T.C.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ESKİÇAĞ TARİHİ BÖLÜMÜ

ESKİ DOĞU VE BATI KAVİMLERİNDE FELSEFİ DÜŞÜNCE (SUMER, BABİL, ASUR, HURRİ, HİTİT, GREK)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan Mehmet BOZCA

Tez Danışmanı Prof. Dr. Salih ÇEÇEN

Ankara–2008

i

ÖNSÖZ Felsefi düşünce yazının insanlar tarafından kullanılışından itibaren insanoğlunun düşündüğü, geliştirdiği ana konulardan birisi olmuştur. Bu düşünce yazıyı ilk kullanan Sumerler sayesinde ilk defa kaleme alınarak dünya medeniyetine örnekler olarak sunulmuştur. Sumerlerden değişik kültür coğrafyalarına onların felsefi düşünceleri dalga dalga tesir etmiş ve ünlü batı felsefesi düşüncesinin de temelini oluşturmuştur. Bu konu başlığı ile DoğuBatı arasındaki felsefi gelişim sürecini ortaya koymayı amaçlamaktayız. Günümüzde batı felsefe anlayışının kaynağının klasik batı mitolojik ve dinsel kaynaklı belgelere dayandığı ve geliştirildiği düşüncesi empoze edilmektedir. Esasında felsefi düşünce anlayışının Sumerler aracılığı ile Anadolu’ya buradan da Avrupa’ya taşındığı ve geliştirildiği, yayınlanmış olan bu konular ile ilgili çivi yazısı ile yazılmış belgeler sayesinde netleşmiştir ancak yeni nesillere bunu adı geçen başlıktaki tezimiz ile mukayeseli olarak ele alıp aktarmaya çalıştık. Sumerlerin modern diller içinde en büyük yakınlığının Türkçe ile olması da göz önüne alınırsa, Doğudan Batıya doğru ışık saçıp gelişen felsefi gelişimin bir tarafından da biz Türklerin katkısının olduğu düşüncesi ortaya konmuş olacaktır. Bu düşüncelerden dolayı böyle bir konuyu tezin temel amaçları istikametinde hazırlamak istedik. Bu konuyu araştırırken öncelikle Sumer mitolojik ve dini anlayışıyla yazılmış belgelerden, daha sonra onlardan etkilenen Mezopotamya da ki Sami kabilelerin (Asur, Babil) ve oradan da Anadolu’ya (Hitit, Huri) yansımaları ile ilgili belgeleri izleyerek klasik batı felsefesinin temel kaynaklarını ele alarak benzerlikler ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştık. Yararlı olur düşüncesiyle çalışmamızın sonuna konuyla ilgili birkaç harita ve resim koymayı uygun gördük.

ii

Çalışmalarımda esirgemeyen danışman

ufuk

açıcı

yönlendirmeleriyle Prof. Dr. Salih

yardımlarını ÇEÇEN’E

hocam,

Sayın

teşekkürlerimi borç bilirim. Ayrıca, gerektiği yerde yardımları ile yol gösteren değerli hocam, Sayın Prof. Dr. İlhami DURMUŞ’A ve Yrd. Doç. Dr. Mücahit COŞKUN’A en içten teşekkürlerimi sunmayı bir görev kabul ederim.

Mehmet BOZCA Ankara - 2008

. Dumuzi ile İnana Mitosu …………………………………………………...……………………....…ii İÇİNDEKİLER ………………………………………………………….. Evrenin Düzenlenmesi ……………………………………………………25 3.14 1. Evrenin Yaratılış Mitosu (Gılgamış..66 1. Dumuzi ile Enkidu Mitosu ………………………………………………....55 B) ASUR VE BABİL’DE MİTOLOJİ……………………....iii İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ ………………………………………………………………….26 4. Sumer-Akad Gılgamış Mitosları …………………………………………34 C) SUMERLERDE DİN………………………….. Enkidu ve Ölüler Diyarı)………. İştar’ın Ölüler Diyarına İnişi ………………………………………………....…....……………………………………. …………………………....1 BÖLÜM I SUMERLERDE FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Sumerliler ………………………….8 B) SUMERLERDE MİTOLOJİ …………………………………………. Enki ile Ninhursag Mitosu ……………………………………………....37 D) SUMERLERDE ASTRONOMİ ………………………………………….45 E) SUMERLERDE TIP ………………………………………………….....67 .... Sumer Tufan Mitosu ………………………………………………………29 5.vii GİRİŞ ……………………………………………………………………………….…31 6...………...18 2.iv KISALTMALAR ……………………………………………………………….………………….33 7..…..…………….50 BÖLÜM II ASUR-BABİL’DE FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Asur-Babil ……………………………..…...

122 D) HİTİT VE HURRİLER’DE TIP ……………………….. Babil Gılgamış Mitosu ……………………………………………………...91 E) ASUR VE BABİL’DE TIP ……………………………….. Telepinus Mitosu ( Kaybolan Tanrı) ……………………………………...151 ...72 4..…………………………. Babil Yaratılış Mitosu ………………………………………………………. Tanrıların Rekabeti ……………………………………………………….127 BÖLÜM IV ANTİK YUNAN’DA FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Antik Yunan …………………………………………………….…140 1..120 C) HİTİT VE HURRİLER’DE DİN ……………....114 2.. İnsanın Yaratılışı ………………………………………………………. Babil Tufan Mitosu …………………………………………………………. Yunan Teogonisi (Evrenin Yaratılışı ve Tanrıların Doğuşu)………….…95 BÖLÜM III HİTİT ve HURRİLER’DE FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Hitit Ve Hurriler ……………………………………………………………101 B) HİTİT VE HURRİLER’DE MİTOLOJİ…….132 B) ANTİK YUNAN’DA MİTOLOJİ ……………………………………….………………………………111 1..84 C) ASUR VE BABİL’DE DİN ……………………….79 6. Atra-Hasis Mitosu …………………………………………………………..………………. İlluyankus Mitosu …………………………………………………………...86 D) ASUR VE BABİL’DE ASTRONOMİ ……………………………………. Ullikummis Mitosu …………………………………………………………118 4..115 3..77 5..147 2....………………….... Adapa Mitosu ……………………………………………………………….……………………………..iv 2.70 3...…….

247 .165 C) ANTİK YUNAN’DA DİN ………………………………………………... Kybele Mitosu ………………………………………………………….162 4..194 SONUÇ ………………………………………………………………………...206 KAYNAKÇA ………………………………………………………………….180 E) ANTİK YUNAN’DA TIP ………………………………………………. İlk Güzellik Yarışması………………………………………………….222 ÖZET ………………………………………………………………………….…………………………….163 5..v 3....... Lerne Ejderi’nin Öldürülmesi …………………………………………..245 ABSTRACT …………………………………………………………………..214 EKLER ………………………………………………………………………..175 D) ANTİK YUNAN’DA ASTRONOMİ ……..

D.g. H.t. Haz. a.m. Bkz.K.Ö T. Yay. çev. G. İ.Ü. c. DTCFD. Adı Geçen Eser Adı Geçen Makale Adı Geçen Tez Ankara Üniversitesi Gazi Üniversitesi Hacettepe Üniversitesi Bakınız Cilt Çeviren Derleyen Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi Hazırlayan Milattan Önce Türk Tarik Kurumu Yayınları İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi .e.g.vi KISALTMALAR a.g.G. A. Der. M. A. a.Ü.T.Ü.S.

insanın yeryüzündeki konumunun yetkinleştirilmesi hedefine doğru ilerleme haline gelmiştir. mutluluğunu. Nitekim uygarlık ve dolayısıyla kentsel yaşam. Tarih öncesi ile tarihi zaman arasındaki sınır çizgisi. hem açıklanmasıdır. Bilim. Geçmiş ve gelecek aynı zaman aralığının parçaları olduğu için bu günle ilgilenmek ile gelecekle ilgilenmenin birbirine bağlı bulunduğunu göstermek kolaydır. Tarihin işlevi. sanat ve toplumsal yapı. tarihin aynı zamanda hem temellendirilmesi. aynı zamanda bugünün ışığında geçmişi öğrenmek demektir. Yerleşik yaşam ise coğrafyanın ve iklimin uygun olmasıyla çok yakından ilgilidir. Tarih.GİRİŞ Geçmişin ışığında bugünü öğrenmek. Tarih. Geçmişin geleceğe ve geleceğin de geçmişe ışık tutması. s. teknoloji. yazı. 17. edebiyat. Tarih. devlet. “tarihi düşünüş her zaman bir amaca hizmet eder” demiştir. İstanbul 1994 . geleneğin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla başlar. gelecek kuşakların yararı için kaydedilmeye başlanır. 1 Edward GİBBON. Uygarlığın başlamasının önkoşulu “yerleşik yaşam”dır. felsefe. insanların yalnızca bugünde yaşamayı bırakıp. belki de erdemini çoğaltmış olduğu ve halen de çoğaltmakta olduğu yolundaki sevindirici sonuç”1 göz ardı edilmemelidir. Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi. “Dünyanın bütün çağlarının insan soyunun gerçek zenginliğini. Hollandalı tarihçi Huizinga. gelenek ise geçmişin alışkanlık ve derslerinin geleceğe taşınmasıdır. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Geçmişte olup bitenler. geçmiş ve yaşanılan zaman hakkında daha sağlam bir anlayışı. bilgisini. edinilmiş becerilerin kuşaktan kuşağa iletilmesi için bir ilerlemedir. sürekli olarak hem kendi geçmişleri hem de kendi gelecekleriyle ilgilenmeye başladıkları zaman geçilmiştir. bunların karşılıklı ilişkileri içinde ilerletmektedir. uygarlığın olduğu ortamda doğar ve gelişir.

Biz de bu tezimizde. zooloji ve botanik gibi bilim dalları ile tarım. anılan bilgiler ve teknikler geniş alanlara yayıldı. farklı kültürler arasında karşılıklı etkileşimler oluştu. Başka bir anlatımla. Topografya. kuzeyden güneye Güneydoğu Torosların eteğinden Basra Körfezine ve batıdan doğuya Suriye Çölünden Zagros Dağlarına dek uzanır. matematik. kimya. Bölgenin.Ö. insanlık tarihine katkıda bulunan bilimlerin verilerinden ve kuramlarından yararlanarak Eski Doğu ve Batı Kavimlerinde Felsefi Düşünce (Sumer. Ticaret yoluyla. Dicle ve Fırat ırmaklarının birbirlerine en fazla yaklaştığı Bağdat yöresine dek olan Kuzey bölümü “Kuzey Mezopotamya” ve bu kesimin güneyinde kalan bölüm “Güney Mezopotamya” terimiyle adlandırılır. Hurri. metalürji. Bu toplumların bölgesel koşullara uygun uğraşları ve ekonomileri olduğunu sanıyoruz. tıp. felsefe. Babil. Hitit. 300 metreyi aşan kesimlerine çok ender rastlanır. teknoloji. astroloji. M. genelde 180 metredir. Grek) den bahsedeceğiz. Büyük bir bilgi ve beceri birikimi gerçekleşti. balıkçılık ve çiftçilik gibi.2 yasalar.4000’li yıllarda Mezopotamya ve Doğu Akdeniz çevresinde yarıkıraç topraklarda çeşitli toplumlar yaşamaktaydı. avcılık. jeoloji. Asur. Mezopotamya İki ırmak arasındaki yada ortasındaki diyar anlamına gelen Mezopotamya. Kimi zaman da içlerinde bilimsel. Bu insanlar keşifleri ve icatlarıyla insanlığın kültürel birikimini geliştirdiler. verimli olduğu ve hilale . astronomi. Denizden yüksekliği. matematik. Doğu Akdeniz kıyılarından Dicle-Fırat Vadisine uzanan ve Basra Körfezine ulaşan. mühendislik ve mimarlık alanlarına ilişkin bilimsel ve pratik bilgiler edindiler ve bu bilgileri biriktirdiler. çeşitli nedenlerle yapılan yer değiştirmelerle ve göçlerle. tarihte ilk kez Dicle ve Fırat nehirlerinin vadilerinde ortaya çıkmıştır. felsefi gerçekler olan büyüsel inançları zamanla gelenek oldu.

İ.Ö. Mezopotamya Uygarlığı Olayları İ.3 benzediği için “Verimli Hilal” adı verilen alanın bir bölümünü kapsar. Bu koşullarda. İ. 5000 dolayları: — Sumerlerin (Zagroslardan yada Toroslardan ) Aşağı Mezopotamya’ya inişleri — Eridu köyünün kuruluşu — Ubaid Kültürü dönemi. insanlığın uygar topluma ilk olarak. Hititlerin varlığı ve Anadolu’da (Mezopotamya etkisiyle) parlak bir uygarlığın kurucusu oldukları. Mezopotamya’nın büyük bir bölümü bugünkü Irak’ın sınırları içinde kalmaktadır. İ. Artık bu konuda bilim çevrelerince görüş ayrılığı yok. İ. on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru anlaşılabildi. bin yılda “Sumer” denilen Aşağı Mezopotamya’da geçtiği ancak yirminci yüzyılın başında kesinleşmiştir.Ö.Ö.Ö. 4000 dolayları: — Sunakların tapınaklara dönüşmesi. 3500 dolayları: . 4.Ö 4500 dolayları: — Büyük sulama kanallarının yapımı. On sekizinci yüzyıla dek “ilk uygarlık” denince akla Eski Yunan geliyordu. — Bakır metalürjisinin gelişmesi. — Mülkiyet göstergesi mühürlerin görünüşü. — Haraç ekonomisi evresi. Ama uygar topluma geçişin nedenleri ve ayrıntıları daha yeni yeni netleştirilmeye çalışılıyor. On dokuzuncu yüzyılda insanlığın en eski uygarlığının Mısır olduğu sanılıyordu.

4 — Eridunun kente dönüşmesiyle uygarlığın doğuşu.Ö. — Ur kentinin lüks mallarla ve kurban edilmiş insanlarla dolu “ur kral mezarları”. — Akad Kralı Sargon ile egemenliğin Sumerlerden Samilere geçişi. —“Sumer egemeni” sanlı yöneticilerin çıkışıyla. . — Urukagina Yasa Derlemesi. İ. — Uruk kültürü dönemi.Ö. 2300 dolayları: — Sami (dilli) göçebe halkların Aşağı Mezopotamya’ya sızmaları. — Jemdet Nasr Kültürü dönemi.Ö. İ. 2500 dolayları: — Sumer’de Elam egemenliği. — Sumer kent-devletlerinin gelişmesi. — Sumer yaratılış mitosunun türetilişi. — Sumer ile İndus arasında ilişkiler kurulması.Ö. 2600 dolayları: — Tunç metalürjisi. — Sabanın icadı. — Tekerleğin icadı (çömlekçi çarkının kullanılışı). — Yönetimin (ensi sanlı) rahiplerden (lugal sanlı) savaşçılara geçişi. — Tunç metalürjisinin gelişmesi. — Sumer’de I. Ur Hanedanı egemenliği dönemi İ. 3000 dolayları: — Tapınak ekonomileri ve büyük aile işletmeleri evresi. İ. İ. 3300 dolayları: — Uruk’un Eanna Tapınağında ilkyazı örnekleri.Ö. Sumer’de “kent devleti” evresinden “yerel devlet” evresine geçilişi.

2000 dolayları: — Uygarlığın Mezopotamya çevresi ülkelere yayılışı. 1700 dolayları: — İki tekerli tunç savaş arabalı akıncıların çevrede görünmesi. İ.5 İ. İ. — Avrasya göçebeleri Kassitler’in Mezopotamya’ya akınları. — Anadolu’da Asur ticaret kolonilerinin kuruluşu. — Yazının Asurlar vasıtasıyla Anadolu’ya gelmesi. İ. 1800 dolayları: — Sami (dilli) göçebe Amurrular’ın Mezopotamya’ya akınları. 1900 dolayları: — Dört tekerlekli savaş arabalarının görünmesi.Ö.Ö.Ö. . İ.Ö. — Hamurabi Yasalarının derlenişi.Ö. — Ur Nammu Yasa Derlemesi. — Hammurabi’nin Babil’de Amurru Hanedanını kuruşu. — İmparatorluğun Asur’a geçişi. — Sumercenin günlük dil olmaktan çıkıp Mezopotamya’nın din dili olarak kalması. — Babillilerin Mezopotamya imparatorluğunu kuruşları: Eski Babil dönemi. 1600 dolayları: — Hint-Avrupa dilli Kassitler’in egemenliği altında Mezopotamya’da (görece) “Karanlık Çağ” dönemi. 2200 dolayları: — Sumercenin yerini (Sami lehçesi) Akadçanın alışı. — Babil yaratılış mitosunun derlenişi İ. — Mezopotamya uygarlığını benimseyen Hititlerin yükselişi.Ö.

Ö. Sargon’un Mezopotamya imparatorluğunu Ortadoğu imparatorluğuna doğru genişletmesi.Ö. — Bir Sami dili lehçesi olan Arami dilinin Ortadoğu’da tacirlerin ve kamu görevlilerinin (diplomasi) dili durumuna gelmesi. İ. 900 dolayları: — Ortadoğu’da ve Mezopotamya’da atlı (süvari) savaş tekniklerinin yaygınlaşması. — Asurluların İsrail krallığını yıkıp seçkinlerini Babil’e (sürgün) getirişleri (Musacıların birinci Babil sürgünü). İ. sürülüp. İ.763 (15 Haziran): — Güneş tutulması.Ö. İ. 689 dolayları: — Babil’in Asurlularca ele geçirilip yıkılışı. İ. İ. 680–650 dolayları: . 1000 dolayları: — Asur imparatorluğunun yeniden kuruluşu.Ö. sular altında bırakılıp.6 — Mezopotamya çiviyazısından etkilenen Filistinli tacirlerin abece’yi (alfabetik yazıyı) geliştirmeleri. bataklığa döndürülüşü.Ö. — Asur önderliğinde Mezopotamya’daki Kassit egemenliğine son verilmesi. 1400 dolayları: — Hititlerce geliştirilen demir silahlı savaş tekniklerini benimseyen Asurluların yeniden yükselişi. İ. bunun ileride tarihçiler için. 700 dolayları: — Asur Kralı II. Mezopotamya tarihlerinin ortak bir kronolojisinin oluşturulmasında dayanak noktası olarak kullanılması.Ö.Ö.

Yahudi seçkinlerinin Eski Ahit’i derlerken etkilendikleri Babil yaradılış destanını kutsal kitaplarının başına almaları. İ. İ. İ. 330 dolayları: — Makedonya Kralı İskender’in Persleri yenilgiye uğratıp Ortadoğu İmparatorluğunu ele geçirirken kendine teslim olan Babil kentinin Marduk Tapınağı Başrahibi Berosos’a içinde Babil Yaradılış Destanı (Enuma Eliş) bulunan Babylonica olarak bilinen Mezopotamya ve Babil tarihini yazdırması.Ö. İ. Mezopotamya’da bilinen. bulunan tüm tabletlerin birer kopyasını çıkarttırıp sarayının kitaplığında toplayışı. — Asurbanipal’in kitaplığının.Ö. — Asurbanipal’in.Ö. yıkıntılar altında kalmasıyla. — Yeni Babil İmparatoru Nebukadnezar’ın öteki Musevi krallığı Yahuda’yı yıkarak seçkinlerini (ikinci Babil sürgünü ile) Babil’e getirişinin. Mezopotamya uygarlığını aydınlatacak bilgilerin çağımız tarihçilerine kalabilmesi.612: — Asur imparatorluğunun Medler Babilliler ve İskitler tarafından yıkılışı. 600 dolayları: — Mezopotamya’nın doğu komşusu İran’da Zaratustra’nın (Zerdüşt’ün) “çift tanrıcılık” denebilecek Zoroasterciliği Mezopotamya uygarlığının kültürel kalıtı üzerine kuruşu. . imparatorluk başkentini Asur’dan (sıfırdan) yaptırdığı Nineve’ye taşıyışı.Ö. 560 dolayları: — İran’da Kyros’un Pers Hanedanını kurup Ortadoğu imparatorluğunu ele geçirerek Mezopotamya halklarının siyasi varlığına son verişi.7 — Sennacherip’in. — Yeni Babil İmparatorluğunun kurulması.

Çünkü tarihçi için önemli olan bir toplumun yaşam örgüsü. bunun nedeni bizim her şeyi bilmek isteme tutkumuzdur ve ayrıca bunun ne gibi bir öneminin olabileceği de belli değildir. Sumer belgeleri ve Sumerlerden bahseden Eski Çağ dünyasının diğer dillerinde . geldikleri coğrafya olan bugünkü Irak (Mezopotamya)’ta yazıyı ilk defa kullanarak yeni bir çığır açmışlardır. Öncelikle Sumerler kimdir sorusuna cevap vermeye çalışalım. toplumsal ve ekonomik örgütlenmesi yada insanlığın kültürel mirasına yapmış olduğu katkılardır. Sumer adının. bu coğrafyaya olan komşu halklara iletmişler ve onların kendi dillerinde ve çivi yazısı ile eserler meydana getirmelerine de etken olmuşlardır. Eski Çağdan günümüze toplumlara isim verilmesi konusu genelde komşuları tarafından ve bir tek isimle ifade edilmesi şeklindedir. Mezopotamya’ya gelen bu toplumun orada yaşayan komşuları Akadlar tarafından bu isimle ifade edilmesi neticesinde bilim dünyasınca kullanıldığı açıktır. Bu önemli buluş ile geldikleri bölge ve yaşadıkları coğrafyada elde ettikleri kültür birikimini. M. Ancak. 4500’lerden itibaren Asya içlerinden geldiğini düşündüğümüz Sumerler. Sumerler için durum farklıdır. siyasi.8 BÖLÜM I SUMERLERDE FELSEFİ DÜŞÜNCE A.Ö. Sumer’in ne anlama geldiği konusu henüz açıklığa kavuşmamış bir sorun olarak karşımızdadır. Sumerler Sumerlerin kökeni “büyük tarih sorunlarından” biridir.

GIR” adının da kullanıldığını söylemeleri gerçeğidir. GI” ya da “KI. Sumerler Asya içlerinden Mezopotamya’ya gelmişlerdir. Bu mevsim anlayışı. Çünkü Eski Çin kaynakları Kırgızları “KIEN-GUN” yazılışı ile isimlendirmektedirler. Sumerlerin giyim kuşam tasvirlerinde.GI” ya da “KI. Üçüncü destek olgumuz ise Sumerlerin ilk kaleme aldıkları yazılı belgelerde Gök Tanrı olarak ifade ettikleri tanrı An’a çok büyük bir önem verdikleri bilinmektedir. Sumer mezar buluntularıyla benzerlik gösterir. Fakat ilginç olan Sumerlerin belgelerinde kavimleri için “KI.EN. Bu ülkenin kurganlarından çıkarılmış olan arkeolojik buluntular. 101–102. Yaz adını “emeş” karşılığı ile kış ise “enten” yazılışı ile ifade etmektedirler. 2008 . 2 Sumerler Mezopotamya gibi çok mevsimli bir coğrafyada yaşamalarına rağmen kaleme aldıkları ve mitolojik olarak anlattıkları belgelerde mevsim anlayışlarını “yaz” ve “kış” olarak ifade etmektedirler. Yani. Asya bozkırlarında yaşayan kültürler için geçerli olacak bir kullanım şeklidir. EN. Bu görüşümüzü destekleyecek başka bulgularımızda vardır. Güney Türkmenistan ve Hindistan (Harappa Bölgesi) belgelerinin paralelik göstermesi yine bizim tezimizi destekler niteliktedir. Bu isimlendirmelerin birbirine yakınlığı.GIR” isimleri. Bu kayıtlar bizim için çok önemlidir. bu bölgede henüz bu insanlar yaşarken bize göre o bölgenin güçlü kültürlerinden Çinlilerce verilmiş olma ihtimali dikkate alınmalıdır.9 yazılmış vesikalarda bu kavim adı hep Sumerler olarak görülmektedir. Ankara. ayaklara kadar uzayan ve elleri tamamen kapatan uzun ve kalın bir giyim motifi ile betimlemeleri onların soğuk bir bölgeden Mezopotamya’ya geldiklerinin bir başka delilidir. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları. EN. Bu anlamda önemli şehirlerinden 2 Bkz. Salih ÇEÇEN. Yine destekleyici bir diğer bulgu. Yukarıda bahsettiğimiz Sumerlere verilen “KI. s. Bunun yanında Masson tarafından hazırlanmış olan arkaik Sumer dönemi çivi yazılı semboller ile İran (Ön Elam Dönemi). “Sumerler”. Rus Arkeolog Nikolsky Sumerlerin ana vatanı olarak Türkmenistan’ı işaret eder. Ara mevsimler yoktur. Hakikaten o bölgede ya yaz vardır ya da kış vardır. Eski Ön Asya Uygarlıklarından Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı. Sumerlerin bugünkü Irak bölgesine Asya içlerinden gelmiş olma düşüncesini kuvvetlendirmektedir.EN.

2000’lere tarihlenen bir eski tapınağın varlığı ve bu yapının Sumer mabet mimarisi ile paralelliği gerçeğidir. 103–104 . Sumer dilinin yapısı ve bünyesinde bulundurduğu yüzlerce Türkçe kelime ile desteklendiğinde. o dönemin dillerine sayısız kelime vermiş ve bu kelime dağarcığı günümüz modern dillerinede geçerek etkisini devam ettirmiştir. Bu kelimeyi yalnızca Sumerler ve Türkler kullanmaktadır. son ekler biçiminde eklenir ve kök sözcüklerde de herhangi bir değişiklik yapılmaz.10 olan Ur’da. Bu dildeki Türkçe kelimelerin karşılaştırmalı çalışmasını derli toplu olarak Osman Nedim Tuna yapmış. 102–103 Bkz. Bu dil. Burada Sumer-Türk irtibatını ortaya koyan birkaç kültür kelimesi üzerinde durmakta yarar vardır. M. bunların Türk kültürü ile yakın bağlarının olduğu açıkça ortaya konulmuş olmaktadır. Sumerce.ÇEÇEN. 4 Nitekim Sumer dili Hint-Avrupa dillerinden farklı olarak çekimli değil. Bir diğer karşılaştıracağımız husus. Bizim “börü” olarak ifade ettiğimiz kurt kelimesini yine Sumerler “buru” şeklinde kullanmaktadırlar. agm. 3 Yukarıda saydığımız deliller. Bunlardan en önemlisi bizim “Tanrı” olarak ifade ettiğimiz kelimenin karşılığı olarak Sumercede “Dıngır” kelimesidir. Türkçe-Moğolca gibi bitişken dediğimiz eklemeli dillerden olup Eski Çağ yazılı belgeleri içinde en eskiyi temsil etmektedir. Üstelik Sumerlerin siyasal ve 3 4 Bkz. bir kitapçık halindede yayınlamıştır. agm s. Sumer dili ile Türkçe arasındaki bu benzerlik Sumerler ile eski Türklerin akraba olabileceğini düşünenlerin ellerini güçlendirebilecek türden bir argüman. tıpkı Türkçe gibi eklemeli bir dildir.Ö. s. Bu kelime bizim ve Sumerlerin ortak kültür kelimesidir.Ö. eklerde Sami dillerinden farkı olarak ön ekler biçiminde değil. 3000’lere tarihlenen ve tanrı An’a adanmış olan tapınağın mimari özellikleri bizde Asya bozkırlarındaki Türk ve Budist inancına sahip kültürler tarafından yapılmış ibadet ya da kutsal mekânların çağrışımını yapmaktadır. ÇEÇEN. hem Mezopotamya’da kurulmuş olan Sumer şehri Mari ile Türkmenistandaki Aynı ismi taşıyan Mari şehirlerinin isim paralelliği ve Türkmenistanda M.

ne de Ninova’dan gelen iki dilli tabletlerin ikinci dili (birinci dil Asurcaydı) için aynı durum söz konusuydu. Ardından. 33. Eski Yakındoğu –Sümer’den Kutsal Kitaba. yüzyıllarca süren büyük çabalar harcama pahasına çiviyazısı işaretlerle yazılmış metinleri çözmeyi başardılar. Ankara 2003 . nede Elamcaydı ve 5 Jean BOTTERO. 5 1850’ye doğru bu Asur şehirlerinden ve Babil ve civarlarındaki henüz keşfedilmemiş kalıntılardan gelen yazıtların büyük bir çoğunluğunun Asurca ya da Babilce olduğunu söyleyebilecek kadar bilgiye sahiplerdi.11 toplumsal yaşamları da eski Türklerinkiyle çok ciddi bir takım koşutluklar taşıyordu. ancak anlamak mümkün değildi. Bu ikinci dil Asurca ve Babilce metinlerde kullanılan işaretlerin aynısını kullandığından ve Asur okullarındaki öğretmenlerin öğrencileri için hazırladıkları “ilk okuma kitapları” bu göstergelerin telaffuzlarını gösterdiğinden. Ancak ne Orta Mezopotamya’dan toplanan kalıplardaki yazılar için. Kuzey Mezopotamya’da gerçekleştirilen ilk kazılarda binlerce kil tablet çıkarıldı: Fransız Paul-Emile Botta’nın Korsab’da yaptığı (1843–1854). Bu diyalektlerin hepsi birbirine çok yakındı ve her ikisi de İbranice. bu metinler sessel olarak “okunabiliyor” hatta yapısı tahmin edilebiliyordu. Arapça ve Aramcayla akrabaydı. yani bunlar Sami dildeydi. Aslında onların durumu herhangi birimizin örneğin Latince karakterlerle yazılmış Vietnamca bir metin karşısında düştüğü durum gibidir. İngiliz Layard’ın Nimrud ve Ninova’da yaptığı (1845–1855) kazılardı bunlar. Bununla birlikte kesin olan bir şey vardı: Mezopotamya’daki bu öteki dil ne Samice. Pers kralı Dareios’un yerden yüz metre yükseklikteki Behistun (İran) kayasına kazıttığı. Bilim adamları. s. ne Persçe. Ustalıklarını öncelikle XVII. Nihayet. Dost Kitapevi. Elamca ve Babilce) büyük yazıt üzerinde hevesle çalıştılar. Yüzyıldan beri Doğuda gezenlerin toprak üstünde buldukları ve Avrupa’ya getirdikleri üstü yazılı taşlar ve tuğlalar üzerinde gösterdiler. üç dilde yazılmış olan (eski Persçe.

6 1852’de Asur biliminin en önemli öncülerinden İngiliz Sir Henry Creswicke Rawlinson. Oppert Mezopotamya krallarının seve seve kendilerine mal ettikleri “Sumer ve Akad Kralı” unvanını temel alıyordu. 34 BOTTERO. Bu bakımdan bizi yakından ilgilendirmeleri tabii olan Sumerliler Mezopotamya uygarlığının kurucusu olmakla da kalmazlar. s. Astronomi ve Tıp. 7 1869’da büyük Fransız Asur bilimci Jules Oppert bu dile “Sumerce” demeyi önermiştir. Öyleyse Sumer adı Güney Mezopotamya’yı göstermekteydi. burada yazıtların birçoğu Babilce yada komşu bir Sami dilindeydi. s. bu gizemli dilin görünürdeki dilbilgisel yapısını temel alarak. s. Ankara 1991 . age. Mısırlılarda Mezopotamyalılarda Matematik. Gerekçesi de şuydu. yani onun gibi sondan eklemeli diller tipindedir. s.T. 4. Vietnamca Fransızca’dan ne denli farklıysa. Ayrıca Sumercede Türkçe ile müşterek yada Türkçe’ye benzeyen bazı kelimelerle de karşılaşılmaktadır. ana bu dil daha eskil olması gereken Akadçaydı. 33–34 BOTTERO. 34 Aydın SAYILI. bu dil de Asurcadan yada Babilceden o denli farklıydı. tüm Orta Asya halkını kapsayan İskitler yada “Turanlara”ait olduğunu öne sürmüştür. Bu kavim medeniyet tarihinin temelinde büyük ve çığır açıcı bir rol oynamışlardır. dilin.12 aynı karşılaştırmayı yaparsak. 9 6 7 8 9 BOTTERO. T. 8 Sumerlerin dili Türkçe ile temel yapısı bakımından benzerlik gösterir. Aradaki zamanda bulunan kimi metinlerde Akad adı Babil bölgesini ifade ediyor olmalıydı.K Yayınları. age. burada ise dağınık halde birçok tablet bulunmuştu ve Oppert’e göre bunlardaki yazılar Türkçe. age. Macarca ve Finceyle akrabalığı bulunan diğer bir dildeydi.

Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. “Yaratılış” ve “Tufan”a ilk kez Sumerlerde rastlanır. fakat daha sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sumerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Urukagina da ilk yazılı kanunlarla tanınmıştır. Enlil’in Nippur’da Ekur adında bir tapınağı vardır. Uruk ve Ur’dur. Büyü ve Mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sumerlerdir. Fal. Mezopotamya bölgesi civar kavimlerin istilasına maruz bir bölge olduğundan buraya sızan Sami kavimlerin nüfusu gitgide artmaktaydı. Gerek Yazı. M. Zabalam. Bu nedenle Nippur Sumerlerin dini başkenti sayılırdı ve burada tapınak yaptırmak veya bu tip tapınakların inşaatında çalışmak. Tıp. Yukarı Dicle ve Akdeniz istikametlerinde genişletti. Sumerlerde tarihin ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Lagaş. Dil. Nippur. 2400 yılına doğru bu Sami unsurlar siyasi hâkimiyeti ele geçirdiler ve Akad Sülalesini kurdular ( Milattan önce takriben 2400–2000). Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe. Umma.13 Mezopotamya’da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sumerlerdir. Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. Matematik gerekse Din. Erken dönemlerde Sumerlerin ana tanrısı An’dır. hizmetli olmak önemli sayılırdı. Astronomi. Her kentte en az bir tapınak bulunurdu.Ö. Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı’nın krallarındandır. Uruk ve Ur zikredilebilir. Bu devlet dış istilalar sonunda yıkıldı. Eridu. Fakat bir müddet sonra Sumerler yeniden siyasi hâkimiyeti ele geçirdiler. Kiş. yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Sumerlerin . Örneğin kral listesine göre Tufan’dan önce Sumerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Kral listesine göre Tufandan sonraki ilk Sumer hanedanları Kiş. Sargon tarafından kurulan bu imparatorluk sınırlarını Elam. Bunlara örnek vermek gerekirse. Sumer döneminde 21’i büyük olan 35 şehir ve kasaba vardır.

3500’den 2000’lere. 63. Kabalcı Yaynları. tarihsel devirlerde Sami. üçüncü bin yılın sonunda Sumer. B.Ö. bu ülkeyi bütün Yakın Doğunun uygarlık beşiği olarak adlandırmak yerinde olacaktır. son olarak. 10 M. İstanbul 2001 . daha uzun zaman bu bölgede sürüp gitmiştir. Buna karşın Sumerce 10 Samuel NOAH KRAMER. 2000’ler arasında uzun dönemde bütün Yakın Doğunun başat kültürel grubunu temsil edenlerin Sumerler olduğu bilinen bir gerçektir.Ö: 3500 ile M.Ö. bu günkü Bağdat’a kadar uzanan göreceli olarak küçük bir ülkede yerleşik olan Sumerlerin. Bununla beraber medeniyet faaliyetlerinin etkileri uzun ömürlü olmuş. bilim. Sumerlerin politik varlıkları zaten sona ermiş ve Sumerce ölü dil haline gelmişti. Samiler tarafından ele geçirilip zapt edildiğinden. Dicle ile Fırat arasında yer alan ve Basra Körfezinin kuzeyine. M. Çiviyazısını geliştiren ve büyük bir olasılıkla icat eden Sumerlerdi. Dahası. içerikte zengin ve biçimde etkili bir edebiyat geliştiren Sumerlerdi.Ö. Yakın Doğunun bütün halklarını derinden etkilemiş tinsel ve dinsel kavramlarla bütünlüklü bir panteon geliştiren Sumerlerdi. Sümer Mitolojisi. SUMERLERDE MİTOLOJİ Sumer mitolojisi. şu önemli gerçeğin de unutulmaması gerekir. Sumer Rönesans’ı çağında Sumer medeniyeti en yüksek gelişme seviyesine ulaşmış. konuşulan dili giderek Sami Akadca dili olmuştu. Sumer yazısıyla birlikte Sumerlerin dili de Mezopotamya’da uzunca bir süre yaşamaya devam etmiş. din ve kültür dili sıfatıyla.14 bu ikinci siyasal egemenlik devresine Sumer Rönesans’ı adı verilmektedir (yaklaşık olarak 2100–1900). s. Hint-Avrupa kökenli olmayan bir halkın kutsal öyküleri. Sumerlerin siyasi ve etnik bir varlık olarak tarih sahnesinden tamamen kaybolmalarından sonra da kullanılmış ve önemini muhafaza etmiştir. yaklaşık olarak M. bundan sonra Sumerler ayrı ve müstakil bir kavim olarak ortadan kaybolmuşlardır. aydın zümrenin dili. ülkenin yaşayan.

belli bir şey yapma niyetini gösterir. Bundan dolayı Sumer mitleri ve efsanelerinin bilgisi. kadim Yakın Doğu’da geçerli olan mitolojiler üstüne yapılacak bilimsel çalışmalarda uygun bir yaklaşım için başlıca temeldir. Hititler ve Kenanlılar gibi çoğu çevre halkın da entelektüel ve tinsel merkezlerin ve yazı okullarının temel uğraşı olarak kaldı. onun “gerçek olup olmadığı” değil. s. biri oraya yayılma yolu ile gelmiş olmalarıdır. yapılmakta olan bir başka ayrım. Ortadoğu Mitolojisi İmge Yayınları. mitos niteliği taşıyan herhangi bir şeyin inanılmaya değer olmadığı gibi bir düşünceye dayanmaktadır. öteki topluluktan bağımsız çalışmasının ürünü olarak.13–14. destan (saga) ve halk öyküsü (folkstory) ile Marchen (masal) arasında genellikle yapıldığı görülen ayrım. düş gücünün. mitos hakkında sorulması gereken doğru soru. Biz burada ne edebi bir ölçüt ne de tarihsellik ölçütü kullandık. Şu halde. 11 12 Tufan mitosunun dünyanın hemen her bölgesinde KRAMER. benzer durumlarla karşı karşıya kalan bir toplulukta. Elamlılar. edebi ölçüte dayanır. ötekisi. age. Mitos belli bir durumun yarattığı insan düş gücünün (imgeleminin) ürünü olup. bunun yerine “işlev” ölçütü benimsenmiştir. çünkü bunların ardındaki köken ve gelişimi hiç de azımsanmayacak ölçüde aydınlatır ve açıklığa kavuşturur. Usener’in araştırmaları. S. benzer mitosların oluşması yoludur. aynı Roma devrindeki Yunanca ve Orta Çağdaki Latince gibi. açıkça hem yaşları hem de içerikleri nedeniyle Sumer mitolojik masalları ve kavramları bütün Yakın Doğu’ya yayılmış ve işlemiş olmalıdır. Gerçekten de uzun yüzyıllar boyunca Sumer dili ve edebiyatı çalışması yalnızca Babillilerin ve Asurluların değil. efsane (legend). 11 Mitos (myth). 64–65 Samuel HENRY HOOKE. Ankara 2000 . Hurriler.15 yüzyıllar boyunca Sami fatihlerinin edebi ve dinsel dili olarak kullanılmaya devam etti. “mitos” ile “tarihsel gerçekler” arasında olup. “onunla ne yapmak niyetinde olduğu” sorusudur. Böyle anlaşıldığında. 12 Herhangi bir toplumda mitosların varlığı iki yoldan açıklanabilir.

Babilonya yaratılış mitosunun odağındaki bir öğe olan “ejderin öldürülmesi” mitosu “Perseus ile Andromeda”. bu mitosun. halkların göç hareketlerinin ve istilaların. Kadmos efsanesi13 bize. efsaneye göre. age. belli aralarla görülen yıkım getirici sellerin ürünü olarak açıklanabileceğini göreceğiz. Ama örneğin Yunanistan ya da Kenan ülkesi gibi bu tür sellerin görülmesi olanağının bulunmadığı ülkelerde Tufan mitosu ile karşılaşmamız. Gılgamış mitosunun bir fragmentinin Amerikalıların [Mısır’da] Megiddo’da yaptıkları kazılarda bulunmasıyla. Boğa kılığına girmiş Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europa’yı aramaya çıkmış. değerlerini yitiren ritüellere bağlı mitosların. onun kaynağından buralara taşındığını gösterir.16 bulunabileceğini göstermiştir. alışveriş amaçlı gidiş gelişlerin. yada biçim değiştirdikleri gözlemlenebilmektedir. o mitosun hangi yoldan yayılıp geldiğini izleme olanağının artık bulunmadığı durumlarda bile. söz konusu ritüellerle bağlantılarından kurtulup. 14 Ritüellerin. “Siegfried ile Fafnir”. Dicle-Fırat Vadisi’nde bulunuşunun. Böylece. nasıl bu gün kullanılan tüm batı alfabelerinin atası olabildiğini anlatmaktadır. Söz konusu tablet. s. gezilerin. “Herkül [Herakles] ile Lerna ejderi Hidra”. 20–21 . Adapa mitosunu içeren çivi yazılı bir tabletin Mısır’da ortaya çıkarılmasıyla verilmiş bulunuluyor. Fenike kralı Agenor’un oğluydu. benzer bir örnek görüldü. edebiyat ürünleri olarak öteki halkların edebi gelenekleri içine sızdıklarını görürüz. Tufan mitosunun Sumer ve Babilonya biçimlerini incelerken. Mitosların çıktıkları yerden başka ülkelere nasıl gidebildiklerinin bir örneği. “Beowulf ile Grendel” efsanelerinin doğmasına yol açtığı Eski Yunanın Thebai kentinin kurucusu sayılan Kadmos. Apollon kâhinine danıştıktan sonra. Mısır yazmanlarınca çiviyazısını öğrenmek amacıyla kullanılmıştı. Fenike alfabesinin Yunanistan’a nasıl taşınıp. Fenikelilerin bulduğu alfabetik yazıyı da Yunanlılara öğretmişti. 14 13 HOOKE. mitosların bir ülkeden ötekine taşınmasını sağlayabilen yayılma yollarını oluşturduklarını düşünmemizin akla yatkın temellere dayandığı söylenebilir. bulamamış. Thebai’nin bulunduğu yere yerleşip kenti kurarken. içinde son derece önemli bir rol oynadıkları uygarlığın önemini yitirmesiyle değerlerini yitirip yok oldukları. Böyle bir durumda.

gezici halk tiyatrolarının “St. Sami [halkları] akınlarının ilk dalgası Sumer ve Akad bölgesine girdi. M. s. tarımsal türden. Sumerlilerin. atası Arapça olan büyük Sami dil ailesinin önemli dallarından biridir.Ö. Sumer ve Akad adlarıyla bilinen bu bölgede. yeni yurtlarında karşılaştıklarından çok farklı bir ülkeden geldiklerini gösteriyor. Erken bir tarihte. 21–22 . Bundan beş yüz yıl kadar sonra. kentlerinin son derece karakteristik bir özelliğini oluşturan “ziggurat” adıyla tanınan şaşırtıcı tapınak kuleleri kuranlarda onlardı. Babilonya’da ilk Amorit hanedanının kurulmasıyla ve Babilonya’nın Hammurabi yönetimi altında Sumer ve Akad bölgesinde egemenlik kurmasıyla sonuçlandı. Uruk ve Kiş gibi yerlerde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış bulunan tam anlamıyla gelişmiş bir uygarlığın Sumerlilerin yapıtı olduğu kesindir.Ö. Ur. rahiplere. Dicle vadisinin daha yukarı kavşağına. Yukarı Zap ile Aşağı Zap arasındaki bölgeye yerleşmiş olan bir başka Sami halkı. ama olasılıkla Sumerlilerin DicleFırat deltasına yerleşmelerinden sonraki bir evrede. edebiyata ve zengin bir mitolojiye sahip olan bir toplumun. 2200 dolaylarında yönettiği saptanmıştır. oldukça gelişmiş bir uygarlığın varlığını göstermektedir. yendikleri Sumerlilerin kültürünü özümsediler ve onların çiviyazısını benimsediler. Sami istilacıların dili “Akadca” olarak bilinir ve bu dil. Arkalarında bıraktıkları kalıntıları görkemli tapınaklara. Çiviyazısı denen yazı biçimi onların buluşu olduğu gibi. George ile Ejder” oyunlarında varlığını bugün bile sürdürmektedir15 Dicle ve Fırat Vadisi’nin eski kentlerinin bulundukları yerlerde yapılan arkeolojik kazılar. Amorit hanedanının ilk kralının ülkeyi M. Sumer ülkesini yavaş yavaş ele geçirdiler. Sami istilasının Amurru ya da Amoritler olarak bilinen bir halk kanalıyla gerçekleştirilen ikinci dalgası.17 gibi. yasalara. Babilonya’yı fethetti 15 HOOKE. Bazı bilgiler onlardan da önceki bir yerleşmenin izlerinin bulunduğu görüşünde iseler de. onların. deltaya Mezopotamya’nın kuzeydoğusundaki dağlık bölgeden geldikleri sanılıyor ve mitosları. age. 4000 kadar erken bir tarihte Sumerliler denen bir halkın yaşamakta olduğunu göstermiş bulunuyor. Samiler. ama dillerini benimsemediler.

O sırada oradan geçmekte olan gök-tanrıçası İnanna ağacı alıp ana tapınağın merkezi Uruk’a getirdi ve kendi kutsal bahçesine dikti. Bu nedenlerden dolayı. Ve tan yeri ağarıp da kardeşi güneş-tanrısı Utu uykusundan uyanınca. Yunanlı Herakles’in önceli Uruk’ta oturan büyük Sumer kahramanı Gılgamış. 23–24 . Sularıyla beslediği Fırat ırmağının kenarına dikilmişti. İnanna ona gözyaşları içinde huluppu ağacının başına gelenleri anlattı. Enkidu ve Ölüler Diyarı ) Sumerlerin evrenin yaratılışı anlayışlarının ana kaynağı “Gılgamış. Çünkü ağaç büyüdüğü zaman kerestesinden kendisi için bir iskemle ve sedir yapmayı tasarlıyordu. herhangi bir mitosun Babilonyalı biçimiyle Asurlu biçimi arasında küçük farklılıklar bulunurken. s. güler yüzlü olan genç tanrıça. Çünkü ağacın dibine “Çekicilikten Nasibini Almamış” yılan yuva yapmıştı. Ayrıca bazı ilginç Sumer mitoslarının Sami dilinde karşıtlarının bulunmadığını belirtmeliyiz. Ona bin bir özenle baktı. Bir zamanlar bir huluppu ağacı. İnanna’nın sızlanmalarını duyup şövalyece onun 16 HOOKE. 16 1. Bu sırada. zavallı İnanna bunu görünce acı gözyaşları döktü. Tepesine Zu-kuşu – zaman zaman haylazlık yapan mitolojik bir yaratık.vardı. ağaç olgunlaştı ve büyüdü. Babilonyalı ve Asurlu biçimleriyle kaldığı gibi. Ama Güney Rüzgârı onu kökünden söküp çıkardı ve ağaç ırmağın sularıyla sürüklendi. age. Her zaman şen. Ama İnanna ağacı kesmek istediğinde bunun hiçte kolay olmadığını anladı.yavrusunu koymuş. Enkimdu ve Ölüler Diyarı” diye adlandırılan bir Sumer şiirinin giriş bölümüdür. Mezopotamya mitolojisi bize Sumerli.18 ve Mezopotamya’da ilk Asur imparatorluğunu kurdu. -belki söğüt. Evrenin Yaratılış Mitosu (Gılgamış. dallarına da harabe hizmetçisi Lilit evini kurmuştu. Yıllar geçti. örneğin Yaratılış mitosunun Sumerli biçimi ile Asurlu-Babilli biçimi arasında oldukça büyük farklılıklar görülür.

kim seni ölüler diyarından geri getirecek? Mikku’m. kim seni ölüler diyarının “yüzünden” geri getirecek.zırhını kuşandı ve yedi talend yedi minalık . arkasına bile bakmadan avlanmaya alışkın olduğu harabelere kaçtı.iki yüz kilodan fazla. bunun üzerine Zu-kuşu yavrusuyla dağa kaçtı ve Lilit evini yıkıp. Diyecek bir çift sözüm var. Pukku ve mikku’ “genç kızların yakınışları nedeniyle” yeraltındaki bir deliğe düşüp.“yol baltasıyla” ağacın dibindeki “çekicilikten nasibini almamış” yılanı öldürdü. yüreğin niçin kan ağlıyor? Gidip ölüler diyarından geri getireceğim Pukku’nu. İnanna ne yaptı? Hulupu ağacının gövdesinden bir pukku (büyük olasılıkla bir tür davul) ve dallarından mikku denilen (büyük olasılıkla tokmak) bir nesne yaptı ve bunları cesaretinin ödülü olarak Gılgamış’a verdi. Böylece ölüler diyarının kapısına gelip oturur ve yüzünden düşen bin parça bir halde sızlanır: • Pukkum. ölüler diyarına inişinde başına gelecek tehlikeler konusunda onu uyarır -yeraltı dünyasının tabularını kısa ve öz bir biçimde anlatan muhteşem bir pasajdır bu – Gılgamış Enkimdu’ya şöyle der: • Eğer şimdi ölüler diyarına ineceksen. ama işe yaramaz.19 yardımına koştu. O zaman Gılgamış’a eşlik eden Uruklular ağacı kestiler ve iskemle ve sedir yapması için İnanna’ya sundular. Bunun üzerine Gılgamış. Gidip ölüler diyarının “yüzünden” geri getireceğim mikku’nu. Sadık izleyicisi ve yoldaşı hizmetkârı Enkimdu efendisinin sızlanışını duyar ve ona şöyle der: • Ey efendim. niçin ağlıyorsun. ölüler diyarını boyladı. dinle. Gılgamış onları almak için elini deliğe sokar. . Elli minalık -yaklaşık yirmi beş kilo.

Böylece ölüler diyarınca tutsak alındı ve yeryüzüne yeniden çıkmadı. Ölüler diyarında atış-sopasını fırlatma. Ama Enkimdu efendisinin öğütlerine kulak asmadı ve Gılgamış’ın uyarılarının tam tersini yaptı. Yoksa ölüler diyarının “haykırışı” seni yakalar (Haykırış) yatan kadın için. Yoksa (ölü) kahramanlar düşman gibi üstüne gelirler. Bunun üzerine kahrolan Gılgamış Nippur kentine gitti ve M. öğüdümü tut. Ölüler diyarında haykırma. . Sevgili karını öpme.Ö. İğrendiğin karına vurma. Yoksa kokusu onları sana çeker. Onları bulup getirsin diye Enkimdu’yu gönderdim. Orada yatan tanrı Ninazu’nun anası için. İğrendiğin oğluna vurma. Kutsal göğsünü saran örtü olmayan. Temiz giysiler giyme. ölüler diyarı yakaladı onu. Tastaki iyi yağdan sürünme. Kutsal gövdesini örten giysi olmayan. orada yatan kişi için. üçüncü binyılda Sumer panteonunun baş tanrısı olan yüce hava-tanrısı Enlil’in önünde gözyaşı döktü: • Ey Enlil baba. Yoksa gölgeler dört bir yanını kuşatır. Sevgili oğlunu öpme.20 Sana bir öğüt vereceğim. Ayağına sandalet giyme. Elinde asa tutma. Yoksa değneğin değdiği her şey etrafını sarar. pukkum ölüler diyarına düştü. Mikku’m ölüler diyarına düştü.

17 Elimize geçen tabletlerin okunabilen kısmı şöyledir: • Gök yerden uzakşaltıktan sonra. Enki’nin gemisinin omurgası. Yer gökten uzaklaştıktan sonra. Enki Kur’a doğru denize açıldıktan sonra. s. Onun küçük taşları. İnsanın adı konduktan sonra. 17 KRAMER. ölüler diyarı yakaladı onu Kahramanlık gösterilen savaşlarda düşmedi. Onun koca taşları. Asag (bir cin) yakalamadı onu. (Kur) krala ufak taşlar fırlattı. Güneş-tanrısı Utu emri yerine getirdi ve Enkimdu Gılgamış’ın önünde belirdi.21 Namtar (bir cin) yakalamadı onu. ölüler diyarı yakaladı onu Pusu kuran. el kadar taşlar. kimseye acımayan Nergal yakalamadı onu. An göğü ele geçirdikten sonra Enlil yeri ele geçirdikten sonra. Enki. … Kamışların taşları. Efendi ile hizmetkârı kucaklaştılar ve Gılgamış Enkimdu’ya ölüler diyarında ne gördüğünü sordu. 66–75 . age. O denize açıldıktan sonra. Baba Kur’a doğru denize açıldıktan sonra. güneştanrısı Utu’ya ölüler diyarında bir delik açmasını ve Enkimdu’nun gölgesini yeryüzüne çıkarmasını buyurdu. Enki’ye koca taşlar fırlattı. Ama Enlil yardım etmeye yanaşmayınca. Saldıran kasırgaya benzeyen savaşta yenildi. “bilgelik tanrısı” önünde yakarışını yineledi. ölüler diyarı yakaladı onu. Gılgamış Eridu’ya gitti ve sutanrısı Enki’nin. Ereşkigal Kur’un ödülü olarak ele geçirilip götürüldükten sonra. o denize açıldıktan sonra.

22

Krala karşı, geminin serenindeki sular, Kurt gibi yatıyordu, Enki’ye karşı, geminin ardındaki sular, Aslan gibi vuruyordu. Bu pasajın içeriğini başka sözcüklerle açıklar ve incelersek şöyle söylenebilir: Aslında bütün olan gök ile yer ayrıldı ve birbirinden uzaklaştı ve böylece insanın yaratılışı buyuruldu. Sonra gök-tanrısı An göğü ele geçirdi buna karşılık hava-tanrısı Enlil yeri ele geçirdi. Bütün bunlar bir plana göre gerçekleşmiş gibi görünmektedir. Buna karşın, sonrasında bir karışıklık ortaya çıkar. Çünkü ölüler diyarının kraliçesi olarak bildiğimiz, ama Yunanlı Persephone’un karşılık gelen ve aslında büyük bir olasılıkla bir gökyüzü tanrıçası olan tanrıça Ereşkigal, kuşkusuz kur aracılığıyla ölüler diyarını ele geçirdi. Elbette bunun öcünü almak için su-tanrısı Enki, Kur’a saldırmak için denize açıldı. Bir canavar yada ejderha olarak canlandırdığı açık olan Kur boş durmadı, sular Enki’nin gemisine önden ve arkadan hücum ederken o da geminin omurgasına irili ufaklı taşlar fırlattı. Şiirimiz Enki ve Kur arasındaki bu mücadelenin sonunu belirtmez, çünkü kozmogonik ya da evrenin yaratılışına ilişkin girişinin Gılgamış yapıtımızın ana içeriğiyle bir ilgisi yoktur; şiirin başında yer alışının tek nedeni Sumer kâtiplerinin öykülerine yaratılışla ilgili giriş türünden çeşitli dizelerle başlamayı alışkanlık haline getirmelerindendir.18 Bu şiirin ilk yarısından aşağıdaki kozmogonik kavramları çıkarıyoruz: 1. Bir zamanlar gök ile yer birdi. 2. Gök ile yerin ayrılmasından önce bazı tanrılar vardı

18

KRAMER, age, s. 80–81

23

3. Gök ile yerin ayrılması üzerine, bekleneceği gibi, gök tanrısı göğü ele geçirdi, ama yeri ele geçiren hava-tanrısı Enlil oldu.

Bu pasajda dile getirilmeyen ya da belirtilmeyen can alıcı noktalardan bazıları şunlardır: 1. Gök ile yerin yaratıldığı mı düşünülüyordu, eğer yaratılmışsa kimin tarafından? 2. Sumerlerce gök ile yerin biçimi nasıl düşünülüyordu? 3. Göğü yerden ayıran kimdi? Neyse ki, bu üç sorunun yanıtı günümüze gelen diğer Sumer metinlerinden çıkarılabilir. Böylece: 1. Sumer tanrılarının listesini veren bir tablette “deniz” ideogramı ile yazılmış olan tanrıça Nammu “gök ile yere yaşam veren ana” olarak betimlenmiştir. Şu halde Sumerler gök ile yeri ilksel denizin yarattığı ürünler olarak kabul ediyorlardı. 2. Sığır ve tahıl ruhlarının gökte doğumlarını, sonrada insanlığa bolluk bereket getirmek için yeryüzüne gönderilişini anlatan “Sığır ve Tahıl” miti şu dizelerle başlar: Gök ile yer dağının ardında, An, Anunnakiler’i (ardıllarını) dölledi, .... 3. Bundan hareketle, gök ile yerin birliğinin, eteği yerin altı, zirvesi de Kazmanın, bu değerli tarım aletinin yapılışını ve kutsanmasını anlatan “Kazmanın Yaratılışı” miti şu bölümle başlar: • Efendi, verdiği nimetlerin gerçek yaratıcısı olan Kararları değiştirilemeyen Efendi,

göğün tepesi olan bir dağ olarak düşünüldüğünü söylemek mantıklıdır.

24

Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enlil, Yerden göğü ayırmayı düşündü, Gökten yeri ayırmayı düşündü. Böylece üçüncü sorumuzun yanıtını buluyoruz; yerden göğü ayırıp uzaklaştıran hava-tanrısı Enlil’di.

Şimdi

Sumerlerin

kozmogonik yada evrenin yaradılışı görüşlerini

özetleyecek olursak, evrenin kökeninin açıklanmasının gelişimi aşağıdaki gibi ifade edilebilir: 1. Başlangıçta ilksel deniz vardı; kökeni veya doğuşu konusunda bir şey söylenmemektedir, Sumerler onu her zaman varmış gibi düşünmüş olabilirler. 2. İlksel deniz gök ile yerin birliğinden oluşan kozmik dağı vücuda getirdi. 3. Tanrılar insan biçiminde kişileştirildiğinde, An (gök) eril, Ki (yer) dişildi. Onların birleşmesinden hava-tanrısı Enlil doğdu. 4. Hava-tanrısı Enlil yerden göğü ayırdı ve babası An göğü ele geçirirken, Enlil ile annesi Ki’nin birleşmesi – tarihsel devirlerde Ninmah, “yüce kraliçe”; Ninhursag, “(kozmik) dağın kraliçesi”; Nintu, “doğurgan kraliçe” gibi çeşitli adlar verilen tanrıçayla özdeşleştirilmiş olabilirevrenin düzenlenmesini,
19

insanın

yaratılışı ve uygarlığın kuruluşunu başlattı.

19

KRAMER, age. s. 82–83

25

2. Evrenin Düzenlenmesi “Evrenin” Sumer’ce ifadesi, kelimesi kelimesine “gök-yer” anlamına gelen an-ki’dir. Bundan dolayı evren, gök ve yer altbölümler halinde düzenlenmiş olmalıdır. Gök, gökyüzü ve “yukarıdaki büyük” denilen göğün üstündeki uzayı kapsar; gök tanrıları burada oturur. Yer, yeryüzünü ve “aşağıdaki büyük” denilen yeraltını kapsar; yeraltı yada ölüler diyarının tanrıları burada oturur. Göğün düzenlenmesiyle ilgili elimizde varolan göreceli olarak küçük bir mitolojik malzeme şöyle açıklanabilir; Ay-tanrısı Nanna, Sumerlerin yıldızlarla ilgili baş tanrısı olan hava-tanrısı Enlil ve onun karısı hava-tanrıçası Ninlil’den doğmuştur. Göklerde bir gufa’yla yolculuk ettiği düşünülen ve bundan dolayı zifiri karanlık lacivert taşı renkli göğe ışık getiren ay-tanrısı Nanna. “Küçükler”, yıldızlar, üstünde tohum gibi saçılırken “büyükler”, belki de gezegenler, yabani öküzler gibi etrafında gezinirler. 20 Ay-tanrısı Nanna ve eşi Ningal, “doğu dağı”nda yükselip, “batı dağı”nda batan güneş-tanrısı Utu’nun ana babasıdırlar. Bununla birlikte güneş tanrısı Utu’nun göğü geçmek için kullandığı bir kayık yada iki tekerlekli arabadan söz edildiğine rastlamadık. Geceleri ne yaptığı da açık değil. Günün sonunda “batı dağı”na vardığı ve yolculuğunu yeraltı dünyasında sürdürdüğü, şafakta “doğu dağı”na vardığı gibi akla yatkın bir varsayım eldeki verilerden çıkmamaktadır. “İyi günlerin gelmesini sağlayan”ın hava-tanrısı Enlil olduğunu öğreniyoruz; “topraktan tohum çıkarmayı” ve ülkeye Hegal’i, yani bolluk, bereket ve mutluluk getirmeyi aklına koyan Enlil’dir. İnsan tarafından kullanılan tarım aletlerinin ilk örnekleri olan kazmayı ve belki sabana da ilk biçim veren yine bu aynı Enlil’dir; çiftçi-tanrı Enten’i sadık ve güvenilir rençperi olarak atayan odur. Diğer yandan, bitki tanrıçası Uttu’ya yaşam veren su-tanrısı Enki’dir. Dahası, gerçekte yeryüzünü, özellikle Sumer ve onu
20

KRAMER, age. s. 84–85

daha bildik adıyla Tammuz’un Sumercedeki biçimi iken. Bundan sonra İnanna. onlara yalvarması buyrultusunu verir. İnanna. hava-tanrısı ve sutanrısı. Nippur kentinin tanrısı Enlil’e. s. “yedi kapı”nın bekçisi Neti’nin kendisine meydan okumasıyla karşılaşır. yedi kapıyı geçerken. Dumuzi İle İnanna Mitosu Dumuzi. Dumuzi. Ve sığırlarını ve tohumlarını çoğaltmak için sığır-tanrısı Lehar’ı ve tahıltanrıçası Aşnan’ı gökyüzünden yeryüzüne Enlil ve Enki. ilkbaharda yeniden doğan bitkilerle birlikte yeniden dirilen bitkiler dünyası tanrılarının ön örneğidir. ölüler ülkesine. veziri Ninşubur’a. düzenleyen Enkidir. Ölüler dünyasında uğrayabileceği herhangi bir kazaya karşı hazırlıklı olmak için İnanna. öykünün baş motifini oluşturup. yani “göğün kraliçesi”nin Sumercedeki karşılığıdır. Ur kentinin ay-tanrısı Nanna’ya. üzerinde kız kardeşi tanrıça Ereşkigal’in egemenlik sürdüğü “dönüşü olmayan ülke”ye inmeye karar verir. Bilinmeyen nedenlerle. Mitosun Tammuz ayinlerinin temelini oluşturan biçiminde.26 çevreleyen komşularının bulunduğu bölgeyi. geçtiği her kapıda giysilerinin bir parçasını çıkardıktan sonra. 21 3. Ereşkigal’in ve ölüler dünyasının yedi yargıcı 21 KRAMER. göğün kraliçesi İnanna. değerli takılarını takar ve ölüler dünyasının kapısına varır. İnanna’nın yeraltı dünyasına inişinin nedeni olarak görünür. İnanna. Ereşkigal’in buyruklarıyla ve ölüler dünyasının yasalarına uygun olarak. 86 . Sami dilindeki İştar’ın. üç gün içinde dönmezse kendisi için yas törenleri yapmasını ve daha sonra. Babilonya’nın Eridu kentindeki bilgelik tanrısı Enki’ye gitmesini ister ve kendisinin öteki dünyada öldürülmesini engellemek yolunda işe karışmaları için. Sumer. Burada. age. kraliçelik giysilerini üzerine geçirir. tanrının yeraltı dünyasında tutsak tutuluşu. üç büyük tanrıya. birlikte göndermişlerdir. ölen. Ur ve Meluhha’nın yazgılarını o belirler ve belirli işler için ikinci derece ilahlar atar. aynı biçimde.

Bunun için. sonra Umma kenti tanrısı Şara’yı ve daha sonra Badtibira kenti tanrısı Latarak’ı. İnanna yerine alıp götürmek isterseler de. bazı sihirsel işlemlere başvurarak. bunlar İnanna tarafından kurtarılırlar.27 olan yeraltı dünyası Anunnaki’sinin karşısına çıkarılır. İnanna’nın kendisine söylediklerini yapar. daha önceki üç kişinin yaptığı gibi İnanna’nın önünde eğilip kendisini aşağılamaz ve bu nedenle İnanna onu ölüler dünyasına kendi yerine götürmeleri için cinlerin eline verir. elinin parmaklarının tırnaklarından çıkardığı kirden. Dolayısıyla. Cinler. 27–28 . Söylendiği gibi yaparlar ve tanrıça yaşama geri döner. Bu nedenle mitosta. yaşam yiyeceğini ve yaşam içeceğini. “ölümün gözleri”ni onun üzerine çevirince. Dumuzi. adlarının ne anlama geldiği bilinmeyen bu yaratıklarla ölüler dünyasına “yaşam yiyeceği” [hayat ekmeği] ve “yaşam içeceği” [hayat suyu. veziri Ninşubur. İnanna’nın cesedi üzerine altmış kez serpmeleri söylenmiştir. Yerine bir başkasını bulup koymadıkça hiç kimsenin oradan geri dönemeyeceği kuralı. 22 Yukarıda Sumerce biçimiyle verilen öykü. kendisine eşlik eden cinlerle birlikte kendi kenti olan Erek’e gelir ve orada kocası Dumuzi’yi bulur. s. kendisini kurtarması için güneştanrısı Utu’ya yakarır ve mitosun bulunan bu parçası da burada kesilir. ama Enki. mitosun Sümerce özgün biçiminde Dumuzi adını taşıyan Tanrı Tammuz’un cinler tarafından ölüler dünyasına götürülüp götürülmediğini bilmiyoruz. abı hayat] gönderir. Sumerlerin yerleşmek üzere deltaya geldiklerinde bu mitosu da birlikte 22 HOOKE. kurgarru ve kalaturru adında iki acayip yaratık yaratır. Bunun üzerine Dumuzi. Mitosun bundan sonraki fragmentinde. İnanna bir ceset olur ve bir kazığın üzerine asılır. Enlil ve Nanna işe karışmaya yanaşmazlar. Üç gün geçmesine karşın geri dönmeyince. İnanna’nın. üç temel mitostan biridir. İnanna’nın veziri Ninşubur’u. Bunlar. İnanna. Kendilerine. ölüler dünyasına kendi yerine sağlayacağı kimseyi alıp götürmek üzere yanında gelen iki cin ile birlikte diriler dünyasına çıkışının anlatılmasına geçilir. ölüler dünyasının yasalarından biridir. age. İnanna’yı yeniden canlı duruma getirecektir.

Sumer dönemine ait olan Tammuz ayinlerinde bile. bu durumda. Tammuz’un ölüler dünyasına inmesi üzerine ülkenin içine düştüğü karmaşa ve darmadağınıklık anlatılmakta. Samilerin. Sumerlilerin geldikleri dağlık bölgeye özgü bir türdür. İştar’ın ağlayıp sızlanmalarından ve Tammuz’u ölüler dünyasının yetkililerin elinden kurtarmak için oraya inişinden söz edilmekte. mitosun daha sonraki biçimiyle karşılaşırız. Söz konusu ayinlerde. Mitosun. Öte yandan. Sumerlilerin deltaya yerleşmeleri üzerine benimsemek zorunda kaldıkları tarımsal yaşam biçiminden çok farklı yaşam koşulları içinde doğmuş olabileceği söylenebilir. Sumerlilerin deltaya inmeleri üzerine çobanlıktan tarımsal bir yaşam biçimine geçme süreci içinde bulunmaları olgusunda aranabilir. söz konusu ayinlerin mevsimlerle ilgili bir ritüelin bir parçasını oluşturduklarını da biliyoruz. Bu biçiminde İnanna. Bununla birlikte. İnanna ile Dumuzi mitosunu bir “ritüel mitosu” olarak sınıflandırmak yanlış olmaz. özgün biçiminden uzaklaşmasının olası bir nedeni. Ayinlerde Tammuz ve İştar. Ayrıca göklere yükselen “ziggurat” yapıların Sumer tapınak mimarlığının bir özelliğini oluşturması da. Hem Samilerin hem Sumerlilerin. sık sık. Asur-Babilonya döneminde Tammuz-İştar mitosunun karakterinde . mitosun özgün biçiminin. Dicle-Fırat deltasında bulunan bir ağaç olmayıp. aynı dağlık yöne bir işaret olarak yorumlanmıştır. ölüler dünyasına kocası yada kardeşi olan Dumuzi’yi ölümün elinden alıp getirmek için inmemektedir. cinlerin Dumuzi’yi kendisinin yerine karşılık olarak ölüler dünyasına alıp götürmelerine izin verenin İnanna olduğu belirtilmektedir. Bu durumda. ayin. Tammuz’un diriler dünyasına zaferle geri dönüşünün betimlenmesiyle son ermektedir. İnanna’nın kendisinin yeraltı dünyasına inişinin nedenini açıklanmadan bırakılırken.28 getirmiş olmaları ve mitosun en eski biçiminin böyle olması olasılığı var. çiviyazılarını ve dinleriyle mitolojilerinin öğelerinin çoğunu Sumerlilerden aldıklarını biliyoruz ve bu olgular da. Amorit istilasından ve Sumerlilerin sonunda Samilerce fethedilip içlerinde eritilişlerinden çok önceleri deltaya yerleşmiş bulunduklarını gösteren kanıtlar var. Tam tersine ve söz konusu mitosun daha sonraki tüm anlaşılış biçimlerine ters düşen bir tutumla. erkek ve dişi çam (köknar) ağacı altında canlandırılırlar ve çam.

(Ve) büyük suların üzerindeki fırtınalar koca kayığı bir o yana bir bu yana salladı durdu. tek bir fırtına gibi saldırıya geçti. 23 HOOKE. ama böyle bir parçanın varlığı. age. tanrıların insanlığı yok etmeye karar vermeleridir. Babil tufan mitinin kendisi de Sumer kökenlidir. Yedi gün (ve) yedi gece sürdükten sonra Tufan ülkesinin altını üstüne getirdi. sel kült merkezlerinin altını üstüne getirir.29 görülen değişikliğin bir başka nedeni olarak kabul edilebilir. Sumer Tufan öyküsünün ana çizgileri şöyledir. İbrani’ce yazıcıların anlattığı biçimiyle Kitab-ı Mukaddes’teki Tufan öyküsünün özgün olmadığı bilinmektedir. bir tanrı. bunu hangi yollardan yapacakları ikincil sorun olup. gelecek tufandan kurtulmak için ne yapılması gerektiğini söyleyecektir. 28–29 . göreceğimiz gibi bunun tek yolu sel değildir. Öykünün anlatıldığı metnin bulunduğu fragmentin başladığı noktada. insanları tanrıların üzerlerine göndermeye karar verdikleri yıkımdan kurtarma niyetini açıklarken görülmektedir. Anlaşılan. Bununla birlikte. Tufanın gelip Ziusudra’nın nasıl kaçtığını anlatan aşağıdaki parçadan anlaşılmaktadır: • Tüm fırtınalar. son derece güçlü. Göklere (ve) yere ışık saçan [güneş-tanrı] Utu göründü. Metnin kayığın yapılışının anlatılmış olabileceği parçası yitiktir. Enki’dir. Sippar kentinin sofu kralı Ziusudra’ya bir duvarın kıyısında dikilmesini söylemektedir ve bu duvar yoluyla Ziusudra’ya tanrıların korkunç niyetlerini açıklayıp. Tanrıların böyle bir karar almalarının nedeni verilmemiştir. 23 4. Aynı zamanda. Sumer Tufan Mitosu Bu mitosun odağındaki motif. Bu mitosun öteki ülkelere geçerken ne gibi değişiklikler geçirdiğini daha sonra göreceğiz. s. İnsanlığı yok olmaktan kurtaracak girişimlerde bulunan tanrı.

kral Ziusudra’nın Bitkiler dünyasının (ve) insanlığın soyunun adını sürdüren kişinin. Tufanın Babilonya öyküsüne dayanılarak. güneşin doğduğu ülkede oturmasını sağladılar. Kahraman Utu ışınlarını dev kayığın içine getirdi. ama bu ayrıntılarını Akad mitolojisini ele alacağımız sayfalara dek erteleyebiliriz. Sonra. age. 38–39 . Karşı taraftaki ülkede. s.30 Ziusudra koca kayığının bir penceresini açtı. mitosun eksiksiz Sumer versiyonunda tufanın nedeni ve kayığın yapılışı hakkında çok daha doyurucu ayrıntının bulunduğu sonucuna varılabilir. Dilmun ülkesinde. Ona bir tanrı(nınki) gibi [sonsuz] yaşam verdiler. Sonra. Kral Ziusudra Utu’nun önünde yerlere kapandı. sonunda Ziusudra’ya ne olduğunu anlatır: • Kral Ziusudra. Bir tanrı(nınki) gibi sonsuz soluk indirdiler onun için. Anu’nun ve Enlil’in önünde yerlere kapandı. Anu (ve) Enlil hoş davrandılar Ziusudra’ya. Kral bir öküz öldürür ve bir koyun boğazlar. bir kopukluğun ardından tablet. 24 24 HOOKE.

Daha sonra Enki. Dilmun’da hem bir ülke hem bir kent olarak söz edilmektedir ve Dilmun. çağımızın bilginlerince Basra Körfezindeki Bahreyn ülkesiyle özdeşleştirilmiştir. Tanrıçanın bu davranışı karşısında tanrılar dehşete düşerler ve Enki bedeninin yedi farklı yerinden hastalığa çarpılır. cinasların bulunduğu gösterilmiştir. temiz. [Uttu adı güneş-tanrı Utu ile karıştırılmasın] Sonra Ninhursag. hastalığın Enki’nin bedeninde yerleştiği her bir yer için bir tanrı olmak üzere. Enki ile Ninhursag’ın birleşmelerinden. öteki adıyla Ninmu’nun doğuşunun anlatılmasına geçilir. elmadan ve üzümden oluşan bir paket ister. aydınlık bir yer. saf. Enki hepsini yer. art arda sekiz tanrıça yaratarak başarır. kendi kızı Ninsar’ı gebe bırakır. Mitosta bundan sonra. hayvanların bir birlerine zarar vermedikleri ve ne hastalığın ne de yaşlılığın bilindiği bir ülke olarak sunuluşuyla başlar. Tanrıça bunu.31 5. Ninhursag onların adlarını ve taşıyacakları özelliklerini vermeye zaman bulamadan. Mitosların başkahramanları su-tanrı Enki ve toprak-ana Ninhursag’dır. Şiirin son satırları. dokuz gün sürmüş gösterilir. Enki istenen armağanları getirir ve Uttu bunları sevinçle alır. Mitos Dilmun’un. ne var ki. bitkiler tanrıçası Ninsar’ın. Uttu’yu Enki’ye karşı uyarır ve Enki’nin yaklaşmalarıyla nasıl başa çıkabileceğini gösteren bazı öğütler verir. bunu da sağlar. olasılıkla evlilik armağanları olarak. insanların gebelik süresinde her bir aya bir gün karşılık olmak üzere. Ninsar tanrıça Ninkurra’yı doğurur. Enki İle Ninhursag Mitosu Mitosun ana çizgileri şöyledir: Sahne. Tilkinin zanaatıyla [kurnazlıkla] Ninhursag dönmeye ve Enki’nin hastalığını iyi etmeye ikna edilir. Her bir tanrının adı ile Enki’nin bedeninin hastalanan ilgili yeri arasında söz benzerliklerinin. birleşmelerinin ürünü olarak sekiz bitki çıkar. Dilmun’da bulunmayan tek şey içme suyudur ve Ninhursag’ın ricası üzerine Enki. o da Enki tarafından gebe bırakılarak. sekiz tanrının Enki’nin çocuklarının sayıldığı ve yazgılarının Ninhursag tarafından . aynı biçimde bitkilerin tanrıçası olduğu söylenen Uttu’yu doğurur. Ninhursag’ın gebeliği. Dilmun’da açılır. Bu öğütleri tutarak Uttu. hıyardan. Ninhursag çılgına dönüp Enki’ye korkunç bir lanet okur ve oradan ayrılır.

age. s. Sami kafasının bu mitolojideki birçok öğeyi kolay kolay benimsenebilecek şeyler olarak bulmadığını ortaya koymaktadır. bize bile ters düşmemektedir. Enki’nin iyileştirilebilmesi için doğan tanrıların. Ama mitosun sonlarına doğru. bazı sınırlamalarla da olsa. çok eskilerde Yalnız yaşayan Satürn’den gebe kaldı. geçmişte bir altın çağ yaşandığı düşüncesinin çok yaygın olduğu ve baba ile kızı arasındaki fücur ilişkisinin bir yankısının.” Sami asıllı Babilonyalılar Sumer mitolojisinden pek çok şey almış olmakla birlikte. Yunan mitolojisinde Satürn ile Vesta arasında geçen. elbette. 41–42 .25 25 HOOKE. bu konuda şunları söylemişti: “bu mitos birbirinden ayrı birçok olgu arasında nedensel. ozan Milton’un aşağıdaki dizelerinin anımsatacağı ilişkide de görülmesi hesaba katılmazsa: • Parlak saçlı Vesta. Bu ilginç mitosun Yakındoğu mitolojisi içinde herhangi bir benzerinin bulunmadığını söyleyebiliriz.32 saptandığı yolunda bazı işaretler veriyor görünür. Ne var ki. ama mitopoetik anlamda nedensel birlik kurmaya çalışmaktadır. bu mitos. Enki ile Ninhursag mitosunun ayrıntıları hakkında yorumda bulunabilmemizi sağlayacak ipuçlarına sahip değiliz. en azından. Profesör Thorkild Jacopsen. ne onları karnında taşıyan toprakla ne de su ile herhangi bir içsel bağlantıları vardır. Vesta Satürn’ün kızı da olsa Böyle bir birleşme Satürn çağında leke sayılmazdı. Bitkilerin toprak ile sudan doğan şeyler olarak görülmeleri.

koca olarak kendisini seçmesini önerir ve Enkimdu’nun sunabileceği her şeye sahip olduğu gibi. Dumuzi’nin çeşitli mitoslarda İnanna’nın kocası olarak gösterilmesinden anlıyoruz. İnanna’nın oğlan kardeşi güneş-tanrı Utu. Zabalam tarlalarında ot yesinler. Enkimdu. bunu. ama Dumuzi. Dumuzi’den yanadır. trajik sonuca ulaşmaması dışında. daha öncede gördüğümüz gibi. İbrani “Kâin ile Habil” öyküsünde bir yankısının görülmesinden dolayı ilgiye değer olan “Dumuzi ile Enkimdu” mitosudur. tarımcı ve çoban yaşam biçimleri arasındaki çok eskiye dayanan rekabetle ilgilidir. Dumuzi İle Enkimdu Mitosu Bir başka Sumer mitosu. daha fazlasına da sahip olduğunu ileri sürer. Dumuzi. Şiirin sonucunda Enkimdu şöyle diyor: • “Sen ey çoban. öteki adıyla Tammuz ile çiftçi-tanrı Enkimdu arasında yapacaktır. İnanna’yı alma kararlılığını sürdürür ve anlaşılan bu niyetini gerçekleştirmede başarıya da ulaşır. Benim otlaklarımda senin koyunların otlasın. dostum olarak. Dumuzi’yi bu sevdadan vazgeçirmeye çalışır ve kendisine türlü armağanlar vermeyi önerir.33 6. bir koca seçmek üzeredir. benle seni niçin karşılaştırıyorsun? Koyunların yerin otlarını yesin. ey çiftçi [evliliğimi] çiğneme” . Seçimini. ama İnanna’nın kendisi Enkimdu’yu yeğlemektedir. niye kavga çıkarıyorsun? Ey çoban Dumuzi niye kavga çıkarıyorsun? Benle seni. Tüm koyun sürülerin ırmağım Unun’un suyunu içsin” Dumuzi konuşuyor: • “Ben. ey çoban. çoban [diyorum ki] evliliğime ey çiftçi dostum olarak girme [burnunu sokma] Ey çiftçi Enkimdu. çoban-tanrı Dumuzi. Bu mitos. ya da öteki adıyla İştar. Mitosta İnanna.

Burada. fasulye getireceğim sana. Erek kentinden kendisine boyun eğmesini istediğini. birçok eski mitos katmanının yattığını göreceğiz. Agga’nın. age. üçte biri insan olan Gılgamış’tır. Çoğu satırının anlamının çözülmesi kolay olmamakla birlikte. Kain’in tarım ürünlerinden oluşan adaklarını reddetmesinin temelini oluşturmuş olabileceğini söyleyebiliriz. şiir. erken dönem Sumer kent devletlerinin birbirleri üzerinde egemenlik kurma amaçlı çatışmalarını yansıtmaktadır. Sumer kral-listelerinde. 43–44 . Dumuzi’nin çiftçi tanrının armağanlarının hiçbirini kabul etmemesinin. s. dolayısıyla.Akad Gılgamış Mitosları Akad mitolojisinde önemli bir kişilik. Bu metinde. Sumer tarih hesaplamasına göre Tufan’dan sonra [Sumer’i] yönetmiş ikinci hanedan sayılan Erek hanedanının beşinci kralı olarak göründüğünü belirtmeliyiz. Gılgamış Destanı’na göre üçte ikisi tanrı.34 Enkimdu yanıtlıyor: • “Sana buğday getireceğim. “Kain ile Habil” mitosunun bugünkü biçiminin temelinde. Gılgamış aynı zamanda Sumer mitolojisinin bir kahramanı olup Kramer’in çevirileriyle alınan üç Sumer metninde. Genç kız İnanna (ve) sen neden hoşlanırsan o şeyi Genç kız İnanna … getireceğim sana. Ancak. Erek kralı Gılgamış ile Tufandan sonraki birinci hanedan olan Kiş hanedanının son kralı Agga arasındaki çatışmanın öyküsü bulunmaktadır. Yehova’nın.” Sıra İbrani mitoslarını incelememize geldiğinde. Gılgamış’ın. Gılgamış ile ilgili episodların anlatımları bulunmaktadır. 26 7. … fasulyesi getireceğim sana. Gılgamış ile ilgili metinlerin “Gılgamış ile Agga” adını taşıyan birincisi. Gılgamış’ın bu isteğe karşı direndiğini Agga’nın Erek kentini işgalini ve iki 26 HOOKE. Sumer .

46 . Utu ilkin. devin kafasını keserler.28 27 28 HOOKE. Gılgamış ve Enkimdu. burada kısaca özetlemek yetecektir. yedi dağı aşmasında ve dev Huvava’nın oturduğu sedir ormanı olduğu anlaşılan hedefine ulaşmasında. age. s. yaptıkları. Akadca biçiminde sunulan Gılgamış öyküsünün tamamında kullanacakları malzemeyi aldıkları kaynağı oluşturmasında yatmaktadır. Gılgamış’ın. age. s. daha sonra ele alacağımız Akadca Gılgamış Destanının oluşturulmasında yararlanılan mitos malzemesinin bulunduğu besbellidir. metin. Bu metnin önemi daha çok. Tanrıların olaya herhangi bir karışmalarının bulunmadığına göre. Bu metnin içeriğini oluşturan öğeler. ama daha sonra. “Gılgamış ve Diriler Ülkesi” diye adlandırılmış olup. 27 Söz konusu ikici metin. Akadca Gılgamış Destanı hakkında daha fazla şey öğreneceğimiz dostu ve hizmetçisi Enkimdu. “Diriler Ülkesi” denen ülkeyi aramaya karar verir. Tablet bu noktada kopuk olup metinde kesintiye uğramıştır. ona yardımcı olur. buraya alınmasının tek nedeni. hazırlık niteliğinde. yukarıda sözü edilen Akadca Gılgamış Destanı’na alınıp orada daha eksiksiz olarak geliştirildiğine göre. kesin ve dar anlamıyla Sumer “mitolojisinin” bir parçası sayılamaz. Teması. böyle bir serüvenin tehlikelerinden söz ederek Gılgamış’ı uyarmak ister. Sumerlilerin ölüm sorunu üzerinde kafa yormuş olduklarını göstermesinde ve Babilonyalıların. Ölümün insanı her yerde yakalayabilmesi gerçeği karşısında bunalan ve kendisinin de onun elinden kurtulamayacağının bilincine varan Gılgamış. bu serüvene girişmeden önce güneş-tanrı Utu’ya danışması öğüdünde bulunur. 45 HOOKE. çoğu Yakındoğu mitolojisinin temelini oluşturan bir motif olan ölümsüzlük ardında koşmadır.35 kralın sonuçta uzlaştıklarını anlatıyor görünmektedir. Gılgamış kişiliğinin Sumer kaynaklarından alınmış olduğunu gösteren bir kanıt oluşturmasındandır. anlamları bulanık bazı işlerden [büyülerden] sonra. içinde. mitosun. kendisine.

çoğu Sumer malzemesine dayandırılan Asur-Babilonya mitolojisine geçebiliriz. Şiirin ikinci bölümü. onu övgülere boğan bir şarkıyla bitmektedir. bununla birlikte. ay-tanrı Nanna Sin olur. ama kendisine ün. tapınak adlarının ve ritüel terimlerinin birçoğu Sumerce biçimleriyle alı konmuştur. eski Mısırlılar gibi. age. Burada Gılgamış. ölü dil durumuna düşmesinden çok sonraki tarihlere dek. Sumer Babilonyalılarca Asurlularca benimsenen birçoğu. tanrıların insanlara ölümsüzlüğü esirgedikleri. ölenin ardından yapılan bir ritüeli anlatır görünmektedir. Sumerler. Şurası akıldan çıkarılmamalıdır ki. s. 29 29 HOOKE. bir düş görmüş ve düşü tanrı Enlil tarafından. İnanna’nın adı İştar olur. ölüm temasını ve ölümsüzlüğe kavuşma çabasını daha da geliştirerek işlemektedir. yani. hem de Sami fetihçilerin farklı düşünüş biçimlerini (mantalitelerini) yansıtmaktadır. Burada Sumer mitolojisini bırakıp Akad mitolojisine. Dolayısıyla. Akad mitolojisinde Sami adlar altında görünürler. Utu Şamaş olur. daha önce belirtildiği gibi. bu yazıda. Latince’nin.36 “Gılgamış’ın Ölümü” biçiminde adlandırılmış bulunan üçüncü fragment. hem Sami egemenliğinin siyasal koşullarda yarattığı değişiklikleri. bir kralın ölümünde kralın eşlerini ve saray çevresini kurban etmiş olabilirler. Sumerce’ye panteonunun hiçbir noktada benzemeyen ve bir Sami dilini (Akadcayı) tanrılarının yazabilmelerine olanak verecek uyarlamaları yapmışlardı. Sumerlileri yenip Sumer’i fetheden Sami fatihler. 47 . Sumer çiviyazısını benimserken. rahiplerce. kilisenin ayin dili olarak kalmasına ve bugün bile ayin dili olarak varlığını sürdürüyor olmasına benzer biçimde. metinde Gılgamış’ın öldüğü yolunda açık olmayan bir değinişte bulunuluyor gibidir ve metin. duaların ve afsunların birçoğunun. zenginlik ve savaşta başarı bağışladıkları biçiminde yorumlanmış biri olarak gösterilir. dinsel ritüel ve ayin dili olarak kalan Sumer mitoslarının Akadca biçimleri.

günümüz dünyası üzerinde. üzerinde çok geniş bir boşluk bulunuyordu. Güneş. gezegen ve yıldızların . nefes. Sumer saz şairleri ve ozanlarıyla onların daha sonraki mirasçıları olan edubba şairleri ve yazıcıları eskiçağ Yakındoğu’sunun kesinlikle en zengin mitolojisini geliştirdiler. üçüncü bin yılda. Sumerli öğretmenlerin ve bilgelerin gözünde evreni belli başlı öğeler (sözcüğün dar anlamıyla) gök ve yeryüzü idi. Bilimsel açıdan. Dünya düz bir disk şeklindeydi. saygıyla ve her şeyden önce de özgün ve yaratıcı bir şekilde yapıyordu.37 C. SUMERLERDE DİN Sumerler M. bu sözcüğün yaklaşık anlamı rüzgâr. bu nedenle. Sumer rahipleri ve kutsal kişileri. Bu göksel katı maddenin ne olduğu hala belli değildir. hava. Sumer filozof ve düşünürlerinin elinde. bu boşluksa kubbe biçiminde katı bir yüzeyle kaplanmıştı. kabaca bizim atmosfer terimimize karşılık gelmektedir. bu mitoloji. fakat bunu anlayışla. evrenin kökeni ve içeriği [işleyiş tarzı] üzerine düşüncelerinin bir sonucu olarak. özellikle de Yahudilik. insanoğlunun gösterişli tören ve gösterilere duyduğu sevgi için duygusal bir subab sağlamak üzere de ayinler. bu madde kalay olabilirdi. nitekim evren için kullandıkları terim. Entelektüel düzeyde. Gök ile yeryüzü arasında lil adını verdikleri bir madde olduğunu kabul ediyorlardı. Görünüşe göre bu maddenin en önemli özelliği hareket ve yayılımdır. Hıristiyanlık ve İslamlık aracılığıyla silinmez izler bırakan dinsel fikirler ve tinsel kavramlar geliştirdi. evrenin içeriği ve işleyiş tarzıyla ilgili olarak yararlanabilecekleri ancak en temel ve yüzeysel fikirler bulunuyordu.Ö. eskiçağda Yakındoğu’nun büyük bölümünün temel akidesi ve dogması haline gelecek kadar yüksek bir inanç taşıyan bir kozmoloji ve teoloji geliştirdiler. Sumer düşünürleri ve bilginleri. ay. ruhtur. tanrıları insan boyutuna indiriyor. Sumercede kalay için kullanılan terimin “gök metali” olmasına bakılırsa. ritüeler ve törenlerden oluşan renkli ve çok çeşitli bir toplam geliştirdiler. tanrıları hoşnut etmeye ve yatıştırmaya hizmet etmek kadar. “gök-yer” anlamında bileşik bir sözcük olan an-ki’ydi. Pratik ve işlevsel düzeyde.

kubbeli bir göğün düz yerin üstüne konup onunla birleşmesinden oluşan evren. fakat insanüstü olan. ay ve gezegenler gibi belli başlı gök cisimleri. eylemlerini yerleşik kurallara ve düzenlemelere göre yönlendiren şu ya da bu varlığın sorumluluğu altında olarak görüyorlardı. Sümerler. tarla ve çiftlik gibi kültürel varlıklar ve hatta kazma. hendek. hayvan ve insan yaşamı varlık bulur.ardından bitki. 31 Sumerli teologların varsayımına göre. Gök ile yerin ayrılmasının . kanal. deniz ve hava gibi büyük âlemler. Bu atmosferin dışında parlayan cisimler . Kabalcı Yaynları. ölümlülerin gözüne görünmeksizin. 30 Sumerli düşünürlere açık ve su götürmez gerçekler olarak görünen evrenin yapısıyla ilgili bu temel kanunlardan uygun bir kozmogoni geliştirdiler. biçim olarak insana benzeyen. 105–106. hareket eden ve genleşen “atmosfer” vardır. Bu ilksel deniz içinde.38 atmosferle aynı maddeden yapılmış. Sümerler. Gök. devlet. Kabalcı Yayınları. tuğla kalıbı ve saban gibi aletler ki bunların her biri insan biçimli. dağ ve ova gibi doğa varlıkları. fırtına ve kasırga gibi atmosfer güçleri ve nihayet yeryüzündeki ırmak. denizi “ilk neden “ ve “ana harekete geçirici” olarak gördükleri ve uzay ve zamanda denizden önce ne olduğunu kendilerine asla sormadıkları anlaşılmaktadır. rüzgâr. Kabalcı Yayınları.152. İstanbul 2002 . bu evrenin işlemesini sağlayan şey.ve ışık veren göksel cisimlerin yaratılışının. fakat insanüstü ve ölümsüz olan. s.ay. gezegenler ve yıldızlar. İstanbul 2002 Samuel NOAH KRAMER. Tarih Sümer’de Başlar. kent. yerden göğü ayıran. “gök-yer” bir biçimde doğmuştur. Aralarında.32 30 31 32 Samuel NOAH KRAMER. kozmosu iyi hazırlanmış planlara ve uygun yasalara göre yönlendiren ve denetleyen bir grup canlının oluşturduğu panteondu. İstanbul 1999 KRAMER. güneş. s. yer. s.biçimlenmiştir. 153–154. Başlangıçta ilksel denizin olduğu sonucuna vardılar. güneş. ama ek olarak parlaklık niteliği verilmiş olduğu kabul ediliyordu.

Sümerler. Bu tanrısal panteon nasıl işliyordu? Öncelikle. Kabalcı Yayınları. Fakat Sumerli teologlarca panteon içinde yapılan daha önemli bir sınıflandırma. panteon’un başında bütün diğerlerinin kralı ve yöneticisi olarak tanınan bir tanrının bulunduğunu kabul etmek doğaldı. deniz ve havanın denetimini ellerinde bulunduran ilahların yaratıcı tanrılar olduğu ve bütün öteki kozmik varlıkları. bu düşünceye kozmolojik görüşlerinin bir sonucu olarak varmışlardı.39 Sumerler bu gözle görünmez. yer. Bu topluluktaki en önemli gruplar. çok tanrılı dinsel sistemin doğasında var olan tutarsızlıkları ve çelişkileri çözmek amacıyla sonuçsuz kalan girişimlerde bulunarak birçok teolojik kavram geliştirmişlerdi. yer. Dolayısıyla. 33 Sumer’de tanrıların ölümsüz olduklarına inanılmasına karşın yine de beslenmeleri gerekiyordu. belki kendileri de yaralanıp ölüyorlardı. hazırladıkları plan uyarınca bu dört ilahtan birinin yarattığı çıkarımını yapmak mantıklı görünüyordu. İstanbul 2002 . Kazmadan ya da tuğla kalıbından sorumlu tanrı güneşten sorumlu olan tanrıyla boy ölçüşemezdi. panteonu oluşturan tanrıların hepsi aynı önem ya da derecede olmadıkları varsayımı Sumerlere mantıklı geliyordu. Fakat 33 KRAMER. bütün öteki kozmik görüngüler ancak bu âlemlerden biri yada diğerinin içinde var olabilirdi. bizim “tanrı” diye çevirdiğimiz sözcük deniliyordu. Sumerli bilgelerimiz büyük olasılıkla. Böylelikle Sumer panteonunun. gök. s. Bu görüşlere göre kozmosu oluşturan temel öğeler gök. Ve insanların devletinin siyasi işleyişiyle benzer biçimde. dövüşüyorlar. insan-biçimli ancak insanüstü ve ölümsüz varlıkların her birine Sumercede Dingir. Ne de hendek ve kanallardan sorumlu tanrıyla bütün topraklardan sorumlu tanrı aynı kefeye konabilirdi. yaratıcı ilahlarla yaratıcı olmayan ilahlar arasındaki ayrımdı. 155. “yazgıları belirleyen” yedi tanrı ile “büyük tanrılar” olarak bilinen elli ilahtan oluşuyordu. yaralıyorlar ve öldürüyorlardı. deniz ve havaydı. başında kral olan bir topluluk olarak düzenlendiği düşünülüyordu. ölümcül biçimde hastalanabiliyorlardı.

Gök-tanrısı An’ın bir zamanlar Sumerler tarafından panteon’daki en yüce hükümdar olarak kabul edildiğine inanmak için pek çok neden bulunmaktadır. 34 34 KRAMER. “tanrıların babası”. panteon’un önderi olarak onun yerini hava-tanrısı Enlil almış gibi görünmektedir. 2500’e kadar giden mevcut kaynaklarda. Kralın ismini bildiren. ülkelerini onlar için gönençli hale getirenin. İstanbul 2002 . Tanrı listelerinin başında genellikle bu tanrılar yer alır ve önemli eylemleri birlikte yerine getiren bir grup olarak gösterilirdi. “bütün ülkelerin kralı” olarak tanıtılmaktadır. Sümerler. bu süre içinde onun sahip olduğu güçlerin çoğu tanrı Enlil’e geçti. Yüzlerce ilahtan en önemli dördü gök-tanrısı An. Sumer’de bin yıllar boyunca An’a tapılmaya devam edildi.160. An’ın asıl tapınma mekânının bulunduğu kent devletine Erek deniyordu. Onun Sumer panteonundaki baştanrı olarak kabul edilmesine yol açan olaylar bilinmemektedir.Ö. sutanrısı Enki ve büyük ana-tanrıça Ninhursag’dı. mit ve dualarda baskın bir rol oynayan hava-tanrısı Enlil’di. Sumer panteonunun büyük farkla en önemli ilahı. Kabalcı Yayınları. bunları hiçbir zaman sistematik bir biçimde yazıya geçirmemişlerdir. Krallar ve hükümdarlar onlara ülkelerinin krallığını verenin. “göğün ve yerin kralı”. ona krallık asasını veren ve kayırıcı bir gözle bakan Enlil’di.40 elimizdeki malzemeye bakılırsa. fakat anlaşılabilen en erken kayıtlarda Enlil. Panteon’da oldukça belirsiz bir kişilik haline geldi ve daha sonraki zamanlara ait ilahi ve mitlerde adından pek söz edilmemeye başlandı. ilahi toplantılarda ve şölenlerde başköşede otururlardı. fakat giderek üstünlüğünden çok şey kaybetti. hava-tanrısı Enlil. s. ama yaklaşık M. bütün Sumer ülkesinde ayinlerde. kendi güçleriyle fethetmeleri için onlara bütün ülkeleri verenin Enlil olmasıyla övünürlerdi.

“doğuran hanım” olarak da tanınıyordu. bitkilerin ve ağaçların topraktan çıkmasını sağlayan tanrı Enlil’di. Örneğin.125. bütün tohumların. dipsiz derinlikten yada Sumerlerin deyişiyle abuz’dan sorumlu tanrı Enki’ydi. gözü pek ve bilge Enki’ye bırakılmıştı. Sumer baştanrılarının üçüncüsü. Kabalcı Yayınları. ülkeye bolluk. bunlar Enki’nin yaratıcı kudretine bağlanır. Uygulamanın gerçek ayrıntıları becerikli. İstanbul 1999 . tanrının sözü ve buyruğu dışında başka bir şey yoktur. bereket ve gönenç getiren oydu. s. Enki bilgelik tanrısıydı ve yalnız genel planları hazırlayan Enlil’in kararlarına göre yeryüzünü düzenleyen aslında oydu. sözcüklere döküldüğünde yaklaşık ifade şudur: “Enki yaptı. Hiçbir yerde doğal yada kültürel süreçlerin temel kökenlerine inme çabasına rastlanmaz. İnsanoğlunun kullanacağı tarımsal aletlerin ilk örnekleri olarak kazmaya ve sabana biçim veren oydu. Günün doğmasını sağlayan. seçkin ana-tanrıça olarak kabul edilirdi. Ayrıca Nintu. “Enki ve Dünyanın Düzeni: Yeryüzünü ve Kültürel Süreçlerinin Düzenlenmesi” diye adlandırabileceğimiz bir mitte.41 Daha sonraki döneme ait mit ve ilahilerden Enlil’in. “ulu hanım” olarak da bilinen ana-tanrıça Ninhursag’dır. insanlara merhamet eden. İlk Sumer hükümdarları kendilerini “Ninhursag’ın sürekli sütle beslediği” diye betimlemeyi severlerdi. Tarih Sümer’de Başlar. Ona ait 35 KRAMER. onlar bütün tanrıların anne babasıydılar. Daha eski çağlarda bu tanrıçanın yeri herhalde daha üst sıralardaydı ve dört tanrı şu yada bu nedenle birlikte sıralandıklarında adı Enki’den önce yer alıyordu. bütün yaşayanların anası. hünerli. Ninhursag. kozmos’un en üretici özelliklerinin planlanıp yaratılmasından sorumlu olan en hayırsever ilah olarak kabul edildiğini öğreniyoruz. uygarlık için elzem doğal ve kültürel görüngüleri oluşturmada Enki’nin yaratıcı etkinlikleri anlatılmaktadır. Adının kökeninin Ki’den (yer) geldiğine ve onun An’ın (gök) eşi olarak düşünüldüğüne inanmak için yeterli neden vardır. 35 Yaratıcı ilahların dördüncüsü Ninmah.” Yaratıcı teknik söz konusu olduğunda.

en azından bunların ölüler âlemiyle sınırlı olmayanlarıyla özdeştirler. Nanna-Sin. yasa ve düzene. adalet ve özgürlüğe. zayıfı güçlüden ve yoksulu zenginden korumakla. Enki. tanrıların cenneti Dilmun’da “yasak meyve” motifine yol açan tanrısal bir doğum zincirini başlatır. Kendi yazdıklarına göre Sumerler iyilik ve gerçeğe. İnsanın çamurdan yoğrulduğuna ve yalnızca tek bir amaçla yaratıldığına emindiler: İlahi etkinliklerini rahatça gerçekleştirsinler diye tanrılara yiyecek içecek ve barınak sağlayarak hizmet etmesi için. kötülük ve şiddetin kökünü kazımakla övünürdü. An. insanların yaratılışında önemli bir rol oynar ve bir başkasındaysa. bağışlama ve acımaya çok değer veriyor ve doğal olarak bunların tersinden. günahkârlık ve sapıklıktan. Özellikle krallar ve yöneticiler sürekli olarak ülkede yasa ve düzeni kurmakla. “yazgıları belirleyen” yedi tanrı olarak anılan topluluk. doğruluk ve dürüstlüğe. Ayrıca İgigi adı verilen bir grup tanrı daha vardı. Enlil. zulüm ve merhametsizlikten de tiksiniyordu. Sumerli düşünürlerin. Önde gelen bu dört ilaha ek olarak üç önemli göksel ilah daha vardı: Ay-tanrısı Nanna. An’ın çocukları olan Anunna-tanrılarla. Utu ve İnanna’nın oluşturduğu yedi tanrılık bu grup olabilir. yasa tanımazlık ve düzensizlikten. bunlar görece küçük bir rol oynamışa benzemektedir. kötülük ve yalandan.42 mitlerden birinde. İnsanın yaşamı belirsizliklerle dolu ve güvensizlikle çevriliydi. etik dışı ve ahlakdışı olana tercih ediyordu ve Sumer panteonu’nun hemen hemen bütün . adaletsizlik ve baskıdan. Sumerli bilgelere göre tanrılarda etik ve ahlaksal olanı. Elli “büyük tanrı”nın isimleri hiçbir zaman verilmemiş olmakla birlikte görünüşe göre bunlar. dünya görüşlerine uygun olarak insana ve yazgısına pek aşırı bir güven duymadığını görüyoruz. ama bize ulaşan yazınsal metinlerde nadiren anılmalarına bakılırsa. Nanna’nın oğlu güneş-tanrı Utu ve Nanna’nın kızı tanrıça İnanna. Ninhursag. çünkü amaçları kestirilemeyen tanrılarca kendisine biçilen yazgı önceden bilinemezdi.

Gerçektende temel işlevi ahlaksal düzeni denetlemek olan birçok büyük tanrı vardı. İnsanoğlu tanrılara hizmet etmekten başka bir amaçla yaratılmadığı için en önemli ödevin bu hizmeti efendilerini hoşnut ve tatmin edecek bir şekilde yerine getirmek ve bu hizmeti mükemmelleştirmek olduğu açıktı. güneş-tanrısı Utu ve bir dereceye kadar da ay-tanrısı Nanna ölüleri yargılıyordu ve eğer yargı lehineyse ölü kişinin ruhu herhalde mutlu ve hoşnut bir yaşam sürer. dinlerinde egemen rolü ayinler ve ritüeller oynuyordu. Bu. 36 Bireysel adanmışlık ve kişisel dindarlık önemsiz olmakla birlikte Sumerlerin dünya görüşü dolayısıyla. Sumerlerin ölüler âleminde iyiler ve hak edenler için bile mutlu bir yaşam umuduna fazla güven duymadıkları anlaşılmaktadır. Kült merkezi kuşkusuz tapınaktı. İlk tapınaklardan biri. gece olunca güneş buraya ışık getiriyordu. s. Ölülerin hepsine aynı yaklaşım gösterilmiyordu. İstanbul 2002 . Ne var ki. Gılgamış ve Ur-Nammu gibi özel kurbanlarla ilgilenmeleri gereken ölmüş krallara ve yüksek rahiplik görevlilerine ayrılmıştı. Sümerler. Ölüler âleminde her türlü kural ve düzenleme vardı ve ölüler âleminde oturanların doğru davranmasını sağlayan kişi tanrılaştırılmış Gılgamış’tı. her ne kadar dört metreye beş metre boyutlarında çok basit biçimli bir 36 KRAMER. yeryüzündeki yaşamın kederli ve sefil bir yansımadan başka bir şey olmadığı kanısındaydı.43 büyük tanrıları kendilerine adanan ilahilerde iyilik ve adalet. koruyucu tanrısı en azından daha sonraki zamanlarda Enki olan Eridu’da ortaya çıkarılmıştır. Kabalcı Yayınları.180. Genel olarak Sumerliler. Görünüşe göre tıpkı yaşayanlar gibi ölülerde bir hiyerarşi içinde sıralanmıştı ve büyük olasılıkla en yüksek mevkiler. Her ne kadar ölüler âlemi insana karanlık ve kasvetli bir yer gibi gelse de bu yalnız gündüz için geçerliydi. doğruluk ve dürüstlük aşığı olarak yüceltiliyordu. bütün istediklerini elde ederdi. ölüler âlemindeki yaşamın.

avlu ve tapınak görevlileri için konut alanlarını da içeren kabaca 400 x 200 metre ölçülerinde bir alanı kaplıyordu. işib ve nindingir bulunuyordu. Nitekim Ur kentindeki Nanna’ya adanmış olan Ekişhugal tapınağı. Mezopotamya’daki tapınak mimarisinin belirgin özelliği hem gerçek hem de simgesel anlamda gökteki tanrılarla yeryüzündeki ölümlüler arasında bir bağlantı olması amaçlanan Ziggurat’ın ilk örneği olarak kabul edilir. Daha sonraları büyük kentlerdeki tapınaklar geniş yapı kompleksleri haline gelmişti. görevlilerin isminden başka çok az şey biliyoruz. yüksekliğiyse başlangıçta 20 metre kadardı. eni 45 metre olan dörtgen bir kuleydi. En’in altında bir dizi rahip sınıfları vardı. ziggurattın yanı sıra çok sayıda kutsal mekân. Görünüşe göre ayinlerin adandığı ilahın cinsiyetine bağlı olarak. dükkân. En dikkat çekici yapı olan ziggurat. Bunlar arasında guda. büyük olasılıkla görevi tapınağın binalarını ve maliyesini düzen içinde yönetmek ve tapınak personelinin ödevlerini verimli bir şekilde yerine getirmelerini sağlamaktı. tapınağın gipar adıyla bilinen bölümünde yaşayan en’di. bin yıllar boyunca Sumer tapınağını karakterize eden iki özelliğe başından beri sahipti: Tanrının simgesi ya da heykeli için bir niş ve bunun önünde de kerpiçten bir sunak.özellikle İnanna’ya adanmış tapınaklarda. Ayrıca şarkıcılarla müzisyenlerden ve .çok sayıda hadımla tapınak cariyesinden oluşan büyük bir topluluk da bulunuyordu. Bu tapınaklardan sorumlu olan rahiplerle ilgili olarak. işçiler ve .44 kutsal mekân da olsa. Tapınağın yönetsel başkanı sanga idi. ardiye. erkekler kadar kadınlarda en olabilirdi. Yalnızca işib’in kutsal saçılardan ve arındırma törenlerinden sorumlu ve gala’nın da bir tür tapınak şarkıcısı ve şairi olabileceğini biliyoruz. Bu rahiplerin görevleri hakkında çok az bilgimiz vardır. tabanının boyu 60 metre. tapınak personeli arasında dindışı görevliler. mah. Tapınağın tinsel başkanı. Eski Sumer tapınaklarındaki kazılardan çıkarılan yönetimle ilgili çok sayıda belgeyle de kanıtlandığı gibi dinsel ayinlerde şu yada bu şekilde görev alanlara ek olarak.

Sümerler. tüm evrelerini kapsayan süre ile tanımlanan Ay takvimini kullandılar. İstanbul 2002 Bir zaman sonra Eski Yunanlılar. Bu bakımdan göksel olayların büyük bir ilgiyle izlediler. göz kırpan ya da akan yıldızlar. SUMERLERDE ASTRONOMİ Güneşin doğuşu ve batışı. gündüz ve gece olmak üzere ikiye ayırıyor ve 12 çift saate biru’ya (yada donna) bölüyorlardı. gökyüzünde Sumerlerin en fazla ilgisini çeken göksel olay Güneş’in özellikle Ay’ın değişimiydi. 38 Gün kavramını da ilk kez geliştiren Sumerliler oldu. ayın hilalden dolunaya dönüşümü ve öteki göksel devinimler. bir hilalden öteki hilale dek geçen. Dolayısıyla çok önceleri Ay’ın. Kabalcı Yayınları. s. Görünüşlerini hayal ürünü yaratıklara benzeterek kimi takımyıldızları adlandırdılar. Yılı 12 aya bölmüşlerdi. Büke Yayınları. kimi zaman da 30 güneş günü oluyordu. Gözlemlerine göre bu süre kimi zaman 29. . s. Sumerliler günü. Sumerlerin on iki ay ayının beş ayını 29 gün ve yedi ayını da 30 gün kabul ettiklerini ve dolayısıyla bir ay yılını 355 gün olarak belirlediklerini görüyoruz. eskiler için herhalde mucizevî olaylardı. Toplumsal yaşamdaki önemli olayların göksel olgulara ve oluşumlara bağlı olduğunu sandılar. Sumerlilerin gün kavramını nykhtemeron terimiyle adlandırmışlardır. Dinsel törenlerini göksel olgulara göre yaptılar. Mezopotamya ve Eski Mısır. İstanbul 2002 Altay GÜNDÜZ. Gökcisimlerinin kısa süreli geri dönüşlerini temel alan bir takvim oluşturdular.45 tapınağın çeşitli tarımsal ve ekonomik işlerini yürütülmesine yardımcı olan köleler de yer alıyordu. 39 37 38 39 KRAMER. 37 D. Yıldızların ve yıldız oluşumlarının tanrılarla yâda doğaüstü güçlerle ilişkili olduğuna inandılar.263. Ay takvimi güneş takvimine uymadığı için her yılın artan on gününü toplayarak üç yılda bir ay yılını 13 ay yapmaları da bu sanımızı doğrulamaktadır. Örnekse. Bu da “ay takvimi” oldu.188.

Şubat ve Eylül. tarımsal işlemlere başlama zamanını önceden. Bu gün altmışlı sistemi saatlerde ve açı ölçümlerinde kullanıyoruz. s. (11) şubatu. Kimi kehanetler şöyleydi. Gün. aynı yolu izleyerek kehanette bulunabilecekleri umuduna kapıldılar. Kasım. (8) araksamma. Bu olgu ayın on üçünde olursa. kardeş kardeşi öldürecek. Sumer dilinden. Sumerliler ve Babilliler astronomide altmışlı. (7) teşritu. Mart. “ Güneş ve Ay ayın on ikisinde birlikte görülürse kral hanedanı sona erecek. insanlar yok edilecek. Hammurabi zamanında ise Nippur kentinin ay adları her yerde kullanıldı.46 Bu bölümlerin her biri 30 alt bölüme. Latince’den. müneccim Kidannu’nun önerisine uyularak gece yarısı başlamasına karar verildi. ninda’ya ve bu bölümlerin her biride gene 60’a bölünmüştü. mayıs ayında olursa kral 40 41 GÜNDÜZ.Ö. (10) tebetu. . (3) simanu. ülkede huzursuzluk olacak. düşman ayağı ülkeye girecek. (4) dumuzi. Nisan ve Temmuz. Mayıs ve Ağustos. (5) abu. Ama M. büyük bir olasılıkla belirliyorlardı. Cumhuriyet sonrası kabul edilen Ekim. 41 Sumerlilerin yıldızlar üzerinde yaptıkları gözlemlerle. 40 Mezopotamya’da ilk çağlarda önemli kentlerin kendilerine özgü ay adları vardı. 300’den sonra. age. (12) adaru. (6) elulu. Akad dilinden. günümüzün iki saati (=24 saat / 12). Aramice’den gelmektedir. matematikte ise onlu ve altmışlı. Haziran. (2) ayaru. (1) nisanu. (9) kislimu. 264 Bu ay adları Osmanlı İmparatorluğunun ve hatta Cumhuriyet Türkiye’sinin ay adlarını etkilemiştir. alt bölümler (giş’ler) dört dakikası (=120 dakika / 30). Daireyi de bu yolla bölümlere ayırıyorlardı. giş’e ve alt bölümlerin her biri 60’a. alt bölümlerin 1/60’ı dört saniyeye (=240 saniye / 60) ve son bölümler de dört salisesi (=240 salise / 60) olur. Daha sonra Asurluların şu ay adları geçerli oldu. Bu başarıyı yanlış anlayan yada yorumlayan Sumerliler. sistemi birlikte kullanıyorlardı. Ay tutulması nisan ayında olursa yıkım olacak. güneşin batmasıyla başlıyordu. Bu tanımlamaya göre her bölüm (biru ya da dona). Aralık ve Ocak ayları dışında kalan ay adları çeşitli kültürlerden gelmedir. alış veriş duracak.

ama çocukları tahta çıkamayacak. ister geleceği bilmek olsun. s. Su saatleri: Gecenin ve gündüzün bölümlerinin belirlenmesinde kullanılan başka bir aygıtta su saatiydi. 265 GÜNDÜZ. gölgenin uzunluğu ve doğrultusu. temmuz ayında olursa ürün bol olacak…”. ağırlıkla ölçülüyor. delikli bir kaptan akan suyun ağırlığı belirli bir zamanı gösteriyordu. Yalnız güneşin yükselimi sürekli değiştiği için. yalnızca yaklaşık olarak belirlenebiliyordu. 43 Mezopotamyalıların güneş ve su saatleri yardımıyla gece ve gündüz uzunluklarının değişmelerini incelediğini tabletlerden öğreniyoruz. Ama amacı ne olursa olsun. öğle dışında kalan aynı bir saatte günden güne fark ediyor. Sumerlilerin su saatlerinde zaman. 271 . 42 Güneş saatleri: Sumerliler gündüz saatlerini belirlemek için sabit nesnelerin gölgelerinden yararlanıyorlardı.iki birim ağırlıkta olduğu gibi. s. Dolayısıyla Sumer astronomisinin -gök cisimlerinin devinimlerini izlenmesinin. Bu saatlerde zaman dilimleri. ölçü çizgileriyle derecelenmiş kaplardan akan yada bu kaplara akıtılan suyun miktarıyla belirleniyordu. Bu konudaki bilginin Mezopotamyalılar için pratik bir kullanış şeklinin. Kullandıkları ilk aygıt gnomon’du. bu yatay bir zemine sabitlenmiş düşey bir çubuktu.temel amacı astroloji oldu. astronominin oluşmasına ve dolayısıyla matematiğin gelişmesine yol açtı. age. gece ve 42 43 GÜNDÜZ. ister gaipten haber vermek.47 ölecek. bu nedenle saatler. astrolojiyle ilgili araştırmalar. age.

Aynı suretle. Gezegenlerin gökte muayyen bir zamanda işgal ettikleri yerden başka. age. uzun ve sıcak yaz günleri nöbetleri de yüksek ücretliydi. herhangi bir gezegenin gökte belli bir bölgede bulunması kadar. Kehanetlerde bulunmada en önemli yeri astroloji işgal etmektedir. 329 SAYILI.48 gündüz nöbetçilerine ödenen ücretlerle ilgili olduğu görülmektedir. 323 . Örneğin. s. uzun ve soğuk kış geceleri bu işi görenler.45 Gökte astroloji bakımından üç önemli kuşak ayırt ediliyordu. Örneğin. Matematiksel şekliyle Mezopotamya astronomisi Helenistik çağ Yunan astronomisinin temelinde kalburüstü bir yer işgal eder. Mezopotamya’da bilimin doğuşunda genel olarak kehanetin. önemli bir tarihi role sahip olduğu söylenebilir. onun diğer gezegenlerden belirli bir tanesine yaklaşmakta yada ondan uzaklaşmakta olması astrolog için önemli bir olay sayılıyordu. aynı mevsimin gündüz nöbetçilerine nazaran daha büyük ücretler almaktaydılar. 44 45 SAYILI. yani ekvator bölgesi. Yunan astrolojisi aracılığıyla bilim tarihine olağan üstü bir etki yapmış ve çok önemli bilimsel düşünce akımını uzun vadeli bir şekilde etkilemiştir. hareket tarzları da dikkate alınıyordu. Çünkü bilimin matematikle temellenmesi geleneğinde astronominin bir örnek ve ilham kaynağı olarak. s. age. Mezopotamya astrolojisi genellikle bilimin ve astrolojinin matematikleşmesinde ön ayak olmuş. yani gelecek olayları önceden belirlemenin yada tahminin önemli bir yeri olduğu görülmektedir. Bu bölgeler gezegenlerin yerlerinin astrolojik bakımdan anlamlandırılmasına ve yerlerinin belirlenmesine yarıyordu.44 Astronomi Mezopotamya’da kozmogonik ve dini bir aşamadan matematiksel bir aşamaya sirayet etmiştir. Bunlardan biri Anu. diğerleri de yengeç kuşağı Enlil ve oğlak kuşağına karşılık gelen Ea idi.

Bir ülke için uğurlu olan bir zaman. Bunlar dışında meteorolojik olaylardan. Mezopotamyalıların inancına göre gökler tanrıların mekânıdır. korku ve dehşet veren bir gök cismiydi46 Olayların akışına ilave olarak zaman faktörü de mevcuttu. Muayyen yıldız kümeleri yeryüzündeki belirli mevkileri temsil ediyor. komşu bir ülke için uğursuz olabiliyordu. Astroloji. Böylece astronomi gibi astrolojide dini unsurlarla ve mitolojiyle karışmış durumdaydı. Ay ile gün ve gecenin muhtelif saatleri uğurlu yada uğursuz sayılıyordu. Gelecek hakkındaki çeşitli tahminleri temelendiren tefferuat noktaları bir tarafa bırakılırsa. Yıldızlarla yıldız kümeleri tanrıları. astroloji. age. tanrılarla da ilişkili olarak gök âleminde hüküm süren bir nizamı ortaya koyma ve bu nizamı yeryüzü olaylarında da yansıtma çabası şeklinde 46 SAYILI. gökyüzündeki olaylar da tanrıların faaliyetlerini temsil ediyordu. fırtınalardan. geleceğin göklerden okunmasından ve bu münasebetlerden de faydalanmaktaydı. Astrolojik olayların yorumlanmasında zamanın bu rolü çeşitli ülkelere göre değişiyordu. Bütün gök cisimleri arasında astrolojik açıdan en önemlisi işaret ettiği anlamlar bakımından bütün diğer gök cisimlerine nazaran hâkim durumda olan Ay idi. Ayın yüzü de aynı suretle. 325 . bulutlardan. onlara karşılık geliyordu. Ay’ın bu büyük öneminin birinci sebebi şüphesiz ay ve güneş tutulmalarının astrolojide işgal ettiği önemli yerden ileri gelmekteydi ve bundan ötürü Mezopotamya astrolojisine göre ay. geniş bir tanımla.49 Mezopotamya astrolojisi tutulma düzlemi kuşağı dışına çıkarak göğün diğer bölgelerindeki bazı yıldızlarında astroloji alanı içine almaktaydı. Mezopotamya ve civarındaki ülkeleri temsil etmek üzere çeşitli kısımlara bölünüyordu. s. Bu astrolojinin temsil ettiği görüşe nazaran gök ile yerin çeşitli bölgeleri arasında karşılıklı münasebetler vardı. şimşek ve yıldırımlardan astrolojik yargılardan faydalanmaktaydı.

Örnekse bir Mezopotamya tabletinde kötü bakışların insanlara verdiği zararlar şöyle dile getirilmişti: “Ey göz! Ey göz! Düşman göz! / O kadının gözü. Kötü ruhların insan vücudundan kovulmasını sağlayacak olan ise sihirdi. Bugün’de bazı topluluklarda aynı inanışın geçerli olduğunu görüyoruz. tıp kuramının ve dolayısıyla hekimliğin özü sihir 47 SAYILI. toplum içinde birtakım kimselerin ilişki kurdukları doğaüstü güçlerin dostluğunu kazandıklarını ve bunların gücünden yararlanarak kimi insanlara “kara büyü” yaptıklarını. Sumer’de astroloji ile mitolojik ve dini astronomiyi birbirinden ayırt etmek pek kolay değildir. Bu inançlarla yetişen Mezopotamyalılar hastalıkların. 327 . habis ruhların insana sahip olmasından. dostları birbirine düşürdüklerini sanıyorlardı. defol göz! / Yedi nehirden. age. kötü cinlerin insan vücudunu zaptetmesinden kaynaklandığına inanıyorlardı. Bunlar kara büyücülerdi. E.50 nitelenebilir. cadılardı. günümüz astronomisinin temelini oluşturmuştur. o erkeğin gözü! / O komşunun gözü! O düşmanın gözü! / Ey göz! Sen bir eve girince fırındaki çanak çömleği tuz buz edersin! / Sen gemicinin gemisini parçalarsın! / Güçlü öküzün boyunduruğunu. yedi kanaldan öteye. yedi dağdan ileriye git! Göz! Kendi sahibinin yüzünde çanak gibi parçalan!”. Mezopotamyalıların inancına göre. 47 Sumerlerin bu alanda yaptıkları çalışmalar sonucu ulaştıkları bilimsel bilgiler. s. insanların ağızlarını ve dillerini bağladıklarını. SUMERLERDE TIP Eskiler. Bu nedenle eski çağlarda. Kimi insanların (nazar) yada parmakla dokunması da kötü cinler gibi insanlara zarar verebiliyorlardı. yedi kötü yedi de iyi cin vardı. Mezopotamya ve Eski Mısır’da kara büyü yapanlar ölümle cezalandırılırdı. “akbüyü” idi. koşan eşeğin bacağını kırarsın! / Usta dokumacının tezgâhını parçalarsın! / İyi geçinen kardeşlerin arasını açarsın! / Defol göz.

sarı çamur. hastalıklara ilaçlara ve hekimlik deneyimlerine ilişkin bilgileri. Bu maddelerin tümü. Bununla birlikte eski hekimler. Hastalıkların sihirle yada okuyup üfleme yoluyla -efsunla. 48 M. yaprakları. olduğu gibi değil.51 oldu. merhemler ve iksirler kullanılıyor ve kimi zaman da hastaya masaj yapılıyordu. domuz başı. arsenik. Gene de bu eylemler sırasında. 86. civa.Ö.bitkisel. sığır ve domuz eti. reçineleri. Sumerler. şeytanın yada karanlık güçlerin işiydi. İstanbul 1999 .5 santim genişliğinde bir tablet hazırladı. İlaçların yapımında da . tavuk kanı ve gözü. hayvansal ve madensel maddeler kullanılıyordu. sapları. 49 Mezopotamyalıların inancına göre hastalık yukarıda belirttiğimiz gibi. İnsan ve hayvan kemikleri. usareleri. baykuş kanadı… Alçı. kükürt. 48 49 GÜNDÜZ. ufalama. demir oksit. Dolayısıyla tıbbın temeli kötü ruhların sihirle ve ayinle kovulmasıydı. dalları. kireç. filizleri. çoğu zaman çeşitli lapalar.bu gün alternatif Çin tıbbında olduğu gibi. tilki ve aslan tüyü. şap. geyik boynuzu. kamış kalemin ucunu eğik biçimde yonttu ve zamanın çivi yazısıyla gözde ilaçlarının bir düzinesini tablete kaydetti. s. ırmak kumu ve doğal su. hastalıkları. meslektaşları ve öğrencileri için en değerli tıbbi reçetelerini bir araya getirip kaydetmeye karar verdi. s. fare dili. Bitkilerin kökleri. sarı inek kulağı. ağaçların kabukları. Tarih Sümer’de Başlar. 2500’li yıllarda hatta daha öncesinde yazıya dökmüşlerdi. kurutma. üçüncü bin yılın sonlarına doğru yaşamış olan isimsiz bir Sumerli hekim. Islak topraktan 16 santim uzunluğunda 9. M. Kabalcı Yayınları. kozalakları ve benzerleri. kaplumbağa kabuğu. çiçekleri. age. bir Amerikan kazı ekibince ortaya çıkarılıp Philadelphia Üniversite Müzesine götürülünceye değin dört bin yılı aşkın süre Nippur kalıntıları altında gömülü kalmıştır.tedavisine ilişkin bu skolâstik gelenek. sihrin yanı sıra iksirlerle ve kimi durumlarda da cerrahi müdahalelerle iyileştirmeye çalıştılar. İnsanlığın bilinen en eski tıp “elkitabı” olan bu kil belge. 300 KRAMER.Ö. yüzyıllar boyunca tıp okullarında etkisini sürdürdü.

Doktorlara verilen bir başka ad da yağları tanıyan kimse anlamına geliyordu. A-zu’nun bir manası da “rüyaları yorumlayan kimse” olarak kabul ediliyordu. Suyun sihirde ve kâhinlikte önemli rolü vardı. gerçek manasıyla doktor olan sınıf bu sınıftı. 50 51 GÜNDÜZ. Doktor olan baru’ların vazifesi diyagnoz (teşhis. Yahut da doktorların statüsü rahiplerin statüsüne benzer bir mahiyet taşıyordu.50 Mezopotamya’da tıp resmen bir rahip sınıfının elindeydi. Birincisine asutu. suda yada sütte yada bir arada eritme ve kaynatma gibi işlemler uygulanarak hazırlanıyordu. Mezopotamyalılar hayatın özünün su olduğuna inanıyorlardı. 413 . anlamı “suyu tanıyan kimse” olan a-zu sözcüğüyle adlandırılıyordu. 302 SAYILI. Bunların ihtisası tedaviydi ve faaliyetleri tamamen tıp sahası içinde bulunuyordu. insanın çamurdan bir modelini yapmış. Bunlardan bir tanesi kâhinler sınıfıydı ve baru adını taşıyordu. aynı zamanda. Bu nedenle su tanrısı. ikincisine aşiputu deniyordu. daha geniş bir anlamda gelecekten haber verme görevini yüklenmişlerdi. Yağlarında Mezopotamyalılarca büyük bir önem taşıdığı anlaşılmaktadır.52 dövme. Yaratıcı tanrı. 51 Mezopotamyalılarda sihirle tıp için ayrı kelimeler vardı. Fakat anlaşıldığına göre. insanı su ve topraktan yaratmış. age. age. tedavi yapan üç rahip sınıfı vardı. s. Üçüncü sınıf ise A-zu veya A-su adlı rahip veya doktorlardı. Böyle ayrı ayrı iki kelimenin mevcudiyeti tıbbın sihirden ayrı ve müstakil bir kimliğe sahip olduğu izlenimini destekleyen bir delil olarak kabul edilebilir. Başka bir deyimle. s. hekimliğin tanrısı kabul edilmişti. Daha doğrusu. tanı) ve prognoz (ön teşhis) yapmaktı. onların faaliyeti sadece tıbbın sınırı içinde kalmıyordu. kâhinler. Sumer’de hekimler. Bu anlamda. sonrada bunun içine hayat soluğunu üflemiş ve ona hayat vermişti. belki de doktorlar rahip sınıfının statüsüne sahip bulunuyordu. öğütme. Böylece.

Hayatla ilgili fonksiyonların en önemli merkezi ise onlara göre karaciğerdi. birçok hastalığı hastanın bedenindeki zararlı cinlere bağlıyorlardı.53 Organik faaliyet bakımından Mezopotamyalıların kalbe ve kana önem vermiş oldukları anlaşılıyor. Bu metot gerek dâhilen gerek haricen kullanılan ilaçlarda tatbik yeri bulmaktadır. kabuk. ilaç dozajları yada karışımlara giren maddelerin miktarları. onlarda belki de bu Mısır ve Mezopotamya görüşlerini birleştirmiş olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Buna karşın şimdiye değin gün ışığına çıkarılan en eski tıp metni “sayfa”sı olan bu kil tablette mistik ve usdışı öğelere yer verilmemesi büyü dışında ve ondan bağımsız bir tıbbın mevcut olduğu fikrini haklı gösteren bir delildir. Bu cinlerden yarım düzinesinin adı. Başka bir deyimle. daha sonraki Babilliler gibi. Bitkilerin kök. tahıl. Sumerlerin bitkisel ilaçları arasında. bunlardan ilki. bu dozajları yada karışımları eczacıların . Bau. yağ ve odun gibi kısımları tedavi maksadıyla kullanılmaktaydı.Ö üçüncü binyıla ait bir tablette tanrıdan yada cinden bahsedilmemektedir. Ortaya çıkarılan tabletlerin bazılarında Sumerli hekimlerin sihirli sözlere ve büyüye başvurmaması ilginçtir. Bu Sumer’de hastalıkları iyileştirmek için büyü ve cin çıkarma ayinlerinin bilinmediği anlamına gelmez. sebze. Daha sonra Yunanlıların kan damarları sisteminin merkezini hem kalp ve hem de karaciğer olarak kabul etmeleri. M. genellikle açıklanmadığı dikkat çekmektedir. Sumerli hekimlerin reçetelerindeki. Mısırlıların kalbe verdikleri değeri Mezopotamyalılar karaciğere atfediyorlardı. baharat. Bunun iki izahı olabilir. Tam tersine Sumerler. Daha sonraları Akad’larda olduğu gibi Sumerlerde de biranın birtakım ilaçların eritilmesi için bir ortam olarak kullanıldığı görülmektedir. ağaç kısımları. çeşitli sakızlar ve yabani bitkiler yer almaktadır. Ninisinna ve Guala adlarıyla da bilinen “Sumerlerin yüce hekimi” diye nitelenen tıp sanatının baş tanrıçasına adanmış bir Sumer ilahisinde geçmektedir.

diğeri ise. . hekimlerin meslek sırlarını açıklamak istememesi şeklinde düşünebiliriz.54 belirlemesi.

II. Babil’in binalarının yapısı ve nüfusunun hayat biçimi ilkçağ Yakındoğu tarihinin büyük hükümdarlık dönemleriyle biçimlendi. onu fethetmek ve onu güzelleştirmek yada yıkmak üzere üstünde kendi izini bırakmak istedi. hiçbir şehir bu kadar hayranlık ve saygı uyandırmadı. şehrin tüm mimari ve dekoratif anlayışına şekil verdi.55 BÖLÜM II ASUR . dünyanın evrensel merkezi ve uyum simgesiydi. Babil’in iki niteliği. Her kuvvetli hükümdar. Babil medeni dünyanın üstünde parlayarak. Şehri yaratan. dost yada düşman. Dünyada hiçbir şehre onun kadar imrenilmedi ve hiçbir şehirden ondan çekinildiği kadar çekinilmedi. M.BABİLDE FELSEFİ DÜŞÜNCE A. Bu kozmik özellik. tüm Mezopotamya’nın manevi ve zihinsel kalbini teşkil ediyordu. kaosun güçlerine karşı galip gelen ve evrenin düzenleyicisi olan Tanrı Marduk’tan gücünü alan Babil. hiçbir şehir bu kadar sık yıkılıp yeniden inşa edilmedi. bir diğer deyişle gerçek ve gizemli yapısı ona son . Yüzyılın sonunda şehrin bilgeleri tarafından Babil’e ithaf edilen 51 özellik ve işlevlerinin en başında onun şanı geliyordu.Babil “Şöhret ve sevinç bahşedilen Babil… Göklerin kudreti Babil… Tuğlası kadim Babil… Tanrıların kralının şehri Babil… Şatafatı tükenmeyen Babil… Halkına barış getiren Babil… Hakikatin ve adaletin şehri Babil… Tanrıların buluştuğu yer Babil… Gökle aşağı dünya arasındaki bağı kuran şehir Babil… Düşmanlarını yok eden şehir Babil… Marduk’un evi Babil… Tanrının ve insanın yaratıcısı Babil… Kanunları derleyen Babil… Krallığı kuran Babil… Bilgeliğe kavuşmuş Babil… Kutsal şehir Babil… Ülkelerin bağı Babil…” Babil’in itibarı o devrin şehirleriyle karşılaştırılamayacak kadar yüksekti.Ö. Asur .

“hayatın beşiği” ya da “bereketin beşiği” anlamına gelen Tintir adının varlığı II. 52 Şehrin olağandışı niteliği her şeyden önce adının kökeninde yatıyor. Babil’in adı. sonradan Babil Ülkesini oluşturacak tarım köylerinin kurulmasından asırlar sonra. bugüne kadar süren devamlılığını sağladı. Babil. Bu isim. s.53 Kuşkusuz Babil. age. başka düşünsel yazılarda da geçiyor. 8 . aynı zamanda. 7. II. Ankara 2006 ANDRE-SALVINI.56 derece farklı bir çizgi ve onun zaman içindeki varlığının ötesinde. bin yılın sonlarına doğru yazının keşfedilmesinden önce Güney Mezopotamya’da konuşulan “ön-Fırat” dilinden geliyor olabilir. kutsal bir Sumer şehri olan Eridunun üzerine kurulduğu için oluşan benzerlikten bu kentin adıyla anılıyordu. s. Yüzyılda ölmüş olan ve her zaman asaletle kültürün dili olan ve özellikle saygın yerleri anlatmak için kullanılan Sumer dilinde Babilu (Babilli) kelimesi vardır. bin yılın başında kanıtlanıyor. ‘Babil’ Akadca’nın Yunan versiyonundan geliyor. Bu mükemmel sayı Sumerlerin tanrıyı belirtmek için kullandıkları altmışlı sayı sisteminden alınmıştı. “Tanrıların kapısı” yada “Tanrının kapısı” anlamına gelen Babili/ilani. Çiviyazılarında. Dost Kitapevi. “Gücü göklere çıkarıldı. Gerçekte. Sumerce’den ve IV. II. yazının bulunmasından 1000 yıl sonra. Babil. üç bin 52 53 Beatrıce ANDRE-SALVINI. Yine farklı bir biçimde şehrin adı ‘kapı +60’ simgesiyle de yazılabiliyordu.Ö. Efsanevi Tufan’dan önce Babil’e “krallık inmemiştir” ve Babil Ülkesi yazıcılarının uzak geçmişe ilişkin kayıtlarında adı geçmez. M. Sumercede de ‘Ka-dingirra’ olarak kullanılıyordu. Babil önemsiz bir köydü.” Dini edebiyatta da.Ö. Sumer (Mezopotamya’nın en güney bölgesi) kent devletleri birbirleriyle kudret ve itibar için yarışırken. bin yılın sonundan itibaren kent hala Şuanna diye anılıyordu. Akad dilinde yada M. devrinin en etkileyici kentidir ama ne çok eski bir yerleşim merkezidir nede Mezopotamya uygarlığı karakteristik ve süreğen şeklini almadan önce önemli bir kenttir.

özellikle de Musul (eski Ninova) bölgesindeki Yukarı Dicle Vadisinde daha sonra Asur Ülkesi olarak bilinen. birbirini izleyen Mezopotamya hanedanları tarafından çok iyi değerlendirilip kullanılmış. Mezopotamya’da iki büyük nehrin. bin yılın başlarında ülkenin birleşmesini yansıtır. Çok erken dönemlerden itibaren bu toprakların kuzey kesimine Akad güneyine Sumer denirdi. Tarihsel olarak Babil Ülkesi terimi Birinci Babil Sülalesi altında 2. bin yıl kadar eski tarihlerde de kullanılıyordu. Babil. tarihle coğrafyanın hoş bir bileşiminden ileri gelmektedir.54 Oysa eski dünyada Babil’in en büyük rakibi olan Ninova’nın geçmişi. alüvyon ovasının kuzey ucundaki konumu sayesinde. ilk “krallık merkezlerinden” biriydi. olasılıkla 7. sonrada Babil kenti izlemiş. Aynı zamanda. Babil Ülkesinde yaşayanlarınsa Suburtu olarak adlandırdığı Mezopotamya bölgesi bulunuyordu. böylece. Babil ülkesi taş. kereste ve maden cevheri gibi önemli 54 Joan OATES. Babil ülkesi toprakları. Dicle ve Fırat nehirlerinin meydana getirdiği düz bir alüvyon ovasıdır. Onu Sargon ve ardıllarının kenti Agade. Daha kuzeyde. 9. Horasan yolu doğal olarak Babil Ülkesi’nde sona ermekteydi. Ktesiphon ve son olarak da Bağdat kurulmuştur. ardından Dicle kıyısındaki Seleukeia. Coğrafi anlamda Babil Ülkesi. eski Mezopotamya’nın güneyini tanımlamak için kullanılır ve kabaca. kuzeyde Bağdat’tan güneyde Basra Körfezi’ne kadar olan bölgeyi kapsar.57 yılsonlarına kadar adı bilinmemektedir. tarihöncesi gölgelerinin arasına kadar izlenebilmektedir. Batı Anadolu’dan gelip Asur ülkesi üzerinden güneybatı İran’a ulaşan ana karayolu – daha sonra Sardis’den Susaya giden Ahameniş Kral yolu. dahası. Tarım ürünleri yönünden zengin olmasına karşın. Bu ayrıcalıklı ticari ve askeri konum. Bunlardan birincisi olan Kiş. Dicle ile Fırat’ın birbirine en fazla yaklaştığı bölgede yer alıyordu. Arkadaş Yayınları. eski dünyanın en ünlü iki yolunu kontrol altında tutabiliyordu. birbirinden 80 km ara ile “en dikkate değer tarihi başkentler dizisi” kurulmuştur. Babil. s. Eski dünyada Babil’in önemi. İstanbul 2004 .Dicle’nin doğusunda ovanın kenarından geçmekteydi. ilklerden olmasından değil.

Ö. en eski çiviyazılı kayıtların yapıldığı dönemde Sumer’deki en baskın soy Sumerlerdir. yeni fikirlerin çabucak yayılmasını sağlamıştır. 11 . bunlar aynı zamanda –sadece günlük gereksinimlerin değil. bilim adamları arasında bir zamanlar destek bulmuştur. Ama bu insanlar. gelişen lüks madde piyasasının da ihtiyaçlarını karşılamak ve karşılığında daha fazla mal ithal edebilecek ürünlerin üretiminde kullanılmak üzere hammaddelerin daha etkili yöntemlerle elde edilmesini sağlar. s. dini. özellikle de tarım ve imalat ürünleri fazlasının toplanıp dağıtılmasını sağlayan toplumsal birimlerin gelişmesi. Sami dilini (yani daha sonraki Arapça ve İbranice’yle aynı aileden bir dil) konuşan ve kökleri Mezopotamya’nın batısındaki çöl topraklarına dayanan bir halktan gelmektedir. Yerel büyüme ve refah için bu gibi teknolojik ve ekonomik gelişmeler gereklidir. alüvyon ovasının bereketli çamurundan başka doğal kaynak yoktu bölgede. Dolayısıyla ticaret çok önemliydi ve çok erken dönemlerden itibaren Babil ülkesi ile Yakın Doğu’nun diğer bölgelerini birbirine bağlayan geniş bir ticaret ağı oluşmuştu. Ayrıca. mitolojisi ve edebiyatıyla – benimsemiştir. 2. M. teknik olsun politik olsun. toplumun içsel farklılaşması. İnşaatlarda ve çömlek yapımında kullanılan. age. Ama şimdi biliyoruz ki.55 Sumer’de uzmanlaşmanın gelişmesi. 55 OATES. hammaddenin bulunmayışı da politik düşünceyi etkileyen ve yayılmacılığı yüreklendiren dışa dönük bir bakış açısının gelişmesine yol açmıştır. Babil topraklarının düz ve açık olması toplumsal yalıtımı önlemiş. yetersiz çevre koşullarıyla ilişkilidir – kaçınılmaz sonucu olmasa bile. Sumerce konuşan daha eski bir halka ait olan yerel Mezopotamya kültürünü tümüyle .58 malzemelerden yoksundu. sanatı.eğitimi. Sumerce’nin kutsal metinleri aşağı tabakalara anlaşılmaz kılınılarak daha gizemli bir havaya sokmak için Babil rahipleri tarafından zekice uydurulmuş şifreli bir yazı olduğu savı. bin yılda Babil’de başa geçen en eski sülale.

O sıralarda Ummalı Lugal-zagesi güçlü bir hasım konumundaydı 56 OATES. Sumer Erken Sülale krallarının en sonuncusu Lugal-zagesidir. Çoğunlukla “Erken Sumer dönemi” olarak adlandırılan dönemi gerçekleştiren Üçüncü Ur Sülalesi’nin son kralları Sami adlar taşırken. Bir Kiş rahibinin gayri resmi çocuğu olabilir (sepet içinde nehre bırakılmış çocuk konulu klasik efsanenin ilk örneğine Sargon’da rastlamaktayız) Öykülerden birine göre. M.ve bildiğimiz kadarıyla adı Sumerce bile olabilir. onun ardından tahta geçen oğlu da. Sargon’un asıl adını bilmiyoruz “meşru kral” anlamına gelen bu adla doğmuş olamaz.coğrafi adlardan farklı olarak – etnik ilişkilerin su götürmez kanıtı olarak kabul edilmez çünkü moda oldukları için kullanılabilirler. buraya sızan Sami kavimlerin nüfusu gitgide artmaktaydı. sepeti bulan bir sakanın oğlu olarak büyütülüp Kiş kralı Ur-zababa’nın hizmetine girmiş ve kısa zamanda vezir olmuştur. Ancak krallığı uzun sürmemiş. Söz gelimi. s. “Sumerce” ad taşımaktadır. Mezopotamyada Sumerlerden sonra kurulan devlet Akadlardır ve bu devletin kurucusu da Agadeli Sargon’dur. M. yirmi yıllık başarılı bir hükümdarlıktan sonra yapılan bir savaşta Agedeli Sargon’a yenilince Mezopotamyada Akad dönemi başlar. kuzeye doğru Akadların varlığına işaret eder ama kişi adları . bin yılda Sumer nüfusunda Samice ve Sumerce konuşan yerleşik öğelerin her ikisinin de bulunduğundan kuşku yoktur. 2400 yılına doğru Sami unsurlar etkin duruma gelmeye başlarlar. 2400’lerde yaşamış Kiş kraliçesi Ku-Baba “Sumerce”. age.56 Mezopotamya bölgesi civar kavimlerin istilasına maruz bir bölge olduğundan. Özel isimlerin dilbilim incelemeleri güney Babil’de Sumerce’nin baskın olduğuna. ağırlıkla Akadca konuşulan bir bölge olarak kabul ettiğimiz Kiş’te kralların adları Sumerce idi. 22 . yerine geçen oğlu “Samice”. MÖ. 3.Ö. Ataları bizler için bir gizemdir ve sonraki nesillerin Sargon’un adı etrafında geliştirdiği mitoloji sisleri arasında belirsiz bir hale gelmiştir.59 Tarih öncesi dönemlerin değişik Sumer kültürel ırklarını birbirinden ayıramazsak da.Ö.

Çok gıpta edilen “Kiş kralı” unvan’ını aldıysa da. egemenlik bir merkezden diğerine geçtikçe değişen koalisyonlarda birleşen rakip krallıkların yarattığı istikrarsız bir ortamı tanımlamaktadır. Çağın belgeleri. ani bir dil değişikliğiyle öne çıkarılmış gibi gözükmektedir. 2334 dolaylarında Sargon. Hamurabi ilk yıllarını iç idari işlere adamıştı. askeri . Akad’ların dış istilalar sebebiyle yıkılmasından bir müddet sonra Sumerliler yeniden siyasi hâkimiyeti ele geçirdiler. Hamurabi (M. Kıtlık perişanlık iç karışıklıklar ve dış istilalar sonucu Akad’lar yıkılmıştır. 2100–1900). daha sonraki Mezopotamya tarihi açısından önemi tartışılmaz elbette. bir saray ayaklanmasıyla tahtı ele geçirmiş gibi görünüyor.Ö.60 ama kuramsal olarak Sumer’in hâkimi Kiş kentiydi. Sumer’lerin bu ikinci siyasal egemenlik devresine “Sumer Rönesans’ı” adı verilmektedir (yaklaşık olarak M. Akadca ilk defa resmi yazıtların dili olmuş ve bu durum çoğunlukla etnik farkların gereksizce vurgulanmasına yol açmıştır.1792–1750) tahta geçtiğinde. Akadlar kayda değer başarılar elde ettikleri halde. Sumer Rönesans’ı çağının sona ermesiyle Eski Babil devresi başlar Hamurabi gibi büyük devlet adamlarıyla ün kazanmış olan Eski Babil devri Milat’tan önce takriben 1900’den 1650’ye kadar devam etmiştir. Babil hala ufak ve önemsiz devletlerden biriydi.Ö. Sargon’un bu kentte oturduğu kuşkuludur. İkinci yarısında “ülkeye adalet getirdi.Ö. Sargon’un yeni başkenti Agade’yi ne zaman kurduğu bilinmemektedir ama hanedanı. Sargon ve ardıllarının. imparatorluklarının uç noktaları şöyle dursun Sumer’deki kentleri bile kontrol edememişlerdir. M. Anlaşıldığı kadarıyla. konuştuğu dil ve yaşadığı ülke adını kesinlikle bu kentten almıştır.” Hamurabi devrinin ilk 30 yılında. Ancak. onların hükümranlıkları sırasında ideoloji ve günlük politikada olan değişiklikler.

Babil dini merkez olarak varlığını ise M. gerçek niteliği ve amacı çok tartışma konusu olmuştur. Gerçek anlamda bir “yasa derlemesi” olmadığı açıktır.S. Kapsamı 57 OATES. 20. Bu metnin ve hatta anıtın kendisinin. bir Elam kralı tarafından götürüldüğü Susa’da. Metin üç parçadan oluşur: incelikli ve ekseriyetle arkaik tarzda yazılmış önsöz ve sonsöz ve modern uzmanlar tarafından 282 yasaya ayrılan uzun bir orta kısmı vardır. meşru krallık bahşedici olarak Nippurlu Enlil’in yerini Marduk kültünün almasıyla ilgilidir. Babil kenti neredeyse bir gecede krallık merkezi olmuş ve Yunanlılar Seleukeia’yı kurana kadar bu durumunu rakipsiz olarak devam ettirmiştir. modern öğrencinin bu dili öğrenmek için kullandığı standart metindir.61 seferlere işaret eden yalnızca üç yıl adı kayıtlıdır ve Babil onun egemenliğinin ancak ikinci yarsında büyük bir güç haline gelmiştir. Yasalar 2. 1. yalnızca arkeolojik araştırmaların rastlantısal doğasıdır. Eski Babilce yazılan bu upuzun ve tutarlı yazıt. yüzyıla kadar sürdürmüştür ve gizemini de hala korumaktadır. Hamurabi’yi daha tanınır hale getirense. Hamurabi ebedi bir ulus devleti kuramamışsa da. Ama bu dinsel değişiklik Hamurabi’den çok sonra gerçekleşmiştir.57 Hamurabi. yüzyıl başlarında Jacques de Morgan’ın başkanlık ettiği Fransız kazı heyeti tarafından bulunmuştur. Bugün sahip olduğu büyük kral ve kanun adamı şöhreti. Kuşkusuz dönemin baskın kişiliği Şamşi-Adad’dır.kısa sürelide olsa. Babil’in ülke üzerinde daha sonraki hâkimiyeti. 71 .25 m yüksekliğinde bazalt bir dikme taşa 49 sütun halinde kazınmıştır. s. kendine has özellikleri olmasının yanı sıra. sonraki iki bin yıl boyunca Mezopotamya tarihini etkileyecek bir politik sonuç elde etmiştir. Babil ülkesindeki başlıca kent devletlerini yenip ülkeyi . döneminin simgesi olarak kalmıştır. döneminden kalan çiviyazılı belgelerin erken bulunmasına da bağlıdır. age.Babil kentinin egemenliği altında birleştirerek. Ünlü yasalarının yazılı olduğu büyük dikme taş (stel).

o zaman şu ceza verilir” biçiminde. Ayrıca.Eğer bir kişi hırsızlık yapar ve yakalanırsa. Aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi. diğer bir erkek için kocasının ölümüne sebep olursa.Eğer bir inşaatçı bir avilum için yaptığı evi dayanıklı yapmamış ve sonuçta yapı çöküp sahibini öldürmüşse. s. eli kesilir. inşaatçının oğlu da öldürülür. 195. Eğer ev sahibinin oğlunun ölümüne sebep olmuşsa.58 Sumer yasalarından ayrılan çarpıcı bir değişiklik. kesinlikle Amurru geleneği olan “göze göz. mecliste manda kuyruğuyla 60 defa dövülür. Hırsız yakalanmazsa. inşaatçıya ölüm cezası verilir. yoksa değişiklik gerektiren konuların ele alınması mı (ya da bunların hepsinin toplamımı) kesin değildir. suçlayan kişi ölüm cezası alır. 22–23. onun da gözü çıkarılır. 229–30. 198. kaybolan malı kişiye tazmin eder. 153. Gelenek ve göreneklerin yazıya geçirilmesi mi. 197. bir gümüş mina öder.Eğer bir kadın. soyulan kişi bir tanrı huzurunda neler kaybettiğini resmen ilan eder ve hırsızlığın meydana geldiği kent ve kentin reisi.Eğer bir avilum bir mar-avilum’un [“avilum’un oğlu”] gözünü çıkarırsa.Eğer bir oğul babasını vurursa.62 geniş değildir ve hiçbir yerinde hükümlerini yerine getirecek özel hakim veya benzeri memurların yemini yoktur. 202. age. 79 .Eğer bir avilum kendinden yaşlı bir avilum’un yanağına vurmuşsa.Eğer bir avilum bir muşkenum’un gözünü çıkarır veya kemiğini kırarsa. “eğer şöyle olursa. dişe diş” ilkesinin karşımıza çıkmasıdır. her biri şart kipinde yazılmıştır: 1-Eğer bir kişi bir başkasını ölüm cezasına çarptıracak bir suçla itham eder ama kanıtlayamazsa. o kişi ölüme mahkûm edilir. 58 OATES. o kadın kazığa gerilir. bir dizi yasal yenilik mi.

Hamurabi’nin bu dikme taşı yaptırma amacı sonsözde şöyle anlatılır: Bunlar büyük kral Hamurabi’nin koyduğu adalet hükümleridir (dinat mişarim)… Kuvvetlinin zayıfı ezmemesi. binyılın büyük bölümü boyunca Mitannilere 59 Avilum. 2000 sonrası doğubatı arasında global ticaretten faydalanarak gelişmiş ve topraklarını genişleterek ülkelerini imparatorluğa dönüştürmüş bir halktır. M. 2.Ö. Mişerum toplumsal ve ekonomik dertlere çare bulan. anıtların üzerine kazınmayıp sözel olarak açıklanan kısa vadeli önlemlerdi.Ö. kesinlikle kanun kuvveti taşımaktaydı. Ticaret Kolonileri kurmuş. Mezopotamya’daki Eski Babil’den sonra dışardan gelen bir Hint-Avrupa kavmi olan Kas’lar bir müddet egemenlik sağlamışlardır. Hamurabi Yasaları değil ama Babilce mişarum olarak bilinen yürürlükteki diğer yasalar hükümler. değerli sözlerimi dikme taşıma kazıttım ve Babil’deki “Adalet Kralı” adlı heykelimin önüne diktirdim. Asurlular Mezopotamyada Dicle kıyısında bulunan Asur şehri ve çevresinde yaşayan bir Sami toplulukken özellikle M. Asur ülkesi. Anadolu’ya yazıyı taşıyarak Anadolu da tarihi devirleri başlatmışlardır. Üst Sınıf Mülk Sahipleri. yüzyıldan itibaren Asurluların aşamalı bir şekilde hâkimiyetlerini kurduklarını görüyoruz. önceleri Babil’e. Sumer Urukagina’nın 500 sene önceki ünlü metnini hatırlatan bu fermanlar. Toplumsal reform olarak. Asurlular ilkçağda Ortadoğu’nun en büyük imparatorluklarından birinin merkezi olmuştur.Ö. Orta Sınıf. Vardum. M. Muşkenum. Köleler . öksüz ve dula adil davranılması için. olasılıkla oradan alınmaydı. Asurlular özellikle Anadolu’da. 13.63 avilum ile muşkenum59 arasındaki statü farkı da yukarıdaki örnekte açıkça görülmektedir.

2000) Asurluları müstakil bir devlete kavuşturdu. Eski Asur Çağı: Bu çağ M. Ancak Asur’un . 1310–1281).Ö. devletin sınırlarını doğuya doğru iyice genişletti ve Anadolu ile ticareti geliştirerek Anadolu da Ticaret Kolonileri kuruldu.64 bağımlı kalsalar da M. Orta Asur çağı uzun bir süre devam etti. zaman Daha sonra da Mezopotamya’da. Hitit’lerle birlik olup. 1340–1326).Ö. Eski. Kendisinden sonrada İrisum ve İkunum bağımsızlığı sağlamlaştırarak memleketi imar ettiler. çivi yazısı Anadolu’ya taşındı. Kral İllusuma (M. Ancak bir müddet sonra durgunluk devresine girdi. Bu devirde Babil’le devamlı mücadele halinde olan Asur. Salamannasar (M. Babil’e vergi verir duruma geldi. Tukulti Ninurta (M. I. eski Asur çağının sonlarında Babil ve Mitanni krallıklarının nüfuzu altında kalmış olan devletini bunlardan kurtardı.Ö 1280–1256). Adadnararis (M. yüzyılda bağımsızlıklarını kazanmış ve Fırat’a kadar topraklarını genişleterek Anadolu’nun buralara yerleşmişlerdir. Yeni Asur Çağı: Bu çağda devleti idare eden hükümdarlar orta Asur çağından beri devam eden hanedanın soyundadırlar. 2100–1800 yılları arasındadır.Ö. 13. Orta Asur Çağı: Asur’un siyasi ve kültürel bakımdan hayli değişik olan bir çağıdır.Ö. Kendisinden sonra hükümdar olan Enlil-Narasis (M. güneydoğusunda.Ö. Bunlar kısa aralıklar dışında imparatorlukları geliştirmişlerdir. Mitanni krallığını ortadan kaldırdı. I.Ö. Asur tarihi. Orta ve Yeni Asur çağı olmak üzere üç bölümde incelenir. 1255–1218) zamanlarında Asur büyümeye. yükselmeye devam etti. Asur kralı Asur-Uballit. birçok eserin günümüze kadar gelmesini sağladı. Bu hükümdarın eski eserleri toplayarak meydana getirdiği kütüphane. Bu zamanın ünlü kralı olan Asurbanipal zamanında savaşlar devam ederken kültür alanında büyük gelişmeler görüldü. zaman Suriye’nin kuzeyinde büyük güç kazanmışlardır. Bunlardan sonra Asurlu Birinci Sargon. Bu devir devamlı toprak kazanma ve savaşların olduğu bir devirdir.

23 Kasım 626 günü “Nabopolassar (Nabu-apla-uşur) Babil tahtına oturdu” diyor. Asurluların dili eski Sami dilinin bir koludur. 612 yılında İran’lı Med’lerle gerçekleştirdiği ittifak sayesinde Ninova’yı ele geçirerek neo-Asur imparatorluğuna son veren odur. Nabukadnezar tarafından gölgede bırakmış olsa da.Ö. . Yeni Babil imparatorluğunu Nabopolassar kurar.Ö. Babil krallığını bir imparatorluğa çevirdi.612). Asur imparatorluğu’nun büyük bölümünü kendi topraklarına dâhil ederek. 626–539 yılları arasında yaşadı ve Babil medeniyetinin doruk noktasına ulaştığı devri temsil etti. Nabukadnezar’ın anısına oğluna bu adı verdi. Asurlularda diğer Mezopotamya devletleri gibi Sumerden büyük oranda etkilenmiş edebiyat. Babil’de başkentini güzelleştirmek ve savunmasını kuvvetlendirmek adına birçok büyük inşaat işine girişti. Yine Anadolu’da ticaret kolonileri kurup bu koloniler vasıtasıyla ticaret ağını geliştiren Asurlular yazıyı Anadolu’ya götürmüş Anadolu da tarihi devirleri başlatmışlardır. sanat. Kullandıkları çivi yazısını Samilerden önce Mezopotamya’nın güneyine yerleşen Sumerlilerden öğrendiler.Ö. Yeni Babil İmparatorluğunun ömrü yüzyıldan kısa sürdü. Anadolu ile ilişkiler sadece ticari boyutta kalmamış Sumerlerin damgasını vurduğu Mezopotamya kültürünü medeniyetini sanatını da Anadolu’ya taşımışlardır. Günlük. Nabopolassar.Ö. Babil ve diğer devletlerin hücumuna uğradı (M. mitoloji. Asur imparatorluğunun yıkılmasından sonra Mezopotamya da Yeni Babil Devri başlar.65 bu ihtişamı kısa sürdü. mirasçı oğlu koru!” demektir. Her ne kadar tarihte ve efsanede oğlu II. “Ulu tanrı Nabu. M. M. Ülke Asurbanipal’in ölümünden sonra Med. Babilce’de Nabu-kudurri-uşur’un anlamı. Büyük ihtimalle geçmişteki ünlü selefi I. Son defa toplanan Asur kuvvetleri Harran ovasında düşmanla olan mücadeleyi kaybederek yenildi ve imparatorluk tarihe karıştı. din alanlarında Sumer etkisinde kalmıştır. M.

Ö. Sumerleri yenip Sumer’i fetheden Sami fatihler.Ö. yani Pers hâkimiyetine girmiştir (M. Sumerceye hiçbir noktada benzemeyen bir Sami dilini (Akadcayı) yazabilmelerine olanak verecek uyarlamaları yapmışlardı. İskender’in ölümünden sonra Generalleri arasında çıkan çatışmalar sonunda zaferi kazanan Selevkos bu bölgeye hakim oldu ve Mezopotamya’da Selökid’ler dönemi başladı. aşağıda ise onun simetriği olan. 539– 330). Mezopotamya. hukuk. dağlarının tasavvur edilemez. bu yazıda. ay-tanrı Nanna. Sin olur. Perslerden sonra Mezopotamya’da İskender İmparatorluğu dönemi başlar. nehirlerinin düzenli yada felaket getiren akışı. Başkent Babili dünyanın bir harikası haline getirdi ve bu da krala. sırrına erilmez yüksekliği. Sumer çivi yazısını benimserken. B. Nabukadnezar (M. en az onun kadar büyük Cehennem çukuru. din ve ahlak alanlarında birçok şeyi gerçekleştirdi. İnanna’nın adı İştar olur. yukarı uçsuz bucaksız Gök kubbe. Şamaş olur. Yeni Babil Sülalesi’nin kısa süren hâkimiyetinden sonra Mezopotamya Kurus tarafından fethedilmiş. ikisinin ortasında da Deniz’in ortasındaki ada. Babil imparatorluğunu genişletmeye devam etti. Akad mitolojisinde Sami adlar altında görünürler.66 II. Dolayısıyla Sumer panteonu’nun Babil ve Asurlularca benimsenen tanrılarının birçoğu. klasik yazarların aktardıkları türden olumlu bir şöhret getirdi. varlığını varlık sebebini ve işleyişini sorun olarak gördükleri dünyadaki büyük hakikatlerden biriyle ilintilendirmişlerdir. yukarıdan bıkıp . Hayal güçleri daha geniş olan yada daha “analitik” düşünen Sumerler bu tanrıların/tanrıçaların her birini. yani Yeryüzü. bununla birlikte. tapınak adlarının ve ritüel terimlerinin birçoğu Sumer’ce biçimleriyle alı konmuştur. 605–562) uzun süre tahtta kaldı ve bu süre içinde siyaset. ASUR VE BABİL’DE MİTOLOJİ Çoğu Sumer Malzemesine dayandırılan Asur-Babil mitolojisine bakarsak. Utu.

anlaşılan giderek azalmıştır. örneğin Sumerlerin Güneş Tanrısı Utu. Akadlardaki karşılığı olan Şamaş ile birleşmişti. Ay. age. onun İştar’ın erkek kardeşi ve aşığı olarak sunulduğunu görüyoruz. hem siyasal evrimin sonucunda iktidarın büyümesi. İştar’ın Ölüler Diyarına İnişi Sumer versiyonunda olduğu gibi. Bitkilerin akıl sır ermez bir şekilde boy atışı ve Hayvanların bir o kadar gizemli doğuşu ve büyümesi. Tammuz’un yeraltı dünyasında hangi nedenle bulunduğu hakkında hiçbir açıklama verilmeden. ama şiirin sonunda İştar salıverildikten sonra. İstanbul 2003 BOTTERO.112. anlaşılmaz Aşk çarpıntıları ve beklenmedik Savaş taşkınlıkları… Ve doğaüstü bir kılavuzun güdümünde olduğuna inanılan. 61 1. Yapı Kredi Yayınları. Bin yılın başından itibaren. 113 . bunların şanı şöhreti. Samilerin çok daha mütevazı olan kendi panteonlarında daha az tanrıları vardı ve iki kültür mirasının ortaklaşa kullanılması her iki taraftaki benzer kişiliklerin yakınlaştırılıp kaynaştırılmasına yol açmıştı. sadece “ilahiyatçılar” ve bazı ritüellerin uzmanları kalmıştı otuzdan fazla tanrıyla uğraşan. kah fayda sağlayan kah etrafı kasıp kavuran bir muamma olan Ateş. ve diğer Gök cisimleri. Üstelik hem zamanın. s. II. Kültürümüzün Şafağı Babil. ibadeti giderek tekellerine alan bu büyük tanrılar tarafından gölgelenmişti. hükümdarların azametinin artması tanrıların imgesini de etkiledi ve onların da iyice yüceltilmesine yol açtı. işleyişine başka türlü akıl erdirilemeyen daha niceler… 60 Tanrıların sayısı ilk başta çok kabarıkken -belki binden fazla. Bunu izleyen satırlar. Tammuz’un diriler dünyasına dönüşüne ve bunun sevinçle karşılanışına işaret eder gibi 60 61 Jean BOTTERO. Sumerlerin giderek sahneden silinmesi kimi silik tanrıların unutulmasına yol açmış. s.67 usanmadan sonsuz dönüşümlerine devam eden Güneş. İştar’ın ölüler dünyasına inişinin nedeni verilmemiştir. mitosun Babilonyalı biçiminde de. üstelik bunlar da genellikle ortak isimler altında anılıyordu.

cinsel verimliliğin. sürgüsünü koparacağım kesin. İştar. Tanrıça’nın yeryüzünde bulunmayışı yüzünden yok oluşunun bir betimlemesine sahip bulunuyoruz. Mitosun bu versiyonunda tanrıça İştar. Kapını aç da girebileyim! Eğer açmazsan kapıyı böylece giremezsem içeri. kapı kanatlarını söküp atacağım bilesin. Sumerli versiyonunda olduğundan çok daha düşmanca ve tehditçi bir kişilik. Kapı direğini parçalayacağım. mitosun Sumerli biçimini izlemektedir. İştar. Tammuz’un yeraltı dünyasında tutuklandığını ve canlılar dünyasında bulunmayışının yarattığı haraplığı. Ta ki ölüler sayıca dirileri geçecek. ölülerin hayaletlerinden korkmaları olgusunu yansıtmaktadır. dinlerinin oldukça belirgin bir özelliğini oluşturan ve pek çok afsunda karşılaşılan korkularını. Aynı zamanda. Büyük tanrıların veziri olan Papsukkal. Ölüleri kaldırıp ayaklandıracağım. Kapıyı kesin parçalayacağım. Babilonyalıların. ana çizgilerinde. ama içinde bazı ilginç farklılıklar da bulunmaktadır. kapını aç. İştar’ın dönüşü olmayan ülkeye inişi mitosunun Babilonya versiyonunda. İştar’ın ölüleri diriler üzerine salıvermesi tehdidinde. Şiirin bir pasajı bu sahneyi canlı bir biçimde anlatmaktadır: • Ey kapı bekçisi. yukarıdaki sözlerle duyurmaktadır. Dirileri yesinler diye bırakacağım. üretkenliğin. buna göre: “boğa ineğe binmez. İştar’ın geri dönmediğini ve bunun yarattığı sonuçları. Sumer versiyonunda olduğu gibi. içeriye alınmazsa kapıyı yıkma ve yeraltı dünyasındaki ölüleri serbest bırakma tehdidinde bulunur. her bir kapıda giysilerinin bir . cadde de erkek kızı gebe koymaz” olur. ancak Tammuz ayinlerinde öğrenebiliyoruz. yedi kapıdan geçerken. erkek eşek dişi eşeği gebe bırakmaz. yeraltı dünyasının kapısını çaldığında. Tanrıça’nın yeraltına inişinin betimi.68 görünmektedir.

Tammuz’un yeraltı dünyasından geri dönüşünün fidyesi olduğu yolunda bir işaret gibi görünmektedir. Tammuz’un ölmesi ve ardından tutulan yas. veziri Namtar’a. veziri Namtar’a “Eğer tanrıça sana fidye bedelini vermezse. hadım Aşuşunamir’i yaratıp. ama mitosun sonunda Tammuz’un sözünün edilmesi. önemle vurgulanmıştır. öykünün öteki öğelerinin gölgede bırakılması.69 parçasını çıkarmaktadır. Enlil’in yeraltı dünyasına sürgün edilmesi ve İnanna’nın kendisiyle birlikte gelmesi hakkında bir Sumer mitosu bulunduğunu görmüştük ve tinsel törenlerde “Tammuz” ile “Enlil” sözlerinin aynı tanrının farklı adları olarak geçtiği yolunda bir açıklamada bulunmuştuk. oraya nasıl geldiğini açıklayan herhangi bir ipucu verilmemişse de. İştar’ın üzerine yaşam suyu serpilmesini buyurur. Tanrıça’nın. Sumer versiyonundaki adı Enki olan Ea. Ereşkigal. daha önce her bir kapıyı geçerken bıraktığı süs eşyalarını ve giysilerini geri alarak gider. Tammuz’un yeraltı dünyasına inişinin artan bir önem kazanmaya başlamış olduğu ve bitkiler dünyasının ölüp yeniden doğmasıyla ilişkilendirilmiş bulunduğunu söyleyebiliriz. öykünün Suriyeli biçimine dayanmaktadır ve Ugarit mitolojisinde Baal’in ölüşü. Örneğin [ Kitabı Mukaddes’in] “Hezekiel” kitabında İsrail [ oğulları ] kadınlarının Tammuz için ağladıkları söylenmektedir ve “Venüs [aphrodite] ile Adonis” mitosu. isteksizce. büyük tanrılara başvurması izlemektedir. “ölümün gözleri”nin uğursuz bakışıyla. incelediğimiz mitosun gelişme süreci içinde . İştar salıverilir ve geri dönüş yolculuğu sırasında. geri dönmediği bildirilmekte ve bunu Papsukkal’ın yukarıda aktarıldığı gibi. Ancak. mitosun gelişme sürecinde. Fidyenin neyin karşılığı olarak istendiği belirtilmemiştir. Söz konusu başvuruya yanıt olarak. onu geri getir” der. Bu durumda. Mitosun zamanla öteki ülkelere taşınması sırasında. bir fidye ödemesi gerektiği yolunda bir değinmede bulunulur. söz konusu mitosun Yunan mitolojisine geçtiğinde aldığı biçimi göstermektedir. Babilonya versiyonunda. harcanması pahasına. cesede dönüşmesini anlatan acıklı betimleme verilmemekle birlikte. Milton’un “her yıl yara alan Tammuz’un kanı olduğu düşünülen mor rengi denize taşıyan” Adonis Irmağı’na değinişi. Aşuşunamir. afsunuyla Ereşkigal’i buna razı etmeyi başarır ve Ereşkigal. Ereşkigal’i yaşam suyu tulumunu kendisine vermesine razı etmesi için aşağıya yollar.

barınmak… Dolayısıyla onlarda -bizim gibi. başka bir deyişle. en işbiliri oydu. ilk başta yanlış anlaşılan birkaç pasaj sayesinde haberdar olduğumuz bu mitin üçte ikisini o günlerden bu yana toparlamış bulunuyoruz. Bu bir mittir. yüksek yöneticiler sınıfının tek işi ötekileri. Aşağıda bu metnin özetini sunuyoruz. İnsan’ın kökenlerine ve niçinine. age. 18. Eser muhtemelen M. yemek içmek. naif ve makul bir açıklamadır. Soruna bir çözüm önerdi. Alt sınıftakiler tüketim mallarını ve lüks maddeleri üretmek için bitap düşerlerdi.Hasis Mitosu Asurolojinin emekleme döneminde. Atra .Ö.63 İnsanlardan önce sadece tanrılar vardı. 62 2. Tanrılar toplumunun geleceğini tehdit eden bu gelişmeler büyük bir panik yarattı.bu ihtiyaçlarını karşılamak için giderek ağırlaşan koşullarda çalışmak zorundaydılar. Ea adı da verilen Tanrı Enki olaylara bu aşamada müdahale etti. Tanrılara 62 63 HOOKE. yüzyıl civarında. Onlarda sınıflara ayrılmışlardı.70 Suriye’ye geçtiği sırada ulaştığı erken aşamalarından birini temsil ediyor olabilir. hayali. onlarında görünüşleri ve hayat düzenleri bizimki örnek alınarak tasavvur edilmişti. 138 .48 BOTTERO. giyinmek. İhtiyaçları da farklı değildi. üç tablete dağılmış yaklaşık bin iki yüz dize halinde yazılmıştır. age. kaderine. hepsinin en zekisi. evrendeki varlık sebebine Babillilerin bakış açısıyla getirilmiş. bu kadarı da söz konusu eser hakkında doğru bir fikir edinmek için yeterlidir. Sonunda hem bu şekilde çalışmaktan usandılar hem de başkanlarıyla aynı muameleyi görmedikleri için haksızlığa uğradıkları duygusuna kapıldılar. en kurnazı. s. yani alt sınıfı çalıştırmaktı. Bunun üzerine düpedüz greve gittiler ve taleplerini topluca haykırarak Tanrıların Kralı Enlil’in huzuruna çıktılar. s.

71 vekâlet edecek. öncelikle efendilerinin çıkarını gözetmek kaydıyla. Tanrılar Meclisi bu tasarıyı coşkuyla kabul etti. hiç değilse kendi gözdesi Atra-hasis’i kurtararak. Ölümlüydüler gerçi. O zaman Enki. Hala uykusuzluk çeken Enlil çok öfkelendi ve bu kez aklını iyice yitirip. En üst makamda bulunsada anlaşılan yerine yaraşır bilgeliğe ulaşmamış olan Enlil. Çünkü henüz ne hastalık nede afet biliyorlardı. Ve insan böyle ortaya çıktı. tanrıların o zamana dek yaptıkları işleri gereğince sürdürebilmesi için. insanların sayısını aralarına hastalık sokarak azaltmaya karar verdi. onların yerine çalışacak bir varlık yaratacaktı. her yerin sularla kaplanıp mahvolacağı muazzam Tufan’dan nasıl sağ salim kurtulacağını ona öğretti. Müthiş yağmurların yağacağı. Bir gün kendini tanrılarla eşit sanıp onlar gibi muamele görmeyi talep etmesin diye kilden yapılacak. Doğuş. . Çileden çıkan Enlil bu kez de onları kırmak için kuraklık ile açlığı gönderdi. ülkenin kendisine bağlı kralı Atra-hasis’i. ikinci sınıf bir tanrı kurban edilerek kanı üzerine dökülecek ve kil bu kanı içecekti. yaratılış ve kader itibarıyla tanrılara kul olarak yaratılmış. su yüzünde kalarak ailesi ve hayvanlarıyla birlikte canını kurtarmasını sağlayacak bir gemi yapmalıydı. yani ölmek zorunda kalacaktı. Bu yüzden insanlar yeniden çoğaldılar ve gürültü patırtı da yeniden başladı. bu varlık. Ama kilin işe yaraması. Bu kalabalıktan yükselen uğultu Enlil’in uykusunu kaçırdı. bu yüzden “toprağa dönmek”. çıkardığı salgın az daha tüm insanları yok edecekti. insanları doğrudan yok etmeye karar verdi. toprağın ürünlerini kullanılır hale getirmek üzere şekillendirilmişti. çok uzundu. Bu nedenlerle de çok zenginleştiler ve olağanüstü çoğaldılar. İnsan’dı. ama ilk başlarda ömürleri yinede çok. Tehlikeyi hisseden Enki/Ea. İlk insanlar hemen çalışmaya koyuldular ve çok başarılı oldular. nehirlerin taşacağı. bu felaketten nasıl kurtarabileceğini söyleyerek kurtardı. Ama Enki bu tehlikeyi de savuşturdu. Enki’nin “icadı” sayesinde zor kurtuldukları o uğursuz durumun kıyısına getirdi yeniden. vazgeçilmez insan soyunu korumak için harekete geçti. Böylece tanrıları.

geniş bir dünya görüşünü ve bunun eski Babillilere özgü dinsel perspektif içindeki yerini kusursuz bir biçimde aktarmakla kalmamış. yaratılış etkinliklerine çeşitli tanrıların karıştığını görmüştük. dünyaya çocuk getirmek için yaratılmış olan kadınların da hepsi doğuramaz ve çoğunlukla çocuklarını hayatta tutmayı başaramazlar. Enlil ile Enki yaratışta başrolü oynamakla birlikte. bazı tedbirler aldı. Böylece insanoğlunun sadece varoluşu ve rolü değil.72 Tufan bitip de insanlığın soyu kurtulduktan sonra Atra-hasis gemiden ayrıldı ve tanrılara yemek sunarak insanlık görevini yerine getirmeye koyuldu. insanlar bir yandan hastalıkların ve salgınların. 64 3. age. insanın ömrünü kısaltarak o gün bu gündür geçerli olan süreye indirdi. Bir insanın sağ kalmış olmasına bakarak buyruklarına uyulmadığı sonucuna varan Enlil öfkeden çılgına döndü. diğer taraftan kuraklıkların. İnce ince hesaplanıp maharetle kurgulanmış. özlü ve duru bir dille yazılmış bu mit. açlıkların ve öteki doğal afetlerin saldırılarına açık. odaksal bir öneme kavuştu ve ilk 64 BOTTERO. Tanrılarda büyük Tufan felaketi koptuğundan beri yemekten mahrum kalmışlardı. 139–140 . İlk bakışta saçma gelen verilerdir bunlar. Babil Yaratılış Mitosu Yaratılış mitosunun Sumerli biçiminde. Tevrat aracılığıyla bizde de iz bırakmıştır. Bilge Enki yeniden müdahale etti. ayrıca çocuk ölümlerini yarattı ve pek çok kadının doğuştan yada kendi isteğiyle çocuk sahibi olmamasını sağladı. büyük Babil Yeni Yıl Şenliği olan “Akitu” ile ilişkilendirilmesinden dolayı. bugün içinde bulunduğu durumda zekice açıklanmış ve gerçekleştirilmiş oluyor. süresi sınırlı bir yaşam sürerler. Ama Babil yaratılış Mitosu. s. Gelecekte insanların aşırı çoğalması ve gürültü patırtılarının tanrıları rahatsız etmesi gibi terslikler yeniden yaşanmasın diye. soylu.

Mitosun Babil versiyonunda olayların ana çizgileri şöyle gelişiyor: Birinci tablet. Yeni Yıl Şenliği ayininin iki yerinde. . Burada. Ne var ki. Enuma eliş destanının içinde Babil tanrısı Marduk’un yerini Asur’un baş tanrısı Asur’un66 aldığı. binyılın başlarına. 65 Asur imparatorluğunun eski başkenti olan Asur kentinin bulunduğu yerde Almanların yaptığı kazı. mitosun kompozisyon tarihini. rahiplerin. Babil’in Akad kent devletlerinin başındaki kent durumuna gelmekte olduğu bu tür tablet parçalarından. İlk tanrı çifti Lahmu ile Lahumu’dur. Enuma eliş destanını. M. Babil mitolojisinde bilgelik tanrıçası olarak görülen ve her türlü sihirin kaynağı olduğu düşünülen Ea. Asur diliyle yazılmış olan bir versiyonunu gün ışığına çıkardı. sihirsel etki yaratma gücünde bir ayin sayarak okuduklarını biliyoruz. hem başkentlerinin. Anşar ile Kinşar ise. tatlı-su okyanusu Apsu ile tuzlu-su okyanusu tanrısı Timat dışında hiçbir şeyin bulunmadığı ilksel durumunun betimlemesiyle başlar. 51 Hem imparatorluklarının. Çağımız bilginlerinin çoğu. hem de tanrılarının adı “Asur” dur. s. Tiamat’ı yenen. 2. Babil tanrısı Marduk oynamaktadır. Daha sonra Ea.73 sözcükleri olan “Bir zamanlar yukarıda” anlamına gelen Enuma eliş adıyla tanınan bir şiirde yada şarkıda. evrenin. şiirde anlatılan çeşitli yaratıcı eylemde bulunan Marduk’tur. mitosun Sumerli biçimini taşıyan geleneğinden bir kopuşun bulunduğu görülmektedir. öteki adıyla Enki almıştır.Ö. yazgı tabletlerini ele geçiren. Sumer mitolojisi içinde yaptıklarını daha önce gördüğümüz Enlil’in yerini. ilksel tanrılarla onların peydahladıkları tanrılar kuşağı arasındaki ilk çatışmanın 65 66 HOOKE. mitosun Babil biçiminin kahramanı olan Marduk’un babası olur. Marduk’un doğmasından önce. Mitosun bu biçiminde başrolü. age. onların birleşmeleri Anşar ile Kinşar’ın doğmalarına neden olur. öteki adıyla Ea’yı dünyaya getirirler. gök-tanrı Anu ile toprak-su tanrı Nudimmud’u. yada öteki transkripsiyonuyla “Aşur” dur. törensel biçime sokuldu. Bu ikisinin birleşmesinden tanrılar var olurlar.

age. tanrılar meclisinde ayağa kalkar ve görevin güçlü kahraman Marduk’a verilmesini önerir. resimlerinin Babil mühürlerine ve sınır taşlarına işlendiğini gördüğümüz akrep-adam ve at-adam (kentaur) gibi canavar varlıklar kalabalığını doğurur.67 İkinci tablet. Ea’nın Apsu’ya karşı kazandığı zaferi anımsatır ve aynı biçimde Tiamat’a karşı çıkması gerektiğini ileri sürer. ama Ea. Tiamat’a yollanır. böylece büyük bir barış içinde dinlenmeye geçer. her şeyi bilen çok bilge Ea. tanrılar meclisinin yetkisiyle donatılarak. Daha sonra tanrıça Tiamat. Kingu’yu bu ordunun başına getirir ve Apsu’nun öcünü almaya hazırlanır. Daha sonra kutsal odasını inşa eder ve ona “Apsu” adını verir. Tiamat. Mummu’yu bağlar ve burnuna bir ip geçirir. Bunun üzerine Anşar. 52–53 . Apsu ile Mumu bir plan hazırlarlar. ya savaşa girmeyi kabul etmemiş yada başarılı olamamıştır. onu uyutup öldürür. Tiamat’ın kendi döllerini yok etmeye pek istekli olmamasına karşın. ama oda bunu başaramadan döner. Daha sonra Anu. ilksel tanrılarla genç tanrılar arasında yeni bir çatışmanın hazırlıklarının anlatıldığı satırlarla sona erer.74 anlatıldığını görürüz. metin bu noktada kopuktur. dolayısıyla Ea’ya ne olduğu belli değil. s. Birinci tablet. ilk doğurduğu çocuğu olan Kingu’yu saldırının önderi yapar. Marduk’un bu odada doğduğu söylenir ve bunu onun güzelliğini ve olağanüstü gücünü anlatan sözler izler. Timat’ın [ genç tanrılar yanında yer almayan] öteki çocukları. Anşar sıkıntılanır ve üzüntüyle kalçalarını döver. genç tanrıların gürültüsünden rahatsız olurlar ve onları nasıl yok edecekleri konusunda Apsu’nun veziri Mummu’ya danışırlar. kendisini Apsu yok edilirken sessiz kaldığı için kınarlar ve onun öfkesini Anu ile yandaşlarını yok etmek üzere harekete geçirecek derecede körüklemeyi başardılar. Bu niyetleri [genç] tanrılarca öğrenilir ve genç tanrılar alarm durumuna geçer. Apsu’nun üzerine bir uyku afsunu üfler. Tanrıça’ya söz konusu amacından vazgeçmesi için. saldırı haberinin tanrılar topluluğunda nasıl karşılandığını anlatır. onu silahlandırır ve yazgı tabletleriyle donatır. bir karşı plan geliştirir. Önce. 67 HOOKE. Tiamat ve Apsu.

tanrıça’nın sularının boşalmasına izin vermemekle görevlendirir. tanrıça karşısına çıkınca.68 Üçüncü tablet. Önderleri Kingu da yakalanıp bağlanır. sonra yeniden görünür yapar. Ea’nın barınağı Apsu’ya 68 HOOKE. bedenini alevle doldurur ve yedi azgın tayfun yaratır. tanrıça’nın yarısını yeryüzünün üzerine gökyüzü olarak yerleştirir ve onu sırıklarla tutturur. age. Kingu’dan yazgı tabletlerini alır ve onları kendi göğsüne bağlar. bu görevi kabul etmesini öğütler ve Marduk bu görevi üstlenmeyi. böylece tanrılar arasında en yüce yetkeyi üstlenmiş olur. Daha sonra Marduk. Tanrılar kendisinden. onu kıstırmak için ağını atar. sonrada. topuzdan. değiştirilemeyecek biçimde saptamasının kabul edilmesi koşuluyla üstlenir. onu şişirmek için kötü yeli ağzından içeriye yollar. s. yazgıyı. Dördüncü tablet. tanrıların kararını özetle yeniden verdikten sonra. Bunun üzerine Marduk. Teke tek dövüşmek yolunda Tiamat’a meydan okur. başına bekçiler yerleştirir ve bekçileri. ama ağa takılırlar ve yakalanırlar. Tiamat’ın bedenini ikiye bölmek olur. büyük tanrıların içinde yaşadıkları yapı olan “Eşarra”yı. Tanrıça’yı mıhlar. Bunun üzerine Marduk. İkinci tablet burada sona erer. delip geçerken yüreğini bölen okuyla. fırtına arabasına biner ve Tiamat ile ordularına doğru ilerler. Tiamat’ın cinlerden oluşan yardımcıları kaçmaya kalkarlar. Bir sonraki eylemi. Tanrıça kendisini yutmak için ağzını açtığında. Tanrılar ikna olurlar ve “Marduk kraldır” diyerek onun krallığını duyururlar. Marduk daha sonra. kendisine tanrılar meclisinde eksiksiz ve eşit yetke verilmesi ve sözünün. giysisini önce görünmez kılar. Marduk’a istemiş olduğu yetkenin (otoritenin) resmen verildiği bir şölenle biter. şimşekten ve dört [yönün] yelin[in] dört bir köşesinden tuttuğu bir ağdan oluşur. Marduk’un kral olarak tahta geçirişiyle ve kendisine krallık alametlerinin verilişiyle başlar. üstlendiği işi yürütebilecek güce sahip olduğunu gösterecek bir kanıt isterler. 54 . oğluna.75 Marduk’un babası Ea. silahları ok ve yaydan. savaş için kendisini silahlandırır.

Marduk tablette. birçok Sümer mitosuna serpiştirilmiş durumda bulunan söz konusu öğeler. Enlil’in ve Ea’nın. Babil’deki “Esegila” tapınağını yaparlar. 69 HOOKE. Ancak Sümer mitolojisinden farklı olarak. s. Babil yaratılış mitosunun ana çizgileri böyledir ve bunların altında yatan Sümerli öğeler kolaylıkla görülebilir. ama ilk satırları. bir Babil kralının en önemli sorumluluklarından birini oluşturan takvimi düzenlemek olduğunu gösteriyor. zenitte (başucunda) Anu’nun yolunu ve güney göklerde Ea’nın yolunu olmak üzere. Anu’nun buyruğuyla tanrılar. insan türünü yaratır. kuzey göklerinde Enlil’in yolunu. 54 Gökte astroloji bakımından üç önemli kuşak ayırt ediliyordu.69 Beşinci tablet. Babil mitolojisinde. tanrının bıraktığı ilk işin. Dördüncü tablette burada sona erer. diğerleri de yengeç kuşağı Enlil ve oğlak kuşağına karşılık gelen Ea idi. üç yolu yerleştirir. ayaklanmanın önderi Kingu’nun öldürülmesinin gerektiğine karar verir. Marduk. Marduk için bir tapınak. Ea’nın öğüdüne uyarak. bu yapının içinde kendilerine ayrılmış olan yerlerde oturmalarını sağlar. yılın izleyeceği ve ay’ın değişmeleri [evreleri] ile ayların sırasını saptarken gösterilir ve tanrı aynı zamanda göksel “yollar” denilen şeyleri. Marduk’un elli büyük adını duyururlar ki bunların sıralanması şiirin geri kalan kısmını oluşturur. 70 Altıncı tablette insanın yaratılışının betimlenmesiyle karşılaşırız. insanın biçimlendirilmesi için. Kingu öldürülür ve kanından. yani ekvator bölgesi.76 benzer olarak kurar ve Anu’nun. tanrıları “özgür kılmak” yolunda onlara hizmet etmesi için. Marduk’un evrene düzen verme yolunda attığı ilk adımların eksiksiz bir öyküsünü elde etmemize olanak veremeyecek ölçüde bölük pörçüktür. Buna uygun olarak. yani tapınak ritüelleriyle ilgili kol işlerini yapması ve tanrılar için yiyecek sağlama işlerini görmesi için. age. 70 . Bunlardan biri Anu. Sonra tanrılar. tanrıların hizmetinde bulunmaları için insanı yaratma niyetinde olduğunu duyurur. Bu bölgeler gezegenlerin yerlerinin astrolojik bakımdan anlamlandırılmasına ve yerlerinin belirlenmesine yarıyordu.

tabletin yeniden okunaklı yerine geldiğinde. Babil Tufan Mitosu Tufan mitosu örneğinde bölük pörçük denebilecek bir durumda olan Sumer mitosu. Gılgamış ile Utnapiştim’in karşılaşmalarının anlatıldığı noktada metin kopukluğa uğramıştır. tutarlı bir bütün oluşturacak şekilde birleştirilmiştir. 57 . ölümün ve hastalığın varlığı sorunu ile ölümsüzlük anlayışıdır. Tufan’ın Sumerli kahramanı Ziusudra’nın Babilonyalı karşıtı Utnapiştim’dir. Tufan mitosunun eski Yakındoğuda geniş bir bölgede bilindiği gerçeği. Tufan öyküsü. Gılgamış Destanı’nda. Maşu dağlarını ve “Ölüm suları”nı aşmak zorunda kalacağı bir yolculuk yapması gerekeceği. bu soruya yanıt olarak Utnapiştim ona tufan öyküsünü anlatır. ölümsüzlüğü nasıl elde ettiğini sorar. mitosun Hitit ve Hurri fragmentlerinin bulunmasıyla onaylanmış bulunmaktadır. Gitmek istediği yere ulaşabilmesi için. Gılgamış yine de. Utnapiştim Gılgamış’a. 4. Bunun üzerine Gılgamış Utnapiştim’e. s. ölümsüzlüğün gizini ele geçirebilmek için. Babilonyalı biçimde oldukça genişletilmiş ve Gılgamış Destanı içine alınmıştır. Gılgamış’ın atası. ölümün ve yaşamın gizini tanrıların kendilerine ayırdıklarını [insana vermediklerini] söylemektedir. Bu nedenle Gılgamış.77 Enuma eliş destanında bir araya getirilmiş olup. yolculuğun bütün bu tehlikelerini göğüsler ve sonunda Utnapiştim’e ulaşmayı başarır. Daha sonra Gılgamış’ın kendisinin de mutlaka öleceğini anlamasıyla altüst olduğu söylenir. age. Ölümün elinden kurtulup ölümsüzlüğe kavuştuğu bilinen tek ölümlü. böyle bir yolculuğu o zamana dek yalnızca [güneş-tanrı] tanrı Şamaş’ın başarabildiği söylenir. Sami mitolojisinde mitolojik tema. üzerinde Gılgamış Destanının bulunduğu on iki tabletten en uzunun ve en iyi korunmuş olanının içindedir. atasını arayıp bulmaya karar verir. Gılgamış can yoldaşı Enkidu’nun ölmesi üzerine Gılgamış’ın tuttuğu yas anlatılır.71 71 HOOKE.

kamış kulübesinin duvarı yoluyla seslenerek. Ea kendisine. Enlil’in üzerlerine bolluk yağdıracağını söyler. Geminin içine ailesini. tanrıların. Nergal (yeraltı tanrısı) göklerdeki okyanusun sularını tutan kapıların direklerini parçalayıp yıkar. “tüm yaşayan şeylerin tohumunu” getirip içine koyacağı bir gemi yapmasını söyler. Utnapiştim. Ea. Ea’dan Şuruppaklı hemşerilerine yapacağı şeylerin nedenlerini nasıl açıklayacağını sorar. ama bu kararlarının nedeni belirtilmemiştir. Tanrıların hepsi göğe sığındılar.78 Utnapiştim. “dolayısıyla. kırın yabancı varlıklarını. Sahip olduğum tüm canlı varlıkları (yükledim) ona. Utnapiştim’e. tüm yaşam tohumlarını bir tufanla yok etme kararı aldıklarını açıklar. Onlara. her canlıdan da bir çift koyar. ona Enlil’in nefretini üzerine çektiğini bu yüzden Enlil’in ülkesinden sürgün edildiğini söylemesini bildirir. böylece tanrının gerçek niyetlerinin ne olduğu konusunda tam bir yanılgıya uğrayacaklardır. Tüm ailemi ve akrabamı gemiye yolladım. Anunnaki tanrıları “meşalelerin yalazlarıyla ülkeyi ateşe vererek” meşalelerini kaldırırlar. rüzgâr ve tufan altı gün altı gece . tanrıların bir gizi” olduğunu söyleyerek başlar. geminin yapılmasının ve yüklenmesinin anlatılması izler: • (Sahip olduğum her şeyi) gemiye yükledim. Kendisinin Akad ülkesi kentlerinin en eskisi olan Şuruppak kentinden olduğunu söyler. Tanrı Ea ile birlikte kalmak için derinliğe ineceğim der. Ea. Gılgamış’a anlatmak üzere olduğu öykünün “gizli bir şey. Bunu. Onlara ayrılında. Kırın hayvanlarını. Adad (fırtına-tanrı) gürler. Fakat artık hiçbir kuvvet felaketi durduramadığından. (Sahip olduğum) altının hepsini ona yükledim. (Sahip olduğum) gümüşün hepsini ona yükledim. Tüm zanaatçıları tekneye yolladım. tanrıların insanlığı yok etmeleri yolunda açıkça kışkırtmış olan tanrıça İştar pişmanlıktan haykırıyordu. altın ve gümüşünü. konuşmasında.

fakat Ea onu teskin etti. 5. Daha sonra. yedisini soluna koydu. kuraklık ve kısırlıkda çoğalınca açlık beş yıl sürdü. Yedinci yün ortalık durulduğunda her şey çamur olmuş ve” tüm insanlar balçığa döndü. yedisini sağına. Gılgamışın efsanesi. onun üzerine yemin etti. Ea’nın dileğine uyarak yeni bir nesil yarattı. gemi nihayet Nisir dağının tepesinde durunca bir güvercin ve bir kırlangıç salıverdiler. Yapıt eski Yakındoğuda son derece tanınmış ve çok geniş bir alana yayılmış bulunuyordu. Daha sonra Bel. ruhu. hamasi. Destanın Hititçe çevirisinin fragmentleri Boğazköy arşivlerinde bulunduğu gibi. Amerikalıların [Mısır’da] Megiddo’da yaptıkları kazı sırasında bulundu. vakur ve törensel dili nedeniyle “destan” diye de nitelendirilen bu eser. lapis lazuliden gerdanlığını çıkardı ve onları hiçbir zaman unutmayacağı yolunda. fakat konacak yer bulamayan kuşlar geri döndü. bir dereceye dek mitoloji kahramanı sayılabilecek bir kralın serüvenlerini anlatmaktadır. üslubunun ve bakışının soyluluğu. Çamurdan on dört parça kesti. İştar geldi. yani insanın evren karşısında sorduğu herhangi büyük bir soruya imgeleminde tasarladığı bir yanıt değildir. Kurban dumanlarının etrafına üşüşen aç tanrılardan yalnız Bel insanların kurtuluşuna kızmıştı. Gılgamış Destanı. Sonra bırakılan karga ise geri gelmeyince gemideki herkesi bırakır ve tanrılara kurban kesilir. Hiç değişmeyen evrensel ölüm yasasından kurtulmak için çabalayıp duran bir kralın.79 devam etti. Bel’de Utnapiştim ile karısının yüzlerine dokunarak onları ölümsüz yaptı ve ulaşılmaz beldede bir ev verdi. bir mit. Herkesin ölümünden sonra tanrıça Nami. . adı. yeni insanlar tanrılarla uyuşarak yaşadılar. Erek kentinin birinci hanedanının beşinci kralı olarak geçen ve 120 yıl egemenlik sürdüğü söylenen kralının.” Utnapiştim bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı. insanları yaptıkları kötülüklerden dolayı cezalandırmak için hastalıkları gönderdi. Sumer kral-listelerinde. Akadca versiyonunun bir fragmenti ise. Babil Gılgamış Mitosu Uzunluğu.

kendilerini tapınağa adamış kadınlar. onun edepsizce tekliflerini elinin tersiyle kaba bir şekilde itiverdi. ne var ki bu kavga onları birbirine can dostu. görkemli bir maceraya atılmış. 73 Geri döndüklerinde. paha biçilmez ağaç kabuklarını yüklenip muzaffer bir şekilde Uruk’a dönmüşlerdi. Ama tanrıça’nın istikrarsızlıklarını ve ihanetlerini yakından bilen Gılgamış. en kuvvetli ağaç olarak kabul edilen ve ne Mezopotamya’da nede başka bir yerde bulunabilen sedir ağacının peşinde çok uzaklara. İlk karşılaşmada iki rakip amansız bir kavgaya tutuşmuş. Gılgamış. hem Aşkın hem de Uyumsuzluğun efendisi olan kusursuz tanrıça İştar. “babası” Anu’ya 72 Eskiçağda. Bu olağan üstü ağaçlardan oluşan ormanı korkunç bir doğaüstü canavar bekliyor ve koruyordu. Önce el ele verip çok tehlikeli. ama vahşi ve imansız bir rakip çıkarmaya karar vermişleri. . Destan’ın. sonunda canavarı ele geçirip . Huvava yada Humbaba. özellikle İştar.öldürmüş. odaktaki Gılgamış kişiliği çevresinde bir araya getirilip sanatkârca birleştirilmiş birçok mitostan ve halk öyküsünden oluştuğu. Gılgamış’ın gücünü ve tanrı ile insan arası bir “kahraman” olarak sahip olduğu nitelikleri anlatan satırlarla başlar. aşk oyunlarında uzman bir tapınak-fahişesi72 aracılığıyla onu baştan çıkarıp kentin içine çekmeyi başarmıştı.tanrıların iradesine karşı gelerek!. Sunulduğu biçimiyle. kuşkuya yer olmayacak biçimde ortada. Kybele gibi aşk tanrıçalarına adanan tapınaklarda tanrıçaya hizmet yolunda. daha çok tapınağa uğrayan yabancılarla aşk yapan. meşhur Uruk sitesinin kralı Gılgamış’ın zorbalığı ve aşırılıklarını gören tanrılar. onu frenleyip dengelemek için karşısına kendi çapında. Öfkeden çılgına dönen İştar. 73 Gılgamış ve güvenilir yoldaşı Enkidu’nun başlarından geçen serüvenlerin bu öykülerinin “Herkül’ün İşleri” Yunan mitolojisinin oluşmasına katkıda bulunmuş olması olasılığı vardır. Hayatlarını tehlikeye atarak onunla savaşmış. Dev gibi güçlü bir adam olan. her zamanki alışkanlığı uyarınca muhteşem kahramana yıldırım aşkıyla tutuluvermişti. Lübnan ve Amanos bölgelerine gitmişlerdi. Enkidu.80 Tablet. ayrılmaz ikili yapar.

Akhilleus’un Patroklos için yaptığı yas törenlerinden birini anımsatmaktadır. ışığın yüzü esirgenmişti. Ama Gılgamış ile Enkidu canavarı boyun eğdirip boğazladılar. en sonunda da gerekli ritüelleri yerine getirerek onu toprağa verdi. kuşlar gibi giydirilmişlerdi. Homeros. Samilerin öte dünya anlayışlarını vermesi bakımından aktarılmaya değer bir betimlemesi bulunmaktadır: • “ O (tanrı) beni değiştirdi. dev “Göksel Boğa”yı aldı ve Uruk kentinin içine saldı. Öyle ki kollarım bir kuşunkine benzedi. düşünde kendisinin yeraltı dünyasına götürüldüğünü ve Nergal tarafından bir hayalete dönüştürüldüğünü görür. Enkidu’nun ölmesinin gerektiğine karar verirler. İçine giren hiç kimsenin çıkmadığı eve Dönüşü olmayan yolun üzerindeki. İrkalla’nın oturduğu yere gönderdi. kurulda toplanıp. Bunun üzerine tanrılar.” Hastalanan Enkidu ağır ağır eridi ve aciz kalıp umutsuzluğa kapılan Gılgamış’ın gözleri önünde öldü. Bk. ve yiyeceklerinin çamur olduğu yere. Bana doğru bakarak. Gılgamış sanki ölüme teslim etmeye kıyamaz gibi “burnundan kurtlar dökülünceye kadar” onu kollarında taşıdı. Kendilerine düşen payın toz. Ve karanlıkta oturanlara. 74 Gılgamış’ın üzüntüsünün ve dostu için yaptığı yas törenlerinin çok canlı bir anlatımı bize. İçinde oturanların ışık yüzü görmedikleri eve. Kanatları olan gömlekleriyle. böylece onuru kırılan tanrıçayada hakaret etmiş oldular. İlyada 74 . beni Karanlıklar Ülkesine.81 gidip felaket getiren. Düşü anlatan satırlar içinde. Enkidu bir düş görür. Sonra yürek yakıcı bir ağıt okuyarak cesedin üzerine kapandı.

bu yüzden onu ölümsüz kılıp öbür insanların göremeyeceği bir yere göndermişlerdi. Çünkü insanlığın görevi [görüp göreceği] budur” . yada bilinen diğer adıyla Ut-napiştim [Hayatımı buldum] denen ihtiyarın dünyanın en ucunda yaşadığını biliyordu. [Sonra] ölümü yanı başına bıraktılar. Gündüzün ve geceleyin kendini güldür. Tufan kahramanı Atra-hasis’in. en amansız tehlikelere göğüs gerdi. oyna. Bırak. Gündüz deme gece deme çal. eşin göğsünde haz duysun. şu sözlerle. yıkanacağın suyun bulunsun. Elinde tutan küçüğünü boşlama. Bu koluda aştı mı karşı kıyıda asla ölmemenin yolunu bulacağını düşünüyordu. yeri doldurulamaz hizmetkârlarının soyunun sürmesini sağladığı için onu ödüllendirmek istemiş. Ey Gılgamış. yaşamdan haz alabildiği sürece eğlenmeye bakmasını söyler: • “Gılgamış [almış başını]böyle nereye gidiyorsun!” Ardına düştüğün [sonsuz] yaşamı bulamayacaksın [biliyorsun] Tanrılar [önce] insanı yarattılar. iğrenç ve acımasız öte dünyadan kurtulmak için her şeyi yapmaya karar verir. Her gününü bir zevk şölenine döndür. Başını yıkayacağın. Gılgamış sonsuz yaşam sırrını gidip ondan almaya karar verdi. karnını doldur. fakat bir yandan da çabalarının kesinlikle yararsız olacağını ona söyleyerek uyardı. [Sonsuz yaşamı] kendilerine ayırtıp. olağan üstü yolculuğun sonunda.82 Sanki öbür yarısı koparılıp alınmış gibi mahvolan Gılgamış. Bu sonu gelmez. Tanrılar. ölümcül bir tehlikenin kol gezdiği geçidi nasıl aşacağını ona öğretti. Gizemli bir su perisi. Giysilerin parlak ve temiz olsun. bitap bir halde denizin son kolunun kıyısına vardı. Yola çıktı ve en büyük zorluklara. Bu gizemli su perisi [Siduri]nin Gılgamış’a söyledikleri Kitabı Mukaddes’teki sözlere şaşılacak derecede benzer biçimde.

Öykünün bu yanı. ölümsüzlüğün yerine geçebilecek bir şeyin gizli yerini ona açıkladı. onun büyük bir coşkuyla krallık görevlerini yerine getirmeye. böylece kalan ömrünü iyi bir kral olarak geçirmeye karar verdiği anlatılır. o da kaderine boyun eğip böyle yaptı. bitkinin kokusunu alır ve otu kapıp kaçar.75 Gılgamış umudunu yitirmiş ve yıkılmış bir halde evine dönmeye hazırlanırken. Bomboş ellerle kentine geri dönmekten başka yapacak bir şeyi kalmamıştı. s. Destanda. bu. dolayısıyla ömrünü uzatmasını sağlayacak Ebedi Gençlik Otu’ydu. onu sınavdan geçirip ölümün bir tür taslağı ve provası olan birkaç günlük uykusuzluğa bile dayanamadığını göstererek. Gılgamış’ın haline acıyan karısının ricasını kırmayarak denizin çok derinliklerinde bulunan. Kurulu düzen tabi böyle fantastik bir şekilde iki kez altüst olamayacağı için. derisini değiştirerek gerisinde bırakmıştır. açıkça yılanın eski derisini atarak yaşamını nasıl yenileyebildiğini açıklama amacı güden bir etiolojik [nedenbilimsel] mitosu özelliği göstermektedir. bir yılan.83 Gılgamış sonunda Tufan kahramanının karşısına çıktı ve beklenen soruyu sordu. giderken de. yaradılışın ölümsüzlüğe uygun olmadığını kanıtladı. Ama otu çıkardıkta sonra geri dönüş yolunda yorgunluğunu üzerinden atmak için bir gölün serin sularına daldığı sırada. Gılgamış bu otu ele geçirebilmek için her türlü tehlikeyi göze aldı. 75 BOTTERO. en azından yaşlandıkça yeniden gençleşmesini. 142 . Ölümsüzlüğe nasıl eriştin? Ut-napiştim cevap olarak ona Tufan hikâyesini anlattı ve insanın soyunu sürdürmek üzere Enki/Ea tarafından kurtarıldığı için tanrıların ona sonsuz hayat bağışladığını açıkladı. Utnapiştim. Gılgamış’ta yeni kahraman ve böyle bir lütuftan yararlanacak yeni kişi olamazdı. Şu halde ölümsüzlük düşüncesinden ebediyen vazgeçmeliydi. age. Tufan kahramanı.

insan ruhunun ölüm gerçeği karşısında ve ölümsüzlüğü yitirmiş olması durumunda yakınmasıydı. Rahiplik görevlerinin neler olduğunu anlatmıştı ve bunlardan birisi tanrıların sofrasına balık sağlamaktı. balık tutarken. Tammuz ile Ningizzida’nın beklediğini görecekti. İlabrat dönüp Anu’ya Adapa’nın yaptığı şeyi söyledi. öteki birçok Akad mitosunun temelinde de karşılaşılan. bilgelik tanrısı Ea’nın oğludur. Yüce tanrı Anu. “Tammuz ve Ningizzida” yanıtını verecekti. Adapa buna öfkelenerek Güney yelinin kanadını kırdı. ihtiyat vermiş fakat ölümsüzlük vermemiştir. Kendisine ne istediğini ve niçin yas tuttuğunu soracaklardı. Gururları okşanan iki tanrı. Ea.84 Gılgamış destanları çemberi bununla sona erer. öteki birçoğu. yelin esemediğini gördü ve nedenini araştırması için Ulağı İlabrat’ı gönderdi. kapıyı iki tanrının. Bu çemberi. Adapa’ya üzerine bir yas giysisi geçirmesini ve saçı baş darmadağınık olarak görünmesini söyledi. Güney yeli esip kayığını devirdi. Mezopotamya inanç ve uygulamaları içindeki çeşitli öğeleri açıklama amacının ürünüdür. yeryüzünde yok olan iki tanrının yasını tuttuğunu söyleyecekti ve onlar bu tanrıların kimler olduklarını sorduklarında. zekâ. 6. Göğün giriş kapısına vardığında. Adapa. Onlara. “Göklere olup biten her şeyi bilen” Ea. Anu’ya Adapa hakkında olumlu şeyler söyleyecekler ve kendisini yüce tanrının karşısına çıkaracaklardı. Bir bütün olarak Gılgamış destanı’nın temelinde yatan tema. Anu’nun karşısına çıktığında. öyle ki. kendisine “ölüm . eski Sumer ve Akad mitolojilerinden ve halk öykülerinden derlenmiş bir öbeğin oluşturduğu açıktır. söz konusu öykü “ilk insan” hakkındaki bir mitos olarak da görülebilir. Güney yeli yedi gün esemedi. oğluna. oğlunu. Adapa’nın önüne getirilmesini buyurdu. Bir gün. Bu mitosa göre. Anu’nun karşısına çıkarken nasıl davranması gerektiğini öğretti. Anu. Ea Adapa’ya büyük bir kuvvet. Adapa Mitosu Mitosun kahramanının adı olan “Adapa” sözcüğünün Asur tarihi bilgini Ebeling tarafından İbrani “Âdem” adının Asurlu karşıtı olarak yorumlanmasına dayanılarak. İçindeki mitosların bazıları ritüel mitosları başlığı altında toplanabilecek türden iken.

s. ne var ki. Bu tür mitoslarda sık sık. Adapa’yı. Güney Yeli’ne olanlar hakkında açıklamalarını kabul etti. Bu davranışı karşısında Anu niçin böyle acayip davrandığını sordu.76 Önce her şey Ea’nın söylediği gibi iyi gitti. ama Anu. kendisine verilen şeyleri almadığını açıklayınca. kendisine “yaşam ekmeği” ve “yaşam suyu” sunulmasını buyurdu. belli bazı üstünlüklerle ve bazı zayıflıklarla yeryüzüne geri göndermiş görünür. ölümsüzlük şansının yitirilmesi. Anu’nun karşısına çıkarıldı. sağlık tanrıçası Ninkarrak’a. 76 HOOKE. bunları almayıp. Adapa’ya bu yaptığıyla kendisini ölümsüzlük armağanından yoksun ettiğini bildirdi. ödenmesi özel gereken onur feodal yükümlülüklerden bağışlanacak rahiplerine dereceleri verilecekti. kendisine verilen gömleği giydi ve yağdan süründü. insanlığa düşen payda. Sonra Anu toplanan tanrılardan Adapa’ya ne yapılması gerektiğini sordu ve olasılıkla Adapa’ya ölümsüzlük verilmesi düşüncesiyle. kazalar ve hastalıklar da olacaktı. Anu onun. 69 . Tabletin sonu kopuktur.85 ekmeği” ve “ölüm suyu” sunacağı yolunda da uyarmıştı. Kendisine aynı zamanda bir gömlek ve koku yağı sunulacaktı ki. Adapa. insanların uğrayacakları kazaları ve hastalıkları iyileştirme görevi verilmiş de olsa. Eridu ve kenti. bunları kabul etmemeliydi. Bu dikkate değer mitosta birçok ilginç nokta bulunmaktadır. Adapa mitosunda aynı zamanda. işte bunları kabul etmeliydi. tanrılardan birinin yada ötekinin kıskançlığının ürünü olarak gösterilir ve tanrıların ölümsüzlüğü kendilerine ayırdıkları söylenir. Babasının öğütlerini anımsayarak Adapa. Tammuz’un ortalıktan yitişinin Sami mitolojisinin sık karşılaşılan bir öğesi olduğunu görüyoruz. Anu. babası Ea’nın öğüdüne uyarak. age. Adapa.

bu gibi gelişmeler. Daha sonraki dönemlerde. bu öğe hem Mezopotamya’da hem de daha sonra İsrail’de farklı biçimlerde korunmuş ve geliştirilmiştir. Bu nedenle bu tanrılar insan yaşamına hükmeden olumlu yada olumsuz. yeterince karmaşık ve çoğunlukla çelişkili görünen bir Sumer ve Sami dinsel gelenek karışımı bulunmaktaydı. Bu değerlerden yola çıktığımızda oldukça derin bir dinsellikle karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. üç büyük evrensel din – Yahudilik. Hıristiyanlık. İslamiyet. tanrılara karşı gelmiş. sistematik bir şekilde tanımlanamaz ve tanımlanmamalıdır. Tanrılar. “Mezopotamya dini. bunların efendileri olmuş ve bütün evreni yönlendirmişlerdir. insanı etkileyen bütün olayların ve ona sorun çıkaran her şeyin sorumluluğunu belirli doğaüstü varlıklara atfetmişlerdir. Bu tanrılar insanları ve evreni yaratmakla kalmamış.86 C.242. onların otoritelerine karşı ayaklanmış demektir. çünkü Budizm’i saymazsak. sayısız yükümlülüğün yaratıcıları ve garantörleri olmuşlardır. Yeterli belgesel kanıt korunmaya başlandığında.Sami kökenli dinlerdir. Bu zihniyet günümüze kadar ulaşmıştır. her şey tanrıların iradesine bağlıdır ve her kim bu kurallardan birine karşı gelirse. s. Ankara 2003 . Bu kadar güçlü bir dinsel zihniyet oluşturan Samiler.” Arkaik Sami zihniyetinin özgün ve ayırıcı özellikleri olması gereken temel kültür öğeleri arasında derin bir dinsellik göze çarpar. sonunda az 77 Jean BOTTERO.77 Babil dininin kökleri tarihöncesi geçmişe dayanır. iki tanrısal figürün birbirleriyle özdeşleştirildiğini ve sıkça her iki adı da taşıdıklarını görmek mümkündür. Eski Yakındoğu –Sümer’den Kutsal Kitaba. kurallarını hiçe saymış yada yadsımış. ASUR VE BABİL’DE DİN Dünya’nın en saygın Asiriyologlarından Oppenheiem’in dediği gibi. Dost Kitapevi.

Sonraları bazı atribülerini. Şamaş adaletin Marduk’udur. İştar’ın bereketle ilgili yönü [ünlü Uruk vazosu üzerinde betimlenen Sumerli İnanna olarak] en az 4. İştar’ın kutsal alanı Eanna. Nabu hesap işlerinin Marduk’udur Sin. 180 .87 önemli tanrıların üstesinden gelinemeyecek biçimde karıştırılmasına neden olmuştur. binyıla kadar uzanır. Anu. Adad yağmurun Marduk’udur… Ancak bu gelişme gerçek tek tanrıcılık olarak düşünülmemelidir çünkü diğer tanrılara tapınma da devam etmiştir. Tanrı) unvanı Marduk ile eşanlamlı kullanılmaya başlanmış ve İştar gibi Marduk da diğer tanrıların çeşitli yönlerini kendinde barındırmaya başlamıştır: • Ninurta çapanın Marduk’udur. gece aydınlanmasının Marduk’udur. Anu’nun (daha renksiz olan) eşi Antum.devralmıştır. s. Bel (Efendi. Marduk’la yakından ilişkili bir diğer 78 OATES. aşk ve savaş tanrıçası olan İştar’a bırakmıştır. özellikle Uruk kentiyle ilişkilidir ancak daha sonra orada İştar’ın gölgesinde kalmıştır. Zababa yumruk yumruğa dövüşen Marduk’udur. Mezopotamya tarihi boyunca hep gölgeler arasında bir figür olarak karşımıza çıkan Anu (gökyüzü) vardır. En başta. binyılda bile çok etkileyici bir anıtsal kamu yapıları kümesini kapsamaktadır. 4. age. Korunagelen en eski kayıtlardaki panteon yapısı. Enlil efendilik ve öğüdün Marduk’udur. İştar daha sonra çeşitli adlar altında bütün Batı Asya’nın en ünlü tanrıçası olacaktır. binyılda yapılan tanrı listelerine dayanır. önce Enlil ardından Marduk ve Asur – sırasıyla Babil’de ve Asur ülkelerinde. erken bir tarihte yerini. 3.78 Geç Babil döneminde. Anu’nun esas atribüstü krallıktır ve insanlara krallık kurumu ve nişanlarının ilkin ondan geldiğine inanılır. Nergal saldırının Marduk’udur.

hilalle simgelenirdi. en yaygın tapınılan Babil Ülkesi tanrıçası olmuştur. hava tanrısı Adad’dı. Sin’in ana kenti Ur’du ama Nabonidus’un pek de benimsenmeyen çabalarıyla onun kültünü yaymaya çalıştığı Harran’la yakından ilgiliydi. hayvanı da boğaydı. aynı zamanda yazıcıların koruyucusu ve Ea’yla Marduk gibi bilgelik tanrısıydı.88 tanrı da. Artemis gibi bazen bir grup av köpeğinin başında gider ve kanatlı savaş tanrıçası olarak ok ve yayla görünür. Genelde bu gruba dahil edilen diğer önemli bir tanrı da. İştar adı da basitçe “tanrıça” anlamında kullanılmaya başlamıştı. age. Ereşkigal’in ulağı Namtar (“yazgı”) büyü metinlerinde sıkça boy gösterir. Ay tanrısının oğullularındandı. İkinci tanrı grubu. oğlu Nabu’dur. Adalet tanrısı olarak yoksulları korumak özel ilgi alanıydı. hastalık ve savaş tanrısı Erra’dır. Evlerde çoğunlukla ona karşı muska niteliğinde bir tablet bulunurdu. korkunç tanrıça Ereşkigal vardı. Ay tanrısı Sin (Nanna) idi. Şamaş gibi Ay tanrısının çocuğudur. s. Sonraları. Çoğunlukla “dönüşü olmayan ülke” olarak adlandırılan ölüler diyarının başında. Simgesi çatallı şimşek.79 Mezopotamya’da dinsel etkinliklerin merkezinde. Güneş. Ay ve Venüs tanrıları. çok korkulan hastalık tanrısı Nergal de ona katılmıştır. Sin. özellikle Sippar ve Larsa ile ilişkiliydi. 182 . binyılda İştar en iyi tanınan. Aslı kenti Uruk’tur ama Kiş. Agade ve bazı Asur kentleri de onun kült merkezidir. göksel tanrılardı. 2. Borsippa tanrısı olan Nabu. Simgesi güneş diski olan Şamaş. insanların tanrılara hizmet etmek amacıyla yaratıldığı inancı vardı. Çoğunlukla kutsal hayvanı aslan üzerinde betimlenir. Batı Sami halkları arasında ve Asur ülkesinde Adad (veya Hadad) özellikle çok sevilirdi. sabah ve akşam yıldızı Venüs’tür. Çünkü burada insanların 79 OATES. Aşk ve Savaş tanrıçası İnanna/İştar ise. Nergal’le ilişkili diğer bir tanrı da. Güneştanrı Utu veya Şamaş’ın hem yerde hem de gökte yargıç olarak özel bir konumu vardı. Bunlardan belki de en önemlisin. ölüm habercisidir ve insanların üzerine salabileceği 60 hastalık vardır kontrolünde.

kuru üzüm ve 54 kap bira ve şarap . uçsuz bucaksız muhteşem tapınak-saraylar. lüks kıyafetler ve en kıymetli mücevherlerin doldurduğu mücevher kutuları. tanrı imgesiydi. yazıcılar ve tapınak işlerine bakan çeşitli idareciler de vardı. 4 yaban domuzu. Söz konusu yemeklerin miktarları çok fazlaydı. çocuklarının ve hizmetkâr tanrıların sofralarına gitmeyen yemeklerse. 3 devekuşu yumurtası.89 doğuştan var olan eğilimi “tanrılara hizmet etmek” efendileri olan bu hükümdarlara emeklerinin en iyi ürünlerini sunmak. 8 kuzu. Resmi Babil dininin merkezi unsuru. geri dönene kadar tanrının yerinde olmadığı düşünülürdü. 1 öküz. böylece onların kaygısız ve mutlu bir ömür sürmelerini sağlamaktı. naru yani şarkıcılar. arabayla ya da gemiyle yapılan bayram geçitleri… Şimdi olsa ruhban sınıfı diyeceğimiz uzman bir personel tarafından hayata geçirilen bu tanrı kültünün başlıca sahnesi tapınaktı. adete yapılarında var olan ritüel meraklarıyla. incir. tapınak yöneticileri ve zanaatçılara dağıtılırdı. barındırdıkları sayısız bina. 40 koyun. görevleri arasında tanrıları müzikle yatıştırmak da olan kalu’lar. Mezopotamyalılar. Uruk’tan bir Selefki metni. Babil ülkesi krallarının yemeklerini perde arkasında yediklerine dair doğrudan bir kanıt yoktur ama diğer tapınak alışkanlıkları gibi bu uygulamada saray adetlerinden kaynaklanmıştır. şenlikler. hurma. eşinin. diğer sunularla birlikte günde toplam 500 kg ekmek. Tapınak personeli arasında. temsil ettikleri tanrıyı elle tutulur hale getiren değerli heykeller. sunulan nefis yiyecek ve içecekler. hem rahip hem de idareci olan sanga yani “başrahip”. şaşalı bir biçimde döşenmiş. duaları kelimesi kelimesine kaydetmişlerdir. 2 boğa. her türlü eğlence. 70 kuş ve ördek. heykel savaşta başka yere götürüldüğünde. Mezopotamyada bilinen biçimiyle tapınak hiyerarşisine rastlanmaz. kat kat yükselen ziggurat. çeşitli ruh kovucular. Tanrı “yedikten” sonra. Tanrının heykelde vücut bulduğuna inanıldığından. yapılacak törenleri kılı kırk yararak yazıya geçirmiş. tam ortalarında da gök ile yer arasındaki dev bağı oluşturan. yemekler tüketilmesi için krala gönderilirdi. Asıl tanrının.

80 Mezopotamya tanrıları insan görüntüsünde tasarlanırlardı ve daha aşağı varlıkların kusur ve davranış bozukluklarından yoksun değillerdi. Çünkü “kötü güçlere” karşı tekniği. Büyü Babil’de o kadar yaygın’dı ki bu Müslümanların Kutsal kitabı Kuran’ı Kerimde ayetlerde de 80 OATES. doğrudan kurbanların etkili eylemi ya da sözüyle karşılaştığı kötülüğe karşı savaşın işte bu aşamasında. Kuşkusuz en büyük bayram olan Yeni Yıl Şenliği. Kimi zaman görkemli büyük dinsel törenlerin boyutlarına ulaşan ve elimizde çok sayıda örneğinin bulunduğu bazı törenler yoluyla.90 sayar. özünde değişmemiş olan Büyüden alınmıştı. 182 . s. Bu tanrıların görevi. Her Babillinin dua ettiği ve adaklar sunduğu kendi kişisel tanrı veya tanrıçası vardı. Doğaüstü güçlerin özençli etkinliğinin. hastalıklara karşı savaşmak için başka yöntemlerde kullanılmalıydı. Öyleyse. Dünyanın hâkimlerinden “demonlara” ve uğursuz güçlere belge sahiplerine artık hiç yaklaşmamaları yada getirdikleri hastalıklarla birlikte çekip gitmeleri emrini vermeleri isteniyordu. Her kentin kendine özel mevsimlik bayram takvimi vardı. işte bu yol da Büyü’dür. Mezopotamya da insanlar genel olarak “acılı sıkıntı”. kişiyle diğer tanrıların arasını bulmak ve evrende bolca bulunduğuna. maşmaşu) de vardı. age. birçok terim gibi yerli yersiz çok sıkça başvurulan Büyü (Magie) den de söz etmeliyiz. Ve elbette kurtuluş yolu da öyle. tanrıların bile bağışıklığı olmadığına inanılan iblislere ve kötü ruhlara karşı kişiyi korumaktı. “hastalık” ve özel olarak “ruhsal sıkıntı”ları Evrenin dinsel sistemiyle birleştirdiğinde açıklayabiliyor ve en son varoluş nedenini anlayabiliyorlardı. Geç Babil döneminde bahar ekinoksuna denk gelen Nisan ayının ilk on bir gününde yapılırdı. Koruyucu muskalar takarlardı ve görevleri büyü sözlerini söylemek ve kötü güçleri savacak ayinler yapmak olan “rahipler” (aşipu. Buna tam olarak kötülük kovma (Exorcisme) denmektedir.

Kendilerine zarar verip fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. sakın büyü yapmayı caiz görüp de kâfir olma” demedikçe hiç kimseye onu öğretmezlerdi. Harut ile Marut’a indirilmiş olan şeyleri öğretiyorlardı. Hâlbuki Süleyman inkâr etmedi fakat o şeytanlar inkâr ettiler. Selefikler devrinde Yunan bilimiyle temas etmeleriyle gelişen ve güçlenen bilimsel kapasiteleride. Kur’an’daki bir ayette bu durum şöyle anlatılır. gayet yerinde olarak ünlerine ün kattı. tarihin en gizli yollarıyla zamanın içinde daha gerilere gitmek gerekir. insanlara büyü’yü ve Babil’deki iki meleğe. Hâlbuki o iki melek . ASUR VE BABİL’DE ASTRONOMİ Burçlarla kaplı. Yemin olsun. “Tuttular Süleyman’ın mülküne dair şeytanların uydurup söyledikleri şeylerin ardına düştüler. büyüyü her kim satın alsa. Nesnelerin gerçekte ancak doğumları ve büyümeleri izlendiği sürece tanınıp anlaşılabileceğini ileri süren bilge Aristoteles’i izlersek.91 mevcuttur. 81 Kuran-ı Kerimin Bakara Suresi. fazla yorulmadan astrolojinin “doğduğu yere” kadar gidebiliriz. İşte bir takım kimseler. incelemelerinin sonucunda gerçek anlamda bilimsel bir astronomiye de ulaştılar. bu iki melekten kişi ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Bu sayede sözgelimi bir ay veya güneş tutulmasının ne zaman gerçekleşeceğini hiç hatasız hesaplayabiliyorlardı. Fakat canlarını sattıkları o şey ne çirkin bir şeydi. “ Biz ancak bir imtihan için gönderildik. Ayet 102 . Onlar. herhalde onun ahiret te bir nasibi olmadığını muhakkak bilmişlerdir. günün birinde bu kocaman ölü kürelerin hayatımıza öylesine nasıl girdiğini yakından görmek istiyorsak. Fakat Allanın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilir değiller.” 81 D. onu keşke bilselerdi. duru gökyüzünde gök cisimlerinin hareketlerini yüzyıllar boyunca bıkıp usanmadan gözlemleyen insanlar sadece bir takım “kehanetler” de bulunmakla kalmadılar. biz de.

aynı yolu izleyerek kehanette bulunabilecekleri umuduna kapıldılar. Böylece. Bu nedenle. büyük bir olasılıkla belirliyorlardı.Ö 1100’den sonra bu yıldızlar listesi Asur’da yeniden gözden geçirildi. 800’den sonra ise Babil metinlerinde. Zamanın astronomları olan Babilli müneccimler. Bu olguları inceden inceye gözlemlediler ve büyük bir doğrulukla kayda geçirdiler. M. astrolojiyle ilgili araştırmalar. Ama ay takvimi ve astroloji konusundaki önyargıları ve saplantıları.Ö. 265 . bilimsel açıklamasını yapmadıkları kimi bilimsel gerçekleri belirlemeyi başardılar. Bu belirleme doğrudur ve Venüs’ün tüm evrelerinin tam çevrim süresi olan 584 (=8 x 365 / 5 )güne eşittir. ister gaipten haber vermek. yıldızların gökteki 82 GÜNDÜZ. astronominin oluşmasına ve dolayısıyla matematiğin gelişmesine yol açtı.Ö. Anadolu’da.82 M. müneccimleri gizemciliğe yöneltti. anılan gökcisimlerinin bağıl durumuyla özellikle ilgilendiler. Ama amacı ne olursa olsun.Ö 1200’den önce Ege bölgesine doğru yayıldığı anlamına gelir. Örnekse. takımyıldızları ve yıldızları adlandırdılar. age. Bu katalogun kopyaları. Hitit başkenti Hattuşaş’ta bulunan Krallık Arşiv’inde korunuyordu. günümüzün “ekvatorla ilgili koordinatlarına” benzer bir sistem üzerinde. “tutulmalar” insani etkinlikleri ve ilişkileri belirleyen gizemli olaylardı. Onlar için ayın ve gezegenlerin devinimleri. Bu da katalogun kapsadığı bilgilerin M.Ö 2000’den kısa bir süre sonra. M. Bu başarıyı algılayan ve yorumlayan Sumerliler. tarımsal işlemlere başlama zamanını önceden. 2000’li yıllarda Babilliler yıldızlarla ilgili büyük bir katalog düzenlemişlerdi.temel amacı astroloji oldu. Venüs (Çobanyıldızı) gezegeninin yaklaşık sekiz yılda beş kez ufukta aynı noktaya döndüğünü tespit ettiler. s. Dolayısıyla Sumer astronomisinin – gökcisimlerinin devinimlerinin izlenmesinin. M. “burçlar kuşağı” düzlemini temel aldılar ve gökyüzünün haritasını çizdiler. yıldızların durumuna göre hüküm veren rahipler.92 Sumerliler yıldızlar üzerinde yaptıkları gözlemlerle. ister geleceği bilmek olsun.

İsa’nın doğuşunu günümüz takviminin başlangıcı kabul ettiğimiz gibi. yılları. Bundan başka M. Yunanlılarda – ki bunu birçok kez dile getirmişlerdir. yeryüzündekiler gibi “kral Nabonassa’ın . 20 gibi geç tarihlere dek çivi yazısıyla kayda geçirildi.. Matematiksel metinler ve astronomik gözlemler. nominal(itibari) bir zamanı [ M. uzun süre “Babilliler” gibi “Kaldeliler” olarak adlandırılacaklardır. dolayısıyla beklenen tutulmaların zamanını tahmin ettiler. çünkü her iki terim birbirinin eşanlamlısı olarak kullanılıyordu. büyük hayranlık uyandıran Mezopotamya’dan ve antik Babil’den almış olduklarını çok iyi biliyorlardı.93 konumlarının ve güneşle bağlantılı kayboluşlarının gösterilmeye başlandığı görülmektedir. O nedenle onun astrolog ardılları. Babilli ve Yunanlı bilginler arasında verimli bir işbirliğine yol açmıştı. işte buradan “Kos adası ve kentine gidip” bu yöntemi ilk kez kendisi öğretmeye çalıştı.Ö. 266 . 300’de.Ö 747– 734) itibaren tarihlendirmeye başladılar.Ö. Şimdi tutulum dairesinin gök ekvatorunu kestiği noktaların – 83 GÜNDÜZ.’ninci yılı” biçiminde tarihlendirildi. Bu belirlemeden sonra gökyüzü olayları. Babilli astronomlar. “Bel’de Babilli bir din adamı” olan Bel-uşur. Yine M.bu yıldız falcılığını başka yerlerden. Aslında İskender’in Babil’i fethi. ayın ve gezegenlerin bağıl konumlarını önceden hesapladılar.Ö. Açıktır ki. 747’den sonra Babilliler.83 Bu arada Babil’deki eski tapınak araştırma enstitüleri de işlevlerini eskisi gibi yapıyorlardı.Ö. M. s. 26 Şubat 747 günü öğle üzeri!] tarih başı olarak hesaplamaya ve olayları kral Nabonassar Dönemi’nden (M. Günümüzün doktora unvanına eşdeğer olan ve astroloji eğitimi almış rahip ya da kişi anlamına da gelen Kaldeli (ya da Kaldelili) unvanını aldılar. 311–65) sürüp gitti.Ö. Batıdan sık sık gelen Eski Yunanlı bilginler bu eski araştırma ve öğretim merkezlerine devam edip çok şey öğrendiler. Bu birlikte çalışma. daha açıkça söyleyecek olursak. age. bu yolla toplanıp düzenlenen ve tarihlendirilen verilerle güneşin. İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Selevkos Nikator’un kurduğu Selevkos imparatorluğu döneminde de (M.

M.62) ünlü anıtı dışında.tutulum dairesi boyunca gerilmesi olgusunu önce belirleyen astronomun Babilli Kidannu mu. binyıl sonlarına doğru burçlar kuşağı keşfedilmiş ve horoskop astrolojisi başlamıştır. kişilerle değil ülke olaylarıyla ilgiliydi. 240 ila 40 tarihlerine ilişkin birkaç yüz astronomik tablete göre.Ö. 1.Ö. M. göksel olaylar. müneccimlerin. ay takviminin güneş takvimiyle olan ilişkisini belirlediler.94 geceyle gündüzün eşit uzunlukta olduğu noktaların (ekinoks). 500’de başlamış ve 300’lerde yoğunlaşmıştır. yedi yıl 13 ve on iki yıl 12 ay ayından. belirli bir evresi iki kez aynı güneş gününe rast geliyordu84 Matematiksel astronominin gelişmesiyle çok yakından ilişkili olarak. Antiokos’un (M.Ö. Ayrıca Babilli müneccimler. M. Bu ilişkiden yararlanarak ay takviminin güneş takvimine uymasını sağladılar. Genelde horoskop astrolojisi geleneğinin Helenistik olduğu düşünülür ama Helen astrolojisine ilişkin bilgilerimiz ağırlıkla Romalılar dönemine dayalıdır ve Kommagene kralı I. 380 sularında. Çoğu M. sadece ülke ve/veya kralla bağlantısı içinde yorumlanırdı: Eğer güneş ayın üstünde veya altında olursa.Ö.Ö 4 öncesine ait hiçbir Yunan 84 BOTTERO. age. krala savaş ilan edilecektir. tahtın temeli sağlam olur. binyıl ortalarının çiviyazısı metinlerinde modern burç işaretlerine rastlanır ama burç takımyıldızları geleneği daha eskiye dayanır. cebirsel özelliğe sahip matematiksel yöntemlerini kullandılar. 187 . Gözlemlerine göre. dolayısıyla 235 ay ayından oluşan 19 yıllık çevrimlerde Ay’ın hilal yada dolunay gibi. Göksel olayların irdelenmesinde. M.Ö. 1. yoksa İskenderiyeli Yunan Hipparakhos mu olmuştur? Dairenin altıya bölünmesiyle oluşturulan Babil standart ölçülerini gökyüzüne taşıyan müneccimler. Bu çeşit on binler. gökcisimlerinin birbirinden uzaklıklarını yersel ölçülere göre belirlediler.Ö. s. Kişisel horoskoplarla ilgili kanıtlar Babil’den gelmektedir. göksel olayları çok duyarlı tahmin etmelerini sağlayan bu uygulama M. Ayın altıncı günü ay ile güneş beraber görünürse.

her ne kadar her ikisi de düş ve kurgulamaya dayansa da. Babil ve Sumer’deydi ve Selevkoslar dönemi astronomisi. çocuğun geleceğiyle ilgili tahminler içeren astronomi raporu izler. Her ne kadar her iki astroloji kolayca incelenebilir olsa da .95 horoskopu bilinmemektedir.85 Matematik ve astronomi gibi astroloji de Klasik dünyada çok gelişip genişlemişti ve Helenistik bilim – daha sonra Arap kaynaklarına geçerek – Newton dönemine kadar eski dünyaya ve Batı Avrupa’ya hükmedecekti. ardında bin yıllık dikkate değer bir matematik gelişme ile eski dünyanın gerçek bilimsel gelişiminde büyük rol oynamıştır. ASUR VE BABİL’DE TIP Mezopotamya tıbbı. Herodot’un “Babil’de hekimlerin pek tanınmadığı” biçimindeki yanlış ama sıkça aktarılan sözünden dolayı çok büyük bir haksızlığa uğramıştır. s. İlk Babil ve Uruk horoskoplarında doğum tarihi. Mezopotamyalı hekimler hastalıkları. daha esnek ve yaşamımızda kaçınılmaz olgular olan umuda ve açık uçluluğa daha yatkın buluyoruz. büyünün yanı sıra iksirlerle ve kimi durumlarda da cerrahi müdahalelerle iyileştirmeye çalıştılar. bunu. Fakat kökleri hiç kuşkusuz Mezopotamya’da. bir örnekte de ana rahmine düşme tarihi verilir. daha düş gücüne dayalı. eski Mezopotamya kültürü içinde kökleşmiş olan tipik ve “mantıksal” olan bir kehanet sistemini kendi dünya görüşlerine uyarlayarak ona “ontolojik” bir nitelik kazandırmışlardır.özellikle nasıl doğup büyüdükleri bilindiğinde-. elimizi kolumuzu kıpırdatmadan bizi doğal olarak sonsuza dek kayıtsız kalmaya mahkûm edebilecek şu meşum ve ürkünç kadercilikten daha uzaktır. Bu hekimlerin mesleki bilgileri Bronz Çağı’nda bile kayda 85 OATES. E. age. biz eski olanını daha insancıl. Yunanlılar. bu iki tarzdan en eski olanı.200 .

Ö. 301 . astronomi ve tıp ile ilgiliydi. felsefe. Hattuşaş’taki Hitit Krallık Arşivinin kalıntıları arasında da M. aslında Sumerlere ait olan anılan simge. Tabletlerdeki metinler edebiyat. Asur kıralı Asurbanipal bilime ve sanata büyük ilgi duyan bir hükümdardı. Ortadoğu’nun sistemli biçimde kataloglanmış ilk kitaplığını kurmuştu. sopa-yılan.96 geçirilmişti. Örnekse Sumerler. Anılan bilgileri kapsayan tabletlerin büyük bir bölümü. 22000’in üzerinde tabletten oluşan kitaplık. age. Musul yakınındaki en büyük Asur başkenti Ninova’da bulunan Asurbanipal Kitaplığı’nın kalıntıları arasında çıkarılmıştır. hayat ağacını.Ö. age. M. Sopa. hastalıklara. Değerli bir sanat eseri olan bu vazonun asıl önemi. bir sopaya sarılmış biri dişi öteki erkek iki yılan işlenmişti. ilaçlara ve hekimlik deneyimlerine ilişkin bilgileri.700’lerde Mezopotamyalı hekimlerin yazdığı ve Hititli bilginlerin inceleyip kopyasını çıkardıkları tıp metinleri bulunmuştur. Eski Yunanlıların hekimlik-tanrısı Asklepios’un yılanlı asasından esinlenerek günümüzdeki hekimliğin amblemi oldu. s. “hayat ağacının beyi” anlamına gelen tanrı Ningişzida’nın simgesi olan. dolayısıyla yaşamı ve yılanlar ise gençliği temsil ediyordu. tapınak kitaplıklarından toplanmış metinlerin asıllarından yada kopyalarından oluşuyordu. binlerce yıl çeşitli ülkelerde yalnız sopa. Irak’ta. Bu figür.86 Fransızların Lagaş’ta yaptıkları kazılar sırasında kabartma resimli bir vazo bulundu. gerçekte. o güne dek Greklerden geldiği sanılan hekimlik simgesinin.87 86 87 GÜNDÜZ. Daha sonra. Bu tabletlerden günümüze dek kalanların çoğu British Museum’da ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinin Çiviyazılı Belgeler Arşivi’nde korunmaktadır.301 GÜNDÜZ. s. tarih. tek yılan ve birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir simge olarak kullanıldı. Vazonun üzerinde iki cin arasında. hekimliğin koruyucusu bir Sumer tanrısının amblemi olduğunu göstermesiydi.2500’li yıllarda hatta daha öncesinde yazıya dökmüşlerdi.

uygulamalı hekim ve eczacıya da asu denirdi. Nabu-leu adlı bir hekimin imzasını taşıyan Asurlular zamanında kalma bir reçete üç kolondan oluşmaktadır. “amma bilgili biri” derlermiş. 2000 yıllarına ilişkin Sumer dilinde yazılmış olan bu reçetede çeşitli ilaç bileşimleri bir arada gösterilmiş ve 88 BOTTERO.Ö. Akadlar zamanında da benzeri listelerin düzenlendiği görülmektedir. saçları kökten kazılmış. Bu tabipler. (ıv) belirli bir hastalığa tutulmamak için kullanılacak ve günümüzün aşıları sayılabilecek ilaçlar. (ı) hastalık belirtilmeden yazılmış ilaç bileşimleri. Bu reçeteler. ilacı oluşturan maddelerin adlarını ve nasıl kullanacaklarını belirtiyorlardı. Reçetenin birinci kolonunda yüz elliden fazla bitki adı verilmiş ve bunların hangi bölümlerinin kullanılacağı belirtilmiş. Bir yandan psikolojik olarak çok etkili büyü tedavisi. tabletler üzerine yazdıkları ilaç reçetelerinde. düzenlenmeleri ve içerikleri yönünden şu şekilde sınıflandırılabilir. yüksek mevki sahibi kimi tabipler değişik bir kılıkla dolaşıyormuş.kitap oluşturacak şekilde düzenlenmiş. Elimizdeki metinlerin neredeyse her yerinde. age.97 Mezopotamya’da hasta olanlar aslında iki çeşit hekimlik hizmeti alabilirlerdi. diğer yandan da çok çeşitli ilaçların kullanımına dayalı tedavi yöntemi. s. üçüncü kolonda ise ilaçların hazırlanma ve kullanma biçimleri açıklanmıştır. M.çok sayıda ilaç bileşimi. Büyü uzmanına aşipu. bizzat pratisyen olan ustası tarafından yetiştirilmiş ya da “İsin kenti Fakültesi” gibi ünlü bir okulda yetişmiş tabiplere rastlamaktayız. birinin tabip olup olmadığı “gözlerinden” anlaşılıyormuş. Tıp tarihinin en eski reçetesi ise son yıllarda bulunmuştur. kimi kez ihtisas ta yapıyordu. ikinci kolonda bu bitki bölümlerinin hangi hastalığa iyi geldiği yazılmış.88 Mezopotamyalı hekimler. Örnekse. Oldukça taşlamalı bir hikâyeye inanacak olursak. (ıı) belirli bir hastalığa ilişkin bir ilacın bileşimi. 169 . “kadın tabip” olduğu belirtilmiştir. gösterişli ve yapmacıklı bir şekilde “çanta taşıyan” kimselermiş ve işsiz güçsüz kişiler böyle bir tabip gördüğünde. hatta çok seyrek de olsa. (ııı) çeşitli hastalıklara ilişkin .

Yaklaşık 8 Grama Eşit Ağırlık Ölçüsü Sila. yalnızca rahip unvanını taşıyan kimselerin icra edebileceği kutsal bir meslekti. Şekel. deri rengi. Reçetelerde ilaçların kullanım yolları [prospektüs] da bildiriliyordu. s. kolit. Kimi ilaçların günde bir ila üç kez alınması bildiriliyor ve bu tedavi.89 Reçetelerde ilaç dozajları genellikle bildirilmemiştir. age. 192 91 .842lt OATES. çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisini de açıklar. soğuk yada sıcak içilmesi. age. Klinik muayeneye de değinilir. Reçetelerde bildirilmeyen dozları eczacıların belirlediği tahmin edilmektedir. Göz sağlığı. Kapasite Ölçüsü Yaklaşık 0. Kimilerinde ise bu dozların. Enterit. Bulaşıcı hastalıkların bilindiği de kanıtlanmıştır. Babil ülkesi tıp uygulamasının doğasını ve kapsamını açıklayan metinler. Böylece hazırlanan ilaçlar hastaya genellikle gece yada sabah güneş doğmadan uygulanmaktaydı. kaç şekel ve sıvı olanlar için kaç sila90 olduğu yazılmıştır. Anılan yıllara ilişkin olmasına karşın reçetede büyüden hiç söz edilmemesi ilginçtir. Cerrahlık ise farklı konumdaydı. üç ila yedi gün sürüyordu. kaç mina. geniş bir ilaç bilgisine dayanan ve tıbbi değeri olduğu bilinen bazı ilaçları da içeren. barsak düğümlenmesi ve olasılıkla dizanteriden bahsedilir. Hastanın ateşli bedeninin çeşitli yerlerinden ölçülür. Dinsel 89 90 GÜNDÜZ. bunların çevirisi her zamankinden zor olmaktadır. genelde. yutulması yada vücuda sürülmesi gibi. Mide hastalıkları içinde perhiz yapılması ve yalnızca süt içilmesi tavsiye ediliyordu. diyare.98 bunların nasıl kullanılacağı açıklanmıştır. s. Yaklaşık 500 Grama Eşit Bir Ağırlık Ölçüsü. kuru ilaçlar için kaç adet. iltihaplar ve bazen de idrar rengine bakılırdı. Ayrıca.91 Mezopotamya’da hekimlik. bağırsak ve dölyatağı için kullanılabileceğinden. solunum ve karaciğer hastalıkları ile mide rahatsızlığından bahseden tabletler de vardır ama Akadca libbu kalp. 304 Mina. nabız atışı alınır. karın. bitkisel bir tıp düzeyi sergiler. diğer tabletler üreme organları hastalıklarından ve gut da dâhil olmak üzere bacak rahatsızlıklarından bahseder.

Cerrah. bir zanaattı. Milattan önce 17. cerrahları ihtiyatlı davranmaya . Öte yandan. yalnızca cerrahların ücretleri ve yaptıkları hatalara ilişkin cezalar yer almaktadır. Hammurabi Yasası’nın söz konusu maddeleri şöyledir. yüzyılda cerrahların etkinlikleri Hammurabi yasası’nın ilgili maddeleriyle denetim altına alınmıştı.99 özelliği olmadığı kabul edilen bir uğraşıydı. Dolayısıyla mesleki çalışmalarını. bir cerrahın ameliyat ücreti olan 10 şekel ile bir ev bir köle ya da bir tarla alınabiliyordu. çok belirgin fiziksel nedenlerle oluşan yaraları. Bu bakımdan cerrahların sihirsel kavramlara olan bağlılığı. Örnekse. nesnel ve bilimsel biçimde yapabilmeleri mümkündü. orta sınıftan biriyse 5 şekel gümüş alır. çıkık ve kırık gibi sakatlıkları iyileştirmek ve onarmakla yükümlüydü. 218 ila 220 bir cerrah bir hastanın yarasını bronz neşteriyle ameliyat eder ve sonuçta hasta ölürse. Hasta halktan. Oysa bir ustanın yıllık kazancı 8 şekel’di. 215 ila 217 Bir cerrah özgür insanlar sınıfından bir hastanın ağır yarasını bronz neşteriyle ameliyat eder ve hastanın hayatını kurtarır. Ameliyat sonrası ölen hasta bir köle ise. cerrah kölenin sahibine onun değerinin yarısı kadar gümüş verir. Ameliyat sonrası köle kör olursa. cerrah kölenin sahibine eşdeğerde bir köle verir. hekimliğin ruhban sınıfına özgü kutsal ve dolayısıyla dokunulmazlığı olan bir meslek kabul edilmesi. ölümle sonuçlanan girişimlerle ilgili cezalar. cerrahlığın ise zanaatkârlık sayılması olabilir. yada hastanın gözündeki misafiri aynı aletle ameliyat eder ve hastanın kör olmasına neden olursa cerrahın elleri kesilir. yada bir kimsenin gözündeki misafiri aynı aletle ameliyat eder ve hastanın gözünü iyileştirirse kendisine 10 şekel gümüş verilir. Bunun da nedeni. sağlığına kavuşturursa. cerrahlığın riski yüksek bir meslek olduğunu gösteriyor. hekimlere oranla daha azdı. Bu maddeler cerrahların kazancının çok yüksek olduğunu göstermektedir. Hasta bir köleyse sahibi 2 şekel gümüş verir. Yasada.

100

ve paraya tamah ederek iyileşmesi mümkün olmayan hastalar üzerinde cerrahi girişimlerde bulunmamaya yöneltiyordu92 Ur III ve Eski Babil devrinde bahisleri geçse de, bağımsız çalışan hekimler çok azdı; anlaşılan, hekimlerin çoğu saraya bağlıydı. M.Ö 14. yüzyıl Amarna döneminde, herhalde Babil saray doktorlarının prestijini ülke dışına gönderildiğini becerisini Mari öğreniyoruz; göstererek yabancı hükümdarlara arttırmak hekimlerinin

kralının

hedefleniyordu.

mektuplarında da benzer konulara değinilir. En gülünç Babil metinlerinden biri olan “Nippurlu yoksul adamın öyküsü” 93 aç gözlü valiye yoksul bir adamın oynadığı, 1001 Gece Masalları’nı anımsatan üç oyunu anlatılır. İkinci öyküde yoksul adam, hekim (asu) kılığına girerek yaptıklarını anlatır. Tıbbın olağan işleyişi hakkında bilgi veren nadir metinlerdendir ve hekim görünüşünü bile tarif eder; tıraş olmuştur ve mesleğinin iki nişanı olan içit (libasyon) kabı ve buhurdanlık taşır. Diğer metinler hekimin aynı zamanda bir torba şifalı bitki taşıdığını söyler. Öyküdeki sahte hekim, bilim kenti İsin’in yerlisi olduğunu söyler. Babil tıbbı hakkında bildiklerimizin çoğu, yazıcı okullarının ve kütüphanelerin bilimsel el kitaplarından kaynaklanır. Nippurlu yoksul adamın öyküsü, aslında dönemin olağan günlük tıp uygulaması hakkında ne kadar az şey bildiğimizi açıkça göstermektedir. 94

92 93

GÜNDÜZ, age. s. 305

POWELL, M. A. Sumerian Area Measures and the Alleged Decimal Substratum ZA 62, 165– 221
94

OATES, age. s. 193

101

BÖLÜM III

HİTİTLER VE HURRİLERDE FELSEFİ DÜŞÜNCE

A. Hititler Ve Hurriler Uygarlık, Teknoloji ve Kültür açısından Hititlerin ve Hurrilerin Avrupa’sı Mezopotamya idi.95 Hurriler ile ilgili en son araştırmalar, gerek dil ve gerekse arkeolojik buluntulara dayanarak bu kavmin ana vatanının Kafkasya veya daha büyük bir ihtimalle Transkafkasya olduğunu göstermiştir. Hititlerden yüzyıllarca önce, en geç 3. bin yılın ortalarından itibaren güneye göç etmeye, Mezopotamya kültür dünyasının içine girmeye başlamıştır. Orta Anadolu’da en geç Eski Asur Ticaret kolonileri ve güneydoğu Anadolu’da da en eski Hitit belgelerinin ortaya çıkmasından beri mevcut olan Hurri varlığı, bu kavmin buralara doğudan, yani Dicle Nehri ötesinden göç yoluyla gelmediği, aksine Hattiler gibi yerli kavim olduğunu göstermektedir. 96 Hurrice, Akadca ve Sumerce’den sözcük dağarcığına bolca ödünç kelime almış olmasına rağmen, hiçbir zaman Hititçe kadar yozlaşıp yabancılaşmamıştır. Ayrıca en başta Hititçe ve Akadca olmak üzere Luvice’ye çok miktarda kelime vermiştir. Özellikle Hititçe dini metinler, kurban metinleri ve fal metinleri, Hurrice teknik terimler ve kutsal nesne adlarıyla
95 96

Ahmet ÜNAL, Hititler-Etiler ve Anadolu Uygarlıkları, Etibank Yayınları s. 97, Ankara 1996 ÜNAL, age. s. 99

102

doludur. Zaman ve coğrafi mekânın doğurduğu sebeplerden ötürü çok geniş bir alana ve çok miktarda kültür bölgelerine yayılmış olan Hurrice’nin en az 6 adet şivesinin olması, bizi şaşırtmamalıdır.97 Hitit-Hurri ilişkileri ve Anadolu tarihi açısından en büyük tarihi olgulardan birisi hiç kuşkusuz, Orta Hitit hanedanının Hurri kökenli olmasıdır. Bu devirde kral ve kraliçeler Hurrice adlar almışlardır. Ayrıca Hurri kültür etkisi eskiden zannedildiği gibi Hitit İmparatorluk devrinden itibaren değil, eski Hitit ve özellikle Orta Hitit devrinden itibaren Hattuşa’da yayılmaya başlamıştır. En başta Orta Hitit çağına tarihlenen Hurrice-Hititçe iki dilli metinler olmak üzere Boğazköy ve Ortaköy’de bulunan çok sayıda Hurrice metinler bunun açık seçik kanıtıdır. Hurriler kültürel açıdan Hititlere çok şey vermişlerdir. Bunlar aslında saymakla bitmez. En başta dil, din, edebiyat, mitoloji, büyü, tıp, giysiler, teknik aletler ve silahlar ve kadın hakları gelir ki, bunların her biri ayrı ayrı araştırma konuları oluşturur. Başka kavimlere kendi verdikleri kültür öğelerinin neler olduğu, maalesef açık seçik anlaşılamamaktadır. Bu ancak kapsamlı bir Hurri kültür merkezinin keşfinden ve Hurri kültürünün tüm yönleriyle tanınması ve tanımlanmasından sonra mümkün olacaktır. Ne var ki, bizzat kendi verdikleri kültür verileri yanında birde Mezopotamya kültürünü Hititlere aktarma işlevleri vardır. Katalizatörlük rolü diyebileceğimiz bu işlevlerinin başında, Eski Babil çivi yazısının Hurriler üzerinde Hititçe’ye adapte edilmiş olması gelir.98 Hurri etkisinin en yaygın ve bariz olduğu saha hiç kuşkusuz dindir. Hitit panteonunun baş tanrıları olan Hava Tanrısı ve karısı Güneş Tanrıçası tamamen Hurri kimliği kazanmış ve Hurrice Tesup ve Hepat adlarını almışlardır.
97 98

Burada,

Hitit başkenti

Boğazköy’ün

açık

hava

tapınağı

ÜNAL, age. s. 99 ÜNAL, age. s. 112

103

Yazılıkaya’da tasvir edilen tanrı kabartmalarının tamamı Hurri panteonu’nu yansıttığını anımsatmak, Hitit dininde Hurri etkilerinin boyutlarını anlatmaya yeterlidir. Hurri etkisinin çok belirgin bir şekilde karşımıza çıktığı başka alanlar arasında büyü, tıp ve falcılık mutlaka sayılmalıdır. Barbar bir kavim olarak Anadolu’ya gelmiş olan Hititler, Hatti kültürünü yıkmışlar ve askeri zaferlerine rağmen ortaya çıkan kültür boşluğunu dolduramamışlardır. İşte bu boşluktan yararlanan Hurri büyü ve tıp uzmanları daha o zamanlar Hattuşa’ya akın etmişler ve becerilerini para karşılığı Hititlere satmışlardır. Hititler bu mütehassısların becerilerinden o kadar etkilenmişlerdir ki, kütüphaneler dolusu Hurri asıllı büyü tabletleri bugün dahi müzelerimizi doldurmaktadır. Edebiyat ve mitolojide ise tıpkı sanat ve dinde olduğu gibi Hurri etkisinin sınırlarını belirlemek bile mümkün değildir. Bu, ancak belirli durumlarda, metinlerde eğer Hurrice tanrı ve şahıs adları geçerse mümkündür. Daha şimdiden görebildiğimiz kadarıyla birçok edebi eser Hurrice’den Hititçe’ye tercüme edilmiştir. Birçokları ise, son yıllarda Boğazköy’de bulunan ve kökenleri belki de Ebla ve Kuzey Suriye’ye dayanan iki dilli metinlerin gösterdiği gibi, Hurrice ve Hititçe’dir. Hititlerin Hurriler’den veya Hurriler aracılığıyla aldıkları bir sürü edebi destan, Hurrice asıllarından çoğunlukla hece vezniyle okunmaktaydı. Mitolojide en başta Anadolu üzerinden Yunanistan’a geçen ve Hesiod’un teogonyası vasıtasıyla edebileşen göklerdeki ilahi hâkimiyet konusundaki tanrılar savaşını, bize ulaşan kırık dökük şekliyle bile nefes kesen edebi bir anlatım tarzına sahip olan ve eğer bir Homeros’un kalemiyle rötuşlaşabilseydi üstün bir destan niteliğine haiz olacak olan Ullikummi destanı gelmektedir. Bu Hurri teogonyasındaki Alalu-Anu-Kumarbi’ye Hesiod’a Uronos-Gaia-Kronos ve Zeus tekabül etmektedir.

Darius. s. Gökyüzünde onu gören Güneş Tanrısı ona tutulur ve yere inerek onunla “flört” etmeye başlar. Kanımca bu efsanevi Mama kralı Anumhirbi’nin ta kendisidir. her seferinde bir kavmin zaman içinde ortaya çıkışı ile ilgili belirli bir nokta saptanır. Güneş Tanrısı ve İnek efsanesinde. Yazı. bir kavimden ilk söz edildiği andır.99 Yazının keşfi. age. eskiden yanlışlıkla Kızılırmak olduğu sanılan bir ırmağa atan Kanes kraliçesi efsanesinin kökeninin bile Hurrice olduğunu ileri sürmüştüm ve bu görüşte bu gün de ısrar ediyorum. Başka bir araştırmada. Güneş Tanrısının inekle çiftleşmesinden olan çocuğun macerası anlatılır. klasik Grek mitolojisinde tanrı Zeus’un boğa kılığına girerek Phoinix’in kızı Avrupa’yı Girit’e kaçırmasını anımsatmaktadır. 3100’lerde Mezopotamya’da Sumerler tarafından icat edilmişlerdir. bundan dolayı ilk doğurduğu 30 erkek çocuğunu sepetlere doldurarak. insanlık ve uygarlık tarihinde en önemli basamaklarından biridir denebilir. yeşil çayırlarda otlamış ve iyice beslenmiş ve güzelleşmiştir. dar anlamda tarihin başlangıcı sayılan yazılı belgelerde. en başta eski Grek ve dolayısıyla Latin alfabesinin temelini teşkil edecek olan çivi yazısı ilk kez M. Eski Asur Ticaret Kolonileri çağında muhtemelen anne babası köle kökenli veya Güneş Tanrısı ile bir inek olduğu için daha bebekken kırlara. Yazının bulunması ya da başka kavimden alınıp kullanılmaya başlanması her 99 ÜNAL. 113–115 . Söz konusu inek.Ö. her nedense efsanenin.104 Hurrilerin önemli edebi eserler arasında. yılan ve vahşi hayvanlar arasına terk edilen ve tam yırtıcı kuşlar tarafından parçalanıp. Yakın Doğu’da eskiden yaşamış türlü kavimler arasında uygarlığın doğup gelişmesi ele alınırken. Remus ve Remulus’tan ve daha nice eserlerden tanıdığımız ırmaklara çocuk bırakma edebi motifinin Hurri kökenli olduğunu. bir rekabet sonucu olarak Mısırda da karşımıza çıkmaktaysa da. zehirli yılanlarca sokulmak üzereyken çocuksuz bir balıkçı tarafından bulunarak özenle yetiştirilen bir çocuğun öyküsü gelmektedir. Bu nokta. Sargon.

Ankara 2006 . Çünkü Türkiye’de şimdiye değin bulunmuş en eski yazıtlar. Hititler. yukarıda da adı geçen Kültepe eski Asur tabletlerine uzanır. s. Bu kadar geniş boyutlu bir görüşü burada ele almak mümkün değildir.105 ülkede başka tarihte olmuştur. Kaniş(Kültepe) adındaki kentte. II. Mezopotamya kültürünün buradaki uzantısı olmuştur. 15. eğer öyleyse. XX. Komşu halklar.101 Hititlerin Anadolu’nun yerli halkı mı olduğu. Ankara 1997 Stefano De MARTİNO.100 Hititlerin Anadolu’daki varlığına ilişkin elimizdeki ilk bilgiler.000 tablet günışığına çıkarıldı. daha sonra da sistemli şekilde 1948’den başlayarak Türk Arkeolog Tahsin Özgüç tarafından sürdürüldü ve çivi yazılı 20. Hitit kaynaklarındaki Neşa’dır ve çok sayıda yazılı belgenin ortaya çıkarıldığı yerdir. yüzyıllar arasında. Türkiye’nin Tarihi. o zaman bile. burada. s. M. 33.Ö. Böyle bir sorun Hint-Avrupalıların köklerine ilişkin çok karmaşık bir tartışmayla bağlantılıdır.Ö. 100 101 Steon LLOYD. 1925’te yeniden Bedrich Hrozny [Hititçe’yi yorumlayan Çekoslovak araştırmacı] ile hayat buldu. yazı yerli halkın işi değil. Mezopotamya’da Sumerler ve Nil Vadisinde ilk oturanlar bu konuda önde gelir. bin başlarından önce Anadolu’da görülmez. Asur tüccarlarının kurmuş olduğu tüccar yerleşmesinde tutmuş oldukları kayıtlardır. halklara dışarıdan katılmış bir öğe olduğu doğru varsayımının olan yer araştırmacıların büyük bir bölümü tarafından kabul gördüğünü söylemek Hint-Avrupa halklarının Anadolu’ya değiştirmelerinde izledikleri yolla ilgili olarak iki varsayım ileri sürülmüştür. Yazının hiçbir türü M.-XVIII. Anadolu Hint-Avrupalılarının daha önce o coğrafi alanda oturan yeterlidir. Eski Kaniş. Örneğin. günümüzdeki adıyla Kültepe. Bu gecikme Anadolu’da özellikle belirgindir. Nitekim daha 1893–1894 yıllarında Ernest Chantre tarafından başlatılan düzenli kazılar. onların başlattıkları bu işten yararlanmaya oldukça geç başlamışlardır. Tubitak Yayınları. hangi yoldan geldikleri sorunu araştırmacılar arasında tartışma konusudur ve hala bir çözüme ulaştırılamamıştır. Dost Kitabevi. yoksa başka yerlerden mi buraya ulaştığı.

103 Kültepe kronolojisi aşağıdaki evrelerde incelenebilir. ancak ayakları yere değdikten sonradır ki. s.Ö. Hind-Avrupa dil ailesine mensup bir dildir.106 Kafkasları geçerek doğudan gelen yol ve batıdan. Bunlar arasında Hititçe. 102 103 ÜNAL. askeri yöntemler kullanarak bağımsız devlet kurma. Akadca ve Hurrice’den ve en belirgin şekliyle Hattice olmak üzere birlikte yaşadığı yerli Anadolu dillerinden alınan çok fazla yabancı kelimeler dolayısıyla dil tamamen yabancılaşmıştır ve Hint-Avrupa kökenli sözcük dağarcığı çok daralmıştır. Palaca. dünya devleti kurmaya kadar götürmüştür. Bu dönemde taş temeller üzerine kerpiç tuğladan yapılmış evlerde oturan halk ticaret. Tevrat’taki ünlü Babil kulesinden de beterdir. Eski Tunç Çağı: (M. 2500–2000) Kızılırmak havzasında yerleşilen önemli yerlerden biri de Kaniş’ti. Sumerce ve Akadca en başta gelmekteydi. s. age. 35 ÜNAL. Hititlerin Anadolu’ya çok az sayıda gelmiş oldukları ve bir idareci zümre olarak kaldıkları özellikle vurgulanmalıdır. Bu tarihi süreç onları sonraları. Trakya ile Çanakkale üzerinden gelen yol. Hurrice. Hattice. yayılma ve işgal yollarına gitmişlerdir. age. keza bu metropolde en azından 8 adet dil yazılmış ve konuşulmuştur. 35 . Boğazköy-Hattuşa. çivi yazısı Luvicesi. Ancak yazıyla birlikte en başta Sumerce. Konuşulup yazılan dillerin sayısı ve çeşitliliği söz konusu olduğunda. Hititler Anadolu’ya başlangıçta sızma yoluyla girmişler.102 Hititçe. resim yazısı Luvicesi. çömlekçilik ve çobanlıkla uğraşıyordu. yakın doğudaki modaya uyarak büyük devlet.

Hititlerin Avrupa’sı Mezopotamya idi demiştik. krala yol gösterir. İşte Hitit devletinin kurucusu Hattuşili de tüm askeri seferlerinde oraya. s. yakar yıkar ve çok sayıda savaş ganimetini Hatti ülkesine taşır. Büyük Hitit İmparatorluğu döneminde de önemini korumuştur. 37–38 . tıpkı Mezopotamya kralları gibi kendisi de heykellerini yaptırmaya. İşte asıl Mezopotamya uygarlığının verilerini Hattuşa’ya taşıyan insanlar bunlardır. Ancak Anadolu’daki Frig hâkimiyetinden sonra doğuya göç eden Muski ve Tabalar. korucu tanrıçası Arinna kenti Güneş tanrıçasının tapınağını altın ve gümüş hediyelerle doldurur. Hattuşili’dir. kahramanlıklarını yazıya dökmeye başlar. Mezopotamya’nın bir parçasını oluşturan Kuzey Suriye’ye çok önem vermiştir. Hitit ve Geç Hitit Çağı: (M. Hititlerde bu hayvan boğadır. diğer kavimlerde geyik olarak karşımıza çıkan yol gösterici hayvan motifi önemli rol oynar. age.107 Asur Koloni Çağı: (M. Eski Hitit tasavvurlarında Romalılarda ve Türklerde kurt. 2000–1800) Şehrin en parlak ve etkileyici olan bu döneminde özellikle Orta Anadolu-Yukarı Mezopotamya ticareti şehri oldukça geliştirmiş ve altın dönemini yaşatmıştır.Ö. boynuzlarıyla aşılmaz Toros dağlarını açıp.104 104 ÜNAL. 1800–1200–800) Erken Hitit döneminde bölgenin başkenti olan Kaniş. Kaniş. Getirilen ganimetler arasında çok sayıda kaliteli usta ve işçiler de vardır. güneydoğu Anadolu ve Suriye’nin belli başlı kentlerini işgal eder. Frig döneminden önce Tabal Krallığının önemli bir merkezi iken. Hattuşa çivi yazılı devlet arşivinde bize resmi yazılı belge bırakan ve Hitit devletinin kurucusu olarak kabul edilen ilk kral Hatti dilinde “hükümdar” anlamına gelen Labarna / Tabarna unvanı da taşıyan I.Ö. Kayseri bölgesinde etkilerini göstermişlerdir. Bu seferler sırasında orta. güneyden gelen Asur ve Sargon istilaları ile tahrip edilmiştir.

Hitit casusları Mısır ordusu Asi nehrini geçmeden Hititlerin Halep yakınlarında olduğunu Mısır ordusu içinde yaydı. Onun zamanında Hattuşa geniş çapta imar edilmiş. Ptah. Muwatalli zamanında Mısırlılarla Hititler arasında 10–15 yıllık bir yanılmayla M. Buna paralel olarak devlet arşivleri yeniden düzenlenmiş. çok sayıda yeni tapınaklar yapılmak suretiyle ülkenin her tarafına yayılmış olan kült merkezleri başkentte toplanmaya çalışılmıştır. Hitit ordusunda 3.Ö. Hititler Şam’a değin dayanmış ve bu bölgeyi talan etmişlerdir. Birliklerin arasının açılmasını fırsat bilen Hitit kralı II. düşman .000 asker. kırılan ve kaybolan tabletler yeniden kopya edilmiştir. Savaş her iki taraf için bir felaket oldu. Bundan sonra gelen son iki kral III. üvey annesi ve ana kraliçe Puduhepa’nın vesayetine girmiştir. Şuppiluliuma. IV. Tüm din ve imar işleri hep ana kraliçenin istekleri doğrultusunda yapılıyordu. Ra. Her ne kadar söz konusu Mısır tapınaklarındaki yazılarda ve resimlerde firavun ordusunun zaferinden bahsedilmekteyse de sonuç berabere bitmiş ve bu durumdan Muwatalli kazançlı çıkmıştı.000 savaş arabası vardı.000 savaş arabası ile 17.108 II. Şuppiluliuma zamanlarında (1245–1200) imparatorlukta çökme ve yıkılma belirtileri başlamıştır. Bunun üzerine II. Arnuwanda ve II. Çünkü savaştan sonra Ramses geri çekilmiş. Tarihte en fazla savaş arabasının kullanıldığı bu savaşın nedeni Amurru ve Amka toprakları gibi büyük ticaret yollarını ele geçirmekti. Tuthaliye (1245–1225) krallık tahtına oturduğunda. Muwatalli Mısır ordusuna bir baskın düzenledi. bozulan. Mısır ordusunda ise 4 bölükten oluşan. Savaşı kazandıklarını düşünen Hitit ordusu gevşeklik gösterince bir Mısır birliğinin ani saldırısına uğradılar. Seth) 20.000 asker ve 2. Şaşılacak bir şekilde son Hitit kralı II. Ramses tümeni Amon ile beraber diğer tümenlerle arasını çok fazla açtı. 1285’te yapılan Kadeş Savaşı tarihte önemli bir yere sahiptir. her birine bir tanrının isminin verildiği (Amon.

Bu bağlamda özellikle Sargon’un ve Naram Sinn’in Anadolu savaşlarını. Ankara 2005 . antlaşmalarda kullanılırdı. Hitit devletinin yıkılma nedeni okul kitaplarının dediği gibi Deniz Kavimleri değildir. Ayrıca Boğazköy’de. Hititler Mezopotamya’nın o denli etkisinde kalmışlar ki kendi çivi yazılarında Akadca ve Sumerce yazı işaretlerini oldukları gibi kullanıyorlardı. Hitit hanedan mensupları Hattuşa’dan kovulduktan sonra ne burada. Bu da bize. fakat her şeyleriyle Aramileşmiş “Geç Hititler” ile hiç olmazsa Orta Anadolu’nun güneyi. Hititlilik 300 senelik bir aradan sonra. Hititlerin bir idareci zümre olarak ne kadar az sayıda olduklarını bir kez daha göstermektedir. Anadolu’yu Hititler Döneminde Mezopotamya’ya bağlı kılan en önemli etken. age. Mezopotamya kökenli bu ideogramların ne anlama geldiklerini bilmeyenler. s.105 Hitit kültürünün Hattiler’den dil. 114. Ağır vergi yükü ve askeri baskı altında tutulan yerli Anadolu halkının önderlik ettiği iç ayaklanmaların imparatorluğun yıkılmasında büyük bir payı olmuştur. Hattuşa’da Eski Krallık Dönemi’nden beri kullanılmaya başlanmış olan “Çivi Yazısı”dır. Güney Anadolu sahillerinin bir devamı gibi olan Kıbrıs’ı işgal etmiştir. nitekim Boğazköy tabletleri arasında Sumer-Akad-Hitit lügatlerinden kırık parçalar bulunmuştur. bütün yada bir bölümü Sumerce veya Akadca yazılmış yüzü aşkın metin ele geçmiştir. din ve sanat alanlarında ne denli etkilendiğini. ne de tüm orta Anadolu’da “Hititli” demeye layık bir şey kalmamıştır. özünde Hititlerin büyük ölçüde Hattileşmiş olduğunu belirtmiştik. Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de bir süre daha yaşamıştır. sırtlarını Hitit geleneğine dayamış.109 donanmasını denizin ortasında yakarak. Şaşılacak şey şudur ki. Zaten o dönemlerde Akadca diplomatik dil idi ve uluslararası yazışmalarda. 49 Ekrem AKURGAL. Tubitak Yayınları. okumak istedikleri metni anlayamazlardı.106 105 106 ÜNAL. ayrıca Gılgamış Destanı’nı anlatan tabletler örnek oluşturur. s. Anadolu Kültür Tarihi.

Kimi yazarların dile getirdiği gibi. Bu alışverişin yanı sıra. Kültepe höyüğünde yaşanan 150–200 yıllık bu alışveriş. Kaldı ki. Hitit mitolojilerinin temelleri her ne kadar kendine özgü yerel öğeler içerse de. Bu ilişkinin en geçerli kanıtı Doğu. Yıllarca barış ortamında süren bu alışverişin kültürel yansımalarının olmaması imkânsızdır. Mezopotamya-Anadolu bağlantısının maddi temellerini vurgulamak gerekir. Bunların yanı sıra Hitit mitoslarının.110 Anadolu. Kültürel alışverişin sonucu oluşan sentez yeni bir üründür ve özgüldür. Kaniş karumu Anadolu’nun ilk yazılı belgelerini oluşturur ve döneminde dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden biridir. Babil ve Asur mitolojilerinede dayanmaktadır. Kimi batılı yazarlar ise Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititlerin getirdiği ve kurduğu yapıyı esas almışlardır. Hatta bugünkü bazı Avrupa öykü ve masallarının geçmişleri bu mitoslara dayanmaktadır. kültürel ve sanatsal değerleri Anadolu insanına bu ilişki çerçevesinde aktarılmıştır. Ama bu halkın. Tarihte en ağır sömürge ilişkilerde bile kültürel etkileşim olmuştur. Anadolu’ya geldiğinde din . Ortadoğu ve Batı mitolojilerindeki benzerliklerdir. yerli Kaniş halkının da yarar gördüğünü hem arkeolojik buluntular hem de okunan kil tabletler doğruluyor. Asurların sadece ticaretle uğraştıkları için Anadolu’nun kültürel gelişimine pek katkıda bulunmadıkları görüşü birçok nedenden ötürü inandırıcı değildir. Mitosların farklı karakterleri taşıdıkları folklorik öğeler Hititlerin kendi yorumları ve sanatsal değerleridir. Bu bağlamda Anadolu sanatı özgüldür ve kendi içsel öğelerini geliştirmiştir. Yunan ve Batı mitolojilerinin köklerinde büyük ölçüde bulunduğu bilinmektedir. bu ilişki sonucu sadece Asurluların karlı çıkmadığını. daha sonra 4. Batı ile Mezopotamya’nın kültürel alışverişinde önemli bir halkadır. 800 yıl sürecek Hitit İmparatorluğu’nun idari. Hititler Mezopotamya’dan aldıkları mitosları geliştirip kendi özgün folklorik öğeleri ile süslemişlerdir.000 yıl sürecek Anadolu uygarlıkları tarihine büyük kazanımlar sağlamıştır.

111

dahil birçok yerel öğeyi kendi kültürlerine katmalarıyla, etkisi yüzyıllarca sürecek kültürel birikimi yarattıkları göz ardı edilmiştir. Hititler Anadolu’da önce beylikler halinde (M.Ö. 2000–1660), sonra bir krallık (M.Ö. 1660–1460), daha sonra da bir büyük krallık kurarak (M.Ö. 1460–1190) egemen olmuşlardır. Politikaları gerçekçilik üzerine kurulmuştur. Yerli Anadolu kavimlerini özellikle Hattileri ve Hurileri hoşgörü ve anlayışla yönettiler. Başlangıçta uygarlık yönünden kendilerinden çok üstün olan bu kavimlerden büyük ölçüde yararlandılar, onların geleneklerine, dinlerine saygı gösterdikleri gibi ülkenin adını bile değiştirmediler. Mezopotamya’dan çivi yazısını alıp, uygar bir ulus olarak kendi çağlarının en ileri ülkelerinden biri oldular. Dış politikayı, tampon devletçikler kurarak ve bunlarla aralarında evlenme yolu ile yakınlık sağlayarak idare ettiler. Ancak birçok küçük krallıkları dengeli ve uyumlu bir politika içinde yönetmek çok güçtü. Belki de Hattuşili III’ün, Kral Murşili III’e başkaldırması ve tahtı yasaları çiğneyerek zorla ele geçirmesi, başkalarına, yani Hitit Devleti’nin yıkılmasına başlıca etken olan Batı Anadolu Beylikleri’ne yol oldu ve böylece 800 yıllık koca devlet içten ve dıştan saldıran güçlerle son buldu.107

B. HİTİT VE HURRİLER’DE MİTOLOJİ Hurriler özellikle mitoloji alanında güzel eserler vermişler ve bu konuda komşuları Hititlere, daha sonra da Fenikelilerin ve geç Hititlerin aracılığı ile Helen dünyasına büyük ölçüde etkili olmuşlardır. Hattuşa’da Akad, Hurri ve Hitit dillerinde yazılmış tabletlerde ele geçen Gılgamış Efsanesi ana çizgileriyle eski Babil örneğine uygunsa da yeni bir Hurri yorumudur ve daha bir bütünlük gösterir. Söz konusu üç metinden en iyi korunanı Hititçe olanıdır. Hurrilerin en büyük efsanesi tanrıların kralı olarak adlandırdıkları Kumarbi üzerine yazılmıştır. Bu efsanenin Hurrice’den Hititçe’ye yapılmış çevirileri

107

AKURGAL, age. s. 145

112

Hattuşa’da bulunmuştur. Kumarbi efsanesi sonradan Fenikeliler ve Geç Hititler merkezleriyle Helenlere de geçmiş ve Homeros’la Hesiodos’un eserlerine köklü etkilerde bulunmuştur. Hurrilerin ayrıca “Ullikummi”, “Tanrı Lama’nın Krallığı”, “Ejder Başlı Yılan Hedammu”, “Gurparanzahu” gibi efsaneleri ve “Avcı Kessi”, “Apu” ve “Bulunmuş Çocuk”, “Çocukları Olmayan Balıkçı Karı-Koca” gibi masalları vardır. Bunların birçoğu dinsel anlam dışında edebi eserler olup tabletlerdeki alt başlıklarda ezgi (şarkı) adını taşımaktadır.108 Hitit dini gibi mitolojisi de büyük ölçüde Hatti ve Hurri etkisinde kalmış, ayrıca Mezopotamya kaynaklarından da esinlenmiştir. Gök tanrısı Telipinu’nun İlluyanka Ejderi ile Savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Buna karşılık Gök Krallığı ve Ullikummi destanları Hurilerden gelmiştir. Telipinu Mitosu’nun biri eski, öteki yeni iki anlatısı elimize geçmiştir. Eski tarihli olan anlatıda İlluyanka’ya yenilen Gök Tanrısı’nın, Hattili tanrıça Inar’ın yardımı ile bu ejderi yenmesi dile getirilmiştir. Inar, yardımcı olması için Hupasiya adlı bir ölümlüye aşkını vaat eder. Sonra İlluyanka ile yer, içer ve onu sarhoş eder. Ejder baygın yatarken Hupasiya gelir ve onu bir urganla sımsıkı bağlar. Bunun üzerine Gök Tanrısı yanında başka tanrılarla birlikte gelir ve İlluyanka’yı öldürür.109 Daha sonraki bir tarihe ait anlatımda ise efsane şöyledir; Ejder İlluyanka yaptığı savaşta Gök Tanrısı’nı yener ve onun yüreği ile gözlerini alır. Gök tanrısı ejderden öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızı ile evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğlu büyüyünce ejderin kızı ile evlenir ve babasının yüreği ile gözlerini geri alır. Gök Tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderi öldürmeye gider; ancak orada oğlu da vardır. Oğlu babasına “beni de öldür” diye bağırır. Bunun üzerine Gök Tanrısı ejder İlluyanka ile birlikte oğlunu da

108 109

AKURGAL, age. s. 179–180 AKURGAL, age. s. 124

113

öldürür. Malatya’da gün ışığına çıkarılan bir kabartmada Gök Tanrısı’nın İlluyanka’yı öldürmesi tasvir edilmiştir. İlluyanka Efsanesi Hititlerden Helen mitolojisine geçmiştir. Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, İlluyanka Efsanesi’nin ana öğelerini buluruz. Hellen anlatımında, Typhon, Tanrı Zeus’un yüreğini ve gözlerini değil, kollarının ve bacaklarının kas liflerini alır. Hellen örneğinde ejderin gözcülüğünü yapan kızını Aigipan adlı bir kadın oyalarken kas liflerini Tanrı Hermes geri alır. Efsanenin Anadolu’dan geldiğini, yer adları açığa vurur. Hellen anlatısında Typhon’un oturduğu yer Mersin yakınlarındaki Korykos mağarasıdır. Adı geçen Cassius Dağı ise Antakya yakınındadır. Hellen sanatındaki Hydra’yı öldürme tasvirleri de yukarıda andığımız Malatya kabartmasında görülen Hitit örneklerinden gelmektedir.110 Hititlerin Hurrilerden aldıkları “Göğün Krallığı” efsanesi çok önemlidir. Burada sonradan Helenlerede geçen tanrıların doğuşu Theogoni anlatılmıştır. Anlatıya göre Gök Tanrısı’ndan önce üç tanrı vardı; Alalu, Anu ve Kumarbi. Anu Babillilerin gök tanrısıdır. Alalu da onun daha önceki ceddidir. Hurri tanrısı Kumarbi Sumerlerdeki Enlil’in karşılığıdır. Kumarbi kendisinden önceki göğün tanrısı Anu’nun erkeklik uzvunu ağzı ile koparır ve spermasını yutmak üzereyken çıkarır, çünkü Anu ona şu sözleri söylemiştir; “Erkekliğimi yuttuğuna pek sevinme. O seni üç korkunç tanrıya gebe bırakacaktır. O zaman kafanı kayalara vuracaksın”. Efsaneye göre Kumarbi’nin içinden çıkarıp tükürdüğü spermadan yeryüzü gebe kalmıştır. Efsanenin geri kalan kısmı çivi yazılı tablette pekiyi korunamamıştır. Bununla birlikte burada gök tanrısı ile öteki tanrıların yaradılış öyküsünün anlatıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim daha başka tabletlerde de Kumarbi’nin yerine Teşup’un geçtiği yazmaktadır.

110

AKURGAL, age. s. 124

114

Bilindiği gibi Hesiodos, Theogonia’sında benzer bir konu işler. Ona göre Uranos, Kronos ve Zeus birbirinin ardı sıra göğün kralı oldular. Hesiod’ta Kronos, babası Uranos’un erkeklik uzvunu, karısı Gaia (toprak ana) ile sevişirken bir orakla keser ve denize atar. Uranos’un spermasından Aphrodite, kan damarlarından da Gigantlar (devler) doğar. Hurri kökenli bu Kumarbi efsanesi Hellas’a M.Ö. 8. yüzyılda geçmiştir. 111 1. Tanrıların Rekabeti “Genç ve yaşlı Hitit Tanrıları arasındaki rekabet önceleri Anus’un babası Alanus’u tahttan indirmesiyle başlamıştır. Anus da tıpkı babası gibi, kendi oğlu Kumarbi tarafından tahttan indirilir. Anus, Kumarbi’den kurtulmak için gökyüzüne kaçar; Kumarbi onu ayaklarından çekerek gökyüzünden indirir ve cinsel organını ısırır. Anus yaptığı eylemden dolayı sevinen Kumarbi’ye “ Erkekliğimi yuttuğun için sevinme, içine senin için ağır bir yük koydum. Fırtına tanrısına Aranzah (Dicle) ırmağı’na ve Taşmişu’ya gebe bıraktım seni. Tanrıların tohumlarını içinde taşıyan Kumarbi telaşla yuttuğunu tükürmek ister, ama başaramaz.”
112

Babilonya yaratılış mitosu ile bu mitos arasında büyük benzerlikler vardır; Tiamat ve karısı Apsu’dan gök tanrısı Anu, yer tanrısı Ea ve diğer tanrılar doğar. Tanrılar çoğaldıkça problemler artar, Apsu, Tiamat’ı kışkırtarak bunların yok edilmesini ister. Ea bunu haber alınca Marduk ve karısı Tunika’yı yaratır. Daha sonra Apsu’yu zararsız hale getirir ve Tiamat, deniz ejderi Kingo ile evlenir. Bu olay üzerine tanrılar ikiye ayrılır. Babillilere ait bu yaratılış efsanesi, tanrılar arası rekabetin Hititlerden farklı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu rekabet Mezopotamya’dan Orta Anadolu’ya taşınmıştır. Hitit mitolojisinde, hem Ullikummi mitosunda, hem de
111 112

AKURGAL, age. s. 125 O.R GURNEY, Hititler, Dost Kitapevi, s. 150 Ankara 2001

Buna uygun olarak. tanrıçanın kendisiyle uyuması (yatması) koşuluyla ona yardımcı olmayı kabul eder. s. bunun. Oğullarından en yiğidi Kronos tırpanı ile babasının hayâlarını keser ve tahtın sahibi olur. ejdere karşı bir tuzak hazırlar. İlluyankas Mitosu Bu mitos. Bu zaferler her yıl bayram olarak kutlanır. 31. göğün fırtına-tanrısının Purilli Şenliği’nin kült efsanesi olduğu ve bu versiyonun artık anlatılmadığı söylenmektedir. Kronos’u alt eder ve göklerin egemenliğini ele geçirir. bir yolunu bulup alt ederler. 2. tanrıça daha sonra onu ejderin kovuğunun yanında bir yere saklar. yardım istemek için tanrılar meclisine başvurur ve tanrıça İnaras. Bunun üzerine bu tanrı. kendisi ise. Bu gelenek daha sonra Orta Anadolu’dan Ege’ye yayılmıştır. iki versiyonuyla elimize geçmiş olup. Theogonia’da göklerin tanrısının Uranüs olduğunu belirtir. onları yutar. biri daha eski. Söz konusu olan [Purilli] olasılıkla Yeni Yıl Şenliği’dir ve söz konusu mitosun Babil Yaradılış Destanı’nda kutlanan ejder Tiamat’ın öldürülüşü mitosu ile bağlantısı vardır. Birçok kabı şarapla ve çeşitli içkilerle doldurur ve kendisine yardımcı olması için Hupasiyas adında birini çağırır. çocuklarını babalarına karşı kışkırtır. Uranüs-Kronos-Zeus olarak karşımıza çıkmaktadır. biride daha yeni versiyonu olmak üzere. fırtına-tanrıyı yenilgiye uğratmaktadır. Kaynak Yayınları. tanrıça onun kendisiyle uyumasına izin verir. Eski Anadolu. 113 Kürşat BAŞDEMİR. aynı babası gibi tahtından olmamak için doğan çocuklarının yaşamasına izin vermez. 113 Hesiodos. Yer tanrıçası Galia. Çocuklarından Zeus. Bu Ege mitosundan anlaşılacağı gibi. İstanbul 2003 .115 İlliyankas mitosunda genç tanrılar tıpkı Babil’de olduğu gibi yaşlıları. Hititlerdeki Alanus-AnusKumarbi üçlemesi daha sonra. Adam. ejder İlluyankas’ın öldürüşüyle ilgilidir. Zalim Uranüs doğan bütün çocuklarını yeraltına gönderir. Eski versiyonda ejder İlluyankas. Daha eski versiyonunun başındaki sunuş niteliğindeki notta. Kronos.

116

süslenip güzelleşir ve ejderi çocuklarıyla birlikte dışarı çıkmaya kandırır. Ejder ve çocukları tüm kapları dibine dek içip boşaltırlar [şiştiklerinden yada sarhoşluklarından] kovuklarına geri dönemeyecek duruma gelirler. Bunun üzerine Hupasiyas, saklandığı yerden çıkar, ejderi bir ip ile bağlar ve fırtınatanrı, öteki tanrılarla gelip, ejder İlluyankas’ı öldürür. Bundan sonra, mitosun geri kalan bölümüyle hiçbir ilişkisi görülmeyen ve salt folklor niteliği gösteren bir episod gelir. Buna göre, tanrıça İnaras, Tarukka ülkesinde bir kayanın üzerinde kendisine bir ev yapar ve Hupasiyas’ı içine yerleştirir. Kendisi evde değilken pencereden dışarı bakmaması yolunda uyarır; çünkü bakarsa, karısını ve çocuğunu görecektir. Tanrıça’nın evde bulunmadığı yirmi gün geçtikten sonra, Hupasiyas pencereden dışarıya bakar ve karısıyla çocuklarını görür. İnaris dönünce, Hupasiyas ondan, karısına ve çocuklarına geri dönmesine izin vermesini diler; bunun üzerine tanrıça, buyruklarına uymadığı için onu öldürür. Mitosun bu eski versiyonunun bundan sonraki bölümünde neyin anlatıldığı anlaşılır durumda değildir; ama kralın Purilli Şenliği’nde, olayların çevresinde döndüğü odak konumunda önemli bir yere sahip olduğuna değinişte bulunuyor görünür. Bir ölümsüzün ölümlüye karşı duyduğu aşk ve ölümlünün ülkesine dönme isteği, birçok ülkenin folklorunda karşılaşılan bir temadır. İlluyankas mitosunun daha sonraki bir tarihten kalma versiyonu, daha önceki versiyonunda bulunmayan bazı özellikler gösterir. Bu versiyonda ejder fırtına-tanrıyı yenince, onun yüreğini ve gözlerini alıp götürür ki bu, Horus ile Set arasındaki, Horos’un gözlerinden birini yitirmesine yol açan kavgayı anlatan Mısır mitosunda yankısı bulunan bir ayrıntıdır. Ejderden öcünü alabilmek için fırtına-tanrı, yoksul bir adamın kızını eş olarak alır ve ondan bir oğlu olur. Bu oğlan büyüyünce ejder İlluyankas’ın kızı ile evlenir. Fırtına-tanrı oğluna, karısının evine gittiği zaman yüreğini ve gözlerini istemesini söyler. Oğlu, babasının dediğini yapar; babasının yüreği ve gözleri kendisine verilir; o da bunları babasına geri verir. Fırtına-tanrı yitirdiği organlarına yeniden kavuşunca, silahlanır ve ejder ile savaşmaya gider; tam ejderi öldürecekken, oğlu “beni de onunla birlikte öldür; beni esirgeme” diye bağırır. Bunun üzerine

117

fırtına-tanrı, ejder İlluyankas’ı öldürdüğü gibi kendi oğlunu da öldürür ve böylece ejderden öcünü almış olur. Tablette burada uzunca bir kopukluk vardır ve metin yeniden göründüğünde, içinde sonucunda tanrıların rütbelerinin ve mertebelerinin saptanacağı bir rekabetin yada yarışın bulunduğu bir ritüelden söz edilmekte olduğu görülür. Babil Yeni Yıl Şenliği ritüelinin nasıl yürütüleceğini açıklayan parçada, Marduk’un oğlu Nabu’nun, tanrı Zu’yu yendiği bir koşu yarışına değinilir ki bu, ölen tanrının dirilişiyle bağlantılı bir olaydır. Bu durumda, İlluyankas mitosunun hem eski, önceki, hem sonraki versiyonu, Babil Yeni Yıl Şenliği’nde okunan ejder Tiamat’ın öldürülmesi mitosunun, Hitit Purilli şenliği ritüelini etkilediğini gösterdikleri söylenebilir. 114 Yunan mitolojisinde tanrıların titanları kovmasından sonra Zeus, bir yanardağ tanrısı olan Typhon’la savaşır. Typhon, yüz yılanbaşlı simsiyah korkunç dilleri olan bir ejderdir. Zeus, yıldırımlarıyla ejderi kamçılar ve kolunu kanadını kırar. Bu şiddete dayanamayan Typhon sonunda yeraltına gider. Bir başka Yunan efsanesine göre, bütün ejderler gibi toprak ana’dan doğan Phthon, Delfi’deki kehanet merkezinin bekçisiydi. Tanrı Apollon kendi kehanetini yerleştirmek için bu yılanı öldürmek zorunda kalır. Yıllar sonra dilden dile dolaşan öykülerle İlluyankas, Kafkasya’ya gider ve tanrılarla değil, dev kartallarla savaşır. Hititlerle başlayan bu Anadolu inancı, artık ejder ile Anka kuşunun savaşına dönüşmüştür. Kartal gökleri, ejder ise yeryüzünü simgeler. Yunan mitolojisinde Zeus’da, insan gövdeli yılan bacaklı devin üzerinde bir kartal gibi anlatılır. Bilindiği gibi, Zeus göklerin lideridir ve kartalı da her zaman omzundadır. Yakın tarihe yansıyan Anadolu inançlarında ırmakların taşması ejderhanın bu suya girmesiyle başlar. Kartal

114

HOOKE, age. s. 135

118

ejderhayı öldürünce sular yatışır. Ejderhanın yedi başını birden ezerek öldüren, inanışa göre cennete gider.115 3. Ullikummis Mitosu Bu mitosun temelinde yatan, daha önce Akad ve Ugarit mitoslarında karşılaştığımız, yabancımız olmayan motif, yaşlı ve genç tanrılar arasındaki rekabettir. Anus, yani Akadca’da adı Anu olarak geçen gök-tanrı, babası Alalus’u tahtından uzaklaştırmıştır ve daha sonra da kendi oğlu Kumarbi tarafından tahttan indirilmiştir. Kumarbi’nin Anus ile kavgaları sırasında, fırtına-tanrının doğmasıyla sonuçlanan bazı gelişmeler görülür ve baba ile oğul arasındaki bitimsiz çatışma [bu kez Kumarbi ile oğlu fırtına-tanrı arasında] yenilenir. Mitos, Kumarbi’nin fırtına-tanrı’ya bir rakip yaratmak için bazı yollara başvururken gösterilmesiyle başlar. Habercisi (ulağı) İmbaluris’i, öğüdünü alabilmek için “Deniz”e gönderir. Deniz-tanrıça Kumarbi’yi evine çağırır ve onun için bir şölen hazırlar. Tanrıça’nın verdiği öğüdün bir ürünü olarak, Kumarbi, veziri Nikisanus’u “Sular”a gönderir. Bundan sonrası pek açık değildir; daha sonra Kumarbi’nin olasılıkla yer-tanrıçasından bir oğul sahibi olduğunu öğreniriz. Oğluna Ullikummis adını verir ve İmbaluris’i, olasılıkla yeraltı tanrıları olan İrsirra’lara gönderir ve bu tanrıların Ullikummis’i karanlık toprağa alıp, onun üzerinde ulu bir diorit taşı sütunu olana dek büyüyeceği yer olan Ubelluris, Atlas gibi, dünyayı omuzlarında taşıyan bir tanrıdır. Daha sonra Ullikummis’in büyümesi anlatılır. Denizden, boyu 9.000 fersah ve çevresi 9.000 fersah olana dek bir kule gibi yükselir. Tanrıların dehşetle açılan gözleri önünde [başı] göğe ulaşır. [Öyle ki] fırtına-tanrısı’nın eşi Hepat [gittikçe büyüyen Ullikummis’in iteleyip yerini doldurmasıyla] tapınağından sürülür. Kocasına bir haberci gönderir ve bu haberci, tanrıçanın kocası Ea’nın evi olan Apsu’ya gidip, Ea’nın yardımını ister. Burada, Akad Yaradılış Destanı’ndan malzeme alma durumu apaçıktır. Tanrıların meclisinde, Ea tanrılara, insanlığın bu canavarca varlık tarafından yok
İsmet Zeki EYÜPOĞLU, Tanrı Yaratan Toprak; Anadolu, Der Yayınları, s.175–180, İstanbul 2007
115

119

edilmesine niçin izin verdiklerini sorar. Oysa Enlil nelerin olup bittiğini bilmemektedir. Ea, Ubelluris ile görüşmek üzere ona gittiğinde, Ubelluris’in de sırtında taşımakta olduğu fazladan yükün ne olduğunu bilmediğini görür; bunun üzerine sağ omzunda dikilmekte olan diorit-adamı görebilmesi için, Ubelluris’i kendi çevresinde döndürerek onu görmesini sağlar. Daha sonra Ea, tanrıların ambarından, geçmişte yer ile göğü birbirinden ayırmış olan eski bakır bıçağı getirmek için yaşlı tanrılara başvurur. Bu yolda Ea’nın şunları söylediğini görürüz; “Dinleyin, siz ey eski tanrılar, siz eski sözleri bilen eski tanrılar. Babaların ve ataların eski ambarını açın. Babaların eski mühürlerini getirsinler ve sonra onlar [kapılar] gene o mühürle mühürlensin. Gök ile yeri kesip birbirinden ayırdıkları eski bakır bıçağı çıkarsınlar. Kumarbi’nin tanrılara karşı koyacak bir rakip olarak yarattığı diorit-adam Ullikummis’in ayaklarını kesip koparsınlar.” Daha sonra Ea, korkuya kapılmış tanrıların meclisinde, Ullikummis’i sakatladığını bildirir ve kendilerinin öne çıkıp bu dev ile savaşmalarını önerir. Fırtına-tanrı, savaş arabasına atlar ve arabasını Ullikummis ile savaşmak üzere ileri sürer. Tablet burada kopuktur; ama yitik bölümde fırtına-tanrının kazandığı zaferin anlatıldığından kuşkulanmak için ortada bir neden yok. Ullikummis mitosu aynı zamanda, insanlığın yok edilmesi girişiminin bir başka versiyonunu sunmaktadır ve bu girişim, Ea’nın işe karışmasıyla başarıya ulaşmadığını anlatılmaktadır.116 Yunan mitolojisi’nde, Titan İapetos ile Okeanos’un kızı Asia’nın oğlu olan Atlas’la Ubelluris arasında belirgin bir benzerlik vardır. Atlas, Hesiodos’a göre gökyüzünü omuzları üzerinde tutan tanrıdır. Homeros, Atlas’ı daha sonra gökyüzüne değil, yeri göğü birbirinden ayıran direkleri omzunda taşıyan tanrı olarak tanımlamıştır. Herodotos ise, Atlas’ın Kuzey Afrika’da bir dağ olduğunu ve Perseus Gorgo’yu öldürdükten sonra, Atlas’a canavarın kafasını göstererek onu bir kayaya çevirdiğini yazar. Tanrıların Titanlarla savaşı Ullikummis mitosu ile çok bariz benzerlik göstermektedir. On yıl süren zorlu savaşta tanrılar titanları yenmiş ve onları kovmuştur.
116

HOOKE, age. s. 133–134

Fırtına-tanrı onu alaya alır. Bu mitos. Metnin başlangıcı kırıktır. Yorgunluktan bitkin bir şekilde yatar ve uykuya dalar. Tanrının yok oluşu. sol pabucunu sağ ayağına giyer. Çaresiz. Ocakta kütükler söner. Tanrıça bu alayları dikkate almaz ve arıyı Telepinus’u bulması için gönderir. doğurganlığın yok oluşuna yol açar. Güneş-tanrı çevik kartalını tanrı’yı bulmaya gönderir. Telepinus Mitosu (Kaybolan Tanrı) Bu mitos. kuraklık ve açlık olur. içinde yok olan tanrının geri dönmesini sağlamak için yapılan ritüel de bulunduğu için. Fırtına-tanrı. ama bir sonuç alamaz. Tanrılar kaygılanır ve Telepinus’u aramaya koyulurlar. inek buzağısına bakmaz. tanrı’yı bulunca onu ellerinden ve ayaklarından sokup. onu temiz pak yapıp. Hannahannas araması için bir arıyı görevlendirir. . Tammuz’un yeraltı dünyasında başından geçenleri anlatan mitosla ve Ugarit mitolojisinde Baal’in ortalıktan yok oluşuyla aynı temayı işlemektedir. koyun kuzusuna. ama burada verilen anlatımın dayandığı ana metinde. tanrıça Hannahannas’ın sıkıştırmasıyla kayıp oğlunun peşine düşer. Ona. ama oda bir sonuç alamaz. belli bir tanrı değildir (çeşitli versiyonlarında) içlerinde güneş-tanrının da bulunduğu. Giderken öfkesinden sağ pabucunu sol ayağına. Öykünün örgüsü. dolayısıyla tanrıyı neyin öfkelendirdiğini bilemiyoruz. kızgın bir şekilde şehri terk eder. Şehirden çok uzaklaşır ve Anadolu bozkırında kaybolur. Mitos. Bütün insanlar ve tanrılar açlıktan ve susuzluktan kırılmaktadır. çeşitli tanrıların yok oluşundan söz edilir. Fırtına-tanrının oğlu Telepinus. tüm ülkeyi sis kaplar. aynı zamanda ritüel mitosları içine de sokulabilir. Telepinus’un öfkeden köpürür durumda gösterildiği noktada bilgimiz içine girer. ortalıkta birkaç biçimiyle dolaşmış görünür ve yok olan tek. koskoca tanrıların yapamadığını küçücük bir arı nasıl yapacaktı. mitosun kahramanı Telepinus’tur. hem bitkilerde hem sığırlarda olmak üzere. Tanrı’nın yokluğunda. verimliliğin her alanda düşüşüne. Tanrılar tapınakta suskundur.120 4. gözlerine ve ayaklarına balmumu sıvayıp.

Tanrıların Vatanı Anadolu. kötülüğünü ve çılgınlığını da alsınlar. kızgınlığını. Telepinus’un öfkesini. Hititlerde bayram olarak şenliklerle kutlanmaktadır. oraya kapasınlar. tanrıyı bulur ve tanrıçanın buyruklarını yerine getirir. Uzun bir arayıştan sonra arı.121 tanrılara geri getirmesi buyruğuyla arı’yı gönderir. kulpları demirden. mutlu ve uzun bir ömür yaşar. bütün ülke normale döner. Kalevalla’da 117 C. koyun. kapakları abaru metalinden. Remzi Kitapevi. Telepinus uykusundan uyanmıştır. Asur ve Babil mühürlerinde. Telepinus gök gürültüsü ve şimşek eşliğinde şehre getirilir. Kara toprağın dibinde tunç kazanlar duruyor. daha sonra Artemis’te de bu arılara rastlanır. sığır. o tanrıyı taşısın! Onu kartalın kanadı ile taşısın” der. Koyunların yağı. s. Melissa arıları diye anılan bu arılar tanrıça’nın esiridir. buğdayın taneleri. uzun yaşam ve çok çocuk sahibi olma anlamına gelir. Açlık ve kuraklık biter. Demeter Tapınağı rahibesi Melissa. orada yok olur. yapraklarla süslenmiş ağaçlar vardır. 117 Kaybolan tanrının geri dönüşü de. tapınak kurallarına uymadığı için öldürülür. Demeter onun cesedini arı topluluğuna dönüştürür.W CREAM. “Kapı bekçisi yedi kapıyı açtı. Oraya her kim giderse gitsin bir daha dışarı çıkamaz. Bu benzerlik bir Kuzey Avrupa efsanesi olan Kalevalla’da da göze çarpmaktadır. Bu ağaçlar Hitit mitolojisinde işlenen koyun postlu direğin benzeridir. İstanbul 1994 . ama eskisinden daha öfkelidir ve tanrılar ne yapacaklarını bilemezler. şarap. Ayinin sonunda üzerine koyun postu asılmış bir direk tanrı önüne dikilir. Bu direk verimliliği simgeler. yedi sürgüyü çekti. 14.” Bunun üzerine Telepinus iyileşir. Bunun üzerine güneş-tanrı “insanı alıp getirin! O Ammuna dağı üzerindeki genç [kartal] Hattara’yı alsın. Bir insan tarafından Telepinus’un iyileştirilmesi ve her türlü kötülüğün yeraltına götürülmesi için bir afsun okunur. Anadolu’da önce Kybele’de. Tanrıça Hannahannas Telepinus’un bulunması gibi büyük bir zorluğu arı ile aşmaktadır.

Kizzuvatnalı bir rahibin kızı olan III. Bu yüzden Hurri dini Kizzuvatna’ya ve III. C. bitkiler dünyasının ölümüne. Tanrıçanın yeryüzünde bulunmaması. Bu durum “Boğa ineğe binmez. Babil Hurri mitolojilerine olan apaçık bağımlılıklarını gösterdiği gibi. En önemli Hitit mitosları bunlardır. Hattuşuli döneminden beri de Hitit ülkesine yayılmıştı. aynı zamanda. Bu nedenle Hurri dini konusunu Hitit bölümünde sele almış bulunuyoruz. HİTİT VE HURRİLER’DE DİN Hurilerde din sağlam kurallara dayalı olup güçlü rahipler elinde çok iyi bir biçimde örgütlenmiş bulunuyordu. Tanrıça İştar’ın ölüler ülkesine inişi ve dönüşünün Telepinus öyküsü ile benzerlikleri vardır. Hattuşuli’nin karısı Puduhepa ile Hurri dini bir bütün halinde Hititlere geçmiş bulunuyordu. Sumerlerdeki Dumuzi ile İnanna mitosunda anlatılan İnanna’nın ölüler ülkesine gidiş öyküsü. caddede erkek kızı gebe bırakmaz” sözleri ile ifade ediliyor. yani yabancı dinleri birbirleriyle kaynaştırma tutumuna başvurarak inanç dünyasını federatif bir anlayış içinde bütünlüğe ulaştırma yolunu bulmuştur. Babil dünyasına Tammuz ve İştar mitosu olarak yansımıştır. Akad. Bunlar Hitit mitolojisinin Sumer. Yunan ve Batı mitolojisinin ve folklorunun köklerinin büyük ölçüde bu ilginç Hitit malzemesine dek dayandığını da göstermektedir. cinsel verimin ve üretkenliğin yok oluşuna neden olmaktaydı. Hititler Anadolu’da daha sonra Hellen ve Roma çağlarında gördüğümüz synketism yönteminde. erkek eşek dişi eşeği gebe bırakmaz. Hitit Devleti’nin federal düzende olması onun din konusunda hoşgörülü bir davranışta bulunmasını gerekli kılmıştır.122 Lemminkainen düşmanlarını annesinin yeraltından gönderdiği bir arı tarafından getirilen büyülü bal ile alt etmektedir. Burada anlatılanlar Hitit mitolojisinin karakterini yansıtmaya yetecektir. .

“tanrı” karşılığı Hititçe terim “siu/siuna/siuni”dir. Metinlerdeki uzun tanrı listeleri göz önünde tutulursa bu deyişin pek abartılı olmadığı söylenebilir. daha sonraki Anadolu’nun Roma Çağı’nda olduğu gibi aşırı birçok tanrılık (politheism) egemendir. khthonios.Ö. ayrıca. Oldukça sık olarak Sumerce ideogram DİNGİR de kullanılır. birbirlerine akrabalık ilişkileriyle bağlı. yer altı dünyasına ait olanlar en eski tanrılardır. 120 MARTİNO. Örneğin gök tanrısı (Teşup) ile Hepat ve İştar gibi tanrıçalar birçok yörede değişik yerel tipler gösterdikleri halde. Luvi. s. büyük bir ailede olduğu gibi. Yunanca theos ve Latince deus’un da dayandığı aynı Hint-Avrupa kökünden kaynaklanır. age. “bütün Hepatlar” ya da “bütün İştarlar” gibi deyimler bu gerçeği açığa vurmaktadır. özünde birkaç tanrı tipinin yerel çeşitlemeleridir. Hurri ve Mezopotamya kökenli tanrılar bile başka başka adlarla anılmalarına rağmen birbirlerine koşut tiplerden oluşmaktadırlar. Bunun gibi Hatti. Nitekim metinlerde “bütün gök tanrıları”.119 118 119 AKURGAL. Gerçekten Büyük Krallık Dönemi’nde. s. Hitit halkının yerli topluluklar üzerindeki egemenliklerini sürdürmelerini sağlıyordu. Tanrılar. Hatti’nin çok sayıdaki tanrısı arasında. ouranios. “göksel” tanrılarla. Hattuşuli (M. “yeraltı” tanrıları arasında temel bir ayrım vardır. Pala. age. Ancak bu çıkarcı yaklaşım. Gerçekten Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı’ndaki tanrılar Emanuel Laroche’un saptadığı gibi Hurri adları taşımaktadırlar. sonunda Hitit dininin III. aşama sırasına göre örgütlenmiş olarak düşünülmüştür. Bu hoşgörülü davranışın. 91 . Yani din politikasında sadece hoşgörüye ve kralık çıkarlarına dayalı bir yol izliyorlardı.123 Hititler tabletlerde sık sık “Hatti Ülkesinin Bin Tanrısı”ndan söz ederler. 1275–1250) dönemlerinde Hurileşmesine neden oldu. Ancak her beylikte değişik bir epithet (lakap=tanımlama) taşıyan bu tanrılar. 118 Genel olarak. özünde aynı erkek ve kadın tanrıdan gelmektedirler.

Boğa Orta Bronz Çağı’nda gök tanrısının kendisiydi. Nitekim Hattilerde 120 AKURGAL.124 Hitit dini. Bu durum herhalde boğanın Orta Anadolu’da tek başına gök tanrısını temsil ettiğine işaret etmektedir. Panteon’un temel tanrısı “fırtına tanrısı”dır. Hitit metinlerinde Hitit sanat eserlerinde de gök tanrısının boğa üzerinde durmadığı dikkat çekmektedir. dağların tepesinde ve gökte oturur. age. Yağmur tarlaları verimli kıldığı için ülkedeki refah onun sayesindedir ama hükümdarın ve krallığın koruyuculuğunu da o üstlenmiştir. bu tanrı. Baş tanrı Hitit metinlerinde genellikle “Hatti Ülkesinin Gök Tanrısı”. sonra gök tanrısı denmek isteniyorsa ikiye bölünmüş elipsin altına “W” biçimli yıldırım işareti yazılırdı. şimşekte ve fırtınalarda ortaya çıkar. Bir tanrının hiyeroglif işareti ikiye bölünmüş bir elipsten oluşur. Ancak belirli bir tanrı adı olmayıp Latince’de olduğu gibi sadece tanrı anlamında kullanılmaktaydı. 120 . s. olasılıkla. Ona hem yerli Hatti ve Hurri halkları hem de Anadolu’ya göç eden Hititler tapıyorlardı. Önce söz konusu işaret. metinlerde Sumer ideogramıyla yazılıyordu. Hitit metinlerindeki “siu” sözcüğü Yunanca’daki Zeus ve Latince’deki Deus’un karşılığıdır. Dişi tanrıya tapma adedi Anadolu’da Yeni Taş Çağı boyunca egemendi. “Sarayın Tanrısı” gibi adlarla anılmaktadır. Hatta o dönemde kadın tanrı. “Hattuşa’nın Tanrısı”. ikisi birden Gök-tanrı anlamına gelmektedir. baş tanrıydı. O. “Göğün Tanrısı”. yağmurda. baş tanrıça ile birlikte federal Hitit devletinin en önemli birleştirici gücünü oluşturuyordu. Anadolu’nun tarihöncesi ve öntarih zamanları geleneğine dayanan hayvan biçimsel öğeleri içerir.120 Gök tanrısının en önemli sembolü boğadır. Üstelik o. Aynı inancın daha sonraki dönemlerde de süregeldiğini görüyoruz. Nitekim çok sayıda tanrı bir simge hayvan biçimi altında temsil edilmiş olabilir.

aynı sıfatları ve özellikleri taşıdıkları şüphesizdir. Savaş tanrısı olduğu için Yazılıkaya’da Hurri kökenli yardımcıları Ninatta ve Kulitta ile birlikte erkek tanrılar arasında yer almaktadır. Yazılıkayan’nın 63 tanrısı arasında Gök Tanrısı. Arinna’nın Güneş Tanrıçası ve Şarruma dışında. 121 AKURGAL. “Arinna’nın Güneş Tanrıçası. Hititlerin panteonuna Nerik ve Zippalanda’nın gök tanrıları olan oğulları ile ayrıca Mezullaş ve yeğeni Zentuhis ile birlikte girdi. 122 . birbirlerinden ayrı tanrılar olarak görünürlerse de hiç olmazsa IV. Hurri dininde de Teşup’un karısıdır. age.125 “Vuruşemu”. Geç Hititlerde “Kupaba”. Yunan ve Roma dönemlerinde “Kybele” adları ile anılan tanrı kadınlar. 63 tanrının tasvir edildiği bu kabartmalarda kadın tanrılar erkek tanrıların solunda yer alıyordu. Babil’in büyük tanrıçası İştar’a da Anadolu’da tapılmaktaydı.121 Bir metinden öğrendiğimize göre Hititlerde modern protokolde olduğu gibi. Hititlerin Arinna’nın Güneş Tanrıçasından ayrı bir güneş tanrısı vardı. sedir (ağaçları) ülkesinde ise adın Hepat’tır. Sen Hitit ülkesinde Arinna’nın Güneş Tanrıçası adını taşırsın. Hurrilerde “Hepat”. Dinsel metinlerde ve kurban listelerinde Arinna’nın Güneş Tanrıçası ile Hurri kökenli olduğunu bildiğimiz Hepat. s.” Zaten Hepat. Hititçe adı İstanu idi ve Hattilerin Estan’ından geliyordu. benim efendim. Tuthaliya dönemi de ikisinin eş anlamında oldukları. bütün ülkelerin kraliçesi. Hurrice adı Şauşga idi ve hem aşk hem de savaş tanrıçası olarak biliniyordu. Bu Hitit âdetinin en güzel örneğini Yazılıkaya kabartmalarında görüyoruz. sağ yön daha önemli idi. Hititlerde “Arinna’nın Güneş Tanrıçası”. Yeni Tunç Çağı’ndan beri tanıdığımız Anadolu geleneğini sürdürmüşlerdir. Hitit dinsel metinlerinde sözü edilen bin tanrılı panteonunun daha başka tanrıları da yer almaktadır. Nitekim bir metinde ikisi bir arada şöyle anlatılmaktadırlar. Hattilerden gelen Arinna’nın Güneş Tanrıçası.

korku. Hattilerin Kasku adlı ay Hurrice adı Kusu eserlerinde gördüğümüz bazı tanrılara yazılı kaynaklarda rastlanmamaktadır. 247 . açlık. cinsel güç. Mevsim dönümleri.) Ayrıca her kentin kendine özel bayram törenleri vardı. sevgi. tarımsal faaliyetler (hasat. yeni yıl ve benzeri olaylar bayram olarak kutlanırdı. zindelik. s. itaat. (Yazılıkaya’da betimlenen tören. Bunu. gözlerin görme gücü. baharın gelişiyle kutlanan yeni yıl bayramıdır. merhamet ve adalet ile hastalık. yokluk ve salgın hastalık gibi musibetlerden kurtulma vardır. uzun ömür. kıtlık.126 Hiyerogliflerdeki ideogramlarına tanrıçasından gelmektedir. age. göre “Göğün Güneş Tanrısı” idi. Hititlerin ay tanrısı Arma. 122 123 AKURGAL. intikam duyguları. Sadece dua olduğu sanılan Pala dilinde bazı parça metinler bulunmuştur. belirli bir sırayla yapılmasıyla kutlanırdı. başrahiplik görevini üstlenirdi. age. Sanat olarak tanımlanıyordu. 122 Hitit duaları çağdaş Mezopotamya dualarından etkilenmişti. tohum atma vb). bol sayıda gelecek nesiller. kötülük. bereket. meteorolojik hadiseler. Törenler genelde benzer işlemlerin. Hititçe dışındaki dillerde dua metinleri ele geçmemiştir. neşelilik. bolluk. dimdik bir boyun. ruhun tenviri. sağlık. Kral. Hititçeye çevirileri yapılmış Mezopotamya kökenli dualardan görmekteyiz. Anadolu’da Roma Dönemi’ne değin yaşamış olan on iki tanrı bunlardan bir örnektir. gelişme. sevinç. muzaffer silahlar. Bunlar arasında tanrı şefkati. iyilik. 123 Genel olarak dualarda ve bunun yanında büyülerde istenen şeyler çoğunlukla hep insan lehine olan iyi şeylerdir. Hitit dinin özelliklerinden dolayı çok sayıda dini bayram törenleri de mevcuttu. özen ve dikkat. hayat. kas gücü. s. 124 ÜNAL. selamet.

Bu gün üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarını askeri ve siyasi bir güç altında toplayan ilk toplum Hititlerdir. İstanbul 2001 Gaye Şahinbaş ERGİNÖZ. HİTİT VE HURRİLER’DE TIP Eski uygarlıklarda. farklı kültürlerin etkileri görülür. dönemin dünya görüşü içinde yorumlanmış ve dini mitolojik görüşlerden de etkilenmiştir. Hitit İmparatorluğu’nda birlikte yaşayan halkların dinsel geleneklerine uygun olarak kabul edilmiş ve birbirleriyle ustaca birleştirilmiştir. Bu sebeple bu tür toplumlarda. Bunun öncelikle Hattuşa için önemli sonuçları vardı. Bütün bunların.bilimtarihi. Bunlar. Hattiler’den. Telos Yayıncılık. Önceleri tıp tarihi Yunan uygarlığı ile başlatılıyordu. ilmi temelli tıbbın sihir ve dini görüşler ile iç içe olduğu görülür. Tanrılar ve onun ibadetlerini büyük bir kısmı. başkentin görkeminin yayılmasında çok büyük yararları olmuştur. Yunandan daha önce Mısır ve Mezopotamya’da atıldığı bilinmektedir. modern tıbbın temelini oluşturan ilk bilgiler. 167. 124 D. Ancak bu gün tıbbın temellerinin. 2008 .127 Bin tanrılı Hitit panteonu’nu daha yakından incelersek.org/e-metinler. Böylece ilk olarak kendi yaşadıkları bölgede sık görülen hastalıklara çözüm arama yoluna gitmişlerdir. 125 124 125 Helmut UHLIG. Hititler çeşitli alanlarda olduğu gibi. Hurrilerden ve Mezopotamyalılardan gelmektedir. sağlık sahasında da diğer uygarlıklardaki tıbbi gelişmelerden etkilenmişlerdir. s. yabancı akımların olduğu çeşitli ibadet işlemleri. Hitit kralları tarafından. Dünyaya bakış açılarının temelinde din ve büyü olan toplumlarda tıbbın sihirden etkilenmesi tabiidir. hatta bu etki öyle bir bakış açısının zorunlu bir sonucudur. Hititlerin Tanrı düşüncelerinin az bir özgül yanı bulunduğu dikkati çeker. yaşama yön veriyordu. Hititlerde Anatomi ve Tıp www. çünkü burada bir sürü dinsel tören ve bununla bağlantılı. Hititlerin Anadolu’da kurduğu büyük uygarlık içinde. Avrupa’nın Anası Anadolu.

Kaynaklarda SAL A. Örneğin doğum öncesinde hazırlanması gerekli olan şeylerden bahseden tablette “bir kadın doğum 126 ERGİNÖZ. Akadçadaki karşılıkları da bunu gösterir.128 Hititler döneminde Anadolu’da gelişen tıbbi faaliyetler ve hekimlik hakkında tefferuatlı bilgi veren tabletler henüz yeterli değildir. Ayrıca Sumercede “falcı. Her iki kelimenin de Hititçede kullanılmış olması. SAL “kadın” anlamına geldiği için. Doğumla ilgili olan tabletler vasıtasıyla. yabancı dillerden Hititçe’ye girmiş terimler kullanılmıştır. Hitit hekimlerinin sadece büyü temelli tedavi uygulamadığını gösterir. Hititlerde Mısır ve Mezopotamya’daki tıbbi gelişmelerden etkilenen bir tıbbın olduğunu da görüyoruz. Hitit söz dağarcığında “doktor” anlamına gelebilecek bir sözcük yoktur. LUAZU’nun ise BARU’dur. Hititler diğer branşlarda olduğu gibi kendilerinden önce Anadolu’da yaşamış olan yerli kavimlerden. Tıp deyince akla ilk başta gelen şey. LU AZU’nun Akadca karşılığı ASU. LUAZU ise “falcı kurban bakıcısı. Ancak eldeki belgeler ışığında. Hitit ülkesinde ebelerin (SALhasnupal(l)a) doğum öncesinde. LU A-ZU ile LUAZU farklı iki terimdir. büyücü” anlamına gelen AZU kelimesi de Hitit tabletlerinde geçmektedir. LU A-ZU “Doktor”. Hititler döneminde kadın hekimlerin de görev yaptığı anlaşılmaktadır. Hititlerde Anatomi ve Tıp www. bu sanatı veya bilimi icra eden doktorlardır. doğum esnasında ve doğum sırasında neler yaptıkları ve doğumda kullandıkları aletler hakkında bilgi bulunmaktadır. 2008 . kâhin” manasına gelir.org/e-metinler.ZU’ya da rastlanmıştır. buna karşılık Hititçe’de “doktor” anlamını karşılamak üzere.bilimtarihi. Hurriler. Bu da bizi ‘Hititlerde doktor varmıydı ve eğer var idiyse konumları neydi?’ sorusuna karşılık aramaya sevk eder. doğumdan bahseden ritüel tabletleri de tespit edilmiştir. Sumercede “doktor” anlamına gelen LU A-ZU Hititçede de kullanılmıştır.126 Hattuşa’daki kazılarda ortaya çıkarılan tabletler arasında. Mezopotamyalılar ve Mısırlılardan çok şey almışlardır.

genel olarak. Hititlerde Anatomi ve Tıp www. Çocuk düşmeye (yani doğmaya) başladığı zaman. başka bir yere gönderilirken. maalesef ne olduklarını belirleyemediğimiz şifalı bitkilerdir. [sonra] kadın. ama o zamanın eczacıları bunları herhalde ezbere biliyorlardı. bu hekimlerin. Bu hekimlerin yer değiştirmesi. Bu hekimlerin daha ziyade Mezopotamya ve Mısırdan Hatti topraklarına gönderildiği bilinmektedir. s.” 127 Boğazköy’deki devlet arşivinde tıbbi nitelikli diyebileceğimiz bazı metinler vardır. hekimin bir şehir veya ülkeden başka bir yere gitmesi ve orada bir süre kaldıktan sonra. Yabancı hekimlerin dışında tabletlerde ismi geçen Hititli hekimler de bulunmaktadır. sanatçıların ve bir ülkeden başka bir ülkeye giden veya gönderilen zanaatkârların arasında hekimlerde yer almaktadır. sandalyelerin üstüne oturur. tekrar eski yerine geri dönmesi şeklindeydi. çünkü bunlar teorik olarak bilinen tüm hastalıkların semptomlarıyla birlikte bir koleksiyonunu içerir ve verilmesi gereken ilaçlar belirtilir. Bunlara “reçete metinler” demek daha uygun olur. Bunlar arasında tohum. Hititler bu yabancı hekimlere büyük değer vermişlerdir. Ve [bir] yastık taburelerin arasına. İkinci guruba dâhil olan metinler tıbbi açıdan daha da önemlidir. Eczacılıkta kullanılan çoğu droglar. yere koyulur. Hatti ülkesinin en 127 128 ERGİNÖZ.129 yapacağı zaman. Pek çoğu Akadca olan bu metinler herhalde yine Akadcadan Hititçe’ye çevrilmişler ve Hitit gereksinimlerine uyarlanmıştır. 195 . 128 Eski Yakın Doğu’da saray ve tapınağa bağlı olarak çalışan uzman personelin. yaprak. Bu metinlerin bir kısmı kehanetle ilgili metinlerdir. bulundukları ülkeler için çok değerli ve önemli oldukları anlaşılmaktadır.org/e-metinler. kök ve bitkisel yağlar ağırlık tutar. Karıştırılan drogların miktar ve yüzdesi verilmemiştir. çiçek. 2008 ÜNAL. ebe şunları hazırlar. Ayrıca metinlerdeki ifadelerde.bilimtarihi. Bunlardan Hutupi ve Akiya. age. geri dönüşleri ve kalış süreleriyle ilgili sıkı kaideler getirilmiş olmasından. [iki sandalye] (ve) üç yastık (öyle bir şekilde hazırlanır ki) her tabureye bir yastık yerleştirilir.

Ayrıca Hitit ülkesinde. LU A-ZU SAG (başhekim). Hititlerde hekimlerin aralarında usta-çırak ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. MESA. www. ZU (hekimlerin en büyüğü. 129 ERGİNÖZ. Hititlerde Anatomi ve Tıp.ZU (yardımcı-talebe-küçük hekim. çeşitli hastalıklar ve rahatsızlıklar karşısında uygulanan tedavi usulleri iki gurupta incelenebilir. diğeri ise droglar kullanarak yapılan tedavidir. Hititlerin maruz kaldığı hastalıklar karşısındaki tavırlarını. hekimlerin idarecisi) GAL LU. 129 Dünya üzerinde hastalıkların ortaya çıkışı. halkın tedavisiyle meşgul olan pek çok hekimde vardır. Anadolu’da zaman zaman uzun süren kıtlıkların ve salgınların olduğu bilinmektedir. UGULA LU A-ZU (yönetici hekim. o hastalığın sebep olduğu düşünülen faktörleri ortadan kaldırmak için düzenlenirler.org/e-metinler. kolera veya tifo gibi bir salgın hastalık olduğu düşünülebilir. onlardan zamanımıza kalan çivi yazılı kil tabletlerden öğreniyoruz. Medeniyetler kurulduktan sonra da hastalıklar varolmuştur. Hititlerde. Bir hastalığı tedavi etmek amacıyla geliştirilen metotlar. kitle halinde ölümlere yol açtığı bilinen ve henkan denilen hastalıktır. Anadolu’da da çok sayıda hastalıkla karşılaşılmıştır. Bunlardan biri büyü ve majik ritüellerle tedavi.130 meşhur hekimlerinden olup. saray halkını iyileştirme yetkisine sahiptiler. “küçük hekim” gibi ifadeler geçmektedir. şef hekim). insanlık tarihinden eskiye dayanır. Hititler devrinde Anadolu’da görülen hastalıkların en kötüsü. Çünkü hekimlerin vazifelerini nasıl yerine getireceklerini belirten metinlerde “büyük hekim”.ZU. LU A-ZU TUR KAB. Hititlerde hekimler arasında bir hiyerarşinin olduğunu göstermektedir. Bu hastalığın veba. asistan hekim veya tıp öğrencisi?) gibi unvanlar olması.bilimtarihi. 2008 . Hitit hekimlerini sadece saraydaki hekimlerle sınırlamamak gerekir.

organizmaya dıştan tesir eden mikroplar olduğunun anlaşılması. Bunun için omen ile orakel (fal ve kehanet) metotlarına başvuruluyordu. Fakat pisliği. Hititler hiçbir zaman kendi dönemlerindeki tıbbi gelişmelerden uzak kalmamışlar. onları her zaman takip etmişler ve bazılarını da dışarıdan almakla da yetinmeyip kendi toplum yapılarına uygun hale getirmesini bilmişlerdir. Hurri. ancak son asırlarda yapılan çalışmaların ürünüdür. Hititlerde Anatomi ve Tıp. Yahudi. prognoz ve terapi (tedavi) unsurları arasında etiyoloji diyagnozdan daha önemlidir. Bu faktör hem eski çağlarda ham de günümüzde etkili olmuştur. Yunan. ortaya çıkan semptoma dayalı olarak “göz kanlanması” şeklinde teşhis ediliyordu.org/e-metinler. Tıp sahasında kendilerinden daha ileri olan Mezopotamya ve Mısır gibi ülkelerden hekim getirmeyi ihmal etmeyen ve hastalıklar karşısında lakayt davranmayan Hititlerde. Mezopotamya uygarlığı yalnız kendi zamanının değil gelecek yüzyıllardaki komşuları üzerinde de etkili olmuştur. Hıristiyan ve İslam kültürleri eski Mezopotamya’ya çok şey borçludur. diyagnoz (teşhis).131 Hitit tıbbında etiyoloji (hastalıklara sebep olan faktör). Hititler. Örneğin bir hastanın gözündeki rahatsızlık. Bir diğer ifadeyle. hastalık sebebi çok önemlidir. Hitit. Etiyoloji’yi bulmak daha önemli ve zordu.130 Tıp sahasında ilerlemenin başlıca faktörleri arasında insanlardaki hastalık ve rahatsızlık durumlarını ortadan kaldırma ihtiyacı yer alır. www. Hastalıklarının asıl sebebinin. pislikten her zaman için uzak durmaya çalışmışlardır. 2008 . 130 ERGİNÖZ. Mezopotamya kültürlerinin farklılıkları olsa da kozmoloji üzerine temel bir ortak anlayış mevcuttur. bir “ajan patojen kaynağı” olarak görmemişlerdir. tedavi şekli hastalığın sebebine göre değiştiği için. tıp vardır.bilimtarihi. Tedavi ise semptomu ortadan kaldıracak olan droglarla yapılan tedavi ve doğrudan etiyolojiye etki edecek olan dini ve mistik tedavi olmak üzere iki yönlü idi. Hititlerde tıbbi faaliyetlerin temelinde bulunan araştırıcı zihniyet mevcuttur.

Ö.132 BÖLÜM IV ANTİK YUNANDA FELSEFİ DÜŞÜNCE A. 1600’den 1100’e kadar olan dönem Homeros’un epiklerinde masallaştırdığı Turuva’ya karşı savaşan Kral Agememnon’un başında olduğu Miken Yunan Çağı’dır. 23. 13. Miken’de şehir devletleri tarafından idare edilen savaşçı bir toplum yaşıyordu. Genel olarak Roma imparatorluğundan önceki dönemler Antik Yunan tarihi olarak değerlendirilir. Balkanlar yoluyla Avrupa’yla. II.Ö.Ö.Ö. M.Ö.yüzyıl’dan 8. Akalar ve İyonlar Ege Denizi’ni geçerek Anadolu kıyılarına kaçtılar ve burada kıyı boyunca yerleşerek yeni . Önce Girit sonra Miken kültürleri yayılarak önem kazanıyordu ama Yunan Tarihi ile bu kültürler arasında neredeyse hiç bağlantı yoktur. Dorlar kuzeyden güneye ilerleyip her şeyi kendi egemenlikleri altına alarak Aka ve Miken sülalelerinin izlerini yok ettiler. binde özellikle Ege Bölgesi ve Boğazlar yoluyla Karadeniz’le. ve 17. M. yüzyıllar Proto-Grek dönem olarak adlandırılır.Ö.yüzyıla kadar geçen dönemde Girit ve Miken izleri yok oldu. 3000 ortalarından M. Yunanlıların M.Ö. M. Bu kültür M. Anadolu yoluyla da Ön Asya ile ilişkideydi. M. Girit’in diğer kültürlerle ilişkisi ticari amaçlıydı. 3000 yıllarında kitleler halinde Balkan Yarımadasının güneyine göç ettiklerine inanılır. Antik Yunan Yunan medeniyetinin başlangıcı ve bitişi hakkında kesin ya da dünyaca kabul görmüş herhangi bir görüş yoktur. Miken kültürü Girit’tekilerden farklıdır ama bu kültürün etkilerini taşır. 1200 yıllarına kadar Girit’te bir uygarlık bulunuyordu.

Eski kabile teşkilatının yerini çok daha gelişmiş siyasal ve sosyal teşkilata sahip şehir devletleri aldı. Bu dönemde oluşturulan devlet teşkilatı Atina’da yüzyıllarca yaşadı. Arkaik dönemde ünü doğuya yayılan diğer güçlü şehir olan Sparta 6. Ege Adaları. Yunanlılar tarafından işgal edildiğinden kolonileri daha uzak ülkelere kurdular. köylüyü korudu. yüzyılın son yarısında Peleponnes birliğini kurdu. Bu dönemde Dorlar Yunanistan’da Aka Uygarlığının yıkıntıları üzerine şehir devletleri kurdular. Yunan Ortaçağı’nın sonlarına doğru Akdeniz ve Karadeniz etrafında tarımsal ve ekonomik ihtiyaçları karşılamak için koloniler kuruldu.Ö. siyasal ve ekonomik reformları ihtiyaçları karşılıyordu. Koloniler sayesinde Yunan ticareti geniş bir alana yayıldı ve sanayi gelişti. Döneminde ticaret gelişti. aristokrasi ortaya çıktı ve şehir devletlerini idare eden krallar aristokratlar tarafından devrildiler. Daha önceden Girit. 594–593 yıllarında hükümetin başına geçen Solon’un sosyal. Büyük çiftlik sahipleri. ve 6.133 İyon kentleri kurdular. Yine bu dönemde halk sınıflara ayrıldı. Batı ve Güneybatı Anadolu kıyıları.Ö.Ö.1000 ile 800 arası Yunan Ortaçağı’dır. Atina Solon’un reformları ve Peisistratos’un iç ve dış siyaseti sayesinde büyük gelişme gösterdi. Attika halkı sosyal ve ekonomik yönden üç gruba ayrılır. Solon’dan sonraki yıllarda Peisistratos’un tiranlığı Atina’nın en parlak çağlarından biriydi. Yunanlılar ilk zamanlarda ırklarını korumaya çalıştılar daha sonraki yıllarda yerlilerle ilişkileri artınca onlarla karıştılar. . Mikenlerin deniz üzerinden Kıbrıs ile Güney Anadolu’dan Doğu Akdeniz kıyılarına kadar ulaştıkları buralarda ortaya çıkan Miken buluntularıyla belgelenmiştir. Bu birlik gerektiği zaman toplanırdı. Peisistratos aristokrat sınıfı zayıflatıp. Bu çağda Yunanistan’da en önemli şehir Atina’dır. tüccarlar ve sanayiciler ve küçük toprak sahibi köylüler. Her şehir devleti bir oya sahipti. 7. M. Sparta’da askeri güç ve polis teşkilatına dayanan bir baskı politikası uygulanıyordu. Gittikçe köylü toprakları elden çıktı ve Attika birkaç zenginin eline geçti. M.yüzyıllar Arkaik Çağ diye adlandırılır. Yunan Ortaçağı’ndan sonra M.

Yunan donanması Persleri Artemision Burnu’nda yendi. Bu zaferden sonra Persleri Anadolu içlerine sürerek Ege denizinden çıkartmaya çalıştılar.yüzyılda İran yaylasından Anadolu’da Kızılırmak’a kadar uzanan Pers Krallığı’nın İyonya’ya saldırıları görülüyordu. 1207 parçalık donanmada pek çok ulusun yardımıyla oluşturuldu. Eretria ele geçtikten sonra Attika bölgesinin doğu kıyılarında Marathon Ovası’na çıkartma yapıldı. 480’de Yunan donanması bozguna uğratılınca Kserkes Atina’yı terk etti. Darius 490 yılında İyonya ayaklanmasına 20 gemilik bir kuvvet gönderen Atina ile 5 gemi gönderen Eretria’yı cezalandırmak için Pers donanmasını önce İyonya’ya oradan da adalara sefere gönderdi. Orduda Hintliler. Milas gibi büyük merkezlere sahip olan İyonya diğer devletlere karşı gücünü ve bağımsızlığını koruyacak durumda değildi ve M. Pers ordusu karada savunmayı püskürtünce Yunan gemileri Attika bölgesini korumak için güneye çekildiler. Araplar. Koloni devleti olarak kurulmuş Bodrum. Pers kara ordusu Trakya ve Makedonya üzerinden Kuzey Yunanistan Teselya’ya ve oradan Thermophia geçidine hiçbir direnişle karşılaşmadan vardı. Persler Atina’ya girip Akropol’ü ele geçirdi ve kenti yakıp yıktılar. Bitinyalılar bulunuyordu. Donanma denizden orduya eşlik ediyordu.Ö. Marathon savaşını Atinalıların kazanması Darius’u kızdırdı ve Yunanistan’a savaş açma kararı aldı. yüzyılda Pers İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdi. Daha sonraki yıllarda Atina Pers tehlikesine karşı Attika-Delos Deniz Birliği adlı siyasal bir birlik kuruldu. M. 431–404 yılları arasında . Darius’un ölümünü izleyen yılda 483’te Kserkes’in ordusu Yunanistan’a sefere çıktı.134 Yunan Tarihinin Klasik Çağı olan 5.Ö. Lidyalılar. Buradaki savaşı Atinalılar kazandı. Doğulu Habeşler. M. Bu kargaşa ortamında Yunanlıların kışkırttığı İyon ayaklanmaları birçok şehirde amacına ulaştı.Ö 6. Ertesi yıl Atina tekrar yıkıma uğradı fakat Plataia ovasındaki savaşı Yunanlılar kazandı.

Tebai ve Korinit ki son iki şehir daha önceden Sparta’nın en yakın müttefikleri idi. çünkü Tebai üstünlüğü çok kısa ömürlü oldu. Bu olay Atina’yı ve birlikte Sparta’ya karşı savaştığı müttefiklerini çok şaşırttı. 371’de Leuctra’da kesin bir zafer kazandılar.Ö. M. 413’te Sicilya seferi Atina için büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. Bu savaşın sonunda Sparta hâkimiyetini ve Tebai üzerindeki üstünlüğünü kaybetti. 407 yılında Perslerle Spartalıların işbirliğinden dolayı Atinalı komutan Alkibiades 100 gemilik donanmayla Efesos limanına geçti.Ö. Her türlü entrika ile Atina’da ve önceden Atina’ya bağlı şehirlerde demokratik partiler birkaç yıl içinde siyasi gücü tekrar ele geçirdiler.org/wiki/Antik-Yunan . 395’te Sparta idarecileri Lysander’i yönetimden aldılar ve bu nedenle Sparta donanma üstünlüğünü kaybetti. bu kez bir sonuç elde edilmeden biten Korinit Savaşı’nda Sparta’ya meydan okudular (M. Peleponnes savaşının ardından Sparta tüm Yunanistan’ın hakimiydi ama bu olay bazı çevrelere rahatsızlık verdiği için acilen harekete geçildi. 387). 131 131 www. Yenilmeye başladıklarını anlayınca Makedonya Kralı II. Persler ile savaşa girdi. kaybedeceğini anlayınca barış antlaşması istedi ve yapılan Antalcidas Antlaşması hükümlerine göre İyonya ve Kıbrıs’tan vazgeçerek 100 yıldır Perslere karşı yenilgi yüzü görmemiş Yunan milletinin tarihini tersine çevirdi.Ö. 362’deki ölümüyle beraber en büyük lider kaybedilmiş oldu ve kendinden sonraki Phocis ile gereksiz bir savaş yapma hatasına düştüler. Bu dönemde Atina kaybetmiş olduğu gücünü tekrar toparlama fırsatını buldu. Gemiler burada bozguna uğratılıp komutan Persler tarafından öldürüldü. Aynı yıl içerisinde bu kez Sparta. Böylece Makedonya ilk kez Yunan dünyası içine girmiş oldu.Ö.135 Yunanlıları iki büyük cepheye bölen Peleponnes savaşı Atinalılar ve Spartalılar arasında oldu.wikipedia. Daha sonra Tebai komutanları Epaminondos ve Pelepidas M. Argos. Atina. İmparator Epaminondos’ın M. Filip’ten yardım istedi.

Ö. 334’te Büyük İskender. Methone ve Potidaea gibi Yunan şehirlerini ele geçirdikten sonra. Bunun üzerine Filip. M. babasının yarım kalmış planlarını uygulamak için yola çıkan ve henüz 20 yaşında olan İskender aldı. Trakya üzerinden Makedon hâkimiyetini kurdu. Asya’ya geçti ve bu gün Çanakkale ili sınırları içinde kalan Granikos çayı kıyılarında Persleri yenilgiye uğrattı.Ö. 339’da Atina ve Tebai. Böylesine zengin kaynaklara sahip olmak Filip’e Yunanistan üzerinde daha etkili olma fikrini verdi. Filip.Ö. Filip artık daha büyük bir rol oynamak istedi. Bu galibiyet. 132 Filip’in bir suikasta uğrayıp ölmesi üzerine yerini. ünlü nutuklarında halkı Filip’in bu amacına karşı koyması için yönlendiriyordu. 338’de Chraeronea’da Atina’nın müttefiklerini yendi. Tebai ve Phocis arasındaki savaşa müdahale etmiş olması ile büyük ün kazandı ve Yunan çevrelerinde dikkate değer bir güç olmasına fırsat sağladı. M. M.Ö. yüzyılda doğdu.org/wiki/Antik-Yunan . 7. Yunan çevresine dost gibi görünmek istedi. hırslı bir lider olan Makedonya Kralı II. Fakat yine de. Sparta’nın güç kaybetmesi ile kendilerini toplayan Yunan şehirleri arasında kabul görmek istiyordu. yüzyılda Yunan politikasında küçük roller oynuyordu. Filip’in bu politikasının sonuçlarının nereye varacağını anlayan Atina lideri Demosthenes. o dönemden sonraki birçok şehir devleti. yüzyılın başlarında Tebai’de eğitimöğrenim görmüş.136 Makedonya Krallığı M. dillere destan zenginliğini her şehirde bir Makedon partisi kurmak için Yunan politikacılarına rüşvet olarak kullandı.Ö. 5. 348’de Termofil’in kuzeyindeki yerleri kontrol ediyordu. buradaki altın ve gümüş madenlerini de yönetimi altına almış oldu. Roma İmparatorluğu dönemine kadar bağımsız olarak yaşamaya devam etti. gün geçtikçe büyüyen Filip tehlikesini engellemek için bir araya gelerek anlaşma yaptı. Yunanistan içlerine ilerledi ve M.Ö. 4.wikipedia. 352’de Tesalya ve M.Ö. Amphipolis. M. İskender’e İyonya kıyılarının kontrolünü verdi ve bu 132 www.

Mısır halkı Büyük İskender’i Perslerin ve İmparator Amun’un oğlunun baskısından rahata çıkaran bir kurtarıcı gibi karşıladılar.Ö. Geri dönüş yolunda M. Kuzeydoğu Suriye üzerinden Mezopotamya’ya ilerledi ve Darius’u ikinci kez Gaugamela Savaşında yenilgiye uğrattı (M. fakat İskender’in böyle bir niyeti yoktu. İskender Afganistan.137 nedenle özgürlüğüne kavuşmuş diğer Yunan şehirlerinde zafer kutlamaları yaptı. Darius.Ö. Burada da düzeni sağladıktan sonra Fenike üzerinden küçük bir askeri direnç ile karşılaştığı Mısır’a geçti. 333’te III. Bu savaştan sonra Darius geri çekildi ama kendi yandaşları tarafından öldürüldü. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle bu sistemi iyi işletememekle birlikte. Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. Bu yörede her şeyi düzene koyduktan sonra Anadolu’da. Pakistan ve İndus Irmağı vadisine kadar ilerledi. Askeri birer üs olarak kurulan. Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir dönem açtı. sikke çıkarma hakkını tekeline alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçiminde piyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve para ekonomisini geliştirdiği söylenebilir. ülkesine barış içinde dönebilmek için İskender’den barış istemeye hazırdı. Pers topraklarını fethedip kendini dünyanın imparatoru yapmaya kararlıydı. Bununla birlikte yerel satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı bilinmektedir. Darius’un ordusunu yendi. ama zamanla birer kültür ve .Ö. Kilikya üzerinden Suriye’ye seferler düzenledi ve M. 323’te Babil’de bilinmeyen bir hastalığa yakalanarak yaşamını yitirdi. ancak askerlerde baş gösteren isteksizlik ve yorgunluk nedeni ile ordusunu toplayarak geri dönme kararı aldı. 331).

Güvenmediği kişileri hiç sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın. Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender. savaşın sonucunu belirleyecek fırsatları değerlendirmeyi çok iyi bilirdi. adamları onun peşinden gidiyor. koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen bir kişiydi. Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. Siyasal açıdan olmasa bile. Yunan kültürüne yatkın. ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı. ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Sonuçta benimsemesi İskender ve kendisini kendisinin Herakles’in onun soyundan halkın geldiğini gözündeki tanrısallaştırması . ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu. ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua frence [frank dili] olarak Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir. Yaratıcılığıyla. ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık’tan Pencap’a uzanan. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı. İskender'in kısa süren hükümdarlığı. acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleri uzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş.138 ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynadı. Bu arada Pers-Makedonya karışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da. değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles. Akhilleus ve Diyonizos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüde güçlüydü. Çabuk öfkelenme.

Ö. Örneğin 8. çeşitli kemerleri. cin gibi hayali yaratıkları Hitit. M. İon sütunları ve sütun altlıkları ile kymation. HelIenler.Ö. Öyle ki M. giysisi. Kısaca söylemek gerekirse Helenler başlangıçta tıpkı bizim 100 yılı aşkın 133 www. at.wikipedia. Fenike. yüzyıllarda da Geç Hitit kültür merkezleri aracılığı ile Mezopotamya ülkelerinden din. Aiol başlıkları. at takımları.org/wiki/Antik-Yunan . cenk arabaları.Ö. Urartu. ancak hiçbiri onun yerine geçip imparatorluğun tümünün yazgısını yüklenecek çapta büyük insan değildi. ve 7. ve 7. Helenlerin aslan.139 büyüklüğünü ifade etmekteydi. ve 7. mitolojisinden. 133 İskender’in ölümünden sonra. mitoloji. heykel ve resim sanatları konularında büyük ölçüde esinlendiler. mimarlık. 8. Mısır ve Mezopotamya kökenlidir. başlığı. sağlık ve hastalık konularındaki deneyimlerinden de büyük ölçüde yararlandılar. 8. takıları. generalleri onun bıraktığı belgeler arasında ilerde batıya yapacağı seferlerin planlarını buldular.Ö. grifon. Temsil edilen figürlerinde bile kendisini Amon gibi koçboynuzu ile Herakles gibi Aslan başlı postuyla göstermektedir. savaşçıların miğferleri. yüzyıllardaki Hellen kültürü ve sanatı % 70 oranında Mezopotamya. yani sütunlar ve başlıklar Mısır.Ö. palmet gibi mimarlık süsleme öğeleri Fenike ve Hitit kaynaklıdır. Dor mimarlık düzeni. yüzyılın başında olagelen göçler Anadolu’nun tarihsel akışına yeni bir doğrultu vermiş ve M. 12. Asur. 3. binden beri Mezopotamya etkisinde bulunan yarımada söz konusu tarihten sonra Doğu ile Batı arasında bir köprü görevi görmüştür. Bugünkü Batı uygarlığı doğuşunu büyük ölçüde Anadolu topraklarında M. kartal gibi hayvan tasvirleri ve onlardan geliştirilen sfenks. Urartu ve Phryg tasvirlerinde gördüğümüz gibidir. Hitit ve Fenikeli görünümünde idi. yüzyıllardaki Helenlinin saç biçimi. tıp. 1200’den sonra gerçekleşen kültür gelişmelerine borçludur. Mısırlıların ve Mezopotamyalıların gökyüzü bilgisinden. Hitit. Yunanlılar M. siren. astronomi.

Özellikle eski Trakya -Dionysos'un vatanı. bu nedenle de özel büyülü güçlere ve tanrısal güce sahip kişiler olarak. s. 193 . ayrıca gece. değişik adlar altında rastlamaktayız. deyim yerindeyse ancak "tanrıların göçünden" söz edebiliriz. Birincisi halkların göçü ki bu göçte onlara tanrıları da eşlik etmiştir. Tanrıların adları ve kaderleri ile ilgili söylenegelen efsaneler çok çeşitlidir. Bu arada tanrıların çoğunun Yunan kökenli olmadığını da saptıyoruz.134 B. 134 135 Bkz. Güneybatı Asya’ya ve Balkanlarda. Biz. ilişkilerin ne olduğu açık değildir. age.tanrılarla dolu bir bölgedir.140 süreden beri Avrupa'dan ders almaya çalışmamız gibi. ikincisi ise doğrudan tanrıların göçü ki bu göç. Okeanos ve Tethys'li tanrılar jenealojisinin başlangıç öyküsü dışında. Anadolu Uygarlıkları 5. baskı 1995 s. bu tanrılara Yakındoğu. Aslında efsaneler başlangıç noktasına ilişkin bir fikir vermekte ise de. çok geniş bir bölgede. Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarını kendilerine örnek almışlardı. yumurta ve Eros'la ilgili olarak orpheus'çu anlatılarda geçen öyküler. ANTİK YUNAN’DA MİTOLOJİ Yunan mitolojisinin çok yönlülüğü nedeniyle kökenine ilişkin sorular kolayca yanıtlanamaz. daha sonra Yunan Mitolojisinde rastladığımız üzere. E. halkların ve uygarlıkların buluştukları ve karşılıklı olarak birbirlerini güçlü bir şekilde etkiledikleri yerlerde gerçekleşmiş olup. insanlara yardımcı olma görevini üstlenmişlerdir. Hesiodos'un "Theogonia"sında bulunan Khaos ile ilgili öykü ve Yer Tanrıçası Gaia ve Eros'la ilgili "ölümsüz tanrılar içinde en güzeline" adlı öykü. Böylece. Akurgal. 175–204 UHLIG.135 Dünyanın ve yaşamın ortaya çıkmasıyla ilgili olarak Yunan mitolojisine yalnızca üç efsane girebilmiştir. Bu göç iki şekilde gerçekleşmiştir.

Okeanos ve Tethys kardeşler çiftinin doğmasıyla sonuçlanan. kaderinin önemli bir kısmı görülmeyen . insan geçici olanı. doğa ve onun genelde pek kavranamayan gücüyle başa çıkabilmek için uğraşırken. Ayrımlar ve başkalıklar onlara yabancıydı. eski insanların. nedenlilik ve insanların eylemlerinin etkileri ile ilgili düşünceler. Fakat ölümlülükte. Onlara göre. yaşamın en eski olaylarından olan cinsel dürtünün. insanlığın en eski düşüncelerine kadar dayandığını görüyoruz. tanrısal olduğu görülmektedir. Mantıki ilişkiler. doğal ruhlara. Fakat bu düşünce. İnsanların ölümlülerin düşüncelerine. “Büyük Anne" ve erkek tanrı ilkelerine sahip olan Eros. öykülerinde farklılaşmaktadır. her şeyle ilişki içindeydi. santorlara. meyenlerin. öyküsünde açıkça Yakındoğu'nun "Büyük Anne"si olarak görülmektedir. Bireyin yaşamı. her şeyden önce de doğum ve ölümün aralıksız ritmiyle edinmiş oldukları deneyimler sonucu ortaya çıkmıştır. her ikisi de -Tanrılar ve insanlar. canlandırılan hükmetmektedir. bütünün bir parçasıydı. Bu düşünceler. Khaos hiçbir zaman ortadan kaldırılamasa da. O bakımdan. her şey. ölümsüz tanrılar ve ölümlü insanlar arasında. daha sonraki terminolojide Titanlardan ve Gigantlardan. insandan kendilerine armağan Buna edilen karşın. düzenin ve ölümlülüğün başlangıcı olarak gösterilmiştir. göğün ve yerin cinsel birleşmesi olayı. ölümlüyü temsil etmektedir. onlar için söz konusu bile değildi. Aşk Tanrısı olan Eros mitosundaki üretim gücünün evrensel öğelerinin. evrensel çeşitliliği şekillendiren bir sürü varlığı oluşturmuştur. cücelere ve perilere dek uzanmaktadır. Yunan kökenli düşüncelerden kaynaklanmamıştır. bin yıllar süresince hep olduğu gibi. ölümsüzlükleri Hesiodos'un nedeniyle.141 Yer Tanrıçası Gaia. okuduğumuz üzere. onun huzurunda olmuştur.aynı kökenden gelmektedir. ve görünebilenlerin ve göründünyası ölümsüzlerin. Bir zamanlar insanların hayal gücü. Tanrılar. Bu çeşitlilik. şeytanlara.

yada daha ay ortada yokken yaratılmış olan Arkadhialı Pelasgos ya da Eleusisli Dysaules'ın. güzel bir meyve ikram ederek. ilk insanları yarattı. yada Pyreneli Korybantlar ağaçlar gibi birdenbire fışkırdılar da. Hippolyte'in yapıtında. Oradan okuyalım. s. mantık dışı bir öykü yaratıldı. anlaşılmayan görüntülerin ve gizemli. 194 . Yunanlılardan çok eski bir miras olarak kalan. insan cinsiyetinin oluşmasıyla ilgili ortak bir açıklama bulunmaması anlaşılır bir olgudur. yoksa Pallene'deki Phlegrai alanının baş savaşçısı yaşlı titan Alkyoneus mu olup olmadığınıda belirlemek zordur. Alalkomeneus ilk insan olabilir. 235'te Roma'da ölen kilise öğretmeni Hippolyte. M. dünyanın yaratılış efsanesinden bildiğimiz üzere. Konuyla ilgili uzun süre varlığını sürdüren birçok düşünceyi. age. İncil'de anlatılan. giderek aşağıdaki öykü öne çıktı ve Yunan söylencelerinin yavaş yavaş ortadan kalkmasına yol açtı.142 kuvvetlerin.S. ilk seyreden de Güneş Tanrısı oldu. 136 Buna bir açıklama bulabilmek için. görünürde birbirleriyle ilişkisi olmayan. Hıristiyanlığı sorgulayan yanlış öğretiye karşı Âdem ile Havva hiç konu edilmez. Dünya. yada Kaz Dağında tanrısal soydan gelen Kuretler. Kopais yakınlarındaki Boiotia’da ortaya çıkan. Göreceğimiz gibi. "Tüm Dini Akidelerde Dalalet Yoluna Sapanların Reddedilmesi" adlı yapıtında. Bununla birlikte ilk insan konusunda açık bir bilgimiz yoktur. uysal ve dindar varlıkların da annesi olmak istediği için. ya da Limni'deki Kabeiro ilk insan olarak doğmuş olabilirler. sık sık birbirine ters düşen ve her şeyden önce de Tanrıların tepkilerini tamamen anlaşılmaz hale sokan. Bu ilk insanın betimlenemeyecek derecede esrarengiz güzellikte Delphoi'li bir erkek çocuğu mu. açıklanamayan olayların elindeydi. eğlenceli bir oyunla biraz yansıtmaktadır. İncil'deki dünyanın yaradılış tarihinden burada henüz söz edilmemektedir. Homeros'ta azaldığını 136 UHLIG. yalnızca duygusuz çiçeklerin ve akılsız hayvanların değil. düşünülemeyecek kadar çok.

Böylece ilk insanın kökeni. efsane haline gelir ya da anımsanamayacak şekilde dibe çöker. Yakındoğu'da uzun süre saygı görmüş olan. yalnızca olası kılmakla kalmayıp. Bu arada bazı şeyler gizli kalır. ona çok çeşitli ve işlevsel şekilde rastlıyoruz. Bütünü bağlayan. Anadolu kökenlilik korunmuş olarak kaldı. tanrıların kökenleriyle ilgili en eski öykülerin yerinide. inandırıcı olmaktan çok uzak olan yaradılış anlatılarının etkisi. 195 . bir kez daha açıklığa kavuşmaktadır. age. aynı zamanda mitolojik gerçeklerin yapısal olarak dramatik. daha sonraki dönemlere ait anlatılarda da gördüğümüz tanrılar ve insanlar arasındaki bu önemli mitolojik köprü. kısa zamanda yeni efsaneler aldı. s. Yunanlılar için mekânsal bakımdan belirsiz kaldığı gibi. s. O. her iki dünya arasındaki bağlantıyı. ilişkilerde hiçbir şeyin olasılık dışı olmadığı. genelde de trajik olduklarını göstermektedir. Reia olarak da o. fakat Yunan trajedisinde de çok etkili şekilde rastlıyoruz. age. Onlar özel bir kahramanlığı -bir Yunan hususiyetitemsil etmektedir. Ancak. Hıristiyanlığın ilk zamanlarına. tanrılar tarafından üretilen ya da tanrıçalar tarafından doğrulan insanları kastediyoruz. Yalnızca "Büyük Anne" mitinde. Ancak. Biz. 137 Homeros'un anlatısında olduğu gibi. Sumerlerde ve daha sonra Hurriler de ve Hititlerde giderek saygınlığını kaybetti. bazen de Ortaçağ'a dek ulaşmaktadır. Ve eski zamanlara ait birçok olay unutulur. Ege bölgesinde. Buna biz Homeros'un destanlarında. birçok büyük "Tanrının Ana"sıdır. Yunanistan’a Girit üzerinden yol bulmuştu. doymak bilmez çocuk yiyicisi Kronos aracılığıyla.143 gördüğümüz. 138 Gaia olarak ona daha önce rastladık. 196 UHLIG. Girit ve Miken uygarlıkları yok olduktan sonra da. 137 138 UHLIG. fakat kaderden de kaçılamadığıyla ilgili tüm hususlar. bir ve tek tanrıça.

O. M. aslanlar tarafından çekilen bir arabada. dalgaların doğurduğu Aşk Tanrıçası Afrodit gibi gelmekte. tanrıça. Büyük Yunan heykeltıraş Praxiteles. Priene bölgesinde de hayatta kaldı ya da daha büyük olasılıkla yeniden uyandırıldı. Kıbrıs sahillerinde Uranos’un kastrasyonunun bereketli sonuçlarının bir ürünü olarak. Onun ikinci adı -Aştoret. "Büyük Anne"nin eski resimlerine çok benzemektedir. "Büyük Anne"nin diğer bir görünüşünü -başlangıcındaki geniş anlamından çok geri çekilmiş olarak. cinsiyet ahlakının değişen gücü ortaya çıkmaktadır. ülkenin içinde hızla esen. Poseidon. vahşi Doğa ve Dağ Tanrıçası olarak da rastlıyoruz. Burada ilk kez. düzen ve örfü kendinde canlandıran tanrıça Themis'in kızları tarafından karşılandı. heybetli majestelerinin kararlı ya da tahtta hüküm süren tanrısı olarak. Böylece olimpik tanrıların ilk nesli doğmuştu. Afrodit'in Çuha adası sahillerinde istiridyeden çıkarken gösterildiği sahnedir. Themis'in tanrısal ahlak . Diğer bir efsane. Fakat Aşk Tanrıçasını çıplak bırakan. Sonra da. dev gibi maiyetiyle ve cırtlak bir müzik eşliğinde.kulağa.Babil'in İşar’ında buluyoruz. Avrupa sanatında genelde gösterilen sahne. Yunan efsanesinde. Demeter. vaginal şekline dikkat edilirse. Hera ve Hestia. dördüncü yüzyılda. denizin dalgalarından doğdu. başlangıçta üreme organı bir tür betonla kaplı olan çıplak bir tanrıçadır. çelenkle süslendi ve çok görkemli mücevherlerle donatıldı. Priene hükümdarının kızı olarak tanımlandı. Hades. Aşk Tanrıçasının kutsal sembolüdür. 1000 yılı civarında ise Gılgamış efsanesinin anlatıldığı çivi yazılarında. Afrodit. Kıbrıs'ta Mevsimlerin Tanrıçaları. Kubaba adını aldığı belirtilmiştir. Fakat Suriyeli Kibele'nin tarihi açıdan kanıtlanabilen kökeninden her iki mirasta bir sapma görünmektedir. ahlakın. Kybele adı altında.144 hayatta kalan altı tanrıyı dünyaya getirmiştir: Zeus. değişik Yunan varyantları da vardır. Yunan efsanesinde. Prieneliler zamanında ona. giydirildi. "Büyük Anne". onu gökten düşen bir tanrıça olarak tanıtmaktadır. İstiridye.Ö.

Bunlar. olasılıkla savunma için bir ayakkabı tutmakta olan Afrodit'in Pan'a doğru dönük olan yüzünde farklı bir ifade okunmakta. s. tercih edilmesi için biri elbiseli ve biri elbisesiz. Düzen. dinler de dâhil olmak üzere. sağ göğsü ve bedeninin yarısı çıplak. heykeller yalnızca sanatsal açıdan algılanmaya başlayınca Afrodit heykellerinde de farlılıklar görüldü. toplumların bu mitolojik tanrılara olan inancı azalıp. cilveyle uçmakta olan Eros'un yanı sıra. Ön Asya kökenli olmaktan epeyce uzaktır. Homeros'un. Zeus'un kızı tanrıça ve Okeanos'un kızı Dione olarak düşünmektedir. hem de Hesiodos'ta görmekteyiz. Anadolu'daki bir başka Afrodit heykelinden esinlenilerek yapıldığı sanılmaktadır. age. Buna karşın Praxiteles'in. çekici ve umut vericidir. baştan çıkarıcı görünümüyle dans eder durumdaki Afrodit heykeline dek çeşitlilik gösterdi. Homeros. Afrodit'i betimlerken ona verdiği erotik ifade. Yunanlı heykeltıraş Praxiteles'in Afrodit'inin önü örtülüdür. Anadolu sahillerindeki Knidos için tanrıçanın ilk çıplak heykelini yapmıştır. üstünden yeni çıkarttığı elbisesiyle göstermektedir. 198 . iki heykel yaptığı Kos Adasında ise. Afrodit'i. Yukarı kaldırılmış sağ elinde. Sol eliyle yüksekteki ince kabartmaları olan bir su kabını kaydırmakta. Ancak yüzyıllar sonra. Etrafında. şeffaf bir elbisenin kalçalarını hafifçe örttüğü. arkaik zamandan klasik zamana dek soylu şekillerde oluşturdukları 139 UHLIG. Praxiteles tanrıçanın çıplaklığını iki kat değiştirmiştir. Bunu hem Homeros'ta. karar Themis'den yana verildi. tanrıçayı. sağ eliyle de görünmemesi için önünü örtmektedir. Heykel. Bu heykel. Çıplak tanrıçayı banyonun önünde gösteren ve bir cesaret ürünü olan heykelin. Knidos'ta eski Afrodit kültlerinden birinin merkezinde duruyor olmalı. İkinci yüzyıla özgü bir sahnede.145 yasaklarını dikkate almadan. kanat açıp. O. Burada. yabancı tanrıları kendilerinin yarattığı mitlere ekleme çabası görülmektedir. 139 Klasik Yunanistan'a saygı duyanların. boynuzlu tanrı Pan da görülmektedir.

tıpkı Delos adasındaki Zeus'un kızı Afrodit gibi." Apollon da. Her ne kadar daha sonra Yunanlıların kendi saf ve soylu şeklini aldıysa da. Sonuçta. olimpiyatçıların çok dallı "tanrı soy ağacında" görülmektedir. "Yunan Mitolojisinin Tarihi" adlı çalışmasında. kehanetlerle bağlanmıştı. Yunan dininin ünlü araştırmacısı. Nilsson. evrensel düşünceler ve kült işlevleriyle bağlantılı olan bu faaliyetlerin. Konuyla ilgili olarak şöyle yazıyor: "Apollon’la ilgili düşünceler çok keskin şekilde birbirinden ayrılmaktadır. hatta şiir ve heykelleri. Apollon’un Asya kökenine yaptığı göndermedir.146 efsaneleri. Nilsson'un. Apollon’un asıl işlevi. özel bir öneme sahiptir. Babil ve Hitit kökenli olduğunu sanmaktadır. manevi gücü de o zamanki tüm Yunanistan'a dağılmıştı ve Apollon’un tanrısal etkisini gösteriyordu. Apollon’un Yunan kökenli olmadığının asıl kanıtını tam da burada görmektedir. Nilsson. bu mitolojik inancın azaldığı bu zamanlarda. Apollon’un köken olarak Yunanlı olmadığına. Savaş Tanrısı Ares ve Demircilerin Tanrısı Hephaistos'un yanı sıra Afrodit ve Dionysos'a da yer vermiştir. Nilsson. Biz onu Zeus'un yanı sıra Yunanistan'ın uluslararası çapta bir diğer tanrısı olarak görmek zorundayız. Martin P. Yunan Kültürü ve Din Tarihi Yazımı Başkanı. bir bölüme "Göç Etmiş Tanrılar" başlığını atmıştır. Mimari açıdan büyük bir mabet olmanın yanında. Onun etkileyici ve bağlayıcı gücü. Apollon’un İllia'da da Yunanlıların düşmanı olduğunu ve Truvalılarla şairlerin koruyucusu olarak ortaya çıktığını söylemektedir. Bundan hareketle de. tersine bir Ön Asya tanrısı olduğuna hükmetmektedir. bu erken zamanda "arınma" ve "arabuluculuk" ile ilgiliydi. doğduğu ada olan Delos'un yanındaki eski kehanet yeriydi: Delphi ve Küçük Asya'da Milet yakınındaki Didim. Ve o burada. Yunanlılar arasında çok büyük şaşkınlığa neden olacak şey. bu bölgenin çocuğu olan Yunan orijinalitesinin bir ifadesi olarak görmek istemeleri abartı sayılmamalıdır. Aslında . Yunanlılar için de Apollon’un asıl kutsal yeri. Onun kültü. WilamonitzMoellendorff bile.

yani Gaia'nın hem oğlu hem eşi oldu. yeryüzü ve gökyüzünü birlikte kılan bir güç. Eros. Eros ortaya çıktı. başka bir deyişle "Toprak Ana". yani toprak. yeşil Gaia. dev canavarlar doğurdu. narin. Babaları ve yarı kardeşleri olan Uranos'a karşı kendisiyle birlik olmalarını istedi.Yunan Teogonisi141 (Evrenin Yaratılışı ve Tanrıların Doğuşu) Yunan Mitolojisi "Başlangıçta kaos vardı" der. Gaia ve Uranos'un kucaklaşmasıyla ilk varlıklar oluşmaya başladı. acı içinde ilk çocukları olan Titanlara seslendi. Gaia. Gaia'nın yardım 140 141 UHLIG. age. bir varlıktan çok. aralarındaki sınır ayırt edilemezdi. Gaia'nın ruhu olarak tanımlanır. Uranos'un kolları arasında mutlulukla kıpırdandığında.147 onun Anadolu kökenine geç yapılmış bir işarettir bu ve onu köken olarak. Mitolojinin Tanrıların doğumundan bahseden kısmı . Gaia acıyla kıvranıyordu. yeşil. Ancak Titanların hemen hepsi Uranos'tan ölesiye korkuyorlardı. 140 1. Daha sonra bu kaostan Gaia oluşmuştur. yumuşak tepeler oluştu ve Gaia bu tepelerden Titanları doğurdu. yaratıcı aşkın ruhu. bu kıvranmalardan yeryüzündeki büyük taşlık dağlar oluştu. Gaia. Bereketli. toprağın. 199 Theogonie. Babaları Uranos onları görür görmez nefret duydu. Ancak Uranos. Gökyüzü. yüz kollu. Mezopotamya ve Akdeniz arasında binlerce yıl etkili olan çok eski dini kuvvetlere bağlıyordu. yani Uranos. O zamanlarda. yani Uranos. s. gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ve birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki. Titanlardan sonra Gaia. Uranos'un yağmurlarıyla ıslanınca. iğrendi ve toprağın içine geri itti. "Gaia”dan gökyüzü yükseldi". Gaia'ya eziyet etmekten vazgeçmiyordu. düşünme yeteneğine sahip ilk varlıkları. Hesiod der ki.

organından Yeryüzü damlayan ikinci Gaia. Aphrodite. annesine yardım edip babasını saf dışı bıraktıklarında Evren'in idaresinin kendisine geçeceğini sezinliyor olmalıydı. Kronos orağı aldı ve gece olduğunda uykuya çekilen babasının üzerine atıldı ve onu hadım etti. Kronos’un pençeye benzeyen güçlü elleri için demiri yarattı. Ancak içlerinden biri. İntikam Tanrıçaları Erinysler doğdu. Uranos'un kandamlalarından kesilmiş Gigantlar erkeklik doğdular. toprağa ayak basmaları gerekecekti. sonsuza dek yeryüzünden ayrılmış oldu. Bunun üzerine Gaia. Roma mitinde kendisine Venüs ismi verilmiştir. Kesilmiş erkeklik organından toprağa damlayan kanlardan yeni varlıklar doğdu. fiziksel özellikleri pek bilinmeyen ancak insan görünümünde olduklarını düşünülen Titanlar ve yüz kollu devlerden sonra. Bu tanrıçalar. Yerden biten bu demiri çakıl taşıyla biledi. birçok söylencede yer almış olan korkunç yaratıklardır. bir orak haline getirdi ve Kronos’a verdi. İki ayakları üzerinde duruyorlar ancak sürüngen özellikleri de gösteriyorlardı. Üzerinde bulunan spermler tuzlu deniz suyu ile birleşti ve bir köpük oluşturdu. Böylece gökyüzü. Organ uçtu ve sonunda suya düştü. annesine yardım edeceğini belirtti. Bu köpük Kıbrıs Kıyıları'nda karaya vurdu ve içinden güzeller güzeli Aşk Tanrıçası Aphrodite çıktı. "Bununla babanı hadım edeceksin!" dedi. ardına bile bakmadan oradan uzaklaştı. göğün kızıdır ve ilk tanrıçalardan biridir.148 çağrısına karşılık vermediler. sabah ve akşam yıldızı olarak görünmüştür. görünümündeki gökyüzü görünümündeki Uranos. Titanların en cesuru olan Kronos. Babasının erkeklik organını kesen Kronos. İlkin. Gigantların dış görünüşleri pek garipti. gökyüzünden yeryüzüne hükmetmek olanaksızlaşmıştı. . Kronos. İnsanlara benzer bir yapıları vardı ancak vücutlarının alt kısmında yılan biçimli bir kuyruk bulunuyordu. artık dünyaya hükmedecek hükümdarların. "Suçluları kovalayıp duran bir nevi mitolojik polistirler" diye anlatır onları bir yazar.

Metis'e hayatını anlattı. bu durumdan elbette hoşnut değildi ancak. Kronos'un gözü öylesine dönmüştü ki battaniyeyle beraber yuttu kayayı. Kronos tahta geçmiş oldu. Babasının çılgınlıklarından. onu battaniyelere sardı ve yutması için Kronos'a sundu. Ancak Rhea bir daha doğurmadı. Kuretler. genç ve kuvvetli bir tanrı oldu. Kronos. Fakat hayal kırıklığına uğramış olan Gaia. Annesi Gaia'dan akıl aldı ve onun öğüdüne uyarak çocuğunu dağlık bir yere gidip doğurdu ve oğlunu keçi sütü ile besledi. en karanlık yeridir ve Homeros tarafından "Tartaros'un yeraltı dünyasına olan uzaklığı. Yeraltı Dünyası'nın en derin.149 Uranos hadım edilip. bir varlığın başına gelebilecek en kötü şeydir. annesinin kehanetinden korkuyor. Kuretler. o dağlık bölgede yaşayan küçük tanrıcıklardı. Sonra da onu Kuretler'e verdi. Yüz kollu dev kardeşlerini kurtaracağı yerde onları daha da derinlere. Tartaros'a itti. Tartaros. eğer Kronos oralara yaklaşacak olursa korkunç sesler çıkarıp bebeğin sesini duymamasını sağlayacaklarına söz verdiler. yeraltına . Rhea. günün birinde doğacak çocuğunu sever de kıyamaz. Ancak Kronusun babasından daha da zalim bir tanrı olacağını kimse bilemezdi." diye tanımlanır. Rhea doğurdukça çocukları yutuyordu. Kronos'a bir sürü çocuk doğurdu. Aradan yıllar geçti. ama neden tanrıydılar. Günün birinde Metis'e. kendisine ayak bağı olacaklarını düşündüğü kardeşlerini Tartaros'a hapsettikten sonra keyfine baktı ve kardeşi Rhea'yı kendisine eş olarak aldı. Zeus büyüdü. yutamaz umuduyla doğurmaya devam ediyordu. Zeus. Oraya düşmek. Oysa Rhea'nın sabrı tükenmişti. yerden bir kaya parçası aldı. dünyanın gökyüzüne uzaklığı kadardır. kesik organından Erinysler. Rhea'nın bir sonraki doğumuna kadar rahatlamıştı. Ancak Kronos akıllanacağa benzemiyordu. ne gibi tanrısal özelliklere sahiptiler bilinmemektedir. Rhea. Akıllı ve Bilge Peri'ye rastladı. yine hamileydi ve bu sefer doğacak çocuğunu Kronos'un midesine göndermeye hiç niyeti yoktu. Gigantlar ve Aphrodite doğduktan sonra. Kronus. Sonra Rhea. Kronos'un ihanetine bir kehanetle yanıt verdi ve Kronos’un keyfini kaçırdı: "Babana yaptıklarının aynısını günün birinde çocuklarından biri de sana yapacak". Böylece eski Yunan Tanrıçaları ve Tanrıları birer birer ortaya çıktılar. en korkunç. ona âşık oldu.

Bu savaşın 10 yıl kadar sürdüğü söylenir. babasının sarayına saki olarak bir şekilde kendisini kabul ettirdi ve şarabına büyülü iksiri karıştırıp içirmeyi başardı. Zeus. İksir hemen etkisini gösterdi. kolunda bir demet başak ile tasvir edilen Bereket Tanrıçası Demeter. Savaşta diğer Titanların başında bulunan Atlas ise en büyük cezayı. Böylece savaş. Yerküre'yi omuzlarında taşıma cezasını aldı. İnkilap Yayınları. kader ve kısmete yön vermek üzere atanmıştır. s. Klasik Yunan Mitolojisi. İstanbul 1970 . Zeus ve kardeşlerinin üstünlüğü ile sona erdi. Zeus. 142 142 Bkz. Ancak birer Titan oldukları halde kendisine başkaldırmayan Prometheus ve Epimetheus kardeşleri "İnsanın Yaratılışı"nda görevlendirdi. Zeus önderliğinde yepyeni bir düzen kurulmuştur. Poseidon'u "Denizlerin ve Irmakların Tanrısı". Metis. Yeraltı Dünyası'nın tanrısı Hades ve Denizler Tanrısı olan Poseidon. 5–9. Zeus ile anlaşmaya razı olmuş. Hepsi de Zeus'un önderliğinde babalarına karşı birleştiler ve şiddetli bir savaş başladı. evliliğin koruyucusu Hera. Hemen büyülü bir iksir hazırladı ve babasına içirmesini tembihleyerek bunu Zeus'a verdi. Kendisine karşı gelen Titanları Tartaros'a kapatarak cezalandırdı. Zeus. Kronos.150 hapsedilmiş kardeşlerinden bahsetti. Kronos alt edilince. iktidarı devredip Mutlular Adası'na. Onlar da kendilerini esaretten kurtaran Zeus'a minnettarlıklarını bildirmek için onun yanında savaştılar. öğrendikleri karşısında kayıtsız kalamadı ve Zeus'a yardım etmeye karar verdi. Tartaros'tan yüz kolluları çıkardı. Kronos'un midesinden çıktıktan sonra babalarının karşısına dikildiler: Ocak ve Ev Düzeni Tanrıçası Hestia. kendisini "Gökyüzü'nün ve Yeryüzü'nün Tanrısı". Çocukları. Hades'i "Yeraltı Dünyası'nın Tanrısı" ilan edip. Hatta Zeus'a şimşekli silahlar armağan ettiler. Şefik Can. zirvesi devamlı bulutlarla kaplı olan Olimpos Dağı'na yerleşti. Kronos birer birer yuttuğu çocuklarını kusmaya başladı.

onları hiçe sayacak ve işleyeceği kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak. İlk insanlar çiğ meyvelerle. Titan'ların meşhur isyanları sırasında tarafsızlığını muhafaza etmiş bir Titan oğlu olduğu halde kendisine başkaldırmayan.151 2. Olympos Tanrılarının kudretine ve kuvvetine karşılık Prometheus'da kurnazlık ve zekâ vardı. Ateşin faydalarını bilmeden kendilerini güneşsiz oyuklarda saklıyorlar. Yarattığı mahlûklara acıyan . aslan gibi pençesi. Atlas'a gelince. tabiatın en aciz bir mahlûku idi. Zeus'e başkaldıran Titan'larla beraber bulunduklarından cezalandırılmışlardı. dünyanın başına bela olacak bir mahlûk’u. Menoetios hainliğinden ve ölçüsüz cüretinden ötürü Erebes'e daldırılmıştı. Fakat kendi ırkını mahveden Zeus ve arkadaşlarına karşı kalbinde bir kin besliyordu. Daha doğuşta ıstıraplar. Fil gibi kuvvetli hortumu. Prometheus ile Epimetheus'un bahtları başka türlü oldu. derin mağaraların içine hayvanlar gibi sürünerek giriyorlar ve geceyi orada geçiriyorlardı. Sonradan Tanrıları inkâr edecek. Fakat insan. bazılarının tahmin ettikleri gibi su ile değil. birtakım ihtiyaçlar onun yakasına yapışıyordu. İlk insanın vücudunu yapmak için balçığı. Prometheus ilk insanı balçıktan yarattı. at gibi koşacak bacakları yoktu. Elbise yerine bitkilerin yapraklarına sarılıyorlardı. İnsanın Yaratılışı Titan İapetos'un dört oğlu olmuştu. Çıplaktı. Bunların ikisi de insanın yaratılışında önemli rol oynadılar. Diğer iki kardeşinin. kanlı etlerle besleniyorlardı. Bunlardan Menoetios ile Atlas. dünyanın öbür ucunda ve Hesperides'lerin önünde omuzlarına gök kubbesini yüklenerek ayakta beklemek cezasına çarptırılmıştı. bilakis saygı gösteren Prometheus’u baş Tanrı Olympos'a ölmezler arasına kabul etmişti. insanı yaratarak Tanrılardan dedelerinin öcünü almayı düşündü. kendisini koruyacak hiçbir şeye malik değildi. kuş gibi kanadı. üzüntüler. kendi gözyaşı ile karıştırdı ve insanı yarattı.

onu Kafkas dağlarının en yüksek tepesine gönderdi. güneşin kızgın şualarıyla kuruyarak. Çok sonra gece yıldızlı mantosunun altında. — Ey Prometheus dedi. kendilerini Tanrılarla eşit tuttular. Onlara karşı olan ödevlerini unuttular. sanayinin Tanrısı Hephaistos'u çağırarak bu saygısız Titan'ı yalçın bir kayaya çaktırdı. Prometheus’a kızdı. gündüzü sağlamak için gelecek ve yine çok sonra güneş doğarak gecenin titrek elinin bitkiler üzerine serptiği parlak kırağıyı eritecek. sonsuz üzüntülerimi hazırlayacaktır. O günden beri insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. keder nöbetçisi olarak sen. soğuk havalarda ısınıyorlar. bağları görüyor musun? Bunlar senin bahtsızlığını. benim. Kendi haberi olmadan ateşi çalarak insana verdiği ve insanı şımarttığı için Zeus. Artık sen buradan hiç insan sesi işitmeyeceksin. zincirleri. İlahi demirci istemeyerek Zeus'un buyruğuna boyun eğdi. Elindeki sopanın özünün içine sakladı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü. toprağı sürmeye yarayacak gerekli aletler elde edebilmek için onlara madenleri işlemeyi öğretmeyi ve ateşi vermeyi düşündü. İçi baştanbaşa oyuk fakat tutuşabilir bir özle kapalı olan Ferule "Şeytantersi ağacı" denilen ağaçtan eline bir dal aldı ve Lemnos adasına gitti. Hephaistos'un alevler fışkıran ocağına yaklaştı. Fakat zavallılıklarını unutarak gurura kapıldılar. vücut çiçeğinin solduğunu göreceksin. uyku nedir bilmeden. Zeus bu şımarık mahlûkların böyle yapacaklarını bildiği için kutsal ateşten onları mahrum bırakmıştı. Kalbinde bitmez acılar bulunan. Seni bu vahşi kayaya çivileyeceğim. dizlerini bükemeden . karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı. Yiyeceklerini pişiriyorlar. Bu çekiçleri. ateşin. teselli ve acımak sana yüzünü göstermeyecek. Yanardağların.152 Prometheus insanları daha iyi bir şekilde yaşatabilmek. Madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı. kendilerini vahşi hayvanlara karşı tesirli silahlarla koruyabilmek. bu korkunç yerde dinlenmeden.

İniltilerini insafsız kayalar dinleyecek. kocaman bir kartal kanatlarını açarak süzülüyor ve gelip Prometheus'un ciğerlerini yiyordu. Bir gün Prometheus atölyesinde çalışıyordu. haydi biraz gezelim. İnsanlarda görülen kusurları şuna atfediyorlar. Onu affetti ve ölmezler arasına aldı. büyük bir gövdeye mahsus olan uzun kolları küçük bir gövdeye iliştirdi. eğlenelim dedi. gece sabaha kadar yeniden bitiyor. kafalar. Akşama kadar onun yediği ciğer. Hayatta kocaman başların. Prometheus atölyesine döndüğü zaman azıcık sarhoştu. Bu işkence tam bin sene sürecekti Fakat otuz sene sonra Zeus bu günahkâra acıdı.153 yalnız başına kalacaksın. Prometheus. kalpler yapmıştı. onlara can vermişti. yani ömrün tespiti meselesi kaldı. Onun bahtsızlığı bununla bitmedi. Rivayete göre Prometheus. bahtsız Prometheus'un ayaklarına. uzun bacakların yahut gayri mütenasip gövdelerin oluşunun sebebi bu imiş. şarap içtiler. kollarına kırılmaz zinciri geçirdi ve onları sağlamca kayaya çaktı. boş yere feryat edeceksin. Bu müthiş hayvan sivri tırnaklarını insafsızca onun göğsüne batırıyor ve korkunç gagası ile ciğerini didikliyordu. feryatların korkunç vadilerde uğuldayacak. bacaklar. çok çalıştın. Küçük bir gövdeye büyük bir baş taktı. eğlendiler. normal olarak 25 sene yaşamasını kâfi gö- . çoğalıyor. Her sabah. Yaptığı uzuvları birbirine ekleyerek tamamladığı küçük heykelleri raflara diziyordu. İnsanın. Anatole France'ın bahsettiği bir miti de buraya almadan geçemeyeceğiz. Fakat sen boş yere inleyecek. heykel yapmasını bilen bir Titandı. Gezdiler." Bunları söyleyerek Hephaistos. insanlara ait birçok kollar. yoruldun. Fakat daha işini bitirmemişti. Birçok heykeller yapmış. eski haline geliyordu. Zeus. o yalnız bir insanın heykelini yapmamıştı. Bu yüzden bazı hatalar yaptı. Çamurdan. Voltaire de Felsefe Sözlüğü'nün insan bahsinde şöyle bir mit'den bahsediyor: İnsan yaratıldıktan sonra yaşayacağı zamanın. O sırada Şarap Tanrısı Dionysos atölyeye geldi.

Maymun. Çocukluk devrini de çıkarınca geriye bir şey kalmayacaktı. bazıları Prometheus’u işe karıştırmadan insanların toprağın çocuğu olduğunu kabul etmekle beraber. 25 senede ne yapabilecekti? Aşağı yukarı bunun yarısı uyku ile geçecekti. bu mesele. yani insanı." dedi. İnsan kırkından sonra tecrübe sahibi olur. hepimizi aynı ana doğurmuştur!" demektedir. Sonra Kelebekler gibi neşe ile koşar. ben üstün bir mahlûkum. ömrünün belirli zamanlarında o hayvanların hayatını yaşamasını." dedi. hızlı uçmak. onun gibi gururlanır. Olympos Tanrılarına kin besleyen bir Titan'ın yaratması meselesi eski Yunanistan'da çokluğun inandığı bir mit’tir. ellisinden. 25 – 30 yaşından sonra ev bark sahibi olunca üzüntüler. Nitekim meşhur Yunan şairi Pindaros "Tanrılar ve İnsanlar hepimiz aynı ailedeniz. yeni doğan bir insan yavrusu evvelce "Tırtıl gibi yerde sürünür. o zaman beygir gibi hayatın yükünü çekmek icabeder. İnsanın. Tavus. onlar yaşamasalar da olur. iyi koku almak vasıfları gibi uzun ömür de diğer mahlûklara dağıtıldı. O sırada onun yanında şu altı hayvan bulunuyordu: “Tırtıl. tanrıların nazarında her mahlûkun eşit olduğunu ileri sürerek. Zeus'e bu hayvanları göstererek. oynar. Prometheus'un insanı nasıl yarattığını gördük. İnsan ağlayarak yalvarmasına devam etti. bunların ömürlerinden al bana ver. bu devrede Tilki gibi kurnaz olur. Zaman geçince bilhassa on beşinden sonra gençlik çağı başlar. onların Attika'da . Hâlbuki insanın daha asil bir mahlûk olduğuna ve çok evvel Tanrılarla beraber yaratıldığına inananlar da vardır. Zeus "ne yapayım. emekler. İnsanın yaratılışı hakkında eski Yunanlıların çeşit çeşit inançlara kapıldıklarını şundan anlıyoruz ki." Hayatı tatlı bularak çok yaşamak için çırpınan insan. Bu sebeptendir ki. en son yaratıldığım için güçlü olmak. İnsan sızlandı. Bu devrede insan Tavus hayatını yaşar. yani o hayvanlar gibi ömür sürmesini şart koşarak hayatı uzattı. kederler başlar. Beygir. çok uzaklardan görmek. Tilki. Kelebek.154 rüyordu. Baş tanrının bunun haksızlık olacağını. olgunlaşır. benim çok yaşamam lazım. bu çocukluk çağıdır. altmışından sonra da insan maymun gibi çirkinleşir. bu bebeklik devridir.

Kadın dünyada mevcut değildi. Bir başka efsaneye göre kayın ağaçlarının kabuğu. çeşit çeşit ve bol olan meyveler insanların beslenmesine kâfi geliyordu. Yırtıcı hayvanlara ve soğuğa karşı kendilerini koruyabildiler. üzüntü nedir bilmeden. Geçim derdi yüzünden faniler rahatsız olmuyorlardı. Onlar daima genç. 163) Arkadia'lılardan Myrmidon'ların karınca iken insana çevrildiklerine inananlar da vardır. Kayalardan.155 Erek'te ve Arkadia'da Pelasgos'un ormanlarla taçlanmış yüksek dağlarından ve bizi besleyen topraktan fışkırdıklarına inanırlar. Ateşi elde edince insanlar tembellikten kurtuldular. çevik ve neşeli olarak yaşıyorlar ve ölüm saati gelince. keder. yarılıp içlerinden ilk insanlar çıktı. bitkilerden ilk insanların doğduklarına inananlar olduğu gibi (Odysse. "Tunç devri" takip etti. "Hesiodos"in dediği gibi o devirde insanlar. İşte ilk insanı yaratan Prometheus'un evvelce gördüğümüz gibi Ölmezlere mahsus olan "ateşi" çalması ve insana armağan etmesi bu devre rastlar. XIX. Bu devir "altın devri" idi. O zamanlarda baharlar sonsuzdu. Bunların ömürleri uzun ve çocukluk devri gibi geçerdi. İnsanların ne şekilde ve nasıl yaratıldığına inanırlarsa inansınlar eski Yunanlılara göre evvela erkekler yaratılmıştır. yorgunluğu tanımadan Tanrılar gibi yaşıyorlardı. meşelerin gövdesi. Bu devirde insanlar sonsuz bir saadet içinde yaşıyorlardı. Gümüş devrini de. Altın devrini "gümüş devri" takibetti. Artık madenleri eritip dö- . Toprak kendiliğinden mahsullerini veriyor. Onlar ilk gençlik çağına çok geç olarak ulaştıkları zaman ömürleri de sona erer ve böylece onların günleri aptal çocukların ömürleri gibi harcanmış olurdu. hastalığın acı ıstıraplarını bilmeden gülümseyerek tatlı bir uykuya dalar gibi hayata gözlerini kapıyorlardı. Bu devrin insanları bir evvelki devir insanlarından çok zayıf ve aşağı idiler. Korkunç ve çirkin ihtiyarlık yakalarına yapışmıyordu.

köstebekler gibi oyuklarda sürünen insanlardan daha acınacak bir haldedir. hayvanlaşmıştır. Hesiodos'un anlattığına göre çok eski devirlerde Kronos'un saltanatı zamanında insanlarla Tanrılar arasında iyi bir anlaşma vardı. Fakat bu pis demir devrinde çok büyük işler başaran insan. kabalaşmış. O ilk devirlerde. Olympos'da krallığını ilan ettikten sonra iş değişti. Hala bizim içinde bulunduğumuz bu devir sefaletler ve cinayetler devridir. Eğer o aklın sembolü bulunan ve Tanrılara mahsus olan ateşi çalıp da çamurdan yarattığı bu mahlûka vermeseydi. O zamanlarda Tanrılarla insanlar aynı sofraya oturur. Kendi aczini unutarak Tanrıları inkâr etmiş. Fakat Olympos olaylarından sonra yani Zeus. çoğu şair ve bilginler kabul etmiyorlar. Ares'e hizmet etmeye ve birbirlerini boğazlamaya başladılar. Bu devrede insan vahşi hayvanlardan daha kan dökücü olmuştur. bu mahlûk bu kadar sefil olmayacaktı. akıllara hayret verecek işler başarmakta. mağaralarda. Akılsız olan insanların altın devrinde de Tanrılar gibi yaşadıklarını evvelce gördük. Tanrısal erdemlerini kaybetmiş. onları . Tunç devrinden sonra Hesiodos. Tunç silahlar kullanıp kollarına kuvvet gelen insanlar çelikleşen kalplerinden acımak duygusunu kovdular. Bu devrin düğüşçü adamları birçok kötülükler yapmakla beraber medeniyete doğru ilk adımlarını attılar. demirle. medeniyette dev adımlarla ilerlemektedir. Thebai şehrinin önünde ve "Troia" duvarları dibinde vuruşan kahramanları yetiştiren bir devrin "kahramanlar devri"nin geldiğini söylüyorsa da bunu. Çünkü akıl bir baş belasıdır. Çoğunluğun inancına göre Tunç devrinden sonra "Demir devri" başladı. Fakat insanın bu manevi sefaletine sebep Prometheus olmuştur. Çünkü yeni Baş Tanrı insanları beğenmiyor. korkak hayvanlar gibi yaşayan. Tanrıların düşmanı Titan. hayvanlar akılsız oldukları için sevki tabiileriyle insanlardan daha mesut yaşamaktadırlar. Prometheus'un verdiği şeytani zekâyı kullanarak.156 kebiliyorlardı. aynı yemekten yerlerdi. bütün iyi huyları kalbinden kovmuştur.

O zaman Baş Tanrı müthiş kızdı ve söndürülmesi güç ateşten bahtsız insanları mahrum etti. bunun üstüne de nazarı dikkati çeksin diye yağlı parçalar koydu. Kurnaz Titan. Diğer tarafa hayvanın kemiklerini yığdı. insan denilen bu acayip mahlûk daima kendisinin buyruğu altında bulunsun. Onu süslemek için . Gerçekten Zeus usta bir Tanrı olan ve elinden hiçbir şey kurtulmayan oğlu Hephaistos'u çağırdı. bu bela kadındı. ruh yerine bir kıvılcım koydu. Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan bu yüzsüz ve terbiyesiz mahlûkları. Prometheus da orada bulunuyordu. bir tarafa hayvanın etinin en güzel parçalarını ayırdı. kendilerini Tanrılar kadar kuvvetli ve mutlu sanan bu budalaların başına müthiş bir bela gönderdi. Lemnos adasından değil. Heykel bitince onun kalbine. Tabiatıyla Zeus'e birinci parçayı almasını teklif etti. Olympos'ta oturan Tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı bulunan Aphrodite'nin vücudunu model olarak kullandı. Kocaman bir öküz kesilmişti. Bunun hakkaniyetle paylaştırılması Prometheus'a düşmüştü. insanlara armağan etmişti. yağlı bir iki parçayı yiyince beyaz kemikler sırıttılar. Kolları. O zaman heykelin gözleri açıldı. Ona ilk kadını yaratmasını emretti. İstiyordu ki. Lemnos adasına giderek evvelce gördüğümüz veçhile bir kıvılcım çalmış. Gösterişsiz olsun diye üstünü deri ile örttü. meşalesini güneşin tekerleğinden tutuşturarak elde ettiğini söylemektedirler. bacakları kımıldamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Hephaistos babasının emri üzerine balçığı su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir bakirenin vücudunu yaptı. Bir gün Mekone'de Tanrılarla insanlar bir kurbanın paylaşılarak beraberce yenmesi için toplanmışlardı.157 aşağı görüyordu. Fakat küstah Prometheus. Bazıları Prometheus'un kıvılcımı. Fakat Baş Tanrı daha iyi ve yağlı görünen ikinci kısmı aldı.

onların hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular Pandora hatasını anladı. ıstırap. Hulasa bu kutuyu iyi sakla. mütecessis bir mahlûk olduğundan dünyaya gelir gelmez "acaba kutunun içinde ne var?" diye düşündü ve Zeus'un emrini unuttu. Gerçekten ela gözlü Athena ona güzel bir kemer. şehvet. süslü elbiseler verdi. Bu şımarık mahlûkları tamamıyla yok etmemek. onları müthiş bir tufanın dalgaları arasında boğmak istedi. yalan. güzel saçlı "Saatler . Deukalion. teselli edecek "ümit" de vardı. Fakat "Ümit" dışarı çıkamamış. hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. kutuya kapatılmış olan fenalıklar arasında.158 bütün Tanrılar ve Tanrıçalar yardım ettiler. karısı Pyrrha ve Pandora ile beraber . Kutuyu açtı. Ne bilecekti ki. keder. Kadını yaratarak insanları felakete ve ıstıraba sürüklenmesi Zeus'un kinini yatıştırmadı. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pandora adını taktılar. İşin tuhafı şu ki. Hermes. Çekici bir gülümseyişi olan Aphrodite başına güzellikler saçtı. kadın bütün fenalıkların kaynağıdır. kardeşine Zeus'tan bir armağan kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran olan Epimetheus öğüdü tutmadı. " Sakın sana verdiğim kutuyu açma. Meğer kutunun içinde hastalık. hulasa insanları rahatsız eden ve onların felaketini hazırlayan ne varsa. onun içindeki iyi şeyler uzaklara kaçarlar ve onların yerine fenalıklar gelir. Zeus'un müthiş tasavvurundan oğlu Deukalion'u haberdar etti. Kadın. seni rahatsız ederler. riya. Prometheus. Pandora'nın kalbine. Onu insanlar arasına kabul etti. kutuda kalmıştı. Fakat kurnaz Titan Prometheus bu defa da insanların yardımına koştu. çünkü yalnız senin değil. bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. biraz sonra kutuyu kapadı. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dedi ki. insanları yaşatacak. Böyle söyledikten sonra Baş Tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderdi. Letafet perileri "Kharites" beyaz göğsüne parlak altın gerdanlıklar taktılar.Horalar" ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. İşte böylece Zeus ilk kadını yeryüzüne göndermekle fenalıkları ve ıstırapları da onun kutusu içinde dünyaya yollayarak insanlardan öç almıştı.

Bu tufan felaketinden kurtulan karı koca. Babasının tavsiyesi ile üstü kapalı bir kayık yaptı ve karısı ile onun içine girdi. Zeus'un mabedini bile onun yaptığını söylerler ve tapınağın yanında ona ait bir de mezar gösterirler. Yağmurlar yağdı. Deukalion. tufandan sonra insanların tekrar türemelerini sağladığı için Deukalion. Böylece insanlar yeniden türediler ve dünyayı doldurdular. Titan'ları yendikten sonra Evrenin en kudretli Tanrısı olarak kaldı. Onlar ikinci defa taştan yaratıldıkları için her şeye katlandılar. Yunanlıların babası sayılmaktadır. Nuh Peygamber gibi. Delphoi'ye gittiler. ondan fikir aldılar. Tanrı. başınızı birer örtü ile sarınız. ortalık baştanbaşa deniz kesildi. Deukalion'un koparıp attığı taşlar erkeklere. İlk şehirleri kuran. sular kabardı. Themis'e danıştılar. Artık ona kafa tutacak hiçbir varlık kalmamıştı. Dünyayı idare etmek için diğer Tanrı ve Tanrıçalarla beraber Olympos dağını .159 Thessalia'da bulunuyordu ve oranın kralı idi. Pamassos yahut Othrys dağına yanaştılar ve karaya ayakbastılar. Onlar bu tavsiyeye hayret etmekle beraber. Onuncu günü sular alçalmaya başladı. Tanrıların tapınaklarını yükselten odur. Athena şehrinde. kendisine kurban kesen bu dindar insana acıdı. karısının attığı taşlar da kadınlara tesadüf ediyordu. Onlar dokuz gün dokuz gece dalgalar üzerinde çalkandı durdular. Gerçekten Gaia'nın sinesinden koparılan taşlar onların dedelerinin kemikleri sayılmaz mıydı? Tuhafı şu ki. Onun ilk adağını yerine getireceğini vaat etti. Zeus’tan insanların yeniden yaratılmalarını diledi. Hâlbuki "Kynos" Deukalion'un ve karısının mezarlarının kendisinde olması sebebiyle övünmektedir. Başlarını sardılar ve yeri yoklayarak buldukları taşları alarak omuzlarından geriye doğru fırlatmaya başladılar. Adalet Tanrıçasının dediğini yaptılar. Kronos'u tahtından indirip. Fakat ikisinden başka bütün insanlar boğulmuştu. Zeus. Themis onlara dedi ki. "Baş Tanrı Zeus"a bir kurban kesti. Deukalion. Diğer bir efsaneye göre de tufandan kurtulan karı koca. elbiselerinizin kemerlerini çözünüz ve eski dedelerinizin kemiklerini alarak omuzunuzun üstünden arkanıza doğru atınız.

daha büyük. korkunç ölümü bilmiyorlardı. sarsak ihtiyarlığı. Zeus. yeğenleri veya torunları idi. insanlardan da hoşuna gidenleri kirli arzularına alet etmek isterdi. Sonra insanların malik olmadıkları vasıflara da maliktiler. Yunanlıların Tanrıları insan biçiminde idiler. Bu ilahı cumhuriyet. Beri taraftan Artemis ve Athena el sürülmemiş birer temiz bakire olarak kalmışlar. Yunan sitelerinin tam benzeri idi. Artemis vesaire evlatları. İstedikleri kılığa girerler. Hepsinin bir araya gelmesinden bir Tanrılar ve Tanrıçalar Cumhuriyeti kurulmuştu. insanlardan daha kuvvetli. Ganimedes adlı güzel çobanı kaldırıp Tanrı dağına getirmek için bir kartal olmuş uçmuştu. Athena. Bazılarının ahlak telakkisi çok genişti. Zaten onlar. karakterini . istedikleri anda kâinatı bir baştan bir başa kat ederlerdi.160 seçti ve oraya yerleşti. en sefilleri bulunduğu gibi. Gerçekten Tanrılar arasında bizim telakkimize göre. onların idarelerini de kendi idarelerinin aynı tasavvur etmişlerdir. Fakat Tanrı oldukları halde. en namuslu. Tanrılar Dağı Olympos'da saraylarını kuran ölmezlerin hepsi birbirlerinin hısım ve akrabası idiler. Olympos tepesinden ta Finike sahillerinde deniz kenarında gezinen Europa adlı güzel bakireyi görünce karısına sezdirmemek için bir boğa şekline girerek bir anda Olympos'tan Suriye'ye gelmişti. Gerçekten eski Yunanlıların Tanrıları insan biçiminde idiler. daha güzel birer vücutları vardı. Poseidon. insanları Tanrı derecesine yükselten Yunanlıların. Apollon. Baş Tanrı olduğu halde Tanrıçalardan da. Onlar da icabında yalan söylerlerdi. Onlar Tanrıları. Onlar. Şehvet onların da yakasına yapışmıştı. ama insanlar gibi fani değildiler. en faziletlileri de bulunurdu. Zeus. Yalnız onların. en ahlaksız. Zeus'un kardeşleri. Demeter ile karanlık yeraltı âleminin idaresini üzerine alarak aşağı inen Hades. Hera. insanlar gibi onların da bazı kusurları vardı. kalplerinde şehvete yer vermemişlerdi. Onlar Ambrosia denilen ve kendilerine mahsus olan bir nevi taamla besleniyorlardı. kendilerinin benzeri düşündükleri gibi.

Kıskançlık kurdu onların da kalbine düşerdi.Athena.161 taşımakta idiler. Harp Tanrısı . güzel sanatlar Tanrısı . altısı erkekti. En insafsız. Bunların altısı dişi.Poseidon. Sanayi Tanrısı Hephaistos. Yani Tanrıları da kendileri gibi Yunanlı idi. Yunanlı nasıldır? Bazen şehvetinin esiri olur. Onlar ölümden başka bütün büyük ıstırapları çok derinden duyarlardı. Her Tanrının birçok yardımcıları. İnkilap Yayınları. Deniz Tanrısı .Hermes. Çekemezlik onlarda da vardı. Onlara göre. Aşk ve güzellik Tanrıçası . Klasik Yunan Mitolojisi. göklerin hulasa her şeyin bir Tanrısı vardı.Artemis. şerefi uğrunda canını verir. Avcılar ve iffet Tanrıçası . İstanbul 1970 . İkinci derecede gelen Tanrılar ve Tanrıçalar çoktu. yetkileri diğerlerinden üstün on iki büyük Tanrı vardı. Fakat bütün bunların üstünde.Aphrodite. Çoğalma. Ocak ve aile Tanrıçası . Korkar. Zekâ Tanrıçası . 143 143 Bkz. toprak Tanrıçası Demeter. Bütün bu karakterler Tanrılarda vardır. Eski Yunanlılar her şeyin bir Tanrısı olduğuna inanırlardı. bazen sever. Tabiatları insandan üstün olduğu için onların neşe’leri ve kederleri de insanlarınkinden üstün ve büyüktü. hizmetçileri bulunurdu. "Baş Tanrı Zeus. Fakat umumiyetle hayalperesttir. bazen çok doğru ve cesurdur.Apollon. Çamuru gözyaşı ile yoğrulan insanlar gibi onlar da ıstırap çekerlerdi. dağların. s. 10–19. en kaba ruhlu ve kalpsiz bir komitecinin işlediği cinayetlere taş çıkartacak iğrenç cinayetlerle ellerini kirletirlerdi. bazen yalan söyler. Gerçekten Yunanlıların inandıkları Tanrılar da kendileri gibi severler yahut nefret ederlerdi. sevilir. Tanrıların habercisi ve güzel sözlerle kandırmasını ve inandırmasını bilen . denizin. Onların öç almaları da müthişti.Hestia. Bu Tanrılar ve Tanrıçalardan başka karanlık yeraltı âleminin ve Cehennemlerin Tanrısı Hades bulunduğu gibi sonradan Olympos'a alınan Şarap Tanrısı Dionysos da vardı. Şefik Can.Ares. Fakat fazilete ve insanlığa inanır.

sevgili dostu İolaos'ı yardıma çağırdı. oklarını öldürdüğü korkunç yılanın zehirinde ıslattı ve böylece oklarını zehirli ve öldürücü oklar haline getirdi. Fakat her baş ezildikçe yerine iki baş çıkıyordu. Bu suretle yeniden meydana gelmek isteyen başlar kavruluyor. Bu sebeple. İolaos hemen oracıkta bulunan ormanı ateşe verdi. Her ikisi de bataklığın yanına geldikleri zaman. İnkilap Yayınları. Oradan ayrılmadan evvel Alkemene'nin oğlu. Herakles ejderi saklandığı yerden meydana çıkarmak için kamışlar arasına uzun oklarından birini fırlattı. tükenmek bilmiyordu. Lerne Ejderi’nin Öldürülmesi Mitosu Herakles'e emredilen ikinci iş Lerne ejderinin öldürülmesi işi idi. Onun nefesi zehirli idi. Korkunç ejderin bütün başları ezilipte yalnız bir başı kalınca Herakles onu kesti yere gömdü ve üstüne kocaman bir kaya koydu. kocaman korkunç bir yılan. Argos krlarının bu baş belası ile yaptığı savaşlarda Herakles'e sadık dostu İolaos yardım ediyordu. yangından sıçrayan alevli odunlarla. Herakles. hayvan sürülerini yutuyordu. Klasik Yunan Mitolojisi. Dokuz başlı. İstanbul 1970 . 169. Ejder artık muazzam bir kadavradan başka bir şey değildi.162 3. s. Argos körfezi civarındaki pis Lerne bataklığını kendisine yatak edinmişti. müthiş bir ejderha. Ejder. Müthiş ejder ile dövüşmeye giderken kahramanın şarını bu arkadaşı kullanıyordu. kalın sopasıyla başlarına birer birer vurarak ezmeye çalıştı. kim olursa olsun onu teneffüs eden canlı mahlûk hemen ölürdü. teşekkül edemiyordu. ateşli saman meşaleleriyle ejderin yeniden çıkan başlarını yakıyordu. 144 144 Şefik CAN. Böylece savaş bitmek. İninden çıktığı zaman kırları. dokuz başını birden kaldırarak kendini gösterince yanına yaklaştı. tarlaları bozuyor.

Efes kazılarının ortaya çıkardığı Efesli Artemis eş ve ana olarak. Yunan mitolojisine geçen tanrıça Artemis. doğurganlığı simgelediğini. Yunanlıların Olimpos ailesine kattıkları "Altın Yaylı tanrıça" bakiredir. sonra da Roma'daki Diana adları çoğu kez birbirine karışmış. kadınlara ise Artemis'in oklarıyla gelir. kendisi bakire de olsa. doğumun.Ö.Ö. doğa güçlerine ve hayvanlara egemendir. Anadolu'dan Mezopotamya'ya. Acısız ölümler erkeklere Apollon'un oklarıyla. hem de Apollon adı Yunanca değildir. Kybele Mitosu Çeşitli evrelerden geçtikten ve değişik yörelerde değişik adlar aldıktan sonra. anadır. gerek anaerkil. Demeter ve Artemis. Bu "Ana tanrıça" bakiredir. doğum sırasında ölen kadınların. gerekse ataerkil kültür döneminde tapınma görmüştür. toprak ve bereket simgesi olma niteliği değişmeksizin. 2000 yıllarına dayandığı kabul edilen heykeline baktığımızda bu nitelikleri açıkça görebiliyoruz: Eteğine işlenmiş hayvan kabartmaları doğanın egemeni olduğunu. başında taşıdığı üç katlı kule ile kentlerin de koruyucusu . Kökeninin Mezopotamya olduğu ve İ. 6500 yıllarına kadar varan çağlarda tapınma gördüğünü. Aslında hem Artemis adı. her biri kadına özgü üç ana nitelikten birini yada hepsini taşımış. Ana tanrıça ve Artemis'le ilgili bütün anlatı ve efsanelerin söz konusu ettiği nitelikleri özünde toplamıştır. bereketi simgeler. Bu "Ana tanrıça" kültünde Kybele. Girit'ten Yunanistan'a ve Roma'ya kadar uzanan. ona yakıştırılan "potnia theron" sıfatı Anadolulu "Ana tanrıça" Kybele için de kullanılmıştır. "polymastos" yani çok memeli oluşu bereketi. özellikle Çatalhöyük yöresindeki arkeolojik kazılar ortaya koymuştur. ama öz nitelikleri bakımından.163 4. Kardeşi Apollon gibi okçudur. tam bir bereket tanrıçasıdır. hatta genelde tüm kadınların ölümünden sorumludur. İ. eştir. Tapınma gördüğü her yörede daha pek çok sıfatla anılmıştır. toprak ve bereketi simgeleyen bir "Ana tanrıça" kültünün kutsal toplamı gibidir.

Frigya.164 olduğunu söyleyebiliriz. Toprak ve Bereket. Tanrıçanın Komana tapım merkezlerinde şimşek. yılın belli dönemlerinde kızının yanına geri gelmesiyle neşelenen bereket tanrıçası Demeter'in efsanesi. Girit'te Rheia. tanrıça. evli kadın ve ana nitelikleriyle aslında kadını bir bütün olarak ifade etmektedir. bakire. gerekse heykellerinin ve tasvirlerinin bize sunduğu detaylara bakacak olursak. çoğaltma ve bolluk . Toprağa dökülen kanlarından bitkiler fışkırır. Kapadokya’da Ma. Karadeniz yöresindeki Amazonlarla da ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır. onun Attis'e tutulmasını anlatan efsanedir: Tanrıça Attis adında bir delikanlıya âşık olur. Ana tanrıça ilgili en köklü ve en yaygın efsane. yazın yeryüzünde yaşayan güzel delikanlı Adonis'in efsanesi de Ana tanrıça kültünün içinde birbirine karışmıştır. Efes'te Artemis adlarıyla karşımıza çıkan bu Ana tanrıça figürü. Pessinus. Yunan Artemis'ine de yakıştırılan "Ay tanrıça" sıfatının bir işaretidir. topuz ve çift ağızlı balta ile simgelendiğini ve bir savaş ve zafer tanrıçası olarak da tapınma gördüğünü nakleden kaynaklar da vardır. Bu niteliğinden ötürü. ölme ve dirilme efsanelerinin hemen hemen hepsi Ana tanrıça kültüyle ve Doğa'nın ölüp canlanması ile ilgili olmuştur. Bütün bu anlatılardaki erkek figürlerin hadım olmalarına. Sumer'de Marienna. büyük bir olasılıkla Ana tanrıçanın üretme. yada kışın yeraltında. Anlatılanlara göre. ancak delikanlı Pessinus kralının (bazı kaynaklara göre de Kral Midas'ın) kızıyla evlenmek istediğinden tanrıçanın aşkına karşılık vermez. Eskişehir. kızı kaçırılıp Hades'e götürüldükten sonra kederlenen. Afyon yörelerinde Kybele olarak. yada Lidya’da Kybele. Çatalhöyük ve Hacılardaki kazıların ortaya çıkardığı Ana tanrıça heykelleri de bütün bu nitelikleri ve sıfatları taşır. Bu bakımdan. Hitit'te Arinna. kendisini reddeden delikanlıyı düğün günü çıldırtır. Tanrıçanın üzerinde yarattığı esrimeyle Attis kendi kendini hadım eder. tapınma törenlerinde rahiplerin coşkuyla kendilerinden geçip çoğu kez kendilerini iğdiş etmelerine ilişkin anlatılar. Alnındaki hilal. gerek yazılı kaynakların. kendisi de çam ağacına dönüşür. Manisa.

Her biri kendisinin en güzel olduğuna inanan üç tanrıça. Nifak bu. insanların atasısın. Buyurmuş Zeus. “Hayır benim”. Sen ki. Pitya kralı Peleus’un düğünü vardır tanrılar dağı Olympos’ta. “Elma benimdir. Athena ve Afrodit aynı anda uzanırlar altın elmaya. diye başlar söze Zeus.165 gücünü daha da belirginleştirme amacını gütmektedir. kabul etmemek olur mu? Paris elmayı alır eline. Bebeğin adı Paris’tir. ağızlarının tadını kaçırmasın diye. İri gözleriyle Hera güzeldir. Sonunda Zeus’a başvururlar. Hera. İda dağı’nda sürülerini otlatmakta olan Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris’e götürsün. Hermes iletir baş tanrı Zeus’un buyruğunu Paris’e. “En güzel benim” yollu tartışma kavgaya dönmek üzeredir. Benim adıma seçimi Paris yapsın.”. hem ana kabul eden Hıristiyanlıkta da görmek mümkündür. . Bu kültün ve bu imgenin uzantısını Çam ağacını kutsal sayıp İsa'nın doğuşuyla bağdaştıran ve İsa'nın annesi Meryem'i hem bakire. 5. gözlerinde hareli mavilerle Athena daha bir güzeldir. Nifak Tanrısı Eris’i çağırmazlar şölene.) Denizlerin piri Neresus’un kızı Tetis’le. Kâhinler. Elinde kalkan. kılavuz tanrısı Hermes. Bebeği bir çoban bulur ve büyütür. derler Tanrıların tanrısısın. Tanrılar. boş dururmu? Üzerinde “en güzele” yazılı altın elmayı atıverir şölen sofrasına. İlk Güzellik Yarışması (Troia Kralı Priamos’un karısı rüyasında karnında ateşlerin çıktığını ve dumanının kent surlarını sardığını görür. tarihin ilk güzellik yarışmasının yargıcı olarak tanrıçaları incelemeye başlar. içimizde en güzel kimse altın elmayı ona ver! Buyruğum odur ki. kraliçenin doğuracağı çocuğun kente kötülük getireceğini söylerler. Gel gelelim. Bebek doğunca İda Dağı’na bırakılır. tanrıçalarla elmayı alsın.

Troia’lıların tahta atı savaş ganimeti olarak surlarının içine almalarıyla gelir. Afrodit’in vaat ettiği Sparta kralının karısı Helen’e âşık olan Paris. burada aşağı yukarı. 10 yıl sürecek savaş başlar. Barışan tanrıçalar. birer parlak yıldız gibi göğün derinliğinden kayarak indikleri. Artık itiraza mahal yoktur. Paris ise. som güzellik gibi güzeldir. Paris Akhilleus’u öldürür. Tahta bir at hazırlayarak içine askerleri gizlerler. Bozcaada civarına çekilen Akhalıların beklediği an. güç anlaşılabilire. Athena.145 Gerçekten efsaneye atılan adım. Anadolu’nun bu güzel dağından ve çobandan ayrılarak tekrar Olympos’a çıktılar. Bu savaşa zaman zaman tanrılarda karışacaktır. Troia’ya geri gelen Akhalı donanmasına karşı koyamayan Troia’lılar kenti Akhalılara bırakırlar. Karçiçekleri Dergisi.166 Hele Afrodit. Bir gün Akhalı Akhilleus ve Troia’lı Hektor düelloya girişirler ve kavgayı Akhilleus kazanır. Mitolojik Hikâyeler Coğrafyası. savaşçıların en yiğidi. Helen’i Troia’ya kaçırır. Efsanelerin 145 Aynur KÖSE. Bunun üzerine Akhalılar Yunanistan’daki ve adalardaki devletlerden yardım alarak Troia’ya saldırır. Troia bir türlü Akhalılara teslim olmaz. Kırıkkale 2005 s. Ancak. Orada somut ve kanıtlanabilir olan. düşüncelerin çeşitlilik dünyasına ve hayal gücüne dönüşmektedir. Hera. tanrıların rehberliğinde bir hileye başvururlar.27 . kendisine dünyanın en güzel kadınını vaat eden Afrodit’i dünyanın en güzel kadını seçer. Sayı 2. Asya krallığını vaat eder. içinden doğduğu Akdeniz köpükleri gibi ak. kötülükler ve tehlikelerle doludur. Bundan sonra Afrodit güzelliğin eşsiz tanrıçası olarak kaldı ve kimse artık onunla boy ölçüşemedi. insanların en akıllısı kılarım seni der. Kenti savaşarak alamayacaklarını anlayan Akhalılar. Yıl 2.

Ö. çelişik görüşlerin vurgulandığı bir tanrılar dünyasına. Sumerlerde. Tanrılar da halkın inanç düzeyine göre değişmektedir. geçmişte dikkatli şekilde dolanıp durmuştuk. aldatmacının ve kötülüklerin artık hiç de yabancı olmadığı yaşam şekillerini yansıtmaktadır. An ile panteonun en tepesinde ilk kez bir erkek varlık görüldü. s. kendinden öncekilerin -Ki. Ancak bir şey kesin: Tanrılar ve Titanlarla ilgili tüm bu efsane ve masallar. verimli dünyadan. günü gününe uymayan Rüzgâr ve Su Tanrısı Enki ki. onların köklerinin. An'ın yanındaki yerini de kazandı. Fakat buna karşın. İnsanlar. Mezopotamya'da rastlıyoruz. O. Bütün bu karmaşık öğelerin. geçmişte kaybolmakta. kötülüğe.167 nereden kaynaklandığını ve nasıl oluştuklarını bilmiyoruz. Aşk ve Bereket Tanrıçası Enlil. Bunlar. yalnızca yeryüzünde tanrısal üstünlük sağlamakla kalmadı. sürekli değişen gökyüzünden. Fakat onun pratik önemi azdı. daha sonra Nintu ve en sonunda İnanna olan Yer Tanrıçası Uras ya da Ki. 146 UHLIG. bu dört öğeden. Buna karşın. ilk kez M. onların başlangıçlarıyla ilgili bir şey hissetmeden. age. Oysa biz. dördüncü bin yılında. yeryüzünde hüküm süren dört doğal öğeden ortaya çıkmış olduğu anlaşılmaktadır. gücün. An'ın kızı İnanna ise. her şeyin bulunduğu. o "Yer Tanrısı" olarak da adlandırılmıştır. sonsuzluktan. daha önce Anadolu'da rastladığımız Bereket Tanrıçası ve Ana Tanrıça'dan tümüyle farklı olar bir yüzünü de göstermektedir. 146 Yardımseverlik ve iyilikten. acımasızlığa ve zorbalıklara dek.etkinliklerini kırarak. Ön Asya bölgesinde herhangi bir yerde olduğu anlaşılmaktadır. nasıl sahip olma ve güç için tartışma içindelerse. güçlü esen rüzgârlardan ve gürüldeyen sudan. "Büyük Anne" kültünden daha sonra ortaya çıkmıştır. dört tanrı doğmuştur: Gök Tanrısı An. Onların izleri. 184 . Gök Tanrısı ile akraba zinası yaparak. Uras ve Nintu'nun.

Bu durum. Abzu. Bu gelişme. birçok uygarlık bölgesindeki benzerlikler ve bunların birbirleriyle olan uygunluklarıdır. Asıl tanrıları ve onların çok yönlü işlevlerini bir tarafa bırakacak olursak. kendi tanrıları ile Mezopotamya tanrılarının bir karışımı olduğu görülmektedir. M. Tatlı Su Okyanusu ile Tiamat ise deniz ile özdeştir.168 Besbelli ki. aynı şekilde Hurrilerin en büyük tanrıçası Şavuşka için de geçerlidir ki. O. bizim ilgimizi uyandıracak olan. her sahada bereketi sağlamaktadır. 147 Fakat Hurrice adına karşın. Sumer tanrılarının Hurrilere eriştiği bir kapıydı. onların başında. s. Hurriler. 2000 yılında ortadan kalkan Sumer-Akad dünyası ile Hititlerin gücünün yayılmaya başladığı Yakındoğu arasında. onların en önemli tanrılarının. Bu sırada geç Sumerler ile genç Mitanni arasında dolaylı olmayan bir ilişki vardı. hayatı olası 147 UHLIG. çok eski yaratılış efsanelerinde birbirine geçmiş tanrı soyları ve onların dramatik kaderleridir. Kuzey Suriye bu dönemde daha çok. tanrıların aktarım merkezlerinden biriydi. daha sonra Hattuşa'da karşılaştığımız Güneş Tanrıçası ve Gök Tanrısının ilk plana çıkmasına yol açan bir akıma dönüşmüştür. her birinde bir tanrı çiftinin bulunduğu. 185 .Ö. Gök Tanrısı Teşup için olduğu gibi. aşk ve savaş tanrıçasıdır. "üreten" tanrıların babası olarak Abzu ve "herkesi doğuran" tanrıça Tiamat bulunmaktadır. Şavuşka. Su. evlerde yada savaştaki başarılarda olsun. bu tanrıça yeni Mezopotamya'da (İnanna'nın ardılı) Babil Tanrıçası İştar ile de karışmıştır. on beş tanrı soyu sayılmakta. age. her şeyden önce. Bizi düşündüren. insanlara Güneş Tanrıçası Arinna'dan daha yakın durmaktadır. yeniden düzenlediler. kuzey Mezopotamya'daki Mitanni'nin Hurri İmparatorluğu. Eski Mezopotamya'da su her şeyin kaynağıdır. Diğer yandan. Nitekim Sumerlerin yaratılış efsanelerinde. Sumer tanrılarını kendilerine ait yerel inançlarla kaynaştırıp.

içmesi için kupayı ona uzatıyor149. Alalu. Alalu. içmesi için kupayı ona doğru uzatıyor. tahtta oturuyor. dil bilimciler ve din bilimciler arasında panteonun dışına taşan bir saygı görmüştür. Doğu-Batı akımını incelediğimizde. Fakat elimizde olan kısmı. elimize eksik olarak geçmiştir. s. s. onun ayağına doğru eğilmiş. 186 . dokuz yıl boyunca Gökyüzü Kralıydı. yine de heyecan duymamız için yeterlidir. onun ayağına doğru eğilmiş. ondan kaçtı ve karanlık yerin dibine gitti. Alalu'ya savaş ilan etti ve Alalu'yu yendi. her iki nehirle -Fırat ve Dicle. pek önemli görülmeyen. göreceğimiz üzere. Tablet. yazılı kanıtlar da bulmaktayız. 148 Sumerlerde olduğu gibi. çok eski zamanlarda Alalu. Anu. Anu. "Gökyüzündeki hükümranlığından Hükümdarlığın önceki (dini) Şarkısı"nda. Anu tahta geçti. 186 UHLIG. onun önünde duruyor. Dokuzuncu yılda Anu. güçlü Kumarbi ona hizmet ediyor. Gökyüzü Kralıydı.169 kılmakta ve sınırlamakta. age. eski Hurri tanrısı Kumarbi'ye rastlamaktayız. Kumarbi. dini-mitolojik.ve güneydeki deniz tarafından belirlenmektedir. O sonradan. Tanrılar arasında birinci olan güçlü Anu. age. soylarının Gök Tanrısının ve onların tanrıların sayıldığı anlaşmazlıklarının işlendiği bir efsane ile ilgilidir. girdi karanlık yerin dibine. Bu saygı. Okuyalım: "Vaktiyle. mitolojilerinin başlangıcında suyla özdeşleşen tanrı çiftine Yunanlılarda da rastlamaktayız: Okeanos ve Tethys. Alalu. tanrıların soylarının devamına ve kaderlerindeki şaşırtıcı benzerliklere. Hurrilerin başlangıçtaki tanrı soyları listesinde. metnin en gerilimli yerinde kırılmıştır. 148 149 UHLIG. Salt bir benzerlik olsa bile. onun ritmi ise. tahtta oturuyor. Ne yazık ki. bu olağanüstü ilgi çekici metni içeren tablet.

Kumarbi'nin elinden kaçtı ve uçtu Anu. dokuz yıl boyunca Gökyüzü Kralıydı. Kumarbi. söyledi. yüzyıllar sonra Yunan şairi Hesiodos'un ünlü "Theogonia"sında tekrar görmekteyiz. Oğlun babasını hadımlaştırmasına ilk kez burada rastlamaktayız. Anu'nun spermlerini yutunca. sert Gök Tanrısı ile hamile bıraktım. onun spermleri Kumarbi'nin içindekilerle bir bronz gibi birleşti.. Anu'yu bacaklarından yakaladı ve gökyüzünden aşağı indirdi.. Anu. Anu. göğe gitti... arkasından Kumarbi yaklaştı. onun ağzından çıkanı söyledi. sonuçta çok etkileyici. sevindi ve güldü. ikincisi tahammül edilemeyen Dicle nehriyle hamile bıraktım. gökyüzüne doğru uçtu. diğer bir parçada okuduğumuz üzere." Devamı okunamıyor. Onun cinsel organını ısırarak kopardı. Kumarbi. Kumarbi yukarıya ne söyledi. Bu zaferle o. Ve kendini gizledi. diğerlerini "karanlık topraklara sürdü" . Burada sözü edilen yıllar. elbette ölümsüz. İçinden sevinme! Ben. Kumarbi'ye karşı koyamadı. akıllı hükümdar. kırılmış parçalar var ve bunlar.. Ve o. Eski örneklere göre bunlar. Kumarbi. olasılıkla M.Ö. 1350'de yazılmıştı. Bunun bir başka örneğini. geriye döndü ve Kumarbi'ye şöyle dedi: Benim spermimi yuttuğun için içinden seviniyorsun. Orada şöyle diyor: "Anu konuşmasını bitirince. başını dağların kayalıklarına vuracaksın!" Birbirine yapışmış metinler burada kopmakta. Sonunda öyle bir hale geleceksin ki. Dokuzuncu yılda.170 Anu. kuşkusuz Sumer-Akad ve Babil söylencelerine dayanmaktadır. birbiriyle karışmış. ilk Yunanlı tanrı soyundan (Okeanos-Tethys . Birincisi seni. birçok boşluk olmasına karşın.. Anu'ya savaş ilan etti. üçüncüsü sert Tanrı Tasmisu ile hamile bıraktım ve iki (ilave) korkunç tanrıyıda yük olarak içine koydum. Gök Tanrısı'nın diğer tüm tanrılar karşısında zafer kazandığına dair her hangi bir kuşku yoktur. Bu metinleri elde ettiğimiz çivi yazısı tabletler. senin içine bir yük koydum. Ağzından çıkanı. Bu yapıtta. yukarıya. Efsane ise. Hattuşa'nın arşivinde bulundu. dünya yıllarıdır. Bundan sonra. Fakat Kumarbi'nin. babası Anu'ya saldırısıyla ilgili rapora göre.

yanıtı ulu anneye: "Anne. benden ve korkunç babadan olan çocuklar. ta baştan beri. cesaretle canlanmış. çünkü kötü [namlı babamız Beni pek ilgilendirmiyor.171 ve Gaia-Uranos ile başlayan Titanların cinsiyetinden) söz edilmektedir. Bana itaat etmeyi isteyin. Güçlü bir orak yaptı. Fakat içini çekti dev dünya. Öz babaları onlardan nefret ederdi. söz veriyorum sana bunu ve istiyorum seve seve eseri bitirmek. • "Ve Gaia ile Uranos'tan gelenlerin hepsi. Uranos. Diğerlerinin hepsini sakladı ve ışığa çıkmalarını [önledi. Doğar doğmaz onlardan biri. Onlara ve çocuklarına ilişkin olarak Theogonia'da şöyle deniliyor. hileli karşı koyma. kendi kalbi hüzünlü: "Siz. çok kurnaz Kronos verdi." Konuştu. böylece öç alınır [üretenden Büyük alçaklık. suç işledi o kendisi önce. sevgili çocuklara öğretmek [için O yüreklendirici konuştu." . Çok büyük. Yasa dolu ve kötü niyetli. Yerin ta derin kucağında. korkunç [çocuklardı. önce o kötü davrandı. kendi yaptığı kötü harekete sevinerek. herkesi dehşet kapladı ve onlardan kimse [konuşmadı. Ve o şekillendirdi hemen gri demir nesneyi.

188–189 . uçup gitti mağrur ve faydasız biri [olmadan. dönen yılların akışında Yarattı bundan Erinyeleri.” 150 Büyük uzaklığa ve yüzyıllardan oluşan zamansal farka karşın. Ve gece geldi güçlü Uranos. Fakat kültür akımlarının her zaman aynı yada benzer şeylerin birbirlerini aralıksız diziler halinde izlemediklerini. Çünkü kanlı damlalar. o kadar çok aşağı damladı. bizim burada alıntı yaptığımız efsanelerin arkasında. dişli orağı ve biçti öz babasını aceleyle [utançtan Ve Fırlattı orağı kaçarken uzaklara Arkasından. Toprak hepsini topladı. devasa Gaia o zaman kalpten sevindi. İyi bir yere sakladı ve verdi bir keskin orak Onun eline ve öğretti ona baştan aşağı kurnazca [çevrilen dolapları. çok kuvvetli ve büyük [titanı. özleyerek sarıldı tam aşkla Gaia'ya ve sonsuza dek sürdü O an uzattı oğlu saklandığı yerden sol Elini ve sağıyla kavradı koskocaman Keskin. konunun yakınlığı ve işleniş biçimi şaşırtıcıdır. Doğa ilahelerinde de. Bu. Silahları aydınlatan titan. yalnızca 150 UHLIG. age. Diğer yandan. sonsuz bir dünya diye [adlandırılabilir.172 Dedi ki. öne safkan mızrağı [ellerinde. tersine şimdiye dek bilinmeyen safhalarla ve öncelikle uzun yayılma süreleriyle bir alış veriş içinde olduklarını da biliyoruz. s. rastlantı olamaz.

İncelemelerimizde. kadın güçlerinin Yunan panteon'unda yayılmasında bu değişimin önemli etkisi olmuştur. ayın ve yıldızların parıldamasıyla. kişisel olarak ele alınan tanrı yaşamlarını aşan bir sembolün durduğunu da dikkate almak gerekir. Bu geçiş dönemi. göğün ve yerin ayrılması düşüncesiyle desteklenmektedir. Dünya çapında yaygın olan efsane konusunda. Göreceğimiz üzere. orak göğü ve yeri ayıran bir araç olarak. Bu değişim aynı zamanda.Kumarbi işlemini aniden ve silah kullanılmadan yapmıştır ve Kumarbi efsanesinin daha sonraki bir bölümünden öğrendiğimize göre. gök ve yer ayrımının. . yaşamın yayılmasıyla ve yaşamı sürdüren verimliliğin oluşumuyla başlamaktadır. Tanrıların babalarının ve Titanların -hem Anu. ilgili bilim dalı yöneticilerinin üzerinde birleştikleri düşünce. her iki hadımlaştırma olayına esas oluşturduğu ve bu olayın kökeninin Yakındoğu'da aranması gerektiğidir. savaş ve hükümdarlık nedeniyle ortaya çıkan geçiş dönemi düşüncesiyle ilgilidir. önce gök tanrıları için yolu açıyor. Diğer yandan Yer Tanrıçası Gaia örneğinde. artık yükselemeyen güç nedeniyle de gerçeklerle uyuşan bir zaman dilimini kapsamaktadır.173 kısmen çözebildiğimiz. Yakındoğu'da tanrıçaların öneminin yadsınamayacak yükselişini de kanıtlamaktadır. Yerin ve göğün bu ayrımı. bir orakla. değişen bir çevrede kadın davranışlarının değişimini de görmekteyiz. ahlaki açıdan tartmak gerekir. insanların bu dünyada sıkıntısız bir yaşam sürmelerini sağlıyor. aynı zamanda Hurri-Hitit orijinine geri gitmekte ve hadımlaştırma efsaneleri yukarıda değinilen bağlamda. hem de Uranos gök içindirtoprak anaya ağır basan güçleri kırılıyor. Burada bizim işimiz. efsanelerin değişimine başka bir açıdan de dikkat etmek zorundayız. güneşin. Bu efsane. Yunanlılarda hadımlaştırma. "Büyük Anne" zamanı ile değişken. yani planlı ve araç kullanılarak yapılırken -kötü niyetli bir işlem olup.

Onu Kumarbi. tersine "tarih öncesinin tanrıları" diye çağrılmasıdır. bakır bir orakla birbirlerinden ayırdıklarında. bundan sonraki metinler. bulunduğu yerin altından alınmalıdır. taş devi Ullikummi'yi yarattı. bir şey hissetmedim. eski sözleri bilirsiniz. neredeyse göğe erişecek ve tanrılar için bir tehlike. tıpkı Hesiodos’un Theogonia'sın da olduğu gibi." Burada. Saygıya layık babalarınızın. rahipler tarafından yaratılan efsanenin eski bir şekli olarak dile getirilip getirilmediğini bilemiyoruz. olacaktı. yaşamı çok yönlü görüntü şekilleriyle ortaya koyan savaşları ve tartışmaları teyit etmektedir. Orada.yaşamı sürdüren silahın (orak) koruyucusu olarak çağrılmayıp. Kumarbi efsanesinin de. Diyorit'in.174 Her iki korkunç Hadımlaştırıra işleminde. Sonra göğü ve yeri. tanrıların sağ kalması ve böylece ona saygı gösteren insanların . çok eski bakır orak da yeniden dışarı çıkartılmalı. Onunla Ullikummi'nin. gök ve yer ile tanrılar ve insanlar arasındaki dengenin korunması için. Tarih öncesi babalarının mühürü getirilmeli ve onunla yeniden mühürler vurulmalı. Kumarbi daha sonraki bir efsanesinde. bir kayadan. orak. Burada cinsiyet savaşının." Bu sözlerden sonra. Ama şimdi sağ omuzum ağrıyor. tanrılara karşı bir asi olarak yarattı. Yer Tanrıçasının -Yunanlılarda olduğu gibi. Tanrılardan biri. İlgi çekici olan. dedelerinizin zamanındaki kilit vurulup mühürlenmiş evlerini yeniden açınız. devin omzunda öyle devasa büyüdü ki. ayakları kesilmeli. Upelluri'nin omzundaki devasa taşı gören Bilgelik Tanrısı Aja. Göğü ve yeri birbirinden ayırmış olan. Onu. bir şey sezmedim. şöyle konuşur: "Beni dinleyin. Gök Tanrısını tahtından etmeye ve kendisinin kaybolan gücünü yeniden geri kazanmaya kalkıştığında. göğü ve yeri taşıyan dev Upelluri'nin sağ omzuna oturttu. Fakat gerçek olan. Upelluri şöyle yanıt verdi: "Göğü ve yeri benim üzerime kurduklarında. tüm yaşamların en önceki başlangıcının sembolik ifadesini görmekteyiz -bir devrim-. yukarıda Tanrının kim olduğunu bilmiyorum. Ullikummi. siz tarih öncesinin tanrıları. sürekli büyüyen yük nedeniyle Upenuri'ye ne halde olduğunu sorduğunda.

175 sürekliliği ile ilgili olduğudur. s. ANTİK YUNAN’DA DİN Eski Yunan’da kaynağını Anadolu. nektar adlı hayat suyunu olmalarından 151 UHLIG. efsanede Girit'te olduğu belgelenen doğumuna ve gerçek bir Tesalya Tanrısı olmasına karşın. görev ve nüfuz alanlarını belirlemişler. bu tanrıları insan biçiminde düşünüp göstermişlerdir. sonuçta acımasız. bu tanrıların ad. age. Bitkiler Tanrısı olarak Ege'ye taşınmıştı. Onda eski Yunan Yaratıcılığını görmekteyiz. Yunan mitolojisinde ve Theogonia'da Tanrıların Tanrısı olmuştur. Hatta destanları yazan şairler bu dini şekillendirmiştir. Dor ve Anadolu tanrılarını kendi tanrılar dünyasına katmışlar. Homer'in ve Hesiodos'un bıraktıkları 151 gibi. Buna göre bir kısmı erkek bir kısmı dişi olan bu tanrılar insanlar gibi evlenip yiyip-içen. karısı Rheia’nın yaptığı bir hile yardımıyla Zeus tarafından yenilmektedir. Ölümsüzlükleri kaynaklanıyordu. tanrıların çoğu doğu kökenli olan çok tanrılı bir din anlayışı vardı. çoluk-çocuk sahibi ve iyi-kötü olan. ama insanlardan ise daha güçlü. kendi çocuklarını yutan Kronos. Tanrı olarak. Yunan panteonunda Tanrıların Babası olarak seçilmişti. Bu durum her şeyden önce tanrıçalarla. Çünkü Yunan şairleri destanlarla birlikte eski Aka. şimdi tanrıların insani boyutlarındadır. Hesod'un Theogonia'sın da. Zeus'un Doğulu örneği yoktur. Zeus. 184–192 . olasılıkla daha eski HintAvrupalı göçmenler tarafından. Zeus. deyim yerindeyse. C. güzel ve ölümsüz içiyor varlıklardı. daha genelleme yaparsak kadınlarla olan ilişkilerinde ifadesini bulmaktadır. Böylece. Girit ve Mezopotamya’dan alan. Yunan dininin oluşmasında destanların önemli rolü olmuştur.

Zeus’la Leto’nun birlikteliğinden musikinin ve biliciliğin tanrısı Apollon ve bakire. Tapınaklar ibadet yeri değildi. Zeus gök tanrısıdır. Zeus’un pek çok eşi olmuştur ama en önemlisi aynı zamanda kız kardeşi olan Hera’dır. Genellikle Pallas Athena diye anılır. istediği yerde ve biçimde bunu yapabilirlerdi.Ö. avcı tanrıça Artemis olmuştur. Aşk tanrıçasının başka sevgilileri de olur. buralarda sadece tanrı heykelleri ve tanrılarla ilgili kutsal eşyalar saklanır. ışığı. kurbanlar keserler. Genellikle üç güzeller diye anılan Kharitler. Olimpos Dağı mekânlarıdır. Horalar ve Eros tanrıçanın etrafındadırlar. Altı gün boyunca süren bu dini nitelikli spor yarışlarına çıplak olarak katılan gençler çeşitli dallarda yarışırlar. Hephaistos güzellik ve aşk tanrıçası Aphrodite’nin eşidir. Yunanlılar ayrıca bayramlarda ve dini törenlerde tanrılar şerefine araba yarışı ve spor karşılaşmaları da düzenlerlerdi. Hera evliliğin ve gebeliğin koruyucusudur. .176 Eski Yunanlılar tanrılarına kendi anlayışlarına göre ve istedikleri gibi ibadet ederlerdi. saçı saçmak ve kurbandı. Bilgelik ve savaş tanrıçası Athena Prometheus’un Zeus’un alnını baltayla yarması sonucu bu yarıktan zırhlara bürünmüş şekilde çıkmıştır. Hera Zeus’un alnından Athena’yı çıkarmasına öfkelenmiş ve kimseyle birlikte olmadan ateş ve demircilik tanrısı olan Hephaistos’u doğurmuştur. Bu yarışmaların en büyüğü baştanrı Zeus şerefine Olimpos dağı eteklerinde dört yılda bir düzenlenen ve ilki M. ölçüyü. Zeus’un aşklarına karışır ve onu rahat bırakmaz. Bunun dışındaki en belirgin ibadet şekli. Sadece büyük tanrılar şerefine belli zamanlarda toplu oyunlar ve şenlikler düzenlenirdi. yağmura ve yıldırımlara egemendir. birinci gelenin başına bir çelenk konur ve heykelinin yapılmasına izin verilir ve ülkesinde törenlerle karşılanır ve saygınlık kazanırdı. Ama Aphoridite onu Ares’le aldatmıştır. Yunanlılar tanrılarını memnun etmek ve kötülüklerden korunmak için onlara ibadet ederler. bulutlara. Tanrılar baştanrı Zeus etrafında bulunurlar. 776 da yapılan Olimpiyat oyunları idi. Apollon plastik sanatları. önünde de dini törenler yapılırdı.

Dionysos gibi toprak ve bereketle bir tutulan tabiat tanrıçası Demeter Zeus’la birleşerek ölüler ülkesi tanrıçası Persophone’yi doğurur. Denizlerden başka toprağında sahibidir.adanıyordu. insan hayatı ve kaderiyle ilgili tanrılardır. üzüm bağlarının ve şarabı koruyucusu Dionysos’tur. orman ve kır tanrıları. Bunlar gök ve atmosfer tanrıları. Sinirlenince denizi alt üst eder. Ruhlar dünyada . tüccarların ve hırsızların da koruyucusudur. Pek çok efsaneleri olan bu tanrıların dışında Zeus’un çevresinde daha az önemli olan tanrılar ve tanrıçalar bulunur. Hades’in buyruğu altındaki bu dünya soğuk. Sunaklar yapının genellikle doğusunda yer alıyordu. Satirler.177 dengeyi. Olimposlu tanrılardan biri olan Ares Athena gibi savaş tanrısıdır ama aklın yönettiği bir savaşı değil çılgın savaşı ve amaçsız kıyımı simgeler. “Homeros destanlarında önce bu dünyayı göz önünde bulunduran gerçekçi bir görüş olmasına rağmen ölüler dünyası da bulunur. İçlerinde tanrı simgesinin korunduğu bu tapınaklarda tanrılara kurban ve sunular-hayvanlar. ışıksız ve güçsüzdür. yolcuların. Olimpos’un en önemli tanrılarından biri olan Poseidon. Yoksullar kurban yerine kilden kopyasını sunuyorlardı. Daha çocukken kurnazlığıyla dikkat çeken tanrı Zeus’un güvenilir elçisi. Hades’in ülkesi Tartaros ve Erebos olmak üzere iki bölümden oluşur. Alayında bulunan Silenoslar. Artemis okçu tanrıçadır ve insanları oklarıyla öldürür. Persophone’yi kaçırıp yeraltına götüren Hades ölüler ülkesinin tanrısıdır. Tanrılara ise gittikçe gelişim gösteren tapınaklar inşa etmişlerdi. aklı simgeler. toprak ve cehennem tanrıları. Tanrıların habercisi Hermes’tir. bitki ve bereket tanrısı. Dinsel tören tapınağın önünde dışarıda yapılıyordu. Deniz altındaki sarayında yaşayan Poseidon deniz yaratıklarıyla çevrili olarak dolaşır. Bakkhalar onun için dinsel törenler düzenler. Zeus’un kardeşi ve denizlerin tanrısıdır. Toprak. Yunanlılar dinsel ibadetlerini açık havada veya basit yerlerde yaparlardı. su tanrıları.

178 kendi iradelerine egemen olmaksızın gölgeler gibi dolaşırlar. s. Ankara 1980 . age. Mitoloji Sözlüğü.7. Prometheus suya yada gözyaşlarına kil karıştırarak ölümlü bir varlığa ilk biçimini verir. Buralarda tütsü ve kandil yakılır. s. Herkes evinin hemen yanında küçük bir harcama ile danışabileceği bir kehanet evini her zaman bulabilir. Ankara 2003 Azra ERHAT.Ü. Ankara 1988 MANSEL. yanına biraz para konur ve soru tanrının kulağına söylenir. 152 153 154 155 156 Arif Müfit MANSEL. Başka bir efsanede ise Prometheus insana biçim verir ama hayatı ve ruhu Athena verir. 142 H ESTİN. İstanbul 1984 Bedrettin CÖMER. 69. Buradan ayrılırken de kulağını tıkar.” 156 Arkaik dönemde Yunanistan’da ölülerin başka bir dünyada ömürlerini sürdürdüğü inancı vardı. H. 54. Delfoi Apollon’u biliciliğiyle ün salmıştı. LAPORTE. Her türlü resmi ve özel işler için bu tanrıya başvurulurdu. Ege ve Yunan Tarihi. Açık olmayan cevapları tanrıya Loksias -dolambaçlı. Bu nedenle ölüler için özenle mezarlar yapmışlardır. Her Yunanlı kendi dinini kendi seçiyor ve kendi dünya görüşüne göre kavrıyordu. Rahipler şehirlerdeki toplumlar tarafından seçilmiş devlet memurlarıydı. TTK Yayınları. Remzi Kitabevi. “Burada Pytia aracılığıyla Apollon’a soru yöneltilir. Mitoloji Sözlüğü. Daha sonra duyacağı ilk ses cevaptır.lakabının takılmasına neden olmuştur. 153 Dindarlığın artmasıyla tanrıların kâhinlik gücüne olan inanç artmaya başladı. Tubitak Yayınları.” 155 “İnsanın yaratılması efsaneye göre Titan soyundan Prometheus tarafından olmuştur. Yayınları. Yunan ve Roma Mitolojisi. s. 139. s.” 154 “Apollon’un esinlediği öngörme yetisiyle insanlar kadın veya erkek yani bilici. s. falcı ve kâhin olurlar. Sonra çamurdan yapılmış bu bedene yaşam soluğu üfler.” 152 Antik Yunan’da dini törenler tapınakların önünde duran sunakta yapılırdı. C.

İ. Bu törenler doğu kökenli mistisizmin yayılmasına sebep oldukları gibi ölümden sonra tekrar yaşamayı vaat eden İsis-Osiris inancı M. Bu dine girenler temiz yaşayabilmek için oruç tutmak. 5. Orfeus diniyle birleşen Demeter kültü Yunan dünyasına yayıldı. dans ederler. Mezopotamya’da Temmuz’un. “Bunun yanı sıra Doğu ülkelerin inançları ve mistik törenleri Yunan dünyası üzerinde etkisini artırdı.D. Dionysos’un müritleri geceleri yüksek yerlerde ellerinde meşaleler olduğu halde flüt ve davullarla gürültülü törenler yaparlar. Dinin gerektirdiklerini yerine getirenlerin ruhları vücutlarından kurtulur. bedenden sıyrılabilme önerilir. dirilişi. Marduk’un ölümleri. Fenike’de Adonis bayramları.S. age.179 Bu inancın kuvvetlenmesiyle halk Olimpos tanrılarını daha az önemser olmuş ve daha güçlü bir din aramıştır. çile çekmek ve toprakla temizlenmek zorundadır. Anadolu.G. 220 Belkıs MUTLU.yy dan sonra yayıldı ve 6.” 158 157 158 MANSEL. Bu etkilerle Yunanistan’da da Dionysos ve Seres için dini törenler yapıldı. Ancak Olimpos tanrılarına güven azaldı. s. Trakya ve Yunanistan dinlerinin karşımı olan Orfeus dini 7. bol bol şarap içerler. yüzyıllarda rol oynamaya devam etti. “Bunlardan biri olan Dionysos dini insanları dünyaya nüfuz eden ve hayat veren bu tanrıya yaklaştırmak amacındaydı.Ö 4. kutsal hayvanları parçalarlar ve bunların kanını şaraplarına karıştırarak içerler ve etlerini çiğ olarak yerler böylece tanrısal özü vücutlarına soktuklarına inanırlardı. Eski Mısır’da Osiris’in ölümü. Helenistik Dönemde kurulan pek çok yeni Yunan şehrinde tapınaklar yapıldı. Anadolu’da Telipinu’nun maceralarıyla ilgili temsiller dini tiyatro gibi düzenleniyordu. Yayınları. s. yüzyıldan itibaren benimsenerek mistik akımı kuvvetlendirdi. Kendi içine dönme. Batı Sanatında Biçimlenme ve Doğu Akdeniz.. ölümle de ruhun vücuttan kurtulmadığı görüşü vardı. İsisin Tanrı’yı araması.” 157 Orfeus dininde ise insan ruhunun tanrı parçası olduğu için ölümsüz olduğunu. sonra dirilişleri. 65. İstanbul 1977 . mezar gibi tıkalı olduğu zaman insan vücudunda azap çektiğini.

için tapınaklar yapıldı. 54–55. ilk uygarlıklarda yararlı amaçlar için kullanılmış ve kayıt tutma. Devlet ve tapınak yetkilileri.180 Mısır yeraltı tanrısı ‘Osiris Apis’ -Yunanca’da Serapis. Bu nedenle birçok Yunan tanrısının Doğu kökenli olduğu anlaşılmıştır. Hesiodos’ta Zeus’tan önce Kronos’un. Örneğin. orada sıra: Anu. Gök Tanrısı biçimindedir. Anu’nun erkeklik uzvunu dişleriyle kopararak onun yerine geçer. bilgili memurları. din ve astrolojik kestirim konularında yararlı hizmetler sağlamıştır. tarım yönetimi. D. tarım ve mühendislik projeleri. ANTİK YUNAN’DA ASTRONOMİ Bilgi. Arkadaş Yayınları. Mezopotamya kent devletlerinde. Kumarbi. matematik ve doğa bilgisiyle uğraşan bir bürokrasi ve bürokratik sivil hizmet oluşturup bunu sürdürmüştür. s. Kumarbi. Bu tanrılar birbirlerinin yerini zorla almışlardır. saray astrologlarını ve özel takvim görevlilerini çalıştıran çeşitli bürokratik kurumlar egemen olmuştur. Romalılar Yunanlıların 12 baş tanrısını benimsemişlerdir. tıp ve tedavi. Hesiodos’ta ise Kronos Uranos’un erkeklik uzvunu orakla biçerek onun tahtına oturur. Ankara 2006 . Harold E. 159 159 James McCLELLAN. politik yönetim. bir ölçüye kadar. ondan da önce Uranos’un baştanrı olmaları Mezopotamya’daki Kumarbi efsanesinde de görülür. takvimsel doğruluk. bilginin yazmayı bilen bilgili kişilerle edinilip uygulanmasını desteklemiştir. İlk devletlerin tümü. Yunanların tanrıları Doğudaki tanrıların yaptıkları işi görür. Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji.DORN. Yunanlılar her alanda olduğu gibi din ve mitoloji konularında da Mezopotamya ve Anadolu’nun etkisinde kalmışlardır. ekonomik hareketler. Yunan dini Hellenizmden sonra Roma’yı da etkilemiştir.

Bu sistem. vb. Çözüme. a ve b'yi çarp a’nın karesini ve a ile b'nin çarpımını ekle" gibi). sayıların soyut açıdan çok az anlaşıldığı yada hiç anlaşılmadığı matematiksel çizelgelerle çözülen mühendislik veya alışveriş hesaplamaları yaygındı. bire bölmeler. 60 saniyelik dakikada ve 360 derecelik çemberde görülebilir. E.DORN.16) yapmış ve kesirlerle çalışmayı sağlayan çizelgeler geliştirmişlerdi. 160 Matematikçilerin ilk uygarlıkların her birinde uğraştıkları problemler. ilgi alanlarının pratik ve yararcı yönlerini yansıtmaktadır. hesaplama açısından güvenilirdi ve doğru sonuçları veriyordu.DORN. Eski Sumerler ve Babilliler (bizim ondalık yani 10 tabanlı sistemimizden farklı olarak) altmışlı yani 60 tabanlı bir yöntem geliştirmişlerdir. 59 McCLELLAN. Eski Mısırdaki "katlama yöntemi. ekle" gibi) ulaşılıyordu. Altmışlı sistemin kalıntıları bugünkü 60 dakikalık saatte. özellikle Romen stili sayı sistemiyle kullanışlıydı. Pisagor üçlüleri ve benzerleriyle ilgili sayı çizelgeleri kullanarak. Hesaplama çizelgeleri. s. ikinci ve üçüncü dereceden terimleri olan denklemleri çözümünü sağlayan hesap cetvellerini kullanarak karmaşık hesaplar yapabiliyorlardı. age." yani sayıların iki katını tekrar tekrar alarak çarpıma süreci. bileşik faiz hesaplayan. tümüyle tutarlı olmasa ve başlangıçta sıfır içermese de. matematiksel işlemler için. genellikle reçete biçimiyle ("2 fincan şeker. age. bunların nasıl yapıldıklarını bilmesek de. Mısırlı matematikçiler Pi değerinin (Babilli matematikçilere ve İncil'in kaba 3 değerine karşılık) daha iyi bir kestirimini (256/81 yani 3. çarpımlar. s. 161 160 161 McCLELLAN. 60 . rakamların 60'ın üslerini temsil ettiği hane değerli ilk sistemdi. 1 fincan süt.181 İlk uygarlıkların her biri kendi matematik sistemini geliştirmiştir. kareler. Babilli matematikçiler. bir bilgisayarın bir denklemi ele alış biçimine çok benzer şekilde ("a'nın karesini al. küpler. Genellikle. E.

İlk uygarlıkların bazılarında. örneğin anlaşmaların (kontratların) ve gelecekteki ticari ve ekonomik işlerin tarihlenmesindeki önemli işlevini burada ayrıca açıklamaya gerek yoktur. 365 günlük Güneş yılıyla açıkça uyumsuz olan 354 günlük ay yılını benimsemiş olduklarından. M. doğru takvimlerin. bir boş zaman uğraşı olmak yerine. Kalıtım (Miras) paylarını ve tarlaların bölüşümünü belirlemek için lineer (doğrusal) denklemler çözülmüştür.182 Yunanlılar henüz soyut matematiği bulmamışlardı ama ilk yazıcıların işlerinde. akla gelebilir bir mühendislik yada hesaplama gereksinimi yokken. dinsel törenleri düzenlemek yönünden de yararlı ve gerekli olduğu açıktır. yapı malzemeleri için katsayı çizelgeleri kullanılmış olabilir. Tarım toplumlarında. gelişmiş astronomik araştırmalar diyebileceğimiz çalışmalar vardı. Takvimin. Taşıma yüklerinin çabukça hesaplanması. Babil' de matematikçiler.Ö. ay dönemleri ile (mevsimsel) Güneş yıllarının uyumunu sağlamak için zaman zaman bir ay döneminin daha takvime eklenmesi . Tüm tarım uygarlıkları astronomik gözlemlere dayalı takvim sistemleri geliştirmişlerdir. çok seyrek ve yararcı olmayan bir "oyunculuk" açık olarak görünmektedir. 300 yılında Mezopotamyalı takvim uzmanları sonraki yüzyıllarda da geçerliliğini koruyan soyut bir matematiksel takvim geliştirmişlerdir. 2'nin karekökünü virgülden sonra altı haneye kadar hesaplamışlardı. Örneğin. 1000'de Mezopotamya'da oldukça doğru bir takvim vardı. M. Aslında Eski Mezopotamyada bileşik faiz hesabı için 2'nin karekökünün son derecede yaklaşık bir kestirimi kadar soyut görünen üslü (eksponansiyel) fonksiyonlarla ilgili işlev çizelgeleri kullanılmış ve başka problemlerle ilişkili olarak "ikinci dereceden denklemler" çözülmüştür. Değerli madenler ve ekonomik mallarla ilgili katsayıların da benzer pratiklikte uygulamaları olduğu kestirilebilir.Ö. kanal ve alt yapı bileşenlerinin yapımında hacim hesabı için kullanılmıştır. birkaç olayla sınırlı olarak. Geometri ise. yalnızca tarımsal amaçlar için değil.

Eski Babil’de. askeri eylemlerin sonucunu yada kralın gelecekte yapacağı işleri kestirmekte kullanılan evrensel düzeyde yararlı bilgiler şeklinde görülmüştür. Bugünkü farklı görüşlerimize rağmen. 61 . astronomi. bu karışıklığın da pek bir öneminin olmadığı görülmektedir. Mısır'daki ana olayın. astronomiyi astrolojiden yada astronomları astrolog ve sihirbazlardan ayırmak olası olmadığı gibi. Mısırlıların resmi yaşamı üçüncü bir sivil Güneş takvimine göre düzenlenmiştir. Babilli astronomlar 19 yıllık dönemlerde takvime bu şekilde yedi ay dönemi eklemiştir. anlamlı da değildir. ilk uygulamalı bilimleri oluşturmuştur. Astroloji ve büyü. takvimden bağımsız ve her yıl Sirrus yıldızının ufuk çizgisi üzerinde mevsimsel olarak ilk kez görünmesiyle tahmin edilebildiği akla getirildiğinde. geleceği görmek için hayvan bağırsağı okumak yerine yıldızlarla ilgili bir dine geçiş. Hindistan.DORN.183 gerekiyordu. meteoroloji ve sihir. her 1460 yılda (4 defa 365). Mısır. bu ilk uygarlıklardaki çalışmalar ayrılamaz bir birlik oluşturdukları için. Mezopotamya. astroloji. l3lO'da çakışmıştır. Buna göre. 2770'te ve bir kez de M. Eski Mısırdaki din adamı-astronomlar iki ayrı ay takvimi kullanmış olmalarına rağmen. tarımsal ürünlerin yazgısını. bir kez M. (her şeye rağmen mevsimleri kestirebilen) takvimsel astronomi yanında. gökyüzü hakkındaki çalışmaları 162 McCLELLAN. yani oldukça düzenli olan Nil taşkınının. E. Sivil takvimle Güneş takvimi bu şekilde. uzun Mısır tarihi boyunca her yıl geriye doğru sürüklenerek. Babil' deki astronomi. bir Güneş-tarım yılını tümüyle içine almıştır. Aslında bunlar. tüm eski bilimsel geleneklerin en gelişmiş olanıydı. s.Ö. 365 günlük sivil takvim Güneş yılından her yıl çeyrek gün sapmış ve böylece sivil takvim.Ö. Çin ve Amerika'da yinelenen genel bir modelin parçalarını oluşturmuştur. 162 Takvim. age. Bu takvim 30 günlük 12 aydan ve 5 şenlik gününden oluşmuştur.

ekinokslar ve Güneş ile Ay'ın evreleri konularında oldukça uzmanlaşmışlardı. İki dolunay yada iki yeni ayın arasındaki gün sayısı.Ö. Babil astronomisi ve altmışlı sistemden kalanlar.Ö. Hiç kuşkusuz. 2000'e kadar gitmektedir. yeni ayın yeniden görünme zamanını öngörmek açıkça zorlaşmaktadır. Güneş ve Ay tutulmaları ile tutulma süreleri anlaşılmış ve öngörülebilmişti. gözlemleme ve kayıt tutmaktan çok daha fazlasını yapmışlar ve belirli astronomi problemlerini çözmek için sistematik araştırmalar yürütmüşlerdir. Burada vurgulanması gereken nokta. 5. gökyüzündeki Güneş ve Ay arasında yeryüzünden görülen göreli uzaklık yılın mevsimi ve uzun dönemli ay çevrimleridir. Babilli astronomların yaptığı araştırılmalıdır. bağımsız birkaç değişken etkilemektedir: Bunlar. 747'den başlayarak yapılmıştır. Bu bağımsız değişkenlerin varlığı nedeniyle. yalnızca çemberi derece olarak ölçmemiz için değil. yüzyılda kestirebiliyorlardı.Ö. E. özellikle sabah ve akşam yıldızı Venüs’ünki başta olmak üzere.DORN. 62 . başlıca gök cisimlerinin uzak gelecekteki hareketlerini M. gezegenlerin doğuş. Aslında.184 cesaretlendirmiş olabilir. daha sonra Yunan ve Helenistik astronomlarca alınmış ve benimsenmiştir. gündönümleri. Özellikle daha sonraki Babil astronomisinde. Artık biliyoruz ki. s. Babilli astronomlar araştırma yaparak "yeni ay problemi" konusunda yeni bir Ay'ın 163 McCLELLAN. yedi günlük hafta ve gezegenlerin tanınması için de çok önemli olmuştur.163 Konuyla ilgili olarak "yeniay problemini" burada açıklamak bilgilendirici olacaktır. Astronomlar. Astronomik gözlemlerin kayıtları M. Mezopotamyalı astronomlar. Babil astronomisindeki birçok teknik 'yol ve yöntem'. age. Babilli astronomlar takvimsel ve dinsel nedenlerle ay ayının gün olarak süresini bilmek gereğini duymuşlardır. Verilen bir aydaki gün sayısı hangisi olacaktır? Yanıtı. batış ve görünme zamanlarını hesaplamışlar ve bunların ileriye dönük kestirimlerini yapmışlardır. sürekli gözlemler ise M.53 gündür). yani kavuşum ayı 29 ve 30 arasında değişir (ortalaması 29. Babilli astronomlar. gökyüzünü gözlemleme aygıtlarıyla inceledikleri ve doğru kayıtlar tuttukları açıktır.

en azından Mısır ve Mezopotamya uygarlığı ile Antik Yunan uygarlığı arasında tarihsel bir devamlılık olduğu söylenebilir. Mısır ve Mezopotamya’daki bilgi birikiminden önemli ölçüde etkilendikleri ve yararlandıkları ve bu etkilenmenin bilim alanında Hipparkos. Bunların başında özellikle mitoloji. Antik Yunan’da bilimin." Babilli astronomların çok belirgin bir problem üzerinde (29 yada 30 gün) etkin araştırmalar yaptığını göstermektedir. Philosophia’nın ilk temsilcisi olan Thales ve onu izleyen filozofların. bu temas. Bu bakımdan olmak üzere. örneğin Anaximandros. Heron ve Diaskorides ile devam ettiği bir gerçektir. "Yeni ay problemi. Bu araştırmalar gözlem. Ancak. matematik ve astronomi gelir. Pythagoras ve Platon. matematiksel çözümleme ve olayların modellenmesine dayandırılmıştı ve daha çok dikkatin gökyüzünde neler olup bittiğine değil de matematiksel çevrimlerle ilgili soyut modellere verilmesi ölçüsünde kuramsaldı. felsefenin ve buna bağlı olarak demokrasinin doğuşunda ne derecede önemli olmuştur? Yoksa insanlık tarihinde bu olağanüstü gelişmenin nedenini bizzat Antik Yunan dünyasının kendinde mi aramak gerekir? Bu soruların yanıtlanması için.185 ne zaman görünür olacağını güvenilir bir biçimde öngören tam doğru astronomik çizelgeler oluşturabilecek kadar uzmanlaşmıştı. İlkçağ doğa düşünürlerinden olan Thales’in Mısır’a ve Mezopotamya’ya gittiği ve orada matematik ve astronomi konusunda bazı incelemeler yaptığı kesindir. Mısır ve Mezopotamya’da gelişmiş olan özellikle astronomi ve matematik bilgisi Antik Yunan bilimine temel teşkil etmeleri bakımından son derece önemli tarihsel bir rol oynamışlardır. tıp. Mısır ve Mezopotamya ile Antik Yunan arasında inkâr edilemez olan bu etkilenme. kimya. Sonra. Pythagoras ve Platon’un Yakın Doğu’da kökleri bulunan sayı mistisizminden etkilendikleri kabul edilmektedir. Hiç kuşkusuz Antik Yunan düşüncesi birçok bakımdan Mısır. bu kez de Antik Yunan . Mezopotamya ve Yakın Doğu uygarlıklarında hâlihazırda oluşmuş bulunan bilgi birikimlerinden etkilendi.

gezegenlerin yere olan 164 McCLELLAN. Buna göre. E. gökyüzünde ateş tekerlekleri vardı ve gördüğümüz parıldayan cisimler aslında ateş tekerleklerindeki deliklerdi. Sokrat öncesi geleneğin adı.Ö. M. Bu evrensel model. 164 Pythagoras astronomisinin Babillilere çok şey borçlu olduğu aşikârdır. Pythagorasçılar da. 80 . yani dünyanın bir boşluğun ortasında konumlandığını açıklaması bakımından. dünyanın bir disk olduğu. sayılara olan sevgileri nedeniyle. Yunan astronomi kuramı konusunda Eflatun'dan önce bir düşünce birliği yoktu. Mısır ve Mezopotamya evren kuramlarına oranla da daha gelişmişti. yani gerçeğin basitleştirilmiş bir benzetimi ve oluşturabileceğimiz bir benzerlik olması nedeniyle dikkat çekicidir. 6. s. önerilen modellerin çeşitliliği nedeniyle kötüye çıkmıştı. onları karakteristik Yunan buluşları haline getirmiş ama savunucuları modellerle ilgili hiçbir ayrıntının peşinden gitmemiştir. Yine Babilliler gibi. Anaksimenes'in sonraki modeline ek olarak (ki bu modele göre dünya havayla ayakta duran bir masaydı). Anaksimandros'un görüşü. dünyayı neyin desteklediğini. gezegenlerin yere farklı uzaklıklarda bulundukları ve yere yıldızlardan daha yakın oldukları fikrini kabul etmişlerdi. yüzyılda Milet'li Anaksimandros. onu oluşturan temel niteliklerin neler olduğunun tanımlanması gerekmektedir. Bu modellerin mekanik ve belirsiz matematiksel niteliği. Babilliler gibi gök cisimlerinin ilahi olduklarına inanmışlardı.DORN age. Pisagorcuların modeli ise dünyayı evrenin merkezinden almış ve dünyanın (belki Güneş'in de) belirsiz bir merkezi ateşin ve hatta daha gizemli bir karşıt dünyanın çevresinde dolaştığını ileri sürmüştür. Tutulmaların nedeni ise deliklerin kapanmasıydı ve gök tekerleklerinin konumları belirli matematiksel oranlarla belirleniyordu. Yıldızların tekerleği dünyaya en yakın olanı ve Güneş'in tekerleği en uzak olanıydı. yalnızca bir model olması bakımından.186 uygarlığına dönerek. boşlukta doğal bir biçimde yüzdüğü ve insanların onun düz yüzeyinde yaşadığı tezini öne sürmüştü. Pythagorasçılar.

RONAN. 428–347) örneği ve Eflatun’un geometrik astronomisi.Ö. Venüs. "felsefeyi göklerden yere çağıran" 4. bizi Sokrat öncesi kuruluş çağından alıp. ateş. Ama politik güce karşı geldiği için ölüm cezasına çarptırılmıştır. Sokrat. Gökyüzünü 165 Colin A. Eflatun. Ay. 81–82. Güneş. Geometri. Ankara 2005 . Mars. gençliğinde doğa felsefesiyle ilgilendiği söylense de. 399'da cezasının yerine getirilmesinden sonra felsefi cüppesi. Akademinin ana kapısı'na yazılmış olan şu söz de önemliydi: "Geometri cahilleri girmesin. Jüpiter ve Satürn şeklindeydi. Bu sıralama. hava.187 uzaklıklarını. Atina'da bulunan ve 800 yıl yaşayan özel Akademisini (Akademia) kurarak felsefe ve doğa felsefesi çalışmalarına şekil vermiştir. doğayı inceleyerek kesin bir şey öğrenilemeyeceği sonucuna varmış ve bunun yerine dikkatini insan deneyiminin ve iyi yaşamın incelenmesine odaklamıştır. Hatta astronom da değildi. Sonuçta gezegenlerin yer etrafındaki dolanım hızlarına dayanarak bir uzaklık sıralaması belirlediler." Geometri. hiçbir gezegenin Güneş’in diski önünden geçmediğini gözlemlediklerinden. ciddi bir geometrici yada matematikçi değil bir filozoftu. Tübitak Yayınları. Ancak Eflatun. s. 165 Atinalı Eflatun (M. görünürde kendisini doğayla ilgili doğrudan açıklamalarda bulunmak için daha hazırlıklı gören Eflatun’a geçmiştir. yüzyıl Yunanistan'ına sağlam bir şekilde indirir. su ve eteri. Merkür. Eflatun'un madde kuramının beş temel elementi olan toprak. Merkür ve Venüs’ü Güneş’in arkasına yerleştirerek sıralamayı düzelttiler. onların periyodik hareketlerini belirleyerek incelediler. Yer.Ö. M. Daha sonra. klasik 4. Bilim Tarihi. yüzyıl ustası Sokrat'ın öğrencilerinden biriydi. geometricilerin yalnızca beş adet olabileceğini kanıtladığı benzer ve düzenli çokgen yüzeyleri olan beş adet kusursuz üç boyutlu çokyüzlüler olarak tanımlarken de önemliydi. Eflatun ve felsefesi için ileri bir disiplin biçimi ve metafiziksel olarak soyut ve kusursuz her şeyin bir modeli olarak önemliydi. Eflatun.

Eflatun. Sokrat öncesi modellere göre birçok yönden herhangi bir ilerleme göstermiyordu. Eflatun gök cisimlerinin hareketiyle ilgili bu görüşlerini. Yine de. çemberin başı ve Sonu olmayan sabit eğrilikte bir biçim olması açısından. bu tarihlerden sonra artık sorgulama konusu olmamıştır. zaman ilişkileri içinde tanımlanmış dünyamızın solgun ve kusurlu bir yansıması olduğu değişmez bir ideal gerçeklikten oluşmaktadır. Bu nedenle. ne de gök cisimlerinin önceki kuşaklardan aktarılan deneyimlerle de bilinen hareketleri dışında. Eflatun’un Biçimler dünyası. gök cisimleri için uygun olan tek hareket biçimi çembersel hareketti. özde değişmez olduklarına inandığı için. biçimler dünyasının kusursuzluğunu göklerin sadakatle yansıttığı ve düzgün hareket değişimin kusurunu gösteren hızlanma yada yavaşlama olmaksızın sabit bir hızla ve sapma olmadan yapıldığı için. Kozmolojik model etkili olsa da. gök cisimlerinin duran bir dünya çevresinde çemberler çizerek döndüğüne inanıyordu. Ancak Eflatun. Eflatun. gökyüzünün ister istemez düzgün bir biçimde hareket etmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Aynı şekilde Eflatun. apaçık gibi görünen bu düşünceyi. deneyüstü ve kusursuz bir saf biçimler dünyasının somut şeklini temsil ettiğine inanmıştı. Ay. Eflatun. bazı hareketlerin çembersel ve düzgün . göklerin canlı ve kutsal olduğuydu. Göksel hareketlerin çoğunluğu çembersel görünse de. Göksel kürelerin eski zamanlarda yaptıkları düşünülen düzgün çembersel hareket. görkemleri ve neredeyse kutsal durumlarından dolayı göklerin sonsuz.188 gözlemlememişti ve bunu yapanları küçük görmüştü. Eflatun’un kozmolojisinin gizemli bir yanı ve yüzyıllarca süregelen yaygın bir felsefi düşünce. ne Güneş. Sabit Yıldızlar ve gökyüzündeki diğer cisimlerin her 24 saatte çembersel yaylarda hareket ettiklerini gözlemlediği için edinmiştir. Yunan astronomlarını problem çözümüne yönlendirerek astronomi ve bilim tarihine büyük ve sürekli bir etkide bulunmuştur. Gezegenler. her şeyden önce ana ilkelerine dayandırıyordu. Timaios adlı diyalogunda Eflatun merkezdeki dünyanın ortak bir eksen üzerinde çeşitli gök cisimlerini taşıyan bir dizi dönen küreyle mekanik olarak birleştirilmesini içeren oldukça karmaşık bir gökyüzü modelini ortaya koymuştur.

gezegenlerin göründüğünden (bu durumda düzgün çembersel hareket) farklı hareket etmeleri gerektiği düşünülmedikçe. özellikle gezegenlerin yada "gezgin yıldızların" birkaç aylık dönemlerde gözlemlenen hareketleri böyle değildir. Gezegenlerin bu konumlarının ve geriye hareketlerinin açıklanması. E. Güneş'in gökyüzündeki yıllık gezintisi ve Ay'ın aylık dönüşü görünürde çembersel olsa da. gözlemlerin başka bir (döngülü) hareket şekli göstermesi. Gezegenler. yeniden durur ve ilerler. 166 McCLELLAN. s. "göksel olayların kuralını kurtarmak" için astronomları.DORN.S. Eflatun’un gezegenlerin (çembersel olarak) tek yönde hareket ettiklerine inancı yanında. Ancak. araştırılacak göksel olayları göstermiştir. çember kullanmalarını isteyerek harekete geçirdiğinde.000 yıl boyunca astronominin temel sorununu oluşturmuştur. durur. kanıta gerek göstermeyen fenomenlerin açıkça "araştırılmasına" başlanmasından daha fazlasını temsil etmektedir: Eflatun’un Biçim ve çemberlerle ilgili daha önceki felsefi (kuramsal) inançları.189 olmadıkları çok açıktır. doğa felsefesinde daha önce var olmayan bir problemi tanımlamıştır. gökyüzündeki başka hareketler. gözlemlenen konumlar ve geriye gidişlerle ilgili hiçbir sorun yoktur. çözülmesi gereken açık bir sorunu ve bir araştırma alanını gösteriyordu. şu can alıcı tersliğe de dikkat edin: Eflatun ve onu izleyenlerin yaptığı gibi. Gezegenlerin hareketleri zorluklar getirmiştir. Eflatun’un çağından başlayarak M. sabit yıldızların oluşturduğu arka plana göre. Yıldızların günlük hareketleri. Eflatun’un bu inceleme çerçevesini astronomiye katması bu kadarla da kalmamaktadır: Eflatun. yüzyılda Kopernik sonrasına kadar hemen hemen 166 2. gökyüzünde büyük ve çembersel olmayan alanları tarayarak yolları boyunca yavaşlar. 16. Eflatun. Eflatun’un başlattığı astronomik inceleme çerçevesi. geriye hareket eder. aklını en çok meşgul eden soru gezegenlerin "konumları ve geriye hareketleriyle" ilgili olan büyük sorundu. ünlü ifadeyi kullanmak gerekirse. 81 . Ancak. age. Böylece Eflatun.

age. Güneş için ek bir küre ekleyip toplam küre sayısını otuz beşe yükselterek modeli geliştirmiştir. Eudoksos. evrenin birbirlerinin altında ve üstünde değişik hız ve eğimlerde dönen tüm kürelerle mekanik olarak nasıl işlev yaptığını açıklamakta yine de yetersizdi.Ö. 365) gelmiştir. Ancak bu model. "İşe yaramış" olsa da. Eflatun’un öğrencisi Knidos'lu Eudoksos'tan (M. Güneş'in ve Ay'ın görünen hareketlerini açıklamak için kullanılmış. 4. 384–322). Bundan başka hiçbir şey soruna bir çözüm olarak ortaya konulmamıştır. her geriye hareket eden gezegene ise biri günlük hareketi.Ö. Eudoksos modelinde evren büyük bir soğana benzemektedir. 167 Eudoksosçu tek merkezli küreler modeli ve onunla ilişkili küçük araştırma geleneği. eski çağlar bir yana. 85 . Eudoksos'un daha genç bir çağdaşı olan Kyzikos'lu Kallippos (M. Buna ilk yanıt. çembersel hareketi kullanarak görünürde düzgün olmayan görünümler veren ve gezegen probleminin uygun ve kabul edilebilir çözümlerini oluşturan modeller de tanımlamıştır. yüzyıl astronomları.Ö. Helenistik dönemde bile pek 167 McCLELLAN.190 kuramcılar ve astronomlar için. diğeri gökyüzündeki periyodik hareketi açıklamak için ve iki tanesi de ters yönlerde hareket eden ve konumlarla geriye dönüşlerin "Booth eğrisi" olarak bilinen ve 8 sayısına benzeyen yolunu izlemek için dönen dört küreli bir sistem tasarlanmıştır. Kürelerden bazıları yıldızların. 330).DORN. Bunlardan biri dört mevsimin sürelerinde gözlenen eşitsizlikti (mevsimlerin gün cinsinden uzunluğu aynı değildi). Sonraki kuşaktan Aristo (M. problemi yeniden ele alarak astronomi ve kozmolojide küçük ama farklı bir araştırma geleneği oluşturmuştur. çeşitli karşı koyucu küreler ekleyerek elli beş ya da elli altıya yükseltmiştir. merkezdeki bir dünyanın çevresinde dönen iç içe (aynı merkezli) yirmi yedi göksel küreden oluşan bir gök modeli önermiştir. bu modelin bazı sorunları vardı. E. Bunu açıklamak için. teknik astronominin bu sorununu ele almaya çalışmış ve kürelerin sayısını. s.

Bunlardan biri. Astronomi kuramı ve kozmoloji. aynı zamanda doğayı genel felsefi. Ay'la ilgili ilk Paleolitik kayıtlardan bu yana önemli ölçüde artmıştı. Eudoksos ve meslektaşlarının dönen küreleriyle akıllarında ne olduğu konusunda yalnızca çok belirsiz bir ilişkiyi gösteriyordu.000 yıl sonra Kopernik'in önerdiği sistemden pek farklı olmayan ve güneşin merkezde olduğu yani günmerkezli bir evreni desteklemiştir. adları bilinmeyen Babil astronomları ve astrologları arasındaki meslektaşları gibi. Son olarak. Eudoksos. Bir kez bu durum. 310–230) idi. yalnızca doğayla ilgili şeyleri bilmekle. tek merkezliliğe seçenekler düşünüyordu ve Klaudios Ptolemaios'un (Batlamyus) çalışmalarıyla eski astronominin 500 yıl sonra geldiği nokta. ister Yunan isterse onun bürokratik kılığı içinde olsun bir kez daha açıklamaktadır. M. bilimsel çalışmaların toplum temelli doğasını. doğayla oynamakla ve doğa konusunda kuramlar üretmekle kalmamış. Bu araştırma geleneği. Eudoksos.Ö. Son çözümlemede. Daha geniş bir anlamda. İnsanın doğayı sorgulamasıyla ilgili teknikler. Eflatun. sonraki yüzyıllar boyunca birçok doğa filozofunu meraklandıran sorular ortaya çıkarmıştır. Kallippos ve Aristo. . Aristarkhos. metafiziksel ve kuramsal görevlerinin gösterdiği doğrultuda ayrıntılı olarak da incelemiştir. Eudoksosçu yaklaşımın başına bela olan ileri ve kavramsal sorular ölümcül olmuştur. Başka bir deyişle. bu düzeyde bilimsel araştırmanın konuyla uğraşanların ne ölçüde bir düşünce birliğine bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. bilimsel çalışmaları kişiler değil gruplar yapar. Bu soruların arasında mevsim uzunluklarının neden aynı olmadığı. Bu. uzman bir astronom ve matematikçi olan ve görünüşe göre Müzede çalışan Sisamlı Aristarkhos (M. yaklaşık 2. birkaç önemli yönüyle yine de dikkat çekicidir. etkin bir biçimde. ikinci yüzyılda astronomlar.191 yaşama olanağı bulamamıştır. Eflatun’un yaklaşımının temelde doğru olduğu konusunda uzlaşmadan ayrıntılı araştırmalara başlamış olmaları anlamlı değildir. Kallippos ve Aristo'nun. Venüs'ün parlaklığının neden değiştiği ve Venüs.Ö. Arşimet'e göre Aristarkhos. Merkür ve Güneş'in birbirlerine neden yakın olması gerektiği bulunuyordu.

Ayrıca. doğal olarak evrenin merkezine doğru hareket etmeye eğilimlidir ve bu nedenle dünyanın boşluk içinde bir gök cismi gibi dönmesinin yada başka bir hareket yapmasının gerekli olduğunu söylemek. age. parçaları geri döner ve bunlar kendilerini merkezde yeniden oluştururdu. s. 100 . Aristarkhos'un günmerkezlilik kuramının karşısındaki güçlü bir teknik ama bilimsel olarak daha ağırlıklı bir nokta da yıldız parlaksıdır. 168 Aristarkhos 'un günmerkezlilik kuramı İlk Çağlarda bilinmekteydi ama entelektüellik karşıtı bir duruştan değil de özde akılcı olmayışı nedeniyle çoğunlukla reddedilmişti. Yeryüzünü oluşturan topraklı ve sulu şeyler. Mantıklı hiçbir bilim adamı. Problemi 168 McCLELLAN. o tarihlerde o kadar çok bilimsel itirazlarla karşılaştı ki. her günkü gözlemlerle çelişen ve süregelen üretken araştırmaların temellerinde olan uzun süredir benimsenmiş öğretileri çiğneyen bir kuramı asla kabul etmezdi. Dünya merkezden alınırsa. ona yalnızca bir fanatik inanırdı.192 güneşi merkeze yerleştirmiş ve dünyaya iki hareket atamıştır: (Göklerin görünürdeki günlük hareketini açıklamak için) ekseni çevresinde günlük ve (güneşin burçlar kuşağındaki görünür yolunu açıklamak için) güneş çevresinde yıllık bir dönüş. dünyadan Aristo ve diğer tüm bilim adamlarının olanaksız dediği hareketleri yapmasını istemek olurdu. dünyanın Aristarkhos'un günmerkezliliğiyle önerilen hareketi Aristo'nun doğal hareket fiziğini açıkça çiğnemekteydi. Özde bugün de benimsediğimiz bu kuram. E. Fizik yasalarını çiğneyen düşünceler ileri süren kişilerden bugün bile kuşku duyarız.DORN. Dünya kendi ekseni çevresinde dönüp güneşin çevresinde hareket ediyorsa. yere çivilenmemiş her şey kuşkusuz uçardı ya xcda ardında bir yıkıntı bırakırdı ki bu sonuç kuşların her yönde aynı kolaylıkla uçması ve yukarı doğru atılan cisimlerin atıldıkları yere düşmesi gibi duyusal kanıtlarla çelişirdi.

Aristarkhos günmerkezliliğin mümkün olabilmesi için evrenin inanılmaz büyüklükte boyutlara genişlemesi gerektiği yönünde başka bir itirazla daha karşılaştı. age.DORN. Ancak. Aristarkhos 'un bu soruna yanıtı şöyleydi: Dünyanın güneş çevresindeki yörüngesinin çapı sabit yıldızların uzaklığına kıyasla o kadar küçüktür ki. Fakat Yunan astronomisinin matematikleşmesini Ödoksos’la başlatmak doğru olur. o zaman yerdeki bir gözlemci altı ay boyunca çok farklı noktalardan gözlem yaptığında yıldızların göklerdeki göreli konumu değişmelidir. 101 SAYILI. Astronominin temeline geometrinin konması Pisagorcularda başlamıştır. Lakin bu sistemde henüz gök cisimleri hareketlerinin hesabını ayrıntılı bir şekilde vermeye teşebbüs etme safhasını temsil etmemektedir.193 basitçe ifade etmek gerekirse. Çünkü ortak merkezli küreler sistemi çeşitli olayların başlıcalılarının matematiksel izahına girişen ilk Yunan astronomi sistemidir. age. dünya güneş çevresinde bir yörüngede hareket ediyorsa. en azından 19. Yoz ve değişken bir dünyayı kutsal ve bozulamaz göklere yerleştirmeye karşı dinsel tepkiler de ortaya çıkmıştır. yüzyıla kadar böyle bir değişme gözlenmemiştir. s. da Bu yanıt. Batlamyus sisteminin temelini atmış olan Hipparkos’un kurduğu astronomi sistemidir. 169 Helenistik çağ Yunan astronomisinin kalburüstü başarısı ve eseri. Yunan matematiksel astronomisi ancak Hipparkos ve Batlamyus safhasında niceselleşmiştir. E. Aristarkhos 'un tanrılara saygısızlıkla suçlanması da şaşırtıcı olmamıştır. Arşimet' e göre. yıldızların konumundaki değişmeler gözlemlenemeyecek sonra Kopernik ölçüde azdır. s. Günmerkezlilik tezinin karşılaştığı sorunlar aşılması zor sorunlardı ve İlk Çağ astronomlarının bu teze karşı gerekçeleri sağlamdı. yıldız paralaksının daha neden sonra gözlemlenemediği sorusuna akıllıca bir yanıttı (bu arada aynı yanıt daha tarafından verilecekti). 390 . 170 169 170 McCLELLAN.

dıştan etki almaksızın mahalli görünmektedir. Fransızların Lagaş’ta yaptıkları kazılar sırasında kabartma resimli bir vazo bulundu. 171 C. age. böyle bir geçiş sürecinin asıl Mezopotamya’da karşılaşıldığı sadece söylenebilir. Ancak milattan önce beşinci yüzyılda Hippokrates adını taşıyan iki Yunanlı bilim adamı vardı. 390–391 . kimliğine Yunanlılarda sahip olması matematiksel ihtimali düşük astronominin belirişi oldukça anidir. daha sonra Apollon’un oğlu olarak tanrılaştırılmıştı. Geleneğe göre Yunan Tıbbının kurucusu. İyonya bölgesindeki Sakız Adası’nda (Chios) ta doğmuş olan matematikçi Hippokrates. Bu aşamada Yunanlıların Mezopotamya astronomisinden ampirik ve münferit bilgi bakımından faydalanmış oldukları çok daha kesinlikle söylenebilir. ANTİK YUNAN’DA TIP Hippokrates adı. Değerli bir sanat eseri olan vazonun asıl 171 SAYILI. güneyindeki İstanköy (Cos) Adası’ndan gelen hekim Hippokrates idi. Homeros’un İlyada’da bahsettiği Asklepios’udur. Bu sebeple. tıp deontolojisi ve “Hipokrat Yemini” ile ilgili olarak çoğu kişiye belli belirsiz Yunan tıbbını çağrıştırır. Asklepios genellikle. Ancak.194 Astronominin mitoloji ve kozmogoni safhasından layik ve matematiksel astronomiye geçişinin Yunanlılardan önce Mezopotamyalılarda vuku bulmuş olduğu. Asklepios. Homeros devrinde kusursuz bir hekim olan Asklepios. s. sonraları modern tıbbın sembolü olan ve üzerinde birbirine sarılmış bir çift yılan taşıyan asanın ilk asa ile ilgili olmaması gariptir. Bunlardan birincisi. tedavi sanatını insan başlı at şeklindeki mitolojik yaratık Chiron’dan öğrenmiş ve elindeki bu sanat ile tüm insanları ölümsüzleştireceği düşüncesiyle Zeus tarafından bir yıldırım darbesiyle öldürülmüştü. etrafına yılan sarılmış bir asa ile resmedilmişti. diğeri ise yine İyonyalı olan ve Sakız Adasının 200 km. bir gelişme Gerçekten. daha doğrusu.

kültünün yayılmış olduğu anlaşılmaktadır. 126–127. bir sopaya sarılmış biri dişi öteki erkek iki yılan işlenmişti. temizlenmek için yapılan banyoyu bir dinlenme devresi olan "kuluçka devresi" takip etmekteydi. umutsuz bir hastanın bu ağulu sütü içmesi ve iyileşmesi ile bu figürler simgeleşmiş ve günümüze eczacılığın ve hekimliğin simgeleri olarak ulaşmıştır. “hayat ağacının beyi” anlamına gelen tanrı Ningişzida’nın simgesi olan. Daha sonra. s. Özel tapınaklarda yaşatılmış olan bu kült. Bu figür. Yılanlar işlerini bitirip gittikten sonra. Bu tip tapınak tedavisi Yunan icadı değildi.195 önemi. uygulanan tedavi esasen psikolojikti. Vazonun üzerinde iki cin arasında. Yine 172 173 GÜNDÜZ. Bu öykü bazı değişikliklerle Müslümanlar arasında Lokman Hekim öyküsü olarak da anlatılır. age. tek yılan ve birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir simge olarak kullanıldı. Bu devrede görülen rüyalar Asklepios rahipleri tarafından yorumlanmakta ve tedavi olanlar tapınağa hediyeler sunmaktaydı. dolayısıyla yaşamı ve yılanlar ise gençliği temsil ediyordu. 172 Yine Bergama kaynaklı kabartma figürde aynı tastan süt içip yine aynı tasa kusan iki yılanın öyküsü anlatılır. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Eski Yunanlıların hekimlik-tanrısı Asklepios’un yılanlı asasından esinlenerek günümüzdeki hekimliğin amblemi oldu. Buna göre. İşte Anadolu. 173 Asklepios'un gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinmemekle beraber. o güne dek Yunanlılardan geldiği sanılan hekimlik simgesinin. İstanbul 1999 . binlerce yıl çeşitli ülkelerde yalnız sopa. 301 Ömer TUNCER. aslında Sumerlilere ait olan anılan simge. hekimliğin koruyucusu bir Sumer tanrısının amblemi olduğunu göstermesiydi. Tapınakta cerrahi müdahale yoktu. Mısır'da ve Mezopotamya’da uygulanmıştı. sopa-yılan. Sopa hayat ağacını. s. birçok hastalığa uygun olduğu düşünülen dini merasim şeklinde bir cins tedaviyi öngörmekteydi. İlaçlar başka yerlerde ve hekimler tarafından tavsiye edilirdi. Tapınakta ilaç kullanımı sınırlıydı. gerçekte.

bu ekolün üyesiydi. Daha önce gördüğümüz gibi. Tıp teorisi ile ilgilenen astronom Filolaos da. age. age. bitki ve kökleri tıpta olduğu kadar büyücülükte de kullanmak için toplamışlar ve bir müddet sonra bunların etkileri hakkında zengin bilgi sahibi olmuşlardı. beynin duyuların merkezi olduğunu düşünmüştü.196 de. tıbbın psikolojik cephesine her zaman ağırlık verdiği gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır. s. Alkmaion. Tarihinin ilk dönemlerinden itibaren Yunan tıbbında belli başlı dört ekolü vardı. Yunanlı hekimler. Bir tarihçinin pek yerinde olarak ifade ettiği gibi. Hekimin görevi. Toplama işleminin uygun zamanlarda -geceleri veya Ay'ın belli evresinde. âleme kendilerine has tarzda bakma eğilimindeydi ve bu durumun tıpta da görülmesi şaşırtıcı değildir. 174 Elbette ki Yunan aklı. bu bilgiyi devralmak ve uygun dozu belirleyerek doğru uygulanmasını sağlamaktı. Bu işlem yalnızca uygun önlemler alındığında tehlikesizdi. Bunlardan birisi Pythagoras tıp ekolüydü ve lideri Krotonlu Alkmaion idi. tıbbın yalnızca uygulanması ile yetinmemişti. Kendisi duyu. s. biraz da teori bulunmalıydı. farklı Yunan düşünce ekolleri. Bunlar. 94 . ot toplamak veya kök sökmek.yapılması gerektiğine de inanmışlardı. uyuyan kaplanın sırtından tüylerini koparmaya benzemekteydi. Yunan tıbbının. kök sökücüler (rhizotomoi) tarafından yıllar boyu toplanan bitkisel drogları kullanmaktaydı. Bu işlem ayrıca. 175 174 175 RONAN. hareket ve vejetatif fonksiyonları birbirinden ayırt eden ilk kişi olma şerefini taşımaktadır. 94 RONAN. büyülü şarkılar eşliğinde gerçekleştirilmekte ve oldukça tehlikeli addedilmekteydi. sağlığın vücut içindeki kuvvetlerin dengesine bağlı olduğunu öğretmiş ve o zaman için alışılmamış bir şekilde.

meslektaşlarının ve öğrencilerinin İstanköy' de öğrettiği bilgiler. Bu şehirler birbirlerinden birkaç kilometre uzaklıkta olup Kerme Körfezi ile ayrılmışlardı.tıp biliminin diğer yönleri ile de uğraşmanın yanında bugün psikosomatik tıp olarak adlandırılan konu ile de ilgilenmişti. Hippokrates zamanında (milattan önce beşinci asrın sonu ve dördüncü asrın ilk birkaç on yılında) yerlerini. age. Bu ekolün diğer bir üyesi Herodikos idi ve kendisinin Hippokrates'in hocası olduğu söylenir. daha genel bir yaklaşım benimsemiş ve çeşitli tıp konuları ile meşgul olmuştu. klasik tıbbın ilk merkezi olduğunu söylemek herhalde doğru olur. Merkezi Abdera' da olan dördüncü tıp ekolünde ise. Akron'un sağlığı korumak için uygulanacak bir dizi kural kaleme aldığı da zannedilmektedir. Sicilya tıp ekolüydü. Hippokrates 'in kendisinin. Hippokrates. altmış kadar önemli metinden oluşan "Hippokrates Külliyatı"nın içinde yer alır.197 İkinci Yunan tıp ekolü. s. vücut içindeki ve dışındaki havanın önemini vurguladılar. Bu ekolün liderlerinden atomist Demokritos -ki kendisi İstanköy'lü Hippokrates'i tesadüfen tanımış olabilir. Üçüncü ekol. 94 . bazı anatomik disseksiyonların (kadavraları keserek inceleme) yapıldığı İyonya tıp ekolüydü. Empedokles'in öğrencilerinden Akron ve Filistion. yaklaşık MÖ 460'da bu şehirde doğdu176. ebelik ve kadındoğum hastalıklarında uzmanlaşmıştı. özellikle beden eğitimi ve perhizin tıpta uygulanmasına önem verilmişti. Kurucusu muhtemelen dört unsur (kök eleman) teorisi ile tanıdığımız Akragas'lı Empedokles idi. İstanköy ekolünün. Ancak bugün bu külliyatın hangi kısımlarının 176 RONAN. İstanköy ekolü ise. biri Knidos'ta diğeri İstanköy'de bulunan ve tıp eğitimi veren iki merkeze bıraktılar. Knidos'taki (Datça) tıp ekolünün mensupları ilgilerini belli hastalıklar üzerine yoğunlaştırmış. Bu dört tıbbi düşünce ekolü erken döneme ait olup.

Gerçekten bazı fiziksel durumlar sıvı salgılanmasını da beraberinde getirmekteydi. milattan sonra ikinci yüzyılda. Kemikleri tanımakla beraber. ıslaklık. Yine de. İstanköy' deki tıp ekolü hakkında bazı şeyler söylenmelidir. böylece "hıltlar" (humours) veya “vücut sıvıları" teorisini ortaya koydular. yeni bir fikir olmamakla birlikte. İstanköy’lü hekimlerin iç organlar hakkındaki bilgileri fazla değildi. Empedokles'in dört unsuru (kök elemanı) da. kan ve safra gibi çok önemli sıvıların bulunduğunun gözlenmesiyle ortaya çıktığı şüphesizdir. Hippokrates Külliyatını oluşturan her kitabın içeriğini ayrıntılı olarak vermenin yeri burası değildir. vücutta kan. İstanköy ekolünden değil Knidos ekolünden gelmiş gibi görünmektedir. Bu sıvılar dört keyfiyet (nitelik) ile birleştirildi ve sağlıklı bir insanda bunların hepsi denge içindeydi. Bir veya ikisinin fazlalığı vücutta bir takım fiziksel düzensizliklere sebep olmaktaydı. Hippokrates'in bizzat kendisi tarafından yazılmış olduğu tahmin edilmektedir. Ancak birçoğunun. hekim Galenos bu doktrine dört . Milattan önce beşinci asrın son birkaç on yılına ait olan bu metinlerin daha sonra İskenderiye'deki Yunan âlimleri tarafından bir araya toplandıkları tahmin edilmektedir. sarı safra ve balgam olmak üzere dört vücut sıvısının bulunduğu düşünüldü. kusma veya ishal ise farklı fiziksel durumlara işaret etmekteydi. Bu teorinin insan ve hayvan vücudunda. Fakat Hippokrates'in muazzam şöhreti ve öğrettiklerinin ortaçağa kadar uzanan sürekli tesirleri göz önüne alındığında. Bunların arasında en tanınmışı olan İnsanın Tabiatı'nın Hippokrates'in damadı Polibios'a ait olduğu kesindir.198 Hippokrates. hastaları belirli bir yönteme göre tedavi edebilmek için. sıcak ve soğuk-yer aldı. kara safra. bu teorinin Hippokrates versiyonunda rol oynadı ve bu dört unsur yanında dört keyfiyet veya nitelik -kuruluk. Her şeyden önce anatomi bilgisinin çok sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir. vücudun işleyişi hakkında genel bir yaklaşımları olmalıydı. Sonuçta. Külliyatı oluşturan eserlerden bazıları. hangilerinin başkaları tarafından yazıldığını kesin olarak tespit etmek güçtür. Bu gözlemler. Daha sonra. sağlığı vücuttaki dengenin ürünü olarak gören Pythagorasçı görüş ile birleşerek adı geçen doktrine götürdü. Bu. onu rasyonel bir temele oturttular. burun akması baş üşütmesine.

diğer hastalıkları maskelediği veya en azından belirtilerini farklı gösterdiği için hekimlere ciddi güçlükler yaratan bir hastalıktı. Akdeniz bölgesinde yaygın görülen bir hastalık olduğundan Hippokrates hekimleri sık sık bu zorluklarla karşılaşmışlardı. miskin). Havalar. çevre 177 RONAN. vücut sıvılarının ve niteliklerin dengesizliği olarak addedildi. flegmatik (yavaş hareket eden. Sıtma. melankolik (üzgün. durgun) ve kolerik (çabuk kızan. Böylece hekim. Sular. Muayene sırasında hekimlerin nabız ölçmeye ender olarak başvurduğu anlaşılmaktadır. çabuk tepki gösteren) olmak üzere dört sınıfa ayırdı. Netice itibariyle. dört vücut sıvısı ve Hippokrates'in dört niteliği ile tıpta on yedinci yüzyıla kadar kullanıldı. gevşeme. Hastaları dikkatle muayene etmelerine rağmen. s. teşhise bu (diyagnoz) göz önem önünde vermeleriydi. arpa suyu. Beldeler başlığını taşıyan bu eserde Hippokrates. rahatlık veren banyolar. şarap. ateşli ve hastalığı tedavi. Ancak bunların değişik cinslerinin. Bunun sebebi. kusturuculardan. nabzın ateş ile değiştiğini fark etmemiş olmaları şaşırtıcıdır. kanlı (sıcak ve cana yakın). Bu sınıflandırma. uyuşuk. Hastanın ruh sağlığı da ayrıca hekimin ilgisi dâhilindeydi. masaj. bilhassa göğüs hastalıklarının ve sıtmanın çeşitli tesirlerini tanımak için büyük çaba gösterildi. 95–96 . Sıtma. age. belki de ateşli hastalığın seyrini tahminden iyileştirici (prognoz) kudretini çok. müshillerden. bal enfüzyonları tavsiye etmekteydi. açlık perhizinden ve hatta kan almadan (hacamat) faydalanacağı gibi iyileşmenin doğal olarak meydana gelmesi için acıyı dindiren. Böylece hastalıklar ve hummalar.177 Tıbbi klimatoloji hakkında ilk bilimsel eseri yazan kişi de Hippokrates idi. Hippokrates hekiminin görevi doğanın kullanmaktı husus tedavide bulundurularak yapılmaktaydı.199 mizacı ekleyerek genişletti ve insanları.

s. Fakat bu kültürler yok olup gittikleri zaman. Hippokrates külliyatını oluşturan kitaplar içinde en popüler olanı. yerel su ve yiyeceklerin ve hatta insanların tabiatından bahsetmektedir. age. fakat aynı zamanda bağlayıcı ve motive edici bir faaliyetti.200 ve iklimin sağlık üzerindeki ve özellikle. muhakkak ki aforizmaları içeren kitaptır. fakat aynı zamanda hastanın. bilgiyi bir kuşaktan diğerine aktarmada. eski zamanlarda pek çok toplumun. felsefi 178 RONAN. 96–97 . Gerçekten de. Sözlü toplumların yaşlı kuşakları bilgeliklerini genç kuşaklara şiir ve şarkılarla aktarıyorlardı. hüküm vermek zordur" şeklinde başlayan aforizmayı duymuştur. hekimler tarafından. sanat uzundur. Buna rağmen aşağıdaki ikinci cümle daha az tanınmıştır: "Hekim yalnızca kendi görevini yapmaya değil. birçok kişi "Hayat kısa. onların düşünceleri de. aynen uygarlıkları gibi." Bu cümle. Ancak. Bugün bile. çağlar boyu. antik Yunan bile. bizim için erişilir olmaktan çıktı. yazı dışında başlıca etkin teknikleri kullanan sözlü kültürler vardır. önyargılarımız ve bilgisizliğimizdir. ona refakat edenlerin ve etrafındakilerin işbirliğini de sağlamaya hazır olmalıdır. Eser tamamıyla yeni bir araştırma alanı açtı. Öykülerin yüz yüze anlatılması. sadece özel ve kişisel bir iş değil. Sözde Yunan Mucizesi Bir zamanlar dünyanın hemen her yanına yayılmış zengin felsefe okulları ve karmaşık argümantasyon tekniklerinin varlığından söz etmekten bizi alıkoyan yegâne şey. yazının soğukluğu ve kayıtsızlığıyla kıyaslandığında. Kültürün yazılı olmadığı bu dönemde. davranışlara rehber olarak benimsenen ve hekimin görevinin hastasının menfaati doğrultusunda çalışmak olduğunu ve aralarındaki güvenin 178 kutsallığını vurgulayan "Hippokrates Yemini"ni hatırlatmaktadır. Fırsat çabuk kaçar. tecrübe güvenilmez. derlenmesinden 2300 yıl sonra. salgın hastalıkların yayılmasındaki etkisini anlattığı gibi.

Aynı şekilde Sumerlilerin “İştar’ın Ölüler Diyarına İnmesi” mitosu 179 Ahmet CEVİZCİ. bütünüyle sözlü bir kültürdü. diğer kültürlerden hiçbir şey almadan kendi başına yaratmış olduğu farklılık ve gelişmişlikten ziyade. hiç kuşku yok ki Homeros olarak bilinen tek bir yazarın eseri değildi. Ve Sparta felsefesinin yazıya dökülmek yerine şarkılarla söylendiği veya ifade edildiği bir çağda. bu felsefenin teknik anlamda sergilemiş olduğu üstünlükten. yani filozoflar düşüncelerini kâğıda dökmeden önce. gerçekten de büyük bir şans oldu. kültürel açıdan gerçekleştirmiş oldukları hemen bütün başarılarda. birtakım dini düşünceler aldılar. belli bir teknolojik birikim ve bazı dini düşünceler almışlardı. Homeros'un bu eserlerinin özgün formuyla olmasa bile. özellikle de Platon'un felsefi düşünceleri yazıya dökme kararlılığı olmuştur. Atinalıların. Yunanlıların bu kültürleşme sürecinin bir parçası olarak. Bursa 2001 . 17. İlyada ve Odyseus. Babil’den astronomi ve matematik öğrendiler. İlk Çağ Felsefe Tarihi. böylesine edebi ve yazılı bir form içinde bize erişmesi. Yunan hiçbir şekilde bir mucize değildi.201 bir düzeye yükselmeden. Demek ki. Yunan felsefesinin öne çıkması. Gerçekten de. “Herkül ile Lerna ejderi Hidra” efsanelerinin doğmasına yol açmıştır. başkaca şeyler yanında. tarihin vücut verdiği hoş bir tesadüf ve komşularla daha önceki kültürlerden alınan değerli derslerin bir ürünüydü. 179 Ticaretle uğraşan. Yunan ejderha öykülerinin dokumasındaki ilmeklerin Sumerden geldiğini ileri sürmek hiç de akıl dışı değildir. Yunan mimarisinin ana unsurlarını ve geometriyi getirmişlerdi Onlar. o. Asa Yayınları. Babil Yaradılış Mitosunun odağındaki bir öğe olan “ejderin öldürülmesi” mitosu Yunanda “Perseus ile Andromeda”. onlar Fenikelilerden bir alfabe yanında. s. ana unsurları başka kültürlerden aldıklarını kabul etmek doğru olur. Atina'nın en nihayetinde dünyanın felsefe merkezi haline gelmesinin en önemli nedeni. Mısır'dan. bu çerçeve içinde Akdeniz'i bir baştan diğerine kat eden Yunanlıların meydana getirmiş oldukları pek çok şeyde.

fakat bir yandan da kıskanç ve kendileriyle rekabet halindeki kültürler tarafından kuşatıldığının farkındaydılar. Başka bir deyişle. her şeye rağmen çok değerli olduğu kavranmıştı180. Vebanın kentleri adeta sessiz ordular gibi silip süpürdüğü çok olmuştu. yani yerden çıkmışlardı. Kültürlerinin oldukça zengin ve yaratıcı bir kültür haline gelmekte olduğunun. dünyayı Titanlar yönetmekteydi. Bu arada dünyanın sıcak ve soğuk. Dionysos Titanlarca öldürüldükten sonra. kuru ve ıslak gibi rakip öğe ve özellikler arasındaki düzenli karşıtlıklardan 180 CEVİZCİ. insan varlıklarının ebedi bir hayata sahip oldukları anlamına gelecek şekilde yorumladılar. Savaşın yok edemediğini. Mısır tanrısı Osiris Yunan'da bir tanrı ya da yarı-tanrı diye anlaşılan Dionysos olup çıkmıştı. Söz konusu Orpheusçu gizlere göre. işte bu koşullarda. Bu. pek de alışılmadık bir şey değildi. Yunanlılar bunu. tanrıların kralı ve Dionysos'un babası olan Zeus'u doğuran Gaia'dan. mistisizm. Öngörülemeyen. insan doğası kısmen doğal. s. İnsanlar. age. kısmen de ilahı bir yapıdaydı. doğanın tahrip ettiği de oluyordu. matematik ve dünyada bir şeylerin iyi gitmediği algısının böylesi bir birleşiminden doğmuştu. İlk Yunanlı filozoflar kendilerini birçok yönden zorlu koşullar altında buldular. başkaca şeyler yanında. mitoloji. kesinlikle çok olumlu karşılanan bir düşünce oldu. Yunanlı filozoflar birlikli bir kozmos kuramının önemiyle ideal bilgi türü olarak matematiğe büyük bir vurgu yaptılar. 18 . kaba ve ilkel olduğu bir dünyada. hayatın kısa. Böylesi büyük ve önemli kültürlerin aniden istila edilmeleri ve bilinen dünyadan tamamen silinmeleri. öngörülemediği için çoğunluk trajik bir yapı kazanan hayatın. Zeus da bunun karşılığında Titanları öldürdü. işte onların küllerinden doğdular. Bu Titanlar. Yunan felsefesi.202 Yunana geçtiğinde “Aphrodite ile Adonis” mitosu şeklini almıştır. Nitekim milattan önce altıncı yüzyılda Dionysos'un hayli kuvvetli gizler kültü Yunanistan'ın neredeyse tamamına yayılmıştı. Yunan mitolojisine göre.

geriye dönüp bakıldığında gerçekte olduğundan daha radikal ve ani bir dönüşüm gibi görünür. Yunan'daki sözde mucize. hayatiyetlerini sürdüren kültürlerdi. onlara göre. Ksenophanes marifetiyle tektanrıcılığa yönelen Yunanlılar. bununla birlikte. Sokrates'tir. ciddiye alınması gereken yeni felsefi düşünceleri yaratan da. Tanrı ve tanrıçalarla kurbanlarının öyküleri pek de ciddiye alınmamaya başlamıştı. çok önemli ve kayda değer bir başlangıçtan ziyade. dünyevi olanla fantastik olan arasından çıktı. ruhun doğası üzerine düşünceleri olan kültürlerden de etkilenmişti. Çok sayıda tanrılarının varlığına rağmen. ormanda toprağın bağrından çıkmış. insanın kaderi. yeşermiş oldukları topraklarda yaşanan bütün çalkantılara rağmen. Onlar. mitolojileri. bir yandan da sıkı bir değişme süreci içine girmişlerdi. Nihai gerçeklik. Yunan kültürü varlığını duyurmaya başladığı sıralarda. İşte bu altıncı yüzyıl düşünürleri tarafından gerçekleştirilen dramatik dönüşüm. Yahudi. ileri matematikleri. ortalarını da pek fazla bilmediğimiz bir öykünün doruk noktasını oluşturur. başka her şeyden ve herkesten tecrit olmuş kimseler değildirler. Bütün bu kültürler. diğer beşeri faaliyetler gibi. işte böyle bir ortamda. Hint ve Pers düşüncesi yanında. altıncı yüzyılla birlikte Yunan mitolojisi epeyce yorgun düşmüş ve problematik hale gelmişti. Çin. Öte yandan. Bundan dolayıdır ki. işte bu ilkeler sayesinde anlaşılır hale getirilip. kompleks astronomi sistemleri. Bu eski öykünün Yunan'daki kısmının başkahramanı veya ana figürü de. işte gelenekle değişmenin beslediği bu verimli toprak oldu. Akdeniz'in doğusundaki uygarlıklardan (Mezopotamya. filozoflar da. felsefe de hiçbir zaman yoktan varlığa gelmez. başlangıcını hiç. burada Yahudi düşüncesinden etkilenmişlerdi. Ama unutulmamalıdır ki. Hitit) da. Hakikat düşüncesi.203 meydana geldiği düşüncesi benzeri bazı temel ve açıklayıcı kuramlara yöneldiler. ancak birtakım temel ilkeler yoluyla kavranabilirdi. Doğu Akdeniz kültürlerine ek olarak Çin ve Hint kültürleri de. hayatı bu terimlerle değerlendirilebilirdi. .

Platon mükemmel bir öğrenci. Demek 181 CEVİZCİ. bu diyaloglar külliyatı. Platon olmasaydı. Platon olmasaydı eğer. Böylelikle. Gerçekten de. Bunlardan birincisi. coşkulu bir hayran. 181 Öykümüz ve dolayısıyla. Sokrates'in kendisi muhtemelen Yunan düşüncesi tarihinde çok önemsiz bir dipnot olurdu. felsefede tamamına sahip olduğumuz ilk eserler bütünü oldu. büyük bir eğitimci ve gerçek bir felsefe dehasıydı. insanlık tarihinin en büyük yazarlarından biri olan Platon gibi birinin onun öğrencisi olmuş olmasıdır. yaklaşık yüz elli yıllık bir süreç boyunca. Sokrates'ten önceki filozoflarla ilgili bütün bilgileri kendisinden aldığımız Aristoteles de olmayacaktı. Sokrates'in tartışmalarını ve felsefi muhabbetlerini baştan sona dinleyip kaydettikten sonra. oldukça talihli biri olması. Bu talih ya da kaderin hoş veya iyi olmasını belirleyen olgu da. Fakat çok daha önemlisi Sokrates olmasaydı. Sokrates'in. yazılı hiçbir şey bırakmamıştı.204 Sokrates. bir bütün olarak işleyip tamamen dönüştürdü. Platon herhalde hiç olmazdı. argümanın kendisini götürdüğü yere kadar gitti. çok hoş ve iyi bir karaktere sahip bulunmasıdır. bütün bir felsefe tarihinin Platon'a düşülmüş dipnotlar olmasını temin edecek kadar önemli ve şaşırtıcı eserlerdir. sonuçlarına hiç bakmadan. Onu özel olarak Yunan. 20–21 . aynen onun gibi. Ve nihayet. age. dikkatli bir izleyici. Sokrates'ten hem önce hem de sonra. Başka pek çok filozof. onun kadar güçlü ve sağlam bir biçimde akıl yürüttü. İşte bu büyük filozof. s. genel olarak da Batı felsefesinin en önemli kahramanı haline getiren iki şey vardır. Ondan önce. hiçbir şekilde ilk filozof değildi. Buradan öncelikle şu sonuca varabiliriz. Çünkü üstat yazının insan zihnini tembelleştirdiğine inandığı için. sonuçta ortaya çıkan diyaloglar. Sokrates'in felsefenin nasıl ve ne için olması gerektiğiyle ilgili standartları koymuş olmasıdır. ölüm cezasına çarptırılmış olmasına rağmen. bizim açımızdan çok daha önemli olan ikinci husus. başka filozoflar da olmuştu. birinci sınıf bir yazar.

21 . Yunan felsefesini öne çıkartan şeyin. onları okuyacak ve okullara yazılacak öğrencilerin bulunduğu bir ortamda kâğıda dökülmesi olduğunu söyleyebiliriz. yani üretilen düşüncelerin. Sokrates yaşamasaydı eğer.205 ki. bizim bildiğimiz şekliyle Yunan felsefesi diye bir şey hiç olmayacaktı. s. bu felsefenin yazılı bir gelenek oluşturması. 182 Buradan hareketle. 182 CEVİZCİ. age.

Çivi yazılı tabletler üzerinde yapılan araştırmalar Mezopotamyalıların bilimsel bilgi hakkında daha önce pek tahmin edilmemiş olan ve beklenmeyen birtakım gerçekleri gün ışığına çıkarmıştır. istisnai bir durumla karşılaşıldığı şeklinde bir iddia ileri sürülmesi makul ve isabetli değildir. Bu söz Yunan başarılarının açıklamasının imkânsız olduğunu ifade etmektedir. Yunan bilimi bu yeni bilgilerimiz karşısında mucize ışığa bürünen içeriğini tamamen kaybetmiştir. Hayli gelişmiş bir cebirleri ve matematiğe dayanan oldukça sistemli bir astronomileri vardı. felsefede. Yunan mucizesi sözü. tıp alanında da Mezopotamyalılardan önemli ölçüde yararlar sağladıkları açıklıkla görülmektedir. Yunanlıların yalnız matematik ve astronomide değil. edebiyatta ve güzel sanatlarda kaydettikleri büyük başarıyı ifade etmek için "Yunan mucizesi" tabiri kullanılmıştır. Her iki bakımdan da Yunanlıların bilimdeki hamlelerini tarihi devamlılık anlayışı içinde açıklamanın mümkün olduğunu söylemek tamamen yerinde olur. gerek bilimde bu başarıları hazırlamış ve mümkün kılmış olan Yunan düşüncesinin ve entelektüel ortamının bu önemli başarıyı anlaşılabilir duruma sokması ve gerekse Yunanlıların kendilerinden daha eski medeniyetlere çok şeyler borçlu olmaları bakımından abartılı ve hatalı bir düşünceyi temsil eder. Tarih olaylarının kesin izahını vermenin genellikle güç olduğu tezi savunulabilir. Bu husus bugün net olarak biliniyor ki Mezopotamyalıların matematik ve astronomideki bilgileri aradaki yüzyıllara rağmen Yunanlılarınkilerle kıyaslanabilecek bir durumdaydı. Fakat burada. bilgimizin çok noksan olduğu zamanların damgasını . Yunan mucizesi sözü.206 SONUÇ Yunanlıların bilimde. yani Yunan biliminin doğuşu ve gelişmesinde.

Mezopotamya astronomisi Helenistik çağda çok büyük gelişme göstermiştir. Yunan entelektüel ortamında aranması gerektiğinde şüphe yoktur. Şimdi bu etkenlerin neler olabileceğini görelim. yaradılışın kaos'tan nizama. Yunan astronomi ve geometrisi ancak Helenistik çağda Mezopotamya astronomisinin bu gelişmiş şeklinden hakkıyla faydalanabilecek bir seviyeye yükselebilmişti. Bir defa. ya da böyle bir kavrayış tarzı için çığır açmaktadır. Yunan biliminin doğuşunu ve ilk gelişmelerini mümkün kılmış olan etkenler arasında bir kısmının Yunan düşüncesinde. Bu etkenler konumuzu ilk elden ilgilendirmektedir. Bunun iki sebebi olduğu söylenebilir. Helenistik çağda bu medeniyetler arasındaki kültürel temasın azami haddine erişmiş olması da şüphesiz bu bakımdan önemli bir etkendir. bugün artık eskimiş bir sözdür. karmakarışıklıktan belirliliğe ve düzene geçme şeklinde tasavvur edilmesi düşüncesini temsil ediyor. . Özellikle astronomide Yunanlıların Mezopotamyalılardan Helenistik çağda önemli ölçüde faydalanmış oldukları görülüyor. Çünkü Yunan medeniyetinin doğuşu ve ilk gelişmeleri söz konusu edildiğinde bunların dikkate alınması zorunlu olmaktan başka. Yunan anavatanında muhtemelen Milattan önce sekizinci yüzyılda yazılmış olan Heziyod'un Theogoni adlı kitabında kaos fikriyle karşılaşılıyor. Ayrıca. Başka bir deyimle bu eserde yoktan var olma anlamında bir yaradılış fikrinin karşıtı olan bir düşünce yer almaktadır. Çekirdeğine Mezopotamyalılarda da rastlanan bu fikir kozmoloji konusunun potansiyel bir anlamda bilimsel olarak ele alınması eğilimine işaret etmekte.207 taşımaktadır ve Yunan bilimi değerinden hiç bir şey kaybetmemiş olmasına rağmen. Eser. Yunanlıların dünya görüşünde. bu etkenlerin de Yunan medeniyeti ile Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri arasında köklü bağlar ve ihmal edilemeyecek önemde tarihi devamlılık bulunduğuna tanıklık ettiği görülmektedir. Bunlara ilave olarak.

düşünce yapısı bakımından da mitolojik kalıntıların en ilgincidir. ilk kez kozmoloji konusu üzerine eğilmiştir. Ölümsüzlüğün insan için olanaksız olduğunu saptar. Bu antik Yunan dünya görüşü. hiç değilse mümkün kılmıştır. İran vb. gibi çeşitli Mezopotamya topluluklarınca işlenmiş olan destanın bugün elde bulunan metni Sumerlerden kalmadır. Yunan mitolojisinin Mezopotamya ve Hitit mitolojilerinden etkilenmiş olması çok ilgi çekicidir. . karşısına çıkacak doğa engellerini aşarak kendi yolunu kendi yaratacaktır. Felsefi düşüncenin temeli mitolojik düşüncedir. Yunan mitolojisiyle bazı önemli irtibat noktaları bulunduğu gözlemliyoruz.208 Konusu tanrıların doğuşu ve kökeni olan Theogoni ile evrenin doğuşu ve meydana gelişini ele alan kozmogoni. İlk mitolojik tanrılara Sumerlerde rastladığımız gibi tanrıları hiçe sayan ilk insanlara da yine Sumerlerde rastlıyoruz. doğanın sırlarını bilmek isteyen insanın araştırıcı çabasını işler ve tanrılara bile kafa tutacak ölçüdeki gücünü belirtir. İnsanlığın en eski destanı olan Gılgamış Destanı. kozmogoninin kozmolojiye istihalesini ve evrenin kökeni ve doğuşu konusunun bir düşünce çerçevesi içinde tasavvur edilmesini kolaylaştırmış. Yunan bilimi ve felsefi düşüncesinin. temelde. Asur. Heziyod'da evrenin bir anlamda. Hint. Akad vb. Bu bakımdan Gılgamış’ın önemi bugün insanlığın elinde bulunan en eski mitolojik metin olmasıdır. bu sebeple. Sumer. Çin. Gerçekten. Bu itibarla. İnsan. Özellikle antikçağ Yunan felsefesinde mitolojik düşüncenin izlerine Platon’da bile rastlanır. gibi ulusların ilk felsefeleri mitolojileriyle kaynaşıktır. Destan temel düşünce olarak. tamamıyla dini bir dünya görüşüne bağlı kalmayarak açıklanmasının bir ilkel denemesiyle karşı karşıya bulunduğumuzu söyleyebiliriz. Yunan mitolojisinde birbirlerine sıkı sıkıya bağlı konulardı. Yunanlılarda bilimsel ve felsefi düşünce ilkin kozmogoni alanında tomurcuklanmış. Babillilerin ilk sözcükleriyle adlandırdıkları destan Sha Nagba İmuru [Her şeyi görmüş olan] deyimiyle anılır. Bu destanın bulunmasıyla Herakles mitosu ve Tufan öyküsü gibi birçok gelişmiş mitlerin kaynakları da meydana çıkmış olmaktadır.

gök tanrısı olduktan sonra. insanın inançla değil. Hititlilerde de bu efsane mevcuttu. Heziyod'un Theogoni'sinde Zeus'un ilkin gök tanrısı olması. önce insanın çok idealist daha düşlerle gerçekçi kendini kendine da yabancılaştırmadan bulunduğunu kanıtlamaktadır. insana yardım etmemekte. Zeus. Tanrılar. tıpkı Yunan mitolojisindeki Herakles’in işleri gibi on iki tanedir. onun insanlık niteliğidir. efsaneleştirilmiş gerçek bir kahraman sanılmaktadır. İnsan bu güçlükleri kendi alın teriyle. bilinçli çabasıyla yenmektedir. Yunan mitolojisinin Heziyod'da teferruatıyla karşılaşılan bu kısmının da yine Anadolu ve Mezopotamya sonucuna kökenli olduğunun Baş tanrı oldukça olma kesinlikle bu söylenebileceği varılmıştır. Titan adıyla anılan tanrılarla çetin savaşlar yaparak bu savaşlar sonunda baş tanrı mertebesine yükselmiştir. bilgiyle hareket etmesi gerektiğini belirtmesidir. aynı zamanda. Yunanlılara Fenikeliler ve Kıbrıs yoluyla geçmiş olduğu anlaşılmaktadır. çeşitli safhalarıyla. Gördüğü işler. Kumarbi efsanesinin asıl kökeni ise Mezopotamya'dır. hayatla ölümün. yani bir takım zıt çiftlerin . Gılgamış. tersine. Destanın bir başka özelliğide. Kimi yorumculara göre de tanrılara kafa tutan insanın.209 Destan. nizamla düzensizliğin. Bu çok eski mitosun Herakles mitosunu geniş ölçüde etkilediği bellidir. daha sonra da baş tanrılık payesine yükselmesi yolunda geçmiş olan birtakım mücadeleler üzerinde duruluyor. insan gücünün simgesidir. Bilmek ve anlamak. yani Zeus'un gök tanrılığı mertebesine erişmesi yolunda girişilmiş olan acayip mücadelenin çeşitli aşamalarını aşağı yukarı bütün detaylarıyla Kumarbi mitosunda bulunduğu daha önce söz konusu edildi. yolundaki mücadeleler. iyi ile kötünün. Gılgamış inanmaz. Ünlü destanlarında yarı insan. Bunlardan birincisi için. Kumarbi mitosu bize noksansız olarak Hurrilerden intikal etmiş olduğu gibi. Kimi araştırmacılara göre Mezopotamya’da yaşamış ve hüküm sürmüştür. ancak her şeyi görüp bilir [Sha Nagba İmuru]. güçlükler çıkarmaktadır. antik Yakın Doğu ve Orta Doğu din ye efsanelerinde yaygın olarak karşılaşılan bir zihniyeti. aydınlıkla karanlığın. yarı tanrı sayılmıştır.

210 savaşını sembolize etmektedir. ilk Yunan felsefecilerinin eski geleneklerden tamamen ayrılmamış oldukları ve düşüncelerinde kendilerinden önceki dünya görüşünden apaçık izler bulunduğunu görmek mümkündür. Anlaşıldığına göre. Zeus bu kalbi yiyip bunun yardımıyla ikinci bir Diyonizos'un doğmasına sebep olmuş. Başka bir deyişle. aralarında kesintisiz bir geçiş bulunduğunu kabul etmektedirler. dini merasim ve ayinlere saygı gösterme ve tanrılara. bunları insanın kökenine bağlamak ve soyutlaştırmak suretiyle geliştirmiştir. kozmogonileriyle kozmolojilerinin birbirlerinin içine geçip kaynaştığını. . buna Yunan felsefecilerinin ve bilim adamlarının genellikle dinsiz oldukları söylenemez. Tanrı kavramını daha soyut Fakat bir hale sokmuşlar rağmen ve antropomorfizmden uzaklaştırmışlardır. Anaksagoras ile Sokrates'in dinsizlikle suçlanmaları gibi örneklerin sayısı küçük de olsa. bu Yunan düşüncesinin kökenini de Mezopotamya’da aramak doğru olur. bunlar Yunan dininin felsefi düşünceye elverişli bir ortam teşkil etmemiş olduğu izlenimini uyandırabilir. Kaos fikrinin. Yazılarına bakılırsa. dini inancı bu sınırlarla tanımlamak Yunan düşüncesine tamamen uygun düşmekteydi. Mitolojiye göre. Yalnız. Yunan dini ve mitolojisi ile Yunan felsefesi arasında bir devamlılık bulunduğu tezini. felsefi bir anlayışla da olsa. kalbi. Yunan felsefecileri dinlerini çeşitli felsefi süzgeçlerden geçirerek biçim değiştirmiştir. Athena tarafından alınarak Zeus'a getirilmiş. Yunan felsefecilerinin kendileri de Yunan felsefesi ile dinini ve mitolojisini kesin bir sınırla birbirinden ayırmamakta. ilkel şekliyle Mezopotamya ve dolaylarında görülmesinin de bu fikir aktarımının süreçleriyle ilgili olarak önem taşıdığına şüphe etmemek gerekir. Ayrıca. Fakat bunların normal bir durumu temsil etmedikleri anlaşılmaktadır. Titan'ları da yıldırımla imha ederek küllerinden insanı yaratmıştır. Zeus'un oğlu olan Diyonizos'u Titan adlı tanrılar öldürmüşlerdir. Yunan mistisizmi bu efsanelere dayanmış. inanma anlamında dindar oldukları görülüyor.

insanın eski bir altın çağından gerek maddi ve gerekse manevi bakımdan sukut etmiş olduğu kanaatine de Heziyod'da rastlanmaktadır. insanın tabiatında günahkârlık fakat bu külde Diyonizos'un maddesi bulunduğundan bu yoldan da insanda bir tanrılık izi mevcuttur. matematiğe bırakmıştır. Platon ruhun kökeni ve içeriğini. Homeros'takinin tersine. onlara geri gitmektedir. belli yollardan çeşitli arınmalarla ve muhtelif göç basamaklarından geçerek ruhun tanrılıkla birleşme imkânına sahip bulunduğuna inanılıyordu. Orfizm ruhun ölmezliği ve ruhun göçü düşüncelerine dayanmaktaydı. ruhun ölmezliğini ve ahret kavramını bu kültlerin görüşleri ışığı altında felsefi açıdan incelemekte. Sokrates'le Platon'da bu kültlerdeki arınma ayinleri yerlerini rasyonel düşünce ve davranışa. Yalnız burada şu önemli fark var ki. Pitagorcular da da hiç olmazsa kısmen. onun bu düşünceleri Sokrates ve Pitagorcular yoluyla bu iki kült inançlarına dayanmakta. rasyonel düşünce zihniyetinin geleneklerle bir nevi birleşmesi ya da irtibat kurmasının burada ilgi çekici bir örneği ile karşılaşmış oluyoruz. teşkil ettiği fikri Homeros'taki hümanizm anlayışına aykırı düşmektedir. Ayrıca. Ruhun bedende bulunmasının ruh için bir aşağılama. Öte yandan. .211 Titan'ların külünden meydana gelmiş olduğundan. aynı içerikte bir düşünce olarak. Ayrıca. Böylece. Zeus insanların dünyadaki fiillerini kontrol eder ve bu kontrolü yapmak için birçok aracılara sahiptir. Heziyod'a göre. Zeus insanı yaratmıştır. Diyonizos'a ilişkin yukarıdaki hikâyede görüldüğü üzere. ruhun bedene girmekle düşmüş ve aşağılanmış olduğu kabul ediliyor. bir alçalma. Heziyod'da insanların ölümden sonra cezalandırılmaları ve mükâfatlandırılmaları fikriyle karşılaşılır. Orfizm ve Eleusis kültleri Platon'u büyük ölçüde etkilemiştir. Orfizm veya Diyonizos kültü iyiliğin ve fenalığın kökenini bu yolla izah ediyordu.

Bununla beraber. Platon'da eski geleneklerin sadece bazı teferruatının değil. Çünkü kaynaklarımızın Thales ile Pitagorculara atfettikleri bilgilerin Mezopotamya’da mevcut olduğu görülüyor. tam olmasa bile sembolik ve yaklaşık bir şekilde ifade edilebileceği inancı ile karşılaşılıyor. Evrenin rasyonel bir düzen olarak açıklanması teşebbüsleri üzerine. Veya karşılıklı olarak. Yunan dini ve mitolojisindeki söz konusu düşünceler Yunan felsefesinin çeşitli bölümlerinde izlerini bırakmış ya da önemli yankılar yapmıştır. Böylece. Mezopotamya çivi yazılı tabletlerden derlenen bilgiler tarafından ister istemez dolaylı fakat kesin bir şekilde doğrulanmakta ve teyit edilmektedir. tenkitçi düşüncenin açık etkileri altında önemli değişimlere uğramaması imkânsızdı. bilimlerini bu temeller üzerinde geliştirdikleri ve Yunan bilimi ile daha önceki Mezopotamya bilimleri arasındaki farkın içerik farkı olmaktan fazla bir gelişim derecesi ve seviyesi farkı olduğu görülmektedir. zihniyet ve metot bakımından Yunanlıların Mezopotamya’dan büyük istifadeler sağladıkları. kozmogoninin veya kozmolojik mitolojinin gerçek varlıkla olan bağlantısı kaybolmaya ve ortadan kalkmaya başlamıştı. Yunan felsefi ve rasyonel düşüncesi seviyesine erişilmesi için dini ve mitolojik dünya görüşünün hâkimiyet ve otoritesinden sıyrılmak zorunlu idi. Gerek teferruat bilgisi ve gerekse bilimsel anlayış. . Hatta aralarında bir devamlılık mevcuttur. Fakat dikkate değer ki Platon'da gerçeğin mitos yardımıyla açıklanıp belirlenebileceği. bu felsefi ve bilimsel düşüncenin ışığı altındaki eski geleneklerin olduğu gibi kalması. bu ortamın arz ettiği olumlu imkânların Yunan felsefi düşüncesinin doğması için yeterli bir faktörler koleksiyonunu bağrında topladığını düşünmek abartılı olur. Thales ile Pitagorcular bilimsel bilgileri ve ayrıca özellikle Mezopotamyalıların biliminden faydalanmış oldukları hakkında Yunanca kaynaklarda yapılan açıklamalar.212 Eski geleneklerin Platon'da ikinci bir yoldan devamına da burada işaret etmek yerinde olur. ruhunun da devam ettiği söylenebilir.

Yunan bilimi ile Mezopotamya bilimleri arasında gerek bilgi ve gerekse zihniyet bakımından tam bir tarihi devamlılık bulunmakta. günümüz bilimlerinin kökeni gerçek anlamıyla her bakımdan Mezopotamya’ya kadar gitmektedir. Yunan bilimi ilk gelişme çağlarından itibaren Mezopotamya’dan etkilenmeye başlamış. Yunanlılar Mezopotamya bilimlerinden daha başlangıçtan itibaren büyük ölçüde faydalanmışlardır. sırf Yunanca kaynaklara dayanılarak elde edilmesi mümkün bilgilerde ve bunlar üzerinde yürütülmüş olan düşünce ve yorumlarda daha emin sonuçlara varmayı ve tercihler yapmayı mümkün kılmaktadır. . Böylece.213 Böylece Mezopotamya bilimine ilişkin keşifler. Bu tezin çeşitli bölümlerinde gösterilmeye çalışıldığı üzere.

Kayseri. BİLGİÇ. “M. Rosa. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi. Mitolojiler ve Semboller.Ö. Karen. Türk Ansiklopedisi. Anadolu Kültür Tarihi. Ayhan. Ela Uluatam. Kongresi Bildirileri. T. 3. 2001 AKURGAL. Emin. Oğuz. Ankara. Doğunun ve Batının Yerelliği. İstanbul 2002 AYDIN. Fuzuli. çev. 1943 . Ankara 2005 AKURGAL. Mitolojiye Giriş. Faruk. Beatrice. Ekrem. Alfa Basım Yayım Dağıtım. çev. Dilek Şendil. Alfa Basım Yayım Dağıtım. TÜBİTAK Yayınları. 2. İstanbul 2005 ATEŞ.1. Babil. Anadolu Uygarlıkları. Mehmet. Düşünce Tarihi ve İnsanın Doğası. 1950–1850 Yıllarında Yazılmış Vesikalardan Anadolu’nun İlk Tarihi Çağı Hakkında Elde Edilen Bazı Mühim Neticeler”. İstanbul. Antik Yunanda Mitoloji Masallar ve Söylenceler. I. İstanbul 2003 BAYAT. Ekrem. Emin. Kürşat. Zühre İlkgen. T. Mitlerin Kısa Tarihi. “Kapadokya Tabletleri. Proto Etilere Dair. Bunlardan Koloni ve Anadolu Tarihi Hakkında Çıkan Neticeler”. Ankara ARMSTRONG. 2004 BİLGİÇ. S. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. İstanbul. Alfa Basım Yayım. Tufan Efsanesi. Kayseri ve Kültür ve Sanat Haftası Konuşmaları ve Tebliğleri. 2. R. İstanbul 2007 ANDRE-SALVİNİ. Ankara 2006 ARIK.214 KAYNAKÇA AGİZZA. K. Emin. Ötüken Neşriyat. Anatanrıça ve Doğurganlık Sembolleri. M. çev. T. İstanbul 2007 BAYRAK. 1982 Cilt 31 BİLGİÇ. T. Ankara. Net Turistik Yayınları. 7–13 Nisan 1986. Merkez Kitapçılık ve Yayıncılık. C. “Kapadokya Tabletlerine Göre Anadolu Kavimleri Üzerine Araştırmalar”. 1943 ------------------. Dost Kitapevi. Ankara. Eski Anadolu. Kaynak Yayınları. 2000 BAŞDEMİR. Kongresi Bildirileri.

Mehmet Emin Özcan.Ö. Bursa. çev. 2005 BOTTERO. 1996 COPLESTON. Anthony. Jean/ STEVE. çev. Sümerden Kutsal Kitaba. “Anadolu’nun İlk Tarihi Çağının Ana Hatları ile Rekonstrüksiyonu”. Jean. İstanbul. İki bin Yıllarında Mezopotamya-Anadolu Arasındaki Ticari İktisadi Münasebetler”. Yapı Kredi Yayınları. Dost Kitapevi. 2003 BONNARD. çev. Şefik. Mehmet Emin Özcan. 1948 ------------------. Harald. Dost Kitapevi. Ankara 1980 . Ankara. Mehmet Emin Özcan. GREEN. Uruk Aslanı Gılgameş. çev. K. İdea Yayınları. Mitolojinin Romanı. 3. T. T. İnkılâp Yayınları. Ankara. Aziz Yardımlı. Kongresi Bildirileri. 9. Ahmet. Yasemin Birhekimoğlu. Ali Berktay. İstanbul 2003 BOTTERO. İstanbul. Tarih Türklerde Başlar. Marie Joseph. Frederick. İstanbul 2001 CÖMERT. 2002 BRAEM. Evvel Zaman İçinde Mezopotamya. Bedrettin. Hulki. Evrensel Basım. 6. Andre. Coğrafya Meslek Haftası. H. Jeremy. Mezopotamya. Frederick. 5. Klasik Yunan Mitolojisi. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi. Mitoloji Sözlüğü. Ankara. çev. İstanbul 1970 CEVİZOĞLU. Kültürümüzün Şafağı Babil. Ankara. C. Aram Yayıncılık. Yurt Kitap Yayın.Ü. Türk Dilinin Kökleri. Helenistik Felsefe. Ön Sokratikler ve Sokrates. Mezopotamya Mitoloji Sözlüğü. Aziz Yardımlı. Yayınları. İlkçağ Felsefesi Tarihi. 2004 CEVİZCİ. Ankara 1998 CAN. 1948 -------------------. Tebliğler ve Konferanslar 22–29 Aralık 1954 BLACK. İstanbul. çev. çev. İdea Yayınları. İstanbul. çev. Yunan ve Roma Felsefesi. Kerem Kurtgözü. Atilla Dirim. “M. 2001 COPLESTON. 2000 yıllarında Anadolu Kavimleri”. Yapı Kredi Yayınları. İstanbul.Ö. çev. Sa. Jean. “M. Asa Kitapevi. 2005 BOTTERO.215 -----------------------. Antik Yunan Uygarlığı. Jean. Cilt 1. 2003 BOTTERO. Ceviz Kabuğu Yayınları. Eski Yakındoğu.

Muazzez İlmiye. Yapı Kredi Yayınları. çev. C. Marc. Ankara 2005 ERGİNÖZ. Remzi Kitapevi. Yunan ve Roma Mitolojisi. Hititlerde Anatomi ve Tıp. Jean. Anadolu Uygarlıkları. 1990. Dost Kitapevi. I. Antik Mitolojide Kim Kimdir. Türklük İncelemeleri. C. çev. çev. Mircea. İnsanlığın Belleği. çev. Yeditepe Yayınları. Yazı. ÇIĞ. İstanbul. Mircea. Gaye Şahinbaş. İstanbul. Kabalcı Yayınları. Der Yayınları. İstanbul. İstanbul 2007 FİNK. Kabalcı Yayınları.216 CREAM. Kabalcı Yayınları. İncil ve Tevrat’ın Sümerdeki Kökeni. Kaynak Yayınları. 2001 ERHAT. Tanrıların Vatanı Anadolu. 2002 ESTİN.W. Tanrı Yaratan Toprak Anadolu. Begmyrat. 1997 GALANTİ. İstanbul 1994 ÇEÇEN. Gerhard. Yay. IQ Kültür Sanat Yayıncılık. Azra. İstanbul. 2005 DESTİ. Ankara 2003 EYÜPOĞLU. İstanbul 1999 ERGÜVEN. Mitoloji Sözlüğü. Ali Berktay. Muna Cedden. Berfin Yayınları. 3. . Kur’an. Uluslar arası Hititoloji Kongresi Bildirisi. Toprak Ana ve Gökyüzü. İstanbul 2002 GÖNÜL. Mehmet Emin Özcan. İstanbul. çev. Serpil Erfındık Yalçın. Esat Nermi Erender. H. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. Tanrıları Nasıl Yarattık/Tanrıların Ölümü. Abdullah Rıza. İstanbul 2005 GEREY. İsmet Zeki. İstanbul. Remzi Kitapevi. TÜBİTAK yayınları. İstanbul 2004 Salih. 17–21 Temmuz. çev. Önder Kaya. Levent. Bileşim Yayınları. çev. Yeni Kültepe Metinleri’ne Göre Yerli-Asurlu Münasebetleri. 2005 GEORGES. 5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları. Banu Kaşıkçı./ LAPORTE. Cilt. 2002 ELİADE. Yunan Mitolojisi. Dünya Mitolojisi 1. İstanbul 1984 ELİADE. Avram. Musa Eran. Babil Simyası ve Kozmolojisi. Çorum. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi.

Toplum. Ankara. İmge Kitapevi. Alâeddin Şenel. Büke Yayınları. İstanbul 2002 KÖSE. Güngör. Başlangıcından Perslere Kadar. Eva Cancik. Gelişmesi ve Çözümü). çev. Ankara 2004 HOMEROS. Andrew. Horst. “Mitolojik Hikâyeler Coğrafyası”. İstanbul 2006 . Kemalettin. Karçiçekleri Dergisi s. Halil. çev. çev.217 GREGORY. KİRSCHBAUM. Yalçın. Emine Ayhan. İlya Yayınları. Babillilerden Günümüze Kozmoloji. İnsanlığın Kaynakları ve İlk Medeniyetler. Aslı Yarbaş.T. Dost Kitapevi. İstanbul 2002 GÜNALTAY. Nesrin Oral. Hitit Mitolojisi. Selen. Asurlular. Can Yayınları. Kültür. 2005 GURNEY. Telos Yayınları. İsmet Birkan. çev. R. Samuel Henry. İmge Yayınevi. Kurumu Yayınları. Ankara. 1987 HEİDEL. 2001 KARAUĞUZ. çev. Mavi ada Yayınları. Çizgi Kitapevi Yayınları. Güncel Yayıncılık. Alexander. Ş. Hititler. İstanbul. İstanbul 1997 HOOKE. Düşünce Tarihi. İlyada. Kurumu Basımevi. İstanbul 2004 HANÇERLİOĞLU. Ayraç Yayınları. Evraka! Bilimin Doğuşu. Ankara 2000 İNAN. Ege Yayınları. Arkadaş Yayınevi. Aynur.T. Ankara. Ankara 2001 GÜNDÜZ. İletişim Yayınları. 2 Haziran 2005 KÖROĞLU. çev. Aziz. Pınar Arpaçay. Kral Hammurabi ve Babil Günlüğü. İzmir 2005 KLENGEL. Azra Erhat. Ortadoğu Mitolojisi. Mezopotamya ve Eski Mısır. Yakın Şark II Anadolu ( En Eski Çağlardan Ahameniş’ler İstilasına Kadar ). Altay. 2000 HIRÇIN. O. Konya 2001 KANSU. Enuma Eliş / Babil Yaratılış Destanı. Kozmostan Kuantuma. 1991. Ankara. İstanbul 1993 HOMEROS. çev. T. Şemsendin. Çivi Yazısı (Ortaya Çıkışı. Eski Mzopotamya Tarihi. çev. Azra Erhat. 2000 KARABIYIK. T. Tarih. Orhan. Odysseia. Remzi Kitapevi. İstanbul.

Hamide Koyukan. JAMES E. İ.218 KÖHLMEİER. Kabalcı Yayınları. çev. Kabalcı Yayınları. Babil. MCLELLAN. İstanbul.D. Kurumu Basımevi. Batı Sanatında Biçimlenme ve Doğu Akdeniz. İstanbul. İstanbul 1996. Erendiz Özboyoğlu. İletişim Yayınları. Selçuk Üniversitesi Yayınları. çev. T. M. Türkler ve Atatürk. İstanbul 2001 KRAMER. Ekrem. Nuh’un Seyir Defteri. Ender Varinlioğlu. Fatma Çizmeli. Hamide Koyukan. De Stefano. çev.DORN H. İstanbul 2006 MEZOPOTAMYA ve ESKİ YAKINDOĞU. Akademisi Yayını. T. Enes Harman. T. çev. çev. Atilla Dirim. İstanbul 1977 NİRUN. Mitolojinin Öyküsü. İstanbul. Yeryüzü Yayınları. Michael. İyi Şeyler Yayıncılık. Sümer Mitolojisi. Arif Müfit. Ankara 2006 MEMİŞ. Seton. Arkadaş Yayınları. çev. 2001 KRAMER. Samuel Noah. Sinan. Kabalcı Yayınları. çev. Özcan Buze. 1991 LLOYD. 2006 OATES. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 50. İstanbul. Son Truvalılar. Konya. 1999 KSENOPHON. Belkıs. 2000 KINAL. çev. Füruzan. İstanbul. Truvalılar. Antik İnançlar Modern Hurafeler. Eski Anadolu Tarihi. 2000 MANSEL. 2002 KRAMER. İstanbul. çev. Joan. Truva Yayınları. Ankara 1988 MARTİNO. Samuel Noah. Ankara. Haydar Yalçın. Tomris Uyar. Türkiye’nin Tarihi. Sümerler. çev. İstanbul.T. Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji. Martin. 2004 . Yurt Kitap Yayın. Hititler. Yayını. Ufuk Uyan.K. Ata.G. Eskiçağ Türkiye Tarihi. Ankara. Arkadaş Yayınları. 1989 MEYDAN. Ege ve Yunan Tarihi. Evrenin Yapısı. Tarih Sümerde Başlar.S. 1997 LİNGS. Kozmik Kitapları. Tanrıların Masalları. Dost Kitapevi. Ankara 2006 MUTLU. Samuel Noah.

1995 ÖGEL. Hakkı Hünler. çev. Colin A. çev. 2005 PLATON. Gerçek Yayınevi. Dergâh Yayınları. Ekmeleddin İhsanoğlu. İnsan Nasıl İnsan Oldu. Astronomi ve Tıp. 1991 SEGAL. Feza Günergün. Belleten. Aydın. 1956 PETERS. Anadolu Arkeolojisinin ABC’si. “Kültepe Tabletlerinin Anadolu Tarihi ve Kültür Tarihi Bakımından Önemi”. çev. C. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Dergisi. XX. İstanbul. William ve PİTMAN. İstanbul 2006 SEVİN. XXXV. Antik Bilim Modern Uygarlık. İlkellerde Din Büyü Sanat. 29–35. İstanbul. Saffet Babür. Ankara. Yeni Belgelerin Işığında Koloni Çağında ( M. Remzi Demir. Tübitak Yayınları. E. 1970– 1750 ) Yerli Halk İle Asurlu Tüccarlar Arasındaki İlişkiler. İletişim Yayınları. Zülal Kılıç. Dursun Bayrak. Anitta Hançeri. Tahsin. Walter. Ahmet Zekerya. Nisan–1995 ---------------------. Paradigma Yayınları.Ö. Gündoğan Yayınları. Bilim Tarihi. Ankara. Sedat Veyis. Nuh Tufanı. Ankara. Ankara. Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü Derneği Yayını. 2004 SARTON. Türk Mitolojisi. Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik. Belleten. İmge Yayınevi. İstanbul. E. çev. 1994 SEVER. Say Yayınları. Ankara 1995 SAYILI. Hüseyin. Michael. Ankara 2005 ROAF. Veli. Sa. George. İstanbul. Arkadaş Yayınevi. çev. Felsefe-Din İlişkileri Faslu’l-Makal el-Keşf Minhaci’l-edille. çev. C. ARİSTOTALES. LIX.2. İbn. Türk Tarih Kurumu Yayınları. – İLİNE. 1991 . Ankara. Ruh Üzerine. Mezopotamya ve Eski Yakındoğu. 2003 RÜŞD. F. Bahattin. İstanbul 1996 RYAN. İstanbul. C. Antik Yunan Felsefesi Terimler Sözlüğü.219 ÖRNEK. Ercan Ofset. 1971 ÖZGÜÇ. 1996 RONAN. Sa. M. EFLATUN.

Ankara. 5–9 Eylül-1990Ankara ŞAHİN. 1997 TUNA. . 1995 THOMPSON. İnkılâp Kitapevi Yayınları. İlkçağda Türkiye Halkı. Ark Yayınları. İstanbul. İstanbul. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu ve Bildirileri. Kongresi Bildirileri. Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı. Mebrure. Başlangıçta Bilgisizlik ve Korku Vardı. 1999 ÜLGER. Necip. 2006 TAYLAN. çev. İstanbul. T. Sabri. İbrahim Gılgameş. 2001 ŞENEL. İstanbul 1999 TOSUN. Doğu ve Batıda Düşüncenin Temelleri. Kayıp Keşifler/Modern Bilimin Antik Kökleri. Platondan Habermas’a Felsefede Doğruluk ve Hakikat. Kayseri. 1993 ŞENEL. 11–12 Nisan 1997. çev. Tabaka Vesikalarına Göre Anadolu’nun Siyasi Tarihi İle İlgili Yeni Gelişmeler”. Sümerler: Tarihin Başlangıcında Bir Halk. İmge Yayıncılık. Şehir Yayınları. İstanbul 2002 Berfin Yayınları. İstanbul 2007 UHLİG. İstanbul. Işığın Kaynağı Doğu. İstanbul. İbrahim Şener. İstanbul. XI. İzdüşüm Yayıncılık. II. İşte Anadolu. Telos Yayınları. Osman Nedim. Düşünce Tarihinde Tanrı Sorunu. Mehmet H. ÇEÇEN. Adnan. Cilt. H. Kamer Yayınları. Babil ve Asurlularda Hukuk. İnsanlık Tarihi. Harun. Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler. Belleten 37. İlk Filozoflar. 2000 TERESİ. Payel Yayınları.220 SEVER. Helmut.1973 UHLIG. 2005 TEPE. Bilge. Doğan. Dick. Ankara. Telos Yayıncılık. 2006 UMAR. Kanun ve Adalet Kavramları. George. 1998 ŞATIR. Hüseyin ve S. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Avrupa’nın Anası Anadolu.T. İstanbul. Düşünmenin Öyküsü Pan Yayıncılık. Ali. çev. Ömer. Yasemin Bayer. Adnan. Asur Ticaret Kolonileri Çağında Anadolu’da Dini Hayat. çev. “Kültepe’deki II. Sümer. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara 1997 TUNCER. Nilgün Ersoy. Helmut. Ankara.

221 ÜNAL. İmge Yayınları. Siyasal Düşünceler Tarihi 1/ Mezopotamya-Hint-ÇinYunan-Roma. 1999 VERNANT. Cem Yayınevi. 1996 VERNANT. çev. İstanbul 2005 ZELLER. Edward. Hititler-Etiler ve Anadolu Uygarlıkları. Grek Felsefesi Tarihi. İz Yayıncılık. İstanbul 2002 YILDIRIM. Yunan Düşüncesinin Kaynakları. Ankara. Meram Yayıncılık. Ahmet Aydoğan. Ön Asya Tarih ve Uygarlıkları. Ankara. Çetin. çev. İstanbul 2006 . Eski Yunanda Söylen ve Toplum. Mehmet Emin Özcan. Recep. Salyangoz Yayınları. Jean-Pierre. Ahmet. İzmir. çev. 1996 YETKİN. Hüseyin Portakal. Etibank Yayınları. Jean-Pierre.

222 EKLER Harita1 .

223 Harita 2 .

224 Harita 3 Harita 4 .

üstünde gökbilimsel gözlemler ve öngörüler bulunan tabletlerden bir örnek. bir yandan neredeyse "yazı" kadar . Resim 5: Gılgamış’ın ölümsüzlük peşinde yaşadığı şiirsel yolculuğun anlatıldığı Gılgamış Destanı.238 HARİTALAR VE RESİMLER ÜZERİNE Harita 1: Mezopotamya bölgesini ve Anadoluyu gösteren harita Harita 2: Mezopotamyada Sümerlerin Hakim olduğu bölgeyi gösteren harita Harita 3: Mezopotamya bölgesini tefferuatlı gösteren harita Harita 4: Anadolu’da Hititlerin kurulduğu alanları gösteren harita Resim 1: Boğazköy’ün iki kilometre uzağında bulunan bu kabartmalar. tanrıların yürüyüşünü göstermektedir. orduyla birlikte yolculuk yapan ve geleceği görebilmek için kurban hayvanlarının bağırsaklarını inceleyen kâhin rahiplerin yardımıyla alınırdı. y. Kil tabletler üzerine çiviyazısıyla yazılmış/kazınmış bu destan. Alt resimde ziyaretçiler kralın ayağına kapanmışlar. (M.) Resim 4: Asur sarayının usta astrologlarının yararlandıkları. Asur kralları tanrı Aşşur’un yeryüzündeki temsilcileri olarak görülürdü. Ninive’deki krallık kütüphanesinde bulunmuştur. 9.y. bilinen en eski edebi metin. Resim 2: Asur’un kuzeybatısındaki dağlarda kurban kesimi. Resim 3: Kalhu’da kuzeybatı sarayında çiftler halinde dolaşan süvariler.Ö. Önemli kararlar.

ikinci tanrı kuşağındandır. Ramses arasında M. Resim 6: Pişmiş toprak.7 cm. taşırlar. İnanna'nın Dumuzi ile evliliğini anlatan Sümer tabletlerinin korunmuş olan kısmı hala Türkiye'dedir. Hattuşili ile Mısır Firavunu 2. "güzel saçlı kraliçe" ya da "güzel örgülü DEMETER" diye geçer.1 cm. 13. kovalar. Sarayın duvarlarına buna benzer birçok figür oyulmuştur.239 eski. yüzyıl. Bu doğaüstü varlıkların. bir yandan da günümüz insanının evrensel değerlerine ışık tutuşuyla bugün yazılmış gibi taze. M. Resim 7: Yunan mitolojisinde tarım ve bereket tanrıçası. Figürün başındaki boynozlu taç eski Mezopotamya’da Er Hanedanlar döneminden başlayarak bir tanrılık belirtisi olmuştur. ya da yedi bilgeyle ilişkili oldukları sanılmaktadır.Ö. Hitit Kralı 3. özellikle de buğdayı simgeler.8x17. İnsanlara toprağı ekip biçmesini öğreten bu tanrıçadır. Aşşur-nasir-apli’nin Kuzeybatı Sarayında kanatlı figür. sarayı ve içindekileri kötülüklerden korumak için heykelcikleri sarayın tabanının altına gömülen apkallu.Ö. Hesiodos’a göre Kronos’la Rheia’nın kızı.6x5. . Ekinleri. 13. 1280–1269 yılları arasında yapılan dünyanın ilk yazılı antlaşmasının çiviyazısıyla kil tabletler üzerine yazılmış iki parçası. havanlar.2x4x2. Resim 9: Kalhu’da II. bitkiler. Ay tanrıçası nanna’nın kızıdır. Dört kanatlı. İstanbul Arkeoloji Müzesi. Yunanlılarda afrodit olarak görünmüştür. Resim 8: Sümerlerde aşkın ve yağmurun tanrıçası. Çoban tanrısı Dumuzi ile evlenmiştir ve sümerler bu evliliğin onlara bereket getirdiğine inanmışlardır. Homesros'un destanlarında. kartal başlı ya da balık pelerinli bu figürler. Sümerlerin bereket sembolüdür. ve 9. koniler. vb.

700 dolayında bu tunç kabartma panonun arkasında. Şalmaneser ve solda Babil Kralı Mardukzakir-şumi el sıkışır gibi görünürler. Geç Asur ve Neo-Babil dönemlerinde çok yaygın bir adetti. Zifte gömülmüş lapis lazuli fonun üstüne deniz kabuğu katılarak. “kaybolan mum” tekniğiyle dökülmüştür. Orta bölümde. Resim 13: Ninive’de İştar Tapınak alanında bulunan dökme bakır baş. başı ve elleri üstten gözüken iyi tabiatlı cin Pazuzu betimlenmiştir. ama muhtemelen bir müzik aletinin gövdesi olan buluntunun “barış sahnesi” yüzü. mülkiyeti korumak ve yasal işlemleri güvence altına almak amacıyla kullanıldığından. kara büyü yada dedikoduya karşı dinsel törenlerde kullanılmıştır. alttada Pazuzu ve aslan başlı Lamaştu görülmektedir. Gebe kadınlara ve yeni doğmuş çocuklara saldıran Lamaştu’ya karşı korunma amacı taşıması olasıdır. bir hasta ve ona bakan balık giysili iki rahip. Doğum yapan kadınları dişi cin Lamaştu’nun saldırılarına karşı korumak için muska olarak tunçtan Pazuzu paşı takmak. Resim 12: Ur standardı denilen. Başlangıçta figürde betimlenen yöneticinin Agade hanedanının kurucusu Sargon olduğu düşünülmüştür.240 Resim 10: Silindir Mühürler ve baskıları. Yabancı bir kralın Asur kralıyla eşit konumda gösterilmesi az . Belki de bu “savaş” tarafından gösterilen seferin başarısından sonraki zafer kutlamasıdır. giderek sahibinin korunmasıyla özdeşleştirilmeye başlanmış ve hastalık. eşya taşıyan hayvan ve insanlar ve bir ziyafet sahnesi canlandırılmıştır. ama bu jestin doğru bir yorumu olmayabilir.Ö. Resim 14: Kalhuda Şalmaneser Kalesi’nin ana taht odasındaki taht atlığının ön tarafı. Resim 11: M. Panoda. Silindir mühür. sağda III. bir cin dizisi. ama üslubuna bakıldığında Sargon’un torunu Naram-Sin’e ait olması daha inandırıcıdır. tanrı simgeleri. İçi boş olan baş. çocuk düşürme.

Aslan.3000) tapınak hazinesinde bulunan bir çiftin tekidir. Art ayakları üstünde bir aslanı bıçaklayan kral motifi. Ö. Yaklaşık iki metrelik silindirik bir taşın üstüne çivi yazısı ile yazılmış olan kanunlar tam 282 maddedir. kralın bu spordan büyük zevk aldığı anlaşılmaktadır. Resim 17: Tel el-Varka vazosu Uruk’ta III. ama yapım tarihi daha eski olabilir. Ağacın üstündeki kanatlı kuşun içinde gösterilen tanrının Şamaş yada Asur olması mümkündür. Resim 15 ve 16: Eski Yakındoğu’nun en canlı av sahneleri Asurbanipal’in Ninive’deki Kuzey Sarayı’nın duvarlarına oyulmuştu. 1728-M. Aşurnasirpal kutsal bir ağacın iki yanında iki kez görülür. kendisine bu kanunları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş'ın olduğunu söylemiştir. Asur’da krallık mührü olarak benimsenmişti. ama metinlerde ve kabartmalarda bu kadar sık görülmesinden. Dolayısıyla kanunlar da tanrı sözü sayılıyordu. Yükseklik 1. Aynı motif. Vazonun tümünde tanrıça İnanna’ya bir sunu sahnesi gösterilmiştir.241 rastlanır bir durumdur ve bu dönemde Asur’la Babil arasında özel bir ilişki olduğu fikrini vermektedir. Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir. Arkeolog Jean Vincent Scheil'in 1901'de Susa.78 m. Resim 19: Babil kralı Hammurabi'nin (M. 1686) çeşitli meselelerde verdiği kararlar. Elam'da bulduğu (bugünkü Huzistan. Ö. Yönetici ve tanrıça üst şeritte görülmektedir. hayvanların öldürülmesi belli ölçüde soyluluk ve dinin gerektirdiği bir görevdi. İran) ve Fransa'ya taşıdığı Hammurabi Kanunları'nın yazılı olduğu stel.. Tabakadaki (M. Babil'in koruyucu tanısı Marduk adına yapılan Esagila Tapınağı'na dikilen bir taş üzerine Akatça dilinde yazılmıştı. vb. Hammurabi. . Resim 18: Burada II. Persepolis’teki Pers saraylarının kapı oymalarında da görülür.Ö.

destanlar. 1855’te Ninova’da yapılan kazılarda. atasözleri. Fakat bunu her yönü ile kanıtlayacak belgeler yayımlanmış değildi. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş. hikâyeler ve bilgelik kompozisyonlarından oluşan Sümer edebiyatının. Bunların hemen hemen üçte biri İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nde bulunuyor. hepsinin toplam beş bin adet olduğu tahmin edilmektedir. aşk şiirleri. 28. 7. Ancak. Sümer edebiyatına ait tabletlerin en büyük kısmı 1887–1890 yılları arasında ABD'de. Gılgamış Destanı. Philadelphia Üniversite Müzesi tarafından. Mezopotamya'da ortaya çıkan tarihteki ilk yazılı destandır. Başka yerlerden çıkmış veya kaçak olarak elde edilmiş bir kısım tabletler de Avrupa ve Amerika müzelerine dağılmıştır ki. . daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. ağıtlar. Efsaneler.Ö.Ö. ilahiler. Destana konu olan kral Gılgamış gerçekten yaşamış ve M. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı. Resim 21: Çiviyazılı belgelerin bulunmaya başladığı geçen yüzyıldan beri Mezopotamya'da Aşk Tanrıçası İnanna ve Çoban Tanrısı Dumuzi ile ilgili bir bereket kültünün varlığı biliniyordu.242 Resim 20: Gılgamış Destanı. Bu tabletler. Asur Kralı Asurbanipal’in M. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'yle kazıyı yapan kurum arasında gelişigüzel paylaşılmıştı. bu yüzyılın ortalarına doğru Sümer edebiyatına ait belgeler saptanıp yayımlanmaya başlandıktan sonra bu kült ve bu kültün esasını oluşturan kutsal evlenme töreni konusu açıklığa kavuştu.yüzyılda Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Bunlardan günümüzde 12 tablet bulunabilmiştir. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuştur. Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir. Güney Mezopotamya'da eski bir din ve kültür merkezi olarak yüzlerce yıl varlığını koruyan Nippur şehri kazılarında bulunmuştur. o günkü müzeler nizamnamesine göre. mersiyeler. Ölümsüzlüğü arayan bir kralın öyküsüdür.

Şeklinde yaptılar. Böylece ilk kez sayılarda basamak fikrini gösterdiler. Üstünde okyanus olduğu belirtilen bir daire çizilmiş. bunun dışına metinde anlatılan acaip yöreler işaretlenmiştir. oldukça ileri bir seviyeye ulaşmış oldukları bilinmektedir. Özellikle matematik ve astronomide çok ilerlemişlerdir. Babilden geçen dikey çizgiler herhalde Fırat ırmağını temsil etmektedir. Samuel Noah Kramer oynamıştır. Susa en alttadır.Ö. yani 60x2 = 120. yüzlerce tabletin kopyası yapılmış. Babilliler. Harita muhtemelen M. araştırmalarını evrenselleştirmiştir. Öyle ki.. Asur ve Dir adları yazılmıştır. Amerika müzelerini ziyaret ederek.. batı yukarıya gelecek biçimde yerleştirilmiştir. basamak düşüncesinden yararlanarak yazdılar. O tam 60 yıl çiviyazılı tabletler bulunan Avrupa. 60 sayısını taban olarak kullandılar. .243 dolayısıyla bereket kültünü oluşturan kutsal evlenme metinlerinin gün ışığına çıkmasında en büyük rolü Prof. 59'dan büyük sayıları da. sağ yana Urartu. 700 dolayında düzenlenmiştir. 2000 yıllarında Mezopotamya'da yaşayan Babillilerin. Gruplamalarını 60'lık olarak. Ortaya bilindiği kadarıyla dünya. (( : )) işaretini kullanmışlardır. Bütün bu çalışmaların sonucu. büyük bir bilim cömertliği ve yardımseverliğiyle isteyen müze uzmanlarını da çalışmalarına katarak. antropologlara kaynak olarak sunulmuştur. bilimin çoğu dalında. sayıları yazarken iki tane sembol ve bulunmayan basamaklar yerini doldurmak için de. Resim 22: M. Babiller. . Rakamları sağdan sola doğru yazarak ifade ettikleri anlaşılmaktadır. Resim 23: Bu kil tablete Babil Dünya Haritası denir. Babil şehrini zamanın bilim merkezi haline getirmişlerdir. Sümer edebiyatına ait tabletleri ve konularını saptamış. bilim tarihçilerine. Babil rakamları arasında da.Ö. sıfır rakamını gösteren bir sembol yoktur. aynı metne ait diğer müzelere dağılmış parçalar bulunarak konular tümüyle ortaya çıkarılmış ve çeşitli yayınlarla Sümerologlara. Merkezin üstündeki kutuya Babil.

M. yüzyılda başlanan ziggurata. Resim 25: Akad döneminden (M. . 18. Onun önünde güneş tanrısı Şamaş. solunda İştar durmaktadır. “gök ve yerin kuruluşu tapınağı” anlamına gelen Etemenanki adı verilmiştir. taban dikdörtgendir ve yüksek tapınağa dik açıda birleşen üç merdivenle çıkılırdı. dağların arasından çıkmakta.Ö. 2200 dolayı) su tanrısı Ea’yı iki yüzlü veziri Usmu’yla birlikte gösteren yeşil taştan silindir mühür baskısı. Yapıların tümünde benzer bir plan izlenmiştir. üst üste bir dizi platformdan oluşan ve en tepede tapınağın bulunduğu bir ziggurat içerirdi.244 Resim 24: Ziggurat eski Mezopotamyanın en belirgin özelliklerinden biridir. Zigguratların en ünlüsü olan ve Babil Kulesi hikâyesine yol açan Babil’deki tanrı Marduk zigguratında da aynı plan uygulanmıştır. Birçok kentte kent tanrısının tapınağı.Ö.

devlet. Bu insanlar keşifleri ve icatlarıyla insanlığın kültürel birikimini geliştirdiler. matematik.245 ÖZET BOZCA. Uygarlığın başlamasının önkoşulu “yerleşik yaşam”dır. Hurri. Yerleşik yaşam ise coğrafyanın ve iklimin uygun olmasıyla çok yakından ilgilidir. Babil. felsefe. Grek).4000’li yıllarda Mezopotamya ve Doğu Akdeniz çevresinde yarıkıraç topraklarda çeşitli toplumlar yaşamaktaydı. . Mehmet. teknoloji. Hayli gelişmiş bir cebirleri ve matematiğe dayanan oldukça sistemli bir astronomileri vardı. balıkçılık ve çiftçilik gibi. felsefe. yasalar. avcılık. felsefi gerçekler olan büyüsel inançları zamanla gelenek oldu. zooloji ve botanik gibi bilim dalları ile tarım. Bu husus bugün net olarak biliniyor ki Mezopotamyalıların matematik ve astronomideki bilgileri aradaki yüzyıllara rağmen Yunanlılarınkilerle kıyaslanabilecek bir durumdaydı. astronomi. yazı. matematik. metalürji. Kimi zaman da içlerinde bilimsel. jeoloji. tıp ve mitoloji alanında da Mezopotamyalılardan önemli ölçüde yararlar sağladıkları açıklıkla görülmektedir. Hitit. tıp.Ö. sanat ve toplumsal yapı uygarlığın olduğu ortamda doğar ve gelişir. Çivi yazılı tabletler üzerinde yapılan araştırmalar Mezopotamyalıların bilimsel bilgi hakkında daha önce pek tahmin edilmemiş olan ve beklenmeyen birtakım gerçekleri gün ışığına çıkarmıştır. tıp. mitoloji. Ankara 2008 Bilim. astroloji. Asur. edebiyat. kimya. mühendislik ve mimarlık alanlarına ilişkin bilimsel ve pratik bilgiler edindiler ve bu bilgileri biriktirdiler. Topografya. Yunanlıların yalnız matematik ve astronomide değil. Eski Doğu ve Batı Kavimlerinde Felsefi Düşünce (Sumer. teknoloji. Yüksek Lisans Tezi. tarihte ilk kez Dicle ve Fırat nehirlerinin vadilerinde ortaya çıkmıştır. M. Bu toplumların bölgesel koşullara uygun uğraşları ve ekonomileri olduğunu sanıyoruz. Nitekim uygarlık ve dolayısıyla kentsel yaşam.

Tezimizin temel coğrafyası Mezopotamya-Anadolu-Avrupa güzergâhı şeklinde belgeler konuşturularak inceleme konusu yapılmıştır. Büyük bir bilgi ve beceri birikimi gerçekleşti. Elam kültürünü. Mezopotamya 2. Mitoloji 4. Anahtar Sözcükler 1. çeşitli nedenlerle yapılan yer değiştirmelerle ve göçlerle anılan bilgiler ve teknikler geniş alanlara yayıldı. Felsefe 5. Bu konuyu araştırırken öncelikle Sumer mitolojik ve dini anlayışıyla yazılmış belgelerden. farklı kültürler arasında karşılıklı etkileşimler oluştu. Babil. Elbette Eski Çağ döneminde yadsınmayacak Mısır kültürünü. Bilim . ancak zaman ve mekân darlığı düşüncesi ile Sumer felsefesini temel alarak Doğu-Batı felsefi düşüncesinin gelişim sürecini ve etkileşimlerini bir sınırlılık olarak ele aldık. Akad) ve oradan da Anadolu’ya (Hitit. Pers kültürünü düşünmemek temel bir yanlışlık olur.246 Ticaret yoluyla. daha sonra onlardan etkilenen Mezopotamya’daki Sami kabilelerin (Asur. Huri) yansımaları ile ilgili belgeleri izleyerek klasik batı felsefesinin temel kaynaklarını ele alarak benzerlikler ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştık. Sumer 3.

Today it is clearly known that the knowladge of people in Mesopotamia in maths and astronomy was in a comparable situation with . These people developed the cultural accumulation of mankind through their discoveries and inventions. The researches on cunieform writing tablets brought to light that people in Mesopotamia had unestimated and unexpected scientific knowladge. tecnology. astronomy. Sometimes thier magical beliefs those include scientific and philosophical realities became traditon in time. zoology. We assume that these societies dealth with things like hunting. maths. philosophy. Likewise civilization and relatedly urban life. Babylons. medicine. technology. Settled life is closely related with suitability of geography and climate. Assyrians. The prerequisite for civilization to occur is ‘’ settled life’’. first occured in history in the valley of rivers Fırat and Dicle. Mehmet. Hittites. law. Greeks) Ankara 2008 Science. Philosophical Thought in Ancient Eastern and Western Tribes (Sumers. writing. chemistry. art and social structure occur and develop in an environment where there is civilization. engineering and architecture. botany and the fields like agriculture. fishing. They gained and developed scientific and practical knowladge in the science fields like topography. metallurgy.247 ABSTRACT BOZCA. philosophy. farming that were appropriate to the regional conditions. mythology. astrology. geology. medecine. maths. Hurrians. state. In 4000s BC there used to live various societies around the half-arid land of mesopotamia and east mediterranean.

Key Words 1. Science . It can be clearly seen that Greeks benefited from Mesopotamians not only in maths and astronomy but also in medicine and mythology. The basic geography of my thesis is Mesopotamia-Anatolia-Europe route and the documents from this route are used in my study. I tried to bring up the similarities and differences considering the basic sources of classical eastern phylosophy. While studying this subject. Sumers 3.248 Greeks although there are centuries between them. I first used the Sumer documents that were written in mythological and religious perceptivity and then Sami tribes in Mesopotamia (Asur. Elam culture which can’t be denied in prehistoric period. Pers culture. Akad) those were affected by them and from there following the documents about the reflections on Anatolia (Hitit. Babil. Mythology 4. Huri). Certainly it would be a mistake not to think about the Egypt culture. The knowladge and techniques gained through trading. Mesopotamia 2. but becouse of the lack of time and and place I handled the development process and interaction of East-West phylosophical thoght having the Sumer phylosophy in basis. They had advanced algebra and very systematic astronomy based on maths. Philosophy 5. changing places with various reasons and migration spread and there occured an interaction between different cultures.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful