Gazi Ve Fikriye

HIFZI TOPUZ

Remzi Kitabevi

HIFZI TOPUZ, 1923'te istanbul'da doğdu. Galatasaray Lise-si'ni (1942), istanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1947-1958 yılları arasında Akşam gazetesinde muhabir, istihbarat şefi, yazı işleri müdürü olarak çalıştı, istanbul Gazeteciler Sendikası başkanlığında bulundu. Strasbourg Üniversite-si'nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-1959) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi'nde gazetecilik doktorası yaptı (1960). Paris'te UNESCO Merkezinde, iletişim sektöründe özgür haber dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Çeşitli konularda 20 kitap yayınladı. Başlıcaları şunlar: Kara Afrika (1970), Uluslararası İletişim (1958), İletişimde Karikatür ve Toplum (1985), Lumumba (1987), Siyasal Reklamcılık (1991), Parisli Yıllar (1994), Türk Basın Tarihi (1996), Başlangıcından Bugüne Dünya Karikatürü (1997), Meyyale (1998), Taifte ölüm (1999), Paris'te Son Osmanlılar (1999), Eski Dostlar (2000), Hatice Sultan (2000). Anadolu Üniversitesi'nde, istanbul Üniversitesi ve Galatasaray iletişim fakültelerinde uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi. 1974-1975 döneminde bir yıl TRT kurumunda radyolardan sorumlu genel müdür yardımcılığı yaptı.

İçindekiler I Gençlik Yılları II Derne Cephesi m Fikriye'nin Tutkusu IV Sofya'dan izmir'e Kaçış v Çanakkale VI Akaretler'de Gelişen Bir Sevgi vii Güneydoğu: Cephede Roman Okuyan Kumandan viii Vahdettin'le Birlikte Almanya Gezisi IX Fikriye 21 Yaşında: Sevgi Dolu ilk Akşamlar X Samsun-Erzurum-Sivas xi Fikriye ile Kemal Paşa'nm Gizli Nikâhı xıı Sakarya-Dumlupınar-Büyük Taarruz XIII izmir'de Sıradışı Bir Kadm xiv Zoraki Sanatoryum Bakımı XV ikinci Evlilik XVI ölümüne Sevda Sonra Ne Oldular? Sonsöz I Gençlik Yılları 7 30 42 53 64 75 87 96 107 126 154 181 213 227 240 254 281 287

Ondan acil yardım gelene kadar da üstlerinde başlarında palto. Neleri var. 16 yaşında. 1894'te Selanik'ten taşınmıştı. Beraberlerinde de uşaklar. arabacılar ve hizmetçi kadınlar." Ellerinde kalan iki sıska öküzle arabaları satarak çoluk çocuk Selanik'te bir ev kiralayıp oraya yerleştiler. Akbıyık Mahallesi.. daha Fikriye dünyaya gelmeden önce. Babasının orada büyük bir çiftliği vardı. Yollarına devam etsinler diye. oğulları Ali Enver ve kızları Melâhat. sığırları. Hiçbir yerden gelir yoktu. kumral dalgalı saçlı. Yenişehir'deki çiftlikten 16 öküz arabası. Fikriye bu olayları annesi Vasfiye Hanım'dan o kadar çok dinlemişti ki zaman zaman bunlara tanık olduğunu bile sanıyor.' Fikriye'nin annesinden çok sık dinlediği aileyle ilgili bir olay da. binek atları. Peki. Ragıp Bey de Reji İdaresi'nde. Aile oraya. 1857 yılında Langaza'da doğmuştu. 2 at arabası. yok olup gittiler. Ama o dönemde kolay mı Larisa'dan Selânik'e gidebilmek? Koyunları. yani bir tür koruculuk. Zübeyde Hanım'la evlenmişti. sürüler dağıldı. Yenişehir'de babadan kalma büyük çiftlikleri vardı. Yolda öküz arabalarının tekerleri kırıldı. Kadınlar ve çocuklar ağlaşırken. Ama Yunanistan bağımsız olduktan sonra orada barınamadılar. Büyük oğlu büyümüş ve asker olmuştu. Memduh Bey Hicaz'da defterdar olan bir kardeşine hemen bir telgraf çekerek biraz para istemek zorunda kaldı. Akbıyık'ta. koyun ve davar sürüleriyle yola çıktılar. Memduh Bey bir gaz bayiliği buldu. amcası Ragıp Bey'in ikinci evliliğiydi. Fikriye'nin babası Memduh Hayrettin Bey ile amcası Ragıp Bey de mallarını mülklerini satarak göçmen kafilelerine katıldılar. Altınlarını. Akbıyık Mahallesi'ndeki konağa yerleştiler.. neleri yok. eşi de bir süre sonra ölünce Ragıp Bey hep orada kaldı. Memduh Bey onlara şöyle dedi: "Ahmak odur ki dünya malı için gam yiye. Ailesi. İshak Paşa Camisi'ni de içine alan ahşap konaklardan oluşan temiz ve düzenli bir mahalleydi. atlan ve arabalarıyla Olympos Dağı'nın eteklerinden ve ormanlardan geçmek gerekiyordu. Ne var ki Memduh Bey sıkıldı bu gaz bayiliğinden. Ragıp Bey. Kazasker Molla'nm konağında oturuyorlardı. Fikriye'nin ailesi o konağa. serpilmiş. 'Selânik'i hiç görmedim ki. Çoluk çocuk yollarda perişan oldular. Asker de çetecilerden yana. Teselya Savaşı'ndan sonra Yunanlılar o topraklara el koydu. zarif bir Rumeli güzeliydi. güzel bir kız olmuştu. Çeteciler. soy olarak Anadolu'dan Rumeli'ye göçmüş Yörüklerdendi. babadan kalma topraklarda rahat huzur kalmadı. Ragıp Bey ise Reji'deki işinden hoşnuttu. 'Ben nereden bileceğim bunları. Memduh Bey ile Ragıp Bey. Çoğu Selânik'e göç etmekten başka çare bulamadı. Ahırkapı Feneri'nden Sultanahmet Camisi'ne kadar uzanan. işte bu perişan durumda ertesi gün Selânik'e vardılar. eşi ve çocukları. o yıllarda seçkin insanların yaşadığı.Fikriye büyümüş. sonra birden kendine gelerek. Ragıp Bey eşini yitirdikten sonra. aklı fikri İstanbul'a gidip yerleşmekti. kim bilir kim kazana kim yiye. takılar da. paralarını ve kadınların takılarını at arabalarının gizli köşelerine yerleştirdiler. Atlar ve arabalar da gitti. eşi Vasfıye Hanım. Selanik'te yakınlarını bulacak ve o çevrede arazi alarak tarım ve hayvancılığı sürdüreceklerdi. hepsini ellerinden aldılar. Ama onlar aslında Selânikli değildi. yeldirme. içlerindeki altınlar da. ince uzun boylu. Halleri vakitleri yerindeydi. yorganlarına bile el koydular. Ama canlarına dokunmadılar. yeşil gözlü. Kimler vardı o kafilede? Memduh Bey. sadece iki öküz arabası bıraktıktan sonra. kimdi bu Zübeyde Hanım? Zübeyde Hanım. yani Tekel'de kolculuk. ne var ne yok satarak karınlarını doyurdular. Çeteciler Türk ailelerine musallat oldu. . bakır kap kaçağa. kadınlara ve kızlara da sataşmadılar. Eşini ve çocuklarını alıp Selanik'ten göç ederek. Teselya'nın Yenişehir (Larissa) kasabasından gelip yerleşmişti.' diyordu. Bir yandan da iki kardeş kendilerine uygun bir iş aradılar. Dere boylarında mola verirlerken Yunan çeteleri kuşattı kafileyi.

Ali Rıza Efendi. Rıza Efendi o sıralarda bir rüya gördü ve rüyasında gördüğü kıza âşık oldu. Uzun bir süre de Selanik Evkaf Dairesi'nde kâtip olarak çalıştı. ertesi gün gidip kızı ailesinden isteyecekti. Selânik'e . çiftliğe dönmek istemiyordu. sırmalı yorgan isterim. Rıza Efendi hastanenin önünden geçerken Zübeyde Hanım'a rastladı. Cerrah bu işin ufak bir operasyonu gerektirdiğini söyledi. çünkü Zübeyde 14 yaşındaydı. Bu çocukların üçü de küçük yaşlarda öldüler. adını Fatma koydular. Rıza Efendi'de nerede onları alacak para? Adamcağızın maaşı topu topu üç altın liraydı. Langaza'da iğneyi çıkartabilecek cerrah bulamadılar. Bir gün evde yorgan kaplarken Zübeyde'nin dizine iğne battı ve dizinin içinde kırıldı. önceleri Asakiri Milliye Taburu'na gönüllü olarak katıldı. Zübeyde' nin annesi razı oldu. sınır gazileri deniyordu." Araya üvey kardeş girip de. Rıza Efendi 32. ailesini memur aylığıyla geçindirmesi kolay değildi. sınırları korumak için gönderilen Yörük Türklerindendi. Yaşı da ilerlemiş sayılıyordu. bu kez de. benim bir memurla evlenecek kızım yok. "Ne olursun. Rıza Efendi'nin. oralarda Yunan çeteleri vardı. deyince. Rıza Efendi bir türlü bu rüyanın etkisinden kurtulamıyor ve her yerde o peri kızını arıyordu. hangi eve girdiğini gördü. "Olmaz da olmaz. böyle bir soydan geliyordu. Ataları oraya. Yara kısa zamanda iyileşti ama Zübeyde Selânik'i çok sevmişti. diyor. İşte tam o günlerde. bütün herkes telaşa kapıldı. Fatih Sultan Mehmet'in zamanında Konya ve Aydın tarafından. "Artık sen de uzun etme ver şu kızı gitsin. kızımı vermem de vermem. Zübeyde'nin annesi. Papazköprüsü denilen yerde Gümrük koruma memurluğu yapıyordu. Çetecilere ve komitacılara karşı savaştı. Ne zamandır aradığı kız buydu. Arkasından iki oğlu oldu: Ahmet ve Ömer." dedi. o da onlara uydu ve kereste işine girişti. araya dostlarını koydu. Baktı ki olacak gibi değil. çiftlikte büyüdü.Zübeyde çok güzel bir kızdı. "Yok. Ana-baba. Ali Rıza Efendi. yeniden haber gönderdi. "olmaz. İnce ve zarif bir adamdı. Kızı ameliyathaneye alarak iğneyi çıkardılar. evlendiler. istedi de. teğmenliğe yükseldi." dedi. görevinden ayrıldı. kereste ticaretinde çok iş olduğunu söylediler. Zübeyde'nin üvey kardeşini bulup ona yalvardı. Yakınlarından birinin evine yerleştiler ve on gün kadar orada kaldılar. Ne var ki. Ama gördüğü kızlardan hiçbiri rüyasındakine benzemiyordu." Rıza Efendi yılmadı. "bana yardım et. bu kızı alamazsam ölürüm. eşkıya ikide bir depoları basıp keresteleri kaçırıyordu." diyordu. Kararını da verdi. İşte tam o günlerde Ali Rıza Efendi çıktı karşısına. O zamanlar tepeleri hep karla örtülü Olympos Dağı'nın eteğinde. Konu komşuya sorup kızın kim olduğunu araştırdı. Rıza Efendi bu işin yürümeyeceğini anlayınca. Ama Rıza Efendi aklına koymuştu bir kez. Manastır'm Kocaali Bucağı'ndandı. 1871'de ilk kızını doğurdu. illâki rüyasında gördüğü bu kızı alacaktı. Ben Zübeyde'yi sokakta bulmadım. Bunun üzerine Zübeyde' nin babası kızım bir arabaya bindirerek Selânik'e götürdü. Bütün o Yörükler iri yapılı insanlardı. Ama baktı ki olacak gibi değil. Kararı kesindi. "Ben kızıma sırmalı kaftan isterim. Zübeyde Hanım çok mutluydu. Onlara o zamanlar. Onu uzaktan bir süre izledi. rüyada gördüğü kıza benzer bir kız görürse ne yapıp yapıp onunla evlenecekti. Baktı ki kaynana. Ama Zübeyde'nin annesi Rıza Efendi'yi görünce. Bütün gençler onunla evlenebilmek için çiftliğin kapısını aşındırıyordu ama o kimseleri beğenmiyordu. vermem de vermem. Dostları ona. Tek çare kızı Selanik'te bir hastaneye götürmekti. Ama iğne derinlere saplanmış olduğu için Zübeyde'nin birkaç kez pansumana gelmesi gerekiyordu." diye tutturdu. sırmalı fotin isterim.

başına sırma işlemeli bir sarık geçirmiş. . o günlerde Zübeyde Hanım güzel bir rüya görmüştü. bir minarenin tepesindeydi.taşınmaya karar verdi. artık rüştiyeye. Rıza Efendi." Zübeyde Hanım. Çocuklarını alıp ağabeyi Hüseyin Ağa'nın Selânik'e otuz kilometre uzaklıktaki çiftliğine gitti. Mustafa'dan sonra Makbule. Hoca Efendi. Mustafa ilahilerle mektebe başladığı için Zübeyde Hanım'ın gönlü olmuştu ve oğlunun Şemsi Efendi okuluna gitmesine karşı koyamadı. Böylece Zübeyde Hanım genç yaşta dul kalmış oluyordu. pe. boyuna cüz denen bir çanta asmış. Zübeyde Hanım ve Rıza Efendi'nin evliliklerinin on birinci yılında. Rüyayı yorumlayan. 5 yaşında mahalle mektebine verildi. Bu okullar din eğitimine dayanıyor ve çocuklara orada Kuran ve ilahiler öğretiliyordu. izin veriyorum. Ama bunu annesine nasıl duyuracaktı? Bereket. dört gün. Aile gül gibi geçinip gidiyordu. "Mustafa'cığım. sen engelliyorsun. Niyeti askeri rüştiyeye girmekti. Hayırlı olsun. Okulun hocası bütün çocuklarla birlikte evin kapısına geldi. askeri rüştiyeye yazıl. Annesi. Mustafa bu mahalle mektebinden pek hoşlanmamış. o dönemde Çayağzı denilen bir yerde de çalışıyor ve bazı geceler eve gelemiyordu. Her gün sabahtan akşama kadar bağlarda. Sonunda Rıza Efendi daha fazla dayanamayarak Mustafa'yı mahalle mektebinden aldı ve Şemsi Efendi okuluna götürdü. Mustafa. Oğlun çok büyük adam olacak. Makbule 3 yaşındaydı." Zübeyde Hanım'in gözlerinden yaşlar boşandı. Rüyasında Mustafa altın bir tepsi içinde. yine bu evde doğdu. sol yandaki odada dünyaya geldi. Ahmet Subaşı Mahallesi'nde boş bir arsaya üç katlı bir ev yaptırdı. dört gece evden çıkmadı ve okulu bıraktı. "Hanım." dedi. tik işi rüya yorumlayan bir ahbabını bulmak oldu. Ona rüyasını anlattı ve bunun ne anlama geleceğini sordu. Ama bir süre sonra okula dönmesi gerekiyordu. be. Rıza Efendi daha 50'si-ne yeni girmişti. bahçelerde ve tarlalarda gezindi. Sen asker olacaksın. ancak babası Rıza Efendi Zübeyde Hanım'ı kırmamak için çocuğun bu okula gitmesine göz yummuştu. bildiğin yolda devam et. yani ortaokula gitme zamanı gelmişti. babası ise o zamanlarda çağdaş sayılan bir ilkokulda. eline de yaldızlı bir dal vermişti. Mustafa 7. Talihin artık yüzüne gülüyor. Şemsi Paşa okulunu bitirdi. Ama Rıza Efendi eşini ikna edemeyince Mustafa. Mustafa gizlice seçme sınavlarına girdi ve kazandı. Zübeyde Hanım Mustafa'yı mahalle mektebinde okutmak istiyordu. Bu çiftlik yaşamı." diye ilk dersini vermeye başladı. Zübeyde Hanım bu minarenin altına koşmuş ve orada bir adam kendisine. git. Üzerinde bir elifba bulunan rahlenin arkasına oturdu ve. se. sabahı güç etti. okula başlayacağı sabah Mustafa'ya bir beyaz entari giydirmiş. "Elif." dedi. Akşam Mustafa eve döner dönmez. oğlunu kucaklayıp alnından öptü. "benim sana söyleyecek hiçbir sözüm yok. Mustafa önce annesinin. ter içinde bu rüyadan uyandı. önce Selanik Mülkiye Rüştiyesi'ne yazıldı ama orada Kaymak Hafız adında bir hocadan haksız yere dayak yediği için okula küstü. ondan sonra da Naciye. Oğlun askeri okula gitmek istiyorsa hiç karşı koyma. te. Senin başına devlet kuşu konuyor. Bu yol sana pırıl pırıl ufuklar açacak. Ama Zübeyde Hanım asla buna yanaşmıyordu. İstediğin mektebe gir. önde Hoca Efendi. hep birlikte sokakları dolaştılar. Yine hep birlikte Selanik'teki evlerine döndüler. ilahiler söylediler. "oğlun askeri okula gitmek istiyor. Mustafa bu evin ikinci katında. Mutlu ol. sonra okula geldiler. arkada okula başlayan çocuklar. sonra da Hoca Efendi'nin elini öperek kafileye katıldı. Naciye ise 40 günlüktü. Mustafa'yı elinden tutarak dersaneye götürdü. Sen onun göklere tırmanmasına yardım edeceksin. Ev işlerine bakmak için bir zenci kadın tutuldu. başı göklere değecek. "Zübeyde Hanım." demişti. Eğer razı olmazsan oğlunu aşağıya atacağız. "bu çok hayırlı bir rüya. İki yıl sonra Mustafa babasını yitirdi. Mustafa'yı çok mutlu etti. hep bir ağızdan dualar ettiler.

Sonra bir araya gelip görüştüler ve düğün falan yapmadan evlenmeye karar verdiler. Mustafa'nın yatılı okulda olduğu günlerden birinde Ragıp Bey Zübeyde Hanım'ın evine gelip yerleşti. Aracılarla anlaşmaya varıldı. Fuat. Mustafa'nın buna katlanması imkânsızdı. annesi onun yanında örtünmeden dolaşıyordu. Mustafa'nın bütün kinini ve düşmanlığını unutturdu. Mustafa Kemal annesinin evlenmesinden üç yıl sonra Selanik Askeri Rüştiyesi'ni bitirerek 1896'da Manastır Askeri îdadisi'ne girdi. Zaten evlenmeyi düşünmediği için de hiçbir aday çıkmıyordu. Zübeyde Hanım'la aynı sokakta oturuyorlardı. Halası Emine Hanım'm evine gitti ve aylarca annesinin evine dönmedi. uzun yıllar Ömer Naci'nin bu doğaçlama şiirini unutamadılar. çocukları dağılmıştı. Mustafa artık 12 yaşında. Muhsin Bey âdeta evlât edindi Mustafa Kemal'i." dedi. bir kuru kestaneden ibarettir. genç sayılırdı. Genelde Ömer Naci ve Fuat (Bulca) ile birlikte oluyorlar." diye söze başladı. Demek ki. Palaya sarılmaktan vazgeçti ve hiçbir şey söylemeden merdivenleri koşarak indi ve evden kaçtı. Eşi Ali Rıza Bey öleli beş yıl oluyordu. Mustafa yatılı okulda okuduğu için eve ancak hafta sonları geliyor ve Zübeyde Hanım iki kızıyla evde yalnız kalıyordu. îyisi mi senin adının sonuna bir Kemal ekleyelim de. Mustafa' nın bunu nasıl karşılayacağıydı. üvey babasıyla çok iyi dost oldu ve bu dostluk Ragıp Bey'in ölümüne dek sürüp gitti. Bir türlü sonunu getiremiyordu. Matematik öğretmeni bir gün kendisine. Bu da Memduh Bey'in ağabeyi Ragıp Bey'di. Sokaktan kestane alıp bir gazinoya girdiler. "Hayat. En sık gittikleri yer Tahtakale ya da Beyaz Kule'deki gazinolardı. Askeri okula yazıldığını açıklamasında sakınca kalmamıştı. Eşi ölmüş. "Bak oğlum.Mustafa böylece annesinin iznini almış oluyordu. Mustafa derhal durumu anladı. Selanik eşrafından Evrenoszâde Muhsin Bey'in oğluydu. Mustafa Kemal hafta sonu izinlerini bazen onların evinde geçirirdi ve bu ilişki yıllar boyu sürdü." diyerek şiirini bitirdi. Kimse onun yerini alamazdı. Sonra istanbul'a taşındı. Ömer Naci yeni şiirler yazıyordu. Zübeyde Hanım oğlunu güler yüzle karşıladı. çalışkan ve disiplinli bir ortaokul öğrencisiydi. Bir hafta sonu okuldan eve dönünce annesini yeni giysiler içinde buldu. Ragıp Bey Yenişehir'den Selânik'e göç ettikten sonra Reji kolculuğunu seçmiş ve oraya yerleşip kalmıştı. Bir gün yine üçünde de paralar suyunu çekmişti. Ondan şiir ve edebiyat alanında çok şeyler öğrendi. Daha 36 yaşındaydı. "senin de adın Mustafa. Bir ara şiir okumak için ayağa kalkarak. Şimdi tek sorun. içinden. Mustafa babasını hiç unutamamıştı. evde küçük kızı Rukiye ile birlikte yaşıyordu. annesi başka bir erkekle evlenmişti. Sonra bir an o adamın hiçbir kabahati olmadığını düşündü. Yazlan Selanik'te ailesi ve arkadaşlarıyla özlem gideriyordu. Çevresindekiler de kendisini desteklediler. Mustafa Kemal daha okul sıralanndayken bazı ünlü kişilerin çocuklarına parayla dersler veriyordu. Zübeyde Hanım'ın bu işe aklı yattı. Duvarda babasının palası asılıydı. Evlenmek için haber gönderdi. benim de. Çevresindekiler kendisine yeniden evlenmesini öneriyorlar. Odada yabancı bir adam oturuyor. hayat. Bunların içinde Ömer Naci en çok değer verdiği dostlarından biri oldu. o ise Mustafa'dan çekiniyordu. Artık kışları Manastır'da geçiriyor. Selânik'e yazları gelebiliyordu. Zübeyde Hanım'ı birkaç kez görmüş ve beğenmişti. Mustafa Kemal'in üvey babası Ragıp Bey'in akrabası olurdu." O sıralarda Zübeyde Hanım'm yaşamında yepyeni bir olay çıktı. rakının dışında meze ısmarlayacak para bulamıyorlardı. o palayı alarak bu yabancı adama saldırmak geldi. Ama sonra aradan geçen aylar ve yıllar. . bizi birbirimize karıştırmasınlar. Okulda yeni arkadaşlar edindi. "Hayat. Ama günün birinde kendisini bir isteyen oldu. Bir yandan da Fransızcasını ilerletti. Bunlardan biri. Mustafa Kemal ve arkadaşları.

Yusuf Akçura'yı. o sevdiği kızın korkunç bir kaza geçirdiğini ve tanınmaz bir duruma geldiğini haber aldı. Manastır İdadisi'nden tanıdığı Ömer Naci ve Selanik'ten yakın arkadaşı Nuri Conker'le ise içtikleri su ayrı gitmiyordu. aradan zaman geçti. kendisinden 16 yaş büyük yakışıklı bir Harp Okulu öğrencisine olan duygularının temelinde büyük bir hayranlıktan başka bir şey olamazdı." dedi. Mustafa Kemal." Mustafa Kemal. Mustafa Kemal Harp Okulu'nu ve Harp Akademisi'ni bitirene kadar Memduh Beylere gidip geldi. eve gelip gidenleri inceden inceye izler. "seni görmeyi ne kadar çok istemiştim. "Hayır. îlk büyük yarası da bu oldu. Zamanla aralarında duygusal bir ilişki doğdu. îş işten geçtikten sonra Mustafa Kemal'in bazı yakınları kendisine Şevki Paşa'nın kızının ona âşık olduğunu anlattılar. Hafta sonlarını çoğu zaman onunla birlikte geçirir. Mustafa Kemal'i büyük bir duygusallık içinde dinliyorlardı. Kızımız hele bir ayağa kalksın. Fikriye çok gözlemci bir çocuktu. Hafta sonları da üvey babası Ragıp Bey'in Akbıyık'ta oturan kardeşi Memduh Bey'in evine çıkmaya başladı. Bu onun ilk büyük aşkıydı.Merkez Kumandanı Şevki Paşa da Mustafa Kemal'in kendi kızına ders vermesini istiyordu. "Mustafa yahu. Mustafa Kemal önce Harp Okulu'nda. "Evet oğlum Mustafa. . Memduh Bey. Kız 14-15 yaşlarındaydı. Bir süre sonra sargıların arasından dudaklarını oynatarak.. Manastır Askeri îdadisi'ni ikincilikle bitirdikten sonra 1899 Martı'nda İstanbul'a giderek Harp Okulu'na girdi ve piyade sınıfına yazıldı. Memduh Beyler İstanbul'a geldikten sonra. Fahrettin Altay'ı. ama Mustafa Kemal aileyi ürkütmekten çekiniyordu. Ferit'i (Tek). Mustafa Kemal ikisinin de ellerine sarıldı. Oğlu Ali Enver ile Mustafa Kemal arkadaş olmuştu. Asım Gündüz'ü. ailesini alıp gitti. Ali Fuat'tı (Cebesoy). sonra Harp Akademisi'nde yeni dostlar edindi ve bu dostluklar yaşam boyu sürdü. Yıllar sonra. eşi Vasfiye. Mustafa Kemal Fethi'yi (Okyar). Kız gerçekten çok büyük bir kaza geçirmiş. sargılar içinde yatıyordu. İkisinin de gözleri sulanmıştı. "Çok mutluyum.. "geç değil. "ben de ne kadar isterdim. Ali Ihsan'ı (Sabis) hep o yıllarda tanıdı. Paşa. Ama artık çok geç. Kimisiyle yakın dost oldu. Kızın babası ve annesi de yanındaydılar. Sonra. Neden bir adım atmıyorsun?" diyorlardı. seni hâlâ çılgın gibi seviyorum. Akademi'nin son sınıfındayken Memduh Bey damar hastalığından öldü. Selâhattin Adil Paşa'yı." dedi. sen de amma beceriksizsin. Hemen hastaneye koştu. Onun bu yapısını bilen arkadaşları. Ama artık yolları ayrılmıştı. kimisiyle de aralarında sıcak bir ilişki kurulamadı." dedi. Uzun uzun bakışıyorlardı. Mustafa Kemal kurmay subayken. Kimler vardı bunların arasında? En yakın arkadaşı. Okulda yeni arkadaşlar edindi. istanbul onun için başdöndürücü bir kentti." Şevki Paşa ve eşi. Bu bakımdan Akbıyık'ta sıcak bir aile yuvası buldu. iyileşince hemen evleniriz. Fikriye'nin Mustafa Kemal'le ilk anıları işte bu yıllara dayanıyordu. Mustafa Kemal de 16. zaman zaman ağabeyi Ragıp Bey'i görmek için onların evlerine gidip geliyordu. Altı-yedi yaşlarındaki bir kız çocuğunun. Mustafa Kemal kendisini Selanik'te tanımış tı. ama Mustafa Kemal kıza olan duygularını belirtecek tek söz söylemeye cesaret edemiyordu. yüzlerini ve adlarını da hiç unutmazdı. Fikriye'yi doğurmuştu. Kâzım Karabekir'i. Mustafa Kemal'in gözlerinden yaşlar boşandı. gece de onun babası İsmail Fazıl Paşa'nın Kuzguncuk'taki evinde kalırlardı. bu işi konuşuruz. Kızı yanaklarından öptü. Enver Paşa'yı. "seni sevdiğimi neden daha önceleri anlatamadım?" Kızın da gözlerinden yaş boşanıyordu." dedi. Gülümsüyor ve susuyordu. "Ne yazık. Şevki Paşa başka bir yere atandı. Cafer Tayyar Paşa'yı. Mustafa Kemal bir süre sonra o ilk sevgilisinin öldüğünü haber alınca beyninden vurulmuşa döndü. Demek ki Mustafa Kemal Akbıyık'taki eve gelip giderken Fikriye ayakaltında dolaşan ufak bir çocuktu.

"Ne emredersiniz Paşa Hazretleri? Arak (rakı) mı getirelim?" "Hayır oğlum. "Buyurun Paşa Hazretleri. "iki öğrenci geldi. subaylara kesin içki yasağı vardı. Tepebaşı ve Taksim bahçelerine uğramayı gelenek haline getirmişlerdi. şimdi de bizi şöyle danslı. Beyoğlu'nun ünlü zenginleri. Mustafa Kemal garsonu çağırıp onlara da aynı biçimde viski getirmesini söyledi. Gece yarısından sonra saat 2'ye kadar içkiler içildi. Ama üzerlerinde üniforma olduğu için içki içemezlerdi." dediler. Sonra hep birlikte kalktılar. beyler de buralardan hiç eksik olmazlardı. Garsonlar Fehim Paşa'yı karşılarında görünce çok telâşlandılar. Paşalar ve yanlarındaki iki genç Harbiyeli kuruldular masalara. paşalar. Paşalar bayıldılar bu yeni moda içkiye." dedi. "Olmaz öyle şey. iki arkadaş Kuzguncuk'tan okula dönerlerken. Mustafa Kemal okula geç kaldıkları için kalkmak zorunda olduklarını söyleyecek oldu. sokmadım. Hiç merak etmeyin." dedi. Yahudiler. "Komutanım." Subay. Az sonra da okul müdürü onları kendi masalarına çağırtıp Fehim Paşa’ya tanıtmaz mı? İster istemez birlikte paşaların masasına oturdular." diye haykırdı. anlatın şu garsona ne istediğimizi. akşam okula dönerlerken. sizi şöyle alalım. Böylece kimse onların içki içtiğini anlayamayacaktı. İkisinin de canı içki içmek istedi. Okul müdürü. eğlenceli bir yere götürün de keyfimizi orada sürdürelim. bir daha derken saatler ilerledi. Paşaları oraya götürdüler." Viskiler onlara da kamışlı limonata bardaklarıyla geldi. Rum garsonu bir köşeye çekerek ne istediklerini anlattı. bakın bu genç arkadaşlar biliyorlar bizim ne sevdiğimizi. Bir Macar orkestrası orada Viyana valsleri çalıyordu. Nöbetçi subaya verirsiniz." dedi. İçlerinde onları tanımayan yoktu. Yine böyle bir ağustos akşamı. Nöbetçi subayı çağıracağım. Bir daha. "Ne arıyorsunuz bu saatte?" "Bizim tezkeremiz var. "Bu saatte Harbiye'ye nasıl girerlermiş?" . "Ben size bir tezkere yazarım." Çavuş nizamiye kapısını içeriden sürmeledikten sonra gidip nöbetçi subayı uyandırdı. Paşalar arabalarına binip konaklarına yöneldiler. Görürsünüz başınıza gelecekleri. Rumlar. limonata bardağının içine viskisoda koymasını ve bardağı limonata kamışlarıyla getirmesini söylediler.Mustafa Kemal ve Ali Fuat. Kapıyı vurdular. Sizinle uğraşmazlar. Bu yüzden garsona. "Nedir bu içeceğimiz içki?" diye sordu. Mustafa Kemal ile Ali Fuat da Harbiye'ye. Biraz buruk ama hoş bir içki. tezkerenizi gösterirsiniz. Ali Rıza Paşa." Mustafa Kemal. "Siz ne içiyorsanız bize de ondan ısmarlayın. ne olduğunu bilmedikleri anlaşılan viskiden çok hoşlandılar. Tam bu sırada yandaki masaya Abdülhamit'in başhafiyesi Fehim Paşa ile Akademi'nin müdürü Ali Rıza Paşa ve yine hafiye takımından Albay Gani Bey birlikte gelmezler mi?! İkisinde de şafak attı. Kemal Bey. Ali Rıza Paşa Mustafa Kemal'e dönerek. Hiç o saatte okula dönmemişlerdi." "Ben tezkere mezkere dinlemem. içeri girmek istiyorlar. Sahneye en yakın bir masa boşaltıldı. Nöbetçi çavuş gelip kapıyı açtı. Viskileri kamışla keyifli keyifli içmeye başladılar." Mustafa Kemal'le Ali Fuat'ın arada zaman zaman gittikleri yerlerden biri de Kristal Gazinosu'ydu. Taksim bahçesine gittiler. Ermeniler. "Sodalı bir meyve suyu. Ellerinde Paşa'nın tezkeresi varmış güya. Az sonra masaya yine kamışlı limonata bardaklarıyla viskiler geldi. Bu bahçelerde Avrupa'dan gelmiş orkestralar çalar. uyku sersemliğiyle "Alma içeri. birlikte geçirdikleri hafta sonlarında. Paşalar. Öyle oldu. Haydi. buyrun.

Fikri20 ye o yıl yedi yaşındaydı." diye haykırdı." dedi. Mustafa Kemal derslerini de hiç aksatmıyor ve Harbiye'nin en başarılı öğrencilerinden biri olarak bütün kumandanların dikkatini çekiyordu. "Baş üstüne kumandanım. Ailenin en küçüğü Jülide ise dört yaşındaydı. çalışkanlığı ve disiplinli davranışıyla." Çavuş tam odadan çıkarken nizamiye subayı düşündü. Ama ertesi gün ikisi de tutuklandı. ilk iş olarak Mercan Yo-kuşu'nda asker elbiseleri diken bir terziye birer takım elbise ısmarladılar. henüz hiçbir şeyin farkında değildi. Oysa bu. Mustafa Kemal ve Ali Fuat. "bırakın çocukları gidip dinlensinler. Çoluk çocuk perişan oldular.. saçmalıyorsu-nuz. Mustafa Kemal Akademi'nin son sınıfındayken Memduh Bey birdenbire öldü. eğlenceli geçen bu öğrencilik yıllarında.' "Dur!" diye haykırdı. "Al içeri." Nöbetçi yüzbaşı hırsından deliye dönmüştü. Bu lokanta Tünel'in Galata kapısından çıkıp da Karaköy köprüsüne giderken sağ köşedeydi. "Siz iyice kafayı çekmişsiniz. Sonra. 'Ellerinde Paşa'nın tezkeresi varmış! Ne demek bu tezkere? Ya gerçekten Paşa onları görevle bir yerlere göndermişse! Boş yere başımıza dert açmayalım. Amacı Selanik'te bir göreve atanmak ve en yakın arkadaşlarıyla birlikte orada devrimcileri örgütleyerek rejimi temellerinden sarsmaktı. Ali Enver'le zaten zaman zaman meyhanelere gidiyorlardı." diye seslendi. Mustafa Kemal de üvey amcasının ölümüne çok üzüldü ve kendisine her zaman kucak açmış olan insanlarla ilişkilerini hep sürdürmeye karar verdi. gerçekten kart okul müdüründen geliyordu. Subay biraz bozuldu ama artık bu işin dönüşü yoktu. güzel konuşmaları ve edebiyat konularındaki bilgisiyle herkesin saygısını kazanmıştı." Kapıya vardıklarında.Sonra ayılır gibi oldu. Diplomalarını aldıkları günlerde kendilerine nereye atanmak istediklerini sordular. Mustafa Kemal de Ali Fuat'la birlikte Selâ-nik'i seçti. Adam karta bir göz attı. Kart gerçekten okulun dahiliye müdürüne yazılmıştı. Ama bu olay. onların . yok. "Tamam. Mustafa Kemal ağabeyine büyük bir hayranlığı vardı. "Dahiliye müdürünü görecegiz. tümüyle bir karaçalma olayıydı. ikincisini de Büyükada'da yaşayan bir Rum. yürekleri devrim ateşiyle çarpan gençlerdi. Yüzbaşıya döndü. Birincisini emekli bir Alman astsubayı işletiyordu. Mustafa Kemal viskiyi ilk orada içmişti. Çok canlı. "Maşallah beyler. jurnalin tümüyle uydurma olduğunu güç belâ kanıtladılar." Nöbetçi subay." dedi." demekle yetindi ve olay kapandı. henüz böyle bir örgüt kurmamışlardı. ikisini de kodese kapat. "Yok. Abdülhamit'in devrilmesi için en iyi ortamın Balkanlar'da." Gidip müdürü uyandırdı. Birkaç gün sonra yola çıkmaya hazırlanıyorlardı. Hepsi onları yarının devrimcileri olarak görüyordu. öteki de Galata'da Con Paşa'nın lokantası.. Mustafa Kemal 1905 yılının ilk ayında Kurmay Yüzbaşı olarak Harp Akademisi'ni bitirdi." dedi. ben şimdi geliyorum. Makedonya'ya ve özellikle Manastır'a oradan ulaşmak çok kolaydı. Mustafa Kemal ile Ali Fuat'ın o yıllarda gittikleri iki yer daha vardı: Biri Beyoğlu'nda Zeuve birahanesi. Zekâsı. "Serhafiye Fehim Paşa Hazretleri ve okul nazırımız Ali Rıza Paşa ile berberdik de. Mustafa Kemal'in uzattığı karta bir göz attı. "Bekle. Çünkü Akademi'deki bazı öğrencilerle birlikte bir devrim komitesi kurdukları yolunda Saray'a jurnal edilmişlerdi. Mustafa Kemal ile Ali Fuat. . yarın sabah ben onlara gösteririm. Rumeli'nde ve Makedonya'da olduğuna inanıyorlardı. "gecenin bu saatinde nereden böyle?" Mustafa Kemal."Düşün bakalım önüme. nöbetçi subay uykudan uyandırılmış olmanın kızgınlığıyla. Çevresindeki bütün arkadaşları da istibdat rejimine başkaldırmaya hazır.

Çünkü inzibat kordonundan ve gümrükten geçmek kolay olmayacaktı. Şimdilik sen kimseye hiçbir şey söyleme. Ama Mustafa Kemal'in Selanik'te güvendiği başka dostları da vardı. Arap kızlarının şarkıları dinleniyordu." dedi.21 landırarak İstanbul'un üzerine mi yürüyeceklerdi? Böyle bir şeyin yapılamayacağını kendileri de biliyordu. İskenderiye'den Yunanistan'a giden Rum yolcularla doluydu. orada da Selânik'e işleyen vapurların acentesini buldu. Oradan da bir vapura atlayarak İskenderiye'ye ulaştı. Annesi oğlunun bu habersiz gelişini hiç beklemiyordu. "Sen. onların aracılığıyla iki gün içinde soruna çare bulundu. Mustafa Kemal Rumeli'ye geçmeye kesin karar verdi. Az sonra bir kayığın gemiye yanaştığını gördü. iki arkadaş özlemle kucaklaştılar. Vapur. Doğruca Zübeyde Hanım'ın evine gittiler. subayların akşamlan buluşma yeriydi. Orada yapacağı hiçbir şey yoktu." dedi. özlemini çektiği bilinçli başkaldırı ortamını Suriye'de hiç bulamadı. Ali Fuat ise Beyrut'taki Süvari Alayı' na. İşte o tartışmaların sonunda vatanın kurtuluşu için aralarında bir gizli örgütün kurulmasına karar verdiler. O dönemin ünlü subaylarından Müşir Hakkı Paşa'nın oğlu Hamdi Mustafa. Zaten Şam'da başka bir eğlence de yoktu.. Vapur ertesi sabah Pire limanına demir attı. Kadınlar kendisine türlü avanslar veriyorlardı. "Ben Makedonya'ya gidiyorum. "Mustafa'çığım. Mustafa Kemal inzibatların denetimine uğramadan rıhtıma çıkmış oldu. Bu örgüte." dedi. Kurmay arkadaşı subay giysisiyle kayıktaydı." dedi." Mustafa Kemal kaçma kararını verdikten sonra Beyrut'tan Yafa'ya geçti. "Bu tezkere İzmir'den öteye geçmez. Oradaki Alman birahanesi. Sık sık Şam'dan Beyrut'a gidiyor ve oradaki arkadaşlarıyla tartışmalar yapıyordu. yeter. Beyrut daha canlı bir kentti. Amaçları devrim tohumlarını oradan başka yerlere yaymaktı. "kaçtığımı kimseye söyleme. bir kez buradan uzaklaşayım. Ya yakalanırsan? Vallahi zindanlarda çürütürler seni. sazlar çalınıyor. Rum güzelleriyle tatlı tatlı sohbet ediyordu. Orada kafaları çeken subaylar.Selânik'e atanmalarına engel oldu. Nasıl olsa bir yolunu bulur. Mustafa Kemal. Ama bu cemiyet ne yapabilirdi ki? Beşinci Ordu'yu ayak. Benden haber bekle. Limanda vapur acentelerinin bulunduğu bölgeye giderek Pire'ye kalkacak ilk vapurun hangisi olduğunu araştırdı.. Sınıf arkadaşım Kemal Ohri gidip kumandana durumu anlatacak. Ali Fuat'a. daha sonra limanın yakınlarında çalgılı bir bahçeye giderek tartışmalarını orada sürdürüyorlardı. "nasıl geldin böyle habersiz? Kaçak mısın yoksa?" "Evet anneciğim. Zaten sivil giyinmişti. "Aman. Sevinç çığlıkları atarak yaşlı gözlerle oğlunu kucakladı. bunu nasıl yaparsın. Gözleri arkadaşını arıyor-22 du. Onun aracılığıyla bir izin tezkeresi elde etti. Mustafa Kemal vapurda güzel Rum kızlarından başka kimsenin dikkatini çekmedi." "Korkma anneciğim." "Çıldırmışsın sen. Bazen de Şam'da 'Sahra âlemi' denen eğlenceli bahçe toplantılarına katılıyordu. Biletini aldı ve Selanik'teki bir kurmay arkadaşına Fransızca bir tel çekerek gelip kendisini karşılamasını istedi." Sorunun çözümü kolay olmadı. 'Vatan ve Hürriyet Cemiyeti' adı verildi. . Ben önlemlerini aldım. Kemal'in yakın arkadaşlarındandı. Ali Fuat. Başım derde girmeyecek. Ertesi gün vapur Selanik limanındaydı." Mustafa Kemal'in eski arkadaşları Selanik'te önemli görevlere getirilmişlerdi. Mustafa Kemal artık kaçak değildi. Mustafa Kemal rıhtıma çıkmak için acele etmedi. ikisi de Suriye'deki Beşinci Ordu'ya gönderildiler. Mustafa Kemal Şam' daki Süvari Alayı'na atandı." "Zararı yok. Selânik'e geçerim. Mustafa Kemal. kaçak geldim. Biletini aldı. hiç kimseden çekinmiyordu. O da vapurun barında Uzo'sunu içerken. Niyetini Ali Fuat'a açarak. İçinden sular akan bahçelerde araklar içiliyor. Onların aracılığıyla iznini uzatabileceğine inanıyordu.

" Hüsrev Sami. "Mustafa Kemal'in söylediklerine uyacağımıza. sınıf arkadaşlarından Ömer Naci'yi ve binbaşı Bursalı Tahir'i buldu. "Vatan ve Hürriyet'in Selanik şubesini hemen burada. Selanik'te eski arkadaşı topçu subay Hüsrev Sami Kızıldoğan'ı. Arkadaşları kendisini hayranlıkla dinlediler. 23 "Niye burada da böyle bir örgüt kurmuyoruz?" diye sordu. sonra onlara katılan Dr. Mustafa Kemal onlara. Sizden özveri bekliyorum.." Mustafa Kemal'in bu konuşması odada büyük bir coşku yarattı. "Namusumuz üzerine söz veriyoruz. aile yuvasına dönmenin mutluluğu içinde. Vatanı kurtarıncaya kadar savaşacağız. Birlikte oldukları zaman yapamayacakları iş yoktu. "Peki. Mustafa Kemal." dedi. "Seni de başyaver yapacağım. O yeni bir politika uygulayacak. Bu kahredici istibdat rejimine ancak devrimle yanıt vermek gerekir. Bu izni çok iyi değerlendirmesi gerekiyordu. Özgürlük olmayan bir ülkede ölüm ve çöküntü vardır. Hava değişikliği dolayısıyla dört ay izin almıştı. Manastır 1da-disi'nden arkadaşı Nuri Conker.Altı yıl Selanik'ten uzak kalmış olmasına karşın doğup büyüdüğü kente Mustafa Kemal'in özel bir düşkünlüğü vardı. Mustafa Kemal. devletin dış politikasını sert bir dille eleştirdikten sonra. doğup büyüdüğü pembe evden birkaç gün dışarı çıkmak istemedi. vatan ve özgürlük için gerektiği zaman canımızı vereceğimize hemen yemin edelim. Şam'da kurdukları Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'nin ilkelerini anlattı. bugün bizlere bazı büyük görevler yüklüyor. Tevfık Rüştü Araş. "Elbette daha elverişli. ulusu egemen kılmak ve vatanı kurtarmak için sizi göreve çağırıyorum. alaycı bir sesle. Küçük kız kardeşi Naciye ise o Harbiye'de okurken 12 yaşında ölmüştü. "Rumeli'nin ve Makedonya'nın koşullan böyle bir örgütün burada kurulmasına daha elverişli değil mi?" Mustafa Kemal. 24 Bir akşam yine böyle bir tartışma sırasında." Tabanca elden ele dolaştı." Nuri Conker güldü. "Harika bir iş." dediler." "Peki Tevfik Rüştü devletin politikasına nasıl yön verecek?" "Onu dışişleri bakanı yapacağım. üvey babası Ragıp Bey. "Hiç yanımdan ayırmayacağım." . Hüsrev Sami. "Biz işbaşına geldiğimiz gün bu politikayı değiştireceğiz. belinden tabancasını çıkararak masanın üzerine koydu. Öğretmen Okulu Müdürü Hoca Mahir de onlara katıldı." Salih Bozok söze karışarak. Şimdi gizli çalışmak ve örgütü geliştirmek zorundayız. bu akşam kuracagiz. muhakkak ki çok eğleniyordu.. "Millet zulüm ve istibdat altında mahvoluyor. Bu amaç la Şam'daki cemiyeti kurdum. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal Selanik'te arkadaşlarıyla bir araya gelince. ben ne olacağım?" diye sordu. İstibdatla savaşa başladık. kardeşi Makbule hep orada yaşıyorlardı. Peki onu dışişleri bakanı yaptın. Nuri Conker." diye yanıt verdi. Annesi Zübeyde Hanım. I Genelde Olimpos birahanesinde buluşup saatlerce devletin geleceğini tartışıyorlardı. Köhneleşmiş olan bu yönetimi yıkmak. Manastır'da. İlk işleri Beyaz Kule'nin çevresindeki meyhaneleri dolaşmak oldu. Toplantıya katılanların her biri teker teker söz alarak. "Doktor Tevfık Rüştü aracılığıyla. Kimdi oradaki arkadaşları? İlkokuldan beri hiç vazgeçemediği dostu Salih (Bozok). Mustafa Kemal'in Selanik'te yapacağı büyük işler vardı. Her biri teker teker silâhı öperek. "Seninle aynı düşünceyi paylaşıyoruz." dedi. ya beni ne yapacaksın?" "Seni de vali ve kumandan yapacağım. "Nasıl değiştireceğiz bunu?" diye sordu. Her ilerlemenin ve kuruluşun esası özgürlüktür." dediler. Sonra arkadaşlarını buldu. dedi." dedi. İdadi'de okurken de yazları hep Selanik'te geçirmişti. Tarih. "Arkadaşlar.

Mustafa Kemal de bu Ordu'nun kurmay başkanlığına getirildi. "Bu görevleri kim veriyorsa." dedi. Bu kez de Trablus'ta bir göreve atandığını öğrendi. Gericiler Meclis'i dağıtıp Abdülhamit'e yeniden bütün saltanat yetkilerini vermek üzere ayaklandılar. 1907 Ekimi'nde Manastır'daki Üçüncü Ordu'ya atandığını öğrenince çok mutlu oldu. ordu bu olaylara seyirci kalmayacaktı. Hemen İstanbul'a gitmek gerekiyor. Bu bildiride şöyle deniyordu: "Millet yıllardan beri zulüm yapan istibdat kuvvetlerini parçalayarak Meşrutiyet Hükümeti'ni kurdu Bu kansız mutlu inkılaptan zarar gören aşağılık kimseler eski duruma dönülmesi için bin türlü hile ve alçaklığa başvurarak yasal hükümeti yıkmak . Validenizi özlediğiniz için Selânik'e gittiğinizi biliyorum. Redif Tümeni Kumandanı Hüseyin Hüsnü Paşa'yla görüştü. Şeriatçılar tam bir anarşi ortamı yarattılar. Sonunda kendi yurduna kavuşmuş oluyordu. "Allahını seversen. içinde Şam'a dönmenin burukluğunu duyuyordu. Böylece olayların içinde olacaktı." demekle yetindi. "Paşam. Dört aylık hastalık izni çok çabuk bitti." dedi. Bu. Bir daha böyle şeyler yapmayın lütfen. İstanbul'a yürüme kararı verildi. 23 Temmuz 1908'de Abdülhamit'in tüm yetkileri elinden alınarak Meşrutiyet ilan edildi. Belki yakın arkadaşlarınızı da özlemişsinizdir. Hareket Ordusu. başkent için için kaynamıştı ve ittihatçılar şimdi de ikinci Meşrutiyet'in ilânına hazırlanıyorlardı. istanbul'da çok önemli olaylar olurken o günlerini Trablus'ta geçirmenin kızgınlığı içindeydi." Mustafa Kemal Şam'da toplam bir buçuk yıl kaldıktan sonra. kaç zamandır bu örgütün içindeydi. Ordu Komutanı Müşir Hakkı Paşa'nın Mustafa Kemal'e büyük sempatisi vardı ama İstanbul'a karşı gelmekten de çekiniyordu. "hepsi iyi de. Aynı gün Mustafa Kemal Üsküp' ten Selânik'e dönüyordu. Ne var ki o İstanbul dışındayken. Hemen gidip Selanik'teki ordu kumandanı Mahmut Şevket Paşa'yı gördü. Mustafa Kemal'e bir de ek görev verildi. Mustafa Kemal. Selanik'te gizli olarak kurulan ittihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. iki ay sonra istanbul'a döndü. O yokken neler olmamıştı Şam'da? Mustafa Kemal'in kaçtığı İstanbul'a jurnal edilmiş ve Şam'daki Beşinci Ordu komutanlığından bu kaçış konusunda bilgi istenmişti. Mustafa Kemal'in derhal tutuklanması için Selânik'e bir tel çekti. Bunlar hep benim anlayacağım şeyler. "neden bana daha önceden bilgi vermediniz? Size hiçbir kötülük gelsin istemem. Yaklaşık dört ay oralarda kaldıktan sonra. Bütün Balkanlar o dönemde büyük çalkantılar içindeydi. Mustafa Kemal'in dönüşünden üç ay sonra. "ne diye burada duruyoruz? Yobazlar ve bütün gerici kuvvetler devleti çökertiyorlar. 19 Nisan 1909'da Hadımköy'e geldi. Gelir gelmez. ittihatçıların kendini biraz devre dışı bıraktıklarını düşünüp üzülüyordu." Mahmut Şevket Paşa'nın bu işe aklı yattı. Mustafa Kemal orada 'Hareket Ordusu'nun Halka Bildirisi'ni yazdı ve bunu Hüseyin Hüsnü Paşa imzaladı. ben de o görevde olacağım. bütün aydınlara ve 'mektepli'lere karşı bir başkaldırıydı. sen nasıl bir göreve geleceksin de bizleri böyle yerlere getireceksin?" Mustafa Kemal hiç düşünmeden. Demek ki Mustafa Kemal daha o günlerde nasıl bir yere geleceğini biliyordu. Duygularınızı anlıyorum. Mustafa Kemal'in artık içi içine sığmıyordu. Ama beni çok güç durumda bıraktınız. Buna." dedi. Bingazi'den Selânik'e döndü. Üsküp-Selânik demiryolu müfettişliğine atandı. Bu amaçla oluşturulan kuvvete 'Hareket Ordusu' dendi. Paşa sorunu halletmeye çalışıyordu. Artık yeni bir dönem başlıyordu yaşamında. en gergin günlerini yaşamaya başladı. Oysa o. "Mustafa Kemal Efendi oğlum. Şam'a döner dönmez Ordu Kumandanı Müşir Hakkı Paşa'yı görerek durumu anlattı. Ama Mustafa Kemal birkaç gün önce oradan ayrılmıştı. 31 Mart Vakası dendi. Evet. İşi idare etmek için Yafa'ya bir subay göndererek biçimsel bir soruşturmaya başvurdu.Nuri Conker bunun üzerine. istanbul. Şam'dan olumlu bir yanıt alınamayınca Harbiye Nâzın.

Bir ay sonra da Mustafa Kemal Selânik'e döndü. Osmanlı hükümeti bu manevraları izlemeleri için Paris'te ataşe olan Binbaşı Fethi Bey ile Binbaşı Selâhattin Bey'i ve Kolağası Mustafa Kemal'i göndermeye karar vermişti. Tren Osmanlı sınırını geçip de Sırp sınırına girince. Arnavutların ellerindeki bütün silâhlar da toplatıldı. Sivil giysilerle yolculuk ediyoruz. Mustafa Kemal valizini açıp başındaki fesi valize koyarak bir süre önce İstanbul'da Tiring mağazasından aldığı bir kasketi başına geçirdi. Harbiye Nâzın Mahmut Şevket Paşa. Mustafa Kemal bu olayı şaşkın halde izliyordu. İstasyonların birinde. 31 Mart Vakası denilen isyan böylece bastırılmış oldu. Hele Enver Paşa gibi liderler. Selanik'ten trenle yola çıktılar. Mustafa Kemal'i de Üçüncü Ordu kurmay başkanlığına getirdi. Çocuk. O sıralarda orada toplanan İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin ikinci Büyük Kongresi'ne Trablus delegesi olarak katıldı. Çocuğun bu işten canı sıkıldı ve yoruldu. O toplantılarda ordunun politikaya karışmaması görüşünü savundu." Beş gün sonra Hareket Ordusu İstanbul'a girdi. sığır mı. Tren Sırbistan'da küçük büyük istasyonlarda dura kalka ilerliyordu." diye yanıt verdi. yok mu?" diye sordu. görevini yalnız askeri yönden yapacaktır. Ayan ve Me-busan Meclisi ortak bir toplantı yaparak İkinci Abdülhamit'i tahttan indirdiler ve yerine V. "Biz sayei şahanede (Padişahımızın sayesinde) birinci mevkide seyahat ediyor ve devleti temsil ediyoruz. söyleyecek söz bulamadı. Tepsiyi kafasının üstünden indirince bir de baktı ki müşterinin başında fes var. "Ben ne bileyim. Mustafa Kemal'e. elinde bir tepsiyle sandviç satan bir çocuk gördü." dedi ve sandviçleri Selâhattin Bey'in elinden kaptığı gibi başka pencerelere koştu. Oraya gönderilen bir tümen asker isyanı bastıramıyordu. Kara Vasıf ı ve Şükrü Naili'yi alarak cepheye gitti ve bir ay içinde isyan bastırıldı. İttihatçıları yakından tanıma olanağını sağladı." Mustafa Kemal. Onurlu bir adamdı. Bu kongre ona. Selâhattin Bey'in karnı acıkmıştı. Bir süre sonra düdükler öttü ve sonra tren kalktı. kendine doğduğu kentte sayısız iş olanakları bulmuştu. Ordu politikadan uzaklaşmalıdır. Mehmet Reşat'ı tahta oturttular. Ama İttihatçılar bu görüşü paylaşmadılar. "Ne yapıyorsun?" diye sordu." Bunun üzerine Selâhattin Bey sandviçleri teker teker eline alarak koklamaya başladı. . "Canım Selâhattin Bey. sen Türksün. orada sakladığı ve o zamana kadar hiç giymediği kasketini başına geçirdi. domuz mu. valizine yerleştirdi. Mustafa Kemal ile Selâhattin Bey." dedi. "et var içinde. Artık Mustafa Kemal İstanbul'u hiç aramıyordu. Ertesi yıl Arnavutluk'ta isyan çıktı. 28 Selâhattin Bey Arnavut kökenli olduğu için biraz Sırpça biliyordu. 28 yaşındaydı. Osmanlılığımız." dedi. anlamam. Hemen pencereyi açarak çocuğa Sırpça. Selâhattin Bey de başından fesini çıkartıp. O yıl Mustafa Kemal'in yaşamındaki önemli bir olay da Pi-cardie'deki manevraları izlemek için Fransa'ya gitmesi oldu. Ordu. "Ordumuzun içinde bulunan Cemiyet üyesi arkadaşlarımız politikada devam etmek istiyorlarsa ordudan çıkmalı ve Cemiyet'in halk içindeki örgütünde görev almalıdırlar. Ordudaki güçlerini kullanarak politikada en üst görevlere ulaşmak istiyorlardı. Başını içeri çekti ve pencereyi kapattı. ordunun başına geçmek zorunda kaldı.istediler ve İstanbul faciasına yol açarak suçsuz insanların kanlarının dökülmesine neden oldular. Selâhattin Bey çok bozulmuştu. Müslümanlığımız belli olmalıdır. "Anladım. Binbaşı Selâhattin Bey tutucu bir kişiydi. Mustafa Kemal yanına Kâzım Özalp'i. "Bunların içinde domuz eti var mı. "artık sınırı geçtik. uzun bir süre Mustafa Kemal'le konuşmadı. Herkesin bizi tanımasında ne yarar var?" Selâhattin Bey sustu. Nuri Conker'i.

Yapacağı şey. Fethi Bey'le buluşup hep birlikte manevra bölgesine gittiler. Bu olaydan sonra Selâhattin Bey Mustafa Kemal'le çok iyi dost oldu. Osmanlı'nın onuruyla oynanıyordu. "Beni niçin istanbul'a çağrıyorlar. 29 II Derne Cephesi Bir hafta sonra Harbiye nezaretine bomba gibi bir haber ulaştı: İtalyanlar 28 Eylül 1911'de Trablus ve Bingazi'ye karşı saldırıya geçmişlerdi. hani fesi başımızdan hiç çıkartmaya-caktık?" Selâhattin Bey. onunla çatışmamaya özen göstermekti. Amaç herhalde Mustafa Kemal'i kendi çevresinden uzaklaştırarak gözaltında bulundurmaktı. Oğlu hiç yanından ayrılsın istememişti. Mustafa Kemal hiç beklemediği bir zamanda İstanbul'a çağrıldı. söyler misiniz?" diye sordu. Osmanlı topraklarının savunulması için gazetelerde ateşli yazılar çıkıyordu. Mustafa Kemal bu albaya. Bu onun doğduğu kentten son ayrılışıydı." demekle yetindi. Selanik'te kurduğu gizli örgütün istanbul'a jurnal edilmiş olması en büyük olasılıktı. Oraya bir daha hiç geri dönmeyecekti. Mustafa Kemal. "Vallahi hiç bilemiyorum. oğluna da çok düşkündü. Onun beceriksiz ve hırslı olduğunu düşünüyordu. Bu kez annesinden ayrılmak ona güç gelmişti. Neden istanbul'a atandığını bir türlü anlamıyordu."Ne oldu Selâhattin Bey. Fuat Bulca. Cemiyetin ilk yönetim kurulunda Nuri Conker. "Öyle demiştim ama şimdi zamanı geldi. Kendisini geçirmeye gelenler arasında Selanik'teki ordu müfettişliğinde genelkurmay üyesi. bundan hiç hoşlanmıyordu. Türkiye'nin o uygarlık düzeyine ulaşması için kafasında pırıltılar uyandı. İşin en kötü yanı. Konuklar ertesi gün Saint-Etienne'deki top ve tüfek fabrikalarını gezdiler. herkesten vatan için özveriyle çalışma bekliyor ve bu havayı göremeyince de düş kırıklığına uğruyordu. kendi doğruları içinde yürürken. onlardan hiçbirinin örgütü ele vermesi söz konusu olamazdı. Mareşal Foch bu görüşlerden çok etkilenmiş olacak ki. Mustafa Kemal de istanbul'a gelir gelmez en yakın dostu Salih'e bir mektup yazarak durumunu anlattı ve annesini görüp teselli etmesini istedi. Elbette bir gün hesaplaşırız. ertesi gün Derne'de bir göreve atandı. Bu hava içinde Mustafa Kemal. Ona Mersinli Cemal Bey derlerse bana da Selânikli Mustafa Kemal derler. O. Birkaç gün sonra da İtalyan askerleri Bingazi'ye ve Trablus'a çıktılar. iki günlük bir yolculuktan sonra Paris'e geldiler. Albay Garip Mustafa Bey de bulunuyordu. Mustafa Kemal söz alıp görüşlerini açıkladı. İtalya ertesi gün Osmanlı Devleti'ne savaş ilân etti. "Sizin bilmediğiniz şeyi ben çok iyi biliyorum. beni jurnal eden Cemal Bey'den başka kimse olamaz. Mareşal Foch'un yönetimindeki manevralar sona erip de uygulamaların değerlendirmesi yapılırken. . Ülkede heyecan doruğa tırmanmıştı. Başkent birbirine girdi. Garip Mustafa Bey. Neden istanbul'a getirildiği konusunda hiç kimse ağzını açıp tek kelime söylemiyordu. orada Enver Paşa'ya bağlı olarak çalışacak olmasıydı." Mustafa Kemal istasyonda kendisini geçirmeye gelenlerle kucaklaşıp vedalaştıktan sonra üzgün bir havada Selanik'ten ayrıldı. dedi. Zübeyde Hanım artık yaşlanıyordu. Ama o günlerin koşulları içinde ona karşı gelmesi de pek kolay değildi. Enver Paşa Trablus'u savunmak için gönüllü subaylarla birlikte Bingazi'ye gidecekti. Mustafa Kemal istanbul'da Genelkurmay Birinci Şubeye atandığını öğrendi. Mustafa Kemal ilk kez bir Batı Avrupa ülkesi görüyordu. Herkesin kendi çıkarı peşinde koştuğunu gördükçe hırsından deli oluyordu." diye yanıt verince. o akşam düzenlenen ziyafete yüzbaşı düzeyinde hiçbir subay çağrılmadığı halde Mustafa Kemal'i çağırttı. Enver Paşa'ya en ufak bir sempatisi yoktu. Mahmut Soydan gibi çok yakın arkadaşları vardı. Artık istanbul'dan iğreniyordu. Fransa gezisinden tam bir yıl sonra.

Daha bir süre için valideme bile haber vermeyin. Mısır'a vardıktan sonra sana bilgi ve adres vereceğim. Selanik'teki 'Paşa gıdası' yok.' Bu acılı seferi onunla yapmak isterdim. Mustafa Kemal ve arkadaşları uzun bir süre konuşmadan votkalarını yudumladılar. Trablus'a gitmemiz için o bize araba bulabilir. Allah nasip ederse savaş alanında birleşiriz. "Eyüp Sabri sizi görecek." 32 Rus vapuru ertesi sabah Urla açıklarında demirledi. Mustafa Kemal'in ilk işi." Birkaç gün içinde hazırlıklarını tamamladı. biz de öyle düşünüyoruz. Ara sıra benim tarafımdan ona. Biz Arapları değil. Harbiye Nâzın onların gitmesini engellemişti. Biz Endülüs'e benzemeyeceğiz.Benim nerede olduğumu açıklamayın. senin adına mektuplarını alacak ve açacak bir arkadaş seç. Selânik'e." dedi. ". yorulmadan bütün tehlikeleri göze alarak savaşacağız." "Kabul. . oradan bir şişe votka ile havyar ve peynir gibi şeyler alıp güvertede tezgâh kurdular. Ama bu kutlamayı nasıl yapacaklardı? Yanlarına rakı bile almamışlardı. Yakın dostu Ömer Naci ve birkaç subay arkadaşıyla birlikte. Endülüs tarihinin son sayfalarını okuyunuz. Maaşımdan borçlarımı ödedikten sonra kalanının valideme verilmesi gerekir. Ama korkarım. Ama İskenderiye'den sonra hedefimize nasıl ulaşacağız?" "İskenderiye'den Kahire'ye geçeceğiz. Heyecanla geminin kalkmasını bekliyorlardı. Tembellikten hiçbir şey çıkmaz. rakı ile çerez türünden ufak mezelerdi. Orada Abbas Hilmi Paşa'yı göreceğim. Harp Okulu'ndan arkadaşı Asım Gündüz'le biraz dertleşerek şöyle dedi: "Oradaki topraklarımızı savunmak için Afrika'ya gidiyorum. dönüşte Avrupa'daki topraklarımızı da yitirmiş olacağız. .İstanbul'dan ayrılacağı sırada. Geminin kaptanı onlara dostça davrandı. Hiç durmadan. oradan da Trablus'a gideceklerdi. Kendilerini vapura kabul etti. 'Anısı kalp ve vicdanımdan bir an çıkamayan bir öz kardeşim varsa Nuri'dir." dedi. Tam üç gün.5alih Bozok'a bir mektup yazmak oldu. gemi bir türlü kalkmıyordu." dedi. Gemi Marmara'ya açılmıştı. Eğer kaderde varsa elbette kavuşuruz. "Senin aracılığınla valideme verilmek üzere Kerim Bey'e 40 lira bıraktım. artık hiç kimse onları durduramayacaktı. Ömer Naci. böyle de oluyor işte. üç gece gemide kaldılar. "Paşa gıdası da olmayıversin. bu işin sonu neye varacak? Bizi biraz aydınlat da karamsarlığa kapılmayalım. bunlarla idare edeceğiz. Beyrut'a gidecek bir vapura bindiler (Ekim 1911).. "burada. istanbul'dan gelmiş gibi mektup gönderin. O mektubunda şöyle diyordu: "Hazreti Salih. Sen de bana yazarsın. Gemi 31 İstanbul limanından ayrılırken onlar bu başarılarını kutlamaya karar verdiler. Bereket gemide kaptan ve tayfalar için bir kantin varmış." Mustafa Kemal'in 'Paşa gıdası' dediği." Mustafa Kemal. Bunun üzerine bir Rus vapuruyla İstanbul'dan kaçmayı tasarladılar. vatanı kurtarmak için Trablus'a gidiyoruz. "Şimdi sen söyle bakalım. "vatanı kurtarmak için şimdi her zamankinden çok gayret ve özveri gerekiyor. Şayet sen bir tarafa gidersen. "Ne yapalım. Hepsi bu kaçışın heyecanını yaşıyordu. Şam yoluyla Mısır'a. O kıymetli kardeşime de ki. Ona güveniyorum. Ona dilekçelerim ve borçlarım hakkında bilgi verdim. Göreceksiniz koca bir devlet nasıl yıkılıp gitmiş. 2 Ekim akşamı saat 6'ya geliyor ve sular yavaş yavaş kararıyordu. Vatanın sınırları nereye kadar uzanıyorsa orada savaşacağız. Bütün arkadaşlarımızın bunun bilincine varıp canla başla çalışmaları gerekiyor. "Naci Conker'e ayrıca mektup yazacağım. Bu sessizliği Mustafa Kemal bozarak Ömer Naci'ye. bu Paşa gıdası dedikleri içki ve mezelerle yetinmişlerdi. Birkaç martı inatla gemiyi izliyor ve zaman zaman bacadan yükselen dumanların arasından kurtulup rüzgârla yarışıyorlardı. "Arkadaşlar. Olimpos gazinosunda yıllarca.

Onun yardımıyla Harbiye nezaretine durum üzerinde 33 bilgi verildi ve istanbul'dan yardım istendi. Ahçıbaşımız da Fuat'tır." Fuat Bulca da o günlerde yine Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta oraların sularından söz ederek şöyle diyordu: "O güzelim Rumeli suları rüyama giriyor. Fuat Bulca ve arkadaşları 16 Kasım 1911 günü. Geceleri genelde çadırlarda kalıyorlardı. İskenderiye'de postaya verecek. Hıdiv Abbas Hilmi Paşa'yı bulmak oldu.. Hepsi bir takma ad kullanıyordu. Bereket Kasım GVF3 ortalarında kavurucu sıcaklar yoktu. Kalbinin vefasına. Kısa bir süre İskenderiye'de kalmaları gerekiyordu." Uzun bir yolculuktan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları İskenderiye'ye geldiler. Allahaısmarladık. Ama ingilizleri kışkırtacak bir davranışta bulunmaktan da çekiniyordu. Eşyalar develere yüklendi. Oradan öteye demiryolu yoktu. Necati'ye söyle maaşımdan borçlarımı kessin. Buradaki suların hepsi boza gibi. ilk hedef Trablusgarp' ti. Mustafa Kemal'in ilk işi. iskenderiye'ye geri dönüldü ve Mustafa Kemal 15 gün hastanede yatmak zorunda kaldı. Nuri Conker yoldan yazıp da birkaç gün sonra postalanan bir mektubunda arkadaşı Salih Bozok'a bu çöl yolculuğunu şöyle anlatıyordu: "Yemeğimizi kendimiz pişiriyoruz. Abbas Hilmi Paşa Türk kökenliydi. Paşa kendisini sevgiyle karşıladı. Bakalım Allah ne gösterecek? inşallah dönmek nasip olursa size günlerce anlatacak hikâyelerimiz var. Kimbilir ne kadar züğürt döneceğim. Mustafa Kemal de gazeteci Mustafa Şerif olmuştu. Bizi katiyen merak etmeyin. Allahaısmarladık. Bu durumda yola devam etmesine hiç olanak yoktu. Selanik'te yalnız Salih Bozok kalmıştı. Günler ne kadar da çabuk geçiyordu."Salih. Cümleye selâm.. Mustafa Kemal ve arkadaşları istanbul'dan ayrılalı neredeyse bir ay olacaktı. Dönüşümde borç filan dinlemem." . kendileri atlara binerek yola çıktılar. Şimdi bir kuyu başındayız. O arada Trablus'a geçiş olanakları araştırılacaktı. Yine Şerif takma adıyla şu mektubu yazdı: "Ey Hazreti Salih. "Seferin ilk dönemindeki zorluğu sevdik. Öte yandan da Mısır'a yerleşmiş olan Libyalılardan ve özellikle Libya'da uzun yıllar egemenliğini sürdürmüş olan Senusilerden gönüllü toplama işine girişildi. Çünkü attan inerken Mustafa Kemal'in ayağı burkulmuştu. Mustafa Kemal'in fasulye ayıklamasını görmelisin." işte o günlerde Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşları Nuri Conker ve Fuat Bulca da istanbul'dan vapurla iskenderiye'ye geldiler. Ama bu kez de Mustafa Kemal yolda hastalandı. Mustafa Kemal iskenderiye'den Salih Bozok'a ikinci bir mektup yazarak istanbul'a haber iletmek istiyordu. validenizin ellerinden öperim. senin de gözlerinden öperim. Bizim valide filan acaba ne alemdeler? Maaş alabildiniz mi? Kuzum Salihciğim. Ama hamdolsun sıhhatteyiz. Birkaç gün yola çıkacak durumda değildi. O da İtalyanların Trablus ve Bingazi'yi ele geçirmelerine büyük tepki gösteriyordu. Nuri Conker. iskenderiye'deki hazırlıklar da tamamlandıktan sonra Mustafa Kemal. ne bir kasaba vardı ne de bir köy. Şimdi ikinci sefere hazırlanıyoruz. trenle Ebülhaccac denen kasabaya vardılar. Böylece takım tamamlanmış. Kum tozları içinde 8 günlük bir yolculuktan 34 sonra Mısır sınırlarını aşıp Bingazi topraklarına vardılar. Zaman zaman bedevi çadırlarına rastlıyorlar ve onlardan arazinin durumu üzerinde bilgi alıyorlardı. Yine de bazen geceleri yol almayı yeğliyorlardı. Artık bütün hazırlıklar tamamlanmıştı. Çölü at ve develerle aşacaklardı. Çadır kurup uyuyacağız. Bu mektubumu Mısır'a gitmekte olan bir Arapla gönderiyorum. Geçtikleri yol üzerinde. Özel surette gözlerinden. vicdanının temizliğine ve nezaketine şükran borçluyum. uzun yıllar İstanbul'da yaşamıştı.

Selanik'ten dostu binbaşı Behiç Erkin'e yazdığı bir mektupta durumu şöyle anlatıyordu: "Günlük ciddi çalışmalarınız arasında elinize geçme mutluluğuna erişeceğini umut ettiğim işbu mektup. Çok büyük işler bekliyordu kendisini. Kimler yoktu karargâhta. Bütün kuvvetlerimiz örtülü mevzide bulunuyordu. italyanlar saldırınca biz önce savunmaya geçtik. hikâyesi ancak Selânik'in Olimpos'unda 'Paşa gıdası'yla anlatılabilir. sonra Romalılar. "Selanik'ten istanbul'a ve oradan da Bahri Sefid'i (Akdeniz) geçerek Mısır'a ve Mısır'dan da 700 küsur kilometrelik boş çölleri geçerek şimdiki yerimize gelişimiz öyle bir tarihtir ki. Saat 11'de bütün italyan avcıları ve yedekleri hepsi birbirinin peşi sıra kaçmaya başladılar. "19 Şubat'ta yapılan çarpışma şöyle oldu: Biz 70 kişilik bir güçle mevzide bekliyorduk. Dr. 30 Mart 1912'de Mustafa Kemal. insanlara ne kazandırmışlar?" diye düşünüyordu. Oysa sonuç ortadaydı. Demek ki önemli bir hastalık geçiriyordu. Biz de onlara. "Onlara biz ne vermişiz de o insanlardan özveri bekliyoruz?" diye kendi kendine soruyor ve yüzyıllar boyu buralara egemen olan tüm yöneticileri suçluyordu. İbrahim Süreyya. Enver Paşa. bir avuç askeri ve özverili dostlarıyla ne yapabilirdi? işte o günlerde. genelde Müslümanlığı zorla . işe yarayacak tek gemi. Dr. Fikret. Saygılarla Derne Kumandanı Mustafa Kemal Mustafa Kemal Derne'ye geleli neredeyse beş ay oluyordu. Dr. Gecenin gelmesiyle çarpışma sona erdi. Yerli halk. Mim Kemal.. İbrahim Tali'nin zoruyla Kızılay revirine kaldırıldı ve üç hafta orada yattı. Tobruk ve Derne hiç de sevilecek yerler değildi. O gün 36 Derne'ye gelmiş bulunan iki Alman ve bir de İngiliz subayı bizi hayretle izliyor ve durumu kavrayamıyorlardı. Altıncı yüzyılda Arap egemenliğine giren bölge kabile savaşlarıyla yıkılıp gidiyordu. Bütün eşyası bir portatif masa. Osmanlı donanması diye bir güç yoktu. bakımsızlık. Mustafa Kemal. Ama bu hiç de kolay değildi.Sonunda Tobruk yakınlarındaki Türk karargâhına varabildiler. Amaç Tobruk'u İtalyanlardan geri almaktı. sonra Bizanslılar. Mustafa Kemal karargâha geldikten birkaç gün sonra hastalanınca çadırında dinlenmeye çekildi. Mustafa Kemal'in güvendiği tek deniz subayı olan Hüseyin Rauf (Orbay) Bey'in kumandasındaki Hamidiye zırhlısıydı. yoksulluk. revirden çıktığı gibi görevinin başına koştu.. Bu manzarayı topçu mevziinden keyifle izliyorduk. Yere bir de kurt postu serilmişti. italyanlara karşı direnişin bilinci içinde değillerdi. Ama ne savaşı bir tek zırhlıyla kazanma olanağı vardı ne de çölden toplanmış derme çatma askerlerle. Ama şu Trablus. Pusu kurulan yer Derne'nin 4 km batısındaydı. Çünkü italyanlar denizden yardım alıyorlardı. gemilerin çoğu yıllar boyu Haliç'te beklemekten çürüyüp gitmişti. Buna erişmek şimdilik bir hayal ise de gerçek olması uzak değildir. Bizde taarruz düşüncesi yoktu. Osmanlıların ne işi vardı Libya çöllerinde? Yerliler. Bu topraklarda Isa' dan önceki çağlarda önce Fenikeliler oturmuştu. ibrahim Tali. oldukça yüksek perdeden gücümüzü göstermiş olduk. Türkler düşmanı ne kadar sıkıştırsalar da sonuç elde edilemiyorlardı. Doğu kanadımızda bulunan kuvvetimizi de cepheye getirttik. ne yapmışlar. Sekiz-dokuz kez italyanların saldırısını kırdık. Kuru bir sıcak. Kısa bir süre sonra Ali Fethi de onlara katıldı.. bir portatif karyola ve iki iskemleden oluşuyordu.. istanbul'dan gelen genç subaylar ve doktorlar yokluk içinde çırpmıyorlardı. Dr. Bütün kışı orada geçirmiş ve Derne'nin havasına alışmıştı. italyanlar sabahleyin bize saldırarak muharebeye tutuştular. sonra da karşı saldırıya. Bütün güçlerimizle düşmana saldırdık. Ama kendini iyi hisseder hissetmez. sonra Grekler. Mustafa Kemal'in ateşi yükselmiş ve gözleri kanlanmıştı. buradaki savaşın durumuna ilişkin duyguları yansıtacağı için işlerinizden birkaç dakika ayrılmanıza değer sanıyorum. "Osmanlılar buraya ne getirmişler. Bingazi. Mustafa Kemal.

burada ise su ve sıcaklarla. vatana olan özverinin derecesini düşündükçe. Çünkü kendi selâmetini ve kendi mutluluğunu ülkemiz ve milletin saadet ve selâmeti için feda edebilen vatan evlâtları çoktur. Mustafa Kemal. "Bu okuyuş. kahraman bakışlı arkadaşlarımın bakışlarında. Afrika'da sömürge arayışları içindeydi. bu kargaşadan yararlanarak kıyıları ele geçirmeye kalktılar. "Bilirsin ben. "Gece. vatan için ölme hevesini okuyorum. Burada bu sanatı uygulayacak kadar zamana ve araçlara sahip olunsa. ordumuzun eski Türk ordusu olduğunu dünyaya bir kez daha kanıtlama gereğine inanıyordum. gazetelerde bizimle ilgili duygularınızı yansıtan satırları okuduğum zaman kalbim pek derin duygularla çarpıyor. düşmanın karşısına çıkması ve düşmanı kıyıya hapsetmesi şüphesiz sizi memnun eder. Derne'nin 300 km güneyinde Cerbub denen bir kasabaya giderek oradaki şeyhlerin direnişe katılımını sağlamaktı. Herkesin bağırsakları bozulmuştu. içilecek su tozlu ve kükürtlü olduğu için de bizim askerler susuzluktan kıvranıyordu. Ne tarım yapılıyordu o topraklarda. köle ticaretinin gelişmiş olduğu bu topraklara uzun yıllar sınırsız bir özerklik tanıdılar. Kalbimde büyük bir mutluluk ve gurur oluştu. Ama bu bölge hep karmaşa içinde kaldı. Senusile-rin başkenti durumundaydı. Fakat 38 biz. kentleri tutmuşlardı. işte bu koşullar altında yaşayan insanların direnişe katılımını sağlamayı amaçlıyordu. Nasıl bir başkentti orası? Nuri Bey. her şeyden çok sanatkârlığını severim. Kızlar doğdukları yerde büyüyor ve hiç insan içine çıkmadan orada ölüyorlardı. kafamda.kabul etmiş Berberilerden oluşuyordu. Arap işgalcilere karşı genel bir direnişin tohumlarına bile rastlanmıyordu. Nuri Bey'in görevi. Nerede bizim oraların buzlu suları. italyanlar Trablus. ne de ticaret. Zaten italyanların da çölleri ele geçirmeye pek niyetleri yoktu. "Derne'de düşmanla savaşıyorduk. Ne var ki yerli halkın katılımı olmadan 37_ direnişin başarıya ulaşması hiç de kolay değildi. Birkaç kardeşinizin Akdeniz'i aşıp çöllerde uzun yollar alarak. genç Osmanlı subayları örgütlüyordu. Ne italyanlar ilerleyebiliyorlardı. bütün ordumuzun kahraman evlâtlarının anısını canlandırdı. Savaş bir kısırdöngü içindeydi. "Ah Salih. Osmanlılar. bugüne kadar yapılan hizmeti pek küçük buluyoruz. 'Vatan mutlaka selâmete kavuşacak ve millet mutlaka mutlu olacaktır. Bu satırları çadırıma dönüşümde yazıyorum. Sonraları bu özerkliğe son vermek istedilerse de başaramadılar. Bingazi. Peki yerli halkın katılımı nasıl sağlanacaktı? Mustafa Kemal bu amaçla Nuri Conker'i güneye yolladı. Derne kuvvetlerimizin bütün kumandanları ve subaylarıyla bir gösteri düzenlemiştik. O zamanki genç italyan Kralı ikinci Vic-tor-Emmanuel. Derne ve Tobruk'a saldırıya geçtiler ama büyük bir direnişle karşılaştılar. sizin ve Makedonya çevresinde tanıdığım arkadaşların. Ve arkadaşlarıma dedim ki. Düşünebiliyor musunuz? Günde ancak 2 km yol alabildiler! Cerbub. ne de Türkler onları yerleştikleri topraklardan atabiliyorlardı. Turgut Reis on altıncı yüzyılın başlarında Trablus'u Osmanlı egemenliği altına almıştı. Direnişi yerli halk değil. Conker. Orada. Çünkü vatanımızın korunması. Kardeşin Mustafa Kemal . Nuri Conker bu yolu tam 14 günde geçebildi. askerliğin. ulusun mutluluğu için her şeyden önce. Cerbub'daki ev sayısının 10'u geçmediğini anlatıyordu. Bu güzel kalpli.'" Cümlenize selam ederim. işte 1911'de italyanlar. işte böyle bir hava içinde 25 Nisan 1912'de Mustafa Kemal sevgili dostu Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta durumu şöyle anlatıyordu: "Ey Hazreti Salih. "Mektuplarınızda. istedikleri de buydu galiba. işte o zaman milletin arzusuna uygun bir hizmet yapmış olacağız. 3 yaşındaki kızların bile sokağa çıkmaları yasaktı. Allah bilir yaşamımda orduya yararlı bir uzuv olabilmekten başka bir emel edinemedim. limonataları. Bu hiç kolay bir iş değildi. gölgeli serin su başları ve çağlayanları?" diye yazıyordu.

Makedonya. bilgisizlik ve mantıksızlık yüzünden koca Osmanlı devletini mahvedeceğiz. Orada bıraktıklarını düşünürken içi sızlıyordu. Bu durum çok ağır geldi Mustafa Kemal'e. Selanik. "Bugün askeri durumumuzda bir değişiklik yoktur. Bütün dostlara selâm ve saygılarla gözlerinizden öperim. Sizi içtenlikle kutlarım. bütün imparatorluğu çökertebilir-di. Herhalde beni yeni bir göreve getirecekler. bizim istenildiği kadar dayanma ve direnme gücümüz vardır. Mustafa Kemal'in ilk işi. alçaklık ve rezalet derecesine varabileceğini asla düşünemiyorduk. bunların hepsini duydum. Ne var ki politikacıların. Kuzey Afrika çöllerinde. Rumeli ve Trakya öyle miydi ya? Oralardan gelecek bir saldırı. Yine karayoluyla Kahire'ye geldiler." dedi. Devletin iki cephede birden savaşmaya gücü yoktu. 'muhterem kardeşi' Behiç Bey'e şu satırları yazdı: "Beni çok teselli eden mektubunuzu aldım. "Askerlerin politikayla ilgilenmesini yasaklayan bir yasa maddesi yapmışlar. Mustafa Kemal'in aklı hep Balkanlar'daydı. yeniden onlardan söz etmeyi gereksiz buluyorum. Zaman ve olaylar her çeşit gerçeği ortaya çıkartır. ülkeyi büsbütün dağılmaktan korumaları için gözlerini dört açmaları gerekir. Sonra ne yapacağımı bilmiyorum. Oysa ben. Bulgaristan. ama bazen böyle yıkıcı bir darbe indirerek. Derne'de düşmanı geri püskürttünüz. iki yıl önce. Böylece." Mustafa Kemal Derne Osmanlı Kuvvetleri Kumandanı 39 Libya savaşının en gergin günlerinde bile. Selânik'in Oümpos'unda geri gelmesi umulan geçmiş tatlı günlerin hülyalarına daldım. Yalnız şunu belirteyim ki. Siz ne yapsanız boşuna.Derne Osmanlı Kuvvetleri Kumandanı Mustafa Kemal bu yazıları yazarken yüreği Selanik'te çarpıyordu. Tek . Sırbistan. yoksul ve rezil olacağız. Yunanistan ve Karadağ 8 Ekim 1912'de aralarında anlaşarak Osmanlı Devleti'ne savaş ilân ettiler.' dediğim için gerici oldum. milletin şanına uygun bir sonuç alınması umudunu güçlendirmişken ülkenin içinde beliren olaylar bizi üzdü. Kaç Türk vardı o ülkelerde? Ama Balkanlar. 'Askeri bırakınız. Osmanlı împaratorluğu'na en büyük 4° darbenin oralardan vurulmasından korkuyordu. îdama mahkûm edildim. buradaki direnişimiz. 16 Temmuz 1912'de de Mustafa Kemal. bir rastlantı sonucu bulunduğum bir kongrede. Mustafa Kemal ve arkadaşları. İttihatçılar Devleti bu duruma düşürdüler. "Ama ne yazık ki devletin politikasına başkaları yön veriyor. Bizdeki ahlâksızlığın. lâkin her ne olursa olsun ülke çöküşe itilmemeliydi. Sevgili annesi ne durumdaydı acaba? Ya Makbule? Üç ay geçti böyle siperlerde. Abbas Hilmi Paşa'yı görmek oldu. hiçbir yenilgiye uğramadıkları halde Libya'dan ayrılacaklardı. Cepheye gidip savaşmak istiyorum. O ciddi kardeşlik yaşamına örnek olan günlerin yeniden yaşanması ise büyük mutluluk olur. Osmanlı Hükümeti 15 Ekim'de İsviçre'de Ouchy Antlaşması'nı imzalayarak bütün Libya'yı italyanlara bırakmak zorunda kaldı. Fakat bunun hainlik. Ona Trablus'a giderken sağladığı kolaylıklardan dolayı teşekkür etti. Trablus feda edildi. Politikamız elverişli olursa. "Buradaki yaşam biçimimiz ve çalışmalarımız artık herkesçe anlaşıldığından. Bu devletlerin amacı Türkleri Avrupa'dan atmaktı. çok yazık! Sırplar Manastır'a girmişler. "Hatanın kimlerde ve nerede olduğunu bilmiyorum. Güçlü bir Osmanlı İmparatorluğu oluşturmayı düşünürken zamanından önce köle. 'Balkan Savaşı' başlamış oldu. çıkarcılığın derecesini biliyorduk. çok üzgündü: "Tam bir yıl Libya çöllerinde kahramanca bir direnişte bulundunuz. Abbas Hilmi Paşa da Balkan Savaşı'nın çıktığını ve İtalyanlarla Ouchy Antlaşması'nın imzalanmış olduğunu duymuştu. Kuzey Afrika Türklerin vatanı değildi. Yunanlılar da Selânik'e. Şimdi ne yapmayı düşünüyorsunuz?" "Derhal İstanbul'a döneceğim Paşa Hazretleri. Arap ellerinde. Nitekim Mustafa Kemal'in öngörüleri doğru çıktı. "İhtiras.

oradan da istanbul'a ulaşırsınız. İtalya'yla anlaşma imzalandığına göre. Bu yüzden de bir an önce İstanbul'a döneceğim. sizi görmeyeli yedi yıl oluyor. Bu oturduğumuz konağı da onun sayesinde bulmuştuk. Kapıyı Vasfıye Hanım açtı. Viyana'dan Budapeşte'ye geçersiniz.istediğim şey. Ama ona özel dersler aldırdım. Fikriye'yi ona götürdüm. Paşa'nın yabancı olan eşi de. sokaklar Yunan bayraklarıyla donanmıştı. çok güzel ve akıllı buldu. ama keşke okula gidebilseydin. ne oldular acaba? Benim bildiğim kadarıyla oradaki bütün Türk aileleri İstanbul'a göç edeceklermiş. "sizi tanıdığım zaman çok küçüktüm. Büyük oğlu Ali Enver o gün evde yoktu. Kemal Ağabeylerinin boynuna sarıldılar. Paşa. Burada istanbul rakısı yok ama Uzo (Rum Rakısı) ve Zahle'nin Arak rakısı bulunur. Ama nasıl?" "Evet." 4]_ "Bunları duydukça deli oluyorum. Biraz efkâr dağıtırız." "Çocuğum." Ill Fikriye'nin Tutkusu Mustafa Kemal ve arkadaşları.. Sizin rakı sevdiğinizi biliyorum. Türkler evlerine kapanmış ağlaşıyorlardı. elinden geleni yaptı. Hele savaş varken benim mutlaka cephede olmam gerek. Ben sizi Adriyatik üzerinden Venedik ve Trieste yoluyla Viyana'ya gönderebilirim. silâha sarılıp düşmanın karşısına çıkmak. Tabii bu yolu bütün arkadaşlarımızla birlikte yapacağım. Ben de onları yalnız bırakmayacağınıza inanıyorum. Oradan Bükreş'e. inşallah bundan sonra İstanbul' dan uzaklaşmazsınız." dedi." . Oh!. Böylece Yunanistan. "Kemal Ağabey. o bana bağlı değil. sorun burada. Sizinle çok övünüyoruz." "Ailenizin Selanik'te olduğunu söylemiştiniz. Bazı aileler de. hangi okula gidebilirim ki? Buralarda kızlar için okul yok. Nihayet kavuştuk. Vasfıye Hanım'ı biraz yaşlanmış buldu. Mustafa Kemal o eve gitmeydi yedi yıl oluyordu. Sonunda işte buradasınız." "Evet yavrum. Sen şimdi bana anlat bakayım. Memduh Bey'i çok severdi. Trablus'ta başınıza bir felâket gelmesinden çok korkuyorduk. Hemen yarın yola çıkabilirsiniz. 15 yaşlarında çok güzel bir kız olmuştu. Avrupalılar gibi yetişmeleri için Ayazpaşa'daki konağında dersler veriyordu. tanıdığı Türk ailelerin kızlarına. önemli olan da bu değil mi?" "Çok doğru Kemal Ağabey. ben de sizleri çok merak ediyordum. Ama ağabeyimden bazı haberlerinizi aldık. Sadrazam Tevfik Paşa o yıllarda Hariciye Nâzırı'ydı. Bu süre içinde Yunan ordusu Selânik'e girmiş.. İtalyan topraklarından geçmenizde bir sakınca görmüyorum. Hain adamlar. Sırbistan ve Bulgaristan topraklarına adımınızı atmadan istanbul'a dönmüş olursunuz." "Evet Mustafa Kemal Bey. yaklaşık bir aylık bir yolculuktan sonra 20 Kasım 1912'de İstanbul'a vardılar. koca imparatorluğu nasıl çökerttiler? Selanik ve Manastır'ı nasıl düşmana bıraktılar? Bunların hesabını soracağım." Bu sözler üzerine Vasfiye Hanım konuşmaya karışarak şöyle dedi: "Evet Kemal Bey. Makbule ve Ragıp Bey ne durumdaydılar acaba? Mustafa Kemal İstanbul'a gelir gelmez onlardan bir haber alabilmek için üvey amcası Memduh Bey'in eşinin ve çocuklarının Akbıyık'ta oturdukları eve gitti." "Aferin sana. Zübeyde Hanım. Ama bu akşam konuğum olun. neleri var neleri yok satıp İstanbul'a göç ediyorlardı. neler yapıyorsun? Okula gidiyor musun?" "Hayır Kemal Ağabey. Memduh Bey öldükten sonra da ailesi hep aynı konakta yaşıyordu. Fikriye. Tek yol bu galiba. ona ders vermeyi kabul etti. Fikriye ondan hem Fransızca dersleri aldı. Ama annem benim eğitimimle ilgilendi. Ama Mustafa Kemal içeri girer girmez Fikriye ile Jülide. hem de piyano öğrendi. bu yakınlarda kız mektebi olmadığı için Fik-riye'yi okula gönderemedik." "Çok doğru.

Devlet bu başarıyı değerlendirecek durumda değildi. Bulgarlar Ruslardan korktukları için İstanbul'a girmekten çekmiyorlardı. Paşa yere yıkılırken. Başta Enver Bey. Babıâli'de Sadrazam Kamil Paşa'nın başkanlığında toplantıdayken dışarıda gösteriler oluyordu. Sadrazam Kâmil Paşa durumun umutsuz olduğunu anlamakta gecikmeyerek. Ama öte yandan Çatalca savunma hattını aşamadıkları için de Gelibolu Yarıma-dası'na saldırıya hazırlanıyorlardı. İki eski dost. Yakın arkadaşı Fethi Bey de aynı kolordunun kurmay başkanlığına atanmıştı. Zabıta onları durduramadı. Ne kadar da yakışıklı bir adamdı bu Kemal Ağabey. Hepsi kendisini candan kutladılar. Elbette düşmanı bir gün yurdumuzdan kovacağız. 25 Kasım 1912 günü akşamı. "Topunuzun hesabını görmeye geldik. Bütün Doğu Trakya düşman işgalindeydi. savaşı sona erdirebilmek için öne sürülen tüm koşullan kabul etmeye hazır olduğunu açıklıyordu. ." diyormuş." Fikriye hiç gözlerini ayıramadan büyük bir hayranlıkla Kemal Ağabey'ini seyrediyordu. Ama İttihatçılar ellerini kana bulamaktan vazgeçmediler. Fikriye'nin heyecandan yanakları kıpkırmızı oluyor ve dizleri titriyordu. Ama ne yazık ki. Başkent her an saldırıya uğrayabilirdi. Biraz bekleyelim bakalım. Harbiye Nâzın Nâzım Paşa. Mustafa Kemal Vasfiye Hanım'a dönerek. İlk hedefleri Harbiye Nâzın'nı vurmaktı. çalışıyorum. Karargâh Maydos' taydı. Ragıp Bey. Ama Fikriye'nin o çocuksu ve içten davranışları bütün gece Mustafa Kemal'in aklından çıkmadı. Kolordunun hedefi Rumeli kıyılarında bir yere çıkartma yaparak Bulgarları Çatalca'da iki ateş arasında bırakmaktı. orada yeniden bir araya geldiler. İttihatçıları küçümseyerek karşıladı. Mustafa Kemal. "Evet var Kemal Bey. İttihatçıların başında bulunan üç kişiden biri olan Talât Bey (Paşa). Gelibolu Yarımadası'nda mevzilenmiş olan kolordunun Akdeniz Boğazı Kuvvetleri Harekât Şubesi müdürlüğüne atandı. Ama ben annemi çok merak ediyorum. Fethi Bey buna asla yanaşmadı. Enver Bey'in hemen arkasında bulunan Yakup Cemil ise tabancasını çekerek. "Ben bunca yıllık yurdumdan ayrılıp İstanbul'a göç etmem. birkaç gün içinde hazırlıklarını tamamlayarak yola çıktı ve 1 Aralık günü Bolayır'a ulaştı. Bunları İttihatçılar düzenlemişlerdi. Der-ne'de gösterdiği kahramanlığı duymayan yoktu. Yenilgilere neden olan Harbiye Nâzın da aynı eğilimdeydi. Bulgar ordusu Edirne'yi ele geçirdikten sonra İstanbul kapılarına dayanmıştı. Ve-dalaşıp ayrıldılar. Tobruk ve Derne'-den çekilmek zorunda kalmışlardı. Trablus Savaşı' nın ardından Balkan Savaşı devleti yönetenleri perişan etmişti. O arada İstanbul'da önemli olaylar oluyordu. Mustafa Kemal de adam öldürerek işbaşına gelinmesine karşı çıkıyordu. Mustafa Kemal. Balkan Savaşı nedeniyle Osmanlılar Trablus. Tabancadan çıkan kurşunlar Nâzım Paşa'nın kalbine saplanmıştı. iyilermiş." diye haykırdı. Dönemin sadrazamı Kâmil Paşa. Kumandan paşaları gördü. Hiç merak etmeyin. ama şimdilik oradan ayrılmayı düşünmüyorlarmış. "Haklı zavallı adam. yanında Talat Bey olmak üzere İttihatçılar gürültüyle toplantı salonuna girdiler. bu planın ayrıntılarını görüşmek için Gelibolu'ya giderek Ali Fethi Bey'e işbirliği önerdi."Evet ama Kemal Ağabey. okula gidenlerden geri kalmayacağım. İttihatçılar bu koşullardan yararlanarak hükümeti ele geçirmek için planlar hazırlıyorlardı. "Annemden hiç haber var mı?" diye sordu. Talât Bey istediği sonucu alamadan İstanbul'a döndü. 1913 Ocak ayının son günlerinde Kabine. Kimbilir nasıl üzülüyordur oralarda!" Mustafa Kemal. 43 Mustafa Kemal kendisine nasıl ve nerede bir görev verileceği-44 ni öğrenmek için ertesi sabah doğru Harbiye nezaretine gitti. Bingazi. O da şimşek çakan bakışlarını Fikriye'den hiç ayırmıyordu. Benim anladığım kadarıyla Yunanlıların oradan çekilmelerini bekleyeceklermiş. ben kendi kendime okuyor. ilk fırsatta yine onları arayacağını söyledi. "Köpekler!" diye inledi.

Annemin babamdan sonra başka biriyle evlenmesi bana çok dokundu. Ordunun üst düzeyinde de çeşitli tartışmalar oluyor ve anlaşmazlıklar çıkıyordu. Her sabah evden çıkarken ve akşam dönerken mutlaka elini öperim." diye söze başladı. kendisini hiç görmedim. "Bana amcam Ragıp Bey'i anlatsanıza. Artık çocuk değildi. Onun anneme ne kadar düşkün olduğunu biliyorum. Fikriye can atıyordu Kemal Ağabey'ini dinlemeye. annemi mutlu etmesiydi. El sıkışırlarken bile bir türlü elini bırakmadan avcunun içinde tutuyordu. Gidip ona kahve pişirmek geldi içinden. İttihatçıların başı olan üç kişinin elindeydi: Enver Bey. Sadaret mührünü de size teslim ediyorum. zarif. 16 yaşının heyecanını yaşıyordu. Dördünü de tanıdım. Enver Bey'e hiç güveni yoktu. Uzun bir süre sonra buna alıştım ve onu çok sevdim. Mustafa Kemal büyük huzursuzluk içindeydi. Bir gün mutlaka onu tanıyacaksın. Çevremizde ona 'Zübeyde molla' derler. Birtakım kararların alınması için Mustafa Kemal'in bir süre İstanbul'da kalması gerekiyordu." "Amcanın dört çocuğu var. Belki de bu duygu bizi birbirimize yaklaştırdı. O da kızının Mustafa Kemal'e olan düşkünlüğünü biliyor ve onların daha sık birlikte olmaları için ortam hazırlıyordu. Ama Süreyya Arnavutluk' ta şehit oldu. O da 1913 Nisanı'nın son günlerinde Bolayır' dan İstanbul'a geldi. Ona olan düşkünlüğünü bakışlarıyla.. davranışlarıyla anlatmaya çalışıyordu. Dinine ve inançlarına çok bağlıdır. Sanki babam sağmış da ben annemi başka bir erkekle yakalamışım gibi geldi bana. Mustafa Kemal bu olayların dışında kalmıştı. Evlenebilirlerdi. o sırada Akbıyık'taki konakta oturan yakınlarını görmeyi de bir borç biliyordu. "ben istifa ediyorum. gerginliğe neden olan bazı olayları Mahmut Şevket Paşa'yla görüşmek üzere Mustafa Kemal'in İstanbul'a gitmesini istedi. Yemeğin hiç bitmemesini ve Mustafa Kemal'in evden hiç gitmemesini istiyordu. Makbule'nin ona büyük düşkünlüğü vardı. biliyorsun. kişisel hırslarıyla devleti felâkete sürükleyen biri olarak görüyordu. Benim için önemli olan. Bir gün hiç habersiz konağa gitti. Bolayır'daki kolordu kumandanı. Gençliğinde bütün erkeklerin onu çok beğendiklerini duydum. Vasfıye Hanım ile Fikriye. Harbiye'den arkadaşı 45 46 olan ve Balkan Savaşı'nda şehit düşen Yüzbaşı Ömer Lütfı Bey'in İtalyan kökenli eşi Madam Corinne'i zaman zaman ziyaret etti ve kendisine dert ortağı oldu. Talât Bey ve Cemal Bey. İkimiz de aynı kadını seviyorduk. Fikriye." "Annemi ben çok severim. Onu. Mustafa Kemal. Büyük oğlu Süreyya benim yaşlarımdaydı. karşılarında Mustafa Kemal'i görünce sevinçten göklere uçtular. "Bana annenizi de anlatsanıza. "Ragıp Bey'i ilk gördüğümde 12 yaşındaydım. O da bana çok düşkündür. uzun sarı saçlı. Padişah. Alda-tılıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım.. Çok güzel kadındı. şimdi de hâlâ çok hoş bir kadın. Ama gerçekte iktidar. uzun boylu. O da bundan yararlanarak bazı dostlarını aradı."Buyurun beyler. Doğru Harbiye Nezaretine giderek Mahmut Şevket Paşa'ya durumu anlattı." dedi. Vasfiye Hanım Mustafa Kemal'i yemeğe alıkoydu. "O da beni sever mi acaba?" "Senin gibi güzel ve tatlı bir kız hiç sevilmez mi?" Yemekte Fikriye Kemal Ağabey'inin yanma oturdu. yeşil gözlü. çok seveceğine inanıyorum. Beyaz tenli." "Ya amcamın çocukları? Ben onları da hiç tanımadım." Nâzım Paşa'nın bir saat sonra öldüğü öğrenildi. O Gelibolu'da düşmanın nasıl kuşatılacağım belirleyen savunma planlarıyla uğraşıyordu. göstermelik olarak Mahmut Şevket Paşa'yı Sadarete getirdi. Artık gün İttihatçılarındı. "Kahveyi nasıl içersiniz?" diye sordu. . Zaman zaman dizi dizine değince çok hoşlanıyordu.

Hepsi de benim kendilerine âşık olduğumu sanır. "Hayır yavrum. Şimdiye kadar bana hayır diyen kadın olmadı. ben kızı babasından isteyecek olmuşum. Düşünsene. çocukları oldu. Acaba Mustafa Kemal onun kendisine olan duygularını biraz olsun anlamış mıydı? Neler yapmamıştı onun dikkatini çekebilmek için? Ne kadar tatlı bakmıştı ona. Biraz da gönül savaşlarındaki zaferlerinden söz etsene" "Fikret'çiğim. Belki de 47 48 Doktor Fikret konuyu değiştirmek istedi. anlatmışımdır. beni de çağırıyorlar. Mustafa Kemal gibi bir askerin sade kahve içmesini beklerdi. salonda en güzel kim varsa onun önünde eğilirim. neler neler uyduruyorlar. Sevilmekten ve beğenilmekten de çok hoşlanırım. Kaç arkadaşım benim yaşımda evlendi.. "Senin. bunlar hep dedikodu.' diye karar verdi. coşturacak." "A. kimi bulursam dansa kaldırırım. duygusal yaşamında yer alan kimseler yok mu?" "Yok. bu kadar az mı oturacaktınız?" Mustafa Kemal ev halkını öpüp gitti. kadınlarla konuşurken hep duygusal sözler ederim. hiç dedikodu çıksın ister miyim? Neye varır bu tür ilişkilerin sonu? Her şeyi tadında bırakmak gerekir. Sofya küçük yer. almam. daha tatlı bir şeyler söyleyemez miydi? Ayrılırken yanaklarını daha duygulu öpmez miydi? Oysa annesini ve kardeşini nasıl öp-tüyse onu da öyle öpmüştü. el âlemin işi yok. adam. ayıp olmasın diye gidiyorum. Bilirsin. "Mesela General Kovaçev'in kızı.' Sonra bir an durakladı Mustafa Kemal onunla ciddi bir ilişki kurmak isteseydi. Bütün bu söylentiler. 'Mutlaka hoşlanmıştır. "Sakız reçeli alır mısınız Kemal Ağabey?" diye sordu. Nikolina'dan söz ediyorsun. Peki orada. Kahveden sonra Fikriye."Şekerli olsun Fikriye. Benim bu yanımı bilenler davranışlarımı hiç kötüye . Sofya'da bütün güzel kızların ve kadınların kalplerini çaldığın söyleniyor. Belki de cinsel yakınlaşma dışında hiç duygusal bir istek yoktur içinde.' demiş. 'Hayır." Oysa o. ben deli miyim?" "Tahmin ediyordum bütün bunların dedikodu olduğunu.. Ben hemen kalkmak zorundayım. ama hiç der miyim. 'Benden hoşlanmasa hiç gözlerimin içine bu kadar keskin bakar mıydı? Benimle hiç bu kadar ilgilenir miydi? Ben sevilmeyecek bir kız mıyım? Hem de artık evlenebilecek yaştayım. duymayan kalmamış. kızlarla. biçimsel bir öpüşmeydi. şimdi sırası değil. Ne kadar mutlu olmuştu. Ama öyle olur olmaz kimseleri değil. beğendiği kadını hiç böyle mi öperdi? 'O belki de sürekli bir ilişkiden korkuyordur. Ben de hep öyle yapıyorum. Yani bu. 'Acaba benden biraz hoşlandı mı?' diye düşündü. Hele tango ve vals çaldı mı. Harbiye Nâzın General Kovaçev'in kızı Mara Dimitrina ile aramda çok şeyler olduğu uydurulmuş. Ben orada Osmanlı ordusunu temsil ediyorum. ama ne oluyor. umut verici davranışlarım olur. üst üste birkaç dans etmemize dayanıyor. Dedikodusu buraya kadar geldi. sevgi dolu mektuplar yazarım. Aslında hiç hoşlandığım kız yok mu? Hiç olmaz olur mu? Meselâ. değil mi?" "Onu da mı duydun? Pes vallahi. Neymiş. Tabii o da muazzam 58 bir söylenti.. biliyor musun? Ben duygusal bir insanım. Hiç yapar mıyım böyle şey? Bütün siyasal yaşamım mahvolur. Bekâr olduğum için bütün kadınların gözü bende." 57 "Peki ya Başbakan Radoslavof un kızı?" "Anladım. ben dans etmeye bayılırım.. Sofya'da Allah'ın günü bir yemek ya da bir resepsiyon düzenleniyor. olmaz. Ha desem gelecekler. Karşımdakileri tahrik edecek. Fikriye'nin yine içi içine sığmıyordu. Yaradılışım böyle. İstekli bir erkek.

ben de insanım.. Hele bir öğrenelim bakalım. kendine özgü konuşmasıyla." Bunun üzerine Doktor Fikret'in ertesi sabah ilk işi limandaki acenteden konuğuna bir bilet alıp gelmek oldu. Hayat boştur . İşte böyle bir günde. babası orada kumandandı." "Öyle vallahi!. 1914 Haziranı'nda İzmir'den yine gizli olarak Sofya'ya döndükten sonra da bu kaçış olayından kimselere söz etmedi. önce Kozan'dan. Mustafa Kemal." "Peki Kemal Bey. başın derde girer diye korktum. ben döneceğim zamanı bilirım. Şimdi 16 yaşında. "Bir Fransız şairi hayatı Şöyle anlatıyor. Zaman zaman romantik düşüncelere dalıyordu. anlıyorum. Ama evlenecek yaşta değildim ki. senin hiç ciddi ciddi hoşlandığın kimse olmadı mı?" "Hayır olmadı. Birinci Büyük Millet Meclisi kurulurken Ankara'ya ilk koşanlardan biri de Dr. Bitecek diye korkuyorum. öyle olsun." Mustafa Kemal'in gözünde herkes çocuktu. "Evet. şimdilerde şu küçük Fikriye aklıma geliyor.Sonra iyi akşamlar) . Doktor Fikret." "Başka?" "Başka. Sonra o kız da korkunç bir kaza geçirdi. Ama Doktor Fikret biraz huzursuz olmaya başlamıştı. O zaten yakın arkadaşlarına bile. böyle tatlı ve içten konuşmalarla geçiyordu. 1925'e kadar da Gazi Paşa'nın rakı sofrasından hiç eksik olmayanlardan biriydi. Ali Fethi Bey bile kendisinin 5-6 gün nerelere kaybolduğunu bilemedi. ne zaman vapur varmış. "Çok rica ederim doktor. Fikret'ti.." "Yok. Yoksa sevmediğinden değil. dostlukları hep sürdü.Biraz kin Biraz umut . elbette sevmiş olabilirim. Üvey babamın yeğeni. "ben ne yapacağımı bilirim. burma bıyıklı Salih'im. bugün bir vapur varmış. evet. "Güzel gözlü. Çok hoşlanıyorum Fikriye'den. acele etmek istemiyorsun. sonra Ertuğ-rul'dan. Selanik' te ders verdiğim bir kız vardı. Çok tatlı bir kız." "Ya.Sonra iyi günler. Ama sevgilerime sınır koymasını bildim. Bana çok düşkün olduğunu biliyorum.Biraz hayal . Yoksa hiç seni bırakmak ister miyim?" "Peki. sonra da Bilecik'ten milletvekili seçildi. O kızdan çok hoşlandım.Biraz aşk . Senin iyiliğin için. hemen biletini aldım." Mustafa Kemal kırıldı mı Doktor Fikret'e? Hayır. "Bak Kemal'ciğim. 'Çucuk. Mustafa Kemal'in Fikriye'den söz ederken de bu kelimeyi kullanmasını hiç yadırgamadı." dedi. Ona da boş veririm. sen merak etme.yormazlar. ama ben hiç evlenecek durumda bir adam mıyım? Yarın ne olacağım belli mi? Yazık olur çocuğa. doktor. Büyüdükçe güzelleşti." diye başlayan bir mektubunda." Her gün.' diye seslenirdi. Birkaç gün sonra Fikret Bey konuğuna yine aynı soruyu yöneltecek oldu.. Mustafa Kemal. diyemeyeceğim. Ama beni yakından tanımayanlar her türlü yorumu yaparlar. en yakın dostu Salih Bozok'a. öyle mi Doktor? Demek beni yolcu ediyorsun?" "Vallahi içimde bir kötülük yok. o aşk defteri feci bir biçimde kapandı. 59_ "Ne zaman dönmeyi düşünüyorsun?" diye sordu. Hiç doyamıyorum tadına.. Ya Mustafa Kemal'in kaçtığı anlaşılırsa? Üçüncü günün akşamı Fikret Bey Mustafa Kemal'e." diyerek şu şiiri gönderiyordu: 6o La vie est breve Un peu de reve Un peu d'amour Etpuis bonjour La vie est vaine Un peu de haine Un peu d'espoir Etpuis bonsoir (Hayat kısadır . "O ne biçim soru? Sıkıldın mı benden? Gitmemi mi istiyorsunf "Hiç olur mu Kemal'ciğim? Her gün ne tatlı sohbetler ediyoruz.

Bütün bunlar. Bu olaydan bir ay sonra. Böylece ülkede otoriter bir yönetim kurulmuş oluyordu. Cezayir'i ve Tunus'u da ele geçirmişti. geçen yüzyılın ikinci yarısında Kıbrıs ve Mısır'a yerleşmiş ve Osmanlı Devleti'nin koruyucusu olmaktan çıkmıştı. o ne Almancıydı ne de İngiliz ve Fransız yanlısı. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Sırbistan'a savaş ilân etti. İngiltere ve Fransa'yla çok yakın dostluk yollarını arıyordu. 1 Kasım'da Kafkas sınırlarında saldırıya geçtiler. devletin kurtuluşunu kapitalizmle sıkı bir işbirliğinde görüyor. Avusturya Veliahtı Ferdinand ve eşinin 28 Haziran 1914'te öldürülmesi. Osmanlı yöneticileri 2 Ağustos'ta da Sadrazam Sait Halim Pa-şa'nın Yeniköy'deki yalısında Alman temsilcileriyle bir araya gelerek 'Savunma için İşbirliği Anlaşması'nı imzaladılar. beş gün sonra da onlar hem Rusya'ya. Sait Halim. Dahası Kafkasya'yı ele geçirmeyi. Mısır'ı ve Kıbrıs'ı yeniden alacaklardı. milliyetçiliğin de buna araç edilmesiydi. Osmanlı toprakları kapitalizm için sadece hammadde kaynağı ve pazar durumundaydı. Enver Paşa muradına ermişti. Ondan iki gün sonra da. İki gün sonra da Enver Paşa. artık savaşa katılmak için çanak tutmaktı. Osmanlı Devleti'nin başında olan İttihatçılar. Almanların. İngiltere de. gelişmekte olan kapitalizmin hammadde ve pazar arayışı yüzünden ülkelerin birbirlerine düşmeleriydi. Gerçekte Birinci Dünya Savaşı'nın temelindeki en büyük neden. Osmanlı Devleti saldırıya uğrarsa Almanya'nın silâhla savunmasını ve savaşta da Osmanlı kuvvetlerinin Almanlar tarafından yönetilmesini öngörüyordu. Ondan üç gün sonra da Almanya Rusya' ya savaş açtı. Enver Paşa bunların Marmara'ya alınmalarına izin verdi. Osmanlı Halifesi bütün Müslümanları Cihat'a çağıracak. Çünkü Fransa daha önceki dönemlerde Mısır'a saldırmış. Ama yöneticiler bunun bilincinde değildi. bir oldu bittiye getirildi. Talat ve Cemal paşalardan oluşan yöneticiler de Almanya'yla anlaşarak Rusya'ya karşı kendilerini güven altında tutacaklarını umut ediyorlardı. Vatanın kurtuluşunu. 3 Ağustos'ta İngiltere ve Fransa'ya savaş açtı. Konu tamamen ekonomikti. Öte yandan da Batı Trakya'yı. Osmanlı ülkesinde kapitalizmin gelişmesi elbette söz konusu olamazdı. ötekine de Midilli. oradan da Orta Asya ülkeleri üzerine yürüyerek güya Pantürkizm serüvenini gerçekleştirmeyi hayal ediyorlardı. Ruslar da bunu fırsat bildiler. bardağı taşıran son damla oldu. Osmanlı Hükümeti genel seferberlik ilân etti. Birine Yavuz adı verildi.Mustafa Kemal Sofya'da bunları düşünürken. Artık Osmanlı Devleti sıcak savaşın içindeydi. Başkumandan vekilliğine atandı. İngiliz ve Fransız filolarından kaçarak Çanakkale önlerine gelmişti. Bu anlaşma. sıkıyönetim kararı aldı ve Meclisi Mebusan'ı dağıttı. Mustafa Kemal o zamanlar başrollerde değildi. . düşman durumunda bulunan Fransa ve İngiltere'ye hiç sempatisi yoktu. o devletler Almanya'ya savaş açtılar. İttihatçıların ünlü büyüklerinden Maliye Nâzın Cavit Bey. yani Enver. Hindistan'ın ve Afrika'nın Müslüman halkları da güya İngilizler ve Fransızlara karşı ayaklanacaklardı. hem de ingiltere ve Fransa'ya savaş ilan ettiklerini açıkladılar. ingiltere ve Fransa Osmanlı Devleti'ne savaş ilan ettiler. Talât paşalar ve Meclisi Mebusan başkanı Halil Bey Almancı bir politika izliyorlardı. Türk halkının kendi haklarını savunmasında görüyordu. Zırhlılar bir süre sonra İstanbul Boğazı'ndan geçerek Kara61 deniz kıyılarındaki Rus tesislerini bombaladılar. Bunun hemen ardından Almanya. siyasal hava gittikçe gerginleşiyordu. Osmanlı Devleti'ni de Rusya' ya karşı kullanmayı amaçlıyordu. Bu. kapitalizmin bunalımıydı. O günlerde Goben ve Breslau adlarında iki Alman zırhlısı. Zırhlılara Türk bayrağı çekildi. Osmanlılar da onlardan geri kalacak değiller ya. Almanya bu savaşta. Ama Enver. Aradan dört gün geçti geçmedi. Bir koyup beş alacaktı. Almanya'nın Rusya'ya savaş açmasından hemen sonra. gerektiği zaman Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa girmesini.

Ne kadar mutluyum size kavuştuğuma. Maliye nazırlığından istifa etti. savaş kararını kim vermişti? Sadrazam Sait Halim Paşa'nın bu karardan hiç haberi yoktu. Cepheye gitmek istiyordun ya. Durum çok kötüdür. Hemen o gün Enver Paşa'ya yeni bir yazı gönderdi. Şeyhülislam Efendi 'Cihadı Ekber (büyük cihat)' fetvası yayınladı. Neredeydi bu 19. bu fırka da herhalde cephede bir yerlerdedir. Almanlar işin içinden çıkamayacaklar. Artık ölsem de gam yemem!" "Sen neler söylüyorsun Fikriye? Daha dur bakalım. Bunda kısaca şöyle diyordu: "Benim için hiçbir şey vatanımın savunmasından daha önemli ve daha kutsal olamaz. Talât Paşa da. Tam Sofya'dan ayrılacağı gün." "Aferin sana. Avusturya Rus saldırısına uğrayabilir. bunu açık açık bana bildi-nn. "Benim bundan haberim yoktu. Fethi Bey'e sordu. 18'ime bastım. Ertesi gün." . onun da hiç bilgisi yoktu. Nerede olursa olsun. Biz hedefimizi belirlemeden genel seferberlik ilân ettik. savaşın içinde olmak istiyordu. Ali Memduh Bey'in Akbıyık'taki evine gitti. ama Sofya'daki görevinin daha önemli olduğunu yazıyordu. hiç inanmayacaksın ama ben de seni çok özledim. Eğer benim yeteneklerimin olmadığı kanısındaysanız. Sonunda gelebildiniz. Ya Padişah? Ona hiç danışan olmadı. cepheye gitmek istediğini bildirdi. ileride bir gün konuşacağız bunları. ingiltere yanlısı Cavit Bey savaşa karşıydı. Mustafa Kemal'in artık Sofya'da yapacağı bir iş kalmamıştı. Ruslar da saldırıyı artıracaklar. istanbul'a dönecek ve hiçbir kumandanlık görevi beklemeden cepheye giderek sıradan bir asker gibi savaşa katılacaktı. Bavullarını hazırladı. Fırka? Mustafa Kemal bunu hiç bilmiyordu. O zaman ne olacak? Fransızlar karşı saldırıya geçip Almanları geri püskürtecekler. 63 V Çanakkale Mustafa Kemal on dört aylık bir ayrılıktan sonra 25 Ocak 1915'te İstanbul'a dönüyordu. 19." dedi. Fırka'nın başına atanmıştı. o da böylece durumu öğrenmiş oldu. ama birkaç gün sonra savaş kararıyla ilgili bir mazbata sunuldu. çok güzel günlerimiz olacak." dedi. orada öğrenirsin. Enver Paşa'dan ses çıkmayınca Mustafa Kemal kesin kararını verdi. "Mustafa Ağabey." Osmanlı Devleti Müttefiklere savaş ilân ettikten sonra. Bir de şu var. Yazı geldi.iyi ama. Sana bir şey söyleyeyeyim mi." "Ama sen beni çok şımartıyorsun küçük kız. Enver Paşa kendisine cephelerde her zaman bir yer bulunabileceğini. Birbirlerine çılgıncasına sarıldılar. içime doğmuştu sanki. Bunun sonu yenilgidir. Aralık 1914'te doğrudan Enver Paşa'ya yazarak. Kapıyı Fikriye açtı. Bu çok tehlikelidir. Ama Rusların da Karpatlara dayandıklarını unutmamak gerek. işte Osmanlıların savaşa katılmaları böylece tezgâhlanmış oluyordu. 20 Ocak 1915'te. çocuk da değilim. O günlerde Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: "Almanlar şimşek hızıyla Fransız kalelerini çiğneyerek Paris üzerine yürüyorlar. Mustafa Kemal. gelişinizi bekliyordum her gün. Mustafa Kemal deliye döndü. Ona göre Almanların bu savaşı kazanmaları mantık dışıydı. Padişah da Halife sıfatıyla bu fetvayı bir 'Hattı Hümayun' biçiminde ilân etti. Sen şimdi kardeşinden haber ver. Fethi Bey kendisine istanbul'dan bir telgraf geldiğini bildirdi. savaşta Almanların zafere ulaşabileceklerine hiç ihtimal vermiyordu. Gittikçe daha çok güzelleşiyorsun." "Ben artık küçük kız değilim." "Sizinle birlikte olmadıkça hiç değeri yok. Almanlar savaşta ortaklan olan Avusturyalılara yardım etmek için Fransa'daki askerlerinin bir bölümünü Avusturya'ya taşıyacaklar. "Sen bir git bakalım istanbul'a. Bu yüzden de Devlet'in savaşa katılmasını büyük bir macera sayıyordu. Mustafa Kemal sabırsızlıkla istanbul'dan gelecek yanıtı bekliyordu.

Mustafa Kemal kendisinden bunun hesabını soracak değildi.. Bakalım beni nereye atamışlar?" "inşallah iyi bir yerdir. Mustafa Kemal kahvesini bitirir bitirmez. zorla geldim. Ama benim istediğim bu değil ki. Osmanlı ordusunda 190 ölü. Enver Paşa Sarıkamış yenilgisinin yarattığı moral bozukluğundan kurtulamamıştı. koca bir devleti de arkasından sürükledi." "Yok. Ben Sofya'da doğru dürüst oturuyordum." diye söze başladıktan sonra şöyle dedi: "Biraz yorgun görünüyorsunuz. Fikriye ise annesine sarılarak ağlamaya başladı. "Biraz çarpıştık. Ama yapılacak bir şey yok. Enver Paşa bu yenilginin ardından İstanbul'a döndüğünde kendisine savaşın nasıl geçtiğini soranlara. çocuklara?" Enver Paşa Osmanlı Devleti'ni savaşa sürüklerken Rusya'yı Kafkaslardan ve Balkanlardan kuşatarak çökertmeyi. Siz de emirlere boyun eğip ölüme gideceksiniz. Az sonra Fikriye'nin küçüğü Jülide de geldi. elbette daha iyi olur. üstüne üstüne gideceğim. Beni cepheye yollamak istemediler. Dördüncü Ordu'nun Kanal Seferi tam bir yenilgiyle sona erdi. Yazık değil mi kadınlara. "Kusura bakma Fikriye'ciğim. Süveyş' ten Mısır'a yüklenerek ingiltere'yi vurmayı. bir yerlerden bir yerlere sürüklenecekler." dedi. Ben asker adamım. bunlara da sıra gelecek. Onu da çok merak ediyoruz." "Savaşta iyi yer. Savaşı ben mi başlattım? Asla! Buna Enver karar verdi. Sarıkamış'ı almak için Allahuekber Dağları'na yüklenen 40 bin askerden ancak 3 bini kurtulabildi. Biz iyi savaşırsak gittiğimiz yer iyi olur.650 askerdi. Askerlerin kaderi bu." "Öyle söyleme Fikriye. dayattım. Tüm kayıplar 78 bin kişiydi. Mustafa Kemal.. Biz ne olacağız. Ardahan'ı ve Batum'u geri almayı. Göreceksiniz. Salonda odun sobası yanıyordu." Mustafa Kemal yine bütün aileyle kucaklaşarak evden ayrıldı. Şimdi." demekle yetiniyordu. 150 bin kişilik bir güçle 14 Aralık 1914'te saldırıya geçti. GVF5 381 yaralı olduğunu ve 727 askerin de kaybolduğunu açıklıyordu. inan bana. ziyafetler. o kadar değil. söylesene. Biz kendimizi bir oldu bittinin içinde buluyoruz." "iyi savaşacağınıza tam bir güvenim var. kötü yer olmaz." "Benim de kendime." "Cephede olacağınıza. savaşı ben çıkartmadım. "Anneciğim. nedir bu bizim kaderimiz? Ağabeyimi cepheye gönderdik. Kars'ı. 66 Kafkas Cephesi'nin komutanlığını ise doğrudan Enver Paşa üstlenmişti. Zayıflamış ve yüzü solmuştu. Davetler. Bu amaçla en yakın arkadaşı Bahriye Nâzın Cemal Paşa'yı Süveyş üzerine gönderdi. İngiliz kaynaklarına göre ise Osmanlıların kaybı 3. Erkâni Harbiye'ye gidip durumumu öğreneceğim. Ama buna biz karar vermiyoruz." Soğuk bir kış günüydü. Anneleri Vasfiye Hanım da kahve getirdi."Enver Ağabey cephede." "Ne oldu?" . 78 bin askerin kışta kıyamette Kafkaslarda perişan olmasının çöküntüsü içindeydi. diye savaştan kaçmam mı gerekir? Hayır kaçmayacağım. Şimdi artık görevimin başına gitmeliyim. "Geçmiş olsun. "ben hemen kalkmak zorundayım. Şimdi de sıra Kemal Ağabey'de. Yarın savaşı kazandıktan sonra aramızda hesaplaşacağız. balolar. Seni iyi bulduğuma da çok sevindim. Cemal Paşa. Savaşları başkaları çıkartıyor. Kıbrıs'ı ve Selânik'i yeniden ele geçirmeyi umuyordu. 25 Ocak 1915'te Harbiye nezaretine Enver Paşa ile görüşmeye gitti. Vatan tehlikeler içinde olduğu zaman cephede olmalıyım. savaşları önleyecek bir şeyler yapsanız daha daha iyi olmaz mı?" "Olur. çok üzgünüm. Kafkasya'ya uzanmayı. Önce sizi görmeye geldim.

"Çarpıştık, o kadar." "Şimdiki vaziyet nedir?" "Çok iyidir." Bu son söz üzerine Mustafa Kemal 78 bin askerin yok olduğu Sarıkamış faciasının üzerinde durmak istemeyerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Cepheye atanmak için yolladığım yazıya cevap verecek zamanınız olmadığını sanıyorum. Ama yine isteğimi olumlu karşılamış olacaksınız ki, beni buraya çağırttınız ve 19. Fırka kumandanlığına atadınız. Çok teşekkür ederim. Yalnız anlamadığım bir şey var, bu fırka nerede? Nasıl ve ne zaman kurulacak, kimse bilmiyor." "Anlatayım, bu fırkayı siz kuracaksınız. Fırkanın merkezi Tekirdağ olacak. Orada hazırlıklar başladı bile. Bu konuyu Genelkurmayla görüşün, onlar size gereken bilgiyi vereceklerdir." Mustafa Kemal Enver Paşa'yla konuşmasını burada keserek doğru Genelkurmay Dairesi'ne gitti ve kendisini, "Ben 19. Fırka Kumandanı Mustafa Kemal," diye tanıttı. Onlar da şaşkın şaşkın onun yüzüne baktılar. Daha kimsenin böyle bir fırkadan haberi yoktu. Mustafa Kemal, âdeta sahtekâr durumuna düşmüştü. Sonunda bu fırkanın Tekirdağ'da kuruluş durumunda olduğunu öğrenen Mustafa Kemal, derhal cepheye gitmeye karar verdi. Akbıyık'taki eve giderek Vasfiye Hanım, Fikriye ve Jülide'yle vedalaştı. Ertesi gün de görevinin başına ulaşmak için Tekirdağ yoluna çıktı. Tekirdağ'da fırkanın kuruluşunu tamamladıktan sonra, karargâhını, Çanakkale kentinin karşısındaki Eceabat kasabasının hemen kuzeyinde bulunan Maydos'a taşıdı. Burada, Anburnu, Anafartalar ve Ece limanını da içine alan bölgenin kumandanlığına getirildi. Bölgede her an bir İngiliz-Fransız saldırısı bekleniyordu. Çok gergin günler geçiriliyordu. Düşman acaba nereden ve nasıl saldıracaktı! Mustafa Kemal'e göre düşmanın, Gelibolu Yarımadası'nın burnunda, yani Çanakkale Boğazı'nın batı ucunda Seddülbahir ve Kabatepe bölgesine bir çıkartma yapması beklenebilirdi. Mustafa Kemal bu amaçla askerlerini buralarda mevzilendirerek savunma hazırlıklarına girişti. Gerçekten düşman, ilk çıkartma denemesini, 1915 Martı'nın ilk günlerinde beklenen kıyılarda yaptı. Bu, belki de bir keşif çıkartmasıydı. Ama Mustafa Kemal'in aldığı savunma önlemleri o kadar başarılıydı ki bu ilk çıkartma denemesi derhal püskürtüldü. ingiliz ve Fransız donanmaları neden Çanakkale'ye saldırıyorlardı? Çünkü Osmanlı ordusu Kafkaslar'da ve Süveyş'te yenik düşmüştü. Demek ki Osmanlılar korkulacak güçte değillerdi. O halde İngilizlerle Fransızlar Çanakkale'de de Türklerin savunma güçlerini yok ederek kolayca İstanbul'u ele geçirebilecek durumdaydılar. İstanbul'un düşmesi, Osmanlı Devleti'nin yıkılması ve savaş dışı bırakılması demek olacaktı. Hindistan ve Süveyş'e yönelik Osmanlı baskısı ortadan kalkacak ve Rusya ile daha sıkı bir 67 işbirliğinin yolu açılacaktı. îşte bu yüzden ingiliz ve Fransız zırhlıları, ocak ayından beri Çanakkale kıyılarını sürekli top ateşine tutuyordu. Fransızların Suffren, Bouvet, Gaulois, İngilizlerin Inflexible, Vengeance, Cornwallis ve Albion zırhlıları durmadan kıyıları dövüyorlardı. Bütün bu bombardımanlardan sonra 18 Mart'ta, düşman donanması bütün ağırlığıyla Çanakkale Boğazı'na yüklendi. Ama kıyılardaki Türk tabyalarının korkunç bir direnişiyle karşılaştı. Düşman donanması Boğaz sularında perişan edilerek geri püskürtüldü. Bu olay, Türk ordusunun tarihinde şanlı bir sayfa olarak yer aldı. Çanakkale Savaşı'nın işte o en kızgın ve ateşli günlerinde, Mustafa Kemal annesinden bir mektup aldı. Zübeyde Hanım, kızı Makbule ile birlikte Selanik'ten ayrılmış İstanbul'a gidebilmek umuduyla Dedeağaç'a gelmişti. Çanakkale'ye bombaların yağdığı, ateşlerin gökyüzüne yükseldiği, bütün Çanakkale Boğazı kıyılarının alev alev yandığı günlerde, Zübeyde Hanım nasıl Dedea-ğaç'tan Keşan'a, oradan da Tekirdağ'a

geçebilecekti? Deliye döndü Mustafa Kemal. Sırası mıydı şimdi Selanik'ten ayrılıp da İstanbul'a gitmenin? Ama Zübeyde Hanım oğlundan uzun süre haber alamayınca, meraktan çıldırmış ve yollara düşmüştü. Dedeağaç'-tan yazdığı mektup da İstanbul yoluyla kimbilir kaç günde cepheye ulaşmıştı. Ne yapabilirdi Mustafa Kemal? Cepheden ayrılıp da Dedeağaç'a mı gidecekti? Düşündükçe üzüntüden kahroluyordu. Sonunda Beşinci Ordu kumandanlığı aracılığıyla Sofya elçiliğine şu telgrafı çekti: "İstanbul'a seyahat etmekte olan annemin aranması için Dedeağaç'taki Konsolosunuza emir vermenizi rica ederim. Dedeağaç'tan mektubunu aldığımdan, orada olduğunu zannediyorum." (5 Nisan 1915) Mustafa Kemal. Bu telgrafa uzun bir süre yanıt gelmedi. Mustafa Kemal'in aklı annesindeydi. Bir yandan düşmanı Boğaz'dan geçirmemek için her gün kan ve barut kokuları arasında verilen savaşlar, öte yandan annesinin yollarda perişanlığı. Haftalar sonra kendisine annesinden bir mektup ulaştı. Zübeyde Hanım bin bir macera sonunda istanbul'a varmış, Makbule ve üvey kızı Rukiye ile birlikte Vasfıye Hanım'ın Akbıyık'taki konağına yerleşmişti. Mustafa Kemal'in, o dönemde ne annesiyle uğraşacak zamanı vardı ne de uzaklarda bıraktığı dostlarıyla. O kendini yalnız savaş sorunlarına vermişti. Mart ayında yaşadıkları bozgundan sonra düşman Boğaz sularını bırakıp kıyılardan çıkartma denemelerine girişti, işte o zaman da karşısında Mustafa Kemal'i buldu. Onun düşündüğü gibi düşman, 12 Nisan'da en büyük çıkartmayı Gelibolu Yarımadası'nın kuzeybatısında Gökçeada karşılarındaki kıyıya yapıp Arıburnu sırtlarına çıktı ve orada mevzilendi. Mustafa Kemal'in amacı, düşmanı bu kıyılardan denize dökmekti. Mustafa Kemal işte o günlerde, savaşı Conkbayır'ı sırtlarında, sonradan Kemalyeri denen yerden yönetiyordu. O bölgedeki bütün yerlerin adları tarihe geçti: Kocadere, Arıburnu, Kocaçimen, Anafartalar, Karatepe, Bolayır, Kireçtepe, Tekketepe, Suvla, Biga-lıköy, Maltepe, Mersintepe... Mustafa Kemal, 15 Nisan günü, orada askerlere şunları söylüyordu: "Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve kumandanlar gelecektir." 57. Alay, orada tümüyle şehit oldu. Tek asker kurtulmadı o alaydan. Mustafa Kemal durumun ne kadar tehlikeli olduğunun bilincindeydi. Ama kendinden başka hiç kimsenin de böyle bir görevde başarılı olamayacağını biliyordu, işte o sıralarda Ordu Kumandanı Liman von Sanders Paşa kendisini cephede telefon başına çağırarak durumu nasıl gördüğünü sordu. O da bütün kuvvetlerin kendi kumandasına verilmesinden başka çare kalmadığını söyledi. Liman Paşa'nın yanıtı şu oldu: "Çok gelmez mi?" "Az gelir!" 69 İstediği bütün yetkiler bir süre sonra kendisine tanındı ve Çanakkale destanı böyle yazıldı. Mustafa Kemal, o günlerde, Arı-7° burnu Cephesi'ndeki tüm birliklerin subaylarına şunları söylüyordu: "Karşımızdaki düşmana son darbeyi vuracağız... Kahramanlıklarınızın mükâfatını toplayacaksınız... Bütün muharebelerde gerek subayların, gerekse erlerin gösterdikleri kahramanlık gerçekten şan ve namus örneği olacaktır. Subay ve erlerin, karşılarındaki düşmanı, tek kişi kalıncaya kadar denize dökebilecekle-rine tam inancım vardır... Göreviniz karşımızdaki düşmanı tümüyle yok etmekten ibarettir. Benimle beraber burada harp eden bütün askerler kesinlikle bilmelidir ki, bize verilen vatan ve namus görevini tam olarak yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Bu sırada uyku ve istirahat aramak, bütün milletimizin sonsuza dek istirahatten yoksun kalmasına neden olabilir. Düşmanı tamamen denize dökmedikçe, yorgunluk işareti göstermeyeceğinizden şüphe etmiyorum...

"... Karşımdaki düşmanı Arıburnu'ndan atmak için canımı fedadan bir an tereddüt etmem. Komuta ettiğim birliği bile, son ere kadar ölüme gönderebileceğime güvenim var. "... Bölge kumandanları, son erimize kadar ölmek ya da karşımızdaki düşmanı bir fert kalıncaya kadar denize dökmek amacıyla saldırıya hazırlanacaktır. "... Siperler savunma için değil, saldırıyı sağlamak içindir. Mustafa Kemal Çanakkale savaşlarının yönetiminde eşsiz bir kahramanlık ve başarı örneği verdi. Onun kumandası altında savaşan, yaralanan ve ölen subay ve erlerin her biri de onun kadar kahramanca ve özveriyle savaştılar. Bunlardan biri de Fedai Müfrezesi'ydi. Buna Mehmet Çavuş Müfrezesi de denir. 140 erden oluşan bu müfreze 7 Mayıs sabahı, Kanlısırt denilen bölgede İngiliz mevzilerine bir baskın yaparak düşman siperlerini ele geçirdi, düşmanı bozguna uğrattı. O saldırının olduğu tepeye, 'Cesarettepe' adı verildi. Mustafa Kemal'in savaşı yönettiği tepenin adı da 10 Mayıs 1915'te yayınlanan bir emirle, 'Kemalyeri' oldu. Mustafa Kemal artık, Çanakkale savaşlarının efsane adamıydı. Çevreden ve İstanbul'dan kendini görmeye ve kutlamaya sayısız insan geliyordu. Kimler yoktu bunların arasında? Başkomu-tan Vekili Enver Paşa, Şehzade Ömer Faruk Efendi, Hüseyin Cahit (Yalçın), Ali Ekrem (Bolayır), Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Ahmet Ağaoğlu, Ali Canip (Yöntem), yazar Ömer Seyfettin, şair Mehmet Emin (Yurdakul), ibrahim Alaettin (Gövsa), Hakkı Süha (Gezgin), şair Enis Behiç (Koryürek), İbrahim Süreyya (Yiğit)... Mustafa Kemal, kendisini görmeye gelen herkesle ayrı ayrı konuşup dertleşiyor ve her zamanki zarafeti ve nezaketiyle onlara cephenin durumu üzerinde ayrıntılı bilgiler veriyordu. Bunların yanı sıra geceleri siperlerde ya da lamba ışığıyla aydınlanmış karargâh odalarında, İstanbul ya da Sofya'daki dostlarına mektup yazmaktan geri kalmıyordu. İşte o mektuplardan bazı örnekler: Maydos karargâhından İstanbul'da Madam Corinne'e yolladığı bir mektuptan bir bölüm: "İki aydır buradayım ve Çanakkale Boğazı'nı Müttefiklerin çıkarma girişimlerde bulunan donanma ve kuvvetlere karşı savunuyorum. Bu ana kadar hep başarılı oldum, her zaman da başarılı olacağım. Burada benim adımın duyulmamasına hayret etmemeli; çünkü ben, önemli bir muharebenin kahramanı olan Mehmet Çavuş'a şeref kazandırmayı tercih ettim. Tabii şüphe etmezsiniz ki, muharebeyi yöneten sizin dostunuzdur, savaş gecesi savaşanların saflarında Mehmet Çavuş'u bulan da odur." Yine Maydos'tan, Sofya'da tanıdığı Güstav Christianus'a yazılmış bir mektuptan bir bölüm: "İngilizler ağır biçimde yenildiler. Bütün düşmanlarımızı yere serdiğimiz gün nazikâne davetinize uyacağım." Madam Hilde Christianus'a yazılmış bir mektuptan: "Sizin bana verdiğiniz Almanca derslerini asla unutmadım. Sizi temin ederim ki top gürültüleri ve mermi yağmuru altındaki önemli savaş günlerinde bile hayatımın en güzel anıları bu güzel ve dostane saatlerdi. Düşmanlarımızı yere serdikten ve sevgili vatanımızı rahata kavuşturduktan sonra hemen sizi ziyarete koşacağım." Madam Corinne'e yazılmış bir karttan: "işte Arıburnu'nda İngilizlerle savaştayım. Düşmanın önemli kuvvetini ezdim, geri kalanlar da kıyıya sürüldü. Düşmanın tam yok olduğu haberini de yakında alacaksınız. Yine Madam Corinne'e yazılmış bir mektuptan: "Burada hayat o kadar sakin değil. Gece gündüz her gün çeşitli toplardan atılan şarapneller ve başka mermiler başlarımızın üstünde patlıyor. Kurşunlar vızıldıyor. Bomba gürültüleri de top seslerine karışıyor. Gerçekten bir cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür askerlerim çok cesur ve dayanıklı..." Sofya'da General Petroff un eşine yazılan bir mektuptan:

hayır. Mustafa Kemal'in izni kabul edildikten sonra yerine Fevzi Paşa (Çakmak) atandı. insanların bu kadar özveriyle. Yeni Zelandalı Anzakları iyice yıldırmıştı. Coşkulu bir karşılama töreni umuyordu. Birinci Anafartalar Zaferi. Kasımın son günlerinde hava değişimi için izin istedi. Mustafa Kemal ingilizleri. Enver Paşa 1915 Eylülü sonlarında Gelibolu'ya geldi ama Mustafa Kemal'in başında bulunduğu Anafartalar Grubu Karar-gâhı'na uğramadı. Ekselanslarının şahsıma karşı beslediği duygular böylece belirirken orduda aynı koşullar altında hizmet vermem benim için imkânsızdır. bu genç albayın bu kadar büyük başarılar elde ederek "Çanakkale kahramanı" olmasını biraz kıskanıyorlardı. Eğer ben oradayken düşman şimdiki gibi çekilmiş olsaydı. nitelikli. Conkbayın'nda düşmanın bir karış ilerlemesine engel olan onun kumandasındaki kahraman askerler değil miydi? O başta olmasaydı. Fransızları. Güney ve Asya gruplarını ziyaret etmiş ama Anafartalar Grubu'nun varlığını tanımak istemeyerek bizi bu ziyaretinin onurundan yoksun bırakmıştır. çünkü kendisini 'çok müstesna. Bir yıla yakın bir süre Anafartalar'da. Ordu Komutanı Mareşal Liman von Sanders ile Başkumandan Vekili Enver Paşa. Hemen Enver Paşa'ya bir yazı göndererek Mustafa Kemal'in istifasını kabul etmeyeceğini. Bundan dolayı canım çok sıkıldı. herhalde daha çok sıkılacaktım. Daha önce Arıburnu'nda karşımda bozguna uğrayan düşman kuvvetleri. Avustralyalıları. Fakat benim bu önerimi kabul _74 etmediler. aradan aylar geçtikten sonra bu defa da Anafartalar'da tam anlamıyla felç oldu. Mustafa Kemal'den böyle bir tepki beklemiyordu." Liman von Sanders bu yazıyı alınca çok üzüldü. kazanılamazdı."Düşman kuvvetlerine istediğimiz biçimde karşı koyduk. O Çanakkale'den ayrıldıktan on gün sonra da düşman kuvvetleri çekildi. Çok da yorgun olduğum için izin alarak İstanbul'a geldim. Artık bir saldırıya geçerek düşmanı denize dökmenin zamanı gelmişti ama Enver Paşa bu taarruz önerisini onaylamak istemiyordu. Mustafa Kemal bunun üzerine Mareşal'e bir tel çekerek şöyle dedi: "Ekselansları geçenlerde Kuzey. VI Akaretler'de Gelişen Bir Sevgi Mustafa Kemal İstanbul'a dönerken türlü duygular içindeydi. Hayır. Arkasından da Anafartalar kolay kazanılacak bir başarı mıydı? Düşman askerlerinin Çanakkale Boğazı'nı ele geçirerek istanbul'u kuşatmalarını önleyen kendisi değil miydi? Çanakkale zaferi olmasa. Ertesi gün Salih Bozok'a yazdığı bir mektupta şöyle diyordu: "Ben düşmanın çekileceğini anladığım için bir taarruz yapılmasını önermiştim. "Son defaki Çanakkale ziyaretinde çeşitli mevzileri görmek istediği için kendisini ziyarete vakit bulamadığını" yazmakla yetindi. Liman von Sanders'in de o günlerdeki davra. Az şey miydi yaptıkları? Derne Cephesi'nde bir yıla yakın bir süre İtalyanlara bir adım attırmamış ve ordunun onurunu kurtarmıştı. hiçbiri bir adım ilerleyeme-diler. Conkbayırı Zaferi ve ikinci Anafartalar Zaferi.73 nişi aynı oldu. Enver Paşa Mustafa Kemal'e verdiği yanıtta. 10 Aralık 1915'te de Mustafa Kemal arkasında destanlar bırakarak Çanakkale'den ayrıldı. . yüreklilikle düşmana karşı direnmeleri onun başarısı değil miydi? Elbette istanbul halkı onun kahramanlığını değerlendirmesini bilecekti." Mustafa Kemal başarılarıyla övünmekte haklıydı. yetkili ve cesur bir subay olarak tanıdığını ve takdir ettiğini' belirtti. bu zaferler zor kazanılırdı herhalde. Beş ayda dört büyük zafer kazanmıştı: Arıburnu Zaferi. Ama daha paşa bile olmamıştı. Oysa düşmanı denize dökmeden oradan ayrılmak niyetinde değildi. Beni şu andan itibaren grup kumandanlığından istifa etmiş saymanızı rica ediyorum. Bunlar geçiyordu kafasından. Bu koşullar altında çalışmak Mustafa Kemal'e çok güç geliyordu. "General Hamilton'a ve Lord Kitchner'e (Savunma Bakanı) ardı ardına bu başarıları elde etmeme vesile oldukları için teşekkür borçluyum. Arıburnu'nda. istanbul düşman işgali altında olurdu.

Yenge koş.. kollarıyla. Kemal Ağabey. Zaten ben her şeyimizi Selanik'te bırakıp geldim. Ama sizi nasıl sevdiğimi anlatmama gerek var mı?" "Yok. derken Balkan Savaşı. Bütün vücuduyla. Orada güveneceğimiz kimse kalmadı ki." dedi. Ragıp Bey evimizi barkımızı başı boş bırakmak istemedi. Evlenmişsin. bak kim gelmiş! Makbule. yok ama insan yine de bu sevginin kanıtlarını arıyor. kaçan kaçana. "Bir haber vermek yok mu?" dedi. ailemize girecek damat adayını ben de bir araştırayım bakayım. Artık çocuk da değildi. Makbule. Ben de Makbule'yi ve Rukiye'yi alıp yola çıktım.. demek ki sana yeni bir koca bulmak benim görevim olacak. annenize haber vereyim.. "Oradan ayrılmak ona güç geldi. Mustafa Kemal'e 'ağabey' derken 'sevgilim' demek geçiyordu içinden. "Oğlum deli ettin bizi. yüreğime indi. elleriyle onu sarıyordu." "Peki Makbuş. arkasından Sofya'da ataşe militerlik." diye haykırdı.. Önemli değil.. Annesi gözünde tütüyordu. Çıldıracak Zü-beyde Yengem. bu sefer lütfen önceden haber ver. dört yıl oluyordu.77__ ğını ve Ragıp Bey'in neden İstanbul'a gelmediğini sordu. ben başımın çaresine bakarım. Bak ağabeyin burada. 1911 Ekimi'nde Selanik'ten ayrılırken annesiyle vedalaşmışlardı. derken istanbul. Gözlerime inanamıyorum.." "Siz merak etmeyin ağabey. Onunla da coşkuyla kucaklaştılar. Niyeti Harbiye Nâzırı'na . Kaldı ki Mustafa Kemal cepheden dönüyordu. "Durun Kemal Bey. diye korktu. siperlerde sabahlamadan ve çadırlarda portatif karyolalar üzerinde yatmadan sıcak bir evde. Kapıyı Fikriye açtı." "Ağabey.. 18 yaşında olgun bir kız olmuştu. Ondan sonra yolu bir daha Selâ-nik'e hiç uzanmamıştı. Rukiye. "Ne?. nesi yok satıp kapağı İstanbul'a atıyordu. Siz niha-7" yet burada. Makbule de ağabeyine sarılıp uzun uzun öptü. senden hiç haber alamadım.Yaklaşık on ay olmuştu istanbul'dan ayrılalı... Beni üzüntüden öldürmek mi istiyorsun! Canım. Neden bana yazmıyorsun?" "Ağabey kabahat benim. Nasıl merak ediyordu sizi. Bir gün oraya geri döneceğimize inanıyorum." Zübeyde Hanım oğluna Harbiye'ye girdiğinden beri 'Paşa oğlum' diyordu. Paşa oğlum. "Valla Mustafa'çığım. sen de gel!" Zübeyde Hanım gözlerinden yaşlar boşanarak Mustafa'sını kucakladı. Hele annesini görmeyeli. Tatlı bir sonbahar akşamı Mustafa Kemal istanbul'a geldi. bana haber vermeden. Bu işler o kadar çabuk olmuştu ki. Şükürler olsun. Ragıp Bey Rukiye'yi bırakmak istemiyordu. biliyorum. "Bu ne mutluluk. Ona döneceğini de hiç haber vermemişti. Vallahi seni şehit oldu sandım. Selanik düşmana kalmayacak. Zübeyde Hanım bütün bu sürede Selanik'te kalmıştı. onun ardından Çanakkale Savaşı. bir gün döneceğiz Selânik'e!" Fikriye o akşam Kemal Ağabeyi ile başbaşa kalıp uzun uzun konuşmaya. Vasfıye Hanım içeriden kızının çığlıklarını duyup kapıya koşmuştu. huzur içinde. Zübeyde Hanım'm Ak-bıyık'taki konakta kaldığını biliyordu. Ama Rukiye benden ayrılmadı. oraları geri alacaksınız değil mi Mustafa'm?" "Evet anne. Ragıp Bey gelemedi. anlatamam. Zübeyde Hanım da.. Yunanlılar her şeyi yağma ederler. Trablusgarp Savaşı. sen de koş. Sağ salim." Fikriye deli gibi Kemal Ağabey'inin boynuna sarıldı. "Makbule. Yorgun ve uykusuzdu. mutlu bir gece geçirdikten sonra Mustafa Kemal ertesi sabah erkenden Harbiye nezaretine gitti." "îyi ya. öyle bir şey oldu ama ayrıldık." Mustafa Kemal daha sonra annesine Selanik'ten nasıl ayrıldı. can atıyordu ama ev o kadar kalabalıktı ki öyle bir olanak yaratmak kolay değildi. nesi var. hiç bırakmak istemiyordu. Herkes. sen üzülme. O akşam bir arabaya atlayarak doğru Akbıyık'a gitti. Top sesleri duymadan.

külle örtmeye uğraşıyordu. benim sözlerimdir. Ben başladım anlatmaya. kendisine ziyaretinizi arz ettim. Muavin Bey'le önemli bir şey konuşuyoruz.' dedim. kibar bir adamdı. "'Bazı görüşlerimi size arz etmek istiyorum. 'Ama siz gerçekleri benimle konuşmaktan çekiniyor-sunuz. 'Nazır Hazretleri'ni daha fazla bekletmeyelim. Sizi o yüzden kabul ettim. Ama sizinle sözünü ettiğiniz konuları konuşamam. biraz beklemenizi emretti.' 'Sizin Nazırınız bütün zamanını böyle anlamsız ziyaretleri kabul etmekle mi geçirir?' diye sordum. Bir süre soğuk soğuk yüzüme baktıktan sonra. 'Ziyaretinizin sebebini anlayabilir miyim?' diye sordu. Nazır Hazretleri kendisini beklediğimi biliyorlar. Anafartalar'da vatana hizmet ettiğinizi söylemişlerdi.' dedi. "Ben. Uzadıkça uzadı.' dedim. "Aslında ben bu Nazır Hazretleri'ni hiç sevmezdim. Nasıl geçti bu görüşme ve nasıl sonuçlandı? Mustafa Kemal akşam eve dönünce. Cemal ve Talât paşaların çok yakınıydı. 'Buyurun. Fikriye. Bir buçuk saatlik bir bekleyişten sonra Müsteşar Yardımcısı'na.' diye konuşmamı sürdürdüm. boş gözlerle dinliyordu. 'Hatırlatayım efendim.' bile demedi. Bana. iki dakika sonra da ben Muavin Bey'e. "Muavin buz gibi oldu.' dedim. Odacı Nâzır'ın odasına girdi. 'buyurun sizi dinliyorum. "Bir süre sonra Nazır Hazretleri'nin odacısı kapıda göründü ve. 'Beyefendi hazretleri beni unuttular galiba. Niyetim Halil Bey'le görüşüp biraz bilgi vermek ve görüşlerimi açıklamaktı. dolu bir karafaki ve biraz çerezle salona geldi. Bir süre sonra Müsteşar Yardımcısı'na 'Beyefendi. Benim Ordu . Sonra o önündeki evrakı incelemeye daldı. memleketin durumu sizin sandığınız gibi parlak değildir.' diye cevap verdi. "Artık kendimi tutacak durumda değildim. beni bekletiyordu. 'Beyefendi. El sıkıştık. oturun.' dedim. hiç anlamıyorum!' diye kükredi.' dedi.' dedim. Nazır Hazretleri'nin misafirleri varmış. Çünkü bize. Müsteşar Yardımcısı'nı beklerken kafamdan onun hakkında hep kötü şeyler geçiyordu. Sonra biz yine savaşla ilgili konuşmamızı sürdürdük.' diye yeniden Nazır Hazretleri'nin odasına girdi. 'Nazır Hazretleri sizi kabul buyuracaklar. 'Nazır Beyefendi sizin birkaç dakika daha beklemenizi buyurdular. Gerçek olan sizin sözleriniz değil.cephenin durumunu anlatmak. 'size saygı gösterdik. Müsteşar Yardımcısı çok iyi niyetli.' "Bu soğuk karşılamadan sonra birbirimize söyleyecek hiçbir şeyimiz olmaması gerekirdi. 'Evet efendim. 'Çok mahcubum ama. Müsteşar Yardımcısı hiç yanıt vermeden önüne baktı.' dedi. Nazır Hazretleri hiç adını duymadığım kimseleri kabul ediyor. Gerçekleri konuşmaktan korkmayınız. 'Kumandan Bey. "Anlatsanıza Ağabey. Sobada odunlar çıtır çıtır yanıyordu." dedi. ben de bekledim. Bugün Harbiye nezaretine gittim. Beni. "nasıl geçti gününüz?" "Tatsız. 'Nazır Hazretleri'ne söyle. Birden horozlandı. "Asabım bozulmaya başladı. 'Konuşabilir miyiz?' 'Hay hay. İttihat Terakki'nin ileri gelenlerinden biriydi. 'Memleket mahvolmak üzeredir. Beni kendi bekletiyormuş gibi mahcub oldu. Zübeyde Hanım korlaşmış ve yer yer çatlamış odunları orta mangalına almış. Nazır hiç gülümsemeyen bir yüzle karşımda ayakta duruyordu. hem de çok tatsız. Odacıya. Enver.' diye haykırdı.' "Nazır Hazretleri'nin kan beynine sıçradı. Fikriye ufak bir tepside bir rakı kadehi. biraz beklesinler.' "Oturduk. Fikriye'den hemen rakısını istedi. Müsteşar 78 Yardımcısı'yla biraz sohbet ettik. ülkenin geleceği konusunda düşüncelerini açıklamak ve öneriler getirmekti. 'Buyurun. O arada Nâzır'ın yanına girip çıkanlar oldu. 'Ne demek istiyorsunuz. yüzü bembeyazdı. "Bir süre sonra Müsteşar Yardımcısı süklüm püklüm dönerek. değil mi?' diye sordum. Bu yüzden Harbiye nezaretine getirilmişti.

Bak. değil mi oğlum? Hatır için çiğ tavuk 81 yenir derler ya. Biliyorum. ana oğul konuşacağınız başka şeyler de vardır." "Mustafa'cığım. Gündüzler çuvala girmedi ya. Bu kadar misafirlik yeter. Nâzır'ın kafasına bir şeyler indirirsiniz. Sonunda Vasfıye Hanım. ne Vasfıye'yi dinler ne de Fikriye'yi. kıskanıyor. hepsini deli ediyor. hemen sen bize bir ev bul da çıkalım buradan." "Haklısın anneciğim." "Yok kızım. ama o hiç oralı değil. Bilirsin Makbule de hep kafasının dikine gider. "Ne bu böyle. hiçbirine aldırmıyor." Üçü de salondan ayrılınca Zübeyde Hanım." diye haykırdı. 'Ev sahibi misafiri sevmez. O Fikriye de ne öyle? Yapışkan mı yapışkan." "Sen merak etme anneciğim. Ne derler. Mustafa Kemal Derne ve Çanakkale'de çok para harcamadığından birkaç aylığını biriktirebilmişti. Sana âşık mıdır. 'Başarı askerindir. 'Nazır Hazretleri.'" Fikriye. Birbirlerine söylenmedik lâf bırakmıyorlar. Ödüm patlıyor bir gün bir tatsızlık çıkacak diye." "Anneciğim sen aldırma. Vallahi onları idare etmek çok güç. Harp Mecmuası'nm son sayısının kapağına benim resmimi koyacaklarmış.' "Ben." dedi. Yarından tezi yok. köy köy üstüne kurulur ama." "Yok öyle deme benim Paşa oğlum. Onun sırtında Sarıkamış felâketi var. Conkbayırı ve Anafartalar zaferleri. 'siz memlekette ulusal bir genelkurmayın olmadığını bilmiyor musunuz? Genelkurmayı Almanlar yönetiyor. yan gelip yatıyor. Vallahi yine de iyi davranmışsınız. sizin sırtınızda Derne. zarif kız ama evlilik başka şey.' demiş. Hem bak sana ne söyleyeceğim. Ne yapacağız bilmem. Çok iyi kız. Ben onun Vasfiye'nin oğlu Enver'le evlenmesini isterdim. benim hiç öyle bir niyetim yok. Her gün bir kavga çıkıyor aralarında. yarın yine Kemal Ağabey'i-nizle konuşursunuz. siz de artık gidip yatın bakalım. yarın ya gönlünü çalarsa. diye korktum. Şu kızlar bir evlenip gitseler ne kadar sevineceğim. Bizim de konuşacak şeylerimiz var elbette. ya kendisi? Bütün gazeteler. Ama eline geçen subay maaşı neye yetiyordu ki? Önce Ortaköy ve Beşiktaş semtlerinde emlâk tellallarını dolaştı. "Aman Mustafa'cığım. Teşekkür ederim. Siz onlarla mı konuşmamı öneriyorsunuz? Hayır. bunda hiçbir kötülük yok. Ben bir gün bunların hesabını soracağım. yarın hemen bir yer ararım. gitmeyeceğim ve konuşmayacağım. o da başka türlü. ben de Ragıp'ın hatırı için bunca ay bunlara katlandım.' dedim. Çok üzerlerine gitme. "Yazıklar olsun. Ben. En iyisi bir an önce bu evden ayrılmak. gözlerini bir an senden ayırmıyor." dedi. dergiler onun resim-leriyle donatılmıyor mu? Sizi çekemiyor ağabey. ama yetti artık. "Aman iyi oldu. burnumuzun dibinden ayrılmıyorlar. Devlet onların elinde. ben ne yapacağımı bilirim. "sen o adamlarla çok uğraşma. nedir? Hiç anlayamadım." "Anne. Ben burada sıkıldım artık. Mak-buş bir ara gönlünü Ragıp'ın büyük oğlu Süreyya'ya kaptırmıştı. Jülide. Bunları dinleyen Zübeyde Hanım endişelenmişti. Haydi Fikriye. bak sana ne söyleyeceğim. "Ne korkunç. Rukiye desen. başına bir iş açarlar. Siz gidin derdinizi onlara anlatın. ama olmadı. Makbule Fikriye'den hiç hoşlanmıyor. Önerilen evlerin en uygunu Beşiktaş Akaretler yokuşundaki . Sen sultanlara layıksın oğlum.' Misafirliği tadında bırakmak gerek. sana bir şey daha anlatayım. "Haydi biz sizi rahat bırakalım. Ama en önemlisi bir ev aramak olacaktı." "Peki ama. Deli79 8o ye dönüyor." Ertesi gün yapılacak ne kadar çok iş vardı. ev ev üstüne olmaz.Başkumandanı'na ve Genelkurmay'a sınırsız güvenim var. Hangi semtte olursa olsun olsun ucuz bir ev bulmak gerekiyordu. kişileri sivriltmeye gerek yoktur." Konuşmalar geç saatlere kadar uzadı. Tam derginin basılacağı sırada Enver Paşa haber almış ve resmimi çıkarttırmış. güzel kız. kibar kız.

" diye kıyameti kopardı. Mustafa Kemal Madam Corinne'i ne zaman tanımıştı? Herhalde 1912'de Derne'den İstanbul'a döndüğü dönemde. bir gün bir kısmeti çıksa. Onun kafasında soylu ve ünlü ailelerden bir kız vardı. Fikriye'yi küçümsüyor ve sakıncalı buluyordu. Sonra bir arabaya atlayıp." dedi. Mustafa Kemal'i görmek için Fikriye sık sık Zübeyde Yengesine gidiyordu." Zübeyde Hanım da Mustafa Kemal'i destekleyerek. Ablasının tutkusunu bilerek ona büyük anlayış gösteriyor ve dertlerini paylaşıyordu. Zübeyde Hanım Fikriye'nin oğluna gösterdiği bu aşırı ilgiden biraz rahatsızlık duyuyordu. Kocasının ölümünden sonra.. uzun yıllar Paris'te kalmış ve konservatu-varda okumuştu. "A. Kendisine yeni bir görev verilmemişti. "Tabii. Bu yazışmalar Çanakkale döneminde de sürdü. "Aman ne yapışkan kız şu Fikriye. Bunlar ancak dost mektuplarıydı. Ev halkı kendisini sabırsızlıkla bekliyordu. İtalyanca'nın yanında Fransızca ve Türkçeyi de çok iyi konuşuyordu. Sen de sık sık gece yatısına bize gelirsin." deyip duruyordu. tabak gibi mutfak eşyaları ve bir soba aldı. Enver Bey de kardeşinin Mustafa Kemal' den başkasıyla evlenmeyi düşünmediğini anlayarak ona koca aramaktan vazgeçti. bir nazır ya da sadrazam kızı. Bu yüzden de Fikriye'ye bir türlü ısınamıyordu. evlenip gitse de kurtulsak. Söz gelimi. 1890 yangınında evlerini yitirenler için yapılmıştı. daha sonra da kız kardeşiyle birlikte Beyoğlu'nda Bursa Sokağı'nda bir eve geçti. Sonra Beşiktaş'taki yatak ve yorgancılardan yatak takımları aldı. doğru Akbıyık'taki eve gitti. Padişah damatları kendi oğlundan daha değerli insanlar mıydı? Zübeyde Hanım kafasında bunları kurdukça. Akşamları Beyoğlu'nda eski dostlarıyla buluşup dertleşiyor ve gelecek günler üzerinde düşünceler oluşturuyordu. sen de benim bir kızım sayılırsın. Mustafa Kemal mektup yazmayı çok seviyor ve bu .. "nasıl olacak? Zübeyde Hanım ve Makbule ablam buradan ayrılacaklar mı? Kabil değil bırakmam. onu asla gelini olarak görmek istemiyordu." Ertesi gün. Sonra yine Beşiktaş'taki mağazalardan tencere. bir süre Pan-galtı'da Harbiye Okulu'nun karşısında babasının evinde oturmuştu. merak etme.bir evdi. savaşın dışında kalmak onu çok üzüyordu. Hep bir arada yaşarız. Hep birlikte oluruz. Durumu anlattı. Sofya' ya atandıktan sonra Mustafa Kemal'le Madam Corinne uzun süre mektuplaştılar. Akaretler'e taşındılar. Ama Fikriye umutlarını bağladığı o sevgili sarışın adamın annesine hep sevgi dolu gözlerle bakıyordu. Hem niye hanedandan bir kız olmasın? Oğlu belki de bir gün Damat Mustafa Kemal Paşa olabilirdi. Bu yokuşun üzerindeki evler. Hepimiz İstanbul'da olacağız. Mustafa Kemal hemen gidip evi gördü. Mustafa Kemal 1915 yılının aralık ayında yine bunalımlı günler geçiriyordu. Zaman zaman Madam Corinne'in evine uğruyordu. Fikriye'nin küçüğü Jülide ise ablasına hayrandı." "Fikriye'ciğim. Ağabeyi Enver Bey ona birkaç kez bazı arkadaşlarını önerdiyse de Fikriye hiç yanaşmadı." dedi. Madam Corinne. O da ağabeyinin ileride ünlü ve varlıklı ailelerden bir kız almasını diliyordu. beğendi ve kiraladı. Aklı fikri cephedeydi. Fikriye'yi seviyordu GVF6 I 82 ama. ne güzel. Kiraları da yüksek değildi. Makbule Ablası'nın Fikriye'ye karşı tutumu da annesininkin-den daha değişik değildi. Babası. Onları da eve yolladı. Bahriye nezaretinde çevirmen ve aynı zamanda doktordu. Madam Corinne. Onları eve gönderdi. "Beni asla görücüye çıkartamazsınız. Mustafa'ya en coşkun sevgi gösterisini yine Fikriye yaptı. "Bir ayağın Beşiktaş'ta olur.

Ama oraya gitmediği akşamlar eve erken dönmeye çalışıyordu. Zübeyde Hanım ile Makbule bu gece yatısı misafirlikten hiç hoşlanmıyorlar ama Mustafa Kemal'i kızdırmamak için bu konuda fazla konuşamıyorlardı. 1913'e girerken Noel'i ve yılbaşını Sofya'da geçirmişti.. şöhretimize uygun bir biçimde girmeniz gerekir. Sonunda tâyini çıktı: Çanakkale'den Edirne'ye alınan 6. "Edirne'ye şanımıza. günlük olayları ve düşüncelerini içtenlikle anlatıyordu. Oh!. nereden buldunuz bu yavruyu?" . bu kez de Doğu ve Güney cephelerinde çarpışmak düşüyordu. ertesi gün istanbul'a döndü. ertesi sabah İstanbul'da olurdu. Nihayet!. Bundan iyi bir atanma olamazdı. O da bütün kızlarda var. "Eyvah. Mustafa Kemal tâyin emrini alınca Sirkeci'den trene binerek Edirne yakınlarına geldi ve doğru oradaki tümen karargâhına gitti. Mustafa Kemal'in morali düzelmişti. Evde Makbuş'un kucağında üçdört yaşlarında bir çocuk vardı." Bu sıkıntılı günlerde Mustafa Kemal'de Sofya özlemi uyandı. Mustafa Kemal oradayken Mareşal Liman von Sanders kolorduyu denetlemeye geldi. Kolordu kumandanlığına atanmıştı." diyordu. Orada bir yığın dostu vardı. Ama hiç belli olmaz. Kızlar. Bu konuşmalar gece geç saatlere kadar uzuyordu. iki gün sonra Mustafa Kemal'in Diyarbakır'a atanması kararı çıktı. Fikriye bu Edirne işine çok sevindi. "benim Paşa oğlum gönlünü galiba kaptırdı şu soğuk kıza. Çünkü Akaretler'deki evde annesinin ve Makbule'nin dışında bir bekleyeni daha vardı. Yine onlarla birlikte olmak ve yılbaşını orada geçirmek tatlı bir rüyaydı. Mustafa Kemal hiç durmadan konuştu. Hiç değer mi? Benim oğlum. duygulanıyor ve coşuyordu. Yollar tıklım tıklım dolmuştu. Ama ne yazık ki Edirne görevi topu topu altı hafta sürdü. Mustafa Kemal 15 Ocak 1916'da Edirne'ye at üzerinde. türküler söylendi." dediler. şarkılar. atının önüne çiçekler serpiyorlardı. Bunlar hiç de aşk mektupları değildi. Kendisini yine sıcak savaşın içinde bulacaktı. alkışlar arasında girdi. Sevgi sözleri yoktu bu yazışmalarda.. Kaç adımlık yerdi orası? Mustafa Kemal atladı mıydı trene. Ama Sofya artık o eski Sofya değildi. bir boşalma oluyor ve buna çok özen gösteriyordu. Çanakkale'de de Sofya'daki tatlı günlerini anımsadığı çok oluyordu. O akşam Karargâh'ın mahzeninde bir ziyafet verildi. Mustafa Kemal oralarda daha çok kendi kişiliğini buluyor. Selanik gibi olmasa da Edirne. Makbule. Edirne o gün gerçekten bir bayram havası yaşadı. Eski havasını bulmuş gibiydi. Yine de Zübeyde Hanım bu ilişkinin gelişmesinden korkarak Fikriye'yi oğlunun gözünden düşürmeye çalışıyordu. Aynı zamanda da bu yazışmalarla Fransızcasını ilerletiyordu.." diye çocuğu havaya fırlatıp tutuyordu. "Albayım. Mektup yazmak belki de Mustafa Kemal için bir iç dökme. Subaylar ve askerler kendisini bir savaş kahramanı gibi karşıladılar. Halk bayram edecektir sizi görünce. Yılbaşını geçirir geçirmez İstanbul'a döndü. Bu onun için bir düş kırıklığı oldu. Tümendeki subaylar. Mustafa Kemal yarın yine kendisini sıcak savaşın içinde bulabilirdi. Mustafa Kemal. bir Rumeli kentiydi. Dostları da dağılmıştı. sağ olsun. Burası cephe gerisi bir yerdi. "Atam tutam ben buni Lop lop yutam ben buni. Fikriye bazı akşamlar annesinden izin alıp yengesi Zübeyde Hanım'a gece yatısına geliyordu. Mustafa Kemal Akaretler'de yeni bir sürprizle karşılaştı. "Anne. Demek ki ona.yazılarında başından geçenleri. Kararını verdi ve ertesi gün bir trene atlayıp kendini Sofya'da buldu. savaş anılarını anlattı. ama düşmanları ona çelme takıyorlardı.. Şimdi ne yapacaktı? Bir yerlerde görev almak istiyor. hiç kendi değerini bilmez. Zaten Derne'de de. Mustafa Kemal Madam Corinne'le konuşup tartışmaktan zevk alıyordu. Onun nesini beğenir bilmem! Bir gözleri var güzel olan.

Onların başı dertte. Bana söylediler. Laz uşakları asılmışlar küreklere. "Çok iyi yapmışsın anne. Beşiktaş'tan bir mavna kiralamış. Çocuğa bakamayacağını anlayınca. Dünya âlem kırılmış gülmekten. Biraz ayıp olacak ama. ineği biz alırız. Döşemelerin üzerine saman serdik. Adını Abdürrahim koymuşlar.' dedim. onlar da istanbul'a göç etmişler. Naciyem 12 yaşında öldü. "O da bizim çocuğumuz olur. Selanik'te bizim bir ahbabımız vardı. üstte inek." "Hiç olur mu anne.' dedi. Diyarbakır'a gitmiş. Aklına biz gelmişiz. Macit Bey onlara büyük dostluk göstermiş. Şimdi evimizi de öğrendi. 'sen merak etme. Hayvanı Üsküdar'dan buraya o getirdi. Bütün Akbıyık kavruldu gitti. 'Abdürrahim senin çocuğun olsun. bir fırsat bulursam uğrarım. hayvanı Beşiktaş iskelesine çıkarmışlar. Birkaç gece bizim evde kaldılar. harika. Emir erin Şakir Ağa.' demiş. büyüt. insanlar ortalarda kaldılar. onlar büyütürler. bütün evlerin boyası aynı renk. babası Ali Efendi getirdi bize bıraktı. kapıları aynı. boş arsalarda otluyor. Kimbilir neler bekliyordu kendisini Diyarbakır'da? Savaşın ikinci yılıydı. Abdürrahim'i onun yerine korum. hiç kimsenin aklına gelir mi evde silâh sakladığımız?" "Yaşayın valla anne. ama çocuk bir yaşındayken annesini akrep sokmuş." dedi. hayvanı satmaya karar vermişler." "Mustafa'cığım. İstanbul'a taşındığımızı öğrenmiş. Evden hiçbir şey kurtulamadı. O evi de Macit Bey yaptırtmış. 'Naciye'nin erkeceği. alt kata aldık ineği. 'Zübeyde anne. ama o hiç şaşırmadan bizim evin önünde bekliyor. Fikriye'ye de hayran-mış. Çok yazık olmuş. insanlar yoksulluk içinde kıvranıyorlardı. Peki neyle besliyorsunuz Bahti-yar'ı?" "Gündüzleri dışarıya koyuveriyoruz. kim bakıyor Bahtiyar'a?" "Aman oğlum. Çadırlar kurulmuş Sultanahmet Meydanı' na." "Peki. adresimizi bulmuş. Kışta kıyamette nasıl barınırlar oralarda? Buraya geldiler. çocuğu almış kucağına. Ev Kaptancıbaşılardan Macit Bey'in 24 odalı konağının karşısındaymış. Ona analık et." "Peki Fikriye nasıl. Bu yavruyu neyle besliyorum biliyor musun? Taze inek sütüyle!" "Onu da nereden buluyorsunuz?" "Anlatayım. 'Pekâlâ Ali Efendi. hayvanı kıskıvrak bağlayıp bindirmişler. kalkıp bana geldi. Eşi Nimet Hanım da Vasfiye'ye çok yardım etmiş. Akşam oldu mu gelip kapının önünde 86 duruyor. çocuğun sütannesi olur. Kolay mı ineğe bakmak şehrin içinde. Bu çocuk orada doğmuş." "Vah zavallılar. Tren istasyonlarda durduğu zaman pencerelerin önü perişan insanlar ve dilencilerle doluyordu. o ineği de Üsküdar'a getirmişler. Handan adında 10-12 yaşlarında bir kızları varmış." "Onlara bir geçmiş olsuna gitmek isterdim ama hiç zamanım yok. Bak ne kadar akıllı hayvan." VII Güneydoğu: Cephede Roman Okuyan Kumandan Mustafa Kemal soğuk bir mart günü trenle Haydarpaşa'dan ayrıldı. kadıncağız ölmüş. bunu."Mustafa'cığım. adını Bahtiyar koymuşlar. "ne iyi Abdurrahim'e taze süt lazım. hemen yola çıkmak zorundayım." "Sonra Sultanahmet'te. Samanların altına da senin bize bıraktığın silâhları yerleştirdik. Altta silâhlar.' derim ona. bir de inekleri varmış.' "Ben de. 'Bunu güvenilir birilerinin yanına vereyim. iskeleti çıkmış yaşlılar bir dilim . o da Jülide'ye arkadaş olmuş. Akbıyık'ta çıkan bir yangında oturdukları konak yandı. 85 bize gelir giderlerdi. Yerebatan yakınlarında bir ev bulup oraya yerleştiler. sana bir şey daha söyleyeceğim. perişan oldular. Sakatlar. "Aman" dedim. ineği nerede besleyeceğiz?" "Bak oğlum. Ali Efendi kalmış yavrusuyla başbaşa. Sen hatırlar mısın Ali Efendi'yi? Annesi Selanik'te komşumuzdu. sorduğun şeye bak. çıplak çocuklar." Mustafa Kemal. O da çok sevdi ineğimizi. hiç gelip gitmiyor mu?" "Birkaç haftadır hiç uğramadı. Onların. Bakalım. sen eve girerken hiç farkına varmadın. Ali Efendi evlenmiş.

Mustafa Kemal'in üvey babası Ragıp Bey'in ve Fuat Bulca'nın yeğeni olduğu için. halk bayram etti. Mustafa Kemal. İzzettin (Çalışlar). Oradan mevzileri gözetlediler. o günlerde Siirt'ten Madam Corinne'e şunları yazıyordu: "Batıdan Doğu'ya kadar devam eden uzun ve yorucu bir yolda iki ay kadar seyahat ettikten sonra. O tuğgeneral olur. îki gün sonra Ruslar geri çekilmek zorunda kaldılar. hem de bunca zaman paşalığına engel olan düşmanlarına içinden sövüp sayıyordu.200 metre uzaklarındaydı. Enver Paşa'nın yanıtı şu olmuş: "Mustafa Kemal'in mirlivalığa (tuğgeneralliğe) yükseltilmesi emri cebimdedir. İçeriye Enver Paşa girmiş ve ne kadar da konuştuklarını sormuş. Ama siz onu bilmezsiniz. sular da öyle. bir istirahat anı bulunabileceğine inanılır. oradan yine otomobille Mardin'e. Onlar da Mustafa Kemal'in ar°° tık paşa olması gerektiğini söylemişler.. Ali Çetinkaya ve yaveri Şükrü Tezer. O da bunları sıkı sıkıya korudu. önce Rus işgalindeki Muş'a yürüdü. Kısaca gürül gürül akan sayısız derelerle sulanan. orgenerallik ister. yaverler ve birlikte çalıştığı yüksek rütbeli kumandanlar vardı: Refet Paşa. Çanakkale'de savaşmaktan daha kolay değildi. Artık oradan öteye araba yolu da yoktu. değil mi? Fakat heyhat. Mustafa Kemal. Şükrü Bey. ". Oradan öteye demiryolu yoktu. Cevat Abbas. Mustafa Kemal'in o günlerdeki yaşamını belgeleyen bu notlardan bazı örnekler: . yaz geçti. Rus askerleri 1. Son istasyon Gülek ve Mamure'ydi. Neden sonra yakınları ona şu olayı anlattılar: Talât Paşa ile İttihatçıların başlarından Doktor Nâzım. Bazı yerlerde geceyi çadırlarda geçirdiler. Önce otomobille Halep'e gittiler. Mareşal yaparsınız. İnsan ayağı değmemiş dağlar. Tabii ki şu anda bulunduğum yeri bilmiyorsunuz. 35 yaşındaydı.. saklaması için Şükrü Bey'e verdi. Geri çekilip karargâha döndüler. işte o günlerde İttihat Terakki'nin merkezinde Mustafa Kemal'in derecesinin paşalığa yükseltilmesini konuşuyorlarmış. orgeneral olur mareşallik ister. az daha hepsi ölecekti. bu ancak ölümden sonra mümkün olacak.. yanında ve çevresinde subaylar. geçit vermeyen yamaçlar. Istanbul-Diyarbakır yolculuğu tam on üç gün sürdü. bütün birlikleri yağmur altında öyle dolaştılar. korgenerallik ister. yeşil çamlarla örtülü bir dağ silsilesi tasavvur edebilirsiniz. çünkü haritada bile yeri yok. savaşı Kemer Dağı'n-dan yönetiyordu. Ruslar yaylım ateşi açtılar. Ağustos başlarında her iki kent de düşman işgalinden kurtuldu." Mustafa Kemal'e bu olayı anlattıkları zaman kahkahalarla gülmüş ve şöyle demişti: "Ben Enver'in bu kadar zeki ve akıllı olduğunu bilmezdim.. Çanakkale'deki gibi yakın da değiller." Diyarbakır'dan yola çıktıktan bir hafta sonra cepheye ulaştılar. sarp doruklar.. Hem seviniyor.ekmeğe muhtaçtı. o dönem günlük anılarını yazdığı not defterini daha sonra. Yıllar sonra Şükrü Bey ölünce bu anılar yayınlandı. Mustafa Kemal. görülüyor ki. padişahlık ister. korgeneral olur. yıllardan beri hak ettiği ve beklediği bir yükselişti. Mustafa Kemal beraberindeki subaylarla birlikte atlara bindi. (Mayıs 1916)" Mustafa Kemal Diyarbakır'da kolorduyu yeni bir yapılanmadan geçirdikten sonra. Burasını size tanıtamam ki. Ali Fuat (Ce-besoy). 15 Nisan 1916'da Doğu Cephesi'nde şafakla birlikte Rus saldırısı başladı. Fuat (Bulca). Ertesi gün.. Diyarbakır'da bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyordu. Ormanlarında binlerce bülbül var ve dağlarımızın bir kısmı hâlâ beyaz örtüsünü koruyor. Bu. sonbahar geldi. sonra Bitlis'e. Mustafa Kemal Paşa oralarda sınırdan sınıra koştu. Hava tertemiz. fevkalade güzel. Mustafa Kemal artık büyük kurtarıcıydıAylar birbirini kovaladı. Bu sırada. oradan da Diyarbakır'a. Doğu'nun koşullarında savaşmak. oradan Ceylanpınar'a. Ruslar pek uzakta değiller ama. Kemal Paşa ona yakınlık gösterirdi.. generalliğe yükseldiğini haber aldı. Savaş alanlarında kazandığı eşsiz zaferlere karşın kendisini ne kadar da geç paşalığa yükseltmişlerdi. Mustafa Kemal.. Mustafa Kemal Paşa olmuştu.

Öksürükten çok rahatsız oldum. Peşlerinde 4-5 yaşlarında. Diğer subaylar için de böyle. kokmuş insan cesetleri ve kemikler gördük.. Tabur ve bölük kumandanlarına. Öksürük hafifledi ve uyumama engel olmadı.. Sonra karargâha döndük... 12 yaşında Ömer adında öksüz bir çocuk gördüm. Yolda 150 kişilik bir gönüllü kafilesiyle karşılaştık. (12 Kasım 1916)" ". yaverleri ve kumandanlarla bizi karşıladı. Öksürükten. Geceyi öksürükten pek fena geçirdim. Saat 4. Annemden mektup aldım. kâğıt para verdikleri için satıcılar ağlayarak bana şikâyet ettiler. Saat birde uyandım. düşmanın saldırısı karşısında nasıl davranacakları yolunda bir uygulama yaptırdım. (18 Kasım 1916)" ". 'Demek ki beni hâlâ seviyorsun.' diyor. yanıma aldım. (10 Kasım 1916)" ". "Kalacağım eve geldim. Fırka kumandanı Ali Fuat. Askere bu kadar yakın bulunan subaylar için bu durumu uygun görmedim. "Yol boyunca iki yerde. onları 100 metreden izliyordu. sonunda kaçıyor. (9 Kasım 1916)" ". Aç olduklarını söylediler. Birlikte gitmeye karar veriyorlar. gizli şifreli bir tel geldi. Açlıktan ölmüşler. Şimdi dinleniyorum. Yolda 300 kadar milise rastladım. Akşam üzeri Fuat geldi. Geceyi fena geçirmedim. Artık sevilmek istiyorum. Sapho."Saat şimdi altı buçuk.. çadırın kurumuş olmasından ve rüzgârdan dolayı fena uyudum. . Yemeği birlikte yedik. Saat 5'te uyandım. Gece Refet Paşa' nın evinde kaldım. kişiye özel.. canım sıkıldığı zaman okuduğum Sapho-Moeurs Parisiennes adlı romanını bitirdim. ölüme mahkûm bir çocuk gidiyordu. Öksürüğümü hafifletir diye çay içtim. bunların karınlarını duyurmasını ve giydirilmelerini söyledim. Neferlere hak verdik. 9° "Yolda iki nefer köylülerden üzüm ve elma satın almak istemişler. Bitlis Cephesi'ne düşmanın saldırısını önlemek için 30 tabur verilecekmiş.. Ordudan." dediler. îçi hayvan leşleri ve pisliklerle doluydu... anası babası ölmüş üç yetim daha getirdiler. Onlara da para vermekle yetindim. Birçok yıl birlikte yaşıyorlar. Fırka kumandanına. (16 Kasım 1916)" ".' (19 Kasım 1916)" ". bir zamanlar eve evlâtlık olarak aldıkları çocuğun kendi çocuğu olduğunu ve onu eski sevgilisinden doğurduğunu anlatıyor. Akşam rakı büfesi hazırlamışlar. (13 Kasım 1916)" ". Çocuk bir karı kocanın peşine takılmış.. Tam Marsilya'dan vapura binecekleri gün Sapho'dan bir mektup geliyor: 'Gelemeyeceğim. "Yolda.. 'etudiant' (öğrencilik) yıllarında Sapho'yu seviyor. Fuat Bey bize ut çalıyor... Hastane olarak kullanılan evlerde. Bunları gözden geçirdim.. Başımı yıkadım. İaşelerini sağlamamızı rica ettiler. Bunu görenler bana. Refet Paşa rahatsız olduğundan ayrıldı. Kendilerine niçin bu çocuğu almadıklarını sordum. Alphonse Daudet'nin... Bitlis'e dönüyorlarmış. Tekrar yattım. 10-15 kesik kadın başı bulmuşlar. (8 Kasım 1916)" ". Hastaneyi teftiş ettim. Konu şöyle: Jean. Bitlis'e yolladım. hayvanlar gibi.. Jean Sapho'yu dövmeye kalkıyor ama Sapho buna seviniyor. Yemek yedik ve Bitlis'e hareket ettik. konuşuyorlar.20. Yollarda birçok göçmen gördük. Hepsi aç.. Refet Paşa.. "Bizim evlâdımız değil. Şerefiye denilen camiyi gezdim. Onu da ana babası bırakmış. Jean iki defa bu yaşamdan bıkıp kaçmak istiyor. Şimdiye kadar gereğinden çok sevdim.. Saat 7'de yola çıktık. (14 Kasım 1916)" ". Yeni Fırka kumandanı Ali Fuat Bey'le bu konuyu görüştük. Nuh Bey bana kendi tayını hediye etmek istedi. Eski sevgilimle beraber olacağım. kabul etmedim. kurmay başkanı İzzettin ve Alay kumandanı Fuat beylerle benim çadırımdayız. Bir süre sonra Jean Güney Amerika'da bir kente konsolos oluyor. sefildiler. Maziden konuştuk. Yarımda Bitlis'e vardık. Günün birinde mektuplarını almak için Sapho'nun evine gidiyor.

Vali Memduh Bey.. (22 Kasım 1916)" ". 4 tavşan ve 1 tilki tutuldu.... 'Vali Memduh Bey bana bir tay getirdi. Paşa tabakayı eline alıp baktıktan sonra.. (9 Aralık 1916)" ". 'Şükrü.. 2) Kadınlara özgürlük verilmeli..' dedim. Arıburnu raporlarını yazmaya başladım. Tabur kumandanından.. 'Şükrü.. "Allah'ı İnkar Mümkün müdür? adlı bir kitap okuyorum j (Bu kitabı Filibeli Şehbenderzâde Ahmet Hilmi yazmıştır. bir liraya da bir hamam takımı aldım. Fuat ut çaldı. Evden çıkmadım. Batman vadisinde öteden beri dikkatimi çeken bir ev vardı.).. (2 Aralık 1916)" ". Anafar-talar'dan. Bugün bütün kurmaylarla birlikte tavşan avına gittik. Lütfen kabul buyurunuz. biliyorsun. Kemal Bey'in (Namık Kemal) Siyasi ve Ebedi Makaleler adlı kitabını okudum. 3) Kadınlarla ortaklaşa yaşam. Allah'ı İnkâr Mümkün müdürî'ü bitirdim. istanbul' dan çıkalı iki buçuk ay olmuş. Sadık Bey bir tay hediye etmek istedi. Paşa yolda. erkeklerin ahlâkı. Diyarbakır'dan yaya gelmiş. "Ben hemen tabakamı uzattım. Sonra istihkâm Yüzbaşısı Fuat Efendi geldi. (8 Aralık 1916)" I "... (6 Aralık 1916)" ". ötekisinde de aynı derecede Arapça. Arıburnu'nda İngilizlerden alınmış bir masa örtüsü ve bir kasatura aldım.. Kitap okumakla vakit geçirdim."Sıhhatin korunması için. bu nereden?' diye sordu. (20 Kasım 1916)" ". (1 Aralık 1916)" ". Daha sonra beş liraya bir halı. duyguları üzerinde düşünce oluşturulmalı. "Yanıma aldığım ihsan ve Ömer adlı çocuklara Mehmet Emin'in (Yurdakul) Yaşamak Kavgası adlı şiirinin bir bölümünü ezberlettim. (7 Aralık 1916)" ".. o eve girdim ve damına çıktım.. Buna karşılık | italyan savaşından beri sakladığım bir İtalyan dürbününü ver. öteki değil. Öğleye kadar evde kitap okudum. Kurmay başkanıyla (İzzettin Çalışlar) tesettürün (örtünmenin) kaldırılması ve sosyal yaşamımızın düzeltilmesi konusunda sohbet ettik ve şunlar üzerinde durduk: 1) Yaşamın koşullarını bilecek anne yetiştirilmeli.. Mebadii Felsefe (Felsefe Başlangıcı) adında bir kitap okumaya başladım. Otomobille Telmih köyüne uzandım. Paşa o gün bana. Paşa'ya bir tay hediye etmişti. 'Çocuklar. Hamama gittim. Talimname'den 'marş' sözünü kaldırıp yerine 'yürü' denmesini uygun gördük. kabul etmedim. "Aradan on gün geçti. "Yemekten önce Mehmet Emin Bey'in Türkçe Şiirler'i ile Fikret'in Rübab-ı Şikeste'sinden parçalar okuyup karşılaştırdım.. Sonra kırda yemek yedik.. (3 Aralık 1916)" ".. Fark. Karşılığında bir . elleri eldivenli olduğu halde birlikte otomobille Diyarbakır'dan Ergani Madeni'ne gidiyorduk. Ömer Naci'nin vefatına üzüldük. 'Hele şimdilik dursun... (10 Aralık 1916)" Kemal Paşa anı defterine işte bunları not etmiş. Sonra yine Kemal Bey'in Osmanlı Tarihi'ni okumaya başladım.. Farsça kelimeler var.j dim.. Ancak Türkçe olanda da. Akşam odada Bitlis Jandarma Kumandanı Nâzım Naz-mi ve Fuat (Bulca) ile memleketin durumunu konuştuk. 'Paşam. 'Lord Kitschener'in ordusuna mensup subayların birinden ele geçirilmiş bir hatıradır. (25 Kasım 1916)" ". kolayınızda sigaranız var mı?' diye sordu..' dedi. Allah'ı İnkâr Mümkün müdürt'ü okumaya devam ettim.' diyerek tabakayı geri verdi. (4 Aralık 1916)" ". düşünceleri. Hava çok sisliydi. Kitap okumakla vakit geçirdim. biri parmak hesabı.' Paşa. (5 Aralık 1916)" ". "Gece saat 12'ye kadar sohbet ettik.. ama onun not etmediği bir olayı yaveri Şükrü Bey şöyle anlatıyor: "15 Aralık 1916'da Paşa kürklü kaputunu giymiş. ikisi de başka türlü güzel.. bilhassa beynin parlaklığı için alkol almamalı. Sonra tayları gördüm. (23 Kasım 1916)" ". Sabah tuvaletinden sonra tayları gördüm.

İşte iki ay önce sandıklar dolusu altını geri çeviren Kemal Pa. bana bir yol gösteriniz. Kemal Paşa'ya hepsi için iki bin altın önerdi. Bu durumda orada daha fazla duramayacağını anladı ve 7 Ekim'de ordu kumandanlığından istifa etti. Kemal Paşa. 'Paşam. "Bunların ordunun levazım dairesine gönderilmesi gerekirdi.' dedi. "Bu atlardan birkaçını sat da İstanbul'a gidelim. şimdi cebinde bilet alacak parası bile yoktu. oradan yine Diyarbakır'a." demişti. sonra Akviran." dedi. Siz buranın eski kumandanısınız." Alman subayı paraları almak istememiş. Bunun üzerine Kemal Paşa Halep'te bulunan Cemal Paşa'ya giderek. Huzursuzluğun nedeni." diye haber göndermişti. Ama burada hiçbir şey bulamam. benim şüphem yok ama öyle yapınız." Cemal Paşa atların durumunu inceledikten sonra. Sekerat ve Elazığ'a. Bu paraların ordunun ihtiyacı için gönderildiği belirtiliyordu. tabaka masanın üzerinde duruyor. Salih Bey atları pazara yolladı. unutmadım. Mareşal'in amacı altın karşılığı Mustafa Kemal'i kendine bağlamak. oradan yine Halep'e ve sonra Diyarbakır'a. "benim birkaç cins at ve kısrağım var. "Pekâlâ. Akaretler'de annesine yeniden kavuşmanın mutluluğunu yaşadı.' 'Emredersiniz Paşam. çok yerinde bir şey olur. 'Bu tabakanın savat işi pek nefis. "Ben. altın karşılığı memleketin çıkarları üzerinde düşüncelerimi değiştirecek insanlardan değilim.şey yapmam gerek. satın almaktı. tek alıcı çıkmadı.' diyerek tabakayı masanın üzerine bıraktım. Yaveri Salih Bo-zok'u çağırarak. Mareşal Falkenhayn'ın emrinde çalışmak zorunda bırakılmasıydı. Bunları satmak istiyorum. bu Alman kumandanına hiç güveni yoktu. Yeni görevine başlamadan önce bir ay için İstanbul'a gitti. VIII .'" Mustafa Kemal hiçbir yerde uzun süre kalmadan Güneydoğu Anadolu ve SuriyeLübnan bölgesinde oradan oraya koşuyordu. Mareşal Falkenhayn ona. "Bu sandıkları bana yanlış göndermişler. Birçok insanı böyle sandıklarla altın vererek yoldan çıkarabilirler ama beni değil. o da sandıkları yaverleri aracılığıyla geri göndermişti. Arakel. Anafartalar'da karşımda yenik düşmüş düşmanın bir subayından elde edilmiş olması bu tabakaya tarihi bir değer 93 94 de katıyor. bütün yetkilerin kendinde toplanmasını istiyor. Başka çaresi olmayan Kemal Paşa bu öneriyi kabul etti ve böylece biletini alabildi. Aklıma şu Çanakkale hatıranız sigara tabakası geliyor. oradan Şam'a. Ne var ki İstanbul'a dönebilmek için cebinde tren biletini alacak parası bile yoktu. Akaretler'deki evine zarif sandıklar içinde altınlar göndermişti. Tayın karşılığını ileride uygun bir biçimde buluruz. "Ertesi sabah baktım. O. Atlarını ve kısraklarını satmaktan başka çare göremiyordu." Cemal Paşa. Mustafa Kemal bu sandıkları getiren Alman subayına. 'galiba tabakayı vermeyi unuttunuz. burada kalmış. Mustafa Kemal savaşın gerginliğinden kendisini bir türlü kurtaramıyordu. 1917 Temmuzu'nda Yıldırım Orduları kumandanlığına bağlı Yedinci Ordu kumandanlığına atandı. Enver Paşa ise buna asla razı olmuyordu." dedi. Oysa bir süre önce İstanbul'dayken.' "Paşa.' dedim. Bunu Vali Bey'e verecek olursak çok hoşlanacağını umut ediyorum. 'Hayır Şükrü.95 şa'nın." diye yanıt verdi. ağustos aylarında Halep'e döndü. "Paşam. Kemal Paşa'nın. Alıcı bulamadım. Kendim kullanmak istediğim için vermeye kıyamadım. "Hayvanlarınızı önce baytara muayene ettireyim. Fikriye de gelip onu birkaç kez görebildi ama bütün bu gerginlikler arasında mutluluklarının tadını pek çıkartamadılar. Diyarbakır'dan Halep'e geçti.

Çar'ın devrilmesinden on gün sonra da Lenin Petrograd'a gelmişti. çünkü gözler sınırlara çevrilmişti. o günlere kadar sadrazamlık koltuğuna oturan o göğüsleri madalya dolu. Mustafa Kemal bu aileyle artık daha yakından ilgilenmesi gerektiğini düşünerek evden ayrıldı. bunun da farkına varamadılar. savaşa karşı çıkacak yeni bir rejimin temelleri atılıyordu. Mustafa Kemal'in Mareşal Falkenhayn'ın emrinde çalışmak istememekte ne kadar haklı olduğu çok kısa zamanda anlaşıldı. Siz beş bin altın almışsanız." Cemal Paşa bu satıştan kâr etmeyi asla düşünmüyordu. Dostlarını Pera Palas'ta kabul ediyor. GVF7 97 7 Kasım'da olanlar oldu ve Bolşevikler iktidara geldiler.Vahdettin'le Birlikte Almanya Gezisi Mustafa Kemal İstanbul'a gelir gelmez. istanbul'da ise o günlerde General . Rusya'nın o zamanlar başkenti olan Petrograd'da 8 Mart'ta halk ayaklanmış ve Çarlık temellerinden sarsılmaya başlamıştı. Halep'ten ayrıldıktan iki üç hafta sonra. O. İstanbul'daki yöneticiler bunun anlamını da pek kavrayamadılar. hepsi bir. Enver. çünkü Doğu'daki en büyük tehlike 9° yok oluyordu. Üç bin altını nereye göndereyim? Mustafa Kemal'in yanıtı şu oldu: "Ben atlarımı iki bin altına satmıştım. İngilizler 110 bin kişilik bir kuvvetle saldırıya geçtiler. Akaretler'deki evde kalmak içinden gelmedi. zorunlu olmadığı zamanlarda pek ortalarda görünmüyordu. Kudüs ve Filistin'in tamamı böylece yitirilmiş oldu. Evi artık Fikriye'nin çekip çevirmesi gerekiyordu. Oysa yedi aydan beri bütün ülkelerde gözler Petrograd'a çevrilmişti. annesini ve Makbule'yi görmeye gitti. Mustafa Kemal İstanbul'a bozuk bir moralle döndü. Vasfiye Hanım'ın oğlu Ali Enver'i çok zamandır görmemişti. ha cumhuriyet. 15 Eylül'de Rusya'da cumhuriyet ilân edilmiş ve Kerenski devlet başkanı olmuştu. İç çekişmeler de dışarıyı görmeye engel oluyordu. Fikriye Kemal Ağabey'ini görünce acısını biraz unutur gibi oldu. O günlerde neler oluyordu dünyada? Osmanlı kamuoyu dünyada neler olduğunun pek farkında değildi. sırma kuşaklı paşaların hangisinin sosyal ve siyasal eylem ve devrimlerden haberi vardı ki? Bütün bu ayaklanmaların ardından. Bu ayaklanmalar başlayalı bir hafta olmamıştı ki Çar Nikola tahttan çekilmek zorunda kalmış ve Romanof hanedanı sona ermişti. Her şeyin yitirildiğine inanıyor ama yine de bir şeyler yapılması gerektiğini düşünüyordu. bunun dünyayı değiştirecek çapta bir olay olduğunu kavramamışlardı. Talât ve Cemal paşaların. Cemal Paşa'dan şu telgrafı aldı: "Hayvanlarınızı beş bin altına sattım. üst tarafını bana vermeye mecbur değilsiniz. Osmanlıların kaç yüzyıllık düşmanı olan Çarlığın yıkılmasının önemi ülkede hiç anlaşılamamıştı. Zübeyde Hanım kendisine kötü bir haber verdi. Türklerin bayram etmeleri gerekirdi. Bahriye Müsteşarı aracılığıyla o üç bin lirayı Kemal Paşa'ya göndererek dürüst bir davranışta bulundu. Sizden çok ucuza almışım." demekle yetindiler. Üçü de büyük acılar içindeydi. iznini daha kullanmadan Genelkurmay'da yeni bir göreve getirildiğini bildirdiler. Almanya'da şenlikler yapıldı. Ertesi gün de Akaretler'e. örneğin Enver. Mustafa Kemal hemen başsağlığı dilemek için Sultanahmet'teki eve gitmek zorundaydı. Fikriye'nin annesi Vasfiye Hanım anîden ölmüş ve aile perişan olmuştu. Fikriye ve Jülide de evdeydiler. Doğru Pera Palas oteline giderek oraya yerleşti. Rusya'da komünist bir rejimin kurulacağı hiç akıllarına gelir miydi? Oysa o günlerde Osmanlıların en büyük düşmanı olan Rusya can çekişiyordu. Osmanlı Devleti'ni yönetenler. İstanbul'da çıkan gazeteler dünya olaylarıyla ilgilenmiyorlardı. "Ha Çarlık rejimi olmuş. İki ay içinde. Kimdi Lenin? Osmanlıların umurunda bile değildi! Marx ve Engels'in adını kaç kişi duymuştu acaba koca Osmanlı ülkesinde? Tepedeki yöneticilerin. Mustafa Kemal'in Harbiye'deki öğrencilik yıllarından arkadaşıydı. Şimdi İstanbul'da ne yapacaktı? Önce üç ay izin aldı. Her gün birtakım görüşmeler yapması gerekiyordu.

"öyle yapacağız. Yandaki koltuklara da Mustafa Kemal ile Naci Bey oturdu. Böyle bir kişiyi yakından tanımak elbette çok ilginç olacaktı." Mustafa Kemal ile Naci Bey Veliaht Hazretleri'ne veda edip Saray'dan ayrıldılar. acınacak bir adam. Veliaht Hazretleri'nin (Vahdettin Efendi'nin) Zâtışâhâne yerine bu seyahati yapmasını uygun gördük. Oradan hareket edeceğiz. "Ben Sina Cephesi'ndeki orduların nasıl bölüneceğini ve bu kuvvetlerin nasıl kullanılacağım Mareşal Falkenhayn Paşa'ya sormuştum.ustafa Kemal biliyordu ne de Naci Bey." dedi. "Bunlarla ne yapılabilir? Bu zavallı yarın padişah olacak. "Efendi Hazretleri." Yeniden gözlerini kapadı ve uzun bir sessizlik oldu. Mustafa Kemal hemen bu öneriyi kabul etti. "beraber seyahat edeceğiz." dedi. Mustafa Kemal bunun üzerine ayağa kalkarak. gu yeni gelenin kim olduğunu ne M. gözlerini kapadı. Mabeyinciler her ikisini de bir odaya aldılar." dedi. o redingotlu uyurgezer adam gözlerini açarak. "Ordu kumandanlığından ayrılmış olmanıza üzüldüm. İki gün sonra yola çıkacağız. Ne söylemeleri gerektiğini kestiremiyor. 15 Aralık 99 1918'de Sirkeci garına gittiler." "Biz ki. Beklemeye başladılar. Derken odaya redingotlu bir kişi daha girdi. Kendisinden yanıt alamadığım için istifanızı kabul etmek zorunda kaldım. bütün bu olaylardan sonra Enver Paşa kendisine nasıl bir görev önerecekti? Bu yenilgiye onu da bulaştırmak mı istiyordu acaba? Bu tür düşüncelerle Harbiye nezaretine gitti. Paşa kendisiyle çok acele görüşmek istiyordu. Eşya olarak bir kanepe ve iki koltuk vardı. kendinden ne beklenebilir?" "Hiç. . "Birlikte seyahat edeceğiz. İkisi de şaşkınlık içindeydi. Odada redingotlu adamlar ayakta duruyorlardı. hiçbir şey olmamış gibi. Yola çıkılmasından bir gün önce Mustafa Kemal ile Naci Bey Saray'da buluştular. redingotlular uşaklar ve bilmem ne basıları oradaydılar. yarınını anlamış kişileriz. "Zavallı. "Evet efendim." dedi. Kendisinin yanında bulunmayı kabul eder misiniz?" Mustafa Kemal böyle bir gezinin kendisi için çok yararlı olacağını düşündü. adamın konuşmasını bekliyorlardı. memleketin geleceğini. değil mi?" diye sordu. Vahdettin Efendi hiç-100 biriyle konuşmadan dikilmiş duruyordu. Artık bu esrarlı kişinin Veliaht Hazretleri olduğu anlaşılmıştı. "mutluyum. Almanya İmparatoru Padişahımızı genel karargâhına davet etti. Perşembe akşamı garda hazır bulunacaksınız." dedi. Redingotlu adam uzun bir süre hiç ağzını açmadı. "Müşerref oldum. derin bir düşünceye daldı. aklı. Yarın onun yerine Vahdettin Efendi tahta çıkacaktı. Padişahımızın (Sultan Reşat'ın) böyle bir seyahat yapamayacak durumda olduğunu biliyorsunuz. Yeni gelen redingotlu kişi kimseye selâm vermeden kanepenin sağ köşesine oturdu. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal o günlerin birinde Enver Paşa'dan bir mesaj aldı. bugününü. bedbaht. ne yapabiliriz?" "Güç!" Mustafa Kemal ile Naci Bey yola çıkılacağı akşam. Enver Paşa da uzun sürede Mustafa Kemal'i yok etmek için planlar hazırlıyordu." dedi. Enver Paşa makamında. Bütün saray erkânı. Mustafa Kemal'i yapay bir nezaketle karşıladıktan sonra. Mustafa Kemal merak etti. "Geziye çıkmadan önce.Allenby'nin Filistin Cephesi'nde saldırıya geçmesi konuşuluyordu. Enver Paşa. Mustafa Kemal ve Naci Bey. Birkaç dakika sonra." Vahdettin Efendi. Üç gün sonra yola çıkılması gerekiyordu. Sonra gözlerini açarak Mustafa Kemal'e döndü ve. Veliaht Hazretleri'yle tanışmalısınız. Eski kolordu kumandanlarından Albay Naci Bey'in de bu geziye katılması kararlaştırılmıştı. mantığı olan insanlarız. Sultan Reşat'ın zaten bir ayağı çukurdaydı. Şimdi burada sizi bekleyen başka görevler var. bu redingotlu adamın başmabeyinci olduğunu sanmışlardı.

"Veliaht Hazretleri'nin üniforma giymesini istemiştim. onunla biraz konuşabilmek ve kendisini tanıyabilmek için ortam yaratılmasını bekliyordu. "Affedersiniz Paşa Hazretleri. "Veliaht Hazretleri. söylediniz. içten bir havada konuşmakta sakınca görmüyordu. arkasında Mustafa Kemal. Vahdettin Efendi hiç de ilk göründüğü gibi uyurgezer bir kişi değildi. Siz İstanbul'u kurtarmış bir kumandansınız. Tren istanbul'dan uzaklaştıktan az sonra Teşrifatçıbaşı. Vah- . Naci Bey ve yaverleri trene bindiler. Mustafa Kemal. imparator da oradaydı." dedi. Mustafa Kemal ne dediyse öyle yaptı. Birlikte seyahat etmekte olduğum için çok mutluyum. Enver Paşa da Veliahtın yanındaydı." dedi. Neden sivil giysilerle gelmiş?" Teşrifatçıbaşı küstah bir tonla. "Ben sana kim olduğumu söyleyecek durumda değilim. Veliaht Hazretleri'ne üniforma giymesi için haber göndermişti. Mustafa Kemal Teşrifatçıbaşıya. "lütfen pencereyi açıp askeri selamlayınız." "Neden?" "Çünkü ilk önce Veliaht Hazretleri'ne 'ferik' (korgeneral) derecesi verilmişti.Mustafa Kemal. sonra derecesini 'livalığa' (albay-tuğgeneral arası bir rütbeye) indirdiler. sonra da Mustafa Kemal izin isteyerek Veliaht Hazretleri'nin yanından ayrıldı." diye söze başladı. "Birkaç dakika öncesine kadar kiminle seyahat etmekte olduğumu bana söylememişlerdi. Padişah ve şehzadeler." "Anlaşıldı. Sizi gıyaben çok iyi tanır ve takdir ederim. "Veliaht Hazretleri. "Ben. 'Ben böyle bir dereceye tenezzül etmem. gözlerini dört açmış bakıyordu. "trene binmeden önce askeri müfrezeyi selâmlamanız gerekiyor. bu gibi durumlarda üniforma giyerlerdi. Mustafa Kemal. Tren kalktıktan sonra öğrendim. Mustafa Kemal bu çağrıya sevindi. Vahdettin Efendi Mustafa Kemal'i ayakta bekliyordu. Başbaşa konuşmalar ertesi gün de sürdürüldü. arkanızdan biz geleceğiz. Öğ-renseydin benim kim olduğumu. Yolculuğun sonunda Büyük Alman Karargâhı'nın bulunduğu kasabaya geldiler. Arkadaki vagona geçti." Vahdettin Efendi." "Az önce selâm verdim ya. Vahdettin Efendi İstanbul'dan ayrıldıktan sonra eski kasıntı davranışını bırakmış ve kendi kişiliğini bulmuştu. O akşam bir de baktılar ki Vahdettin Efendi sivil giyinmiş. imparator Karargâhı'nın önünde bir Alman müfrezesi kendilerini bekliyordu. Sonra oturdu. Çeşitli konulardan söz edildi." "Nasıl yani?" "Siz yürüyeceksiniz. konuğuna da yer gösterdi. Arıburnu'nda ve Anafartalar'da kazandığınız muvaffakiyetler malûmumdur. o da oturdu. canı isterse." Bunun üzerine Vahdettin Efendi ellerini havada sallayarak yürümeye başladı." Böylece aradaki buzlar erimiş oluyordu. "Ben de kendilerine arz ettim. ama üniforma giymek istemediler." Mustafa Kemal ile Naci Bey bu sözlerden sonra Vahdettin Efendi'nin yanına gidip elini sıktılar. Çünkü Alman Genel Karargâhı'nı görmeye gidiyorlardı. Böyle bir törene hiç alışık olmadığı belliydi-Önde o. önceden. yine mi askeri selamlayacağım? Gerekli midir?" "Evet Veliaht Hazretleri. O da haklı olarak bozuldu. darıldı.' deyip üniforma giymedi. Ama bu kez hiç uyukla-mıyordu. Ben sana Veliaht Hazretleri'nin üniforma giymesini söyledim mi. Mustafa Kemal'in vagonuna gelerek Veliaht Hazretleri'nin arkadaki vagonda kendisini beklediğini bildirdi." dedi." dedi. "Evet. Mustafa Kemal'le de gerçek kişiliğini hiç gizlemeden. gereklidir. söylemedim mi?" Teşrifatçıbaşı Mustafa Kemal'in bu sert konuşmasından ürkerek. Vahdettin Efendi yine şaşkın şaşkın bakmıyordu. "Siz kim oluyorsunuz?" diye yanıt verdi.

" diye devam etti. Bu sözler.. Mustafa Kemal durumun ne kadar umutsuz olduğunu anlatıyordu ki. Vahdettin Efendi önce Mustafa Kemal Paşa'yı tanıttı. soldaki koltukta Vahdettin. bize yapılan düşman saldırıları durdurulamıyor. Mareşal masasının başında oturuyordu." Mustafa Kemal biraz sıkılmış." demesi gerekmez miydi? Hem de neden Almanca." dedi. "İmparator Hazretleri. "Jawohl. "Oui ekselans. "sözleriniz beni çok duygulandırdı." Ludendorf ters ters Mustafa Kemal'in yüzüne baktı. mareşal ve generallerin protokol gereği ziyaretine geldi. "Generalim." ya da. Mustafa Kemal'le birlikte kendi dairesine çekildi. Biliyorsunuz." demişti. önüne bakıyordu. Başkumandan Mareşal Hindenburg'du. "Oui ekselans. Bu konuda lütfen beni biraz aydınlatabilir misiniz?" Bu soru üzerine imparator ayağa kalkarak." Mustafa Kemal.ıoı 102 dettin Efendi artık karşılama töreninde ne yapması gerektiğini biliyordu. "Peki. Naci Bey de bunları Türkçe çevirerek Vahdettin Efendi'ye aktardı. Mareşal'in sağında da Mustafa Kemal yer aldı. "Ja. "Ekselans. Bir elini göğüs düğmelerinin arasına sokmuştu. "OnaltıncıKolordu. General Ludendorf un ziyaretine geldi. Kayzer. "Biz taarruz ediyoruz. Oradan büyük bir hole geçildi. "Majeste. Bu ziyaretten sonra Vahdettin. Çünkü yapılan saldırı yerel bir saldırıdır. Yaptıkları konuşmaları değerlendirmeye çalışıyorlardı. "Anafartalar. O da Alman ordusunun büyük bir saldın içinde olduğunu ve zaferi mutlaka kazanacaklarını anlattı. onun yanında Naci Bey. "siz Onaltıncı Kolordu Kumandanı değil miydiniz? Anafartalar zaferini kazanan Mustafa Kemal siz değil misiniz?" Mustafa Kemal şaşkınlık içinde. Veliaht Hazretleri'ne Osmanlıların çeşitli cephelerde uğradıkları yenilgiden dolayı teselli edici sözler söyledi. bu saldırınız hangi hatta kadar gidebilecektir?" diye sordu. "Sör." diye yanıt verdi. Ondan sonra sıra." dememiş de Fransızca. Öteki eliyle Mustafa Kemal'in elini tutarak Almanca. Kayzer çok kibar ve nazik bir konuşma yaparak Osmanlı Devleti' nin Almanya için çok değerli olduğunu anlattı ve Enver Paşa'yı da öven sözler söyledi. yanıt vermek istemedi ve konuşma böyle sona erdi. "Acaba yanlış mı söyledim. Biraz durakladıktan sonra." ya da. Alman milletine moral vermek ve halkı uyutmak için verilen biçimsel demeçlerden değişik değildi. Mustafa Kemal ise cephelerin durumunu biliyor ve bu parlak sözlere hiç inanmıyordu. Bu biçimsel tanışma töreninden sonra sıra. Ludendorf hiç böyle bir soru beklemiyordu.." dedi. "Bunun sonucunu olaylar gösterecektir. O kadar Almancası yok muydu? Böyle bir pot kırdığına çok üzüldü. Eğer bunlar önlenemezse ülkemiz mahvolacaktır. Sizin bu konuda bize yeterli güvence verecek sözlerinizi duyamadım. İki dakika bile geçmeden karşılarında İmparator'u buldular." der demez de çok pişman oldu." dedi. ilk ziyaret edilecek kişi. General Ludendorf ve bütün büyük kumandanlarla oradaydılar. împarator'un Veliaht'ı ziyarete gelmek istediğini bildirdiler. Teşrifatçıbaşının yardımına gerek duymadan askerleri selâmladı. Birden araya girerek Ludendorf a. Vahdettin az önce Mustafa Kemal'den etkilenmiş ve Almanya'ya olan güvenini biraz yitirmişti. İmparator onun kim olduğunu biliyordu. "saldırının sonucunun ne olabileceğini anlamak için olayların gelişmesini beklemeye gerek olmadığım sanıyorum. . Veliaht Hazretleri'nin İmparator'a yanında bulunanları tanıtması gerekiyordu. kapı vuruldu. Hindenburg. ancak bir noktayı daha açık öğrenmek isterdim. Başkumandan Mareşal Hindenburg." dedi.

"Sayın Veliaht. "Anlıyorum ki. Demek siz ekselanssınız!" Bu konuşmadan sonra Alman kolordu kumandanı. "Evet. ben kolordu kumandanıyım." "Fırkaya da kumanda ettiniz mi?" "Evet. "size bir sigara takdim edebilir miyim!" Hindenburg sigarayı kendi eliyle verdi ve konuşma sona erdi. "Mareşalim. biz şimdiye kadar size yanlış hitap ediyormuşuz. İmparator bir ara Ludendorf a dönerek." dedi. Lütfen son kumanda ettiğiniz kuvveti söyler misiniz?" "Fırka ve kolorduya kumanda ettikten sonra ordulara kumanda etmiş bir arkadaşınızım." "Alaya kumanda etmiş olacaksınız." dedi. sizin zihninizi bulandıranlar var. Yemekten sonra salona geçtiler." değilim. Bana bu taarruzdaki hedefin ne olduğunu söyler misiniz?" Mareşal bu sözleri dikkatle dinledikten sonra Mustafa Kemal'e. Bunun üzerine Mustafa Kemal. artık sizin şüpheniz kalır mı?" Vahdettin. Ben Alman imparatoru olarak size gelecekteki başarılardan söz ettikten sonra." "Askeri durumlardan çok iyi anlıyorsunuz." diye yanıt verdi. solunda Mustafa Kemal. "Ne münasebetle yanında bulunuyorsunuz?" "Böyle bir görev aldığım için. Ertesi gün Vahdettin ve Osmanlı heyeti Strasbourg yakınlarında cepheyi dolaşmaya gittiler. Sonradan fabrika sahibinin şatosuna davet edildiler. ama endişelerim yok olmamıştır. Türkiye'de her. Colman'daki Alman Karargâhı' nı gezdiler. Vahdettin ve Naci Bey onu koridorun köşesine kadar geçirdiler. Oysa bunlar gerçeğe uymuyordu. Bu kez de Mareşal Hinden-burg Almanların Osmanlılara yaptıkları yardımların üzerinde durdu ve özellikle Filistin Cephesi'ndeki durumdan söz etti. "öyle yapıyorum zaten." "Affedersiniz. Orada yaptığınız taarruza çok bel bağlamış olduğunuzu sanmıyorum. Mustafa Kemal ise împarator'un da-104 ha önceki konuşmada. "Affedersiniz. İmparator birden geri döndü ve Mustafa Kemal'e yönelerek. Yemekten sonra Vahdettin ile . Karargâhların gezilmesinden sonra uğranılan yer Essen'deki Krupp fabrikasıydı. Almanca. el sıkıştılar. Mustafa Kemal'in kim olduğunu da bilmiyordu. "Oui ekselans" dediği için kendisine kızmış olacağını düşünerek odanın kapısında kalmış. gezinin sonuna kadar Mustafa Kemal'in yanından ayrılmadı ve ona büyük yakınlık gösterdi." dedi. "sizin elinizi sıkmamıştım. "Sağındaki adamla ilgilen. Sofrada Kayzer'in sağında Vahdettin oturuyordu." O akşam hepsi împarator'un yemeğine çağrıldılar. Mustafa Kemal Generalle Fransızca konuşuyordu.1O5 hangi bir kuvvete kumanda ettiniz mi?" "Evet. "Hayır. "siz aldığınız raporlara göre konuşuyorsunuz. imparator bu sözlerden sonra artık yerine oturmadı ve kapı103 ya doğru yürüdü." demekle yetindi. ettim. Ludendorf da. "Siz Vahdettin'in yaveri misiniz?" diye sordu. Bir ara kendine." dedi. "Ekselans. Bu subaylardan biri kolordu kumandanıydı. Ama Suriye'de durum düzelmiş değildir. onun yanında da General Ludendorf." "Önceleri etmiştim. koridorun ortalarına kadar gelmemişti." dedi." "Beni mazur görünüz. ettim. Mustafa Kemal orada da gerçek durumu görmüş ve Alman subaylarını güç durumda bırakacak sorular sormaya başlamıştı. Sizin babanız yaşındayım.

"Ben size. Mustafa Kemal o günlerde Pera Palas'ta böbrek ağrılarından kıvranmış yatıyordu. Olayların dışında kalmak onu çok mutsuz ." "İstanbul'a gittiğim zaman düşünürüz. Sirkeci'de trenden inince yine doğru Pera Palas'a gidip biraz dinlendi. Mustafa Kemal'e büyük saygı duyuyordu.' Akaretler'de değil." dedi. "Fikriye'den ne haber? Hiç gelip gitmiyor mu? Annesinin ölümüne biraz alışabildi mi?" "Biraz alıştı galiba ama aklı fikri sende. 21 yaşındaydı. Mustafa Kemal'in gözleri Fikriye'yi arıyordu. Ayağa kalkar kalkmaz kendini Akaretler'de buldu. Bir süre sonra." Ertesi gün Fikriye'ye haber iletildi. Şakir Ağa. Zaten geziye çıkmadan önce de sancılar içinde kıvranıyor. ben ne yapmalıyım?" diye sordu. Deli mi ne?" "Biliyorum anne." ıo8 Kucaklaştılar. Hoşunuza gider mi?" "Söyleyiniz." "Bu kumandanlığı bana vermezler. "Fikriye. IX Fikriye 21 Yaşında: Sevgi Dolu îlk Akşamlar Mustafa Kemal Almanya gezisinden böbrek sancıları içinde döndü. "size kavuştum ya. Bu kez kendisini kucaklayanlar arasında ailenin yeni üyesi Abdürrahim de vardı." "Siz isteyiniz. Yılbaşını orada geçirdiler. Annesi bu haberi duyunca deli olacaktı. ama dayanmaya çalışıyordu. nihayet kavuştuk. Onun Akaretler' de olmasını beklemiyordu. Ne var ki Mustafa Kemal'in böbrek sancıları dayanılmaz bir hal aldı. Viyana'da Cottage Sanatoryumu'na gitmesi uygun görüldü. "Peki. Ne olur bundan sonra beni hiç yalnız bırakmayın. ama o sana çok düşkündür. Sağlığına kavuşması için böyle bir bakımdan geçmesi zorunluydu. ama aklı fikri İstanbul'daydı." diye geçiriyordu. Ama gördünüz ki Almanya'da imparator. Pera Palas'taydı. ikisi de çok mutlu saatler yaşadılar. Fikriye onun dönmesini iki gün bekledi. Fikriye'nin yüreği güm güm atıyordu. Makbule. ben sizin kurmay başkanınız olurum. Ertesi gün gazeteler Veliaht Hazretleri'nin 'maiyetleriyle' birlikte döndüğünü yazdılar. "Çok mutluyum Kemal Ağabey. "Belki gelmiştir. Oğlu İstanbul'a dönsün de annesini aramasın. veliaht ve prenslerin görevleri var. o da geldi. Neden siz bütün işlerden uzak kalasınız?" "Ne yapabilirim?" "İstanbul'a gider gitmez bir ordu kumandanlığı isteyiniz." "Henüz padişah değilsiniz. bu olacak şey miydi? O sabah Mustafa Kemal'in ilk işi Akaretler'e gitmek oldu.Mustafa Kemal başbaşa kaldılar. Ondan sonraki haftalarda da sık sık yalnız kaldılar. heyet Berlin'e geçti. Bir ara kendisine. 1918 Ocakı'nın dördüncü günü de İstanbul'a döndüler. ama içinden. kaderlerimizi birleştirecek bir öneride bulunacağım." "Hangi ordunun kumandanlığını isteyeyim?" ıo6 "Beşinci Ordu kumandanlığını. "Anne. Artık çocuk değildi. Doktorlar bu bakımın Avrupa'da iyi bir hastanede yapılmasını önerdiler. bütün ev halkı kendisini coşkuyla karşıladılar. Veliahtı. Ama 'Kemal Ağabey. Orada on gün kaldılar." O akşam Fikriye orada kaldı. 1918 Ma-yısı'nın sonlarında Mustafa Kemal Viyana'ya gitti. Zübeyde Hanım." Vahdettin bir daha bu konuyu hiç açmak istemedi." dedi. Mustafa Kemal aklından geçen her şeyi söylemiş ama Vahdettin hiçbir karar almak istememişti. Sen Fikriye'yi pek sevmezsin. Karargâhların gezilmesi bittikten sonra. Yoğun bir bakıma ihtiyacı vardı. Bu beraberlikleri geleneğe dönüştü.

Kafasından bu tür şeyler geçiriyordu." Mustafa Kemal Karlsbad'a geleli daha dört gün olmuştu ki. Mustafa Kemal'e gelecekte neler yapmayı düşündüğünü sorunca şu yanıtı aldı: "Ben her zaman söylerim." Mustafa Kemal bu kez yeni bir öneri getirdi. Padişah'ın başkumandanlığı doğrudan üzerine almasını. Gözlerini kapatıp uzun bir süre düşündü. Kendi sigarasını yaktığı kibriti de ona uzattı.ediyordu. Viyana yoluyla istanbul'a dönecekti. Sehpanın üzerinde bulunan sigara kutusundan bir sigara alıp Mustafa Kemal'e verdi." Konuşma burada sona erdi. Karlsbad'dan ayrıldı. sevinsin mi? Ne yapacağını şaşırdı. vesveseyi bırakalım. Mustafa Kemal. Hünkâr'ın suratı. bilime ve sağlığa dayanarak anlatalım. Çünkü ben. "sizi dinliyorum." dedi. Evet. yine ilk karşılaştıkları zamanki maskeyi takındı. Şunu da belirteyim. Üzülsün mü. Hiç sırası mıydı şimdi hastanelik olmanın? Haziran sonunda Viyana'daki sanatoryumdan çıkıp Karlsbad'da bir dinlenme evine taşındı. Ama bu kez de ispanyol nezlesine yakalandı. kendisine gezide olduğu gibi güler yüz gösterdi ve iltifatlar etti. Vahdettin tahta çıktıktan ancak bir ay sonra istanbul'a dönebildi. Böyle bir davranışa ruhum isyan ediyor. istanbul'a dönmesinde yarar vardı." Mustafa Kemal o günkü konuşmasında kadınlar konusunda da şunları söyledi: "Kadın sorununda cesur olalım. bu sorun üzerinde incelenmesi gereken bazı noktalar Var. bunları iyice araştırmadan işe başlamak hatâ olur. gazetelerden Sultan Reşat'ın öldüğünü öğrendi. "Hay hay. Kadınların beyinleri ciddi bilim ve fen bilgileriyle süslensin. yarın elime büyük bir yetki ve güç geçse düşünülen sosyal devrimi bir anda bir 'coup' ile (bir darbeyle) uygulardım. "Sizin gibi düşünen başka kumandanlar var mı?" diye sordu. Veliaht Vahdettin Efendi Padişah olmuştu. O arada yaveri Cevat Abbas da kendisine telgraf üzerine telgraf çekerek acele istanbul'a dönmesini öneriyordu. Yine Huzur'a kabul edildi. Saygın ve 109 onurlu olmalarına birinci derecede önem verelim. ispanyol nezlesi o zamanlar öldürücü bir hastalıktı. Vahdettin. Mustafa Kemal iki gün sonra yeniden Padişah'tan randevu istedi. açılsınlar. istanbul'a dönüş bu yüzden beş gün ertelendi. onlar benim gibi olsunlar. Sonunda gözlerini açarak. Bir gün orada kendisini görmeye gelen bir Türk kadını. halkın ve ulemanın düşüncelerinin benim düzeyime gelmesini bekleyemem. Hemen kaldığı dinlenme evinden yeni Padişah'a bir kutlama mesajı gönderdi. Vahdettin Efendi 4 Temmuz'da tahta çıkmıştı. yapardı. Enver Paşa'nın tepkisi ne olurdu? Ya bir darbe yapmaya kalkarsa? 110 Ya onu tahttan indirip yerine şehzade Mecid Efendi'yi tahta oturtursa? Bütün ordu onun elindeydi. ileride gerçekleştireceği devrimlerin ilkelerini saptamaya çalıştı. . Ben onlar gibi olmaya kalkmam. "Gezi sırasında görüşlerimi açıklamıştım. Gelir gelmez de ilk işi yeni Padişah'ı ziyaret etmek oldu. "Vardır. yapar mı. Mustafa Kemal bu havadan umutlanarak. iffet sorununu. yine aynı biçimde konuşmama izin verir misiniz?" diye sordu. kendisini de genelkurmay başkanlığına getirmesini istedi." "Düşünelim öyleyse. onunla yeniden konuşmak gerekiyordu. Neden ben bu kadar yıl yüksek eğitimi gördükten sonra alt tabakanın düzeyine ineyim? Onları kendi düzeyime çıkartırım. Kimbilir aklından neler geçiyordu? Böyle bir durumda Enver Paşa'nın tüm yetkileri elinden alınacak ve Mustafa Kemal'e verilecekti. O da. Mustafa Kemal Karlsbad'da kaldığı bir aya yakın bir süre içinde bol bol düşünüp Türkiye'nin geleceği konusunda tasarılar oluşturdu. bazıları gibi. Ama Hünkâr asla bu konunun gündeme getirilmesine yanaşmadı. Vahdettin Enver Paşa'dan çekiniyordu.

Dördüncü." dedi. başardınız. konuyu açtı. "Oradaki durumun ciddileştiğini öğrendim. Bu görüşmelerden sonra Mustafa Kemal biraz huzura kavuşabilmek için Akaretler'e gitti." Enver Paşa sinsi sinsi gülümsüyordu. yüreğim sizinle çarpıyor ve çarpacak. Ben sizi siz olduğunuz için seviyorum. Fikriye'nin gönlünü alacak hiçbir şey söyleyememenin üzüntüsünü duyuyordu." Mustafa Kemal büyük bir entrikayla karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Bunu sağlamadıkça alınacak önlemler hiç işe yaramaz. Bir süre sonra da . ilerliyordu. Hiçbir yerde tutunma olanağı kalmamıştı. "Fakat istanbul halkını doyurmak için alınması gereken önlemler. Bu son görüşmeden birkaç gün sonra bir cuma selamlığında yeniden karşılaştılar. Delicesine âşığım. ne çoluk çocuk. Hiçbir güç sizi benim yüreğimden ve kafamdan çıkartıp atamaz. Beni oraya göndermekle intikam alıyorsunuz. yeter ki kadınınız olayım. görevleriniz. Hünkâr tek kelime söylemeden ve ayağa kalkmadan el sıktı." Padişah yine bir süre gözlerini yumdu. "Paşam. Çıkarken Enver Paşa'yla karşılaştı ve. sürgüne gitseniz de ben sizden yanayım. Padişah Mustafa Kemal'i kendi dairesine çağırtarak. Vahdettin bu öneriyi geri çevirmeye kesin kararlıydı. Mustafa Kemal izin istedi. sizi yalnız gecelerimin karanlıklarında yaşatayım. İstanbul halkı açtır. Sizden hiçbir şey beklemiyorum." diye söze başladı. Yarın bütün görevlerinizi yitirseniz de. Sıcak nefesinizle yetineceğim.Mustafa Kemal bu konuda mutlaka kesin bir karara varılmasından yanaydı. Bırakın bu inancımı ölümüme dek her hücremde yaşatayım." 112 Mustafa Kemal bu tatlı sözleri dinlerken yine böbrek sancıları içindeydi. bana yeter." dedi. mutlu olun. bundan büyük mutluluk mu olur? "Ne pul. Ama o daha oraya varmadan düşman saldırıya geçmiş. Sizden şunu istiyorum: O taraflar düşman eline geçmeyecek. "Çok doğru konuşuyorsunuz. ne tel. Padişah yine gözlerini kapadı. Teşekkür ederek Hünkâr'ın yanından ayrıldı. Derhal yola çıkın. Üçüncü kez Huzur'a çıktı." Bu sözleri söyler söylemez yine gözlerini kapadı. Beni bırakın. Ama beni sevmediğinizi bilirsem çok mutsuz olurum. ne para. "kutlarım. "Bravo. Fikriye de oradaydı. gölgenize gizleneyim. Zâtışâhânelerini bütün ülkeyi kurtarmak için alınması gereken önlemleri almaktan alıkoyamaz. Mustafa Kemal 1918 Ağustosu'nun sonlarında İstanbul'dan ayrıldı. düşler kurayım. Yine de tartışmaktan vazgeçmedi. Bu üçüncü görüşme de böylece hiçbir sonuç vermeden sona ermiş oluyordu. Artık konuşulacak bir şey kalmamıştı. Bu tayini doğrudan bana bildirebilirsiniz. ne duvak. Bu kuvvet başkasının elinde bulundukça sizin padişahlığınız yalnız görünüşte kalır. Yani Padişah'ın ilk işi gerçek kuvvetin sahibi olmaktır. Hem de kurallara uymayan bir iş yaptınız. Ben sizin varlığınızla." demekle yetindi. Bir hafta sonra da Yedinci Ordu Kumandanı olarak Halep'te görevinin başındaydı. Ne olur bu düşleııı rimi kırmayın.. Mustafa Kemal Vahdettin'le işbirliği yapmak için artık hiç umut kalmadığını anlamıştı. Fikriye. Sonunda başbaşa kalabildiler. "Ben bu konuları Talât ve Enver Paşa hazretleriyle görüştüm. Uzun bir dönemden sonra ilk kez birlikte oluyorlardı. başarılarınızla övüneceğim. Evlenmek umurumda değil. Annesi yine oğlunu büyük sitemlerle karşıladı. İngilizlerin elindeki silâhlar ve toplar Osmanlılardan çok üstündü. "ben her şeyden önce İstanbul halkını doyurmak zorundayım. ordudan atılsanız da. Nikâhın ne değeri var.. Mustafa Kemal boş yere uğraştığını anlıyordu. ordu kumandanlığınız beni hiç ilgilendirmez. "Paşalığınız. ne törenlerde sizin yanınızda yer almak." dedi. Acılarınızı ve mutluluklarınızı paylaşacağım. yedinci ve sekizinci ordular tam bir yenilgiye uğramış çekiliyorlardı. 'Paşam' diyordu." dedi. Gülümsemekle yetindi. benim için siz çok önemlisiniz. Fikriye artık ona. Sonra. Uykuya dalmış gibiydi. Oysa Almanya gezisinde Mustafa Kemal'e onlardan hiç hoşlanmadığını belirtmişti. kalbimin başköşesinde yeriniz olduğunu bilin. 'Kemal Ağabey' değil. "Paşa. Size hayranım. Sağlıklı olun. "Sizi Suriye'ye kumandan tayin ettim.

sokaklarda çarpışmalar başladı. Mustafa Kemal son olarak Sadrazam'a şu telgrafı çekti: "İngilizlerin elde etmek istedikleri sonucu onlara kendi ellerinizle sunmak. Mustafa Kemal hükümete girerek bir şeyler yapmayı umut etmişti. karargâhını önce Şam'a. Ertesi gün. Ama hemen toparlanarak Arapları kırbaçla kovaladı ve ellerinden kurtuldu. İzzet Paşa ertesi gün Mustafa Kemal'e bir telgraf çekerek 'barıştan sonra işbirliği. Irak. Hemen o gün Mustafa Kemal'e son bir telgraf çekerek bir an önce İstanbul'a gelmesini ve kendisiyle görüşmeye çok ihtiyacı olduğunu bildirdi. sonra da Adana'ya taşımak zorunda kaldı. Mondros Antlaşmasından sonra bile İngilizlerin İskenderun'a çıkmalarına engel olmak istiyordu. Vahdettin belki de bu öneriye uyarak İzzet Paşa'yı sadrazamlığa getirdi ama Mustafa Kemal beklediği Harbiye nazırlığına atanmadı. Mustafa Kemal. Mustafa Kemal'in oralarda çılgınca bir davranışta bulunarak Osmanlı Devleti'nin başına belâlar açmasından korkuyorlardı. Barışa kadar çok buhranlı anlar geçireceğiz. Onun da artık yapabileceği bir şey kalmamıştı. 11 Ekim'de Mustafa Kemal Halep'ten Padişah'ın başyaveri Naci Bey'e bir telgraf çekerek İzzet Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesini. Yoksa barışa kavuştuktan sonra. Bu telgrafa çok bozuldu ve ertesi gün de yeni sadrazama şu telgrafı çekti: "Barış gecikecektir. Bu devrede vatana yararlı olmak umuduyla Harbiye nazırlığını istemiştim. bir milyona yakın insan sakat kaldı ve 130 bin asker de İngilizlere esir düştü. Ben her ne durumda bulunursam bulunayım.General Al-lenby kumandası altındaki İngiliz birlikleri Filistin Cephesi'nde saldırıya geçtiler. . Mareşal Liman von Sanders'in yerine atandığı bildirildi. Barıştan sonra işbirliğimizi hiç de zorunlu. Filistin ve Mısır savaşlarında Osmanlılar 730 bin şehit verdiler." 25 Ekim'de Halep'in varoşlarında büyük çarpışmalar çıktı. Fethi Okyar.' yapmak istediğini bildirdi. Ertesi gün Padişah'ın iradesiyle Yıldırım Orduları Genel Komutanlığı ve Yedinci Ordu Karargâhı kaldırıldı ve Mustafa Kemal Harbiye Nezâreti emrine verildi. Durum çok nazikti. O günlerde Şam da İngilizlerin eline geçti. Dört gün sonra (30 Ekim 1918'de) Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. tarihte Osmanlılar için. Rauf Orbay. İngilizler Halep'e girdiler. doğru olduğuna inandığım ve ülkenin selâGVF8 113 meti için gerekli saydığım görüşlerimi açıklamaktan asla çekinmem. Ama bunların sorumlusu Mustafa Kemal değildi. izzet Paşa Mustafa Kemal'in bir olay çıkartmaması için kendisine telgraf üzerine telgraf çekiyordu. Mustafa Kemal'in Mondros Antlaşması hükümlerine aykırı olarak İngilizlere ateş açmasından korktu ve hemen kendisine bir telgraf çekerek böyle bir yola asla başvurmamasını istedi. onun huzur ve sükûnu içinde Harbiye nazırlığını benden çok mükemmel yapacak kişiler bulunabilir. Yemen. Aynı gün de Mustafa Kemal'in Yıldırım Orduları Grup kumandanlığına. Öyle olduğu halde Mustafa Kemal'in her an Devleti ve Hükümeti hiçe sayarak asi bir general gibi ingilizlerin üzerine yürümesi olasılığı ortadan kalkmış değildi. Ne var ki Mustafa Kemal'in kumandasındaki Yedinci Ordu birlikleri İngilizlerin ilerleyişini Halep'in kuzeyinde durdurdular. Askerler onun kumandası altında değildiler. Şeyhülislam Hayri beylerle kendisinin de kabineye alınmalarını önerdi. Arap aşiretleri de Halep'e girdiler. bilhassa bugünkü hükümetiniz için kara bir sayfa oluşturur. Sadrazam izzet Paşa. Hicaz. Yıldırım Orduları Grup Kumandanı Liman von Sanders. İzzet Paşa'ya da güveniyordu. Bu saldırı tüm eylül ayı boyunca sürdü. Bir ara öyle bir an geldi ki Mustafa Kemal Halep sokaklarında kendini Arapların ortasında yapayalnız buldu. Tahsin Üzer. hatta gerekli görmüyorum. Ama artık iş işten geçmişti. Suriye." 114 İki gün sonra îzzet Paşa sadrazamlıktan istifa etti.

Aynı gün. Neye güveniyordu? Mutlaka kafasından geçen bir şeyler vardı. Bu öyle gelip geçici bir gönül eğlencesi değildi ki. Her gün birtakım görüşmeler yapacağım. Başka türlü olamazdı ki. Paşam. . Soluk benizli sarışın kumandan bir süre bu gemilere baktıktan sonra. Cevat Ab-bas'a güven verici bir sesle. İtalya'nın ve Amerika'nın bütün kentlerinde şenlikler yapılıyor ve milyonlarca insan. artık bir yerlere gitmek yok!" "Yok ama. Mustafa Kemal'in artık İstanbul'a dönmesi gerekiyordu. Hayır olmaz. Fikriye'nin yaşamına hiçbir zaman başkası girmeyecekti. Ama bir ayağım burada olacak. kızım. ne de esir olacağınıza. Hiç merak etme. Hemen Fikriye'ye haber iletildi. Karaköy'den bir arabaya binerek Tepebaşı'na çıktı ve otele yerleşti. Gelip seni göreceğim. Akaretler'deki evine değil. İki gün sonra da İstanbul'daydılar. her şey eskisi gibi olacak. Dostlarını ve konuklarını orada kabul edebilir ve geç saatlere kadar otelin restoranında konuşmalarını sürdürebilirdi. aklım sende. Orada kalmam siyasal bakımdan önemli. Bir şeyler tasarlıyordu. Itayan ve Yunan gemilerinden oluşan bir filo demirlemişti. "Bu kez çok korktum. ingiltere'nin. Günaşırı gelip seni kucaklayacağım. onun ilk ve son aşkı olacaktı. Alman orduları tam bir yenilgiye uğramışlar ve o gün Fransa'nın kuzeybatısında. teslim olmaz diye içimde bir inanç vardı. içinizi bana açacaksınız. annesini görmeye gitti. Haklıymışım. Onun bunu anlamış olması gerekirdi. Ra-sim Ferit karşıladı. diyecek halim yok ya. Mustafa Kemal asla yenik düşmez. Compiegne ormanında bir vagonda." Bu sözler hiç hoşuna gitmedi genç kızın. bak. Mustafa Kemal'in ertesi gün ilk işi İzzet Paşa'yı ziyaret etmek oldu.. Mustafa. Hep birlikte rıhtımda kendisini bekleyen bir istimbota bindiler. Canını verirdi o sevgili Paşası için. Üç ayın özlemiyle kucaklaştılar. O gece Fransa'nın. Fransızlarla Almanlar arasında ateşkes antlaşması imzalanmıştı. "Geldikleri gibi giderler.. Oldu mu?" "Olmadı ama. ben yine Pera Palas'ta kalıyorum. yine Pera Palas'a inecekti. peki ne zaman sizi dinleyebileceğim?" "Hele birkaç gün geçsin. olamazdı böyle bir şey. 8 Kasım 1918'de bütün Batı Avrupa." diyordu. Mustafa Kemal'in Çanakkale'den geçirmediği düşman gemileri işte şimdi İstanbul sularındaydı. Ama ya Mustafa Kemal bir gün onu sevmez olursa? Bütün dünyası başına yıkılırdı. izzet Paşa'yla dostlukları vardı. Belki de daha iyi günler göreceğiz." dedi." "Benim canım Paşam. Ama sizin oralarda ne şehit olacağınıza inanıyordum. 9 milyon kişinin yitirilmesiyle sona eren savaşın acılarını unutarak zaferi coşkuyla kutluyordu. Dünya Sava-şı'nın bitişini kutluyordu. "Yenilgi haberleri buraya ulaştıkça deli oluyordum. ama o bunları hiç yeterli bulmadı. Fransız. Fikriye çok mutluydu. iki saat sonra o da Akaretler'deydi. Mustafa Kemal'e istifa nedenlerini anlattı. Ağzını bıçak açmıyordu. Ölümüne sevda. Sıkma canını Fikriye. Yine uzun uzun konuşacağız. Bu karasevdaydı. Nasıl çılgınca ona tutkun olduğunu bilmiyor muydu? Biliyordu elbette. Acaba Mustafa Kemal'in yaşamında bir başkası mı vardı? Ama olamazdı ki. 55 zırhlı ve 6 denizaltıdan oluşuyordu. Bunlar. Biraz dinlendikten sonra da doğru Akaretler'e. Ne yazık ki sadrazam bir gün önce istifa etmiş ama daha Sadaret'teki makamından ayrıl115 ıı6 mamıştı. Paşam. Limana İngiliz. akşamlan rakılarımızı yine birlikte içeceğiz. elbette. değil mi?" "Elbette kızım. olsun bakalım. Suriye Cephesi"nde yeni bir aşk yaşayacak zamanı mı olmuştu? Asla. Haydarpaşa garında kendisini yakın dostu Dr. Suriye serüveni sona ermişti. İstimbot Galata rıhtımına yanaşmadan önce o kararını vermişti. Acele işlerimi bitireyim. Mustafa Kemal çok üzgündü. Yaveri Cevat Abbas'la birlikte 10 Kasım 1918 günü Adana'dan trene bindiler.

"Hayır Paşa Hazretleri," dedi, "görevinizi bırakamazsınız. Sizin yerinize Tevfik Paşa'nın getirilmesi bekleniyor. Bu bir felâket olur, yerinizde kalın. Birlikte bir şeyler yapabiliriz. Çok rica ediyorum, istifanızı geri alın." Sadrazam istifasını geri almamakta direniyordu. Ama sonunda şöyle bir yol bulundu. Eğer Tevfik Paşa'nın kuracağı kabine Meclisi Mebusan'dan güvenoyu alamazsa, îzzet Paşa görevinde kalacaktı. Bunu sağlamak için de çok acele bir şeyler yapmak gerekiyordu. Mustafa Kemal ertesi gün Padişah'la görüşmek istedi. Kolayca Saray'a kabul edileceğini umuyordu. Gerçekten de Sultan güçlük çıkarmadan kendisini kabul etti. Bir süre görüştüler, ama bu ziyaret hiçbir sonuç vermedi. Mustafa Kemal bir yandan gazeteleri aydınlatmaya çalışıyor ve demeçler veriyor, öte yandan da böbrek ağrılarından kıvranıyordu. Bu durumda Akaretler'deki eve gidip bir süre dinlenmesi doğru olmaz mıydı? Fikriye de bundan ne kadar mutlu olurdu. Ama önün o günlerde Fikriye'ye ayıracak zamanı yoktu. Mustafa Kemal, tüm saatlerini vatanı kurtaracak projelere ve yoğun görüşmelere ayırmıştı. Zamanını bu işlere vermezse çok mutsuz olacağını biliyordu. İstanbul'a gelişinin üçüncü günü Pera Palas'ta bir mesaj aldı. Çanakkale'de üç kez kendisine yenik düşen General Sir William Birdwood, kendisinden randevu istiyordu. Bu, tarihe geçecek bir görüşme olacaktı. Kimbilir neler soracaktı ona bu ünlü İngiliz generali. Dostça el sıkıştılar. Sir William, "Sayın General," dedi, "lütfen anlatır mısınız, Çanakkale'de bizi nasıl yendiniz?" Mustafa Kemal Çanakkale'deki başarılarıyla övünmek istemeyerek, "Bunu tarih yazacak," diye yanıt verdi. "Elbette, ben de biliyorum. Ama sizin ağzınızdan dinlemek isterdim." "Peki öyleyse, dinleyin." Mustafa Kemal Dr. Rasim Ferit Bey'den kalem kâğıt istedikten sonra basit bir kroki çizerek şöyle dedi: "Bakın general, siz şu tarihte karaya çıktınız ve bir süre sonra şurada durdunuz. İlerleyebilirdiniz ama ilerlemediniz. Neden?" "Askerlerimiz çok yorgundu." "Anlıyorum. Ama ertesi gün de bir süre ilerledikten sonra yine durdunuz. Neden?" "Arkadan su yetişmedi. Asker susuz kaldı. Daha fazla ilerleye-medik." "Ben de anladım yorgun ve susuz olduğunuzu. Bu durumda size saldırmak istemedik. Sırasını bekledik." Siz William Birdwood çok duygulanmıştı. "Sizin gibi kahraman ve yüksek karakterli bir asker tanımadım," dedi. Sonra da, "İzin verirseniz bu krokiyi ve kalemi bir anı olarak saklayacağım," diye konuşmasını noktaladı. Mustafa Kemal'in ilk hedefi Tevfik Paşa kabinesinin Meclis' ten güvenoyu almasını önlemekti. Sivil giyinip Meclis'e gitti, tanıdığı bütün milletvekilleriyle konuştu. Hepsi izzet Paşa'dan yana görünüyorlardı. Oylamaya geçildi. Sonuçlar açıklanınca bir de baktılar ki, Tevfik Paşa güvenoyu almış, Mustafa Kemal'e söz verenlerin birçoğu da Tevfik Paşa'dan yana olmuşlar. Mustafa Kemal büyük düş kırıklığına uğrayarak Meclisi Mebusan'dan ayrıldı. Bir kez daha Padişah'la görüşmeyi denedi. Ama Vahdettin kendisini ancak cuma namazından çıkarken görebileceğini bildirdi. Görüştüler ama bu girişim de hiçbir sonuç vermedi. Mustafa Kemal o görüşmeden sonra Akaretler'e annesini ve Fikriye'yi görmeye gitti. Geçen olayı bir an önce Fikriye'ye anlatmak ve heyecanını onunla paylaşmak istiyordu. "Fikriye, kızım, sana önemli bir şeyler anlatacağım," diye söze başladı. 117

"Biliyorsun, İstanbul'a gelişimin ertesi günü Padişah'la görüşmüş, kısaca görüşlerini almıştım. Geçen gün Meclisi Mebusan' da Tevfik Paşa'nın güvenoyu almasından sonra yeniden Padişah'ı görmek istedim. Vahdettin benim bugün (20 Aralık 1918) cuma selâmlığına gelmemi istemiş. Selâmlıktan sonra birlikte olduk. Konuşmamız uzun sürdü, ama konuştuklarımız çok kısaydı. "Tam söze başlayacağım sırada beni önledi ve şöyle dedi: 'Bilirim ki Ordunun subayları ve kumandanları sizi severler. Onlardan bir kötülük gelmeyeceği konusunda bana güvence verebilir misiniz?' Ben, 'istanbul'a geleli daha birkaç gün oldu. Buradaki durumu pek bilmiyorum,' dedim. 'Ama ordu kumandanlarının ve subaylarının Zâtışâhânenize karşı bir cereyan içinde bulunmalarında bir sebep görmüyorum.' "Vahdettin anlaşılmaz bir davranışla, 'Yalnız bugünden söz etmiyorum,' dedi. 'Bugünden ve yarından...' "Ne demek istediğini pek anlayamadım. Ama demek ki kafasından bir şeyler geçiriyordu. Önemli bir karar alacak ve buna tepki gösterilmesini isteyecekti. Sonra da şöyle dedi: 'Siz akıllı bir kumandansınız. Deneyimi olmayan arkadaşlarınızı aydınlatırsınız. Fikriye, "Paşam," dedi, "demek ki size danışmak istemiş. Bu çok önemli değil mi?" "Evet ama, ne yapmak istediği belli değil..." Vahdettin meğer Meclisi Mebusanı dağıtmadan önce çevresindeki insanların düşüncelerini öğrenmek istiyormuş. Meclis bir süre sonra dağıtıldı. Mustafa Kemal'in Harbiye nazırlığı umutları kırılmış oluyordu. Neden Harbiye nazırlığını istemişti? Çünkü barışın kolay kolay gelmeyeceğini biliyor ve bu göreve gelirse, bunalımlı bir dönemde vatana ciddi hizmet olanağı bulacağını düşünüyordu. Ama artık hükümetten hiçbir şey beklemiyordu. Saray'dan da olumlu bir girişimin gelmesi umudu kalmamıştı. Yeni bir şeyler yapmak gerekiyordu. Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra Pera Palas'tan ayrılarak Halep'ten dostu Salih Fansa'nın Beyoğlu Hava Sokağı'ndaki evine taşındı. Burası eski Rum zenginlerinden Franko Paşa'nın konağıydı. Salih Fansa'nın eşi de zarif bir kadındı, Mustafa Kemal'e büyük konukseverlik ve dostluk gösteriyordu. Öyle olduğu halde Mustafa Kemal orada kalmak istemedi. Bağımsız olabileceği bir ev arıyordu. Kendisine Şişli'de, Halaskârga-zi Caddesi'nde bir ev bulunur bulunmaz oraya taşındı. Konuklarını orada kabul edecek ve sabahlara kadar özgürce tartışacaktı. O dönemde İstanbul'un yaşam koşulları neydi acaba? İstanbul halkının büyük bir kısmı yoksulluk içindeydi, fiyatlar almış yürümüş, şeker gibi birçok gıda ürünü piyasada bulunmaz olmuştu. Kimse yarınına güvenle bakamıyordu. Dört yıllık savaş sayısız can almış, kadınları dul, çocukları yetim bırakmıştı. Halk açtı, ekmeksizdi, yılgındı, perişandı. Fırınların önünde insanlar saatler boyu dikilip ekmek bekliyorlardı. Her şey karaborsaya düşmüştü, en gerekli mallar bile dükkânlardan çekilmişti. Başlıca gıda zeytin, peynir, ekmek ve domates olmuştu. Savaş yıllarında şekerin kilosu 3 kuruştan 250 kuruşa, pirincin kilosu 3 kuruştan 90 kuruşa, patatesin kilosu 1 kuruştan 27 kuruşa, zeytinyağının litresi 8 kuruştan 180 kuruşa çıkmıştı. Makarna, kuru fasulye, peynir, koyun eti ve sabunun kilosu da aynı oranlarda yükselmiş, kiralar da yüzde 200-300 oranında artmıştı. Camiler, imaretler ve medreseler, yurdun çeşitli yerlerinden, düşman işgalinden kaçıp İstanbul'a gelen göçmenler ve dul kadınlarla doluydu. Yoksulluğun yanı sıra İstanbul'da fuhuş ve hastalıklar da artmış, sokaklar dilenci ve kimsesiz çocuklarla dolmuştu. İstanbul artık karaborsacıların ve vurguncuların cenneti olmuştu. Hırsızlık ve saldırganlık olayları da sınırsız bir ölçüde artıyordu. işte ittihatçıların bir koyup beş alacakları savaş serüveninin sonunda istanbul bu durumdaydı. Artık bir şeyler yapmanın zamanı gelmişti. Şişli toplantılarında kafasındaki tasarıları olgunlaştırmaya çalışıyordu. Anadolu'ya bir görevle gönderilip orada bir örgüt oluşturarak direnişe geçmekten başka bir çıkış yolu görünmüyordu. Birbiri ardından kurulan kabinelerde, Mustafa Kemal'in hem

119 120 dostları vardı hem de düşmanları. Onu çekemeyenler, kuyusunu kazmaya çalışıyorlardı. Mustafa Kemal olayları uzaktan izliyor, Şişli'deki eve kendisini ziyarete gelenlerden de bol haber alıyordu. 15 Ocak'ta (1919) Albay ismet Bey (inönü) Şişli'deki eve gelerek kendisine bazı bilgiler iletti. Mustafa Kemal de ismet Bey'e 'hiçbir görevi olmadan Anadolu'ya geçmek için en uygun yolun hangisi olduğu' konusundaki düşüncelerini sordu. Ondan iki hafta sonra Ayan Meclisi Reisi Ahmet Rıza Bey Mustafa Kemal'den bazı öneriler istedi. Onların ardından Albay Refet Bey Şişli'deki eve gelerek neler yapmak istediğini sordu. Mustafa Kemal'in aklı fikri Anadolu'ya geçmekti. Refet Bey de ona şöyle dedi: "Eğer atına binip Anadolu içlerine geçmek istersen ben sana yardımcı olurum." Derken italyan Yüksek Komiseri Kont Sforza Mustafa Kemal' le görüşmek istediğini açıkladı ve görüştüler. Onu, Mütareke'de İngiliz Dostları Cemiyeti'nin başkanı olan Papaz Frew'nun ziyareti izledi. Sonra Kâzım Karabekir geldi Şişli'deki eve. Onun ardından da Rauf Bey. işte o sıralarda ingiliz Haberalma Merkezi'nde görevli bir yüzbaşı, Merkez'in başkanına sunduğu bir raporda bazı kişilerin sakıncalı olduklarını bildiriyor ve istanbul'dan uzaklaştırılmalarını öneriyordu. Raporda şu adlar vardı: Fevzi Çakmak, Kâzım Karabekir, Halil Kut, ismet inönü ve elbetteki Mustafa Kemal. O sıralarda Samsun ve çevresinde birtakım olayların çıktığı ve Rum köylerinin Türkler tarafından saldırıya uğradığı söyleniyordu. Oysa saldırıya uğrayan Rum köyleri değil, Türk köyleriydi. Bu söylentileri işgal kuvvetleri çıkartıyordu. Amaçlan Rumları korumak için bölgeyi işgal etmekti. Bu, çok bilinen bir bahaneydi. Bölgedeki durumu incelemek için Mustafa Kemal'in oraya gitmesi öneriliyordu. Karadeniz dosyasını hazırlayanların amacı Mustafa Kemal'i istanbul'dan uzaklaştırmaktı. Harbiye Nâzın Şakir Paşa bir gün Mustafa Kemal'i makamına çağırarak bu kara dosyayı kendisine uzattı ve, "Bunu bir okur musunuz?" dedi. Mustafa Kemal dosyaya bir göz attıktan sonra, "Emriniz nedir?" diye sordu. Nazır, "Durumu görüyorsunuz, oralarda birtakım olayların çıkmasından korkuyoruz, işgal kuvvetleri, 'Eğer siz acizseniz bu görevi biz üstümüze alacağız,' diyorlar. Ben Sadrazam Damat Ferit Paşa'yla görüştüm. Sizi uygun gördük. Oraya gidip durumu yerinde incelersiniz," dedi. Mustafa Kemal için bu, bulunmaz bir fırsattı. Böylece Anadolu'ya geçmiş olacaktı. Ama ne tür yetkilerle? Bir an düşündükten sonra, "Memnuniyetle giderim," dedi. "Ancak ben oraya, Türkler Rumlara zulmediyorlar mı, etmiyorlar mı, yalnız bunu anlamak için mi gideceğim? Bu görevin ayrıntılarını saptamak gerekecek." Mustafa Kemal Nazır'in bürosundan ayrılarak doğru Genel-kurmay'a gitti. Genelkurmay ikinci Başkanı Diyarbakırlı Kâzım Paşa'yla yakın ilişkileri olduğu için onunla rahat rahat konuşabilirlerdi. Şöyle dedi: "Beni istanbul'dan uzaklaştırmak için bir bahane bulmuşlar. Ben de hemen bu görevi kabul ettim. Zaten Anadolu'ya geçmek için fırsat arıyordum." Kâzım Paşa, "Çok iyi," dedi. "Oraya Ordu Müfettişi olarak gidebilirsin." "Güzel, ama bana geniş yetkiler verin. Mümkün olduğu ölçüde Anadolu'nun her tarafına emirler verebilmeliyim." "Olur. Bir şey mi yapacaksınız?" Mustafa Kemal kapıların iyice kapalı olup olmadığına baktıktan sonra Kâzım Paşa'ya, "Kulağını bana doğru uzat," dedi. "Evet, bir şey yapacağım." Kâzım Paşa çok heyecanlanmıştı. "Vazifemizdir, çalışacağız," demekle yetindi.

O günler gelecek. aşkınızla çarpacak. Resimlerini gördüğüm bu adamın Damat Ferit olduğunu hemen anladım. Çok nazik günler yaşıyoruz." Kendisine teşekkür ederek bürosundan ayrıldım.Ne var ki görev için hazırlanan talimatnameye Şakir Paşa imza atmaktan çekiniyor. Harbiye Nâzın Şakir Paşa." . Düşmanı yurdumuzdan ve İstanbul'dan kovacağız. dertlerinizi paylaşanın. Bak göreceksin. Ferit Paşa size böyle davran-dıysa bunu herhalde Padişah'ın isteklerine uygun olarak yapmıştır. Sizinle beraberim. İnan bana. Lütfen karamsarlığa kapılma." "Peki. İstanbul'un bir köşesinde çocukluğundan beri yalnız sizin aşkınızla yanıp tutuşan bir kızın olduğunu hiç aklınızdan çıkartmayın. Nereye gidecekseniz ben de yanınızda olayım. direnişi başlatalım. elbette yerin olacak. Rakınızı yudumlarken size eşlik ederim." "Fikriye'ciğim. 123 Sen benim bu işe baş koyduğumu çok iyi biliyorsun. Mustafa Kemal artık 121 Dokuzuncu Ordu Müfettişi idi ve görevi başına gitmek için hazırlıklara girişiyordu. Ben bunlara hiç karşı değilim. Bu kötü günler geçecek. Doktor Refik Saydam gibi kişiler de vardı. herhalde Vahdettin'den esinlenmiştir. 122 Dokuzuncu Ordu Müfettişi. Damat Ferit Vahdettin'in kız kardeşi Medi-ha Sultan'la evli olduğu için Padişah'ın eniştesi durumundaydı ve Hünkâr'in ona büyük güveni vardı. beni de yanınıza alın. İstemediğiniz zaman çekilmesini bilirim. Sizi yitirirsem ben kahrolurum. Benim bir an önce Anadolu'ya giderek düşmana karşı savaşa hazırlanmam şart. kulunuz. ya ben ne olacağım? Bunu hiç düşünmediniz mi? Ben sizsiz ne yaparım Paşam? İstanbul yine bana zindan olacak. 20 kişiden oluşan bu topluluğa katılanların hepsi ne maksatla Samsun'a gideceklerini biliyor ve bir ölüm kalım savaşının heyecanım yaşıyorlardı. Seni nasıl sevdiğimi. hastabakıcılık yaparım. Benim için önemli olan şey bir an önce Anadolu'ya geçebilmek. üzerine titrediğimi biliyorsun. Beni çağırmanızı bekleyeceğim. "imza atmam ama. Kalbim sizinle. üzmem. Sen bize destek olacaksın. Ama şimdi ölüm kalım savaşı veriyoruz. Buna imkân yok. Bana geniş yetkiler tanınmış olduğunu da sözlerine ekledikten sonra şöyle dedi: "Her arzunuzu doğrudan bana yazabilirsiniz. işlerinize karışmam. Benim kim olduğumu elbette çok iyi biliyordu. Bu ulusal direniş savaşında benim hiç mi yerim yok?" "öyle deme çocuğum." "Çok haklısınız Paşam. İnanın sözlerime. ölürüm." "Size güveniyorum Paşam." diyordu." "Doğru. Vatan benden büyük hizmetler bekliyor. üzüyorsun beni. Doktor ibrahim Tali. Bunların arasında Kâzım Dirik. Bana çok iltifat etti. Bunun için de ulusal çapta bir direnişi başlatmam gerekiyor. Sizi hiç sıkmam. "Paşam. Gerekirse ben de silâha sarılırım. Hem de çok üzüyorsun. Vatanı düşman çizmeleri altında kalmaktan kurtaracağız. imza herhalde çok önemli değildi. Peşinizden gelen gölgeniz olurum. Kalkıp elimi sıktı. bu çok iyi bir başlangıç. seni o zaman yanıma aldırtacağım. size bakarım. yok olurum. yine birlikte olacağız. bakışları sevinçle parlayan bir kişi oturuyordu. Mustafa Kemal'i Sadrazam Damat Ferit Paşa'ya tanıtmak istedi ve bürosuna götürdü. En güvendiği kişileri çevresine topladı. Ne olur. artık kendi genelkurmayını oluşturacaktı. cepheye mermi taşırım. Ben çok umutluyum. Ama sizden ayrı kalmak istemiyorum. Derhal yapılacağından emin olunuz. mührümü basarım. İstediğiniz zaman sizi mutlu etmeye çalışırım. benden çok şeyler beklediğini söyledi. Akşamları tepsinizi hazırlarım. Ama böyle bir resmi ziyaretin yapılması mutlaka gerekliydi. Mutlu olacağım. O akşam Mustafa Kemal Şişli'de kendisini bekleyen Fikriye'ye bu ziyaret olayını şöyle anlattı: "Sadaret makamında altın gözlüklü. o mutlu günleri birlikte yaşayacağız. Varlığınla onur duyacağım. Mustafa Kemal Damat Ferit'in kimliğini çok iyi biliyor ve kendisine en ufak bir saygı duymuyordu. Hüsrev Gerede. düşündüğümü. İngilizlerin dostu sayıldığı için de Hünkâr onu işbaşına getirmişti. köleniz olurum. Biz hele bir örgütlenelim. Ben sizsiz yaşayamam. yaralılara bakarım.

Bu sabah. seni nasıl unuturum. "sana anlatacağım bir olay daha var. 'mutlu günlere kavuşacağız elbette. Durumu anlattım. bana çok saygılı davrandı. sen şimdi benimle hiç ilgilenme. Süleymaniye'de oturur. ne diyordum." "Tamam öyleyse anlaştık.' dedi. 'Ben yerleşinceye kadar sen de bana yardım edeceksin. Hayranım sizin kişiliğinize. 'Biraz daha konuşsaydık. Beraberliğimizin mutlaka birtakım ortak işlere dayanması gerek. Önce müdürü gördüm. Fethi Bey'i.' dedim ve ayrıldık. Bugün bir dostumu daha ziyarete gittim.'" "Sevgili Paşam. Beyefendi hazır olana kadar beklerim. biz de size katılırız. demek ki bu ismet Bey çok güvendiğiniz bir kişi. ne haldeyiz?' dedi. Beni iyi dinle. "Ben odaya girdikten kısa bir süre sonra.'" "Paşam ne çok iş başarmışsınız. Yola çıkmadan önce Mustafa Kemal Paşa'nın sadrazam Damat Ferit Paşa'yla son bir görüşme yapması uygun görülmüş ve Sadrazam kendisini." "Bu sözleriniz beni teselli ediyor. iş başladığı zaman da yanıma geleceksin. Dokuzuncu Ordu Müfettişi'nden göreviyle ilgili bilgi istedi. benim Selanik' ten arkadaşım. bana da bazı görevler verin.' dedim. tutuklulardan kimleri isterseniz. ne haber." 125 I X Samsım-Erzurum-Sivas Yol hazırlıkları sürüyordu. zamansız bir saatte onun evine gittim. dikkatleri üzerine çekme. Geçen gün de Fethi Bey'i tutuklu bulunduğu Bekirağa bölüğünde görmeye gittim. sık sık gündeme geleceğini sanıyorum. Bunları duydukça çok mutlu oluyorum. Size inanıyorum Paşam. "Bak Fikriye. Biz köşeye çekilip konuştuk. Sonra Mustafa Kemal. Bu arkadaşımdan şimdiye kadar sana hiç söz etmemiştim. 'Anadolu'ya gidiyormuşsunuz. Beni savaşların dışında bırakmayın. nasıl kafamdam çıkartabilirim. Yemeğe Mustafa Kemal'in Anafarta-lar Savaşı'ndan dostu Cevat Paşa (Çobanlı) da davetliydi.' dedim. Mustafa Kemal ve beraberindekileri Samsun'a götürecek gemi. Sonra öteki koğuşları dolaştık. Çok güvendiğim ve sevdiğim bir insan." Fikriye'nin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Salih'i. 'Bana başarının ilk müjdesini veriyorsunuz. Birbiri üstüne yığılmış karyolalar üzerinde insanlar bekliyordu. Çok duygulandım. 'Sonra konuşuruz ama. Kapıyı hizmetçi kız açtı. nasıl herkesi ezen bir gücünüz var. ilk gizli örgütü birlikte kurduğumuz dostum Hüs-rev Sami idi. Ben de kızcağıza. 'Üzülme. Bu. "Ben sözü kısa kestim. Bandırma adında köhne bir yük ve yolcu gemisiydi. Sana anlatacağım bir olay daha var. Sen Rauf Bey'i bilirsin. En üzüntülü günlerimde de seni düşüneceğim.' dedim." "Sırası gelecek Fikriye. 'Ne zaman emrederseniz. alın."Hayır Fikriye'ciğim. 'Ne istiyorsunuz? Beyefendi hazır değil. ama îsmet Bey'i hiç sana anlatmadım.' dedi. Derken içlerinden biri boynuma sarılarak.' dedim. bu ne baskın?' diye boynuma sarıldı.' dedi. Anadolu direnişinde onun da yanımda olmasını isterim. Sana da bu davada büyük görevler düştüğünü göreceksin. îsmet Bey güler yüzle içeri girdi. 'Sana hikâyeyi kısaca söyleyeyim.' dedi. vatan ve halkımız uğruna yaptığınız savaşa katılmakla kanıtlayacağım." dedi. Ben de bütün hedeflerinize sizinle birlikte yürüyeceğim. Benimle gelmenize gerek yok. Sadrazam. Samsun ve çevresindeki karışıklıkları .' diye söze başlayarak bütün olayı anlattım ve. evet güvendiğim ve sevdiğim bir kişi.' dedim. 'Ne haber. 'Görüyor musun Kemal. Yemek soğuk bir hava içinde geçti. 'Vaktim dar. Nişantaşı'ndaki konağına bir akşam yemeğine çağırmıştı. dilediğiniz alanda çalışayım. Sizi nasıl çılgınca sevdiğimi. Sevgili Paşasını 124 kucakladı. îsmet Bey'le biz güneyde birlikte olduk. Mustafa Kemal Paşa bu konuda hiçbir ayrıntıya girmeden. 'Şimdi izin verin de koğuşları dolaşayım." "Evet kızım. Nuri'yi. Fevzi Paşa'yı. Doğru Fethi Bey'in koğuşuna gittim. O." "Evet. öpüştük. onu bilmezsin. Yemekten sonra salona geçtiler. Bir süre öyle kaldılar." "Paşam. Beni siz yetiştirdiniz. Beni hiç beklemiyordu. 'Hele beni misafir odasına al. Kendisine. Bu adı unutma. en mutlu günlerimde de. Ne olur.

Uygun görürseniz yarın ya da öbür gün. Manisa. savaşa katılması karşılığı Ege çevresini Yunanistan'a vaat etmişler ama onlar bir türlü karar verip de bu maceraya atılamamışlardı. Megalo Îdea-Büyük Yunanistan düşüncesini yayarak aşırı milliyetçiliği ve ırkçılığı kamçılıyorlardı. Bütün Batı Anadolu Yunanistan'a hediye edilecekti. ingiltere ve Fransa'nın milliyetçi çevreleri de Osmanlıları Avrupa'dan dışarı atmayı ve Trakya ile Batı Anadolu'yu Yunanistan'a vermeyi planlıyorlardı. Onlara göre Osmanlılar Batı uygarlığına düşmandılar ve o topraklardan atılmaları gerekiyordu. Kahveler içildikten sonra sordu: "Ne zaman yola çıkmayı düşünüyorsunuz?" "Ne zaman emrederseniz. meyve üretimi. Bu konuda Fransa Başbakanı Clemenceau. İngiliz Başbakanı Lloyd George ve Wilson tam bir görüş birliğine vardılar. Aydın. Yunan başbakanı Venizelos'a." Mustafa Kemal Paşa ertesi gün Yunanlıların İzmir'e çıktıklarını haber aldı." "Ziyaret etmeden mi gideceksiniz?" "irade buyurulmadı. 13 bin asker ve 4 bin at yüklenmişti. Yunanistan'a elbette bir pay düşecekti. Sonuçta. Boğazların yönetimi de başkalarına verilmelidir. Ben hazırım." "Allah muvaffak etsin. Cevat Paşa'yla konuttan ayrıldı. 18 Yunan gemisine bindirildi." "Zâtışâhâne'yi ziyaret ettiniz mi?" "Hayır efendim. Karanlıkta kol kola Teşvikiye'ye doğru ilerlemeye başladılar. Edremit. Batı Anadolu'nun doğal zenginlikleri. "Türklerin Avrupa'daki yerleri ellerinden alınmalı. ingiliz Dışişleri bakanı Lord Curzon da. Bir İngiliz zırhlısının koruyuculuğunda bu gemiler. Amerikan Cumhurbaşkanı Wilson'a göre de." "Ben iradei saniyeyi (Hünkâr'ın kararını) tebliğ ediyorum. Cevat Paşa Mustafa Kemal'e şunu sordu: "Bir şey mi yapacaksın Kemal?" "Evet Paşam. hububat. Batı Trakya'yı ve Batı Anadolu'yu almayı düşlüyorlar-dı. . Patrikhane ve dinsel çevreler de bu işe destek veriyordu." "Peki efendim. kilise ve iş çevreleri tam bir uyum içindeydiler. bir şey yapacağım. İngiltere ve Fransa'nın savaşı kazanma olasılıkları güçlenince onlar da bir koyup üç almayı düşünerek savaşa girdiler. Yunanlıları desteklemelerinde bir gözdağı havası da vardı. Eski Grek ve Bizans imparatorluklarının toprakları Yunanistan'ın olacak ve oralarda oturan Rumlar da Osmanlı boyunduruğundan kurtulacaklardı. kıyılardaki balıkçılık olanakları Yunanistan'daki sermaye çevrelerinin rüyalarına giriyordu. Ayrıca gemilere. 13 Mayıs günü Selanik'ten yola çıktılar." diyordu.incelemek için neler yapacağını anlattı. Bir tümen asker. milliyetçiler. milliyetçi çevreler. İngilizler öte yandan Mustafa Kemal'in kendilerine karşı olduğunu biliyorlar ve o daha Anadolu' ya gelmeden önce bütün girişimlerini baltalamaya çalışıyorlardı. incir. Lloyd George ile Clemenceau. Bu çıkartma olayı aylardan beri tezgâhlanıyordu. Yunanlıların 127 128 güçlenmesi için İzmir ve çevresinin Yunanistan'la birleşmesi şarttı. madenleri ve limanlan Yunanistan'ın gözlerini kamaştırıyordu. Ayvalık." "Mutlaka muvaffak olacağız. Cevat Paşa da kendisini destekledi ve konunun önemli olmadığını vurguladı. daha Büyük Savaş'm ilk yılında. Ayrıca." Mustafa Kemal Paşa bu ziyareti böylece sona erdirince. Salihli çevresinin zenginlikleri. İngiltere ve Fransa. İzmir'e iki-üç tümen asker çıkarma izni verdiler. Damat Ferit Paşa kendisine sunulan bu bilgileri yeterli bulmuş ve Mustafa Kemal'in gerçek maksadını hiç anlayamamıştı. İngilizler savaşı kazanınca. Yani kendisini ziyaret ediniz. Ancak 1917 ortalarında.

" diye yanıt verdi. Birbirlerine diz dize olacak kadar yakın oturdular. Annemin karyolasının karşısına bir 130 yer sofrası hazırla. Bahriye ve Dahiliye nâzırlarıyla birlikteydi. işgale karşı çıkanları cezalandırmaktı. Paşa. paşa." dedi. Bu. Türkiye'yi kurtarmaya hazırlanan kumandan. "Ama bu protestoyla Yunanlıların İzmir'den geri çekileceklerine ya da İngilizlerin onları geri çekeceklerine ihtimal veriyor musunuz?" Yine içlerinden biri. İlk kurşun işte o sabah atıldı. sofrayı hazırladı. Yani Kemal Paşa'dan da böyle bir bağlılık bekliyordu. Mustafa Kemal işgal olayını duyduğu sırada." Makbule yere minderleri ve yastıkları yerleştirdi. Mustafa Kemal'in vereceği yanıt dilinin ucuna geldi." demekle yetindi. Ben gittikten sonra sakın yanılıp da sokağa çıkmayın. "Muvaffak ol. Nazırlar. Mustafa Kemal. bunların hepsi artık kitaba girmiştir. İçinde de bir altın saat vardı. Anadolu'nun birçok kentinde de protesto toplantıları düzenlendi. Allah. Mustafa Kemal. 'Kalkar benim yanıma gelirsiniz. "Anneciğim. "Bizi Anadolu'ya götürecek vapur hazır mı?" diye sordu. "Zâtışâhâne'nin ufak bir hatırası. vazgeçti ve. "Hakkımdaki güven dolu düşünceleriniz için teşekkür ederim. Asıl şimdi yapacağınız hizmet hepsinden önemli olabilir. Vahdettin kendisini Yıldız Sarayı'nın ufak bir salonunda kabul etti. Mustafa Kemal de." demekle yetiniyorlardı. Beni merak etmeyin. "Merak etmeyiniz efendimiz. "Paşa. Kapağın üzerinde Vahdettin'in adının başharfleri görülüyordu. "Başka ne yapabiliriz?" diye sordu." diye yanıt verdi. sadece. Ne demekti bu sözler? Hünkâr gerçekten Mustafa Kemal'den devleti kurtarmasını mı istiyordu? Acaba İngilizlerin kendisini aldattığını mı fark etmişti? Soğukkanlılığını elden bırakmayarak. "şimdiye kadar devlete çok hizmet ettik. Makbule'ye. paşa. artık orada son gecesi olacaktı.' diyecekti. bilir misiniz?" diye sordu. Yunanlılar ise İzmir'e çıkışlarını her yerde coşkun gösterilerle kutluyorlardı." diye yanıt verdi. Mustafa Kemal şu kanıya vardı: Aslında Vahdettin'in istediği şey hükümetin kurallarına uyulmasıydı. "Öyle hareketlere kalkarsak bize ne yaparlar. doğrudur. "Bu gereklidir. sadece. izlenen politikanın doğru olduğuna halkı inandırmak ve bu politikaya karşı gelenleri. Konuşmaya başlayan Vahdettin oldu ve. Benim için çok önemli. Mustafa Kemal o akşam Şişli'deki eve döndü." dedi. Belki ölürüm. Emrederseniz hemen yola çıkacağım ve sözlerinizi unutmayacağım. "Belki uzun süre birlikte olamayacağız. görüşlerinizi anladım." dedi.Yunan filosu 15 Mayıs sabahı saat 8'de İzmir sularındaydı. gelemem." diye bir kutu uzattı. Onun görevi. Yarın sabah gidiyorum." Vahdettin kendisine. Kemal Paşa ertesi gün Padişah'a son ziyaretini yapacaktı. biraz dertleşelim. "Allah. Dahiliye Nâzın. Pencereden Bo-ğaz'daki düşman zırhlıları görülüyordu. GVF 9 "Bu geceyi annem ve seninle geçireceğim. "Ne yapmayı düşünüyorsunuz?" diye sordu. Bakanlar şaşkına dönmüşlerdi. İçlerinden biri. "Burası da belki Selanik gibi olur. Topların namluları sanki Yıldız'a yöneltilmişti. tarihe geçmiştir. Kemal Paşa. "Belki de daha kesin önlemler düşünülebilir. Ağızlarını bıçak açmıyordu. 129 41 yıllık Bandırma vapuru hazırdı ve iki gün sonra yola çıkacaklardı. Salondan çıkarken de Padişah'ın yaveri ona." dedi. devleti kurtarabilirsin!" Kemal Paşa şaşkınlık içindeydi. Gözüm arkada . "Protesto edeceğiz. Bunları unutun.

Başyaver Cevat Abbas (Gürer). Bütün yolcular heyecan içindeydi." Sadettin Ferit. "hiç ağlanır mı? Ayıp. Ama bunu yol arkadaşlarına duyurmamak gerekecekti. merdiven indirildi." . Elimi ayağımı bağlamayın. gözyaşları. yolculuktan vazgeçmeleri mi gerekiyordu. Sıhhiye Reisi Muavini Refik (Saydam). Gemiyi denetlemek için geldiklerini söylediler. hiç bilmiyoruz. "Size kötü bir haberim var. Hüsrev (Gerede). "Paşam çok tehlikeli bir yola çıkıyorsunuz." demekle yetindi. Üzüntünü kimseye belli etmeyeceksin. istimbot gemiye yanaştı. Beşer beşer sandallara binelim. Sadettin Ferit'e. Zincir seslerinin ardından bacadan dumanlar yükseldi. Ama ya haber doğruysa." diye emir verdi. gideceğim. hiçbir şey Mustafa Kemal'i yolundan alıkoyamazdı. bilirdik. Her birinin elinde ufak bir çanta ya da bir bavul vardı. Denetime gelenlere Fransızca. "acelemiz var. Ne var ki tam yola çıkılacağı günün sabahında Mustafa Kemal'in yakın dostu Sadettin Ferit (Talay) Şişli'deki eve gelerek. İkinci kaptan yolcuları karşılamak için rıhtıma gelmişti. "Çabuk bitirin işinizi. "Ağabeyciğim. Rıhtımda el sallayan kimse yoktu." dedi. Gece hiçbirinin gözüne uyku girmedi. Mustafa Kemal'i yolundan döndürmek. Bu grubun içinde. "eskiden savaşa giderdin. Kolordu Kumandanı Refet (Bele) ve Kurmay Başkanı Ayıcı Arif vb. "Beni uyardın. Kucaklaştılar. Gemi durmak zorunda kaldı. Görevle bir yerlere giderdin. Mustafa Kemal gemi kaptanına. Yarım saat sonra Mustafa Kemal ve kendisiyle birlikte yola çıkacak 21 kişi Galata rıhtımında buluştular. Şimdi nereye gidiyorsun. onu da bilirdik." dedi." dedi. Gemi rıhtıma yanaşmamış. caydırmak için bir gözdağı da olabilirdi. İbrahim Tâli (Öngören) ve." Bir süre sonra hepsi güverteye geçmiş bekliyordu. Makbule ve Kemal Paşa'nın manevi oğlu Abdurrahim kapıda ağlaşıyorlardı. Bu bir gizli kaçış gibiydi. Kararlıyım. Bandırma vapuru Boğaz'dan Karadeniz'e açılırken batırılacakmış!" Mustafa Kemal bir an düşündü. yoksa bütün tehlikelere karşın yola çıkmak mı? Bu. Yaver Muzaffer (Kılıç)." Zübeyde Hanım da Makbule'ye. "Haydi artık demir alın da açılalım. "Berç (Türker) adındaki dostum İngilizlerden duymuş.kalmasın. Mustafa Kemal zaten hazırdı. Makbule gözü yaşlı. "Paşa Hazretleri." dedi. Sonra kucaklaştılar. "vapura sandallarla geçeceğiz. Heyecanını belli etmiyor ama tutuklanmayı bekliyordu. Allah yardımcınız olsun. uzaklarda duruyordu. karşılarına bir istimbot çıkarak 'dur' işaretleri vermeye başladı." dedi. istimbottan birkaç yabancı subay ve asker güverteye çıktı. Soğukkanlılığını yitirmeyen tek kişi Mustafa Kemal'di. yine de tehlikeyi göze almak doğru olur muydu? Hayır. Memleket için çalışırken sizi düşünüp üzülmek istemiyorum. Gemi Kız Kulesi açıklarına gelince. "Sen asker kardeşisin." Zübeyde Hanım bu sözleri duyar duymaz düşüp bayıldı. Kurmay Başkanı Kâzım (Dirik)." Mustafa Kemal için artık yola çıkmanın zamanı gelmişti. Kısa bir düdük sesi duyuldu. O da çantasından birtakım ilaçlar vererek Zübeyde Hanım'ın kendisine gelmesine yardımcı oldu. iki saat sonra evin kapısında yine kucaklaşmalar. Doktor Rasim Ferit Bey çağrıldı. Ama ben yola çıkmaktan vazgeçmeyeceğim. "Çok teşekkür ederim. tıraş oldu. de yer alıyordu." dedi. "Allah yardımcın olsun!" "Allah başarıya ulaştırsın!" "Allah yolunuzu açık etsin!" Mustafa Kemal arabaya binerken Zübeyde Hanım arkasından bir maşrapa su döküyor. Hiç konuşmadan birbirlerine baktılar.

Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Ce-besoy'a telgraf çekerek kendileriyle buluşmak istediğini bildirdi. Afyon üzerinden Ankara'ya ulaştılar. Mustafa Kemal sinirleniyordu." dedi. Samsun'a 70-80 km. Bandırma vapuru 18 Mayıs günü öğle üzeri Sinop limanına girdi. gemi torpillenecek olursa yüzerek kıyıya ulaşmaktı. Orbay. Varılacak ilk liman Sinop'tu. Mustafa Kemal Samsun'da ancak altı gün kalabildi. gözleri ufuklarda. Nazmi Topçuoğlu ve Osman Tufan beylerle birlikte Bandırma'ya gitti." Mustafa Kemal kaptan köşküne çıktı ve 27 yıllık deneyimli gemi kaptanına aklına gelen bütün tehlikeleri anlattı. yanında Recep Zühtü. 'Bazı şikâyetleri yerinde incelemek ve gerekli önlemleri almak üzere karargâhını Havza'ya naklettiğini' bildiriyordu. 25 Mayıs'ta otomobille Havza'ya geldi. Ertesi gün de sabah 6 sularında Bandırma vapuru Samsun limanına girdi. "Tamam. ingilizler Mustafa Kemal'in bu gezisinden tedirgin olmuştu. Sizinle bir sorunumuz yok. O günlerde Mustafa Kemal. saldırı nereden gelecek diye heyecanla bekleşiyorlardı. Mustafa Kemal Harbiye nezaretine bir tel çekerek." diye yanıt verdi. Güneşin son ışıkları Boğaziçi yalılarının camlarında yansırken gemi. 'Herhalde Merkezden emir bekledikleri için bu işi uzatıyorlar. Gemi ağır ağır Karadeniz'de yol alıyordu." Kafasından geçen şey. Gece hiçbirisinin gözüne uyku girmedi. Kaptan. Rauf Bey ve arkadaşlarıyla durumu değerlendirdiler. yolunuz açık olsun." Denetim uzadıkça uzuyor. Havza. uzaklıktaydı. Posta Genel Müdürü Refik Halit. Orada bir ingiliz askeri temsilcisinin bulunması huzurunu kaçırmıştı. Kıyı kıyı gideriz. Ancak burası güvenli değildi. Anadolu'nun içlerine kaçarak direnişi örgütlemekten başka çare görünmüyordu. Ama Mustafa Kemal'in dönmeye hiç mi hiç niyeti yoktu. "Telâş etmeyin. Uzaklarda Kalkanköy. Bir yerlerde Mustafa Kemal'le buluşmaları gerekiyordu. "kıyılardan uzaklaşmayalım. Şiddetli bir fırtına vardı. Demek ki artık istanbul'dan uzak bir yerlerde bir araya gelerek ortak bir program hazırlamak için koşullar yaratılmış oluyordu. "ben Karadeniz'i pek iyi tanımam. "gidebilirsiniz.Denetçilerin başındaki subay. Yine aynı günlerde Rauf Orbay da görevinden istifa etmişti. Üstelik de pusulamız biraz bozuk!" Mustafa Kemal. Harbiye Nâzın Şevket Turgut Paşa da 6 Haziran'da Mustafa Kemal'e bir tel çekerek. Yolculuk olaysız geçmişti. Mustafa Kemal bu havada kıyıya çıkmayı gereksiz buldu ve vapura yanaşan bir sandalla beraberindeki bir üsteğmenini rıhtıma çıkartarak Tümen komutanına ve Sinop mutasarrıfına birer saygı mesajı yolladı. Ama kuşkular boş çıktı. bu telgrafların kabul edilmemesi için Posta örgütüne emirler verdi. daha sonra da Anadolu Feneri artık uzaklarda kalmıştı. Riva ve daha sonra Şile'nin ışıkları göründü. ." dedi. "Bu denetimleri yapmak zorundayız. "Ne yazık. Şimdi artık geminin batırılma tehlikesi olan noktadaydılar." dedi. istanbul'daki ingiliz temsilcisi General Milne Harbiye nezaretine başvurarak Mustafa Kemal'in derhal istanbul'a çağrılmasını istedi. Mustafa Kemal'in çeşitli yöneticilere yolladığı telgraflar da İstanbul Hükümeti'nin huzurunu kaçırmıştı. Denetim subayı.' diye düşünüyordu. Bir süre önce izmit körfezine ingiliz gemileri girmiş. 'bir istimbotla acele istanbul'a gelmesini' istedi. Kemal Paşa Samsun'a çıkar çıkmaz yeni görevine başladı. sonra Samsun. Ali Fuat Cebe-soy da onları bekliyordu. Birkaç yere telgraf çekerek İzmir'in işgalinin protesto edilmesini istedi. Kemal Paşa ve arkadaşları sandallarla karaya çıkarken rıhtımda yer alan bir askeri bando marşlar çalıyor ve kıyıda *33 biriken Samsunlular da kendisini coşkuyla alkışlıyorlardı. Bütün yolcular güvertede. Anadolu Kavağı sırtla-rındaki eski Ceneviz kalesi. "Öyleyse. Sabaha dek güvertede ufukları gözlediler. yavaş yavaş Boğaz sularından çıktı. izmit mutasarrıfı ibrahim Süreyya Yiğit bu olayı protesto ederek görevden ayrılmıştı.

"Emirlerimi istisnasız. Ertesi gün de Erzincan'a vardılar.*34 Mustafa Kemal o günlerde Havza'daydı." dedi. Mustafa Kemal Amasya'dan ayrıldıktan iki gün sonra da Versay'da Barış Antlaşması imzalanmıştı. "Üzerime aldığım sorumluluğu bir koşula bağlamak istiyorum. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa ile Erzurum Valisi Münir (Akkaya) ve Bitlis valiliğinden uzaklaştırılmış olan Maz-har Müfit (Kansu) de karşılayanlar arasındaydı. Mustafa Kemal Paşa hemen arkadaşlarıyla bir araya gelerek Erzurum Kongresi'nin hazırlıklarını konuştuktan sonra iki nokta üzerinde durdu: "Benimle iş ortaklığı etmek istiyor musunuz? İstiyorsanız. Sizi de şef olarak seçiyoruz. Kâzım Dirik. Kâzım Ka-rabekir ise Erzurum'dan ayrılmak istemediği için Amasya toplantısına gelemeyeceğini bildirmişti. hep birlikte o akşam Tokat'a vardılar. emir ve kumandayı da size bıraktık. onu da Ankara'ya çağırdılar. Fuat Bey bu telgrafında. Tam Havza'ya geldiklerinde. yabancıların hükümeti zorlayarak hakkınızda onur kırıcı bir işlem yaptırması olasılığı yüzünden önerilmemektedir. 19 Haziran'da Mustafa Kemal ve arkadaşları. Sivas'tan sonra Refahiye'de gecelediler. ülkenin bağımsızlığına ve direnişe yönelikti. Vahdettin'in Başkâtibi Fuat Türkgeldi'nin bir telgrafı iletildi. Ertesi gün de Sivas'a ulaştılar. Mustafa Kemal ve arkadaşları. Mustafa Kemal'e Dahiliye Nâzın Ali Kemal'in bir genelgesinden söz ederek. Bunun üzerine Kemal Paşa. nihayet Amasya'da bir araya gelmenin mutluluğunu yaşıyorlardı. Havza'da hiç durmadan arabalarını doğru Amasya'ya sürdüler. bir kumandanın emri gibi uygulamanızı isterim. kurulacak hükümetin çekirdek kadrosunun Mustafa Kemal. Mustafa Kemal'in bu gezisinden İngilizlerin rahatsız olduğunu ve geri alınması için hükümete baskı yaptıklarını belirttikten sonra şöyle diyordu: "Şu sırada sizin istifa ederek başkente dönmeniz. Buna. 26 Haziran günü Amasya'dan üç otomobille Tokat yönünde yola çıktılar. Erzincan'dan sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları 3 Temmuz' da Erzurum'a geldiler ve coşkuyla karşılandılar. o da. "Paşam neden görevden alındınız?" diye soruyorlar. Kâzım Karabekir. Harbiye nezaretince de görevden alınmanız Padişah Hazretleri tarafından uygun görülmediği için 2 ay süreyle hava değişimi isteyerek seçeceğiniz bir kent ya da kasabada dinlenmeniz en uygun yol olacaktır. Orada Mustafa Kemal'e." dediler. Rauf Bey ile Ali Fuat Cebesoy bir an önce Mustafa Kemal'e ulaşmak istiyorlardı." Toplantıya katılanlar bu kez de. direniş eyleminin Erzurum'dan başlatılması gerektiğine inanıyor. onların Havza'ya gelmelerini istedi. Rauf Orbay. Kişiliğinize güveniyoruz. kararımızı verdik." Mustafa Kemal bu izin önerisinin nasıl sonuçlanacağını bildiği için buna yanıt bile vermedi. Mustafa Kemal'in orada Fransız birliklerinin bulunmasından tedirgin olduğu için Amasya'ya gittiğini öğrendiler. Havza ile Amasya'nın arası at arabasıyla yaklaşık 4 saatlik bir yoldu. Amasya Genelgesi dendi. Refik Saydam. Başarı için bu şarttır. "Elbette istiyoruz. İbrahim Süreyya Yiğit ve Cevat Abbas Gürer. Erzurum'da geniş çapta bir kongrenin toplanması da öneriliyordu. 135 . Hüsrev Gerede. bu milli davayı organize edecek bir şef seçeceksiniz. 300 km'lik yol altı günde aşıldı." diye yanıt veriyordu. "Azlime dair bu ana kadar hiçbir emir almadım. öte yandan da istanbul Hükümeti'ne cephe alınmasını biraz zamansız buluyordu. Onlar da bu çağrıya uyarak at arabalarıyla yola çıktılar. Gizli tutulan bir maddede de." Toplantıya katılanların hepsi." dediler. Ali Fuat Cebesoy ve Rauf Orbay'dan oluşacağı belirtiliyordu. Amasya'da Mustafa Kemal ve arkadaşları 6 maddeden oluşan ilke kararlan aldılar. Bu genelge. vatanın bütünlüğüne. Bereket. Yollarda yetkili yöneticiler. Almanya her alanda tam bir yenilgiyi kabul etmiş oluyordu. Karabekir. Ama Mustafa Kemal benzin bulamıyordu. "Paşam.

"Merak etmeyin. bir akşam arkadaşlarıyla sohbet ederken. Ama Mustafa Kemal'in yüzünde hiçbir üzüntü izi yoktu. "Aziz arkadaşlarım. Birkaç gün sonra İkdam gazetesinde. Bugünün koşullarının gereği budur. "istanbul'a dönünüz. Padişah dayatıyor ve. "Arkadaşlar. Mustafa Kemal makinenin başından kalktıktan sonra. Onlar beni müfettişlikten azlediyorlar. Şimdi sadece düşman tazyiki altında bulunan Padişah'ı ve düşman kuvvetlerinin işgali altında olan vatanımızı kurtarmak için çalışıyoruz. Arayan. yani ordu müfettişliğinden azledilmiş oluyordu.tafa Kemal'in Anadolu'da 'Hareketi Milliye' ." Mustafa Kemal asla buna yanaşmadı. Ama Mustafa Kemal bu davetlere. "Mustafa Kemal Paşa as-kerlikten tardolundu. Hemen makinenin başına gitti.' diyerek gidecek misiniz?" Paşa gülerek ve elini Mazhar Müfit'in omzuna dayayarak. askerlikten istifa ettiğini bildirdi. askerlikten çekiliyorum. Böylece Mustafa Kemal resmi görevinden. askerlikten atılması anlamına gelmiyordu. "ben arkadaşlarımı bırakmam. doğrudan Vahdettin' di. bol paralı izinlere kanacak insan değildi. Kemal Paşa bir süre düşündükten sonra. Mustafa Kemal'i ordudan uzaklaştırmaktı. "istanbul'a dönmeyeceğim!" Vahdettin deliye dönmüştü. "Bazı konularda aydınlanmak istiyorum. ama ben de canım kadar sevdiğim mesleğimden. Vahdettin asla güvenilmeyecek bir adamdı. Milletin bir ferdi olarak ve gücümü milletten alarak görevimi sürdüreceğim. 'Allahaısmarladık. Yazıda Mus. Vahdettin'in şimdiye kadar aklı neredeydi? Mustafa Kemal ona bir yıldan beri ne !37 önerilerde bulunmuş.Bu sözlerden sonra Mazhar Müfit. Yarın istanbul'a dönmeye kalksa. Erzurum'da çok önemli görevleri olduğunu." dedi. "Azizim Mazhar Müfit Bey. Bu kongre olayları Padişah'ı çok telâşa düşürmüştü." diye görüşmeyi bitirdi. "Davetinizi kesinlikle reddediyorum." Ertesi gün." Bunları söyler söylemez Paşa yeniden makinenin başına geçti. işbu iradei seniyenin (Padişah kararının) yürütülmesinde Harbiye Nâzın görevlidir. "Yarın zafere ulaştığımız zaman hükümet şekli ne olacak?" Bunun yanıtı 'Cumhuriyet'ti." imzalar: Harbiye Nâzın Ferit (Damat) ve Sadrazam Vekili Şeyhülislam Mustafa Sabri. Mustafa Kemal'in derhal istanbul'a dönmesini istiyor. Gelince görüşürüz. "bu andan itibaren hiçbir resmi sıfatım ve memuriyetim yok. "isterseniz size uzun bir hava değişikliği izni verebilirim. Padişah bunların hiçbirine yanaşmamıştı. Yıldız Sarayı'yla görüşme yapmak üzere telgraf makinesinin başına çağrıldı. Padişah'ın niyeti. Önce Harbiye Nâzın'nı aradı." "Peki Paşa Hazretleri. Ölünceye kadar beraberiz." dedi. Yarın başka bir göreve atanabilirdi. o da bu davete asla yanaşmıyordu. Bunu tartışmanın zamanı gelmemiştir. O. Arkadaşları da bu saatte neden çağrıldığını merak ettikleri için onunla birlikte gittiler." diyordu. "işimizin en ciddi aşaması şimdi başlıyor. "istediğiniz yere gidip dinlenebilirsiniz." Kemal Paşa Erzurum'a geldikten beş gün sonra. "O halde resmi göreviniz sona ermiştir. zafere ulaşıldığı zaman ne yapacaksınız? Otomobilinize binip bize de. istanbul'a dönemeyeceğini bildirdi." dedi." dedi." dedi. Tarihsel bir gece yaşanmıştı." dedi. size istediğiniz kadar hava değişikliği izni vereceğim. kararını vermişti. Bu azil. Bunun için de Paşa ne isterse kabul edecekti. Bunun üzerine Vahdettin. on dakika sonra da Saray'ı." başlıklı bir haber yayınlandı. "bu konuda şimdiden bir şey söylemek istemem." dedi. kimse onu yolundan döndüremezdi. 8 Temmuz 1919 tarihli Takvim-i Vekayi gazetesinde şu haber yayınlandı: "Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa'nın memuriyetine son verilmiştir. Mustafa Kemal bir saat süren telgraf görüşmesinin sonunda gerginleşti ve. hemen o gün tutuklanarak Divani Harb'e verilecek ve belki de idamı istenecekti. saat 11'e on vardı. Bu telgraf görüşmeleri kısır bir döngü içinde sürüp gidiyordu.

"Benimkiler size uymaz. ingiliz albayını Paşa'nın yanına aldı. "O halde biz de kuvvete başvurmak zorunda kalırız. Kongrenin hazırlıkları sürerken. Yarın burada bir kongre topluyormuşsunuz. Hem bu neden sizi ilgilendirir. Paşa'yı görmeye geldi. "Benim ya bir ya da iki kez giydiğim bir 'jaket a tay'ım var. Mazhar Müfit'i çağırtarak." "Biz ne hükümetinizden izin istedik ne de sizden." Mazhar Müfit doğru Vali'ye gidip durumu anlattı." "Ne istersen öyle yap." Paşa ile Albay tartışmalarını sürdürüyorlardı." "Evet. Mazhar Müfit'te bunlar vardı." Ravlenson hayatı boyunca hiç böyle ters bir davranış görmediği için şaşkın şaşkın bakmıyor ve bir şeyler söylemeye hazırlanıyordu ki bu kez de Mazhar Müfit odanın kapısını açarak sert bir sesle." dedi. İşte Mustafa Kemal'in Erzurum Kongresi'nde giydiği giysiler böylece oluşturulmuş oluyordu. "Ben bugün ne giyeceğim?" diye sormak olmuştu." "Hayır Albay. Samsun'a giderken de yanma hiç sivil elbise almamıştı. kravat. Bizce hiç sırası değil. Bu bizim kendi işimizdir. "Buldum. "Albayım. Kalem Amiri Hayati. Pa-şa'nın bu gergin havasını ve ingiliz albayının küstah tavırlarını görünce Mazhar Müfit'e. Yaver Cevat Abbas ve Muzaffer Kılıç beyler de Harbiye nezaretine askerlikle ilişkilerini kestiklerini duyurdular. Mazhar Müfit. Geriye kalıyordu fes. Mustafa Kemal'in ardından Binbaşı Dr. "Aman oğlum. Binbaşı Hüs-rev. "Evet ama bende de Paşa Hazretleri'ne göre temiz bir elbise yok ki. ingiliz Hükümeti böyle bir kongrenin toplanmasına izin veremez. kolalı yaka. Mustafa Kemal'in askerlikten istifa ettikten sonra sabahleyin ilk işi. Günün birinde." dedi. Kendine o zamana kadar hiç doğru dürüst sivil elbise yaptırmamış. Böyle bir izin asla söz konusu olamaz. sen karışma böyle işlere." Bu sırada emir eri Ali. O da. ne yapacağız?" dedi. Sormayı da gereksiz buluyorum. Çünkü buna millet karar vermiştir. Vali'den bir takım elbise isteyeyim. Hele bu gergin ortamda.adı altında karışıklık yarattığı ve Erzurum'da düzenlenen bir kongreyle de hükümeti güç durumda bıraktığı belirtildikten sonra askerlikten atıldığı. Albay. zor kullanarak toplantıyı dağıtacağız. millet böyle bir kongrenin toplanmasını istedi. "Ne yapacağız?" iki dakika düşündükten sonra da. kongre muhakkak toplanacak. suyundan. Paşa da." dedi." "General. "Kongreden vazgeçmiyorsanız. Mazhar Müfit'le birlikte bir şeyleri inceliyordu. çat kapı. . Bakın aklıma ne geliyor. Hepsini toparlayıp Paşa'ya götürdü." dedi. nişanlarının geri alındığı ve yaverlik rütbesinin de kaldırıldığı bildiriliyordu. Paşa. Emir eri Ali Çavuş. elinde kahve tepsisiyle içeriye girdi. insanların konukseverliğinden söz ettikten sonra Paşa. Ravlenson bir süre Erzurum'un havasından. "Çok doğru." diyordu." "Kongreyi açmamanız daha doğru olur. buldum." ziyaretinizin sebebini anlayabilir miyim?" "Ben de ondan söz etmek istiyordum zaten. Vali hemen dolaptan o giysiyi alıp geldi. gömlek. Refik. ama bugün beni elbisesiz bırakma. Çünkü öğrencilik yıllarından beri hep askeri giysiler giyiyordu. Paşa Hazretleri'ne onu takdim ederim. "Albay'ı kapı dışarı edeyim mi?" diye sordu. rahatsız edici bir olay da Erzurum'daki ingiliz askeri birlik temsilcisi Albay Ravlenson'ın Pa-şa'yla görüşmesi oldu. bilmiyorum. Ravlenson ingiltere'de o zamanlar adı çok duyulan Lord Curzon'ın yeğeni olduğu için ayrıcalıklı bir durumdaydı. "Görüşmemiz bitmiştir Albay.

"Kabul. ama yeniden dayatınca Karabekir Paşa." diyor." dediler. "Albayım. Mustafa Kemal kongre başkanlığına seçildi ve iki hafta süren coşkulu tartışmalardan sonra kongre tam bir görüş birliği ve başarıyla sona erdi. "silâhları dekoville Kars'a gönderin. "Bir daha bu işlere burnunuzu sokarsanız kafanızı parçalarız. Albay ağzını bile açamadan sapsarı bir yüzle çekip gitti. Ama yine de Karabekir Paşa'ya bir söyleyeyim bakayım. Ama tam dağlık ve ormanlık bir yerden geçerlerken dekovil durduruldu. Bazen gece geç saatlere kadar süren toplantılardan sonra Mustafa Kemal Paşa. Paşa'nın da onlara katılarak söylediği şarkılardan biri. 139 "Yahu. Ama gerçekte yolu kesenler köylüler değil." diye kendisine yol gösterdi.kutacağını sanıyor. "size açık açık söyleyeyim. "Yollar kapalı. Silâhlar Türk ve İngiliz subay ve askerinin gözetiminde dekovillere bindirilerek yola çıkartılacaktı. başınıza bir iş gelir. yol kapandı." Mustafa Kemal Karabekir Paşa'yı çağırttı ve birlikte bir yol buldular. ondan sonrasını biz düşünürüz. "Haydi. En çok söylenen türkü de." Albay'ın Erzurum'daki görevi Ateşkes Antlaşması'na göre oradaki silâhların toplatılmasını denetlemek ve işgal güçlerinin belirleyecekleri depolara taşınmasını sağlamaktı." dedi. söz milletindi. Zorla almaya kalkarsanız ben sorumluluk tanımam. . belki bir çaresi bulunur." dedi. Albay böyle blöflerle. Hiçbir güç bizi durduramaz. "öyle yapalım.. Erzurum'daki Ko-lordu'nun başında bulunan Kâzım Karabekir Paşa da bir süreden beri bu silâh teslimi işini savsaklayıp duruyordu. Cevat Abbas ve Muzaffer Kılıç beyler bir araya gelip şarkılar ve türküler söylüyorlar." dedi. köylüler yolu kesmişlerdi. "Öyleyse." ingiliz askerleri silâhları bırakarak ters yüzü geri gönderildiler. Mâni oluyor halimi takrire hicabım/Üzme yetişir. köylü kılığına girmiş Türk subay ve askerleriydi. "Evet Albayım. size teslim etmezler. üzme firakınla harabım'dı. ama o yolun üzerine dağdan kayalar düştü. sonunda silâhlan teslim alıyorlardı." dedi." dedi. ibrahim Süreyya. Eli silâhlı 15-20 köylü dekovile çıkarak îngilizler'e. bir olay çıkacak. şiddetli adammışsın." Albay böyle bir süre daha uyutuldu. gönderemeyiz." Karabekir Paşa. defolun gidin buradan. "Albay'ı kapı dışarı ediverdin. Albay baktı ki bu işler uzuyor. Ama ondan sonra. Erzurum'dan uzaklaşıldı. ingilizler şaşkına döndüler. Mazhar Müfit. Erzurum Kongresi. "Taşıtacak araç bulamadık. Mazhar Müfit de piyano çalıyordu. Cephaneler ve silâhlar dekovile bindirildi ve yola çıkartıldı. uzun hazırlıklardan sonra 23 Temmuz 1919'da açıldı. bu silâhlar milletin malıdır. Kongre sona erdikten sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşları her gün ve her gece bir araya gelerek yapılan çalışmaları değerlendiriyor ve Sivas Kongresi'ne sunulacak belgeleri hazırlıyorlardı. Paşa da Mazhar Müfit'e. millet bu silâhlan size vermez. bunun üzerine yeniden Mustafa Kemal Paşa'ya başvurarak silâhların teslimi için onun aracılığını istemeye karar verdi. Doğu illerinden gelen temsilciler. istanbul Hükümeti'ne ve Padişah'a karşı aralarında tam bir dayanışma kurmuşlar ve direnişin temellerini atmışlardı." Albay Ravlenson baktı ki iş ciddi. bu kez Karabekir Paşa'ya. tehditlerle bizi kor." diye Albay'ı uyutuyordu. sen ne hiddetli.. Mustafa Kemal bu kez de Ravlenson'ı gergin bir yüzle karşıladı ve şikâyetlerini dinledikten sonra. Vardar Ovası'ydı. bazen de. "Kâzım Karabekir Paşa haklı. Bazen. Ravlenson çok mutlu oldu."Lütfen Albay. Bütün yetkilerin Mustafa Kemal'de olduğunu artık anlamıştı.

başba-şa vermiş çalışıyorlardı. Ben gidiyorum." Mazhar Müfit bundan sonra defterini kapayarak koltuğunun altına aldı ve ayağa kalkarak." "Bunu zaman tayin eder. Tarafsızlık. milletin refahını ve gelişmesini sağlayan bir uygulamaya ihtiyacımız var. Ahmet Rıza Bey." Erzurum Kongresi'nin sona erdiği günlerde Kemal Paşa'nın biraz keyfini kaçıran bir konu da Manda sorunu oldu. Ahmet izzet Paşa ve Cami Baykurt gibi kimseler yer alıyordu." Bunu duyunca Mazhar Müfit'in elinden kalemi düştü. sizin de hayalperest yanlarınız var. Amerikan Mandasını 'ehveni şer' (kötülerin en iyisi) olarak gördüğünü belirttikten sonra Manda rejimini savunarak şöyle diyordu: "Hırsızlık. seçilecek bir temsilciler heyeti bir zırh-hyla Amerika'ya giderek kongreye bağlılığımızı bildirecek ve Osmanlı ülkesinde bu Manda rejimini kurmaları için Amerika'ya yalvaracaktı. "Dört: Fes kalkacak. yeter. Halide Edip Hanım'ın uzun bir mektubu ulaştı. "Bir: Zaferden sonra hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır. Neydi bu Manda sorunu? Anadolu'da Mustafa Kemal'in ulusal direniş örgütünü kurmaya çalıştığı sıralarda. Cumhuriyet ilânını başaralım üst tarafı kolay." dedi. Kara Vasıf. "iki: Padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken muamele yapılacaktır.. bir de sen bileceksin. Bir ben. istanbul'da bu işin öncülüğünü yapanların başında Halide Edip Hanım. "Darılmayın ama Paşam. Sabaha karşı. Paşa'nın aklına Mazhar Müfit geldi. "Neden durakladın?" diye sordu. Parti liderleri de istanbul'da bir araya gelerek bu konuda girişim yapmaya karar vermişlerdi. Şartım bu. Sen yaz. "Şimdi not et bakalım. Osmanlı Devleti. Bu konuda İstanbul'daki Amerikan temsilcileriyle görüşmeler de yapılıyordu. macera ve şöhret peşinde koşanların hırsını tatmin eden hükümet anlayışı yerine. "Paşam sabah oldu. Mazhar Müfit defterini alıp geldikten sonra da. Mustafa Kemal Paşa'dan yana olarak bilinen ve sonradan Hariciye nazırlığına getirilen eski Beyrut Valisi Bekir Sami Bey de Manda rejimini savunuyordu. "Üç: Tesettür (örtünme) kalkacaktır. Paşa. başarıya ulaştıktan sonra da iş bitmiyor.. Memleketin sonsuza dek çalışmaya ve devrimler yapmaya ihtiyacı var. siz oturacaksanız hoşça kalın. Ondan iki hafta sonra da istanbul'da. Ama defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. adaletin sağlanacağını. eğitime önem verileceğini açıklayacak. . uygar milletler gibi şapka giyilecektir. Halide Hanım bu mektubunda. Onlara göre yapılacak tek şey şuydu: Ülkeyi Amerikan yönetimine bırakarak Amerikan Mandası denen düzeni seçmek." "Paşam yeter. Önce tarih koy: 7-8 Temmuz 1919. italyan ve Yunan işgal bölgelerine bölünmeden bütünlüğünü koruyacaktı. Fransız. Emir eri Ali ile haber gönderip onu da odasına çağırttı.Yine böyle bir gece Gazi Paşa ile ibrahim Süreyya Yiğit. Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne. bir Süreyya. Gerekli paraya. Neler yapmayı düşünüyorsunuz?" Mustafa Kemal bu soru üzerine Mazhar Müfıt'e gidip odasından not defterini getirmesini söyledi. uzman güce sahip değiliz. Şimdi yaz. "Belleğimiz zayıfladığı zaman Mazhar Müfıt'in not defteri çok işimize yarayacak. O da Amerikan temsilcisiyle görüşmüş ve temmuz sonlarında Kemal Paşa'ya bir öneri telgrafı göndermişti. Böylece ülke İngiliz. Onlar da bu yardım istemini lütfen kabul ederken Türkiye'ye heyetler gönderip bu yeni düzeni örgütleyeceklerdi. dedi. İstanbul'da birtakım aydınlar bu savaşımın asla başarılı olamayacağı kanısındaydılar. bu Manda yönetiminin kurulabilmesi için Amerikan kongresine başvurarak ülkede özgürlüklere saygı gösterileceğini. bilgisizlik içindeyiz ve çok konuşmaktan başka iş yapamıyoruz. Bir ara Süreyya Bey Paşa'ya şöyle bir soru yöneltti: "Paşam. Sonuna kadar gizli kalacak. "Beş: Latin harfleri kabul edilecek. dedi. Sonra da.

Manda yok. bu olmayacaktır. 'Aklınızı başınıza alın. "Sergüzeşt (macera) ve cidal (savaş) devri artık geçmiştir. birlikte. hayır. Memduh Hayrettin. Ölüm tarihi: 30 Mayıs 1340" . "Öyle bir Manda verilecekmiş ki. kültür bağımsızlığımıza. Kazası: Firuzağa. memleketi kurtaralım!. Fikriye'nin 1920'de veremden ölen kızı kardeşi Jülide (Abbas Hayri Özdinçer'den) Fikriye'nin genç kızken çektirdiği bir resim (Abbas Hayri Özdinçer'den) m > Fikriye'nin annesi Vasfiye Hanım ve dadısı (Abbas Hayri Özdinçer'den) Fikriye'nin ağabeyi Ali Enver Bey'in oğlu Abbas Hayri Özdinçer. "Allah muvaffak etsin. Rauf Bey kardeşimizle sizin. egemenlik haklarımıza. Bizi bir Manda oynuna düşürmek istiyorlar. hayır beyefendiler. Türkiye'nin hayırlı evlâtlarından yarının kurucuları olmalarını istiyoruz. bunları not et. Bunu istemekte devam edeceğiz. ya ölüm!. tek kurşun kalıncaya kadar savaş! Ya istiklal. ne yapacaklarını ve ne yapıldığını bilmeyen insanlardır. Peder ismi: A. "Valide ismi: Vasfiye. temelleri çöken' 143 I zavallı memleketimiz için uzakları görerek düşünüp çalışmanızı bekliyoruz. Fikriye'nin bu resmini Gelibolu'da kendisine göstererek şöyle dediğini anlatmaktadır: "Handan'cığım. Bu kitapta nikâh konusunda verilen bilgilerin en önemli kaynağı Abbas Hayri Özdinçer olmuştur. Filipinler gibi vahşi bir ülkeyi bugün kendi kendini yöneten modern bir makine haline getirmiştir. Bir gün anılarımı yayınlarsın. top seslerinin Ankara'dan . Amerikalılar kendilerine hiçbir çıkar sağlamayan büyük bir Mandayı niçin kabul etsinler? Amerikalılar. Manda yanlılarına Sivas Kongresi'nde asla göz açtırmayacaklardı. Milli Mücadele günlerinde (Albay Nurettin Berksü Arşivi). bu istanbul paşaları ve beyefendi hazretlerinin ne kadar umutsuzluk içinde olduklarını ve ne düşüncelere saplanıp kaldıklarını millet okusun. Türkiye bağımsızlığının bütününe sahip olacaktır... hayır. vatanın bütünlüğüne dokunulmayacakmış! Böylesine Amerikalılar değil.' demek istiyordu Halide Edip. O da bu bigileri babası Ali Enver Bey'den ve nikâh şahidi Muzaffer Kılıç'tan dinlediğini anlatmıştır. Sivas Kong-resi'nde Mandacılığı kabul edin.. "istilacı Avrupa'nın mel'un politikasına karşı Amerika'yı kazanarak Doğu Sorunu'nu ve 'Türk Sorunu'nu gelecek için çözmüş oluruz. "Amerikan Mandası diye çırpınanlar. maceraya atılmayın. On beş-yirmi yıl zahmet çektikten sonra biz de öyle olabiliriz. bizim kara gözlerimize mi âşık? Bu ne hayal ve ne gaflettir! "Hayır paşalar.. "Sivas Kongresi toplanıncaya kadar buradaki Amerika Ko-misyonu'nu alıkoymaya çalışıyoruz.A¦ Fikriye. Doğumu: 1313."Amerika. hayır. Fikriye'nin nüfus tezkeresi (Abbas Hayri Özdinçer'den). İsim ve şöhreti: Zeynep Fikriye. dı-şarda temsil hakkımıza.. düşman işgali altındaki bu millete ve bize inanmayarak ve bizim hayal ve macera peşinde koştuğumuzu sananlardır. anlasın. Bunlar umutsuzluk ve bozgunculuk içinde. bu oyuna gelmeyeceğiz. "Tek ve değişmez parola şudur: Tek tepe. Kemal Paşa bu yazıları okuyunca deliye döndü ve arkadaşlarına heyecanlı bir sesle şöyle dedi: "istanbul bir Amerikan Mandasıdır tutturmuş gidiyor. Erzurum halkı büyük coşkuyla.. gerçeklerden uzak olarak yaşayan. çocuklar bile güler. Sokağı: Acı Hamam. Ya istiklal. Vilayeti: istanbul. Ertesi gün üç otomobile dağıldılar." Yani. Hane: 4. ya ölüm var." Heyeti Temsiliye'nin kararı kesindi. hayır hanımefendiler. 2001 yılında 95 yaşında ve hayatta olan Handan Hanım. "Mazhar Müfit.

'Bakın herkes Kayseri'ye taşınıyor. Kâmuran (Eren). Vali Macit Bey'in kızı Firuzan Öngüt'e yolladığı bir resim: "Ankara 3 Mart. ama Kemal Paşa'nın Hanımı aramızda. Refik Saydam ve Tufan Paşa (inci Yiğit'ten) t İbrahim Süreyya Yiğit. Mustafa Kemal'in de çocukluk ve gençlik arkadaşı. Çocukları (soldan sağa) Handan (Söylemez). Köşk'ün kapısında (Albay Nurettin Berksü Arşivi) > Fikriye yine aynı günlerde Ankara'da (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye ve emir eri Adem Ağa (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye Çankaya Köşkü'nde (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye Ankara'da Salih Bozok ve Ruşen Eşref Ünaydın'ın eşi Saliha Hanım'la birlikte (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye'yi Gelibolu'daki evinde konuk eden Vali Macit Gören ve eşi Nimet Gören." diye söz etmiş olmasıdır. Oturanlar: (soldan sağa) Rauf Orbay. ismet inönü ile kolkola (SİPA) . Rauf Orbay (soldan ikinci). Ruşen Eşref (soldan üçüncü). eski milletvekili ve Türk Hava Kurumu Başkanı Fuat Bulca (Kızı Türkân Bulca'dan) -« Selanik'te Mustafa Kemal'in doğduğu ev (Tülin Atmaca'dan) ¦* Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım (SİPA) Selanik'te Mustafa Kemal ve arkadaşlarının gittikleri gazinoların bulunduğu yerdeki Beyaz Kule ¦»««t Mustafa Kemal Beyrut'ta (SİPA) ¡ Mustafa Kemal Derne'de kumandanlarla (SİPA) m A Mustafa Kemal Diyarbakır'da.Fikriye'nin Gelibolu'da bir yıldan fazla bir süre arkadaşlık ettiği Handan Gören'in 2001 yılı başlarında çekilmiş bir resmi t Fikriye'nin akrabası. Pek çok sevdiğim Firuzan'cığıma. 1951'de Mustafa Kemal. Sakarya Savaşı'nda Duatepe'de Salih Bozok'la (SİPA) Tarihsel bir belge: Büyük Taarruz'da esir edilen General Trikupis. yaverleri (soldan sağa) Salih Bozok Şükrü T ezer ve Cevat Abbas'la (SİPA) r m m A İngilizler Çanakkale'ye çıkarma yaparken f. Beni görenler. Ayaktaki/er: (soldan sağa) Cevat Abbas Gürer. Fikriye 1921 kışında Ankara sırtlarında Mustafa Kemal'in verdiği atla yaptığı bir gezide silahı ve köpeğiyle (Albay Nurettin Berksü Arşivi) Fikriye'nin karlı bir günde yine atla bir gezide çektirdiği ve Gelibolu'da arkadaşı.duyulduğu günlerde. İbrahim Süreyya Yiğit ve Mazhar Müfit Kansu (inci Yiğit'ten) Sivas Kongresi'nin toplandığı günlerden bir anı. Asım ve Firuzan (Öngüt) (Osman Macit Söylemez'den) ¦* Fikriye Gelibolu'da arkadaşı Nimet Gören Hanım'la birlikte t. Hüseyin Rauf Orbay ve Hıfzı Topuz. Seni seven ablan Fikriye" (Osman Macit Söylemez'den) Fikriye 1921'de Ankara'da. her gün atla şehri dolaşıyordum. Ayakta: Dr Refik Saydam. Ankara eski Kumandanı. Oturanlar: (soldan sağa) Mazhar Müfit Kansu ve İbrahim Süreyya Yiğit. Durum tehlikeli olsa o da Kayseri'ye giderdi." Bu konuşmada ilginç olan Fikriye'nin kendinden. Fethi Okyar (sağdan ikinci) ve Salih Bozok (en sağda) Meclis'in açıldığı günlerde (SİPA) Mustafa Kemal. t ¦* Mustafa Kemal Çanakkale'de (SİPA) Mustafa Kemal ve manevi oğlu Abdürrahim Tuncak 1917'de Mustafa Kemal Erzurum Kongresi'nde.' diyorlardı. "Kemal Paşa'nın Hanımı.

hemen otomobillerden atlayarak karşı atışa geçeriz. Derne Cephesi'nden ve Milli Mücadele yıllarından arkadaşı Dr. izmir'in kurtulduğu gün evlenen Mediha Yiğit. Arabaların içinde korunma olanağı da yoktu. devrimci müftü Mustafa Fehmi Gerçeker (Torunu Mustafa Gerçeker'den) Mustafa Kemal'in. bu şarkı ve türkülerle sanki düğüne gidiyormuş gibi bozuk yollardan ilerliyordu. tehlikeyi göze alarak yolumuza devam edeceğiz. Merkez'den yardım istedim. Makineli tüfekler ateşe hazır duruma getirildi ve Paşa. Mazhar Müfit de. Bir silâh sesi duyulur duyulmaz üç makineli tüfek birden atışa geçecekti. Tam Erzincan boğazına yaklaştıkları sırada. hızla ilerliyorlardı. Ömer Vasfi Aybar Lâtife Hanım'ın Mevhibe inönü'ye imzaladığı bir resim: "Kıymetli kardeşim Mevhibe İsmet Hanımefendiye muhabbetlerimle 1931" (SİPA) > Fikriye Mustafa Kemal (SIPA) Hayırlı olsun. Müfrezenin başında bulunan bir jandarma subayı. belki de Damat Ferit'in adamları Heyeti Temsiliye'nin Sivas'a girmesini önlemeye çalışıyorlardı." Kemal Paşa bu yanıtı aldıktan sonra. "Hiçbir yerde mola vermeyelim. Gözler sarp tepelere dikilmiş. Ertesi sabah yeniden yola koyuldular. Belki de bu bir oyundu. Yardım gelir gelmez eşkıyanın üzerine hücum edip boğazı açacağım." O geceyi Erzincan'da geçirdiler. "Acelemiz var. Zaten peynir. Derin düşüncelere dalmış duygusallık içinde çevresinden uzaklaşmış gibiydi." "Sizce bu tabur ne zaman buraya gelir?" "Yarın. Size şunu öneririm. kimisi de bir şarkı ya da türkü tutturmuş gidiyordu. "Arkadaşlar. Bunun üzerine Mazhar Müfit Ey Gaziler yol göründü şarkısına başladı ve arkadakiler de koro halinde bu şarkıya eşlik ettiler. Öğle olmuştu. Arabalar boğaza girerken heyecan doruğa ulaşmıştı. Eğer yol kapatılmışsa. "Daha yüksek sesle. "bizim işimiz acele. Yeniden arabalara binildi. Yolda kimisi düşünüyor. Birkaç arkadaş silâh başına geçerek önden giderler. O yar-ı bivefadan selam yok tnu? şarkısını söylüyordu. Tek GVF10 145 kişi bile kalsak hedef Sivas'a ulaşmak olacaktır." diye bağırdı. "Arkadaşlar ileri!" diye haykırdı. Ne olursa olsun. Çarpışma sonunda ya yolu açmayı başarırız ya da ölürüz. Açık arabaların çürük körükleri . Fikret Onuralp Mustafa Kemal. Eşkıya ateş açarsa. Boğazı geçemezsiniz. Kabul ediyor musunuz: H6 "Elbette Paşam!" Hepsi heyecan içindeydiler. Bu şarkı Mustafa Kemal'in de sevdiği bir şarkıydı. halkın arasında (SİPA) t İntihar girişiminden sonra Fikriye'yi Memleket Hastanesi'nde tedavi eden Başhekim Dr. Otomobillerin birinde hafif mitralyözlerimiz var. "Dersimli çeteler boğazı kapatmışlar. öndeki otomobilden.> İbrahim Süreyya Yiğit'le. "Paşam." sesleriyle Kemal Paşa ve arkadaşlarını kentin dışına kadar uğurladılar. yaralanan ve ölenlerle ilgilenmeyin." diye emir verdi. bir de baktılar ki jandarmalar yolu kesmiş." "Ne kadar yardım istediniz?" "Bir tabur. ekmek ve zeytin yiyecek değil miyiz? Arabalarda yeriz. biz buna aldırmadan hızla ilerleriz." dedi. Paşa." dedi. Arabalar. düğün günü Çankaya'da (İnci Yiğit'ten) I Muştala ü*ehnu Gerçeker ilk Seriye Vekili. Zamanında Sivas'a gidemezsek siyasal bir panik olur.

Manda yanlılarının sözcülüğünü. Kongre. Kara Vasıf ile İsmail Hami (Da-nişment) yapıyordu. Bu parayı sen alırsın. hiç bu kadar sıkılmamıştım. Mandacılar sonunda tam bir yenilgiye uğradılar. Rauf Bey. İstanbul'dan ve çeşitli illerden gelen tüm delegeler de oradaydı. Mösyö Schmid şimdi burada." 2 Eylül akşamı Sivas'taydılar. Düşmanlarımıza yeni bir propaganda olanağı vermiş oluruz. savaşlar. Boğazdan birkaç kilometre uzaklaştıktan sonra Mustafa Kemal." . Hepinizi kutlarım. Mustafa Kemal fena halde sıkılıyordu. "Nereden bileyim. İstanbul'dan gelenler. Bankaları soyuyorlar. hepimize harcarsın. Ölüm tehlikesini akıllarından geçirmiyorlardı. Reji'den borç alalım. Mazhar Müfit Bey. diye imza atacağım. Hatta geçenlerde beni evine yemeğe çağırdı. Ama Ankara'ya nasıl gidilecekti? Ellerinde üç otomobil vardı. lastik bulamıyoruz. "Günler yaklaştı. birbirimize iane verecek durumda değiliz. îyi de." diye yanıt verdi. Hakkı Behiç Bey. Sivas Kongresi'nden sonra ilk hedef Ankara'ydı. Yine de içlerinde ne bir korku vardı ne de bir pişmanlık. ne diye imza atacaksın?" "Bitlis eski Valisi Mazhar Müfit. Bu yenilgi. diyorum. Her ikisi de. Seci-len kurulun başkanlığına da Kemal Paşa getirildi ve Kongre 12 Eylül'de sona erdi. Mustafa Kemal Mazhar Müfit'e." "Bankalardan para isteyemeyiz. ama benzin bulamıyoruz. körükleri parça parça arabalara razı olduk. Mustafa Kemal bütün bu Mandacıların karşısında bir kale gibi direniyor ve Manda rejiminin iç ve dış bağımsızlığımızı yitirmek olacağını haykırıyordu. Alfred Rüstem Bey. isyanlar." dedi. diye söylemedikleri kalmaz. Türklerin büyük bir millet olduğuna inanıyorum. Refik Bey. varsa siz söyleyin. Oğlu da dostumdu. Dr. Başka çare düşünelim." Para sorunu. gerçekte Padişah Vahdettin'le Damat Ferit Paşa'nın yenilgisiydi. istemiyorsunuz. Refet Paşa da bu konuda zaman zaman söz alarak Mandayı savundu. 'Trakya'da doğdum. Mazhar Müfit. Bankalardan. Ben ondan kendi adıma borç isteyemez miyim?" "Peki ama." "Pekâlâ. 148 Cevat Abbas Bey. Ankara'ya nasıl gideceğiz?" diye sordu. "Yahu. Elimden gelse size yardım etmek için görevimi bırakırım. Her yerde olduğu gibi orada da candan gösterilerle karşılandılar. Yolcular da şunlardı: Mustafa Kemal. "bunca önemli sorunla uğraştık. Yedek lastik ve su almak da gerekiyordu." dedi. Kongre iki gün sonra Mustafa Kemal'in heyecanlı bir konuşmasıyla açıldı. Amerika'ya gizlice bir heyet gönderilmesi için Amerika'dan bir torpido istenmesini önerdi. Birkaç kez görüştük. Bu on üç kişi. Kara Vasıf. benzin alacak paralan yoktu. Ben başka çare bulamadım. Bir zamanlar Edirne'de şimendifer idaresinde doktor olarak çalışıyordu. büyüdüm. "Mandayı ilke olarak kabul edelim. Ne Mustafa Kemal'i tutuklatıp İstanbul'a getirtebilmişlerdi ne de Kongreyi dağıtabilmişlerdi. "Arkadaşlar." diyorlardı. Bu savaşı da kazanacaksınız. bu üç arabaya dağılacaktı. böyle çözülmüş oluyordu. derhal Amerikan Mandası konusunu gündeme getirdiler. Arabalar son hızla boğazı geçti.ne işe yarardı ki. Şeyh Fevzi Efendi." "Böyle olabilir ama Kuvayı Milliye ya da Heyeti Temsiliye üyesi falan deme. tek silâh patlamadı. koşullarını sonra görüşürüz. Muzaffer Kılıç ve üç de şoför. Manda kabul edilmezse ülkenin iflas edeceğini öne sürerek. "hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Ama hiç kimsenin cebinde metelik yoktu. Ölümü göze alarak benden ayrılmadınız. 'Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti'nin oluşturulmasına ve bir Heyeti Temsiliye'nin seçilmesine karar verdi. "Bulduğum çareleri kabul etmiyorsunuz. Bu kışta kıyamette köhne. Sonra bunu sana hep birlikte öderiz. Hüs-rev Bey." "Elbette. ben kendi adıma bir bankadan borç alamaz mıyım? Sivas Osmanlı Bankası müdürü Mösyö Oscar Schmid eski arkadaşımdır.' dedi.

Her biri kendilerini konuk edecekleri kişilerin evlerine yerleşmişti. baldan filan bıktık. "O gelmeden ben sofraya oturmam. iki lira verilecek yerde on lira vermeyelim!" Bu Ankara yolculuğu bir serüvendi. Sonunda Mazhar Müfit müdürün evine gitti. pastırmalar. süt." dedi. Tüccardan Bedri Bey adıyla ona kefil oldu ve bin lira krediyi aldılar. "Biz benzin menzin satmayız. deyince. Müdire çok duygulandı.Mazhar Müfit. Mazhar Müfit ve arkadaşları karda. Kar yağıyordu ve otomobillerin üstü açıktı. yanında arkadaşı Yüzbaşı Bedri Bey vardı. "Ne borcu?" dedi. bir okka ekmek aldılar. ama müdür yok. nafile. Araba kardan kurtulamıyordu. Ceplerindeki bütün paraları bir araya getirdiler. baldan bıktık. bal. Mazhar Müfit. piliçler vermişlerdi. Geceyi hepsi yer yataklarında geçirdiler. Tamir ettiler. Yol karlarla kaplıydı.." Neyse bu sorun çözüldü." Mazhar Müfit çok mutlu oldu. Mazhar Müfit bankaya gitti. Paşa. yarın ücretsiz benzin aldık diye başımıza bir iş açılır. ellerinde silâhlar nöbet beklerken kamyon kendilerini buldu ve böylece Kayseri'ye ulaştılar. îlk durakta Mazhar Mü-fit'in bindiği otomobilin lastiği patladı. Araba bir kar yığınına saplanıp stop etti. Donmamak için de dolaşmak zorundaydılar. Sabahleyin kahvaltı masasında buluştular. Onlara görkemli bir sofra hazırlanmıştı. Sivas'taki Amerikan okulunun müdiresinden benzin ve lastik istenmesini önerdi. durumu anlattı. üç gün. Orada Aleviler kendilerini karşıladı." dedi." "Güzel ama. Bir gün. "biz her sabah sütten." diye tutturdu. bu kez de öteki lastik patladı. "Hiç değilse yolda açlıktan ölmeyiz. 'Şuna on lira. Aldılar ellerine tüfekleri. hemen gidip durumu Mustafa Kemal'e anlattı. Oralara kurt da inebilirdi. Sıra geldi bankadan parayı almaya. Bu görev de kendisine verildi. Çelebi Cemalertin Efendi ve Hacı Bektaş Dede postu vekili Salih Baba da oradaydılar. Artık Ankara yolu görünmüştü. Didindiler." Ama ya müdür gelmezse? O sabah da yola çıkılması gerekiyor. üzerine birkaç taze yumurta kırılsa da kuvvetli bir kahvaltı etsek. yatacağımız yerlerde hizmet edenlere bahşiş vermeyecek miyiz?" "Vereceğiz ama." dedi.. sütten. başladılar otomobilin çevresinde dört dönmeye. öğle yemeği için Kayserililer onlara yolluk olarak börekler. Ne var ki Mustafa Kemal Mazhar Müfit'i merak etmiş ve. "Borcumuz ne kadar?" diye sorunca. "Adî bir çayla bir dilim ekmekten ne haber Paşam?" dedi. buna beş lira bahşiş ver. bunlarla 20 yumurta." dediler. Mazhar Müfit Bey okula gidip Müdire'yi gördü." İki çift iç lastik. Artık yedek lastik yoktu. Adam. kaymaktan. Müdire deliye döndü. "Azizim. Müdire bize. bir yandan kar.. "Aldığın para bizi Ankara'ya kadar götürür mü?" "îsraf etmezsek yeter. kaymak. bütün arkadaşları kahkahaları koyverdiler. uğraştılar. Geceyi orada geçirmeye karar verdiler. Sizin meşhur pastırmanız vardır. Yolda durup onları yediler. altı teneke benzin verdi. Sonra Hacı Bektaş kariyesine (nahiyesine) vardılar. Ama Paşa ev sahibine. iki çift dış lastik. Bir yandan soğuk. Yolda Mustafa Kemal Mazhar Müfit'e sordu.. nasıl olur? Bugün gideceğimiz başka yerler var. "Elimizde bir belge bulunsun. .. adam hastaymış. Mazhar Müfit." demişti. Tereyağı. "Elimizde olanı veririz. iki gün. "Biz benzin ve lastik satıcısı değiliz." 149 Paşa. öğle yemeğini biraz geç yiyeceğiz de. Dış lastiğin içini paçavralarla doldurdular. O sabah Mazhar Müfit bankaya gittiğinde.' demezseniz yeter. kaymaktan. ücret istemediğine dair bir tezkere versin. "Aman Mazhar Müfit Bey. "yarın sabah bankadayım. Yolda. Bunun üzerine kentte güç belâ bir kamyon bulundu ve yolda kalanları aramaya gönderildi. miktarını siz bana bırakın. müdür yerinde değil. sucuklar. "Tamam.. Öteki otomobiller Kayseri'ye varmışlardı bile.

Ertesi gün Hacı Bektaş'ın türbesi ziyaret edildi. Yerde küçük ve alçak bir masanın üzerine yerleştirilen büyük bir sininin çevresine. Çelebi Efendi rahatsız olduğu için son günlerde rakı içmediğini ama o akşam Paşa'nın onuruna içki içebileceğini söyledi. sırtında bir cübbe vardı. Çelebi Efendi. Baba." Bu ziyafetlerden sonra. Sonra ortaya bir masa getirdi. sonra Balım Sultan ziyaret edildi. Tam arabalardan biri kurtuldu derken. bu kazan hangi tarihten kalmadır?" diye soracak oldu. biz de içmeyiz. "ama ben bu parayı şahsım için değil. Bu nedenle düşüncelerini belirtmekten çekindi." diye yanıt verdi. rakılar geldi. Mazhar Müfit ile Rauf Bey.Çelebi Cemalettin Efendi orta boylu. Ocakta. Genelde bu tür yemeklerde yalnız kaşık kullanılırdı. Yemekten sonra Aşhane'ye gidildi. Akşam olurken de Mazhar Müfit ile Rauf Bey'in bulunduğu araba karda kaldı. Başında yeşil bir sarık. "Evet anlıyorum ama tarihini bilir misiniz? Bu zamana kadar hep kullanılmış mıdır?" "Biz bu kazanın pirimizden kaldığını biliriz. kurbanlar kesildi. Çelebi Efendi. "Baba'nın felsefesi çok tuhaf değil mi? Nereye varılır bu felsefeyle?" Meydan Evi'nden sonra Kırklar Meydanı dolaşıldı. Paralar dağıtıldı. Mustafa Kemal çok duygulanmıştı. Ne yapacaksınız kazanın tarihini?" Alfred Rüstem Bey de Mazhar Müfit'in kulağına eğilerek. Konuklardan Alfred Rüstem Bey. "burada hiç içmemek olur mu? Bu âdeta bizi tahkir sayılır. İlk karşılaşmada havadan sudan konuşuldu. "bırakın şimdi bunları. olumlu ya da olumsuz hiçbir söz söylememeyi yeğledi. Paşa. Kasabanın AleviBektaşi halkı da oraya toplanmıştı. dergâh için alıyorum. Biz buraya felsefe yapmaya gelmedik. Onun ardından da Salih Baba konuklarını Meydan Evi denilen yere götürdü." Bunun üzerine kadehler dolduruldu. "Monşer. Çelebi Efendi. "Ne demek Paşam. bi-152 raz sonra öteki saplanıyordu." dedi. Biz bugünü düşünürüz. 'büyük babalara ellişer lira verilmesini' söyledi. Sonra bir . çok eskilerden kalma büyük bir kazan vardı. "Siz perhizinizi bozmayın. yarma 'Allah kerim' deriz." dedi. Arabanın üstü açıktı. PPW Ertesi gün yine yola koyuldular. "Eyvallah. Heyeti Temsiliye üyeleri yine otomobillere binerek Kırşehir'e gittiler. Öğle yemeği orada yenecekti." dedi. Arabalar yine ya kara saplanıyordu ya da bataklığa." Mazhar Müfit. Rüstem Bey'in kulağına eğilerek. Aş Dede'nin odasına girildi. Müritler hizmet ediyorlar ve herkes birbirine 'can' diyordu. Mazhar Müfit'e. Paşa ise bu konuyu şimdiden orada açmanın yersiz ve zamansız olacağı kanısındaydı." dedi. Yemekte çeşitli konulardan söz edildi. Aş Dede ise. Hatta Cumhuriyet'e bile taraftar olacağını açıklayacak davranışlarda bulunuyordu." dedi. Sonra dergâhın her köşesi gezildi. Baba. Çelebi. Hepsinin çok sevindiği görülüyor ama onurlu davranıyorlardı. Paşa' ya büyük saygı gösterdi. Kuvayı Milliye'ye yardım etmeleri için emir vereceğini söyledi. oysa Alevi sofrasına çatal ve bıçak konmuştu. ellerine silâhlarını alıp karanlıkta yola çıktılar. Çelebi Efendi kendi eliyle kadehi Paşa'ya sundu. Herkesin dizlerinin üzerine uzun bir havlu serildi. "Canım Rüstem Bey. "Baba Efendi. Paşa'ya bu konuda söz verdi ve bütün adamlarına da. o yöne gittiler. bir pösteki üzerine oturmuş çubuğunu çekiyordu. tıknazca ve kara sakallı bir adamdı. akşamüstü hava kararınca konuklarını evinde kabul etti. Geçmiş zamana. Paşa'yı dinledikçe coşuyor ve kendisine inandığını her sözüyle belirtiyordu. yere oturuldu. Aş Dede de onu bekliyor. Uzun bir süre kar atında yürüdükten sonra bir köpek sesi duydular. Hepsi Kuvayı Milliye'den yanaydı. Konuşmaların konusu Alevilerin Kuvayı Milliye'yi desteklemeleriydi. açık kafalı ve ilerici bir kişi olduğu anlaşılıyordu. Salih Baha'nın da özgün düşünceli. 'hu' deyip geçeriz. İşte bir koca kazan. Orada da halk büyük gösterilerle kendilerini karşıladı. "Pirimiz zamanından kalmadır.

hiç bitmeyen bir umutla sevgili Paşasının kendisini Ankara'ya çağırmasını bekleyerek geçirmişti. sonsuz heyecana kapılıyordu. konuklar da kendilerine geldiler. Yahya Galip Bey. Paşa Ziraat Mektebi'ne gelir gelmez bütün Kuvayı Milliye örgütüne duyurulmak üzere Mazhar Müfit'e şu yazıyı verdi: "Sivas'tan Kayseri yoluyla Ankara'ya hareket eden Heyeti Temsiliye'yi halk bütün yol boyunca ve Ankara'da büyük gösterilerle karşıladı. Sonradan Diyanet işleri başkanlığına getirilen Rıfat Hoca o gün Kemal Paşa'ya 6 bin lira verdi. Yolda kurbanlar kesildi. Çok mutsuzdu. Paşa'nm gelişini halka tellâllar duyurmuştu. Ondan sonra Heyeti Temsiliye topluluğu peşlerinde yüzlerce atlı ve yayayla kentin dışındaki Ziraat Mektebi'ne doğru yola çıktı. Ankara halkı. Kağnı ve atlarla binlerce kişi oralara gelmiş konuklarını bekliyordu. Doğru muhtarın evine gittiler. Sedirlerde de Refik Bey ile Rüstem Bey yatıyordu. Ankara Valisi Muhittin Paşa körü körüne İstanbul Hükümeti'ne bağlı olduğu için Keskinliler onu yakalayıp Sivas'a göndermiş ve o zaman defterdar olan Yahya Galip Bey'i de onun yerine seçmişti. Muhtar kapıda yeni gelenleri karşıladı. Yahya Galip bunun üzerine konuşmacıya. Orada da zeybek giysisi giymiş 700'e yakın genç kendisini karşıladı. Jülide daha 20 yaşında bile yoktu. Bu dervişler Alevi. Yahya Galip Bey orada bir konuşma yaparak gelenleri selâmladı. Bu candan ve coşkulu karşılama törenleri Paşa'yı çok duygulandırdı. Paşa muhtarın odasında yere serilmiş bir şiltenin üzerinde uyuyordu. Ankara'nın yarın başkent olacağının ilk işaretiydi. Dikmen tepelerinde davul ve zurnalarla onları karşıladı. Fikriye daha fazla bekleyecek durumda değildi. Heyeti Temsiliye'nin merkezi şimdilik Ankara'dır. Heyet oraya yerleşti ve orası aylar boyu Gazi'nin karargâhı oldu. Halkın valiyi doğrudan seçmesi. 700 yaya ve 3 bin atlıdan oluşan Seymen alayı Dikmen sırtlarına yayılmıştı. Heyeti Temsiliye'nin kasasında topu topu 1200 lira kalmıştı. Heyeti Temsiliye üyeleri yolun sonuna gelmiş oluyorlardı. günden güne sararıp . İstanbul kaynıyordu. o zamana kadar görülmüş bir olay değildi. Yedinci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ile Vali Vekili Yahya Galip Bey de Paşa'yı karşılamak için Gölbaşı'na gelmişlerdi. donduk." Bu. Fikriye bu bir buçuk yılı. İşgal kuvvetleri Türklere her türlü saygısızlığı gösteriyor ve her fırsatta ağır hakaretler ediyordu. ağabeyi Enver de onu Heybeliada Sanatoryumu'na yatırmıştı. Dervişlerin ardından da okullular geliyordu. "Yaşa Gazi Paşa" sesleri arasında Heyeti Temsiliye topluluğu Hükümet meydanına geldi. Mustafa Kemal'in Ankara'ya vardığı gün. "kısa kes. Rifai. Ankaralıların çok sevdiği bir kişiydi. Zaman zaman İstanbul gazetelerinde onunla ilgili çıkan haberleri okuyunca. O geceyi Beynam köyünde geçirmeleri gerekiyordu. Bir de baktılar ki bir kulübe ve içeride odun kesmek için Ankara' dan gelen askerler. Milletimizin gösterdiği bu birlik ve irade. ocağa odun attılar. ülkemizin yarını için çok umut vericidir.ışık gördüler. Bir yandan da hafızlar ezan ve salat okuyorlardı. Bir kılavuz onlara yolu gösterdi. Onlara hemen çay yaptılar." Konuşmacı sözlerini fasa kesmek zorunda kaldı. Nakşi. Bu para Ankara tüccarlarından toplanmıştı. Paşa arabasından inerek herkesin elini sıktı. Bayzani ve Mevleviler-den oluşuyordu. köye vardılar.!53 yanlar arasındaydı. Meğer köy yakınlardaymış. Onları dervişler izliyordu." dedi. Ertesi sabah artık ilk hedef Ankara'ydı. Mazhar Müfit ile Rauf Bey de geceyi orada geçirdiler. İçeriden ışık geliyordu. "Bey birader. Sonra da devlet görevlilerinden bir kişi Paşa'yı öven bir konuşma yaptı ve uzattıkça uzattı. kulübe ısındı. Eski Ankara Müftüsü Rıfat Hoca da yoldan kendisini karşıla. yaklaştılar. titriyoruz. Kız kardeşi Jülide'nin üç-beş ay önce verem olduğu anlaşılmış. XI Fikriye ile Kemal Paşa'nın Gizli Nikâhı Mustafa Kemal İstanbul'dan ayrılalı tam bir buçuk yıl olmuştu.

Fikriye'nin bu durumunu bilen Macit Bey bir gün onu karşısına alarak. ona arkadaşlık ediyordu. "Fikriye Ankara'ya gelmek istiyor. benim Ankara'ya gitmem için yardımcı olun. Bilirsiniz Fuat Ağabey. Zaten geçen yıl buradan ayrılırken bana." "Neden yük olacakmışsın kızım. Fikriye zaman zaman da Zübeyde Hanım'a giderek Paşasından haber alıyordu. "Ya. nasıl ulaşılacaktı? Ayrıca Zübeyde Hanım hiç hoş155 lanmayacaktı bu gidişten. "Bak kızım. Ama Fikriye bu kaçış tasarısından ne yengesine söz etti. 'Durum düzelsin. Gemi Karadeniz'e yük taşıyor. Fuat Ağabey'imin durumdan haberi var. Macit Bey'ler Fikriye'yi yanlarına aldılar.' demişti." dedi. Fikriye. Anadolu' ya kaçmak kolay değil. Belki de Mustafa Kemal'e. Macit Bey Fikriye'yi Ankara'ya göndermekten başka çıkar yol olmadığım anlayınca Galata rıhtımına giderek Ereğli'ye işleyen bir vapur buldu. 23 yaşına girdim. Kemal Paşa'nın Selanik'ten çok yakın arkadaşıydı." Macit Bey bu durumda Fikriye'ye söz geçiremeyeceğini anladı. Fikriye'nin gözü hiçbir şeyi görmüyor ve Paşasından başka bir şey düşünemiyordu. O da beni seviyor. Ben artık çocuk değilim. Ağabeyi Enver de Milli Mücadele'ye katılmak için bir süre önce Adapazarı yoluyla Yarhisar'a gitmişti. Ama oraya gidersem çok sevineceğini biliyorum. annesinin yanına defnedildi. Çok iyi anlaşıyoruz.soluyordu. ama yolcu da alıyordu. Ankara'dan gelen haberler çok dolaylıydı. onun evden ayrılmasını hiç istemiyorlardı. Size de fazla yük olmak istemem. O da bu konuyu Paşa'yla konuşmuş. Bahar aylarında Jülide acılar içinde yaşama veda etti. Ankara serüveninin tutup tutmayacağı da hiç belli değildi. Ondan yardım istedim. Ama Ankara' ya hangi yolla. Doktorlar genç kızın kurtuluş umudu olmadığını söylediler. Ne yapmak istediğimi çok iyi biliyorum. "Bir de Evrenoszâde Mithat Bey var Ankara'da. Kısa bir süre sonra Evrenoszâde Mithat Bey'den dolaylı olarak bir haber geldi." deyip hiç üzerinde . Anadolu'daki savaş haberlerini kuşkuyla izliyor ve bir an önce Ankara'ya gidebilmenin heyecanıyla kavruluyordu. Fikriye böylece. Enver'in Anadolu'ya kaçmasından sonra." dedi. çok iyi olur. Aklı fikri ondaydı. Şimdi bana haber iletmesine imkân yok. "Bana güvenin. Bu işi başarmak zorundayım. ilgileneceğini söylemiş. Acaba Paşa gerçekten Fikriye'nin gelmesini istiyor muydu? Yoksa bunu Fuat Ağabey ile Mithat Bey biraz abartarak mı İstanbul'a duyurmuşlardı. sonra da eve gelip müjde verdi. Bir an önce Ankara'ya gitmem gerekiyor. Mithat Bey. Kaç zamandır Fikriye'yle birlikte yaşıyorlardı. Ben Mustafa Kemal'siz yaşayamam." dedikleri zaman. Ona da durumumu ilettim. Enver Bey'in Bozüyük'e giderek Çolak İbrahim'e katılması ve bir yandan da ordunun ihtiyacı olan keresteleri oradan sağlaması isteniyordu. Sultanahmet'teki evde tek başına kaldı. seni yanıma aldırırım. Nimet ve Handan da seni ne kadar çok seviyorlar bilirsin. Îstanbul-Ereğli arası Istanbul-Mudanya kadardı. Bunu tek başına nasıl başaracaksın?" Fikriye. Merkez Efendi Mezarlığı'na. "çünkü ben de kendime çok güveniyorum. Burası senin kendi evin. Sen de benim bir evlâdım sayılırsın. Paşa'nın gençlik arkadaşıdır. ne de Makbule Ablasına. Macit Bey Fikriye'nin bu mutsuzluğunu Ankara'ya iletti. Nimet Hanım ile 16 yaşındaki kızı Handan bu işe çok üzüldüler. ama yine de benim mutluluğumu istiyorsanız. Ankara'dan gelen telgrafta. "çok tehlikeli bir işe girişiyorsun. Mustafa Kemal'in Fikriye'nin Ankara'ya gelmesinden mutluluk duyacağını söylemişti. Macit Bey'in eşi Nimet Hanım ve kızları Handan. Oradaki birliğin kumandanı Ankara'ya telgraf çekerek ne yapılması gerektiğini Kemal Paşa'ya sormuştu." "Biliyorum. Sultanahmet'teki 24 odalı konağa taşınmış oldu. Macit Bey Fikriye'nin biletini aldı. Ona ben bakacağım.

"Dayın şimdi seni rıhtımda bekliyordur. Kaç gecedir gözüne uyku da girmemişti. ama rüzgâr hiç kesilmemişti. Öyle olmasaydı Fikriye'nin oraya gidebilmesi için kesin bir yol göstermez miydi? Nimet Hanım ile Handan. bavullarım hazırlamış. Zavallı orada yalnız. Bana da Ereğli yolunu önerdiler. 157 "Buyurunuz kızım. Başörtüsü ve mantosu sırılsıklam olmuştu. Fikriye. "Bu saatte Kaymakam Bey makamında olmaz ama evi de orasıdır. Lokmalar boğazına diziliyordu. Onu görmeye gidiyorum. Doktor böyle deyince hepsi rahat etti. Fikriye günden güne sararıp soluyor ve sık sık öksürüyordu. Bin türlü denetim var. çok gururludur." "Peki Ankara'ya kime gidiyorsunuz? Tanıdıklarınız var mı orada?" "Var efendim. Nimet Hanım ve Han-dan'ın gözyaşları arasında konaktan ayrıldı. Fikriye. Ayakta durduğu zaman bile yoruluyordu. Öğleyin sepetlerini açıp içlerinden börek." dediler." "Çok özverili kadınsın. Doktora göre telâş edilecek bir durum yoktu. Bir süre sonra kadınlar da Ankara'ya kaçtıklarını anlattılar. Ya Ereğli'den Ankara'ya nasıl gidilecekti? Bu. Yağmur dinmiş. Fikriye'ye tek başına nereye gittiğini sordular. rengi bembeyazdı. Mustafa Kemal Paşa'yı görmeye gidiyorum. Fikriye güvertede daha fazla kalamadı. Kamara arkadaşları Fikriye'ye. Zayıflamıştı da. sepetlerini.durmamıştı. "dayım burada değil. daha önce Milli Mücadele'ye katılmak için oraya gitmişlerdi. Yalnız ben anlarım onun dertlerini. Macit Bey'le birlikte bir arabaya binerek Galata rıhtımı'na ulaştılar. ekmek çıkardılar. ben Ankara'ya gitmek için yola çıktım. Orada ufak çocuklarıyla üç kadın daha vardı. "Hoşgeldiniz. Oysa Fikriye'nin hiç iştahı yoktu. bu bakımdan biraz huzursuz olmuşlardı." "Ne diyorsunuz? Mustafa Kemal Paşa'yı tanır mısınız?" "Evet efendim. Fikriye kaymakamlık binasının nerede olduğunu sordu. Nişanlım var orada. güvertede bek-leşiyorlardı. Bütün perişanlıklarına karşın karamsar değildiler." dedi. İstanbul'dan geldiğini söylersen seni kabul eder. Kocaları. diye düşündü. îşgal kuvvetleri kuş uçurtmuyorlar. ısrarla kendisini içeri alıp yemeklerine ortak ettiler. Bütün yolcular torbalarını. "Hayır. düpedüz bir maceraydı. Tanrı yardımcın olsun. Ama yapılacak hiçbir şey yoktu. 1920 Kasımı'mn ilk haftasında Fikriye. Soğuk ve rüzgârlı bir sonbahar günüydü. Düşmanın Anadolu içlerine kadar giremeyeceğine ve özgür yaşayacaklarına inanıyorlardı. Neydi bu çektiği çile. Kaymakam Naci Bey çok efendi bir adamdı. Ereğli'de dayısının yanına gittiğini söyledi. Sicim gibi de bir yağmur yağıyordu. Macit Bey eve bir doktor çağırtıp Fikriye'yi muayene ettirdi. Nedir derdiniz? Size nasıl yardım edebilirim?" "Efendim. Fikriye onları rahatsız etmemek için kamaradan çıkacak oldu. Kim bakar ona? Hiç kimseden de bir şey istemez." Yolcular sandallarla rıhtıma çıktılar. Vapur akşam saatlerinde Ereğli limanına girdi. karayoluyla Ankara'ya gitmek imkânsız." dedi. gözlerinden boşalan yaşlan başörtüsüyle gizlemeye çalışıyordu. Gerçekten de öyle oldu. peynir. Kamaraya geçti. Bu yol onu mutluluğa mı götürecekti. ya biz ne yapacağız? Nereye gideceğiz bu saatte?" diye soruyorlardı. kuru köfte. Yeni bir dönem başlıyordu yaşamında. yoksa felâkete mi? Herhalde İstanbul'da tek başına kalmaktan daha büyük felâket olamaz." . Biliyorsunuz. Gösterdiler. amcamın üvey oğlu olur. İnşallah kazasız belâsız nişanlına kavuşursun. Fikriye'yi güler yüzle karşılayıp içeri aldı. Kemal Paşa. ben de Ankara'ya gideceğim. Vapur torpillenebilirdi. Fikriye hafif bir bronşit geçiriyordu. Kaldı ki bu yolculuğun sayısız sakıncaları vardı. Aşk olsun sana. Onlar da İstanbul'da her şeylerini bırakarak Ankara'ya kaçıyorlardı. Aklımız sende kalacak. Kentte ışıklar ve rıhtımda fenerler yanıyordu.

" Fikriye göklere uçtu sevinçten. Ama ne zaman. ağzı kuruyordu. Fikriye Hanım onunla birlikte Ankara'ya gelecektir. Emrinizi beklediğimi bildiririm. Her fırsatta Kaymakam'ın bürosuna inip Kemal Paşa'dan haber gelip gelmediğini soruyordu. Seni burada bırakacak değiller ya. henüz yanıt alamadık. Ereğli avuç içi kadar yer. Siz onu hemen bulabilirsiniz. "Artık selâmete kavuşuyorsunuz. ne mutlu size. Fikriye sabırsızlıktan deli oluyordu. Şimdi hemen yanınıza güvenilir bir polis memuru alarak Ankara'ya hareket etmenizi istiyoruz."A. Demek ki birkaç gün sonra sevdiği adama kavuşacaktı. Paşa Hazretleri hareketinizin derhal buraya bildirilmesini istiyor. belki de Paşa Hazretleri Ankara dışına çıkmıştır. Biraderi Enver Bey Ankara'ya gittiğinden ve hemşiresi Jülide Hanım da vefat ettiğinden yalnız kalmış ve bu halde artık İstanbul'da oturması imkânsız olduğundan oraya ne suretle ve hangi yolla gelmesini uygun görürseniz öyle yapılacaktır. Eski izmit Fabrikası müdürü Mithat Bey de bu yolculuk sırasında kendisine eşlik edecektir. Bugün olmazsa yarın mutlaka bir haber gelir. Buna inanıyorum. Telgraf. elinde yeni bir telgrafla salona girdi. Demek ki o beni Ankara'ya götürecek." Fikriye ne söyleyeceğini bilemiyordu. Gerçekten de ertesi gün Kaymakam Bey. Size başyaver Salih Bey'den de ayrı bir telgraf var." Kaymakam Naci Bey Fikriye'yle bir süre daha konuştuktan sonra telgrafın başına geçerek. Çocukluğundan beri en mutlu gününü 159 yaşıyordu. Bu da benim aracılığımla doğrudan size yazılmış. Buyurun." "Elbette kızım. Beş dakika sonra onu bulup buraya getiririz." Fikriye deliye döndü. Kaymakam'a çekilen bu telgrafta şöyle deniyordu: "Fikriye Hanım'm yanına güvenilir bir polis vererek kendisini Kastamonu'ya gönderin.. Büyük Millet Meclisi Reis'i Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'ne şu telgrafı çekti: "Fikriye Hanımefendi bugün istanbul'dan gelmiştir. inşallah bir daha Kemal Paşa'dan hiç ayrılmazsınız." Fikriye heyecanla telgrafı kaptı Kaymakam Bey'in elinden. o da gözyaşlarını tutamamıştı. "Kaymakam Beyefendi. Kaymakam'ın eşiyle kucaklaştılar. Kaymakam' in eşi de kendisine büyük konukseverlik gösterdi. Ben kendisine haber ilettim. "Kızım. "Gözün aydın kızım. hem yok. "Maalesef kızım. İçişleri Bakanı Doktor Adnan' dan geliyordu ve Büyük Millet Meclisi Başkanlığı özel Kalemi'n-den çekilmişti. Buna göre gereğini yapmanız uygun olur. Onda da şunlar yazıyordu: "Ereğli'ye gelişinizi haber aldık." dedi. Altında Başyaver Salih Bozok'un da adı yazılıydı. emirlerini bekleyelim. Fikriye'yi tanıdıklarına ve evlerinde konuk olmasına çok sevindiler.. Kim onun kadar mutlu olabilirdi? Yüreği güm güm atıyor. Demek ki Paşa. Gözlerinden yaşlar boşamyordu. elinde Ankara'dan gelen telgrafla evine çıktı. Arkadaşımız Mithat Bey'le birlikte Ankara'ya gelmeniz için kaymakamlığa yazı yolladık. öyle bir yakınınız var. ne mutlu size." "Lütfedersiniz efendim. kendisini Ankara'da bekliyordu." Fikriye o geceyi Kaymakam Bey'in evinde geçirdi. Ama merak etme. "Ne olur hemen Mithat Bey'i aratıp bulun. Paraya ihtiyacınız varsa bunu kaymakamlıktan sağlayabilirsiniz. Peki. Gerekli masraflar karşılanacaktır. Şimdiye kadar hiç bu kadar kesin bir haber alamamıştı. Kaymakam Naci Bey beş dakika sonra. hangi yolla geleceğimi bilmiyor." . Çektiği bütün acıları bir anda unutuverdi." "öyleyse hemen Paşa Hazretleri'ne şifreli bir telgraf çekerek burada olduğunuzu bildireyim. Ertesi gün Ankara'dan hiç ses çıkmadı." dedi. Paşa Hazret-leri'nin gidişinizden haberi var mı?" "Hem var.

Polisler Mithat Bey'i bulup getirdiler. Fikriye Hanım ile Mithat Bey son dakikada gemiye bindiler. düzene sokar. dağları aşmak gerekiyordu. "Paşam. Hemen rıhtıma bir polis gönderildi. Yine soğuk ve rüzgârlı bir havada Fikriye Hanım ile Mithat Bey rıhtıma çıktılar. evinizi derleyip toplar. mutlu görünüyordu. Ama yol üzerinde konaklayacak temiz hanlar vardı." dedi. o geceyi de Çankırı'da geçirdiler. Oradan bir araba bulup Kastamonu'ya gitmeleri gerekiyordu. Kastamonu ile Çankırı arasındaki yol da çok bozuktu. Artık Fikriye yorgunluktan harap olmuştu ama Ankara'ya bir an önce kavuşmanın heyecanıyla içi içine sığmıyor. Ankara'ya nasıl gidilecekti? Ereğli'den Ankara'ya yol yoktu. Mustafa Kemal gibi duygusal bir adam için hiç unutulacak bir olay değildi. soğuk ama güneşli bir kasım gününde Ankara'ya vardılar. Mustafa Kemal Paşa 1919 sonlarında Ankara'ya geldiği zaman ilk başlarda Keçiören yolu üzerindeki Ziraat Mektebi'nde kalmış. hem de çok dönemeçliydi. Fikriye bu bağı geliştirmeye büyük özen gesteriyordu. Bir bakıma o eğitmişti Fikriye'yi. O yol da Kalecik yakınlarına kadar çok virajlı ve bozuktu. Fikriye'nin kendisini nasıl bir aşkla sevdiğini çok iyi biliyordu. Çünkü Fikriye'nin Mustafa Kemal'e büyük bir sevgiyle bağlı olduğunu biliyordu.Gerçekten de öyle oldu." Gemi ertesi gün İnebolu'ya ulaştı. limanda Kırım adlı bir gemi. Yine öpüşmeler." Mustafa Kemal'e bu öneri çok tatlı geldi. Dura kalka o yolu da aştılar. O da bütün genç kızlık heyecanıyla kendisini sevmiş ve kendini ilk kez onun kollarına bırakmıştı. Tek çare Ereğli'den gemiyle İnebolu'ya. Yolcular. Paşa'nın arkadaşları kendisine bir kadın bakıcı bulunmasından söz ettilerse de. Oraya gemi işliyordu. Sık sık birlikte olmuşlar. Zaten son zamanlarda o yolla Ankara'ya gitmek isteyen çok yolcu olduğu için İnebolulular bunu bir düzene sokmuşlardı. Ankara'dan gelen telgraflar kendisine gösterildi. Fikriye Hanımefendi'yle birlikte bu gece alaturka saat beş buçukta Kırım adlı gemiyle İnebolu'ya hareket etmiş ve İnebolu kaymakamlığına da telgrafla bilgi verilmiştir efendim. kucaklaşıp öpüştüler. Evde hiç kadın yoktu. iyi çorba ve yemek çıkartıyorlardı. kadardı. köylülerin ve yolcuların dertlerini dinleye dinleye. aralarında duygusal bir bağ kurulmuştu. Orada yatıp kalkıyor. hem de eviydi. Hemen biletler alındı. sonunda. Bu. Naci Bey ile eşi de Fikriye'yi yolcu etmek için rıhtıma gelmişlerdi. uzaktan el sallamalar. O yolun uzunluğu da 120 kilometrenin üzerindeydi. hem de kendisi çok mutlu olur. Orası hem Paşa'nın çalışma bürosu. Ne var ki Mustafa Kemal Fikriye'nin bu aşırı sevgisinden ve bağlılığından zaman zaman bunalıyor ve . akşamüstü İnebolu'ya gitmek için yolcu alıyordu. Kız onun için kul köle oluyor ve onun bütün 161 GVF] sorunlarını paylaşıyordu. Anadolu'nun bütün yoksulluğunu ve perişanlığını göre göre. Kaymakam Naci Bey hemen bürosuna dönerek Kemal Paşa'ya şu telgrafı çekti: "Mithat Bey. Selanik'ten tanışıyorlardı. Ne talih. yazın da Ankara Garı'ndaki Direksiyon Binası'na taşınmıştı. yemeğinizi hazırlar. o buna pek yanaşmamıştı. "Fikriye'yi buraya getirtirseniz o size çok iyi bakar. Mustafa Kemal de çok hoşlanmıştı Fikriye'den. Orada gidecekleri yeri biliyorlardı: Ankara tren istasyonunda Direksiyon Binası. kucaklaşmalar. kendisine Sivas'tan beri yanında olan Bekir Çavuş bakıyordu. Yine de 70-80 kilometrelik bir yolu aşmak. Bir süre sonra Evrenoszâde Mithat Bey Kemal Paşa'ya Fikriye Hanım'ı anımsattı. kötü havalarda hiç de kolay olmuyordu. Ereğli ile inebolu'nun arası 200 km. îşte Fikriye de şimdi karşısındaydı. Yollar düzgün değildi. Ankara'ya artık 150 kilometrelik bir yol kalmıştı. Bu konuda güçlük çekmediler. oradan da Kastamonu ve Çankırı yoluyla Ankara'ya ulaşmaktı. Mithat Bey'in ilk işi Vali aracılığıyla Kemal Paşa'ya bir telgraf çekmek oldu. Yolcularımız ertesi gün Kastamonu'ya vardılar.

konuklarınız geldi. Ama şimdi Ankara'da ne Zübeyde Hanım vardı ne de Makbule. ısrar etmiyorum. çocuklar Ankara'ya hoş geldiniz. çok şükür Allah'a." "Sağ olsun Mithat Bey beni hiç yalnız bırakmadı Paşam. Salih Bey de. Artık ölsem de ga'm yemem. ben hiç yorgun değilim. Mustafa Kemal çok hoşlandı bu sabah kahval163 ." Mithat Bey ne yapacağını şaşırmış. Gözlerinden yine ışıklar parlıyordu. Gidip biraz dinleneyim. Bekir Çavuş. Siz karşımdasınız! Çok şükür. Çok yorgun değilsiniz. nöbetçi. Demli bir çay yaptı. "Sağ ol Mithat. Direksiyon Binası'nın kapısında. değil mi?" Fikriye. keyifli keyifli gülüyordu.. "Paşam. ama başka çare yoktu. "Sizi gördüm. tabii. kadınlı ve eğlenceli günlerden sonra içine bazen bir gariplik çöküyor ve Fikriye'nin özlemini duyuyordu." dedi. onları seyrediyordu. Böyle bir yalnızlık duygusu içinde." Salih Bozok'un ağzı kulaklarına varmış. Bu görevi başka hiç kimseye veremezdim. önce Ereğli'den. istasyonun önündeki alana da heybeli köylüler ve yoksul kadınlar birikmişti. Birlikte yaşayacaklardı ama yine de Fikriye'ye ayrı bir yatak odası gerekiyordu. Oh." dedi.. Çay hazır olunca gidip Paşasını uyandırdı. bütün yorgunluğum geçti. Bekir Çavuş'u gönderip peynir ve zeytin aldırdı. Fikriye ile Mithat Bey bir akşam üzeri Ankara'ya vardılar.. hiç soru sorma gereği duymadan kapıyı açtı ve Fikriye Hanım ile Mithat Bey'i içeri aldı. Hâlâ gözlerime inanamıyorum. Birinci kata çıktılar. Heyecanla Fikriye'yi kucakladı." dedi. "Bir beyle bir hanım. "Paşam. Paşa bürosunda masa başında çalışıyor.. Sen git biraz dinlen. Bekir Çavuş önce size bir yorgunluk kahvesi pişirsin." dedi." Kahveler içildikten sonra Mithat Bey yolcu edildi. bir kâseye bal koydu. "Hayır Paşam. "Seni çok yordum. biricik Paşam benim." "Hay hay Mithat." Mithat Bey ise. Şuradan şuraya gönderemem. ama o burada bana çok lazım. Yollar kağnı ve at arabalarıyla doluydu. Kaldı ki Mustafa Kemal. Annesinin ve Makbule'nin Fikriye'yi sevmemeleri de belki bu ilişkinin daha fazla gelişmesini önlemişti." dedi. "Nasıl aştın bu yolları? Sonunda sağ salim gelebildin ya. Oh. izin verirseniz ben de artık kaçayım. Çok iyi olur." "Ya Salih Bey'e?" "Tabii. bir tuvalet masası da olacaktı. "ben yorgunluktan ölüyorum. Saat 9'a geliyordu. Sofya'da ve İstanbul'da geçen o çok canlı.özgürlüğünü hiç yitirmek istemiyordu. Mutluluğumu size anlatmama imkân yok. Salih Bozok da notlar alıyordu. Müsaade ederseniz ben bu akşam rakıya kalmayayım. Fikriye ile Paşası da sonunda yalnız kalabildiler. Nihayet size kavuştum.. bir nöbetçiden başka hiç kimse yoktu. Nihayet eve bir kadın eli değecekti. Hemen yerinden fırlayarak giriş katındaki salona indi. "Çok merak ediyordum seni çocuğum." dedi." Mustafa Kemal anlamıştı gelenlerin kim olduğunu. Siz kahvelerinizi içerken o da rakılarımızı hazırlar. Onun bir dolabı. biraz kadınsız kalmanın sıkıntısını da yaşıyordu. Fikriye ile birlikte ge-J çirecekleri günlerin düşüyle planlar kurmaya başladı. "E. sonra da inebolu ve Kastamonu'dan aldığıl telgraflar Mustafa Kemal'i heyecanlandırdı. yarın inşallah birlikte oluruz." deyiverdi. Paşam. "Kemal Paşa'yı göreceğiz. Her şey Fikriye'nin zevkine göre düzenlenecekti. ona elbette güvenim sonsuzdur.. "Valla Paşam." deyince. Sonunda Mustafa Kemal Mithat Bey'i de kucaklayarak. Mithat Bey. içeri aldım. Ertesi sabah Fikriye'nin ilk işi Mustafa Kemal'in kahvaltısını hazırlamak oldu. "Çağırın Fikriye'yi gelsin. Mutfak dolabında bir teneke bal vardı.

hemen alıp geldi. Aynı gün Şehzâdebaşı karakolunu basarak altı erimizi şehit ettiler. "Kuvayı Milliye güçleri. Sonra da mutfağa girdi. Şimdi sana ondan sonraki olayların bir tablosunu çizeyim. Ama bir de baktık ki." dedi. patates. Hükümeti kuracak duruma da belki gelebilirdik. görüştük. Fikriye eve biraz çekidüzen vermek istiyordu. Ne kadar özlemişti Mustafa Kemal böyle bir sabah kahvaltısını. arapsabunu.tısından. Her taraf gıcır gıcır oldu. Çok keyifli bir havada Direksiyon Binası'ndan ayrıldı. Karaoğlan çarşısına gidip bir şeyler alacaktı. "Arkasından başımıza Ahmet Anzavur'u musallat ettiler. Kaç günlük yolda bütün çamaşırları kirlenmişti. Mustafa Kemal akşam 7'ye doğru eve geldi. Yani ordudan ayrılmamı. ama onları içeri almadı: "Bu akşam ben biraz yorgunum." dedi. ama bunu hiç belli etmemesi. Paşasını güler yüzle karşılaması şarttı. Ben de milletvekillerinin Ankara'da toplanmaları için bir çağrıda bulundum. Ankara'ya geldikten birkaç gün sonra seçim mazbatamı bana yolladılar. O gün neler yapılacağını konuştular. onları yıkadı. o sıralarda Maraş'ı ve Urfa'yı Fransızlardan geri aldılar. Siz de erken erken evlerinize gidebilirsiniz. "Anlatın Paşam. kuru soğan. Rauf Bey de istanbul'dan seçilmişti. ütüye korları koydu. eve bir köylü kadın bulmak gerekiyordu. yerleri süpürdü. Ama istanbul Hükümeti'nih buna gücü yetmiyordu. on . ingilizler bir yandan da istanbul Hükümeti'nden. îlk kez eve bir kadın eli değiyordu. Uygun gördüğünüz her şeyi bana anlatın. kendilerine neler yapmak istediğimizi anlattım. Birçok milletvekili bu çağrıma uyarak buraya geldi. Sonra oturma odasına geçtiler. gruplar oluşturuldu. 15 Şubat'ta Dr. Durum iyi gidiyordu. sonra da çevrende olanlar bunu sana anlatmışlardır. beni seçtiler. dinleneceğim. Akşama Paşasına söyleyecekti. Bekir Çavuş onun yanma bir emir eri verdi. Bir yandan da ocağı yaktı. bulgur. Böylece Meclis'te çoğunluğu sağlama olanağımız olacaktı. Fikriye zaten Paşasının tepsisini hazırlamıştı. Bekir Çavuş da ona bir yandan yardım ediyordu. içeri girer girmez kucaklaştılar. Fikriye çiçek gibi bir sofra hazırlamıştı. Zaten o kadar keyifliydi ki elbette erkeğini mutluluk içinde karşılayacaktı. Yorgunluktan harab olmuştu. Bize bağlı kalanlar da Müdafaayı Hukuk adına karşı çıkarak 70 milletvekilinden oluşan Felahı Vatan Grubu adında bir grup kurmuşlar. Sevgili erkeğinin nesi var nesi yok ütüledi. Erzurumlular benim oradan milletvekili olmamı istemişlerdi. "dün akşam pek konuşamadık. Fikriye önce kollan sıvayıp evi baştan aşağı temizledi. Erzurum ve Sivas kongrelerini nasıl topladığımı duymuşsundur. Refik Bey benim sağlık durumumun istanbul'a gitmeme elverişli olmadığını belirten bir rapor verdi. "12 Ocak'ta Meclisi Mebusan açıldı. meyve gibi erzakla eve döndüler. sabun. Ama bütün bu birikmiş işlerle baş edilecek gibi değildi. çamaşırları dolaba yerleştirdi. Bu akşam yalnız sizi dinleyeceğim. Müdafaayı Hukuk grubuna girmek için bize söz verenler başka gruplara geçmişler. sadeyağ. Kendilerini kıramadım. Benim kalkıp istanbul' da Meclisi Mebusan'a gitmemin hiç sırası değildi. O sıralarda istanbul'da Meclisi Mebusan'ın toplanması kararlaştırılmıştı. birlikte çarşıya gittiler." "Fikriye'ciğim. Onun adamlarıyla da savaştık. Bir de baktı ki saat 6 olmuş. Bu kahvaltı zevkini çoktan unutmuştu. "istanbul'daki Meclis'te Anadolu ve Rumeli Müdafaayı Hukuk Cemiyeti adında bir grup oluşturulmasını düşündük. Evde çok şey eksikti. bütün Kuvayı Milliyecilerin tutuklanmasını ve Meclis'in kapatılmasını istiyorlardı. Artık yavaş yavaş sofra hazırlamanın zamanı gelmişti. neler oluyor? Hepsini sizden dinlemekten zevk alacağım. Yanında yaveri ve arkadaşları da vardı. Fikriye kendisini kapıda karşıladı. çivit gibi temizlik malzemeleriyle birlikte pirinç. koyun eti. akşam için bir şeyler hazırlamaya başladı. Bunu Meclis başkanlığına yolladım. Toz bezi. "Biliyorsun 16 Mart'ta ingilizler istanbul'u işgal ettiler. süpürge. Mustafa Kemal'in erkenden Meclis'e gidip çalışması gerekiyordu. arka balkona astı. Samsun'a çıktıktan sonra geçen olayları önce ağabeyinden dinlemişsindir. tahtaları ve camları sildi. toz aldı. Neler oldu.

dışarıdan gelen kuvvetlere dayanarak bir şeyler umut edersek ve o yardımlar da gelmezse düş kırıklığına uğrarız. "Artık iş çığırından çıkmıştı.. Çok gergin günler yaşadık ve yaşıyoruz. gazetede okumuştum. "Evet." "Fikriye'ciğim." "Ben de ertesi gün. 11 Nisan'da Meclisi Mebusan dağılınca herkes Ankara'dan başka çıkar yol olmadığını anladı. Düşman bizim moralimizi bozmuyor. Soma. Aynı gün Padişaha bir telgraf çekerek şunları söyledim: '"Düşmanların bayrakları babalarımızın ocakları üstünden ve mabetlerimizin çevresinden çekilinceye kadar savaşmayı sürdüreceğiz. Sovyet Dışişleri Komiseri Çiçerin'e gönderdiğim bir mektupta şunları yazdım: "'Biz Batı emperyalizmine karşı yalnız kurtuluş ve bağımsızlığımızı korumakla yetinmiyoruz. biz de kaçacak olanlara başka yollar önerdik. yabancı esareti altında kavuşacağımız mutluluklardan bin kez üstündür. Böylece takımımızı olgunlaştırmış oluyorduk. Salihli ve Aydın yönlerinden . Albay İsmet Bey'i Genelkurmay başkanlığına getirdi. 19 Mart'ta bütün illere." "Paşam. Beni Divani Harb'e vermişler. Zaten bu belli değil miydi?" "Evet Paşam. daha neler yaptık. Fransız askerlerinin ellerindeki silahların alınmasını ve tutuklanmalarını istedim. Böylece bütün insanlığa hizmet ettiğimize inanıyoruz. Almanya gezisinde o kadar da dostluk etmiştiniz. 23 Nisan günü Meclis'imizi eşsiz bir törenle açtık. birleşmemize yardım ediyordu. bunları sizin ağzınızdan dinlemek beni çok mutlu ediyor." "Ne acımasız adammış şu Vahdettin. Tophane'yi ve bütün telgrafhaneleri ele geçirerek bizimle bağlantıyı kesmeye 166 kalktılar. Rıza Nur. "O sıralarda." "Evet. Bir süre sonra Halide Edip Hanım. Yunanlılar geçen Haziran'ın 22'sinde Akhisar.. Bunun için her şeyden önce kendi gücümüze önem veriyoruz. Adnan (Adıvar) Bey. Kendi hükümetimizin yönetimi altında bedbaht ve mutsuz yaşamak. Artık biz dışarıdan hiçbir devlete güvenecek durumda değildik.' "Bu arada Sovyetlerle iyi ilişkiler kurduk. yer yerinden oynadı. Celalettin Arif. Ben de Geyve Boğazı'nın ve oradaki santralin ele geçirilmesini. "İstanbul'dan kaçarak Ankara'ya gitmek isteyen birçok milletvekili dostumuz vardı. demiryoluna da el konulmasını ve hat boyundaki İngiliz. Yusuf Kemal (Tengirşek). Divani Harp beni idama mahkûm etti. ben de sizin gibi düşünüyorum. Onların bizi emperyalizmin bir aracı olarak görmelerine de engel oluyoruz. aradan iki hafta geçmeden de Vahdettin bu idam kararını onayladı. Saffet (Arıkan) bu yollarla Ankara'ya ulaştılar. "İstanbul'da toplanan Meclisi Mebusan da artık görevini yapacak durumda değildi. mutasarrıflıklara ve kolordu kumandanlarına bir bildiri göndererek Ankara'da olağanüstü yetkilere sahip bir Meclis'in toplanacağını bildirdim. Bilmende yarar var. Yunus Nadi. bak dinle çocuğum. İngilizlerin bunu önlemek için İzmit yolu üzerinde sıkı bir denetim kurduklarını haber aldık."' "Gerçekten de öyle galiba Paşam. Kuracağımız Büyük Millet Meclisi'nin hazırlıklarına böylece başlamış oluyorduk. Harbiye nezaretini.165 beş askerimizi de yaraladılar." "Padişah deli olmuş bu sözlere. Hüsrev (Gerede). bunları hiç hazmedemedi. şimdi de sana geçen hazirandan beri yaşanan çok heyecanlı olaylardan söz etmek istiyorum. Üç gün sonra Fevzi Paşa İstanbul'dan kaçıp geldi. Öteki illerden gelen milletvekilleriyle birlikte Meclis üyelerinin sayısı 381'e yükseldi. 18 Mart'ta Meclis son toplantısını yapmış. Meclis beni ertesi gün başkan seçti. Cami (Baykurt). Mayıs sonlarında Meclis'in bir gizli oturumunda bir konuşma yaparak şöyle dedim: "'Kendi kuvvetlerimizi göz önüne almadan. Artık Vahdettin'e bir şeyler söylemenin zamanı gelmişti. "İstanbul'dan gelmesini beklediğimiz milletvekillerinin çoğu bize katıldı.'" "Çok iyi demişsiniz Paşam. Bu duruma düşmemesi için ona ne yollar göstermiştiniz.

Hendek'e. Her yerden bana sayısız telgraf geliyordu: 'Çok büyük ve düzenli kuvvetler yollayınız.. çete ve gerilla savaşları olmadan zafere ulaşamayız. Kâzım Karabekir Paşa'yı Doğu Cephesi kumandanlığına getirdim. Ama gel gör ki Ankara kaynıyordu. Birkaç gün sonra da Kirmastı (Mustafakemal167 168 paşa) ve Karacabey düştü." "Ne kadar zor. Sonuç olarak Trakya baştan başa Yunanlıların eline geçti. Biz Eskişehir'e kadar çekilmek zorunda kaldık. Çerkez Ethem oraya gidip bu ayaklanmayı bastırdı. kardeşi Reşit ve Tevfik beyler Yeşil Ordu'yu kurdular. düzenli kuvvet yaratalım diye uğraşırsak kıyamete kadar sonuç alamayız." "Yani. Gerilerden takviyeler getirterek Inönü-Eskişehir arasında bir savunma cephesi kurulmasını sağladım. Gümrü ve Kars yöresinde bir Ermeni devleti kurulmuştu. istanbul galiba haklı." "Evet. Kolordumuz da büsbütün dağıldı. Kuvvetlerimiz iç ayaklanmaları önlemek için Adapazarı'na. Doğu illerinde seferberlik ilan ettik. ingilizlerden ve Fransızlardan yardım alıyordu. herkesçe beğenildi ve övüldü. Daha da neler! Çerkez Ethem Yozgat'ta milletvekillerinin önünde ne demiş biliyor musun. Oysa işbaşına geceli daha iki ay bile olmamıştı. 'Ankara'ya dönüşümde Büyük Millet Meclisi Başka-nı'nı Meclis'in önünde asacağım. Bu devleti Taşnak Partisi yönetiyor. "işte o günlerde Eskişehir'e giderek kuvvetlerimizi düzene sokmaya çalıştım. Çerkez Ethem Ankara'ya geldi. istanbul Hükümeti de ordumuzu felce uğratacak olaylar yaratmaya ve Kuvayı Milliye'yi yok etmeye uğraşıyordu. çok zor günler geçirdik. Bizim görevimiz onlara dayanma gücü ve umut vermekti. Hem de nasıl biliyor musun? Cafer Tayyar Bey kendi kuvvetleriyle irtibatını kaybetmiş bir biçimde atla dolaşırken düşmana esir düşmüş. Meclis'te büyük eleştiri ve saldırılara uğradım. Bu savaşlar sırasında tümenlerimizde eksikler vardı. O arada ingilizler de Mudanya'ya ve Bandırma'ya asker çıkardılar. Aslında bu iş silâhla da halledilmez. "istanbul Hükümeti. Şu kadar cephane gönderiniz. Biz daha hazırlıklı değildik. Biliyorsun.' diye.' "Görüyor musun? Ne sözler söylediler? öte yandan da başımızda Ermeni sorunu vardı. Alaşehir'e. bir bakıma düşmanı durdurmuş sayılırsınız." "Ne felâket!" 169 "işte o sıralarda Çerkez Ethem.'" "Ne küstahlık Paşam!" "Evet nelerle uğraştım görüyor musun? Meclis'te de homurdanmalar başladı. düşman 30 Haziran'da Balıkesir'e girdi. Uşak'a ve Nazilli'ye düşman askerleri girdi. Yunan saldırısının olacağı önceden çok belliydi. ." "Öyle denebilir. Kendi kuvvetleriyle bağlantısı kesilen Kolordu komutanı Cafer Tayyar Bey esir edildi. Avrupa devletleriyle siyaset yollarını görüşmeliyiz. 'Bu iş ordu işi değil. Önlem alınmazsa bunun sorumluluğu istanbul Hükümeti'ndeydi. Cephanemiz de çok kıttı.saldırdılar. Erivan. Zile bölgesine gönderilmişti. Yunanlıları bir yana bırakıp bizim karşımıza Anzavur kuvvetlerini çıkarttı. Ah nerede Çerkez Ethem? Bize çeteler gerek. Yani hem halife ordusuna karşı savaşmak zorundaydık hem de Yunanlılara karşı. saldırıya hazırlanıyordu. Kendisine övgüler yağmaya başlayınca Ethem ve kardeşleri sunardılar. Ondan sonra Bursa'yı da yitirdik. "Çöküşü önlemek için savunma önlemlerini almak gerekiyordu. Doğrudan valilere emirler gönderdiler ve emirlerini yerine getirmeyenlerin asılacağını söylediler.. Yunan ordusu izmir bölgesine yerleşmiş. Türk ordusunda değerli hiçbir subay ve kumandan bulunmadığını söylemeye başladılar. Bunlar gelmiyorsa yeniliriz. "Düşman bir yandan da Tekirdağ'a asker çıkartarak Edirne üzerine yürüdü. Yozgat'ta bir ayaklanma baş göstermişti. Biz gerilemek zorunda kalıyorduk. Biz ileride bütün gücümüzü Yunanlılara karşı kullanabilmek için önce Ermenistan'a savaş açmaya karar verdik. Kendilerinin herkesten üstün birer yiğit olduklarını sandılar.

Ne var ki genelde Paşa geç saatlere kadar leblebi ve çerezle demlendikten sonra yemeğe geçileceği zaman Fikriye'yi de sofraya çağırıyordu. Ali Enver. Mazhar Müfit. ismet Bey'e bir tel çekerek şöyle demişler: "'Kuvayı Seyyare (kendi birlikleri). Topal İsmail gibi adamlar tarafından yönetilir. Dışarıdaki silâhşorlarını peşine takarak çekildi gitti. Ben çok soğukkanlı davrandım. Göle'yi ve sonra Kars'ı geri aldık. Fikriye çoğu zaman Ali Enver'e ters düşüyordu. Masalara örtüler serdi ve vazolara çiçekler koydu. Ethem çalıştığım odaya daldı. çok büyük tehlike atlatmışsınız. Azrail görmüş gibi isyan ederler. Çünkü bunlar subay gördüler mi. "Kızım" dedi. Bizim müfrezelerimiz Pehlivan Ağa. Bu dikkafalı adamların başına ne bir subay ne de memur konulabilir. Ali Enver de kardeşinin Mustafa Kemal'le ilişkisini hiç onaylamıyordu. kardeşinin Direksiyon Binası'nda kaldığını öğrenince doğru oraya gitti. Karşı koyacak olsaydınız silâha sarılacaklardı." "Evet. ağabeyinin kendisini kınamasından biraz ürküyordu. . Mustafa Kemal akşamları genelde eve birkaç yakın arkadaşıyla birlikte geliyor ve Meclis'te başlattıkları tartışmaları orada sürdürüyordu. Ama Çerkez Ethem ve kardeşleriyle hâlâ uğraşmak zorundayız. öpüştüler. Sen gelmeden birkaç gün önce Çerkez Ethem tepeden tırnağa silâhlı adamlarıyla buraya geldi. deli oldular." "Paşam. Bu binayı âdeta bastılar. Kuvayı Seyyare'nin gelişigüzel yönetilmesi gerekir. Hiç değilse Doğu Cephesi'nde sorun çözülmüş oluyor. ben de öyle sanıyorum. saat ilerlemişti. Bu durumda Ermeniler savaşı bırakmak zorunda kaldılar. Muhakkak ki bazı üstün nitelikleri vardı." "Evet. Salih Bozok. Yanımdan saygıyla ayrıldı. Kimler vardı Paşa'nın en yakın çevresinde: Kılıç Ali. Olayları bundan sonra birlikte yaşayacağız." X7Q "Bu çok önemli bir başarı Paşam. Hal hatır sordu. "Bunun üzerine ordumuz ileri yürüyüşe geçti. o sorunu çözdük. Sarıkamış'ı. Doktor Fikret ve Fuat Bey. "bu akşamlık bu kadar. Ama yemek faslı sona erer ermez. Fikriye de bu geliş gidişler sırasında hiç söze karışmadan konuşmaları uzaktan dinlemekle yetiniyordu. Arkadaşları. Geçen ayın sonlarında da sınır bölgelerindeki kuvvetlerimize saldırdılar. Direksiyon Binası'na yanlarına eşlerini almadan geldikleri için Paşa Fikriye'nin orada bulunmasının yersiz olacağını düşünüyordu. Fikriye. Mustafa Kemal konuşmayı burada keserek."Ermeniler bu sırada Oltu'da kurulan Türk yönetimine karşı harekete geçerek bütün o bölgeyi ele geçirdiler. Konuşmayı dağıtmadı. artık Direksiyon Binası'nın hanımı olmuştu. Karşılaştıklarında yine de kucaklaştılar. Fikriye yine odasına çekiliyordu. Ben Batı Cephesi Kumandanlığına İsmet Bey'i getirdim. İki kardeşin arası son zamanlarda pek iyi değildi. Kardeşinin gelenekler dışında bir ilişki içinde olmasına karşı geleceği belliydi. Kendisini nezaketle kabul ettim. Recep Zühtü. Evi kendi zevkine göre yerleştirdi ve düzene soktu. Adamlarından bazıları kapıları tuttu. İbrahim Süreyya. Fikriye'nin Ankara'ya gelmesinden yaklaşık iki ay sonra. Bölük âmirleri de yazdığını okuyamaz. bazıları merdiven başına dikildiler. okuduğunu yazamaz adamlardır." Fikriye. Bunlar kendi başlarına buyruk olmak sevdasındalar. ne bir fırka ne de düzenli bir kuvvet haline getirilemez. Ruşen Eşref. Onun ne yapacağı hiç belli olmazdı. Bana gözdağı vermek istiyordu galiba. ama dengesiz kardeşlerinin etkisinde kalıyordu. Sarı Mehmet.' "Durum çok gerginleşmişti. Bir süre sonra Ali Enver." Akşam olmuş. ağabeyi Ali Enver kendisini görmeye geldi. Fikriye sofrayı hazırladıktan sonra yatak odasına çekiliyor ve Paşa'nın arkadaşlarıyla birlikte sofraya oturmuyordu. Maksadı neydi anlayamadım.

' '"Ne diyorsunuz Paşam? Sıcak bakmak ne demek? Buna hayır diyeceğimi mi düşünüyordunuz?' "'Hayır. Zübeyde Yengem ne der evlenmemize? Karşı çıkar mı? diye sordum. telâş etme. Seninle evlenmeye karar verdim. "Mustafa Kemal yine bir süre düşündü. sonra bana. Düşününüz. Çünkü her şeyden önce annemin rızasını almam gerek." "'Ama artık kimse beni yadırgamayacak. Kim ne derse desin. O şöyle dedi: '"Hayır kızım. Bunu ileride yaparız. mutluluktan deli olurum. nikâhımızın duyulmasını istemiyorum. bu iş şöyle olacak. bunu hemen iki gün içinde çözebiliriz.' "'Zaten evimin kadınısın. Paşam şu anda mutluluktan ölebilirim. Bak. O da çok sevinir. 'Peki. îki gün sonra ben buraya Seriye Vekili ve eski Karacabey Müftüsü Mustafa Fehmi Efendi'yi çağıracağım. Benim için önemli olan o. Bu olayı bir gün bana karşı kullanabilirler. Sen bu evlenme işine sıcak bakıyorsan.' . 'Bu benim yıllardan beri heyecanla. biz evlendik. 172 "Ankara'ya geldikten üç hafta sonra. Bütün olayları bir bir sana anlatacağım. hiç düşünmüyordum. İleride bunu birlikte anlatırız. aralık ayının karlı bir perşembe akşamı Mustafa Kemal Direksiyon Binası'ndaki salonda rakısını yudumlarken bana şöyle dedi: "'Çocuğum. Bana belki âşık değildi ama benim kendisini çılgınca sevdiğimi biliyor ve beni korumaya.' "'Çok doğru söylüyorsun çocuğum. ama gene de önlem almakta yarar var. kimin haddine. '"Ne demek Paşam. sabırsızlıkla beklediğim bir şey. sana bu akşam hiç beklemediğin bir şeyler söyleyeceğim.' '"Ağabeyime de söylemeyecek miyiz?' "Mustafa Kemal bir an düşündükten sonra.' "'öyle ama Paşam. Eğer bu nikahlanma düşüncesi sana da uygun geliyorsa hemen gerekeni yaparım. Böyle bir duruma düşmemizi istemem. üzmemeye. "'Hayır. Arkadaşlarınızın eşleri beni küçümseyemeyecekler. "Nasıl? Ne diyorsun? Niye hiç haberim olmadı? Neden hiç kimse evliliğinizi duymadı?" 171 "Anlatacağım ağabey. Seni uyarmaya geldim. Mustafa Kemal'i sevmene bir şey demiyorum ama aynı çatı altında yaşamanız biraz tuhaf olmuyor mu? Herkes ne der buna? Ailemizin namusunu hiç düşünmüyor musun?" Fikriye soğukkanlı bir sesle. şimdi onun hiç sırası değil."Fikriye. Hiç sinirlenmeden lütfen beni dinle.' "Ben derhal yerimden fırlayarak Mustafa Kemal'i kucakladım. "Ben. Ben sizinle beraberim ya.' "Ben.' "Mustafa Kemal bana karşı bir sorumluluk duygusu taşıyordu. nikâhımızı o kıyacak.' '"Peki düğün yapmayacak mıyız?' diye sordum. evinizin kadını olacağım. Kendisine nasıl haber verebilirim? Düğünümüzde mutlaka bulunmak ister. Sen buraya gelince durum çok değişti.' "'Zaten kimse seni küçümsemiyordu. 'Nasıl uygun görüyorsanız öyle olsun Paşam. Ne Fuat Ağabey'im ne de Enver Ağabey'im. bilemeyiz ki kimin ne söylediğini.' dedim." dedi. '"Çocuğum. Evime genç bir kızı kapattığım ve onunla geleneklerimize uygun olmayan bir şekilde ilişki kurduğum söylenebilir. "Ağabey. Dünyanın en talihli kadınıymışım meğer. Başkalarının gözüne kötü görünmeyece-ğim. Bunu ne zamandır düşünüyordum. Şimdilik evlendiğimizi hiç kimse duymayacak. Bugünkü koşullar altında onu buraya getirtemeyeceğime göre. Aslında benim hiç umurumda değil. acele etmeyelim. nikâhımızın duyulmasını da istemem. Seninle aynı evde yaşıyoruz. mutlu etmeye çalışıyordu. "bu işin sonu nereye varacak? Çok tehlikeli bir yoldasın.' dedim." dedi. Bunu alacak zamanımız yok. Benimle olan yakın ilişkisinin kötü yorumlara yol açmasını hiç istemiyor ve beni kanatlarının altına alıyordu.

Kaçgöç kalkacak. Bize ne mutlu ki.' "'Nasıl isterseniz öyle olsun Paşam." "Mustafa Kemal bana evlenme müjdesini verdikten sonra şöyle dedi: "'Ben her zaman imam nikâhına karşı olmuşumdur. Nikâhın devlet ya da belediye temsilcisi tarafından kıyılması gerektiğine inanırım.' X74 '"Ben de öyle biliyorum. tesettür (örtünme) kalkacak. ikisi de bu konuda konuşmak istemeyeceklerdir." dedi. O ne zamandan beri evlenmemizi isterdi. Evlenme işini böylece imamın tekelinden kurtarmış olacağız. merttir. Fuat Ağabey'im ve Muzaffer Kılıç ile kucaklaştılar. İkisi de yakın arkadaşımdır. Biliyorum. Ama bugün ne yapabiliriz? Ben nikâhımızı Seriye Vekili'nin kıymasını uygun gördüm. Kılıç Ali Bey. yardımcısı ve koruyucusu olmasını kabul etmez.. Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin ilk Seriye Vekili Mustafa Fehmi Efendi iki gün sonra Direksiyon Binası'na geldi. öyle olsun.' '"Zamanı gelince elbette hepsi öğrenecekler."'Çıkmaz.' dedi. Çok bozulur ve beni hiç affetmez. hem de devlet temsilcisi. Cevat Ab-bas Bey. 'O seni kendi kızı gibi sever ama izin almadan evlenirsem ona büyük saygısızlık etmiş olurum. Karar verilen bir şeyin uygulanması için zamanının geldiğini bilmek gerekir. Fikriye konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gerçekten de her şey Mustafa Kemal'in dediği gibi oldu." "Ben nasıl olsa bu olayı Fuat Ağabey'inden de. dürüsttür. Mustafa Fehmi Efendi.. ahlaksal. hiç sanmıyorum. sen anlatmaya devam et. uydurmuyorum. Kadınlar milletimizin gerçek anaları olacaktır. Sizden de aynı sadakati beklerim. Zamanı gelince de hiçbir şeyi kaçırmamak doğru olur. '"Çok hayırlı bir iş için buraya çağrıldığımı biliyorum.' 173 "'Ne kadar hoş. Ortalık düzelince bu işi hallederiz.'" Ali Enver Fikriye'nin bu sözlerini büyük bir dikkatle dinledi. nikâh şahidi olacağız. Hiç gizli kapaklı iş yapmaz." "Peki. Bu nikâh olayına mutlaka inanmak istiyor ve kardeşini güç durumda bırakmaktan çekiniyordu. Fikret'in dediği gibi. Türk kadınının bilimsel. Nuri Bey?. Muzaffer Kılıç' tan da öğrenirim. Seriye Vekili hem din adamıdır. o ise akraba. Sevgili akrabam Fikriye'nin mutluluğu beni çok sevindirecek. Yoksa ben üzülmeyeyim diye bu evlenme işini sen mi kafanda kurdun?" "Hayır. 'Elbette muhterem Vekil Hazretleri. Elbet sefil olursa kadın. "Buna çok şaşırdım. Fuat Ağabey'ini ve Muzaffer Kılıç'ı. ama her şeyin bir sırası var. Ama şimdilik bunu duyurmayalım. "Fuat sana benden daha mı yakın? Ben senin öz ağabeyinim.' . alçalır beşer (insanlık). Bu işi benden gizlemenin gereği var mıydı? Benim bildiğim Mustafa Kemal açık sözlüdür. arkadaşı. Çok isabetli bir karar almış olduğuna inanıyorum. Fuat Ağabey'im çok sevinecek. Biz de öyle yapacağız. 'Paşa Hazretleri ne emretmişlerse öyle yapacağız. Osmanlı aile hukuku. 'Ama Paşa Hazretleri bunu gizli tutmak istiyorlar. Peki.' dedi. Kardeşinin anlattıkları kendisini büyülemiş gibiydi. Biz ileride bir Medeni Kanun çıkartarak bu işleri bir düzene sokacağız. bu iş böyle oldu. yakın arkadaşlarınız da bunu bilmeyecekler mi? Örneğin Salih Bozok Bey.' dedi. hayır. O yüzden onu nikâh şahidi yapacağım. Mecelle. şeriata dayalı mecelle tarafından düzenlenmiştir. Aile tek eşli evliliğe dayanacaktır. bu konuyu şimdi hiç onlara açmasanız daha iyi olur.' "Fuat Ağabeyim. sosyal ve ekonomik alanlarda erkeğin ortağı. Devlet ya da belediye temsilcisi önünde yapılmayan evlenmeleri geçerli saymayacağız. Bunu hiç kimseye duyurmayacak. Onun da Mustafa Kemal'e büyük bir saygısı ve güveni vardı. erkeğin çok eşli olmasına izin verir. Bunu kendi eşime ve çocuklarıma bile anlatmayacağım. Görevinin ne olduğunu biliyordu. Şöyle cevapladı: "'Söyleyeyim. çok karılılık kalkacak.' "Ben kendisine nikâh şahidi olarak kimleri düşündüğünü sordum.'" Fikriye'nin bu anlattıklarını dinleyen Enver buruk bir sesle." "Ağabey. Bir gün o günlere erişeceğiz.

Fikriye. Ruşen Eşref. askerlerin başında durarak gerekli işlerin yapılmasını denetliyordu. Fehmi Efendi ve şahitler gittikten sonra. Nikâh işlemi yapılırken. Onarım çalışmaları karda kışta üç ay kadar sürdü. evinin yakınındaki Bulgurzâdelerin kiralık köşkünün Paşa'ya çok uygun geleceğini düşündü ve bunu Ruşen Eşrefe açtı. sıkı önlemler alınmasını gerektiriyordu." Bu konuşma. Çok tatlı ve mahzun bir sesi vardı. Fikriye'nin bu yaklaşımı Halide Hanım'ı çok duygulandırdı. Süreyya Yiğit ve Doktor Fikret de Çankaya'da birer ev edindiler. Sevinçten ağlamak geliyordu içimden ve sonunda gözyaşlarımı tutamadım. sonra ödenmesi gereken para 50 altın olarak saptandı. Paşa'nın Çankaya'ya yerleşme kararından sonra. Gardaki Direksiyon Binası'nda savunma önlemleri almak kolay değildi. Çoğu zaman Paşa'nın arkadaşları eşleriyle birlikte geliyorlar ve Mustafa Kemal herkesle ayrı ayrı ilgileniyordu. Oraya ilk yerleşenlerden Rauf Yener. Fikriye Ankara çevresine yavaş yavaş alışıyordu. belki de boşanma durumunda ödenmesi gereken para. Ertesi gün Paşa da köşkü gördü. Her sabah günlük işlerini tamamladıktan sonra Çankaya'ya uzanıyor. Samsun Valisi Kâzım Paşa. Bizim nikâhımızda derhal ödenmesi gereken para 10 altın. şahitlerin gülümsemesine yol açtı. Paşa'ya Direksiyon Binası artık dar geliyordu. Fikriye de örgütte görev almak niyetindeydi.du. Salih Bozok. Oysa o günlerin Ankara'sı. Bunun için Kız Muallim Mektebi'ne giderek orada bulunan Halide Edip Hanım'la görüştü. Ruşen Eşref. Köşk'e yakın bir bağ evinde oturan Mahmut Soydan ve Fuat Bey de Köşk'ün sürekli konuklarındandı. izzettin Çalışlar. O dönemde Mustafa Kemal ve çevresindekilerin yerleşmesi için düşünülen yerlerin başında Keçiören vardı. Paşa'nın kadın dostlarından çekindiği . Mustafa Kemal'in yakınları sık sık Köşk'e geliyorlar ve rakı sofraları geç saatlere kadar sürüyordu. Bu güzel kadın bize her türlü yardıma hazır olduğunu söyledi. Ankara günlerinin en mutlu anlarını yaşadık. O günler Fikriye'nin en mutlu olduğu günlerdi. Paşa'ya orada bir yer bulundu ve arazinin düzenlenmesine başlandı. Paşa'nm emir eri Ali bile salona alınmadı. ağabey-kardeş arasındaki buzların erimesini pek sağlayamadı. Paşa da uygun görürse hemen oraya yerleşeceklerdi. Ankara'da bulunan İstanbullu kadınlarla Ankara'da yaşayan kadınları bir araya getirmek kolay değildi. Halide Edip Hanım böyle bir birliğin oluşturulmasına yardımcı oldu. evlenme aktinin oluşturulması sırasında verilmesi kararlaştırılan paradır. Fikriye bu işlerle görevlendirildi. Konudan Paşa'ya söz etti. Celâl Bey. Biliyorsun. Akşam Kalaba'daki evine döndüğü zaman da eşi Adnan Bey'e şunları anlattı: "Bugün Paşa'nın yeğeni Fikriye Hanım'la tanıştık. Mustafa Kemal'e çok derin bir surette bağlı olduğunu anladım. Bu amaçla geniş bir toplantı düzenlenmesi kararlaştırıldı. Halide Hanım Fikriye' yi tanımıyordu ama onu bir gün Mustafa Kemal'in arabasında görmüş ve 'Paşa'nın yeğeni' olduğunu anlamıştı. Salih Bozok ve Muzaffer Kılıç hep birlikte Çankaya'daki köşkü gördüler. Ruşen Eşrefin buna aklı yattı."iş kalmıştı nikâh törenlerinde geleneksel olarak belirlenen mihri muaccel ve mihri müeccelin saptanmasına. Yakup Kadri. Çankaya'ya 1921 yılının bahar aylarında taşındılar. Fikriye köşkü çok beğendi ve derhal kararını verdi. Epeyce konuştuk. Bu arada Çankaya sırtları bazı kişilere çok çekici geliyordu. Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak daha rahat bir yere geçmesi söz konusuy. Ali Enver buruk ayrıldı. "Bu paraların formalite gereği saptanması. Selahattin Adil Paşa. ikincisi de ödenmesi ertelenen. Köşk'ün hanımefendisi oydu. Köşk geniş ölçüde onarılacak ve donatılacaktı. Hiç kimse Paşa'nın Fikriye Hanım'la evli olup olmadığını araştırmıyor ve ona Mustafa Kemal'in eşi gibi davranıyordu. O da Fikriye'nin Salih Bozok ve yaver Muzaffer Kılıç'la birlikte bu köşkü görmelerini istedi. bunların birisi. Kendisini daha önce Mustafa Kemal'in arabasında görmüştüm. Paşa evin kadını durumunda olan Fikriye'nin düşüncesini almadan karar vermek istemiyordu. Köşk Fikriye'nin zevkine göre döşenmişti. kentten uzak bir yere taşınmanın kendisine çok uygun geleceğini söyledi.

Elleri durmadan iri taneli bir kehribar teşbihle oynuyor. Ama Ankara'ya gelir gelmez orada Paşa'yı yıkmaya çalışanların boş çabalarını görünce hayretlere düştü ve şunları yazdı: "Tarihsel gerçeklere bağlı kalmak gayretiyle itiraf etmek gerekir ki. Onu kaybederse hayatını da kaybeder. İstanbul'da çıkan İkdam gazetesinin temsilcisi olarak bin bir güçlükle Ankara'ya gelen Yakup Kadri. bir tunç parçası üzerine oyulmuş eski bir madalyonu andırıyordu. ağız kemikleri kuvvetli ve alnı sertti. munis bir biçimde haşin ve çevikti. daha canlı. bunun arkasından biraz daha ciddi görünen tenkitler çıkıyor. Yakup Kadri bu yazısını yazmadan birkaç gün önce Mustafa Kemal'i tanıma mutluluğuna ermiş ve sanki büyülenmişti. çok uğraşmış. ortadan biraz daha uzun boylu. Mustafa Kemal'in çok hoşsohbet bir kişi olduğunu belirttikten sonra yazısını şöyle sürdürmüştü: "Methedilmekten çok kaçınan bir hali vardı. hiç kimseyi kabul etmemiş. sağdan sola. Ne var ki kendisini Paşa'nın nikâhına aldıracak kadar becerikli görünmüyor. Her büyük adam gibi Mustafa Kemal Paşa'da da yıldızının parıltısıyla gözleri kamaşmamış ve talihinin ihtiraslı aşkından habersiz olanların sadeliği ve alışkanlığı vardı. O ilk izlenimlerini ikdam 'da şöyle anlatıyordu: "Mustafa Kemal Paşa sivil giyinmiş. Kendisiyle evlenmek isteyenler çıkmış. Kendisi bu resimlerin hepsinden daha sevimli. Fikriye Hanım Kemal Paşa'nın evini gayet iyi idare ediyor ve hemen herkesin saygısını kazanıyor. Meclis içinde olsun. Sofrada o kadar yan yanaydık ki. Bu yüzün bütününde çok zahmet görmüş. hayatımın en şerefli bir günüydü. çok düşünmüş kimselerin yüzündeki anlam vardı. kâh bir ucundan tutup çeviriyor. Yüzü. Onun ömründe tek bağlandığı erkek Mustafa Kemal Paşa'dır. fakat hiçbir yorgunluk belirtisi göstermemek üzere kısık ve sıcak bir sesle konuşuyor." Demek ki Mustafa Kemal'in özel yaşamıyla ilgili dedikodular çıkarılıyordu. yani popüler olan bir insan değildi. Paşa da bunları tahmin edebildiği için gereken önlemleri almış ve Fikriye ile ilişkisini sağlam temellere oturtmuştu. Elmacık kemikleri çıkık. vücudunun kımıldamaları genç bir parsın kımıldamaları gibi sevimli. Günün birinde bana hayatımın en şanlı olayını soracak olan torunuma. Ama Paşa'nın düşmanları onun ilişkileri konusunda türlü dedikodular çıkartıyorlardı. Bu dedikodular. üstünde durulmaya değmeyecek kadar amiyanedir (bayağıdır). daha müstesna bir simaydı. Şu dakikada oynamakta olduğu muazzam tarihsel rolün heybetini benim kadar hissediyor muydu? Hayır. "Benimle bir akran gibi konuştu. mavi gözleri anlaşılmayan bakışlarla bakıyor.anlaşılıyor. Gazetede gördüğümüz resimlerin hiçbirine benzemiyordu. bunun bir gün olacağına inanıyor." Mustafa Kemal'in bütün yakınları Paşa ile Fikriye'nin arasındaki yakınlığı biliyor ve hiç kimse bu konuda kendisini rahatsız edebilecek bir davranışta bulunmuyordu. mevki için değil de sırf kişiliği için bağlı tek kadın odur. Ben inanıyorum ki Mustafa Kemal'e. dizim dizine dokunuyordu. Ama Fikriye. Gözlerinin ve ağzının garip çekiciliği hâlâ hayalimde." Yakup Kadri. Bunların mırıltıları. anasının dışında. Daha önce de duymuştum. Bu. ikide bir dirseğim dirseğine. bu teşbihi kâh bileğine geçiri. Mustafa Kemal Paşa herkes tarafından sevilen. göğsüm kabararak diyemez miyim .V9 yor. 1921 Haziranı'nda Ankara'ya gelen Yakup Kadri de bu tür GVF12 177 söylentileri duydu. soldan sağa sallıyordu. Başta özel yaşamına dair yapılan mahalle kahvesi dedikoduları. dışında olsun çeşitli cephelerden ona karşı gelenlerin sayısı epeyce çoktu. Ona bu kadar yakın olmaktan sevinç ürperme-leri içindeydim. renk ve çizgi bakımından. zayıf ve sarışın bir zattı. homurtuları Ankara'ya ayak bastığım ilk günlerden itibaren kulaklarımı tırmalamaya başlamıştı. büyük bir Mustafa Kemal hayranıydı.

Meclis'in bir bölümü de Kayseri'ye gider. Yunanlılar her yerde coşkuyla bu başarılarını kutluyor. Zaten zarifliği." Mustafa Kemal'in işte böylesine büyüleyici bir kişiliği vardı. Fikriye'yi kendine. cephane ve top sayısını da artırmışlardı. silâh ve cephane nereden bulunacak. kendisine verilen yetkilerle 23 Temmuz-5 Ağustos günleri arasında Tekalifi Milliye (Ulusal vergiler) diye adlandırılan bazı emirler yayınladı. îşte bu koşullar Mustafa Kemal'in duygusal alanda mut-180 suzluğunun nedeniydi.ki. bir yaz günü Mustafa Kemal Paşa ile yemek yedim. ağustos ortalarında yapılacak büyük bir saldırıyla Ankara üzerine yürünmesi kararlaştırıldı. Hiçbir zaman ona böyle bir söz söylememiş ve umutlandırmak istememişti. gençliğimin yüksek bir dönüm noktasında. İnönü'de uğradıkları yenilginin öcünü almaya kesin kararlıydılar. Yunanlılar Bursa cephesinden saldırı geçerek Kütahya-Eskişehir bölgesine kadar ilerlediler. Türk ordusu buna yeterli ölçüde hazırlıklı değildi. Halkın morali bozulmuş ve direniş umutları sarsılmıştı. Meclis'in Kayseri Lisesi'nde toplanması için hazırlıklar yapılıyordu. . inceliği. icra Vekilleri Heyeti Reisi (Başbakan durumunda) Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa. XII Sakarya-Dumlupınar-Büyük Taarruz O sıralarda cephede neler oluyordu? Yunanlılar II. nezaketi. Güneyde de Uşak'tan Afyon'a saldırdılar. Çünkü o Fikriye'ye hiçbir zaman âşık olmamıştı. yaşam boyu sürecek bir eş olarak seçmemişti." dedi. "biz buraya kaçmaya mı geldik. Ve Mustafa Kemal bu soruna çözüm bulamadı. at arabaları ve kağnılarla Ankara'dan uzaklaşıyorlardı. Fikriye'yle olan ilişkilerinde de bu karakterinin rolü oldu. Anadolu'daki asker. Yunan askerleri girdikleri köyleri yakıyorlardı. Fikriye'nin yaşamında hiç başka bir erkek yoktu ve olmayacaktı. "Efendiler. duygusallığı başka türlü davranmasına engeldi. Kütahya'da Yunan kralı Konstantin'in başkanlığında yapılan bir toplantıda." Bunun üzerine Dersim mebusu Diyap Ağa da söz alarak. Ama onu bunalımlara sürüklememek için de çeşitli yollar aramıştı. Memur ve subay aileleri ve yatılı okullar Kayseri'ye taşınıyordu. Halide Hanım'in gözlemlerinden de bu çıkıyordu. O yalnız Paşasına âşıktı. Böylece Batı Anadolu'nun büyük bir bölümü Yunanlıların işgaline uğramış oluyordu. Meclis'in geri kalan bölümü de burada kalır ve tartışmaları burada sürdürür. 1921 Temmuzu'nun son günlerinde 182 Meclis'in yaptığı bir gizli oturumda. 1921 yılının 10 Temmuzu'nda büyük bir saldırı başlattılar. bu durumu açıklayarak şöyle demişti: "Meclis. İstanbul'da padişah yandaşları da Mustafa Kemal'in artık tam bir yenilgiye uğradığına sevinerek bayram ediyorlardı. Meclis binasını ve toplantı salonunu düzenler. Yunan ordusunun hedefi artık Ankara'ydı. Kin gütmüyor ve sevdiklerini mutlu etmek için elinden geleni yapıyordu. bunlar nasıl taşınacaktı? Bu sorunlara çare bulmak için olağanüstü önlemler almak gerekiyordu. Ordu neyle beslenecek. inönü yenilgisinden sonra geniş bir saldırı hazırlığına girişmişler ve seferberlik ilân etmişlerdi. Tehlike olmazsa hep burada kalır. Panik havası Ankara'yı da kaplamış ve başkentin Kayseri'ye taşınması için göç başlamıştı. Zaferden umudu kırılanlar. Cepheden çekilen Türk askerleri perişan durumdaydılar. Bu iş bir hafta içinde yapılmalıdır. bu amaçla bir kürsü bile yerleştirilmişti. Toplantı salonuna. Bu aynı zamanda Mustafa Kemal'in de dramıydı. yoksa kavga ederek ölmeye mi?" Böylesine gergin bir hava vardı Ankara'da. Onun bütün dramı buradaydı. Onu kırmamak ve güç durumda bırakmamak için elinden geleni yaptı. verdiğimiz karar gereği Kayseri'ye taşınacaktır. Yani bir hafta içinde ağırlıkların taşınması gerekir. Bir hafta sonra Eskişehir ve Seyitgazi de Yunan askerinin eline geçti. Ne var ki. Meclis Başkanı ve Başkumandan Mustafa Kemal.

birer çift çorap. Bu beygire Yakup Kadri'yle nöbetleşe binerek Çankaya'ya gidip geliyorlardı. Meclis'teki konuşmasında şöyle diyordu: "Efendiler. Paşa harita üzerine kırmızı ve mavi bayraklar yerleştirerek durumu bütün ayrıntılarıyla izliyordu. mercimek. Mustafa Kemal mutlaka kumandayı ele almalıdır. kaşağı. arpa. demir. Bazıları da. Örneğin ordunun giyimini sağlamak amacıyla her hane. taban astarlığı. semaverini de yanına almıştı. kösele ve iğne. Mustafa Kemal ordunun başına geçmeye hazırdı. Ağaoğlu yatağını yorganını kağnıya sermiş. pirinç. bulgur. kundura çivisi. orduya birer takım çamaşır. Yine başka bir emre göre de elinde taşıt olan herkes. 8 Ağustos 1921'de yayınlanan bir emirle de şunlar isteniyordu: Dört tekerlekli yaylı arabaların. kasaplık hayvan. Artık geceleri ne Çankaya'ya gidebiliyor ne de Fik-riye'yi görebiliyordu. Ahmet Ağaoğ-lu da iki mandanın çektiği bir kağnıya binerek yola çıktılar. "Ankara önünde yapacağımız savaşta uğrayacağımız yenilgi bize davayı kaybettirir. Halk da bu savaşın kazanılması için de elinde avcunda ne var ne yok verdi. pamuk. Ama her gün yine nefti renkli avcı elbisesiyle.Bunlar. Karaoğlan çarşısından ve Taşhan'dan Çankaya'ya gidecek tek araç yoktu. şeker. Ziya Gökalp bir at arabasına. at. bugün Sakarya'nın berisinde. tuz. birer çift çarık vermekle yükümlü tutuluyordu. Büyük Millet Meclisi Hükümeti. yarın belki Ankara'nın girişinde İstiklal Savaşı'mızı sürdüreceğiz ve bir gün düşmanı muhakkak vatanımızda boğacağız. Genelkurmay Başka. Başka bir emirle de herkes." diye haykırıyordu. fasulye. istiklal Savaşı'na işte böyle hazırlandı. 183 iı^m O güne kadar Mustafa Kemal. uykusuz geçen saatlerin ardından birlikte kahve içebileceği bir arkadaş arıyordu.nı Fevzi Paşa. un. Birçok milletvekili. elinde bulunan buğday. Ağaoğlu'nun amacı ise Erzurum'a ulaşabilmekti. Uzun tartışmalardan sonra Meclis bu yetkileri Mustafa Kemal'e vermek zorunda kaldı. kolan. Ordunun uğradığı bozgun. her ay ordu malzemelerinin bir bölümünü kendi aracıyla 100 km'lik bir uzaklığa taşımak zorunda tutuluyordu. çarık. "Ordu nereye gidiyor? Millet nereye sürükleniyor? Bunun sorumluları kimdir? Onu göremiyoruz. Genelkurmay'da sabahladığı geceler çoktu. Mustafa Kemal'deydi. kötümser konuşmalara yol açtı. develerin ve merkeplerin yüzde 20'sinin orduya teslimi. yağ. Mustafa Kemal. hükümete eşi görülmemiş yetkiler veriyordu. yeter ki Meclis kendisine istediği yetkileri versin. sıcak . tiftik. Artık kentin merkezi sayılan Meclis'ten. öküz ve kağnıların hayvanlarıyla birlikte. Gün ağardıktan sonra Çankaya'ya dönmesinin tek nedeni. Yunan saldırısı sürerken Meclis'te sert tartışmalar oluyor ve muhalefet mebusları Mustafa Kemal'i cepheye gitmemekle suçluyorlardı. binek ve top çeken hayvanların. kalın bezler. katır ve yük hayvanlarının. Ziraat Mektebi'ndeki Genelkurmay başkanlığından yönetiyordu. yıkanmış ya da yıkanmamış yün. Milli Savunma Bakanı Refet Paşa sabahlara kadar orada cephe haberlerini alıyorlar ve Mustafa Kemal cephedeki komutanlara oradan emirler gönderiyordu. savaşı. O sıralarda böbrekleri ağrıyordu. çay ve mum stoklarının yüzde 40'ını orduya vermek zorunda bırakıldı. amerikan patiska. nohut. potin. Başka bir emre göre de tüccarın ve halkın elinde bulunan 'rengi ne olursa olsun çamaşırlık bez. yular. tıraş olmuş halde komutanlarının ve Meclis'in karşısına çıkabili-yordu." Paşa geçici bir süre için Millet Meclisi'nin elindeki yetkilerin kendisine verilmesini istiyordu. yazlık ve kışlık kumaşlar. sicim ve urgan stokla-rıvna el konacaktı. Tek umut. zeytinyağı. Ziya Gökalp'in niyeti Diyarbakır'a gitmek. yemeni. saman. gaz. dün Sakarya'nın ötesinde. Yine o günlerde. Ruşen Eşref bir araba beygiri bulmuştu. ütülü gömleğiyle. sabun. Sabahleyin yanındaki kumandanlar evlerine dönerken." diye homurdanmaya başladı.

Düşmanın o günlerde yaptığı saldırıların hepsi kırıcı ve ezici bir biçimde geri püskürtüldü. Mustafa Kemal yorgundu. 185 186 Sakarya Zaferi. Ankara'da cepheye gönderilen trenlerin lokomotiflerinde. îşte o sıralarda 100 km'lik cephe kurulmuş ve ordunun ana bölümü. Yunan ordusu hemen çekilmeye başladı." General Papulas umutlu düşler kurarken. Türk ordusu 22 gün. düşman ordusuyla ilişkiyi keserek Sakarya Nehri'nin gerisinde toplanmıştı. ama düşmanı yeneceğine tam bir güveni vardı. Yunan Başkomutanı Papulas ise Türk ordusunu yok ettiği kanısındaydı. Yunanlılar Türk ordusundan korkmamanın rahatlığı içindeydiler. kasaba ve köylerin dışında hiçbir şey elde edemediği için bir süre durup toparlanmayı yeğlemişti. ikinci aşaması henüz uygulamaya konmamıştır. Birinci aşama tam tasarladığımız gibi gerçekleşti. îşte onların bulundukları bu uyuşukluk anında. Yunan askerleri tüm cephelerde Türk ordusuyla teması keserek Batı'ya doğru çekilmek zorunda kaldı. Fevzi Paşa'yla birlikte Polatlı'daki eski başkumandanlık karargâhına gitti. Fevzi ve İsmet paşalarla birlikte Yunan cephesine yapılacak saldırının ayrıntılarını inceliyordu. Demek ki Anadolu'da bir direniş eylemi vardı ve Mustafa Kemal'in çevresinde oluşan yeni devlet. yeni birtakım gelişmelere yol açacak nitelikte bir olaydı. avurtları çökmüş. düşman yeni bir saldırının hazırlıkları içinde değildi. Yunan askeri topunu tüfeğini bırakarak kaçmaya başladı. 22 gece süren bir meydan savaşını kazanmış ve Yunan ordusunu perişan bir halde Sakarya bölgesinden kovmuştu. yakacak kok kömürü bile bulunmuyordu. Oysa bizim planımızın sadece birinci bölümü sona ermiş. yüzü bembeyaz olmuştu. Yunanlıların Anadolu'yu ele geçirme düşlerinin sona ermesi anlamına gelebilirdi. Durum birdenbire değişmişti. Mustafa Kemal orduya taarruz emrini verdi. bütün cephelerden saldırıya geçilecekti. Yunanlıların başarılarına güvenmiş olan büyük ülkeler için de bu bir düş kırıklığı yaratıyordu. Kayaş'taki söğütleri kestirerek trenleri işletiyordu. Bu Yunan yenilgisi. Yunan ordusu için büyük bir bozgundu. Birkaç gün sonra 13 Ağustos'ta düşman ileri yürüyüşe geçti ve dört gün sonra Türk ordusuyla karşı karşıya geldi. Mustafa Kemal işte o günlerde cepheye ulaştı. sonra da Ankara'ya gelerek Meclis'i ve Hükümet'i dağıtmak. Yunanlıların amacı Türk ordusunu kuşatarak yok etmek. işte böyle başlamış oluyordu. Yunan askerleri büyük bir direnişle karşılaştılar. Yunan ordu komutanları koşulların elverişli olduğunu düşündükleri 23 Ağustos sabahı büyük saldırıya geçtiler. Meclis 5 Ağustos 1921'de kendisine istediği yetkileri verdikten bir hafta sonra da. Fikriye de hiç uyumadan kendisini sabahlara kadar bekliyor ve ona birazcık moral vermeye çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa. Yunan ordusu da işgal edilen kent. Onlar zaman zaman yer yer ilerlediler. Gelen haberlere göre.bir banyo aldıktan sonra bir saat kadar dinlenebilmekti. Yunanlıların hazırlıksız oldukları bir kez daha görüldü. Paşa'nın cepheye gitmesi artık yeni bir umut kaynağı oluyordu. Sakarya Nehri'nin doğusuna yerleştim. Ortada ne yenen vardı ne de yenilen. Askerler o gün siperlerden sıçrayarak düşman mevzilerine saldırdılar. iki gün süren muharebede. Ama güçlü bir saldırıya geçmek için durumu elverişli bulmadığı için on gün kadar beklemede kaldı. Bu zafer. Şimdi ikinci aşama başlıyor. 6 Eylül'de Atina'ya yolladığı bir raporda şöyle diyordu: "Türk ordusunu yendim. Bu. Ama Türk ordusu düşmanın peşini bırakmıyor. Mustafa Kemal Sakarya Zaferi'nden sonra şöyle diyordu: . İstiklal Savaşı'nın dönüm noktasıydı.. Türk birlikleri zaman zaman geri cephelere çekildi. 'Sakarya Meydan Muharebesi' denen savaş. Milli Savunma Bakanı Refet Paşa. hiç de öyle küçümsenecek güçte bir devlet değildi. 10 Eylül'de Mustafa Kemal kesin kararını vermişti. onlar da inatla direnmeye çalışıyordu. ardından da bütün Anadolu'ya egemen olmaktı..

Yakın dostları onu kutlayacak söz bulmakta güçlük çekiyorladı. Mustafa Kemal Paşa Ankara'ya döndükten sonra. Yalnız öğle saatlerinde bazı milletvekilleriyle görüşme fırsatı çıkıyordu. Maliye Vekili Hasan Saka. derken Malta Adası'ndaki sürgünlerin dönüşü. o günlerin coşkulu olaylarıydı. Bu doktor." Sakarya Meydan Muharebesi'nin sürdüğü günlerde Fikriye. Çankaya'da hayatının en tatlı on ayını yaşadı. Adliye Vekili Refik Şevket çoğu zaman Millet Bahçesi'nde gezinirlerdi. milletvekillerinin ve askerlerin sorunları. Silâhlarımızı ancak amacımıza tümüyle ulaştıktan sonra bırakacağız. Mim Kemal Bey. Gülümsüyordu. Kendisi. Milletvekilleri genelde toplantıda oldukları için onlara ulaşmak da kolay olmuyordu. Üzerinde. Paşa her gün çok doluydu. başkaları tarafından da hakkımıza ve bağımsızlığımıza saygı gösterilmesini beklemekten başka bir davamız yoktur. 46 yaşında ünlü bir roman yazarıydı. 19 Eylül 1921'de Meclis'e geldi. Bunlar. Genç kadın onlardan haber alabilmek için bazan saatler boyu beklerdi. sırtında bembeyaz ve tertemiz ipek gömleği ve özenle bağlanmış kravatı vardı. 187 Mustafa Kemal o çayda Claude Farrere'e büyük ilgi ve yakınlık gösterdi. 1922 Haziranı'nda ünlü Fransız yazarı Claude Farrere Mustafa Kemal'le görüşmek istemiş. bazı günler 20-30 yaralıya neşter vurmak zorunda kalıyordu. Daha önce de İstanbul'a gelmiş ve İttihatçılara karşı Abdülhamit'i savunan yazılar yazmıştı. Azeri ve Gürcü Dostluk Paktı'nın imzalanması. Alkışlar ve coşkun gösteriler arasında Sakarya Zaferi nedeniyle kendisine' Mareşal Rütbesi' ve 'Gazi' unvanı verildi. Paşa da bu görüşmenin İzmit'te olmasını uygun bulmuştu. Meclis toplantıları. yeni Türk devletinin tarihine cihan tarihinde eşi olmayan bir örnek kazandırdı. Ama onu en çok mutlu eden olaylardan biri de Zübeyde Hanım'ın Ankara'ya gelişiydi. İstanbul Hükümeti'yle ilişkiler. Kendisini Türkiye'de bir dostluk çemberi içinde gör-188 mekten çok mutlu olduğunu belirttikten sonra şöyle dedi: "Efendiler. Çankaya'da. arkasından İzmit'te Fransız yazar Claude Farrere ile görüşme. arkasından Ankara'da Türk-Fransız Antlaşması. dünyanın tüm adaletsizlikleri bize yönelmişken bu zulme karşı Claude Farrere'in yüce sesi göklere yükseldi. nereden haber getirecekti? Fikriye bu yüzden günaşırı Meclis'e giderek bir şeyler öğrenmeye çalışıyordu. Mustafa Kemal Paşa Meclis'te yaptığı konuşmada şöyle dedi: "13 Eylül günü Sakarya Nehri'nin doğusunda düşman ordusundan eser kalmadı. O günlerde muharebe alanından Ankara'ya. ."Hiç kimsenin hakkına saldırıda bulunmadığımız gibi. Türklere büyük sempatisi vardı. başında astragan kalpağı. Claude Farrere İzmit'e geldiği yıl. Davullar zurnalar çalındı. 22 gün ve 22 gece aralıksız devam eden Sakarya Meydan Muharebesi. Ankara'da bir tek cerrah vardı." Mustafa Kemal Sakarya Zaferi'nden sonra Ankara'da coşkuyla karşılandı.. oyunlar oynandı. Hepsi de Fikriye'yi tanıyordu. çeşitli illerden görüşmeye gelenler. Onun onuruna İzmit'te bir çay partisi düzenlendi. Böyle bir şenlik hiç görülmemişti. yaralılara oralarda bakıyorlardı.. Ülkemiz ateşler içindeyken. Mösyö Claude Farrere Türkiye'nin gerçek ve ciddi bir dostu olduğunu açık bir biçimde kanıtlamıştır. Ik-tisat Vekili Celâl Bey. 22 günlük savaştan en ufak bir iz bile yoktu. Örneğin bazı bakanları Meclis'in karşısındaki Millet Bahçesi'nde dinlenirlerken görme olanağı çıkıyordu. Kızılay yeni yeni pavyonlar kurdurmaktaydı. Ermeni. Kars'ta Türk. Fikriye. Türk-Ukrayna Dostluk Paktı. 20 Temmuz 1922'de Büyük Millet Meclisi'nin kendisine başkumandanlık yetkisi vermesi. Ne var ki Çankaya'ya kim. tren ve arabalar dolusu yaralı taşınıyor ve bütün kadınlar onlara yardım edebilmek için hastanelere koşuyordu. Yine sırtında her zamanki avcı ceketi. her gün cepheden haber bekliyordu. Zafer haberleri Ankara'ya ulaşınca bütün halk bayram etti. dernek temsilcileri. Mustafa Kemal de Fransız kamuoyunu kazanmak için Claude Farrere'in desteğini elde etmeyi düşünüyordu.

Sonra birlikte Adapazarı'na gittiler. Ama Fikriye'yle karşılaşmanın birtakım sorunlar yaratacağını da biliyordu. Zübeyde Hanım. Makbule Hanım da kaç yıldır ağabeyini görmemişti. Makbule Fikriye'den tam on iki yaş büyüktü. . Bunun için de eniştesi Mecdi Bey'in İstanbul'a giderek Zübeyde Hanım ile Makbule'yi İzmit'e getirmesini istedi. Sonunda bu tatsız buluşma İzmit'te oldu. Fikriye de artık Mustafa Kemal'in dostluğuna güvendiği için Makbule'nin davranışlarına hiç aldırmayacak ve ona boyun eğmeyecekti. tıpkı benim kalbim gibi sizinle beraberdir. İzmit'e gitmeye can atıyordu." Mustafa Kemal'in kız kardeşi Makbule Hanım. Hemen bavulunu hazırladı. Düşmanlarımız Türkiye'yi yok edici darbeyi indirmek için fırsat bekliyorlardı. Fransa'ya döndükten bir süre sonra da Mustafa Kemal'e çektiği bir telgrafta duygularını şöyle belirtti: "Bütün Fransız milletinin kalbi. on yıl öncesinden başlayan gerginlikler vardı. o Mustafa Kemal'in yanında olacaktı. Aralarında. üç yıllık ayrılıktan sonra oğluna kavuşabileceği için çok mutluydu. Mecdi Bey eşi Makbule Hanım'ın Fikriye'den hiç hoşlanmadığını biliyor ve bir araya gelmelerinin gerginliklere yol açacağını düşünüyordu. devrimler yapan büyük bir ulusun seçkin evlâdıdır. diye dünya kamuoyunu aldatmaya kalkıştılar. İstanbul'da henüz düşman süngüleri ve tehditleri altında yaşayan zavallı vatandaşlarımızın unutulmaz acılarını duymuştur herhalde. subaylarını ülkemize soktular. Dünyada bağımsız bir devlet düşünülebilir mi ki içişlerine. Ama Fikriye'ye hiç söz geçiremiyordu. O da coşkulu bir konuşma yaptı. sefil ve darmadağın edilecekti. Ama Paşa'ya karşı çıkamayarak bu görevi üstlenmek zorunda kaldı. Zübeyde Hanım'ı önceden karşılamak amacıyla Fikriye ile Fuat Bey'i İzmit'e gönderdi. kendisine gösterilen bu sıcak ilgiden çok duygulandı ve Milli Mücadele'yi destekleyen yazılar yazdı." Claude Farrere Mustafa Kemal'i dinlerken çok heyecanlandı. Dünyada bundan daha mantıksız ve daha saygısız bir hareket düşünemiyorum. Bütün kalbimle ve içtenlikle size bağlıyım Paşa Hazretleri. Ama Makbule'ye söz geçirmesine en ufak bir olasılık yoktu. Hele Fikriye'nin Ankara'ya kaçıp Paşa ile birlikte yaşaması Makbule'yi çılgına döndürmüştü. halk tutsak edilecek. zalimdir. Kendisi.yordu. ama bizi hoşgörsünler. Fuat Bey iki kadın 189 arasında bir olay çıkmasından çok korkuyor ve Fikriye'nin Mak-bule'ye karşı saygılı ve hoşgörülü olması için elinden geleni yapı. yaşamak ve bağımsızlık için savaş veren ve bu kanlı savaş görüntüleri karşısında tüm uygar dünyanın duygusuz kaldığını gördükçe kan ağlayan insanlarız. düşman bilinenlerin değil. Fransa'nın politikası ne olursa olsun. horlanacak. Orada da onurlarına yemekler verildi. Makbule de Fikriye'nin Mustafa Kemal'e olan tutkusunu biliyor ve ağabeyinin günün birinde Fikriye'yle evlenmesinden korkuyordu. Soylu Fransız ulusu ise gerçeği algılamakta gecikmedi. Ama annesiyle birlikte İstanbul'da kalmıştı. Bir araya geldiklerinde mutlaka bir olay çıkacak ve iki kadın birbirlerine girecekti. Biz. Bu gerginliğin bir sebebi de Makbule ile Fikriye'nin annesi Vasfiye Hanım arasındaki anlaşmazlıklardı. uygarlığın gereklerini benimseme yeteneğinden yoksundur. "Bugün ülkemizde soruşturma yaptırmak istiyorlar. Ünlü Fransız yazarı. Paşa bu geziden yararlanarak annesini ve kız kardeşini de İzmit'e getirtecek ve hep birlikte Ankara'ya döneceklerdi. Türkiye parçalanacak. Türkler vahşidir. Fikriye zaten inatçı bir kızdı ve Makbule'den hiç hoşlanmıyordu. Her türlü iftiraya hazırdılar. Türkiye ve Türkiye halkı ile yürekten ilgilenen bir kişinin Türkiye' de yaşanan üzüntüleri yakından görmek istemesi zaten beklenirdi. Mustafa Kemal. dostlarının bile karışmasına izin versin? "Değerli dostumuza neşeli sözler söylemeyi çok isterdim. o dönemde Mecdi (Boysan) Bey'le evliydi.özgürlüğü ve bağımsızlığı tüm dünyaya tanıtmak için kanlar döken.

Bu konuda Fikriye'nin Paşa üzerinde bir baskısı olmadı. Zübeyde Hanım'a Köşk'te bir oda ayrılmış ve Fikriye bu odayı zevkle döşeyip süslemişti. Makbule Ankara'ya gelecek olursa. Zübeyde Hanım. yaverler. Makbule ise Fikriye'ye çok soğuk davrandı. Kesin bir tercih yapmak zorundaydı: Fikriye mi. Ne olursa olsun sonuna kadar idare edecekti. çarpıntısı vardı. Fuat Bey. Makbule'yle ilgili hiçbir söz söylemedi. artık kayınvalidesi gibi davranıyordu. Zübeyde Hanım bu yüzden Köşk'ün pek tadına varamadı. Ya verem olduğu anlaşılır da Paşa onu bir sanatoryuma göndermeye kalkarsa? Ya Paşa hastalıktan çekinerek ondan uzak durursa? O zaman ne olurdu ilişkileri? Mustafa Kemal'i yitirmek ona hastalıktan da korkunç görünüyordu. Zübeyde Hanım'ı kendi öz anası gibi sevgiyle kucakladı. uygun bir biçimde bu kavga olayını anlattı. orduyu denetlemeye gideceği günlerde yatağa düşmüştü. Fikriye hasta olduğunu biliyor ama bunun duyulmasından ödü kopuyordu. Sarılıp öpüştüler. Mustafa Kemal kararını önce annesine duyurdu ve Makbule'nin Çankaya'da huzursuzluk yaratacağını anlattı. sık sık başı dönüyordu. Köşk'te Fikriye'yle nasıl bir arada yaşayabilirdi? Zavallı Fikriye buna nasıl katlanırdı? Ertesi gün Paşa İzmit'e gelince. Fikriye. Mustafa Kemal daha İzmit'e gelmemişti. mart sonlarında ateşi yükselmiş ve tam Mustafa Kemal'in Garp Cephesi'ne. Mustafa Kemal Fikriye ile Makbule'nin birbirlerini hiç sevmediklerini biliyor ama işin bu dereceye varacağını beklemiyordu. Paşa zaman zaman ondaki bu halsizliği. Köşk'e doktor arkadaşlarından birini çağırmayı öneriyor ama Fikriye bu düşünceye şiddetle karşı çıkıyordu. Ankara'da artık yakıcı sıcaklar başlamıştı.Fikriye. Belki de kardeşinden kendisine verem geçmişti. Fikriye'nin sağlık durumu hakkında kendisine sürekli haber iletilmesini istedi. öksürdükçe ve halsiz düştükçe bunalımlara düşüyor ama Paşasma bunu hiç belli etmemeye çalışıyordu. İzmit'ten İstanbul'a dönecekti. Böyle davranması da onun Mustafa Kemal'in gözünde daha büyük bir saygınlık kazanmasını sağladı. yitirdiği eşi Ragıp Bey'in yeğeni ve ondan bir anı olarak sevmiş ama oğluna eş olmasına hiç gönlü razı olmamıştı. Hastalığını gizlemesi yine de kolay değildi. O yüzden de hep sağlam insan rolü oynuyordu. En büyük korkusu. küçük kardeşi Jülide gibi vereme yakalanmaktı. neşesizliği. Ertesi gün Paşa. Zübeyde Hanım'ın bu kayınvalidelik tanımından hiç hoşlanmadığı ise ilk günlerde hiç belli olmuyordu. Makbule Ankara'ya gelmeyecek. Aslında Fikriye'nin sağlık durumu da uzun süredir parlak değildi. annesine ve kız kardeşine kavuşmanın heyecanını yaşadı. Artık Ankara'ya dönüş zamanı gelmişti. Fuat Bey daha tatsız olayların çıkmasını önlemek için akşam rakı sofrasında. Paşa'ya. Birkaç ay önce de. Paşa. Paşa Fikriye'yi yatakta bırakarak cepheye gideceğine çok üzülüyordu. Ama Makbule huzursuzluk içerisindeydi. Mustafa Kemal cepheye gider gitmez. Meclis başkanlığının özel kalem müdürü Hayati Bey Fikriye'nin karşı gelmesine aldırmayarak Köşk'e bir doktor 191 . Fikriye'yi. Her an aralarında bir fırtına kopabilirdi. Fuat Bey bu tatsız olaydan dolayı çok üzgündü. Ana oğul artık özlem gidereceklerdi. Kesik kesik öksürüyor ve çok çabuk yoruluyordu. Benzi de günden güne solup sararıyordu. Zübeyde Hanım oğluna kavuşmaktan o kadar mutluydu ki Makbule'nin İstanbul'a dönmesinin hiç üzerinde durmadı. Sevgili Zübeyde Yengesine. Nitekim ertesi gün hiç yoktan bir nedenle iki kadın birbirlerine girdi. Yorgundu da. paşalar ve milletvekilleriyle birlikte Ankara'ya döndü. Zübeyde Hanım'ı Doktor Adnan ve Doktor Refik beylere muayene ettirdi. bazen de ateşinin yükselmesini fark edince. Çankaya her ne kadar yüksekte ve havadar bir durumda ise de yine gündüzleri bağda ve bahçede gezinmek çok bunaltıcı oluyordu. Makbule mi? Kararını vermekte güçlük çekmedi. Eski canlılığı kalmamıştı. Onlar da kalp durumunu pek beğenmediler ve birtakım ilâçlar verdiler.

bir yandan da seslerini yükseltmeden. Her şey eskisi gibi devam ediyordu. şu kadar da devemiz olsa bu işi yapabiliriz. "Fikriye'ciğim. Sen hiç merak etme. neden düşmanı denize kadar kovalamadık?" diyorlardı. Bu kez de konu düşmanın neden Anadolu'dan atılmadığıydı. Bırak muhalifler ordunun kokuştuğunu. Bu olaydan sonra da Fikriye hep sağlıklı görünmeye çalıştı. İzmit dönüşü yine bu rolü oynuyordu. Ordu ne haldedir? Gerçekten taarruz edemeyecek mi?" Mustafa Kemal Paşa o günlerde Meclis kürsüsünden yaptığı bir konuşmada bütün bu söylentilere ve sorulara yanıt olarak şöyle dedi: 193_ "Ordumuzun kararı taarruzdur. böyle bir karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin ülkeyi felâkete sürükleyeceğini söylesinler. öksürdü-ğünü söylemeyerek doktoru yanılttı. Biz hazırlanıyoruz." O aylarda Bakanlar Kurulu başkanlığına getirilen Rauf Bey ise Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle diyordu: "Gerçek durumu hiç olmazsa bana söyle. "Mustafa Kemal Meclis'in kendisine tanıdığı olağanüstü yetkileri yitirmemek için savaşı sona erdirmek istemiyor. Bir böbreğinin de zayıf olduğunu söyledi. Ertesi günü hep birlikte Ankara'ya dönüldü." diyorlardı. 23 Temmuz günü.. Birlikte durumu incelediler. çok yakında taarruzu başlatacağız. cephe dönüşü yoğun işler arasında bu durumu fark edemedi. Bir yandan Zübeyde Ha-nım'la yakından ilgileniyor. Niçin duruyoruz?" Bazıları da şöyle diyordu: "Taarruz bir deliliktir. İsmet Paşa kendisini bekliyordu. Mustafa Kemal. Durum ona da anlatıldı. "Paşam daha ne bekliyorsunuz taarruzu başlatmak için? Herkes bunu çok merak ediyor." Mustafa Kemal Paşa taarruz hazırlıklarını ve tarihini herkes-den gizliyordu. 'Böbrek zafıyeti'nin bakımı yoluna gidilmesini önerdi. Ordunun hazırlıkları son haddine varmıştır. Bütün kumandanlar taarruza hazır olduklarını söylüyorlardı.. öte yandan da Paşa'nm bütün Köşk hizmetlerini yürütüyordu. özel Kalem Müdürü Hayati Bey. Türlü söylentiler çıkartılıyor. Akşehir'de Garp Cephesi Karargâ-hı'na gitti. Hazırlıkları yeniden gözden geçirdiler." diyordu. Bunları söyleyenler. ama yok!. Fakat bu taarruzu geciktiriyoruz. "yoğun bir çalışma içindeyim. Artık Bakanlar Kurulu'na bilgi vermenin sırası gelmişti. Mustafa Kemal Paşa'ya bir tel çekerek. Röntgen çekilmesi de o koşullarda biraz olanak dışıydı. ne annesinin haberi vardı ne de Fikriye'nin. Sen hiç telaş etme. 6 Ağustos günü Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa. Kurul GVF13 . Kâzım Paşa zaten böyle bir toplantıyı sabırsızlıkla bekliyordu. Sebebi hazırlıklarımızı tamamlamaya biraz daha zaman bulmaktır. bütün ordulara taarruza hazır olmaları için gizli bir emir yolladı. Efendim. Ama hazırlıklarımız düşmanın kulağına gitmesin diye bundan hiç kimseye söz etmiyorum. Doktor. Ne diye boşu boşuna kan dökülsün?. Milli Müdafaa Vekili Kâzım (Özalp) Paşa Akşehir'e geldi.. 'Fikriye Hanımefendi'nin yataktan kalktığını ve endişe edilecek bir durum olmadığını' bildirdi. 1 Ağustos günü. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da iki gün sonra oraya geldi. Ankara-îzmir arası 800 kilometredir. Bu durumda hastalığının nedenini anlamak kolay değildi.. kendisinin sıtma olduğuna karar verdi. Fikriye ise hastalığını dostlarından bile gizledi. Fikriye ona zaman zaman. Görüşleri alınması uygun görülen ordu ve kolordu komutanları da bir futbol maçını izleme bahanesiyle Akşehir'e çağrıldılar. nereye gittiğini Ankara'da yine hiç kimseye söylemeden. Bundan. Efendim yüzde 25 zafer ihtimaliyle bir taarruzdan bile yanayız ama ne yazık ki o kadar ihtimal bile yok.getirdi. O dönemde yine Meclis'ten homurtular yükseliyordu. "Mademki Sakarya Savaşı'nı kazandık." Bu sözleri duyunca Fikriye'nin yüreğine su serpiliyordu." dediği zaman da Paşa. Mustafa Kemal.. Bizim şu kadar katırımız. kıpırdayacak hali olmadığını. Bu yolu alırken askeri neyle besleyeceğiz? Zaten ordumuzun taarruz kaabiliyeti de yoktur. "Tabii..

"Savaş başlayıncaya kadar hepsi bizimle geldi. Ben de ordumuzu baştan sona gözden geçirdim. Tümen komutanı. Sandılar ki ordumuz kıpırdayacak halde değildir.. kadınlara erkeklerin niçin gelmediklerini sordu ve bu ağır işe kadınların dayanamayacağını söyledi. Avrupa'daki başka temsilcilerimizden de aynı türde raporlar aldım. . genç ihtiyar tüm halk yollara dökülmüş. Anadolu Ajansı ve Hakimiyet-i Milliye gazetesi. bu hazırlık olayını şöyle anlatıyordu: "Bize ayrılan bölgede 300 kağnı tespit ettik. Ondan hiçbir şey gizlemiyordu. Bunun üzerine saldırı kararını uygulamaya karar verdik. Emrinize biz düştük. Onlar da. gidip cepheyi dolaştı. Düşman ordusunu izleme konusunda verdiğimiz kararı bugüne kadar saklı tuttuk. "Fethi Bey bana bir rapor vererek. "Meclis'imizin amacının kan dökülmeden ulusal hedeflere ulaşmak olduğunu biliyorum. O dönemde Yedinci Tümen Karargâhı'nda çalışan Kurmay Binbaşı Cevdet Kerim (Incedayı). Sandılar ki Meclis'imiz ve Hükümet'imiz umutsuzdur. 'ulusal amaçlarımıza ancak askeri eylemle ulaşabileceğimizi. Ama ben onların bu yanılgılarından dolayı umutsuzluğa kapılmadım.' bildirdi. Neydi Mustafa Kemal'in o sözünü ettiği hazırlıklar? Eli silah tutan. hedefimiz düşmanı yurdumuzdan kovmak mıdır." Başkumandanın bu sözleri alkışlarla karşılandı. Gazi 17 Ağustos'ta Ali Fuat Paşa'yı Köşk'e çağırarak durumu anlattı. kan dökülmeden soruna barışçı yollarla çözüm getirmek için tüm girişimleri yapmak gerekiyordu. kadın erkek. askeri kuvvetlerimizi kullanmadan. Bunları savaş sırasında derhal kullanabilmek için sahiplerine bir deneme çağırışı yaptık. En derin uykudaydılar. Hataya düşüyorlardı. cepheye cephane taşıyordu. amacımız düşman ordusunu kaçırmak değil. "Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleri. kağnılarla ya da sırtta. "Ama görüşmelerimiz Londra'da ters anlaşıldı. 24 saat sonra tam 250'si geldi. Mustafa Kemal toplantıda ayrıntılı bir konuşma yaparak şunları söyledi: 194 "Hedefimiz Yunan ordusunu kutsal ocağımızda tümüyle boğmaktır. Yollarda doğuranlar da oldu." Gazi'nin cepheye gidişi Meclis'ten bile gizli tutuluyordu.. İngilizler. gerek Londra'da gerek bütün devletlerin başkentlerinde yetkili kimselerle görüşerek barışı sağlamak için tam yetkiye sahipti. Eksiklikleri tamamlamak. Düşmanı yenmek ve aralıksız İzmir'e kadar izlemek için tüm önlemleri aldık. O zaman kesin saldırı hazırlığı için emir verdim. Bu amaçla Fethi Beyefendi'yi Londra'ya gönderdik. koşullan ve araçları uzun mesafeler içinde hızlı hareket etmeye müsait değildi. Böyle günlerde bize bu kadarcik iş düşmesin mi?' dediler. yakalayıp boğmaktır. tutmayan. Düşman siperlerini. Bazıları. Bu yılın ortalarında ordumuz düşman ordusunu yenip bozguna uğratmak için gereken güç ve kuvveti kazandı. Artık askeri hareketin zorunlu hale geldiğini anlamıştık. öküzleri olmadığından kağnılara ineklerini koşmuşlardı. çoğu da kadındı. Fethi Bey. bu çabalarımızın zayıflığımızdan ileri geldiğini sandılar. Böylece bütün bakanlar Gazi'yi onaylıyor ve ona destek oluyorlardı. yük taşıyacak durumda olan çoluk çocuk. Gazi'nin 20 Ağustos akşamı Çankaya'da bir çay ziyafeti vereceğini ilân ettiler. Öyleyse efendiler. hazırlıkları bitirmek için zaman ayırmak gerekiyordu. 'Erkeklerimiz askerde.derhal toplantıya çağırıldı. Bronşit olduğu için Medis'e gelemeyeceğini bildirmesini istedi. yoksa kıstırıp yok etmek mi?" "Arkadaşlar. Kararımız. Onların bu yanılgılarını eylemle düzeltmeyi yeğledim. Sürücülerinin bir bölümü çocuk ve ihtiyar. Sandılar ki ordumuz güçsüzdür. son düşman erini ülkemizden kovuncaya kadar saldırıyı sürdürmektir. Ordumuzun durumu. Bu tüm seferberlikti. düşman ordusunu inceledik." Bakanlar Kurulu'ndan bir soru yöneltildi: "Paşa Hazretleri.

Tel örgüler ve engeller birkaç dakika içinde aşıldı. tam başarılı yapılmıştı. Tel örgünün gerisindeki Yunan askerleri süngüden geçirildiler. Bir de baktılar ki orası Türk ordusunun askeri kaynıyor. hedefiniz Akdeniz'dir!" diye haykırdı. Gece yarısından sonra saat l'de herkes ayaklanmış sabahı bekliyordu." dedi." diye komut verdi. Gazi ile Fevzi Paşa atlarından indiler ve birer gemici fenerinin ışığında son kez haritayı incelediler.Mustafa Kemal Paşa 18 Ağustos günü Tuz Gölü üzerinden Konya'ya gitti." Saat 5'e geliyordu. Saat 4." dedi. Gece yarısına doğru da bütün birliklerden taarruza hazır olduklarını bildiren raporlar geldi. hep birlikte kumanda için seçtikleri tepeye çıktılar. "Askerlik hayatımda. Saat 4." diye haykırdı. Fevzi Paşa Kuran'dan başını kaldırarak. Bir ölüm kalım savaşı başlayacaktı az sonra. "artık topçu ateşe başlayabilir. "Ateş." diye telefonla. Gazi. Fevzi Paşa tam o sırada koynundan hiç ayırmadığı Kuranı Kerim'i çıkartıp bazı sayfaları fenerin ışığında son bir kez okudu. Kafilenin başına ve sonuna ellerinde fener birer atlı konmuştu. Kocatepe 195 çok yakınlarda bir yerdeydi." dedi. Onlar da Paşa'nın çadırına geldiler. "Demiryolunu hemen tahrip edin. Kahve takımını da unutma. Fevzi Paşa ve İsmet Paşa çadırların önüne kurdukları bir masa üze. Az sonra Gazi. böylesine kusursuz yönetilmiş bir topçu ateşi az gördüm. Ayağa kalktı ve Gaziye dönerek. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da oradaydı. birkaç saat sonra da Be-lentepe ele geçirildi. hurçlara koy. Gazi. Engel olun ve ele geçirin." dedi ve Kuran okumayı sürdürdü. Topçu ateşi yarım saat kadar sürdü. Baskın. Gazi ve Fevzi Paşa dürbünlerin önünde yer aldılar. Oradan bütün her yer görülebiliyordu.Topçular Yunan mevzilerini dövüyorlardı. Atlar kişniyor.30 olmuştu. Başkumandan. Onlardan hiçbir karşılık gelmiyordu. "Şimdi de piyadeyi yoklayınız. "Topçuları yoklayınız. "Hocam topçu hazır. Bir anda yer gök top sesleriyle inlemeye başladı. "Karşınızda üç düşman bataryası var. Sen biraz kuru yiyecek al. 25 Ağustos günü Afyon'un Şuhut kasabasına gidildi. O sırada bazı Yunan birlikleri trene bindirilmiş. Kocatepe'ye yaya çıkılacaktı. "Vakit nasıl hocam?" diye sordu. dürbününün başından ayrılmadan gelişmeleri izliyordu. Ateş kesilir kesilmez Başkumandan. bir yok etme ateşiydi. Otlar kavruluyor. Kocatepe'ye uzanan yoldaki boğazı geçince. uzaktan postalların tok sesleri duyuluyordu. "Süngü tak. Fevzi Paşa'ya piyadelerin de hazır olduğunu söyledi. Gazi topçuları yokladıktan sonra Fevzi Paşa'ya. Bir saat sonra Tınaztepe alındı. Beni saat ikide uyandır. Saat 3'te Mustafa Kemal Paşa ve yanındaki paşalar gece karanlığında atlara binerek Kocatepe'ye yollandılar. Ondan sonra. emir eri Ali Metin Çavuş'a: "Çocuk. Gece yarısı Gazi. Ali Çavuş saat 2'de Gazi'yi uyandırdı. Uşak yönüne götürülüyordu. Gazi Kocatepe'den bunları görünce. Kocatepe yedi kilometrelik bir yerdeydi. sessizce yola koyuldular. Bir ara telefona uzanıp. Kaçmalarına engel olun. Fevzi Paşa bu kez de başını kaldırarak. fenerleri söndürdüler. Bir süre sonra da Fevzi Paşa ile yaverleri uyandırdı. Birinci ve ikinci ordu karargâhlarını denetledikten sonra 20 Ağustos'ta Batı Cephesi karargâhı Akşehir'e ulaştı.30'a yaklaşırken Mustafa Kemal Paşa Fevzi Paşa'ya. çekilmek üzereler. . Akşam ortalık kararırken Gazi. Piyadeler derhal süngü takarak Yunan mevzilerine sıçradılar. Yunan ordusu buralardaki mevzileri bırakarak geri çekiliyordu. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. Bu. "valizler ve eşyalar burada kalacak. Fevzi Paşa Kuran'ı göğsüne yerleştirmiş dua ediyordu. "Paşa Hazretleri" dedi." Ertesi gün taarruzun başlayacağı bilindiği için kimsenin gözüne uyku girmiyordu. ilgili birliklere seslendi.rinde durumu son bir kez gözden geçirdiler." diyordu. havada telâşlı kuşlar uçuşuyordu. Kısa bir süre sonra Gazi ve diğer paşalar Kocatepe'deki gözetleme yerine gelmişlerdi. hayırlı olsun. kahvesini verdi. İnşallah zafer bizimdir.

Sonunda boşaltılmış bir köye vardılar. Mustafa Kemal Paşa ve paşalar eve yaklaşırken içeriden yaşlı bir karı koca çıktı.' demek istemişti." Yani Fevzi Paşa. Bozgun başlamış gibiydi. belediyenin önünde coşkulu bir konuşma yaptı. "Yunan mevzileri ve piyadeleri koşarcasına kaçıyorlar." Fevzi Paşa tehlikeyi göze almaktan çekiniyordu. "Acele etmeyelim. Mustafa Kemal onunla telefon bağlantısı kurarak. Artık sıra Afyon'un kurtarılmasına gelmişti. Şaşkınlık içinde kalan yaşlı karı koca. ellerini öptüler." diye yanıt verdi. içinde yalnız bir köpek vardı. Yeniden telefona sarıldı. Bu alay orada harikalar yarattı ve düşmana karşı hiç ateş kullanmadan süngüyle saldırıya geçti. yollarda Yunanlıların bıraktığı silah ve çeşitli araçlara el koyuyordu. Başkumandan Afyon'un alınması için sabırsızlanıyor. Mustafa Kemal.Yunanlılar gafil avlanmışlardı." diye haykırıyordu. "hemen kalkıp Afyon'a gidelim. Bir ara Fevzi Paşa'ya dönerek." Yunanlıların bıraktığı arabanın. Ama Gazi'nin morali hiç bozulmamıştı. ama Yunan askerleri de yer yer karşı saldırıya geçerek Türk birliklerinin ele geçirdikleri tepeleri geri alıyorlar ve kanlı çarpışmalar oluyordu. Öteden beri köpekler düşkün olan Mustafa Kemal: "Bu köpeği alıp götürelim. Kumandanlardan oluşan kafile Eskişehir'e doğru ilerlerken. Yunanlılar toplarını ve cephanelerini bırakarak kaçmak zorunda kalmışlar ama köyleri de ateşe vermişlerdi. ufak bir buji bozukluğundan yolda kaldığı anlaşıldı." Belentepe ve Tınaztepe çevresinden sonra. Gelenlerin kimler olduğunu anlayınca çok heyecanlandılar ve gözyaşlarını tutamadılar. Şaşkına dönmüş olan köpek yeni gelenleri sevgi gösterisiyle karşıladı. O tepeye saldıran tümenin başında. "Hocam bakınız. "Paşam. sabahleyin yapılacak bir iş kötü görünse de daha başarılı olur. Gazi de ona uyarak sabahı bekledi. "Yaşasın Gazimiz. Ali Metin hemen . konuklarını nasıl ağarlayacaklarını bilemiyorlardı. Önce Gazi ve Fahrettin Paşa. "Paşam." diye emir verdi. Bir yerde yeni bir otomobile rastladılar. Gazi'nin hedefi Kuzey'e doğru uzanarak Yunan ordusunu kuşatmak ve izmir'e kaçmasını önlemekti. Mevziler aşıldı. "yedeğe alın hayvanı. Gazi'yi arabasından indirip kucakladılar. Köpeğe 'Trikupis' adı verildi. Reşat Bey. arkadan da yaverler odaya girdiler. yeni güçlendirme kuvvetleri alarak Tmaztepe'yi geri aldılar. Askerler arabayı hemen tamir ederek kafileye kattılar. Gazi'nin emir eri." dedi. Afyon halkı Türk ordusunu coşkuyla karşıladı. Yaşasın Türk ordusu. Bu kez de 57." dedi. Kafile güçlükle ilerliyordu. Gazi'ye köpeği götürdüler. 27 Ağustos sabahı saat 5'te ordu Afyon'a girdi. Kafile. "Ne yapıp yapıp Afyon'u ele geçireceksiniz." dedi. ama bunun çeşitli sakıncaları olabilir. koşmaca oynuyorlar sanki. Yunan askerleri şaşkına döndüler. yarım saat sonra hedefin hâlâ ele geçirilmemiş olduğunu görüyordu. bozuk yollarda çok güç ilerliyordu. Gazi çok keyifli görünüyordu. Yalnız bir evde ışık görünüyordu. sıra Çiğiltepe'nin alınmasına gelmişti. alkışların sonu gelmiyordu. Süt getirdiler. "akşamın hayrından sabahın şerri iyidir. Gazi. Alayı cepheye sürdü. Yaşasın şanlı asker. 198 "Niçin hedefinize varamıyorsunuz?" diye sordu. "yarım saat sonra hedefe varacaGazi. Afyonlular. Bir süre sonra da Fevzi Paşa'ya. Bu kez kendisine Albay Reşat Bey'in bir veda mesajını okudular: "Yarım saat içinde o mevzileri alacağıma dair size söz verdiğim halde sözümü yerine getiremediğim için yaşayamam!" Akşama doğru Yunanlılar. Kema-lettin Sami Paşa'ya. Yeniden süngü hücumu yapıldı ve Tınaztepe ile Çiğiltepe o akşam düştü. 'Akşamın karanlığında kolayca bir iş yapmak hayırlı görünebilir. Akşam olmuştu." dedi. Gazi'nin Muş'tan ve Suriye'den arkadaşı Reşat Bey vardı.

Yunan kuvvetleri dört bir yandan sıkıştırılarak Dumlupınar'a itilmişlerdi. îşte o gün yapılan savaşa. Bütün Yunan mevzilerinde büyük bir korku ve karmaşa göze çarpıyordu. Ordu. Gazi. bütün kapalı ve örtülü yerler terk edilmiş toplar. Gelişmeler çok olumlu ve umut vericiydi. Yunan Orduları Başkumandanı Trikupis ise sekiz bin kadar askeriyle çemberi yarabilmek için hangi yönde çekilmesi gerektiğine karar veremiyordu. "ne demek? Sen bizi analığa babalığa kabul ettikten sonra biz de seni seve seve evlatlığa kabul ederiz. Askerin erzak ve cephanesi tükenmişti. Sabah 6. Yer yer topçu ateşi oluyor. Yaşlılar. ovanın kuzeyinden ve güneyinden ilerleyen avcı kuvvetlerinin süngülerinde güneşin son ışıklarının parladığı görülüyordu. Bunların arasında yığınlar oluşturan ve karargâhımıza gönderilen esir ka-fileleriyle burası bir mahşeri andırıyordu. Paşa geceyi orada geçirmeye karar verdi. Çal köyü alevler içinde yanıyordu. beni evlatlığa kabul eder misiniz?" diye şaka etti. Yunan askerlerini kuzeyden. otomobiller. düşman mevzilerini cehenneme çeviriyordu. "Elbette Paşam.30'da büyük taarruzun başlatılmasına karar verildi. Köylüler. onun ardından piyadeler süngü hücumuna geçiyor." Ertesi gün çarpışmalar yeniden başladı." dediler. 26 Ağustos sabahı başlayan ve beş gün süren meydan muharebesi böylece sona ermiş ve Yunan kuvvetlerinin büyük bir bölümü yok edilmişti. 'Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Muharebesi' adı verildi. Fevzi." Mustafa Kemal Paşa. karargâhta çeşitli rütbelerdeki esirlerle görüşüyordu. sonsuz araç ve malzemeyle doluydu. Gazi hemen Fevzi ve İsmet paşaları yanına çağırttı. Üç kumandan gece yarısından sonra durumu değerlendirdiler. Trikupis'in yönetimindeki askerler bir kilometrelik bir gedikten geçerek Uşak yönünde kaçmaya başladılar. güneyden ve batıdan kıskıvrak çevirecek bir duruma gelmişti. bütün dereler. Yere battaniyeler serildi. kanlı bir kıyametin kopmak üzere olduğu anlaşılıyordu. Ordumuzun kazandığı zaferin azameti ve buna karşılık hasım ordusunun uğradığı felâketin dehşeti beni çok duygulandırdı. Ateşli. Gazi'nin belirttiğine göre. Başkomutan .Paşa'ya sütlü kahve hazırladı. Afyon belediye binasında biraz yatıp dinlenmeye karar verdi. Orduda panik baş göstermişti. Ama kolay mı başkumandanın uyuyabilmesi? Gece yarısı Garp Cephesi Harekât Şubesi Müdürü Tevfik (Bıyıklıoğlu) Bey kendisini uyandırarak son durumu anlattı. Sırtların gerisindeki bütün vadiler. Başkumandan'in bulunduğu tepeden." diye yanıt verdiler. karşı tepelerde son bir gayretle çırpındığı anlaşılıyordu. Kemalettin Sami Paşa ile Derviş Paşa'nın yönetimindeki güçler adım adım ilerliyordu. 30 Ağustos günü saat 14'te. 29 Ağustos gecesi Gazi. o gün. düşman toplarının ve mitral-yözlerinin ateşlerinde artık öldürücü güç kalmamıştı. Yunan askerinin büyük bir bölümü Adatepe'de yok edilmişti. süvariler de düşman mevzilerine girerek kılıçla Yunan askerlerine sal199 200 I diriyorlardı. Aralarında bir de kurmay subay vardı. Pa-• şa ona çay ısmarladı. Bunlar cana kıyan katillerdir. Dumlupınar ya da Zafertepe denen tepeye geldi. Savaşı oradan yönetecekti. Yunan Başkumanda-n'ının. Fahrettin ve Nurettin paşalar da genelde Ga-zi'nin yanında oluyorlardı. "Yok. "Benim de annem babam yok. Düşman kuvvetlerini tamamıyla sarmak ve düşmanın inatla savunduğu tepelere süngü hücumuyla girerek kesin sonucu almak gerekiyordu. Türk topçularının kesintisiz ateşleri. Gazi bu yaşlı insanların konukseverliğinden çok duygulanmıştı: "Sizin hiç kimseniz yok mu?" diye sordu. Başkumandan. Mustafa Kemal Paşa ertesi gün savaş alanını gezerken üzülmekten kendini alamadığını şöyle belirtiyordu: "Herhangi bir asker için bu bir üzüntü konusudur ama Tanrı bunlara bu yazgıyı biçtiğine göre burada bu duruma düşenler asker değildir. Demek ki artık son saldırıya geçmenin zamanıydı.

artık oraya gitmelerinin bir anlamı kalmamıştı. İsmet Paşa ve Fevzi Paşa ile buluştu. Zaten kalan son birlikler darmadağın olmuş. yıkık bir evin arkasında Gazi. çay bardağı elinden düştü ve bayıldı." dedi ve ateşkes emri verilmesini istedi. Mustafa Kemal Paşa savaşı kazanmış olmanın mutluluğu içinde. "Yanında 2. Oradan uzaktaki çarpışmalar izleniyordu. Trikupis ve General Dige-nis artık çıkış olanağı kalmadığını görüyorlardı. Muharebe durumunu yakından görmek için ordu kumandanını yanma alarak gözetleme tepesine çıktı. Kırık kağnıların döşe201 I melerine ilişerek durumu gözden geçirdiler. "Derhal kendilerini teslim alırız. yeni istihkâmlar kazdırıyordu." dedi. Bunun üzerine Türk birlikleri Yunan askerlerini kuşattılar. dört bir yana savrulmuşlardı. Trikupis'le birlikte tüm düşman generallerini kesinlikle esir alsın. teslim olmaktan başka çare kalmadığını anladı. O sırada orada bulunan Nihat Bey adındaki bir yüzbaşı. yanında bulunan ordu komutanına." dedi. Elma Dağı üzerinden beyaz bayraklarla birkaç düşman askerinin yaklaştığını görünce hemen toparlandı. "Buyurun." dedi. Artık süngü hücumlarını çok yakından izleyebiliyordu. dayanacak durumda değiliz. Mustafa Kemal Paşa ise heyecan içindeydi. "Yanında kimler var? Kuvvetiniz ne kadar?" diye sordu. Paşa savaşın içinde olmak için can atıyordu. Teslim olmak istiyor. yaverler ve bir tümen asker var. Oysa Uşak bir gün önce kurtulmuştu. Ertesi gün Uşak kurtuldu. İki emir eri ve bir subay. Trikupis'in karargâhındaki bir kurmay albay. Yunan subayının yanında bulunan askerlerden biri Türkçe biliyordu. "Hay hay." . kurmay subaylar. işte o sıralarda Paşa'ya Trikupis'in esir edildiği haberi iletildi. öte yandan da ordunun bütün ağırlığıyla İzmir'e yürüyeceklerdi. Karargâh oraya taşındı. Bir yandan Bursa yönüne çekilen kuvvetleri mahvedecekler. General Trikupis nasıl esir edilmişti? Dumlupınar yenilgisinden sonra Trikupis'in niyeti çevresinde kalan son 5-6 bin askerle Uşak'a ulaşmaktı. beyaz bayrak açarak Türk mevzilerine yaklaştılar. Paşa'nın ordu kumandanına verdiği bu emri duyunca. "Cephanemiz tükendi. Daha fazla kalamadı o tepede ve otomobiline atlayarak mevzilere yaklaştı. Bu arada köylüler Trikupis'in yönetimindeki askerlerin batı yönünde gittiğini görüp 4.kendisini sorgularken subay ağzından bir şeyler kaçırdı ve General Trikupis ile General Dige-nis'in Türk birliklerinin kuşattıkları çemberin içinde olduklarını söyledi. askerin bu umutsuz durumda isyan ederek son kurşunlarını kendi subaylarına karşı kullanmalarıydı. Kurmay albayın korktuğu bir olasılık da. 31 Ağustos öğle üzeri Çal köyünde. Halit Bey de karşısında beyaz flamalı bir Yunan subayını görünce şaşırdı. Yunan kurmay subayı biraz Türkçe anlıyordu. Yunan Başkomutanı Trikupis. durumun umutsuz olduğunu anlayınca General'e. "Derhal Kemalettin Sami Paşa'yı bulunuz. Askerler de başarıdan başarıya koşuyorlardı." diye emir verdi. Boş yere askeri kırdırmayalım. Kolordu'ya haber ulaştırdılar. Bunu duyan Gazi. "Kumandanım." dedi. Kolordu Komutanı General Digenis." Birlikte Tümen Komutanı Yarbay Halit (Akmansu) Bey'in bulunduğu Bölmelik Tepe'ye yürüdüler. Kazanılan meydan muharebesinin bütün savaşı sona erdirebilecek çapta olduğunda 202 görüş birliğine vardılar. "Hemen getirsinler buraya." Halit Bey. "bizi General Trikupis gönderdi. Yunan askerleri Nihat Bey'e Başkomutan'ın teslim olmak istediğini söyleyince Nihat Bey biraz şaşırdı ve hemen. "sizi komutana götüreyim. Tümen Komutanı Albay Vandalis. Kabul eder misiniz?" Halit Bey. Ellerinde kalan topların ve makineli tüfeklerin yok edilmesi için emir verdi.

hiçbir şey görmemek için gözlerini yummuş." diye haber gönderdiler. Tümen zaten savaşa hazır bir durumda bulunuyordu. Özellikle Tümen Komutanı Vandalis." "Merak etmeyin. Ali Rıza Bey General Trikupis'in elini sıktı." Elma Dağı eteklerinden Bölmelik Tepe'ye uzanan yol iki kilometre kadardı." dedi. Çatır-daya çatırdaya yanan odunlardan yükselen alevlerin ışığında General Trikupis'in ve öteki esirlerin yüzleri daha iyi görünüyor ve o yüzlerde büyük bir mutsuzluk okunuyordu. Elma Dağı eteğinde Gözem köyü yakınlarında mevzi aldılar. "Kumandan benim. Zaten yemeği düşünecek durumda mıydık?" "Tamam öyleyse. "Kumandanımıza canımız feda. Er geç başarılı olacağımızdan emindik ama . Uşak düştü. Hiç olay çıkarmadan hepsini teslim alacağız. Sonra umutsuz bir iç çekişiyle boynunu büktü ve tabancasını uzattı. kenti geri aldık. Cebindeki bütün parası da bir tek liraydı." dedi. generaller. yanına aldığı seçkin subaylar ve bir müfreze askerle Yunan subayının peşinden gitti. Ama bize yapmadıklarını bırakmayan düşmana avuç dolusu altın da verseniz alimallah bir lokma ekmek vermeyiz. Halit Bey. Bizi mahvederler. Çaylar içildikten sonra sıra sorgulamaya geldi. "Buyurun. şaşkın şaşkın sağına soluna bakmıyordu. Halkın galeyan içinde olduğunu biliyorum. Halit Bey. "Oü est le commandant?" (Kumandan nerede?) diye sordu. kara kara düşünüyordu. 300 de yaralımız var." "Çok iyi bildiniz. akşam saat 10'da General Trikupis ve Yunan subayları. nefer çizmeleri. Fransızcası pek parlak olmadığı için Türkçe konuşmayı yeğledi. Halit Bey. albaylar ve 6 bin asker." 203 "General. peynir ve ekmeği ikram etti. Halit Bey yanına Rumca bilen bir Giritli subay almıştı. sizin haberiniz yok. "General.' dedim." diye yanıt verdi. "karnınız aç mı? Belki bugün yemek yiyecek zamanınız olmamıştır. Çok iyi anlaştılar. Hepsi anlatılmaz acılar içindeydiler. hemen Liva Kumandanı Ali Rıza Bey'e gidip Yunan kumandanlarını teslim alması için emir verdi." Halit Bey güzel bir sofra kurulması için köylülere haber gönderdi. Ortaya bir ateş yaktırdı. Halit Bey konuklarına ancak yanında bulunan zeytin. Bir süre bakıştılar. General gözlerine inanamamış." dedi. Hepsi yorgun ve bitkin bir durumdaydı. Ben ise. Eğer bizi kuşatmamış olsaydınız Uşak'a gidecektik. "Siz görevinizi yaptınız. "Hoş geldiniz. "Neden teslim olmaya karar verdiniz?" "Dün gece bir kurmaylar toplantısı yaptık. Meğer Trikupis'in Fransızcası da Halit Bey'inkin-den daha iyi değilmiş. O da Rumca konuştu. orada teslim olmaya hazır bir durumda bekliyorlardı. Sonunda Trikupis Fransızca. Hiç de bir tümen komutanına benzemiyordu. Tümen komutanı Edremit yönünden çekilerek kurtulabileceğimizi öne sürdü ve teslime karşı çıktı. hep birlikte bizim karargâha gidelim. Hâlâ evleri alev alev yanan köylüler ise. Yolda Ali Rıza Bey General Trikupis'e sordu. "Geçmiş olsun. Ali Rıza Bey. "Fakat talih aleyhinize döndü. "Kaç kişisiniz?" "Ben. Aralarında uzun bir sessizlik oldu. Vatanımızı haksız yere işgal ettiniz. Baksanıza hâlâ yanıyoruz. Yarbay Halit Bey'in üzerinde bir er elbisesi ve kaputu. Gerçekten General Trikupis ve kendisine bağlı subaylar. Yere bağdaş kurup oturdular." dedi. Halit Bey General Trikupis'e. oturalım. çay söyledi. Derdimizi kimseye anlatamayız. başında bir kalpak vardı. Ağzımıza tek lokma koymadık. 'Yunanistan'a dönmemiz bir felâket olur. Yarbay Halit Bey'in karşısındaydılar. hemen karnınızı doyuralım. Trikupis ise Avrupalı bir kumandan giysileri içindeydi. Nemiz var nemiz yoksa onun olsun. Biz de sizi vatanımızdan kovuyoruz. Ne yapacaktınız Uşak'ta?" 204 Az sonra.Halit Bey bunun üzerine.

Gözlerini Trikupis'in gözlerinden ayırmıyordu. İsmet Paşa Asım Bey'e. 25 Ağustos akşamı biz Afyon'da bir balodaydık. Mustafa Kemal Paşa onlara tabakasını uzattı. "Sizi. Üç yıldan beri yurdu talan etmiş olan düşman ordusunun 205 başkomutanının. Mustafa Kemal Paşa ise oyunu kazanmış bir takım kaptanı gibi Trikupis'in elini yakaladı ve bir süre elinde tuttuktan sonra.. Kendilerini orada karşılayalım. Bu karşılaşma tarihsel bir olay olacaktı. Yanında Ruşen Eşref. Şimdi siz bana. Yapmam gereken son iş intihar etmekti." Bu sözler Trikupis'i öylesine rahatlattı ki.2O7 zim için büyük bir yenilgi oldu." Yunanlı esir generaller hiç yanıt vermediler. 26 ve 27 Ağustos'ta büyük yenilgilere uğradık. Askerin morali bozuldu. Nasıl davranacaklarını bilmiyorlardı. kendisini muazzam bir yenilgiye uğratan Türk Orduları Başkumandanı ile karşılaşması elbette tarihe geçecek bir olaydı. Asım Bey bundan sonra generalleri İsmet Paşa'nın dairesine götürdü. Fevzi Paşa ile îsmet Paşa'nın arasında duruyordu. "Oturun General. Fevzi Paşa ile îsmet Paşa sadece eğilmekle yetindiler. Yunanlı generallere ellerini uzatmadılar. Dumlupınar Savaşı da bi. Topların patladığını orada duyduk. Bunu hiç beklemiyorduk. Trikupis yorgunluktan bitkin bir durumdaydı. Yaver Muzaffer. Cevat Abbas. "çağdaş bir ordunun kurmay heyeti mi. o sırada Uşak'ta eşraftan birinin konağının üst katında karargâh olarak seçilen yerde masanın başında Yunan Başkomutanı'nın gelmesini bekliyordu. Generaller masanın önüne gelip de kendilerini selâmlamak istedikleri zaman. Mustafa Kemal Paşa. Ben Sakarya Savaşı'na da katılmıştım." dedi. Generaller masanın karşısındaki iskemlelere oturdular. Asım Bey çok heyecanlıydı. uygar bir başkumandan vardı. Yazgının hükmüne boyun eğmek doğru olur. Yunan ordusu orada şimdikinden daha başarılıydı." dedi." dedi. çok kötü avlandık." İşte bu teslim olayından sonra general ve subaylar Uşak'a gönderildi ve Garp Cephesi Kurmay Başkanı Albay Asım (Gündüz) Bey'in önüne çıkarıldı. "yorulmuş olacaksınız. Salih. "Yenilginin en önemli sebebi. Sakarya bozgunundan sonra ordunun krala bağlılığını sürdürebilmesi için Başkomutanlığa Kral'ın yaveri Hacı Anasti'nin getirilmesidir. Napolyon gibi büyük bir kumandanın da başına böyle bir felâket gelmedi mi? O da esir olmanın acılarını çekmedi mi? Sizin başınıza gelen benim de başıma gelebilirdi. Üzülmeyin. Gazi'ye." Başkumandan Kemal Paşa. General Trikupis ile General Digenis.. Cevdet Kerim." "Peki o zaman ihtiyat kuvvetlerinizi kullanmadınız mı?" ." dedi. "İleride bunları size uzun uzun anlatacağım. onu anlatır mısınız?" "Anlatayım. sonra kahve ısmarladı. Taarruzun yapılacağını gerçekten çok iyi gizlediniz. Birinci Ordu Kumandanı Nurettin Paşa ile Dördüncü Ordu Kumandanı Ke-malettin Sami Paşa'nın arasında Mustafa Kemal Paşa'nın önüne getirildiler. "Siz. Siz yine üstün geldiniz. Ne oldu size?" General Trikupis.zafere bu kadar çabuk ulaşacağımızı hiç sanmamıştık. Napolyon da bir savaş kaybetti. "Görevimi sonuna kadar yaptım. İntihar edemeden teslim olmanın acısını yaşıyordu." "Eğer görevinizi sonuna kadar yaptığınıza inanıyorsanız hiç üzülmeyin. birdenbire morali düzeldi. "Ama başarılı olamadım." dedi. Ama sonra toparlanarak kendimizi savunduk ve karşı saldırıya geçtik. nasıl oldu da savaşı yitirdiniz. Kazanmak da yitirmek de savaşın gerçeğidir. yoksa adî bir çetenin kan içici birer ferdi olarak mı karşılayacağımı bilmiyorum. Silâhımı çekip kendimi vurmam gerekirdi ama buna zaman kalmadı. Üzüntü ve kuşkuyla önlerine bakıyorlardı. Yunan esirlerine karşı düşmanlığını gizlemeden. Şahap Bey ve Halide Edip Hanım da vardı. Demek ki karşısında bir düşman değil. Hazırlıksızdık. "esir generalleri Mustafa Kemal Paşa'nın dairesine götürün.

" "Siz de askerin içindeydiniz." "iyi ama başkomutan siz değil misiniz?" "Hayır." "Anlıyorum. 'Hacı Anesti'den emir gelmedikçe bunu yapamayız. Büyük Taarruz'un Türk ordusundaki bilançosu 2. îb-rahim Süreyya Bey ile Mustafa Kemal'in dostluğu 1909 yılına dayanıyordu. Bizim Anadolu topraklarında ne işimiz vardı.' dedim. Ama size yalvarırım. Başka çare kalmadığını anlayınca teslim olduk. Bizi kullandılar. Her türlü ilişkimiz kesildi.' dedi. Bir süre önce biri bozuldu. Askerlerin arasındaydım. Hacı Anesti. halk perişan oldu. Başkumandanlığa atandığımı ilk defa sizden duyuyorum.seniz Kızılay'ın telsizini kullanabilirsiniz. Eşinizin İstanbul'da olduğunu duydum. Yalnız anlamadı[ ğım bir şey var. Düğünün tarihi çok önceden saptanmış ve büyük taarruzun o günlerde yapılacağı hiç düşünülmemişti. Buna sevinmem mi gerek üzülmem mi. İdadi ve Rüştiye'yi bitirdikten sonra . Atina'ya da dilediğiniz mesajı gönderebilirsiniz. Digenis'in. Bunun sorumlusu siz değilsiniz. Köyler yakıldı. Hükümetiniz Hacı Anesti'nin yerine sizi başkumandanlığa getirdi. Beni orada kurşuna dizerler." "Hiç kuşkunuz olmasın General. "Çok naziksiniz. Tanıştıkları zaman ikisi de 28 yaşındaydı. Yalnız size şunu söylemek istiyorum. 500 kilometre uzaktan değil. Biz iki kardeş ulusuz." dedi. Bu kanlı savaşların ardından yeni bir dostluk yaratalım. emir çavuşundan generallere çay getirilmesini istedi. şimdi burada bizim konuğumuzsunuz. 'İhtiyat kuvvetlerimizi kullanalım. savaş böyle kazanılır. izmir' den hiçbir haber alamadık. Toplarımızın koruması altında çekilmeye başladık. Çok duygulandım. damaya başladı. îşte tam o günlerde. Bana karşı gösterdiğiniz bu insancıl davranışı ömrümün sonuna kadar hiç unutmayacağım. O ise. iki telsizimiz vardı. Kısa zamanda düşmanlıkları unutalım. işte o zaman . Gazi." "General. İngilizler bizi kendi çıkarlarına âlet ettiler. siz nasıl isterseniz öyle yapacağız. sizin haberiniz yok. Sonra Uşak'in düştüğü." . Mustafa Kemal'in dostları ve yakınları onun en candan arkadaşlarından İbrahim Süreyya Bey'in düğününe hazırlanıyordu." dedi. Haberler geldikçe de Ankara'da herkes bayram ediyordu. Bundan sonra hep bu kardeşliği savunacağım. ihtiyatlar devreye girseydi böyle olmazdı. ona. Artık kıpırdayacak durumda değildik. Kendisine bir haber iletmek ister. Siz bu muharebeyi nerden yönetiyordunuz?" "îşte tam süngülerin parıldadığını gördüğünüz yerden. Ortalık duruluncaya kadar konuğunuz olayım.542 ölü ve 9. izmir Körfezi'ndeki bir yattan savaş yönetilemez.Trikupis General Digenis'i göstererek. Süreyya Bey 209 Üsküdar'da doğmuş. Cephede ölüleri görünce içim parçalandı." "Evet Generalim. Dört bir yanımızda süngüler parıl|. sonra Afyon'un. "Ben. Bir gün Dumlupınar Zaferi' nin haberi geldi. "General. biliyorum." Gazi. siz süngü hücumuna geçtiniz. Toplarımızı da kullanamaz olduk. Ben de bu dostluğun hizmetinde olacağım. Onlardan güvence almadıkça beni geri vermeyin. Sizi burada rahat ettireceğiz. Birbirimize karşı kin beslemeyelim." "Çok geç değil mi General? On binlerce insan yaşamını yitirdi." "Hiç duymadım. Yaya olarak ormana daldık." "Ben askerin içindeydim ama Başkumandan Hacı Anesti izmir'deydi.977 yaralıydı. Yarın silahlar susacak. Yazık değil miydi askerlerinize? Onların ne günahı vardı? Yerlerinden yurtlarından alınıp kutsal topraklarımıza gönderildiler. Ama kimler sorumlu? Bir gün bunların hesabı sorulacak herhalde. çok haklısınız. Atımı bile yitirdim. Ordular İzmir'e doğru ilerlerken Ankara'da heyecanlı günler yaşanıyor ve cepheden haber bekleniyordu. TürkYunan dostluğu dünyaya örnek olsun. "Kabahat benim değil. Bir hafta önce telsizlerimiz bozuldu. bilmiyorum. acele etmeyin. Onarılması için izmir'e gönderilince tek telsiz kaldı. Sırtımız Kızıltaş yamacına dayandı. O da topçularınızın gülleleriyle yok oldu. Çay içerken Trikupis'in elleri titriyordu. beni ülkeme göndereceksiniz.

Beni bu gece konuk edebilir misiniz?" "Ne demek. Biraz leblebi.Mülkiye Mektebi'nde okumuş. Mustafa Kemal'in adını duymuş ama onunla hiç karşılaşmamıştı. Süreyya Bey. Dışarıda şiddetli bir kar tipisi vardı. Ben çevreyi denetlediğim için onları bıraktım." "Sağ olun. o yıl Üçüncü Ordu Karargâhı'nda kolağasıydı (yüzbaşı). "Eh hayır diyemeyeceğim. Rakınız var mı Kaymakam Bey?" "Hiç olmaz olur mu? Ben akşamları iki tek parlatırım. yeni bir göreve atandı ama hükümeti sert bir dille eleştirdiği için tutuklandı ve Sinop'a sürüldü. Kusura bakmayın. içlerinde sarı saçlı. İkinci Meş-rutiyet'in ilânından sonra ortaya çıkan yeni durumu ve 31 Mart olayını tartıştılar. bütün tartışmalarda ötekilere üstün bir durumdaydı. Atları ahıra alalım. İki yıl sonra Trablusgarp Savaşı çıkmış ve Mustafa Kemal Derne'ye gitmişti. Oda pek soğuk sayılmazdı. Süreyya Bey de gönüllü olarak savaşa katılmak için bir Romen vapuruyla İskenderiye'ye gitmiş. İkisi de aynı düşünceleri paylaşıyordu. Bir yandan demlenirken bir yandan da tatlı tatlı sohbet ettiler. Süreyya Bey kaymakamlıkta yatıp kalkıyordu. Mustafa Kemal Cuma-i Bâlâ'da kendisiyle aynı eğilimde olan bir kaymakamı tanımakla çok mutlu olmuştu. "Beni tanıyabildiniz mi? diye sordu. Süreyya Bey'in dikkatini çekti. kumandanları selâmladıktan sonra kaymakamlığa döndü. sonra da Trakya'da Cuma-i Bala kaymakamlığına atanmıştı. Sırtına paltosunu alıp alt kata indi ve kapıyı açtı. Süreyya Bey. Üst derecedeki kumandanların Cumalı'ya geldiklerini öğrenince Kumandanlığa giderek kendilerini selâmladı. Sonra. fıstık." GVF14 Yukarı kata çıktılar. az sonra bu subayın Mustafa Kemal olduğunu öğrenince çok sevindi." "Hemen hazırlayayım Yüzbaşım. Binanın alt katı ahır. Subaylar manevralarda izlenecek yöntemleri tartışıyorlardı." Süreyya Bey yazı masasının üzerine tezgâhı kurdu. Ortada bir çalışma masası. İttihatçılar devrilince Gelibolu mutasarrıflığına getirildi. Biliyorsunuz karargâh buradan ayrıldı. üst katı da çalışma odasıydı. Savaş bitince Süreyya Bey İstanbul'a döndü. Karargâh bir süre sonra başka bir merkeze taşındı. O gün aralarında ikili bir konuşma olmadı. tam benim gibi. Süreyya Bey. Dostlukları orada perçinleşti. teşekkür ederim. keskin bakışlı ve çok yakışıklı bir subay. Odacı akşamları evine dönüyor. Rüzgâr döşemelerden girerek yerdeki kilimi dalgalandırıyordu. bir koltuk. Yemek filân istemem. Üst katta bir de yatak odası vardı ama kışın orasını ısıtmak kolay olmadığı için Kaymakam Bey çalışma odasındaki bir sedirde yatıp kalkıyordu. Gece yarısından çok sonra Mustafa Kemal de öteki sedire uzandı. Süreyya Bey hemen sobaya iki odun attı. peynir olsa yeter. Geceyi ahırdaki bir kerevette geçiren seyis sabah 10'da gelip kapıyı vurmasaydı." "Ne âlâ. anlaştık öyleyse. Karşısında üstü başı kar içinde. Burada kimsem yok. hiç uyanacakları yoktu. Subaylar Cuma-i Balâ'dan ayrıldılar. İki yıl orada yattı. Manevralar devam ediyordu. Seyise de bir yer buluruz. Çanakkale Savaşı'nın en kanlı günle- . bıyıkları da karla kaplı Mustafa Kemal duruyordu. "Bir şeyler içer misiniz Yüzbaşım?" diye sordu. Süreyya Bey kendi yattığı sedirin üzerindeki battaniyeyi ve yatağı toplayıp düzeltti. Geçen akşam hayranlıkla sizi dinlemiştim. Bu subay. Mus-210 tafa Kemal'in yüzü gözü kar içindeydi. Çok tatlı duygular ve anılarla birbirlerinden ayrıldılar. Mustafa Kemal. buyurun. Bir akşam geç saatlerde kapı vuruldu. Kendisini Mustafa Kemal'in kumandasındaki birliğe verdiler. Vatanın kurtarılması için alınması gereken önlemleri gözden geçirdiler. Ben Mustafa Kemal. elbette. Ne zamandır onu tanımak istemişti. oradan da Derne'ye gönderilmişti. Süreyya Bey yatmıştı. iki iskemle. Rüzgârı önlemek için cam kenarlarına gazeteler yapıştırılmıştı. Size yukarıda bir yer hazırlarım." "Nasıl tanımam Yüzbaşım. iki de sedir vardı. Cumalı karargâhında manevralara katılıyordu.

İkisi de aynı yaştaydılar. Süreyya Bey Gelibolu Mutasarrıfıydı. Ne kadar uğurlu geldiniz. O da kâğıdı okudu. birlikte kahve içerlerdi. Ankara'da bayram havası yaratmıştı. o şenlikli düğünü Dikmen Yıldızı adlı romanında anlattı. Atatürk'ün gençlik arkadaşı ve Fikriye'nin yakın akrabası Fuat Bey. Fikret'le de yakın arkadaştı. Geceleri de gözüne uyku girmiyordu. Ankara Büyük Millet Meclisinde birinci dönem Saruhan milletvekilliği yaptı. Bunun için Dr." dedi. yazar ve gazeteci Aka Gündüz.. öte yanda bando mızıka. Hüseyin Rauf Bey'le birlikte Ankara'ya gitti. lazlar Karadeniz oyunları oynuyorlardı. . Ankara'daki bütün milletvekilleri eşleriyle birlikte düğüne davet edilmişti. Dr. Mustafa Kemal o koşullar altında ağzına bir yudum içki almazdı. İşte o dostluğun sonucu. Kimler yoktu ki o düğünde. Savaştan sonra Süreyya Bey İzmir mutasarrıflığına getirildi. Erzurum ve Sivas kongrelerine katıldı. Muhittin Baha Pars." Fikriye de Mediha'yı kucaklamış ağlıyordu. Rauf Bey'in kulağına bir şeyler söyledi. XIII İzmir'de Sıradışı Bir Kadın Yunan orduları başkomutanı ile öteki kumandanların tutuklanması. Meclisi Mebusan'a seçildi. Mustafa Kemal'in 212 annesini ve Köşk'ün hanımefendisi Fikriye'yi orada birlikte görmek herkesi daha da coşturdu. Orada birlikte bir çay içildi. Fuat Bey çaydan sonra generallere. Fikret. Mazhar Müfit gelinin yanına yaklaşarak. Fikret düğünden bir ay önce İstanbul'a giderek kardeşini İnebolu yoluyla getirmişti. Bundan büyük bir düğün hediyesi olamazdı. Herkes çıldıracaktı meraktan. Çok yorgundu. Trablusgarp Savaşı'nda birlikte olmuşlardı." dedi. Ama orada da generallerin linç edilmesinden korkulduğu için tren Sincan istasyonunda durduruldu.rinde Mustafa Kemal'le yine bir araya geldiler. Bir yanda ince saz takımı çalıyordu. Ankara böyle güzel bir düğün görmemişti. Gelenlerin sayısı 200'ün üstündeydi. "Biz de öğrenmek isteriz. Aka Gündüz. İbrahim Süreyya Bey. sabahlara kadar şarkılar ve türküler söylüyor." diye haykırdı. Rauf Bey. O günlerin koşullarında Ankara yolu üç gün üç gecede alınırken olağanüstü önlemler yüzünden gelin yedi günde gelebildi. o yıl onun kız kardeşi Mediha Hanım'la evlenmeye karar vermişti. Düğünün en eğlenceli bir saatinde davetliler bir de baktılar ki Zübeyde Hanım ile Fikriye bahçeye geliyor. İşte tam o sıralarda Rauf Bey'e bir zarf getirdiler. Mazhar Müfit. Durmadan da havaya silâhlar atılıyordu. "Hiçbir engel yok bunu söylememe. Kozan Milletvekili Dr. Başvekil bu zarfın içindeki kâğıdı birkaç kez okudu.. yaveriyle birlikte trene girerek generalleri karşıladı." Kâzım Paşa bunun üzerine "Söyleyeyim artık. Düğün dolayısıyla Çankaya'daki köşkün bahçesine altı hümayun çadırı kurulmuştu. Ordularımız dört buçuk saat sonra İzmir'e giriyorlar. "bundan sonra sizin adınız Beridi Zafer (Zafer Müjdecisi) olsun. alkışlar." Yer yerinden oynadı. Ama bu iş umurunda değildi. Top seslerinin kesildiği akşamlarda Süreyya Bey Mustafa Ke-mal'in karargâhına gider. gelen kâğıdı Milli Müdafaa Vekili Kâzım Paşa'ya uzattı. Havaya yine silâhlar atıldı. Bütün gözler kendisine çevrilmişti. oradan da Amasya'ya. Bastı istifayı ve İstanbul'a geldi. Cepheden zafer haberleri geldikçe herkes coşuyor. Ama Mondros'ta imzalanan silâhlan bırakma antlaşmasındaki hükümlere asla uymak niyetinde değildi. Kumandanlar oradan bir arabaya bindirilerek Ankara-Dışkapı'daki Sarı Kışla'ya getirildiler. Mustafa Kemal ise fırka kumandanı. Bütün Ankara halkı ertesi gün istasyon önünde toplanmış esir generallerin gelmesini bekliyordu. Ne olurdu birkaç ay önce evlenseydiniz de zaferi o zaman tatsaydık. Bir deri bir kemik kalmıştı. "Kızım. Ondan sonra Mustafa Kemal'in yanından hiç ayrılmadı. Yunus Nadi ve eşi. Fikriye belki de kendisi için böyle bir düğün yapılmamış olmasının üzüntüsünü de içinde duyuyordu. Başvekil Hüseyin Rauf Bey. Ne oluyordu? Aka Gündüz. Haykırmalar. "Öğrenelim.

Ama belli etmemeye çalıştın. Son derece zeki ve esprili bir adam.' dememiş miydi? Sözünü tuttu. Konuşacak halleri mi vardı?" "Yine de bir şeyler söylemişlerdir. "Peki Ağabey." "Doğru söylemişsiniz ağabey. yoksulluktan can verenler? Ya saldırıya uğrayan kadın." Fuat Bey esir konuklarını Sarı Kışla'da bıraktıktan sonra doğru Çankaya'ya gitti. Durdu durdu.' dedi. onlar emir kulu. Mustafa Kemal de peşlerini bırakmıyor. kızlarımız. "Artık odanıza çekilip dinlenebilirsiniz. darmadağın kaçıyorlar." "Onlar da belâlarını bulacaklar. 'Bizim buralarda ne işimiz vardı?' dedi. Sanki manevralarda beni yenmiş bir kurnandan gibiydi. Bir isteğiniz olursa beni arayın. Politikacılar ne dediyse onları yaptılar. Mustafa Kemal'in ne büyük bir insan ve ne başarılı bir kumandan olduğunu anlattı. karar veren onlar değildi ki. Muharebe başlamadan önce Mustafa Kemal ne demişti. Onlar Türkçe konuşurlardı. aynı yemekleri yedik." "Ağabey'ciğim. her gün atma atlayıp her yeri dolaştın." "Belâlarını buldular." dedi." "Olacak inşallah. Ne dedikodular çıkartılmadı. Yarın Yunan orduları İzmir'den denize döküldükten sonra yeni bir dünya kurulacak. Mustafa Kemal de senin gibi düşünüyor. Neler anlattı size?" "Ağızlarını bıçak açmadı. sanki manevra sonrası durumu değerlendiriyorduk. politikacılarda. Rumca bildiğini de anladım. 'Elbette. Artık gün sorunu. Burada konuğumuzsunuz. aynı içkileri içtik." . Ama olaylar bizi ayırdı. 'Paşa' nın hanımı aramızda dolaşıyor. Ama muharebelerde askere yazık olmadı mı? Ya köyleri yakılanlar? Yurtlarından kovulanlar? Açlıktan. "Başka neler konuştunuz?" "Trikupis." dedi. Bundan sonrası artık kovalamaca oyunu. Muharebenin en heyecanlı günlerinde bile bunlar çamur atmaktan vazgeçmediler. morallerini yükselttin. biliyorsun uzun bir süre cepheden hiç haber alamamıştık. Bu bir barış dünyası olacak. öyle olsaydı Paşa'nın Hanımı da kalkar Kayseri'ye giderdi'. Aynı sarkılan söyledik. Demek ki korkacak bir şey yok. ben de çocukluğumda Rum kızlarla arkadaşlık ederdim." "Doğru ama. Kendisinden hiç böyle bir insani muamele beklemiyormuş. Akrabası Fikriye'ye iyi haberler verecekti. "Paşamdan haber var mı?" "Var elbette. Yollarda seni görenler. Size iyi günler dilerim. Meclis'te kürsüye çıkıp düşmanı nasıl perişan ettiğini anlatacak. 'Eşsiz bir adam.215 larımız. çocuklarımız?" "Doğru Fikriye'ciğim."Ne kadar yorgun olduğunuzu tahmin ediyorum. Biliyorum. Demek ki yakında Paşam burada ola-cak. aynı oyunları oynadık. Gelip Ankara'da bu zaferi kutlayacak. biz de Rumca. siz Yunan Başkumandanı ve yardımcısını trenden alıp otomobille Sarı Kışla'ya götürdünüz.' Ben de Trikupis'e. Trikupis biraz konuştu. Yarın o zaferleri de kutlayacağız. Sanki ikimiz de aynı ordudandık. Yok muharebeyi kaybetmişiz! Yok Gazi esir olmuş! Bunların hepsinin muhalifler tarafından uydurulduğu anlaşıldı. Fikriye'nin mutluluktan içi içine sığmıyordu. 'Bak' dediler. Sen halka cesaret verdin. hep birlikte yaşadık. Yunanlıların silâh atacak güçleri kalmadı. Artık zafer kazanıldı ya." 214 "Yaşasın benim Paşam. Sen de çok büyük sıkıntılar çektin Fikriye'ciğim. Coşku ve gözyaşlarıyla Fuat Bey'in boynuna sarıldı. Muharebe alanında ölülerimizi görünce nasıl duygulandığını anlattı. İngilizlerin oyununa geldiklerini söyledi. aynı kızları sevdik. Ne kadar üzgün olduğu konuşmasından belliydi. Paşa'dan hiç haber alamadan günlerce kahrol-dun. Gelmeselerdi. 'bana hiç düşmanca davranmadı. Ayrımız gayrımız mı vardı?" "Evet Fikriye'çiğim. azı kaldı. Kabahat hükümette. Yine kardeşlik içinde yaşayacağız. anımsıyor musun? 'On beş gün sonra izmir'deyiz. Selanik'te gençliğimizde çok Rum arkadaşlarımız vardı. Yunan orduları perişan oldu." "Evet. bunların da sesi kesildi. Çoğu gitti. Selanikli olduğunu biliyordum. benim elimden ancak bu geldi." "Peki Ağabey.' dedim.

Trakya Yunanlılara bırakılacak. Izmir uzaklardan görünüyordu.' demiştim. Oysa daha hiçbir birlik izmir'e girmemişti. Bu akşam her birine birer matara rakı verin. Nif ve Manisa. Rumlar can atıyordu gemilere binmeye. Bu zaferi kutlamak gerekmez miydi? Gazi çevresindekilere. Salihli." dedi. Bakanlar Kurulu başkanı Rauf Bey bu öneriyi Mustafa Kemal Paşa'ya duyurduğunda. Yol boyunca halk büyük gösterilerle arabaları durduruyor ve kumandanları alkışlıyordu. ister verir. "İzmir'e girdik. Akhisar. Aydın. Nereden nereye gelmişlerdi. Kadifekale' ye Türk bayrağı çekilmiş. Nif e dönerken yolda bir katıra iki fıçı yüklemiş bir askerle karşılaşınca arabayı durdurdu. ister vermez. Türk ordusu da İstanbul'a hiç yaklaşmayacaktı. Hem de İzmir kapılarında." "Peki ben ona bir tezkere yazayım da rakı içmenize izin versin. Bugüne ulaşmak için neleri göze almışlardı? Bütün düşmanlara. Kendisi de kalkıp zeybek oynadı." "Sağ ol kumandanım." "Peki nedir bu fıçıların içindeki?" "Rakı kumandanım. şaşkın şaşkın baktı." Mustafa Kemal tabur kumandanına şu tezkereyi yazdı: "Muhterem Tabur Komutanı. "Yahu. Gazi de Erzurum'da çıkardığı üniformasını giymiş olarak İzmir'e giriyordu. zaferi kutlasın-lar." demişti. içerideki muhaliflere ve İstanbul Hükümeti'nin yarattığı güçlüklere karşın savaş kazanılmış ve İzmir kapılarına gelinmişti. sonra Buldan." "Peki tabur kumandanı buna izin verecek mi?" "Bilmem gayrı. Rum sandalları gemilere yolcu taşımak için dünyanın parasını alıyorlardı. Gazi. birkaç saniye sustuktan sonra. Bilecik. Simav. Bunu kutlamayacak mıyız? Nedir bu sessiz haliniz? Haydi hep birlikte şarkı söyleyelim." Nif te o akşam Gazi çok keyifliydi. Bu öneriye göre ateş kesildikten sonra Yunan ordusu Anadolu'dan çekilecek. Bütün İzmir kaynıyordu. Gazi ertesi gün 10 Eylül Pazar günü öğle üzeri Fevzi ve İsmet paşalarla birlikte Nif ten yola çıktı. ." dedi.. Ne kadar rakı varsa fıçılara doldurduk. Bir meyhaneyi boşalttık. Mustafa Kemal Paşa durumu biraz yokladıktan sonra izmir'e girmeye karar verdi. Mütareke ancak Trakya için söz konusu olabilir. İngiliz savaş gemileri de hiçbir Yunan askerini güverteye çıkartmıyordu. Yunan ordusunun yeniden karşı koymasına ihtimal yoktur. bu askerlerin şevkini kırmayın. Bozöyük. Limandaki gemilere kızılhaç bayrakları çekilmişti. Anadolu için artık hiçbir tartışma söz konusu olamaz. Son geceyi de Nif te (sonradan Mustafakemalpaşa adı verilen kasabada) geçirecekti. "Allah benim dileğimi yerine getirdi. herkesi coşturdu. Ama yabancı gemiler kimseyi almak istemiyor ve merdivenleri havaya kaldırıyorlardı." Bir türkü tutturdu Gazi. Söğütözü." Tabii bu telgrafa hiçbir yanıt gelmedi. Balıkesir. Türk orduları daha İzmir kapılarına dayanmadan önce Ankara'ya bir mütareke önerisi gelmişti. Erzurum'da subay giysilerini çıkartırken "Allah kısmet ederse bir daha giyerim. Bayrağı izmirli bir gencin tek başına kaleye çektiği anlaşıldı. Asker Gazi'yi tanımıyordu. "Hayrola. Ödemiş. İsmet ve Fevzi paşaların da gözlerinden mutluluk okunuyordu." dedi. Arkadaşlara ziyafet çekeceğim. 'izmir'i alırsak hepinize rakı ziyafeti çekeceğim. Demirci. Bir de baktılar ki.Gelelim orduların İzmir'e doğru gidişine. Ordular artık İzmir kapılarındaydılar. "nereye böyle? Ne yükledin katırına?" Asker. Kula. "Ben arkadaşlara.." "Kim tabur kumandanınız?" "Mustafa Hüsnü Bey. Önce Alaşehir ele geçirildi. İşte o gün gelmişti. O benim arkadaşımdır. Erler kalkıp oynamaya başladılar. izmir artık alındı demektir. Gazi deliye döndü ve Rauf Bey'e şu telgrafı çekti: "Anadolu'daki Yunan ordusu kesinlikle mağlup edilmiştir. Eylül sonuna kadar Yunan Hükümeti ya doğrudan ya da İngiltere aracılığıyla bize başvuracak olursa koşullarımız şudur: Trakya on beş gün içinde 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti askeri ve sivil memurlarına teslim edilmelidir.

" Bu bayrak olayı bütün yabancı basına yansıdı. Huzur içinde geçen bir gecenin ardından Gazi. çeşit çeşit mezeler. izmir'in kurtuluşundan da hiç haberleri yokmuş. izmir'e sığınmak istiyorlarmış. Kral Konstantin bu evde kalmıştı. Ama bir de bakmışlar ki karşılarında koca bir ordu var." diye haykırdı. 30 Mayıs 1921'de izmir'e gelen Yunan Kralı Konstantin de bu evde kalmıştı. 1916'da. kıyamet. Köşkün önünde de kızlar. Araba çiçeklerle öyle bir donatılmıştı ki. Hepsi ulusal zaferden dolayı Gazi'yi kutladılar. Yaverler de telsizden haber getiriyorlardı.. Fevzi ve ismet paşalar da aynı köşkte kalacaklar. bir de baktı ki yere bir Yunan bayrağı serilmiş. 11 Eylül Pazartesi günü sabah erken saatlerde yine Fevzi ve ismet paşalarla ve yaverleriyle birlikte hükümet konağına gitti. pirinç. Bu ne olabilirdi? Paşalar bir odaya kapanıp durumu araştırmaya başladılar. Fahrettin Altay Paşa'nın yakın akrabalarından Iplikçizâde ismail Bey'in köşkünde kalması kararlaştırıldı. Alkış. O zaman da Türk bayrağı sermişlerdi. Kaldırın hemen şu bayrağı. Gazi bunu görmemek için balkondan içeri kaçtı. kadınlar hüngür hüngür ağlıyor. 'Kahraman komutan' sözleriyle başlayan bir kutlama telgrafı geldi. dışardan top ve makineli tüfek sesleri gelmeye başladı. ." "Hata etmiş.000 kişilik bir Yunan birliği olduğu anlaşıldı. Bütün izmir eşrafı. yemekler. Gazi. kadınlar kendisini bekliyordu. Olay çıkartanların. bahçesinde bir yel değirmeni ve tenis kortu olan görkemli bir köşktü. izmirliler onun gelişini kutlamak için konağın önünde bir kuzuyu kesmeye hazırlanıyorlardı. izmir kurtulmuştu ama Yunan askerleri çeşitli bölgelerde direnişlerini sürdürüyorladı. Gazi ve arkadaşları tam ilk 218 kadehlerini tokuştururlarken. evin ilk sahibi italyan uyruklu Alyoti adında ünlü bir zenginden satın almıştı. onun beğeneceği yemekleri yapabilmek için kapı kapı dolaşarak yakın komşularından bulgur. Yola çıktılar. Çolak İbrahim Bey'in atlılarının saldırısına uğrayanlar olup. Paşa çok keyifliydi. Hükümet konağının önündeki alan bir anda hıncahınç doluver-di. Paşa'nın Karşıyaka'daki köşkte kalması kararlaştırılınca. Iplikçizâdelerin köşkü üç katlı. Gazi'nin neler sevdiğini öğrenen Iplikçizâde. o akşam köşkte de bir ziyafet hazırlanmıştı. çiğneyip geçmişti. konsolosları ve diğer yabancı devlet temsilcilerini kabul etti.. Dışarıdan gelip telâşlı adımlarla merdivenleri tırmananlar da oldu. "Bu nedir?" diye kükredi. yaverleri Salih Bozok ve Muzaffer Kılıç ile Ruşen Eşref Bey'i de yanına alarak bu arabaya bindi. Köşke giderken. Pencerelerden bayraklar ve çarşaflar sarkıyor. sevimli davranışlarla arabadan indi. Gazi'nin. on beş odalı. hükümet konağında bir ziyafet hazırlamışlardı. Köşkün önemli bir tarihi vardı. öteki kumandanlar da o köşkün hemen yanı başındaki Fikri Bey'in köşkünde konuk edileceklerdi. O gün yapılacak pek çok iş vardı. Olay yerinden haber getirmişlerdi. Ruşen Eşrefe. izmirliler Mustafa Kemal Paşa'ya bir de araba hediye etmişlerdi. Neye uğradıklarını şaşırıp ateş etmeye başlamışlar. çeşitli mezelerle muazzam bir sofra donatmışlardı. Paşa tam merdivenlerin önüne geldiğinde. bunun bir araba olduğu bile anlaşılamıyordu. şeker ve un gibi şeyler toplamış. Gazi. yer yerinden oynuyordu. "Paşam Yunan bayrağı. yüzü gülüyordu. Çiğnenemez. hükümet konağını doldurarak Gazi'yle kucaklaştılar.Kafile kısa bir süre sonra izmir Hükümet Konağı'na geldi. Bazıları boynuna sarılıp ağladılar. Paşa'ya. Onların ardından Paşa. Karşıyaka'da. ismail Bey burayı. Halkı teker teker selâmladı. Bunlar. ellerini öptüler. Bayrak bir ulusun onurudur. atlılar da arabanın önünden halkı yara yara gidiyorlardı. Menderes-Torbalı yönünden gelen 3. O arada istanbul Hükümeti'nden de Paşa'ya. Heyecanlı kısa bir konuşma yaptı. Hemen beyaz bayrak çekip teslim olmuşlar. Ama Ruşen Eşref işe el koyuncaya kadar kuzu kesilmişti bile. 217 İzmirliler. "Aman kesmesinler kuzuyu. sokaklarda ellerinde bayraklarla çocuklar koşuşuyordu. Bir süre sonra yeniden balkona gelerek halkı selâmladı.

Belki de oraya bir bomba yerleştirmişlerdir. nedir bu haliniz?" Gazi ayaklarının önüne eğilmiş çarşaflı kadını elinden tutarak ayağa kaldırdı. Kendisi şu anda izmir'de değil. Hemen yeni belediye başkanı ile birlikte arabaya atlayıp Göztepe'ye gittiler. büyük bir saygı ve alçak gönüllülükle. önce şu yüzünüzü bir açın. izmir'e giren ilk fırka kumandanlarından Kâzım (Sevüktekin) Paşa'yı karargâhta görerek kendisine şu mesajı iletti: "Kumandan Paşa Hazretleri." dedi. karşılarına siyah bir çarşafa bürünmüş. Tanrı bize bugünleri gösterdi. Kendileri. Gazi'nin ayaklarına kapandı. İşte bu. Sizi köşkümüze konuk etmek istiyoruz. Bu köşkte konuğumuz olacaksınız. "Hanımefendi. ben Uşakizâde Muammer Beye-fendi'nin kâhyasıyım. İngilizce ve Fransızca bilirim. Biz Türk kadınları hizmetinizdeyiz. Kadın bu kez de Mustafa Kemal'in ellerini öpmeye yeltendi. nezaket kuralları içinde Muammer Bey'in köşkünden ayrıldıktan sonra." dedi.221 rum. bu şerefin bir Türk ailesinden esi-genmemesini rica ediyor. konuyu arkadaşlarımla görüşeyim. izmir'in işgalinden beri yüreğim vatan aşkıyla çarpıyor. Mustafa Kemal ve yaverlerini kapıda önce kâhya Osman Efendi karşıladı. davet Gazi'nin ilgisini çekti. Hem de bizim köşkümüz çok güvenli bir yerde. Gazi. Benim adım Lâtife Muammer. "çok rica ederim ayağa kalkın. Ne olacağı bilinmez. Gazi neye uğradığını anlayamamıştı. Eğer Mustafa Kemal Paşa Hazretleri Muammer Bey'in Göztepe'deki evlerini ikametgâh olarak düşünürlerse. izmir'in ünlü zenginlerinden Muammer Bey'in kâhyası Osman Efendi. bu Uşakizâdeler için büyük bir şeref 219 olacaktır kendileri. izin verin." dedi. Sizin zafere ulaşmanız için her gün dua ettim. hayır Hanımefendi. beni çok mutlu ettiniz. Sizden emir bekliyoruz. Artık burası sizin eviniz demektir. uygar bir biçimde tanışalım." Mustafa Kemal Paşa karşısındaki kadının kara çarşaflı kılığından ve aşırı konukseverliğinden pek hoşlanmamış olacak ki.Bir ateşkes antlaşmasının imzalanması için zaman daha çok erkendi. Kimse buralara yaklaşamaz. Davetinizi büyük bir duyarlılıkla dinledim. Bu konuda Fransız ve ingilizlerle ön hazırlıkların yapılması gerekiyordu. Önünde eğilen bir kadına. Kâzım Paşa'ya. Gazi orada. Çok rica ederim. belediye başkanından bu ailenin durumuyla ilgili bilgi istedi. Ne mutlu bize ki artık aramızdasınız." dedi. Karargâhın hükümet konağından başka bir yere taşınması daha iyi olmaz mıydı? Mustafa Kemal Paşa'nın da izmir'in merkezine yakın bir yerde oturması o günün koşullarına daha uygun değil miydi? Bunlar hep güncel sorunlardı. "Görelim bakalım bu Göztepe'deki köşk nasıl bir şeymiş?" dedi. Mektuplarınızı yazarım. Merdivenleri çıkıp salona girdikleri zaman. Ama ben onun adına size şunu bildirmek istiyorum." "Çok teşekkür ederim Hanımefendi. Londra'da ve Paris'te okudum. yüzü kapalı bir hanım çıktı. Kara çarşaftan dolayı ne yaşı belli oluyordu ne de güzelliği. Köşkü de pek beğenmedi ve yaverlere. bir süre sonra yaşamına damgasını vuracak bir kişiyle karşılaştı. Lâtife Hanım'di. ." "Paşa Hazretleri. Kral Konstantin'in kaldığı köşkte kalmayınız. Kim olduğunu hiç anlayamadığı bu kadının davranışı ona çok dokundu. Uşakizâde Muammer Bey'in kızıyım." Mustafa Kemal. konuğumuz olun. Bize bu şerefi tanıyın. "İzmir'e hoş geldiniz. "ben bir kadına el öptürecek yaşta ve düzeyde değilim." Lâtife Hanım yüzünü açtıktan sonra. Yarın patlayıverir. "Hanımefendi. Bu hanım. işte o konuların tartışıldığı bir zamanda." 220 Kâzım Paşa bu sözleri Mustafa Kemal Paşa'ya iletince. "Hayır. Ne olur davetimizi geri çevirmeyin. önerinizi arkadaşlarımla görüşmem gerekecek. ben her türlü işinizde size yardımcı da olu. izmir'de de yapılması geren çok şey vardı. "Paşam. "acele karar vermekten çekmiyorum. Zaten Karşıyaka'dan kentin merkezine yakın bir yere taşınmayı düşünüyordu.

" dedi. başını dik tutmaya çalışmasını bir an için istanbul' da tanıdığı yabancı kadınlara benzetti. Daha sonra Daily Mail gazetesinin muhabirine bir demeç vererek. Paşa ile onu çok etkileyen bu kara çarşaflı kız arasında hiç beklemediği bir elektrik akımı oluştu. Ondan sonraki günlerde Gazi ile Lâtife Hanım zaman zaman bir araya geldiler. 222 13 Eylül Çarşamba."Bu köşkü gözüm tutmadı. Gazi yangını izlerken yanındaki genç subaylara şöyle dedi: "Çocuklar. memleketi ve bizi kurtardınız. yangının Kordon'u da sarmasından çekindiğinden yine Karşıyaka'daki İplikçizâdelerin köşküne döndü. "Bu son taarruzu ben istemedim ama Yunanlıların. bu manzaraya iyi bakın. Koca İzmir kenti nerdeyse kavrulup yok olacaktı. siz geldiniz. Sabotajcılar İzmir'i ateşe vermişlerdi. Önce İngiliz filosu başkomutanına bir yazı yollayarak ingilizlerle siyasal ilişkiler kurulmasından onur duyacağını bildirdi. kendine güvenerek konuşmasını. Daha ertesi gün. Lâtife de Londra'da ve Paris'te eğitim görmüş. Ertesi gün 12 Eylül'dü. Fakat zararı yok. yeni bir Türk devletinin kuruluşu ve Türk milletinin yükselmesini de cihana ilan ediyor. Göztepe'deki Uşakizâdelerin köşküne gitmeyi aklından bile geçirmedi. Sonra bir Amerikan gazetesine demeç vererek. Mustafa Kemal Lâtife'nin Batılı kafasını. sanki kafasının ve kalbinin içini görüyordu. yine çok dolu bir gündü. ingilizler Yunanlılarla Türklerin mutlaka bir araya gelerek ateşkes görüşmelerini başlatmalarını istiyor. Karşıyaka'ya gitmekten vazgeçerek geceyi Uşakizâdelerin köşkünde geçirmeye karar verdi. Osmanlı İmpa-ratorluğu'nun son yüzyıllardaki bütün günahlarını bu ateşle temizliyoruz. Bu bize yeter. Fikriye kendisine kul köle olduğu için onun egemenliği altına girmemiş ve bağımsızlığını korumasını bilmişti. Mustafa Kemal Paşa gününü. Yani böylece Lâtife Hanım'in davetine kulak asmamış oluyordu. Gazi gözlerini onun gözlerinden ayıramıyor. Sofya'da ilişki kurduğu genç kızlar da Lâtife gibi güçlüydüler. batı kültürüyle yetişmişti. 14 Eylül Perşembe günü yine ortalık kaynıyordu." işte ne olduysa o gün oldu. bir devrin sona erip yeni bir devrin başladığını gösteren bir yangındır. işte böyle bir günün akşamında Gazi. Sonra Akdeniz'deki ingiliz filosu başkomutanına bir mektup yazdı." Mustafa Kemal o akşam Kordon'da Kramer Oteli'nin gazinosunda rakısını içerken garsona sordu: "Kral Konstantin de bu otele gelip bir kadeh rakı içti mi?" "Hayır Paşa Hazretleri. Sürekli bir ilişki artık onu korkutuyordu." "Öyleyse neden izmir'i almak istemiş?" Mustafa Kemal o gece. Ya Lâtife de ona delicesine âşık olursa? Neye varırdı bunun sonu? Gazi duygusal ilişkilerle özgürlüğünü yitirmekten çekiniyordu. izmir'deki üçüncü gecesini de Kordon'da kendisi için hazırlanan bir evde geçirdi. yine Karşıyaka'daki köşke döndü. 24 saat içinde en iyi birliklerini Trakya'ya geçirerek Yunanlıları oradan kovabilecek güçte olduğunu duyurdu." dedi. O gün İzmir alev alev yanıyordu. eğer taraflar masaya oturmazlarsa Türklerin Trakya'yı da ele geçirmelerinden korkuyorlardı. O günlerin birinde Lâtife Hanım Mustafa Kemal Paşa'ya şöyle dedi: "Paşam. Lâtife Hanım evden ayrılmış ve büyükannesiyle birlikte bitişik eve taşınmıştı." Mustafa Kemal Paşa bu İzmir yangınını içi sızlayarak balkondan seyrettikten sonra. Anadolu'dan gitmeleri gerektiğine inanmaları için başka yol yoktu. Bu genç kıza tutulmaktan biraz korktu. "Siz bana. Ayrıca bu. Bu. Kordon boyunda karargâhımı kurabileceğim uygun bir ev arayın. Gazi bu kızın oralarda ne . ailemizin bütün serveti yandı. izmir'deki ingiliz Başkonsolosu Henry Lamb'le görüşerek geçirdi. mahvoluk. Oysa Mustafa Kemal bu tür giysili kadınlardan hiç hoşlanmazdı. izmir yanmış ve Uşakizâdelerin birçok mülkü de kavrulup gitmişti.

ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon Paris'te Fransız Başbakanı Poincare ile görüşerek Mustafa Kemal'e karşı alınması gereken önlemleri tartıştı. Belki bu yüzden Lâtife'ye karşı duygusal bir eğilim göstermesinin sakıncalı olmayacağını düşündü. "Eğer Mustafa Kemal Çanakkale'deki tarafsız bölgeyi çiğneyecek olursa karşısında ingiltere'nin bütün dominyon askerlerini bulacaktır. General Harrington ingiliz Savunma Bakanlığı'na bir telgraf çekerek. Gazi yeni ilişkilerin özlemini duymaya başlamıştı. Trakya'yı Türk ordusuna karşı korumak için General Harrington'a yeni takviye güçler göndermeyi kararlaştırdı. Ne giyse yakıştırıyor. "Misakı Milli'mizde ısrarlıyız. Gazi de. piyano çalıyordu. Gazi'nin içinde bir sevecenlik ve koruma duygusu uyandı. yemek. Süvarilerimiz ve birliklerimiz yenilgiye uğrayan Yunan . Fransız Yüksek Komiseri General Pelle bir torpidoya atlayarak izmir'e gelmiş ve Türk ordusunun Trakya'ya girmemesi için Ga-zi'den güvence istemişti. ingiliz Savunma Bakanlığı. Ne de güzel ata biner. Lâtife'yle aralarında duygusal bir bağın gelişmesi Fikriye'ye ihanet anlamına gelir miydi? Lâtife ile Fikriye'yi kafasında karşılaştırdı. Aralarındaki ilişki bu koşullar altında doğdu ve kısa bir süre içinde hızla gelişti. Bütün günleri ve geceleri cephede geçmişti. Yine o günlerde izmir'e gelen Chicago Tribune gazetesinin bir muhabirine Gazi. hangi üniversitelerden diploma aldığını bile bilmiyordu. Yanık yanık türküler söylüyor ve alaturka şarkılarda Mustafa Kemal'e eşlik ediyordu. "Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile müttefikler arasında bir tarafsız bölgenin saptandığından haberim yoktu. 223 Çok da kabiliyetliydi." işte o sıralarda Türk süvarileri Çanakkale'deki tarafsız bölgeye girmiş bulunuyorlardı. Sırası geldiği zaman her türlü bağlarını kesip koparmayı bilecek bir yapıdaydı. Belki de karşısındakilerin karşıt düşünceleri savunmalarından hoşlanacaktı. Çankaya sırtlarında dört 224 nala atını koştururdu. Gazi Ankara'dan ayrılalı neredeyse iki ay olacaktı. Onun yaşamında hiçbir duygusal ilişkinin iki yıllık ömrü olmamıştı. Fikriye elbette ki Lâtife'den çok güzeldi. Belki onunla konuşurken her konuda anlaşa-mayacaktı. ama kendisini satmasını beceriyordu. Yunan ordusunu izmir'de denize dökmüş olan ulusal ordunun istanbul'a yaklaşmasından korkuyor ve ingilizlerin duruma el koymalarını sağlamaya çalışıyordu. Tatlı ve duygulu bir sesi vardı. dikiş. Mustafa Kemal bu kara çarşaflı kızda bu tür eğilimler görüyor ve ona sıcak duygularla bakmaya başlıyordu. biçki." dedi. istanbul Hükümeti. Poincare' nin Lord Curzon'a o günlerde şöyle dediği açıklandı: "Türk kuvvetleri ileri yürümek istiyor. Fransızca ve Rumca biliyor." demekle yetindi. Hava gittikçe gerginleşiyor ve ingilizlerle Fransızlar Türk ordusunu nasıl durduracaklarının hesabını yapıyorlardı. Bizim için artık kapitülasyonlar yoktur. ama Gazi herkesin kendisini körü körüne onaylamasından bıkmıştı." Bu söylentiler üzerine Gazi istanbul'da çıkan İleri gazetesinin başyazarı Celâl Nuri Bey'e bir demeç vererek şunları söyledi: "Askere istirahat emrediyorum. Mustafa Kemal böyle bir güvence vermeye hiç yanaşmadı. hemen Mudanya'da bir mütareke komisyonu toplamaktır. Ayrıca Fikriye hiç küçümsenecek bir kadın değildi. Bir de şu vardı. ev düzeni. ne yapsa hoş görünüyordu. Ama Mustafa Kemal biraz bıkmıştı Fikriye'den. Asker dinlemiyor ve savaşa devam ediyor. belki bu kız zaman zaman ona karşı direnecek ve kişiliğini koruyacaktı. Mustafa Kemal ise almaya çalışıyor. General Harrington Mustafa Kemal Paşa'ya telgraf çekerek Türk süvarilerinin geri çekilmesini istedi. Tek çare. Bu olay da gerginliğin büsbütün artmasına neden oldu. O sıralarda Mustafa Kemal Paşa'nın İzmir'deki gündemi çok yüklüydü. Belki aralarında sonu gelmez tartışmalar da çıkacaktı. Kendisine özgü büyük bir zarafeti ve kadınlığı vardı. bir tekdüzelik yaratmıştı.okuduğunu. Yaklaşık iki yıllık ortak bir yaşam. Sıcak ve kadınlı bir ev yaşamının özlemi içindeydi. Üst düzeyde bir eğitim görmemiş ama aile çevresinde çok iyi eğitilmişti. Belki de elinde hiç diploması yoktu. Elinden gelmeyen iş yoktu. Bütün topraklarımızda gerçek bir bağımsızlık istiyoruz.

bir yandan da izmir'in tadını çıkartıyordu. Ne yapacağımı bilmiyorum. iyi düşünün Paşam. Ben birkaç kez ağzını yokladım. Bu nasıl olur? Aynı yatakta yatmayacaksınız.ordusunu takip etmişlerdir. bunları yapabilir misiniz? En iyisi onu derhal dışarı göndermek. Gazi ertesi gün Sağlık Bakanı Refik Saydam'ı Köşk'e çağırtarak Fikriye'nin sağlık durumunu sordu. Bunun üzerine ingilizler Yunan donanmasının istanbul'dan uzaklaştırılmasını sağladılar. sizi kaybetmemek için de her şeyi. Fikriye'yle kucaklaştı. ölürsem de burada ölürüm. Bana ne onerırsım "Vallahi Paşam. aynı havayı almaktan da geçebilir. GVF15 XIV Zoraki Sanatoryum Bakımı Gazi 2 Ekim'de trenle Ankara'ya geldi. Gazi doğru Çankaya'ya gidip annesinin elini öptü. Başbakan Poincare'ye şöyle bir telgraf çekti: "Mustafa Kemal'le dört saat görüştüm. ona göre bir karara varalım. bu hastalığın bulaşıcı olduğunu da biliyoruz. Yanında İcra Vekilleri Heyeti Başkanı Rauf Bey. Şu son iki ay içinde büsbütün zayıflamıştı. 'Katiyyen sanatoryuma filân gitmem. Bir de şu var." Bütün bu olaylar birkaç hafta içinde oldu. iyi bir bakımla yaşamını bir süre uzatabiliriz. Ortada bir sorun yoktur. Lâtife Hanım o saatlerde Göztepe'deki köşkünde gözyaşlarına boğulmuş ağlıyordu." "Peki. Saltanat ve hilâfet sorunu çözülmedi. Kardeşi gibi ölmekten korkuyor. nasıl olur? Almanya'daki sanatoryumlardan acele bilgi alın. bilemiyorum. 29 Eylül günü saat yarımda trenle izmir'den ayrıldı. Maksadı mutlaka Mustafa Kemal'in eşi olmaktı. Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey ve içişleri Bakanı Fethi Bey vardı. Kendinizi çok korumanız gerekecek. kendisini coşkuyla karşıladılar. Sizin de canınızı tehlikeye atmanızın hiç anlamı yok. Odayı havalandıracaksınız. Daha istanbul kurtulmadı. hastadan bir iki metre uzakta duracaksınız. hava büsbütün gerginleşti. Refik Bey. aynı bardakları kullanmayacaksınız." dedi.' diyor. Geceleri terliyormuş. Veremin ne kadar korkunç bir hastalık olduğunu biliyorsunuz. Lâtife Hanım ise Paşa'yı yitirmemek için türlü tasarılar peşindeydi.227 nun ecele çaresi yok. Vereme yakalanmış. Yoğun bir sanatoryum bakımı gerekiyor. "Paşam. Mustafa Kemal Paşa bir yandan büyük bir diplomatik beceriyle bu işleri yürütüyor. öksürürken ağzından kan geliyor. Ciğerlerinin biri bitik halde. ölümü bile göze alıyor. Askerlerini zor zapt ediyor. izmir'e gelen Fransız temsilcisi Franclin Bouillon. Vatanı kurtardınız ama şimdi sizi yeni görevler bekliyor. nasıl anlatacağız bunu kendisine?" "Çok güç." . Ama bu. Ben Fikriye' nin başına böyle bir felâket gelsin istemem. öbüründe de caverneltr var. kilo kaybetmiş. Ne yazık ki bunun çaresi bulunamadı. Kesik kesik ök-sürüyor ama halsizliğini Paşasına belli etmemeye çalışıyordu. Verem. Kendisini nasıl sevip saydığımı bilirsin. Ankaralılar ve Meclis üyeleri. "hastamızın durumu bana çok tehlikeli görünüyor. Lâtife Hanım'la uğraşacak zamanı pek yoktu. Anlıyorum ondan biraz uzak durmam şart ama bunu nasıl ypacağım? Dediğin gibi Fikriye'yi dışarı göndermeliyiz. durum çok ciddi." "Çok üzülüyorum. Durumu güç. Ama Gazi kendisine umut verici hiçbir söz söylemeden. iyi gıda almak zorundasınız. ama sizden uzak düşmemek. Çevresindeki insanların çok dikkatli olması gerekir. balgam çıkartıyor." diye yanıt verince. Meclis'te muhaliflerimiz bize karşı her türlü kötülüğü yapıyor ve kurmaya çalıştığınız rejimi şimdiden çökertmek istiyorlar. Bence hemen İsviçre'de ya da Almanya'da bir sanatoryuma yatması iyi olur. Sen hemen bir araştır bakalım." "Ne diyorsun Refik Bey? Bu çok kötü bir durum. Fikriye daha solgun ve güçsüz görünüyordu. birlikte yaşamaktan. Burada kalırsa hastamızı kurtara-mayız. Bilmiyorum. siz bu ülkeye daha uzun yıllar gereklisiniz. yan yana olmaktan. Her ikisi de heyecanla onun dönüşünü bekliyorlardı. Ne yapmam gerekiyor. Caverneler kapanırsa tehlike azalır.

" 229 "Ben doktorlara inanmıyorum. O da senin bir sanatoryumda yatmanı uygun buluyor. Sonra gizli bir oturum düzenlendi." Ordunun İstanbul üzerine yürümesi. Trakya'nın iadesi kabul edilmezse hemen bu gece İstanbul üzerine harekete geçiniz." "Paşam. Siz döndünüz ya. Refik Bey'le görüştükten sonra bunu Fikriye'ye anlatmaya çalıştı." "Ama Fikriye'ciğim. Hiç geri gelmeyeceksiniz sandım." dedi.. Gazi. Fransızlar bütün güçleriyle İngiliz önerilerini destekliyorlar. Mudanya İİJiılMâ 228 Konferansı olumsuz sonuçlanırsa biz barış konferansına gitmekten kaçınacak mıyız? O zaman bir yandan askeri hareket devam eder. Gazi bu yürüyüş kararını bir süre erteledi ve 9 Ekim'de Meclis'te gizli bir oturumda şunları söyledi: "Görülüyor ki Trakya'yı bize vermek istemiyorlar. 11 Ekim'de ateşkes antlaşması (Mudanya Mütarekesi) imzalandı. "senin mutlaka bir sanatoryumda bakılman gerekiyor." O gün İsmet Paşa'dan yeni bir telgraf geldi: "Trakya'yı bize gerçekten vermek fikrinde görünmüyorlar. O oturumda söz alan Mustafa Kemal Paşa şöyle dedi: "Şimdi Mudanya Konferansı ister müspet." Mudanya'dan olumlu haberler gelmiyordu. ben artık iyi olurum. "Bak Fikriye'ciğim." "Ama iş işten geçtikten sonra." . asabım bozuldu.O gün Mudanya'da görüşmeler başlamıştı. Ne olur beni sanatoryuma göndermeyiniz." "Hayır çocuğum. ismet Paşa'nın. Bu. Fuat'la da konuştuk. İsmet Paşa'nın da yapacağı başka bir şey yoktu. O yüzden ne yedim ne içtim. Oysa bizim istediğimiz şey Trakya'nın ve İstanbul'un doğrudan doğruya bizim hükümetimize teslim edilmesidir. sonra da ordunun izmir'e girişini anlattı. Bak Fikriye'ciğim senin durumun öyle değil. doktorlar bunu gerekli görüyorlar. Mustafa Kemal ise ismet Paşa'ya yolladığı telgrafta şöyle diyordu: "Trakya'nın boşaltılmasını ve bize teslimini öyle belli olmayan bir zamana ertelemeyiniz. Çok heyecanlı bir durum yaşanıyordu. Benim ilâcım sizsiniz Paşam. Jülide'yi de onlar öldürdüler. bir yandan da barış görüşmelerini sürdürürüz.. bunalımlara düştüm. daha hastalığın hiç ilerlememiş." "Paşam. Bunun için Refik Bey'le görüştük. Bir akşam. ister menfi sonuca varsın. Sizin cephede bin bir tehlike altında bulunmanız beni çok üzdü. Bunu kolayca atlatacaksın. Senin bir süre isviçre'de ya da Almanya'da sıkı bir bakım altına alınman gerektiğini belirtti. biz bir an önce barış masasına oturmalıyız. Gazi telgrafla çalışmaları izliyor ve delegasyon başkanı ismet Paşa'ya direktifler veriyordu. ben hasta değilim. dayattı. Sonunda ingilizler ve Fransızlar boyun eğmek zorunda kaldılar. Muhalifler bile kendisine alkış tuttular." "Paşam. Konuşması zaman zaman alkışlarla kesiliyordu. Artık Mustafa Kemal Paşa derhal Bursa'ya giderek ismet Paşa'yı orada beklemek kararındaydı. Dr. sonra 30 Ağustos zaferini. kardeşim Heybeliada Sanatoryumu'nda tedavi gördü. Ertesi gün Mustafa Kemal Paşa sürekli alkışlar arasında Mec-lis'e girdi. ben hasta değilim. bütün ordunun ve savaşı zaferle sonuçlandıran halkın başarısıydı." Mustafa Kemal asla ödün vermek niyetinde değildi. Hastalık ilerlemeden bir sanatoryuma kaldırılsa iyi olabilirmiş. Jülide'nin vereme yakalandığı çok geç anlaşılmış. yorgunum. Mustafa Kemal Paşa'nın. yeniden büyük olaylara ve İngilizlerle çarpışmalara yol açabilirdi. Önce 26 Ağustos taarruzunu. Ya Fikriye ne olacaktı? Fikriye'nin yoğun bir bakıma ihtiyacı olduğu kesindi.

istanbul düşman işgalinden kurtulmuş olacak. Padişah da belki vatandan uzaklaşmak zorunda kalacak. iyi bakım. Bütün gece yolda geçti." "Ne olur Paşam. Fikriye'nin soğuktan elleri donmuştu. çocuğum. Bursa'ya beraber gideriz. Yine gece yarılarına. Heyecandan gözüne hiç uyku girmiyordu. Ne olur sizsiz geçecek günlerimi uzatmadan beni yanınıza aldırın. Gitmeden vedalaşırız. Mustafa Kemal Fikriye'nin sağlığıyla ilgilendi." "Fikriye'ciğim. Gazi kendi arabasına Kâzım Karabekir ile Refet Paşa'yı aldı. Kilo alacaksın. Karşıdaki araba Meclis Başkanı'nın konvoyunu görünce . benim canım hiç gitmek istemiyor." "Olacaksın çocuğum. Ne olur biraz sabret. kısa bir süre için. Ne zaman gitmemi uygun görüyorsunuz?" "Hemen birkaç gün içinde. Ama her şeyden önce senin sağlığına kavuşman gerek. Umutlarımı yaşatmama yardımcı olun Paşam. Niyeti sanatoryuma yatmadan önce Paris'te birkaç mağazayı dolaşıp orada giyeceği çamaşır ve sabahlıklar almaktı. Fikriye suskundu. Ankara'da kendine bir şeyler yaptıramamıştı. Sabaha karşı ortalık buz gibiydi. Dolabında da hiç ayrılmayacağı bir giysisi yoktu. ama ben hiç kimseye ilâç olamam. birkaç ay sanatoryumda kal. sabahlara kadar sizin Köşk'e dönmenizi bekleyeyim. Nasıl isterseniz öyle olsun. Akşam karanlığında Ankara'dan ayrıldılar. Sonra yine yola koyuldular." "Paşam. seni çok iyi anlıyorum. seni iyi edemem." Mustafa Kemal'in içi sızlıyordu." "Fikriye. asabın düzelecek. sizin aşkınızla 23° yanıp tutuşacağım. ama beni anlamaya çalışın ve kalbinizin bir köşesindeki ufacık yerimi benden esirgemeyin. Bursa'ya yaklaşırken karşıdan bir arabanın geldiğini gördüler. Hayatta yalnız sizi sevdim ve sizi seveceğim. Bana bu zevki çok görmeyin. Yanına fazla bir şey almamıştı. Siz her zaman yaşamımın tek erkeği olacaksınız." "Peki Paşam. bu sözleri duydukça yüreğim sızlıyor. kahvaltı ettiler. bir Meclis Başkanı olarak Bursa'da coşkuyla karşılanmanıza tanık olayım. 15 Ekim'de Ankara'dan yola çıktılar. Birkaç kez durup çay içtiler. Size hiç duyamayacağım." "Peki Paşam. Ne olur doktorları dinle. ben de birkaç gün Bursa'da kaldıktan sonra Ankara'ya dönerim." "Ne demek Fikriye? Elbette. Almanya'ya götüreceği giysilerini ve çamaşırlarını bir bavula yerleştirmişti." "Ama gitmek zorundasın Fikriye. Geçen yıl kullandığı kürk mantosunu da yanına aldı. beni dinle. Hemen bir telgraf çekerek sana bir oda ayrılmasını isteyecekler. Yine Köşk'ün tek kadını ben olayım." "Ne kötü. sizi Ankara'da karşılayamayacağım. içim kan ağlıyor. O günleri birlikte yaşayacağız. nerede olursam olayım. ama ne yapabilirdi? Onun Almanya' ya gitmesinden başka çare yoktu. Ne olur beni daha fazla üzme. Mutlu günler göreceğiz. öksürüğün kesilecek. Gece soğuk çıkmış ve Fikriye kürküne bürünmüştü. Bana acımanızı hiç istemiyorum. Havalar artık serinlemeye başlamıştı. kızım. Fikriye'nin amansız bir hastalığa yakalandığını biliyordu. O saatlerde yollar bomboştu. dönüşünde ben seni karşılarım. Yine size hizmet edeyim. Yeniden yola koyuldular. galiba en uygun yer Münih Sanatoryumu imiş. Sen oradan ayrılıp istanbul'a gidersin. size karşı koyacak gücüm yok." "Paşam siz yanımda olmayınca ben sağlıklı olamam. Mutlu günler göreceğiz. Sağlığına kavuşman için böyle bir sanatoryum dönemi geçirmenin şart olduğu anlaşılıyor. Sonra yine birlikte olacağız. Gazi genelde Kâzım ve Refet paşalarla konuştu."Fikriye'ciğim. bu ayrılık birkaç ay için olacak. Bozöyük'te Paşa arabaları durdurdu. Eskisinden sağlıklı olacaksın. Ülkeye barış gelecek. beni yanınızdan uzaklaştırmayın. ne olur ben de sizinle Bursa'ya geleyim. Ben de zaten Bursa'ya gideceğim." "Üzülme Fikriye." "Ne kadar acı Paşam. bunalımlardan kurtulacaksın. sizi dinleyeceğim. Sıcak çay iyi geldi. Avrupa'da da havalar serin olabilirdi. Refik Bey Dışişleri Bakanı'ndan senin için Almanya'da bir sanatoryum araştırmasını istemiş. Bütün halk bayram edecek. Sizin zafer kazanmış bir başkumandan. temiz hava seni iyi edecek. Ama bilin ki. Çekilen acıları unutacağız. Arkadan gelen ikinci bir arabaya da Fikriye oturdu. Birkaç ay sonra taptaze Ankara'ya döneceksin. Belki de Cumhuriyet'i ilan edeceğiz.

durdu. "iyi olacaksınız. Hastamız kurtulsun da biz yorulalım ne çıkar. Ben de hastamızı oradan trene bidirip Bursa'ya döneceğim. Kâzım Karabekir ve Refet paşalarla birlikte arabadan indiler. Vedalaş-tılar. Orada birkaç gün kalıp İstanbul'a hareket edecek. Sonra yine otomobillere binildi. Fikriye arabadan inmemişti. Vali Hacı Adil Bey de oradaydılar. "Hayır Paşam." "Ben de Hanımefendi." "Ben gitmek istemedim fakat Paşa ısrar etti. çok memnun oldum sizi tanıdığıma. Emin Bey size güç bir iş yüklemiş. öteki de hiç tanımadığı bir kadın." "inşallah Fikriye Hanım." Halide Hanım gözyaşlarını güç tutabildi. öğrenciler ve çocuklar coşkuyla bağırıyor ve alkış tutuyorlardı. Üzerlerine çiçeklerle 'Bin yaşa Gazi Paşa' yazıları işlenmişti." "Ondan sonra sanatoryuma. istanbul'dan gelen tren yol üzerinde izmit yakınlarında bir yerde durup burada yolcularını alır." "Paşa Hazretleri. yaşlı. gelenler arasında Yahya Kemal Bey de bulunuyordu. İzin verir misiniz kendisine geçmiş olsun diyeyim ve veda edeyim?" "Tabii. insanlık görevi. nereye böyle sabah sabah? istanbul'a mı dönüyorsunuz?" diye sordu. Bursa milletvekilleri. Oradan da Almanya'da bir sanatoryuma gidecek. Hasta olduğunu duymuş olduğunuzu sanıyorum. iyi olursun. Halide Hanım onu çok zayıflamış buldu. erkek." dedi. Halide Hanım hemen arabadan indi. Doktorlar. vah vah. Avrupa'da bir sanatoryuma gideceğim." Gazi bunun üzerine arkadaki arabanın kapısına uzandı. çoluk çocuk yollara dökülmüştü. Ama bu derece önemli olduğunu bilmiyordum. Doktor Emin Bey'in bir hastası varmış." "Evet. Gazi bu kalabalığı görünce arabaları durdurdu. Yolda Bursalı kadınlar." "Evet. eski Seriye Vekili Mustafa Fehmi Efendi. diyorlar." Gazi Halide Hanım'a dönerek konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hanımefendi. hastamızı Ankara trenine kadar götüreceğiz." "Evet duymuştum." 231 "Önemli değil Paşam. Fikriye "inşallah." "Hanımefendi. Uzaktan bu coşkulu manzarayı izlerken gözyaşlarını tutamıyordu. Bursa'nın bütün ileri gelenleri oradaydı. Hiç karşılaşmamıştık." dedi. iki gündür yağan yağmura kimse aldırmıyordu." "Çok mutlu olurum. "tedaviye gidiyormuşsunuz. elbette. Benden rica etti. Hamdullah Suphi. keşke bu kadar uzatmasaydınız. Mustafa Kemal." "Ya. istanbul Üniversitesi'nden bir öğrenci grubu da Gazi'yi karşılamaya gelmişti. Halide Hanım'ı tatlı bir gülümsemeyle karşıladı. Bir-iki gün istanbul'da kalacağım. Yollara zafer takları kurulmuştu. Biliyorsunuz. O gün Bursalılar Gazi'yi büyük bir coşkuyla karşıladılar. Gülümsemekte bile güçlük çekiyordu. Bir de baktı önde iki kadın oturuyor. yıllardır adınızı duyarım. size Kâzım Karabekir Paşa'yı takdim edeyim. Fikriye kürküne sarılmış bekliyordu. Ankara'ya gitmesi gerekiyor. Halide Hanım. Hasta ve yorgun olduğu bakışlarından belliydi. Sonra boynuna sa-nldı ve. O da Halide Hanım'a sarıldı ve yanaklarından öptü. Kendisini bir süre önce bir kadınlar toplantısında tanımıştım. Hıçkırık sesleri ve alkışlar arasında Belediye'ye kadar . Fevzi. "Hayrola Hanımefendi. Paşa arabadan atlayıp karşıdaki arabaya yaklaştı. Biri Halide Edip Hanım. geçmiş olsun. "Geçmiş olsun Hanımefendi. ben Fikriye Hanım'ı Bursa'ya götürüyorum." demekle yetindi. Hepsi Gazi'yi ve paşaları kucakladı. genç. Asım Gündüz ve Kemalettin paşalar da Gazi'yi karşılamak için otomobillerle Hacivat Köprüsü'ne gelmişlerdi. Gazi ve paşalar oradan Hacivat Köprüsü'nün alt başına kadar yürüdüler. değil mi?" "Birkaç gün de Paris'te kalıp kendime esvap yaptırmak istiyorum. çok memnun olur. Kadın. ismet. onlar da durdular. Kâzım Paşa Doğu Cephesi'ndeydi.

Memleketi asıl aydınlığa siz ulaştıracaksınız. Güneşli günlere gebeydi bu . öpüyor. Her şey pembe görünüyordu. Bundan sonra düşüncelerimizi hep buna ayıracağız. kaderimizin nurusunuz. Belediye Başkanı. O sıralarda kortej belediyenin önüne gelmişti. sağlığı da mutlaka 234 yerine gelirdi. küçük kızlar Paşa'ya çiçekler veriyorlardı. Ankara'nın taşları pembe. böyle bir bayram havası yaşamamıştı. eğitim ve ekonomik yaşamda mücadelemize devam edeceğiz. Bu coşku dolu ortamda Paşasıyla uzaktan bile olsa bir kez göz göze^gelmemişlerdi. çiçekleri pembe. sıra ekonomik savaşlara gelmişti. Tanıtma işleri sona erince Gazi salonun ortasına gelerek Bursalılara ilk konuşmasını yaptı. Köşk'ün hanımefendisiydi. O da bu çocukları kucaklamayı ne kadar çok isterdi. Bu kadarcık bir ilgiyi bile ona çok mu görüyordu? Nasıl bir karamsarlık içindeydi. Birlikte yaşadıklarını bilmeyen yoktu. Hem de aynı kentte ve aynı evde. ne kadar değerli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışın. onlara sorular yöneltiyordu. Fabrikacı olacağız. Demek askeri zaferler tamamlanmış. oğullarım. gizli tutulmuş gibi hissediyordu. Yeni bir yaşama gidiyordu. Neden bu gezide o hep arka plandaydı? Oysa iki yıl Ankara'da hep birlikte olmuşlardı. kendisini bekleyenleri teker teker tanıttı. minarelerden selâ sesleri geliyordu. Ne kadar önemli. Sonra onlara da bir konuşma yaparak şöyle dedi: "Küçük Hanımlar. Belki hep birlikte can vereceklerdi. îki yıl önce bin bir güçlük içinde Ankara'ya gelişini anımsadı. Bir an anılarıyla başbaşa kaldı. Bütün yollar pembeydi. Bu konuşmadan sonra Gazi. sanatkâr olacağız. Hiçbir konforu ve bakımı olmayan Direksiyon Binası ona saray gibi görünecekti.gelindi. Gazi konuşmasını şöyle bitirdi: "Üç buçuk yıl süren bu mücadeleden sonra bilim. Düşman belki kısa zamanda Ankara kapılarına gelip dayanacaktı. Kâzım. belediyenin önünde birikmiş olan genç öğrencileri de tanımak istediğini söyledi. sonra sağ ellerini avuçlarının içine alarak okşuyor. O da kendisine tatlı sözler söyledi. Bir-çoklarıyla kucaklaştı. yoksa o da Jülide gibi yok olup gidecek miydi? Ne acımasız bir hastalıktı bu. Bursa Bursa olalı. son nefesini Paşasının kollarında vermek istiyordu. Birlikte yaşayacaklardı. sorular sordu. Başkan'ın eşiyle tanıştılar. Kurtuluş umudu olmadığını biliyordu ama. Öyle olsa bütün dertlerini unutur. Bu yol onu sanki ölüme götürüyordu. Şimdi kendini bir yerde itilmiş." Bu. bir yıldızı. Gazi her biriyle ayrı ayrı ilgilendi. Dünya ve düşman onun umurunda değildi o zamanlar. Küçük Beyler! Sizler. Kızlarım. buna önem vereceğiz. Belediye'nin önünde kılıç kalkan oynanıyor. Kafasında iki saplantı vardı: Ayrılık ve ölüm. Bursa bu ikisinin kavşak yeriydi. acemice sol ellerini uzatıyorlardı. Bütün yoksulluğun içinde ne kadar coşkuluydu." Bunları dinlerken Fikriye'nin gözünden yaşlar boşanıyordu. Ama içinde hem sevdiği adama olan aşkı vardı. Kafası umut doluydu. Belediye Başkanı sırayla bütün çocukları ve gençleri içeri aldı. sizlerden pek çok şey bekliyoruz. Refet ve Asım Gündüz paşalarla kaç kez bir arada bulunmuşlardı. davullar zurnalar çalıyor. çocuklarım. giriş kapısının önünde Paşa'ya. bu muhte233 rem hoca efendi değil miydi? Şimdi onların yanında olmaya nasıl can atardı. Paşası onu bekliyordu. Paşasına kavuşacaktı. Ya Mustafa Fehmi Efendi? Onların nikâhını kıymış olan. Osman Gazi türbesinden de toplar atılıyor. Paşa onları düzeltiyor. hem de vatan için savaşma tutkusu. Bursalıların hiç alışık olmadığı bir söylemdi. Oysa şu anda o ölümü düşünüyordu. Herkes bu konuşmayı heyecanla bekliyordu. Niye sanki şu anda Paşa'nm yanında değildi? Bu coşkulu zafer törenini onunla paylaşmayı ne kadar çok isterdi. her biriniz geleceğin bir gülü. Kanatlanmış uçuyordu sanki. sabahın ilk ışıkları pembe. Küçük yavruların bazıları şimdiye kadar hiç el sıkmamışlardı. Üç kız öğrenci Paşa'ya şiirler okudular. ufukları pembe. ismet. Fikriye ise arkadaki arabada yaşamının en mutsuz günlerinden birini yaşıyordu. Fikriye de kendi arabasından çıkarak Mahmut (Soydan) Bey' le birlikte Belediye salonuna girmişti.

kulakları uğuldadı. Kötü bir rüya gördüm. Siz endişe etmeyin. Fikriye ise yorgunluktan ve kederinden ölüyordu. uzak dur bizden. Biliyorsunuz. Ya Fikriye hiç iyi olmazsa? Yazık değil miydi kendisine bu kadar bağlı olan bu genç kadına? Birlikte geçen günlerini. ablası Melâhat ve babası gözlerinin önünde canlandı. Haydi çocuğum. Merak etmeyin hiçbir şeyim yok. Sanki bütün bu şenlikler Fikriye'yi uğurlamak için yapılıyordu. "telâş etmeyin. hiç merak edecek bir durum yok." Gerçekten de iki dakika sonra doktorların geldiğini haber verdiler." Yine uykusuz geçen bir gece. kollarını açmış onlara doğru gidiyordu. bir rüya gördün. Demek ki orada da birlikte olamayacaklardı. Doktorlarımı çağırdım. Elini avuçlarının içine almış: "Uyan Fikriye. Köşk'ün çevresinde şenlikler geç saatlere kadar sürdü. ne oluyor?" diye sordu. merak edilecek hiçbir şeyin yok. Ama şimdi bütün bu zafer şenlikleri içinde Fikriye her şeyi kapkara görüyordu. "Paşam. diye yanıt verdiler. içi kan ağlıyordu. Bir ara öldüğünü sandı." diye bağırı-yorlardı. "Bak kızım. temiz hava ve gıda alınca bunların hepsi düzelecek. dinleneceğim. Paşa'nın hiç de yorgun bir havası yoktu. "Fikriye ne olursun. bakanlar. Onların sesiyle bu karabasandan uyandı. Fikriye Paşasından ayrı düşmenin üzüntüsünü şimdiden yaşıyordu... Bütün komutanlar. Muazzam bir sofra hazırlanmıştı. ter içinde kaldı. Onlar. milletvekilleri. annesi. Şarkılar söylendi. Jülide. saat 15. "Dur.pembelikler. dur. Sanki bir daha hiç bir araya gelemeyecekler-miş gibi bir şeydi. Sonra yine otomobillere bindiler. kalbi güm güm atmaya başladı. O akşam Gazi'nin onuruna büyük bir ziyafet düzenlenmişti. "Paşam. Ama ağzını bıçak açmadı. başlarında Yahya Kemal'le oraya davetliydiler. Fikriye'ye köşkte ayrı bir oda ayrılmıştı. Oysa o. mutluluklarını düşündü. Fikriye'yi ortalarına aldılar. Ama ne yapabilirdi ki? Kafasının bir köşesinde de Lâtife vardı. bize yaklaşma. ama o da beni bıraktı gitti. Paşa ile Fikriye'nin birlikte kalacakları köşke gidildi. oyunlar oynandı. Böyle mi olacaktı? Belediye'deki bu töreni. Hepsi. kendine gel. Araba yolculuğu seni yordu. odanın bütün eşyaları üzerine üzerine geldi. Paşası yanındaydı. "Rüya görüyorsun. çok mutluyum. . Mustafa Kemal de türlü acılar içindeydi. Biraz dinlenince. Fikriye'nin hastalığına üzülüyor. Çok yorgunsun. Ne Fikriye uyuyabiliyordu ne de Mustafa Kemal. hayır." Gazi de doktorlarla birlikte odadan çıktı. Rüyamda Jülide'yi gördüm. geçti artık. Ağladım. Köşk'te o gece Gazi ve Fikriye kendi odalarına çekildiler ama Fikriye'nin gözüne uyku girmedi. yönetim görevlileri. Bak ben yanındayım. Ben ne olacağım böyle? Uçurumlara yuvarlanıyorum." diye mırıldandı. Kendine hâkim ol. "Nesi var." dedi. o kadar. şimdi gelecekler. Siz yanımdasınız ya. her yer karardı." Fikriye artık uyanmıştı." diye haykırıyorlardı. Bir masa da kadınlara ayrılmıştı. Bir depresyon geçiriyor. Bursa'nın ileri gelenleri ve istanbul'dan gelen üniversiteli gençler 235 de. Bunlar da yetmiyormuş gibi sizden 237 ayrılıp Avrupa'ya gitmenin verdiği bir huzursuzluk ve sinir bozukluğu. Üstelik yorgunluk. uyandım. Her yer kapkara oldu. Fikriye bu yemeğe katılmak istemiyordu ama Paşa'nın ısrarı üzerine keyifsiz keyifsiz yemeğe gitmek zorunda kaldı." diyordu. Gece büyük bir fener alayı düzenlenmişti. iyileştim. Fikriye onlara. Benim hiçbir şeyim yok. Bir süre köşkte dinlendiler. Çok mutlu oldu. Doktorlar.30'da Gazi'nin onuruna verilen bir ziyafet izledi. Artık uyandım. ilerlemiş bir verem durumu var. Ama lokmalar Fikriye'nin boğazında düğümlenip kaldı. "Hayır. her şey düzelecek.

Hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve gözyaşları Paşa'nın yüzünü ıslatıyordu. hem İngiliz ve Fransızlarla işbirliği yapacaksınız. Ne gerekirse ona söyle. Fikriye Hanım bizim hemşiremiz sayılır." "Evet Mahmut. Nif te Paşa'nın yanında geçirmişti." . hüzünlü bir şekilde kapanmış oluyordu. Onun dertlerini paylaşacağım." dedi. Sadrazam. hangi devletin temsilcisisiniz? Tarihin karanlıklarına gömülmekte olan bir devletin ne işi var barış konferansında? Mustafa Kemal Sadrazam Tevfik Paşa'ya şu telgrafı gönderdi: "Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının kazandığı kesin zaferin doğal sonucu olmak üzere toplanması yakın olan barış konferansında Türkiye devleti yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından temsil olunur. "Paşam. Birkaç gün orada kalmanız gerekecek. hazırlanmış Paşasını bekliyordu. Refik Bey Münih Sanatoryumu'nda Fikriye Hanım'a yer ayırttı. Gazi. düşman İzmir'den denize döküldükten sonra da barış konferansında taraf olacaksınız ve Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin delegeleriyle aynı masaya oturacaksınız! Siz kim oluyorsunuz bu masada yer alabilmek için? Siz hangi ulusun. Kendine iyi bak. Para bakımından da hiçbir sıkıntın olmayacak. Ankara'dan ayrılırken bavulunu ona göre hazırlamış ve pasaportunu da yanına almıştı.İki duyguyu uzlaştırmaya hiç imkân yoktu. Yol ve orada yaşamanız için gereken paraları özel kalem müdürü Hayati Bey sana verecek. hiç merak etmeyin. elbette. ben her gittiğim yerden telgrafla bilgi vereceğim. Senden istediğim şey Fikriye Hanım'a destek olman ve onu huzur içinde Münih'e götürmen. Ona büyük güveni vardı. bir karar vermesi gerekiyordu. Ertesi gün artık ayrılış günüydü." dedi. Fikriye sana emanet. Böylece bir dönem. hem bütün başkaldırı eylemlerini destekleyeceksiniz. Paraca hiçbir sıkıntınız olmayacak." "Sana Mahmut Bey refakat edecek. Belki de en iyisi hiçbir karar vermeden işleri oluruna bırakmak olacaktı. Bütün hazırlıklar yapıldı." "Fikriye Hanım'ı Münih Sanatoryumu'na yatırdıktan sonra başhekime Fikriye Hanım'in benim çok yakınım olduğunu. "istediğiniz zaman gidebilirim. Lâtife ile aralarındaki ilişki gelişsin gelişmesin. oradan da Paris'e. sağlığıyla yakından ilgilendiğimi söylersin. Mahmut Bey. Fikriye giyinmiş. Çankaya'da Gazi'nin köşkünün yakınında bir evde oturuyordu." diye Mustafa Kemal'in boynuna sarıldı. Ya biri. Ne demekti bu? Hem Kurtuluş Savaşı'na katılmayacaksınız. paşam." dedi." "Başüstüne Paşam. İstanbul' dan birlikte Marsilya'ya gideceksiniz. O bana bildirecek. Tehlikeli bir durum olursa bana telgraf çekmesi gerektiğini anlatırsın. Fikriye'yle olan bağını şimdilik askıya almanın daha sağlıklı olacağını düşündü. Fikriye'yi Avrupa' ya onun götürmesini uygun buluyordu. "Paşam hiç endişe etmeyin." Mahmut Soydan bu görevin kendisine verileceğini zaten biliyordu. ya öteki. İstanbul ve Ankara hükümetlerinin delegasyonlarının birlikte katılmalarını öneriyordu. o gün yine günlük işlerin akışına koyuverdi kendini. Neler vardı gündemde? Gündemin ilk maddesi Sadrazam Tevfik Paşa'nın telgrafıydı. "sana daha önce de söylemiştim. Tez zamanda kavuşacağız. Gazi erken saatlerde dostu Refakat Subayı Mahmut Soydan'ı yanma çağırttı. Büyük taarruzdan sonra da Mustafa Kemal Paşa'nın yanından hiç ayrılmamış ve son geceyi izmir kapılarında. Refet Paşa orada coşkuyla karşılanırken Fikriye gözyaşlarını gizlemeye çalışacaktı. Sonra da trenle Strasburg üzerinden Münih'e geçeceksiniz. Ankara Hükümeti ilk kez istanbul'a bir temsilci gönderiyordu. Refet Paşa da o gün Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin temsilcisi olarak Fikriye ve Mahmut Soydan'la birlikte Mudanya yoluyla Gülcemal vapuruyla İstanbul'a gidiyordu. Hiç üzülmene gerek yok. Fikriye Hanım'ı önce İstanbul'a götüreceksin sonra da Münih'e. "Bak Mahmut. Gazi. Mahmut Bey salondan çıkar çıkmaz Gazi Fikriye'nin odasına geçti." Fikriye. "Hazırım Paşam. yakında toplanması gerekecek barış konferansına. hem Anzavur kuvvetlerini Kuvayı Milliye'nin üzerine göndereceksiniz. Aslında Lâtife ağır basmıyordu ama." "Biliyorum Paşam. yeni bir göreve gidiyorsun.

. çağımızda Türk ulusuna nasip oldu ve kader onu bizim karşımıza çıkardı. "Ya siz Refet Bey. Gazi Ankara'ya döndükten iki gün sonra Meclis'in Müdafaayı Hukuk grubu toplantısında bir konuşma yaparak neden saltanatın kaldırılması gerektiğini anlattı. Rauf Bey'in bütün düşüncelerine katılırım. sizinle bazı konuları açık seçik konuşmak zorundayım. Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa. Benim de kanımda o ekmekten vardır. Ben iyilik bilmez değilim ve olamam. ." O akşam Keçiören'deki evde toplanıldı. ancak zaferin coşkusu içinde sıcağı sıcağına alınabilirdi." "Hay hay. Bir gün Rauf Bey Mustafa Kemal'in odasına gelerek. Ben sizin bu konularda kamuoyuna güvence vermeniz gerektiğine inanıyorum. Acele yapılması gereken şeyleri kafasında olgunlaştırmıştı. Mustafa Kemal bunu anlıyor ama konuyu Meclis'e getirebilmek için havayı yokluyordu. "sen ne düşünüyorsun saltanat ve hilâfet konusunda?" Ali Fuat Paşa'nın Gazi'nin düşüncelerini çok iyi bilmesi ve ona ters düşecek bir şeyler söylememesi gerekirdi. padişahlık ve halifelik makamına vicdan ve duygu bağlarıyla bağlıyım. Gerçekten bizde padişahlık ve halifelikten başka bir yönetim biçimi söz konusu olamaz. karşısında oturan Refet Bey'e dönerek." dedi.. Bu hiç uygun bir iş olmaz. "Fuat. Meclis sizden ve gelecekte takınacağınız tutumdan kuşku duymaktadır. Bunun üzerine Harbiye'den beri en yakın arkadaşı Ali Fuat Paşa'ya dönerek. İngiltere Başbakanı Llyod George görevinden istifa etmiş ve ayrılırken şunları söylemişti: "Arkadaşlar! Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Ankara'da Meclis olacak ama. Yapılacak ilk devrim. siz ne düşünüyorsunuz? Siz de Rauf Bey'le aynı düşünceyi paylaşıyor musunuz?" diye sordu." "Ya. 29 Ekim 1922'de yaklaşık iki haftalık bir ayrılıktan sonra Ankara'ya döndü. "Paşam. onun yerine başka bir makam koy-maya çalışmak yıkıma yol açar ve büyük acı doğurur. Mustafa Kemal kimlerle yapıyordu bu devrimi? Öyleyse Cumhuriyeti kimlerle kuracaktı? Rauf Bey'i büyük bir burukluk içinde dinleyerek tepkilerini hiç belli etmemeye çalıştı. "Evet Paşam. öyle mi düşünüyorsunuz? Göreceğiz bakalım. Gazi tartışma açmanın zamansız olacağını bir an düşündü. Büyük Millet Meclisi de padişahlığın ve belki de halifeliğin kaldırılması düşüncesi ve kaygısıyla üzgündür. biraz dertleşiriz.Ertesi gün de bir bomba haber geldi. Bizde kamunun birliğini korumak güçtür. Padişahlığı ve halifeliği kaldırmak. Böyle bir karar. Yaverler toplantıya alınmadılar. Halifeliğe bağlılığım ise eğitimim gereğidir. Demek ki on yıla yakın bir süreden beri birlikte çalıştığı ve Bakanlar Kurulu Başkan-lığı'na getirdiği Rauf Bey'in bile kafasında Cumhuriyet düşüncesi yoktu. Çünkü benim babam padişahın ekmeğiyle yetişmiş ve Osmanlı Devleti'nin ileri gelen adamları arasına geçmiştir. Rauf Bey sofrada daha birinci kadeh içilirken söze başladı ve şöyle dedi: "Ben. saltanatın kaldırılması olacaktı. Sonra. Şu talihsizliğe bakın ki o büyük dâhi." "Kim kim olacağız?" "Siz." 239 XV İkinci Evlilik Mustafa Kemal. Uygun görürseniz bu akşam Refet Paşa'nın Keçiören'deki evine gidip bu konuları baş başa konuşalım. Demek ki Rauf Bey hâlâ Meşrutiyet rejiminden yanaydı. O birliği ancak padişahlık ve halifelik sağlayabilir. Bakanlar Kurulu Başkanı Rauf Bey bile saltanata el sürülmemesinden yanaydı. Padişaha bağlı kalmak borcumdur. padişahın yetkilerine dokunulmayacaktı. gidelim." Mustafa Kemal Refet Bey'in Rauf Bey'i desteklemesine pek hayret etmedi ama biraz bozuldu. ben. Çünkü Rauf Bey'in babası padişahın ekmeğini yemişti." Gazi bu sözleri duyunca buz gibi oldu. Çevresindeki bütün yakınlarının bu tasarıya sıcak bakmadıklarını biliyordu. Refet Bey Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin Milli Savunma Bakanı'ydı.

Bu beklenmedik bir olay değildi. Bunun için yaptığı ilk iş Rauf Bey'i odasına çağırmak oldu. madalyalarını geri almış." dedi. Saltanatın kaldırıldığı günün bayram kabul edilmesini de önerdi. Ama ya Meclis Mustafa Kemal'i tutarsa o zaman da Rauf Bey Gazi'ye uyabilirdi. siz nasıl uygun görürseniz öyle yaparım. Rauf Bey ertesi gün iki kez kürsüye çıktı ve büyük bir coşkuyla saltanatın kaldırılmasını savundu. "sizden şunu istiyorum. Mustafa Kemal'e mutlaka bir şeyler söyletmek istiyordu. Hiç böyle bir soruyla karşılaşabileceğini düşünmemişti. Mustafa Kemal Anadolu'ya gitmeden önce kaç kez kendisiyle görüşmüş ve uzlaşma yolları aramıştı. Rauf Bey'in bu uysal davranışı Gazi'yi çok şaşırttı. Bana izin verin de biraz düşüneyim. o düşüncelerini açıklamıştı. Osmanlı tarihinde şimdiye kadar kaç padişah tahttan in-dirilmemişti ki. Sabaha kadar saltanatı savunmuştu. Şeyhülislam'a fetvalar yayınlatmış. "Rauf Bey. görüşelim. Ali Fuat Paşa ona da ters düşmek istemedi. "Buyursunlar. yoksa sonradan etkim altında kalarak mı düşüncelerini değiştirdi?' diye kendi kendine soruyor ve bunun yanıtını vermekte güçlük çekiyordu. Ama kendisi de daha ileri gidemiyordu. Rauf Bey'e teşekkür etmekle yetindi. Daha geçen yüzyılda Abdülaziz'in. Padişah buz gibi oldu. Mustafa Kemal kararını vermişti. Tartışmalar sabaha kadar uzadı ve Mustafa Kemal Rauf Bey'e hiç ödün vermeden sabaha kadar direndi. Yapacağımız ilk iş saltanata son vermektir. "Hay hay Paşam. Ona karşı geldiği için şimdi ne kadar pişmandı. Saltanat kaldırılacaktı. Meclis kendini desteklemezse Rauf Bey'in yitireceği bir şey yoktu." Paşa başka tek kelime söylemedi." dedi. Refet Paşa Rauf Bey'e uyarak saltanatın kaldırılmaması görüşünü savunmuştu ama şimdi Vahdettin'e tahttan indirildiğini bildirmek zorunda kalıyordu. Bunun uygun olduğunu kürsüden siz söyleyeceksiniz. 'Acaba Rauf Bey eskiden içten olmadan mı konuşmuştu. Bu çok güç bir görevdi." Rauf Bey huzursuz olmuştu. Bunlar yetmiyormuş gibi onu ordu müfettişliğinden atmış. Belki de istediği şey Gazi'nin bu konuda Meclis'te açık açık konuşmasıydı. Vahdettin ne diye daha önceleri Mustafa Kemal'in önerisine uyarak kendisini Harbiye nazırlığına getirmemişti ki. Durumu henüz yakından incelemedim. "biliyorsunuz. Meclis'teki eğilimleri bilmiyorum.GVF16 Ne diyeceğini bir an bilemedi. Kendisini ayakta kabul etti ve. Vahdettin elbette bu görüşme isteğini geri çevirecek durumda değildi. Gazi'nin bir yanında Rauf Bey oturu-242 yordu. Refet Paşa iki gün sonra Yıldız Sarayı'na giderek Padişah'ı görmek istediğini Mabeyinci'ye bildirdi. Ne diye eniştesi Damat Ferit Paşa'ya uymuş da hiç bi243 . Murat'ın." Bunun üzerine Mustafa Kemal şu sözleri söyledi: "Söz konusu ettiğiniz sorun Meclis'te tartışılacaktır. Milletin saltanat ve egemenlik makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. 1909'da da Abdülhamit'in tahttan indirilmeleri bunun en yakın ve canlı örnekleriydi. yüce Meclis'te temsil edilecektir. V. ben Moskova'dan yeni döndüm. Ama bu kez yalnız padişah tahttan indirilmiyor. bu olay siyasi yaşamının sonu olurdu. Refet Paşa hiçbir yorum yapmadan Vahdettin'e Meclis'in kararını okudu. millet mukadderatını (kaderini) doğrudan doğruya ele aldı. saltanata son veriliyordu. O gün Mustafa Kemal Meclis kürsüsünde şunları söyledi: "Efendiler. Milli saltanat ve egemenlik bir şahısta değil. Orada kimilerinin telâş ve tedirginliğe kapılmasına gerek yoktur. sonra da kendisini Divanı Harb'e vererek idama mahkûm ettirmişti." diyebildi." Gazi bu kararın Vahdettin'e bildirilmesi görevini de Refet Pa-şa'ya verdi." Rauf Bey herhalde hiç böyle bir şey beklemiyordu. Gazi. Halifeliği ve padişahlığı birbirinden ayırmaya karar verdim. Tartışmanın sürdürülmesinden yana bir tutum içindeydi. "Paşam. O da Bakanlar Kurulu Başkanı'ydı. Şimdi nasıl olur da Meclis kürsüsünden kendi inançlarına 180 derece ters düşen bir konuşma yapabilirdi? Ya yapmazsa.

bir Müslüman devleti olan İran ya da Afganistan halifenin herhangi bir yetkisini tanır mı? Tanıyabilir mi? Tanıyamaz. Seriye vekâletinden (Din işleri bakanlığı) alınan kutsal bir fetva gereğince Meclis Genel Kurulu'nca oy birliğiyle karar verildiğini" bildiriyordu. Gazi bu telgrafında." Vahdettin'in kaçmasıyla saltanat sorunu kesinlikle çözülmüş oluyordu ama halifelik konusunda henüz radikal bir karar alınamamıştı. "Kendini yabancı korunmasına bırakıp bir İngiliz gemisiyle hilafet makamı olan İstanbul'dan kaçan Vahdettin Efendi'nin hal'ine (tahttan indirilmesine). Ulusumuz yüzyıllarca boş görüşlere dayanılarak sağa sola koşturuldu. bunların hepsi anlamsız ve yalan sözlerdir. "Osmanlı soyundan Müslümanların Halifesi Abdülmecit Hazretleri' ne. Canını kurtarmaktan başka çare kalmadığını düşünüyordu. İngilizlere sığınmak için 16 Kasım'da elçiliğe bir yazı gönderdi. . Kendisine 'Halifei Müslimin' (Müslümanların halifesi) unvanı verildi. O da bunu Abdülmecit Efendiye tebliğ etti. 17 Kasım 1922 sabahı Dolmabahçe önünde duran Malaya Zırhlısı'na bindirilerek Malta'ya götürüldü. Gazi o telgrafında. Ertesi gün 19 Kasım 1922'de Mustafa Kemal Paşa kendisine. halife sanını taşıyan ya da taşıyacak olan bir kişinin eline vermez ve vermeyecektir. Mısır'ı korumak. halifeliğin buyruğuna verilemez. İngiliz temsilcisi Rumbold'u hemen saraya çağırtarak İngilizlerin kendisini koruyup koruyamayacağını ve nereye sığınabileceğini sordu. Meclis'teki tutucu çevreleri kışkırtmamak için halifelik görevinin padişahla birleştirilmeden yürütülmesi yoluna gidildi." diye başlayan bir telgraf çekti. Efendiler! Bundan dolayı İslam dünyasında kargaşa varmış ya da olacakmış. Ama ülkenin selâmeti bunun tersine davranmamı gerektiriyorsa bunu da yapabilirim. Yani Meclis. Eski Dahiliye Nâzın Ali Kemal de birkaç gün önce Beyoğlu'nda bir berberde yakalandıktan sonra Ankara'ya götürülürken İzmit'te linç edilmişti. Bu yıkımlar yetişir. Yemen çöllerinde kavrulup yok olan Anadolu çocuklarının sayısını biliyor musunuz? Suriye'yi.linçine varmadan saltanatın çöküşünü hazırlamıştı? Bu ne büyük aymazlıktı! Ne yapabilirdi şimdi? Artık çok geçti. Meclis gizli bir oturum düzenledi. Zaten Vahdettin Efendi'yle uzun süredir arası açıktı. çünkü böyle bir şey devletin bağım-sizliğim. Afrika'da tutunabilmek için kaç insan şehit oldu biliyor musunuz? "Efendiler! Halka sordum. Vahdettin bunları düşünürken soğuk terler döküyordu. Türkiye Devleti ve ulusu. Ama ne oldu? Her gittiği yerde milyonlarca insan bıraktı. Kim söylemişse yalan söylemiştir. Gazi o gün coşkulu bir konuşma yaparak şunları söyledi: "Efendiler! Ne Türk ulusu ne de onun temsilcilerinden kurulmuş olan Meclis'imiz kendi varlığını. Kendimizi dünyanın hâkimi sanmak aymazlığı artık sürüp gitmemelidir. Seriye vekâletinden fetva alınmasına dönüştürmüştü. Osmanlı dönemindeki geleneğe uyarak Şeyhülislam'dan fetva alınması yöntemini. Milli Mücadele karşıtları da İngiliz elçiliğine sığınıyorlardı. Şöyle diyordu yazısında: "İstanbul'da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere yüce devletine iltica ve bir an evvel İstanbul'dan başka bir yere götürülmemi talep ederim Efendim" Son padişah. Irak'ı. Abdülmecit Efendi'nin Meclis'in kabul ettiği ilkeler çerçevesinde halifeliğe atandığını bildiriyordu. ulusun egemenliğini ortadan kaldırır. Bunun için de Meclis Abdülmecit Efendi'yi halife seçti. Herkes Mustafa Kemal Paşa'nın bu olaya nasıl bir tepki göstereceğini merak ediyordu. (sürekli alkışlar). onun tahttan indirilmesine sevindi. Abdülmecit Efendi. Bu telgraf Refet Paşa'ya gönderildi." dedi. Vahdettin. Rıza Tevfik ve Refik Halit de kaçanlar arasındaydı. "Şimdiye kadar bana hiç iyi davranmamış olan bu adam hakkında şimdi bir şey söylemem gerekmez. Şeyhülislam Sabri Efendi. kendisine böyle bir görev verilmesinden çok mutlu oldu. Bile bile bu acıklı durumu sürdüremeyiz. dediler. Vahdettin'in kaçışının ertesi günü. Refet Paşa'ya da. Rumbold da en uygun yerin Malta Adası olduğunu söyledi.

"Nasıl olsa bizden para istemeye geleceksiniz. General Pangalos'un başkanlığında Devrim Mahkemesi kuruldu. Avrupa'nın en ünlü politikacılarıyla savaşmak zorundaydı. İsmet Paşa'nın işi çok güçtü. ne komünizmi. İtalya'da Mussolini faşist örgütünü kurmuş ve Roma üzerine ünlü yürüyüşünü yapmıştı. En önemlisi Lozan Konferansı'ydı. Ama kendini bu bağımlılıktan kurtarmanın çabası içindeydi. Hicaz Seferi. 20 Kasım'da açılan konferanstaki çalışmaları Gazi günü gününe izliyor ve ismet Paşa'ya gerekli direktifleri veriyordu. tütün. Dört gün sonra da bu kararlar uygulandı. meyve olarak üzüm. Erkekler cephelerde olduğu için üretim düşmüştü. Halk ülkeyi felâkete sürükleyen bütün politikacılardan ve generallerden öcünü almış oluyordu. İngiliz başdelegesi ve Dışişleri Bakanı Lord Curzon. Dünya Savaşı. başka büyük sorunlar da vardı.Dolmabahçe Sarayı'nda oturmak istediğini ve kutlama törenini orada düşündüğünü. O aylarda dışarıda da önemli olaylar oluyordu. O günlerde Lozan'da da barış görüşmeleri başlamıştı. Bütün bu alanlarda Türkiye dışa bağımlı bir ülkeydi. bunun da Türkçe ve Arapça olmasını önerdi. Devletçilik düzeni. . hayvancılıkta koyun. ne de Faşizmi. ne Bolşevikliği. Mustafa Kemal. İki ay süren duruşmaların sonunda eski Başbakan Gu-nassis. Çanakkale Savaşı. Geriye ne kalıyordu? Deri. bir de Fransa'da para var. Ama Mudanya Konferansı'ndaki başarısı üzerine Gazi. Üretim zaten neye dayanıyordu ki? Buğday. maden olarak da kömür. arpa. mısır. cuma selâmlığında kaftan giyinmesinin 245 I ve Fatih Hazretleri'nin kavuğu biçiminde bir kavuk takmasının belki uygun olacağını. arkasından I. Önerilerimi şimdi reddediyorsunuz. uğranan bu yenilginin sorumlularını arıyordu. Amaç kapitülasyonlara son vererek ekonomik bağımsızlığı sağlamaktı. dokuma ve maden sanayii. İsmet Paşa'nın bu alanda hiçbir deneyimi yoktu. İşte devletçilik anlayışı." diyordu. Irak. cephelerdekinden daha da zordu. bu koşullar içinde gelişti. patates. eski Başkomutan Hacı Anesti ve eski bakanlardan dördü idama mahkûm edildiler. emperyalizmin ve sömürgecilerin karşısında bu anlayışla direndi ve başardı. Ama bir süre sonra ocağımıza düşeceksiniz. halifenin daha göreve gelir gelmez bu tür şeyler istemesinden hiç hoşlanmadı. Bursa'dan Ankara'ya döndükten sonra Mustafa Kemal'in kafasında saltanat ve hilafet sorunlarının yanında. Sonradan da birtakım tatsız olaylar ortaya çıkınca. Mustafa Kemal de İsmet Paşa da bunun bilincindeydiler. Türk delegeleri o tarihlerde ne Marksizm'i biliyordu. arkasından Balkan Savaşı. derken Milli Mücadele. "Bir bende. ekonomik bağımsızlığı ve sömürge olmaktan kurtuluşuydu. Lozan'da tartışılan konu ülkenin sınırları ve egemenliği değil. Rusların karşısında büyük yenilgi. incir. Bankalar yabancı sermayenin yönetimindeydi.. soğan. Türkiye 11 yıldan beri bütün cephelerde savaşıyordu. bir de bir bildiri yayınlanmasının gerekli olduğunu. Bu savaş. Demiryolları yabancıların elindeydi. Ekonomik bağımsızlığı da kazanmak gerekiyordu. Buna ekonomi mi dayanırdı! Borç gırtlağı aşmıştı. Suriye. Ankara. keçi ve sığır." İsmet Paşa direniyordu. 3 Mart 1924'te halifelikle birlikte Seriye ve Evkaf vekâletleri de kaldırıldı ve Abdülmecit'le birlikte bütün Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkarıldı.. Kimsenin bu durumda Türkiye'de yatırım yapmaya niyeti yoktu. Yunanistan'da halk. Yani bir ulusal ekonominin temelleri o dönemde atıldı. Lozan'a da onun gitmesine karar vermişti. ama sömürü düzeninin ne olduğunu biliyordu. Neydi o dönemde ülkenin ekonomik durumu? 191 l'de Trab-' lusgarp Savaşı. Gön-demde kapitülasyonların kaldırılması vardı. Kral birkaç gün sonra kendisini yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi ve İtalya'da faşizmin temelleri atılmış oldu. ekonomik bağımsızlığı sağlamak için onurlu ve ulusal bir davranıştı. çavdar.

çünkü Salih Bozok Gazi'nin Lâtife Hanım'la evlenmesinden yanaydı ve bunun için Mustafa Kemal ile Lâtife Hanım'ın arasındaki ilişkinin gelişmesine çalışıyordu. Gazi'ye." O arada Zübeyde Hanım'ın sağlık durumu kötüleşmişti. Lâtife Hanım'ın ailesine ait köşke yerleşti. ama Mustafa Kemal'in kafasında evlenme düşüncesi vardı." Salih Bozok'tan ses çıkmayınca Lâtife Hanım bu kez de Gazi' ye bir mektup yolladı. Yalnız bir gece sonsuz denizlere benzeyen etkili gözlerini bana dikerek. pek mesut dakikalar yaşamıştım. Yarası çok tazeydi. Hiç kimseyi oğluna lâyık görmüyordu. Bu bir nişanlanmanın açıklanması anlamına geliyordu. Sonunda 17 Aralık'ta Zübeyde Hanım Salih Bozok'la birlikte İzmir'e geldi ve Karşıyaka'da. Şöyle diyordu o mektupta: "Mukaddes Paşam. Kadın öyle umacı gibi kalır mı?" Bu konuşmanın ardından. beni 247 bekleyin. Zafer şenlikleri içinde ayrıldığı İzmir'e şimdi acılar içinde dönmesi de iyi olmayacaktı. Bu cümleyi hatırladıkça belki bir daha konuşmak mümkün olacaktır. Hem seni. Kısa zamanda bu olay bütün Ankara çevresine yayıldı. Eskişehir'de halka seslendi ve yine coşkuyla karşılandı.' demişlerdi. İstanbul henüz düşman işgalindeydi. sonra Akaretler'deki ev. Ama telgrafı alınca ölüme hiç alışamamış olduğunu anladı. Allanın izniyle mesut olacaksın. "Aman. Annesinin ölümü nedeniyle bu geziden vazgeçmeyi uygun bulmadı. Gazi'nin inceleme gezisini bırakıp İzmir'e gitmesi gerekir miydi? Bir an bunu düşündü." Sonra? Lâtife Hanım İzmir'de. . annesinin ikinci evliliği. kalbimin en derin köşesinden fışkıran cümlelere göz atmak isterseniz mesut olacağım. 'Bir yere gitmeyin. İsmet" Ertesi gün Mustafa Kemal Ankara'dan Batı Anadolu'ya bir inceleme gezisine çıkıyordu. bakım altındaydı ama Lâtife Ha-nım'ı gelin olarak hiç tutmadı ve Salih Bey'e. Mustafa'sına düşkünlüğü. Meşguliyetiniz arasında. Onun her gezisini insanlar ne kadar çok zamandır bekliyorlardı. Bunu ilk kez annesinin İzmir'e gidişinden yaklaşık iki hafta sonra Azerbaycan Elçiliği'nde verilen bir ziyafette açıklayarak şöyle dedi: "Ben sadece evlenmiş olmak için evlenmek istemiyorum. annesinin gençliği. Gideceği her yerde türlü hazırlıklar yapılmıştı. Birkaç gün sonra Lozan' dan Gazi'ye şu telgraf geliyordu: "Nişanlanmak müjdeniz beni mesut etti. Bu çok doğaldı. İşte tam o sırada kendisine Salih Bozok'un İzmir'den çektiği bir telgrafı getirdiler. hepsi bir sinema şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Zübeyde Hanım oğlunun evliliğini görmek isterdi ama ne Fikriye'yi beğenmişti ne de Lâtife'yi. Bü. Zübeyde Hanım yorgundu.249 tün salon dakikalarca Mustafa Kemal'i alkışladı.Mustafa Kemal'in kafasından bir türlü uzaklaştıramadığı ikinci önemli sorun Lâtife Hanım'la ilişkileriydi. Şimdi de derin bir teessürün altında ezilmekteyim. diyorum. "Mustafa'ma söyle ben bu kızı oğluma hiç lâyık görmüyorum. Gazi Ankara'daydı. Doktorlar Zübeyde Hanım'a deniz ikliminin iyi geleceğini söylediler. Annesinin İzmir'de mutlu olmasını ne kadar istemişti. Vatanımızda yeni bir aile hayatı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Gazi izmir'den Ankara'ya döndükten 17 gün sonra Lâtife Hanım Başyaver Salih Bo-zok'a bir mektup yazarak şöyle demişti: "Paşa Hazretleri beni beraberinde bulundurmak istememişlerdi. O da.. kiminle evleneceğini sordular. bunu emrediyorum. Çocukluğu.. Ankara'nın sert ve kuru havası hiç yaramamıştı ona. Gazi bu yüzden İzmir'i uygun gördü ve annesinin kalabileceği bir ev bulması için Salih Bozok'u İzmir'e gönderdi." diye yanıt verdi. İzmir'e gidişini gezinin sonuna bırakacak olursa bu acıya biraz daha alışmış olabileceğini düşündü. Zübeyde Hanım vefat etmişti. "İzmir'de Uşakizâde Muammer Bey'in kızı Lâtife Hanım'la. hem bizi tebrik ederim. Lâtife Hanım Salih Bey'le ilgilendi. babasının ölümü. Gazi bu acı haberi kaç zamandır bekliyor ve kendini yavaş yavaş buna alıştırıyordu." dedi.

Böyle mutsuz bir havada Lâtife Hanım'la birlikte olmak istemedi. Bir yandan başsağlığı dileklerini kabul edecekti, bir yandan da nişan tebriklerini. Bu yüzden İzmir gezisini erteleyerek Salih Bozok'a bir telgraf çekmekle yetindi. "Verdiğiniz elim haber beni çok müteessir etti. Muhtereme uygun bir şekilde cenaze töreni yaptırınız. 25° Cenabı hak, millete hayat ve selamet versin." Zübeyde Hanım ertesi gün öğleden sonra Karşıyaka'da düzenlenen bir törenle toprağa verildi. Gazi üzüntüler içinde yoluna devam etti. Eskişehir'den Arifîye, oradan îzmit, oradan Tavşancıl, Gebze, Bilecik, Bursa, oradan da Alaşehir, Turgutlu, Manisa ve sonunda îzmir... Karşıyaka'da yakınları tarafından karşılanan Gazi, doğru annesinin yattığı mezarlığa gitti. Onun başucunda yaptığı konuşma sanki bir devrim konuşmasıydı. Şöyle dedi: "Arkadaşlar, ölüm yaratılışın en doğal yasasıdır. Ama böyle olduğu halde bazen ne hazin görünümler yaratıyor. Burada yatan annem zulmün, zorbalığın, bütün ulusu felâkete götüren bir keyfi yönetimin kurbanı olmuştur. "Abdülhamit devrindeydi. 1905'te okuldan Kurmay Yüzbaşı olarak yeni çıkmıştım. Yaşama ilk adımımı atıyordum. Fakat bu adım zindana rastladı. Bir gün beni aldılar ve zindana koydular. Orada aylarca kaldım. Annem bunu ancak ben hapisten çıktıktan sonra öğrendi. Hemen beni görmek için sabırsızlanarak istanbul'a geldi. Fakat İstanbul'da kendisiyle ancak üç beş gün görüşebildik. Çünkü zorba yönetimin hafiyeleri, casusları, cellâtları evimizi sarıp beni götürdüler. Annem ağlayarak arkamdan geliyordu. Beni sürgüne götürecek vapura bindirilirken annemle görüşmeme izin vermediler. Annem gözyaşları içinde Sirkeci rıhtımında ağlıyordu. Sürgünde geçirdiğim tehlikeler, onun yaşamının acılar ve gözyaşları içinde geçmesine neden oldu. Mütareke sırasında Anadolu'ya geçerken annemi acılı bir halde İstanbul'da bırakmak zorunda kaldım. Yanımda, annemin bana bakması için görevlendirdiği bir adamımız vardı. Onu bir gün Erzurum'dan İstanbul'a geri gönderdim. Annem bu adamın yalnız geldiğini görünce benim idam edildiğimi sanmış ve felç geçirmişti. "Ondan sonra tüm mücadele yıllarını elem ve acılar içinde geçirdi. Padişahın, hükümetin ve bütün düşmanların sürekli baskısı ve işkencesi altında yaşadı. Evi bin türlü nedenlerle basıldı. Annem, üç buçuk yılın gece ve gündüzünü gözyaşları içinde ge- 251 çirdi. Bu gözyaşları, ona gözlerini kaybettirdi. Sonunda pek yakın bir zamanda onu İstanbul'dan kurtarabildim. Ama ona kavuştuğumda artık ölmüş sayılırdı. Sadece manen yaşıyordu. "Beni teselli eden bir husus var, o da şu: Annem, vatanı mahveden ve harabeye döndüren idarenin bir daha geri gelmemek üzere mezara götürüldüğünü gördü. "Annemin mezarı önünde ve Tanrı'nın huzurunda söz veriyorum, egemenliğin korunması için gerekirse annemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim." Gazi o gün Lâtife Hanım'ın babası Muammer Bey'le de tanıştı ve kendisine, "Ben, Lâtife Hanım'la evlenmeye karar verdim," dedi. Muammer Bey böyle bir şey bekliyordu ama mezarlık ziyaretinin hemen arkasından da bu sözleri duyacağını umut etmemişti. Bu karşılaşmadan iki gün sonra evlenme töreni Muammer Bey'in Göztepe'deki evinde yapıldı. Gazi nikâhı kıymak için İzmir Müftüsü Rahmetullah Efendi'yi çağırmıştı. Lâtife Hanım, Müftü Efendi'nin karşısındaki iskemleye oturdu. Onun şahitleri olarak İzmir Valisi Abdülhalik Renda ile Salih Bozok, Lâtife Hanım'ın yanında yer aldılar. Mustafa Kemal Paşa ise Fevzi ve Kâzım paşaların ortasındaki iskemleye yerleşti. Müftü Efendi geleneksel sorulan sorduktan sonra nikâhı kıydı (29 Ocak 1923). Bu geleneksel bir nikâh töreniydi ama burada yeni olan şey, gelinin yüzünün kapalı olmaması ve Müftü'nün karşısında yer almasıydı. Mustafa Kemal böylece dinsel nikâh geleneklerini yıktığını açık açık göstermiş oluyordu. Medeni Kanun o dönemde daha Meclis'e bile getirilmiş değildi (Medeni Kanun 1926'da kabul edilmiştir). Başka türlü evlenme olanağı da yoktu. Nikâhtan beş gün sonra da Mustafa Kemal Paşa ile Lâtife Hanım İzmir'den ayrıldılar. Akhisar, Balıkesir, Balya ve Edremit'i dolaştılar. Bu, birlikte ilk gezileri oldu. 17 Şubat'ta İzmir'de İktisat Kongresi'nin açılışı vardı. Oraya döndüler. Ertesi gün de Uşak

ve Eskişehir yoluyla Ankara'ya gittiler. Artık bu, yeni bir dönemin başlangıcıydı. Gazi bu evlilikten çok mutlu muydu? Orası 252 hiç belli değil. Ama Mustafa Kemal çağdaş bir evliliğin örneğini vermek için elinden geldiği kadar zarif ve anlayışlı davranıyordu. Evlilik fırtınalarının kopmasına daha çok zaman vardı. Ya Fikriye ne olmuştu bu süre içinde? Bir haftalık bir yolculuktan sonra Fikriye Paris yoluyla Mahmut Bey'le birlikte Münih'e gelmiş ve Gazi'nin irtibat subayı onu sanatoryumun başhekimine teslim ettikten sonra Ankara'ya geri dönmüştü. Fikriye hiç hoşlanmamıştı bu sanatoryumun havasından. Her şeyden önce bir dil sorunu vardı. Fikriye Fransızca biliyor ama sanatoryumda bilene pek rastlanmıyordu. Fikriye'nin Almancası hiç yoktu, o bakımdan sanatoryum personeliyle, yani doktor ve hemşirelerle çok güç iletişim kurabiliyordu. Daha doğrusu hiç anlaşamıyordu. Ama herkes ona Türkiye'yi kurtaran büyük asker Mustafa Kemal Paşa'nın hayat arkadaşı olarak büyük saygı gösteriyordu. Fikriye'nin arkadaşlık edeceği tek kimse yoktu. Sanatoryumda yatanların hepsi yaşamlarından umut kesilmiş kimseler gibiydi. Hayalet gibi koridorlarda dolaşıyorlar ve öksürük nöbetlerine boğuluyorlardı. Hani insan verem olmasa bile bunların arasında verem olurdu. Avurtları çökmüş, yüzleri bembeyaz, yaşama zevkini çoktan yitirmiş yaşlı erkekler, her şeye karşın makyajlarını hiç eksik etmeyen ve yaşları belli olmayan kadınlar, giderek ölüme yaklaşan solgun, sarışın genç kızlar... Bunları gördükçe Fikriye'nin içi kararıyordu. Hastalarla ilgilenen hemşirelerin de artık hiçbir yaşam zevki kalmamıştı. Sabahları gelip hastanın ateşini alıyorlar, kahvaltılarını getiriyorlar, sonra kaybolup gidiyorlardı. Daha sonra, peşinde asistanları ve hemşireleriyle doktor dolaşıyordu koğuşları. O da yapay bir gülümsemeyle hastaların halini soruyor, yatağın başucunda asılı duran sağlık fişine bakıyor, sonra da, "Kendinize dikkat edin, iyi gıda almalısınız, ilâçlarınızı sakın aksatmayın," deyip gidiyordu. Sonra uzun bir sessizlik. Bazı hastalar terasa çıkmak istiyorlar, ama başhemşire onlara kesinlikle engel oluyordu. Bazı hastalar yatakta durmadan kitap okuyor, bazıları da anılarını yazmaya çalışıyordu. Öğleye doğru nöbetçi hemşire postadan gelen mektupları dağıtıyordu. Bütün hastalar heyecanla bekliyordu bu dağıtımı. Kendilerine bir şey çıkmadığı zamanlarda da hemşireyi yakalayıp, "îyi dikkat ettiniz mi? Bana mektup yok mu? Bir daha kontrol eder misiniz lütfen?" diye yalvarıyorlardı. Fikriye de her gün umutsuzlukla mektup bekleyenler arasındaydı. Kimden mektup gelebilirdi ki? Sevgili Paşasından mı? ilk günler sabırsızlıkla mektup beklemiş, sonra yavaş yavaş umudunu yitirmişti. 'Elbette,' diyordu içinden, 'bana yazacak zamanı olmamıştır. Türlü devlet işleri arasında nasıl mektup yazar? Başında ne işler vardır Paşa'nm? Kolay mı yeni bir devlet kurmak? Düşmanlarla savaşmak? Ama yine de iki satır yazı yazamaz mıydı? Özel kalem müdüründen ya da yaverlerden birinden benim durumumu sormasını isteyemez miydi?' Nikâhını haber vermediği için Enver Ağabey'ini çok hzdırdıgını biliyordu. Ama böyle bir durumda ondan ilgi beklemesi çok mu olurdu? Ya Fuat Ağa-bey'i? Neden hiç ilgilenmiyordu onunla? Fikriye bunları düşündükçe aklını oynatacak gibi oluyordu. 253 XVI ölümüne Sevda Bu bunalımlı hava içinde aylar ayları kovaladı: Kasım, Aralık 1922, Ocak 1923. Ve Ocak ayının son günü, hemşirelerden biri elinde bir gazeteyle Fikriye'nin odasına koştu. Bildiği Fransızca birkaç sözcükle, "Madam," dedi, "bakın Mustafa Kemal Paşa İzmir'de evlenmiş!" Fikriye gazeteyi kapıp aldı hemşirenin elinden, gerçekten de gazetenin birinci sayfasında Mustafa Kemal'in bir resmi vardı. Okumaya, anlamaya çalıştı. Yan odalardan birinde yatan ve biraz Fransızca bilen bir hastaya gazeteyi götürdü.

"Bakın Madam" dedi, "bu gazete ne yazıyor, bana çevirir misiniz?" Kadın gazeteyi görünce buz gibi oldu. Gerçekten de gazete Mustafa Kemal'in İzmir'de varlıklı ailelerden birinin kızıyla evlenmiş olduğunu yazıyordu. Ne söyleyeceğini şaşırdı. O zamana kadar Fikriye'yi Kemal Paşa'nın eşi sanıyordu. Müslümanlarda çok evlilik olduğunu duymuştu. Belki de Paşaının ikinci bir eş alması çok doğaldı. "Söyler misiniz lütfen, ne yazıyor bu gazete?" "Pek iyi anlayamadım ama Kemal Paşa ikinci bir eş almış galiba." "Ne demek ikinci bir eş? Evlenmiş mi?" "Belki muhabirler yanlış anlamışlardır. Biliyorsunuz ne ipe sapa gelmez şeyler yazıyorlar. Yanlış olabilir." Fikriye hıçkırıklarını tutamayarak ağlamaya başladı. Odasına kapandı. Bir sinir bunalımı geçiriyordu. Hemşireler odasına girmek istediler, hepsini kovdu. Neydi bu başına gelen felâket! Hastalık yetmiyormuş gibi bir de bu evlilik haberi. Eğer haber doğruysa yaşayamazdı artık. Ne yapabilirdi ki? Bir saat hıçkıra hıçkı-ra ağladıktan sonra kalkıp yüzünü yıkadı ve doğru sanatoryum müdürünün odasına girdi. "Doktor Bey, ben derhal gidiyorum," dedi. "Aman, nasıl olur? Daha tedavinizin başındayız. Hem Kemal Paşa'nın emri var. İyileşmeden sizi bırakamayız. İzin verin, Ankara'ya soralım bakalım ne diyecekler?" "Hayır, hayır, benim bekleyecek zamanım yok. Ücretimi ödeyip gideyim. Beni burada zorla tutamazsınız." "Peki Madam, nasıl istiyorsanız öyle olsun." Hemen tren saatleri öğrenildi. Telefonla yer ayırtıldı. Fikriye alelacele valizini hazırladı. Bir taksi çağrıldı ve Fikriye, kıpkırmızı olmuş gözlerle bütün hastalara ve hemşirelere veda ederek sanatoryumdan ayrıldı. Gazi'nin evlenmesinden 18 gün sonra Fikriye İstanbul'a geldi. Nereye gidecekti? Paşa'nın evlenmesi konusunda kimden haber alabilirdi? Fuat Ağabeyi Ankara'daydı. Enver Ağabey'iyle ilişkilerinde de soğukluk devam ediyordu. Aklına Refet Paşa geldi. En güvenilir kaynak Refet Paşa'ydı. Son olarak birlikte Mudanya' dan İstanbul'a gelmişlerdi. Çankaya Köşkü'nde de o mutlu yıllarda az mı ağırlamıştı Refet Paşa'yı. Onu kendisine yakın dost biliyordu. Münih'ten ona kart atıp durumunu bildirmiş, ondan da mektup almıştı. Yolladığı son karttan anladığına göre Refet Paşa Kalamış'ta oturuyordu. Fikriye doğru o adrese gitti. Paşa oradaydı. Şaşkınlık içerisinde kendisini karşıladı. "Geçmiş olsun Fikriye Hanım, çok sevindim. Demek ki bu kötü hastalığı yendiniz," dedi. Fikriye, "Hayır Paşa Hazretleri, ben zaten hasta değildim," dedi. "Ciğerlerimde zafiyet varmış, iyileştim. Hiçbir şeyim kalmadı." "Ne kadar iyi, biz de çok merak etmiştik. Hemen Ankara'ya dönmeyi mi düşünüyorsunuz şimdi? Gazi Paşamıza gelişinizi müjdelediniz mi?" "Hayır, öyle bir şey yapmadım. Önce size danışmak istiyo255 rum. Alman gazeteleri Paşa'nın evlendiğini yazdılar, doğru mu? Ben kendisinden hiç haber alamadım." Refet Paşa buz gibi olmuş, ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Gazi Paşa'nın Fikriye'ye çoktan beri hiçbir düşkünlüğü olmadığını anlıyordu, ama nasıl olmuş da Fikriye bu soğukluğun farkına varmamıştı. Şimdi bu genç ve yorgun kadına bunu nasıl anlatabilirdi? Onun, nasıl bir çılgınlıkla Gazi Paşa'ya tutkun olduğunu biliyordu. Ama ne güç şeydi bunları anlatabilmek. "Evet Fikriye Hanımefendi, haber doğru," dedi, "Paşa Hazretleri bir süre önce İzmir'de evlenmişler. Ben bu konuda yorum yapabilecek durumda değilim. Ama Gazi Paşa'nın Lâtife Hanım'ı severek evlendiğini hiç sanmıyorum. İzmir'de yaşadığı heyecan ve zaferin coşkusu böyle bir karar almasına yol açtı kanımca. Bunun çok fevri bir davranış olduğu söylenebilir. Bu evliliğin uzun ömürlü olacağı düşünülemez."

Eğer erkek ikinci bir kadın almışsa. Biz örnek bir kadın erkek beraberliği oluşturmalıydık. Hiç kimseyle bunları paylaşmak istemeyeceğim. Ben gerçekten onun eşi sayılırdım. Ama acele karar vermeyin. sevdiğime de pişman değilim. seni boşadım. Ben dünyanın en güzel duygularını yaşadım. ilk eşini ya da birlikte yaşadığı kadını feda etmiş demektir. Ne yazık ki haklısınız. doğru. Eşi durumundaydım. Memduha Hanım'la aralarında sağlam bir dostluk bağı vardı." "Ben de öyle düşünüyorum Paşam. Köşk'ün hanımefendisiydim. önemli olan onun evlenmiş olması. iki şahidin önünde evlenebilir. Benim içim artık bir harabeye döndü. şimdi izin verirseniz ben geldiğinizi Adnan (Adıvar) Beyefendi'ye haber vereyim. Bir kadınla bir erkek bir imam ya da müftünün huzurunda. Sizi konuk etmekten çok mutlu olacağız. ne de bir başkası. Ankara'ya gidip Gazi Paşa'yla görüşün. Ben inanarak sevdim. "Ben bu aşkı kafamın. Kendisine gereği kadar para vermiştim. En zor günlerinde yanından ayrılmadım. Benden izin almadan hareketine müsaade olunmaması için gerekenlere emir buyurmanızı ve bildirmenizi rica ederim. dilediğiniz kadar. Bütün dostlarını birlikte ağırladık. değerlendirmeyi bilmemiş-se bu onların sorunu. hiç yüzü gülmüyordu. Başkası ya da başkaları bunu anlayamamışsa. Avrupa ülkelerindeki gibi bir Medeni Kanun henüz gündeme getirilmedi. Demek ki onu başaramadık. ben bütün yaşamım boyunca onu deli gibi sevdim. Bütün sorunlarını paylaştım. Fikriye ertesi gün Cevat Abbas Bey'in eşi Memduha Hanım'ın istanbul'da olup olmadığını araştırdı."Ama Paşam." "Erkeğin ikinci bir evlilik yapması birinci evliliğin sona ermesi demek değildir. Paşa'nın eşi de onu avutabilmek için ne yaptıysa hiç fayda etmedi. Geldiğinizi Gazi Paşa'ya bildirsin." der. Yarın hemen Ankara'ya hareket etmek istiyor." "Evet Paşam. Herkes bana Paşa'nın eşi gibi davranıyordu. Bizimkisi hiçbir çıkar ilişkisine dayanmayan bir sevgi ilişkisi olmalıydı. Nikâh senedinde belirtilen bir para. Hiçbir karşılık beklemeden. Ne Lâtife Hanım." "Sizi çok iyi anlıyorum. Aramızda bir nikâh aktinin olup olmaması o kadar önemli miydi? Böyle bir nikâh yapılmış da olabilirdi. Ama sorun biçimde değil içerikte. Ben şimdi kendimi feda edilmiş bir kadın durumunda görüyorum. Şimdi ne yapması gerekiyordu? Adnan Bey'e Ankara'dan nasıl bir yanıt gelecekti? Adnan Bey Ankara'ya şu telgrafı çekmişti: GVF17 "Gazi Paşa Hazretleri'ne. Orada otursun ve bana açıklama yapsın. Mutsuzdu. Bu acıyı ben yalnız yaşayacağım ve mezarıma götüreceğim. Ya ben şimdi ne olacağım? Siz de biliyorsunuz. Gazi Mustafa Kemal. Ankara'dan gelecek telgrafa göre bir karar vermemiz gerekecek. "Boş düştün. Fikriye Hanım'ı tedavi için Almanya'ya göndermiştim." Gazi'den hemen o gün Adnan Bey'e şu telgraf geldi: "Adnan Beyefendi'ye. yani mihri müeccel varsa onu da öder. evlilik sona erer. Büyük Millet Meclisi'nin İstanbul temsilciliğine getirildi." Fikriye o geceyi Refet Paşa'nın evinde geçirdi. Adresini öğrendi ve kalkıp onun evine gitti. Beni anlıyor musunuz Paşam?" "Evet Hanımefendi. Benden izin almadan neden dolayı İstanbul'a gelmiştir? Kesinlikle Ankara'ya gelmesine izin veremem. Yüksek emirlerinizi beklemekteyim. Fikriye Hanım bugün geldi. kalbimin ve bütün vücudumun her hücresinde taşıyacağım. bakalım o ne diyecek.257 maz. Bizde şeriat kuralları uygulanıyor. Burada benim konuğum olabilirsiniz. sonra da koca istediği anda kadına. Adnan Bey. Artık o duygular benim duygularım." . Sizinki gibi bir ilişki kolay kolay kestirilip atıla. Hiç kimse bunları elimden alamaz. Ankara'nın en heyecanlı günlerinde birlikte olmuşlar ve o gerginlikleri birlikte yaşamışlardı.

Onu zorlamak benim de aklımdan geçmedi. havalara yükseliyordu." Bu sözleri duyunca Fikriye yere yıkılmamak için kendini güç tuttu. ilk fırsatta buraya geldikleri zaman sizinle görüşebileceklerini söylemişler. ancak kısa zamanda sıkıldı. bana bunu ilk soran sen değilsin. Gazi Paşa sizin bir süre İstanbul'da oturmanızı uygun görüyorlarmış. Onun nasıl bir sinir bunalımına düşebileceğini tahmin ediyordu. dertlerini paylaşmak istiyor ama Fikriye insanların kendisine acımalarından hoşlanmıyor. onlara hiç hastalığından söz etmiyordu. Oradan Mecidiye Teyze'sinin evine geçti. Köşk'ün hanımefendisiydin. Bir süre sonra Macit Bey Gelibolu Valiliği'ne atandı. Bazıları onun duygularını. Adnan Beyefendi Gazi Paşamızdan bir cevap aldıklarım bana bildirdi. Fikriye'nin Nimet Hanım ve Handan'la yakın arkadaşlığı orada daha da gelişti. "Ankara'da da Paşa'nm yakın arkadaşları bana. Sonunda Fikriye'ye şunları söyledi: "Hanımefendi. bu havadan kurtulmaya çalışıyor. kendisini teselli etmeye çalıştı. Fikriye bu evleri bir bir denedikten sonra eski ev sahibi Macit Bey'in Yerebatan'daki konağına geçti. Gazi Paşa seni çok seviyordu. Lâtife Köşk'ten çıkıp İzmir'e dönüyormuş. Sen de zamanla bu bağımlılıktan kurtulacaksın. "ben dün gece bir rüya gördüm. Daha sonraları Vali Macit Bey Sokağı adı verilen bir sokaktaki eve taşındılar. Artık hiçbir şey umurunda değildi." 259 2Ö0 Handan. Handan ona bir gün." . Buna alışması gerekti. Fikriye. "Mecbur kalmıştır. Macit Bey'in eşi Nimet Hanım ona dostça davranıyor ve dertlerini paylaşıyordu. o da olmadı. onun kızı Hayriye Hanım'ın evinde kaldı. onu nasıl delicesine sevdiğini ve iki yıl Ankara'da ona nasıl eşlik ettiğini ve mutlu günlerini anlatıyor ama onunla evliliğinden hiç söz etmiyordu. Bir süre sonra Memduha Hanım' in evinden ayrılıp Mehmet Amca'sının dul eşi Belkıs Hanım'ın evine geçti. yanık türküler ve şarkılar söylüyor. Memduha Hanım bu durumu biliyordu." dedi. Neden evlenmiyorsunuz?' diye soruyorlardı. "Hepimiz biliyoruz. Senin üzerine titriyordu. Ama erkekler genellikle bir süre sonra sevdikleri kadınlardan bıkarlar. Kendileri. Önündeki her şey sanki yerçekiminden kurtulmuş. "Peki Fikriye Abla. Bu kez Hatice Tey-ze'sinin evine taşındı. Gittiği bütün evlerde içi kara-rıyordu. Paşa hiç bu konularda konuşmak istemezdi. Üç yıl önce Ankara'ya gitmeden önce de o konakta kalmıştı. Gözleri karardı. "Fikriye Abla. Yakın akrabalarıyla dünya görüşleri birbirinden çok ayrıydı. Kendilerini yeni bir duruma alıştırmaları zaman alır. 'Bu kadar zamandır birlikte yaşıyorsunuz. Bunu Ankara'da çok yakından gördük. aşkın yerini insancıl bir sevgi ve dostluk alır. Fikriye onlara çocukluk yıllarını." demekle yetindi. Onun evinde de rahat edemedi. Fikriye onunla da arkadaşlık ediyordu. Paşa kendisini görmek bile istemiyordu. "Evet. Birbirimizi sevdikten sonra evlenmek şart değildi ki. Durum artık kesinlikle aydınlığa kavuşmuştu. Oradan ayrıldı. Paşa sonra Lâtife Hanım'la nasıl evlendi?" diye sordu." dedi. Handan ona bir sabah da. Onların kızı Handan da artık 18 yaşına gelmişti. Fikriye. Kadınlar ise bağlandıkları erkeklerden kolay kolay vazgeçmezler. Paşa'yla neden evlenmediniz?" diye sordu. Çok sayıda sigara içiyor. ama yapamıyordu bir türlü. Yeter ki bunalıma düşüp dünyayı kendine zindan etme.Adnan Bey bu telgrafı Refet Paşa'ya iletti ama Paşa bunu Fik-riye'ye göstermedi. "Ama bakın Fikriye Abla. Kemal Paşa'yla ilişkilerinin nasıl başladığını." Yaşadığı bu büyük aşk Fikriye için tam bir saplantıydı.

bir altın kolye. içine çamaşırlarını ve tabancasını koymuştu. Elinde sadece ufak bir çanta vardı. Nimet Hanım ile Handan. Kimlikte zaten resim yoktu. hem de bu halde kim bakar bana?" "Öyle deme Fikriye. bir yemek ve bir çay takımı. teyzesinden ve yengesinden. Fikriye onları gözü gibi saklıyordu. Belki bunlar cepheden yazılmıştı. Gerek Macit Bey. sen ne kadar güzel olduğunu bilmiyor musun?" "Bilsem ne çıkar.. Hırsız. Belki bir yerlere karşılaşırlar ve her şey değişebilirdi. Belki onlardan haber alabilir ve o havanın içinde yaşardı. Fuat Ağabey'inden. Gelibolu'ya artık bahar gelmişti. Yeniden birbirlerine sarıldılar. bak. gerek Nimet Hanım kendisinin asla Ankara'ya gitmemesini öneriyorlardı ama Fikriye kafasından bu düşünceyi bir türlü atamıyordu." "Haydi oradan. Yolda pek konuşmadı. Ruşen Eşref Bey ve eşi Saliha Hanım. kendisini iskeleye kadar geçirdiler. Nimet Hanım ile Handan. Nimet Ablası'na İstanbul'da teyzelerini görmeye gideceğini söyledi. Fikriye bir gün Emine Hanım'ın çantasından kimliğini aldı. Ne Macit Bey ne de Nimet Hanım Fikriye'nin istanbul'a gitmek istemesini yadırgadılar. Fikriye Ankara'ya kaçak gitmenin heyecanını yaşıyordu. bundan sonra. Evlenip gitmişti ama zaman zaman Gelibolu'daki evde kalıyordu. Rıhtımda kucaklaşıp öpüştüler. Bir yıla yakın bir zamandan beri Gelibolu'da kalıyordu. öyle kötü kötü konuşma bakayım. Onu kullanabilirdi. 'olmaz. Burası senin kendi evin. Halinde bir gariplik vardı. deme."Handan'cığım.. Fuat Ağabey. Gemi ertesi sabah istanbul limanındaydı. O kadar çok ortak dostları vardı ki: Cevat Abbas Bey.. Zaten bir-iki haftalığına gidip hemen dönecekti. Sana fena alıştık. o çantaya hiç el sürmemişti. Sıkılmış olabilirdi. Nerede o günler?" Fikriye'nin tek dileği Ankara'ya gidip Paşasına yakın olmaktı." dedi. Almanya'dan getirdiği ufak bir çantanın üzerine bir pusula iliştirerek onun ileride Handan Hanım'a verilmesini istemişti.. "uzun kalma. Yaver Muzaffer Kılıç. Kimliğini gösterip biletini aldı. Her zamanki gibi suskun ve neşesizdi. Kimbilir neler yazılıydı o mektuplarda? Fikriye bunlardan hiç söz etmemişti.. Bütün öteberisini de Gelibolu'da bırakıyordu. Onu hiç yanından ayırmıyordu. Bunun gizemi çözülemedi. ona İsmet Paşa'nm iki yıl önce Ankara'da atla gezinirken kendini koruması için verdiği tabancaydı. o mektupları yıllar boyu titizlikle sakladılar ama günün birinde hepsi çalındı. Saymakla bitmez. evden başka hiçbir şey almamıştı. Münih'e de götürmüştü. Ha. ismet Paşa ve Mevhibe Hanım. O zamanda trenlerde sıkı bir kimlik denetimi vardı. Lâtife hiç Paşa'yı bırakıp İzmir'e döner mi? Ah keşke dönse. Kendi kimliğiyle İstanbul'dan trene binmesi olanak dışıydı. Fikriye. Başka bir kimlik bulması gerekiyordu. Bir bohçaya sarılı mektuplarını da yanına almadı ve başucundaki gece dolabının çekmecesinde bıraktı. Hırsız. Belki de Paşasından gelen sevgi dolu mektuplar vardı içlerinde. sen beni sevdiğin için böyle bir rüya uyduruyorsun. bir de oralarda sana hayırlı bir kısmet çıkarsa. istemem'. Bu son ayrılış mıydı? Kimse bunu düşünmedi. Fikriye sonra hıçkırıklara boğularak güverteye çıktı. Emine Hanım adında bir kadın vardı. çabuk dön. bilmesem ne çıkar? Benim ruhum öldü. "Fikriye." Fikriye gözyaşlarını tutamadı. İbrahim Süreyya Bey ve eşi Mediha Hanım. Öyle olsa kendisini bırakmazlardı. Karaköy' 26ı 262 den bir vapura binerek doğru Haydarpaşa'ya geçti. Fikriye. Sıcak bir mayıs ayının son günlerinde Fikriye. Sandal gemiye yanaşıncaya kadar birbirlerine el salladılar. Bizi bekletme. Refet Paşa'dan.. Ankara treni akşam saat 17'de kalkıyordu. Kimlerden gelmiş olabilirdi bu mektuplar? Gazi Paşa'dan. Bu. Gişe memuru başını kaldırıp Fikriye'nin . kimin kimliği olabilirdi? Macit Bey'in evinde yetişmiş. bir broş ve giysilerden oluşuyordu. Bu tabanca. Başyaver Salih Bozok ve eşi Düriye Hanım. Kendini gemiye götürecek sandala binerken Nimet Hanım. Bu öteberi." "Aman ablacığım.

Ne yapacağını bilmiyordu. Oysa Fikriye'nin. Paşası onu ta Kastamonu'dan aldırtmıştı. hem de Gazi Paşa'nın en yakın arkadaşıydı. Fikriye arabacıya Fuat Bey'in 263 evini tarif etti. yaklaşık bir yıl yedi ay önce bir ekim günü ayrılmıştı. Bir simit aldı. Çünkü gidiş-dönüş yolu ayrı değildi. ayran ve su satıcıları pencerelerin önünde bağırışıyorlardı. pişmaniye. Gazi Paşa onu zorla Münih'e gönderiyordu. Ne büyük umutlarla. Topal Osman'ın milisleri. Bir inzibat subayı yolcuların kimliklerini sordu. düşman işgali. Araba Fuat Bulca'nın evinin önünde durdu. Tren her istasyonda durdukça simit. emir erleri. rakı sofraları. Ama milletin bir umudu vardı. Fikriye'nin elbette gözüne hiç uyku girmedi. Fikriye içi burkula burkula Direksiyon Binası'nın önünden geçti. Paşa'nın cepheye gidişi.. Bekleme salonunun sıraları üzerinde yanlarında torbalan. Diliskelesi. muhafız askerleri. Almanya'da iyileşeceğine dair pek umudu yoktu. Çankaya'dan. İnzibatların trene her girişinde. Bir faytona bindi. Fikriye üç buçuk yıl önce Ankara'ya gelişini düşünüyordu. İzmit. Biletçi biletleri zımbaladı." Ufak çocuklar da yapış yapış elleriyle limon şekeri uzatıyorlardı. Tek yol vardı. Gelen gidenler. Yaşamının en mutlu aylarını geçirdiği o tatlı ev. Onsuz ne yapabilirdi? Tam bir yılgınlık ve karamsarlık içindeydi. Çanakkale'de düşmanı püskürten Mustafa Kemal. sepetleri olan yoksul insanlar uzanmışlardı. yeşil erik. cepheden zafer haberleri. Anadolu'dan da mutlaka düşmanı kovacaktı. Ne kadar dayanabilecekti bu acıya. Alsaydımz birkaç tane. Akraba olurlardı. Yine istasyonlarda çaylar içildi. Paşasına kavuşacaktı. O zaten çok acılı bir ayrılıştı. benim sepetimde de kuru köfteler var. . Hele Eskişehir'de tren iki saate yakın bir süre karşı yönden gelmesi gereken treni bekledi. Çocuklar ağladılar. Tavşancıl. "Nereye hemşire? Siz de Ankara'ya mı? Karnınız acıkmıştır. Yeni bir güneş doğuyordu Ankara'da. Fikriye'nin yüreği ağzına geliyordu. Fikriye de o güneşe ulaşmaya gidiyordu. Meclis'ten yükselen değişik sesler. sonra Tuzla. genç kızlar ve çocuklar da vardı. Bereket hiç olay çıkmadı. az sonra yorulup sıralara oturuyordu. şimdi de umutsuzluğun doruğunda Ankara'ya geri dönüyordu. çörek. garın büfesinden de bir çay istedi. Fikriye firladı arabadan. Ya şu ciğerlerinin hali ne olacaktı? Bunu düşünmek bile istemiyordu. Trenin kalkmasına daha 6 saat vardı. koridorlarda bütün gece yanık yanık türküler söylendi. Gebze. Yolcular da bütün yüklerini kompartımanlara doldurdular. Yoksa Paşası onu yanından uzaklaştırmak mı istemişti? Ne korkunç bir düşünceydi bu. onu anlayabilecek yaradılışta bir insandı.. Sıcak bir gün başlıyordu. bu amansız hastalığa? Tren nihayet yorgun argın Ankara istasyonuna girdi.. "Allah ne muradın varsa versin. kadınlar horladılar. Şu yavruya gönlünden ne koparsa bir sadaka ver. İşte Direksiyon Binası. öğle üzeri Ankara'da olacaklardı. Ankara'dan akla gelmez acılarla ayrılmıştı. Bebelerini emziren kadınlar.. Fikriye balayım orada yaşamıştı. Bekleme salonuna girerek tren saatini beklemeye başladı. düdükler öttü ve tren yavaş yavaş gardan uzaklaştı. Ama her şeye karşın mutlu akşamlar. Sabah şafak sökerken Polatlı'da uzun bir süre durdular. Birbiri ardına dilenciler de geliyordu salona. Şimdi öyle miydi ya! Fikriye için o güneş batmak üzereydi. Ne büyük bir mutluluktu o. Bazı istasyonlarda trenin yarım saat durduğu oluyordu. Orada kalmayı tasarlıyordu." "Allah sevdiklerine kavuştursun. yoksulluk. "biraz börek almaz mısınız?" "Bacım. Fikriye'nin ağzını bıçak açmıyordu. Fayton Çankaya'ya tırmanırken. Fuat Ağabeyi. Polatlı'dan duyulan top sesleri. kiraz. İlk durak Pendik oldu. "Çek Çankaya'ya. Sonunda tren boş peronlardan birine girdi. yeniden biletler ve kimlikler denetlendi. Bütün ülke muazzam bir savaşa hazırlanıyordu. Kadınlar Fikriye'yle ilişki kurmayı denediler.yüzüne bakmadı bile. Kalkış saati gelince istasyon nöbetçisi kampanayı çaldı.. Ezginlik. O ne heyecan dolu bir gelişti.." dedi. Artık Haydarpaşa Garı gerilerde kalmıştı. Hereke. simitler yendi. Perondan salep satıcılarının sesleri geliyordu." Fikriye zaman zaman bunalıp peronda dolaşıyor.

Yan kapıdan bir bekçi çıktı. Bunu koru. "Köşk'e. Ben Paşa'ya hemen haber vereyim. Arabacı. Paris'te eğitim görmüş bir kadından uygarca bir davranış beklerim. anıları ve mektupları vardı. Kafamda yaşattığım imajlar daha kolay yıkılacak. Aman Fikriye. "Elbette" dedi. "Şimdi nereye çekeyim Hanımefendi?" diye sordu.' deyip gitmesini bil." Gazi Paşa'yla Lâtife Hanım o saatte sofraya oturmuşlardı. Gazi Paşa'ya hiç ters davranma. geldiğinizi müjdeleyeyim. kızma. Sen boş ver Uşakizâdelerin varlığına. Nezaketi elden bırakma. "içinde bu kadar anım olan bir yeri görmek benim hakkımdır. Gazi Paşa'nın emir eri Ali Çavuş'a haber verdiler. En değerli eşyalarını toplayıp istanbul'a götürecekti. "Buyurun Hanımefendi. koltuklarda. yaşamlarının pırıltısına. Sinirlerine egemen olamazsan güç durumda kalır yenik düşersin. Fikriye'nin kalbi güm güm atıyordu. "Hanımefendi. Ama şimdi artık her şeyi çok iyi anlamıştı." dedi. dayan. Dayan Fikriye. Her şey onların istediği gibi olsun. Bir evin eski sahipleri ya da kiracıları bile. Olgun davranışınla sen Türkiye'nin en uygar kadını olacaksın. 'Merhaba. örnek bir kadın oldun. "salona buyurun. benim anılarımın içinde nasıl yaşıyor."Fuat Ağabey!" diye bağırdı." O bunları düşünürken fayton Köşk'ün kapısına gelmişti. Her şeye büyük bir hoşgörüyle katlanacağım." dedi. onu görüp gideceğim. elini öptü. Londra'da. Sen bütün çevrende sonsuz bir saygı uyandırdın. 265 266 . Kapı ve pencereler kapalıydı." Gazi Paşa'nın köşkü zaten hemen biraz üstteydi. soğukkanlılığı elden bırakma. Eşyaların üzerinde." dedi. Geri dönmemeyi hiç düşünmemişti. akıllı uslu bir kadın olacağım. sıkı dur. Olgunluğu. Paşa'yı görmek istediğini söyledi. Dünyanın her yerinde bu böyledir. köşklerine. sabırlı ol. Paşam benim yerimi alan bir kadınla. zarafeti. yastık yüzlerinde onun sıcaklığı yok muydu? Evin eski hizmetçisi değildi ki o. üç kez yutkunmadan ağzından bir tek söz çıkmasın. Sen oradan başın öne eğilmeden. kanepelerde hâlâ onun kokusu. yıllarca içinde yaşadıkları odalarının özlemini çekmezler miydi? Kaldı ki uygar insanlar arasında böyle bir davranış hiç yadırganabilir miydi? Kafasından bunları geçirdi. Ne yapabilecekti şimdi Fikriye? Faytona bindi. Onları almak için o eve gelemez miydi? Bir buçuk yıl önce Çankaya'dan birkaç aylık bir sanatoryum bakımı için ayrılmış ve her şeyini Köşk'te bırakmıştı. Lâtife'ye hiç kötü kötü bakma. Doğru muydu böyle paldır küldür Köşk'e gitmesi? Neyle karşılaşacaktı? Sonra Lâtife Hanım nasıl davranacaktı ona? îyi ama Fikriye 19 ay öncesine kadar o Köşk'ün hanımefendisi değil miydi? Köşk'ün her yanını o döşemişti. Tanrım bana güç ver. Haydi Fikriye. bardaklarda onun dudak izleri. Terk edilmiş zavallı bir kadın kompleksine sakın kapılma. Anılarını topladıktan sonra. Ali Çavuş sevinçle karşıladı kendisini. Ali Çavuş heyecanlı bir sesle ve çekine çekine. Oralarda bıraktığı ufak tefek eşyaları. "Hanımefendi. Ailesinin zenginliği de önemli değil." "Hangi köşke?" "Gazi Paşa'nın köşküne. onlar bu sabah istanbul'a gittiler. Onlar üzülmesin. soyluluğu insan kendi yaratır. ne önemi var. Fikriye arabacıya kendisini biraz beklemesini söyledikten sonra nöbetçiler karşısına dikildiler. evlerine. Söz veriyorum kendi kendime. Hiçbir kötü davranışta bulunmayacağım. kimseye kendini acındırmadan ayrıl. "bizim için ne mutluluk sizi yine burada görmek!" Gerçekte Ali Çavuş ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. size mutluluklar dilerim. Gülümsemeni hiç yitirme. Onların hiç rahatını bozmayacağım. Lâtife Londra'dan ve Paris'ten diplomalar almış. Elbette oraya dönmek hakkıydı. Bu gerçekleri görmem gerekiyor. Seni kovmalarım beklemeden gitmesini bil. kıskanma. Onları birlikte görünce bu ayrılığa daha iyi alışacağım. ayakların hep yere bassın.

Gazi. Biz de sizin birkaç gün kalacağınız bir yer bulmanıza yardımcı oluruz. O yüzden size uğradım. yarın sabah da kendinize uygun bir yer ararsınız. Bu düşüncemi Muzaffer Kılıç'a ve Fuat'a da söylerim. Adnan Bey'e. onlar Fikriye'ye bir ev alırlar. elbette." "Kemal." Lâtife Hanım. Hem de ağır hasta. bir çaresini buluruz. "Beklesin içeride." dedi." "Çok teşekkür ederim Hanımefendi. "Hayır." "Çok teşekkür ederim efendim." 267 . teşekkür ederim. "Hoşgeldin Fikriye. Heyecandan tir tir titriyordu. Yapılacak şey şu: Onun istanbul'da bir ev edinmesine yardımcı olurum. Buraya gelmekle hiç doğru yapmadın." "Evet Paşam. ben yarın kendime bir yer ararım. ama ben hiç acımadım. hakkımız yok onu kovmaya. sen acıyorsun." "Lâtife'ciğim. Sen sakin ol. Ağzı kurumuştu. Hemen döneceğim zaten. Bana bu kadar hizmeti var. iyileştiğimi sanıyorum." "Yani. Onlar da bize yardımcı olurlar. Fikriye de Ankara'da uzun süre kalamayacağını anlar." Birlikte salona geçtiler."Paşa Hazretleri". Gazi. Az sonra Gazi Paşa bu sessizliği bozarak. Lâtife Hanım yine de soğukkanlılığını elden bırakmayarak. "size bu kadar hizmetleri olan bu hanımı bekletmeyelim. salona aldım." "Nasıl bir çare bulacaksın Kemal? Bizim görevimiz mi onun sorunlarını çözmek? Hem ne çözüm getirebiliriz? Görmüyor musun. En iyisi sen onu hastaneye gönder." Lâtife Hanım bu hiç beklenmedik ziyaret haberini alınca buz gibi olmuştu. Buraya gelmek istemezdim. Bu nasıl bir ziyaretti böyle? Ne istiyordu Fikriye Hanım? Bu ne küstahlıktı. burada bize komşu mu olacak? Asla. Çok acıdım." diye elini uzattı. "ne kadar zayıflamış. daha bir süre bakıma ihtiyacın vardı. ya da Refet Paşa'ya söylerim. Bu ne yüzsüzlük? Ne hakla buraya gelebiliyor? işi ne burada? Sen olmasaydın ben kovardım. ben de Çankaya'da oturmasından yana değilim. Kendisi bunun bilincinde değil galiba. En kısa zamanda gidip kendi evine yerleşir. gözleri çakmak çakmak. Şimdi bunları benim kendisine anlatmam doğru olmaz. Fikriye ayakta bekliyordu. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. her şeyin bir sırası var. Gidip kendisini karşılayalım. Ankara'da kalmak niyetinde değilim. Fuat Ağabey'imi görmeye gelmiştim. çılgın gibi bakıyor. Fuat Ağabeyim döndükten sonra da başımın çaresine bakarım. Zaten merak edilecek bir durum yokmuş. dedi. inşallah bu hastalığı tamamen yenmişsindir. yüzü bembeyaz olmuş. dinlenin. sizi görmek istiyorlar. iyi görünüyorsun." "Tabii. Değil mi Lâtife? Bir yer bulana kadar Köşk'te kalırsın. "Kemal. "Fuat Bey söyledi." "Ali Çavuş size kalacağınız odayı göstersin. Onlar bu sabah istanbul'a gitmişler. Soğuk soğuk el sıkıştılar. "İyileştiğini haber aldım. "Evet burada rahat edemezsiniz." "Evet ama. Hem Ankara'nın havası da sana iyi gelmeyecek. "Fikriye Hanım geldi. Ama Fikriye'nin Ali Çavuş'a güveni vardır. O bu konuyu kendisine duyurabilir. dedi." dedi. Bir bunalım geçirdiği muhakkak. Dostlarıma veda edip hemen döneceğim." "Biliyorum." Fikriye salondan çıktıktan sonra Gazi Paşa ile Lâtife Hanım bir süre hiç konuşmadan bakıştılar. Ali Çavuş hemen Fikriye Hanım'a bir yer bulur. Şimdi üzerine üzerine gitmeyelim." Gazi Paşa. ben az sonra gelirim." dedi. böyle bir şey istemem." "Hayır Lâtife. Ben senin istanbul'da kalmanı istemiştim. Yarın Ali Çavuş ona bir otel bulur." "Seni sokakta bırakacak değiliz ya. Herhalde sizden isteyeceği bir şeyler vardır. Lâtife Hanım da elini uzattı. Yoldan geldiniz." "Çok naziksiniz. bence acele ettin. Sonra da ya onun evine geçer ya da istanbul'a döner. Fuat gelene kadar orada kalır. "Ya öyle mi?" dedi. "Yazık.

" . ben bu kadına bir gün bile tahammül edemem. İki yıl önce konuklarımızı oraya yollardık. Ağzını güç açıyordu. Ne Gazi odasına geldi ne de Lâtife Hanım. Yorgun ve hasta." "Baş üstüne efendim. Yine akşama kadar yattı. Ali Çavuş'tan bir çay istedi. çok yorulmuştum." Lâtife Hanım bu sözleri. Bir uçurumun başındaydı sanki. "Öğlen oldu Hanımefendi. Fikriye'nin duyması için yüksek sesle söylemişti. Akşamüstü." Ertesi gün Fikriye öğleye kadar odasından çıkmadı. Bugün çok yorgunum. yuvarlanıp gidecekti ama yuvarlanamı-yordu bir türlü. bu kadın hâlâ burada mı?" "Burada hanımefendi. Bu halde nasıl otel arayabilirdi? Arabaya binmek şöyle dursun ayakta duracak gücü yoktu. Bir ara koridordan Lâtife Hanım'ın sesi duyuldu. Ali Çavuş'tan sadece bir çorba istedi. "Hani bugün o kadına bir otel bakacaktınız?" "Olmadı Hanımefendi." "Siz bilirsiniz Hanımefendi. Sen onu yarın bir otele götürürsün. Bir arabayla oraya gidelim." "Allah allah. bal ve ekmek vardı. yatak odasına da geçmedi. karnım aç değil. Zorla Köşk' ten çıkartıp sürükleyemezdim ya. nasıl istiyorsanız öyle olsun. Fikriye yine odasından çıkmadı. hiç halim yok. Sabahleyin mutlaka çekip gitmesi gerekiyordu. Kaç gecedir de uykusuzdum.. Ne güç şeydi bu tür bir yaşama katlanmak. Bütün gün yattı.268 "Peki." "İyi ama önce size bir ev bakacaktık. Uzanıp dinleneceğim. Gazi de duymuş. hırçın hırçın seslenmesinden anlaşılıyordu." dedi. "Ne oldu?" diye sordu. başka şey istemem. Paşa'nın o gece gözüne uyku girmedi. uyuyakalmışım." "Yarın inşallah Hanımefendi. Sabaha karşı biraz dalmış olacaktı ki. başını kaldıracak hali yok. Yaşamında her şey ters gidiyor ve hiçbir şeyden zevk almıyordu artık." Ertesi gün Lâtife Hanım birtakım ziyaretler için erkenden Köşk'ten çıkıp gitti. Yalnız Fikriye değil. öyle olsun. Nasıl olur? Bir de onun hastalığını mı çekeceğiz? Başımıza belâ olacak bu kadın.. gözleri kararıyordu. ne Gazi'nin gittiğini duydu ne de Lâtife Hanım'ın. Fikriye de o gece sabaha kadar ağladı ve üzüntüden kahroldu. Gece yarılarına kadar çalışma odasında tek başına oturdu. beyaz peynir." "Salona inmeyecek misiniz?" "Hayır Ali Çavuş. Sen bana bir çay yap. Kahvaltıya da inmediniz. Onu gözüm görmesin." "Düşündüğünüz bir otel var mı?" "Evet var. Lâtife Hanım'ın Köşk'e dönmüş olduğu. kara kara düşündü. af buyurun efendim. "hemen çıkmamız gerekiyor. Tepside çayın yanında iki yumurta." "Hiç dinlemem kovun gitsin. ° "Ali Çavuş. Size yiyecek bir şeyler getireyim. ev bakacak gücüm yok. Herkes memnun kalırdı. içeriden "Kim o?" diye ses gelince Ali Çavuş. peynir. Az sonra Ali Çavuş elinde bir tepsiyle odaya girdi. Paşam öyle söylemişti. hırsından deliye dönmüştü. rahatsız. dedi. önce bir otel bulacaksın. Başı dönüyor. bir çaresine bakarız. Fikriye yine odasından çıkmıyordu. öğle üzeri Ali Çavuş odasının kapısını vurdu. Beni bir otele bırakacaksın." Fikriye o gün hiç odasından çıkmadı." "Zahmet etme Ali Çavuş. Bütün gün yatağından kalkmadı. Ne kadar da susamıştı. Ama şunu bil ki. Fikriye her birinden birer parça aldıktan sonra "Ali Çavuş. Akşam üstü Lâtife Hanım Ali Çavuş'u bir kenara çekerek. Ayağa kalkacak gücü kendinde bulamıyordu. Onu içti ve bütün gün bunalımlar içinde uyukladı." "Hiç dinlemem Ali Çavuş. Kolay mıydı yaşadığı bütün tatlı şeyleri bir anda unutmak ve yeni bir yaşama başlamak? O gücü kendinde hiç bulamayacaktı. ekmek getir. Dili damağına yapışıyordu." "O sonraki iş. hani Karaoğlan Çarşısı'nın üst başında temiz bir otel vardı. Senin hatırın için olay çıkartmamaya gayret edeceğim.

Bilet alacağım. "Hanım. "O. Ne Paşa'ya muhtaç olurdu ne de hiç kimseye." Köşk'ün kapısında hiç tanıdık olmayan bir nöbetçi duruyordu. iki saat sonra da dönüp istanbul'a gideceğim. Ali Çavuş da arabacının yanına oturdu. özlemiştim. Köşk'ün keyfî kaçtı. biraz yorgunum. Yani herhalde sokakta kalmazdı. Kira derdinden kurtulur." iki dakika sonra kapıya bir arabanın yanaştığını gördü. Lanet olsun şu Ankara'ya. zaten Paşa'nın kendisine orada bir ev almak istediğini söylememiş miydi? Zaten nikâh senetlerinde 'mihri müeccel' olarak belirlenen elli altın." dedi. Fikriye ağır ağır arabaya yaklaştı ve arka koltuğa yerleşti. aileden kalan ufak bir gelirle orada gül gibi yaşardı. Üç çeyrek saat sonra Karaoğlan Çarşısı'ndaydılar. böyle bir evi almaya yeterdi. İstanbul'un neresinde bir ev aramalıydı? Beşiktaş'ta mı? Caddebostan taraflarında mı? Yoksa Sultanahmet veya Gedikpaşa gibi bir semtte mi? Sultanahmet'ten kötü anılarla ayrılmıştı. Şimdi ne yapacaktı bu otel köşesinde? Fuat Ağabey'inin dönmesini bekleyecekti. Evet. Otel kâtibine. "Bana acele bir araba bulun." dedi. Otel katibi. Fikriye onu arama gücünü kendinde bulamıyordu. "Çek Köşk'e." "Evet Süleyman Efendi." 27Q Fikriye Hanım bavuluna sarıldı. Ama yorgun görünüyorsunuz. Fikriye arabacıya. Fahrettin Hayri Bey. "Ne zaman isterseniz çıkarız. Fikriye onu başıyla selamlayıp tam kapıya yönelirken nöbet-Çi. Canı hiç kimseyi görmek istemiyordu.. dedi içinden. Kapının ağzına geldiler. Göztepe-Erenköy tarafları gözüne daha çekici göründü. Bir an önce İstanbul'a gidip uygun bir ev araması gerekiyordu. Bütün gece düşündü. Bir ev bulana kadar teyzelerinin birinde kalabilirdi. "Buyurun Hanımefendi. Otel köşelerinde sürünmenin âlemi yoktu. Fuat Ağabeyi'nin Ankara'ya dönüşünü beklemek zorunda değildi. çok. 269 "Bir fayton buldum Hanımefendi. Otel hesabını ödedi ve arabacıya." dedi. Sonra yine beni otele bırakırsın." dedi. Kendisini güler bir yüzle karşıladı. Belki geçici olarak bir ev buluncaya kadar onlarda da kalabilirdi. Sıcak bir mayıs günüydü. Ağabeyi savaş sona erdikten sonra Ankara'da kereste ticaretine başlamıştı ama Fikriye'ye hâlâ küskündü. "Sen beni biraz burada bekle. Aklına ağabeyi Ali Enver geldi." dedi. "Ne zamandır sizi görmüyorduk. hemen İstanbul'a dönmekti. anlatılır gibi değil. "İnşallah şu şirret kadınla karşılaşmadan Köşk'ten ayrılırım." diye Köşk'e döndü. Fikriye o gün hiç otelden çıkmadı. Bir süre sonra araba Köşk'ün ka-pısındaydı." "Öyle olur mu Hanımefendi. En iyisi derhal İstanbul'a dönmekti. Zaten hiç aç değildi ki. Oraya dönmeyecekti. Ali Çavuş bavulu elinden aldı. Ali Çavuş. Hava herhalde öğleye doğru çok ısınacak ve Ankara kavrulacaktı. O birkaç gün için izne çıkacaktı. size canımız feda. Araba otelin önünde durunca Ali Çavuş bavulu alıp içeri girdi.. Arabacı Fikriye'yi tanımıştı. "Bavulumu burada bıra-cağım. yapılması gereken en doğru iş. Beni istasyona götüreceksin. Fikriye'nin İstanbul'da bir dayısı vardı. bizim için ne şeref. "Ben Paşa Hazretleri'ne veda edip döneceğim. ama önemli değil." diyordu. Bu tam bir kopukluktu. Akşama kadar yatağında uzandı. Siz gittiniz. Buyursunlar Hanımefendi." Bahçedeki nöbetçiler Fikriye'ye selâm durdular. Ertesi gün hemen bu düşündüklerini uygulamaya koyuldu. Bereket Ali Çavuş bir sepetin içine birkaç börek ve meyve gibi şeyler koyup getirmişti de Fikriye aç kalmadı. İnsanlardan kaçar olmuştu."Başüstüne bacım. ne yapabilirdi? Kulakları uğulduyor ve durmadan terliyordu. Nasıl bir halsizliği vardı. Ali Çavuş'la vedalaştılar." Yarım saat sonra Ali Çavuş. "nereye gidiyorsun?" . Çok aradık sizi. Ertesi sabah bir faytona binerek Köşk'e çıkacak ve Paşa'ya veda edecekti." diye Fikriye'yi karşıladı.

" "İyi ya. olamaz!" diye yerinden fırladı. Fikriye onu hiç tanımıyordu." Fikriye." Nöbetçi içeri girdi. bilirler. Sen vurdun sanırlar." dedi. "nereye gidiyorsun? Sen deli misin? Şuradan şuraya gidemezsin. "Çek. Sizi bugün kabul edemeyecekler. Az sonra Muzaffer Bey. yapamam. "Lütfen. Gazi Paşa'yı görmek istemişsiniz. "Ne diyorsun Resuhi. sen burada bekle." dedi. Resuhi Bey olayı hemen Gazi Paşa'ya iletti. Fikriye Hanım kendisini görünce çok sevindi. "Beyefendi. Bak. Paşa Hazretleri çok acele bir rapor hazırlıyormuş. Sanki son nefesini veriyordu. Muzaffer Bey'e. yine buraya gelmiş. Muzaffer Bey'e veda bile edemeden arabacıya. Çok teşekkür ederim. Kapı kapandı." Resuhi Bey de hiç böyle bir tepki beklemiyordu. Yaver Bey'i çağırıp geleyim. Muzaffer Kılıç'ın gözlerinden iki damla yaş süzülüyordu. Keşke gelmez olaydı. Hal hatır sorduktan sonra. Paşa'yı görmeye gidiyorum." "Hay hay Hanımefendi. Siz Fikriye Hanım'ın kim olduğunu herhalde bilmiyorsunuz. Ama adın ne se-< nin? Kim diyeyim?" "Fikriye Hanım dersin. "istasyona gidelim. "Fikriye Hanım'a Paşa Hazretleri'nin çok meşgul olduğunu anlatın ve kendisini bugün kabul edemeyeceğini bildirin. Bir emriniz mi var? Kiminle müşerref oluyorum?" "Ben Fikriye. Resuhi Bey ve nöbetçiler koşup geldiler. İşte tam o sırada bir silah sesi duyuldu. Gazi Paşa'nın akrabasıyım." Muzaffer Bey fazla direnemedi. Arabacı." dedi." "Peki öyleyse. "Yine mi o kadın? diye haykırdı. Gözleri karardı. ona söyleyeyim." dedi. Başı da önüne devrilmişti." Mustafa Kemal ne söyleyeceğini bilemiyordu. Kıskançlığın bu derecesini hiç düşünemezdi. git Muzaffer Bey'e haber ver. Sen bekle. Kapıya doğru koşarken Lâtife Hanım onu kollarından yakalayarak. Paşa Köşk'te olsa. Sonra ne derler? Herkes seni suçlar. "İmdat. "Ne bekliyorsunuz. Arabacı ne olduğunu anlayamadan dizginlere asıldı. Bütün Köşk sanki başına yıkıldı Fikriye' nin. "Bu hanımı içeriye sokmayın. kimseyi içeri alamam. Dizleri titriyordu. Ben asla Fikriye Hanım'ı kovamam. Lâtife Hanım Resuhi Bey'e. "Ama çok üzgünüm. gelem. Ben nankör değilim. Lütfen kendisini görmek istediğimi bildirin. Bu ne yüzsüzlük? Kendisini dün kovduk. Asla dışarıya bırakmam. O bizim çok kahrımızı çekmiştir. "Bu konuyu tartışmayalım. imdat!" diye bağırmaya başladı. Bu hiç aklıma gelmemişti. Biraz bekler misiniz?" Uzun bir bekleyiş. emir var. Lâtife Hanım hemen bir dişi kaplan gibi yerinden fırlayarak. kapıya çıkmak zorunda kaldı. ne büyük hakaretti. Başı dönüyordu." Arabacı kamçıyı şaklattı ve araba Muzaffer Bey'in şaşkın ve üzgün bakışları altında Çankaya yokuşunu inerek gözden kayboldu." dedi. Bu ne büyük saygısızlık." Bu kez de Muzaffer Bey." "Kusura bakma. Onun burada işi yok." dedi. "Kemal. demek öyle." dedi. Sendeleye sendeleye arabaya bindi. varam. hemen haber vereyim."Ne demek nereye gidiyorsun? Ben buranın eski hanımıyım. "gönderin o kadını. Biraz sonra Resuhi Bey kapıda göründü. Fikriye senden ne gü273 . Fikriye Hanım'ın göğsünden kan sızıyordu. Bütün Çankaya başına yıkıldı. Gazi. Lâtife kabil değil onu geri çeviremezdi. "Hanımefendi. beyninden vurulmuşa dönmüştü. "Buyurunuz Hanımefendi." Resuhi Bey. Paşa'nın Köşk'te olmadığını düşündü. İçeride neler oluyordu? Resuhi Bey Gazi Paşa'ya Fikriye Hanım'ın kendisini görmek istediğini söyledi. Ama şimdi söze nereden başlayacağını bilemiyordu. Ziyaretinizi başka bir güne bırakabilir misiniz acaba?" "Yaa Muzaffer Bey." "Resuhi Bey var. "bana böyle bir görevi vermeyin.

Heyecandan elleri titriyordu. ama kalp sağlam." "Biliyorum Lâtife. "Fikriye Hanım'ı hemen Memleket Hastanesi'ne kaldırın. Ameliyat çok başarılı oldu. Kurşun göğsünün neresine girmiş. Hastaneye gidip ameliyatın başında bulunun. Görmedin mi bunalımlar geçiriyordu.. bu bir Browning tabancası mermisiymiş." "Elbette Paşam. "Refik Bey. "ne gerekiyorsa yapın." Sıhhiye Vekili odadan ayrılır ayrılmaz Gazi Ankara Emniyet Müdürü Dilaver Bey'i odasına çağırttı." dedi. dış muhafazayı da zedelemiş." dedi. Bir zamanlar Ankara'da içki yasağı vardı ve yasa o dönemde de yürürlükteydi. "Resuhi Bey. Hemen Refik Bey'i odasına çağırttı. iki gün odasından hiç çıkmadı. Bu Köşk'ün hanımefendisi olarak sana bir görev düşmez miydi? Ben de olay çıkartmandan korktuğum için kendisine hiç ilgi göstermedim. Gazi'nin güvenini kazanmış bir kişiydi. Çantası. endişe edilecek bir şey yok. Zaten kim Fikriye Hanım'ın canına kast edebilir? Parasını mı alacaklardı? Yok öyle şey. biliyorum." "Evet kendi tabancası Browning'ti. elinden gelirse." dedi. Bu da tam bir intihar girişimi olduğunu gösteriyor." Gazi daha sonra Başhekim Ömer Bey'i telefona çağırttı. Hiç aklıma gelir miydi? Tabanca ne olmuş?" "Yaverler kucağında bulmuşlar o tabancayı. Kendimi hiç affetmeyeceğim. ona merhaba bile demeden. inşallah kalp zedelenmemiştir ve ölümcül bir durum yoktur." dedi. Aklı sıra bizi böyle yıkacak. Ben de Sıhhiye Vekili Refik Bey'e telefon ederim. "nedir durum? Kurtulacak mı?" "Kurtulacak inşallah Paşa Hazretleri. Çıldırmış bu kadın. Bu sabah onu kim Köşk'e sokmadı? Resuhi Bey'e kim emir verdi? Sen mi. Kendine geldikten sonra hiç kimseyi görmediğini söyledi. ismet Bey hediye etmişti o tabancayı. Şimdi hastaneden geliyorum. Sizden çok acele ayrıntılı bilgi bekliyorum. Arabacıyı sorguya çektik. "Çok rica ederim Refik Bey." "Kurtar bakalım. öğrenip bana bilgi verin. Silahı kucağında bulmuşlar." "Başüstüne Paşa Hazretleri. "Göğüsten çıkarılan mermiyi saklasınlar. Emniyet Müdürü Dilaver Bey de kendi bağında üzüm yetiştiriyor ve kaçak rakı üretiyordu. Başka bir şey elinden gelmedi. Mermi sol akciğeri büyük çapta delip kalbin yakınından geçmiş. intihara kalkan tetiği ikinci kez çekemez. hiç sesimi çıkarmadım. Eşine dostuna dağıttığı rakılara da 'Dilaver rakısı' deniyordu. Sağ olsun Ömer Bey göğsü açıp kurşunu çıkardı. Fikriye'nin nasıl onurlu ve inatçı olduğunu ben çok iyi bilirim. Özel bir ilgi göstersinler. hemen bir araştırma yaptık. Onu asla yitirmek istemem." Gazi daha fazla Köşk'te duramadı. ben mi? Sen emir verdin. Az sonra Dilaver Bey Paşa'nın Meclis'teki odasındaydı. Odasına gidip bir kere hatırını sormadık. Gazi. Olayın bir cinayet olmasına en ufak bir ihtimal yok Paşa Hazretleri. Ama kendimizi de sorumlu hissediyorum. içinde bir tek kurşun eksikmiş. "Telaş etme Kemal. . Onu mutlaka kurtarmalıyız.GVF18 zel intikam almaya kalktı. Gerçekten de Fikriye Hanım'ın kendi canına kıymak istediği anlaşıldı. Kurşun kesinlikle o silâhtan çıkmış... 275 . Onun onuruyla oynadık. Ona böyle davranmakla çok hata ettim. "kurtulur. Doğru Meclis'e gitti. Biz böyle oyunlara yokuz. iki gün kendisiyle hiç ilgilenmedik." Lâtife Hanım da. Dilaver Bey. Belki veda edip gidecekti." "Çok teşekkür ederim Refik Bey. Mutlaka." 274 Gazi boğuk bir sesle. ama ben de sustum. yazık. Mutlaka. Gidip Başhekim Ömer Bey'le konuşun. Böyle bir şey yapacağı belliydi zaten. Refik Bey'i bularak durumu anlattı. Mutlaka kurtarsınlar Fikriye'yi. Arabacıya görünmeden hangi çılgın arabanın o kadar yanına yaklaşıp da silâhını ateşleyebilir. intihar olayını araştırdınız mı?" diye sordu. "Evet Paşa Hazretleri." Gazi Paşa hemen telefona koştu. "Dilaver Bey. içinde bütün parası ve evrakıyla yanında bulundu. Zaten intihar olaylarında hep böyledir. Adam fenalıklar geçirmişti. Zaten başka türlü olmasına imkân yok.

Fikriye bunları şaşkınlıkla dinledi. başına gelen o korkunç olayı anlattı. Herkes Gazi' nin Fikriye'yi nasıl sevip yücelttiğini biliyordu. Lâtife Hanım'a hiç rakip olamazdı. Sanki ne diye intihara kalkışmıştı? Neydi bu başına gelenler? Boğuk bir sesle. Fikriye. Başhekim'i çağırıyorum..Kan kokuyor. Nereden bulacaktı silâhı çekecek adamı? Bu işi ne emir erleri yapabilirdi. kıskançtı ama canavar değildi. derin bir uykudan uyanıyormuş gibiydi. Belki bir hayale kapılarak Paşa'yla evli olduğunu söyleyebilirdi. ne gerekiyorsa yapın. Fikriye yenik düşmüştü. üç-beş gün hastaneye hiçbir ziyaretçi kabul edilmemesi için idare müdürüne emir verdi. onu seçmişti. Gazetecilere de bu konuda bilgi vermeyin ve hastaneye sokmayın. uyuyor. "Hayır. Hem neden Lâtife Hanım böyle bir işe girişsin? O elde etmişti istediğini. Lâtife Hanım ne diye uğraşacaktı bu zavallı hasta kadınla? Fikriye ameliyatın ertesi günü kendine gelince. Onun da böyle bir işi yaptırmasına imkân yoktu.. Peki katil izini ve kimliğini belli etmemek için arabacıyı da vurmaz mıydı? Onun yanıtı yoktu. Yoksa benden mi geliyor bu kokular?" "Fikriye Hanım sakin olun. Huysuzdu.. iyileştikten ve kendine geldikten sonra muhakkak ki o havadan kurtulacak ve her zamanki olgun. bakın iyileştiniz.. Fikriye Hanım'ın vurulduğu haberi kulaktan kulağa yayılıyordu. Bir saat sonra uyanınca kimseyi yanına sokmayacağız."Durum nedir Ömer Bey? Hastamız kurtuldu mu?" "Evet Paşa Hazretleri. Ama birkaç gün çok dikkatli davranılması gerekiyordu." "Ölmeyeceksiniz Fikriye Hanım. "Ben neredeyim? Burası neresi?" diye gözlerini açtı. "beni tanıyorsunuz. Ama fısıltı gazetesi yoluyla dedikoduların yayılması da önlenemedi. Kurşunu da çıkardılar. Çünkü hastanın narkoz sonrası bir tür sayıklama durumuna düşerek abuk sabuk şeyler söylemesinden çekiniyordu. çekip gidiyordu. "Hayır. Köşk'te rahat rahat oturuyordu." "Baş üstüne Paşa Hazretleri." "Ömer Bey. Kıskanç olmasına kıskançtı.." Ömer Bey. ölmek istemiyorum!" diye haykırdı. Elbette onun böyle bir cinayeti işletmesine en ufak bir ihtimal yoktu." ." "Evet Ömer Bey. Pişmanlık duyguları içinde her şeyi daha net görmeye çalışıyordu.. Bu gibi olaylarda hastanın saçmaladığı çok görülmüştü. Bu konuda akla neler gelebilirdi? Herkes Fikriye Hanım'a Paşa Hazretleri'nin eşi gibi davranıyordu. mutlaka Fikriye Hanım'ı kurtarmanız gerekir. Gazeteler ertesi günlerde hiçbir şey yazmadılar. Bütün Türkiye gülerdi buna. endişe edilecek bir durum yok. ne İçişleri Bakanı'nın. Gazi Fikriye'yi değil. Ölmek istemiyorum!. Hepsinin Gazi'den ödü patlardı. Lâtife Hanım Gazi'den gizli gidip bir polis memuruyla anlaşacak da bundan ne Yaver Bey'in haberi olacaktı. ne de Gazi'nin! Hele o dönemde polis ve emniyet örgütü kuş uçurt-mazdı Ankara göklerinde. Peki kim vurmuştu Fikriye Hanım'ı? O konuda somut ve kesin hiçbir söz yoktu. Zaten birkaç gün hiç konuşmaması gerekiyor.. Olayda bir kiralık katil ya da fedai varsa ona kim bu emri vermişti? Hiç kimse Gazi Paşa'yı suçlamıyordu." Az sonra Ömer Bey girdi odaya. Narkoz yapmıştık. Kaç kez Köşk'e gelip size bakmıştım." dedi. ölmek istemiyorum! ." "Kurtaracağız Paşa Hazretleri. ne inzibatlar ne de polisler. ne Ankara Kumandanı'nın. geçimsizdi. Geriye kalıyordu Lâtife Hanım. Fikriye Hanım da kendisini intihar girişimine sürükleyen etkenleri yanlış değerlendirerek Gazi Paşa'yı ve Lâtife Hanım'ı güç durumda bırakacak sözler söyleyebilirdi. ağırbaşlı ve onurlu karakterine yeniden kavuşacaktı. Bütün dedikodular her türlü yoruma açıktı. "Bakın Fikriye Hanım. hem de delicesine ama başını türlü belâlara sokmanın ne gereği vardı? Lâtife Hanım'ın canavar olması gerekirdi böyle bir cinayet işine girişmesi için." "Ne kurşunu? Burası neden tentürdiyot kokuyor? Alkol kokuyor burası. Başucundaki hemşire ona.. çok rica ederim kimseyi içeri bırakmayın.

eskisi gibi olmayayım. benim yaptığım bu çılgınlığı kimse duymasın." "Başlayacaksınız Fikriye Hanım. size sinirlerinizi sakinleştirecek bir ilâç vereceğim. elbette Ömer Bey. eskisi gibi olacaksınız. 1 Haziran 1924'te."Tabii. bir hafta sonra taburcu edeceğiz. Fuat Bulca'nın kızı Türkân Bulca'ya göre Fikriye'nin Ankara' ya geldiği gün Fuat Bey Çankaya'daki evinde olsaydı. her şey eskisinden daha iyi. Odayı bir vantilatörle serinletmeye çalışıyorlar ama Fikriye yine ter içinde kalıyordu. Hastayı kurtardık. Zaten Ömer Bey de kaç gecedir evine gitmiyor. değil mi?" "Kurtuldunuz Fikriye Hanım. terleme önlenemiyor ve hastanın durumu ağırlaşıyordu. Sizi böyle görmek bizim için ne büyük mutluluk. doktorlar zatürree teşhisi koydular. elbette Fikriye'nin Köşk'e gitmesine izin vermeyecek ve bu felâket başına gelmeyecekti. Uyuyup dinleneceksiniz. değil mi?" "Elbette Fikriye Hanım. Ama bir daha böyle çılgınlıklar yaparsanız sizi kurtaramam. Ömer Bey günde birkaç kez kendisini görmeye geliyor ve onunla yakın bir dost gibi konuşuyordu. Ankara'da olayı gizli tutmaya çalışıyorlardı. İstanbul basınında da tek satır yazı çıkmadı. Durum kötüye gidiyordu." "Evet. Hâkimiyet-i Milliye gazetesi." 279 Günler günleri kovalıyor ve Fikriye yavaş yavaş iyileşiyordu. Verilen sakinleştiricilerin etkisiyle az sonra gözlerini kapadı ve derin bir uykuya daldı. çarpıntılar baş gösterdi. hemen Başhe-kim'i çağırdı. halsizliği arttı. olayı yanlışlıklarla dolu olarak 3. Ayrıca her gelişinde Başhekim'e.. Kara haber o gün bütün Ankara'da duyuldu. ." "Refik Bey'çiğim hiç telaş etmeyin. Ben iyi olacağım. Canınıza kıymaya kalkmışsınız. Bana gelişmeler hakkında her gün rapor verin." diyordu. Doktor Bey ne olur. Sonra da eski sağlığınıza kavuşacaksınız. Paşa çok üzgün. çok rica ederim elinizden ne gelirse yapın. Cephede bile ben hiç kendisini bu kadar üzüntülü görmemiştim. Gerekirse Fikriye Hanım'ı yeniden Almanya ya da İsviçre'ye gönderelim. Kemal Paşa'nın kendisine ne kadar değer verdiğini biliyorsunuz. Hiç endişe etmeyin. bu intihar girişiminden söz etmedi." Fikriye yeniden yaşama dönmüş gibiydi. Elden gelen her şey yapıldı ama ateş düşmüyor." "Buna çok sevindim. Yapılacak bir şey kalmamıştı. Bir hafta sonra hastanın ateşi yükseldi. öksüren ve hırıltılı sesler çıkaran Fikriye'nin durumunu çok kötü görünce. Artık olayın gizlenecek yanı kalmamıştı. öyle oldu ama kurtuldum." "Anlıyorum Fikriye Hanım. Bir bunalım geçirmiştim. Mutlu günler göreceksiniz. hastanede kalıyordu." "Yapmayacağım Doktor Bey. daha güzel olacak. Fikriye'nin durumu günden güne iyiye gidiyordu. Artık aklım başıma geldi. söz veriyorum. 30 Mayıs sabahı yatağın başucunda bekleyen hemşire. İstanbul'da çıkan Vatan gazetesi de ertesi gün. bir kaza geçirdiniz. "Aman Ömer Bey'çiğim. Başhekim telâşla odaya girdiği zaman Fikriye'yi cansız buldu. Ankara'nın sıcakları da fena bastırıyordu.. Akciğerini saran 'plevra' ve 'perikardi' tabakalarında biriken kanlar nefes almasını güçleştiriyor ve verem nedeniyle ortaya çıkan caverne'ler de sıkıntılar yaratıyordu. hastalığın normal süresi içinde beklenen durumlardı. Ben yeni bir yaşama başlamak istiyorum. Artık Fikriye ne konuşabiliyor ne de gözlerini açabiliyordu. birkaç dakika önce son nefesini vermişti. sayfanın 1. ben şimdi neredeyim?" 277 "Hastanedesiniz Fikriye Hanım. evet. Paşa'ya müjde vereceğim." "Aman Doktor Bey. Bunlar. Refik Bey de günaşırı hastaneye uğruyor ve Fikriye'nin sağlık durumuyla ilgileniyordu. sütununda şöyle duyurdu: "Ankara'da bir intihar 30 Mayıs sabahı İstanbul'dan Ankara'ya giden Zeynep Fikriye Hanım namında bir kadın tabanca ile intihar etmiştir." "Ne tatlı bir şey hayata yeniden dönmek. Yeni umutlar taşıyabilmek. Yeni bir konsültasyon yapıldı. merak etmeyin Ömer Bey.

Gazi ile görüşmesinin mümkün olamayacağı kendisine bildirilince. Makbule Atadan. Çeşitli yıllarda altı dönem milletvekilliği. Biri ben olduğum için. Dört ay başbakanlık yaptı (Kasım-Mart 1924). 1930'da Mustafa Kemal'in çağrısı üzerine görevinden ayrılarak Ankara'ya geldi ve Serbest Fırka'yı kurdu. ikinci ve yedinci dönemlerde Millet Meclisi'nde bulundu. düşünce ve felsefe konularında kitaplar yazdı. Savunma.Müntehire (intihar eden kadın) intihardan evvel polise Lazistan mebusu Fuat Bey'in yanına misafir geldiğini ifade etmiş ve kaydı o surette yapılmıştır (Gar'da olsa gerek). 1926'da eşi Halide Edip'le birlikte 13 yıl yurtdışında yaşadı. Atatürk'ten Makbule Ata-dan'a kalan bazı özel eşyalar da Abdürrahim Bey'in ailesine geçti. 2°° Fikriye Hanım Ankara'ya gelince doğruca elyevm (o gün) Ankara'da bulunmayan Fuat Bey'in Çankaya'daki evine gitmiş fakat mezkûr (adı geçen) haneye uğramaksızın Reisi Cumhur dairesine giderek Reisi Cumhur ve refikalarını görmek istediğini söylemiştir. İçişleri. Fikriye Hanım Avrupa'dan avdetinden beri diğer akrabaları nezdinde (yanında) ikâmet etmekte bulunuyordu. Savaştan sonra Ankara'da kereste ticaretiyle ilgilendi." Mustafa Kemal yıllar sonra bir gün kardeşi Makbule'ye şöyle diyecektir: "iki kadın beni sevdi. Ankara Elektrik. Paris'e büyükelçi olarak gönderildi. hiçbir şey beklemeden. Öteki ise mevkim için. Sonra Tapu Kadastro'da görev aldı. Ali Fethi Okyar (1880-1943): 1913'te istanbul'dan mebus seçil282 misti. Meclis ikinci başkanlığına seçildi. 1930'da Fuat Bulca kendisine Türk Hava Kurumu'nda bir görev verdi. Kurtuluş Savaşı yıllarında Bozöyük'te bulundu. (1882-1955): Birinci. 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın Genel Yönetim Kurulu üyesi oldu. 1946'da Demokrat Parti listesinden istanbul milletvekili seçildi. Dr. Fikriye ve Mahmut Soydan onunla yakından ilgilendiler. sonra da Dışişleri bakanlığı yaptı. Orada ilkokula gitti. Fikriye Hanım beklettiği kira arabasıyla yeniden avdete (dönmeye) mecbur olmuş ve esnaı avdette (dönüş sırasında) üzerinde bulundurduğu anlaşılan tabancayla arabada intihar etmiştir. Sonra. 1917'de İstanbul'da Dahiliye nazırlığına getirildi. 1939'da yeniden Meclis'e girdi. Yurda döndükten sonra islam Ansiklopedisi Yazı Kurulu başkanlığına getirildi. Alınan malûmata (bilgiye) nazaran Fikriye Hanım'ın Reisi Cumhur Hazretleri'ne uzak bir karabeti (akrabalığı) olup kimsesizliği ve hastalığı dolayısıyla takriben (yaklaşık) iki buçuk sene evvel Gazi Paşa'nın mazharı himaye ve muavenetine nail olmuş (korumasına ve yardımına erişmiş) ve hastalığın acil bir durum göstermesi üzerine bir ay tedavi için Almanya' ya bir sanatoryuma gönderilmiştir. Önce Sağlık bakanlığı. sonra da Çankaya'daki köşkte. Abdürrahim Tuncak'ın eşini manevi-evlât edindi. Mustafa Kemal onu eğitim için Almanya'ya gönderdi. Bilim. Orada Elektrik Yüksek Okulu' nu bitirdikten sonra 1937'de Türkiye'ye döndü. Ali Enver Özdinçer (1884-1949): Fikriye Hanım'ın ağabeyi olan Ali Enver. önce Akaretler'deki evde yaşadı. . Adalet bakanlığı ve Meclis başkanlığı yaptı. Adnan Adıvar. Partiyi kapattıktan sonra da Londra büyükelçiliğine atandı. Gaz. bu romanda adı geçen kişiler ne oldu? Abdürrahim Tutıcak (1908-1988): Mustafa Kemal'in evlât edindiği Abdürrahim Bey. Anadolu'ya kaçtıktan sonra hep Mustafa Kemal'in yanında yer aldı. Ordunun ihtiyacı olan keresteleri sağladı. Çolak ibrahim'e katıldı. Otobüs Işletmesi'nde çalıştı. Onlar da bu eşyaları müzeye bıraktılar. Sonra Ne Oldular? Peki 30 Mayıs 1924'ten sonra olaylar nasıl gelişti.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Ankara Kumandanı 'yeli. Hüseyin Rauf Orbay (1881-1967): Meclis'in birinci döneminde görev aldı. üvey babası Ragıp Bey tarafından akrabası olurdu. Dr. Böyle bir belgenin yok olması çok üzücüdür.Ali Fuat Cebesoy (1882-1968): 1920'de Moskova Büyükelçisi oldu. (1887-1946): Birinci. Mustafa Kemal'in Deme Cephesi'nden arkadaşıydı. Amerika ve Hindistan'ta yaşadıktan sonra 1939'da yurda döndü. 1921'de Nafıa (Bayındırlık) vekilliğine getirildi. Yurda döndükten sonra Londra büyükelçiliğine atandı. Ne var ki Fuat Bulca'nın kızı Türkân Bulca. Sayısız roman yazdı. 1920-24 yıllarında Mustafa Kemal'in sofrasında sürekli yer alırdı. 1932'de yurda dönünce Beyoğlu Belediye Hastanesi başhekimliğine getirildi ve politikayla hiç uğraşmadı. Sekiz dö283 nem Kocaeli milletvekilliği yaptı. Beş dönem milletvekilliği yaptı. Sarıkamış. Nafıa (Bayındırlık) ve Münakale (Ulaştırma) bakanlığı ve Meclis başkanlığı yaptı. İdamı için fetva çıkartıldı. Halide Edip Adıvar (1884-1964): Eşi Adnan Adıvar'la birlikte 13 yıl Fransa. Erzurum ve Sivas kongrelerinde Mustafa Kemal'in yanından ayrılmadı. daha doğrusu çalınmıştır. Adnan Adıvar ve Halide Edip'le yıllarca beraber oldu. 1946'da Demokrat Parti listesinden milletvekili seçildi. Aklandıktan sonra Paris'e gidip cerrahi ihtisası yaptı. Orada Rauf Orbay. Rütbe ve nişanları geri alındı. Fuat Bulca (1881-1962):Mustafa Kemal'in. Trablusgarp Savaşı'na katıldı. Fevzi Çakmak (1876-1950): Nisan 1920'de Ankara'ya gitmeden önce İstanbul'da Harbiye Nâzın'ydı. Atatürk'le ilgili anılarını kaleme alarak 300 sayfalık bir eser meydana getirmiş fakat bunlar kaybolmuş. Yavuz-Havuz olayına adı karıştığı için bir süre tutuklandı. Mustafa Kemal'in yaverliğini yapmış olan Şükrü Tezer'in yazdığı ve Türk Tarih Kurumu'nun 1972'de yayınladığı Atatürk'ün Hatıra Defteri adlı kitapta belirtildiğine göre. İbrahim Süreyya Yiğit (1880-1952): Mustafa Kemal'le Derne Cephesi'nde arkadaş olmuşlardı. Damat Ferit Paşa'nın kuracağı kabineye katılmayarak istifa etti ve Anadolu'ya geçti. Bu dostlukları Gelibolu'da da sürdü. sonra da Başbakan oldu. Dört dönem milletvekilliği yaptı. böyle bir anı kitabının hiç yazılmadığı kanısında olduğunu belirtmektedir. ismet inönü'ye ve devrimlere bağlı kaldı. Refik Saydam'm dostuydu. CevatAbbas Gürer (1887-1943): Mustafa Kemal Paşa'nın yaveri olarak onunla birlikte Samsun'a çıkanlar arasındaydı. Fikret Onuralp. ikinci ve üçüncü dönem Kozan. Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşı olan Bulca da Harbi-ye'de okudu. 1920 Mayısı'nda Milli Müdafaa vekilliğine getirildi ve Vekiller Heyeti başkanlığı görevini de üstlendi. Uzun yıllar Türk Hava Kurumu başkanlığında bulundu. Erzurum ve Sivas kongrelerinde beraberdiler. "Fuat Bulca. Yozgat ayaklanmasının bastırılmasında görev aldı. Süreyya Yiğit'in eniştesi olurdu. 284 Kâzım Karabekir (1882-1948): Erzurum Kongresi'nin toplanmasında önemli rol oynadı. 1950 döneminde Demokrat Parti listesinden İzmir Milletvekili seçildi. İzmir suikastı olayından sonra 10 yıl yurtdışında kaldı. 10 dönem milletvekilliği. 1944'te emekliye ayrılıncaya kadar sürdürdü. Ermeni ordusunu tasfiye ettikten sonra barış görüşmelerini yönetti. Askerlikten ayrıldıktan sonra Konya'dan milletvekili seçildi. Birinci Dünya Sava-şı'nda Diyarbakır'da Mustafa Kemal'in yanındaydı. Bütün yaşamı boyunca Mustafa Kemal'e. Ertuğrul ve Bilecik milletvekiliydi. 1922'de Meclis İkinci Başkanı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası' nın kurucuları arasında yer aldı ve partinin . Sakarya Zaferi'nden sonra Büyük Millet Meclisi kararıyla mareşal oldu. Fuat Bulca dört dönem milletvekilliği yapmış ve 1962'de bir trafik kazasında ölmüştür. Cenazesi 1950'de çok büyük gösterilerle kaldırıldı. 1923'te Genelkurmay başkanlığına atandı ve bu görevini. Kars ve Gümrü kalelerinin alınmasını sağladı. İstanbul Edebiyat Fakültesi'nde profesör oldu. Fikriye Hanım'la da yakın akrabaydı. İngiltere. 1947'de partiden ayrıldı ve Millet Partisi'nin kurucuları arasında yer aldı.

1925 Şubatı'nda patlayan Şeyh Sait ayaklanması üzerine. Büyük oğlu Tevfik Gerçeker (1898-1982). Hiçbir gazeteciyle konuşmadı. Damat Ferit Paşa. Demirci Efe ve Çerkez Ethem olaylarında önemli roller oynadı. Makbule Atadan (1885-1956): Mustafa Kemal'in kız kardeşi. 1920'de Büyük Millet Meclisi için yapılan seçimlerde milletvekilliğine seçildi. Meclis'in ikinci döneminde istanbul'dan milletvekili seçildi. RefetBele (1881-1963): 1920'li yıllarda Delibaş. . Ankara Hükümeti'nin temsilcisi olarak istanbul'a gönderildi. öteki de Ankara Müftüsü Rıfat Efendi'ydi. Sonra da Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'na girdi. Gerçeker Ankara'ya ilk geldiği sıralarda. yani Başbakan vekilliği yaptı. II. Arapça ve Farsça biliyor. günahların en büyüğünü işlemiş olacakları ilân ediliyordu. devlete ve Atatürk'e bağlılıkları ve dü-rüstlükleriyle tanınırdı. Önce izmir'de. sonra da istanbul'da yaşadı. Anılarını yazmadı. izmir suikastı kovuşturması yapılırken tutuklandı ve aklandı. iki kez İçişleri bakanlığı ve bir kez de Milli Savunma bakanlığı yaptı. 6 dönem milletvekilliği yaptı. Pa-dişah'ın isteğine uyarak Şeyhülislam Dürizâde Abdullah Efendi' ye. Her zaman partilerüstü bir kişiliği ve saygınlığı vardı. Dört dönem milletvekilliği yaptı. Parti kapanınca. 285 286 Refik Saydam (1881-1942): Altı dönem milletvekilliği ve uzun yıllar Sağlık ve içişleri bakanlığı yaptı. Ölümüne kadar sekiz dönem milletvekili olarak kaldı. Fevzi Paşa'nın Vekiller Heyeti Başkanı. Lâtife Hanım (1898-1975): 29 Ocak 1923'te Gazi Paşa'yla evlenen Lâtife Hanım. Anayasa Mahkemesi üyeliği yaptı. Hakkâri'den sonra Denizli ve Çoruh'tan milletvekili seçildi. O fetvada ise düşmanla işbirliği yapanların. Dünya Savaşı'nın en güç yıllarında yolsuzluklarla savaştı ve devlet yönetimini yeniden örgütlemeye çalıştı. 5 Ağustos 1925'te ayrıldı. ittihat ve Terakki Cemiyeti'nin temsicileriyle yakın ilişkileri olduğu için Cemiyet'in Karacabey temsilcisi sayılıyordu. Mustafa Kemal kız kardeşinin de o partide yer almasını önerdi. 'istanbul Hükümeti'ne ve Halife'ye başkaldıranların öldürülmesinin dine uygun olacağı'nı belirten bir fetva yayınlatmıştı. 1938'de yeniden Meclis'e girdi. ismet inönü Cumhurbaşkanı olduktan sonra 1939'da başbakanlığa getirildi. Hürriyet itilaf Fırkası işbaşına geçince. aruz ve hece vezniyle şiirler yazıyordu. 1939'da istanbul'dan milletvekili seçildi ve görevini 1950'ye kadar sürdürdü. Conker soyadını. Ankara'da bulunan müftüler ve din adamları da Şeyhülislamın fetvası üzerine ortak bir karşı fetva yayınladılar. O dönemde Birleşmiş Milletler Filistin Mültecilerine Yardım Komitesi'nde de görev aldı. 1930'da Serbest Fırka kurulurken. Conkbayırı Savaşı'ndaki başarısından dolayı ona Mustafa Kemal verdi. Baba ve oğul. Mustafa Fehmi Gerçeker (1873-1950): Karacabey'de dürüstlüğü.liderliğine seçildi. 13 Temmuz 1975'te istanbul'da öldü. görevden alındı ve Karacabey'de kurulan Müdafaayı Hukuk Cemiyeti'nin başkanlığına getirildi. 13 Kasım 1948'de öldü. Yedi dönem milletvekilliği yaptı. Danıştay'ın kurucularmdandı. Son dönemde Diyanet işleri Başkanı'ydı. Nuri Conker (1881-1937): Fuat Bulca ve Mustafa Kemal'le akraba olurdu. Mazhar Müfit Kansu (1874-1948): Erzurum ve Sivas kongrelerinden. Meclis başkanlığına seçildi. bu uğurda adam öldürenlerin. çalışkanlığı ve alçakgönüllülüğüyle tanınmış bir müftüydü. Makbule Hanım'in siyasi yaşamı da sona erdi. Bu karşı fetvayı hazırlayanlardan biri Mustafa Fehmi Efendi. Mustafa Kemal'in en yakın arkadaşıydı. istanbul'a girerken büyük gösterilerle karşılandı. yani Başbakan olduğu dönemde üç kez Vekiller Heyeti Başkan vekilliği. Ankara'da Mustafa Kemal'le tanıştı ve Birinci Mec-lis'te Seriye vekilliğine getirildi. sonra Birinci Büyük Millet Meclis'ine Hakkâri milletvekili olarak giren Mazhar Müfit. Serbest Fırka'nın sekreterliğini de yaptı. 1938'de CHP Genel sekreterliğine seçildi. Milli Mücadele'nin bütün önderleri bu fetvada yer alıyordu. Birinci dönemde izmir'den milletvekili seçildi. Doğu'da kurulan istiklal Mahkemesi' ne başkanlık etti.

SONSÖZ Gazi ve Fikriye romanı bir biyografi değil. ama bu olay gizli tutulmuştur. Hıfzı Topuz'un bu tarihsel romanında. Fikriye ile Mustafa Kemal'in nikâh tanıkları. Atina. yalnızca 'O' olduğu için seven tek kadın Fikriye. Beş dönem milletvekili oldu.com Merhabalar Buraya Yüklediğim e-kitaplar Aşağıda Adı Geçen Kanuna İstinaden Görme Özürlüler İçin Hazırlanmıştır Ekran Okuyucu. Mustafa Kemal'in ölümü üzerine intihar girişiminde bulundu. Budapeşte ve Londra büyükelçiliklerinde bulundu. Salih Bozok (1881-1941): O da Nuri Conker ve Fuat Bulca gibi Mustafa Kemal'in çocukluk arkadaşıydı. Tiran. Braille 'n Speak Sayesinde Bu Kitapları Dinliyoruz Amacım Yayın Evlerine Zarar Vermek Değildir Bu e-kitaplar Normal Kitapların Yerini Tutmayacağından Kitapları Beyenipte Engelli Olmayan Arkadaşlar Sadece Kitap Hakkında Fikir Sahibi Olduğunda Aşağıda Adı Geçen Yayın Evi.. Bu evlenmenin nedeni. Uzaktan da akrabası olurdu. Mustafa Kemal ile Fikriye'nin tanışmaları. öteki mei'him için. (MUSTAFA KEMAL) Mustafa Kemal'i.. hiçbir belge bırakmadan bu dünyadan göçüp gitmişler ve olayın ayrıntıları tarihin karanlıklarına gömülmüştür. direnme gücünü yitirmiş ve düşünmeden yaptığı bir davranışla canına kıymıştır. Güçlükle kurtuldu.kitapsevenler. (/Seni iki kadın çok sevdi: (I5iri ualnız ben olduğum için. desteğini hep hissettiren Fikriye. kesin bir yargıya varmadan romanını bu ikilem üzerine oturtmuştur. . Mustafa Kemal'in çevresinde olanların yakınları ise bu evlenme olayını hiç duymadıklarını belirterek Fikriye'nin yakınlarının görüşlerine katılmadıklarını söylemektedirler.Ders kitapları dahil. Köşk'te itilip aşağılanınca. Fikriye'nin hayatta kalan yakınlarına göre Mustafa Kemal kendisini sınırsız bir aşkla seven bu kadınla.Ruşen Eşref Onaydın (1892-1959): Gazeteci ve yazardı. duygulu. Yazar. Dört dönem milletvekilliği yaptı. belgesel ve tarihsel bir kurgudur. ve Kitapçılardan Temin Edebilirler Bu Kitaplarda Hiç Bir Maddi Çıkarım Yoktur Böyle Bir Şeyide Düşünmem Bu e-kitaplar Kanunen Hiç Bir Şekilde Ticari Amaçlı Kullanılamaz Bilgi Paylaştıkça Çoğalır Yaşar Mutlu Not: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE 11. bu içten sevgi karşılığında elde edebildiği tek şey büyük bir hayal kırıklığı olmuştu. o da Fikriye'nin onu ölüme götüren dramıdır. ilişkilerinin bilinmeyen yönleri ve Fikriye'nin trajik sonu sürükleyici bir dille anlatılıyor. Çok onurlu.. Sahaflar. Ne yazık ki Fikriye'nin.. 1933'te Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri oldu. Mustafa Kemal'i delicesine seven ve onun Lâtife Hanım' la evlendiğini duyduğu andan itibaren derin bunalımlar yaşayan Fikriye. Kütüphane. Mustafa Kemal'in Fik-riye'yi koruma endişesidir. içine kapalı bir yaradılışta olan Fikriye de verdiği söze bağlı kalarak nikâh olayını hiç açıklamamıştır. kitapta belirtilen koşullarda geleneksel bir biçimde evlenmiş. Ortada bir gerçek varsa. alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü . yürekten. Yıllarca Paşa'nın başyaverliğini yaptı. karşılık beklemeden. 9 '789751M08228 Hıfzı Topuz _ Gazi Ve Fikriye www. Anılarını yazdı. Milli mücadelede her zaman onun yanında olmasa da.

com kitapsevenler@gmail.kitapsevenler. vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset.Kültür ve Turizm Bakanlığı Bilgi İşlem ve Otomasyon Dairesi Başkanlığı Ankara Bu kitaplar hazırlanırken verilen emeye harcanan zamana saydı duyarak Lütfen Yukarıdaki ve Aşağıdaki Açıklamaları Silmeyin Tarayan Yaşar Mutlu web sitesi www. braill alfabesi ve benzeri 87matlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir.com mutlukitap@hotmail. CD."Bu nüshalar hiçbir şekilde satılamaz. T.bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu. ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz.C." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir.com www.yasarmutlu.com e-posta yasarmutlu@kitapsevenler. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur.com Hıfzı Topuz _ Gazi Ve Fikriye .com yasarmutlu@yasarmutlu.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful