. Bu düşünsel ve pratik tutumlara örnek olabilecek bazı ifadeler şöyle özetlenebilir: Bu grup içerisinde temas ettiğimiz kaynak kişilerin genel eğilimlerine göre, inanç bakımından ‘çevre’de üç tip insan vardır. Aleviler, Sünniler/Müslümanlar ve ateistler/inançsızlar. Ateistler, ‘Tanrı’ fikrini kabul etmeyerek en başta Hıristiyan öğreti ile ilgilerini ve dolayısı ile teması kaybeden kesim olmaktadırlar. Aleviler de anlaşılmaz farklılıkları, merkezi söylemlerinin yokluğu ve kuşaklar arasındaki belirgin inançsal boşlukları ve tüm bir toplulukta görülen dağınıklıkları ile özellikle genç kuşaklar açısından olabilecek en kötü yerdedirler: kelimenin tam manası ile ‘arada kalmışlar’dır. Ne ‘tam Alevi’, ne ‘tam Ateist’ ne de ‘tam Müslüman’dırlar. Bu guruba göre, Sünniler kendilerine karşı en olumsuz siyasi tavrı takınmalarına rağmen inanç boyutu ile daha tutarlıdırlar. Bu kesimdeki insanlarla aradaki ilişkileri engelleyen etkenlerin başında Elazığ’da hâkim olan Türk milliyetçi söylemi ile çoğunlukla bu söylemle iç içe geçmiş olan ‘tarikat’ların varlığı gelmektedir. Bu faktörlerin dışında, inanç konusunda kitabi kökleri ve Tanrı tasavvurundaki ortak imgeleri ile daha rahat ortak payda bulunabilen kesim de yine yalnızca bu insanlardır. Öte yandan bu gruba göre, Sünnileri Aleviler ile kıyaslandığında daha tutarlı kılan bir başka faktör, bölgede varlığını hissettiren ‘sol/ateist’ söylemin karşısında ortak argümanları kullanıyor olmaktan ileri gelmektedir. Aleviler daha tutarsızdır zira din karşıtı söylem çoğunlukla bu grubun içerisinden gelmektedir. Ancak yine Alevilik, dinsel bir dizge olarak da gerek Müslümanlığa gerekse Hıristiyanlığa karşı kabullenilebilmektedir.

Görünen odur ki Hıristiyanlık ve Müslümanlık her ne kadar birbirlerini “teolojik” temelde doğal olarak dışlasalar da bu dinler kitabi yorumları itibariyle dünyevi hayatın düzenlenişi konusunda dünyevi iktidarı merkeze alma noktasında buluşmuşlardır. Ne yöresel Alevilik ne de Doğu Hıristiyanlığı’nın içerdiği bağdaştırmacı öğeler, onlar bakımından kabul edilebilir değildir.

2.2 Aleviler ve Tunceli (Dersim) Aleviliği

Tunceli nüfusunun %90’ından fazlasını oluşturan Aleviler ilin tüm bölümlerinde, değişen nüfus yoğunluklarıyla, yaşamaktadırlar. Tunceli’nin sahip olduğu coğrafi yapının kuzeyden güneye doğru gösterdiği değişim, Alevi nüfusun da değişen yoğunluk oranları ile anlamlı bir ilişki içerisindedir. İlin güney hattını oluşturan (batıdan doğuya doğru) Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt ilçeleri dışında; Tuncelili Sünnilerin günümüzde son derece cılız bir biçimde var oldukları Hozat ve Mazgirt ilçeleri haricinde kalan Merkez ilçe, Ovacık ve Pülümür’de tümüyle Alevi yurttaşlar yaşamaktadırlar. Hozat ve Mazgirt ilçelerinde ve bu ilçelere bağlı birkaç köyde hâlihazırda Alevi çoğunlukla birlikte yaşamakta olan Sünni ailelerin; güney ilçelerde yaşayan ve çalışma konumuz olan Sünnilerden önemli ölçülerde farklılaşmış oldukları da belirtilmelidir.34 Bu halleriyle onlar, Tunceli’de Alevilik ve Sünnilik gibi temel din kimlikleri etrafında yaşanan ve içerisini 1970’li yıllardan buyana etkin bir biçimde dolduran siyasal–askeri gelişmelerden uzaktırlar. Büyük çoğunluğu Alevilere

34

Bu konu, ayrıntılı bir biçimde sonraki başlık altında değerlendirilmektedir.

karışmış ve sahip oldukları özdeş siyasal tutumlar sebebiyle Alevi çoğunluğun oluşturduğu hâkim kültüre adapte olmuşlardır. Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt ilçeleri, yine aynı sırayla Sünni ailelerin bu ilçelerde gösterdikleri nüfus yoğunluklarına da işaret etmektedir. Mazgirt ve Pertek’teki Sünni nüfusun, bugün itibarıyla, geçen yüzyılın başlarından beridir yaşamakta olduğu göçlerin neticesinde, Hozat’ta olduğu üzere Alevi çoğunluk içerisinde hayli azınlıkta kalmış olduğu görülmektedir. Buna karşın, Çemişgezek ilçesi Alevi nüfusun en düşük, Sünni nüfusun ise en yoğun olarak yaşadığı tek ilçedir. Burada Aleviler, azınlıktadırlar. Büyük çoğunluğu ise ilçenin kuzey doğusunda Tunceli’nin iç kısımlarına yakın dağlık arazide yerleşiktir. Sünni toplulukların kendilerine yönelik kimlik tanımlarını

anlamlandırabilmek; etniklik durumunun kendinde içkin olarak barındırdığı ‘öteki’nin anlaşılmasıyla mümkün olacaktır. Bu Sünni toplulukları çevreleyen, sarmalayan Aleviliğin yerel özellikleri açımlanmadan ‘Tuncelili Sünnilerin’ özgünlüklerini ve dahası, 1970’lerden sonra yaşanan hızlı kimlik süreçlerini takip etmek mümkün olmayacaktır. Zira kimlik, kendinden farklı olanlarla temas ettiği yerde aynı zamanda sınırlarını çizmekte ve bu sınırların içeriğini oluşturan toplumsalı var etmektedir. Bu bakımdan, Türkiye’deki genel Alevi topluluklarından önemli farklarla ayrışan Tunceli yöresi Aleviliği’nin temel bileşenleri etrafında, iki ana başlık altında yerel Aleviliği şöyle irdelemek mümkündür; 1) ‘Talip – Rehber – Pir – Mürşid’ ilişkileri çerçevesinde Seyit Aileleri, talipleri ve kurdukları sosyo-dinsel toplumsal yapılar.

2) Kutsal mekânlar dolayımı ile vücut bulan ritüeller ve diğer bazı kutsal nesnelere ilişkin kültler.

2.2.1 Seyit Aileleri ve Talipleri

Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin merkezindeki ana öğe, bölgeye geliş tarihleri yazılı hemen hiçbir kaynakta bulunmayan yahut sözlü kaynaklara göre de kesin olarak bilinemeyen Seyit Aileleri’dir. Günümüzde aşiret düzeyinde kitlesel nüfuslara da sahip bu ailelerin mutlak surette birer kutsal ataları vardır. Ailenin kökünün bu ataya ve bu atanın da yine çoğunlukla 12 İmam’lar yolu ile Hz. Ali’ye dayandığına inanılır. Bu durumun biricik kanıtları, ailelerin ellerindeki şecerelerdir. Kutsal ataların, bölgeye yalnız başlarına mı yoksa aileleri ya da aşiretleri ile birlikte mi geldikleri konusu belirsiz görünmektedir. Ne ki bölgenin tarihsel geçmişine ilişkin eldeki en önemli veriler olan söylencelerin içerikleri analiz edildiğinde kimi ipuçlarına da ulaşılabilmektedir.35 Bunlara göre, Tunceli ve çevresindeki (Elazığ, Malatya, Maraş, Sivas, Erzincan, Muş…) illerde faaliyet gösteren Ağuçan, Baba Mansur, Kureyş, Derviş Cemal ve Sarı Saltuk36 gibi belli başlı ailelerinin kutsal atalarının bölgeye
35

Konu üzerine yakın dönemde yapılan ve söylence analizlerini içeren faydalı bir kaynak içi bkz. Danık, 2006. 36 On iki imam soyundan gelen ve Seyitlik unvanını kan-bağı yolu ile taşıyan bu ailelerin, yöreye gelişlerinden bugüne kadar demografik bir artış içerisinde oldukları aşikardır. Doğal olarak talip aşiretler de benzer bir artış süreci geçirmişler ve bu durumun doğal sonucu olarak da coğrafi bakımdan yayılmışlardır. Tunceli çevresindeki (Maraş, Malatya, Elazığ, Sivas, Erzincan ve Muş gibi) illerde Seyit ailelerin etkinlik gösterdiği grupların bulunması esas olarak bu sebepten kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde nüfus artışı yaşayan bu seyit aileleri de kendi içlerinde Seyitlik hakkına sahip kimi soy gruplarına bölünmüşlerdir. Yani benzer dini yetkiler taşıyan alt soy gruplarına ayrılmışlardır. Fakat 1938’e kadar, Tunceli’deki akrabalarının temsil ettikleri dini statü, tartışmasız otorite mercii olarak kabul görmüştür. Ayrıntılı analizler için bkz. Gezik, 2004.

gelişlerinde karşılaştıkları yerli toplulukları kendi inançlarına katmaya yönelik söylence örnekleri ile karşılaşılmaz. Bu durumun istisnai örneğini, alan çalışmamızı gerçekleştirdiğimiz Pertek Sünnilerini çevreleyen Alevilerin çoğunlukla bağlı olduğu Berhican Ocağı oluşturur.37 Daha ziyade, kendi aralarında gösterdikleri kerametlere ilişkin söylenceler ve bu kutsal ailelerin etki alanlarında kalan kutsal mekânlara ilişkin söylenceler revaçtadır. Bu yeni grupların 12. ve 15. yüzyıllarda bölgeye giriş yaptıkları ve Ocak’ın (1992) bahsettiği aşiretlerden oldukları, hayli yüksek bir ihtimaldir. Anadolu’nun esas olarak 12. yüzyıldan itibaren İran ve Orta Asya kökenli kitlesel göçlere sahne olduğu uzun yüzyıllar içerisinde, teolojilerindeki genel geçer İslami söylemlerden ziyade canlılıkla yaşattıkları İslam öncesi dini pratikleri ile bu yeni grupların, yerleştikleri yörelerde ciddi çatışmalar yaşamaksızın süreç içerisinde ve kolaylıkla kabul gördükleri anlaşılmaktadır. Bilhassa Tunceli’deki belli başlı Seyit Aileleri’nin teolojilerinin esasını oluşturan söylencelere bakıldığında, misyon karakteri içeren motiflerin çoğunlukta olmadığı görülür. Bunun açıklaması, bu ailelerin muhtemelen başlarındaki Seyitlerle birlikte hareket eden kitlesel aşiret göçleri ile buraya yerleşmiş olabilecekleridir. Hiç şüphesiz, bu durum tüm aileler için geçerli olamayabilir. Zira hem aralarındaki prestij söylencelerinin yaygınlığı hem etki alanlarındaki talip nüfusunun çeşitliliği, kimilerinin daha geç kimilerinin ise daha erken tarihlerde bölgeye yerleştiğini ve mevcut dengeler içerisinde kendisine yer edindiğini işaret etmektedir.38

37 38

Bu konuya ileride değinilmektedir. Bu durumun en bilinen örneği Sarı Saltuklular’dır. Tunceli’ye yaklaşık olarak iki asır kadar önce geldikleri yönünde yaygın bir kanı vardır ve bu ailenin bu günkü dini temsilcileri de bu görüşü kabul ederler. Öyle ki bu seyit ailesinin Hozat’a bağlı Karaca Köyü’nde Kurmanci ve Kırmancki’nin yanı sıra Türkçenin de konuşulduğu binmektedir(Gezik, 2004: 153).

dağılımını ve bunların tarihini içeren tablo anlamına gelen şecere. Bu ailelere ve çevrelerindeki talip nüfus ile oluşturdukları sosyo-dinsel yapılanmalara dair oldukça sınırlı kaynaklar vardır. İlki. Selçuklu padişahı Alâeddin Keykubad döneminde alındığı söylenen mühürler mevcuttur. Bahsi geçen şecereler hakkında bahsedilmesi gereken önemli ortak bir yön.Öte yandan yakın pre-modern geçmiş içerisinde bu ailelerin büyük çoğunluğunun taliplerinden hemen hiçbirisinin ana-dilinin Türkçe olmadığı düşünülürse. Mazgirt. çeşitli metal kaplara vb. Hayvan derilerine. doğrudan kaynaklar olarak. Belirli bir ailenin kökeni ve süreç içerisindeki akrabalık ilişkilerini. bölgeye beraberlerinde talip nüfusu taşıdıkları ve zamanla yerli halk ile kaynaşarak çoğaldıklarını ve takiben uzun yüzyıllar içerisinde de bahsi geçen diğer illere yayılmış olabilecekleri kuvvetli bir ihtimal olarak önümüzde durmaktadır. Anadolu’ya kitlesel göçlerin başladığı erken dönemlerdeki siyasi ilişkilere dair belgeli kanıtlar içermeleridir. farklı şekillerde muhafaza edilmektedir. Ek olarak. bu ailelerin kutsal atalarının ve etki alanlarında (varsa) kişileştirilmiş kutsal mekanlarının tümünün Alaeddin Keykubad ve bazen de yerel yöneticiler ile aralarında geçen keramet olaylarının söylenceleri yaygınlıkla yaşatılmaktadır. bu ailelerde. bilhassa bugünkü Tunceli’nin güney kesimlerinde -Çemişgezek. Şöyle ki. Pertek. Hıdır isimli seyidin Keykubat’a . Külte dair söylencede. Bu konunun en bilinen örneği Pertek’e bağlı Zeve köyünde bulunan Sultan Hıdır kültü içerisindedir. ‘emanet’lere yazılı biçimde ya da ender olarak kitaplaştırılmış el yazmaları biçiminde muhafaza edilen bu belgelerden pek azı yayımlanmış ve incelenmiştir. bu şecerelerin bir kısmında. ailelerin ellerinde tuttukları şecerelerdir.ve daha güney bölgelerde faaliyet gösteren ailelerinkilerde.

dünyevi iktidara ve temsilcilerine onaylatarak varlıklarını güvence altına almaya çalışmışlardır. Tunceli’deki Alevilik kurgusu açısından da tarihsel bir dayanağa kavuşuyor görünmektedir. kapsamlı bir çalışmanın hâlihazırda mevcut olmadığı söylenmelidir.41 Seyit aileleri ve talipleriyle ördükleri sosyo–dinsel yapılanmaya dair ikinci grup kaynak ise yazılı eserlerdir. Gültekin. Gültekin. 2005b. Alâeddin Keykubad dönemi aynı zamanda Orta Anadolu merkezli güçlü bir Selçuklu Devleti’nin de kuruluş sürecine de işaret etmektedir. Zira Ocak’ın (2002 ve 2000) önermeleri ışığında bakıldığında. Bu kült. Ali kültleri ile ancak Şii Safevi etkisi ve propaganda süreçleriyle tanışacaktır. mevcut sözlü kültürün ve ona dayalı popüler dinselliğin eldeki biricik somut göstergeleri olan bu şecerelerin zamanla tabulaşacak derecede kutsiyet kazanmış olmasıdır. 2004. onun tarafından onaylanmasını ve bölgesinde serbest hareket alanı kazanmasını örneklenir. Çemişgezek ve Harput (Elazığ) çevresinin merkezi devlete bağlandığı I. Dağınık çalışmalar ve ihtilaflı görüşler mevcuttur. İlkini. Anadolu Aleviliği. 41 Bu durumun güncel bir örneği hakkında genel gözlemler için bkz. günümüzde Aleviliğin tarihine ilişkin yaygınlıkla kurgulanan ve İslam Peygamberi’nin ölümü ardından başlayan hilafet çatışmaları olgusunu esas alan inançlar. Aynı konu üzerine bir başka çalışma ayrıca bkz. Bu kaynakları iki başlık altında toparlayabilmek mümkün görünmektedir. Hâlbuki bu soy kütükleri daha erken bir tarihi işaret etmektedirler. yüzyıl gibi erken bir tarihin sosyo–politik süreçlerde asli roller üstendiği düşünülürse. 2006. yörenin önde gelen dini otoriteleri de temel meşruiyet dayanakları olan şecerelerini. Gültekin. On İki imam ve Hz. Diğer bütün yerleşik seyitler ve tekkeler gibi. 19. 40 Öte yandan. . Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadıkları tüm bir güney Tunceli’de olduğu üzere Sünnilerce de rağbet gören bir aktif bir Alevi merkezidir.40 Fakat bu şecereler hakkında ciddi.gösterdiği kerametler neticesinde. yüzyıl başlarından itibaren Cumhuriyet dönemine dek bölgede görev yapmış resmi yetkililerin. misyon faaliyeti sürdüren kurum 39 Külte dair etnografik derlemeler ve analizler için bkz.39 Bu mühürlerin Alaeddin Keykubad ile ilişkilenmesi tesadüfi değildir. Bu durumun esas sebebi. bahsi geçen kutsal soy dizinlerinin 12.

1997 ve yine aynı kaynaklar üzerine değerlendirmeler için bkz. Sevgen. JUK. ortaya çıkan ve Tunceli’nin geleneksel yaşayışı konusunda. Uluğ. 2004. Munzuroğlu. Bayrak. yazarlarının ideolojik bakışlarının dışında önemli etnografik veriler de sunmaktadırlar. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayan.Tankut. 44 Bazı örnekleri için bkz. 43 Bu gruptaki raporların bazılarının derlendiği bir çalışma için bkz. yakın zamanda yapılan tekrar basımlarından en bilinen örnekleri için bkz. 2001. Bulut. Yanı sıra bu grupta değerlendirilen çalışmaların. 1992.temsilcilerinin veyahut gezginlerin kişisel günlüklerinden oluşan yabancı eserler oluşturmaktadır. Gezik. Gerek Cumhuriyet öncesi dönemde gerekse erken Cumhuriyet döneminde ıslah edilmeye gayret edilen bu coğrafya hakkında tutulan raporlar.43 Bölgenin sosyal ve tarihi geçmişi ve bugünü üzerine yayımlanan son dönem çalışmaların ise 1990’larla birlikte görünürlük kazanan Alevilik ve Kürtlük eksenli toplumsal olaylara ve hararetli tartışmalara paralel olarak ortaya çıkışları gayet anlamlıdır. ‘Dersim’ kodu ile söylem düzeyinde merkezi bir yer teşkil etmektedir. Bu durum. 1998. Zira her iki kimliğin de mevcut anlam bütünlükleri içerisinde Tunceli. . birebir görgü tanıklarının izlenimlerini yansıtan bu çalışmaların yeterince sağlıklı temellere oturamadıkları da göz önüne alınmalıdır. 1999. faydalı bir eser için bkz. 1999. 2000.44 Seyit Aileleri ve talipler konusuna dönersek: Bu ikili ilişkinin oluşturduğu toplumsal yapının geçmişten bugüne yazılı eserler bırakmayışının ardında yatan önemli sebeplerden birisi de bu tarikatların tekke örgütlenmelerine gitmeyişleridir. Bu bağlamda.42 Bu belgeler. sözlü hafızanın dışında. Çem. başlangıçta çoğunlukla göçer ve yarı-göçerlerin oluşturduğu topluluklarla süreç içerisinde kaynaşmaları ve göçer 42 Bu grup içerisinde sınıflanan eserlerin önemli bir bölümünün toparlandığı. İkinci gruptaki eserler ise 19. 2004. özellikle 1938 öncesinde yaşatılan biçimi ile Tunceli (Dersim) Aleviliği hakkında oldukça ilgi çekici etnografik gözlemler içermektedirler. 1938’e dek yoğunlaşarak süren ve esasını raporların oluşturduğu resmi faaliyetler oluşturmaktadır.

seyidine dini hizmetleri karşılığında verdiği para. Cemaat iki ana gruptan oluşur. Henüz mürit olmayanları işaret eder. içeriğinde bazı farklılıklar taşır. Yani içerisine doğduğu aşiretin müridi olduğu seyit ailesinin mürididir. Tunceli yöresinde. giyecek. Tunceli dışında kalan Alevi topluluklarında ‘talip’. Tunceli’de ise durum temelden farklıdır. bir ailenin birlikte yaşadığı ve aynı kimliği paylaştığı aşiret içerisinde çeşitli sebeplerden dolayı yaşadığı sorunlar sonucunda göç etmesi ve farklı bir seyit–talip ilişkisinin hâkim olduğu bölgeye göç etmesi. Son dönem tüm çalışmaların. esas hatları itibari ile. seyit ailelerinin ellerindeki şecerelerin işaret ettiği kan-bağının dışında kalan herkestir. Burada birey.45 Talip ve seyit arasındaki önemli bir bağ da ‘çıralık’tır.46 Seyitler. seyit bağının değiştirilmesinde bilinen en yaygın örneklerinden birisidir. yiyecek. Bu konuda kesin bir ayrım söz konusudur. 45 Örneğin. 46 Talibin. a) Talip: Talip. . Bu durum sıra dışı olaylar gündeme gelmediği sürece kesinlikle değişmez. yola/tarikata girmek isteyenlerin durumunu aktaran bir anlam içermektedir. seyitler ve talipler. Bu konuya dair örnekler için III. değiştirilemez. yaşam alanlarından ve dolayısıyla içerisine doğdukları toplumsaldan ayrılanlar arasında Sünniliğe geçişler daha sık görülebilmektedir. doğduğu andan itibaren taliptir. büyük çoğunlukla sonbaharda taliplerini gezer ve bu karşılıkları yine bu zamanda toplarlar. Bu yüzden. Yanı sıra kendi aralarında da merkezileşememeleri ve kurumsallaşamamaları ile de alakadar görünmektedir. üzerinde mutabık kaldıkları belli bileşenleri ile Seyit Aileleri ve taliplerinin ördüğü toplumsal yapı şu şekilde özetlenebilir. Doğumla birlikte kazanılan ve kesin bir kutsiyet algısı ile tanımlanan bu tip bir sosyal ilişkinin değişimi son derece sıra dışı bir durumdur. Arapça ‘isteyen’ anlamına gelen talip kelimesi. hayvan türü karşılığa çıralık denir. değerli eşya. bölümde ayrıntılı bir biçimde tartışılmaktadır. berberinde böylesi sonuçlar da doğurmaktadır.hayvancılık ekonomisi ile uyuşmalarından ileri gelir. Bireyleri yahut ailelerin seyit– talip ilişkilerini değiştirmeleri öylesine sıra dışıdır ki tüm bir anlam haritasının değişimi ile denktir. Ancak din algısını var eden biricik olgu olan dünyevi hayatın zorunlulukları.

seyidin ölüm. yıllık periyotlar ile talipleri gezmek ve kılavuzluk etmekle yükümlüdürler. Bu konuya ileride değineceğiz. b) Rehber: 47 Bu konu. sünnet gibi geçiş ritüellerinde yahut bunların dışında talibin seyitlerine yönelik ziyaretlerinde de bu çıralıklar.47 Seyitlerin olmadığı dönemlerde. Bu benzerlik. kırsal yerleşimlerdeki Alevi ve Sünni topluluklarda görülen çarpıcı kültürleşme örnekleri açısından önemlidir. Talipler. Talibin dinsel dünyasını oluşturan çoğu öğe. az sayıdaki hayvana ve çoğunlukla ancak kendilerine yeterli olan geçimlik ekonomilere sahip köylülerdir. karşılık olarak verilirler. Bu anlamda. Kendisinden beklenen biricik yükümlülük talibi olduğu seyit ailesi ile ilişkilerini koparmamasıdır. bu aktörün boşluğunu. evlilik. sınırlı topraklara. kendileriyle benzer geçim biçimlerine sahip kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerle benzerlik gösterir. bölümde ayrıntılı olarak irdelenmektedir. dini planda seyitlerden sonra gelen ‘rehber’ler doldurur. . Doğduğu andan itibaren. Bu ilişkiler sisteminde talibin dini konular üzerine özel olarak göstermesi gereken bir performans yoktur. III. Seyidin ve rehberin yanı sıra talibin dinsel dünyasını Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgün ikinci bileşeni olan kutsal mekân kültleri tamamlar. sadece kendisi gibi olanlarla birlikte özel bir dinselliğin içerisinde var olur. aynı zamanda birlikte yaşadığı Sünninin de dinsellik algısı içerisinde ortaya çıkabilmektedir. Özellikle kırsal yerleşimlerde yaşayan taliplerin işgal ettikleri sosyal statü.Bunun dışında. yine sorumluluğun önemli bir kesimi seyitlere aittir. Seyitler.

c) Seyit:48 Dini yapının merkezindeki biricik aktördür. Bağlı olduğu ailenin bölgesinde kalan talipler ile ilgilenir. önderlik edeceği bellidir. Seyitlerin yıllık gezileri arasında kalan dönemlerde yaşadığı bölgenin yerel dini temsilcisi gibidir. Bir çeşit ‘raportör’dür. topluluğun yerel sorunlarının konuşulduğu ve ‘halk mahkemesi’ olarak bilinen bölüme geçilir.Rehber. kelime anlamı itibarıyla yol gösterici demektir. Dini ritüellerin ardından. gündelik yaşamlarında karşılaştıkları çeşitli durumlar vesilesiyle seyidin kapısı çalar ve yardımcı olmasını isterler. Seyitler. Düzenlenen cemler. Bazı seyitlerin sahip 48 ‘Seyit’in yanı sıra ‘Pir’ ve ‘Dede’. Seyit. Yörede ekseriyetle ‘rayver’ olarak geçer. Sabit olarak oturduğu yerde ise yakın çevrenin sürekli ziyaretgâhı haline gelir. Böylelikle hangi seyidin nereye gideceği. Seyidin temel görevlerinin başında her yıl düzenli dolaştığı talipleri ile cem düzenlemek gelir. cemaatin dini varlığını sürdürmenin yanı sıra sosyal kontrolü de sağlar. Talipler. özellikle kırsal yerleşimlerde oturan Tuncelili Sünnilerin kendi dinsellikleri içerisinde etkin olan Alevi öğelerin başında gelir. Muadilleri ile arasında belirli bir iş bölümü vardır. Çoğunlukla rayver de seyit soyundan gelir. yönlendirir. yörede sıklıkla aynı durumu ifade etmek için kullanılan kavramlardır. kimlerle ilgileneceği. sahip olduğu statü itibariyle sorunların çözümünde ilahi bir kudret olarak kabul görür. Saygı ve hürmet görür. yerel danışmanlık hizmeti görür. Kimilerinin dini konularda bilgileri derin de olabilir. Diğer seyit aileleriyle arada çekilen kesin sınırlara benzer şekilde kendi aralarında da görev alanı konusunda belli mutabakatlar vardır. Seyitlerin yıllık ziyaretleri öncesinde ve esnasında onları yöredeki gelişmeler konusunda bilgilendirir. .

Sünnilerin temel başvuru gerekçelerini işaret eder. seyitliğin üzerindedir. Seyidin seyidi ise talip açısından mürşittir. Bu durumun iki yönü vardır. Bu yolla topluluk. Buna göre. dini varlığını yeniden üretmekle birlikte aynı zamanda topluluğun da sürekliliğini sağlamış olur. çoğunlukla da sağaltma yetenekleri. seyidin ve mürşidin ayrı ayrı hem rehberi hem seyidi hem de mürşidi vardır. söylenceler ile onanan ilişkiler derhal devreye girer. Söz hakkı ve yaptırım gücü söz konusu olduğunda. İlki. seyit aileleri arasındaki hiyerarşiden kaynaklanır. Yukarıda isimleri zikredilen aileler de kendi aralarında bir hiyerarşiye tabidirler ve bu durum en meşhur söylenceler ile mühürlenmiştir. Örneğin. rehberin. Tüm bu bileşenleri ile vücut bulan toplumsal yapının işleyişinin temelinde yıllık olarak düzenlenen ayin-i cemler yer alır. d) Mürşit: Yöresel dinsel söylemde bir makam olarak mürşitlik. İkinci yön ise aynı seyit ailesinde ve bu aileye bağlı talipler içerisindeki talip– rehber–seyit–mürşit ilişkilerinin kodlanması üzerine ortaya çıkar.olduklarına inanılan majik-mistik güçler. Bu yola mürşit olan kimse tüm talipleri birkaç yıllık aralar ile ziyaret eder ve doğaldır ki en fazla hürmeti o görür. Tunceli (Dersim) Aleviliği’ni diğer Alevi topluluklardan ayıran bu önemli bağların işleyişi ve kavranışı da yine yöreye özgün bir biçim almıştır: “Bektaşi tarikatında ‘Şeriat – Tarikat – Marifet ve Hakikat’ kapıları sırasıyla ve eğitimle geçilmesi gereken aşamalar olurken Alevi Kürtler’de . Toplumsal yaşamın düzenlenişinde gerçekleştirilen oldukça farklı cem törenleri vardır. rehberin rehberi talibe seyid olur. Fakat bu ilişkideki aileler arasında ‘çıralık’ usulünde olduğu üzere herhangi bir bağ yoktur.

ilk kapının doğal bir aşımını sağladığına inanıyorlardı. Alevi Kürtler. 2003. Musahiplik bağı ile bağlananlar arasında normal taliplerden farklı durumlar işlerlik kazanır.k. Bu evren. dinin tamamen Batıni yanını esas alarak Şeriat Kapısı’nı ince bir yöntemle es geçiyorlardı. 1972 ve genel bilgiler için Korkmaz. çoğunlukla kendilerinden sonraki kuşaklarda da geçerliliğini korur ve bu kuşaklarda da sınırları keskin bir evlilik tabusu hüküm sürer. Her şeyden önce onlar. Yine kişinin doğuştan devraldığı ve Şeriat Kapısı’nı temsil ettiğini savundukları ‘Rehber’ bağlantısının da. kendilerini doğuştan itibaren tarikatlarının üyesi olduklarına inandıklarından.(Tuncelili Aleviler a.n. Bektaşiler’in aksine. her daim seyitlerin prestij ve iktidarlarına ortak olup. Musahiplik Cemi de aynı şekilde talip olarak doğan bireyin ‘yeniden’ tarikata katıldığı önemli bir inisiasyon (geçiş) törenidir. . şeriat kurallarının kendileri için geçerli olmadıklarına inanıyorlardı. Yanı sıra küçüklükten de musahip seçildiği olur ancak bu resmen onaylanmamıştır. seyit–talip ilişkilerinin gerçekleştiği alanın dışında kalan. pirlerin ve mürşitlerin dışında da Tunceli’de Aleviliğin vücut bulduğu bir başka evren daha vardır –ki bu özelliği Tunceli’deki toplulukları diğer Alevi topluluklarından hayli farklılaştırır. Rehberlerin.) bunlar statik ve dinsel kişilere bağlılıkla sınırlandırılan aşamalar olarak şekillendi. Aynı yöntemi diğer dinsel mecburiyetler için de uygulamaktaydılar. Eğer iki taraf evliliklerinden sonra Musahiplik Cemi ile bağlanırlarsa. durum geçerli olur. ‘marifet’ kapısını bir sosyo-dinsel ilşki olan ‘musahiplik’49 –ki bu Bektaşilikte olmayan bir unsurdur. taliplerin gündelik yaşamları içerisinde etkinlikle vücut bulan. 2004. Musahiplik Cemi ile ilgili olarak ayrıntılı bir betimleme için bkz. ‘hakikat’ kapısını ‘mürşitler’ temsil etekte ve kendileri bu temsilcilere ömür boyu bağlanarak dinsel sorumluluklarını yerine getirmiş olmaktaydılar”(Gezik. Bektaşilerde tekkeye kabul edilen kişi için bilinmesi gereken bir aşama olarak kalırken.). Onlara göre ‘tarikat’ kapısını ‘pirler’ (seyitler b. Öztürk. 159). Bunun da ötesinde Sünni İslam’ın temel yapısını oluşturan Şeriat Kapısı. Bu bağ. Musahiplik resmi olarak ancak evli eşler arasında olabilir. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nde oldukça önemli bir yer tutar. onları çoğunlukla rahatsız eden ve Tunceli’nin insan yerleşimlerine sahne olmaya başladığı tarih öncesi 49 Bir kurum olarak musahiplik.g.

‘ziyaretgâh’ kelimesi. bu inancın merkezi öğesini oluşturur. a) Mezarlar. . dini uygulamaları da kapsayan ve varlığı ile kutsiyeti kendisinden var eden yer anlamında kullanılmaktadır. Aşağıda 50 Arapçada. dini uygulamalar içeren ziyaretin gerçekleştiği ‘kutsal mekân’. insanların anlam dünyalarında varlığını koruyarak. Çoğunlukla. 1983) Bu ikinci çerçevede. Belirtilmeden geçilmesi olanaksız olan bir konu da Tunceli’de Alevi topluluklar arasında bu pratiğin hâlihazırda devam ediyor oluşu ile ilgilidir. (TDK. hayatta oldukları dönemlerde gösterdikleri kerametlerle yaşadıklarına ve geçmişten bugüne. bazı alt başlıklarda şöyle değerlendirebiliriz. Yanı sıra. günümüz Türkçesi içerisinde birisini veya bir yeri görmeye gitme anlamları ile kutsal kabul edilen bir mekana gerçekleştirilen ve dini uygulamalar içeren gezi anlamında da kullanılmaktadır. toplumsal hayatın çatlaklarına sıkışarak gelen ‘kutsal mekân’lardır. sahip oldukları niteliklere göre. yöredeki tüm Alevi ve Sünni topluluklar tarafından ‘ziyaret’ olarak isimlendirilirler. ziyaret statüsündedir. Yöredeki tanımı. Kutsal mekânlar. içerisine doğdukları seyit ailesinin yahut talibi oldukları ailenin kutsal atasına ait mezar. doğal olarak. ‘ziyaret yeri’ anlamında daha işlevsel durmaktadır. kutsal mekân külteleri çevresinde şekillenen kimi inanışlardan ve uygulamalardan oluşmaktadır. ziyaret eden anlamına gelen. 2. ‘zair’ kökünden türetilen ‘ziyaret’. Fakat yöre açısından.2 Kutsal Mekânlar ve Batın Âlem Tunceli (Dersim) Aleviliği’ni oluşturan ikinci ana eksen. Bu yönü ile doğrudan dini içerikli bir kavrama gönderme yapar.dönemlerden. bu ailenin faaliyet alanı içersinde kalan bölgelerdeki diğer mezar kültleri gelir. ziyaret kavramı. keramet gösterme özelliklerini ölümlerinden sonra da devam ettirdiklerine inanılan kişilerin mezarları.50 Alevi topluluklar açısından ziyaretleri.2. Ziyaret’tir. Alevi topluluklar açısından.

bu tarihlerde değişmeye başlar. insanların getirdikleri ile yaşar. yöresel (Kırmancki) tabirle ‘bome’ yani ‘deli’ değil. Türkiye tarihinde ilk kez. Tuncelili Alevilerin kutsal gün saydıkları Perşembeleri ziyaretçileri ile buluşur. Sey Wuşe’nin yereldeki kurgusu bu fikir üzerinedir. Bu anlamda ‘veli’ kavramını. Hakkındaki anlatılar yaygınlaşır ve öldüğü 1994 yılına gelindiğinde o artık bir velidir51. bir ‘deli’nin heykeli şehir merkezine dikilir. Ölümünün ardından cenazesinin köyüne gönderilmesine halk tarafından karşı çıkılır ve Tunceli il merkezi mezarlığına defnedilir.aktaracağımız ve yakın geçmiş içerisinde yaşanan bir örnek durumu hayli ilgi çekici kılmaktadır. kutsal olandır. Fakat Sey Wuşe. Bu bağın kuruluşunda onun Tunceli’deki en etkin seyit ailelerinden birisinden geliyor oluşunun da ilgisi vardır. Sey Wuşe’nin toplumsal yaşayışın dışında kalan bu hayatı. toplumdan sıyrılarak varmıştır. diğer âleme geçen bir velidir. Ziyaretlerde ateşler yakılır. Seyit Hüseyin Tatar yahut yerel (Kırmancki) deyişle ‘Sey Wuşe’. İnsanlarla ilişkilerinde seçicidir. zamanla bazı mistik olaylarla birleşir. Şehir merkezindeki heykeli ve mezarı. Zamanla dünyevi yaşamdan uzaklaşır. yörenin etkili seyit ailelerinden olan Kureyşanlar’dandır. Yani. 51 Yörede ‘veli’ kavramı Aleviler arasında kullanılmaz. sigarasını içmez. Herkesle konuşmaz. karısı ve çocukları ile sıradan bir köylü hayatı yaşayan Hüseyin’in kaderi. aradaki farklılığı vurgulama amacı ile kullandık. Tek başına yaşadığı metruk mekânında. niyazlar dağıtılır yahut bırakılır. lakabında taşıdığı seyitlikten farklı bir mertebededir. Dönemin gazeteleri haberi böyle verirler. . gündelik yaşamda oldukça canlıdır. ‘Sey’dir. Ancak o. Talipleri yoktur fakat hayatı boyunca ve sonrasında kutsal bir mevkiye. Bugün Sey Wuşe hakkında anlatılan hikâyeler. 1970’li yıllara kadar. ikramını kabul etmez fakat bu münzeviliğin yanı sıra önemli tarihsel süreçlerde açığa çıkamayan toplumsal tepkinin bir nevi sesi de olur. Birkaç yıl sonra.

çoğunlukla. Sey Wuşe ve Bava Bertal gibi örneklerden hareketle kaleme alınmış. ‘Hacı’ gibi kutsiyet atfedilen isimler taşıyan kişilerin yattığına inanılır. İlki. ‘Sultan’. Pertek ve Mazgirt hattında rastlanması anlamlıdır.53 Mezar kültlerine geri dönersek: Tunceli’de mezar yeri biçimindeki ziyaretlerin iki önemli nitelik farklı ile birbirlerinden ayrıldıkları söylenebilir. Bir önceki 52 Kutsallık statüsüne sahip olan ve toplumsal yaşayışın dışında kalan ‘dervişlerin’ yaşam tarzları ile karşılaştırma için bkz. Bu mezarlarda ‘Seyit’. Kara. ‘Dede’. Bazılarında ise bulunmaz. 53 Aynı örneğin yaşayan biçimini. Bu merkezler. Kimliklerini belli edebilecek herhangi bir yazılı kaynak yoktur. 54 Çemişgezek. Tunceli’deki Alevilik algısının. erken dönem Anadolu uygarlıklarından günümüze aktif birer idari-ticari merkez olma misyonu üstlenmiş yerlerdir. Pertek ve Mazgirt’teki bu tip ziyaretlerden bazıları hakkında arkeolojik bilgiler için bkz. Hâlihazırda araştırıcılar için en nadir canlı kaynaklardan biri olma özelliği de taşımaktadır. Bu tür ziyaretlerin kimisinde. mezar sahibinin kimliğini yahut türbeyi yaptıran kişinin kimliğini aktaran yazıtlar bulunur. O da Sey Wuşe gibi ölümünden önce kutsallık emareleri gösterdiğine inanılan bir pozisyondadır. Tunceli sokaklarını mesken tutan ‘Bava Bertal’ örneğinde gözlemlemek mümkündür. çoğunlukla söylenceleri ile kimlik kazanırlar. etrafını çevreleyen yahut üstünü örten yapılar ile birliktedirler.Sey Wuşe örneği. Tunceli’ye dair olan bu özgüllüğü son derece iyi kurgulamış bir roman için bkz. Ocak. 2000.54 İkinci tip mezarlar. 2000. Oruçoğlu. Mezarlar. Bu tarz mezar-ziyaretlere neredeyse sadece Çemişgezek. . Bu tip mezarlarda yatan kişiler de yine çoğunlukla yukarıdaki isimlerle anılırlar. yüzyıllar öncesindeki kimi pratiklerin52 güncel izdüşümlerini kolektif hafıza içerisinde bugüne taşımasının ilginç örneklerinden birisidir. Harabe halindedirler ve ait oldukları söylenen şahıslar. geçmişte yaşamış olduğuna inanılan ve kendilerine kutsallık atfedilen kişilerin mezarlarından oluşur. çoğunlukla türbe yahut yatır olarak bilinen. üzerlerinde yahut çevrelerinde yapı bulunmayanlardan oluşur. ‘Baba’. 2003.

Gültekin.55 Hemen hepsinin yaşayan toplumsal bilinç içerisindeki kimliği. Söylenceler. Tunceli’nin iç ve kuzey kesimlerinde yaygınlıkla görülürler. Düzgün Baba kültü ile başlı başına bir çelişkidir. kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması. Doğrudan konu ile ilgili daha önce gerçekleştirilmiş bir alan çalışması için bkz. doğu kısmı açık olan. son yıllarda giderek rağbet gören bir küçük ayrıntı dikkat çeker. . Yaşlı kuşakların bu mekâna fazlaca rağbet etmiyor oluşları ve fakat genç kuşakların bilhassa burada bazı ritüelleri gerçekleştiriyor oluşları oldukça anlamlıdır. yazı. kamusal alanlarda kurumsallaşma ile homojenleşme yönünde hızla ilerleyen genel bir Alevilik algısında var ediyor görünmektedir. yakın geçmiş içerisinde bire bir bazı 55 Bu kategoride değerlendirilebilecek bir ziyaretgâhın öyküsü hayli ilgi çekicidir.5 – 4 m. yerel Alevilik algılarının yaşatıldıkları yaşlı kuşaklarla birlikte yavaş yavaş yeninin içerisinde erirken. birbirlerinden olan farklılıklarını ve aralarındaki hiyerarşik yapılanmayı yansıttıkları kadar aynı zamanda kendi özgünlüklerini de içerir. Mezar sahibinin kimliği ve marifetleri hakkında sadece yazılı ve geleneksel sözlü kaynaklarca edinilen bilgiler asla yeterli değildir ve çoğunlukla gündelik yaşamda üstlendiği rollerde pek önem taşımazlar.gruptan anlamlı bir farkla ayrışarak. Mezarın herhangi bir yerinde sahibinin kimliğini ele verecek bir işaret. uzunluğunda ve yarım metre yüksekliğinde bir mezardır. Karakterlerin yaşadıkları süreçteki tecrübeleri. Örneğin. kendi ismi ile anılan dağda ‘sır’ olmuş ve ‘batın aleme’ geçmiştir. Düzgün Baba. Karakterlerin sahip oldukları farklı mistik güçler. ziyaretler hakkında gerekli tüm bilgileri içerirler. Toplumsal davranış kodlarının ve değer yargılarının asli belirleyenleridirler. Burada devreye. bazı hastalıkların sağaltılması konusundaki olumlu pratikleri ile yaygınlıkla tanınan bir ziyaret yerinin. 3. yakın geçmişe ait kişisel deneyimleri aktaran anlatılar girer. onlara atfen anlatılagelen söylenceleridir. taştan çeper ile çevrilidir. Bu söylenceler. Bu. Düzgün Baba’ya atfedilen mezardır. Bu kültün merkezi figürü olan Düzgün Baba. 2004. resim bulunmaz. kendisine atfen aktarılagelen söylenceye göre. tüm mezar-ziyaretler için esaslı bir işlevsel rol oynar. Çoğunlukla seyit aileleri ile ilişkilendirilmişlerdir. Bu anlam kendisini. Mezarın kendisi. Tunceli’nin doğusunda kalan kesimlerinde etkin olan Seyit Ailesi Kureyşanlar’ın faaliyet alanında kalan son derece önemli bir dağ kültüdür. Etrafı yine yarım metre yüksekliğinde. Üzerinde hayli farklı işlevlere sahip kutsal mekânlar bulunan ve bu yöredeki talip aşiretler için ‘hac’ merkezi olarak görülen bu önemli kutsal mekanda. bu söylenceleri destekleyen. Baş kısmı doğuya uzanan. günün gerçekliğine göndermeler ile yüklüdür.

Gerek daha önce (Gültekin. kutsal mekânlar ile toplumdaki sosyal statüler ve yerleşim mekânları arasında paralellik gösteren “hiyerarşik” bir düzenin olduğunu . söylencesinden ziyade işlevsellik kazanır ve tüm sorulara cevap sunabilir. Özellikle Tunceli’nin güney ilçelerinde yer alan bu kutsal mekânlar. 2004) üzerinde odaklandığımız çalışma konusu çerçevesinde gerekse çalışmamız esnasında ilişkide bulunduğumuz Alevi topluluklar içerisindeki gözlemlerimiz üzerinden.örneklerde gösterdiği kerametler. Bu tip mekânlara dair inanışlara daha ziyade iç ve kuzey kesimlerde rastlanılmakla birlikte Alevi toplulukların yerleşim alanlarının hemen tümünde ve kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin yaşam alanlarında bulunurlar. göller. Öylesine kendine özgüdür ki bu çerçevede örgütlenen inanışlar. seyit ailelerinin kurdukları yapıya kimi zaman eş statüde tutulmuşlar ve karşılıklı olarak söylem düzeyinde kimi rahatsızlıklara dahi sebebiyet vermişlerdir. Bu tip ziyaretlerin esas unsurlarını dağlar. yaygınlık Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgün yanıdır. Denebilir ki bu kategorideki kült objelerinde ve bunlarla ilgili ritüellerdeki çeşitlilik. mekânın kutsiyetinin topluluklar nezdindeki kabulü ve geçerliliğiyle ilgilidir. Bu tip kutsal mekânlar Tuncelili Sünnilerin en fazla rağbet ettikleri yerlerdir. civar illerden de farklı inanç gruplarına dâhil konuklarını ağırlar. Bu noktada mekânın Alevilerin yahut Sünnilerin yaşam alanlarında olmasının bir önemi yoktur. Şüphesiz rağbetin derecesi. b) Doğal (Kutsal) Mekânlar. nehirler. ormanlar yahut yine mistik bir takım nitelikler atfedilmiş doğal özellikli daha küçük yerler oluştururlar.

Kimileri ise insanlara ve hayvanlara karşı son derece kötüdürler ve sürekli bunun için çalışırlar. deyiş yerindeyse. doğrudan doğruya ‘melek inançları’ ile ilişkilendirilir. evliyalar/seyitler ile ilişkilendirilenlerine nerdeyse hiç rastlanmaz. Melek inançları/kültleri. Bu sebepten aralarında amansız bir savaş sürüp gider. Tıpkı dünya gibi meleklerin yaşadıklarına inanılan batın âlemde de iyi ve kötü arasında mücadele durmaksızın sürer gider. Aile sahibi olanların varlığından. mistik birtakım özelliklere de haizdirler. zaman zaman düğünlerinin seslerini duyanlardan bahsedilir. Karmaşık ilişkiler içerisinde doğrudan büyük ruhani seyitlere bağlı olabildikleri gibi bağımsız olarak da tahayyül edilebilirler. güneydeki mezralarda yahut daha da küçük yerleşim birimlerinde gözlemlenebilir bir olgudur. tümüyle yöresel özellikler barındırır. izole bölgelerde çoğunlukla tek başlarına veya birkaç aile ile birlikte yaşayan insanların kullandıkları bir kutsal mekân olmaktadırlar. tıpkı insanlar gibidirler. ‘aileye özel’ ziyaretlerin olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.ileri sürebiliriz. Kimileri iyiliksever ve zararsızdır. Bu ziyaretlerden. Çeşitli kılıklara bürünebilirler. Batın âlemde vücut bulan melekler. Melekler. Bu savaşın bir yönü kendi aralarındaki . coğrafi koşulların toplu yerleşimlere müsaade etmediği iç ve kuzey kesimlerdeki dağınık yerleşmelerde ve geri kalan bölgelerde. Aşağıdan yukarıya doğru bunları şu şekilde kategorileştirmek mümkündür: i) Bu dengenin en alt basamağında. Bu. Kendi aralarında hiyerarşik bir düzen vardır ve insan olmanın tüm özelliklerini taşırlar. Burada ve bunlar gibi daha geniş bölgelerde yaşayanlarca kabul gören ziyaretler. Hayvanlara dönüşebilirler. Bu durumda ziyaret.

Tunceli merkezli faaliyet yürüten seyit ailelerinin. Bu çabaların bir kısmı Cumhuriyet dönemini de kapsamaktadır (Gezik. Diğer bir yönünü ise Dersimliler’in geleceği konusundaki niyetleri oluşturur. Bu önemli ismin. Bu konu üzerinde ciddi ve kapsamlı çalışmaların henüz yapılmamış olduğu belirtilmelidir. 2004). 57 Evliya kültlerinin son derece ön açıcı analizleri için bkz. (Comerd. 84 – 104) Örneğin. Bu durum. Bunlara son zamanlarda eklenen bir de mezar kültü vardır. Bu mücadelenin iki ana karakteri ve bileşenleri vardır. 1997. Tıpkı dünya gibi orada da iyi ve kötü arasında mücadele durmaksızın sürüp gitmektedir. Bu büyük dağ kültü kendi içerisinde çok çeşitli alt kült öğeleri barındırır. Yani kimi Tunceli’deki seyit kültleri daha öncesinden beri kutsal kabul edilen mekânların kişileştirilmesinin bir ürünü olarak ortaya çıkmışlardır. Düzgün Baba batın âleme geçerek. yukarıda da örneklediğimiz üzere kimliği bilinmeyen ancak ona atfen anılan dağ kültü ile vücut bulan ve Doğu–Tunceli’de son derece önemsenen bir ruhani seyittir. Bektaşi meslektaşları ile aralarındaki dil ve yerellik farkları ile Osmanlı’nın yine Bektaşilik üzerinden bölgeyi kontrol altında tutma çabaları olduğu düşünülebilir. buradaki askerlerin piri/seyidi olmuştur. 58 ‘Sır olmak’ yöredeki Alevi toplulukların inanç dizgeleri içerisinde. Comerd’in derlemelerine göre Abdal Musaya adanan kurbanlar gece kesilmektedirler. doğaüstü güçlere sahip kimselerin.hâkimiyet savaşlarıdır. Tunceli (Dersim) Aleviliği mitolojisine ordusuyla birlikte kötülüklerin komutanı olarak geçişi hayli ilginçtir. bu dünyadaki sürelerini doldurduktan sonra. Üstün gelen yazgıyı belirleyecektir. geçişlerini anlatır. Tunceli’nin (Dersim’in) batın âleminde yaşar. Ancak bir ihtimal olarak. boyut değiştirmek olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır. 1997. bir yandan da yukarıda zikrettiğimiz mezar kültlerinden ikincisine de örnektir.57 Düzgün Baba. Kavram. Bu dünyanın bir benzeri bir de batın’da (gayb) da vardır. Hacı Bektaşi Veli’nin ölümünden uzun süre sonra Batı Anadolu’daki beyliklerin seferlerine katılan çağdaşları ile birlikte Bektaşi söylencelerini ve tarikatı oldukça geniş kitlelere taşıyan ve bir anlamda Bektaşiliğin varlığını borçlu olduğu önemli bir tarihsel figürdür.Tıpkı dünya gibi orada da iyi ve kötü arasında mücadele durmaksızın sürer gider. Ocak. “Sır olmuş”58 ve bu âleme geçmiştir. Düzgün Baba ve Evdıl Musa (Abdal Musa)56 arasında bitip tükenmeksizin sürüp giden savaş birçok yönü ile konuyla alakadar olmakla beraber hayli ilgi çekicidir. Bu doğrultuda Comerd’in (1997) aktardığı bilgi de hayli ilginçtir. ölmeden. Fakat derhal belirtilmelidir ki Abdal Musa bu statüsüne rağmen kutsal bir ilginin de muhatabıdır ve gerektiğinde ona ilişkin de uygulamalar gündeme gelir. . İşte buradaki askerlerin her biri yahut bazıları. İlki Düzgün Baba ve askerleridir. Düzgün Baba. doğal 56 Bilindiği üzere Abdal Musa.

Diğer ziyaretlere günlük olarak 59 Konuyla ilgili son derece çarpıcı derlemeler için bkz. ilkinden statü olarak daha yüksektedirler ve mistik güçleri de paralel olarak daha baskındır. Ancak her defasında Abdal Musa başarısızlığa uğrar. aynı zamanda bu büyük savaşın da birer parçasıdırlar. Sıralamanın en alt basamağındaki kutsal mekânlarda eğleştiklerine inanılan melekler. Buradan. İslam teolojisinin hayli uzağında kurgulandığı sonucu da çıkmaktadır. hastalıkların. Düzgün Baba ve askerleri bu duruma müdahale edene kadar da durum değişmez. Comerd. Bu seferler gerçekleştiği zamanlar. ilk kategorideki yerleşimlerin birlikte anıldıkları daha üst bir mekânsal aidiyet kurgusu içerisinde değerlendirmek gerekir.59 Comerd’in (1997) derlemelerinde son derece ilgi çekici bir olgu da Abdal Musa ve melekleri için de kurbanların (gün battıktan sonra) kesildiğine dair verilen örneklerdir. Tunceli’deki kanlı kurban ritüellerinin. Bu gruptaki ziyaretler. Öte yanda ise her türlü kötülüğün toplandığı bir algının temsilcisi ve askerleri vardır. kıtlıkların. İnanılır ki Abdal Musa ve askerleri Dersim’de gezdikçe bu salgınlarda beraberinde gelir. benzer uygulamaları hatırlayan insanlar da son derece nadir olarak bulunabilmektedir. ekinlerin zarar gördüğü dönemlerin ve çocuk ölümlerinin yaşandığı dönemlerdir. ii) İkinci kategorideki kutsal mekânları. hayvan salgınlarının. Bu bir köy ve çevresi olabildiği gibi. 1997. Tunceli’nin 1938 öncesinde kalan dünyasından süzülen son derece özgün bir ritüel olarak kayıtlara geçilmektedir. Gün batımından sonra kurban kesimi. Zira günümüzde bu tür pratiklere rastlanmadığı gibi. aynı zamanda. Abdal Musa ve ordusu! Bu ordu belli aralıklarla Dersim’e sefere çıkar. . daha dağlık bölgelerde belirli coğrafi bölgeler de olabilir.objelerden müteşekkil kutsal mekânların sahipleri ve koruyucuları olan meleklerdir.

Doğal olarak buralardaki melekler daha etkindirler. çoğunlukla ziyaretin etki alanında kalan toplumun genel toplanma mekânı olma işlevi de yüklenirler. doğrudan seyit ailesinin kutsal atasına ait olabildikleri gibi onun sonraki kuşaklarından gelenlere de ait olabilirler. Tüm ziyaretlerden istisnasız kişileştirilerek bahsedilir ve özellikler tekil şahsa indirgenerek kullanılır. çoğunlukla doğrudan ziyaretin melekleri ile ilişkilendirilir. Kimilerinde. Bu ziyaretler yılın tüm zamanlarında ve bilhassa kutsal günlerde ziyaretçilerini ağırlar. meleklerinin de sayıları ya da etki dereceleri değişebilir. yaklaşık bir tahminle (toplam köy sayısını 436 olarak alırsak) 1500’den fazla olmalıdır. Bir üst makamda değerlendireceğimiz ziyaretlere ulaşma imkânı bulunmayan kutsal günlerdeki ritüellerin biricik adresi bu ziyaretlerdir. Bu özellikler.60 iii) Bu gruptaki ziyaretler çok daha geniş bölgeleri etkileri altında tutan kutsal mekânlardan oluşur ve bunların büyük çoğunluğu doğrudan evliya/seyit söylenceleri ile ilişkilidir. bu ziyaretlere daha özel veya acil durumlarda gidilir. Ek olarak belirtilmelidir ki bu dereceye kadar olan ziyaretlerin her birisinin kendisine has özellikleri vardır. bir üst başlıkta iki ana grupta değerlendirdiğimiz.gidilebilirken. Ek olarak. . Ancak her köyde ortalama en az üç ziyaret yeri olduğu varsayılırsa –ki durum bunun da üzerindedir. Türkiye etnografyasının ilgisini bekleyen en kıymetli ve bakir alanı işaret etmektedir diyebiliriz. Bu aşiretlerin bazıları seyit aileleri olabilir. mezarlar da bulunur. Kişileştirilen kutsal mekân ya da veli kültleri içerisinde sınıflayabileceğimiz özellikler gösteren bu mekânlar. Çoğunlukla. Ziyaretlerin etki derecelerine göre. etki alanları dâhil oldukları aşiret bölgelerinin sınırları ile örtüşür. Bu ziyaretlerin etki dereceleriyle diğerleri kıyas kabul etmeyecek ölçüde ileridir ve tümünün yani kendi hâkimiyet alanlarında kalanlarının bir nevi 60 Tunceli’de bu makama kadar olan ziyaret yerlerinin sayısına ilişkin hiçbir veri yahut çalışma yoktur. Bu konu.

İkinci olarak birey. Son olarak da kendisi gibi aynı seyit ailesine talip olan diğer aşiretlerle birlikte daha geniş bir coğrafi alanın ve kimliğin bir parçasıdır. yahut sınırları dar bir coğrafi bölgenin de üyesidir. doğallıkla içerisine doğduğu geniş ailenin bir üyesidir. “talip” olan bir birey. Bu ilişkilere paralel olarak. bazı aileler arasındaki dini statüler. inanç ve toplum hayatının örgütlenişinde merkezi bir rol üstlenir ve bunlar niteliklerine. Kutsal mekânlar arasında yaptığımız bu “hiyerarşik” sınıflandırmanın esasını. ‘ateş top attıklarına’ inanılır. Bu durum ilk kategorideki ziyaretlerin toplumsal yaşam içerisinde işlerlik kazandığı toplumsal kesimi doğrudan kapsamaktadır. bu toplulukların bir parçası oldukları daha üst bir kimlik aidiyeti olan aşiretin üyesidir. söylenceler aracılığı ile onanmışsa ve bu anlatılageliyorsa. Örneğin. ziyaretler de dünyevi süreçlere katılırlar. benzer şekilde. Buna göre. insanlar arasındaki hiyerarşi ve statülere paralellik arz ettiğini de öne sürebiliriz. mıntıkasında kaldıkları seyit ailelerinin karşılıklı pirlik–mürşidlik ilişkileri ile ilgilidir. Bu ziyaretlerin zaman zaman kendi aralarında ‘kandil gönderdiklerine’. yerleşim birimlerinin dağılımına ve bu birimlerin oluşturduğu toplumsal sınırlara dayandırdık. İkinci ve üçüncü kategorideki ziyaretler de bu hiyerarşiyle doğrudan ilgilidir.piridir/seyididir. Çünkü bu ziyaretler de kendi aralarında bazı hiyerarşik dengelere sahiptirler ve bu durum doğrudan. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nde kutsal mekân kültleri. Ziyaretler arasındaki hiyerarşinin. bu anlatıyı tamamlayan güncel gelişmeler de birebir şahitlik edilen ziyaret kerametleridir. işlevlerine . Çoğunlukla birbirleriyle kan bağı ilişkileri de bulunan bu geniş ailelerin oluşturduğu belirli bir köy.

Ancak günümüzde. Buralarda yüksek sesle konuşmamak. değişen sosyal hayata ve algılara paralel olarak bazı tabuların unutulduğu yahut önemsenmedikleri görülebilmektedir. Sınırları gerek mekânsal gerekse mistik etkileri bakımından daha kısıtlı olanlar. Örneğin. toplumsal örgütlenmede ve etkinlikte en alt tabakalarda kalanların ve pasif olanların yaşadıkları yerleri işaret etmektedirler. Geri kalan üçüncü grup ziyaretlerin ise. Bu mekânlarda toplumsal davranış. yeniden ve yeniden üretilir. tümünün bir arada ortak algıya kavuşmasını da sağlarlar. Bu tabuların önemli bir bölümü kutsal olarak kabul edilen alanlardaki hiçbir şeye el sürülmemesini gerektirir. İlk özellik. küfür etmemek ve sakin hareketlerle iş görmek gerekir. Yani sadece “talip” olan köylülere aittirler. odunların dışarıdan taşınması icap eder. Bu ziyaretler seyitlerle doğrudan ilişkilidirler. kızgın ziyaretler vardır. Ateş yakılmak istenirse. c) Bazı kutsal objeler ve canlılar. . terbiye edilir. bu durumun tipik örnekleridirler.göre hayli farklılaşırlar. Gerek mezar kültleri gerekse doğal kutsal mekânlar ekseninde din algısı içerisinde değerlendirilen bu yerlerin bazı önemli ortak özellikleri vardır. Söz konusu tabular sadece Alevilerin değil Sünnilerin de sıkı sıkıya uydukları kurallardır. tüm kutsal mekânların sınırlarının belirgin tabular ile çevrili oluşuna işaret eder. Dersim’in dini ve sosyal hayatının önemli esaslarını belirleyen aktörler ile ilişkili oldukları görülmektedir. İlginç bir noktadır ki kimi ziyaretlerin sahip oldukları kişilik özellikleri o ziyaretlerde riayet edilmesi gereken tabu kurallarını da belirler. Bu özellikler. Çoğunlukla Alevi topluluklarının ürettikleri sosyal yapılanmaya göre biçim aldıkları görülür. Ağaçlar. Aksi takdirde ziyaretin tepkisi kaçınılmaz olabilir.

hizmet sahibi olanların taliplerini. Kutsallıkları. 2004: 91). Dağ keçileri. onların da kişiselleştirilmeleridir. doğrudan dini makamlarla ilişkilidir. üç boğumlu. cemlerde. ‘Tarık’ olarak bilinen ve Tunceli (Dersim) Aleviliğinde oldukça özgün niteliklere haiz bu kutsal obje. kutsal atadan kaldığına inanılan kimi eşyalar ile şecerelerdir. Bu objelerin bir kısmı. Bu canlılar büyük çoğunlukla kutsal mekân inançları çevresinde örülen değerler sisteminin birer parçasıdırlar. çeşitli şekillerde kutsadığı veya cezalandırdığı bir araçtır”(Munzuroğlu. alabalık. Pirlerin veya Rayverlerin statüsündeki kişilerin. ‘tarık’ın bilhassa diğerlerinden ayrıldığı belirtilmelidir. geyik ve kartal. kendilerinden daha kutsal olanla ilişkilerinden kaynaklanır. süslemeli bir değnektir. Oldukça güçlü tabular ile çevrilidir ve onları kullanmak her seyidin . yaklaşık kırk ile seksen santimetre arasında bir uzunluğa sahip. kutsallık atfedilen hayvanların başında gelirler. bölgeye göre uzunluğu değişen. Bu minvalde. Tarık’tan başlı başına bir evliya/ruhani seyit olarak söz edilir. “…Tarıq kutsal ayinlerde. Bu guruptaki bir öğe oldukça ilgi çekicidir. yola girme törenlerinde kullanılan. Bu kategoridekilerin ilk grubu Tunceli’nin yaban hayatının üyesi olan bazı canlılardır. İkinci grubu ise çoğunlukla seyit aileleriyle ilişkide olan ve onlarca muhafaza edilen bazı objelerdir. Bazı yörelerde başı yılana benzetilmiştir.Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin bir başka özgün boyutunu ise çoğunlukla kutsal mekânlar veya seyit aileleri ile ilişkilendirilen canlı ve cansız varlıklara ilişkin inançlar ve uygulamalar oluşturur. Canlı ya da cansız bu kutsal objelerin ziyaretlerle paylaştıkları genel ortak özellikleri.

Bu alt başlık çerçevesindeki tartışmalar. Berhican ocağı ve kendi içerisindeki kimi alt soy grupları Pertek’in orta ve doğu kısımlarında hakim çoğunluğu oluşturmalarına karşın bu coğrafi bölümü 61 Tarık üzerine bugün hayli geniş sayılabilecek bir literatür mevcuttur.61 Esas bileşenleri ve genel çerçevesi itibariyle Tunceli yerelinde yaşatılan Aleviliği bu şekilde verebiliriz. 2. 2004. Munzuroğlu.harcı değildir. kendi içerisinde de bazı farklılıkları barındıran Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin alan çalışması kapsamında kalan örneğini açımlayacak ve böylelikle de burada azınlık durumundaki Sünnileri çevreleyen hâkim etno-kültürel dokuyu görünür kılarak çalışma öznesinin sınırlarını ve bu sınırların dışarısında kalanları belirginleştirmeye gayret edecektir.2. Çoğunlukla önemli cem törenlerinde. yetkin seyitlerce muhafaza edildikleri yerden çıkarılır ve kullanılırlar. alan çalışmasının çoğunlukla aralarında yapıldığı Tuncelili Sünnilerin. Dersimi. Tunceli (Dersim) Aleviliğiyle ilişkilerinin gerçekleştiği sınırları ortaya koymayı amaçlamaktadır. 1997. Pertek’te yerleşik Sünni yurttaşların aralarında yaşadıkları Alevi çoğunluğun hâkim dini kimlik kodlarını işaret etmektedir. . alan çalışmasının gerçekleştirildiği Sünni yurttaşların aralarında yaşadıkları Pertek’teki Alevi çoğunluğun bazı inanç ve pratiklerini konu edinerek. Devam eden alt başlık. 1992 ve içerdiği makalelerdeki ayrıntıları ile Bayrak.3 Alandan Bir Örnek: Şah Delil Berhican Burada Şah Delil Berhican örneğinde açımlamaya çalışacağımız durum.

sahip oldukları ocak aidiyetleri bakımından. ilkin Cumhuriyetin yöreye girişi ile temelden kırıldığını. Bireyi çevreleyen sosyal olaylar karşısında tutum ve davranışları belirleyen bu ana mekanizmaların fazlalığı. Bir önceki alt başlıkta da açıkladığımız üzere Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin genel çerçevesini şöyle sunmak mümkündür. Ancak yine de Berhicanların Pertek’in orta ve doğu bölümlerinde hâkim ocak olduğunu ve çevreyle olan ilişkilerde esas söz sahibi olduklarını belirtmek yanlış olmayacaktır. ardından 1960’larla birlikte başlayan yurt içi ve dışı hareketlilikler ile bu sınırların kalıntılarının iç içe geçmeye devam ettiğini. Şah Delil Berhican örneğini bu ana başlıklar çerçevesinde irdelediğimizde. Pertek’te Alevilik ve Sünnilik algılarına oldukça özgün görüngüler kazandırmaktadır. Modernlik öncesi çok daha belirgin olan aşiret (tarikat – talip) sınırlarının. Bu bakımdan Pertek’teki Sünnilerin sosyal hayatı paylaştıkları Alevi çoğunluğun. çalışmanın gerçekleştirildiği Pertek’in orta ve doğu kısımlarında yaşayan Alevi . (2) içlerinden bazıları bu aileler ile ilişkilendirilen veya ilgili ailenin etkinlik bölgesinde kalan diğer aşiretlerin hâkimiyet alanlarındaki kutsal mekân kültleri ve (3) yine çoğunlukla bu aileler yahut kutsal ataları ile ilişkilendirilen bazı kutsal nesneler etrafında örülü değerler ve uygulamalar bütünü. geniş bir çeşitlilik gösterdiğini söylemek mümkündür.kendilerinden başka ocaklara bağlı geniş bir talip nüfusunu ile paylaştıkları belirtilmelidir. 1970’lerle birlikte hızlanan Sünni göçün boşalttığı yerlere yönelen ve kuzey bölgelerden gelen Aleviler ile sınırların gittikçe silikleştiğini ve nihayetinde 1990’larda yaşanan yeni göç dalgaları ile bugünkü karmaşık biçimini aldığı belirtilmelidir. (1) Seyit aileleri. Her ocak ayrı bir iktidar ve söylem merkezidir.

Şah’ın lakabı olan “Berhican”. Danık 1990. Şah Delil Berhican’ın merkezinde olduğu bu alt grubun oldukça önemli bir farkla. Alanda temas edilen kaynak kişilerin güncel verileri ışığında değerlendirildiğinde. süreç içerisinde. kendilerini merkeze alarak çevrelerinde kendileri ile kanbağı olan ve olmayan birçok talip (mürit) aşiretlerden oluşan sosyo-dinsel örgütlenmeler kurdukları bilinmektedir. ‘Kuzuya Can Veren’ anlamındadır. . 127 – 142. Şah Delil Berhican’ın tarikatını bu özgül biçimden önemli bir farkla ayıran etmenin. Bu nedenle doğal telaffuzu da farklıdır. önemli bir kısmı Pertek ilçesinin orta ve doğu bölümlerinde ikamet eden Pilvenk aşiretinin ve aşiret içerisindeki farklı soy gruplarının ortak kutsal atasıdır. 1998. tarikatın seyit–mürit ilişkilerinin yine aynı aşiret ve zamanla 62 Türkçe yazılışı ve okunuşu ‘Şah Delil Berhican’ olan isim. Kaynak kişilerin çoğunluğu Şah yerine ‘Şıh’ demeyi tercih etmektedirler ve yine bu kelimenin telaffuzu da Türkçe okunuşundan biraz farklı olmaktadır. Bu kutsal ataya ait söylenceler. telaffuz ettiğimiz şeklinden farklıdır. Şah Delil Berhican’ın kutsal ata olarak kabul edildiği Pilvenk Aşireti’nin ve kendi içerisindeki kollarının Kurmanci konuştukları belirtilmelidir. Bazı kaynaklar için bkz. ‘Bircan’ ve ‘Şıh Abdüllahi Huresani’… bu isimlendirmelerden birkaçıdır. kendisinden bugüne kalan kutsal emanetler ve yine kendisi ile ilişkilendirilen kutsal mekânlar çevresinde örülmüş değerler sistemi ve ritüelleri günümüzde de Alevi ve Sünni topluluklarca canlılıkla yaşatılmaktadır. ‘Şeyh Delu Beliycan’.yurttaşların çoğunluğunu oluşturdukları sosyal hayata ilişkin oldukça özgün bazı sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgül ve önemli bileşenleri olan seyit ailelerinin. Belirtmek gerekir ki konu hakkında oldukça sınırlı bilgilere sahip az sayıdaki yazılı kaynaklarda da bu kutsal atanın isimlendirilişinde bir mutabakatın olmadığı anlaşılmaktadır. 2006 ve Teker 2006. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en önemli ayaklarından birisini oluşturan diğer seyit ailelerinin taşıdıkları bazı karakteristik özelliklerden ayrıştığı gözlemlenmiştir. ‘Şah Delili Berhecan’. Bu konuda şunlar söylenebilir: Şah Delil Berhican62.

Bu durumu. …Ama Şah Delil Berxican’ın talibi kendi içerisinde. Babasının elini öpmüş babasının yanında kalmıştır.06 / Pertek). uzun yüzyıllar içerisinde artan nüfus ve göç hareketleri sonucunda farklı yörelere dağılmanın bir sonucu olarak da düşünmek mümkündür. diğer Tuncelili seyit ailelerinden farklı olarak. Bu durumun. Şah Delil Berhican’ın soyundan gelen ve seyitlik unvanına sahip (yani talibi olan) farklı alt soy grupları olarak değerlendirilebilir.ondan ayrışarak genişleyen ezbetleri içerisinde kalmış olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Direkman Seyid-i Resul evladına bağlıdır. Baba kalkmış evladına saygı duymuş. Aşiretin seyit soyundan gelen ailelerden olan ve halihazırda seyitlik görevini sürdüren bir kaynak kişinin verdiği bu bilgiler doğrultusunda anlaşılmaktadır ki Berhican ocağı. Buna göre konuya dair açıklama şu şekildedir: “…Bir evlat babasına hak demiştir. 19 – 59. farklı tarihsel nedensellikler üzerinden kurgulanan tartışmalar için bkz. Karakaya – Stump. . bu adamın var ama biz gene kendi ocağımızın talibiyiz. yöreye gelişinden bugüne değin tarikata talip kazanma konusunda herhangi bir misyon faaliyeti içerisinde olmamıştır. Bütün ocakların talipleri var. Böylelikle. Seyid-i resul evladıdır. Mesela Kureyşan’ın talibi de var.63 Kaynak kişilerin aktardıkları üzere ‘ezbet’. Hepimizin talibi var. Benim var. Evlat ta kalkmış babasının yanında durmuş. Şah Delil Berxican’ın zaten soyunun gelmesi. Şah Delil Berhican’ın soy ilişkilerindeki sürekliliği vurguladığı ve bugün hâlihazırdaki dört ezbetin diğer tüm seyit aileleri karşısındaki farklılıklarını yansıttığını görmek olasıdır. Çünki Şah Delil Berxican kendi ocağında kendi evladına saygı duymuştur” (Alan Notları: 15 – 04 . aşiretin ve aynı 63 Şah Delil Berhican örneğinde gözlemlediğimiz Aşiret – Tarikat (Ocak) bütünleşikliğinin. bir başka Alevi Ocağı örneğinde. Yani direkman kendi evladına ve kendi babasına saygı duyan bir insan. Ona eyvallah demiş. 2006. O nedenle bizim zaten talibimiz kendi içimizdedir. İmam Hüseyin’in ocağından gelmiştir….

Bu fark. Köseoğulları kimilerince dile getirilmeyen bir ezbettir. Ezbetler. Ancak genel duruma bakıldığında Şah Delil Berhican ve tarikatının yörede başlayan serüveninin süreç içerisinde bu dört ana koldan geliştiği ve yayıldığı anlaşılmaktadır. Türkçe yazılış ve okunuşundan biraz farklıdır. ötekilerince kendilerine yakıştırılan ve kendilerince de böylelikle kabul edilen ve ‘Keşkek çok yiyen’ anlamına gelen bir yakıştırmadan ileri geldiği öğrenilmiştir. Bu sebepten orijinal okunuşu ile ‘Keşkexuranlılar’ olarak da yazılabilir. öncelikle diğer seyit aileleri karşısında kutsanmaktadır. Helifanlılar66 ve Süleymanlılar’dır. Şah’ın söylencesinde bahsi geçen Hıristiyan keşiş Piro’nun soyundan geldiği söylenir. Piranlılar. Dinsel plandaki bu farklılaşmalara ek olarak altı çizilmesi gereken önemli bir diğer nokta da Pilvenk aşireti ve ezbetlerinin Tunceli’nin güney-batı. Eşdeğer ve hatta aşağıda göreceğimiz üzere üstün bir sosyal–dini statü yüklemesi yapılmaktadır. sosyo-dinsel 64 65 Bu konuya ilişkin daha derinlikli analizlere bir sonraki bölümün alt başlıklarında değinilecektir. Yanı sıra Piranlılar’ın. Ezbetlerin gerek isimlendilişlerinde gerekse sayılarında tam bir görüş birliğinin olmadığı da eklenmelidir. aynı zamanda diğer seyit ailelerin talibi konumundaki kendileriyle komşu olan aşiretlerle aradaki farklılıklara da tayin edici bir katkı sunmaktadır. Aşiretin ve kendi içerisindeki ezbetlerinin yine kendi kan bağı ilişkileri ile kurdukları örgütlenmelerin yöredeki benzer seyit–talip ilişkilerinden. Ezbetin isminin. Bu ismin telaffuzu. 66 Çoğu kaynak kişi bu ismin ‘halife’ kelimesinden kaynakladığı yönünde görüş belirtmiştir. tarikatın özgünlüğü gereğince.64 Şah Delil Berhican’ı kutsal ata olarak kabul eden Pilvenk aşireti ve dört ezbeti çoğunlukla Pertek ilçesinde yerleşiktir. onları Tunceli’nin geri kalanından ayrıştırmaktadır. Yine bu durum. güney ve güney-doğusundaki diğer tüm topluluklar gibi Kurmancki konuştuklarıdır. un katılarak hamurlaştırılmasından sonra üzerine erimiş tereyağı eklenerek elde edilen yöresel yemek. işaret ettiği topluluğun konuşma dili Kurmancki olduğundan.zamanda tarikatın hâkimiyet alanlarındaki kendi toplulukların farklılıkları. Örneğin. Keşkek: Ayran içerisinde pişirilerek karıştırılan bulgurun. Bunlar. . seyit soylu gruplar olarak diğer ‘talip’lerden kesin bir farkla ayrışmaktadır. Keçkekuranlılar65.

İhtilaflı duruma dair fikir verici bir durum değerlendirmesi için bkz. tutumların ve davranış kodlarının etkin izlerini yüklenmiş olmaları bakımından. alan çalışmamız süresince sürekli temas ettiğimiz bu topluluk hakkında ulaşma imkanı bulduğumuz bazı yazılı kaynaklara göre aşiretin bu özgün durumu. söylenceler68 ile somutlaşan. esas işlevleri itibari ile. cem törenleri. sözlü kültürün egemen olduğu topluluklarda mevcut toplumsal kimliğin temel dinamiklerini işaret ettikleri bilinmektedir.67 Şah Delil Berhican ve tarikatının yörede başlayan ve devam eden serüvenine dair mevcut durumda eldeki biricik kaynak. . 87 – 108. Bütün olarak. topluluğun kolektif hafızasıdır. sosyo-dinsel kültürel dokunun esas yürütücüleri seyitlerdir ve bu ilişkinin somutlaştığı uygulamalar. (talipler tarafından gerçekleştirilen) kutsal emanetleri ziyaretler ve tarikatın etkin olduğu coğrafi alanda yine onunla ilişkilendirilen kutsal mekânlardaki uygulamalar oluşturmaktadır. toplum varlığını ve toplumu çevreleyen doğal ve kültürel evreni tarihsel bağıntıları içerisinde anlamlandıran. farklılık göstermedikleri görülmüştür. 2006. ziyaretgâhları (kutsal mekânları veya kutsal emanetleri) ve bunları tamamlayan yaygın söylenceleri vardır. Gültekin. kaynak kişilerin yaşattıkları ve ifade ettiklerinin tersi yönde veriler de sunmaktadır. yazılı kaynakların sınırlı olduğu alanlarda yine elimizdeki en önemli araçlar olarak durmaktadırlar. Dolayısı ile söylenceler gerek geçmiş tarihsel süreçlerin izlerini bugüne taşımaları bakımından gerekse güncel toplumsal süreçlerin. kendilerini diğer seyit ailelerinden farklılaştıran bu tutumlarını değiştirmedikleri de bilhassa ifade edilmektedir. Şah Delil Berhican hakkında alanda derlediğimiz ve sınırlı yazılı kaynaklardan ulaştığımız bazı söylencelerini ve tüm bunlar üzerine yaptığımız analizleri şöyle sıralayabiliriz: 67 Öte yandan. Aşiretin bazı ezbetlerinin kendilerine ait ocakları. yeniden üreten ve aktarımda etkinlikle kullanılan bir sürecin en önemli araçları olarak da değerlendirilebilirler. Şah Delil Berhican’ın yöreye gelişinden önceki ve sonraki eylemleri ile kendisinden sonra devam eden tarikatı hakkında bilgi veren bu sözlü kaynaklar yüzyıllardır.yapının işleyişi bakımından. 68 Gerçekten yaşamış yahut yaşamış olduğuna inanılan bir veli ya da cansız nesne veya nesnelerden müteşekkil bir kült objesi yahut da kültik bir mekan hakkında anlatılagelen söylencelerin. söylenceler. Yine kendi içlerinde seyit–talip (mürit) ilişkileri geliştiren ezbetlerin. Bir başka açıdan bakıldığında. değişen maddi kültüre uyarlı vurgular ile çeşitlenerek aktarılagelmektedir.

ağu içmişler mesela. Şah ile ilgili bu söylencelerin en özgün yanı. Berhican’da bu toplulukların temsilcilerinin özellikle ön planda oluşu ile ilgilidir. Ardından. birlikte geldiklerini söyledikleri diğer kutsal atalar için de ifade etmişlerdir). Baba Mansur’un hüneri olmuştur. Aralarında bir de ‘Hıristiyan keşiş’ vardır… “Şimdi… Bütün ocaklar bir araya gelmişler. o zamanda.1) Bu söylencede ve devamında aktaracağımız iki versiyonunda öncelikle Şah’ın kimliği ve misyonu açıklanmaktadır. Herkes bir mucize yaratacak. Böylelikle sınırlar belirginleştirilmekte ve topluluğun kimliği inşa edilmektedir. sosyal hayatın organizasyonunda ve çeşitli kaynaklar için mücadelede etkin birer söylem araçları olarak yaşatılmaktadırlar. . E kimileri de Sarı Saltuk’un hüneri olmuştur. Bunlara göre: a) Şah Delil Berhican Horasan’dan gelmiştir. bölgeye gelen seyit ailelerinin söylencelerinde ilk kez karşılaştıkları yerli toplulukların dinsel kimliklerine dair göndermeler yokken. mevcut kimlik kavrayışının ve tanımının tutunduğu tarihsel algının güncel biçimine işaret eden güzel örnekler olarak kaydedilebilirler. premodern dönem Tunceli’de üstlenmiş olduğu sosyal işlev tartışmasızdır –ki günümüzde dahi aynı kaynaklar. Sıra Şıh Delil Berxican’a geliyor… Diyorlar ki. Yani o zamanın keşişi ile idaa içerisine düşmüşler. Ağuçan olmuşlar. Kimileri. Yani bütün ocaklar dediğim. kendisi gibi Horasan’dan gelen diğer kutsal atalar (bugünkü belli başlı seyit ailelerin ilk ataları) ile bir araya gelir ve gösterdiği kerametler ile varlığını ortaya koyar. sen de kendine göre bize bir mucize yarat… Kendisi çoban… 69 İstisnasız tüm kaynak kişilerin ‘Şah Delil Berhican’ın geldiği yer’ olarak verdikleri bu bilgi ve ‘Aleviliği yaymak ve yaşatmak’ olarak ifadelendirdikleri ‘geliş amacı’ (bazı görüşmeciler bu amacı. Bu tutumun. Şah’ın mesken tuttuğu bölgeyi nasıl hak etmiş olduğu ve bunu gerçekleştirirken gösterdiği kerametler ile çağdaşlarından nasıl ayrı tutulması gerektiği belirtilmektedir.69 Yurt olarak seçtiği bugünkü Tunceli’de. 12 Ocak… Bu ocaklar keşişlen iddia içerisine düşmüşler.

dilinin altındaki kemigi ver.71 Genel bir kanı olarak söylemek gerekirse. Kestiğimiz hayvanın kanı akar. adı Şıh Delil Berxican oluyor… Cana can veren… Böylelikle başlamıştır” (Alan Notları: 15 – 04 . kemiklerden diriltme gibi İslam öncesi söylence motifleri70 ile dikkati çeken anlatısında Şah Delil Berhican. O arada keşiş. benim yaptıklarımın hiçbirisini ardı arkasına bırakmayacaksın. Siz bana inanmıyorsunuz. Kuzuyu yürütürken. Şah Delil Berhican’ın ve diğer seyit ailelerinin doğaüstü kudretlere sahip kutsal ataları ile birlikte ilk kez geldikleri bu yeni coğrafyada kendi aralarında keramet gösterilerine girişiyor olmaları. kemigini atmayın. etimizi yeriz. içerdiği yeniden can verme. Bak ben çobanım. kuzunun bi ayak kemiğini dilinin altına saklamış. Ama diyor. şu kuzuyu keselim. Ocak. 71 Kimi kaynak kişiler. 1997. yürütüyorum diyor… Eti yerler… Kuzuyu kesiyorlar. keşişin ve diğer Dersim ocaklarının nazarında onaylandıktan sonra diğer ocak sahipleri ile birlikte Tunceli’ye yerleşir. Orada kerametine kavuşuyor. bunu fırına atarlar yanmaz… Diyorlar ki. tamam diyor. topal topal gidiyor. tabi eti yedikten sonra kemiklerini tekrar hayvanın postuna dolduruyorlar. kuzu gitsin diyor ve orada Şıh Delil Berxican adını alıyor. Tunceli’de diğer seyit aileleri ve kutsal ataları hakkında yaygınlıkla anlatılagelen söylencelerden farklı olarak. ben bunu canlandırayım.06 / Pertek). 70 Gerek Şah Delil Berhican’ın gerekse benzer söylencelerin daha verimli analizleri için yararlı bir kılavuz olarak bkz. Ne dediysem yapacaksın. Sen tekrar bunu yürütecek misin? Evet. hayvana eziyet etme diyor. tekrardan postuna bırakın. günümüze kadar gelen. bu köy ve civarını anarken ‘Yukarı Pilvenk’ tabirini sıklıkla zikretmişler ve bugün yaygınlıkla Pertek ilçesi içerisinde yaşayan Pilvenkliler’in bir kısmının da buradan geldiğini belirtmişlerdir. Keşiş diyor.Diyor. Şah Delil Berhican’ın mezarının bugünkü Ovacık ilçesi sınırları içerisinde kalan Baba Ocak Köyü’nde olduğunu belirtmişler. Tamam diyor… Önce. Benim işim budur. ya bu sihir yapıyor… İyi diyor. Kuzuya can veren adını alıyor. . Ondan sonra. kestiğimiz etleri midemize indireceğiz.

ağu (zehir) içirildikten ve topuğundan bal şeklinde çıkardıktan sonra almış olduğu gibi. 2006. Şah’ın örneğinde olduğu üzere. karşılıklı keramet gösterileri dolayımı ile temsilcisi oldukları toplulukların aralarındaki sınırları ve dengeleri de belirginleştirdikleri okunabilir bir gerçekliktir.72 Bu kutsal atalar da sürecin aktörleri olarak kabul edilmekle birlikte. 201 – 215. keramet gösterilerinin yapıldığı yerde hâlihazırda bulunuyor olması. Burada Şah Delil Berhican. İslam öncesi toplumsal yapının dinsel tutumlarının ana karakterlerinden birisini işaret eden bir figür olması bakımından. doğrudan dönemin ekonomik ve siyasi dengelere gönderme yapmaktadır. Bu kerametlerin çoğunluğunun. . Çeşitli politik tutumlardan istim alan bu tavrın en dikkate değer örneği için bkz. Yine yörenin söylencelerinde rastlanılmayan bir figür olarak keşiş ve keşişin bilhassa Şah Delil Berhican’ın kerametini sınaması durumu. ayrıcalığını vurgulayan önemli bir ayrıntıdır. bu kanımızı kuvvetlendirir niteliktedir. ilgili kutsal atanın kimliği ile doğrudan ilişkili olarak algılandığı bilinmektedir. gösterdiği keramet ile hem mevcut yerel dinselliğin temsilcisine karşı hem de bu yolla yanındaki diğer seyitlere karşı 72 Ağuçan isminin kökeni üzerine yöre kökenli bazı araştırmacılar tarafından şerh düşüldüğünü de belirtmek gerekecektir. Ağuçan’ın adını. Günümüze söylenceler ile ulaşan bu süreç. Aşiret göçleri ve bu göçlerle gelen yeni dini önderler. Yörede diğer kutsal atalar hakkında anlatılan söylencelerin içerdiği bazı kerametlere kısa da olsa bir vurgu dikkat çekicidir. Aksoy.Anadolu’nun Orta Asya ve İran kökenli aşiret göçleri sürecinde tasavvufi tarikatlar aracılığıyla İslamlaşma sürecine işaret etmektedir. aynı zamanda kendi aralarındaki iktidar ilişkilerini de çözümlemekte ve bir düzene koymaktadırlar. Berhican’ın yöredeki diğer muadillerine karşı olan üstünlüğünü. Özellikle de söylence içerisinde bahsi geçen keşişin.

kendisini ispatlamakta ve her iki kesimce de kabul görmektedir. Bir yandan (bölge açısından) yeni bir dönemin başladığına işaret eden gelişme, başka bir yönden, bu yeni süreci ören diğer aktörlere karşı da aktif politik bir mesaj içermektedir. Öte yandan, kutsal ataların kendi aralarında keramet gösterileri

düzenlemeleri; Anadolu’da Alevi–Sünni farketmeksizin farklı bölgelerde karşılaşılan, dönemin sosyo-politik dengelerine işaret eden ve hatta günümüze değin süregelen karşılıklı kimlik tutumlarını belirleyen önemli anekdotlar olarak da okunabilecek gelişmelerdir.73 b) Şah Delil Berhican hakkında aktardığımız ilk söylencenin şimdi sunacağımız bir diğer versiyonunda ise keşişle olan ilişki ön plandadır. Bu özelliği ile söylence, oldukça önemli bir tarihsel sürecin gelişim aşamalarına ışık tutan özgün bir örnektir:

“Şıh Delil (…) Pilvenk adlı köyde Piro adlı Ermeni bir keşişin yanında çalışmaktayken, bir süre sonra keşişten yaşadıkları bu köy ve yöre için pay ister. Keşiş her ne kadar bu teklifi kabul etmek istemezse de, ‘kim bu gece yattıktan sonra nerede kalkarsa, orası onun olsun’ teklifini kabul etmek zorunda kalır. O gece Şıh Delil ile Piro geç saatlerde uykuya çekilirler. Sabah uyandıklarında Piro kendini Venk köyünde bulur. Bu durum karşısında şaşkınlığa düşen Piro, oğlunu bir koç ile birlikte Şıh Delil’e gönderir. Öte yanda, Piro’nun gönderdiği koç kesilerek büyük bir ziyafet verilir. Her şey yenilip içildikten sonra Şıh Delil, kesilen koçun kemiklerinin postunun içine doldurulmasını söyler. Bütün kemikler doldurulduktan sonra, asasıyla posta dokunur ve koç tekrar canlanır. Canlanan koçu, keşiş Piro’ya geri gönderir ve

73

Tunceli’deki seyit ailelerinden olan Kureyşanlılar’ın kutsal atası Seyit Mahmudi Hayrani ve dönemin bir başka önemli ruhani önderi Baba Mansur arasında geçen karşılıklı keramet gösterilerinin Sünni bir bölgedeki versiyonu ve yine Tunceli’de anlatılagelen bazı söylencelerin benzerlerinin örnekleri için bkz. Atay, 2005, 159 – 171.

‘koyun canlandıran’ ya da ‘koyuna can veren’ anlamında ‘Şıh Delili Berhecan’ olarak anılmaya başlar.” (Danık, 2006: 103) Şah Delil Berhican hakkındaki söylencenin bu versiyonunda, yaşanan geçiş süreci daha da belirginlik kazanmaktadır kanısındayız. Zira Şah, öncelikle Hıristiyan Keşişin yanında işçi olarak çalışan bir kimlikle karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal statü bakımından henüz geri plandadır. Ancak belirli bir zaman sonrasında, yanında çalışmakta olduğu keşişten toprak (iktidar) talep etmektedir. Doğrudan gelen talep karşısında uzlaşma belirtisi göstermeyen keşişin, doğaüstü güçlerin vereceği kararı ‘kabul etmek zorunda’ kalması; geçiş sürecinin ilerleyen aşamalarına, yani sosyoekonomik planda hakim konuma yükselmeye başlayan yeni dinselliğin ve temsilcilerinin (beraberlerinde getirdikleri ve bütünleşmeye başladıkları yerli nüfus gücü ile birlikte) yaratmış oldukları sosyal baskılanmaya işaret eden bir gelişme olarak okunabilir. Doğaüstü erkin tercihini koyuşunun ardından, bir anlamda ‘sürüldüğü’ diyardan keşişin Şah’a gönderdiği koç, geçiş döneminin sonlarına yaklaşıldığının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Keşişin bu hamlesi, doğaüstü erkin –ki bu doğrudan Şah Delil Berhican ile ilgilidir, tercihini kabullenmiş olmakla birlikte, taraftarları ile beraber aynı statüde kalma çabası içerisinde olduğunu da düşündürtmektedir. Fakat, Şah’ın son kerameti, kendisini bugüne taşıyan ve süreci sonlandırdığını işaret eden bir rol oynar. Konu üzerine açıklayıcı olması bakımından; ilk yorumumuza benzer bir deneme Danık’ın (2006) yeni çalışmasında bulunabilir. Danık, eserinde XIII. yy. Anadolu’sunda yaşanan geçiş süreçleri içerisinde özellikle yarı-göçer ve göçer

aşiretler ile yerli toplulukların yaşadıkları bölgelerde,74 yeni sürecin sosyo-politik önderlerinin etrafında şekillenen söylencelerin analizleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Nihai olarak ‘Proto Alevilik’75 olarak tanımladığı süreçte yaşananlara ışık tutabilecek tartışmalar sunmayı hedefleyen Danık, Şah Delil Berhican söylencesi için de benzer değerlendirmelerde bulunmaktadır. 13. yüzyıl Anadolu’sunda yaşanan kitlesel hareketlilikler ve dönüşümler içerisinde gerek Müslüman ve Müslüman olmayan iktidarlara gerekse rakip olarak da görülen muadillerine karşı; yerelleşme, yerli topluluklar ile kaynaşma çabaları içerisinden değerlendirildiğinde daha da anlaşılabilir olan ve halihazırdaki yerel söylencelerin ihtiyaç duyulan işlevsel özelliklerini de alarak geliştirilen prestij söylenceleri içersinde değerlendirilen Şah Delil Berhican’ın öyküsü, hem yerel otoriteye hem de aynı zamansal kesitte benzer faaliyetler yürüten diğer aktörlere karşı açık mesajlar ile örülüdür. Sosyal–politik–ekonomik dengelerin

belirleyiciliğinde şekillenmekte olan güç dengelerinin, yeni toplumsal yapının kolektif hafızaya ve dolayısı ile de farklı toplulukların kimlik stratejilerine yansıyan izdüşümü olmaktadır.
74

Göçer hayvancılık ekonomisi çevresinde şekillenen sosyo-ekonomik yapı ve tarihsel-çevresel etmenlerce farklılaşan biçimlerine (‘göçebe çobanlık’, ‘yarı göçebelik’, yaylacılık’ ve ‘transhumans’yalnız sürülerin katıldığı mevsimlik hayvan göçü) dair tartışmalar için bkz. Kutlu, 1987; 19 – 32. 75 Danık, XIII. yy. öncesi dönemleri işaret eden ‘Proto Alevilik’ kavramını şöyle tanımlar; ‘Proto Alevilik olarak tanımlayabileceğimiz bu dönem için getirilen bir öneri bulunmamakla birlikte, tüm kaynakların ortaya koyduğu bilinçaltı sunumu bu sürecin daha çok doğu dinleri ile olan ilişkiler şeklindedir. Özellikle Türkmen kitlelerinin Anadolu’ya gelmeden önce tanıdıkları yer, gök, su ve ata kültü gibi eski Türk inançları ile birlikte Şamanizm, Budizm, Zerdüştlük, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi inançların oluşturduğu senkretik kültür ortamı, Proto Aleviliğin on üçüncü yüzyıldan önceki şeklini göstermektedir’ (Danık, 2006; 17 – 18). Danık, hemen ardından, bu tespitine anlamlı bir şerh düşer ve bu tespitlerin ilgili zamansal kesitin açıklanmasında ve tanımlanmasında yeterli kaynaklar olmadığını söyler. Devamla, son çalışmasının amacına yönelir. Ek olarak; aynı çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ilgili kavrama dair yeni bir tanımlamaya giden Danık, bu kez kavramın içeriğini, Proto Aleviliğinin günümüz Aleviliği ile olan farklılıkları ile doldurur: ‘Bugünkü Alevilik gibi senkretik bir yapıya sahip olan Proto Aleviliğin günümüz Aleviliğinden en büyük farkı ise, kuşkusuz henüz yeni tanımaya başladıkları (göç sürecinde Anadolu’ya yerleşen topluluklar kastediliyor a.k.g.) İslamiyet ve yerleştikleri alanlardaki gayrimüslimlerin sahip oldukları inançlar ve onlardan duyacakları ilk mitoslar (söylenceler a.k.g.) ile ilk kahramanlardır’ (Danık, 2006; 48).

c) Şah’ın bölgeye gelişi ve ardından mesken tutuşu hakkındaki bu versiyon ise tümüyle Keşiş’le ilgilidir ve olaylar yalın bir dille aktarılmaktadır. Buna göre:

“Berhican bu bölgeye geldiğinde tek başınaymış. Gitmiş, o zaman keşiş diyorlar… Gitmiş onun evinin önüne –ki çok varlıklıymış. Toprağı, davarı, malı mülkü çokmuş. Neyse gitmiş evinin önüne, dikmiş sopasını, demiş: ‘ben buradan pay istiyorum’. Keşiş de şaşırmış. Demiş: ‘sen kimsin?’. ‘Git’ demiş, ‘benden uzak dur, başımı belaya sokma’. Berhican, ısrar etmiş, demiş: ‘sen bana müsaade et ben akşam burada yatam. Sen o zaman görürsün’. ‘Tamam’ demiş keşiş, ‘sen sopanla yat orada. Ben sana yarın sorarım’. Gece oluyor yatıyorlar. Sabah oluyor bakıyorlar ki keşiş yok. Keşiş bir dağın başında eviyle birlikte uyanıyor. Sonra geliyor Şah’ın elini öpüyor ve oğlunu O’nun yanına katıyor” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek). Söylencenin bu versiyonunda Berhican’ın keşişten doğrudan doğruya iktidar talep edişi ve fakat bu çelişmenin hemen hiçbir fiziki çatışma olmaksızın çözümlenişi oldukça dikkat çekicidir. Keşişin şahsında sembolize edilen yerelin hakim dinselliğinin temsilcileri ve kontrol ettikleri sosyal–ekonomik hayat/güç, beklenmedik bir süratle sahibini değiştirmektedir. Keşişe ve temsil ettiği otoritelere ise geriye yeni iktidar güçleri ile ‘kutsal’ yoldan bağlanmak kalmaktadır. Böylelikle tümüyle yok olmamakta ve varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu versiyonda ilgi çeken küçük bir ayrıntı da Berhican’ın sopasıdır. Sopa, açık bir şekilde iktidar ile ilişkilendirilmektedir. Bu sopa, tasavvufi tarikatlara bağlı

dervişlerin Anadolu’ya göçleri ve ardı sıra uzun yüzyıllar boyunca gösterdikleri faaliyetler sırasında ellerinden düşürmedikleri asalarının kolektif hafızada bıraktığı bir iz olarak da okunabilir. 2) Şah Delil Berhican hakkında anlatılagelen bu söylence ise Şah’ın bölgede fiili ve resmi olarak kabul gördüğünün bir yansımasıdır. Şah’ın ve tarikatının süreç içerisinde bölgede yayıldığını, güçlendiğini ve dönemin hâkim siyasal otoritelerince onaylanıp, resmen meşrulaştığına dair ‘belgeli’, güzel bir örnektir.

“Sağman Kralı’nın felç bi çocuğu varmış. Bu hangi hekime götürse buna bi çare bulamamış bu Sağman Kralı. O zaman Sağman, sancakmış, beylikmiş. Şıh Delil Berxican’a bir gün haber gönderiyor, diyor ki gel bir gün misafirim ol. Gel diyor, ama Şıh Delil Berxican’da gittiği günde kendisi evde yokmuş. Bakıyor sakat bi çocuk, felcli bi çocuk konağın avlusunda oturuyor. Şıh Delil Berxican’ı görünce konuşmaya çalışıyor, yürümeye çalışıyor. Hem konuşmuyor hem de yürüyemiyor. Felç, çocuk… Şıh Delil Berxican kendisine söylüyor, evladım gel diyor korkma diyor gel sen gel iyileşirsin diyor… Nitekim hem konuşuyor hem yürüyor… Baban nereye gitti güzelim diyor, babam diyor ava gitmiştir diyor, şimdi gelecek… Baban gelirse babana selamımı söyle ben gidiyorum. Babası daha konağa gelmeden çocuğu karşılıyor babasını… Bakıyor ki karşısında çocuğu… Baba diyor, o zat geldi gitti sana selam söyledi diyor… Evet diyor, onun dışında kimse olamaz diyor. O diyor, Şıh Delil Berxican’dır diyor… Çocuk orada iyileşiyor. O kral ondan beri kendisine zekat ve çıralık vermiş. Makbuz vermiş. Ben o makbuzu gördüm işte” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek). Söylencede Sağman Kralı olarak geçen kişinin yaşadığı yer ve sancak merkezi olarak belirtilen Sağman, bugün de aynı isimle Pertek İlçesi’ne bağlı Sağman Köyü’dür. Çoğunlukla Sünni yurttaşların yaşadığı köyde kalenin kalıntıları mevcuttur ve hakkında kaynak kişinin de vermiş olduğu bilgiler doğrudur.

Sağman Kalesi, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de bahsi geçen ve geçmişi oldukça eski tarihi süreçlere uzanan, dönemin önemli sancak merkezlerinden birisidir. Sağman hakkında ulaşılabilen sınırlı yazılı kaynaklara göre, bir dönem 70 – 80 bin nüfuslu büyük bir merkez olduğu anlaşılan bu yer, günümüzde köy statüsündedir.76 Şah Delil Berhican’ın Sağman Kralı ile olan bu söylencesinin benzer örnekleri ile yörede sıklıkla karşılaşılmaktadır. Denebilir ki kendi döneminde ve daha sonraki süreçlerde, bulunduğu yerelde güçlenen ve etkin bir otorite merkezi haline gelen hemen tüm tarikatların kutsal ataları ile dönemin politik merkezlerini temsil eden kişiler arasında bu ve benzeri söylenceler yaygınlıkla mevcuttur.77 Şah Delil Berhican örneğinde önemli olan ise şüphesiz ki bu ilişkinin yazılı belgesinin halen ulaşılabilir bir durumda oluşudur. 4) Şah Delil Berhican hakkında anlatılagelen aşağıdaki söylencenin ise Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin kökenleri üzerine yürütülen tartışmalarda üzerinde ciddi bir çalışma yapılmayan Dersim - Deylem bağıntısı tezine bir başka dayanak olma özelliği taşıdığı ileri sürülebilir. Söz konusu tezin temel hareket noktalarını Bruinessen’in çalışmalarının oluşturduğu söylenebilir.78 Bugünkü Irak ve İran’da yaşayan Ehl-i Hak79 toplulukları
76 77

Sınırlı fakat yönlendirici bilgiler için bkz. Kaya, 1995; 29 – 30 ve Aksoy, 1985; 191 – 194. Bu durumun önemli ve yaygın bir benzeri hakkında yapılan, tarihsel-analiz çerçevesinde bir deneme için bkz. Gültekin, 2005; 67 – 80. 78 Konuyla ilgili görüşlerinin sadeleştirilmiş toplamı ve Ehl-i Hak toplulukları ile Tunceli (Dersim) Aleviği’nin gösterdikleri çarpıcı benzerlikler için bkz. Bruinessen, 2004; 165 – 197. 79 Ehl-i Hak toplulukları bugünkü İran’ın batısındaki en büyük heteredoks azınlık olarak kabul edilmektedir. Ehl-i Hak inanaçları Türkiye, Kafkasya, Irak, Afganistan ve Hindistan’da çeşitli etnik gruplar içerisinde bulunmaktadır. Bu toplulukların isimlendirilişleri de aralarında yaşadıkları farklı topluluklara göre değişebilmektedir; Ali Allahis (Allah-Ali düşüncesinde olanlar), Ehl-i Allah (Allah’ın insanları), Ehl-i Hakikat (Gerçeğin İnsanları) gibi terimlerin kullanıldığı bilinmektedir Ehl-i Hak toplulukları kendi aralarında da farklılıklar göstermelerine karşın inancın iki temel doktrinini paylaşmaktadırlar: İlki, reenkarnasyon yahut ruh göçü inancıdır. Buna göre beden kaybedilse de ruh daima başka biçimlerde yaşamaya devam etmektedir. İkinci önemli inanç ise enkarnasyon yahut zuhur olarak tanımlanan ve Tanrı’nın kendisini birden fazla yardımcı melekle birlikte göstermesi üzerinedir (Bruinessen, 1991 ve 2004).

ile Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin erken ortaçağı işaret eden tarihsel ortak mekânını Hazar Denizi’nin güneyinde kalan dağlık Deylem’in oluşturduğu tezi bu yöndeki görüşlerin temel hareket noktasıdır. Bu tez üzerine temellendirilen tartışmaların biricik argümanları ise mevcut kozmoloji ve bazı ritüellerdeki şaşırtıcı benzerlikler oluşturmaktadır. Berhican’ın bu söylencesi ile Ehl-i Hakk teolojisinde önemli bir figür olan Şah Fazl’ın öyküsü, bu düşüncenin taraftarlarına yeni bir dayanak daha sunmaktadır. Buna göre; “Tanrı’nın yeryüzündeki tecellilerinden birisi olan Şah Fazl ve aslında birer yardımcı melek olan yoldaşları Mansur, Nesimi, Zekeriya ve Turka ıssız bölgelerde dolaşmaktadırlar. Bu gruba, ilk dişi ruhu (ilk bakire anne) simgeleyen Ayine ve kuzu şeklinde tekrar dünyaya dönen Barra eşlik etmektedirler. Bu yolculuklar esnasında kuzu Barra tekrar tekrar kesilmekte ve kemikleri kırılmadan yenilmektedir. Ardından Şah’ın sihirli asası ile tekrar dirilmektedir. Şah’ın uzun süre ortadan kaybolduğu bir zamanda, Ayine’nin ikazlarına rağmen, Mansur, Nesimi, Zekeriya ve Turka, Barra’yı tekrardan diriltebileceklerine güvenerek, açlıklarına dayanamayarak Şah’a ait olan kuzuyu keserler. Fakat tekrar diriltmeyi başaramazlar. Bunun üzerine Şah’ın tepkisinden korkan dörtlü Barra’nın kemiklerini saklar. Şah Fazl dönüşüyle birlikte Barra’nın yokluğunu fark eder ve nerede olduğunu sorar. Kimseden cevap çıkmaması üzerine Şah, Barra’ya ismiyle hitap eder ve kemikler saklandıkları yerden cevap verirler. Olanlar açığa çıkınca Şah’ın yoldaşları Barra’nın kemiklerini önüne koyarlar ve Şah, Barra’nın kemiklerine sorar: Seni kim boğazladı? Turka. Kim derini yüzdü? Nesimi. Kim seni ateşe koydu? Mansur.

-

Kim senin etini doğradı? Zekeriya. Bunun üzerine Şah, yoldaşlarını yaptıklarını çekmekle cezalandırır ve

hepsinin akıbeti verdikleri cevaplarla gelir” (Bruinessen, 2004; 178 – 179). Bruinessen’in yukarıda aktardığı ve pek bilinmediğini söylediği söylence ile Şah Berhican’ın bu çalışmada ilk kez yazıya dökülen söylencelerinden birisi olan aşağıdaki ile arasında hayli ilginç benzerlikler bulunmaktadır:

“Nesimi, Pir Sultan ve Nasreddin Hoca, Şah Delil Berhican’ın öğrencileridirler. Şah, bir sonbaharda taliplerini gezmeye çıkar ve evini öğrencilerine emanet eder. Öğrencilerinin eve sahip çıkacak düzeyde olgunlaştıklarını düşünmektedir. Öğrencilerine bıraktığı emanetleri arasında daha önceden kesip dirilterek varlığını yörede kanıtladığı kuzusu da vardır. Bir gün bu üçlü bir araya gelir ve kuzuyu bir kez de kendileri kesip diriltmeye karar verirler. Aralarından sadece Nasreddin Hoca sonradan bu karardan vazgeçer. Fakat Nesimi ve Pir Sultan niyetlerinde kararlıdırlar. Nesimi kuzuyu kesip derisini yüzer, Pir Sultan ayaklarından asarak etin kesilmesine yardım eder, Nasreddin Hoca ise Şah’ın dönüşünde karşılaşacakları sona dair nükteli sözlerle olan biteni izler. Sonuçta, kesilen kuzuyu hep birlikte yerler. Ardından, kemikleri bir araya getirir ve tekrar diriltirler. Ne ki kemiklerden birisini kaybetmişlerdir ve kuzu topallamaktadır. Şah, dönüşünde kuzunun topalladığını görür ve durumu anlar. Bunun üzerine öğrencilerini azad ederek, görüldüğü üzere artık kendisine ihtiyaçlarının kalmadığını söyler ve öğrencilerine, kuzusuna yaptıklarını çekmekle cezalandırarak yol verir” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek). Her iki söylence ana temada özdeştir. Farklılıklar, yerelin getirdiği özgünlüklerce ortaya çıkmaktadır. Fakat her halükarda bu söylencenin, Dersim–

Deylem bağıntısını vurgulayan kişilerin haznesine bir katkı olduğu şüphe götürmezdir. Söylenceler ile kimliği toplumsal hafızada yaşatılan Şah Delil Berhican, kendisinden kaldığı iddia olunan emanetleriyle de gündelik yaşamda daha somut bir yer işgal eder. Üstelik Berhican’ın kutsal emanetleri ile doldurduğu bu alan, sadece yöredeki Alevi yurttaşları değil Sünnileri de kapsamaktadır. Pertek’in orta ve batı bölümlerinde Şah Delil Berhican’a ait olduğuna inanılan ve ‘ziyaret’ olarak da bahsedilen kutsal emanetler şunlardır; 1) Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan kitap ve yine bu kitap içerisinde zarfı ile birlikte muhafaza edilen Sağman Kralı’nın kendisine verdiği belge. 2) 3) 4) Şah Delil Berhican’a ait olduğu iddia olunan mühür. Üzerinde yazılar bulunan altın tas. Söylencede bahsi geçen ve Şah Delil Berhican’ın yeniden can verdiği kuzunun postu. Şimdi bunların biraz daha ayrıntılı olarak ele alıp irdeleyelim: 1) Şah Delil Berhican’ı Tunceli’deki diğer kutsal atalardan ayıran bir başka önemli öğe de kendisinin yazmış olduğu iddia olunan ve içeriği henüz tam olarak bilinmeyen kitabın varlığıdır. Aksi yönde veriler sunan kimi aktarımlar olsa da Berhican’ın kitabı hakkında bugüne değin hiçbir ciddi çalışmanın yapılmamış olduğunu söylemek mümkündür. Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan ‘kitap’ ile ilgili bugüne değin yapılmış olduğu anlaşılan tek çalışmanın, 1980’li yıllarda adı bilinmeyen bir üniversitenin İlahiyat Fakültesi’nden bazı akademisyenlerce gerçekleştirildiği

80 Alan çalışmamız süresi içerisinde bu birkaç sayfalık çeviriyi de çoğaltarak ilgimize sunan ve kendisi de aşiretin Seyit ailesi soyundan gelen bir kaynak kişinin. Arapça da bilen bu ‘profesörlerin’ kitabı çevirememeleri. kitabın herhangi bir bölümünün okunması yolu ile değil. Öte yandan. kuşkucu ve güvensiz tavrın geliştiğini söylemek mümkündür. . Buna göre. araştırmacılar. kitabın içeriğinin tam olarak kimse tarafından bilinmemesidir. sözlü kültürle süregiden inancın yüceliğine dair oluşturulan yeni bir söylemin güzel bir örneğinin daha inşa edilmiş olduğu kanısına varıyoruz. siyah deri kaplı ve kalınca olduğu aktarılmaktadır. Geçmiş örneklerden anlaşıldığı üzere. kutsal emanetleri muhafaza eden seyidin ve yine onun gibi emanetler üzerinde söz sahibi seyitlerin gözetiminde kitap üzerine çalışmışlar ve bugün yine en az emanetler kadar hassasiyetle gözetilen birkaç sayfalık çevirinin bir kopyasını. Aktarılan bilgilere göre. Fakat hemen belirtmek gerekir ki günümüzde. ihtilaflı görüşler ve tutumlar mevcuttur. 80 Arapça yazılmış olduğu tahmin edilen kitabın. O da diğer bazı kutsal emanetler gibi sadece Cem törenlerinde ve sağaltma ritüellerinde kullanılmakta ve bu işlevi ile yaşamsallık kazanmaktadır. Bu konuda ilgi çekici olan ayrıntı. ziyaretçilere gösterilmesi veya çoğunlukla sağaltım ritüellerinde temas yolu ile olmaktadır. zaman içerisinde emanetlerin ve dolayısı ile Şah Delil Berhican’ın kutsiyetinin şahsında. kitabın tamamı çevril(e)memiştir. mevcut inancın (Aleviliğin) somutlaşan örneğinin (kitabın) ‘kimsenin kolay kolay anlayamayacağı’ raddede yüceliğine işaret ettiği düşünülmekte ve ısrarla vurgulanmaktadır. seyitler arasında bu konuya ilişkin tam bir görüş birliğinden bahsetmek doğru olmayacaktır. müzeye kaldırma gibi farklı taleplerle gündeme gelen isteklerin karşısında bugünkü aşırı korumacı. Kullanım şekli. Buna göre. bazı kaynak kişilerce kitabın ‘güvenilir ellerde’ çevrilmesinde bir sakınca olmadığı ifade edilmiş ve bu yönlü talepler dile getirilmiştir. Çoğunlukla 1980 sonrası süreçte karşılaşılan ve kutsal emanetleri (bilhassa kitabı) kamuoyuna açma. ısrarlı istekler üzerine bu seyitlere bırakmışlardır.aktarılmıştır. kitabın tam olarak çevril(e)memesinin nedenine ilişkin verdiği bilgilerden hareketle.

kitabın farklı bölümlerinden kısa alıntılar oldukları da düşünülebilir. on yıl kadar önce etnografik derleme çalışmaları çerçevesinde kendisinin de talibi olduğu bu ailenin elindeki emanetleri görüntülemek ister. bir nevi ‘toplantı kayıtları’ olduğu izlenimi vermektedirler. yer yer okunamayan ve anlaşılması gayet zor. Öte yandan halihazırda. İlahiyat Fakültesinden geldikleri söylenen akademisyenlerce çevrilmiş üç sayfalık belgedir. ‘Şeyh Delu Beliycan’a Şeyhinin Tavsiyeleri’ başlığı altında verilmiş olmakla birlikte. farklı konulara dair kısa alıntılardan ibaret görünmektedirler. farklı bölümlerden parçalar olduğu belirtilmelidir. Ek olarak ocağa ait şecereyi de görmek isteyince.Öyle ki alan çalışmamız esnasında rastladığımız yöre kökenli bir başka sosyal bilimcinin emanetler ile ilgili aktardıkları. kitabın ancak aşiret büyüklerinin ortak onayı alınır ve bir öküzün kurban edildiği seremoni gerçekleşirse gösterilebileceğini söylerler. Bu bakımdan çevirilerin. Şah Delil Berhican’ın ve tarikatı hakkındaki bahsi geçen dağınık özetler. . bizlere kitabın içeriği hakkında az da olsa bilgi veren yegane kaynak. bu kez hizmetkarlar kendilerini yerden yere ve duvarlara vurmaya başlayarak bunun çok büyük bir günah olacağını adeta haykırırlar. uzun uğraşılarının ardından diğer bazı emanetleri görüntüleme ve inceleme fırsatı bulur. Bunun üzerine araştırmacı. Ancak bu sayfaları dolduran bilgilerin birbirinden kopuk. Yeterli parası ve dönemin ileri gelenlerini bir araya getirme şansı olmayan araştırmacı. hizmetkarlar kendilerine daha ciddi zararlar vermeden isteğinden vazgeçer. araştırmacının aktardığı sözler ile. O sıralarda emanetlerin bekçiliğini ve hizmetkarlığını yapan iki seyit kardeş. durumun hassasiyetini çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermektedir: Araştırmacı. Öyle ki bazı paragraflar. Öyle ki çözümlenen bazı paragrafların farklı zaman aralıklarında yazıldıkları kanısı uyandıracak derecede değişik konular içerdikleri anlaşılmaktadır.

sonuç olarak hepsi Berhican’ın asla erişilemeyecek yüceliğini tekrar ve tekrar kanıtlamanın ötesine gidemeyecektir. Bu durum. Bilgiler çoğunlukla dağınık ve yazılı dayanaklardan yoksundur. Yaklaşık olarak 42 aşiret ismi belgede zikredilmektedir. soylarını diğer seyit ailelerinden ayıran farklılıklar konusunda hiçbir şüpheleri yahut çekinceleri yoktur.Bu dağınık bilgiler içerisinde en dikkat çekici olanı ise Berhican’ın talibi olan aşiretlere dair verilen bilgilerdir. Berhicanların tarikat-aşiret bütünleşikliği algılarını tümüyle değiştirecek ciddi bir bilgidir. Bu konu üzerinde hemen hiçbir ciddi verinin olmadığı söylenmelidir. ilk kez rastladığımız bazı bilgilere göre. Örneğin. Kimi seyit soylu kaynak kişiler de çok eski zamanlarda farklı ülkelerde taliplerin olduğundan bahsetmişlerdir. Şah Delil Berhican’a ait şecereye dair önemli ve tayin edici bir bilgi Ali Yaman’ın. şecereyi görememesine rağmen o dönemde toplayabildiği bilgilerden hareketle şecerenin derilere ve balkabaklarına yazılı olduğunu aktarmıştır. Bu bilgiler neyi açığa çıkarıyor olursa olsun. Bu doğrultuda. 23 – 28 Ekim 2000 tarihinde Ürgüp’te düzenlenmiş olan Anadolu . Yazılı kaynaktaki bu sınırlı bilgilerin hepsi ‘anlaşılamayacak’ bir mertebedeki mistik bilgiler olarak kabul görmektedir. Bazı kaynak kişiler. Yukarıda zikrettiğimiz araştırmacı. Kırım’dan getirilen çıralıkların kendilerinde bulunduğunu ve özenle muhafaza ettiklerini belirtmişlerdir. Ancak günümüzde çoğunlukla Pertek’te ikamet eden Berhicanların. Emanetler içerisinde bahsi geçmeyen ve fakat en az onlar kadar önemsenen bir başka kutsal da Berhican’ın şeceresidir. yakın geçmişte aşiretin seyitlerinden bazıları Rusya–Kırım’a kadar taliplerini gezmeye gitmektedirler. yine alan çalışmamız esnasında Tunceli (Dersim) Aleviliği hakkında literatürde bulunmayan.

Şah. Şah’ın türbesi burada bulunmaktadır. ilgili bölümde konuya dair verdiği dipnotta bahsi geçen şecerenin kendisinde bulunduğunu. söylencesinin bir başka versiyonu ile de karşılaşılmaktadır.alevibektasi. alan çalışmamızın dışında. Şah Delil Berhican’a ait ocağın merkezi. Ali Yaman. şecere Pertek. Bu durumda. Anadolu Aleviliğinde Ocak Sistemi ve Dedelik Kurumu. Buna göre. Bu durum. kerametin sadece kendi çevresini etkilemeye yönelik olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. bu kapsamlı çalışma içerisinde.org (içerisinde). Ek bilgiler olarak.İnançları Kongresi’nde sunmuş olduğu anlaşılan metinde ortaya çıkmaktadır. Tunceli yakınlarındaki Kırmızıdağ’ın güneybatısında kalan Dedeağaç (Pilvenk) Köyü’dür. Mazgirt ve Kahramanmaraş – Elbistan’daki kimi ailelerin elinde farklı parçalar halindedir. Bu dağınık bilgilerin sağlıklı analizleri. Bir başka çalışma vesilesi ile ilgili köye gitmek isteyen Ali Yaman ve diğer bazı araştırmacıların güvenlik güçlerince gerek can güvenlikleri gerekse köyün boşaltılmış olması gibi nedenlerce engellendikleri de bahsi geçen başka bazı bilgilerdendir. Ek olarak. Ali Yaman. bu şecereyi ve diğer yazılı–görsel malzemeyi bir başka çalışmasında değerlendireceğini ifade etmektedir. Şah Delil Berhican’a ait kısa bölümde. 81 www. Bu versiyona göre. . müritleri ile birlikte yediği kuzuyu yeniden diriltmekte ve ‘kuzuyu dirilten şeyh’ anlamına gelen lakabını da böylelikle almaktadır. tesadüfi olarak tanıştığımız Hatay kökenli bir kişi de Şah Delil Berhican bahsi üzerine kendilerinin bağlı oldukları dedenin (seyit) söylemlerinde bu kutsal atanın sıklıkla geçtiğini ve asıl kökenlerinin çok uzun zaman önce Tunceli’de olduğundan ve hali hazırda hiçbir ilişkinin olmadığından söz açmıştır. zamanla seyitlik unvanları ile ana gövdeden kopan soy gruplarının yerleştikleri yeni coğrafyalarda süreç içerisinde geldikleri yerlerle olan bağları sadece söylem düzeyinde koruyarak yeni birer başlangıç yaptıkları ve dolayısı ile yeni birtakım şecerelerin de varlığını akla getirmektedir. ancak ciddi akademik çalışmalar içerisinde vücut bulabileceklerdir. Yanı sıra kimi kaynak kişilerin aktarımlarına bakıldığında şecerenin birden fazla ailenin elinde ve farklı mekanlarda olduğu da söylenebilir.81 Bu metne göre.

kitapta olduğu üzere. üzerinde tanımlayamadıkları bir şekil olduğunu ifade etmişlerdir. Benzer biçimde. araştırıcılar için cezp edici bir fikir olabilir. Bu çalışmanın olası olumlu sonuçlarının. Sağman Kralı’nca verilen belge de dönemin gelişmelerine kuvvetle ışık tutacak mahiyettedir. Bazı kaynak kişiler. üzerinde Arapça yazıların bulunduğu ve altından yapılma olduğuna dairdir. dinsel uygulamaların varlığından bahsedilmemektedir. bütünlüklü bir algıya kavuştuğunu düşündürtmektedir. kutsal emanetlerle ilgili soruları yanıtlarken şunları söylemiştir: 82 Mühür ile ilgili yapılacak bilimsel çalışmaların ardından. sınırları oldukça belirgin tabular söz konusudur. mührün izlerini Türkiye ve çevresindeki diğer ülkelerin arşivlerinde. Belgenin. Kaynak kişilerin çoğunluğunda. kitap içerisinde muhafaza ediliyor oluşu. yönelttiğimiz sorular üzerine. yukarıdaki aşiret isimleri çerçevesinde araştırmak. kullanılabildikleri aktarılmıştır. Aleviliğin tarihçesi bahsinde yeni kapılar aralayacağı ise kuşkusuzdur. .82 Hemen tüm kutsal emanetlerde olduğu üzere kitap için de kuşaklar boyu yaşatılagelen. Mühür hakkında ulaşılabilen bilgiler. kişileştirilen kutsal emanetlerden bahsederken dahi belirgin bir çekingenliğin oluştuğu ve kullandıkları kelimeleri özenle seçtikleri de gözlemlenmiştir. Şah Delil Berhican’a ait olduğu iddia olunan mührün de dini uygulamalarda kullanıldığı yönünde bir veriye rastlanılmamıştır. Örneğin bir kaynak kişi.Kitapla birlikte zarf içerisinde muhafaza edilen. mühürde ‘Süleyman’ın mührü’nün de (Sion Arması) bulunabileceğini. Kutsal emanetlere sadece Şah Delil Berhican’ın soyundan gelen seyitlerce dokunulabildiği ve hatta bu seyitler içerisinden de ancak ‘O’na layık olabilenlerce’ dinsel içerikli uygulamalarda çıkarılabildikleri. Bu belge hakkında. Öyle ki seyit soyundan gelen 50’li yaşlarındaki bir kaynak kişi dahi kitabı ömründe sadece iki kez ve döneminin en yetkin seyitlerinin ellerinde görebildiğini belirtmiştir.

Şah Delil Berhican’ın kutsal emanetleri içerisinde.“Bir de biz kendi açımızdan korkuyoruz bakmaya. Ancak bu duaların içerikleri ve hangi zamanda yazıldıkları ancak uzmanlarca yapılacak titiz çalışmalarla bilinebilecektir. özel bir kutu ve bezlere sarılı olan tas altın değildir.83 Som altından ve yaklaşık 10 cm derinliğe sahip. Yani herkes kendisini böyle bi riske sokamaz.” (Alan Notları: 15 – 04 . Bu verilere göre. Tasın içinde ve dışında. hemen her tarafını kaplayacak şekilde görülebilir olduğu söylenen yazıların Arapça olduğu da geçen ifadeler arasındadır. Pirinç ya da benzeri bir maddeden yapılmıştır. konuyla ilgili etnografik derlemeler yapmış araştırmacının elinde bu kabın fotoğrafları bulunmaktadır. Böylelikle. … Zaten adam korkar ona dokunmaya. İçinde ve dışında eski yazı ile yazılmış yazılar bulunmaktadır. 83 Belirtilmelidir ki.. O’na ayan olsun yani ben o amaçlan ben Şıh Delil Berxican’ı burada gündeme getiriyorum. Ben kutsal emanetleri aldım elime. Bizim ocağımız olduğu için şahsen ben korkuyorum bakmaya. bilhassa üzerindeki yazılar kaynak kişilerce zikredilmektedir. O değerleri yüceltmek lazımdır. kişiselleştirme ve tabu örneklerinin canlılıkla gözlemlendiği bir diğer önemli obje de kaynak kişilerce bahsi edilen ‘altın tas’tır.06 / Pertek). . Çünkü o değerlerle oynamak çok iyi bir şey değildir. Kaynak kişiler. alırken de çok korktum. bu yazılardan ekseriyetle ‘şifalı yazılar’ olarak bahsetmekte ve ‘zaten hikmetinin de bu yazılarda olduğu’nu söylemektedirler. O’na ayan olsun yani ben onu kötülemek amacı ile değildir… Dünya tanısın diye söylüyorum. O değerlerin hakkından biz insanoğlu gelemeyiz. genişçe bir tas olduğu söylenen kutsal emanetin.. Kurban olam. Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan bu yazıların da sağaltıcı nitelikte dualar olması kuvvetle muhtemeldir. Alevle seni yakar! Sudur seni götürür! Karanlıktır senin gözlerini kör eder!.

o tasta bütün şifalı dualar yazılıdır. insana. şüphesiz ki büyük bir ayrıcalık olacaktır. Biz O’na Seyit X diyoruz… Kendisi yapıyor… Şimdi hâlihazırda bulunduğu yerde yapıyor. O’nun kalbi çok geniştir. varolan gerçekliğin dışında -tasarıma dayalı doğaüstü güçler aracılığı ile değiştirmeye yönelik pratikler olarak da tanımlayabileceğimiz büyüsel işlemler içerisinde değerlendirilen ve ‘temas prensibi’ni esas alan uygulamalar üzerine görüşler. Yani. diyorum ya. Dini seremoniler esnasında (çoğunlukla cem törenlerinde) ya da sadece bu emanete yönelik talip (Alevi) ve talip olmayanların (Sünni) ziyaretlerinde. Zaten. topluma ve doğaya ilişkin olayları istenen sonuçlar doğrultusunda. Görevini şimdiye kadar yapmıştır. Zaten fukara [Y’nin babasını kastediyor a. tas ile ilgili uygulamalarda da öne çıkan şey ‘temas’84 olgusudur. bu konudaki analizlerde sağlıklı başvuru kaynaklarıdırlar. Çoğu kült objesinde olduğu üzere. Yani Şah Delil Berxican’ın kendi şifaları ile kendi duaları ile yazılıdır üzeri” (Alan Notları: 15 – 04 .g.] da o secereye.bu yazıların bizleri hangi tarihsel durağa. o ocağa da layık bir insandır. seyitlerin refakatinde ve yönlendiriciliğinde tas ile temas eden suyun içilmesi suretiyle gerçekleştirilen ritüeller oldukça yaygındır: “…Sadece berrak ve temiz su olsun. [yanında oturan kişiyi işaret ederek a. Öte yandan. tasın ziyaretçilerinin ‘felçi’. Kaynak kişilerin çoğunluğu. Kalbi çok geniş. . hoşgörülü bir insandır.] Y’nin babası.06 / Pertek). ‘sakat’ ve ‘deli’ olanlardan oluştuğunu bilhassa belirtmişlerdir. hangi dinsel algılara götüreceğini de öğrenmek. Sadece bismillahirahmanirahim diyor ve Seyit X ‘bu bunun aşkına’ diyor ve kendisinin getirdiğini biz içiyoruz. Y’nin babası ve annesi yapıyor. Bundan sonrasında da çok mükemmel yapar. başka rahatsızlıklardan 84 Etnolojik literatür içerisinde. Sağolsun. ben tabi Arapça okumadığımdan. o emanetlere. Zaten Seyit X. Herhangi bir duaya gerek yok. Kendisi çok temiz. O’nun gönlüne hoş gelir. bilmiyorum ama sorduğum kadarı ile öğrendiğim kadarı ile bütün şifalı yazılar vardır.k.k. Allah ondan bin defa razı olsun.g.

Zira Şah Delil Berhican’ı ve tarikatını onaylayan ve hatta ona çıralık veren Kral (yerel siyasi otorite). kültik mekânları ve bunlarla ilgili olarak doğadaki bazı canlıları kişileştirme. benzer söylencelerden farklı olarak. Pertek’teki Sünni yurttaşlarda da yörenin bu özgünlüğünün yansımaları canlılıkla gözlemlenebilmektedir. Şah Delil Berhican’ın özellikle bu tür hastalıklarda sağaltıcı güçleri olduğu bağıntısını akla getirmektedir. Şah Delil Berhican’ın emanetlerinde de benzer sağaltma işlevlerinin yaşatıldığını düşündürtmektedir. Bu durumun benzer örnekleri ile Türkiye’nin birçok yerinde. ‘12 İmamlar’. benzer uygulamaların gerçekleştirildiği öğrenilmiştir. Yaşadığı dönemde böylesi bir özelliği ile tanınmış olması. aynı derecede ve işlevsellikte dinsel öğeler . kendisi ile yüz yüze gelmeden sadece kerametine şahit olarak bahsi geçen belgeyi vermiştir. kutsal emanetler. ‘Hızır Orucu’. mekânlardaki. yereldeki Alevilerce ve Sünnilerce etkinlikle yaşatılmaktadır. Fakat Şah Delil Berhican’ın Sağman Kralı ile olan söylencesinde de geçen ‘felçli çocuğun sağlığına kavuşması’ durumu. Kutsal emanetleri. özellikle de ‘Veli Kültleri’ içerisinde karşılaşılabilmektedir. Fakat Tunceli yöresinde görülen yaygınlık ve nesnelerdeki. özellikle yörede canlılıkla yaşatılagelen kültürel bir olgudur. gündelik yaşam kültürünün dinsel algıya yaslanan tüm biçimlerinde.ötürü de tasa ve diğer emanetlere yönelik ziyaretlerden de söz açılmaktadır. canlılardaki çeşitlilik oldukça ilgiye değerdir. Şah Delil Berhican’ın emanetleri ve kendisi ile ilişkilendirilen bazı kutsal mekânlar. Kutsal emanetler ile ilgili uygulamaların bir bölümünün de takvimsel uygulamalar ile gündeme geldiği anlaşılmaktadır. Özetle. ‘yıl dönümü/bahar başlangıcı’ gibi önemli takvimsel süreçlerde düzenlenen cem törenlerinde ve yine yılın bu zamanlarında taliplerce emanetlere yönelik gerçekleştirilen ziyaretlerde.

Alan çalışmamız süresince. fakat kültürleşmenin86 en özgün örneklerini sergileyen bu benzer kültürel örüntülerin ağırlık noktasını. yerinde olacaktır. karşılıklı olarak alıp verdikleri kültürel öğelerin zamanla içselleştirilmesini işaret eden. . geçmiş süreci nasıl değerlendirdiklerini ve güncel sosyal gerçeklik ile olan ilişkilerini hangi etmenlerce ördüklerini karşılaştırmalı olarak ele almak şüphesiz daha faydalı olacaktır. günümüzde sıklıkla kullanılan bir kavram olan ‘senkretizm’in kapsamı ve işlevsel özellikleri açısından. varlıklarına tanıklık ettiğimiz Hıristiyan misyonerlerin dahi. söylemlerini hangi tarihsel dayanaklar üzerine kurduklarını. Şah Delil Berhican’ın kurduğu sosyodinsel örgütlenmenin ve benzerlerinin çoğunluğu oluşturması gibi esas bir belirleyenden kaynaklanan. yöredeki faaliyetlerini ‘ziyaret’ olgusu üzerine kuruyor olmaları da anlamlıdır. yeni dini söylemler içerisinde de canlı bir figür olarak karşımıza çıkması durumu. Pertek civarında bilhassa Şah Delil Berhican’a ait kutsal emanetlerde ve yöredeki belirli kutsal mekânlarda gözlemlenen ritüellerde. yüzyıl başlarında bölgede kapsamlı faaliyetler sürdürmüş misyonerlerin varlıklarını ve bölgeye ilişkin bırakmış oldukları yazınsal kaynakları hatırlamak (Bayrak. yüzyılda ve 20. Antropolojik kavram. Öte yandan günümüzde benzer faaliyetlerin yürütücüleri ve taraftarları ile yapılacak çalışmalarda. 1997). ‘ziyaret’ kavramı içerisinde çoğu Sünni yurttaşın gündelik yaşamında yer almaktadır.olarak. yabancısı oldukları toplulukların kült öğelerini kendi içlerinde araçsallaştırmalarının yine özgün bir örneği olarak değerlendirmek mümkün görünmektedir. özellikle de ziyaretler (kutsal mekânlar ve kutsal emanetler) dolayımı ile dinsel tutum ve davranışlar oluşturmaktadır. günümüzde de yeni dini söylemlerin. Aleviliğin nerede başladığının ya da 85 19. aradan geçen uzun on yılların ardından. uzun yüzyıllar içerisinde inşa etmiş oldukları ortak kültürel örüntülerdir. tıpkı seyit aileleri dolayımıyla bölgeye yerleşen yeni dinselliğin eskinin canlılıkla yaşatılan öğelerini kendi içlerinde yeniden üreterek özgün senkretizm örnekleri sergilemesi gibi. yeni tartışma başlıklarının canlı örnekleri olarak da düşünülebilir. Yörede yaşayan Alevi ve Sünni yurttaşların dinsel tutumlarında ve davranışlarında merkezi bir rol üstlenen ‘ziyaret’ kültlerinin. Bu durumu.85 Şah Delil Berhican ve çevresinde örülen değerler sistemi ile ilgili kısaca değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka önemli konu da yörede farklı etno-kültürel aidiyetler taşıyan insanların bu değerler sistemi etrafında. 86 Farklı kültürlerin çeşitli şekillerde temasları sonucunda.

2. İlçe merkezinde ve ilçenin güneyinde kalan bazı yerlerde de Alevi yerleşimlerine rastlamak mümkündür. Çemişgezek içerisinde Sünni ve Alevi yurttaşların yerleşim alanlarının şekli.Sünniliğin nerelerde sonlandığının tanımını neredeyse imkânsızlaştıracak biçimler tespit edilebilmektedir.3. Tunceli’nin idari tarihçesinde önem arz eden belirli mekânlar ile anlamlı bir şekilde örtüşmektedir. Tunceli genelinde Sünni nüfusun en yoğun olarak yaşadığı ilçedir. Pülümür ve Nazımiye ilçeleri dışında kalan bu mekânlardaki Sünni nüfusun dağılımı hakkında genel bilgileri şöyle verebiliriz: 1) İlin güney batı kısmında yer alan Çemişgezek ilçesi. Alevi yurttaşların çoğunluğu ilçenin kuzey doğusunda kalan daha sarp araziye yayılmış vaziyettedirler.3 Sünniler 2. Bugünkü Tunceli il merkezi ile Ovacık.1 Güncel Coğrafi Dağılım Tunceli nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 10’unu oluşturan Sünni yurttaşların ilde ikamet ettikleri yerler. Sünni yurttaşlar. İlçenin geri kalan kısımlarında Sünni yurttaşlar yaşamaktadırlar. Bu köylerin yarısından fazlası ilçenin kuzey . az çok Tunceli geneli ve Çemişgezek ilçesi arasındaki ilişkiye benzemektedir. ilçe nüfusunun dörtte üçünden fazlasını oluştururlar. İlçede sadece Alevi yurttaşların yaşadıkları köylerin sayısı yaklaşık bir rakamla sekiz olarak verilebilir.

Böylelikle burada yaşayan Alevi yurttaşların Tunceli’nin iç kesimleri ile olan bağları ve kültürel aidiyetleri daha ön plana çıkmaktadır. Bu noktada. Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte yaşadıkları bir köydür ve diğer çoğu örnekte de göreceğimiz üzere Alevi yurttaşlar buraya geçen yüzyıl içerisinde yaşanan göçlerle gelmişlerdir. Bu köy. bağlı oldukları köyün dini ve sosyal yapısından farklı olabilmektedirler. ilçe merkezi ve civarındaki bazı köy ve mezraların da içerisinde yer . Bazen de durum tersidir. Yoğunlaşma. Sünni yurttaşlar ilçenin batı. karışık yerleşimler gözlemlenmektedir. güney ve güneydoğusundaki Alevi nüfusu oluşturan yurttaşlar ise Kurmanci konuşmaktadırlar.doğusunda kalır. ilçede yaşayan Alevi yurttaşlar arasında anlamlı bir farkın açığa çıktığı gözlemlenmektedir: İlçenin kuzey doğusundaki sarp arazide kalan köy ve mezralarda yaşayan Alevi yurttaşlar Kırmancki konuşmaktadırlar. Ancak ilçe nüfusunun dörtte üçüne yakınını Aleviler oluşturur. Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte yaşadıkları yerlerin başında ise Çemişgezek ilçe merkezi gelmektedir. Örneğin tümüyle Sünni yurttaşların ikamet ettiği bir köyün mezrası yahut mezraları sadece Alevi yurttaşların yaşadığı yerler olabilir. Bu durumun tek istisnası ilçenin güney batısında kalan Biradi (Arpaderen) Köyü’dür. güney ve doğu kısımlarında dağınık vaziyette yerleşiktirler. 2) Tunceli genelinde Sünni nüfusun ikincil olarak yoğunlukla yaşadığı ilçe Pertek’tir. Kimi zaman da bu yerleşim birimlerinde ikamet edenler. Diğerlerinin ise ilçenin güney batı ve güney doğu kısımlarında olduğu görülmektedir. İlçenin güney-batı. Yanı sıra. nüfusun sadece Sünni yahut Alevi olduğu kimi köylere ait mezralarda da karışık yerleşimlere rastlanılabilmektedir. Çoğunlukla ilçenin güney kesiminde kalan bazı köylerde ve bir kazada.

güney kesimlerde yoğunlaştıkları görülmektedir. köy veya mezra hemen hiç yok gibidir. Pertek’ten sonra gelen üçüncü önemli yerleşim alanıdır. ilçenin güney–güneybatı sınırını oluşturan Akpazar kazasıdır. 3) Tunceli’nin güney-doğu sınırlarında yer alan Mazgirt ilçesi. il genelindeki Sünni nüfusun. . ilçede çoğunlukla Alevi yurttaşlar ile birlikte otururlar.aldığı doğu kısmında görülür. Ancak yine de Sünni yurttaşların yoğunlaştıkları yer. Mazgirt ilçe merkezinde ve ilçenin güney–güneybatı sınırlarını oluşturan Akpazar kazasında Sünni yurttaşların ikamet ettikleri görülür. kaza merkezinin de içerisinde olduğu. İlçede sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları kaza. İlçede sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları bazı köy ve mezralar da vardır. Köy ve mezra yerleşimlerinin dışında herhangi bir resmi statüye sahip yerleşim biriminde sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları görülmez. Sünni yurttaşlar. İlçe merkezinde ve bazı büyük köylerde Sünni ve Alevi yurttaşların oturdukları yerler birbirlerinden çoğunlukla ayrıdır ve belirli mahalle isimleri ile ayırt edilmektedirler. Bu kısım. Bu karışık yerleşmelerin başında Pertek ilçe merkezi gelir. sadece Akpazar kazasına bağlı bir köyde yalnız Sünni yurttaşlar yaşamaktadırlar. Bunlar az sayıda ve birbirlerinden göreceli olarak kopukturlar. Takiben yine ilçenin batı. Burada da Sünni yurttaşların. Alan çalışmasının kesin olmayan verilerine göre. güney ve doğu hattını çevreleyen köy ve mezra yerleşimleri gelmektedir. İlçenin batı. güney ve doğu kısımlarında görülürler. aynı zamanda alan çalışmasının da gerçekleştirildiği yerdir. Sünni yurttaşların yaşadıkları ilçe merkezinde ve geri kalan tüm yerleşim alanlarında karışık bir nüfus yapısı olduğu göze çarpar.

Bu . hâkim resmi söylem ve kanunların da güçlü bir şekilde yerleştiği mekânlara dönüşmüşlerdir. İnciga’da da kısmen karışlık bir yerleşim gözlemlenmekle birlikte çoğunluğun Sünni yurttaşlarda olduğu söylenebilir. Burada sadece. Mazgirt ve Akpazar gibi ilçe yahut kaza merkezleri. yerleşik ve göçer kültürler ile kaynaşmasının uzantısında şekillenen biçimlerinin günümüzdeki Alevilik ve Sünnilik algılarına önemli katkılar sundukları söylenebilir. yüzyıldan itibaren sağladığı göreceli hâkimiyet. esas olarak Osmanlı Devleti’nin bölgede 16. Yukarıda adı geçen Çemişgezek. Sünni nüfusun Alevi nüfusa oranla en az olduğu ilçedir. İlçe merkezinde karışık bir yerleşim vardır ve çoğunluk Alevi yurttaşlardadır. Böylelikle. Bu bağlamda. ilin idari ve sosyal tarihçesinde de görüldüğü üzere. geçmişleri oldukça eski tarihi devirlere uzanan önemli ticari ve idari mekânlardır. Pertek. uzun yüzyıllar içerisinde. 4) Tunceli’de Sünni yurttaşların yaşadıkları son ilçe Hozat’tır. bölgede bulunan ve Osmanlı’nın devraldığı ticari ve idari merkezler. beraberinde geliştirdiği yerleşik kültür ve buna uyarlı bir dinselliğin de tesisinde birincil derecede önemli bir etken olmuştur. ilçe merkezinde ve ilçenin Çemişgezek ve Pertek ile sınırları olan güney kazası Çağlarca’ya bağlı İnciga (Altınçevre) Köyü’nde Sünni yurttaşlar yaşamaktadırlar. Günümüz Tunceli’sinde karşılaşılan ‘Sünnilik’ algıları açısından bakıldığında da bu merkezlerin önemli birer kültür taşıyıcısı ve çekim merkezi olduğunu öne sürmek mümkündür. Tunceli’de Sünni yurttaşların yaşadıkları ilçeler içerisinde Hozat. Hozat. Anadolu’nun çoğunlukla İran ve takiben Orta Asya kökenli tasavvufi tarikatlar dolayımıyla tanıştığı İslam kültürünün.İlçenin geri kalan tüm bölgelerinde yalnız Alevi yurttaşlar oturmaktadırlar.

Pah. yüzyıldan itibaren Anadolu’da hâkim din kimliği haline gelen İslam. Şüphesi bu. Kuzuçan. toplumsal örgütlenme biçimlerine göre bir şekil almıştır. En eski tarihi devirlerden günümüze. iç-Tunceli’ye doğru genişlemeleri yahut daralmaları bu anlamda açıklık kazanmaktadır denebilir. ortadan kalkarken. yerleşik toplumlarda. Ovacık. bu vilayeti oluşturan kazaların (Çemişgezek. 11. Çarsancak. güney ve kuzey açısından da durum farksızdır. şunlar söylenebilir: Dersim’in (Tunceli) 1880’de vilayet haline getirildiği güne kadar. Kızılkilise) Osmanlı yönetimi süresince civardaki daha büyük merkezlere bağlı oldukları ve sıklıkla bu statülerinin değiştirelegeldiği anlaşılmaktadır. merkezi devlet sistemine ve onun dini–sosyal kurgusuna bağlı olmanın sonucunda daha kitabi bir şekil almıştır. kesin bir ayrıma işaret etmekten uzaktır. Pertek. bu temel ayrımlaşmada doğrudan insan ihtiyaçları temelinde yeniden ve yeniden üretilerek mevcut hayata sorunsuz bir şekilde uyarlanmaktadır. aynı merkezlerin süreklilik arz eden kültürel mekânlara dönüşümlerinde en önemli etkenler olagelmişlerdir. Bu farklı dinselliklerin. Bu süreci özetle aktarmak istersek. yörede önemli ticaret merkezleri konumunda olan güney ilçeleri ve civar yerleşimlerdeki Sünni toplulukların. 1839 Tanzimat . Tunceli’nin bugünkü nüfus yapısını belirlemiş olduğu görülmektedir. insan hayatının bir ürünü olarak. şüphesiz bu dini kabul eden toplulukların yaşam biçimlerine. Ancak din. Göçer ve yarı-göçer topluluklarda. merkezi devletin etki alanının genişlemesine yahut daralmasına paralel olarak.merkezlerde kontrol altında tutulan bölge genelindeki üretim ilişkileri ve süreçlerinin toplam sonuçlarının değişim değerleri ve bunları düzenleyen hukuk. Mazgird. İslam’ın öngördüğü ibadet pratikleri bu hayata uyarlanır. Tunceli açısından.

19. . Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı’nın Çemişgezek Beyliği ile kurduğu ilişkinin etki alanında. Dolayısı ile bu idari merkezler ile kuzeyinde kalan iç kesimler arasında başlayan gerilimli ve çatışmalı ilişkiler 1938 yılına değin neredeyse bir yüz yıl kadar devam etmiştir. yüzyıla kadar yukarıda sıralanan merkezler açısından özerk ve Tunceli’nin iç bölgeleri açısından ise neredeyse bağımsız ilerleyen süreç. Tunceli açısından süreklilik arz eden bir asayiş ve egemenlik sorununa dönüşmüştür. Tunceli’deki Sünni nüfusun yerleşim alanlarının yaşadığı değişimler de anlamlı bir hareketlilik kazanmaktadır. Bu hali ile. Müdahalelerin bir yönü idari düzenlemelerdeki değişiklikler iken bir diğer yönü de yine ilki ile bağlantılı olarak askeri faaliyetler oluşturmaktadır. bu yüzyılda yeni baştan tesis edilmek istenen idari hukuk ile bozulmuştur. Burada konumuz açısından belirleyici olan ise. iç–Tunceli’deki aşiretler ile olan sınırlarının genişleyip daralması süreçleridir. güney ve güney-doğu hattında uzanan merkezlerin giderek daha önemli hale gelişleri ve nüfuz alanlarının. bölgenin gerek idari gerekse ticari ve sosyal yaşamının odaklaştığı yerlerin başında 87 Burada dikkatle vurgulanmadan geçilmemesi gereken bir husus da ilgili merkez ve civarındaki Sünni nüfusun yanı sıra aynı etki alanında kalan yerleşik ve göçer Alevilerin de iç Tunceli ile yaşanan çatışmalarda aynı süreçleri yaşamış olduklarıdır. 19. yukarıda zikredilen ve ilin güney-batı.87 Yılmazçelik’in (1998) başbakanlık arşivlerindeki Osmanlı dönemi idari belgelerine dayanarak hazırladığı çalışmasından anlaşıldığı üzere. Denebilir ki Osmanlı’nın Tanzimat ile başlattığı reform süreçleri ile paralel bir şekilde yürütmeğe başladığı doğu politikaları. bölge ile birlikte Tunceli’nin de etkinlikle müdahalelere uğradığı görülmektedir. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. yüzyılın başlarında yukarıda bahsettiğimiz merkezler.Fermanı ile birlikte Osmanlı’nın doğu politikaları ve bu yüzyılda gelişen tarihi süreçlerde.

Bu madenlerin işletilebilmesinde hayati derecede rol oynayan ağaç kömürü bugünkü Pertek ve Mazgirt ilçelerinden karşılanmaktaydı.gelmektedirler. 1998: 175). Özellikle Çarsancak kazasındaki bazı köyler bu iş ile görevlendirilmiş ve dağlarda yakılan kömürler onlara naklettirilmiştir. Pertek ve Gürcanis gibi 19. Kömürlerin maden işletmesinin olduğu yerden çok uzaklardan getirilmesi ise Fırat Nehrinden istifade edilerek ‘kelekler’ vasıtası ile yapılmıştır. yüzyılın ikinci yarısında Dersim sancağına bağlanan kazalardan temin edilmiştir. fazlasıyla geçerlidir. Bu faaliyetlerle uğraşanlar yerel bazı vergilerden muaf tutulmuşlardır. Günümüz Tunceli’sinde hâkim olan tarımsal üretimin bağımlı olduğu zorlu coğrafi koşullar. Bu hareketliliğin temel itici güçlerinden birisi bugünkü Tunceli’nin güney komşusu olan Elazığ ilindeki ve daha güneyde kalan Diyarbakır’daki madenlerdir. Pertek ve Mazgirt . Bunlar aynı zamanda nüfus hareketliliklerinin de önde gelen belirleyenleridirler. Kemah. Keleklerle yapılan bu ulaştırma işinin ücretleri Maden idaresince sağlanmıştır” (Yılmazçelik. Mazgirt. Bu konuda Yılmazçelik şunları belirtmektedir: “Maden işletmesine lazım olan kömürler ve kütükler bu dönemde Çarsancak. İlde tarıma elverişli kısıtlı alanların neredeyse tamamına yakını bugünkü Çemişgezek. bu yıllarda kullanılan üretim araçlarının sahip olduğu teknik düzey düşünüldüğünde. Bu tarihsel kesitte yaşanan çatışmalı durumun yanı sıra etkin bir ticari hareketliliğin de varlığını koruduğu anlaşılmaktadır. Kuruçay. zira işlerini iç Tunceli’deki toplulukların süreklilik gösteren baskınları altında yürütmektedirler. Madenlerin yanı sıra bölgedeki ticari hareketliliği destekleyen diğer önemli faaliyetler de kazalardaki zanaat üretimi ile bu malların değiş tokuş edildiği yerel tarım ve hayvancılık olmuştur.

Çoğunlukla üretimin düşük niteliğinden ve elde edilen ürünün ‘ortaklarının’ fazlalığından ötürü karşılanamayan faizler. Dünya Savaşı’na kadar yanşan geniş ölçekli çatışmaların akabinde göç ettirilen Aleviler ve bu savaş sırasında göç ettirilen Hıristiyanlar (Ermeniler) ile . I.ilçelerinde bulunmaktadır. İran’dan gelen ve bu kazalardaki ticari hayatın önemli bir parçası olan ‘çerçiler’. yüzyıl boyunca da bazen artan bir ivme ile devam etmiş olmasıdır. Bu konuda ilgi çekici olan ayrıntı benzer süreçlerin tüm bir 20. Yılmazçelik’in (1998: 177) Osmanlı belgelerinden aktardığı bir başka önemli husus da köylülerin topraksızlaşmasında belirleyici olmuştur. Bu temel geçim süreçlerinin tetiklediği nüfus hareketliliklerinin Cumhuriyet öncesi dönemde bölgede bulunan Hıristiyan. Ancak bu arazilerin de tam olarak işletilemediği ve çoğunlukla “ortakçılık” olarak tabir edilen bir yöntemle işlenebildiği anlaşılmaktadır. yüzyılın ikinci yarısından 1938’e kadar uzanan çatışmalar ve bu tarihten günümüze dek geçen süreçte yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler gelmektedir. bölgedeki nüfus hareketliliğin en önde gelen belirleyenlerinden birisidir aynı zamanda. Bu etken. Dolayısıyla yerleşik nüfus içerisinde kendisini süreklileştiren bir topraksızlaşma hali açığa çıkmakta ve topraksızlaşan köylüler de zamanla göç etmektedirler. Hatta günümüzde dahi kimi örneklerine rastlamak olasıdır. ancak değerinin altında elden çıkarılan toprakla karşılanmaktadır. Buna göre. Sünni ve Alevi toplulukları kapsadığı dönemin belgelerinde de açıklıkla görülmektedir. Böylelikle topraksızlaşan köylüler zorunlu olarak daha büyük yerleşim birimlerine yahut başka bölgelere göç etmektedirler. yerli halka altı ay vadeli mallar pazarlamakta ve yüksek faiz uygulamaktadırlar. Bu hareketlilikleri tetikleyen diğer sosyal olayların başında ise 19.

Şüphesiz ki bu etkinlik. bölgedeki nüfus hareketliliklerinin en önemli unsurları olmuşlardır. Özellikle 1938’in ertesinde iç Tunceli’ye yerleştirilmeye çalışılan Sünni toplulukların hemen hepsinin kısa zaman sonra tekrar geldikleri yerlere yahut daha büyük tarım arazilerinin olduğu şehirlere dönmüş oldukları bilinmektedir.benzer şekilde 1938’de boşaltılan Alevi ve oldukça sınırlı da olsa bazı Sünni köyler bu türden hareketliliklere en çarpıcı örneklerdir. düşük verim ve artan nüfusun getirdiği tarım arazilerinin bölünmesi. Alanda gerçekleştirilen görüşmelerin hemen tümünde bu olgu gerek Sünni gerekse aynı sürece dâhil olmuş Alevi yurttaşlarca belirtilmiştir: Tarım alanlarının kısıtlılığı. Boşaltılan köylere çoğunlukla içTunceli’den gelen yahut getirilen göçer ve yarı göçer Alevilerin yerleştirilmesi bazen de çevre illerden ve hatta mübadele ile Balkanlardan getirilerek boşaltılan arazilere yerleştirilen Sünniler. Tunceli’nin yerlisi olmayan Sünni topluluklar. özellikle 1950’lerden itibaren ülkede başlayan iç ve dış göç dönemleri. Eldeki arazi ve evlerin neredeyse tümüyle . bugünkü sayıları ve yerleşim alanlarıyla kıyaslandığında. elde tutulan idari yöneticilik pozisyonlarından ve bu statünün üzerinde yükseldiği yerel ekonomik hayatın kontrol edilebilirliğinden kaynaklanmaktaydı. Mübadele ile getirilen Sünni toplulukların önemli bir kesiminin zamanla bölgeyi terk ettikleri ve günümüzde bu topluluklardan arta kalanların da Elazığ gibi tarıma daha elverişli illere göç etmiş oldukları belirtilmelidir. Sünnilerin etkin bir nüfus gücü olduğu söylenebilir. burada kalıcı bir nüfus gücü olmamışlardır. 1938 sonrasında ise. Özetle. Sünni nüfusun 1970’li yıllara kadar yavaş yavaş azalmasının temelinde ekonomik nedenlerin yattığı anlaşılmaktadır. bölgenin güney ilçelerinde başlayan nüfus hareketlerinin temel belirleyenidir. 1938’de Tunceli’de Cumhuriyet’in kurulmasına kadar bahsi geçen yerleşim merkezlerinde ve etki alanlarında.

yüzyıl içerisinde. 1970’lerin sonlarına doğru Maraş ve Çorum olaylarının yaşanması göçü hızlandıran diğer etkenlerdir. Ovacık. ilin güney kesimlerinde yaşayan Sünni nüfusun büyük ölçüde azalmasında rol alan önemli etkenlerden birisidir. Yanı sıra gittikçe şiddetlenen siyasal çatışmalar. Benzer biçimde 20. Geride bugün toplam olarak yaklaşık 11 hanenin bulunduğu ve çoğunda karışık yerleşimlerin olduğu kimi mezralar kalmıştır. daha iç kesimlerdeki hareketliliği de beraberinde getirmiştir. . Su altında kalan köylerin boşaltılması. Cumhuriyet döneminde bölgede yaşayan Sünni nüfusun bir başka önemli göç nedenlerinden birisine işaret etmektedir. Pülümür.iç-Tunceli’den gelen yurttaşlara satışı karşılığında elde edilen sermayenin büyük şehirlerde yahut yakın ve verimli ovalarda gerçekleştirilen yatırımlarda değerlendirilmesi özellikle Sünni nüfusun azalmasında belirleyici olmuştur. özellikle orta yaş üzeri kaynak kişilerce belirtilmiştir. esas olarak sahip olunan din kimlikleri üzerinden yükselen kamplaşma ve çatışmalar. Özellikle çalışmanın gerçekleştirildiği Pertek’in doğu bölümü. Bölümde değinilecektir. Nazımiye ve Tunceli il merkezi gibi bugün tümüyle Alevi yurttaşların oturduğu ilçe merkezlerinde yaşayan az sayıdaki Sünni nüfusun da tamamı ile göç etmiş oldukları. Örneğin bu döneme dek Sünni nüfusun yoğunlukla oturduğu ve yerel ekonomi ile idari-sosyal süreçleri kontrol ettikleri Pertek’e bağlı Pınarlar nahiyesi ve civar köy ve mezralar bu süreçte tümüyle terkedilmiştir. 1970’li yıllarla birlikte. Yine 1970’li yıllarda Keban Barajı’nın tamamlanması ve su tutulmaya başlanması ile Murat Nehri vadisindeki köylerin boşaltılması.88 88 Bu konuların ayrıntılarına III. bu süreçten en fazla etkilenen yerlerden birisi olma özelliği taşımaktadır.

2. Ancak yine de önemli bir kesim. taşıdıkları kültürün neredeyse tüm boyutları açısından bir milat işlevi görmüştür. Pertek ilçe merkezi bu göçlerden etkilenerek geleneksel Sünni yerleşimcilerini korumakla birlikte bilhassa ilçenin doğusunda kalan kırsal yerleşimlerindeki nüfus önemli oranda azalmış ve geriye sınırlı sayıda aileler kalmıştır. Tunceli’nin sosyal tarihi içerisinde 1938’e eşdeğer. coğrafi dağılımı itibarıyla bugün Çemişgezek haricinde oldukça önemli oranlarda azalmıştır.1980’li yıllarda göreceli olarak durulan göç olgusu. hayatta kalanların algılarında bir daha geri gelmeyecek eski bir dünyaya ait anlatılara dönüşmüştür.2 Değişen Sosyal Yaşam Tunceli’nin iç kesimlerinde yaşayan Alevi topluluklar açısından 1937–1938 yılları. çevre illere özellikle de Elazığ’a yerleşmiştir. 1990’lara doğru başlayan ve bu yılların ilk yarısında gittikçe şiddetlenen çatışmalar ile birlikte yeni ve farklı bir boyut kazanmıştır. Bu tarihin öncesi. Bu yıllar içerisinde.3. özellikle alan çalışmasının yürütüldüğü Pertek’in doğu kısmındaki köy ve mezralarda ikamet eden Sünnilerin hemen tümü yaşadıkları yerleri terk etmiş ve devletin dolaylı müdahaleleriyle bir kısmı geri dönmüştür. Sünni nüfusun bugünkü coğrafi dağılımını belirlemesinin yanı sıra Alevilik ve Sünniliğin günümüzdeki algılanma biçimlerine de ciddi derecede etkide bulunmuştur. Bu tarihsel kesitte var olan geleneksel . geri dönüşü olmayan bazı sosyo-kültürel sonuçlara yol açan bu yıllardaki hızlı gelişmeler. Yukarıda özetlenen tarihsel gelişmelere bağlı olarak Sünni nüfus.

Genç kuşakların ve şehir mekânlarındaki topluluk üyelerinin gündelik yaşam kültürlerinde giderek azalan popülerlik ve işlevleri karşısında. Osmanlı ve bu yerel yöneticiler arası ilişkilerin de çoğunlukla kırılgan ve düzensiz olduğu bilinmektedir. benzer değişim süreçlerinin çok daha erken yıllardan itibaren yaşanmaya başlamış olduğu görülmektedir. Zira Osmanlı döneminde de yerel ağaların –ki bunlar bilhassa ilin bugünkü güney kısımlarda yaşayanlardır. Bu. bu bölgede Osmanlı’dan tevarüs eden kurum ve bazı idari ilişkilerin etkinlikle kullanıldığı anlaşılmaktadır. Seyitlerin de etkinlikleri bu yeni süreçte ciddi oranda törpülenmiştir. Sünniler açısından bakıldığında ise. 1938’e dek yerel ortak pazar ilişkileri bulunmayan iç Tunceli ile bu ağalar arasında her daim bir iktidar çelişkisi ve idari kontrolsüzlük durumu vücut . Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Osmanlı Devlet politikasının yörede aldığı biçimin yeniden tesisi olmuştur. sadece seyitler için geçerli olabilmiştir. Ülkenin birçok yerinde olduğu gibi. kırsal bölgelerde tutunmaya çalışmışlardır. günümüze uzanan tarih açısından. Tunceli’de de başlangıçta Pertek gibi bulunduğu yerelde önemli idari merkezlerde Cumhuriyet ideolojisinin aktif destekçileri ile yeni dönem inşa edilmeye çalışılmıştır. bölgenin denetiminde etkinlikle kullanılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. bu toplulukların tümüyle değişen yeni dünyalarında ancak kamusal alanın dışında kalabilen sosyal süreçlerde varlık gösterebilmişlerdir. Zira artık ağaların kontrol ettikleri sosyal hayat.yaşayışın üretim ilişkileri ile bu ilişkilerin üzerinde temellendiği sosyal hayatın belirleyici aktörlerinden olan ağalar ve seyitler. Şüphesiz ki bu durum. ulus devletin kurum ve kanunlarınca doldurulmuştur. Cumhuriyet Devrimi’ni takip eden yıllarda. bir bakıma.

2003: 537). Hezarfen. yeni bir toplumsal çevreye girmeleri durumunda daha önce sahip oldukları özelliklere benzemeyen ama yeni girdikleri toplumsal çevreye de ait olmayan. Pertek gibi yeni ilçe merkezlerine yerleşmiş ve Cumhuriyet kurumlarında yerel yöneticilik görevleri üstlenmişlerdir. 1990. 89 19. Cumhuriyet’le birlikte yeni sürecin kurumlarında etkinlikle boy göstermiş ve Cumhuriyet’in yörede tesisinde oldukça önemli roller almışlardır. Hallı. 2003. davranış. Bu ailelerden bazıları civar köy yerleşimlerinden. JUK. 1970’li yıllara kadar gelen süreçte Pertek ilçe merkezinde hâkim nüfus. yüzyılın başlarında ve Cumhuriyet Devrimi sonrasında.bulmuştur. o toplumun farklı kesimlerinden gelen ve o kesimlere özgü farklı tutum. Böylelikle Sünni nüfus içerisindeki geleneksel bazı sosyal kurum ve süreçler de giderek artan bir hızda çeşitli değişimler göstermişlerdir. 90 Antropolojik bir kavram olan kültürlenmenin içeri şu şekilde verilebilir: “Belli bir toplumda. Ancak bu nüfusun da kendi içerisinde kimi farklılıklar taşıdığı anlaşılmaktadır. ancak o toplumsal çevreye uyumlarını kolaylaştıran yeni kültürel tutum. Bu farklılıkların. davranış. Cumhuriyet’in 1920’li yıllardan başlayarak bu merkezlerde kurumlaşması ve varlığını kalıcılaştırması. 1998. 1999 ve Akgül. Sünni yurttaşlar arasındaki temel din kimliği ve bu kimlik üzerinde temellenen etniklik algılarındaki değişimleri de koşulladığı görülmektedir. yüzyıl sonları ve 20. yine bu merkezlerden başlayan ve etki alanına yayılan yeni bir kültürlenme90 sürecini doğurmuştur. Kimi zamansa bu zıtlıklar yerini. değer ve yaşam biçimi özelliklerine sahip grupların. Bu süreci Pertek özgülünde değerlendirmek istersek alan çalışmasından elde edilen verilere göre şöyle bir tablo çıkarabiliriz: 20.89 Ancak Çemişgezek. devlet karşıtı aşiret ittifakları ile birlikte hareket etmeye bırakmıştır. 1999. 1998. Yılmazçelik. Sevgen. Tankut. devletin yerel topluluklarla ilişkileri ve uyguladığı politikalar için bkz. 2000. geçmişten günümüze. kendisini Sünni olarak tanımlayan yurttaşlardır. . Günel. değer ya da yaşam biçimi öğeleri yaratmaları” (Aydın ve Emiroğlu. Pertek ve Mazgirt gibi kazalarda bulunan ve etki alanında yerli Sünni nüfusu da kontrol eden bazı büyük aileler. 1992. 1972. 2001. Uluğ. 1998. yüzyıl başlarında. Dersimi.

Gerçi gidenler de geri dönmediler yani… Gidenlerin hemen hepsi o büyük arazilerini. Civelekler. bu süreci çarpıcı anekdotlarla ortaya koyan bazı alan notlarına çeşitli başlıklar altında yer verilmiştir. Yani mesela Yolgalar.Aşağıda. Bunların hepsi yani Alevisi. böyleydi yani… Bunların bir kısmı da civar köylerden gelen Sünni ailelerdir. Bu. buradaki taşınmazlarını falan hep sattılar ve büyük şehirlere gittiler. Bu notların derlendiği kaynak kişilerin çoğunluğunun yukarıda bahsi geçen ailelerden geldikleri ve yine çoğunlukla 50 yaş üzerinde oldukları özellikle belirtilmelidir. Sünnisi bu satılan arazileri almış öyle gelmiş yerleşmişlerdir ama hepsi köylüdür yani okur – yazarlıkları azdır. Kendi genç kuşaklarını hep bu Cumhuriyet kurumlarında yetiştirdiler ve çok önemli noktalara dek gönderdiler. ona hep bağlı kaldılar. Tabi şimdi farklı… Hatta Dalokayların dahi Hozat’tan geldikleri. Cam-i Kebir Mahallesi Şorguy’du. Yine bak. kökenlerinin Hozat’lı olduğu söylenir. Mesela bu Ermenilerin Pertek’teki mahalle isimleri zamanla hep değişmiştir: Bu Derebaşı Mahallesi eskiden Sağmınik’ti. İstiklal Mahallesi Sıptınik’ti. Bir kısmı sonradan Sünnileşmiş Alevi ve Ermenilerdir. Takiben. Sünnilik boyutu ile ele alınmaya çalışılmıştır. Kaledibi Mahallesi Şebşebik’ti. Öztürkler. Yani ama oralarda da gene hep önemli mevkilere geldiler… Bu yüzden bugünkü Sünnilerin çoğunluğu aslında Pertek’in yerlisi değildir. en köklü aileleriydi. 1) Pertek’in yerlileri ve dışarıdan gelenler: “ Yine 1970’lere dek esasen Pertek nüfusunu oluşturanlar buranın en eski. Hozat’tan dahi gelip buraya yerleşen Sünni aileler de vardır… . Bu aileler tam anlamı ile Cumhuriyetçi ve laik insanlardı…. Dalokaylar. Dilekler ve bizim gibi işte… Bu ailelerin hepsi Cumhuriyet’e sahip çıktılar. bugün de böyledir. konu hakkındaki tartışma daha somut veriler üzerinden değerlendirilmeye ve yürütülmeye gayret edilecektir. Böylelikle Pertek’te değişen sosyal yaşam. Önceden bu durum daha fazlaydı.

ekseriyetle kendi aralarında Kürtçe konuşurlardı. Aleviler de ise bu durum çok daha yaygındır. çoluğunun çocuğunun buradaki masraflarına harcardı. . Yani adamın bi keçisi. Mesela bak Şavaklılar… Bütün bir hayat dağda. Mutlaka okuturdu çocuklarını. Alevilerinse okumaktan. bi ineği dahi olsa götürür satar. Bundan çekinmezdi. Yani tabi ben çok daha eski geçmişlerini bilemem… Ama diğer Sünni aileler. Şimdi yok. köklü ailelerin hemen hepsi Türkçe konuşurdu. Esnaflık. Ben küçüklüğümde Kürtçe konuşan kimse bilmem mesela. Çoğunlukla ekonomisi güçlü.Bu eski. yardımlaşmayı zorunlu kılıyordu. Bu durumda Aleviler burada okuyan çocukları için Sünnilerin evlerini kullanırlardı. Fakat günümüzde artık bu ailelerden daha ziyade yaşlılar kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlar. çocuklarını kurtaracak bir şey yoktu. İşte Sünniler Pertek’te otururlardı. Eskiden bu konuda belirli bir baskı vardı. Ben gençlerin Kürtçe konuştuklarına rastlamıyorum. 2) Bazı tarihi süreçler. Onlar öyle kalabalık nüfusla buralarda barınırlardı öğrenciler… Ama Aleviler hakikaten okumaya çok önem veren insanlardı. Diğerleri de gelir Sünnilerin evlerini ya da bi göz odayı kiralarlardı. nüfus hareketleri ve topluluklar arası ilişkiler: “1970’ler öncesinde buradaki hayat hem Aleviler hem de Sünniler açısından dayanışmayı. Bir de bilhassa kadınlar bu konuda örnektir yani burada da hala böyledir…” (Alan Notları: 02 – 07 – 06 / Pertek). ticaret onlardaydı. yani göç edip gelenler. Şavaklı Alevilerde de Sünnilerde de durum böyledir. davarın peşinde geçiyor. Tabi bir de o dönemlerde Kürtçe konuşmak hoş karşılanmayan bir şeydi. Ama kesinlikle bu aileler Türkçe konuşurlardı. Buradaki devlet dairelerinde de onlar vardı. okutmaktan başka. Bana kalırsa Türkçe’nin konuşulmaması daha ziyade eğitim eksikliği ile ilgili bir durumdu. prestijli ailelerden kendilerine kirve edinirlerdi.

değişmemişlerdir yani…” (Alan Notları: 05 – 07 – 06 / Pertek). Bir dönem öyle oldu ki Aleviler Alevilerden. Yani giderek daha tutucu oldular. işçi olarak. Şimdi böyle olunca tabi çekişmeler de çok oldu esnaf içinde. Çalışmaya yani. Aynı zamanda Aleviler de yurtdışına gitmeye başladılar. Okuyanı. Çıkar meselesinden… alış veriş eder oldular. mühendisler… Şimdi böyle değil. O yıllardan sonra burada Alevi nüfus gittikçe arttı. “Ticaret çok kısıtlıydı burada. lokantasına gitmez oldu. kahvehanesine. Doktorlar. Yani çok az dükkân vardı. Yani hep demokrat ve ilericiydiler. Bu seksenden sonra (1980) çok değişti gençler…” (Alan Notları: 03 – 07 – 06 / Pertek). Hem köylüsü hem de genci. Türkçü oldular. “Bu Pertekli Sünnilerin siyasi tutumlarındaki değişimler aslında bence tamamiyle bu büyük ailelerle ilgilidir. Yani çoktur şimdi o dönemde bu koşullarda okuyup da şimdi iyi bir yere gelmiş olanlar. Son yılarda da bu gene ön plana çıktı… Fakat o aileler hala da aynı fikirlere sahiptirler. bu sefer Aleviler de yavaş yavaş mal mülk alıp yerleşmeye. esnaflığa falan başladılar. Kimse kimsenin mekânına. Ama işte onların buralardan gidişleri ile onların sattıkları arazilere gelip yerleşen bu köylü Sünni kesim ve Pertek’teki diğer Sünniler o yıllarda artan Alevi nüfus ile birlikte bi zıtlaşmaya gittiler ve sağcılaştılar. Bu aileler hep Cumhuriyetçilerdi. dişini tırnağına takar ve mutlaka bir yere gelirdi. Sünniler de sadece Sünnilerden Pertek).06 / . böyle olunca da bir de tabi üzerine o kamplaşmalar falan geldi. “İşte esasen o baraj olayı buradaki yapıyı çok değiştirdi bana kalırsa. Çok az mal vardı.” (Alan Notları : 06 – 07 . Böylelikle tabi buradaki ekonomik durumları da düzelmeye başladı zamanla… Şimdi. çeşit yoktu. Bence bi çok sorun da buradan çıktı.O dönemin insanları bi başkaydı.

“Ama zamanla böyle kavgalarla. mesela Barmazlılar. krizlerle yaşanamayacağı görüldü. Onların bu sağ örgütlere kayışı daha kolay oldu” (Alan Notları: 06 – 07 – 06 / Pertek). Daha önce de belirttiğimiz üzere. Sonunda Alevilerden Dedeler ve bazı ileri gelenlerle. Yukarıdaki anlatıların esas olarak üzerinde odaklandıkları ve yorumların da buna göre yapıldığı tarihsel kesit 1970’li yılların öncesi ve son noktası 1980’ler olan sonrasıdır. Yeni Cumhuriyet devletinin modern ve laik ulus kurgusu yerel önderlerce de benimsenmiştir. Buna göre. tabi olunan dini aidiyetlere göre belirlenen etniklik algıları olduklarından. bu bölgede 20.Bir de burada köylü Sünniler. durumu Sünniler açısından değerlendirmek istersek: Osmanlı döneminde geniş arazilere. Bu aileler açısından Cumhuriyet ideolojisinin kabulünde ve tesisinde ciddi bir çatışmanın olmadığı anlaşılmaktadır.07 – 06 / Pertek). Bu duruma yol açan önemli etkenler arasında 1923 öncesi Osmanlı dönemi ve 1938’e dek gelen Cumhuriyet süresince bölgede yaşanan çatışma ve bazen de toplu isyan hareketleri karşısında bu ailelerin merkezi yönetimle kurdukları sıkı dayanışma vurgulanabilir. gerek Aleviler ve gerekse Sünniler açısından Cumhuriyet sonrasında da önemli ölçüde varlığını koruyan geleneksel hayatın geri dönüşü olmayan değişimlere geçişini işaret etmektedir. Çünkü bu ayrım.” (Alan Notları: 06. daha koyu dindar tiplerdi. Buradaki aktarımlar bilinçli bir şekilde bu ayrımlar ekseninde seçilmişlerdir. ulus devletin ortaya koyduğu Türk yurttaşlık kimliği herhangi bir etniklik itirazı . Sünnilerden bu eski ailelerden kalanlarla işte demokrat ileri gelenler bir araya geldiler ve yavaş yavaş duruldu o zaman. taşınmazlara ve sermayeye sahip olan bazı ailelerin Cumhuriyet ile birlikte yeni dönemin de yerel aktörleri oldukları görülmektedir. yüzyıl başlarında Türklük ve Kürtlük.

önemli ölçülerde bu kırsal kökenli Sünnilerin ve kent yoksullarının geleneksel yaşayışlarını yönlendiren kimi kültürel algılardan hareket etmektedir. Böylelikle yörede birbirini tanımlayan Sünnilik–Türklük kurgusu. Pertekli yerli ailelere benzer şekilde fakat kırsaldaki Sünni . Bu sıkıntısız geçişin önemli bir başka etmeninin de Türk ulus kimliğinin önemli bir bileşeni olan dini boyutunun. Bunlar. Ancak. Gerek Cumhuriyet öncesi dönemde gerekse 1970’li yıllara kadar. geleneğin etkinlikle yaşatıldığı kırsal yerleşimlerde ve küçük kent ortamlarının görece kapalı mahallelerinde Sünnilerin toplumsal yaşayışlarını biçimlendiren ve yönlendiren oldukça önemli bazı kurum ve aktörler göze çarpmaktadır. Geleneğin. Ancak görünen odur ki günümüz itibarıyla mevcut Sünnilik algısının içeriğini dolduran siyasi tutum ve davranışların kökenleri. her ne kadar laik toplumsal kurgu içerisinde törpülenmişse de millileştirilen Sünni–İslam’ın içeriğinde hayat bulmuş olmasından ileri geldiği öne sürülebilir. bazı sosyal kurum ve aktörleriyle. gündelik yaşamları içerisinde önemli bazı değişimleri de tetiklemiştir. Bununla birlikte. kırsal yerleşimlerde yoğunlukla ikamet eden Sünnilerin de bu yeni etniklik kategorisine geçişlerinde de ciddi bir problem yaşanmamıştır.olmaksızın hayata geçmiştir. Sünnilik üzerine temellenen geleneksel hayatın ve gündelik yaşam kültürü dinamiklerinin koşulladığı kimlik algılarının 1970’li yıllara kadar etkin biçimde devam ettiği ve sonrasındaki sosyal– siyasal süreçlerde belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. kuvvetle hissedildiği bu kesimlerin 1970’li yıllara doğru modernleşmeyle ve kamusal süreçlerle giderek artan bir düzeyde tanışmaları. çoğunlukla Pertek gibi küçük kent mekânlarının alt sınıflarına mensup aileleri ve özellikle kırsal yerleşimlerde ikamet edenlerde. tam olarak yeni süreçte de kendisine yaşam alanı bulabilmiştir.

Bu etkinliklerinin kökeninde. bu bağıntıyı akıllara getirmektedir. bahsi geçen ailelerin paylaştıkları bazı dini rollerin diğer aktörleri.91 91 Kadiri Tarikatı’nın Doğu Anadolu. 1970’li yıllara kadar çoğunlukla kırsal yerleşimlerde oturuyorlardı ve bulundukları yerlerde etkin sosyal rollere sahiplerdi. onların bu vakte kadar taşıdıkları önemli işlevlerinden olan topluluk ve devlet kurumları arasındaki aracı rolleri paylaşmaya ve devralmaya başladıkları dönemde arttığı anlaşılmaktadır. bulundukları yerel açısından görece büyük ekonomik güçlerinin yattığı söylenebilir. Tunceli’de Sünni topluluklar içerisinde. Cumhuriyetin erken dönemlerinde boy gösteren ailelerden farklı olarak değerlendirdikleri ve toplumsal yaşayışlarında önemli roller yükledikleri başka bazı aileler de vardı. Ancak. ilin başka ilçelerinden gelen Sünnilerin oluşturduğu Pertek’in mahallelerinde yaşayan yoksulların. Hz. bu toplulukların . Güneydoğu Anadolu ve Irak’ta Kurmanci konuşan Kürt topluluklarda gösterdiği yaygınlık. Alevi seyitlerin kurdukları bağla özdeş olması. Tunceli’deki Sünni toplulukların. geleneksel anlamda. yakın bir zamana kadar etkin bir şekilde Kurmanci konuşuyor olmaları. Bu ailelerin sahip oldukları etkinliklerinin. Örneğin. Pertek çevresindeki kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünniler ve çoğunlukla buralardan yahut benzer toplumsal kesimlerden.topluluklar arasında sosyal önderlik konumu kazanmış aileler ve dışarıdan gelen dini önderlerdi. bu toplulukların benlik algılarının şekillenmesinde son derece çarpıcı roller oynamışlardır. Ancak burada. bu saygınlığı ve çevresinde örülen değerleri yaratan asıl önemli etmenin. Tuncelili Sünnilerle olan bağıntısı itibariyle dikkat çekicidir. Ali’yle kurulan bu kutsal bağın. 1970’lerin sonlarından itibaren giderek etkinliklerini yitiren ve bu vakte kadar da büyük ölçüde özgünlüklerini koruyan Kadiri ‘baba’lardır. silsilesinde Hz. Nakşî tarikatların olduğuna dair bir veriye rastlanmamıştır. Bu aileler. yine bulundukları yerelde üstlendikleri ve kimi zaman paylaştıkları dini roller olduğu anlaşılmaktadır. özellikle Pertekli büyük ailelerin güçlerinin azaldığı 1970’li yıllarda. Ali’yle kurduğu bağ da Tuncelili Sünnilerin Alevi çoğunluk içerisinde bulunmaları itibariyle son derece önemli görünmektedir. Bu aktörler. Öte yandan tarikatın. Pertekli büyük ailelerin olduğu gibi.

Zira bu geleneksel tarikat ilişkileri ve yürütücüleri. Ayrıca. Sünni yurttaşların sosyal yaşamlarını ve kimlik algılarını belirleyen aktörlere ve ördükleri toplumsal süreçlere doğru bir gönderme olduğunun altı çizilmelidir. bu yıllarda Sünni nüfusun yaşadığı göçlerden sonra oldukça azalmasının ve yeterli insan malzemesinin ortadan kalkmasıyla ilgili olduğu düşünülebilir.2. Tunceli’de alan çalışmasının gerçekleştirildiği bölgelerde karşılaşılan Sünni yurttaşların tamamının Hanefi olduğu belirtilmelidir. 1991: 240 – 318.3. siyasal İslam olgusu içerisinde değerlendirilebilecek başka bazı aktörlerin bu boşluğu doldurduğu anlaşılmaktadır. Kadiri Tarikatı’nın tarihi ve son derece ön açıcı değerlendirmeler için bkz. Ek olarak. topluluklar arası dini ilişkilerde. Geleneksel ilişkilerde yaşanan bu değişimin Pertek ve özellikle çalışmanın odaklandığı kırsal yerleşkelerde ortaya çıkmasının başlıca sebebinin.3 Babalar ve Çeşitli Dinsel Pratikler Bahsi geçen ‘baba’ların şahsında. babalar ve seyitlerin her iki topluluk açısından benzer işlevsellikler kazanmış olmalarını da önemli bir başlık haline getirmektedir. Kadirilik ile muhtemel ortak geçmişlerine dair bir başlık açabileceği gibi. Bu sebepten. 1970’lerin sonuna tarihlenebilecek bir zamansal kesite kadar. ileride göreceğimiz gibi. 1970’li yılların Sünni yurttaşlarda yarattığı siyasallaşmanın sonraki on yıllarda yaşadığı politik dönüşümlerin izinde. Kurmanci konuşan topluluklar içerisinde. . esas olarak 1980’lerle birlikte etkinliklerini yitirerek yerlerini yeni bazı oluşumlara bırakmışlardır. burada karşılaştıkları İslamlık ve Türklük kurguları karşısında çeşitli değişimlere uğramış oldukları da eklenmelidir. bölgede geleneksel faaliyetlerini yürüten tarikatın aktif üyelerinin bugünkü devamcıları ile temas edilmemiştir. Bruniessen. ‘geleneksel tarikat’ ve ‘geleneksel yaşayış’ kavramları ile aktaracaklarımızın. kırsal yerleşimlerinden dönem dönem yaşanan göçlerle Elazığ gibi büyük kent mekânlarına gidenlerin.

Her ne kadar bazı görüşmeciler. geleneksel bir sosyal yaşam örgütlemişlerdir. Sünni toplulukların ürettikleri geleneksel sosyal hayatın bu en önemli aktörlerine ve çevrelerinde ördükleri değerler sistemine dair şöyle genel bir çerçeve sunulabilir: Babalardan. . Geleneksel sosyal yaşam. Tunceli’deki hâkim Alevi Kırmancki ve Kurmanci konuşan çoğunluğun Şafi topluluklar ile olan ve uzun yüzyıllara dayanan çatışmalı ilişkilerinin bu toplulukların ve dolayısı ile Nakşîliğe bağlı tarikatların yöredeki etkinliklerinin önünü kesmiş olabileceği düşünülebilir. bu babalardan oldukça eski tarihlerde yöreye yerleşenlerin de olduğunu belirtmişlerdir. göç olgusu üzerinden ulaşılan yeni kültürel mekânlarda hızla yerini değiştirmiştir. Türkiye’nin yaşadığı hızlı yapısal dönüşüm süreçleri içerisinde. Bu durumda. 1970’lerin ardından etkinliklerini kaybeden geleneksel tarikat ilişkilerine bağlı müritlerin.ilişkili tarikatların bölgede uzun yıllar geleneksel faaliyetlerini sürdürmüş olmaları böylelikle anlamlı bir zemine oturuyor görünmektedir. Bazı görüşmeciler. Bilindiği üzere Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kurmanci konuşan toplulukların çoğunluğunun Nakşîlik koluna bağlı tarikatlarla iç içe. günümüzde yöredeki Sünni yurttaşlar içerisinde Nakşî tarikatlara bağlı olanların da bulunduklarını ifade etmiş olsalar da bu ilişkilerin 1980’li yıllardan sonra özellikle Elazığ gibi büyük kent merkezlerine göç eden kesimlerden çıktığı. geçmiş süreçlerde bu babaların öğrenciliğini yapmış ve yetişmiş Halifeler olduğuna dair anlatılar da bulunmakla birlikte günümüzde bu ilişkilerin varlığına rastlanmamıştır. süreçler sonucunda. göç vb. Yörede. zamanla ‘babalarını değiştirdikleri’ yönündeki veriler de anlam kazanmaktadır. hakkında bilgi edinebildiklerimizin bölgeye çoğunlukla Elazığ’dan gelmiş oldukları anlaşılmaktadır. yapılan bazı görüşmeler ile açığa çıkarılmıştır.

yine topluluk üyelerinden de öğrencileri olurdu. Babaların yokluğunda. Dolayısıyla her baba faaliyet yürüttüğü yerelde bir nevi temsilci de bırakmış oluyordu. yetişmişlik derecelerine göre. Geliş amaçlarının ve varlık sebeplerinin “irşad” yani “doğru yolu gösterme. Böylelikle bu ailelerin sahip oldukları sosyal pozisyona dini bir takım statüler de yüklenmiş oluyor ve topluluk içersindeki yönlendiricilik konumları daha da güçleniyordu. Bu durum aynı zamanda kırsal yerleşimlerdeki bu ileri gelen ailelerin taşıdıkları dini rollere ve statülerin kaynağına da işaret eder görünmektedir.Hatta mezarlarının da olduğunu aktarmışlar ve Sünni nüfusun önemli oranlarda buralardan göç etmesinin ertesinde. özellikle kırsal yerleşimlerde yaşayan Sünnilerin sosyal hayatları ve toplumsal süreçleri içerisinde oldukça önemli roller üstlendikleri görülmektedir. Özellikle bu tarımcı toplulukların mevsimlere göre azalan iş dönemlerinde köyleri. aşağıda aktaracağımız çeşitli dini etkinliklerin yönlendiricisi olabiliyordu. mezraları ve bazen da ilçe kazalarını dolaşan babaların bu toplulukların sosyal yaşamlarında üstlendikleri roller şöyle özetlenebilir: Babalar öncelikle kırsal yerleşimlerde rağbet edilen. Verilen dersler. yönlendirme” olarak tanımlandığı bu dini önderlerin. . ileri gelen ailelere dersler verirlerdi. eskiden ziyaret/türbe olarak da değerlendirilen bu mezarların şimdilerde unutulmuş olduklarını da ifade etmişlerdir. onların öğrencileri ve özellikle babanın muhtemel halifesi gözü ile bakılanlar. eski yazı ile okuma yazmanın öğretimi dışında. Babanın öğrencilerinin ekseriyetle bu ailelerden gelenlerce oluşturulmasına rağmen. tarikatın önde gelen el yazmalarının ve kimi doktrinlerinin öğretilmesi şeklindeydi.

Evi büyük olan bir ailenin himayesinde –ki bunlar genellikle bahsi geçen yerel önder ailelerdir. Ali’nin yahut Anadolu’da faaliyet gösteren Türkmen Babaları’nın serüvenlerini anlatan bu el yazmaları. . şüphesiz ki en önemli araçlardan birisiydi. bu toplulukların geleneksel yaşayışlarında üstlendiği ayrıcalıklı kimliklendirici rolün burada belirleyici bir etkisinin olduğu söylenebilir. Bu süre içersinde ortaya çıkan en önemli sosyal–dini etkinliklerden birisi zikirdi. Çok hürmet edilirdi… Hz. topluluğun ortak kimlik algısının yeniden üretiminde. Babaların ziyaretleri sırasında zikirin yanı sıra oldukça dikkat çekici bir başka etkinlik ise cemaat eşliğinde okunan Cenknamelerdir. Ali cenknameleri 92 Çalışma esnasında karşılaşılan bir başka tabir de ‘gece namazı’dır.Babaların kırsal yerleşimleri ziyaretleri günübirlik değil. “Bu cenknameler Ocak’tan. Tesbihler göğüs hizasında tutulur. Ancak bu tabirin nedenlerine ilişkin bilgi elde edilememeiştir. Görüşülen kaynak kişiler bilhassa bu konu üzerinde durmuşlardır. Kadınların ve erkeklerin birlikte katıldığı bu duygu yoğun aktiviteler. “Allah Allah” denmeye başlanır ve bu durum topluluk kendinden geçinceye kadar sürdürülürdü. Kadınların ayrı bir bölümde katıldıkları zikirler. Bazen bu işi geldiği yerdeki öğrencilerine de yaptırdığı olurdu. Cenknamelerin. Dolayısıyla kutsaldı. Zikire baba yön verir ve denetlerdi. ekseriyetle uzun sayılabilecek süreler içerisinde bu mekânlarda ikamet etmeleri şeklinde gerçekleşiyordu. yine cemaatin tümünün katıldığı toplantılarda okunur ve yine benzer duygu yoğun ortamlar açığa çıkardı. ‘halka çevirme’92 olarak tanımlanmaktaydı. Zikir sonrasında çay eşliğinde sohbetler edilir ve genellikle babalar dini konularda çeşitli dersler verirlerdi. yani Babadan gelen kitap olarak görülürdü. tüm köylü toplanır ve çeşitli dini performanslar sergilenirdi.

Ancak burada. Herkes diz çöker. ağlardı. Tabi burada makamla okunacağı zaman sesi güzel olanlar tercih edilirdi.. dinlerdi… En az bir saat kadar okunurdu bunlar. Ali. Özellikle o okunurdu ve insanlar çok duygulanırlardı. . Hasan’ın başına bir iş geldiğinde böyle cemaat coşa gelirdi. yani hikâye anlatır gibi okunurdu. Yani çocukluktaki çok yakın arkadaşlarım. dağlardaki çalılara falan vururduk. evin Hz. Hamzaname vardı. O’nun cenknameleri okunurdu. Uzun sırıklara binerdik.93 93 Cenknameler gibi. bu geleneksel hayatın içerisinde doğan son kuşakların nasıl sosyalleştikleri ve kendileri ile çevrelerine dair algılarının inşa edilişinde oynadıkları belirleyici rolleri aktarması bakımından şu veriler de oldukça dikkat çekicidir: “Biz bunlardan öyle etkilenirdik ki mesela. Ali’nin korumasında olduğunu anlayacakları düşünülürdü…. Bu şiirler makamla okunurdu. Yani ola ki bunlar evden çıkarılmış olsun.. Bi de sayfa kenarlarına yazılı düz yazı şeklinde olanlar vardır. açıklardı. Ali’nin ya da Hz. çiyanın girmeyeceğine inanılırdı. dini meselelerden sohbetler edilirdi. Battal Gazi okunurdu… Bizim Sünni kesim bilhassa Hz. ‘kâfir’e lanet ederdi…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). Uzun sürenler ve yarım kalanlar olursa orada bırakılır ve ertesi akşam da kaldığı yerden devam ederdi… Bizde Cenkname dinleyenlerin günahlarından arındığı gibi bir inanç da vardı. Diğerleriyse düz. burada Sünni toplulukların geleneksel sosyal hayatları içerisinde önemli işlevlere sahip olgu ve olayların Alevi topluluklar ile olan karşılıklı ilişkileri içerisinde değerlendirmelerine bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak değinilecektir. yani büyüdüğü zamanda da. Hikâye şeklinde okunurken. Hz. Cenknameler çok büyük bir dikkatle dinlenirdi. Hz.vardı. Bu kılıçlar evlere asılırdı. O kılıcın evi koruduğuna inanılırdı…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). biz üç kişiydik o dönem. ailesine küsen. akrep vb. İslam için dövüşen cengâverler olurduk. Cenknamelerin sayfalarında iki sütun halinde şiir şeklinde yazılar vardır. Dolayısıyla genelde makam tercih edilirdi ve bunların hepsi Türkçe okunurdu. Bunlardan en popüler olanı da Hz. onları böyle gözümüz gibi korurduk. Kılıç olan eve yılanın. Cenkname okunmadan önce mutlaka abdest alınırdı. tehlikeli hayvanların. Kılıçlarımızın ucu da çatal ağız olurdu tabi… İşte biz. birimiz Battal Gazi olurdu… Sonra bu Ali ve Gazi cenge çıkarlardı. çaylar dağıtılırdı. kılıcın varlığı sayesinde. Hüseyin’in. Yani işte eve girmek isteyen yılan. Ali’ye hürmet ederdi. Bizim bi arkadaş vardı. O da asmıştı kılıcı eve. Bi de mutlaka okuma işi bittiğinde üzerine yorumlar yapılırdı. Bu kılıçları evde saklardık. Abdestsiz katiyen okunmaz ve dinlenmezdi. Ali’nin cenknamelerinden ‘Kesik Baş’tı. hiçbir şeyle uğraşılmazdı. sırt çeviren olurdu. O’nun annesi evde yalnız kalırdı. bazı yerleri okuyucu ara verip dinleyenlere anlatırdı. Birimiz Hz.

bilhassa gündelik hayatın işlevsel boyutlarında ön plana çıkmaktaydı: “Babalar muska yazarlardı. Bunlar da aynı şekil ama pazıya bağlanırlardı. Yoğurt tam tutsun diye maya’yı okurlardı. sıkıca dikilirdi suda ıslanmasın diye. kimi zamanlar da babalar eşleri ile birlikte geldiklerinde. İçinde Arapça dualar olurdu. kuvvet versinler diye… Babalar sütleri okurlardı. ‘pazıbent’ yaparlardı. Bi de Baba geldiği vakit köydeki aileler. babaların sahip olduklarına inanılan mistik-majik güçler ile ilgiliydi. ondan yazarlardı… Hameyli vücuda çapraz takılırdı. bi de biz ‘hameyli’ deriz.Tasavvufi tarikatların hemen hepsinde olduğu gibi bu Kadiri örgütlenmelerin temsilcilerinde de öne çıkan önemli bir faktör. boncuklarla kaplanırdı. Babalar ile birlikte bu babaların eşleri olan ‘Ana’ların da bu toplulukların dini algıları ve kimi pratikleri içerisinde önemli işlevlere sahip olduklarını gösteren verilerle de karşılaşılmıştır. analar da bazı dini aktivitelere katılırlardı. bunlarla üzerine Allah yazılırdı. Bunlara göre. onlardan da gelenler olurdu. Ancak bu verilerin oldukça sınırlı sayıda görüşmeci tarafından ve özellikle gerek kırsal yerleşimlerde gerekse bu toplumsal kesimlerden kent mekânlarına göç etmiş daha yoksul kesimlerden gelenlerce aktarılmış oldukları da belirtilmelidir. Güç. onlarında da faydalanmasını isterlerdi…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). tercihin yönü . çevre Alevilerden kirvelerini mutlaka çağırırlar. Ancak. Yöredeki Alevi ve Sünnilerin dinsellik algılarıyla çakışan önemli alanlardan birisi olarak. Ayrıca Babalar. Bunları okutmaya civardaki Aleviler de gelirlerdi yani eğer öğrenmişlerse Baba’nın geldiğini. Daha ziyade sohbetlerde yer alırlardı. Her tarafı kaplanır. babaların sahip olduğu düşünülen bu özellikleri. Bu nokta da yine yöredeki Alevi ve Sünni toplulukların yaşam kültürleri içerisinde çakışan bir başka yere işaret etmektedir. Çok ihtimam gösterilirdi.

Keramet olaylarının gösterge olarak algılandığı bir başka durum ise ilgili babanın ‘kutsiyet’ ve doğrudan sonucu olarak ‘rağbet’ derecesini belirlemesiydi. Böylelikle ziyaretçiler.kesinlikle baba olurdu. taleplerini iletir ve çözüm beklerlerdi. Kimileri de ziyaretleri sırasında köylülerin gündelik uğraşılarına yardımcı olur. Babaların ve ileri gelen ailelerin yanı sıra bazen bu ailelerin ayrıcalıklarını da belirleyen ‘Ocak’ kurumu. babalardan. babaların sahip oldukları en ayrıcalıklı özelliklerden birisiydi. Elazığ gibi yakın merkezlerde oturanların evlerine zaman zaman buralardaki ailelerce ziyaretler gerçekleştirilir. Kimileri bu ziyaretler sırasında zanaatlarını da icra ederlerdi. yağ. Belirli ailelerde. Anaların özellikle gidilen yerlerdeki kadınlarla bu tür sohbetler gerçekleştirdiği ve işlevlerinin de bu noktada açığa çıktığı anlaşılmaktadır. Bu durum aynı zamanda Sünni toplulukların Alevi komşularının dini önderleri seyitlere ve onlara atfen yaygın bir şekilde dolanan ‘keramet’ anlatıları karşısında yüceltilen olaylardı. onlarla birlikte çalışırlardı. Sünnilerin sosyal yaşantıları içerisinde oldukça işlevsel özelliklere sahipti. Bu esnada babalarca özel bir çaba yahut niyetle sergilenmeyen ve ancak toplulukça fark edilen bazı ‘keramet’ler. kan bağı yolu ile kuşaktan kuşağa aktarılan ve özellikle sağaltıcı nitelikte mistik-majik bir takım yetenekler olduğuna inanılan kişiler. çökelik gibi çeşitli hediyeler götürülürdü. Babaların çoğunluğunun belirli mesleklerle ilgili bazı bilgileri de vardı. Kimi zaman da götürecek hediyesi olmayan ailelerin gittikleri evlerde. odun. Bunlarla birlikte. bazı ev işlerini görerek bu karşılığı verdikleri aktarılmıştır. Ocak olarak tabir edilmekte ve Ocağın ismi de çoğunlukla tedavisinde uzmanlaştığı hastalıkla anılmaktadır. Hastalıkların tedavi şekilleri Ocaklara göre farklılaşmakta .

Kimi zaman bu ziyaretler esnasında kimi zaman da Sünni yurttaşların seyitlerin bulunduğu civar köy ya da Ocak merkezlerine olan ziyaretlerinde.fakat hemen tümünde bir takım büyüsel işlemlerin kitabi dinsellikle iç içe geçtiği anlaşılan bir takım bağdaştırmacı uygulamalar olduğu görülmektedir. özellikle kırsal kesimde yaşayan Sünni toplulukların yaşattıkları İslam’ın içeriğini dolduran başka tutumlar ve pratikler de vardı. Çoğunlukla ellerde yahut genital bölgelerde görülen ve derideki derin çiziklerle belirginleşen hastalıklarda yahut siğil olarak tabir edilen çeşitli cilt hastalıklarının tedavisinde bu Ocağın geçmişte ve günümüzde de kullanıldığı anlaşılmaktadır. ekseriyetle hemcinsine. Bunların başında ise kendilerini çevreleyen hâkim çoğunluğun dini önderleri ile kurulu ilişkileri geliyordu. Er. Aile içerisinde tek bir bireyde bulunan özelliğin yine kendisinden sonraki kuşağa. birtakım ritüeller yoluyla aktarmasıyla kurumun sürekliliğinin sağlandığı anlaşılmaktadır. bugün Elazığ’da ikamet etmektedir. . Alan çalışmasını gerçekleştirdiğimiz bölgede bulunan ‘Karıncalık Ocağı’ buna bir örnektir. 2005: 31. Bu uygulamaların odaklaştığı konular üretim araçlarının kutsanması yahut da kimi hastalıkların tedavisine yönelikti. 94 Elazığ ve çevresinde ‘Ocak’ kurumu üzerine yapılmış bir çalışma içerisinde bahsi geçen aileye dair kısa bilgiler için bkz. Alevi seyitler de zaman zaman bu toplulukları ziyaret ediyorlardı. babaların sahip olduğuna inanılan mistik-majik pratiklerin benzerleri seyitlerden de talep edilebiliyordu.94 Babaların ve yereldeki temsilcilerinin yahut dini konulardaki tecrübeleri ve bilgisi ile bilinen kişilerin dışında. Ocaklık kurumunun yürütücüleri erkekler ve kadınlardan oluşmaktadır. Ancak bu aile de bahsini ettiğimiz göç süreçleri neticesinde.

Alevilerin geleneksel sosyal yaşantılarında. Örneğin Sultan Hıdır. çoğunlukla sabah erken saatlerden akşam vakitlerine kadar kalınan sürelerde gün içerisinde ziyarette uyumak. Sünnilerin gittikleri ziyaretlerin başında. babaların bilinen türbelerinin yahut mezarlarının yanı sıra Elazığ’daki Sünnilerce de kutsanan ‘Harput ziyaretleri’ ve Alevilerin bölgesel olarak rağbet ettikleri ve kutsiyet derecesi oldukça geniş bölgelerde etkili olanlar geliyordu. ritüelin uygulanma şeklidir. Sünnilerce de rağbet görüyor ve buradaki bazı uygulamalar birlikte gerçekleştiriliyordu. özellikle de kırsal nüfusça oldukça önemsenin bir ritüeldir ve bugünde de canlıdır. seyitlerle birlikte en az onların varlıkları kadar oldukça önemli yer tutan ziyaret kültleri ve ziyaretlerle ilgili kimi uygulamalar da Sünnilerin katıldıkları süreçlerdi. bu süre içerisinde cinselliğe dair düşüncelerin akıldan uzaklaştırılmasının . ‘Rüyaya yatmak’ yörede yaşayan Alevi ve Sünni topluluklarca. dualar okunur ve kurban hak yolunda diğer ziyaretçilere ve köylülere dağıtılır. Akşam ziyarette kalınır. Kırsal yerleşimlerin civarında bulunan ve Alevilerin yoğunlukla kullandıkları ziyaretler. Kutsiyet ve keramet dereceleri yüksek ziyaretler ile özellikle belirli bir konuda sağaltıcı yahut işleri kolaylaştırıcı özellikleri ile bilinen ziyaretlerde bu tür pratikler görülebilmektedir. bir gecelik gidişlerde ise akşam uykusunu ziyarette geçirmek. bu pratiğin uygulanmasına ilişkin olarak daha ayrıntılı bilgiler vermişlerdir: Başın. kurbanlar kesilir. Pertek ve civarındaki Aleviler ve Sünniler için oldukça önemli bir merkezdir. Sultan Hıdır’a gidilir. sağ avuç içinde ve sol elin sağ el bileği üzerine konması gerektiğini. Bazı kaynak kişiler. Günü birlik gidişlerde. eğer ziyarette yer yoksa köylülerin evlerinde misafir olunur ve gece kalış sebebi olan ‘rüyaya yatılır’.

‘Hz. ‘Yeşil’ ve ‘At’ olumluluklara işaret kabul edilirken. Rüyada görülen nesneler. kesin bir olumsuzluğu işaret ettiğini belirtmişlerdir. Rüya. Topluca okunan Cenknamelerin ve düzenlenen sohbetlerin . ‘Beyaz’. Cumhuriyet öncesi dönemlerin sosyal ilişkilerini esas olarak yaşatmış oldukları ileri sürülebilir. Buradakilerden bilhassa kale içindeki bir taş rağbet görür. ‘Kırmızı’ ve ‘Yılan’ın olumsuzlukları nitelediği anlaşılmaktadır. Özelikle bazı kaynak kişiler. Zikir. ziyaret aracılığı ile doğaüstü birtakım kuvvetlerin harekete geçirilerek kişinin geleceğinde merak ettiği meselelere dair ‘yön verici bilgilendirme’ işlevi görmektedir. Ali’nin atı Düldül’ün ayak izinin’ bulunduğu beyaz taş. Harput ziyaretleri ise. yöredeki Alevilerde önemli bir sembol renk durumunda olan ‘Kırmızı’nın. Uygulamalar da farklılıklar mevcuttur. Ancak bu gibi tutumların belirli bir standardı yansıtmadığı de eklenmelidir. Bu bakımdan. Bu toplulukların gündelik yaşamları içerisinde rutin olarak süregiden dini faaliyetleri. Aleviler ve Sünnilerce hayli rağbet gören bir ritüel olduğu söylenebilir. içerdiği yüksek motivasyon ile belirleyici bir etkinlikti. bazı canlılar ve olaylar Alevilerde ve Sünnilerde kimi zaman örtüşen kimi zaman da ayrışan semboller içermektedir: Sünniler için. Babalar ve onların yokluklarında benzer bazı dini işleri yerine getiren ailelerin. babaların geldiği dönemlerde olabilecek en yüksek aşamaya çıkıyordu.zorunluluğunu ifade etmişlerdir. özellikle ziyaret edilir ve buraya kadınlarca kuşların yemesi için çeşitli yiyecekler bırakılır. 1980’lere kadar. kırsal bölgelerde yaşayan Sünni yurttaşların geleneksel sosyal yaşamları içerisinde. ‘Siyah’. bugünkü Elazığ şehir merkezinin bulunduğu ovaya kuzeyden bakan eski Elazığ (Harput) kalesinin içindeki ve civarındaki türbelerdir.

sıradan parçalarıydı. 1980’lerle birlikte geleneksel yaşam da hızlı bir değişim sürecine girdi. bu topluluklarla hayat bulan geleneksel tarikat ilişkilerini de kent mekânlarına taşıdı ve burada kendilerinden daha güçlü rakipler ile tanıştırdı. Böylelikle ilişkiler zayıfladı ve özellikle 1970’li yıllarda milliyetçi Türk söylemi ile tanışarak geleneksel ilişkileri sorgulayan genç kuşakların ilgisini kalıcılaştıramadı. Göç. Alevi toplulukların sosyal yaşantıları içerisinde seyitlerle birlikte ve hatta kendilerini ziyaret ettikleri kısa sürelerin dışında çoğunlukla kullandıkları ziyaret kültleri de İslamlık algıları içerisinde önemli unsurlardı. önderleri olarak görülen babaların şahsında bu toplulukların yaşattıkları İslam’ın normal. Kent mekânlarına doğan yeni kuşakların sosyalleşme süreçlerindeki etmenlerin fazlalığı ve kuvveti karşısında tutunamayan geleneksel ilişkiler zamanla silindiler ve orta yaş ve üzerindeki kuşakların kent yaşamından sıyrılabildikleri nadir zamanlarda gerçekleştirilen ziyaretlere dönüştüler. . Halk İslamı kategorisinde değerlendirilebilecek. Göç. Bununla birlikte Sünnilerin toplumsal yaşayışlarında önemli bir yer tutan Ocaklık kurumu ile Alevi topluluklar içerisinde eşdeğer gördükleri kimi Seyitler ve Ocakları da ihtiyaca göre değerlendirilen ve hürmet edilen merkezlerdi. genç kuşakların kimliklendirilme süreçlerinde belirleyici idi.sosyalleştirici etkisi. bu değişimde belirleyici bir etken oldu. kitabi uygulamaların dışında kalan ve geleneksel hayatın içerisinden süzülen kimi dinsel pratikler de sahip olunan din kimliğinin birebir yürütücüleri. Sünni nüfusun oldukça önemli bir bölümü ekonomik ve siyasal nedenlerden neredeyse tüm taşınmazlarını Alevilere satarak başta Elazığ olmak üzere bazı doğu illerine ve batıdaki büyük şehirlere yerleşmişti.

Günümüzde ise Sünni toplulukların 1980’lere dek getirmiş oldukları geleneksel sosyal yaşamdan arta kalanlar içerisinde en belirgin olanlarının ziyaret kültleri ve civar Alevi Ocakları yapılan ziyaretler olduğu söylenebilir. kullanımda olduğu ilkçağda. Fakat . içerdiği kafir. Bu uygulamaların eski örnekleri ile kıyaslandığında ortaya çıkan farklılıklarda. Bu konuların ayrıntılarına ilerleyen bölümde değinilecektir. bireyin içerisine doğduğu toplumsalın kendisini farklı olarak algılaması ile alakalı olan kültürel kimi tutum ve davranışlara göndermede bulunan bilinçlilik durumu ve bu durumun doğal olarak yarattığı ‘öteki(ler)’ ile beliren sınırlarda başlayan kolektif aidiyet durumudur (Eriksen. 2002). 2. Antropolojinin etniklik kavramı üzerine temel hareket noktası da burasıdır: etnisite. Kavramın günümüzdeki kullanımı da yine bu sınırlardan hareket etmektedir: Etniklik.3. pagan gibi olumsuz anlamlar ile ‘ötekine’ dair belirli sınırlara işaret ederdi.4 Pertek’in Doğusunda Bazı Etniklik Biçimleri Etniklik kavramının kökeni olan Ethnos kelimesi. antropolojide kendilerini kültürel açıdan farklı tanımlayan ve başkalarınca da bu şekilde tanınan gruplar arasındaki ilişkileri ifade eder (Eriksen. 2002). doğrudan 1970’li yıllarda yaşanan siyasallaşmanın getirdiği kimlik algılarındaki değişimler ve sonrasında yaşanan göç süreçleri ile geride kalan ailelerin göç eden akrabaları aracılığı ile yaşadıkları etkileşimler belirleyici olmaktadır.

2002). 1) Alevilerden Sünnilere: a) Alevilerden Sünnilere doğru üretilen tanımlamaların başında ‘Barmazlılar’ gelmektedir. çoğunlukla ‘Aleviler’ alt başlığında aktarılan ve Şah Delil Berhican Ocağı’na bağlı olan Pilvenkliler’dir. Barmazlılığın kökeni farklı açıklamalara dayanır. yukarıdaki durumun açık birer özeti durumundadırlar. Aleviler için de kavram. tarihseldir ve mevcut verili koşullar içerisinde belirli varlık stratejilerini içerir. Bu sebepten. . belirli özellikleri üzerinden tanımlanabilmekten uzaktırlar. Bu özellikleri dolayısı ile son derece değişkendir ve antropoloji bilhassa bunun bilincindedir: Etnik grup. ‘sonradan Sünnileşen Alevileri’ işaret etmektedir. Bu tanımlamalar iki temel yönde gelişmektedir: Alevilerden Sünnilere ve Sünnilerden Alevilere. sınırlarla vurgulanan diğerleriyle olan ilişkileri üzerinden tanımlanır ve sınır da değişken bir önemi olabilen ve zaman içinde değişebilen bir toplumsal üründür (Eriksen. Barmazlılar’ı saran yakın çevre Alevileri.insan toplumlarının çeşitliliği içerisinde bu ilişkiler. Sünni olmakla özdeşse de her iki kesim için. Ancak etnisitenin işaret ettiği insan eylemliliklerinin amaç ve hedeflerine ilişkin bazı genellemeler yapılabilir. Bu tanım aynı zamanda bölgede kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin çoğunluğunun kendilerine dair geliştirdikleri bir kavramdır ve doğrudan kendilerini çevreleyen Alevilerden farklılığı yani ‘Sünni olmayı’ ima eder. belirli kategoriler altında sınıflanıp. Uzun yüzyıllardır Barmazlılar’la iç içe yaşayan bu Alevi toplulukların önemli bir kesimine göre Barmazlılık. Çünkü etniklik. Alan çalışmasının gerçekleştirildiği Pertek’in doğu kısımlarında kalan ve kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni yurttaşların gerek kendilerini çevreleyen Alevi çoğunlukça gerekse kendilerince yine kendi varlıklarına dair geliştirdikleri tanımlamalar.

Buna göre. tezin ilerleyen bölümlerinde tartışacağımız. Bu durum. yani ‘yoldan dönmek’. oldukça ilginç bir şekilde ‘haberdar dahi olunmayan’ bir tanımdır. ‘sonradan Sünnileşme’ bölgeye ‘dışarıdan gelen’ yahut ‘getirilen’ Sünnilerce sağlanmıştır. son derece olumsuzlanan bir durumdur ve özellikle 1970’ler sonrasında yaşanan kamplaşma ve kısmi çatışmaların biricik sebebi olarak görülür. Eskiden ya da özünde Alevi olan bu toplulukların zamanla Sünnileşmiş olmaları kendiliğinden değil birtakım müdahaleler ile gerçekleşmiş bir süreç olarak görülür. yerli Sünnilerle ilgili her türlü olumsuzlukların biricik açıklayıcı nedeni olarak görülmektedir. ‘Tuncelili/Dersimli olma’ kimliğinin özdeş tutulduğu Alevilik algısından kaynaklanıyor görünmektedir. özellikle iç Tunceli’de yaşayanlar için Barmazlılık. bu durum. geleneksel Alevi kurgusu içerisinde tüm bir benlik algısından vazgeçmek olarak algılandığından. her ne kadar orta yaş ve üzerindeki kuşaklar yaşatıyor olsalar da. aradaki kirvelik bağları da bu konuda tayin edici bir veridir. ‘Tunceli’deki Sünnilerin varlığını’ şaşırarak ve hemen arkasından büyük bir ilgi ile konu hakkında sorular sorarak tepki vermişlerdir. Barmazlıları çevreleyen Pilvenk halkasının ve diğer yakın çevre Alevilerin dışında. Bu algı.özellikle geleneğin hâkim olduğu 1980’ler öncesindeki süreçlerde Sünnilerin de Alevilerle birçok dini konuda birlikte hareket etmiş olmaları ve bugün de Alevi ziyaretgâhları ile Ocaklarına gelişleri normaldir ve bunların hepsi yitirilen geçmişin kalıntılarıdır. ilin idari sınırlarını değil. ‘Sonradan Sünnileşme’. ‘İkrar’dan. Alan çalışması süresince iç Tunceli’de karşılaştığımız çoğu kişi. Yanı sıra. tabi olunan ve özellikle son çeyrek asırdaki siyasi– sosyal süreçlerde dışarıdan Tunceli’ye/Dersim’e yüklenen bazı kimlik kodlarını .

Herhangi bir kökeni açıklama niyetinden uzak . Dolayısı ile kendilerini geldikleri yerle adlandırmışlardır. Bu kesimler içerisinde Barmazlılardan haberdar olanlar ise onları iç içe yaşadıkları Alevilerin aksine. bu topluluklar aynı algıları dışarıdaki etkiler ile birlikte kendileri de üretmektedirler. Bunlara göre. Barmaz yahut Behrimaz bugünkü Elazığ iline bağlı Maden ilçesi civarında bulunan bir ovanın adıdır ve geldikleri yer de burasıdır. 1992) anlaşıldığı üzere oldukça eski dönemlerden süregelen ve bir siyasi tutum içermeksizin kullanılan kavramlardır. sadece Sünnilikleri ile tanımlamaktadırlar ve bu noktada kimliğin kökenine ilişkin açıklamaları da çoğunlukla ve sadece ‘dışarıdan gelmiş oldukları’ noktasındadır. Daha doğrusu. Şüphesiz. 1988 ve Bulut. Ancak burada. Osmanlı ile erken Cumhuriyet dönemi resmi raporlarından da (Yılmazçelik. çevre Aleviler. Bu kavramlar. gelişlerinden buyana çevre tarafından böylelikle isimlendirilmişlerdir.işaret eder niteliktedir. Sünnilerin Alevilere ilişkin tanımlamalarında geliştirdikleri açıklamaların belirli kuşaklar ve bu kuşakların ima ettiği tarihsel dönemlere dair anlamlı ayrımlar sergiledikleri belirtilmelidir. ‘Aşiret’ yahut aynı manada kullanılan ‘Kürt’ kavramı ile tanımlanmaktadır. Alevilerin kendilerine dair geliştirdikleri ‘sonradan dönmüş olma’ söylemi kabul edilebilir değildir ve aslında çevre Alevilerin çoğunluğu çok uzun yüzyıllar öncesinde buraya yerleşip sonradan ‘Alevileşmiş’ yani ‘Kürtleşmiş’ Türkmen aşiretleridir. Sünniler içinse. Barmazlılığın kökeni oldukça açıktır. hâlihazırda Pertek’in doğusundaki kırsal yerleşimlerinde ikamet eden ve çoğunlukla orta yaş üzeri Sünnilerde.

b) Alevilerden Sünnilere doğru geliştirilen tanımlamalardan bir tanesi de Türklüktür. Ancak. Bu durum. kırsal yerleşimlerden Pertek’e yahut Elazığ’a göç etmiş yaşlı kuşaklarda hala geçerlidir. . çatışmalı ortamlarda şekillenen yüklemeler ile örülüdür. inanç biçimlerinden farklılaşan bu toplulukların birbirlerini Türk ve Kürt kategorileri olarak ayırmış olduklarını daha önce de ifade etmiştik. Barmazlılık ‘köylülüğü’ yani kırsalda oturan ve tarımla geçinen toplulukları işaret etmektedir. Dolayısıyla Aleviliğin. köklerini 1970’li yıllardan alan ve sonrasındaki siyasi. Bu tutum. Türklük ve Kürtlük’ün 1970’lerle birlikte modern etniklik kategorileri olarak yavaş yavaş kullanılmaya başladığı dönemlerden bu yana. Temelde. Türk kategorisi üzerinden Sünniler konuşulduğunda. bu kavramların güncel değerlendirmeleri bir hayli değişkenlik göstermektedir. bilinen yazılı geçmişi yaklaşık bir asır öncesindeki zamanlara dek geri gitmektedir. Kırsaldan gelerek Pertek’e yahut Elazığ’a yerleşmiş Sünnileri diğerlerinden ayırt etmek için de Barmazlılık belirleyici kategorilerden birisidir. Kürtlüğün işaret ettikleri bu topluluklar. Barmazlılık ikincil bir anlam daha kazanmaktadır.ve oldukları gibi kabul edilen kategorilerdir. Pertek yahut Elazığ’da ikamet eden orta yaş ve altındaki kuşaklarda aynı kavramlar geçerli olmakla birlikte. gerek kırsal yerleşimlerde ikamet eden gerekse Pertek’te yaşayan Sünnilerin tümü aynı zamanda da Türk’türler. ‘aslında’ kendi benliklerinden uzaklaşmış insanlar olarak görülürler. Ancak iki ana eğilimden ve birbirlerine karşıt tutumlarından bahsedilebilir. Buna göre Alevilerin algısında. İşte bu noktada.

Oldukça ilginç bir şekilde. yaşadıkları yerde Türklüğün biricik belirleyeni iken. Alevilerin sonradan Kürtleşmiş öz Türkmen topluluklar olduklarını öne sürer. Özetle. yereldeki Türk milliyetçi söylemin yürütücülerinin kendi etniklik kategorilerini var eden Sünniliklerine yine Tunceli’den. Türklüğün asli belirleyeni Sünniliğin de sınırlarının çizildiği kültürel mekân’dan müteşekkildir. Dolayısı ile (Alevi olan) ‘kendi Kürdü’ ile diğerleri arasındaki sınır. aynı din kimliklerini paylaşıyor olmalarına karşın. Aleviler açısından büyük çoğunlukla eşitlikçi ve seküler tutum ve davranışları işaret eden bu farklar. Tuncelili Sünnilerin Türklük algılarının sınırları ve içeriği sadece Tuncelili Alevilerle olan ilişkileri çerçevesindedir. Burada kast edilen farklılıkların hemen tamamına yakını. Doğu .Yöredeki Sünnilerde etkin olan Türk milliyetçi söylem. ‘Tuncelili olmalarından’ doğru gönderme yapmalarını sağlamaktadır. aynı zamanda bu kimliğin ötekisinin yani Kürtlüğün inşasında da rol alan önemli bir öğe olabilmektedir. Bu yüzden. ulusal düzlemde etkin olan Türk milliyetçi söylemin ötekileştirdiği Sünni Kurmanc topluluklar (Doğu ve Güneydoğudaki Kürtler) ile yerli Aleviler (Kürtler) arasında ortaya çıkan ve toplumsal hayatın örgütlenişinde. Yani ötekileştirilen Kürtlerin Sünniliği. Tunceli’de Kürtlükle tanımlanan yerel toplulukların kültürel Alevilik kodlarından ve bu şekilde onları ‘diğer Kürtlerden’ ayıran özelliklerinden hareket etmektedir. Türklüğü ve Sünniliği birbirini tamamlayan ayrılmaz parçalar olarak görür ve Kürt etnik kimliğinin siyasal hamleleri karşısında bir karşıt söylem olarak. Bu söylemin önemli bir özelliğinin Tunceli’deki Kürtler yani Aleviler ile Doğu ve Güneydoğudakiler arasındaki farkı sürekli vurgulaması olduğu gözlemlenmiştir.

Her iki kesim için de Kürtlük ve Türklük. Özetle. Yanı sıra Tuncelili Sünnilerin sergiledikleri geleneksel hayatın maddi ve manevi öğeleri de ‘Kürt ulusal kültürü’nün yereldeki kanıtlarıdır. hareket noktasını Alevilik ve Sünnilik gibi temel bir feodal kimlik kurgusundan alır ve netice olarak.’lerini tek bir ‘Türklük’ kimliğiyle bir arada ifade eder. Örneğin Aleviler. hala da hâkim görüşler bu temelde dillendirilirler. Kürt kültürüne sahibiz. kendilerine. Tekrar belirtmek gerekirse. Kürt topluluklar olarak kodlar. Burada ileri sürülen biricik kanıt Sünni toplulukların konuştukları dildir.n. Ama bizimkiler buraya geldiklerinden beridir hep Türk olarak adlandırılıyorlar. ötekinin içerisinde barındırdığı farklılıkların tümünü birden ifade etmek için kullanılır. Kurmanci konuşan Sünni toplulukların. Pertekliler’i vd. bu kavramlar üzerine oturmaktadır.ve Güneydoğu’daki Kürtler. burada Sünnilere atfen kullanılan Türk kavramı modern bir etniklik kurgusundan uzaktır ve siyasi bir göndermede bulunmaz. Zorla Türk olarak adlandırıldık.) konuşuruz. devletin Türk-İslam sentezci müdahaleleri sonucunda benlik kaybına uğramış yani Türkleştirilmiş. Kürtlük ve Türklük. Bu durumu. Barmazlılar’ı. Yöredeki Kürt milliyetçi kurgusu ise Doğu ve Güney doğudaki örneklerine benzer olarak. Buradaki temel ayrım Alevilik ve Sünniliktir. bizi hiç Kürt kabul etmediler… Bizden bir önceki nesil hiç Türkçe bilmez hâlbuki…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). Sünni bir yurttaşın şu çarpıcı sözleri açıklıkla ortaya sermektedir: “Biz Kürtçe (Kurmanci b. . ötekileştirdikleri komşularından daha uzak bir kimlik alanını işaret eder. Sünnilerin Türklükle özdeşleştirilmeleri gerek Pertek gibi güney bölgelerde gerekse iç Tunceli’de.

Çünkü Aleviler. Ancak modern bir etniklik kurgusu olarak Türklüğün. Kirveler ve komşular. ‘Alevi’ yahut ‘aşiret’tir. Bu kavramların hepsi. kendi dışında kalan bu büyük çoğunluğun adı ‘Kürt’. Yukarıda da izah ettiğimiz gibi yaşlı kuşaklarda bu kavramların kullanışı modern etniklik algılarından uzaktır ve sadece kendi gibi olmayanların tümünü ifade eder. . çoğunlukla yaşlı kuşaklar için geçerlidir. Türk olmanın biricik kanıtıdır. Ancak bu kavramların yine bu içeriği ile kullanılışı. yine yukarıda bahsettiğimiz bir içerikle vücut bulurlar. üzerinde boy verdiği bu geleneksel tanımlamalar.Sünniler de farklı aşiretlere dâhil olduklarını bildikleri komşularını ‘Kürtlük’le topluca tanımlarlar. 2) Sünnilerden Alevilere: Sünnilerden Alevilere doğru ortaya çıkan kavramlar Aleviler. Buna göre Sünnilik. bu farklılıklardan ancak temasta olduğu yakın çevresi itibari ile haberdardır. Yakın çevreyi diğer karmaşık bütünden ayıran en önemli kavram seti ise (bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak değineceğimiz) ‘kirve’dir. Kürtler ve aşiretler olarak sıralanabilir. kendilerini çevreleyen Kurmanci konuşan Aleviler ile iç kesimlerdeki Kırmancki konuşan Aleviler arasında da önemli ve geçmişi çatışmalarla örülü ayrımlar söz konusudur. Bunların başında tabi oldukları büyük aile soyları (ezbetler). mevcut yakınlığı ve sosyal ilişkileri ima etmekle birlikte. kırsal kesimdeki Sünnilerde. birbirini örter ve tek bir durumu ima eder: Sünni olmamayı. Kürtlerle iç içe yaşamanın sonradan bir getirisidir. Ek olarak. kendi aralarında oldukça çeşitlilik gösteren kimi alt kategorilere ayrılmaktadırlar. Kürtçe (Kurmanci) konuşma. ardından bunların içerisinde yer aldığı aşiretler ve yine bu kategorilerle çakışan yahut kesen seyit–talip aidiyetleri gelmektedir. Sünni.

Bu kabullenilmiş bir duruma da işaret eder. öncelikle iç Tunceli’ye yerleştiklerini ancak buradaki çatışmalara dayanamayarak. Mesleklerin olmadığı durumlarda ise genellikle soy isimleri birbirlerini tanımlamada kullanılan yegâne araç olmaktadır. Bu vurgu aynı zamanda kendilerini çevreleyen ‘aşiretlerden’ ayıran önemli bir noktaya da gönderme yapar. . Örneğin Hasananlılar gibi. Sünnilerin kendi aralarındaki farklılıkları ve aynı zamanda birbirlerini tanımlamada kullandıkları ikinci önemli araç ise geleneksel olarak kullandıkları ve çoğunlukla soy isimlerinde yaşattıkları aile meslekleridir. Sünniler arasındaki bazı farklılıklar da kendilerini çeşitli alt kategorilerde tanımlamalarında önemli etkenlerdir. Çevre Alevilerce tek bir kategori olarak Barmazlılar şeklinde tanımlanan Sünniler içerisinde kendi köklerinin Barmazlılarla bir olmadığını söyleyenler de vardır. Fakat Barmazlılık çevre Alevilerce yaygınlıkla kullanıldığından. Ancak içeriden görülebilen ve yine içerideki süreçlerde açığa çıkan önemli ve tanımlayıcı alt kategorilerdir. Sünni topluluklar kendilerini tanımlarken herhangi bir aşiret aidiyetleri olmadıklarını çoğunlukla vurgularlar. Barmazlılar’ın arasına yerleştiklerini söylerler.Pertek ve diğer güney ilçe merkezlerinde Türkçe’nin yüzyıllardır konuşuluyor oluşu bu durumu açıklayan bir başka kanıttır. Kendilerini geldikleri yer isimlerine göre tanımlama bu farklı isim kategorilerine birincil bir örnektir. Örneğin Barmazlılar’da olduğu gibi. Köklerinin Bingol–Hınıs’a bağlı Hasanlı Köyü’nden geldiklerini. Sünniler içersindeki farklılıklar gündelik yaşamın çevre ile örülü ilişkileri içerisinde hayat bulmaz.

Şavaklı toplulukların temel geçim biçimleri ve çevresinde örülen kültür hakkında ayrıntılı etnografik veriler sunan Kutlu’nun çalışması.Alan çalışması kapsamında kalan yerleşimlerde ikamet eden Alevilerin ve Sünnilerin kendi aralarında ve karşılıklı olarak kullandıkları tanımlamaların esasını yukarıdaki ilişkiler ve süreçler belirlemektedir. ‘yarı göçebelik’. Şavaklılar’ın oldukça önemli bir kesimi kış 95 Göçer hayvancılık ekonomisi çevresinde şekillenen sosyo-ekonomik yapı ve tarihsel-çevresel etmenlerce farklılaşan biçimlerine (‘göçebe çobanlık’. çalışmanın aşiretin temel geçim faaliyetine ilişkin verileri temel bir başvuru belgesidir ve kendisini takip eden çalışmalarda da başlıca referans kaynaklarından birisi olduğu görülmektedir. alanda temas edilen parçaları ve hakkında dikkate değer veriler sunabilecek nitelikte yazılı kaynaklara sahip oluşu.5 Alevi – Sünni Bir Aşiret: Şavak Örneği Şavak Aşireti ya da Şavaklılar. Kutlu. Türkiye’nin en özgün etniklik biçimlerinden birisini işaret etmektedir. Çemişgezek’in doğu ve Pertek’in batı kısımlarındaki köy ve mezralarda yerleşiktir ve geçimlerini göçer hayvancılık95 faaliyetleri ile sağlayan bir topluluktur. Dolayısıyla. Bu kısım. .3. Bunların yanı sıra sadece yöreye özgü koşulların ortaya çıkardığı oldukça özgün bazı etniklik durumları ile de karşılaşılmıştır. Gerek Pertek’in doğusundaki bu Sünni topluluklarca gerekse Alevilerce. üzerinde değerlendirme yapabilmemizi kolaylaştırmaktadır. 2. 1987: 19 – 32. yine Pertek’in batısında ve Çemişgezek’in doğusundaki arazilere yayılmış bir aşiret. Şavaklılar’ın Tunceli’deki yerleşim alanlarının önemli bir kesiminde ve yine aşiretin yayla alanlarında. yaylacılık’ ve ‘transhumans’yalnız sürülerin katıldığı mevsimlik hayvan göçü) dair tartışmalar için bkz. uzun süreli alan çalışmaları ile oluşturulmuştur. Şavak Aşireti. çalışma alanının dışında kalmış olmakla birlikte. İçerisinde Alevilerin ve Sünnilerin de bulunduğu.

Zira Tunceli’deki Alevilik algısının önemli bir bölümü. Şavaklılar. Kendilerini çevreleyen Alevi ve Sünni topluluklarca ve hatta bu yakın halkanın dışında kalan ve göçer hayvancılık faaliyetleri dolayısıyla uzak mekânlarda temas ettikleri çevrede de ‘aşiret’ kategorisinde değerlendirilen Şavaklılar. Erzincan ve Erzurum gibi yayla alanlarını kullandıkları farklı mekânlarda sürüleri ile birlikte geçirmektedirler. son derece önemi bir farkla. Şavaklılar’ın. Dolayısıyla Şavaklılar içerisindeki bu temel farklılıklar. ortak bir ata yahut atalardan geldiğine inanılan büyük ailelerin oluşturduğu ve kan bağı esasının topluluk üyelerince ve onları çevreleyen sosyal evrence sürekli bilinçte tutulduğu bir toplumsal örgütlenme biçimidir. belki de tüm Türkiye’de bu kategoride değerlendirilen topluluklardan ayrışmaktadır. Bunlar.aylarını köy ve mezralarında. farklı dini aidiyetlere mensup iki ana gruptan ve bu gruplardan birisi içerisinde farklı dilleri konuşan iki alt kümeden oluşmaktadır. Dolayısıyla aşiret içerisindeki Sünnilerin varlığı. Şavak etnik kimliğinin sahip olduğu kapsamın sınırlarının hangi etmenlerce inşa edildiği ve içerdiği farklılıklarca da nasıl kabul görmüş olduğu. Tunceli genelinde göçer hayvancılıkla karakterize edilen tek topluluk oldukları. yaz aylarını ise Tunceli. Bilineceği üzere aşiret. buradaki tartışmamızda temel hareket noktamızdır. Bu durum. bilhassa Tunceli Aleviliği’nin sahip olduğu özellikler gereği topluluğun Alevi üyeleri açısından hayli ilgi çekicidir. altı çizilerek belirtilmelidir. doğrudan doğumla kazanılan seyit–talip ilişkileri ekseninde ilerlemektedir. gerek . Aleviler ve Sünniler ile Aleviler içerisindeki Kurmanci ve Kırmancki konuşanlardır. her halükarda üzerinde dikkatle durulması gereken bir etniklik durumu ortaya çıkarmaktadır.

bir önceki alt başlıkta açımladığımız etniklik algıları kapsamında. Buradaki esas amacımız Şavak monografisi değil. Böylelikle soru ve konu başlıkları listesi daha da uzatılabilir. Bu çerçeve içerisinde. Şavak üzerine şunlar söylenebilir. Aşiret içerisindeki bu farklılıkların yanı sıra aşiretin dışarıdan algılanış biçimleri de çeşitlilik gösteren önemli bir konu başlığıdır. kolektif toplumsal hafızada nasıl bir şekil almakta. . geçmişi ve bugünü nasıl kurgulamaktadır? Ayrıca topluluk içerisindeki Alevilerin farklı dilleri konuşuyor olmaları da bir başka önemli konu başlığıdır. Öte yandan Şavaklı Sünnilerin kendilerini ve çevrelerini algılayış biçimleri de tez konumuz ile doğrudan ilgilidir. Aşiretin esas yerleşim mekânı olan Tunceli’de algılanma biçimlerinin Alevilik ve Sünnilik kimlikleri ile olan bağıntıları da hayli ilgi çekicidir. aynı aşiret içerisinde anılan Aleviler’e ilişkin kendilerine ve çevrelerine karşı nasıl bir söylem üretmektedirler? Tunceli’deki Sünnilerin büyük çoğunluğu kimliklerini aşiret kategorisindeki toplumsal örgütlenme biçimleri ile ifade etmiyorken. Ek olarak. ‘Şavaklı olma’nın bu ilişkilere getirdiği farklı bir durum olmakta mıdır?.. Soydan geçtiğine inanılan Alevi bir çoğunluk içerisinde yaşayan Şavaklı Sünniler. Tunceli dışında kalan geçici yerleşim mekânlarında aşiretin benzer temellerde algılanma biçimleri de konu üzerine daha derinlikli araştırma fikirlerini tetiklemektedir. yereldeki farklı bir örneği tez konumuzla ilişkileri içerisinde ele almak ve böylelikle çalışmamızı güçlendirmek olacaktır.toplulukça gerekse topluluğu çevreleyen sosyal çevre içerisinde nasıl açıklanmaktadır? Ortak atadan gelen bu insanların dini inançlarda farklılaşmış olma durumları.

bir aşiret ismidir. Daha önce vurgulandığı üzere aşiret. içerideki farklılıklarının da biricik belirleyenidir. Bu hali ile Şavak Aşireti. hem toplumsal hayatın yaşam kültürü içerisinde hem de akademik yazının kabul ettiği şekli ile aşiret olmanın getirdiği tüm özelliklere haiz bir topluluktur. topluluğun genel karakteristik özelliklerini yansıtan geçim faaliyetleri ve gündelik yaşam kültürlerinin maddi ve manevi öğeleri tamamı ile benzerdir. Bu bakımdan Şavak etnik kimliğinin iki temel boyutu olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Bununla birlikte Alevilik ve Sünnilik. 1) Şavaklılar’ın dışında kalan evrenden kendilerine doğru gelişen biçimidir. yerelde yaygın örnekleri görülen Alevilikten Sünniliğe yahut Sünnilikten Aleviliğe geçişlerle yeterli düzeyde açıklama getirilebilecek bir pozisyona işaret etmekten uzaktır. Zira bu kategoride değerlendirebileceğimiz görüşlerin tamamında. sahip oldukları dini farklılıkları. belirli bir ortak ata yahut atalardan gelen ailelerden oluşmaktadır ve kan bağı buradaki biricik vurgudur. İletişim dili. ‘Şavaklı olma’nın birincil özelliği olarak düşünmektedirler ve buna ilişkin öne sürdükleri ilk kanıt da dini aidiyetlerinin oldukça eski kuşaklardan beri süregeldiğidir. .Şavak aşireti içerisinde Alevi ve Sünni ailelerin bulunması durumu. Şavak’ın böylelikle homojen bir kimlik olarak algılanma durumunun da kendi içerisinde oldukça önemli bir ayrışmaya tabi olduğunu belirtmek gerekmektedir: a) Yukarıdaki algının içerdiği tüm yüklemelerin büyük çoğunlukla Şavak topluluklarının esas yerleşim ve göçer hayvancılık faaliyetlerini icra ettikleri Tunceli bölgesinin dışında kalan çevrelerden kendilerine doğru geliştirildikleri görülmektedir. ‘Şavak’ kimliğinin dışarıdaki homojen görünümünün aksine. Zira topluluğun temas edilen Alevi ve Sünni üyelerinin büyük çoğunluğu. Gerek Tunceli’de gerekse bu topluluğun bilindiği tüm bölgelerde Şavak.

bu tür çalışmaların ortaya çıkışında. Sünniliğin Tunceli yerelinde Türklük ile özdeş tutulması. büyük çoğunlukla Sünni– Türkmen bir topluluk olarak kurgulanmakta ve tüm bileşenleri böyle kabul edilmektedir. . baskıcı bir unsur olarak etkide bulunduğu kuşku götürmezdir. Buradaki bağıntının esas itici gücü.Şavak topluluklarını oluşturan grupların sahip oldukları Alevilik ve Sünnilik durumlarından çoğunlukla hiç bahsedilmemektedir. Ancak topluluğun yarıgöçer karakteri. Şavak’ın içerdiği Sünni bileşenden gelmektedir. devletin resmi söyleminin Sünni-İslam din kimliğini merkezine alarak merkezi devlet otoritesini güçlendirmeye çalışmasının. Şavak’ın Türklük ve dolayısıyla Türkmenlik’le özdeşleştirilmesinde Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı ve farklı uzantılarının günümüzde de yaşandığı bazı politik süreçlerin belirleyici olduğunu belirtmek gerekir. Şavak. bu topluluklar üzerine yapılan çalışmaları da etkilemiş görünmektedir. Özelikle 12 Eylül darbesinin ardından. Şavaklılar’ın sahip oldukları farklılıklardan haberdardır ve dahası aynı mekânları yine aynı tarihsel ilişkileri içerisinde paylaşmaktadır. Türkmen olarak anılmaktadır.97 b) Hemen tamamını Şavaklılar’ın yerleşim alanlarındaki yakın komşularının oluşturduğu grup ise. Bu grubun neredeyse tamamını sadece tarımcılıkla ve küçük çaplı hayvancılık faaliyetleri ile uğraşan Alevi ve Sünni 96 97 Bu kategoriye dâhil edilebilecek önemli bir örnek için bkz.96 1970’li yıllardan itibaren Alevilik ve Sünnilik algıları temelinde yükselen modern etniklik tanımlarının ve bunlarla ilgili politik süreçlerin yerelde de karşılık bulduğunun ve bu temelde bugünü kurgulayan görüşler olduğunu da eklemek gerekir. Yıldırım (2003). hâlihazırda yerelde kullanılan ‘Şavak’ kavramına geçerli kullanım değerini kazandıran içeriği yükleyen çevreyi oluşturmaktadır. Türkmenlik büyük ölçüde Türklük ile özdeştir. Bu çevre. Anadolu’daki göçer ve yarı-göçer aşiretlerin genel adlandırması içerisinde.

Hâlihazırda Şavaklılar. ‘göçer hayvancılık’ faaliyetleri ile hemhal olmuş bir yaşam kültürü. Şavaklılar’ın Tunceli’nin güneyindeki köy ve mezralarında ve yine Tunceli’nin çevreleyen kuzey tüm kesimlerinde kullandıkları yayla alanlarında kendilerini topluluklarca ‘göçer-hayvancılık’ ile özdeşleştirildikleri bilinmektedir. Zira gerek Alevi ve Sünni Şavaklılar’ın kendilerini ‘Şavaklı olmayan’lardan ayırmada gerekse Şavaklılar’ı çevreleyen Tuncelili yerelin ‘Şavaklı olma’yı tanımlayışında. Tunceli’de yakın bir zaman öncesine kadar gerek güneydeki gerekse iç kesimlerdeki bazı toplulukların il sınırlarını aşmayacak mesafelerde yayla alanları kullandıkları ve kısmen yarı-göçer nitelikler taşıyan hayvancılık faaliyetleri yürüttükleri de bilinmektedir. bilhassa Şavak bölgesindekilerin uzak mesafelerde göçer hayvancılık ile uğraşıyor olmaları. ‘Yörük’ ve ‘Türkmen’ kavramları ile eşdeğer bir işleve sahip olduğu ileri sürülebilir. bu biricik ayrımda ortaya çıktığı görülmektedir. aşiret kavramının varlık sebebi olan kan bağı koşulunu aşarak. göçer hayvancılık yapmayışlarıdır. Buna karşılık. ‘Şavaklı olma’nın tam olarak vücut bulduğu sınırların. farklı dilleri ve farklı dini inançları da . sadece bu tip bir yaşam tarzını benimsemiş toplulukları kapsayacak genişlikte bir kullanım değerine ulaştırdığı anlaşılmaktadır. Burada ‘Şavak’ kimliğinin rahatlıkla. tüm boyutları ile ortaya çıkmaktadır. Tunceli genelinde Şavak kavramını. Bu tip faaliyetlerin ortadan kalkışı ve uzun yüzyıllardan beridir güney sakinlerinin. kuşaklar boyu süregelen bu tip hayvancılığı ve onunla özdeş olan yaşam tarzını da yaşatan yegâne topluluktur. göçebe-çoban yahut yarı-göçer bir yaşam tarzı ile karakterize edilen toplulukların isimlendirilişinde olduğu üzere.topluluklar oluşturmaktadır. Şavaklılar’la olan temel farkları ise. Böylelikle bir aşiret ismi olarak Şavak.

yüzyıl içerisinde padişah fermanı ile Diyarbakır–Siverek’ten bugünkü yerleşim bölgelerine gelmişlerdir. Şavak kavramının hâlihazırda kullanılan kapsamı bu şekildedir.içeren toplulukların tümünü bir yaşam tarzı temelinde (göçer hayvancılık) kapsayacak şekilde genişlemiştir. Titinink (Ayazpınar) ve Bahrav/Barav (Çukurca) köyleri olmuştur. 2) Şavak etnik kimliğinin ikinci durumu burada görünürlük kazanır. Yine yukarıda aktarılan çalışmaların ve benzer örneklerinin sunduğu yazılı belgeler ve fikirler de bu algının yaygınlık kazanmasında. Buna karşın. 2003). Birbirlerini kan-bağı esasına göre örgütlenmiş bir ‘aşiret’ biriminin parçası olarak görmezler. dikkat çekici bir şekilde. Bunlara göre aşiret. Günümüzde. 16. özellikle kent mekânlarında yaşayan ve yüksek öğrenim gibi eğitim süreçlerinden geçmiş genç kuşaklarda belirleyici olmuştur denebilir. Bu durum. Şavak Aşireti’nin kolektif hafızadaki öyküsü bazı Alevi ve Sünni Şavaklılar’da ortaktır. Şavaklı Alevi ve Sünnilerin kendilerine dair olan farklılıklara ilişkin tutumlarında da açıklıkla ortaya çıkmaktadır. aşiretin tarihine ilişkin yukarıdaki kısa tarihçe büyük çoğunlukla aşiretin Sünni bileşenlerinin tarihi olarak algılanmaktadır. İran–Horasan kökenli olup. Şavaklılar arasındaki Alevi ve Sünniler birbirlerini aile isimleri ile ayırt ederler ve bunların tümü. aradaki temel farka doğrudan gönderme yapar. Aşiret zamanla bu köylerden şimdiki yerleşim sahasına yayılmıştır (Kutlu. Şavak kimliği. kendi aralarındaki . 1987 ve Yıldırım. taşıyıcılarının sahip olduğu ayrımlara göre farklı bir tarih ve işlev de kazanmakla birlikte göçerhayvancılıkla uğraşmayan toplulukların karşısında aynı içerikle sahiplenilmektedir. Tunceli’de ilk yerleştikleri yerler ise bugünkü Pertek’in Çekodar (Bulgurtepe). Ancak aşiretin yerleşim alanlarında yaşayan çoğunlukça.

Aleviliğin ve Sünniliğin temel şifrelerini oluşturan inanç unsurlarının dışında kalan tüm ritüellerde ortaklaşmanın olduğu görülmektedir. bu ailelerin büyük bölümünün geçen yüzyılda gerçekleştirdiği göçlerinin . az da olsa konuşulan dildeki ayrışmaya da bir gönderme içerir ve böylelikle ilgili ailenin köken olarak nereye dayandığı da belirlenmiş olur. Ekonomik faaliyetlerdeki bu ortaklık. ‘Şavaklı’nın kendisini çevreleyen sosyo-ekonomik olaylar dünyasına da bakışında ve tutum ve davranışlarını belirleyişinde göçer-hayvancı bir topluluğun duyarlılıklarını yakalamak mümkündür. Göçer-hayvancı kültürün gündelik yaşamın örgütlenişindeki süreçlerde. Dolayısıyla Kırmancki. Ancak Şavak toplulukları arasında özellikle Çemişgezek ve Pertek’in kuzey sınırlarına yakın kimi köylerinde ve bazı güney yerleşimlerinde. Pertek ve Mazgirt hattı üzerinde yaşayan Alevi ve Sünni toplulukların büyük çoğunlukla Kurmanci konuştuklarını daha önce ifade etmiştik. geleneksel uygulama ve inanışlarda. Şöyle ki: Tunceli’nin güney bölümünü oluşturan Çemişgezek. Şavaklılar da bu genel durumun dışında değillerdir. Bu ailelerin de zamanla Şavak bölgesindeki diğer topluluklar gibi göçerhayvancılık faaliyetlerine katıldıkları ve sürdürdükleri anlaşılmaktadır. toplumsal yaşam içerisindeki kültürleşme süreçlerinin de biricik belirleyenidir. çeşitli tarihsel dönemlerde iç Tunceli’den gelerek yerleşen ve Kırmancki konuşan bazı aileler mevcuttur. Dini uygulamaların yanı sıra.temel farklılıklar hâlihazırda aile soy isimleri ile ayırt edilmekte ve bununla birlikte göçer-hayvancılık faaliyetleri içerisinde karşılaşılan ‘ötekiler’e ve olaylara karşı ortak bir kimlik durumu üzerinden hareket edilmektedir. Şavak içerisindeki Alevilik ve Sünnilik durumu.

Şavaklı Aleviler. Tunceli genelinde yaşanan süreçlere paralel olarak. Çünkü ‘Şavaklı olma’yı belirleyen yegâne öğe. Kurmanci’nin . Tunceli’de Şavaklılar bilhassa konuştukları Kurmanci ile de ayırt edilen bir topluluktur.kökenlerine ve doğrudan Alevilik kimliklerine gönderme yapmaktadır. Şavaklı Sünnilerde ise durum daha çarpıcıdır. ‘köy hayatı’ olarak kavramlaştırılan ve doğrudan ‘şavaklı olma’yı ima eden bir kimlik algısına ait bir dil olarak kurgulandığı gözlemlenmiştir. Dolayısı ile geçim biçimlerini hızla değiştiren genç kuşakların benlik algılarındaki köken kavramına işaret eden ‘Şavaklılık’ın. Bu kategoride değerlendirebileceğimiz görüşmecilerimizin büyük çoğunluğunda Kurmanci’nin. yine bu kavramla bütünleşik biçimde algılanan dil’den de önemli ölçüde beslenmekte olduğu ileri sürülebilir. yaşlı kuşaklardan genç kuşaklara doğru artan bir ivme ile gündelik yaşamında Türkçeyi daha fazla kullanmaktadır. çevrelerinde bu hayat tarzına ve sürdürücülerine ilişkin bütünlüklü bir algının oluşmasına da neden olmuştur. ‘Şavakça’ kavramının yerel dilde Şavaklı toplulukları ayırt etmek için kullanılan bir belirteç olması. Çünkü içTunceli’den göçen ve Kırmancki konuşan Sünni topluluk bulunmamaktadır. yani göçerhayvancılık etrafında şekillenen yaşam tarzı. Öte yandan. yukarıda izah ettiğimiz yaşam kültürü ve atfedilen kimlik bütünleşikliğine işaret eden önemli bir örnektir. Kurmanci’yi gündelik yaşamda kullanma konusunda Aleviler ve Sünniler arasında da önemli bir ayrım ortaya çıkmaktadır. Kurmanci konuşan Şavaklılar içerisinde. Şavaklı Sünnilerin hemen hepsi gündelik yaşamlarında ağırlıklı olarak Kurmanci kullanmaktadırlar. Bu algının önemli bir parçası da ‘Şavakça’ olarak tabir edilen dilden kaynaklanmaktadır.

kendileri gibi Sünni olan ve hala kırsal yerleşimlerde ikamet eden ve hatırlanabilen en uzak geçmişten beridir kendileriyle özdeşleş(tiril)miş göçer-hayvancılık faaliyetlerini sürdüren Şavaklılar’a dair ayırt edici önemli bir özellik de konuştukları dil olmaktadır. Kurmanci. Genç kuşak Alevilerde olduğu gibi. ‘kendi aralarındaki’ iletişimin. Şavak’ın özgünlüğü olarak kabul görmektedir. göçebeliktir. . dil ve her ikisinin içerisinde etkileşerek vücut bulduğu göçer-hayvancı bir yaşam kültürü. Şavaklı Sünni için tek bir kimliği işaret eder. Kendileri ile birlikte Şavaklı olarak anılan Aleviler ise sonradan bölgelerine yerleşmiş yahut kendileri gibi göçer-hayvancılıkla uğraşan ailelere. ‘göçerliğin’ dilidir. Bu durumda. Şavaklı genç Sünnilerde ‘köy hayatı’nın dışında kalan tüm mekânlarda iletişim dili Türkçedir. Şavaklı Sünnilerde de konuşmakta oldukları Kurmanci’ye karşı farklı tutumların varlığından da bahsedilebilir. Pertek ilçe merkezindeki ve Elazığ’daki Tuncelili Sünnilerde ise eskiden Kurmanci konuşanlarda bu dilin günümüzde neredeyse tümüyle kullanımdan kalkmış olduğu anlaşılmaktadır.etkin bir şekilde kullanımda olması. Din. ‘diğerleri’nin verdikleri bir isimdir. Özetlemek gerekirse. Türk milliyetçi söylemin etkin olduğu görüşmecilerde dahi. Bu sebepten. Sünnilik ise ‘Şavak’ın özüdür ve zaten tarihi kayıtlar da aşiretin köken olarak dışarıdan geldiğini aktarmaktadır. Şavaklılar’la ilgili bahislerde Kurmanci üzerine herhangi bir politik yükleme olmamaktadır. Kurmanci. Çünkü kendileri dışında. ‘köy hayatının’. Şavaklılık. bilhassa Pertek’in orta ve doğusundaki kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünniler önemli ölçüde azalmışlardır ve böylelikle Kurmanci gündelik yaşamın dili olmaktan uzaklaşmıştır. Şavaklı Sünnileri yereldeki diğer Sünnilerden de ayıran temel bir faktördür.

çeşitli tarihi ve sosyal belirleyenler etrafında tartışılacaktır. III. göçer-hayvancı toplulukların ismidir ve bu kimliğin içerisindekiler ile dışarısında kalanlarca ortak bir kabuldür. Sünniliğin yerel boyutlarının ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi çerçevesinde ele alınmaya çalışılacaktır. Alevilik ve Sünnilik gibi din kimliklerini ifadelendiren tanımların içerisinde. Bu kabulü canlı kılan. Pertek’in doğusunda yaşayan Alevi ve Sünni topluluklar arasında gerçekleşen bazı sosyal ilişkiler. gerek kendilerince gerekse dışarıda kalanlarca Şavak kimliğinin inşasında belirlenen sınırlar içerisinde belirleyici bir öğe değildir.Toparlayacak olursak. BÖLÜM: ALEVİ – SÜNNİ TOPLULUKLARARASI İLİŞKİLER Bu bölümde. Şavak bölgesinde yani Pertek’in batısında Sünnilik. yüzyıllardır süregelen ve gelenekselleşen toplumsal hayata dair bazı uygulamaların ve süreçlerin birbirleriyle olan etkileşimleri. Ancak farklılıklar bu kavramlar ile ifade edilmezler. . Sünni bir nüfus içermekle birlikte. Kimliğin içerideki görünümünde ise Alevilik ve Sünnilik temel bir belirleyendir. Şavak. Yerine aile soy isimleri kullanılır ve bunlar gereken kimliklendirmeyi gerçekleştirir. somutlaştıran yegâne olgu ise Şavaklılar’ın ortak yaşayış kültürlerinden ileri gelmektedir.

kan bağına dayalı sosyal algıların ve . ileri sürdüğü tanımın geçerliliğini büyük ölçüde günümüze de taşımaktadır. Yanı sıra Kudat’ın 2004 basımlı çalışması. yerli akademik yazın içerisinde en kapsamlı neredeyse tek çalışmanın sahibi Kudat’ın (2004) ileri sürmüş olduğu tanım şöyledir: ‘Kirvelik. yaklaşık 30 yıl önce gerçekleştirdiği asıl çalışmanın yeni güncel veriler ile kıyaslanması üzerine kurulu olduğundan. 2004: 11). Kirvelik. ana babasının dışında başka bir aile büyüğünün üzerine alması ile iki aile arasında kurulan sanal akrabalığa verilen addır’(Kudat. ‘kan bağı’ üzerinden gerçekleşen akrabalıkların getirdiği yükümlülüklerin. akademik yazın içerisinde ‘sanal akrabalık’ olarak kategorize edilmektedir ve bununla amaçlanan. 1 Kirvelik Kirvelik bahsi üzerine. Kudat’ın ve benzerlerinin işaret ettiklerinden bazı farklılıklar göstermektedir. Ancak bu ilişkilerin içeriği ve biçimleri. hayli önemli ve yol göstericidir. kan bağı olmadan sağlanan toplumsal ilişkilerdeki boyutlarını açıklayabilme çabasıdır. Kudat’ın çalışmasının beslendiği yazılı kaynakların hacmi ve özellikle gerçekleştirdiği alan çalışmalarının mekânsal çeşitliliği. Bilhassa geleneğin toplumsal örgütlenmeyi ve hayatı belirlediği topluluklarda. Alan çalışmamızın gerçekleştirildiği yerlerde de kirvelik kurumuna dair gerek Sünnilerce gerekse Alevilerce geliştirilen tanımlamalar da temelde Kudat’ın öne sürmüş olduğu kan bağına dayanmayan ve fakat bu bağdan da kuvvetli yaptırımlara sahip sosyal ilişkileri işaret etmektedir.3 . bir erkek çocuğun sünnet töreninin yük ve masraflarını.

Çünkü gerek Aleviler gerekse Sünniler açısından kirveliğin tanımı. bu bağla bağlanan kişilerin tüm hayatları boyunca sadık kalmaları beklenen kutsal bir sürece işaret eder. mevcut sosyal. bu yönlü soruları derin bir hayretle karşılamış ve hatta bu ilişkinin gerektirdiği yükümlülükleri bilmemenin doğuracağı olumsuz dini sonuçları dikkatli vurgularla ifade etmişlerdir. kimliğin temel bileşenlerindendir. konu hakkında bilgi sahibi olunsa bile. Bu kutsallık. bizzat torunlarını sünnet ettirmiş. siyasi dengeleri ve koşulları da aşmaktadır.98 Bunlara göre kirvelik. kapsamı ve gereklilikleri üzerine soru dahi sormak son derece yakışıksız bir durumdur. Çünkü kirvelik. Öyle ki çalışma esnasında kirvelik bahsi üzerine sorulan sorularda çoğu Alevi ve özellikle kırsal yerleşimlerde Aleviler ile iç içe yaşayan Sünni görüşmeci. Bir daha geri dönüşü olmayan bir sözdür. yerel hayatın. Aleviliğin ve Tunceli’deki Sünniliğin önemli varlık koşullarından birisi ve kimliğin tamamlayıcı öğesidir. zorunluluklarındandır. tümüyle sahip olduğu kutsal köklerden ve içerikten istim almaktadır ve bu ortak köken açıklamalarından da öteye kirveliğin sosyal yaşam içerisinde üstlendiği roller. 98 Bir kısmı ise yöre kökenli olduğumu öğrendiklerinde. Alevilere göre kirvelik. vazgeçen kişinin kendi kimliğine karşı da ciddi bir ihaneti olarak kabul edilir. Onlara göre. Bu bağın gerektirdiği koşulları yerine getirmemek. Ancak Tunceli–Pertek yereli açısından ‘akrabalık’ kavramı.yükümlülüklerin de ötesinde kabul ve yaptırım gücü içeren biçimlerini açıklayabilmek için ‘akrabalık’ kavramı kullanılmaktadır. aile bağlarını. Peygamber. kirveliğin tanımı. kutsal bir sözleşmeden vazgeçmek olduğu kadar. ekonomik. hala kirveliğin açıklanabilmesinde yeterli düzeyde işlevsel bir kavram olmaktan uzak görünmektedir. ayıplayıcı nazarlarda kızgınlıklarını belitmiş ve hatta üzüntülerini aktarmışlardır. . Peygamberin öz torunlarına (Hasan ve Hüseyin) karşı ortaya koymuş olduğu bir pratiktir. ‘akrabalık’ kavramının kapsadığı bir alandan çok daha fazlasını işaret etmektedir.

Pertek’teki Aleviler için de geçerli bir tespittir. Sünniler açısından ise durum. Alan çalışması süresince temas edilen Sünni ve Alevilerce kirvelik bağının biricik belirleyeninin. Ali’nin ve soyunun İslam topluluğunun gerçek vârisi olduğu iddialarının önemli bir dayanağını da bu ilişki üzerine kurmaktadırlar. Sünnet’in . kirvelik kurumunun işaret ettiği tutum ve davranışlar. Sünniler de kirveliğin. Sünni topluluklarca sünnet eylemi mutlak surette gerçekleştirilmekte ve bu eylem Müslümanlığın önemli belirleyenlerinden birisi olarak kabul görmektedir. Bu noktada farklılıklarla karşılaşılmamaktadır. Anadolu’daki Alevi topluluklarının sünnet eylemi ve bu eylemle vücut bulan kirvelik ilişkilerine Sünni topluluklara nazaran daha fazla önem verdikleri ve kirveliği günümüz Aleviliğinin önemli belirleyenlerinden saydıkları genel kabulü. Temel meşruiyetini ve yaptırım gücünü ise Peygamber’in yaşamında ortaya koyduğu uygulamalar bütününe verilen önem ve inançtan almaktadır. yukarıdakiler gibi esasta tek biçimlidir. Öte yandan. Bu bakımdan. yine bu genel kabulün fazlaca dışında değildir.böylelikle kirvelik bağının gerektirdiği sosyal yükümlülüklere sahip çıkmış ve aynı zamanda bu sosyal ilişkinin de öğreticisi olmuştur. Alevilerin toplumsal yaşayışları içerisinde işgal ettiği güçlü pozisyona nazaran daha düşük ölçülerde bir yer tutmakta ve farklı algılanmaktadır. Peygamber’in eylemi olduğuna Aleviler ile aynı şekilde inanmaktadırlar. Toplumsal yaşayış içerisindeki kirvelik uygulamalarındaki farklılıklara karşın gerek Alevilerce gerekse Sünnilerce kirveliğin içerdiği kutsiyetin kök nedenlerine dair geliştirilen açıklamalar. Aleviler. gerçekleştirilen sünnet eylemi olduğu vurgulanmakta ve bilhassa bu eylemin içerdiği ‘kan akıtma’ özelliği ön plana çıkarılmaktadır.

” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek) “Şimdi böyle olunca da biz mesela kirve olarak birbirimize. Onun kanına sahip çıkmaktır. Cana can vermektir. Gerek Alevilerde gerekse Sünnilerde geleneksel yaşayış içerisinde belirgin olan ve . ömür boyu ve hatta kendisinden sonraki kuşaklara da aktardığı bir dizi yükümlülükle ve sınırları keskin bir kutsiyet algısı ile tamamlanmaktadır: “Yani kirveliğin amacı kan akıtmaktır. Kirvenin hanımı bizim. işte ‘kucağında kan akıttı’ yani Sünnet olurken kirvenin tutmasından dolayı. Ona ikrar vermektir.ve dolayısı ile üzerinde temellenen kirveliğin kutsiyeti de tümüyle bu özellikten hareket ediyor görünmektedir. bizim kız kardeşimiz ise onların kız kardeşiymiş gibi derin bir saygı duyulurdu. çocuğun ailesi ile kurmuş olduğu ‘kirvelik’ ilişkisi. … kirvemizin hanımı yani bize bu şekilde bir dostluk bağı ile bağlı olan kirvemizin hanımı adeta bizim yengelerimiz veya bizim işte amcamın hanımı ne ise dayımın hanımı ne ise öyle manevi bir ülfiyet. Onun kanının yanında yer almaktır. Kan kutsaldır ve kanın akıtılması doğrudan ‘kurban’ algısına gönderme yapmaktadır. o öyle deniyordu ben çocukluk yıllarındaki ifadeyi kullanayım. Şimdi böyle olunca biz adeta onların kızları. bizim kız kardeşlerimiz. Böylelikle. yakınlık da hasıl oluyordu.” (Alan Notları: 23 – 03 – 06 / Pertek) Yereldeki Alevi ve Sünnilerce kirvelik uygulamalarının açıklanmasına yönelik din içerisinden inşa edilen inanışların yansıra benzerlik gösteren bir başka önemli nokta da kirveliğin gerçekleştirildiği sünnet uygulamalarındaki benzerliktir. dolaylı da olsa Allah yolunda akıtılan kanın eteğine damladığı kişi yahut bu kanın akıtıldığı çocuğu kucağında tutarak ‘kirve’ statüsü kazanan kişinin.

onlara aynı şekilde kurbanlık hayvan getirir. işleri doktorlar tarafından yapılmazdı. Bunu yapan kişi yörede çok iyi tanınır. eskiden malumunuz. Ali efendimizin ve Cenab-ı Hak’kın adları sık sık şey yapılıyordu. Hiç terk edilmeyen bir geleneğimizdir. Amca. Şimdi sünneti yaparken. Elbisedir. Bu bahşiş çok önemlidir. Eskiden berberlik yapmıştır veya berberlik olmasa bile böyle bir maharet kazanmıştır. Muhammed ve Hz. saattir veya başka şeylerdir alınır. bu gibi sünnet ameliyeleri. bir örf geleneğinin şeysinin orada odaklaştığını görürdüm. hediyeleşme en zirvede… Gerek sünneti yapana gerek kirveye en büyük hediyeler vardır. Bu törenler yapılırken. O sünneti yapan B. Ondan sonra Hızır Aleyhisselam’ın bereketi diye yüksek sesle dualar okunurdu. Dini bir hüviyet orada. Hala da vardır. Yine hala da bugün. şunu söyliyeyim ben. bilmiyorum ama ben şimdi çocukken bunları hatırladığım için söylüyorum.fakat günümüzde sıklıkla karşılaşılmayan bu uygulamalarda hemen hiçbir fark göze çarpmamaktadır: “Şimdi tören. ‘Allahüme Salli Ala Seyiddina Muhammedin ve Ala Ali Seyidina Muhammed’ diye böyle sesli bir şekilde yapılırdı. Amca vardı o yapardı. herkes ama kadın erkek herkes oranın üzerine bir bahşiş bırakırdı. ayakkabıdır. . şeye köyün orta yerinde. Ve bu şeyi serdikten sonra insanlar hep saf halinde dururlardı. ‘peşkir-i Muhammed’ diyordu buna B. Bizim köyün tamamını diyorum ama hiç istisnasız tamamını T. Alevi köyde de gördüm. elindeki çok kıymetli olan kuru gıda gibi şeyleri getirir. Her tarafta bu vardı. Amca ‘selat-ü selam’ getirirdi. o duaları şu anda tam olarak hatırlayamıyorum tam ama ondan sonra da bereket olsun diye o tahtanın üzerine. Köyü’nde [Alevi bir köy kastediliyor] B. onu ben kutsa bir şey gibi çok önemserdim ve dikkatimi çekmiştir. Sünnet olan çocuğa da kirve aynı şekilde çok kıymetli hediyeler alır. yağ getirir. o bahşişe büyük bir saygı ve ilgi vardı. güzel bir yerde veya geniş bir damın üzerinde tahta kurulur. ben o tahtayı üstündeki o havluyu ve işte o peşkiri. Şimdi o şahıs her köye götürülürdü. Bu tahtanın üzerine bir havlu atılırdı. Bizim köyde de gördüm. Bu tekbirler yapıldıktan sonra yine aynı şekilde Hz.

İki gün davullar çağırılırdı ve ondan sonra . Halk çağırılırdı. o selat-ü selam sırasında getirdiği şey çok önemlidir… Diyor ki bu şey. M. cemaatle beraber. Tabi bu tahtaya değildir. Bu da önemli bir şey olarak burada arz etmek istiyorum.. gücüne göre ne yetiyorsa. o tahtanın üzerine bırakırdı. iyi hatırlıyorum. “… Sünnette. bugün de dâhil Elazığ’daki doktorlara falan yaptırılmaz. bizde sünnet yapılırken üç gün davul çalınırdı. Sünnet yapan kişi de aynı zaman da selat-ü selam getirir. tahta konur… Hem bahşiş toplanan hem selat-ü selam getirilen o tahtaya tam olarak ne dendiğini şimdi hatırlamıyorum… Yalnız üzerine bir. Ve bırakırken de istisnasız herkes de o tahtanın üzerindeki havlunun bir köşesini eğilip öperdi. Orada Hz Muhammed ile onun Ehl-i Beyt’ine getirilen selat-ü selamın manevi bir de bi sevgiyi bir de bu şekilde yâd ediyor insanlarımız. büyük bir saygı gösterirlerdi. onu söyliyelim. havluya değildir. Bu da bizim şey olan bir geleneğimizdir. asla. oradaki paraya da değildir. Çocukların kirveleri çağırılırdı. hem Alevi vatandaşlarımızın sünnetinde hem Sünni olarak bildiğimiz vatandaşlarımızın sünnetinde B. köylü çağırılırdı.” (Alan Notları: 21 – 04 – 06 / Elazığ). Orada aynı şekilde yapılır. herkes kıbleye yönelirken o herkesten önce şunu okurdu: ‘Muhammed’den bize kaldı bu adet Hem farzdır hem sünnet Kim Muhammed’i severse ona getirsin salavat’ Ondan sonra da ‘Allahümme Salli Ala Seyiddina Muhammed ve Ala Ali Seyiddina Muhammed’ duasını okurlardı ve akabinde herkes gönlüne. bu çok ilginçtir.. kaynıyorsa o şekilde bir bahşişi o havlunun. öyle bir mekân olarak görülürdü. Fakat o dahi o hali ile manevi bir şey kazanırdı.bizim köylerdeki Sünnetler Hocam. sünnetçi.” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ). Bize şunu derdi. kıbleye yönelmiş. “Yani bizzat kendim gördüğüm. sünnet esnasında. ya bir bohça ya genişçe bir havlu gibi bir şey serilirdi. Onunla beraber toplum çağırılırdı.

Bu dualar okunur. iki alt başlık içerisinde şunlar söylenebilir: 1) Alevilerde kirvelik ilişkileri: . bezin üzerine bir havlu. Bu konuda. ‘Yukarıda indi Muhammed honcasi Üzerine yazıldı ismi ezel duasi Her kim ki Muhammedi severse Muhammede getirsin salavat Aliyem Seyidem Muhammed’ Burada hem Arapça hem Farsça geçiyor. Kirveliğin. sünnet uygulamalarına dair aktarımlarından da anlaşılacağı üzere arada ciddi uygulama farklılıkları bulunmamaktadır. hem sünnetçiye katkı hem de çocuğun babasına veya gelen halka katkı. o tahtanın üzerine bir bez. Alevilerin ve Sünnilerin. herkes parasını oraya atar. Bilhassa kırsal yerleşimlerde oturan Aleviler ve Sünnilerin. Çoğunlukla 1970’lerin sonlarına dek yukarıda aktarıldığı şekliyle devam eden uygulamalar. civar ziyaretlere birlikte götürülmekteydi.sünnete çağırılırdı.” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek). Arapça geçtiği için tam bilemiyorum nakaratını falan. Fakir fukaraya dağıtılıyor. Ben onun bir iki kıtasını istersen sana okuyayım. Fatiha suresiyle beraber tahta indirilir. din ve dolayısıyla toplumsal yaşayış içerisinde kazanmış olduğu anlam ve uygulamalar bütünü. sünnet işlerini bu konuda yörede tanınan ve mesleğinde uzmanlaşmış kişilere yaptırmış oldukları aktarılmaktadır. Kimi zaman da bu kurbanlar. bu yıllarda yaşanan kamplaşmaların ardından hızla kesilecek ve zamanla içerdiği özgün uygulamaları da yitirecektir. Birbirine yakın olan bu tür yerleşimlerdeki sünnetlere çevre köylüler de çağrılmakta ve kurbanlar kesilmektedir. 1970’ler öncesinde kalan ve geleneğin hâkim olduğu dönemlerden bugüne Alevi ve Sünni topluluklarda gözlemlenebilir kimi farklılıklarla vücut bulmuştur. Toplum olarak Ali-Muhammed’in honcasına çağrılırdı.

Tunceli’de her Alevinin mutlak surette bir musahibi olmalıdır. 100 ‘Geçiş töreni’ olarak isimlendirdiğimiz ve antropolojik literatürdeki yaygın tanımlanışıyla ‘inisiasyon ritüelleri’. Orta-Anadolu kökenli Bektaşilikte kısmen görülmekle birlikte genel Alevi inanç kurgusu içerisinde ‘yol.Yereldeki Alevilerde kirvelik bağının gerçekleştiği iki esas biçimden ve kirveliğin algılanışındaki temel bir farklılıktan bahsedilebilir. evli iki çiftin (evli olmaları zorunlu bir kuraldır) bu amaçla düzenlenen bir cemde yeniden doğuşu sembolize eden birtakım pratiklerle. 2003: 304 – 314. Her bir geçişte kişi. kişinin doğumla birlikte kazandığı tarikat ilişkilerinin gerçek anlamda vücut bulduğu bir başka süreci işaret eder. Musahiplik.100 Musahiplik cemi. Alevilerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri kirvelik bağlarıdır ve bahsettiğimiz algı farklılığı da burada ortaya çıkmaktadır. musahiplik üzerine geniş ve yönlendirici bilgiler için bkz. dâhil olduğu topluluğun yaratmış olduğu belirli statüleri değiştirmesi ve topluluk yaşamının farklı kısımlarına yine farklılaşan kimlikleri ile geçişlerini aktarmaktadır. Korkmaz. . Musahiplik. Her iki evli çift böylelikle dünyada ve öte dünyadaki yol kardeşliklerini 99 Tunceli’ye özgü ‘musahiplik cemi’nin ayrıntılı etnografik incelemeleri için yalın bir kaynak olarak bkz. Öztürk. 1972: 69 – 73. dualarla ve kurbanlarla ait oldukları Alevi cemaatine farklı statülerle tekrardan girişlerini işaret eder. Bu kaynak aynı zamanda Tunceli Aleviliği’nin özgün etnografik derlemelerini içermesi bakımından da son derece önemlidir. toplulukça içerisine henüz girdiği kimlikle ve bunla bağlantılı bir dizi yeni sorumlulukla karşılaşmaktadır. doğrudan böylesi bir geçişi işaret eder ve zaten ritüelin kendisi başlı başına bir ‘yeniden doğum’un sembolleştirilmesidir. Bu yaptırımların önemli ölçülerde benzerlik gösterdikleri bir başka kurum ‘musahipliktir’ ve Sünnilerle kurulan kirvelikler ile Alevilerin kendi aralarında kurdukları kirvelik bağları arasındaki temel farklar da bu noktada açığa çıkmakta ve tanımlanmaktadır. yani tarikat kardeşliği’ olarak tanımlanır ve Tunceli Aleviliği’nin temel ayrıştırıcı öğelerinden birisine işaret eder. kişinin yaşadığı hayat içerisinde. Tuncelili Alevilerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri kirvelik ilişkileri çok ciddi yükümlülükler ve yaptırımlar içermektedir. İlki. Çünkü musahiplik. Buna göre. Sadece bu amaç için düzenlenen cemler99 vardır ve tam manası ile bir geçiş törenidir. Ek olarak.

Şüphesiz ki burada aktarılan durumun içerdiği duygu yoğunluğu. Bu bağla bir araya gelen aileler arasında da musahipliğe benzer kutsal bağlar oluşur ve hemen hemen aynı tabular geçerli hale gelir. Bu bağ. Bunlardan bazılarına göre. öz çocuklara nazaran daha fazla yardım ve ilgi görür. Sahip olunan Alevilik. mevcut tüm toplumsal bağların üzerindedir ve gerektirdiği yükümlülüklerin tümü kutsaldır. üryan vaziyette beyaz örtüye sarılırlardı ve cem böylelikle yürütülürdü. Musahipliğin yanı sıra kirvelik de Tunceli’deki geleneksel inanç ve uygulamalar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bu bakımdan. tüm günahlardan arınarak yeniden ve ‘gerçek’e ererek devam ettirilmektedir. Günümüzde Tuncelili Aleviler arasında bu tür cemlerin yapıldığı sık rastlanmayan bir durumdur. geride bırakılan dünya hayatının getirdiği duygu ve düşüncelerden de sıyrılmayı işaret etmektedir. Kirveliğin gerçekleşme biçimi sünnet uygulamaları üzerinedir. Musahipsiz Alevi. Bu ailelerin çocukları ve hatta onların da çocukları arasında evlilikler kesinlikle yasaktır. Musahibin çocukları. yani dünyevi düşüncelerden arınmış olma hali. doğumla kazanılmakta ve dünya hayatı içerisinde ölüm ve tekrar dirilişle. bu uygulamaların hayli çarpıcı örneklerine rastlamak mümkündür. Geçmişte. evli çiftler. Ensest kabul edilir. böylelikle bir aileye ve farklı kardeşlere sahip olurlar.101 Aleviler açısından bu uygulamaların günümüzde sıklıkla gerçekleştirildiği söylenemez fakat kirvelik kurumunun bu işlevi kapsayacak genişlikte bir algıya kavuştuğu ileri sürülebilir. Günümüzde Tuncelili Aleviler arasında gerçekleştirilen kirvelik ilişkilerinin en belirgin ayırt edici yönü budur. burada asıl dikkat çekici olan. üzerlerinin beyaz bir örtü ile örtülmeleri ve ‘Tarık’ ismi verilen kutsal ağaçla yahut seyidin kendi eliyle bu ‘ölüler’e dokunarak yeniden dirilmeleri ile gerçekleştirilir. yeri geldiğinde. yani bu törenden geçmemiş Alevi hiçbir zaman gerçek Alevi değildir. Tek bir aileye dönüşmüşlerdir. Böylesi uygulamaların varlığı ya da yokluğundan öteye.kazanmış olurlar. Çoğunlukla yapılan uygulama. 101 Musahiplik cemlerinde uygulanan pratikler yeniden doğumun sembolleştirilmeleri ile örülüdür. yeniden doğumun öncesinde. Sosyal ve ekonomik hayatın getirdiği tüm zorluklar birlikte göğüslenir ve tam bir işbirliği ortaya çıkar. bu en önemli Alevilik uygulamasından bahsederken geçmişte hayli ilgi çekici bazı pratiklerin olduğundan da bahsetmişlerdir. 70’li yaşlarındaki kimi Alevi görüşmeciler. Yanı sıra bu ritüellerdeki uygulamaların da önemli değişikliklere uğramış olduğunu belirtmek gerekecektir. erkekler önde kadınlar arkada olmak üzere. erkeklerin ve kadınların yere uzanmaları. Çocuklar. Bu törenle aileler ‘bir’ olmuş sayılırlar ve kendi öz akrabalık ilişkilerine benzer ve fakat daha ileri düzeyde bağlara sahip olurlar. yerel Alevilerde Musahiplik Cemi’nin algılanış boyutlarıdır. .

Budur ciğerim. 103 ‘Peşine katmak’. bilahssa kırsal yerleşimlerde var olan geleneksel uygulamaların bu göçlerle birlikte kaybolması gibi yaşadığı ve yaşamakta olduğu değişim süreçleri. Bununla anlatılmak istenen. mahremiyetin bir parçası olarak kabul görür ve bir çeşit tabu ile bu alana giriş yasaklanır. toprak düşer günahtır. . Sen musahip olduğun bi vatandaşa diyorsun ki biz musahibiz. ilin 1990’lı yıllarla birlikte hızla boşalması. Evler çoğunlukla ortak kalın bir duvarı paylaşırlar ve evin çoğunluğu bu duvar esas alınarak yapılır. kirvelik yapan kişinin kirveliğini üstlendiği çocuğun bir ömür boyu sürmesi beklenen sorumluluklarını da üstlenmesidir. Kirva dediğim insanın benim peşimde103 olan çocuğu neyse benim çocuğum da odur. Benim kardeşim neyse. musahiplik uygulamalarını geri plana iterek. hor gözle bakma günah işlersin.Kirvelikle sağlanan sosyal bağların yaptırım gücü en az musahiplik bağları kadar kuvvetli ve çok yönlüdür. Bir gömlek gibiyiz. bundan daha ağırdır.102 Onun kapısına kem gözle bakma. Bu tutumun. komşu evin damında gezinmek son derece ayıplanan. Ne ki Tunceli Aleviliği’nin. Yani senin. Dolayısı ile kirvelik. O senin sırdaşındır. dünyada en kutsal emanetin nedir? Namusundur. o da odur. Yani bunun meselesi daha da derindir… Kirva dediğim bir insan var benim kirvam. Bir de bu kutsallık vardır güzelim… Musahiplik de ağırdır. Cenab-ı Hak da seninle onun arasındaki bir sırdır. ‘komşu damında gezmek günahtır’ sözünde hayat bulur. Yörede Alevi ve Sünni ailelerin birlikte yaşadıkları köylerde bu tür örneklere rastlamak mümkündür. Kirveliğin yöredeki yaygın bir tabiridir. Musahiplik.” (Alan Notları: 27 – 02 – 06 / Pertek). kirvelik ilişkilerinin musahiplikle hâlihazırda benzer olan sosyal uygulamalarının güncel ve boyutlu olmasını sağlamış görünmektedir: “Alevilikte kirvelik çok ağırdır. Dam. sahip olduğu kutsiyete bir de musahiplik inancının etkilerini alarak yereldeki Aleviler açısından son derece ayrıcalıklı bir pozisyon 102 Evlerin çoğunlukla kerpiçten ve toprak damdan yapıldığı geçmişte ve hala da günümüzde. yörede kirvelik uygulamalarından bahsedilirken Alevilerce ve Sünnilerce sıklıkla kullanılan bir kavramdır. uygun görülmeyen bir davranıştır. Onun bile damında gezemezsin.

kirvelik bağlarının sadece Aleviler içerisinde kalan boyutlarını yine sadece bu sosyal evrene ait temel bir sosyal ilişki biçimi olarak algılanmasını kuvvetlendirmektedir. Musahipliğin. bu konuda şunları söylemektedir: “Farklı dil. üst sınıf aileler. Kirvelik ve musahiplik bu bağlamda önemli iki örnektir. Böylelikle bir Alevinin. aynı zamanda bu tür kirveliklerin yerel kimliğin yani Tunceli genelinde Kırmancki ve Kurmanci konuşan Alevilerin oluşturduğu çoğunluğun en önemli belirleyicilerinden birisi olmasını sağlamıştır. Alevilerin kendi aralarında kurdukları kirvelik bağlarının bu ayırt edici özelliği. Farklı ‘kültürel’ grupların kaynaşmasını sağlayan bu tür kirvelik pratikleri Anadolu’da sıklıkla uygulanmakta olup. kirvelerinin sahip oldukları Alevilik ve Sünnilik gibi farklılaştırıcı etmenleri. din ve etnik gruba mensup ailelerin birlikte yaşadıkları yörelerde kirvelik yolu ile kaynaşmaları… yapısal denge özelliklerine bağlı olup. kendi sınıflarından insanlarla evlilik ve kirvelik ilişkileri kurmayı tercih ederler. karşıdaki kirveyle olan ilişkilerin de sınırlarını ve işlevsel özelliklerini belirlemektedir. Kudat. . kirvelik ilişkileri içerisinde erimesi. Alevilerin gerçekleştirdikleri kirvelik ilişkilerinin ikinci biçimi ise yereldeki Sünni aileler ile kurmuş oldukları kirveliklerdir. geçerlilik kazanmış görünmektedir. Kaynaşma farklı gruptan insanların ekonomik alışverişleri ve uzmanlaşmaları arttıkça daha büyük bir önem kazanır. genellikle bu grupların yoksul tabakaları arasında görülür. bu uzmanlaşmanın billurlaşmamış olduğu yerlerde grupların demografik yapıları kaynaşmanın derecesini saptamakta büyük rol oynar. Geleneğin farklı biçimleri.” (Kudat. değişen sosyal yaşam içerisinde iç içe geçmekte ve yeni anlamlar kazanmaktadır.kazanmaktadır. 2004: 201).

Zanaatın da yereldeki en yakın mekânları olan bu merkezler aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devletle. Tunceli’deki ticari ilişkilerin gerçekleştirildiği önemli yerlerdi. karşılıklı yarar ilkesi gözetilen ve içeriği dini birtakım söylemler ile doldurulan ilişkileri işaret etmekteydi. Ticarette zarar görmemek . Bu hattın kuzeyini çevreleyen iç-Tunceli’de yaşayanlar ve bilhassa bu merkezlerin çevresindeki Alevi topluluklar. Pertek ve Mazgirt hattı boyunca sıralanan önemli ilçe merkezleri ve bunlara bağlı kazalar. 1970’lere değin esas olarak böylesi bir farklılaşma temelinde ilerleyen toplumsal üretim süreçleri içerisinde Alevilerin bu merkezlerdeki ticaret erbabı ve devlet bürokrasisindeki Sünniler ve aileleri ile kurdukları kirvelik bağları.Kudat’ın farklı topluluklar arasında gözlemlediği kirvelik ilişkilerinin esas belirleyenlerine dair tespitleri. Çemişgezek. Alevilerin Sünni topluluklarla olan kirvelik ilişkileri çoğunlukla karşılıklı yarar temelinde işleyen ekonomik ve dolayısı ile sosyal süreçleri kapsamaktaydı. Alevi ve Sünni topluluklar arası kirveliklerin de esas yönlerini işaret eder niteliktedir. gerek ticari ilişkilerinde gerekse kamusal kurumlarla olan ilişkilerinde güçlü yardımcılar da edinmiş olmaktaydılar. çeşitli kamusal kurumlarla olan ilişkilerin de gerçekleştirildiği yerlerdi. Tunceli’nin sosyal tarihindeki gelişmelere paralel ilerleyen bir süreç içerisinde. tarım ve havancılık faaliyetlerinden elde ettikleri ürünleri buralardaki yerel pazarlarda çeşitli ihtiyaç ürünleri ile değiştirmekteydiler. Gerek Cumhuriyet öncesinde gerekse 1970’li yılların sonlarına kadar geçen süre içerisinde. Böylelikle Aleviler.

benzer güvenceler sağlamaktaydılar. Elazığ gibi bölgedeki daha büyük ticari merkezlere yakın olan ilçe esnafı ve yerli aracılar. mevcut seçenekler dâhilinde azami faydanın sağlanabileceği ilişkilerin tercihini de berberinde getirmiş görünmektedir. aynı dini kodları paylaşmanın yaratmış olduğu temel bir belirleyenin zaman içerisinde değişime uğraması. yargıyı ilgilendiren meselelerinde mağdur olmamak için başvurulan önemli bir geleneksel kurumdu kirvelik. bu merkezlerde sahip oldukları itibar ve statülerine farklı yönlerden eşdeğer bir güç oluşturan Alevilerden kirve edinmiş olarak. Aleviler ve Sünniler arasında bu temelde kurulan kirveliklerle birlikte kırsal yerleşimlerde tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Sünni toplulukların da bazı Alevilerle benzer kirvelik ilişkileri kurdukları belirtilmelidir. Kirvelik gibi. önemli miktarlarda topladıkları tarımsal. yukarıda aktardığımız türden . ekonomik anlamda daha yetkin olan tarafı kendisinden daha geri planda olan tarafa yönelik sorumluluklarını denetlenebilir kılan bir etmenden ziyade. Bu bağlamda. sahip olduğu dini içerikten ötürü. Sünnilerin de zamanla tercih ettikleri ilişkilere dönüşmüşlerdir. Sünniler de kırsaldaki akrabaları için. bir yandan olası rakiplerin karşısında güvence iken bir yanda da mevcut geçim etkinliğinin sürekliliğinin garantisi olmaktaydı. Yanı sıra.ve bürokrasiyi. Öte yandan. Bilhassa Alevilerin yukarıda zikredilen ilçe merkezlerinde esnaflık yapmaya başlamaları ve hatta yerel ticaretin daha büyük pazarlarla olan bağlarını sağlayıcı aracı pozisyonlara yükselmeleri ile birlikte. mevcut kar ilişkileri içerisinde. Dolayısı ile üreticiler ile olan ilişkilerin kirvelik gibi kutsanan bağlılıklarla kuvvetlendirmek. hayvansal ürünleri bu büyük merkezlerde satmaktaydılar.

Sünnilerin kurdukları kirveliklerin oluşumunda. ömür boyu sürmesi beklenen dayanışma ilişkilerine vesile olması. oduna gidenler gelirdi. Ava gidenler gelirdi. en meşru ve yaptırım gücü en yüksek sosyal kurumu haline geliyordu. karşı tarafın sahip olduğu Alevilik yahut Sünnilik kodlarının tali pozisyonu açıklıkla görülebilmektedir. Uzun yüzyıllar boyunca birlikte yaşamanın ve aynı temel geçim etkinliklerinin belirli bir uzmanlaşma içerisinde gerçekleştirilmesinin yaratmış olduğu sosyal bütünlük. Yanı sıra kirvelik. kurulan ilişkinin de biricik güvencesi idi. Kirveliğin sahip olduğu dini içeriğin ve pratiklerin Alevilerde ve Sünnilerde çok ciddi farklılıklar göstermemesi. kültürleşmenin önemli getirilerinden birisi olarak okunabilir. Ekonomik ilişkilerin dışında kalan kimi sosyal ilişkilerde de kirvelik kurumunun Alevilerin ve Sünnilerin sahip oldukları farklı kaynakların paylaşımı için önemli bir araç olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır: “Bu kirvelik sayesinde sadece Pertek’ten değil ta Elazığ’dan bile gelenler olurdu. Aynı zamanda bu. Yani işte bunlar gelir Dersim’e [iç-Tunceli kastediliyor] giderlerdi. içerdiği kutsallıkla tamamlanmaktaydı. ticarete gidenler gelirdi. Geldiklerinde de bi şekilde ya . Böyleydi yani. Böylelikle kirvelik. belirli bazı uygulamalarda da benzerlikleri arttırıcı roller üstlenmiştir. Aleviler ve Sünniler arasında ticaret ve karşılıklı yarar gözetilerek kurulan bu ilişkilerin. kendisinden toplumsal statü bakımından daha üst sınıflara mensup aileler ile kurulan ilişkilerin de en temel. ziyaretlere gidenler gelirdi. geçmişte ve kısmen de olsa günümüzde ortak dili konuşan bu farklı toplulukların muhtemel ortak geçmişlerinden taşıdıkları geleneksel uygulamalarının bir uzantısı olarak da değerlendirilebilir.

1970’li yılların sonlarına değin. Bu yıllardan sonrası ise hızlı bir değişim süreciydi. Köylerde okullar yoktu. Bağladığı toplulukların denetledikleri kaynakların bir araya gelerek yereldeki tüm bir ekonomik sürecin toplamını açığa çıkarması.kirvesine gider kalırdı ya da bi yakınının kirvesine giderdi. Ama o zaman bu çocuğuna ev tutacağı zaman hemen kirvesine giderdi ya da tutar onu aracı ederdi.. kalması gereken. Bazıları da almıştır Alevi kirvesinin çocuğunu kendi evladına katmıştır. “Eskiden burada [Pertek’i kastediyor] Aleviler yoktu bu kadar. 2) Sünnilerde kirvelik ilişkileri: . sofrasına koymuştur. Bu durum. bölgedeki geleneksel sosyal yaşam ve geçim etkinlikleri varlıklarını sürdürecek ve kirveliğin bu eski biçimleri de böylelikle yaşatılacaktı. otel falan da yok tabi. Bilirim yani böyle örnekleri de olmuştur…” (Alan Notları : 28 – 06 – 06 / Pertek) Böylelikle kirvelik. bu ilişkinin de devamlılığının yegâne sebebi ve aynı zamanda sonucu idi. Sahip olduğu kutsiyet. Gerçi şimdi de yok o kadar. Yani yanında çökeleğini ne bileyim yani işte vereceği ne varsa onu da ihmal etmezdi… Alevilerin çocukları burada okurlardı. birbirini tamamlayan ve doğuran bir süreçti.” (Alan Notları : 06 – 03 – 06 / Pertek). kirvesine giderdi. Yani adamını bulurdu bi şekilde.. O zamanlarda burada işi olan. meşruiyetinin temel dayanağı idi. farklı etniklik algılarına ve fakat büyük çoğunlukla ortak yaşam kültürüne sahip topluluklar arası süreçlerin gerçekleşmesinde biricik meşru kurum oluyordu.

Pertek ilçe merkezi gibi. Pertek yerelindeki Sünnilerde. yaptırım gücü görece daha az olan geleneksel bir kurum olarak kabul görür. Sünnet uygulamasının İslam kimliğinin önemli bileşenlerinden olması. Bu yönlü kurulan kirvelikler ve bu ilişkilerin anlamlandırılması. tarihsel olarak Sünni nüfusun çoğunlukta olduğu ve yerel ekonomik süreçler ile devlet bürokrasisini kontrol edebilecek ilişkilerin . Kirvelik. ‘kirvelik’ bağının yaygınlıkla tanınmasına vesile olan çoğu özelliklerini içermemektedir. tümüyle Aleviler ile kurmuş oldukları bağları işaret eder. günümüzde bu çerçevede kabul görmekte ve Alevilerde olduğu kadar toplumsal yaşamın içerisinde göze çarpmamaktadır. Sünni ailelerin ikamet ettikleri ve dolayısı ile ekonomik–bürokratik kaynaklara ulaşmada farklılıkların yaşandığı yerler olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar kendi aralarındaki kirvelikler ile kendilerini çevreleyen Aleviler ile kurdukları kirveliklerdir. sünnetin kirvelik bağı gibi geleneksel birtakım uygulamalar ile iç içe geçerek tamamlanması gereken bir pratik olarak kavranmasına neden olmuş görünmektedir. Örneğin Sünniler arasındaki kirveliklerde evlilik yasağı yoktur. Bu bakımdan Sünnilerin ‘kirvelik’ uygulamalarıyla doğrudan ima ettikleri ilişkiler. Sünnilerin kendi aralarında kurdukları kirvelik ilişkileri. Bu bağ daha ziyade ailelerin karşılıklı ilişkilerinin güçlendirilmesinde. Sünnilerin yaşadıkları yerler ve farklı tarihi dönemleri işaret eden yaş grupları gibi birçok farklı etmene göre hayli değişkenlik gösterebilmektedir. Sünnilerin Aleviler ile kurdukları kirveliklerin işlevsel özelliklerindeki farklılıkların birincil belirleyeninin.Pertek ve civarındaki Sünni topluluklarda da gözlemlenen kirvelik ilişkilerinin iki esas yönü vardır.

Öte yandan Pertek civarındaki kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin kendilerini çevreleyen Alevi topluluklar ile kurmuş oldukları kirvelikler ise yukarıda . yerel sosyal hayatın örgütlenişinde ve devamlılığın sağlanışında önemli roller üstlenmektedirler. Ekonomik ve sosyal yaşamın ortaya çıkardığı çoğu sorunda bu aileler çözüm üreten merkezler olarak görülmekte ve çoğunlukla ait oldukları kültürel grupların devletle olan ilişkilerinde de tayin edici pozisyonlarda durmaktadırlar. Bu tür kirveliklerin esas olarak üzerinde temellendiği ilişki. Bu grupta kalan Sünni aileler. Zira gerek Alevilerden gerekse Sünnilerden bu türden aileler. yukarıda izah ettiğimiz üzere. Bu türden kirvelik ilişkilerine sahip olan aileler. çoğunlukla Alevilerin kirveliklerini kurdukları ailelerdir. muadilleri ile kurdukları bağların gerektirdiği sorumlulukların yerine getirilmesine azami dikkat göstermektedirler. uzmanlaşılmış ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yardımcı olabilecek. Gerek ekonomik güç gerekse sosyal statü bakımından ait olduğu kültürel çevre içerisinde üst sınıfları temsil eden Alevi ve Sünni ailelerin tercihleri de yine benzer sosyal statülere sahip aileler olmaktadır. Bu ayrım. kurdukları diğer kirvelik ilişkilerinden ziyade. kendileri ile kirvelik bağlarının kurulduğu Sünni aileler arasında da önemli ayrımların yapıldığı özellikle belirtilmelidir. çoğunlukla kirvelik kuran değil kirvelik kurulan aileler olmaktadırlar. ekseriyetle Alevilerden gelen istek üzerine kirvelik ilişkileri kurmuşlardır.bulunduğu yerlerdeki aileler. Burada. Alevi ve Sünni topluluklar içerisinde eşit statüde olan aileler arasında gerçekleştirilen kirvelik ilişkilerini işaret etmektedir. Bunlar. iş bölümünün sağlıklı yürümesini sağlayabilecek sosyal bağların kuvvetlendirilmesidir.

izah etmeye çalıştığımız ilişkilerin tersinden okunuşuna son derece ilginç örnekleri işaret ediyor görünmektedirler. Pertek’in köy ve mezralarında yaşayan Sünnilerin kirvelik kurumuna olan bakışları. geçim faaliyetlerini gerçekleştirdikleri mekânlar itibari ile hâkim Alevi nüfus ile iç içe yaşamaktadırlar. yerel nüfusun toplamı içerisinden bakıldığında azınlıkta olmalarına karşın. yaşanılan mekânın hâkim güçleri ile olan ilişkilerde ortaya çıkabilecek olumsuzlukların asgariye indirilebilme gayretidir: “Kardaşlık başka bir şeydir. İlçe merkezindeki Sünniler. hâkim Alevi nüfusun ördüğü değerler sistemine daha yakındır. Yani kardaştan da öte senin anlayacağın. . Bi nevi günah sayılır…” (Alan Notları: 20 – 05 – 06 / Pertek). Ancak kırsal yerleşimlerdeki Sünni aileler için durum farklıdır. Bu türden kirveliklerin esas işlevi. Alevi çoğunluk gibi bu aileler de ciddi bir ekonomik güçten yoksundurlar. senin ailen de onun ailesi olur. karındaşlık [kirvelik kastediliyor] başka bir şey. sahip oldukları kaynakların denetimini ellerinde bulundurdukları ve sadece ilçe merkezindeki nüfus çoğunluğuna sahip olduklarından mevcut nüfus eşitsizliğinden etkilenmemişlerdir. Sünni topluluğun küçük bir azınlığını oluşturduğu ve kaynakların tümünü paylaşılmak durumunda kalındığı bir gerçeklik içerisinde yaşamsal önemdedir. Hatta artık öyle ki karşılıklı kız alıp verme de olmaz. Dolayısı ile kırsaldaki Sünnilerin Aleviler ile kurdukları kirveliklerin işlevleri ve yükledikleri anlamalar da ilçe merkezindekilere kıyasla hayli farklılaşabilmektedir. Zira bu türden ilişkiler. Bu aileler ilçe merkezindeki denetlenebilir kaynaklardan faydalanabilmekle birlikte. Artık onun ailesi senin ailen.

“Bizde [Sünnilerde] kirvelik kutsaldır. Çevreden. bileği.” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Elazığ). Mutlaka hediyelikleri olurdu ve bunları buldukları her fırsatta birbirlerine verirlerdi.“Bizimkiler [Sünniler kastediliyor a. İşte alacak vercek davası olduğunda. Alevileri böyle görürler. Yani kirveliği. Farklı örf adetler içerisinde olanlar ancak bu yolla birbirlerine bağlanırlar. Yani işte kirveler birbirlerine çok iyi bakarlardı. ölür de seni vermez başkasına’ derler.’den bi çocuk [Sünni] Kıbrıs’ta askerdeyken bi kaza sonucu ölüyor… Sen o kalabalığı bi göreydin.” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ) Anlaşılacağı üzere kırsal kesimlerde yaşayan Sünnilerin kirvelik algıları. Yani dini günlerde. nüfuzu kuvvetli kişi ile kirvelik kurulur genelde. İstisnasız tüm Sünnilerin Alevi kirveleri vardır. civardan herkes oradaydı. tarla davar davası olduğunda K.” (Alan Notları: 15 – 05 – 06 / Pertek).g. çok savaşçı bi tipti… Bu S.k. insan azmanı.’nin yarısı [Sünni bir köy kastediliyor] bizim bu K. ziyaretlere birlikte gidildiğinde bu hediyelikler eksik edilmezdi kesinlikle. Yani sözü yörede geçkin.’ya kirveydi. “Kirvelik bizim burada [Pertek’e bağlı Sünni bir mezra kastediliyor] bir çeşit ‘görünmeyen himaye’dir. Ben şahsen bu manzarayı görünce çok duygulandım.] genelde ‘Aleviye sığın. “Bizim köyde [Alevi köyü] zamanında K.’nın bileğine ihtiyaç duyarlardı ve böyle sorunlarını çözerlerdi. Böyle babayiğit. Bu yolla bağlar iyice sıkılaştırılmıştır… Mesela bu B. Hediyeliklerini esirgemezlerdi.” (Alan Notları: 22 – 05 – 06 / Pertek). diye bir adam vardı. Yani o civarda yaşlıların yani ayağa kalkamayanların haricinde herkes oradaydı. kendilerini çevreleyen hâkim kültürel doku ile çok daha fazla etkileşim halindedir ve .

Bu durumun nedenlerine ilişkin şunlar ileri sürülebilir: Öncelikle sahip olunan tarım arazilerinin. Malların üretiminde ve değişim süreçlerinde her daim süreklilik ve canlılık gösteren bir temas durumu söz konusudur.hâkim çoğunluğun algısı ile neredeyse özdeştir. Özellikle geçim faaliyetlerinin biricik belirleyeni olduğu gündelik yaşamlarının gerek ikamet ettikleri mekânlarda gerekse hayvanlı göç yahut şehirlerdeki süreçlerde kesişiyor olması da . hayvanların otlak alanlarının ve odun. sahip oldukları Alevilik ve Sünnilik kimlikleri üzerinden yükselen kamplaşma ve olumsuz yargıları geri plana itmektedir. Toplulukların bu temel yaşamsal etkinliklerinde ortaklaşan bir süreci paylaşıyor olmaları. yerel Pazar ilişkileri içerisinde karşılaşılan kimi sıkıntılar da Sünnilerin Aleviler ile paylaştıkları ortak sorunları işaret etmekte ve mağduriyetin ortaya çıkardığı dayanışmayı beraberinde getirmektedir. birlikte hareket etmede ortaklaşa geliştirilen stratejileri işaret etmektedir. 1990’lı yıllarda bazı örneklerinin hayat geçirilmeye çalışıldığı kooperatifleşme girişimleri de yine mağduriyeti giderme çabası içerisinde açığa çıkan dayanışma. su gibi temel ihtiyaçların karşılandığı tüm bir çevrenin Alevi çoğunluk ile paylaşılmakta olduğu dikkati çekmektedir. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen ürünün bir kısmı çevredeki Alevilerle birlikte aynı yerel pazar ilişkileri içerisinde değerlendirilmekte ve bu anlamada da ortak bir süreç yaşanmaktadır. Örneğin Şavaklı Alevi ve Sünni köylülerin çoğunlukla yerel tüccarlar ile aralarında ciddi sıkıntılara neden olan peynir fiyatlarının belirlenmesi. bu türden mağduriyetleri. Dolayısı ile geçim faaliyetleri çerçevesinde.

muhafaza edildiği ölçülerde. Böylelikle hem sahip olduğu kutsiyet . mutlak bir referans kaynağı olan İslam Peygamberi’nin uygulamaları üzerinde ortaklaşmaktadır. Sünnilerin içerisinde yaşadıkları Alevi çoğunluk içerisinde değişen tarihsel – sosyal süreçlerde. Bunların yanı sıra üzerinde önemle durulması gereken bir başka etmen de azınlıkta olan topluluğun kendisini ve geçim kaynaklarının tümünü çevreleyen hâkim topluluk içerisinde geliştirdiği varlık stratejileridir. Dahası. Önemlidir. Böylelikle.kirvelik gibi benzer sosyal kurumlara dair tutum ve davranışlarda çoğunluk lehine bir kaynaşmayı beraberinde getirmektedir. Tüm bir evrenin ve anlam dünyasının üzerine kurulu olduğu dil. Kirvelik. Bir başka önemli etmenin ise kırsal kesimlerde yaşayan Sünnilerin ilçe merkezlerindekilere kıyasla Kurmanci’yi gündelik yaşam içerisinde daha etkin bir şekilde konuşmalarında ortaya çıktığı ileri sürülebilir. Aynı dili konuşan ve fakat uzun yüzyıllar içerisinde farklı etniklik algıları kazanmış olan toplulukların muhtemel ortak geçmişlerinden bugüne değin yaşattıkları benzer geleneksel ilişkiler böylelikle canlı kalabilmektedir. kirveliğin kökleri üzerine üretilen inançlar. geçmişten bugüne getirilen kavramların ve bunların içerdiği gelenekselleşmiş uygulamaların da taşıyıcılığını üstlenmiş olmaktadır. farklı etniklik algılarına sahip olsalar da kırsal yerleşimlerdeki Alevilerin ve Sünnilerin kirvelik algılarındaki benzerlikler. çünkü geçmişi ve çoğunlukla olumlanarak aktarılan yaşanmış örnekleri toplumsal hafızanın hatırlayabildiği en uzak geçmişe kadar gitmektedir. anlam ve işlevleri genişleyen yahut daralan çeşitli varlık stratejilerinden yalnızca birisidir fakat en önemlisidir. diğer örneklerine kıyasla daha ön planda durmaktadır.

Sünnilerin kendilerini çevreleyen Alevi çoğunluk ile birden fazla ve özellikle bu çoğunluk içerisinde gerek statü gerekse güç ilişkilerinde belirleyici olan aileler ile kurdukları kirvelik bağları daha rahat anlamlandırılabilmektedir. 3. gerektiğinde harekete geçirilebilen ilişkilerin yaratılması ve sürekliliğin sağlanması mümkün olabilmektedir. Bunların üzerine. Bilhassa Osmanlı’dan Cumhuriyet’e . Kirveliğin kutsiyetinin ve geçmişten bugüne uzanan bir gelenek olması gibi diğer faktörlerin ise bu temel ilişkiyi mevcut toplumsal kurgu içerisinde yalnızca kimliklendirmekte olduğu anlaşılmaktadır. yine bu çoğunluğun tabi olduğu güç dengeleri içerisinde. Çoğunlukla ve yaygınlıkla yalın bir şekilde dile getirilen gerekçe de bu olmaktadır.üzerinde hem de kendilerine örnek teşkil eden ve uygulanagelen biçimleri üzerinde bir mutabakat sağlanabilmektedir. Tunceli’nin sosyal tarihi içerisinde son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir başka durak olan 1970’li yıllara değin yaşatılmış olan algı ve pratiklere işaret etmektedir.2 Kirvelik İlişkilerinde Çözülmeler Aleviler ve Sünniler arasında gerçekleşen kirvelik uygulamalarının yukarıda aktarmaya çalıştığımız biçimleri. Böylelikle çoğunlukla olan ilişkilerinde. gerek Türkiye’nin hızlı bir şekilde yaşamaya başladığı yapısal dönüşümler açısından gerekse Tunceli gibi illerde farklı etniklik algıları temelinde yaşanan hızlı siyasallaşma ve toplumsal hareketlilikler açısından önemli değişimlerin ortaya çıktığı bir zamanı işaret etmektedir. 1970’li yıllar.

bu yeni sürecin getirdikleri karşısında geleneksel ilişkilerin canlı tutulmasını sağlayamamışlardır: 104 Alevi ve Sünni topluluklarda 1970’li yıllarla birlikte kimlik eksenli bir süreç olarak başlayan ‘siyasallaşma’. içerisine doğdukları toplulukların geleneksel yaşayışları içerisinde öğrenmiş ve devamcısı olmuştur. Günümüzde Aleviler ve Sünnilerce kirveliğin algılanışının. . Bu kuşak. bu hızlı dönüşümler beraberinde geleneksel bazı kurum ve ilişkilerin de değişimini getirmiştir. Ancak 1970’lerdeki yoğun ve baskın kamplaşma. bu temel kırılma noktasından istim almış olduğu ve bugüne değin yerleşen bu kamplaşmalar üzerinde yükselen benzer süreçlerin tekrarları ile de biçimlendiği rahatlıkla söylenebilir. kirvelik konusunda yaş gruplarına göre farklılaşan iki ana eğilimi ortaya çıkarmıştır. yukarıdaki alt başlıkta izah edilen kirvelik ilişkilerinin temelden değişimi sonucunu doğurmuştur. Tunceli–Pertek’te. çatışma süreçlerinde hızlı bir şekilde etkisizleşerek. Öncelikle genç kuşak Alevilerde başlayan ve hızla kendi karşıtını farklı etmenlerle Sünnilerde de var eden siyasallaşma. bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak irdelenmektedir.104 Ancak şimdiden belirtilmelidir ki sonuçları itibari ile bu farklılaşma. 1970’li yıllar öncesinde doğan ve bu dönemki nüfusun orta yaş ve üzerindeki kesimini oluşturan görüşmecilerin oldukça önemli bir bölümünün bu yıllarda yaşanan kamplaşma ve çatışmaları ‘gençler arasındaki kavgalar’ olarak kodlamaları bu bakımdan son derece anlamlıdır.tevarüs eden ve Cumhuriyet’le birlikte niteliksel bir sıçrama yaşayan modernleşme süreçlerinin ekonomik ve dolayısıyla sosyal alanlarda atıl kaldığı Tunceli gibi kırsal kesimlerde. Alevi ve Sünniler arasındaki kirvelik ilişkileri de bu sürecin en çarpıcı örneklerinin takip edilebileceği konulardan yalnızca birisidir. yukarıda aktarılan kirvelik uygulamalarını.

Bunlar birbirlerini de iyi tanırlardı tabi. Yani yaşlı bir adam… İmam… Yolunu kesiyorlar. kirvelik bağları ve sağladığı sosyal .” (Alan Notları: 07 – 01 – 06 / Pertek). ipleri koparıyor…” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek). Bunun üzerine salıyorlar. Alevi ve Sünni genç nüfus üzerinden. “ …fakat 70’lerde genellikle yaşlılar devreye girerlerdi. Çoğu olayda da büyükler araya girdi. Öyle olmak durumundaydı. Tabi bu da sabrı taşırıyor… Düşün Hocam şimdi sen. yaşlı bi adamın yolunun kesilmesi tabi geriyor ortamı. Yani herkes içine sakladı. Arabulucu olurlardı. aradaki kirveliklerin ve tabi büyüklerin de etkisi oldu.“ O yıllarda kirvelik toptan yok olmadı ama kayboldu. gündelik yaşamlarında karşılaşılan sorunların çözümünde ve toplumsal hayatın işleyişinde bu döneme kadar temel itici gücü oluşturan geleneksel kurumlar ve yürütücüleri. devlet kurumlarının etki alanlarının dışında kalan sosyal hayata müdahil olarak geleneksel kurumları hızla işlevsizleştiren bu yeni süreçte. Kimse bi söz söyleyemiyordu ki… Alevi ya da Sünni birlikte görülenler direkt ‘ajan’ damgası yiyordu… Sonra sonra ortam duruldukça yeniden canlandı ama hiç bi zaman da eskisi gibi olmadı tabi. Bi kısmı çözüldü bi kısmı kaldı… Ben ölenlere de Allah rahmet eylesin diyorum… Bizim Pertek’te de olaylar vardı ama asla öyle Maraş gibi olmadı. Ama tabi bi imamın.” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek) Alevilerin ve Sünnilerin. Bunda. ‘Ben niye Ali’yi öldüreyim’. ‘Ben Ali’nin öldürüldüğü yerden geliyorum’ diyor. “… O yılarda gençler arasında bi siyasi hareketlenme oldu. ‘Sen Ali’yi öldürdün’ diyorlar! ‘Yau’ diyor. bana göre. Olaylar o dönemde hep gençler arasında kaldı ama ara bir kere açıldı… Mesela bu T. yeni bir takım farklı iktidar odakları ve söylemlerle karşılaştılar.’liler bi gün bizim [Sünniler kastediliyor] imamın yoluna çıkıyorlar.

toplumun bağrındaki din temelli feodal kurum ve ilişkilerin tasfiyesini öngörerek Alevilerin yaşamında etkin olan seyit–talip ilişkilerini hedef alırken. bir yandan da genç kuşaklar nezdinde ‘eski’nin yaşam alışkanlıklarını da tasfiye etmekteydi. orta yaş ve üzerindeki kuşakların birbirleri ile olan etkileşimlerinde ve mevcut zararların telafisinde yine ancak bu kesimce kullanılabilen önemli bir araç olarak kaldı. Gelenek. Dolayısı ile kirvelikler. Kirvelik. Sünni gençlerin çoğunlukla dâhil oldukları dönemin Türk milliyetçi söylemi de henüz terk etmediği seküler kurgu üzerinden. sadece orta yaş ve çoğunlukla .akışkanlık da kesilmiş oldu. Alevi ve Sünni genç kuşaklarla birlikte yöreye taşınan ideolojilerin kurguladıkları yeni toplumsal örgütlenme biçimleri de geleneksel kurumların zayıflamasında belirleyici olmuştur. doğalında ortadan kalkmış da oluyordu. insan kaynaklarını kaybetmiştir. geleneğin devamcıları olmaları beklenen genç kuşakların. babaların ve bulundukları yerellerde itibar sahibi büyük ailelerin toplum üzerindeki yaptırım gücü zayıflarken. tam tersine geleneğin tasfiyesi üzerine bir inşa programı öneren bu yeni söylemlerin yürütücüleri olmalarıdır. Sol söylem. Ancak genç kuşaklar için durum büyük ölçüde değişmişti ve en ufak bir temas dahi söz konusu değildi. Bu durumun. Seyitlerin. bu kurumların denetleyemediği genç nüfus içerisinden yükselen yeni iktidar merkezleri hızla güçlendiler ve zamanla sosyal süreçleri etkileyecek düzeyde yaygınlaştılar. artık düşman olan Alevi topluluklarla olan her türlü ilişki. geleneği tasfiye edereken kirvelik ilişkilerini de hedef alıyordu. Daha da önemlisi. geleneği zayıflatan diğer etkenlere nazaran yaşanan kırılmalardaki en büyük payı almasının biricik nedeni ise.

Keban Barajı inşaatı ve arazi satışları. buradaki hayatın sürekliliğini sağlayan toplumsal kurum ve ilişkilerin de yaptırım gücü ve etkinlikleri de azalmıştır. Karşıt ideolojiler ekseninde siyasallaşma. Ne ki sonuç. geleneğin zayıflamasında önemli bir etken olmakla birlikte. . gelip geçici bir dönem olarak algılanmış ve hayatın ekonomik–sosyal boyutlarında yaşanan gelişmeler.üzerindekilerin anlam dünyalarında. yerel hayatın ve sorunların çözümünde kullanılabilecek bir araç olarak kalmıştır. geleneğin güçlü kurumlarınca denetlenmeye çalışılmıştır. Yanı sıra kirvelik gibi geleneksel kurumların zayıflamasında. yaşanmakta olan çözülme süreçlerine etki eden yeni kavram ve tutumların da taşıyıcısı olmuşlardır. bu geçiş döneminin temel belirleyenlerinden yalnızca birisi olmuştur. Bölgedeki yakın merkezlerde kurulan fabrikalar. Pertek ve çevresindeki hayattan uzaklaştıkça. yaşanan olayların ‘gençler arasındaki meseleler’ olarak kodlanmasının yegâne sebebi de bu görünmektedir. iç ve dış göçün giderek yaygınlaşması. tam tersi yönde seyretmiştir. Bu kuşaklarca. İnsanlar. yöredeki çoğu ailenin eline geçen toplu para ile çoğunlukla yakın büyük şehir merkezlerine ve metropollere olan hareketliliğini ve küçük çaplı ticari örgütlenmeleri kurmalarını sağlamıştır. Yaşanmakta olan süreç. işlevsizleşmesinde etkili olan diğer bazı önemli etmenler de söz konusudur. 1960’lı yıllarla birlikte zamanla Tunceli gibi geleneksel üretim ve bölüşüm ilişkilerinin hâkim olduğu yerlerde de hissedilen daha büyük çaplı sermaye hareketliliği de yerel nüfusun görece kapalı olan Pertek ve çevresinden sıyrılması sonucunu doğurmuştur. Böylelikle yerelle ve dolayısı ile geleneksel kurumlarla olan bağları gittikçe zayıflayan aileler.

çoğunlukla dâhil oldukları Pertek dışındaki sosyal yaşamlarında. Boşaltılan yerlere Alevilerin yerleşmesi ve hızla yerel ekonomik–sosyal hayat içerisinde çoğunluk haline gelmeleri ile birlikte. Günümüzde kirvelik. 3.3 Babalar ve Seyitler . kirvelik ve musahiplik gibi yahut daha geniş anlamda aynı aşiretten olma ya da ortak seyit ailesine tabi olmak gibi ortaklaştırıcı aidiyetler üzerinden bu türden kirveliklere ihtiyaç duymamaya başlamışlardır.Alevi ve Sünniler arasındaki kirvelik ilişkilerinin hızla etkisizleşmesinin bir başka önemli nedeni de bu yıllardan itibaren giderek hızlanan Sünni–göç olgusudur. 1970’lerden günümüze farklı aralıklarla yaşanan göçlerin neticesinde Sünni nüfus önemli oranda azalmıştır. kirvelik ilişkilerine ihtiyaç duymamaktadırlar. Günümüzde ise geleneksel kurumların belirlediği sosyal hayatın önemli ölçülerde değişmiş olduğu görülmektedir. bilhassa Pertek’e bağlı kırsal yerleşimlerde hâlihazırda ikamet etmeye devam eden az sayıdaki Sünni aileler ile geleneksel kirvelik ilişkilerini sürdürdükleri Alevi aileler arasında eski işlevlerini önemli ölçülerde kaybetmiş olarak yaşatılmaktadır. Genç kuşaklar. Aleviler denetlemeye başladıkları kaynaklar üzerinden. Bu tür kirvelikler de çoğunlukla tarafların hala birbirini tamamladıkları kaynakların karşılıklı fayda çerçevesinde paylaşıldıkları. 1970’lere değin Pertek ilçe merkezi ve civar kırsal yerleşimlerdeki Aleviler arasında gerçekleşen kirvelikler de önemli boyutlarda ortadan kalmıştır. dayanışmayı zorunlu kılan süreçlerde görünürlük kazanmaktadır.

Baba ve benzerlerinin Sünniliğin yerel biçimlerinin şekillenişinde. Pertek yerelindeki Sünni topluluklarla kurmuş olduğu ilişkilerin ise günümüzdeki Sünnilik algılarının en önemli belirleyenlerinden birisi olduğu aşikâr. Çalışmamız süresince. Dâhil olduğu dini örgütlenmenin. bugün 90’lı yaşlarında olan ve bu dönemin hayatta kalan tek temsilcisi olduğu ısrarla vurgulanan ve ‘A. A. bu gibi ilişkilerin devam ettiğini gösteren örneklerle karşılaşmadık. Baba örneği etrafında. günümüzde yaygınlıkla olumsuzlanan bir kavramdır. Pertek ve çevresindeki Sünni toplulukların yazısız geçmişlerine ve dolaylı olarak bölgenin toplumsal geçmişine dair eşsiz kaynakları işaret eder niteliktedir. Cumhuriyetin ilanının ardından dahi uzun yıllar ilişkilerini sürdürdükleri geleneksel tarikat ilişkilerinin hayatta kalan son temsilcilerinden. bu topluluklarca algılanışında ve sürekliliğinin sağlanışında üstlenmiş oldukları rollerin irdelenmesi. 1970’li yılların sonlarına değin giderek azalan etki alanları ve nüfus gücü ile Sünni toplulukların yüzyıllardır süregetirdikleri dini ilişkilerin. A. Pertek ve muhtemelen Tunceli’nin diğer kısımlarındaki çoğu Sünni’nin. A. Baba’ olarak tanınan kişiyle kısa ve verimli bir görüşme imkânı bulabildik. Baba. etrafında şekillendiği yürütücülerden birisi. Pertek’te aralarında çalışma yapılabilen Sünni toplulukların sahip oldukları din kimliklerinin algılanışı ve buna etki eden kimi etmenler tartışılmaya gayret edilecektir. Tarikat. Demokrasi ve laiklik karşıtı aşırı dinci görüş ve eylemlerin odağındaki bir kavram olarak çoğu .Alan çalışması yaptığımız bölgedeki Sünni topluluklar içerisinde 1970’li yıllara kadar etkinliklerini koruyabilen Kadiri Babalar’ın faaliyetleri 1980’lerden itibaren tümüyle ortadan kalkmış görünmektedir. Ancak. Burada.

Bu ilişkiler içerisinde seyitlerin ve babaların rollerinin ayrıştırılabilmesi için meseleyi iki başlıkta açmak mümkündür: 1) Aleviler ve Seyitler: Alevilerin doğumla birlikte kazandıkları ve ilerleyen yaşlarında kimi pratiklerle tekrardan edindikleri din kimlikleri bir dizi alt aidiyeti de içerir. Alevilerin ve Sünnilerin geleneksel tarikat ilişkilerindeki benzerliklerin en önemli yönü. ulus devletin varlığını tehdit eden fikir ve eylemlerin somutlaştığı ve yayıldığı biricik politik kurumdur. herhangi bir sebepten yaşadığı mekânı terk ettiğinde.zaman görsel ve yazılı medyada geniş yer alır. Burada tarikat. kişinin doğumla birlikte kazanmış olduğu din kimliği öncelikle onun dini aktivitelerin yönlendiricisi yahut sadece katılımcısı olup olmadığını belirler. Alevi çoğunluğun doğumla birlikte dâhil oldukları seyit–talip ilişkilerindeki tarikat kavramına eşdeğer olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Sınırları ve işlevleri. Ancak A. bu ilişkilerin getirdikleri toplumsal örgütlenme biçimleri ve yine toplumsal hayatın işleyişi üzerinedir. kişinin doğumla birlikte içerisinde var olduğu kültürel bütünlüğün parçalarından birisidir. kişinin dâhil olduğu cemaatin sosyal ve maddi gerçeklikleri kadardır. Alevilerde seyitlik ve taliplik kimlikleri tümüyle doğumla kazanılmakta ve bu . Buna göre. tıpkı kirvelik gibi bu tür tarikat ilişkileri de esas olarak törpülenmekte ve bir sonraki kuşakta büyük çoğunlukla ortadan kalmakta yahut farklılaşan algılarla ortaya çıkmaktadır. Bu anlamda tarikat. Baba örneği içerisinde bahsedilen ve 1970’li yıllara değin çoğunlukla Pertek’in kırsal yerleşimlerinde göze çarpan tarikat ilişkilerinin. Örneğin kişi. Tunceli’de Alevi ve Sünni topluluklar içerisindeki farklı kuşakların etniklik algılarındaki çeşitlilik bunun en çarpıcı örnekleridir.

din kimliğinin somutlaştığı biricik yürütücülerdir. gündelik yaşantı ile iç içe geçmiş ve esas işlevleri de gündelik yaşantının kaygı ve sıkıntılarını azaltmaları olan çeşitli pratiklerdir. Talibin dini yükümlülükleri çoğunlukça seyitler tarafından hâlihazırda yerine getirilmektedir. talipler mevcut dini yaşantının pasif katılımcılarıdırlar. Seyitlik. Böylelikle içerisine doğduğu toplulukla beraber.statüler arası sadece taliplikten seyitliğe doğru ya da en azından rehberlik kurumuna geçişler son derece nadir örneklerde görülebilmektedir. Bu sınırları keskin bir ayrımdır ve herkesçe böyle kabul edilir. Tunceli ve çevresindeki Kurmanci ve Kırmnacki konuşan Alevilerde doğumla birlikte kazanılan. Genel Alevilik inançları içerisinde önemli basamaklar olan ve tüm bir inancın temel öğretilerini ve uygulamalarını işaret eden ‘Şeriat. . kutsal soyla olan bağıntıdır ve doğrudan Ali ile olan kan bağını işaret eder. Marifet ve Hakikat’ basamakları. kutsal mekân ve canlı varlıklara ilişkin zengin ve bir o kadar özgün pratiklerdir. Kişinin din kimliği içerisindeki bu ilk statüsü aynı zamanda onun tüm bir anlam dünyasını oluşturan aşiret kimliği ile birlikte belirlenir. çoğunlukla üreticisi ve devamcısı oldukları uygulamalar. (Bektaşilerde görülmeyen) musahiplikle desteklenen ve seyitlerle olan ilişkilerle de tamamlanan bir içerikle kabul gördüğünden. Tarikat. yaşanmakta olan zaman ve mekânda eldeki biricik veridir. Seyit ailesinden olan bir kişinin talipliği ise şüphesiz ki diğerlerinden farklı olmaktadır. Seyitlerin yokluğunda. Bunların tümü ise. sosyalleşir. Bu bakımdan seyitler. Fakat hemen belirtmek gerekir ki seyitler. Sahip oldukları kutsal kan bağları ile kendilerine talip olan toplulukların öz geçmişleri ile aralarındaki biricik köprüdürler. Bu kutsal kan. kişi sahip olduğu aşirete ve taliplik yahut seyitlik kimliğine göre genel tutum ve davranışlar kalıbına girer.

Bunlar aynı zamanda her bir seyidin de sahip olduğu itibarın ve muadilleri ile olan rekabetinin akıbetinin belirlendiği anlardır. din kimliği ile bütünleşik olan etnikliğin vücut bulduğu en duygu yoğun ve katılımcı ritüel olma özelliği taşır. yörenin zengin geçmiş kültürü içerisinden süzülüp gelmekte ve bu alanı özgün örnekleri ile doldurmaktadır. Bunlardan en önemlisi Cem törenleridir. oturmaları. Kadınların. seyitlerinin mekânlarını ziyaretlerinde bir araya gelirler ve çeşitli dini aktiviteler gerçekleştirilir. Keramet. Bu pratikler. Dini hayatın en önemli bileşenlerinden olan Cem. Böylelikle her bir seyidin tekrar ettiği bu pratikler aynı zamanda toplumsal yaşamın yeniden üretilmesidir de. Her halükarda Alevi toplulukların dini aktivitelerinin biricik yürütücüleri seyitlerdir. Seyitlerin ateşte yürümeleri. kor halindeki odunları yalamaları yahut kutsal kabul edilen nesneler ile ilgili kimi pratikleri çoğunlukla Cem törenlerinde ulaşılan duygu yoğunluğu yahut coşku hali ile ilgilidir. döngüsel bir zaman algısında hayat bulan toplumsal yaşam içersinde atalardan devralınan kutsal bir vergi olarak kabul görür ve kerameti sergileyen ile .taliplerinin gündelik yaşantılarındaki kutsiyet mevkiini en az onlar kadar ve hatta zaman zaman çok daha fazla hürmet gören kutsal mekânlarla da paylaşmaktadırlar. Büyük çoğunlukla Cem törenlerinde sergilenen kimi gösteriler. çocukların ve erkeklerin birlikte katıldıkları bu törenler. seyitlerin kutsallıklarını da sergileyebildikleri önemli zamanlardır. Bunların Tunceli’deki genel adı ziyaretlerdir. Canlı ve cansız çeşitli varlıklar. kızgın sobayı kucaklamaları. seyitlerin dâhil oldukları aşiretlere göre de bölümlenir ve o aşiretin süregetirdiği bir gelenek olarak kabul görür. Talipler. seyitlerin sahip oldukları keramet özelliklerinin yeniden ve yeniden üretildikleri zamanlardır.

izleyenlerin hâlihazırdaki sorumluluk ve beklentilerine cevap olarak. Şüphesiz. Seyidin dini aktivitelerde gösterdiği sıra dışı pratiklerin yansıra çeşitli üretim araçlarına yahut bazı hastalıklarına karşı yazdığı muskalar ve kimi zaman da gösterdiği sağaltıcı uygulamalar da keramet’in görünür olduğu yerlere işaret eder. toplumsal yaşamın gerektirdiği sosyal ilişkilerdeki sorunların seyitlerin hakemliğinde ve yönlendiriciliğinde tartışıldığı tek merciidir. Sünni topluluklar arasında yaygınlıkla bilinen ve günümüzde de rağbet gören seyitler bu yönlü özellikleri ile tanınmış olanlardır. Cemin bu anlamda sahip olduğu işlev ve kapsam hayli geniştir. Talipler. 1970’li yıllara değin gerek kendi içlerinde gerekse Sünniler ile olan meselelerin çözümünde başvurdukları biricik yer olma özelliğini korumuştur. Büyük çoğunlukla. mevcut kimliği yaşanılır kılar. aynı zamanda cemaatin iç hukukunun da hayata geçirildiği biricik kurumdur. Gerektiğinde küçük cemaatin sınırlarını aşabilmekte ve aşiretler boyutunda kapsamlı meselelere dair bağlayıcı kararlar alabilmektedir. Günümüzde dahi. Sadece dini bir aktivite olmayan Cem törenleri. kamusal boyutlarda görülmese de . Sünni toplulukların Alevi seyitlerle olan temaslarının biricik nedeni ve gerçekleşme alanı da budur. mevcut etniklik sınırlarını da aşabilmektedir. bilhassa seyitlerini bu özellikleri ile tanımlarlar. gündelik yaşantının temel itici güçlerindeki sorunlara pratik çözümleri üreten ve bunda genel bir başarıyı yakalamış olan kutsiyet. Sınıfsal yahut dini statüler burada eşdeğer bir pozisyona denk düşmekte ve cemaat içi hukuk hayata geçirilebilmektedir. bilhassa sohbet kısımlarında. Cem törenlerinin içerdiği dini aktivitelerin içerisinde ve sonrasında cemaatten talep edilen sorunların görüşülmesi. Bu kurumun Alevilerin tüm bir kimlik algılarındaki belirleyici yeri öylesine kuvvetlidir ki 1938 gibi topyekûn bir kırılma yaşamlarına rağmen.

Kadın ve erkeklerin katılımcıları oldukları bu duygu yoğun dini aktiviteler. Seyitler gibi babalar da yılın belirli dönemlerinde Pertek ve çevresindeki bazı Sünni toplulukları gezmekteydiler. tarımcı toplulukların boş vakitlerinin çoğaldığı sonbahar ve kış aylarına denk gelmekteydi. yoğun bir duygu durumunun yaşandığı bu törenlerde cemaat kimliği yaşlı kuşaklar için tekrar üretilmekte ve genç kuşakların da böylelikle kimliği içselleştirmeleri sağlanmaktaydı. tıpkı Alevilerde olduğu üzere. Babalar öteden beridir dini önderliğini yaptıkları köy cemaatlerini ziyaret eder ve çeşitli dini–sosyal aktivitelere önderlik ederlerdi. içerdikleri söylem ve biçim farklılıkları dışında.yereldeki etkileri itibari ile yeniden yaşanan dini canlanma içerisinde Alevilerin tekrardan Cem ve onun doğrudan ima ettiği yeni aktörler etrafında mevcut sorularına çeşitli çözümler aradıkları görülebilmektedir. Daha önce de değindiğimiz üzere. Öncelikle. bu pratiklerin başında zikir gelmekteydi. Alevilerin Cem törenlerinin toplumsal yaşamda üstlenmiş olduğu rollerin hemen hepsini kapsamaktaydı. dini bilgilendirmelerin yanı sıra mevcut sosyal hayatın sorunlarına dair de çeşitli çözümler üretiyordu. Zikir ertesinde gerçekleştirilen sohbetler. Böylelikle babanın merkezinde olduğu ve cemaatin tümünün katılımını gerektiren geleneksel uygulamalar gerçekleştirilebiliyordu. Böylelikle Sünni topluluğun farklı sosyal ve ekonomik . Gezilerin zamanlaması. 2) Sünniler ve Babalar Sünni toplulukların gündelik yaşantıları ve anlam dünyalarını şekillendiren din algıları içerisinde. babaların oynadıkları rollerde de seyitlerden ciddi farklılıklar göstermedikleri anlaşılmaktadır.

Kadiriler’de babalık gibi dini önderlik görevinin sadece kan bağı ile geçmediği bilinmektedir. Alevilerle olan benzerliklerinde. Bu benzerliklere önemli bir etki de seyitler gibi bazı babaların da silsileleri (kutsal soy zinciri) aracılığıyla. aynı geçim faaliyetlerini ve süreçlerini paylaşma ve muhtemel bir ortak geçmişin ortak izlerini taşımanın yanı sıra toplumsal hafızada benzer dini kodları taşımalarının da önemli bir etken olduğu ileri sürülebilir. ‘seyitlik’ olarak geçmektedir ve bu durum doğrudan Ali soyu ile bağıntıyı işaret etmektedir (Bruniessen. aynı dili konuşma.statülerindeki üyeleri bir arada. Alevi komşuları ile benzer anlam haritalarını rahatlıkla üretebilmekteydiler. Böylelikle Sünniler. Zikire benzer olarak Sünni toplulukların babalar ile gerçekleştirdikleri bir başka duygu yoğun aktivite de Cenknamelerin topluca okunuşlarında ortaya çıkmaktaydı. El yazmalarının okunuşlarında yöredeki Sünniliğin en ayırt edici. etkin bir şekilde Ali taraftarlığı da taşımaktaydı. Bu. gerek kendi içlerindeki gerekse tümünü ilgilendiren meselelerde tüm toplulukça hürmet edilen dini bir önderin huzurunda çeşitli çözümler üretebiliyordu. Peygamber soyu ile kurmuş oldukları akrabalıktan ileri geldiği düşünülebilir. kimliklendirici özellikleri de açığa çıkmaktaydı. Bilhassa kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin dini tutum ve pratiklerinde. 1991: 240 – 310). Buna göre tarikat içerisinde ancak bu kutsal soy ile . Pertek’te ‘baba’ olarak kavramsallaştırılan dini önderlik misyonu. Silsile (Kutsal soy) zinciri Ali’ye uzanan Kadiriye tarikatlarından herhangi birisiyle kuvvetle muhtemel bir ilişkileri olan bu babaların vaaz ettikleri Sünnilik. topluluğun devamlılığının sağlanışında en önemli kurumlardan birisiydi. Buna karşın Kurmanci konuşan bazı Kadiri topluluklarında.

Babaların ve rehberlerin yanı sıra Sünni cemaatin. yine kendi içerisinden. din algılarını tamamladıkları başka bazı pratikler de vardı. çoğunlukla babanın topluluktaki öğrencileri yahut ileri gelen ve dini bilgilerine hürmet edilen kişilerce gideriliyordu. ‘halifelik’ makamı yani belli bir bölgenin ve cemaatin sorumluluğudur. Pertek’teki Alevi ve Sünni topluluklar arasındaki ortak duygu dünyası yaratan faktörler olarak tartışılmaya değerdir. Hasan ve Hüseyin’in cenknamelerinin okunuşlarında ‘karşı tarafa’ duydukları öfkeyi dile getirişleri. ya onun yanında eğitim almaktaydılar ya da sosyal statü bakımından ileri gelen ve geçmişinde böylesi bir eğitimden geçerek dini önder konumuna yükselmiş ailelerden olmaktaydılar. Cenknamelerin. Bu tür bir arka plan ve muhtemel bağıntıların kolektif hafızalarda bırakmış olduğu izler ve gündelik yaşamın çatlaklarına sığışan davranışlar. Ancak bu kişilerin tümü bir şekilde babalar ile temas halindelerdi ya da öncesinde bir ilişkileri olmuştu. Bunlar tıpkı Alevilerde olduğu üzere. ziyaret olarak da tabir edilen. bilhassa kırsal yerleşimlerde Aleviler ile daha fazla temas edenlerin. Bunların yanı sıra. bir ‘rehber’ de çıkarmış oluyordu.bağıntılı olanlar ‘şeyh’ olabilirler. zikirlere nazaran daha fazla dile getirilmesi. görüşmecilerin çoğunluğunca. Örneğin. özellikle bu Cenknamelerin okunuşlarında meydana gelen duygusal ve coşkulu ortamları örneklemeleri ve bilhassa Ali. babanın yokluğunda cemaatin dini yaşantısında gerekli olan imam sorunu. Böylelikle cemaat. çeşitli kutsal mekânlarda ortaya çıkan uygulamalardan oluşmaktaydı. Bu . yukarıda bahsini ettiğimiz benzeşen anlam dünyalarının oluşumunda son derece etkin birer rol aldıklarını gösterir niteliktedir. Geri kalanının ise yükselebileceği en ileri pozisyon.

Tunceli’de Ocak kavramı. babanın etrafında . kitabi dinselliği öğrettikleri ve bulundukları dönemde uygulayıcısı oldukları dini yaşantı içerisinde kendileri ile benzer işlevleri paylaşan ziyaretler ve itibar edilen diğer kutsallıklar karşısında bir nevi varlıklarını pekiştirmiş oluyorlardı. Keramet. mevcut etniklik sınırlarını rahatlıkla aşabilmektedir. çevrelerinde örülü değerler sistemi ve uygulamaları Alevilerin ve Sünnilerin hemen hiçbir fark görülmeksizin gerçekleştirdikleri dini aktivitelerdi. bir anlamda. Babaların kerametlerinin görünürlük kazandığı iki ana biçim olduğu ileri sürülebilir. Baba. Çoğu Sünni’nin din algısı içerisinde ‘kutsal emanetler’ oldukça önemli yerler tutmaktadır. hakkında rivayet olunan geçmiş ve güncel örnekleri ile keramet anlatıları. Böylelikle. Babaların de en az seyitler kadar itibar ve saygınlık kaynakları vardı ve bunların en önemlisi sergiledikleri çeşitli kerametlerdi. İlki babanın kendi iradesi dışında görülen kerametlerdir. Bunun bir örneği de Tuncelili Alevi ve Sünnilerin Anadolu’da yaygınlıkla kullanılan anlamının dışında kastettikleri ‘kutsal emanetler’dir.mekânlara ait söylenceler. Tümüyle Alevi ocaklarında bulunan bu emanetler. babalar ve rehberlerinin dışında kalan dini yaşantının önemli aktörlerinden bir başkasıydı. Bu anlamda. ilgili ocağın dâhil olduğu seyit ailesinin kutsal atası ile ilişkilidir. Ziyaretlerin yanı sıra ‘ocak’ olarak tabir olunan ve Sünnilerde olduğu kadar Alevilerde de görülen ve çoğunlukla sağaltıcı kimi güçlere sahip olduklarına inanılan kişileri ziyaretler. Sünni cemaatin kendilerini çevreleyen hâkim sosyal evren içerisinde kutsiyetine istisnasız ve koşulsuz inanılan. Tunceli dışında kalan Alevilere ve Sünnilere göre değişebilen içeriklerle kullanılmaktadır. bunun için özel bir çaba sarf etmez yahut niyetlenmez. itibar edilen ve kerametleri gelenekçe yaşatılan kutsallık.

Bu durum. Babanın köyde kaldığı zaman zarfında.105 İkincisi babanın köylülerin istekleri üzerine yazdıkları muskalar yahut okudukları dualar üzerine gerçekleştiğine inanılan kimi olaylardır. Burada ‘bereket’ kavramı özellikle önemlidir. Atay. evlerin gelir kaynaklarındaki artış gibi olaylar. doğrudan bu kavramla ilintilendirilir. bu durumun yegâne sebebi tarla ile temas eden babanın mübarek varlığıdır. temas ettiği kişilerin işlerinin rast gitmesi. Örneğin baba ziyareti esnasında bir aileye yardım maksadı ile tarlasında çalışmışsa ve o tarla standartların üzerinde ürün vermişse. doğrudan babanın kutsiyet ve itibar derecesini belirler. 1996: 42 – 43 ve Bruniessen. Benzer şekilde. Bu durum birazdan aktaracağımız üzere. Buraya kadar aktarılan seyit–talip ve baba–mürit ilişkilerinin esas olarak 1970’li yıllara kadar yaşatılan biçimleri oldukları tekrar ifade edilmelidir. Yine bu çerçeve çerisinde. Sünniler ve Seyitler açısından da geçerlidir. köyde sıra dışı gelişmeler yaşanmış ise bunun da sebebi bellidir.1 Rekabet 105 ‘Bereket’ ve ‘Keramet’ kavramları üzerine verimli analizler ve bunların Babalar gibi tarikat yürütücüleri ve cemaatle olan ilgileri için bkz.kendiliğinden şekillenir ve bu durum köylülerce mutlaka fark edilir. babaların ve seyitlerin son derece ilgi çekici karşılıklı ilişkilerine değinilecek olursa şunlar söylenebilir: 3. Örneğin baba huysuzlaşan bir hayvan için muska yazmışsa yahut sürekli baş ağrıları çeken birisine benzer şekilde muska yazmış ya da dua vermişse ve bunların sonuçları müspet ise keramet babadadır. tersi yönde. babanın köyde ikamet ettiği süre içerisinde.3. . Bazen öyle boyutlara ulaşır ki civar Aleviler de bu kaynağa ulaşmada bir sakınca görmezler. 1991: 255.

Ağa ve seyit ailelerinin birçoğu öldürüldü ve geri kalanların tümü sürgüne gönderildi. yüzyılın ilk yarısının sonlarına kadar. Alevi köylülerin ilgilerine muhatap oluyor kimi zamansa seyitler Sünni köylülerin çeşitli istekleri ile karşılaşıyordu. Ağaların ve seyitlerin dışındaki topluluk üyeleri de kitleler halinde aynı akıbetlere uğradı. Kimi zaman babalar. bugünkü Tunceli . Ancak aynı zamanda da farklı topluluklar içerisinde zaman zaman çeşitli faaliyetlere bulunuyorlardı. öncelikle doğal olarak dini önderlik misyonlarını yerine getirdikleri kendi topluluklarla etkileşim halindelerdi. Tunceli’de yaşayan toplulukları ulusdevletle ve onun toplum kurgusu ile bütünleştirdi. doktrinlerini yaymak amacı ile farklı topluluklara çeşitli ziyaretler gerçekleştiriyor ve hatta çeşitli keramet gösterilerinde bulunarak onları etkilemeye çalışıyorlardı. yüzyıldan. etkileştiler. kesin bir son olan 20. Yeni toplumsal yapı bu iki iktidar ve söylem odağının yerini alarak. Bu tarih. muhtemel bir başlangıç olarak 12. Seyitler ve babalar da bu etkileşimin en özgün bileşenlerindendi.Alevi ve Sünni topluluklar uzun yüzyıllar boyunca iç içe yaşadılar ve böylelikle kültürel temas halinde oldular. Gerek seyitler gerekse babalar. Bazen de bu dini önderler. 1938 ile birlikte alt üst oldu. yaşattıkları özgün yapıları ve içerisinde yer aldıkları sosyo-kültürel yapı. Seyitler ve babalar özelinde durumu biraz daha açmak istersek şunları söyleyebiliriz: 1) Seyitler: Seyitlerin.

Gerek 1938 öncesinde gerekse sonrasında seyitlerin kendi topluluklarında olduğu kadar farklı topluluklar içerisinde de çeşitli dini faaliyetler yürütmüş oldukları bilinmektedir. kolektif hafızaya ve ortak mekâna sahip köylüler sayesinde zamanla toparlanabildiler. Ağalar. özellikle kırsalda. Bu dini önderler de çoğunlukla göçer ve yarı göçer topluluklar ile onlar gibi devlet otoritesinin ve yaydığı yerleşik kültürün uzağında eski inanç biçimlerini koruyan topluluklar içerisinde örgütleniyorlardı. Anadolu’da bu . daha ziyade kırsal yerleşimlerdeki Alevi nüfus içerisinde eski güçlerine neredeyse kavuşabildiler. devletten daha etkili iktidar odakları konumundaydılar. Zira seyitlerin bu bölgedeki ilk akrabaları ve bu akrabaların dahil oldukları tüm bir 12. 1970’lerin sonlarına gelindiğinde. günümüzde bir inanç biçimi olarak yaşayan Aleviliğin oluşumunda belirleyici roller üstlenen misyoner dervişlerdi. Ancak elbette ki 1938 sonrası seyit– talip ilişkileri asla eskisi gibi olmadı. Tunceli. 13 ve hatta 14. Seyitler. her daim otoritelerini çeşitli devlet kurumları ile paylaşmak durumunda kalmış ve öteden beridir zayıf oldukları kent mekânlarındaki etkinliklerini çoğunlukla yitirmiş olsalar da.ve civarındaki Alevi toplulukların yüzyıllar boyunca yaşattıkları kültürel dokunun kırıldığı bir nokta oldu.. her ne kadar bu tekrardan inşa edilen geleneksel kurum ve ilişkilere çok daha ciddi darbeler vuracak bir genç kuşak ile birlikte çatışma halinde olsalar da. Seyitler ise. yüzyıllarda ki muadilleri. 1938 öncesindeki gibi seyit–talip ilişkileri içerisinde tekrardan örgütlenmişti ve otoriteleri bilhassa orta yaş ve üzeri insanlarda son derece etkili idi. Geniş kitleler. bir daha geri dönüşü olmamak üzere toplum hayatından silindiler. sahip oldukları kutsiyet algıları ve daha da önemlisi bu algıları yaşatabilecek düzeyde nüfus gücüne.

Özellikle yaşı hayli geçkin bir görüşmeci. Tanzimat’ın ardından ise Tuncelili seyitler gittikçe daralan bir alanda faaliyet yürütmek durumunda kaldılar. Alanda karşılaşılan ve özellikle kırsal yerleşimlerde ikamet eden orta yaş üzeri Sünni görüşmecilerin de birebir tanıklıkları ile bu tür faaliyetlerle. katıldığı böylesi bir cemde ‘sıcaktan pul pul olan sobayı’ kucaklayan ve yalayan bir seyitten bahsederken tekrardan o günkü hissiyatı içerisinden. bu toplulukların içersindeki azınlıklarla yahut çevresindeki farklı topluluklarla teması hiç kaybetmediler. Kendileri gibi seyit olan başka aşiretlerin talipleri içersinde dini faaliyetler yürütmemekle ve bu konuda bir mutabakata varmakla birlikte. kendilerine bağlayabilecekleri topluluklar konusunda ise hiçbir zaman geri durmadılar. Böylelikle seyitler. Seyitlerin bu faaliyetleri geride bıraktıkları uzun yüzyıllar içerisinde sadece Sünni topluluklardan değil. kendilerini de civarda düzenledikleri cemlere katan ve bu cemlerde çeşitli keramet gösterilerinde bulunan seyitlerden bahsetmişlerdir. Çoğu zaman da bu faaliyetlerinde başarılı sonuçlar elde ettiler. Tüm bu süreçler içerisinde seyitler. gerek kendi taliplerinin çoğunluğu oluşturdu alanlarda gerekse taliplerinin azınlıkta kaldığı ücra köşelerde faaliyetlerini yürütürken. atalarından devraldıkları misyonu giderek daralan çalışma alanları içerisinde icra etmeye devam ettiler.tür özgün inanç yapılarını 20. yakın geçmiş içerisinde de sıklıkla karşılaşılmıştır. hayretle aktarmıştır. Önce Selçuklu ardından Osmanlı merkezi devletleri güçlendikçe göreceli olarak faaliyet alanları da daraldı. Bazı Sünniler. yüzyıla kadar yaşatabilen nadir örneklerden birisiydi. bir zamanlar yörenin etno-kültürel haritasının .

Ancak bu faaliyetlerinde kesinlikle yalnız değillerdir.106 Osmanlı devlet kurumlarının tasfiyesi ve Ulus–Devlet’in bu erken dönemlerinde yeni devlet kurumlarının inşasında ve işleyişinde çok daha katı bir şekilde hayata geçirilen laikleşme hamleleri. Feodal–teokratik Osmanlı hukuku. Ancak aradaki fark. babaların seyitlere nazaran bu süreci daha erken ve çok daha farklı boyutları ile yaşamış olmalarındadır. Yerel tarikatlar ve benzeri tekke örgütlülükleri hilafetle birlikte nihai olarak kaldırıldıklarında birçoğu faaliyetlerine devam edebilmekle birlikte esas işlevlerini ve taşıdığı geleneksel hüviyetini de yitirmiştir. 2007: 38 – 67. kuruluşunun ardından giderek artan bir hızda yeni devleti laikleştirme ve sosyal hayatı sekülerleştirme politikalarına hız vermiştir. burjuva hukuku ile değiştirildikçe bu hukuk sistemlerinin üzerinden kalkındığı yerel dinamikler de iktidar pozisyonlarını yitirmişlerdir. beraberinde sosyal yaşamda da önemli değişimleri getirmiştir. babaların dâhil oldukları yerel Kadiri tarikatına dair daha derinlikli bilgiler edinilememişse de kuvvetle muhtemeldir ki bu örgütlenmeler de Osmanlı döneminde yörede hâkim iktidar ve hukuk mercii olan resmi makamların dışında faaliyetler yürütmekteydiler. 2) Babalar: Babalar da seyitlerin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişle birlikte yaşadıkları dağılma sürecine benzer bir dönem yaşamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti.bileşenlerinden olan diğer bazı topluluklardan da kendilerine yeni talipler edinmişlerdir. Alan çalışmamızda. Zira bu babaların Osmanlı kurumları ile olan bağıntılarına dair herhangi bir gönderme bulunmamaktadır. Arıcan. 106 Laiklik ve Sekülarizm kavramlarının Türk Ulus Devleti’nin kuruluş süreci çerçevesinde tartışan faydalı bir makale için bkz. .

Aşağıdaki örnek. baba için kabul edilemezdir ve tartışmaya da açık değildir. Baba namazı arkasında kılmadığını çünkü kendisinin abdestsiz olduğunu söyleyince imam hiddetlenir ve bunun bir iftira olduğunu söyler. ağzında sigara ile girdiğini gördüğünü iletir. . Fakat görüşmecilerin ekseriyetle belirttiklerine göre bu imamın ‘geçmişi karanlıktır’.Cumhuriyet sonrasında ise diğer tüm tarikatlar ve faaliyetçileri gibi bu babalar da uzunca bir dönem kırsalda faaliyet yürütmenin avantajlarını kullanmış görünmektedirler. Bunun üzerine cemaatle birlikte değil de kendi başına namazını kılar. Yani soy olarak Sünni değildir. Namazdan sonra imam derhal babanın yanına gider ve neden böyle davranmış olduğunu sorar zira bu baba yörede oldukça ünlü ve rağbet gören birisidir. Ancak baba. bu geçiş döneminin birçok ayrıntısına ışık tutuyor görünmektedir. Baba Pertek müftüsüne gider ve imamın görev yerinin değiştirilmesini söyler” (Alan Notları: 21 – 06 – 06 / Elazığ). yeni devletin din hizmetlileri ile aralarında yaşadıkları bazı sorunlar olduğu anlaşılmaktadır. Baba kararını vermiştir ve cemaat bu vakitten sonra imam hakkındaki fikirlerini netleştirir: Kendisi muhtemelen Rafızi (Alevi) olmalıdır. Çünkü babaların. cumhuriyetin ardından yaşamış oldukları herhangi bir engellenmeye dair de bir veriye rastlanmamıştır. Bu durum. Babaların cumhuriyet döneminde yaşadıkları temel problemin. Hakkında Ermeni dönmesi olabileceği yönünde iddialar mevcuttur… Bu hocanın imamlık yaptığı camiye bir gün M. “Cumhuriyetin erken dönemlerinde Pertek Müftülüğü P. Bu durum imamın sosyal varlığı için her anlamda büyük bir tehdittir.’ye [Bu dönemlerde Sünnilerin çoğunlukta olduğu önemli bir yerleşim birimi] bir imam atar. Baba uğrar ve imamın namaz kıldırmak için camiye geldiğinde ağzında sigara olduğunu görür.

bilhassa kırsal yerleşimlerdekiler ve Pertek’in yoksulları. Bu durumda. Bu ilişkiler. bu saflaşmanın yerel Sünni cemaat içerisindeki bir tezahürü olması kuvvetle muhtemeldir. Babalar da tıpkı seyitler gibi etkinliklerini esas olarak devlet denetiminin uzağındaki kırsal yerleşimlerde . şüphesiz ki geleneksel ilişkilerinin devamcıları oldular. Sünni topluluklar. bu etkinin kaynağı geleneksel ilişkilerinin kitlesel takipçilerinden gelmektedir. Zira bahsi geçen olay içerisinde imamın ‘Ermeni kökenli’ olduğu yahut da bu öykünün ‘soyu bozuk imam’ olarak adlandırılmasının. yerel Sünnilerin sözlü hafızaları ile bugüne taşınan ve erken Cumhuriyet dönemi içerisinde babalar ile bu erken dönemdeki din kurumları arasındaki ilişkileri aktarmaktadır. dikkate aldıkları ve takip ettikleri merkezler de yine hâlihazırda kendilerini ziyaret etmeye devam eden babalar oldular.Yukarıdaki anlatı. Cumhuriyet’in erken dönemlerinde bu civarda Sünni topluluklar içerisinde faaliyet yürüten dini önderlere ilişkin takibat ya da kovuşturma yapıldığına dair bir veriye ulaşmadık. Ancak yukarıda da aktardığımız üzere. Babaların etkinliklerinin. Böylelikle oluşan toplumsal baskı da adı geçen imamın görev yerinin değiştirilmesi ile sonuçlandı. Osmanlı dönemindeki genel işleyişi yitirmiş olduğundan ve muhtemelen babaların da bugüne değin yasal olarak getirdikleri faaliyetleri bu kurumlar karşısında yasadışı bir pozisyona sürüklendiğinden arada belirgin bir mesafe açığa çıkmış olmalıdır. başlangıçta Cumhuriyet’in din kurumları ve görevlilerince doldurulduğu anlaşılmaktadır. Dikkati çeken bir başka nokta da babaların Pertek müftülüğü gibi devlet kurumlarını etkileyebilecek düzeyde güce sahip oluşlarıdır.

Babaların. Baba ateşin içerisine girmiştir ve kor parçalarıyla oynamakta. Nitekim 1970’lerin sonlarına gelindiğinde dahi kırsal yerleşimlerdekiler üzerindeki etkileri rahatlıkla görülebilmektedir. Böylesi bizamanda. Alevi Dede’yi bir nevi keramet gösterisine davet eder. babalarla ilgili bu türden açık bir propaganda faaliyeti ile karşılaşılmamıştır. Alevi köylüler de ısrarcı olurlar ve Dedelerinin de buraya girmesini isterler. Bu tür faaliyetler içerisinde seyitlerin doğrudan Sünni toplulukları ziyaret edişleri. ağzına alıp bırakmaktadır. Tabi ki M. Yani orada tartışmak istemez.sürdürmüşlerdir. Baba seferberlikte tam 27 yıl askerlik yapmış bir insandır. Kendisi jandarmadır. köylülere büyükçe bir ateş yaktırır ve içerisine iki de kılıç koymalarını ister. Alevi Dede’nin yorumlarından rahatsız olur ve ev sahibine yatmak istediğini söyler. . Baba. Alevi topluluklarla ilgili dolaylı faaliyetleri onların kendilerini çevreleyen Alevilerin hürmet ettikleri seyitler ile olan rekabetlerinde ve boy ölçüşmelerinde açığa çıkmaktadır: “M. Fakat Alevi Dede geri durur ve M. M. tıpkı seyitler gibi zaman zaman babaların da kendilerini çevreleyen hâkim çoğunluk içerisinde ‘irşad’ faaliyeti yürüttükleri anlaşılmaktadır. bi gün Alevi köyündedir Köye bakan Alevi Dede’de oradadır ve meclistedirler. Ardından Alevi Dede’yi burada kılıç oynamaya davet eder. Babalar hakkında ulaşılabilen anlatılarda da karşılaşıldığı üzere. Bu yılların bir kısmı da burada Pertek’te Alevi köylüler arasında geçmiştir. Bunun üzerine Dede ‘Neden yanımızdan kaçıyorsun? Beğenmedin mi anlattıklarımızı?’ dediğinde bu sefer cevap verir ve bir ihtilaf durumu doğar. Baba. çeşitli sohbetlerde ve gösterilerde bulunmaları ile karşılaşılabilirken.

. tartışmaktan ziyade açık şekilde seyidi kendi topluluğu huzurunda ateşten bir sınava davet etmektedir. Tıpkı Alevi seyitlerin doğrudan Sünni topluluklar karşısında sergiledikleri benzer davranışlarda olduğu üzere. sözünün geçerliliği artmakta ve dolayısı ile etki derecesi de kuvvetlenmektedir. Babaların şahsında somutlaşan din kimliği ve ima ettiği dünyevi kurgu. sahip oldukları kimliğin belirgin kıyaslamasını ve ‘öteki’ bağlamında mutlak geçerliliğini rekabetçi bir şekilde üretmektedirler. bereketi arttırıcı olaylara neden olanlar. Babaların 1970’lerin ardından bölgeden uzaklaşması ile birlikte bu türden faaliyetlerin tek temsilcilerinin seyitler olarak kalması. Baba. bu tür söylenceler dolayımı ile kendilerini çevreleyen çoğunluğa karşı hakikati işaret etmekte ve dolaylı olarak bu hakikate geçişe dair de bir mesaj göndermektedir. Bu söylence bilhassa kırsal yerleşimlerde kalan yahut kırsal yerleşimlerle halen ilişkisi olan Sünnilerce yaygınlıkla bilinmektedir. yukarıda verilen türden gösterilerden etkilenerek karşı tarafa meyleden örneklerin çoğunlukla Sünnilerden Alevilere doğru olmasını sağlamış olduğu anlaşılmaktadır. gerek kendi topluluğunca ve gerekse diğerlerince daha fazla hürmet görmekte. Böylelikle insanlar ve üretim araçları üzerinde sağaltıcı. Mesaj son derece açıktır. kendi dini önderleri üzerinden.Baba’ya ‘vallahi biz haddimizi bilmemişiz’ der…” (Alan Notları: 21 – 06 – 06 / Elazığ). dolaylı olsa da vazife gören bir başka faaliyetleri de gerek gezileri esnasında gerekse sürekli ikamet ettikleri evlerine gelen ziyaretçilerinin talepleri üzerine yazdıkları muskalar yahut verdikleri dualardır. Anlaşılan odur ki Sünni ve Alevi topluluklar. Seyitlerin yahut babaların farklı topluluklardan insanları etkilemelerinde.

Alevilerde ise ocak kurumu. doğrudan seyit ocağına yani kutsal soyla ilişkili kişilerle ya da onların emanetleri ile ilgilidir. Burada dikkat çekici olan. Benzer sağaltıcı yahut bereketi arttırıcı. Bu bakımdan. Sünnilerde ocak kurumunun babaların taşıdıkları muhtemel kutsal soy bağıntıları ile doğrudan bir ilgisi bulunmamakla birlikte böylesi bir yeteneğe sahip olabilmeleri de olasıdır. Alevi ocaklara olan bu rağbetin Pertek’ten ziyade Elazığ gibi yakın civar şehir ve ilçe merkezlerinden oluşudur. Ancak babalardan daha ziyade Sünni cemaat içerisinde belirli ailelin geçmişten beridir taşıdıkları spesifik özellikleri olarak kabul görür Ocak kurumu. Aleviliğe meyledebilmekte ve hatta bu ocaklara da bağlanabilmektedirler. ‘seyit ocağı’ kavramı ile bütünleşik bir algıya sahiptir. Sünnilerden bu ocaklara gelip beklentilerinin üzerinde sonuçlar elde edenler. Hatta görüşmecilerin önemli bir kısmına göre bu yetenek. Bu sebepten Alevilerden bu ocaklara gidişler olduğunda. dertlere şifa üreten kişiler yahut cansız nesneler. ailenin uzun yüzyıllardır süregetirdiği bir mesleğin sonucunda ortaya çıkmıştır. Ne ki 1970’ler gerek seyitler gerekse babalar açısından Cumhuriyetin ardından tekrar toparlayabildikleri etkinliklerini ya da giderek daralsa da sürdürebildikleri faaliyetlerini kökten değiştirecek yahut ortadan kaldıracak gelişmeler ile örülecektir. .Benzer şekilde Alevilerde ve Sünnilerde bulunan Ocak kurumunun işleyişinin de çoğunlukla Sünnilerden Alevilere doğru bir meyledişin önemli sebeplerinden birisi olduğu ileri sürülebilir. çoğunlukla Sünniliğin değil bizzat o ailenin bir marifeti olarak algılanır. orada karşılaşılan Tanrı vergisi yeti.

2 Babaların ve Seyitlerin Ortak Kaderi Türkiye Cumhuriyeti ulus–devletinin kuruluşu ve inşası. Osmanlı hukukuna temel olan feodal teokratik toplumsal sistemin değişimini yereldeki yeni resmi yetkililer nezdinde kabullenmemiş yahut belirgin sorunlar yaşamış olsalar da Türk modernleşmesinin kapsadığı özgün (Türkleştirilmiş) İslami kimlik ile kolaylıkla bütünleştiler. aynı zamanda babaların ve seyitlerin 20. Bu kapsam içerisinde babalar. Osmanlı devlet sisteminin ve bu sistemin teokratik meşruiyetinin yerine koyduğu ulus ideolojisini yine benzer dini söylemlerle kuvvetlendirme yolunu tercih etmiştir.3. Türkiye Cumhuriyeti.3. Ekonomik planda tam anlamı ile kapitalistleşememe. Tam tersine. tasfiye edilemeyen feodal kurumları dönemsel politik varlığın garantisi olarak görme ve faydacı yaklaşımlarla bu kurumların toplum içerisindeki etkinliklerini arttırma. ulus devlet tipi toplumsal örgütlenme modellerinin tarih sahnesinde görüldüğü Avrupa örneklerinden bazı özgün farklılıklar ile ayrılmaktadır. Bu farklılıklar. yüzyılın sonlarına ve hatta bugünlere uzanan öykülerinin de önemli bir belirleyenidir. Bu. iki yönlü bir etkinin sonucunda oldu. Türk modernleşme hamlelerinin bağrında taşıdığı yalın gerçekler olagelmişlerdir. . kuruluşundan bugüne değin hiçbir zaman tam olarak feodal üretim ilişkilerini ve bunun doğrudan sonucu olarak feodal toplumsal yapının bazı dinamiklerini tüketememiştir. her daim büyük toprak mülkiyetine ve buna bağlı feodal toplumsal ilişkilere sahip kesimlerle devlet bürokrasisini paylaşma.

Kendilerini var eden kırsal yerleşimlerdeki Pertekli Sünnilerin 1970’li yıların sonlarına değin. Sonuç olarak. buralarda hemen hiç değiştirmedikleri geçim biçimleri ile yaşamaları. . azalarak da olsa. Böylelikle Türk yurttaşlığının içselleştirilmesi. vaaz ettikleri dünyevi hayatın gerçekleştirilmesinde tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi temel bir meşruiyet ve güvence zemini yakalamış oluyorlardı. Böylelikle babalar. kendisinden ve kurumlarından başka hiçbir alanda ortak kabul etmiyordu ve Diyanet. Kurmanci konuşan Sünniler (yereldeki diğer adlarıyla Türkler) için sorunsuz bir kabulleniş oldu. Yukarıda aktardığımız imam ve baba örneği. İkincisi ise Türk modernleşmesinin içerdiği ‘Türkleştirilmiş’ İslami kimliğin baskınlığı ile ilgiliydi. sonraki meyvelerini çok partili sisteme geçişte verecek olan bazı tepkileri de getirdi. Cumhuriyetin erken dönemlerindeki tavizsiz laikleşme ve sekülerleşme hamleleri beraberinde. Ulus kimliğine geçiş. din alanındaki resmi biricik kurumu idi. yöredeki Alevi ve Sünni farklılıklarının aynı zamanda Kürtlük ve Türklük olarak kodlanmasından ileri geliyordu. Elbette ki tüm bunlar sorunsuz gelişmedi. Yeni devlet. babaların da içerisinde yer aldıkları topluluklar için herhangi bir değişim yaşanmaksızın geçilen bir kimliklenme evresiydi. babaların etkinliği ilerleyen yıllar içerisinde giderek artan bir şekilde kırsal mekânlara doğru yayıldı. babaları da bu tarihe kadar taşıdı.İlki. bunun toplumsal hafızaya işlenmiş son derece çarpıcı bir örneği olarak da okunabilir. Geçiş ani olmuştu ve bu durumun yereldeki tezahürlerine uyum sağlamak o kadar kolay olmayacaktı.

genç kuşak Sünnilerin bu yıllarda Elazığ ve bilhassa başka illerde okudukları üniversitelerde edindikleri ideolojilerden geldi. 1970’li yıllarda yapımı tamamlanan ve su tutmaya başlayan Keban Baraj Gölü neticesinde yaşanan arazi satışları ve göçler. Bu göçler neticesinde. büyük oranda henüz İslami söylemin etkisi altına girmemiş ve kurguladığı toplum yapısında seküler tonlar taşıyan hâkim Türk milliyetçi .Ancak tam da bu yıllarda üst üste gelen bir dizi gelişmenin sonucunda babalar ve onların biricik varlık sebepleri olan Sünni topluluklar hızla bölgeden göç ettiler ve böylelikle bir dönem. Sünni gençlerin çok azı ‘sol’ ile tanışmış olarak geri döndü. Bu illerin başında da sağ güçlerin hâkim konumda olduğu Elazığ il merkezi geliyordu. 1950’lerin sonlarından itibaren başlayan iç ve dış göç. Ancak. yine bu yıllarda etniklik algıları temelinde yaşanan siyasiideolojik kamplaşma ve çatışmalar. Önemli bir kısmı Türk milliyetçi söyleminin etkisi altındaydı ve yine küçük bir azınlık İslami bir vurgunun ön planda olduğu fikirler taşıyorlardı. Geleneği darbeleyen fikirler yalnızca bu genç kuşaktan gelmedi. Sünni nüfusun zaman zaman kitlesel göçlerine neden olan en belirgin nedenlerdi. Geride son derece az sayıdaki bazı aileler kalmıştı. ciddi bir insan kaybına uğradı ve onu sürdürecek cemaatten yoksun kaldı. babaların merkezinde olduğu geleneğe esas yıkıcı neden. geleneğin asli taşıyıcıları ve aktarıcıları olmaları beklenen genç kuşakların önemli bir kesimi bu geleneksel tarikat ilişkilerini reddettiler. son örnekleri ile birlikte kapanmış oldu. babaların merkezinde olduğu gelenek. 1970’li yılların sonlarına doğru. 1970’lerin ortalarından itibaren hemen tüm Türkiye’de görülen hızlı bir örgütlenme süreci içerisinde yaşanan kamplaşmalar ile çevre illerden de etkilendi. Bu.

Hâlihazırda insan potansiyelini önemli oranda yitirmiş olan babalar ve cemaat. Seyitler de uzun yüzyıllar boyunca rekabet halinde oldukları babalardan farklı bir süreç yaşamadılar. sonraki kuşaklarda neredeyse hiç bilinmediler. Gündelik yaşamın alt üst oluşu sonucu işlevsizleşen bu geleneksel kurumlar ve aktörleri. taliplerinden çıralık toplayan seyitler.söyleminden ileri geliyordu. Hatta denebilir ki seyitler. bir yandan yerli Sünniler içerisinde örgütlü sağ partilere ve devletin kolluk güçlerine karşı mücadele yürütülürken bir yandan da halk seyitlere ve din ideolojisine karşı örgütlendi (Munzuroğlu. babalara nazaran kendi genç kuşaklarından çok daha fazla yıkıcı etkilere maruz kaldılar. Ağalık. 2004). Bu çabaların tümü genel bir sonuç olarak. Her iki kesimden. gençlerin geleneği kendi kurgularınca devam ettirmek istemeleri ile nihai darbeyi de almış oluyordu. Alevi genç . Sosyalist ideolojinin öngördüğü toplumsal örgütlenme biçimleri ve mevcut koşulların çeşitliliğine göre salık verdiği mücadele yöntemleri bu kuşaklarca 1970’lerin Tunceli’sinde hayata geçirildiğinde karşılarında bulabildikleri sınıfsal ötekiler sadece seyitlerdi. Geleneğin hızla törpülenmesinin bir başka nedeni de yine bu yılların sonlarına doğru giderek atan çatışmalar oldu. Tunceli’de geniş tarım arazileri olmadığı gibi büyük toprak ağaları da yoktu. Küçük çaplı sanayisi dahi olmayan Tunceli’de. Böylelikle. geleneğin taşıdığı değerleri ve dolayısı ile seyitler ve babalar ile ileri gelen aileler gibi topluluk içi iktidar merkezlerini tanımayan gençlerin yoğunlaşan saldırıları karşısında bu eski hayatın ve aktörlerinin fazlaca bir hükmü kalmadı. 1938’le birlikte esas olarak ortadan kalkmıştı. sınıf mücadelesinin biricik ötekileri oldular.

Bu alt bölümde. Seyitler ve babalar. ziyaret kültleri ekseninde irdelenmeye çalışılacaktır. Pertek ve çevresindeki Sünni toplulukların dini kimliklerinin yerel boyutları. birtakım dini pratikleri uygulamaya gitme’ gibi farklı bir anlamı da kapsayacak biçimde kullanılmaktadır. ‘Ziyaret’ kelimesi günümüzde yaygınlıkla ‘birisini/birilerini ya da belirli bir mekânı görmeye gitme’ anlamı ile ‘kutsal kabul edilen bir mekâna.kuşakların oldukça önemli bir bölümünde seyitlerin ve temsil ettikleri geleneksel dini ilişkilerin tasfiyesi sonucunu doğurdu. 4 Ziyaretler Alevi ve Sünni toplulukların inanç pratiklerinin önemli bir kısmını da seyitler ve babalar gibi dini önder ve kurumlardan arta kalan alanları dolduran ve yaygınlıkla ‘ziyaret’ olarak adlandırılan kutsal mekân kültleri tamamlamaktadır. belirli amaçlar dâhilinde. 3 . çeşitli tarihsel ve sosyal belirleyenler ışığında tartışılarak. . ziyaret kültleri etrafında örülen değerler sistemi içerisinde Alevi ve Sünni toplulukların gösterdikleri benzerlik ve farklılıklar. Cumhuriyet gibi köklü bir yapısal değişimin her biri açısından göreceli yıkıcı etkilerine direnebilmiş ve aşabilmişlerse de bağrında yetiştikleri toplulukların doğurduğu ve kendilerini sonrakilere aktarmaları beklenen genç kuşaklarca. dönüşü olmamak üzere geleneksel uygulamaları ile birlikte günümüzün yaşlı kuşaklarının kolektif hafızalarına mahkûm edildiler.

gerek Alevilerce gerekse Sünnilerce doğrudan doğruya. Ziyaret. Tüm bu koşul ve yasakların biricik denetleyicisi ve gerektiğinde cezalandırıcısı ise topluluktur. Bu durumun yegâne sebebi hâkim Alevi çoğunluğun merkezi kurumlaşmalardan yoksun dinsellik algısıdır şüphesiz. yörenin yaşadığı köklü sosyo-politik değişimlere kadar yaşattıkları geleneksel yaşam içerisinde. sosyopolitik süreçler içerisinde içeriğini değiştirmeye başladıkça. Ziyaret. konukların ve onların pratiklerini birtakım tabularla çevreler. neredeyse kişinin tarzına dek genişleyebilmektedir. bilhassa kırsal yerleşimlerde yaşayanların. . Alevilerde ve Sünnilerde bu denetim ve aynı zamanda eğitim mekanizması benzer şekillerde işlemektedir. Bir zaman sonradır ki Sünnilik.Tunceli-Pertek’te ise ‘ziyaret’ kavramı. Bu sebepten. belirli birtakım yasaklar ve yapılması gerekenlerle özdeşen bir algısal sınırlılık içerir. ziyaretlerdeki uygulamalarda zengin bir çeşitlilik görülür. Alevilerin dini yaşantıları ile bu planda hemhal oldukları rahatlıkla ileri sürülebilir. Tabuların içerisinde kalan alanda ibadet. kitabi dinsellik ekseninde kabul edilmeyen bu davranışlar terk edilmeye başlanmış ve hatta belirgin bir tavır da ortaya çıkmıştır. Sünnilerin. ‘Ziyaret’ ve ‘ziyarete gitmek’. kutsaldır ve bu kutsalın sınırları son derece keskin gereklilikleri vardır. birtakım ritüelleri uygulamak için gitmek anlamında kullanılmaktadır. kutsal kabul edilen bir mekân ile Alevi yahut Sünni bir ocağı. belirli amaçlar doğrultusunda. Son derece ilgi çekicidir ki Tunceli ve çevresindeki ziyaret kültlerinde ‘kutsal olan’ın ziyaretçilerine öngördüğü belirli ibadet kuralları yoktur. ‘ziyarete gitmek’ ise ilgili kutsal mekânı. ocaktaki kutsal nesneleri işaret ederken.

dileklerin yazılı olduğu kâğıt. bırakılan paraları toplama ve saklama (bu para harcanmaz) ile ziyaretçilere para dağıtma ve dağıtılanı alma (bu para harcanabilir). çıralık yakma. ziyaretlere fotoğraf. bireylerin kendi toplulukları içerisindeki statüleri. kayalara yahut duvarlara taş yapıştırma. kişisel giyim eşyası bırakma yahut bunları başkalarının adına bırakma. ziyaretlerdeki kutsal nesneleri ve mezarları öpme. başkalarına götürme. su içme. mezarların etrafında belirli sayılarda dönme. beşik ve bebek şeklinde bez ve tahtadan yapılma nesneler bırakma. Tüm bu uygulamalardaki çeşitlilik Alevilerde ve Sünnilerde farklı yönlerde genişlemekte. ziyaretin belirli yerlerine yiyecek bırakma. bunu üzerinde taşıma yahut küçük bir miktarını yutma. kurban kesme. yüksek sesle yakarışlarda bulunma. taş toplama ve muhafaza etme. Alevilerde ve Sünnilerde ziyaret kültleri çerçevesinde açığa çıkan tutum ve davranışların. Tunceli’deki bu topluluklara özgü olanlar ile giderek artan bir hızla türdeşmeye başlayan uygulamalar arasında yerel Sünniliğin ziyaret uygulamaları. ziyaretin belirli yerlerinden kum alma. tarihsel ve sosyal bazı koşullar gereği zaman içerisinde yerelözgünlüklerinden uzaklaşıyor görünmektedir. dinsel törenler düzenleme. namaz kılma. mum. getirilen yiyeceklerin bir kısmını diğer ziyaretçilere dağıtma ve dağıtılanları toplama. daralmakta ya da karşılıklı yer değiştirebilmektedir. taşlarla belirli şekiller yapma. sınıfsal . suyu kapta muhafaza ederek götürme. ziyaretlerde geceleme yahut günübirlik gidişlerde rüya görmek için uyuma. suyla vücudun çeşitli yerlerini ovma. ibadetlerde bulunma: cem tutma.Alevilerin ve Sünnilerin ziyaretlerde sergiledikleri belli başlı pratikler şöyle sıralanabilir: kayalara yahut ağaçlara bez. ziyarete para bırakma. dua etme. büyük kaya kütlelerinin arasından geçme ya da onlara bir süreliğine temas etme. arka ayakları hariç tümünü dağıtma ve dağıtılan etlerden bir miktarını alma. iplik bağlama.

Alevilerin ziyaretgâhları kullanışlarındaki en önemli nedenlerden birisi de ziyaretlerin olağanüstü süreçlerde topluluğun ileri gelenlerince toplanma ve topluluğun hayati meselelerine dair karar alma mekânları . gerek mekân olarak gerekse ziyaretin ima ettiği kimlik algısı çerçevesinde söz konusu olmaktadır. Kendi söylemlerini gerçekleştirdikleri bir mekân ve mekânı örten sosyokültürel yapı her zaman mevcut ihtiyacı gören bir rol oynamıştır. Sünniler açısından ziyaretlerin bu işlevi yeterince karşılamış olduğu söylenemez. Bu. değişen kuşaklarla anlam bulan farklı zaman ve süreçlerin devingenliği içerisinde açığa çıkan yeniliklerle de baş etmenin ve onları. her kuşakta yeniden ve yeniden doğmaktadır. ilerleyen başlıklar içerisinde irdelenmeye çalışılacaktır. Böylelikle topluluk. gelenek yani süregiden sosyal yapı ve süreçler içerisinde eritmenin de biricik araçlarıdır. Alevi ve Sünni topluluklarca istisnasız en önemli sosyalleşme mekânlarından birisi olarak kabul görür ve değerlendirilirler. Ziyaretlerin sahip oldukları dini kimlik ve işlevler. Ziyaretler. Pertek gibi resmi kurumların bulunduğu alanlardaki nüfus gücü olmuştur. Zira Sünni toplulukların kendi içlerinde her daim tabi oldukları sosyal ve politik merkezler. Bu etmenler ve sonuçları.kategorilerindeki benzerlik yahut farklılıkları. belirli tarihi süreçler ile eşdeğer olan kimlik algılarındaki farklılaşmalar ve Tunceli-Pertek dışında kalan sosyal evrenle temas dereceleri gibi önemli bazı değişkenlere göre çeşitlilik göstermekte olduğu da anlaşılmaktadır. Ziyaretler. Ancak bilhassa geçmişte. aynı zamanda topluluğun taşıdığı çeşitli değer yargılarının ve topluluğu kimliklendiren tutum ve davranışların da kutsanarak aktarıldığı temel kültürel kodlardır.

Bu ziyaretlerde çoğunlukla üstü yapılı. Kararlar seyitlerle ve aynı zamanda seyit olan aşiret reisleri ile birlikte buralarda alınmıştır. İlki mezar kültleri ekseninde tanımlanan ziyaretlerdir. kutsiyet derecesi en yüklü ziyaretlerdir. Bu ziyaretlere ekseriyetle ilin güney hattı boyunca. üzerinde yazıları olan kişiler yatmaktadır. Çoğu cem töreni bilhassa bu kutsal mekânlarda icra edilir. Alevi ve Sünnilerin çoğunlukla iç içe yaşadıkları yerlerde rastlanır. Ziyaret. mezarı belli hatta lahitli. Ancak her iki durumda da ziyaretin sınırları sadece mezarlar yahut türbeler ile sınırlı değildir. Yukarıda zikrettiğimiz uygulamaların da odağında yer alırlar. Bu durum. yerel kimliğin dış dünyaya karşı ürettiği varlık stratejilerinin aynı zamanda yerel kimliğin temel yaratıcı ve yönlendirici unsurları içerisinden çıktığı anlamına da taşımaktadır: ağalar. Böylelikle ritüelin kutsallığı derinleştirilmiş ve etki derecesi yükseltilmiş olur. Aşiret konfederasyonlarının bir araya gelerek tüm bir bölgeyi ilgilendiren durumlarda aldıkları kararlarda biricik toplanma merkezleri. Tuncelili Alevilerin kutsal mekân (ziyaret) kültlerinde görülen çeşitlilik.olarak kullanılmalarıdır. onların ismi ile anılır. Bu mezarların bir kısmı türbe şeklinde bir kısmı ise açıktadır. kaya. ağaç gibi nesneler de ziyaretin bir parçasıdırlar. Geri kalan zamanlarda da ziyaretler dini birtakım ritüellerin gerçekleştirildiği biricik mekânlardır. Hayli farklı kategorilerde sınıflandırılabilecek bu kutsal mekânları. Mezarın merkezinde olduğu yakın çevre ve bu çevrede mezarda temas halinde olan su. Sünnilerde de benzer şekillerde görülebilmektedir. . seyitler ve kutsal mekânlar. bu alt başlıkta kullanacağımız şekli ile iki ana grupta şöyle özetleyebiliriz.

Her birinin en az bir öncekiler kadar belirli bir takım yetenekleri vardır ve halk içerisinde böylelikle anılırlar. aktörleri dışında kalan dini hayatı dolduran yegâne unsurlar. babalar ya da resmi dinselliğin kurum ve temsilcileri her daim dini yaşantının . Geniş köylü yığınlarının kuşaklar boyunca geçmiş tarihlerinin farklı iklimlerinden süzülüp gelen inanç ve uygulamalar. Seyitler. Şüphesiz ki bu çeşitlilik ve uygulamalardaki benzerlikler. belirli kayalar. kitabi dinselliğin temsilcileri. her zaman.İkinci tip ziyaretlerde ise çoğunlukla bir mezar bulunmaz fakat şahıs isimleri ile anılırlar. tarihi ve sosyal süreçlerin etkileri altında geçmişten bugüne hayli değişim göstermiştir. 1970’li yılları önemli bir dönüşüm süreci olarak alırsak. su kaynakları.4. kırsal yerleşimlerde oturan Sünnilerin hemen tamamında bu ziyaretlere olan ilgi görülebilir. Tüm bu ziyaretler kişiselleştirilmişlerdir. tepeler. Bu ziyaretler.1 Saklı Rekabet Geleneksel kırsal yaşamın hâkim olduğu dönemler boyunca seyitler ve babalar ya da imamlar gibi resmi. ziyaretler ve onların etrafında örülen toplumsal hafıza ile geleneksel uygulamalar aracılığıyla yaşatılan değerler sistemi idi. dâhil oldukları din kimliğinin dünyevi yürütücüleri ile saklı bir gerilim içerisinde oldular. bu yılların öncesinde ve sonrasında yerli Sünnilerin ziyaret kültleri ile ilgili uygulamaları hakkında şunları söyleyebiliriz. 3. Bu ziyaretlerle daha ziyade ilin iç kısımlarına doğru gidildikçe karşılaşılır. İlin iç kısımlarına yakın. ağaçlar ve hatta bunlardan bir kaçının birden bulunduğu küçük mıntıkalar olabilir. dağlar.

Alevi topluluklar içerisinde ziyaret kültlerinin bilhassa iç bölgelerde çok daha fazla hürmet ve rağbet görmesi. bazen açık bazen örtük fakat her zaman var olan bir ikiliğe ve dolayısı ile gerilime de işaret ediyordu. Kervanın başındakiler etkisizleştirilir ve katırlar. Ancak ilk etapta işler umulduğu gibi gitmez. tümüyle kendi isteklerine tabi olan. kendilerini en rahat ifade edebildikleri. kervanı sürenler ve tüccarın kervandaki malların satışından hisse vereceği kimseler de oradadır.merkezinde olsalar da geniş yığınlar. Zira bu. Çoğu zaman ziyaretlere ve buralarda eğleştiklerine inanılan kutsal güçlere sığındılar. Durumu ve olayın sorumlusu olarak gördüklerinin yargılanmasını ister. Örneğin. seyitlerin önünde yalan söylememeleri beklenmektedir. Bu esnada cemaatte bulunan bir alacaklı cebinden . ağaların. dini önderlerin ya da resmi statüye sahip yönetici erkin dışında kalan geniş köylü yığınlarının yaşattıkları dinsellik içerisinde. Yağmaya katılanlar bunun ‘vurgun hakkı’ olduğunu savunurlar ve mallar için istenen bedeli ödemeye yanaşmazlar. Allah’ın kurduğu bu düzende. Bu durum. Seyitler. Onları. aynı zamanda dini bir uygulamadır. özcesi kendileri ile baş başa kalabildikleri birer başvuru mercii olarak gördüler ve bu inançları her durumda yaşattılar. Tüccar. mallar çalınır. çoğu zaman seyitlerin tepkisine neden oluyordu: “İç-Tunceli’den Elazığ’a mal taşımakta olan bir tüccarın katırları yağmalanır. yüzyıllardır sürdürdükleri anlam dünyaları içersinde bu aktörlerin yanı sıra yaşamakta oldukları hayatla iç içe fakat başka bir boyutta akıp gitmekte olan bir dünyanın da aktörlerini yaşattılar. Olayda ölüm olmaz. Bir zaman sonra olayın faillerinden birkaçı seyitlerin huzuruna çıkarılır. otoritelerine boyun eğilmediği ve hatta karşı durulduğu için son derece sinirlidirler. Tüccar. Huzura getirilenlerden. bunun üzerine soluğu yörede hâkim olan seyitlerin ocağında alır.

köylülerin. bir kez de böyle cevap vermelerini istediğinde yağmacılar derhal yere kapanır ve kendilerini affetmeleri için ziyarete yalvarırlar. talibi oldukları seyitlerinin huzurunda dahi onlara karşı durmaları ve seyitlerin manevi otoritelerini ziyaretler ile kıyaslayarak zedelemeleri kabul edilebilir değildi. seyitlerinin ocakları dururken buraları ziyaret ederek büyük yanlışlar yaptıklarını belirgin bir tepkisellik ile uzun uzun anlatmıştı. daha fazla bir talepte bulunmazlar.bir avuç çakıl taşı çıkarır ve bunları [olayın geçtiği yerde hayli kutsal sayılan bir ziyaret olan] Hızır Gölü’nden getirdiğini. hürmet ederek. O’na göre. Bu tür ziyaretler. adı bilinen ve gerek ziyaretteki bir yazıtta gerekse başka bir belge ile belirli bir din önderine ait olduğu bilinen mezar kültü (ziyaret) ise. Ziyaretlerin bazı nitelikleri. Örneğin ziyaret. Dolayısı ile bu. Bu olayın ardından.” (Alan Notları: 09 – 02 – 06 / Tunceli) Bu ve benzeri öyküleri aktaran iç–Tunceli’den bir seyit de kimi zaman cemaatin bu tür ziyaretleri daha fazla el üstünde tutarak. onların Alevi ya da Sünni dini önderlerin vaaz ettiği. seyitler yahut babalar / imamlarca da kutsanmaktadır. köylülerin dini algıları içerisinde paylaşmak durumunda kaldığı ve bazen yukarıdaki örnekte olduğu gibi karşısında atıl kaldığı ziyaret kültlerine olan güçlü inanç oluştururken diğer yanını ise ilgili ziyaretin niteliği belirlemektedir. ilgili ziyaretin. Sahipleri. Görüşmecinin tepkisinin bir yanını. yağmalanan kervandan arta kalanlar sahiplerine dağıtılır. ‘üstelik yabancıların [tüccar] yanında’. doğrudan mezardaki şahsın ismi ile anılırlar ve bu kişi Alevi yahut Sünni önderlerin hâlihazırda yapmakta . Alevilerin yahut Sünnilerin dini önderleriyle olan ilişkilerinin de biricik belirleyeni idi. kurguladığı toplum yaşamının inanç boyutu içerisindeki yerlerini de doğrudan belirliyordu.

kitlelerin ziyaretleri algılayışlarındaki genel yargılar belirleyici oluyordu. Bilhassa Elazığ’daki Harput Kalesi ziyaretleri oldukça rağbet gören ve ziyaretçilerinin çoğunluğunu yerli Sünnilerin oluşturduğu yerlerdi. ziyaretin diğerlerinden en belirgin farkına işaret eder ve etki derecesi de hayli kuvvetlidir. bu tür bir ziyaret çok yüksek bir ihtimalle.olduğu işin eski bir temsilcisi olduğu için özellikle kutsanır. Bu durum. Böylelikle dini önderler. ziyaretin bulunduğu bölgede etkin olan seyit aşiretin kutsal soy zinciri içerisinde yahut aşiretin kutsal atası ile ilişkilidir. Sünni topluluğun dini ileri gelenlerince de kimi zamanlar kullanılmaktaydı. Bazı görüşmeciler buna benzer mezar kültlerinin çok eskilerdeki varlığından bahsetmişlerse de günümüzdeki görüşmecilerin büyük çoğunluğu bunları hatırlamadıklarını. kendilerini bildikten beridir Alevilerle ‘onların’ ziyaretlerini kullandıklarını ifade etmişlerdir. Günümüzün Keban Barajı’nın. Bunu gerçekleştirirken. ziyaret kültleri uygulamaları ile iç içe geçen pratikler içerisinde kendi varlıklarını ve meşruiyetlerini de yeniden inşa etmiş olurlar. Bu gibi ziyaretler. Köylülerin bu tür namlı ve etkisi bulunduğu yörelerde kuvvetli ziyaretlere olan ilgisi üzerine dini ileri gelenler de bu ziyaretleri kendi anlam dünyaları içerisinden yorumlayarak yeniden üretiyorlardı. Zira babaların geçmiş temsilcilerinden birisinin adıyla anılan ve bilhassa Sünnilerin rağbet ettiği bir mezar kültü bulunmamaktadır. seyitlerin toplandıkları. geçmişin Fırat Nehri’nin güneyinde kalan ve Pertek’e hayli yakın olan bu büyük yerleşim yerindeki ziyaretgâhlar ile Tunceli’nin güneyindeki Alevi . Özellikle Alevilerde. kendi aralarında yahut çok daha büyük toplumsal olaylarda önemli meclisleri bir araya getirdikleri. Diğerlerinden ziyade bu tür ziyaretler dini önderlerce kullanılır ve işaret edilir. cemler düzenledikleri yerlerdir. Bu tür ziyaretler.

çoğunlukla alt başlığın girişinde bahsettiğimiz ikinci tip mekânlardı. aynı zamanda ziyareti çevreleyen Alevi toplulukların da hâkim görüşü idi. Çoğunlukla Hızır kültü ile ilişkilendirilen çeşitli doğal mekânlar. Onları aracı ederek Allah’a tapınmak da önemli ibadetlerden birisiydi. Alevilerin çoğunluk oldukları yerlerdeki bu tür ziyaretler. gerek Sünnilerin çoğunluk olduğu yerlerde gerekse Alevilerin çoğunluk olduğu yerlerde. yüksek tepeler. Sünnilerin din önderleri ise bu tür ziyaret kültleri içerisinde. su kaynakları. kerametli birer ‘Allah dostu’ idiler. titiz bir şekilde kimliği belirli ‘türbe’ler için benzer bir uyum stratejisi geliştirmişlerdi: Bu kişiler Alevi yahut Sünni değil. Babaların ve çoğu zaman onların ardından gelen resmi imamların da halkın gündelik yaşamı içerisinde vaaz ettikleri din kurgusu içerisinde ‘türbe’ kategorisi dışında kalan bu ziyaretler olumlu karşılanmamaktaydı. Sünnilerin Aleviler ile paylaştıkları bu ikinci tür ziyaretlerin önemli bir kısmı. belirli kayalıklar gibi köy ve mezraların civarındaki belirli mevkiiler bu türden ziyaretlerin yerleriydi. kutsal mekânların ayrışmamasında ve her iki kesimin dini ileri gelenlerince de sahiplenilmesindeki önemli nedenlerdendi. Bu. aynı zamanda her iki kesimin dini önderlerinin saklı bir rekabet halinde olduklarıydı. Alevi ileri gelenlerce herhangi bir seyit aşiret ile ilişkilendirilerek din algısı içerisinde değerlendiriliyordu.çoğunluğun yaşam alanlarında kalan ziyaretgâhlar arasında Alevi ve Sünni toplulukların ördükleri benzer değerler sistemi ve bunların geniş etkileri. Tuncelili Sünni köylülerin hemen hepsi kendilerini çevreleyen Alevi köylü çoğunlukla birlikte aynı ziyaretleri kullanmaktaydı. Bu ziyaretler. Ancak kitabi dinselliğin .

3. Bu . hâlihazırda kendileri ile ilişkili olan daha prestijli ziyaretlerin ve bunların dışında kalan ziyaret kültlerinin doğrudan kendi dinsel kimlikleri içerisindeki ana figürleri işaret ediyor oluşu. Alevi çoğunluk açısından.kabul etmediği bu tür pratikler. benzer geçim ilişkileri ve sosyal süreçler ile temas etmenin. tersine ‘onların’ da dâhil olduğu ‘kendi kutsallıkları’ fikrini üretmiş ve kuvvetlendirmiş görünmektedir. Sünniler açısından ise durum biraz farklıdır. Kırsal yerleşimlerde yaşayan Sünnilerde. aynı dili ve benzer kültürel değerleri paylaşmanın yarattığı bir sonuç olarak bazı ziyaretler. ‘Sünnilerin de gittikleri’ ziyaretler olarak yerel halkın zihninde kodlanmıştır.4. Bu uygulamanın geçmişte de var olduğuna dair bir veriye de ulaşılmamıştır. ikamet ettikleri köy ya da mezranın civarında Aleviler ile birlikte kullandıkları ziyaretleri en az onlar kadar içselleştirmiş oldukları anlaşılmaktadır. Alevi çoğunluk içerisinde yaşamanın.2 Kutsal Mekânlar Çalışma süresince Sünni toplulukların sadece kendilerinin kullandıkları bir ziyarete rastlanmamıştır. bir ‘ortaklaşmayı’ değil. uzun yüzyıllar boyunca Alevi komşuları ile birlikte gündelik yaşamın kurgusu içerisinde meşrulaştırıldılar ve yaşatıldılar.

kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerden farklı olarak. eş güdümlü olarak. . Kitabın ibadet buyrukları yerine getirilmediği sürece ziyaretlerde gerçekleştirilenler anlamsızdır. benzer şekilde bu kırsal yerleşimlerdeki Sünni topluluklarda da rahatlıkla saptanabilmektedir. ziyaretin yöredeki Alevi çoğunluğun algısında sahip olduğu kutsallığın boyutları ile doğrudan ilgilidir.anlamda ‘ziyaretin sahibi’ yoktur. Ziyaretlere olan rağbet dereceleri. Sadece bu merkezlerde yaşıyor olma değil. Bu ilgi. Bu insanlara göre ziyaretler. Bunlara göre. içerdiği tüm kutsallık ve keramet ile insanlara doğru yolu gösteren bir Allah vergisidir. ismi ve kimliği belirli ‘evliya yatırları’dır ve bunlara olan ilgi çok daha belirgindir. Ortak kullanılan mekânların büyük çoğunluğu Alevilerin ve Sünnilerin daha fazla birlikte yaşadıkları kırsal yerleşimlerin civarında görülmektedir. ailelerin birbirleriyle buluşması. kitabın buyrukları yerine getiriliyorsa. Ziyaretler. ‘Türbe’ kavramı ile kodladıkları ziyaretler. 1970’li yıllardan sonra hızla içeriğini değiştiren Sünnilik algısında görünür olan kitabi eğilimin de etkisi belirgindir. Ancak günümüzde (alan çalışması dâhilinde kalan) kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin hemen tamamı göç etmiş olduğundan ortak kullanılan ve bu kategoriye girebilecek ziyaretlerden birkaçı da ancak Pertek ilçe merkezindedir. çoğunlukla Alevilerin rağbet ettikleri ve ‘Aleviliği var ettikleri’ ibadet biçimleridir ve tabi ki bu hali ile kabul edilemezdir. bir araya gelme ve ata ruhlarını anma için güzel birer ‘vesile’dirler ancak. Ziyaret. Ziyaretlerin kutsiyet derecelerine göre sınıflandırılması ve gündelik yaşamda görünür olmayan bu sınıflandırmaya göre işlevselleştirme. değişen Sünnilik algısı ile daha yakından ilişkilidir. Pertek’te yahut Elazığ gibi kent merkezlerinde oturan yöre kökenli Sünnilerde ise ziyaret tercihlerinde anlamlı ayrımlar ve algı farklılıkları gözlemlenmektedir.

Alevi çoğunluğun din algılarında önemli yer tutan. 1) Gömülgan Ziyareti: Fotoğraf 1: Gömülgan Ziyareti’nin kuzey yönünden genel görünümü. çeşitli ziyaret uygulamaları ve algıları değerlendirilmeye devam edilecektir. Gömülgan’ın önemli bir özelliği.Aşağıda iki örnek ziyaret yeri verilmektedir. Gömülgan ziyareti esas olarak 1970’li yılların sonlarına değin. İkincisi ise Pertek ilçe merkezinde bulunan ve yine Alevilerin ve Sünnilerin birlikte kullandıkları bir ziyarettir. merkez ilçe sınırlarına yakın bir kesimde. Bu örnekler etrafında. Pertek İlçe merkezinin kuzeyinde. mezar kültü içermesine karşın ‘türbe’ kategorisindeki ziyaretlerden değil. diğer yaygın ziyaret kültlerinden oluşudur. Alevilerin ve bu yıllara kadar mevcut nüfuslarını koruyabilen civar Sünnilerin hayli rağbet ettikleri önemli bir kutsal mekândır. İlki Alevi ve Sünni yurttaşların yaşadıkları kırsal bir bölgedendir. bu civardaki tek Sünni yerleşim olan küçük bir mezra ile kendisini . Gömülgan.

hayli önemli ve uğrak bir yerel ziyaretgâhıdır. Tepenin zirvesinde. Ziyaretin merkez noktasıdır. büyük çoğunlukça. Gömülgan. üzerindeki ağaçların tümüyle birlikte kişileştirilmiş. yamacındaki su kaynağının. Farklı kült öğeleri içermektedir ve çeşitli söylenceleri mevcuttur. Tüm bu farklı öğeler aynı bütünün parçaları olarak kabul görür ve yine aynı kutsiyetin . geleneksel yaşayışın ve sosyal dünyanın hızla değişmeye başladığı 1970’li yılların sonlarına değin Gömülgan’ı sahip olduğu tüm özgünlükleri ile yaşatmışlardır. Gömülgan bu hali ile civarı geniş bir açıyla görebilen biricik yükseltidir. bilhassa orta yaş ve üzerindekilerce iyi bilinir. Yıl dönümlerinde. bir dönemin. Tepe üzerinde ise tek tük ağaçlara ve çalılıklara rastlanabilir. Aleviler ve Sünniler. Gömülgan. Mezarların yakınlarında kurbanların kesilebileceği ve ateşlerin yakılabileceği yerler vardır. Bulunduğu yer bir ova değil yine farklı düzlüklere sahip bir yükseltidir. kimlere ait olduğu bilinmeyen birkaç mezar yer alır. Burası ziyaretçilerin asıl olarak geldikleri ve çeşitli pratikleri uyguladıkları yerdir. Etki alanı bu civar yerleşimleri de aşmaktadır ve Pertek’in kuzeyinde kalan kırsal yerleşimlerde ikamet edenlerce.çevreleyen Alevi köy ve mezraların arasında bulunur. bahar başlangıçlarında özetle geleneksel takvimin tüm önemli günlerinde bu mekânı dini ve sosyal ritüelleri gerçekleştirmek için kullanmışlar ve bu türden uygulamalarda ortak hareket etmişlerdir. mezarların. Fotoğraf 1’de de görüldüğü üzere Gömülgan. farklı kült öğeleri içeren tek bir ziyarettir. Gömülgan’ın yamaçlarında ve etrafında bodur meşelikler görülür. kıraç bir tepedir.

efendim bahar şenliği ile beraber Hızır Aleyhisselamın bereketini umduklarını gördük. kişilerin dilekleri. Şimdi bu bizim ortak değerlerimizdi. kendimize ait yani Türk milletine ait ortak kültürel değerlerimiz vardır. Bu. Ardından döneme ve değişen pratiklere dair tartışmalar yapılacaktır. Hızır Aeyhisselam’ın Musa Aleyhisselam ile yolculuğu vardır. Mezarlardan yahut ziyaretin herhangi bir yerinden alınabilecek küçük taşlar yahut dal parçaları yeterli koruyucu vazifeyi görebileceklerdir. aynı zamanda farklı parçaların da çeşitli işlevlerine işaret eder. şenlikler yaptıklarını. Her halükarda. Evet. onun oradaki duasının kabulünden dolayı. “…Aynı şekilde emin olun. Suyun içilmesi dahi Gömülgan’ın kişiliğinde vücut bulan kutsallık ile temasın yegâne yoludur. oraya gittiğimiz zaman 8 – 10 köyden [Alevi köyler kastediliyor] insanların gelip. Aşağıda. Aynı şekilde mezarların ya da ziyaretin herhangi bir yerine bırakılacak bir fotoğraf yahut dilek kâğıdı da aynı işlevi görecektir. Benzer şekilde ziyaretin yamaçlarından çıkan kaynak suyu da etkili bir temas aracıdır. muratları vs. orada bir Allah dostunun yaşayıp vefat ettiği. olduğu zaman oraya gittikleri. özellikle Sünni yurttaşların Gömülgan ile ilgili anlatılarına yer verilmiştir. Gömülgan Tepesi vardır bizim orada. ‘Hıdırellez’ bayramlarında Gömülgan ziyaretine giderdik ve sadece bizim köy değildi. Bakın. Hızır Aleyhisselamın orada kendisini zaman zaman böyle bereketi ile gösterdiğine inanıldığı için biz.bileşenleri olarak eşit derecede hürmet görür. Çünkü Hızır Aleyhisselam Kur’an’da geçiyor. Orta Asya’dan gelip . Bu ve benzeri geleneksel uygulamaların günümüzde Alevilerde ve Sünnilerde hayli değişmiş oldukları ve çoğunluğunun uygulanmadığı belirtilmelidir. kutsallık ile bir biçimde temas edilerek onun yardımcılığına sığınılabilecektir. Ha demek ki Kur’an’ın veya İslam’ın içerisindeki inanç değerleri arasında bizim bir ortaklığımız var.

ben bunu şöyle yorumluyorum bir dairede işimiz var . Genç kızlar. Yani bu nedir? Şimdi bir. İşte o bizim bayramlık şeyimizdi. Yani biz gittiğimiz zaman on – on bir köyün insanının orada olduğunu görürdük. bu şeye varıldıktan sonra dua yapılır orada dua. biz de hayvan fazla olduğu için. geleneğimiz var. hastalıkta hastalık efendim evde kalmış kızı varsa onun için veya işte başka bir dileği muradı varsa bunun için kıbleye doğru durarak. derdi ne ise o niyetini tutarak o yola çıkar. … Mesela bir ‘Gömülgan’ ziyareti. kurban götürmek bi külfet fazla sayılmıyor. orada Hızır Aleyhisselam’ın bereket verdiğine inanılır. Ufak baş dediğim. güney tarafına doğru ziyaretgâh gelecek şekilde elleri açılarak Allah’a yalvarılır. hastalığı. İki. Yani niyeti. benim de bayramlığım budur diye giderdik böyle. şimdi biz giderken annem sandıktan havlu çıkarırdı. onu iğne ile omzumuza dikerlerdi. Bunlar akşamdan büyük bir heyecanla hazırlanır.aramızda diri bir şekilde yaşayan. herkes bir niyetle oraya gider. şimdi elbise alma imkânı yok. Evlerde yemekler daha çok yapılmış… ‘gömme’ derlerdi bizim daha çok. elbiselerini süslerlerdi. sallanılırdı. En yeni havluyu yanımıza alırdık. bu ziyarete giderken mutlaka kurban götürme. töremiz var ama ortak inanışlarımız da var. yapılırdı… Orada da mutlaka ama ayrım yapılmaksızın az da olsa parça parça böyle oraya katılanlara ikram edilirdi. elbiselerini giyerlerdi oradaki ağaçlarda salıncaklar yapılır. O havlu yeni ya. Öyle bir şey olmadığı için. belki de evet büyük baş götüren olabilir ama ben görmedim. fakat ufak baş mutlaka götürülür.” (Alan Notları : 20 – 04 – 06 / Elazığ) “…bir kere ziyarete gidilirken. biz onunla mutlu olurduk. o ağacın meyvesinde Hızır Aleyhisselam’ın duasının olduğu. canlı bir şekilde yaşayan kültürlerimiz var. O gün en güzel elbiselerimizi bize annemiz giydirirdi. Yani türbeden değil kesinlikle. Ama orada dua ediyor. Orada çok büyük bir ceviz ağacı var. örfümüz var. Bu da bahar şenliklerinde mutlaka gidilirdi. ziyaretgâhın kuzey tarafında duruluyor. ‘Gömülgan’ ziyareti vardır. muradı. şimdi belki güleceksiniz. yeni havlu ya. Ve biz onunla. Çok güzel bir şenlik şeklinde devam edilirdi.

Ve bizim ziyaretgâhlardaki insanlarımızın. Ben öyle görüyorum… Bu dualar yapıldıktan sonra kurban kesilir. bunu götürürüz de onun sözü ile onun vesilesi ile halledilmesini isteriz. Allah’a şirk koşma değildir. böyle bir şey asla hiç kimsenin de aklına geleceğini zannetmiyorum. göç edenlere nazaran daha yavaş fakat mutlak surette yitirmeye başladığı söylenebilir.” (Alan Notları : 20 – 04 – 06 / Elazığ) Gömülgan gibi ziyaretler. Göç edenlerin özellikle Elazığ’da içerisine girdikleri sosyal çevre ve dönemin siyasal hareketlilikleri neticesinde sahip oldukları kimlik algılarının temelini . Yani hiç kimse getirmez zaten. Sünni köylülerin 1970’li yıllarla birlikte hız kazanan göçleri ile giderek bu toplulukların yaşamlarından uzaklaşmış ve yeni kuşaklar içerisinde de eski önemini yitirmiştir. Geriye kalan çok az sayıdaki ailenin de gündelik yaşantıları içerisindeki işlevlerini. Yani kurban başta kesilmiyor. büyüklerimizin bilhassa götürdükleri yaptıkları bu ziyareti ben böyle yorumluyorum. bilakis Onunla beraber bir yalvarış gibi. Mutlaka orada bir fakir bulunacak. manen bir anlam içerir diye düşünüyorum. Böyle bir anlayış çıkmasın diye söylüyorum. Bu hem Sünni hem Alevi köyümüzde ortak uygulanan bir geleneğimizdir. mutlaka yakın köylere gidilip oradaki fakirlere dağıtıldıktan sonra köye dönüş yapılır. Yani o eti köye getirmek çok çirkin görülür. Orada sözü geçen bir arkadaşımız vardır. bu işler bittikten sonra kurban kesilir. Şimdi yöre insanı kesinlikle bu ziyaretlere tapmaz. Çünkü onu o işe zaten feda etmiştir. Bir ziyaretgah da o Allah dostunun. böyle bir şey aklına gelmez zaten. Kesinlikle bir tapma merkezi olarak görülmemiştir. Bir inançtır. o yatan mübarek şahsiyetin yüzü suyu hürmetine Allah’tan dua istemek de bir şeydir. O niyetle götürmüştür. Hiçbir zaman bunun dışında başka bir uygulama ben görmedim.bitecek. Belki onları Cenab-ı Hak’ka vesile kılarak… … …Demek ki buradan biz şunu anlıyoruz –ki ben bunu doğru da kabul ederim. kurbanın bir tek gram eti eve getirilmez.

güney yönünden görünüşü. genç kuşaklarla birlikte kitabi dinselliğe daha fazla yaklaşmış ve geleneksel bazı yönlerini törpülemiştir. Etnik kimlikler üzerinden kamplaşma yükseldikçe. Geride kalan ailelerde de benzer bir eğilimin yansımalarını yakalamak mümkündür. Fakat yine de sadık ziyaretçileri vardır ve onların algılarında eski kudretleriyle canlıdırlar. Ancak daha ziyade nüfus gücünü kaybetmiş olma ve Alevi komşuları ile eski canlı sosyal ilişkileri yitirmiş olmanın getirdiği bir durum içerisinde. ayrışmanın esas kodlarından olan Sünnilik de yazılı kaynaklarına ve dönemin popüler siyasal–merkeziyetçi içeriğine hızla kayarak yerel özgünlüklerinden uzaklaşmıştır. Örneğin yukarıdaki satırlarda ziyaretlerin sadece birer araç olarak işlevselleştirilmeleri ve özellikle ‘türbe’ kültlerinin kabul edilebilirliğine olan dikkatli vurgular açıklıkla görülebilmektedir. toprak yüzeyinin üstünde kalan kısmının. eski kuşakların anlam dünyalarındaki belirleyici pozisyonlarını önemli ölçülerde kaybetmiş olmalarından ileri gelir. 2) Besime Hatun: Fotoğraf 2: Besime Hatun Ziyareti’nin. Gömülgan ve benzeri ziyaretler eski işlevselliklerini yitirmiş görünmektedirler. Zaman ve sosyal süreçler hızla değişmiş ve genç kuşakların çoğunlukla Tunceli dışındaki yaşam alanlarında ziyaretlerin yerleri kalmamıştır. Ziyaretlerin eski konumlarını yitirmelerinin önemli bir nedeni de Alevi ve Sünni genç kuşakların günümüzdeki din algıları içerisinde.oluşturan Sünnilik. . Bir zamanlar Aleviler ile paylaşılan ve çoğunlukla benzerlik gösteren pratiklerin birçoğu bu değişimin süzgecine takılarak zamanla kaybolmuşlardır.

Fotoğraf 3: Besime Hatun Ziyareti’nin toprak yüzeyinin altında kalan odasının giriş kısmından bir görüntü. Besime Hatun Ziyareti. Sağ tarafta üstü örtülerle kaplı bir tabut ve karşı tarafta ise ateş yakma yerleri görülmektedir. . Pertek ilçe merkezine girişte yolun sağ tarafındaki eski bir mezarlığın içerisindedir.

10 x 5. Buna göre. yukarıdaki bilgilerin işaret ettiği harabenin bir de Pertekli Alevi ve Sünnilerin anlam dünyalarında işgal ettiği bir yer ve biçim bulunmaktadır. Bugün doğu ve kuzeyde birer yıkık duvar kalıntısı bulunmaktadır. Kalan izlerden anlaşıldığı kadarıyla iç kısım da sekizgen planlıdır.80 m olan yapının duvarları düzgün kesme taşla kaplanmıştır. oldukça harap vaziyettedir.10 m ölçülerinde kare planlıdır. Bu dünyadan çıkarsadıklarımıza göre: Besime Hatun’a dair aktarılan yaygın keramet söylencesi. kaynaklarda yapıyla ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. “Türbenin yapım tarihini veren herhangi bir kitabe olmadığı gibi. Aradan geçen zaman içerisinde bu bilgilere eklenmeyi gerektirecek herhangi bir yenilik oluşmamıştır. Bu kalıntıların ana yönlerde birer yuvarlak kemerli açıklık bulunmaktadır. 28) Alan çalışması içerisinde. Harap durumdaki üst kat. Harabe halindeki türbenin teknik ayrıntılarını veren bu çalışmaya göre. Mezarlığın içinde bulunan türbe. Bugün büyük bir kısmı tahrip olduğu için süslemesi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz.Bu ziyaretin. Sağlam olan alt kat 5. Böylelikle yukarıdaki yazılı kaynakta aktarılan bilgileri de karşılaştırma imkânı bulduk. Kalınlığı 0. Öte yandan.” (Kara 2000. kalan izlerden anlaşıldığı kadarıyla sekizgen planlıdır. O’nun (yani türbenin) Keban baraj gölü altında kalacakken kendiliğinden bugünkü yerine gelmiş . İki katlı olarak inşa edilmiştir. Doğudan yuvarlak kemerli girişi bulunan kısım tonoz örtülüdür. yaklaşık on yıl kadar önce alanda gerçekleştirilen bir yüksek lisans çalışmasına konu olduğu anlaşılmıştır. türbe hakkında verilen teknik bilgiler doğrudur. Besime Hatun Ziyareti’ni yöre kökenli uzman bir arkeologla da inceleme fırsatı yakaladık.

Bu noktada Besime Hatun’un gerçekte kim olduğunun bir önemi kalmamakta. Böylelikle yörede yaygınlıkla bu tür ziyaretler hakkında anlatılan söylencelerde görülen ‘yer değiştirme’ motifi. ‘genelde kadınların gittiği’ bir ziyarettir. bu gerçeğin çok küçük bir parçasıdır. Zira Besime Hatun ile ilgili eldeki tek yazılı kaynağın aktardığına göre. Bu. Alevi ve Sünnilerin algısında O. eski arşiv kayıtlarındaki ismi Mahsume Hatun Türbesi’dir. Bu ziyaret. Besime Hatun’u Pertek yerelinde anlamlandırır ve sınırlarını çizer. Alevi ve Sünni kadınların Pertek merkezde sıklıkla kullandıkları bir yerdir. Pertek merkezde ve çok yakındadır. Anlaşılan odur ki bu anlatı. Ziyaretlerin sahip oldukları söylenceler çoğunlukla ilgili ziyaretin ne tür amaçlar için kullanılabileceğini aktarmaktadır. Dini inanç ve uygulamalar. bu ziyaretin bilhassa kadınlar tarafından rağbet görmesindedir. Besime Hatun. zaman ve mekân’ın devingenliği içerisinde toplumlarla birlikte değişmekte. baraj gölü inşaatı sırasında su altında kalacak olan bazı tarihi yapıların bugünkü Pertek ilçe merkezine taşınmalarından etkilenmiştir. onların güncel ihtiyaçlarına göre biçim ve içerik kazanmaktadırlar. Değindiğimiz üzere Besime Hatun’un en belirgin özelliği. yerel inanç kodları içerisinde kimliği ve işlevleri belirli bir ziyaret olarak kabul görmektedir. Besime Hatun ile de özdeşleştirilmiştir.olduğu şeklindedir. Mahsume zamanla Besime’ye dönüşmüş ve ziyaretçilerinin algılarında bugünkü halini almıştır. Besime Hatun’u kimliklendiren ise bu kutsal mekânın nerdeyse tek ziyaretçilerinin ‘kadınlar’ oluşudur. Bu durum. Ancak belirtmek gerekir ki bu anlatı herkesçe paylaşılmamaktadır. Ziyarette gözlemlenen uygulamalarda Sünniler ve Aleviler açısından bahsini ettiğimiz değişimlerin izleri . en bilinenleri dışında her ziyaret için geçerli değildir.

çoğunlukla ev hayatının bir parçası olduğundan diğer sosyal aktörlere nazaran her zaman çok daha fazla yerel yani özgün kalmaktadır. Yanı sıra sahip oldukları toplumsal cinsiyete yüklenen benzer kültürel kodların kendilerinde uyandırdığı ortak tutum ve davranışlar da aralarındaki etkileşimi.çok daha az görülmektedir. sağ tarafta üzeri . Besime Hatun’da kadınların dini pratiklerinde gözlemlenen benzerliklerin son derece önemli bir başka nedeni de Alevi ve Sünni topluluklar arası yaşanan evliliklerdir. farklı etniklik kategorilerine dâhil olsalar da erkeklere kıyasla çok daha fazla ortaklaşma zemini yakalayabilmektedirler. kendilerinin dışında akıp giden hayatın çoğu ayrıştırıcı etkisinden uzak tutmaktadır. lokal kaldıkça ve değişimin dinamikleri ile temas imkanı bulamadıkça. bu gibi mekânlarda sergilenen pratikler rahatlıkla içselleştirilebilmekte ve özgün birleşik örnekler görülebilmektedir. Besime Hatun’da uygulamaların odaklandığı yer. Böylelikle. Zira geleneksel toplulukların en önemli kültür taşıyıcıları olarak kadınların sosyal dünyalarındaki değişim. kendilerini çevreleyen evrenden çok daha yavaş ilerlemektedir. toprak zeminin altında kalmış olan ve küçük bir oyuktan içeri girilebilen alt kattır. Kadınlar. Fotoğraf 3’te de görüldüğü üzere son derece dar bir yer olan bu odanın içerisinde. içerisine doğdukları kültürün genel karakteristiklerinin de tekrardan canlanmasına vesile olmaktadır. ziyaret gibi geçmiş yaşantılarından değişmeden yeni yaşamlarına da aktardıkları alanlarda sergiledikleri davranışlar. Alevilerde ve Sünnilerde. Sonuç olarak. geleneksel kültürün de en önemli ve doğal devamcısı haline gelmektedir. Kadın. söz konusu değişimlerin kadınların müdahil olmadıkları kamusal alanlarda yaşanıyor olmasındadır. Buna sebep. Bu şekilde Alevileşen yahut Sünnileşen kadınların.

Kadınlar. Bu esnada eğer ziyaretçiler yanlarında ziyaretteki diğer kişilere dağıtmak üzere ‘lokma’ (kuruyemiş. taşların belirli kayalara . taşların üzerinde yakılır. Ancak Besime Hatun’da böylesi bir ize rastlanmamıştır. Bu odada gözlemlenen uygulamaların başında ateş yakma gelir. Ziyaretin alt odasına girişteki oyuğun yanındaki ağaç. Ziyaretin harap halindeki üst kat yıkıntılarında ise sadece taşlarla yapılan bazı pratiklere rastlanabilmektedir. buralardaki ağaçlarda küçük bez ve ağaç parçalarından yapılma beşikler görmek mümkündür. Bu algı yereldeki tüm Alevilerde ve Sünnilerde ortaktır. Ağaçlarla ilgili en popüler uygulama ip. yakın çevresinde temas halinde olduğu nesneleri de beraberinde bir kutsiyete taşır. ekmek. bilhassa Sünniler. Besime Hatun’un hakkı olarak kabul görür. Kimi zaman da bazı ziyaretçiler bu ağaçtan yahut alt odadan bazı küçük parçalar alır ve yanlarında götürürler. Ziyaret.yeşil örtüler ve tülbentlerle kaplı bir tabut bulunmaktadır. Genellikle ziyaretler esnasında bu odada bir müddet vakit geçirilir.) getirmişlerse bu dağıtılır ve küçük bir kısmı tabutun üzerine bırakılır. içerideki duvarlarda. bazı dualar okurlar. Besime Hatun’la bütünleşik bir kutsiyet algısına sahiptir. Bunlardan en göze çarpanı. Bu uygulama daha ziyade Alevilerde görülen yaygın bir davranıştır. Böylelikle ağaç da uygulamaların bir parçası haline gelir. Bazı görüşmeciler de tabutta sadece üzerinde çeşitli yazılar bulunan bir kafa iskeleti olduğunu aktarmışlarsa da tabutun yeni yapılmış ve içinin de boş olduğu anlaşılmıştır. bisküvi vb. Bırakılan lokma. Özellikle doğurganlık ile tanınan ziyaretler varsa. Mumlar yahut kadınların kendilerinin hazırladıkları çıralıklar (el yapımı mum). çaput yahut bez bağlanmasıdır. Çeşitli istekler dile getirilir.

Sağman Baba.4. Can Veren. Besime Hatun. Son derece yerel bir ziyarettir. Hızır ve Ramazan oruçlarında da ziyaretçileri olduğu bilinmektedir. Sünni köylülerin göçleri. Bunların dışında çeşitli dini günlerde. Dört Kapı gibi etki alanları birkaç köy ve mezrayla sınırlı olanlar ile Sultan Hıdır. 3. Ziyaretlerin ekseriyetle Alevilerin kutsal gördükleri Perşembe ile Sünniler için Cuma günlerinde gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Bu ziyaretleri Gömülgan. kırsal yerleşimlerinden Pertek’e göç etmiş olan Alevilerin ve Sünnilerin. Pertek ilçe merkezinin sınırları.yapıştırılması şeklindedir. örneğin 12 İmamlar.3 Güncel Durum Pertek’in batısında kalan kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin göçlerinden önce bu civarda Alevilerin ve Sünnilerin birlikte kullandıkları çok çeşitli ziyaretler olduğu bilinmektedir. O’nun etki alanına da işaret eder. Böylelikle dilek tutulur ve Besime Hatun’la yapılan sözleşme bir çeşit mühürlenmiş olur. 1970’lerin sonları ile birlikte bu bölgede hızlanan Sünni köylülerin göçleri neticesinde ilk gruptakiler hızla eski canlılıklarını yitirdiler. bilhassa kadınlar tarafından. Düzgün Baba ve Munzur Baba gibi sadece Tunceli’de değil bu bölge insanının zaman içerisinde yayıldığı yakın ve uzak şehirlerde de tanınanlar oluşturmaktaydı. Alevi köylülerin algılarında ‘birlikte kullanılan ziyaret’ düşüncesinin temel bileşenini . geldikleri yerlerdeki ziyaret inanç ve uygulamalarını canlılıkla yaşattıkları güncel bir örnektir.

Alevilerin ve Sünnilerin bir arada görülebildikleri nadir dini mekânlara dönüştüler. Bu ziyaretler geride kalanlarca kullanılmaya devam edilmekle birlikte. Bu durumun bazı sebepleri şunlardır: İlkin. Düzgün Baba gibi ziyaretler son derece kerametli yerlerdi. Sünni köylülerin hemen tamamı tüm arazilerini ve taşınmazlarını satarak göç ettiler. Bu sebepten göç edenler de başka illerde yaşayanlar da yılın belirli vakitlerinde bu ziyaretgâhlara gidiş gelişlerini sürdürdüler. Sultan Hıdır gibi bulunduğu ilçe sınırları ve hatta çok daha geniş coğrafi alanlarda iyi bilinen ziyaretler farklı din kimliklerinden ziyaretçilerini ağırlamaya devam ettiler ve Sünni nüfusun gidişinin ardından. yeni kuşaklarla birlikte değişen Sünnilik algısıdır. diğer ziyaretlere karşın sahip oldukları en özgün ziyaretçilerini de yitirmiş oldular. Buna göre Sultan Hıdır. topraklarına ve yakınlarında kutsadıkları değerlere tekrar dönemediler. yaşanan göçler neticesinde Sünni nüfusun yok denecek kadar azalması idi. İkinci neden. gerek göç eden gerekse civar illerde ikamet eden Sünnilerin hâlihazırda eski kuşaklarından devraldıkları gelenek üzerine durmak gerekir. Son neden ise tüm bunlardan çok daha etkili olduğu düşünülebilecek olan. Böylelikle arkada hiçbir şey bırakmamış olduklarından. Söz konusu edilen değişimin temel niteliksel dönüşümünün 1970’lerden sonra yaşanan kamplaşmanın tetiklediği çatışma ve mağduriyet süreçlerinden sonra geldiği aşikârdır. Buna karşın. sayısız örnekle sabitti ve yine kendilerinden önce de bilinen mekânlardı.eksiltti. Munzur Baba. Kendilerini çevreleyen hâkim çoğunluk ile yaşanan çatışma (bunun tüm Alevi ve Sünni kitleleri kapsamadığı bir kez daha belirtilmelidir) ve kamplaşmanın temel . Kerametleri.

Bu kuşaklardan sonra gelenlerde ise ziyaretler büsbütün geleneksel algılarından uzaklaştılar. Sünnilikten Aleviliğe Geçişler: Değişen Dünyalar . Sünnilik. Yerelde büyüyen ve hâlihazırda burada yaşamını kazanan çok küçük bir azınlığın dışında hemen hepsi Tunceli’den uzak şehir mekânlarında büyüdüler ve buraları sadece yılın tatil dönemlerinde kısa süreliğine ziyaretlerle gördüler. onlara saldıranların karşısındaki biricik varlık biçimiydi ve bu durum kimliğin kendi içerisinde daha da kitabi ve katı biçimci oluşunu beraberinde getirdi. bu toplulukların ‘öteki’lerine karşı örgütlenişinde biricik hareket aracı haline getirilmiştir. Sünniler açısından. gerek Sünniler gerekse Alevi genç kuşaklar açısından sahip olunan kimliğin öz topraklarına ait özgün değerler olarak algılanmaya başladılar.5 Alevilikten Sünniliğe. Böylelikle Gömülgan ve diğerleri. Böylelikle ziyaret. Bu durum zamanla genç kuşakların geleneksel bazı uygulamalardan kopuşunu ve bazılarını da ikinci alt başlıktaki Gömülgan örneğinde görüldüğü üzere yeniden yorumlayışlarını beraberinde getirdi. değişen hayatın getirdiği yeniliklerle ziyaretlerden sonuna kadar faydalanıldı. Tersine. eskinin ortak ziyaretçilerini yitirmiş oldular. 3. Ancak asla sahip oldukları kutsal yetenekler küçümsenmedi.itimini oluşturan din kimlikleri. Bu yıllarda yaşanan göçler ile özellikle Elazığ’a gelen aileler geride kalan akrabaları ile sürekli temas halinde oldular ve yerel Sünniliğin değişen biçimini. bu yeni merkezlerdeki örnekleri ile sürekli olarak beslediler. Türklük ve temel İslami değerler.

göç. 3. İnsan toplumlarının. ekonomik ve sosyal süreçler gibi birçok etmene bağlı olarak içerisine doğdukları kültürün kendilerine verdiği temel kimlik kodlarını değiştirdikleri görülmektedir. tarihsel ve güncel belirleyenleri aşağıda maddeler halinde tartışılmaktadır. 1) Evlilikler: . Buna göre. analizler yapılmaya çalışılacaktır. doğal yahut zorla asimilasyon.1 Alevilerden Sünnilere Geçişler Alevi çoğunluğun çevrelediği Sünni azınlığa doğru yaşanan kimlik geçişleri. Kimi zaman kitlesel boyutlarda kimi zaman her bir tekil örnekte. Tunceli–Pertek ve civarındaki kırsal yerleşimlerde. kısa yahut uzun zaman dilimleri içerisinde yaşanan bu önemli ve hayli ilgi çekici dönüşümün Pertek’teki Alevi ve Sünni topluluklar arasında yaşam bulan öyküsü.5. tarihsel süreklilikleri içerisinde. yaşadıkları savaş. Konunun daha rahat anlaşılabilmesi için iki ana başlık içerisinde alan çalışmasında karşılaşılan kimi örnekler verilerek. söz konusu ettiğimiz değişimlerin iki esas yönü bulunmaktadır: Sünnileşme ve Alevileşme. bu alt başlığın konusudur.Sadece Tunceli–Pertek ve civarındaki topluluklarda değil farklı kimlik kodlarına sahip tüm toplulukların karşılıklı temas ve ilişki süreçlerinde açığa çıkan önemli bir sosyal gerçeklik ise yaşanan kimlik geçişleridir.

Zira Alevileşme yahut Sünnileşme olarak kavramlaştırdığımız kimlik değişimlerindeki biricik özne olan kadın bireylerin dünyayı algılama ve yorumlama biçimlerinin esası.Alevi ve Sünni topluluklar arasında gerçekleşen evliliklerin. Tunceli’nin ve bölgenin geçmişte ve günümüzde Alevilik ve Sünnilik gibi farklı kimlik kodları üzerinden yaşadığı kimi siyasi ve sosyal gelişmelerden etkilendiği de belirtilmelidir. sahip oldukları cinsiyet kimliklerinden ileri gelmektedir. Ancak evlilik gibi farklı kimlik grupları arasında yakın sosyal bağların kurulmasına olanak veren sosyal ilişkilerin. . genç ve yaşlı kuşaklar arasında evlilik yolu ile yaşanan geçişlerle gerek bu geçişi yaşayan kişinin kendisinde gerekse girdiği yeni çevrenin sakinlerinde önemli bazı algı farklılıkları ortaya çıkabilmektedir. özdeş kimlik grubu içerisindeki farklı kuşakların kendi benlik algılarında yaşadıkları değişikliklere olduğu kadar. öteki gruplarla olan ilişkilerinde de yaşadıkları farklılıklara işaret etmektedir. gerek Alevilerden Sünnilere gerekse Sünnilerden Alevilere yaşanan geçişlerin günümüzdeki en belirgin yolu olduğu görülmektedir. Böylelikle Tunceli– Pertek’te. feodal yapıyı ayakta tutan geçim etkinliklerinin canlılığı olmaktadır. Bu anlamada kadının içerisinde bulunduğu kültürel evrende edindiği toplumsal cinsiyet algısının dinamiklerine ve geçmişine kısa da olsa bir bakış faydalı olacaktır. Bu süreçler. Bu sürecin temel belirleyenleri. Ayrıntılara geçmeden evvel. Kadının içerisine doğduğu kültürel evrende sahip oldukları. evlilik yolu ile karşılaştığı farklılıklar karşısında önemsizleşmektedir. Bu konudaki en belirgin örnek ise ‘evlilik’ sürecinin ‘kız alma’ yahut ‘kız verme’ olarak kodlanmasıdır ki bu tüm yerel topluluklarda ortaktır. evlilik yolu ile yaşanan geçişlerin doğrudan doğruya ‘kadın’larla ilgili bir süreç olduğunun altı çizilmelidir. Evliliğin öznesi ‘kadın’dır.

kapılar ve duvarlar ardında kadınların merkezinde olduğu bir başka sosyal dünyada yaşatılmakta ve aktarılmaktadır. Şüphesiz bu durum. Tıpkı kadının aile içindeki statüsünün değişmediği gibi. Bu noktada evliliğin kendi kimlik grubu içerisinde 107 1980’li yıllar ile başlayan ve özellikle 1990’lı yıllar ile birlikte hızlanan. örneğin Alevilik ve Sünnilik kimliklerinin öğütlediği çoğu tutum ve davranışın takipçiliğini engellememektedir. Her iki belirleyenin iç içe geçişi söz konusudur. sosyal yaşam da Aleviler ve Sünniler açısından hâlihazırda geleneğin hâkim kimlik kodlarını yüklediği bir çerçevede vücut bulmaktadır. önemli ölçülerde. kendisi açısından başlı başına önemli bir değişim sürecidir. Ancak gelenek. Türkiye’nin topyekûn yaşadığı uluslararası sermaye ile ‘pazar’ anlamında bütünleşme. en ufak bir sanayileşme girişiminin dahi olmadığı. Kadının evlilik yolu ile başka bir aileye gidişi. uydu yayınları. çoğunlukla ailelerin kışlık ihtiyaçlarına göre üretim faaliyetleri içerisinde olduğu ve böylelikle pazar ilişkilerinin kayda değer ölçülerde gelişmediği Tunceli’de. .) önemli değişimleri beraberinde getirmiştir. güncel varlık stratejilerinin belirlenmesinde son derece önemli roller oynayan bir konumdadır. Alevi ve Sünnilerin özellikle iç ve dış göçler yolu ile karşılaştıkları farklılıkları Tunceli’ye taşımaları ve böylelikle yerel sosyal yaşamı etkilemenin yanı sıra. Bu durum topluluğa dışarıdan gelen kadınlar açısından da böyledir. özellikle kırsal yerleşimlerde. dış kaynaklı kapitalizmin hızla yaygınlaştırdığı kitle iletişim araçları da (cep telefonları. zamanla topluluğun devamlılığının sağlanmasında üstlenilen sosyalleştirici rollere uzanmaktadır. Ne ki bu yolla sosyal yaşam içerisine taşınan ‘modern’ öğeler. Gençlerin gündelik yaşam kültürlerinin kendilerinden önceki kuşaklarla benzeşmiyor oluşu. Gelenek.Ekonomik üretim ve bölüşüm ilişkilerinin. Alevilerde ve Sünnilerde büyük çoğunlukla kamusal süreçlerin dışındadır.107 Buna göre kadın. gündelik hayatta görünür olmayan mekânlarda. internet vb. Kültürün içerdiği kimliği var eden tutum ve davranışların önemli bir üreticisi ve taşıyıcısıdır. günümüzde dahi geleneksel süreçlerde tüketildiği. yeni teknolojilerin ve taşıdıkları yeni sosyal ilişki biçimlerinin önemli bir parçasını oluşturduğu genç kuşaklarda. bu hayatı var eden kimlik kodlarının moderniteye olan geçişlerini ve zamanla işlevsizleşmelerini sağlamamış görünmektedir. karşılıklı sınırların kesinkes belirlendiği bir süreç değildir. beraberinde Tunceli gibi ekonomik ve sosyal ilişkilerin göreceli olarak durgun olduğu yerlerde de etkilerini göstermiştir. Yabancılık. Gelenek hayata geçirildiği biçim itibari ile eski kuşaklardan ayrılmış olsa da bireylerin sosyal yaşantılarında sahip oldukları ve doğrudan yerel yaşamın içerisinde yaşattıkları statülerini belirleyen bir konumdadır.

Sünni topluluklar arası evlilikler kadar gerilimli ilişkiler doğabiliyordu. Aşiretler arasında yaşanan evliliklerin birçoğunda. Kimliğin sınırlarının gelenekçe sıkı sıkıya belirlendiği bu dönemlerde. dini aidiyetlerin yanı sıra aşiret kimlikleri ve dil farklılıkları da sosyal dünyaların ayrışmasında önemli belirleyenlerdi. Bu anlamda Alevi topluluklar arası evlilikler. kişi açısından bu dünyanın terki ve benzer dinamiklerle farklı kimlik üreten bir başka gerçekliğe geçiş anlamı taşıyordu. giden kişi açısından kelimenin tam anlamı ile dönüşü olmayan bir gidişti. Farklı bir büyük aileye katılmakta ve onların genel karakteristik özellikleri içerisinde erimekte yahut başlangıçta çatışarak uyum sağlamakta yahut da ayrılmaktadır. Gittiği ailenin bir parçası olur ve onun hukukuna bağlı kalırdı. en az Alevi . kadının geri dönme gibi bir durumu kesinlikle söz konusu değildi. kadının evlilik yolu ile başka bir aileye geçişi. Eğer ailesine mekân olarak çok yakın değilse. Farklı aşiret kimliklerine tabi olma öncelikle bu kimliklerin ima ettiği sosyoekonomik bir toplumsal örgütlenmeyi. Zira kadın. Güneyde Kurmanci konuşan Aleviler ile kuzeydeki Kırmancki konuşan çoğunluk arasındaki evlilikler de en az Alevi–Sünni evlilikleri kadar giden kişinin . Alevilerden Sünni topluluklara geçen bireylerin yaşadıkları değişim süreçleri ile de birebir örtüşmektedir.gerçekleşmesinin ya da farklı topluluklara gidişinin de fazlaca bir önemi yoktur. Geleneğin tüm kurumları ile bütün topluluklar açısından hüküm sürdüğü dönemlerde. bu örgütlenmenin üzerinde vücut bulduğu doğal çevreyi ve bu topluluğun kendisini çevreleyen evrene dair genel tutum ve davranışlarını belirliyordu. Dış dünyadan herhangi bir yere evlilik yolu ile gidiş. içerisinde yaşadığı evi ve çevresinde örmüş olduğu tüm sosyal ilişkileri terk etmektedir.

Diğerleri ile paylaşabildiği yegâne ortak alanlar.başka bir dünyaya geçişini işaret edecek düzeyde önemli değişimlerdi. neredeyse sadece kadınlar aracılığı ile yaşatılmaktadırlar. görüşmecinin gençliğinde hayatta olan ve ‘1938’i sağ atlatabilmiş kuşaklarda ve onların çocuklarında büyük oranda canlıdır.108 İç-Tunceli aşiretleri ile güneydeki Pilvenk gibi büyük aşiretler arasında 1938 öncesi yaşanan sorunlu ilişkilerin sonraki kuşaklarda bıraktıkları kalıcı etkiler. Böylelikle. Şüphesiz bu canlılık en çok kadınlarda görülmektedir. Bilhassa dilin anlamlandırdığı kültürel değişim. Bu yargıyla sürekli olarak yüzleşmişti ve yalnızdı. Geldiği yeni çevrenin dilini hiç bilmemektedir ve başkaca da bir ortak konuşma dili henüz yoktur. değişimde yaşanan zorlanma son derece belirgindir. Kadınların toplumsal yaşam içerisindeki lokal pozisyonları. Çoğu örnekte görüldüğü üzere. . Kendisinin tek kelime Kırmancki bilmediği günlerde de ve topluluğun bir parçası haline geldiği sonraki on yıllarda da kendisine atfedilen ‘yabancı’ kimliğinin aslında hiç değişmediğini özellikle belirtiyordu görüşmeci. kırsal yaşam içerisindeki hayatın kadınlara yüklediği ödevler ile topluluğun temel kodlarını 108 Günümüzde Alevi topluluklar içerisinde Kurmanci ve bilhassa Kırmancki hızla gündelik yaşamın üzerine kurulu olduğu dil özelliğini yitirirken. inanç bakımından farklı olmasa da konuşulan dil ve kimliğin üzerine inşa edildiği tutum ve davranışlar açısından başka bir dünyaya geçiş. birey nezdinde ve içerisine girdiği topluluk açısından son derece önemli bir olaydır. kurdukları hayatın dilini de fazlaca bozulmadan yaşatabilmelerine olanak sağlamıştır. Alevilik gibi temel bağlayıcı bir kimlik kodunun dahi önemsizleşebileceğini göstermektedir. Bugün 50’li yaşlarında olan Pilvenkli bir kadın görüşmeci henüz 17 yaşında iken yaşadığı evliliği ve iç-Tunceli’ye gelişini anlatırken dahi gözle görülür derecede yaşanan zorlu uyum süreçlerinin izlerini taşımaktadır.

Alevi ve Sünni evliliklerin neredeyse tümü. Aleviler açısından da durum çok da farklı değildir. AleviSünni evlilikleri. meşru saydığı ritüellerin dışında kendine özgü bir hukuk yaratmıştır. birbirinden son derece farklı topluluklar arası evliliklerin biçimi de normal olanın kırılışını işaret eder niteliktedir. Alevi ve Sünni evlilikleri. damat ve görüşmecinin babası arasında sağlanan bir anlaşma ile gerçekleşmişti. Bu tarz. Toplulukların kabul ettiği. Dolayısı ile dili de yine bu alanlar vasıtası ile öğrenebilmiş. Feodal yapının hâkim olduğu dönemlerde ve yaygın olmasa da günümüzde. Bilhassa Sünnilerdeki beklenti. topluluklar arası evliliklerin biçim ve içeriği de değiştikçe bu yolla evlilikler de bazı farklılıklara uğramışlardır. Ancak son kuşaklarla birlikte. Daha doğrusu gelin adayının erkek evine kaçışı yahut kaçırılışı ile mümkün olmuştur.işaret eden din kimliği idi. Yörede bu türden. bilhassa farklı topluluklar arasında yaşanan evliliklerin sahip olduğu temel bir özelliğe dönüşmüştür ve tüm taraflarca da böylelikle kabul edilmektedir. büyük çoğunlukla rıza gösterilen ya da ‘öngörülen’ bir durum değildir. Evlilik yolu ile geçiş ve dolayısı ile karşı karşıya gelen topluluklar birbirlerinden öylesine farklı anlam kodlarına sahiptirler ki söz konusu ilişkinin gerçekleşmesi de bir o kadar ayrıksıdır. evliliklerin kendi kimlikleri içerisinden gerçekleştirilmesidir. ailelerin karşılıklı anlaşmaları ile değil evlenecek tarafların kaçışları şeklinde gerçekleşmektedir. Nadir bir örnek olsa da bu görüşmecinin evliliği. sosyal bir olgu olarak geçmişten günümüze zaman zaman kesilse de varlığını korumaktadır. yeni çevresinde akıp giden hayata böylelikle karışabilmişti. Ancak yine de Alevi topluluklarda genç kadınların evlilik tercihleri üzerinde Sünniler ile kıyaslandığında belirgin bir hareket alanının varlığı görülebilmektedir. .

Evlilikler zora değil. Bu durumun tersi örnekleri de mevcuttur. ‘O’ ve ‘onlar’ın hemhal oldukları bir durum söz konusudur ve artık bunun dönüşü yoktur. onlara karıştı artık’ denir. özgün tutum ve davranışları benimseme daha rahat bir geçiş sürecine işaret etmektedir. ailesini yani içerisine doğduğu sosyal çevreyi geride bırakma pahasına vermektedir. evlilikler dolayımıyla Sünni topluluk içerisine gelen civar Alevilerdir. Kadının Alevi topluluk içerisinde oynadığı toplumsal cinsiyete dayalı rollerin Sünnilerde de büyük benzerlikler gösteriyor oluşu. kadının başka bir dünyaya geçişi olarak kabul görür.Bu tür evlilikler gerek Aleviler nezdinde. kaynaşmanın yaratabileceği zorlanmaları azaltan bir başka etkendir. Pertek ve çevresindeki Sünni nüfus içerisinde sesiz sedasız varlığını koruyan kadınların bir bölümü. ancak kirvelikte olduğu üzere işlevsel değildir. Kadın kimliği üzerinden ortak bir kaderi paylaşıyor olmanın yarattığı özdeşlik duygusunun. Zira kadın. Böylelikle Sünni topluluk ile kaynaşma. kadının gidişi yani ait olduğu kültürel bütünden çıkışı üzerine kuruludur ve bu anlamda kadının geniş çaplı toplumsal süreçleri kirvelik kadar bağlayıcı bir pozisyonu yoktur. Evlilikler. Söz gelimi. taraflar arası anlaşmaya dayalı kaçmalar şeklinde gerçekleştiğinden. kimliğin değişiminde önemli bir yardımcı faktör olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Ancak bu tavır şüphesiz mevcut durumun sadece bir tarafıdır. yukarıda bahsettiğimiz aşiretler arası evlilik örneğinde olduğu üzere. kendilerini çevreleyen çoğunlukla kurulan bir ilişki biçimidir. içerisine gireceği farklılık hakkında bilgi sahibidir ve kararını. . kadının yaşadığı kimlik değişimi de görece kolaylık kazanmaktadır denilebilir. Alevilerden Sünnilere bu yolla giden kişiler için ‘O. Zira evlilik. Sünni topluluklar böylelikle varlıklarını kalıcılaştırmışlardır.

Günümüzde de Alevilerden Sünnilere doğru gerçekleşen evliliklerin önemli bir kısmı ailelere rağmen gerçekleşmektedir. son kuşakların sosyalleşme dönemlerinde kuvvetlenen etniklik söylemleri ile özellikle iletişim teknolojilerindeki ilerlemeler oluşturmaktadır. genç kadınlarda da belirgin tutum ve davranışların gelişmesini beraberinde getirmiştir. eski kuşaklarda olduğu gibi tamamen topluluk içerisinde erimektense. Alevilik her iki dönemde yaşananların üzerinde yükseldiği temelde kimlik kodu olarak genç kuşaklar içerisinde ciddi anlamda yeniden üretilmiştir. Aleviliğin çok farklı işlevlere sahip olduğu söylenebilir. En belirgin örneği ise farklı bir çevreye giren genç kadının. Tunceli’nin bilhassa Kürtlük ile özdeş tutulan Alevilik kodları açısından etniklik algılarının Türkiye’de yükselişinde ve zamanla kendi içlerinde ayrışmasında son derece özgün bir merkez rolü üstlendiği rahatlıkla söylenebilir. Alevilik. Kadın. girdiği ailede ve toplulukta karşılaştığı kimi sorunları sahip olduğu Alevilik kodlarını canlı tutarak aşmaya çalışmasıdır. genç kadınların benlik algılarındaki önemli bir belirleyendir ve sahip olduğu canlılığın temel itimini. Dolayısı ile Tunceli’de Alevilerden Sünnilere doğru yaşanan evliliklerde genç kadınların . eskiye kıyasla çok daha farklı bir durum söz konusudur. böylelikle bilhassa Pertek ve çevresindekilerin geleneksel ilişkilerinin kuvveti sebebiyle Sünni topluluğun kimi ritüellerine katılmakla birlikte kendi değerlerini de önemli bir dayanak noktası yapabilmektedir. Şüphesiz bugünde. mevcut farklılığı daha fazla ön plana çıkaran ve farklılığını kendisini çevreleyen hâkim kimlik evrenine karşı politize ederek var eden bu algılayış. çoğunlukla ailesiyle olan ilişkisini yani sosyal çevresi ve edindiği kimliği ile ilişkilerini canlı tutmakta. Bu tür durumlarda. İnanç boyutundan ziyade.

Sünniliğin kimi pratiklerinin ima ettiği ‘ideolojik öteki’nin dışında kalan ‘demokrat. Her ikisi de içTunceli’dendiler.tercihleri. iç Tunceli’deki yerli Sünnilerin tüm karakteristik özelliklerini taşıyordu. Tunceli’de Alevilerden Sünnilere doğru yaşanan evliliklerde evliliğin gerçekleştiği mekân da son derece ilginç ayrıntılar ortaya çıkarmaktadır. Alevilik’le ilgili süreçlerin ailenin yaşamında etkinliğini de beraberinde getiriyordu. siyasal – sosyal gelişmelerinden hareketle sahip olduğu özgünlüğü her daim canlı tutmakta hem de içerisinde doğduğu sosyal çevre ile gerek birebir gerekse televizyon gibi kitle iletişim araçları vasıtasıyla genele bağlı kalarak kimliğini canlı tutabilmektedir. Böylelikle genç Alevi kadınların iç-Tunceli’de kendi kimlik kodlarının toplumsal yaşamda hâkim olduğu durumlarda gerçekleştirdikleri bu tür evlilikler. Dolayısı ile genç kadının gerek ailesi ile olan yakın teması gerekse hâkim kültürel evrenin bir parçası oluşu. gündelik yaşam içerisinde fark edilebilecek bir söylem yahut davranış geliştirmemişti. Ailenin babası. Sonuç olarak birey hem içerisine doğduğu Alevilik kimliğinin kamusal alana da taşan popüler imaj ve sembollerinden. laik sünniler’e doğru olmaktadır. siyasi ve ideolojik yüklemelerin etkisinde kalmadığından. Ancak bunun tersi örnekleri de mevcuttur. Tutum ve davranışları itibari ile genel Alevi çoğunluktan kendisinin ayırt edilebileceği bir nokta yoktu. Pertek ve çevresinde olduğu üzere Sünnilik kimliği. Evlilik içerisinde. bir . bu bakımdan son derece özgün bir örnek teşkil etmektedir. Örneğin Cem’lere birlikte gidiliyordu. İçTunceli’de karşılaştığım henüz 30’lu yaşlarının başlarındaki genç bir çift. Hâkim çoğunluk ile özdeş bir aile yapısı ve sosyal davranış kalıpları hüküm sürmekteydi. özellikle konuşulmadığı sürece Sünniliğin varlığı belirsizdi.

Bu tür ailelerde doğan çocuklar ise büyük çoğunlukla Alevi kimlik kodları ile yetişerek azınlığın çoğunluk içerisinde erimesinde. her ne kadar yeni kimlik süreçlerinin tetiklediği ve bireyler üzerinde etkide bulunan süreçlerin izleri yaşansa da Pertek ve çevresi gibi Sünniliğin politikleşerek. eğer ki karşı taraf Alevilerce ‘demokrat’ görülmüyorsa kesinlikle tasvip edilmiyor.‘gidişten’ ziyade çoğunluğun lehine bir ortaklaşmayı ifade ediyor ve böylelikle anlamlandırılıyor. yeni hayatın çatlaklarında bilhassa dini alanda varlığını sürdürmektedir. kendi kimlik kodlarını evlilik içerisinde gerçekleştirmeleri de yukarıdaki örnek kadar rahat gerçekleşemiyor. Ancak her halükarda geride bırakılan kimliğin izleri. Alevi ve Sünni kadınların bilhassa ziyaret kültlerinde gösterdikleri benzer davranış örüntüleri de bu ortak kökenden hareket ediyor . Pertek ve çevresindeki geleneksel Sünnilik algısının içerdiği kitabi olmayan öğeler. yerellikten sıyrılarak yeniden tanımlandığı güney kısımlarda Sünnileşme. içerisine girilen çoğunluk karşısında tutunulabilecek bir araca dönüşüyor. Günümüzdeki evliliklerde. Alevi ve Sünni topluluklar arasında 1970’lerden bugüne kimi zaman yükselen kimi zaman azalan temposu ile süregiden kamplaşma ve gerilimlerin izinde. Dolayısı ile hâlihazırda bu tür evlilikler. büyük ölçüde bu izlerin yaşadığı alanları işaret eder. bir başka tabirle ‘doğal asimilasyon’da önemli roller alıyorlar. gelen kişinin içerisine dâhil olduğu kimlik bütününü işaret etmiş oluyor. bu tür evliliklerde kadının kimliği evliliğin dâhil olduğu sosyal çevrenin kimlik kodlarının dışına çıkamamaktadır. Pertek gibi merkezlerde ise bu evlilikler yine büyük oranda genç kadınların isteklerine göre biçimlenirken. Burada Alevilik ancak bireysel kimliğin.

Benzer şekilde dinle ilgili diğer bazı pratiklerde de Sünnileşen kadınların geçmişleri. tıpkı evlilikler dolayımı ile bir başka kimlik evrenine girenlerde olduğu . Köken olarak ‘yabancılık’. Tüm bir 19. özellikle 1938 öncesinde kalan uzun yüzyıllar boyunca yaşanan savaşların. Nedense onların yaptıkları hep daha lezzetli olur. hatırlanabilen yazısız geçmiş içerisinde sonradan Sünnileşmelere ilişkin bilgiler oldukça canlıdır. yüzyıl ve öncesinde benzer örneklerinin pek çok kez görülmüş olmasına rağmen özellikle bu iki olayı tercih edişimizin sebebi. çatışmaların ve büyük çaplı sosyal hareketliliklerin etkisi ile yerli Sünni topluluklarla kaynaşan insanların akrabaları oluşturmaktadır. Sünni toplulukların kolektif hafızasında. bilirim…” (Alan Notları : 20 – 04 – 06 / Elazığ). olayların canlı tanıklarının nadir de olsa hayatta olmaları ve özellikle yaşlı kuşakların hafızalarında bu yıllarda Sünniler ile yaşanan ilişkilerin canlı kalmış olmasıdır. topluluk içerisinden hayli ilginç ayrıntılarla da karakterize edilebilmektedir: “Bi de ilginçtir… Onlardan gelenleri yaptıkları aşure ile tanırsın. Yani aşure bizde de vardır ama onlarınkisi hep farklıdır… Ben de bi aşure bağımlısıyım. Burada. söz konusu ettiğimiz başlık altında değinebileceğimiz iki önemli olay ve topluluk vardır: 1915 yılında zorla göçe maruz kalan Tuncelili Ermeniler ile 1938’de benzer bir akıbeti paylaşan Alevi çoğunluk.görünmektedir. 2) Tarihi Olaylar: Pertek merkez de dâhil olmak üzere Tunceli’nin güney hattını çevreleyen bugünkü ilçe merkezlerinde yaşayan yerli Sünnilerin önemli bir kesimini.

109 Çoğu görüşmeci özellikle ‘genç kızlara’ vurgu yapmıştır. Bu çocukların ve apar topar evlendirilen yahut evlendirilmek üzere bırakılan genç kızların oldukça önemli bir bölümü Alevileşirken. zanaatkârlıkla uğraşanlardan bir bölümü de ilişki içerisinde oldukları Sünni ailelere çocuklarını bırakmışlardır. Bunlara göre: 1915’de zorunlu göçe tabi tutulan Ermenilerin önemli bir kısmı yanlarında götüremedikleri küçük çocuklarını ve genç kızları109 öncelikle en yakın komşuları ve kirveleri olan Alevilere bırakmışlardır. Özellikle bu iki olayın yerel toplulukların kolektif hafızalarındaki yerleri hayli kuvvetlidir. çevre köylülerden güvendikleri ailelere evlatlarını emanet ederek. . büyük olasılıkla bir daha dönemeyeceklerinin farkındadırlar ve sonu belirsiz bir yolculuğa çıktıklarının yıkıcı psikolojisi içerisindedirler. Ermeni ailelerinin göç esnasında. ‘genç kızlarını’ dahi bırakmak zorunda kalışları son derece canlı bir örnek olarak günümüzde de Ermenilerin içerisine düştükleri çaresizliği açıklamakta kullanılan bir veri olarak yaşamaktadır. bilmedikleri bir sona ve olası kötü sonuçlara taşımaktansa öteden beri tanış oldukları komşularının vicdanına bıraktıkları ve onlara karışmalarını tercih etmiş oldukları anlaşılmaktadır. belirli bir yaşın üzerindeki görüşmecilerde kendi kökenlerine dair bir önceki kuşağın anılarını yakalamak olasıdır. bireyle özdeşleşmekte ve hatta ondan gelen kuşaklarda da etkisini sürdürebilmektedir. en yakın komşularına yanlarında götürmek istemedikleri çocukları da emanet etmek olmuştur. Bu ailelerden Pertek gibi merkezlerde ikamet eden ve esnaflık. doğal olarak Sünni ailelere bırakılanlar da zamanla Sünnileşmişlerdir. Ermeni toplulukların yaşadıkları trajedinin boyutları komşularını öylesine etkilemiştir ki. Yöredeki tüm topluluklarda son derece etkin bir kavram olan ‘namus’un kendisini var ettiği kadın imgesinin. Ermeniler açısından ‘genç kızlık’ vurgusuyla örtüştürülmesi. Göç ettirilenler. bilhassa genç kızları.gibi. Taşınmaz mallarının yanı sıra nelerle karşılaşacaklarını bilemedikleri bu uzun yolculuk karşısında yapabildikleri. sadece diğer toplulukların yaşanan olayın boyutlarını sergilemek için başvurdukları en uç örneklerden birisi olarak kavranılmakta ve aktarılmakta olduğunu düşündürtmektedir. Az da olsa.

1970’li yıllar içerisinde büyük çoğunluğu Türk milliyetçi söylemin ve hareketlerin etkisinde kalan Sünni kuşakların bugünkü temsilcileri ve akrabaları büyük çoğunlukla Elazığ’da yaşamaktadırlar. Tezimiz içerisinde bir başka konu çerçevesinde işlediğimiz en çarpıcı örneklerden birisi ‘soyu bozuk imam’ ve babalar arasında geçenlerdir. Her halükarda Ermeni bir geçmiş. Bir başka çarpıcı örnek ise.Günümüzde köklerinin bu genç kuşak Ermeni’lerden geldiği bilinen Sünniler vardır. onların geçmişlerinin muğlâklığına ve ‘sonradan olmuş’luklarına dikkatli vurgular da yöneltmişlerdir. Eğer kişinin atalarının Ermenilerin götürülüşleri esnasında kendilerine bırakılan bir kadın yahut erkekten geliyor ise bu. kendi içlerine dışarıdan gelerek karışanlara dair bir kod her daim canlıdır. Hatta Türk milliyetçi söylemi paylaşan ve fakat farklı siyasi partilerde kendilerini ifade eden görüşmeciler dahi diğer rakipleri hakkında konuşurken. önemli bir kısmı Türk milliyetçi söylemin etkin birer aktivisti olan bazı Sünnilerin de köklerinin bu kuşağa dayandığının bilinçlerde canlı tutulmasıdır. özellikle kendisini ve çevresini Türk milliyetçi yahut İslami bir söylemle ören çoğu Sünni’de kabul görmeyen bir . kişilerin sahip oldukları köken geçmişleri olabilmektedir. bizzat o kişide görülen herhangi bir sorunun nedenine ilişkin açıklayıcı bir veri olabilmektedir. taraf olmakta ısrarcı davrananları Alevi çoğunluğun içerisinde barınamaz duruma getirmiştir ve dönemin resmi imkân ve koşullarından faydalanarak bu ailelerin çoğunluğu Elazığ’a göç etmişlerdir. insanların birbirleri hakkındaki yargılarının önemli bir belirleyeni yahut daha doğru bir ifade ile gerekçelendirmesi. Ne ki Sünni topluluklarda. Anlaşılan odur ki Sünni topluluğun kendi içerisindeki çatışmaya yahut rekabete dayalı sosyal ilişkilerde. Yaşanan çatışma ve kamplaşmalar.

Ermenilik bağıntılarına maruz kalanlara göre daha makul kabul edildikleri de belirtilmelidir. 19. Bu şekilde Sünni olduğu bilinen azımsanmayacak sayıda Alevinin varlığından rahatlıkla bahsedilebilir. geçmişte mevcut bu tür politik söylemlerin göreceli olarak dışında durmaktadırlar ve kimlik algıları. Bu ortaklaşma. Çocukluk yahut ilk gençlik dönemlerinde Sünni topluluklar ile temas ederek bu şekilde sosyalleşip zamanla Sünnileşenlerin önemli bir bölümü de civardaki ve bir şekilde Sünniler ile temas etmiş iç-Tunceli’deki Alevilerdir. Alevilerde Sünnilerde olduğu kadar ötekileştirilmemekle birlikte yine de sahip olduğu ‘gayrı-Müslim’ özelliği ile ayırt edilmektedir. Böylesi bir durumda da geçmişlerindeki muhtemel bir farklılık gayet doğal karşılanan bir olgu olmaktadır. zamanla bu topluluklar içerisinde sosyalleşmiş ve aile kurarak karışmışlardır. Zira alanda temas edilen Sünnilerin çoğunluğu. Güneydeki Sünni topuluklara sığınarak tarım işçiliği yapmışlar. Zira Ermenilik. Köken olarak Alevilikten gelme Sünnilerin. Sünni din önderlerince Alevilerin İslam algılayışları kabul edilemez bulunsa da hâkim köylü çoğunluk. yüzyıl içerisinde ve 20. Bu şekilde Sünnileşenlerin sayısı bilinmediği gibi.durumdur. iç içe yaşadığı komşularını ‘gayrı-Müslim’den özenle ayırmaktadır. yüzyıl başlarındaki isyanlarda da görülmekle birlikte esas olarak 1938’de kitleler halinde öldürülen ve sürgün edilen Aleviler’den arta kalan yığınların önemli bir kesimi Sünni topluluklara sığınmış yahut verilmiş ve böylelikle zamanla bu topluluklara karışmışlardır. geçmişle olan sıkıntılı ilişki de sadece bu politik kurguların zorunlu kıldığı katkısız bir geçmişin yarattığı ikilemden doğmaktadır. daha ziyade güncele ilişkin kaygı ve beklentiler üzerinde odaklanmaktadır. .

bazı kaynak kişilerin 1938 sonrasına denk düşen anlatılarında karşılaşıldığı üzere bugün hiç yerli Sünni nüfusa sahip olmayan Pülümür. Buna göre. yerel Sünniliğin fazlaca değişmesini de engelledi. Tüm bu göçlerin temel sebebi ekonomik kaynakların ve geçim etkinliklerinin sahip olduğu sınırlılıklardı. Kurtuluş savaşı sonrası Yunanistan ile yapılan nüfus değişiminde Türkiye’ye getirilen Balkan kökenli Sünni ailelerdi yahut yereldeki tabiri ile Muhacirler yahut Boşnaklar’dı. Tunceli Merkez ve Nazımiye gibi ilçelerde de bir döneme kadar Sünniler yaşamaktaydı. Fakat Tunceli’de kalıcılaşmamış olmaları ve dışarıdan getirilenlerin hemen hepsinin zamanla göç etmiş olması. İşte bu ailelerin büyük çoğunluğu. Ancak nerdeyse hemen hepsi kısa süre içerisinde kendilerine verilen arazileri terk ederek yahut Alevilere satarak başta Elazığ olmak üzere daha verimli ve geniş arazilerin olduğu illere göç ettiler. . Ancak yine de Tunceli’deki yerli Sünni nüfusa belirli ölçülerde nüfus katkıları oldu. iskân politikaları çerçevesinde Tunceli’ye yerleştirilen ve köken olarak başka yerlerden gelen Sünnilerden oluşmaktadır. 19. yüzyıllarda devletin düzenlediği nüfus hareketleri. 3) Göç: Gerek güneydeki gerekse bugün artık sayıları ve görünürlükleri son derece zayıflamış olan iç-Tunceli’deki Sünnilerin bir kısmı.Alevilikten Sünniliğe geçişleri ‘doğruyu bulan ve özü bizden olan’ biçiminde meşrulaştırılmasını kolaylaştırmaktadır. ve 20. Şüphesiz bu ailelerin Sünnilik algıları alan çalışmasını gerçekleştirdiğimiz Pertek ve civarındaki ailelerin algılarından ve diğerlerinden farklıydı.

Zira bu ailelerin seyitleriyle. Bu büyük ailelerin hizmetine girerek sadece emeklerini pazarlamakla kalmadılar bir yandan da onların tebaası olarak hâkim kültürün içerisinde de zamanla eridiler. geçen yüzyılın başlarında önemli oranda Sünnileştiler. gelen Alevi ailelerin mevcut geçim kaynaklarına ulaşabilmede kendileri gibi alt sınıf Sünni ailelerle olan rekabetleri de belirleyici idi. ebeveynlerinin kabul etmiş oldukları sosyal gerçekliğin içerisinde kültürlenerek yerel Sünniliğin nüfus gücüne de farkında olmadan katılmış oldular ve geriye dönük bir ilgi de söz konusu olmadı. Bunların tamamını ‘düşkünlük’ . zaman içerisinde.Göç olgusu içerisinde değerlendirdiğimiz Alevilerden Sünnilere geçişlere 1970’ler sonrasında Pertek’te kısmen rastlanmakla birlikte daha ziyade Elazığ gibi büyük kent mekânlarında yaşayan Tuncelili Sünni toplulukların içerisinde karşılaşılmaktadır. gelen ailelerin sonraki kuşaklarında farkında olunmadan ve sorunsuz gerçekleşti. Alevilik gibi kimlik kodları yeterli derecede ötekileştirilmeleri için birer veriydi. ‘aşiretten olma’. Bu türden geçişler. topluluklarıyla olan bağları hâlihazırda kopmuştu. Gerek 1938 gibi tarihi süreçler içerisinde gerekse yine ekonomik sıkıntılardan yahut aşiret çatışmalarından kaynaklanan göçler neticesinde Pertek’teki Sünni çoğunluğa karışan ve buradaki büyük ailelerin yanlarında sadece tarım işçiliği yaparak geçinen aileler. Bu geçişte. Benzer şekilde geçen yüzyılın başlarında Pertek ilçe merkezi gibi Sünni nüfusun hâkim olduğu ve yerel ekonomi ile tarım–hayvancılık kaynaklarını kontrol altında tuttukları dönemlerde buralara gelerek Sünnileşen Alevilerin bir kısmı da kendi toplulukları ile bağları koparılmış ailelerdi. Sahip oldukları ‘dağlılık’. Genç kuşaklar.

düzenlenen Cem törenlerinde suçlu bulunmuşlar ve eğer ki olabilecek en ağır ceza yani düşkünlük yani topluluktan uzaklaştırma ile cezalandırılmışlarsa. Ekonomik yahut sosyal bazı nedenlerden ötürü daha ziyade Elazığ’a yönelen göçler neticesinde Alevilerin değil de Sünnilerin hâkim olduğu mahallelere . bazıları Sünni topluluklar içerisinde yeni bir hayat kurmayı deniyorlardı. geriye dönüş yahut temas olanağı dahi olmadığından fazlaca çatışma ve gerilim yaşanmaksızın gerçekleşebiliyordu. Daha doğru bir deyişle. tüm bir yüzyıl boyunca da devam etti ve günümüzde de etkinliğini koruyor görünmektedir. Bu yüzden topluluğuna rest çeken yahut atılan bireyler. Bu şekilde yaşanan Sünnileşmeler şüphesiz ki en rahat geçişlerden birisiydi. Kısacası ölümdü. kolaylıkla yerini bir başkası ile doldurabiliyorlardı. Bilhassa geçen yüzyılın başları gibi geleneğin ve teknik düzeyi son derece düşük tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin hâkim olduğu dönemlerde topluluktan soyutlanma ‘aç kalmakla’ ve olası aşiret tehditleri karşısında ‘yalnız kalmakla’ özdeşti. kaçınılmaz olarak bu boşluk dolduruluyordu ve başka bir sosyal evrene geçiş. Geçen yüzyılın başlarında Pertek gibi mekânlara gelen Alevi ailelerin Sünnileşmesi bahsinde değindiğimiz bir etken. Bazılarıysa farklı aşiretlerin içerisine göç ediyor ve başka seyitlere talip olarak bağlanıyorlardı. Kimi zaman tek başlarına kimi zamansa aileleriyle birlikte içerisinde yaşadıkları toplulukla yahut komşuları ile çeşitli sorunlar yaşıyor. aileler Sünni topluluklar içerisinde geldiklerinde kendilerini var ettikleri kültür–kimlik bütünlüğünden kopmuş yahut koparılmış olduklarından. Zira Alevilikteki en ağır ceza olan düşkünlük. tüm bir topluluktan soyutlanmayı beraberinde getiren bir cezaydı.cezası almış aile bireyleri ve onların takipçileri oluşturuyordu.

Her şeyden evvel Sünnileşme aile bireylerinin tümünde değil daha ziyade ailenin geçimini sağlayan aile reislerinde görüldü. Kimileriyse şaşırtıcı bir biçimde Türk milliyetçi söyleme kayarak bu cemaatlerin içerisinde eridiler ve fakat ilginç bir şekilde içerisinden geldikleri çevreyle de olan bağlarını canlı tutmayı bildiler.yerleşenlerden Alevi göçmenlerden bazıları da zamanla Sünnileştiler. İçerisinden çıktıkları Alevi topluluk çok azına tavır takındı. Bu ikilemde kalanların çoğunluğunda son derece uç noktalarda olmak üzere iki yönelim ortaya çıktı. Aleviler ile iç içe yaşayan komşularından ziyade. Ancak bu Sünnileşme geçen yüzyıldaki örneklerinden hayli farklı oldu. Her halükarda bu pozisyondaki insanlar . Fakat bir sınır her zaman için mevcut oldu. ötekileştirdiği bu kimliğe karşı daha katı tavır alışı. Zira bu durum onlar için bir kazançtı ve böylelikle devamının geleceği umuluyordu. Genellikle kendileriyle tekrar temas edenlere. İlki. karşı tarafın olanaklarından faydalanabilecek bir ilişki kategorisinde değerlendirerek ses çıkarmadılar. Yeni sosyal çevreye uyum yahut o çevreyi terk etmek. Bazıları o kadar ileri gittiler ki Elazığ’daki popüler tarikatlara üye oldular. Babanın kendisini çevreleyen iş olanaklarından faydalanabilmesi. Zira Elazığ’ın İslami ve Türk milliyetçi söylemin aktif bir merkezi oluşu ve bu söylemlerin egemen olduğu kitlelerin. Sünnileşen bireylerin yahut ailelerin dâhil oldukları yeni cemaatleri ve çevreleri ise bu ilişkilere sıcak baktılar. geride bırakılan Tunceli ile birlikte oraya ait olan kimliğin de terki idi. hele ki ticaret gibi belirli bir sosyal çevre gerektiren etkinlik içerisinde ise hâkim çoğunlukla aynı kimlik kodlarını paylaşmasını zorunlu kılmaktaydı. kaçınılmaz olarak bir tercih durumunu ortaya seriyordu.

mevcut durumdan sonuna değin faydalandılar. çoğunluk içerisinde sosyal ve ekonomik kaynakların paylaşımındaki güç dengesizlikleri ve bu durumda ortaya çıkan varlık stratejileri olduğunu öne sürebiliriz. İkinci kuşak ise büyük çoğunlukla içerisine doğduğu kimliğin aktif bir üyesi oldu. yerel ekonomik hayatın ve toplumsal yapının çoğunlukta olan kimlik grubunca denetlenmesi. Geçmişi topyekûn ret ve yeniden yazma ile aktif siyaset bu kuşağın belirleyici bir yönü olmuş görünmektedir. Bu durum. Zira ilk geçişi gerçekleştiren ebeveynleri. kaynaklar için rekabeti arttırmakta ve hâkim grup da kendi içerisinde çeşitli alt çıkar gruplarına bölünmektedir. Mevcut kaynakların kısıtlılığı. Gerek geçmişte gerekse günümüzde devlet kurumlarının. her daim önlerine sürülen bir kozdu ve tıpkı bir önceki kuşak gibi bunun da telafisi mevcut kimliğin temsiliyetinin başarısı ile doğrudan ilgiliydi. Bu kategori altında toparladığımız geçişleri ortak bir paydada bir araya getirmek istersek bunun. . Geçmişleri ancak yeni kimliklerindeki başarılı temsilleri ile telafi edilebilirdi. Böylelikle farklı kimlik kodlarına sahip olmak gibi baştan tasfiye edici durumda olan azınlık gruptakilerin bir bölümünde de zamanla kendi kimliği ile hâkim kimliği yer değiştirdikleri görülebilmektedir. hâkim grubun içerisinde azınlıkta kalanlarca ancak benzer kimlik kodlarının paylaşıldığı sürece faydalanabilecekleri bir durum ortaya sermektedir. dönüşümün yarattığı sosyalpsikolojik gerilimi yeni kimliği olabilecek en ileri noktalara kadar sahiplenerek kabullenmişlerdi. Herkesçe bilinen geçmiş. Kendilerinden sonra yeni sosyal çevreye doğan kuşaklar ise geçmişleri ile olan bağlarını tümüyle koparmışlardı. sonraki kuşaklarda Türklük ve bağdaştırılmış Sünni–İslam’ın ateşli birer savunuculuğu şeklinde ortaya çıktı.

Ardından da yaşadıkları değişim gelmişti. bireyin yukarıdaki gibi zorlayıcı çevre koşullarından ziyade. Şüphesiz ki burada da geçim kaynaklarına erişim yahut daha fazlasından faydalanma gibi belirleyici etkenlerin varlığından bahsedilebilir. . 1970’li yıllarda yurt dışına devam eden işçi göçleri içerisinde gittikleri ülkelerdeki Türkiyeli göçmenlerle birlikte çalışmışlar ve zaman içerisinde özellikle 1990’larda popülerleşen İslami şirket ve cemaatlerle sıkı bir ilişki içerisine girmişlerdi. Alanda tesadüf ettiğimiz ve bu grupta değerlendirebileceğimiz görüşmecilerin hâlihazırda yurtdışında işçi olmaları da kayda değer ortak bir özellikti. Onlara göre dönenler. Zira bu kaynak kişilerin tesadüfen temas edilen uzak akrabaları da bu yönlü açıklamalarda bulunmuşlardır. Kişisel tercihler olarak nitelediklerimiz. yurtdışında önemli bir sermaye birikimini elinde tutan İslami çevrelerle yine kendi çıkarları için birlikte olmuşlar. neticede de inançlarını yitirmişlerdir. Hemen belirtmek gerekir ki bu şekilde yaşanan Sünnileşmeler genel toplam içerisindeki en düşük kısmı oluşturmaktadır.4) Kişisel Tercihler: Sadece Pertek ilçe merkezi ve yakın çevresinde değil. böylelikle eski çevresinden de doğal olarak ayrışmak durumunda kalmaktadır. kendi iradesi ile gerçekleştirdiği kimlik değişimlerini işaret etmektedir. Tunceli genelinde Alevilerden Sünnilere doğru yaşanan geçişlerin bir boyutunu da kişisel bazı tercihler veya bununla birlikte değerlendirebileceğimiz ve kaynaklarını dışarıdan alan bazı örgütlü faaliyetler oluşturmaktadır. birtakım süreçlerin neticesinde inanç ve pratiklerini Sünni–İslam’ın inanç ve uygulama esaslarına göre düzenlemekte. ‘Para peşinde koşmanın sonu budur’ anlayışı hâkimdir. Birey.

2 Fethullah Gülen Çevresinin Etkinlikleri Yörede Aleviler ve Sünnilerce de ‘Fetullahçılar’ olarak bilinen ve örgütlü biçimde hareket ederek değişik yollardan bir tür Sünni misyonerlik faaliyeti yürüten . Sonuç olarak. bu grupta kalan yurttaşların inanç ve pratiklerinde yaşanan dönüşümlerin belirli bir yaşın üzerinde ve kendi iradeleri çerçevesinde gerçekleştiğini söyleyebilmek mümkündür. Fakat artık memleketteki sosyal çevreleri değişmiştir. 3.5. tümüyle Tunceli’ye yabancıdır ve fakat günümüzde gerek resmi kurumlardan gerekse bazı Alevi ve Sünni ticaret kesiminden etkin ve açık bir destek de görmektedir. Pertek gibi merkezlerde Sünni cemaatin birer parçası olmuşlardır. Bu etmen. resmi kurumlar ise Tunceli’de yaşanan ve belirli etniklik algıları temelinde yükselen ve kendileri açısından bıktırıcı bir süreklilik kazanmış olan sorunların kökenine farklı metotları kullanma gibi bir niyet üzerinden yaklaşmaktadır. Ticaret kesimi son derece aşikar bir fayda ilişkisi kurarken. hedeflerinin pek azına ulaşabilmişse de Sünnileşmenin bir başka sebebi olan örgütlü faaliyetlerdir. kazançlarını memleketlerinde yatırıma dönüştürme eğilimi baskın görünmektedir. Tunceli’de son on yıldır yaşanmakta olan bir başka gerçek ise Alevi çoğunluk içerisinde. Tunceli ile de bağlarını koparmayan bu grubun.Ancak elbette ki ‘ikrardan dönen’ bu kişilere dair bilgiler de belirgin bir tepkiselliğin ve yakıştırmaların içerisinden çıkmaktadır.

bu alt başlıkta irdelediğimiz dönüşümlerin nedeni olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye genelinde sahip olduğu ve farklı isim ve kurumlara bağlı olarak kurduğu dershaneler ve özel öğrenci yurtlarıdır. Fethullah Gülen şahsında somutlaşan örgüt ve faaliyetleri Türkiye’nin siyasi ve sosyal gündeminde bilhassa 1990’ların başlarından beri hayli popülerdir.Nur Cemaati’nin. Bu kurumlarının yaygınlığı ve etki derecesinin kuvveti şüphesiz ki devlet bürokrasisi içerisindeki üyelerinden ve hâkim gücü oluşturmalarından ileri gelmektedir. Örgüt. örgütle irtibatlı bazı yerel kaynaklar aileler ile doğrudan temasa geçerek çocuklarını göndermelerini sağlamaktadır. Yerel esnaf. Bu işlem sırasında. Zira bu örgütün hiçbir dershanesinin ve yurdunun bulunmadığı tek il Tunceli’dir. Tuncelili Alevi çoğunluk açısından örgütün bilinen yöntemlerine karşı net bir tavrı da ortaya çıkarmış görünmektedir. Ne ki geçen yıl içerisinde açılan Özel Munzur İlköğretim Okulu. Türkiye’deki seküler sosyal yaşamda ve bununla iç içe olan Alevilere dönük fiillerde üstlenmiş olduğu yıkıcı roller. Bu işleme kimi zaman resmi kurumların ‘sivil’ memurları da aracı olmaktadır. Bu ismin ve ima ettiği siyasal duruşun. Aleviler arasında Fethullah’ın okulu olarak bilinmektedir ve örgüt açısından önemli bir adımdır. bu tür girişimlere yer kiralamama yahut satmama konusunda kararlı görünmektedir. Tunceli’de üniversite sınavına hazırlanmak isteyen yahut peş peşe başarısız olan ve dershaneye gidecek maddi durumu olmayan ailelere ulaşmakta ve çocuklarına Tunceli dışındaki dershane ve yurtlarında ücretsiz eğitim ve barınma olanakları sunmaktadır. Çoğunlukla belirli bir yaşın altındakilere ulaşmaya çalışan örgütün en önemli aracı. . çoğunlukla Alevi olan. Ancak bu okulun da bilhassa devletin yerel kurumlarınca teşvik edildiği ve inşaat için yer verildiği de bilinmektedir.

Bu ilk yıllarda istenen sonuçların alınamaması örgütü başka stratejilere yöneltmiş görünmektedir.Yaklaşık on yıldır süren bu faaliyetlerin örgüt açısından istenen düzeyde sonuçlar vermiş olduğu söylenemese de yaratmış olduğu yıkıcı etkiler itibari ile dikkate değerdir. örgütün ısrarlarına direnerek herhangi bir değişim belirtisi göstermediklerini belirtmişlerdir. böylelikle dayanışma. Örneğin evde yapılan etli yemekler artık yenmemiştir zira ‘Alevi’nin kestiği et murdar’ sayılmaktadır. . Örgütün üniversite öğrencilerinden oluşan ‘belletmen’leri. Çoğu arkadaşlarının. Ancak pek azının bu süreçte yapılanlardan etkilendiği ve bunların ailelerine döndüklerinde oldukça çarpıcı sorunlara neden oldukları anlaşılmaktadır. öğrencilerin katıldığı ve her gün yapılması zorunlu olan ‘sohbet’lerde Fethullah Gülen’in ve temsil ettiği siyasi hareketin Sünni–İslam doktrinlerini öğretmektedirler. Böylelikle temas ve aidiyet hissinin zayıflatılması amaçlanmaktadır. Bilhassa Aleviler için daha önceden Alevilikten Sünniliğe geçmiş öğrencilerin bu görevlere getirilerek. bu süreçte yurtlardaki propagandalara ve namaz ya da oruç gibi fiili zorlamalara dayanamayarak ayrıldığını ve geri kalanların çoğunluğu da kendileri gibi sınava kadar geçen sürede. öğrenciler üzerinde psikolojik bir bağ da yaratılmak istendiği açıktır. Bu şekilde son yıllarda az da olsa götürülen öğrencilerden bazılarının etkilenebildiği anlaşılmaktadır. genellikle de ikişer kişilik ekiplere bölünerek yurtlara dağıtılmaktadırlar. Günümüzde. götürülen çocuklar artık en fazla üç ya da dört. birbirlerinden güç alma imkânlarının daha yüksek olduğunu ve etütler esnasında düzenlenen ‘sohbet’lerde daha diri durabildiklerini aktarmışlardır. Bazı görüşmeciler. Faaliyetlerin başlangıç yıllarında Tunceli’den götürülen erkekler ve kızlar gruplar halinde birlikte kalmalarına müsaade ediliyordu.

Zira kirvelerle. yerel Sünnilik kodlarının da dışında ve son derece kitabidir. inanç ve pratikler açısından. Öte yandan Tunceli’nin sahip olduğu geçim etkinliklerinin sınırlılıkları da burada yaşanmak istenmemesinin başlıca sebeplerinden birisidir. Ailelerin içerisinde bulundukları maddi imkânsızlıkların. Öte yandan bu Sünniliğin etkin bir şekilde içerdiği Türk milliyetçi söylemin birey nezdinde.3 Sünnilerden Alevilere Geçişler Pertek merkez ilçe ve civar yerleşimler başta olmak üzere Tunceli genelinde Alevilikten Sünniliğe geçişler olduğu kadar. Zira örgütün vaaz ettiği Sünnilik. Sünni topluluktan Alevilere geçişler de özellikle 1990’lardan bu yana belirgin bir görünürlük kazanmıştır denebilir.Tunceli’de bu şekilde her yıl 30’dan fazla öğrenci çeşitli illere ve yurtlara götürüldüğü aktarılan bilgiler arasındadır. Bu .5. bu şekilde Sünnileştikten sonra memleketine geri dönerek yaşayan kimse yoktur. böylesi bir dönüşümle birlikte en başından bunların tümünden de vazgeçmiş olduğunu baştan kabullenmekte ve böylelikle Tunceli’deki yaşam koşullarını da son derece zorlaştırmış olmaktadır. 3. musahiplerle. Tunceli’de. sonuçlarını tahmin ettikleri bu tehlikeli macerayı kabullenmelerindeki en büyük etken olduğu aşikârdır. seyitlerle örülü geniş bir yakın sosyal ilişkilere sahip her bir Alevi. içerisine doğru kültürün hâkim olduğu bir sosyal evrende yaşatması da mümkün görünmemektedir. Yanı sıra Türkiye’de üniversite eğitiminin ortalama bir iş için bitirilmesi gereken zorunlu bir süreç olması da bu yönelimi tetikleyen bir başka etmendir.

geçişlerin yukarıdakiler ile benzer başlıklar altında toparlanan nedenleri ve tartışmaları aşağıdadır. bu tür bir evliliğe gitmekle ailesini ve dolayısı ile kendi kimliğini de geride bırakmaktadır. çoğunlukla tasvip edilmeyen. gerek genç kadın bireylerce gerekse her iki toplulukça ortak kabul gören bir duruma işaret eder. Evlilik. Bu. bizzat Alevi ve Sünni kadınlarca yaşatılan bir tutumdur ve orta yaş üzeri kuşaklarda sınırları oldukça keskindir. geçmişten taşıdığı kimliği muhafaza etmesi yahut yine bu kimlikle etkin bir teması kabul edilmez. Alevilerden Sünnilere evlilik yolu ile geçişlerde görüldüğü üzere kadının içerisine doğduğu toplumsaldan bütünüyle ayrılışı. 1) Evlilikler: Alevilikten Sünniliğe olduğu kadar Sünnilikten Aleviliğe geçişlerin en belirgin yolu da evliliklerdir. genç kuşaklarda aileleriyle olan bağlarında daha esnek tavırlar görülse de sonuç olarak içerisine girilen kimliğin bir daha değişmeyecek ve kendisinden olacak kuşaklarda da böylelikle devam edeceği mutlak bir kabuldür. Günümüzde. evlilik yolu ile girdiği yeni toplumsal ortamın hukukuna. maddi yaşantısına… özetle topluluğun tüm bir kültürel kimliğine doğrudan tabidir. Bunun dışında kalması. Kadın. . geleneklerine. Kadın. bir önceki alt başlıkta bahsetmiş olduğumuz üzere doğrudan “kadın”la ilgilidir ve evlilik sürecinin işaret ettiği dönüşüm de kadının hâkim toplumsal yapı içerisindeki toplumsal cinsiyet algıları çerçevesinde gerçekleşmektedir. Böylesi bir tercihin bedeli ‘karşı tarafa karışmak’ olarak olayın tüm muhataplarınca kabul görür.

Sonuç olarak. Bu görüşmeler genellikle dini bir tören havasından ziyade. Çünkü evlendiği kişinin dâhil olduğu seyit–talip ilişkilerine. Sünni topluluklardan Alevilere evlilik yolu ile geçen genç kadınlar. Zira Sünni topluluklar içerisinde ‘Alevilere kız vermek’ büyük çoğunlukla tasvip edilmeyen bir durumu işaret etmektedir. Bu genel durum içerisinde. seyitlerin kıydıkları nikâhla . geçiş sürecinin geçmişte de günümüzde de Sünni kadınlar açısından daha hızlı işlediği öne sürülebilir. çok daha kolay işliyor görünmektedir.Dolayısı ile kadının içerisine girdiği yeni toplumun geleneklerine olan uyum süreci. Bu bakımdan. Öyle ki bazı aileler evlilik yolu ile Alevilere geçen kızları ile ilişkilerini ciddi ölçülerde kısıtlayabilmektedir. Sünnilerde tavizsiz bir şekilde bağlı kalınan önemli noktalardan birisidir. en başından böylesine bir ön-kabul içerdiğinden. yabancı bir çevreden gelen yeni üyenin topluluğun gelenekleri konusunda bilgilendirilmesini de içeren sosyal bazı aktivitelere işaret eder. Bu konu üzerine Alevilerdeki göreceli rahatlık. diğer tüm geçiş biçimlerine nazaran. beraberinde tüm bir sosyal çevreden de kopuşu net bir şekilde getirmektedir. kimliğin değişimi yönündeki irade. evlilikle eş anlamlı olarak hayata geçmektedir. evliliğin hemen ardından gerçekleştirilen bazı görüşmeler ile içerisine girdikleri yeni topluluğun kimliği ile tanıştırılırlar. geçmişte ve bugün Alevilerle gerçekleşen evliliğe ilişkin bir karar.

Yani tabi böyle gelenlerin çoğu ilk etapta bi çıkmaza giriyorlar yani bana ‘komşu sormayı’111 dahi soruyorlar… Bilmiyorlar çünkü… … Bir de bu gelinler Ana’lar ile görüştürülürler. Gelin. bunu bilirsin… Yani ikrar vermiştir. Bu. duruma göre bir – iki ay sürebilir. Onlardan da işte bu kadınlık şeyleriyle ilgili meseleleri öğrenirler” (Alan Notları: 30 – 06 . Türkiye’de de bazı Sünni topluluklara giren Aleviler için benzer uygulamaların yapıldığı ve hatta Müslüman olmayanlardan ziyade sadece Aleviler için gerçekleştirilen bazı ilginç uygulamalar vardır: günlerce banyo yaptırma. Ancak büyük bir olasılıktır ki bu gibi ritüeller olmasa dahi tıpkı Alevi topluluğa gelenlerde olduğu gibi. belirli sayılar kadar su dökme. bireyin yeni din ve sosyal kimlik algısına yaslanan temelini oluşturur. bu süre içerisinde Dede’ye sorular sorar. Bazı görüşmecilere bu yönlü sorular yöneltilmişse de belirgin bir şekilde rahatsız oldukları gözlemlenmiş ve konu üzerine derinleşme fırsatı yakalanamamıştır. cami etrafında gezdirme gibi. O’ndan yol’u öğrenir. Yol’a girmiştir… Bizde başkaca bi uygulama yoktur ama onlarda vardır… Şimdi bu şekilde gelenler önce Dede [Seyit] evlerine götürülürler.2006 / Pertek). … Mesela bu Kadiri çevrelerden. özellikle önem verilen bir konu başlığı olduğunu düşündürmektedir. Bireyin edindiği yeni statülerin geri kalan önemli parçaları ise gerek seyitler ile gerekse seyit eşleri olarak hürmet gören analar yahut bulunduğu yörede itibar sahibi yaşlı kadınlarla yapılan görüşmelerde inşa edilir: “İmam Cafer Sadık nikahı ile evlenen artık Alevidir.110 Bu ritüel. tam hatırlamıyorum ama Adıyaman olabilir. 110 Dini kimliklerin değişiminde. 111 Komşu sormak: yeni evlenen yani yeni ev kuran ailelerin. merak ettiği her şeyi sorabilir. bireyin yeni kimliğe geçişini kutsayan ve birtakım pratiklerle yeniden doğuşunu sembolize eden uygulamalara sıklıkla rastlanılabilir. PSAKD. İstediği. daha doğru bir deyişle kadınların oturdukları yerdeki komşuları ile belirli birtakım pratiklerle tanışması anlamında kullanılmaktadır. . Sünni topluluğa geçen bireyler için de benzer görüşmeler yapılmakta ve yeni topluluğun bazı esasları hakkında yeni katılımcı bilgilendirilmektedir. bu başlığın zikredilmesi. (Daha çarpıcı bazı örnekler için bkz. Tunceli’deki yerli Sünni topluluklarda benzer uygulamaların olup olmadığı hakkında bilgi edinilememiştir.birlikte zaten girmiş olurlar. 2005: 135 – 137) Alan çalışması esnasında evlilik yolu ile Sünnileşen kişilere ulaşılamadığından. Kadının ev içinde odaklanan yaşam alanı Alevilerde ve Sünnilerde ortaklaştığından. bir gelin getirmişlerdi.

kimliğin genç kuşaklara aktarımında ve canlılıkla yaşatılmasında rol alıyorlar. diğer ocaklardan ziyade kirveliklerinin yanı sıra. yeni topluluk içerisinde yol kılavuzları ile sosyalleştirilmiş ve topluma kazandırılmış oluyor. bu durum üzerinde tayin edici bir katkısının olduğu da muhakkaktır. Kadınlarla yapılan görüşmeler de ise muhtemelen cinsiyet kimliğine topluluğun yüklediği yeni birtakım sorumluluklar hakkında bilgilendiriliyor. Ek olarak. Ardından evleniyorlar ve zamanla kadın. Berhican taliplerinin yerleşim alanlarının Sünniler ile paylaşılmasının.112 Toplulukla kaynaşma. Pertek ve çevresinde etkin olan Berhican Ocağı’ndan bir seyitle evlenen kadının öyküsü en çarpıcı örneği işaret ediyor. evlilik yolu ile kendisinin de bir talibi haline geldiği seyitle olan görüşmesinde. Böylelikle birey. Bu şekilde. geçmiş zamanda.Birey. Öyle ki bu şekilde Alevileşenlerden bazıları. daha titiz bir şekilde hizmet 112 Tunceli’de yerli Sünni topluluklarla en fazla ilişki içerinde olanlardan birisi de Berhican Ocağı’dır. günümüzde dahi Aleviler arasında bu çiftin isimleri ile anılan. gerçekleştirdikleri evlilikler dolayısı ile ‘ana’ statüsü dahi kazanabiliyorlar. Ocak ve emanetler. . karşılıklı evlilikler yolu ile de Sünnilerin. yereldeki bir mevkide saklanıyorlar. Sonraki süreçlerde ise kadın bireyler etkin birer Alevi olarak. Alevileşme bu temel süreçler içerisinde başlıyor ve zamanla içselleştiriliyor. (Alan Notları: 21 – 05 06 / Pertek) Fakat bu seyidin ölümünün ardından ana’nın yaşlılık dönemlerinde daha da ‘dindar bir Alevi’ olduğu görülüyor. Alevilikte toplumsal yaşamın esasları ve bazı dini konularda eğitiliyor. Seyitle birlikte ritüellere katılıyor ve seyidin uzun bir süre bekçiliğini yaptığı bazı kutsal emanetlerle ilgili çeşitli pratikleri de kendisinden sonra yönlendiriyor. tasvip etmeseler de daha yakından tanış oldukları bu toplulukla olan dini ve sosyal ilişkilerini kolaylaştırdıkları da üzerinde düşünülmeye değer bir başka veridir. eksiksiz gerçekleşiyor. Seyit evlendiği kadını kaçırıyor ve uzun bir süre. yörede hayli itibar kazanan bu seyitle birlikte ortak bir itibara muhatap oluyor.

Anlaşılan o ki aşurenin tadında ayıklanan geçmiş gibi.Merkez. konuşulan dilde benzerlikler gösteren ve fakat din aidiyetlerinde farklılaşan bu topluluklar.Merkez. Pülümür ve Nazımiye gibi ilçeler iç – Tunceli’dedirler ve 1938’e değin buralarda hemen hiçbir devletin idari ve sosyal egemenliği hüküm sürmemiştir. Her şeyden evvel Tunceli . hâkim kimliğin içerisinde zamanla kaybolmuşlardır. Gündelik yaşam kültüründe. Bu kaynaşmanın güney ilçelere nazaran çok daha kolay gerçekleşmiş olmasının belli başlı nedenleri şöyle sunulabilir. sosyal örgütlenmelerde. İlerleyen yaşlarında. Bölgenin yerli toplulukları her daim baskın kimliği oluşturmuşlar ve aralarındaki azınlıklar zamanla erimişlerdir. Pülümür. geçim etkinliklerinde. ve Nazımiye gibi ilçelerde geçen yüzyılın ortalarına değin sayıları son derece az olsa da Sünni ailelerin yaşamış olduğu bilinmektedir.veriyor ve saklanıyor. kendisinde gözlemlenen en önemli değişim ise zaman zaman kıldığı namazlar oluyor. Bu ailelerin önemli bir kısmı ekonomik nedenler ile göç ederken. Bu sebepten farklı din kimlikleri üzerinden 1970’lerde Tunceli’nin güneyindeki Alevi – Sünni . ara sıra göze çarpan namaz da bu köklü dönüşümlere aktörlük eden kadınların. Bu türden Alevileşmeler. geri kalanları da uzun zamandır iç içe yaşadıkları hâkim çoğunluk ile kaynaşmış ve zamanla tümü Alevileşmiştir. çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinden kalan izlerin belirdiği ayrıntılara dönüşüyorlar. insan toplumlarının uzun ve karmaşık tarihi süreçleri içerisinde sıklıkla karşılaşılan geçişlere yerel bir örnek olarak da okunabilir. 2) Hâkim Kimlik Kodları İçerisinde Sosyalleşme Bugün yerli Sünni nüfusun hiç bulunmadığı Tunceli .

bilhassa genç üyelerin yaşıtları ile yaşadıkları sosyalleşme süreçlerinde hızla ilerlemektedir. Ancak bu Sünnilik. kefil olmak için söylenebilecek en yoğun ifade ya da bir başka tabirle yemin. bugün itibari ile yaşam kültürleri Aleviler ile tümüyle özdeşleşmiştir. kreşlerde. Tunceli’de sıklıkla kullanılan ve bir olayın yahut tutumun doğruluğunu pekiştirmek. Sokaklarda.topluluklarında görülen kamplaşmalar buralarda yaşanmamıştır. (batı – Tunceli’de) ‘Munzur’. sosyalleşmenin en önemli parçalarını oluşturmakta ve etkileri görülebilmektedir. bireyin Aleviler ile hemhal olan yaşam tarzına ciddi bir değişim taşımamaktadır. veya ‘12 İmamlar’ gibi ifadeler ile hayat bulmaktadır. Tersine giderek artan bir hızda hâkim çoğunluk içerisinde erimişlerdir. Sünniliğin farkındalığı belirgin olabilmektedir. ilk ve orta (lise) öğrenimindeki iç içelik. ‘Hızır’. Dolayısı ile Sünnilik. Bu tür ifadelerle hayatın . Bugünkü Hozat ve Mazgirt’te de yukarıda aktarılan durumun canlı bir örneği yaşanmaktadır. Her halükarda bu topluluklarda Alevileşme gündelik yaşam içerisinde. (özellikle doğu – Tunceli’de)‘Düzgün’. güney ilçelerde olduğu üzere yeniden tanımlanmamış ve farklılaşmamıştır. Öte yandan geçen yüzyılın sonlarında ve günümüzde bu ailelerden bazılarının yakınları Tunceli dışında yaşamış ve yerleşmiş ise ve Tunceli’deki akrabaları ile temas halindeler ise bu gruptaki bazı yerli Sünnilerde. Güney ilçeler dışında kalan mekânlarda Alevi çoğunluğun var ettiği sosyal dünya öylesine hâkimdir ki çeşitli kamu kurumlarında çalışmak üzere Tunceli’de bulunan Sünni ailelerin çocukları da benzer süreçler yaşamaktadırlar. Bu ilçe merkezlerinde Sünni kökenli oldukları bilinen aileler hâlihazırda yaşasalar da. Bu ailelerin Sünniliği öylesine geri plandadır ki artık pek azının geçmişinde Sünnilik olduğu bilinmektedir.

uzun yüzyılların ardından. yine en az işaret ettiği kitleler kadar çeşitli düşünce temsiliyetinde olan aktörleri de ortaya koydukları yazılı çalışmalar ve çeşitli aktiviteler ile bir yandan genç kuşakların . Dolayısı ile Alevi komşusu kendisini inandırmak isterken. kamusal alanda ciddi bir görünürlük kazandı. Bu kimliğin. Komşusuna göre. 3) Aleviliğin Kamusal Alanda Görünürlük Kazanmasının Etkileri 1990’lı yıllarla birlikte Türkiye’de Alevilik. hızla örgütlendiler. Geniş ancak bir o kadar dağınık ve farklı Alevilik algıları barındıran kitleler. herhangi bir sürecinde rahatlıkla karşılaşılabilir ve bu. kendisi ve kendisinin dâhil olduğu çoğunluk böylesi ifadeler kesinlikle kullanmıyordu çünkü ‘Kur’an’a inanmıyorlardı. tüm kuşaklar için geçerlidir.herhangi bir parçasında. Bu ifadeleri yerli olmayan. Tunceli’deki hâkim Alevi nüfusun önemli bir kesimi uzun yüzyıllar içerisinde bu türlü kaynaşma süreçleri ile Alevileşmiş farklı topluluklardan insanları ve onların bugünkü torunlarını barındırmaktadır. dışarıdan gelen Sünni ailelerin çocuklarında görmek çoğu Alevi için memnuniyetle karşılanan bir durumdur. Bu durum sadece çocuklarda değil. ‘Hızır’ yahut ‘Düzgün’ demesi yeterli olacaktı. hata yapmıştı. (Alan Notları: 10 – 08 – 06 / Tunceli) Anlaşılan odur ki yerelin hâkim kimlik kodları yerli olmayan ve azınlıkta kalan tüm bireylerce kabullenilmekte ve buna uygun bir yaşam stratejisi geliştirilmektedir. ailelerinde de görülebilmektedir: Yetişkin bir bayan Alevi görüşmeci. eşi öğretmen olan Sünni komşusu ile bir konuda iddialaştığını ve kendisini inandırmak için ‘onların’ kullandığı gibi ‘Kur’an çarpsın’ dediğini ve fakat komşusunun buna kahkahalarla güldüğünü aktarmıştı.

siyasi partilerin dönemsel politikaları ve bilhassa Alevi kitlelerin aşırı milliyetçi ve dinci örgütler ile gerilimli ilişkilerinden doğan ve devletin Gazi ve Sivas örneklerinde olduğu gibi açık bir şekilde Aleviler aleyhine taraf olduğu kanlı süreçler. güncel forumlar. kitaplar. Farklı etniklik algıları temelinde. Sünni toplulukların çoğunlukla aynı dili konuştuğu Alevi topluluklar ile ilişkilerinde. beraberinde buradaki Sünni kitleleri de etkilemeye başladılar. Şüphesiz Türkiye’deki bu gelişmeler. seyitlerin bu faaliyetleri hâkim Alevi çoğunluğun kırsal bölgelerde kontrol altında tuttuğu ticari hareketlilik ve sosyal ilişkilerin yarattığı egemen yapıdan ileri geliyordu. sahip olduğu ayrıcalıklı pozisyon itibari ile tüm bu gelişmelerin etkin bir şekilde yaşandığı yerlerin başında geliyordu. Alevilerin ülke tarihindeki en etkin dönemi olmasını sağladı. Tunceli’de geleneksel olarak Sünni topluluklara ait olan mekânlarda da önemli hareket alanları açtıkları görülebilmektedir. kimliğin yeniden inşası ve mevcut sosyal – politik süreçlerde etkinliğinin yükselmesi. bu konuda kendi içerisinde daha tutarlı hareket eden Alevi kurumlarının. Aleviler. Sünnilerin Alevileşmelerinde en önemli etkenlerden birisi idi. Pertek gibi merkezlerden uzaklaştıkça Alevi topluluklar ile . dünya konjonktüründeki hareketliliklerden de bağımsız değildi. Yayınlar. Özellikle Aleviliğin bir inanç biçimi olarak inşa edilmeğe çalışıldığı son yıllarda. Seyitlerin Alevi bölgelere komşu yahut içerisinde kalan Sünni yahut Ermeni azınlıklara yönelik faaliyetleri. göçler neticesinde güney ilçelerde nüfus ve sosyal ağırlık kazandıkça. 1990’lı yılların. Şüphesiz. Aleviler açısından da Türkiye’de ve Avrupa’da önemli gelişmeler ile sonuçlandı. bu başlık altında toparlayacağımız gelişmeler haricinde. Tunceli.kimliklerine olan ilgilerini yeniden canlandırırken bir yandan da özellikle yabancı araştırmacıların ilgisini tetiklediler.

Böylelikle yaşanan Alevileşmeler her zaman vardı. topluluklar arası ilişkilerin temel harcı idi. ardından da kendi olarak bildikleri mekânlardaki açık etkinliklerden öğrenmeye başladılar. Ha ne yapmış? Dedikodu etmiş. Bu merkezlerde seyitlik yapan kaynak kişiler ile olan görüşmelerde. kuşaklar boyu devam ediyor ve tamamlanıyordu.bütünleşmesi daha kolay oluyordu. Ama şimdi tabi tam Alevi olmayanlarını biz Cem’e gene alırız da cemaatin . Ardından bazıları için. yeni ve açık Alevi kurumları. merak etmiş. etkinlikleri karşısındaki ilk tepkilerini ve ardından gelen ilgilerini son derece ilgi çekici örneklerde yakalayabilmek olasıdır: “…Burada son yıllarda Sünni halkın Aleviliğe ilgisinin artışında bizim Cemevleri çok etkili oldu. ibadetin ruhu var… … Son yıllarda Sünni kesimlerden Cemlere katılımların arttığı doğrudur. Çoğu topluluk üyesi için bu. sonu bir başka kimliğe geçiş olan ilişki süreçleri başladı.. Camdan. bacadan bakmaya çalışmış… Kapıdan girmeden görebilir misin. anlayabilir misin? Yok. Bu geçişler.. Ancak hemen hepsi Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde idi. Sünni toplulukların. Sünni topluluklar. kendileri için hep muamma olan komşularının ‘gizli’ faaliyetlerini önce kitle iletişim araçlarından. Adam yıllar yılı yabancı kalmış. Şimdi tabi burada ‘merak’ çok etkili bir faktör. 1990’larla birlikte hızla kurumsallaşan Aleviliğin Tunceli yerelindeki etkileri ise çoğunlukla Çemişgezek. Benzer geçim etkinlikleri ve dahası üretim ilişkilerinde uzmanlaşma. bunlar ne yapıyorlar orada diye… Ama ne oldu? Geldiler bi merakla baktılar. gördüler ki İslam’ın özü burada… Gösteriş yok. merakla takip ettiği bir süreç oldu. Pertek yahut Elazığ il merkezi gibi Alevi kitlelerin Cumhuriyet dönemine değin varlık gösteremedikleri önemli merkezlerde görünür oldu.

ibadet pratikleri. Gerek devletçe gerekse çeşitli siyasal hareketlerce Alevi kitleler ile temas ve onları istenen amaçlar doğrultusunda yönlendirme için de merkezi bir kurumsallaşma girişimi olan Cemevleri’nin muhatap alınması. Yani halkanın dışında kalırlar. tanınması yolunda oldukça önemli bir adımdı. sınırları kanunlarca çizili kamusal alanda ve toplumun ortak algısında meşru varlık talebinin somut çıktısı oldu. Artık Alevilik kapalı bir kutu değildir. 1990’larda yaşanan Alevi canlanma ve buna paralel görülen Aleviliğin tarihçesi. özetle tüm veçheleri ile yeniden inşası içerisinde Cemevleri tüm bu yeniden yapılanmanın biricik mekânı haline geldi ve gerek Alevilerce gerekse fiili olarak devletçe böyle kabul gördü. tüm Türkiye’de olduğu gibi Tunceli’de de yerel Aleviliğin en az resmi Sünni-İslam kadar. Yani bizim sır’ın görünen kısmı artık sır değil kimse için…” (Alan Notları : 30 – 06 – 06 / Pertek) Tuncelili Alevilerin ve özellikle seyitlerin. iç hukuku.arkasında safa koyarız. kadınlar da kadınların arkasında. Erkekler erkeklerin. Şimdi bu durumun ortaya çıkışında tabi Cemevleri’nin büyük payı vardır. Cemevi. Cemevleri’nin Alevi kitleler içerisindeki yeni işlevlerini güçlendirmesinin yanı sıra bilhassa Aleviler ile iç içe yaşayan Sünni topluluklar için de ‘ciddiye aldıkları’ kurumlar haline geldiler. seyitlerce olduğu kadar Alevi kitlelerce de sahiplenildi ve kendi tarihlerinde bir ilk olarak. kimliğin yeni süreçte. ‘ibadet mekânı’ statüsünde kabul gördü. 1990’lı yıllar boyunca ve günümüzdeki hızla kurumsallaşma çabaları içerisinde ilerleyen bir sürecin içerisinde vücut bulan ‘cemevleri’ni azınlıkta olsalar da bulundukları kent mekânlarında yahut Pertek. cemaatin ve seyitlerin yükümlülükleri. tanımı. Cemevleri. . Çemişgezek gibi ilçelerde kurmaları.

Tunceli’de bir inanç kurgusu olarak Aleviliğin kurumsallaşması. aynı zamanda Sünni topluluktan katılımlara açık olan ilk Cem olma özelliğini de taşımaktadır. kendisini çevreleyen hâkim kimlikle ilişkileri ve etkileri bağlamında hayli özgün bir örnek oluşturmaktadır. çoğu için hayli farklı bir deneyimdi ve özellikle Aleviler hakkında daha katı önyargılara sahip kesimlerde şaşırtıcı gelişmeler ile sonuçlanmaya başladı. Pertek gibi Çemişgezek’de Tunceli’de Alevilik ve Sünnilik etnik kimlikleri üzerinden yükselen kamplaşma ve çatışmaların yaşandığı ve yerel Sünniliğin bu süreçlerin itimiyle hızla katılaştığı. kitabileştiği bir yerdi. Ancak bu buluşma. fanteziler ile örülüydü. Bu. ilk davete olumlu tepki verirler. Bu nedenle bilhassa siyasal söylemlerin etki alanındaki Sünni toplulukların Aleviliğe olan bakışları geleneksel önyargılar. ilçe merkezinde bir Cemevi açılır. komşuları hakkında yüzyıllardır yaygınlıkla anlatılagelen söylenceleri birebir gözlemleme olanağı buldu. Cemevleri’nin fiili olarak açılmaları ve hızla yaygınlaşmaları karşısında. ilçe müftülüğü başta olmak üzere çeşitli devlet kurumları. Şöyle ki: “Sünnilerin hâlihazırda hâkim nüfus gücünü oluşturduğu tek ilçe olan Çemişgezek’te. Ancak beklenmedik bir şekilde en radikal değişimler de yine bu kesimlerden geldi. Çemişgezek Cemevi’nin Şubat 2006’da açılışını takip eden aylarda yaşananlar. .Cemevleri ile temas eden Sünnilerin önemli bir kısmı. İmamlar. kurum yöneticileri gibi Sünni cemaatin dinsel ve kurumsal önderlerinin katılımlarının ilgi ve merakı tetiklediği anlaşılan bu Cem’e belirgin bir Sünni katılım yaşanır. bizzat içeriden duruma müdahil olmak ve kendi varlığına karşıt görüşlerin denetiminden uzak tutmak isteyen devlet politikası gereği.

Sünni İslam’ın oruç. Zira imamlar daha sonraki Cem’lere gelmemişlerdir. Alevi cemaatin huzurunda seyitlere karşı ortaya koydukları önemli bir sınavdır (Bu hali ile de bir zamanlar babaların ve . Sünnilerin Alevi topluluğun arkasına oturtulmaları ve rutin ibadet pratikleri ile başlar ve devam eder.2006 / Pertek) Şüphesiz imamların bu çıkışları. sohbet kısmına geldiğinde oldukça önemli bir mücadele ön plana çıkar. gecede yaşanan sürtüşmenin doruk noktası olur. gusül abdesti gibi bazı ibadet pratikleri hakkındaki kesin hükümlerini seyitlere sorarlar ve bu soruları Kur’an’dan örnekleyerek aktarırılar. namaz. Alevi cemaat içinse karşı tarafa verilmiş ve inancın özündeki felsefeyi aktaran net ve kesin bir cevaptır. Sakin hareketlerle büyük bir Ali portresinin önüne gider. imamlar açısından hâlihazırda Aleviler için söyleyegeldikleri. Bir yandan da Aleviler ile daha sık görüşmeye başlayan Sünnilerin de önüne geçmek istemektedirler. İslam’ın yanlış algılanışı ve yaşayışı için’ açık bir kanıt. tok bir sesle. Cem’i yöneten seyitler tartışmaları ‘gerginliğe’ sürüklemeyecek tonda cevaplamaya çalışırlar ancak imamların ısrarcı soruları ve ‘hoşa gitmeyen’ tavırları Alevi cemaatte belirgin bir huzursuzluğa yol açar. imamlara dönerek ‘Ali Allah’tır’der ve bu. O. kendi cemaatleri önünde seyitleri bilgisizlikle itham etmek ve Alevi cemaatini de etkilemektir.” (Alan Notları: 30 – 06 . önemli bir hesaplaşmadır aynı zamanda. Bazı imamlar söz alıp. Amaçları.Bu Cem’de yaşananlar. Cem. Bir zaman sonra. Bu durum. Tüm topluluk derin bir sessizlikle kendisini izlemektedir. Görüşülen seyitlerin büyük çoğunluğuna göre imamların da gelmiş olması ve böylesi sorular ile topluluğu huzursuz etmeleri planlı bir harekettir. seyitlerin ‘gereğinden fazla alttan aldıkları’na kanaat getiren ve cemaatte sevilen ve dindarlığı ile bilinen orta yaş üzeri bir kişi mikrofonu ısrarlı isteklerinden sonra seyitlerden ‘zorla’ da olsa alır. Ancak iş.

Bahsi geçen Cem töreninin ardından. ciddi bir problemle karşılaşmaz. . ‘köylülükleri’ dikkate değer ölçülerde dile getirilmiştir. Aleviliğin kamusal alanda fiili kurumları ile görünürlük ve hareketlilik kazanmasının Sünni topluluklardan Alevilere doğru bir hareketliliği de tetiklemiş olduğu güncel örnekleri ile aşikârdır. Böylelikle peşlerinden gitmeye meylettikleri seyitlerin İslam hakkındaki ‘çarpık’ inanç ve bilgileri ortaya serilebilecektir. Seyitlerin. Zira resmi. kısa bir süre Sünni topluluktan katılımlar düşer ve fakat ardından hızla yükselir. sorumluluklarının bilincinde olmalarının sağlanmasını talep etmişlerdir. Sünni katılımcılara Cem için şart koştukları ‘bayan aile fertlerinin de katılımları’ gibi Sünni topluluklarda yüzyıllar boyu en bilinen ithamlara neden olan gereklilikler. İmamların Cem’deki çıkışlarının bir başka önemli amacı ise. Seyitler böylelikle hem cemaatlerinin kadın üyelerinin taleplerini113 yerine getirmiş hem Sünni topluluğun 113 Bazı kadın katılımcılar. Sünnilerin çoğunluğunca bu. Aleviliğin ve bu kimliğin işaret ettiği sosyal evrenin bir gerekliliği olarak kabul görür. Yörede Sünni inanç önderleri ile olan görüşmelerde de Alevi ileri gelenlerinin Kur’an ve İslam’ın diğer yazılı kaynakları hakkındaki bilgisizlikleri. Sünnilerden Alevilere kitlesel ölçülerde büyük yönelimler görülmemekle birlikte. gelenekle yaşatanlara karşı ‘bilgisizlik’ ithamını canlı tutmuş ve ifade etmişlerdir. giderek etkinliklerini arttıran Alevi topluluklar ile temas içerisinde onlara daha fazla yaklaşarak Sünni cemaatte yaşanan farklılaşmaların önüne geçmektir. ‘yabancı’ların bakışlarından rahatsız olduklarını dile getirmişler ve onların da ailelerini taşıyarak.seyitlerin karşılıklı sergiledikleri keramet gösterileri anlatılarındaki iktidar/söylem çatışkılarına güzel ve güncel bir örnektir). kitabi dinselliğin temsilcileri tarihin hemen tüm zamanlarında dini hayatı sözle. Ne var ki bu tersi yönde bir sonuç doğurmuş görünmektedir.

Cemevleri gibi somut adımlar etrafında şekillenen Aleviliğin. zamanla bu gücü elinde tutanların bir kısmının gerek Alevilere gerekse kendi topluluklarına karşı kullandıkları önemli bir baskı mekanizması haline dönüşür. Bu süreçlerde aile fertlerinin kaybı gibi önemli zararlara uğrayan bir ailenin Alevileşmesi. mevcut kaynakların paylaşımında Alevileri. ortadan kalkmış olan yerel-geleneksel tarikat ilişkilerini siyasal arenadaki yeni örnekleriyle ikame eden ailelerin bir kısmı. Özellikle 1980’lerden sonra hızla yükselen İslami hareketliliğin bölgeye yayılmasına bağlı olarak. Zamanla Sünni katılımcıların bir kısmı Alevi seyitlerine bağlanırlar ve hatta sahip oldukları çeşitli maddi imkânları büyük bir eli açıklıkla paylaşırlar. bahsini ettiğimiz bu tür geçişlere güncel bir kanıttır. kamusal alanda görünürlük kazanmasının Sünni topluluklardan Alevilere geçişleri hızlandırıcı yeni bir rol oynamış olduğu ortadadır. tek başına yeterli bir belirleyen değildir. çoğunlukla mağdur olan tarafın bir başka sosyal evrene geçişinde belirleyici olmuştur. tarikatın kontrol altında tuttuğu bürokratik ve ticari kaynakların . daha doğrusu Alevilik kimliğini tercih edilebilir bir güç haline getirmiştir. Ancak bu. Alevilerin özellikle 1990’lardan sonra güney ilçelerde etkin bir nüfus gücü olmaları ve ticari hareketliliğin önemli bileşenleri haline gelmeleri. buralarda yaşadıkları kimi sorunlardan ötürü Aleviliğe yönelebiliyorlar. Hâlihazırda Sünni topluluklar içerisinde var olan kimi çelişmeler de son dönemlere yaşanmakta olan bu geçişlerde belirleyici olmuştur. Örneğin. Bu aileler yahut bireyler.sadece erkelerine değil ‘aile’lerine de ulaşma imkânı bulmuşlardır. Pertek ve Çemişgezek’te Sünni köylerde görülen koruculaşma. Sünni topluluklar arasında ekonomik ve sosyal rekabetin doğurduğu önemli gerilimler.

ziyaretgâhlarda bulan bir yaşama geçiş olarak ifade ediliyor. Sünnilikten Aleviliğe geçişleri kolaylaştıran bir başka etkene de işaret ediyor. Aleviliği İslam’ın farklı bir okuması olarak algılamaları. ziyaretlerde. zikir ve oruç gibi pratiklerden vazgeçenlerin tabir ettikleri bir başka kavrama göre de ‘biçim’den sıyrılarak Tanrı ile birleşen ve ifadesini Cem’lerde. kolektif hafızanın yaşlı temsilcilerinde rastlayabilmek mümkündür. Burada Alevilik.paylaşımında yahut içerisinde yaşadıkları toplulukla düştükleri ikilemlerin neticesinde. ‘İslam’ın özüne vakıf olma’: namaz. Bu bakımdan Alevileşen insanların önemli bir bölümü. Aleviliğe geçiş gibi köklü kararlara ulaşabiliyorlar. Her ne kadar Sünni inanç önderlerinin ve resmi temsilcilerinin Alevi uygulamalarını kitap dışı görseler de halk inançları içerisinde. Yerel Alevilerin ve komşularının. . Bunun en canlı ve üzerinde başlı başına bir çalışma örülmeğe değer örneği ise ‘Coravan’ etnik kimliğinin özünü anlatan söylenceler ve Coravanlılar’ın geçmişlerine ve bugünlerine dair ürettikleri söylemlerdir. aktörleri ve sahip olduğu kurumları bakımından tüm dağınıklığına karşın yereldeki güçlü pozisyonunu da göstermiş oluyor. Alevilikten Sünniliğe geçişlerin bu güncel örneklerinin yanı sıra geçen yüzyıllar içerisinde yaşanmış önemli dönüşümlerin izlerine kimi zaman yerel söylencelerde kimi zamansa uzak sayılamayacak bir geçmişin belli belirsiz hatıralarında. ocaklarda bir arada olan Alevi ve Sünnilerde geçişler de bir o kadar kolaylaşıyor. Alevileşme gerekçelerini ‘İslam’ın özüne varmak’ olarak niteledikleri ‘Alevi gerçeğini görme’ye bağlıyor.

Ovacık. Kars. yöredeki diğer topluluklardan farklı olan bir Alevilik alanını belirler.3. Çoğunlukla köye yakın kuzey yaylaklar kullanılır.5. Adana ve büyük kentler gibi yurdun oldukça çeşitli kesimleri Coravanlılar’ın dağıldıkları yerlerdir. Coravanlı olma. Ancak bu göçer hayvancılığın sınırları oldukça dardır ve tüm topluluk birlikte gerçekleştirir. Son derece ilgi çekici bazı verilere göre de aşiretin bir kısım üyeleri Osmanlı–Rus savaşında esir düşüp Rusya’da yaşamaktadırlar. Erzincan. Bunlarla ilişkilerin Cumhuriyet’in ilanı ve 1938’e değin aksayarak da olsa seyitlerce sürdürülmüş olduğu da aktarılan ilgi çekici bilgiler arasındadır. Berhican seyitlerinin Kırım’a ilişkin aktarımları. Pertek ilçe merkezinin birkaç kilometre batısındadır. Coravanlılar Değiştirilen adı Çakırbahçe olan. Coravanlılar’ın çoğu Batı Pertek köylüleri gibi göçer hayvancılık faaliyetleri ile meşguldürler. Topluluğunun sahip olduğu bir farklılığın yaratmış olduğu içe kapanma.4 Alevileşen Aşiret. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi dönüşünde yöredeki Alevileri etkisizleştirmek ve zamanla erimelerini sağlamak için yerleştirilmiş Sünni . ilginç bir tarihle. Bu noktada topluluğun nüfus artışına karşın çoğunlukla birlikte ve aynı yerleri kullanıyor oluşu düşündürücüdür. arada bir bağ olabileceği ihtimalini de güçlendirmektedir. Buna göre: ‘Coravanlılar. Coravan ve civarında. soylarının köyle ilişkili olduğu bilinen aileler Coravanlılar olarak bilinirler. ancak yörede Coravan olarak bilinen köy. Pertek gibi Tunceli içi mekânlar. birlikte hareket etme eğilimini akla getirmektedir. gerek kendilerince gerekse civar Alevi ve Sünnilerce. Günümüzde Coravanlılar ülke genelinde ve dışında hayli dağılmış vaziyettedirler. Elazığ gibi komşu iller ve bazı köyleri ile Samsun.

yedikten sonra kemiklerini tekrar postlarına doldururlar. onu diğerlerinden ayırır. köylülere kesmelerini bunlarla ziyafet çekmelerini söyler. Sonuç olarak bu büyük keramet gösterisinin ardından tüm köylü bu seyidin talibi olur ve sonraki kuşaklar da Alevi olurlar. Coravan’ı çevreleyen yüksek tepelerden üç geyik çağırır.” (Alan Notları: 16 – 08 – 06 / Pertek) . bir kemik parçasını dilinin altına saklamıştır. Ancak içerdiği tarih. Ancak mutlak bir şekilde Alevilik. yörede seyitlerin farklı topluluklar içerisindeki faaliyetlerine ve azınlık grupların zamanla çoğunlukla kaynaşmalarına bir çarpıcı örnektir. bugünü itibari ile Tunceli Aleviliği’nin tüm özgünlüklerine sahiptir. Seyidin dokunuşu ile canlanan geyikler tekrar dağa doğru yönelirler ancak içlerinden birisi topallamaktadır. Bu geyikleri. Bu ayrımın bir yönü civar Alevi toplulukların haklarında yukarıda aktarılan yaygın algıyı yansıtırken diğer bir yönü Coravanlı seyitlerin karşıt söylemini içerir. bugünkü Coravan’ın en merkezi kutsal mekânında. Bu söylenceye göre: “Coravan’a bir gün bir seyit gelir ve köylüleri etrafında toplar. Kolektif hafıza. yaşanan dönüşümü kutsamış ve ona meşru bir hüviyet kazandırmıştır. Zira hamile bir kadın. Ancak zamanla Alevileşmişlerdir.’ (Alan Notları: 17 – 08 – 06 / Pertek) Coravanlılık’ın işaret ettiği Alevilik. Köylüler kendilerine söylendiği gibi geyikleri kesip.bir topluluktur. Ancak hayvanların kemikleri saklanacak ve derilerine tekrar konacaktır. başlı başına. Seyit. Coravan’ın Alevileşmesine dair anlatılagelen söylence ise. Coravanlılık’ın temel belirleyenidir. postlara yaklaşıp dua verir ve asasıyla onlara dokunur.

Ancak Coravan ve hakkında yaygınlıkla söylenen ‘sonradan Alevileşme’ ve hatta ‘Alevileri Sünnileştirmek için’ Alevilerin tarihsel en büyük düşmanlarından . kendi içinde kalan farklı toplulukların söylemlerinde ve kolektif hafızalarında kalıcı izler bırakmış olduğu düşünülebilir. Bu durumda ileri sürülebilecek bir başka kanıt ise Berhican/Pilvenk Ocağı’nın özellikle ‘Alevi olmayan’ toplulukları Alevileştirme örnekleri içeren bir ayrıcalığa sahip oluşudur. Ermeni (Hıristiyan) topluluklarla olduğu kadar civar Sünnilerle de bu yönlü ilişkilerin olduğu ve büyük olasılıkla bu tarikata bağlı seyitlerin zamanla etkinlik alanlarını bu topluluklara doğru genişlettikleri anlaşılmaktadır. Derhal belirtmek gerekir ki aktarılan söylence çoğu Coravanlı tarafından kabul edilmiş ve kutsanmış olmasına karşın. Pilvenk çoğunluğunun kolektif hafızasında ‘Coravan’ kimliğini ifadelendiren. Pilvenk nüfusunun hâkim olduğu bir alanda gerçekleşen dönüşümün içerdiği efsanevi öğeler de çoğunlukta olan kimliğin sembollerini içermektedir denilebilir. civar Alevi toplulukların hâkim görüşünü içermektedir. bu kimliği aktaran söylencenin yaygınlık kazanmış olması anlaşılabilirdir. Pilvenk Aşireti ile bütünleşik bir yapıya sahip olan ocağın. Bu sebepten.Öncelikle. burada seyidin göstermiş olduğu kerametin yörede en yaygın seyit ocağı olan Berhicanlar’ın kutsal atasına özgü söylence ile olan benzerliği dikkati çekmektedir. aşiretin yereldeki hâkim nüfus gücü üzerinden. Dolayısı ile kutsal ata Berhican’dan çok sonra gerçekleştiği anlaşılan bu söylencenin seyit aktörleri de temsil ettikleri ocağın ayırt edici keramet motifleri ile anılmakta ve bu farklı (Sünni) topluluğu böylelikle yeni kimliğe dâhil etmektedirler.

görüşmeciye ve temsil ettiği kesime göre. Kitapta. Coravanlı bir seyit. Kendi uzak akrabalarından (yani Coravan seyitlerinden) bazıları. görüşmeciye göre. doğumla kazanılan bir kimliktir. Coravanlılar öz be öz ‘Dersim Alevileri’dir. Berhicanlar’ın Sünnilikten Aleviliğe geçmiş olduklarının en net kanıtlarıdır. Köylerinde bir . Asıllarının Sünni olduğu tümüyle yalandır. Çünkü ona göre bu söylemlerin kaynağı Pilvenkliler. Coravanlı dini ileri gelenlerce şiddetle olumsuzlanan ve kesinlikle kabul edilmeyen bir durumdur. Zira Tunceli’de Alevilik. Bilinebilen bir geçmişte Alevileşmiş olmak. bilhassa seyitlik unvanının kesin bir önkoşuludur. Bu seyitler eski yazı bilen âlim insanlardı aynı zamanda. Sağman Camii ve Ömer. Tüm bunlar. Sağman Sancağı. Bilinemeyen. (Alan Notları : 16 – 08 . efsaneleşen bir geçmişten beri Alevi bir soydan geliyor olmak. geçmiş zamanda bu ithamları sonlandırmak için kitabı okumaya karar vermişlerdi. görüşmemizde kendileri hakkında ileri sürülen bu ‘sonradan olmuşluk’ anlatılarına kızgınlıkla tepki göstererek ilginç bir şekilde Berhican Ocağı’ndaki bazı seyitlerin asıllarının Sünni olduğunu ileri sürmüştü. Seyitler karşılıklı olarak iddialaşırlar ve Coravanlılar kutsal emanetin açılabilmesi için gerekli olan kurbanı kestikten sonra kitap okunur. Çünkü gerçeklerin açığa çıkmasını istememektedirler.‘Yavuz’ ile ilişkilendirilmeleri. Tutunduğu en önemli kanıt ise yine Berhicanlar’ın kutsal emanetlerinden olan kitapları idi. kitabı kendisi gibi seyit olan bazı Coravanlılar okumak istemişler ancak Berhicanlar ilk önce buna müsaade etmemişlerdir. bu özden sayılmamakla yani aslen ‘yabancılık’ ile eşdeğerdir.06 / Pertek) Özetle. yani Berhican Ocağı idi. Buna göre. Osman gibi isimler ile namaz ve otuz gün orucu gibi Sünni topluluklara özgü isim ve konulardan bahsedilmektedir.

. Yazısız geçmişleri. bugünkü Urfa – Viranşehir’deki Milan Aşireti’nin asıl köklerini temsil etmektedir. Celal Abbas Ocağı’na bağlı oluşu ve Coravanlılar’ın çoğunluğunun da buranın talipleri oluşu beraberinde farklı bir tarih algısı da taşımaktadır: Buna göre Coravanlılar. asıllarının Alevi olduğunu savunan seyidin. çoğunlukla orta yaş ve üzeri kuşakların 1970’ler sonrasındaki hızlı ve karmaşık değişimlerle etkilenen bilinçlerinde Coravanlılar’ın yaşadıkları değişim. Örneğin.zamanlar Sünni ailelerin olduğu doğrudur ve bunlar atalarının iç – Tunceli’den buraya yerleştiklerinde hâlihazırda oturan ailelerdir. kimliğin sınırlarını. Tunceli Aleviliği’nde farklı seyit ailelerinin söylenceler yolu ile aralarındaki ilişkileri gündelik yaşamda da yaşatıyor oldukları bilinmektedir. Aşiretin aslı Alevidir ve Dersim’den göçmedir. yukarıdaki örnekleri gibi farklı kodlarla ifade edilmektedir. Ancak Alevi akrabaları buna yanaşmamışlardır (Alan Notları: 16 – 08 . sonradan Alevileşmiş topluluklardır. Bunlar da zamanla Alevileşmişlerdir. bazen aşiretin kutsal ataları arasında bazen nam yapmış seyitler arasında bazen de bu ocaklar ile bütünleşik bir algıya kavuşmuş olan kişiselleştirilmiş ziyaret kültleri arasında geçen prestij söylenceleri ile tamamlamaktadırlar. Aşiretler arasında farklı tarihi dönemlerde ortaya çıkmış iktidar ilişkileri. Günümüzde. Haklarındaki iddianın müsebbipleri. Abdülhamit’in devrilmesinin ardından hükümetle savaşmışlar ve hatta Dersim’deki soydaşlarından yardım bile istemişlerdir. bizzat ellerindeki emanetin gösterdiği üzere. Göç edenler zamanla Sünnileşmiş ve Hamidiye Alayları’na dahi katılmışlardır. hâkim çoğunluğun aksine.06 / Pertek). dost ve düşman kategorilerini bu söylenceler ile çizmektedir.

Yerli Sünnilerin bazılarınca da Coravanlılar’ın geçmişlerindeki Sünnilik. günümüzde de yaşlılarca sıklıkla zikredilir. zamanında devlete kafa tutmuş bu büyük paşanın ‘kökleri’nin Dersimli yani Alevi oluşu bilhassa önemlidir. Coravanlı köylülerin çok eski zamanlarda ‘cumaları’ topluca Pertek Camisi’ne gelişleri ilginç bir şekilde hala canlıdır.114 Buna göre. . Sykes. Muhtemel bir ortak geçmiş içerisinde paylaşılan ortak aktivitelerin zamanla kendilerinden kopan toplulukların asıllarına ilişkin bilgilendirici verilere dönüşmüş olduğu ve bunun kuşaklar boyu aktarılarak yaşatıldığı düşünülebilir. Coravanlılar. Coravanlı seyidin temsil ettiği kolektif hafıza içerisinde. ‘gerçekte’ büyük bir aşirettir. Abdülhamit ile iyi geçinen ancak İttihat ve Terakki ile savaşan bu Hamidiye Paşasının ve aşiretinin tarihi. 114 Dersimi. Bugün geri kalanı Sünnileşmiş olsa da bu ‘gerçek’ kesinlikle değişmez. Milan (Milli) Aşireti Kurmanci ve Kırmacki konuşan toplulukları barındırmasının yanı sıra Alevi ve Sünni farklı inanç biçimlerini de içermektedir. Her halükarda Coravan’ın geçmişindeki ‘Sünnilik’ herkesçe kabul gören bir olgu olarak algılanır. Buraya kadar zikrettiğimiz iki eğilimin de Coravanlılar içerisinde taraftarları vardır. Dersim ile de bir şekilde ilişkilidir.Milan yahut Milli Aşireti’nin gerçekten de Dersim kökenli olduğunu iddia eden çeşitli yazılı kaynaklar mevcuttur. Aşiretin bilinen en meşhur siması Osmanlı’nın son dönemlerinde bölgede oldukça etkili bir isim olan İbrahim Paşa’dır. kolektif hafızada yaşatılan bir bilgidir. Jandarma Genel Komutanlığı Raporu (1998) ve Bruniessen (1991). Bu bakımdan gerek seyitlerin keramet gösterdikleri kutsal mekânlar gerekse bir dönem cami olarak kullanıldığına inanılan mekân herkesçe kabul görür. 1915. Bu isim. 1987.

farklı biçimlerle de olsa ortak bir zeminde buluşmuş oldukları ‘yurttaşlık’ kimliğinden ve bu kimliğin işaret ettiği ortak kamusal süreçlerden kopuşları yahut farklı biçimlerde bu süreçleri . her halükarda Sünni bir geçmişi içeren ancak günümüzde en az diğerleri kadar Alevi bir topluluğu işaret eden bir kimlik kavramıdır. Burada Alevi ve Sünni toplulukların 1970’li yıllarla birlikte. içerdiği farklı tarihsel geçmiş özelliği ile betimler ve bu herkesçe kabul görmektedir. yerelindeki özgün boyutlarını ortaya çıkarmak oldu. dini inanç ve pratikler açısından. BÖLÜM: YAKIN GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ‘TUNCELİ’DE SÜNNİLİK’ ve ‘SİYASALLAŞAN KİMLİKLER’ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER Çalışmamız içerisinde bu bölüme kadar günümüz Tunceli’sinde görünürlük kazanmış farklı etno-kültürel aidiyetleri ve bu grupların gerek kendilerini tanımlayışlarında gerekse birbirleriyle olan ilişkilerinde temel referans noktaları olan Alevilik ve Sünnilik algılarını ve karşılıklı ilişkilerini irdelemeye gayret ettik. bu bölümün temel konusunu oluşturmaktadır. Sadece ve kesin olarak. hemen hiçbir yansısı yoktur. Coravan’ın geçmişinde olduğu kabul edilen bu özelliğin günümüze. Alevi kimlik grubu içerisindeki farklı aidiyetlerden birisini.Sonuç olarak Coravan. Tuncelili Sünni toplulukların değişen sosyo-ekonomik tarihsel süreçlerde sergiledikleri varlık stratejileri ve paralel olarak açığa çıkan kimlik algılarındaki hareketlilik. IV. Yukarıdaki içeriğe yaslanmak suretiyle. Bu çerçeve içerisindeki asıl maksadımız da Tunceli’deki Sünniliğin.

hemşehrilik. izleri. din. Ek olarak. çalışmanın temel hareket noktasını işaret etmektedir. akrabalık. mezhep. bir kimlik ifadesi olan ‘Sünni olma’nın. Dolayısıyla ‘öteki’ . Yanı sıra geleneksel kimlik kodları olan Alevilik ve Sünniliğin. ulusal düzlemde işaret ettiği hâkim/çoğul sosyo-politik bir içerik ile Tunceli – Pertek yerelindeki azınlık durumu arasında biçimlenen ilgi çekici öyküsü. Bu bölüm kapsamında. basit bir içerikle ‘biz’den olmayan’ı işaret etmektedir: “…İnsanlar. ‘kimliğin siyasallaşması’ anahtar kavramı ekseninde çözümlenmeye ve güncele olan yansımaları açımlanmaya gayret edilecektir. Bu yabancılaştırmayı en iyi ifade eden kavram ‘öteki’dir. modern etniklik algıları Kürtlük ve Türklükle bütünleşmeleri ve bu modern kimlik algıları üzerindeki etkileri. 4. aşiret. farklı olmayı ifade ettiği gibi. etnisite. sade. 1970’lerden günümüze uzanan bir tarihsel kesitte. Irk.1 ‘Öteki’nin İktidarı Güncel antropoloji literatürü ve benzer nitelikli sosyal bilimler yazını içerisinde son dönemlerin anahtar kavramlarından olan ‘öteki’. cinsiyet gibi etkenlere göre durumsal olarak belirlenen öteki.nasıl değerlendirdikleri söz konusu edilecektir. tekrar belirtmek gerekirse. düşman olmayı da ifade edebilir ya da potansiyel olarak düşmanlaştırma eğilimini içinde barındırır. güncel sosyal gerçekliği yaratan kuşakların kimlik algılarındaki Sünniliğin belirleyenleri ve işaret ettikleri toplumsal süreçler. kendi aidiyetlerini (kimliklerini) paylaşmayan toplumsal kültürel çevreleri yabancılaştırma eğilimindedir. alan verileri çerçevesinde irdelenmeye çalışılacaktır.

yaşamsallık kazanmış iki ana kimlik grubuna işaret ettiği söylenebilir: Alevilik ve Kürtlük. Güncel örneğine Aleviliğin ‘İslam içiliği–dışılığı’ gibi bir tartışma gündeminde rastladığımız bu kamplaşmada kullanıma sokulan ‘öteki’liğin.116 Günümüzde her iki kavram da gerek ulusal düzlemde gerekse uluslararası alanlarda. Bu kesimlerin Alevilik ve Kürtlük kurguları. Türklük ve Sünniliğin işaret ettiği ‘yurttaşlık’ algısının ‘asli’ unsurları olarak da ifade edilmektedir. parçalanan anlam kodları itibari ile çok boyutlu bir fenomeni 115 Bireyin içerisine doğduğu toplumsal/kültürel bütünde. Güncel siyasal süreçler içerisinde önemli birer söylem nesnesi olan Alevilik ve Kürtlük. Buradaki maksadımız. güncel siyasal yüklemelerin dışında kabul edilmelidir. kişinin ve onun mensubiyetinin karşıtını tanımlayarak kendilik bilincini oluşturan bir kimlik bileşenidir…” (Emiroğlu – Aydın. aynı kimliği sahiplenen ve kendisini resmi kimliğin dışında tanımlayarak Türkiye’nin uluslararası güncel politik süreçlerde kazandığı kimi yükümlülükler içerisinden sunduğu kamusal olanakları kullanmaya çalışan aktörlere karşı da önemli bir argüman olarak ‘öteki’liğin reddini öne sürdükleri bilinmektedir. topluluğun maddi ve manevi bütünü içerisinde sosyalleşmesini işaret eden antropolojik kavram. 116 Çalışmamızda ‘öteki’ kavramı içerisinde değerlendirdiğimiz Alevilik ve Kürtlük kimlikleri. Günümüz Türkiye’sinde ise ‘öteki’nin.kavramlaştırması ve ‘ötekileştirme’. ‘ben / biz’ bilinci ile birlikte var olan. hâkim toplumsal kimlik kodlarından yani Türklük ve Sünnilikten farklı birtakım aidiyetler öne sürmesi. zaman zaman genişleyen ve bazen de daralan. çalışmamızda kullandığımız içerikten. geniş kitleleri kapsaması ve daha da önemlisi bu kitleler içerisinde yine bu farklı aidiyet biçimlerini kamusal alanlarda görünürlük kazandıran kurum ve aktörlere sahip olması bakımından. doğrudan doğruya kimlikle (aidiyetle) bağlantılıdır. 2003: 661 – 663). aynı zamanda onun ‘ötekilerini’ de kapsamaktadır. yani kimliğin zorunlu bir parçası olan ‘benden / bizden olmayan’ algısını ‘öteki’ kavramı ile işaret etmek ve Tuncelili Sünnileri çevreleyen hâkim çoğunluğu yine bu grubun kavram setleri üzerinden tanımlamaktır. 20. . modern etniklik kuramları çerçevesinde Türkiye’de kat ettikleri mesafe içerisinde. Kişinin kültürleme115 süreci içinde edindiği toplumsal/kültürel kimlik. hayli karmaşık ve çok yönlü sorunsallar içermektedir. yine bizzat bu kimliklere sahip çıkan dikkate değer bir çoğunluk tarafından. Bu öğrenme sürecinin önemli bir parçası. yüzyıldan günümüze bu kimlik gruplarının. tarihsel geçmişleri ve bugünkü temsiliyet biçimleri itibariyle. ‘ötekilerin’ bilinmesidir… ‘Öteki’ bu yönüyle. bu anlamda uzak olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir.

Özetle. Söz konusu ettiğimiz bu iktidarın içeriğini şöyle açıklayabiliriz: Öncelikle. bu fenomenin. gerek Kürt ve Alevi gerekse Türk ve Sünni kimliklerinin birlikte ve karşılıklı çakıştığı toplulukların varlığının. Ancak Tunceli açısından yaşanan durumun özgüllüğü. nüfusa dayalı bu iktidar olma durumunun yine sadece nicel nüfus verileri düzleminde bir etki alanına ve içeriğe sahip olduğu belirtilmelidir. hâkim grubu oluşturan Alevilerin il sınırları içerisinde yaşayan nüfusun % 90’ından fazlasını oluşturduğu gerçeği içerisinden özgün bir iktidar durumunun ortaya çıkmakta olduğu ileri sürülebilir. karmaşasını da içerdiği eklenmelidir. Aleviliğin ve Kürtlüğün. Ek olarak Türkiye’de. son çeyrek asırda görünürlük kazanmış bu iki esas kimlik grubunun. demografik açıdan gösterdiği yoğunlaşmadan ileri gelmektedir. beraberinde Alevilik ve Kürtlüğün ortaya koyduğu söylemlerin çeşitliliğini de beraberinde getirmektedir. Bu bakımdan. Örneğin. Tunceli örneğinde tartıştığımız etniklik algıları olan Kürtlük ve Alevilik’in yanı sıra Türklük ve Sünnilik kimliklerinin de aldığı ve almakta olduğu biçimlerin çeşitliliği rahatlıkla görülebilmektedir. Türkiye’de sadece Türk ve Sünni ile yine sadece Kürt ve Alevi olarak kendini tanımlayan toplulukların dışında Türk ve Alevi. devlet içerisinde bir başka devlet durumu söz konusu değildir. Tüm bu çakışma alanları. . Kürt ve Sünni topluluklar da mevcuttur. Zira bu çoğunluğun beraberinde bir başka yasal hukuk sistemine yaşamsallık kazandırmadığı ortadadır. Bölümü içerisinde.ortaya çıkardıkları görülmektedir. çalışmamızın II. kendi içerisinde ortaya çıkardığı farklı aidiyetlerin çeşitliliğini. Tunceli’de Kürtlük gibi modern bir etniklik kurgusunun Alevilik gibi özünde pre-modern bir kimlik aidiyetinden hareketle temellendiği gerçeğini de göz önünde tutarak.

Alevilik ve Sünnilik kimlikleri üzerinden yaşanan siyasal kamplaşma öncesi ve sonrası dönem olarak iki esas belirleyenden kaynaklandığı ileri sürülebilir. (Alan . 1970’lerde yaşanan kamplaşma dönemlerine kadar Alevi çoğunluğun sahip olduğu kimlik üzerinden yaşatılan örfi hukuk sisteminin bilhassa kırsal yerleşimlerde geçerliliğini sürdürmüş olduğu ve yakın ilişki içerisinde olduğu toplulukları da kapsayacak etkinlikte yaşamsallık kazanmış olduğu bilinmektedir. Alan çalışması esnasında karşılaşılan orta yaş üzeri hemen tüm Alevi ve Sünni görüşmeciler. suyun önünü çevirmiştir. efendim alacak – verecek davasıdır falan… Bunlar da [Sünniler] bizim gibi Cem’e gelirlerdi. yani işte adamın davarı tarlaya girmiştir. dertlerini anlatırlardı. Bu hâkim çoğunluğun içerisinde kalan yahut sınırlarında temas eden ve yine küçük kasaba yerleşimlerinde ikamet eden Sünni toplulukların da zaman zaman bu hukuka tabi olarak çeşitli varlık stratejileri geliştirdikleri anlaşılmaktadır. Bu yön açısından konuya eğildiğimizde karşımıza çıkan farklılıkların.Fakat bu demografik dağılımın yarattığı ilişki süreçleri de farklı tarihsel dönemlerde biçim ve içerik açısından değişkenlik göstermekte ve böylelikle ikincil bir yön açığa çıkarmaktadır. hakkını arardı çeker giderdi yani… Onlar da bizim gibi Dede’nin önünde eğilir kalkardı…” Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). çeşitli nedenlerden ötürü karşılıklı yaşadıkları sorunlarda yasal mercilerden ziyade Alevilerin itibar ettikleri Seyitlere ve Cem kurumuna başvurduklarını çeşitli şekillerde ifade etmişlerdir: “…Şimdi böyle sorunlar olduğunda.

Alevi – Sünni anlaşmazlıklarında. “Bu Elazığ’dan gelip yukarı taraflara [Tümüyle Alevilerin yaşadığı daha iç bölgeler] giden tüccar da giderdi. . “Tabi. Bizim mübareğe [Pertek’te Aleviler arsında etkili bir prestije sahip olan Sultan Hıdır Ziyareti’nden bahsediliyor. Alevi cemaat içi hukukun gerektiğinde karşı tarafın lehine böylesine ağır bir cezayı dahi uygun görmüş olması son derece önemlidir. Halkın mahkemesi kurulurdu. Ama o zaman da halk mahkemesi vardı.” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). Benim gördüğüm kadarıyla 1970’lere kadar. oradaki efendim cemaat kendi adamını suçlu bulmuşsa ayrım falan olmazdı yani… Cezası neyse odur şimdi… Ben bilirim yani böyle ceza kesmiştir… Düşkünlük117 bile olmuştur. Günümüzde de belki vardır ama genelde şimdi yargıya intikal ediyor. çoğu zaman yaşanılan bölgenin terk edilmesi sonucu doğuracak kadar önemli bir meseledir. kendi içlerinde tıpkı kendileri gibi azınlıkta kalan gruba karşı daha toleranslı davranmış olduklarını düşündürtmektedir. Burada. Bu toprak davalarında. Zaten en fazla da onlar giderdi. Dede’ye söylerdi.“…Dede de bazen sınardı mesela. 2003: 125). Farklı suçlara farklı şekillerde uygulama öngören bu cezanın esas ayırt edici yönü cemaatten dışlanmadır.] gönderirdi iki tarafı. Bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Alevi topluluklarında cemaatten ve cemaatin ortak gerçekleştirmek zorunda olduğu geçim faaliyetlerinde yalnızlaştırılma. Korkmaz. İşi var diye yani…” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). Tabi eğer Alevi adam yanlışsa cesaret edemezdi… Bizim mübarekte çok olmuştur böyle…” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). 117 Düşkünlük. Yani işte Sünni de giderdi o zaman. Genelde toprak davalarında rastlanırdı bu işlere. hâkim toplumsal gücü oluşturan Alevilerin. sıkıntısı olduğunda. Alevi Dedeleri çağrılırdı ve o insanlarla ‘halk mahkemesi’ kurulurdu. “Şimdi ceza… Eğer Dede kendi adamını suçlu bulmuşsa. genelde Alevi büyüklerini çağırıyorlardı. Alevi büyüklerini cemaatçi olarak çağırırlardı. Bu bakımdan. zaten kimse mahkeme yüzü de görmedi burada. tarihsel geçmişlerinden getirdikleri ve temelinde kolektif hafızanın kodladığı mağduriyetlerle örülü geçmişlerinin. Alevi topluluklarında uygulanagelen cemaat içi hukukun öngördüğü en ağır cezadır (Daha fazla bilgi için bkz.

o büyükler geldiler. Bence bu iyi bir şeydi. Bi de üstelik Sünniler işlerini böyle çözmek isterlerdi. Hatta Pertek ilçe merkezi gibi. örgütler dönemi [1970’li yıllar kastediliyor] öncesinde bizim burada bu Dedelik kurumu çok önemliydi. biz de artık toplumun verdiği karara saygı duyduk. çok ön plandaydı. Yani insanların kendi sorunlarını yine kendi hukukları ile kavga gürültü olmadan çözmeleri… Gerçi tabi bu tür şeyler daha çok bu köylü Sünnilerle Aleviler arasında olurdu. onun babasının vasıtası ile bir de Y diirler onun vasıtası ile. bizim evde halk cemaati yaptılar. Sünni çoğunluğun olduğu mekânlarda da Alevi cemaat hukukunun geçerlilik kazanmış olduğunu işaret eden veriler mevcuttur: “İşte bu siyaset. Bunu yaşadım ben. “Kendim yaşadım. (Alan Notları : 03 – 07 – 06 / Pertek). Siyasal kamplaşmalar öncesinde Alevi ve Sünni toplulukların.Tabi. gördüm” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). Cemaatin verdiği karara saygı duyduk. Biz. özellikle kimlikleri üzerinden yaşanan siyasallaşma ve kamplaşma öncesinde Alevilerin örfi hukukunun yerel yaşamın düzenlenişinde ve devamının sağlanışında ön planda olduğu görülmektedir. birincil ilişki biçimleri olan ekonomik yaşamın . Benzer örneklerin Alevi ve Sünniler arasında gerçekleşen ‘kirvelik’ ilişkilerinde yaygınlıkla aktarıldığı üzere. Köyde bize hayır etmeyen bir aile vardı. Böyle Alevi – Sünni anlaşmazlıkları mahkemeye falan gitmeksizin burada çözülürdü. bu dönemlerde. Onun ismini vermiyorum. aradaki kimlik sınırını muhafaza etmekle birlikte. Sünniler de gelir Halk Mahkemelerinde haklarını ararlardı” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). kendim oraya gittim. X ağa derler.

Özellikle kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin. Bu durumun sebeplerinden olarak ilkin. Özellikle kırsal yerleşimlerdeki Sünni topluluklar. gerektiğinde zor aygıtlarını da devreye sokabilecek resmi iktidar kurumlarından destek almaları olabilecek en doğal strateji haline gelmektedir. resmi kurumlarda ve yerel ekonomik hayatın belirleyici konumlarında bulunan insan gücünden de beslenmektedir. öncelikle nüfus ve yerleşim gibi temel belirleyenlerden kaynaklandığını işaret eder niteliktedir. iç içe örmek durumunda kaldıkları geçim etkinliklerinde karşılaştıkları sorunları egemen resmi hukukun kurumlarından ziyade hâkim çoğunluğun sosyal mekanizmaları içerisindeki çözüm arayışları. Bu durumda. iktidarın yani sosyal yaşamın belirleyici normlarının geçerliliğinin. Öncelikle belirtilmelidir ki bu dönemlerde Pertek ilçe merkezinin hâkim nüfusunu Sünniler oluşturmaktadır. Hâlbuki böylesi bir beklentinin oluşması için yeterli koşul fazlası ile mevcuttur. Ne ki bu dönemlerde süreç.ortaya çıkardığı sosyal süreçlerde. kendilerini çevreleyen Alevi çoğunluğun kurumlarına müracaatları anlamlıdır. Zira bu dönemlerde. süregetirdikleri geleneksel kurumlarıyla karşılıklı ortak bir hukuku örmüş oldukları anlaşılmaktadır. yani resmi geçerliliği olmayan kurumlarla ilişkilenerek tüketilmiş görünmektedir. herhangi bir meseleden dolayı Alevi çoğunlukla ihtilaf içerisinde olan Sünnilerin. kaynağını nüfus yoğunluğundan almakla birlikte. tersi yönde. Alevi ve Sünni toplulukların yerelde yaşattıkları geleneksel hayatın bu yıllara . ortak kimlik kodlarını paylaştıkları resmi kurumlarla bu ortaklaşmanın sağlayabileceği ayrıcalıkları kullanma yönünde hareket etmediği görülmektedir. Sünni toplulukların. Bu hâkimiyet. hemen hiçbir Sünni topluluğun. açık bir biçimde hâkim Alevi çoğunluğun sosyal yaşamına adapte olmuşlardır.

değin ciddi yapısal değişimler geçirmemiş olmasından ve yüzyıllardır süregelen karşılıklı geleneksel hukukun işlerliğinden kaynaklandığı ileri sürülebilir. 1970’lerin sonlarına değin üretim ilişkileri hemen tümüyle tarım

faaliyetlerine yaslanan ve nüfusun büyük çoğunlukla kırsal yerleşimlerde bulunduğu Tunceli de benzer birçok il gibi sosyo-ekonomik yapısında nitelik açısından ciddi hiçbir değişim yaşamamıştır. Bu durum, son derece yavaş bir değişim sürecinde olan toplumsal yaşamın, geleneksel kurumlarını, işleyişini ve yaratmış olduğu algıları da canlı kılmaktadır. Aleviler ve Sünniler, Cumhuriyet’le birlikte tabi oldukları hukuku ve kimlik algılarını değiştirmiş olmakla birlikte güçlü bir şekilde geleneksel kimliklerini ve kurumlarını da bu hukuka uyarlayarak eş zamanlı bir biçimde yaşatmışlardır. Böylelikle, bireylerin yaşamlarını idame ettirmede başvurdukları varlık stratejileri çok yönlü kalabilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ile Alevilik ve Sünnilik temelinde belirlenen yerel yaşam iç içe geçmiş ve gelenek, özellikle kırsalda, eski alışkanlıklarını korumayı başarabilmiştir. Alevi toplulukların inanç yapılarının biricik kurumu olan Cem ve bu kurumun yaşamsallık kazandığı seyitlik, Sünni toplulukların ‘ileri gelen aileler’ olarak kodladıkları toplum önderleri ve elbette ki bu yapı ile kimi zaman iç içe olan babalar ve yerel inanç kurumları; her iki topluluğun uzun yüzyıllar boyunca karşılıklı temaslarında açığa çıkan en önemli ve işlevsel aktörleri oldular. Cumhuriyet’in, ekonomik ve sosyal yapılanmasındaki eksiklikler, bu feodal tutunumların ve aktörlerin beraberinde taşıdığı geleneğin de canlı kalmasını sağlayan en önemli etmen oldu. Ek olarak, Sünnilerin kendi lehlerine yaptırım gücü mutlak kararların çıkma ihtimali yüksek olan resmi kurumları devreye sokmamalarında, bu kurumların

kendilerine her daim sürecek bir koruma imkânı sağlama olanaklarından yoksunluğu gerçeğinden hareketle, Alevi toplulukların fiili olarak yaşattıkları geleneksel kurumlarla ilişkilenme gerekçesi yaratmış olduğu düşünülebilir. Herhangi bir tekil örnekte kendi lehlerine işlemesi kuvvetle muhtemel bir süreci örmelerinin ardından, yine aynı muhataplarıyla yine aynı mekân ve sosyal süreçler içerisinde yaşama zorunluluğunun ortaya çıkaracağı uzun vadeli olumsuz sonuçların, böylesi bir stratejinin canlı kılındığını düşündürmektedir. Bu dönemlerde hemen tüm sorunların, Aleviler ve Sünniler arası kurulu bulunan geleneksel toplumsal ilişki kalıpları içerisinde eritildiği anlaşılmaktadır. Kirvelikler, öncelikli referans araçlarıdır. Sünniler, Alevi çoğunluk içerisinde kimi zaman dini kimi zaman ekonomik bakımdan sosyal statüsü kuvvetli komşularıyla kurdukları kirveliklerle öteki topluluk içerisinde güçlü dayanaklar yakalamaktadırlar. Alevi toplulukların kendi aralarındaki sıkı ve çok yönlü sosyal bağları sayesinde, Sünnilerin kurmuş oldukları kirveliklerin kapsamı da

genişlemekteydi. Zira her Alevi aile öncelikle anne ve baba tarafından geniş ailelere bağlı idi. Yine bu ailenin kirvelik veyahut musahiplik bağı ile temas ettiği ve bu kurumların geleneksel içeriği gereği bağlandıkları kişilerin yakın çevresini kapsayan geniş bir sosyal çevre söz konusuydu. Alevilerin ek olarak taşıdıkları aşiret ve dahası seyit - talip ilişkileri de onların sosyal çevrelerinin genişliğini belirleyen çok yönlü ve karmaşık ilişki ağları idi. Tüm bu ilişkilerin, özellikle ilgili Alevi ailenin yaşam mekânının yakın çevresinde gerçekleştiği düşünüldüğünde, Sünnilerin kurdukları kirveliklerin ve böylelikle devreye soktukları aracı yahut yardımcı kuvvetin yaptırım gücünü ve etki alanını hayli zenginleştirdiği görülebilmektedir. Tüm bunların yanı sıra Aleviler açısından kirvelik ve musahiplik kurumları, varlığını ve yaptırım

gücünü inanç kurgusundan alıyordu. Böylelikle bu bağların gerek kendi içlerinde gerekse Sünni komşularıyla olan ilişkilerinde, kaynağını dinden alan bir tutarlılık durumu açığa çıkarıyordu. Dolayısı ile Sünnilerin, kirvelik kurumu üzerinden yakalamış oldukları ‘içerideki’ yardımcının etkisi hayli önemli idi. Bu durumun, seyitlerin ve babaların temsil ettikleri geleneksel karşılıklı ilişki kalıpları işlevsizleştiğinde dahi ön planda olduğu ve çoğu Sünni ailenin bugünde de Pertek ve çevresinde, özellikle kırsal yerleşimlerde, ikametinin temel dayanağı olduğu görülebilmektedir. Kirveliğin yanı sıra Sünniler, Alevi komşularıyla olan meselelerin çözümünde, Alevi çoğunluğun Cumhuriyet döneminde de (1938’in ardından) güçlü bir şekilde yeniden tesis ettiği ve yerel hayatın merkezine aldığı iç hukuklarına, kurumlarına tabi olarak, son derece önemli bir strateji de geliştirmiş olmaktaydılar. Böylelikle problemli oldukları kişi yahut topluluğu yine bu insanları var eden kimliğin asli mekanizmaları aracılığıyla istemleri doğrultusunda zorlayabilmekte ve resmi kurumlarla kıyas kabul etmeyecek ölçülerde geçerliliği olan araçları devreye sokmaktaydılar. 1938’in ardından özellikle kırsal bölgelerde yeniden inşa edilen gelenek içerisinde; ziyaretler, Cem ritüelleri vasıtasıyla veyahut muhataplarının tabi oldukları seyitlerin aracı pozisyonda olduğu durumlarda, Alevilerin yasal mercilerle kıyas kabul etmeyecek ölçülerde çok daha fazla baskılandığı aşikârdır. Zira bu yıllara değin bilhassa kırsaldaki Alevilerin hemen hiçbir topluluk içi sorunu resmi kurumların aracılığı ile çözmedikleri bilinmektedir. Korkmaz (2003: 125), Aleviler’de cemaat içi sorunların Osmanlı döneminde şeriat mahkemelerine taşınmasının ‘düşkünlük’ cezası gerektirecek kadar ağır bir suç

sayıldığını ifade eder. Bu bilgi, çalışma esnasında yaşlı Alevi görüşmecilerin Cumhuriyet’in adli makamları için söyledikleriyle de özdeştir. Dolayısıyla adli mercileri topluluk içi sorunların çözümünde referans kabul etmeyen hâkim çoğunluk içerisinde Sünnilerin Cem kurumuna müracaatları, muhatapları üzerinde yaptırım gücü aşikâr olan bir seçeneği tercih ettiklerini işaret etmektedir. Çalışmamızda gerek Aleviler gerekse Sünniler açısından önemli bir belirleyen olarak sıklıkla zikrettiğimiz ve böylelikle tutum ve davranışları sınıfladığımız ‘yerleşimin mekânı’, bahsini ettiğimiz iktidarın biçim ve içeriği bakımından da son derece önemlidir. Pertek genelindeki genel duruma bakıldığında kayda değer bir nüfus gücünü işaret etmelerine karşın, Pertek ilçe merkezinin etrafındaki köy ve mezra yerleşimlerindeki Sünnilerin Alevi çoğunluğun dini ve sosyal yaşamlarındaki hâkim öğelerle iç içe geçmişliklerinin dikkate değer ölçülerde fazlalığı anlamlıdır. Tümüyle toprağa ve göçer olmayan hayvancılığa dayanan üretim süreçlerinin gerçekleştiği mekân, sahip olduğu tüm kaynaklarla (ormanlar, sular, otlaklar, tarlalar vs.) birlikte, oldukça uzun bir zamandan beri Alevi komşularla paylaşılmaktadır. Bu kaynaklar üzerinde insan iradesinden bağımsız oluşan doğal sorunlarla birlikte, geçim etkinliğinden elde edilen ürünün değişim değeri kazandığı pazarda yaşanan sıkıntılar, her iki grubu sahip oldukları köylülük kimliği içerisinde ortak tutum ve davranışlara sevk etmektedir. Bu bakımdan, siyasal kamplaşmalar öncesinde, kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin sahip olduğu ‘Barmazlılık’ kimliği, kendisini çevreleyen Alevi köylü çoğunluğun anlam dünyasında, yine kendi hâkim sosyal çevresi ve bunun vücut

bulduğu mekân içerisinde ‘Barmazlı olmayan’ Sünnilerden olumlu yönde ayrışan bir içeriğe de kavuşmaktadır. Ziyaretlerini paylaştıkları, hemen hepsiyle kurdukları kirveliklerle yakın sosyal ilişkiler ördükleri, seyitlerin ve bazen da babaların önderliğinde dini–sosyal aktivitelerini gerçekleştirdikleri Sünni azınlığın tabi olduğu iktidar, bu bakımdan siyasal bir tabiiyeti içermemektedir. Sünni topluluklar kendi iç hukuklarını korumakla birlikte hâkim nüfus gücünün etkin kıldığı kültürel mekanizmalara yaslanmış ve böylelikle bir varlık stratejisi gerçekleştirmiştir. Sünnilerin kirvelikler, Seyitler ve Cem kurumu gibi Alevi toplumunun iç mekanizmalarına yaslanarak varlık stratejileri geliştirmiş olmaları doğrudan kendilerini çevreleyen Alevi nüfus içerisinde azınlıkta kalmalarından dolayı şekillendiği açıklıkla görülmektedir. Ancak Pertek ilçe merkezindeki Sünniler açısından, Alevi çoğunluğun nüfus gücü itibariyle yaratmış olduğu sosyal hâkimiyetin kırsaldakilere kıyasla oldukça sınırlı bir tabiyet durumu ortaya çıkardığı söylenebilir. Her ne kadar bu dönemlerde de Seyitlere ve Cem kurumunun işlevselleştirilmesine olan yaygın geleneksel tutumlar görülse de Alevilerin ilçe merkezinde henüz azınlıkta olduğu bir durumda Sünnilerin kendi sosyal ve kurumsal mekanizmalarını daha baskın bir şekilde kullandıkları anlaşılmaktadır. Kırsal kesimlerle olan yakın ilişkiler Alevi çoğunluğun toplumsal kurumlarını, ilçe merkezinde gerçekleşen ticari ve sosyal süreçler ise Sünni topluluk içi ve resmi kurumları işaret etmektedir. Yerleşim mekânı konusunda ortaya koyduğumuz bu ayrım, farklı biçimlerde, siyasallaşma döneminde ve sonrasındaki süreçlerde de kendisini gösterecektir.

Alevi çoğunluğun özellikle kırsal bölgelerde nüfus gücü bakımından, kendi doğallığında sahip olduğu sosyal baskınlık, söz konusu ettiğimiz iktidarın temel dayanağıdır. İktidarın Sünnilerin üzerindeki etkisi ise yerleşim mekânlarından ve bu durumun doğrudan işaret ettiği sosyal yapıdan etkilenmekte, buna göre artmakta yahut azalmaktadır. Bu etkinin 1970’ler sonrasındaki süreçlerde de temelde yine nüfus hâkimiyetinden kaynaklandığı ve fakat içeriğinin değişmiş olduğu

görülmektedir. Söz konusu değişimin yönü, doğrudan geleneksel kimlik tanımlarının asli belirleyeni olan Alevilik ve Sünnilik aidiyetlerinin siyasallaşmasını ve bu siyasallaşma süreçlerinin 1970’lerden bugüne gösterdiği farklılaşmayı işaret etmektedir. Kimliğin siyasallaşması, yukarıda kullandığımız ‘öteki’ kavramının içeriğini de etkilemekte ve güncel siyasal kullanımındaki biçimine kavuşmasında izlediği yolu da aydınlatmaktadır. Bir diğer yönüyle de ‘öteki’nin iktidarını pekiştirmekte ve karşısında daha homojen bir tutum sergileyen karşıt Sünni iktidarı doğurmaktadır.

4.2 Kimliğin Siyasallaşması

Kimliğin siyasallaşması, ulus yurttaşlığının üzerinde temellendiği etnokültürel aidiyete olan itirazlarda ortaya çıkan ve bu anlamıyla son çeyrek yüzyıldır karşılaşılan yeni bir olgudur. Bu bakımdan sahip olduğu içerik, öncelikle küreselleşme gibi yakın dünya tarihinde görünürlük kazanmış ve büyük çaplı ekonomik, sosyal ve siyasal hareketliliğe neden olmuş hacimli bir kavramla

doğrudan ilgilidir. Bu belirlenim içerisinde ortaya çıkan ‘kimliklerin siyasallaşması’ süreci; etnik ve dinsel kimliklerin kamusal alanlarda görünürlük kazanmalarının ve çeşitli siyasal-sosyal hak taleplerini farklı biçimlerde ortaya koymalarının bir ifadesi olarak da okunabilir Kimliğin siyasallaşması, bu düzlemde gerçekleşmekte ve farklı kimlik grupları, kendilerine yeni ekonomik ve sosyal alanlar açmaya çabalamakta yahut mevcut kaynaklardan azami ölçülerde faydalanmaya çalışmaktadırlar. Sahip oldukları resmi ve gayri resmi kurumlar, ekonomik birlikler ve bunları örten sosyal organizasyonlarıyla ulusal ve uluslar arası güncel ekonomi-politik içerisinde her daim hareketlilik sergilemektedirler. Kimlik söyleminin yerel ve uluslararası dengeler çerçevesinde biçimlenen siyaseti, doğrudan doğruya mevcut kimliğin tarihsel ve güncel yeniden–üretimi çerçevesinde hayat bulmaktadır. Bu kapsam çerçevesinde, küreselleşmenin sonucu olan yeni siyasallaşmanın, Tunceli özgülünde, Alevi ve Sünni topluluklarda iki ayrı dönem içerisinde ve oldukça özgün koşulların belirleyiciliğinde farklı yönlerde yansıdığı söylenebilir. İlk dönem 1970’li yılları kapsarken, ikinci dönem 1980 darbesinden günümüze özellikle 1990’lı yılları işaret etmektedir. Bu tespitten hareketle değerlendirdiğimizde: İkinci Dünya Savaşı ertesinde tüm dünyada hızla yükselen sosyalist bloklaşma ve etki alanında kalan alanlarda ivme kazanan sosyalist hareketlerin yaratmış olduğu baskın politik havanın, geniş kitleler düzlemindeki karşılığını, Türkiye’de 1970’li yıllarda almış olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Küreselleşmenin henüz olgunlaşma döneminde olduğu 1970’lerin başlarında, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki kapitalist ülkeler ile Sovyet Rusya ve etki alanındaki sosyalist bloğun siyasal haritası içerisinde, ilkine yaslanan fakat günümüzle

kıyaslanmayacak ölçülerde iç pazarını yerel dinamikleri ile kontrol altında tutan Türkiye’de, emek–sermaye çelişmesinde vücut bulan halk hareketlerinde görünürlük kazanan sosyalist söylem, hemen tümüyle Türk yurttaşlık kimliği temelinde yeni bir toplum projesi kurgulamakta idi. Ancak buradaki Türk yurttaşlığı, sınıfsal aidiyetler ekseninde kurgulanmakta ve sosyalist teorinin kendisinde içkin olduğunu kabul ettiği modern, seküler radikal burjuva demokratik atılımları da içermekteydi. Böylelikle en başından gerek resmi yurttaşlık kimliğinin fiili olarak içerdiği feodal din bileşenlerinden gerekse bunun dışında kalan tüm feodal kimlik tutunumlarından kendisini soyutlamıştı.118 Dolayısıyla bu yıllarda, modern bir etniklik tanımı olan Kürtlük, herhangi bir kurumsal temsiliyete yahut Kurmanci–Kırmancki konuşan kitleler nezdinde belirgin bir kimlik algısına sahip değilken dahi ‘kendi kaderini tayin hakkına’ sahip bir başka ulus kategorisinde değerlendiriliyordu. Alevilik ise işaret ettiği feodal tutunum gereği, sosyalist ideolojide içkin olan toplumsal ilerlemeci yaklaşım çerçevesinde ‘ulus’ kategorisinde kendiliğinden eriyecek bir kimlik durumuydu. Bu bakımdan Tunceli’de genç Alevi kitleler içerisinde hızla popülerleşen sosyalist solun, tüm söylemini, Aleviliğin ve ima ettiği yerel geleneksel aktör ve kurumların ötesinde ulusal bağımsızlık ve sosyalist bir demokrasi zemininde kurgulamış olduğu anlaşılmaktadır. Kaynak kişilerin aktarımlarına göre, bu dönemlerde Tunceli’de faaliyet yürütmüş hemen hiçbir sol siyasal hareket, Tunceli’nin sahip olduğu özgün etno-kültürel duruma ilişkin bir proje öne sürmedi. Örneğin Tunceli Alevililiği’ne dair yahut Kırmancki ya da Kurmancki dili üzerine, bu aidiyeti esas olan örgütlenme alanları açılmadı. Bu kimliklerin güncel etnografileri yahut antropolojinin işaret
118

Türk yurttaşlık kimliğinin oluşum sürecinde Sünni–İslam’ın fonksiyonu ve yeniden–üretimi çerçevesinde faydalı bir kaynak için bkz. Bahadır, 2001:153 -172.

ettiği çerçevede çalışmalar yapılmadı. Tam tersine, 1960’larla birlikte ivmelenen ve bu yılların sonlarına doğru ciddi bir potansiyele ulaşan öğrenci gençlik hareketlerinin sahip olduğu politik örgütlerin 1970’lerin başlarında yaşadığı nitel sıçramalarla sınıf mücadelesini esas alan siyasi hareketlere dönüşümü, bu grupların Tunceli’deki temsilcilerinin yerel politikalarını da doğrudan belirliyordu. Ulusal düzlemde yürütülen ‘sınıf mücadelesi’ kapsamında, sosyalist ideolojinin anlamlandırdığı modern ulus kavramının dışında kalan bu aidiyetler, ancak devrimden sonra, ‘burjuva demokratik devrim’in kendisine esas aldığı etnikliğin dışında kalan kimlikler için devlet korumasına alınacak özgün etnografik öğelerdi. Dolayısıyla esas mücadele alanı, mevcut ‘yerel sınıf düşmanları’ idi. Ne ki Tunceli, Güneydoğu’dan yahut bu yıllarda fiili toprak işgallerinin görüldüğü Ege’den ve henüz sanayileşmemiş geleneksel tarım ilişkilerinin kurulu olduğu bölgelerden farklı olarak geniş toprak ve köylü emeği mülkiyetine sahip feodal ağalık kurumundan yoksundu. Bu kurum, 1938’de tümüyle ortadan kaldırılmıştı. Dolayısıyla, Tunceli’de hemen hiçbir sanayi kuruluşunun olmaması da köylü kitleler içerisinde inşa edilecek sınıfsal söylemlerin ‘öteki’lerini, kaçınılmaz olarak, güçlü geleneksel ilişkilerle hayat bulan seyit-talip ilişkileri olarak belirledi. Seyitlerin Alevi topluluklar içerisindeki ayrıcalıklı pozisyonları ve oluşturdukları kast sistemi, genç kuşaklar için doğrudan bir hedef haline böylelikle geldiği anlaşılmaktadır. Genç Alevi kitlelerinin neredeyse tümüyle tabi oldukları örgütlenmelerin yaygınlığı ve nicel açıdan yaratmış oldukları fiili iktidar, zamanla bu kurumun ve aktörlerinin işlevlerini tasfiye edecekti. Genç Alevi kitleler içerisinde hayat bulan siyasi hareketlerin yerel düzlemdeki bu konumlanışlarının yanı sıra merkezi düzlemde bağlı oldukları siyasal

örgütlülüklerinin ulusal çaplı politikaları gereği savaşım verdikleri farklı iktidar odakları da mevcuttu: Devletin resmi zor aygıtları ve kendisini devlet karşıtı hareketlerin karşısında, onlarla mücadele ekseninde konumlayan ve yine açıktan devlet koruması altında olan sağ siyasal hareketler. Genç Alevi kitleler, Tunceli’de bu ikinci cephenin aktörlerini, askerin ve polisin yanı sıra onlarla zamanla iç içe geçen ve tek bir cephede birleşen Sünni yaşıtları içerisinden buldular. Tunceli’de bu dönemde Alevi ve Sünni topluluklar arsında yaşanan kamplaşmalarda bu kimliklerin birebir siyasetin öznesi olduğunu ileri sürmek zordur. Daha doğru bir ifadeyle, bu yıllarda Alevilik yahut Sünnilik, sol söylem açısından siyasetin asli belirleyeni değildir. Sınıf mücadelesi, Alevilik ve Sünnilik gibi feodal tutunumları aşmakta ve yerelde, köylülüğün başat aktörlerinden olduğu ‘demokratik devrim’in üzerinde yükseldiği tek bir toplumsal sınıf olarak algılanmaktaydı. Sünniler, sahip oldukları din aidiyetleri üzerinden bu dönemlerde kesinlikle ötekileştirilmediler. Ancak 1970’lerin sonlarına doğru artan kamplaşma ve çatışmalar, yavaş yavaş kimliklerin siyaset alanını kapladığı bir alan açmış ve küreselleşme bahsinde dile getirdiğimiz ‘kimliğin siyasallaşması’nın nüvelerini de yaratmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, ileride de görüleceği üzere, sol söylem bu yıllarda az da olsa Sünni topluluklar içerisinden karşılık bulabilmiştir. Sünnilerin sağ ideolojiler ekseninde harekete geçişleri ise, doğrudan bazı müdahaleler sonucunda geliştiğini düşündüren, veriler sunmaktadır. Bu çerçevede Sünniliğin en başından beri etkin bir kimlik söylemi olarak siyasallaştırıldığı öne sürülebilir. Bu konu bir sonraki alt başlıkta irdelenmektedir. Kendilerini büyük çoğunlukla, sosyalist örgütlenmeler dolayımı ile ifade eden Alevi gençlik kitleleri, yukarıda izah ettiğimiz çerçevede, Aleviliği sadece hedef

kitlelerin harekete geçirilebilmesinde bu kimliğin benlik algısında içkin olan 1938 ve benzeri tarihsel kırılmalarda açığa çıkan travmatik geçmiş kültlerinde bir söylem aracı olarak değerlendiriyorlardı. Zira başlıbaşına bir Alevilik kimliği hatta daha yerel boyutlarda Tunceli Aleviliği’nin diğer Alevilik algılarından ayrıştığı boyutlarda bir söylem aracı geliştirilmemişti. Böyle olsaydı, kimliğin geleneksel kurumlarına ve yürütücülerine savaş açmaz, tam tersine onları yerel kitleleri harekete geçirmede önemli aracılar olarak değerlendirebilirlerdi. 1970’lerdeki sosyalist hareketlerin, sadece Alevi yahut Kürt olmaları nedeniyle resmi kurum ve iktidar partileri ile çelişmeleri olan kitleler içerisinde, bu kimlikleri fakat bilhassa feodal bir kimlik durumu olan Aleviliği, dikkate değer bir politik söylem nesnesi olarak değerlendirmedikleri bilinmektedir. Zira güncel durumda kendisini sosyalist olarak tanımlayan çoğu siyasal hareketin, özellikle 1990’larla birlikte bu kimliklerin geniş kitleler nezdinde kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlamasının ardından, gerek Alevi gerekse Kürt etnik kimlikleri üzerine bir dizi siyasal açılım öngördükleri, bu kimlik gruplarının kendilerini ifade ettikleri yerel derneklerde ya da bizzat bu kimlikler temelinde kendi kurdukları sivil toplum örgütlerinde, yeni politik açılımlar gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Bu durum, tekrar yineleyecek olursak, küreselleşme bahsinde sözünü ettiğimiz ‘kimliğin siyasal alanı doldurması’ durumuna denk gelmektedir. Böylelikle, 1970’lerde Alevi ve Sünni kitleler nezdinde açığa çıkan siyasallaşmanın, 1980’lerden sonra yine bu kimlikler üzerinden açığa çıkan yeni siyasi söylemlerden ayrıştığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Türkiye’de Alevi ve Sünni aidiyetlere sahip toplulukların iç içe yaşadıkları bölgelerde, 1970’li yılların sonlarına doğru keskinleşen kamplaşmaların söylemi,

doğrudan dönemin siyasal taraflarında hayat buluyordu. Ancak bu taraflaşmaya uzanan süreçte Aleviliğin ve Sünniliğin tarihsel arka planlarından ziyade bu tarihin yeniden–üretimine yaslanan birtakım müdahalelerin olduğu göze çarpmaktadır. Tunceli’de ‘kimliklerin siyasallaşması’, Alevi çoğunluk içerisinde yaşayan Sünni topluluklar nezdinde, bu dönemin oldukça çarpıcı bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

4.3 ‘Öteki’nin İktidarında ‘Ötekileşen Çoğunluk’: Ötekinin Ötekisi

Bilindiği üzere 1970’li yıllarda sol söylem geniş kitleler nezdinde, çok parçalı da olsa kendisine bir karşılık bulmuştu. Alevilik, Kürtlük gibi ulus kimliği dışında kalan etno-kültürel aidiyetlerin, bu dönemdeki sol hareketlerin genelinin siyasi söyleminin merkezini değil ancak önemli oranda insan kaynaklarını sağladığı da bir gerçekti. Tunceli, bu gerçeğin en somut şekilde hissedildiği alanlardan birisi oldu. Sahip olduğu nüfus özellikleri, burada örgütlü yasal ve yasa–dışı siyasi hareketleri belirli bölgeleri fiili olarak kontrol altında tutabilecek düzeyde birer güç haline getirdi. Bu gücün etki alanı, üzerinde yükseldiği kitle itibariyle öylesine önemli ölçülerdeydi ki devletin salt kendi kurumları aracılığıyla bu güçlerle mücadelesi ancak yeni bir ‘1937–1938’ ile eşdeğer bir harekâtın neticesinde mümkün olabilirdi. Alevi topluluklar içerisinde, ‘anti-komünizm’ içerikli herhangi bir siyasal akımın, mevcut sistemi zor aygıtları ile yıkmayı hedefleyen sosyalist hareketlerin karşısında durabilecek bir potansiyeli yoktu. Bu anlamda iç-Tunceli’de devlet, çoğunlukla kendi zor aygıtları ile baş başa idi. Ancak ilin güney hattı boyunca

düzensiz bir şekilde sıralanmış olan Sünni topluluklar, devletin bölge için ortaya koyduğu resmi ve gayri resmi politikalarının biricik dayanağını oluşturdu. Bu tutum, Osmanlı döneminde de sıklıkla başvurulan ve Cumhuriyet’e de tevarüs ettiği anlaşılan bir yöntemdi. Cumhuriyet öncesi dönemlerde kimi zaman Alevi aşiretler de muhatap alınıyor ve bölgedeki operasyonlarda işbirliğine gidiliyordu.119 Ancak bu kez, Osmanlı’da olduğu üzere Sünni toplulukların yanı sıra Alevi aşiretlerinden bazıları ile de işbirliği imkânı yoktu zira aşiretin en önemli kurumu olan ağalık tümüyle tasfiye edilmişti. Seyitler de en az ağalar kadar ciddi bir yıkıma maruz kalmışlar ve ‘1938’ öncesinde sahip oldukları konumlarını yitirmişlerdi. 1970’lere değin özellikle kırsal bölgelerde eski etkinliklerini önemli ölçülerde yeniden tesis etmiş olmalarına karşın, bu yıllarda genç kitleler nezdinde uğradıkları meşruiyet ve itibar kaybı, devletin bu kurum üzerinden topluluk içinde istediği yönlendirmeyi gerçekleştirmesini engellediği söylenebilir. Devlet, Alevi topluluklar içerisinde politikalarının hayata geçirilmesinde birlikte hareket ettiği bazı kaynaklar yaratabilmişse de bunlar hiçbir zaman, Güneydoğu’da örnekleri görülen ‘koruculaşma’larda olduğu üzere, kitlesel boyutlara ulaşamadı. Çünkü devletin bilhassa Kürt ulusalcılığının önemli ölçülerde yükseldiği ve fiili durum yaratmaya başladığı 1990’lardan günümüze, bölgede Kürt ulusalcılığına karşı harekete geçirdiği ‘içerideki’ güçler, Osmanlı döneminde ‘Hamidiye Alayları’ örneklerinde görüldüğü üzere ancak ‘din’in söylem düzeyinde işlevselleştirilmesi ve yerel kısmi özerkliğin yaratılması ile mümkün olabilmişti. Tunceli’de ise Aleviler içerisinden bu boyutlarda bir gücü harekete geçirebilmenin olanağı en başından ‘din’in kurgusu üzerinden temelsiz kalıyordu. Dolayısıyla Sünni topluluklar, bulundukları yerlerde Alevi topluluklar içerisinde güçlenen sol akımların
119

Konu hakkında faydalı bilgiler için bkz. Yılmazçelik, 1998; Bulut, 1992 ve Hezarfen, 2003.

Gerek Alevi ve gerekse Sünni çoğu görüşmeci. ederler yani. kamplaşmaların özellikle gençler vasıtasıyla hızla yükseldiğinin ve toplum büyüklerinin. Devlete hitap edemezdin. onların burada azınlıkta olmasıydı… Bir de sen ‘ben Aleviyim’ deyip de devlete karşı söyleyemezdin. o zaman azınlıktaydı onlar.karşısında biricik meşruiyet kaynağı olarak görüldüler ve kamplaşma esasta bu bakış açısı üzerinden hızla yükseldi. biz bir saf olduk.” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). av olayında birbirlerine değer verirlerdi. kendi kendilerine şikâyetçidirler. Alevi ve Sünni görüşmeciler başlıkları altında ayrı ayrı aşağıda verilmektedir. Onlar bir saf. 1) Alevi görüşmeciler: “Eskiler birbirlerine değer veriyorlardı. bu döneme ilişkin anlatımlarında. öbürü de gider kendince çağırır ya da öbürü de giderdi kendi cebinden niyazını dağıtırdı. Yani öyle kopuk hareketler olmazdı. kendi çıkarları için oralara gittiler. “İşte. Bu anlatımların bazıları. Ardından. . Misal.. Yani birbirlerinden kopuk hareketler olmazdı ama din konusunda herkes kendi isteğince hareket ederdi. kendi halkına hitap edemezdin. misafirperverlikler. Sağ örgütlerin gelmelerinin amacı. Sen gidersin burada Tanrıyı çağırırsın ben giderim. Sünniler. Ticari hayatlarımız bağlı idi. Yani olmak durumunda kaldık. Bir devlet yetkilisine.. alım-satım bazında. Ticari bazda. Ama bir şekilde gerçekleri görüp de gerçeklere inanıp da düşünürlerse bizi tercih ettiler. O anlamda bizden şikâyetçi değiller. toplulukların karşılıklı hukuklarının denetiminden çıktığını aktarmışlardır. konuyla ilgili değerlendirmelere geçilecektir. bir askerine ben Aleviyim diyemezdin. Ama işte bozuldu yani. konaklama durumları eskide de vardı. hukuki bazda. Birbirlerine değerler verilirdi.

İşte bak. Muhammed vardı. Hz. Fatma vardı. Ama adamın düşüncesine saygı duyarsan. Hasan ve Hüseyin vardı. Onlar zaten devleti arkasına alıp da devlet adına iş yapmaya çalışıyorlar. Ahmet Yasevi’ye dayandı. Ama tabi bu bazı adamların işine gelmez. Ehl-i Beyt’e geldi dayandı. Devlet büyüklerimizin bu kudretlerden. Yine. … İlköğretim okulunda. bu güçlerden. mucizesini bilsinler. “Elazığ’a gittiler. rantına gelmez. Daha doğrusu kendilerinin olduğu çoğunluğu sağladığı yerlere gittiler. siz de alıp bakabilirsiniz. başka bir yere gitmedi. Alevilik içerisinde olur bunlar. bu varlıklardan hiç bi tanesinden haberi yoktur. Munzur Baba’nın efsanesini bilselerdi belki bunlar yerden göğe götürürlerdi. Özgürlük mü diyorsun? İnsan hakkı mı diyorsun? Demokrasi mi diyorsun? Veya bütün dünyayı ele alırsan. Hacı Bektaş-i Veli’ye dayandı. Pertek’in çoğunluğu Alevilerindir. sen nasıl gidip buna sahip oluyorsun?’ İster istemez bu adamı kendisine çekiyor. Alevilik kültüründe. Hz. . Hz. adam kendi halinde kalırsa Aleviliği tercih eder. Halen o bantta kayıtlıdır. hele bi de bilsinler Munzur Baba ne yapmış. Ama ortalık düzeldi mi gene çıktı bu tarafa geldiler. Ama devlet büyükleri bunların hepsinden mahrum kalmış…” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). o adamlardan hiçbir tanesi bizden şikâyetçi değildir. Ali vardı. Yani. Ehl-i Beyt zümresi deyince senin aklına ne geliyor? Ali zümresi… Bunun dışında kimseden bahsetmedi. o insanların da başkalarının da bizim bu değerlerimizden haberi yoktur. Ehl-i Beyt’te kim vardı o zaman. Niye? Çünkü felsefesinde bu var. bugünkü olaya bak. Niye ama niye? Onun da bir nedeni var. ‘Yahu sen nasıl gidiyorsun buna sahip oluyorsun sen? Senin kökenin MHP’lidir. Bu adamlar da biliyor bunları. mucizesini bilseler. hele bi de bilsinler Şıh Delil Berxican ne yapmış. İşte o gün burada bir konferans verildi. Somuncu’ya dayandı ve Ali’ye dayandı durdu. Hele bi bilseler ki Ağuçan ne yapmış.

Onlar Elazığ’a gittiler. Yani 1980’de göç olayı başladı. O zaman kimin devleti idi. 12 Eylül döneminde. Devlet de diyor. köyleri boşalanlar buraya geldiler. Devlet güçlerini arkasına alarak. biz Atatürkçüyüz dediler. bunlar Alevidir. Siz bize yardımcı olun. Yani bunları git onlara da sor. Zaten bunarlın en büyük dayanağı da devlettir. Üzerine yakılmış türküler ve dilden dile dolaşan sayısız öyküleri mevcuttur. 68 kuşağının asıldığı dönemlerde başladı buralarda. Genelde devlet de onların yanında. bunlar Kızılbaştır. bunlar Kızılbaştır. O derelerde kimler öldü? Alevi insanlar öldü. bunlar şudur dediler. O derelerde şimdi bile kimin kafatasları. .Bir 38 gibi. yani sudan [Barajın bulunduğu eski Murat Nehri kastediliyor] bu yanı. Hala günümüze kadar da yapıyorlar. kırımların olduğu bir olay. “Sünniler esasen 1990’larda göç ettiler ama daha öncesinde de göç ettiler. Ne kadar süreceğini de bilmiyorum. bunlar geldi Aleviler’den adam vurdular bir de gittiler devlete sığındılar. Gene bunların devleti idi. Alevidir… Bunları inkâr etmemek lazım. Kaç yüzyıl daha hükmedeceğini de bilmiyorum” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). Orada zaten Alevi ve Sünniler iç içe yaşıyor. Yani bir devirdaim oldu…” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). Bunu ordu 120 1937 – 1938 çarpışmalarında. bu işleri yaptılar. Bana sormayın. Yerel kültürde Laç Deresi. Kim kırdı bunu? Devlet kırdı. askerlerden ve isyancılardan olduğu kadar isyancılarla birlikte Laç Deresi’ndeki mağaralara sığınan sivil halktan da büyük kayıpların. ağır makinalar [Silahlar] getirdiler. Oysa bugünkü tarihe baktığımızda kimin Atatürkçü olduğu kimin olmadığı ortadadır. Söylerdi işte devlete. hatta Deniz Gezmişim’in asıldığı dönemden itibaren göç olayları başladı. Hatta Pınarlar’da bu 12 Eylül’den önce bir hadise oldu. adamlar bizden adam vurdular orada. Laç Deresi’ni120 gördün sen. Devletin gücünü alır arkasına öyle konuşur. özellikle bilinen ve aktarılan bir mekânı ve tarihi anlatır. ben – sen diye bir olay yapmıyorum ama yeri gelmişken söyleyeyim yani. Binlerce Laç Dereleri vardır. kimin kemikleri var? Alevi insanların kafatasları ve kemikleri var. Bu saata kadar gelmiş. biz Sünni’yiz. “Tabi şimdi bunu inkâr etmemek lazım.

Elazığ’dan gelirdi.” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek) “…E tabi dışarıdan oldu. bu süreçte Elazığ’dan destek gördüler. dara düştüğü zaman kendi kabilesini takip eder. Kendi taraftarının kılıcını çekerdi. Pertek’in bazı yerlerinde korucu var. Her ne kadar da birbirlerine.’de [Pertek’e bağlı Sünni bir köy ] korucu var. Korucu dönemi 1990’larda başladı. Yani. E destek nedir? İşte budur…” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). hepsinde de korucu vardır” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). çoğusu olmak durumunda kaldı. asıl Atatürkçü’yü. taraf oldular. E benim bu adamla alıp vereceğim var. benim köyde bi … Köyü var. bu insanların içinde fitne fesatlar vardı. Efendime söyliyem. başka bir yerden gelirdi. Kendi örgütünü takip ederdi. “1990’da başladı. Vardır. O da burada benim kafamı gözümü kırardı. S. Bi de buna devlet karışınca iş karıştı… Ya ne oldu? Geldiler işte dediler: Ya dağa çıkacaksın? Ya işbirliği yapacaksın? Ya da terk edeceksin? E şimdi bu durumda da insanlar güç kimdeyse ona sığındı. “…Tabi tabi. Biz burada bu halka büyük bir baskı yapmış olsaydık. “Şimdi o dönemde aslında her iki kesimde kendi adamlarınca taraf olmaya zorlandı yani.mensupları da biliyor. Korucu köylerimiz vardır. Elazığ’da bizim iflahımızı keserlerdi. Tabi . Herkes. Çemişgezek’in köylerinde [Sünni Köyler kastediliyor] korucu var. herkes kendi kabilesine çekildi. Dışardan gelen. Yani aslında onlar da aynı şeyi yaşadılar. Sivas Katliamı’na buradan gidenler var. ben kendim yaşadım işte. Sünni köyler. sen beni tanımazsın etmezsin. Asıl Türkü. Sığınamayan da çekti gitti… Bu Sünnileri de tuttular MHP’nin kucağına attılar. yani hayata müşterek olmuş olsa da yine kendi kabilesinin kılıcını çekerdi. Genelde Sünni köylerde. asıl Mustafa Kemalci’yi kimdirse onlar çok iyi bilir…” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek).

ne bileyim efendim adamın alacak verecek davası mı olmuş? O vakit gitti askere – polise bu adam dedi Kızılbaştır. İşte adamın davarı mı girmiş tarlaya. Aleviyi yok saydılar. Şimdi böyle olunca da. Ama işte asıl o zaman yanlış yapıldı. Haklı olduklarında bile yeterince kendilerini savunamazlardı. Devlet tuttu bir teröre karşı bi başkasını tuttu getirdi. Kardeşim. idare edelim’ dediler. dostluklar yani… Tabi ama devlette hiç demedi ki yani bu adam doğru mu söylüyor? Geldi ezdi Aleviyi burada… Böyle sürdü gitti işte …”(Alan Notları: 17 – 04 – 2006 / Pertek).aralarında böyle ateşliler de vardı ama onlar da burada barınamadı işte…”(Alan Notları: 17 – 04 – 2006 / Pertek). yani yardım et. bunu hiç unutmaz. işte terörle ilişkisi vardır falan… Şimdi yani böyle olunca da kalmadı tabi o eski ilişkiler. ‘iki sözü fazla da olsa hoşgörelim. burada Sünniler herkesle iyi geçinirdi. ezmemeyi hep bi yücelik olarak gördüler. 2) Sünni Görüşmeciler: . “O zaman da terör vardı şimdi de var. ‘Sünniye git bi parça ekmek ver. Yani bu aşiretçiliği anlatır sana. Bu senin bahsettiğin siyaset öncesinde. Bak mesela burada kalanlar işte bunun için kalmışlardır. Buna dikkat ederlerdi. tabi köylü adam. Onun için zaten diğerleri gibi gitmek zorunda da kalmamışlardır. Aleviye dost insanlardır…”(Alan Notları: 18 – 04 – 2006 / Pertek). kirvelikler. yani gününe bakar bu… Onlar da bu desteği alıp komşusunu ezmek için kullandı yani. “Bak bizim yaşlılara git sor çoğusu eski zaman için der ki. Ama bizim kendi insanımız böyle değil’ der. burada ayrımcılık yapanın kendisi barınamadı ki zaten!… Bu kalanlar ayrımcılık yapmayan. Yani aslında onlar bizim içimizdeyken hep rahat etmişlerdir. Ama Aleviler bu azınlığı himaye etmeyi. Hiç değilse ön ayak oldu… Kimse bizi dinlemedi. Ne yaptılar? Gittiler onlara yanaştılar.

her iki taraf da yapamadı. Yani o Pınarlar hadisesinden sonra sadece tepelerde silahlar sıkıldı. Hani işte bilmese de bellidir yani… ‘Onlar yapmış’…” (Alan Notları: 18 – 04 – 06 / Pertek). vurabilirlerdi. Tarlalar yan yanadır. Ama evlere. mevlüde gelenler olurdu. Yani aslında tamamen korunma güdüsü ile oldu bunlar…” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ). Ortam bulanıktı. çoğunluk onlarda. öldürecek korkusu başladı. Yani burada her şey iç içedir. Burada herkes birbiriyle kirvedir. Alevi de Sünni de herkes buna riayet eder. hayvanlara. BBP’ye bi de DYP’ye geçti işte Kamer Genç DYP’ye geçtiği için…” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ). Sonrasında da MHP’ye katılım oldu. sen de görüyorsun. “Bizde eskilerin çoğu Halk Partiliydi. ‘Kim yapmış?’. Hayvanlar birlikte otlar. Bizim burada ‘ekmeği yediğin kaba sıçma olayı’ yoktur. . Bizden de Cem’e gidenler olurdu. rastgele havaya ateş edildi. “İşte bu olaylar olmazdan evvel onlardan camiye. Ama tabi kesildi bunlar… Yani bu süreçte öyle faili meçhuller falan olmasa da yani artık insanlar suçlu ortada olmasa da suçluyu buluyorlardı. Herkes herkesi iyi bilir. O zamanda da isteler rahatlıkla dağda. İnsanlar birlikte çalışır. bayırda rahatlıkla sıkıştırabilirlerdi. Yani burada. Hiçbir şey yoksa ortada yenilen düz ekmek hakkı vardır. “Maraş – Çorum olaylarından sonra özellikle bizimkilerde bi korku oluştu tabi ama burada öyle kitlesel olaylar falan olmadı. İşte sadece o Pınarlar hadisesinde ikişer üçer karşılıklı ölenler oldu… …Bazı söylentiler yayıldı işte ‘camiye davar koymuşlar’ falan diye ama tutmadı tabi… Yani biz o dönem olaylara dışarıdan bakamadık.“…1970’lerle birlikte Aleviler bizi buradan kovacak. bi kısmı da Demokrat Partiliydi yani o gelenekten gelirdi ama tabi bu olaylardan sonra hemen hepsi MHP’ye. Yani işte bi olay mı olmuş. İnsanlar aynı sofraya diz kırmışlardır. insanlara değil.

. Öğrendik ki bu Ahmet. durum daha farklı olurdu. Yani kutsaldı bunlar bizim için. Aleviler için de öyle oldu. Ya daha ne olduğunu anlamadan böyle iki kamp olduk… Birden yan köydeki Ahmet’in. bak hani gerçekten yani şimdi söylemek lazım. Yani ama biz bunları hep İslam’ın sembolü olarak gördük ve bunları da gururla taşıdık.. civardakiler de peşinden gittiler. Tuvalete girerken üstünü örterdik… Ülkücülük. Biz kardeş olmuşuz artık. Pınarlar tümüyle boşaldı. Orası boşalınca. Bir sorun olduğunda oradaki büyüklere danışılır. bayırda. istişare edilirdi meseleler. “(Alan Notları: 21 – 04 – 06 / Elazığ) “78 – 79 yıllarıydı. adam çoğunluktu. din düşmanıdır… Ama tüm bunlara rağmen yine de selamlaşırdık. Yani bir nevi bizimkilerin merkezi gibi bir yerdi orası. Mehmet’in düşmanı olduk.Fakat tabi şimdi yok bunlar. Evimiz. Benim kardeşlerim orada yaşıyorlar. Yani istese. her şeyden önce İslam’dı. tarlayı yakardı. Bizim gibi yapmayanlar daha hala oradadır. Yani o dönemlerde ayrımcılık yapan. ‘Faşist – Komünist’ kavramlarını biz böylelikle öğrendik… İşte kolyeler dağıtıldı: hilal içinde uluyan kurt. istese gelir meşemizi yakardı. Mehmet vatan düşmanıdır. Yani Pınarlar boşalmasa. bu fikirler genelde hep yüksek okula gidenlerle geldi. bu işlere karışanlar barınamadılar. Bu dönemde Pınarlar o yörede hakikaten önemli yerlerden birisiydi. vatanseverlikti… Bunlar. Hepsi buraya gelmek ya da başka yerlere gitmek zorunda kaldı. . “…Biz hala oradayız.” (Alan Notları: 16 – 05 – 06 / Elazığ). Dağda. Aradan çok su aktı…” (Alan Notları: 18 – 04 – 06 / Pertek). Rus uşağıdır. Ama bu otobüs tarama olayından sonra. tüccar alır Elazığ’a taşırdı. mala – davara zarar verirdi ama hiç biri olmadı. “Yani bu MHP’lileşme 1970’lerle geldi bizim oraya. Ama biz yapmadık. tarlamız duruyor. Köylü malını götürürdü. Tabi birde Alevilerin de bizimkilerin de hürmet ettiği aileler burada otururlardı. tarlada yine diz dize otururduk.

‘bu işi yapanlar kimler?’ diye. Öte yandan kırsal yerleşimdekiler ve Pertek ilçe merkezindekiler gibi daha alt gelir . çoğunlukla kişinin ailesinin sahip olduğu topluluk içi statü ve değerlerle ilgili görünmektedir. o evinde kaldığı Alevi aile de olaya karışanları tanımadıklarını söylemişler. Görüşmelerden anlaşıldığı kadarıyla da kendilerini sol içerisinde konumlayan Sünniler ile diğerleri arasında belirleyici olan bir etmenden bahsetmek mümkün görünmektedir. Ölü numarası yapan.Ben o olaya katılmış iki kişiyi tanıyorum. Bilmiyorum. yaralı olduğu için fazla uzaklaşamıyor ve tanıdık bir Alevi ailenin evine sığınıyor… Yani bak ben her ikisine de tek tek sordum. aşırı uçlarda değilse de kendilerini genel anlamda ‘sol’da konumlamışlardır. Diğeriyle de konuştum. Cumhuriyet öncesinde Pertek ve çevresinde etkin birer iktidar temsilcisi durumunda olan ve Cumhuriyet’le birlikte onun kurumlarında bu etkinliklerini 1970’lere değin sürdüren ve böylelikle Cumhuriyet’in modern toplum projesiyle daha fazla kaynaşan aileler. belki de söylemek istemediler…” (Alan Notları: 16 – 05 – 06 / Elazığ). çeşitli yeni iş imkânları için Tunceli’den ayrılanların bu kesimin ana gövdesini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Sünni genç kuşaklar içerisinden pek azı bu dönemlerde kendilerini çeşitli sol akımlarda ifade etmiş ve yakın çevresini de buralarda tutabilmiştir. Birisi ölü numarası yaparak kurtuluyor. ateş edenleri tanımadığı söyledi. Lise veya yüksek öğrenim için Elazığ yahut daha farklı uzak mekânlara gidenlerin. Alevilerde olduğu üzere Sünnilerde de temel din kimlikleri üzerine temellenen siyasi söylemlerin. Bu belirleyen. Bir diğeri. Bu ailelerin genç kuşak temsilcilerinin de tercihi farksızdır. bu dönemlerde özellikle yerelin dışına çıkan bireylerce taşındığı ve ardından Sünni topluluklar içerisinde hızla yayıldığı çoğunlukça belirtilmektedir.

Söz konusu hareketliliğin temel belirleyenin ise ekonomik ihtiyaçlar olduğu bilinmektedir. eldeki arazilerin ve diğer geçim araçlarının satışından elde edilen gelirle gidişler şeklindedir. 1970’lerle birlikte ivmelenen yurt içi göçün Pertek ve çevresindeki Sünni topluluklardaki tezahürü. Bunlara karşın Sünniler açısından büyük çoğunluk. Ancak yine de bu gruptan da ‘sol’a katılım olduğuna dair anlatımlar da mevcuttur.düzeyindeki aileler ise hızla yükselen yeni sağ söylem ve örgütler etrafında kenetlenmişlerdir. Burada konuyla ilgisi bakımından belirleyici olan ise yukarıdaki göçlerin Pertek’te bilhassa Sünni topluluklar nezdinde hayat bulmuş olması ve bunun uzun vadede topluluğun sosyal evreninde yaratmış olduğu köklü etkilerdir. başta Elazığ olmak üzere büyük kent mekânlarına yahut Elazığ ve civar şehirlerdeki daha verimli tarım arazilerine doğru. 1970’li yıllar içerisindeki siyasal kamplaşma ve doğurduğu sonuçlardan farklı olarak. Sünni nüfusun bölgeden göçünde etkili olan ekonomik nedenler de söz konusudur: Tunceli’nin güney hattını kaplayan ve büyük çoğunlukla Sünni yerleşimcilere sahip sınırlı tarım arazilerinin önemli bir kesimi. siyasal hareketliliğin yanı sıra Türkiye’de gerek yurt içindeki büyük kent mekânlarına. sanayi bölgelerine gerekse yurt dışına doğru ciddi nüfus hareketlerinin yaşandığı bir dönemdir. yapımı 1975’te tamamlanan Keban . Pertek ve çevresi de bu hareketliliğin dışında kalmamıştır. Böylesi bir tablonun ortaya çıkışında birbirleriyle neden sonuç bağıntıları da içeren bir dizi tarihsel ve dönemsel etmenden bahsedilebilir. Alevilere kıyasla kendilerini esas olarak çeşitli ‘sağ’ söylemler içerisinde ifade etmiş ve akabinde çevrelerini de bu söylem ve pratikler içerisinde harekete geçirmişlerdir. Bilindiği üzere 1970’li yıllar.

kadim ticari ilişkilerinin olduğu yakın merkezlerle arasına aşılması zahmetli. Keban Baraj Gölü’nün yaratmış olduğu yeni yerel ekonomik sonuçların yanı sıra sosyal-psikolojik bir etkiden de bahsetmek mümkün görünmektedir. Siyasal kamplaşmaların tırmanışı. Pertek başta olmak üzere Sünni nüfusun Aleviler içerisinde azınlığa düşüşündeki belirleyenlerden belki de en önemlisidir. Elazığ’ın verimli düzlüklerine yahut büyük şehir mekânlarına doğru bir göçe yönelmişlerdir. Süpürgeç Dağının eteklerine taşınmıştır. Alevilere ait olduğu bilinen topraklara değil. en yakın ‘destek’ merkeziyle arasındaki sınır. İlçe merkezi baraj gölünün Tunceli tarafına. Bu nüfusun gidişi ve zamanla ortaya çıkan Keban Baraj Gölü’nün doğal sınırı. eski ticari ve sosyal bağların hızla değişmesini de doğuracaktır. başta Elazığ (Harput) olmak üzere. 70’lerin sonları ve parça parça 80’ler ve 90’larda da devam eden göçler neticesinde. Nitekim burada. iletişim ve ticarette bazı değişimleri de beraberinde getirmiştir.Barajı’nın ardından zorunlu olarak terk edilmiştir. Baraj gölü yapımının ardından. Sallar ve feribotlarla yapılan taşımacılık. şüphesiz. zor bir doğal sınır girmiş olmaktadır. ‘suyun öte yakası’nı yani barajın Tunceli sahillerini. ‘azınlıkta olunan yer’ kategorisinde kodlanmasını da . ilçe merkezi de dâhil olmak üzere hızla eski etkinliklerini yitiren bir etno-kültürel çevrenin. birazdan aktarmaya çalışacağımız. Zira Sünni nüfusun çeşitli vesilelerle boşaltmış olduğu bu mekânların hemen tamamına yakını Tunceli’nin iç bölgelerinden gelenlerce yahut hâlihazırdaki komşu Alevilerce doldurulmuştur. öncesinde şimdiki baraj gölü suları altında kalan tarihi Pertek ilçe merkezinin. Bu aileler doğal olarak Tunceli’nin iç kesimlerindeki son derece az ve hâlihazırda uzun yüzyıllara yaslanan algılar içerisinde. Baraj gölünün tüm bir Elazığ–Tunceli sınırını kaplıyor oluşu ve hayli zahmetli ulaşım imkânları.

Tersine. buralardaki ailelerin zamanla kalıcılaşması sonucunu doğurmuş görünmektedir. aynı zamanda. bir takım işlevler kazanarak sosyal evrenin inşasında hayat bulacaktır. okur–yazarlığın artışı ve genç kuşakların bu yolla daha farklı geçim etkinliklerine yönelmesi de Sünni nüfusun azalmasında önemli etkenlerden bir başkasıdır. dönemin kimlik eksenli siyasal kamplaşmaları içerisinde yeniden üretecek ve tıpkı Alevi yaşıtları gibi geleneksel algılarını olduğu kadar geleneğin yürütücülerini de zamanla tasfiye ederek yeni bir kimliğin inşasına da zemin hazırlayacaktır. Pertek’teki akrabalarla ilişkiler koparılmamışsa da taşınmazların olmayışı. iş imkânlarını ve çevrelerini geliştirdikçe yakın akrabalarını da zamanla yanlarına çekmişlerdir. çoğu Alevi ve Sünni’nin de anlam dünyasında sembolleşecek. büyük şehir mekânlarında daha avantajlı işler bulabilen aileler.kolaylaştırmış görünmektedir. İkinci olarak. Sünniler açısından esas olarak Pertek çevresinde kalıcı bir nüfus gücünün varlığını engellemiştir. Bu yerlerin başında ise Elazığ il merkezi gelmektedir. Bu kuşak. içerisine doğdukları geleneksel Sünnilik algılarını. . Bu kategoride değerlendirdiğimiz Tuncelili Sünniler. Pertek ilçe merkezine de hayli yakın olan bu şehirde gerek özel sektörde gerekse kamusal kurumlarda yakalanan iş olanakları. varlığını kuvvetlendirecek nüfus kaynaklarından da önemli oranda mahrum kalmıştır. Böylelikle doğal sınır. daha öncesinde eğitim yahut iş imkânları için gitmiş oldukları yerleri tercih etmiş oldukları anlaşılmaktadır. 1970’li yıllar içerisinde yeni aile kuran kuşakların önemli bir kesiminin. eğitim seviyesinde yükseliş. Böylelikle Tunceli’deki Sünni nüfus. Sünniliğin siyasallaşması ve 1970’lerde yaşanan kamplaşmalarda da etkin olan nüfus gücüdür.

şüphesiz en karakteristik olanı ve sonuçları itibariyle de günümüzdeki Sünnilik algısının asli belirleyeni olan etmen. ülke gündeminin sadece söylem düzeyinde kaldığı ve çoğunlukla da Alevi topluluklar içi süregiden sosyal rekabetin ekseninde şekillendiği anlaşılmaktadır. Bu dönemde. kısa süre içerisinde yerele taşıdıkları sosyalist ideolojinin. Alevi ve Sünni topluluklar içerisinde örgütlü karşıt ideolojik söylemlerin ortaya çıkardığı kamplaşmalar ve çatışmalardır. Aleviler içerisinde neredeyse tümüyle örgütlü bulunan sosyalist hareketler. Tunceli’de sanayinin ve geniş ölçekli tarımsal üretimin olmaması. Bu bakımından. Alevi topluluklar arası birtakım dengelere göre hayat bulduğu düşünülebilir.Tüm bu ekonomik ve özellikle de genç kuşakların dâhil olduğu siyasal süreçlerin etkisiyle şekillenen Sünni göç olgusu içerisinde. . Denebilir ki Alevi topluluklarının yüzyıllardan beri getirdikleri kan bağına dayalı sosyal organizasyonları ve bunun doğrudan işaret ettiği ekonomi ve nüfus kaynaklarının etrafında şekillenmiş mücadele kültürü. Aleviler nezdinde vücut bulan ‘sol’un bu dönemki en karakteristik özelliklerinden birisi de gösterdiği çeşitlilik ve kendi içerisindeki rekabet idi. her ne kadar mevcut siyaset ve programları itibariyle Kırmancki ve Kurmancki konuşan Alevi topluluklar içerisinde bu farklı kültürel kodlar temelinde örgütlenmeseler de insan kaynaklarını tümüyle bu köylülerden karşılıyorlardı. kısa sürede çeşitlenerek çoğalan yasal ve fakat çoğunlukla da yasa-dışı siyasi hareketler aracılığıyla genç kuşakların denetiminde yeni bir sürece yol alacaktır. doğal olarak sınıf mücadelesinin de ciddi bir yerel–politik krizine işaret ediyordu. geniş köylü yığınlarının ve esnafın seferber edileceği yerel politikaların esasının.

Dolayısıyla tıpkı Sünni yaşıtları gibi onların da geçmiş kurgusunda 1970’li yıllarda yaşananlar ‘gençler arasındaki meseleler’ olarak kaldı. Bu geleneksel kodlar üzerinde hızla yerelleşen solun bölgesel denetim gibi faydacı hesaplar uğruna . Alevi kitleler içerisinde kendisine ciddi bir yerel rakip olarak gördüğü seyitler ve çoğunlukla seyitlerle akrabalıkları bulunan aşiret büyükleri idi. ancak bu kez Cumhuriyet ideolojisi ve kurumları çerçevesinde yeniden örülen sosyal hayatın organizasyonunda canlılık kazanmasında önemli bir etken olduğu söylenebilir. öncelikli ve biricik hedef konumunda görüldüler. Neredeyse aşiretler düzleminde. aşiret gibi geleneksel toplumsal örgütlenme modellerinin büyük çoğunlukla orta yaş ve üzerindeki kuşaklarda. ticaret ve topluluk içi hukuk. Yerel yahut genel seçimler. Tunceli’de sol siyasetin öncelikli hedefi. yerel sol gündemin en hararetli gündemi idi. Alevi kitleler içerisindeki feodal kurumların ve temsilcilerinin yanı sıra bu siyasi partilerin ikincil önemli yerel gündemlerinin de kendi aralarındaki rekabet ve çatışmalar olduğu anlaşılmaktadır. orta yaş ve üzerindeki hâkim çoğunluk ancak seyitler toplumsal süreçlerde ciddi ölçülerde işlevsizleştirildikten sonra ailesinin dâhil olduğu siyasi partinin taraftarı olabildi. bölge ve insan kaynaklarını kontrol altında tutan partilerin 1970’lerin sonlarına doğru giderek kızışan ve kanlı meyveler vermeye başlan kavgaları. Bu sebepten. Cumhuriyet’in ve kurumlarının geleneksel hayatın yıkımı üzerine tesisi ve uzun yıllar içerisinde genç kuşakların bu kurumlar içerisinden sosyalleştirilmelerinin. Hâlihazırda sosyalist ideolojinin kurguladığı toplum projesi içerisinde tasfiyesi öngörülen bu feodal kalıntılar.Bu durumda. ‘aşiret’in yani saflaşmaların görünür olduğu ancak ‘1938’ öncesi ile kıyaslanmayacak ölçülerde etkisizleştiği bir süreci işaret etmektedir.

Bu hareketlilik. biz zamanların ‘aşiret silahşorları’ olarak algılanmış ve sol içi şiddet.sosyal hayatın içerisinde erimesi. bilhassa Alevi ve Sünnilerin karışık yaşadıkları yahut komşu oldukları kasaba ve köylerde 1970’lerin sonlarındaki süreçlerin en önemli gündemlerinden birisi haline geldi. yukarıda zikrettiğimiz göçlerin ve en önemlisi bu dönemlerde yerelin dışında sağ siyasal söylemler ile tanışıp. Böylelikle ilgili herhangi bir siyasal hareketin silahlı militanları. aşiretler arası geleneksel çekişmelerin yeni bir versiyonu olarak yerel hayatın ve dolaysıyla solun asli gündemlerinden birisi haline gelmiştir denebilir. dönemin yerel devlet yetkililerince gerek Tunceli’de gerekse Elazığ’da farklı yöntemlerle de desteklenecektir. Ancak sol. bu gündemin görece çok daha kolay bir hedefi haline geldiler. . her ne kadar hemen tüm Alevi kitleler içerisinde. Yerli Sünniler ise ülke genelinde oldukça kanlı bir hal almaya başlayan ‘anti-faşist’ mücadelenin muhataplarına katılmaya başladıkça ve devletin yerel kurumları ile daha fazla iç içe geçtikçe. bu iki temel gündemlerinin yanı sıra ülkede giderek yükselen ‘anti-faşist’ çatışmalara paralel olarak yürüttükleri faaliyetlerin yereldeki sivil muhataplarını ise Sünni komşuları içerisinden bulacaklardır. bir bakıma solun da aşiret düzleminde algılanması sonucunu doğurmuş olduğunu düşündürmektedir. Bu. Sol aktivistler. hâlihazırdaki hedeflerdi. Devlet ve varlık kazandığı kurumları. dolayısıyla Tunceli’nin oldukça önemli bir kesiminde etkin olsa da topyekûn bir kalkışmadan her bakımdan uzaktı. yetişmiş insan gücünün etkisi belirleyicidir. Sünnilerin hızlı bir biçimde ve yoğunlukla Türk milliyetçi söylemi etrafında örgütlenmelerinde.

dışarıdan gelen bu açık müdahalenin. yerel çelişmeleri harekete geçiren ve sağ partilerle dirsek temasında olan devlet mekanizmaları tarafından karşılıklı olarak yeniden işlenmiş olduğunu düşündüren veriler mevcuttur. Kırsal yerleşimlerden büyük kent merkezlerine ve yeni iş alanlarına yaşanan göçlerde olduğu üzere. duruma göre.Tunceli’ye özgü olan Sünnilik ve Alevilik algılarının gerek kendilerini sol söylemlerin karşıtında konumlayan ideolojilerin. uzun vadede geleneksel ilişkileri ciddi ölçülerde törpülediği ifade edilmektedir. kendisini mevcut ulus-yurttaşlığı çerçevesi dışında tanımlayan hareketlerin doğuşuna ve böylelikle toplumda ciddi ayrışmalara yol açmış olduğu da ifade edilmelidir. uzak akrabalık bağları bulunma gibi birtakım ortak aidiyetler barındırmakla birlikte. Bu müdahale Sünnilik’te olduğu üzere bilhassa Alevilikte ve Tunceli’de bu kimliğe bitişik bir algı olarak yükselen ‘Kürtlük’te. Kümelenme. hemen yakındaki Elazığ il merkezi ve merkeze yakın köyler olmuştur. ilgili ailenin kaynaklara erişimde dâhil olduğu siyasal çevrenin de kabulünü beraberinde taşıdığı anlaşılmaktadır: . dönemin siyasal ortamı içerisinde. Denetlenebilen ekonomik ve sosyal imkânlar arttıkça. gerekse önemli bir kitle desteğine ulaşan sosyalist sol hareketlerin karşısında. Keban Barajı inşaatı ve baraj gölünün dolmasıyla birlikte başlayan göçlerle çeşitli ekonomik nedenlerden kaynaklanan Sünni göçlerin ağırlıklı yönü. Söz konusu sürecin başlangıcı olan 1970’lere geri dönersek. Sünniler lehine. bu örnekte de genellikle önceden giden bir ailenin yakaladığı imkânlar çerçevesinde ilkin yakın akrabalarını yanına çektiği anlaşılmaktadır. ailenin bulunduğu sosyal çevreden de bu kaynakları denetleyen aile etrafında kümelenme örnekleri görülmektedir. aynı köyden olma.

bilhassa kırsal yerleşimlerde oturan ve buradaki Sünni topluluklar içerisinde dini yahut ekonomik statüleri itibari ile önder konumda olan aileler tarafından doldurulduğu anlaşılmaktadır. Alevilerde nasıldıysa bizimkilerde de öyle oldu…” (Alan Notları: 19 – 04 – 06 / Pertek) Bu süreçte. işini ona gördürmeye başladı. Pınarlar tarafında tüccardı ve onun sözü çok geçerdi. Sünniler içerisinde Cumhuriyet öncesinde Pertek ilçe merkezinde ve civardaki yerleşimlerde önde gelen ağa/bey ailelerinin. 1970’li yıllarda sağ partilerin bilhassa kırsal yerleşimlerde . ilgili büyük ailelerin ‘Halk Partili’. söylemini köylülüğün feodal tutunumları üzerine inşa eden sağ siyasal partiler tarafından doldurulması sonucunu doğurmuştur.“…bak mesela x. öteden beridir aralarına ekonomik ve sosyal birtakım ayrımlar koyan ve köklerini feodal ilişkilerin kalıntılarından alan sınıf farkları da mevcut boşluğun. bu y’nin dayısı. sürecin dışında kalmalarında belirleyici olduğu söylenebilir. Böyle olunca da artık kim hangi partideyse. köylü kesim ve ileri gelenlerinin de ‘Demokrat Partili’ olarak sınıflanması anlamlıdır. 1970’li yıllarda yitirdikleri işlevlerinin. yerel kimlikler üzerinden yükselen kamplaşmalar içerisindeki Sünnilik algısının solunda kalmasının. Bu anlamda. İşte bizim gibi maraba takımının [Pertek ilçe merkezi çevresinde köy ve mezra yerleşimlerinde oturan Sünniler kastediliyor] Elazığ’da devlet dairesinde falan bir işi olduğu zaman hemen ona gidilirdi… İşte bir zaman sonra artık Elazığ’da da tanıdıklar çoğalınca herkes kendi adamını tutmaya. görüşmecilerin çoğunluğunca. Ek olarak. Cumhuriyet’in yereldeki tesisinde etkinlikle rol alan ve uzun yıllar temsilciliğini yapan ailelerin göçlerle etkisizleşmelerinin ve daha da önemlisi bu ailelerin sahip çıktıkları Cumhuriyet ideolojisinin. çevresi de o partili oldu. Dolayısıyla.

Böylesi bir temel üzerinde. hâlihazırda kamu kurumlarında ve yerel ticaret ağında hâkim güç olan yerel sağ partiler tarafından örgütlendiği görülmektedir. Pertek ve Elazığ’da giderek artan yeni ilişkiler ve sosyo-ekonomik imkânlar yakalayan bu yeni güç odaklarının. Sosyalist örgütlenmelere ve ‘komünist ideoloji’ye savaş açmış olan sağ paramiliter güçlerin ve siyasal temsilcilerinin de eline böylelikle önemli bir nüfus kaynağı geçiyordu. Devlet kurumlarının işin içinde olması da çoğunlukla bu parti çevrelerinin insan kaynaklarınca temsil ediliyor olmalarından kaynaklanıyordu. hızlı bir biçimde. 1970’lerde yoğunlaşan ekonomik nedenli göçlerde. Bu destek. Bilhassa Tunceli’deki hâkim sol güçlere karşı azınlıkta olunan ve ‘savunma’ pozisyonunda kalınan bir yerde. devlet kurumlarından ve Elazığ’daki birkaç Tunceli göçmeni Alevi mahallesinin dışında tek hâkim güç olan sağ siyasal parti çevrelerinden ve cemaatlerden gelir. azınlıkta olmanın getirdiği zor şartlar altında siyasal değerlere ve temsilcilerine sahip çıkma durumu. karşılıklı fayda temelinde kurulacaktır. Bir yandan yeni göç edilen şehirdeki ekonomik ve sosyal imkânlar güçlendirilirken bir yandan da ‘suyun öte yakası’nda kalan hısımlar. politik açıdan da . Tunceli göçmeni Sünniler kendi aralarında da çeşitli küçük alt gruplara bölünerek oldukça ciddi bir güç kazanmış oldular. biraz da beklenmedik bir biçimde. Böylesi bir durum içerisinde.ikamet eden Sünniler içerisinde hayat bulması ve esas olarak bu yıllara değin geleneksel dini ilişkilerini canlılıkla yaşatan kesimlerden çıkması anlaşılabilirdir. Şüphesiz bu ilişki. ailelerin yeni mekânlarında destek bulabilecekleri sosyal bir çevreye ve bunun taşıyacağı imkânlara ihtiyaç duydukları aşikârdır. Elazığ üzerinden tahkim edilebiliyordu.

aynı zamanda değişmekte olan dönemi ve değişen kuşakları. Bu bakımdan. kolektif bilinci de anlatan bir durumdu. Bu. Sünni oldukları için ‘taraf’tılar ve yine Sünni oldukları için gerek Pertek’te gerekse Elazığ’da devlet imkânlarını da önemli ölçülerde kontrol altında tutan güç odaklarından destek görüyorlardı. Sünni topluluklar içerisinden sol cenaha katılımlar olmuşsa da bu uç örnekler için geçerliydi. Genç kuşaklarla hızla yayılan. Tunceli’den kopmanın. Tunceli’deki kimlik algılarının temelini oluşturan din kimlikleri: Alevilik ve Sünnilik. Tunceli’de Sünniliğin bir diğer adı olan ve doğrudan din kimliğine gönderme yapan ‘Türklük’ün bu odaklarca yeniden üretimi ve Sünnilerce kabulü sorunsuz gerçekleşti. Tunceli’de kalan Sünni yerleşimler her daim Elazığ’dan desteklenen ve mücadele grupları içerisinde deyim yerinde ise el üstünde tutulan bir değer de kazanmış oluyordu. asıl olan Sünnilikti ve hâlihazırda yaşanan kamplaşma da esas olarak din kimliklerindeki ayrışma üzerinden şekillenmişti. Buna göre. süratle bu güç odakları çevresinde kümelendiler. eski algı ve tutumları zamanla terk etmenin bir başka ifadesi. sosyo-ekonomik faydanın yanı sıra kimlik algılarında da sorunsuz gerçekleşti. gelenekten uzaklaşmanın. geleneksel olarak Kürtlük ve Türklük olarak da isimlendirildiği için Sünnilerin. Sünniler. Bu sebepten.mevcut rakipler karşısında kitle desteğini arttırabilecek önemli bir psikolojik ayrımdı. gerek kamusal kurumlardan gerekse yerel ticaretten güçlü bir destek alan ve çoğunluğunu kırsal yerleşimlerde oturanların oluşturduğu Sünni topluluklar. Türk milliyetçi söylemi içerisinde organize olmaları. yeni anlam kodlarının yeni bir sosyo-kültürel çevre içerisinde tesisinden geçmekteydi. .

Sünni toplulukların çoğunluğunda. Yaşattıkları Sünni–İslam.Öte yandan bu yıllarda yerel yaşam henüz etkinliğini ciddi ölçülerde yitirmiş de değildi. genç kuşaklar topluluğun idaresinde ve yeni döneminin belirlenmesinde etkinleştikçe.121 Bu sebepten. her ne kadar İslam etkileri taşıyorsa da henüz seküler vurgularından arınmış değildi. yüzyıldan İkinci Dünya Savaşı’na dek irdeleyen önemli bir çalışma için bakz. henüz Sünnilerin elindeydi 121 Türk milliyetçiliğini. tümüyle dayanaksız kaldılar ve zamanla tali pozisyonlara düşmeleri kaçınılmaz oldu. elverişli ekonomik ve sosyal imkânlar sağlayan güç odakları etrafında kümeleşince. nüfus yoğunluğu itibariyle. gerek kendi aralarında gerekse komşularıyla olan ilişkilerinde Kurmancki’yi canlı bir şekilde kullanıyorlardı. kendisine zorlu bir mücadele alanı da açmış oldu. komşularıyla uzun yüzyıllar boyunca yan yana yaşamalarından kaynaklı olarak özgün kültürleşme örnekleri içeriyor. zamanla tasfiye oldular. Onların dayandığı temel güçlerden olan ‘ileri gelen aileler’ de Elazığ’daki. Sünnilerde geleneksel kurumların ve aktörlerin tasfiyesi ile Sünnilik temelinde kurgulanan yeni Türklük. genç kuşaklar geleneği ‘aşan’ bir Sünnilik durumu kurguladıkça. Geleneğin en önemli temsilcisi durumunda olan ‘babalar’ın sırtlarını yasladıkları cemaatin etkin nüfus gücü. Bu toplulukların bağrından çıkan genç kuşakların büyük şehirlerde yahut Elazığ’da 1970’li yıllarda tanıştıkları Türk milliyetçi söylem. davranışta bu toplulukların yaşantılarının ve tutum–davranış alışkanlıklarının hayli uzağında idi. bilhassa yaşlı kuşaklar. Vaaz ettiği Türklük durumu ise dilde. eskiyle kıyaslanmayacak ölçülerde. . geleneksel tutumlar ve algılar da hızla değişmeye başladı. Bahadır 2001. kitabi dinsellikten önemli farklar barındırıyor ve dahası hâlihazırda kendi dini kurum ve aktörleri etrafında vücut buluyordu. 19. Pertek ilçe merkezi.

ancak kırsal yerleşimlerde durum değişiyordu. tecrübeye dayalı geleneksel davranışlar da hızla ortadan . dâhil oldukları siyasal örgütlenmeler ve ancak kolay hedefler için işe yarar olan zor güçleriyle karşı bir strateji geliştirmeye çalışıyorlardı. önemli bir destek olarak görülüyor ve devreye sokuluyordu. Seyitler ve babalar. Buna karşın Alevilerde ise bu açık taraflaşmaya yanıt. beraberlerinde uzun yüzyılların tecrübelerine dayanan bilgi birikimini. Güçsüz. Pertek’te yahut Elazığ’da görülüyor. Alevi muhataplar ise güçlü oldukları alanda. Karşıt siyasal hareketlerin faaliyetleri Pertek ve Elazığ gibi merkezlerde bu faaliyetlere katılan Sünnilerin elini güçlendirirken. Nüfus ve dolayısıyla coğrafi olarak kontrol edebildikleri alan ve kaynaklar itibariyle hâkim bir güç durumunda olan Aleviler. savunmasız olunan yerlerde alınan darbelerin hesabı. eskisi gibi Cem meclislerinde değil. kırsal yerleşimlerde her daim sürmesi gereken bir destek durumu açığa çıkarıyordu. öncelikle geleneksel hukukun ve geleneğin aktörlerinin tasfiye edildiği göze çarpmaktadır. Topluluklar arası geleneksel hukuk terk edilmiş ve Sünnilerin büyük çoğunluğu kendilerine açık bir destek sunan devlet kurumlarına yönelmişlerdi. Bu hızlı kamplaşma ve çatışmaların yarattığı toplumsal dönüşüm içerisinde. topluluğun bağrından doğan genç kuşakların ateşli hedefleri içerisinde erirken. Komşuları ile olan herhangi bir davaları. iplerin kopartıldığı bir süreçte. tutum ve davranışlarını da götürüyorlardı. Devletin sahip olduğu zor aygıtları. mahkeme salonlarında görülüyor ve netice büyük oranda kendi lehlerine sonuçlanıyordu. yer yer fiili durum yaratabildikleri kendi öz güçlerinden ileri geliyordu. kendileri için kolay hedef durumunda olan Sünnileri zor durumlarda bırakıyorlardı. Dolayısıyla topluluklar arası sorunların çözümünde.

kirveliklerin bugünde dahi samimi bir minnetle . geleneğin sadece belirli bir yaşın üzerinde kalan ve geleneğin dışında yeni bir anlam sürecini kabullenmeyen kuşakların da tutumlarını da etkiliyordu. Bunda. Yalnızca bazı aileler. Kirveliklerin ve evliliklerin neredeyse tümüyle durduğu bu süreçte topluluklar arası sosyal iletişim ve temas en aza indi. Böylelikle en ufak bir sorun karşılıklı diyalog zemininden hızla uzaklaşmakta ve hızla derinleşen ayrışmaya yeni bir neden olarak katkı sunmaktaydı. Anlaşılan odur ki bu ilişkiler genç kuşaklarca da zaman zaman tolore edilmiştir.kalmış oluyordu. kendi aralarındaki geleneksel ilişkileri güç de olsa sürdürmeye gayret etmiş görünmektedirler. bu temas noktasını her daim elde tutmayı gerekli kılmış görünmektedir. Bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünniler içerisinde. seyitler ve babaların etkinlikleri birdenbire kesilmese de hızla işlevsizleşti. Böylelikle. Alevi çoğunluk içerisinde yaşayan Sünnilerin karşılıklı sorunların çözümü için rağbet ettikleri Cem Kurumu da ortadan kaktı. ‘öyle ya da böyle kavganın sonuçlanacağı’ gibi kuvvetli bir beklenti içerisinde olmaları. uzun vadeli hesaplar yapılmaksızın karşılıklı olarak derinleştirdiği de söylenebilir. Zira kamplaşmanın boyutları öylesine yükselmiştir ki sürecin kitlesel boyutlarda büyük olaylara neden olabileceği endişesi. Topluluklar arası ilişkilerde öne çıkan aktörlerin. Sünnilerin önemli bir kesiminin kendilerine açık destek olan resmi kurumları tercih ederek. Bu esas aktörlerin toplum yaşamının merkezinden uzaklaşması. en kızgın dönemlerde dahi Alevilerle sürdürülen ilişkilerin. Geleneksel Alevilik ve Sünnilik algılarının tasfiyesi ve genç kuşakların 1970’lerdeki ruh hali içerisinden bakıldığında. muhataplarının direnme imkânı olmayan zor aygıtlarını devreye sokmaları da etkili oldu. ayrışmayı.

tüm tehditlere karşın. topluluklar arası ilişkilerin. Bu kanlı hadisenin ertesinde. mevcut kimlik farklılıklarından dolayı ayrıştıkları bir çoğunluğun içerisinde kendilerinden büyük bir güç karşısında harekete geçirilmeleri ve kamplaşmanın tırmanışıdır. sonuçları itibari ile Sünniler açısından esas kırılma noktası Pınarlar Olayı’dır. alan çalışmamızı 122 Köylerinin Pertek ve Elazığ ile ulaşımını sağlayan ve aynı zamanda kendisiyle kirvelik bağı bulunan Alevi şoförün. ekonomik nedenlerle de göç vererek zayıflayan Sünnilerden çoğu aileyi kuşaklardır yaşadıkları topraklardan bir daha geri gelmemecesine uzaklaştıracak bir pozisyona sürükleyecektir. 4. Bunlar. her iki kesimden de geleneğe bağlı unsurlarca yaşatılabilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak yine de dönemin belirgin karakteri. ‘işini ve çocuklarının ekmek parasını’ tehlikeye atarak taşımacılığı sürdürdüğünü içten bir minnetle ve gözyaşları içersinde aktaran Sünni bir görüşmeci. yukarıdaki örnekteki gibi sürdürmeye gayret eden ve çoğunluğun tersine saflaşmada keskin tutumlar almayan bazı Sünniler de vardır. Bu çatışma ve ayrışmalar. Sünni toplulukların yeni Türklük kimliği ekseninde. geleneksel ilişkilerin kamplaşma ve çatışmalarda üstlendiği uzlaştırıcı rolü açıklıkla ortaya sermektedir. ‘ayrımcılık yapmayanın yerinde kaldığı’ bu yıllarda. bu yıllarda. Sünni topluluklar içerisindeki bu kesimden görüşmecilerin çarpıcı bir biçimde aktardıkları gibi.4 Pınarlar Olayı 1970’li yıllar Tunceli’sinde. azınlık bir topluluk olarak yaşadıkları sıkıntıları ve bu sıkıntılar içerisinde kendilerine sahip çıkan komşularını kolektif hafızlarında nasıl canlı bir şekilde yaşattıklarının da en çarpıcı kanıtı idi. . günümüzde Pertek çevresindeki kırsal yerleşimlerde ikamet eden az sayıdaki ailelerin köklerini oluşturmaktadırlar.ifade edilmesi122. 1970’li yılların en sıcak zamanlarında dahi Alevi komşularıyla törpülenen ilişkilerini.

Ertesi gün. Alevilere göre ise. Ancak yine de genel bir çerçeve sunulabilir: “Sünnilere göre. Pınarlar. Jandarma’nın Pınarlar’ı terk edeceği günün sabahında tüm göç hazırlıklarını tamamlamış olan Sünniler. Pınarlar’ın ardından. Pınarlar Olayı hakkında Alevilerin ve Sünnilerin anlatımları kendi kimliklerini merkeze alan farklılıklar taşımaktadır. Pertek ilçe merkezi çevresindeki Sünni nüfus hızla azalmaya devam edecek ve bölgedeki nüfus yapısı tümden değişecektir. ilçenin doğu kesimini oluşturan bir nahiyedir. Pertek İlçesine bağlı. Pınarlar’da sadece Sünnilerin kullandığı minibüs şaibeli bir şekilde yakılır. Hemen ardından Sünniler olayı solculara mal ederler ve Jandarma’dan yardım birlikler istenir. Pınarlar Olayı. Sünni kimliğin kendisini çevreleyen ‘öteki’ içerisinde. Pınarlar’da Sünnilere ait taşımacılık yapan bir aracın taranması ile başlayan olaylarda bazı Aleviler de hayatlarını kaybederler ve tırmanan gerginlik ve çatışma ortamı üzerine Pınarlar terk edilir. Sünniler bu saldırıya derhal karşılık verirler ve yaraladıkları Pınarlarlı’yı öldürürler. bahsini edeceğimiz olaya kadar bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni topluluklar için bir nevi merkez konumda olmasıdır. ‘geleneksel komşuluk’tan bir başka ‘hasım’a dönüşümünün başlangıç noktası olarak da kabul edilebilir. birisi Tuncelili olmayan diğeriyse bölgeden uzun zaman önce ayrılmış Pınarlarlı iki PKK’linin Sünnilerin evlerine ateş açmaları ile olaylar başlar. Pınarlar’ın özelliği. İleri gelen aileler ve dini bilgileri itibariyle toplumda hürmet görenlerin ikamet ettikleri ve önemli bir Sünni nüfusun Alevilerle iç içe yaşadığı bir yerdir.gerçekleştirdiğimiz Pertek ilçe merkezi civarındaki kırsal yerleşimlerde oturan Sünnilerin yarısından fazlası bir daha geri dönmemek üzere bölgeyi terk etmişlerdir. rastgele evlere ateş açarlar ve bu olayda bazı kadın ve yaşlılar .

Olayın muhatabı olan Sünnilerin. Maraş’ta ve Çorum’da azınlıkta olan Alevi nüfusa karşı. Maraş ve Çorum olaylarının124 hemen ertesinde gerçekleşmiştir. Buna göre.hayatlarını kaybederler” (Alan Notları: Elazığ ve Pertek’te çeşitli tarihlerde derlenen notlardan özet olarak aktarılmıştır).) komün olarak kullanılacak ve yoksul köylülerin hizmetine sunulacaktır… İlginç bir şekilde. tarlalar) dair yerel siyasi hareketler bazı ortak kararlar alırlar.123 Olay hakkındaki aktarımlar oldukça çeşitlilik göstermekle birlikte Alevilerde ve Sünnilerde genel çerçevesi itibariyle bu şekliyle yaşatıldığı kaydedilmiştir. Alevi komşularıyla tırmandırılan kamplaşmanın aktörleri haline gelen Sünnileri böylesi bir kaçışa sürüklemiş olduğu düşünülebilir. kamu görevlilerin de marifetleriyle gerçekleşen kıyımın.) ile tarlalardaki ürün (biçilmemiş buğday vs. burada tersine bir sonuç doğurmuştur. Kuvvetle muhtemeldir ki Maraş ve Çorum benzeri olayların yerel topluluklarda uyandırdığı ‘kitlesel kırım’ korkusu. Sünnilerin geride kalan malları kişilerin değil her daim yerel yoksul köylülüğün mülkiyetinde olacaktır…” (Alan Notları: 15 – 08 – 06 / Pertek .Pınarlar) 124 Söz konusu olaylar hakkında kapsamlı bilgi edinmek için bkz. Pınarlar Olayı. Şahhüseyinoğlu. bilhassa Sünniler nezdinde çok ciddi sonuçlar doğurmuştur. çerçeve vb. . cam. Pınarlar’daki ve civar yerleşimlerdeki Sünni nüfusun. evlerdeki kullanılabilir eşyalar (kapı. Aleviler’in katliamıyla sonuçlanan Malatya. örgütler bu sahipsiz mülklerin satışını da engellemiş ve alım yasağı koymuşlardır. Alevilerin olası karşı atağının boyutlarından kaçınarak yerleşim alanlarını bir gün içerisinde topluca terk edişlerinin. Bu bakımdan olay. tarlaları terk edişleri hayli önemli görünmektedir. 123 Olayın ardından. yerel sol örgütlerin bazı ilginç kararları üzerine notlardan: “Sünnilerin gidişlerinin hemen ardından geride bıraktıkları taşınmazlara (evler. 2005. 1970’li yılların sonlarına doğru tıpkı Tunceli’deki gibi karşıt siyasal söylemlerin farklı etno-kültürel aidiyetlerle özdeşleştirildiği ve yerel topluluklarca da böylelikle anlamlandırıldığı yerlerde. bölgedeki Sünni nüfus üzerinde sosyal ve psikolojik derin etkiler bırakmış olduğu anlaşılmaktadır. hemen hiç vakit kaybetmeden çoğu eşyalarını da bırakarak apar topar yaşadıkları evleri. Bunlara göre. tersi şekilde kendilerine karşı işletileceği düşüncesinin.

Bilhassa kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin. diğer yerlerde de aktif bir biçimde sağ paramiliter örgütlerin yerel destekçisi durumunda olan Sünni aileler de göç etmek durumunda kalmışlardır. Bir anlamda. Alevi çoğunluk içerisinde yaşayan bu Sünni toplulukların büyük çoğunluğu sürecin kendi lehine sonuçlanacağı beklentisi içerisinde mevcut durumu olası tüm sonuçlarına kadar zorlamıştır. Geride. her halükarda görülebilecek bir durumdur. kamplaşmanın tırmandığı boyutu öngörmemekle birlikte. Sünni toplulukların. Kaybettiklerinin yanı sıra . Gerek sağ siyasal partiler ve cemaat odakları gerekse bunların etkin olduğu devlet kurumları yereldeki Sünnileri destekledikçe ve Aleviler üzerinden yükselen sol ideolojiye karşı bir nevi ‘yerel milisler’ olarak örgütleyip harekete geçirdikçe. geride kalanları büsbütün yalnız bırakmıştır denebilir. Bu durumda mevcut tüm desteğe karşın. karşı karşıya kaldıklarında da koşulları değiştirebilecek yeterlilikten uzak kaldıkları düşünülebilir. Zira Pınarlar’ın boşalmasının akabinde. uzun yüzyıllardır birlikte yaşadıkları komşularına karşı içerisine düştükleri taraflılık durumunda sıkıştıkları ve meseleyi çözüme kavuşturacak bir yol bulamadıkları söylenebilir. her ne kadar ağır yaralar almış olsa da kadim komşularıyla olan kirvelik bağlarına ve bir yandan da komşuları dışında başka bölgelerden kendilerine yönelen tehdide karşı yerel devlet kurumlarına tutunarak bölgede kalmayı başaran bir avuç aile kalmıştır. dini ve yerel ekonomi içerisindeki statüleri gereği kanaat önderi durumunda olan topluluk ileri gelenlerinin çevreleriyle birlikte Elazığ’a göçmeleri. Alevilerin olası kitlesel tepkilerinin sonuçları. Sünnilerin toplu göçünün bir başka itici gücünün de kendilerine Elazığ’da sağlanan sosyal ve ekonomik şartların tercihleri olduğu söylenebilir.

dönemin kamplaşmalarının 1990’lardan sonra dünyada örnekleri görülen mezhep çatışmaları olarak algılanmadığının da bir göstergesidir. Dolayısıyla çoğunlukta oldukları alanlarda kendileri için kolay hedef durumunda olan Sünni topluluklara yönelik olumsuz tutumlar. Bu durum. Pertek ilçe merkezi haricinde toplu göç eğiliminin kuvvetlendiği görülmektedir. kamplaşmanın tüm olası sonuçlarının zorlanmasındaki kararlılığı doğurmuştur.büyük bir şehirde kazanmış oldukları imkânlar. Pınarlar Olayı’nın şekillenmesinde. Günümüzde hâlihazırda Pertek ilçe merkezinin kuzey kısımlarında ikamet eden 15 – . siyasal hareketlerin kendi aralarındaki ve aralarında kalan sağ paramiliter güçlerin destekçilerine karşı tutumlarında maceracı eğilimleri kuvvetlendirdiği rahatlıkla söylenebilir. Ancak Türkiye’nin hemen hiçbir yerinde olmadığı gibi Tunceli’de de Alevi topluluklardan Sünnilere yönelik herhangi bir ‘intikam’ girişimi görülmemiştir. bir anda yöredeki diğer tüm Sünni topluluklara da sirayet ettiği anlaşılan ‘Alevi tepkisi’ karşısında. Öte yandan Pınarlar Olayı ertesinde. şaşırtıcı bir şekilde. Sünni toplulukların önemli bir kesiminin sürecin müdahili olarak hazırlanıp öne sürülmesi kadar Alevi topluluklar içerisinde örgütlü bulunan bazı siyasal hareketlerin kamplaşmayı körükleyici tutumlarının da önemli roller oynamış olduğu belirtilmelidir. Sınıfsal söylemlerin. Tuncelili Alevi toplulukların özgün yapıları içerisinde erimesi ve kısa sürede örgütler arası kısır çekişmeleri örten ve somut karşılığı bulunmayan bir söyleme dönüşmesinin. Bazı yerlerde. bir yandan tarafsız kalmaya çalışanları da sağ paramiliter güçlerin kucağına sürüklerken bir yandan da mevcut kamplaşmayı körüklemektedir. Alevi ileri gelen din ve topluluk önderlerinin Sünni komşularını gitmemeleri konusunda ikna ettikleri görülmüştür.

Sünnilik algısını yerel aidiyetinden uzaklaştırdıkça. yerelin muhataplarını da hızla ötekileştirmiş ve bağları koparmıştır. Bu tarihten sonra Pertek ilçe merkezini çevreleyen kırsal yerleşimlerdeki Sünni nüfus bir daha eski etkinliğine ulaşamayacaktır. gelecek için daha sağlam dayanaklara yaslanmaya çalışanlar. yerel nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Sünnilerin yaşadıkları toprakları terk etmeleri olmuştur. Nitekim bu ailelerden olan görüşmecilerin kirvelerinin ve genellikle de evlilikler yoluyla temas ettikleri komşularının. Pınarlar Olayı. . büyük çoğunlukla bu ikna ve sahip çıkma faaliyetleri neticesinde göç etmeyen aileleri işaret etmektedir. beklenilenin aksine kısa vadede Sünni topluluklar aleyhine işlemiş ve özellikle kırsal yerleşimlerde geçim kaynaklarını Alevi çoğunlukla paylaşan Sünnileri de çıkmazlara sürüklenmiştir. 1970’li yıllarda yaşananların zirve noktasıdır denebilir. dönemin zor şartlarına ve kendilerine yönelen tehditlere karşın varlıklarını sahiplenmiş olmalarını gözle görülür bir duygusallıkla ifade edişleri bunu doğrulamaktadır. Pertek ilçe merkezinin de nüfus yapısı bakımından 1990’larda yaşayacaklarının bir nevi öncelidir. çözümü karşı tarafı tümüyle etkisizleştirmekte bulan ancak pratikte karşılığını bulamayan bir kargaşaya sürüklemişlerdir.20 civarındaki aile. Bu. bu yeni dönemi temsil eden genç kuşakların taşıdıkları kimlik söylemleriyle doğrudan ilgilidir. ucuz araziler gibi yardımlarla telafi etmeye. Bu kimlik. maceracı tutumları da karşılıklı bölünmeyi beslemiş ve netice. devlet kurumlarıyla temasları aşikâr olan sağ parti ve cemaatler üzerinden özellikle Elazığ’da çeşitli iş olanakları. Buradaki kayıpları. farkında olmadan. yereldeki mücadelelerini. Bu yalnızlaşma. Bu tavır ve Aleviler içerisinde örgütlü kimi siyasal hareketlerin sol sekter. Sünni toplulukların. geleneksel kimlik algılarını ve komşuları ile olan hukuklarını terk edişleri.

5 1990’lı Yıllar 1970’li yılların karmaşası. 4. 1970’lerle birlikte her iki kesimde de güçlü taraftarlar bularak yerleşen yeni kimlik tanımları neticesinde geleneksel yaşayış ve algıları da ciddi biçimde dönüştürmüştür. Keban Barajı için boşaltılan geniş alanlar ve nihayetinde siyasal kamplaşmalar neticesinde ortaya çıkan çatışmaların sonucunda 1980’lere gelindiğinde. ‘Ötekinin ötekiliği’. İlerleyen yıllar içerisinde ise her iki topluluk açısından. kalıcı bir kimlik algısına dönüşmüştür. buna mukabil Alevi nüfusun yaygınlaşarak artması yönünde görünürlük kazanan söz konusu değişim. 12 Eylül’le birlikte sonlandığında. azınlığın içerisinde bir başka politik azınlık durumu yaratmıştır.Ülke genelinde nüfus bakımından azınlıkta olan Alevi kimliğinin Tunceli yerelinde gösterdiği özgül iktidar durumu içerisinde. Tunceli’deki Alevi ve Sünni topluluklar açısından geleneğin hâkim olduğu dönem de tüm sancılarıyla birlikte kapanmaya yüz tutmuştur. Pertek ilçe merkezi civarındaki Sünnilerde. . Sünni nüfusun büyük ölçülerde azalması. Her şeyden evvel. komşusunu düşman yapan saflaşma. Pertek ve çevresindeki demografik yapının köklü bir şekilde değişmiş olduğu anlaşılmaktadır. sosyo–kültürel bütünlüğün tüm boyutlarında ve bunun doğrudan sonucu olarak kimlik algılarında hızlı bir değişim sürecinin başladığı görülecektir. içerisinde ötekileştiği etnokültürel kimliğin yaşadığı sıkıntıların izinden giderek. 1960’lı yıllardan itibaren başlayan ve aralıksız devam eden ekonomik nedenli göçler.

gerek komşularıyla gerekse Pertek ve Elazığ gibi merkezlerle sosyal ve ekonomik ilişkilerini kuran ve idare eden topluluk ileri gelenlerinin de yok olması sonucunu doğurmuştur. Böylelikle bu ailelerin topluluk içinde üstlendikleri aracı ve yönlendirici roller. bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet edenler. Sünniler . Örneğin Pınarlar’ın tümden terk edilmesi. bir zamanlar bölgede etkin bir güç olan Sünni nüfustan arta kalanlardır. Hâlihazırdaki kamplaşma ve bazı sol siyasal hareketlerin kolay hedef durumunda gördükleri Sünnilere karşı aşırılıkları da bu süreci hızlandıracak ve Sünniler ile sağ paramiliter güçler arasındaki ilişkileri kuvvetlendirecektir. Pertek ilçe merkezini çevreleyen kırsal yerleşimler açısından oldukça önemli oranda güç kaybetmiştir. farklı güç merkezleri tarafından devralınacaktır. beraberinde bir takım eski sosyal dayanakları da ortadan kaldırmıştır. 1970’lerin sonrasında Sünni nüfus. Sağ paramiliter partilerin ve cemaatlerin etrafında biriken yerli Sünnilerin önemli bir kısmı. günümüzde Pertek’in doğu bölümündeki ilçe merkezi ve civarındaki birkaç köy ve mezra yerleşiminde ikamet eden küçük gruplar. Sünni nüfusun yaşadığı güç kaybı.Dolaysıyla bu dönemden günümüze değin süregelen sosyal hayatın hemen tüm alanlarında her iki kimlik grubu açısından karşılıklı olarak kimi zaman açık kimi zamansa örtük biçimlerde canlılık kazanan ve geleneksel karşılıklı ilişkileri tasfiye eden bir ayrışmanın yerleşmiş olduğunu söylemek mümkündür. Bu durum. Buna. Keban Barajı’nın tamamlanması ve diğer ekonomik nedenlerden dolayı yaşanan göçlerin ardından. karşılıklı saflaştıkları ve aralarında azınlıkta kaldıkları komşuları arasında daha fazla barınamayarak Tunceli’den ayrılmak durumunda kalmışlardır. birazdan bahsini edeceğimiz 1990’lı yıllar ve güncel veriler de önemli kanıtlar sunmaktadır. Sünniler nezdinde.

Bu dönemde Sünnilerin boşalttıkları yerler. derhal Alevi komşularınca yahut iç–Tunceli’den gelen ailelerce doldurulmuştur. geleneksel uygulamalardan uzaklaşması üzerine kuruludur.açısından 1970’li yılların çatışmalarıyla temellenen ‘ayrışma’ üzerine kurulu kimlik algısının bir sonucu. Öyle ki. 1990’lı yıllar içerisinde yaşanacak benzer olayların ardından. anlamlandırdığı bir Türklük tanımıyla temellendirilmektedir. esas rotasını koruyarak günümüze dek gelecektir. Demografik yapıdaki belirgin değişimlerin yanı sıra 1970’li yılların köklü bir biçimde değiştirmiş olduğu bir başka durum ise kimlik algıları üzerinedir. öte yandan da bir anlamda çaresizce. Söz konusu yabancılaşma. mevcut içeriğini böylesi kitabi uygulamalar bütününün doldurduğu. geride kalan ailelerin tümü bölgeden ayrılmak isteyecek ancak. Sünniliğin uygulamada daha kitabi yönlere kayması. Pertekli Sünnilerin kırsal yerleşimlerde sahip oldukları azınlık durumu. siyasallaşma içerisinde yeniden tanımlanması ve bu tanımın gelenekten uzaklaşan anlam dünyası. Böylelikle 1980’ler sonrasında. 1990’lı yıllarda dünyada ve Türkiye’de popülerlik kazanan yerelleşme. Söz konusu biçim. gidenlerin ve geride kalanların yaşadıkları mekâna ve mekânı paylaştıkları komşularına hızlı bir biçimde yabancılaşmalarını da beraberinde getirmiştir. katlanarak artan bir görünürlük arz etmeye başlamıştır. kimliklerin yeniden üretimi gibi bir dizi soyo–politik süreç ve dahası Tunceli’de tam da bu yeni . Kimliğin. dönemsel sosyo-politik gelişmelerden etkilenmekle birlikte. cemaatleşme. kendi varlıklarını politik bir meşruiyet ve sembol olarak gören resmi kurumlara ve sağ siyasi söylemlere olan bağımlılıklarının da nedeni olacaktır. devletin doğrudan müdahalesiyle yerlerinde tutulacaklardır. Sünniler açısından ‘öteki içerisinde kazanılan ötekilik’. Bu değişimin söylemi ise.

12 Eylül’le birlikte sonlanan sürecin. Sünni azınlık. ekonomik etkenlerin yanı sıra. 1980’li yıllara değin Pertek ilçe merkezinin hiç değişmeyen nüfus yapısını etkileyen göçler bu yıllarda başlamıştır. Ülke genelinde güçlü bir baskıyla karşılaşan yasal ve yasa dışı siyasal hareketlerin Tunceli’deki etkinlikleri de benzer sıkıntılarla yüz yüze gelmiş ve kısa sürede etkisizleşmişlerdir. Sünnilere karşın Aleviler açısından duruma bakıldığında. Aktivistlerinin çoğu tutuklanmış ve yerel halk. Öyle ki. hiç de azımsanmayacak bir katkıda bulunan siyasal nedenler de eklenmiştir. Özetle. . birbirlerinden kimi farklılıklar içerseler de esas olarak Kürtlük ve Alevilik algıları içerisinden ulusal kimliğin en azından teoride işaret ettiği yurttaş profilinden uzaklaşırken. Bu bakımdan. Alevi komşuları. yeni sürece uyum sağlayacaktır. Tunceli’nin hâkim etno-kültürel topluluğunu oluşturan bu grubun yaşadığı bir başka önemli kültürel değişim dönemi olduğu görülmektedir. İslami içeriği giderek ağır basan bir Türk yurttaşlığı profilinin yereldeki temsiliyetini. Dahası. hızla geleneksel tutum ve davranışlarından uzaklaşarak. Yurt içi ve yurt dışına yaşanan göçlere.toplumsal süreçler üzerine yükselen yeni siyasal–askeri gelişmelerin ardından iyice belirginleşecektir. 1990’lı yıllara değin bölgede kayda değer ölçülerde siyasal hareketlilik görülmeyecektir. Alevi çoğunluk geleneksel Sünni yerleşim alanlarına da yayılmaya başlamıştır. Böylelikle sosyo-kültürel değişime uyarlı kimlik. sancılı yükümlülükler içerisinde yerine getirecektir. bu yapılarla iç içeliği ölçüsünde hırpalanmıştır. Sünnilerden boşalan yerleri dolduracak ve yeni yerleşim alanları oluşturacak düzeyde artış göstermiştir. Bu baskı döneminin en belirgin sonucu göç ve tersi etkisi olan içe kapanma olmuştur. Ancak sahip olunan nüfus gücünün bu göçleri dengelediği anlaşılmaktadır.

toplumsal yaşayış içerisinde farklı siyasal görüşleri işaret eden kategorilerdir. Her ne kadar darbe sonrasından günümüze değin topluluklar arası ilişkiler zaman zaman artarak yahut azalarak varlığını korumakta ise de bu temel ayrışmanın her daim canlı kalmış olduğunu düşündüren veriler mevcuttur. diğer kimliğe karşı belirli önyargılar.Bu yayılma aynı zamanda. Bu anlamda darbe sürecinde yaşadıkları şiddet. bu farklılığın temel belirleyenidir. Sünni yahut Alevi olarak dünyaya gelme. baskı ve dahası 12 Eylül sonrasında uygulamaya konulan ‘Alevi köylere cami yapımı’ gibi doğrudan kendilerini var eden kimliklerini asimilasyona yönelik çabalar. 1980’lerin sonlarında görünürlük kazanmaya başlayan ve 1990’lı yıllarda yine mevcut din kimlikleri üzerinde temellenen fakat farklı bir içerikle yaşanan siyasallaşma ise son durağı günümüz olan farklı bir süreci işaret edecektir. Bilhassa bu sürecin sonlanışında oldukça ağır yaptırımlara maruz kalan Alevi kitleler nezdinde. Mutlak surette. temel bir referans olarak kabul edilmiş görünmektedir. mevcut anlam haritasının oluşumunda ve buna göre tutum ve davranışların ortaya çıkışında. Aleviler ve Sünnilerde. devlet ve kurumları. Bu ötekileştirmenin birincil muhatabı resmi kurumlar iken. gündelik yaşam içerisinde bulduğu unsur. kamplaşan kimliklerin de hareketliliği anlamını taşımaktadır. . güvensizlikler ve neticede ilgili muhatabın ‘özünde’ sahip olduğu kimlik. Zira artık Sünnilik ve Alevilik. Alevi ve Sünni topluluklarda ortaya çıkan bu yeni durum üzerinde. Sünnilik algısını mutlak anlamda ötekileştirmiştir. 1970’li yıllar gibi oldukça yakın bir geçmiş dönemin sarsıntıları henüz çok canlıdır. yanı başlarındaki Sünni komşular olmuştur. yerelde karşı karşıya geldikleri komşularının yeniden tanımlanan Sünnilik kimliğiyle özdeşleştirilmiştir.

ormanların yakılması. söz konusu dönemin Aleviler nezdindeki en belirgin yansımalarıdır. Bu şiddetli savaşın ortaya çıkardığı. yayla yasakları. son derece önemli boyutlara ulaşan göç. ‘dağdakiler’le karakterize olan bu yeni dönemde önemli süreçler yaşayacaklardır. özellikle 1990’ları kapsayan ve günümüze uzanan süreçte.1980’li yılların sonlarından başlayarak. 1990’lı yıllar. tüm boyutları ile her iki grup için. ekonomik ambargo ve daha da önemlisi tüm bu etmenlerin sonuçlarını son yıllarda giderek artan bir hızda vermeye başladığı kültürel değişim. gıda ambargosu. Bu kapsamlı dönüşümün esas itimini ise 1990’ların başlarında il genelinde kelimenin tam anlamıyla yaşanan ‘savaş hali’nin ortaya çıkardığı sosyo–ekonomik durumun oluşturduğu rahatlıkla ifade edilebilir. Sünniler ise 1970’li yıllarda olduğu gibi iç içe yaşadığı komşularıyla değil. bu sürecin sonunda Sünnilerin ve özellikle Alevilerin güncel gerçekliğini ve gerçeklik algılarını belirlemesi bakımından birincil derecede önem kazanmaktadır. Tunceli genelinde ve alan çalışması yaptığımız bölgelerde yaşanan geniş çaplı siyasi ve askeri süreçlerin bir üst başlıkta açıklanmış olan kamplaşmaların üzerine temellendiği rahatlıkla söylenebilir. toplam güçleri bine yakın silahlı kuvvet ve karşında yüz bine yakın ordu güçleri arasındaki zorlu mücadele bu dönemin ortalarından itibaren başlayan ve Tunceli’nin çehresini değiştiren biricik olgudur. . ‘Savaş hali’nin hemen tümüyle yerel sosyal hayatı alt üst edişi. Farklı yasa dışı siyasi hareketlere mensup. yaşattıkları kültürel evrenin maddi ve manevi boyutlarında son derece önemli dönüşümlerin yaşanmasıyla sonuçlanacak ve güncel gerçekliği doğuracaktır. zorla köy boşaltmalar.

. Bu yapı ve günümüzdeki ardılları.Bu bakımdan. barındırdığı insan kaynakları bakımından ve en az bu insan kaynakları kadar önemli olan coğrafi yapısı itibariyle de sürekli bir potansiyel taraftar ve sığınma mekânı olmuştur. savaşmak durumunda kalan hemen tüm örgütlerin neredeyse biricik mekânı Tunceli olmuştur ve hâlihazırda da olmaktadır. mevcut sistemin ancak zor yoluyla değiştirilebileceğini kabul etmekte ve bu doğrultuda çeşitli zor aygıtları örgütleyerek programına yaşamsallık kazandırmaktadır. Bu durum ise ancak yeterli insan malzemesi ve gerekli nesnel koşulların varlığıyla mümkün olacaktır. Tunceli. Türkiye’de sosyalist sol’un kitleselleşmeye başladığı 1960’ların sonlarından bu güne değin her daim mevcut programını bu ideoloji üzerine inşa etmiş çeşitli yasal ve bilhassa yasa dışı siyasi hareketlerin bulunduğu bir yer olagelmiştir. Tunceli’de bu esaslara dayanan bir silahlı faaliyeti esas alan siyasi yapılar 1970’lerin başlarından itibaren bölgede var olmuşlarsa da ciddi anlamda bir varlık ve süreklilik gösterememişlerdir. Zira kuruluşundan günümüze ilgili örgütlerin insan gücü. Gerek askeri darbeler gibi yoğun takibatın. Dolayısıyla mevcut sistemi zor yolu ile değiştirmede kır nüfusunu esas alan ve onların yaşam alanlarında örgütlenmek. 1990’lı yıllarda Tunceli’de görünürlük kazanmış bu önemli tarihsel gelişme içerisinde irdelemek faydalı olacaktır. Tunceli’yle özellikle anılmaktadır. zorlu faaliyet koşullarının bulunduğu dönemlerde gerekse yasal olanaklarla çalışma imkânlarının bulunduğu dönemlerde. hemen tümüyle Tuncelililer’e dayanmaktadır.125 125 Bu örgütlerden en bilineni 1972 yılında Tunceli’de kurulan ve devrim programını ‘köylü gerilla savaşı’ stratejisi üzerine inşa eden TKP(ML) – TİKKO olmuştur. Sünni toplulukların tutum ve davranışlarını. Bu örgütlerin ardılları konumundaki temsilcileri ise ancak 1990’lara doğru bu stratejilerini hayata geçirebileceklerdir. TKP (ML)’den Maoist Komünist Partisine Bu Tarih Bizim (2003). Bu yapının bugünkü esas iki temsilcisinin kendi ifadeleri içerisinden Tunceli’yle olan ilişkileri için bkz. Zira Türkiye’de çoğu yasa dışı siyasal hareket.

Hozat’taki Sünnilerle. Pertek ve zaten bir tane var.126 Bu çerçevede. Sünnilerin bu dönemde muhatap oldukları ‘dağdakiler’den birisiydi. . Sünnilere karşı diğer örgütlere kıyasla farklı tutumların gelişmesi sonucunu doğuracaktır. dağda geçirmiş ve ardından büyük bir şehirde başka bir alanda faaliyet esnasında yakalanarak tutuklanmıştı. bu yapılardan önemli ölçülerde farklılaşmaktadır. insanları son derece yakından tanıması bakımından da hayli önemli idi.127 126 Şüphesiz bu veriler birçok yönüyle eksiklikler taşıyacaklardır. bu konu üzerine. Bu yönüyle.Alan çalışmamın henüz başlarında tanıştığım bir kaynak kişi. 127 1990’lı yıllarda Tunceli’de. Sünni görüşmecilerin döneme ilişkin verdikleri bilgilerin yanı sıra en az onlar kadar önemli veriler elde etmemde yardımcı oldu. kaynak kişinin de bir dönem katılımcısı olduğu TKP (ML) TİKKO’nun yanı sıra silahlı faaliyet yürüten TDKP ve DHKP-C de vardır. öncelikle kaynak kişinin anlatımlarına yer verilecek. Sünnilerin ve Alevilerin geleneksel olarak taşıdıkları Türklük ve Kürtlük algıları içerisinde. Ancak ilgilenilen konu üzerine bir ilk olması bakımından da bu eksikliklerin muhtemel telafilerinde yol gösterici olmaları bakımından da son derece önemli oldukları da aşikârdır. “ Çemişgezek. 1990’lı yılları hemen tümüyle Tunceli ve civarında. Sünni köylerle ilk temas eden biz olduk. bu yılların ortalarına doğru bölgeye yerleşen ve en kuvvetli güç durumuna gelecek olan PKK tarafından şiddet yoluyla tasfiye edilecektir. Kürt milliyetçi söylemi merkezine alan bu yapının bölgedeki faaliyetleri de Türklük ve Kürtlük gibi kavramlar üzerine temellenecek ve bu durum. Sünni görüşmecilerle ve temas ettikleri tarafla birebir görüşme yoluyla tartışmak ve hayli önemli verilere ulaşarak değerlendirmek mümkün olabildi. Hatta TDKP’nin son kuvvetleri. Kendisiyle ilk kez Elazığ’da tanıştığımda henüz tahliye olmuştu. Tunceli’nin 1990’larda yaşadığı süreci neredeyse başlangıcından itibaren ‘dağdaki’ bir taraf olarak yaşamış olması ve bölgeyi. Bu ilişki sayesinde. ardından Sünni görüşmecilerden toparlanan veriler ışığında süreç üzerine değerlendirmelerde bulunmaya çalışılacaktır. Söz konusu kişi. Ancak bu örgütlerin varlığı ve mevcut güçleri TKP (ML)’nin yanında sönük kalacaktır. İlerleyen aşamalarda değinilecek olmasına karşın burada hemen belirtmek gerekir ki PKK’nin söylemi. ilgili dönemi.

Ama dediğim gibi biz devrimci bir perspektiften yaklaştığımız için bu böyle oldu. Güneydeki [Çemişgezek. daha emekçi karakterlidirler. İlk tepkiler. Bizim dışımızdaki yapılar [diğer silahlı siyasal hareketler kastediliyor] arasında ciddi anlamda Sünni köylülerle boyutlu ilişkileri olanlar yoktu ama aralarında bir sorun da yoktu. her yönüyle önemli bir dönemeç oldu. Dersim’de Alevi köylülerde de Sünni köylülerde de yoksulluk ortaktır ama Sünniler’de emekçilik daha belirgindir. Genellikle çok çalışırlar… İşte bu insanlara ilk giden bizdik. oymuş bağ – bahçe yapmışlardır. Şavaklılar ancak uğraşırlar. ekmeğini taştan çıkaran insanlardır. “1994’e kadar bu ilişkiler artarak sürdü. Bahçeler. Çalışkandırlar yani. Pertek ve Mazgirt hattı kastediliyor] köylerin çoğuna ulaşabildik. Kırdaki güçler açısından savaşın gerçek anlamda başladığı yıl 1994’tür mesela… PKK’nin yeni yeni güçlenmeye başlamasına karşın toplamda dağdaki adam sayısı bini aşkındı ve devlet de bu vakte kadar. devletin o topyekûn . Ama onlar dişle tırnakla buralara tutunmuş. özellikle Çemişgezek’teki köyler kayalara oyulmuştur neredeyse. mevki tutmalara falan başlamamıştı. Alevilik – Sünnilik veya Türklük – Kürtlük üzerinden gitmedik. şimdikiler gibi ciddi operasyonlara. tarlalar.” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). hemen kendilerine yeter. bana göre. Ama işte PKK’nin güneydoğuda ve daha kuzey kesimlerde kuvvetlenmesi. Hayvancılıkları Bu köylüler [Sünniler kastediliyor]. kayalıklar ve verimsiz topraklar üzerine kuruludur. Kadınların da katıldığı toplantılar örgütledik. öncelikle tedirginlikti tabi ama zamanla aştık bunları. 1994. köylülerin birliği perspektifinden bu insanlarla ilişki kurduk ve olumlu sonuçlar da aldık. Tabi ki biz gittiğimizde. Gittiğinde sen de görürsün. savaşı boyutlandırması.Buralarda haricinde. Geniş bir açılım sağladık. Sınıf savaşının emrettiği emekçilerin. Sünniler hepsi genellikle toprakla toprakla uğraşırlar. Yani bunu da söylemek gerekir ki bu adamlarla en kötü zamanlarda bile temas eden yine biz olduk. Emeğe daha fazla değer veren.

Komşusunu. Tabi devlet bunu çok iyi kullandı ve Sünni köylere karakolların inşası. gücünü bazı yerlerde komşularına çevirdiler. İlişkiler kesildi. yani sanki işte onlar da Alevilerin silahlı gücüymüş gibi bir duruma yol açtılar. Yani bunlar büyük yanlışlardı tabi. köyün hemen yukarısında. Mesela o köye ilk giren de kuvvetli ilişkileri olan da tek bizdik ama bitti tabi bunlar. Yani devrimcilik adına büyük yanlışlardı. Ama tabi burada köylülüğün dar çıkarları. Bak mesela biz o dönemde derhal bir bildiri yayımladık ve durumu kınadık. hatta tamamen Alevi kitleye yaslandıkları için onların tarafında. çıkarcılığı çerçevesinde bakmak lazım olaya. tamamen kendi hatalarından kaynaklı bi DHKP-C grubu pusuya düşürüldü. bunu eleştirdik…” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ) “…X. “…Sünni köylülere yönelik öldürülme olaylarının başladığı yıl da 1994’tür. ihbar etmeye başlayınca Aleviler ve Sünniler arasında böyle bir ikili durum çıktı ortaya. Büyük bir baskı oluştu…” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ).’de [Çemişgezek’de Sünni bir köy] oldu. Tabi bu durum tüm ilişkilere yansıdı derhal. Onlar da bunu örtbas etmek için gidip birkaç köylüyü vurdular. Sünnileri potansiyel düşman ilan ettiler.saldırısı içerisinde Tunceli’yi de başlıca hedeflerinden birisi haline getirdi ve çok ciddi bir şekilde bizimle uğraşmaya başladı. dediğim gibi devlet bunu çok iyi kullandı ve derhal koruculaşmalar başladı. bu köylülerden koruculaştırma da böylelikle başladı. Güçleri az olduğu için bu duruma sıkıştılar. Bizim dışımızdaki gruplar da çoğunlukla. Orada. …İlk olay X. Yani işte ihbar edildik diye ama tamamen olayı örtbas etmek için yapıldı ve tabi çok ciddi bir yanlıştı. . Koruculaşanlar da tabi bir süre sonra bu silah desteğini. Olayından sonra. kitle desteğini yitirmemek adına ve bir süre sonra bu koruculaşmaları bahane ederek. Öyle ki bazı Alevi köylerde bile koruculaşmalar görüldü. davalısını ezmeye.

128 Her ikisi de Çemişgezek’de bulunan X. Zamanla Y. İşte böylelikle belki de Türkiye’de ilk kez Alevi bir köyün korucu olduğu da görüldü. Yani sınıf mücadelesinde Alevilik – Sünnilik gibi feodal kavramlar üzerinden ya da Türklük – Kürtlük gibi ulus kavramları üzerinden bir faaliyet programı olmaz. Yaylalarda karşılaşırdık mesela. Böyle olunca Alevi ve Sünni köylüler arsındaki kimi davalar da bir nevi kan davasına döndü. Fakat asla gidip de adam Sünni’dir öyleyse ajandır. Diğerleri nasıl yardım ettilerse onlar da öyle davrandılar. Tabi PKK’nin varlığı da son derece olumsuz sonuçlara neden oldu sonraları. Ama biz asla bu yanlışlara düşmemeye gayret ettik diyebilirim en azından. Çemişgezekli hemen tüm görüşmelerde çok canlı bir şekilde örnek olaylar olarak sıklıkla dile getirilmiştir. gider sohbetler eder. Kimi Alevi köylüler de kendilerinden yana olan bu kuvveti gene tıpkı işte o koruculaşanlar gibi bazı durumlarda karşı tarafa bir güç. yaptığını iddia ettiler. Yani aslında dağdaki adamdan çok daha fazla akıllı davrandı ve kendi lehine süreci geliştirdi. Dağdakiler de tam olarak bu bilgileri gerekli süzgeçlerden geçirip doğrulayamadan müdahale edebildiklerine ettiler. Diğerleri çoğunlukla kendi güçsüzlüklerinden ve Aleviler içerisinde sıkıştıklarından bunu ıskalamış olabilirler. ulaşmaya gayret ettik. öyle yardım ettiler. Böyle diyorum çünkü bizim de büyük hatalarımız oldu. faşisttir diye kimseyi öldürmedik… Yani hatta Alevi–Sünni karışık yaşanan yerlerde Sünnilerin evlerinde kalırdık. Yani işte böyle karşılıklı koptu süreç ve daha da kötüleşti ilerleyen yıllarda.Bu her yönüyle olumsuz sonuçlar doğurdu. Onların ajanlık vs.128 “Biz hem 94 öncesinde hem sonrasında imkânlarımız ölçüsünde Sünni köylere de ulaştık. Bu X. köyüne komşu Alevi bir köy] adam vurmuşlardı. köyleri arasındaki olaylar ve yukarıda bahsi geçen gelişmeler. dönemin gelişmelerinin Aleviler ve Sünniler nezdinde nasıl algılandığını ve ne tür sonuçlara yol açtığını yansıtması bakımından son derece çarpıcıdır. olamaz.’den [Çemişgezek’te X. ve Y.’liler koruculaştıktan sonra Y. . Devlet bunu bile değerlendirdi.’dekiler silahlanınca devlet devreye girdi ve dağdakilerin buraya girmemesi koşuluyla onlara silah dağıttı mesela…” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). Çemişgezek’in çalışma alanı dışında olması daha ayrıntılı bir araştırmanın önünde engel olmuş olmakla birlikte. bir koz olarak kullandılar.

Çoğu ilişki böylelikle sekteye uğradı ve zamanla kesildi tabi. tamamıyla. Tabi ki yansımalarını Dersim’de yaşadık. Yani ben orayı bilirim. Yani onların bu yanlış tutumları zaten tüm bir süreci ters yüz etti. Hatta o köye de ilk giren. ilişki kuran da bizdik. Yani diyebilirim ki bu bizim Alevi köylerinden çok daha fazla yardımcı olan köyler de oldu…”(Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). Bu insanları kazanmak için ‘güven’ verilmesi çoğu zaman yeterli olan tek şeydi… Bu türden yani Sünni kökenlerden gelen çoğu arkadaş davayı hep sonuna kadar sürdürmüş ve bunda büyük bedelleri de göze almıştır…”(Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). “…Başbağlar olayı çok etkili oldu. samimiyetle söylüyorum. Bu durum. “Bir Sünni kazanıldıktan sonra.toplantılar yapardık. konularda her zaman yardımcı olmuşlardır… PKK buraya. göçler başladı. öncelikle görüşmecide Sünnilere karşı öne çıkan empati durumundan başlamak gerekecektir. 1990’lı yılların sonlarında bölgedeki etkinliklerini önemli oranda yitiren örgüt kuvvetlerinin ve paralelinde Alevi kitleler nezdinde belirleyici etkileri . Yiyecek vd. Sünni kökenli faaliyetçiler hep çok daha azimli ve fedakârdılar. Bir de bunda bizim iç taraflara [iç-Tunceli kastediliyor] sıkışmasının da payı oldu tabi…” Değerlendirmeye. Olayın hemen ardından koruculaşmalar. buraya aktarmadığımız diğer ifadelerinde de belirgin bir şekilde Alevi kimliğine yönelik sitemkâr bir duruş özellikle dikkati çekmektedir. Oralarda da faaliyet yürüttüm. bir Alevi’ye nazaran çok daha tutarlı ve ilkeli davranıyordu. kolay bir hedef olduğu için saldırdı. Yani insanlar gelenleri ayırt etmeden. toptan tavır almaya başladılar. Zira görüşmecinin.

Alan çalışması süresince. en zor şartlarda kendilerine destek olmasının bilhassa öne çıkarılması. Dolayısıyla. Aleviliğin ötekileştirdiği Sünnilik kimliği içerisinden ‘beklenmeyen’ olumlu tavırlarla karşılaşmak ve bunun mukayesesini yapmak belirleyici olmaktadır. hâlihazırda solla tanışık ve mücadele tecrübesine sahip Alevi kitlelerin geri çekildiği. bulunduğu alanlarda yerel kimlikleri merkeze alan politikalar geliştirmemiş olduğu anlaşılmaktadır. böylesi bir empatinin nedenlerinden birisi olarak görülebilir. sağ ideolojiyle özdeşleştirilen Sünnilerin ‘dahi’. mevcut siyasi söylemi itibariyle. Bunlara ilerleyen alt bölümlerde tekrar değinilecektir. ‘dağdakiler’ açısında bu kitleler gereken sebatı gösterememişlerdir. Öte yandan. Sünni topluluklar içerisindeki sol unsurların ve hatta kendilerini siyasi planda desteklememekle birlikte zaman zaman tayin edici yardımlarda bulunan diğer köylülerin mücadele açısından gösterdikleri katılımın. İdeoloji: Marksizm Leninizm Maoizm (2004).zayıflayan sol aktivistlerin ve dolayısıyla bu söylemin genel Alevi çoğunluğa karşın güncel durumunu yansıtması bakımından da önemlidir. toplumsal hayatın birçok yönünde de önemli bir kıyaslama mekanizması olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Alevilere yöneltilen eleştirilere kazandırdığı vurgu gücü itibariyle de tercih ediliyor görünmektedir. yereldeki genel Alevilik kavrayışı kendisini sol bir içerikle var etmektedir.129 Öte yandan. Şöyle ki. yöneltilen eleştirinin vurgu gücü de yükselmiş olmaktadır. olumsuzlanan bir örnekle kıyaslama içerisinden. onun da insan gücünün ve faaliyet alanlarının büyük çoğunlukla Alevilerin 129 İlgili yapının güncel programı için bkz. bu tip kıyaslamaların sadece siyasi duruşlar açısından değil. yereldeki anlam kodları içerisinde. Görüşmecinin dâhil olduğu siyasal hareketin. Buna karşın. bölgedeki diğer sol örgütler gibi. Böylelikle. . yardımda tutuk kaldığı dönemlerde üstlenmiş olduğu rol.

Silahlı faaliyet yürüten yapılar içerisinde. hiçbir zaman onun kadar etkin seviyelere ulaşamamışlardır. Bu özelliği günümüzde de devam etmektedir. TKP (ML). söz konusu azınlığın sonraki kuşakları açısından da varlığını korumuş olduğu düşünülebilir. Çoğunluğu sağ söylemlerin ve doğrudan resmi kurumların müdahaleleriyle gelecek yıllardaki kimlik algılarını da şekillendirmişlerdir. Kuruluşundan bugüne de her daim varlığını korumuş.115. Bilhassa Tuncelili Alevilerin yurt içinde ve dışında göç etmiş oldukları yerler hâlihazırda örgütün potansiyel varlık alanlarını işaret etmektedir. Bu durum TKP (ML)’yi fazlasıyla yerelleştirmiş ve Tunceli’nin barındırdığı farklı etno-kültürel topluluklara olan ilişkilerinin de yolunu açmış görünmektedir. bu farklarda açığa çıkıyor görünmektedir. 1970’li yıllarda yaşanan siyasallaşma ve kamplaşma sürecinde de kendi içerisinde de böylesi bir azınlık durumu ortaya çıkmıştır. . 2004: 87 . Ancak yine de Sünni topluluklar içerisinde bu tür örgütlerin temsil ettiği sola da açık bir yön olduğu. Bu bakımdan.130 Ancak bu yapı. Tunceli’de kurulmuş bir partidir. TKP (ML)’nin bu potansiyeli 130 Benzer tespitler için bkz. Yanı sıra örgütün otuz yılı aşkın bir silahlı mücadele tecrübesi içerisinde hayatını kaybedenlerin büyük bir kısmının Tuncelili olması ve yine bu kayıpların Tunceli içerisinde verilmesi de örgütü yerelle psikolojik olarak bağlayan önemli olgulardan bir tanesidir. sol söylemle temasları söz konusudur. Sünnilerle olan ilişkilenme sürecinin neredeyse yalnızca bu örgüt üzerinden ilerlemiş olmasının nedenleri. PKK haricinde. Bruniessen. Sünnilerin sadece çok küçük bir azınlığının. insan malzemesini Tuncelili Alevi ve az da olsa Sünni kitlelerden kazanmıştır. TKP (ML)’den sonra bölgede ‘askeri’ faaliyet yürütmek isteyen yapılar.çoğunlukta olduğu yahut tam hâkimiyetinde olan yerlerde geliştiği bilinmektedir. önemli bazı farklarla diğer örgütlerden ayrışmaktadır. öncelikle.

yukarıdaki anlatılarda bahsi geçen Sünni katılımların böylesi bir arka planı olduğu düşünülebilir. PKK’nin faaliyetlerini arttırdığı dönemlerde de Sünnilerin karşılaştıkları yoğun baskının da önemli bir nedeni olacaktır. Dolayısıyla. ilişkileri ‘tanıdık’ olanlarla sürdürmek ve ‘taraf olmamak’ son derece önemli hale gelmektedir. Öte yandan. bu toplulukların siyasal tercihlerini de etkilemiş görünmektedir. beraberinde ‘potansiyel’ bir düşman olarak kodlanmalarına neden olmuş görünmektedir. Koruculaşmalar ve çoğu Sünni köye inşa edilen karakollar. aleyhe olabilecek sonuçları da göze alan bir restleşmeye uzanmış ve devlet varlığı burada sonuna dek kullanılmış olmaktadır. Bu durumda. önemli verilerdir. . yereldeki Alevilik ve Sünnilik kimliklerinin aynı zamanda Kürtlük ve Türklük olarak geleneksel biçimde de kodlanmış olması. Bu bakımdan. MHP gibi 1970’li yıllarda ve sonrasında yaşadıkları kimlik değişiminin buluşturduğu sağ partilere yansımış olması. sahip olduğu söylemin karakterine de uygundur. Bu bedellerin bir kısmının diğer sol yapılardan geldiği anlaşılmaktadır. kısmen de olsa. 1970’li yıllardaki siyasallaşmanın çok daha ötesinde. taraf olmanın bedeli. Bu noktada kendilerine yönelik aşırı tutumlar. Bu noktada. Devletin ve zor aygıtlarının karşısına çıkan güçler de en az onlar kadar etkilidirler. 1970’lerle kıyaslanmayacak ölçülerde ağır olabilmektedir. Sünni toplulukların önemli bir kesiminin politik tercihlerinin.değerlendirmiş olma olasılığı. mevcut durumu en zararsız şekilde atlatma yolları üzerinde çabaladığı anlaşılmaktadır. Ancak Sünni toplulukların büyük çoğunluğunun. yaşadıkları bölgelerde fiili bir ikili iktidar durumu söz konusudur. bölgede önemli bir kuvvete sahip TKP (ML)’nin Sünnilere yönelik barışçıl siyaseti.

yerel Sünnilerce aynı zamanda Kürt olarak kabul gören insanlar olmuştur. onları Kürt milliyetçi söylemin potansiyel varlık gerekçeleri haline getirmektedir. PKK’nin esas olarak örgütlendiği. Bilindiği üzere Tunceli’deki Alevi ve Sünni kimlikleri üzerinden siyasallaşma. Bu bölgelerde yaşayan ve Kürt milliyetçi söylemi etrafında harekete geçirilen kitlelerin ağırlıklı olarak konuştukları dil de Kurmancki’dir. kimliklenme ve saflaşma esas olarak din aidiyetleri. güçlendiği ve sonrasında kendisine merkez alarak farklı bölgelere yayıldığı alan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun güney kısımlarıdır. kavranması sonucunu doğurmuş görünmektedir. modern etniklik tanımları olarak Türklüğün ve Kürtlüğün de bu geleneksel tutumlardan etkilenerek inşa edilmesi.Ancak gerek alan çalışmasının yapıldığı yerde gerekse ilin diğer kısımlarındaki Sünnilerin esas olarak zarar gördükleri güç PKK olmuştur. Bu durumun gelişimi ise hayli ilgiye değerdir. Ancak 1990’ların ortalarından itibaren bölgede etkinliğini arttıran PKK açısından bu durum biraz karmaşık olacaktır. algıları etrafında şekillenmektedir. Kürt milliyetçi söylemin Tunceli’ye geldiğinde kendi söyleminin hedef kitlesini işaret eden topluluklar. Buradaki siyasallaşma. Sünniler’den PKK’ye yönelik katılımın görünürlük kazanmaması da bu farklılıkla açıklanabilir görünmektedir. Sünni ve Alevi topluluklara yerleşmiş olması. Tunceli’de. Bu söylemin . esas olarak sağ ve sol siyasal söylemler düzeyinde kendisini görünür kılmıştır. Tunceli’deki bu temel ayrışmanın aynı zamanda geleneksel biçimde Türklük ve Kürtlük şeklinde. Bu durumda. Ne var ki burada aynı dili konuşan topluluklar arasında kökleri yüzyıllara yaslanan bir farklılaşma ve karşıt algılar söz konusudur. Bu durum. PKK’yi Tunceli’nin güney hattı boyunca yaşayan Alevi ve Sünnilerce konuşulan dildeki lehçe farklılıklarına rağmen.

4 Haziran 1998’de öldürülmesi bu olaylardan yalnızca birisidir. PKK gibi bu yılların bilhassa ortalarında oldukça ciddi bir güç haline gelmiş bir hareket karşısında etkin kılabileceği. Bu saflaşma.ötekileştirdikleri ise ağırlıklı olarak kırsal yerleşimlerde Kurmancki konuşan Sünnilerden başkası değildir.131 Aynı şekilde. devletin Tunceli’deki varlığı noktasında meşruiyet gerekçesi olarak görülmeleri de önemli bir veridir. Örneğin. 131 Kaynak bilgi için bkz. Bir Allah’ın kulu kalmadı.asp . 1970’lerde olduğu gibi 1990’larda da resmi söylemin ve yerelde temsil edildiği kurumların da bu farklılığı ustalıkla kullanmış olduğu anlaşılmaktadır. PKK’nin varlık bulduğu sosyal tabanın karşısında meşruiyet gerekçesi yaratabileceği her olanak değerlendirilmiştir. orada [Pertek ilçe merkezi etrafındaki kırsal yerleşimlerde oturan Sünniler kastediliyor] olan tüm aileler eşyalarını falan her şeylerini bırakıp bir sabah böyle topluca çıkıp geldiler.com. Bu anlamda ötekileştirilme. bu durumu yansıtır durumdadır: “Bir aralık. Kimi çarpıcı örnekler.tr/1998/06/04/47520. 1970’lerden sonra Aleviliğin ve bilhassa Sünniliğin yöneldiği yeni kimlik tanımları sayesinde çok daha kolay işlemiştir. Sünnilerin 1970’lerden itibaren sağ siyasal söylemin etkisi altında olmaları ve bunun temsiliyetini üstlenmiş olmaları gibi destekleyici veriler üzerinden. Bu çerçevede Sünnilerin.hurriyet. Pertek ilçe merkezinin kuzey batısında kalan ve tüm yerleşimcileri Sünni olan Sağman Köyü’nden 9 kişinin. http://webarsiv. Pertek’in dışında kimse kalmadı yani. Zira bu dönemlerde Sünni topluluklardan insanlara yönelik öldürme olayları görülmüştür. Sünnileri bazı durumlarda açık hedef haline de getirmiş olduğu anlaşılmaktadır.

mezraların içerisinde yahut yakınlarında karakollar inşa edilmiştir. Toplumsal hafızada da oldukça canlıdır. kendilerine yönelik ilk saldırıların hemen akabinde derhal koruculaşmış ve ikamet ettikleri köylerin. Siirt. Devlet İstatistik Enstitüsü 2002 Seçim Sonuçları . Cumhuriyet öncesi döneme kadar bu topluluklardan oluşturulan Hamidiye Alayları. Yani asker orada kalmaları için çok uğraştı. Bu engel PKK tarafından Kürt ulusal bütünlüğü içerisinde aşılmaya çalışıldığı kadar. onlardan alışveriş yaptı falan…” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ) Böylelikle Aleviler ve Sünniler nezdindeki mevcut sınırlar giderek daha da keskinleşmiştir.Hemen araya asker girdi. ‘Siz giderseniz. Fakat asıl ayrıştırıcı öğe olan din kimliği. Evlerini kiraladı. PKK’nin ötekileştirdiği ve baskıladığı bu topluluklar. Dahası. kendilerini ifade etmiş oldukları da anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra hâlihazırda örgütlü oldukları ve özellikle İslami bir içeriği ön plana çıkaran Türk milliyetçi söylemin egemen olduğu sağ partilerde. Diyarbakır.132 PKK’nin Aleviler nezdindeki varlığı da sahip olduğu söylem açısından. Sünnilerde olduğu şekliyle kimi çelişkiler barındırmaktadır. Bunlar yirmi gün kadar kaldılar yanımızda. Tunceli’de Kırmancki konuşan topluluklar. Muş ve Bingöl’de aynı dilin farklı lehçelerini konuşan topluluklardan sahip oldukları din kimliği üzerinden farklılaşmaktadırlar. bizim orda durmamızın anlamı ne?’ dediler. Bu durumda Kürt milliyetçi söylemin sahip olduğu birleştirici ana unsur olan dil. resmi devlet söyleminde de yerel toplulukların PKK’den ayrıştırılmasında önemli bir öğe olarak işlevselleştirilmiştir. bu süreçte özellikle ön 132 Konuya dair doğrudan fikir verici kaynak için bkz. Sonra döndüler.Tunceli. karşısında önemli bir engel bulmuştur. daha etkin bir biçimde. mevcut din kimliği farklılıklarının yaratmış olduğu keskin ayrışmanın son ve en önemli örnekleridir. .

PKK’nin ‘savaş’ konusunda. Sünni topluluklardan 1990’lı yıllarda Tunceli’de etkin bir güç haline gelen silahlı faaliyetlere katılımın yahut da en azından temas düzeyinde özel olarak TKP (ML) içerisinde görünürlük kazanmasının bir başka sebebinin de yine sahip oldukları kimliğin işaret ettiği sosyo–politik içerikten kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ek olarak. sahip olduğu teknik imkân ve insan gücü oranında daha çekici örnekler sunuyor olması da bir dönem etkin olmasını sağlamış görünmektedir. orta yaş üzeri Alevi kuşak tarafından. 2004. geleneksel ‘öteki’ kodlarını yaşatan muhafazakâr bir yerel Alevilikten hayli uzaktadır. diğer örgütlerin birkaç on yıldır sürekli vaaz ettikleri ve fakat ciddi bir varlık gösteremedikleri bir ortamda. doğrudan siyasal anlamlar kazanacaktır. PKK’nin ve paralel olarak diğer sol örgütlerin dağdaki etkinliklerinin ciddi ölçülerde kırıldığı 1990’ların sonlarına kadar Alevilik ve Sünnilik: Kürtlük ve Türklük biçiminde geleneksel algılar. . Bunda PKK’nin yerel halktan kimi popüler isimleri kıra çekerek yerelleşme çabalarının da etkisi olduğunu söylemek gerekecektir. kaynağını toplumsal hafızada yaşatılan kolektif bilinçten alan güçlü bir ihtiyat payıyla karşılandığı anlaşılmaktadır.133 Taşımakta olduğu Kürt milliyetçi söylemin sahip olduğu seküler içeriğin. PKK’nin bölgeye yerleştiği bu yıllarda. 133 Benzer tespitler ve tartışmalar için bkz. Böylece kimlikler. Zira genç kitlelerin din algıları. tanımlamalar üzerinden yükselen ve fakat sahip oldukları bu geleneksel din kimliği içeriğini geri dönüşü olmayacak şekilde yitirdikleri bir dönemde yaşamsallık kazanmışlardır.plana çıkarılmış ve Tuncelili Kırmancki konuşan toplulukların ‘Kürt olmadıkları’ tezi sağlamlaştırılmaya çalışılmıştır. genç Alevilerin yükselmekte olan Kürt ulusalcılığın etkisine girmelerinde önemli bir etken olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Bruniessen.

Fakat çok açık bir şekilde bu dönemin en belirgin etkisinin. sahip oldukları kimliği. kitabileşen ve siyasal . geleneksel ilişkiler üzerinden yükselen sosyal bağları da önemli bir belirleyen haline getirmektedir. hâlihazırdaki feodal tutunumları tasfiye etmekte ve tek bir sınıf kimliğinde katılımcılarını ortaklaştırmaktadır. içerisinde de çoğunlukta oldukları bir örgüt ve mücadele olarak görürken. mevcut ulus kimliğini de içerisine almakta ve güncel sosyo–ekonomik çelişmelere gönderme yapmaktadır. Dolayısıyla Sünni kökenli katılımcılar. Ancak sınıfsal zeminde yükselen talepler.Türklük olarak kodlanan Sünniliğin. teması dahi mümkün kılmamaktadır. ilişkilerin egemen olduğu bir yerde. Yaşanılan yoksulluk içerisinden sınıfsal mücadeleye katılım. ‘tanıdık’ları çoğaltmakta ve feodal bir toplumsal yapının. Kürt milliyetçi söylemi içerisinde ötekileştirilmesi. Öte yandan TKP (ML)’nin sahip olduğu yerellik. Yereldeki Alevi katılımcıların önemli bir kesimi. PKK’nin milliyetçi Kürt söylemi çerçevesinde. Sünni topluluklardan arta kalanların çok daha kesin bir şekilde mevcut Sünnilik algıları üzerinde yükselen Türklük kimliklerini sahiplenmeleri olduğu söylenmelidir. bu feodal kimlik algısını. Bu bakımdan hâlihazırda sahip oldukları Alevilik kodlarını sol değerlerle ören katılımcılardan ziyade. Geleneksel inanç algılarından ve pratiklerinden uzaklaşarak. feodal algılarından arındırarak örgütle ve onun seküler söylemleriyle bütünleştirmekte daha ileri bir düzey tutturdukları ileri sürülebilir. Sünnilerin. mevcut ideoloji ve dönemsel olarak vücut bulan program ve siyasete daha yetkin bir katılım sağlamakta ve böylelikle daha tutarlı davranmaktaydılar denebilir. dağa çıkma konusunda daha gerçekçi sınıfsal nedenlere sahip olan katılımcıların tutarlı hareket etmiş oldukları düşünülebilir.

4. tümüyle geçim alanlarını kullanılamaz hale getirmiş ve insanların geçim faaliyetlerini sekteye uğratmıştır. bu süreci oldukça sancılı olarak yaşayacaklar ve bu dönemden sonrası her iki kimlik grubu açısından tümüyle farklı bir toplumsal gerçekliğe dönüşecektir. Bu süreçten sonrası. şüphesiz ki Aleviler olmuştur. Bu ötekileşme ise kaynağını 25 yılda mevcut geleneksel din kimlikleri üzerinden yaşanan bu farklılaşmalardan almakta ve yine bu farklarda kendisini ve kendini çevreleyen sosyal evreni tanımlamaktadır. çatışmaların gerçekleştiği esas bölgelerdir. . Bu bölgelerde ormanların ve zaman zaman tarım alanlarının yakılması. aynı zamanda. küreselleşmenin ortaya çıkardığı kimlik süreçleri içerisinde yaşanan ‘ötekileşme’nin özgün örnekleriyle dolu olacaktır. İl genelinde Alevilerin yaşadıkları alanlar. Sürecin tüm yıkıcılığıyla kendisini gösterdiği topluluk. yani geçen yüzyılın sonları ve bugüne değin gelen sürede.6 Göç 1990’lı yılların en belirgin özelliği. içeriğini hızla değiştiren geleneksel kimlik algılarının öyküsünü de ortaya sermektedir.söylemini bu inanç bütünü içerisinden tanımlayan bir Türklük. Tunceli’de yaşanan ‘savaş hali’nin ortaya çıkardığı göç olgusudur. Tunceli–Pertek çevresinde Sünniliğin ve Aleviliğin varlığı. bitki örtüsünü tahrip etmek için kullanılan organik maddelerin serpilmesi ve yayla yasakları gibi hayvancılığı durduran uygulamalar. Gerek Aleviler gerekse Sünniler. 1990’larda esas olarak tamamladıkları bir süreç olarak görülebilir. Bu dönüşüm. Sünnilerin 1970’lerdeki dönüşümlerin izinde.

komşu iller de dâhil. okullarının PKK’lilerce yakılması. etkilediği sürekli telaffuz edilen bir başka önemli veridir. bu yoldan daha kısa olmasına karşın. İzolasyon. Kırsal yerleşimlerdeki hemen tüm sağlık ocaklarının. ilçe merkezlerindeki hareketliliği de engellemiş ve Tunceli. Görecelidir çünkü yaşam alanlarından ayrılmak zorunda olanların büyük bir kısmı il dışına çıkmıştır. Pertek üzerinden feribotlarla sağlanan geçiş. çadırlarda ve barakalarda birkaç aile birden yaşamak durumunda kalmış. Tunceli’nin dışarı ile tek bağı. kapatılan yollar arasındadır. ekonomiyi ve doğrudan sosyal ilişki ve süreçleri de etkilemiştir. uzunca bir dönem ‘tek çivinin dahi çakılmadığı’ süreci tüm olumsuzluklarıyla yaşamıştır. Belli başlı ilçe yolları hariç. Elazığ ile olan ve ilin güneydoğusunda kalan Karakoçan girişidir. Geri kalanlar. ulaşıma kapanmıştır. devletçe kapatılması şehir ve ilçe merkezlerinde göreceli bir yoğunlaşma ortaya çıkarmıştır. çatışmalarda yapılan hava bombardımanlarının ve kullanılan silahların zamanla kimyasal etkiler ortaya çıkarmış olması. ilin tüm yolları. Bu engelleme. Tunceli’yi dış dünyadan kelimenin tam anlamıyla izole etmiştir. Ticaretin durgunlaşması.Üretim alanlarının verimsizleşmesinde ve kullanılamaz hale gelişinde. Ekonomik faaliyetlerin durgunluğu. Bu dönemde gündeme gelen olağanüstü hal uygulamaları. zamanla buralarda büyük şehirlerde görülen gecekondu benzeri mahalleleri yaratmışlardır. il merkezi ve ilçe merkezleri civarında son derece zor koşullarda. büyük şehirlere gidemeyen bu ailelerin varlığıyla birlikte il merkezi ve ilçe merkezlerinde oldukça ciddi boyutlarda bir işsizlik sorunu ortaya çıkarmış ve ailelerin iş gücünü oluşturan bireylerin tümü büyük . ilde hâlihazırda son derece kısıtlı ve ancak kendine yeterli olan ticari faaliyetleri durma noktasına getirmiştir.

deyim yerinde ise. Bu durum. Kendi kendine yeterliliği her daim sınırlı olan il. Alevilerin 1960’lı yıllardan itibaren sürekli temasta oldukları ve 1980 darbesi sonrasında önemli bir artış yakaladıkları Avrupa’nın çeşitli ülkelerine göç. yağmalanmıştır. bu dönemde çeşitli sebze ürünlerini dahi Elazığ’dan karşılamak ve dolayısıyla yükselen fiyatlarla ve hızla artan yoksullaşmayla boğuşmuştur. ardından bulabildikleri fırsatlar ölçüsünde büyük şehirlere göç etmek olmuştur. Ellerindeki bu sınırlı parayla çoğu köylünün ilk yaptığı şey. Ek olarak. yurt içi göçe göre daha cazip hale gelmesinde bir diğer önemli etmen olarak ortaya çıkmıştır denebilir. Zira köylülerin sahip oldukları taşınmazları yahut hayvanlarını. ürünlerini dahi satma fırsatları olmamıştır. öncelikle Tunceli’nin şehir merkezine ve ilçe merkezlerine. bu yoksullaşmanın önemli gerekçelerinden birisidir. Türkiye’nin 1990’ların sonlarına doğru süreci hızlandırmaya çabaladığı Avrupa Birliği projesi kapsamında ‘iltica’ yoluyla yapılan başvuruların biricik adresidir. Bu dönemde son derece sınırlı olan kır yerleşimlerinde ise tüm il genelindeki yiyecek üretimi ve dağıtımı karneye bağlanmıştır.şehirlere ve özellikle yurt dışına kaçak yollardan çıkarak burada çeşitli iş kollarında çalışmaya başlamışlardır. Dolayısıyla. Avrupa olacaktır. Bu ürünler gerek içerdeki gerekse çevre illerden gelen tüccarlar tarafından ‘yok pahasına’. Bu göçlerin önemli bir kesiminin yöneldiği yerlerden birisi. Çoğunlukla kaçak yollardan gidilen Avrupa. Özellikle iç–Tunceli’deki köylerin tamamına yakınının hızla ve şiddet yoluyla boşaltılması ve derhal tahrip edilmesi. Bugün Tunceli’de her ailenin mutlak surette Avrupa’da yaşayan akrabalarının olduğunu . kazanılan paranın Türkiye’de aldığı değer bakımından birçok yönden yurt içine nazaran daha caziptir. çoğunlukla tercih edilen Avrupa olmuştur.

Sünnilerin yine büyük boyutlarda gerçekleştirdikleri göçlerin önemli bir belirleyeni olmuştur. geride kalan akraba ve tanıdıkların da tercihini önemli oranda etkilemiştir. bilhassa 1990’ların başlarında çatışmaların görüldüğü yerlerdir. Göçlerin yönü çoğunlukla Elazığ il merkezi ve civar köyleridir. aradan geçen yıllar içerisinde kalıcı ve faydalı sonuçlar doğurdukça. Yanı sıra devletin özellikle 1990’lı yıllarda göç eden ailelere tahsis ettiği geniş araziler de Elazığ çevresindeki köylere olan yönelimin belirleyici nedenleri arasındadır. ilin güney kısımlarından esas olarak uzaklaştırılmıştır. Ancak söz konusu çatışmalar ve özellikle PKK üzerinden ortaya çıkan durum. Ne ki bu derneğe ve dernek yönetimindeki yurttaşlara ulaşma çabaları sonuçsuz kalmıştır. Sünniler de en az Aleviler kadar bu süreçten etkilenmiş ve çeyrek yüzyıldır süren göç süreçlerinin katılımcıları olmuşlardır. Alan çalışmasının gerçekleştirildiği bölgede kalan Sünni bir köyün sakinlerinin 1990’lı yıllarda. Daha sonraları derneğe ulaşmaya çalışılan dönemin. 1970’li yıllardan itibaren burada yakalamış oldukları iş imkânları. Yurt içindeki ve dışındaki bu ilişkiler. Elazığ il merkezi civarında bu yönlü taleplere karşılık olarak verilen arazilerin işlemlerinin tamamlanmakta olduğu ve köylülerin bu arazileri paylaşmaya başladıkları bir ana . Alevilerin kimlik algılarındaki yeni dönemi belirlemiş ve hâlihazırda da belirliyor olması bakımından hayli önemlidir. Dönemin sonlarına doğru ordu güçleri bu bölgelerde önemli başarılar kazanmış ve çatışmalar iç bölgelerde yoğunlaşarak.söylemek kesinlikle abartılı olmayacaktır. Elazığ’a göçün ardından ortaya çıkan arsa ve ev taleplerini resmi kurumlar nezdinde müzakere edecek bir kuruma ihtiyaç duydukları ve böylelikle bir dernekte örgütlendikleri öğrenilmiştir. Yaşadıkları bölgeler.

köylülerin konu hakkında görüşmekten kaçındıklarını. kendileri aleyhine olabilecek bir durum olarak kavradıkları kuvvetle muhtemeldir. Hâlihazırda Tunceli’de yahut köylerde oturmayan yurttaşlar da bu önemli gelir kaynağından istifade etmek isteyince ve bu talepler ciddi meblağlara ulaşınca. Tunceli’den ayrılışları esnasında boşalttıkları evlerinin tazminatına yönelik. daha verimli arazilerin bulunduğu Elazığ’dan telafi etmektedirler. bu yurttaşlarla görüşme yapılamamıştır. terk edilen evlerin ve arazilerin karşılığı olarak yahut da tekrardan buralara yerleşmede ihtiyaç duyulan maddi yardım biçiminde ortaya çıkmıştır. Elazığ’a yönelen göçlerin dışındakilerin yönü ise. Pertek ilçe merkezinin kuzey ve kuzey-doğusunda kalan kırsal yerleşimlerdeki Sünni ailelerin sayısı ancak 10–15 civarındadır. Bu süreçte en belirgin destek ise doğrudan devletten gelmektedir. yine önemli oranda tanıdık ilişkiler vasıtasıyla büyük şehirler olmuştur. Görüşme talebimizi henüz aracı kişi kendileriyle konuşurken dahi reddetmiş olan Sünni yurttaşların bu tutumlarını. bu yönlü girişimlerin karşısında ‘Köye Dönüş’ ve ‘Terör Tazminatı’ kapsamında geliştirdiği strateji.denk geldiği anlaşılmıştır. bunun açık bir örneğidir. Bu kapsamda. devlet nezdinde talepler daha sıkı bir kontrol sürecinden geçirilmeye başlanmıştır.134 Sonuç olarak. Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle olan ilişki süreçlerinin ortaya çıkardığı bir dizi yeni gelişme içerisinde. Tunceli’de oturan yahut oturmayan çoğu Alevi ve Sünni yurttaş tarafından çeşitli şekillerde değerlendirilmiştir. devlet desteğinin oluşumundaki arka planın ise 1970’lerde başlayan karşılıklı ilişkilerin girdiği mecrada şekillenmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. AİHM nezdinde çeşitli hukuki girişimlerde bulunmuşlardır. Ancak durumun görünürde olan kısmından anlaşılmaktadır ki hâlihazırdaki geçim ve yaşam biçimlerini sürdürmek isteyen Sünni köylüler. Nitekim dernekle olan irtibatı sağlayan aracı kişi de bu sürece işaret ederek. Çalışma alanımız. Bu dönemde kırsal yerleşimlerdeki Sünni nüfus hemen tümüyle yok olma noktasına dek azalmış ve ancak bazı yerlerde devletin doğrudan müdahalesi ve Sünni yerleşimcileri teşvik etmek amacı doğrultusunda sunduğu olanaklar sonucu bazı aileler geri dönmüşlerdir. çatışmalardan gördükleri mağduriyetleri. bir dönem sonra. bir şekilde bu sürece zarar verebileceğini düşündükleri için görüşmeleri yapmak istemediklerini iletmiştir. yukarıdaki çerçevede. . Devletin. 134 1990’lı yılların sonlarına doğru çoğu Alevi. Bu süreçte devletten talep edilen maddi karşılık.

bu ailelere sunulan olanakların verimli bir biçimde değerlendirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.Gerek Pertek ilçe merkezinde gerekse köy ve mezralarında kalan bu Sünnilerin hemen tümünün çoğu akrabası Elazığ’da ikamet etmekte ve yine çoğunluğu da devlet dairelerinde çalışmakta yahut ticaretle uğraşmaktadır. ilçe merkezine yerleşmiştir. Hâlihazırda Sünniler önemli bir nüfus gücüdür. 1970’li yıllardan günümüze. Ancak bu durumun büyük boyutlarda olmadığı da eklenmelidir. tarihinde ilk kez nüfus yapısının tersi yönde değişimine tanıklık edecektir. Elazığ ili içerisindeki önemli sosyal alt gruplardan birisi haline gelmiş oldukları söylenebilir. şehir dışına yahut yurt dışına çıkış imkânı olmayan ve yaşam tarzlarını değiştirmek istemeyen ailelerin bilinçli tercihleri olduğundan bahsetmek gerekir. Dolayısıyla hâlihazırda çok daha verimli ve görece büyük arazilerin olduğu ilin güney alanları ivedilikle değerlendirilmektedir. Alevilerin ilçe merkezinde ekonomik ve sosyal varlıklarını güçlendirmiş olmalarının günümüzdeki en belirgin ve çarpıcı kanıtı ise yerel yönetimde söz sahibi . 1970’li ve 80’li yıllarda olduğu gibi bu dönemde de Sünnilerden boşalan yerler derhal Alevilerce doldurulmuştur. Bu aileler. Burada. ‘Tunceli’den ayrılmak istememekte’dirler. Pertek ilçe merkezi. Kırsal yerleşimlerde eskiden büyük çoğunluğunu yahut tamamını Sünnilerin oluşturduğu köyler ve mezralar böylelikle neredeyse tümüyle Alevileşmiştir. Pertek’in kırsal yerleşimlerinden ve hatta daha iç bölgelerden çoğu Alevi. Pertek’in geleneksel yerleşimcileri olan Sünniler. Sünnilerin boşalttığı güney yerleşimlerin iç-Tunceli’den gelen Alevilerce doldurulmasında. zamanla sayıca geri planda kalacaklardır. Dolaysıyla Tuncelili Sünnilerin. bu dönemde.

özellikle genç kuşaklar nezdinde. bu değişim içerisindeki en önemli aracı unsurları oldukları da eklenmelidir. Buna ek olarak son çeyrek asırda hızla gelişen ve kitleselleşen iletişim ve bilişim teknolojilerinin. ‘gelenek’ olarak kabul ettikleri geçmişlerindeki kimi kültür öğelerini yeniden. fakat farklı bir . Bu ittifakta sağ siyasal söylemin dışında kalmış olan az sayıdaki Sünni’nin de payı belirtilmelidir.olmalarıdır. 2002 seçimlerinde. bu yeni mekânlara ve paralel olarak yeni sosyal çevrelere doğan genç kuşaklardan ileri geldiği rahatlıkla söylenebilir. Bu etkilerin ortaklaştıkları içeriğin ise. Bu yakın dönemde yaşanan sosyal süreçler. Alevilerde ve Sünnilerde yaşanan bir dizi hızlı kültürel değişime işaret etmektedir. Tüm bu göç süreçlerinin Alevilerin ve Sünnilerin.7 Geleneğin Yeniden İnşası 1990’ların sonlarından günümüze geçen süre. bölümde aktardığımız. küreselleşmeyle birlikte görünürlük kazanan ‘kimliklerin yeniden üretimi’ ve bunun karşısında şekillenen ulus kimliğin yeniden kurgulanması süreçlerinde ortaya çıkan siyasal ve sosyal stratejiler olduğu belirtilmelidir. güncel kimlik algılarının ortaya çıkışında belirleyici en büyük etken olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir. Pertek tarihinde ilk kez belediye yönetimi Alevilere geçmiştir. Yurt dışına ve yurt içine yaşanan göçlerin her iki kimlik grubunda ayrı ayrı belirleyici etkileri olmuştur. II. 4. kimlikler açısından. Alevi topluluk içerisinde örgütlü siyasi partilerin ortak ittifakı sayesinde. Değişimin temel itiminin yurt içine ve yurt dışına yönelen göçlerden.

Alevi toplulukların dâhil edildikleri modern Cumhuriyet’in yaşam kurgusu. bu dönemin öncesini ve sonrasını yaşamış kuşaklar açısından bir ‘milat’ olarak algılanması ve kolektif hafızada böylelikle yaşatılıp. önceki hayatın içerisine doğmuş kuşaklarca yeni bir dünya olarak kabul görmüştür. 1970’ler öncesine tarihlediğimiz geleneksel algıların belirlediği temel kimlik aidiyetlerinin. Gerek Alevilerde gerekse Sünnilerde çarpıcı sonuçlar ve hatta benzerlikler.içerikle belirli amaçlar doğrultusunda işlevselleştirmesi bakımından hayli ilginçtir. Bu süreç. bu bakımdan söz konusu edilebilir. Tunceli’de 1970’lere değin. mevcut kültürü var eden dinamiklerin ve aynı zamanda sınırlarının da yok oluşu anlamı taşımaktadır. sağ kalabilmeyi başarmış bu kuşaklar sayesindedir. ‘1938’ öncesinin anlam kodlarının tekrardan canlılık kazanması ve kendisine seyitler dolayımıyla varlık alanı açabilmesi. eski toplum hukukunun iktidar kurumu olan ağalığın kesin bir şekilde tasfiyesi ve modern devlet kurumlarıyla olan yer değişimi. Bu dönemin en temel toplumsal kurumlarının temsilcileri olan ağalar ve seyitlerin ortadan kaldırılışı. aktarılması son derece anlamlıdır. Şüphesiz. ‘1938’ öncesinde süregiden hayat. hemen tüm boyutları ile son derece kesin ve ani bir şekilde sonlanmıştır. Alevi toplulukların ‘1938’ sonrasında ördükleri hayatın eskisiyle olan farklılığının temel belirleyenidir. Alevilerde ve Sünnilerde. 1) Aleviler: Alevi topluluklar içerisinde ‘1938’in. çeyrek yüzyıllık tarihçesinin sonunda vücuda gelen biçimlerini her iki grup açısından şu şekilde değerlendirmek mümkündür. Bu bakımdan ‘1938’ sonrasında. esas olarak. kaçınılmaz olarak . Bu çerçevede.

Yanı sıra devlet kurumlarının. Hatta Kürt ulusalcı söylemden ilk ve önemli bir ayrışma zemini yaratan Zaza kimliği dahi Tunceli’de yerel Alevilik kodlarıyla tanımlanacak ve bu durum derhal Zazaca (Kırmancki) konuşan Alevi ve Şafi topluluklar arasında bir ayrışma yaratarak son noktası ‘Dersim-merkezcilik’ yahut ‘Kırmanc etnisizmi’ olan bir sürece yol açacaktır. Sonuç olarak. yeni kuşaklarıyla birlikte kendisini yeniden toparlayabilmesini sağlamıştır. ölmeyen üyeleri de dâhil olmak üzere. memuriyet vb. Öyle ki konuşulmakta olan yerel dili en önemli varlık gerekçelerinden birisi haline getiren Kürt ulusalcı söylemin yörede yaşadığı kırılmalar. özellikle. temsil ettikleri din kimliğinin ve bunun kapsadığı sosyal organizasyonların kısa zamanda . bu bütünleşikliğin bir sonucu olacaktır. kesin biçimde ifade edilmelidir ki mevcut din kimliğinin var olduğu alan. aynı zamanda ana dille ifadesini bulan yerel hayatın gerçekleştiği kültürel bir evrene ve mekâna da işaret etmektedir.yeni kuşakların eskinin kurumlarınca sosyalleştirilmelerini engellemiş ve böylelikle bu kuşakların benlik algılarında. edindikleri din kimlikleri üzerinde temellenmesinin de önünü açmıştır. Parçalı bir geçiştir çünkü seyit ailelerinin sahip oldukları nicel çokluk. Din kimliğinin. ulus kimliğinden farklı olarak yerel aidiyet hissi yaratmasında ‘1938’ sonrasında yaşanan parçalı geçişin etkisi büyüktür. dâhil oldukları farklılığın. bu kurumların işaret ettiği sosyal süreçlerin (eğitim. askerlik.) ve yerelin dışındaki hayatın dili olarak öğrenilen Türkçe’nin kullanıldığı alanların dışında kalan yerel sosyal hayatın dili olan Kırmancki ve Kurmancki de zamanla din kimliği ile bütünleşik bir algıya kavuşmuş ve onu kuvvetlendirmiş görünmektedir. her bir ocağın. toplumsal hafızada yaşatılan geçmiş tarihin güncelde vücut bulan bir somutluk kazanmasında ve böylelikle. Bu ailelere bağlı olan talip kitlelerin varlığı.

Bu sebepten. 1970’li yıllarda yaşanan kırılmaların ve kültürün hızlı değişiminin biricik sebebi olmuştur. farklı bir etno-kültürel tarihin Cumhuriyet’e geçişinin ve içerisinde varoluşunun da temsilidir. Genç Alevi kitlelerin ait oldukları yurttaşlık kimliğinin gereği olarak ülke düzleminde yürüttükleri sınıf mücadelelerinin Tunceli yerelinde vücuda gelen biçimi. Ancak son derece ilginç bir şekilde. topluluk içi hukukunda seyitlerin merkezinde olduğu bir dünyayı esas almış ve yeni kuşakları da çoğunlukla bu ikili anlam bütünlükleri içerisinde yetiştirmiştir. yerel kimliğin biricik yürütücüleri haline gelmişlerdir. Alevi çoğunluk içerisinde kalan Sünniler de neredeyse tümüyle bu hukuka tabi olmuşlardır. Bu temsilin bizzat kendi bağrında yetişen genç kuşaklarca reddi. yerel esnaf ve onlarla iyi ilişkiler kurmuş olan seyitlere yönelmiştir.yeniden güçlenmesini de beraberinde getirmiştir. Böylelikle seyitler. kolektif düşünce sistemlerinde belirginlik kazanmıştır. 1990’ların ortalarından itibaren Tunceli’nin ima ettiği etno-kültürel farklılığı yeniden keşfeden ve bu yıllardan günümüze farklı kimlik kodları içerisinde bu farklılığı çeşitli şekillerde üreten ve 135 Devletin yabancılığı. aynı zamanda. karşısında büyük sanayiciler ve toprak ağaları bulamadığından. bir anlamda. . Alevi toplulukların kendilerinde ve çevrelerine karşı yaratmış oldukları anlam haritalarında. 1970’lere dek süregelen algıları büyük çoğunlukla orta yaş ve üzerindeki kuşaklara sıkıştırmıştır. 1970’li yıllarda hızlanan değişim süreçlerine dek süregelen yerel yaşam. sosyal hayatın organizasyonundaki işlevlerinden ziyade (–ki bu yeni durum 1937–1938 sonrasında kabullenilmiş ve bir daha buna benzer toplu bir itiraz oluşmamıştır). ağalarla paylaştıkları sosyal mekanizmaları bu kez devletle paylaşmaya başlamışlar ve fakat devletin kolektif hafızada işaret ettiği yabancılıktan135 dolayı. 1970’li yıllara gelinen süreçte seyitlerin temsil ettikleri din kimliği. beraberinde taşıdığı ve geleneğin tasfiyesini içeren bilinçlilik durumuyla birlikte. Öylesine kuvvetlenmiştir ki. Bu yöneliş.

faydalı kaynaklar olarak bkz. bir dönemin önde gelen bazı sol önderleri. mevcut din kimliğinin bu farklılığın yegâne unsuru olarak belirmesinde etkili olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. 1990’larda Tunceli’de toparlanan solun ve özellikle PKK’nin bölgeye gelişinin ardından ortaya çıkan şiddetli savaş halinin yıkıcı etkileriyle de kuvvetlenecektir. çatışmalar sürecinde ekonomik olarak tam bir dar boğaza sürüklenen il halkının genelinde görülen büyük şehirlere göç. Zırh. . ‘1938’de olduğu üzere. Tunceli’nin sahip olduğu köy nüfusunun yarıdan fazlasının. 2005 ve 2006. Bu göçler neticesinde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yeni sosyal çevrelere doğan kuşakların algılarında Tunceli’nin.136 1970’li yıllarda bölgede fiili durum yaratacak düzeyde etki gücüne sahip olan yasal ve yasa siyasal hareketlerin yürütücü insan gücünü oluşturan bu kuşağın önemli bir kesimi. özellikle Aleviler açısından. zorla göç ettirilmesi. Bu yöneliş. 1960’lardan itibaren yaşanan işçi göçleri çerçevesinde hâlihazırda ilişkilerin olduğu ve fakat özellikle 1980 darbesinin ortaya çıkardığı koşullar gereği yurt dışında daha rahat bir yaşam olanağı arayanlarca tercih edilen Avrupa ülkelerine gitmişlerdir. bireylerin sahip oldukları farklılıkların kök nedeni olarak kavranmasının ve fakat bu farklılığın yerelin (Tunceli’nin) özgün yaşam alışkanlıkları ve algılarının zorunlu olarak dışında kalmasının. hâlihazırda gündelik yaşam dili olmaktan çıkan Kırmancki’nin ve onun işaret ettiği yerel sosyal yaşamın tutum 136 Avrupa Alevilerinin kurumsallaşma süreçleri ve bu süreçlerde bahsini ettiğimiz kuşağın belirleyici etkileri üzerine ön açıcı. Avrupa ülkelerindeki Tuncelili nüfusun dikkate değer ölçülerde artışının en önemli belirleyenleridir.yayan da yine özellikle bu kuşak olacaktır. seyit soylarını hatırlayacaklar ve taliplerini gezmeye başlayacaklarıdır. Türkiye’nin metropollerinde yahut daha küçük şehirlerinde Tuncelili olmanın ima ettiği farklılık. Hatta öylesine ilgi çekici örnekler sunacaklardır ki.

1990’ların dünyasında ve Türkiye’de ortaya çıkan yeni sosyal süreçler de ulus kimliği altında bir araya gelmiş etno-kültürel toplulukların çeşitli siyasal ve sosyal hareketliliklerinin de biricik belirleyeni olmuştur. Bu çerçevede öncelikle Tuncelili göçmenlerde ve ardından Tunceli’de. ayrıştırıcı bir kimlik kodu olarak belirmesinin ve bu farklılık üzerinden çeşitli kurumlarda ifadesini bulan kitlesel bir görünürlük kazanmasının. Aleviliğin gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da 1990’lı yıllarla birlikte giderek artan bir hızla. hatırlanmak ve mevcut farklılığın nedeni olarak kavranmakla birlikte.ve davranış örüntülerinden ziyade. Bu anlamda Türkçe’nin yahut başka yabancı dillerin işaret ettikleri farklı yaşam kurguları. Tuncelili Alevilerin. Öte yandan. Tuncelili Alevilerin önemli bir kesiminin . aynı toplumsal süreçlerin paylaşıldığı insanlarla arada ortaya çıkan din kimliği farklılığı üzerinden. Zira bu göçlerin noktalandığı mekânlara doğan kuşakların aile dışı sosyalleşme alanları tümüyle değişmiştir. Alevilik olarak kodlanan inanç kurgusu üzerinde temellenmiştir. Geleneksel kimlik kodlarının yeniden tanımlanması sürecinin esasen Avrupa’dan başlayarak çevreye yayılması. kendi farklılıklarını temellendirdikleri din aidiyetlerine olan vurgularının da güçlenmesine hız verdiği düşünülebilir. tarihsel bir geçmişi ve bu anlamda yerel farklılıkları işaret eden bir Alevilik algısının genç kuşaklarda görünürlük kazanan temel bir ayrıştırıcı ve kimliklendirici rolü üstlenmiş olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. bu kuşaklarda anne–babaların yahut daha eski kuşakların geldikleri yerin taşıdığı farklılığın belirleyeni olmaktan esasen uzak kalmıştır. Bu tarihsel öz. tüm bir ayrıştırıcı işlevi yüklenmiş görünmektedir.

beraberinde bu bloğun karşıtında konumlanan Batı Avrupa ve Amerika’nın oluşturduğu uluslararası ekonominin yeni nitel bir evreye geçişinin de başlangıcıdır. yerel pazarın çeşitli alt bölgelere ayrıştırılmasında ve bunu örten etno-kültürel aidiyetler biçiminde görünürlük kazanmıştır. Bu ekonomik süreçlerin sosyal yansımaları. dağılan ülkelerde yerel pazar ilişkilerinin ve hâkimiyetinin sarsılan devlet yapısı ile birlikte çözülmesi ve dahası yabancı büyük sermayenin kendisine rakip olabilecek ulusal sermayeyi tasfiye hareketleridir. . olumsuz örneklerini yaşamış kitlelerin bu söyleme dair güvensizlikleri. mevcut kamplaşma ve çatışmaların etno-kültürel kimlikler çerçevesinde hayat bulmasını sağlamış olduğu da belirtilmelidir. dağılmakta olan ülke pazarlarına hızlı bir biçimde girmiştir. Bu geçişte ortaya çıkan en önemli olgu ise. Tüm bu süreçlerin temelinde sınıfsal belirleyenler olmasına karşın sosyalist ideolojinin etkisinin zayıflaması. ileri kapitalist ülkelerin ekonomik tahakkümü altındaki bu ülkelerde. Sovyet Rusya’nın merkezinde olduğu bloğun dağılması. Farklı etniklik kavramları arkasında saflaşan geniş kitlelerin birbirleriyle boğazlaşmaları. konunun güncel dışavurumlarını yaratması açısından hayli önemli ve belirleyicidir.Avrupa ülkelerinde yaşıyor olmalarından kaynaklı olarak. bir dönemki sosyalist yapıları içerisinde özerk ve eşit haklara sahip toplulukların yeni dengeleri kendi lehlerine işletme uğruna giriştikleri siyasal ve askeri hareketlilikler ve süreçler ortaya çıkmıştır. Şöyle ki: 1980’lerin sonlarında uluslararası düzlemde yaşanan gelişmeler tüm bir sürecin nitelik açısından başlangıç dönemi olarak kabul edilebilirdir. Bu farklılaşma ve ayrışma döneminde. bu dönemin karakteristik bir özelliği olmuştur. Bu yeni dönemde. ileri kapitalist ülkelerdeki büyük sermaye birikimi.

Avrupa Birliği sürecinin 1990’ların sonlarında Türkiye’de farklı kimlik gruplarının kamusal alanda daha açık bir biçimde rol almalarında üstlendiği baskılayıcı duruşun. Öte yandan yine aynı çerçeve içerisinden. içerdikleri farklılığı yaratmasının da bu durumun doğrudan bir sonucu olduğu rahatlıkla söylenebilir. 1970’li yılların genç kuşaklarının arkasında saflara dizildikleri ideolojinin etkisizleşmesi. Kürtlük. Aleviliğin ciddi anlamda görünürlük kazanmaya başladığı 1990’lardan günümüze son derece farklı kimlik gruplarına temel teşkil etmesi ve merkezi. varlıklarını korumalarının temelinde ortak ve benzer inanç kurgusunun olması ve dahası tüm bu kimlik kodlarına kaynaklık ederek. geniş kitlelerin saflaşma ve çatışmalarından ziyade ulus kimliği tanımı dışında kendisine varlık alanı açmaya çalışan çeşitli kimlik gruplarının sosyal ve siyasal süreçlerde ortaya çıkışları söz konusudur. . ‘uluslaşma süreci’nin kendinde içkin olarak ortaya koyduğu dil ve toprak bütünlüğü kapsamında. bu kuşakların orta yaş ve üzerindeki insan gücünü oluşturdukları topluluklarda. 1990’ların dünyasında ait olunan etno-kültürel kimliklerin yeni bir takım yüklemelerle ortaya çıkışında belirleyicidir. güçlü bir yapıdan yoksunluğu da anlaşılabilirdir. ‘Ulus’ algısının. Zazalık yahut Kırmanc etnisizminin farklı dönemlerde öne çıkışlarının. Tunceli’de Alevi kitleler içerisinde Türklük. Alevilik ve Kürtlük kimliklerinin hareket alanlarını genişletmiş olduğu bilinmektedir. feodal tutunumların tasfiyesi yahut asgarileştirilmesi ‘Kürtlük’ün Türkiye’de daha tutarlı ve dolayısıyla etkili bir biçimde görünürlük kazanmasının belli başlı nedeni olarak görülebilir.Bu tür örneklerden farklı olarak Türkiye’de.

. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin tüm özgünlükleri çerçevesinde yeniden kurgulanan kimlik. inanç kurgusunun giderek kuvvetlendiğini ve bu kurgu etrafında kendisini benzerlerinden ayrıştıran kimlik tanımlarının (Türklük. Bu eksiklik. giderek artan bir hızla içerdiği inanç uygulamaları etrafında görünürlük kazanması da dikkat çekicidir. Seyitlerin artışı. Günümüz Tunceli’sinde Aleviliğin. Aleviliği. sahip oldukları sol değerler ekseninde yeniden tanımlayan ve esas olarak sol gündem içerisinde bir güç olarak tasavvur eden yaklaşımlar dâhilinde ‘inanç biçimi’ olarak kurgulanmaması önemlidir. Zazalık. özellikle büyük şehirlerde ve ilçelerde Cemevleri görünürlük kazanmıştır. Alevilik ve Kürtlük gibi genel kategorilerden. Fakat tüm bu girişimlerin çok parçalı ve dağınık olduklarını tekrar belirtmek gerekecektir. kitlelerin inanç pratiklerinde yaşadıkları boşluğu dolduracak merkezlere yönelmelerinde etkili olmuş görünmektedir.Bu kuşağa ait çoğu birey sahip oldukları sol değerler ile etno-kültürel aidiyetlerini senkretik bir yapıda yeniden üretmişler ve kurdukları çeşitli kurumlar aracılığıyla yaymışlardır. Alevi kitlelerin Cemevleri nezdinde. Ancak temelde. Kırmanc etnisizmi) kendilerine bir varlık alanı açabildiklerini de eklemek önemlidir. bizzat kendilerince tasfiye edilmiş olmasına rağmen 1970’li kuşaklarca. örneğin genç kuşak seyitleri yetiştirerek. Seyitlerin sayısı çoğalmış. inanç kimliklerine olan ilgileri ve seyitlerin aktiviteleri gözle görülür derecede artmıştır. bizzat bu kategoriye dâhil edilme gerekçesi olan ortaklaştırıcı kültürel öğeler üzerinden kendi farklılıklarını üretmiştir. Alevi kitlelerin bir inanç biçimi olarak Aleviliğe yönelmeleri ekseninde ortaya çıkan bir olgu olarak değerlendirilmelidir. yerine getiren odaklar. Aleviliğin 1990’lı yıllar boyunca. Kürtlük. inanç boyutu çerçevesinde daha tutarlı biçimlerde kurgulayan ve bunun gereklerini.

Okan. Alanda. daha doğru bir deyişle ‘arzu edilen muhataplarını’ bu çevre içerisinden bulmakta ve kimi ortak çalışmalar da örgütlemektedir. Alan çalışması içerisinde temas edilen ve Cem Vakfı bünyesinde faaliyet yürüten kimi seyitler de bu durumu açıkça ifade etmişlerdir. yerel resmi yetkililerce de tercihinin ve kimi olanakların sunulmasının önemli bir belirleyeni olmaktadır. Cem Vakfı’nın Aleviliği ‘Türklüğün’ özü olarak kurgulaması. resmi yetkililerce de ‘muhatap’ alınmada. ‘Tuncelili olmaktan’ kaynaklanan kimi itirazları gerek Cem Vakfı bünyesinde gerekse vakıf aracılığıyla sağlanan yerel resmi yetkililerle olan ilişkilerde açığa çıkmaktadır. daha yakın bir ‘Alevi merkez’ olma olasılığı biçiminde görülmesine de imkân sunmaktadır. Özellikle İlahiyat Fakültelerinde son yıllarda güçlenen ‘Alevilik Çalışmaları’. 137 Konuyla ilgili faydalı ve yönlendirici bilgiler içerin bir çalışma için bkz. diğerlerine nazaran ‘inanç biçimi olarak’ daha tutarlı görünmektedir. kendi dışında kalan hemen tüm Alevi dernek ve vakıf çevrelerinde ‘devletle’ olan ilişkileri üzerinden eleştirilen bir konumdadır. Cem Vakfı’nın Aleviliği devlet eliyle resmileştirme ve ayrı bir din kimliği kapsamında görünür kılma çabaları. 2004. Bilindiği üzere Cem Vakfı. Cem vakfı çevresinin Tunceli’deki faaliyetleri bu bakımdan çarpıcı bir örnek sergilemektedir. Aleviliğe olan bu yaklaşımı çerçevesinde. muhataplarını.137 Öte yandan Cem Vakfı’nın kurguladığı Alevilik. bilhassa Tunceli’deki Kürt-Aleviliği ekseninde gelişen süreçlere müdahalede. bu durumun kimi örnekleriyle de karşılaşılmıştır.günümüzde Tuncelili Alevilerin etno-kültürel aidiyetleri dışında bir Alevilik örmelerine rağmen ciddi ölçülerde ilgi görmeleri çarpıcı bir veridir. . Fakat yine de bu kesimdeki Tuncelili Seyitlerin.

Görünümü ve ifadesi bunlara göre ciddi değişkenlikler gösterse de neticede ortaya çıkardığı durum ‘Dersimli olmak’tır. yerelde inanç biçimi olarak Aleviliğe olan bu ilginin artışında belirleyicidir. içerisine doğarak ait olunan ‘farklılık’ olmaktadır. Alevilerin boş vakitlerini tükettikleri mekânlarda bu kanalların sürekli olarak izlenmesi. Bu farklılık. Düzgün TV gibi uydu kanalları. Bilhassa geçen yıl içersinde yayına hayatın başlayan Su TV. son derece özgün ve karmaşık bir yapı sergilemektedir. çok farklı mekânlara göçleri ve bu mekânlarda edinilen farklı tutum ve alışkanlıkları. (4) bu göçlerden doğan kuşakların talep ettikleri kimliklenme süreçlerinin. genç kuşaklar içerisinde hızla artan ilginin gerektirdiği ‘öğrenme’ süreçlerine cevap oldukları ölçülerde popülerlik kazanmalarına neden olmaktadır. (2) bu sürecin aktörlerini tasfiyesine rağmen üzerinde temellenen ‘sol’u ve değerlerini. .Resmi devlet söyleminin ve bunun vücut bulduğu İlahiyat çalışmalarının ‘arzu edilen Alevilik’ söylemleri. (3) 1990’lı yıllarda yeniden ve çok daha yıkıcı etkileriyle yaşanan savaş ve göç süreçlerinin doğrudan sonucu olarak. Cem TV. yakınmalar da hayat bulmaktadır. (1) ‘1938’le tarihlenen miladın öncesindeki bağımsız kültürel süreci. merkezi bir kurumsallaşmadan yoksun bir inanç kimliği olan Aleviliğin. yerel Aleviliğin gerçekleri karşısında uzak kaldığı ölçülerde söz konusu itirazlar. yukarıda özetlenmeye çalışılan tarihsel süreçlerin güncele kattığı kimi semboller ve değerlerde içkindir. Bu çok yönlü etkileşim içerisinde. özellikle genç kuşaklarda her yönüyle belirgin olan biricik algı. aynı şekilde evlerde de yoğunlukla seyredilmesi. küreselleşmeyle karakterize olan ‘yeniden kimliklenme’ döneminde cevap bulmasını içermesi bakımından. Yerel bir inanç kurgusu olarak Tunceli (Dersim) Aleviliği.

siyasallaşmanın başlangıcından bugüne yaşadığı değişimin bir boyutunun da ‘siyasal İslam’ın 138 Kavramın işaret ettiği tarihsel süreç ve dinamiklerin verimli analizleri için bkz. Alan çalışması süresince temas edilen orta yaş ve üzerindeki kaynak kişilerde gözlemlenen Sünnilik algılarının. Tuncelili Sünnilerin. 1970’li yıllarda süregetirilen geleneksel algı ve tutumları radikal biçimlerde dönüştüren kuşaklar oluşturmaktadır. güncel benlik algıları içerisinde. Tuncelili Sünnilerin güncel kimlik algılarının. Binnaz. 1970’li yıllarda kitleselleşen sosyalist akımların karşısında harekete geçirilen kırsal kökenli ve Cumhuriyet’in hâlihazırda güdük kalan modernist girişimleriyle bütünleşememiş yurttaşlarca oluşturulmuştur. 1991 ve Göle. 1997.2) Sünniler: Türkiye’de 1980’lerle birlikte. Bu yakın dönemin hâlihazırda yaşayan canlı örneklerinin büyük çoğunluğunu ise gerek Alevilerde gerekse Sünnilerde. . günümüzde de yine aynı temel anlam kodları ekseninde ve fakat farklı içeriklerde devam etmektedir. bu tarihsel kesitte makro düzlemde yaşanan gelişmelerle de doğrudan ilgilidir. Bu durumda. Tunceli’de 1970’li yıllarla birlikte Alevilik ve Sünnilik gibi din kimlikleri üzerinden hayat bulan siyasallaşma. içerdiği bir dizi sosyal ve ekonomik tarihsel gelişmenin uzantısında. özellikle büyük şehirlerde görünürlük kazanan ve etkinliğini 1990’lı yıllarda ulusal çapta güçlü bir biçimde hissettiren ‘siyasal İslam’138. ‘gelenek’le olan ilişkilerinin çözümlenmesinde anahtar bir kavrama ve bütünlüklü bir sürece işaret etmektedir denilebilir. 1990’larla birlikte ‘siyasal İslam’ olarak karakterize edilen dini söylemin kapsadığı kitlelerin temel unsurlarının. geçmişten bugüne yaşadığı değişimin izleri.

Alevi komşularının yoğunlukla dâhil oldukları sosyalist örgütlenmelerin karşısında. ‘Alevi olmayan’lara atfen yaşamsallık kazanmış olan Türklük demekti. Bu öz. İslami bir öz kesin olarak vardı. Söylem. ana dillerine. Tuncelili Sünniler içerisinde sahip oldukları geleneksel algı ve tutumlarla çatışmaksızın rahat bir hareket alanı yakalamış oldukları anlaşılmaktadır. Bu bakımdan. etkin olmasa da. Tunceli’de Sünnilik. ve bunun somut ifadesi olan yasal ve yasa dışı örgütlerin. Daha önce de söz konusu etmiş olduğumuz göç süreçleri. Ekonomik nedenler ile bölünen ve yakın çevre illerden (bilhassa Elazığ) başlayarak daha büyük şehirlere göç eden ailelerin. Zira Türklük ve Sünnilik kimlikleri. yine bu kuşakların 1990’larda yükselen ‘siyasal İslam’ çerçevesinde açığa çıkan ‘geleneğin inşasında’ da etkinlikle rol alacaktı. sağ reaksiyoner örgütlerde kendilerini ifade ettiklerinde sahip oldukları söylemin içeriği etkin bir Türk milliyetçiliğiyle donanmış vaziyetteydi.nüvelerinin ortaya çıkmaya başladığı 1960’lardan günümüze uzanan sosyo-ekonomik tarihsel bir geçmişte yattığı ve bu çerçeveden açımlanabileceği pekâlâ söylenebilir. yaşatılan toplumsal gelenekler ve örfi hukukun sahip olduğu iç içe geçmişliğe karşın. 1970’li yıllarda Tuncelili Sünni genç kuşaklar. varlık koşulu gereği İslami algılardan hareket ediyordu. dönemin devlet erkini elinde bulunduran hâkim güçlerin sosyalist muhalefete karşı etkin bir sivil güç olarak açıkça destekledikleri Türk milliyetçi söylem. sahip oldukları geleneksel Sünnilik algıları ekseninde inşa ettikleri siyasal duruşlar . uzun yüzyıllara yaslanan geleneksel algılar içerisinde birbirini örten tanımlamalar olarak yaşıyorlardı. bunlardan biridir. Şüphesiz bu hızlı kamplaşmada ve Sünnilerin çoğunluğunun örgütlenmesinde etkin olan bazı başka belirleyenler de vardı.

Dönemin aktivistlerine göre Türk milliyetçiliği. feodal dönemlerden taşıdıkları dini kurumlarının ideolojik planda ve uygulamada tasfiyesi üzerine kurulu idi. genç kuşakların eğitim süreçlerinde yüksek okulları hedeflemeleri de benzer bir sonuçla noktalandı. Türklüğün savunusuyla özdeşti. kendi içerisinde hayli ilgi çekici bir çelişme de barındırıyor görünmekle birlikte.139 Bu bakımdan genç Sünniler. Bu durum. Dönemin Sünni genç kuşaklarının yerele taşıdıkları ve içerisine doğdukları geleneğin temel unsurlarını dolaylı ve zaman zaman doğrudan tasfiyeye neden olan Türk milliyetçi söylem. iradesini kıran ve ‘geri’ bir biçimdi. . Geriydi. Yanı sıra giderek artan okuma–yazma oranı ve paralel olarak. Bu dönemde Sünnilerin çok azı sol söylem içerisinde kendilerini ifade ettiler. Bahadır. son derece anlaşılabilir bir noktada durmaktadır. çünkü işaret ettiği pratikler hem kitabi dinsellikten uzaktı hem de Türklüğü geri plana atan. ‘din düşmanı’ hareketlere karşı müdafaa etmek. günümüzdeki biçimlerinden hayli önemli bazı farklılıklar barındırmaktaydı. Türk milliyetçi söylemin tarihçesi içerisinde açığa çıkan farklılıklar bakımından. birbirleriyle olan mücadelelerinde aynı zamanda içerisine doğmuş oldukları geleneği ve onun etkin aktör ve kurumlarını da hedeflediler.da belirleyiciydi. Çünkü Türk milliyetçiliğinin Tanzimat’tan İkinci Dünya Savaşı sonrası çok partili döneme uzanan tarihçesi içerisinde programında ve pratiklerinde sahip olduğu etkin sekülerleşme. 139 Konuya dair faydalı tartışmalar için bkz. Tunceli’de ‘İslam olmak’la yani ‘Sünnilik’le özdeşti. İslam’ı ve değerlerini yüceltmek. Fakat içerisine doğmuş oldukları Sünniliği var eden babalar ve süregetirdikleri tarikat ilişkilerinin temsil ettiği ‘gelenek’. tıpkı Alevi yaşıtları gibi. bu bilinci törpüleyen bir yaşam tarzını işaret etmekteydi. ‘birey’i zayıflatan. 2001. modernist–burjuva demokratik Türk milliyetçiliğinin üzerine kurulu olduğu kitlelerin.

Cumhuriyet’in ilanı ve kendilerine yönelik tavizsiz tutumlarıyla güçlenmesinin ardından. yerel ileri gelenlerin ve tüm bu geleneksel toplum önderlerinin kendilerini var ettikleri tarikat ilişkilerinin zamanla tasfiyesi. Elazığ gibi büyük bir şehirdeki yerel ekonomik ve kurumsal kaynakları neredeyse tümüyle elinde tutan bu sosyal çevrelerle ilişkiler geliştikçe. genç kuşaklarca temsil edilen yeni dönemde devlet kurumlarında etkinlikle boy gösteren yeni sosyal ilişkileri getirdi. il ve ilçe merkezlerinden ziyade kırsal yerleşimlerde ikamet eden geleneksel ilişkilerine sıkışan tarikatlar. önemli oranda azalmış olmasıydı. Geleneksel tarikat ilişkilerinin zayıflaması. Ekonomik nedenlerden ve kamplaşmalardan zarar gören ailelerin yoğunlukla bu merkeze olan göçleri de Sünni nüfusun yereldeki insan gücünü yitirmesini hızlandırdı. geleneksel Sünnilik algıları da hızla değişimine olanak sağlayan yeni alt yapıyı da güçlendirdi. büyük çoğunlukla. 1980’li yılların sonlarına gelindiğinde. Geleneksel . Bu durumun. alan çalışmamız kapsamında kalan bölgede ve Sünni nüfusun yaşadığı Tunceli’nin diğer kesimlerinde görünürde olan tablo. Bir kısmı ise kırsal yerleşimlerinden Pertek ilçe merkezi gibi hâlihazırda Sünni nüfusun geleneksel olarak çoğunlukta olduğu ilçe merkezlerine gelmişlerdi. Büyük çoğunluk Elazığ başta olmak üzere büyük şehirlere göç etmişti. Sünni nüfusun 1970’ler öncesiyle kıyaslandığında. karşılıklı olarak birbirini destekleyerek günümüze dek uzandığını söylemek mümkündür.Babaların. ülke genelinde yükselen sosyalist muhalefetin karşısında ‘tahkimlenen’ sağ siyasi partilerin merkezindeydi. böylelikle kendisini var eden insan kaynaklarından da mahrum kalarak hızlı bir biçimde gündelik hayattan çekilmeye başladı. Sünni kitlelerin giderek artan bir hızda. Bu ilişkiler. Elazığ’daki çeşitli devlet kurumları ve bunu örten bürokratik ilişkilere yönelmelerine neden oldu.

bu yeni dönemin bir ürünü olarak PKK’nin ortaya çıkardığı ve ciddi bir kazanımdan ziyade hayatın hemen tüm alanlarında yıkıcı etkiler yaratan ‘savaş hali’nin kasıp kavurduğu Aleviler. 1990’ların başlarında Tunceli’de tekrardan ve ‘silahlı mücadele’ gibi çok daha etkin bir güçle varlığını yeniden tesis eden solun ve dahası. kavgalar ve devlet kurumlarının Aleviler aleyhine tek yanlı tutumları. sınıfsal düzlemde ulusal politikalar öne süren solun sindirilmesi ve ek olarak dünya çapında hızla popülerleşen yeni etno-kültürel hareketlerin etkisiyle yeni bir takım siyasal pozisyonlarda kendilerine yaşam stratejileri örmeye başladılar. bu yönüyle. farklı kimlik tanımları ardında kendilerini ifade etmeye başladılar. 1970’lerin tekrarıydı. yakın dönemin sarsıntılarının canlı örneklerini hâlihazırda yaşayan Alevi – Sünni ilişkileri. Bu dönemde ve takip eden 1990’lı yıllarda. Türkiye’nin hızlı bir biçimde dâhil olduğu uluslararası yeni ekonomik düzenlemeler içerisinde gittikçe yoksullaşan kitleler. Ancak bu tanımların hemen hepsi temeldeki yerel Alevilik kodlarından hareket etti ve bu kodların taşıdığı yerel aidiyetler. Babalar. her iki kesimde de canlılıkla varlığını sürdürdü. Pertek ilçe merkezinde nüfus gücü hızla artan Aleviler ile geleneksel yerleşimciler arasında yaşanan gerilimler. Bu sebepten. 1990’lı yıllar boyunca. . müdahil oldukları ve böylelikle meşruiyetini ve iktidarını pekiştirdikleri sosyal–ekonomik geleneksel kurumlar. 1970’lerle birlikte sağlanan yeni siyasal söylem merkezleriyle yer değiştirmişti. Tunceli’ye olan ziyaretlerini kesmişler ve üstlendikleri. sahip olduğu kamplaşma ve genç kuşaklara miras bıraktığı anılarla. bilinç halleri her daim etkili oldu. Ancak bu kez.tarikat ilişkileri hemen tümüyle tasfiye olmuş ve belirli bir yaş üzerinde kalan kuşaklara sıkışmış vaziyetteydi.

kamplaşmanın temelinde yatan Alevilik ve Sünnilik kimlikleri. yükselmekte olan bu yeni sosyal hareketlerin Tunceli’de de kendisine ciddi bir etki alanı yaratmış olduğu da eklenmelidir. Aleviliğin ve Sünniliğin bu dönemlerde yeniden ve özellikle 1970’lerin öncesinde kalan özgünlüklerini yücelten yaklaşımlarla ön plana çıkmış olması son derece önemlidir. Köklerini DP sürecinden alan. bu dönemde yükselen siyasal İslam’ın öne çıkardığı kimlik tutumları içerisinden mevcut pozisyonlarını güçlendirmişlerdir denebilir. yerel Alevilik kodlarıdır. tüm bunların temel belirleyeni olan Alevilik kodlarının daha tutarlı bir biçimde sahiplenilmesi söz konusu olmuştur. her zaman olduğundan çok daha fazla ön planda idi. Bunun içinde de yerel Sünnilerden sola yakın olanların haricindeki ezici çoğunluk her daim ‘içerdeki öteki’ olarak kabul görmüştür. Sünniler ise. Zaza yahut Kırmanc olarak tanımlayan Tuncelili Alevilerin bu tanımın içerisini doldurdukları yegâne öğe. dönemsel olarak gerileyen ancak 1980 sonrasında son derece . Türkiye gibi siyasal ve ekonomik alanlarda dışa bağımlı ülkelerde. göz ardı edildikleri kamusal alanlarda güçlü siyasal pozisyonlarda görünürlük kazanmaya başlamaları ve bu durumun söylem düzeyinde yaygınlaşmış olması da önemli bir belirleyendir. sonuçsuz kalan sol girişimler ve son derece yıkıcı etkilere neden olan Kürt ulusalcılığının ertesinde. Tuncelili Alevilerin bu vakte kadar Avrupa ülkelerinde yakaladıkları nüfus gücü. Aleviler açısından. Dünya ölçeğinde etno-kültürel hareketlerin. Tuncelili Alevilerde görülen kimlik tanımlarındaki çeşitliliği doğurmuştur. Ancak neticede bugün kendisini Türk. Kürt. Lakin Aleviliğin 1990’lardan günümüze yaşadığı merkezileşme ve kurumsallaşama sorunları.

Fakat bu yeniden inşada geleneğin temsilcileri yer almayacaklardır. sosyal ilişkiler. geleneğin mekânsal sınırlarının . Tuncelili Sünnilerin mevcut din kimlikleri. ileri gelenlerin şahsında somutlanan geleneksel tarikat ilişkilerinin üzerinde yükseldiği geçim biçimleri. özel ticari–sosyal kuruşlara dek yeni varlık alanları açan ve böylelikle geleneksel duruşundan sıyrılarak devlet erkine ve sosyal yaşama daha etkin müdahale araçları yaratan tarikatlar damgasını vurmuştur. toplumsal algı ve tutumlar. 1990’larla birlikte sahip olduğu seküler vurguları hızla törpüleyerek İslami söylemi ön plana çıkaran Türk milliyetçiliğinden. Tunceli’deki Sünnilerin büyük bir kısmının da bu yeni dönemdeki ekonomik–sosyal ve siyasi merkezlerine işaret etmektedir. Türk milliyetçi söylemin varlık zeminini hazırlayan bir içerikten sıyrılarak. daha etkin bir İslamcı program ve pratiklerle güçlenen yeni odaklara doğru kaymıştır. bu yeni dönemde tümüyle işlevsizleşmişlerdir. Babaların ve onların yerel temsilcilerinin. Bu noktada Tuncelili Sünniler ve özellikle Elazığ’da ve daha başka büyük şehirlerde oturanlar geride bıraktıkları geleneksel tarikat ilişkilerini derhal yeniden işlevselleştirmişlerdir. Bu yıllarda devlet erki içerisinde güçlenen ve fakat kendisine yasal partilerden. Geleneğin devamcısı kuşaklar. daha güçlü bir İslamcılığın temel unsuru haline dönüşmüştür. Tuncelili Sünnilerin hâlihazırda ilişkide oldukları ve devlet kurumları ile yerel ticari örgütlenmelerde etkin olan yeni dönem sağ siyasi partilerde var olan yakın çevre.hızlı bir biçimde yükselerek devlet erki içerisinde ciddi bir kuvvet haline gelen sağ ideolojinin yansımaları Tuncelili Sünnilerde de etkilerini belirgin bir biçimde göstermiştir. Elazığ’da ve Tunceli’deki geleneksel yerleşim alanlarında 1970’lerden itibaren varlığını koruyan yeni ilişkiler ve güç kaynaklarının temsiliyeti.

Tunceli yerelinde Sünniliğin. geleneksel ulusal kimlik politikalarını kıran yaklaşım. bu yüzyılın başlarından itibaren giderek belirginleşmeye başlayan bir tonda. Ayrıca. Dolayısıyla siyasal İslam’la karakterize olan yeni tarikatlara katılım ve bunların yereldeki temsiliyetleri gündeme gelmiştir. varlık gerekçesini ve meşruiyetini. Bu durumda. Tuncelili Sünniler nezdinde ‘Kürt’ olarak kodladıkları komşularına dair 1970’lerden itibaren ördükleri tutumlarında bir değişim getirmemiştir. kanıtlarını mevcut din kimliğinden alan bir Türk milliyetçiliğine doğru evrildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Aleviliğin uzun yüzyıllardır ‘ehli Sünnet’in dışında tanımlanması ve bu tutumun kabul ettiği dini pratiklere son derece aykırı duruşları. hâlihazırda onları İslami bir toplumsal kurgunun dışında bırakmaktaydı. Fakat siyasal İslam’ın kendisini politik düzlemde yükselen Kürt ulusalcılığına karşı görünür kıldığı. Ancak geleneğin kendisi.çok ötelerine yayılmış ve bu anlamda geleneğin bilinç sınırlarının da ötelerinde yeni ve farklı noktalara sürüklenmişlerdir. Hâlihazırda Tunceli’de ikamet eden Sünniler içerisinde kırsal yerleşimlerde yaşayan ve geleneksel geçim uğraşılarını sürdüren Sünniler ile ilçe merkezinde yaşayan ve Elazığ’la ekonomik bağları olanlar yahut Elazığ’da ikamet eden fakat Tunceli’yle de bağlarını koparmamış aileler arasında yukarıdaki tutumun . Fakat bu söylemin son derece etkin bir biçimde İslami bir içerik ve tutuculuk taşıdığı da belirtilmelidir. bu yeni dönemdeki varlığın meşruiyeti ve gerekçesi bakımından biriciktir. özellikle PKK’yle birlikte Tunceli’de var olan Kürt ulusalcılığının ötekileştirdiği Türklük kimliğini uzun yüzyıllardır taşımanın getirdiği ayrım ve bu yıllarda kendilerine yönelik saldırılar bu politik yaklaşımın yereldeki iflasının da önemli bir belirleyeni idi.

Tunceli’deki tezahürlerinde henüz daha seküler kurgular gözlemlenemese de son noktası AKP iktidarı olan ‘siyasal İslam’a yönelik eleştirel bakış belirgindir. Bu grubun dışında kalanlarda da din kurgusu. gündelik yaşama. temel belirleyeni olduğu gözlemlenen bu ayrışmanın. Yanı sıra çeyrek asırdır yakalanmış ticari ve bürokratik kaynakların muhafazası da bu noktadan hareketle şekillenmektedir. nadir de olsa Tunceli’de söz konusu edilen Türklük içerisinde kendisine bir ifade alanı açmış olduğunu belirtmek gerekecektir. Ancak sahip olduğu içerik ve biçim. Ancak tekrar etmek gerekir ki bu nadir örnekler de bahsi edilen Türklüğün içerdiği etkin İslami vurgudan uzak değildir. çarpıcı bir örnek olması bakımından. Son olarak. . Burada İslam. Alevilerle birlikte kullanılan ziyaretler. ABD ve AB karşıtlığının.somutlandığı davranışlarda önemli farkların açığa çıkmakta olduğunu da eklemek gerekecektir. kolektif hafızalarında yaşattıkları aidiyetlerinin görünürlük kazandığı uygulamalarla karşılaşmak son derece olağandır. bu durumun somut örnekleridir. güncel hayata uyarlıdır. katı bir biçimde kitabi yönler içermektedir: Türklüğün biricik ifadesi olan İslam. özellikle belirli hastalıklar konusunda iyileştirici özellikleriyle tanınan seyitler ve ocakları. Türklük kavramının. Türkiye genelinde kazanmaya başladığı ve günümüzde ‘ulusalcılık’ olarak da tanımlanan bir içeriğin. Alevi komşularla son çeyrek yüzyıldır yaşanan tüm kırılmalara rağmen. bir zamanlar çok daha net bir biçimde görülen ilişkiler ve bunların yaşamın tüm alanlarındaki yansımaları güçsüz de olsa görülebilmektedir. yüceltildiği ölçülerde Türklük de var olmaktadır. Geleneksel hayata daha yakın ailelerde. sahiplenildiği. bu hayatın gelenekten taşıdığı yerel özgünlüklere uyarlıdır.

Bu ayrımın görünürlük kazanan şeklinin ise Sünni ailelerin köy ve mezra gibi kırsal yerleşimlerde yahut ilçe merkezi ve il merkezleri gibi mekânlarda ikamet edip etmemeleri olduğu ifade edilebilir. bu toplulukların algı ve tutumlarıyla ve yine bu topluluklar içerisinde var olan çeşitli siyasal akımlarla. sahip oldukları farklı siyasal tutumlara rağmen daha yakın bir temas içerisinde olmaları önemli bir veridir. Dışarıda Tuncelili Olmak Alan çalışmamız süresince temas ettiğimiz. Söz konusu değişkenler çerçevesinde. Alevi topluluklarla. dâhil oldukları geçim biçimlerine ve Tunceli’yle olan mekânsal ilişkileri gibi bir dizi karşılıklı etkileşim içerisinde gerçekleşen belirleyene göre farklılaşmakta ve bazen de örtüşmekte olduğunu tespit ettik. gerek Tunceli’nin farklı bölgelerinde oturan Sünni yurttaşlarda gerekse çalışmanın yoğunlaştığı bölgede yaşayanlarda ‘Tunceli’de Sünni olma’nın işaret ettiği geniş ve çeşitli bir anlam dünyası ile karşılaştık. Alan çalışmamızın gerçekleştiği esas bölge olan Pertek ilçe merkezinin kuzeydoğu kesimlerini dikkate alırsak sayıları son derece sınırlı olan (yaklaşık 10 – . Bu temel ayrıma göre: Hâlihazırda kırsal yerleşimlerde oturan Sünnilerin.4. sürekli olarak ikamet edilen mekâna ilişkin belirgin bir ayrışmanın var olduğundan öncelikle bahsedilebilir. Bu anlam bütünlüklerinin yaratmış olduğu tutum ve davranışların. ‘Tunceli’de Sünni olma’nın açığa çıkardığı algı farklılıklarının temelinde. bireylerin ait oldukları yaş gruplarına.8 İçeride Sünni.

geçmiş süreçlerde aktif bir biçimde varlık gösterenler ve hâlihazırda Pertek’te yahut Elazığ’da bu ilişkileri sürdürenler bulunmakla birlikte. bu ailelerin çoğunluğunun taraf oldukları sağ siyasal düzlemin. ilgili ailelerin net bir biçimde bulundukları yerellerde din kimliğini merkeze alan siyasal yaklaşımlardan uzak durdukları görülmektedir. yine bu türden ailelerin çoğunluğunun da Tuncelili Sünniler içerisinde güçlü bir etkiye sahip Türk milliyetçi söylemle ve bu söylemi İslami öğeler ile ören farklı çevrelerle ilişkili oldukları da belirtilmelidir. böylelikle gündelik hayatın içerisinde etkisizleşmesine neden olduğu söylenebilir. geçim etkinliklerinde ve topluluklar arası sosyal ilişkilerde 1970’li yıllar öncesine tarihlediğimiz geleneksel ilişkileri sürdürmenin ortaya çıkardığı sürekli temasın. çeyrek asırlık kamplaşma ve çatışma süreçlerinde. açık biçimde taraf olmaktan kaçınanlardan oluştuğu rahatlıkla ifade edilebilir. 2002 Seçim Sonuçları. bilgi verici önemli bir kaynak olarak bkz. Yanı sıra yine aynı komşularıyla geçmiş süreçlerde daha sık bir şekilde ve az da olsa günümüzde.15 civarı) bu kategorideki ailelerin büyük çoğunluğunun. Alevi çoğunlukla iç içe yaşamanın. Bu ailelerin bulundukları yerellerde kalmış olmalarının. kirvelikler ve evlilikler dolayımıyla kurdukları bağların da bu durum üzerinde ciddi etkileri olduğu eklenmelidir. söz konusu ilişkilerin aktif temsiliyetinin ortaya çıkmamış olmasından kaynaklandığı görülmektedir. Söz konusu ettiğimiz bu ailelerin yakın akraba çevrelerinden. 140 Bu tespitin geçerliliği noktasında.140 Ancak burada açığa çıkan en önemli özelliğin. Öte yandan. karşılıklı saflaşma ve mücadelelerde istemleri dışında dahi taraf olmuş olmalarına rağmen kadim komşularıyla var olan ilişkilerini sürdürmede gösterdikleri ısrarcılıktan kaynaklandığı düşünülebilir. yukarıdaki verilerle kıyaslandığında oldukça ciddi boyutlarda azalmış olduğu görülmektedir. . 1970’li yılların hemen öncesindeki Sünni nüfusun.

kendileri gibi “olaylara karışmayanların” bu gibi göçlere mecbur kalmadığı yönündeki ifadeler. Kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin ekseriyetle orta yaş üzeri bireylerden oluşması da yukarıda aktarılan durumun ortaya çıkışında.Öte yandan yine bu Sünni ailelerin de Tunceli’deki ‘savaş hali’nin doruk noktasına ulaştığı 1990’lı yıllarda toplu bir şekilde ve aniden Elazığ’daki yakın akrabalarının yanına. 1970’ler öncesinde doğan ve bu dönemde var olan topluluklar arası hukukun içerisinde sosyalleşen bireylerden oluşmaktadır. geride kalan Sünni ailelerin söz konusu duruma ilişkin sıklıkla zikrettikleri ifadeler olarak kaydedilebilir. geleneğin bir parçası olduğundandır ki tüm bir çeyrek yüzyıllık kamplaşma tarihine karşın kolektif hafızada canlılıkla yaşatılmaktadır. taşınmaz mülklerini bırakarak göç etmiş oldukları. Fakat bu . geri gönderildikleri de bilinmektedir. bu göçün doğrudan devlet müdahalesiyle tersine çevrilerek. Benzer şekilde. Ancak yine de ilgili ailelerin günümüzde geçmişe yönelik değerlendirmelerde kendileri ile din kimlikleri üzerinden yaşanan siyasal saflaşmada taraf olan aileler arasına dikkatli bir ayrım koymaları önemlidir. Bu bağ. “Ayrımcılık yapanın barınamadığı”. Kirvelikler yahut ortak inanç pratikleri gibi devraldıkları sosyal ilişki kalıplarıyla. Ancak şüphesiz ki bu bağın gerektirdiği hemen tüm ilişkilenme biçimleri günümüzde önemli oranlarda ortadan kalkmıştır. yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen bir bağ söz konusudur. yaşanan kamplaşma ve çatışmaların bilhassa orta yaş üzeri görüşmeciler tarafından “gençler arasındaki hadiseler” biçiminde bir kodlamayla ifade edilmesi de aynı durumun bu kez farklı bir kuşağın anlam dünyası içerisinden ifade edilmesi olarak rahatlıkla okunabilir. kendileri ile önemli boyutlarda kültürleşme pratikleri sergiledikleri Alevi akranları arasında. ciddiye değer bir veridir. Bu kuşak.

Alevilik ve Sünnilik . tümüyle Pertek’e ve onu çevreleyen kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin gelenekle taşıdıkları yerelliğe işaret eder. Bu kuşak. Bu süreç. talileşen inanç uygulamalarının biricik sebebidir. aktarıldığı için kendisini var eden ve çevreleyen maddi ve sosyal gerçeklikten etkilenmiş ve kendine özgü bir durum yaratmıştır. gündelik hayatın işleyişinde ve idaresinde artık söz sahibi değildir. geçmiş dönemin muhasebesi içerisinde gerek kendilerine tavır takınan Alevilerin gerekse karşıt tavrı üreten Sünnilerin eleştirilerinde canlılıkla yaşatılmaktadır. Bu kuşakla birlikte. bu bütünün anlamlandırdığı sosyal everene dair sade bir bilinçlilik halidir. günümüzde. 1970’lerle birlikte hızlanan ve genç kuşaklarla karakterize olan yeni dönemde. yine bu yıllara dek nüfusun esas olarak hareketsiz kalması ve böylelikle fazlaca dış etkenlerle ilişkilenmemesi bu özgünlüğün önemli varlık koşulları olarak okunabilir.kuşağın algı ve anlam dünyası içerisinde gelenek ve onun ima ettiği topluluklar arası ilişkiler. İslam’ın daha merkeziyetçi. Bu Sünniliğin inanç ve uygulamaları. İlerleyen yaş. kurumsal. 1970’lere dek Alevilerle olan sürekli ve yakın temas. kitabi biçiminden önemli farklarla ayrılmaktadır. Bu kuşak nezdinde ‘Sünnilik durumu’. mevcut din kimliğinin yeni bir takım içeriklerle donatılması. Bu Sünnilik. İçerisine doğulan kültürün maddi ve manevi sınırlarına. herhangi bir ‘siyasal öz’den bağımsızdır. çoğunlukla tavsiye olarak algılanmaktadır. geleneksel birtakım pratiklerin bu içerik içerisinde olumsuzlanması. Bu anlamıyla. varlıklarıyla temsil ettikleri inancın bazı boyutları da tali pozisyonlara sürüklenmiş görünmektedir. hızlı bir biçimde ve günümüze dek durmaksızın sürecek. yerele ait olduğu ve sadece yine bu sınırlı çevrede yaşatıldığı. Saygınlıkları ve temsil ettikleri tecrübe birikiminin yarattığı etki. onları yaşamın daha tali noktalarına sürüklemiştir.

kesinlikle etkin bir taraftarlığa dönüşmez. son derece nadiren de olsa geçmişten bugüne yahut yakın dönemlerden itibaren kendilerini sol bir siyasal bakış içerisinden tanımlayan Sünnilerle de temas edilmiştir. geleneksel inanç uygulamalarını tasfiye eden kitabileşme ve buna uygun bilinç giderek katılaşacaktır. tüm sürecin başlangıcından bugüne etkin bir şekilde taraf olmuşlar ve bu durumu kesintisiz sürdürmüşlerdir. kaynağını bilinen en uzak geçmişten beridir var olduğuna inanılan din kimliğinden alan ve böylelikle sarsılmaz bir meşruiyet kazanan etkin bir Türk milliyetçi söylemle karşılaşmak mümkündür. Bu tavır. Bu örneklerin yanı sıra. Alevi çoğunluğun Sünniler hakkında işlevselleştirdiği ayrıştırıcı etmenlerden bir tanesi de ilgili kişi yahut ailenin bu tür köylerde oturup oturmamasıdır. Çoğunlukla seçimlerde kendisini ifade eden bir oy biçiminde tekerrür eder. Çalışmamız süresince. Kırsal yerleşimlerde ikamet eden orta yaş ve altındaki Sünnilerde bu durumun açık bir sonucu olarak. bu keskinliği belirleyen en önemli etken olarak görülmektedir. gerek kırsal yerleşimlerde gerekse ilçe merkezlerinde.kimlikleri. yerleşimcilerinin tümüyle Sünni olduğu ve 1970’li yıllardan bugüne etkin bir şekilde sağ siyasal söylemlerin varlığını koruduğu köyler de mevcuttur. Gerek 70’lerde gerekse 90’larda Sünnilere yönelik gerçekleşen öldürme olayları. doğal olarak. yaşanılan mekânda. bu gruptakilerden oldukça sınırlı görüşmeciyle temas edebilmiş olmamız ve yaklaşımlarındaki açık olumsuz tavırlar. Fakat bu söylem. Alevi çoğunlukça da algılanmış ve kendilerine karşı geliştirilen yaklaşım da aynı içerikte olmuştur. Bu köylerde yaşayanların büyük çoğunluğu. . siyasal kamplaşma ve karşılıklı mücadelenin temel dayanakları olarak doğrudan yahut dolaylı olarak işlendikçe. söz konusu durumun sonuçlarıdır. Öte yandan.

Hozat ve Mazgirt gibi. Elazığ yahut başka büyük şehirlerde ikamet etmektedirler.Bu örneklerde ‘Sünni olma’nın siyasal bir içerikle tamamlandığı ve böylelikle mekânı örten hâkim toplumsal değer yargılarına uyum sağlandığı düşünülebilir. Buralarda kendilerini açık bir biçimde Alevi olarak tanımlamayanlar. kendilerine ‘sol siyasal söylem’ içerisinden bir varlık alanı açarak. Alevilerle birlikte yaşamanın ‘dinden çıkmak’la eş tutulduğu gibi… Kırsal yerleşimlerde ikamet eden ailelerin genç kuşak üyeleri hemen tümüyle Pertek. bu genel durumun neticesinde günümüzde çoğunlukla Alevileşmişlerdir. güneyde işaret ettiği kitabi dinselliğe katı bağlılığın oldukça uzağında kaldığı açıklıkla görülmektedir. Bu ayrım. Dolayısıyla bu grup. Alevilerce ‘Sünni’ olarak değerlendirilmez. Lise ve yüksek öğrenim amacıyla dışarıda olanların hemen hepsinin gelecek kurgusunda. Sünni toplulukların nüfus etkinliklerini geçen yüzyılın başlarından itibaren kaybettikleri ve güney ilçelere kıyasla Alevi toplulukların kesin bir sosyal hâkimiyetlerinin olduğu ilçelerde ve bunlara bağlı köy ve mezralarda yaşayan Sünniler. En keskin saflaşma ve çatışma süreçlerinin yaşandığı 1970’li yıllarda Sünnilerle dolaşmanın ‘ajanlık’. Güneyde de Sünnilerin kendilerini sol içerisinde tanımlamasının işaret ettiği anlam yukarıdaki gibidir. ailelerinin . kendilerinde olduğu kadar onları çevreleyen Alevilerde de bu şekildedir. Ancak burada topluluklar arası yaşanan keskin kamplaşma ve gerilimler neticesinde. Genellikle hâkim çoğunluğun bir parçası olarak görülürler. güneyde mevcut olan ve doğrudan karşıt siyasal söylemi işaret eden Sünnilik’ten ayrışmaktadırlar. Alevileşmemiş olanların ise Sünnilik durumunun. yapılan tercihin doğrudan ve geri dönüşü olmayan bazı sonuçlar yarattığı da aşikârdır. Gündelik yaşam pratikleri içerisinde bu gruptakilerin Sünniliklerine dair bir veri yakalamak son derece zordur.

böylesi bir tarihsel arka planın yaratmış olduğu kolektif bilinçten ileri geldiği düşünülebilir. Kendi varlığı dışında farklı bir yaşam alanına izin vermeyen. Bu anlamda. Bu durumun ortaya çıkışında. pratiklerin bu kuşağın nezdinde gözle görülür ölçülerde itibar kaybettiği kolaylıkla ileri sürülebilir. . bu gruptakilerin çoğunluğunda da İslami içeriğin ön planda olduğu bir Türk milliyetçi söylem mevcut ise de eski kuşak temsilcilerine kıyasla. geleneksel bazı önyargılara sahip olmayacak kadar Alevi topluluklar hakkında bilgi sahibi oldukları tartışma götürmez bir gerçektir. Kürtlük’ten olduğundan daha fazla kabullenici bir tutum içerisinde olmaları. farklılığın dinamiklerini çoğunlukla şiddet yoluyla ortadan kaldırarak yahut sindirerek tasfiyeyi amaçlayan ırkçı ve fundamentalist görüşlerin. daha ziyade popüler kültür ve kitle kültürü kavramları ile karakterize olan çeşitli içerikler sergilemektedir. kendisine tabi kılmasının ötesinde. sahip oldukları sağ siyasal görüşlerin daha liberal yorumlarına itibar etmeleri ve bilhassa Alevilik konusunda. Aleviliğin 1990’lı yıllarla birlikte kamusal alanlarda görünürlük kazanması ve böylelikle uzun yüzyıllardır sahip olduğu kimi bilinmeyen ‘sır’larını ifşa etmiş olmasından da kaynaklanmaktadır. bilhassa kırsal yerleşimlerde gösterdiği iç içelikten ve kendi özgün hukukundan. Bu kuşağın.ikamet ettikleri köy yahut bu tarz bir yaşam belirleyici değildir. Her ne kadar geçmiş dönemde çeşitli sancılar yaşanmış olsa da Tuncelili Sünnilerin. sahiplendikleri sosyal tutumlar ve davranışlar da ailelerinin etkin izlerini taşımakla birlikte. son derece liberal özellikler taşımakta olduğu görülmektedir. Örneğin. Türkiye’nin farklı bölgelerinde de görülen Alevi – Sünni yerleşimlere kıyasla Tunceli örneğindeki birlikte yaşama pratiğinin.

Bu grubun çoğunluğuna göre. sırasıyla 70’ler. inanç vurgusunun ön plana çıktığı ve kimliğin sınırlarını böylelikle çizdiği bir içerikte demirlemiş görünen sürece karşı geliştirilen tutumlar olarak okunabilir. sola ve ayrılıkçılığa kesin tavır takınmayla eş değerdir. ciddi temellerden yoksunsa da bu farklılığı kabullenebilme. Zira inançlı olma. Pertek’in .Bu kuşağa göre Alevilik. Bu liberal yaklaşımın sadece inanç kimliği üzerinde temellenmesi önemlidir. Her ne kadar Aleviliğin İslam yorumu. Solun ve Kürt ulusalcılığının reddi ve inanç biçimi olarak Aleviliğin kabulü. 80’ler ve 90’larda Tuncelili Alevi kitlelerde popülerleşerek varlık kazanan ve nihayetinde bu süreçlerin izlerini taşımakla birlikte. Bunlardan pek azı. birlikte yaşamaktan kesinlikle sorun duyulmaması gerekendir. Bu siyasal nedenlerden dolayı göç edenlerin hemen hepsi etkin bir biçimde karşıt siyasal örgütlenmelerde taraf olmuşlar ve bizzat süreci örmüşlerdir. Bugün Pertek’te yaşayan Sünni ailelerin önemli bir kısmı da geçmişte ve bugünde ilgili kamplaşmalar içerisinde taraf olmayı sürdürmektedirler. yeni yüzyılın bir gereğidir. tümüyle Aleviliği kullanan sol siyasal söylemle ve bununla doğrudan ilişkili olarak kurguladıkları ‘Kürtçülük’le ilgilidir. Alevilik. özellikle yaşıtlarında gördükleri dinsizleşme. genel çoğunluğu takip ederek sürecin pasif katılımcısı olmuş ve çoğunluk göç ettiğinde ise geride kalmayı göze alamamışlardır. Kürtlük’e göre daha kolay kabul edilebilirdir zira tanımın kendisi din merkezli bir kimlik durumu ortaya koymaktadır. İnançlı bir Alevi. özünde bir Türk inancıdır. Pertek gibi ilçe merkezlerinde yahut Elazığ’da ikamet eden ailelerin önemli bir kısmı son çeyrek asırda bölgede yaşanan kamplaşma ve çatışmalar neticesinde göç etmek zorunda kalan Sünni ailelerdir. Alevilikten uzaklaşma.

yemciler. 1970’li yıllardan başlayan süreçlerin izinde daha belirgin sınırların oluşmasında tayin edici olmaktadır. Ne ki bu durum 1990’larda iç-Tunceli’nin nerdeyse insansızlaştırılmasının yarattığı göç süreçleri içerisinde hızlı bir biçimde değişmiştir. taşımacılık yapan şirketler. Bu gruptaki bireylerin ve ailelerin öne çıkan en belirgin özellikleri geçim etkinliklerinde ve yaşam alanlarında Alevilerle temas etmek zorunda olmayışlarıdır. Pertek’in geleneksel yerleşimcileri aynı zamanda Pertek’in merkezinde olduğu yerel pazarda ve sosyal ilişkilerde iktidar sahibidirler ya da en azından bu iktidarla benzer aidiyetler taşınmakta ve böylelikle kendilerini çevreleyen hâkim ötekine karşın güçlü bir dayanak da sağlayabilmektedirler.1990’lara dek. esnaf ile zamanla mahalleler. Bu katı sınırlar. Alevilerin nüfus bakımından giderek artan bir hızda güçlenmeleri ve nihayetinde nüfus açısından çoğunluk haline . Buradaki Sünniler. beraberinde. kırsal yerleşimlerde ikamet edenlerin aksine hemen hiçbir ciddi birlikte yaşama deneyimi edinmemiş olduklarından ve dahası hem 1970’lerin hem de devam eden savaşın yıkıcı etkilerini yaşadıklarından. birahaneler vb. alış veriş edilen marketler. Kahvehaneler. tümüyle Alevilik ve Sünnilik kategorileri ekseninde ayrışıma tabi tutulmuştur. Alevilerin ve Sünnilerin gündelik yaşamda paylaştıkları mekânlar derhal ayrışmıştır. gerek tarihçesi gerek sosyo-ekonomik hayatın temel dinamiklerinin kontrolü bakımından çoğu Sünni için önemli bir sembol işlevi de görmesini sağlamıştır denilebilir. Pertek ilçe merkezi 1990’lı yıllara değin Sünni nüfusun egemen olduğu ve oldukça eski dönemlere uzanan tarihi itibariyle de önemli bir ticari merkezdir. aynı zamanda. Bu durum. bir başka Sünnilik algınsının da belirleyenidir. Bu bakımdan. nüfus yoğunluğu bakımından etkin bir Sünni merkez olması.

‘Düşman’ içerisinde azınlıkta olma ve ona karşın. Fakat aradaki kesin ayrım. Bu gruptakileri tanımlayan ‘Sünni olma’ tek başına yeterli bir tanım değildir. Bu grup açısından ‘Sünni olma’nın. onun çokluğuna rağmen mevcudiyeti sürdürerek bir şekilde en tehlikeli alanda var olma algısının. Türkiye genelinde aktif bir sol ve Alevi–Kürt merkez olarak tanınması ve bu tanınmanın içeriğini sürekli olarak oldukça şiddetli ve sonuçları ağır çatışmaların. ölümlerin doldurması.gelmeleriyle bu kez Aleviler kendi içlerinde. Geleneğin özgünlüğü kayboldukça. kendilerini. Dolayısıyla. seyit–talip kategorilerine göre bölümlenmişlerdir. Tunceli’deki Sünniler içerisinde. Bu çevre. Bu gruptaki Sünniler. bellidir ve bu herkesçe bilinir. ait oldukları aşiret yahut bununla doğrudan ilgili olarak köy. kırsal yerleşimlerde ikamet edenlere nazaran bu gruptakilerde Aleviliğe ve Kürtlüğe yönelik daha reddiyeci yaklaşımlarla karşılaşmak olasıdır. Tunceli’nin birlikte anıldığı bu kavramların tam zıttında var eden bir siyasal söylemle tanımlayan ve bu çerçevede bir mücadele geçmişine de sahip olan Sünniler nezdinde. özellikle ‘Tunceli’de Sünni olmak’ gibi özel bir anlam taşıdığı da söylenebilir. kimliği. kitabi ve sınırları gittikçe katılaşan bir kimlik tutunumu yerleşmiştir. ‘Tunceli’de Sünni olma’nın içerdiği ‘Tunceli’. 70’lerden itibaren büyük çoğunlukla sağ siyasal partiler içerisinde örgütlendiklerinden ve bu ilişkilerini ticari alanda ve bürokraside kendi lehlerine işlettiklerinden dolayı sahip oldukları Sünnilik–Türklük algıları da uzun yıllar boyunca önemli değişimlere uğramıştır. kimliğin siyasal içeriğini Aleviliğin karşısında üreten ve yayan yegâne unsurdur. ‘Tunceli’de . önemli bir gurur unsuru olmaktadır. ifadeyi tamamlayan biricik öğedir. yani Sünnilik ve Alevilik. Tunceli’nin.

böylelikle kendilerine geniş bir hareket alanı yaratma. İslami semboller daha görünür olmuş. Aleviler. Sünniler lehine açık tutumları ve doğal olarak siyasette aktif olan Alevilerin ağır baskı ve yaptırımlara maruz kalması mevcut gerilimi sürekli olarak canlı tutmuştur. . bahçede farklı alanlar oluşturarak ortak yaşam alanlarını dahi bölmüşlerdir. Tüm bu dönemlere kolluk kuvvetlerinin Aleviler aleyhine. Alevilerle ilişkiler kimi zaman açık kimi zamansa örtük ve fakat her daim var olan bir gerilimle yüklüdür. Gerek ilçe merkezindeki mekânlarda gerekse mahallelerde ‘kimin nerede oturduğu bellidir’. Bazen bu ayrışma öylesine ileri noktalara varmıştır ki liselerdeki öğrenciler dahi sınıflarda ayrı oturmuşlar. bahsini ettiğimiz gruptaki Sünnilerin ürettiği en net tavrın daha fazla ve daha fazla ait oldukları kimliğin sınırlarını yükseltmek olduğu anlaşılmaktadır. Nüfus bakımından güçlenme ve yerel sosyo-ekonomik yaşamı fiili olarak etki altına alma. Dolayısıyla kendisini bu şekilde tanımlayan Sünnilerde. Ülke ve Tunceli genelindeki siyasal dengelere ve gelişmelere göre temelde yatan gerilimin açığa çıktığı yahut yatıştığı ve fakat her daim varlığını koruduğunu gösteren sayısız örnek vardır. gerek 1970’lerde gerekse sonrasında kitlesel bir biçimde Sünnilere yönelik ciddi hiçbir şiddet eylemine başvurmamışlardır. temel sosyo-psikolojik özü olduğu iddia edilebilir. bu grup açısından. böylelikle ötekinin çoğulluğunda var olma. örgütsüz fakat sürekli olarak tekrarlanan bir strateji olmuştur. Bu çoğalmanın karşısında. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. Yaşam alanları ayrışmıştır örneğin. önemli bir değer kazanmıştır.Sünni olma’nın.

gerek Tunceli’de gerekse Elazığ’da destek görmenin. Bu noktada. sahip oldukları din kimlikleri olduğu kadar içerisinde bulundukları çevrenin ‘Tunceli’ye ve onun doğrudan ima ettiği ‘sol’ ve bu ‘sol’un kapsadığı Alevi ve Kürt bileşenlere yüklediği olumlu–olumsuz değer yargılarına göre de değişmektedir. bu temel kimlik kodlarına yaslanmak suretiyle siyasal saflaşmanın henüz ortaya çıktığı bir süreçte. yani Alevi çoğunluk içerisinde yaşamanın. Tunceli’de Sünni olmak ve bu kimliğin gerektirdiği siyasal duruşu üstlenmek. Pertek ilçe merkezi ve Elazığ’da kendilerini sağ siyasal partilerde ifade edenler açısından ‘Tuncelili olma’nın. . özellikle büyük çoğunluğunun hâlihazırda Tunceli’deki mekânlarında ikamet ettikleri 1970’li yıllarda. Aleviler ve Sünniler arasında. Yanı sıra sadece sahip oldukları din kimlikleriyle üstlendikleri siyasal misyon da ek bir değer kazanmaktadır. oldukça önemli bir ayrıcalık olduğu anlaşılmaktadır. ülke genelinde ötekileştirilen kimliklerin çakıştığı ve böylelikle ayrıcalıklı bir ötekilik kazandığı Tunceli’nin etki alanında benzer olumlu–olumsuz süreçler de yaşamaktadırlar. Türklüğün ve İslam’ın biricik temsilcileri olarak görüldükleri ve bunun üzerinden meşruiyet sağlanmaya çalışılan bir durumda.Tuncelili Sünnilerin memleketlerinin dışında Tuncelili olmalarının getirdiği kazanç ve kayıpların ölçütleri. tümüyle ötekilerin hâkimiyetinde olan bir yerelde. ekonomik ve bürokratik olanaklardan faydalanabilmenin yegâne sebebi olmuştur. bu misyonu aktif bir şekilde sahiplenen Tuncelili Sünnilerin ayrıcalıklı bir pozisyonda değerlendirilmelerinde tek başına yeterli bir durumdur. Siyasal karşıtların hâkimiyeti altında varlık göstermek. Ekonomik desteğin yanı sıra topluluğun içerisinde bulunduğu siyasal söylemin bu bireylere yüklediği değer de yeterli bir motivasyon kaynağıdır. farklı kimlik tanımlarına ve siyasal görüşlere sahip olmalarına karşın Tuncelili Sünniler.

Üniversiteye girişinin hemen ilk ayları içerisinde kaldığı yurtta Tuncelili olduğunun öğrenilmesi derhal ciddi boyutlarda baskıları da beraberinde getirmiştir. ciddi olumsuzlukların da belirleyeni olabilmektedir. Üniversitede ve görüşmecinin kaldığı yurtta hâkim siyasal grup olan ülkücülerin nezdinde o. Tuncelili sol aktivistlerin içerisinde bulundukları siyasal örgütlenmelerde farklı bir noktada durmaları için yeterlidir. Bu anlamda. bu dönemde maruz kaldığı baskıları ‘Tuncelili olma’nın ‘dışarıda’ getirdiği zorlukları örneklerken belirgin bir tepkisellik içerisinden aktarmıştır. Tunceli’nin. Türkiye’de özellikle 1970’li yıllardan itibaren etkinliğini arttıran sosyalist örgütlenmelerin tarihi ile de örtüşen bir mekânı işaret etmesi. kendisini sol bir söylem çerçevesinde ifadelendiren Sünniler açısından da önemli bir ayrıcalık unsurudur. Zira bu grubun temsiliyetine soyunduğu Türk milliyetçi söylemin . benzer çoğu örneği temsil etmesi bakımından da önemlidir. Yüksek öğrenim sürecini Konya–Selçuk Üniversitesinde tamamlamış bir Sünni görüşmeci. farklı anlam dünyaları içerisinde ortaya çıkan benzer bir noktadır. İslamcı yahut Türk milliyetçi siyasal akımların güçlü oldukları mekânlarda. ‘Tuncelili’dir’ ve bu. ‘Alevi’ ve ‘sol’ kavramları ile bunların işaret ettikleri güncel ötekilik algılarıyla tanımlanan Tunceli. Alevileri ve farklı siyasal tutumlara sahip Sünnileri ortak mağduriyetlerde bir araya getiren kapsayıcı bir kimlik tanımıdır Tuncelilik. bu grup açısından yeterli bir gerekçe olarak kabul görmemiştir.Tuncelili olmak. nerdeyse kesin bir şekilde ‘Kürt’. Sahip olduğu ‘Sünnilik’ yani ‘Türklük’. karşı karşıya kaldığı baskının da biricik sebebidir. benzer şekilde. Ekonomik anlamda bir getirisi olmasa da ‘Tuncelili olma’nın sağladığı sosyal olanaklar ve manevi motivasyon. Bu anlatım.

Alevilerde de söz konusudur. Zira Kürt ulusalcılığının üzerinde yükseldiği kitleler de benzer dini kimlik kodları taşımaktadırlar ve bu durum. Bu yüzden. Aynı tutum. yüksek öğrenim yahut çeşitli iş olanakları için farklı bölgelerde bulunan hemen tüm genç kuşak Sünnilerde görülebilmektedir. Bu yüzden ‘Tunceli’de Sünni olma’nın taşıdığı olumlu fayda. hareketin İslam’ı. Neticede. Bu ve benzeri örnekler. Türkiye’de oldukça önemli bir kimliklendirme işlevi taşıyan “Nerelisin?” sorusuna ‘Elazığlıyım’ yanıtıyla cevap vermektedirler. Erzincan’a komşu olanların ‘Erzincanlıyız’ yönlü cevaplarının temelinde hep aynı olumsuzluklardan kaçınma tutumu yatmaktadır. Bu durumun engellenmesi ancak Elazığ’da aynı siyasal hareket içerisindeki güçlü ilişkilerin aracı edilmesiyle mümkün olabilmiştir. Türklük’le özdeş tutuşunun neticesinde boşa çıkmaktadır. Elazığ’a komşu ilçelerde yaşayanların ‘Elazığlıyım’. yurtta barınmak imkânsız hale gelmiştir. baskının boyutları öylesine artmıştır ki artık okulda okumak. sadece Tunceli’de kendilerine siyasal bir misyon yüklenmiş olan Sünnilerin orada ve yakın ilişki içerisinde oldukları Elazığ’da işlevseldir.bulunduğu bölgeden Aleviliğe ve Kürtlüğe ilişkin geliştirdiği değer yargılarında ‘Doğulu olmak’ önemli bir olumsuz kriterdir ve dahası Tunceli’deki Sünnilerin varlığı ve bu kimliğin Tunceli’de taşıdığı ‘Türklük’ içeriği hemen hiç bilinmemektir. Öte yandan ilgili siyasal hareketin Türklük kodları içerisinde bugün etkin vurgulara sahip olan Sünni-İslamlık da durumun çözümünde etkili olmamıştır. Tunceli’nin tümüyle siyasal ötekiler olarak algılanan Kürtlüğün ve Aleviliğin merkezi olarak tanındığı daha uzak . günümüzde çoğu Tuncelili Sünni. Böylelikle ‘Tuncelili olma’nın beraberinde taşıdığı ve çoğunlukla olumsuz olan değer yargılarını ve tutumlarını içeren bir aidiyetin dışında kalabilmektedirler.

kuzey ve güney arasında beliren bu farklılaşmanın ilin coğrafi yapısıyla doğrudan alakalı olduğu açıkça görülebilmektedir. tersi yönde sonuçlar taşımakta ve çözümü ise ancak ‘Tuncelilik’ten kaçınarak mümkün olabilmektedir. Türkiye’nin özgün uluslaşma süreçlerinin yakın geçmişteki ve günceldeki gelişmelere olan etkisi. . kültürel değişim süreçleri ve böylelikle gösterdikleri varlık stratejileri üzerinden. Tunceli’de. batıdan doğuya ilin güney hattı boyunca sıralandıkları anlaşılmaktadır. Tuncelili Sünniler’in kendilerini çevreleyen hâkim Alevi çoğunluk içerisinde yaşattıkları kültürel yapıları. SONUÇ Bu çalışmada. Tunceli’de. Ancak yine de ildeki Sünni toplulukların gösterdikleri yerleşim özelliklerine bakıldığında. etnikliğin bağlamsal ve durumsal karakteri çerçevesinde açımlanmaya çalışılmıştır. Bugün Tunceli’de Alevi topluluklar. ilin güney-batı kısımlarının haricinde mutlak bir çoğunlukla karşımıza çıkmaktadır.alanlarda ise bu durum.

Öyle ki Nazımiye ve Pülümür gibi daha iç bölgelerde bir dönem yaşamış oldukları aktarılan Sünnilerden de bahsedilmektedir. bölgede. merkezi devlet örgütlenmesinin sahip olduğu kültürel ve siyasal kodların. devletlerin de önemli yerel merkezleri olmuşlardır. Söz konusu yerlerde geçen yüzyılın öncesine değin . İslam’ın Anadolu’ya ulaşmasının akabinde esas olarak büyük kent mekânlarında ve bunlara bağlı yerel ticari merkezlerde. Bu bakımdan Tunceli’deki Sünni toplulukların hemen tümüyle ilin güney hattı boyunca görülmeleri anlamlıdır. öncelikle görünür olduğu alanlardır aynı zamanda.Tunceli’nin insan yerleşimlerine sahne olduğu bilinen en uzak geçmişten günümüze. yerleşik kültürün başlangıcından günümüze Tunceli’yi kapsamış tüm uygarlıkların. Pertek ve Mazgirt ilçe merkezleri yahut bunlardan evvel bölgede ticari ve idari merkezler olarak ortaya çıkan küçük kent yerleşimleri. Ancak bu alanlardaki Sünnilerin günümüzde hemen tümüyle Aleviler içerisinde erimiş oldukları rahatlıkla söylenebilir. Bugünkü Çemişgezek. merkeziyetçi bir yorumu olarak okunabilecek Sünniliğin de yerelde vücut bulduğu alanlar yine ilin güney kısımlarındaki yerleşim alanlarıdır. Bu bakımdan ilin güney kesimlerindeki büyük yerleşim alanları ve yakın çevreleri. Bu yerleşim alanları. Mazgirt gibi ilçe merkezlerinde de geçen yüzyıl başlarında etkin olan Sünni nüfustan bahsedilebilir. Bundan farklı olarak ilin iç kısımlarında kalan Hozat. Ancak bu aktarımlar tümüyle yaşlı kuşağa aittir ve hemen hepsi ikinci ağızdan anlatımlardır. ekilebilir tarım arazilerinin hemen hepsinin toplandığı ve bugünkü Keban Baraj Gölü’nün üzerinde yükseldiği güneydeki eski Murat Nehri Vadisi boyunca önemli ticari merkezlerin var olduğu görülmektedir. küçük şehirlerde İslam’ın yerleşik. bu kültürün odaklaştığı ve çevresinde görüldüğü alanlar olmuşlardır.

zamanla hâkim etno-kültür içerisinde erimiş ve bu topluluklarla kaynaşma yönünde bir kültürel değişim süreci yaşamışlardır. sözlü hafıza içerisinde söylencelere dönüşmüş vaziyettedir. kendi içerisindeki Hıristiyan ve Sünni farklı etno-kültürel gruplarla uzun yüzyıllara dayanan bir kültürleşme süreci yaşamıştır. 16. Bunların bir kısmı. iç-Tunceli’nin Tanzimat’a kadar idari ve ekonomik yapısında bağımsız kalması sonucunu doğurmuş görünmektedir. Geri kalanı ise belirli yaş kuşaklarının hatırlayabildiği yakın geçmişe aittir. Tanzimat döneminden Cumhuriyet sonrasında ‘1938’e değin geçen sürede Alevi toplulukların bugünkü Tunceli’yi çevreleyen illere kadar ördükleri yaygın örgütlenme ağı. yüzyıldan itibaren bölgede iskân edilmek istenen Sünni aşiretlerin çoğu. Coravan Aşireti örneğinden anlaşıldığı kadarıyla. Bu türden. yüzyıl içerisinde Osmanlı–Safevi savaşları neticesinde dolaylı olarak kazandığı özerk statü. iç-Tunceli’nin kimi bölgelerinde Sünnilerin varlığı doğru ise bile bu toplulukların uzun zaman önce Alevileşmiş oldukları şüphe götürmez bir gerçektir.Sünni toplulukların var oldukları olasılığı tümüyle belli belirsiz hatırlanabilen bir durumdur. gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyetin ilk yılları içerisinde çeşitli iskân politikalarının uygulamaya konduğunu işaret eden çeşitli veriler de mevcuttur. 16. bugün. etkin bir biçimde hayat bulmuş görünmektedir. Ancak kesin olan bir sonuç: bu politikaların hemen tümünün başarısız olduğudur. Bölgedeki mevcut geçim etkinliklerinde söz sahibi olan hâkim kültür içerisinde zamanla erime ve kaynaşma. Tunceli’de. Böylelikle seyit aileleri ekseninde yapılanan Alevi aşiretlerin oluşturduğu hâkim yapı. askeri ve idari değişiklerle sınırlandırılmıştır. Yaklaşık bir asır . Tunceli’nin.

çoğunlukla kendilerini çevreleyen Alevi topluluklarla ördükleri benzer kültürel örüntüleri içermektedir. Bu göçlerin bir kısmı birkaç on yıl içerisinde Tunceli’ye geri döneceklerdir. Bu durumun en önemli nedeni ise iç-Tunceli’deki tarım arazilerinin son derece yetersiz durumda olmalarıdır. Tunceli’nin geleneksel yerleşimcileri oldukları. Dolayısıyla bugün Tunceli’de hâlihazırda varlıklarını koruyan Sünnilerin. hemen tümüyle çatışmalarla karakterize olmuştur. uzun yüzyıllar içerisinde buralardaki Sünni toplulukların kendileriyle aynı kimlik kodlarını paylaşan merkezi devletle olan bağlarını koparmış ve çoğunlukta olanla temasları .süresince devam eden bu sınırlandırma girişimleri. savaştan sonra Alevi toplulukların önemli bir bölümünün Türkiye’nin farklı bölgelerine zorla göçleridir. zaman zaman yerel idarenin kendilerine bırakılması koşuluyla çeşitli işbirlikleri sergilemiş oldukları da görülmektedir. Ancak yerleştirilen ailelerin kısa zaman içerisinde Tunceli’yi terk ettikleri anlaşılmaktadır. farklı topluluklar arası ilişkiler ve ortak kültürel örüntüler. Alevi topluluklarının tümünün. bu dönemlerde. Zira Tuncelili Sünnilerde gözlemlenebilen gündelik yaşam kültürünün ‘gelenek’le olan ilişkileri. önemle belirtilmesi geren bir durumdur. İskân girişimlerinin ikinci yönü ise boşaltılan bölgelere özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Balkan ülkelerinde kalan ve Türkiye’deki çeşitli Hıristiyan topluluklarla mübadele edilen Sünni Osmanlı tebaasının yerleştirilmesidir. Fakat kesin olan netice. bağımsız yapılarının köklü bir biçimde değişimidir. gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet hükümetleriyle sürekli bir çatışma içerisinde oldukları söylenemez. 1937–1938 savaşlarından sonra Alevi toplulukların yaklaşık dört asır boyunca sahip oldukları özgün. Bilhassa güneydeki toplulukların. Sonuç olarak. Bu dönemlerde uygulanan iskân politikalarının en önemli parçası.

bilhassa kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin anlam . Hozat ve Mazgirt gibi iç-Tunceli’nin göreceli olarak dışında kalan ve Elazığ gibi büyük Sünni kent mekânlarının yakın alanlarında. ‘Tunceli’de Sünnilik’ durumunu ortaya çıkaran koşulların. Bu çalışmayla ilk kez olarak ortaya çıkarılan ve (alan çalışmasının erişebildiği sınırlar dâhilinde) Tunceli’deki Sünni topluluklar içerisinde 1970’li yıllara değin etkin oldukları anlaşılan Kadiri tarikatların. Söz konusu tarikatın ve bu yapının biricik temsilcisi konumundaki dini önderlerin yani babaların. Dolayısıyla günümüzde. Cumhuriyetin modernist atılımlarıyla da etkin biçimde kaynaşmış oldukları anlaşılmaktadır. Bu ayrışma yakın tarihsel süreç içerisinde kimlik eksenli yaşanan siyasal gelişmelerin ve bu temelde görünürlük kazanan kimlik algılarındaki değişimlerin de önemli bir belirleyenidir. Cumhuriyet döneminde de etkinlikle yerel idarede boy gösterdikleri görülmektedir. Öte yandan bu ailelerin dışında kalan ve ilçe merkezlerinin yoksulları ile ilçeleri çevreleyen kırsal kesimlerdeki Sünnilerin. Osmanlı döneminde bugünkü güney ilçelerde etkin olan. Söz konusu ilçelerde ve bu ilçelere yakın coğrafi bölgelerdeki Sünni toplulukların kendi içlerinde sınıfsal temelde ve bunu örten kültürel yapıda ayrıştıkları anlaşılmaktadır. bu toplulukların en özgün kültürel yapılanmaları olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. kendi içlerinde başka bir hukuk sistemini de yaşattıkları anlaşılmaktadır. önemli ekonomik kaynaklara ve kendisine bağlı iş gücüne sahip büyük ailelerin. Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk elli yılı içerisinde bölgede etkinliklerini korumayı başaran bu ailelerin.neticesinde erimelerini sağlamış görünmektedir. yaşamış ve yaşamakta olan topluluklarda görünürlük kazanmakta olduğu görülmektedir.

Babaların Seyitlerle olan keramet sınamalarına dair çarpıcı söylenceler mevcutsa da bunların. Cumhuriyetin anayasal hukuk içerisinde tasfiye ettiği feodal yapının. topluluk içi sosyal süreçlerde Babaların ve onların yereldeki temsilcisi konumunda olan bazı ileri gelen ailelerin varlıkları belirleyici olmuştur. ücra kırsal bölgeler gibi sıkıştığı yaşam alanlarında yeni rakipleriyle sürdürdüğü bir başka prestij ve iktidar mücadelesi hüküm sürmektedir. . Sünni toplulukların toplumsal hafızalarında. Şüphesiz bu tutumun kendilerine dönük bir başka yönü ise topluluğun kendi varlığını anlamlandırma pratiğidir.haritalarının başat öğeleri olduğu anlaşılmaktadır. Şurası açıktır ki Babalar ekseninde geleneksel yaşam pratiklerini ve algılarını sürdüren kırsal yerleşimlerdeki Sünni topluluklar. Cumhuriyet’le birlikte tasfiye edilen geleneksel toplumsal hukukun. topluluğun kendisini çevreleyen hâkim sosyal evrene dair kendi varlığını tahkimlediği düşünsel tutumlar olduğu görülmektedir. Babaların ilçe merkezlerindeki ‘resmi’ dini yetkililerle olan ilişkilerine dair anlatımlar da mevcuttur. Ticarette. Kendilerini çevreleyen Alevi topluluklara dönük yayılma girişimlerinin izlerine yahut belirgin bir siyasal duruşa rastlanmamıştır. bürokratik işlemlerde bu ailelere olan tâbiyet ve ilişkiler ön plana çıkarken. Zira benzer şekilde. bu tarikatların ve Babaların faaliyetlerinin 1970’li yıllara değin Sünni toplulukların yaşamlarında etkin olduğu açıktır. Fakat anlaşılan odur ki tarikatın ve faaliyetlerinin mekansal ve kültürel sınırları yine sadece bu Sünni topluluklardan müteşekkildir. ülkenin kırsal yerleşimlerinde uzun dönem varlığını korumasına bağlı olarak. Burada ise. ekonomik ve sosyal değişimlerin henüz hiç değişmediği 1970’li yılara değin bu geleneksel kurumlar etrafında varlıklarını korumuşlar ve ilçe merkezindeki büyük ailelerle karakterize olan Cumhuriyet’e geçiş dönemlerinde ve sonrasında ikili bir yaşam alanı örmüşlerdir.

Sünni toplulukların oldukça önemli oranlarda yaşadıkları nüfus kaybıdır. bölgede hâkim olan ‘geleneksel’ yaşayış ve kimlik algıları. Ancak 1970’li yılların başlarına denk gelen Keban Barajı’nın inşaatı ve su tutmaya başlanmasıyla birlikte ilin güney kesimlerinde oturan Sünni ailelerin önemli bir kesimi göç etmiştir. Tümüyle ‘Halk Partili’ olan eski aileler. Bu nüfus hareketliliği. ekonomik gelişmeyle karakterize olmaktadır ve bu gelişmeler.1970’li yıllar. çoğunlukla ‘Demokrat Parti’ geleneğinden gelen ailelerle yer değiştirecek ve bu . kırsal yerleşimlerde tarikat ve Babalarla ilişkide olan ailelere terk etmeleridir. ildeki Sünni toplulukları uzun vadede önemli ölçülerde etkilemiştir. öncelikle bölgede yaşanan bir dizi sosyal. beraberinde bu bölgelerdeki Alevi nüfusun artışını da getirmiştir. kendisini dönemin politik saflaşmasında da derhal gösterecektir. 1960’lı yıllardan itibaren yaşanan iç ve dış göç süreçleri ilin güney kesimlerindeki Sünni topluluklarda etkili olduğu kadar ilin geri kalan kesimlerindeki Alevi topluluklarda da görülebilmektedir. Bu dönüşüm. 1970’li yıllarda Sünni topluluklar açısından yaşanan bir başka önemli dönüşüm de Cumhuriyet döneminde bölgenin idari yönetiminde etkin olan ailelerin göçleri ve böylelikle sahip oldukları konumlarını. Söz konusu eksilme. Bu yıllara değin. Çünkü Sünnilerin boşalttıkları araziler derhal iç-Tunceli’den gelen ailelerce doldurulmaya başlanmıştır. Çoğunlukla Elazığ gibi bol verimli arazilerin olduğu yerler tercih edilmişse de baraj inşaatından elde edilen toprak gelirleriyle büyük şehirlere göç edenler de vardır. günümüze değin zaman zaman artarak ve fakat hiç kesintiye uğramadan devam edecektir. hızlı bir biçimde ve geri dönüşü olmaksızın değişmeye başlayacaktır. Ancak sonuç.

Böylelikle çoğu dava. yerini resmi mahkemelere bırakacaktır. İlk ve en önemli etmen. Günümüze. Sünniler lehine sonuçlanacak ve dolayısıyla Alevi ve Sünni topluluklar. Kürt ve Alevi olarak tanımlanan toplulukların 1970’li yıllarda büyük çoğunlukla kendilerini yasal ve yasa-dışı siyasal hareketlerde ifadelendirmesi. geleneksel ilişkilerin yerine geçecektir. Özellikle Alevilere ait olan ve Sünni köylülerin en önemli başvuru merci durumundaki ‘Cem kurumu’. Bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni toplulukların. bu yıllara kadar. Topluluklar arası sorun ve ilişkilerde bu döneme kadar devrede olmayan resmi hukuk ve kurumlar. 1970’li yıllarda Alevi ve Sünni genç kuşakların geleneğin sosyalleşme süreçlerinin dışına çıkmaları ve dönemin farklı politik . Bu durumun. gittikçe artan bir hızda kendilerini güvende hissettikleri farklı odaklarda kuvvet biriktireceklerdir. ekonomik ve bürokratik kaynakların denetimini elde eden yeni ailelerin dâhil oldukları sağ siyasi partiler nezdinde hayat bulması. devletin resmi politikasının yereldeki Sünni topluluklar nezdinde hayat bulmasını da kolaylaştıracaktır. günümüze değin gelen topluluklar arası ayrışma ve kendisini ‘öteki’nin sınırlarında var eden farklı kimlik tutumlarının başlangıç noktasıdır.durum ekonomik ve bürokratik kaynakları ellerinde bulunduran yeni ailelerin etrafında yeni bir iç kümelenmeye yol açacaktır. evlilik ve çeşitli dini ritüeller etrafında şekillenen pratikleri derhal kesilecektir. yani ayrışmanın ortaya çıkışında karşılıklı ilişkide olan iki temel etmenden bahsetmek gerekir –ki bu sürecin sonucu. beraberinde. Sünni ve Alevi topluluklar arası saflaşmanın en belirgin alt yapısını işaret eder niteliktedir. kendilerini çevreleyen Alevi topluluklarla uzun yüzyılların birlikte yaşama tecrübeleri sonucunda ortaya çıkan kirvelik. Kaynağını çoğunlukla dini söylemlerden alan ‘antikomünist’ politikaların.

1970’li yıllardaki Türk milliyetçi söylemin içeriğinin. Bu yüzden 1970’li yıllarda Sünni toplulukların Türklük kimliği ekseninde kendilerine yeni bir tanım alanı açabilmeleri. Tunceli’de Türklük ve Kürtlük kimliklerinin Sünnilik ve Alevilikle. her iki kesimce de sorunsuz ve sorunsallaştırılmaksızın kabul edilen. devletle yani “Cumhuriyet Türkiye’si”yle olan sorunlu ilişkilerinden ötürü. dışlanmaktadırlar. Tarikat hayatını. hemen tümüyle geleneğin kimlik algısına ve dolayısıyla yaşam pratiklerine dönük tasfiyeci çizgisidir. Şüphesiz burada. temeldeki Alevilik ve Sünnilik kodlarını modernist projeler ekseninde tasfiye etmektedir. mevcut Sünnilik kodları üzerinden etkin bir Türk milliyetçiliği örmektedirler. sınıf mücadelesinin ötekileri olurken. geleneksel kimlik algıları içerisinde özdeş olması sadece bu yöreye özgü görünmektedir. ilgi çekici bir biçimde. Türk milliyetçi söylemi içerisinde. kısa sürede benzer kimlik tanımlarının dışında kalmış yahut . Babaların şahsında var olan geleneksel ‘devlet’ algısını dışlamaktadır.görüşlerini yerele taşımalarıdır. Seyitler. 1990’lı yıllardan itibaren de Kürt Ulusalcı eğilimin Aleviler içerisinde kendisine etkin bir biçimde yer açabilmesi. Devlet algısının ‘Sünni-Türk’ etnik tanım aralığıyla hızla bütünleşmeye başladığı bu dönemlerde. ayrıca da her daim yerelin özgünlüğünce yaşatılan tanımlar olmuşlardır. Bu yüzden Sünnilerin Türklüğü ve Alevilerin Kürtlüğü de her daim ‘Tuncelili’ olmanın getirdiği farklılıkları yaşatarak. yerelde genç kuşaklar nezdinde vücut bulan yeni kimlik tanımlarının taşıdıkları ideolojinin. Ancak. Babaları ve Seyitleri ortak bir kadere sürükleyen bu yaklaşım. genç kuşak Sünnilerin merkeziyetçi devlet söylemleri. ilgi çekici olan. Babalar. henüz seküler tonlar taşıdığını da hatırlamak gerekecektir. Türklüğü pasifleştiren bir durum olarak kodlamakta ve yine.

Sünnilerin devlet nezdinde ‘anti-komünist’ mücadelenin Tunceli’deki biricik dayanakları olarak görülmesi. bir yandan da gelecek kuşakların benlik algılarındaki bazı temel postulatları da yaratmış olmaktadırlar. kendileri lehine açık bir tavır takınan ve yine kendileriyle ortak kimlik kodlarını ve siyasal söylemi paylaşan yerel resmi kurumlarla yakınlaşacaklardır. . Böylelikle kamplaşma ve çatışmalar yaygınlaştıkça ve topluluklar arası sorunların çözümünde işlerlik kazanmış geleneksel kurum ve aktörler tasfiye edildikçe. İkinci olarak. açık bir çatışma ortamı kendisini sürekli olarak yinelemektedir. Topluluklar arası ilişkilerde öne çıkan kurum ve temsilciler böylelikle gündelik yaşamın içerisinden ayıklanmaktadır. Zira topluluklar arası ilişkileri düzenleyici kurallar ve aktörler eksildikçe. Böylelikle. Hızlı bir biçimde Alevi komşularıyla ilişkileri kesilen Sünni topluluklar. insan kaynaklarını yitirdikçe. genel anlamda geleneğin tasfiyesidir. Bir zaman sonra bu durum. bir zorunluluk halini de alacaktır. daha keskin pozisyonlara sürüklenmektedir. Öte yandan bu yeni tutumlar. ayrışma yaşamın tüm alanlarında kendisi gösterecektir. bu toplulukların ekonomik ve bürokratik kaynaklardan daha fazla yararlanabilmelerinin de önünü açan bir etken olmuştur.farklı içeriklerde ama aynı tanımlar altında yeni birtakım kimlik söylemleri geliştirebilmişlerdir. gerek Aleviler gerekse Sünniler dayanak olarak gördükleri merkezler etrafında daha sıkı kenetleneceklerdir. Babaların ve Seyitlerin tasfiyesi. siyasal duruşlarını temeldeki Alevi – Sünni kimlikleri üzerine örerken. yeni sürecin aktörleri arasındaki mücadele. Gelenek.

Sünniler açısından bölgenin terk edilmesi sonucuyla noktalanmıştır. 1990’ların yükselen değeri olan ‘kimlik siyasetinde’ tekrardan boy gösterecek ve tasfiye ettikleri geleneğin kimi değerlerini. 1990’lı yıllarla birlikte. böylelikle yeniden ilişkilenme olanakları da önemli ölçülerde zayıflamıştır.Sünnilere karşın Aleviler de sahip oldukları kimlik ekseninde. ait oldukları kimlikler ekseninde yeniden üreten aktörler olacaklardır. kimlik eksenli politik gündemler ortaya çıktıkça Aleviler nezdinde Kürtlük. günümüzde Pertek’in doğusundaki kırsal yerleşimlerde ikamet eden son derece az sayıdaki Sünni ailenin. Bu dönemde de oldukça ilgi çekici bir durum ortaya çıkmıştır. Özellikle alan çalışmasının gerçekleştirildiği Pertek ilçesinin doğu kısımlarında bu durum çarpıcı bir biçimde görülebilmektedir. Bu yüzden. devletle olan ilişkilerinde ‘yabancılıkları’nı üretirken. resmi politikalar da bu durumu kuvvetlendirici roller oynayacak ve bu durum günümüze değin devam edecektir. yaşam alanını çevreleyen hâkim çoğunlukla girilen mücadele. bu dönemlerde çatışma ve kamplaşmadan kaçındıklarını ısrarcı bir biçimde belirtmeleri anlamlıdır. 1970’li yılların karmaşası 1980’lerde göreceli olarak durulduğunda yerel Sünnilerin oldukça önemli bir kesimi de Tunceli’den ayrılmıştı. Sünniler nezdinde ise kimliğin dini içeriğine etkin bir vurgu yapan Türklük algılarının ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. Merkezi devletin güçlü desteğine karşın. küreselleşme süreçlerinin bir yansıması olarak. Özellikle 1990’ların sonlarından itibaren günümüze değin bu akımın çeşitli önder kurumlarında yahut dergi çevrelerinde görülen ‘Tunceli-merkezli’ Alevilik . Gelenek hızlı bir biçimde tasfiye edilmiş. 1970’li yıllarda gerek Sünniler içerisinde gerekse Alevilerde geleneği tasfiye eden kuşak. aynı zamanda.

sahip olduğu Alevilik kodları üzerinden. etkin faaliyetler Günümüzde. Tasfiye edilen tarikat kültürü. Sünniler açısından da durum benzerdir. çalışması dâhilinde kalan gözlemlenmemiş olsa da Tuncelili Sünnilerin yoğun olarak yaşadıkları Elazığ’da bu durumla karşılaşılabilmetedir. her iki yeni kimlik tanımı da ‘Tuncelili olma’nın getirdiği yerelliğin etkisinde şekillenmektedir. Tunceli’de bir dönem etkin olan Kürt ulusalcı eğilim. Lakin burada artık geleneğin devamcısı konumunda olan Babalar olmadığından. gerek bu hareket içerisinde gerekse kendi başına yani bir takım ayrışma pratikleri sergileyecektir. Öncesinde de belirttiğimiz üzere. Ancak yine de geleneğin günümüzdeki devamcısı konumundaki Seyitler ile aralarında belirgin bir Alevilik tartışması hüküm sürmektedir. ‘tarikat’ sadece ‘gelenek’teki varlığı içerisinden güncel tutumlara bir meşruiyet sağlamaktadır.çalışmaları yahut Kürt etnik kimliğinin yeniden tanımlanışı. 1980’li yıllardan itibaren görünürlük kazanan ‘siyasal İslam’ın etki alanında yeniden tanımlanmaktadır. Söz konusu yerellik öylesine belirleyicidir ki. Bu doğrultuda yerellik. ‘Zaza’ kavramının ortaya çıkışı ve güçlenmesi. hemen tümüyle tasfiye edilen geleneğin bazı temel kimlik tanımlarına yaslanmaktadır. Örneğin. bu akımın ortaya çıkışının hemen akabinde yine Tunceli merkezli olarak bölünmesi son derece önemlidir. . Her ne kadar gelenek yeniden üretilmekte ise de ortaya konan tanım. bu minvalde çarpıcı bir örnektir. öz kaynaklarını kendi geçmişinin temsilcilerinde bulmakta ve bu kurumlar yeniden işlevselleştirilmektedir. İslam’ın ideolojideki yeri noktasında alan yaşadığı ayrışma burada da etkinlikle bölgelerde görülebilmektedir. post-modernitenin yarattığı kimlik algısının ve aktörlerinin yaşam deneyimlerinin etkin izleriyle yüklüdür. Türk milliyetçi söylemin 1990’larda.

Yükselmekte olan siyasal İslam. Kurmanci konuşan Tuncelili Sünnilerle olan ilişkilerinde olumlu bir gelişim sağlamamaktadır. Bu.Tuncelili Alevilerin özgün tarihsel mirasları. bu toplulukların hâlihazırda Türk milliyetçi söylemiyle olan ilişkileri ve Türklük–Kürtlük kimlik algılarının Sünnilik–Alevilik tanımlarıyla olan özdeşliği. . devlet kurumlarının açık taraflılığı. Hâlihazırda kendi kimlik tanımlarını var ettikleri içerik. Tersine. yeni kümelenme alanlarını örtmektedir. Türklüğü kapsamakta ve fakat din eksenli bir yaşam kültürü kurgulamaktadır. Sünni toplulukların Türklük algılarının büsbütün yerleşmesine neden olacak ve çok açık bir biçimde devlet. Bu noktada Tuncelili Sünnilerin inanç kurguları. bu akımdan ayrışmalarında da belirleyicidir. her koşulda kendisine yeni bir tanım aralığı ve ayrışma yaratmaktadır. onları hedef durumuna getirecek ve bazı kanlı olaylar da yaşanacaktır. Alevi ve Sünni topluluklar arasında. bu kimlik grupları arasında yerleşen ayrışmayı güçlü bir biçimde yeniden besleyecektir. 1990’larda hızla yükselen ve etnik vurgusu ağır basan Türk milliyetçiliğinin ötekileştirdiği dil ve kültürü yaşatan özellikle Kürt Sünni toplulukların Türklük tanımları. bu topluluklarda ve artık birçoğunun yaşamakta olduğu Elazığ gibi farklı sosyal çevrelerde yaşayan akrabaları içerisinde. bu kapsamın dışında ve sadece din kimliği çerçevesindedir. bu topluluklar üzerinden 1970’lerde olduğu üzere kendi varlığını meşrulaştıracaktır. Bu anlamda Sünnilerin politik eğilimleri gibi kimlik tutumları da kolaylıkla evrilebilmektedir. Araştırma sürecinde ve sonucunda anlaşılan odur ki Kürt ulusalcı eğilimin esas olarak kendisini var ettiği Güneydoğudaki kitlelerin Kurmanci konuşmaları ve Sünnilikleri. Türk milliyetçi söylemine yine din kimlikleri üzerinden kanalize oldukları gibi.

Bu bakımdan Tuncelili olmak. 1938 öncesi yaşam. 1937–1938’den itibaren son derece hızlı kültürel değişim süreçleri yaşamaktadırlar. Kırmancki ve Kurmanci. yeni toplumsal hukukun ve yaşayışın dili olmaktan çıkacaktır. Sonrasında dâhil oldukları yeni dünya. Genç kuşaklar bu yeni toplumsal süreçte yetişip kimlik kazandıkça dillerini hızlı bir biçimde kaybetmelerine karşın Alevilik. günümüzde.Aleviler. her zaman ikili bir anlam bütünlüğü taşımış ve bunu her daim yeniden üretmiştir. yani Tuncelilik her daim gereken kimliklendirici rolü üstlenecek bir kimlik tanımı olacaktır. içerisine doğdukları dünyanın tan anlamıyla son bulmasıdır. . Bugün hala hayatta olan en yaşlı kuşakların hafızalarında ve onlardan bir sonraki kuşakta yani bu kırılmayı yaşamış ailelerin çocuklarında kültürel bir milat olarak yaşatılmaktadır. yeni bilişim teknolojileriyle karakterize olan popüler kültürün etki alanında kalan genç kuşakların benlik tanımlarında da varlığını koruyacaktır. sol değerleri sahiplenmenin temel gerekçesi olabildiği gibi. 1938 sonrasında eski güçlerini özellikle kırsal yerleşimlerde tekrardan kuran seyitler. bu toplulukların uzun yüzyıllar boyunca yaşattıkları benlik algılarının biricik temsilcisi konumuna yükselmişlerdir. bireyin dâhil olduğu farklı ortamlarda kendisine ve çevresine karşı ördüğü kimlik kavrayışının en belirgin yönü. seyitlerin temsil ettiği dinselliğin ve böylelikle yeni dünya içerisindeki ayrıştırıcı kimliğin bir tanımıdır. mitleştirilmiş bir öyküler bütünüdür. AlevilikTuncelililik örneğin. Öyle ki genç kuşaklarda görülen ve geleneksel kimlik tutumlarına dair hızlı bir çözülmenin yaşandığı günümüzde. 1970’lerde ve 1990’larda etkin bir biçimde bölgede varlık gösteren ve günümüzde de varlığını koruyan sola katılımın. ‘1938’. Tunceliliktir.

yerel hayatın ayrıntılarına girilebildiği ölçülerde olasıdır. geleneksel yaşam alanlarının çoğunu ve buna paralel olarak. Resmi politikanın düşmanlaştırdığı ideolojinin insan kaynaklarının önemli bir kesimini oluşturan Alevilere karşı hayata geçirilen önlemler. sosyal ilişkilere değin bu sınırlarla karşılaşmak. ‘Tunceli’de Sünni olmak’ gibi özel bir anlam kazanarak her daim desteklenen bir konum kazanmıştır. Ekonomik ve bürokratik olanaklarca desteklenen bu durum. yerelliğini önemli ölçülerde yitirmiştir. bu kimliğin gündelik yaşama ve topluluğun varlık stratejilerine yön vermeye başladığı siyasal içeriğe kavuşmasıyla birlikte görünürlük kazanmaktadır. Tuncelili Sünniler nezdinde. içerisine doğulan bir kimlik aralığına sahip olan ve böylelikle yerelin süregiden yaşam pratiğini anlatan Sünnilik. sosyal ve siyasal süreçlerde gösterdiği varlık stratejilerinin etnolojik bir değerlendirmesidir. 1970’li yıllar öncesinde yerelin sınırları dâhilinde. üzerinden bölgede tesis edilmek istenen merkezi otoritenin dayanağı haline gelmiştir. Sonuçta Tunceli’de Sünnilik. Böylelikle Sünnilik. kimi aman örtük kimi zaman açık bir biçimde ancak mutlak bir şekilde belirgindir. yoksul köylülerin yaşam ihtiyaçlarını karşıladığı ölçülerde gittikçe katılaşan sınırlar inşa etmiş. Her iki kimlik grubu açısından sınırlar.Sünni topluluklar içinse. günümüzde. kendilerini çevreleyen komşuları ‘ötekileştirmiş’ ve kimlik ancak bu ötekiyle olan mesafenin açıklığına doğru orantılı olarak kendisini tanımlayabilmiştir. Sünniler nezdinde hayat buldukça. Bu çalışma. Sünniliğin başat bir kimliklendirici rol üstlenmesi. kimlik eksenli kamplaşma ve çatışma süreçleri içerisinde. belirli bir kimlik algısı olarak etnikliğin sınırlarının tarih içerisinde ekonomik. bu sınırlar belirginleştikçe kendilerini çevreleyen kimlikle olan ilişkileri de kesintiye uğramıştır. bir kimlik olarak Sünnilik. Yaşam alanlarından. yakın geçmişten günümüze. .

üzerinde daha derinlikli ve çok yönlü çalışmalara ihtiyaç duymakta. Çalışmanın ortaya koyduğu genel tespitler. fakat aynı zamanda bu konular üzerine daha kapsamlı bilimsel çalışmalara da kapı aralamaktadır. ‘öteki’ içerisinde ‘ötekileşen’ bir kimliğin karşılaştırmalı analizini yapmaya çalıştık. Kimlikler 1) “Alevilik – Sünnilik” Kimlikleri ve Aşiret Aidiyetleri Aynı aşiret içerisinde Alevi – Sünniler var mı? Varsa bu aşiretler hangileri ve yerleştikleri bölgeler nereler? Aynı aşiret içersinde Sünnilerin ve Alevilerin olma durumlarının izahı nedir? . egemen sosyo-politik kimlik tanımı olarak Sünniliğin ve Türklüğün ötekileştirdiği Aleviliğin ve Kürtlüğün hâkim nüfus gücünü oluşturduğu Tunceli’de. EKLER Ek – 1 Görüşme Kılavuzu I.Günümüzde.

Kürtçe konuşan Sünni’ler hangi dili (Kurmanc – Kırmanc/Zazaca) konuşuyorlar? Hangi aşirete mensuplar? Nerelerde yaşıyorlar? Türk Alevi var mı? Varsa nerelerde yaşıyorlar ve aşiretleri hangileri? 3) Alevileşen Sünniler ve Sünnileşen Aleviler Alevileşme ve Sünnileşmelere neden olan etmenler nelerdir? Alevileşenler kimler? Neden ve nasıl Alevileştiler? Alevileşenler içersisindeler? Sünnileşenler kimler? Neden ve nasıl Sünnileştiler? Sünnileşenler genellikle nerelerde yaşıyorlar ve (varsa) hangi aşiret içerisindeler? Alevileşenler hakkında genel düşünceler neler? Sünnileşenler hakkında genel düşünceler neler? genellikle nerelerde yaşıyorlar ve hangi aşiret .- Tunceli’de sadece Sünni olan aşiretler var mı? Varsa yerleştikleri yerler nereler? Tunceli dışında aşiretin ikamet ettiği yerler var mı? Varsa. buralar ile ilişkilerin boyutları neler? 2) “Türklük – Kürtlük” ve “Alevi – Sünni” Kimlikleri Tüm Sünniler Türk müdür? Türk’lerin ait oldukları aşiretler var mı? Varsa bunlar neler? Kürtçe konuşan Sünni’ler var mı? Varsa.

Dünya Savaşı’ndan sonra kalan Ermeni’ler. genel olarak. 5) “Ermenilik” ve “Alevi – Sünni / Türk – Kürt” Kimlikleri Arasında İlişkiler I.4) Alevileşenlerin ve Sünnileşenlerin Geriye Dönük Düşünceleri ve Mevcut Anlam Haritaları. Alevi – Sünni yurttaşların en fazla iç içe geçtikleri yerler nereler? II. Sosyal Yaşam. İslam’ı resmi kimlik (Sünnilik) olarak mı algıladılar yoksa Alevilik olarak mı kabul ettiler? Alevileşen ya da Sünnileşen Ermeniler. merkezli olmak üzere tam olarak yerleştir. Bazı Toplumsal Kurumlar ve Dinsel İlişkiler 3) Kirvelik . genellikle nerelerde yaşıyorlar? Sünnileşen Ermeniler var mı? Varsa nasıl Sünnileştiler? Sünnileşen Ermeni’ler hangi isimleri aldılar? Ne işlerle uğraştılar? Alevileşen ya da Sünnileşen Ermeni’lerin Aşiret kimlikleri var mı? 6) Etno – Kültürel Kimlikler ve Harita Bilgileri Sünni Türk .Alevi Türk Kürt (Kurmanc – Kırmanc/Zaza) Kürt (Kurmanc – Kırmanc/Zaza) - Pertek. Alevileşenlerin geriye dönük düşünceleri. Sünnileştiler mi? İslamlaşan Ermeniler. Alevileştiler mi? Yoksa. Sünnileşenlerin geriye dönük düşünceleri.

uygulamanın olduğu yerler nereler? - Alevi – Sünni yurttaşlar arasında kirvelik bağı bağlanırken uygulanan ritüeller neler? - “Alevi Dede” ya da “Sünni İmam” bu ritüellerde hazır bulunur mu? Dua okunur mu? Okunursa kim. ilk olarak. taraflara yüklediği sorumluluklar neler? 4) Kutsal Mekânlar ve Uygulamalar Alevi – Sünni yurttaşların ortak kullandıkları kutsal mekânlar var mı? Varsa. türbe ya da ziyaret midir? Alevi – Sünni topluluklar arasında kirvelik uygulaması ne zamandan beri var? - Bu bağın. bunlar hangileri? Alevi – Sünni yurttaşların ortak kullandıkları kutsal mekânlar. hangi topluluğa ait olduğu düşünülüyor? Ya da bu mekânları esasen sahiplenenler kimler? Karşı tarafın da kutsal mekâna gösterdiği ilgiyi nasıl yorumluyorlar? Sadece ya da çoğunlukla Sünni yurttaşların rağbet ettikleri herhangi bir kutsal mekân var mı? .- Alevi – Sünni yurttaşların yaşadığı tüm yerlerde kirvelik uygulaması var mı? Eğer yoksa. hangi duayı okur? Kurban kesilir mi? Kurbanı kim keser? Kurban için gidilen herhangi bir kutsal mekan var mı? Gidilen kutsal mekanın belirli bir özelliği var mı? - Kutsal mekan.

Ölüm Doğum: Sünni yurttaşlarda. bu mekânlardaki ritüelleri neler? Kurban kesilirken ya da mezar başında hangi dualar okunur? - Sünni yurttaşların yaşadıkları köylerde doğa eksenli kült öğeleri ya da kültik mekânlar var mı? Varsa. buralarda uygulanan ritüeller var mı? Varsa. Alevi yurttaşların genelinin ilgi gösterdiği ziyaretler için düşünceleri neler? - Alevi ve Sünni yurttaşların bu mekânlardaki uygulamaları arasında. Alevi yurttaşlarınkiler ile karşılaştırılması.- Sünni yurttaşların genellikle tercih ettikleri kutsal mekânlar “türbe”ler mi? Eğer böyle ise. doğum esnasında veya hemen sonrasında uygulanan ritüeller neler? . bunlar neler? Bu uygulamaların. benzerlik ve farklılıklar neler? - Sünni yurttaşların. bunların genel Alevi çoğunluk içerisindekiler ile benzerlik ve farklılıkları neler? - 1970’lere dek (Alevi – Sünni kimlikleri siyasal kamplaşmalara temel olmadan önce) Sünni yurttaşlar Aleviler ile ilgili (gündelik yaşama dair sorunlarda). - Bu kült öğeleri ile ilgili söylenceler var mı? Varsa. Alevilerin kendi kurumlarına (Cem – Cemaat) başvuruyorlar mıydı? - Bu tür vakalara örnekler var mı? Pertek’ten ya da Elazığ’dan gelen ticaret sahipleri Alevi’lerin evlerinde kalıyorlar mıydı? Bu ve benzeri ilişkileri örnekleyecek olaylar var mı? 5) Doğum – Sünnet – Evlilik .

‘yerine geçme’ ve geçtiği yerin gereklerini yerine getirme gibi uygulamalar var mı? . bu geçiş ritlerinde. herhangi birisinin yokluğunda. uygulamaların yönlendiricisi olarak.- Doğum: Bu süreçte okunan dualar var mı? Kurban kesilir mi? Doğum: Hangi isimler verilir? İsim verme sırasında uygulanan ritüeller var mı? - Doğum: Tüm bu uygulamalar Alevi yurttaşlarınkiler ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan benzerlik ve farklılıklar var mı? Sünnet: Alevi – Sünni yurttaşlar arasında. uygulanan sünnet ritüellerinde belirgin farklılıklar var mı? Sünnet: Sünnet ritüellerinde kirvenin yeri nedir? Nelerle yükümlüdür? Evlilik: Alevi – Sünni yurttaşların “kız alma – kız verme” konusundaki genel tutumları neler? Evlilik: Sünni yurttaşlar arasında Alevi’lerden alınan kız için “Müslümanlaştırma” ritüelleri var mı? Evlilik: Alevi – Sünni evliliklerinde “İmam Nikâhı” ya da “Dede Nikâhı” yapılıyor mu? İkisi birlikte mi yapılıyor? Yoksa “erkek tarafı”nın dini aidiyetine göre mi bir tercih yapılıyor? Evlilik: “İmam Nikâhı” ile “Dede Nikâhı” arasındaki benzerlik ve farklılıklar neler? Ölüm: Ölüm ritüellerindeki benzerlik ve farklılıklar neler? Ölüm: Ölüye ilişkin ritüeller neler? Bu ritüellerin sembolik anlamları neler? “Alevi Dede” – “Sünni İmam”.

karşılaşılan durumlar var mı? Varsa. kan bağı üzerinden mi oluyor? Sünni Ocakzadelerin Alevi Ocaklar ile olan ilişkileri neler? Evlilik. kirvelik gibi ilişkiler var mı? . neler? Sünni yurttaşlar arasında bu uygulamalara (12 İmamlar ve Hızır Orucu) katılanlar var mı? Bayram süreçlerinde ortaklaşılan uygulamalar var mı? Birlikte gidilen ziyaretler var mı? Şeker Bayramı’nda neler yapılır? Alevi yurttaşların katılımcısı oldukları uygulamalar var mı? Kurban Bayramı’nda neler yapılır? ‘Arafene’ nedir? Bahar başlangıcında ne gibi törenler yapılır? 7) Sünni Ocaklar Ocakların isimleri var mı? Genellikle hangi alanlarda uzmanlaşmışlar? Ocak sisteminde ‘el verme’. Ramazan ayı’nın gerekleri konusunda herhangi bir sıkıntı çekiyorlar mı? 12 İmamlar geldiğinde. din işlerini bilen daha az mıdır? Bu durumda.- Alevi’lerde Sünnilere göre. Alevi çoğunluk “Sünni İmam”lara başvurmaktadır? - Başvurulan kişi. Sünni çoğunluk içerisinde yaşayan Alevilerin genel sıkıntılarına kıyasla. yakın köylü ise durum daha mı normal algılanmaktadır? 6) Oruç (Ramazan ve 12 İmamlar) ve Bayramlar (Şeker ve Kurban) Alevi çoğunluk içerisindeki Sünniler.

Peygamber soyu ile olan kan-bağına dayalı ilişkilerinin Sünni yurttaşlarda ki düşünsel ve davranışsal etkileri neler? Sünni ocakların bu konudaki düşünceleri neler? 8) Sünni “Baba”lar.- Sünni yurttaşların yakın çevrelerindeki Alevi Ocaklara olan ilgileri ne derecede? Ekseriyetle hangileri tercih ediliyor? - Alevi Ocakların. Kadiriler (Tarikatlar) ve ‘Cenknameler’ Cenknameler her evde bulunur muydu? Genellikle hangi dilde yazılı olurlardı? El yazmaları mı yoksa basılmış eserler mi rağbet görürdü? El yazmalarının kökenleri hakkında ne gibi bilgiler var? Örneğin. Tunceli’de mi yazılmış yoksa dışarıdan mı gelmiş? Yerel halktan kimler okurdu? Babalar geldiklerinde nasıl okunurdu? Kimler davet edilirdi? Okunuşu sırasında yapılan uygulamalar var mıydı? Kadın – erkek birlikte katılırlar mıydı? Cenkname okunduğunda cemaatin genel ruh hali ve davranışlarında ne gibi değişiklikler olurdu? Bu törenlere Alevi yurttaşlar da katılıyorlar mı? Ya da Cenknamelerin okunması için Sünni ileri gelenlerinden veya Baba’lardan istekleri oluyor muydu? Ziyaretgâhlarda Cenknameler cemaat halinde okunur muydu? .

birbirlerini imtihana tabi tuttukları ve karşılıklı keramet gösterdikleri örnek olaylar var mı? - Babalar genellikle hangi tarikattan olurlardı? Tarikat hakkında genel bilgiler neler? .- Ramazan ayında veya Kurban – Şeker bayramlarında Cenknameler okunur muydu? - Sünni yurttaşlar arasında yaygın olan tarikatlar hangileri? Bunların tarihsel geçmişlerine dair bilgiler var mı? - Dışarıdan gelen Babalar topluluk içerisinde kaldıkları süre boyunca ne gibi işler yaparlardı? Genellikle ne kadar kalırlardı? - Babalarla birlikte ‘Analar’ da gelir miydi? Onun da benzer kutsal özellikleri var mıydı? - Kişiye. hayvanlara ya da tarlalara muska yazarlar mıydı? Sağaltıcı nitelikte yazılar yazarlar mıydı? Bu gibi faaliyetleri varsa bunlardan Alevi yurttaşlar da faydalanmak isterler miydi? - ‘Hızır’ı gösterme’ nasıl oluyordu? Zikir törenleri ne zamanlar yapılırdı? Nerelerde yapılırdı? Ayrıntılı bir tasviri alınabilir mi? - Törenler esnasında. Alevilerde olduğu şekilde kutsal emanetler ya da objeler kullanılır mıydı? - Günümüzde de zikir törenleri yapılıyor mu? Babalar geliş – gidişlerini devam ettiriyorlar mı? - Baba’ların ve Dede’lerin bir araya gelerek sohbetler ettikleri.

Tarihsel Süreçler 1) 1938 ve 1970’e Kadar Olan Dönem 1938’de. hâkim kimliğin içerisinde ötekilerine karşı geliştirilen tutumlar ile mukayesesi… III. isyan sırasında ve sonrasında yaşananlarda Alevi – Sünni kimliklerinin belirleyici bir rolü oldu mu? Boşaltılan bölgelere Sünni kökenli yurttaşlar yerleştirilmek istendi mi? Başkaca. iskan politikası uygulandı mı? Aleviler ile birlikte Tunceli’den sürgün edilen Sünni köyler oldu mu? Olduysa nerelere gönderildiler? Bugün halihazırda devam eden ilişkiler var mı? Demokrat Parti döneminde Sünnilerin genel eğilimleri nasıl etkilendi? Etkilenmelerdeki asli etmenler nelerdi? 2) 1970’li Yıllar (Siyasallaşan ve Kamplaşan Kimlikler) Sünni yurttaşların taraf olma süreci nasıl işledi? Alevi yurttaşlar herhangi bir kimlik söylemi olmadan sola kayarken. Kuzey Tunceli’deki tek kimliğin (Alevilik). Sünni yurttaşları solun karşıtında konumlanmaya iten faktörler neler oldu? . değişen tarihsel süreçte nasıl biçim almışlardır. Bu tutumların. Sünniliğe karşı tutumları.9) Önyargılar Alevi – Sünni veya Sünni – Alevi yurttaşlar arasında karşılıklı olarak geleneksel tanımlamalar nelerdir? Bu tutum ve davranışlar.

kültürel farklılıklara dayalı bir kamplaşmanın önünü açacak “kontra” eylemleri (faili meçhul ölümler ya da çeşitli provokasyonlar) yaşandı mı? Alevi – Sünni köyler/yurttaşlar arasında kitlesel olaylar yaşandı mı? Yaşandı ise bu olayların boyutları neler oldu? Sünni yurttaşlar dışarıdan destek aldılar mı? Desteğin boyutları neler oldu? Dışarıdan gelen bu destek. 1990’lı Yıllar ve Bugün Sünni köylerin koruculaşması hangi yıllarda başladı? Nerelerde var? Koruculaşan Alevi köy var mı? Varsa.). su vb. mevcut devlet desteğini kullandılar mı? Kullandılarsa. nasıl bir biçim aldı? Sünni yurttaşlar hangi siyasi yapılar dolayımı ile örgütlendiler? Bu siyasi yapıların söylemleri nelerdi? Gündelik yaşamda iç içe geçmiş ilişkiler bu süreçte nasıl etkilendi? Kirvelik kurumu nasıl etkilendi? Evlilikler nasıl etkilendi? Sünni yurttaşlar.- Sünni yurttaşların sağda konumlanmalarını sağlayacak bilinçli müdahaleler oldu mu? Maraş ve Çorum gibi olayların etkileri neler oldu? Bölgede. Alevi yurttaşların geliştirdikleri savunma stratejileri neler oldu? 3) 1980 Sonrası Süreç. söylem boyutu ile. nerelerde var? Gündelik yaşam içerisinde iç içe geçen kurumlar ve ilişkiler bu süreçte nasıl etkilendiler? . Alevi yurttaşlar ile ilgili meselelerinde (toprak.

lojman. kamusal alanı zorlayan ve hızla siyasallaşan Alevilik ile özellikle Kürtlük kimlikleri karşısındaki tutum ve düşünceleri neler? IV.- 1970’lerde yaşanan taraflaşma. toplu iskan projeleri gündeme getirdi mi? Boşaltılan yerlere geri dönüşler yaşanıyor mu? V. bölge ile birlikte Sünni yurttaşların da yaşadıkları mağduriyetler neler oldu? Elazığ’a ve diğer yerlere yaşanan (Sünni yurttaşların) göçlerde devlet. Bu durumda. yurt içindeki göçlerinin hedefleri nereler oldu? Neden tercih edildi? 1990’lı yıllarda yaşanan “zorla göç” sürecinde. Pertek . arsa. ev. toplu göçlerde. Sünni yurttaşlar Alevi’ler ile olan meselelerinde devleti ve onun imkanlarını kullandılar mı? - Şimdiki durum nasıl? Alevi ve Sünni yurttaşların geriye dönük düşünceleri neler? - Sünni yurttaşların. iş gibi imkanları ne derece sağladı? Devlet. Sünni Göç 1) Göç Tunceli genelinde Sünni yurttaşların da içerisinde olduğu genel göç hareketliliği hangi yıllarda yaşandı? Özellikle Sünni yurttaşların göçüne neden olan yıllar hangileriydi ve bu yıllarda yaşananlar nelerdi? Sünni yurttaşların. daha da ağırlaşmış boyutları ile tekrardan yaşandı.

Belediye seçimlerinin ilk kez Alevi yurttaşların kazanmış olması.Pertek’te. Pertek’in Alevileşmesine ya da aşka bir tabirle Alevi yurttaşların sosyalekonomik yaşantıda artan ağırlıklarının payı olduğu düşünülebilir mi? Belediye seçimlerinde neler yaşandı? Rekabet oldu mu? Pertek esnafının Alevi – Sünni dağılımı nasıl? Resmi kurumlarda Alevi – Sünni dağılımı nasıl? Ek – 2 Harita . Pertek ve köylerinde ne derecede hissedildi? Sonuçları neler oldu? . Sünni nüfus esasen ne zaman azalmaya başladı? Keban Barajı’nın inşa edilişi.1) Alevileşen Pertek .Pertek ilçe merkezinde her zaman Sünni nüfus fazla mıydı? Böyle idiyse. Pertek – Elazığ ilişkisini değiştirdi mi? Pertek’in Sünni bir merkez olmaktan uzaklaşmasının bu olguyla bir ilişkisi var mı? Sünni Göç.

KAYNAKÇA .

Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Kelam Anabilim Dalı. Tunca. İstanbul: Türkiye Basımevi. Tayfun. Aksoy. Ahmet Hamdi. Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü. Tunceli – Dersim Coğrafyası. 1996. Tarihsel Değişim Sürecinde Tunceli – Tunç Çağından Cumhuriyete Dek. Gürdal. Yüzyıl). Ankara. 22 – 67. Aksoy. – XIV. Tunceli / Dersim İsyanı (1937 – 1938). Sayı No: 9. s. 2006. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Gürdal. 1985. 2001. Munzur. “Dersim İdeolojisi: Asi Bir Tarihin Dinsel Arka Planı”. Elazığ – Tunceli – Bingöl İllerinde Türk İskânı (XI. Gürdal. Aksoy. 1940. 1989. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler enstitüsü Tarih Anabilim Dalı – Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Arıcan. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Muhammet Beşir. Aşan. 38 – 67. Batı’da Bir Nakşî Cemaati – Şeyh Nazım Kıbrısi Örneği. Sayı: 6. İstanbul: Komal Basım Yayım. Bilal.Ağar. Çemişgezek ve Köylerindeki Alevi Vatandaşlarımızın Dini Yaşayışı. Akgül. Atay. 2007. “Mithra’dan Bava Duzgın’a: Dersim’de Antik Dönem İnançların Sürekliliği Üzerine”. Sekülarizasyon Süreci ve Mısır Örneği”. 2000. Akbaba. 3 – 47. . İstanbul: İletişim Yayınları. Dersim Alevi Kürt Mitolojisi – Raa Haq’da Dinsel Figürler. s. “Kemalizm. Ankara: Yorum Yayıncılık. 1990. Munzur. Suat. 2002. Ömer Kemal. s. Aksoy. Sayı: 2.

Tayfun. 135 – 161 Atay.Atay. “Kavramlar Kargaşası Bilimdalları Çatışması – Dünyada ve Türkiye’de ‘Sosyal İçerikli’ Antropolojiyi Adlandırma Sorunu”. Dağ Çiçeklerim. Binnaz.com. 2004. Ankara: Öğretmen Dünyası Yayınları. s. Toprak. Aydın. Tayfun. 2003. Halk Anlatımlarına Göre Dersim. Aytaç. Din Hayattan Çıkar – Antropolojik Denemeler. Bayrak. Ankara: Kalan Yayınları. Sayı No: 22. 2006. “Türkler Nasıl Müslümanlaştı?”. Mehmet. Wuppertal: ÖZ – GE Yayınları. Atay. 147 – 161. 1991. “Surviving Modernization: Islam as Communal Means of Adaptation”. www. 2004. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları.turandursun. Il Politico. İstanbul: İletişim Yayınları. Sayı: 8. Alevilik ve Kürtler. Avar. Erdoğan. Antropoloji Sözlüğü. Cilt: VI. İbrahim. Ulusallık ve “Türk Kimliği”. Aydın. Sıdıka. s. “Nusayri İnanç ve Toplum Önderlerinden Nasrettin Eskiocak ile Söyleşi”. Kimlik Sorunu. Ankara: Kalan Yayınları. Folklor/Edebiyat. Ankara: Öteki Yayınevi. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları. . Tayfun. Suavi. Ayhan. Suavi ve Emiroğlu Kudret. 2002. 2001. Kahraman. Ankara: Kalan Yayınları. 24 – 48. s. Bahadır. Göl ve İnsan – Beyşehir Gölü Çevresinde Doğa – Kültür İlişkisi Üzerine Antropolojik Bir İnceleme. Ümmetten Millete – Türk Ulusunun İnşası (1860 – 1945). Aydın. 1998. 2005. 2000. Aydın. 1997.

1992. Amor: 11. Munzur.125. “Dersim İnancı’nda Duzgın”. Sayı: 4. Munzur. s. İstanbul: Evrensel Basım Yayın. 113 . Hüseyin. Comerd. Munzur. Toprak ve İnanç Bağlamında Dersim Halk Kültürünün Etkileri”. Munzur. s. 21 . 32 – 39. Dersim’de Alevilik. 1998. s. Ware. Munzur. Comerd. Bulut. . Sayı: 13. “Dersim İnancı’nda Hayvanlar Tanrısı”. 1999. Çakmak. s. Daimi. Bulut.139. Her Yönüyle Tunceli. Martin Van. “Dersim İnancı’nda Hızır ”. “Dersim ve Efsaneler – I”. 1991. Cengiz. Dersim Raporları. Kürdistan Üzerine Yazılar. Faik. Ağa. 2002. İstanbul: İletişim Yayınları. Ware. Türklük Kürtlük Alevilik – Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri. Amor: 10. (Tarihsiz). s. Sayı: 12. 2003. İstanbul: Peri Yayınları. Hüseyin. Çem. Martin Van. Bruniessen. 84 – 104. Munzur. 1996. Ware. s. Kürt Dilinin Tarihçesi. İstanbul: İletişim Yayınları. 126 . Faik.24. “Dersim ve Efsaneler – II”. 2002. Şeyh ve Devlet. “Coğrafya.Bruniessen. Cengiz. İstanbul: Berfin Yayınları. 2000. Ankara: ÖZ – GE Yayınları. İzmir: Kuzcu Matbaası. 1997. Amor: 12. Bruniessen. Munzur. 2004. Çakmak. Martin Van. 60 – 65. Comerd. 1992. Yusuf.

Nuri. 1990. “Etnisite. “Türkler İsteseler de Müslüman Olamazlar – Kur’an’ın Tanrısı’nın Irkçılığı”. Nilgün. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları. 1990. Sayı 15. Ertuğrul. Sayı: 1. s. Ankara: Öz – Ge Yayınları. “Dersim Alevi Kürt ve Zaza Efsanelerine Analitik Bir Yaklaşım”. Ertuğrul. 2000’e Doğru. Danık. 1998. 127 – 142. 1943. 2005. Yüzyıllarda Safevi Propagandalarının Anadolu’nun Dini ve Sosyal Hayatındaki Etkileri. Koç ve At Şeklindeki Tunceli Mezartaşları. İstanbul. 22 – 24. Yıl: 4 – Sayı : 5. Sayı: 8. 1992. Eliade. s. . Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları. Danık. s. s. Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım. Öteki Tanrılar – Alevi Bektaşi Mitolojisi. 2006. Dersim (Tunceli) Bibliyografyası. Kimlik ve Yaşam Stratejileri: Nusayri Alevilerine Bir Bakış”. Üçüncü Üniversite Haftası (Elazığ). Besim. Doğruel. Dursun. Mircae. Çev.Darkot. “15 ve 16. “Tunceli Üzerine Coğrafi Görüşler”. 5 – 24. 1993. Ankara: Kebikeç Yayınları. Danık. Ertuğrul. Alevi – Kızılbaş Kimliğinin Oluşumu”. Sema Rifat. Dersimi. Folklor/Edebiyat. M. İstanbul: Simavi Yayınları. 20 – 49. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. 2006. Turan. 1996. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Mitlerin Özellikleri. Danık. Ertuğrul. Fulya. Dalkesen.

Ankara: Sol Yayınları. The Middle East Journal. Erdal. İstanbul: İÜCE Yayınları. 1999. Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. Fırat Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Dinler Tarihi Bilim Dalı: Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 2002. “Secularism and İslamism in Turkey: The Making of Elites and Counter-Elites”. Yerli ve Yabancı Kaynaklara Göre Dersim ve Çevresindeki Arkeolojik Araştırmalar – II. İstanbul: Avesta Basın Yayın. 2005. Ailenin. 1953. Dinsel. Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Kalan Yayınları. Serkan. Gezik. Etnik ve Politik Sorunlar Bağlamında . 2004. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Anabilim Dalı. İstanbul. Elazığ’daki Halk Hekimliğinde Ocak Anlayışı ve Buna Bağlı İnanışlar ve Uygulamalar. İstanbul. 2004. Vol. Ankara: Kalan Yayınları. Nilüfer. Çev. 2004. 51. 1990. . Yerli ve Yabancı Kaynaklara Göre Dersim ve Çevresindeki Arkeolojik Araştırmalar – I. 1997. Frederich.Engels. Erinç. Er. Etnisite ve Milliyetçilik – Antropolojik Bir Bakış. Tülin. Thomas Hylland. 1990. Ankara: Kalan Yayınları. Erdoğan. Dersim İsyanı (1937). No 1. Vilayetname – Menakıb-ı Hünkar Hacı Bektaş-i Veli. Abdulbaki. Nemci. Ekin Uşaklı.Alevi Kürtler. Günel. Erdoğan. Çev. Gölpınarlı. Görgü. Doğu Anadolu Coğrafyası. Ankara: Kalan Yayınları. 2005. Eriksen. Serkan. Yazılı ve Sözlü Anlatımlarda Seyyid Mahmud Hayrani. Zeki. Sırrı. Göle. Kenan Somer.

Gültekin. “Şah Delil Berhican – Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin Eksik Parçaları Üzerine Kısa Notlar”. 2004. 2003. İstanbul: Etik Yayınları. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı – Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Kardelen Yayımcılık. 75 – 88. 2005a. İdeoloji: Yayımcılık. Reşat. Sayı: 1. Ankara: Kalan Yayınları. Ahmet. Hezarfen. Sayı: 7. Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1923 – 1938). “Beyşehir Gölü Havzası’ndan Tunceli Dağlarına İnsan Toplumsallığının İzdüşümü Olarak Söylenceler Üzerine Bir Deneme”. Gültekin. Gültekin. 87 – 108. s. Ankara. Çemişgezek İlçe Merkezinde (Tunceli) Nüfus. Sayı: 2.Güner. Ahmet Kerim. Hallı. 1996. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Ahmet Kerim. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. 2006. “Fakirlikten Sultanlığa: Anadolu İslam Heterodoksisinin Gelişim Sürecinde Bir Geçiş Dönemi Söylencesi”. Marksizm Leninizm Maoizm. 2003. Bozkurt. 2000. s. TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne Bu Tarih Bizim. Ahmet Kerim. 1972. İnsan ve Kültür. Ahmet Kerim. Bülent. Osmanlı Belgelerinde Dersim Tarihi. s. Tunceli’de Kutsal Mekân Kültü. Güvenç. 67 – 79. Gültekin. İstanbul: Remzi Kitabevi. 2004. 2005b. Yerleşme ve Ekonomik Faaliyetler. İstanbul: Kardelen .

Bünyamin. Tunceli’de Türk Dönemi Mimari Eserleri. Keskin. Kaya. 1995. Sayı:5. 2004. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. “Sinemilliler: Bir Alevi Ocağı ve Aşireti”. Ankara: ODTÜ Keban Projesi Yayınları. Ankara: Sevinç Matbaası. 19 – 59. İstanbul: Aydınlar Matbaası. Karakaya – Stump. 1971. Esat. Sayı 6 (Bahar 2006). 209227. Şavaklı Türkmenlerde Göçer Hayvancılık. İ. Korkmaz. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Ankara: Kaynak Yayınları. Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 2000. 1987.Jandarma Genel Komutanlığı Raporu (JUK). Kara. . Türkiye Cumhuriyeti Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji ve Sanat Tarihi Anabilim Dalı. 2000. Muhtar. Kutlu. Ayşe. Keban Projesi 1969 Çalışmaları. İstanbul: Can Yayınları. Kaya. Ali. 2003. Ansiklopedik Alevilik – Bektaşilik Terimleri Sözlüğü. s. 2002. 1998. Kirvelik – Sanal Akrabalığın Dünü ve Bugünü Ankara: Ütopya Yayınevi. Ali. Kılıç. M. Kudat. “Tokat Yöresindeki Sünnî ve Alevî Topluluklarında Halk Dindarlığının Bir Boyutunu Oluşturan Ziyaret İnanç ve Uygulamalarındaki Benzer ve Farklılıklar”. Ankara: Kaynak Yayınları. Dersim. Ayfer. Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi. Kökten. Mustafa. 2006. Tunceli Kültürü.

(?): Özgürlük Yolu yayınları. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. Toplumsal Yapı ve İnanç Bağlamında Dersim Aleviliği. 1986. İstanbul: İletişim Yayınları. 2003. Ankara: Türk Tarih Kurumu. Sayı No: 23/24. 2001. Ahmet Yaşar. Ocak. İstanbul: Dergâh Yayınları. Ahmet Yaşar. Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menakıbnameler. İbrahim. Folklor Defterleri – II (1907 – 1945). Necatigil. 1997. 2002. Ankara: Kalan Yayınları. Harbiye’den Dersim’e – Tuğgeneral Ziya Yergök’ün Anıları. 1969. Ankara: Kalan Yayınları. Folklor Defterleri – I (1907 – 1945). s. Bazil. Siyasal İslam. www. Türkiye’de Alevilik. 2004. Ozan. 2007. 2005. İbrahim. Örmeci. Munzur. Türkiye’de Tarihin Saptırılması Sürecinde – Türk Sufiliğine Bakışlar. Murat. İstanbul: Babek Yayın. 2004.com Örnek. 2000. Kürtler. Ocak. 2006. Ocak. Ankara: Kalan Yayınları. Sedat Veyis. 54 – 69. Doğan. Muzaffer. Babailer İsyanı – Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu’da İslam – Türk Heteredoksisinin Teşekkülü. Ankara: İmge Kitabevi Yayımları. Önal. Olcaytu. Ahmet Yaşar. İstanbul: Remzi Kitabevi. Munzuroğlu. Olcaytu. “Anadolu Alevilerinin Yol Kılavuzu Sayılan Buyruk Üzerine”. Sami.turkpolitika. İstanbul: Gerçek Yayınevi. Behçet. Filozof. Okan. Etnoloji Sözlüğü. Nikitin.Munzuroğlu. . Oruçoğlu. 1971. Doğan. 2000. 100 Soruda Mitologya.

Ankara: Kalan Yayınları. Salman. Büyü. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü. 1956. Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. Tarih ve Kültürüyle Pilvenk Aşireti. Hıdır. 1996. İstanbul: Kora Yayın. 48 – 61. Meral. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Metin. Ankara: İmge Kitabevi. Özcan.Örnek. Sertel. Tarihimizde Tunceli ve Ermeni Mezalimi. Hıdır. Öztürk. 100 Soruda İlkellerde Din. s. Zazaki Kırmancki Dımılki. Alevi Olmak – Alevilerin Dilinden Ayrımcılık Hikâyeleri. 1994. Hüseyin. Sedat Veyis. Saraçoğlu. Mesut. 1995. 2005. İstanbul: Gerçek Yayınevi. “Toplumsal Olgu Olarak Nusayrilik”. Dersim (Zaza) Atasözleri. 2000. Özbek. Doğu Anadolu – Türkiye Coğrafyası Üzerine Etüdler. Ankara: Özdoğan Matbaa – Yayın. Can Alaatin. İstanbul: Maarif Basımevi. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. 2006. U. Yayımlanmamış Lisans Tezi. Dünden Bugüne İnsan. 2006. İstanbul: Yön Yayıncılık. Sanat. . Ergin. Yayımlanmamış Bitirme Tezi. Pamukçu. 1992. Müze Duvarlarına Sığmayan Dergâh: Alevi – Bektaşi Kimliğinin Kuruluş Sürecinde Hacı Bektaşi Veli Anma Törenleri. 1984. İstanbul: Kalan Yayınları. Efsane. Dersim Zaza Ayaklanmasının Tarihsel Kökenleri. Özgür. Ebubekir. 1972. 1992. Sayı: 8. Tunceli’de Alevilik Üzerine Sosyolojik Bir Deneme. Pulur. PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği). Öztürk.

Atatürk Elazığ’da. 1999. Şahbazyan. Kürt Tarihinde Hormek (Alhas) Aşireti. Mark. Mehmet. Ankara: Kalan Yayınları. Şahhüseyinoğlu. Tori (Temmuz 1994). Alâeddin. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kürt Beylikleri – Osmanlı Belgeleri ile Kürt Türkleri Tarihi. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı – Yayımlanmamış Doktora Tezi. 2002. Mehmet. Tankut. Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar. İlkel Topluluktan Uygar Topluma – Geçiş Aşamasında Ekonomik Toplumsal Düşünsel Yapıların Etkileşimi. 2006. 1997. Newroz. Hasan Reşit. H. 2005. Topal. The Caliph’s Last Haritage. 2004. Teker. Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler. Terör Nedeniyle Elazığ’a Göç Edenlerin Sorunları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma. Nedim. “Zazaların Kürtlüğü”. Şenel. Yelda. Sevgen. Agop. Ankara: Kalan Yayınları. . Ankara: Kalan Yayınları. Ankara: Kalan Yayınları. Elazığ: Elazığ Eğitim Sanat Kültür Hizmet Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları. 2000. Sykes. Vecihi. Sevgen. 1915. 2000. 1985. Ankara: Kalan Yayınları. Kürt – Ermeni Tarihi. Timuroğlu. Ankara: Birey ve Toplum Yayınları. Zazalar ve Kızılbaşlar – Coğrafya-Tarih-HukukFolklor-Teogoni. Alevilik Bektaşilik Şiilik Kızılbaşlık. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.Sevim. Nazmi. London. Nazmi. 1982. Ankara: Paragraf Yayınevi.

2005. Nihat. Anılarla Tunceli. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Cumhuriyet Matbaası. Uluğ. M. 1990. 2001. Naşit Hakkı. Ülkü. 1999. XVI. İbrahim. XIX. 1998. Emrah. Erdal. İstanbul: Karaca Ahmet Sultan Derneği Yayınları. Yılmazçelik. Naşit Hakkı. Yazar. 1973. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı. Yüzyılın İkinci Yarısında Dersim Sancağı – İdari. Ünal. Yaman. Uluğ. Ankara: 4Renk Yayın. 1983. Ankara: Kalan Yayınları. 2004. Harput Halk Kültüründe Ziyaret ve Ziyaret Yerleri Etrafında Oluşan İnanç ve Uygulamalar. Tunceli Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü. Derebeyi ve Dersim. Tunceli Medeniyete Açılıyor. 93 Moskof Harbi ve Başımıza Gelenler. Yıldırım. Anadolu Aleviliğinde Ocak Sistemi ve Dedelik Kurumu. Türk Dil Kurumu – Türkçe Sözlük (TDK).Tunceli İl Çevre Durum Raporu. Ali. 1939. Ankara: Türk Tarih Kurumu. İktisadi ve Sosyal Yapı. Fethi. Tunceli İl Yıllığı. Çemişgezek ve Pertek Yörelerinde Yaşayan Şavak Türkmenlerinde Dini ve Sosyal Hayat. Elazığ: Çağ Ofset Matbaacılık. . 2003. 2005. Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Din Sosyolojisi Bilim Dalı – Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul. Ali. Yavuz. 2001. M. Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Din Sosyolojisi Bilim Dalı.

Çev. Besim Can. s.htm .tr/1998/06/04/47520. Zubritski. http://webarsiv.asp http://f28. 2006. Dersim (Tunceli) Tarihi. Sevim Belli. Zırh. Kerov. M. Zırh.hurriyet. “Avro Aleviler: Ziyaretçi İşçilikten Ulusötesi Cemaate”. Y.parsimony. s. Sayı: 5. 31 – 59. Zülfü.. “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker ile Görüşme”. 1994. Sayı: 2. Ankara: Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları. Mitropolski. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları.Yolga. V. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. 51 – 72.net/forum68141/messages/2288. Ankara: Sol Yayınları.com. 1971. İlkel Toplum Köleci Toplum Feodal Toplum. Besim Can. 2005.

ÖZET Bu çalışma. Tunceli’de Alevi-Kürt bir çoğunluk nüfus içerisinde yaşayan azınlık Sünni topluluklar üzerine bir etnolojik incelemedir. Çalışma bir yandan Alevi çoğunlukla meskûn bir çevrede bu Sünni topluluklar tarafından hissedilen ‘ötekilik’ hali. Tüm bunlar karşılaştırmalı analiz çerçevesinde ve kimlik politikası ve kimliğin siyasallaşması gibi nosyonlara işlerlik kazandırılarak yapılmıştır. Tunceli’nin Pertek ilçesi ile Tunceli’den göç etmiş Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı Elazığ’ın Tunceli’ye komşu kesimlerinde yürütülmüş olan 9 aylık bir antropolojik alan araştırmasına dayanmaktadır. öte yandan ise onların dinsel-ulusal temelde Türkiye toplumunun bütünü ile kimliksel anlamda özdeşleşen doğası üzerine odaklaşmaktadır. Aynı zamanda söz konusu Sünni topluluklar tarafından bu fazlasıyla yabancı ortamda varolma yolunda geliştirilen stratejiler ile kendilerini çevreleyen toplulukla ilişkileri üzerinde de durulmaktadır. . Çalışma.

It also delves with the strategies developed by these Sunni groups for existence in this largely alien environment with respect to identity and also their relations with other communities around.ABSTRACT This study is an ethnological investigation of the Sunni minority communities living within the Kurdish-Alevi dominated Tunceli province in Southeastern Turkey. . has been living for decades. The study is particularly focused on the sense of otherness felt by the Sunni communities within the majority Alevi environment on the one hand. and the identical nature of their religious identity with wider Turkish society on religionational base on the other. The study based on a nine-month anthropological fieldwork conducted particularly in Pertek district of Tunceli and the adjacent areas of Elazığ province. a comparative analysis has been pursued and such notions as identity politics and the politicization of cultural identity have been applied. a migrant Sunni population which originated from Tunceli. In doing this.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful