PDF Page Organizer - Foxit Software

SİNİRBİLİMİ

BEYİN BİLİMİNE GİRİŞ

British Neuroscience Association European Dana Alliance for the Brain

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bu kitapçık, Richard Morris (Edinburg Üniversitesi) ve Marianne Fillenz (Oxford Üniversitesi) tarafından, İngiliz Sinirbilimleri Derneği (British Neuroscience Association, BNA) ve Avrupa Dana Beyin Birliği (European Dana Alliance for the Brain, EDAB) adına hazırlanmış ve düzenlenmiştir. Şekillerin tasarımı Jane Grainger (Grainger Dunsmore Design Studio) tarafından yapılmıştır. Ferhan Esen (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyofizik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve EDAB Üyesi) tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Sinirbilimi Bölümündeki meslektaşlarımızdan, özellikle Victoria Gill’den ve Edinburg’daki diğer sinirbilim topluluklarından gelen katkılara çok teşekkür ederiz. Ayrıca, Oxford Üniversitesi Fizyoloji Bölümü üyelerine, özellikle Colin Blakemore’a ve diğer kuruluşlarda bulunan ve yardımlarını esirgemeyen meslektaşlarımıza da çok teşekkür ederiz.
İngiliz Sinirbilimleri Derneği, İngiltere’deki sinirbilimcileri temsil eden ve sinir sisteminin sağlıkta ve hastalıkta daha iyi anlaşılması için hizmet sunan profesyonel bir kuruluştur. Üyeleri, Üniversitelerde ve Araştırma Enstitülerinde çalışan bilim insanlarından lisansüstü eğitim gören öğrencilere kadar çeşitlilik gösterir. Genellikle her yıl ilkbahar aylarında düzenlenen BNA kongrelerinde, en son araştırmaların sunumu için bir tartışma toplantısı gerçekleştirilir. Ülkede bulunan çok sayıdaki yerel gruplar, sık sık seminerler verirler, genellikle okul ziyaretleri yapmak ve yerel müzelerde sergiler açmak gibi halkla ilgili çeşitli aktiviteler düzenlerler. Daha fazla bilgi için: http://www.bna.org.uk/ adresine bakınız.

Avrupa Dana Beyin Birliği’nin hedefi halkı ve yöneticileri beyin araştırmalarının önemi konusunda bilgilendirmektir. EDAB, sinirbilimlerinin kişisel ve toplumsal yararları konusunda bilinenleri geliştirmek, beynin sağlık ve hastalık durumları ile ilgili bilgileri ulaşılabilir ve uygun bir yol ile yaymak amacını güder. Nörolojik ve psikiyatrik bozukluklar, her yaştan milyonlarca insanı sağlığından etmekte ve ulusal ekonomilerde ciddi etkiler oluşturmaktadır. Bu sorunların üstesinden gelmek için 1997 yılında Avrupa’nın önde gelen 70 sinirbilimcisi Gerçekleştirilebilir Araştırma Hedefleri Bildirgesini imzaladılar ve beyin bozukluklarının farkındalığı ile sinirbilimlerinin öneminin arttırılması için söz verdiler. Bugüne kadar, 24 Avrupa ülkesinden başka sinirbilimciler üye olarak seçildi. EDAB, 125’ ten fazla üyeye sahiptir. Daha fazla bilgi için: http://www.edab.net/ adresine bakınız.
İngiliz Sinirbilimleri Derneği tarafından basılmıştır. The Sherrington Buildings Ashton Street Liverpool L69 3GE UK (İNGİLTERE) Telif hakkı İngiliz Sinirbilimleri Derneği’ne aittir 2003 Bu kitap telif hakkı ile korunmaktadır. Yasal istisnalar ve karşılıklı yapılan anlaşmalar dışında İngiliz Sinirbilimleri Derneği’nin yazılı izni olmaksızın herhangi bir bölümü çoğaltılamaz. İlk Baskı 2003 ISBN: 0-9545204--0-8

Bu sayfadaki görüntüler, komşu hücreleri özel boyalarla görülebilir hale getirilen serebral korteks nöronlarına aittir.

PDF Page Organizer - Foxit Software

Sinirbilimi: Beyin Bilimi
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20
Sinir Sistemi Nöronlar ve Aksiyon Potansiyeli Kimyasal Haberciler
Uyuşturucu Maddeler ve Beyin
S2 S4 S7 S9 S11 S14 S19 S22 S25 S27 S30 S35 S37 S39 S41 S44

Dokunma ve Ağrı Görme Hareket Sinir Sisteminin Gelişimi Disleksi Plastisite Öğrenme ve Bellek Stres Bağışıklık Sistemi Uyku Beyin Görüntüleme Sinir Ağları ve Yapay Beyinler

Beynimiz, kafatasının içinde, yaklaşık olarak 1,5 kg ağırlığında, milyarlarca minik hücreden oluşan canlı, hayret verici bir organdır. Bu organ çevremizde olup biteni hissetmemizi, düşünmemizi ve konuşmamızı olanaklı kılar. İnsan beyni, vücudun en karmaşık organı ve tartışmasız yeryüzündeki en karmaşık yapıdır. Bu kitapçık, öğrenciler için sinirbilimlerine bir giriş niteliğindedir. Bu kitapçıkta, beynin nasıl çalıştığı konusunda neleri bildiğimizi ve hala öğrenmemiz gereken ne kadar çok şey olduğunu anlatacağız. Onun incelenmesi anatomi, fizyoloji ve farmakolojinin yanı sıra moleküler biyolojiden deneysel psikolojiye kadar birçok disiplinden bilim insanının ve tıp doktorlarının çalışmasını gerektirir. Hepsinin ortak ilgileri sinirbilimi-beyin bilimi olarak adlandırılan yeni bir disiplinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kitapçığımızda tanımlamaya çalıştığımız beyin birçok şeyi yapabilir, fakat her şeyi yapamaz. Beyin, onun yapı taşları olan sinir hücrelerine sahiptir ve bunlar bir ağla birbirlerine bağlanmıştır. Bu ağlar, sürekli elektriksel ve kimyasal etkinlik gösterirler. Anlatmaya çalıştığımız beyin görebilir ve hissedebilir. Ağrıyı algılayabilir ve onun kimyasal özelliği ağrının rahatsız edici etkilerini kontrol etmeye yardım eder. Beynimiz, incelikli eylemleri koordine etmede görev alan çeşitli alanlara sahiptir. Bunları ve pek çok başka şeyleri yapabilen beynimiz bu durumuna birden bire ulaşmaz. Beynimiz yavaş yavaş gelişir ve bu gelişimde rol alan bazı anahtar genleri tanımlayacağız. Bu genlerden biri veya daha fazlası hatalı olduğunda disleksi gibi çeşitli durumlar ortaya çıkar. Beyin gelişimi ile nöral plastisite olarak adlandırılan ve sinir hücreleri arasındaki bağlantıları değiştirmekten sorumlu mekanizmaların gerçekleştiği süreç arasında benzerlikler olduğunu göreceğiz. Plastisitenin öğrenme ve hatırlamanın temelini oluşturduğu düşünülmektedir. Beynimiz telefon numaralarını ve geçen yılbaşında neler yaptığınızı hatırlayabilir. Özellikle aile tatillerini ayrıntılı olarak hatırlayan beyin, ne yazık ki yiyip içemez. Demek ki birazcık sınırlıdır. Fakat, hepimizde olduğu gibi o da strese girer. Bu nedenle, çoğumuzun sınavlarda hissettiği aşırı kaygıya neden olabilen stresin bazı hormonal ve moleküler mekanizmalarına değineceğiz. Uyku, beynimiz için önemli olduğundan gereksinim duydukça beynimizi dinlendirmeliyiz. Ne yazık ki beynimiz de hastalanabilir ve hasar görebilir. Hücrelerin yüzeyine değdirilebilen özel elektrotlar, optik görüntüleme, insan beynini tarayan araçlar ve yapay beyin devrelerini içeren silikon çipler gibi yeni teknikler, modern sinirbiliminin yüzünü değiştirmektedir. Bütün bunları size sunmanın yanı sıra beyin araştırmalarından çıkan bazı etik konulara ve sosyal içeriklere de değineceğiz.

İşler Ters Gittiğinde S47 Nöroetik Eğitim ve Kariyer
S52 S54

Daha Fazla Bilgi Kaynakları ve Teşekkür S56

Daha fazla siparişler için: Online sipariş: www.bna.org.uk/publications Posta Adresi: The British Neuroscience Association, c/o: The Sherrington Buildings, Ashton Street, Liverpool L68 3GE Telefon: 44 (0) 151 794 4943/5449 Fax: 44 (0) 794 5516/5517

PDF Page Organizer - Foxit Software

Sinir Sistemi

Nöronlar, hücre gövdesi ve buradan çıkan “uzantılar” olarak adlandırılan iki kısımdan oluşur. Bu uzantılardan akson olarak adlandırılan kısmın görevi, bir nörondan diğerine bilgi iletmektir. Dendritler olarak adlandırılan diğer uzantıların görevi ise diğer bir nöronun aksonu tarafından iletilen bilgiyi almaktır. Her iki uzantının birlikte paylaştığı özelleşmiş değme yerleri sinaps olarak adlandırılır (Aksiyon Potansiyeli ve Kimyasal Haberciler konularının işlendiği Bölüm 2 ve 3’e bakınız). Nöronlar, sinir sisteminde iletilen bilginin içinden aktığı yolların oluşturduğu ağlar ve karmaşık bağlantılar biçiminde düzenlenmişlerdir. Beyin ve omurilik, periferik sinirleri oluşturan uzun aksonlar yoluyla duyusal reseptörlere ve kaslara bağlanmıştır. Omurilik daha karmaşık reflekslerin yanı sıra refleks çekici ile dize vurulduğunda bacağın aniden yukarı kalkması, sobaya değildiği veya iğne battığında elin hızla geri çekilmesi gibi basit reflekslerin de gerçekleşme yeridir ve vücut ile beyin arasında her iki yönde bilgi taşıyan bir anayol oluşturur. Sinir sisteminin bu temel yapıları bütün omurgalılarda aynıdır. İnsan beynini diğer canlılarınkinden farklı kılan vücut boyutları ile kıyaslandığında büyük olmasıdır. Bunun nedeni, evrimleşme sırasında insanın çevresinden gelen ölçülemeyecek kadar çok uyarana yanıtta bulunmasını sağlamak üzere internöron sayısının artmasıdır.

Beyin ve omurilikten oluşan insan merkezi sinir sistemi.

Temel yapı
Sinir sistemi beyin, omurilik ve periferal sinirlerden oluşur. Bu sistem nöron adı verilen sinir hücrelerinden ve glial hücreler olarak adlandırılan destekleyici hücrelerden yapılmıştır. Temel olarak üç çeşit nöron vardır. Duyusal nöronlar, iç ve dış ortamlardan gelen farklı özelliklerdeki uyaranları detekte etmek ve onlara yanıt oluşturmak üzere özelleşmiş reseptörlerle bağlantılıdırlar. Reseptörler görme, işitme, dokunma, koku ve tat alma gibi duyusal çeşitlilik ihtiyacını sağlamak üzere ışık, ses, mekanik ve kimyasal uyaranlardaki değişikliklere duyarlıdır. Mekanik, ısısal ve kimyasal uyaranlar deriye belli bir şiddeti geçecek şekilde uygulandıklarında hem doku hasarına neden olabilirler hem de koruyucu reflekslere yol açan ve ağrı algılanmasına neden olan ve nosiseptörler olarak adlandırılan özel bir reseptör takımını aktive edebilirler (Dokunma ve Ağrı konusundaki Bölüm 5’e bakınız). Kasların aktivitesini kontrol eden motor nöronlar, konuşma dahil davranışın bütün formlarından sorumludur. İnternöronlar, duyusal ve motor nöronlar arasında bulunurlar. Bunlar, insan beyninde sayıca çok fazladır. İnternöronlar, beynin üst düzeydeki fonksiyonlarından sorumlu olmanın yanısıra basit reflekslere de aracılık yaparlar. Uzunca bir zaman sadece nöronları destekledikleri düşünülen glial hücrelerin, günümüzde, yetişkin beyninin fonksiyonlarına ve sinir sisteminin gelişmesine önemli katkıda bulunduğu bilinmektedir. Çok fazla sayıda olmalarına rağmen, nöronların yaptığı gibi, bilgi taşıma işini yapmazlar.

Beynin Anatomisi
Beyin, beyin sapı ve beyin yarıkürelerinden (serebral hemisferler) oluşur. Beyin sapı; arka beyin, orta beyin ve diensefalon olarak adlandırılan “ara-beyin”e ayrılmıştır. Arka beyin, omuriliğin bir uzantısıdır. Burası, soluk alıp-verme ve kan basıncı gibi yaşamsal fonksiyonların kontrolünü yapan merkezlerin oluşturduğu nöron ağlarını içerir. Bu nöron ağları, yukarıda sözü edilen fonksiyonları kontrol eder. Arka beynin çatısında, hareketlerin zamanlaması ve kontrolünde merkezi rol oynayan beyincik (serebellum) yer alır (Hareket ve Disleksi bölümlerine bakınız). Orta beyin, her biri baskın bir biçimde özel bir tip kimyasal aracı kullanıyor gibi görünen, fakat hepsi beyin yarıkürelerine projekte olan nöron gruplarını içerir. Orta beynin uyku, dikkat veya ödül gibi fonksiyonlara aracılık etmek üzere, beynin üst düzeydeki merkezlerinde bulunan nöronların aktivitesini değiştirebileceği düşünülmektedir.

2

PDF Page Organizer - Foxit Software

İnsan beyninin yukarıdan, alttan ve yandan görünüşü.

Diensefalon, talamus ve hipotalamus olarak adlandırılan çok farklı iki alana ayrılmıştır. Talamus, tüm duyusal sistemlerden gelen impulsları dönüşümlü olarak kendisiyle mesaj alış-verişinde bulunan serebral kortekse (beyin kabuğu) iletir. Talamus ve serebral korteks arasındaki bu iki yönlü bağlantı nedeniyle beyinde mesaj sadece bir yönde iletilmez, bu oldukça ilgi çekicidir. Hipotalamus, yeme ve içme gibi fonksiyonları kontrol etmenin yanı sıra cinsel fonksiyonlarda rol alan hormonların salınmasını da düzenler. Beyin yarıküreleri merkezi bir çekirdek,yani bazal gangliyonlar, ile onu çevreleyen ve serebral korteksin gri maddesini oluşturan yoğun fakat ince bir sinir tabakasından oluşur. Bazal gangliyonlar, hareketlerin kontrolünde ve başlatılmasında önemli rol oynar (Hareket konusunun işlendiği Bölüm 7’ye bakınız). Kafatası içinde sınırlı bir alanda paketlenmiş olan serebral korteks, girinti ve çıkıntılar yaparak, nöron tabakalarının yüzey alanını düz bir yüzey için olanaklı olandan daha çok büyütmüş olur. Gorillerdekinden dört kat daha büyük alana sahip olan bu kortikal doku, insan beyninin en fazla gelişmiş alanıdır. Burası, her birinin tabakaları ve bağlantıları bakımından ayırt edilebildiği çok sayıda farklı alana ayrılmıştır. Görme, işitme ve koklama alanları, deri ile ilişkili duyu alanları (somestetik alanlar olarak adlandılır) ve çeşitli motor alanlar gibi alanların bir çoğunun fonksiyonu bilinmektedir. Duyu reseptörlerinden kortekse ve korteksten kaslara doğru giden yolaklar bir taraftan diğer tarafa çaprazlanarak geçer. Böylece vücudun sağ tarafının hareketleri, korteksin sol tarafı ile kontrol edilir, sol taraf için de tersi geçerlidir. Benzer şekilde, vücudun sol yarısından çıkan duyu sinyalleri sağ yarıküreye gönderilir, örneğin sol kulaktaki sesler esas olarak sağ kortekse ulaşır. Bununla birlikte, beynin iki yarısı birbirinden ayrı çalışmaz, sol ve sağ serebral korteksler korpus kallozum (corpus callosum) olarak adlandırılan büyük bir lif demeti ile birbirine bağlıdır. Serebral korteks istemli hareketler, dil, konuşma ile düşünme ve hatırlama gibi daha yüksek fonksiyonlar için gereklidir. Bu fonksiyonların çoğu beynin her iki tarafınca yerine getirilmekle birlikte, bazıları büyük ölçüde beynin bir veya diğer yarıküresince gerçekleştirilir. Konuşma gibi, bazı çok yüksek fonksiyonlarla ilişkili olan alanlar (bu fonksiyon pek çok kişide, sol yarıküre tarafından gerçekleştirilmektedir) tanımlanmıştır. Bununla birlikte, özellikle bilinç gibi ilgi çekici konularla ilgili olarak daha öğrenilecek çok şey vardır ve bu yüzden serebral korteks fonksiyonlarının incelenmesi, sinirbilim araştırmalarının en ilginç ve aktif olanlarından birini oluşturur.

Beyinciğin uzantısı olan beyin sapı ile beyin yarıküresi arasında kalan kısımların yandan görünüşü.
Beyin Yarıküresi Beyincik Beyin Sapı

Beynin, talamus ve hipotalamusu gösteren kesiti.
Talamus Hipotalamus

Beynin, bazal gangliyon ve corpus callosum’u gösteren kesiti.
Beyin Yarıküresi Corpus Callosum Bazal Gangliyonlar

Modern sinirbilimin babası, Modern a. Ramon y Cajal, 1890’de mikroskobunun başında.

Cajal’ın ilk nöron resimleri ve onlara ait dendritler

Cajal’ın serebellum’la ilgili incelikli nöron çizimi

İnternet Bağlantıları: http://science.howstuffworks.com/brain.htm http://faculty.washington.edu/chudler/neurok.html, http://psych.hanover.edu/Krantz/neurotut.html

3

PDF Page Organizer - Foxit Software

Nöronlar ve Aksiyon Potansiyeli

Nöronlar (sinir hücreleri) ister duyu veya motor isterse küçük veya büyük olsunlar, hepsi benzer elektriksel ve kimyasal aktivitelere sahiptir. Nöronlar bir kurumda çalışan bireylerin karar alma süreçlerinde birlikte ve birbirleriyle yarışarak çalışmalarına benzer şekilde, sinir sisteminin tüm durumlarını düzenlemek için hem birlikte çalışırlar hem de birbirleri ile yarışırlar. Aksonların gönderdiği kimyasal sinyaller dendritlerce alınıp elektriksel sinyallere dönüştürülür ve sinyalin gideceği yere iletilip iletilmeyeceğine karar vermek üzere tüm diğer sinapslardan gelen elektriksel sinyallere eklenir veya onlardan çıkarılır. Daha sonra elektriksel potansiyeller, akson boyunca komşu nöronun dendritleri üzerinde bulunan sinapslara doğru iletilirler ve bu süreç aynen tekrarlanır.

Spinal motor nöron

Piramidal hücre

Beyincikteki Purkinje hücresi

Hücre Gövdesi Hücre Gövdesi Akson Akson Hücre Gövdesi Akson

Dinamik nöron
Son bölümde anlattığımız gibi bir nöron dendritlerden, bir hücre gövdesinden, bir akson ve sinaptik sonlanmalardan oluşur. Bu yapılanma onun fonksiyonlarının sinyallerin alınması, birleştirilmesi ve iletilmesi şeklinde alt bölümlere ayrıldığını gösterir. Kabaca söylemek gerekirse dendritler sinyalleri alır, hücre gövdesi birleştirir ve aksonlar iletir. Aksonların bilgiyi sadece bir yönde iletmeleri nedeniyle bu durum polarizasyon olarak adlandırılır.
Dendritler Hücre Gövdesi Akson Sinaps

3 farklı tip nöron. Nöronların içinde pek çok iç bölmeler vardır. Bunlar, çoğunlukla hücre gövdesinde üretilen ve hücre iskeleti boyunca taşınan proteinlerden oluşur. Dendritlerden çıkan küçük yumrular dendritik dikenler olarak adlandırılır. Bunları, dendritlere ulaşan aksonların bağlantılarının çoğunu yaptıkları yerlerdir. Dikenlere taşınan proteinler, nöronlarla ilgili bağlantıların oluşturulması ve sürekliliğinin sağlanması için önemlidir. Bu proteinler, sürekli devir halindedirler ve işlerini bitirenler yenileri ile değiştirilirler. Bütün bu aktiviteler için enerjiye ihtiyaç vardır ve hücre içinde bütün faaliyetlerin yapılmasını sağlayan enerji fabrikaları (mitokondriler) bulunur. Akson son uçları büyüme faktörleri (growth faktörler) olarak adlandırılan moleküllere de yanıtta bulunurlar. Bu faktörler, hücre içine alınır ve nöronal genlerin ekspresyonunu etkiledikleri ve böylece yeni proteinlerin üretileceği hücre gövdesine taşınırlar. Bu faktörler, sinirin daha uzun dendritler oluşturmasını sağlayabilir veya onun biçimi veya fonksiyonunda diğer dinamik değişiklikler oluşturabilirler. İnformasyon (bilgi), besin maddeleri ve haberciler sürekli hücre gövdesine ve oradan dışarıya taşınır.

Alma

Birleştirme

İletme

Bir nöronla ilgili temel kavramlar.

Herhangi bir yapı gibi bu yapı da bir bütünlük taşımak zorundadır. Nöronların yağsı maddeler içeren en dıştaki hücre zarları, aksonlar ve dendritler içine uzanan tübüler ve ipliksi protein çubuklarından oluşan hücre iskeletinin etrafını sarar. Bu yapı, birazcık tübüler iskeletin üzerine örtülerek gerilmiş bir çadıra benzer. Bir nöronun farklı kısımları, kendisinin ve komşularının aktivitesini yansıtacak şekilde bir yeniden düzenlenim süreci ile sürekli hareket halindedir. Dendritler yeni bağlantılar oluşturarak ve daha önce olanları ortadan kaldırarak şekillerini değiştirirler, aksonlar ise nöronların birbirleri ile mücadelelerinde diğerlerine karşı biraz daha yüksek sesle veya biraz daha yumuşak konuşmak (iletişim kurmak) için yeni sonlanmalar oluştururlar.

Dendritik dikenler, bir nöronun dendritlerinden çıkan küçük yumrulardır. Bunlar sinapsların bulunduğu noktalardır.

4

PDF Page Organizer - Foxit Software
Sinyal alma ve iletilmesine karar verme
Hücrenin sinyalleri alan tarafında bulunan dendritler, diğer hücrelerden gelen aksonlar ile çok yakın temas halindedir ve bunların her biri yaklaşık olarak metrenin 20 milyarda birine eşit aralıklarla birbirlerinden ayrılmışlardır. Bir dendrit bir, birkaç veya binlerce başka nöronla değme halinde olabilir. Bu bağlantı yerleri, klasik Yunanca’da “kenetlenmek- el ele tutuşmak” anlamına gelen kelimeden türetilerek sinaps olarak adlandırılmıştır.

Aksiyon potansiyeli
Bir nöronda oluşan sinyalin diğerine iletilmesi için öncelikle akson boyunca ilerlemesi gerekir. Nöronlar bunu nasıl yaparlar? Yukarıdaki sorunun cevabı fiziksel ve kimyasal gradyentlerde saklı olan enerjilerin kullanımına ve bu kuvvetleri etkili bir biçimde eşleştirmeye bağlıdır. Nöronların aksonları, aksiyon potansiyeli

Serebral korteksteki hücrelerin üzerinde bulunan sinapsların pek çoğu belli belirsiz olan sinyalleri araştıran küçük mikrofonlar gibi dendritler üzerinden çıkan dendritik dikenler üzerine konumlanmıştır. Bu değme noktalarında sinir hücreleri arasındaki iletişim sinaptik iletim olarak adlandırılır ve gelecek bölümde anlatacağımız bir kimyasal süreci kapsar. Dendrit, akson tarafından gönderilen ve kendisi ile akson arasındaki boşluk boyunca hareket eden kimyasal habercilerden birisini aldığında dendritik dikenlerde minyatür elektrik akımları kurulur. Bu akımlar genellikle hücre içine yönelen ve uyarma (eksitasyon) olarak adlandırılan veya hücreden dışarıya doğru akabilen ve engelleme (inhibisyon) olarak adlandırılan etkileri oluşturan akımlardır. Bütün bu pozitif ve negatif akım dalgaları dendritlerde toplanırlar ve hücre gövdesine doğru yayılırlar. Bu akımlar çok büyük aktivite oluşturacak şekilde birbirine eklenmezlerse sonunda yok olurlar ve bundan başka bir şey olmaz. Bununla birlikte, bu akımlar eşiği aşacak büyüklüğe ulaşırlarsa bu durumun gerçekleştiği nöron, diğer nöronlara bir mesaj gönderecektir. Böylece, bir nöron gelen sinyalleri sürekli toplayan ve çıkaran bir minyatür hesaplayıcı gibi davranır. Onun toplayıp çıkardıkları diğer nöronlardan aldığı mesajlardır. Bazı sinapslar, uyarma (eksitasyon) diğerleri ise engelleme (inhibisyon) oluştururlar. Bu sinyallerin duyum, düşünme ve hareketin temellerini nasıl oluşturabildiği, büyük ölçüde sinirlerin içinde bulundukları ağa bağlıdır.

olarak adlandırılan elektriksel pulsları iletir. Bu pulslar, bir ip boyunca ilerleyen bir dalgada olduğu gibi sinir lifleri boyunca ilerler. Bunun gerçekleşme nedeni, akson zarında bulunan ve elektrikle yüklü iyonların geçmesine izin vermek üzere açılıp kapanabilen iyon-kanallarıdır. Bazı kanallar sodyum (Na+) iyonlarının geçmesine izin verirken diğerleri potasyum (K+) iyonlarının geçmesine izin verir. Kanallar hücre zarının elektriksel depolarizasyonuna yanıt olarak açıldığında Na+ veya K+ iyonları, hücrenin içi ve dışındaki kimyasal ve elektriksel gradyentleri terslendirecek şekilde bir akı oluştururlar.

Aksiyon potansiyeli

5

PDF Page Organizer - Foxit Software
Aksiyon potansiyeli hücre gövdesinde başladığında ilk önce açılan kanallar Na+ kanallarıdır. Sodyum iyonları aniden hücre içine girmeye başlar ve milisaniyeler içinde yeni bir denge kurulur. Hücre zarının iki tarafı arasındaki potansiyel farkı bir anda 100 mV’a kadar değişir. Zar potansiyeli, hücre içinde negatif (yaklaşık -70 mV) olduğu değerden pozitif (yaklaşık + 30 mV) olan bir değere değişir. Bu değişim K+ kanallarını açar, neredeyse Na+ iyonlarının hücre içine akışındakine yakın bir hızla potasyum iyonlarının hücre içinden dışına akımını tetikleyerek içerdeki zar potansiyelinin tekrar başlangıçtaki negatif değerine dönmesine neden olur. Aksiyon potansiyeli, evinizdeki lambayı açıp kapamanızdan daha kısa sürede olup biter. Dikkate değecek kadar az iyon bunu oluşturmak üzere hücre zarından geçer ve sitoplazma içindeki Na+ ve K+ iyonlarının konsantrasyonları, aksiyon potansiyeli sırasında önemli ölçüde değişmez. Bununla birlikte, uzun dönemli etkinliklerde bu iyonlar, görevi daha çok sodyum iyonlarını dışarı atmak olan iyon pompaları ile dengede tutulur. Bu durum, küçük bir sızıntıdan dolayı teknesine su dolan bir yelkenlinin batmadan su üstünde kalabilmesi için içeri giren suyun bir kovayla boşaltılmasına benzetilebilir. Aksiyon potansiyeli karmaşık olmakla birlikte elektriksel bir olaydır. Sinir lifleri, yalıtılmış tellerden çok daha az verimli olsa bile, elektriksel iletkenlere benzer bir davranış gösterir ve böylece bir noktada ortaya çıkan bir aksiyon potansiyeli, aktif ve ona bitişik dinlenim durumundaki hücre zarları arasında başka bir voltaj gradyenti yaratır. Böylece, aksiyon potansiyeli sinir lifinin bir ucundan diğer ucuna doğru yayılan bir depolarizasyon dalgası şeklinde aktif olarak iletilmiş olur. Aksiyon potansiyeli iletimini anlamanıza yardımcı olabilecek benzer bir durum, bir ucu yakıldıktan sonra parlayan bir havai fişek boyunca açığa çıkan enerjinin yayılmasında görülür. İlk tutuşma, çok hızlı lokal kıvılcımların aktivitesini tetikler (bu aksiyon potansiyelinin oluştuğu yerdeki aksonda içeri ve dışarı iyon akışına eşdeğerdir), fakat havai fişeğin parıldama dalgasının bir baştan bir başa ilerlemesi çok daha yavaşça olur. Sinir liflerinin bu müthiş özelliği, yorgun zarın impuls oluşturma yeteneğini yeniden kazandığı çok kısa bir sessizlik döneminden (refraktör dönem) sonra, akson zarını yeni aksiyon potansiyelleri oluşturmak için hazırlar. Bu bilgilerin pek çoğu, bazı deniz canlılarında bulunan çok büyük nöronlar ve bunların aksonları kullanılarak yürütülen harika deneysel çalışmaların sonucunda 50 yıldan beri bilinmektedir. Bu nöronlara ait büyük boyutlu aksonlar, bilim adamlarının elektriksel voltaj değişimlerini ölçmeleri için onların içine küçücük elektrotlar yerleştirmelerine olanak sağlamıştır. Günümüzde, çok küçük bir zar parçasına ait voltajın veya akımın belli bir değere kenetlenmesi (patchclamping) olarak adlandırılan modern elektriksel kayıtlama tekniği, sinirbilimcilere bütün nöron tiplerindeki bireysel iyon kanallarından geçen iyon hareketlerini inceleme olanağı sunmakta ve böylece beynimizde olana benzer şekilde oluşan bu akımların çok hassas ölçümlerini olanaklı kılmaktadır.

Araştırmada Gelinen Son Nokta

Yukarıdaki sinir lifleri (aksonlar mor renkle gösterilmiştir), onları çevrelerinden elektriksel olarak yalıtan Schwann hücreleri (kırmızı) ile sarmalanmıştır. Renkler, yeni bulunan bir protein kompleksini gösteren floresan ışık yayan kimyasallardır. Bu protein kompleksinin bozulması kas zayıflığına götüren kalıtsal bir hastalığa neden olur.

glial hücre zarlarının yayılmasıyla oluşan bir yağ tabakasının, yalıtıcı örtü şeklinde aksonların etrafını sarmalarıyla ortaya çıkar. Yeni araştırmalar, bizlere miyelin kılıfını oluşturan proteinler hakkında bilgi sağlamaktadır. Bu kılıf, iyonik akımların aksonda yanlış yerden sızmasını engeller, fakat glial hücreler aralarında küçük boşluklar bırakırlar. Aksondaki Na+ ve K+ iyon kanalları bu boşluklarda yoğunlaşırlar. Kümelenen bu iyon kanalları sinir boyunca sıçrayarak ilerleyen aksiyon potansiyellerini güçlendiren ve devamlılığını sağlayan amplifikatörler gibi işlev görürler. Bu çok hızlı gerçekleşebilir. Gerçekte, miyelinli sinirlerde aksiyon potansiyeli 100 m/s hızla ilerleyebilir. Ne kadar sıklıkla oluşursa oluşsun aksiyon potansiyelinin büyüklüğü değişmez ve kendine özgü ya hep ya hiç karakteristik özelliğine sahiptir. Böylece, bir hücrede bir uyaranın şiddeti ve süresinin kodlanabilmesi yalnızca aksiyon potansiyellerinin frekansındaki değişimle başarılabilir. Çok verimli aksonlar, saniyede 1000 aksiyon potansiyeli oluşturabilecek kadar yüksek frekanslı impulsları iletebilirler.

Alan Hodgkin ve Andrew Huxley, sinir impulsu iletim mekanizmalarını ortaya çıkarmaları nedeniyle Nobel Ödülü kazandılar. Bu bilim adamları, Plymouth Deniz Biyolojisi Laboratuarında yaptıkları çalışmalarında mürekkep balığı “dev aksonunu” kullandılar.

Aksonların yalıtımı
Bir çok aksonda, aksiyon potansiyeli yayılması oldukça hızlı olmakla birlikte çok hızlı değildir. Diğerlerinde ise aksiyon potansiyeli sinir boyunca sıçrayarak ilerler. Bu ikinci durum, miyelin kılıfı olarak adlandırılan ve

6

İnternet bağlantıları: http://psych.hanover.edu/Krantz/neurotut.html http://www.neuro.wustl.edu/neuromuscular/

PDF Page Organizer - Foxit Software

Kimyasal Haberciler

Aksiyon potansiyelleri, akson boyunca, diğer nöronların dendritleriyle değme halinde bulunan ve sinaps olarak adlandırılan özelleşmiş bölgelere kadar iletilirler.Bu yerler, bir presinaptik (sinaps öncesi) sinir sonlanmasının bir dendritik diken üzerinde konumlanan postsinaptik (sinaps sonrası) bileşenden ayrıldığı küçük bir aralıktan oluşur. Akson boyunca aksiyon potansiyelinin yayılmasından sorumlu olan elektriksel akımlar, sinaptik aralığı geçemezler. Bu aralığın diğer tarafına iletim nörotransmiter olarak adlandırılan kimyasal haberciler aracılığı ile başarılır.

sinaptik aralığın her tarafında pusuda yatmış bekler durumdadır. Bunların bazısı hazır olarak bekleyen, görevleri aralıktaki transmiterleri içine çekmek olan ve taşıyıcı olarak adlandırılan minik vakumlu temizleyicilere sahiptir. Bunlar, bir sonraki aksiyon potansiyeli gelmeden önce kimyasal habercileri bertaraf etmek üzere aralığı temizler. Fakat hiçbir şey boşa gitmez, glial hücreler daha sonra transmiterleri işleme tabi tutar ve ileride kullanmak amacıyla depo veziküllerde saklanması için sinir sonlanmalarına geri gönderir. Nörotransmiterlerin sinapslardan temizlenmesi hizmetini sadece glial hücreler üstlenmezler. Bazen, sinir hücreleri transmiter moleküllerini kendi sinir sonlanmalarına geriye doğru pompalar. Başka durumlarda ise, transmiterler sinaptik aralıkta bulunan diğer kimyasallar tarafından yıkılır.

Küresel keseciklerde paketlenen kimyasal iletim maddeleri, serbestleşerek sinaptik kavşakları geçmek için hazır beklerler

İyon kanallarını açan haberciler
Nörotransmiterlerin reseptörlerle etkileşimi anahtarkilit ilişkisine benzer. Transmiterin (anahtar) reseptöre (kilit) bağlanması genellikle bir iyon kanalının açılmasına neden olur; bu tür reseptörler iyonotropik reseptörler olarak adlandırılır (Şekle bakınız). İyon kanalı pozitif iyonların (Na+ veya Ca++) hücre içine girmesine izin verirse, pozitif akımın hücre içine akışı uyarılma (eksitasyon) oluşturur. Bu, zar potansiyelinde eksitatör post-sinaptik potansiyel (epsp) olarak adlandırılan bir değişim oluşturur. Tipik olarak, herhangi bir anda, bazısı aktif bazısı aktif olmayan çok sayıda sinaps bir sinir hücresi üzerinde bir araya gelir. Bu epsp’lerin toplamı bir impuls oluşturmak üzere eşik değere ulaşırsa, yeni bir aksiyon potansiyeli ortaya çıkar ve sinyaller bir önceki bölümde açıklandığı gibi bilgiyi alan sinir hücresinin aksonu boyunca iletilir.
Reseptör

Depolanma ve Salınma
Nörotransmiterler, akson sonlanmalarında bulunan sinaptik veziküller olarak adlandırılan çok küçük küresel keseciklerde depolanır. Depolanmış ve sinir sonlanmalarının çok yakınında serbestleşmek için hazır bekleyen veziküller vardır. Aksiyon potansiyelinin ulaşması, kalsiyum (Ca++) iyonlarının geçeceği iyon kanallarının açılmasını sağlar. Bu, son yıllardaki bilimsel serüven karakterleri için gerçekten de güzel isimler olan “snare”, “tagmin” ve “brevin” gibi alışılmamış isimlerin verildiği bir dizi presinaptik proteinler üzerinde etkili olan enzimleri aktive eder. Sinirbilimciler, bu presinaptik proteinlerin etrafta dolanarak salgılama yapan sinaptik veziküllerin hücre zarı ile kaynaşmasına, birdenbire açılarak kimyasal habercilerin sinir son ucundan dışarı salıverilmelerine neden olan diğerlerini kovalayarak yakaladıklarını daha henüz yeni keşfettiler. Serbestleşen haberci daha sonra sinaptik aralık olarak adlandırılan 20 nanometre’lik bir aralıkta karşıdan karşıya difüzlenir. Sinaptik veziküller, her seferinde nörotransmiterlerle yeniden dolduruldukları ve sürekli kendini yenileyen bir döngüde gerçekleşecek ardışık boşalmalar için vezikül zarlarının sinir sonlanmaları tarafından geri yutulmasıyla yeniden oluşurlar. Haberci bir kere karşı tarafa ulaştığında, olaylar şaşırtıcı bir şekilde çabucak -milisaniyeden daha kısa süredegerçekleşir ve komşu nöronun zarında bulunan reseptör olarak adlandırılan özelleşmiş moleküler yapılarla etkileşir. Glial hücreler de

Transmiter (ligand) Hücre Dışı Hücre Zarı Hücre İçi

Transmiter Reseptör

G-proteini

İkincil Haberci Efektör

İyonotropik reseptörler (solda), içinden iyonların geçeceği (Na+ ve K+ gibi) bir kanala sahiptir. Kanal dairesel olarak düzenlenmiş beş alt birimden yapılmıştır. Metabotropik reseptörlerin (sağda) kanalları yoktur, fakat mesajın geçebilmesi için bu reseptörler hücre içerisindeki G-proteinleri ile bağlantılıdır.

7

PDF Page Organizer - Foxit Software
Beyindeki en temel uyarıcı nörotransmiter glutamattır. Sinir aktivitesinin mükemmel duyarlılığı, bazı nöronlardaki uyarılmanın, diğer nöronlardaki aktivitenin baskılanmayla birlikte oluşmasını gerektirir. Bu engelleme (inhibisyon) ile gerçekleştirilebilir. Engelleyici (inhibitör) sinapslarda, reseptörlerin aktivasyonu negatif yüklü iyonların hücre içine akışına izin vererek zar potansiyelinde inhibitör post-sinaptik potansiyel (ipsp) olarak adlandırılan bir değişikliğe neden olan iyon kanallarının açılmasına yol açar (Şekle bakınız). Bu, zarın depolarizasyonunu terslendirir ve dolayısıyla sinyali alan nöronun hücre gövdesinde aksiyon potansiyelinin başlaması engellenir. GABA ve glisin olmak üzere iki inhibitör nörotransmiter vardır. Sinaptik iletim çok hızlı bir süreçtir. Bir aksiyon potansiyelinin bir sinapsa ulaşmasından, komşu nöronda bir epsp oluşmasına kadar geçen süre saniyenin 1/1000 den çok hızlıdır. Alıcı nörondaki epsp’lerin yeni bir impulsu tetikleyecek şekilde toplanabilmesi için farklı nöronların glutamatlarını bu kısa fırsat aralığında diğer nöronlara dağıtabilecek bir zamana sahip olmaları gerekir. Uyarılmanın engellenmesinin etkili olması için engelleme de aynı zaman aralığında gerçekleşmelidir. reseptörlerin yaptığı gibi zardaki iyonların kapısını açmaz, fakat bunun yerine, bir dizi biyokimyasal olay serisini devreye sokarak hücre içi ikincil habercileri eyleme geçirir (Şekle bakınız). Bundan sonra, sinir hücresinin metabolik motoru devrini yükseltir ve harekete başlar. Nöromodülasyonun etkileri iyon kanallarındaki, reseptörlerdeki, taşıyıcılardaki ve hatta gen ekspresyonundaki değişiklikleri kapsar. Bu değişiklikler, başlangıçta yavaştır ve uyarıcı, engelleyici transmiterlerin tetiklediği ve onların sinaps ötesine uzanan etkilerinden daha uzun sürelidir. Onlar aksiyon potansiyelini başlatmasalar bile, nöral ağlardaki impuls trafiği üzerinde çok büyük etkilere sahiptir.

Habercileri tanımlama
Asetilkolin, dopamin ve noradrenalin G-proteini ile bağlantılı olan reseptörler üzerine etki eden haberciler arasında yer alır. Bu transmiterleri salan nöronlar sadece hücreler üzerinde çeşitli etkilere sahip değildir, aynı zamanda, sayıca epey az olmalarına karşılık aksonlarının beyin içerisinde yaygın olması nedeniyle anatomik organizasyonları da dikkat çekicidir (Şekle bakınız). İnsan beyninde sadece 1600 noradrenalin nöronu olmakla birlikte, bunlar aksonlarını beynin bütün bölümlerine ve omuriliğe gönderirler. Bu nöromodülatör transmiterler incelikli duyusal bilgi göndermezler, fakat onların performansını en uygun hale getirmek için dağılmış nöronal kümelerin ince ayarını yaparlar. Noradrenalin çeşitli alışık olunmayan durumlara ve strese yanıt olarak salınır ve bireyin bu güçlüklere karşı oluşturduğu karmaşık yanıtları düzenlemeye yardım eder. Birçok nöron ağı, organizmanın stres altında olduğunu “bilmeye” gerek duyabilir. Dopamin, pozitif duygusal özelliklerle ilişkili beyin merkezlerine etki ederek canlının ödüllendirilme durumlarının ortaya çıkmasını sağlar (Bölüm 4’e bakınız). Tersine, asetilkolin her iki yola sahip olmaktan hoşnuttur. Asetilkolin, hem iyonotropik hem de metabotropik reseptörler üzerine etkir. Asetilkolin, sinir-kas kavşağında, sinyali motor nörondan çizgili kas liflerine iletmek üzere iyonik mekanizmaları kullanan ve ilk keşfedilen nörotransmiterdir. Aynı zamanda bir nöromodülatör olarak da çalışabilir. Asetilkolin bunu, örneğin siz dikkatinizi bir şey üzerine toplamaya çalıştığınızda, sadece uygun olan bilgileri kavrama görevini yerine getirirken beyindeki nöronların ince ayarı gerektiğinde yapar.

Eksitatör sinaptik potansiyel (epsp), zar potansiyelinde -70 mV’dan 0 mV’a yakın bir değere kadar bir kayma oluşturur. İnhibitör sinaptik potansiyel (ipsp) ters etkiye sahiptir.

Modülasyonu sağlayan haberciler
Uyarıcı ve engelleyici nörotransmiterlerin kimliklerinin araştırılması, nöronlardan salınan çok sayıda diğer kimyasal ajanın varlığını da ortaya koymuştur. Bunların çoğu, metabotropik reseptörler olarak adlandırılan ve nöronların zarlarında bulunan çok farklı proteinlerle etkileşerek nöronal mekanizmaları etkilerler. İyon kanallarını içermeyen bu reseptörler her zaman sinaps bölgelerinde yer almazlar ve daha da önemlisi bunlar aksiyon potansiyelinin başlamasına yol açmazlar. Böylece, bu reseptörlerin sinir hücrelerinin içinde devam eden çok geniş kimyasal süreç dizilerini ayarladığını veya değiştirdiğini düşünüyoruz ve bu nedenle, metabotropik reseptörlerin davranışı nöromodülasyon olarak adlandırılır. Metabotropik reseptörler, genel olarak hücrenin dışını hücre metabolizmasını etkileyen hücre içerisindeki enzimlere bağlayan karmaşık parçacıklarda bulunur. Bir nörotransmiter tanındığında ve bir metabotropik reseptör ile bağlandığında, G-proteinleri olarak adlandırılan köprü moleküller ve zara bağlı diğer enzimler ortaklaşa tetiklenirler. Transmiterin, bir metabotropik tanınma bölgesine bağlanması bir kontak anahtarına benzetilebilir. Bu, iyonotropik

Noradrenalin hücreleri locus coeruleus’ta (LC) bulunur. Bu hücrelerden çıkan aksonlar, hipotalamus(Hip), beyincik (C) ve serebral korteks gibi orta beynin her tarafına dağılmıştır.

8

Sinapslarla ilgili harika bir web sitesi: http://synapses.mcg.edu/index.asp

PDF Page Organizer - Foxit Software

Uyuşturucu Maddeler ve Beyin

Birçok kişi uyanık kalmak için sürekli ilaç kullanma isteği duyar. Böyle kişiler, gece boyunca dans etmelerine ve uyanık kalmalarına yardımcı olması için uyarıcı maddeler kullanır. Diğer bazıları ise sinirlerini yatıştırmak için sakinleştirici kullanırlar. Hatta kendilerine yeni duygular tatma deneyimi kazandıran ve günlük yaşamlarındaki sıkıntılarını unutmalarını sağlayabilen maddeler kullanırlar. Bütün bu maddeler, beyindeki nörotransmiter ve diğer kimyasal haberci sistemleriyle farklı şekilde etkileşime girer. Birçok durumda ilaçlar, haz ve ödül ile ilgili doğal beyin sistemlerini ve yeme, içme, seks hatta öğrenme ve bellek ile ilgili önemli psikolojik süreçleri ele geçirir.

Madde bağımlılığının gelişimi sırasında vücut ve beyin maddenin tekrarlayan kullanımına yavaş olarak uyum sağlarken beyinde meydana gelen değişiklikler gizemini korumaktadır. Eroin, amfetaminler, nikotin, kokain ve kenevirin temel etki yerleri tamamen farklı olmasına rağmen, bu maddelerin hepsi belirli beyin bölgelerindeki kimyasal haberci dopaminin salınımını artırma yeteneğine sahiptir. Bu, “haz” mekanizmasını tetiklemek için zorunlu olmasa da, uyuşturucu madde etkili dopamin salınımının beyindeki “haz” mekanizmasının son önemli ortak yolağı olabileceğini düşündürür. Dopamin, kişinin uyuşturucu madde almaya devam etmesini kışkırtan sinyalleri ortaya çıkarır.

Bağımlılık ve Müptelalığa Giden Yol
Ağrıyı dindiren ilaçlar gibi, beyin veya beyni besleyen kan damarları üzerine etkili olan ilaçlar çok değerli olabilir. Eğlence amaçlı kullanılan maddeler çok farklı bir amaca sahiptir ve onların kullanılmasındaki sorun bağımlılığa yol açabilmeleridir. Kullanıcı çok kolayca bağımlı, hatta müptela olabilir. Erkek veya kadın, madde kullanma alışkanlığını aniden kestiğinde çok hoş olmayan fiziksel ve psikolojik reaksiyonlara katlanmak zorunda kalır. Bağımlılığın bu evresinde, kullanıcının maddeye olan isteği artar, hatta bu durum onu işine, sağlığına ve ailesine açık açık zarar vermesine kadar götürebilir. En kötüsü ise madde kullanan kişiyi uyuşturucu alabilmek amacıyla suç işlemeye kadar götürebilmesidir. Neyse ki eğlence amaçlı maddeleri alan herkes bağımlı olmuyor. Maddeler, bağımlılık oluşturmadaki sorumlulukları açısından yüksek riske sahip olan kokain, eroin ve nikotinden, daha düşük riskli alkol, kenevir, ekstazi ve amfetaminlere kadar farklılık gösterir.

Maddeler- Nasıl etki ederler ve onları almanın tehlikeleri nelerdir Alkol
Alkol, eksitatör mesajları sönümlendirmek ve nöral aktivitenin inhibisyonunu desteklemek için beyindeki nörotransmiter sistemleri üzerine etki eder. Alkolün etkisi, alınan bir içkiden sonra görülen rahatlama ve keyiflenme basamaklarını izleyerek uyuklama ve bilinç kaybına kadar devam eder. Bu, polislerin içkili araç kullananlara hoşgörülü davranmamasının ve toplumun çoğunluğunun bu katı davranışı desteklemesinin nedenidir. Bazı kişiler içki içtiklerinde çok saldırgan, hatta şiddet yanlısı biri haline gelirler ve düzenli olarak içki içenlerin aşağı yukarı onda biri alkol bağımlısı olur. Uzun süreli alkol kullanımı vücuda, özellikle de karaciğere zarar verir ve beyinde kalıcı hasara neden olabilir. İçki içen hamile anneler, beyinleri hasarlı ve düşük IQ’ lu bebeklere sahip olma riski taşırlar. İngiltere’de, her yıl 30.000’den fazla kişi alkol ile ilişkili hastalıklardan ölmektedir.

76% 92% 46% 13% 16% 2%
Devamlı madde kullananların yüzdesi

Tütün Alkol Mariyuana Sakinleştiriciler & Reçeteli İlaçlar Kokain Eroin

32% 15% 9% 9% 17% 23%
Bağımlı hale gelmiş kullanıcıların yüzdesi

9

PDF Page Organizer - Foxit Software
olan zehir karışımlarının hemen aynısını içerir. Esrar içenler akciğer hastalıklarının gelişmesine müsaittir ve henüz kanıtlanmamış olsa da, bu kişiler akciğer kanseri gelişmesi riskini taşırlar. Uyuşturucu satan kişilerin çok iyi bildiği gibi hemen hemen on kullanıcıdan biri bağımlı olabilir. Tekrarlayan aşırı kullanım, araç kullanma yeteneği ve zihinsel çalışma gerektiren işler ile bağdaşmaz; deneyler esrar ile sarhoş olan kişilerin karmaşık zihinsel görevleri yapamadığını kanıtlamıştır. Henüz kanıtlanmamış olsa bile, gençler tarafından aşırı kullanmanın, duyarlı bireylerde ruhsal bir hastalık olan şizofreniyi (bakınız s. 51) tetikleyebileceğini gösteren bazı kanıtlar vardır.

Amfetaminler
Amfetaminler, “Deksedrin”, “Speed” ve bir metamfetamin türevi olan “Ekstazi” yi içeren insan yapımı kimyasal maddelerdir. Bu maddeler, beyinde doğal olarak oluşan iki nörotransmiterin salınmasına neden olacak şekilde etki ederler. Bunlardan birisi muhtemelen amfetaminlerin çok güçlü uyarıcı ve zevk veren etkilerini açıklayan dopamindir. Diğeri ise halüsinasyonları da içerebilen bir mutluluk ve bir rüya alemine dalma duygusu yaratmaktan sorumlu olduğu düşünülen serotonindir. Deksedrin ve Speed çoğunlukla dopamin, Ekstazi ise daha çok serotonin salınımını artırır. Çok daha güçlü bir halüsinojen olan d-LSD de beyindeki serotonin mekanizmaları üzerinde etkilidir. Amfetaminler, güçlü psikostimülanlardır ve özellikle aşırı dozlarda tehlikeli olabilirler. Hayvan deneyleri ekstazinin, serotonin hücrelerinin uzun süreli belki de kalıcı azalmasına neden olabileceğini göstermiştir. Bu durum, hafta sonu ekstazi kullananlarda görülen “hafta içi bunalımı”ndan sorumlu olabilir. Her yıl, düzinelerce genç ekstazi aldıktan sonra ölmektedir. Deksedrin ve Speed aldıktan sonra şizofreni gibi bir ürkütücü psikoz meydana gelebilir. Speed’in bir sınavda size yardım edebileceği düşüncesi ile ayartılmış, kandırılmış olabilirsiniz, fakat o size yardım etmez. Yardım etmeyecektir.

“Sigara içen kurukafa” Vincent Van Gogh, 1885.

Nikotin
Nikotin, bütün tütün ürünlerinin bileşimindeki aktif maddedir. Nikotin, normal olarak beyindeki doğal uyarı mekanizmalarını aktive etmeye eğilimli asetilkolin nörotransmiterini tanıyan beyin reseptörleri üzerine etki eder. Bu nedenle sigara içenlerin, sigaranın konsantre olmalarına yardım ettiğini söylemeleri şaşırtıcı değildir. Sigara, solunum yollarını tıkayıcı bir etkiye de sahiptir. Sorun nikotinin son derece bağımlılık oluşturan bir madde olmasıdır ve birçok sigara tiryakisi, sigarayı bıraktıklarında hoşa gitmeyen yoksunluk belirtilerinden kaçınmak için içmeye devam etmektedir. Böylece, sigara keyfi devam eder gider. Tütün içme, beyin üzerinde zararlı etkiye sahip değilmiş gibi bir izlenim yaratmış olsa bile akciğerlere son derece zarar verir ve uzun süreli sigara içme akciğer kanserine ve hatta başka akciğer ve kalp hastalıklarına yol açabilir. İngiltere’de, her yıl, 100.000’den fazla kişi sigara içmeye bağlı hastalıklardan ölmektedir.

Eroin
Eroin, bitki ürünü morfinin insan-yapımı kimyasal türevidir. Eroin, esrar gibi, beyinde endorfinler olarak bilinen ve doğal olarak oluşan nörotransmiterleri kullanan bir sistemi ele geçirir. Bunlar, ağrı kontrolünde önemlidir ve bu nedenle onların etkilerini taklit eden maddeler tıpta çok değerlidir. Eroin enjekte edilmesi veya içilmesinin ardından, muhtemelen ödül mekanizması üzerinde etkili olan endorfinler nedeniyle zevk veren duygular hemen ortaya çıkar. Eroin son derece bağımlılık oluşturan bir maddedir; fakat bağımlılık gelişirken bu zevk veren duygular, arkası kesilmeyen bir “tutku” ile yer değiştirerek çabucak geçer. Eroin, çok az yüksek dozlarda bile nefes alma reflekslerini baskılayarak ölüme yol açabilen çok tehlikeli bir maddedir. Eroin, birçok kişinin yaşamını alt üst etmektedir.

Esrar
Esrar, beynin kimyasal olarak esrara çok benzeyen nörotransmiterleri kullanan önemli doğal sistemi üzerine etki etmesi nedeniyle bir muamma olarak karşımıza çıkar. Bu sistem, kasların kontrolünü ve ağrı duyarlılığının düzenlenmesini sağlar. Esrar medikal amaçla ve akıllıca kullanıldığında çok yararlı bir ilaç olabilir. Esrar, zevk veren ve rahatlatan sarhoş edici bir maddedir ve kullanan kişinin ses, renk ve zaman algılamasını sinsice değiştirerek hayal alemine dalmasına neden olabilir. Bazı kullanıcılar yüksek dozlardan sonra hoş olmayan panik atak yaşasalar bile aşırı dozdan ölen kimse yoktur. Esrar, 30 yaşın altındaki İngiltere nüfusunun hemen hemen yarısı tarafından yılda en azından bir kere kullanılmaktadır. Bazı kişiler, esrar kullanımının yasallaştırılması gerektiğine ve böylece bu maddeyi veya çok daha tehlikeli diğer bir maddeyi elde etmeye yönelik kaynakla bağlantının kesilebileceğine inanmaktadır. Maalesef, nikotinde olduğu gibi esrar içme maddenin vücuda dağılmasının en etkili yoludur. Esrar dumanı, sigarada (esrar çoğunlukla tütün ile içilmektedir)

Kokain
Kokain, güçlü bir psikostimülan olarak etki etmenin yanısıra yoğun bir şekilde zevk veren duyguların ortaya çıkmasına neden olabilen bir başka bitki türevi kimyasaldır. Amfetaminler gibi kokain de beyindeki dopamin ve serotonin miktarını artırır. Bununla birlikte, eroin gibi, kokain de çok tehlikeli bir maddedir. Kişiler onunla kendinden geçer, özellikle sigara gibi içilen ve “crack” olarak adlandırılan formu kişiyi çabucak öfkeli ve saldırgan hale getirebilir ve aşırı dozun yaşamı tehdit eden bir riski vardır. Bağımlılık oluşturma eğilimi yüksektir ve kokain alışkanlığını sürdürme maaliyeti birçok kullanıcıyı suç işlemeye yöneltir.

10

İlişkili İnternet Siteleri: www.knowthescore.info, www.nida.nih.gov/Infofax/ecstasy.html,

www.nida.nih.gov/MarijBroch/Marijteens.html

PDF Page Organizer - Foxit Software

Dokunma & Ağrı
Bir tokalaşma ve bir öpüşmede olduğu gibi dokunma özeldir. Dünya ile ilk ilişkiyi kurmamızı sağlar. Vücudumuzu baştan aşağı kaplayan reseptörler ağı, ağrı duyumunda rol alan diğer reseptörlerle birlikte dokunma, sıcaklık ve vücut pozisyonu gibi somatik duyular dünyasının farklı yönlerini algılamaya ayarlanmışlardır. Ayrımlama gücü, parmaklarımızın ucu gibi yerlerde aşırı hassas olmak üzere, vücut yüzeyi boyunca değişiklikler gösterir. Motor sistemle etkileşimin önemine dikkat çekmenin yanı sıra aktif inceleme de önemlidir. Ağrı, vücudumuza yönelik zararlı etkilere karşı bizi bilgilendirmeye ve uyarmaya yarar. Ağrı, çok güçlü duygusal etkiye sahiptir, vücut ve beyin içinde güçlü bir kontrole tabidir. benzer deneylerden ilk iki tip reseptörün çabucak uyum sağladıklarını ve hızla değişen deformasyonlara (titreşim ve titreme duyumu) daha iyi yanıtta bulunduklarını biliyoruz. Merkel diski derinin sürekli deformasyonlarına (basınç duyumu) daha iyi yanıtta bulunurken, Ruffini sonlanmaları daha yavaş değişen deformasyonlara yanıtta bulunur. Somatik duyularla ilgili önemli bir kavram algılama alanıdır. Bu alan, her bir bireysel reseptörün yanıtta bulunduğu deri yüzey alanıdır. Pacini cisimcikleri, Meissner cisimciklerinden çok daha büyük algılama alanına sahiptir. Bu ve diğer reseptörler, hepsi birlikte bütün vücut yüzeyine dağılan etkileri hissedebilmemizi sağlar. Bir uyaranı detekte ettiklerinde sırası gelen reseptör, omuriliğin arka boynuzuna giriş yapan duyu sinirleri boyunca impulslar gönderir. Dokunma reseptörlerini omuriliğe bağlayan aksonlar, bilgiyi periferden serebral kortekse doğru son derece hızlı bir şekilde ileten büyük miyelinli liflerdir. Soğuk, sıcak ve ağrı sinir sonlanmaları “çıplak” olan ve daha yavaş ileten ince aksonlarca detekte edilir. Sıcaklık reseptörleri de uyum (adaptasyon) gösterir (bakınız Deney Kutusu). Dokunma duyumunun somatosensoriyel korteks olarak adlandırılan beyin kabuğundaki primer duyu alanına gönderilmesinden önce medulla ve talamus içinde dağıtım istasyonları vardır. Sinirler, vücudun sağ tarafı sol yarı kürede ve sol yarısı da sağda temsil edilecek şekilde orta hattan çaprazlanarak geçerler.

Meissner cisimciği Aksonlar Merkel diskleri Ruffini sonlanmaları
Çok küçük ve çeşitli duyu reseptörleri deri yüzeyinizin altında bulunur.

Sıcaklık Uyumu Üzerine Bir Deney Ter bezi Bu deney çok basittir. Bunun için bir metre uzunluğunda bir havlu asacağı gibi metal bir çubuk ve iki kova su gereklidir. Bir kovada oldukça sıcak, diğerinde ise mümkün olduğu kadar soğuk su bulunmalıdır. Sol elinizi kovalardan birine sağ elinizi ise diğer kovaya batırarak en azından bir dakika öylece tutun. Şimdi ellerinizi çıkarıp çok çabuk kurulayın ve metal çubuğu iki ucundan tutun. Çubuğun iki ucunun sıcaklığı birbirinden farklı hissedilecektir. Neden?

Pacini cisimciği

Dokunma deride başlar
Çeşitli türden çok küçük reseptörler deri yüzeyinin altında kalan tabakalarda gömülüdür. Dokunmanın farklı yanlarını algılayan Pacini ve Meissner cisimcikleri ile Merkel diskleri ve Ruffini sonlanmaları, onları mikroskop altında ilk defa tanımlayan bilim adamlarının adıyla adlandırılmışlardır. Bütün bu reseptörler, mekanik deformasyonlara yanıt olarak açılan ve çok ince elektrotlarla deneysel olarak kayıtlanabilen aksiyon potansiyellerini başlatan iyon kanallarına sahiptir. Bazı ilginç deneyler, yıllar önce tek duyu sinirinden kayıt almak üzere derisine elektrot sokarak kendi üzerinde deney yapan bilim adamları tarafından yürütülmüştür. Bu ve anestezi altındaki hayvanlar üzerinde yapılan

Vücut yüzeyinin temsil edilmesini biçimlendirecek şekilde, düzenli olarak, vücuttan gelen bilgilerin somatosensoriyel korteks boyunca “haritası oluşturulur”. Parmaklarımızın ucu ve dudaklarımız gibi vücudumuzun bazı bölümleri yüksek yoğunlukta reseptöre ve bununla uyumlu olacak şekilde çok sayıda duyu sinirine sahiptir. Sırtımız gibi alanlar ise daha az sayıda reseptör ve sinire sahiptir. Bununla birlikte, somatosensoriyel korteksteki sinirlerin kümelenme yoğunluğu düzgün dağılım gösterir.

11

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bunun sonucu olarak, vücut yüzeyinin kortekste temsil edilme düzeni oldukça çarpıktır. Duyusal homunkulus (insancık) olarak adlandırılan bu garip kişi, gerekli olan dokunma reseptörlerinin tümünün vücut yüzeyi boyunca düzgün dağılıma sahip olduğu şekliyle eğer gerçekten varolsaydı, acayip derecede çarpık biri olacaktı. Vücut boyunca ortaya çıkan bu farklı duyarlılığı, iki-nokta ayırım testi ile siz de deneyebilirsiniz. Bunun için, bir atacı uçları birbirinden 2-3 cm uzakta olacak şekilde U biçiminde bükünüz. Sonra, gözlerinizi bağlayarak bir arkadaşınızdan bu bükülmüş ataç ile vücudunuzun çeşitli yerlerine dokunmasını isteyiniz. Bir mi yoksa iki noktayı mı hissediyorsunuz? Bazen iki noktaya dokunmuş olmasına rağmen bir nokta olarak mı hissediyorsunuz? Neden? omurilikteki ilk dağıtım istasyonunda başlar ve somatosensoriyel sistemin bütün düzeylerinde devam eder. Primer duyu ve motor korteksler beyinde birbirlerine göre uygun konumdadırlar. Aktif inceleme, dokunma duyusu açısından çok önemlidir. Farklı kumaşların dokumaları arasındaki ince farkları veya bir zımpara kağıdının inceliğini ayrımladığınızı varsayın. Aşağıdaki koşullardan hangisinin en hassas ayrımlamayı sağladığını düşünürsünüz?
· Parmak uçlarınızı örnek üzerinde tutmak mı? · Parmak uçlarınızı örnek üstünde gezdirmek mi? · Örneği, parmak uçlarınız üstünde hareket ettiren bir makineyi kullanmak mı?

Böyle davranış deneylerinin sonuçları, ilgili duyu bilgisinin beyinde nerede analiz edildiği sorusuna götürür. Fonksiyonel beyin görüntüleme, kumaş dokusunun veya cisimlerin dokunma duyusuyla belirlenmesinde korteksin farklı bölgelerinin rol aldığını gösterir. Beyin görüntüleme, somatosensoriyel alandaki vücut haritasının deneyimlerle değişebileceğini ortaya koyarak kortikal plastisitenin içyüzünü kavramamızı sağlayacak bir anlayışı başlatmıştır. Örneğin, görme engelli Braille alfabesi okuyucularının okumada kullandıkları işaret parmağı artmış bir kortikal temsile ve saz çalan bir kişinin sol eline ait parmakları genişlemiş bir kortikal temsile sahiptir.

Ağrı
Çoğunlukla dokunma ile birlikte bir başka deri duyusu olarak sınıflandırılmakla birlikte, ağrı farklı işlevleri ve farklı anatomik organizasyonu ile gerçek bir sistemdir. Hoşa gitmeme, bireyler arasında farklılık gösterme ve şaşırtıcı bir şekilde ağrı reseptörleriyle uyaranın doğası (bir sıyrık ve ısırgan otunun yakmasıyla oluşan ağrılar arasında küçük bir fark vardır) hakkında çok az bilgi sağlayarak iletilme ağrının temel nitelikleridir. Antik Yunan’da ağrı duyum değil, duygu olarak dikkate alınmıştır. Canlılarda tek duyu lifinden kayıt alma, doku hasarı nedeni veya sadece tehlike belirtisi olan uyaranlara (çimdik gibi şiddetli mekanik uyaran, aşırı sıcaklık ve kimyasal uyaranlar) karşı yanıtları ortaya çıkarır. Fakat, böyle deneyler bize kişiye bağlı deneyimler hakkında doğrudan bir şeyler anlatmaz. Moleküler biyoloji teknikleri, günümüzde bir takım nosiseptörlerin özelliklerini ve yapılarını ortaya çıkarmıştır. Bunlar, 46 oC nin üstündeki sıcaklıklara, doku asiditesine ve yine sürpriz bir şekilde kırmızı biberin aktif bileşenine yanıtta bulunan reseptörleri kapsamaktadır. Şiddetli mekanik uyarıya yanıtta bulunan reseptörlerin genleri daha henüz tanımlanmamıştır, fakat onlar da bu grupta olmalıdır. Tehlikeli düzeydeki uyaranlara yanıtta bulunan periferal aferent liflerin iki sınıfı vardır: bunlar Ad lifleri olarak adlandırılan oldukça hızlı miyelinli lifler ve çok ince, yavaş miyelinsiz C lifleridir. Her iki sinir takımı, serebral kortekse giden nöron serileri ile sinaps yapmak üzere omuriliğe giriş yaparlar. Böylece, birisi ağrının konumunu belirleme (dokunma yolağına benzer şekilde), diğeri ağrının duygusal yanından sorumlu olan paralel, yukarı çıkan yolaklarla beyne giderler.

Homunkulus. Kişinin görüntüsü, vücudunun ilgili bölümündeki reseptörlerin sayısı ile orantılı olacak şekilde somatosensoriyel korteksin yüzeyi boyunca çizilmiştir.

Ayrımın mükemmel gücü
Ayrıntıları algılama yeteneği, vücudun farklı kısımlarında değişiklik gösterir ve parmak uçları ile dudaklarda son derece gelişmiştir. Deri, bir milimetrelik bir yüksekliğin 1/100’ inden daha küçük yükseltiye sahip bir noktayı algılayabilecek kadar duyarlıdır. Görme engelli bir kişinin Braille alfabesini okumasında olduğu gibi siz de bu kabartıları elinizi gezdirerek hissedebilirsiniz. Dokuma farklılıklarını ayırt etmek veya bir cismin biçimini tanımak gibi farklı görevleri yapmada farklı reseptör tiplerinin nasıl katkıda bulunduğu aktif araştırma alanlarından birisidir. Dokunma, sadece algılanana yanıtta bulunulan pasif bir duyu değildir. Aynı zamanda, hareketin aktif kontrolüne de katılır. Parmağınızın hareketini sağlayan kol kaslarını kontrol eden motor korteksteki sinir hücreleri, parmak uçlarındaki dokunma reseptörlerinden duyusal girdiler alır. Bu girdiler elinizden kayıp giden bir cismi hızla algılayabilmeniz için, duyu ve motor sistemler arasındaki hızlı iletişimden ne kadar daha iyi olmalıdır? Duyu ve motor sinirler arasındaki karşılıklı iletişim, motor nöronlara gelen propriyoseptif geribeslemeyi de içererek

12

PDF Page Organizer - Foxit Software

Morfin

Met-enkefalin

Met-enkefalin gibi endojen opiyatları içeren bir kısım kimyasal transmiterler ağrı ile ilgili süreçlere katılırlar. Ağrı giderici morfin, bazı endojen opiyatların etkilediği aynı reseptörler üzerinde etkilidir. Ağrının arttığı karşıt olgu ise hiperaljezi olarak adlandırılır. Bu durumda ağrı eşiğinde düşme, ağrı şiddetinde artma olur ve bazen ağrının hissedildiği veya zararlı uyaranın yokluğunda bile ağrının duyulduğu durumlarda alanının genişlediği görülür. Bu önemli bir klinik sorun olabilir. Hiperaljezi, yukarıya çıkan ağrı yolaklarının çeşitli düzeylerindeki karmaşık olguları olduğu kadar periferal reseptörlerin duyarlı hale gelmesini de kapsar. Bunlar kimyasal aracılıkla gerçekleştirilen eksitasyon ve inhibisyon etkileşimlerini içerir. Kronik ağrı durumunda gözlenen hiperaljezi, eksitasyonun artması ve inhibisyonun azalmasından kaynaklanır. Bunun çoğu, duyu bilgisini işleyen sinir hücrelerinin hassaslığındaki değişiklikler nedeniyle ortaya çıkar. Uygun nörotransmiterlerin eylemine aracılık eden reseptör moleküllerinde önemli değişiklikler görülür. Hiperaljezinin hücresel mekanizmalarını anlamamızdaki büyük ilerlemelere rağmen kronik ağrının klinik tedavisi maalesef hala yetersizdir.

Omuriliğin bir bölgesinden (altta) beyin sapı ile korteksin anterior cingulate (ACC) ve insular’ı da içine alan çeşitli bölgelerine çıkan ağrı yolakları.

Bu ikinci yolak, anterior (ön) cingulate korteks ve insular korteksi de içine alan somatosensöriyel korteksten oldukça farklı alanlar üzerine yönelir. Hipnoz sırasında elde edilen beyin görüntülerinde, sadece ağrıyı, ağrı duyumunun ‘hoş olmayan’ yanından ayırmak olanaklıdır. Ağrı oluşturacak kadar sıcak olan suya ellerini batıran kişiler, daha sonra, ağrının şiddetinin artığı veya azaldığı veya ağrının hoşa gitmediği şeklinde bir hipnotik telkin altında tutulmuştur. Bu kişilerde pozitron emisyon tomografisi (PET) kullanılarak yapılan incelemelerde, hissedilen ağrı şiddetindeki değişimler sırasında somatosensöriyel korteksin aktif olduğu, oysa ağrının hoşa gitmeyen yanlarının hissedilmesine anterior cingulate korteksin aktivasyonunun eşlik ettiği bulunmuştur.

Araştırmada Gelinen Son Nokta

Ağrısız bir hayat?
Örneğin, diş hekimi gibi ağrıya neden olabilecek kaynaklardan uzak durarak ağrısız bir hayatın güzel olacağını düşünebilirsiniz. Ama öyle değildir. Ağrının anahtar fonksiyonlarından birisi, ağrıya neden olan durumlardan korunmamız gerektiğini öğrenmemizi sağlamasıdır. Omuriliğe giren nosiseptif sinirlerdeki aksiyon potansiyelleri, geri çekme refleksi gibi otomatik koruyucu refleksleri başlatır. Aynı zamanda, tehlikeli veya tehlikenin belirtisi olan durumlardan sakınmak üzere öğrenmeyi yönlendiren önemli bilgi sağlar. Ağrının diğer bir anahtar fonksiyonu, aktiviteyi engelleyerek doku hasarından sonra iyileşmenin sağlanacağı dinlenmeyi olanaklı kılmasıdır. Şüphesiz, bazı durumlarda, aktivitenin ve kaçış reaksiyonlarının engellenmemesi önemlidir. Bu durumların üstesinden gelmeye yardım etmek üzere, ağrıyı baskılayabilen veya artırabilen fizyolojik mekanizmalar gelişmiştir. Böyle modülatör mekanizmalardan ilk kez keşfedilen endojen analjeziklerin salınmasıdır. Savaştaki askerlerde olduğu gibi yaralanma oluşturan koşullar altında, muhtemelen bu maddelerin salınması nedeniyle, ağrı duyumu hayret verici düzeyde baskılanır. Hayvan deneyleri, akuaduktal gri madde gibi beyin bölgelerinin elektriksel uyarılmasının, ağrı eşiğinde belirgin bir yükselmeye neden olduğunu ve buna orta beyinden omuriliğe inen bir yolun aracılık ettiğini göstermiştir.

Geleneksel Çin Tıbbı ağrıdan kurtulmak için “akupunktur” olarak adlandırılan bir yöntem kullanır. Bu yöntem, çok ince iğnelerin vücutta meridyenler olarak adlandırılan çizgiler boyunca belirlenen özel konumlardaki deriye batırılmasını ve daha sonra hastayı tedavi edecek kişi tarafından titreşimlerin uygulanacağı cihazın çalıştırılmasından oluşur. Bu işlemler ağrıyı kesinlikle gidermekle birlikte, yakın zamana kadar, hiç kimse bunun neden böyle olduğundan çok emin değildi. Kırk yıl önce, bu yöntemin nasıl işe yaradığını anlamak için Çin’de bir araştırma laboratuarı kuruldu. Oradaki bulgular, bir titreşim frekansındaki elektriksel uyarmanın, met-enkefalin gibi, endorfinler olarak adlandırılan endojen opiyatların salınmasını tetiklerken, bir başka frekanstaki uyarmanın dinorfinlere duyarlı bir sistemi aktif hale getirdiğini gösterdi. Bu çalışma, ağrıyı gidermek için alınan ilaçların yerine kullanılabilecek ucuz bir elektriksel akupunktur cihazının (solda) geliştirilmesine öncülük etti. Sağda, böyle bir aracın elektrotlarından birinin el üzerinde başparmak ile işaret parmağı arasındaki “Heku” noktasına, diğeri ağrının olduğu tarafa yerleştirildiği bir uygulama görülmektedir.

Akupunktur hakkında daha çok okumak ister misiniz? Şu siteyi denebilirsiniz ... http://acupuncture.com/Acup/AcuInd.htm

13

Görme

PDF Page Organizer - Foxit Software

İnsanlar, çevreleri hakkında bilgi toplamak ve karar vermek için sürekli olarak gözlerini kullanan görsel canlılardır. Diğer primatlardaki gibi öne bakan gözlerimizle, vücudumuz dışında bulunan çevreyi çeşitli yönleriyle algılamak için görme duyusundan yararlanırız. Elektromanyetik enerjinin bir şekli olan ışık, retinada bulunan fotoreseptörlere etki etmek üzere gözümüzden giriş yapar. Bu ise nöral impulsları oluşturan ve daha sonra görsel beynin nöral ağları ve yolakları içinde ilerlemesini sağlayan süreçleri tetikler. Orta beyne ve serebral kortekse gelen bireysel yolaklar, hareket, biçim, renk ve görsel dünyanın farklı diğer özellikleri gibi farklı görsel fonksiyonlara aracılık ederler. Tümü değil, fakat bazısı bilince ulaşır. Korteksteki çok sayıda farklı görsel alanlarda bulunan nöronlar, farklı türde görsel kararları vermek üzere özelleşmişlerdir.

dönüştürülse bile bu ikinci görüntüye “bakacak” beyin içindeki bir başka kişiye ihtiyaç vardır! Bir yöntemle tam olarak açıklanamayan sonsuz neden sonuç ilişkisinden kurtulmak için gerçekten görsel beynin çözmek zorunda olduğu, dünya ile ilgili karar vermek ve yorum yapmak için gözlerden gelen kodlanmış mesajları nasıl kullandığı gibi büyük bir problemle karşı karşıyayız. Işık, retina üzerine odaklanır odaklanmaz, retina yüzeyini baştan başa kaplayacak şekilde düzenlenen 25 milyon fotoreseptöre isabet eder, bunlar ışığa yanıt olarak çok küçük elektriksel potansiyeller oluşturur. Bu sinyaller, retinadaki hücreler ağından sinapslar aracılığıyla geçer, daha sonra sıra aksonlarının bir araya toplanmasıyla optik siniri oluşturan retinal gangliyon hücrelerinin aktivasyonuna gelir. Bu hücreler, farklı fonksiyonlarla farklı görsel bölgelere aksiyon potansiyelleri ileten yerlerden beyne giriş yaparlar.

Göze düşen ışık
Işık, pupilla (gözbebeği) içinden giriş yapar, kornea ve mercekler tarafından odaklanarak gözün arkasındaki retina üzerine düşürülür. Pupilla, çeşitli ışık düzeylerine göre açıklığının küçülüp büyümesi için genişleyip daralabilen ve pigment içeren iris ile çevrelenmiştir. Gözü, dünyanın görüntüsünü oluşturan bir kamera gibi düşünmek doğaldır, fakat bu birtakım yönlerden yanıltıcı bir benzetmedir. Birincisi, gözlerin sürekli hareket etmesi nedeniyle asla durgun bir görüntü yoktur. İkincisi, retina üzerine düşen görüntü beyinde bir görüntüye

Gangliyon hücresi Bipolar hücre Horizontal hücre Çubuklar Koniler

Işık

İris

Pupilla Kornea
Mercek
Retina Optik sinir Amakrin hücre

Retina

Retina. Işık, retinanın arkasındaki çubuklar ve koniler üzerine düşmek için bir hücre ağından (bipolar hücreler gibi) ve optik sinir lifleri içinden geçer. Görsel işlemenin ilk basamağı hakkında epey şeyler öğrenilmiştir. Çubuk olarak adlandırılan çok fazla sayıdaki fotoreseptörler, sayıca daha az olan fotoreseptör sınıfı konilerden hemen hemen 1000 kez daha fazla ışığa duyarlıdır. Kabaca, gece çubuklarla, fakat gündüz konilerle gördüğümüzü söyleyebiliriz. Işığın farklı dalga boylarına duyarlı olan üç tip koni vardır. Koniler sadece renkli görme oluşturur demek onu basite indirgemek demektir, fakat renkli görme koniler için yaşamsaldır. Eğer, koniler aşırı biçimde tek renkli ışık etkisinde bırakılırsa pigmentler uyum sağlar ve kısa bir sürenin ardından renk algılamamıza daha az katkıda bulunur (Deney Kutusuna bakınız).

Fovea Kör nokta Optik sinir
arkasındaki retina üzerinde odaklanır. Reseptörler, burada enerjiyi detekte eder ve transdüksiyon süreciyle optik sinirde ilerleyen aksiyon potansiyelini başlatılır.
İnsan gözü. Göze gelen ışık mercekle gözün

14

PDF Page Organizer - Foxit Software
Geçen 25 yılı aşkın süre içinde ışığın çubuklarda ve konilerde elektriksel sinyallere dönüşüm süreci (fototransdüksiyon), bazı görsel pigmentlerin yokluğu nedeniyle oluşan renk körlüğünün genetik temeli, retinal ağın fonksiyonu ve iki farklı tipteki gangliyon hücrelerinin varlığı gibi konularda önemli bilgiler elde edilmiştir. Gangliyon hücrelerinin hemen hemen %90 ı çok küçük, oysa %5 i büyük M-tipi veya magnoselüler hücrelerdir. Daha sonraki bir bölümde, M-tipi hücrelerdeki anormalliklerin belli disleksi olgularının temelini oluşturabildiğini göreceğiz (Bölüm 9). Renk uyumu ile ilgili bir deney

İki büyük daire arasında yer alan (+) işaretine en azından 30 saniye kadar odaklanın. Sonra gözlerinizi alttaki artı işaretine kaydırın. Şimdi, iki “sarı” daire farklı renklerde görünecek. Bunun neden böyle olduğunu düşünerek bulabilir misiniz?

Gözden beyne giden yolaklar. Görme korteksi görsel dünyanın biçim, renk, hareket ve uzaklık gibi çeşitli yönleri ile ilgilenen bir takım alanlardan oluşur. Bu hücreler, sütunlar şeklinde düzenlenmiştir. Görmeden sorumlu hücreler açısından önemli bir kavram, hücrelerin tercihli olarak yanıtta bulundukları bir retina bölgesi olan algılama alanı (receptive field) kavramıdır. Kortikal bilgi işlemenin ilk basamağı olan V1’deki nöronlar, özel bir yönelimde bulunan çizgilere ve kenarlara yanıtta bulunurlar. Herhangi bir hücre sütunundaki bütün nöronların aynı yönelimdeki çizgiler ve kenarlara, komşu hücre sütunundakilerin biraz farklı yönelimdekilere en iyi yanıtta bulunduğunun ortaya konması önemli bir keşiftir ve bu durum V1 yüzeyi boyunca böylece devam eder. Bu, kortical görsel hücrelerin dünyayı yorumlamak için kendine özgü fakat değişmez olmayan bir düzenlenime sahip olduğu anlamına gelir. Bireysel bir hücrenin sol veya sağ gözdeki aktivite ile harekete geçirilme miktarı deneyimle değiştirilebilir. Bütün duyu sistemlerinde olduğu gibi görsel kortekste de plastisite olarak adlandırdığımız durum görülür.

David Hubel

Görsel işlemede bitişik adımlar
Her bir gözün optik siniri beyne gider. Her bir sinirin lifleri, onların bir yarısının “çaprazlanarak” karşı tarafa geçtiği ve diğer optik sinirden gelen “çaprazlanmamış” olarak kalan yarıya katıldığı optik kiazma olarak adlandırılan bir yapıda karşılaşırlar. Bu yeni durumda, her iki gözden gelen lifleri içeren bu demetler, birlikte optik yolu oluştururlar ve lateral genikulat nükleus olarak adlandırılan bir yapıdaki sinaptik aktarmanın ardından serebral kortekse yönelirler. Burada etrafımızdaki görsel uzayın beyin içindeki “temsili” oluşturulur. Dokunma duyusuna benzer bir şekilde (bir önceki Bölüm), görsel dünyanın sol tarafı sağ yarıkürede ve sağ tarafı ise sol yarıkürededir. Bu nöral temsil, her iki gözden gelen girdilere sahiptir ve böylece beynin arka tarafında V1, V2 gibi adlarla adlandırılan görsel alanlarda bulunan hücreler, gözlerin her ikisinden gelen görüntüye yanıtta bulunabilirler. Bu durum binokülarite olarak adlandırılır.

Torsten Wiesel
David Hubel ve Torsten Wiesel’in (yukarıda) görsel korteksteki hücrelerden (solda) aldıkları elektriksel kayıtlar bazı şaşırtıcı özellikleri açığa çıkarmıştır. Bunlar yönelim seçicilik, hücrelerin harika sütun biçimli düzenlenimi (aşağıda) ve sistemin plastisitesidir. Bu keşifler onları Nobel Ödülüne götürmüştür.

15

PDF Page Organizer - Foxit Software
Araştırmada Gelinen Son Nokta
Görme engelliyseniz görebilir misiniz? Kesinlikle hayır. Bununla birlikte, beyinde çoklu görsel alanların keşfedilmesi bilinçsiz olarak bazı görsel yeteneklerin oluştuğunu göstermiştir. Primer görsel korteskse (V1) yönelik kalıcı hasara sahip kişiler görüş alanlarında bulunan nesneleri göremediklerini ifade ederler, fakat bu görememekten yakındıkları nesnelere uzanmaları istendiğinde dikkate değer doğrulukla bunu yaparlar. Tuhaf, fakat çok ilginç olan bu durum “kör görüş” olarak bilinir. Bu duruma, muhtemelen gözlerden korteksin diğer bölgelerine olan paralel bağlantılar aracılık eder. Nesnelerin farkında olmaksızın görmek, normal kişilerin de yaptığı günlük bir olaydır. Arabanızı sürerken bir yolcu ile konuşursanız bilinçli farkındalığınız tümü ile sohbete yönlendirilebilir fakat ışıklarda durarak ve engellerden sakınarak hala etkin bir biçimde araba kullanabilirsiniz. Bu yetenek bir tür bir işlevsel kör görüşün varlığını yansıtır. Görsel korteksin karmaşık devresi, sinirbilimcileri meşgul eden büyük bulmacalardan biridir. Farklı nöron tipleri, henüz günümüzde anlamaya başladığımız çok incelikli yerel devrelerde birlikte birbirlerine bağlanmış altı kortikal tabaka boyunca düzenlenmişlerdir. Bu bağlantıların bazıları eksitatör, bazıları ise inhibitördür. Bazı sinirbilimciler, bilgisayardaki çiplere benzeyen bir kanonik kortikal mikrodevrenin olduğunu öne sürmektedir. Herkes buna katılmamaktadır. Bir görsel alanda ve diğer bir alandakiyle çok sayıda benzer özelliklere sahip, fakat görsel beynin her bir parçasının görsel dünyanın farklı yönlerini yorumlama şeklindeki ince farkları yansıtan bir devreyi düşünelim. Görsel yanılsamaların (illüzyonlar) incelenmesi de görsel analizin farklı aşamalarında devam eden bilgi işleme türünü anlamamızı sağlar. Sadece siyah beyaz noktalar mı? Başlangıçta görüntünün kenarlarını veya yüzeyini tanımlamak zordur. Fakat, bir kez onun bir Dalmaçyalı köpeğe ait olduğunu bilirseniz görüntü “hemen oluşur”. Görsel beyin, algısal sahneyi değerlendirmek için içsel bilgiyi kullanır.

düşünmeyi gerektirir. En basit karar vermede bile duyusal girdi ile mevcut bilgi arasında bir etkileşim vardır. Karar vermenin nöral temelini anlamaya çalışmanın bir yolu, normal günlük aktivitelerini sürdürebilmeleri için kişileri serbest bırakırken onların çeşitli işleri yapmaları sırasında nöronlarında gerçekleşen aktiviteleri kayıtlamaktır. Beyinde bulunan 1011 nöronun her birinin aktivitesini milisaniyeler mertebesinde duyarlıkla kayıtlayabildiğimizi düşünelim. Bu durumda, sadece çok fazla veriye sahip olmakla kalmayız, aynı zamanda onların tümünün işlenmesindeki zor görevle de karşılaşırız. Hatta onu yorumlamada büyük sorun da yaşayabiliriz. Bunun nedenini anlamak için, bir an insanlar birşeyleri niçin yaparlar sorusunun farklı nedenleri hakkında düşünelim. Demiryolu istasyonuna doğru yürürken gördüğümüz biri trene yetişmek, trenden inecek birisini karşılamak veya “farklı trenlere bakmak” için oraya gidiyor olabilir. Amaçlarını bilmeksizin onların beyinlerindeki herhangi bir aktivasyon deseni ile davranışları arasındaki ilişkiyi yorumlamak ve doğruluğunu kanıtlamak çok zor olabilir. Bu nedenle, deneysel sinirbilimciler davranışla ilgili durumları hassas deneysel kontrol altında tutmaktan hoşlanırlar. Bu, özel görev düzenlenmesi yapılarak insan deneklerin yoğun pratiklerin ardından yapabileceklerinin en iyisini yapmaları sağlanarak ve daha sonra onların görevi yerine getirmeleri izlenerek gerçekleştirilebilir. Görevin en iyisi, ilginç olduğu kadar yeterince karmaşık, ama yine de neler olduğunu analiz etme imkanı sunacak kadar basit olandır. İyi bir örnek, çoğunlukla ikiden fazla olmayan ve yanıtın basit bir seçim (örneğin hangi ışık lekesi daha büyük ve daha parlaktır?) olduğu uyaranların görünümü hakkında görsel karar verme sürecidir. Böyle bir görev oldukça basit olmasına rağmen, tam bir karar verme döngüsünü kapsar. Duyusal bilgi, sonradan kazanılır ve analiz edilir; verilen karar için doğru ve yanlış cevaplar vardır ve ödüller görevin yerine getirilmesindeki doğru veya yanlışlara göre belirlenebilir. Bu tür bir araştırma bir çeşit “görme fiziği” dir.

Bristol’deki meşhur kafenin duvarının fayansları gerçekte dikdörtgendir, fakat öyle görünmezler. Bu fayans düzenlenimi çizgileri ve kenarları değerlendiren nöronlar arasındaki karmaşık eksitatör ve inhibitör etkileşimlerden kaynaklanan bir yanılsama oluşturur. Kanizsa Üçgeni (sağda) aslında yoktur, fakat bu durum onu görmenizi engellemez. Görsel sisteminiz şekilde görülen diğer cisimlerin üstünde bir beyaz üçgenin bulunduğuna “karar verir”.

Hareket ve renkle ilgili karar verme
Nöronların, görsel hareket ile ilgili karar verme sürecine nasıl katıldıkları günümüzün en ilgi çeken konusudur. Bir cismin hareket edip etmediği ve ediyorsa hangi yönde hareket ettiği insanlar ve diğer canlılar açısından son derece önemli kararlardır. Göreceli hareket, genel olarak bir cismi yakında bulunan diğer cisimlerden farklı gösterir. Hareket bilgisinin işlenmesine katılan görsel beyin bölgeleri, insan beynini görüntüleme teknikleri (Bölüm 14) kullanılarak elde edilen beynin alanları arasındaki bağlantı biçimleri incelenerek ve insan olmayan canlılardaki bireysel nöronların aktivitesi kayıtlanarak ayrı anatomik bölgeler olarak belirlenebilir.

Kararlılık ve kararsızlık
Serebral korteksin anahtar bir fonksiyonu, birçok kaynaktan alınan duyu bilgisine etki etme ve onu biçimlendirme yeteneğidir. Karar verme, bu yeteneğin hassas bir parçasıdır. Bu, süreci bilgi temelli veya “bilişsel (kognitif)” olarak düşünmedir. Varolan duyusal kanıt ölçülüp tartılmalı ve o anda elde edilebilen en iyi kanıt seçilmelidir (örneğin, bir eylemi yerine getirmek veya kaçınmak gibi). Bazı kararları verme basit ve otomatik olabilirken diğerleri karmaşıktır ve geniş

16

PDF Page Organizer - Foxit Software

A

B

C

D

Hareket duyarlılığı. A. Solda primer görsel korteks (V1) ve harekete duyarlı nöronların bulunduğu MT alanı (bazen V5 olarak da adlandırılır) ile bir maymun beyninin yandan görünüşü. B. Kuzey-batı yönündeki, fakat nadiren zıt yöndeki, harekete karşı aksiyon potansiyelleri (düşey kırmızı çizgiler) oluşturarak yanıtta bulunan bir harekete-duyarlı nöron. MT (veya V5)’ de bulunan farklı hücre sütunları, hareketin farklı yönlerini kodlar. C. Dairesel bir TV ekranı, noktaların gelişigüzel yönlerde (%0 uyum) veya bir yönde (%100 uyum) hareket ettikleri durumda hareket duyarlılığının incelendiği bir deneyde kullanılmıştır. D. Maymunun uyumu artıkça, onun noktaların olası yönünü göstermesi de artar (sarı çizgi). Farklı yönelime sahip sütunların elektriksel mikrostimülasyonu, tercihli yönelimin hesaplanmasında kayma oluşturur (mavi çizgi).

Bir maymun, hareketli noktaların deseni hakkında basit görsel karar verirken, MT (veya V5) alanında bulunan nöronlardan kayıtlar alınmıştır. Noktaların büyük bölümü farklı yönlerde gelişigüzel, fakat küçük bir kesri ise ahenkli bir biçimde aşağı, yukarı, sağa veya sola doğru bir tek yönde hareket etmektedir. Gözlemci, desenin hareketinin bütün yönlerini değerlendirmek zorundadır. Görev, gelişigüzeldekinin veya ahenkle hareket eden noktaların kesrinin azaltılarak güçleştirildiği durumun tersine, noktaların büyük bir yüzdesinin ahenkli olarak bir yönde hareket edecek şekilde düzenlenmesiyle çok basit hale getirilebilir. Bundan V5’de bulunan hücrelerin aktivitesinin hareket sinyalinin şiddetini doğrulukla yansıttığı ortaya çıkar. Buradaki nöronlar, tercih ettikleri hareket yönünde hareket eden noktaların kesri arttığında aktivitelerini sistematik olarak ve doğrulukla artırarak hareketin belli yönlerine seçicilik yanıtı oluştururlar.
İster maymunda isterse insanda olsun bazı bireysel nöronlar, şaşırtıcı bir şekilde, davranışla ilgili bir karar verirken bir gözlemci olarak noktaların hareketini detekte etmede sergiledikleri kadar iyi görev yaparlar. Bu nöronların kayıtlama elektrotları aracılığı ile mikro-uyarımı, bir maymunun yaptığı bağıl hareket değerlendirmesini bile etkileyebilir. Çok büyük sayıda nöronun görsel harekete duyarlı ve kararların sadece birkaç değil, birçok nöronun aktivitesine dayandırılması gerektiği beklentisi dikkate alındığında bu dikkate değerdir. Renk ile ilgili kararlar benzer şekilde gerçekleşir (bakınız Araştırmada Gelinen Son Nokta Kutusu).

Necker küpü, algısal olarak sürekli tersyüz olup değişikliğe uğrar. Retinal görüntü değişmez, fakat küpü öncelikle sol üst köşesi bize yakın olacak şekilde sonra uzaklaşmış gibi görürüz. Nadiren, düz bir düzlem üzerinde birbirleri ile kesişen çizgiler takımı olarak da görülür. Görsel beynin hangi durumun bir an için baskın olduğuna karar verdiği zaman görülen nöral sinyalleri incelemek için kullanılan birçok tersinir şekil vardır.

17

PDF Page Organizer - Foxit Software
Araştırmada Gelinen Son Nokta
Renge duyarlı hücreler. Belli nöronlar, farklı dalga boylarına sahip ışığa karşı farklı aktivite desenleri gösterirler. Bazısı uzun dalga boylu, bazısı ise kısa dalga boylu ışığa karşı daha iyi yanıtta bulunur. Bunun, renkleri algılamak için yeterli olacağını düşünebilirsiniz, fakat bu doğru olmayabilir. Soldaki aktif hücreleri sağdakilerle karşılaştırın. Farkı söyleyebilir misiniz?

Solda. Mondrian (sanatçı Piet Mondrian’den dolayı) olarak adlandırılan, bir renkli yama işinin akıllı tasarımı. Burada, renkleri çevreleyen yamaların varlığı nedeniyle onları daima olduklarından farklı renkler olarak algılamamıza rağmen, her bir renk paneli sırası ile tam olarak aynı ışık karışımını yansıtacak şekilde uzun, orta ve kısa dalga boylu ışığın farklı kombinasyonları ile açıklanmıştır. V1 den kayıtlanan soldaki hücre, tüm durumlarda aynı miktarda impuls oluşturur. Bu hücre, renkleri “algılamaz”, basit bir şekilde her bir yamadan yansıyan birbirinin aynı dalga boyu karışımına yanıtta bulunur.

Sağda. V4 içinde bulunan gerçek renge duyarlı bir hücre, diğer alanlara daha az olmak üzere Mondrian’ın kırmızı olarak gördüğümüz alanına impuls çıkarır. Her birinden yansıyan dalga enerjisi üçlüsünün aynı olmasına rağmen bu farklı yanıt oluşur. Bu nedenle, bazı sinirbilimciler sadece V4 alanının işe karışmadığına şüpheyle baksa bile V4 alanı renkleri algılamamızı sağlayan bir beyin alanı olabilir.

İnanmak görmektir
Algılanan hareketi kaydeden V5 alanı, sadece görsel uyaranın hareketini kaydetmekten daha fazlasını yapar. Sadece çevredeki noktaların hareketi (yani bir hareket yanılsaması) kullanılarak noktaların oluşturduğu bir alanın bir yönde veya diğer yönde hareket ettiği algılamasını oluşturan görsel hileler oynatılırsa, yanılsama alanına karşılık gelen nöronlar sağa veya sola doğru algılanan hareketlere farklı biçimde yanıtta bulunacaklardır. Hareket tamamen gelişigüzel ise deneme yapıldığında gözlemci gelişigüzel hareket sinyalinin “sağa doğru” hareket ettiğini bildirirse normal olarak sağa doğru hareketi tercih eden nöronlar biraz daha fazla impuls oluşturacaktır (tersi de doğrudur). Hareketin “sağa” veya “sola” doğru olduğunu belirten nöronal kararlar arasındaki fark, hareketli uyaranların mutlak doğasını değil, gözlemcinin hareketin görünümü ile ilgili yargılarını yansıtır. Görsel karar verme ve kararsız kalmanın diğer örnekleri, Necker küpünde (önceki sayfadaki şekil) olduğu gibi gerçekten anlaşılması güç algısal hedeflere karşı oluşan reaksiyonları kapsar. Bu tip uyaranlarla gözlemci sürekli olarak bir yorumdan diğerine dalgalanan bir kararsızlık durumunda kalır. Benzer bir çekişme ile sağ göz yatay çizgilerin oluşturduğu desene bakarken, sol göz düşey çizgilerin desenine bakıyorsa karşılaşılır. Sonuçta gerçekleşen algı, binoküler rekabet olarak adlandırılır ve gözlemci önce düşey çizgilerin baskın olduğunu söylerken, daha sonra yatay çizgilerin baskın olduğunu söyler ve sonra tekrar düşey çizgilere döner. Tekrar ifade edilirse, görsel korteksin birçok farklı alanlarındaki nöronlar, gözlemcinin algılamasının ne zaman yataydan düşeye atladığını yansıtır.

Görsel dünyamız hayret verici bir yerdir. Gözlerden giren ışık, en basit nesnelerden gözümüzü kamaştıran ve büyüleyen sanat eserlerine kadar etrafımızdaki dünyayı değerlendirmemizi sağlar. Milyonlarca ve milyonlarca nöron, bir ışık taneciğine (foton) yanıtta bulunan bir retinal fotoreseptörün yaptığı işten, görsel dünyada bir şeylerin hareketli olup olmadığına karar veren V5 alanındaki bir nörona kadar değişik görevlerle bu sürece katılır. Bunların hepsi, görünüşte bir çaba harcamadan beynimiz içinde meydana gelir. Onların nasıl olup bittiğini anlamayız, ancak sinirbilimciler büyük gelişmeler katetmektedir.
Colin Blakemore, görsel sistemin nasıl geliştiğinin anlaşılmasına katkıda bulunmuştur. Bu katkılar, embriyonik beyinde (aşağıda solda) bir yolağın farklı kısımları arasındaki etkileşimleri incelemek için hücre kültürünün kullanıldığı öncü çalışmalardan oluşur. Aşağıda sağda, kortekse doğru büyümeden önce bir ön tanışma “tokalaşma” yı gerçekleştiren diğer liflerle (portakal renkli) karşılaşmak üzere gelişen ve korteksten aşağıya uzanan aksonları (yeşil boyalı) görüyoruz.

18

İnternet Bağlantıları: faculty.washington.edu/chudler/chvision.html

http://www.ncl.ac.uk/biol/research/psychology/nsg

PDF Page Organizer - Foxit Software

Hareket

Bir topu yakaladığınızı düşünün. Kolay mı ? Öyle gibi görünebilir, fakat bu basit hareketi yapmak için bile beyniniz bazı önemli işleri yapmak zorundadır. Kolay olduğunu kabul etsek bile beynimiz topun hafif mi yoksa ağır mı olduğu, hangi yönden geldiği ve ne kadar hıza sahip olacağı gibi konularda bir planlama yapar. Bir koordinasyon söz konusudur. Topu yakalamaya çalışan birisi kollarını nasıl kendiliğinden birbiriyle uyumlu olarak hareket ettirir ve topu yakalamak için hangi konum ve biçim en iyisi olacaktır? Kollarınız doğru konuma ulaşacak mı ve parmaklarınız topu yakalamak için doğru zamanda mı kapanacak gibi konularda bir planlama vardır. Sinirbilimciler, günümüzde bu olaylarda rol alan birçok beyin alanı olduğunu bilmektedirler. Bu alanlardaki nöral aktivite, serebral korteks ve bazal gangliyonlardan beyincik ve omuriliğe uzanan bir motor hiyerarşide bir emir zinciri oluşturmak için bir araya gelir.

Kaslarla ilgili elektriksel aktivite kayıtları (elektromiyografik aktivite).

Sinir-kas kavşağı
Motor hiyerarşinin en alt düzeyi olan omurilikte motor nöronlar olarak adlandırılan yüzlerce özelleşmiş hücre impuls oluşturma hızlarını artırır. Bu nöronların aksonları, kasılabilen lifleri aktifleştirmek için kaslara kadar uzanır. Her bir motor nöronun akson sonlanmaları, bir kasta bulunan sınırlı sayıdaki kas liflerinin üzerinde özelleşmiş sinir-kas kavşağı oluşturur (aşağıdaki Şekle bakınız). Bir motor nörondaki her bir aksiyon potansiyeli, sinir sonlanmalarından nörotransmiter salınmasına neden olur ve kas liflerinde bir aksiyon potansiyeli oluşturur. Bunun sonucu, her bir kas lifindeki hücre içi depolardan Ca2+ iyonlarının salınması gerçekleşir. Bu ise kuvvet ve hareket oluşturan kas liflerinin kasılmasını tetikler.

Kol kaslarındaki elektriksel olaylar, deri üzerinden bile bir amplifikatör ile kayıtlanabilir ve bu elektromiyografik kayıtlar (EMG), her bir kastaki aktivite düzeyini ölçmek üzere kullanılabilir (bakınız yukarıdaki Şekil). Omurilik, birçok farklı refleks yolaklar aracılığı ile kasların kontrolünde önemli bir bölümü temsil eder. Keskin veya sıcak cisimlerden kendimizi korumaya yönelik geri çekme refleksi ve vücut pozisyonunun sağlanmasında rol alan gerilme refleksleri bunlar arasındadır. İyi bilinen “diz refleksi”, kas uzunluğu bilgisini gönderen duyusal nöronlar ile bunların sinapslarla bağlandığı ve hareketi sağlayan motor nöronlar olmak üzere sadece iki tip sinir hücresini içermesi nedeniyle oldukça özel bir gerilme refleksi örneğidir. Bu refleksler, örneğin yürürken veya koşarken kol ve bacakların ritmik hareketleri gibi az veya çok bütün bir davranışı düzenleyecek şekilde, omurilikteki devrelerde daha karmaşık olanlarla bir araya toplanırlar. Bütün bunlar motor nöronların koordine edilmiş eksitasyon ve inhibisyonunu gerektirir. Motor nöronlar, kemiklerinizi hareket ettiren kaslara giden son ortak yoldur. Bununla birlikte beyin, bu hücrelerin aktivitesini kontrol etmede önemli bir probleme sahiptir. Özel bir eylemi yapabilmek için hangi kaslar, ne kadar ve hangi sırayla hareket etmelidir?

Kasların kasılmasını sağlamak amacıyla sinirler, sinir-kas kavşağında kas lifleri ile özelleşmiş değmeler oluştururlar. Onlar gelişirken her bir kas lifine çoklu sinir lifi gider, fakat nöronlar arasındaki yarışma nedeni ile biri dışında hepsi yok edilir. Geriye kalan son başarılı sinir, nörotransmiteri olan asetilkolini “motor son plak” ta (kırmızı boyalı) bulunan özelleşmiş moleküler detektörler üzerine boşaltır. Bu görüntü konfokal mikroskop kullanılarak elde edilmiştir.

Hiyerarşinin en üst noktası – motor korteks
Motor hiyerarşinin zıt ucu olan serebral kortekste, hareketin her bir öğesi için, on binlerce hücre tarafından hayret verici sayıda hesaplama yapılmak zorundadır. Bu hesaplamalar hareketlerin düzgün ve ustaca yürütülmesini sağlar. Serebral korteksle omuriliğin motor sinirleri arasındaki beyin sapında bulunan kritik alanlar, serebral korteksten inen informasyonla, omurilikten yukarı çıkan kaslar ve uzuvlar hakkındaki informasyonu birleştirir.

19

PDF Page Organizer - Foxit Software
Hareket üzerine bir deney

Beni hareket ettiren ne? Bu deneyi bir arkadaşınızla yapın. Oldukça ağır bir kitabı sağ avucunuzun üzerinde tutun. Şimdi sağ elinizdeki kitabı sol elinizle kaldırın. Göreviniz sağ elinizi hareketsiz tutmaktır. Bunu kolay buluyor olmalısınız. Şimdi, arkadaşınız kitabı sizin elinizden kaldırıp alırken elinizi tamamen hareketsiz tutmayı yeniden deneyin. Çok az kişi bunu yapabilir. Üzülmeyin; onu kendi kendinize yaptığınızda basit bulduğunuz bir harekete yakın olanı becermek bile çok fazla sayıda denemeyi gerektirecektir. Bu deney, beyninizin sensorimotor alanlarının, eylemi tamamen kendi kendinize yaparken kazandığı bilginin, bir başkasını izlerken kazandığı bilgiden daha fazlasına sahip olduğunu gösterir.

Hareket kontrolünde yer alan çeşitli beyin bölgeleri.

Motor korteks, somatosensöriyel korteksin (bakınız s.12) hemen önünde yer alan ve beyin yüzeyini bir yandan diğer yana kadar kaplayan ince, şerit halinde bir dokudur. Burası, farklı uzuvlardaki (omurilikteki motor nöronlar üzerindeki bağlantılar yoluyla) hareketlere neden olan sinir hücrelerinin topografik olarak düzenlendiği vücudun tamamının mükemmel bir haritasıdır. Kayıt elektrotu kullanılarak, bu haritanın herhangi bir kısmındaki nöronların ilgili kastaki aktiviteden yaklaşık 100 milisaniye kadar önce aktif oldukları gösterilebilmektedir. Motor kortekste neyin kodlandığı, hücrelerin bir kişinin gerçekleştirmek istediği eylemleri mi yoksa bu eylemi gerçekleştirmek için kasılmak zorunda olan bireysel kasları mı kodladığı uzun zamandır tartışılan bir konudur. Bu sorunun cevabı, bireysel nöronların her ikisini de kodlamadığı şeklinde, biraz farklı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Onun yerine, eylemlerin bir nöron grubunun impuls üretmesiyle belirlendiği popülasyon kodu kullanılmaktadır. Motor korteksin tam önünde, eylemlerin planlanmasında, omurilik devrelerinin hareket için hazırlanmasında, görme ile hareketler arasında bağlantılar kurulmasında ve kol hareketlerinin anlaşılması süreçlerinde görev alan pre-motor alan bulunur. Çarpıcı yeni bulgular, maymunlarda, maymunun hem bir el hareketini gördüğü hem de aynı hareketi gerçekleştirdiği sırada yanıtta bulunan ayna nöronların keşfini kapsamaktadır. Ayna nöronlar, eylemlerin anlaşılmasında ve taklit edilmesinde önemlidir. Motor korteksin arkasında yer alan pariyetal korteksteki bir dizi farklı kortikal alan, vücudumuzun ve çevremizde bulunan görsel ve işitsel hedeflerin uzaysal temsiliyle ilgilidir. Bunlar, uzuvlarımızın ve bize göre ilginç olan hedeflerin nerede olduklarının haritasını saklıyor görünmektedir. Örneğin, bir inmeden sonra bu alanlara yönelik olarak gerçekleşecek bir hasar, nesnelere ulaşamamıza veya etrafımızdaki dünyanın bir

bölümünün ihmal veya inkar edilmesine bile neden olabilir. Pariyetal ihmal’li hastalar, cisimleri (sıklıkla sol taraflarındaki) fark edemezler ve bazıları kendi vücutlarının sol tarafını bile göz ardı ederler.

Bazal gangliyonlar
Bazal gangliyonlar, beyin yarıkürelerinin derinlerinde korteksin altında konumlanmış biribiri ile bağlantılı yapılar kümesidir. Nasıl yaptıkları çok açık olmasa da hareketlerin başlatılmasında yaşamsal öneme sahiptirler.

“…DNA biyoloji için ne yaptıysa, ayna nöronlar da psikoloji için onu yapacaktır: onlar birleştirici bir çerçeve sağlayacak ve şimdiye kadar gizemli kalan ve deneylerle erişilemeyen bir çok mental yeteneğin açıklanmasına yardımcı olacaktır. Onlar, primat beyin evriminin ileriye doğru mükemmel sıçrayışlarıdır“. V.S. Ramachandran

20

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bazal gangliyonlar, korteksin ön yarısından (duyusal, motor, prefrontal ve limbik bölgeler) aldığı çok sayıdaki değişik girdiler arasından bilgi seçimi yapan karmaşık bir filtre gibi davranıyor görünmektedir. Bazal gangliyonların çıktısı motor kortikal alanlara geri bildirimde bulunur. Yaygın bir insan motor bozukluğu olan Parkinson hastalığı, titreme ve hareketin başlangıcında karşılaşılan güçlükle karakterizedir. Bazal gangliyonlardaki seçici filtre engellenmiş gibidir. Sorun, uzun, çıkıntılı aksonları bazal gangliyonların (bakınız Araştırmada Gelinen Son Nokta Kutusu) içine dopamin nörotransmiteri salan ve substantia nigra (siyah görünümü nedeniyle böyle adlandırılmıştır) olarak adlandırılan beyin alanındaki nöronların dejenere olmasından kaynaklanır. Dopamin aksonlarının bazal gangliyonlardaki kendi hedef nöronları üzerindeki düzenlenimi, farklı nörotransmiterler arasındaki önemli etkileşim olduğunu ima edecek şekilde çok karmaşıktır. Beyinde dopamine dönüşen L-Dopa ilacıyla yapılan tedavi, dopamin düzeylerini ve hareketi eski haline getirir (bakınız Bölüm 16). Bazal gangliyonların, ödülle sonuçlanan eylemlerin seçimini olanaklı kılan öğrenmede de önemli olduğu düşünülmektedir.
Bütün bu evrelerde, duyusal informasyonu kaslarınıza giden sinyal akıntısı ile bütünleştirmek zorunda kalırsınız.

Beyincik
Beyincik, ustalık isteyen düzgün hareketlerin yapılmasında çok önemlidir. Karmakarışık hücresel yapısı büyük incelikle planlanmış olan beyincik, harika bir nöronal makinedir. Aynen bazal gangliyonlar gibi, motor kontrolün yanısıra beyin sapı yapılarıyla da ilgili olan kortikal alanlarla yoğun bir biçimde bağlantılıdır. Beyinciğin zarar görmesi hareketlerin koordinasyonunda başarısızlığa, denge kaybına, kötü telaffuza ve ayrıca bir takım bilişsel güçlüklere yol açar. Bu size tanıdık geliyor mu? Alkol, beyincik üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Beyincik, aynı zamanda, motor öğrenme ve adaptasyon için de önemlidir. Hemen hemen bütün istemli hareketler motor devrelerin incelikli kontrolüne dayanır ve beyincik, örneğin onların zamanlamasının en uygun şekilde ayarlanmasında önemli role sahiptir. Beyincik çok düzgün bir kortikal düzene sahiptir ve zaman içinde duyu sistemlerinden, kortikal motor alanlardan, omurilik ve beyin sapından gelen büyük miktardaki bilgiyi bir araya toplamak için gelişmiş gibi görünmektedir. Ustalık gerektiren hareketlerin kazanımı, uzun dönemli depresyon (long-term depression LTD) olarak adlandırılan ve bazı sinaptik bağlantıların dayanıklılığında (Plastisite bölümümüne bakınız) azalma oluşturan bir hücresel öğrenme mekanizmasına bağlıdır. Beyincik ile ilgili olarak, başınızın içinde vücudunuzun bir tür bir sanal gerçeklik benzeştiricisi olan ve çoğu motor sistemlerin nasıl çalıştığının bir “modeli” ni oluşturma düşüncesiyle ilişkili olan çok sayıda teori vardır. Beyincik bu modeli, karmakarışık ağının içinde gömülü bulunan sinaptik plastisiteyi kullanarak oluşturur. Böylece, kollarınızın duruş reflekslerini ayarlayarak ve uzuvlarınızın hareketlerini programlayarak, hareketli görsel hedef ile ilgili eylem planlanmasını yaparak hemen hemen her düzeydeki motor hiyerarşinizin farkına vararak topu tekrar yakalarsınız.

Dendritik ağacının yaygın ‘dallanma’larının gösterildiği bir beyincik Purkinje hücresi. Bu dallanma öğrendiğimiz ustalık isteyen hareketlerin kusursuz zamanlaması için gerekli sayısız girdilerin alınmasında görev alır.

Araştırmada Gelinen Son Nokta Bazal gangliyonlar
kortikal aferentler
10,000 kortikal sonlanmalar dendritik dikenler üzerindeki 1000 dopamin sinapsı

Caudate Putamen
dopamin aferenti

SN Substantia Nigra (SN)

striatal nöron

Dopamin ile ilgili beklenmedik bir hikaye Eylemlerin ve alışkanlıkların altında yatan kimyasal süreç, metabotropik reseptörlere etki edecek şekilde bazal gangliyonlardaki nöronlar üzerine serbestleştirilen dopamin nörotransmiteri ile ilişkilidir (Bölüm 3). Dopamin orada, hem eyleme teşvik edici hem de eylemin uygun biçimde olması için bir ödül sinyali olarak çalışır. Dopamin serbestleşmesinin ödüllendirme beklenilmediği zaman en yüksek değerde olması şaşırtıcı yeni bir buluştur. Yani dopamin nöronları, doğru faaliyet oluşturmak için motor sisteme gerçekten güçlü bir destek verdikleri öğrenme sırasında çok güçlü impuls oluştururlar. O zaman hareket, dopaminin ardışık boşalmalar şeklinde serbestleşmesiyle bir sıraya göre dizilir. Daha sonra, özel olarak karmaşık hareketler alışkanlığa dönüştüğünde, sistem dopamin ödülü olmaksızın serbestçe işleyecektir. Bu noktada, özellikle hareketler doğrulukla zamanlanabilmişse, beyincik rol almaya başlayacaktır.

Sinirbilimcilerin, hareketin kontrolü ile ilgili bilgileri nasıl ortaya çıkardıklarının hikayesini öğrenmek için, http://www.pbs.org/wgbh/aso/tryit/brain/ sitesini inceleyiniz.

21

PDF Page Organizer - Foxit Software

Sinir Sisteminin Gelişimi
Beynin temel yapısı bir kişiden diğerine neredeyse aynıdır ve bütün memelilerde farkedilebilecek kadar birbirine benzer. Büyük ölçüde genetik olarak belirlenmekle birlikte, sinir ağlarının ayrıntıları, özellikle yaşamın erken döneminde beynin elektriksel aktivitesinden etkilenmektedir. O öylesine karmaşıktır ki beynin nasıl geliştiğini tam olarak anlamaktan hala uzağız, fakat son yıllarda genetik devrimin de etkisiyle onun iç yüzünü açık olarak kavramak mümkün olmuştur.

A B

Döllenmiş bir yumurta al ve talimatları takip et
İnsan vücudu ve beyni bir tek hücreden – döllenmiş yumurta- gelişir. Ama nasıl? Gelişimsel biyolojinin yol gösterici ana ilkesi, genomun vücudun bir organını yapması için gerekli talimatlar takımı olduğudur. Genom, bu süreci düzenleyen sayıları 40.000 dolayında olan genlerdir. Bu talimatları yerine getirme birazcık origamiye (kağıt katlama sanatına) benzer. Katlama, bükme katlamaları açma gibi sınırlı sayıdaki bir dizi işlem, bir çok çizimi kopya olarak betimlemeyi sağlayacak bir yapı oluşturur. Embriyo ile başlayan nispeten küçük bir genetik talimatlar takımı, çok büyük çeşitlilikteki hücreleri ve gelişim sırasındaki beyin bağlantılarını oluşturabilir.

C D C E F

Şaşırtıcı bir şekilde, genlerimizin bir çoğunu meyve sineği Drosophila ile paylaşıyoruz. Gerçekten, insan sinir sisteminin gelişiminde önemli olduğu bilinen genlerin büyük çoğunluğunun ilk olarak tanımlandığı meyve sineğinde yapılan çalışmalara teşekkür borçluyuz. Beyin gelişimini inceleyen sinirbilimciler, herbiri özel moleküler veya hücresel olayların incelenmesinde yarar sağlayan zebra-balığı, kurbağa, civciv ve fare gibi çeşitli hayvan türleri üzerinde inceleme yaparlar. Zebra balığı embriyosu her bir hücrenin gelişimini mikroskop altında izleyemeyi olanaklı kılacak kadar saydamdır. Genomu haritalanmış ve neredeyse tamamen sıralanmış olan fareler hızlı bir şekilde çoğalırlar. Civcivler ve kurbağalar genetik çalışmalara çok az uygun olmakla birlikte, onların büyük embriyoları hücrelerin normal dışı durumların etkisinde kalmaları halinde neler olduğunun incelenmesi açısından mikro-cerrahi uygulamalarına imkan verir.

İlk basamaklar…
Beyin gelişiminin ilk basamağı hücre bölünmesidir. Diğer anahtar basamak, bireysel hücrelerin bölünmeyi durdurduğu ve nöronlar veya gliyal hücreler gibi özel nitelikleri kazandığı hücre farklılaşmasıdır. Farklılaşma, nesneleri uzaysal olarak düzene sokar. Farklı nöron türleri, biçimlenme (pattern formation) olarak adlandırılan bir süreçte çeşitli yerlere göçerler. Biçimlenmede ilk önemli olay, embriyonun bölünen hücrelerin henüz birbirine bağlı iki katmanından oluştuğu, insan gebelik döneminin üçüncü haftasında meydana gelir. Nöral plak, nöral tüp şeklinde katlanır. A: Döllenmeden 3 hafta sonra insan embriyosu. B: Embriyonun üst (dorsal) yüzeyini oluşturan nöral plak. C: Birkaç gün sonra, embriyo, ön (anterior) uçta katlanan büyümüş bir baş oluşturur. Nöral plak hem baş hem de kuyruk ucunda açık, fakat iki uç arasında kapalıdır. D, E, F: Baştan kuyruğa kadar uzanan eksenin, nöral tüpün kapanmasındaki çeşitli evrelerinin gösterimi.

22

PDF Page Organizer - Foxit Software
İki tabakalı yapının üst yüzeyinde küçük bir parçadaki hücreler beyin ve omuriliğin tümünü oluşturmak üzere emir alırlar. Bu hücreler ön tarafı beyni, arka tarafı omuriliği oluşturmak üzere yönlendirilen ve nöral plak olarak adlandırılan tenis raketi biçimindeki bir yapıyı oluştururlar. Bu hücrelerin geleceğini yönlendiren sinyaller, embriyonun kaslarını ve iskeletin orta hattını oluşturmaya çalışan tabakanın altından gelir. İlk sinir sisteminin çeşitli bölgeleri, farklı hücresel yapı ve fonksiyona sahip olan ön beyin, orta beyin ve arka beyin bölgelerinin ortaya çıkmasının habercisi olan farklı gen dizilerinin alt kümelerini belirler.

Katlanma
Bir hafta sonra nöral plak katlanır, bir tüp haline gelir ve epidermis tarafından sarmalanmak üzere embriyo içine gömülür. Sonraki birkaç hafta içerisinde hücre biçimi, bölünme, göç ve hücre-hücre adezyonu dahil olmak üzere çok büyük değişiklikler meydana gelir. Örneğin, nöral tüp baş bölgesi gövdeye dik olacak şekilde bükülür. Bu biçimlenme sonunda, genç nöronlar bireysel kimliklerin kazandırıldığı mükemmel ve daha mükemmel ayrıntılı bir yapıya doğru gelişir. nöral oluk nöral krest

A
26 Günlük

B
28 Günlük

B

D

C
35 Günlük

E
D
49 Günlük

F

İnsan beyninin gebe kalındıktan sonra 4. (A) ile 7. (D) haftalar arasındaki morfogenezi. Farklı bölgeler gelişir ve baş-kuyruk ekseni boyunca çeşitli katlanmalar oluşur.

23

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bir şeyler ters gidebilir. Nöral tüpün kapanmasındaki kusur, genellikle, omuriliğin en alt bölgesiyle sınırlı spina bifida ile sonuçlanır. Bu durum, sıkıntı vermekle birlikte hayatı tehdit edici değildir. Bunun tersine, baş tarafının kapanmasındaki kusur, anensefali olarak bilinen bir durum olan düzenli bir beynin olmaması ile sonuçlanır.

Hayattaki konumunu bilme
Biçimlenmenin altında yatan ilke, hücrelerin önden arkaya ve yukarıdan aşağıya sinir sisteminin ana eksenine göre konumlarını tanımaya başlamalarıdır. Aslında, bir harita okuyucusunun tanımlı bir noktadan olan uzaklığı ölçerek konumunu belirlemesine çok benzer bir şekilde, her bir hücre bu birbirine dik koordinatlara göre kendi konumunu ölçer. Moleküler düzeyde işleyen bu yöntemde embriyo, nöral tüpte, sinyal molekülleri salan bir dizi yerel polarize edici bölgeler oluşturur. Her defasında, molekül, konsantrasyon gradyenti oluşturmak için kaynağından uzaklara difüzlenir. Konuma duyarlı bu mekanizmanın bir örneği, omuriliğin sırt-karın (dorsoventral) eksenidir. Nöral tüpün alt kısmı, Sonic hedgehog denen harika bir ismi olan bir proteinin salgılanmasını belirler. Sonic hedgehog taban plağından uzaklara difüzlenir ve dorsoventral eksen üzerindeki hücreleri taban plağından olan uzaklıklarına göre etkiler. Yakın olduğunda, Sonic hedgehog, özel bir internöron tipini oluşturan bir genin ekspresyonunu etkiler. Daha uzakta iken Sonic hedgehog konsantrasyonun daha düşük olması, motor nöronları oluşturan bir başka genin ekspresyonuna neden olur.

Aksonlarını ve büyüme konilerini (ön uçtaki çıkıntılar) uzatırken, nöronların (maviler) karşılaştıkları çeşitli türden klavuz ipuçları. Hem yerel hem de uzak ipuçları, büyüme konisini çekebilir (+) veya itebilir (-). Özel moleküler kılavuz ipuçlarının bazı örnekleri şekilde verilmiştir.

Nereye gittiğini bilme veya bulunduğu yerde kalma
Bir nöron kendi bireysel kimliğini kazanır kazanmaz ve bölünmesini durdurur durdurmaz, büyüme konisi olarak bilinen genişlemiş ucuyla aksonunu uzatır. Büyüme konisi, biraz uyanık bir dağ rehberi gibi, en uygun yolu seçme yeteneğini kullanarak doku içinde ilerlemek için özelleşmiştir. Birazcık uzayan tasması olan bir köpeğe oldukça benzer şekilde, aksonu arkasında onunla sonuna kadar oynar. Büyüme konisi hedefine ulaşır ulaşmaz hareket gücünü kaybeder ve bir sinaps oluşturur. Aksonal kılavuzluk kısa ve uzun mesafeler için doğrulukla gerçekleşen mükemmel bir yolculuk becerisidir. Sadece hedef hücrenin yüksek doğrulukla seçildiği bir süreç değil, büyüme konisinin hedefine ulaşmak için farklı yerlere yönelen diğer büyüme konilerinin üzerinden de geçmek zorunda kalabileceği tek-amaçlı bir süreçtir. İpuçlarının ekspresyonunu düzenlemekten sorumlu moleküler mekanizmalar çok az anlaşılmış olsa da kılavuz, yol boyunca büyüme konilerini çeken (+) veya iten (-) ve yolunu bulmasına yardım eden ipuçlarını kullanır.

gerekli olan gözdeki ve beyindeki nöronların birbirleriyle nokta nokta eşleştirilme işlemi, retinada biçimlendirilen elektriksel aktivitenin etkisiyle kısmen başarılır. Ayrıca, maymunda sekiz hafta, insanda ise muhtemelen bir yıl civarında olan görme sisteminin şekillenmesinin ardından gelen kritik dönemde, başlangıçtaki bol bağlantı takımı yontulur. Böyle erken gelişimsel programların patolojik nöronal kayıplarda (Alzheimer ve Parkinson hastalıklarında olduğu gibi) veya felçle sonuçlanan omurilik hasarlarında da yeniden aktive edilip edilemeyeceği merak uyandıran bir sorudur. Sonrasında, yaralanmanın ardından aksonlar tekrar büyümek üzere teşvik edilebilmekle birlikte, aksonların yeniden uygun bağlantı yapıp yapamayacağı yoğun araştırma alanı olmaya devam etmektedir.

Genomik devrim
Bir beyin oluşturmak için gerekli olan genlerin tam katalogunu hızlı bir şekilde elde ediyoruz. Bunun için, gelişim sırasında her istediğimiz yer ve zamanda genlerin ekspresyonunu modüle etmemizi ve böylece genlerin fonksiyonlarını sınamamızı sağlayan moleküler biyolojik yöntemlerin müthiş gücüne teşekkürler. Günümüzün en büyük görevi, hücre yığınlarını işleyip bir beyin haline dönüştüren genetik kontrolün hiyerarşisini çözmektir. Sinirbiliminin çözülmesi gereken en büyük sorunlarından birisi budur.

Araştırmada Gelinen Son Nokta
Kök hücreleri, diğer hücrelerin farklı türlerinin tümüne dönüşebilme potansiyeline sahip olan vücut hücreleridir. Embriyonik kök hücre olarak adlandırılan bazıları, gelişim sırasında çok hızlı çoğalırlar. Diğerleri kemik iliğinde ve yeni doğan bebeği anneye bağlayan kordonda (umbilical cord) bulunmuştur. Sinirbilimciler kök hücrelerin yetişkin beyninde hasar görmüş nöronları tamir edip edemeyeceğini bulmaya çalışmaktadır. Şu anki çalışmaların çoğu hayvanlar üzerinde yapılmakla birlikte, sonunda Parkinson hastalığı gibi hastalıklarda hasar oluşturulan beyin alanlarını düzeltilebileceğini ümit ediyoruz.

Elektriksel aktiviteyle şekillendirme
Başlangıçta, nöronların uzaysal düzenlenmesinde ve onların bağlanabilirliğinde yüksek derecede doğruluğa ulaşılmasına rağmen, daha sonra sinir sisteminin bazı kısımları bağlantıların oluşması için aksonların budanması ve hücre ölümü gibi aktivite-bağımlı düzeltmeye maruz kalır. Bu kayıplar savurganlık gibi görünebilir, fakat sadece hücre yapımı ile tam ve kusursuz bir beyin oluşturmak her zaman olanaklı veya istenen bir durum değildir. Evrimin “bir tamirci” olduğu söylenmekle birlikte, o aynı zamanda bir heykeltraştır. Örneğin, keskin görme için kesinlikle

24

Gelişiminin belli aşamalarının her dakikasında beyninize 250,000 dolayında hücre eklenir. Daha fazlasını okumak için: http://faculty.washington.edu/chudler/dev.html

Disleksi
Okumayı öğrenmenin ne kadar zor olduğunu hatırlıyor musunuz? Konuşma dışında, evrimsel başlangıçları çok eski olan okuma ve yazma göreceli olarak en son insan buluşlarıdır. Muhtemelen sadece bin yıl kadar önce, dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış topluluklar, konuşulan binlerce kelimenin çok küçük sayıda bağımsız seslerden (İngilizce’de 44 fonem) ve bunların da daha az sayıda görsel sembollerle temsil edilebileceğinin farkına varmıştır. Bu sembollerin öğrenilmesi zaman alır ve bazı çocuklar bu sırada olağanüstü zorluklarla karşılaşır. Bu zorluk, herhangi bir zeka eksikliğinden kaynaklanmaz. Ancak bu kişilerde öğrenmeyi zorlaştıracak olan okuma güçlüğünün belli özellikleri vardır. İçimizdeki her 10 kişiden biri, nörolojik adıyla gelişimsel disleksi olarak bilinen bu duruma sahip olabilir. Disleksi çok yaygındır. Bu durumdaki çocuklar, okumayı kolay bulan arkadaşları kadar zeki olduklarını öğrendiklerinde, okumayı neden bu kadar zor bulduklarını anlayamazlar ve disleksi onlar için gerçek bir mutsuzluk nedenidir. Bu yüzden birçok çocuk kendine olan güvenini kaybeder ve bu durum onları çöküntü yaratan düş kırıklığı, isyankarlık, saldırganlık ve hatta suç işleme sarmalına düşürebilir. Ancak, birçok disleksik, okumayla karşılaştıkları sorunların üstesinden gelmek için, ümitlerini ve kendilerine olan saygılarını kaybetmemelerini sağlayan spor, bilim, bilgisayar, ticaret veya sanat gibi diğer alanlarda büyük yetenekler göstermeye devam ederler. Bu yüzden, disleksinin biyolojik temelini anlama sadece disleksiyi anlamak için değil, aynı zamanda oluşturacağı mutsuzluğun ağır yükünü önlemeyi sağlayacak katkı açısından da önemlidir. Okuma sürecini daha iyi anlama, bizi sorunun tedavisini veya üstesinden gelinmesini sağlayacak bir yöne yönlendirebilir.

PDF Page Organizer - Foxit Software

Harflerin ve seslerin sıralamasını yapabilme hem görsel hem de işitsel mekanizmalara bağlıdır. Alışılmadık kelimeler ve okumaya yeni başlayanlar için her bir harf yabancıdır, her bir harfin tanınması ve daha sonra doğru sıraya yerleştirilmesi gerekmektedir. Gözler bir harften diğerine ani küçük yer değiştirmeler yaptığından bu süreç söylendiği gibi kolay değildir. Harfler, gözün bir harfe sabitlenmesi sırasında tanınırken sıraları gözün yöneldiği doğrultu tarafından belirlenir. Gözlerin gördüğü şeyler göz hareket sisteminden gelen motor sinyallerle birleştirilmelidir ve disleksik birçok kişinin sorunu görsel-motor integrasyon ile ilgilidir.

Okuma sırasında kayıtlanan göz hareketleri. Yazıcının yukarı ve aşağı hareketleri sağa ve sola karşılık gelmektedir.

Okumayı öğrenme
Okuma, çocuk hangi dilin yazım kurallarını (ortografi) öğrenirse öğrensin, bir çocuğun alfabetik görsel sembolleri doğru sırada tanıyabilmesine ve kelimelerdeki ayrı sesleri doğru sırada işitebilmesine bağlıdır. Bu, sembollerin doğru seslere dönüştürülebilmesini sağlayacak şekilde, fonemik yapı olarak adlandırılan yapının ayırdedilmesini gerektirir. Maalesef, pek çok disleksik kişi kelimelerin fonolojik ve ortografik özelliklerini analiz etmede hem yavaş hem de hatalıdır.

Göz hareket sisteminin görsel kontrolü magnoselüler sistem olarak bilinen büyük nöronların oluşturduğu bir ağ tarafından yönetilir. Nöronlarının (sinir hücreleri) çok büyük (magno) olması nedeniyle bu ad verilmiştir. Bu ağ, retinadan başlayıp serebral korteks ve beyinciğe giden yolak boyunca göz kaslarının motor nöronlarına kadar izlenebilir. Bu ağ, özel olarak hareket uyaranına daha iyi yanıt oluşturmak için özelleştiğinden hareketli hedeflerin izlenmesinde önemlidir. Bu sistemin önemli bir özelliği, okuma sırasında gözler harflerden uzaklaştırıldığında (bu sabit bakışla okumaya devam etme anlamını taşır), hareket sinyali oluşturmasıdır. Bu hareket hatası sinyali, gözü tekrar hedef üzerine getirmek için gözhareket sistemine geri bildirim olarak gönderilir. Magnoselüler sistem, gözlerin her bir harfte sırası ile kararlı olarak yönlendirilmesine ve onun düzeninin belirlenmesine yardımcı olmada çok önemli rol oynar.

parvoselüler tabakalar magnoselüler tabakalar

Kontrol

100 mm

Disleksik

Normal (kontrol) bir kişide organizasyonu çok iyi iken, disleksinin bazı türlerinde bu organizasyonunu yitiren parvo ve magnoselüler hücreleri gösteren histolojik olarak boyanmış lateral geniculate nükleus.

25

PDF Page Organizer - Foxit Software
Sinirbilimciler, disleksi sorunu olan birçok kişide görsel magnoselüler sistemin hafifçe bozulmuş olduğunu bulmuştur. Doğrudan beyin dokusunu incelemek, bu durumu (Şekil) ortaya çıkarmanın bir yolu olmakla birlikte, buna ek olarak bu kişilerin görsel hareketlere duyarlılığı normal okuyuculardan daha zayıftır ve beyin dalgalarının hareket uyaranına yanıtı anormaldir. Böylece, beynin görüntülenmesiyle de görsel harekete duyarlı bölgelerdeki fonksiyonel aktivasyon değişiklikleri açığa çıkarılabilir. (bakınız Bölüm 15, Beyin Görüntüleme). Disleksiklerde göz kontrolü daha az kararlı olduğundan böyle kişiler okumaya çalıştıklarında, çoğunlukla harflerin yer değiştirdiğinden ve hareket ediyor gibi göründüklerinden şikayet ederler. Bu görsel karışıklık büyük olasılıkla görsel magnoselüler sistemin disleksiklerin gözlerini, iyi okuyucularınki kadar stabilize etmede yetersiz kalmasının bir sonucudur. Beyinciğin nöral görüntülemesi (bakınız s.41) ve metabolik incelemesi, onun fonksiyonlarının disleksiklerde bozulmuş olabileceğini göstermiştir ve bu durum bu kişilerin el yazılarıyla ilgili güçlüklerin kaynağı olabilir. Bazı sinirbilimciler beyinciğin, yazma ve konuşma gibi hareketlerin hatta bilişsel planlamanın çeşitli durumlarını da içeren etkinliklerin yerine getirilmesinden daha fazlasını yaptığına inanırlar. Bu doğruysa, beyinciğin fonksiyonlarındaki eksiklikler okuma, yazma ve hecelemeyi öğrenmeyle ilgili sorunları artırabilmektedir.

Ne yapılabilir?
Disleksiklere yönelik her biri bu sorunun altında yatan nedenle ilgili varsayımlara dayandırılan bir takım tedaviler vardır. Hepsi magnoselüler hipotezlere odaklıdır, fakat diğer açıklamalar farklı türden tedavi gerektirebilen yüzeysel ve derin disleksi olarak bilinen sonradan kazanılmış durumun farklı biçimlerini ayırt eder. Bütün tedaviler erken tanının güvenirliliğine inanmaktadır. Bilim adamları birşeyler üzerinde her zaman uyuşmazlar ve disleksi de görüş ayrılığının olduğu böyle alanlardan biridir. Son zamanlarda, sesin işlenmesindeki sorunların, bazı disleksiklerde, beynin sesleri öğrenme amacıyla kullanılan normal plastisite mekanizmalarının yanlış yola saplanıp kalmasıyla sonuçlandığı ileri sürülmektedir. Buradaki düşünce, çocukların fonemik sınırları daha net işitilecek şekilde yavaşlatılmış seslerin olduğu bilgisayar oyunlarını oynamaya teşvik edilmeleri durumunda, onların ‘düzgün’ ve ‘sınırlı’ bir biçimde eski durumlarına geri dönebilecek olmalarıdır. Daha sonra, sesler yavaş yavaş hızlandırılır. Bunun çok iyi işlediği iddia edilmekle birlikte, bağımsız testler hala yapılmaktadır. Bu düşüncenin bilimsel ilginçliği, kusursuz normal beynin abartılı etkiler oluşturmak için erken genetik anomalilerle etkileşen işlemleri yürütmesidir. Bu, genlerin çevre ile nasıl etkileşebildiğinin çarpıcı bir örneğidir. Disleksiklerin renk ayırımı ve lokal olmayan fakat global biçim ayırımı gibi bazı algısal kararlarda normal okuyuculardan bile biraz daha iyi olabileceklerini vurgulamak önemlidir. Bu, birçok disleksik kişinin uzundönemli ve beklenmedik ilişkileri görebilmede ve genel olarak ‘bütünsel’ düşünmede niçin üstün kişiler olabileceklerinin olası bir açıklamasının ipucunu verir. Leonardo da Vinci, Hans Christian Andersen, Edison , Einstein ve diğer birçok yaratıcı sanatçının ve mucitlerin disleksik olduğunu unutmamak gerekir.

Sesleri doğru sıralama
Birçok disleksik kelimelerin seslerini doğru sırada yerleştirme problemine de sahip olduğundan bu kişiler kelimeleri yanlış telaffuz etmeye (lolipop kelimesini polilop olarak söylemek gibi) eğilimlidir ve uzun sözcükleri söylemede telaffuzları çok kötüdür. Okumaya başladıklarında, harfleri kendi seslerine dönüştürmede daha yavaş ve kusurludurlar. Görsel sorunlarına benzer şekilde, bu fonolojik yetersizliğin altında muhtemelen temel işitsel yeteneklerdeki bazı eksiklikler yatmaktadır. Harf seslerini, onları diğerlerinden ayıran sesin frekansı ve şiddetindeki değişikliklerde ortaya çıkan ve fonem olarak adlandırılan çok ince farkları detekte ederek ayırt ederiz. Bu akustik değişimlerin deteksiyonu, sesin frekans ve şiddetindeki değişiklikleri izleyen büyük işitsel nöronlar sistemi tarafından başarılır. Disleksiklerde, bu nöronların normal okuyuculardaki kadar iyi gelişemediğini ve ‘b’ ile ‘d’ gibi benzer sesler arasındaki kesin sınırları işitmenin çok zor olduğunu gösteren kanıtlar artmaktadır (bakınız Şekil). Birçok disleksik, okuma ile ilişkili görsel ve işitsel problemlerin ötesine geçen ve beyin hücrelerinin bozuk gelişimini açığa vuran kanıtlar gösterir. Bunlar, zamansal değişiklikleri takip için özelleşmiş gibi görünen beyin genelinde bulunan sinir ağlarını oluşturan nöronlardaki problemlerdir. Bütün hücreler, tanıma ve birbirleri ile değmeler oluşturmalarını sağlayan fakat onları antikor saldırısına karşı savunmasız bırakabilen aynı yüzey moleküllerine sahiptirler. Magnoselüler sistem, özellikle beyinciğe büyük girdiler sağlar (Bakınız Bölüm 7, Hareket). İlginç bir şekilde, bazı disleksikler dikkate değer biçimde sakardır ve el yazıları çok kötüdür.

26

Disleksi ve öğrenme güçlüğü ile ilgili İnternet Siteleri: http://www.sfn.org/content/Publications/BrainBriefings/dyslexia.html http://www.learningdisabilities.com/programs.shtml

PDF Page Organizer - Foxit Software

Plastisite
Beynimiz yaşamımız boyunca devamlı olarak değişir.Beynin bu değişme yeteneği, kendine özgü bileşenleriyle devamlı olarak yeniden şekillendirilebilen oyun hamurundan yapılan modellerle benzeşim kurularak, plastisite olarak adlandırılmıştır. Beynimiz bir bütün olarak değil, fakat beynimizdeki bireysel nöronlar biz gençken gelişmesini sürdürdüğü gibi aynı zamanda beyin hasarına yanıt oluşumunda ve öğrenme gibi farklı nedenlerle de değişebilir.En önemlisi, nöronların diğerleriyle bağlantı kurma yeteneğini nasıl değiştirdiği ile ilgili olan sinaptik plastisite olmak üzere plastisitenin çeşitli mekanizmaları vardır.

Her şeye katılan bir çeşni
Gutamat, vücudumuzdaki proteinleri oluşturmak için kullanılan ortak bir amino asittir. Bununla, mono-sodyum glutamat olarak adlandırılan tat zenginleştirici olarak karşılaşmış olabilirsiniz. Glutamat, beynimizin LTP ve LTD yanıtları gösteren en plastik sinapslarında işlev gören bir nörotransmiterdir. Glutamat reseptörleri dört çeşittir. Bunlardan AMPA, NMDA ve kainat adları verilen üçü iyonotropik reseptörlerdir. Dördüncü tip metabotropik reseptör olup mGluR olarak adlandırılır. Glutamat reseptörlerinin bütün tipleri aynı nörotransmitere yanıt vermelerine rağmen, hepsi çok farklı fonksiyonları yerine getirir. İyonotropik glutamat reseptörleri, eksitatör postsinaptik potansiyelleri (epsp) oluşturmak için kendi iyon kanallarını kullanırken, metabotropik glutamat reseptörleri bu yanıtın doğasını ve boyutlarını daha önce anlattığımız nöromodülatör etkilere (s. 8) benzer şekilde değiştirirler. Bütün tipler sinaptik plastisite için önemli olmakla birlikte, AMPA ve NMDA reseptörleri en iyi bildiğimiz ve çoğunlukla bellek molekülleri olarak düşünülen reseptörlerdir. Bu bilgilerin çoğu, bu reseptörlerin aktivitesini değiştiren etkiye sahip yeni ilaçların geliştirildiği öncü çalışmalar sonucu elde edilmiştir (bakınız s. 29’daki bilgi kutusu). AMPA reseptörleri en hızlı davranış gösterir. Glutamat bu reseptörlere bağlanır bağlanmaz geçici bir eksitatör postsinaptik potansiyel oluşturmak üzere iyon kanalları hızlı bir şekilde açılır (epsp’ ler, Bölüm 3’ de tanımlanmıştı). Glutamat, AMPA reseptörlerine sadece saniyenin bir kesri kadar bir süre bağlı kalır, ondan ayrılıp sinapstan uzaklaştırıldığında iyon kanalları kapanır ve elektriksel potansiyel eski dinlenim durumuna geri döner. Bu, beyindeki nöronların birbirlerine hızlı bir şekilde bilgi göndermeleri sırasında neler olup bittiğini gösterir.

Geleceğimizin biçimlendirilmesi
Son bölümde gördüğümüz gibi, nöronlar arasındaki bağlantılar yaşamın erken döneminde ince ayar gerektirir. Çevremizle etkileştikçe yenileri yapılarak, yararlı bağlantılar güçlendirilerek ve seyrek olarak kullanılan bağlantılar zayıflatılarak hatta daha iyisi ortadan kaldırılarak sinaptik bağlantılar değişmeye başlar. Aktif olan ve aktif olarak değişen sinapslar korunurken diğerleri budanırlar. Bu, beynimizin geleceğini biçimlendirdiğimiz bir tür bir kullan veya yok et ilkesidir. Sinaptik iletim, kimyasal bir nörotransmiterin salınmasını ve ardından bu nörotransmiterin reseptör olarak adlandırılan özel protein moleküllerini aktive etmesini kapsar. Nörotransmiter salınımına karşı ortaya çıkan normal elektriksel yanıt sinaptik dayanıklılığın bir ölçüsüdür. Bu değişebilir ve değişim birkaç saniye, birkaç dakika veya bir ömür boyu bile sürebilir. Sinirbilimciler, özellikle kısa dönemli nöronal aktivite ile oluşturulabilen ve dayanıklılığı artıran uzun dönemli güçlenme (long-term potentiation, LTP) ile dayanıklılığı azaltan uzun dönemli depresyon (long-term depression, LTD) olarak adlandırılan, sinaptik dayanıklılığın uzunsüre devam eden değişimleriyle ilgilenirler.

Glutamat sinaptik sonlanmalardan salınır, sinaptik aralıkta karşı tarafa geçer ve AMPA, NMDA ve mGLUR gibi farklı çeşitlerdeki glutamat reseptörlerine bağlanır. Bazı glutamat sinapslarında kainat reseptörleri de bulunur.

27

PDF Page Organizer - Foxit Software

NMDA reseptörleri (kırmızı) öğrenmede kullanılan moleküler makinelerdir. Transmiter hem temel aktivite hem de LTP’nin indüksiyonu (üstte solda) sırasında salınır. Mg2+ iyonu (küçük siyah daire, üstte sağda) Ca2+ kanalını hücre zarı içinden bloke eder ve yoğun depolarizasyon ile oradan uzaklaştırılır (aşağı doğru bir sonraki diyagram). Bu durum, nöronlar diğer nöronlarla olan bağlantılarını değiştirme ihtiyacı duyduğu zaman meydana gelir. LTP, ya daha büyük sayıdaki AMPA reseptörleri (sarı reseptörler, aşağıda solda) ya da daha etkin AMPA reseptörleri (aşağıda sağda) ile gerçekleştirilebilir.

NMDA reseptörleri: plastisiteyi tetikleyen moleküler makineler.
Glutamat, postsinaptik nöron üzerinde bulunan NMDA reseptörlerine de bağlanır. Bunlar sinaptik plastisiteyi tetikleyen kritik moleküler makinelerdir. Sinaps oldukça yavaş aktif oluyorsa, NMDA reseptörleri az rol oynar veya hiç oynamaz. Bu durum, NMDA reseptörlerinin kendilerine ait iyon kanallarını açar açmaz, bu kanalların sinapsta bulunan bir başka iyon (magnezyum, Mg2+) tarafından tıkanmasından kaynaklanır. Fakat, sinapslar bir nörona çok hızlı olarak gelen çeşitli pulslar tarafından aktive edildiklerinde NMDA reseptörleri bu uyarıyı hemen algılarlar. Bu daha büyük sinaptik aktivite postsinaptik nöronda büyük bir depolarizasyona neden olur ve bunun sonucunda Mg2+ iyonları, elektriksel itmeyle NMDA iyon kanallarından uzaklaştırılır. Bundan sonra, NMDA reseptörleri hemen sinaptik iletime katkıda bulunmaya başlarlar.

28

PDF Page Organizer - Foxit Software
NMDA reseptörleri bunu iki yoldan yaparlar. Birincisi, tıpkı AMPA reseptörleri gibi, depolarizasyonu artıracak şekilde Na+ ve K+ iyonlarını iletirler. İkincisi, kalsiyum iyonlarının (Ca2+) nörona girmesini sağlarlar. Diğer bir deyişle NMDA reseptörleri güçlü nöronal aktiviteyi algılar ve nörona büyük Ca2+ iyonu dalgaları şeklinde bir sinyal gönderir. Ca2+ iyonu dalgası da glutamatın NMDA reseptörüne bağlı kaldığı bir saniyeden daha uzun olmayacak kadar kısa sürer. Bununla birlikte, Ca2+ iyonları NMDA reseptörleri aktive olduğunda nörona sinyal gönderdiği için de çok önemli bir moleküldür.

Beyne egzersiz yaptırmak
AMPA reseptörlerinin işleyişinde oluşan değişiklikler olanların tümü değildir. Anılar daha kalıcı hale gelirken beyinde yapısal değişiklikler oluşur. LTP’ nin etkisiyle daha çok sayıda AMPA reseptörünün yerleştiği sinapslar biçimlerini değiştirir ve daha da büyüyebilirler veya bir sinapsın yaptığı işi iki sinaps yapacak şekilde dentritten yeni sinaps tomurcukları oluşabilir. Tersine, LTD’nin etkisiyle AMPA reseptörlerini kaybeden sinapslar kuruyabilir veya ölebilir. Beynimizdeki fiziksel madde, beyin aktivitesine yanıt olarak değişmektedir. Beyinler egzersizi, kuşkusuz ki zihinsel egzersizi sever! Fiziksel egzersiz ile kaslarımızın büyüyerek daha güçlü olmasına benzer şekilde, sinaptik bağlantılarımızı da çok fazla kullandığımızda sayıları artar ve daha iyi düzenlenirler.

Yatkınlıkların belleğe etkileri
Ne kadar iyi öğrendiğimiz büyük ölçüde duygusal durumumuza bağlıdır. Özellikle mutluluk, üzüntü veya acı veren deneyimlerle ilişkilendirilen olayları hatırlamaya eğimliyizdir. Dikkatimizi topladığımızda, daha da iyi öğreniriz! Yatkınlıkların bu farklı durumları, asetilkolin (dikkat arttırıldığında), dopamin, nöradrenalin gibi nöromodülatörlerin ve kortizol (yeni durumlarla karşılaşma, stres ve kaygı esnasında) gibi steroid hormonların salınmasını gerektirir. Modülatörler, nöronlar üzerinde, çoğu NMDA reseptörlerinin işleyişindeki değişikler yoluyla etki eden çoklu etkilere sahiptir. Diğer etkiler, özel olarak öğrenme ile ilişkili olan özel genlerin aktivasyonunu içerir. LTP’nin stabilize olmasına yardımcı olan proteinler LTP’ nin daha da uzun sürmesini sağlarlar.

Sinapslarda oluşan çok küçük elektriksel potansiyelleri gözlemek için kullanılan bir düzenek.

Ca2+ iyonları nöron içine girer girmez, NMDA reseptörlerinin aktifleştiği yerde sinapslara çok yakın olarak konumlanmış proteinlere bağlanır. Bu proteinlerin birçoğu, bir moleküler makine oluşturmak için fiziksel olarak NMDA reseptörlerine bağlıdır. Bazısı Ca2+ ile aktifleştirilen enzimlerdir ve bu sinapsa yakın olan veya sinaps içinde bulunan diğer proteinlerin kimyasal değişimine yol açar. Bu kimyasal değişimler, anıların oluşumunun ilk aşamasıdır.

İçimizdeki doktor
Sinaptik plastisite, oluşan bir hasardan sonra beynin kendini toparlamasına yardım edebilmek gibi beynimizde bir başka önemli role sahiptir. Örneğin bir inme veya ciddi baş yaralanmasında olduğu gibi, bütün nöronların kaybedilmediği bir durumda özel hareketleri kontrol eden nöronlar hasar görmüş olabilir. Pek çok koşul altında, nöronlar kendi kendilerine büyüyemezler. Bunun yerine, diğer nöronlar duruma uyum sağlar ve bazen benzer sinir ağları oluşturarak kaybolan nöronlara benzer fonksiyonel roller üstlenirler. Bu bir yeniden öğrenme sürecidir ve beynin belli iyileştirici yeteneklerini öne çıkarır.
Jeffery Watkins, spesifik glutamat reseptörleri üzerinde etkili olan AP5 (aşağıda) benzeri ilaçlar geliştirerek beyindeki eksitatör iletimin incelenmesinin yönünü değiştiren biyokimyacı.

AMPA reseptörleri: anılarımızı depolayan moleküler makineler.
NMDA reseptör aktivasyonu nöronların bağlanabilirliğindeki plastik değişiklikleri tetikliyorsa, dayanıklıktaki değişiklik ne ile açıklanabilir? Daha çok kimyasal transmiter salınmış olabilir. Bunun gerçekleşmesi mümkündür, fakat bir dizi mekanizmanın sinapsın postsinaptik tarafındaki AMPA reseptörleri ile ilgili olduğundan oldukça eminiz. Dayanıklılıkta değişiklik yapmanın çeşitli yolları vardır. Bunlardan biri, aktivasyonla nöron içine daha çok akım girişini sağlayarak AMPA reseptörlerinin daha etkin bir şekilde çalışmasını olanaklı kılmaktır. İkinci yol, sinapsa daha fazla sayıda AMPA reseptörü yerleştirmek olabilir. Her iki durum da daha büyük LTP olayına ve epsp oluşumuna neden olur. Bu durumun tersi, AMPA reseptörlerinin sayısında veya etkinliğinde azalma yönündeki değişiklik LTD ile sonuçlanır. Bu mekanizmanın etki ile LTP veya LTD oluşturabilmesinin güzelliği, basitliğine rağmen incelikli olmasındadır. Bu mekanizmanın tamamı bir tek dentritik dikende ortaya çıkabilir ve bu nedenle de sinaptik dayanıklılığı yüksek düzeyde lokalize olacak şekilde değiştirebilir. Bu mekanizma, gelecek bölümde tekrar döneceğimiz konu olan anıları oluşturmak için gerçekten gerekli olan şeydir.

İlgili İnternet Siteleri: http://www.cf.ac.uk/plasticity/index.html

http://www.bris.ac.uk/synaptic/public/brainbasic.html

29

PDF Page Organizer - Foxit Software

Öğrenme ve Bellek

Bellek bireyselliğimizin temelini oluşturur. Birlikte yaşadığımız durumlarda bile birimizin hatırladığı öbür kişininkinden farklıdır. Ama yine de hepimiz, ayrı ayrı yollarımızda, kimimiz kısa bir süre için kimimiz de yaşam boyunca, olayları, gerçekleri, duygusal hislerimizi ve yeteneklerimizi hatırlarız. Beyin, farklı özelliklerde ve farklı sinir ağlarının aracılık ettiği çoklu bellek sistemlerine sahiptir. Son bölümde betimlendiği gibi yeni belleklerin şekillenmesinin sinaptik plastisiteye bağlı olduğu düşünülmektedir, fakat bilginin geri çağrılmasındaki nöral mekanizmalar hakkında hala belirsizlik vardır. Belleğimizle ilgili olarak hepimiz şikayetçi olsak bile, bellekler çoğu durumda oldukça iyidir ve sadece yaşlılık ile belli nörolojik hastalıklarda kötüleşir. Belleğimizi geliştirmeyi denemek iyi olabilir, fakat böyle yaparak pek çok şeyi hatırlamak aynı zamanda pek çok şeyi unutmak pahasına gerçekleşebilir.

Söyleşinin akıcı olarak gerçekleşmesi için yeterince uzun sürede kelimeleri hatırlamaya çalışırken, zihinsel aritmetik yaparken ve bir anahtarı bir yere koyduktan hemen sonra yerini hatırlarken bu tür belleği kullanırız. Doğruluk sınırlı kapasite ve kalıcılık pahasına temel özelliktir. İşleyen bellekte 7 ± 2 tane sıralanmış öğeyi hatırlayabileceğiniz söylenir. Bu nedenle birçok telefon numarası 7 ve 8 rakamdan fazla uzun değildir. Fakat gerekli olan şey bunları doğrulukla hatırlamaktır. İşleyen belleğin kapasitesinin ve devamlılığının sınırlı oluşunu arkadaşınızla birlikte yapabileceğiniz basit bir deneyle gösterebilirsiniz.

Kısa-Dönemli Bellek üzerinde Bir Deney

Belleğin düzenlenmesi
Sürekli öğrendiğimiz bütün bilgilerin depolanması için bilginin gidip geldiği tek bir beyin bölgesi yoktur. İşleyen-bellek, bilgiyi zihnimizde kısa süreli olarak aktif bilinç durumunda tutar. Çok daha büyük ve daha pasif bilgi deposu uzun-dönemli bellek olarak adlandırılır.
İç Yazıcı

Görsel-Uzaysal Taslak Defteri

Merkezi Yürütücü Sistem

Kısa-dönemli veya işleyen belleğin basit bir testi “harf-uzamı” olarak adlandırılır. Bir sınıfla daha iyi gerçekleştirilebilir olmakla birlikte en az iki kişi gerekir. İki kişiden biri gizli olarak ve kelimeyi hecelememeye dikkat ederek en az iki karakterli bir harf dizisi (örneğin XT) yazar. Bu kişi her seferinde bir harf daha fazla olacak şekilde (örneğin QVHKZ gibi 5-harfli ve DWCUKQBPSZ gibi 10-harfli) harf dizileri oluşturur. Bunlar hazırlandıktan sonra deney başlar. Diğer kişi (veya sınıf) sırasıyla her bir harf dizisini dinler ve yaklaşık 5 saniye sonra belleğini kullanarak dizideki harfleri doğru sıraları ile yazmaya çalışır. Çok kolay olan 2-harfli bir dizi ile başlayan bellek testi daha uzun olanlara doğru devam eder. Çoğu kişi bu testi 7 veya 8 harfe kadar mükemmel bir biçimde başarabilir ve onun ardından hata başlar. Çok azı 10 harfi doğru olarak yazabilir. Kısa-dönemli bellek kapasitesi “sihirli sayı 7 ve artı veya eksi 2” ile tanımlanmaktadır.

İşitsel Kısa Dönemli Depo

Sessiz Tekrarlama Döngüsü

Beynin kısa-dönemli işleyen belleği The short-term working-memory system of the brain

İşleyen Bellek
Kısa bir süreliğine hatırlama ihtiyacı duyduğumuz isimleri veya telefon numaralarını kaydettiğimiz masa üzerinde duran bir not defteri gibi beynimiz de böyle bilgileri tutacak ve küçük miktarda informasyonla çok doğru bir biçimde çalışabilecek bir sisteme sahiptir.

Merkezi yönetim sistemi, iki ek bellek deposunca desteklenen informasyon akışını kontrol eder. Sessiz tekrarlama döngüsü ile yan yana, beynimizin bir parçası olan ve bir şeyleri kendi kendimize söylediğimiz ses bilgisine dayalı bellek vardır. Kelime ve sayıları görsel olarak okusanız bile, informasyon ses işaretlerine uyarlanarak bu iki parçalı sistemde kısa bir süre için depolanır. Zihninizin gözünde, yeterince uzun sürede cisimlerin görüntülerinin tutulmaya çalışıldığı bir görsel taslak defteri de vardır. İşleyen bellek, büyük ölçüde, frontal ve pariyetal loplarda konumlanmıştır. PET ve fMRI yöntemlerini kullanan beyin görüntüleme çalışmaları, işleyen belleğin işitsel bölümlerinin genellikle konuşma,

30

PDF Page Organizer - Foxit Software
planlama ve karar vermede rol alan sinirsel ağlarla etkileştiği sol frontal ve parietal loplarda lateralize olduğunu göstermektedir. Bunlar, iyi çalışan bir bellek için gerekli etkinliklerdir. Görsel taslak defteri sağ yarıkürededir (bakınız bölüm sonundaki Bilgi Kutusu). İşleyen bellek nasıl evrim geçirdi? Hayvanlar, hatta pek çok memeli, bizim sahip olduğumuzun oldukça benzeri bir kısa dönemli bellek sistemine muhtemelen sahip değillerdir ve bu bellek sisteminin ilk insanların telefon numaralarını hatırlamasına yardım etmek için gelişmediği açıktır! Gençlerle yapılan çalışmalar, bu bellek sisteminin konuşma ile birlikte gelişmiş olabileceğini düşündürecek şekilde, işleyen belleğin dil öğrenmede önemli rolünün olduğunu göstermektedir. Kelimeleri ve onların bir cümle içindeki sıralanışlarını takip edebilmek için gereken duyarlık, doğru anlamı çıkarmada çok önemlidir.

Saklanan bilgileri etkin bir biçimde bulabilmek için depodaki ağaç diyagramları aracılığıyla bilgilerin gidip geldiği araştırma sürecindeyken bellektekilerin bulunup getirilmesinde bu sınıflandırma yaşamsal öneme sahiptir. Semantik bellek, çoğu kişinin eşyalarını evinin tavan arasına yerleştirmesine benzer şekilde oldukça gelişigüzel tarzda düzenlenecek olursa herhangi bir şeyi anımsamada ciddi güçlükler yaşarız. Şanslı olarak beyin, yetenekli bir öğretmene sahipmişiz gibi, okulda öğrendiğimiz karmaşık şeyleri sınıflandırarak kodladığımız informasyonu tasnif eder. Gerçekten de hünerli öğretmenler, öğrencilerinde, bu yapıları çaba göstermeden oluştururlar.
Nesneler Cansız Memeliler Uçan kuşlar Canlı Kuşlar Uçamayan kuşlar

Uzun dönemli bellek
Uzun dönemli bellek de beynin yaygın bir biçimde dağıtılmış sinir ağlarında konumlanan farklı alt sistemlere ayrılmıştır. Farklı ağlar, çok farklı işleri yaparlar. Genel olarak ifade edilirse, bilgiler duyu sistemlerine giriş yapar ve daha sonra gittikçe artan bir biçimde özelleşen işlemlerin yapılmasını sağlayan yolaklardan geçerler. Örneğin görsel sisteme giriş yapan bilgi, nesnenin tanıdık olup olmadığına bakılmaksızın biçiminin, renginin ve kimliğinin çözüldüğü ve sonunda bu özel nesnenin ne zaman ve nerede görüldüğünün bir tür anısının oluşturulduğu striat korteksten mediyal temporal loba uzanan ve ventral yolak denilen sinir ağı katmanlarından geçer.

Ötücü kuşlar Kanaryalar

Diğer kuşlar Penguenler

Canlılar ile ilgili bildiklerimiz bir ağaç yapısı şeklinde düzenlenmiştir. Beyindeki devrelerin bunu nasıl yaptıklarını henüz bilmiyoruz. Biz nesnelerle ilgili olarak duygusal hisler edinebilir ve beceriler kazanabiliriz. Piyanonun piyano olduğunu bilmek bir şey, onu çalabilmek başka bir şeydir. Bisiklete binmek için beceri işe yarar, ancak yolda tehlikeli olabilecek bazı durumların farkında olmak da önemlidir. Beceriler, planlı ve yoğun egzersizlerle öğrenilir, oysa duygusal öğrenme çok daha hızlı gerçekleşmeye yatkındır. Duygusal öğrenme, özellikle korkmayı öğrendiğimiz olaylara uygun, çoğunlukla hızlı gerçekleşir. Her ikisi de öğrenmenin koşullandırma olarak adlandırılan türüdür. Bazal gangliyonlar ve beyincik beceri öğrenmede, amigdala ise duygusal öğrenmede çok önemli olan özelleşmiş beyin alanlarıdır. Birçok hayvan için beceri kazanma hayatta kalmaları için çok önemlidir.

Görsel informasyonun ilk önce algısal olarak daha sonra bellek oluşturmak için işlendiği beyin katmanları.
Bu analiz katmanları hakkında düşünmenin çeşitli yolları vardır. Birincisi kortekste, neye bakıyorsak onun algısal ifadesini seçip çıkaran alanlar vardır. Bu alanlar, önce bilgileri saklama sonra da etrafımızdaki şeyleri tanımamızda kullanılır. Politikacılar gibi tanınan kişileri gazete karikatürlerinde belirleme yeteneğimiz bu sistem ile olur. Semantik bellek olarak adlandırılan sistem bu alanlarla çok yakın ilişkilidir ve hepimizin dünya hakkında biriktirdiği gerçek bilgilerin büyük deposunu oluşturur. Paris’in, Fransa’nın başşehri olduğunu, baz çiftleri dizisi olan DNA’nın genetik bilgiyi kodladığını ve bunun gibi birçok şeyi biliriz. Buradaki önemli özellik olayların sınıflandırılarak düzenlenmesidir.

Şempanzeler bir çubukla termitleri yakalama becerisini öğrenmişlerdir. Genç şempanzeler bu beceriyi ebeveynlerini izleyerek edinmişlerdir.

31

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bellek kaybı ve anısal belleğin beyindeki yerleşimi
Beyindeki bellek sisteminin sonuncu tipi anısal (epizodik) bellek olarak adlandırılır. Bu bellek tipi, kişisel deneyimlerinizi akılda tutmak için kullandığınız bellektir. Olaylar sadece bir kez gerçekleşir ve bu açıdan olayları öğrenmek gerçekleri öğrenmekten farklıdır. Bugün kahvaltıda ne yediğinizi (pek mümkün değil) veya son yılbaşında ne olduğunu (olabilir) veya okuldaki ilk gününüzde olanların tümünü (büyük olasılıkla) unuttuysanız, okulda derslerle ilgili yaptığınız fazladan çalışma gibi bu olaylardan herhangi birini tekrar tekrar yaşayamazsınız. Bu sistem zorunluluk nedeniyle hızlı bir şekilde öğrenir. Anısal bellek hakkındaki bilgilerin çoğu, bazen bu bellek tipinde çok özel kayıplara neden olan bir inme, beyin tümörleri veya herpes ensefalitis gibi viral enfeksiyonların ardından ortaya çıkan nörolojik hastalıklara sahip hastalar üzerinde yapılan incelemelerle elde edilmiştir. Böyle hastaları dikkatle incelemek, bu ve diğer bellek sistemlerinin anatomik düzenlenimini ortaya koymada en temel yoldur. Şaşırtıcı bir şekilde amnezik hastalar, bilinçli olarak hatırlayamadıkları bazı şeyleri öğrenebilirler! Bu kişilere motor beceriler veya çok hızlı bir şekilde geriye doğru okumak öğretilebilir. Hızlı bir şekilde geriye doğru okuma eğitimi için bir süre gerekmektedir. Bu süre, bizim için geçenden az olmamak üzere amnezik hastalar için de doğrudur, fakat biz yapmamız öğretilen şeyi hatırlarken, onlar hatırlayamazlar. Bu, onların bilinç farkındalığındaki etkileyici kopukluktur. Amnezikler, öğrenirlerken kesinlikle bilinçlidir, fakat daha sonra öğrendiklerinin farkında değillerdir. Onlar geçmişten gelen bilinç farkındalığını geri kazanamazlar. Bu sıkıntılı duruma neden olan hasar bir takım beyin devrelerinde ortaya çıkabilir. Hipokampus olarak adlandırılan mediyal temporal lobdaki bir yapı gibi mamiller cisimcik ve talamus olarak adlandırılan orta beyin alanları da normal bellek açısından kritiktir. Bu bölgelerdeki hasar, özellikle anısal ve semantik belleklerin oluşumunu etkiler.

“Dikkate değer olan hasarın kendisi değil, hasar veya hastalıkların normal fonksiyonu ne yolla etkilediğidir.” (Sir Henry Head – 20. yy Nörolog).
Amnezi olarak bilinen durumdan etkilenen kişiler, yarım saat önce olan karşılaştıkları kişileri anımsayamazlar. Bu kişiler, yakın geçmişte bir yemek yiyip yemediklerini veya yapmaları gereken bir şeyi ve hatta yakın geçmişte evde oraya buraya koydukları eşyaların yerini bulmak gibi yaşamlarındaki basit gereksinimleri bile anımsayamazlar. Aşağıdaki küçük resimdeki karmaşık çizimde görüldüğü gibi onu doğrulukla kopyalayabilir, fakat çoğumuzun yapabildiği gibi 30 dakika gibi kısa bir süre sonra onu aklından çizemez. Çoğunlukla, hastalanmadan önce olan bir takım olayları hatırlayamazlar. Bu durum retrograd amnezi olarak adlandırılır. Böyle bir yaşam, zaman ve yer kavramlarından yoksundur ve kapsamlı bir biçimde incelenmiş bir amnezik hasta tarafından sürekli olarak “bir rüyadan uyanmak” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımı yapan kişi, henüz lisan ve kelimelerin anlamlarına hakim ve mantıklı bir sohbeti sürdürecek kadar işleyen belleğe sahip NC birisiydi. Fakat bu durum, Gecikmiş anımsama onun varlığını yok ederek Kopya yalnızlaştıran durumun ortaya çıktığı ve onun birisiyle tamamen aynı A sohbeti yapamadığı birkaç dakika sonrasına kadar sürdü.
Amnezikler (A) yukarıdaki gibi karmaşık çizimlerin ayrıntılarını oldukça doğru görür ve kopyalayabilirler fakat normal kişilerle (NC) karşılaştırıldığında onlar kadar uzun süre anımsayamazlar. Geçmişle tanışık olma duyumuna aracılık eden peririnal korteks (PRH) ile olaylar ve yerleri kodlayan hipokampus (HIPPO) olmak üzere iki yapı epizodik bellek için çok önemlidir.

32

PDF Page Organizer - Foxit Software
Diğer bellek sistemleri
Beyinde herhangi bir yerdeki hasar diğer bellek sistemlerini de etkiler. Semantik demans (Alzheimer hastalığının bir türü) gibi dejeneratif koşullar, semantik belleğin yıkımının etkileyici örneklerine neden olabilirler. Başlangıçta, hastalar bir deneyde gösterilen resimlerin bir kedi, bir köpek, bir araba veya bir trenin resmi olduğunu söylemede oldukça becerikli olacaktır. Daha sonra hastalık sırasında, bir farenin resmine bakarak fare olduğunu söylemekte tereddüt edebilir ve onun yerine köpek olduğunu söyleyebilirler. Bu, canlılarla ilgili informasyonun cansızlarınkinden oldukça uzakta bir yerde ve birlikte depolanarak gerçeklere dayalı informasyonun koşulsuz olarak düzenlendiğini doğrular. beyinlerinin neresinde meydana geldiğini ve annenin bir tür ‘görüntüsünün’ akılda tutulmasında rol alan reseptörler üzerine etki eden kimyasal transmiterleri biliyoruz. Bu görüntü, civcivin bir başkasını değil annesini

Basımlama veya yiyecek tatma sırasında iletim yönündeki reseptörler aktifleştirilirler ve ikincil habercili kimyasalların bir kaskatı, tam anlamıyla belleği oluşturabilecek özel proteinlerin yapılması için genlerin aktifleştirileceği beyin hücrelerinin çekirdeklerine sinyaller aktarırlar.
Konum hücreleri (place cells) diğer önemli bir buluştur. Bunlar, hipokampusta bulunan ve bir hayvan sadece tanıdık bir yeri bulduğunda aksiyon potansiyelleri oluşturan sinir hücreleridir. Hücre topluluğu bütün bir alanın haritasını oluşturacak şekilde farklı hücreler çevrenin farklı bölümlerini kodlarlar. Komşu beyin alanında bulunan diğer hücreler, hayvanın hareket yönünü kodlar. Yerin haritası ve yönün algılanmasında birlikte çalışan iki alan, hayvanların dünya üzerinde yollarını bulmalarına yardım eder. Bu durum, yiyecek ile su bulma ve daha sonra inlerine, yuvalarına veya diğer barınaklarına geri dönmeleri ve canlı kalabilmeleri açısından yaşamsal olarak açıkça çok önemlidir. Bu yolculukla bağlantılı (navigasyonel) öğrenme sistemi semantik ve epizodik bellek ile ilgilidir. Hayvanlar, aynen dünyamız hakkında kazandığımız gerçeğe dayalı bilgi gibi, eşyaların ve cisimlerin bölgelerinde nerede olduğunun kalıcı görünümünü oluştururlar.

takip etmesini sağlayacak kadar kusursuzdur. Genç hayvanlar, yiyecekten küçük bir miktarı bir kez tadıp test ederek kötü olanları öğrenir, çünkü hangi yiyeceklerin yemek için güvenilir olduğunu bilmek zorundadır. Bu yalnızca genetik yatkınlığa bağlı değildir ve gelişimsel olarak ayarlanmış öğrenme mekanizmaları iş başındadır.

Belleğin nörobiyolojisi
Nörolojik hastaların dikkatle incelenmesi bellek fonksiyonlarının beyinde nerede oluğunu ortaya çıkarmamızı sağlar, fakat bellek fonksiyonlarının sinirler ve kimyasal transmiter ilişkileri bakımından nasıl çalıştıklarının bulunması laboratuvar hayvanlarının kullanıldığı dikkatle yürütülen araştırmaları gerektirir. Sinirbilimciler günümüzde, gelişmekte olan beyindeki nöral bağlantıların ince ayarlarının pek çok yönünün ilk öğrenme sırasında da kullanıldığına inanmaktadır. Bebekle annesi arasında gelişen bağ, basımlama (imprinting) olarak adlandırılan bir süreçte genç civcivler üzerinde yapılan çalışmalarla incelenmiştir. Günümüzde, bu öğrenme sürecinin genç civcivlerin

Golgi boyası bazı nöron gruplarını siyah olarak gösterir.

Hipokampus

Yerin bu haritası, avcının en son nerede görüldüğü gibi olayları anımsamada bir taslak bellek sağlar. Konum hücreleri, hayvanların olayların nerede olduğunu anımsamalarına yardım edebilir ve sadece konumdan daha fazlasını kodlayabilir.

Hipokampustaki hücreler yakınındaki kayıt elektrotları özel bir konumdaki (kırmızı bölge) sinir hücrelerinin aktif olduklarını gösterecek şekilde elektrotlardan ikisinde (1 ve 2, ara sıra 4) sinir impulsu görüldüğünü ortaya koyar. Zaman eşelinin genişletilmesi (kırmızı daire) beyindeki impulsun biçimini görmemizi sağlar.

Bu haritalar ve diğer bellek izleri nasıl biçimlendirilir? Yeni bir görüşe göre NMDA reseptörlerine dayalı sinaptik plastisite buna neden olmaktadır. Önceki bölümde, aktive edici sinaptik plastisitenin informasyonu depolamanın bir yolu olan sinir hücreleri ağındaki bağlantıların dayanıklılığını nasıl değiştirdiğini anlatmıştık. NMDA reseptörlerini engelleyen ilaçlar hipokampuse uygulandığında konum ile ilgili öğrenme

33

PDF Page Organizer - Foxit Software
zarar görür. Örneğin, sıçanlara ve farelere bir havuzda su yüzeyinin altında kalacak şekilde bir yere gizlenmiş olan bir kaçış zeminini bulmaları için yüzme öğretilebilir. Bu canlılar konum hücrelerini ve başlarının yönelimi bilgisini belirleyen hücreleri yollarını bulmalarına yardımcı olmaları için kullanırlar ve zeminin doğru konumunu NMDA reseptörlerince tetiklenen plastisiteyi kullanarak belleklerine kodlarlar. Hipokampusunde NMDA reseptörleri olmayacak şekilde ilgili genleri yok edilmiş hayvanlar planlanarak üretilebilir. Böyle hayvanlar öğrenmelerinin kötü olmasının yanı sıra doğru çalışmayan konum hücrelerine sahiptir. Önceki bölümde, sinaptik ağırlığın, uyarıcı AMPA reseptörlerindeki değişikliklerle kendisini gösterdiğini açıklamıştık. Bu günümüzde de yoğun araştırma konusudur ve onun belleğin aslı olup olmadığını hala bilmiyoruz.

Araştırmada Gelinen Son Nokta

Havuzdaki bir sıçan, üzerinde ayakta durabileceği gizli zemine doğru yüzer.

Londra’daki taksi sürücüleri müşteri taşımak için şehirde çalışmalarına izin verilmeden önce şehri öğrenmek zorundadır. Araştırmacılar, deneyimli taksi sürücülerini bir beyin tarayıcısına koyup Marble Arch’dan Elephant’a ve Castle’a doğru seyahat ettiklerini düşünmelerini istediklerinde sağ parahipokampal kortekste (kırmızı alanlar) daha büyük aktivasyon görmüşlerdir. Taksi sürücülerinin yapısal MRI taramaları, diğer faktörler olsa bile, hipokampusun farklı bölgelerinin bağıl boyutlarında, onların şehri ne kadar çok tanıdıkları ile ilişkilendirilebilecek olan değişiklikler gösterir.

Belleği geliştirebilir miyiz?
Hepimiz belleğimizin depolama yeteneği ile kalıcılığının geliştirilmesinin iyi olacağını düşünürüz. Yaşlılar çoğunlukla bellekleriyle ilgili olarak yakınırlar. Bununla birlikte, belleği geliştirmenin bir bedeli vardır. Çünkü, iyi bir bellek anımsama ile unutma arasındaki denge demektir. Eğer belleğimizi geliştirmişsek, gün boyunca gerçekleşen ve anımsamamıza gerek olmayan bütün önemsiz şeyleri zor unutabiliriz. İyi bir belleğin dengesi (Yin ve Yang), beyindeki bilgileri doğru düzenleyerek anımsamak, fakat önemsiz görünen şeyleri unutmaktır. Belleği geliştirecek şekilde etki eden sihirli bir mermi gibi hap alsak da bu en azından normal kişiler için mümkün gözükmemektedir. Evrim bu sistemin en uygun şekilde dengelenmesini sağlamıştır. Bununla birlikte, gerçekten ciddi unutkanlık NMDA veya AMPA reseptörlerinin daha iyi işlemesini sağlayan ilaçlarla veya genç hayvanlar üzerindeki yapılan öğrenme çalışmalarıyla belirlenen ikincil haberci sinyalleri kaskatını uyarmak için kullanılan ilaçlarla hafifletilmelidir. Aynı zamanda, başlangıçta belleği etkileyen Alzheimer hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıkların gidişini durduracak bazı yollar bulmak da yararlı olacaktır. Sinirbilimleri üzerinde üniversitelerde, araştırma enstitülerinde ve ilaç şirketlerinde çalışan araştırmacılar için günümüzün heyecan verici maceralarından biri böyle bir proje üzerinde çalışmaktır. Tüm gelişmiş ülkelerin yaşlı nüfusundaki artış dikkate alındığında, yaşlıların daha uzun süre bağımsız yaşamalarına yardım edebilecek tedaviler çok değerli olacaktır. Bununla birlikte, bazı bilim adamları ilaçların yanısıra bilişsel (kognitif) mühendisliğe ihtiyaç duyulacağına inanmaktadır. Gazetelerden, dergilerden kognitif mühendislik hakkında yeni ilaçlar kadar çok şey duymamış olabilirsiniz, fakat bu mühendislik de önemlidir.

Buradaki düşünce informasyonun nasıl kodlandığı, depolandığı, pekiştirildiği (‘sabitleme’ süreci) ve sonra tekrar nasıl erişilebildiği gibi konularda öğrenilenlerden yararlanmaktır. Dikkatini verme, öğrenme dönemlerinde dikkatin dağılması ve ‘sabitleme’ sürecine yardım etmek amacıyla sık karşılaşılan anımsatıcıları kazanma bunun örnekleridir. Bellek sorunu olan bazı yaşlı hastalar, onlara ne yapacaklarını hatırlatan, unutmalarını engelleyecek şekilde günlerini planlamalarını sağlayan ve “NeuroPage” olarak adlandırılan çağrı cihazı ile arama sistemini oldukça yararlı bulmaktadır. Aynı zamanda anısal belleğin farklı çalışma ilkelerinin bilincinde olmak ve beceri öğrenmek de esastır. Anısal bellek için mükemmel olmakla birlikte, sadece konuşulanları işiterek beceri öğrenemezsiniz. Daima anımsatan, pratik yaptıran bir müzik öğretmeninin öğrencileri gibi beceri öğrenmeye çalışan birisi, çok sık pratik yapmalıdır.
Alan Baddeley, etkileşen bir dizi farklı sistemden oluşan işleyen bellek düşüncesini geliştiren kişi.

Sesle ilgili bellek, görsel-uzaysal taslak defteri ve merkezi yönetici beynin çeşitli bölümlerinde konumlanmışlardır.

34

Daha fazla bellek deneyi yapmak ister misiniz? Aşağıdaki siteye bakın http://www.exploratorium.edu/brain_explorer/memory.html

Stres
Stres çok sakin ve huzurlu gibi görünen canlıları bile etkiler. Sınavlarda, spor karşılaşmalarında yarışırken veya fark gözetmeden arkadaşlarımız ve düşmanlarımızla bozuştuğumuzda hepimiz onu yaşamışızdır. Stres neden ortaya çıkar ve onun hoşa gitmeyen duyumlarına ne neden olur? Herhangi bir şeye iyi gelir mi? O ters gittiğinde ne olur? Sinirbilimciler beynin strese karşı birbiri ile uyumlu kimyasal yanıtları nasıl oluşturduklarını anlamaya başlamışlardır

PDF Page Organizer - Foxit Software

Savaş ya da Kaç?
Farkında olmanın en kolay yanıtı, sevimli bir şekilde sempatik sinir sistemi olarak adlandırılan sistemin hemen aktive olmasıdır. Stresli bir güçlükle karşılaşmanın ve doğru yanıtı belirlemenin ardından beyin hızla, beyin sapındaki kontrol merkezlerinden başlayan sinirleri aktive eder. Bunlar çeşitli yapılardan noradrenalin ve adrenal bezden (böbreğin hemen üzerinde konumlanmıştır) de adrenalin salınmasına neden olurlar. Bunların salınması, tehlikeye karşı hemen gösterilmesi gereken klasik tepki olan savaş ya da kaç yanıtını destekler. Başlangıçtaki heyecanlanma, terleme, artan farkındalık, hızlı kalp atışı, yüksek kan basıncı ve genel korku duyumları stresli bir güçlüğün hemen ardından hissettiğimiz hepimizin bildiği, yaşadığı duygulardır. Bu değişiklikler kan damarlarında bulunan reseptörler nedeniyle ortaya çıkar. Bunlar damarların daralmasına neden olur ve böylece kan basıncımız birden yükselir ve göğsümüzde hissettiğimiz kalp çarpıntısı olarak bilinen küt küt atmalar ortaya çıkar. Aynı zamanda, derimizdeki tüylerin dikleşmesine ve stresle birlikte barsaklarımızda düzensizliğe yol açan reseptörler de vardır. Bu değişiklikler bizi savaşma veya sıvışmaya hazırlamak ve kanın kaslar ile beyin gibi hayati organlarda toplanmasını sağlamak için gerçekleşir.

Stres nedir ve neden gereklidir?
Stresi kontrol etmek hüner ister. Baskı altında olmak daima stresli olmak anlamına gelmez ve stres vücudumuz ile beynimizin istekleri arasındaki bir tür uyumsuzluk ve bizim gerçekten yaşadığımız, hissettiğimiz güçlüklerdir. Yüz yüze geldiğimiz pek çok güçlük, akademik başarı için çalışırken başkalarıyla olan etkileşimlerimizi, okul takımında yer bulabilmek veya daha sonraki yaşamımızda bir iş bulabilmek için girdiğimiz yarışmada karşılaştığımız güçlükleri yansıtacak şekilde psikolojiktir. Akut bir hastalık veya bir araba kazasında ayağın kırılması gibi diğer stresler fizikseldir. Bir ağrı ve bir hastalığın verdiği diğer fiziksel acı ve ızdırapların üzüntü ve endişe ile karışmasında olduğu gibi stres etkenlerinin pek çoğu bir arada bulunur. Stres temel bir süreçtir, en basit bakteri ve protozoadan memeliler gibi karmaşık ökaryotlara kadar bütün canlıları etkiler. Tek hücreli canlılarda ve vücudumuzun bireysel hücrelerindeki moleküller, hücresel fonksiyonları beklenmeyen dış etkilerden ve bu etkilerin oluşturacağı içsel sonuçlardan koruyan bir dizi emniyet sistemlerini sağlayacak şekilde evrimleşmişlerdir. Örneğin, ısı-şok (heat-shock) proteinleri olarak adlandırılan özel moleküller, hasarlı proteinlerin onarılabilecekleri veya zararsız bir şekilde yıkıma uğratılacakları yerlere gitmelerine öncülük ederek hücreleri toksisite veya fonksiyon bozukluğundan korurlar. Bizim gibi karmaşık canlılarda, stres sistemleri bize acı veren ve sıradan olmayan oldukça karmaşık süreçlerin üstesinden gelmemiz için evrimleşmiştir. Bu sistemler, stresten korunmada hücresel korunma mekanizmalarını kullanırlar.

Hipotalamik - pituiter - adrenal (HPA) eksen

Stres ve beyin
Stres algılanır ve ona karşı oluşturulan yanıt beyin tarafından düzenlenir. Bir durumu idrak ederek beyinde değerlendirmemiz kan akımındaki hormonlar, besinler ve inflamasyon oluşturan moleküller ile yaşamsal organlar ve duyumları gösteren periferik sinirlerden gelen vücut sinyalleri ile etkileşir. Beyin, bir dizi özel ve derecelendirilmiş yanıtlar oluşturmak üzere bunları birleştirir. Beynin bunu nasıl yaptığının anlaşılması nöro-endokrinoloji çalışmalarına dayanır. Kanda dolaşan hormonlar, vücudun stresin üstesinden gelmesini olanaklı kılmak üzere beyin tarafından izlenir.

HPA Ekseni. Merkezdeki hipotalamus adrenal bez üzerine etki eden hormonların pitüiter bezden salınmasını kontrol eder. Eksenin çeşitli düzeylerinde hormon salınması negatif geri-beslemeyle sağlanır.

35

PDF Page Organizer - Foxit Software
Strese karşı ikinci önemli nöroendokrin yanıt vücut ile beyni birbirine bağlayan ve HPA ekseni olarak adlandırılan devredir. Bu eksen, özelleşmiş hormonları taşıyan bir kan akımı anayolu ile hipotalamus, pitüiter bez (hipofiz bezi), adrenal korteks ve hipokampusu birbirlerine bağlar. Hipotalamus, hormonlarımızın bir çoğunu düzenleyen anahtar bir beyin bölgesidir. Hipotalamus, amigdalayı da içine alan beynin duygusal informasyonu işleyen alanlarından ve sempatik sinir yanıtlarını kontrol eden beyin sapı bölgelerinden gelen güçlü girdilere sahiptir. Hipotalamus, devrenin bir sonraki parçası olan pitüiter bezi uyaran eşgüdümlü bir hormonal çıktı oluşturmak üzere bu yanıtları birleştirir. Sırasıyla, kana adrenokortikotropin (ACTH) olarak adlandırılan bir hormon salar. Bunun ardından ACTH, kortizol salgılatmak için adrenal bezin bir bölümünü uyarır. Kortizol stres yanıtının bir sonraki aşamasını anlamada anahtar olan bir steroid hormondur. Kortizol, şeker ve yağ asitleri gibi diğer metabolik yakıtları artırır. Bu, çoğunlukla, kaslar ve beyin için hemen kullanılan ‘çikolata kalıpları’ olan proteinlerin acilen gereken yakıt biçimine yıkımı pahasına gerçekleşir. Kortizol aynı zamanda adrenalinin kan basıncını yükseltmesine ve kısa dönemde kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Okul konserinde bir solo şarkı söylemenin güçlüğü ile yüzyüze gelmiş biri olarak, yapmanız gereken son şey endişe veren şeylerle yaşamaya devam etmenizdir. Kendinizi olanaklı olduğu ölçüde daha az dinleyerek tam da bunu gerçekleştirmek isteyebilirsiniz. Kortizol, ayrıca, büyümeyi, sindirimi, inflamasyonu hatta yara iyileşmesini durdurur. Aynı zamanda seksi de durdurur. Bu devrenin son basamağı beyne kortizol geri beslemesidir. Kortizol reseptörlerinin en yoğun olduğu yer öğrenme ve bellek için anahtar yapı olan hipokampus olmakla birlikte, kortizol korku ve endişeyi değerlendiren amigdalaya da etki eder. Sonuç etki, korkuyla-ilişkili informasyonun öğrenilmesini sağlayan amigdalayı devreye sokmak ve kaynakların öğrenmenin daha karmaşık fakat, gereksiz yanlarında boşa gitmemesini sağlamak üzere hipokampüsü durdurmaktır. Kortizol ilgi odağı olan bir özsudur.
STRES HEPİMİZİN YAŞADIĞI KAÇINILMAZ BİR ŞEYDİR. PSİKOLOJİK, FİZİKSEL VEYA (ÇOĞUNLUKLA) HER İKİSİ İLE İLGİLİ OLABİLİR.

Stres için çan-eğrisi. Birazcık stress işleri çok iyi yapabilir, fakat çok fazlası işleri daha kötüleştirir.

Depresyon ve aşırı stres yanıtı
Bazı kronik beyin hastalıklarında kanda aşırı kortizol görülür. Özellikle ağır depresyonda kortizol aşırı üretilir ve son çalışmalar hipokampusun bu koşullarda büzüldüğünü ileri sürmektedir. Böyle bulgular, ağır depresyonun psikiyatristlerce uzun dönemli stres olarak düşünülmesine neden olmaktadır. Artan kortizolün ağır psikolojik bozgunun ve ona eşlik eden stresin basit bir sonucu olmak yerine, depresyonun birincil nedeni olduğu kesin değildir. Bununla birlikte, kortizolün üretimi veya etkinliğini engelleyerek özellikle klasik anti-depresan tedavisinin işe yaramadığı hastalara belirgin şekilde yardım edilebilir. Anti-depresan ilaçlar, çoğunlukla, aşırı etkin HPA eksenini normalleştirmeye yardımcı olur. Bunun altında yatan düşüncelerden biri, kısmen, MR ve GR reseptörlerinin beyindeki özellikle de hipokampustaki yoğunluğunu ayarlamaktır. Sinirbilimciler, geri-besleme kontrol sistemlerini yeniden ayarlayarak ve aşırı hormonal stres yanıtlarını küçülterek stres bozukluklarının daha etkin tedavisini geliştirme ümidiyle bunun üzerinde çalışmaktadırlar.

Stres ve yaşlanma
Bireyler arasında büyük ölçüde değişiklik göstermesine rağmen, beynin yaşlanmasına fonksiyonlardaki genel bir azalma eşlik eder. Bazı bireyler muhakeme yeteneklerini iyi korurken (başarılı yaşlanma), diğerleri bunu yapamazlar (başarısız yaşlanma). Bunun moleküler olarak anlaşılmasını sağlayabilir miyiz? Kortizol düzeyleri, başarısız yaşlananlarda başarılı olanlardan daha yüksektir. Bu yükselme, zihinsel yetenekteki zayıflamanın önünde gider ve beyin taramalarında hipokampusun boyutlarının küçülmesi ile birlikte görülür. Sıçan ve fareler üzerinde yapılan deneyler, stres hormon düzeylerinin doğumdan veya hatta orta yaşlardan itibaren düşük düzeyde tutulmasının bellek bozukluklarının ortaya çıkmasını engellediğini, aksine bu işlemin yapılmadığı toplulukta bellek bozukluklarının oluştuğunu göstermiştir. Öyleyse, strese karşı aşırı hormon yanıtları veren bireyler (çok fazla strese sahip olmaları gerekmez, stres oluşturan etmenlere en büyük yanıtları verenler de) ilerleyen yıllarda daha çok bellek kaybı ve diğer muhakeme yeteneği bozuklukları ile karşılaşacak gibi görünmektedir. Eğer bu insanlar için de doğruysa HPA stres sistemini kontrol altında tutan antidepresan ilaçları kendi iyiliğimiz için kullanıp böyle etkilerin sıkıntısını azaltabiliriz. Stres çağdaş yaşamın en büyük özelliğidir ve bu hikayeye eklenecek daha çok şey vardır. Fakat bunu betimlemek için, bağışıklık sisteminin yardımına ihtiyaç duyacağız.

İki kortizol reseptörünün hikayesi ve büzülen hipokampus
Hipokampus, yüksek düzeyde olacak şekilde düşük MR ve yüksek GR reseptörleri olarak adlandırılan iki kortizol reseptörüne sahiptir. Düşük MR reseptörü, normal olarak HPA ekseninin ana kan akımında dolaşan kortizol düzeyi ile aktive olur. Bu, bizim genel metabolizmamız ve beynimizin işlemlerinin incelikli olarak rayında gitmesini sağlar. Bununla birlikte, özellikle sabahleyin kortizol düzeyi artmaya başladığında, yüksek GR reseptörü artan bir biçimde daha çok işgal edilmeye başlar. Stresli hale geldiğimizde, kortizol düzeyi gerçekten çok yüksektir, bu durum reseptörün aktivasyonunu sürekli hale getirir ve o zaman hipokampusun faaliyeti genetik olarak kontrol edilen bir programca durdurulur. Tüm bunlar biraraya getirildiğinde çan eğrisinin anlamı anlaşılır. Bu, azı sizin için iyi, birazcık fazlası daha iyi fakat çok fazlası kötü olan stresi, beynin fonksiyonu ile ilişkilendiren klasik bir eğridir.

36

İlgili İnternet Siteleri: http://www.brainsource.com/stress_&_health.htm

PDF Page Organizer - Foxit Software

Bağışıklık Sistemi
Bağışıklık yanıtlarından ve yangıdan etkilenmemesi nedeniyle sadece birkaç yıl öncesine kadar beynin “bağışıklıkta ayrıcalıklı organ” olduğu düşünülürdü. Beynimiz, “kan beyin bariyeri” sayesinde, dış etkilerden kuşkusuz ki bir dereceye kadar korunur. Bu bariyer, gerçek bir engel değildir, fakat beyin kan damarlarındaki özelleşmiş endotel hücreleri büyük moleküller ile bağışıklık hücrelerinin kandan beyne geçişine bir dereceye kadar direnç gösterir. Bununla birlikte, bu ayrıcalıklı beyin görüşü beyin-bağışıklık sistemi etkileşimlerinin incelenmesiyle son on yılda çarpıcı bir şekilde değişmiştir. Nöroimmünoloji, günümüzde çok aktif bir araştırma alanıdır. istilacı patojenleri tanımak, öldürmek ve sonra ortadan kaldırmak için saldırı bölgesine giden lökosit, makrofaj ve akut faz proteinleri olarak adlandırılan hücreleri harekete geçirir. Buna ek olarak, akut faz yanıtları hepimizin karşılaştığı belirtileri (ateşlenme, sancı ve ağrılar, uyuklama, iştah kaybı, ilgisizlik) oluştururlar. Bu yanıtların her biri enfeksiyonla mücadele etmeye yardımcı olur, enerjiyi korur ve onarımı destekler, fakat yeterinden fazla ve uzun süre aktive edildiğinde çok zararlı olabilir. Bu nedenle, dikkatle denetlenmesi gerekir.

Beyin ve savunma yanıtları
Beynin bağışıklık açısından ayrıcalıklı organ olduğu düşüncesi, günümüzde onun bağışıklık sistemi ile ilişkisi gibi çok farklı bir anlayışa yol açmıştır. Çünkü, artık beynin bağışıklık sisteminden ve hasar gören dokulardan gelen sinyallere yanıtta bulunabildiğini ve bulunduğunu biliyoruz. Eskiden inanılan doğrular yıkılmıştır. Deneyler, beynin bir dizi yerel bağışıklık ve yangılı yanıtlar oluşturduğunu ve gerçekten de bağışıklık sisteminin ve akut faz yanıtının önemli bir denetleyicisi olduğunu ortaya koymuştur. Ateşlenme (vücut sıcaklığı artışı), uyku ve iştahla ilgili durumlar ve hastalıklara yanıtlar başlıca hipotalamus tarafından düzenlenir.

Vücut savunması
Bağışıklık sistemimiz, kötü saldırganlara karşı ilk savunma engelini oluşturur. Bu saldırganlar, soğuk algınlığından çok iyi bildiğimiz hafif ve yaygın olanlarından, menenjit veya tüberkülozda olduğu gibi ciddi ve yaşamı tehdit eden viruslar, bakteriler ve mayalara kadar değişiklik gösterir. Savunma sistemimiz birçok yolla görev yapar. Birincisi, yerel olarak şişliğe, ağrıya, kan akımında değişikliğe ve yerel yangı oluşturan moleküllerin serbestleşmesine neden olan enfekte olmuş , hasarlı veya yangılı hale gelmiş dokuda gerçekleşir. Daha genel olarak, bağışıklık sisteminin aktivasyonu
STRES, SOSYAL ETMENLER

BBeyin

Hipotalamus

Humoral ve nöral aferentler

CRP

Sempatik Sinir Sistemi

HipHipofiz Bezi

Beyin, sinirsel kökenli (duyu sinirleriyle) veya humoral (kanda dolaşan moleküllerle) olarak hasar görmüş veya enfekte olmuş dokulardan gelen sinyalleri alır. Sinirsel sinyaller, aynı zamanda ağrıyı ileten (Bölüm 5’e bakınız) C-lifleri ve akut faz proteinlerinin ana üretim yeri olan karaciğerden vagus yoluyla iletiliyor görünmektedir. Beyne yönelik dolaşımla ilgili temel sinyallerin doğası tümü ile anlaşılmamıştır, fakat aspirinle inhibe edilen prostaglandinleri ve tamamlayıcı (kompleman) proteinleri (istilacı hücreleri öldürmek için önemli olan protein kaskadları) içerdiğine inanılmaktadır. Fakat, stokinler olarak adlandırılan bir grup proteinler, muhtemelen son yirmi yılda aydınlığa kavuşturulan en önemli sinyaldir.

Enfeksiyon Yaralanma Yangı

Sitokinler, savunma molekülleri
Stokinler vücudumuzun öcünü almak üzere karşılık veren öğeleridir. Halen 100 den fazlası vardır ve daha fazlası zaman içinde keşfedilecektir. Bu proteinler vücutta normal olarak çok düşük düzeylerde üretilirler, fakat hastalıklara ve hasara karşı yanıt vermek üzere tetikte beklerler. Sitokinler interferonları, interlökinleri, tümör nekroz faktörlerini ve kemokinleri içerir. Çoğu yaralanan, hasar gören dokularda yerel olarak oluşturulur ve komşu hücrelere etki ederler, fakat bazıları kan akımına geçer ve beyni de içine alan uzak organlara sinyal gönderirler. Hastalıklara ve enfeksiyonlara karşı oluşturulan yanıtların çoğu stokinlerce gerçekleştirilir.

ACTH

Adrenal

Yerel eferentler Bağışıklık ve Endokrin Sistemleri

Glukokortikoidler

Birçok beyin mekanizması beynin ve bağışıklık sisteminin eşgüdümünü sağlamak üzere biraraya gelir.

37

PDF Page Organizer - Foxit Software

Bakteri veya virusları içeren ürünler, hücrelere yönelik hasarlar, toksinler veya düşük oksijen düzeyi gibi hücre yaşamını tehdit eden etmenler stokin üretiminin tetikleyicisidirler. Stokin üretiminin diğer önemli düzenleyicisi, sempatik sinir sistemi ile dokulara nöral sinyaller gönderen beyin veya adrenal bezden salınan kortizol gibi stokinleri çalıştıran/durduran hormonlardır. Stokinler, özel olarak bağışıklık sistemi üzerinde birçok etkiye sahip protein molekülleridir. Çoğu, şişlik, yerel kan akımı değişikliği ve yangı oluşturan moleküllerin ikinci dalgasının salınması gibi yangının anahtar bileşenlerini ve bağışıklık sistemini uyarır. Akut faz proteinlerinin uyarıldığı karaciğer de dahil olmak üzere hemen tüm fizyolojik sistemler üzerine etki eder. Bununla birlikte, stokinler birçok etkiyi paylaşmalarına rağmen, önemli ölçüde de farklıdırlar. Bazıları yangı engelleyicidir ve yangıdan önceki süreçleri engeller, bazıları hormonlar gibi dolaşıma salınırken çoğu üretildikleri yere yakın hücreler üzerine yerel olarak etkide bulunur.

Stres ile bağışıklık sistemi arasındaki bağlantıdan sorumlu incelikli süreçler tümü ile çözümlenmese de hipothalamik-pitüiter-adrenal eksen aktivasyonunun önemli bir özellik olduğunu biliyoruz. Beyinde, strese karşı yanıtların başlıcalarından biri, hipotalamusta kortikotropin serbestleştirici faktör (corticotrophin releasing factor, CRF) olarak adlandırılan bir proteinin üretiminin artmasıdır. CRF, adrenokortikotropin serbestleştirici faktör (adrenocorticotrophin releasing factor, ACTH) olarak adlandırılan diğer bir hormonu salgılatmak üzere hipotalamustan pitüiter beze (hipofiz) kadar kısa bir yolculuk yapar. Bu hormon, insanlarda kortizol olarak adlandırılan ve bağışıklık fonksiyonları ile yangının en güçlü baskılayıcısı olan bir steroid hormonun salgılanması için dolaşımla adrenal beze gider. Fakat, diğer hormonal ve sinirsel öğelerin de varlığı nedeni ile hikaye bundan daha karmaşık gibi görünmektedir ve biz biraz stresin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini de biliyoruz.

Stres ve bağışıklık sistemi
Hepimiz stres ve üzüntünün, savunma sistemimizi zayıflatabileceğini ve bizi hasta edebileceğini duymuşuzdur. Şimdi, stresin HPA eksenini aktive ederek (bir önceki bölümde açıklanmıştır) yalnızca beyni doğrudan nasıl etkileyeceğini değil, aynı zamanda, şaşırtıcı olmayacak şekilde beyinden geçen dolaylı bir yolla bağışıklık sistemini de nasıl etkileyebileceğini anlamaya başlayacağız. Stres, bağışıklık sistemini ve hastalığa yatkınlığı etkileyebilir, fakat bu stresin türüne ve bizim nasıl yanıt verdiğimize bağlıdır, bazı kişiler açıkça stresten kolay etkilenirler. Aşırı iş ve çok büyük üzüntü gibi stresin bizim başa çıkamadığımız türü, savunma yanıtlarımızı yok eder.

Beyindeki bağışıklık ve yangı yanıtları
Yakın zamanda yapılan araştırmalar, stokinler gibi savunma moleküllerinin çoğunun multipl skleroz, inme ve Alzheimer gibi beyin hastalıklarına aktif katkıda bulunduklarını göstermiştir. Bu moleküllerin, özellikle de belli stokinlerin, beyindeki aşırı üretimi sinirlere zarar veriyor gibi görünmektedir. Beyin hastalıklarını tedavi etmeye yönelik çeşitli yeni stratejiler, bağışıklık ve yangı moleküllerini etkisizleştirme düşüncesine dayalı olarak geliştirilmektedir. Bu nedenle, sinirbilim alanına yeni katılan nöroimmunoloji, önemli beyin hastalıkları için bazı ipuçları ve olası tedaviler sağlayabilir.

38

İlgili İnternet Siteleri: http://science.howstuffworks.com/immune-system.htm

Uyku

PDF Page Organizer - Foxit Software

Z Z Zz
Uykunun evreleri
Uyku göründüğü gibi bir pasif süreç değildir. Bir uyku laboratuarında incelemeye alınan bir kişinin başına elektrotlar takılarak beyninin elektroansefologramı (EEG) kayıtlandığında, uykunun farklı evreleri görülür. Uyanıkken, beynimiz küçük-genlikli elektriksel aktiviteye sahiptir. Uykuya daldığımızda, EEG önce düzleşir, sonra uykunun bir dizi farklı evrelerinden geçilirken genlik yavaşça büyür, frekansı küçülür. Bu evreler yavaş–dalga uykusu (slow-wave sleep, SWS) olarak adlandırılır. Elektriksel aktivitedeki bu değişikliklerin nedeni hala tümüyle anlaşılamamıştır. Bununla birlikte, beyindeki sinirlerin kendi normal girdilerine yanıt vermediklerinde yavaş yavaş birbirleri ile eş-zamanlı davrandıklarına inanılmaktadır. Bu evrede iskelet kaslarının hareketlerini kontrol eden sinirler aktif olarak engellenir ve kasın tonusu kaybolur, fakat çok şükür ki solunumu ve kalbin hızını kontrol eden sinirler çalışmaya devam ederler. Gece boyunca, uykunun bu farklı evreleri arasında gider geliriz. Bunlardan birinde, EEG deseni uyanıkken gözlenen gibi olur ve gözlerimiz kapalı olan göz kapaklarının altında ileri geri seğirme hareketleri yapar. Bu evre, uykunun çok büyük olasılıkla rüya gördüğümüz hızlı göz hareketleri (rapid eye movement, REM) evresi olarak adlandırılır. Kişiler REM uykusundayken uyandırılırlarsa, hiç rüya görmediklerini söyleyenler bile, hemen değişmez bir biçimde rüya gördüklerini söylerler (bir aile üyeniz üzerinde deneyiniz). Gerçekte, çoğumuz her gece yaklaşık 4 ile 6 kez kısa REM uykusu evrelerinden geçeriz. Bebeklerin REM uykusu biraz daha fazladır, hatta hayvanların bile REM uykusu vardır.

Her gece odamıza çekilir, yatağımıza yatar ve kendimizden geçip uykuya dalarız. Çoğumuz yaklaşık 8 saat uyuruz. Bu, rüya gördüğümüz bölümler de dahil olmak üzere yaşamımızın üçte birini farkında olmadan uykuda geçirdiğimiz anlamına gelir. Bu değerli zamanı, gece partileri veya aceleyle sınava hazırlanmak için gece yarılarına kadar çalışma ile geçirerek zamanında uyumazsanız, sonunda vücudunuz ve beyniniz böyle yapmamanız gerektiğini bir şekilde belli eder. Uykuyu asla uzun olmayacak şekilde bir süre engelleyebiliriz. Uyku/uyanıklık döngüsü vücudun ve beynin bir dizi ritmik aktivitelerinden biridir. Bu döngüler neden vardır, beynin hangi bölümleri bu döngülere katılır ve onlar nasıl çalışırlar?

Yaşamın ritmi
Uyku-uyanıklık döngüsü, yaşamın birinci yılı içinde yavaş yavaş gündüz-gece döngüsüne kenetlenen bir iç ritmdir. Bu ritm, Latince’de dolaylarında veya aşağı yukarı anlamına gelen ‘circa’ ile gün anlamına gelen ‘dies’ kelimelerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuş sirkadiyen (circadian) ritm – olarak adlandırılır. Bu ritm yaşam boyunca önemlidir. Bebekler gündüz ve gece fark etmez sürekli kısa sürelerle uyuyup uyanırlar. Küçük çocuklar öğle yemeğinden sonra kestirirler. Oysa yetişkinler genellikle sadece gece uyurlar. II. Dünya Savaşı sırasındaki İngiliz Başbakanı Winston Churchill, bazen kabine toplantıları sırasında beş dakikalık kısa süreli kestirmelere düşkün biri olarak uykunun yararlı olduğunu söylemiştir. Uyku ve uyanıklık deseninin gündüz-gece döngüsüne uydurulması, kısmen, hipotalamusta optik kiazmanın üstünde bulunan ve suprakiazmatik nükleus (SCN) olarak adlandırılan küçük bir hücreler grubu tarafından kontrol edilir. Aktivitelerinin eş-zamanlı olmasını sağlamak için dendritleri arasında alışılmadık biçimde çok sinapsa sahip olan buradaki sinirler, beynin biyolojik saatinin parçasını oluştururlar. İnsanlarda, bu sinirler bir günden daha yavaş hızda zamanı belirler, fakat gözden gelen ve ne zaman gündüz veya gece olduğunu söyleyen girdilerle aynı olmaları sağlanır. Günün tam ve doğru zamanı hakkında ipuçları verecek her şeyden uzakta, uzunca bir süre derin mağaralarda yaşayarak uyku deneylerine katılan kişilerin aktivite desenlerinden, yaklaşık 25 saatlik serbest-seyreden uyku-uyanıklık döngüsünü benimsediğini biliyoruz.

Uyanık

REM
Evre 1 Evre 2 Evre 3 Evre 4

0

1

2

Uyku saatleri

3

4

5

6

7

8

Normal 8 saatlik bir gece uykusu, her gece yaklaşık 4 kez ortaya çıkan kısa REM uykusu (kırmızı alanlar) ile farklı uyku evrelerinden oluşur.

Uyku Yoksunluğu
SCN gün ışığında aktif SCN gece sessiz ve sakin Suprakiazmatik nükleus beynin kendisinin kişisel saatidir.

Yıllar önce, Randy Gardner adlı bir Amerikalı genç, daha önce kaydedilenden daha uzun süre uykusuz kalarak Guinness Rekorlar Kitabında yer almaya karar verdi. Onun tutkusu 264 saat uykusuz kalmaktı ve bunu başardı. Bu hiçbir kimsenin size tekrarlanmasını önermeyeceği, Amerikan Deniz Kuvvetlerinden bir

39

PDF Page Organizer - Foxit Software
doktorun sorumluluğunda gerçekleştirilen, dikkatle kontrol edilen bir deneydi. Şaşırtıcı bir biçimde, Randy Gardner deney sırasında oldukça iyiydi. Çok uykusunun gelmesi dışında, onun temel sıkıntıları konuşma güçlüğü, bir şeye odaklanamama, bellekte zaman aşımı ve evham niteliğinde hayallere dalmaktı. Bunlara rağmen, vücudu fiziksel durumunu mükemmel bir şekilde korudu ve ruh sağlığı bozulmadı veya gerçeklerle ilişkisini kaybetmedi. Deney bittikten sonra, küçük bir sendeleme gösterdi, ilk gece yaklaşık onbeş saat, daha sonraki gecelerde ise kısa ek dönemlerde uyudu. Bu ve buna benzer birçok deney, uyku araştırmacılarını, uykudan gerçekten kazançlı çıkanın beyin olduğu, vücut olmadığı konusunda ikna etti. Benzer sonuçlar, dikkatli bir şekilde kontrol edilen hayvan deneyleriyle yürütülen diğer çalışmalardan da elde edilmiştir.

Neden uyuruz?
Sinirbilimlerinde birçok konu gizemli kalmıştır ve uyku da bunlardan biridir. Bazı kişiler, uykunun, hayvanları hareketsiz tutmanın ve böylece onları tehlikeden uzaklaştırmanın en uygun yolu olduğunu iddia etmiştir. Fakat bundan daha fazlası olmalıdır. Uyku yoksunluğu deneyleri, REM uykusu ve SWS’nin belli dönemlerinin beynin kendisini toparlamasına imkan verdiğini düşünmemize yol açmıştır. Biz gecenin ilk 4 saatinde bu türden bir uykuya dalarız. Aynen bakım havuzuna çekilen bir gemiye benzer şekilde, beynin duyusal bilgileri işlemediği veya tetikte ve dikkatli olmasının gerekmediği veya eylemlerimizi kontrol etmek zorunda olmadığı uykuda geçirdiğimiz zaman, beyinde olup bitenleri yeniden başlatmaya yardımcı olacak gerekli görevlerin yerine getirilmesi için uygun bir zamandır. Araştırmalar, uykunun bir gün önce öğrendiklerimiz için bellekteki temel süreç olan pekiştirme zamanı olduğunu da ileri sürmektedir.

gezdiren bir tür bir moleküler zincir reaksiyonunda, adenozinin de dahil olduğu çeşitli nöromodülatör transmiterleri içeren beyin-sapı aktive edici sistemin varlığını ortaya koymuştur. Eş-zamanlama mekanizmaları, sinir ağlarının bir uyku evresinden diğerine geçişini olanaklı kılmaktadır. Nörogenetik sayesinde ileriye doğru büyük bir atılım elde edilmiştir. Dişli çark ve bir saatin düzenli hareketini sağlayan bir mekanizma gibi ritmik bir ritm tutucunun moleküler bileşenleri olan çeşitli genlerin kimliği tanımlanmıştır. Bu çalışmaların çoğu, kendi sentezlenmelerini düzenlemek için birlikte etkileşen proteinleri oluşturan iki genin (per ve tim) bulunduğu bir meyve sineği olan Drosophila’da yapılmıştır. mRNA ve protein sentezi gündüz erkenden başlar, proteinler birikir, birlikte bağlanırlar ve bu bağlanma onların kendi sentezlerini durdurur. Proteinlerin, genlerin PER ve TIM proteinlerini yapmayı yeniden başlattıkları düzeye kadar azalması gün ışığı sayesinde olur. Bu çevrim durmadan tekrarlanır, hatta sinirler deney kabında canlı tutuldukça bile devam eder. Bizim gibi memelilerdeki saat, sineklerinkiyle dikkate değer benzerlik gösterecek şekilde çalışır. Sirkadiyen ritmin evrimsel terimlerin en eskilerinden biri olması nedeniyle farklı organizmalarda aynı türden moleküllerin saati yönetmesi beklenmedik bir durum değildir.

Ritmler nasıl işler?
Farklı uyku evreleri arasındaki geçişler sırasında, çeşitli beyin bölgelerindeki sinirlerin aktivitesinin kayıtlanmasıyla uyku gibi ritmik aktivitelerin sinirsel mekanizmaları ile ilgili oldukça çok şey öğrenilmiştir. Bu kayıtlar, bizi çeşitli uyku evreleri arasında Araştırmada Gelinen Son Nokta
Aydınlık Karanlık Aydınlık Karanlık

10

Aydınlık Karanlık

Aydınlık

Karanlık

Günler
Normal Farelerde "jet-lag" görülür
Jet-lag görülmeyen fareler!

20 30 40 Mutant farelerde "saat-uyumu” hemen sağlanır

Sinirbilimciler, sirkadiyen ritmin moleküler mekanizmalarını daha iyi anlamak için suprakiazmatik nükleustaki gen ekspresyonu genetik olarak yokedilmiş farelerin üretilmesini planlamışlardır. Bu VIPR2 fareler sağlıklıdır ve aynen normal fareler gibi gece ve gündüz arasındaki aktivite desenlerinde görülen değişikliklere sahiptirler. Yukarıdaki desenlerde siyah noktalar farelerin aktif oldukları zamanı, gri alanlar ise gece aktivitesinin günlük ritmini göstermektedir. Bununla birlikte, 25. gün civarında ışıkların söndürülerek aniden ileriye doğru 8 saatlik bir kayma oluşturulmasından sonra normal farelerin aktivite desenlerinin bu değişikliğe uymasının bir kaç gün aldığı ve “jet-lag” oluştuğu görülür. Genleri yokedilmiş fareler bu değişikliğe hemen uyum sağlarlar. Bu tür çalışmalar, ışığın sirkadiyen ritm tutucu genleri yüklemesiyle ilgili moleküler mekanizmaları öğrenmemize yardımcı olacaktır.

40

İlgili İnternet Siteleri: http://www.hhmi.org/lectures/2000/ http://www.cbt.virginia.edu, http://science.howstuffworks.com/sleep.htm

PDF Page Organizer - Foxit Software

Beyin Görüntüleme
Kafatası inceleyenler (frenolojistler), kafatasının yüzeyindeki yumruları inceleyerek beyni anlayabileceklerini düşünmüşlerdir. Günümüzde buna inanması zor olsa da bu kişilerin, kafatasının dışından araştırarak beyni anlamaya çalışma tutkusu yıllar boyunca pek çok kişiyi büyülemiştir. Şimdi, çağdaş beyin görüntüleme tekniklerinin ortaya çıkışı ile bu incelemeyi gerçekten yapabiliyoruz. Modern tarayıcılar, sinirsel ve sinir yolları ile ilgili yapıların, beyin kan akımı ile enerji metabolizmasının ve farklı eylemleri yaptığımızda sinirsel aktivitede ortaya çıkan değişikliklerin harika görüntülerini sağlamak için çeşitli yolları kullanırlar.

Çalışma prensipleri
Sinir aktivitesini gösteren elektrofizyolojik teknikler aktifleştirilen sinirlerin zar potansiyelindeki değişiklik bilgisine dayandırılmıştır. Beyin tarama teknikleri, aktif sinirler için gerekli enerji metabolizmasındaki değişiklikleri göstererek çalışırlar. Yüklü iyonların sinirlerin içine ve dışına hareketini (sinaptik ve aksiyon potansiyellerinin de altında yatan) sağlayan elektrokimyasal gradyentlerin çalışması için enerji gerekir. Bu enerjinin kaynağı glukozun oksidasyonudur. Glukoz ve oksijen beyne, serebral dolaşım ile taşınır. Nörovasküler bağlantılar (sinirlerle damarlar arasındaki bağlantılar) nedeniyle, aktif bölgelerdeki beyin kan akımında yerel artma olur. Bu çok hızlı gerçekleşir. Modern sinir görüntüleme araçları beyin kan akımındaki bu yerel değişiklikleri ölçer ve bu bilgiyi sinir aktivitesinin göstergesi olarak kullanır. Geliştirilen ilk fonksiyonel teknik Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) olarak adlandırılmıştır. Bu teknik, biyolojik açıdan ilginç bileşiklere bağlanan radyoaktif iz elementlerinin (nörotransmiter reseptörlerine bağlanan ilaçlar gibi) insanlara enjeksiyonunu içerir. Kişinin başının çevresindeki detektör halkaları, izotop çekirdekten yayımlanan gama parçacıklarının beyni sönümlenerek geçmeleri sırasındaki konumlarını ve zamanla değişimlerini kayıtlar. PET beyin kan akımındaki (BKA) yerel değişikliklerin haritalarını oluşturmada kullanılabilir. Böyle ölçümler insan beyninin duyusal, motor ve bilişsel (kognitif) beyin fonksiyonlarının konumlandırılmasını sağlamıştır. PET yönteminin çeşitli kusurları vardır. Bunlardan en önemlisi radyoaktif iz element enjeksiyonunu gerektirmesidir. Bu, çocuklarla doğurganlık yaşındaki bayanlar gibi pek çok kişide PET taraması yapılamayacağı ve tarama sırasında alınan ölçümlerin sayısının sınırlandırılması gerektiği anlamını taşır. Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) olarak adlandırılan ve vücuda radyoaktif maddelerle yapılan herhangi bir girişimi gerektirmeyen farklı bir teknik geliştirilmiştir.

Modern tekniklere bir gezinti
Bir yapıyı bir fonksiyonla ilişkilendirme çabalarındaki çoğu bilgi, otopsi sırasında ölçülen beyin yapısı ile akla ve davranışa ait garip özellikleri ilişkilendiren nörolog ve nöropsikologlarca öğrenilmiştir. Beynin konuşma alanları Broca tarafından bu yolla aydınlatılmıştır. Bu yaklaşım pek çok başarının yanısıra sınırlandırmalara da sahiptir. Bu tür incelemelerde, beynin bir bölgesine yönelik hasar sonucu görülen fonksiyon kaybının, o bölgenin normal fonksiyon gösterdiği basit varsayımı ile yapılamaz. Örneğin, bir bölgenin normalde iletişim kurduğu diğer bölgelerle bağlantısının kesilmesi veya ortadan kalkması ile bir kusur ortaya çıkabilir. Normal koşullarda hasarlı bölgeler tarafından yerine getirilen işlevlerin hasar görmemiş beyin alanları tarafından üstlenilmesi de olanaklıdır. Bu durum plastisite olarak bilinmektedir. Son olarak, çok az sayıdaki patolojik doku bozukluğu hassas bir fonksiyonel bölgeyle sınırlı kalmış olabilir ve kişi hayatta iken yapılan inceleme ile daha sonra beyninde yapılan analiz arasında oldukça uzun bir gecikme olabilir. Yapısal beyin görüntüleme teknikleri yaklaşık 30 yıl önce geliştirilmeye başlamıştır. Medikal fizikçilerin yakın zamanda fonksiyonel görüntüleme yöntemlerinde gerçekleştirdikleri gelişmeler özel bir ilgi çekmiştir. Bunlar bize tam anlamıyla, kafatasının içini görme ve düşünürken, öğrenirken veya rüya görürken beynimizde neler olup bittiğini inceleme imkanı sağlamıştır.

Solda: E.M.I. Şirketinin ‘Beatles grubu’ nun plak satışlarından elde ettiği kazanç, ilk beyin tarayıcılarının geliştirilmesi için gerekli ödemeye destek sağlamıştır. Bunlar ve daha sonraki makineler sinirbilimcilerin beyne farklı bakabilmesini sağlamıştır. Sağda: Modern bir MRI tarayıcısı. Kişi, 30 dakikadan 1 saate kadar süren bir tarama için, halka şeklindeki bir mıknatıs içine doğru hareket eden bir masa üzerine yatar.

41

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bu teknik, her yaştaki kişilerin beyinlerinin görüntülenebilmesini olanaklı kılar. MRI, beyin dokusunun çok ince görüntülerini oluşturmada kullanılabilir ve difüzyon tensör görüntüleme (diffusion tensor imaging, DTI) olarak adlandırılan son gelişme, beyin bölgelerini bağlayan liflerin beyaz madde alanlarının ayrıntılı görüntülenebilmesini olanaklı kılar. MRI teknolojisinin en heyecan verici uygulamalarından biri, beynin fonksiyonunun görüntülenmesini sağlamasıdır ve bu fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) olarak adlandırılır. Bu teknik, kandaki oksihemoglobin (oksijen bağlı hemoglobin) ile oksijenini yitirmiş deoksihemoglobinin manyetik özelliklerindeki farklılığa dayalıdır ve bu nedenle fMRI sinyali Kan Oksijenasyon Düzeyine Bağımlı Sinyal (Blood-Oxygenation-Level-Dependent signal – BOLD) olarak adlandırılır. Sinirsel aktivite artması, enerji gerektiren iyon pompalarını aktive edecek iyonik hareketlere yol açar, oksijen tüketiminde ve enerji metabolizmasında artış olur. Bu, oksijenini yitiren hemoglobinin artmasına ve manyetik sinyalde küçülmeye neden olur. Bununla birlikte, yerel kan akımındaki artış ile saniyeler içerisinde oksijen tüketiminde artış olur. Beyin kan akımındaki artış, oksijen tüketimindeki artışın üzerine çıktığından oksi-hemoglobin artar ve sinyal büyüklüğünde bağıl artış görülür. Artan beyin kan akımının mekanizması hala açık değildir, fakat günümüzde nörotransmiter ilişkili bir sürecin bundan sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Beyin kan damarlarının görüntüleri. Kan akımındaki değişiklikler detekte edilebilir ve sinir aktivitesinin göstergesi olarak kullanılır.

Uygulamaya koyma
Muhtemelen sayıları birbirinden çıkarmada çok iyisinizdir. Fakat beyin görüntülerini çıkarmayı hiç denediniz mi? Kafası karışmış görünen çocuğa şaşırmayın (aşağıdaki karikatür). Beyin görüntülerini iki ve üç boyutta çıkarma, veri analizi açısından eleştiriye açık sonuçlar doğurabilir. Çoğu fMRI çalışmaları, kişi dikkatli bir şekilde kontrol edilen görevleri yerine getirirken ölçülen BOLD sinyalini içerir. Tarama sırasında, kişiler bir mıknatıs tünelinde yatarlar ve onların uyaranlara karşı yanıtları görüntülenir. Kişinin görebilmesi için bir ekran üzerine düşürülen görsel veya bir kulaklıktan verilen işitsel uyaran olmak üzere geniş bir aralıkta uyaranlar uygulanabilir. Algılama, öğrenme, anımsama, düşünme veya planlama gibi soyut olayları incelemek de olanaklıdır.

Bilgisayar teknolojisi sayesinde, PET ve MRI tarayıcıları ile elde edilen görüntüler, beyin kan akımındaki değişikliklerin tam olarak nerede olduğunu gösterir.

42

PDF Page Organizer - Foxit Software
Genellikle birbirine çok benzeyen ve biri diğerinin hemen arkasından yapılacak iki görev planlanır. Bundaki amaç, ilk görev araştırmacının ilgilendiği beyin süreçlerini içerirken, diğer görevin bunu içermemesidir. Daha sonra, elde edilen ve birbirini izleyen bu beyin görüntüleri, özellikle kritik beyin süreçlerinin gerçekleşmesi ile ilgili aktivitede olan değişikliklerin piksellerden oluşan iki boyutlu (2D) görüntüsünü verecek şekilde, birbirlerinden çıkarılır. Bu görüntüler, üç boyuttaki istenen fark görüntüsü sonucunu verecek şekilde bilgisayarla biraraya toplanırlar (önceki sayfadaki karikatüre bakınız). Son gelişmeler, bir veya iki saniye kadar kısa süreli düşüncelerin ve beyin aktivitelerinin bile ölçülebileceğini göstermektedir. Bu inceleme, olaya ilişkin fMRI olarak bilinmektedir. Bir görevin yerine getirilmesi sırasında ölçülen sinyalin istatistik olarak güvenilirliğini sınamada veri analizinin kanıtlanmış yöntemleri kullanılmaktadır. Görüntü verilerini işlemede standart hale getirilmiş yaygın olarak kullanılan bir analiz paketi istatistiksel parametrik haritalama (statistical parametric mapping, SPM)

Beşinci (V5) bölgenin aktivitesi hareketin algılanmasını yansıtır. Bu alanın girdileri korteksin V2 ve beynin derinliklerindeki pulvinar (Pul) bölgelerinden gelir. Posterior parietal korteks (PPC) bilgi akışını kontrol eder. Etkin bağlanabilirlik bunların bağıl katkılarının analizinin yapılabilmesini olanaklı kılar.

Bir tarayıcıda bulunan bir kişi çeşitli türden görsel görüntüler sergileyebilir. Bunların hepsinde görsel korteksin birincil alanları (V1 ve V2) “parlayacaktır”. Akıllı çıkarma tekniklerinin kullanılması, renk bilgisi değerlendirmesinin V4 alanını (solda), buna karşın hareket bilgisi değerlendirmesinin (ekranda hareket eden gelişigüzel noktalar, sağda) V5 alanını aktive ettiğini gösterir.

olarak parlamasının görülmesi bu beklenmedik başarısızlığın ilk örneğidir. Bununla birlikte, bazı sanal gerçekliğin de dahil olduğu daha yeni sınama modelleri, günümüzde onun prefrontal korteks ve prekuneus gibi diğer alanlarla birlikte belleğin işlenmesindeki aktivitesini ortaya koymaktadır. Yeni nörofizyolojik ve diğer görüntüleme bulguları ile birlikte, belleğe katılan bu beyin alanlarının çeşitliliği, beynin bellek sistemleri ile ilgili anlayışımızda bir değişiklik yapmaya neden olmuştur. Etkin bağlanabilirlik olarak bilinen ve karmaşık görevler sırasında farklı beyin bölgelerinin sinirsel aktivitelerinin nasıl etkileştiklerine ve birbirleriyle nasıl ilişkilendiğine bakmak için yeni matematiksel teknikler de geliştirilmektedir. Bu ölçüler, beyin bölgelerinin bir takım olarak nasıl çalıştıklarını ve yalnızca yalıtık fonksiyonel birer aktif noktalar olmadıklarını değerlendirmemizi sağlar. Beklenti, yüksek alan şiddetine sahip mıknatıslarla daha fazla incelikli görüntüler sağlayan bu yeni tekniklerin, algılama, düşünme ve eylemin kusursuz kontrolü için birbirleri ile iletişim kuran sinirlerden oluşan ağların dinamiği hakkında bilgiler verecek olmasıdır.

olarak adlandırılmaktadır. SPM haritaları genellikle ‘en aktif’ alanlardan en düşük aktiviteye doğru kırmızımsı sarıdan maviye ve oradan siyaha kadar değişen renklerle verilir. Beyin görüntülemeyle ilgilenen bilim adamları, belli fonksiyonlar gerçekleşirken aktive olan alanları ‘parlayan’ alanlar olarak ifade ederler. Bir kişi sürekli değişen bir satranç tahtası desenine bakarsa, birincil görme korteksinde önemli bir aktivasyon gözlenir. Hareketli ve renklendirilmiş desenlerin kullanılması ve görme sisteminin farklı alanlarını aktifleştirmek için planlanmış diğer uyaranlar, insan görsel sisteminin düzenlenimi hakkında çok fazla yeni bilgi sağlamıştır. Diğer duyusal çeşitlemeler için de benzer çalışmalar yapılmıştır. Bu yerelleştirmeye uygun tarzda düşünme, görsel kelimeleri şifrelenmiş seslere dönüştürme, ses birimlerini bir kelimede gruplandırma ve kelimenin anlamını çıkarma gibi okumanın farklı bileşenlerinde rol alan beyin alanlarını tanımaya yardımcı olmuştur. Sezinlenen ve algılanan ağrıda rol alan beyin alanlarını birbirinden ayırma çalışmalarını içeren öğrenme görevleri de incelenmiştir. Bununla birlikte, araştırma ilerledikçe çeşitli beklenmeyen olaylar da ortaya çıkmıştır. Uzun dönemli bellek görevlerinde, medial temporal lobun düzenli

Araştırmada Gelinen Son Nokta

Nikos Logothetis, beyindeki sinirlerin aktivitesi ile beyin görüntüleme deneylerinde görülen sinyaller arasındaki ilişkinin anlaşılmasına önemli katkı sağlayan genç bir araştırmacıdır. Elektriksel kayıtların fMRI ile birleştirildiği son deneyler, sinaptik aktivite ile BOLD sinyali arasında aksiyon potansiyeli oluşumundan daha yakın ilişki olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, BOLD sinyali bir beyin bölgesinin aksiyon potansiyeli çıktısından çok o bölgedeki sinaptik etkinliklerin güvenilir göstergesidir. Bu, BOLD sinyalinin, fonksiyonunun konumu açısından yorumlanması için önemli bir akıl yürütmedir.

İlgili İnternet Siteleri: http://www.dcn.ed.ac.uk/bic/ http://www.fil.ion.ucl.ac.uk/

43

PDF Page Organizer - Foxit Software

Sinir Ağları ve Yapay Beyinler
Gerçek bir beyin pelte gibidir. Beynin nöronları, kan damarları ve içi sıvı dolu karıncıkları lipid zarlardan, proteinlerden ve büyük ölçüde sudan meydana gelir. Parmağınızı beyne sokabilir, bir mikrotomda kesebilir, nöronlarına elektrot sokabilir ve kanın beyin damarları içinden pulslu akışını izleyebilirsiniz. Beynin incelenmesi biyoloji ve tıp ile sıkı sıkıya bağlı görünmektedir. Bununla birlikte, matematikçilerin, fizikçilerin, mühendislerin ve bilgisayar bilimcilerinin ilgisini beyin üzerine çeken bir başka taraf vardır. Onlar denklemler yazarak, bilgisayar modelleri ve hatta başımızın içindeki gerçek nöronları taklit eden araçlar yaparak beyin hakkında düşünürler. Gerçek beyinler son derece uyumludur. Onlar hiç bilmedikleri yabancıların dilini anlaşılabilir hale getirme yeteneğine sahiptir. Ters giden şeylere toleranslı olabilirler. Hücreleri ölüyor olsa bile görevlerini yaşam boyunca oldukça iyi yaparlar, hatta yaşlılıkta bile yeni beceriler kazanma yetenekleri vardır. Günümüz robotları, bir otomobilin bir parçasını takmak gibi planlanan sınırlı bir alandaki görevleri yapmada çok başarılıdır, fakat işler ters gittiğinde çok daha az toleranslıdır. Tüm gerçek beyinler birbirleri ile çok sayıda bağlantı yapan sinir ağlarından oluşur. Nöronlar enerjiye, ağlar ise bir alana gereksinim duyar. Beynimiz kabaca 100 milyar sinir hücresi, 3.2 milyon kilometre ‘kablo’, milyon kere-milyar bağlantı ile 1.5 litrelik bir hacme sıkıştırılmıştır fakat yalnızca 1.5 kg ağırlığındadır ve sadece 10 Watt enerji harcar. Böyle bir beyni silikon çipler kullanarak yapmaya kalkarsak bu yapma beyin, 10 megawatt dolayında yani bir şehre yetecek kadar enerji harcayacaktır. Olayı biraz daha kötüleştirirsek, böyle bir silikon beynin ürettiği ısı, kendisinin erimesine neden olacaktır! Buradaki engel, beynin nasıl verimli ve ekonomik çalıştığını keşfetmek ve beyinbenzeri bir aracın yapımında benzer ilkeleri kullanmaktır.

Beyin devrelerini silikondan yapmak
Bir nörondan diğerine sinyal iletmenin enerji maliyeti, muhtemelen beynin evrimleşmesindeki temel faktör olmuştur. Beynin toplam enerji tüketiminin % 50-80 kadarı sinir liflerinde aksiyon potansiyeli iletiminde ve sinaptik iletimde harcanır. Geri kalanı üretim ve bakımda kullanılır. Bu, bizim beynimiz için olduğu kadar bir arının beyni için de doğrudur. Bununla birlikte, bir dijital bilgisayarın hızı ile karşılaştırıldığında, sinir impulsunun hızı çok düşüktür ve yanlızca saniyede birkaç metredir. Bir dijital bilgisayar gibi bir seri işlemcideki bu durum bizde de olsaydı yaşam çekilmez olacaktı. Bununla birlikte, biyolojik beyinler yüksek derecede paralel ağlar olarak yapılmıştır. Nöronların çoğu, diğer binlercesine doğrudan bağlanırlar. Bunu gerçekleştirmek için beyin, hücre tabakalarını bükerek katlar, bağlantıları demetler şeklinde örerek bir araya getirir ve herşeyi içinde toplayacak şekilde üç-boyutlu hacminden yararlanır. Bunun tersine, silikon nöronlar arasında makul sayılarda bağlantı yapmak bile çiplerin ve devrelerin iki-boyutlu doğası nedeniyle sınırlıdır. Böylece, beyindekinden farklı olarak silikon nöronlar arasında doğrudan iletişim kesinlikle sınırlıdır. Bununla birlikte, ticari elektroniğin çok yüksek hızından yararlanarak pek çok silikon nörondan çıkan impulslar katlanarak “çoğaltılabilir” (aynı bir hat üzerinde çok sayıda farklı bilgiyi aynı anda taşıyan bir süreç). Bu yolla, silikon mühendisleri biyolojik ağların bağlanabilirliğine ulaşmaya veya onu geçmeye çalışmaya başlayabilirler. Gücü azaltırken hızı artırmak için, sinir sisteminden esinlenen mühendisler dijital kodlama yerine analog kodlamayı kullanan biyolojik planlama ustalığını benimsemişlerdir. Kaliforniya’daki silikon vadisinin önderlerinden biri olan Carver Mead, nörobiyolojinin teknolojiye dönüşümünü açıklamada ‘nöromorfik mühendislik’ tanımlamasını uydurmuştur. Analog devreler, 0’lar ve 1’ler cinsinden dijital olarak kodlama yerine, nöronların eşik altı durumdayken yaptıklarına benzer şekilde (Bölüm 3) voltajdaki sürekli değişiklikleri kodlar. Silikon araçların temel fiziği kullanıldığından, hesaplamalar birkaç basamakta gerçekleştirilebilir. Analog hesaplamalar, toplama, çıkarma, üssel işlemler ve integral alma gibi temel işlemlerin kolayca yapılmasını sağlar, oysa bunların tümü dijital makineler için karmaşık işlemlerdir. İster biyolojik, isterse silikon olsun, nöronlar hesaplayarak ‘kararlar’ verdiklerinde, yanıtlarını hedef nöronlara iletmek üzere aksonları boyunca impuls yayarlar. Puls kodlaması enerji açısından masraflı olduğundan, verimli kodlama gereksiz kullanımı azaltarak impuls desenleri şeklinde gösterilen informasyon miktarını en üst düzeye çıkarır. Olabildiğince az sayıda aktif sinir hücresi kullanılarak enerji verimliliği de artırılmış olur. Bu, seyrek kodlama olarak adlandırılır ve yapay sinir ağları kurmada, mühendislere diğer önemli bir planlama ilkesi sağlar.

3 1 1 2

Beyniniz 100,000,000,000 hücre; 3,200,000 kilometre kablo ve 1,000,000,000,000,000 sinaptik bağlantıyla 1.5 litrelik bir hacme ve 1.5 kg ağırlığa sahiptir. Sadece bir gece lambasının harcadığı enerji kadar elektrik enerjisi harcar!

44

PDF Page Organizer - Foxit Software
Silikon retina
Bir biyolojik ağın basit bir yapay örneği, ışığı algılayan ve çıkışını otomatik olarak aydınlanma koşullarındaki değişime uyarlayan bir silikon retinadan yapılmıştır. Bu retina, görme korteksindeki gerçek nöronlar gibi retinal görüntüdeki kontrast sınırları ve iki doğru arasında kalan açı ile ilgili bilgi çıkarma görevine sahip iki silikon nörona bağlanmıştır. Bu ilk modeldeki nöronlar, topla ve ateşle (integrateand-fire) nöronları olarak adlandırılır, bu nöronları nöromorfik mühendisler çok kullanmıştır. Onlara bu ismin verilme nedeni, sinapslarına kadar ulaşan ağırlıklı girdileri ‘toplama’ları ve sonuç voltajın eşik değere ulaşması durumunda aksiyon potansiyeli oluşumunu ‘ateşleme’leridir. Silikon nöronlar, transistörlerden yapılmıştır, fakat transistörleri anahtar olarak kullanmak ve dijital sistemlerde olduğu gibi voltajları doygunluk değerine ayarlamak yerine, transistörler eşik altı aralıkta çalıştırılmıştır. Transistörler bu aralıkta, gerçek sinirlerin hücre zarları gibi davranırlar. Ek transistörler, gerçek iyon kanallarından voltaj ve zamana bağlı akım geçişine benzeyen aktif iletkenlikleri sağlar. Bu küçük görsel sistem, geliştirilmekte olan ve çok daha özenle hazırlanan yapay görsel sistemlerin ilk örneğidir fakat çok gürültülü bilgi içeren gerçek dünyadan gelen girdilerin basit bir karar oluşturmada nasıl hızla işlenebildiğini gösterir. Bu sistem, örneğin bir sahnedeki çizginin yönelimini belirlemek gibi yapması planlanan işi yapar ve sinirbilimciler daha şimdiden bu basit silikon görsel sistemi araçları test etmek ve öğrencileri eğitmek için kullanmaktadırlar. Yapay ağlarla ilgili en önemli şey onların gerçek zamanda ve gerçek dünyada çalışmaları ve çok az güç kullanmalarıdır.

Yapay Sinir Ağları
Yapay sinir ağları (YSA) sıklıkla öğrenme ve belleği incelemek için kullanılmaktadır. Bu ağlar, genellikle bir bilgisayardaki yazılımdır ve bir ağda birbirleri ile çok iyi şekilde bağlantılı olan çok sayıda basit işlem biriminden oluşmuştur. Yapay sinir ağlarının en basit modeli, birbirleri ile bağlantılı giriş ve çıkış birimlerinin tabakalarına sahip olan ileri beslemeli birleştiricidir. Birleştirilebilen bir bellek, tabakalar arasındaki bağlantıların şiddeti değiştirilerek, örneğin bir girdi deseni gösterildiğinde o desenle ilgili olarak depolanmış desen tekrarlanarak kodlanabilir (Bir sonraki sayfada verilen Matematiksel Yapboz Kutusuna bakınız). Daha karmaşık bir YSA tekrarlayan sinir ağıdır. Bu, her birimin birbiri ile bağlantılı olduğu ve tüm birimlerin giriş ve çıkış olarak davrandıkları bir tek tabakadan oluşur. Bu kulağa garip gelmekle birlikte, böyle bir planlama sadece parçaları eşleştirmeyi değil, desenleri depolamayı olanaklı kılar. Böyle bir oto-birleştirici ağın kodlarının çözülmesi depolanmış bir desenin tekrarlanan incelenmesi ile elde edilebilir. 1000 birimlik bir ağ için, tekrarlanan desenlerdeki hatalar çok büyümeden aşağı yukarı 150 desenin yeniden edinilebileceği gösterilmiştir. Yapay sinir ağlarının bilgi depolama ve işleme biçimi beyne benzer. Onun işlediği ‘bilgi’, ağın kendisinde mevcuttur. Aritmetik işlemci ve bellek adreslerinin ayrı olduğu dijital bilgisayardakine benzer şekilde ayrı bellek konumları yoktur. Bunun yerine, içerik-adresli depolamaya sahiptirler. Bir YSA’da informasyon, sinapsların öğrenme sırasında bağlantılarının dayanıklılığını değiştirmelerine benzer şekilde, bağlantıların ağırlıkları ölçüsünde depolanır. Yapay sinir ağları verilen herhangi bir işlemi yerine getirmek için programlanmamıştır. İçerisindeki her bir ‘nöron’ ‘dilsiz’ dir ve basitçe ağırlıklı girdilerin toplamına göre yanıtta bulunur. Buna rağmen, akıllı nesneler olmaları için eğitilebilirler. Sinir hücreleri arasındaki bağlantıların dayanıklılığını değiştirerek ağı eğiten öğrenme kuralları verilen bir girdi desenine karşı ağın çıktılarını alan ve onu istenen desenle karşılaştıran bilinen bir kuraldır. Ağ, hata sinyalini dereceli olarak minimuma düşürür. Bu yöntem çok yavaş çalışır. Hata yapmanın önemli olduğu ve hata yapmayan bir ağın öğrenmesinin olanaklı olmadığı anlaşılmıştır. Bu öğrenmenin gözden kaçırılabilen bir özelliğidir. Hata yapmayan aşırı eğitimli ağlar, sonunda sadece bir tür girdiye yanıtta bulunacaklardır. Böyle ağlar, insan beynindeki efsane ‘büyükanne hücrelerine’ gönderme yapılarak sadece birisinin bir büyükannesi ortaya çıktığında yanıtta bulunan ve mecazi olarak asla yanılmayan anlamına gelen büyükanneleştirilmiş olarak adlandırılmaktadır. Öğrenmek zorunda olduğumuz her şey için ayrı bir ağ gerektiren bu durum, gerçek uygulamalarda yararlı değildir. Tersine, YSA’nın yeteneklerinin olağanüstü yanı, eğitilirken asla etkisinde kalmadığı girdi desenlerine genelleştirme yapabilmesinde yatar. Böyle ağlar ilişkileri görür, ortak yanları yakalar ve desenlerdeki düzenlilikleri keşfeder. Tam da gerçek beyinlerde olduğu gibi hata yapar, idare eder. Girdi deseni gürültülü olsa veya tam olmasa bile, depolanmış bir deseni tekrar ortaya çıkarabilir. Bu biyolojik beyinlerin çok önemli bir özelliğidir ve YSA’lar da bunu yapabilir.

Silikon retina önüne yerleştirilmiş bir kamera merceği.

45

PDF Page Organizer - Foxit Software
Modern hesaplama teknolojisinin çelişkileri
Bilgisayarlarda matematiksel benzerlerinin oluşturulması, günümüz YSA’larının çelişkisidir. Benzerini oluşturma zaman aldığı ve YSA’ları gerçek zamanda çalışmadıklarından bu durum onların gerçek dünyada kullanılmalarına çok fazla sınır getirir. Gürültüye karşı sağlam ve dirençli olmaları, ağdaki bazı birimlerin çalışamaz hale geldiği durumda da işlerini sürdürmeye devam etmeleri nedeniyle YSA’ları bir otomobili sürmek veya bir uçağı uçurmak için çok uygun olduğunun düşünülmesi gerekir. Oysa, otomatik pilotlarda kullanılan uzman sistemler basmakalıp deterministik yazılımlarca programlanan bilgisayarlardır ve güvenlik açısından daima bir yedeğini gerektirir. Buna rağmen, uçakta işler ters gittiğinde, bu uzman sistemler sorunun üstesinden gelemezler. İnsan pilot yönetimi devralmalıdır. Günümüzde YSA’ları için eğitilen algoritmalar, böyle olağanüstü durumlarda çok yavaştır. Şimdiye dek yapılamamakla birlikte, silikon nöronlar öğrenebilseydi bu sorunların çoğu yok olacaktı. Beynin çalışma şeklini öğrendikçe, gerçek beyin benzeri işleri yapabilecek çok daha becerikli sinir ağlarını kurabileceğiz.

Matematiksel Yapboz Kutusu

İçeriği-Adreslenebilir Dağıtılmış Bellek Düşey konumdaki 4 telle kesişen ve kesim noktalarında devreyi açıp kapayan bir “anahtar” olan (A şekli) yatay telleri dikkate alınız. Bu matris, bir belleğe karşılık gelmektedir. Bilgi, örneğin 0011 ve 1010 da olduğu gibi ikili sayılarla gösterilir ve anahtarlar 1 değeri 1’ e karşılık geldiği yerde devreden akım geçecek şekilde düzenlenebilir (B’de mavi olarak gösterilmiş) . Bunlar, eşleşen bu iki sayıyı depolar. Matris ilk çiftin üzerindeki diğer sayıları da, 1010 ve 0110 gibi, depolayabilir. Matrisin son durumu, C de gösterildiği gibi, 7 anahtara sahip olmalıdır. İlk 0011 sayısı matrisin son durumunda tekrar gösterilirse ve devreyi açan bir anahtarın bulunduğu düşey tellerde etki ile akım oluşacak şekilde düzenleme yapılırsa (D), tabanda düşey tellerden çıkan 2120 sayısı ile orantılı bir akımla karşılaşırsınız. Bu, onunla ilk eşleştirilen 0011 sayısı değildir. Fakat, 2120 sayısını, 1’ lerin toplamını alarak hatırlatmada ipucu olacak (0+0+1+1 = 2 şeklindeki) 2 sayısı ile bölüp elde edilen sayının tamsayı kısımlarını alarak (geri kalanları yok sayarak), 1010 sonucuyla karşılaşırsınız. Böylece, matris birincinin en üstünde başka bir mesaj depolanmış olsa bile 0011 değerini 1010 ile “hatırlar”. Bunun böyle olduğunu ikinci bir sayı çifti ile kontrol edebilirsiniz.

A

B

C

D

NOMAD gelecek için düşünülen makinelerin yerinde duramayan ama düşünceli bir öncüsüdür. Silindir biçimli gövdesi ile yaklaşık 60 cm boyundadır, bu makine “gözlere”, “kulaklara”, kıskaç şeklinde “kollara” ve gezinmesine yardım eden diğer algılayıcılara sahiptir. Kodlanmış emir ve kurallar olmadan çalışması, NOMAD ’ı diğer pek çok robottan farklı yapar. Bunun yerine, NOMAD 10.000 taklit (simüle) beyin hücresiyle bir bilgisayar-taklit beyine ve çevresini algılamak ve yanıtta bulunmak için bir milyondan daha fazla bağlantıya sahiptir. Küçük boyalı küplerin oraya buraya dağıtıldığı bir yerde dolaşmak için yaptığı hatalardan yararlanarak doğruyu öğrenebilir ve yeni durumların üstesinden gelebilir. Dağınık küplerin bazıları onları “lezzetli” yapacak şekilde şeritli ve elektriksel olarak iletkendir. Diğerleri daha az lezzetli olacak şekilde benekli ve iletken değildir. NOMAD küpleri arayıp bulup kıskaçlarındaki elektrik algılayıcılarla tadarak benekli küpleri atlamayı öğrenebilir ve kendine göre tatlı olanlara yönelebilir.

Bu bellek, bir bilgisayardaki gibi, özel konumlarla ilişkilendirilen bir bellek türüdür. Bilgi, sinaptik ağırlıktaki değişikliklere göre ağ boyunca dağıtılarak depolanmıştır ve içeriğine bağlı olarak yeniden elde edilebilir. Karşılaşılacak bir sorun, özel olarak sadece 4 tel varsa, bu tür bir belleğin çok çabuk doygunluğa ulaşacak olmasıdır. Bununla birlikte, 1000 tane tel çifti ile oluşturulan bir matris, çok fazla girişim olmaksızın üst üste gelen çok sayıda mesaj çiftlerini depolayabilir.

46

İlgili İnternet sitesi: www.artificialbrains.com http://www.ini.unizh.ch/

PDF Page Organizer - Foxit Software

Beyin hassas bir organdır. Kazalar beyin hasarlarına neden olabilir, böylece beyin hastalanabilir ve normal çalışmasını durdurabilir. Beyin hastalıkları şaşkınlık yaratan belirtiler gösterebilir ve bunların anlaşılabilmesi zor olabilir. Beyin bozukluklarının değerlendirilmesi çok iyi biyomedikal analizler ve beyin görüntülemesinin yanı sıra nörolog veya psikiyatrın yatak başındaki klinik becerisini gerektirir. Beyin bozuklukları ile ilgili araştırmalar oldukça geniş bir alanda uzmanlık gerektirmektedir. Epilepsi ve depresyon gibi bazı bozukluklar çocuklarda ve gençlerde bile oldukça yaygın görülmektedir. Şizofreni gibi diğerleri daha az yaygındır veya Alzheimer gibi hastalıklar sadece yaşlılıkta ortaya çıkar, fakat bunların oluşturacağı maluliyet önemlidir. Hastalıkların çoğu güçlü bir genetik bileşene sahiptir ve bizi hasta edecek böyle mutasyonlara sahip olmamız halinde bunu öğrenmek isteyip istemeyeceğimiz gibi zor bir soruyla karşılaşmamıza neden olur.

Sinirbilim araştırmaları, epilepsi hastalarının yaşam kalitesinin geliştirilmesine iki önemli katkı sağlamıştır. Birincisi, uyarıcı iletimin anlaşılmasındaki gelişmelerle normal beyin aktivitesini baskılamaksızın, normal dışı nöbet aktivitesini sönümlendiren ilaçların planlanabilmiş olmasıdır. Eski ilaçlar genel yatıştırıcılar olarak etki etme eğilimi taşırken, modern ilaçlar daha fazla seçicidir. İkincisi, beynin görüntülenmesinin kalitesindeki gelişmelerdir. Bu ise şiddetli nöbetler nedeniyle beynini kullanamayan kişilerde nöbetlerin kaynağının oldukça doğru konumlandırılabileceği anlamını taşır. Böyle bir durumda, bazen, bu hastalıklı beyin dokusunun bir beyin cerrahı tarafından çıkarılması nöbet sıklığında azalmaya ve hastalığın henüz etkilenmemiş olan beyin dokularına yayılması riskinde zayıflamaya götürür. Epilepsinin cerrahi tedavisi çoğu zaman ağır bir tedavi olarak nitelendirilse de hangi sıklıkta işe yaradığı dikkate değerdir.

Baş ağrısı ve Migren
Pek çok kişi zaman zaman baş ağrısı çeker. Bu duruma genellikle kas kasılması neden olur ve endişelenecek ciddi bir durum yoktur. Nadiren, baş ağrısının kökeninde (özellikle çok hızlı ortaya çıkıyor veya cilt kızarıklığı ve kusma ile birlikte görülüyorsa) ciddi bir neden olabilir. Bu koşullarda ağrı beynin kendisinden değil, fakat beyin zarının iltihabı veya gerilmesinden ortaya çıkar. Baş ağrısının çok yaygın nedeni migrendir. Baş ağrısıyla birlikte (sıklıkla başın bir tarafı), kişi bulantı hisseder, parlak ışık ve gürültüyü rahatsız edici bulur ve yanıp sönen ışıklardan veya sivri ve pürüzlü çıkıntılı çizgilerden oluşan bir ortamla (migren aurası) çevrelendiği hissini yaşar. Aura, genel olarak baş ağrısından önce olur. Günümüzde migrenin, beyni besleyen damarlardan gelen ağrıyı değerlendiren beyin bölgelerinde başladığı düşünülmektedir. Beyin görüntüleme teknikleri, migrenin başlaması sırasında bu bölgelerde aktivite artışı olduğunu açığa çıkarmıştır. Sonuçta, yerel kan akımındaki kısa süreli bir artış (ışık çakmasına benzer belirtilere neden olan) ve bunu takiben akımda azalma (geçici zayıflıkla kendini gösteren) gözlenir. Son on yılda, serotonin (5-HT) reseptörlerinin anlaşılmasındaki ilerlemelerin ardından migren ataklarının tedavisinde gelişmeler görülmüştür.

Düzensiz sinyaller – Epilepsi
Epileptik bir nöbet sırasında kişi bilincini kaybedebilir, yere düşebilir, kaskatı hale gelebilir veya sarsılabilir. Kişiler önceki hallerine döndüklerinde dillerini ısırmış veya altlarını ıslatmış olabilirler. Kişiler, nöbetin ardından sersem gibi veya uykulu olabilirler. Epilepsi bir çok çocuğu etkilemektedir. Bazı çocuklar yaşamlarının geri kalan bölümünde çok az atak yaşarlarken ne yazık ki bazıları için bu ataklar her hafta, hatta her gün devam edebilir. Peki ters giden nedir? Nöbetler sırasında, nöronların aksiyon potansiyeli oluşturmalarındaki artışı, uyarılabilirliğin zayıfladığı bir dönem izlemektedir. Bu çevrimsel süreç, inhibitör (GABA) ve eksitatör (glutamat) nörotransmiterler tarafından değiştirilmektedir. Uyarılabilirlikteki zayıflama tamamlanmadığı zaman nöbetler komşu nöronların kontrol edilemeyen takviyesiyle tetiklenir. Bu takviye, yerel olarak sınırlandırılabilir (parsiyel nöbet) veya tüm kortekse yayılabilir (jeneralize nöbet). Jeneralize nöbet sırasında, elektroansefologramın (EEG) normal alfa ritmi, her iki serebral yarıkürede gözlenen daha büyük, yavaş ve eşzamanlı bir elektriksel aktivite haline gelir (sayfanın arka planına bakınız). Bir kez ortaya çıkan nöbetler oldukça yaygındır. Tekrarlayan epilepsi nöbetleri ise daha seyrek, ancak daha sıkıntılı olur. Bunun doğrudan nedeni hala açık değildir. Epilepsi hastalarında ataklar yorgunlukla, atlanan öğünlerle, kan şekerinin düşmesiyle, alkolle veya televizyon ekranındaki görüntülerin titreşmesiyle ortaya çıkabilir. Epilepsi hastaları dikkatli olmalıdırlar.

Sayfadaki yazıların arka planında epilepsi sırasında kayıtlanan EEG deseni görülmektedir.

47

PDF Page Organizer - Foxit Software
Serotonin reseptörlerinin özel bir alt grubunu aktifleştiren yeni bir ilaç türü keşfedilmiştir. Triptan’lar olarak adlandırılan bu ilaçlar, migren baş ağrısını oluştuğu yerde durdurmada çok etkilidir. Bu, dünyadaki milyonlarca kişinin yaşam kalitesinin iyileştirilmesine katkı sağlayan bir çok sinirbilim araştırmasından bir tanesidir. Geçici iskemik atakda (transient ischaemic attack, TIA) beynin bir bölümüne yönelik kan akımı bozulur ve ATP desteği kesilir. Nöronlar iyonik gradyentlerini yeniden oluşturamazlar ve aksiyon potansiyellerini uzun süre iletemezler. Örneğin, sol yarı-küreye ait motor korteksin kan desteği kesilmişse sağ kol ve bacak felçli hale gelecektir. Kan akımındaki tıkanma çabucak geçerse, nöronlar yeniden ATP üretebilir, hücre zarlarını yeniden yükleyebilir ve normal fonksiyonlarına yeniden kavuşabilirler. Şanslı olarak TIA da kalıcı hasar oluşmaz. İnme daha tehlikelidir. Kan desteği uzunca bir dönem kesilirse, geri dönüşü olmayan bir hasar ortaya çıkabilir. ATP yokluğunda, hücreler homeostazisi sürdüremezler ve şişerek patlarlar. Nöronlar, glutamat gibi potansiyel olarak toksik nörotransmiterleri salarak kendiliğinden depolarize olabilirler. Normalde fazla glutamatı ATP-bağımlı pompa ile temizleyen glial hücreler de çalışmayı bırakabilir. Enerji yokluğunda, beyin hücrelerinin yaşamı tehdit altında kalır. İnme sırasında neler olduğunu inceleyip araştıran sinirbilimciler yeni tedavi şekilleri geliştirmişlerdir. İnmelerin çoğu kan pıhtılarının damarları tıkaması ile doku plazminojen aktivatör (tissue plasminogen activator, TPA) olarak adladırılan “pıhtı-çözücü” ilaç pıhtıyı parçalayabilir ve kan akımını eski haline döndürebilir. DPA yeterince çabuk verildiğinde, sonuç üzerinde çok heyecan verici etkiye sahip olabilir. Maalesef, ne olup bittiğinin mağdurun ailesince çok açık anlaşılamaması yüzünden, böyle bir ilacı inmeli kişiye çabucak vermek pek kolay değildir. Diğer bir yeni tedavi şekli ise inme sırasında toksik düzeye kadar artan ve glutamatı da içine alan nörotransmiterleri bloke eden ilaç grubunu kullanmaktır. Bu ilaçlar ya glutamat reseptörlerini veya glutamat tarafından çalıştırılan hücre içi sinyal yollarını engellerler. Bunun gibi birçok ilaç geliştirilme aşamasındadır. Ne yazık ki henüz hiçbiri inme üzerinde etkili değildir.

Yetersiz enerji – İnme
Bir kişinin vücudunun bir tarafında ani bir güçsüzlük oluştuğunda bunun nedeni, beyindeki karşılığı olan zıt yarıküreyi etkileyen inmedir. Bu durumda denge, duyu fonksiyonları ve konuşma da etkilenebilir. Bazen bu normal dışı durumlar zamanla iyileşebilir fakat, inme hala ölümün ve sakatlığın çok yaygın bir nedenidir. İnme farklı biçimler ve şiddetlerde ortaya çıkar ve sonuçları beynin etkilenen bölümüne çok bağlıdır. Burada ters giden şey, beynin fonksiyonlarını yerine getirirken gereksinim duyduğu enerji kaynağının kesilmesidir. Nöronlar ve glia, çalışmak ve yaşamak için besine ihtiyaç duyarlar. Besinler, beyni besleyen dört ana kan damarı ile sağlanır. En önemli besin oksijen ve glukoz formundaki karbonhidrattır. Bunlar birlikte, hücrelerin geçerli enerjisi olan ATP – yi oluşturmak için gerekli ham maddeyi sağlarlar. Bu enerji (2. ve 3. konulara bakınız) nöronların elektriksel etkinliğinin altında yatan iyonik yük hareketini sürdürmek için gereklidir. Nöronların enerjisinin yaklaşık üçte ikisi, aksiyon potansiyeli oluşmasının ardından sodyum ve potasyum iyonik gradyentlerini yeniden oluşturan ve Sodyum/ Potasyum ATP-az olarak adlandırılan enzimi beslemek için kullanılır.

Genetik hastalıklar
Etkilenen bölgeye göre ortaya çıkan beyin hastalıkları uzun süreden beri doktorlar tarafından bilinmektedir. Birçok hastalık için konulan isim, ters gidiyor gibi görünen neyse ve beynin hangi bölgesi buna katılıyorsa, örneğin “parietal apraxia” da olduğu gibi onun Latince veya Yunanca’daki tanımlanmasıdır. Son on yılda genetik bilgilerdeki patlama herşeyi tümü ile değiştirmiştir. Birçok kalıtsal hastalık için sorun başka yerlerdedir. Bazı kişiler kalıtımsal olarak, yıllar ilerledikçe ayakta kararlı durmalarını güçleştiren bir artışla, hareketlerinin incelikli kontrolünü yapamazlar. Adlandırılmasındaki klasik hikayeyi yansıtan ve spinoserebellar ataksi olarak adlandırılan hastalığın, günümüzde ona neden olan gen kusurluluğundan kaynaklandığını biliyoruz. Diğer birçok durum, onu oluşturan nedene göre sınıflandırılabilir ve tanısal genetik testler, spinoserebellar ataksi veya diğer genetik kusurluluk olduğu kuşkulanılan hastalar için günlük sıradan bir uygulamadır. Artık bu hastalığın tanısı, eskiden olduğundan çok çabuk ve çok daha büyük doğrulukla yapılabilmektedir.

Bir inmede beyin hasarını gösteren şekil ve onun çevresinde hasar riski altında bulunan yarı gölgeli (penumbral) bölge.

48

PDF Page Organizer - Foxit Software
Öğrenme güçlüğü Şizofreni

İnflamasyon-Multipl Skleroz (MS)
Multipl skleroz, genç yetişkinlerin hastalığıdır. Birkaç hafta süren, kuvvetsizlik, uyuşma, çift görme veya denge noksanlığı hikayeleri ile karakterizedir. Tekrarlayan hastalık dönemleri arasındaki hafifleme hastalığın özelliğidir. Multipl skleroz, sinir sisteminde birdenbire ortaya çıkan ve ardından yeniden durulan bir inflamasyondan kaynaklanır. Bağışıklık sistemimiz bakteri veya virusların neden olduğu enfeksiyonlarla savaşmak için planlanmıştır. Bu sistem, bazen hatalı çalışır ve onların yerine bizim kendi organlarımızla savaşır. Bu durumu otoimmün hastalıklar olarak adlandırırız ve bu hastalıklar her dokuyu etkileyebilir. Bağışıklık sistemi, sinir hücrelerinin çevresini saran miyelin kılıfına saldırırsa miyelin kılıfının ortadan kalkmasına (demiyelinizasyon) neden olan yerel inflamasyon (yangı) gerçekleşir. Zamanla bu inflamasyon yatışır, miyelin tamir edilir ve işler normale döner. Bu inflamasyon kıvılcımını neyin başlattığı açık değildir ve bir çok kişide bu durum yalnızca kısa süren bir döneme sahiptir. Bununla birlikte, bazı kişiler beynin farklı bölümlerini etkileyen tekrarlayan hastalık nöbetlerine sahip olma eğilimi taşırlar. Henüz multipl sklerozdaki inflamasyonu neyin tetiklediğini bilmediğimizden, bu hastalığı tümü ile durduramamaktayız. Bununla birlikte, steroidler gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları kullanarak atakların süresini kısaltabileceğimizi biliyoruz. Bazı doktorlar, ağır MS hastalarında, bağışıklık sisteminin belli bölümlerinin azathioprin veya ß-interferon gibi ilaçlarla kalıcı olarak baskılanmasının yararlı olabileceğine inanmaktadır. Bu ilaçların kullanımında hala belirsizlik vardır. Bağışıklık sistemi, myastenia gravis olarak adlandırılan hastalığa neden olacak şekilde sinirlerin kaslar ile bağlandığı kavşaklara veya Guillain Barré sendromu olarak adlandırılan durumla sonuçlanacak şekilde omurilikten çıkan sinirlere de saldırabilir.

Öğrenme güçlüğü ve şizofreniye eğilimli bir ailenin soy ağacı. Bu sorunun bazen bir kuşağı nasıl atladığına dikkat ediniz.

Durumu ilk tanımlayan doktorun adı ile adlandırılan Huntington hastalığı,vücudun istem dışı ve normal olmayan hareketlerinin gözlendiği bir nörodejeneratif hastalıktır. Bu hastalık insan genomunda huntingtin olarak adlandırılan en büyük genlerden birindeki tekrarlayan mutasyon nedeni ile ortaya çıkar. Hareketlerin yavaşlamasına, kas sertliğine, titremeye ve dengesizliğe neden olan Parkinson hastalığının bazı erken görülen biçimleri Parkin olarak kodlanan genlerdeki sorunlardan kaynaklanır. Tanıya yardımcı olması kadar diğer aile üyelerinde, hastalığın ortaya çıkmasıyla veya çocuklarına geçirmeleriyle ilgili riskler konusunda yapılacak bilgilendirilmeler için genetik testler kullanılabilir. Bununla birlikte, genetik devrim her ne kadar doktorların sinir sistemi hastalıklarıyla ilgilenme yönünü değiştirse de o sadece uzun bir keşif yolculuğunun başlangıcıdır. Aynı gen kusuru farklı kişilerde farklı hastalıklara, farklı gen kusurları ise çok benzer hastalıklara neden olabilirler. Bu farklılığı neyin oluşturduğunun ve genetik bileşimimizin yaşadığımız ve etrafımızda kurduğumuz dünya ile nasıl etkileştiğinin anlaşılması, yaşadığımız genomik çağdaki en büyük engellerden biridir.
Tartışma Noktası Bir genetik hastalık ile ilgili risk taşıdığınızı fark etseniz bundan emin olmak ister misiniz? Genleri doğumdan önce belirlemek ve hastalığın gelişeceği bebeklerin doğumunu engellemek doğru mudur? Hastalıktan yakınanların, hastalık ortaya çıkmadan önce yaşadığı tüm yararlı ve üretken yıllara ne olacak?

Jacqueline du Pré : MS den zarar gören ve çok iyi bilinen bir müzisyen

49

PDF Page Organizer - Foxit Software
Nörodejenerasyon – Alzheimer hastalığı
Beynimiz: farklı durumlara nasıl tepki göstereceğimizi, kime aşık olacağımızı, nelerden korkacağımızı, neyi hatırlayacağımızı belirleyerek bizi biz yapar. İnsan doğasının bu temel yönü, beynimizin Alzheimer hastalığı olarak bilinen ilerleyen bozukluğa yakalanması ile açığa çıkar. Alzheimer hastalığı, yaklaşık olarak 65 yaşındakilerin % 5 inde, 85 yaş ve üzerindekilerin ise % 25 inde yeteneklerin kaybolduğu bir tür demanstır. Bu, genellikle bellek kaybı ile başlayan, normal bir insan olduğunu unutmakla ilerleyerek ölümle sonuçlanan yürek burkan bir hastalıktır. Hasta yakınları açısından, sevdikleri birisinin bu tarzda kendini yitirmesi ise son derece zor bir durumdur. Sonunda, hasta kendisine en yakın olanları bile tanıyamayabilir ve giyinme, yemek yeme, banyo yapma ve tuvalete gitme gibi günlük ihtiyaçlarında bile desteğe gereksinim duyar. Onlara bakan kişilerin yaşamları da beklenmeyen bir biçimde değişikliğe uğrar.
“Bugünlerde babam kim olduğumu bilmiyor. Beni hiçbir şekilde hatırlamıyor. Kızıyor ve en küçük şeyden korkuyor. Çevresinde neler olup bittiğini anladığını zannetmiyorum. Başlangıçta daima birşeyleri kaybeden unutkan biri gibi görünmüştü. Sonra daha kötü oldu. Yatmaya gitmiyordu, saatin kaç olduğunu hatta nerede olduğunu bilmiyordu. Şimdi büyük tuvaletini kontrol edemiyor ve yeme ile giyinmede yardıma ihtiyacı var. Başa çıkamıyorum.”

Ancak bu araştırmalar hastalık süreçlerini kavramamızda vazgeçilmezdir ve bu konularda yapılan araştırmaların sonuçları çok dikkatle açıklanmalı ve lüzumsuz açıklamalar yapılmamalıdır, Hayvan araştırmalarının çok kıymetli olmasına ve ısrarla tedavi şekillerinin geliştirilmeye çalışılmasına rağmen, Alzheimer hastalığındaki ilerlemeyi engelleyecek tedaviler henüz mevcut değildir. Özellikle asetilkolin transmiterini kullanan sinir hücrelerinin hastalık koşullarındaki saldırılara karşı savunmasız olduğu bilinmektedir. Bu nörotransmiteri yıkan enzimin etkisini engelleyerek arta kalan astilkolinin etkisini güçlendiren ilaçlar, hayvan modelleri ve bazı klinik durumların her ikisinde de bir miktar iyileştirici etkiye sahiptir. Bununla birlikte, bu ilaçlar henüz tedavi edilemeyen bu hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak bir şey yapamazlar. Genetik ipuçlarını birleştirmek, beyin kimyası ile psikolojik fonksiyonlar arasındaki ilişkileri anlamak ve hücrelerde hasar oluşturan mekanizmalar hakkında daha çok şey öğrenmek, sonunda bu bozukluğu yenmek için uygun bir yol olarak gözükmektedir.

Depresif Bozukluk
Depresyon ve nörodejenerasyonun birbiriyle ilişkili olabileceğini öğrenmek sizi şaşırtabilir, fakat günümüzde ağır depresyon geçiren kişilerin beyin hücrelerini yitirebileceklerini biliyoruz. Depresif bir bozukluk, hepimizin zaman zaman yaşadığı güçsüzlük hissinden oldukça farklıdır. Burada, zayıf ruh halinin haftalarca ve aylarca devam ettiği gerçekten ciddi bir hastalık durumuyla ilgilenmekteyiz. Bu durum hastaların ölmek istediği ve kendini öldürmeyi deneyebileceği noktaya kadar uzayan her şeye teslim olunmasıyla başlar. Hastalar uyku bozukluğu, iştahsızlık, konsantrasyon ve bellek zayıflığı ile yaşama karşı ilgisizlik gibi diğer karakteristik belirtiler de gösterirler. Neyse ki bu durum büyük ölçüde tedavi edilebilmektedir. Serotonin ve nöradrenalin gibi nöromodülatör transmiterlerin etkilerini artıran antidepresan ilaçlar, hastalığı hızla (haftalar içinde) tedavi edebilirler. Özel konuşma tedavileri de etkilidir. Kimyasal ve psikolojik tedavilerin birlikte uygulanması özellikle yararlıdır. Bu hastalık, şaşırtıcı bir şekilde yaygındır ve her 5 kişiden biri yaşamının bir bölümünde bir miktar depresif bozukluk yaşar. Ağır ve uzun süreli depresif olmak, stresli durumlarda (Bölüm 12) kısa süreli salınan ve yararlı olan kortizol gibi stres hormonlarının kontrolü üzerinde denge bozucu bir etkiye sahiptir. Vincent Van Gogh, depresyon hastası olan empresyonist ressam.

Ters giden ne? Alzheimer hastalığı ilerledikçe, beyin hücreleri ölür: beyin kabuğu incelir ve karıncıklar (beyinde sıvı ile dolu bölgeler) genişler. Tanı genellikle kişi hayatını sürdürürken karakteristik klinik özelliklere göre yapılır, fakat hastalığı kesin olarak doğrulamak ölümden sonra yapılacak beynin mikroskopik incelenmesiyle hücre kaybının, amiloid plaklardaki yaygın amiloid protein tortularının ve beyin hücrelerinin normal bileşenleri olan çubuk benzeri proteinlerin karmakarışık fibriler yumaklar halini aldığının gösterilmesi ile mümkündür. Günümüz araştırma projeleri, erken dönemdeki Alzheimer hastalarında görülen mental değişiklikleri, diğer hastalıklarda (örneğin depresyonda) görülen değişikliklerden ayırmaya odaklanmış yeni nörofizyolojik testlerle yaşam sırasında tanı koymayı geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Beynin boyanması, amiloid plakları (yandaki kare) ve koyu renkli olarak boyanmış yumakları (ok) görünür hale getirir.

Yine genetik, amiloid öncül proteini (amiloidi yapan protein) ve presenilini (öncül proteini yıkan enzimi kodlayan) kodlayan genlerdeki mutasyona dikkatimizi çekerek bu hastalığı anlamaya başlamamız için tutunacak bir dal sağlamıştır. Apolipoprotein E (apoE) genindeki özel bir değişimin mirası olan apoE-4 de hastalıkta en büyük risk faktörüdür. Bununla birlikte, genetik faktörler tüm hikayeyi açıklamaz. Toksinler gibi çevresel faktörler ve travmatik beyin hasarı gibi diğer etkiler de önemli rol oynayabilir. Fakat, genetiği değiştirilmiş olarak yetiştirilen laboratuar hayvanlarının hastalığın özelliklerini göstermesi genetik faktörlerin önemini vurgulamaktadır.

50

PDF Page Organizer - Foxit Software
Bununla birlikte, stres hormonları uzun süre aktive olduklarında, özellikle beynin frontal ve temporal loblarında olmak üzere, beyin hücreleri üzerinde gerçekten hasar oluşturabilirler. Yakın zamanlarda antideprasan ilaçların beyin hücrelerinin bütünlüğünü geliştirdiği ve hipokampusta yeni sinir hücresi oluşma hızını artırdığı bulunmuştur. Böylece, bu ilaçlar beyni strese karşı korumak ve hatta stresin beyin üzerindeki toksik etkilerini tersine döndürmeye yönelik bir etkide bulunabilirler. Dopamin reseptörlerini bloke eden ilaçlar, belirtilerin şiddeti ve sıklığını azaltmakla birlikte, durumu tedavi etmezler. En son çalışmalar, amfetamin gibi ilaçlar kullanılarak deneysel olarak aktive edildiğinde, şizofreni hastalarında dopamin salınmasındaki normal dışı durumun detekte edilebileceğini göstermiştir. Ölüm sonrası yapılan çalışmalar, gelişme sırasında sinirler arasında normal dışı bağlantılar olabileceğini ve glutamat gibi diğer nörotransmiter sistemlerinde fonksiyon bozukluğu görülebileceğini düşündürmektedir ve bu bozukluk hakkında keşfedilmesi gereken çok şey vardır. Mental bozuklukların doğasını anlamaya yönelik çabalarımız, medikal sinirbilim açısından gelinen son büyük noktayı gösterir. Medikal Araştırma Meclisi ve Wellcome Vakfı (Medical Research Council ve Wellcome Trust) önümüzdeki on yılda da mental sağlıkla ilgili araştırmaları gündemlerinde tutacaktır. Risk altındaki ailelerde (şekle bakınız) hastalığı geleceğe yönelik olarak incelemek için hem genetik bilgiden hem de beyin tarama araçlarından yararlanma günümüzün önemli projelerden biridir. “Moleküllerden hasta başına” kadar aradaki boşlukları tamamlamak, araştırma çabalarının en büyük engellerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Şizofreni
Beyin kimyası ve beyin yapılarının birlikte normal dışı davranışını oluşturan diğer bir psikiyatrik bozukluk şizofrenidir. Bu hastalık, ilerleyen ve potansiyel olarak kişinin yaşamını engelleyen bir durum yaratır ve her 100 kişiden 1 ini etkiler. Çoğunlukla yetişkinliğin erken döneminde başlayan bu durumun kanserden daha çok yıkıma neden olduğu söylenir. Şizofreninin en büyük belirtileri yanlış inanış (normal dışı inanışlar, yaygın olarak rahatsız edici tarzda garip düşünceler) ve halüsinasyonlardır (hastanın, olmadığı halde sesler işitme gibi duyusal izlenimler edindiği algılama bozukluğu). Farkında olma yeteneğinde, sosyal etkileşimde ve iş yapabilme yeteneğinde gittikçe artan bir azalma vardır. Bu durum çok yanlış anlaşılmıştır. Çoğunlukla karıştırıldığı “çift kişilik” ile hiç ilgisi yoktur ve bu hastaların şiddet yanlısı olduğu da doğru değildir. Gerçekten de, şizofrenili pek çok kişi tehlikeli olmaktan daha ziyade korkaktır. Hastalığın başlangıcında genetik faktörler açıkça rol oynar fakat, çevre ve stresle ilgili diğer koşullar da önemlidir. Bununla birlikte, belli psikolojik değişikliklere rağmen, karşılaşılan durum öncelikle bir beyin hastalığıdır. Uzun zamandan beri, beynin karıncıklarının bu hastalıkta genişlediği ve frontal lobların aktivitesinin bozulduğu bilinmektedir.

Araştırmada Gelinen Son Nokta
Sonuç

Araştırmacılar

Psikiyatrlar
“Önceleri kız kardeşimiz Sue’ya neler olduğunu bilmiyorduk. O üniversiteye sağlıklı başladı ve ilk yıldaki sınavların üstesinden kolayca geldi. Ardından değişmeye başladı, sessizleşti ve evde iken içine kapandı. Tek başına dışarı çıkan o eski haline hiç benzemiyordu. Arkadaşlarını görmemeye başladı. Sonraları okula da gitmediğini ve bütün gün yataktan çıkmadığını gördük. Bir gün, bize televizyondan onun özel güçlere sahip olduğunu söyleyen özel bir haber aldığını ve uyduların onun düşüncelerini telepati ile kontrol ettiklerini söyledi. Hiç bir neden yokken gülüyor, daha sonra ağlıyordu. Kuşkusuz ki bazı şeyler ters gidiyordu. Etrafında bulunan ve yaptığı her şeyle ilgili olarak konuşan birilerinin seslerini işittiğini söylüyordu. Onun şizofreniden rahatsız olduğu ortaya çıktı. Sue, ilk olarak iki aylığına hastaneye yattı. Şimdi düzenli olarak tıbbi tedavi alıyor. Son zamanlarda, uydularla ilgili garip düşüncelerden söz etmeyip daha iyi olmasına rağmen, hala bazı şeyler ilgisini çekmiyor. Üniversite eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Kısa bir süre için yerel bir dükkanda çalışmaya başlamakla birlikte, tekrar iki haftalığına hastaneye yatmak zorunda kaldığı için işini kaybetti. O artık aynı kişi değil.“ Pratisyen Hekimler

Kişiler Yüksek Riskli Aileler

Şizofreninin gelecekteki incelenmesi
Nörolojik ve psikiyatrik hastalık araştırmalarının çoğu daha önceden bu hastalığa sahip olanlar üzerinde yürütülmektedir. İskoçya’daki araştırmacılar, bu durumun gelişmesi riski olan aile üyelerini incelemede, genetik bilgiyi kullanmaktadır. Hastalığın henüz yeni gelişmekte olduğunu gösteren markerlar teşhis edilebilir mi diye, beyin tarama ve mental fonksiyon ile fiziksel özellik testleri düzenli aralıklarla yürütülmektedir. Bu bilgi, yeni tedavilerin gelişmesinde çok yarar sağlayacaktır.

İlgili İnternet Sayfaları: Beyin ve omurilik vakfı: http://www.bbsf.org.uk İngiliz epilepsi birliği: http://www.epilepsy.org.uk İnme: http://www.strokecenter.org Ulusal nörolojik bozukluklar ve inme Enstitüsü: http://www.ninds.nih.gov

51

PDF Page Organizer - Foxit Software

Nöroetik

Aynen bir peri masalını anlatmaya başlarken kullanılan sözcüklerdeki gibi, bir zamanlar bilim ve teknoloji arasında çok açık bir ayırım vardı. Bilim adamları nereye götürürse götürsün “bir şeyi bulma sevinci” dışında bir ödülü olmayan gerçeğin araştırılmasında, uçsuz bucaksız yollarda iz sürdüler. Mühendisler ve teknologlar, bu bilimsel çabaların meyvelerini içinde yaşadığımız dünyayı değiştirmek için uyguladılar. Bununla birlikte, bu aldatıcı keskin ayırım bunun böyle ve daima bir hikaye olarak kalacağını gösteriyor. Günümüzde, bilim adamları yaptıkları çalışmalardaki sosyal içeriğin ve bu içeriğin yaptıkları incelemeleri nasıl etkileyebileceğinin daha çok farkındadır. Sinirbilim, felsefe ve etik üçlüsünün arakesitinde yer alan ve sinirbilimin toplum üzerindeki etkilerini ilgilendiren sorular, genel bir başlık olacak şekilde nöroetik adı altında toplanmıştır. Bu kavram, beyinle ilgili keşiflerin kendimizi algılamımızı nasıl etkileyeceğini (örneğin ahlakın sinirsel temelleri) içerir. Nöroetik, sosyal politikaların içeriği (bir çocuğun eğitilme potansiyeli gibi) ve bir araştırmanın nasıl yürütüldüğü (hayvan deneyleri etiği veya insan deneklerde aldatmacalığın kullanımı gibi) gibi konuları içerir. Nöroetik, aynı zamanda, sinirbilimcilerin neleri yapacakları konusunda iletişim kurarken ve nelerin yapılmış olması gerektiği konusunda düşüncelerini paylaşırken, toplumla bütünleşmelerinin de en iyi nasıl olacağını belirler.

Sosyal bağlam
Bazı sinirbilimciler kavramlarının toplumsal gerçeklikten çıktığına inanmakla birlikte, bu nadiren böyledir. Onyedinci yüzyılda, Descartes bir Fransız şatosunda gördüğü su mühendisliği düşüncesinden esinlenerek beynin “ruh halleri” nin nasıl olup da kasları hareket ettirdiğini açıklamak için hidrolik benzetmesini kullanmıştır. Yirminci yüzyılın başında, nörofizyologlar, endüstri çağını yansıtacak şekilde, beynin karmakarışık bağlantılarını “sihirli bir dokuma tezgahı” veya daha sonra dev bir “telefon santralı” olarak betimlemişlerdir. Şimdi, 21. yüzyılın başında, “beyin korteksinin çalışması, dünya çapındaki yaygın kişisel bir ağın (kişisel www) çalışmasından farklı değildir” şeklindeki gerçek dışı tahminler gibi sayısal benzetmeler de çok bol olarak kullanılmaktadır. Bunlar, karmaşık düşüncelerin aktarılmasına yardım etmek için kısmen kısaltılmış anlamlardır, fakat aynı zamanda gelişmiş beyin teorilerine girmiş kavramlardır. Sinirbilimciler günlük yaşamla ilgisi olmayan bilimsel sorunlarla da ilgilenebilir ve ilgilenirler. Çoğu kez bu kaçış soyut, anlaşılmazlarla dolu bir dünyayadır ve orada doğrunun soyutlanmış şekilde araştırılmasında bazı şeyler gerçekten de yolundadır. Aksiyon potansiyelinin yayılmasının altında yatan iyonik akımlar bu düşünceyi anlamamızı sağlıyor mu, kimyasal haberciler nasıl serbestleştiriliyor ve etki ediyorlar veya görsel dünyanın görünümünü temsil eden görme korteksindeki hücreler nasıl impuls üretiyorlar gibi sinirbilimlerinin pek çok sorunu izole fakat kolay incelenebilir tarzda işlevlerine göre ayrılabilir. Fakat gerçek dünya asla çok uzakta değildir. Kimyasal habercinin nasıl çalıştığını bir kez öğrendiğimizde, daha kolay hatırlamamıza yardımcı olabilecek akıllı ilaçlar hakkında düşünmek çok doğaldır. Bazıları bu kritik süreci bozmak için, biyolojik savaş ajanlarından enzim inhibitörleri gibi nörotoksinler (sinir ajanları) planlamayı düşünebilir.

Sınavlarda başarılı olmanızı sağlayabilecek olsaydı bir ilaç alır mıydınız? Bununla, performansını geliştirmek için steroid kullanan bir atlet veya anti-depresan alan birisi arasında fark var mıdır?
“BEYİN HAKKINDA DÜŞÜNMEK HEPİMİZİ İLGİLENDİRİR, BU GERÇEKTEN HEYECAN VERİCİ BİR KONUDUR” Zach Hall, California Universitesi

Daha az hayal ürünü olan bir etik ikilem, beyingörüntülemenin geleceği ile ilgilidir. Örneğin, beyin görüntüleme teknikleri, uygun deneme işlemleri ile bir kişinin gerçek anılarını, gerçek olmayanlardan ayırt edebilmeyi eninde sonunda olanaklı hale getirecektir.

52

PDF Page Organizer - Foxit Software
Yanıtlardaki değişkenlik şimdilik oldukça büyük olmakla birlikte, mahkemeler bir gün gerçeğin kanıtını elde etmelerine yardımcı olacak bir tür “serebral parmak izi” ni emirlerine sunan bir beyin tarama teknolojisine sahip olacaktır. Bu, bilişsel kişisel gizlilik olarak adlandırılan ilginç konuyu tartışma gündeminin üst sıralarına taşıyacaktır. Beyin ile ilgili yeni bulgular, her zaman, kendimizi algılamamızı gözden geçirmemizi sağlar. Beynin evrimleşmesi hakkındaki etkileyici düşünceler, sosyal biliş ile ilgili bir çok şeyi içerir. Ahlak ve vicdan sahibi olmanın, ödül ve ceza sinyallerini işleyen duygusal beyinle sıkı ilişkisinin olduğu konusunda belirgin bir farkındalık vardır ve bu bazılarınca evrimsel etik başlığı altında tartışılan bir olasılıktır. Bunlar hakkında daha çok öğrenmek, birbirimizin hissettiklerinin daha fazla farkında olmamızı sağlayarak iyiliklerin ve güzelliklerin oluşmasında büyük bir güç olabilir. Bu düşünceleri mevcut basit nöronal plastisite kavramlarının içine yerleştirmek, çoğunlukla, yalnızca tartışmanın odağını oluşturan şimdiki akademik amaçların ötesindeki eğitim üzerinde bile etkili olabilir. Sinirbilimcilerin konularının gelecekteki yönü ile ilgili olarak birbirleri ile uyum içinde olmadıklarının farkında olmak önemlidir. Diğer sinirbilimcilerin karşılaştıkları sorunları ustalıkla yönetebilecek olan ve beynin en iyi açıklaması konusunda ümit veren yeni DNA ve proteomik teknolojiler dikkate alındığında, bazı moleküler nörobiyologlar için en doğru bilgi sinir sisteminin moleküler bileşenlerinde saklıdır. Bu, genellikle medya açıklamalarında anılan tüm felsefik ve teknolojik gelişmenin idirgemeci gündemidir. Fakat, böyle bir indirgemeci inanış savunulabilir mi? Veya, beyin ve aklın bu şekilde indirgenemeyen üst düzey bir açıklaması var mıdır? Beynin düzeninden kaynaklanan ve onu belirginleştiren özellikler var mıdır? Etkileşimci sinirbilimciler farklı bir yaklaşıma sıkı sıkıya inanırlar. Onlar modern sinirbilimi, onun sosyal bilimlerle etkileşimini de keşfeden bir yaklaşımla, en iyileri seçip derleyen bir yaklaşımla tartışırlar. Bunlar bir genel toplantıda kolayca tartışılabilecek konular değildir fakat hangi türden araştırmaların üstlenilmesi gerektiği gibi sorular topluma danışılması gereken konulardır. Tüm bunların ardından, toplumun vergileri bu araştırmaların giderlerini ödemede yardımcı olacaktır. oluyorsa, onun uzun süre zarar görmesine ve daha sonra hastalığına neden olabilir. Yakınları da varolan süre içinde izin vermeye kolayca karar verecek durumda değildir. Daha büyük yarar getireceği için bilgilendirilmiş rızadan vazgeçebilir ve haklarından vazgeçmeyi teklif edebilir miyiz? Veya bu kaygan bir zemin midir? Nöroetiğin diğer önemli bir yanı hayvan deneyleri ile ilgilidir. Hayvanlar, beyinleri üzerinde girişimsel deneyler yapılmasına razı olacak durumda değildir. Bazılarına göre, böyle bir çalışma beklentisi rahatsız edicidir. Diğerlerine göre ise, sinir sistemini sağlıkta ve hastalıkta anlayabilmemizi sağlayacak fırsatlar sunduğu için onun akıl dışı olduğunu söylemeyi sürdürmememiz gerekir. Bunlar, duygularımıza kapılmaksızın tartışılabilecek konular değildir, fakat yaptıklarımızı saygılı bir biçimde yapmamız açısından önemlidir. Pek çok Avrupa ülkesinde hayvan deneyleri kesin bir biçimde düzenlenmiştir. Araştırmacılar kurslara katılmak ve yasalar konusundaki bilgilerini, hayvanların gereksiz acı çekmelerinin önlenmesini güvence altına alan yeteneklerini ölçen bir sınavı geçmek zorundadır. Biyomedikal araştırmacıların uymaları için, üç R ilkesi sayıyı azaltma (reduction), uygun koşulları sağlama (refinement) ve materyali değiştirme (replacement) genel kabul görmüştür. Onlar kanunlar çerçevesinde öylesine istekli çalışmaktadırlar ki genel kabulde ortak düşünce olmadığında emir yaygınlaştırılmaktadır. Sinirbilimlerinde birçok yeni bulgu, doku kültürü ve sayısal modelleme gibi materyal değiştirme tekniklerinden ortaya çıkmaktadır. Fakat bunlar, nörolojik ve psikiyatrik hastalıklar için birçok yeni bulgu ve tedavinin ortaya konduğu canlı beyni üzerinde yapılan araştırmaların tümünün yerine konamaz. Örneğin, Parkinson hastalığını tedavi etmek için kullanılan LDOPA, sıçan beyni üzerinde yürütülen ve Nobel Ödülü kazanmış bir çalışmayla ortaya konmuştur. Yeni gelişen teknikler, hasta kişilere ve hasta hayvanlara yardım etmek için yeni fırsatlar sunmaktadır.

Sadece iletişim kur…
Toplumla iletişim kurmada çoğu adımı bilim adamlarının attığı ülkelerde, bilim adamlarına daha az güven duyulması bilmece gibi olan bir gerçektir. Fakat ilişki, neden olmakla aynı şey değildir. Bilimin toplum üzerindeki etkilerini tartışmak ve halkla iletişim kurmak için çaba göstermenin ve bunun için sorumluluk duymanın güvensizliğe neden olması mümkün değildir. İlgi duyan halk oldukça daha bilgilidir, yeni “mucize ilaçlar” konusunda çok kuşkucudur ve bilimin yavaş bazen de belirsiz bir biçimde gelişmesinin farkındadır. Güvensizliği azaltmak, kör cahilliğin geri gelmesini tercih etmek için bir gerekçe olamaz. Sinirbilimi ile ilgilenen halk ve genç insanlarla ortaya çıkan anlaşmazlığın bir nedeni de sinirbilimcilerin kendi alanlarının ana ilkeleri hakkında hala anlaşamamış olmalarıdır. Tek tek buluşlar üzerinde odaklanmak yerine, medyanın bilimi bir süreç olarak ele alması iyi olacaktır. Belirsizlikler ve tartışmalarla bilmeceye dönen bir süreç. Nöroetik yeni bir alandır. Bir teorik fizikçi olan Richard Feynman’ın bilim yapmasının nedenini “keşfetme mutluluğu” olarak ifade ettiği düşüncesinde ince bir alay vardır. Alay vardır, çünkü Feynman, Amerikan Uzay Mekiği Challenger’ın yere inmesinden hemen sonra neden patladığını araştırmaya kendisini apar topar atan kişidir. Bilimin toplum üzerindeki etkisi hepimiz üzerinde sezdirmeden ilerler.

Nöroetik - bazı somut örnekler
Nöroetikteki belli konular sağduyudan birazcık fazlasını sağlar. Bir deneyde, gönüllü bir kişide yürütülen beyin taramasının, bu kişinin, beyin tümörü gibi beklenmeyen bir beyin bozukluğuna sahip olduğunu ortaya çıkardığı bir durumu dikkate alalım veya bir kişide onu insan nörogenetiği açısından bir nörodejeneratif hastalığa karşı duyarlı yapan bir mutasyon bulunmuş olduğunu düşünelim. Bu durumların her birinde, kişiler bilgilendirilmeli midir? Sağduyu, sorumluluğun gönüllüye bırakılması gerektiğini önerir ki o gönüllü, tarama sırasında bulunan ilgili tıbbi bilginin aktarılması gerektiğine izin vermesi veya reddetmesi için kendisine önceden sorulması gereken kişidir. Bununla birlikte, bilgilendirilmiş rıza garip bir konudur. Bir beyin araştırmacısının, inmenin yeni tedavisinde ilk birkaç saat içinde verilmesi gereken bir ilaçla veya onun yerine kullanılan etkisiz bir maddeyle (plasebo), karşıdaki kişinin bilmeden bir kör deney tarzında, bir deneme yaptığını düşünün. Böyle gelişigüzel bir deneme için güçlü bilimsel nedenler vardır. Fakat, kimin inmeden zarar göreceğini tahmin edemeyiz ve etkilenecek kişinin bilgilendirilmiş rıza vermesi olanaksız olabilir. Bu durum, hastanın böyle bir araştırma projesine katılmasını engel

İlgili İnternet Siteleri: http://www.stanford.edu/dept/news/report/news/may22/neuroethics.html http://www.dana.org/books/press/neuroethics/

53

PDF Page Organizer - Foxit Software

Eğitim ve Kariyer

Birçok genç öğrenci bilim adamı olmayı düşündüğünde, aklına beyaz önlükler ve laboratuarların görüntüleri gelebilir. Umarım, bu kitapçık, sinirbilimine birçok farklı bakış açısı olduğunu ve beyin üzerindeki araştırmaların insanların yaşantısına çeşitli biçimlerde etki edeceğini göstermesi açısından biraz ilerleme sağlayacaktır. Laboratuardan hastaneye kadar diğer birçok mesleğe, bu alanda, çeşitli ve heyecan verici fırsatlar vardır.

Rosamund Langston, Edinburgh Üniversitesi Doktora öğrencisi

“A-düzeyinde temel bilim ve İngilizce eğitimi aldım ve daha sonra biyolojik bilimlerde eğitim almak için Edinburgh’a gittim. Son yılımda sinirbilimlerinde özelleştim ve gerçekten istediğimi buldum. Edinburgh Üniversitesi’nin bilişsel sinirbilimlerinde araştırma asistanlığı teklif edilmiş biri olarak yeterince şanslıydım ve bu durum doktora (PhD) derecesini almamla sonuçlanacak.

Üniversitede Sinirbilim Kursları
Yurtdışında birçok üniversite sinirbilimlerinde lisans derecesi vermektedir. Buralara genellikle, daha önce biyoloji, fizyoloji, farmakoloji ve psikoloji alanlarında eğitim alarak özelleşmiş kişiler alınmaktadır. Genetik ve moleküler biyoloji bilgisi de önemli olabilmektedir. Bununla birlikte, bu kursların bazılarına katılmak için yalnızca bilimsel konularda çalışıyor olmanız gerekmez. İnternette UCAS’ın sayfalarına bakarak sinirbilim kursları ve onlara katılma koşulları hakkındaki bilgileri inceleyiniz. Bu bilgileri konularına göre veya başvuruda bulunmayı düşündüğünüz üniversite ile bağlantılı olarak gözden geçirebilirsiniz.

Tıp
İngiltere’de tıp lisans düzeyinde bir eğitimdir. Birçok üniversite tıp okuluna sahiptir ve yeni tıp okullarının açılmasıyla eğitilen öğrenci sayısında artış vardır. Nöroloji, beyin cerrahisi, psikiyatri ve radyoloji gibi alanlarda özelleşme sonraki yıllarda alınan eğitimle gerçekleşir, fakat çoğunlukla sinirbilimleri araştırma laboratuarlarında, yaz tatillerinde ve ara yıllarda çalışma fırsatı vardır. Tıp derslerine ve kurslarına katılmak rekabet için çok önemlidir, bunun ödülü tıp mesleğinde kariyer edinmektir.

Thomas Petty, Edinburgh Üniversitesi Tıp öğrencisi

“Meslek olarak tıp için okul hayatımdan beri can atıyordum ve iyi ünü nedeni ile Edinburgh’a başvurdum. Üçüncü yılda eğitimimin arasında lisans derecesi (BSc)

“Üniversitedeki bir işin ayrıcalığı zihinsel özgürlüktür. Günler birbirinden farklıdır. Her gün yeni bir şeyler öğrenirsiniz, her gün gerginsinizdir ve her gün zorlanırsınız”. Maria Fitzgerald, Profesör, Londra Üniversitesi. “Çekiciliği, buluş yapma olasılığında ve buluşlarla beklenmedik mutluluklar yaşamanızda ve bir şeyin içyüzünü kavramada elde ettiğiniz küçük adımlardadır ve hala da öyledir.”. Richard Ribchester, Nörofizyolog, Edinburgh Üniversitesi

kursu alma fırsatı verildi ve ben sinirbilimlerini seçtim. Bu yıl bana tıbbın ardından bir ana araştırma yapma fırsatı Verildi, ben bundan çok yararlandım ve gerçekten zevk aldım.”

54

PDF Page Organizer - Foxit Software
Sanayi (İlaç Sanayisi)
Sürekli yeni ilaçlar keşfedilmekte ve geliştirilmektedir ve beyin ilaçla tedavi açısından hassas bir hedeftir. Parasal olarak desteklenen akademik enstitüler gibi ilaç şirketleri de kendi araştırmalarını yürütmektedirler. Sanayideki çoğu şirket, laboratuar becerilerinin ve deneyimlerinin gelişmesine yardımcı olması için üniversitelerle işbirliği halindedir. Sinirbilimlerini de içine alan çeşitli biyomedikal bilim kurslarından mezun olanlar, özellikle ilgili laboratuvar deneyimine de sahipse, istenen elemanlar sağlanmış olur.

Sinirbilim Araştırmaları
Araştırmalarda çok büyük çeşitlilikte fırsatlar vardır. Bu alan, beyin görüntüleme ve davranış çalışmalarından nörofizyolojiye ve moleküler genetik araştırmalarına kadar birçok çalışma gruplarına sahiptir. Üniversitelerdeki araştırmacılar, kendilerine uygun bir akademik çalışma yolu bulmaya istekli öğrencileri desteklemekten daima mutludurlar.

Bilgi - İşlem
Programlama veya informasyon teknolojileri alanında bir meslekle ilgileniyorsanız, sinirbiliminin bunun üzerine yapılabileceği aklınıza gelmeyebilir. Kitapçıkta da gördüğümüz gibi, hala, ‘beyin tarzı’ programlamaya artan bir ilgi vardır ve bu dünya genelindeki yaygın ağın (www) gelişimiyle birlikte büyümeye ayarlanmıştır. Beyin biliminin tıbbi olmayan uygulamalarına gösterilen ilgide artış vardır.

Okul öğretimi
Sinirbilimi, okullarda okutulacak bir konu olarak düşünülmemiştir. Bununla birlikte, sinirbilim derecesi alan bir üniversite mezunu, öğretmenlik mesleğinde çok kıymetli olan sayısal becerilerle birlikte pek çok diğer becerilere de sahip olacağından biyoloji öğretmek amacıyla görevlendirilebilir.

Bilim ve Medya
Gazetecilikten radyo ve televizyonculuğa kadar medyada meslek edinmek rekabete dayalıdır ve çok çaba ister. Bununla birlikte, bilim iletişimi alanına girmek için de çok fırsat vardır. Bilim sürekli ilerlemektedir ve yeni bulgular, eğitim ve halkın ilgisi amaçlanarak kayıtlanmalıdır. Buna beyin araştırmaları da dahildir. En son bulgular önemli sosyal etkiye sahiptir ve bunlara medyanın da çok iyi bildiği gibi yoğun bir sosyal ilgi vardır. Üniversite eğitimi sırasında elde edilen iyi bir bilimsel temel ve araştırma anlayışı, karmaşık bulguları diğer bilim adamlarına ve halka doğru ve etkin bir biçimde aktarmayı kolaylaştıracaktır.

Bilim ve sanat
Bilim ve sanat birbirlerini dışlamaz. Bilimin geniş bir izleyici kitleye sunulmasında, hayal gücünü ortaya koyan tasarımlar çok önemlidir. Müzeler, galeriler, medya ve diğer kurumlar bilim adamları ile sanatçılar arasındaki yaratıcı deneysel işbirliğini desteklemeli ve kaynak sağlamalıdır.

İlgili İnternet Siteleri: http://www.abpi-careers.org.uk/

www.gsk.com www.sciart.org

55

PDF Page Organizer - Foxit Software

Teşekkürler
Bizler bu kitapçıkta yer alan yazı ve şekillere içtenlikle katkıda bulunan birçok kişiye teşekkür borçluyuz. Aşağıdaki listenin kapsamlı olduğunu umarız ve bize yardımda bulunduğu halde katkıları atlanan herkesten özür dileriz. Kitapçıktaki çizimler: Maddelena Miele and Robert Filipkowski. Ön kapak resimleri: Peter Brophy, Beverley Clark, Michael Hausser, David Linden, Richard Ribchester. Ön kapağın iç yüzü: Peter Somogyi, Elaine Snell, Lisa CokayneNaylor. Bölüm 1 (Sinir sistemi): Marina Bentivoglio, Nobel Forum. Bölüm 2 (Nöronlar ve Aksiyon Potansiyeli): Tobias Bonhoeffer, Peter Brophy, Eric Kandel, Nobel Forum. Bölüm 3 (Kimyasal Haberciler): Marianne Fillenz. Bölüm 4 (Uyuşturucu Maddeler ve Beyin): Leslie Iversen. Bölüm 5 (Dokunma ve Ağrı): Susan Fleetwood-Walker, Han Jiesheng, Donald Price. Bölüm 6 (Görme): Colin Blakemore, Andy Doherty, Bill Newsome, Andrew Parker. Bölüm 7 (Hareket): Beverley Clark, Tom Gillingwater, Michael Hausser, Chris Miall, Richard Ribchester, Wolfram Schultz. Bölüm 8 (Sinir Sisteminin Gelişimi): Andrew Lumsden. Bölüm 9 (Disleksi): John Stein. Bölüm 10 (Plastisite): Graham Collingridge, Andrew Doherty; Kathy Sykes. Bölüm 11 (Öğrenme ve Bellek): Ted Berger, Livia de Hoz, Graham Hitch, Eleanor Maguire, Andrew Doherty, Leslie Ungerleider, Fareneh Vargha-Khadem. Bölüm 12 (Stres): Jonathan Seckl. Bölüm 13: (Bağışıklık Sistemi): Nancy Rothwell. Bölüm 14 (Uyku): Anthony Harmar. Bölüm 15 (Beyin Görüntüleme): Mark Bastin, Richard Frackowiak, Nikos Logothetis, Eleanor Maguire, Lindsay Murray, Elisabeth Rounis, Semir Zeki. Bölüm 16 (Sinir Ağları ve Yapay Beyinler): Rodney Douglas, Gerry Edelman, Jeff Krichmar, Kevan Martin. Bölüm 17 (İşler Ters Gittiğinde): Malcolm Macleod, Eve Johnstone, Walter Muir, David Porteous, Ian Reid. Bölüm 18 (Nöroetik): Colin Blakemore, Kenneth Boyd, Stephen Rose, William Saffire. Bölüm 19 (Eğitim ve Kariyer): Yvonne Allen (BNA), Victoria Gill. Arka kapağın iç yüzündeki resimler: Eric Kandel (for Hippocrates Quotation), Richard Morris. Arka kapak resimleri ve yazılar: Jennifer Altman, David Concar; Spike Gerrell. İngiliz Sinirbilim Derneği kar amacı gütmeyen bir kurumdur ve 264450 No’ lu hayır kurumu olarak kaydedilmiştir. Uluslararası çeviri koordinatörü Dr. Duncan Banks (d.banks@open.ac.uk), The Open University, UK (BNA web sayfası yöneticisi).

Daha Fazla Bilgi Kaynakları
Bilim ve sinirbilim hakkında sürekli okunabilecek pek çok ilginç kitap vardır. Aşağıda onlardan birkaç tanesinin listesini görüyorsunuz:
V.S. Ramachandran, (Sandra Blakeslee) Phantoms in the Brain: Human Nature and the Architecture of the Mind Fourth Dimension Publications (Paperback - 6 May, 1999) ISBN: 1857028953 Hayalet-uzuv ağrısı ve sinir sisteminin ilgili bozukluklarının ilginç bir açıklaması.

Oliver Sacks, The Man Who Mistook His Wife for a Hat (Picador) Picador (Paperback - 7 November, 1986) ISBN: 0330294911 Beyin yaralanmasının aklımız üzerindeki etkilerinin espirili ve iyi yazılmış bir açıklaması.

Jean-Dominique Bauby, The Diving-bell and the Butterfly Fourth Estate (Paperback - 7 May, 2002) ISBN: 0007139845 İnmenin sonuçlarının oldukça kişisel ve duygulandırıcı bir açıklaması.

Richard P. Feynman, Surely You’re Joking, Mr Feynman: Adventures of a Curious Character Paperback 19 November, 1992 ISBN: 009917331X Fizikçi, bongo-çalan adam, ve bilge kişi. Tüm genç bilimciler için bir kahraman.

Nancy Rothwell, Who Wants to Be a Scientist?: Choosing Science as a Career Smudge (Illustrator) Cambridge University Press (Paperback - 19 September, 2002) ISBN: 0521520924 Bilimi meslek olarak seçmeyi öneren güçlü pratik öğütler.

56

Sipariş vermek için: Online sipariş: www.bna.org.uk/publications Posta ile: The British Neuroscience Association, c/o: The Sherrington Buildings, Ashton Street, Liverpool L68 3GE Telefon: 44 (0) 151 794 4943/5449 Faks: 44 (0) 794 5516/5517

PDF Page Organizer - Foxit Software

“İnsanlar üzüntüleri, ağrıları, kaygıları ve korkuları kadar mutluluklarının, sevinçlerinin, kahkahalarının ve şakalarının da beyinlerinden ama yalnızca beyinlerinden kaynaklandığını bilmelidir. Onun sayesinde düşünür, görür, işitir ve iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, hoşa gideni gitmeyenden ayırt edebiliriz.” Hippocrates- M.Ö. 5. Yüzyıl

Bu proje İngiliz Sinirbilim Derneği, Nöroloji & GI İlaç Keşfi Mükemmellik Merkezi, GlaxoSmithKline ve Edinburgh Üniversitesi Sinirbilim Merkezince desteklenmiştir. Kitapçığın yazarları bu kurumların cömert destekleri için müteşekkirdir.

Mali Destek

PDF Page Organizer - Foxit Software

Şekiller Spike Gerrell tarafından çizilmiştir; açıklamalar Jennifer Altman ve David Concar tarafından yazılmıştır.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful