SIgun

yayinlari

Büyük

Ozanlar

Dizisi

1

MEM
A A

EHMEDE XANI
Türkçesi
:

M. E. Bozarslan

GÜN YAYINLARI
Başmusahip Sokak, Tan Ap. No.
İSTANBUL - 1968
6

HÎLAL MATBAACILIK KOLL. ŞTÎ. - îstanbul -

1968

- Tel.:

22 91 78

PfiŞGOTIN ÖNSÖZ .

Ne yazık ki ülkemizin Kürtçe ve Türkçe konuşan oku¬ yucuları bugüne kadar bu değerU eseri okumaktan yok¬ sun kalmışlardır. Kürtçe sayfalan sol. Türkçe'ye de çevirilmemiştir. hem de Arap harfleriyle okumayı bilen kimseler ancak okuyabilmektedirler. Ajnrıca her saj^a da ajmı miktarda.MEMO ZÎN 9 MEM Ü ZlN dünyanm ölmez edebî eserleri arasmda ön safta yer almıştır. Çünkü eser Arap harfleriyle yazUmış. hem de Türkçe'ye çevirdik. hem Kürtçe'jd. Türkçe de konuşan okuyucular için bu kitabı okuma fırsatı doğmaktadır. Gerek konusu ve gerekse edebî değeriyle bu eser. Böylece Kürtçe de konuşan. Özellikle ülkemizin Doğu bölgesinde bu kitap halk arasmda hayli tanınmıştır. Fuzulî'nin LEYLA ÎLE MECNUN'ımun bir dengidir. işte bu ihtiyacı karşılamak için MEM Ü ZlN'i hem L⬠tin harflerine. Orijinaliyle Türkçe çevirisinin karşUaştırUmasmı ko¬ laylaştırmak için Kürtçe ve Türkçe saj^alan karşUıkh. Türkçe sajrfalan da sağ tarafa koy¬ duk. Bu eser XVII. çağ¬ daşı olan diğer bütün eserler gibi onda da birçok Arapça ve Farsça kelime vardır. mısra mısra di¬ zildi. jüzyUm sonlarmda yazUdığı için. değerini herkese kabul ettirmektedir. Bu dev eser konusuyla Şekspir'in RO¬ MEO VE JULÎYET'inin. O kadar ki birçok okumamış kimseler dahi kendilerine göre kitabm bazı pasajlarmı ez¬ berler ve ara sıra münasebet gelince ezbere okumaktadır¬ lar. her okujoıcunun gönlünü kendine çekmekte. Tabiî Türkçe çevirisinde bu ke- . Bunun için. Bunlarm sayısmm çok az olduğu aşi¬ kârdır.

Ancak herkes bun¬ larm anlammı bilmemektedir. hem de Kürt edebiyatına ölmez bir eser arma¬ ğan etmiştir. Büjrük Ozan Ahmed-i Hânî de «Meme Alan» desta¬ nından ilham alarak o hikâyejd kendi çağmm yaşantısma göre somut bir kalıba dökmüş. bu çürük ve haksız düzene karşı âdeta isyan etmiştir. çıkarcı ve dalkavuk kimselerin sözüyle oturup kalkmalarmı ortaya koyarak kötülemiş. kinci. Fakat kitabın orijinalindeki bu yabancı kelimele¬ ri değiştirmedik. Bu suretle hem destanı kaybolmaktan kurtarmış. Bundan başka o çağda yöneticilere. zalim. yöneticilerin davranış ve anlayışmı. . suçsuzluğu. o zamanın sosyal. özeUikle on¬ ların kötü niyetU. Bu hikâye Milâttan önceden bu yana halk arasmda söylenen ve mitolojik bir niteUk kazanan bir destandır. kültürel ve idarî duru¬ munu da güçlü bir meharetle tasvir etmiş gözler önüne sermiştir. Bunun için kitabm sonuna bir Sözlük ekledik ve bu keUmelerin açıklamasını o söz¬ lükte Kürtçe ve Türkçe olarak yazdık. çağdaş ve modern bir üs¬ lûpla yazmıştır. Mem û Zîn'in hikâyesi «Meme Alan» adıyla Kürt hal¬ kı arasmda hayli yaygm ve eskidir. dal¬ kavukluğu. olduğu gibi yazdık. kötülüğü. çarpık ve küflü anlayışı yerden yere vurmuş. îjâliği. fitneciliği ve ikiyüzlülüğü de Bekir'de somutlaştırarak gözler önüne sermiştir. zayıflığı ve çare¬ sizliği Memo ve Zin'in şahsında toplayarak . doğruluğu.MEMO ZlN 11 Umeleri de Kürtçe kelimeler ve cümleler gibi aynen çe¬ virdik. devletin siyasî ve idarî çarkına hâkim olan anlayışı usta bir üslûpla anlat¬ mış. bu geri. Hânî bu eserde Memo ve Zîn'in aşkı etrafmda çağınm yaşantısını.

20/10/1968 M. Ayrıca bu ölmez eseri Lâtin harflerine ve Türkçeye çevirmek bize nasibolduğu için çok sevinçUjdz. Hemen hemen bütün dünya Ansiklopedilerinde kitaptan ve yazarmdan bah¬ sedilmektedir. hem de ülkemizin kitaphğınm zenginleşmesine hizmet ettiğimize inanıyo¬ ruz. Emin Bozarslan . 1 Bu kitabı çevirmekte ve yayınlamaktaki amacımız. 3 1962 yUında Moskova'da Lâtin harfleriyle. Bundan başka kitabm tamamı Rusça'ya. bu ölmez klâsik eseri ülkemizin okuyucularına kazandır¬ mak ve tanıtmaktır. saj^asmda kitabm adı ve yazarının bij'Ografisi kısaca geçmektedir.MEMO ZlN 13 MEM o ZÎN bundan önce üç defa basUmıştır: 1919 yUmda istanbul'da Arap harfleriyle. Ülkemizde ÎSLÂM ANSÎKLOPEDlSÎ'nin 68. fasikül 1113. Bu inancımız gerçekleşirse kendimizi mutlu sayaca¬ ğız. bazı bölüm¬ leri de Almanca'ya çevirilmiştir. hem okuyucularm kültürünün artmasına. Bu kitabı çevirip yayınlamakla. 2 1958 yılında Şam'da Arap harfleriyle.

çıkar peşinde koşmamıştır. MEM Ü ZlN'den de anlaşılacağı gibi haksızlığa.HANÎ'NİN BİYOGRAFİSİ Ahmed-i Hânî 1651 jolında Hakkâri bölgesinin Hân köjmnde dünyaya gelmiştir. Hangi tarihte bu eseri yazmaya başladığı hakkmda hiçbir belge yoktur. bu yolda hayli mücadele etmiş¬ tir. feodal düzene karşı cephe almış. Kısa bir sürede iUm ve kiUtürde ün salmış. doğruluk ve bunlara benzer sos¬ yal konular hakkmda bir öğüt yazmıştır. Hânî Kürt edebiyatına çok değerli hizmetler yapmış. gericiliğe. bu alanda hayU ilerlemiştir. Eserlerinin şa¬ heseri MEM O ZlN'dir. Fakat yazık ki vefat tarihi belli değildir. zııIme. 14 yaşlarmdayken yazarlık hayatına atUmıştır. Bunlardan başka EQlDA IMANE (inanç yolu) adlı küçük ve manzum bir eser yazmıştır. o da MEM Ü ZlN gibi manzumdur. çalışma. Türbesi Doğubayezit'te halkın ziyaretgâhıdır. Her bölümünün başın¬ da da okuma. çaresizlerin ve haksızlığa uğrayanların yardımcısı olmuştur. Hânî. yoksulların. çağında çok ileri görüşlüydü.Kürtçe sözlüktür. Bu eserin yazılış tarihi 1684'tür. Kısacası: her zaman halktan . birçok nefis şiir ve eser armağan etmiştir. 1690 yUmda başladığı söy¬ lenmektedir. Çağdaşı olan bazı bil¬ ginler gibi yöneticilere ve zahmlere dalkavukluk etmemiş. Hânî Doğubayezit'de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Bu kitap Arapça . Ozan bu kitabı 1695 yUmda ta¬ mamlamıştır. Bu eser NÜBARA BIÇÜKAN'Ia birlikte istanbul'da birkaç defa basUmıştır. zavalhlarm. NÜBARA BIÇÛKAN (Küçüklerin Turfandası) da değerli bir eseridir.

Büyük Ozan düşüncesinde özgürdü. Eserinden de anlaşUacağı gibi derin bir felsefeye ve geniş bir kültüre sahipti. Hânî o çağın aristokratik modasına uymamış ve di¬ ğer bilginler gibi eserlerini Arapça ve Frasça yazmamış¬ tır. Arapça'ja ve Farsça'yı da ijd biUrdi. felsefe ve kültür alanında da öylece yüksek bir mevkideydi. Kürt çocukları için yazdun. Sa¬ di'nin. Fuzulî'nin ve benzerlerinin dengiydi. Bu hususta Doğulu bilginlerden Firdevsi'nin. edebiyat alanmda nasıl mahir idiyse. Ne yazık ki hayatı hakkmda elimizde. halk çocukları için çalışmış ve hizmet et¬ miştir. doğruyu söylemekten ve yazmaktan hiç ama hiç geri durmamıştır. Kürtçe olarak yazmış ve Kürt edebiyatmm öncülerinden biri olmuştur. Fakat şurası bize teselli veriyor ki eserleri admı ölmez insanlarm safına katmış ve onu ebe- dîleştirmiştir. Ana diU Kürtçe'den başka Türkçe'yi. inandığmı cesa¬ retle anlatmış ve yazmış. Örneğin. Eserlerinin hepsini halk diliyle.» Bundan da açıkça anlaşUıyor ki revaçtakiler ve ma¬ kam sahipleri için mutlu azmlık için çalışmamış . bu hususta hiçbir şeyden endişe etmemiş. kendi ana diliyle. NÜBARA BIÇÜKAN'm önsö¬ zünde şöyle demiştir: «Ben bunu revaçtakiler için değil.MEMO ZlN 17 yana olmuştur. Ölümsüz Ozan. halk ço¬ ğunluğu için. . belgelere da¬ yanan bir bilgi yoktur.

Aşk kaleminin nakşı da jdne senin adındır. Sensin gönülleri kendine doğru çeken! Övünen ve nazlanan sevgili sensin! ÂşUî da sensin. Ey gönül sahiplerinin gönüllerinin sevgiUsi. fakat dileksizsin. Senin nakşın olmadan kalemin nakşı çiğdir Senin adm olmazsa yazı da eksik kalır.I AJLLAHA ÖVGÜ Kitabm Vallahi Ey Ey baş yazısı AUahm adı eksik demektir kitap. Senin adındır tüm vahiylerin özü Görünmejdp de keşfedilen varlıklar .Senin adın üzerine yazılır aşk yazısı. Amaç edinilen Kabe'nin şahı senin adındır. Bütün kutsal yazılar da senin admda toplu hâlde durur. olmazsa onun adı aşk güzelliğinin doğuş ufku olan Allah! «aşk-ı hakikî» ile «aşk-ı mecazî»nin sevgilisi AUah! . senin admda görünür.

o da hemen olur.der. sen onu en küçük olarak göstermişsin Ama asImda o. Ey yaratışın ve emrin bahçesine fejdz yağdıran AUah!. Bu yaraltUan. hem de istenensin! Sensin sevgiUnin yüzündeki aydınlık! Zavallı âşıkm gönlündeki ateş yine sensin! Mumsun ama ateş ve ışık çeşidinden değilsin. «Ol» ve »Oldu» emrinin bir harfidir (1).» . hem de yaratış senin kudretine bağlıdır. Senin emrin «01» sözcüğüyle iki âlemi birden Varlığa getirdi. en büyük kalemin nakşıdır.MEMO ZlN 21 Fayda veren de. Cisimler maddeden resmedilmişler. işte bu harf. kendisinden yararlanUan da sensin! Şüphesiz hem isteyen. Ruhlar ise kutsallUîIa nişanlanmışlar. Güneşsin ama perdelenmişsin gözlerden! Evren tılsımmm içinde definesin sen! insan admdan keşfedilen hazinesin sen! Bu evren. Bu iki âlemden biridir insanm kendisi. Gröriinen ve görünmeyen hep onda mevcuttur. gerçi amaç insandı. işlemesi ince bir nakıştır. Erdem de. işte gerçekten gerçek olan. Maddenin değeri gerçi düşüktür Ama kutsallık. kusur da hep onda gözükür. Hem o emir. senden gayrı bütün yaratıklar. o harftir. ona «Ol». güzelliğin ışığmdandu-. Bu ruhlarla cisimler cebirle. Hepsinin yönetimi ve geçimi seninledir. zorla Çiftleştirilmişler Allahın emriyle. bu insan ve görünen bu varlıklar. Gel gör ki amacıyle anlamı derin mi derin. (1) Şu anlamdaki âyete işaret ediyor: «Allah bir şeyi yarat¬ mak istediği zaman. Gerçi görünüşte.

Bunca doyulmaz nimet ve değer. amaç edinilenler ve muradlar. Gerçekten güzel ve parlak bir düzen Düzenledin bizler için doğrusu sen! Biz gafiller. Bunca arzu edilen ve sevilenler. Hayvanlar.MEMO ZlN 23 însanm kendisi hem karanlıktır. Arananlar. Bu göz kamaştırıcı gezgin saray. Hânî. Hepsi muhterem bunca melek. Bunca arazlar ve cevherleri. madenler ve bitkiler. DiUmizle de ödemiyoruz senin hamdini ve de şükrünü. Ve bütün jdyeceklerle giyecekler. tenbeller. Bunca aranan ve istenenler. Kötülük isteyen nefsimizle kayıtlıjnz. Hepsi bizler için yük altmdadır. Ne kadar evren çeşidi varsa. hem uzak. Dönüp dolaşan bu muazzam çark. Hepsi muazzam bunca felek. gönülden anmıyorsa eğer seni. günahkârlar. AUahım ! Ona şükredici bir dil ver ! . Hepsi bizler için işler hâldedir. Hepsi insan çeşidine tâbidir. Bunca yerler ve unsurları. insan hem yakındır sana. Gönlümüzde taşımıyoruz senin fikrini ve de zikrini. hem ışık.

daima var olan bakî AUah! Ey fâni olmayan.n AIXAHA ÇAGKI VE YAKARIŞ Ey şükrü dilin cevheri olan AUah! Ey anması gönlü parUdatan Allah! Ey eşsiz. bir olan Allah! Ey emsalsiz. . doğru yolu gösteren Allah î Ey yerlerin ve göklerin yaratıcısı! Ey bütün insanların ve cinlerin yaratıcısı! Ülkelerin. meleklerin. sen yarattm hepsini. Her nasU varlığa getirdinse güzel yaptm. Ey işi güzel olan! Her nejd yarattmsa sen. feleklerin hepsini. MaşaUah. ortaksız. kendi kendine var olan. Her biri kendi yerindedir ve yerine lâjnıktır. benzersiz var olan AUah! Ey zevâU olmayan. Her nejâ yarattmsa güzel yarattın.

Hem gizli. Parçalanmak ve yer almak yoktur senin için. Birbirine katılmış inciler gibi olan yedili (2). gezegenler^ (2) Yedili'den maksat. Sanki hepsi bir vücut. Kısaca: îster inanan. dokuz gezegenin yörüngeleridir. Bunca güzel şey icadettin sen. Ak ve parlak inciler ve de siyahlar (1). Senin güzelUğinle süslenir sevgililer. herhalde. bir varlığı olmaz hiçbirinin. işte bu kadar sanat gösterdin sen. Işığm olmasa görünmezler bile. güneşin çevresinde dönen. Her altı yön ve dört köşeler. Gönülleri sızlatan. arş ve sabit yUdızIar. -«Büyük Ayı yada «Küçük. Sanki hepsi bir şehir.herhalde. hem de hazır oluşunun işte budur kudreti. Toprak. Doğmuş olup da çok doğurgan olan üçler: Yani toprak.MEMO ZlN 27 Dolu inci olan bu dokuz sedef. (1) Sedeflerden maksatı. bitkiler ve madenler. ister inanmayanlar olsun. Sen de öylece onlarda gizlenmişsin. senin çekimindir. Hulâsa: îster başlangıç. Levh. Ayı» takımıdır. sen de can . senin derdindir. hem de açık oluşunun işte budur hikmeti. Âşıkları çeken. Bunlarm hepsini yokluktan sen var ettin. sen de han. Kalem. Hem kajnp. GüzeUiğin olmasa. Senden imrenerek rakipler gayrete geUr. Hepsi sana öylece ajma olmuş. îlk-maddeleri yokken nakşedip süsledin. gök ve anahtarları. hajT^anlar. incilerden maksat da. ister son olsun. Fakat bunları kendine yer edinmişsin. .

Seninle birbirlerine uygun düştüler. Sülünlerin ayağmı bağlayan da sen. Gönülleri dolduran sevgi ve aşk. Gül bitkisine güzel rengini. Gâvur kızı için sen delirttin (1) . O yansıyı da güneş ışığı. Nilüfer'i nazlı büjöiten de sensin. Büjütüp güneşe müşteri eden de sen. Seninle var olup yüzyüze durdu. Bülbüle o güzel sesini veren de sen. (1) . Omuzlardan dökülen zülüf ve örgüler. Onlar aynaja su sanırlar. Pervaneyi sevda ile talan edensin. Dilberleri gönül çekici yaratıp yaratıp Meczup âşıkları sersemletensin. Yusuf'u nasU Züleyha'ya gösterdin? Vâmık'ı neden Azra'ya kavuşturdun? Elli hac edâ eden o şeyhi de. Kendi güzelliğin yansısm diye. Ajmalan Tûtî'Ierin önünde tutan da sen. Leylâ'yı Mecnûn'a sen belâ ettin. San'an Şeyhinin hikâyesini kasdediyor. Ramin'i Veysi'ye sen râm ettin. Ferhad'a kanlı gözyaşları döktüren de sen. Ardarda ajmalan yaratan sensin. Kırmızı gülü dikenlerden çekip çıkaran sensin. Servilere o uzun boyu veren sensin.MEMO ZİN 29 Şirin'i Perviz'e şeker yapan sendin. Canavarlarm yolunda tuzak kuran da. Mumlarm ucuna ışığı yerleştirensin. Ve sensin bülbülü bin deUye döndüren.

Tûtî'Ierin şeker dili kendiUğinden mi? Hayır. yardım etmek istediğin kimseyi de Derhal bilinen makama götürürsün. Doğru yola getirmek istediğin. HıUâsa: Senin hikmetinden anlayan Bir tek fert görmedik. maşallah! . O. Gönlün amacı ve muradı sen şahsm. Nasıl ulaştırdın jdicelere isa'yı! Acaba o canı sen neden sevdin? Gizlice îdris'e verdiğin ders. Amaca yönelecek elbet her gören.. Ey tapınUan AUah! Sen. takılıp kalırlar. Sen kendisine o denli yarduncıydm ki. Onu kutsal makamlara götürecekti elbet. ne güneşten. Ve ne sudan sakınırlar kendilerini. sana secde etmeden önce Âdem'i kıblegâh yaptın. Bir defa olsun secde etmedi başkasmm önünde. Ve hizmetçi bile olsa efendileştirirsin.MEMO ZÎN 31 Suda görürler senin nakşmı. Amaç önde hazır olunca.. Sen de onu tardettin kapından. onu söylerler. Gel gör ki o benle zülüf tuzak ve yemdir. Ne duyarlarsa. Gel gör ki sen de saptınrsm dilediğini yolundan. ona secde ettirdin. Tanrıdan başkasma secde etmedi. Onlar o amacı yakm görür. Desteklemek. Dudağı kuruyanlar duru su arar elbet. Zavallı günahsız Şeytan. Günde bin ibadet ediyordu: Çünkü sen güc vermiştin ona. Kahrın. onu ebediyyen ateşe çarptırdı. Ve bağlanır ayaklan. Ve yolundan saptırmak istediğin kimsenin Ayağını zülüf ve benle bağlarsın.

inan. Meğer yardımcısı Allah ola Ya da rehberi Mustafa! AUahım! Mustafa'nm hakkı için. Hânî. Senin hakkmda. şu bilgisizliğiyle senin hakkmda Sapıklığa düşerse çok değil. Hânî'jn kendine âşinâ kıl! .MEMO ZlN 33 îdrâk sahibi olup da irfan anyanlar. «Tanımadık» dediler.

Var olanlarm hepsi yazısızdı. O güçlü ve kudretli nakışçmm hüneri. Varlığı zorunsuz olanlarsa tüm yaratıklardır. deliller ve kanıtlara göre. Yaratıklarla perdelenen o varlığı zorunlu. . Varlığı zorunlu olan birdir. Asla zorunlu ve zorunsuz olmazlar. meydana çıksm.m PEYGAMBERE ÖVGÜ Varlıklar. Bunun için kalem oldu ilk yarattığı. Faş olsun cevher definesi. Nakşm varlığından varlığı nakışçmm. Ki varlığı bunlarla ispat edilsin. o da Zat-i Kibriyadır. Fakat o bilgili Hakimin sanatı. KalabiUr miydi tek bir resimle? Ona lâjnk bir yazı gerekliydi. Ve gizlenen güzeUiği çıksın ortaya. KUdı yaratıkları kendine doğuş ufku.

Bütün cüz'lerin ve küllerin Peygamberiyken o. O. hem günahkârlarm canlarmm kökü. Fakat onları birbirinden ayırdetme. örneğin şeker ve bitki. Hepsi ondan dallanma bulmuşlar. O vezir kUığmdaki Padişah. Ebedî güzellikten ilk defa parlayan. Ruhlar.MEMO ZlN 37 îşte bu ilk. Oldu tüm canlUarm ilk kökü. Henüz su ve çamurdu Âdem'in kendisi. Valığı zorunlu olanla olmayanları ajordeden o smır. ruh ve akhevvel. bütün âlemler için rahmetti. Hem mutluların. Âdem henüz su ve çamur içindeyken. Bir ışıktı. Sayılmaları ve sayUır olmaları itibarîdir. Oluverdi son zamanlar Peygamberi. Serveriydi o tüm Peygamberlerin. Henüz ne bu yer. Şöylece onları bağdaştır: De ki: Hep birden bir tek şeydir. ne bu gök vardı. Görünmeyen evrenin feyzine kajmak oldu. Onun içindi feleklerin yaratılışı. YaratUdUar. Karanlık gönüllerin feleğini aydmlatan o güneş. Hepsi onunla zevke ermişler. Meleklerin secdesi yine onun için. Dünyalı şekline girdiği an. . Peygamberin anlamından. Bunlarm üçüdür ki «ilkler» kabul ediür. îşte o nurdur ki görünmeyenleri bilen AUahm emriyle. AUahm güzelliğinin o penceresi. omm anlamı da Muhammed'di.

oldu cihangir. Vahiyle ve AUahm emriyle bahsederdi ondan. . Hikmetliydi serapa. Yer jöizünde bulunan bütün halkları. daha önce okumadan. davulsuz ve bayraksız. hem kitabı. Hakan. O. hem de kUıcı vardı. Frenk ve Tatarlardan. Cömertçe o sofraya buyur etti. Çaresiz çoğu kılıçla yok oldular. Tapmaklarını yok etti tüm ateşperestlerin. Arap şahı bayrağı kaldırınca Acem Kisra'sım da iki büklüm yaptı. . Davut dininden olanlarm. Mal miUk sahibi değil. încil ve Zebur da çıktı hatırlarmdan. diUnde Kur'an vardı. Dini kabul etmeyen kimselerin. adı Ahmed'dir» Dâvasmı elle ve dille jnirütürdü o. dini açıkladığı zaman. Çekti peygamberliğinden bir sofra. Isa incil'i okuduğu zaman. Derhal gözüyle gören oldu. Güzel yaratUışhydı. Tevrat'ı unuttu çoğu. EUnde kılıç. Kayser kendi kusuruyla kısa kalmıştı. iyilik sahibiydi. Doldurdu sesi dünyayı. Fağfur da kâseden içişinden iki büklümdü. . pusuya yatmış bir Hindu idi. hem Hükümdardı. Bizden sonra gelecek. Dedi ki: «Müjde veriyorum şanlı bir Peygamber. hem Peygamber. Kamu öğreticisiydi. Baktı ki dünya küfürle dolu. Atsız ve maiyetsiz. Habeşlerden. Yahudi ve Hıristiyanlarm. Puthaneleri ateşle yıkardı. Tâ ki bir kısmı dine katılıncaya dek.MEMO ZlN 39 îptal etti tüm dinleri ve de kitapları Gösterdi herşeyin kanıt ve nedenini. ŞaşUacak şey Rumlardan.

(1) Çadırsız. Kısacası: Yerlerde ve göklerde. Bilginlerin hepsi peygamber gibidir. Ondan gayrı bize arka olacak kimse de yok.MEMO ZlN 41 Gördüğün herşey meğer O'ydu. Kalmadı bir tek çeşit hajrvan. Filizlenirdi bitkiler onunla. (1) Hüneyn savaşından bahseden -«Allah yardımınıza. Onun dininden şüphe edenler için. GölgelUği bulutlardı. Yem oldular Cehennem ateşine. Gâvurlardan beşjöiz jdğit sayılır. hansız. Hulâsa: Bütün insanlar ve cinlerde. Dinini tartışıp eleştirenler için. Yalnız Adem oğullarmdan bazUarı. Şeriatiyle doğruldu yol. Ordusu görünmez askerlerdendi. saraysızdı o. Önden haberdar olduğu kadar Arkadan da görürdü. Tüm gâvurlar bir araya gelsin. Abidlerin hepsi evliyalar gibidir. Onun şerefine denk gelecek birşey yok. . Cansızlar da konuşurdu onunla.anlamındaki âyete işaret ediyor. Onun peygamberliğine inanmayan. görme¬ diğiniz askerler gönderdi». Doğruluğuyla güçlendi din. Ondan. Onun büjoik sahabelerinin tek bir ferdi. îşitirdi bir arada yüz konuşmayı. heybetçe Bir tek sahabeye eşit değildir. gölge düşmezdi yerlere.

ey işi iyiUk olan! Bizim ikijöiz jmk çekse de günahlarımız. bir surenin başında gel¬ -k »ve -«Tasîn» oku¬ nur. (3) Yüz defa hayatma andolsun ki. Şu paklıktan uzak. anlamı bilinmemektedir. kem kişi. Bir surenin başında gelmiştir. Şöyle yazılır. (2) bir adıdır. . Ben ne diyejdm. İki Arap harfidir.MEMO ZlN 43 Kur'an ve hadisler ne güçlü mucizelerdir! Âyetler ve sureler ne açık deUIIerdir ! Ebubekir ve Ömer ne iyi arkadaşlarıydı onun ! Osman ve AU ne seçkin yakmlanydı onun! Ey yüksek payeli Padişah! Ey tahtı felek güneşi olan Padişah! Benim bilgimle ne mümkün seni övmek! Büjdik güç sahibi Allahtır seni öven. Ve şu yüz derecelik kötülüğümüzle. (1) Yasîn: Peygamberin şında gelmiştir. şu ateşe müstahak olan Hânî. Kur"anın bir suresinin ba¬ Tâhâ: Peygamberin bir adı olup. Yine senden ümitsiz olmayız bizler. miştir. ey Şehinşah! Seni AUahm sözleri övdükten sonra? Şahım! Senin için güzel addır «Yasîn» (1) Tâhâ! Senin tılsımmdır «Tasîn» (2) Ey seçkin sevgih ! Senin için şu yeter ki : AUah senin hayatma andiçti. Hattâ şu zajnf Hânî bile. (3) -«Hayatına andolsun ki onlar sarhoşluklarında bocalıyor¬ lar» anlamındaki âyete işaret ediyor.

Köpeklerden farksız o kötü-işlijd de. . Ümmetten olduğunu iddia ediyor.MEMO ZlN -45 O da kötülüğü ve köpekliğiyle. Allah sahabelerin yolunda götürsün.

Aja ikiye bölmek için bir işaretin yeter. söylediklerini çekten miraçta gördüğü hakkındaki âyete işaret ediyor.IV PEYGAMBERDEN ŞEFAAT. Senin için bir anlık iştir feleklerde joirümek Ve senden bir selâmdır meleklerin kıvancı. ALLAHTAN DA AF Ey iki âlemin varlığına yol açan! «îki yay kadar» yaklaşmaya lâyık olan! (1) Medine tahtının Şehinşahı! Senden o kadar mucize görmüşüz ki. (2) Peygamberin gözlerinin yanılmadığı. Ve bir sözcük yeter gözlerinin yanUmadığmı ispatlamaya (2) (1) İki yay kadar: Peygamberin miraçta Allaha yaklaştığı me¬ ger¬ safedir.. ..

sen doğru yola götürmezsen. Ve sana lâyık olsun bu. Uzaktır senin büjöiklüğünden. Bu hitabın tamamı şudur: «sen olmasaydın ben felekleri ya¬ ratmazdım. (3) Şu âyete işarettir: -«AUah. Ona bir zerre olsun eklemedik biz. (1) «Levlâk»: AUahm Peygambere yönelttiği bir hitabm başı¬ dır. Maiyetinde gelir saf -saf melekler.» (2) -«Biz insanoğlunu şerefli yarattık» diyen âj'ete işarettir. Emrine amadedir burak ve kanatlar. hep var olacaksm. De ki: «Sen kudret ve azamet sahibisin» De ki: «Hep vardm sen. Bizler fânijdz. inanıp iyilik eden kuUarmı yer¬ yüzünde kendine vekil yapacağına söz verdi-. Sence biUniyordu bilgisizliğimiz. Kalkıversin önünde tüm perdeler. toprak seviyesindeyiz. Her neyi irade ettinse sen bizim için. Küfür ve günahları bahane etmek. Ve o emanetin kadrini bilmiyeceğimiz. zayıfız.. Helâk oluruz hepten. Hâşa senin sonsuz şefkatinden. F. (2) VekiIUk şerefini verdin bizlere? (3) Oysa sen bize emanetini verdiğin zaman. Bu mu padişahlık? Bir yüzlüdür senin katında küfürle îman Eşittir senin katında cennetle cehennem. Önce bizlere niye azamet verdin Başımızm üzerine koydun şeref tacım. Sen kahrmı gösterirsen eğer. rahmetinden. Perdesiz olarak konuş Allahla.. Ateş olacak bizlere cennet. : 4 .MEMO ZlN 49 Ey «Levlâk» tahtının padişahı! (1) Kalk ta çabucak göklere çık.

Senin sıfatlarma ajoıa olmasın. Şefaatmm içine al hepsini. Bizleri koyunlar gibi darmadağm etmesi? Kısacası: Öyle yap ki o serkeş dev. bedbahtları ve kem kişileri. Hulâsa: Yakm ve uzak olan hepimizi. gerek günahkârlar. Şeytanlar var sevinecek haUmize. Cehennem bizler için cennete dönecektir. sonunda. Sen küfrü de bağışlıyamaz mısm ki? Günahları üzerimizde nakşedecek olursan.MEMO ZÎN 51 Ve feyiz yağdınrsa bulutları rahmetinin. . «Bağışlayıcı» admdır ki günahkâr kıldı bizleri. Ve sevinecek sayısız mel'un var. Hepsi senden umutludurlar. Gâvurlardan ve günahkârlardan kimse yoktur ki. Günahkârlan.» Hiç hamiyet kân mı ey âlemin dayanağı! Hiç yakışık alır mı ey insanlarm çobanı! Bu pis mel'unun. Bizler «Kahredici» adınla gâvur olduk. Yalnız ve tek basma gitsin ateşe. Gerek gâvurlar. Bizleri hep beraber ateşten kurtar.

Gelecek bizim için başarılı olacak mı. Bize yar olsun bahtımız. îşte kemale erdi talihsizUğimiz.V DERDİMİZ Saki! Allah için lütfet. Ozan kendi kadehini de onunkine benzetmiş. Cem kadehine koy bir yudum şarap. biIeUm. Görünsün dilediğimiz ne varsa. Acaba zevale jâiz tuttu mu dersin? Yoksa hep böyle olduğu yerde mi kalacak.eleskop gibi gösterirmiş. (1) Cem: Eski Iran imparatoru Cemşit. Kadehi t. yıldızlan . Aydmhğa kavuşsun önümüzde durumlar. Bizim için de çıksın bir yUdız. Son devir gelip çatmcaya dek? Mümkün mü acep felek çarkmdan. (1) Kadeh şarapla dünyayı göstersin. Bir defada uykudan uyanıversin.

Derdimiz deva bulsım. altın ve gümüş aşağıdaki bölümden de anlaşılaca¬ ğı gibi mecazî olarak edebiyat anlamında kullanılmış. Kendisi için devleti zabtetti erkekçe. (1) Külçe.MEMO ZlN SS' KUlCi ortaya konsun gücümüzün. . ilmimiz revaca girsin? Olsaydı eğer bir başıyükseğimiz. Ne kadar safî ve temiz olsalar da. (1) Bu denU revaçsız ve şüpheU kalmazdı. îyiUk sahibi bir şiir istiyenimiz Bizim de külçemiz sikkeyle basUır. Altm ve gümüş sikkeyle . Bilinsin kadri kalemimizin. Namertlerin elinden kurtarırdı bizi.değer kazanırlar Biz öksüzlere acır. Her kim ki himmet eüni kUıca götürdüyse.

Bak.MEMO ZÎN 57 Çünkü dünya bir gelin gibidir. düğün hediyeleri. çeyizleri. Keskin kılıcm elindedir onun hükmü de. Ve Rüstem cengâverliğindedir her bir erkeği. Arabistan'dan Gürcistan'a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Sanki Kürtler sınır başlarmda kUitmişler. cömertlik. Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş. Fakat başlığı. iyilik. boyun eğer. Acep ne sebeple kalmışlar bojmubükük. Her iki taraf. Hepsi birden niçin olmuş mahkûm? Onlar kUıçIa şöhret şehrini fethetmişler. lûtuf ve bağıştır. Kürt kabilelerini. Himmet ülkesine boyun eğdirmişler. Her kabile sağlam bir set gibidir. Ben hikmetle dünyaya sordum ki: «Başlığm ne senin?» Bana dedi ki: «Himmet» Kısacası: Dünya kUıçIa ve iyilikle insana ram olur. Onların her bir beyi Hâtem cömertüğinde. . Bu Rumlarla Acemler onlarla hisar olmuş. Ben AUahm hikmetinde şaşakaldım: Kürtler dünya devletinde. imha oklarma hedef yapmışlar.

Beylik. Onlar kılıçla ve himmetle ün salmıştır. devleti de ikmal eder. Hep Kürt kabileleri için onaylanmıştır. . Hep birlikte bir birimize itaat etseydik. Her zaman birbirlerine karşıdır ve parçalanırlar. Minnetten de nefret ederler. hikmeti de elde ederdik. Gerçek hüner sahipleri çıkardı ortaya. Engel oldu minnet jöikünü jöiklenmelerine. Cesaretten hamiyyetli oldukları kadar. Bunun içindir ki hepsi her zaman ittifaksızdır.MEMO ZlN 59 Cömertük. O zaman dini de. hamiyyet ve jağitlik. himmet. mertlik. Sözler o zaman birbirinden ajordedilir. îlnU de. Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim. Bu hamij^et ve yüksek himmettir ki.

intizama getirdi. Böylece amme için çekti cefa. Mutat lUIâfı olarak bu bit'atı işledi. ÇeşitU milletler kitap sahibidir. Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil. . Sadece Kürtler nasipsizdirler» Hem düşünce adamları demesin ki «Kürtler. bu kitabı Kürtçe olarak yazdı. asılsız ve temelsizdirler. îrfansız. (1) Durujoı bir yana itip içti tortuyu. Çün¬ kü o zaman herkes Arapça ve Farsçaya meraklıydı. (1) Yani herkesin tersine. Kemal meydanını boş buldu. inci gibi olan Kürt dilini Düzene koydu. Kısacası: inattan ya da çaresizUkten. Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan.VI KİTABIN KÜRTÇE YAZILIŞ SEBEBİ Hânî kemalsizliğin kemale ermesinden dolajn. kitaplar o dil¬ lerle yazılırdı. Ki el demesin «Kürtler. Amaç edinmediler aşkı.

Geri getirirdim Cizreli Mela'nm ruhunu. Kürt edebiyatının şaheseri sayılan bu şiirler İstanbul'da. ne de istenirler Hep beraber ne severler. Bir Divan yaz¬ mıştır. Bundan başka bir¬ çok şiirleri vardır. özellikle -«Gönül Kalk» şiiri halk arasmda çok yaygındır. yüzyılda yaşamış bir Kürt HaJç şairidir. ne de sevilirler. Dünya damının üstüne asardım. N'eylejdm ki pazar hayli kesattır. Olsaydı bizim bir sahibimiz. kabiliyet. Özelükle bu çağda şu para kesesi. Onlar aşkın tadından yana hepten nasipsiz. yüzyılda yaşamış bir Kürt ozanıdır. Bu paralar onun yanında makbul olsaydı. kemal. yüzyılda yaşamış ünlü bir Kürt ozanıdır. Olmuş hepimizin dostu ve sevgilisi.. (2) Fakî-yi Tayran'a öyle bir sevinç verirdim ki.. gazel. Alıcısı yoktur kumaşın. Ben o zaman manzum sözlerin bayrağmı. Yüksek himmetli. Hakîkî ve mecazî aşktan da boştur» Hayır. iz'an. Sadece sefil ve sahipsizdir. Fakat öksüz ve mecalsizdir. (1) Ve diriltirdim onunla Harirli Ali'yi. (1) XVI. (2) XI. îlim. Suriye'de. Şiir. (3) XVI. San'an Şeyh'inin hikâyesini manzum olarak yazmıştır. Almanya'da ve Rusya'da basılmıştır. Bu çeşitler onun yanında geçerli. kitap divan. -«Dîvan» adlı çok değerli bir şiir kitabı vardır. incelikleri bilen bir sahibimiz. .MEMO ZÎN 63 Hep birlikte ne isterler. Hep birden bilgisiz ve cahil değil. Kürtler o kadar kemalsiz değil. (3) Ebediyete kadar hayran kalırdı.

Altm değil ki «SoluJc kaldı» desinler.MEMO ZlN 65 Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz. kimsenin adma mensup olmayan. Çıkardık gizli bakırımızı açığa. altm da geçmedi eümize. O şahlar öncüsünün sikkesinden yoksundur. aşikâr Gümüş değil ki «Eksik ayarlı» desinler.se düzene girmeye yanaşmaz. Gönlümüz hileye razı gelmedi.bir sevgilidir. Sonunda çaresizlikten bakırcı olduk. Böyle revaçsız ve karışık kalmazdı. Bu paramıza «Değersizdir» deme. Ve mümkün olmadığmı görünce de bunun. Sahte olan cevheri temizledik. Eğer basUarak nakşedilseydi. Boş sajrfalardı. işimizin görülmesine vasıta oldu. Hilesiz. şüphe götürmez. Kim. temiz ve pahabiçilmezdir. O. Bir süre insafla hareket ettik. AracUık etmedi garaz için asIâ. Din gitti. Ve halkın alış-verişi için elverişlidir. Duamız doğru olarak kabıU edildi. üzerinde dua ettik. : 5 . Ama sade. Hep para için savaşUdığmı gördüğümüz vakit. Bizim kırmızı bakınmızdır. Hâlis Kürtçedir. F. Onun için karabahth ve muratsızdır. Bu mangırlar gerçi değersizdir. hurdasız ve tamamdır. Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit. Biz de kimyager olmaya heveslendik.

Sahte gönlü billura çevirir. Padişahların sikkesiyle kabul edilmeden. Bunun için minnet de yapmaz Bir kez bize baksaydı eğer o. Mübarek teveccühünün iksirini çevirseydi bize. Adı Mirza olan Bey. amme için özel bir rahmettir. En jmkseği. Bizi dinlemedi idrak kulağıyla. . Fakat bakışı çok umûmîdir onun. Her an lûtfuyla jöizlerce dilencijd. (1) Ki bakışı sade kimyadır. gönülden özel bakış vermedi bize. Derhal sarıya çevirir bir bakışla. Birçok bilginler nezdinde çürüktür. Fakat zamanın hükümdarı. Sonra azadeder fakirler gibi. bilgiü insan. Sahte mangırları da saf altma. Bu yüzden. Birçok filozoflarca da makbuldür. kahnyla en alçak yapar.MEMO ZlN 67 BİZ arkasız insanlarm sajrfalan. Yüz jöik kırmızı mangır olsa. O. Paşaları tutuklar esirler gibi. Bütün bu mangırlar altma dönerdi. Bütün bu sözler şiir olur. En alçağı da lûtfuyla en yüksek. Her gün binlerce yoksul ve çaresizi. Söi ona devamlUık ver AUahım! (1) Hakkâri beylerinden olsa gerek. Zenginleştirir himmetinin eüyle.

Bir an. ebedî ruh gibi olan şarabı. çiğ taneleri gibi şarabı. (1) (2) Yani onlara görme kabiliyeti veren. Kendi dürdanelerini de içine dökerek O gül suyu gibi olan şarabı. ŞARABI KADEHE DOLDUR Sakî! Gök rengi kadehe doldur. görmelerini sağlayan. Sakî! Mine rengi kadehe doldur Gönülleri aydmlatıp gözlü yapan o suyu (1) Mahzun gönlü sevinçU kU onunla. Sakî! Cevher kâseye doldur Temiz ma' serden çıkan o suyu. O. Ruh dimağını tazeliyelim biz. . (2) Eritilmiş yakutlu. Ma'ser: Üzümün sıkılıp şırasının çıkarıldığı yer. Zaman zaman mej^erestlerin eUne ver Gönlünün bir parçası sevgililerin elinde olanlara.vn SAKİ. seyyal la'Iı O inci hoşafı. DeU akh sersemleştir onunla. ruhu besleyen o şarapla.

Her zaman binlercesi kan rengi saçsın. Bazan bülbüller gibi inlesin gönlüm. Benim için inşirah mümkün olsun Hasıl olsun gönlümün temizliği. Belki o zaman o sonsuz fejdzden. Davul sesi ve Kanun sadası olmaksızın. Devamlı şarap içenlerin bu mecUsini. Her zaman yeniden mest eyle onunla. toplansın tüm sevinçler. konuşsun hepsi. Yani canım şevk ile dolsun. Goncalar çözülüversin dikenlerden. . . Gözyaşı döksün kırmızı güller çiğ damlalarından. seherlerde «Ah»Iarı yollaymca Her zaman. Ve de gönlüm zevk ile. Şu ölü gönlümün kuşu uçabilsin Nağmelerin sesi perdesiz olarak süslensin. Olsun benim de nefesimin bir etkisi. DağUsm gamlar. O berrak şarabm kadehinin neş'esi Şen bağın üzümünün verdiği keyif. Arkadaşların inadına gülsün bülbüller. Benim de yardımıma geUr bir damla. yoldaşı olan yel ile. Tereddütler çıkıversin mahzun gönülden. Gönlüme bir güzelUk. Sızlasın bazan da andelipler misali. Bülbüllerle ses arkadaşı olayım ben de. tatlılık yayılsm. Ve yeniden bambaşka olajnm ben. Sakî! Ver bana gül rengi şaraptan. Zerrinler dile gelsin. Bu «Ah»lardan açsm yüzlerce gönül goncası. Kâhya ve muhasip görmesinler.MEMO ZlN 71 Gönüller kadehi nakışlansın onunla. Meclisin coşkunluğu süslensin onunla. Öyle ki. Öyle etki yapsın ki nefsime.

Ciğerinden yaralanmış Memo'yu. Gönlümden çıkan makamlı ses dallan. (1) Rubab gibi Kemançesiz olarak. GöniUdeki derdin şerhini kUayım efsane. Ney gibi muUdanayım. Çıksın davulumuzdan ses. Oülbahçesini Şehnaz makamıyla şenlendirsin. Benden aşikâr olsun kerametler. tokmaksız olarak. Yar ve âşık hastalıklı olmuşlar. Çünkü kejdfsiz olarak söyUyemem. sırlan açığa vurayım. O töhmetten uzak Memo'jru. Bedhal olayım. ahenkle gönlümün derinliğinden. Ney gibi. Zin ve Memo'joı ederek bahane. Söz söylemeksizin içimden konuşayım.mlar. Görünsün bana mak3. Gönlünün derinUğinden ıstırap çeken Zin'i.MEMO ZlN 73 Sarhoş olayım. Yaralı gönlün sazı kâh yumuşak. îlâç getireyim. Divane olayım ki inciler döktürejdm. Zin'i ve Memo'yu dirilteyim yemden. O çaresizleri yeniden ayağa kaldırayım. Çalsm türküsünü Zin ve Memo'nun. Âşıklarm sesini dinlesin Zühre yıldızı. onları teda'vi edejnm. kâh gür sesli olstm. Tûtî misâli dile gelejdm. lâflar edejdm. Ve raksetsin dokuzuncu kubbenin zirvesinde. güzaflar söylejdm. . Bugün mütehassıs bir doktor gibi. o günahsızı. örtülü masum kızı. Sermest olayım. O perdeU. (1) Çeng: Bir sazın adıdır. Perdeden öyle nağmeler çıkarayım ki ben. Çeng gibi yüz çeşit şada verejdm ben.

Gerçi çok seçkin olmasa bile. Biz onunla ikijöiz ıstırap çektik. Dertli kimseler onlarla sefa sürsün. o huydandır. Yalnız bilginlerden rica ediyorum: Öğrencilerin yanlışlıklarmı açığa vurmasmlar. . Hırsızlar gibi yanlışlıklarımı araştırsınlar. Günahsızdır. Memo için ağlasm dilberler. Bu kitap turfandadır. Seçilsin birbirinden sevilenler ve sevenler. Yeniden onları öylesine jöicelteyim ki. yeni yetişmedir. ister ija olsun. ister acı olsun turfandadır. Onunla oyalansmlar bir zaman.MEMO ZlN 75 Öyle bir tarz ve üslûpla meşhur edeyim ki. gönül bahçesinin turfandasıdır. Dertsiz olanlar girsin kedere. Bambaşka olan seven kimseler. Gelip dinlesinler hikâyeyi. İster tatlı. Ezelden beri sevenlerden olanlar. masum ve asUdir. Hep bizi tasvibetsin. Şahin bakışIUar temaşaya gelsinler. Çocuk çeşidi gibidir. Herkes «Güzelce yazıldı» desin. Ben onu bağlardan derlemedim ki. Bazıları da onunla gönülden veda etsin. Pâk huylu ve insaf sahibi insanlar. Göğüsten ve gönülden temiz olanlar. Zin'in derdine gülsün âşıklar. Bu kitap ister kötü. BazUan candan dinlesin. Bu. yavrudur.

Bu mejrve sulu olmasa bile. mâna ve keümeler: Bunların hiçbirini aslâ ödünç almadık. o kadarı yeter. Sözcükler. işaretler. hayat hikâyeleri ve düşünceler. gönül kapan güzeli. hamiyetli insanlar gibi Düzeltecekler kusurlarımı. bana çok tatlı gelir. amaçlar. Sır sahiplerinden umudum şudur ki: Alay etmiyecekler benimle Ben gezgin satıcıj^m. Teşni' etmiyecekler. Kürtçedir. Şiir yapısı.MEMO ZÎN 77 Ricam şudur hal sahiplerinden: Kötülemesinler bu yavruyu. . Turfandadır. Kendi kendime yetişmişim. Bunlarm hepsi fikrimin ürünleri. irfan sahiplerinden umarım ki. yetiştirilmiş değil. anlamlar. cümle kuruluşu ve işaretler. emanet değil. Hiçbir yanlışlığımı çıkarmıyacaklar. cevher satıcısı değil. sıfatlar. Konular. Üslûp. Bu yavru benim için çok azizdir. Nazenin değilse bile bu yavru. Kin sahipleri ise coşkundur. Bu mey-ve çok lezzetli olmasa bile. hikâyeler. Hepsi el değmedik gelinlik kızlardır. Sevimlidir o. AUahım! Sapık kimselerin eline verme Bu nazlı. dejdmler. Kemal sahipleri kusurları perdeler. elbiseleri ve küpeleri Benim mallanmdır.

dağlıyım. Mümkünse bir ijrisini söylesinler. Ozanm yüzü sujomu dökmesinler. kenardanım. Derlediğim şu birkaç sözü. îyiUklerinden. lûtuflarmdan imzalasınlar. Garaz sahipleri de dinlesinler. . Varsa kusurlarım örtsünler. Ve dinlesinler insaf kulağıyla.MEMO ZİN 7â Ben Kürdüm. Yanlışlıklara ve ımutkanlıklara şaşmasınlar. Hamiyet için doğruya yorumlasmlar.

Tahtı Cizre'deydi onun. bahtı da mutlu. «Botan Bejd» adıyla ün salmıştı. kendisi Kürt bejdydi. talihi güçlü. Rumlar. Zincirleme olarak HaUd'e mensuptular. Şu tarzda kalıbı bastı ve süsledi: Dedi ki: Grcçmiş zamanda bir padişah. Ulu ataları. Çıktı. dedesi ve babası. Makamı yüceydi onun.vra BOTAN BEYİNİ VE İKİ KIZKARDEŞİ ZİN İLE SITİ'Yİ TANITMA Hikâye sayfasmm yazıcısı. Rivayet tablosunun eleştiricisi. Araplar ve Acemler emrindeydi. Çeşitli halklar ona itaat eder. : 6 . bojnm eğerdi. Soyu Arap. Şu plânla resim ve tablo çizdi. hükümdarlığında üstün olarak. F.

cömertUk ve meydan.de-«Zeyn» süs anlamınadır. (2) Zinet de ona «Din» ile tanınmıştı. sevilenlere. Onun yiğitliğine yenilirdi Rüstem. Onun sayesinde kavuşulurdu arzulara. Çekilmişti AUahm kıhcınm çekilişinden. (2) beyin adının yarısıdır. O beyin adı «Zeynıdin» idi. Onun sayesinde kavuşulurdu hasretlere. Ona zararsızca mukadder olmuştu. AUah mevcut kılmıştı onun yanında. Komutanlık. diyanet ve de devlet. koruyuculuk ve de heybet: Bunların her birinden doluydu bir hazinesi. Onun cömertliğine muhtaçtı Hâtem. düzen ve divan. Dindarlık. DisipUn. Jiirdi. Akü. Bunlarm her birinden gizliydi bir definesi. Çünkü Halid'e --Allahın Kılıcı». dileklere. Aydan aya kadar. Her çeşit mücevher ve bulunmaz nesneler. O Padişahm yiğitliğinin izleri. (1) Burada --Tevriye» var. Hâtem onun cömertliğinin büyüklüğünden. birlik. Padişahlığı ise ahret sembolü. hüner. Dünyanın ekseniydi kendisi. (1) Hükümdarlığın ve de dinin süsüydü. . Her renkten nefis ve parlak değerler. Kendi cömertliğinin evrakını toplayıp kaldırdı. Onun için zahmetsizce başarılmıştı.MEMO ZlN 83 Ceberrut felek bile sakmırdı kendisinden. Mümkün olan dileklerin hepsini. BeyUk ona «Zeyn» ile vasıflanmıştı. kaplamıştı heryeri.

Açmıştı boylarında selvi ve şimşir gibi. îki zülüf sünbül çiçeğine benzerdi. O şahm yanmda iki sultan vardı. Kimse eş görmemişti jüzlerinin güzelUğine. îki yanaksa kırmızı gül jüzüiıün renginden. iffet bahçesinin iki turfandasıydı. (1) Beyin adı Arapça olarak şöyle yazılır: -« » Bu nun yansını aldığımız zaman « » çıkar. Beyin admın yarısıydı adı. Huzurundaki hizmetçileri de meleklerdi onun. Dudakları la'I. periydi öbürü. Çünkü AUahm nurundandılar. Hurilerle dolu olan bir cennetti. Fakat devlet soyunun iki evlâdı vardı ki. Biri doğruluk bağmm selvisiydi. Çünkü ebedî güzelliktendi o güzellik. Öbürü gönüllerin ruhuydu. Yani o joice soydan olan. Bu da Zin'in adıdır. Öbürü Beyin can ve ciğeriydi. Biri huri. yanakları gül. îki kızkardeşi vardı. Biri fazlasıyla şirin. şakakları yasemin. . O mehtabın yanmıda iki güneş vardı.MEMO ZİN 35 Haremin sahanlığı nazeninlerden. hurilerden dönmeydi. O serbest kırmızı güller ve sünbüUer. sarışındı öbürü. Biri esmer. Adı da gerçek olarak «Sıti»ydi. nazlı büjöitülen. son derece sevinUi. (1) Hikayeci bana muamma olarak şöyle dedi: O huri de «Zin» adıyla tanınırdı. Parlaklığı utandırır ince ipekten elbiseleri. O huriyle periye paha biçilmezdi. Cennetinde huriler çoktu onun.

Çene çukurundan maksat. Gök ortasmda durmuş daima. Tavaf ve Umre: Haccm iki ibadetidir. Ya da Nebat şekkerinin şerbeti gibi Veya Hayat Çeşmesinin kaynağı gibi. Kemerin sarUdığı o belleri görenler. (1) (2) . çeneyle alt dudak arasındaki çukurduı. (3) Hacer . Gerdan. Ufukta Cebrail'in bir kanadı gibiydi. tacın bir yanı gibi gözükür. Benler. Tavaf ve Umre'ydi. Yüz hatlarmm güzelliği Yakut yazısmdan. noktalar. Yüzlerini gören. ak ve kırmızı renkler. (2) Sanki ceylânm gerdanmdaki misk kesesinden. (3) Kaşlar felek yaymm kemanmdan. Alm. Olurdu derhal akıl ve şuurdan. DeUUk vahşetinin sermayesi. (1) Çene çukuru ile Hârut sihrindendi. Neş'eü gönüUerin ıstırabıydı.MEMO ZÎN 87 Kırmızı gül kendiliğinden yüzlerinde kök salmıştı. Kmalı parmak uçları ve tırnaklar. Variıklarm hikmetinin inceUklerini keşfedenler. Gözlerin dehşetinde işaret bıüuyordu. Kabe. sanırdm sakinin elindeki Ebedî şarapla dolu olan şişedir. Haccer-Esved. Feleğin falcısı yüzlerine noktalar serpmişti. Bir anda şaşkma dönerdi gözlerinin dehşetinden.Esved: Kâbenin duvarındaki taş. SünbüUer de sarmaşık olarak boylardan sarkmıştı. Onun hizmetinde bulunur güneş. Derhal çekerlerdi jüreklerinin derinliğinde «Ah» Yakut: Bir çeşit Arap yazısıdır. Kirpikler ise şüphesiz dik oklardandı. kulak memelerine bakan herkes.

Tapınaklardaki evliyaları bile sersemletirlerdi. Gerçi Sıti yUdız misâliydi. deriyle beyin arasmdaki fark gibidir. Artık yer kalmazdı konuşmaya ve de serzenişe. süsler. Fakat Zin de güneş gibiydi. Kimi de boş vücudun taUbi. îster dervişler ister zenginler. Kofi kajd:anlarınm uçlarmı sakaklarma getirirlerken. (!) Kofi. Kofileri mücevherlerle donatılmıştı. Kavuşmayı arzu etmeyen kimse yoktur. Aşıklar ölürdü sevginin elinden. daha tazeydi. giydikleri fesin . Fakat Zin de cennet hurilerine benzerdi.MEMO ZÎN 89 Bilekleri ve bilezikleri gösterdikleri zaman. Güzellik bakımından ikizdi ikisi. ister hocalar. Kimisi tükenmeyen güzelüği arzu eder. îster şeyhler. Hayvanları ve cansızları bile inletirler. Kürt kadın ve~ kızlarının başlarına etrafında bağladıkları kuşaktır. beyler olsun. Her ikisi de ruh gibiydi gerçi. fakirler olsun GüzeUiğe talip olmayan kimse yoktur. sağdan ve soldan sarkar. O periler bu süslerle yürüdükleri zaman. Önden. Bağlara ve bahçelere yürüdükleri zaman. arkadan. Ama Zin'in jöizü parlak bir aydı. İnsanları ve bitkileri talan ederlerdi. Fakat şüphesiz hepsinin dostu birdir. Sıti gerçi çok nazenindi. Gerçi mehtap gibiydi Sıtî. Bütün fark. zülüfler ve pusular. Bu zinetler. Gecelerin çıralarına benzeyen bu ikisi. (1) Kolyeler altınlarla zincirlenmişti.

Aşk ateşinin bir deryasına dönmüştü. gönül ve ciğer yakardı. Bütün dünyanm alıcı olması bundan. Kaj^serin bütün hazineleri. Masal gibi anlatırdı onları halk. Enginlere inip zirvelere çıkan o güneş. İskender'in radarma varmcaya dek. Hepsine AUahm verdiği metahlar.IX GÜZELLİK VE AŞK Dünyada ne kadar hükümdar varsa. Güneş ve ay bir araya gelmişti. Süleyman' m yüzüğündeki la'I. Yüzlerce can. Sıti ve Zin'in jdizündeki güzellik. servetler. Hâkanm definelerindeki inciler. Ne kadar fazlasıyla pahalı olsa da. Hepsi birden güzeUiğin bir parçasına bile değmez. . Dalgalanıp joikseldiği zaman.

Tacdin gibi. Öyle ki onlarla birlikte sızlamrdı melekler. Fakat âşıklarla arzu sahipleri ajrndır. Bir kısmı faydalanmak ister.MEMO ZlN 9:i O ceylânlarm güzelUğinin avcıları. Kimi de derdi seçer. . Kimisi kavuşmak ister. O güzelUğin sadalarmm şarkıcUan. öteki feda olmak. Gündüzleri ve geceleri çok inlerlerdi. Çoğu tellal gibi. kimi de arslan gibi. Sonu olmayan sınırsız güzelUğin. Bazıları da cananları için verir canı. Zaten spnu gelmez âşıklarmm. Figanlara ve iniltilere doymadılar. BazUarı canlan için ister cananı. Memo ve Zin gibi.

hizmetçiler ve seçkindiler. Onlar da hep âşık ve isteküydi. Ancak dujonakla ve rivayetle biUrlerdi onları. Hepsi Bejdin hizmetindeydi. Güzellik yönünden her biri bir güneş. Fakat seçkin hizmetçilerden. Her biri kemaUyle bir doltmay. (1) Sıti ve Zin'in aşkları derdinden.X MEMO VE TACDÎN't TANİTMA DöneUm biz hikâyenin başına: Aşkları derdinden gönlü yaralı olanlar. Onlar da hep hevesli ve arzuluydu. (1) Gerçi sayısız ve ölçüsüzdüler. Yüzlerce fidan boylu ve açık almlı genç vardı. Her biri güzeUiğiyle padişah göğsü. . Fakat görerek ve tanık olaraktan degü. Hepsi bir birinin sırrından haberdar. Sıradan adamlar. Her biri konuşmasıyla göpsleri yakardı.

O melek huyluların baştacı olan. Her zaman düşmanların gönlünü yakarlardı. O iki kardeş ve birbirine bağlı dost. Memo da ona tam tutkun. adı da Memo.. Tacdin Divan Vezirinin oğluydu. fakat birbirine tutkun kardeş. Fakat Araplar ona Gazenfer der. Tacdin'in iki kardeşi vardı. Babasma derlerdi İskender.MEMO ZÎN »7 O peri gibi gençlerin ön sıralarmda. Çünkü kUıç kullanmakta arslan gibi. diğerinin Çeko idi adı. Hayır.. ikisi de kurnaz.. Güneşti çünkü kardeşi.. Bir genci kendine kardeş yapmıştı. Savaş günü bin erkeğe bedeldi. Kardeş. Çıra görmeyen geceye döner. Kardeşini görmediği gün. (1) Gohderz: Eski bir Kürt kahramanıdır. YanUıyorum ben. baba ve amcalarmdan. uzaklaşmıştı ondan. (1) Soyu. Memo da Divan Kâtibinin. Ama sanırdm ki dünya ve ahrettir ikisi. O. asaleti belli. Fakat Tacdin herkesten ve bütün yakınlarmdan O kadar kardeş. Gerçi ahret kardeşiydi ikisi. Çıra yapmıştı kendine. baba ve amca gibi bile değildi. Delikanlüarm baştacı ve önderiydi. Başı dertli bir gençti. Tacdin'in sevinç arkadaşı ve gam ortağıydı. Birinin Arif. Tacdin admda bir genç vardı. nesebi. O iki genç. . Dünya ona karanlık olurdu hepten. Kahramanlıkta zamanın Gohderz'iydi. Kuşları kapıp uçan şahinler gibi.

Dostluk kolay değil. İkijmzlülükle ve lâfla olmaz. Sonunda vefa göstermiyeceksen eğer. Başlangıçta göze alma o cefalı işi. Biri çağm Vamık'ı. zordur. Onlar gönülden dosttular. ahbaplık ve kardeşlik. Dostluk. . başıboş değil Aynen güneş ve Müşteri yUdızı gibi. diğeri Azra'sıydı.MEMO ZlN 99 Zamanın Mecnunu ve Leylâ'sıydı. Dostluktan maksat da vefadır.

Kimi yardımcıdır. Böylesine muazzam ve yuvarlak. bir kısmı öğretici. tabiat feyzinden. Böylesine süslü ve sıra sıra. Aletsiz. Bir kısmı cellâttır. Kimi yönetir.XI YILBAŞI VE NEVRUZUN KUTLANttlŞI Dünyanın yaratıcısı. Varlık sergisine getirmiş. Kimi bize doğru geUr. Kimi güneşe uyar. kimi ölçülür. Felek çarkmı güçlü bir şekilde. kimi de hızlı. kimi de sağlam. kimi de geceyi aydmlatır. JKimi kederleri dağıtır. . Kimi ağır yürüjöişlü. Bir kısmı yazıcıdır. bir kısmı çalgıcı. Kalıpsız. ölçeksiz ve pergelsiz olarak. Bu hikmetledir ki hepsi iş başmda. Sejdr sergisine sunmuştur. kimi de yönetiUr. kimi gamlan toplar. işaretsiz ve makassız olarak. Bir kısmı yaya ve bir kısmı süvari.

Din yolunda ve sünnete uygun olarak. Hepsi seyretmeye izinü olarak. Hepsi çıkardı evlerden dışarı. Hepsi süslenmiş ve güzel gijdnmiş. Bizim için tazelerler jnlı. Hepsi parlak ve aydmlatıcı. Ovalan ve tarlaları gülşene çevirirdi. Bahar noktasma geUr. Bize şöyle anlattı durumu: Dedi ki: Eski zamanların geleneği Şuydu her yerde ve her zaman. Hiç kimse kalmazdı evlerde. Özellikle bekârlar ve bakire kızlar.MEMO ZlN 103 Bir kısmı Zin gibi güzeldir. . Fakat töhmetle ve minnetle değil. Bir kısmı Memo gibi alıcı. Bayram ve Nevruz günü geUnce. Yıllan eskimiş yaşlı bilgin. BiUnen yerlerine geldiklerinde. Yaşlı erkek ve kadınlara varıncaya dek. Mart ayında döndüğü vakit. Kimisi padişahtır. meskenlerde. Yani yUbaşı burcuna girdiği zaman. Kısacası o nadide cevherler. Bir kısmı tabiî hareketten. Doğu şehsüvan olan güneş. Gönülleri aydmlatan o ânın saygısı için. Halk kırları ve çimenlikleri mesken edinir. kimi de vezir.

Ovaya inmekten amaçları. Şuydu ki: Gerek istiyen. Yani sevenler ve sevilenler.MEMO ZlN 105 Çünkü kıra çıkmaktan maksatları. Birbirlerini görsün. . Ve seçsin her biri kendi dengini. gerekse istenenler.

Kimi de dağ eteklerine yöneldi. küçükler ve büjrükler. Şehirlilerin ve askerlerin hepsi. O kutlu geleneğe uygun olarak. . kaleleri ve evleri. Kafile kafile gezmeye ve seyretmeye döküIdiUer.xn ŞEHİRLİLER YILBAŞINDA KIRLARA ÇIiaYORLAR Feleğin dönüşü mavî bahttan. Huriler cenneti kendilerine mesken edindi. kimi yalnızca. Kalktı hanımlar ve de hatunlar. atlı olarak. Perdesiz. Gösterince yeniden Nevruzu. Terketti şehri. Onlar da güller gibi bahçelere doldular. minnetsiz ve üzüntüsüz olarak. Her çeşit insan. Hep gitti. Bir kısmı birUkte ve çoklukça. şehirde kalmadı hiç kimsecikler. joirüyerek. Kimisi arkadaşlarla. Bir kısmı bağlara gitti. AvcUar ve talancUar gibi. Saf saf tepelere ve ovalara jöirüdüler.

bakireler. Zülüfleri. göklere kadar jükselterek seslerini. . ihtiyarlar ve kocakarılar. hem de alıcılarıydı. benleri ve şakakları temiz olanlar. tüysüz deÜkanlUar. Yılbaşını geleneks-el yol ve yöntemle. Güzellik metamm sahipleri. Yüz güzelliğinin kumaşma sahip olanlar. Yüz yaşmdakiler. Erginlik çağına yeni gelen güzel. Birbirlerine metalannı gösterirlerdi. KutladUar. DelikanlUara yaşıt tombul memeli kızlar. YUbaşUıIar. Bunlar aşk pazarmdaki sevdalılardı. deUkanlUar.MEMO ZlN 109 Bakire kızlar ve delikanlUar. gençler. GüzelUğin hem satıcıları. Enine ve boyuna gözden geçirirlerdi.

Çünkü amaç ve murat peşinde olan âşıklardı. Sırmalı ipek elbiseler içinde. Koç Fenerini aydmlatmca. Hepsi arttırma sergisine gitti. Yani gün döndüğü zaman. Birkaç pahalı mücevher başlarmda.xın BEY. Kendilerine kızlar gibi süs verdiler. O iki kardeş değişik kıyafette. . Hizmetçilere izin çıkınca. DELİKANLILARA NEVRUZ EĞLENCELERİNE GİTME İZNİ VERİYOR Mavi kubbenin o parlak kandiU. (1) Yılbaşı kutlamaları yeniden başlayınca. Bey de delikanlılara izin verdi. (1) Yani Koç Burcuna girince. KalktUar hepsi âşıklar gibi. Yalnız Memo ile Tacdîn.

Hiçbir güçlük gelmesin başlarına. Gittiler ağır ağır yürüyerek. Dilberler elbisesine bürünüp. . Alm saçlarmı zülüf ve örgü yapmışlardı.MEMO ZlN 11-3 Kâkülleri her tarafa halka halka yayılmış. Onlar kıyafetlerini değiştirdiler ki.

:Şehirde dolaştıkları zaman. Taze selviler gibi jmzlerce genç. kıhç biçiminde bir sopadır. Bir kısmı da sıradan ve küçük insan. (1) (1) Kaşo: Ucu eğri. Bir kısmı çıplak. Her çeşit dişi ve erkek. Beşyüz kadar kız. bir kısmı giyinik. her oda ve pencerede. Bir kısmı büjiik ve ekâbir. Ayaklan Kaşo. . îpekUler. Her sokakta. Yaşlı erkek ve kadınlardan da bir o kadar. Kimi yalmayak. deUkanlı ve çocuk. çeşitli değerU elbiseler içinde. Gördüler ki mahalle ve sokaklarda. Topa vurulur. başlan top gibi. Birden onlara acajdp birşey göründü.XIV MEMO İLE TACDİN ZlN VE SITİ'YE RASTLIYOR VE BAYILIYORLAR O değişik kıyafetli iki genç. kimi başıkabak. Bir parça olsun kalmadı şuurları.

ikisi de bir zaman şaşakaldılar. aniden BaktUar ki sade AUahm kudretinden. kiminin serbest. Her biri bir yerde bambaşka olmuş. YUdızIarm şahı gibi parlayarak Geldiler. sormaktan maksadı. Bir kısmı konuşur. Bir kısmı figan ve feryadeder. Şekilleri. Soruşunu yaşlı bir adama yöneltti. Her birinin ciğeri bir cefayla kan dolmuş. okla öldürür gibi» Onlarm. Kimi görürlerse o iki sarhoş. İkisi o işi düşünürlerken. bir kısmı şuursuz. bakışla. Dedi ki: «Ey doğru yolun Hızır'ı. bu ne sonsuz belâdır?» İhtiyar dedi ki: «îki güçlü şehlevend. Halkı öldürüyorlar. Düşünce dalgasına hemen daldılar. Fakat o şehirde tanmmayan kimselerdir. kimisi sermest. Görüp te mertçe karşı koymaktı. Bugün bu halka olmuşlar cellât.. elbiseleri ve gijanişleri bir. Bir kısmı telâşlı. Kimisi perişan. kimi sarhoş. Kiminin elbisesi yırtık. Kiminin soluğu tutulmuş. niceydi onlar?» Dedi ki: «İki delikanlıdır.MEMO ZÎN IIT Kimisi sarhoş. fazlasıyle taze» Dediler ki: «Altı uçlu kUıçIı mıdır onlar? Yoksa oklu ve hançerli midir onlar-?» Dedi ki: «Hayır gamzeyle.. bir kısmı sessiz. Böyle yapıyorlar perişan» Dediler ki görmedin mi sen. kiminin aklı uçmuş. . Söyle. Bir kısmı da akıl zincirinden olmuş azad. Derken Tacdin durdu ve sordu. O iki deUkanh iki mızrak gibi.

YuvarlandUar toprak üzerinde sersem olarak. fakat güneştirler. O d»likanlUarm gönlüne düştü bir acuıiE Bağlandı birbirine sırrı gönüllerinin. (1) Şüphesiz perişan bir duruma düştüler. Sanki kesicisi. Sevmenin yolu açıktır. Sevdi birbirini yüzlerinin nuru. AjnrUmadı hiç ruhları. Öylesine deliye ve şaşkma döndüler ki. ne de ahcıydılar. bu jâizden. Kısacası: Bu ceylânlarm güzeUiğinden. Ne duyu. birbirinden (1) Yarım mesmeleli: Boynunun yarısı kesilip öbür yansı ke¬ silmeden bırakılan ve çırpınıp duran hayvandır. îki yiğit avlarmm üzerine koştular hemen. ne akıl. Gönüllerine geldi yumuşaklık ve de merhamet. ama yanık ciğerUdirler. Tıpkı yarım besmeleli av gibi. Yuvarlanıverdiler daha uzaktayken. Yarım kesildiği için ona böyle denir. Cana ve akla doydular hepten. Durdular ve baktılar. O iki büyük melek. Sevimli. Şuurlarmdan haberleri bile kalmadı. Ne satıcı. Ay parçası. boynunu keserken yanm bes¬ mele getirmiş gibi. kesilerek dikkat. ne şuur. ne hafıza kaldı. Güzellik ordusunun öncüsü onlar.MEMO ZÎN 119 Melek huylu ve peri jmzIüydiUer. Baktılar o dilberlerin yüzüne. . Baktılar ki çok sevimli iki melek. Bu iki kardeş görünce iki karışık halU deUkanhjm. Anladılar ki başıboş av değil onlar. Gönlü ve canı bahşiş verdiler.

Fakat ezelin gerçeklerindendir. Yani o hunhar delikanlılar. Yüz gönülle sevdiler ikisini. Şüphesiz birdir ruhlar ve tenler. Dördü de birbirini hem ister. Sanırdm hepsi ruh ve cisimdir. Bir süre boylarını.MEMO ZÎN 121 Görünmeyen âlemin bir rengi Açığa çıkarıyordu muhakkak birleşmeyi. . Hangi çimenUğin kuşları bunlar?» GiUrengi gözyaşlarmdan gülsujnı DöktiUer kanlı yanaklarının üzerine. GüzelUk öylesine istekli kUdı ki onlan. Bir süre zülüflerine ve benlerine hajran kaldUar. birbirleriyle öyle ısmdüar ki» ArtUc kalmadı onlar için bir zorluk. gerek şirinlik. Kimisi bağlanır. kimi de karşıdır birbirine. Gerek gönüllerdeki sevgi. O iki yaralıyı bu halde gördükleri ân. Aşk öylesine şuursuz kılmıştı ki onları. Kimisi çeşitlidir. Oturup çe-virdiler ikisinin de jniziinü. kimileri bağlı birbirine. Gerek gönüllerdeki öfke. Bizim gibi onlar da fanî yaratıklardır. İşte o bağlananlar. gerek düşmanlık. Sevgi öylesine bağladı ki onları birbirine. Aslâ kendilerinden yoktu haberleri. Çünkü ruhlar ordusu toplanmış olarak. boşlarını sejrettiler. AUahm ilminde yaratUmış ölümsüz olarak. Dediler ki :«Acep bunlar kimin kızlan? Yoksa ikisi de Tanrı meleği midir? Hangi yerde yetişmiş bu mejrveler? Hangi güllükte geUşmiş bu güUer? Bunlar hangi derenin seMIeri. hem de istenir. Birleşiktir ruhlarla cisimler.

İstediler ki anlasınlar hangi soydan olduklarmı. Güçsüz. göniUIeri çekilmiş. Eğlencelerini değiştirdiler dertlerle. Sersem. akşam ve her zaman Hep ajmı şekilde görünürdü karanlık artık.MEMO ZlN 123 Sonunda aşk kalemiyle yazmca. Fakat o acı muratlUara. Çektiler sahiplerinin parmaklarından. Nişan için taktUar yerlerine. takatsiz ve gönülsüzce. Kendi parmaklarından da çekip kendi jöizüklerini. Aniden bazı yabancılar göründü. Yola düştüler yarım besmeleU kuşlar gibi. AyUmca baktUar ki. Güneş ve ay uzaklaşmışlar çoktan. Sevdalı. Yüzlerinin güzeUiğini gönül tablosuna. Tâ ki jruvalarma varmcaya dek. gece. hajrvanlar ve sar'alUar gibi. Gündüz. Çiinkü bilmiyorlardı hangi nesilden geldiklerini. Gerçi vardUar yerlerine. sabah. Kaldı iki kardeş iki av gibi.. . Yakutlarını boncuklarla. Bunun için gençlerin yüzüklerini. Elmaslarım billur şişelerle değiştirdirler. Yüzlerce defa bahçelere. karanlık bir gece. Istemiyerek veda edip kalktılar. YUbaşmı ve sevincini bıraktUar elden. perişan ve sarhoş olarak. Ayaklan zincirli ve pırangah olarak. avlulara düştüler.

Çok perişan ve habersizdiler. üzerisine Bir ışık dönmüştü aniden. Birbirilerinin jöizüne. rengine baktUar. Koç Burcu haftası süresince. Sonra birbirlerine yakmlık gösterince. Önce birbirlerine yabancUaştUar. Memo ve Tacdin. Artık kalmamıştı haberleri hiçbir şeyden. KendiIerirU aşka atan iki genç birbirine ısmdı. . O hafta geçince üzerlerinden. Bir gün beraber kalktUar. O iki yamk. Aşk öyle değiştirmişti ki onları. Aniden şahin gibi. Se'vinerek gitnUşIerdi kekUk ve kaz a-vma. önce tanımadılar birbirlerini.XV MEMO VE TACDİN MESELEYİ ANLIYORLAR O kız gözlü iki şahin.

Ijdce bakıp görsün diye. Tartıyla ve kıratla tahmin etse. Hallerinin ne idiğini anlamak için. uzak görüşlülerin bilgisiyle. O jöizük taşlarmm pahasmm sekizde birird. zayıf ve ürkek gönüllüyüz?» Böylece onlar araştırıyorlardı. Karun'un bütün hazineleri. sarhoş ve karanlıktaydılar. arzusuz ve takatsızdılar. Ve de mum gibi parlıyor. Elini uzattı ki getirip.MEMO ZÎN 127 Buldular kendilerini pırangah ve ziIU Uçmak. Hasta. Karşıhyamazdı. Sevgiülerin ağızlan gibi dardı gönüUeri. Amaçsız. Gönül damarmdan inlediler Çeng gibi Dediler ki: «Acep nerede hastalandik biz? Ya da hangi savaşta yaralandık biz? Yoksa biz neden böyle güçsüzüz? Yaralı. Karanlık bir örtü başlarındaydı sanki. Hakkak «Zin» adım yazmış üzerine. Üzerine «Sıti» adını yazmış Meharet sahibi bir üstad. susuz ve gözsüzdüler. Memo da baktı ki Tacdin'in elinde. Bir mücevher parlıyor çıra gibi Bir yakut ki nar tanesi gibi Karanlık gecede yakUan meşale gibi. Hipokrates sarraf olsa eğer. Dilberlerin gözleri gibi mesttiler. uçmaya kalkmak müşkül ve imkânsızdı. Tacdin baktı ki kardeşinin elinde. Eflâtun için pazarlık yapsa. Pahabiçilmez bir elmas var. . Ülfet seli de önlerindeydi sanki Gıdasız.

Baştan ayağa kadar parçalanmışım ben. Onlardı ki halk ellerinden ederdi feryad. Böylece o iki kardeş düşünce ve tahnünle. Tacdin 'de vardı azıcık şuur. Onlaı* da deUkanh kıyafetine girnUşler. Yeter ah çektiğin yaralann elinden. Onlardı ki şehirde olmuş iki cellâd. F. Bayram ve gündönümü olduğu gün. Onlarm elinden inlememiz çok ayıp». Bunlar nasU kız gibi süslendUerse. O ikisiydi ki halkı öldürüyorlardı.rdı ki bunları gönülden sevdiler. enine. AnladUar ki kendilerine ne yapmışsa Yüzük sahipleri Sıti ve Zin yapmış. Sanma ki sağlamım ben. Onlar da kıyafet değiştirmişler.MEMO ZÎN 1^ Kaldılar şaşkm ve hayretler içinde. Aşk onda bırakmıştı bir parça kusur. Uzunlamasma. Ay ve güneş gibi âlemi aydmlattUar. O diümlerin hepsi de nokta nokta olmuş. O ikisiydi ki kollan sıvamış. Bizler arslamz. Memo aşkla pişmişti tamamiyle. Onlardı ki. dedik biz: Ne'vruz gününde. Dedi ki: «Kardeş! Meğer sen çiğsin. bojnma ve derinUğine. Benim bu vücudum diüm diüm olmuş. Aşkm ve sevdanm üzerimdeki etkisi öyledir ki. Hiç bir nokta boş kalmamış dertten Hâlâ diyorsun ki: Niye inliyorsun sen?. : 9 . Onia. Onlardı ki bunların ciğerlerini yaktUar. DaldUar ve uzım uzun düşündüler. Şüphesiz kaatillerini bildiler. onlarsa ceylân. Dedi ki: «Kalk kardeş! Yatağın içinden.

Araz ise kendi başına varlığını gösteremiyen. bu boş yerin içindedir. taş gibi. cisim ve cevher. Hep birden diyorlar ki: Âşıkız biz. kendi basma varhğım gösterebilen madde. (3) Hepsini kendine ram etti aşk. Billahi hiç birinin kalmamış takati. sırt ve gözlerim. bu hususta cev¬ here muhtaç olan varlık. (2) \ Cevher. Koparmış onlar bütün ilgilerimi. Cevher gizlendi. onun yeri olan gönlüm. .MEMO ZÎN 131 Gönül. içine dolan aşkm yeri olmuş. Bu doluşun. bfiş. Tacdin için kalmadı artık konuşma. renk gibi. Vallahi hiç birinin kalmamış rahatı. jdirek ve bütün iç varlığım. Aşk şehinşahı garazsız geldi. Onlar kaldUar bu yaralarla. ayak. (3) Cisim ve cevherden kendi vücudunu ve maddesini kas¬ dediyor. bana hejnilâ şeklinden (1) Kaldığmı söylersem şaşma. Can. Biz gelelim Sıti ve Zin bahsine. araz geUnce (2) Gönlüme giren bu aşk. El. O dolan. ciğer. Hey zalim! HaUmi sormuyorsun sen Hâlâ bana inleme diyorsun sen» Bu şekilde tazallüm edince Memo. (1) Heyula: Bazı bilginlerce evrenin ilk maddesi olarak kabul edilen madde.

içmeksiz oturmuşlar. tıpkı göklerin belâsı. zamanm kocakarısı. Kimse inanmıyordu Sıtî ve Zin olduklarma Herkes onları yabancı sanıyordu. Aksaçlı yaşlı felek bile önünde zebundu. Yemeksiz. Onlarm bir dadısı vardı. Artık dönemezlerdi önceki durumlarma. Öyle yamandı ki. Ama değiştiremediler hallerini. . Aşk öylesine değiştirmişti ki onları. Gerçi elbiselerini değiştirdiler. O kocakarmm adı Hayzebûn'du. Çenelerini gerdanlarmm içine gömmüşler. Kimse tanımasın diye derhal sojnmdular.XVI ZlN İLE SITİ EĞLENCEDEN DÖNÜP MACERALARINI DADILARINA ANLATIYORLAR Onlar da o elbiseyle döndüler. Aniden geldi Sıti ve Zin'in yanına Baktı ki elbiseleri üzerlerindedir.

MEMO ZÎN 135 YaıU şaşkm ve üzgün duruyorlar. Siz bunca kayıtlarda bağhsmız. Adı ve niyeti söyliyeceğim. Söylejdn bana.» Onlar gizlice dadıya dediler ki: «Biz sabahlejdn evden çıkarken. Yasemin rengi almış al renklerinin yerim. Bize rastlayan ve bizi gören herkes. Kırmızı şakaklan Kâfur gibi sararmış. Anladı ki sevinçsizdir o periler Dedi ki: «Ey gönlümün ve içimin hevesleri! Her biriniz iki gözümün nurusunuz. . inceboylulanm ! Hiçbir sonuç meselesiz olmaz. Derhal deliye ve divaneye döndü. nasıl oldu mesele? GizU şeyler bizden gizli kalabilir mi? Ben şimdi bir remil dökeceğim. Taze jüzleri bembeyaz kesilnüş. Durumun iç jöizünü anhyacağım. Neden bir kenara ittiniz yUbaşı eğlencesini erkenden? Doğru söylejdn bana ne oldu haliniz? Anlatm bana nasıl oldu başlangıç? Bu şaşkınlık mıdır. Ya da şişemi ve mendilimi koyacağım. Bazı insanlarm sevgisiyle sevilmişler. yoksa sevda hayaU mi? Siz neden üzgünsünüz böyle. Kırmızı gülleri Zaferana dönmüş. Yalnız bugün ava çıktmız. O ay parçaları ıstırap içinde kıvranıyorlar. Koruyucunuz AUah olsmı sizin. Benim canım feda olsun size.

Baştan ayağa kadar yeşilU ve ipekli elbiseler içinde.» Dediler ki sihirbaz Hayzebûn'a: «Ey mahir Tabip! Derdimizin Dermanı gelir şüphesiz senin elinden. Tedbir ve tedavi de faydasızdır.MEMO ZÎN 137 Sonunda çevremiz sının aşmca. Bu şehirde ne kadar insanoğlu varsa. istemeksizin de haç vermeyen kim var ki? Ey perizadeler! Sizin sevdiklerinizi. Eğer gelebilirse ikrar diUmizden. Her biriniz bir şah. İyilik ve güzellikle ün salmış kimse yoktur ki. Hatta Botandaki bütün boy ve boşlardan. Hazırlıyayım orUarı da size getire jam. Ben onları şimdi alıcı kUarım. kimdir onlar? Gidip görejim. Bizler de üzgüne ve serseme döndük. Doğu şahı gibi güzeldi onlar (1) Parlak ay gibi parlardı onlar. Özellikle bu şehirdeyse gönül bağladıklarmız. ve teselU vererek Dedi ki: «Siz padişahlık güzelliğine sahipsiniz. Söylejin. DeUrmiş olarak hemen geri döndük. Defterimize yazılı olmasm. Fakat ikrar ve anlatmak imkânsızdır. bir hünkârsınız. Size boyım eğmeyen ve muhtaç olmayan kim var ki ? Size. (1) Doğu şahı: Güneş.» Dadı yavaşça ve yaklaşarak. Botan'da ne kadar kız ve delikanlı varsa. Güzelliğiniz size boyun eğer hale getirecektir. Bugün güzelUğe boğulmuş iki kız. Onlara doğru gitti. O çevir nihayet bize de döndü. Yani hepsini jöizjrüze görmüşüzdür. .

MEMO ZÎN 139 Aniden görününce ve rastlaymca bize YuvarlandUar uzaktan o iki pahabiçilmez. Hep birlikte birbirlerinin karşısma geUnce. Onlar Cemşit'in Kadehi gibiydi. Baktık ki bizim gibi insan oğlu değiller. rüya mıdır gördüğümüz. Uyanık mıjaz. Gerçi kandil ve fitil onlardandı. Çünkü sudan ve topraktan değildi onlar. Ama ateş biz ikimizin jöizündendi. Yine bizim yağımız ve ateşinUzdi ki. O perizadeleri gördüğümüz zaman Biz de şuurdan kurtulduk onlar gibi. Fener yıldızdan yankı aldı. Biz ikimiz de ay ve güneş gibiydik. bakalım kimlerdir diye. yoksa hayal mi dir? . Bizim de gönlümüze bir nur parçası girdi. Biz kendi kendimizi yaktık. bilmiyoruz ne haldir. Önümüzde yandı ve gönlümüz onunla parladı. Gittik üzerlerine. Mutlaka melek ya da periydi onlar. Çıra ve fener birbirine denk geUnce.

Ceylanların sevgisinden boş olarak. Sizin gördüğünüz şekil anlamsızdır. Hiç kızlar kızlara alıcı olur mu? Oğlan parası olmadan imkânsızdır pazarlık. Araz cevherle kaim olur. Kadm kısmına meyletmeniz imkânsızdır. Dedi ki: «Ey dadmm ruhu ve canı! Siz delikanlıları seyretmeye gittiniz. Ay. Beşerin meyli beşer ister. Fakat siz kızlar için oğlanlar ister. Oğlanlar zatm güzelliğinin ajmalandır Kızlar da sıfat ışığınm mazharlandır. Zatsız ve sıfatsız olarak araz imkânsızdır. Cevher olmaymca araz olamaz.XVII DADI MEMO VE TACDİN'İN YÜZÜKLERİNİ GÖRÜYOR Dadı maceraya şaşakaldı. güneş olmaksızın aydmlanır mı hiç? .

MEMO ZlN

143

Oğlanlarm yüzünden uzak olan sevgi. Yüz defa huri ve peri de olsa. Sizi nasıl meftım eder o sevgi? Sizi nasıl delirtir o karanlık gece? Mecnun Leylâ'nın karşısmda olmajrmca, Leylâ karanlık geceye nasıl mejdl verir? Gül hiç güle olur mu âşık? Azra kendi kendine olur mu Vamik? Husrev, Şebdiz'e binmeseydi eğer. Şirin Perviz'e şeker olur muydu? Ferhat kanlı gözyaşlarmın oluğunu, Akıtmasaydı görmezdi gülrengi atlıjn Bunca erkekler âleminden. Beyzadeler, sade insanlar ve oğlanlardan. Gönlünüz hiç kimseye meyletmezse eğer. Sersemsiniz, alçak ve rezillersiniz demek. Gönlünüzün kapıldığı kim.seler. Adsız, nişansız ve tanımadık kimselerdir ha? Bu iş bence tamam.en imkânsızdır. Bu gördüğünüz rüyadır, ya da hayaldir» Zin bu şarkıyı dinlejdnce. Perdeden şu nağme jd çıkardı; Şöyle dedi yaşlı dadıya: «Galiba akim ve tedbirin kalmamış senin. Diyordun ki sen: Çağrıyla, büyüyle. Gizli olan halleri bilirim ben. Bizim gördüğümüz şekil anlamsız değildir. Şüphesiz ne rüyadır o, ne de hayaldir. OrUar ister melek, ister beşer olsun, îster kadm kısmından, ister oğlan olsun.

îşte jdizükleri şuradadır.
Getirdik nişan için biz onlan. Eğer gerçekten remil biUyorsan, îşte yüzükler, haydi bil sahiplerini».

MEMO ZÎN

145

O elâ gözlü hilekâr cadı,

«Getir bana yüzükleri çabuk» dedi. «Bu gece bir remil döktürejdm ben. Sabaha kadar sahiplerini söyliyeyim ben» Sıti hemen yüzüğü çıkardı. Zamanın kocakansmm eline verdi. Zin ise şöyle dedi Hayzebûn'a: «Benim gönlüm bir kan bataklığına dönmüş, O bataklık coştuğu zaman. Taşmak üzere olduğu zaman. Bu joizük zajaf gönlümü yatıştırır. Bazı bazı kanlı gözlerimin önüne getirdiğim zaman. Yüzüğü götüreceksen eğer. Biz üzgün kalpUye çabuk getir geri. Çiinkü onunladır sabrımız, samanımız O benim için Süleyman yüzüğüdür.
P.
: 10

xvnı DADI FALCININ YANINA GİDİYOR

O ölçüsüz çapkın ve hilekâr kocakarı, Sabahlejdn kendini falcının önüne attı. İhtiyar falcı için elinde bir-iki altm götürmüştü. Şöylece gönlünün niyetini ikrar eyledi: Dedi ki: «îki masum oğlancığım var benim. Babasız, yetim zayıf ve j'oksundur. Bayram ve yılbaşı olduğu gün. Onlar da çocuk hujnmun yoluna uyarak, Kalkıp ikisi de gezmeye gittiler, CadUar onları ovada şaşırttı. Bugün çıkageldikleri zaman, gördüm ki DeUdirler, sersem, sevdalı ve sarhoşturlar. Geri döndüler elbisesiz, çıplak olarak. Bazı bazı feryadediyorlar bağırarak. Şuursuz düşüp çokça kalıyorlar. Kalktıkları zaman da delidirler. Şu jöizükler vardı ellerinde, Sanırsm ki bunlarla olmuşlar mest.

MEMO ZÎN

149

Ey işaretleri bilen, sırları çıkaran! Çaresizim ben, sen çare bulucusun, îjdlik yap da meseleden iyi konuş Acep yavrularımın nedir dertleri? Delüik midir, sar'a mıdır, yoksa aşk mı? NasU hastalıktır bu, nedir ilâcı? Ey geleceği bilen mürşit ve önder! DüğünUerin ve meselelerin çözümlejdcisi !
Bu jdizüklerde vardır bir sır, O da, siz uzağı görenlerce biUnir.

Yüzük sahipleri, söyle kimlerdir? Cinler mi, periler mi, yoksa insanlar mıdır?

XIX

FALCI FALA BAKIYOR VE DADI TABİP KILIĞINA GİRİP TACDİN'LE MEMO'YU ARIYOR
O Danyal ilminin varisi (1),

Falm şekline baktığı zaman.
Derhal anaların rahminde, Kızlarm doğuşundan önce Tarafları ve temizliği birUkte gördü Tacdin ile Sıti'yi birlikte gördü. Se'vinç şeklini gamla beraber gördü. Perdesiz olarak Zin'i Memo'yla beraber gördü. O zaman şöyle dedi kocakarı elçiye: Amacı hile, yalan ve tezvir olan o elçiye: «Senin için mümkün olur mu hiç,

Doğruluk olmadan, menzile erişmek?.. İmkânsız bu..» Sen çocuklarmm deli olduklarmı söylüyordun, Zin ve Sıti olduklarmı söylemiyordun.

(1)

Danyal bir israil Peygamberidir.

MEMO ZÎN

153

Onlar sejre ve gezmeye gittikleri gün. Yolda gördüler iki hajnran gözlüjdi. Yani selvi boylu iki oğlan gördüler, Başlarma da kıyamet koptu. Derhal bu iki güneşin. Gönlü gitrçıiş o iki mehtaba. Onlar bunlarm aşkmdan şuursuz olmuşlar, Bımlar onlarm güzelüğinden dehşete düşmüşler. Bunlar aşk belâsmm hastalarıdır. Onlar da aşk Kerbelâsmm susuzlandır. Bu yüzükler o oğlanların, Bımlarm da iki yüzüğü onların eUnde. Nasıl bunlar delikanlı gibi süslenmişlerse. Onlar da kız kıyafetine girmişler.» Kocakarı Remilci şeyhe dedi ki: «Durumım aydmlanmasmda şüphem kalmadı. Fakat de ki sen, onlar hangi soydandır? İyice keşfet ki onlar hangi nesilden?» Şeyh dedi ki: «Aşk dininde. Bir alış-veriş var ki «Karşılıklı kabul» derler ona. Denk olmak şartı yerine gelmese de caizdir, Alıcmm ve satıcının şartı kabuldür. Özellikle bunlarm seçtiği deUkanlUar, Biri dürdanedir, öbürü de inci. Biri beyzadedir, bey soyundandır. Öteki de soyca kâtip çocuğu.» O sihirbaz kocakarı, denemek için. Yine bir söz bahane ederek. Dedi ki: «ÂşUdar, tutkunlar, deUler, Zin ve Sıti için meftun olanlar. Sayılmaya ve hesaplanmaya gelmez Sığmazlar defterlere ve de kitaplara. Şeyhim! Bilirsin ki burası Cizre'dir, Hepsi büjdikler ve Kürt beyleridir.

MEMO ZÎN 15» Ijdük yap da perdeyi kaldır. Görünüyordu acajip bir hekimlikle. Dediler ki: «Nereden geliyorsun. söyle kimlerdir? Söz olsun ki. Bedenlerin ve ruhların derdini. Hemen nedimlerin dostu oluverdi. Şişeler. Daha çok iki hastalığı iyi biUrim ben İki hastalığı ben iyi gideririm. Hasta dedikleri kimseleri gör O hastalık senin için deül olur. Kojmuna koydu birkaç kitap. Ruhlardaki dert hangi derttir?» . Perdesiz olarak görürsün o sevgiüleri. ne kocakansm sen?" Herhalde bir ilimde mahirsin sen. Lokman kıyafetine girerek. neşter ve kese Aldı o şaşırtıcı habise.» Şeyh dedi ki: «Git sen bul uşakları Araştır yerleri ve otaklan. Derhal baş uşaklara kendini yetiştirdi. hokka. YazUmış jdizüklere Sıti ve Zin'in adlan» Kocakarı kalktı.» Dedi ki: «Gerçi görünüşte hekirrUm ben. Baştan ayağa kadar ilâçlarla donattı kendini. O iki melek.» Dediler ki: «Anlat bizlere. Kendini tabip kıyafetinde göster. Gidip sana kırk altm getiririm. onları bir görsem. Gördüğün zaman o melek huyluları Kumaştan da arUaşUır alıcUan Bilhassa ki parmaklarmda yüzük var.

İki gözden akar yüreğin kanı» Onlar dediler ki: «Hoş geldin sen. Parladığı zaman şimşek gibidir. deUkanlUar! Güzellerin yüzündeki o yUdırım. O derdin alâmetleri gizüdir. Halen hastadır iki arkadaş bizden. Uzak olsun o sizlerden. O çok mecalsiz bir derttir. hastalarla. Her ne istersen ödiyelim biz. Dedi ki arkadaşlara ve kUavuzIara: «Yalnız bırakm bizi. IjdUk yap da tedavi et ikisini. . Baktığı zaman o azizlerin durumuna. Yarasız. O dertten sağlığa kavuşmak imkânsızdır. Kocakarı kaldı deUkanlUarla başbaşa. Önce ben bu derdi teşhis edeyim. ışıksız ve kıvUcımsızdır. bir çare bul da kaldır onları.» Kocakarı kendini yetiştirdi hastaların yanma. O derdin adı yalnızca sevgidir. İlâç ver. Her ne desen öyle yapalım biz. Alevsiz. Ama öylesine yakar ki adamm içini. Sonra teda'vi çaresini size özetüyejdm» Arkadaşlarm hepsi çıktı yanlarmdan. çıbansız ve yanksızdır o.MEMO ZÎN 157 Dedi ki: «İnşallah görmiyesiniz onu sız.

Ağlıyorum ben yalnız sizler için. Geldim ki ijdleştireyim yaralarmızı.XX DADI TACDİN VE MEMO'YLA KONUŞUYOR Aşk derdiyle fena hale düşmüş hastalar. Dediler ki : «Kimsin sen ey gönül rahatlığı Niçin ağlıyorsun böyle muratsızca?» Dedi ki: «Sıti ve Zin'in başları hakkı için. Alm da verin sizdeki jdizükleri. Ben elçiyim. Aniden baktUar ki gitmiş arkadaşlar. Getirdik onları nişan için biz. sizleri arıyordum. Özel olarak Sıti ve Zin'in yanından. rengi bir hilâl misaü. Önlerinde oturmuş bir kocakan. Ağlıyor ve gözyaşları döküyor. Ey muratlar! EUboş çevirmeyin beni» . Kötüye çıkarmaym Sıti ve Zin'in admı. Aheste aheste bir şeyler söylüyor. BojTi iki büklüm. ! ? îşte şunlardır yüzüklerirUz.

Sevap kazanmak için acele edejam. -vücudum sadece cisim. Adlarınızı ve soylarmızı açıklaym siz. Cevapla birlikte çabucak döneyim». Geri döndüğün zaman. NasU idare edebilir. Derhal koşarak ellerine ve ayaklarına kapandUar. Gönlünüzün sırrmı bize açıklaym siz.MEMO ZÎN 161 Onlar işittikleri zaman bu müjdeyi. ey muratlar. AjrrUıklarmdan dolayı ağlamaya başladı. Memo baktı ki jrüzük olmaksızın. Allahtan başarı yar olursa eğer. Sıti ve Zin'i sizlere ram edejâm. ister tılsım. Dadı! Sen yarin elçisisin Şüphesiz derdimin de hekimisin. Güzel Zin'in başmın sadakası olarak. Odur benim canım. maksudlar! Müjde sizlere. ayaklarına ve eteklerine. Kim canım elinden izinli bırakır? Bu yüzük ister isim olsun. Ben öyle yapacağım ki sihirbazlıkla. Alma eümden bu jöizüğü beıUm. ey vefalı Benden yare şöyle de: F. AUah hakkı için. : 11 . Zamanın kocakansmm eline verdi. Yüzlerce öpücük kondurdu iki delikanlı. Se-vinçten büsbütün gitti şuurları. Tekrar tekrar ellerine. Uyandıkları zaman bir an durmadılar. Tacdin parmağından jöizüğü çıkardı. Dadı bu sevgiden hayrete düştü. Hepiniz bir yerde toplanırsınız. yaşıyabilir? Dedi ki: «Dadı! sen beni mazur gör. Her dördünüz de muradmıza erersiniz. Ben bu jdizüklerle geri dönejdm. Dedi ki: «Gam yemejdn.

Şahlarm iyilikleri umumîdir. kavuşmaya lâjak değiUm.MEMO ZÎN İta O şahtır gerçi. Şeklinin hayaUnden gıda alıyorum. Ben köle. HaUmi sorsun bazı bazı» . Beni hayaUnin halvetine getirmesine. O kadar güzelUkten razıjom ben. ben de dilenci. Her an dadmdan umut bekUyerek.

Dediler ki: «AUah için söyle. . efkârlı. Koşarak kucakladılar gelen Dadıyı. Oturmuşlardı gonca gibi dar gönüllü. Sabah şarabını sonsuzca arzuluyorlardı. îki büklüm. değil bir defa. perileri bildin mi? Yoksa şişeye kojoıp ikisini getirdin mi? Kalplerimizi delen okları. ey gönül rahaüığıl Acep ram ettin mi sen o melekleri? Falm ne dedi. Akşam şarabmdan son derece sarhoştular. BaktUar ki aniden bir tabip. Her an dadıdan umut bekliyerek. Yüz defa andiçerim. kılığı da pek acaip Aşktan sersem olan Zin ve Sıti. başlan eğik olarak.XXI DADI SITİ VE ZİN'İN YANINA DÖNÜYOR O taze Ardıcın iki dallan. Acep açıklamadm mı kim vurdu?» Dedi ki o: «Sizin mübarek başlarmıza. Çıkageldi.

Zin ve Sıti'nin kalbinde kalmadı şuur.Yüz çeşit kanlı gözyaşı döküyorlar. .MEMO ZÎN 167 Şimdi geldim ben yanlarmdan. (1) Hz. Sanardm ki ateşi yağa tuttu. Her an «Sıti» ve «Zin» dedikçe. Dediler ki: «Sen gönlümüzü şenlendiriyorsun. Gönül fenardir. Dadı! Sen bizim için çare bulucusun. Bulunmazlar hiçbir kara. Fakat acıyorum ben oğlanlara. Zin ve Sıti tüm olarak baştan ayağa kadar. Bu haberleri dinledikleri zaman. Kısacası: Maceranın içyüzünden. deniz ve madende. O çapkın. Allaha andiçerim ki. Alevleri jöikselirdi yedinci göğe. Öyle melek de yoktur göklerde. fitiU gizlidir. çıra közdür. o ateşli ve ışıklı ağaçtır (1) Göğüs fenerdir. O iki insanı o güzeUikle. ister dilenci». Dadı onlara verdikçe uyanıklık. Onlar sizlere tam da lâyıktır. bir süre önünde dilsiz kaldUar. Gönül ise. öyle candan tallalhk yaptı ki. Gönül ilâcı olan o ateşle yandUar. Vallahi. bu ergenlikle. o çıra içinde. Kurban olayım sizlere. Musa'nın gördüğü ağaç. ten Tur dağıdır. Aşk ateştir. kül'de dağUmış. İster beyzade olsunlar. Vücut yağdır. 'O dilberler. Sır cüz'dür. Seçtiğiniz o iki inci. NasU seçtiniz o iki seçkini? Kavuşmanm süsüdür o iki mutlu.

Dünür. bizler fidan gibiyiz. Bizler sizlerden fazla dert çekiyoruz. Bizler çer-çöp gibi heba oluruz. bizler de sizleri kabulleniyoruz. Ey geçmiş olayları bilen dadımız! Senden başka mahrem kimselere sahip değiUz biz. Aşkınız yuları kaçırmış bizden. Bir kısmı da bizler için olsun duacı. Böylece söyle o sevgililere. Bizler yaprak gibi berhava oluruz. Kim geUrse sizlerden makbuldür. aracı ve vesile olarak. Perdesizlik eski gelenektir sizler için. bizlere engel olan. Belki de bizden çok daha çaresiz.MEMO ZÎN 169 Sensin bahçıvan. Belki Allah ta kılmış mukadder. Utanma perdesidir. Bizlerle sizlerin kavuşması kolaylaşır. Memo da Zin'e Müjde sizlere. Bir saat derdimizi paylaşmazsan eğer. Dedin ki sen: Tacdin ile Memo Pervane olmuşlar. Sensin dilimiz. Bir an sen söz söylemezsen eğer. Kalk da çabuk git. Bütün dostların ve dünürlerin. . Yoktur o perde sizler için. Bir kısmı sizler için olsun ricacı. kanatlarmı da biz yakmışız. Onlar da şimdi bol yolu gözlüyor. biz kendimiz dilsisiz. söyle Tacdin'e: Eğer sen Sıti'ye talipsen.

SağlUc ve şifa için bir derman. öyle iyileştiler. Aniden yetişsin onlara inci tanelerinden Kurtarsın onları dertlerinden. . bir haber. Hace-i E^vvel kılığına giren o Dadı. Derhal kendini âşıkların yanma yetiştirdi. O müjdeyi anlattığımız gibi anlattı. Onlar sanki Eflâtun'un eUnden. Özellikle âşıklar için güzel bir zamandır ki. hiç yanmamış gibi yaktı. yeniden Fakat o ateşle öyle şenlendiler Ki. sanırdın hiç hasta değillermiş.xxn BEY SITİ'Yİ TACDİN'E VERİYOR Arzulu hastalar için güzel bir zamandır ki. Baştan ayağa kadar şaşırtıcı Yine tabip kıyafetine girdi. Aldılar ilâç ve macun gerçekten. Vefa için bir müjde. O yanıkları.

MEMO ZÎN 173 Kalkıp gittiler arkadaşlarının yanına. Hizmetine aldığın herkes azizdir. Kalkıp hep birlikte Bejân huzuruna çıktılar. dilencidir. çevren bol ışıklıdır. Hamiyetle hepsi beraber kalktUar. . Hepimiz ediyoruz senden rica: Tacdin senden Sıti'jd istiyor. Halleri fena da olsa sen iyiye çevirdin. Fakat sana kıyasla hizmetçi. Yüz vermediğin kimseler de değersiz Hizmetine aldığın kims-eleri çıra gibi şenlendirdin. O kulun hizmetçilikle nazlanıyor. Geldik ki gönülden edelim dua. Bazı yakınlarını ve bazı deUkanlUan. İşitince onlar bu müjdeyi. kıl onu damad» Bey dedi ki: «Sizin lâjnk gördüğünüz. bazı adliyeciler. Tacdin gerçi bir beyzadedir. Aysm sen. Bugün başımızda şahsm. hünkârsın. Şahsın sen. Hep birlikte halka ve dünürlere haber verdiler. Kulundur o. dinin ve devletin koruyucusu! Sen AUahm lûtfunun gölgesisin. Elbette bizim fçin üstündür. Yakışıklıdır o. Maceradan haberdar eylediler. Bazı beyler ve bazı cahiller. et onu azad. Bazı âlimler. Şu şekilde meseleyi ona arzettiler: «Ey jrurdun. malın ve milletin sahibi! Ey adaletin. bakışın kimj'^adır.

MEMO ZlN 175 Vekil kimse gelip otursun. Hep birlikte gönülden dua ettiler. Çünkü bilmiyoruz nasU olacak yarm. Beni de kendinizden dünür saym. . Getirin bütün şerbetleri ve şaraplan. Bütün hocalar. -«Amin». Demek ki bu hocadır. Hoca kimse duayı okusun. «Kabul». bazan da şenlik. bazan karanlık.de hazır olanların. Ağalar. Şimdiki gibi yaşıyacak mıyız? Yoksa ölecek. Bazan ışık gösterirler. Bazan matem gösterirler. Bunca zamandır o hep hizmetçidir. ya da beydir. Bey dedi ki: «Çalm davulları rubablan. Sevinçli bir düğün kuralım bugün. Bu matemler ve şenlikler ikizdir. Bu çark ve felek amansız. ya da hastalanacak mıjoz? Gebedir geceler dostlar! Bakalım devamlı ne doğururlar. Sıti'yi biz nikahladık Tacdin'e. Bulduğun vakit eğlence zamanını. Öptü ve kabullendiğini ikrar eyledi. (1) -"Kabul'^> Tacdin»in vekilinin sözüdür. Hizmetçilikte de daima tamdır. Hep birden ağızlarıyla teşekkür ettiler. Budur benim cevabım». «Amin» (1) Çeko derhal koşarak Bejdn ayağmı. Çünkü zaman kılıç gibidir. şeyhler ve beyler. Elden kaçırmayasm fırsatı. Bugün Tacdin'in hatm için. ileri gelenler ve de yoksullar.

Sanırdın ki ekmek yerine getirdiler. Bu altm ve gümüş tabaklar. Onların hepsini belli bir günde. Böyle olan bir erkeğe hangi can. Onun sevinci de Beyin elindeydi. îştahlı nefis gibi başı örtülüydü. renkU badem ve fıstık şekerleri.MEMO ZÎN 177 O kadar kaldı ki hizmetimizde Ömrü tükendi bizim yolumuzda Vefa şeriatinde şarttır ki. Beylik bana kutlu olmasın. Bol ışıklı parlak birer yUdız gibiydi. Kendini bahşetmez sevinçle? Eğer olsa benim bin bir başım. Bir defada feda etmezsem eğer. Göklerdeki güneş ve ay jmvarlaklarmı. Kapakları birer mücevher kutusu gibiydi. Birer burç gibi olan o sahanlar. Her tepsi ve fağfur kâse. hep sevinç yaratırdı Kısacası: Bütün şevketiyle o Bey. (1) Oğlak ve Koç burçlarını kasdediyor. Bizzat onun hizmetinde olalım. Kalktı ve bizzat eğlence işiyle ilgilendi. Her kâse ve tepsi bir anbar gibiydi. Bugün onun hizmetinde çalışalım. Alt ve üst felekler gibiydi.» Tacdin hep Bejin hizmetinde olduğu için. : 12 . Sanki bir gök tabakasını serdi. Gök yüzündeki oğlak ve koç (1). Misafirlik kebabı ve büryam olmuştu. F. Biz de onun için cefa çekeUm. Her renkten gıda. Yağlı ve tatlı yemek çeşitleri. Mecliste öyle bir sofra çekti ki.

(2) Faniz bir içki çeşidi olsa gerek. Kimi de övünmelere ve nazlanmalara olmuştu eş. çalgı çeşitleri ve makamları. (1) Türkçe olan bu kelime bir kap çeşidi olsa gerek. Ojruncular. Maskaralar. misk ve anber <3) Kimisi mideyi al eylerdi. narenciyeler. Sakiler üzüm suyuyla seğirttiler. Çalgıcılar Santur sesiyle sallandılar. kand ve şeker (2) Gülsujru. Kimi de dimağı tazelerdi. . Ruhlann bütün koku alma dujoılan neş'elendi.MEMO ZÎN 179 Bu çini maşrapalar ve ayağlar (1) NazeıUnce dolaşıp dururlardı. nar ve limonlar. Sarhoş. Sesler. Faniz. (3) Zübad güzel kokulardandır. davul. nebat. Kiminin sesi sazlarm sesine olmuştu arkadaş. Cennet ağaçlarmm dallarmda yetişmiş. Aklı. gazel okuyucuları. zurna ve santur Âşıklar. Türkücü. Turunçlar. Dönüp dolaşan Ney'den çıktıkça. türkücüler. güzel renkler. terennüm edip türkü söyUyenler. keman. Hepsi gerçekten karıştılar birbirlerine. sersem ve mesttiler. siyah. zübad. Bunlar yıldızlar gibi gezip dolaştıkça. Kısacası: Gaddar olan yedi feleğin inadına. Buhardanlık ûd ve anberle döndiUer. Perdesiz olarak mucizeler ve kerametler gibi. O şekilde kurdular düğünün temeliıU. Onları her gören kalırdı hayran. dini ve imanı talan ederdi. incesesliler ve felek. Çeng. Lâyık ve güzel kumaşlUar. ud ve tanbur.

Kocakarı felek kederden ve üzüntüden.MEMO ZÎN IHI Feleğin yazıcısının elinden kalem düştü. Müşteri Balık burcuna girip iz bile bırakmadı. Bütün dünya eğlenceyle şenlendi. ilerigelenlerin önünden kalkmca. Çaresizlikten saman hırsızı oldu. . Sakiler kadehler ve kâselerle döndü. (1) Yani o kadar eğlendiler ki sanki eğlence ve oyunlar on¬ larda toplanmıştı. geç şöyle. Ay gidip gizlendi Yengeç burcunda. Halaym halkası gibi koyuldu dönmeğe. Kalktılar ve saygıyla etek öptüler. köleler ve özgürler. Bey huzura çağırttı Memo ve Tacdin'i. Elinden birşey gelmejip âciz kaldığı için. Oturdular ve hep beraber içtiler. sen ol sağdıcı» O ikisini baştan ayağa giydirdi. Gök renginden olan kocakarı çark. Bütün dünya oldu sevinç ve eğlence. Nimetlere ve eğlenceye boğuldular. Dedi ki: «Memo. köylüler. Zühre yUdızı yerde seğirtti. Şenliğin ve oyunların toplandığı yer oldular. O günü birlikte ve böyle geçirdiler. Cellâd neredeyse kellesini uçuracaktı. Şehirliler. (1) Sofra. Zühre yıldızı Kova burcunda kayboldu.

bunlar kırmızı renk hesabına utandılar. Kaş yaylarına baktıkları zaman. Süsleyici kadm. Önce gözden geçirdiler benleri ve zülüfleri. Hepsini jüzüyle aydınlattığı zaman. O iki nazenini nazlı kılmaya gittiler. bunlar ras¬ tık hesabına utandılar ve yüzleri rastık gibi karardı. (2) (1) (1) Yani kaşları rastıktan daha siyah olduğu için. (2) Yani yüzleri kırmızı renkten daha kırmızı olduğu için. dadı ve nedimeler. Sanki altınla yaldızlamış gibi parlatmca. Kırmızı renk yerine kendileri utandUar. Dokuz kubbeyi Cemşit kadehi gibi. Hepsini aşk coşkun hale getirmişti Sıti ve Zin'i süslemeye gittiler. onun gibi karardUar Taze yüzlerini seyrettiler. Rastık için utandılar. BaktUar ki talan ediyorlar gönülleri. .xxnı SITİ İLE TACDİN'İN DÜĞÜNÜ Yeni geün gibi parlayan güneş.

Kimin değiştirmeye gücü yeterdi? Sonunda ümitsizlerin durumuna düştüler. Hiç kimsenin gönlünden. Yerlere yaldız ve aydınlık bahşedilmişti. Mücevherleri taçla aydmlattUar.MEMO ZÎN 185 Haten ceylânlarmın gözlerine benzeyen gözleri. Siyah sürmeyle bozmaya yetmedi güçleri. TaradUar ve bahane için yüz çaba harcadUar. Fakat iki ceylândan bir tek kusur bile Bulamadılar. . O ince beUere hiçbir kemer bağlanamadı. O sevgiülerin boylarmdan. Tacm süslü ön tarafı. Kmalarıyla. Onlarm başıyla taçlan mutiu kUdUar. Kınlır korkusuyla asla. Ellerine ve parmaklarma zoraki olarak. renkleriyle başıeğik kaldUar. Kına yakmalarına var mıydı hiç olanak? AUahm seçmiş olduğu nakışları. ne de cana benzerdi. O da ne tene. birer kıl ucu kadar inceydi. Baştan ayağa kadar tarak gibi. orada kemeri görmek gelmiyordu. Hele beller. belki kırılır diye. Çünkü nazikUğinden. bir kıl ucu kadar olsun . Mücevherlerle süslenmişti.

inciler kantarlarlaydı. Yüz nedime ve iki yüz hizmetçi gitti. Hepsi de süslenmiş ve giymiş güzel elbiseler. Deprem olmuş gibi ayağa kaldırdı. YerU yerine öylece düzgün konulmuştu. Akla ve düşünmeye gelmezdi bu çeyizler. Artık taşıyamıyordu develer. Çok dalgalı bir deniz gibi. Kitaplarm kayıtlarmı aşmışti. Âyetler sanatla derlenip kur'an oldu. muüak üstadm sanatıydı. kadınlar ve erkekler. altmlar çuvallarlaydı. Bu debdebe öyle coşturdu ki halkı. GeUnlerin süslenmesi tamamlanmca. Elmaslar. şakaklar ve karanlık gibi siyah saç halkaları. Dalgalanıyorlardı. Oldu sihrin ve mucizenin bir nüshası. ŞehirUIer. . Şairlerin kitabı gibiydi. O. Kim görürse «Allah haktır» derdi. zümrütler.MEMO ZlN I8T GüzelUğin saçtığı aydmhktan çıkan süs. Benler. Hesapların ve sayımların dışma çıkmıştı. ÇarşUara ve pazarlara törenler girdi. Hepsi altm ipUkli ve sırmalı elbiseyle gitti. Hilâl kaşlarmm çevresinde hale gibi oldu. ÇeşitU güzellikler ve elbiseler Renk renk değerli mücevherler. AsImda mevcut olanla onlara takUan bu güzelUğin rengi. sejnretmekti amaçlan. YakuUar jüklerle. inciler. Develer sıra sıra. Beyitler toplanıp bir divan oldu.

İnci kemerU. Elden ele yüz çabayla kaçırırlardı birbirinden.MEMO ZÎN 189 Aniden Cûdî dağmda açUdı. O tahtaraval bir gemi gibiydi. hocalar. Gönül hoşluğuyla o tahta hammalhk ederdi. Pervazları abanostan olan bir taht. Üzerinde oturmuştu Belkis. ölüleri diriltti. Önünde el bağlamış hizmetçiler. Onun için vücutlar böyle koşardı peşinden. riltir. yoksullar ve paşalar. Yani Sıti'nin bulunduğu köşkten. Sûr: İsrafil Meleğin kıyamette üfliyeceği boru. Başlarmm üstüne kaldırırdUar o beşiği. dümbelek. (3) . (3) (1) (2) Hz. Yüzlerce Berhiya oğlu Asaf (1) rüzgâr gibi. mumlar da içindeydi. Hepsi temaşaya ve sej^e dalmıştı. O gerçek perinin bulunduğu köşkten. Gamlarm elinden feryad eden insanlardan. Yaratıldı bütün âşıklarm yeri. Çaresiz gönülden taşar. Kurrena ve Nakûr. Sofular. mücevher küpeU hizmetçiler. Pervaneler de. şen gönüllü olmayan. Nuh gemisinin önünde cömertUk kapısı. Sazlar Sûr gibi. Sanırdın ki gelin ruhtur ajmen. Süleyman'ın veziri. Sandal ağacmdan olan bütün tahtlardan. (2) Davul. Mücevherlerle donatUmış bir taht. Her kapmm önünde bir gürültü vardı. Kalmadı bir ferd. Üzerinde jüzdüğü deniz ise insan denizi. ölüleri di¬ Kurrena ve Nakûr birer çalgı âletidir. Her toplulukta bir seyretme vardı. Sevgiden bir deniz coştuğu zaman.

Fakat onlarm bütün tabaklan. Yukarıdan o nigârm tahtı üzerine. EU sıkı olanların umduklanndan jüz kat fazlaydı. Bu tantanalar. . O ses felek saraymm üstüne çıkardı. sadalar ve uğultular. İleri gelenlerden bir topluluk vardı çevresinde. Pintilerin baş eğmelerinden çoktu. İçinde. Zaman göstermez bir daha gözlere. Oturmuşlardı yüksek konakta. Hepsinden ses çıktığı zaman birden. Bu şenlikler. sevinç ve eğlenceleri. Hazine yağmacUan birbirlerine girdiler. Gök tabaklan gibiydi bunlar. Bir an geldi ki Tacdin'in önüne vardUar. Hepsinin iki ellerinde vardı tabaklar. Kalkıp onlar da seyretmeye durdular. Cömertlerin iyiUğinden fazlaydı. bağnşmalar ve törenler. Memo da yanmda bir ay gibiydi.MEMO ZlN 191 Bahşiş sesleri. inciden. Doluydu altmdan. o meleğin oturduğu o felek gemisi. Döktüler o tabaklardan serperek. cevher ve gümüşten. O sıralarda dalgalar tarafmdan boyuna kaçırUırdı. Hasislerin baş eğmeleriıün dışmdaydı. Dinleyicileri sazlardan zenginleştirdiler. Madenden çıkan yakutları ve zümrütleri. Yoksulların hepsi bey ve paşa oldular. Tacdin'in kendisi de olmuştu bir padişah.

oğlanlar ve tüysüzler. Hepsi oyuna. saz ve halay. Yoksul.MEMO ZÎN 193 Yoksullar. gamlı ve ferahlı. bekârlar. Hepsi bir birine denk ve emsal. Kimisi mest olmuş kimi de sevdalı. halaya ve sıçramaya kalktUar. F. Türkücüler. üzüntülü. Huriler. Bir birleriyle el sıkışır ve kucaklaşırlardı. dilenciler öyle nimet sahibi oldular ki. evler ve her yer mest öldü. : 13 . Sanırdm ki hepsi şecereü beylerdir. Tüysüzler. Köşkler. siyah şakaklUar. Berîte. Gül gömlekliler ve ipek kuşaklılar. Artık seçUmezIerdi birbirlerinden. Kısacası: Kafaları mest eden murattan (1). zengin ve paralı. cennet çocukları ve melekler. Kadmperestler ve hovardalar iflâs ettiler. komikler ve Çeng çalgıcıları. Bu ondört yaşındaki karakaşhlar. Elma çeneüler ve nar memelUer. sema. Altm kemerliler ve eğik taçhlar. şeker dudaklUar ve şeker güIüşliUer. Gümüş bedenliler ve Yasemin şakaklUar. bıyıksızlar. periler. dilenci. Şirinler. (1) Paralan kastediyor. yılan örgüliüer. SevinçU. Botan'm bütün sevdalıları ve sarhoşları. Şakakları zümrüt gibi olan oğlanlar. Mehtap jüzlüler. Bu kıl belliler. Genç kızlar. Şeker ağızlılar ve şeker sözlüler. deUkanlUar.

MEMO ZÎN 195 Kimi güzel sesli. Bu şekilde süslediler ve şenlendirdiler. Bunlarm hepsi bu kocakarı feleğin inadma. Kimi koşardı. Tam yedi gün ve yedi gece. . kimi de topallıyarak. Kimi zincirleme. kimi de gezerek. kimi güzel benizli. Kimi daire bağlamış. Parlak kümeleri yUdız kümeleri gibi ışıklı. kimi yuvarlanarak. Yani hepsi kambur suiJı feleğin zıddma Çevik kızlar ve taze delikanlUar. Aja yUdızlan ve Süreyya jaldızı gibi. Sıtî'nin mecüsi ve Tacdin'in çevresini.

Ateş ve rüzgârın özel birleşmesi.şıkların teninden duman kaldırdı. . Karanlığı aydmlıkla kaldırınca. Karanlık gibi gamlan da yok etti.aklaşma ateşinin verdiği sıcaklık. Muradın y. Düğünü sevgiyle gülrengine çevirince. Sanırdm ki ateş yetişti yağa.XXÎV RÎUM TACDİN'İ SITİ'NİN YANINA ÇAĞIRIYOR Pak etekU gelin olan âlem. Elbette berbat eder adamı. Bu aşk ve sevgi gönül arkadaşı olunca. Ayrılık sabrı yakmıştı. Canı ve gönlü bahşiş verecekler. İkisi de o yangmdan ve kavuşma hasretinden yanmıştı. Â. Yedinci günün seher vaktinde.

Safa.MEMO ZÎN 199 Aşk deryası dolup taştı. Mum. Sağdıç ve Tacdin'in yakınları. Az daha şevkle ölürlerdi. Süslejici kadm. kâse. nine. hal diUyle Durumu şöylece açıkladı Tacdin'e: «Ey bitab ve kararsız âşık! Eğer benim gibi sıtmalı ve ateşUysen. ayağ ve şarap kaplarmı. . Birkaç da yakm ve akraba Tamamen yaldızlı olan bir mum. O kadar hazırladılar ki. Ferahlatıcı ve sarhoş edicilerin karışımını. . oynayarak Getirdiler has odanın içine. Geleneklerin icabı ve gereğince. kapılar. konuşmaksızm. ûd ve buhurluğu. sabrı ve oturmayı yok etti. Kalk geUrün odasma git. Süslendi bunlarla gelin odası. Misk. Koydular başlarmm üstüne. Ölü bile dirildi onlarla. Buhurların ve güzel kokularm topluluğunu. aşk ateşinin jükselmesinden. Rahatiığı. zevk ve sohbet âletlerini. Hasekiler ve hizjnetçiler kalktılar. tahtlar ve bütün oda. Gülsuyrmu ve düğünlere mahsus güzel kokulan. Kısacası mehtaptan mehtaba kadar (1). zübad. Sevilen ve seven. Güzellikle aydınlanan bir güneş gibi. Ayak öpmekle ayaklarını bağla. dadı. Eğlence. işaret ve kejif vasıtalarını. Kavuşma zamanı gereğince. Duvarlar. (1) Yani herşeyi. Kadeh.

makamı. Kapıda nöbetçi oldu. . Çünkü korkuluydu o karşUaşma. Tacdin bu tarzla gitti saraya. Canmı ver dökülen paralar ve bahşiş gibi. Kalktı yerinden hemen çabucak. hücreji. Anladı düşünce ve idrakla. başladı duaya. AUahm emriyle sana yakm olmuştur. O güzelin aşkmın anlamım. (2) Sa'y ve umre: Hacda iki vazife. İbrahim yeri.MEMO ZlN 201 Senin mumun da senin gibi bekUyor. Âşıklardan ayrUmıyor düşmanlıklar. kalk pervane gibi. AUah sana mukadder kıldı. îşte hepsi sana nasib oldu. Eü elinde. Onunla arkadaş oldu silâhlı olarak. Ey amacı tavaf olan hacı! Ey tavaf yolunun yolcusu! Sana amaç olan kıble ve Kabe. Eğer su isen jürü selvinin önüne. gönlü gönlündeydi. dua ve umreji (2). kUıç beUndeydi. Memo bekledi kapıda. Benim gibi gözyaşları döktüğün yeter. Gamların ve sevinçlerin dostu olan zavallı Memo. Senin sevgin onun tenine ve canına ateştir. Hücre: Kâbenin yanındaki Hz. (1) Taş: Kâbenin duvarındaki taş. taşı. ismail yeri. Kâbeyi. Mumlar gibi bunca yandığm yeter. (1) Sa'ja tavafı. Eğer aslansan hemen kerem eyle halvete» Tacdin mumun şeklinden. Âşıksan eğer. Makam: Kâbenin karşısın¬ daki Hz.

gerekse se'vilenlerin. Elbette vardır düşman ve rakipleri Düşmanların kimi dev.MEMO ZÎN 203 Gerek sevenler. . kimi de peridir. Bir kısmı da münafık iiısanlardır.

Ellerini perdeden çıkarmıştı. Perdelerin ve örtülerin arkasmdaki o mum. Felek kandili onun sayesinde parlıyordu. Dudak dudağa içtiler bir kadeh şarap O berrak şarap. eskiden kıbleydi. Önce helâl âdet gereğince. İçti şeker dudaklı sürahiden. Eteklerini nazla yerlerde sürüdü. Zülüflerini jniziine serpiştirmişti. mahmurluğu giderince. Aydınlık yönünden Beytül'aksa idi yanağı (1). . Yare kavuöm. Dünkü hicran derdinin şarabından sarhoş olan âşık.ak şarabına hasret çeken âşık. Kokladı bol sulanmış gülleri ve sünbiUleri. (1) Beytül'aksa: Kudüs'teki cami.XXV GELİN İLE GÜVEYİ BİRBİRİNE KAVUŞUYOR Damad edebk kapıdan içeri girince. Elini sürahiye uzattı. Kalktı ve eda ile salmarak ona doğru gitti.

Kâh birlikte saUandUar. Kendileri için gül şerbeti karışımını . Öpme sırası vermezlerdi birbirlerine. Sarhoş ve elele olarak sarUdUar birbirlerine Oldu bir itişme ve birUkte yere düştüler. Berrak şarabın şerbetini içenler. O susuz dudaklılar içtiler o şarabı. dudak dudağa ve kucak kucağa oldular. ve kucaklaşırlardı. mücevherler. bazan da ajrUdUar. Yeniden secdeden kalktıkları zaman. kâh ısırırlardı. Birbirlerinin yanaklarından kırmızı gül derdiler. Şarabın neş'esinin verdiği kejif. kâh sünbül. O kapar öperlerdi ki birbirlerini. Artık oturmaya da güçleri yetmiyordu.. Sevgi deryası o kadar coşturdu ki onları. Üç gün ve üç gece ard arda gönülden. kâh titredüer. Kâh reyhan ve menekşe. Bazan birbirlerine sarUdUar. Ve şuursuz olarak ayaktan düştüler. Birbirine karışırdı.. O kadar seviştiler ki birbirleriyle. alınlar ve dişler. Elleri birbirlerinin boynunda. Istırabın son haddine çekti onları. O şarabı çok içince sarhoş düştüler. Kâh öpüşürlerdi. Yuvarlandılar birUkte secde için. Zifafı arzuladı ve ona meyletti. yaptılar. Evlenip gönüllerini birbirlerine bağlajonca. Hepsi değişip la'I ve mercan oldular. Birbirlerinin dudaklarından şeker kaçu-dUar.. Sonunda içmeye kanmajonca. Elmaslar.MEMO ZÎN . kâh kırmızı gül. 303 Kâh nergis ve lâle.. Parlak çeneli ve şeffaf tenli gelin.

Hedef oktan isabet almca. Leğen ve ibrikten akıtUanı Yükselttiler iterek ve saplayarak. Birbirine karşı boşaltırlardı ok torbalarım. Kâh tekti onlar. gerek gündüz. O hafta tamamen oldu gerdek. Kavuşmanın derdinden. süt ve şeker gibi oldu. Ok geri döndü izi kaldı orada. Sanırdm ki iki kimyager. Hayat suyu ve kevser gibi kanştı. ne yemek ne de uyumak. Her zaman. Soyunu canı gönülden verdi ona. kâh yapışık ve çifttiler. İnci tanesini mercana çevirdiler. O iki melek öylece sevdiler birbirlerini. Nihayet mutluluk derde geUp geldi.MEMO ZÎN 209 Kâh birdi onlar. gerek karanlık gecelerde. gerekse gece. gamlar gidip gizlendi. O iki serkeş sarhoş. İki vücud birbirinde kayboldu. Hatırlarına gelmezdi su ya da ekmek. O ruh ve cesed birbiriyle yapışık. kâh ikiydiler. Karışım. hedefe yöneldi. Sevgiden önleri birbirine dönüktü. Gerek gündüzleri. Durumdan haberdar olmadı bir tek ferd bile. Hedef ise sedef berrakhğmdaydı. F : 14 . Onlara yoktu asla. iki arkadaş. Fil dişinden olan ok. Sanki mücevherleri ipUğe takmaya uğraşmaktadır.

hiç olmasm. Yüz hain ve münafık akrabayı. Kurban et de hiç deme yazık. Sanırdm ki Memo'nun üzerine bir güneş doğdu. Geceleri ve gündüzleri öyle nöbetçiydi. böyle olsım. hem de çıradır. Bir dostun olursa eğer. Başı gök kubbelerine jükseldi sanki. Hâlâ onun meskeni avlu idi. Derhal öyle sevinç duydu ki. İster becerikU olsunlar. Tacdin gerdekten çıktığı zaman. . (1) Rıdvan cennetteki meleklerin başıdır. Rıdvan cennetin içinden çıktı (1). Böyle olmazsa eğer. Hem gözdür senin için. kardeşim! Senin dostun senin için' kardeştir. Seninle birUk olan bir dosta. ister beceriksiz. burada maksat Tac- din'dir. Onun başı da hep taşm üstündeydi.MEMO ZÎN 211 Nihayet sekizinci günün seher vaktinde. Memo hâlâ öylece kapının önündeydi. Yakmlarıne yapacaksm vefasız olduktan sonra? Kurban et de hiç deme kimlerdir.

Âlemdeki bütün varlıkları. dilenciler. . Bu soğuk. Çeşitli hallerle yarattı. Bu beyler. duran ve yürüyenler ve de melekler. gündüz. yaş ve kurular. Bu ağır yürüjüşiü ve yuvarlanan yerlerle gökler. hava. Bu evreni. karanlık. Bu gece. Bu ölüm. yerleri yeni yaratmca. sıcak.XXVI BEKİR TACDİN VE MEMO'YU BEYE GAMMAZLIYOR Allah yokluktan var edince. Varlıkları sıfat ve fiillerine göre. Zıtları zıtlarla açıklığa kavuşturdu. kavuşmalar. Bu topraklar. Bu ajTTiliklar. Bu cennet. diriliş. bahçe ve ateş. şenük ve matemler. zengin ve yoksuUar. Varlıkları birbirleriyle belli etti. gölge ve güneş. su ve ateş. sevinç ve gamlar. cehennem. Bu toprak. küfür ve iman. Kısacası: İnsan cinsine varmcaya dek. Bu aydınlık.

O bühtandan doğan biriydi (1) Aslen dediklerine göre Mergever'dendi. kimi ateş gibi. Kısacası: Yaradılışın gereği olarak. neden karşıdır birbirlerine? Çünkü olmazsa eğer karşıtlık. Kimi uysaldır kimi de yaman Bu doğru olan. . Sırf şirret ve fitneci bir insandı.MEMO ZÎN 21-5 Kİ kimi nur gibidir. Bu cennet ve sevaba lâyık olanlar. Görmüyor musun ki hepsi zıttır birbirlerine? Hikmet nedir. Fakat soyca Botan'h değildi. Aldatıcı. (1) (2) Yani piçti. Belki Belukîya'dan beterdi (2) lyiUğe karşı. kurnaz ve kavukçuydu. ikiyüzlü bir iblisti o. doğru söyliyen iyilikseverler. Kâbus dev gibi çirkin jüzlüydü. Zamanm fitnecisi bir it oğlu itti. Botan onun sözünün mahcubuydu. Belûkîya îsrailoğuUarındandı. eğriler ve siyah jüzlüler. kavga körklejici ve ikijüzlüydü. Ayırdetmek imkansızlaşır. Kaleci. söz götürücü ve şaşırtıcıydı o. Çirkef işli. Şeytan onun uğursuzluğunun çömeziydi. Bu cehenneme ve azaba müstahak olanlar. O münafıkm adı Bekir'di. Kemal. izzet sahibi olan o jüce Bey. Kendine bir kapıcı tutmuştu. Her zaman Bejin kapısında kapıcıydı. Bu yalancılar. hem de tanışmak.

Değirmenimiz gerçi kamunun vakfıdır. Zulüm tahılını öğütüyorlar. kâhyalar. Ama değirmenimiz onunla dönüp yelleniyor. kincidir o. ileri ve gerijiz. Bu senin kapma lâjak değildir. Görmüyor musun. (2) Görmüyor musun. Zalim olan bu avene zümresi Subaşılar. Çok dönüşlü ve dolambaçlıyız. kapıcUar. Bu köpeğin dışı içindedir. Bu âdet yalnız beylere özgü değildir. Boğazı haram darıyla doludur. Hiç ihtiyacı olmayan tahtm sultam da. (1) Boğaz -«Gewri'-'-nin karşılığı olarak yazılmıştır ki. Zorunludur bizim için bir değirmenci. O çiftçi bizim için kaldıracak da onu. bazan da zulüm. Gerçi köpeklerle kapıcılar kardeştirler.MEMO ZÎN 217 Tacdin derdi ki Beye açıkça: «Bejim! Kov bu kapıcıja. . oluk biçimindedir. taneler değirmen deposundan düşerken onun içinden geçip değirmen ta¬ şının deliğine girerler. Şarttır bizim için bir kapıcı. Biz zaUmlerin değirmenini döndöıüyorlar. Ama köpeklerin çoğu se'vimU ve vefalıdırlar» Bey ise şöyle derdi Tacdin'e: «Bekir'in yaptıklarını sanki bilmiyor mujruz? Biz beyler kısmı değirmene benzeriz. Onlar da kapıcı kısmmdandır. (1) O darıyı bir çiftçi ekiyor. Hükümet işlerini o kadar yönetiyoruz ki. işlerin jürütiUmesi için. Gerçi Bekir zina çocuğudur. Bazan adalettir işimiz. (2) AUahı kastediyor. fakirlerin kapısmda da var? Onlarm da nöbetçileri hep köpeklerdir.

tacm mücevheri ve mücevherin tacıydı. Tahta o kadar lâjak ve o kadar.MEMO ZÎN 219 Ne kadar yaratmışsa sultan. O. Bu düğün geleneksel törenlerle. Hakan önünde el bağlasaydı. O.an gibi. . Yani gönülden tezvirci olan Bekir. Akıllı. habis ve hilekâr. Fağfur onu sevmeji candan isterdi. Tacdin ve Memo iki yüz düşman. Tacın güzelliği ve güzelliğin tacıydı. bilğiU ve güzeldir ki. Kisra onu görmek için mer kiçindeydi. Kayser isteseydi onu oğlu için. Her zaman gönlünde vardı ona karşı kin. On misli de yaratmıştır şeytan!» Hulasa: Bey köpeğinden vazgeçmezdi Her zarurinin karşısma bir sebep çıkarırdı. İnsanlardan gizli olarak şeji. Maksadı sadece yalan ve aldatmaydı Gizlice ve tenha yerde şöyle dedi Beye: «Beyim! Sen Sıti'ji çok telef verdin. Arap atlarına değişmezler O kinci. Yine de böylesine ucuz ve Böylesine çarçabuk vermezdin onlara» Bey dedi ki: «Hiç değişir mijim. Devlet ve mutlulukla yapıldıktan sonra. İçinden korkuyordu Tacdin'den. ey bedbaht! Tacdin ve Memo'joı Kayser'in tahtma? Cenk ve savaş olduğu gün. Bazı beyler var ki tazı köpekleri.

Hizmetçilerin de bağlılığı onun karşılığında olmalı. beyzadedir. Lâyık olmayan nankörlere j/apılırsa. gençtir. Onlardan dönüş hiç görünmemeli. Özellikle hizmette kusur etmemeliler. Bejim! Görmedin mi sen İskender'in oğlunu? Sen ona yakmlık gösterdin. Yeni türediler büyütmeye münasip değiller. Sevinç ve şenlikte nasıUarsa. aştı haddini Sen Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. bileklikleri vg kalkanlarıyla Altılıkları ve kUıçlanyla getirdiler bize.üşlerin şarapla değişmemeleri için. O meseleji bu sefer çevirdi tezvire. Asla himmette fütur etmemeliler. Hakan kimdir? Ne yapayım ben Fağfur'u? Tacdin ve Memo'yu dünyanm dörtte birine değişmem». Sarhoşların mahmurluğu fenadır. Tecrübe şarabını içtikleri gün. Ehil olmayanlar mal ve hazinelere lâyık değiller. Dedi ki: «Himmet sahiplerinin mahiyyeti ijidir.MEMO ZİN 221 Hepsini zırhları. Çok akıl ister ve çok tahammül. Yeni görm. Fakat boşa gider iyilik sahiplerinin himmeti. . Darlık ve cefada da öylesine. Bey dedi ki: «Neden bana sormadı acaba? Yoksa benden kalmamış mı korkusu?» Bekir dedi ki: «Bilmiyor musun ki orası öyledir? Yiğittir o. Yeni görmüşleri görme ölçüsü şaraptır. Bu sevinç ve cefa karşılıklı olmalı. Bal ve kebabı yedikleri an. O da kendi yönünden Memo'ya vermiş Zin'i». O doğruluk ve vefa eşit olmalı. Onlarda değişiklik peydan olmamalı. Mel'un baktı ki hiçbir etki yapmadı sözleri.

îşte Zin.. Zin'i karı olarak asla vermiyeceğim. lü Zin'i Memo'yla şereflendirejim ben. Halit ceddime varmcaya kadar. Korkarım ki kin ve kibirle. Görünüşte güzel yüzlü ve nurludurlar. Bey dedi ki: «Gönlümde vardı gerçekten. AUahâ sığınırız. O ne yaparsa hep revadır. Aslında ise idare etmekten uzaktırlar. Zin'in de ötesine gidip isyan etsin.' Halid'in soyundan geldiğini iddia etsin. evlât ve kardeş bile olsa. Merhamet edince güneşe benzerler. Özellikle bedhah yakmlar. Kahredince de dünyayı yakarlar. Onlara yaklaşırlarsa. Pederin ve ataların ruhlarına andiçerim ki: Âdem soyundan olan erkek cinsine. Korkusuzca istesin onu erkekse» Beyler içleriyle ve dışlanyla Şüphesiz ateşe benzerler.. Başına ve canma doymuş olan kimse.MEMO ZÎN 223 Meydan bulmuş. Fazlasıyla asalete gözünü diksin».. Başından bezmiş olan varsa. yuları kaçırmış o. inanmayasm onlara sen! Baba.. . Olsun bakalım istekli. Sakın ha.

Ne yân. Dertler için ortak bulunmaymca. ne arkadagı. Kavuşma. ne de dert ortağı vardı. F. onları hicrandan kurtarmca. Dertliler neyle tahammül ederler? SevinçUIer neyle tevessül ederler? Sevinçler ve dertler için arkadaş gerek. Yalnızlığın sermayesi ise deüliktir.xxvn ZİN AŞK ATEŞİYLE YANIYOR Tacdin'le Sıti birbirlerine kavuşunca. Güzel vakitler için arkadaş olmayınca. Sıti'nin sesi olurdu kendisine derman. Âşıkların ünsiyeti sükûnettir. birbiriyle dinlenirler. Birbiriyle konuşanlar. Zin dertlerden feryad ettiği zaman. Birbirleriyle geçinirler. sükûnet bulurlardı. : 15 . Memo'yla Tacdin. Zin'Ie Sıti. ÖzeUikle birbirinin sırdaşı olurlarsa. Gamlar ve güzel vakitler için arkadaş gerek. Memo yalnızlık köşesinde yalnız kaldı.

Zülfün gibi havaya savur onları. Mutsuz. Kırk gün Zin'in ne yemek yediği. O se'vinçlidir orada. Gündüzleri ağlar. O kadar zajofladı ki o mehtap. Gül gibi aç. gül renginden olan yanaklarmı. Ağlamanm üstünden başı kalkmazdı. ne de uyuduğu vardı. geceleri ah çekerdi. sen burada üzgün. Tacdin olurdu tabib yanmda. Bu ikisi o ikisinden ayrUdıIar. Gece renginden olan saç halkalarmı kıvnm kıvrım yap. nedimeleri. muratsız ve amaçsız. O tutmuş kendine yer ve edinmiş sabır. Yemek ve oturma arkadaşları. Gidip ikisi muratlarına kavuştular. Gözyaşları da oldu şerbet ve içecek. Bütün nazenin sırdaşları ve güvendikleri.MEMO ZÎN 22-7 Memo da gönülden inlediği anda. Ayrılıktan hep buydu haü. gerekse geceleri. . Gerek gündüzleri. Gidip te o eşine kavuştu. Gönlünün kanı oldu gıda ve jiyecek. Her an derlerdi ki ona acıyarak: «Ey iffet bahçesinin selvisi! Ey su kanalmdaki yeşil sebze ve yaprakcık! Neden bu kadar gözyaşları döküyorsun ? Ablan gerçi senden ayrıldı. Kaldı Zin ile Memo sonuçsuz. Yüzünün dolunayı oldu bir hilâl gibi. Siması görünürdü bir hayal gibi. Artık göünlünden çıkar bu gamları.

Bu yaman hançerler ve de oklara. GüzelUk Kur'anmı şiraze eyle. Örgülerini çöz de kâbe olsun sijrah örtiUü. Kur'an metnini tas-dik etsinler. Zülüfleri tara. Hükmetsinler şahlara ve hünkârlara. İnsanlar batıdan. . Alnmda süslü taç gibi dursunlar. Hacılar gibi giysinler ihranUarı. Zülüfleri hilâllerin üzerine serpiştir. Zülüflerini ve benlerini birlikte süsle. Gâvur ve müslüman topluluklan.MEMO ZÎN 229 Zülüflerini aç zincir olsunlar. Ağzınm goncasmı gülümset. AUahm âyetleri olsun düzenU. Yanağının resmi olsun altm yaldızlı. Onunla binlerce destanı inlet. GönüUeri kapan saç halkalarma izin ver. Sevdah kU Mekke'de Büâlleri. Gör bülbüllerin sabırsızlığmı. hepsini havaya savur SünbiUlerle "kırmızı güller aşina olsunlar Reyhanlar ve menekşeler tel tel olsunlar. . Yine örgülerinle sarhoş et halkı. ZiUüflerini örgülerindeü ajar. güneyden. Sakın verme izin ve ruhsat. Yoktur çünkü onlarda kimseye acıma ve merhamet. Güllerinin önünden kaldır perdeleri. tâ Şam'dan. Bu hunhar gamzeler ve bakışlara.

Ki birkaç söz söylesin. GüzelUk tasavvuruna inanarak. Bilâkis öğütleri ve nasihatlerle. Onlar hep öyle sanırlardı ki Zin. Cilveler ve nazlarla şarap içir hocalara. Şaşıp kaldUar ki o mehtap. gıda almazdı. Öğütçüler baktUar ki vaazlar ve sözler. Büsbütün düşerdi belâlara ve zincirlere. Aşk ateştir.» Onlar bu kadar öğüt verirlerdi. Âşıklara da gönder bir haber. «Ah»lar ağzına vermezdi mühlet. Ağlayıp sızlıyor. Doğruluğun şeklini itiraf etsin. İlâhi teceîUden boş olarak. Bu kadar neden çekiyor ah. Domuz gütmeye gönder şeyhleri. gerdana saldırt küpeleri Sersem eyle deUleri ve kudurmuşları.MEMO ZÎN 231 Sarhoş et. serzeniştir onu açığa vuran. öğüt ise ona üfürmektir. BaktUar ki sözleri hep heba oldu. Onun da onlardan bıkkmlığı o kadar artardı. Fani etsin o vücudu. Zülüflere ve benlere izin ver. Çaresiz sükût ettiler ve kalktUar. Ya da bir yere bakabilsin. hep Sıti için. Onlar ne kadar serzeniş ederlerse. Mutlak dalâleti inkâr eylesin. Gözyaşları vermezdi gözlere fırsat. Bakî olsun bu görüşle. . Hajrvanlar gibi başıboş olmasm. Perde altmdaki bir sırdır o. Yolunu bulamamış amaçsız mürşit. Fakat Zin bunlarla teselU olmazdı. Hiçbir şekilde fayda ve etki yapmaz.

Gamlar üşüştüler basma. Yolcular sizlerle tanrıya kavuşur. Mutlak izin vermişiz biz sizlere.xxvın ZİN GAMLARA SESLENİYOR Zin yalnız gamlarla çift kaldı. . o da gamlara seslendi: «Ey çaresizlerin soluk arkadaşları! Cefakeşlerin feryadma koşanlar! Dertlilerin gönlüne dert ortağı olan gamlar! Zavalhlarm sırlarının perde arkadaşları! Gönlü yaralı olanlarm sırdaşları! Üzgün hatırların yatak arkadaşları! Yiyeceksizlerin sofrasında kadeh arkadaşları! Acı muratlıların şarap arkadaşları! Âşıklar sizlerle güzelliğe kavuşur. Sizlerden başka yok etrafında kimsecikler. Dari dünyada devlet sizlerledir. Onu nasıl edinirseniz kendinize yuva. Virane gönül öylesine boş kalmış ki. Ahret köşkünün yüksekliği sizlerdendir.

gönülden ne elde ediür?» BİZ gamlan . nasU elde ediUrler? Kısacası: Sizlerle hoş olur benim gönlüm. Ka. Her iki âlem. çünkü vefalıdır onlar. Gam hazinesi olmazsa.MEMO ZÎN 23S severiz. SevinçU günlerin sevinçU yarlarıdır. şu cefalıdır» demezler onlar. «Bu acıklıdır.ra günlerin candan dosüandır. Gam yemeksizin. gerek şimdiki. gerek sonraki.

kemiğim. Fakat bu taksim bizi çok se-vindirdi. kanatlarım ve de başım Kanatlarım. Benim bahtım gerçi çok kara geldi. Gamlarm taksimi benim için oldu. EzeUn takdiri herhalde böyle oldu. cildim ve kanım! Bacım. Şöylece o meleğe serzenişler ederdi: «Ey Zin'in gönlünün ruhu ve canı! Görüşün. TaUhin ijice yükseldi senin. rahim ve jruva arkadaşım! Ey hujTi huyuma uygun olan bacım! Bahtı bahtıma zıt olan bacım! Yüzlerce şükür ki bahtın yaver oldu senin.XXIX ZlN SITİ'YE SİTEM EDİYOR Bazı bazı da Sıti'ji muhatap alırdı. Yüzlerce şükür ki bahtm elverdi senin. . görmenin ve gözün nuru! Sevinç ve cefa arkadaşım! Etim. NasU istediysen öyle verdi sana Allah.

Bundandır ki gamlarımız gam üstünedir. Memo da benim olsun.239 Sevinçler senin. gamlar benim olsun. Tacdin senin.MEMO ZÎN .» . Gamlar Memo'nun jüzünde toplanmışlar.

gibisin sen.XXX ZİN MUMA SESLENİYOR Bazan mumu ederdi kendine muhatap: «Ey sır ve oturma arkadaşım. Benim basımdaki alev ise bana zararlı. : 16 . Canım o közle savaşa tutuşmuş. ateşin görünüştedir. Benim de gönlüm fazla yanmazdı. O fark doğudan batıya kadardır. F. baş arkadaşım ! Gerçi yanmak yönünden benim. Batı da beıUm. Benimle senin derdin farklıdır. Eğer sen de benim gibi söyleseydin. içim ateştir. gönlümde köz var. Senin ise bazı vakitlerden başka yanmaz. Senin başmm tepesinde bir ışık var. Benim başımda alevler. Sen doğusun.. Ondan serseri bir sevda yağıyor. Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin. Her zaman yanıyor canımızın daman. O ışık senin için dildir.

Gerçi geceleri uyanık kalırsm sen. Şiddetli rüzgâra hükmeder. sabah gündüz ve gece». Eakat sabahtan akşama kadar da uyursun sen.MEMO ZÎN 243 Benim gönlümden başıma vuran alev. Ben ise hep yanarım devamlı olarak. Akşam. .

Yazik ki öliimîe titrek olursun. Pervaneyi ederdi kendine arkadaş: «Ey ayrilik yuvasmm kuşu! fîy yanraa bahçesinin biilbiilii! Ey gerçek a§iklarin delili! Ey yalanci iddialarm çiiriitiiciisii Erkekçe canmi ucuz verirsin. Sabirsizsm. Çaresiz kalir. Bundandir ki kendini çabucak yorarsm. Bu aceîecilik senin için çok kusurdur. siikiinetsiz ve bitabsm.XXXI ZIN PERVANEYE SESLENlYOR Bazan de yarali gönîiin elinden. bezerdi candan. Gam ateşinden etmezdi perva. Durmazsin bir an a§km öniinde. ! Çigken yok olraayi arzu edersin. . O titrerae senin için zaaftir.

ÖzeUikle sakmırdı ve yüz çe'virirdi. Güneşin karşısmdaki aym mehtabı Zin. fakat hiç bir zaman Yok olurlar mı ışıkla ve ateşle? Bakî kalırlar kertenkele gibi. O nur cisimli. Gönlünün ve ruhunun nakşı hep Memo'nun hayaüydi. Yerlerden ve göklerden bir tek zerre. Sırrmı dilsiz yaratıklara söylerdi o. Baştan ayaklara kadar gamlara dalmıştı. İnsanlardan ve cinlerden çekinirdi o. Onlarm cismi aydm bir ruh olur». Pişkinler de yanarlar. Pişkinler ona derler ki «Hamdır». Yalnız bu garaz sahibi insanlardan. Kalmazdı ki kendisine seslenmesin. . melek ruhlu Zin.MEMO ZÎN 217 Çiğ kalmak büjiik bir ajaptır.

Hayat sujmnun baş pmarı. Öbürü de sonsuz bir ölüme gider. sevdalı oldu. Yalnızlık onun kalbinin dostu oldu. Memo da bu şekilde dertlere düştü. Çünkü dudakları kurumuş iki kişi aniden. Tamamen deUye döndü. Aniden göklerden dökülüverirse. Yani onu görmek arzusundan. Ne dağlamalarm derdini jüklenmeye kabiliyeti vardı. Zin'e kavuşması hasıl olmadığı için. . Öbür bağrı yanık hep öyle kalırsa.xxxn MEMO'NUN PERİŞANLIĞI Memo da sevgilinin jüzünün hayalinden. Bir yudum su için bitab düşerlerse. Ne de güller bahçesini sejrretmekte nasibi vardı. Biri ebedî hayat kazanırsa. Dehşet onun şuuruna galip geldi. Bu yaradan rahatı da yoktu. İşte Tacdin muradma erince. Emsalsiz bir deliye döndü sersem oldu. Ve susayanlardan biri gönlünün muradma erer de.

ülfet edinmek yoktu onun için. Geçinemezdi. Beyin huzuruna da gittiği zamanlarda. Her an dertlerden ah-vah edince. O zavallı yaralı gönlüyle. Hiçbir yerde yoktu omm için karar. Karar kılmak. Tacdin'in yanma gittiği zaman. Sanırdm ki iki bacağı zincirdedir. İnsanlarla asla hemdert olamazdı. Ateş yayardı odalarda. . Hiçbir kimseyle geçinemezdi o.MEMO ZÎN 251 Gamlarm elinden aslâ dinlenemezdi. sohbet etmeye gücü yetmezdi.

Derin nehirle hemdert olurdu: «Ey benim gözyaşlanm gibi dökülen nehir! Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir! Sabırsız. Her an senin de hatırına ne gelir? Ki böyle Cizrenin yanıbaşmda coşuyorsun? Eğer bu şehirse senin sevgilin. Her gün binlerce şükretmiyorsun da. Yoksa benim gibi sen de deli misin? Senin için hiç bir karar kılmak yok. Hâlâ Allahtan korkmuyorsun da. Her zaman koynundadır bu konaklar.xxxın MEMO DİCLE'YE SESLENİYOR Çaresiz kalıp insanlardan uzağa giderdi. kararsız ve sükûnetsizsin. İşte elde etmişsin sen arzunu. Kolların çapraz şekilde onlarm gerdanma dolanmıştır. . GaUba senin gönlünde de bir yar var.

Berüm gönlümün içinden de geç bir kez Gözlerimin baş pmarma bak bir kez. (1) Bu iki mısra'daki kelimeler hep yer adlandır.MEMO ZÎN 255 Bunca feryad ve figan ediyorsun. periyi elden kaçırdım. Ben kaldım tek başıma bu yerlerde ve ovalarda. Ömeri ve Meydan. Artık ne murad istiyorsun? Beyhude yere niye feryad ediyorsun? Avare avare Bağdat diyarına gidiyorsun? Ben ağlarsam ve inlersem eğer. Her ne yaparsam ben revadır. (1) Sen bu güzergâhlarda dolaşıyorsun. Gönlümün derdi neden dermansızdır Yaş gözlerimin. Nergizî ve Saklan. Dervaze. . macerası nedir? Divane oldum ben. ben. yok olmaktır. Dicle'jim. Ben ölürsem ve sızlarsam eğer. zenbereği bıraktım. Vastani. Benim için en makul yol.

Yüz mertebe hürmetle. : 17 . Hakkmda methiyeler söyle. Maksat Zin'in odasıdır.XXXIV MEMO RÜZGÂRA SESLENİYOR Bazan Saba yeline seslenirdi Gönlündeki dertlerin şerhirü rüzgâra söylerdi: «Ey ruh gibi lâtif cisim! Beden kapısı senin önünde açıktır. (1) (2) F. Sonra gönlümü kapan yarm huzuruna git. Bir defa mutluluk eşiğine git (1). Aheste aheste kendisine dua et. Rica ediyorum: Hiç durmadan. Mutluluk eşiğinden maksat Zin'in köşkünün eşiğidir. edeple. Önce eşiği öperek ziyaret et. Son sidre Peygamberin miraca giderken Allahla konuştu¬ ğu yerdir. Lâyıkıyla kendisine saygı göster. ayaklarını yormadan. Tekellüfsüz. El bağlayıp dur ve selâm ver. Fakat tevazu ile ve tazim ile. Bir an son sidreye git (2).

O nazik yaradılışma ağırlık vermeden. Sen duru Kevser'in kajmağı olduğun için. Bizim için hakkaniyetle vasıflanasın. O gönlü. Fakat dayanağı. Benden ona söyle: «Kıblegâhım! (1) Sen ilâhi nurun doğuş ufku olduğun için. Bu. senin zülfünün gölgesidir. Yar mektubu okuduğu zaman. Bazı bazı gönlüme görünesin. padişahların eski geleneğidir. Heves ve sevgi sahibiydi o. Zaten insanlar eksik ve unutkan yaratılmışlar Gerçi yüz defadan da çok günahkârdır. Bir arzuhal gij)i tenha olarak ver eline. Onlarm günahkârlara bakışları umumîdir. Fakat bir gönlümüz vardı.MEMO ZÎN 259 Sonra ona doğru çabucak git. Bizden ona de ki: «Ey padişahım!». Cemalinin önündeki perdeyi titretmeden. periler benden kaçırdı. (1) Ozan bu mısraı Türkçe olarak yazmıştır. Bir süredir o benden ayrıdır. Sen ilâhi görünüşün ufku olduğun için. dostluk gözüyle. Sakm ha! Perdeyi yellendirmeyesin. Mürekkebi gönül kanı olan bu mektubu. Biz dilenci olmuşuz. Vallahi ben günahımı bUmiyorum. onu biUyorum. Bir siyah göz bebeği olan şu sayf aj?ı. . Benimle birlikte olduğu zaman. Gözlerinin önüne. Belki hata ve günah işîenUştir. sen de padişahsın. Bizim hakkımızda âdil ve insaflı olasın.

Yok affetsen onu. Tutiya gibi olan o tozu. . Onun dergâhmm toprağmdan.MEMO ZÎN 261 Eğer ona kahretsen bu cezadır. çünkü kimyadır o» (1) Tutîya: Gözleri aydınlatmak için kullanılan bir ilâçtır. Yarin huzurundan döndüğün zaman. Ey saba yeli ! AUah aşkına.» Böylece söyle ey keskin Saba! Zemini o anda öp ve kalk. (1) Beraberinde getir. Bize beraberinde getir. büjiik bir iyiUktir. sakm ımutma.

Derdin ki: Gönlüm seninle beraberdir. Sahte kalpmişsin meğer. asalak çocuk! Sevinçli günlerin dostujmıuşsun meğer Dar günlerde kalpmışsm. Derdin ki: Seninle beraberim ben. insafsız. candan düşmanmışsm. . utandmcı. Eyvah ki cefa çekmeye kabiliyetli değilmişsin. ahdin ve andm? Haili yeminin. Derdin ki: Tahammül sahibiyim ben. «Ey gaddar. kötü ve eğriymişsin. Yazık ki fazlasıyla vefasızmışsm.XXXV MEMO GÖNLÜNE SİTEM EDİYOR Bazan zavallı gönlüyle savaşırdı. Ey Tûtî gibi nazla büjütülen kalp! Ey nazenin. hain! Hani sözün. Çok dönek. kararm. sözlerin ve bahtm? Derdin ki: Sana sadakatle bağlıyım ben.

Ve vücut kapısını kitleyip kapaman? Sendeki sır. Eğer amacm canansa senin. Karanlıktır. Metin ol ki. sen de körsün. sen benim bir parçamsm. yolu bilmezsin. orada post vardır. İsyancı olma ki dahil olasm. yazıklar olsun. . Sakm aşkın peşinde gitme. canm feyzindendir. cana veda etmen. Ve «Kim tanırsa» sırrmı öğrenesin. Canı terketmen. Sıfatlarm suretinin aynasısm. (1) Gerçi sen dost kapısmm önüne gitmişsin. başkaldırmak olur. Terketme. İnsafa sığar mı. (1) 1-Kim tanırsa» sözü bir hadîsin başıdır. Sana ne oldu. Kalmış yalnız. kalbur gibi deUk deşik. Yerdeki ışık göklerdendir. Gidişin. gönülden sünni ol. geride kalmıyasm. Terketme ki muradma erişesin. hepsi şöyledir: "Kim nefsini tanırsa Tanrısını da tarar». Canan canında saklıdır senin Çünkü sen zatm örneğisin. Ey gönül! Canm çırası olmadan gitme. Ama dost benim yammdadır. Ki can senden teberri etmesin. isyancUık olur.MEMO ZlN 265 Ey gönül! Bu vücudun içini böyle Yalnız basma bırakman insaf hakkı mıdır? Şu can bülbülü ten hapishanesinde.

Sakm zülüflere ve benlere inanmıyasm. hep sevda yeriydi o. Lokman'a sormuşum ben. Fakat gerçek aşkın tabibinden. Senin feda olduğun sır. Her an yanarlar dağlamalardan ve dertlerden. Lezzet verenlerden de kaçınmaktır. Yüzlerce defa figan ve uğultu etse. Seni kanburlaştıran zülüf. Kaş yayı ile sergeşte olma. Kalbinin ateşinden kajmar bir duman Yükseldi. Senin gibi yüz bin tane bülbül. Seni benden kaçıran cezbenin yanmda can vardır. Acı olan şeyler ise ilâçtır» Memo gönlüne o kadar söyledi ki. Ey gönül! Sen kendini sevgiye vermişsin. senin için darağacıdır. Malını Hindulara talan ettirmeyesin. ev sahibidir.MEMO ZÎN 267 Senin sevdiğin yarin bojm. Lokmaların ve şerbetlerin özelliğim. Gerçi sen de İbrahim'sin ey cefakeş! Fakat sana gül bahçesi olur ateş. Çaresiz gönlün gönlü ona yandı. Saç örgüsünün halkasma ayağmı bağlama. Gönülden yükseldi kara bir duman. Senin için uygun ilâcı öğrendim ben: Gönlü çekenlerden sakınmaktır. buna inan. Senin amacm safa sürmektir. Senin arzuna uymayan ne varsa. . Güllerin önünde pervane gibi. etin asUdığı çengeldir. Tatlı olanlar ajmen hastalıktır. Başındaki dimağı da kararttı. O aynen senin için şifadır.

O bulut Memo'nun içinden. O bülbül orayı kendine yuva edindi. Fırat ve Ceyhun. Ve jükselerek göklerde toplandı. CiğerirUn seli öylesine şiddetli geldi ki. Şuurunun aynası da dumanlandı. Yüzü gerçi her zaman taze idi Lâle gibi. Sahil de güllük ve gülistan oldu. iki büklüm oldu. Şattül-Arap. Çam ağacma benzeyen boyn. Fakat sahra tamamen bostana döndü. Yağdırdığı kanlan dökerdi iki gözünden. Sanırdın ki üç birden taştılar. Ardıç gibi yamuldu. Kolları ve kanatları hep birUkte serildiler. fakat sararmıştı. (1) Erjeng ünlü Çin Ressamı Mani'nin tablosunun adıdır. Sanırdın ki yerden bir bulut kalktı. O gönülsüz hep orayı mekân edindi. Memo'nun omüzundari öyle bir sel akıyordu ki. Sanırdm Araş. O bülbül gerçi çok hevesUydi. üzerine şiddetle geldi. Gerçi Zavallı Memo'nun gözyaşlarmdan. Ajmasma pas oturunca. Fakat bedeninin zindanı ona kafes olmuştu. ta içinden. Kısacası: Gönlündeki hastalıktan. Sevgi o zayıfı öylesine sersemletti ki. Erjeng nakşını andıran jüzünde hiç berraklık kalmadı (1) Aşk o cefakeşi öylesine hastalandırdı ki. Şakakları ve benleri de hep döküldü. Nehrin kenarında kavaklar yeşerdi. .MEMO ZÎN 29 Hafızasının ajması bulanık oldu.

gücünden ve duygusundan. ölü gibi düştü. Bunlardan asla kalmadı hiçbir eser. şuuru ve hafızasından. Önce nehrin kenarmda hastalandı. İnsanlık akU. . Yaralı Memo'nun yanında bir tek parça.MEMO ZÎN 271 Yanağında kalmadı hiçbir tazelik ve de renk. Konuşmasmda kalmadı hiçbir cevap ve de ses. Yaşama hareketinden. Kırk gün tamamen.

TecelIirUn ışığmdan parUdıyordu. (1) Bu hikâyeyi rivayet eden şahsı kastediyor. Her dere. Her çeşme aynen Kevser sujm gibi olmuştu. Bir gelin gibi süslemişti. her ağaç. Yeri cennet misâli yapmıştı. îlkbaharm feyzinden. Her nehir bir ejderha gibiydi. köhne cihanı. F. ebedi büyük cennetin bir bahçesi. her tepe ve her ova. Cennetin birer köşesi gibi olmuştu. Musa'nm asası gibi mucizeliydi. (1) Macera ja bize şu şekilde açıkladı: Dedi ki: Güzel mevsimin güzel bir gününde. Kötü maceralı feleğin dönüşü.XXXVI BEY AVA GİDİYOR Güzel haberlerin avmm avcısı. Her yeşil ot. Her bahçe. Süslejici kadm gibi. : 18 . AUahm nurundan hep parlıyordu. Kaderin sergicisi kudret sanatıyla. Her tepe Musa'nın Turu gibi.

Botan halkı. Gezmenin ve seyretmenin mevsimiydi. emrine boyun eğdiği Bey. Sürü sürü otluyorlardı tepelerde. Canavarları ve kuşları avlamanın zamanıydı. Ses çıkaran her ağaç her an. . Feleğin. Hep birlikte bizimle gelsinler ava. ovalarda. kaplanları ve tazıları götürdüler. Kusursuz. çok ışıklı bir meşale gibiydi. Beyler şahinleri ve kartalları çözdüler. Fecir onlara nişan gösterince. turnalar. insanlardan ve hajrvanlardan. kekUkler ve tîhular. Aslanları. kurtlar ve ahular. Musa'nın ağacı gibi «Ben AUahım» derdi. Bir tek ferd kalmadı o şehirde. ceylânlar. Alsm silâhlarını. Eğlenmenin ve mutluluğun fırsatı doğdu. Dedi ki: «Sabah oldu mu. O zincirde ve pırangada ölecektir» îlk fecre kadar azık ve elbise Hazırlamış olan o halk. Tavşanlar. Avda hazır olmayan kimse olursa. Bu kazlar. Yırtıcı av kuşlarından. Her Tutî ve Kumru birer nedime gibiydi. gürz ve kılıçlarını. Sürü sürü uçuşuyorlardı cennet gibi bahçelerde Hulâsa: Zamanın iktizası gereğince.MEMO ZÎN 275 Her gül Tur ateşi misâli. O şehirde bir kıyamet koptu. Her seher kuşu ajmen birer Musa'ydı.

Onlar o kadar kaplan tuttular ki. Uçan kuşları. insanlar ve hajrvanlar. O aslan gibi atlılar kolları ve kementleriyle Alacalı kaplanları kana boyadılar. Sanu-dın hiç canavar bırakmadUar. Av yerlerinde oldu bir mahşer. yabanî kuşları ve kaçan hayvanların Bir kısmmı ölü olarak tutarlardı. Tutukluları da Beyler beraberlerinde götürdüler. gencecik delikanlUar. Artık beraberlerinde getiremiyorlardı.MEMO ZÎN 277 Faklar. Günahsızlara hiç şefkat etmediler. Arap atlarma binen o kemendçiler. ÇUttUar. Çocuklar. O kadar canavar öldürdüler ki. Uçan kuşları oklarla parçalarlardı Şehlevend misâli olan o sevimliler. Ceylânların gerdanlarına atarlardı. yavrular. değirmenciler ve bahçıvanlar. Hatta yerinden dahi kaldıramıyorlardı. Ölüleri fakirler kendilerine götürdüler. . O kahraman ve pehlivan gibi atlılar. bir kısmını faka düşürürlerdi. Ellerindeki bastonları ve değnekleri. Hulâsa: Erkeklerin hepsi. Onlar o kadar ceylân avladılar ki. kimse kalmadı evlerde. Çevik hareketliler. av haj^vanlan. Yırtıcı kuşları kılıçlarla yırtarlardı.

Kevser sujamu sebil etmişti. Ardıçların boyu aşktan jüz parça olmuştu. . Onun her bir ağacı ve her bir kuşu. Çmar ve şimşir ağaçları bir boydaydı. Rıdvan. Dudaklar. Aşk hastalığmdan sararmışlardı. hurmalar. narlar ve kavun-karpuzlar. (1) Sidre makamı Peygamberin miraçta Allahla konuştuğu yer. Elmalar. Narenciyeler ve turunçlar Zin gibi. El. Çam ağaçlarmm gönlü Memo gibiydi. çeneler yanaklar ve memeler gibiydi. Güzel gölgeleri vardı. (1) Bir melek gibiydi her sülün. Her selvinin ucu Sidre makamına kadar jükselmişti. Cennetin birer köşkü ve hurisi gibiydi. jüksek himmetliydi.xxxvn BEYİN BAHÇESİ İZeydin Beyin öyle bir bahçesi vardı ki. İrem bağı onun müjdesine verilirdi. ayak ve jüz yıkaması için.

Her parçası ve tarhı. kitabın birer bölümü. . Bolca sulanmış her gül bir zincifre gibiydi. Sanki Necim ilminin edebiyatçısı edeple. Bağın ortası derli bir kitaptı sanki. Bütün yeşillikler ve çiçekler.MEMO ZÎN 281 Reyhanlar ve menekşelerin hepsi yeni açmışlardı. Her taraf. Gümüş suyunu eriterek cedveUe çizmişti. Siyah ve beyaz hatlardan meydana gelmiş renkler. Sanırdm ki bunlar altm kadehlerdi dolmuş ve taşmıştı. siinbüllerden ve reyhanlardan. Nehirlerin ve durgun suların şirazeleriydi. Bağm üst tarafmı bir rosim gibi. Her biri sanki hükmü açıklardı Bu da kara bahtı ve mutluluğu açıklamaktı.

Dedi ki: «Kalk gönül! iji bir zamandır bu.XXXVIII ZlN BAHÇEYE GİDİYOR Avlanma yerinde yalnız kalan o ceylan. Meydanlar ve salonlar insansız ve perisizdir. Memo'yu yaralıyan o av. Yabanî hayranları ve kuşları sejredeUm. O ülfet saraymm güzel hatunu. seyrana gidelim. Baktı ki şehir ve mahallelerin hepsi boş. Gül bahçesinin sergeşte fidanı. . Bağlar ve bahçeler boştur ve tenhadır. Boşalmıştır sokaklar ve çevre. Hunhar aşkm zinciriyle ayağı bağlanan. Biliyordu ki zaman amansızdu-. Ovalardaki ceylânlarm baştacı. Güzel bir fırsattır. Bakalun var mı onlardan bir dert ortağı? Çünkü bu insanlar dertsizdirler.

MEMO ZÎN 28S Dujonuşuz ki bağlarda bir kuş varmış. Tekellüfsüzce bahçeye geldi. zayıfmış ve mecalsizmiş. Belki o kuş öğütler ve nasihatlerle. Gündüzleri figan eder. O benim ses arkadaşımdır. Gönlümün dermanı onun yanındadır. ne de dadı. Hiç kimse ondan haberdar olmadı.» Zin böyle dedi ve durmaksızm. (1) Mermer davuldan maksat göğsüdür. ne nedime. Gönül! Gel gizlice gideUm. Her gonca bir çıra gibi onu yakmaya başladı. O perizade bahçeye geldi ki. iyi bir dert ortağıdır. Arzusu. KendiıU yalnız bulunca eUne bir taş aldı. Bizi zincirden ve kayıttan kurtarır. O aşk adamıdır. Ne hizmetçi. . Nar çiçekleri gönlünde birer ateş oldu. Gamların elinden doyasıya feryad etsin. Fakat cUızmış. Karanlık gecelerde de kanını içermiş. Her zaman figan ve uğultu edermiş. Onun gayesi eğlenmek değildi. Henüz vücudumuzda hayat varken. Bahçedeki her lâle omm göğsünde oldu bir dağlama. Bahtı kargalar gibi karaymış. Her ağaç vücudu üzerinde bir jük oldu. ağiarmış. Kırmızı gülün yüzünden perişanmış. adı bülbülmüş. O taşı zaman zaman mermer davula öylesine -vururdu M (1) Taşlarm gönlü parça parça olurdu. sadece yalnız kalmaktı. O taş zilin diU gibi oldu.

zayıf ve perişansmız? Yoksa sizler de benim gibi Memo'suz musunuz? Bunun için mi benim gibi çok gamlısınız? Bülbül kırmızı güllerle meşguldür. Bülbül onunla sas ortağı olamazdı. Kırmızı gül de onunla renk ortağı olamazdı. Toprakları ve tarhları sıkardı. yapraklar sızlardı. (1)' Gerçekten bir çam ağacma benzeyen bojomu. Bunun için mahzunsunuz. binlercedir.MEMO ZÎN 287 Sulara baktığı zaman. Derdini sarı güllere anlatmaya başladı: «Ey âşıklar gibi başka renkli olan güller. Bunun için hastalıksınız. Bahçenin alanı bülbülün aşkına döndü. Parlak güneş gibi ışıklı olan yanağmı. Dertlerin elinden «Yahu» çektiği zaman. Kendi sesiyle bülbülü mahzun kıldı. Sizler neden sararmışsınız. Bütün bahçeye ne kadar baktıysa da. (1) Gül suyundan maksat kanlı gözyaşlarıdır. Toprak onun için «Ah» ederdi. Sizler de benim gibi yalnız kalmışsmız. Feleğin aynasmm yüzünü karartırdı. taşlar inlerdi. dertUsirüz. göğsü yarahsmız. Sizler benim için iji deüllersiniz. Sizler aşkta bana denksiniz. . Kanlı gözyaşları her iki gözünden akardı. Gül suyuyla gülleri sulardı. Ey benim gibi zavallı ve sarı renkli güller! Yapraklarınız yüzlerce değil. Kendi rengiyle güllerin rengini soldurdu. Ağaçlar onun için «vah» ederdi. Öylesine yerlere sürterdi ki.

Vallahi bir daha «Ah» çekmezdim.» P. : 19 . Ben onu gönlümce bir görseydim. zaferan rengine girmiş. bir zavaUı. O andeUbin hicranından sararmışım. Onu kendisine almış bir bülbül. îşte bırakmış benim için bir andelip Bir mahrum. Nar çiçep gibi kırmızı olan yanağım. bir nasipsiz.MEMO ZÎN 280 Bir kızkardeşim vardı. Ben de nasipsizükten. perişanlıktan. kırmızı gül gibi. Sizler gibi sararmış.

îster kavuşmak. deUrtilmişti. Belki de Allahtandır onlar. Sebepsiz olarak hiçbir pazarlık O sebep hep sırlardır.XXXIX MEMO DA BAHÇEYE GİDİYOR Olan her iş ister iyi. Zin hayaUnin sevdası onun basma vurdu. Aşk tarafmdan hafifletilmiş. olmaz. Yani hasta ve fena halde olan Memo. İşte o ağırbaşlı dağ ve sakin derUz. kapmm açılacağı saattir». Gönlün sana der ki: «Kalk. işaretlerdir. Aşk derdinden sarhoş ve hasta olan Memo. Hastalık olgımlaşmadan buhran geçirdi. sanki Hızır'dı da önüne düştü. Asla evde sükûnet bulamazdı. Üzgün kalbinde bir ıstirap doğdu. O sebep. Halk şehirden çıktığı gün. ister kötü. ister görmek olsun. Sebepsiz olarak meydana gelmez. . Tam bu. Zajntfhk tarafmdan çok perişan olmuştu. Çaresiz evden dışan çıktı.

. Boşuna kendini niçin kötü adlı yapıyorsun? îlk baharlarda gül bahçeleri. Gönlü ona baş kaldırmıştı. Bir değil. Memo geldi ve gülleri sejrretti. Derhal şuurunu kaybetti. Her zaman Allahtan dilerdi ki: Memo kalksın ve yalnızca yanma gelsin. Ama sen nerde. . Sürükleye süriikleye onu bahçeye yetiştirdi. ah ve ağlamakla. Zin ki kara ve karanlık gecelerde. Kırmızı gül mumunun pervanesisin. Reyhan senin için karayüzlü olmuş. baygm olarak çimenin üstüne düştü.MEMO ZÎN 293 O Hızır neydi ? Gönlünün arzusu. Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın. Zin sevgiden ve sevinçten. Dedi ki: «Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin. Benim Zin 'im senin kırmızı gülünden daha şendir. Sanki hasta. Benim bahtım da senin talihinden daha karadır. Mesih'in. Ey sonucu iyi olan bülbül! AsU bülbül benim. O arzu neydi? Gönlünün aşka gelmesi. Zin'in yüzünün rengi nerde? Ey sünbül! Gerçi senin güzel kokun var. Fakat siz yarimin zülfüne benzemezsini. Ciğeri bülbülün aşkmdan yüz parça olmuştu. Bir gül gibi. îşte o Zin aniden baktı ki Memo kapıdan girdi. Her an feryadla. İkiniz de arsız ve herzecisiniz. Reyhanlara ve sünbüllere bir göz attı. üzerine geldiğini gördü. yüz binlerce gül verirler.

Memo'nun tutkun olduğu o huri. (1) Selviden maksat Zin. gördü ki ÎZin'in önündedir. SeMnin ayaklarma su değince. Aniden baktı ki önünde. Ölü avı tuzakla diriltti. İkisi kaldUar birbirinin önünde dilsiz. Âşık o zaman neyle teselü bıUur? Sabretmeden. Dedi ki: «Bu rüya mıdır. Memonun koku duyusunun önüne götürünce Zin. O da Zin gibi. îki JÜZ perinin nedimeUğini yaptığı Zin. Sadef içindeki bir inciye benzeyen Zin'i. yoksa asUsız mı?» Hulâsa: Yüzlerce hayâlden sonra. Sebep olmaz oıüar hiçbir derde Çünkü bıUunurlar her yerde. durumdan habersiz olarak. yoksa hayâl nü? Bu rüya gerçek midir. eşsiz ve emsalsiz olsa. Memo uyandı. çaresi nedir onun?» Memo böyle söylüyordu. Baktı ki iki eU Zin'in avuçları içindedir. sudan maksat da Memo'dur. Zülüflerin ve benlerin kokusmum özelUğirU. Ve bülbülüyle eş oldu. Bir tane olsa. Anka gibi perde arkasmda olsa. Derhal fakattan düşerek ayaklarmm önüne jmğUdı. Ne konuşma. ne de sesleri vardı. Aşk dermanı onu bajoltmıştur. ölmeden. ne söyleşme. Huri ve melek bUe olsalar. (1) Gonca seher uykusımdan açUdı. Bir sebze gibi yerlerdedir.MEMO ZlN 29S Benzerleri çok olan yarlar. Ciğeri kanlı olan Memo görünce. .

Kâh öpüşürlerdi. Sonra o bahçede gördüler bir saray. döşleri. Bazan bulutlar gibi üzgün ve ağlamaklıydUar. Perdesiz. Cemşid'in kadehi gibi dünyayı gösteren bir saray. Gözleri. Yüzleri. nurlu.. Çok ışıklı. Vücudunu ve canım ateşe atardı. İkisi o durumda gözler önündeydi. Her an kaza ve sünnet kılarlardı Öpüşmekten ibaret olan farzlarm ne minneti vardı? .MEMO ZlN 297 Önce ellerle işaret ederlerdi. göğüsleri ve kulakaltlannı.. Teker teker birbirinden istiyorlardı. çadırsız ve örtüsüzdüler. göğüsleri. çeneleri. Birbirinin hasretinden susamış ve o kuru dudaklılar. O öadar birbirine yandüar ki. Birbirinin gerdanını koklarlardı... Bir birini gördüklerini yeniden anlattUar. Bazan da goncalar gibi lâtif ve güler jmzlüydüler. kâh birbirini ısırırlardı. şimşekliydi. Memo da görünüşte pervane gibiydi. Kalktılar ve salonlara doğru yürüdüler. O kadar birbiriyle konuştular ki. Sonra dilleri çözülünce.. Ve oturdular o iki nazenin. Zin için hiç perva kalmazdı. Zin'in yüzü bir mum misâliydi. O kadar kadeh birbiriyle içtiler ki. Hicranı baştan beri şikâyet ettiler.. gerdanları. O kadar birbirine şeker döktüler ki. Bazan aşk ateşi alevlenirdi. O kadar birbirinin dudaklarmı emdiler ki. O kadar kaza yeniden eda ettiler ki. dudakları.

MEMO ZÎN

299

Gerçi onlarm zerinden mükellefiyet kalkmıştı, Ama ihtiyatı da esirgemişlerdi. Gerçi birbirinden ümitUydiIer, Fakat fazla uçuruma gitmezlerdi. GönüUerindeki sevgi haddinden fazlaydı. Zarafetin smırı ise kemerdi. (1) Kemal smırmm üzerinde bulunan bir aşk, Kajmaktan temiz ve duru olan su.
Elbette kendi kendini koruyacaktır. Hiçbir pisliği kabul etmiyecektir. GençUk, bahar, bahçe ve sevgililer... Artık dünyada murat edüen ne kaldı? Bilhassa aşk da gaUp olursa.

Her iki taraf m da dudaklan aşktan kurumuş olursa... Artık ne diyejim ben, bihnem ki? Bilmez ki ne söyleye zebanım. (2)

(1) (2)

Kemerden aşağıya dokunmazlardı demek istiyor. Bu mısra ozan tarafından Türkçe olarak yazılmıştır. Ze¬

ban Farsçada dil demektir.

XL

BEY AVDAN DÖNÜYOR VE MEMO İLE ZİN'İN ÜZERİNE GELİYOR
Sakî! Beni tut, çünkü yıkUıyorum ben. Sarhoşum ve şarap içmeden mest olmuşum ben.
Memo ve Zin aşk şarabı içtiklerinde, Derinleşti benim yaramın yeri. Biz âşıklar gerçi meyperestiz. Ama «Elest» şarabmdan mestiz. (1) O şarap senin şarabm gibi kırmızı değildir, O şarap AUahm cemalindendir. O, zatı pâk olan sevgilinin sevgisidir, O, sıfatlar bahçesinin salkımıdır. Sakî! Ver bana Allah aşkına, Dün dolaştırdığın şaraptari bir kadeh. Ondan tadacağım her yudumun. Bana vereceği bir tek neş'e ölünceye kadar yeter.

(1) <<Elest», Allahın ruhlara «Ben sizin tanrınız değil miyim?» diye sorduğu ve onların da «Evet»- diye cevap verdikleri gündür.

MEMO ZÎN

303

O sade bir kejif tir, keyfiyet ve kemnUyetsizdir, Hayâlsiz ve düşsüz bir sırdır o. Dün geceki sarhoşluğu onunla defedeyim. Tatlı uykudan onun sayesinde uyanalım. Benim haUm de Memo'nunki gibi ohnasm Ki aniden ecel Beji üzerime çabucak geüp de. Ömrümün güneşi akşama varmış olup ta. Hâlâ kendimden haberdar olmamış duruma düşmiyeyim. Aşk görUümün arzusu olan Zin'i, Abamm içine kojmıuş olmayayım.

Bey geldi, yanmda bunca asker. Zurna, bunca insan, da-vul ve mehter. Çalıyorlardı davuUan, sazları. Askerlerin önünde jmrüyenlerin sesleri, uğultulan. Aşk zinciriyle ayaklan bağlı olan iki komşu (1) Kalmışlardı hâlâ birbirlerinç hayran. Hiç dujmıadUar ki bu olanlar ne. Hiç işitmediler ki bu sesler ne. Bey dedi ki: «Çözün bu ceylânları. Bu sevinUilerin ayaklarını bağlamayın. OıUarm hepsini kuşlar gibi bahçeye salm. Ki hergiin orUarı seyredeUm biz.» Ceylânları, kurüarı, tavşanları, Omuzlarmda ye kucaklarmda taşıyan halk. Getirdiler hepsini Bejin bağma doldurdular. Çoban ağıla kojrunlan doldurunca,

(1)

Memo ile Zin'i kastediyor.

MEMO ZÎN

305

Bey ileri gelenlere ve büjüklere dedi ki: «Tanıdıklara ve nedimlere tenbih edin, GideUm biraz bahçede oturalım, Çünkü yorgunluktan halsiz düştük» Onlar geldiler büyük saraym kapısı önüne, BaktUar ki saray ve her taraf boştur.
Fakat küçük kapUann hepsi açıktır,

Murad tahtalarmm kur'aları gibidirler. Derhal Beyin kalbine bir şüphe düştü. Anladı ki bu, bir durumdan haU değildir. Ağırbaşlı, akıllı ve biIgiU olan Beyin, Koltukları altma girdiler Bekir ve Tacdin. Getirdiler Zin ile Memo'nun oturduğu saraya,
Kulak verdiler ki, bir fısıltı geliyor. Bey, Zavallı Memo'nun üzerine geldi. Baktı ki altm renkli ipliklerle dikilmiş yastıklara yaslanmış. Basma çekmiş bir aba, Akşamdır, ne bir mum, ne de bir çıra var. Bey dedi ki: «Kimdir bu zamanda. Benden izinsiz olarak bu mekânda? Zin sesini işitince tanıdı. Derhal Memo'nun abasma büründü. Memo hiç yerinden kalkmadı ve dedi ki: «Senin avm benim gönlümü ve eiğeriırU yaktı. Beyim! Biliyordun ki ben hastaydım. Düne kadar da tamamen baygındım. Bugün duyduk ki halk Beyle birUkte,

Hep birUkte ava gitmişler. Yataklarm içinde sabrımız kalmadı, Kalktım bu yaralarla beraber. Çaresiz evden dışarı çıktım. Birden kendimi bu mekânda buldum.»
F.
:

20

MEMO ZÎN

307

Bey dedi ki: «Hastalar için kayıt yoktur.

Bari bahçede ne avladm bakalım?» Dedi ki: «Ben söylersem sen de inan ki, AUah bana öylesine yardım etti ki, Ben bu bahçede bir ceylan buldum. Ama ceylân değildi, bir güzeldi o. Beyaz bir ceylandı, gözleri karaydı, Zülüfleri siyah, kokusu güzeldi.
Her an Tatar iUkesinin miskinden. Yüzlerce jük omm saç halkalarmdan yağıyordu. Haten sahrası misk ile dolu olsa. Ancak değer ziUfünün bir teUne. Gerçi beyazdı, gözlerinin rengi kara ve aktı. Fakat benim ölçümle o bir melekti. Sen geldiğin için o gizlendi. Sen gelmeden önce o açıktaydı» Tacdin onun konuşmasından anladı ki, Zin gizli olarak Memo'nun yanma gelmiş. Dedi ki: «Memo'ya kulak asmajrm, çünkü deUdir, Başmda akU yoktur, o sar'ahdur»

Bunun üzerine o sözden vazgeçtiler,

İlerigelenlerin hepsi mecUste toplandUar.
Sakî, şarap ve mum istediler, Şahane bir dîvan kurdular.

XLI

TACDİN MEMO İLE ZİN'İ KURTARMAK İÇİN EVİNİ YAKIYOR

Tacdin baktı ki meclis karışıktır. Çok zevkli, safalı, eğlenceli ve içkilidir. Memo fazlasıyla kederli ve üzgündür. Ona doğru gitti ve dedi ki: «Kardeş! ne haldir?». Fakat işaret ve muammayla Sordu, Memo da işaret ve imayla. Elini abanın yeninden Çekti ve ona acayip birşey gösterdi : Tacdin, Tatar miskinden iki saç örgüsü gördü.

İki boncuklu yılan başı gibiydiler.
Büzülmüştü Memo'nun koynunda, Memo kalmış heybet ve gam içinde. Tacdin, durumun çok fena olduğunu anladı Kalktı çabucak ve koşarak eve yollandı.

Dedi ki: «Halin nedir senin.» Sonra. Yani Memo ile Zin. hazineleri. Bey ve hizmetçiler de haberdar olunca. ne de bir kiUmi Tacdin'in. Başkası ateşi suyla öldürür. Hep birlikte ateşi söndürmeye koştular. Kalk sen harem sarayma git. güzellikleri. ev gidecektir. Belânın bataklığında kahnışlar. Ben ise ateşle sujnı öldüreceğim. BoşâlttUar o sarayı ve de bahçeyi. ey kahraman! Nedir telâşın. Benim amacun onları kurtarmaktır. Ev benim olsun. Mülkü. Kabileler. Elbiseleri. Ben de ateşe ve feryada gidejim» Kalkıp özel dairesine gitti Zin. Zerdüşt kavmi gibi e'vini. . Tacdin nasU defetti? Musa. O sanık şöyle dedi yare: (1) «Gördün mü. aşiretler ve herkes. mücevherleri ve defineleri. Kalmadı ne bir elbisesi. ömrümün sermayesi. «Müttehem» karşıhğı olarak yazılmıştır. Bugün bu evle savaşım var benim. Hayatımm. Çocuğunu kurtar. O da feryada ve figana başladı. Ateşe verdi ve yükseltti feryadmı Ateş han-ü manian sarmca. Sıti durumımu anladı ve kendisiyle konuştu. önümüzde gam denizini kuruttu. kimdir sana düşman?» Dedi ki: «Kalk Sıti! Geç oldu berUm için. ağır bir durumda. Onlar da o feryada koşunca.MEMO ZÎN 311 Aniden hışunla kapıdan içeri girince. (1) Sanık Memo'dur. al sana çocuk.

bu güzel kumaşlar. Sakm ha. Çünkü senin elinden alacak varisler. Elin hazineden ve maldan boş olacak.MEMO ZÎN 313 Hep kardeşinin uğrunda yaktı. Malını bedavadan varislere verme. Ey ahret müşterisi müflis! Senin eline ne zaman geçer? Sana diyecekler ki: «Ey müflis! çık dışarı» Bu fâni cihan gibidir orası da. Ey İJİ isimli kimse! Malı sevme. AUahm huzuruna gideceğin gün. mal için ihtiraslı olma. . Henüz almadan hisseleri paylaşırlar. Bedava olarak bir lokma ekmek bile vermezler. Ya da Tacdin gibi sarfet. Varisler sana kefen parasmı da. Bu cennet. Bunun içindir ki adı iyi söylenir. Henüz sağ iken malmı harca. O senin için jüz hazineden ijidir. Onun sevgisi insanı kötü isimü yapar. Eğer canının rahatını istiyorsan. Onu toplamak senin için zahmetli bir jüktür. Ya da onunla al iyi bir dost. Onu bırakmak da senin için hasret ateşidir. Hepsini iyi işlerde harca. Onunla kendine ebedî bir isim al.

NasU perdelenmeyi kabul eder. . Bunca unsurdan ve buluttan. Dördüncü gökten ışık saçan güneş gibidir. Saflığın ve sadeUğin pususımdan çıkıp.XLII BEKİR »lEMO ÎLE ZİN'İ BEYE ŞİKAYET EDİYOB Sevgi iünin sultanı. Bunca mesafeden ve yerden. Aşk memleketiıün baş atlısı. Bunca gök tabakasmdan. îster istemez her gün nüfuz eder. Elbette dünya da aydınlık olur. Bajnrağmı açığa vurmaksızm? O da yUdızlarm padişahı gibidir. GöntU tahtma oturarak kendiıü gösterdiği an. Bunca engeUerden ve perdeden.

Memesi çıngıraklı deveye bağladılar çanı. Parmak uçları da burguluydu sanki Âşıklar üzgün ve takatsızdılar. Devenin üzerindeki yük yetmiyormuş gibi Gammazlar zil misâliydi. Memo'nun ne bir suçu vardı. Halk ise Kerbelâ Hüseyin'i gibi susamıştı. O da hiçbir zaman gizlenmez. . Perdesiz olarak teraneperdaz olunca. Perdeleri yırtar. Aşk perdesindeki o sazlar. Sahiplerine hiçbir zarar getirmezdi. ister istemez. Fakat haberdar ettiler büjükleri ve küçükleri. Memo ve Zin'in gönlündeki sırlar. Güneş tam bir örnektir. Zin'in ne bir günahı.MEMO ZÎN 317 Adı aşk olan bu padişaha da. Zin ve Memo'nun aşkmdan doldu. kıskançlar ve hilekârlar îki sevgiUnin haberlerini. Uyg'jnsuz kimselerin dillerinin mızrabı. Yani dedikoducular. Henüz dillere ulaşmamışken. Meclisler fısUtUarla dolmuştu.

O da o durumdan haberdar oldu. De ki: Doğru söyle. Ta ki îblis hujomdaki Bekir bile.MEMO ZÎN 319 O kadar mecUslerde gezdirdiler ki. Hulâsa o meseleyi kendisine ikrar eyledi. Gönlündeki sevgiyi etmez o inkâr. Bilhassa seninle zaten ihtUâfsızdır. O riyakâr habise sordu. O zaman sırrm hakikati meydana çıkacaktır. Sen onu yendiğin zaman. Dedi ki: «Namusa aykm olan bu haberin. «Ben Zin'e âşıkım» diyecektir. sevgilin kimdir? Memo kahramandır. Memo gerçek âşıktır. Hakikatmı nasU ortaya çıkaralım? Suçun ipucunu nasıl meydana çıkaralım?» Bekir dedi ki: «Emir ver Memo'yu çağırsmlar. Bak ona lâyık siyaset nedir. Şartmı da «Gönül dileği» olarak koş.» Beyler yılanların şahmm sojrundandırlar. garaz sahibi bile. Sırrmı sana eyler ikrar. Bey hamiyyet galeyanma geldi. Tenha yerde kendini Bejin yanma yetiştirdi. Zehir sahibi ve mühür sahibidirler. bunu iyi bil Kendisiyle satranç oyna sen. O kadar yalancUara ulaştırdUar ki. O bu aşkta sabit ayaklıdır. O şaşırtıcı. jiğittir. Düşünce ve hayret denizine daldı. . safkalpUdir. Sonra akU ve zekâ salUbi sensin. Yerinden kalktı o garaz sahibi. habis. îkiıUz halvette oturunca.

bil ki zehirdir. AkUh adamlar. bil ki hışımdır. AUahım! Onlan sultanlara yakm kUma. Azıcık senden değişiklik göründü mü. BUhassa yanlarmda habis ve §eji:an gibi kimseler olursa. Sevgi gösterdikleri zaman da. Onlarla her ne kadar oyusan. Tamamiyle sana sırt çe'virirler. Onlarm yanmda ne kadar kadirU ve nazlı da olsan. OîUar da bedhah ve hasis insanlardan olursa. laubali de olsan.. : 21 . Gafil insanlar onlara dost ve ahbap olurlar. F. jolanlardari sakmırlar..MEMO ZÎN 321 Mühürleri bastıkları zaman. Şüphesiz şeji^mdan da kötüdürler.

akı ile mat eyledi. . Dördüncü çarkm tahtmm sultanı. »» Hanüyetten gönlü efkârlı olan Bejin Onurdan yaralanmış olan o arslanm.XLnı BEY MEMO DLE SATRANÇ OYNUYOR. Satranç ojmayan ayı ve yUdızlar ordusunun Hepsini yeşil sergi üzerinde. Sanırdm ki hepsini kendi ağmda gizledi. Işık paji. Doğan ve batanlarm serdarı. Doğudan doğduğu zaman. SONRA DA ONU ZİNDANA ATIYOR Yüdızlann kafilesirUn baş komutanı.

Hayli şarap. şerbet ve şeker. Bey kalktı ve selâmlığa geldi. Kejiflerini baştan başa yaptUar. Oturdu ve hizmetçilere şöyle dedi: «Çağırm siz nedimleri ve dostları. bizim için de göniU dileği». Gizüden bana Memo'joı çağırm. Güneş doğudan ışık gösterince.5 Sabaha kadar uyku girmemişti gözlerine.MEMO ZÎN 32.» Sonra Memo'ya haber gönderip çağırttı. Bey kin ve öfkeyle Memo'ya dedi ki: «Bugün bizim seninle savaşımız vardır. Hepiniz emrimi çabuk yerine getirin. sular gibi. Tacdin ve kardeşlerini çağırmajon. Şüphesiz seninle savaşacak olan berüm. Hiç sükûnet bulmamıştı. Ufukları karanlUctan uzaklaştırmca. Orası nazenin Zin'in köşküne yakmdı. Konuşmaların. Hayli gülsuyu. söyleşmelerin sonu. Bir suçu var onun. Benden gafil olmayasmız. Getirdiler ve mecliste gezdirdiler. Bugün Memo'ya gazap edeceğim ben. terbiye edeceğim ben. Ey dikbaşh seninle şartımız: Sen ne istersen. . Satrançlara ve tavlaya geünce. misk ve anber. Gülsuyu ve gül şerbeti hazırlatmıştı. Kalk da benim karşıma gel.

Yusuf onun güzelUğinden utanırdı.MEMO ZÎN 327 Fakat Beyin genç bir oğlu vardı. O kötü niyetU bak ne hile çıkardı. DeUkanlUann şahıydı. Fil. sohbet arkadaşı. Memo'nun sevinç ve gam ortağıydı. Müfsit adam. Memo'ya dedi ki: «Yeniden iki el daha» Üç el tamamiyle Bey Memo'ya yenildi. Kerkedan satranç taşlarının adlandır. (1) Fil. Tacdin kardeşleriyle birUkte koşarak geUnce. nüktedandı. kurallar ve yerler sırayladır. adı Gırgîn'di. anlamda Tacdin ve kardeşleri için kullanıl^mştır. (1) Bejin ve öğreticisinin mat olduklarmı gördüler. Derhal haberi Tacdin'e ulaştırdı. ÎZamânm sevimUsiydi. Bey. Rüstem onun jiğitliğine yenilirdi. Arslanlar kopardılar kajat ve zincirleri. Her üçü birUkte Beyin yanma gittiler. Kendisiyle beraber Çeko ve Arîf de kalktUar. Memo'nun yaman bir oyuncu olduğunu biUyorlardı. (2) Müfsit adam Bekir'dir. O jiğit durumdan haberdar olunca. İki aşık kemiği Memo için düşeş geldi. (2) Gördü ki Zin jmkandaki pencerededir. Memo'nım arkadaşıydı. Senin isteğin de yerine gelecektir». ÎkiıUz yerlerinizi değiştirin. oradan baktı. Sanki bir güneştir. Rüh ve Kerkedan geUnce. Bu sefer Memo yenilecektir. Rüh. Şöyle bir bahane ileri sürdü: Dedi ki: «Oyunlar. mecazî . aja sejTediyor.

(2) Bey tam altı el Memo'yu yendi. Memo'nun gözleri Zin'in yüzünü görünce. Dedi ki: «Memo'nun sevdiğiıU görmüşüm ben. Onu sana lâyık görürsem eğer. At ve yayalar satranç taşlandır. Memo da yarinin karşısmdaii yere geçti. Sırlarm açıklanmasmdan başka birşey değildir. Atmı yayalarm yerine sürerdi. Malımı verip sana getireyim. Benim şartım odur ki ikrar edesin. göniU dileğin nedir?» Bey dedi ki: «GayenUz bizim mal kazanmak değüdir. oynamaktan ve satrançtan maksat. Oyunlardan. Meseleyi örtmekten maksat durumun açiklanmasıdır. melek misâU de olsa. (1) (2) (3) Fil ve Ferzin satranç taşlandır. dudakları benekU. Dünyada senin sevgiUn kimdir? Gönlünün. katran gibi. Bejin söylemesine ve istemesine lâyık değildir». Memo. Bir Arap kızıdır.» Garaz sahibi. Garaz sahibi Bekir'dir. Baştan ay?klara kadar siyahtır.. Huri gibi. Bey Memo'ya dedi ki: «Şartımız göniU dileğiydi» O da dedi ki: «Söyle. (1) Gönlü pencerelere takUıp kalmıştı. yanında bulunduğu peri. . Birden şuurdan habersiz kUdı onu. Darbe Memo'ya o kadar etki yaptı ki. karşısmdaki şaraptan sarhoş olmuştu. Fil ve Ferzini eUnden bedava çıkardı. (3) Töhmeti defeder şekilde darbesini vurdu.MEMO ZÎN 329 Bey kalktı. fırsat zamanında. zavallı Memo'nım yerine gitti.

Hüner sahibi pehlivanlar olduğumuzu biUrsirUz. Hizmetçiler topluluğuna dedi ki o: «Ey nankörler! Sizler niçin. Bu namerdi zilletle yakalamıyorsunuz Ki ben onu ibret için öldüreyim?» Memo'nun karşısma ikijüz arslan dikildi. Siz hepiniz ne sarhoş. Beşyüzünüz bile öfkeyle saldırsa. Dediler ki: «Yiğitler! Geri durun. Beylerdendir o. Biz üçümüzü parçalamadıkça. Biz hiçbir hükme engel olmayacağız. temiz soydandır. . Henüz olgunlaşmadan haykırarak taştı. Memo da eli hançerli olarak ayağa kalktı. Hamiyyetle kalktUar birlikte. Çeko ve öbür kardeşleri. Su ve topraktan değil o.MEMO ZÎN 331 Gönlündeki perdeli deniz coşa geldi. yuvası jüksektir. Hurilerin ve nazeninlerin baştacıdır. Padişah kızıdır. nurdandır. Sizlerden üçjüz kişi yaralanacaktır. Hiçbir vuruşun sırasını sizlere vermejiz biz. Memo'ya öylece bakacaksmız.kadar. Sizler bizim kim olduğumuzu iji bilirsiniz. Gerçi melektir ama adı Zin'dir». Hükümdarımız her ne ferman ederse. Tacdin. Beyim! Benim gönlümü yakan peri. Dedi ki: «Aslâ onun söylediği gibi değildir. Bey heybetine aykırı düşen bu sözü İşittiği anda hamiyyete geldi. Ama elimizden çok çekmişsinizdir. Sizler Memo'yu tutuklayıncaya. ne de mestsiıuz. yeri saraydır. Ankadır. Gerçi eceliniz bizim eUmizde değil.

Tacdin o anda ölümünü istedi. Divaneler gibi «Ah» 1ar ve feryadlarla. Bey Memo'joı tutup Komutanm yanma gönderdi. Divan ve meclistekiler dağUdUar. Memo'nun el ve ayaklarını bağladı. Hepsi Memo için ağlar. îşte boğaz. Fakat ne yapsm? Bu ona ar değil ki. Aldılar ve gardiyanm yanma götürdiUer^ Karanlık deUkte kendisini hapsettUer.MEMO ZÎN 333 Elimiz Beyin önünde bağlıdır. . . işte el. Bey ve hünkâr değil ki. figan ederdi. Hepsi Memo için üzgündiUer. Cellâddır. «Onu dar delikte hapsedin» dedi. ayak ve işte zincir!» Bey kalktı.

Önce nazlarla ve edalarla götürür. Adı Memo olan o bahtıkarajm. Arkadaşsız. Memo gibi zeUl kUar ve hapse atar. . Murada ermeden hapse atar. Yükselmeyi kendisi için açıkça istiyor. Onun yerden çıkardığı her şeji. hem eğri. her gün güneşi. Alçalmayı da bizler için gizliden istiyor. Toprağm mağarasına atıveriyor? Bilhassa âşıklar topluluğu hakkmda. En sonra da mezara gömer. hem de münafıktır o. kimsesiz ve dostsuz olarak. Mutlaka biz âşıklarm gönlünü. Sonunda bizi üzgün ve ümitsiz bırakır. Hem hain. Elbette yere gömecektir o. Görmüyor musun. Feleğin kini ezelî ve ebedîdir.XLIV MEMO'NUN ZİNDANDAKİ DURU1M1 Feleğin sevgisi ezelden beri yoktur.

Crözyaşlanmın seli tatlı su arkına döndü. Kâh âbidler gibi umutla. O yer kendisine oldu Nehşeb ırmağı O ay bir gecelik hilâle döndü. Ey şeker dudaklı. Şu haber doğru olarak rivayet edilmiş ki: (1) (2) Nekir ve Münker. Günde yüzlerce defa dertü gönlümün.parça ettin.MEMO ZÎN 337 Ağlamaklı bir halde öyle bir çukura attUar ki. O sofu halvet hücresine ulaşmca. Sabır gönUeğini sen param. Çünkü Peygamberin ağzmdan. Şeyhliği birlik mertebesine erişti. Zindan ona oldu çile yeri. ben sana Mecnun. Birlik mertebesi herhalde ermişlerin bir mertebesidir. sen de benim Şirin'imsin. Gerçi dünya bana zindan olmuş. Ne olur bazı bazı Züleyha gibi. Mezar gibi dar ve karanlıktı. ya F. Fakat ben yalnız bugün müslümamm. : da «"Vahdeti vücut» denilen felsefedir. 22 . Ferhad benim. beni sorsan? Leylâ sensin. işte sana kanlı gözyaşlanm. Gülrengi istersen. (2) Kâh âşıklar gibi gönül arzusuyla. ölüleri sorguya çeken iki meleğin adıdır. (1) Memo oturdu orada âbidler gibi. Her an ağlamaklı bir sesle. Şöylece Zin'e seslenirdi o: «Ey kalpteki yakıcı ateş! Sen bugün gönül Mısır'ında padişahsm. Nekir ve Münker gibi korkunçtu. Ejderha ağzı gibi iğrençti.

alnın mehtaptır. Müminlerin belâlarmm yeridir. Ama bana verdiği bu ceza da yerindedir. Nûn «N» harfi demektir.MEMO ZÎN 339 Dünya gâvurlarm cennetidir. Kaşlarmm kıblegâhıyla andımı tekid ederim ki. Yüzünün güneşiyle andımı pekiştiririm ki. Simanın mehtabıyla andımı pekiştiririm ki.erkek münasebetleri hakkındadır. _ (1) (2) . Cananım! Sen benim canımda saklısm. Gerçi çok fazla sersemim ben. Örgülerinin secdegâhıyla andımı büyütürüm ki. Hiç kavuşmaktan ümidimi keser nUjim ben? Nur suresine andiçerim ki. (1) YazUmış kitap olan yanağma andiçerim ki.hakkı için. Ama bu hışmı sebepsiz yere etmedi bana. On kerre senin bojnm ve boşunun hakkı için. Arapça yazılışı şöyledir: burada maksat kaştır. O kadar da senden ümitliyim ben. Senin cemalin güneş. Fakat o kadar da sersemlikten memntmum ben. Nur suresi kadın . Kırk kerre senin zülfün ve beninin. Ben sana emsal ve kavuşmana lâyık değildim. (2) Gözlerine karşı ahdim şudur ki: Canımda bir ramak kalmcaya kadar. Bu kadar lâtif ve nazeninsin. Çünkü sen Şahsm. ben ise dilenciydim. Her iki «nûn» a jüz kerre yemin ederim ki. Gerçi o Bekir'in sözüne kulak verdi. Gerçi Bey bana hışım etti. Ne kadar hicrandan ıstırap çekiyorsam. Yüz sene de beni hapsetsen.

. Pervanejim ben. dıştan da yanmışımdır. inanca dönüştü. kalp ve can birbirleriyle temizlendiler. Bu benim hakkımdır. Nefis. zulüm değildir. Hatta kırk günü bile dolmadan. Ten çürüse de. ölmüş gibi bir duruma girsin. tenimi ateşe vermişimdir. (1) Bu ve bundan önceki rnısra' bir hadise işarettir.MEMO ZÎN 341 Ben ise dikenim. Kalbin parlatılması hasU oldu. Gönül gam deryasmda boğulsa da. Ben âbidim ve manastırda otururum. zelilim. (1) Nefsin temizliği mükemmel oldu. yırtUsa da. sen de güneşsin. Zin'in jüzünün nurunu arıyorum. Bu. Fakat adaletten de uzak değildir. Hadis şöyledir: «Siz ölmeden önce ölünüz».» Hulâsa: «Ölün» mertebesi hasıl oldu. sen de mehtapsm. Ruh ajması parlatUdı. «Siz ölmeden önce» sözü gereğince. İçten de. Henüz bir senesi bile dolmadan. Bu çukur gerçi fazlasıyla derindir. O âbidin haUndeki değişikUk. topraktanım. Bu kadar zajnf ve gönlü korkağım. Ten keten gibidir. Gönül rUIüferdir. Memo da nefsini öyle öldürdü ve hadisin emrettiği merte¬ beye ulaştı. daha ölmeden nefsiniz yokmuş gibi. Kalbindeki zan. adalettir. Yani nefsinizi öyle islâh edi¬ niz ki. aşk ateşinin özelliğidir.

Bütün bu yaratıklar ve Allahtan başka herşey. Gerçek aşk yavrusunun ojom yeri oldu. Bu maderUer. Mecazî arzunun yeri olan o heykel. Sırlar önünde çözülmeye başladılar. Şekil. O çukur kendisi için dürbün olmuştu. Baştan başa ona göründüler. ' Her birinden ona bir inanç görünürdü. HayâUyle her nejin yanmdan geçtiyse o. öylesine mânayla değişti ki.MEMO ZÎN 34» Nurlar kalbine görünmeye başladUar. Her biri ona bir Zin görünürdü. . mejrveler ve insanlar. Sanki kendisi rasatta oturmuştu. Gönlünün aynası öylesine parladı ki. bitkiler ve haj/T^anlar. Bu ağaçlar. Her neye gönülden baktıysa o.

Hânî'ıUn yüzünün rengi gibi oldu.XLV ZİN ÜMİTSİZLİĞE DÜŞÜYOR VE FELEĞE SİTEM EDİYOR Hicran derdiyle üzgün olan Zin. Sanki vücudu bir kU teUydi. Canı hiçbir uyku ve dinlenme görmezdi. sükûnetsiz. Onun da kavuşmaya ümidi kalmadı. Ka-vuşmaktan ümidirü kesmeınişti. salonlar ve köşkler. Memo henüz zindana girmeden önce. Sanki kendisi için hepsi haramdı. O tel zaferana döndü. Memo çukura düşünce. Gezi yerleri. Vücudu hiçbir güç ve takat bulamazdı. Kendisine hisar. Öylesine zajnflamıştı ve incelmişti ki. kararsız ve temkinsizdi. Sabırsız. . hapis ve zindan oldular. (1) <1) Şair kendi yüzünün rengini kastediyor. Ne kadar jiyecek ve içecekler varsa.

Kavuşmak hasretiyle beni öldürdün sen. Yalnız bana ve Memo'ya matem verdin sen. Gönlündeki zehiri dök. BerUm yüzümde bir nur peydah ettin. Bfer an dönen çarka şöyle seslenirdi: «Ey amansız. Derdini söyle bana. Sonra neden benden sakladm onu? AyrUık ateşiyle beni yaktm sen.MEMO ZÎN U7 Akşamdan sehere. Âlem tamamen sevinçli ve neşeUyken. Senin bana karşı bu kinin nedir acaba? Bir defa benim için bir devir yapmadm sen. muratsız ve jmvasız. Canımm ve gönlümün sabrını talan ettin sen. Ben Züleyha gibi kaldun. Yakup gibi üzgün ve iniltiyle. seherden akşama kadar. «Yarab» zikrinden boş kalmazdı. Onunla gönlümü yaktm ve yaraladm sen. Beni de bu 'viran evde bıraktm. Acaba benden ne fayda gördün sen? Bana yakışıklı bir delikanlı gösterdin. bir garazım yoktur. Onunla Memo'nun gönlünü yaktm. Yusuf'suz. Önce bana öylece gösterdin onu. hunhar zaUm! Benim sana karşı bir kastım.» Bazan da zavaUı Memo'ya yanardı: «Ey Yusuf gibi günahsız olan tutuklu î . Bana bir Memo'jru da çok gördün üsteUk sen. Memo'nun yüzünde de bir ışık çUcardm sen. Yusuf gibi güzel Memo'mu çukura gönderdin.

Ey can! Sen de gönül için onunla birlikte git. Zindan da bize cennet bahçesi olmuş. Berüm takatli olduğumu sanmıyasm. Ey gönlümün kıblesi! Gönlümüzün muradına andiçe¬ rim ki. Memo'jm görün. İşte budur benim halim gece ve gündüz. Yoktur benim için uyku ve yemek. yoksa güz mü? Bakalım kırmızı gül gibi güzel renkU ve lâtif rrUdir? Yoksa bülbül gibi perişan ve zayıf mıdır? Salon bize nUhnet evi olmuş. ey aydm gönüllü! Benim zindanlım! Oturma arkadaşın kim senin? Benim sevdalım! Yakm dostun kim senin? Ey gönül ! Benim kalbimden çık sen. Çabuk haberini geri getir bana. Her zaman senin hasretinin derdinden. Ey canımm kâbeşi! AUahm kâbesine andiçerim ki. Ak günlerde ve karanlık gecelerde. Vallahi. Her an senin ajo-ıhğmm derdinden. Bakalun hali nedir o tutuklunun? HayaUne ne koymuş o gönlü efkârlı? Bakalım bize barışık mıdır. Yüz «ah». Her iki gözün işi uyanık kalmaktır. Sadece iki gözümden kan yağıyor. ikiyüz inilti ve figan. Allaha yemin ederim ki. İkiniz gidin. Zamansız olarak geliyor canımm ve gönlümün içinden. . yoksa dargın mı? Bakalım bahçesinde bahar mı var. Ey gönül ! Sen kendisini selâmlajmnca.MEMO ZÎN 3. Fakat biriniz bana haberini getirin.49 Benim rahat olduğumu düşünmiyesin. Senin halin nedir. İçimin gıdası da kan içmektir.

Ömrüm bir ramak da olsa.MEMO ZÎN 351 Keşke Bey. bana da hışun etseydi Memo gibi zincirle. Senede bir gün bana görünseydi. . Derman etseydim o yaralıja. Gerçekten ölüm bana hak olurdu. prangayla. Bir defa görseydim o tutuklujm. Beıü de o çukura gönderseydi.

XLVI TACDÎN VE KARDEŞLERİ MEMO'NUN KURTAIÎILMASI İÇİN KONUŞUYORLAR Aşk kitabmm bölümlerirUn. O ateş öylesine bir etki yapti ki. Tamamiyle perdelerden çıktUar. : 23 . Mecazî ciIÜerin cUtçisi. Özellikle onlarm eski dert ortaklan. Ve arkadaşları olan Sıti ve Tacdin'e. bağladı ve şiraze eyledi: Dedi ki: Nazlı olarak büjütülen Zin ile Memo'ya. Aşktan bir işaret almış olan herkese. O dcKt öylesine serkeş oldu ki. Dertlerin kapısı bu şekilde açUdığı zaman. Hepsi derüerle hastalıklı oldular. Düzenli ve nizamlı olarak. F. Şu şekilde birleştirdi. O dertler öylesine bir ateş deryasına döndiUer ki.

Biz de öyle bir savaş yapacağız ki. Gerçi onlar buıUardan ajmydUar.. Her an kardeşleriyle kavgahydı. hazırlıklı olarak. En ijisi şudur ki. hiç konuşmayalım. Bileklikleri takalım. Sıti'nin derdi Zin'in hayaUydi. Biz kaldık ve yarm savaş meydanı.. Asla bu işi düşünmejin siz. nuzraklan ojmatahm. Yahut bu başı ve malı o yolda feda edelim. Bu şekilde Memo'yu Beyden istiyelim. Tacdin ise Memo'nun derdinden deUye döndü. Bey sizin için kardeşi serbest bıraksın. Savaşsız. Yüzlükleri ve zırhları üstümüze giyeüm. Eğer Bey bu şekilde Memo'jnı bırakırsa. miğferleri başımıza koyalım. Her üçümüz de silâhlı. Kusurlu olarak Memo'jnı istiyelim. Bir defa gideUm Memo'joı rica edelim. Gönlünün maksadı şuydu: «Kalkıp hışımla Bejin huzuruna çrkalım. Memo'nun suç ve günahlarmı affettireUm. Gürzleri sallayalım.MEMO ZÎN 359 Derüer yeıUden onlara baş gösterdiler. Bu savaş divanla olmaz. Yine de o dertie mübtelâydUar.» Arif şöyle dedi: «Ey Zaloğlu Rüstem! Bu iş bence imkânsızdır. Yok eğer inat üzerinde İsrar ederse. Artık konuşmak da gelmiyordu gönüllerinden. . Yahut da hepimiz erkekçe başımızı veririz. mücadelesiz ve şahlamşsız. GörUümüzün derdirU derman etmiş olur. Ya bir hamlede Memo'muzu bıraktırırız. yarm bineUm.

SevgiUler darbelerimizi seyretsinler. Şehzadeler pencerelerden baksmlar. Kalkıp bize galip gelmek isterse. Şeker gülüşlü dilberler seyretmeye gelsinler. Yüzlerce övgü. Taneler gibi kelleleri öğüteUm. Sağlamca görUünde yerleştirdi. Her an nazeninlerden işiteUm. Eünize sağlık gençler. . Her bir kapmm önünde bir kurt durursa. kimi övsün. Dilberler köşklerden sejnretsirUer. binlerce aferin.MEMO ZÎN 357 Baştan gideUm Bekir'i parçahyalım. Kimisi gülsün. Dürdaneler mücevher kutularından çıksmlar. Eğer Bey Bekir için taassup gösterir de. Botan'ı raksa ve halaya kaldıralım. Gül rengi gömleklerini üzerlerinde yırtsınlar. Ecel değirmerUrU öylesine döndüreUm ki. O iki yüzlüyü kapmm önünden atalun. kimi dua etsin. îjiUğin düşmanlığı baştan başa olur.' beyzadeler! Kimisi ağlasm. Savaşa başhyacağımız zaman. Her an desin o perizadeler.» Tacdin kardeşinin sözlerine kulak verdi.

San renk saçan kUıcmı da çekince. Can ve gönülden helâlUk istediler. maksat da gecedir. O (1) (2) (3) Sabahın şehsuvarı güneştir.KILMASINI İSTİYOR Sabahlejin sabahm şehsuvarı. (2) Siyah atı tavlada sakladı. alacahdan Siyah attan maksat gecedir. . raksederek kapıya çektiler. Oynayarak. Arap soyiu atı ve çıplak rahvanı. Dağlarm kUıçIarmı ve kemerlerini paramparça etti.xLvn TACDİN BEYE HABER GÖNDERİP MEMO'NUN BII^A. Dünyaja heybetinden sararttı. Ateşten olan gürzünü çıkardı. (3) Boz atı kendisi için yeniden eğerledi. (1) Boz atı alacalmm yerine çekince. Boz attan maksat gündüz. zaman Tacdin ve kardeşleri taraftarlarmdan.

Ama bugün gözünde ışık yoktur. Çeko'nun ve Tacdin'in ölümü farz oldu artık. ağalar! îleriji görenler hizmetçilerini öldürmezler. Gerçi BejinUz ileriji görüyor. Ya bizim için ijisini yapsm. dostlanmız üzgün. Tajin etti ve Bejin huzuruna gönderdi. Biz dört kardeşiz dört duvar gibi. Memo sahipsiz olarak zindanda kalmış? Düşmanlarımız bize sevirUyorlar. Gerçi Memo fazlasıyla günahkârdır.MEMO ZÎN 361 Aniden kUıç ve mızraklarını çıkardUar. İnsafa sığar mı ki bir seneden fazla. Tacdin yakmlarmdan bir yaşlıjn. aşk ise padişahtır. Heybetleriyle düşmanlarmı uyardılar.» . Meydanı tozla inlettiler. Biz Memo'yu bırakmasını rica ediyoruz. Memo'nun gönlünün derdini deva etmesini diliyoruz. Artık nakledip Şam'a gideriz biz. ellerinde gürzler. Fakat âşıktır. Dördümüzün de başı top gibidir. Ki biz ona birkaç söz söyüyeUm. Onun iradesi ise sopa gibidir. Biz dört kardeş vardık ona sadık. Dedi ki: Git söyle «Beyler. HaUc arasmda kalmadı jüzümüz. Dördümüz de omm hizmetine olmuştuk âşık. Derdimizi ona dökeUm. Yahut da bize Bekir'i yoUasm. Onun mutluluğunun köşeleriyiz dördümüz. Sanki düşmanlarm mezarmı kazıyorlardı. Sen padişahlara hükmetme. Suçsuz kimselere de zulmetme.

XLvra BEKİR KORKUYOR VE YENİ BİR OYUNA BAŞ VURUYOR Elçi sözlerin hepsini nakledince. . o zaman aman ve mehil vermeyesin. Sen bu inadını açığa vurma. Tacdin'i ve kardeşlerini incitme diye? Onlara Zin'i ver. Yoksa onlar sana hasım ve düşman olurlar. Dedi ki: «Memo için af isabetU olur. En iyisi odur ki hiç konuşmayasm. (1) Kıskanç adam Bekir'dir. Kıskanç adam durumdan haberdar oldu. Bir defa fesat ateşini söndür sen. Beyim! Ben demedim mi baştan. (1) Durumun kendisi için kötü olacağım arUadı. Tacdin senden çekinmemektedir. Sakm ha. De ki: «Biz Memo ve Zin'i feda ettik. Sonra fırsat geUnce yeniden yak. ya da beni öldür. Nikahladık biz onları ve Tacdin'e verdik.

MEMO ZlN 365 Karşısma çıkamıyacağm hasmm. biri de iji adamlara. BazUan aydmlıktır.» O dinsiz. Bazı işler vardır ki öfkeyle halledilmezler. Biri kötü adamlara mahsus. Kâh gizli geleUm. Öğütleri. sabah ve akşamlardır.. bir kısmmı yok edeUm diye. YaıU gece. Çünkü zorla ve vurmakla çözülmezler. Öbürü ölüleri yerüden diriltsin. kUıcı o kadar biledi ki. yanlış sözleri. bazılarını gizUyeüm. İlâcı nedir? Öldürücü bir zehir. bazUarı da karanlıktır. Öbürü de kendisi için sağlan hastalandırsm. aldatmacaları ve yalanları. Biri kendisi için hastalan ijileştirsin. kâh açUtça diye. Onlar için ustalık ve düşünmek ister. Mısır kUıcmı kendisi için öyle keskinleştirdi ki. KUıcm halkası. Bir kısmmı kaldırahm. gündüz. Bunun içindir ki hükümdarlara iki fincan gerekir. Biz de geceleri ve gündüzleri. Öfkeni açığa Vurma sen. Zamanm vakıfları renk renktirler. Gizlemek. Allah onları bizim için örnek yapmıştır. O kadar şenî şeyleri süsledi ki.. Hepsini nakışlar gibi kıhca bağladı. . kmı ve torbası haUne getirdi. bihnezükten gelmek ve tahammül ister. En İJİSİ odur ki idare edeUm. Bazı kimseleri çikaralun. Biri düşmanlarmm camnı çıkarsm.

Ona de ki: Sen sebepsiz yere benden kaçıyorsun. Bekir'in kendisine söylediklerine İnandı ve elçi adama dedi ki: «Ey ihtiyar ! Yanlış düşünme sen. İkisini kan -koca olarak Tacdin'e verdim. kahramandır. Bu namım. Bütün farzları da kaçırsam ben. Bu şöhretim ve şanım hep ondandır. nişanım ve makamım. GöıUü öfkeyle yanmış olan Bey. Sözlerin hepsini onlara arUatmca. Elçi. Ona de ki: Ben görUümden Memo ve Zin'i. Dedüer «Devri ve devleti dâim olsun onun». Öylesine sakladı ki kimse anlamadı. Bejin yanmdan gidince. Savaşa hazırlanmış arslairUar öyle yumuşadUar ki. Sen istedin mi ki ben bahşetmedim? Tacdin ile Çeko aziz ve nazhdırlar. Onun hatırı olmaksızm bana haramdır. o da ejderhadır. O. Onlar nasü isterse hep öyle olacaktır». Tacdin'i elimden nasü ucuz kaçıruım? Benim saltanatım.MEMO ZÎN 367 O kılıcı da başucuna koydu. . Ben hazineyim. Key'in Rüstem'idir. şevketim onunladır.

Meşaleden maksat güneştir. Siyah elbiseji gijince. Sanki matem elbisesine bürünmüştü. (1) (2) (3) Mangaldan maksat yıldızlardır. mangalı koyup. Dedi ki: «Gam yeme ey devletin çırası! Eğer ömür bana mehil verirse.XLIX BEKİR. BEYE YOL GÖSTERİYOR Akşamlejin gök. : 24 . (2) Yani sarı çırayı söndürüp. (3) Beji üzgün gördüğü zaman. Onlarm ikisidir fesadı uyandıran. Onlardır inada sebep olan. Bekir'i kastediyor. Her zaman se'vinçU ve neş'eU olan Bey. O kara yüzlü mel'un kâbus. F. Ben Memo'yu bir tedbirle öldüreceğim. Zin'i ve Memo'joı kalbinden at. Bu dertleri ve elenU eğer istemiyorsan. Eğer Bey bana izin verirse. (1) Onlardan meşaleji gizlejince.

sen ebedî hayatsm. Pervanedir o maksadı ateştir. Sözün menşe'ine gönül vermezler. Keşmekeş ve çatışma da ortadan kalkacaktır. Halkı ve insanları haberdar etme. kendine al getir. Fakat saf kalplidir ve işleri ayırdedemezler. Onlarm kalbi kulaklarıdır.: Bazı beyler vardır ki akUlı ve azizdirler. Bir zaman kahredebilirsin sen. Ona de ki: Git Memo'joı çıkar. «Bu doğrudur ya da yanlıştır» demezler.MEMO ZÎN 371 Tacdin'i ve kardeşlerini bir zehir şerbetiyle. . Muhakkak ki yaşıyamıyacaktır. sen hayat sujoısun. Sağ kalacağma inanma. Kolayca başarUacak olan işten. «Bu ijidir ya da kötüdür» demezler. Ben onu sana verdim. Beyim! Sen git Zin'e de ki: Memo aşk ateşiyle yanmıştır. Garaz sahiplerinin onlara söyledikleri sözlere. Onlar sadece ahmaklıklarmdan ve eksikUklerinden. Zin'e baktığı zaman. İnanırlar doğruya eğri olarak. Onu gördüğü an derhal. Memo ölüdür. Ben biUyorum ki Memo çok perişandır. kulakları kalplerine bağlı değildir. Memo susuzdur. Gözleri karadır. göz bebekleri de beyaz. Memo eğer bu şekilde yok olursa.

akılsız ve kötü huylu kimseleri. Kötü. Devlet adamı ve zeki olan Beyler. Bu kimselere bırakırlar işleri.MEMO ZÎN 37Î Kısa görüşlü. Bedhah. Ta ki imtihan etmeyinceye kadar. soylu. . Çabuk öfkelenirler. Getirip kendilerine arkadaş ve kUavuz yaparlar. Kötü isimli kimseler onlara vezir ve öncü olur. tahammülsüzdürler. Kırk kerre birisini denerler. İkisi birbiri gibi ojmarlar. (1) Nasıl mutlak vezir olursun? (1) Yani herşeyi kabul edip «Evet efendim» demedikçe. Onlar da devlete kusur sokarlar. cimri ve kötü lüyetU kimseleri. Sonra onu kendilerine yakm yaparlar. Çoğunluk danışmaktan uzak kalır orUar. Zamanm bu beyliği ve kâhyalığı. Dünyadaki bu beyUk ve vezirUk. İkisi de boş ve birbirinden seçilmezler Sen «Elhak» demedikçe. Şefkat ve siyaset sahibi olan Beyler. Çoğunluk akıUanyla mağrur olur onlar. düşüncesizdirler. Onlar herkesi beslemezler.

Ve perdeyi sırrm üzerinden kaldırdı. O hapis hayatını bir sene uzattım. Benim ona yaptığım haksızlık ve zulümdür. deli ve tutkun olmuştu. Biz bir akıllıdan tedbiri öğrendik. haksızhğı da o yaptı. Ben ona boşuna eziyet ettim. Şöylece bize nakletti macera ja: Bey istişareyle ve kararla.BEY ZİN'E MEMO'YU GÖRMESİ İÇİN İZİN VERİYOR VE ZlN BAYILIYOR İşin içjüzünü bilen akıllı ihtiyar. Senin aşkm onun akimi kaçırmıştı. Dedi ki: «Memo'nun kalbiıU kırdığımız yeter. Zin'i çağmıp yanma oturttu. Divane kimseler zincirle tedavi olurlar diye. Harem sarayına gittiği zaman. O zulmü sen ettin. . Sersem. Bunun içindir ki ben onu hışurUa zindana gönderdim.

Kavuşmanm aşkınızı iptal etmemesini sağlamaktı. Aşkmızm derecesirU öğrendim. O susamıştır. . Elbette cezasmı görecektir. Zincirlerini çöz. O sersemlik ilâcmı da ona sen verdin. kendin için bırak onu. Senin güzelliğindir onu tutkun yapan. bojmuna geçirdiğin halka. kendisiyle konuş. O padişahm emriyle memurdur. Şüphesiz Memo gerçek âşıktır. sen ruh veren susun. Bir akrep gibi kalbini soktu. sen ebedî ruhsun. O susuzdur. Ve zavallıya iki cadı gibi saldırttıysan. SerUn sevgindir onu yaralıyan. Yine git sen. sen ise hayat pmansm. Senin.» Kalbi aşk dolu olan o örtiUü hatun.MEMO ZÎN 37> Bunun sebebi aşkm kemale ermesini sağlamaktı. Kalbimiz onu tasdik ediyor. O ölüdür. O sürmeji gözüne sen çektin. çıkıversin bülbiU. Onun kalbine isabet eden oku sen 'vurdun. Şimdi ise canü gönülden. Kavuşmaya lâyık ve makbulsünüz. O hastadır. Ona sitem edecek kimse. Senin. Onun gönlünün ve ruhunun önüne kurduğun tuzak oldu^ Sen nasıl iki ahuyu çUcardıysan. Ey açUmamış kırmızı gonca giU! Kırıver kafesi. Utanma perdesiyle zaptedilmişti. Günah olmayan özürle mazurdur. ellerine ve ayaklarma bağladığm ziUüf . O seni görmeden kalbi ağrımadı. Siz ikiniz kemal derecesindesirUz. sen ise Fırat pmarısm.

Gözlerinde şefkat gözyaşlan topladı. Hepsi Beyin el ve eteklerine kapandUar. Taşarak kaynadı ve perdeji jorttı Perdeyi yırttı. Sanki şaraptı ve şişenin içinden dökiUdü.. O kadar kardeşi Zin'Ie beraber ağladı ki. Rüzgâr aradan duvan kaçırınca. öhneji diledi. âdil Husrev! Haksız yere rUye onun katiU oldun sen? . Bey garazla Zin'e güldü. Sanki bin meşe ağacı birden sallandı. Aniden onunla ağlaması geldi. Bey üzerinde ağlıyordu bir biUbiU misâU.MEMO ZÎN . Zin kırmızı giU gibi kalbinin kanma boğulmuştu. Hemen şefkat kebabmm tütsüsünden. Dediler ki: «Ey hakşinas. Merhamet dalgalan kajmadı. İki deniz arasmdaki utanma berzahı kalmadı.. Utanmak perdesiyle korunuyordu. Ev halkı hep yanlarmda toplandUar. Ölüm haUne girdi. Ağzmdan ve burnundan kan f ışkırdı. Aşkm kaynamasıyla dalgalanan bir deıUz.379 Kardeşi o perdeji kaldırıp atmca. Sabaha kadar ikisi o halvette öyle kaldUar. Ciğerinde ikijüz yara bulunan Zin. O gam deryası kaynadı ve taştı. ve gönülden kan dalgası Fışkmdı Fırat ve Ceyhun misâU. O şekilde ağlamanm kajmamasmı savmak istedi.

MEMO ZÎN 881 Zin masunduk bahçesirUn giU fidanıydı. Bu şekilde yerlere sürüp kanlara bulamamahydm. Kalkıp dört tarafa baktı. Zin'in kulağına Memo'nun ölüm haberi girince. «Memo öldü ve canını verdi» dedi. Sanki ölmüştü de yeniden dirildi.» Bey dedi ki: «Yanlış hayaller kurmajan.» (1) Harem halkı Zin'in üzerine koştular. yakm ve uzak herkes. Zin iffet bahçesinin servi fidanıydı Sedef kutunun içindeki pâk inciydi. ÂrUden biri dışarıdan geüp. Gördü ki Bey yağmur gibi gözyaşları döküyor. Benim ruhum onun ruhımda kayboldu. Harem halkı. tJzerine gözyaşlan döktüler demek İstiyor. ölümünü kendisi için fırsat buldu. Suçsuz yere canını bedeninden ayırmamahydm. Mateme girmişler tamamiyle. Suçsuz yere ömürden mahrum etmemeUydin. O. Mercana çevirmek sana yakışmazdı. Berüm ruhum gidip Memo'nun ruhuna ka'vuştu. O baygmdır. Lâtif. Feryadlar göklere jükseldi. ben onu öldürmüş değilim. (2) Hanü manlarda matem ve yas koptu. (1) (2) Tuba cennet ağacının adıdır. masum ve nazik bederUni. Ben Zin'i nasU bile bile öldürürüm? O Harem cennetinde Tuba ağacıdır. Şahım! Sen ruhuma izin verdin. Dedi ki Beye: «Ey mutluluğumun sebebi! Benim düğünümde üzgün olma sakm. Kanal sularmı servinin üzerine döktüler. .

O. Hulâsa ka'vuştuktan sonra. Can tenden çıkıp gidince. O damlalar. Onlar ebedî cihana gittiler. Memo'nun ruhundan da ona bir ışık kavuştu. Ruhum derhal vücudumdan çıktı. Kâh yok olmak sahiUne geldiler. Şahım! Sen ten memleketinde sala verdiğin zaman. çünkü Senin iznirU bekliyordu. Hulâsa toprağm merkezinden. Benim güçsüz ruhum jürüyüp gitti. Kâh ebedî kalmak smırma gittiler. Birbirine emin oldukları zaman. Ruhum! Sen göniUden rıza verdiğin zaman. şerefi ve senin rızanı korumak için. . Benim takatsiz vücudum ağırlaştı. onun için kalmıştı. Bizim şahitlerimiz büjiik meleklerdir. tehlikelerin denizinde. Bir an durdular ve dinlendUer. Lâmekânlarda seyredecekler. OıUar fani sarayları terkettiler.MEMO ZÎN 383 Senin ağzmdan ikrar çıkmadıkça. Siz bu yolculuğu yanlış okumayın. Mekânları kabul etmeyenler. bugüne kadar gitmemişti. O da Memo gibi üzgün ve tutuklu kaldı. O zerreler. O güzelUk meşalesi ve ışığı. sıfatlarm deryasmda. O zerreler güneşe kavuştular. Canan onu gördü ve can cana kavuştu. Ruhum ten hapishanesinde tutuklu kalmıştı. Namusu.

Gerçi o ruhuma görünüşte «Kop» dedi. Ruhtur. Ben bu yolculuğu ruhumla yaptığım zaman. Bu zerreyi güneşe ulaştırdı. candır. Candan Müridi bulunduğum şeyh. (1) Hz. Biz bu ruhu vücudumuzdan sattık ve ajnrdık. Fakat jüksek himmetii bir padişahtır o. Asla birbirinden ajnnlmadan ve başkalaşmadan. Bana gösterdi oraja ve berU de kendisiyle gördü. ben ise kuru bir etim. Beni alıp Turi Sina'ya götürdü. Onlar zata doğru yola çıkmca. : 25 . O padişahça jükselmenin lâyıkı oldu. Bu haber benim için garip değildir. (1) Onun ruhu hak nunmdan ışık aldı. F. Gerçi sizin yanınızda adı Memo'dur onun. Allaha yaklaşmanın lâyıkı oldu. Musa'nın Tannyla konuştuğu vadi. Siz bunu benim hünerim kabıU etmejin. Arkasmdan da derhal «Dön» dedi. Onun kalbidir Mukaddes vadi. Zat sayesinde ebedî zerreler oldular.MEMO ZÎN 385 Asla birleşmeden ve ajrrUmadan. Beni bu perdeden dışarı çıkardı.

Has eeımetle mutlu olayım. Yargıcm huzuruna helâllik almış olarak çıkayım. Sizler de beni yolcu edesiıüz diye.» .MEMO ZÎN 387 Geldim ki sizlerden helâllik alayun. Yine döneyim yanmızdan raksederek. Gfeldim ki sizinle vedalaşajnm.

Bütün gamlan da kendime seçtim.LI ZİN'İN BEYE VASİYETİ Zin onlara bu kerametleri gösterince. Saz mecUsini tertip eyle. Gamlar bana teslim oldular. saltanat senin. Oturup vasiyetini Beye Şu şekilde anlattı ve ikrar etti: «Ey ruhlann ve gönüllerin padişahı! Kızkardeşin sana feda ve kurban olsun. Bunca mertebeler ve makamlar gösterince. Memo beıUm olsun. Gamlar benim olsun. Sana kurban olsun günde ikijüz Zin. Ben kendi hisseme kanaat getirdim. Senden rica ediyorum olmayasm üzgün. Ben Memo'yu kendime seçtiğim gün. Altm tacmı jüzünün üzerine eğ. Otur sen tahta Husrev gibi. Gam iUkesinde zafere ulaştım ben. merhamet serUn. Eğlence ve sevinci biraraya getir. Şahım! Benimle ihtilâfa düşme. .

Bizim haj^anhğımız zail olmuştur. Buhur. Hep rakısla ve halayla sallansmlar. Bu nimet çeşitleri çokça olsunlar. Eğlencenin ve mutluluğun vasıtalarmı.MEMO ZÎN 391 Pâk gönüUeri ve deUkanlUan sarhoş et. dükkânlara ve çarşUara. Azad eyle cariyeleri kölelerle. Güzel kokulan birbirine kat. NasU şehirde törenler yaptırdıysan. Gülsuyu. Gelin ve güveyi de cennetlik olacaklardır. MecUs onlarla yaldızlansm. Kutlama yeniden düzenlensin. Bu çeşitler haddinden fazla olsunlar. Sıti'ji Tacdin'e verdiğin gün. Askerlere emir ver hazırlansınlar. Ferah verici şeyleri topla. Söyle Botan halkı binsinler. Meleklerin dayetli olduklan düğünde. . safa sürmenin usûllerini. kocakarUan yeniden dirilt. İhtiyarları. Meleklerin davetU oldukları düğünde. Gerçi vücudumuz çukura gidecek. Buhur çeşiüeri de çokça olacaktır. SevinçU olmanm. Bu çağrıya gelsin fakirler. zübad ve ceylânlarm keselerindeki misk. GüzelUğe ve güzel kokulara meyilUyiz. Serpmek için para tabaklarmı çoğalt. Gelinler gibi süslensinler jine. Tenbih et. Ama ruhlarımız bir birine kavuşacak. Şeker gülüşlüler başıma toplansmlar. Hazırla şerbetier ve yiyeceklerle. ûd ve anber çeşitleri. RuhanîUğinüz de kâmil olmuştur. Çünkü ben ve Memo melekler gibijiz.

Çejizlerimi ve hazırlıklarımı lütfet. Bugün bizim için iki misü. Se'vinçU ve gülümser olasm. Rica ediyorum dikkat edesin. Sıti'rUn içinde oturduğu taht gibi. AjTien o perinin oturduğu tahtaravan gibi. O kadar ki birbirleriyle cirit oynasmlar. Sen Sıti'ji yolcu ettiğin gün. Parçalan altmdan olan bir sanduka Onun kapağı zemin renginden cilâlı olsun. Ne kadar sevinç yaptırdıysan. Altm nakışlı ve renkli bir tabut. Nasıl Memo Tacdin'e sağdıç olduysa. Tacdin'i de Memo'ya sağdıç yap. Mezarlığa gideceğimiz zaman. Halk ağlayarak demesin ki: «Sıti'nin düğünü ne güzel bir gündü! Zin ezelden beri ne karabahtiıydı!» Benim cenazemle birlikte Sıti gelsin. Sazcıları ve sazları hazırla. Tacdin de Memo'nun cenazesiyle gelsin. Gözlerin önünde itibarsız yapmıyasın.MEMO ZÎN 393 Bajrramlarda olduğu gibi başları ısmsm. Onun halesi parlak ve cilâlı olsun. Sakm ikimizi. geUn ve güveyi. Usûlü öyle yerine getiresin ki. Sağdıç olsun o berüm Memo'na Se'vinç olsun o gamlarımla. .

Ne kadar tutuklu serbest bırakırsan. Ne kadar yoksul zenginleştirirsen.5 Ey karşılık beklemeden ijilik yapan! Ey maksadlan ve muraüan veren! Bir sene tamam geçinceye kadar. Kendin için her ne harcarsan.MEMO ZÎN 39. Ne kadar kumaş biçersen. Zalimleri ortadan kaldıran ceza. HepsirU çeyiz defterine yaz. Ne kadar çok ijiUk yaparsan. Ne kadar jiyecek dağıtırsan. Öyle yap ki güvejirUn önünde iftihar edejim. O vakit. Düşmanları defeden hışım. Ne kadar huzura ileri gelenleri ve halkı çağırırsan. Ne kadar esir azad edersen Ne kadar hükümet iğlerinde konuşursan. o anda utanç dujonayajnm. Ne kadar elbise dağıtırsan. Hazinelere her ne koyarsan. Savaşta söyleyeceğin saz. Ne kadar üzgün se'vindirirsen. Ne kadar maaş dağıtırsan. Hepsini benim niyetime sarf et. Hakikati ve mecazı düşünme. . Şahım! Sana vasiyetim olsun. Ne kadar hazine doldunırsan. Av köpeğinin jiyeceğine varmcaya dek. Mazlumları zalimlerden kurtarman. Ne kadar tahta otmursan. Yük eşeğinin ulufesine varmcaya dek. Muhaliflerden dökeceğin kan. Her gün gaza niyetiyle. Her gün ne kadar asker çağırırsan. AUah için icra edeceğin adalet.

Ben öldüğüm zaman izin veresin. Hemen derdinden kurtulunca. Senden uzak olsun mezarımız derindir.» Zin vasiyetinin sonunu getirince. Bu kadar dikkatle söylüyorum ki. Benim ve Memo'nun hakkında ayıplamıyasm Yararlı Memo öldüğü zaman. senin de başmı ağrıttım. Beni onunla perdesiz olarak gömdüresin. Sana kurban olajnm amacımız uzaktır. Sen ve Memo bir birinizden ajn:Umıyacaksmız. Bey dedi ki: «Git sçn Memo'jm gör.» : . Eğer ölmüşse onu yerüden dirilt. doğru ve inanarak. ya da kalksanız siz. Mezarlığa kadar onunla olacağım. İnan sen.MEMO ZÎN 397 Gerçi ben çok uzattun. Beni de onun yanma gömsünler. Bu çok oldu. Ben onun cenazesiyle geleceğim. Sana ve Memo'ya pişman olmuşumdur. Beni ondan yana derbeder etnUyesin. Kalbine merhamet ve jmmuşakhk gelsin. Eğer ölseniz.

Dadı. ErrrUş şeyhin has halvetine girmeksizin. Hep beraber burçlardan çıktUar sanki. Aldılar onu merasim ve ahenkle. O Zühre bir zerre gibi raksederek. Has halvetin sır mahrenü oldu. Sıti ve yüz nedime. Hapishanenin kapısmı açmca. mücevherlere boğularak. . dadı. İnci taneleri sedeflerden çıktı sanki. Zân biliyordu ki murada kavuşulmaz.LII ZİN MEMO'NUN YANINA GİDİYOR Zin bu sözleri işitince. Kalktı. Yüz nedime. vefayı ve merhameti görünce. ay ve gezegen yUdızlar gibi. Güneş. Onlar halvet yerine ulaşmca. baştan ayağa kadar süslenerek Bir güzelUk deryasma döndü. Sıti ve. Bu sevgiyi.

Biri altm gibi. perişanmm halini. Dadı ve Sıti biraz önde gittiler. Zindanı bize gül bahçesi alanına çevirdiler. Memo'nun başmdan da bir ışık çıktı. öbürü gümüş gibiydi. 26 . Birbirinden ışık aldıkları zaman. O güneş ve ay birbirine kavuşunca. Kalbinin kanı dışarıya aktı. öbürü ay gibiydi. Derhal birbirinde kayboldular. Biri güneş gibi. Onlar tutuklulara sordular. Memo'yla birUkte tutuklu olanlar. BaktUar ki sedef misâli kıyıda. O fukura. Göğsünün feneri öylece ışıksız kalmış. EUnden çıkarmış bedava olarak. O kadar aydm ve ışıklı oldular ki.. Bedeninin gül bahçesi öylece susuz kalmış. Hunhar aşkm deryasmda boğulmuş olan Memo. Birbirine ışıklarım aksettirdikleri zaman.MEMO ZÎN 401 Hepsi meşaleler ve fenerlerle gitmişlerdi. Memo da böylece kendinden geçti.» Ey gönlünün güzü açUmamış kimse! Ruhun tecelUsini inkâr etmeyesin. Dediler ki: «Gördük biz duvarın sathından. Pahabiçilmez bir inci tanesi gibi olan canmı. Memo'nun üzerine acajip bir şimşek vurdu.

Hayli kendisiyle konuşup seslendiler. Yarin adıyla kendine gelmedi.. yalandan değil. (1) Yahut tenasüh. . Arkadaşlarmı da haberdar eyledi. O kadar kalp damarını çektiler ki O kadar gülsuyu jüzüne serptiler ki.MEMO ZÎN 403 Sakm bunun huIûI olduğunu düşünme. (1) Hulul : Bir vücudun diğer bir vücuda girmesi. ya da giriş ve çıkış olduğunu düşünme (2) Bunun masal olduğunu sanmayasm. Dadı ve Sıti Memo'nun üzerine gittiler. Yahut zayıf ya da boş rivayet olduğunu sanmayasm SerUn gördüğün rüya işte bu mertebedir.» Yari görmenin duru sujruna dudakları susamış Memo. gerçekten geldi. O mürşit onlara ijice baktı. Bunu da İslâmiyet kabul «tmemiştir. Yar ve ağyarın üzerine gerilen bir perde oldu. fakat eksiktir. ruhunun başka bir canlıya girip tekrar dünyaya gelmesi. Başmdan kajmama dumanı tavana gidiyordu. Bir çeşit görmektir. O senin ruhundur. (2) Tenasüh: Bir canlının ölümünden sonra. onunla ta¬ mamen birleşmesi ve AUahm da varlıkların içine girmesi. Dediler ki: «Memo! Kalk Zin geldi. Yalnız başmdan bir duman çıkıyordu. Aniden ölen o çıranın.. Bu gö¬ rüşü İslâmiyet kabul etmemiştir. Tutuklu Memo'nun halvet arkadaşlığı. Onun kalbi onların kalbini etkiledi. Değerli Memo'nun sohbet arkadaşlığı. Yine de vücudunda bir can sezm-ediler.

ib¬ rahim'in Kâbe karşısındaki yeridir. Pervanenin kanatlan mum yağma değdi. (4) Kâbenin etrafmda bir-iki tur tavaf eyledi. O dolunay önündeki haleyi kaldırmca. güneşten maksat da yüzüdür. İçine üflediğim ceset!» O güzeUn ağzmdan çıkan sözün ışığı. Birbirine birkaç söz söylediler. Hilâlla birUkte güneş göründü. (1) CemalirUn önünden perdeji kaldırmca. Pervane dedi ki: «Sen iji bir rehbersin» Mum dedi ki: «Sen iji sevgilisin» Pervane dedi ki: «Sen yol göstericisin» Mum şöyle dedi: «Sen hayat bahşedersin» Haleden maksat yüzünün üzerindeki peçedir galiba. Makam: Hz. Önce sadakatla o anda Zemzem suyuyla abdest tazeledi. (1) (2) . İbadet için halvete girmiş Memo. Hilâlden maksat kaşları. Durdu namaz yeride ve Makamda (3) Alnmı Hacer-Esvede sürdü. (3) Namaz yerinden maksat Zin'in önüdür.MEMO ZlN İOTy Sommda Zin geldi ve önünde durdu. ondan maksat da Zin'in önüdür. Maksat Zin'in yüzündeki bendir. O mumun başmdaki dumana isabet etti. Kanaüan yandığı zaman. O duman ışıktan ışıklandı. O ışık göğüs kandilini doldurunca. (4) Hacer-Esved : Kâbenin duvanndaki kutsal taş. Kalktı tavaf niyetiyle. (2) Zin Memo'ya şöyle seslendi açıkça: «Kalk.

Birbirine sonsuz sevgilerini arzederlerdi. Artık tasarrufları kalmayan o bağrı yanıklar. Birbiriyle bu şekilde konuşurlardı. .MEMO ZÎN 407 Pervane dedi ki: «Sen gönül aydmlaticısm» Mum şöyle dedi: «Sen göğsü yakarsın» Pervane dedi ki: «Sen çare bulursun» Mum şöyle dedi: «Sen gönüle teselU verirsin» Pervane dedi ki: «Sen padişahsm» Mum şöyle dedi: «Sen kıblegâhsm» Pervane dedi ki: «Sen AUahm hurisisin» Mum şöyle dedi: «Sen AUahm nurusun» Artık mükellef olmayan o susuz dudaklUar.

Onlar Memo'ya dediler ki: «Ey ciğerhun! Bizler geldik ki deU olmayasm sen. işte mum parladı.LUI MEMO ÖLÜYOR Dadı. Mecnun'san eğer. yanma bizzat Leylâ geldi. işte hayat sujm. işte sana Azra! Bülbülsen eğer sana gül hazırdır. zindandakiler. sen akUlısm. Bigâne ohna. Bey perişan olmana sebep oldu. Susuzsan eğer. Bu şekilde divane olma. Zin de geldi. Hastaysan eğer. mahpuslar. Nilüfersen eğer. güneş sana bakıyor. . Kokularmdan mest oldular. Vamık'san eğer. Pervaneysen eğer. üzerine îsa geldi. Konuşmalarmdan duygulandUar. Zin deUrmene sebep oldu. Ölüysen eğer. Şimdi Bey senin hakkmda merhamet sahibi oldu. Sıti ve nedimeler. üzerine geldi Lokman. seninle konuştu. Tutuklular.

Hazırlamıştır elbiseleri ve yerleri. Bu sihir ve hayal ojTmları.MEMO ZÎN 411 Canmm ve gönlünün eUnde bulunduğu huri.. Her zaman sana murat olan Zin.» Memo bu öğütieri işitince. IjiIik sahibidir. Kalkıp bizimle Bejin huzuruna gelesin. zayi etme. Deülik zincirini at. cömerttir. Beyhude yere canmı satma. Huzuruna çıktığm zaman derhal. Seni muradma kavuşturacaktır. Onun gölgesi devlet kuşunun kanat gölgesidir. Canmı satan kimseji bulamazsm. O hüner sahibi şöyle dedi: «Ben hiçbir bejin huzuruna gitmem. Ecel kadehini içinceye kadar. O şekilde serU mutlu edecektir. Biz kajnıt ve zincirlerini çözdük ki. Nasıl istediysen öyle geldi yanma. . Bu mecazî beyUk ve vezirUk. Senin ondan görUünün isteği neyse. Ben esirlerin kölesi olmam. SerUn düğününü yapmaya kararlıdır. ya geUr veya gelmez. Toplamıştır senin için dost ve ahbapları. Sana yönelmiş bahtm ve devletin. Ömrünü ucuz satma. Dünya farUdir. Yine akUIa kendini tanı.

Biz beyler bejinin huzuruna çıktik. Beyhude yere bu farU meskende. Sonuçsuz ve ölüme mahkûmdur. Ve eteği kırUmış olarak. AUahı görmenin yeridir. Azledilmez. O padişah ki güzeUiğin ajmasmı yaratmıştır. Beden fenerini yaldızlamıştır.MEMO ZÎN 413 Hepsi boş ve farüdir. alnunız açıktır. Hâşâ ki bu f arU sarayda. Cennet bahçesinde süslemiştir. bey değildir. değişmez ve zevalsizdir. Onlar göç etmemizi beküyorlar. Okunu zülüfle ve benle göstermiştir. Giremez oraya hiçbir huri ve cermet çocuğu. Bizim düğünümüzle övünüyorlar. Ve onda bize görünmüştür. hükümdarlarm da hükümdarıdır. O beylerin ve padişahlarm şehinşahıdır. Ölümü olan bey. Günah ve töhmetleri de bağışlayan odur. Allah bizim için hurileri ve cennet çocuklarmı. Ebedi Adin cennetine girmeden önce. Biz azizlik ve naz bahçesinin turfandalanjoz. cennet bahçesinden daha jüksektir. O fakirlerin de. . Yüzlerce şükür ki bekâr ve bakireyiz. başı eğik ve merdût olarak. O hikmet ve kudret sahibi bir beydir. Hayvanlar gibi zina edelim biz. Fakat âşıklarm cermeti ajnrıdır. Azlediîebilen bey esirdir. Bizi görünmeyen âlemde evlendirdi. Şüphe götürmeyen emriyle bizi ebedüeştirdi. O. Ve utanarak AUahm huzuruna gideUm.

Önünde kafes açUan kuş. Derhal önünde kapı açUdı. . sanki hiç yokmuş. öyle uçuverdi ki. Gönlünün kanatlarmı çırptı. EUerirU toprak zincirinden çekti. Şahin gibi yer merkezirUn zincirinden. Çünkü ondan başka hiçbir maksadımız yoktur.MEMO ZÎN 415 BİZ onu diliyoruz Allahtan.» Memo son dileğini dileyince. Uçarak gidip AUaha kavuştu.

Şehirde hoşgönüUü bir tek fert kahnadı. ölüm haberirUn geldiği yere koştular. ten hapishanesinden aynhnca. Kadmlar. Sanki deprem olmuştu. Tacdin ve Bekir tesadüfen. ekâbir ve büyükler. Şehirde feryad ve figan koptu. ' 27 . Bir yerde kar^UaştUar. çocuklar ve gelinler. figan ve ağlama. Hepsi sarhoş ve sersem oldular. Bize şöylece ağıtı verdi: Dedi ki: Can. İleri gelerUer. kızlar. deUkanlUar ve samimiler. Beyzadeler. OrUar dert üstüne dert kattUar.LIV MEMO'NUN YASI VE BEKİR'İN ÖLDÜRÜLÜŞÜ Haberdar olan mâtemzade. Oldu velvele. Botan halkı büjüklerden küçüklere kadar. Hep birlikte Memo'nun üzerine koşuşuyorlardı.

Belâlı vücudunu canmdan ajordı. Hiç kimse onun karşısma çıkamazdı. Ta ki Memo'jTi eUmden çıkarmcaya kadar. O çırada bir ışık görmedi. Ey maksatlarm ve muratların engeU! Ey Memo ve Zin'in perdesini jmrtan! Ey yaranın üzerine dağlama çeken! Çok nedametU. Memo ölecek. . Derhal onu yok etmek isterdi. O güzeU şehit olduğu yerden kaldırdıkları zaman.an sıfatiı! Ey fitne ve fesatiarm kajmağı.MEMO ZÎN 419 Tacdin dedi ki: «Ey âlemin fesadının sebebi! Ey insan şeklindeki şeji. Yine yer jüzünde dolaşacaksm ha?» Derhal Bekir'i yere serdi o. Bey geUp ayağma zincir bağladı. Zavallı Memo'nun cesedinin üzerine fırlattı. Tacdin başmdan tacı ve tomarı. Onlar cenazeyi kaldırdıklan zaman. sen de sağ kalacaksm ha. Memo hakkmda sakat konuştun. Hâlâ da gözlerime görünüyorsun. Kardeşiıün hasretinden deUrdi âdeta. habis ibUs! Yetmez mi artık? Kıyameti kopardm başıma sen. Her kinU görürse o ejderha. Bunca münafıksın ve düşmansm. Bekir gibi yere sermek isterdi. Çaresiz Beye haber götürdüler. Sonra kardeşinin üzerine yetiştiği an. Şüphesiz ona kaatil olurdu o.

vahşi hajrvanlar. Ejderha mağaradan dışan çıkmca. Derhal koşarak naaşa atUdı. Aynen coşup taşan bir bulut gibiydi. Ağıt söyUyenler. Şehirde ne kadar meşhur varsa. Şehirde ne kadar insan varsa. cansızlar ve kuşlar. Evcil hajrvanlar. . (1) Baştan ayaklara kadar hepsi karalar giymiş. perdeUler ve örtüIiUer. Kale kapısmı ve perdeyi kaldırdı o. Tabutu başmm üstüne koydu. Zühre jüdızı gibi. Gtönül isteğiyle Memo için karalar giymişlerdi. OrUar ahenkle ağıt söylerken. Her biri bir makamla sızlıyorlardı. ihtiyar kadm ve dadı. Figanları göklere yükseUrdi. (1) Fes Kürt kadınlarının başlanna giydikleridir. Saç örgülerini çözmüşler. Peçesiz. Zinciri ve kemendi kırdı o. tülbentsiz ve başörtüsüz. ağıt seslerine uyarak Cenazenin yanma gitti âdeta ojmayarak. başlarmda fes. Zin kalktı o taptaze bojoıyla. Ağaçlar. O kara gijrmişlerin siyah topluluğu. Halkm basma kıyamet koptu. insanlar ve karıncalar. Hepsi Memo için inüyorlardı. Hepsi matem elbisesi içindeydi. meyveler.MEMO ZÎN 421 Onlara alâmet göründü. Üzerindeki bağı ve zinciri kopardı. Tedbirle bağlamış oldukları dev. Gece kuşu gibi inleyip söylerlerdi. Hatunlar.

Sanki ilk bahar mevsirrUnde. kıyamete kadar. Gül bahçelerine yağmur yağardı. . peştemal ve peçeji Botan halkı o zaman âdet edindUer.MEMO ZÎN 423 Gülrengi yanaklardan o kadar. Birlikte kanlı gözyaşlan dökülürdü ki. Oldu eski bir gelenek. Bu matemi ve bu karalar gijinmeji. Bu çarşaf.

Çiinkü insanlar ve cinlerin AUahı. Sordular: Acaba bu hangi zavallıdır? Dediler ki: Cezalı Bekir'dir. Âlemi onun yok olmasıyla se'vindirdi. Ağıtsız. Ravî bana şöyle rivayet etti: Zin bu hikâyeyi işitince. . Murdar gibi attUar onu yere. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı. Sevgiji sevgililere verdiği gün. sahipsiz ve gam ortaksız.LV ZİN BEKİR'İN LJESHİNDE KONUŞUYOR OıUar mezarlığa gittikleri zaman. O zaman buğzu da rakîblere verdi. Tacdin onu dünya jüzünden yok etti. Şöyle dedi Beye ve Tacdin'e: «Ey izz ve temkinU şah ve vezir! Rica ediyorum inadetnUyesiniz. Bu fesat kaynağı hakkmda. İki direk üzerinde getirilen bir ölü gördüler.

Tarikatımıza dahil oldu. O. Gerçi o kendisi için kötülük yaptı. Gerçi görünüşte muhalefet etti. o bizim için dikendir. Baştan gerçi bize cefa gösterdi o. O da eşikte köpeğimiz olacaktır. Bekir'i mahrum etmeyin. Biz hazineyiz. gerçeğe kavuşmamıza vesile oldu. Sakm Memo'nun bulunduğu şehitükten. Ama bizim hakkımızda çok isabetU davrandı.MEMO ZÎN 427 Bizleri yokluktan varettiği zaman.» İnsaf sahipleri için insaf. Hiç mümkün müdür ki su ve biUûr. o bizim için jüandır. buna dikkat edin. Biz o köpekle korunmuşuzdur. Hâşâ ki sevgiyle yanmışlardan başka. Ajma bu kadar berrak olur ancak. AsImda bize muvafakat etti. Biz yüksek yere varacağımız zaman. Bu kadar kin kabul etmez olsun? Hâşâ ki aşkla pişmişlerden başka. Hazineler de jüarUarla beslenir. O da bizim yolumuzda şehittir. Sakm bizim bulunduğumuz mezarliktsın. . Sonunda da bize vefa gösterdi o. Eğer o olmasaydı aramızda engel. Biz kırmızı giUiiz. înanm ki o mutludur. Aşkunız da bozulur ve zail olurdu. Bizler birbirlerimizin lâzım ve melzûmlanjnz. GiiUer dikenlerin gagasıyla korunm".

Bir kimse bu kadar vefa göstersin. Bunun içindir ki ceımet nimetina lâjoktırlar. Bu topluluğun hujru merhamettir.MEMO ZÎN -429 Bu kadar cefa gösteren bir kimseye. .

Başucuna bir nişan koydıdar. Günahsızlik suçunım kurbanı olan Memo'jru.LVI ZtN DE ÖLÜYOR Hulâsa ceUâd aşkm şehidi. tanesini hazineye koydular. Aşk fedaileri topluluğunun öncüsü. Yani budur kıyametin serveri diye. mezarm üzerine gölge bırakarak. O jrUanı da ajrak ucuna gömdüler. adaletsizUğin kurbam. O inci. Topraktaki mezara gömdiUer. Sonra Zin geldi o çam fidanı bojmyla. Zulmün maktulü. Pâk nurla süsledUer. Bütün alnı açıkların önderi diye. . Bir selvi oldu. Padişahm beratı gibi.

İniltileri kesildi ve güçten düştü. ayvalar. şakaklar ve giU bahçesi gibi yanaklar. (1) Narlar. bu cemal ve yüz bahçesi. Askerler. Feryadlan mavi çarka yükseUrdi. (1) Siyah bademlerden maksat kaşlardır galiba. ahenkle söylerlerdi. Onunla feryad ederdi herkes. Sesleri her dokuz feleğin üstüne çıkardı. Gözyaşlan devamlı dökülüyordu. Her an gönül derdinden «Ah» ettikçe. F. güzeller. Oturdu zavallı Memo'nun başucuna. Siyah bademler ve elâ gözler. ^AUaha sığmırı»r Onunla sesle. Şüphesiz bunlar senden başkasma hararAdır. Hepsinin rengi güzel. Dilberler. sen de bahçıvansın. Zin'in takati ve gücü kalmajrmca. Dervişler. Yağmur mezara yağdıkça. Memo'ya şöyle seslenerek konuştu: «Ey vücudumun ve canımm mülkünün sahibi! Ben bahçeyim. hepsi lezzetU ve tatlı. O matemzedeler de. Senin yüzün olmaksızm onlar neye yarar? Bu benler. Sanırdm ki aynen nisan aymda. Senin yetiştirdiğin bahçe saiUpsizdir.MEMO ZÎN 433 Perdesiz olarak ney gibi iıUiyordu. elmalar ve yüksek fidan. periler ve gamlan götüren güzeUer. Bu güzellik. reaya ve fakirler. Yine buluttan derya döküldü. nazeninler. Her damlası on inci olurdu. Huriler. : 28 . jiğitler ve beyler.

salUpsiz değillerdir. Belki bu yakmma sence makbul olmayacak. Toprağı ve külleri başıma serpeyim. Nurlar. SeıUn gözleriıUn vakfıydı ne mutiu! HepsirU tamamen talan edejim ben. Bana sitem edersen eğer. Hakkımdır ki yer yer ağrıyayım. Bu bahçe. Fakat kendi kendime düşünüyorum ki. Senin mülklerindir. Ihtilâttan pâk olayım. SeıUnle kucaklaşacağım zamandır işte. Belki sen berU değişik görürsün. Vücud ve canunm varhğmm terkibi. goncalar ve bütün çiçekler. GüzeUiğimden bir kU dahi eksik olsa. . Senin gibi baygm olacağım zaman yakmdır. Senin bakışmm adağıydı hep. ZiUiiflerimin hepsiıU tel tel çekeyim. Ki hiçbir kimse onlardan birşey yemesin.MEMO ZÎN 435 BedeıUmin ağacmı silkejim ben. Yani şakaklar. temizleneyim. Belki bana bir öfke gösterirsin. Korkarım ki beni sorumlu tutacaksm. ziUüfler ve berUer. Halka halka olan menekşe ve reyhanlar. yapraklar ve mejrveler. bahar. En iyisi pUı-pırtıjn tophyayım. Bu parlak sünbül ve lâleler. BiUyorum ki cevap veremiyeceğim. GüUer gibi elbisemi jnrtajrun. En İJİSİ hepsiıU talan edeyim. Bütün bu meyveleri dökeyim ben.

Görenlerin yükselen feryadlan. Elini tamamen candan çekti. Bildikleri gibi gömmeye hazırladUar. Hak emanetini teshm edeyim. Üzerine o kadar inci gibi gözyaşı yağdırdUar. Sanki bir mumdu da söndürüldü. Devamh olarak jüce arşa jükseUrdi. Memo'nun mezarmı kucakladı. Gözyaşı yağmuru üzerine yağıyordu.MEMO ZÎN 437 En İJİSİ odur ki bu güzeUiğimle. Yeniden o mezarm kapağım açtUar tekrar. Yeniden feryad etmeye başladUar.» Zin bu şeküde gerçekleri dile getirdikten sonra. O kadar feryadla üzerinde ağladUar ki. Melek bakışlı Mem'onun bulımduğu mezarm. Ruhunu Allaim huzuruna gönderdi. Eziyet etmeden hiç zülüf ve benlere.. Ta ki Zin'i gelenek ve merasimle. Hazır olanlarm canından yükselen figanlar. Yani o mücevherin içinde bulunduğu sedefin. Üç gün üç gece toprak yaygısmdan. Çaresiz bedeni canından ayrUdı. . Gönülleri yaralı olan o matemzedeler. Dünyayla ilgilerini kopardı. Vücudunu o mezara dayadı. Bu süsümle ve güzelUğimle sana kavuşajmm.

Gterçeğin bu sırrmı herkes işitince. Aşkla güzelce yaşadUar vallahi. Zin gibi genç olarak. O güneşi ve ajn bir burçta.MEMO ZÎN 43» O iki mücevheri bir kutuda. . Her ne isterse ona kavuşacaktır. Yüzlerce takdir ve aferin oıUara. Hayatı ve se'vinci onun yoluna feda eden kimse. Bey dedi ki: «Memo! Al sana yar!» Memo'nun cesedinden üç defa ses geldi. O ses «Merhaba» diye jükseldi. Dünyanm meyU hiç yoktu orUarda. Hayatmı aşkla değiştiren kimse. FasUasız olarak onları birbirine dayadUar. Toprakla ve çer-çöple bulaşmadUar. BirUkte güzelce öldüler. Buydu nezih aşkm eseri. Nezih ve gerçek âşık olarak gitti orUar. Hepsi aşka inandUar. Ya da Memo gibi başmı aşka feda eden. Vasıtasız olarak birbirirUn yanma koydular. Bakir ve ahu açık olarak gitti orUar. Hasretzede olarak AUahm huzuruna gittiler. Hulâsa Memo'nun sandukasmı yeniden açtUar. Susuz dudaklı ve birbirinden mejrve yemiyerek gittiler. Elbette muradmı alacaktır. ne mutlu.

Hânî'yi aşktan nasipsiz kUma. AUahım! GöniU dileğine ka'vuşmanm zevki için. belâdır. AUahım! Rakiplerin düşmanlığı için. AUahım! Kudret ve büjüklüğiin sevgisi için. O nasıl peygamberUk hakkmda bUgi sahibiyse. AUahım! GüzeUiğin şirinUği için. AUahım ! Bülbülün gözyaşlan için. dostiuktur. AUahun! Sevgiülerin tatlılığı için. Yani Muhammed'in dostluğundan. AUahım! Aşıkm gerçeğinin kemaU için. Onun her zaman söylejip durduğu. AUahım! Mecnun'un kanlı gözyaşları için. Allahun! Mahrum bırakma Ahmed'i. Fakat arayıp durduğu da. haldir. Dostluktan maksadı da onun. AUahım! Leylâ'nın gül renkU jüzü için. AUahım! NazeıUnlerin nazı için.MEMO ZÎN 441 AUahım! Gerçek aşkm âşıka verdiği yorguıUuk için. . AUahım! Ruhu kapan yarin hicranmm derdi için. AUahun! Zin'deki hasret için. Canmı aldığm zaman. AUahım! Kırmızı gül içindeki nem için. AUahım! Gam yiyenlerin yakarışları için. Onun sözleri baştan başa güzaftır. Onun fUUeri baştan başa aykındır. AUahım! Memo ve o aşkı için.

canım veren Memo gibi. Bekir gibi.MEMO ZlN 44? Onun sözleri görünüşte sizce selistir. îjilere bağışla. . AsImda ise size karşı yaptıkları habistir. Onu da.

Boylarmı birbiriyle birUkte yükselttiler. Havaya kalktı ikisi de sarhoş. Onlar yaratılış huylarını terk etmediler. Ve yetişti iki tane serkeş fidan.Lvn HER OT KENDİ KÖKÜ ÜZERİNDE YEŞERİR Onlann dari dünyadan ahret sarayına Yürüjüp gitmelerinin sebebi şudur ki. Sahibi gibi o da dikenüydi. Aşk ziraatmdan yeşerdi. Her biri kendi yaratUışma göre yaratUdı. Biri Jüksek selvi. Kolları birbirinin bojmuna dolandı. Sonra Memo ve Zin'in mezarı üstünde. . O hayırdan uzak olanm mezarmdan da (1) Ardıç kıyafetinde bir ağaç yeşerdi. (1) Bekir'i kastediyor. O ağaç rahat durmaktan uzaktı. lâtif ve göIgeUydi. diğeri çam. YeşU uçlu.

Acıdan başka bir meyve verecek. Her zaman ona gülsuyu da serpsen. O . sanmıyasm ki. Yaramazlar gibi dolandı o. Hasımhğmı aşikâr kUdı o. İki yarin kavuşmalarma engel oldu. Bir o kadar daha böyle hizmet etsen.MEMO ZÎN 447 Kalktı kendini iki ağaca yetiştirdi. Yine kendini o sevgiUlere yetiştirdi. Soyca kötü huylu olan yaratıklar. O sana karpuz olur mu hiç? O meyve vereceği zaman. Her gün damarlarmı yarsan. Ona yüz kerre bal suyu da versen. Güneş ışığıyla da onu beslesen. O soy kendilerinden temizlenir mi hiç? Kırk yU Ebucehil Karpuzunu eksen. Rahat durup geçinmek bilmiyordu o. Hulâsa: O ağacm köklerine ve daUarma. Rakîbler gibi onlara sarUdı. boğumlanna şeker de doldursan.

Ondan kerameüer göründüğü zaman. AUahm arşmda avlanırdı. F. : 29 . Bana şöyle anlattı hikâyenin sonunu: Dedi ki: Âşık ve sevgi sahibi bir yaşlı vardı. Sırlar ona aşikâr olurdu. Kendisi düşünceye daldığı zaman Ruhu 'Vücuduna gaUp geUrdi. Gerçeği şöylece açıkladı: Dedi ki : «Ceımet bahçesine gittim. Ermiş kimseler de haberdar olurlardı.Lvm HİKÂYENİN SONU Günlerin devranmdan haberdar olan adam. O ihtiyar rüyada mı. Onun gönlü Levhi Mahfuzun sırrından Her an haberdar olup haz alırdı. Orada ikibin huri ve cennet çocuğu gördüm. Toprak âleminden kaybolduğu zaman. Gönül âleırUne gaUp geldiği zaman. Uhamla mı. Sözleri fecir gibi doğruydu.

MEMO ZÎN 451 Hepsi bir köşkte çalışıyorlardı. Ben Memo ve Zin'in ortağıjnm. Gerçi AUahm lûtfu geniştir. Fakat kim olduğunu bilnUyordum ben. Fakat dünyada bunu öğrenmişsin. Bir hazeran değnek vardı eUnde. O köşk tamamen değerli ineUerden yapUmıştı. yedi katı da onlarm. yoksa kapıcı mı?» Dedi ki: «Şeyh! Sen Mm olduğumu bihniyor musım? Ben kapıcı olan o Bekir'im. Kapmm önünde karar kdıp durmuştu. Onun içindir ki burada eşikte oturuyorum. Baştacı oldular sonunda. Gerçi nöbetçi biçimindejim. Dağlamalar ve dertierle onlara bojrun eğdirdim. Ben burada eınrUyet için eUmde değnek duruyorum. Fakat Allah bu makamı ne için sana verdi?» Dedi ki: «Şeyh! Sen henüz arif olmamışsm. Dertler ve acUarla mübtelâ kUdım. Ama bu mekânda onlarm ortağıyım. Ben onlara o kadar siyaset verdim ki. GöniU rahathğmı dünyada onlardan aldım. Ben gerçi sözle onlarm rakibiydim. Bu köşk ki gördüğün gibi sekiz katlıdır. Bekir'e benzeyen taçlı ve sUâhlı bir adam. Fakat gözle onlarm dostuydum.» Ben ona dedim ki: «Ey sonu iji olan! Bana durumu açıklayarak anlat. . Fakat bu mülke hisse sahibijim. Bir katı benimdir. Dedim ki ona: «Ey mertebeler sahibi! Acaba sen sahip misin. Ben onları dünyadan geri çektim.

Bu iki kuma birbirine çok karşıdırlar. Ben onlara okumayı bıraktırdım Onları yerlerden göklere yükselttim. . Bazı fUUer vardır ki görünüşte doğrudur. Bağışladı ve ona cenneti yazdı. Biri de vefa kisvesine girmiş hışımdır. Tâ ki başunı da o yolda feda ettim: Bu iki cihan birbirüUn kumaşıdır. Allah onun hakkmda ne yaptı?» Dedi ki: «AUah onu affetti.» Şeyh onun sözünü dinliyekaldı. Dedi ki: «Ey sonu hayırlı olan günahkâr. O berU âlemin düzeni için öldürdü. Tacdin ki seni cinayetsiz olarak öldürdü. Öbüründe hiçbir tat bulamazsm. Onlar da bana bağdan bir çubuk verdiler. Fakat hikmeüerin işaretlerine perde çeken yaraticı. Sen birirU boşamadıkça. Bu taksim hazinesirU sırsız bırakmadı. Bazı işler vardır ki görünüşte kötüdür.MEMO ZÎN 453 Şunun için onlarm zararma konuştum. Alem benim kötülüğümün elinden Usanmıştı. Gerçi görünüşte kötiUük yaptı o. cehenneme gitmedi. müfsitliğim herkesi usandırmıştı. Cennete gitti o da. Âlemdeki kamunun rahatı için öldürdü. AsImda o kötülük rahatlık oldu. Biri cefa kıhğma girmiş adalettir. Ben onlara bütün bir cennet verdim. Yaratıcı onun kötülüğünü ve günahlarını.

Düşmanları olsan seni yaralarlar. taş yürekü olanlar. ne de düşmanı. . İlâhî rahmete mazhar olduk. Çok günah işlemekle mahrum kalmadık. Fiillerinin hepsi haksızlık olanlar. Öldürücü. Yüzlerce şükür ki Tacdin ve kötü olan ben Sadece Memo ve Zin'Ie ilgiü olduğumuzdan. Bekir gibi suçlu olan insanlar. Bu himmet âşıklara mahsustur.MEMO ZÎN 455 Sıradan insanlara bunu dağıtmadı. Onlar ijiUkten başka birşey bilmezler. O sırrı bize bildirmedi o. savaşçı. Mahsus onu dostlara ve tanıdıklara verdi. Onlara uymak uygun ve yerinde olur. serU kirletirler. Ya da ijice iji adamlarm düşmanı ol. Onlar ijidirler ve ijiüği biUrler. Sakm kötü adamlarm dostu olma. Onlarm himmetiyle günahları örtiüür.» Ey dost! candan iyi adanUann dostu ol. Ya da ceberrut Tacdin gibi. KinU mahremdir. Bu mertebe doğrularm yoludur. Onlann takviyesi destek olur. Sen onlara ne kadar cefa göstersen. kimi de mahrum. Onlar candan vefa gösterecekler. Âşıklarm ijiUğinden affediUrler. OrUarm dostu olsan. Köpeklerin ne dostu ol.

Ve hakkı anyan bir taUb olursa. Ondan başka kimseji hak bUmez. Dostiar mı değer kazanmıyacaklar? Rakîblerin ilgileri böyle olımca.MEMO ZÎN 457 Bu işaret ince bir gerçektir. Mühendis ! Alanı iyice tahmin et. Düşmanlar aşktan pay aldıktan sonra. Dostiarm üstünlüğü ne kadardır acep? Özelükle dost seviUrse. . îz'an et zarif bir nüktedir. Gerçekten yalnız onu hak bilir. Hoca! Meseleji iz'arUa incele.

Arapça. Bazı bahaneler. Derice ve Tazice. O (1) Derice Farsçamn. şarap içer ve sarhoştur. Divanedir o. O mesttir.LK GERÇEK AŞK Ey misalleri ve aldatmacalan dinUyen! Ey kıyas ve te'-viün müctehidi! Hânî aşk şarabıyla delirince. Tazice de Arapçamn bir lehçesidir. bazı bühtaıUar. ne de haram. fakat makamsız değildir. (1) Terkibedip şakayla ve oynayarak Bazı Botan efsaneleriıU. keyif ile memurdur. Eğer dinUyorsanız. O kadar içti kî o uyanık olmayan. o ney'in sesidir. O tuzlu şarap ona tatil gelince. Onun söyledikleriıUn hepsi aşktır. . Mahmurdur. ney ne helâldir. örf ile mazurdur. Sözlerinden haberi kalmadı onun. Bunun içindir ki şarap satıcısıdır ve müşevv^tir. Perdesizdir. Kürtçe.

onun değeri ağırdır. ya da onu iradeye sevkeder.MEMO ZÎN 461 Botîce. Güneş gibi ışık sahibidir. O. Aşk. Her kim ki birşey irade ederse. O. (1) Bazı hakîkler. ya da kalay olan kalbler. Fakat onun bu sözlerden maksadı. Çarşı ve pazarlara getirdi. Meğer ki zevkten habersiz ola. Bu cevherdir ki onları parlatır. Aşk ya onun muradıdır. eğer biUrsen öğüttür. Aşk kemalini ispat etmektir. (1) Bunlar Kürtçenin şiveleridir. bir kısun da altm ve gümüş. kimya dnsindendir. eşi olmayan bir yansuna ajmasıdır. . Onun kadrini bil. Bunlarm bir kısmı hikâyedir. Tannyı gösteren aynadır. Aşk cemaUni izhar etmektir. Gerçek aşktan gafil ohna. bir kısmı da siyah. zevâü olmayan bir sır hazinesidir. Her misâl de. Aşktan esersiz olan hiç kimse yoktur. bir kısmı da helâl. boncuk ve incileri. Bir kısmı parlak. Bunca dolaşıp durmaktan maksadı. Mehmedîce ve SUîvîce. Her kıssa hisseden pay alır. Ey en yakm yolun yolcusu! Güzel bir cevherdir. Süsledi çocuklar gibi. Katır boncuklarını. Kalp olan. Bakır ve cilâsız olan tabiatiar. Bu cüâdır ki onlan cilalar. bir kısmı da nüsâl. Bir kısmı haramdır.

Pâralairmı güzelliğe verirler boşuna. Kimisi dünya yaşayışıyla onu harcar. Çaresiz aşkı satarlar onlar.MEMO ZÎN 4fl3 Herkes kendi himmeti ölçüsünde. tanımazlar. Mahrum kalır görmek zevkinden. Bu iki toplulup da zararlı çıkar. öncüsüz ve kUavuzsuzdurlar. Olgun değil. Onlar cahil. sofu ve din bilgiıUeridirler. Kimisi de onmUa ahret sarajrmı satmalır. . Kendi nefislerirU bilmez. Mürşitsiz. Fakat sıradan insanlarm çoğunluğu bilgisizdir. İradesini sarf edecektir. kara cahil ve sefildirler. Ya da zahit. ahmak ve akUsızdırlar.

HAYAL MİDİR? (1) Sakî! Gel söyle bana ne renktir bu. Eskiden yalnız bunlar bilinirdi. Güzel yaratUışhdır. Bu âlem hayal imdir. yoksa rüya mıdır? Onun asılsız olduğunu yorumlama. Hep birlikte çabucak birbirierinden ajrrUırlar. (2) Bu tabiatlardan meydana geleıUer ve felekler. sonra başka un¬ surlar da keşfedilmiştir. Bunlardan doğan tabiatlar da ısı. YaıU var olmayan bir varlıktır bu. F.LX BU RÜYA MIDIR. : 30 (1) (2) . Hep birlikte güzel bir şekilde ortaklık yaparlar. Felekler. Unsurlardan maksat varlıkların kökü olan ateş. ne yazık ki ölümlüdür bu. Bşlangıcı gerçi hayat rengindedir. kuruluk ve soğuktur. Onun hayal olduğunu tasvir etnie. Bu bölümde insan hayatı tasvir ediliyor. top¬ rak ve havadır. unsurlar ve onlardan doğan tabiatlar. su. nem (Yaşbk). Ama hayatmm sonu da ölümdür.

Ateşe müstahak olan o kalp kalıbı. Onları çiftçi özel olarak kaldırır. Bir kısmı gizüdir. O değirmenin daneleri insanlardır. jrumuşak un gibidirler. hava yok olur. Çarklıdırlar. orada cehalinden bahsedilir. ne diri. hennemdekilerin . O kadar macera çektiği halde. (1) «ölmez ve dirihnez>> sözü bir âyetin parçasıdır. Yani İJİ gidişU nefisler. Değirmen gibidir felekler. O daneji özel olarak ekerse. bir kısmı lâtif. Bölünür ve öğütiUür. O daneler sırayla ve peş peşe. Gerçi bizim soylarımız ve köklerimizdir. Yok olma hastalığmm sermayeleridir. (1) Yalnız değerU ve pâk tıynetU olanlar. Su kurursa eğer. Yer altmda saklı olan. Yine pisUk mertebesine razıdırlar. toprak toz olur. devamlı dönerler. GenelUkle ne ölüdür. Olgunlaşmaz ve iyice pâk olmaz.MEMO ZÎN 467 Ölümsüzlük cevherinin ipuçlarıdır. Yerüden tekrar yoğururlar onu. Çürümedikçe helâk olmaz. Devamlı dökülürler çuvalm ağzmdan. Bir kısmı ağırdır. bir kısmı hafif. «Ölmez ve dirilmez» sözü gereğince. Dökülen her dane parçalanır. Ateş sönerse. Dördü de bizim için yol göstericidir.

Bu haUerin zuhurundan sonra henüz.MEMO ZÎN 469» Olgunlaşıp salkım olduğu zaman.. Hulâsa: O cefalardan sonra. Kâh tutucu kuvvet onu ezer ve acıtır. Bazan itici ku'vvet geUp onu jrutar. O kadar onu döverler ve öğütürler ki.. Yönler ve köşeler onımla mâmur olurlar. Karışık şarabı damlatırlar. Onu 'vücuda ve organlara tevzi eder. Birbirinden ajnran mümej^jiz boyacı. Hulâsa: Hayat şarabmm teri. Ciğerin çömleği ve kalbin şişesi. Yumuşak olan kısımlarmı jükseltir. Bu işçiler onu o kadar döverler ki. Katı kısunlarmı da aşağı indirir. İşe yaramıyan kısımlarmı döker. Ağzm değirmeni ve diUn çakçak'ı (1) Ağzm sujoı ve dişlerin taşı.. (1) Çak çak: Danelerin depodan değirmen taşımı} sağlayan tahta parçası. Sonra en joımuşağmı ayırırlar. Birbirinden ayırıp dağıtırlar. Kâh çekici kuvvet içerisini çeker. Bazan hazmedici kuvvet onu hazmeder. Mide tandın onu pişirir. deliğine düşmesini . Onu döverler erzak için. Devamlı ısmm aşçısı. Kuvvetlerin tasarrufuna gelir sıra. Nebat şerbeti gibi damlatUmca. Ta ki un gibi uf almcaya kadar.. Karmlar âlenUne kaahU olur. O kadar onu ten şehrinde dolaştmrlar ki.

Vasıtasız olarak onu jrukan götürürler. Ucu yeşilIerUr yaprak ve mejrvelerle.MEMO ZÎN 471 Kâh su deryasına dalar gider. Sularlar doğduktan sonra da. O bitki serkeş bir fidan olunca. GizUUk tarlasından O taze bitki çıktiğı zaman. Kâh kan rengiyle renklenir. O mejrve kemale erince. O dane mejrvesiz bir ağaç olur. Mercanlar gibi dizildiği zaman. Can ışığmm yansıma aynası olur. GüzelUk ışığmm mazhan olur. Karmda kaldığı sürece. Eğer fejizden ona yağmur serpilirse. Güzel mejrveyle sarhoş olunca. . Yağmur feyizden imdada yetişmezse. Kâh terkib için dizilir. Onu yadigâr olsun diye alırlar. Eğer padişahm ikramma lâjoksa. Hayatm menşei. işte o özdür. O bitkiji zaman zaman kanla. O can nedir? nebatm özüdür. Tertib ve nizamla tasvir olur. Eğer AUahm huzuruna hak kazanmışsa. Sersemdir ve gıdası kandır.

O güzel lokma şerbet olm. Eğer öylece havanm önünde kaldıysa. O yolun yolcusu olamaz. Büjük fıçmm içinde kaynajap kabarmadıkça. (1) Mâ'seri üzümün sıkıhp şırasının çıkanldığı yerdir. Büyüklük tepesinden düşmedikçe. O meyve kemal şerbetini çer. (1) Onun bakun görmesi gerekir. TecelUleri katlajonca. Yani sıfatlarm çokluğundan. Yiyeceklerin bakımmı görmesi gerekir. Eğer acı ya da ekşiyse olgunlaşmamıştır. Bu ağaçlar çok dalh olurlar. Orada kaynayıp kabarmca. Pişip olgunluğa kavuşunca. Onu gerçek mâsere götürmezler. Onun orada adı meczup olur. . Bu şekilde elden ele o yolda. Fakat çok az bulunurlar. Fidanın üstünden dökülünce. Büjük fıçmm içinden çıkmca. Onu mertebe mertebe oraya d^^ğru götürürler. Kâh AUahtan sakmmanm mehtabıyla yanmalı.MEMO ZÎN 47S Gidince hemen sevgih olur. O cefa ma'serine gidecektir. Kısacası: Büjükliiğün şevketinden. O şerbet eğer tathysa çiğdir. Ta ki şarap için pirin eUyle. Kâh din güneşiyle pişmeli. Zillet toprağına kavuşmadıkça. Hulâsa: GüzelUk hararetinden.

O tecellilerin harareti. Kırmızı ya da al olduğu sürece. Kendi kendine bir varlık tanıdığı müddetçe. Allahtan ona bir görünüş yoktur. Sürahinin ve kadehin rengindendîr. O Hakla ölümsüzlüğü göremez. Fakat bu ka-vuşmak birleşip katUmak suretiyle değil. arazdan tecridedilince. Henüz ağzı mühürlü nefis şarap olmamıştır. O pota gerçi dardır ama. Cevher. O tozdan indirirler onu O buhardan yükseltirler onu Yükseltildikten sonra süzülünce. Mutlak olarak yok olmadUîça. O yakıcUar ve o takviye ediciler. Sevinç vefasmm maşrapası olmadan. Ölümsüzlük onun için kavuşmaktır. Gönlü açan sahra gibi geniştir. AyrUmak ve tek basma kalmak suretiyle de dep. Yeniden potaya bırakırlar onu. O ilâhî şarabhaneye gidemez. Henüz belli makama gitmemiştir. .MEMO ZÎN 475 Cevher tamamiyle yok olunca. Yok olmak onun için ölümsüzlüktür. O zaman tecrid makamına gidecektir. Araz gibi etkili olunca.

MEMO ZÎN

477

Bu şekilde muradma kavuşur. Ancak o zaman kavuşan mürit olabiUr. Bir defada perdeleri ve ağlan çeksen? AUahım! Ne olur biz körlerin önünden. Biz âcizlere görmeyi nasib etsen. Perdesiz, örtüsüz ve engelsiz olarak? Görerek inanma deryası dalgalansa da. Bizler de bir zaman sejrretsek? Bu sanUar, şüpheler, bilgiler ve takUtler, Ajmen tevhit ile değişseler? Nedenler, araçlar hiç kalmasalar. Bir defa nedensiz olarak seni görsek? Bizim, varlığı zorunlu olan Allaha inancımız vardır, Varhğımızm zorunlu olmayışı arada perde olmuştur. AUahım! Yine bizi kendimizden kurtar. Kendin için bizi kendimizi tanır hale getir. Bu yürüjüş, bu yolculuk ve merhaleleri aşmak. Candan yönelen müride mahsustur. Bizim için nerde mümkün olur. Eğer yaratıcı ezelden takdir etmemişse? Çünkü kötülük ve bu yola yönelmek, îji işlerle ve yaramazlıkla olmaz. Âbidler bir riya ile helâk olurlar. Günahkârlar bir dua ile pâk olurlar. Âlem ki bir hayalî gölge gibidir, Yaratıcmm kendisi yol gösterir ve sapıtır. Odur hayal manzarasma getiren. Odur sapıklık perdesine bürüyen.

MEMO ZÎN

479

Fakat bize iradei cüziye vermiştir. Pis ve hilekâr nefsimiz, Onu da elimizden kaçırmıştır, Biz kalmışız, AUahm lûtfunun imdadı kalmış. Yalnız en iyisi biz sıradan insaıUar için. Sadece şu yeter biz günahkârlar için: Baştan AUahı hakkıyla tanıyalım. Ne kadar kusurlu, kemkişi ve noksanlı da olsak, Sonra gönülden ondan korkahm, DirUmizi büginlerden soralım. Onlar nasU derlerse öyle yapalım, Tâ ki dünya jüzünden yok oluncaya dek, Sırtımızı AUahm lûtfuna dajnyalım, Belki bizi ateşten affeder.

LXI

SONSÖZ VE KALEMLE KONUŞMA

Ey asImda yaya olan aüı!
Ey beyaz sajrf alarm âşıkı! Ey değersiz ve başı eğik şair! Ey büjücü ve gülünç sihirbaz! Ey sapıklık vadisinde başıboş gezen. Ey büjüklük iddiasmm aldatUmişı! Ey ucu yontulmuş pis renkU kalem! Güzel kumaş gibi güzel renkli kâğıdı. Şakak ve benler adma karaladığın yeter, «B» ve «D»lerle kötü adlı yaptığm yeter. (1) Yazı «Gubar» ve ufak olduğu sürece, (2) Yazı güzelUkten uzak değildir.

(1) (2)

«B>^>.

ve «D>^ «Bed» demektir, yani pis. Gubar Arap yazısının bir çeşididir.
31

MEMO ZÎN

483

Fakat Öğretim yazısı gibi çoğalmca. Ya da «Sülüs» ve «Nesih» gibi iri olunca, (1) O güzelUk saj^asmı ortadan kaldırır. Berrak olmaz, aydm olmaz ve kemale ermez. Sade dilberin şakaklarmm. Kolye gibi olmaması gerekir. (2) Yüz mehtabı üzerinde şakaklar güzeldir. Yüz üzerinde yular gibi ohnamak şartiyle. Ey kalem, sen de hayU uzattm. Bu kâğıdı çok karaladın, yeter artık. Sözler inci gibi de olsa. Çok olunca değersiz kalır. Mücevherlerin değerli olduğunu görmüyor musun? Çünkü azdırlar ve nadirdirler. Şaşırtmaca, yanlış, hata ve unutkanlıkları, ÎJİ karşUanmıyan günahlarm tamamını. Hiç düşünmeden yazdm sen, Bu yaptıklarına kim tahammül eder? Bunları senden tasvibeden kimse yoktur. Sana bunun için aferin diyen kimse yoktur. Ey arsız, kötü ve edepsiz! Küstah, kötü işü ve de haksız! Senin ucunu ne kadar yonttumsa ben, O kadar yanlış yazılar yazdm sen. Ne kadar ucunu tıraş ettimse ben, O kadar günah kazanmaya çalıştm sen. Haddini aştın sen de Hânî gibi. Nakışçılık yaptın sen de Manî gibi. (3)

U) Sülüs ve Nesih Arap. yazısının birer çeşididir.
(2) Burada ve bundan sonraki iki mısrada sayfa yar yüzüne benzetilmiş. (3)

Manî: ünlü Çin ressamı.

MEMO ZÎN

485

OjTmlar ve oyalamalarla meşgul olduğun yeter. Hatalardan ve şaşırtmalardan tövbe et. Bir defa tövbe yolunun üzerine gel. Henüz sana sıra gelmemişken.

Hüner sahibi olan o kahraman jiğit. Önce öfkelenme kemerini bağladı. Parmak uçlarmm düldülüne bindi, Derhal karşımıza dikildi. Dilinden çekti bir Zülfikâr, Benimle atıIUarm şahı gibi bir hasun oldu. Kızdı, kahırlandı bu sitemlerden. Dili şu cevaplarla döndü: Dedi ki: «Ahmet! Eğer habis değil isen. Sen ne söylediysen onu yazdım ben. Senin sözlerin ister iyi ister kötü olsun. Senin fiillerin ister yanlış ister doğru olsun. Ey işi kötülük olan ! İyi biUyorsun ki. Sensin onları söyliyen, yapan ve onlarm sahibi. Ben bir ney'dim ve ney alemindeydim, (1) Şaraptım, ama içenlerin eUnde değildim. Sen beni sazlıktan götürdüğün zaman, J^e sözüm vardı benim, ne de feryadım. Uzaklaştırdm beni arkadaşlarm yanından, Terkettirdin bana ülkemi ve ailemi.

(1)

Eskiden kamış kalemler kullanıldığı için böyle yazmıştır.

MEMO ZÎN

487

BerUm boğumlarımı ve parçalarımı baştan aşağıya,

Önce «01» emriyle deük deşik ettin sen. Sonra beni aşk tabağma koj^mca sen. Kalbimi aşk ateşiyle deUnce sen. Ve sen vücuduma ruh üfürdüğün zaman. Benim gönlümden geldi bu «Ah» ve figanlar. Senin üfürüğün benim kalbimi ve ciğerimi yaktı. Sen ne üflediysen ben onu söyledim. Ben dilsizim, konuşmasız ve uyuşuğum, Nefissiz ve nefessizim, kamış kısmmdanun. Saz meclisini sen bana sevdirdin. Günah defterini sen bana karalattm. Gerçi görünüşte varım ben. Ama sazcı sensin, ney gibijim ben. Acaba ney kendiliğinden birşey söyler mi? Hiç kalem kendiliğinden bir damla döker mi? Kaleme kara işler yaptıran kâtiptir. Sazcıdır ki ney, elinden feryad eder. Ney, kalem, kitap ve nişan. Ok, hedef, yay ve atıcUık, Kaderde emir altma girmişler. Henüz günah adı bile yazUmadan önce.»

AUahım! Biliyorsun ki zavaUı Hânî de. Kalem gibi tutsaktır. Gerçekten onun kalbi senin eUndedir, Mutlak olarak onun eü, kendi eUnde değildir.

(1) (2) (3) Yazı yazmaktan Doğduğu zaman. Çünkü yokluktan koptuğu zaman. (4) Buna göre 14 yaşındayken yazı hayatına atılmış. Milâdî tarihe göre yılında doğmuş-- tur. Kendi menfaatini ve zararmı bilmez o. Memurlar her zaman olurlar mazur. Baştan ayağa kadar hep seıUn elindeydi. . o emirle memurdur. (1) Maksadı. Vallahi aktan ve siyahtan. (4) O. Sen ne irade ettiysen. Bu kita¬ bın yazılması da 1695 yılında tamamlanmıştır. o havayı çalar. Hayli sayfalar karartmıştır o. Gerçi sen ona bir iradei cüziye vermişsen de. (2) Tarih bin altmış bir idi. Ona yazı yazmayı öğreten yazı serUn yazmdır. onu da tamamen sana bıraktı. Otuz yUdu" ki yanlış yazUar yazmaktadır o. o da onu yazdı. gayesi sensin AUahım! Fakat kötülük mürekkebiyle. gerek ilmiyle ve gerek kalemiyle. 1651 Bu Hicrî tarihtir.MEMO ZÎN 489 Sen onun başmı yonttuğun zaman. O da ney gibidir. (3) Bu yıl kırk dört yaşına girdi. günahkârlarm öncüsü. demek istiyor. Kendisi için en ijisini ne biür o? Senin rızan her nasılsa. Amir sensin. O. O.

MEMO ZÎN 491 Günahlardan hayU mal toplamıştir. . (1) (1) İlgi kesmekten maksat ölümdür. Sen önce nasU ona aşktan ufuk verdinse. Sonunda da ona güzel bir ilgi kesmek ver. İJİ işlerden ise bir mangırı bile yoktur.

hevş (Ağıl.FERHENG (Sözlük) A Ab: Av (Su) Aba: Bav û kaim (Atalar) Abegîne: Cam. 2 Kemayî (Kusur) Axaz: Dest pe kırma karekî (Bir işin başlangıcı) Axıl: Axur. (Ceylân). ahır) . zaman) 2 Nuha (Şimdiki (Hz. 2 Adem Pexember Adem) Aiaq: Asû\van (Ufuklar) Alîtab: Roj (Güneş) Agah: Haydar (Haberdar) Aheste: Hedî (Yavaş) Ahû: 1 Xezal. belûr (Cam. biUûr) Abıd: Peresdar (Ahit) Abîdane: Peresdaranî (Abitçe) Abîdar: Bı av (Sulu) Ac: Dırane fîl (Fildişi) Acil: 1 Peşende (Gelecek zaman). Adera: 1 Mırov (însan).

haletin (Aletler) Alemefrûz: Rohnîkiroxê gerdiinê (Diinyaja aydmlatan) AK: BUmd (Yuce) Alîmul-xeyb: Zanayê bi tiştên nepenî (GizU §eyleri bilen) Aliide: Lewitî (Pishge biUaşan) Ain: Giştî (Umiimî) Amel: Xebat (Çalişma) Aram: Hêsayî (Rahathk) Arasîte: XemUandî (Suslenmi§) Anf: Naskir (Taniyan) Anz: 1 Peydabiija (Sonradan olan). Sûleyman'm Veziri) Asî: Gunehkar (Giinahkar) Asîmanî: Ji rengê asîman. 2 Aşt (Barişik) Aşifte: Perîşan (Peri§an) Aşina: Naskirox (Taniyan) Aşîyan: Hêlîn (Yuva) Ateşgede: Peresgaha agirperestan (Ate§e tapanlarm tapmagi) Atil: Teral (Tenbel) Ayîn: 1 Risun (Resira). 2 Dêm (Yanak) Ainzî: Nii çêbiiyî (Sonradan olan) Ari: Riit (Arinmi§) Asefê Berxîya: Wezîrê SUêman Pêxember (Hz.494 Axûş: Hembêz (Kucak) Al: Sor (Kirmizi) Alat: Ambiirm. (Gibi) 2 Aheng (Tören). raavi) Asîtan: Hev§ (Avlu) Asîyab: A§ (Degirmen) Astide: Hêsa (Rahat) Aş: 1 Aş (Degirman). he§în (Gök rengi. azerden: Renc (Eziyet) . 3 Wek Ayîne: Neynik (Ajma) Azerde.

dîtox (Gözlü. 2 Deri (Kapı) Babeser: Bı dîtm. be yom (Uğursuz) Bedevvî: Gundî (Köylü) Bedxwah: Xer nexvvaz (Bedhah. gören) Baç: Baçere (Yol geçiş ücreti. belavkırox (Veren. baç) Bade: Mey (Şarap) Baxeber: Haydar (Haberdar) Baıs: 1 Sebeb (Sebep) 2 Xızan (yoksul) Bakûre: Bzep (Bakir) Bal: Bask (Kanat) Bala: Bejn (Boy) Ban: Haf (Dam) Banû: Xatûn. anlâksız) Behaîm: Dev^ann (Davarlar) .495 B Bab: 1 Bav (Baba). dağıtan) Bazî: Lîztın (Ojmamak) Bed: Pîs. zışt (Çirkin) Bedayî': Tışten xweşık (Güzel şeyler) Bedexter: Bedsıter. (Hatun) Bar: 1 Fîkî (Meyve). kötü niyetU) Bedîhî: Eşkera (Aşikâr) Bedr: Hîva tıjî (Dolunay) Bedrûd: Rûzışt (Çirkin yüzlü) Bedsekal: Nîyetxırab (Kötü lUyeÜi) Bedsmşt: X'wîxırab (Kötü huylu. 2 Bar (Yük) Band: Sar (Soğuk) Bari: Xwede (Allah) Barigeh: 1 Eywan (Salon). 2 Felek (Felek) Basır: Dîtox (Gören) Bayi': Fırotox (Satıcı) Baal: Dayox.

smir) Besatîn: Bostanm (Bostanlar) Beser: Dîtm (Görmek) . yan Jî xêr ii bêr di dm. ber Ji wan di bare (Yiik altmdalar. 3 Fîkî (Meyve) Ber bû me: Ber bi me hat (Bize dogru geldi) Bercîs: Sitêra Mişterî (Jubiter yUdizi) Ber di bann: Di bm bardane. tecribe (Bela. iiriin yagdmrlar) . deneme) Bena goş: Penka goh (Kulak memesi) Bend û baz: Hunermendî (Meharet) Bexşende: Efiikar (Bagi§layici) Benat: Keçm (Kizlar) Bende: Kole (Kul) Bendi: Girtî (Tutuklu) Beng: Gîyakîye mirov pê serxwe§ di be (Sarhoş edici bir ot) Benî: Xulara. qiil (Hizmetçi. ked di barînm. 2 Bergeh (Yön). ya da iiriin verirler. deniz kar§Uigi) Berzex: Bejê ziravê navbera du behran. Berxîz: Ra be (Kalk) Berî: Bê par (Yoksun) Berk: Pehk (Yaprakcik) Berq: Biriisk (Şiraşek) Berqe': Perde (Perde) Berr: BeJ (Kara parçasi. kul) Ber: 1 Kevir (Taş).496 Behre: Par (Pay) Behremend: Xwedî par (Pay sahibi) Behrewer: Xwedî par (Pay sahibi) Bekke: Bajarê Mekkê (Mekke §ehri) Belorî: Tiştê ji belor (Billiirdan olan şey) Beliiqîya: Cihiidekî hUekarbûye (Bir hilekar Yahudiymiş) Belwa: Bela. sînor (Iki deniz arasmdaki ince kara parçasi.

497 Best: Gire da (Bağladı) Beşaret: Mızgîn (Müjde) Betî': Hedîmeş (Ağır jürüyüşlü) Bey": Fırotın (Satış) Beyda: Dest (Ova) Beyt: 1 Mala Xwede (Kâbe). (Ev) 2 Şe'r (Şiir). Bırehne: Tazî (Çıplak) Bırhan: DelU (Kanıt) Bıtûnan: Zıkan (Karmlar) Bı vverîne: Wer ke (Serp) F. bel¬ ki kalkandır) Bmyad: 1 Hîm (Temel). jera di bejm «Govenda feqîyan» (Bir halay çeşididir. belkî mertal be (Bir silâh. «Fakiler halayı» denir) Be zar: Neçar (Çaresiz) Bı bazîn: Bı lîzînm (Oynatalım) Bıjarm: Pek anîn (İfa etti) Bı kalıt: Bı nale (İnlesin) Bı kene: Bı kerîn (BecerikUdirler) Bdh: Ehmeqî (Ahmaklık) Bmper: Tewırekî çekbûye. 2 Avayî (Yapı). 3 Mal Beyte Meqsûd: Mala X'wede ku xelk qesda çûjnna we di ke (Halkın gitmek istediği AUahm evi) Beytıl-eqsa: Mızgefta bajare Qudıs'e (Kudüs'teki Cami) Beyyînat: Nişanen eşkera (Açık alâmetler) Bezi: Camerî (Cömertlik) Bezlego: Qeşmer (Komik) Bezm: Cıvata henge (Eğlence mecUsi) Be dad: Be çare (Çaresiz) Bex: Kok û nejad (Kök ve soy) Bejen: Bejmg (Kalbur) Be kene: Be kerm (Beceriksizdirler) Be newa: Be hez (Güçsüz) Berîte: Te'vvırekî govende.32 . : .

ceylanlarm çeneleri altmdaki misk kesesine de denir) Buhran: Bê heşî (Kiriz) Buxar: Helraa kelê (Kaynama buhan) Buqrat: Zanakî Yunanî.biiye (Bir Yunan bilgini) Bulhewes: Evîndarê ne Ji dil (Candan sevmeyen aşik) Bii. heraî (Tamaraen. . bekaret) Bilad: Welat (Ûlke) Bîlcimle: Heraî (Hepsi) Bil Heq: Bi Xwedê. bi bênahî (Gören) Binende: Kesê ku diir di bîne (Uzagi gören) Bisat: Ti§tê raxistmê (Yaygi) Bişe: Dara raêşe (Me§e agaci) Bîz: Zik. bi mana turê bm çena xezalan yê tijî misk Jî tê (Karm. Bo: Bêhn (Koku) Biise: Maç (Öpuciik) Biiş: Tevihev.493 Bidarî: He§yarî (Uyamklik) Bîli: Bîyok (Ajrva) Bîkr: Keçîtî (Kizlik. têkUhev (Karişik) Bûte: Şii§e (Şişe) C Ca: CUi (Yer) Cam: Qedeha meyê (Içki kadehi) Camediride: CUdirandî (Yirtik elbiseh) Cametebdîl: CUguhartî (Degişik kiyafetli) Camid: Hebûyê bê gan (Ruhsuz varlik) Can: 1 Gan (Ruh) 2 Laş (Viicut). hepsi) Bîmar: Nexwe§ (Hasta) Bina: Bi dîtm. ilahî) Bilkul: Bi tevayî. wxedayî (AUah hakki için.

499

Cana, canan: yar (sevgiU) Canfeza: Jînbexş, bexşendeye kefxweşîye (Hayat, sa-iinç
bahşeden)

Oamb: Alî (Taraf, yön) Cawîdaııî: Tımmî (Ebedî) Cazibe: Heza kâşane (Çekici güç) Cebbar: 1 Xurt (Güçlü). 2 Zordest (Zorba) Cebhet: Enî (Alm) Cebîn: Herdu alîyen enîye (Alnın iki yanı) Ced'an: Gırâken por (Saç büklümleri) Oedel: Mmaqeşe, pevçûn (Münakaşa) Cedîy: Bırca Karıke jı 12 bu-cen roje (Oğlak Burcu) Oegerriş: Cegerkul (Gönlü yaralı) Cela: Rohnî (IşUc) Celadet: M§rxasî, egîtî (Kahramanlık, yiğitlik) -Celal: Mezmatî (Büyüklük) Oelew: Hefsar (Yular) Celîs: Hevale rûnıştme (Oturma arkadaşı) Oema: Cıvîn (Toplanma) Oemad, Cemadat: Hebûyen be gan (Ruhsuz varlıklar) Oemaze: Deve (Deve) emî': Hemî (Hep) Cendl: Baş, meqbûl (İyi, makbul) Cemmaş: Nukubcûz (Yamuk gagalı) Cenah: Bask (Kanat) Cenan: DU (Kalp) Cera: Herıkandî (Akar, akıcı) Cerdan: Talankerm (yağmacUar) Ceres: ZengU (Çmgırak) Cerh: Bırîn (Yara) Cewahır: Pıranîya «Cewher»e, hebûye ku bı sere xwe di kare hebûna xwe nîşan bı de, wek kevır. («Cevher»tn çoğuludur, kendi basma varhğmı gösterebilen varlık, taş gibi)

500

Cewcem: Em rastê mana vê kelîmê ne hatin (Bu kelimenin anlamma rastlamadik). Cewr: Sîtem (Zuliim, haksizhk ) Cewşen: Zirx (Zirh) Ccz'e: Girîna li ser rairî, dirandma cUan ii kişandma por Jibo mirma wî (Öliinun iizerinde aglamak, elbiseleri yirtraak, saçlari yolmak)

Cift: Cot (Çift) Cilfû: Leyî, naser (Sel) Ciliis: Riini§tin (Oturraak) Cmdi: 1 Sipah (Asker). 2 Xortê rmd (Giizel delikanli) Cmiid: Sipahan (Askerler) Cmûn: 1 Dînîtî (Dehhk). 2 Dîn (DeU) Cir'e: Qurt (Yudum) Cirm: Guneh (Şuç) CibîIIet: Nejad û kok (Soy) Cihannuma: Nîşandayoxê dinê (Diinyayi gösteren) Cîhanpenali: Kesê ku dmya pişta xwe pê girê di de (Diinyanm giivendigi kimse) Cîhat: Piranîya «Cîhet»e yanî Rohelat, Roava, Bakur û Ba§ur («Cihet»in çogulu, yani Dogu, Bati, Kuzey ve Giiney
Cîlwa: Rohnî (Aydinlik) Coş: Keldaym (Kaynamak, coşraak)

Cunbeş: Pêldaym, hejîn (Dalgalanmak ( sallanraak) Cuz': Perçe (Parça) Cûbar, Cûyebar: Newal (Dere) Cûdî: Çîyayê ku geraîya Niih h serê rawestîye (Nuh'un geraisinin durdugu dag)

501

ç
Çaha zîqenc: Çalıka navbera leve jerîn û çene (Alt du¬ dakla çene arasmdaki çukur) Çak: Dırandî (YırtUı) Çalak: Bı sıvıkî, bı lez (Çabucak) Çapıkherekat: Kese ku bı lez tev di gere (Çe'vik davranan) Çarane: Tewırekî cUe cengebûye (Bir savaş elbisesiydi) Çareebrû: Bırûreş (Karakaşh) Çaraperdaz: Dîtoxe çare û havUe (Çare bulan) Ça^mîgî^, çeşnîgîr: Çekıroxe kefx'weşîye û henge (Eğlen¬ ce düzenUyen) Çavvûş: Peşleşger (öncü askerler) Çeng: 1 Enîşk (Dirsek). 2 Nîve Kulme (Avucun ya¬
rısı). 3
Tevv^ırekî saz (Bir saz).

Çengî: Sazvane saza çeng (Çeng sazmın çalgıcısı) Çerxe: Bı çenxe, bı bûre (Seğirt, geç) Çest û çalak: Bı lez û çelengî (Çevikçe, çabucak) Ç«şm: Çav (Göz) Ç«şn: Heng (Eğlence) Çdlexane: Cîye ku peresdar teda peresti di km (AbiÜerin
ibadet ettikleri yer)

Çırb: Xureken rûnî (Yağh yemekler) Çıvîyayi: Xuz (Yamuk) Çîhar erkan: Her çar goşe, yani Rohelata bakurî, Roavaya bakurî, Rohelata başurî, Roavaya başurî (Dört yön, yani Kuzeydoğu, Kuzeybatı, Güneydoğu, Güneybatı) Çîhanm: E çaran (Dördüncü) Çîn: Xûz (Yamuk) Çîn çîn: Xelek xelek (Halka halka) Çu: tu (Hiç)

502

D

Nav ii deng (Şöhret). Dafîe: Hêza tehradaymê (îtici guç) Da henstî: Bi hevdiira da ket (Birlikte dii§tu) Dair: Gêrbiiyî (Yuvarlanan) Daîrebend: Qora govendê ya gUor (Halka gibi halay safi) Daiye: Semed (Sebep) Dalalê nutleq: Avarêtîya yekcarî (Mutlak sapiklik) Dam: 1 DavUc (Fak). 2 Heywanên kedî (Evcil hayvanlar) Damad: 1 Zava (Damat). 2 Daman: Daw (Etek)
DUan (Dugiin)

Da': Jan (Hastahk) Dad: 1 Edalet (Adalet). 2

Dane:

1

Tene (Tane). 2

Tamikê nava davikê (Fakm

içindeki yem) Damş: Şêwr (Danişma)

Darii: Derman (Ilaç)
Dasitan: Çîroka kevne (Destan) Da'wet: 1 Dua (Dua). 2 DUan (Diigun). Dawer: Xwedê (Allah) Dawidî: Kesên h ser dînê Dawid Pêxember (Hz. Davud'un
dinine mensup olanlar Dayîn: Daye (Dadi) Debiq: Dermanekî rengkesk (Yeşil renkli bir koku) Debîr: Nivîsvan (Yazici, .sekreter)

Debr: Idarekirm (Yönetmek) Ded: Hejrwanên kiivî (Vah§î hajrvanlar) Def': Vegerandm, qewirandm (savmak ) Defain: Piranîya (Defîne»ye («Define»nin çoguludur) Dehan: Dev (Agiz)

503

Dehqan: 1 Axa (Ağa). 2 Baxvan, cotkar (Bahçıvan, çiftçi) Dexel: Ne safî (Kalp, safi olmayan) Delawer: Merxas (Yiğit) DeUal: Bangkırox (Çağırıcı) Delle: Tol (Fahişe) Del'vv: Bmca SatUe jı 12 bırcen roje (Güneşin Kova Burcu) Dem: 1 Zeman (Zaman). 2 X'wîn (Kan) Dem': Hıstır (Gözyaşı) Dembeste: Kese ku bı zehmet helma xvve di de û di sıtîne (Zor soluyan kimse) Demgeş: Kese bı hesan helma xwe di de û di sıtîne (Kolay soluyan kimse) Demsaz: Heval Arkadaş) Derb: 1 Lexıstm (Dövmek). 2 Çapkırma du-avan (Para basmak) Dere: Daxılkırın (Dahil etmek) Derdenak: Bı derd (DertU) Derxur: Xurek (Yiyecek) Derice: Deriye bıçûk (Küçük kapı) Dermende: Nexweş (Hasta) Dermeyan: Di navda (İçinde) Derr: Zırar, dıj (Zarar, karşıt) Derre: He-vvî (Kuma) Derrende: Heywane çırînok (Yui^ıcı hayvan) Dervvaze: Derî (Kapı) Dew': Tîrej, ronahî (İşm, ışık)
Devva: Derman (îlâç)

Dewab: Heywanm (Hajrvanlar) Dewende: Beza (Çok koşan) Dewhe: Dara mezm (Büjük ağaç) De\vre hal: Wergerîn û guhartma hal (HaUn dönüşmesi) De\vwar: Gerbûyî (Yuvarlanan) Deyyar: Mırov, kes (însan, şahıs)

504

Dêrê ezreq: Dêra heşîn, asîman (Mavi kiUse, gök) Dêrin: Kevn (eski) Di bestin: Girê di dan (Baglarlardi) Dilaram: Hêsayîya dil (Göniil rahathgi) Dildade: Evîndar, yar (Seven, sevgiU)
DUdar: Yar (SevgiU) Dildaş: Hevalê dU (GöniU arkada§i)

Dilefroz, Dilefriiz: Rohnîkiroxê dU (Gönlii aydmlatan) Dilfikar, DUefkar: Dil bi tirs (Ûrkek göniillu) Ddxwah: Daxwaza dil (GöniU dilegi) DUkuşa: Vekiroxê dU (Göniil açiei) Dilnewaz: Geşkiroxê dil (Gönlii canlandiran, şenlendireni Di nmna: Di xuya (Göriiniirdii) Dirc: Qalika mirarîyan (înci kabugu) Dîfoa: Hevrî§un (îpek) Dîdar: Xuyajrî, rii (Göriiniiş, jdiz) Dîde: Çav (Göz) Dîdeheyran: Ê ku mirov li çavên wî heyran di mîne (Göziine hayran olunan) Dîgergiin: Bi tewirekî dm (Bambaşka) Dîmax: Mejî (Bejdn) Dimai: Xwînî (Kanli) Dîmen: Erdê bejî (Susuz toprak) Dînar: Diravê zêrîn (Altm para) Dîrayet: Bîrbmn (Diişiince) D'îsa: Di îsa, di bmsî Parlardi) Diwan: 1 Civata mezinan (Biijaiklerin raeclisi). 2 Pirtiika §ê'ran (Şiir kitabi) Dîyar: Jor (Yukari, zirve) Dîyarî: 1 Xuyayî (Göziiken). 2 Hedîye (Armagan). Dîzdar: Dergevanê girtîxanê, yan kelê (Hapishane ya da kale kapicisi) Doxîteçeşm: Çavkeç, ê ku çavêd wî wek ên keçanm (Kiz gözlii, gözleri kizlarm göziine benzeyan kimse)

jüksek dere¬ celi kimseler) Ebes: Tewş (Faydasız) Ebîd: Koleyan (Köleler) Ebleh: Ehmeq (Ahmak) Ebr: Hewr. çeşitler) Ecûz: Pîrejm (Kocakarı) Ed bı km: Bı hesıbînm (Saymız) Edanî: Pıranîya «Edna»ye («Edna»nm çoğulu) .505 Dozex: Doj (Chennem) Dııxan: Dû (Duman) Ihucmeya Sıkender: Radara Eskendere Romî (Büjük İs¬ kender'in radarı) Duxter: Keç (Kız) Dur. asîmanan (Karışık inci¬ ler. gökler) Durd: Tılp (Tortu) Durdan. e-vvr (Bulut) Ebyat: Rezen şe'ran (ŞUrin beyitleri) Ecanıb: Kesen xerîb (YabancUar) Ecnas: Tewırm (Cinsler. Durdane: Teneyen mırarîyan (İnci taneleri) Dnre nîsare: Mırarîyen ku h sere büke ten reşandm (Cîelinin basma dökülen inciler) Duta: Duqat (îki büklüm) Dûd: Dû (Duman) Dûdeman: Nejad (Soy) Dûrebîn: Kese dûrdîtox (Uzağı gören) Dûşîn: Şeva çûyî (Dün gece) Dûşîze: Keça bakire (Bakire kız) E Ealî: Kesen mezm. Durr: Mırarî (încî) Durrâ Xeltan: Mırarîyen tevîhev. bılmd (Büyük kimseler.

2 Kulah (Taç) Evişandibûn: Di destê xweda hîştibiin. karşi karşiya) Edîm: Tunne (Yok olan) Edl: Dad (Adalet) Edn: Navê bihuştêkîye (Bir cennet adidir) Edna: Kesê nizimtir (En alçak kimse) Edû: Neyar (Diişman) Ef'al: Piranîya «Fî'I»e («Ful»in çogulu) Efîfe: Keç. 4 Bi benvekirma morîyan (Boncuklan iphge takmak).506 Edawet: Neyarî (Diişmanlik) Edem: Tunneyî (Yokluk) Edîb: Bêjevan (Eldebiyatçi) Edîl: Hevta. a bi namiis (Temiz. başlik) Eqdam: Lmgm (Ayaklar) Eqrebut-teriqe: Rêya nêzîktir (En yakm yol) . diişunce adamlari) Ehmer: Sor (Kirmizi) Ehya: Zmdîyan (Canlilar) Exder: Kesk (Ye§il) Exlat: Hebiiyên ku ji imsuran çê di bm (Ögelerden yaratUan varliklar) Exnam: Pezin (Koyunlar) Exter: Sitêr (YUdiz) Eqanb: Xizmin (Hisimlar) Eqd: 1 Marbirîn (Nikah kiymak). 2 DUan (Diigiin). beranber (Denk. 5 Diravên ku dema xwestma biikê Ji raala bavê wêra tê dajan (Kiz istenirken bab^sigile verilen paralar. xemgîn (Ûzgiin). bîrbir (Bilginler. namusîu kiz ya da kadm) Eflak: Piranîya «Felek»e («Felek»in çogulu) Efriiz: Rohnî (Aydmlik) Efser: 1 Meliil. pariztibûn (Esirgemişlerdi) Ehlê nezer: Kesên zana. 3 Girêdan (Baglamak). yan jma paqij.

sözcükler) Elhal: Nuha (Şimdi) Elîlıîmem: Hîmmetbılmd (Yüksek himmetli) Eîîl: Nexweş (Hasta). agur û hewa («Unsur»un çoğuludur. Elîm: Pır zana (Çok biIgiU) Elîmeqam: RıtbebUınd (Yüksek rütbeU) Elqîsse: Kurta gotme (Sözün kısası) Eltaf: Qencîyan (îyiUkler) Eltef : Naziktir. eskiden dört oldukları ve hayatm . 2 Al (Bayrak) Elettevvalî: Lı pey hevdû (Peş peşe) ELPaz: Gotmm (Sözler.50T Eq'wam: Qe'wınan (Ka'vimler) Ekber: Mezıntır (En büyük) Ekrad: Pıranîya «Kurd»e («Kürd»ün çoğulu) Eks: Ronahîya tışte ku di ave. yan nejmıkeda di xuye (Yansuna) E'la: BUmdtır (En yüksek) EIaîq: Ben û rehen ku mırov bı jîneve gire di dm (İnsanı hayata bağhyan bağlar) Elef: Pût (Hayvan yiyeceği) Elem: 1 Eş (Ağn). ax. 2 Kar (îş) Emsîle: Wekokm (Örnekler) Enadıl: Te'mrekî bUbU (Bir çeşit bülbül) EnamU: SertUîkm «Parmak uçları) Enasır: Pıranîya «Unsur»e ku berâ di hatm gotm çann û jîn jı wan çe bûye. en yumuşak) Elwan: Rengm (Renkler) E'mal: Karın (İşler) Emced: Pır bı şan (Çok şanh) Emda: Qesden (Kasten) Emeldar: Karker (İşçi) Emîr: Mîr (Bey) Emr: 1 Ferman (Emir). nermtır (En nazik. Evm: Av.

wek reng (Kendi başma varhgmi göstereraiyen. Şunlardir: Su. bi tirkî Jêra di bêjm (Ardiç) Erez: Çemê Erez (Aras Nehri). toprak. bu hususta cevhere muhtaç olan. 2 Ti§tê ku ni kare bi serê xwe hebiina xwe nî§an bi de. di vê yekêda mihtacê cewhere. renk gibi) 1 Erxewan: KuIUka hmarê (Nar çiçegi) Enstetalis: Zanayê Yunanî Arîsto (Yunanli bilgin Aristo) Erş: Text (Taht) Eriis: Biik (Gelm) Erz: 1 Nî§andan (Göstermek) 2 Fereja. ateş ve hava) Enbaz: Heval (Arkada§) Enbiya: Pêxembenn (Peygamberler) Encam: Dawî (Sonuç) Encim: Sitênn (YUdizlar) Encunen: Civat (Komite) EngÛLr: Tirî (Ûzum) Elnhar: Çemm (Nehirler) Enin: Nalîn (Inleme) Enis: Hogir (Munis) Enwa': Tewirm (Çe§itler) Enwar: Piranîya «Enver»e («Enver»in çogulu) Enwer: Pif rohnî (Çok i§ikh) Er: Eger (Eger) ErazU: Piranîya «RezU»e («ReziI»in çogulu) Erbab: Xwedîyan (Sahipler) Erbein: ÇU (Kirk) Er'er: Darelcîye.508 bunlardan meydana geldigi söylenirdi. ber (En) Esabi': Tilîne (Parraaklar) Esaxir: Biçiikm (Kuçiikler) Esbab: Ti§tên lazim (GerekU §eyler) Esmar: Fîkîjon (Meyveler) .

tüsüz) ör¬ Eyn: Çav (Göz) Eyş: Jîna bı kefxweşî (Mutlu yaşamak) Eyyam: Rojm (Günler) Ezaım: Nıvıştm (Muskalar) Ezazıl: Şeyten (Şeji.an) Ezdad: Tışten dıje hevdû (Bir birine karşı. zıt şeyler) Ezfer: Kîske bm çena xezalan ku misk tedaye (Ceylânla¬ rm çeneleri altmdaki misk kesesi Ezhar: Kulîlkm (Çiçekler) Ezman: Zıman (Dil) Ezra: Keça bakire (Bakire kız) . 2 Xuyayî (Görünen) Eyanî: 1 Eşkerayî (Açıkça) 2 Vata (Üstü açık. qencî (Vermek.509 Esnaf: Tewır tewır (Çeşit çeşit) Esr: Sedsal (YüzyU) Estar: Perdeyın (Perdeler) Eş'ar: Şe'rm (ŞUrler) Eşbah: C^mm (Cisimler) Eşk: Hıstır (Gözyaşı) Eta: Dayın. iyiUk] Etfal: Zarûkm (Çocuklar) Etrab: Keçen hevsaled kuran (DelikanlUara yaşıt kızlar) Ewam: Xelk (Halk) E'vvan: Alîkarm (Yardımcılar) Ewbaş: Du xorten bı hevdûra (Beraber olan iki deUkanh) Ewc: Tewre jor (Zirve) Ewran: Hevvran (Bulutlar) Eyax: Em raste mana ve pirse ne hatm (Bu kelimenin mânasını bulamadık) E'yan: Kesen gıregır (llerigelenler) Eyan: 1 Dîtm (Görmek).

2 Xwest (Diledi) Vek ketm: Kom bûn. Vekra: Bı hevdûra. bı şunda (Geriye) Vensand: Ve kır (Çözdü) Ve: 1 Ev (Şu). Feyrûz: Renge heşîn (Ma'vi renk) Feyyaz: Barandoxe feyze. safî (Temiz. hep birUkte) Füheqîqe: Bı rastî. safi) Fdûs: Manqırm (Mangırlar) Tırs. fitneci) Fewware: Pet (Alev) Feyroz. AUah) Fezaîi: Karen baş (İyi işler) Fezîhet: Eşkerakırma ne h gorî daxwaze (Arzuya aykırı olan açıklama) Fdk: Gemî (Gemi) Fılorî: Paqıj. ışıklı) Tebîet (Tabiat) Sisti (GevşekUk) Fızûl: 1 Tewş (Faydasız). vekışîn (Korkmak. yanî evîna ku te di keve nava dU (Bir yere giren bu nesne. Xwede (Fejiz yağdıran. dıgel hevdû (Beraberce) Vera bı gıri: Tu pera ra gırî. Fıtret: Fıtûr: Ve: Paşda. alîkarîya vı^î bı kî (Ona yar¬ dım edersen. bı carekî (Hepsi. çekinmek) Fırûz: Rohnî. bı fitne (Müfsit. gerçek) Fuad: DU (Kalp) Fıkr: Fıroz. gîhane nevdû (ToplandUar). yani gönlün içine giren aşk) . bı şewq (Aydm. rastın (Gerçekten.511 Fettan: Fesad. onu desteklersen) Vîhalî: Vî tışte ku te di keve şûnekî. 2 Be ar (Arsız) Fîlcımle: Hemî.

zaraan) Gaze-gaz: Qîre-qîr (Bagiri§ma) Geda: Kole. geçirdiler) Gêsii: Kezî (Saç örgusii) Gil: Harî (Çamur) Girdevvarî: Berhevkirî. di pejavîn (Konu§urIardi) Goşwar: Guhar (Kiipe) Goyîa: Teyrekîye bi şev di qîre (Gece bagiran bir kuş) Guftar: Gotm. 2 Gav. peyv (Konuşma) Guherguharan: Guhargewheran (Cevher kupeliler) Gulab: Gulav (Gul suyn) Gulben: Şaxa gulê (Guî dali) Gulgiin: Gulreng (Giiî rengi) Gulqend: Ava şekirê Qend (Kant şekerinin şerbeti) Gulnar: Ava kuUîka hmarê (Nar çiçeginin şerbeti) Gulpîrehen: Kesê ku kirasê wî wek guîêye (Gömlegi glil gibi olan) Gum kir: Winda kir (kaybetti) Gumrah: Avarê (Sapik) Guweşt: Tewirekî qaydê sitiranêye (Bir şarki makami) Guzaf : Gotmên tewş (Bo§ sözler) Guzer: Ger. Gencîne: Xizne (Hazine) Geşt: Ger (Seyahat) Geştî: Gremî (Gtemi) Grewherî: Gewherfiroş (Cevher saticisi) Gêrane: Gerandm. civandî (Derlenmiş) Girdîgar: Xwedê (Allah) Go§: Goh (Kulak) Goyende: di bûn: Di gotin. Guzîn: Bijare (Seçkin) Giin: Reng (Renk) . geçmek) Guzîde. derbazkmn (Çevirdiler. parsek (Köle. derbazbiin (Dolaşmak. zeman (An.bl2 G Gah: 1 Carna (Bazi bazi). dUenci) Genc.

2 Kurta gotme (Sözün kısası) Hazıq: Hunermend (Mutahassıs. beredayî (Kaybolan. yan kevu: (Maden ya da taşa yazı yazan) F. maksat aşktır) Hale: Seywana dora hîve (Aym etrafındaki hale) Hamî: Parezdar (Himaye eden) Haris: Cotkar (Çiftçi) Herr: Germ (Sıcak) Hasıl: 1 Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen). dergevan (Nöbetçi. mexsed evîne (Bir şeyin içine giren. başıboş kimse) Haldmane: Mîr anî (Beyce) Hala: Tışte ku te di keve nava tıştekî dm. mahir) Hazırûn: Kesen hazır (Hazır olanlar) Hazîme: Heza hezımku'me (Hazmedici güç) Hebîb: Yar (SevgiU) Hecer: 1 Kevır (Taş). kapıcı) Hacız: Navbır (îki şeyin araşma giren) Hadis: Nûçe (Sonradan olan) Hadî: Kese ku mırov tine reya durust (însam doğru yola getiren) Haîl: Navbır (îki şejin arasına giren) Haîm: Wmdabûyî.513 H Hacıb: Pajrvan. 2 Kevure Reş ku di dîwar§ Mala Xwede'daye (Hacer-Esved) Hecle: Bermal (Oda) Hedîd: 1 Hesm (Demir). 2 Cîhe mzuntir (En alçak yer) Hedîqe: Bax (Bahçe) Heqaîq: Rastiyan (Gerçekler) Heqqa: Bı rastî (Gerçekten) Hekim: Pm zana (Çok bügUi) Hekkak: Nıvîsvane h ser maden. : 33 .

liai: Havaîê hal ii razan (Hal ve sir arkadaşi) Hemxehvetî: Hevaîê xelwetê (Haîvet arkadaşi) Memxwsihei Hevaîê razanê (Uyku arkadaşi) Hemqal: Hevalê peyvê (Konuşma arkadaşi) Hemqedem: Hevaîê îmg. hevta (Denk) Hemser: Heval (Arkadaş) Hemware: Her gav. bira ii xuşk (Kardeş) Hemdem: Heval (Arkadaş) Hemefser: Hevaîê KiUah (Taç arkada§i) Hemel: Birca Beran ji 12 bircên rojê (Giineşin Koç Burcu) Hemişe: Tim (Her zaman) Heitn. eşit) Hemkase: Hevaîê vexwarmê (Içki arkadaşi) Heial: Helgirtm (Yiiklenmek) Hemîîqa: Hevalê dîtmê (Göriişme arkadaşi) Hej]an!. lê biçiike û pir tale (Ebiicehil Karpuzu) Her çend: Ger çiqas (Gerçi) . di sewîyekîda (Bir seviyede. tim (Her zaman) Hemzad: Hevalê xwannê (Yemek arkadagi) Henzeî: Fîkîyekî wek zebeşêye. hevrê (Yoldaş) Hemraz: Hevalê razan (Sir arkadaşi) Hemseng: Beranber.şîii: Hevalê rûniştmê (Oturma arkadaşi) Heinrah: Hevaîê rê. yaldiz) Heînaxîiş: Hembêzî (Kucaklaşan) Hemaşjyan: Hevalê hêlînê (Yuva arkadaşi) Hembîze: Hevaîê zik.514 Helahil: Kuştox (Ölduriicu) Helawet: Şêrînî (Tatlihk) HeU: Pişkaftm (Çözmek) Hellal: Pişkaftox (Çözen) Helwela: Gotma «LahewIe wela («LahevIe» demek) quwwete îUa bUlah» Heîlê sîmab: Avzîva helandî (Eritilmiş giimiiş suyii.

wek weşîye (Salkım gibi toplandUar) Herîr: Hevr%ım (İpek) Herzekar: Kotoxe gotmen tewş (Herzeci) Heseb: Nejad (Soy) Hesretzede: Kese ku belaya hesrete bı serîda hatîye.515 Herfan ne gırm: Şaşbûnan der ne xm (Yanhşhkları açığa vurmasmlar) Henstm: Kom bûn. Heyula: Nejada gerdûng (EvreıUn ilk maddesi) Hezer: Xwe parıztm (Sakmmak) Hezl: Yari (Şaka) Hezret: Pâşedest (Huzur. be rmrad (Hasretzede) Hesûd: Dexes (Kıskanç) Heşem: Meîyet (Maiyet) Hewa: 1 Hevva (Hava) . birirUn huzurunda olmak) Hıccet: DeUl (Kanıt) Hıcre: Kunca SunayU Pexember ya lı rex Mala XwedS (Kâbenin yanmdald Hz. çı qas ku (Şu kadar ki. 2 Evîn (Aşk) Hevı^alî: Çarmedor (Çewre) Hey: Zmdî (Canlı) Hey'at: Pıranîya «Hey'et»e («Hey'et»in çoğulu) Hey'et: ŞıkU (ŞekU. şenayî (Meskûn yer) Heyûl. îsmaU Hücresi) Hmd: Hmekî (Biraz) Hinde: Ev qas (Bu kadar) Hmdewane: Zebeş (Karpuz) Hmdî: Ev qas ku. ne kadar M) Hılûl: Teketma gane laşekî pişti mmme di laşekî dmda (Bir ruhun ölümden sonra bir başka vücuda girmesi) Hınayan: Kîse dıravan (Para kesesi) EUcab: Perde (Perde) Hîcr. felsefe) . biçim) Heyşet: Avayî. felsefe (BUgi. Hîcran: Dûrketma evîndar jı yarg (Hicran) fflkmet: Zanin.

516 Hîlal: Hîvik. sessiz kimse) Xaiie: Mal. bê riimet (Topraktan. (Ev. kaşlar ona benzetiUr) Hîn: Gav (An) Hîraset: Xwe panztm (Kendini sakmmak) Hîrqet: Şewat (Yanmak) Hol: Gog* (Top) Hor. birû tên diriibandm bi wê (Hilal. degersiz) Xal: Şana Ii rii (Yuzdeki ben) Xalab: 1 Zorbir (Yenen). ji nejadekî pak (Hanedan) Xasekî: Xulamê navmali (Harem hizmetçisi) Xasê nezer: Nihêrtma xisiisî (Özel baki§) . malik.ş: Kesê bê dengê ku na pejdve (Konuşmayan. Hiir: Horîyêd bihuştê (Cennet hurileri) Horî meqliib: Vajîyê ji horîyê (Huriden dönme) Hubb: Evîn (Sevgi) Hubla: Avis (Gebe) Huîslîaîn: Mîran (Beyler) Haimain: Xwedî hîmmet û qencî (Himmet ve iyilik sahibi) Humre: Sor (Kirmizi) Huwel-Heq: Ew heqqe( O haktir) Hût: Birca Masîyê Ji 12 bircên rojê (Guueşin Balik Burcu) X Xadim: Xulam (Hizmetçi) Xaib: Wmdabiiyî (Kayip) Xaqan: Padîşahê Tirkistan'ê (Turkistan Hukiimdan) Xak: Ax (Toprak) Xakîsar: Ji axê. Hane) Xanezad: Xanedan. 2 Qey (Gaîiba) Xame: Qelem (Kalem) Xamû.

Xel: Xelq (Halk) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelaîq: Gelen xelqe (Halk kitleleri) Xelef : Kur. evlât) Xem: Dost (Dost) Xelq: 1 Mırovm (İnsanlar. pis (Oğul. AUah) Xvs^ede (Günahları örten. maksat aşktır) Xedd: Dem (Yanak) Xedda': Xapînok (Aldatıcı) Xedeng: Tîr (Ok) Xef: Nepenî (GizU) Xeffar: Nuxaftoxe gunehan. mexsed evî¬ ne (Dün gece içilen şarap. halk). û qal (Çerçöp) Xasîyyet: Xısûsîjryet (ÖzelUk) Xaşak: Gerş û gel. 2 Aferandm (Ya¬ ratmak) XeUaq: Aferandox. qırş. nepenî (GizU kapaklı) Xebl: Perişan (Perişan) Xebûq: Meya ku şeva çûyî hatîye ve xwarm. jı adete der (Harika) Xar û xes: Gerş û gel. AUah) Xem: 1 Derd (Dert). qırş û qal (Çerçöp) Xatem: Gustil (Yüzük) Xawer: Rohelat (Doğu) Xavn: Vala (Boş) Xaz: Renge sor (Kırmızı renk) Xebxeb: GUare bm çene (Çene altı) Xebîr: Haydar (Haberdar) Xebîyye: Veşarî.517 Xar: Sıtırî (Diken) Xaretker: Talanker (Yağmacı) Xancîyyet: Derketma jı qanûn û adetan (Kanun ve gele¬ nekten çıkmak) Xarıq: Dırandoxe adete. Xwede (Yaratıcı. 2 Xûz (Yamuk) .

cilveli) Xerbet: Şerbet (Şerbet) Xerçeng: Birca Kevjalê ji 12 bircên rojê (Giineşin Yengeç burcu) Xerez: 1 Rik. hatîye morkirm (Onaylanmigtir) . kîn (Garez. di civîne (Gamlan ölçen. sejwana dora hîvê (Harman. kirînox (Alici) Xerîq: Nûqbûyî (Suya batan) Xerq 1 Niiqbiin (Suya batma). 2 Dirandm (Yirtma) Xerqe: Niiqbiijrî (Suya batan) Xermen: Bêder. kêfxweş (Giiliimseyen. 2 Daxwaz (Arzu.518 Xemendîiz: Kesê ku xeman di pîve. 2 Nivîsan (Yazi) Xetebend: Perwaza text (Tahtm pervazi) Xeten: Bajarekîbiiye miskê xezalêd wê pir hêjabiiye (Ceylanlarmm miski çok degerU olan bir şehir) Xetîb: Xwazgîn (Diiniir) Xetme: Morkirîye. kin). miifsit) Xemnak: Xwedî derd ii xem (Gam ve dert sahibi) Xemr: Mey (Şarap) Xemze: Awir (Gamze) Xenc: Naz (Naz) Xendan: Bi ken. toplayan) Xemguzîn: Bijartoxê xeman (Gamlan seçen) Xemmaz: Pejwgerîn. fesad (Dedikoducu. sevinçU olan) Xenî: Dewlemend (Zengin) Xennas: Şejrtên (gejrtan) Xeraman: Bi naz îi delalî (Nazli. dilek) Xeridar: Kirîdar. ajrm çevrestndeki hale) Xerra: Birqok (Parlak) Xerwar: Xerar (Bujöik çuvaJ) Xesîs: Çikîid (Cimri) Xesmane: Neyarî (Diişmanlik) Xet: 1 Cênîg (Şakak).

şiş) Xıtût: Xezm (Çizgiler) Xızam: Kulükekîye (Bir çiçektir) Xızm: Mırove h peş (Yakm akraba.519 Xetsîyah: Keça ku bıska ser cînîga we reşe (Şakağmdaki zülüf siyah olan kız) Xettat: Nıvîsvan (Yazıcı) Xewadmı: Xulamın (Hizmetçiler) Xevv'as: Kesen gıregır. xwe bı xwe ^aye (öğ¬ retmensiz olarak kendi kendine yetişen kimse) Xuld: Bıhuşt (Cennet) . h peş (îlerigelen kimseler) Xewatîn: Pıranîya «Xatûn»e («Hatun»n çoğulu) Xewf: Tu-s (Korku) Xewr: Kuran (DerinUk) Xeyb: Tışt û cîhe nexuyayî (Görünmeyen şey ve yer) Xeyl: Hesp (At) Xeyme: Kon (Çadır) Xeyre ıneqdem: Tu bı xer hatî (Hoş geldin) Xeyşûm: Fırnık (Geıız) Xeyûr: Kese bı xîret (HamiyetU kimse) Xez: Qumaşekî hevrîşmîne (Bir ipekU kumaş) Xezel: Tewırekî şe're (Bir şiir çeşidi. gazel) Xezenfer: Şer (Arslan) Xerexwah: Xerxwaz (Hayırhah. çöp. hısım) Xîda: Bakût (Gıda) Xîlafe mu'tad: Jı adete der (Mutat hilafı) Xîlman: Zarûken bıhuşte (Cennet çocukları) Xîred: AqU (AkU) Xokerdeye îşqe: En ku xwe kmbûn evîne (Kendilerini aş¬ ka atanlar) Xudreste: Kese ku be mamosta. iyi kalpU) XıdTewat: Sebzeym (Sebzeler) Xdqet: Aferin (YaradUış) Xı§t: Sıvık. şiş (Değnek.

aUe reiai) Xweşxîlqet: Rmdaferîn (Giizel yaratihşli) .520 Xull: Zmcîrê ku li dest ii Imgêd girtîyan tê girêdan (Piranga) XuUux: CUê hevr^mînê tenik (Ince ipek elbise) Xulûid: Zindîbîina timmî (Ebedî hayat. dUgeş (SevinçU) Xursend: Sitandoxê xwarmê ii bakiit (Gida alan) Xurşîd: RoJ (Giineş) Xurîic: Derketma Ji qanûn ii adetan (Kanun ve gelenekten çikmak) Xusr: Zirar (Zarar) Xusse: Keder. gam) Xusserevîn: Revînokê xeman (Gamlari dagitan) Xiil: Pîrhevok (Cadi) Xûşe: Weşî (Salkun) XWab: Xew (Uyku) Xwan: 1 Xwann (Yemek). davet etmek) Xur: Xwarin (Yemek) Xurfe: Bermal (Oda) Xuroş: Keldaym û rijîna bi ser firaqêda (Kaynayip ta§ma) Xurrem: Şad. pmdik (Gonca giil) Xundekar: Padîşah (Padişah) Xundm: Bangkirm (Çagirmak. xem (Keder. ebedîyet) Xunun: Kupê meyê ê mezm (Biiyiik şarap fiçisi) Xumrî: Rengê xumrî. sor (Kirmizi renk) Xunçe: Gula ne pi§kifî. dengbêj (Şarkici) Xwanê kase: Vexwaxma ji kasa meyê (Şarap kadehindeiî içmek) Xwemal: Malxoyê maJê (Evin sahibi. 2 Sifre (Sofra) Xwanende: Sitiranbêj.

peyvekî (Söz.521 İbaret: Pejrvr. rehtm (İndirmek. 2 Text (Taht) İmareya nîgare: Texte Sıtîye (Sıti'nin tahtı) İmkan: Hebûne ne zerûrî (Zorunlu olmayan varlık) İnayet: 1 Baldaym (Dikkat etmek). ÎUet: 1 Semed (Neden). erkek çocuğu) Icab: Bersîv (Cevap) icabet: Qebûlkırma xundme (Çağnyı kabul etmek) îdbar: Bextreşî. jı madenen tm te cîhekırm (Altını diğer madenlerden ayıran kimyasal bir madde) l'la: Bılmdkırın (Yükseltme) î'Iam: Eşkerakırm (Açıklamak) ÎUe. 2 Alîkarî (Yar¬ dım) İneb: Tmî (Üzüm) İntizar: Repan (Beklemek. dökmek) İrfan: Zanîn (Bilgi) . pis (Oğul. îcab (Gerek. icab) İkrah: Zorkırm (Zorlama) Iksîr: Maddekî kîmye'vvîye. bı we zer. yol gözlemek) inzal: Daxıstm. 2 Nexvı^eşî (Hastalık) îma: işaret (İşaret) İmaret: 1 Avayî (Bina). sözcük) îbda': Aferandma bı awakî xweş (Güzelce yaratmak) İbn: Kur. ihtilât) îqbal: Peşende (Gelecek zaman) lqtîza: X'westın. be talû (TaUhsizUk. bahsızlık) lftîraq: Dûrketma jı yare (Yardan uzak kalmak) îhsan: Qencî (îyiUk) îhtîraz: X'vve parıztm (Kendini sakınmak) îxfa': Veşartm (Gizlemek) îxtîlat: Tekili (Karışmak.

zeîf (Etsiz. dagitsm) Ji wan weye ku: Ji wan wisaye ku. rastbiin (Normal yere gelmek) î'tîkaf : Perestîya di mizgeftêda (Camideki ibadet) îtrê şahî: Dermanê bêhnxweşê wek ê padî§ahan (Padişahlarinki gibi giizel kokular) îttîhad: Yekiti (BirUk) îttîsal: Hevdîtm. 2 Pêştemal (Peştemal) îzhar: Eşkerakirm (Açiklamak) îzlet: Mayma bi tenê (Yalniz kalmak) îzz: Heybet. di bêjm qey ku (Öyle saniyorlar ki) . gîhana cem hevdii (Kavuşmak) îz'an: Qebiilkinna rastîyê (Dogrujm kabul etmek) îzar: 1 Cênîg (Şakak).522 îrfanteleb: Kesê ku daxwaza naskirmê di ke (Tanimak istiyen) î'raz: Zivirîna ber (Yuz çevirraek) îsxa: Gohdarî (Dinlemek) îsm: Nav (Ad) îstebreq: Tewirekî qumaşê hevrîşmîn (Bir ipekli kumaş) îslîtaet: Hêz (Guç) îstîwa: Nîvê asîman (Gök ortasi) îşqebazî: Evîn (A§k) îşret: Heng (Eglence) îşretabad: Ava ii ge§ê bi hengê (Eglenceyle şenlenen. zajnf). Jar: 1 Bê go§t. buyukluk). belav bi ke (Ajnrsm. 2 Reben (Zavalh) Jêkve: Ji hevdii (Bir birinden) Jêkra bi ketm: Ji hevdû bi qetîne. mezmî (Heybet. canlanan) îştiyaq: DUbiJokî (Arzulamak) îtab: Gazm (Sitem) î'lîdal: Hatma cîhê adetî.

vmek (Yalancı) Qebd: Tewırekî sekme (Bir çeşit şeker) . Qarûre: Şûşe (Şişe) Qasır: Kurt (Kısa) Qebaîîı: Gmıehm (Günahlar. 2 Nave sazekî (Bir saz adı) Qarûr. 2 Tışte kevne (Eski şey) Qedîr: Xurt. je ke (Keser) Qenbel: AU çepe (Sol taraf) Qemer: Hîv (Ay) Qems!: Derewçîn.2 Lı ser Imgan (Ayakta) Qal: Gotm. kabahatlar) Qebaîl: Qebîleyan (Kabileler) Qebes: 1 Kozır (Köz).bı xışım. AUah) Qena': Dergevane kele (Kale kapıcısı) Qella§: Bı dek (Kurnaz) Qelem ket: Bı bire. Xvvede (Kahredici. X'wede (Kendi ken¬ dine var olan. 2 Laş (Vücut) Qam': Beskır (Yetinen. Allah) Qefes: 1 Qefesa heywanan (Hayvan kafesi). kanaat getiren) Qani: Pır sor (Çok kırmızı) Qanûn: 1 Yasa (Yasa). AUah). 2 Sîng (Göğüs) Qehhar: Pu. söyleme) Qalıb: 1 Qalık (Kabuk). AUah) . bı hez. Xwede (Eskidenberi var olan. 2 Çuîsk (Kıvılcım) Qedd: Bejn (Boy) Qedem: Lmg (Ayak) Qedîd: Goşte zıwa (Kuru et) Qedîm: 1 Kese ku jı bereya bereve heye. pejrv (Konuşma.523 Q Qabîlun-ııar: Mısteheqe ağır (Ateşe müstahak olan) Qaıl: Gotox (Söyleyen) Qaîm: 1 Kese ku hebûna wî bı 'vvîye. Xwede (Güçlü.

3 Qeder (Kader). pazar) Qeza: 1 Kirma nimêjê piştî derbazbiina wextê (Vakit geçtikten sonra namai kUmak). 2 Tunnekirm (Imha etmek). riipel. Qedandma kare (îş bitirme) Qezaya. bazar (Çarşi. tehmdan (îtelemek. çiban) Qerîb: Nêzîk (Yakm) Qerîn: Hevalê pê§ (Yakm arkadaş) Qerz: Dejm (Ödunç) Qeseb: Bendikêd kumên jman (Kadm feslerinin kaytanlari) Qet'a: Ji bm (Asla) Qetal: Kuştî (ÖlduriUmu§) Qetre: DUop (Damla) Qettal: Mêrkuj (Kaatil) Qewl: (îotm. mecarf anlamda yazisiz bakir için kuUanUmaş) Qişt: ZUfa biçiik (iiçiik ziUiif) Qîlade: Gerdenî (Kolye) . Qedaya: Piranîya »Qezîyye»ye («Qezzîj^e»nin çogulu) Qezlyye: Mesele (Problem) Qmar: Çengelê ku go§t pêvê tê daleqandm (Etin asUdigi kanca) Qirtasîye: Kaxiz. bi mana mecazî Ji paxirê sayara hatiye gotm (Kagit. wek ku §ekir xwanbm şêrînm (Şeker yemişler gibi sözleri tatli olanlar) Qentar: Weznekîye (Bir tarti) Qer': Lê xistm.524 Qendexayan: Ên ku pejrvêd wan. sayfa. Mecniin (Leyla'nm aşigi. dövmek) Qerh: Kul (Yara. Mecmm) Qeyseri: Siik. pej^ (Söz) Qews: Kevan (Yay) Qewwel Qeşmer (Komik adam) Qeys: Evîndarê Leylê.

yakm olmak) Quwaye heywan: Heza jîne (Hayat gücü) K Ka'betullah: Mala X'wede (AUahm Kâbesi) KaTıeyn: Herdu kap. daxwaz (Murad. eğri olanlar) Kecrû: Bı ser rûra xwar (Yüzün üstüne eğmek) Kefaet: Hevtayî (Denk olmaJt) Kelal: Westandm (Yormak. kusurlu) Kase: Qedeha meye (îgki kadehi) Kazıb: Dere-vvîn (Yalancı) Kebk: Kew (Keklik) Keckulahan: Kulahxviraran. Musa) . bı mecazî jı asûnanra te gotm (Kubbe.525 Qînwan: Weşî (Salkım) Qiran: Beranber (Yan yana) Qîrat: Weznekîye (Bir ölçü) Qîtar: Rezıka devan (Deve dizisi) Qîwam: Hez (Güç) Qubbe: Kümbet. kofrxwaran (Eğri taçIUar. zar) Kabin: Te'vvırekî perûya bûkeye (Gelinin bir hediyesidir) Kala: Mal û mUk (Mal-miUk) Kam: Mır ad. mecazî anlamda gök için kuUanUır) Qulûb: DUm (Kalpler) Oolûbemen Iehnl-qelb: Dilen kesed wxedî dU (Gönül sahip¬ lerinin gönülleri) Onlzem: Behr (Deniz) Qurb: Nezîkî (Yakınlık. dilek) Kameram: Bextewerî (Muüuluk) Karesazî: Sazkırm û meşandma kar (İşin jürütülmesi) Karîgen: Gerdûn (Evren) Kas: Kem. bı qusûr (Kem kişi. verdiği yorgunluk) Kelam: Pejrv (Konuşma) Kelat: Keleyan (Kaleleri Kelim: Musa Pexember (Hz. zar (îki aşUt. türbenleri.

Kêbir: Sertîr (Ok ucu) Kezm: Daqurtandm (Yutmak) Kêfxweşî (Keyif) Kêj: Keç (Kiz) Kêwan: Sitêra Zuhel (Saturn jmldizi) Kilan: Hejandm (Salladilar) Kmiiz: Xiznan (Hazineler) Kurdar: Kurm (FiU) Kirdebengî: Bengîbiiyî. haysiyet) Kerem: Qencî (îyiUk) Kerîm: Kesê qenc. 2 Keyber. camêr (lyi.526 Kelte: Kelebiitî (Ojmaşma) Kemal. bengî (Çilgmlaşmiş) Kîiab: Seym (Köpekler) Kîsre: Pad%ahê Iran'ê (îran Hukiimdari) Kîswet: CU (Elbise) . hesyet (Şeref. olgunlaşmak) Kemalê bê kemalî: Temambiina kêmayîyê (KemalsizUgin kemale ermesi) Keaari: Ji qerax (Kenardan) Kenz: Xizne (Hazine) Keramet: Şeref. Kemalat: Gîhana bUmdîyê (Kemale ermek. (Bilgi ve hikmet işaretlerini ke§feden kimse) Kfeşwer: Welat (Ûlke) Kewaîb: Keçên memikgUover (Tombul memeli kizlar) Kewkeb: Sitêr (Yildiz) Kewn: Gerdiin (Evren) Kewneyn: Herdu gerdiin (îki evren) Keyfîyet: 1 Çawayî (Keyfiyet). cömert olan) Kerrena: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Kesb: Karkirm (Kazanç) Kesîî: Gur (Yogun) Kesret: Pirî (Çokluk) Keşşafê nmûzê hîkmetil-eyn : Kesê ku îşaretê zanîn ii hîkmetan kifş di ke.

serbest) Layezal: Xwedg (AUah) Leb: Lev (Dudak) . mahiyeti) Kurdemfir: Mîren Kurd (Kürt beyleri) Kusan: 1 Çawa(NasU). serbest (Nazlı. fermana Xwede ku di beje «Bı be» (01. zor (Güçlük) Kon: 1 Bı be.527 Kitabet: Nıvîsîn (Yazmak) Kîzb: Derew^ (Yalan) Koh: ÇSya (Dağ) Kohî: Çîyayî (Dağh) Koter: Gerdenî (Kolye) Kubra: Mezmtir (En büjük) Kuffar: Kafıran (Gâvurlar) Kufw: Hevta (Deng) Ku: 1 Lı ku (Nerde). AUahm «01» emri). 2 Çawa (NasU). yaşlı) Kul: 1 Rîş (Çıban). mahiyet (îşin içjüzü. be şerm (Küstah) Kuşad: Vekırî (Açık) Küs: Def (Davul) Labıdde: Hemm lazıme (Mutiaka gerekir) Lahût: Nolen paqıj (Tenüz sıfatiar) La'I: Gewherekî sore (Kırmızı bir cevher) Lamekan: Gerdûna asîmanan (Gökler alemi. 2 Çuna (Niçin) Kustax: Çelaq. pîr (YıUarı köhnemiş. mekân dışı) Lareyb: Be guman (Şüphesiz) Laubali: Bı delalî. 2 Qul (DeUk) Knnh: Bme kar. 4 Eğer (Eğer) Knhensal: Kevnesal. 3 Kîja (Hangi). 2 Gışt (Tüm) KuMet: Zehmet.

narîn (Nazik) Letîfedan: Kesê ku bi gotmên xweş ii zirav di zane (înceUkleri bilen) Lewleb: Felek (Felek) Leyali: Piranîya «Leyl»e («Leyl»in çogulu) Leyî: Şev (Gece) Lêk: Li hevdii (Bir birine) Liqa: Rasthatm. lêvziwa (Dudagi susuzluktan kuruyan) jLehd: Gor (Mezar) Lehw: Heng (Eglence) îl#hyan: Her du alîyan (îki taraf) Lehze: Gav (an) Leîm: Kesê nejadnizim ii çavbirçî (Alçak soylu ve zugurt kimse) Leîn: Mel'iin (Mel'iin) Lemyezel: Xwedê (AUah) Letîf : Nazik. Meh: Bîv (Ay) Mahîtab. dîtma Xwedê (KarşUaşmak. bi lêvanra (Agzma kadar dolu).528 Le'b: Lîztm (Ojmamak) Ijebaîeb: 1 Tijî. AUahi görmek) Lot: Lotik (Ziplama) Lucce: Pêla avê (Su dalgasi) Lutf: Qencî (lyiUk) M Bfediim: Tunne (Yok olan) Ma erefnak: Me te ne nasî (Seni tanimadik) Mafû: Bexşandî (Affedilen) Mah. 2 Lêv bi lêv (Dudak dudaga) Lebteşne: Lêvtî. Mehtab: Tavehîv (Mehtap) l>Iahiid: Kifşe (BiUnen) .

h gorî (Üzerine. : 34 . 2 Tışte ku jera delü te anîn (Kanıtlanan) Mamûl: Tışte ku pe te emelkırm (GeçerU olan) Ma'mûr: 1 Dme (Dünya). mücadele) Ma'rez: Temaşegeh (Sergi) Marîfetnak: Kese bı zanîn (Bilgili kimse) Maruf: Naskırî (Tanmmış) Matem: Şîn (Matem) Matemi: Kese şînî (Yaslı kimse) Ma-'vverd: Gulav (Gül sujru) Mazûl: Derketîye jı kar (Azlolunan) Mazûlî: Derketma jı kar (Azlolunmak) Meadm: Pıranîya «Maden»e («Medenin» çoğulu) Meal: Mana (Anlam) Meanî: 1 Pıranîya «Mana»ye («Mana»nın çoğulu). mejnldar (Meyleden) Mabcolî: Nex'weşe bı Ser'aye (Sar'alı) Ma'lûl: 1 Nexweş (Hasta).529 Maîl: DUbıjok. 2 Sıtıran (Şarkı söyleme) Mebanî: Çekırm û h hevanîna gotman (Söz söyleme) Mebhût: Hejorî (Şaşkm) Mebnî: Lı ser. tîkoşîn (Savaş. göre) Meclûbe mehebbeta unasm: Bı evîna mırovnan hatme keşan (Bazı adamlarm sevgisiyle çekilmişler. 2 Ava (Bajnndır) Manend: Wekî (Gibi) Manî: Ressame Çini e bı nav û deng (Üünlü Çin Ressamı) Ma'ser: Guvaşgeh (Üzümün sıkılıp şırasmm çıkarıldığı yer) Masîke: Heza ku di gire (Tutan güç) Masîwa: Hebûyen jı bil X'wede (Allahtan başka yaratık¬ lar) Maşa: Kese ku di meşe (Yürüyen) Ma'reke: Ceng. celbedihrUş1er) Mecmer: Bıxûrdan (Buhurdanlık) F.

Mehza: Sirf (Salt) Mehziiz: Xwedî par (Hisse sahibi) Mexafet: Tirs (Korku) Mexbîin: Xapîyayî (Aldanmiş) Mexdîim: Kesê ku jêra xizmet tê kirm (Hizmet edUen kise) Mexfîir: Nuxaftî (Örtiilen) Mexmer: Firaqa meyê (Şarap kabi) Mexmîir: Serxweş. mahaU) Mehkiimtt eleyhî: Bm hukum. mest (Sarhoş. bUmd. mest) Mexrûr: 1 Qure (Magrur). saw (Heybet) Meharet: Hunermendî (Meharet) Mehanm: Kesên malî (Mahremler) Mehbîib: Kesê ku tê evandm (SevUen kimse) Mehcebîn: Enîhîv (Mehtap ahnli) Mehcîir: Terkkirî (Terkedilmiş) Mehd: Dergii§ (Beşik) Mehell: Şûn (Yer.530 Mecrîih: Birîndar (Yarah) Mecrûr: Kêşayî (Çekilmiş. Medhûş: GêJ (Sersem) Meftûh: Vekirî (Açik) Meftiin: Evîndarê bêhe§ (Meftun. tutkim) Meger: 1 Ewxu (Meger). celbedilmiş) Meddah: Pesmdar (Övucii) Medh: Pesn (Övgii) Medhoş. bi qedir (Yuce) Mehr: Heqê marbirîna biikê Gelinin rûkah iicreti) Mehpare: Parça hîvê (Ay parçasi) Mehz. 2 Xapîyayî (Aldanan) Mexûf : Bi tirs (Korkulu) Mexz: Mejî (Bejdn) . bi raya Xwedê (înşallah) Mehabet: Heybet. 2 Mera. bm ferman (Emir alti) Mehmel: Texterewan (Tahtaravalîi) Mehmîid: PaqiJ.

bı mana mecazî jı çerxa felekera te go¬ tm (Anahtarlar. yanî dırav (Kafaları mest eden dilek. mecazî anlamda felek çarkma derUr) Meqam: 1 Cîh (Yer). İbrahim'in Kebe önün¬ deki yeri) Meqame malûm: Cîye kıfşe e dosten X'wede (Bilinen yer. yan kese ku jı mnrov na qete (Melzûm) Memat: Murm (Ölüm) Memlû: Tıjî Dolu) Me'mûl: TıştS ku te hevîku-m (Umulanı Memzûc: Tevîhev. gevşeklik) Melamet: Gazm (Sitem) Melbûs: CU (Elbise) Melefcsîsal: Kese bı nola fırîştan (Melek sıfatiı kimse) Melekwar: Wek fırtştan (Melek gibi) Melzûm: Tışt.531 Meqalat: Gotmm (Sözler) Meqalîd: Mıftejrm. nazıkî (GüzelUk. naziklik) Melaîn: Mel'ûnm (Mel'unlar) Melal: Perîşanı. tekühev (Karışım) Menahî: Be fermanîyen Xwede (AUahm yasak ettikleri) . oyunbazlık) Mekşûf : Xuyaji (Görünen) Melabîs: CUm (Elbiseler) Melahet: Rmdî. sıstî (Perişanlık. yani paralar) Meqtûl: Kuştî (öldürülen) Me'kel: Xurek (Yiyecek) Mekmen: Veşargeh (Pusu) Meknûn: Veşartî (Gizlenmiş) Mekr: Dek (Hile. 2 CUıe Bırahîm Pexember ku h hember Mala Xwedeye (Hz. 2 Gan (Ruh) Meqreme: CUSn temken hevrîşmîn (înce ipekU elbise) Megseda seramest: Daxw'aza ku serîyan mest di ke. Allahın dostlarmm yeri) Megasıd: Pıranîya «Meqsed»e («Maksad»m çoğulu) Meqlûb: 1 Vajî (Tersine dönük).

izlenen yoi) Menî': Zexm (Saglam) Menqûş: Nexşkirî (Nakişh) Menna': ÇUciid (Cimri) Mensiix: Betalkirî. rêçik (îz. 2 Cîhê ku mirov di xwaze bi gîjê (însanm ula§mak istedigi yer) Menzîiri: Pîvek (Ölçû) Merd: Mirov (însan) Merdane: bi ciwanmêrî (Cömertçe) Merdîîd: Qewirandî (Reddedilen). desmal (Kadmlarm başörtusii^ mendil) Menhec: Rêç. Merez: Nexweşî (Hastahk) Mergever: Navê cîyekîye li Iran'ê (Iran'da bir yer adi) Merqed: Gor (Mezar) Merkeb'ereban: Ên ku li hespên Erebî siwar biibûn (Arap atlarma binenler) Mermîiz: Tiştê ku tê îşaretkirm îşaret edilen) Mersîye: Sitiranên ser mirîyan (Ölu agidi) Merzîyye: Razîkirî (Razi edilen) Mesal: Çîrok (Masal) Mescîid: Kesê ku secde Jêra tê birm (Kendisine secde edilen) Mesdiid: Ritunî (Tikanmiş) . riitbe) MenazU: Piranîya «MenzU»e («MenzU»in çogulu) Menbe': Kan (Kaynak) Mendal: Zariik (Çocuk) Mendel: Şar ii temezî. hiikumsiiz) Mensiir: 1 Belavkirî (Serpilmiş). manzara) Menzil: 1 Xanî (Ev). ritbe (Mal-miilk. 2 Mizeffer (Muzaffer) Menşe': Jêder (Menşe) Menzer: Cîyê xuyabûnê (Göriinme yeri.532 Menaqib: Jînenîgarîym (Bîyografiler) Menal: Mal ii mUk. bê hukum (îptal edihniş.

yazı yazmak) Meşkûk: Bı guman (ŞüpheU) Meşreb: Vex'warm (İçecek) Meşşate: Jma xemlînok (Süslejici kadm) Metae yek: Eşyaye hevdû (Bir birlerirUn metamı) Metaf : Cîhe tewafa Mala Xwede (KâberUn tavaf yeri) Metaya: BejnbUınd (înceboylu) Metbû': 1 Peşrew (Ujrulan kimse. aşktan sersemleşen) Meşq: Nıvîsana gır ku mamosta jıbo hînkırma qutabîyan di nıvîse. nıvîsîn (ÖğretmerUn. nıvîsî (Sa- tırlaşmış. talebelerin öğrenmesi için yazdığı iri yazı. olgun) Metle': Cüıe derketma roje (Güneşin doğuş ufku) Metlûb: 1 Daxwaz (Dilek). yazılmış) 2 Rezkurî. 2 Tışte ku te xwestm (îstenen) Me''wa: Hewır (Barmak) Mewalî: Dostm (Dostiar) Mevpam': Manim (EngeUer) Mewc: Pel (Dalga) . dılşad (SevinçU) Mestur: 1 Nuxaftî (Örtülen). pıjandî (Pişkin. önder) 2 Bı xwî (Huylu) Metbûx: Pehtî. Meşam: Lebate behnkırme (Koku alma organı) Mesame can: CUıen gan ku behn di gırm (Ruhun koku alma duyulan) Meş'el: Melede (Meşale) Meşhed: Cîhe şehîdan (Şehitlki) Meşhûd: Xuyayî (Görünen) Meşxûf: Pır bı evîn. îsa) Meşkûk: Dıraven çapkırî (BasUmış para) Meslûl: Sûre kışandî (Çekilmiş kUıç) Mesmû': Gohdarî (Dinleme) Mesrur: Kefx'w^eş. geje evîne (Çok seven.533 Mesîh: îsa Pexember (Hz.

sarhoş) . mazliimlar) Mezher: Cîhê xuyabiinê (Yansiraa yeri) Mezlem: Tarî (Karanhk) Meamer: Veşargeh (Gizlenilen yer) Mezre': Zevî (Tarîa) Me'zîin: Bi destiir (îzinh) Mêhîman. serxweş (Şarap içen. cilali) Micenned: Civandî.534 Mewzîi': 1 Babet (Konu). 2 Newq (Bel) Me'yûs: Bê hêvî (Umutsuz) Mezaq: Tam (Tat) Mezaliman: Bmsiteman (Zuliim altmdakiler. cîlakirî (Aydm. 2 Danandî (Konulmuş) Mewzîin: 1 Peyv ii nivîsînên §ê'rî (Şiir) 2 Yeksor (Devamli ajmi tempoyla olan) Meyan: 1 Nav (îçi). 2 Meyxur. açUcîanan) Mibtil: Betalkirox (îptal eden) Blicadd: Ê ku tîkoşîn di ke (Mucadele eden) Micedded: Teze. Ji nîive (Yeni. Mêhman: Mêvan (Msafir) Miadat: Neyarî (Diişmanlik) Miadil: Hevta (Denk) Mialif : Hogir (iilfet eden) Miamq: Kesên ku hevdîi hembêz dikm (Ku§akla§anîar) Miateb: Bergazm (Sitem ediîen) Mibalîî: Helal (Miibah) Mibexxerat: Tewirên bixûrê (Buhur çeşitleri) Mibeyyen: Beyankirî (Beyan ediîen. yeniden) Micella: Rohnî. komkirî (Topîanmiş) Micerreb: Tecnbekirî (Denenmi§) Rlicerreb: Tecribekirî (Denenmiş) Micerred: Rût (Armmi§) Mîcessem: Bi cîsm ii laş (Vucudu saglara olan) Micezza: Parçekirî (Parçalanmiş) Mi'ciz: Mi'cîzên Pêxember (Peygamberin mucizeleri) Midamî: 1 Tunmî (Devamli).

hUebaz (Hilekâr) Mıxedderat: Keç û jmen pıştperde (PerdeU kız ve kadm¬ lar) . 2 K§fxwes (Se'vinçU) Mıherra: Herayî (Öğütülmüş) Mıhessel: Tışte ku bı dest di keve (Elde edilen) Mıheyya: 1 Amade (Hazır olan). 2 Vejandî (Diril¬ tilen) Müıîbb: Evîndar.535 ftlıdbır: Bı dek. seven) Mılırıq: Şewıtandox (Yakıcı) Mıhtal: Bı hUe. dost (Âşık. dost) Mdıît: PUan (Plân) Mihlîkat: Tışte ku mırov di bm helake (Helake götüren) Mıhr: Evîn (Aşk) Mıhredar: Evîndar (ÂşUc. fenek (Hilekâr. oyunbaz) Mıdebber: Ye ku tedbîra wî te gırtm (Tedbiri alman) Mıddea: Tışte ku te dozkırm (îddia edilen) Blıderns: Mamosta (Öğretmen) Mide-RTver: Güor (Yuvarlak) Mıdxem: Tışte ku di tıştekîda wmda di be (Bir şeyda kaybolan) MıdîH: Kese ku mırov avare di ke (însam saptıran) Mıemmer: Navsal (Yaşlı) Mıennes: Me (Dişi) Mıettîrat: Dermanen behnxwes (Güzel kokıüar) Mıe'wwel: Te'wîlkırî (Te'vil edilen. değiştirilerek yorumla¬ nan) Mıeyyen: Kıfşe (BelU) Mıferrîhat: Tışte ku kefxweşî di dm (Keyif vericiler) Mıfîd: Dayoxe mefaye (Fayda veren) Mıft: Belaş (Beda'vva) Mıxebber: Bı toz (Tozlu) Mıhal: Tışte be mıkûn (Mümkün olmayan) Mıhce: Sergul (Öz) Mıhenna: 1 Henekırî (Kmalı).

parçebiiyî (Böliinmiiş. yaratiklar) Mda^at: Hev dîtm (Göriişme) Milebbes: Bi cU (ElbiseU) Mdettex: Lewitandî (BiUagmi§) MUezzezat: Ti§tên bi tam (LezzetU şeyler) Munkînat: Piranîya «Mrmkun»e («Mumkuniiun çogulu) . ikamet eden) Miqtebis: Girtoxê çirîskê (KivUcimîanan) Mikaşefat: Tiştên ku tên kifşkirin (Kegfedilen şeyler) Mikatebat: Tiştên ku di navbera hmekanda tên mvîsîn (Yazişmalar) Mikedder: Şelo (Bulamk) Mikellel: XemUandîyê bi gewheran (Cevherle sûslenmiş) Mikerrem: Qedu'bilmd (ŞerefU) Mikerrer: Li dîi hevdii (Ardarda) Mikewwenat: Hebiij^ (Varliklar. 2 Bi kêfa xwe (Muhayyer) Miîn: Alîkar (Yardimei) Mijgan: Bijang (ICirpikler) Miqbil: Hatoxê ber bi me (Bize dogru gelen) Miqarm: Beranber (Yanyana) Miqebbes: Girtoxê çirîskê (KivUcim alan) Miqeddîme: Dest pê kirm (Ba§langiç) Miqerreb: Nêzîkbûyî (Yaklaşmi§ olan) Bliqerrebîin: Serekên firîştan (Melek baglari) Miqerrer: Tiştê ku tê biryarkirm (Kararlaştirilan) Miqessem: Pişkkirî.536 Mixelled: Tunmî (Ebedî) Mixelledun-nar: JÊÎ ku tim di agirda di mîne (Ebedî ateşte kalan) Mixettet: Xêzkirî (Çizgili) Mixeyyer: 1 Guhartî (Degiştirilmiş) . parçalanmiş) Miqewwîyat: Tiştên ku hêzê zêde di km (Giicii artiran şeyler) Miqeyyed: Girêdayîyê di qeydêda (Kayitlanan) Miqîm: Rawestox (Duran.

(Yansıyan) Mm'em: Kese ku nî'met di bîne (Nîmet gören) Mınewwer: Rohnî (Aydm) MmfeU: Tışte ku te'sîr di bîne (Etkilenen) Mmîr: Tışte ku rohnî di de (İşık veren. aydmlatan) Mmqad: Sıtûxwar (Boyun eğen) Mınteha: Dawî (Son. süslenmiş) Mırettfeb: Rezkuî (Dizilmiş) Mırewweq: Zelal. safî (Duru. nihayet) Mmzem: Zelıqandî (Yapışık) Mıradat: Pıranîya «Mırad»e («Murad»m çoğulu) Mırahıq: Küre ber balucbûne (Bulûğa ermek üzere olan delikanlı) Mıraqıb: Kese ku di keve mıraqebe (Düşünceye dalan) Mıraselat: Tışten ku di navbera hmekanda ten şandırt (Teait edilenler) Mrrcan: Sor (Kırmızı) Mırdan: Xorten ku hej rî û smbeled wan ne hatîye (Tüysü delikanlılar) Mirde: Mirî (Ölü) Mırebbe': Rûnıştîye cıvatkî (Bağdaş kurup oturan) Mrrexxes: Bı destur (Ruhsath) Mıresse': Nexşkırî (Nakışlanmış. safi) MiTx: Tejrr (Kuş) Mırxîzar: Bexçe tejrran (Kuş bahçesi) Mmncan: E ku cane xwe mırandîye (Canım feda eden> . nizaa düşen kimse) Mmeqqet: Nuxtekırî (Noktalanmış) Mm'ekîs: Ronahîya ku di neynike. yan aveda di xuye.537 Mımkun: Tışte ku mıkûn di be û hebûna 'wî ne zerûrîye (Mümkün olan ve varlığı zorunlu olmayan) Mımtaz: Bıjare (İmtiyazlı. seçkin) Mımted: Dırej (Uzun) Mmazı': Kese ku pevçûn di ke (Çatan.

338 Mirid: fî ku di vê (îrade eden) Mirsel: Şandî (Gönderilmiş. dogru) Mişîr: Haletê ^aretkirmê (îşaret etme aleti) Mişkîn: Ji misk (Miskten) Mişteha: Ti§tê ku dU di bijê (îgtiha edilen) Mişterî: 1 Kirîdar (Ahci). bi şikl ii siiret (Tasvir edilen) Miseyqel: Binqandî (Parlatilmiş) Miskir: Serxweşkirox (Sarhoş edici) Mistear: Emanet (Emanet) Mistecme': Civîngeh (Toplanma yeri) tlistefad: Ê ku Jê îstifadet ê kirm (Kendisinden yararlanilan) Misefîd: fî ku îstîfade di ke (Yararlanan) Mistexreq: Nuqbiiyî (Gark oImu§) IVIisteîd: Qutabîyê ku nii dest bi xwendmê kirîye (Yani ögrenci) Mistemend: Reban. elçi) Mirşid: Nîşandayoxê rê (Yol gösteren) Mirtaz: Razî (Razi) MisafUi: Ê ku destê yekê di şidîae (Birinin eUni sikan) Misebbeb: E ku Ji semedan tê zanîn (Nedenlerden bUinen) Miseffa: Safîkirî (Tasfiye edilmiş. 2 Sitêra Mişterî (Jiibîter yildizi) Mitabiq: Li gorî hevdîi (Bir birine uygun) . perîşan (ZavaUi) Mistemî': Gohdar (Dinleyici) Mistesqi: Vexwarox (îçen) Mistewcib: Li gorî (Geregince) Slistewî: Dîiz. temizlenmiş) Misexxer: Bm ferman (Emir alti) Misellem: Teslîmbiiyî (TesUm olan) Misenne': Nexşkirî (îşlenmiş. misawî (Duz. suslenmiş) Miselsel: Zmcîrkirî (Zincirlenmig) Misewwer: Çêkirî.

: Bınferman (îtaat eden) Mı'telîf : Hogır (Ülfet eden) Mı'tekîf : Peresdare di mızgefteda (Tapmakta ibadet eden) Mı'temîn: Ewle (Emin olan. tatmin olan) Mıtrıb: Sazvan (Saz çalan) Mıttehîd: Yekbûyî (Birleşik) Mıttesd: Zelıqandî (Yapışmış) Mi'wasa: Alîkarî (Yardım) Blıvvessem: Bı nîşan (Naşan almış) Mızab: Helandî (Eritilmiş) Mızebzebîıı: Xapînoke duru (îki jüzlü aldatıcı) Blızehheb: Avzerkırî (Altm yaldızlı) Mızekker: Ner (Erkek) Mızewwır: Derewçîn (Tezvirci) Mızmehd: Tışte ku di tıştekî dmda v?mda di be (Bir şey¬ de kaybolan) MS'cer: Laçıka ku jm lısered xwe di peçm (Kadmlarm bE^ örtüsü) Mlhr: Roj (Güneş) Mîxfer: Küme ku esker di dm sered xwe (Asker başhğı) Mîqras: Meqes (Makas) MBBel: Pu-anîya «MiUet»e («MiUet»in çoğulu) Mîna: KulUkekîye (Bir çiçek) MMen-nas: Jı mırovan (İnsanlardan) Minû: Bıhuşte (Ceımet) Mîr'at: NeynUt (Ayna) M%kat: Fanos (Fener) Mi^kate Hemel: Fanosa Beran. mexsed je Bıfea Berane jı 12 bırcen roje ku di Newroz'eda roj di keve (Koç .539 Mıteaqıd: Kırînox û fırotox (Alıcı ve satıcı) Mıtehher: Paqıj (TenUz) MıteUa: Avzerkırî. güvenen) Mıtmeîn: Dil bı cî (İnanan. avzîvkırî (Altm veya gümüş yaldızlı) Mı'tır: Dermane behnxweş (Güzel koku) Mıtî.

maksat guneşin Nevruz'da girdigi Koç Burcudur) Muxlem: Tolazê ku bi kuran xirabî di ke (Kulampara) Mîims: Hogir (tîlfet eden) N Nab: Zelal (Duru) Nabahx: Negîhayi.540 Feneri. çig. kem) Naçar: Ji neçarî lazime (Çaresizlikten gerekir) Nadir: Tiştê kêm peydabiijrî (Az bulunan şey. kitap anlanmida kuUanihnig) Namirad: Bê mirad (Muratsiz) . nadir) Nadîrul-wuqîi': Kêm peydabiiyî (Az bulunan) Nadîde: Tiştê ku kêm peyda di be (Az bulunan. bê mirad (Eksik muratli. nadide) Nafe: Misk (Misk) Nafeyêd Tetari: Miskên welatê Teteran (Tatar ulkesinin miskleri) Nageh: Ji nîşkave (Aniden) Nagîhan: Ji nîgkave (Aniden) Nahîd: Sitêra Zuhre (Venus yUdizi) Naxelef: Kesê ku na be wekflê Xwedê (Aîlaha vekil olmayan kimse) Naxwende: Nexwendî (Okumamiş) Nail: GîhLştox (Eren. xav (01gunla§mami§. muratsiz) Na Imncine: Bi cî na bm (Sigmazlar) Nam: Nav (Ad) Name: Mektûib. bi mana pirtiikê hatîye gotin (Mektup. nail olan) Naqe: Deva mê (Dişi deve) Naqil: NeqUkirox (Nakleden) Naqûr: Navê sazekîye (Bir sazm adi) Nakam: Miradnîvco.

2 Tevvırekî şekır (Bir çeşit şeker) Nebîyy: Pexember (Peygamber) Nebi: Tîr (Ok) Necaset: Pîsî (PisUk) Nedamet: Poşmanî (PişmarUık) Nedîm: Yawer (Yaver) Nef : Mefa (Fayda) Nefaîs: Tışten heja (DeğerU şeyler) Nefha: Pıfkırm (Üflemek) . bere (Uygunsuz kimse) Nasıh: Şîretkırox (Öğüt veren) NasDc: Xırabkırox (Bozan. yan jî jı gerdana dengbej a "vvek Neye dengzırav (Dönen Ney'den. ya da Ney gibi ince sesli olan şarkıcmm gırtlağından) Nazeııde: Nazdar (Nazlı) Nazır: Nıhertox (Gören) Nazırın: Nıhertoxan (Görenler) Nebat: 1 Giy ay an (Bitkiler). sıvık (Zayıf. hafif) Naumîd: Be hevî (Umutsuz) Nay: Saza Ney (Ney) Naye gerdan: Saza Ney a ku di gerîya. pişkin olmayan) Narine: Tevı^ırekî fîkî (Narenciye) Nas: 1 Naskırî (Tanıdık). pmdık (Gonca) Natewa: Qels. olgun¬ laşmamış) Nar: 1 Hmar (Nar) . ne gîhayî (Pişkin olmayan. 2 Xelq (Halk) Nasaz: Ne lı re.541 İVamîzad: Mensûbe bı nave yeke (Birinin adma mensub olan) Napesend: Kara ku na ye ecıbandm (Beğenilmeyen iş) Napuxte: Ne pıjîyayî. 2 Ağır (Ateş) Naresket: Negîhayî. bozucu) Nasût: Madde (Madde) Naşıkufte: Nepışkıfî. napıjîyayî (Olgunlaşmamış.

2 Nejad (Soy) N^t: Kêfxwegî (Sevinç) Ne şî: Ni karî. şarki söylemek) Nejdî: Talanker (Yagmaci) Neqdeyn: Zêr ii zîv. dU bi kîn (Kinci) Nehnu aşiq: Em evîndarm (Biz aşigiz) Nehs: Kesê bextreş. giinaiikar) Neh taq: Neh kumbet. ked (Sonuçlar. neh felek (Dokuz kubbe. Nexme: Sitiran (Tiirkii. m kare (Eîdemezsin. nepenî (Gizli. dokuz felek) Nexl: Dara xurraê (Hurma agaci) Nexm. sakli) Neliînder: Di hundir. fesat (Miifsit) Nerd: Lîztika bi Tewlê (Tavla oyunu) Nesara: FUIejon (Hiristiyanlar) Neseq: Dîsiplm (Disiplûi) Nesîm: Sura bayê (Yel) Nesl: 1 Sertîr (Ok ucu).ê xweda. bi mecazî di mana bêjeda hatîye (Altm ve giimuş. edemez) Ne't: Pesn (Övgii) Netaîc: Derketî. uriinler) Netnk: Zêrên bi gerdenîyêve (Kolyeye takUan altmlar) . gunehkar (Mutsuz. mecazî olarak edebiyat anlammda gelEoiş) Neqîyy: Paqij (Temiz) Neqqad: Tenqîdkirox (Eleştirici) Neqqa§: Nexşker (Nakişçi) Nemek: Xwey (Tuz) Nennuam: Pejrvgerîn.542 Nefx: Pifkirm (Uflemek) Nefîr: Gelek mirov (Kalabahk) Nefsê emmar: Nefsa ku berê mirov di de rêya xu-ab (însani kötii yola iten nefis) Nefîir: Nefretkirox (Nefret eden) Nehar: RoJ (Giindiiz) Nehm: Nîne (Degil) Nehîn: Veşarî.

543 New': Te-^ır (Çeşit) Newa: 1 Denge sıtırane (Şarkı sesi). işi güzel olan) . uzun) Nîhal: Şax (Dal) Nîhan. 2 Hez (Güç). bal (Yanmda) Nımûd: Xuyayî (Görünme) Nısfîyye: Bı insaf (însafh) Nışîn: Rûnıştî (Oturan) Nızûl: Rıjîn (Dökülme) Nızhetgeh: Cîhe behn berdane (Oyalanma yeri) Nîdakunend: Bangkırox (Çağıran) Nîhad: BUmd (Yüksek. Nîhanî: Bı dızî (GizUce) Nîqat: Nuxteym (Noktalar) Nîkesîret: Xvıîbaş (Temiz huylu) Nîkûkar: Karbaş (İyi işü. emsal) Nezm: Rezkmn (Sıralamak) Nıbıwwet: Pexemberî (Peygamberlik) Nıdd: Hevtaye dıj (Karşı olan denk) Nıgîn: Gustü (Yüzük) Nıhîn: Veşarî. saklı) Nık: Cem. nepenî (Gizli.îz: Nû rabûyî (Yeni kalkmış. yeni yetişmiş) Neyyahe: Jma ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen kadm) Nezc: Gîhan: (Olgunlaşma) Nezer: Nıhertm (Bakmak) Nezerbaz: Kese ku mhertma wî 'wek a tejrre baze (Şa¬ hin bakışlı) Nezîr: Wek (Gibi. 3 HavU (Çare) Newadır: Pıranîya «Nadır»e («Nadir»in çoğulu) Newaîraqî: Dengzırav (înce sesü) Newbawe: Nubar (Turfanda) Newheker: Kese ku h ser mirî di sıtıre (Ölü üzerine ağıt söyleyen) Nevra.

dan görme) Nîiş: Vexwarm (îçmek) Nîi.!:.şîn: Şêrîn (Tath) niidîtî (Yeni yeti§en. 2 Lava (Yakariş) Nîzam: Sazuman (Diizen) Noşi: Ve xwar (îçti) Nuql: Şekirê behîvan li fisteqan (Badem ve fistik §ekeri) Nuktedan: Zanayê bi tiştên zirav (înceUkleri bUen.i Nlkûnam: Navbaş (îyi adli) Nîkûserencam: Kesê ku dawîya wî baş ii xêre (Sonu iyi olan) Nîlîifer: Navê kulUkekîye (Bir çiçek adi) Nîna: Ne anî (Getirmedi) Nîran: Agmn (Ateşler) Nîsa': Jmm (Kadmlar) Nîsar: Werandm (Serpmek ) Nîsbet: 1 Li gorî (Göre). davramş) Nîibade: Nilgîhajd (Turfanda) Nûbare: Niigîhayî (Turfanda) Nîierîis: Biika nii (GeUnUk) Nîierêsê xurşîd: Roja wek bîika nîi (GeUn gibi olan gune§) Nîik: Nukul (Gaga) Nûres. Nîiresîd: Nii^ayî. 2 Wek (Gibi) Nîsf: Nîvî (Yarim) Nîswan: Jmm (Kadmlar) Nîsyan: Ji bîrkirm (Unutmak) Nîyaz: 1 Daxwaz (Dilek).4. 2 Nîşan da (Gösterdi) Nuwanî: Tevger (Hareket. nuktedan) Numa: 1 Xuya bii (Görundu). sonra- .

1119 Kapak Resmi:Ayhan ERER - ÎSTANBUL Fiati: 20 tira « Kapak Baskisi : ouRANOFSETB^tMivi .hemdegerli dUşUnUr MehmetEmln Bozarslan' in TUrkçe çevlrlslyle okurlara sunmaktan gurur duyuyoruz.K.^g'(t£Hty^^ ^)a>^QG^^'^^4^S'^£<^iV£<Vf^C^^ Buyuk şalr E h m e d e Xanf (Ahmet-i Hanf)'nin. GÛN YAYINLARI: P. Dogu ede biyatimn en önde gelen klasikleri arasinda yer alan dev eserl MEM Û ZÎN (Memo ile Zin)'i TUrklye'de llk defa olarak hem KUrtçeorijlnali.^'V^ Q^?sgc^^^^^:g.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful