www.soncemre.

com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

s

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Bab-ı Esrar Ahmet Ümit DOĞAN KİTAPÇILIK TARAFINDAN YAYIMLANAN AHMET ÜMİT KİTAPLARI Şeytan Ayrıntıda Gizlidir Sis ve Gece Patasana Kar Kokusu Çıplak Ayaklıydı Gece Masal Masal İçinde Bir Ses Böler Geceyi Kukla Beyoğlu Rapsodisi Aşk Köpekliktir Başkomser Nevzat / Çiçekçinin Ölümü Kavim Ninatta'nın Bileziği İnsan Ruhunun Haritası Bab-ı Esrar'ı yazarken Londra hakkında bilgilenmemi sağlayan Süheyla Uçum Morrissey ile Jasper Edwin Morrissey'e, Konya'yı tanımamda eşsiz katkıları olan Bülent Yıldız ile Celaleddin Kara'ya, bir Türk'le birlikte' yaşamak hakkında değerli anekdotlar anlatan Elke Dixon'a, yasayan Mevleviliği kavramamda değerli yardımları olan M. Sait Çörekçioğlu Amca'ya ve Oktay Okukçu'ya, sigortacılık konusundaki önemli ayrıntıları sunan Oğuz Atabek'e, neredeyse bütün kitaplarımda olduğu gibi bu romanda da her türlü eleştirel önerilerini benden esirgemeyen Figen Bitirim'e, Anna Maria Arslanoğlu'na, Kemal Koçak'a, Erhan Çekiç'e, Özlem Çekiç'e, Erdinç Çekiç'e, Alihan Arda'ya, Gökçen Esra Boduroğlu'na, Burak Boduroğlu'na, Hasan Gümen'e, Ayhan Bozkurt'a, Hüseyin Özkılıç’a, Erikli Baba Kültür Derneği Cem Evi'ne ve bu metni oluştururken benimle birlikte yurtiçi ve yurtdışı gezilerine katılan eşim Vildan Ümit ile kızım Gül Ümit Gürak'a, Gürkan Gürak'a ve Rüzgâr Gürak'a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bu insanların bana verdikleri karşılıksız destek olmasaydı bu kitap da olmazdı. Dünya, rüya içinde rüyadır. Hint atasözü Taşta kan vardı, gökyüzünde dolunay, bahçede toprak kokusu. Ürkütücü bir serinlik içinde yüzüyordu ağaçlar. Kış güllerinin katmerlenme vaktiydi, nergislerin tazelenme demi. Yedi kişi girmişti bahçeye... Yedi öfkeli yürek, nefretin ele geçirdiği yedi akıl, yedi keskin bıçak. Yedi lanetli adam bahçenin sessizliğini

www.soncemre.com yedi parçaya bölerek yürüdü

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

kurbanlarının bulunduğu tahta kapıya... Taşta kan vardı. Bahçede ürkütücü bir serinlik. Cinayetin tek tanığı dolunaydı. Hiç şaşırmadan, ürpermeden, korkmadan bakıyordu uzun boylu kavak ağaçlarının ölü yapraklarının arasından. Yedi kişiden en genç olanı vurmuştu kapıya. En yaşlı olanı çağırmıştı içeridekini. Yedi kişinin yedisi birden saplamıştı bıçaklarını içeriden çıkana. Taşta kan vardı, insanların yüreklerinde nefret, dolunayda derin bir sükunet. Bir bebek ağlıyordu uzaklarda bir yerlerde, bir bebek kıpırdanıyordu evlerden birinde. Genç bir kız uyuyordu uzaklarda, genç bir kızın bedeni ağır ağır çürüyordu toprağın altında. Yedi kişiden en genç olanı saplarken bıçağı adama, kıpırdandı mezarda çürümekte olan genç kızın körpe bedeni. Bir gülümseme yayıldı ölümün bile örseleyemediği yüzüne. Yedi kişiden en genç olanı, saplarken bıçağı, bir oh çıktı genç kızın boğazında düğümlenip kalmış son nefesinden. Taşta kan vardı, yedi bıçak, yedi yara açmıştı. Yedi kızıl fıskiye. Yedi kez sarsılmıştı adam, yedi kez sarsılmıştı bıçağı saplayan yedi kişi. Ama yerin altındaki kızın körpe bedeni kıpırdamıyordu artık. Genç kızın bedeni gibi yerin üstü de sessizdi şimdi. Sanki dünyanın son vaktiymişcesine canlı cansız ne kadar mahlukat varsa susmuş, kıpırtısız kalmıştı. Taştaki kan kıpırtısızdı. Taştaki kanın içinde sönmekte olan dolunay kıpırtısızdı. Uzun boylu kavaklar katmerlenen kış gülleri, tazelenen nergisler, toprak kokulu bahçe... Canlı cansız ne kadar mahlukat varsa hepsi susmuş, hepsi hapsolmuştu taştaki kanın içinde... 1 "... bozkırın içinden bir şehir çıkıvermişti karşıma." Uçağın inişe geçmesine sadece yarım saat kalmıştı, ama bu bile gidermiyordu içimdeki huzursuzluğu. Çok iyi biliyordum ki, indiğim yerde de bırakmayacaktı bu karamsarlık yakamı. Keşke bu işi hiç kabul etmeseydim. Kendini yeryüzünün en iyi yöneticisi sanan Simon'un işgüzarlığı işte. Yok Türkçe biliyormuşum da, yok Türkleri tanıyormuşum da... Dava da herkese verilmeyecek kadar önemliymiş. Üç milyon paundluk bir poliçe söz konusuymuş. Keşke hiç tanımasaydım Türkleri, keşke bu kente daha önce hiç gelmeseydim. Sıkıntıyla ofladım ama oflamanın puflamanın hiçbir yararı yoktu, olan olmuştu; bu da ötekiler gibi sadece bir işti. Altı ay önce gittiğim Rio gezisinden ne farkı vardı ki? Üstelik Brezilyalılar hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ama en azından bu ülkenin çok da yabancısı değildim. Evet, artık kendimi işime vermeliydim. Bakışlarımı dizlerimin üstünde duran bilgisayarımın ekranındaki sayılara çevirdim. Sayılar hadi artık başla dercesine bana bakıyorlardı. Başladım; poliçe

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

tutarına baktım, Yakut Otel yangını için ödenecek tazminatı hesaplamaya çalıştım, ama ikinci işlemden sonra dikkatim dağıldı. Hayır olmuyordu, kafam karmakarışıktı, çalışamıyordum. Bilgisayarı kapattım. Çantama yerleştirdim. Çantayı koltuğun altına koymak için eğilirken, birden hatırladım. Böyle iki büklüm eğilerek, bebeğe zarar mı veriyordum acaba? Daha neler... İki aylık bile yok... Ona bebek bile denemez. Zaten Londra'ya döner dönmez kurtulacaktım ondan. Böyle düşünmeme rağmen ona zarar veririm kaygısıyla hızla doğruldum. Ansızın yanımdaki orta yaşlı kadının meraklı gözleriyle karşılaştım. Uçağa bindiğimizden beri, konuşmak için can atıyordu. Nereden geliyormuşum, nereye gidiyormuşum, kimmişim? Ama ben onunla sohbet edecek halde değildim. Gülümsemedim bile, başımı çevirip pencereden dışarıya baktım. Hava açıktı; ufukta batmakta olan kıpkırmızı bir güneş, aşağıda incelmiş bir bulut kümesinin binlerce metre altında koyu kahverengi bir toprak parçası uzanıyordu. Ağaçsız, ırmaksız, dümdüz, kocaman bir toprak, tik kez otobüsle geçmiştim bu topraklardan, ilk kez babamla gelmiştim buralara. Yirmi beş yıl önce miydi, belki daha da fazla... O zamanlar Konya'ya uçak yoktu, Ankara'ya inmiştik. Sonra dört saatlik bir otobüs yolculuğu... Bir türlü bitmek bilmeyen bozkır. Ve uçsuz bucaksız bu kahverengi düzlüğün ortasında bir mucize; bembeyaz bir göl. "Baba bu gölde balık var mı?" diye sormuştum. Kara gözleriyle, bembeyaz göle baktıktan sonra yanıtlamıştı. "Yok kızım, bu gölde hayat yok, ama hayat için çok gerekli bir şey var: Tuz..." Dokuz yaşında mıydım o sıralar, belki daha küçük. Annem yoktu yanımızda, sadece babamla ben. Sıkılmıştım saatlerce uzanan dümdüz ovadan. "Ne zaman varacağız baba?" Babam gülümsemiş, sağ eliyle gözlerimi kapatmıştı. "İçinden on ikiye kadar say" demişti. Saymıştım, babam ellerini gözlerimin önünden çektiğinde yol bitmiş, bozkırın içinden bir şehir çıkıvermişti karşıma... Müthişti. Babama hayran hayran bakarak mırıldanmıştım: "Sen büyücü müsün baba?" Alnıma bir öpücük kondurmuştu. "Sadece bu toprakların insanıyım, kızım." O zamanlar çok etkilemişti bu sözler beni, ama sonra... Babam bizi terk edip gittikten sonra... Babamı hatırlayınca içimdeki huzursuzluk iyice arttı. Zayıf, orta boylu bir adamdı. Kısa, kumral saçlar, dar ahunda uyumlu iki çizgi gibi duran kaşlarının altında üzüm karası iri gözler, kemerli, sivri bir burun ve yüzünü çevreleyen bakıra çalan kırçıl sakallar... Ve ince uzun yüzünden hiç eksik olmayan o müzmin keder. Keder çoğu insana yakışmaz, ama babamın yüzüne tuhaf bir güzellik katardı. Annem bayılırdı bu kedere. Kederin bu kadar yakıştığı başka bir adam görmedim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

diye söylenerek, dudaklarından öperdi onu. Babam utanırdı galiba, aslında tam hatırlamıyordum. Ama onun ince, solgun yüzünü ve kara gözlerindeki kederi hiçbir zaman unutamadım. Üstelik unutmayı çok istememe rağmen... Çünkü babam hiçbir açıklama yapmadan, hem de başka bir erkekle çıkıp gitmişti yaşamımızdan... Hayır, onu hatırlamak istemiyordum. Babamla ilgili anıları kovmak için bakışlarımı pencereden aldım, yeniden önüme döndüm, ama yanımdaki kadının hâlâ beni izleyen meraklı gözlerini görünce canım sıkıldı. Bu defa pencereye dönmek yerine gözlerimi kapadım. Şimdi sadece jet motorlarının gürültüsünü duyuyordum. Bir de içimdeki şu endişe olmasa.. Düşünmemeye çalıştım. Ne her an, her dakika karnımda büyümekte olan bebeği, ne babamı, ne de hiç istemediğim halde gitmek zorunda olduğum onun şehrini... Geçmişten, bugünden, gelecekten kopmak istedim. Uykunun o simsiyah, o en derin, en huzurlu bahçesinde bir süre kaybolmak istedim... Bedenimi, aklımı ve yüreğimi hiçliğin emrine vermek... 2 "Onun ismi Karen, Kimya değil." O anda duydum sesi... Bir erkek sesi... Yumuşak, sıcak, sevecen. Önce ne dediğini anlayamadım, kulak kesildim. Bir mırıltıya benziyordu, içten bir serzeniş, sevgi yüklü bir sitem. Derken hiç kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık olarak işittim. "Kimya... Kimya... Kimya Hanım..." İrkilerek gözlerimi açtım. Önce yanımdaki kadına baktım, hayır artık benimle ilgilenmiyordu; gözlerini yukarıdaki elektronik tabelaya dikmiş, yere ne zaman ineceğimizi öğrenmeye çalışıyordu. Merakla arkaya döndüm... Arkadaki iki koltuk boştu. Ön tarafa baktım... Genç bir kız ile erkek arkadaşı oturuyordu. Yok, etrafta bana Kimya diye seslenecek kimse yoktu. Galiba rüya görmüştüm. Ama ne zaman uyumuştum ki. Gözlerimi kapadığımda dalıp gitmişim demek. Aynı sesi yeniden duyar gibi oldum. Hayır, bu kez sadece hatırlıyordum. "Kimya.. Kimya Hanım!" Çok uzun zamandır kimse bana böyle seslenmemişti... Babam bizi terk edip gittiğinden beri. Sadece babam "Kimya" diye çağırırdı beni... Bir de Şah Nesim... Babamın arkadaşı, gönül dostu, onu bizden koparıp götüren adam. O da "Kimya Hanım" derdi bana Uzun boylu, uzun yüzlü, uzun parmaklı bir adam. Açık kahverengi, nerdeyse sarı renkli gözleri vardı. San renkli gözleri her zaman sevgiyle bakardı. Ya da ben öyle hatırlıyorum. Zaten belleğimde ona dair hiçbir kötü anı yok; babamı bizden koparıp götürmesi dışında. Annem çok öfkelendiği anlarda

Tabii ne babam. "evet benciller. Gerçek ortadaydı.kelamdenizi. Gençlik çağına gelince. Yoksa rüya değil miydi? Babamla Şah Nesim'de bu uçakta mıydı? Bunun saçma bir düşünce olduğunu bile bile koltuğumda doğrulup uçağın içine bakmaktan kendimi alamadım. "Kötü bir şey yok ya. misaller. Ama şimdi bir an gözlerimi kapamışken.. Yanımda Nigel olmasına rağmen bu bunaltı dün akşam da bırakmamıştı yakamı. oradan da hiç dinlenmeden Konya uçağına binince böyle oluyordu işte. kendi evinde. Annem çıldırmış gibiydi. Londra'dan İstanbul'a. yürek acısı durulunca daha az kötü konuşmaya başlamıştı.www. Sık sık yaptıkları gibi Şah Nesim'le babam odaya kapanmış saatlerce dışarı çıkmamışlardı. hostese bakmıştım sadece. sürahiyi kapının aralığından alırken. babam gibi. iyiyim. Babamın bizi terk etmesinden iki ay kadar önceydi. Gece de doğru dürüst uyuyamamıştım. Evet bütün bunlar bir dinle ilgili olmalıydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "İyi misiniz?" diye sordu kendini daha fazla tutamayan kadın. çünkü uğrunda çok sevdikleri insanlardan bile vazgeçebilecekleri bir amaçları var. Sadece bir defa Şah Nesim'i uyarmıştı. Adamın su istemesine değil de kocasıyla saatlerce kapalı bir odada kalmasına sinirlenen annem sonunda patlamıştı. ben işte bu yüzden babamı bağışlayamadım. En küçük bir alınganlık belirtisi göstermeyen Şah Nesim. Ama babamın beni Kimya diye çağırmasına da aldırmazdı. "Kimya. Belli ki bir rüya görmüştüm. diye düşündüm yerime otururken. ama daha şanslılar. "Belki de onlar bizden şanslı" derdi. Birkaç gün sürecek bir iş. Beni deliler gibi seven babamın bir gün apansız çekip gitmesini gerektirecek haklı bir neden. Oysa alt tarafı kısacık bir geziydi." Sakin olmalıyım. çoğunu unuttuğum dualar. ne de Şah Nesim vardı uçakta. rüyalarımda bile. Zaten annem başından beri Kimya ismine sıcak bakmamıştı. bir tür inanç. Nedeni ne olursa olsun. Bir ara Şah Nesim kapıda görünmüş. Ama zaman geçip. bir başka adam için bizi bırakıp gitmişti. Bir neden bulmak istedim. Davranışıma anlam veremeyen yanımdaki kadın da benimle birlikte etraftaki koltukları kuşkuyla süzmeye başladı.. "Onun ismi Karen.. Kimya Hanım" diye seslenmişti. birbirinden renkli bir sürü masallar. Bir daha da kimsenin bana Kimya diye seslendiğini duymamıştım. Doğu kültürüne duyduğu hayranlık sürerken bile bir kez olsun bana Kimya diye seslenmemişti. belleğimde yüzü hiçbir zaman silikleşmeyen babamı ve sarı gözlü şeyhini anlamaya çalıştım. Bunu hiç konuşmamıştım annemle. kendi kocasının odasına bile sokmamıştı adam onu. Kimya değil.. Ama öfkesini içine atmıştı annem.soncemre. bana verdiği mistik kitaplardan okuduklarım.com "Sarı gözlü şeytan" derdi ona. bu ismi de unutmaya çalıştım. Çünkü hiçbir önemi yoktu. "İyiyim. Babamdan duyduklarım. en azından ben okula gidinceye kadar. "Allah rızası için bir bardak su verir misin?" Annemle ben salondaydık." Zoraki gülümsedim. babam. Belki de bu yüzden babam evi terk etmişti. Hafta sonu yine Londra'da . Yine bu yüzden onun bana verdiği Kimya ismini hiç kullanmadım. Annem onu bağışlamış olsa bile. Kimliğimde yazılı olsa da. "Allah'ın inayeti üzerinize olsun" demişti sadece." Ardından da kalkmış ağzına kadar su dolu sürahiyi kendi elleriyle götürmüştü odaya. Onun için hep Karen'dım ben. Ama bulamadım. Babamla mutlu günlerindeyken. Sonra Şah Nesim bir daha evimize gelemez olmuştu." Bu amacın ne olduğunu tam olarak kavrayamasam da din olduğunu bilirdim.

Ne yapacaktım şimdi? Böyle çaresizlik içinde sağa sola bakınmanın yararı yoktu. Döndüm. Gözlerimi açtım.. Sadece otelime gitmek. "Özür dilerim. Miss Karen. Siz Bayan Karen misiniz?" Adamın bu utangaç hali.. Annemi. Sevdiklerine kavuşmanın mutluluğunu yaşayan kalabalığın arasından sıyrılmak üzereydim ki. adamın karşımda ezilip büzülmesini istemiyordum. Yolcuları bekleyenler lirasında. bu çağrı sadece benim için değildi." diye açıklamaya çalıştı giderek daha da kötüleşen İngilizcesiyle.. sıkıntım azalır gibi oldu. bozuk aksanı beni iyice sinirlendirdi.. omzumda bilgisayar çantamla ortalık yerde öylece kalakaldım. alnında pul pul ter damlaları vardı. uçağımız inişe geçmek üzeredir. "Miss Karen. elinde adım yazılı bir karton.. Ezilip büzülerek bozuk bir İngilizceyle sordu: "Özür dilerim. yoktu. önümde oturan genç çift. Londra'yı düşününce içim aydınlandı. "Evet" dedim. duş alıp. dilinizi . geç kaldım. "İngilizce konuşacağım diye lütfen kendinizi zorlamayın.www. lütfen koltuklarınızı dik konuma getirip. yaşlı bir adamla kucaklaştı. gülümseyen bir yüz.kelamdenizi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Nefes nefese kalmıştı." diyen cılız bir erkek sesi duydum." Bunları duymak istemiyordum. Karşılamaya kimse gelmemişti. kendimi yatağa atmak istiyordum.com olacaktım. telaşlı davranışı.. şişmanca bir adam duruyordu. kemerlerinizi bağlayın. onu almaya gelen iki kızına özlemle sarıldı. gri takım elbisesinin içinde orta boylu. hayır. bense elimde valizim.. sarıklı mezar taşları" Havaalanındaki insanlara bakıyordum....soncemre.. "evet.. valizimi sürükleyerek çıkış kapısına yöneldim. Belki de uçak inmeden birazcık daha kestirsem iyi olacaktı. "Aslında dilinizi bilen bir arkadaş karşılamaya gelecekti sizi ama. hostes herkese sesleniyordu: "Sayın yolcularımız. beni arayan bir çift göz yakalamaya çalışıyordum. Yetişmek için koşmuş olmalıydı.. Nigel'ı hatırladım.. ben Karen Greemvood." 3 ". Yeniden gözlerimi kaparken kulaklarımda çınlayan bir sesle irkildim. Uçakta yanımdaki koltukta oturan meraklı kadın. Sıkıntıyla iç geçirerek Türkçe konuşmaya başladım." Artık rahat bir nefes alacağına yüzü iyice kıpkırmızı oldu.

com biliyorum. tamam" diyerek sözünü kestim. Ne Londra'nın apartmanlarına benziyordu.. "Geç kaldığım için tekrar özür dilerim..com Adamın gözleri sevinçle parladı. belki ikindi... her yerde bal rengi bir ışık.. Bir sürü odası vardı. "Demek biliyorsunuz... kafesli pencereler.. tuhaf bir aydınlık çökmüştü her yere. insanların yüzünde. "Lütfen. ağaçlarla kaplı geniş . efsaneler. "Onu da bana verin." Havaalanının kapısından çıktığımızda yolculuk boyunca uçağımıza eşlik eden güneş. Hafif kızıla çalan bu altın sarısı ışık. bir akrabasıyla karşılaşmış gibi ince dudaklarına geniş bir gülümseme yayıldı.. kenti aydınlatmaktan çok parlak tozlarıyla önüne çıkan canlı cansız her nesneyi boyuyor. valizi taşıyın kâfi.. ağaçların yapraklarında." "Teşekkürler.. karşılaştığı her varlığı kendi rengine dönüştürüyordu. Ben Mennan. Kocaman bir eve inmiştik." diye mırıldandı minnettar bir ifadeyle.. ne de işçi mahallelerindeki iki.. Nereden çıkıyoruz?" Telaşla etrafına bakındıktan sonra eliyle soldaki kapıyı gösterdi. Mennan Fidan.. masallarla büyüyen benim gibi yabancı bir kız çocuğu için unutulmaz bir andı..soncemre.. "önemli değil.. Bozkırı kalender bir kederle kaplayan gümüşten bir aydınlık." Yüzünde öyle zavallı .." Söyledikleriyle ilgilenmediğimi fark edince.. ince bir oyma işçiliğiyle süslenmiş kanatlı ahşap kapılar. valizime yapıştı.kelamdenizi.. sanki görevini tamamlamış gibi ansızın yok oluvermişti. Oysa yıllar önce bu kente babamla ilk geldiğimizde tatlı bir ışık vardı her yerde." diye açıklamaya çalıştı. katlı evlerine. ona kızgın olduğumu düşündü.. ama ortalık karanlık değildi. "Çok güzel. Güneş batmamıştı henüz.www. pencerelerin camlarında.. "Şuradan. ben taşırım. Caddelerde. kıramadım valizi ona bıraktım. kerpiçten yapılma bir ev. evlerin duvarlarında. Konuşmayı söktüğünden beri bu tarihi kente dair öyküler. Mucizeyi gözlerimle görür gibi olmuştum." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. öyle yalvaran bir ifade vardı ki.. Konya'daki acentenin sahibiyim. Eliyle sırtımdaki bilgisayar çantasını gösterdi. Benimle Türkçe konuşabilirsiniz... Öğleden sonraydı galiba." Tekerlekli valizimi gösterdiği yöne sürüklemeye başladım. "Tamam Mennan Bey. Ama Mennan ardımdan hızla yetişerek.

.. bize üç milyon paundluk bir tezgâh mı hazırlamıştı? Bu adamın yanında dikkatli olmakta yarar var diye geçirdim aklımdan.www. Ne düşündüğümden habersiz olan Mennan valizimle birlikte sağ arka kapının önünde durmuş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yaklaşınca. En iyi müşterimiz İkonion Turizm'di. sigorta eksperini etkileyerek. hep gülümseyen bir kadın. Arabayı süzerken. Bildiğim kadarıyla Konya'da öyle geniş bir müşteri portföyümüz yoktu.. ne akrabamızdı bu kadın.. Yanlış yere mi bakıyordum. Özellikle hile peşinde olan müşteriler abartılı bir ilgi. Konuşurken arada bir kuşku dolu gözlerle bana bakıyordu. Evin bahçesindeki mezarlar. Telefon kapalıyken arayanların bıraktıkları mesajlar gelsin diye beklerken Mennan valizimi arkaya koyup. gözlerindeki memnuniyetini fark edince sesimi çıkarmamıştım. Burası bir tür kilise miydi? Gülerek yanıtlamıştı babam: "Öyle sayılır. yoo." Tuhaf olan.. Kadın hiç çekinmeden sarılıp öpmüştü iki yanağımdan. ama kibarlığının içten olduğuna inanmıyordum. bahçede sarıklı mezar taşları. Aynı durumla burada da karşılaşırsam hiç şaşırmazdım. ne de yakınımız.. Hep erkekler vardı. Onu daha fazla endişelendirmemek için cep telefonumu açtım.. beni bekliyordu.. işte arabaya doğru yaklaşmıştı bile. Belki de karnım acıktığından. Şu oteli yanan şirket.. Öyle ya. bagajın kapağını gürültüyle kapattı. bir tür manastır. Son modellerden biri. Babam söylemişti mezar taşı olduklarını. Bu ülkenin insanlarım çok sevmesine rağmen annem de hiç istememişti Konya'ya gitmemi.soncemre.. unutmuşum.. Yoksa hırslı müdürümüz Simon'un kuşkuları haklı mıydı? İkonion Turizm.. Yine de kadının öyle teklifsizce sarılmasını yadırgamıştım.. Adını da söylemişti.kelamdenizi. Arabaya binmeden o da cep telefonunu çıkarıp birileriyle konuşmaya başladı.com bir bahçe. Demek ki normal bir davranıştı kadının yaptığı. E serisi. şişirilmiş bir saygı gösterisinde bulunur. kimi önemli ayrıntıları gözden kaçırmamızı sağlamaya çalışırlardı. bu kadar kazanıyor mu bu adam diye düşünmekten kendimi alamadım. Ona belli etmemeye çalışsam da korkmuştum aslında. önce heykel sanmıştım onları." "Teşekkür ederim" diyerek açtığı kapıdan arabaya girdim. Bu tür sahte nezaket gösterileriyle çok karşılaşmıştım. İri yarı. Ama babamın yüzündeki sakin ifadeyi. çok ürkütücüydü. "Buyrun Miss Karen. poliçe miktarları oldukça yüksekti. sigorta acentemiz Mennan Fidan'ı satın alarak. Siyah bir Mercedes'i gösteriyordu. Üzerine Arap harf-leri kazılmış yazılar. hiç rahibe göremeyişimdi. Şimdi nasıl da merak ediyordur beni? Kim bilir yolculuk sırasın-da kaç kez aramıştır. "Arabamız şurada. Hoşuma gitmişti bu koku. Birine geldiğimi mi . Vanilyaya benzer bir kokusu vardı.. Nihayet bir kadın gelmişti yanımıza. Evet. üstelik hiç aksatmadan düzenli olarak ödemişlerdi ama yine de Mennan gibi küçük bir sigorta acentasına Mercedes gibi lüks bir araba aldıracak kadar para kazandırmaları olanaksızdı." Mennan'dı seslenen. valizi bırakıp saygıyla kapıyı açtı.

insanın içine tuhaf bir ürküntü yayan o sarıklı mezar taşlan vardı belleğimde. acil bir durummuş. Ama dünyanın en rahat insanıydı. kerpiç ev neredeydi acaba? Sanki görebilirmişim gibi arabanın camından dışarıyı izlemeye başladım.. Kendi işime baksam iyi olacaktı. Göbekli bedenini oflaya puflaya direksiyon ile koltuğun arasına sıkıştırırken alnında yine ter damlaları birikmeye başlamıştı. "Ofisten arıyorlardı. Onun bu rahatlığı beni çıldırtıyordu.. "Önemli değil. Adamcağız belki de karısıyla konuşuyordu. o da beni seviyordu.. Vites kolunun yanındaki kutudan çektiği kâğıt mendille alnımı kuruladıktan sonra: "Evet. Ne annem. Yanılmıştım. "Bismillahirrahmanirrahim" diye fısıldayarak kontak anahtarını çevirdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. onun da iyi bir nedeni vardı: AIDS'lilerle dayanışma derneğinin toplantısı.www. Konya'ya gitmek istemediğimi de söylemiştim ona. durduk yerde paranoya yapmanın anlamı yoktu. Sevinçle hatırladım. karnımdaki çocuğun babası. Yolculuk boyunca beni kimse aramamıştı. her zaman sıcacık teni. Mennan arabadan içeri girerken. tombul yüzünde içten bir ifadeyle ışıldıyorlardı. dün akşam söylemişti." Mennan derin bir nefes aldı.com haber veriyordu? Yok canım. demek annem beni merak etmemişti. Hayır. gidebiliriz.kelamdenizi. o bahçeli. artık gidebiliriz" diye söylendi. Ama o beni düşünmüyordu anlaşılan. sanki önemli bir konuyu unutmuş gibi dikiz aynasından endişeyle bana baktı. hem şu planda olmayan hamilelik de vardı. Altıya geliyordu. rengârenk vagonlarıyla engelledi görüntümü. Bakışlarım saatime kaydı. mesaj gelmemişti. Ya Nigel'a ne demeli? Üç yıllık erkek arkadaşım. "Kusura bakmayın beklettim biraz" dedi mahcup bir tavırla." Mennan kapıyı kapattı. 4 "Senin olanı sana getirdim. Cep telefonuma döndüm. bilinmeze açılan dar sokaklar. Sahi babamla gittiğimiz. Nigel'ı düşünmek bile içimi ısıtmaya yetmişti.soncemre. rahatsınız orada değil mi?" Adamın yeşil gözlerini ilk kez fark ediyordum. Kontak anahtarım çevirecekken durdu. gülümsediğinde kalın dudaklarının arasından iki sıra inci gibi parıldayan beyaz dişleri. Bir de şu sevimliliği olmasa. îki yanı ağaçlı geniş caddeler. şimdi Londra'da saat dört.." Dümdüz bir kentin içinde ilerliyorduk.. rahatım. Ya annem? Ah. "Rahat ım. Hiç böyle hatırlamıyordum Konya'yı-Uçsuz bucaksız bir gökyüzünün altında gizemli eski evler. çok da yüksek olmayan bahçeli binalar. insanda ferahlık duygusu uyandıran boş alanlar. ne de sevgilim Nigel." İlgilenmez gölündüm. Her pazartesi bu saatlerde aynı toplantıya giderdi annem. Demek bu sorunlarla başa çıkabileceğimi düşünüyordu. o yüzden arayamamıştı. içinde şakalaşmakta olan mavi . biricik aşkım. Hâlâ âşıktım Nigel'a. teşekkür ederim. O kadar yakındı ki. Nigel bu saatlerde bir kalp ameliyatına girecekti.. Yanımızdan geçen bir tramvay. Mercedes'in açılan kapısıyla bölündü düşüncelerim. "Siz. Tabii ya. ışıltılı siyah gözleri. yaşlı camiler ve adım başı. İnsan yabancı bir ülkeye giden sevgilisini merak etmez miydi? Gergin olduğumu da biliyordu üstelik.

Belki Mennan'ı bile satın almıştır. genç bir kadın gördüm. Gözünü boyamak için her türlü hileye başvurabilir. Otele gidiyoruz. göz göze geldik. iyi eğitim almış biri.. Uyanık olmakta yarar var... Neden böyle yaptığımı bilmiyorum." "Mennan karşıladı demek. istemediğimden değil.com önlüklü öğrencileri bile Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Göğüsü görünmesin diye solgun battaniyenin ucuyla örtmüştü bebeğinin yüzünü.soncemre. "Onunla iki yıldır çalışıyoruz.. ciddi bir ifadeyle aracı kullanan adama baktım. Bu işleri bizim kadar iyi biliyor. Bizim müdür. en zeki insanların . Ellerim kendiğilinden karnımın üzerine kaydı. Hayal kırıklığımı sesime yansıtmamaya çabalayarak açtım telefonu: "Alo. Telaşlanarak. ama kadın beni çoktan unutmuş. karnımda büyümekte olan çocuktan. Birden gözlerimin nemlendiğini hissettim.. boğazımda bir yumruk düğümlenmeye başladı. Nigel mi? Heyecanla çıkardım çantamın içinden." Sanki sesini duyabilirmiş gibi fısıltıyla konuşuyordu. ama bu genç anneden değil. ama gözlerim hâlâ çocuğunu emziren genç annedeydi. Gülümsedi. Lütfen hiçbir ayrıntıyı atlama.. Masum görünüyordu. Belki de İngilizceyi de çok iyi konuşuyordu da. Yolculuk nasıldı?" diye sordu Simon'ın bir kadınınki kadar tiz sesi. Kadın başını kaldırdı. yabani bir davranışla başımı çevirdim. Yedi maddenin. Müşteriye oldukça büyük avantajlar sağlayan bir sözleşme. Karen. Senden çok titiz çalışmanı istiyorum Karen.. Ek bir sözleşme bulduk.." Bakışlarım dikiz aynasına kaydı. Az önce indim. bilmiyorum diyordu.. iyiydi. kendimden. Kadın bebeğini emziriyordu.com görebiliyordum. belki korkuyordum. Telefonum işte o anda çaldı." "Alo. Ikonion Şirketi'nin sahibi çok kurnaz bir adam.. Sonra böyle kabaca başımı çevirmeyi kendime yediremedim. "iyi. yapamadığımdan. Dikkatle bakınca bunun bir bebek olduğunu fark ettim. yeniden genç anneye döndüm. yeniden bebe-ğiyle ilgilenmeye başlamıştı. Hayır. belki başımla selam verecektim. Bu meslekte şeytanın bile aklına gelmeyecek sahtekârlıklar. Hayır.kelamdenizi.www. o adama fazla güvenme. nasıl biri olduğu hakkında çok fazla bilgimiz yok. Ama bak ne diyeceğim. Ama sadece görünüyordu. Mennan Bey beni karşıladı.. güzel. ona gülümseyecek. Bu ek sözleşme iyice midemi bulandırdı. beşi yangınla ilgili. karşılık veremedim. Tramvay aradan çekilince kaldırımın üzerindeki banka oturmuş yoksul giyimli. Seni şunun için arıyorum. kadını küçümsemiyordum. Ne yapacağıma henüz karar verememiş olmaktan. Kucağındaki battaniyenin altında bir şey tutuyordu...... Simon'dı.

Kentin ortasında bir yerlerde olmalıydı. Onlar için Türk basınında çıkan haberler var. Gazeteciler olayları abartmayı sever ama haberleri okumanda yarar var.." "Madame Tussaud Müzesi. bir bakışın ağırlığını hissettim üzerimde. Ama biraz güneşi az.. cinayet olduğunu iddia ediyor. Bir tek soldan akan trafiğe alışamadık ama çok sevdik Londra'yı.. Türklerin karşılaştıkları insanlarla öyle ölçüp biçmeden kısa sürede samimi olma özelliklerini biliyordum. Dar bir sokaktan geçmiştik. gözlerimi camdan dışarıya çevirdim.. ararım. "Londra'dan mı arıyorlar?" diye sordu ilgili bir tavırla. Turist olarak diyorum. "Merak etme. Tek kanatlı geniş bir kapıdan girmiştik bahçeye.. Günün hangi saati olursa olsun fark etmez.www.. Yeşil bir şehir. Kesinlikle okurum. Ev. çantama koyarkan.com bile Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yarınki toplantıya gitmeden bakarsan iyi olur.. Eğer Simon'ın uyanları olmasa Mennan'ın sorusunu da bu özelliklerine yorardım ama ortada üç milyon paundluk bir tazminat vardı." Telefonu kapatıp. "Evet işte o. ek sözleşmeyi e-mailine yolladım. Yarım yamalak bir gülümseyişle karşılık verdim ama yetkili acentemize yetmedi. Bir adam .. Artık en saf sandığım kişilerin bile yeryüzünün en büyük dolandırıcısı olarak karşıma çıkması beni şaşırtamazdı. Mennan'a sezdirmemek için üstü kapalı konuştum Simon'la. gerekenleri yapacağım. Thames Nehri. bir de şu ünlülerin balmumundan yapılmış heykellerinin bulunduğu müze...com düşünemeyeceği hilelerle karşılaşmıştım. Bahçesinde sarıklı mezar taşlan olan o evi aramaya başladım yemden.. Hyde Park. Burası gibi değil.. Renk renk meyvelerin sergilendiği tahta tezgâhlardan oluşan küçük bir pazarın kurulduğu genişçe bir meydan.soncemre. o meydanın yakınındaydı.. bir meydan vardı. Gazeteler bu ölümlerin kaza değil." diye hatırlattım. her şeyin farkındayım. kısa minareli taştan yapılma bir cami anımsıyorum.. saat kulesi. "Konya'dan kalabalık bir arkadaş grubu." "Anlaştık. Otobüs garında indikten sonra bir taksiyle gitmiştik. Bir gelişme olursa." Adamın konuşmasından sıkıldım. turla gitmiştik.. Telefonum yirmi dört saat açık olacak. Bir de yangında ölen şu iki garson.." "Tabi..kelamdenizi. "Geçen yıl Londra'daydım" diyerek sohbeti derinleştirmeye çalıştı." "İyi görüşürüz o zaman. "Evet Londra'dan bir arkadaş. hemen ara. Başımı kaldırınca dikiz aynasından beni süzen Mennan'ın k ıs ılmış yeşil gözlerini gördüm.." diyerek konuyu kapatmak istedim ama Mennan ısrarcıydı." "Tamam.

. içinde yaşayan insanlar vardı. doku değişti.. "Evet.." "Dergide mi gördünüz?. bahçesinde sarıklı mezar taşları olan bir ev. bu kafesli pencereleri. "Bir tanıdık.www... yaşlı bir adam. belki tanırsınız. birkaç yüz metre sonra o güzelim evler sona erdi.. Ama eğilip adamın elini öpünce bize bahsetmediği bir amcası varmış demiştim kendi kendime. İki katlı sevimli kerpiç evler yan yana sıralanmaya başladı. birkaç yüz yıl öncesine gitmiş gibiydik.. bu iki katlı kerpiç evleri daha önce görmüşüm olabilir miydim? Belki...com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." İrkildim. Ev değil de dini bir bina gibi... Babamın amcası.soncemre. bu parkı hiç . Öyle büyük bir yer değil burası.. "Konya'ya daha önce de gelmiştim.. Sokaktan ayrılırken sordu Mennan.. Babam uzanıp elini öpmüştü adamın.kelamdenizi.. "Öyle mi? Ne zaman gelmiştiniz?" "Çok önce. Ama geçmiş yüzyıllardan kalan bu sokağa baktıkça belleğime duyduğum güven azalıyor... Akrabamız olmalı diye düşünmüştüm. Türklerde büyüklerin elinin öpüldüğünü biliyordum. neyi görüp.. "Bir şeye mi bakıyorsunuz Miss Karen." Şimdi bir parkın yanından geçiyorduk. önemli bir sorunla karşılaşmış gibiydi. "Sokakların arasına girelim." "Cami mi?" "Yok cami değil. Sadece bir aracın girebileceği kadar dar sokağın başındaki çirkin apartmanı geçer geçmez. Acaba hangisi?" Çözümü bulmuş gibi ansızın ışıdı gözleri. O zaman eski bir eve götürmüşlerdi bizi.. "O zamanlar çocuktum. bir eve bakıyordum.. buralara benziyor muydu geldiğiniz yer?" "Emin olamıyorum" dedim gözümün önüne düşen saçlarımı elimin tersiyle geriye atarken. buralar çok değişmiş olmalı. içinde küçük bir cami vardı. "Kim götürmüştü?" Babam diyecektim. Tuhaf olanı.. aracımız bizi yeni binaların boy gösterdiği küçük bir caddeye çıkardı." diye tahminde bulundu." Dikiz aynasında Mennan'ın alnının kırıştığını gördüm. Turizm dergisinde filan mı?" Yalan söylemeyi kendime yediremedim." Mennan'ın gözleri yeni bir merak dalgasıyla aydınlandı.. Evi diyorum. "Eski bir ev. "Hayır" dedim.. Zaten çok sürmedi.." Karşı çıkmama fırsat bile vermeden direksiyonu soldaki ilk sokağa kırdı. Mennan'ın yeşil gözleri yine üzerimdeydi. Gerçi babam hiç akrabalarından bahsetmemişti bize. vazgeçtim. neyi görmediğimden emin olamıyordum... ama yaşlı bir adamın genç birinin elini öptüğünü duymamıştım. Londra'da aynı mahallede oturuyorduk.... kocaman bir bahçesi. Hayır. "Ne dersiniz. çocukken. Evlerin dokusuyla birlikte sanki zaman da değişmiş." "Dergâh olmalı." Kendimden bahsetmenin yanlış olabileceğini düşünüp duraksadım.com karşılamıştı bizi.. öyle yerler çok... Burası babamla geçtiğimiz o dar sokak olabilir miydi? Bu oymalı ahşap kapıyı.. adam da eğilip babamın elini öpmüştü. sonra bu kadarcık bilgi özel yaşam sayılmaz diyerek konuşmayı sürdürdüm. "Valla Miss Karen.

kelamdenizi. "Öldürmeyeceksin!" diyen Tanrı'nın huzuruna ölüm getiren araçlarla çıkmak. Konunun nasıl açıldığını bilmiyorum ama.. "Tanrı merhametten de." Arabadan inerek bagaja yöneldi." Araba sarsılarak durunca sıkıntılı bir suratla bana döndü. "Lastik.. "Tanrı'nın cezalandırıcı olacağına inanmıyorum" diyordu babam..... ". birbirine benzetmeden." San gözlerini babanım yüzüne dikerek bir süre öylece bakmıştı Nesim. şefkatten de daha büyüktür. babam ile Şah Nesim'in konuştuklarını anımsıyordum.. zalim olanlar . Caminin giriş kapısının alınlığındaki yazıyı okumaya çalışırken. "Çok özür dilerim.. "Tanrı şefkat ve merhamet doludur." Eliyle arabanın sağ tarafını gösterdi. şiddet ve cezadan da.. "Allah kahretsin. Yok etmenin aracı olan tabancalarla Yaradan'ın huzuruna varmak. Sağ ön lastik patladı.. Onda hepsi vardır. ben de çöken akşamla birlikte alacakaranlığa bürünen parktaki insanlara bakmaya başladım. "Yanılıyorsun" demişti sonra başını usulca sallayarak. "Siz. başka bir taksiye taşı. ne de küçük camiyi. ama az sonra Tanrı'dan bağışlanma dileyeceklerini biliyordum. hemen bir taksiyle yollarım sizi otele..." Emin misiniz gibilerden süzdü beni. ben resim yapıyordum..beklerim.. aynılaştırmadan. Sevgi dolu olanlar merhameti görür. Odaya kapanmadıkları bir gündü. Caminin önündeki çeşmede üniformalı iki polis aptes alıyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İşte o günah çıkarma anı ile kemerlerindeki silahlar birbirlerine tam bir karşıtlık oluşturacaktı. Tabii. işinize bakın. Gözümde büyüdü. ama farklılıklarını silmeden... "Lastiği değiştirmek biraz zaman alır. bizim onda ne gördüğümüzdür." Bir bu eksikti. Mennan aniden frene bastı.soncemre. nasıl olsa otele gidiyoruz. salonda oturmuş çay içiyorlardı. Bu konuyu. Bellerinden sarkan kocaman tabancalar dikkatimi çekti.com görmemiştim. Yine de ilgiyle camiye bakmaktan kendimi alamadım.. "Merak etmeyin. diye geçirdim içimden Mennan bir şey söylememe izin vermeden sürdürdü sözlerini. Onda şiddet yoktur. Kararsız kaldığımı görünce açıkladı. Çünkü her varoluşun bir anlamı. Ne bu parkı." "Önemli değil" dedim kararlı bir tavırla. Geç ya da erken ne fark eder?" "Tamam o zaman" dedi Mennan ceketini çıkartırken. Çoğu zaman mesele Tanrı'nın ne olduğu değil." Taksiyle mi? Bavulu yeniden bagajdan çıkar. Adamların yüzlerini iyi seçemiyordum. onda hepsi birdir. Bir olmak demek.www. bir gereği vardır. O bagaj kaputunu açarken. "Elimden geldiğince çabuk değiştireceğim lastiği. Eski bir yapıya benziyordu.. çok olanı bir görünümde toplamak demektir..

Babamın gözlerindeki kıpırtısız sükûneti anlatıyordu bu sözler. cahiller mucizeyi. Sara hastasıydı Janet. fırtınaya tutulmuş bir yaprak gibi titrerdi zavallı kızcağız ama kriz geçince babamın siyah gözlerindekine benzer derin bir huzur olurdu Janet'in kül rengi gözlerinde. yüzünde derin. İndiğimi fark eden Mennan merakla baktı. "Nereden çıktı şimdi bu?" Duyduklarımı anlatınca da kahkahalarla güldü. iterek arabanın ön tarafına getiriyordu. Aynı anda uzun zamandır duymadığım bir ses yayıldı çökmekte olan akşam karanlığına. Aslında Şah Nesim'in Pakistanlı Müslümanları gibi her gün beş vakit namaz kılmaz. yüzündeki o müzmin kedere rağmen.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ben ölmeyeceğim kızım. Geçerken bana gülümsemeyi bile ihmal etmedi. O sözlerin gizli bir anlamı var. Ve büyümeden çözdüm. âlimler bilimi görür. Lastiği bıraktıktan sonra döndü. Şu anda bana en uzak olun ruh hali. bagajdan krikoyu da alarak çalışmaya koyuldu. kıpırtısız." Çok sevinmiştim babamın ölmeyeceğine. babamın hiçbir zaman kaybolmayan o derin huzurunu anlatıyordu. ama bana göre bu sözler. Babamın ibadeti namazla sınırlı değildi. Camiden ezan okunuyordu. olağanüstü. Büyüyünce anlarsın. Krikonun arabayı yükseltmeye başladığını hissettim. Arkaya baktım. Boynuna sarılarak: "Sen ölecek misin baba?" diye sormuştum. arada bir odasına kapanır secdeye dururdu. Bu cümle korkutmuştu beni. Babam da güzel ezan okurdu. bazen kendi kendine fısır fısır konuşur. Şu anda en çok istediğim ruh hali.soncemre. Hiç beklemiyordu babam bu soruyu. Bazen hastalık sınıfta yakalardı onu. tuhaf bir dinginlik olurdu.com şiddeti. ama bir o kadar sakin. Zeki olanlar aklı görür. öyle bir an geldi ki nefes alamaz oldum. sınıfın en huysuz çocuğuydu. bir o kadar engin. Büyük bir gerilimin ardından gelen dinginliğin insan yüzüne yansıyan yumuşaklığı. sürücümüz step-neyi yerden kaldırmış. "Ölmeden önce ölünüz" sözlerinin anlamını. Başkaları için farklı anlamı olabilirdi. Neşesi yerine gelmiş gibiydi. Sesimi duyan babam yanıma gelmişti. kapıyı açıp kendimi arabadan dışarı attım. Yüreğin kabarmasıyla. Şah Nesim'in babama "Ölmeden önce ölmek gerek" dediğini duymuştum. sınırımızdaki Janet'in yüzünde de görmüştüm bir kriz sonrasında. Sanki kutsal sözcükleri değil de içli bir sevda şarkısı söyler gibi.kelamdenizi. Nesim Amcan da bana öl demiyor zaten. güçlü. Babanım öleceğini düşünerek odama çekilip ağlamaya başlamıştım." Mennan'ın bagajdan çıkartırken yere düşürdüğü lastikten yayılan gürültü dağıttı düşüncelerimi. insan benliğinde kopan o korkunç fırtınanın ardından gelen büyük huzur. bazen hiç kıpırdamadan geceler boyunca oturur. yine o derin huzursuzluk. . sessiz. İşte yeniden kıpırdanmaya başlamıştı içimdeki o karabasan.www. bir o kadar da uysal. sanki sonsuzluğa uzanan dümdüz bir okyanus canlanır gözlerimin önünde. Ne zaman bu cümleyi duyacak olsam. Şu kadarını söyleyeyim ki ölümle hiçbir ilgisi yok bu sözlerin. aptal olanlar kör inancı. Babamın yüzündeki o anlamı. Kapandığı odadan çıktığındaysa iri kara gözleri nemlenir. bazen de sadece ney üflerdi. Büyük.

Parmaklarımı açtım." Bakışlarım adamın uzun kirpiklerinin arkasındaki doğuştan sürmeli kara gözlerine kaydı. Sanki bütün sevdiklerim.www. ama yaklaştı. "Korkma" diye fısıldadı. Tehdit yoktu bu gözlerde." Sonra başını eğdi." Bir rüyada gibiydim. bu dilenci görünümlü adamı azarlayarak çoktan kovmuş olurdum yanımdan. "Paket de içtiğim günlerden kalma. hiçbir zaman sevmemiştim tütünü ama o kadar hoşuma gitmişti ki teklifi. hepsi buydu işte. ama yaklaştı. içine bir şey koydu. Yoldan geçen insanlar. ince. Ama artık bitmeliydi. Elleri Nigel'inkiler kadar sıcaktı. başımızın üzerinde dönüp duran kuşlar mı. Heathrow Havalimanı'ndan uçağa bindiğimden beri yakamı bırakmayan bu kötü duygudan. Uzanıp sağ elimi tuttu. "Sigara içer misiniz? Torpido gözünde bir paket var.Fena fikir değildi.soncemre. Caminin önündeki çeşmeye gitsem yüzümü yıkasam. Parkın ortasında yankılanan bu ezan sesi mi. Sanki yürümüyor da uçuyordu. yabancısı olduğu bir ülkede hissettiğim yalnızlık. kendimi toparlamalıydım. Adam. Bana bir şey olduğu yok. bu tanımadığım şehirde beni bir başıma bırakıp gitmişlerdi. Aynı boğuntuyu yeniden hissettim içimde. ince uzun bir siluet haline getirmişti. diye geçirdim içimden. Kıpırdadığını fark etmedim. sonra parmaklarımı tek tek kapattı. sana getirdim. Öyle sessizce duruyordu önümde. saygıyla avucumu açtı. sağ elimin parmaklan avucumdaki sert nesneye dokunuyordu. sol avucunun içine yatırdı. Büyülenmiş gibi sürmeli gözlerine baka kaldım. hafiften çöken serinlik gibi gibi huzur vericiydi. korku yoktu. Benden yardım ister gibiydi.kelamdenizi. kötülük için gelmedim. bu uğursuz karamsarlıktan artık kurtulmalıydım. Keşke inmesiydim arabadan diye düşünürken duydum Mennan'ın sesini. tene dokunan ipek gibi yumuşak. Ama yapmadım. sanki her şey. "Korkma. Çömeldiği yerden başını uzatarak. gece çökerken. "Senin olanı. gece gibi. Karşımda başka biri olsaydı. rüzgâr gibi. Hayır. "Ben de bıraktım" diye söylendi. teşekkür ederim kullanmıyorum" dedim. nedenini bilmiyorum.com "Ben iyiyim" dedim soru sormasına izin vermeyerek. ağır ağır çöken akşam mı. Bir tür melankoli. Adım attığını görmedim. Ama o kadar şaşırmıştım ki sadece küçük bir "Ah!" sesi çıktı ağzımdan. Tepeden tırnağa siyahlar giyinmiş bir adam. böyle olmayacaktı. birden yapayalnız hissettim kendimi. merakla sağ . ağaçlanıl dallarında gezinen rüzgâr. Ezan okuyan hocanın dışında h iç b ir ses duyulmuyordu meydanda. sessizlik gibi. Çöken karanlık minarenin görüntüsünü iyice biçimsizleştirmiş. Bu niyetle geriye döndüm ve karşımda onu gördüm. herkes sessizliğe bürünmüş gibiydi. uzun boylu. elimi hemen çekmiş. Ne diyeceğimi bilemeden âdeta büyülenmiş gibi öylece kalakalmıştım karşısında. bu dini yapıyı. saçı sakalı birbirine karışmış. boş bulunsam çığlık bile atabilirdim. Sesi su gibi sakin. "Yok. sıkıntım azaltır umuduyla parkı izlemeye başladım. "Siz işinize bakın" O işine dönerken ben de arabanın öteki tarafına geçerek. her günkü gibi devinen şehir. düştüğüm karanlık girdaptan adeta çekip çıkardı beni. kurnazlık yoktu." Sigara içmiyordum. lastikle uğraşmaya devam etti. yapamadım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

Çantanız.kelamdenizi.." Mennan'ın kaşları çatıldı. gümüş bir yüzük. Gözlerim. Hemen arabanın kapısını açıp içeri baktım. Avucumun ortasında bir yüzük duruyordu. "Nerede?" diye söylendim. konuşmak için başımı kaldırdım ama adam yoktu. Üstelik bir de yüzük verdi bana. cüzdanınız yerinde değil mi?" İşte bu aklıma hiç gelmemişti. Sizin yabancı olduğunuzu anlayınca bir hediye vermek istemiştir.." Mennan'ın sözleri ikna edici değildi. "Utanmıştır." "Kayıp mı oldu?" diye yineleyerek etrafa baktı. yabancıdan utanır. geldiği gibi kaybolmuştu gecenin içinde. "Burada biri vardı. Kahverengi taşlı. Hayır. Hayır. Durup dururken iyilik yapacağı tutar. levyeyi sıkıca kavrayarak yaklaştı. görür görmez içim ısındı ona. Yeniden etrafa bakınmaya başladım. "Hayır. "Yok" diye mırıldandım sevinçle. Anlamak. "Güzelmiş. "İyi de o adamı tanımıyorum ki. "Bizim buraların insanı bir tuhaftır. Nasıl olabilirdi? Daha birkaç saniye önce karşımda duran adam nereye gitmiş olabilirdi? Telaşla etrafa bakındım. sormak. "Bir hediye" diye mırıldandı. parkın karanlık köşelerini. hayırlı günlerde kullanın " Sözleri merakımı gidermemişti. rahatsız filan etmedi. siyah giysili. elimi gözlerime yaklaştırdım. hayır siyah giysili.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. cüzdanım da. uzun boylu adam yoktu. Çok ilgilenmedi. "Bir şey mi dediniz?" Adamın az önce durduğu boşluğu gösterdim. uzun boylu. Bana bu yüzüğü vermesi için bir neden yok. Gecenin içinden çıkan bu esrarengiz adam demek sadece bir satıcıydı. "Kaçtı gitti herhalde. çantam da. güzel gözlü adam ortalıkta yoktu.. dizüstü bilgisayarım da arabanın arka koltuğunda duruyordu. gecenin henüz ele geçiremediği sokak girişlerini taradı yeniden. Alacakaranlıkta iyi seçemiyordum.com avucumun içine baktım.soncemre. Peki kimdi bu adam? . İyi de bu yüzüğü neden vermişti ki bu adam? Belki de satmak istiyordu. Tabii ya adam hırsız olabilirdi. Bel-ki o yüzükle oyalarken ortağı da çantamı kapmıştı. "Hiçbir şey çalınmamış.www." Yüzüne iyimser bir gülümseme yayıldı. . Kimseyi göremeyince. Bizim insanımız. Görür görmez sevdim yüzüğü. Yok.. Ama birden kayboldu. adam hırsıza benzemiyordu zaten. "Adam mı? Yoksa rahatsız mı etti?" Derdimi anlatamamanın verdiği çaresizlikle başımı salladım. önemsemedi. "Nereye gitti bu adam?" "Buyurun" diyerek doğruldu Mennan. olaya kızmamış olmama sevinerek konuyu kapatmak istedi." Avucu md ak i yüzüğü gösterdim." "Tamam da niye kaçar gibi uzaklaştı o zaman?" Hiç duraksamadan yanıtladı.

Miss Karen. ilgiyle süzmeye başladılar beni. Suyu avuçlarıma doldurarak içmeye çalışmışım.. Otelin önünden geçen asfaltın gerisinde ışıklandırılmış tarihi bir cami vardı. "Şurayı lütfen. önünde pasaportum duruyordu. Neler oluyordu? Başımı sesin geldiği yöne çevirince.kelamdenizi. bardağın kirli olup olmadığına aldırmadan kana kana içerek gidermişti susuzluğunu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bir öğle üzeriydi.... Lobi insanı yormayan. Biraz soma caminin önündeki şadırvanı da fark ettim. Görevli mahcup olmuş .. tenekeden birer bardak sallanıyordu. "Evet!.. Babam hiç çekinmeden." Otel umduğumdan daha iyiydi.." Gösterdiği yeri imzalarken sürdürdü sözlerini. birçok yerinde musluğu olan bu tarihi çeşmeyi daha önce görmüş müydüm? Babamla bu şadırvana gelmiş miydik? Bu değilse bile buna çok benzeyen başka bir şadırvan olmalıydı. "Kimya.. san muslukların yanında."Özür dilerim ama merak ettim.. İsminiz Karen Kimya Greenwood." diye bana seslenmek zorunda kalmıştı. İçeri girdiğimizde." Bakışlarım hâlâ solgun ışıklarla aydınlanan şadırvandaydı. Kimya Hanım. Birkaç adım geride durmuş. Bu aynı şadırvan mıydı acaba? Mennan'a sormayı düşünürken duydum sesi.com Sanki bu sorumun yanıtıymışcasına küçük caminin önündeki ışıklar ansızın yanıverdi ve kapının üzerindeki metal levhaya yapıştırılmış pirinç harflerden oluşan yazı ortaya çıktı. Bir an uçakta.. artık puslu gecenin tamamen ele geçirdiği caddeye bakmaya başladım.. sadeydi. İster Londra'da olsun ister dünyanın başka bir yerinde her zaman nefret etmişimdir ısrarla. Resepsiyona yaklaştım. temizdi. "Kimya Hanım. "Tabii. Köşedeki geniş koltuklarda iki genç adam oturuyordu.. insanların kalbine elimle dokunabilmek. gülümseyerek bana bakan resepsiyon görevlisini gördüm...soncemre. Üzeri ahşap ve alüminyum ince bir levhayla kapatılmış." O zaman anladım görevlinin ikinci adımı nereden bildiğini. Mennan işbilir birinin aceleciliğiyle pasaportumu alarak resepsiyondaki görevliye yaklaştı.www. Herkesin dudaklarıyla dokunduğu bu kabı kullanmak düşüncesi bile midemi kaldırmaya yetmişti..." Başımı kaldırmadan yanıtladım." 5 ". kapıldığım o tuhaf heyecanı yaşadım. "Miss Karen." Galiba biraz sert çıkmıştı sesim. suyundan içmiştik. "Kayıt fişini imzalamanız gerekiyor. nereyi imzalayacağım?" Görevli kayıt fişini uzattı. yumuşak bir ışıkla aydınlatılmıştı. kentin merkezinde olmasına rağmen sessizdi. ikinci adımı nereden biliyordu bu adam? Aptal bir suratla öylece baktığımı gören Mennan da araya girmiş. "Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi. Başımı çevirip pencereden dışarı. Kimya Hanım bakar mısınız?" Seslenen oydu. oteli tanımaya çalışıyordum.. Alışıldık turistik konaklama yerlerinden değildi. Çok iyi hatırlıyorum. aç erkek bakışlarından.

." "Anladım. Hepsinde değil. Ama Mennan'ın beni bırakmaya pek niyeti yoktu. Üstelik kimse de sizi yadırgamaz.. içki yüzünden değil. ben odama çıkayım artık. "Merhaba tatlım. Alo Nigel. Tabii babam oraya da götürmüştü beni.." "iyi akşamlar.. "Hani diyorum... "Hayır. "Tabii dinlenirseniz daha iyi olur." Hâlâ saygıyla dikilmekte olan Mennan'ı öylece bırakarak. Dinlenmek istiyorum. ne de ben yukarı çıkana kadar otelden ayrılmamaya kararlı olan Mennan. akşam yemeğini neredeyse hiç tanımadığım bir adamla yemek istemiyordum. fişini.. Gideceğimiz restoranda rahatça içki içebilirsiniz." İyi bir ev sahibi olduğunu göstermek istiyordu anlaşılan. Yan yana. hayatım. Onu reddetmek kabalık olacaktı ama çok az bildiğim bu şehirde." Elimi sıkarken bakışlarını kaçırdı.. kendinden emindi.." diyecek oldum. odama çıkmak..www. Bozulduğumu anlayan Mennan da ters ters bakmaya başlamıştı. Belki yemeği odamda yerim." Elimi ona uzattım..." Kendimi tutamayarak gülmeye başladım.. "Ben burada yesem. Resepsiyon görevlisine sorsam daha fazla bilgi alabilirdim ama bu meraklı gençle yüz göz olmayı hiç istemiyordum.kelamdenizi. "Yani ikinci isminiz diyorum. Asansörün kapısından içeri girecekken çalmaya başladı telefonum. ama adam pişkin çıktı.. kendimi sıcak suyun altın atmak için sabırsızlanıyordum. hiçbir terslik yokmuş gibi. Balkonunuzdan Mevlânâ Türbesi'ni de görebilirsiniz. "Şey için diyorsanız. benim görevim.." "Yarın akşam. Yerel yemekler yapıyorlar. "Teşekkür ederim Miss Karen" dedi Karen'ın üzerine basa basa. "Yaptıklarınız için çok teşekkür ederim Mennan Bey. belki size Konya'daki lokantalarda içki olmadığını söylemişlerdir..Sizde Türklük var mı?" Bu seni niye ilgilendiriyor diyemediğim için: "Hayır... Yarın akşam misafirimiz olursunuz o zaman. ne elinde valizimle bekleyen görevli. Çok yorgunum." Ne demek istediğini anlamamıştım. Mennan birden çok sevimli görünmüştü gözüme. Yarın uzun bir gün olacak.. "131 numaralı oda." dedi koca kafasını usulca sallayarak.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İngilizler pek bu ismi kullanmaz da.com gibiydi ama merakına yenildiğinden midir nedir. yani içki olmadığı için.. yine genç kız gibi kızarıp bozarmaya başlamıştı. Sultan Selim Camii'ne bakıyor." Mevlânâ Türbesi.Nasıl gidiyor Türkiye maceran?" Yaşadıklarımı . garip mezarların bulunduğu kiliseyi andıran çok kubbeli bir mekân. iyi akşamlar.. "Ne demek Miss Karen. konuyu deşmeyi sürdürdü. Tamam. hepsini unuttum. Mennan'ın ay gibi yuvarlak yüzündeki ışıltı puslandı ama hemen teslim olmadı. Ne asansörün açık kapısı. Nigel'di. Anahtarı uzatırken açıkladı. valizimi asansöre taşıyan görevli çocuğun peşi sıra yürüdüm. yüzümdeki soru dolu ifadeyi görünce açıkladı. sırıtarak aldı imzaladığım kayıt. Telefonun ekranında arayanın adını görür görmez bir heyecan sardı bütün bedenimi. ben İngilizim" diyerek kestirip attım. Sevinçle bastım telefonun konuşma tuşuna... Kimya. arka arkaya sıralanmış üzerleri Arapça yazılarla kaplı..soncemre.. kendimi toparlamam lazım. "Akşam yemeği için ne yapalım? Çok güzel restoranlarımız var." Nigel'in sesi her zamanki gibi neşeliydi. "Nigel...

. Yanıt alamayan Nigel kaygıyla sordu: "Karen. Artık sevdiğim adamla konuşabilirdim.. "Bir şey yok. galiba biraz huzursuzum. Biraz bekler misin?" Görevliye döndüm.www.. ağladığımı anlamasın diye elimle telefonun ses almacını kapatıp. Gözlerim nemlenmişti. Aradığına nasıl sevindim anlatamam.kelamdenizi." Nigel'ın sesindeki havailik kayboldu. Ama bakışlarım birkaç adım önümde bekleyen görevliye. burnumu çekerek. huzursuzluk aklımdaydı." "Niye? Kötü bir şey mi oldu?" "Kötü bir şey olmadı. "Huzursuz gibisin.. "Nigel." "Yolculuk mu yorucuydu?" "Yoo.soncemre. hâlâ resepsiyonun önünden beni izleyen Mennan'a takılınca vazgeçtim.... Ama ne olmuştu ki? Nigel'a niçin sitem edecektim? Bir saldırıya mı uğramıştım.. "iyi" dedim aceleyle. sen iyi misin?" . Ah Nigel.. sesimin çatallaşması beni ele veriyordu. Üstelik Anadolu'nun ortasın-daki bu şehirde değil. daha Londra'da uçağa binmeden kıpırdanmaya başlamıştı.! Güzel bir yer.. biri bana hakaret mi etmişti. Şu anda oteldeyim.. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.. "Evet. huzursuzluk bendeydi.com bir çırpıda anlatmak. "Bilmiyorum içimde bir sıkıntı var işte. hissettiklerimi.com düşündüklerimi açıklamak istedim.... Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Nigel ikna olmamıştı. çok daha önce." Nigel'ın neşesi kaçmıştı. rahmimdeydi. kimse beni karşılamamış da koca şehirde bir başına mı kalmıştım? Hayır. ben merdivenlerden yürüyerek geleceğim. yanaklarımdan süzülen gözyaşlarımı elimle kurulayarak. Yolculuk da iyiydi." dedim. işler yolunda gidiyor aslında. "Nasıl bir sıkıntı?" . Bu yolculuğa çıkmamda en küçük bir sorumluluğu bile olmayan Nigel'a. "Siz valizleri çıkarın.. "iyi gidiyor. ben de Mennan'a el sallayarak merdivenlere yöneldim. kalbimdeydi... "Karen." Görevli asansöre girerken. Karen neler oluyor? iyi misin?" "Bir şey yok" diyebildim sonunda. Karmaşık duygular basmıştı içimi.." Daha fazla saklayamadım.. beni neden engellemedin demek istiyordum." "Bilmiyorum Nigel.

Yabancı bir ülkede tek başıma olmak hoş değil tabii." Nigel'ın sesindeki endişe hemen yok olmadı. gerçekten iyiyim. iyice rahatlamıştı. Kesin sonuç için biraz beklemek gerekiyor tabii. yine de umursamadı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Karen. Biyolojik saat acımasızca çalışıyordu. Sadece kendisinin mutlu olabileceği bir hayata.. hamilelikle ilgili bir sorun olabileceğini düşünüyordu.. "Merak etme.. hiç abartmadan son derece basit sözcüklerle dile getiriyordu yaptıklarını. Ama şimdi binlerce kilometre ötedeki sesi endişe içinde yüzüyordu. "Hadi hayata içelim" demişti. Senin ameliyat nasıl geçti? Zor olacak demiştin. yol tedirginliği olmalı. ama soruyu yanıtlamakta da bir sakınca görmedi. bu kadar önemli bir iş yapmasına rağmen.. ama ben otuz yaşım çoktan aşmıştım. İkimiz de iyi kazanıyormuşuz.www. Nigel. Belki haklıydı." Saygıyla dinliyordum onu.. "Yok. Haklısın. Ben iyiyim.. Kalp kapakçığını değiştirdik. "Biliyor musun" dedim .. fakat uzatmadı. Çocuk bize engel olurmuş. sağlığımız da yerindeymiş. Ama sonuçta bu benim işim. Çok riskliydi ama ameliyat iyi geçti. Canı sıkılmıştı sevgilimin. bir haftalık gecikmeden bir şey olmaz. öyle karar vermiştik. Üstelik dünyada gezilip görülecek o kadar çok yer varmış ki. "Yarın hastaneden gün alayım" demişti. Daha doğrusu. sandığımdan da uzun sürdü. Siyahi tenine çok yakışan bembeyaz dişlerini göstererek gülümsemişti.." Çok sevdiği o Şili şarabından doldurmuştu sonra kadehlerimize.. Ama mümkün değildi. Nigel'ın benim için kaygılanması hoşuma gitmedi değil...com Onu üzdüğüm için iyice moralim bozuldu. Döner dönmez hallederiz. Belki de çocuk sahibi olmak için bu son şansımdı. benden bir şey saklamıyorsun değil mi?" Ne yalan söylemeli. bırakalım artık bu konuyu. hiçbir sorun yok.. geçer herhalde. "Hasta filan olmuyorsun değil mi?" Hasta derken neyi kastettiğini biliyordum. Nigel öyle karar vermişti. "Önemli değil. Sağlığım yerinde.. Kararsızlığımı fark etmişti Nigel.. ama onun daha fazla üzülmesine dayanamadım. Neyse. Ben de ona boyun eğmiştim. "aldırırız." Nigel'ın kaygısı geçmedi. "Tamam" demiştim. aldığı kararın doğruluğundan emindi. "Zor oldu." Bu işi hemen bitirmek istiyordu Nigel.kelamdenizi. sanırım başardık. Doğacak bir yaşamı söndürme karan alırken. Şarabını yudumlarken yüzündeki gerginlik kaybolmuş. Hayatımızın en güzel yıllarını bir çocuk peşinde harcayamazmışız. Çocuğu aldıracaktım. henüz gençmişiz ve birbirimiz için deli oluyormuşuz. Hasta yetmiş yaşındaydı. çünkü benim iki gün sonra Türkiye'ye gitmem gerekiyordu. İki gün önce Soho'dakij Jazz Club'da konuşmuştuk bu konuyu.soncemre.

"Hayır. sen insanları yaşatmak için." Anlamamıştı. ama bu uzun boylu siyahi adama gelince iş değişiyordu. "Tek ayrıcalığım insanların kalbine elimle dokunabilmek. boş vermiş halini takındı." Nigel'ın gülüşü çınladı telefonun öbür ucundan. o uzun sakallı adamın görüntüsü belirmişti gözlerimin önünde.com "Muhteşem bir iş yapıyorsun diyorum. "Cahil adam... "Sadece işimi yapıyorum." Nigel yine neşeli. Seni şimdiden özledim. Sanki ne istediğimi anlamış gibi kederle fısıldadı Nigel "Keşke şu anda yanımda olsaydın." Neredeyse yeniden ağlamak üzereydim ki. bir kedi gibi huzur içinde uyumak istiyordum...kelamdenizi. Herkes gibi para kazanmak için çalışıyorum sonuçta. Kısa bir suskunluk oldu.. insanların hayatını kurtarıyorsun.. kederli bir ses çıktı ağzımdan. "Dokunuyorsun zaten" diyebildim sonunda. Ama tanımadığım insanların kanlar içindeki kalbine dokunmak yerine senin o muhteşem bedenine dokunmayı tercih ederim." Tepeden tırnağa siyah giysili." "Rüşvet mi?" . ben de aziz değilim. Ne Nigel. "Ne? Ne diyorsun?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. de şeyh. ne de ben tek söz edemedi Merdivene dayanmış mor lalelerin eşit aralıklarla sıralandığı uçuk pembe duvar kâğıdına bakıyordum. ". Nigel'ın yanında olmak istiyordum. "Abartma. ama görmek istediğim sevdiğim adamın yüzüydü. Onun göğsüne sokulmak. "Ama adamın biri çok güzel bir yüzük hediye etti bana.com hayranlıkla.www." Yüzümün kızardığını hissettim. "Ben de.bazen seni kıskanıyorum. ben başkalarının parası içip çalışıyorum." Kısık. senin gibi.soncemre. Nigel konuşmayı sulandırdı. "Eee ilginç bir şeyler görebildin mi bari Türkiye'de? Seni haremine almak isteyen bir şeyh filan çıkmadı mı karşına?" Zoraki güldüm.." Sesinde şakacı bir tını belirdi. Hayır onu kovmaya çalışmadım daha iyisini yaptım. Aynı alaycı havayla ben de ona takıldım. Bir tek Nigel'da böyleydi daha önceki erkek arkadaşlarımda edepsiz bir kız gibi davran dığım çok olmuştur." Sanki o karşımdaymış gibi başımı salladım.. burada ne harem var. burası Arabistan değil. onu da alaycı konuşmamızın içine kattım.

. istekle bakmıştım otel restoranının başucumda duran mönüsüne. bomboş gözlerle duvara bakıyordum. Belki de çok sevdiği şehriyle en güçlü bağı bu çorbaydı." Şakayla karışık fısıldadım. banyonun ardından da iştahım açılmış. Ama bamya çorbası deyince iş değişirdi.www. şirketten biri değil. Ne artık iyice sakinleşen caddeyi izlemek için balkona çıkmak. ama benim kalbim her zaman seninle olacak. öyle yemeye içmeye düşkün biri de değildi. Öyle ki Londra'da karşılaştığı hemşehrilerinden tek isteği Konya'dan gönderecekleri küçük kuru bamyalar olurdu hep. Tanıdık bir yemek. Gizemli biri.. sanki kıskanıyor gibiydi.. Neredeyse inanacaktım buna ama Nigel gülmeye başladı. "Keşke öyle bir şey yapsan... dur. Babam iyi bir aşçı sayılmazdı. tanımıyorum bile. ilk uçakla geliyorum oraya. Yemek listesini araştırırken de bir sürprizle karşılaşmıştım. ne de televizyonu açmak geliyordu içimden.." Kederle mırıldandım. Oysa odaya ilk girdiğimde sıkıntıdan kurtulmuş gibiydim." Onun da sesi değişmişti. "Belki de çok ilginç bir hayat sunacaktır bana. kendimi duşun altına atıvermiş. biliyorsun başka türlü atmıyor zaten." "Çekici ha." Sesi ciddileşivermişti. Egzotik. içimdeki özleme yenildim. bilinmez. "Evet. "Benimki de seninle.soncemre. Nigel'le konuşmanın verdiği mutlulukla. "Ama yapamam.. Yarın sabah bir ameliyata daha girmek zorundayım." Aynı kederle yanıtladı Nigel. çekici.com "Hayır.. "O gizemli adam için beni bırakmazsın değil mi?" "Neden olmasın?" dedim acımasız bir tonla." Şakayı daha fazla sürdüremedim. "Birinin kalbine daha dokunacaksın yani.kelamdenizi." "Gizemli! Etkilenmiş gibisin." 6 ".com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ." "Ben de çok isterdim. Sadece Konya'da yapılan bamya çorbası.. ne odada dolaşmak.. duvardaki buz mavisi kapı" Karanlık otel odasında yatağıma uzanmış.

olayın kaza değil.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yemeği bitirdikten sonra belki çalışırım umuduyla bilgisayarımı açmıştım. Öteki gazetelerde de benzer görüşler yer alıyordu. şimdi bu Anadolu şehrinde. hayatın sırlarını da. İş başa düşmüştü. Ama hoşuma gitmişti. Bakalım neler yazmışlardı? Haberlerden ilkini okudum.com Ne kadar olmuştu bu çorbadan tatmayalı? Yirmi yıldan daha uzun. babam hakkında konuşmak istemediğimi söylemiştim. her zamanki gibi kendi araştırmamı kendim yapmam gerekecekti. "iş kazası değil. ama her defasında ölçüyü kaçırarak bamyaları fazla sıkıp görünümlerini bozduğum için bu görevden alınır. Ardından sigorta poliçelerine bakmaya başladım. sigorta şirketi en ufak bir kesinti bile yapmadan tazminat tutarının tamamını ödemek zorundaydı. çorbaya konacak domatesleri yıkamakla yetinmek zorunda kalırdım. Gerçekten de îkonion Turizm'in yararlanabileceği önemli bir madde vardı. Ikonion'un yöneticileriyle toplantıya gitmeden önce dosya üzerinde çalışsam. Önce Simon'un yolladığı ek sözleşmeyi okudum. arındığı bir yer. Simon'ın elektronik postayla yolladığı ek sözleşme ve Türk basınında çıkan gazete haberleri gelmişti. "Nasıl yani. Kusursuz bir müşteri olmaları onları .soncemre. Ama gazetecilerin elinde somut kanıt yoktu. Gazete. Başlığında.kelamdenizi. Bir de şu gazete haberleri vardı. Îkonion Turizm kendi üzerine düşeni kusursuz olarak yerine getirmişti. eksik yoktu." "Baba bu dergâh nasıl bir yer?" "İnsanın olgunlaştığı. ne de babamın bütün bir yaşamını etkileyen sufıliğe hiçbir zaman ilgi duymamıştım. bu otel odasında. Çünkü şu ovma işini hep ben yapmak isterdim.www. "Dergâhta" demişti. bildiklerimi yeniden gözden geçirsem fena olmayacaktı. size dergâhta bamya çorbası yapmayı mı öğretiyorlardı?" Gülümseyerek yanıtlamıştı sorumu: "Sadece bamya çorbası değil. iş cinayeti" yazıyordu. cinayet olduğunu dile getiriyordu. içindeki yeşil biberin acılığını saymazsak salata da hiç fena değildi." "Arındığı" derken babamın neyi kastettiğini tam olarak anlamasam da bu sözcüğün sufilikle ilgili olduğunu biliyordum. babamın yaptığı yemeğe benziyor muydu bilemiyordum. Ama ne annemin gençliğinde kapıldığı hippiliğe. Yakut Otel yöneticilerinin gereken önlemleri almadığını iddia ederek. Belki de Simon bu yüzden kuşkulanıyordu. tek başıma kalınca babamı düşünmüş. olsaydı hemen açıklarlardı. Fakat. Aslında çorbanın tadını bile tam olarak hatırlamıyordum ama ipe dizili kuru bamyaları kalbur gibi bir kapta ovduğumuzu hiç unutmamıştım. primleri kontrol ettim. Sanki şirket yöneticileri kendilerini olabilecek bir kazaya hazırlamışlardı. Bamya çorbası. Bir defasında Londra'da annemin hâlâ oturmakta olduğu evin geniş mutfağında sormuştum babama: "Bamya çorbası yapmayı nerede öğrendin?" Babam çenemi okşamış. onun sevdiği yemeği seçmiştim. Eğer Yakut Otel'deki yangının sabotaj olduğunu kanıtlayacak somut deliller bulamazsak. güzelleştiği. Hatta babamı hiç tanımamış olan Nigel'ın sufilik hakkında merakla sorular sormasına aldırmadan bu konuyu geçiştirmiş.

Simon'un önerisini kabul etmemin babamla hiçbir ilgisi yoktu. bu sıkıntı. Huzursuzluğumun kaynağı Nigel'dı. sana taşınmalıyım ya da sen bana. Ama bütün bunların ötesinde. hamilelikten mi acaba? Doğruldum. neden buradayım diye sormaktan vazgeçmiyordu. bilinçli bir istek gibi görünmese de derinden derine ihtiyacım olan şey buydu. Evet. yine giderdim. gerçek bir aile olmalıyız" demek istiyordum ama diyemedim. Eğer yangın bir kazaysa üç milyon paundluk tazminatta İkonion Turizm'in hakkıydı.. İlişki sadece dünyanın güzel yerlerini gezmek. ilişki haftada beş kez seks yapmak da değildir. onun gibi davranmaya çabalarsan hiçbir ilginçliğin kalmaz. Bana gelince. elbette işimi en iyi şekilde yapmaya çalışacaktım. enfes Şili şarabının eşliğinde yenilen Fransız soslu bilmem ne bifteği de değildir.soncemre. buluşup konuşalım. ama yatağa uzansam iyi olacaktı. Neden bir türlü kurtulamıyordum bu sıkıntıdan? Düpedüz bir depresyondu bu. içimdeki o bıkkın ses. bu şehre hiç gelmeyecektim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. odanın ışığını kapatarak yatağa girdim. hamile olduğumu gösteren henüz hiçbir belirti yoktu. Evet. Bunu neden yapmadım ki? Belki de babamın şehrini bir daha görmek. "Öyle mi. adamlar dürüst oldukları için sözleşmenin kurallarına harfiyen uymuş olabilirlerdi. kendimi dinledim. lavaboya gitmemi gerektirecek kadar şiddetli değildi. yalnız kalmak. Midemin bulandığını hissettim. İlişki sadece güzel bir müziği birlikte dinlemek. "Bu çocuk benim için çok önemli. Yoksa yanılıyor muydum. savcılık da yetkisizlik karan vermişti. O yüzden hiç düşünmeden sevgilimi aramış. olmasını istiyordum. düşüncelerimi etkilemesine izin vermemek. İtfaiye raporu olayın kaza olduğunu yazıyordu. Belki de Simon yanlış düşünüyordu.com zanlı haline getiriyordu. ilişki sevgililer gününde çiçek göndermek. iyi bir gerekçe bulup Simon'ın önerisini reddedebilirdim. konuştuk. Eğer birlikte olduğun erkek arkadaşın gibi düşünmeye çalışır. eğer Simon Kahire'ye git dese. tanışma yıldönümlerinde pahalı publarda buluşmak. Bilgisayarı olduğu gibi bırakıp. Nigel'ın sesi buz gibi soğuktu. Ama izin verirsem. kadınlar için de geçerlidir. Ya ben. Hamile olduğumu söylediklerinde bu bebeği doğurmak istediğimi biliyordum.Tabii bizim müdür ilk olasılığın gerçek olmasını umuyordu. hayır. görmek değildir. insan. Nigel'ın yaşamasına izin vermek istemediği karnımdaki bebekti.www. Daha doğrusu o konuştu. Evet. çünkü bir erkeği kaybetmenin en kolay yolunun tamamen onun dümen suyuna girmek olduğunu genç kızlık dönemlerinde yaşadığım acı deneyimlerle öğrenmiştim. aynı durum. her şey onun varlığını öğrenmemle başlamıştı. "Olmaz" dedi. Yani tazminat ödemeyeceğimiz bir durumun ortaya çıkmasını. mutlu bir haber verir gibi söylemiştim hamile kaldığımı. Birden anladım. beni bu şehre sürükleyen başka bir neden mi vardı? Bakışlarım karnıma kaydı. doğum günlerimizde b ir b irimize hediyeler almak. bu çocuk bizim için çok önemli. ama önemli olan gerçekti. Hayır. hakkında kafa . izin verirsek olacaktı. ne de onun yaşadığı bu şehirle ilgiliydi. Londra'dan hiç ayrılmayacaktım. O zamandan beri yataktaydım. İlişki iki farklı kişinin bilerek." Buluştuk. daha derin bir şeydi bu. İşin tuhafı Nigel'ın da onu kabul edeceğini sanmıştım. Ben. ne beni terk eden babamla. Yanlış yapmıştım. Biz işte böyle bir ilişki kurmalıyız. onun gibi hissetmeye uğraşır. her zamanki kararsızlığım değil. Nigel'dan kaçmak.. Sadece erkekler için değil. Neden? Nigel'ı kaybetmekten mi korkuyordum? Sanmıyorum. Konya sadece bir raslantı olmuştu. eski günleri yeniden yaşamak istedim.kelamdenizi. Çünkü Nigel'dan uzaklaşmak istiyordum. isteyerek birlikte yeni bir yaşam yaratma arzusudur. Bu çocuğu birlikte büyütmeliyiz.

Nedense bir keder kaplamıştı içimi. Ama bu nasıl olabilirdi. kötülük de basit birer gerçekti. Al işte yeniden geldik babama. Gerçek hayatta hiçbir zaman karşılaşmayacağımız. dertlerimden kurtulabileceğim bir dünyaya gidebilseydim. iyi bir anne olamamaktan. ama öteki yanım bu isteğin çok aptalca olduğunu söylüyordu. Evet. . Masanın üzerinde bıraktığım bilgisayarın ekranından yansıyan ışık.com yormadığı. yoo oradaydı. Ama babamın bakış açısı farklıydı. ona niye değer versin? Sevmek bir anlamda sende olmayana ulaşmak. hem de Kabe'de öğle namazını kılan bir dervişten söz etmişti. "Mucizeleri akılla kavrayamazsın. ben o çok sevdiğim masalların içindeki kahramanlardan biri gibi bu mucizevi geçitten geçerek sıkıntılarımdan... aynı anda hem Konya'da. Ben bunun akıldışı olduğunu söyleyince de. Yanılıyor muydum.. Aslında bu tür doğaüstü olaylara hiç inanmazdım. muhteşem kahramanlar. başı kesik şehzadenin halkını zalim devlerden kurtararak başını yeniden kazanması. o kendinden emin gülümseyişini yüzüne yerleştirerek şöyle demişti. Küçük bir kızken resimli kitaplarda okuduğum büyücülerle mücadele eden şövalyelerin öykülerine. duvarda gerçekten de bir kapı vardı. mucizelerle doluydu. Bir defasında. bu konuda kendime nasıl güvenebilirim. hem Bağdat'ta. bir yanım bu bebeği doğurmak istiyor. aslında ben de ne yapacağımı bilmiyorum. heyecanımı bastırıp dikkatle baktım. Evet. İşte o an gördüm duvardaki buz mavisi kapıyı. Bu sıradışı görüntünün basit bir yansıma çıkmasına. bebeğimi yeterince sevememekten. çözümlemeye çalışmadığı birini niye sevsin.com kaygılanmadığı.soncemre. ama yaşanılan dünyayı daha güzel. bu işi becerememekten korkuyorum. ben de kahramanların da. nakışlı bir ahşapla çerçevelenmiş aynaya çarparak duvarda buz mavisi bir kapı oluşturmuştu. gözlerimi kırpıştırdım. Bu masalların hepsi gizemli olaylar. daha anlamlı kılabilecek olağanüstü olaylar. onun gibi. Keşke bu buz mavisi kapı gerçek olsaydı da. Kendime bile itiraf edemesem de galiba korkuyorum. babamın anlattığı mucizelerle dolu Doğu masallarına bayılırdım. Kafam gerçekten çok karışık. daha heyecanlı. Akıl Ülke-si'nin insanları ile Hayal Ülkesi'nin büyücüleri arasındaki savaş. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ve ne yazık ki olup biteni anlayıverdim. Padişahlarını arayan 30 cesur kuşun yedi bilgelik vadisinden geçerek Kafdağı'na ulaşması." Onunla daha fazla tartışmamıştım ama çocuk aklımla şöyle düşünmüştüm. Bu konuda annemle aynı fikirdeydim.. Doğurmaktan değil. iyilik de.www. tuhaftır üzüldüm.kelamdenizi. zalimlerin de hayatımızın içinde olduğunu düşünürdüm. bunun için çabalamak değil midir? Senden farklı olmayan birine niye ulaşmaya çalışasın ki? O zaman neden Nigel'a karşı çıkmadım? Galiba emin olmadığımdan.. Beni deli gibi sevdiğini söyleyen babam bile bir gün hiçbir açıklama yapmadan çekip gidiyorsa..

Başka ne olabilirdi ki? Yeniden Mevlânâ Türbesi'ne bakacakken. Öteki odalardan biri mırıldansa. gördüm onu.. Caminin hemen ardındaki Mevlânâ Türbesi ise karanlığın içinde rengini yitirmeyen bir yeşim taşı gibi umutla parıldamayı sürdürüyordu. Kimya Hanım. duymam imkânsızdı. Yandaki balkonlarla benimkini ayıran duvara baktım. Kimya Hanım.. esinti perdenin ince kumaşını havalandırarak tüm bedenime yayıldı. Uzun sakalları. ses o hoş kokulu esintiyle birlikte gelmişti. Küçük balkonda kimse yoktu. Hadi canım. Nigel'in evinde içtiğimiz şarap geldi aklıma. O anda duydum fısıltıyı. "Kimya. Dağılan saçlarımı toplarken. Anlamsız gözlerle bir süre odaya baktım öylece. Bozkırdan kopup gelen." Kanım çekilir gibi oldu. belki beni tanıyan birinin hayret dolu mırıldanışı. belki bir yardım isteği.. Sarı ışığın altında kederli bir görünüm kazanmıştı bu eski tapınak. sonra solgun sarı bir ışıkla aydınlatılan Sultan Selim Camii'nin taş duvarlarına kaydı. işte buydu duyduğum ses.. kurumuş ot.soncemre. rüzgârın uğultusuydu. "Kimya. gözlerimi kapadım. balkonun .. Kimya Hanım." Oysa benim öncelikle Nigel'la hesaplaşmam gerekiyordu belki de. Belki de Nigel haklıydı. hem de Konya'da yaşardı. Bir kez daha babama gelmiştik işte. Hızla geri döndüm..... biçimli kırmızı dudaklarının aralandığını gördüm. yüzümü esintinin geldiği yöne çevirdim. üstelik ışık yeterli olmamasına rağmen adamın sürmeli siyah gözlerini seçebildim. bir türlü kurtulamıyordum ondan. Belki de diyorum çünkü. Ama sesi duyduğumdan emindim. kimse yoktu. ıtır kokan bir serinlik. bana yüzüğü veren adamdan başkası değildi bu. İyi de nereden geliyordu bu ses? Bakışlarım önce aşağıdaki küçük ıssız meydana. Kimya Hanım. Dallarda gezinen rüzgârın sesini işitir gibi oldum. uzun silueti karanlık sulara yayılırken ışıltılı gözlerini yüzüme dikerek vurgulamıştı. onun anılarıyla yüzleşmek için. babam aynı anda hem Londra'da.. Köşede sessizce bekleyen bir iskemle dışında hiçbir şey göremedim. o sesi yeniden duydum: "Kimya. Caminin köşesindeki şadırvanın önündeydi. Açık balkon kapısı duruyordu karşımda.. bu hesaplaşmaya Nigel'la mı. İçine uyuşturucu konulduğunu söylerlerdi." Kendi halime güldüm.. Yoksa rüya mı görüyordum? Gözlerim açık ve ayaktayken mi? Dün gece sevişmeden önce." Kanalın yanında durmuş. yoksa babamla mı başlamam gerektiğim hâlâ tam olarak kestiremiyordum. siyah giysileriyle. Saatlerdir çalıştığı için artık iyice ısınmış olan bilgisayarı kapattım. Hoşuma gitti bu dokunuş. Aynı fısıltı yeniden yankılandı odanın içinde.. başım döndü. Hayır... "Bu gezi senin için fırsat olabilir" demişti. Şimdi rüzgârı daha iyi hissediyordum." Anlamı açık olmayan bir fısıltıydı bu..www. Balkonun kapısına yürüdüm.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Balkonda esinti artmış.kelamdenizi. saçlarım uçuşmaya başlamıştı. bir çağrı. Kararlılıkla balkonun açık kapısına yöneldim. Evet. üçüncü kez aynı şekilde çağrılıyordum. "Babanla. caminin önündeki ağaçlann sallanan dallarını gördüm." Bugün üçüncü kez aynı şey oluyor. böyle düşündüğüm için kendime kızarak bilgisayarıma yaklaştım. "Kimya. Böyle düşünerek." Ürküntüyle âdeta kendiliğinden açıldı gözlerim. Jazz Club'dan çıktıktan sonra kanal boyunca yürürken. "Ya da onunla hesaplaşmak için. Odanın içinde biri mi vardı? Korkuyla etrafa baktım. şarabın içindeki birazcık otun etkisi bu kadar sürer mi? Belki de yanılıyordum. Aramızdaki mesafe uzak olmasına. Aynı anda yanağımda bir serinlik hissettim. Rahatladım. tül perdeyi kaldırarak dışarı çıktım.com "Eğer bu mümkün olsaydı.

aynadan geliyordu. Bilinmeze açılan gizemli bir dehliz gibiydi. Bilgisayarı kapamadığıma göre kapının da orada durması normal deyip geçecektim ama kapının bir kanadının hafif aralık olduğunu fark ettim. Ne yapacağımı bilemeden öylece durup olardan izlerken.com korkuluklarına tutunmasam yere düşecektim. Hayır. "Kim bu adam? Neden çıkıyor karşıma? O yüzüğü neden verdi bana?" Soru dolu bakışlarım Mevlânâ Türbesi'ne takıldı. Eğer her yanı hasmı şu ıtır kokusu olmasa çok şaşıracaktım. ikinci adımımı attım ve kendimi bir bahçenin içinde buldum. Hayretler içinde kapının önünde dikilip kalmıştım. Başımı uzatıp. Tanımlayamadığım bir duygu ele geçiriyordu beni. ama bu koku beni sarhoş ediyor. bu sadece bir yansıma değil miydi? Anlamak için buz rengi kapıya yaklaştım. Yok halisünasyon filan görmemiştim. Buz mavisi kapı yerli yerinde duruyordu. ama öyle koyu bir karanlık vardı ki hiçbir şey seçemedim. Havuzun ortasında bir dolunay vardı.. öyleyse nereden geliyordu bu ışık? Başımı kaldırıp ışığın kaynağını bulmaya çalıştım. mavi kapının aralık kanadı gıcırdayarak ardına kadar açıldı. Neresi burası? Babamla geldiğimizde kaldığımız evin bahçesi mi? Çıkaramadım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Yorgunum" dedim aynadaki kadının süzülmüş yüzüne bakarak. İşte yüzük oradaydı. Önce çinili havuzu gördüm. Üzüldüm aynadaki görüntümün haline. kapının ardında ne olduğunu anlamaya çalıştım. uyumadan önce bilgisayarı kapatmamış mıydım? Demek yanlış hatırlıyordum. Güzel bir yüzüktü. incelemeye başladım. gergindim. Nasıl yani. Duraksadım. Güçlükle toparlandım. Taşı bluzuma sürdüm. caminin çevresini taradı. Taş. Kimse bana yanıt vermedi ama bir karaltının varlığını hissettim karşımda. yüzeyi buğulandı.soncemre. yaklaşınca biçimi bozuldu. gümüşü incecik işlemelerle kaplıydı." 7 "Muhammed Celaleddin'in suretini bana gösterir misin?" Yüzüme vuran ışık uyandırdı beni. Korkuyla başımı kaldırdım. Yazık. tedirgindim. Bilgisayarı kapatmak için yataktan kalkarken. İlk adımda bir serinlik çarptı yüzüme. Dağınıktım. Nereye koymuştum şu yüzüğü? Odanın ışığını yaktım. gerçek ile hayali. buğu kayboldu. yeniden baktım. güller. Küçük meydanda tek bir canlı bile görünmüyordu. Koyu kahverengi taşına dokundum. hepsi bu. Tuhaf şey. eni genişledi ve kapı aşağıya. "sadece yorgunum. aynadaki kendi görüntümle göz göze geldim. nergisler. ayaklarım âdeta kendiliğinden buz mavisi kapının açık kanadından içeri giriverdi. henüz gün ışımamıştı. Çantamı karıştırmaya başladım. Daha fazla bekleyemedim. tam karşıma indi. her yer gümüşten bir ışıkla aydınlanıyordu. Peki ayna nereden alıyordu ışığı? Yatakta doğrularak aynaya baktım. bilgisayarımı gördüm. Laleler. boyu uzadı. kan gibi ılıktı. Elime aldım. "Ne özelliği var bu yüzüğün?" diye mırıldandım. merakla karışık bir heyecan. pasaportumun hemen altında. kerpiç binanın hemen önündeydi. aklımı da kaçırmıyordum.www. "Neler oluyor?" diye söylendim tedirginlik içinde. âdeta panikleyerek içeri girdim. doğruldum.kelamdenizi. Yoksa yüzük de mi kaybolmuştu? Belki kimse yüzük filan da vermemişti bana. Korku değil. hepsi bir halisünasyon muydu? Telaşla. boş yere açık kalmış saatlerce. Oda alacakaranlıktı. kapının kanadı da nereden çıkmıştı şimdi. adam yoktu. Tıpkı ilk karşılaştığımız gibi o gizemli adam ansızın kaybolmuştu yine. ormanları yarıp geçen bir rüzgârın baş döndürücü uğultusu. Gözlerim şadırvanı. hakikat ile görüneni . sarmaşıklar. bakışlarım duvardaki lekeye takıldı. Nasıl yani..

Taş düzlükte dizlerinin üzerinde oturuyordu. çiçekleri. laleler. Dolunay ürperdi. beni gizleyen sarmaşık güller usulca sarsıldı. Sesin geldiği yeri tespit etmek için etrafa bakındım. kavak ağaçlarının yapraklan. ayılmak için bu şaşırtıcı görüntüye dokunmak istedim. "İstediğin can. börtü böceğiyle. Ses tanıdık geliyordu. bir dilekte bulunuş. kavakları. Dolunay ışığını yitirdiği için adamın yüzünü göremesem de ne söylediğini artık rahatlıkla duyabiliyordum. Ayılmak istedim. Sanki gümüşten bir serinliğin içinde yüzüyordum.kelamdenizi. güzel ve mağfirete nail olmuş. yine de kendimi göstermek istemedim. Eğildim. hiç kimse yoktu. havuz ürperdi. ama sözleri daha ilginçti.www. ey olmazı olur kılan. Yan yana dizilmiş uzun boylu kavak ağaçlarını geçince gördüm onu. adamın yüzünü görebileceğim bir yer aramaya başladım. Aynı ürperti benim de parmak uçlarımdan bütün bedenime yayıldı. kendimi bahçe gibi hissettim." İşittiklerim karşısında ben hayretten dona kalmışken. suskun kerpiç ev gibi. Oraya doğru yürüdüm..com birbirine kanştırıyordum. "Ey umutların umudu. Ve nereden geldiğini bilemediğim güçlü bir ses duyuldu. O anda duydum fısıltıyı. Ama aynı anda bir uğultu çöktü bahçeye. O sevgilinin mübarek yüzünü. Kavak ağaçlarının incecik bedenini siper ederek. Sağ taraftaki açıklıktan geliyordu. çinili havuza boylu boyunca uzanmış dolunay gibi. Ellerini gökyüzündeki dolunaya kaldırmış mırıldanıyordu. gece kuşlanyla bütün bir bahçe ürperdi. Ne yüzünü görebiliyordum. dizlerinin üzerinde oturan adam sanki kırk yıllık ahbabıyla sohbet ediyormuş gibi rahat ve doğal bir ısrarla sürdürdü isteğini. Belhli Sultanü'l-Ulema Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir. bir yakarış gibiydi. çinili havuz.. Kendi gizli sevgililerinden birinin adını bana söyler misin?" Kiminle konuştuğunu anlamak için bakındım. ne de söylediklerini tam olarak işitebiliyordum. bir dert yanış.soncemre. Muhammed Celaleddin'in suretini bana gösterir misin?" . su ürperdi. "Ey göğü ve yeri yaratan.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ey varlığımızın kutsal ışığı. sümbüller titredi. Dolunayın bulutların arasına girmesini fırsat bilip adamın tam karşısındaki sarmaşık güllerden oluşan çalılığın arkasına geçtim. herkesin gözünden saklı. havuzu gümüşe boyayan dolunayın saydam tenine dokundum. Onu görmesem de tamdık geliyordu.

gün ışığının hoyratça yayıldığı odaya bakıyordum. bana yüzüğü veren adam. diye seslenen derviş." . Açılan kapının önünde sarıklı bir adam duruyordu. sakallı. siyah giysili adam. kavak ağaçlarına kadar ulaşırsam beni göremez diye düşünüyordum ki. korkuyla bağırdım. odalardan birinin kapısı açılmış. Yüzünü göremiyordum ama birine bakındığı belliydi. ince dalların. adam bakışlarını bana çevirdi. Adama bakmamaya çalıştım. Gitmiş miydi? Gözümün görebildiği her yanı kontrol ettim.. tuhaf adamdan hiç ses çıkmıyordu. 8 "Tanrı'nın işleri gizemlidir. Sakinleşmeye başlamıştım.. "Hepsi rüyaymış" diye mırıldandım yine. Ne yapıyordu bu adam burada peki? Konuştuğu kimdi? Bu sorular birbiri ardına aklımdan sökün ederken. eliyle gırtlağını göstererek yanıtladı. "Bana teşekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç tereddüt etmedi adam. Korkuyla geri çekildim. bakmazsam o da beni görmez diye çocukça bir düşünceye kapıldım. balkondan gördüğüm. "Rüya. kavak ağaçlarının altına sinerek küçük adımlarla ilerliyordum. şadırvanın önünden bana Kimya. gerçekten de gitmişti.. "Başımı!" O anda bulutlardan kurtulan dolunay büyülü bir fener gibi aydınlattı yüzünü. Çalılıktan doğruldum..kelamdenizi. Çekik gözlerinde öyle büyük bir öfke vardı ki. Sanki başından beri orada olduğumu biliyormuş gibi gözlerini sarmaşık güllerin arkasındaki yüzüme dikti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama korktuğum gibi olmadı. Bir süre öylece kaldım. Yoktu. Görünmemek için iyice çöktüm.. Güya sakinleşmek için söylüyordum bu sözcüğü. Hâlâ temkinliydim. Yoktu. siyah giysili adam karşımda duruyordu. Kimya Hanım. "Kimya.www.soncemre. içerideki ışığın cılız yansıması bahçenin taş zemini boyunca uzanarak çinili havuza düşmüştü.. güçlü bir el bileğime sımsıkı yapıştı. usulca geldiğim yöne doğru yürüdüm. Ağır bir ahşabın taşa sürtünürken çıkardığı gürültüyü duydum. Ama dolunay sanki bir gece güneşiymişcesine inadına gündüz gibi aydınlatıyordu çalılığı. Kabaran yüreğimi yatıştırmaya çalışırken kendi kendime söylendim. Gürültünün geldiği yöne dönerken.." Döndüm." Ellerime dayanmış öylece doğrulmuştum yatağın üzerinde. Yeniden oturduğu taşlık meydana baktım. kerpiç binanın önündeki çinili havuzun başına kadar rahatça geldim. ama siyah giysili o tuhaf adamın gözleri aklıma gelince ürpermekten kendimi alamıyordum.. narin gül yapraklarının arkasına saklanmak istedim. Yatakta doğrulmuş. evet. Bu oydu.com Uğultu yeniden çalkaladı bahçeyi ve ses yeniden duyuldu. Sakallı. Rüyaymış. "Ahhh!" Kendi sesime uyanmış olmalıyım.

" Gözlerine tatlı bir ışık yayıldı. sadece beyaz giysileri ışık içindeydi. sol eli yere doğru açılmıştı." "Burası iyi bir oteldir" dedi. "Güzel resim değil mi?" Başımı çevirince Mennan'la göz göze geldik. "Geceniz nasıl geçti? iyi uyuyabildiniz mi?" Yaşadıklarımı. "Tennure. Nasıl karşılık vereceğimi bilemedim." Karşımdaki iskemleyi gösterirken gülümsemeyi bile başarmıştım. "Günaydın Mennan Bey. yok rahatsız etmediniz." "Yok. babam anlatmıştı. "Günaydın" diyerek oturdu. Sağ eli gökyüzüne.com Kahvaltı salonunun duvarındaki resimde dönüyordu semazen. Resimdeki gökyüzü de. Kefenin ne olduğunu . Sanki bütün sihir bu beyaz kumaştaydı.. Adamın tombul yüzündeki gerginlik kayboldu. resmi etkileyici hale getiren de bu kolsuz. Yeşil gözleri sanki kırk yıllık ahbapmışız gibi teklifsizce bakıyordu. Nazik. biliyordum.kelamdenizi. ama hatırlamıyordum. Sanki kutsal bir giysi gibi. "Özür dilerim. "Tennure. Rahatsız ettim galiba." "Tennure mi?" "Tennure" diye yineledi hevesle. iyi uyudum. semazenin yüzü bile belli değildi. Karşılaştığımızdan beri ilk kez eleştiren bir tını belirmişti sesinde. merhaba mı demeliydim kestiremedim. yeryüzü de karanlıktı.." "Semazenin elbisesi ilgimi çekti..soncemre. Bir elbise değil de dansçının bedeninin bir parçası gibi duruyor. "adı bu.. "Uyudum. ama alıngan bir tavırla mırıldandı. Bu hareketin bir anlamı vardı. yakasız. uzun ve geniş giysiydi. gördüğüm rüyayı ona anlatacak değildim elbette." dedim yaptığımdan pişman olarak. buyrun oturun. kefeni simgeler. büyülü bir varlığa dönüştüren de. sonra eliyle duvardaki semazen resmini göstererek sordu: "Demin resme bakıyordunuz galiba.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Gösterdiği içtenliğe karşılık alamayan Mennan bozulur gibi oldu.www." Bakışlarımı resme çevirerek sordum: "Bir anlamı var mı? Yani sadece bir dans giysisi mi?" "Dans giysisi olur mu" diye söylendi. gülümsemeli miydim. semazeni kutsal." Duraksadı.

Kul.soncemre. Günahlardan arınmayı." Duyduklarım kafamı karıştırmaktan başka bir işe yaramamıştı. "Bu konuları çok iyi bilmem aslında" diye itiraf etti.kelamdenizi." "İnsan-ı kâmil de ne demek?" "Hakk'a ulaşmış insan demek. "Niye bu kadar çok ölüm var? Niye her şey ölümle ilgili? Sonuçta sema bir dans. yeniden denedi.. ölülerimizi gömmeden önce sardığımız beyaz kumaştır. "Kefen. suretler âleminden." Yine toparlayamadı. semazenlerin mezarıdır aslında. semazen hırkasını atınca mezarından çıkmış olur." diye mırıldandı. "Ama bildiğim kadarıyla. Ama o aşamaya erişmek dünyanın en zor işidir. yani namaz gibi. estağfurullah dans olur mu? Sema bir dans değil. İnsan dört ayrı mertebeden geçmek zorundadır. semaya haşlayınca da yeniden insan-ı kâmil olmaya doğru yol alır. Yok. Beyaz bir giysi içinde saf ve tertemiz olarak." Açıklaması kendisini de ikna etmemişti. Onun gibi bir şey. "Mezar. Yani Allah'la bütünleşmiş kişi. Üçüncü selamlaşma bu anı müjdeler... "Sema ölümü anlatmaz. mezar taşı. Sema için meydana çıkan semazenler tennurelerinin üzerine siyah bir hırka giyerler. Yani mezarından çıkar.www. îşte semazenler sema boyunca bu dört ayrı mertebeden geçişi canlandırırlar.. "Ya şu?" "Sikke.. semazen de bir dansçı. dört ayrı selamlamayla anlatılır. "Dönmek değil. yaşamı anlatır aslında.." Ne diyeceğini bilemeyen Mennan bakışlarını kaçırdı. işte o hırka. ..com bilemeyeceğimi düşünmüş olmalı ki açıkladı. kefen.. semazen de dansçı. sonra semaya başlar.. Ama kararsızlığı çok sürmedi.. ikinci selamlaşma kişinin bu aşamayı da tamamlaması gerektiğini söyler. "Sikke de mezar taşını simgeler. yani ilahi gerçeği kavradığımız an. Neyse işte. Mevleviler bu kelimeyi uygun bulmaz. Tanrı'nın huzuruna sadece bu örtüye sarınarak çıkmalıdır. semazen önce siyah hırkasını çıkartır. rahibin huzurunda filan.. "Yani siz günah çıkartıyorsunuz ya. sema etmek derler.. İlk selamlama bu kapıdan geçmenin zorunluluğunu anlatır." "Yani döner mi?" Zor bir durumda kalmış gibi sıkıntıyla soludu... " Uygun sözcükleri bulmak için uğraştı. Yani yeniden doğuşu. hakikatler âlemine geçmeyi. geniş çenesini kaşıdı." Semazenin başındaki külahı gösterdim. Bunların dansla. üçüncü kapı marifet kapısıdır. yaşamla ne ilgisi var?" Tıraşlı.." "Mezar taşı mı? Tuhaf!" diye mırıldandım. anlatmaya çalıştı kendince.. "Yok. İlk kapı şeriat kapısıdır.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Benim de anlayamadığım bu işte" diye karşı çıktım. Hani kilisede.. "Şimdi sema bir tür ibadet.. Dört ayrı mertebe. İkinci kapı tarikat kapısıdır.

Ama anlamadığım şey." Mavi gözlü rahip ne diyeceğini bilememiş.kelamdenizi. Tabii ilahi bir doğuş. İyi bir adamdı rahip. Ve böylece sema-zen yeniden doğumunu tamamlamış olur.. Kesin bir dille bunu söylemeye hazırlanıyordum ki. sonra içten bir gülümseyişle yanıtlamıştı. "Hastanedeydim. "Keşke olmasaydı" demişti başını sallayarak. "Tann'nın işleri gizemlidir. Bunu da açıkça söylemekten çekinmiyordu zaten.www. Budistlerin. hastalığa çare bulmuyor? Neden bu kadar acıya. yanıtı kısaydı. mezar taşı. korkmamam için bu konudan bahsetmemiştir. Anne.com Dördüncü kapı ise hakikat kapısıdır. Samanların." Annem hayal kırıklığı içinde bakmıştı rahibe. öğreteceği aşama. "Tanrı dünyadaki kötülüklere neden müdahale etmiyor?" demişti. Böylece semazenin yukarı açılan sağ eli Hak'tan alır. "Özür dilerim" diyerek telefonumu açtım. Oradaki insanlar daha iyi bilir bu konuları. açlığa. Mevleviliğe meraklı yabancıları da severler.. kefen. Yoksa Nigel'a bir şey mi olmuştu? "Hastanede mi? Ne oldu?" "Öldü!" "Kim?" Ses yok. "İsterseniz bu gece gidebiliriz" diyen Mennan'ın sözleriyle sıyrıldım dalgınlığımdan. dergâha filan gitmeye de hiç niyetim yoktu.. "O sadece Hıristiyanların Tanrısı olamaz. Fakat isterseniz sizi dergâha götürebilirim. yere açılan sol eli ise halka verir. Aynı zamanda Yahudilerin.. hatta dinsizlerin bile Tanrısı olmalı. İyi de neden hiçbir şey hatırlamıyordum. vahşete göz yumuyor?" Bir keresinde bu soruyu bir partide karşılaştığı Katolik rahibe de sormuştu.. bu mertebeye ulaştığımızı vurgular. Beni çıldırtacaktı bu kadın. Panik içinde yineledim: "Anne kim öldü?" . On iki yaşıma kadar babam anlatamadıysa. "Eğer bir Tanrı varsa" diyordu. Belki biraz büyümemi bekliyordu..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Mezar. Artık insan-ı kâmil olan dervişin bilgilerini. Zerdüştlerin.soncemre. Annem hiçbir zaman dindar bir kadın olmamıştı. hırka sözcüklerini daha önceden duyduğuma emindim." Alnında beliren ter tanelerini elinin tersiyle sildi. Rahibin bir çocuğunki gibi masum görünen iri mavi gözlerine bakarak. Neredeydin?" Annemin sesi üzgün. bu konulan babamla konuşmuş olmalıydık. merak etmeyin çok iyi insanlardır. sikke. "keşke Tan-n'nın işleri sizin şu iri mavi gözleriniz kadar berrak ve anlaşılır olsaydı." Tedirginlik bir anda bütün bedenimi kapladı. Arayan annemdi. o yüce Tanrı. "Nereye?" "Dergâha. Sonunda kızını hatırlayabilmişti demek. Bırakın dindarlığı kendini sıradan bir Hıristiyan gibi bile hissetmemişti. Nihayet sesim duyabildim. Tennure.. "Dediğim gibi ben çok derin değilim bu konularda." Eminim öyleydiler ama kimseyle görüşmek istemiyordum. neden bu kadar duyarsız? Neden savaşa." Aslında gayet iyi anlatmıştı ama yine de ikna olmamıştım. Müslümanların.. Neyi merak ediyorsanız hepsini anlatırlar size. "Alo. cep telefonum çalmaya başladı. Yüzünde en ufak bir küçümseme belirtisi olmadan dinlemişti karşısındaki kadını. dergâhtakiler nasıl anlatacaktı? Evet. boynunu büküp susmuştu. Belki de babam. Ya da annemden çekinmiştir. Dördüncü selam.

. belki de sadece konuşmuş olmak için sordum.. "Seni mi?" "Ölürken benim adımı söylemiş." Sesi titremeye başlamıştı. Çok zengin bir ailenin oğlu. anlıyor musun. Dün akşam üzeri. rahatlamıştım. içten içe hepimiz. Ölürken sadece Susan çıkmış dudaklarından.www..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Onu anlamak. Anne tarafım da varlıklıdır ama Matthew'in ailesiyle boy ölçüşecek kadar değil. kızının değil sadece benimkini.." Burnunu çekerek sürdürdü sözlerini. Kurtulmuş işte adamcağız." Kısa bir suskunluk oldu. Kızıl saçların süslediği geniş bir alın. telefonun öteki ucundan annemin iç çekişleri duyuluyordu.. artık kurtulsun diye dua ediyorduk. eşinin.. Thames Meydanı'nda barış gösterisi yapan hippi giysileri içindeki annemin gençliği gelmişti gözlerimin önüne." Bu şaşırtıcıydı işte. annemle Matthew Amca ateş ile buz kadar birbirine zıttılar. "Huzur içinde uyusun" diye mırıldandım.. üzme kendini..com "Matt. ta lise yıllarından.. Üç yıldır kanser tedavisi görüyordu Matthew Amca. solgun dudaklarının altında uzun bir çene. Ben öldüğüne ağlamıyorum zaten. onu rahatlatmak. Aylardır hastanedeydi. Boy ölçüşse ne olacak.... Kökleri bilmem kaçıncı kuşaktan kraliçeye uzanıyormuş. annemle Matthew Amca'nın biraraya . 16 yaşında bir kolej öğrencisi. Ne kadar acı çektiğini sen söylemiştin bana. Zengin. "Artık acılan dindi.kelamdenizi. çillerle süslü yüzünde utangaç gri gözler. "Yapma anneciğim.. aynı zamanda muhafazakâr bir aile. Lise yıllığında Matthew Amca'nın bir fotoğrafını görmüştüm." Annem susuyordu.. Uzaktan kuzen de olurlardı. Annem bana bu aşkı ilk anlattığında. babasının Rolls Royee'undan inen genç Matthew'un Richmond'daki malikhanelerinin geniş bahçesindeki yürüyüşüyle. Ve daha o gün anlamıştım ki. kaçırdıklarımıza. "Karısı mı haber verdi?" "Hayır hastaneden çağırdılar.soncemre. Geçmişimize. İki aydır çok kötüleşmişti... "Haklısın kurtuldu. geçmişe ağlıyorum..." Anneminin ilk aşkıydı Matthew Amca. Kendini toparlamış olmalı ki yeniden konuşmaya başladı. "Benim adımı Karen." Oh. "Acıları son bulmuş." Ağlamaya başlamıştı..

hep böyle yapardı. "Belki de öyle olmalıydı anneciğim" dedim. "Elimden başka bir şey gelmiyor ki" diye mırıldandım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Zaten beni hep haksız bulursun" der. Hayatın kendi mantığı var. Şimdi gerçeklerden bahsedip. pişmanlık duymaya başlamıştı. . "artık ne önemi var. böyle düşünmek ona iyi geliyordu. "Ötekiler gelip bizi ayırıncaya kadar." Törende Matthew Amca'nın karısıyla. ilk aşkının acısını sadece kendisi taşımak istiyordu. Yasımı kimseyle paylaşmak zorunda değilim. "Senin için bu kadar önemli bir insanı son yolculuğuna uğurlamayacak mısın?" "Ben onunla dün gece vedalaştım" dedi. ben haksızım" der. sonradan pişman olabilirdi. "Belki de hep.com gelmesi olacak iş değildi." Yemden ağlamaya başlamıştı. Onunla konuştum... "Benim derdim sensin. ilk aşkıyla birlikte ilk gençlik yıllarının bütün anılarını da yitiren bir kadının telefonun öteki ucundan bir türlü yatışmak bilmeyen sesini yeniden duyuncaya kadar bekledim. gitmeyeceğim. Belki cenazesine bile gitmem. "Tamam anneciğim sen haklısın" dersin.. Artık onu teselli edemeyeceğimi biliyordum. Cenaze töreni ne zaman?" "Bilmiyorum" dedi umutsuzca. "İnsanlar ne der sonra?" "İnsanların canı cehenneme" diye gürledi. bu defa da alınır." Bu yaşında bile yerinde duramayan annem gibi birinin asla gerçekleştiremeyeceği bir dilekti bu. haksızsın" dersin.. Bütün kederine." Pişman olmayacağını bilsem bu kararını desteklerdim. dertleştim. "Sen bilirsin.www. Ama şimdi yaşamındaki en önemli insanlardan birini yitirdiğinden. yüreğinde taşıdığı gerçek yasa rağmen Matthew'in ölürken sadece onun adını anmış olması. işte başlamıştı. kendini üzme yeter. kederini görmekten kaçıyordu. en güzel anlardan biriydi. ama ayıp olmaz mı?" diye ısrar ettim." Evet. "Yok Karen. Zaten annem de gençken benim gibi düşündüğünden Matthew Amcayı terk etmekte hiçbir sakınca görmemişti. oramla kalmalıydım" diye mırıldandı yaralı bir sesle.. Neyse üzme artık kendini. "ama olmadı. "Peki." "Üzülme demesi kolay.. ama annemi tanıyordum bir hafta geçmeden Matt toprağa verilirken ben yanında yoktum diye kendini yiyeceğinden emindim. Bekledim. "yok öyle konuşma. Ama biliyordum ki. bu güzel anı bozmanın anlamı yoktu. Matt sonsuza kadar bizden ayrıldı. Sesi kararlıydı. "onlar umurumda bile değil. kızının gözyaşlarını.kelamdenizi. "Sen bilirsin anneciğim" diyerek konuyu kapatmak istedim. Ama emin değildim. Daha önce söyleyemediklerimi birer birer anlattım. annemin son yıllarda yaşadığı en anlamlı.soncemre. Cenazeye gitmeyeceğim." Israr etmek faydasızdı. Bu büyük acıyı kimseyle paylaşmak istemiyordu. belki de bütün farklılıklarına rağmen Matthew Amca'yı kendince sevdiğinden acı çekmeye. "Sadece Matt olmalıydı hayatımda. Ama şimdi onu eleştirecek zaman değildi.

Karşımda oturuyordu ama onu unutmuş gibiydim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Çok kalma oralarda. Fincana uzandım. Ne annem.. iyi de oldu galiba annem anladı. Yoksa konuştuklarımızı anlıyor muydu bu adam? Yok canım yüzünde hiç de öyle bir ifade yok. Ben de konuyu uzatmak istemedim. "Kötü bir haber mi?" diye sordu Mennan kaygılı bir yüzle. O da babam hakkında hiçbir şey hatırlamak istemiyordu. ama rahatsız oldum. "Ben ne söylediğimin farkında değilim. Yine de rolümü başarılı bir Şekilde sürdürdüm." Yine kısa bir sessizlik oldu.com "Binlerce kilometre öteden ne söyleyebilirim. babam hakkında bir şeyler söyleyecekti. "kendine iyi bak Karen. annem. belki Matthew Amca'nın anısına saygısızlık olacağım düşünerek bu konuyu açmadı. Yoksa konuyu açacak mıydı? Sanırım şu anda babamı düşünmeye başlamıştı. Israr etmese de Mennan'ın meraklı gözleri hâlâ üzerimdeydi. beni takma kafana. canım istediğinden değil alışkanlıktan. Artık kimse bir şey yapamaz tatlım. Evet." dedim derin bir nefes alarak.kelamdenizi. ne de babam için. Bugün netleşir herhalde. sadece son nefesine kadar ilk aşkını umutsuz bir tutkuyla sevmeyi sürdüren Matthew Amca için. belki de Konya'ya gideceğimi söylediğim andan beri aklından çıkmıyordu. Siz nasıl isterseniz. Sahi ne zaman dönüyorsun?" Oh sonunda sakinleşmişti." Telefonumu çantama koyarken sordum: "Vaktiniz var değil mi? Önce yanan oteli görmek istiyorum. "Henüz bilmiyorum. Hem biliyorsunuz benim işim bu. Eğer bir sabotaj varsa saptamak için. "Haklısın" diye fısıldadı." Sanki bir şeyler daha söyleyecekti. ama yapmadı. Ama istememek başka. kırk yıl önce geldiği bu kentle ilgili. "Yangın nasıl çıktı." Tuhaf bir şey duymuş gibi. "Görüşürüz o zaman anneciğim.moloz" Ne oldu. annem de kendisini öylece bırakıp giden eski kocasını hâlâ unutamamıştı." Duraksadı. dudaklarıma yapmacık bir gülümseme yerleştirerek sordum: "Gidelim mi?" Hemen toparlandı. "Aile meselesi" dedim üstelememesi için. ne kırk yıl önce ona büyülü bir diyar gibi gelen Konya hakkında konuşmak istiyordu. Üstelemedi. Ne var ki ilk aşkının ölümüyle yaşamım bir kez daha sorgulamak zorunda kaldığı şu anda ne babam. "Ne yapacaksınız orada? Her taraf yıkıntı. son nefesini verirken yanına onu çağırması gibi. "Oteli mi?" diye söylendi.www. o günlere dair tek söz bile etmedi. Gidelim." "Umarım çok sürmez. yapmamak başkaydı. Hatta Matthew Amca'yı düşünürken bile. bir an önce döner gelirsin. anlamak için. Derin bir acı hissettim. "birazdan bir toplantıya katılacağım." .. Hayır. sütlü çayımdan son bir yudum aldım." Sonra da telefonu kapattı. Belki gururuna yediremedi. "Neyse sen. onun için üzülürken bile babam için kederleniyor. Tıpkı Matthew Amca'nın onu terk edip giden ilk aşkını hep sevmesi. babamla ilgili." İstemesem de sesim sitemkâr çıkmıştı. hiç istemese de sık sık babamı düşünüyordu." Sesi yumuşamıştı. onun için ağlıyordu. Annem de benim gibi. Ta ki Matthew Amca ölünceye kadar. niye tedirgin oldu bu adam böyle? "Kontrol edeceğim" dedim gözlerinin içine bakarak. Adamın kötü bir niyeti olmayabilirdi.soncemre. "Görüşürüz" dedi sadece üzgün bir sesle.

Sakinleşmeye çalışarak çantamı omzuma asar ken. yoksa soruşturmamı engellemeye mi çalışıyordu ? Bir kez daha anlatmayı denedim. Bizde prosedür böyle işler Lütfen siz de buna uygun davranın.www. onlar dürüst insanlar. Yaşlılığı değil. kederim sona ermişti. Ama belki de yanılıyordum. açık konuşmanın zamanı gelmişti: "Ben kimseyi tanımak istemiyorum. Raporumu hazırlamam için de olay yerini görmem gerek." Bu kadarı da fazlaydı artık.soncemre. Sadece sizin ülkenizde değil. Toplantıdan sonra gideriz. benim ülkemde de. Bu bizim gibi büyük bir şirket için bile çok para. Ikonion Turizm bizim için zanlı sayılır.Tabii bunu adamların yüzüne söyleyecek değiliz. tedirginliğim sanki uçup gitmiş. içimdeki öfke azalır gibi oldu." "Neden. ama onların gelmesini istemiyorum. "Olur" dedi başını öne eğerek. Yeniden yaşama döndüğünü varsaydım." "Tamam toplantıdan soma gideriz. unutamadığı babamı . daha kolay alışırdı ilk sevgilisinin ölümüne. bu Mennan gerçekten de bu kadar saf mıydı. Sesim gerektiği kadar sert çıkmıştı." Sıkıntıyla soluyarak saatine baktı. olur mu?" Yüzü kıpkırmızı olmuştu belli ki istediklerim hiç hoşuna gitmemişti ama artık patronun kim olduğunu da anlamıştı. Ansızın Matthew Amca canlandı gözlerimin önünde. unutmadığı. Keşke bunları anlatsaydım anneme.com "Sabotaj mı? Ama itfaiyenin raporunda kaza olduğu yazıyor. Ikonion Turizm'in mi? "İtfaiyenin raporunu okudum" dedim. yıllıkta gördüğüm on altı yaşındaki hali. yarım saat sonra Ikonion Turizm'in yöneticileriyle buluşacağız. ama kuşkularamız boşa çıkıncaya kadar da uyanık olacağız. Sema edişi canlandı kafamda. yakından tanıyınca siz de hak vereceksiniz. belki de semazenden bahsetmek.’’ Derin bir nefes alarak iskemleden kalktım. Bu yüzden ben. "Bugüne kadar itfaiyenin kaza raporu verdiği olayların en az yüzde otuzu sabotaj çıktı. Hem belki onlar da gelmek ister. Önceki ömründe gerçekleştiremediklerini artık gerçekleştirebileceği bir yaşama. üç milyon paundluk bir poliçeden söz ediyoruz. "Bakın Mennan Bey.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Soruşturma sonuçlanıncaya kadar. Başındaki kahverengi sikkenin altında anneme büyük bir aşkla bakmış olan gri gözlerini gördüm. Belki daha kolay yatışır. kendi raporuma inanırım. sigorta şirketinin mi. Hep beni mi bulur du böyle işler." Bir an kızgınlıkla yüzüme baktı. ama vaktimiz yok. sadece soruşturmamı doğru yürütmek istiyorum. Nedense bembeyaz tennurenin içinde hayal ettim onu. "Siz nasıl isterseniz Miss Karen." Kimin adamıydı bu Mennan. "Tamam sizi oraya götürürüm.kelamdenizi. bakışlarım yine duvardaki semazen resmine kaydı.

dışarıdaki duvar gibi kerpiçten yapılmış iki katlı bir bina görünüyordu.www. böyle evlerde kalmak istiyorlar. "Şu otantik ev mi?" "Evet. O dönemin ruhunu daha iyi hissediyorlarmış. Alışıldık oteller yerine. gittiği ülkenin kısanlarının yaşadığı evlerde kalmak istediğini söylerdi hep. "Yok. Müşterilerimizin merkezinin böyle bir binada olabileceği hiç aklıma gelmemişti. yoksa lastik mi yine?" El frenini çekerken yanıtladı Mennan. her zamanki saygılı tavrıyla. Ama Margaret'la aynı görüşü paylaşan çok kişi vardı. dışarıda yükselen sabah güneşinin bal rengi ışığı perdenin aralığından süzülerek beyaz tennurenin üzerine düştü. Kollarımı bir kedi gibi açarak gerinmemek için kendimi zor tuttum." Şaşırmıştım. . Londra'da sık karşılaşamayacağım bir sıcaklığın içine düştüm. Arabanın kapısını açıp. . ilginç insanlardı" demekle yetindi. Geldik.. Uzun süren kuzey kışının ardından erken gelen bu güney yazı çok hoşuma gitti. beyaz bir parlaklığın içinde kayboldum. Bu da bir sonuçtu. O ülkenin gerçeklerini daha iyi anlıyormuş. Mevsim henüz ilkbahar olmasına rağmen güneş daha şimdiden yakmaya başlamıştı. tarif edilemez oluşu. ahşap bir kapının önünde durdu Mennan'ın siyah Mercedes'i.soncemre." Zoraki gülümsedim. yoksa bunlar tehlikeli adamlara benziyor dikkatli olmamız gerekir mi demek istiyordum? Benden bir açıklama gelmeyince: "Evet. ahşap kapının iki yanından bej rengi kerpiç bir duvar sokak boyunca uzanıyordu." Turizmde yeni anlayış buydu. kibarca elini uzattı. Annemin bunu isteyeceğini hiç sanmıyordum. Çok turist geliyor buraya. Aklımdan bu düşünceyi kovmaya çalışırken. Miss Karen. Simon'ın karısı Margaret da böyle düşünüyordu. Anlaşılan artık o da bana karşı açık davranmaktan kaçınmaya başlamıştı. dışarı çıktım. pasaportunu kaptığı gibi en yakın havaalanında alırdı soluğu. hiç şüphem yok valizini..’’ Geniş kanatlarından biri ardına kadar açık. "Eski Konya evlerini onarıp apart otel yapıyorlar. "Zeki ve zevkli. gri ceketinin önünü ilikleyerek. "İlginç müşterilerimiz varmış" diye mırıldandım." Soruyu yanıtlarken başını çevirerek bana baktı. burası İkonion Turizm'in merkezi. Arabanın kapısını kapatırken Mennan yetişti. "Ne oldu.kelamdenizi. her gün her gün lastik patlar mı öyle. Demek İkonion'nun yöneticileri de fark etmişti bu gerçeği. Ama biri onu Mexico'daki teneke evlere buyur etse." Yüzünde soru dolu bir ifade belirmişti. Neden durduğumuzu anlamamıştım. içten gibi görünüp arkamdan iş çevireceğine.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. duygularını belli etmesini tercih ederdim. Eski bir mahalleydi. 9 ‘’Onu değerli kılan.com bir kez daha hatırlatmak anlamına gelecekti. Elimle kerpiç binayı gösterdim. resmin camından yansıyan ışık gözlerimi aldı. Ahşap kapının açık kanadından ağaçlıklı geniş bir bahçe. Matthew Amca'yı babam gibi bir semazene çevirmek. "Bilgisayarı ben taşıyayım. Konforlu oteller yerine. Ne demek istemiştim şimdi? Müşterilerimizi takdir mi ediyordum.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Sağ olun o kadar ağır değil, ben taşırım." Artık beni tanımaya başladığından olacak ısrar etmedi. Ahşap kapıya yöneldik. Kapının sol tarafındaki kerpiç duvarda eskitilmiş ahşap bir tabelanın üzerine kazınmış İkonion Turizm yazısı okunuyordu. Ahşabın eskiliği, yazının karakteri, yazılış biçimi o kadar ustalıkla tasarlanmıştı ki tabela sanki duvar yapıldığı ilk günden beri oradaymış izlenimini veriyordu. Kapıya kadar uzanan yol, sarı, kahverengi küçük taşlarla döşenmişti. Birkaç adım sonra yolun üzerinde bir mozaik gördüm. Tam seçemedim resmi, eğilerek baktım. Önce kocaman bir papatya sandım. Gözlerimi kısarak baktım: Yok, bu bir baştı. Kıvırcık saçlı birinin başını. Hayır, hayır, bunlar saç değil birer yılandı! "Medusa..." diye söylendim. "Medusa'nın başı..." Yerdeki mozaiği incelemeye başladığımdan beri ne yapıyor bu kadın diye yadırgayan gözlerle beni süzen Mennan'a döndüm. "Medusa'yla İkonion Şirketi'nin ne ilgisi var?" Sıkıntıyla yutkundu. Zavallı adamcağız, hep de bilmediği sorulan soruyordum ona. Önce yerdeki mozaiğe baktı, söyleyeceği şey resimde yazılıymış gibi bir süre dikkatle inceledi, ama sonra pes ederek ellerini yana açtı. "Bilmiyorum Miss Karen" dedi utangaç bir gülümsemeyle, "Konya tarihiyle ilgili bir hikâye olmalı. Ziya Bey bu konularla çok ilgilidir, içerde sorarız." "Tamam, o kadar da önemli değil, sadece merak ettim." Yemden yürümeye başladık. Kapının eşiğine yaklaşınca ahşap alınlığa siyah boyayla yazılmış Arapça yazı dikkatimi çekti bu kez. Anlamını bilmesem de yazının güzelliği beni etkilemişti. Kavisleşerek yuvarlak hale gelen doğrular, dikeyle buluşarak tamamlanan kıvrımlar, elipsi andıran yuvarlaklar, öne doğru savrulup öylece kalan çizgiler. Bilmediğim bir kültürü anlatan, bilmediğim bir kültürün harfleri, sözcükleri, işaretleri...Babam da güzel Arapça yazılar yazardı. Tıpkı bu alınlıktaki yazı gibi. Kamıştan yontulmuş kalemler kullanırdı, özel yapılmış mürekkepler. Yazılanların hiçbirinin anlamını bilmezdim, bir keresinde babam adımı yazmıştı: "Karen Kimya: Tanrının bize sunduğu cennet meyvesi". Arapça yazının ne anlattığını yine anlamamıştım. Babam tek tek açıklamıştı; hatta sözcüklerin, harflerin anlamını bile söylemişti. Hiçbiri aklımda kalmamıştı. Ama aramızda geçen konuşmayı çok iyi hatırlıyorum. "Cennet meyvesi nasıl bir şey baba?" diye sormuştum. Gülümsemişti babam: "Tarifi mümkün olmayan bir güzellik kızım. Ne rengi bellidir, ne tadı, ne kokusu, ne de biçimi. Onu değerli kılan da tarif edilemez oluşudur zaten." Şımarık bir tavırla itiraz etmiştim: "Ama beni görebiliyorsun işte." Babam sevgiyle başımı avuçlarının içine almış, sanki hoş bir meyveyi koklar gibi saçlarımı koklamıştı. "Üstelik koklayabiliyorum da. Ama sen bu güzel kokudan, bu güzel görüntüden, bu güzel sesten daha fazlasısın kızım." Yüzünde öyle duygusal bir ifade belirmişti ki o fazlalığın ne olduğunu sormaya cesaret edememiştim. Çünkü biraz daha konuşursa ağlayacağını hissetmiştim. "Dikkat edin Miss Karen." Mennan'ın uyarısı geç kalmıştı, ayağım yekpare eşik taşına takılmıştı bile. Bereket dengemi tümüyle yitirmedim, sendelesem de sol elimle kapının kanadını tutarak ayakta kalmayı başardım. Düşmeyeyim diye koluma yapışan Mennan'a minnetle baktım.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Tamam, tamam ben iyiyim. Teşekkür ederim." Başımla alınlıktaki yazıyı işaret ettim. "Bir an yazıya daldım." Kolumu bırakan iş arkadaşınım yüzüne zafer dolu bir ışıltı yayıldı, sanki sormuşum gibi sesine etkileyici bir anlam vererek okudu. "'Doğu da Allah'ındır, batı da' yazıyor. Yani bu anlama gelen bir şey işte." Yazının anlamı değil de Mennan'ın Arapça okuyor olması ilgimi çekmişti. "Arapça biliyorsunuz demek." "Biraz, imam hatip lisesinde öğretmişlerdi. Sonra unuttuk tabii... imamlık yapmayınca..." Vay, demek imamlıktan ticarete geçmiş bizim adam. "Neden yapmadınız imamlık?" "Aslında hoca olmam rahmetli babamın fikriydi. Ben lise son smrftayken vefat etti. Biz de iş hayatına atılmak zorunda kaldık." Hazır konu açılmışken onu biraz daha tanımak istedim. "Peki sigortacılığı seviyor musunuz?" "Seviyorum, temiz iş. Gerçi Konya'da insanlar sigortayı daha anlamadılar ya, anlayacaklar inşallah." "Umutlusunuz yani..." "Umutluyum tabii, lkonion Turizm gibi beş müşterimiz daha olsa hiçbir sorunumuz kalmayacak." Sorumlu bir yöneticiyi taklit eder gibi şakayla karışık uyardım. "Çok çalışmak gerek o zaman." Yeşil gözleri kurnazca ışıldadı. "Elimizden geleni yapıyoruz Miss Karen. Hem şirketimiz, hem kendimiz için." Yanıt vermek yerine gülümsemekle yetinerek yemden yürümeye başladım. Ama kapıdan içeri adımımı atmıştım ki, olduğum yerde donakaldım. Bu kerpiç bina, önündeki laleler, sümbüller, güller, uzun boylu kavak ağaçlan, ortadaki çinili havuz, bu ıtır kokusu... "Burayı gördüm..." diye söylendim ürpererek. "Burası..." "Daha önce geldiğiniz ev mi?" diye atıldı Mennan. "Hani yıllar önce... Dün anlatmıştınız ya" Ona bakmadan başımı salladım. "Değil, burayı dün gece gördüm, rüyamda.." Söylediklerimden; kendim de ürktüm. "Ama bu imkânsız. Buraya geleceğimi bilmiyordum ki." Mennan da şaşırmış görünüyordu. "Belki daha önce görmüşsünüzdür..." Bakışlarım kavak ağaçlarına kaydı. Ne dün geceki adam, ne o tuhaf ses, hiç kimse yoktu. "Yok" diyerek mırıldandım. "Daha önce nasıl görmüş olabili-rim ki?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Belki bir dergide görmüşsünüzdür." "Dergide filan görmedim" diye söylendim. "Tuhaf şeyler oluyor." Neden bahsettiğimi anlamamıştı. "Nasıl tuhaf şeyler." "Bilmiyorum, tuhaf şeyler işte" diye yineledim sesimi yükselterek. "Konya'ya geldiğimden beri tuhaf şeyler oluyor." Yeşil gözleri hayretle açılmış Mennan'a heyecanla anlatmaya başladım. "Dün bana yüzük veren adam. Gece otelin karşısındaki caminin önünde gördüm onu." "Lastiğin patladığı yer ile otelimizin arası çok uzak değil. Adam oradan geçiyor olabilir." "Oradan geçmiyordu. Ne gördüğümü biliyorum, çeşmenin önünde dikilmiş odama bakıyordu." Yüzünde manidar bir gülümseme belirdi. "Yapmayın Miss Karen, çeşmenin önünden sizin odanızı görmesi mümkün değil." Onu dinlemedim bile, zembereğinden boşalan bir saat gibi yaşadıklarımı ardı ardına sıralamaya başladım. Mennan bile olsa benden başka birinin daha başıma gelenleri öğrenmesini istiyordum. "Balkona çıkmıştım. Dün gece, saati tam olarak bilmiyorum ama epeyce geçti. O zaman gördüm. Hatta göz göze geldik. O siyah sakallı adam gözlerim balkonuma dikmiş, bana bakıyordu. Sanki balkona çıkacağımı biliyor gibiydi. Belki de lastiğin patladığı yerden beri izlemişti beni... Size saçma geliyor ama bunlar gerçekten de oldu..." Birinin bana Kimya diye seslendiğini anlatacaktım ki Mennan'm yüzündeki gülümsemenin açıkça alaycı bir ifadeye dönüştüğünü fark ettim. Ne yapıyordum ben? Bana deli diyeceklerdi. Düşeceğim durumun yaratacağı sonuçlan bütün açıklığıyla kavradım. Yazdığım rapor geçersiz sayılacaktı. Sonuçta lkonion Turizm aleyhine ne kadar kanıt bulursam bulayım kimse beni umursamayacaktı. Birden ayıldım. Belki de bütün bunlar büyük bir oyunun ustaca hazırlanmış parçalarıydı. Akşam yediğim bamya çorbasına ilaç katmışlardı. Yemeğin nasıl yapıldığını görmedim ki Odama getirdiler. Gördüğüm halüsinasyonların, kâbusların nedeni buydu. Tabii ya, oteli de Mennan tutmuştu. lkonion Şirketi bu adamı satın aldıysa, komployu da birlikte kurmuşlardır. Sakallı adam da oyunun bir parçası. Neden olmasın? Geçen yıl Atina'da Alman bir eksperi kaçırmadılar mı? Türkiye'nin Yunanistan'dan ne farkı var? Bırak Türkiye'yi Londra'da bile ne kadar çok sigorta sahtekarlıkları oluyor. Karşımda durmuş yüzünde o garip ifadeyle bakan iş arkadaşımı süzdüm yeniden. Bu masum görünüşlü Konyalı da onlardan biri olabilirdi. Üç milyon paund az para değil. Satın almışlardır onu da. Kuşku dolu bakışlanm Mennan'ın yüzündeki alaycı ifadeyi silip götürmüş, şimdi yemden bana yardımcı olan sevimli sigorta acentamız kimliğine bürünmüştü. "Raslantı olabilir" dedi. "O adam muhtemelen, bir dilenciydi. Dilenciler cami önlerini severler, insanların Allah'tan korkup onlara daha fazla sadaka vermesi için. Siz de balkona çıkınca..." En iyisi onun varsayıma inanmış görünmekti. "Bilmiyorum" dedim ısrar etmeyi bırakarak, "belki de siz haklısınız. Belki değil, muhtemelen siz haklısınız. Ne de olsa buralısınız, benden daha iyi değerlendirebilirsiniz olayları..." Eğer Mennan dürüst biri olsaydı böyle mantıklı konuşmaya başladığım için sevinir, hiç olmamış gibi meseleyi kapatırdı. Yapmadı. "Yalnız şu rüyayı anlayamadım" diyerek konuyu deşmeye çalıştı. "Gerçekten de gördünüz mü bu bahçeyi?" Kurdukları komplonun meyvesini toplamak istiyordu anlaşılan. "Aslında çok emin değilim" diyerek bahçeyi kararsız gözlerle yeniden süzdüm. Kerpiç bina, çinili havuz, kavaklar, çiçekler, ıtır kokusu her şey ama her şey rüyamda gördüklerimle aynıydı ama yalan söyledim. "Hayır, hayır... Rüyamdaki bahçe farklıydı. Orada bir bina vardı ama taştı, çiçekler,

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

ağaçlar davardı, ama bunlardan farklıydı." Yeniden çinili havuza baktım. "Havuzun yerinde ise bir çeşme bulunuyordu... Yok, haklısınız. Düşününce, burasının rüyamdaki bahçeden çok farklı olduğunu anlıyorum. Gereksiz yere heyecanlandım galiba..." İnanmayan gözlerle süzüyordu beni. Ondan bir şeyler gizlediğimi kesinlikle anlamıştı. Yapmamam gereken bir şeyi yaptım. Anlamsız bir telaşa kapılarak açıklamalara giriştim. "Yabancı ülke sendromu olmalı. Hiç tanımadığınız bir kentte her yeri birbirine benzetme yanılgısı. Farklılıkları zamanla ayırt edebiliyor insan. Fas'ta da iki camiyi birbirine karıştırmıştım." Sessiz kalmayı sürdürünce üsteledim. "Sahi sizin hiç başınıza gelmedi mi? Hani Londra'da sokakları, evleri birbirine benzettiğiniz olmadı mı hiç?" Sakin bir tavırla yanıtladı. "Otelleri karıştırmıştım." İyi, durumu kurtardık diye düşünürken taşı gediğine koydu. "Ama ertesi gün gideceğim bir yeri rüyamda görmedim hiç." İkimiz de sustuk. Gergin geçen saniyeleri benim yapay gülüşüm bozdu. "Ben de görmedim, sadece öyle sandım." Mennan'ın yüzünde kıpırtı yoktu, ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi bakıyordu. "O zaman mesele yok." Eliyle dün gece sarıklı adamın çıktığı kapıyı göstererek ekledi. "Buyrun gidip müşterilerimizle konuşalım." Yoksa görüşeceğimiz kişi, dün gece bileğime yapışan, o sakallı, siyah giysili adam mıydı? Yeni bir heyecan dalgası bütün bedenimi kapladı. Her türlü olasılığa hazır olmalıyım diye geçirdim içimden. Mennan'ın gösterdiği kapıya yürürken artık son derece ustalıkla hazırlanmış bir komplonun içine düştüğümden emin gibiydim. 10 "Sol elinde Medusa'nm kesik başını tutan savaşçı..." Korktuğum gibi olmadı, kâbuslarımın uzun sakallı, siyah giysili o gizemli adamı değildi bizi karşılayan kişi; kırk yaşlarında, orta boylu; düz saçları briyantinle taranmış gibi parıldayan dinamik biriydi. Gözleri gibi koyu renk, şık bir takım elbise giymişti. Elbise onu olduğundan daha uzun gösteriyordu. Geniş odasının kapısında karşıladı bizi. Sanki daha önceden tanışıyormuşuz gibi abartılı bir içtenlikle gülümseyerek elini uzattı. "Hoş geldiniz Miss Karen. Ben Ziya, Ziya Kuyumcuzade. Ikonion Turizm'in yönetim kurulu başkam." Amerikan İngilizcesiyle konuşuyordu ama etkileyici bir ses tonu vardı; omuzları dikti, bakışı, mimikleri, duruşu, her halinden kendine duyduğu güven okunuyordu. Aynı içtenlikle olmasa bile ben de ona gülümsedim. Uzattığı eli sıktıktan sonra nazik bir tavırla: "Mümkünse Türkçe konuşalım Ziya Bey" diyerek başımla Mennan'ı gösterdim

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Konya'daki acentemizin da neler konuştuğumuzu bilmesini istiyorum. Eminim onunda söyleyecekleri olacaktır." Mennan hazırlıksız yakalanmıştı, ama hoşuna gitti söylediklerim. "Tabii, tabii" diye söylendi kendisinin de çok emin olmadığı bir güvenle. "Türkçe konuşursak daha iyi olur." Ziya laubaliliğe varan bir samimiyetle usulca vurdu hemşehrisinin sırtına. "Merak etme Mennancığım Türkçe konuşuruz. Sen de anlarsın ne konuştuğumuzu." Bu yakınlık artık beni şaşırtmıyordu; kuşkularının teker teker gerçekleştiğini gören bir kâhinin sükûneti içinde olacakları bekliyordum. Gerçek tümüyle ortaya çıkıncaya kadar da beklemeyi sürdürecektim. Soruşturmanın sağlıklı yürümesi için bunu yapmak zorundaydım. Müşterimizle, yetkili acentemizin arasındaki bu sıcak ilişkiye hiç önem vermezmiş gibi görünerek odaya baktım. Ve şaşkınlık içkide kaldım, sanki tarihi bir konakta değil de bir bilimkurgu filminin setinde gibiydim. Dışarıdaki kerpiç duvarlar, eskimiş ahşaplar, bükülmüş demirler birden yok olmuş, yerlerini koyu plastikler, parlak metaller, siyah kalın camlar, parlak boyalarla kaplanmış nesneler almıştı. Odanın ortasında, gümüş renkli metal bir ayak üzerinde yükselen, siyah camdan yapılmış bir masa duruyordu, etrafında elips şeklinde, parlak deriyle kaplı koltuklar, ayna görünümünde pencere camları, çelik levhalardan yapılmış bir kütüphane, buz mavisi renginde seramik bir zemin vardı. Sadece Ziya'nın masasının hemen arkasındaki duvara, binanın dışında gördüğüm Medusa mozaiğinin aynısı işlenmişti. Ama bu mozaikte sadece Medusa'nın başı değil, onu öldüren savaşçı da resmedilmişti. Ve dışarıdakinden çok daha etkileyiciydi.. Savaşçı sağ elinde kocaman bir kılıç, sol elinde ise Medusa'nın kesik başını tutuyordu. Mozaiğe baktığımı gören Ziya açıklamaya başladı. "Medusa'yı öldüren Perseus. Zeus'un oğlu..." Yüzünde kuşkulu bir ifade belirdi. "Efsaneyi biliyorsunuz değil mi?" Baktığı herkesi taşa çeviren, saçlarında yılanlar oynaşan Medusa'yı biliyordum, dünyanın değişik yerlerinde heykellerini, resimlerini görmüştüm ama efsaneyi tam olarak bilmiyordum. Çok da umurumda değildi. Ben aslında bu mitolojik hikâyeyi değil, Ikonion Turizm'in Medusa efsanesiyle bağlantısını öğrenmek istiyordum. Müşterimiz neden Medusa'yı logo olarak seçmişti? Neden bu mitolojik öyküyle ilgileniyordu? "Biraz biliyorum" dedim ilgilenmiş görünerek. "Ama bir de sizden dinlemek ilgimi çeker. Bakalım hikâyenin Türk yorumu nasılmış." Ziya küçük bir kahkaha attı. "Merak etmeyin Miss Karen, Türk yorumu da aslından farklı

Aksine olağanüstü güzelliğe sahip bir genç kızdı. "Demli içince çarpıntı yapıyor. Arkama yaslanarak mitolojik öyküyü dinlemeye hazırlandım. uyarmama kalmadan.. tanrıların da ilgisini çekmişti. çevreye zarar veriyordu. Ve bu canavar yaşadığı Toros Dağlan'ndan sık sık kente inerek. Medusa'yı bir canavara çevirdi. ama kendisine bakanları taşa çeviren bir canavarı öldürmek hiç de kolay değildi. Oysa her yanımın hilebaz adamlarla çevrili olduğunu bildiğim halde ben ne kadar da rahat görünüyordum. o güzel kız artık yüzüne bakanları taşa çeviren korkunç bir yaratık olmuştu. anlayışla mırıldandı. size ne ikram edeyim?" Gösterdiği koltuğa yerleşirken. "Tabii." Eliyle masanın önündeki koltuklardan birini gösterdi. Kent halkı bir kahramanın çıkıp bu canavarı öldürmesini bekliyordu.com değil.soncemre.www. saçlarını birer yılan haline getirdi. O kadar çekiciydi ki. Çoktan beri ona hayran olan deniz tanrısı Poseidon'la Athena'nın tapınağında sevişti. başım döndürdü.." Alnında yine ter damlacıkları belirmeye başlamıştı. Kimileri bunun gönüllü bir sevişme değil. Ziya da diafondan sekreterine içeceklerimizi söyledikten sonra keyifle anlatmaya başladı: "Bildiğiniz gibi Medusa her zaman çirkin bir canavar değildi. Bu aşk. "Ama ayakta kaldınız. Poseidon'un Medusa'ya açıkça tecavüz etmesi olarak nitelese de Athena kendi mabedinde gerçekleşen bu saygısızlığı hiçbir zaman affetmedi.kelamdenizi. güzelliği sadece biz ölümlülerin değil. Bu belalı işe Zeus'un cesur oğlu Perseus . "Ben de açık bir çay içerim" diye mırıldandı. Anlaşılan gerginleştikçe terliyordu bu adam. Mennan boğazını sıkmakta olan mavi kravatını gevşeterek. "Çay" dedim. Ne yazık ki Medusa da kendi güzelliğine âşık olmuştu. kutsal yasayı çiğnedi. insanları öldürüyor." Gülümseyerek onaylamakla yetindim. sütlü.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yapmaması gereken bir şeyi yaptı. buyrun oturun.

soncemre. Yunanlılar. Zorlu bir mücadelenin ardından Perseus. Konya'nın adının bir zamanlar İkonion olduğu bir gerçek. "Ne uçağı Miss Karen.www. "Yani kuşlar gibi." "Siz de şirketinizin ismini İkonion koydunuz. Bazıları İkonium'da demiştir. Kentimizin yedi bin yıllık tarihini vurgulamak için.. Türklerin Anadolu'ya gelişinden.." "Duyamazsınız.." Sözlerimi tamamlamama izin vermedi Ziya. "Evet. "Yani uçakla mı geliyorlarmış. "Yani Konya. belki ben de duymuşumdur. Ama efsanede adı geçen kent burası.. "Bunu başka hiçbir yerde duymadım." Mesleki bir sır verirmişçesine büyük bir ciddiyetle açıkladı. Konya ismi İkonion'dan gelir. Eee ne de olsa biz de turizm işindeyiz. Ne kadar efsane. Doğru. Her yanı ikonlarla çevrilen bu kente de 'Ikonion' adı verildi. Ama inanın.." "Ben başka bir hikâye duymuştum" diyerek konuşmaya katıldı Mennan. "Siz çok zeki bir kadınsınız Miss Karen." Yaptığının doğruluğundan kuşku duymayan birinin güveniyle baka. Medusa'yı Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. binli yıllardan söz ediyoruz." "İkonion" diye mırıldandım tatlı bir sürprizle karşılaşmış gibi." İnanmamış olmama hiç alınmadı. Mısırlılar. Herkes pastadan pay kapmaya çalışıyor." Uçarak derken neyi kastettiğini anlamamıştım. Medusa'nın başını keserek şehir halkını bu canavardan kurtardı. ne kadar öykü varsa hepsi kapışılmış. İtalyanlar. "Öyle mi? Neymiş bu hikâye? Anlat bakalım.com talip oldu. amacım seni yanlış çıkarmak değil ama. "Turizm sektörü acımasızdır.. "Efsane ." Gülme sırası bana gelmişti." Dünyadaki birçok kentin kendilerine böyle kuruluş efsaneleri yarattığını bildiğimden dudak büktüm." Mennan gülmeye başladı. "Yav kusura bakma Ziya. "Horasan illerinden Anadolu'ya doğru iki derviş uçarak geliyorlarmış. Alnındaki ter damlalarını sildiği bez mendil hâlâ sağ elinde duruyordu." Ziya benden daha çok meraklandı." Mennan elindeki mendille bir kez daha alnındaki ter damlalarım kuruladıktan sonra: "Efsane bu ya" diye anlatmaya koyuldu. dergâhtaki Mevlevilerden biri başka bir hikâye anlatmıştı. Medusa'nın başını da logo olarak seçtik.kelamdenizi. Uçak olur mu? Bu Allah erleri kendileri uçuyorlarmış. Ziya'ya dönerek sürdürdü sözlerini. Halk bu kahramana duyduğu minneti şehrin her yanına onun ikonlannı dikerek gösterdi.com canavar haline getirmesine rağmen genç kıza duyduğu kıskançlığı hâlâ geçmeyen Athena da büyük bir hevesle Perseus'un yardımına koştu.

gördüğü manzara hoşuna gitmiş. Ee uçarak geliyorlarmış. Sadreddin-i Konevi Camii ve Türbesi'ne ve tabii paha biçilmez bir mücevher olan Mevlânâ Celaleddin-i Rumi'ye kadar uzanan bir hazine. Adımı söylemişti. Konya'da kebapçılar bile Mevlânâ ve islam figürlerini kullanıyor. yüzündeki sertlik gitmiş gibiydi. Ben başkasının Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Selçuklu Sarayı'ndan. bu apart oteli açmazdık.www. "Öyle olsaydı. Ama aynı ciddi tonda sürdürdü sözlerini." Sesi biraz sert çıkmıştı. mitolojik öyküler bunlar. hallerinden memnun birbirine gülümserken." Ziya dayanamayıp sözünü kesti." Önce Ziya'nın tam olarak ne dediğini anlamadım. "O zamanlar yani bundan bin küsur yıl önce Konya'nın bugünkünden daha ağaçlıklı bir bölge olduğunu söylerler. Ama bu iyi bir seçim olmazdı. "Yani Londra kadar olmasa da bağı." Şakayla karışık serzenişte bulundum. . "Mevlânayı dışladığımızı söylemedim ki. kentin adı da Konya olmuş.. yol arkadaşına sormuş. Hem bizim hedefimiz iç turizm değil. elimizde bitmez tükenmez bir hazine vardı. "Yalancı deme canım. Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi'nden. "Üstelik benim babam da." Gülümsedi. eski Konya evlerini restore edip. tıpkı Miss Karen'ın babası gibi Mevlevi'dir. Neyse. ben kafamı kurcalayan soruyu dile getirdim." "Bu toprakların üzerine gelince. "Çünkü parayı yabancı turistler getiriyor. "Eğer İslam kültürüne yaslanmak isteseydik." "Fakat unuttuğun bir şey var" diyerek karşı çıktı Mennan.soncemre. iki suç ortağı mı demeliyim.. Soğukkanlı olmam konusunda kendime yaptığım telkinlerin hepsi uçup gitmişti. "Öyle değil mi Miss Karen? Babanız Poyraz Efendi de Konyalı bir Mevleviymiş?" Babamı nereden biliyordu bu adam? Demek hakkımda ayrıntılı bir araştırma yapmışlardı." Bana dönerek açıkladı. baba lafı ağzından çıkmıştı. yabancı müşteriler. Eliyle siyah cam masanın üzerindeki saydam semazen biblosunu göstererek yineledi.kelamdenizi." Ziya hatırlamıştı. bakmışlar ki aşağısı bağlık bahçelik." Acentemiz ile müşterimiz. "Ben yabancıların daha uygun müşteri profili olduğunu söylerdim. "Ne dersin baba erenler konayım mı?" Öteki derviş de aşağıya bakmış. bahçesi bol bir kentmiş.com olduğunu söylemiştim. "Kon ya!" demiş. ben de duymuştum bu hikâyeyi. Bizim iki dervişten biri aşağıdaki güzellikleri görünce.com yalancısıyım. "Evet ya. "Mevlânâ'ya yabancı turistlerin ilgisi de çok büyük. yoksa iki kafadar hemşehri." Bakışlarını bana çevirdi." Koyu renk gözleri kurnazca aydınlandı. Böylece konmuşlar. Karatay Medresesi'ne." Oturduğu koltukta sıkıntıyla kıpırdadı Ziya. Mennan'a haddini aşıyorsun der gibiydi ya da bana öyle geldi. Bu kadarı da fazlaydı. "Bu efsane İslam kültürüne daha uygun değil mi? Neden logo olarak Medusa'yı seçtiniz?" Yanıtı hazırdı Ziya'nın. Hiç kuşku yok ki onu tercih ederdik. sağ elini sağ dizinin üzerine usulca vurarak söylendi...

lavabonun üzerine bırakıp. Ortalıkta üç milyon paundluk bir para vardı. Ne hakla beni araştırıyorsunuz demek üzereydim ki. yoğundu. Sol elimi. bütün bu olaylar başka türlü açıklanamazdı. Bir an kuşkuya kapıldım. İyi de ben bu yüzüğü ne zaman parmağıma takmıştım? Hatırlamıyordum. adamların istedikleri de buydu zaten. uyumaya karar vermeden önce. ama akan sıvının rengi kana ne kadar da benziyordu! Ürpermekten kendimi alamadım. kanayan parmağımın altına tutarak doğruldum. buyrun burası. ben yüzük filan takmadım. Öyleyse. "Kan. kahverengi taşı şimdi kıpkırmızı kana dönüşmüş olan bir yüzük. ama şimdi onu düşünecek sıra değildi. Yoktu. ne de ıslaklık. Mennan'ın telaş içindeki sesi duyuldu. Yüzük mü? Evet. İyi de bu yüzüğü ben ne zaman takmıştım parmağıma? Sabah yapmadığıma emindim. parmağımın ucuyla kırmızı sıvıya dokundum.. Belki gece takmışımdır. Kanayan parmağım değil." 11 Şems-i Tebrizi'nin karısının adı da Kimya'ydı. dün akşam üzeri siyah sakallı.soncemre. parmağımdaki yara izini bulmaya çalıştım. "eliniz kanıyor galiba. Korkmam.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ne de bir çizik. Ucuz bir yüzüğün eriyen boyası diye düşündüm. "Buyrun. aklımı kaçırmam. Miss Karen elinizde kan var!" Şaşkınlıkla sağ elime baktım. Bakışlarım yüzüğü bıraktığım yere kaydı. Ürpermek mi. ardından hamile olduğumu hatırladım. bakışlarım bacaklarımın arasına kaydı. Çantamda bulduktan sonra. Hayır." Sağ elime baktım. Hayır. Tabii ya. yüzüğü de onlar geçirdi .. ne bir kesik. ürkmem." Su kanı yıkadı.kelamdenizi. siyah giysili adamın verdiği yüzük. Adamlar bu parayı almak için ellerinden gelenin en iyisi yapıyorlardı. ılıktı. odanın sağ arka köşesindeki metalik griye boyalı kapıyı açarak telaşla söylendi. paniklemem.www.. kamımın üzerinde duruyordu parmaklarımın altındaki beyaz bluzumda giderek yayılan kırmış bir leke vardı. "Eliniz" diye uyardı Ziya. yüzüğün taşıydı. Yüzüğü çıkardım. gerçek kan gibiydi.. Onlara bu fırsatı vermeyecektim. lavabonun beyaz mermer zemini ağır ağır kızıla boyanıyordu. evet yüzüğün olduğu parmağım kan içindeydi. Bunu yapmayı nasıl becermişlerdi acaba? Dün gece o kâbusları görmemi nasıl sağladılarsa öyle.com İçimden bu briyantinli züppeyi aşağılamak. Bu da neydi böyle? Dikkatli bakınca anladım. gümüş bir yüzük vardı parmağımda. ne kan vardı. bütün bunları yapabilirler miydi? Yoksa yanılıyor muydum? Zaman zaman olduğu gibi yine paranoyak bir histeriye mi kapılmıştım? Hayır paranoyaya kapıldığım filan yoktu. parmağımı temizledi. Yoksa bebeği mi düşülüyordum? Panik halinde elimi kaldırdım. Cesaretimi toplayıp. hakaretler yağdırmak geliyordu. Kırmızı damlacıklar yüzüğün taşından usulca mermere yayılıyordu. Önce âdet gördüğümü sandım. "Lavabo nerde?" Ziya çevik bir hareketle ayağa fırladı.

Onlara hakaret etsem yüzlerine tükürsem ne olacaktı? Bu kadın çılgın. çıplak yatarken belki beni izlemişlerdi. şimdi anlayacaklardı. "En iyisi gerçeği anlatmak" dedi aynadaki gergin kadın. en iyisi olanları. hiçbir şey eklemeden.kelamdenizi. onları tokatlamak istedim. Karşımızdakiler son derece kurnaz ve cüretkâr adamlardı. dışarı çıkıp ikisinin de yakasına yapışmak.soncemre. daha şimdiden ellerim titremeye başlamış. gece gördüğü rüyalardan bizi sorumlu tutuyor. şimdi çıkıyorum. Ne dediğimi anlamamışlardı demek. Soğuk su iyi gelmişti. Miss Karen iyi misiniz?" Mennan'dı. "Miss Karen. Odama girmişler. "Miss Karen. Olsun. "İyiyim" diye seslendim. iyi misiniz?" Yine Mennan'dı. düşüncelerimi asla belli etmemeliydim. "Alçaklar" diye söylendim ama bu kez sesimi kısmayı başarmıştım. Daha önemlisi soğukkanlılığımı hiçbir zaman yitirmemeliydim. Duygularımı. Sinirden kızarmış yüzüme baktım. Ama. "Sahi ne diyeceğim ben bu adamlara?" diye sordum. "Alçaklar" diye söylendim. yazdığı raporu kabul etmiyoruz diyeceklerdi. sesi kaygılıydı.www. sesi sahici bir endişe taşıyordu. uyanık olmalıydım. ellerimi. giysilerimi . Kan beynime sıçradı. ben uyuduktan sonra. öfkemi yenerek." Simon haklıydı. Bir meczubun hediye ettiği ucuz bir yüzüğün taşının boyası akmış.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ne pahasına olursa olsun sakin olmalıydım.' Haklıydı." Anında yanıt geldi dışarıdan. çıkarmadan olduğu gibi anlatmaktı. Üstelik iş yargıya dökülürse kesinlikle biz haksız çıkacaktık. öfkemin esiri olmuştum. Ama nasıl yapacaktım bunu. "namussuz alçaklar. Kâğıt mendilleri deste yapıp musluğun altına tuttum.com parmağıma. Neyle karşılaşırsam karşılaşayım. Gömleğimdeki lekeleri temizlemeye çalışırken aynadaki Karen'a baktım. "iyiyim. aynada çakmak çakmak yanan gözlerime bakınca durdum. Islak mendilleri alev alev yanan şakaklarımda gezdirdim. Cüretkârlıklarının sınırı nereye kadar uzanırdı bilmiyorum ama benim onlardan daha akıllıca davranmam gerektiği kesindi.

bir süre elinizde tutmanız yeterli." Ne kadar da . Hatta neler öğrendiklerini bilmek yararlı bile olabilirdi. verdiğiniz hediyenin sorunlu çıkması. "Ama bunun üzerinde boya filan yok ki?" Olayın etkisini kolayca atlatmam hoşuna gitmemişti anlaşılan. bakışlarım yine yüzüğe kaydı Artık kanamıyordu. biri verdi. Güvenemedim. "Parmağım kanamıyormuş" diye söylendim kâğıt havludaki yüzüğü göstererek. ah salak ah dercesine başını salladı. yalandan baktı. yüzüğün boyasının akmasından başka seçenek kalmıyor. Sakince gülümsedim. "Ama elim kanamıyor" dedim alaycı bir tavırla "Elim kanamadığına göre.www. "Yüzüğün taşındaki boya akmış." Beklediğim gibi Ziya Efendi de katılmıştı koroya. Babamı Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yüzük parmağımı gösterdim. lavabodan çıktım. ellerimi kuruladım. Verdiğim bu kararla toparlandım.com batırmıştı. Yaptığım makul açıklama işlerine gelmiyordu tabii. utanç verici bir durum. ikisinin de gözleri çıktığım kapıya çevrilmişti. "Gerçekten de güzel bir yüzük." Sanki olanlardan haberdar değilmiş gibi Ziya yüzünde şaşkın bir ifadeyle masasından kalkarak bana yaklaştı. Ziya dirseklerini siyah cama yaslamış masasının başındaydı. Mennan ise ondan önce davranmış. Odaya girdiğimde Mennan ayakta dikiliyordu. Böylece kurdukları komplonun boyutlarını daha iyi kavrayabilirdim. "Çünkü sildim" dedim hiçbir alınganlık belirtisi göstermeden. "Onu da nereden çıkardınız?" Ziya. yüzüğün sarılı olduğu kâğıdı teklifsizce elimden alıp incelemeye başlamıştı bile. Tabii birinin hiçbir yerim kesilmeden parmağımı kanatabilecek bir büyü yaptığını varsaymazsak. "Miss Karen şaka yapıyor" diyerek yüzüğü Mennan'ın elinden çekti." "Öyle adi bir yüzüğe de benzemiyor.com araştırdıkları için Ziya'ya kızmaya filan da gerek yoktu. Nereden almıştınız?" "Satın almadım." "Onun adına üzüldüm. yüzüğü kâğıt havluya sararak.soncemre. Suç ortağı yaklaşmadan hayal kırıklığı içinde söylendi. eminim birkaç dakika içinde her yanınız boya içinde kalacaktır. işte hikâye buydu.kelamdenizi." "Büyü mü?" diye tekinsiz bir sesle sordu Mennan. "fakat denemek isterseniz.

www.com iyi oynuyordu rolünü." Duraksadı. "Evet" dedim hiç çekinmeden yeşil gözlerine inatla bakarak. "Güzel.soncemre. sekreter kız içeceklerimizi getirmişti. sakallı adamı otelin önünde gördüm demediniz mi diye soracak sandım." Küskün hemşehrisine döndü. Ziya gülümseyerek bir kez daha koltuklan gösterdi. Mennan artık benden tarafa bakmıyordu. tombul bir çocuk gibi terleyerek öylece oturdu koltuğunda. Aynı adam sonra otelinin önündeki camiye gelmiş. siyah giysili bir adam. muhtemelen başka biriydi. güzel teşekkür ederim." Post uzay çağı dizaynlarına rağmen son derece rahat olan koltuklarımıza yerleştik. "Buyrun. Ziya şekerli Türk kahvesi söylemişti kendisine. hayır" diye kestim sözünü." Kapı vuruldu. Aldırmadan sütlü çayımı içmeye başladım.kelamdenizi." Ziya şaşırmış gibi baktı. Bahçeye girdiğimizde. Miss Karen'ı oteline götürürken. Ama sesi buruk çıkmıştı. Her zaman İngiliz konuğumuz olmuyor. Aldırmadım bile." "İyi. bu yaşadıklarımızın gizli senaristi olan Ziya bozdu. çaylarımızı içerken sohbet edelim. . O da fark etmişti Mennan'ın burulduğunu. o da bir yudum aldı fincanından. Saçı sakalı birbirine karışmış biri dedi. Komplo kurduğu kişi onun istediği gibi davranmadı diye bir de küsüyordu adam. Çok yorgundum. Sessizliği. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Mennan ihanete uğramış gibi baktı yüzüme. "Sen de mi gördün adamı?" "Bu olay dün gece oldu. O sırada lastiği değiştiriyordum." "Hayır. sevindim beğenmenize. "aynı adam olduğundan emin değilim. "artık böyle düşünmüyorum. "Şu cami önlerinde dilenenlerden." "Görmedin de adamın dilenci olduğunu nasıl anladın?" "Miss Karen'ın söylediklerinden çıkarıyorum. çayınız istediğiniz gibi olmuş mu?" Aslında olmamıştı. "Hiç görmediğim biri." "Bir dilenciydi herhalde" diye araya girdi Mennan. Sadece Mennan dokunmadı sehpada dumanı tüten açık çayına. Siyah sakallı. "Nasıl. sütü fazla kaçırmışlardı ama şimdi ağız tadını düşünecek halim yoktu. "Yani artık böyle düşünmüyor musunuz?" demekle yetindi. Küskün. "Aslında adamı ben görmedim. Çocuklar da sütlü çay yapmayı beceremeyebiliyorlar.com "Tanıdık biri değildi" dedim ben de oyuna katılarak. sormadı.

" Gizemli bir ifade belirdi Ziya'nın yüzünde. şu sakallı adamı. Tabii babam anlatmıştır.. ama kahvesinden bir yudum daha alan Ziya buna izin vermedi.www." Konuyu değiştirmek için en iyi zamandı." "Büyük adammış.." Mennan konuşmaya hiç istekli değildi. Mevlâna'yı Mevlânâ yapan adam da diyebiliriz. "Bilmiyorum" dedim elimdeki fincanı sehpaya koyarken. Başka kim anlatacaktı? "Hatırlamıyorum" dedim omuz silkerek. Soğusun diye bekliyorum. Bir de cami vardı. Çünkü bu konuşmaların hepsi gerekirse ilerde bana karşı kullanılacaktı. "Tanımanız gerekmiyor. Baksana durduğum yerde terliyorum zaten. "Bir derviş olmalı. "beğenmemek ne demek. Şakayla karışık takıldı. "Neresi orası Mennan?" "Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin türbesi. kararsız kalmıştı. Ben böyle iyiyim. "Şems-i Tebrizi'nin kim olduğunu biliyor musunuz Miss Karen?" Düşündüm." Düşünceli bir halde başını salladı.soncemre. bir an olsun ayırmıyordu. "bir parkın önünde. Ziya sormasa belki ağzını bile açmayacaktı. göz ucuyla bana baktıktan sonra." "Nasıl bir raslantı?" ." "Soğuk bir soda söyleyeyim mi?" "Yok." "Evet. "Ee niye içmiyorsun Mennan. "Merak ettim." Niye böyle ikircim içinde bu adam? "Bir raslantı olmuş aslında. "Yok Ziya" dedi mahcup bir tavırla. konuyu yeniden açacaktı. "Tanımanız gerekmiyor da. sana beğendiremedik mi?" Mennan koltuğunda toparlandı.com Belki de işine gelmiyordu böyle davranması.." diye mırıldandı. ama çok önemli bir derviş. Artık iş konuşmaya başlamalıydık. Elbette lafı ya sakalı adama ya da yüzüğe getirecek. vazgeçti. "Bir derviş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Peki neden Şems-i Tebrizi'yi tanımam gerekiyor." Bozulduğumu sanmış olacak ki hemen savunmaya geçti. Bakışlarını bana dikmiş. yok istemez..kelamdenizi." Anlatacaktı. ilk nerede gördünüz?" Hiç yadırgamadım sorusunu.. Bu ismi daha önce duymuş olmalıydım. "Şems-i Tebrizi ha.. Miss Karen'a beğendirdiğimiz çayı. dün caminin tabelasında bu adı gördüğümde de düşünmüştüm.

Beni delirtmek için başvurduğunuz alçakça bir entrika." "Çok memnun olurum" dedim. Bahçeli.. "Biraz da yangın hakkında konuşalım mı?" İşaret parmağını kibarca havaya kaldırdı Ziya. Mevlânâ'nın evlatlığı olan Kimya." "Doğru.soncemre. Babanız Poyraz Efendi'yi tanıyan da o." Ziya'ya döndüm." "Şems-i Tebrizi'nin kansının adı da Kimya'ydı. "Konya'ya ilk geldiğimde gitmiştik o eve. ... ikisi de gözlerini dikmiş merakla bakıyorlardı. isterseniz. "Yolunuzun üstünde değil ki Şems Hazretleri'nin türbesi?" "Miss Karen bir evi arıyordu." Duraksadı." "Vaktimiz olursa. Geniş bir bahçesi olan büyük bir evi arıyordum.. "Kimya. Uzun yıllar aynı dergâhın kapısını aşındırmışlar. "Ne var bunda? Babam Kimya ismini çok sevdiği için bana da bu adı vermiş. o evi görmeyi gerçekten istiyordum." Raslantı filan değil.. "Siz nereden biliyorsunuz orayı?" Hafif sararmış. Kendimi bıraksam dünden beri yaşadığım bütün o kâbuslar yeniden üzerime çullanacaktı. "Aslında evden çok dini bir merkeze benziyordu. Belki babanız bahsetmiştir. "Söylemiştim ya benim babam da Mevlevidir. "Yanlış bir şey söylemiyorum değil mi Miss Karen? Öyle bir yeri arıyordunuz. Ziya kuşkulandığımı mı düşündü nedir? "Orada ne işiniz vardı?" diyerek Mennan'a dündü. İsterseniz götürürüm sizi oraya.. Sözlerinin beni nasıl etkilediğini görmek istiyorlardı. büyük bir ev." diyen o ses yeniden çınladı kulaklarımda." O sinir bozucu güveniyle başım salladı." Kanım donar gibi oldu. Bize gelen bilgilerde Karen Kimya Greenwood diye geçiyor adınız.com "Şimdi sizin ikinci adınız Kimya ya. Yine onu yalanlayacağımı düşünmüş olacak ki bana onaylatma gereği duydu. Kimya Hanım." "Babanızın evi mi?" Babam hakkında konuşmasına bile öfkelenmemeyi başardığıma göre doğru yoldaydım. Ben suskun kalınca.kelamdenizi. Kuyumcu İzzet Efendi derler.. Onların amacı da bu olmalıydı. "Mevlevi Dergâhı. önceden tasarladığınız bir oyun diye geçirdim içimden. yıllardır gümüş işiyle uğraştı." "Ben de bir şey var demiyorum zaten." dedim artık aile konusunu kapatıp işe dönmenin zamanı gelmişti.. "Doğru söylüyorsunuz Mennan Bey. Sadece tuhaf bir raslantı." Halimden çok memnunmuşum gibi gülümsedim.www. adı İzzet. "Bilmiyorum" diye sürdürdüm. iri dişlerini göstererek gülümsedi. babamla tanıştırırım sizi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

uzak. Merak ettim acaba . "Ama gördüğüm kadarıyla sizin mali durumunuz hiç de kötü değil.. Babanız hâlâ sizinle birlikte mi? En son yirmi küsur yıl önce karşılaşmışlar babamla. "Özür dilerim" dedi. Tamam kötü bir şey değil yaptığı ama. ama o kırk yıl önce nasılsa şimdi de öyle." dedim. bu adamların mayası başka." "Kendi babanıza niye sormuyorsunuz?" Umutsuzca baktı. "Sormadım mı zannediyorsunuz? Hem de defalarca.. "Yani kişiliği. Babam hâlâ eski evinde. düşüncesi.www. tarikat arkadaşlığı yapmışlar. bana döndü yine. ama merak ettiğim bir konu var. iyi bir işadamıydı. Ben onun geleneğini sürdürüyorum. duygusu. Ziya ters ters baktı. Osman Dedem sayesinde." Hemen karşı çıktı. çok akıllı bir adamdı Osman Dedem. Bir daha hiç görmediğini söyledi." Sağ eli. 'Cevaplar burnumuzun dibinde.. "Osman Dedem. bizden daha iyi bilir bu konuları.kelamdenizi." Manidar bir bakışla süzdüm. "babanız dini seçmiş. "Babam ile Poyraz Efendi. Neyse merak ettiğim konu bu işte. eski koltuğunda oturur. resmi. aşka gelince aynı şiirleri okur. "Olur mu canım. Hep aynı yanıtı verdi: 'Benden cevap bekleme güzel evladım' dedi. Osman Dedem olmasaydı biz de yoksulluk içinde yüzüyor olurduk." "Niye sordunuz?" Sesim tam istediğim gibi çıkmıştı. hâlâ aynı kitapların sayfalarını çevirir. Babam Konya'nın en usta kuyumcularından biriy di. Yüzündeki güven tuzla buz oldu. hâlâ aynı dergâha gider." Başıyla hemşehrisini göstererek alaycı güldü Ziya. ama onları görecek göz nerede?' Mennan kendini tutamayarak kıkırdadı. Osman Dedem de beş vakit namazında niyazındaydı. davranışı. kusursuz kesimli ceketinin pahalı kumaşını okşadı usulca." Duraksadı. her gün aynı şeyleri yapmaktan sıkılmaz mı insan? Bunu anlamak için babanızı sordum.com "Konuşalım.. Yok. annemin babasıdır. soğuk. ama bir şey söylemedi. Peynir ticaretiyle uğraşırdı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Meşrebi" diye düzeltti bizim küskün Mennan. dinle ilgili değil.'' "Öyle mi?" "İnanın öyle. Allah rahmet eylesin. Biz de Müslümanız elhamdülüllah. Onun çırakları bile bugün şehrin en zengin insanları oldular. "beni yanlış anlamayın lütfen. Aslında merak ettiğim kendi babam. Onu anlamak için babanızı soruyorum. "Şükür değil. anlayışı. Babam tarafı hep çulsuz olmuş.. "Eski hoca ya.soncemre. yol kardeşi olmuşlar.." "İnsanların seçimleri.

ama o da gayet mutlu. Yakut Otel'in personelidir." Çantamdan dizüstü bilgisayarımı çıkardım. işte burada.soncemre. aynı mahallede büyüdük. sizin babanız gibi her gün benzer şeyleri yapıyor. yol kardeşi derken tam olarak neyi kastettiğini bilmiyordum. onlarla görüşmenizi sağlarız. "Kadir ne söylediğinin farkında değil.com babanız da benimki gibi mi diye. Sağlığı yerinde... "Serhad ile Nezihe. kahvesinden son bir yudum alarak canlandı. "Yangını gören insanlar bunlarmış. "Bir saniye lütfen. dili yeniden açılmıştı. çok sürmedi. "Acayip adamlar bunlar. "Evet. "Bulursun." Neler anlatıyor diye soracaktım ki Ziya kendiliğinden açıkladı. Ikonion dosyasını buldum. "Muhtemelen o da babanıza benzer." Ziya'nın yüzü gölgelenmeye başlamıştı." Emin olmasam da inandığım şeyi onunla paylaştım." Bana döndü. Hayret. artık iş konuşmaya başlayabiliriz.. Sözlerine fazla itibar etmemenizi öneririm.www. ama Ziya'nın sözlerini içten bulmuştum. Türlerinin son temsilcileri." Neden diye sormasına fırsat vermeden açıkladım. Kadir Gemelek. ben de bulurum. Ama olayı yaşayan insanlardan öğrenmekte yarar var. Tazminatını fazlasıyla verdik. Polis ifadelerini de okudum." Bu kez ben durdurdum onu." Alt dudağını aşağıya sarkıtarak dalgın söylendi. ama olay sırasında çok korkmuş. Ne yazık ki Kadir Gemelek artık bizde çalışmıyor. "Çocukluk arkadaşımdır. yanıtlamakta salanca görmedim. "Evet. Onu demiyorum." Ziya iğneleyici bir bakış attı Mennan'a.. aldırmadan sözlerimi sürdürdüm." Tarikat arkadaşlığı. Nezihe Bostancıoğlu. Serhad Gökgöz. Yangından yaralı olarak kurtuldu." "Tabii" dedi Ziya arkasına yaslanırken." Çözümsüz bir sorunla karşılaşmış gibi bir süre öylece kaldı. "Yakut Oteli uzaylıların yaktığını söylüyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Artık bizimle birlikte değil. Açtım.kelamdenizi." "Ben bulurum onu" diye atıldı Mennan. "Pakistan'da yaşıyor. Kafasında antenler olan bir adamın çamaşırhaneye . Saçma sapan konuşuyor. Nasıl söyleyeyim aklı pek yerinde değil. "Bu insanlarla görüşmem gerek.

"Serhad Gökgöz ile. hepimiz aynı gemideyiz. yaşadıklarını olay yerinde anlatmalarını istiyorum." Beğeni dolu bir ifade yerleştirdim gözlerime. ufolarını indirecek yer bulamıyorlarmış. Dolayısıyla yazacağım rapor da daha gerçekçi oluyor.www." "Zavallı Kadir kendinde değildi" diyerek onayladı hemşehrisinin sözlerini Mennan." Demek ki kesinlikle görüşmem gereken biriydi. Aslında bu mesele ne kadar çabuk çözülürse." "Benim için bir zevk. Ne kadar çabuk hallederseniz." Ziya'ya minnetle baktım. Birçok müşteri bizden çekinir. her dakika para kaybediyoruz. yeniden hizmete sokulmayı bekliyor. bütün ütüleri fişe soktuğunu söylüyor. Tabii Londra'dakiler de tazminat çekini daha kolay imzalıyor. Koca tesis yıkıntıya dönüştü. Bu düşüncenizi takdir ettiğimi söylemek zorundayım." . şu iki personelinizi olay yerine gönderir misiniz?" Tıpkı Mennan gibi o da hayrete düşmüştü.. "Profesyonelce düşünmeniz ne kadar güzel."Nezihe Bostancıoğlu. "Bana çok yardımcı oluyorsunuz.soncemre. Ben de ne zamandır görmedim onu. siz kazanmalısınız ki ben de kazanabileyim. "Uzaylıların yangını niye çıkardığını da söyledi mi?" "Söyledi. bu uzaylıları gören Kadir. size o kadar minnettar kalırız." "Size de görüşmenizi önermem" diye akıl verdi Ziya. Ama doktorlar düzeleceğini söylemişlerdi. Otelin ışıklan onları yanıltıyormuş. "Olay yerine mi? Neden?" "Gördüklerini. "Öteki iki personel" dedim bilgisayarıma yeniden göz atarak." Ziya tamamladı." "Güzel hikâyeymiş" diye mırıldandım neşeyle. "İlginize teşekkür ederim." Memnuniyetle ışıdı Ziya'nın esmer yüzü. Böylece olay gözümde daha kolay canlanıyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com girdiğini. "Siz bilirsiniz ama onunla görüşmek vaktinizi boş harcamak olur. Her an. Ancak sizden bir ricam daha olacak. Ne zaman isterseniz onlarla görüşebilirsiniz. İkisi de hâlâ bizim personelimiz. Ben kazanmalıyım ki siz de kazanasınız." "Teşekkür ederim. işimiz de o kadar kolaylaşacak. "Saçma sapan konuşuyordu hastanede..kelamdenizi. Oysa sizin de dediğiniz gibi hepimiz aynı gemideyiz.

On bir katlı otelin sadece üstteki dört katının yanmasına rağmen on yedi kişi ölmüştü. bu sıcak havaya rağmen ellerindeki süet kahverengi eldivenlerdi. "Serhad ile Nezihe'yi olay yerine göndereceğim. Yakut Otel'in tadilatta olması büyük şanstı. ama daha ilginç olanı. bize yaklaşan öteki adamın gözü Mennan'ın arabasındaydı. uzaktan eldivenin içindeki sağ elini sallayarak bizi selamladı. on ikisi dumandan boğularak. Mennan dişlerinin arasından: "Manyak" diye mırıldandı. plastik karışımı ağır kokusuna daha fazla dayanamayarak kendimizi dışarı atmamızın üzerinden çok geçmeden lacivert bir Mercedes beş altı metre ötemizde durdu. Mennan da rahatsız olmuştu genç adamın sözlerinden. kara kuru bir kadındı Nezihe. Karşılık vermedim.com Şimdi rüşvet teklif edecek diye düşündüm ama gülümseyerek "Hiç merak etmeyin" dedi. "Bu Cavit temizlik manyağıdır. ne de bir ipucu bulabilmiştik. kararmış cam parçalan. Genç adamlardan arabayı kullananı iriyarıydı. kentin kuzeyinde yeni açılmış geniş bir caddenin üzerindeydi. Dokuz katın dokuzu da yanmıştı. Sağ eliyle siyah Mercedes'in kaportasına hayranlıkla dokunduktan sonra: "Bu arabayı nereden buldun Mennan Bey?" diye sordu yılışık bir tavırla.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." 12 "Ölenlerin ruhuna. Allah rızası için El Fatiha. yüzme havuzu. erimiş boyalar. Kir bulaşmasın diye. işine bak" dedi sonra bana döndü. Lacivert bir eşarbın çevrelediği incecik yüzünden yılların bezginliği. Malezya'da böyle bir otel yangını davası vardı. Ahşapları kömür olmuş pencereler. çıkık elmacık kemiklerinin üzerinden bir parça ürkek ama daha çok kuşkuyla bakıyordu. içinden iki genç adam ile orta yaşlı bir kadın indi. İçerinin yanmış ahşap. onlarca insan ölebilirdi. gözlerinde dış camı ayna gibi olan bir güneş gözlüğü vardı. Serhad gençti. ısının etkisiyle eğilmiş metaller. ama bu mezbelelikte ne bir kanıt. destek binalarıyla birlikte toplam üç bin beş yüz metrekarelik alan üzerine kurulmuş olan Konya'nın bu en güzel oteli şimdi kavruk bir bina iskeleti gibi dikiliyordu karşımızda. Eğer otel tadilatta olmasaydı iki kişi değil. Pisliğe bakar gibi bakarak: "Seni alakadar etmez. boya.soncemre. Nezihe Bostancıoğlu. kestane rengi gözleri. Zaten yanımıza da yaklaşmadı. yorgunluğu akıyor. Bu konuyu da araştırsam iyi olacaktı. Ardından adam tuhaf bir şey yaptı. Kıvırcık saçlarını . Beşi yanarak. saçını tümüyle kazıtmıştı. Mennan başını usulca eğerek selamı aldı. İşler yolunda ha?" Nasıl yani? Mennan arabayı yeni mi almıştı? Belki de Ziya'nın." Yakut Otel. Bahçesi. Serhad ile Nezihe gelmeden önce Mennan'la otelin yıkıntılarını dolaşmış.kelamdenizi. Eldiveni de o sehepten takıyor. "Pek afiliymiş. Arka cebinden çıkardığı bezle Mercedes'in kapı kollarını temizlemeye başladı. "Serhad Gökgöz.www. bu hanım da Nezihe. Kendisine baktığımı fark edince fısıltıyla açıkladı. yetkili acentemize bize yaptığı ihanet karşılığı verdiği bir ödüldü." Zayıf. yirmi beşlerinde filan. siyah bir isle kaplanmış odalar. "Bu arkadaş Serhad" diye tanıttı." Aslında fısıltıyla konuşmasına hiç gerek yoktu.

www.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. Evi." Mennan karşılık verecekti. şimdi üzerine atlayacak diye korktum.. Neden bu kadar sinirleniyordu. bizim gibi iki insan. "Ben yabancı değilim" dedim. geldik işte. Ellerini pantolonunun ceplerine sokmuş. yabancı hanım demesi ağrıma gitti." Neden bu kadar sert çıktığım anlayamadım. Gözlerini Serhad'ın suratına dikerek. "Artık Ziya Bey'i unutun" diye söylendi.. Beni şaşırtan Mennan oldu. Serhad'ın Mercedes'le ilgili sözlerinin intikamım mı almak istiyordu? Ama Serhad öyle kolay boyun eğecek bir adama benzemiyordu. "Ziya Abi. eğer yalan. ailesi olan sizin gibi. Ziya Bey gidin dedi. "Geldiğiniz için teşekkür ederim" diyerek başladım söze. "Size lafım yok. Bakışlarını bana çevirdi. Konuşurken sağ elini cebinden çıkarmıştı. "Antalya'dan geldi buraya. Doğrudan Serhad denen oğlanın kirpiksiz. sor ne soracaksan der gibi dikiliyordu karşımda. kaş göz işareti yaparak durdurdum onu. griye çalan mavi gözlerinde umursamaz." "Bilmiyoruz" dedi Serhad. Üstelik iki de insan öldü. bu. kanun var. "Şu otelin haline bakın. "Allah ondan razı olsun.com kısacık kestirmişti. bunu yaptığıma kendim de şaşarak. "Kusura bakmayın Karen Hanım" dedi. ellerini beline dayamıştı. Babam daha siz doğmadan bu sokaklarda dolaşıyordu. Bu iş çok ciddi. gidin dedi. gözlerindeki meydan okumanın yerini zorunlu bir saygı almıştı. onu için öyle söyledim. kütüz bacaklarının üzerinde dimdik durmuş. Cayır cayır yanmış güzelim bina. "Sanırım niye geldiğinizi biliyorsunuzdur. gömleğinin açık yakasından tüysüz göğsünde sallanan muska sekimde bir madalyon görünüyordu.kelamdenizi." Tuhaf şey." Tam düşündüğüm gibiydi. Bizimle hiç alakası yok. çipil gözlerinin içine baktım. geldik. yanlış bir şey söylerseniz. neredeyse küstah bir ifadeyle. Mennan Bey yanlış konuştu. Milli servet. "Ben de Konyalı sayılırım.. ikisi de Ziya Bey'in ezberlettiği sözleri söyleyeceklerdi." "He" diye başını öne doğru salladı Nezihe. "Ne zaman yalan yanlış konuştuğumuzu gördün? Ayıp oluyor ama yabancı hanımın önünde. . Korktuğum gibi olmadı." Eliyle arkadaki yıkıntıyı gösterdi. Miss Karen bu soruşturma için ta Londra'dan kalktı geldi. "Niye öyle söylüyorsun Mennan Bey" diye kesti sözünü.soncemre. geldik. "Burada artık Ziya Bey yok. Bak sizi peşinen uyarayım." Serhad nefretle baktı Mennan'a." "O Konyalı değil ki" diye beni destekledi Mennan. Kısa.

benden çekindiği için şimdilik dışa vuramasa da öfkesinin ilk fırsatta patlayacağı kesindi. bu soruşturmayı engelleyecek bir gerilime izin veremezdim. "He. gelir miydik hiç?" Serhad tartışmanın heyecanına kapılmış sözlerini sürdürüyordu. Belki de Serhad'la kişisel bir meselesi vardı. yok bunlar Ziya'yla bir entrika çeviriyorlardı. bunu yapmış olabilirler miydi gerçekten? Hepsi mi oyuncuydu bu adamların? Mennan'ı süzdüm.com anlayamamıştım. Öyle ya da böyle. Orada. Tamam bu yeniyetme biraz terbiyesizdi. Çatılmış ince kaşlarının altındaki açık renk gözlerini sinirli sinirli kırparak: "Ben de onu diyorum Karen Hanım" diye atıldı muska madalyonlu yeniyetme. Ziya ile Mennan'ın yeni planı bu muydu? İyi de bu tezgâhı ne zaman kurmuş olabilirlerdi ki? Ikonion Turizm'den ayrıldıktan sonra Mennan'ın ofisine gitmiştik. bunlarla bizi korkutmaya ne gerek var?" Belki de haklıydı. işte o arada telefonla konuşarak tezgâhlamış olabilirlerdi bu planı. mütevazı bir apartman dairesindeydi yetkili acentemiz.soncemre. Eski Selçuklu hükümdarlarının sarayının bulunduğu Alaeddin Tepesi'nin yakınlarında. ama şu ana kadar yanlış bir davranışta bulunmamıştı. hepsini anlatmaya hazırız. daha konuşmanın başında tehdit etmeye başlamıştık onları. Bundan soma inisiyatifi asla yetkili acentemize bırakmamaya karar vererek: "Haklısınız. Sorunu . Ne gördüysek. ne biliyorsak. Yok. Londra'ya gelmeyen belgelere göz atmıştım birkaç saat. bunlara hiç gerek yok" diyerek toparladım. bizimle konuşmaktan vazgeçebilirdi. Böyle inceden niceye tasarlayarak. nedeni ne olursa olsun. Mennan yanımdan hiç ayrılmamıştı. sonu iyi gelsin. hurda yoktur. Anlamsız yere sert çıkmıştı Mennan.. Mennan'ın. yok bilmem neymiş. nerdeyse yarı yaşındaki Serhad'la ağız dalaşına girmesine fırsat tanımadan: "Serhad Bey bize yardımcı olmaya çalışıyor" dedim.kelamdenizi. "Biz dürüst insanlarız. beni savunuyormuş gibi yaparak özellikle bur gerginlik mi yaratmak istiyordu? Aramızda böyle bir anlaşmazlık doğarsa Serhad ile Nezihe. "Demek ki birbirimizi yanlış anlamışız. Yoksa gelir miydik buraya?" Nezihe yine başını öne doğru salladı.www.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. Yarım saat kadar sürmüştü bu. yangın yerinde araştırma yapmak için uygun giysiler geçirmiştim üzerime. Evet. Yoksa bu tartışma da bir düzen miydi? Mennan. Ortalıkta abartacak bir durum yoktu. Ardında da kaldığım otele dönmüş. "Yok kanunmuş. Bizde hile. Ama İngilizlerin bir lafı vardır.

Öyle kameraya neyin konuşamam ben.. Karen Hanım söz verdi işte." "Yok. beni filme neyin çekmeyin. çekim yaptırmayacaktı. Bana bakarak söylendi. "Beni çekmeyin. kameradan uzaklaştı." Bana güvenmiyordu." Sanki çekime başlamışım gibi eliyle yüzünü kapatarak. "Aman yok. merak etmeyin televizyona filan çıkmayacaksınız." "Korkma bacım" diyerek Mennan yetişti yardımıma "Bildiğin kamera yav. ben heyecanlanırım. sadece konuşacaksınız. Sen konuşmana bak. "Yani görünmeyeceğim değil mi?" "Görünmeyeceksiniz." Kadın kararlıydı.kelamdenizi. izniniz olmadan kameraya çekemeyiz." "Olmaz" dedi başını inatla geri atarak. ama sesinizi kaydedelim. "Merak etme Nezihe Abla" dedi Serhad." Yine de endişesi geçmemişti. Nezihe kamerayı görür görmez irkildi. Otelimizi tanıtacaktı da çamaşırcı Hasibe konuşmuştu hani." Hemen kabul etmedi. Ben ona konuşamam.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.." Serhad bile kadının anlamsız nazlanmasına dayanamadı." "Çekmeyeceğiz.soncemre. yoksa onu kandırıyor muydum.www.." "Çekinecek bir şey yok ki. Neyinden çekiniyorsun?" "Olmaz dedim Serhad. Sadece ben bakacağım. "Ama bak çekerseniz." "Sadece sesinizi kaydedeceğiz. "Altı üstü bir kamera. "Vallahi olmaz.." "iznim yok" diye tekrarladı. "Filme filan çekilmeyeceksin.." "Teybe mi?" . "Uzatma abla" dedi yatıştırmak için. Fotoğraf makinesi gibi bir şey. konuşurken sizi kameraya alacağım." Kimseden itiraz gelmeyince çantadan el kamerasını çıkardım. öyle de diyebiliriz.com çözdüğümüze göre işimize bakabiliriz. ben kendimi bilmiyo muyum? Geçen sene şu sakallı televizyoncu abi geldiğinde de konuşamadım ya." "İyi o zaman.." "Filme mi çekecen beni?" "Evet. "O zaman şöyle yapalım" dedim onu daha fazla ürkütmemek için. "Sizi kameraya çekmeyelim. Anlattıklarınızı unutmamak için. "O da ne öyle?" "Kamera. yardım dileyen gözlerle arkadaşına baktı.

Karşı çıkamayacağı iki sözcüğü söyleyerek sürdürdüm ricamı.anlatırsanız daha iyi olacak. ertesi gün boyacılar gelecekti. Otelde beş kişiydik.. Türkân Abla'nın ağzı o kadar bozuktu ki. ki Türkçenin en hoşuma giden argo sözcüklerden biridir ne demek istediğini bal gibi anlamama rağmen cahil İngiliz kadınım oynamak işime geldi. kayıt cihazını çıkardım." Kadın yine başını öne doğru sallayarak onayladı onu. cam dolu." "Bir yerinizi" sözcüklerinin üzerine basa basa konuşmuştu. yazabiliyorsam. Kadir Abi. "Tamam. Kayıt tuşuna basarak: "Konya Yakut Otel Yangını Davası. bunu babamdan çok Türkân Abla'ya borçluyum. tek başıma. "Binanın içine girebilir miyiz? Yangın sırasında yaşadıklarınızı yerinde göstererek . "Teşekkür ederim. "Ziya Bey'le de böyle konuşmuştuk zaten. rahmetli Mecit ile Hüseyin bir de Nezihe Abla. "Oteldeki göreviniz?" "Alt katların güvenlik amiriydim. Serhad Gökgöz ile Nezihe Bostancıoğlu. "He." Serhad'ın gözlerinde soru dolu bir ifade belirdi. birlikte çalıştığımız Türkân Abla öğretmişti bu dilin gizli anlamlarım. ama ben . önce bana sonra birbirlerine baktılar. teybe olur. Resepsiyonda çay içiyordum." Nezihe'nin yine sorun çıkarmasından çekindiğim için kayıt cihazını önce Serhad'a uzattım. argolarını.kelamdenizi. beni düşündüğünüz için" dedim ciddiyetimi bozmadan.. Kendini mafya sanan bu zibidinin ne demek istediğini anlayacak kadar Türkçeye hâkimdim. Sizin bir yerinizi kesmenizi istemem.com "Teybe" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Bir dilin küfürlerini bilmiyorsan. Sonunda işe başlayabilecektim. "Çok kibarsınız. Eğer bugün Türkçeyi İngilizce kadar iyi konuşabiliyor. Serhad denen dallamanın -bu lafı da Türkân Ablam öğretmişti bana." "Yalnız mı?" "Yalnız. ince dudaklarında.com Uysalca başını yana eğdi. "Bizim için sorun yok. Londra'da bir Türk şirketinde sekreterlik yaptığım sıralar.www." Kamerayı yerine koyup. Neler oluyordu. o dili öğrendim sayma kendini" derdi. erkek Türkân derlerdi ona." diye dosya başlığım söyledim." Yılışık bir gülümseme belirdi Serhad'ın kansız. Otel tadilattaydı. "Yanımızda iki görgü tanığı var. beş kişiydik" Kayıt cihazını kapattım. Şaşkınlıkta Mennan'ın da onlardan kalır yanı yoktu. Ne yapmak istiyordu bu yabancı kadın böyle? Niyetimi basit sözcüklerle açıkladım.soncemre. Ama bina moloz. Otelin içine girerek anlatacaktınız başınıza gelenleri." "Yangın çıktığında otelde miydiniz?" "Oteldeydim.

Mesleğin cilveleri işte. Dışarının sıcağı mı. ağzımıza burnumuza dolan küller mi." Mennan'ın sızlanmasıyla kaybedecek vakit yoktu. Defalarca gelmiştim buraya. gece de burada konaklamıştı zaten. Yaptı. Ama yangın yerine girerken durdu. "Yemeklerine bayılmıştı Mr. Canım otelin haline bak. Kayıt cihazını açarak Serhad'a uzattım. sohbetimize içerde devam edebiliriz." Koltukların olduğu yerde şimdi sadece yanmış plastiklerin eriyerek üzerlerine yapıştığı enli metal çubuklar vardı." Olayın ayrıntılarını raporlarda okumuştum." şimdi bana bakarak açıklıyordu. genzimizi yakan şu pis koku mu. âdeta parmaklarımızın ucunda yeniden yürümeye. eliyle sağ tarafı gösterdi. çok yazık. soluk almamızı güçleştiriyordu. koltukların olduğu yerde. burayı görmüş olmasına rağmen kederle mırıldandı. Bir zamanlar otelin lobisi olan geniş bir alana geldiğimizde.kelamdenizi. çok yazık. avize düşebilir.com böyle yerlerde gezmeye alışkınım. yangın anında nerede oturuyordunuz?" Yanıt yerine eliyle başımızın üstünü gösterdi.www. ben yapmadım. "Yazık be. Serhad duayı bilmiyordu ama biliyormuş gibi dudaklarını kıpırdatıyordu. "Evet. Ben avuçlarımı onlar gibi usulca yukarı çevirmekle yetindim. camlan simsiyah olmuş devasa bir avizeyle karşılaştım. Yangın çıktığını nasıl fark ettiniz?" Komik bir şey söylemişim gibi güldü. "Yani resepsiyon masasının tam karşısında. olay sırasında nerede oturuyordunuz?" Sanki yangın çıkmamış da lobi eski halindeymiş gibi hiç duraksamadan. üzgün gözlerle etrafa bakman Mennan daha biraz önce. "Evet." Resepsiyonun bulunduğu yer olduğunu tahmin ettiğim metal yığınını gösterdi. cam kırıklarına basmamak için büyük bir dikkatle.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. başladık. Metal parçacıklarına. belki hepsi birden havayı ağırlaştırıyor." Girmem filan diye tutturur diye Nezihe'ye sormadım bile. Onun da peşimize düşüp gelmesini umuyordum. "Yazık be. üçü de ardı ardına "Âmin" diyerek ellerini yüzlerine sürdüler. ama bir de ondan duymak istiyordum. "Allah rızası için ölenlerin ruhuna El Fatiha" dedi.soncemre. "Şurada. "Ne patladı?" . En son da Mr. "Burada durmayalım. Simon. "Nasıl fark etmeyeyim. Birkaç metre sağa kaydık. Nezihe ve Mennan Arapça sözcükler fısıldamaya başladılar. Simon'la gelmiştik. Çok kısa bir duaydı." Başımı kaldırınca tam tepemizde lambaları patlamış. Bakışları üçümüzün yüzünde gezindi. "Huzur içinde uyusunlar" demekle yetindim. "Sanırım burası güvenli" dedim kayıt cihazını yeniden uzatırken. bomba gibi patladı. Sizin için sorun olmadığına göre." Yeşil gözleri yeniden yanmış lobiyi taradı. Serhad haklıydı her an üzerimize düşebilirdi.

" "Kadir de yaralanmış. Sarsıntının şiddetinden elimdeki çay bardağı yere düştü tuzla buz oldu. masaların üzerini naylonla kaplıyorduk." "He... Kadir Abi bizim ekibin başıdır." "Nasıl fark ettiniz yangın çıktığını?" Deminden beri benden kaçırdığı gözlerini nihayet yüzüme çevirdi." "Peki sizi kim kurtardı yangından?" Gözlerinden mahcup bir parıltı geçti. Mecit gençti. Hüseyin ile ben önce anlamadık. bir de ben. tam kapıyı açacakken kıyamet koptu." diye kekeledi. Eğer Kadir Abi olmasaydı.com "Tiner bidonları. ortalık batmasın diye." Nezihe'ye döndüm. tiner bidonları boya kutuları hepsi aynı odadaydı.. 'Gidip bir bakalım şuna' diyerek yan odaya seyirtti. "Mecit kokuyu aldı. Yanlış anlamadığımdan emin olmak için sordum. sanırım ölmediği için hem seviniyor. otel tadilattaydı. Sizi dışarı taşırken mi oldu bu iş?" "Bilmiyorum ki abla" dedi Nezihe incecik boyunu bükerek. Yığılıp kalmışım.www. Kadir Abi yoktu yanımızda. sonra biz de duyduk kokuyu. hem de utanıyordu. Ütü odasında. Hüseyin de peşinden. "Ya siz.com "Tiner bidonlarının ne işi vardı otelde?" "Anlattım ya. Sanki toprak yarıldı da yerin altı." Raporlarda bu bilgi yoktu işte. patlama olduğu sırada siz neredeydiniz?" Hazırlıksız yakalanan kadıncağız: "Ben." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Hüseyin. Ertesi gün boya yapacaklardı ya. Hepsi tutuşmuş. . Patlamayı duyunca yetişmiş. ayağına tezdi. Allah ondan razı olsun çok iyi adamdır. Ütülerin.. "Oteldeydik. O sırada oteldeymişsiniz. siz. Patlama o kadar şiddetliydi ki deprem olmuş gibi oturduğum koltuk öne doğru savruldu. Bu işi de o bulmuştu bana. "Kadir Abi kurtarmış. ben de Mecit ve Hüseyin gibi Hakk'ın rahmetine kavuşmuştum çoktan. sırtlayıp çıkarmış beni dışarı. Öyle böyle değil. Boya yapılacaktı. konuşmanın verdiği heyecan nihayet utangaçlığını bastırmıştı. "Kadir Gemelek mi? Yangında yaralanan diğer kişi. ben mi?. benim üstüme çamaşırhanenin kapısı düşmese ben de sizlere ömür. 'Bir şey yanıyor' dedi. Nur içinde yatsın. Rahmetli Mecit.soncemre. üstüne çıktı. "Evet. Mecit ile Hüseyin orada rahmetli olmuş.kelamdenizi." Kahverengi gözlerini kaçırarak yanıtladı..

"yüzüm gözüm kan içindeydi. Zaten Nezihe Abla da kendine gelmeye . Yetkili acentemizi duygusallığıyla baş başa bırakıp. Mecit ile Hüseyin'i çıkaracam dedi. "Siz ne yapıyordunuz o sırada?" Onu suçlamak gibi bir niyetim olmamasına rağmen. yanlış mı algılıyordum. alındı. Sen olsan ne yapardın acaba?" Yine ağız dalaşına başlayacaklardı." Fırsatım buldu ya Mennan yine soktu lafı.kelamdenizi. Dinlemedi." "Yani Nezihe Hanımı dışarı çıkardığında siz Kadiri gördünüz." "Hemen itfaiyeye haber vermediniz yani?" "Başta biraz şaşırdım tabii. Hatta 'Abi girme' dedim. Kadın başından yaralanmıştı." "Gördüm tabii. mangal gibi bir yüreği vardır Kadirimin. yok gerçekten de etkilenmişti Mennan.www. Bu kadını sevmeye başlamıştım galiba." Benden en az yirmi yaş büyük bir kadının saygı gereği bana abla demesi içime dokundu. "Çocukluk arkadaşım diye söylemiyorum." "Evet panikledim n'olmuş. İnsan böyle olaylara alışık olmayınca. "Ne yapacağım" dedi azarlar gibi bir sesle. işte o zaman yaralandı.soncemre. "Nezihe Abla'ya yardım ediyordum." "Gözü kara adamdır Kadir" diyen Mennan da katıldı konuşmaya. bir şey görmedim ki. Neredeyse nemlenmiş gözlerinden ilk damlalar düşecekti yangın yerinin toz ve külle kaplı zeminine.com "Ben bayılmışım." Sesi titriyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Nezihe Abla'yı çıkardıktan sonra Kadir yeniden içeri daldı. "Yok taşırken olmadı" diyen Serhad'ın sözleriyle yeniden döndük konuya. "İtfaiyeyi ne zaman aradınız?" "Kendimi toparlar toparlamaz aradım." "He" dedi Nezihe yine başını sallayarak. fırsat vermedim. Çok geçmedi yani. 'Sen Nezihe'ye bak. duygulanmış gibiydi. yüzü gözü kan içindeydi. "Panikledim desene şuna. Serhad'a döndüm yeniden.

" Öyle olmadığını bildiğim halde özellikle sordum. "Tabii" diye açıkladı Serhad.soncemre. bu iyiydi işte.www. "Ne bileyim koku havalandırmadan filan sızabilir de. yangın bir kat altta. itfaiyeciler kurtardı. "Çünkü" dedi yutkunarak. yaralılar var dedim. sonra perdeler. Prizdeki elektrik kontağından.com başlamıştı. bizim Mennan'ınkinden daha iri ter damlaları belirdi alnında." "Yani Kadir'i öylece bıraktınız mı içerde?" Bakışlarını kaçırarak. yüzüme meraklı bir ifade yerleştirerek sordum." Soran bakışlarımı terden sırılsıklam olmuş yüzüne diktim. hayret yapmadı. önemli bir iş yaptığından emin olarak. itfaiyeciler yangının çıktığı saati hesaplayarak bize geç bilgi verildi diyorlar." Sinirleri bozulmaya başlamıştı. İstifini bozmadan dinlemeyi sürdürdü. "Hayır." . Yani yangının çıktığı oda başka." Kesin bir tavırla reddetti." Gri gözleri alev alev yanmaya başlamıştı "Gecenin o saatinde Konya'da trafik varsa benim suçum mu?" "Ben sizi suçlamıyorum ki" dedim sakin bir ses tonuyla. "Sadece olayın nasıl olduğunu anlamaya çalışıyorum. "Nezihe Abla'yı yalnız bırakmak istemedim. Önce yerdeki halı tutuşuyor.com "Ama itfaiye yetkilileri yangının çıkışından bir saat sonra bize haber verildi diyorlar. biraz daha öfkelenirse kontrolü kaybeder gizlemek istediği bilgileri de ağzından kaçırabilirdi. Ve tutuşan tiner bidonları bomba gibi patlıyor. Evet. kendisinin de inanmadığı bir yanıt verdi.kelamdenizi. Aradan epeyce bir zaman geçmiş. şimdi açık verecek ya da Serhad'ın işine yarayacak bir laf edecek diye. yatak örtüleri filan. düşündüm. Bu kadar ince eleyip sık dokumamın nedeni bu. O yüzden öğrenmek istiyorum ayrıntıları." "Koku filan duymadınız mı? Yani patlamadan önce." Olanı biteni ayrıntısına kadar bilmeme rağmen. Oradan da boya ile tinerlerin bulunduğu çamaşır odasına sıçrıyor. "Kadir'i ben çıkarmadım. üzerine gitmek yararlı olacaktı. "Öyle mi? Bunu bilmiyordum işte. "Kadir'i içeriden çıkarmıştınız yani?" Gri gözlerindeki parıltı gölgelendi. Yani boya ile tinerlerin konulduğu odanın hemen yanında." "Yok nasıl duyayım." Raporları okuduğumu bildiğinden yalan söylediğimin farkında olan Mennan yadırgayan gözlerle beni süzdü. ben koku filan duymadım" "Yine de itfaiyenin olay yerine gelmesi epeyce uzun sürmüş. "çünkü patlama yangından çok sonra olmuştu. "Yangın depo bölümünde çıkıyor. "itfaiyeye haber verdikten sonra ne yaptınız?" "Ambulansı aradım." İnce kaşları iyice çatıldı. tinerlerin patladığı yer başka." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

soncemre. boğucu havası sadece onu değil.www. Ben nereden bileyim yangından adam nasıl kurtarılır?" Küçümseyen gözlerle baktı Mennan: "Tüh ulan kalıbına" diye söylendi. ne yapacaksın?" Biraz daha geç kalsam gireceklerdi birbirlerine. "Adam. Gel lan. Sorularımı doğru dürüst cevaplayacaksanız." Mennan kem küm edecek oldu. Ziya Bey'den öğrenirim olayın gerisini nasıl olsa." "Ama itfaiyeciler girdi" dedi Mennan. "Sakin olun" diyerek herkesi yatıştırmaya çalıştım yeniden." Suratı kıpkırmızı oldu.. Ben de içeri girip ölse miydim?" İsyanı içtendi. hepimizi gerginleştirmişti." Köşeye sıkışmış gibiydi Serhad. gel bakalım. Ben nasıl fark edeyim ki depoda çıkan yangını. bak fena olur sonra. iyice sinirlendirip kaçıracaktı bu insanları sonunda. "Ne yapıyorsunuz siz?" Sesim yeterince güçlü değildi." İtiraz genç oğlandan değil. ama etkili oldu. omuzları düştü. artık anlamıştım kesinlikle soruşturmayı sabote etmek istiyordu bu adam. Elimden geleni yaptım işte.com "Yüreğim yemedi desene şuna. Ziya Bey bile üstüme geldi. Bir soruşturma yürütmeye çalışıyorum burada. Herkese haber verdim... Lütfen dilinizi tutun artık.kelamdenizi. "Ne diyorsun lan sen" diye gürledi. "bir de delikanlıyım diye dolaşıyorsun. "Bana bakın Serhad Bey. Birbirimize bağırıp çağırarak bir sonuç alamayız.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Ziya Bey lafını duyunca sıkılı yumrukları açıldı. kendini suçlu hissederek savunmaya geçti. gitti. Bizim Kadir'i sağ salim dışarı çıkardılar." Uyanlarıma rağmen Mennan dayanamayıp araya girmişti yine. Daha ne yapayım? Kadir Abi'ye gitme dedim. Ziya ne olursa olsun. "Şu anda arkadaşınız için yapabileceğimiz bir şey yok. en yakın arkadaşımı ölüme terk etmiş. Konya'nın göbeğinde bir ingiliz kadından böyle bir tepki beklemiyor olacaklar ki ikisi de durdu. lobinin moral bozan görüntüsü. onları yalnız . "Neden anlamıyorsunuz Mennan Bey" diye bağırdım. Birbirimizi dinlemeyi öğrenelim. Serhad öfkeyle dikildi Mennan'ın karşısına. Hayret Serhad bu defa bozulmadı. "Kusura bakmayın" dedi bakışlarını kaçırarak. Kadir şimdi daha iyi olacaktı. "benim hiçbir suçum yok bu işte. yapmayacaksanız. ilgilenmeden ötekine döndüm. Tutmayacaksanız da buyrun bizi dışarıda bekleyin. bizim mülayim görünüşlü Mennan'dan geldi. gidin. "Ardından gitmeye gayret ettim." Mennan gerilemedi: iri gövdesinden beklenmeyen bir çeviklikle kavgacı bir horoz gibi dikildi bu delibozuk gencin karşısına." Bu sözler bardağı taşıran son damla oldu. "N'aparsın lan? Elinden geleni ardına koyma." Yok. Belki sen daha önceden girsen. eline güçlü bir koz geçirmenin verdiği cesaretle. "Onlar işi biliyorlar. giremedim. "N'olmuş benim delikanlılığıma? Yaşına hürmeten bey deyip duruyorum. "Kendinize gelin. Ama herkes beni suçluyor. ama yanımızdan ayrılmadı. "Nasıl sakin olalım Miss Karen" dedi kan çanağına dönmüş gözlerini yüzüme dikerek. cevaplayın. "Senin giremediğin yere girdiler. her tarafı alev sarmıştı.

Ziya Abi'ye de ne söylerseniz söyleyin. kendimi kaybedeceğimden." Cep telefonum tam zamanında yetişti yardımıma. başını çevirdi.com bırakmayacaksın diye uyarmış olmalıydı." Biraz daha konuşursam. "Evet. Döndüm çıkışa yürüdüm. "Lütfen bir de açıklama yapmaya kalkmayın. "geliyorum ya. "Başardınız. Ziya'yla ne işler çeviriyorsunuz diyerek. Yeniden Serhad'a döndüm. Ama o Serhad denen iti gördünüz. "Biraz daha burda durursam başım belaya girecek." Başını öne doğru sallamayı unutmamıştı yine.... uçuşan kül zerrecikleri soluk almamı iyice güçleştiriyordu. İçerisinin sıcağı daha da artmış gibiydi. "Tebrik ederim" dedim öfkeyle soluyarak. yanlış bir şey yaptıysam özür dilerim. Birkaç adım attıktan sonra durdu. Alo. hemen kurtulmalıydım bu yangın yerinden. sanki koku genzimi daha çok yakıyor." "Ama. Merhaba" Konuşurken yürümeyi de sürdürdüm. ama." Onu dinlemeye katlanamıyordum. 13 "Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin" Elimde kayıt cihazıyla öylece kalakalmıştım otelin yıkıntılarının arasında.. Daha arabadan iner inmez sataşmaya başladı bana. çıkışa yürüdü. Sonunda soruşturmayı yarıda bıraktırdınız. ben böyle olsun istemedim. Alnında biriken terleri kurulamayı bile unutarak karşımda dikilen Mennan'a baktım. Ne yapacağını bilemeden öylece dikilen Nezihe'ye seslendi: "Geliyor musun Abla?" Nezihe göz göze gelmekten kaçınır gibi yüzüme baktıktan sonra: "He. "Bir dakika.kelamdenizi.www. "ben artık konuşmak istemiyorum.." Mennan'ı işaret etti." Döndü.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bildiğim bilmediğim kuşkulu ne varsa sayıp dökeceğimden korkuyordum. . Artık bu konuyu tartışmak istemiyorum. bağırıp çağırmaya başlayacağımdan. Mennan'ın söyleyeceklerini beklemeden telefonumu çıkardım. geliyorum" dedi aceleyle.soncemre. siz kaldığımız yerden. Arayan Nigel'dı." Yüzüne bile bakmadan başımı salladım.. "Boşuna konuşuyorsunuz." "Yok" dedi kararlı bir tavırla başını sallayarak. "Bakın... bir dakika Miss Karen" diyerek yetişti ardımdan." "Ama.. Uzaklaşmakta olan Serhad'ın ardından baktım çaresizce. Serhad Bey. "Alo Nigel.. İçimden ona teşekkürler ederek dokundum konuşma tuşuna..

Üstelik sonunda şairini de bilmem gerekiyordu. "Nigel dalga geçmiyorsun değil mi?" "Niye inanmıyorsun yav. Şu anda bir yıkıntının ortasındayım.olacağım. Birkaç adım sonra dışarıda. birileri dağıtıyor. "demek gökyüzünü görmek isliyorsun." "Vay" diye haykırdı heyecanla. Aslında Nigel'a daha sonra ara desem. "Sen şiir sevmezsin ki!" diye söylendim. dünyanın en güzel şiiri bile etkisiz kalır burada. sahiden şiir okuyorum. "Emin misin? Okumadın mı?" Sitem dolu bir sesle yanıtladım. Ayağımı masamın üzerine uzattım. Daha sonra ara dersem bu ruh halini kaybedecekti. "Tamam" dedim kaçan neşemi toplamaya çalışarak." "Ne kitabı?" "Seçme şiirler." "Hum. "Belki sen bilirsin yazanı. Sen şiiri okurken gökyüzünü görmek istiyorum." Ciddi gibiydi ama karşımdaki Nigel olunca inanmak zordu. Şiir okurken aklına gelmiştim. Sabahki ameliyattan sonra başka işim kalmadı." Duraksadı. "Ben toparlamaya çalışıyorum. "Oo sinirliyiz bakıyorum. "Ama sana hiç şiir okumamış olmam. açıkça şikâyet ettim.com "Merhaba tatlım." Kahkahalarla gülmeye başladı Nigel. Bak sen de şiir gibi konuştun şimdi. şiir sevmediğim anlamına gelmez. "Okusaydın unutmazdım. Ona bunu yapamazdım." Bir süre suskun kaldı.. Nasıl gidiyor?" "Eh işte" diye söylendim. ." Şu absürdlüğe bakın. "dinliyorum ama bir saniye bekle." "Anladım da yazan kim?" Bir an suskunluk oldu. ingilizce anlıyorsa da anlasındı. Tabii korku şiiri değilse. Sen ne yapıyorsun?" Neşeyle fısıldadı: "Şiir okuyorum.kelamdenizi. kırılmazdı. şimdi Londra'daki sevgilimin sesinden şiir dinleyecektim. Belli ki duygulanmıştı. verdiğin ilk hediyeyi unutmadığım gibi." "Dalga geçme. Ama şu anda çok güzel bir ruh hali içindeydi. beni hatırlamıştı." Nigel hemen anladı ses tonumdan.www. kitabımın sayfalarını çeviriyorum. Harley Street'teki kliniğinde oturmuş bir şiir kitabının sayfalarını çeviriyor. Bir adım geriden beni izleyen Mennan'a göz ucuyla baktım. Kim kızdırmış benim dişi kaplanımı?" "Boş ver şimdi. eşeklik etmişiz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Aldığın ilk çiçeği. Hatırlamaya uğraşıyordu.. "Sevmediğimi nereden çıkardın?" "Bana hiç şiir okumadın.soncemre. bulunduğum yer korkunç. Bizim Nigel. ama gotik olmayanından. birkaç saniye önce iş nedeniyle bir adamı azarlamışken. "Önce şiiri okuyayım" dedi gizemli bir sesle." Duyduğuma inanamadım.

Masmavi." "Tamam. niye alınacağım. yeni ülkeler gör. dinle o zaman. kimsesiz kalmış bir çocuk gibi. Galiba bütün mesele sınırım bilmekteydi. Anlaşılan burayı çok özlemişsin. Yalnız.soncemre." Kocaman bir kahkaha attı. Doğru söylüyorsun. seni bunun için seviyorum işte. "Hatta hırslı bir yetişkin gibi. hatırla emi! Gittin ey sevgili şimdi yollardasın Ayın değirmisini başına yastık yapmış uyumaktasın .www. Ama benimle eğleştiğin toprakları da unutma. ama şairini sen bulacaksın sonunda. iğrenç kokudan kurtulur kurtulmaz derin bir nefes aldım. Git. öfkelendiğin anda gerçek bir yırtıcıya dönüştüğün için de. Şimdi de öyle oluyordu galiba? Daha dün. siluetin benziyor." Ne kadar da iyi tanıyordu beni. Kendini bu kadar yıpratma. Nigel haklıydı abartmamakta yarar vardı. Dönüp işte marifetin der gibi Mennan'a baktım. "Değmez" derdi. bir zenciye benzetmek. "Ne oldu." Şaşkınlıkla mırıldandım: "Daha mı iyi geliyor?" "Daha iyi" dedi söylediğinin doğruluğundan emin olan birinin güven veren sesiyle. Öte yandan görevimi de yapmak zorundaydım. "Alındın mı yoksa?" "Yok canım. "aklına. Başını öne eğdi. Başlıyorum: Tatlı bir ömür gibi gitmeye niyetlendin Ayrılık atını eğerledin inadına. "Görüyorum. "Çıktın galiba" diye sordu zeki sevgilim. yer yer beyaz bulutlar var. niye sustun?" dedi Nigel'ın sesi.kelamdenizi. O boğucu havadan. Ama bugün daha iyi geliyor sesin." Kendine zenci demekten çok hoşlanırdı Nigel." "İyi. Biz çalışmak için değil. "Tamam öfkelisin ama dün gece yıkılmış gibiydin. eğlenmek için geldik bu dünyaya." Sonunda adımımı dışarı atabilmiştim." "Sadece bunun için mi?" "Hayır.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Sesinde eleştirel bir tını belirmişi! Zaman zaman işime kendimi fazla kaptırmakla suçlardı beni. "Kar gibi beyaz bir bulutu. çünkü senin şiiri okumanı bekliyorum. En kötü anlarda bile şaka yapabildiğin için." "Hepsi aynı kapıya çıkar. "Rengin benziyor demedim ki. beni Konya'ya getirttiği için lanetler okuduğum bir soruşturma uğruna bugün kıran kırana bir mücadeleye girişmiştim." Nigel'a hak verirdim ama yine de işe kaptırmaktan alamazdım kendimi. Sustum. "Şimdi ne istediğini bilen. yüreğine yazık. büyülü diyarlarda gez. ama amacına ulaşamadığı için sinirlenen güçlü bir yetişkin gibisin" diye açıkladı. Ondan uzaklaşırken sesime tatlı bir tını katarak mırıldandım. Hem de hiç kimse senden bunu ummazken..com "Ömürsün Karen. Bir de çok güzel öpüştüğün için. tamam anladık. Özellikle de Anglosakson kökenli Londralıların yanında. Bir de.. "şimdi görüyor musun gökyüzünü?" Aslında bakışlarım gökyüzünden önce geniş caddede uzaklaşmakta olan lacivert Mercedes'e takılmıştı. İnanmazsın bulutun biri senin yüzünün siluetine benziyor.

kimse masum değildir. Ama eserlerini Farsça yazıyormuş. Anadolu'nun göbeğinde. En çok sevdiğim şiiri ise.kelamdenizi. Öylece kaldım." Babam bu düşünceye karşı çıkmıştı. daha doğrusu Anadolu'da. Eminim babanız size ondan bahsetmiştir. nefesim kesilmişti." "Yani şair İngilizce yazmıyordu. bilmiyorum." Bakışlarım az ötemde dümdüz uzanan Konya'ya çevrildi. soğuğun donduruculuğundan kurtulmak umudu vardır. Belki de ayrılıkla ilgili olduğu için ikimizi de derinden çarpmıştı şiir. Önemli olan bulanmamak. önemli olan safiyeti. suyun saydamlığını bozar. ipucu veriyorsun. Şiir o kadar güzeldi ki. Ama en yaygın olanlarını. yeniden temizlenmek." Bahsetmişti. ilk kez duyuyorum bu şiiri. Yaşam olduğu sürece saf olmak. pası. şairimizin adı Mevlânâ Celaleddin Rumi" diye bağırdı sunucu rolünü sürdürerek. Her gün bir yerden göçmek ne iyi her gün bir yere konmak re güzel bulanmadan donmadan akmak ne hoş dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. donmadan akmak" kısmına katılmazdı. daha şiirin ilk dizesinde onu tanıyacağınızı sanmıştım. Gündelik hayat acımasızlık çarkı üzerinde dönüyor. akmaktır. "insanın özü de.www. Kimse saf. masum olmak umudu da vardır.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Suyun özü temizdir" demişti. bunca kötülüğe. masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir. renkli düşler seninle olsun ama bir zamanlar dizlerimde yattığını da unutma. Bravo bildiniz. Mutlaka bilmen gerek." "Farsça mı? Ömer Hayyam mı?" Düşkırıklığına bulanmış bir sesle söylendi: "Anadolu'da yaşamış diyorum hanımefendi." Niye öyle düşünüyordu? "Yoksa Türk mü bu şair?" Sesini yarışma sunan spikerlerinkine benzeterek tüyolar ver meye başladı." Ne ima ediyordu bu şimdi? "Hayır. Kış güçlüyse donar. geçtiği yerlerin kiri. evet. "Çok güzelmiş" diyebildim sonunda. bunca zalimliğe.soncemre. "Yoksa Rumi mi?" "İşte bu kadar. Aslolan yaşamdır. Annem de çok severdi bu şiiri ama "bulanmadan. annemle babamın üzerinde saatlerce tartıştıkları şu dizelerdi. hem de defalarca. donmamak değil. Dikkat et. üstelik çocukluk yılları hariç Türkiye'de yaşamış. Etnik kökeninin Türk olduğu söyleniyor. Ansızın gözümün önündeki perde kalktı." "Olamaz. Yaşayan kirlenir. Su akabildiği sürece. Bizi o . "Ama itiraf etmeliyim ki bayan. Dünyanın en zor işi bu. "Yeryüzünün bütün akan suları bulanır. açgözlülüğe karşı özümüzü koruyabilmek. hatırla emi. Nigel'ın da sesi çıkmıyordu. "Orası tartışmalı.com güzel uykular. Önemli olan. Bazı şiirlerini de hatırlıyordum üstelik. çamura. "olağanüstü bir şiir." "Muhtemelen orijinali daha güzeldir." Küçük bir gülüş yuvarlandı telefonun öteki ucundan: "Bence şairim de biliyorsun.

Seçtiğin şiir de çok güzeldi. arada bir de olsa beni hatırla." Tartışma uzlaşma olmadan sona ermişti. Sonra yeniden telefonuma döndüm." "Ben de seni seviyorum Karen Kimya Greemvood. Dün geceki konuşmamızdan sonra internetten Konya'yı araştırdım." . gülümsemeye çalıştı. Seçme şiirlerini aldım." iğneleyici bir sesle yakındı. Ama beni dinlersen. okumaya başla. başladı şiirdeki gibi konuşmaya." Hemen havaya girdi. bulanmayana. "Niye öyle söyledin?" Şaşkın mırıldandı. "Ne bileyim sevdiğini söylemedin ki." İkimiz de sustuk. donmayana övgü düzüyor. Bakışlarım arabasının başında telefon konuşmamı bitirmemi bekleyen Mennan'a kaydı. bencillikle cilalanmış ilişkiler. Ve kirlenmemiş olana. "Nereden geldi aklına Mevlânâ?" "Nereden gelecek. Eminim çok iyi gelecektir. sanırım bir tartışmanın ortasındaydın." Kimya mı? Tanıştığımızdan beri ilk kez Kimya diyordu bana. istesem de unutamam. Ona hâlâ kızgındım. gülümser gibi bile oldum. Sen bu adımı hiç kullanmazdın da." "Denerim" dedim telefonu kapatacaktım ki. Nefsimizin iştahını kabartacak renkli oyuncaklar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. asıl ilginç olan Nigel'in Mevlânâ'yı keşfetmesiydi. ama bu kez kaçırmadım bakışlarımı. Ben kime hak verdiğimi hatırlamıyorum.www. "Şimdi söyle bakalım" diye seslendim telefonun mikrofonuna. tuhaf bir adam da beni Kimya diye çağırıyor diyecek halim yoktu. "Bir de şiir sevmediğimi söylüyordun. Mevlana'yı okuyunca etkilendin herhalde.soncemre. . "Nasıl?" "Neden Kimya dedin?" "Adın öyle olduğu için. emi. İşte buna karşı uyarıyor bizi Mevlânâ Hazretleri. Ama sen de sigorta poliçeleriyle uğraşırken. her zaman şiir okumasan da beni sık sık ara. fazla önemseme. "Teşekkür ederim Nigel.com masum özümüzden uzaklaştırmak için hayat birbirinden parıltılı ilişkiler sunuyor: Yalanla. annemi hatırladım. Gerçekten çok iyi geldi." "Etkilenmemek elde değil ki. aklımızı bedenimizin emrine sokmak için. toparlandı. Baktığımı görünce. ama o günden sonra bu şiir hep aklımda kalmıştı. bu zenci sevgilim unutma emi!" Sevinçle mırıldandım: "Merak etme. Seni çok seviyorum Nigel. senden. Ruhu-muzu köle edip. Benim bu şiiri hatırlamam normaldi. Hatta Rumi'nin kitaplarından birini al. Merak ettim. Hep böyle güzel sürprizler yap. En az Konya kadar Rumi bilgisiyle karşılaştım. sahtekârlıkla. Artık kavgana dönmelisin. Neyse seni daha fazla tutmayayım." "Gerçekten şaşırttın beni. "Yaparım.kelamdenizi. Camden'daki şu büyük kitapçıya gittim." "Her şeyin bir zamanı vardır. Yoksa yanlış bir şey mi söyledim?" Nigel'a. "Sadece tuhafıma gitti biraz.

" "Tabii canım. Ben de yokum. Mennan'ın önünde tedirginlik içinde beklediği devasa otel iskeletine yürüdüm yeniden.com "Nigel biliyor musun. Aykırı olan ne kadar davranış varsa." Her adımda biraz daha artıyordu koku. Ama Nigel'ı sevmesinin gerçek nedeni. yangının paçavralara çevirdiği halıların üzerinden geçip dar bir merdivene ulaştık. sen kızı doğur" derdi.kelamdenizi. Gerçekten de annemin abuk sabuk konuşmalarına saatlerce dayanabilen tek erkek arkadaşım Nigel'dı. "Teşekkür ederim Nigel. Büyük olasılıkla Nigel'a kızar. Belki de orta yolu bulmak için Nigel'ı iknaya çalışır. Ama sinirlenme tamam mı? Hoşça kal". Nigel'ın sözleri beni rahatlatmıştı. 14 ". Çünkü son iki yıldır en büyük hayali torununu kucağına almaktı. çocuğun cinsiyetini de kendisi belirlemişti.soncemre. hem de bize yardım etmiş olurdu. Hatta gelirse bu akşam yemeğe çıkarırım onu.www. Kendisi gibi Anglosakson kültürüne taban tabana zıt kültürden gelen bir Türk'le evlenmemiştim belki. Matthew Amca ölmüş. Siyahi olmasından değil. Kulaklarımda giderek yoğunlaşan bir basınç hissediyordum. "Simsiyah gözleri senin gibi derin derin bakan bir kız çocuğu istiyorum" diyordu. hiç merak etme hemen ararım. hoşça kal. "Karen doğursun ben bakarım. siz de istediğiniz yerde gezer tozarsınız" derdi.. Bebek mutlaka kız olacaktı. Mennan'a duyduğum kızgınlık bile azalmıştı. Kaygılandım. bu uzun boylu siyahinin onunla yakından ilgilenmesiydi. Şey diyorum Nigel. çok yalnız hissediyordur kendini. ben Susan'la ilgilenirim. Zaten kızarak neyi çözecektim ki? Olanları yeniden gözden geçirmeli. gerçekten de ilginç buluyordu annemin anlattıklarını. "Boş ver o hedonist cerrahın söylediklerini. Evet galiba böyle derdi. sen artık işine dön. "Yaşadığı her an. o tuhaf adam ateşten bir Medusa haline geliyordu. Belki de bu yüzden adımlarımızı hızlandırarak. ama onun kabul etmesi zor tabii." Telefonu kapatırken." "Kurtulmuş" dedi doktorlara özgü o katı tavırla. sanki tavan usulca aşağı doğru iniyordu. Ama şimdi hamile kaldığımı öğrense. eğer bir gün Nigel'la ben ayrılsam bile onların iki dost olarak görüşmeye devam edeceklerine inanıyordum. Evet." "Ben de anneme öyle söyledim." "Merak etme. Annemin yemeğe çıkacağını sanmıyorum.. îşin tuhafı bunu kibarlıktan yapmıyordu. ama dedeleri Karayiplerden köle olarak getirilmiş bir siyahi de fena seçim değildi. annemi bir araşan. Tabii annem bebek konusunu öğrense tavrı ne olurdu bilmiyorum. Hadi. belki yeni bir başlangıç yapmalıydım. her dakika acı çekiyordu. Yangın yerindeki duvarlar üstümüze üstümüze geliyor. sıcak havasını içime çekerek. Öyle iyi anlaşıyorlardı ki. ama sen yine de teklif et. kadın hepsine meyilliydi. sesini duymak hoşuna gidecektir. Güneş ışınları kararmış ." Annem çok hoşlanırdı Nigel'dan. Konya'nın kuru. otel yıkıntısında yitirdiğim huzuru yeniden bulmuş gibiydim. Kurtulmuş zavallı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. gerginlik ve korkunun aklımı ele geçirmesine izin vermeden. ki bu da önemli bir ölçüttü annem için. "Tamam. Her tarafta kırmızı bir ışık vardı. Ama hep kendime telkin ettiğim gibi soğukkanlılığımı yitirmeden. Nigel'ın da çocuğu istemediğini duysa bunu nasıl karşılardı kestirmek zordu. Ama şimdi yardıma ihtiyacı olan oydu. Böylece hem torunu ona kalır. Seni sever. Dün çok üzgün geliyordu sesi. Erkek arkadaşlarım arasında en çok sevdiği kişi kesinlikle oydu.

. ayaklarım beni bir sonraki resme taşıdı. tezgâhın başında ayakta duruyordum. Ona baktım. Vişneçürüğü rengindeki halıya adımımı atar atmaz kırmızılık bitti. kırmızı gözlerindeki parıltı daha ürkütücü bir hal alıyordu. siyah sakallı adam. basık burnu. "Niye şaşırdın?" diye bir ses geldi arkamdan. yarı aralık ağzında panldayan dişleri. mutfak hariç. uzayıp giden koridorun sonunu görmek için boşuna uğraştı. Dışarıdaki güneş yangın yerini yeniden alevler içinde bırakmıştı. Arkada bir ay önce açılan bir resim galerisinin tabelası görünüyordu. delik deşik halı parçacıklanyla kaplı basamakları. Gözleri yüzümde yine dimdik duruyordu karşımda. Hayret.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yaklaşınca anladım. alevler bu koridora hiç uğramamış gibiydi. Mennan'ı Mennan yapan ne varsa hepsi kızıla boyanmıştı. yemek yapmıyordum tezgâhtaki bulaşıkları toparlıyordum. Tabii. mutfağımın içi olduğu gibi görünüyordu. Her basamakta biraz daha artıyordu sıcaklık. Bakışlarım soldan ikinciye takıldı. bu koridor sonsuza kadar uzanıyor gibiydi. çekik gözleri bile kıpkırmızıydı. Aman Tanrım.kelamdenizi. karşılıklı duvarlara eşit aralıklarla yerleştirilen siyah lekeler dikkatimi çekti. giderek koyulaşan bir kızıllık kaplamıştı her yanını. Belki ötekinde. evet bizim tarihi saat kulesi. Bana yüzüğü veren adam. Onun kadar hızlı ilerleyemediğim için arada bir dönüp bana bakıyordu. leke değil. Yanılmamıştım. . boyaları akmış tablolar. Bu ilginç işte. Hayır. Hayır. fotoğraftı bunlar. sakalları uzun giysileri. gömleğinin yakası. sadece mutfağımı gösteriyordu. sıcaklığın tuhaf biçimler verdiği plastik çiçekler. Resme yakından baletim. Geniş alnı. o adamdı. Yaklaştım. siyah giysiler içindeki. Döndüm. Nasıl olmuş da yangından kurtulmuştu acaba? Aklımdan bunlar geçerken. Önce Mennan soruyor sandım. işte şu soldaki de oturduğum apartman. her tarafta alevlerin izleri. Ben de oradaydım. arkamda duran kişi Nigel değildi. Saçı. Yürümeyi bırakıp resmin yanında durdum. Hayır bir değil. Fotoğrafların siyah beyaz olması sanatçının seçimiydi demek. bu benim dairemin fotoğrafıydı. Gözlerim.com camlardan geçerken kızıla dönüşüyor olmalıydı. O adamdı. gamzeli çenesi yani bütün yüzü kızıllar içindeydi. geride bir kişi daha vardı. Bir adım önümde yürüyen Mennan'ın bütün bedeni bu kırmızı ışık tarafından ele geçirilmiş gibiydi. "Buradan" diyerek hafifçe döndü. Konya'da-ki bir otelin koridorlarında bir Londra fotoğrafı. dar merdivenlerden inmeye başladık. Ahşabı yanmış tırabzanları. sağ avucunda tutuğu nemli mendili. Big Ben'i görür gibi oldum. Ne çağla rengi duvarlarda bir is. yandaki fotoğraf da benim şehrimde çekilmişti. duvarları kırmızı. "Buradan ineceğiz" diyerek yineledi. değildi. yüzü gölgede kalıyordu. Mennan hiç etkilenmemiş gibi büyük bir gayretle iniyordu merdivenlerden. Şaşkınlıkla çevreye bakındım. Trafalgar Meydanı değil mi burası? Evet. Yemek sonrası olmalı. Gözlerimin yanmaya başladığını hissettim. Belki de otelin altını boydan boya kateden bir geçitti burası. Camları puslanmış pencereler. Nigel da geride içkisini yudumluyordu. üstelik fotoğraf yeniydi.soncemre. Nigel olmalıydı. rugan ayakkabıları. Binanın önünde dikilen kişi de yan komşum yaşlı Scott'tan başkası değil. Neler oluyordu anlayamamıştım. ne yerdeki vişneçürüğü halıda bir yanık. Yok. Her dönüp baktığında yüzündeki eziklik biraz daha azalıyor. Merdiven uzun bir koridora indirdi bizi. gömleğinin yakasından taşan tombul ensesi. Dalgalı saçları. büyük olasılıkla yemek yapıyordum. Fotoğraf çok netti. Mennan'ın kırmızı tombul parmağı aşağıya inen merdivenleri gösteriyordu. Sokağa bakan odalarımın perdeleri kapalıydı. iri elleri. bedenine bir numara büyük olduğunu düşündüğüm pantolonu. öteki fotoğraf. Yanındaki fotoğrafa geçtim. Sanki otelin yangın çıkmadan önceki haline geri dönmüştüm. kaşları. Benim yaşadığım semt..www. seçemedim. Ama artık siyahlar içinde değildi. Sanki alt katlarda bir yerlerde yangın hâlâ devam ediyordu. sırları açığa çıkmış aynalar. Ama burası Muswell Hill'di.

. yoksa sürüyor muydu. Kendisine bakan herkesi taşa çeviren Medusa. böyle eli kolu görünmez iplerle bağlanmış bir halde beklerken o alevden Medusa ağır ağır bana yaklaşıyordu. her şey ustaca düzenlenmiş bir tezgâhtı. kızıllık kaybolmuştu ama ses.. Tutuşan saçlar. sakallan tutuştu. parmakları alevler içindeydi. yalnız kalmaya ihtiyacım vardı. çağla yeşili duvar geçtiği her yer tutuşuyor. hepsi birleşerek tuhaf bir kâbusa sürükledi beni. Bugün de doğru olanı yaptım. Müslümanlan akşam ibadeti için camiye çağıran ezan. Otelime dönmek çok mantıklıydı. Şimdi sabırlı olma zamanı." Hayır.. Hep geceleri karşıma çıkmasının bir anlamı mı var? Çoktan unutmuş olmam gerektiği halde. babamın kim bilir hangi tarihte söyledikleri geldi aklıma. onu sana getirdim. yangının uğramadığını sandığım bu koridor da o tuhaf kırmızılığın egemenliğine girmişti artık. "Eşhedü enla ilahe illallah. bu lanetli koridordan çıkmak istiyordum ama yapamıyor-dum. Ateşten Medusa alevler içindeki parmağını yüzüme uzatırken duydum sesi. olanı biteni açıkça görürsün. Yüzüme dikilen ateşten gözler beni büyülüyor. Şu aşamada kimseye bir şey söyleyemem. Dehşet içindeydim. odamda yankılanmaya devam ediyordu. "gerçeği anyordun.... Sahi o sakallı adam "Gerçeği arıyordun onu sana getirdim" demekle neyi anlatmak istiyordu? Yangını kendisinin çıkardığını mı söylemek istiyordu? Çok mantıksız. Vişneçürüğü halı. . Hepsi. Ya dün akşam olanlar? Onu gördüğümde uyumuyordum. Ses karşıdaki Sultan Selim Camii'nden geliyordu. duvardaki ahşap çerçeveler. Allahu ekber. Medusa.www. Mennan'a duyduğum kuşku. gözlerimin aklan buhar olup uçmaya başlamıştı. Varlık âlemi gündüz gibidir. Son gördüğüm kâbus. Mana âlemi ise gece gibidir. anlayamadım. tam tersine akıl ışığını yakmam gerekiyordu. Mantıklıydı da yine de kurtulamamıştım kâbus görmekten. gün boyu yaşadıklarımla ilgili olmalı." Ellerini bana doğru uzatmıştı. evet onu hiç gündüz görmedim. Zi-ya ile Mennan açıkça oynuyordu benimle.com "Yangını arıyordun işte buldun. Güçlü olmam gerekiyor. "İki âlem vardır: îlki varlık âlemi." Gönül ışığını değil. iyi de rüyamı nasıl belirleyebilirlerdi ki? Bugün yiyeceklerime ilaç katabilecekleri fırsatları bile olmadı.. benim seçtiğim lokantada yemek yedik. bırakın adım atmamı. Kulak kabartıp dinledim. Hayır.soncemre. hatta Nigel'ın Londra'dan araması. daha değil. Yüzümdeki ter kurumaya. bu gerçekti. hakkında ne düşünüyorsam Mennan'ın yüzüne söylemeliydim. uykunun denetimsiz bıraktığı bilinçaltımın bana oynadığı bir oyun işte. kaçmak istiyordum. Korkuyla geri çekildim.kelamdenizi. fotoğraflardaki Londra. Yorulmuştum. Sadece İkonion Türizm'deki çayıma bir şeyler karıştırmış olabilirler. Söylemeli miydim? Böylece bir çuval inciri berbat etmiş olurdum." Sanki beni ikna etmek istermiş gibi artık bir meşaleye dönüşmüş sağ eliyle yüzüne dokundu. Demek ki dün sakallı adamı bu saatlerde görmüştüm. Yangın yerinde araştırma yapmamak yerinde bir karardı. ama onun da bu kadar etkili olabileceğini sanmıyorum. ketum olmam gerekiyordu. "Allahu ekber. o tuhaf adam ateşten bir medusa haline geliyordu. Ortalık karardıktan sonra. kendini kolayca ele verir.. dün lastik patladığında sakallı adamı görmeden önce duyduğum Arapça sözlerdi bunlar. onu bulmak için mutlaka gönül ışığını yakman gerekir. ardından saçları. yangın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ikincisi mana âlemi. Allahu ekber. "Korkma" dedi. koridor bir cehenneme dönüşüyordu. derim gerilmeye. kıpırdamama bile izin vermiyordu." Gözlerimi açtığımda kan ter içinde kalmıştım. Böyle çaresiz." Kâbus bitmiş miydi. Kulaklarımdaki basınç dayanılmaz bir hal almıştı. Belki de içime atmamalıydım. Tabii yangın yeri. "Allahu ekber. düşünmeye. Mennan'la gezerken. sakallar alevden yılanlara dönüşüyor.

Sadece cami değildi. Ne yani.www. "Senin olanı sana getirdim" demişti. Şu Şems-i Tebrizi'yi bir de ben araştırsam fena olmayacaktı." Bugünkü kâbusumun bütün dehşet verici atmosferine rağmen sakallı adamın ne sesinde. böyle olması gerekiyor. Kimya'nın kocası olması. Asıl adı Şemseddin Muhammed'di. Vakit erişmiş civcivler çıkmış. Henüz ergenlik çağma girmemiştim. "Oğlum deli değilsin ama halin bir tuhaf. Yataktan kalktım. Konya'dan yüzlerce kilometre ötede. kendini Şems-i Tebrizi mi sanıyor? iyi de Şems-i Tebrizi kim? Mevlânâ'nın hocasıymış. ne Mennan'la tanışmıştım. Doğum tarihi hakkında bilgiler kesin değildi ama yazarların çoğu 1185 yılında doğmuş olabileceğini söylüyordu. şu Semş denen adam. Tamam kâbus iş te. bilgisayarımı açtım. Daha çocukluk çağlarında mistik düşüncelere eğilim göstermeye başlamıştı.. Ona şu cevabı verdim: "Baba. Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyla birlikte bir de kaz yumurtası koymuşlar. Ne demek şimdi bu? Babam olsa hepsini anlatırdı. kırk gece bir şey yemez. bugün de söylediği ortak bir sözcük vardı: "Korkma. Ziya öyle demedi mi? Şems-i Tebrizi olmasaymış. Evet. Birkaç dakika sonra Şems-i Tebrizi hakkında onlarca dosya belirdi bilgisayarımın ekranında. ama olmadı." Hem camiymiş. çünkü mantıklı olan bu. Kimdi bu adam? Ya da kim olmaya çalışıyordu? Dün önünde lastiğin patladığı cami Şems-i Tebrizi diye bir dervişin adına yaptırılmış. her türlü istekten kesilirdim. uçakta beni Kimya diye çağıran ses? Ne Konya'ya inmiş-tik. o sakallı adam. babamla ilgili yıllardır bastırdığım duyguların bir anda uyanıp zihnime hücum etmesi. ne de Ziya'yla. Metinlerden birinde çocukluk dönemi kendi ağzından şöyle anlatılmaktaydı. Aşk deryasına daldım mı kırk gün. Bu durumu gören zavallı babam kaygılanmaya başlamıştı. Kendimce bir açıklama bulmuş olmama rağmen kafamda sorular uçuşmayı sürdürüyordu. ama yok. "Şems-i-Tebrizi Camii ve Türbesi. Tebriz'de doğmuştu. hem de mezar. gecelerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Mevlânâ sıradan bir din âlimi olarak kalırmış. bizim ilişkimiz şu hikâyedeki misale benziyor. Öteki civcivler eşelenirken. Ondan korkmuyordum ama yaşadıklarım korkunçtu. kaz yumurtasından çıkan yavru .soncemre. Kimya" diye seslenip duruyor bana.kelamdenizi. Kimya da Mevlânâ'nın evlatlığıymış zaten. hepsi beni korkutmak için? Ya. Şems'in Mevlânâ'nın hocası olması değil de. ne yazıyordu tabelada. mutlaka böyle oldu. biraz palazlanınca analarının ardına düşerek göl kenarına inmişler. Hepsi tezgâh. İyi de bütün bunların benimle ne ilgisi var? Bir ilgisi yok da.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. Kim bilir nerede? Ve beni asıl ilgilendiren mesele. Dün de. senin bu davranışlarından hiçbir şey anlamıyorum. "Kimya. Bir sonuca ulaşmış olmak be ni rahatlatmalıydı. Bunun sonu nereye varacak?" diye bana çıkıştı. Günlerce. ne de gözlerinde bir tehdit yoktu.com Yüzüğü bana verirken.

bildiklerinin yerine yenilerini koymak için yanıp tutuşuyordu. Şems'in aklı. felsefe ve tabii din eğitimi aldığı yazmaktaydı. alışkanlıklarımıza. gözlerindeki solgun pırıltı mı. Halbuki kaz yavrusu. Ama yine de Şah Nesim deyince akan sular durur. Şems-i Teb-rizi'nin Arapça ve Farsça bildiği. ama bir şey vardı. Sanırım Şah Nesim de Şems-i Tebrizi gibi biriydi ya da öyle olmaya çalışıyordu. babamın bütün ilgisi onun üzerinde toplanır. Ey babacığım.www. ayrıca simya. Dünyanın bütün sırlarına ermiş gibi sakin. ben yüzebileceğim bir deniz arıyorum. Nazik olmaya çalışıyordu. Bakışlarını yeniden bilgisayarımın ekranına kaydı. Kısa sürede büyük bir olgunluk derecesine ulaştığından halk ona "Kâmil-i Tebrizi" adını vermişti. ama onda da vardı aynı güven. Babasını nasıl da küçümsüyordu. Eğer sen benim gibiysen gel birlikte yüzelim ama değilsen git kümes hayvanlarına karış. başka bir dünyadan gelmiş gibi hareketlerimize. ne ben ne de annem umrunda olurdu.kelamdenizi. Hiçbir zaman anlayamadığım bir ilişkiydi bu. Yani Tebrizin örnek insanı. hiçbir kimse şaşırtamaz dercesine umursamazca bakıyordu insana. artık beni hiçbir olay. Her karşılaşmamızda mutlaka gülümserdi. sesinin tonu mu. asla kaba davranmazdı kimseye. eyvah yavrum boğulacak diyerek çırpınmaya başlamış. bunu gören ana tavuk. bu iki dilin de edebiyatını yakından tanıdığı. Şems'in ilk mürşidi -yani öğretmeni-sepet ören Ebubekir adlı bir şeyhti. derslerimi sorardı. îşte senin ile ben de böyleyiz. birine gülümsediğinde gerçekten gülümserdi. Babam onun gibi değildi.soncemre. yakınımda duruyorsa saçlarımı okşardı. Aslında bu ilgisiz yüz ifadesini. halim de denizsiz yapamayan deniz kuşunun halidir. davranışlarındaki çekingenlik mi. hissettirmemeye çalışsa da küçümseyerek bakardı. gönlü. astronomi. sevgisini araya hiçbir engel koymadan gösterirdi. neşe içinde suda yüzmekteymiş. Hayır. ne yapar eder. can yoldaşı. üstelik bunu söylemekten de çekinmiyordu. uğruna bizi terk edip gittiği Pakistanlı Şah Nesim de böyleydi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. mantık. öğrendikçe öğrenesi geliyor. sarıldığında bütün içtenliğiyle sarılırdı.com hemen kendini suya atmış. davranışlarımıza. Ama . Bana yüzüğü veren sakallı adamı gözümün önüne getirmeye çalıştım. gözü mistik bilgiye öylesine açtı ki. bu aldırmaz tavrı tanıyordum: Babamın arkadaşı. Sanki o bizden biri değildi." Ne kadar da kendine güveniyordu bu adam. hatta ilgi gösterirdi. aramızdaki uzaklığı hissettirirdi bana. Benim yurdum işte o denizdir.

"İstediğin can. Şems'i anlatırken Mev-lânâ'yı Mevlânâ yapan kişi dememiş miydi? Oysa. Yani M evlâna'dan söz ediyordu." "Alo Miss Karen. Şems de sonunda şeyhinden ayrılıp kendini yollara vurmuştu. Ebubekir ona yetme-meye başlamıştı. Şems'i mi merak ediyordum. Ne yani buluşacak mıyım adamla? İyi olmaz mı? Adam bu konuda uzmanmış. şeyhinin bilgileri ona az gelmeye. Yaşamı bo-yunca gezgin bir derviş olmuş bu yüzden ona Şemseddin-i Perende yani Uçan Şemseddin demişlerdi. ama ikna edememiştim demek ki. Belhli Sultanü'1-Ule-ma Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir" diyordu. Anlamış olacak ki açıkladı. yoksa yıllardır tek bir satır mektup. hep ikinci adam gibi kalıyordu. Eyvah. yoksa babamı mı? Anadolu'nun göbeğindeki bu eski şehirde bir otel yangınını mı soruşturuyordum. Bizim Serhad bugün kabalık etmiş biraz. Mennan olmalı. ayık zamanları da dahil.. Annem de babam için aynı şeyi söylememiş miydi? "O müzmin bir uyumsuz.soncemre. Sadece bizim yanımızda değil. Yeniden bilgisayarımın ekranındaki "Şems ile Mevlânâ Buluşması" başlıklı yazıya dönecektim ki odadaki telefon çalmaya başladı. merak ettiğim soruların yanıtlarını bulmuş olurdum. Evet. Bu durumu da şöyle anlatıyordu Şems: O Şeyh Ebubekir Sellebaf in sarhoşluğu Tanrı'dandı. bir tek haber bile yollamayan babamın başına gelenleri mi öğrenmeye çalışıyordum? Şems sandığım adamla ilgili gördüğüm rüyalar... iyiyim. Ayrılırken kendimi iyi hissetmediğimi söyleyerek. Şems hakkında bulduğum bütün yazılar da Mevlânâ öne çıkıyordu. dilekte bulunan sakallı adamın sorusunu yanıtlayan ses. İranlı bir tarihçinin yazdığı makalede Şems'in arayışının Mevlânâ Celaleddin Rumi'yle karşılaşıncaya kadar sürdüğünü yazıyor. çok . Sanırım bir tür doyumsuzluk ya da uyumsuzluk durumu. bir tür özür dilemek istiyor. Herkes Mevlânâ'ya övgüler yağdırıyor.kelamdenizi. Şems sadece sarhoşluk anını değil. herkesin gözünden saklı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. bu gezgin derviş için yaşamının doruk noktası ve finali olmuştu. O zaman bu sakallı adam gerçekten de Şems miydi yani? Yine kafam karışmaya başlamıştı. babam hakkında mı? Evet. Ama o kutsal sarhoşluktan sonra gelen ayıklık onda yoktu. "Benim Ziya. iyiyim. En iyisi bu konuyu Ziya'nın babasıyla konuşmaktı. dolunayın altında ellerini açmış." Hayır bu Mennan'ın sesi değil. Ziya. asla doyum bulamayacak. Ama benim onunla uğraşacak halim yok. nereye giderse gitsin yaşadıkları ona yetmeyecek. Dün gece rüyamda geçen bir ismi hatırladım: Muhammed Celaleddin. Konya'da bulduğu Mevlânâ. bu akşamki yemekten kurtulmak istemiştim. "Alo." "Ziya Bey? Nasılsınız?" "Teşekkür ederim. Telefonu aç-masam. asıl mesele buydu işte..www." Babam nasıl bizi bırakıp gittiyse. Siz nasılsınız?" "İyiyim. tanıdık biri ama hemen çıkaramadım. Şems hakkında mı. Şems ise hep gölgede. iyice merak eder otele gelir. Çaresiz ahizeye uzandım. her anını mistik aşkın denizinde yüzerek geçirmek istiyordu. Buynın nasıl yardımcı olabilirim?" "Rica ederim. halisünasyonlar yoksa bunların Ziya ve Mennan'la bir ilgisi yok muydu? Ya şu kanayan yüzük? Bu soruların yanıtları yoktu. İkonion Turizm.com Şems öğrendikçe. Görüşmeyi yarıda bırakmış. Ama daha kötüsü o bunun farkında değil.. Bugün canımı sıktı ya. Az önce duydum. güzel ve mağfirete nail olmuş.

müşterilerimizin kadro politikasıyla ilgilenmiyor.. kadın bir hafta sonra Mayorka'dan çıkıp gelince şaşkınlıktan donakalmıştım. Babanızı ne zaman görebilirim? Hani tanıştırırım demiştiniz ya. adamın karısı . İki yıl önce Manchester'daki bir elmas hırsızlığı olayım soruştururken işi iyice abartmış. "Teşekkür ederim. O yüzden tutuyorum yanımda. adamın karısını öldürmüş olabileceğini iddia etmiştim. "Anlıyorum.www. ne zaman isterseniz. meraklanmış gibi sordum: "Öyle mi? İşle ilgili bir konu mu?" "Yok canım. Serhad ile Mennan'ın kapışmasını görüşmeyi sabote etmek için tezgâhlanmış bir oyun olduğunu sanmıştım.com sinirlendim." Şaşkınlıkla mırıldandım. aslında bu da. Bu kadar basit olabilir mi? Eğer öyle değilse Ziya'nın bu kadar küçük ayrıntıları bile planlayacak kadar karmaşık bir komplo kurduğuna inanmak zorundaydım ki. aşkla ilgili. Ben de sizi arayacaktım. ben de Serhad'ın biraz kaçık olduğunu düşünmeye başlamıştım. Yani olan bitenin ne yangın soruşturmasıyla. "Öğleden sonra desek." "Serseri gibi görünür" dedi kısa bir sessizliğin ardından." "Elbette. birbirlerinden hiç hoşlanmazlar.. Ben kızımı üniversiteye yollayacağım dedi. çok da sadık. Kız da Serhad'ı seviyormuş ama babası vermedi. ama neden öyle davrandı anlayamadım. mesela yarın sabah. çok anlayışlısınız. O gün bugün. pek akla yatkın değildi. hani şu yangını uzaylıların çıkardığını söyleyen kişiyi. "açıklama yapmak zorunda değilsiniz.com "Önemli değil." Telefonu kapatırken yanılmış olabilir miyim diye geçirdim aklımdan." "Güzel. Herkesten. üç gibi benim ofisimde. O kadar çok inanıyordum ki söylediklerime. ikna olmamıştım. İyi akşamlar." Yine ne numaralar çeviriyordu bunlar. Sigorta şirketinin psikoloğu ve aile dostumuz Oliver'm sözleriydi bunlar.soncemre.kelamdenizi." "İyi akşamlar." "Anlaştık. "deli doludur ama iyi biridir aslında." "Rica ederim sadece yetki alanlarım içinde kalmaya çalışıyorum. Çok beceriklidir. işle değil." Yüksek sesle güldü. Şirketimiz." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama yine. Oysa çatışmanın nedeni Mennan'ın kızıymış. her gelişmeyi yürüttüğüm soruşturmaya bağlamak. her şeyden kuşku duymak. bıraksalar kadının. Mesleki deformasyon yine kendini göstermeye mi başlamıştı? Strese dayalı paranoya. "Aşk mı?" "Serhad geçen yıl Mennan'ın kızı Hülya'yla evlenmek istedi. ne de sizinle ilgisi var. Mennan'la aralarında bir sorun var." "Lütfen" dedim şakacı bir ses tonuyla. yine de güldüm." Sözleri her zamanki gibi kuşku vericiydi." Yarın Kadir Gemelek adındaki tanığı görmeye gidecektim. "Sizinle ilgili değil." Manidar bir gülüş duyuldu telefonun öteki ucundan.

Ama daha kötüsü yemeğin yanında sadece kuru soğan vermeleriydi. Bunlar da gösteriyordu ki öyle kaya gibi sağlam sinirlere sahip filan değildim.www. bereket Simon davayı uygun bir şekilde toparlamış. Nigel'ın söylediği gibi dünkü karamsarlıktan kurtulmuştum. Annem çok sever Türk kahvesini. zarif bir fincanın içinde. kerpiç evler. Fırın kebabı da öyle hafif bir yemek sayılmazdı. Zamanla neyden bıkmıştı annem.. olabildiğince kafayı takmamaktı. . Uyanıkken yaşadığım gerginliğin etkisi gözlerimi kapayınca kâbus olarak çıkıyordu karşıma. başarısız olsam bile dünyanın sonu değildi. İçmeden önce enfes kokusunu içime çektim. sema. Onun tutkusu yemekten sonra içtiği demli çaydı. O güçlü görüntümün arkasında belki de zayıf bir kişilik yatıyordu. Böyle düşününce kamımın acıktığını hissettim. yine de işi sağlam tutmakta yarar vardı. Sanırım şimdi de aynı şey oluyordu. Hiç duymamıştım adını. Selçukluların taş. ne de Türk kahvesinden. tamam hâlâ biraz gergindim. Salatayı silip süpür-sem de fırın kebabının yansı tabağımda kalmıştı. sabır denizinin dibinde saklıdır. Köpüğü. Bu gece yemeği dışarıda yiyecektim. semadan da. telvesi kıvamında. Daha önce başarılı olduğum sayısız işe saysındı şirket. bakır cezveler. ağır yemekleri pek sevmezdi. Türk kahvesi ve tabii bunların hepsini sevmesine neden olan bir adam: Babam. eski medreseler. yanında çifte kavrulmuş lokumla. 15 "Çünkü sırlar. Annemin otuz altı yıl önce geldiği bu şehirde pek çok şey ilgisini çekmişti. beni de sevgili psikoloğumuz Oliver'in muayenehanesine yollamıştı. domates. nakışlı küçük tepsiler. Dokuz yaşına kadar uykumda yürüdüğümü söylerdi annem. akşam yemeğinin gerçek armağanı gibiydi. Türkçe konuşan bu İngiliz kadına bir ayrıcalık yapıp. Ama yemeğin ardından gelen Türk kahvesine diyecek yoktu. Ben de bu kâbusların çocukluğumla filan ilgisi vardı. Nigel'la çıktığımız Tunus gezisi bütün sorunlarımdan kurtarmıştı beni. şu kâbus gibi rüyalardan olmalıydı ama kesinlikle artık daha iyiydim. Tatil yapmamı önermişti Oli-ver. Az ateşte ağır ağır pişirirdi kahvesini. sanki okuyormuş gibi Kuran'ın sayfalarına bakarak. ney. Hemen vazgeçtim. Ne ondan vazgeçebilmişti. telvesi mükemmel olmalıydı. Fırın kebabı böyle servis ediliyormuş. Selçuklu motifleriyle süslü. kokusu. turkuvaz renkli fincanlar getirtirdi İstanbul'dan. Aldım ama kullanmadım. Hayır. köpüğü yerinde. salatalıktan oluşan söğüş tabağı hazırlatma inceliğini gösterdi. Bir keresinde bahçedeki havuzun kenarında bulmuşlar beni.com olmadığım kanıtlamaya çalışacaktım. En doğrusu Oliver'in söylediği gibi rahat olmaya çalışmak. yağlı. Anneme söylesem asla katılmazdı bu görüşe ama neyse. babam ise kendi ülkesinin geleneksel içeceği olduğu halde pek hoşlanmazdı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Oda servisini arayıp yemek istemek geçti içimden. Tabii tek damla süt koymazdı içine. tamam geçici bir paranoya yaşıyor olabilirdim. bamya çorbası gibi Konya'nın özel yemeklerindenmiş.. zaten babam etli. şimdi de ilaç kullanmayacaktım. Neyse ki ısrarlarıma dayanamayan genç garson. Ziya'nın deyimiyle semazen Poyraz Efendi. Dumanı üstünde. bir keresinde de babanım Konya'dan getirdiği rahlesinin başında. ahşap işçiliği." Fırın kebabı oldukça lezzetliydi. Kendimi gayet iyi hissediyordum. artık babamı da sevmediğini söylüyordu ama yalandı.kelamdenizi. Sonuçta bu bir işti. ama istersem hafif bir antidepresan da verebilirmiş.soncemre. dudaklarımı kıpırdatıyormuşum.

" Ama annem artık ne bu muhteşem sesi duymak istiyordu. kadim inançlardan yeni bir yaşam doğar mı sorusuna yanıt aramak için çıktığı Hindistan-Nepal yolculuğundan dönerken bir arkadaşının aklına uyarak Konya'ya uğramıştı. Hazreti Âdem'i topraktan yarattı. üzerinde uzun. Restoranın önündeki tartışmayı kahvemden ikinci yudumu alırken fark ettim. sadece bir müzik aleti değil. çünkü babam için ney. eski . sırtı bana dönük olarak duruyordu. onun bir İngiliz değil de. tam on iki yıldır bu müziği dinliyor. "Evet. Hele fırın kebabı gibi yağlı bir et yemeğinin ardından içildiğinde enfes oluyordu doğrusu. Her ne kadar Türk kahvesine hâlâ bayılıyorsa da. babam. Otuz küsur yıl önce geldiği Konya'dan artık sevdiği bir tek şey kalmıştı: Türk kahvesi. Geçemezdi. ne de içindeki Tanrı ruhunu keşfetme mertebesine ulaştığı varsayılan Şah Nesim'i evimizde görmek. Büyük olasılıkla hiçbir şey söylememiştir. kendini tekrar eden Avrupa kültüründen kaçmak. Anadolulu bir kadın olduğunu düşünürdüm. Katmandu'daki eski Budist ve Hindu tapınaklarından sonra Anadolu'nun göbeğindeki bu güneşli kentte gittikleri Mevlevi dergâhında gördükleri sema töreni onları derinden etkilemekle kalmamış. ne zaman ki Tanrı Baba onun burnuna yaşam nefesini üfledi." Ancak aradan yıllar geçmişti. Bu sözlerin doğru olmadığının kanıtı ise bizzat kendisiydi. "Ne biçim bir adamsın sen ya! Kötülük mü ettik. Neyin ilk insana. Oysa babama yıldırım aşkıyla vurulmasının nedeni. şimdi nefret ettiği ney ve semaydı. Bazen annem Türk kahvesinden bıktığında babamı sevmekten de vazgeçecek diye düşünürdüm. Bana gelince annem gibi tiryaki olmasam da arada bir Türk kahvesi içmek hoşuma gider. çok sevdiği teyzesinden miras kalan mor berjer koltukta sağ aya-ğını altına alarak kahve içerken gördüğümde.soncemre. Ta ki kıvamını tutturuncaya kadar. kendini hemen evin dışına atıyordu. Otuz altı yıl önce. Şalvarı andıran koyu renkli. Tam on iki yıldır bu müziği çalıp duruyor baban. artık annem ney sesi duymaya dayanamıyordu. ney ve semadan artık nefret ediyordu. o zaman canlandı. siyah pardösüye benzer bir giysi vardı. Annemi. Babam yanından ayıramadığı bu müzik aletine uzandığında. Kapının önünde. yüzüne biraz kan gelsin diye. orta boylu genç adama kaptırmıştı. inancının ayrılmaz bir parçasıydı. annem gönlünü sema dönen zayıf.www. "Allah Baba." "Senden et koymanı isteyen mi oldu" diye yanıtladı adam. Ney de öyledir işte. ilginçliğini yitirmiş.kelamdenizi. çorbanın içine biraz et koyduk. sıradan bir kamış olan bu alet eğer usta bir neyzen tarafından üflenirse muhteşem güzellikte kutsal bir ses çıkartır. göz kapaklarının bir an aralanmasıyla gördüğüm o kederdi. Sadece ney çalıp. Birini sevmek onu kültürüyle birlikte sevmektir. Âdem'e benzediğini söylerdi. Tıpkı içindeki Tanrı ruhunu keşfeden insan gibi. "Dans etmiyor. içine üflenen nefesle birlikte Tanrısal ruh ona geçmiş oldu. bundan sonra da biraz zor gözüküyor. derdi annem. Babamı seviyordu sevmesine -belki o sıralar bundan bile emin değildi-ama artık onun kültürüne eski bağlılığı duymuyordu. Ama bugüne kadar vazgeçmedi. ben de seviyorum neyin içli sesini ama yeryüzünde başka müzik enstürmanları da var.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Önce bir heykel gibi cansızdı Âdem. ama ney çalmaktan da hiçbir zaman vazgeçmemişti. neyden çıkan o zarif sesin rüzgârına kendini bırakmış sema alanında âdeta uçuyordu. ney dinleyerek yaşanmaz ki!" Bir zamanlar. Ama sadece canlanmadı.com Olmazsa. hiç duraksamadan döker yemden pişirirdi. tükenmiş. Ama beni etkileyen babanın kusursuz dansı değildi. Karnın doysun. Genç garson elinde bir tabak yemekle dükkânın önünde dikilmiş bağırıyordu. bu enstrümanın sesini duymak için yanıp tutuşan eşinin. artık değişen müzik zevki karşısında babamın ne dediğini hatırlamıyorum.

uzatma. "Sana kim söyledi çorbamın içine et koy diye?" Kasanın başında oturan. Tartıştığı adamı eliyle göstererek açıklamaya çalıştı. Adama bir daha bakmamaya özen göstererek garsona döndü. Ama konuşması hiç de onlara benzemiyordu. canım çekse et de isterdim. ne istiyorsa ver gitsin. Bu akşam acıdım. Kimseyi düşkün sanma. restoranın asık suratlı sahibi de rahatsız olmuştu tartışmadan. Yağsız. "Bu ihtiyar her akşam elinde bu tabakla gelir. çorbayı boşalt. "Mesele ne?" Garson öfkeden kızarmış yüzünü patronuna çevirdi." Evet.kelamdenizi. Patronunun kapıya kadar gelmesi iyice canını sıkmıştı." Garson sıkıntıyla oflayarak elindeki tabakla içeri girdi. Kıyameti kopardı. dava istemiyorum dükkanın önünde. "Ne dediğini bilmiyorsun. "Sen kimsin ki" diye çıkıştı garsona. sadece üzülmüş gibi başını salladı. iri bedenini kısa ayaklarının üzerinde sürükleyerek kapıya çıktı. "Bir şey yok Rahmi Usta" diye açıklamaya çalıştı. sessizce tabağının boşaltılmasını bekliyordu." Patron hışımla müşterisine döndü. Çorbam etsiz. etsiz en ucuzundan." Gösterişsiz ahşap masaların arasından geçip mutfağa yöneldi. Niye mesele çıkarıyorsun dükkânın önünde?" "Ben senin baban değilim" diye gürledi adam. Dövüş. Sokaklarda yatan bir evsiz ya da bir dilenci olmalıydı. "N'oluyor burada?" Garsona mı. Sanki gördüğü bir şey öfkesini söndürmüştü. bir adım geri attı. yağsız olacak diyorsam. ama hâlâ yüzünü göremiyordum. "Ey Allahım." Hayret hiç kızmadı adam. tabağımı ver yeter. "İstemiyorum. Bakışlarım kapıdaki adama takılmıştı." Ama adam öfkeyle homurdandı. "sadece kendi bildiğini doğru sanma. zavallı . Hâlâ sinirle kendi kendine söylenen garson yeniden kapıya gelip boş tabağı uzatınca: "Bak delikanlı" dedi adam. "daha ne istiyorsun? Çocuk iyilik etmiş sana. bir de akıl veriyor. İyilik yapalım bize hakaret et. yoksa adama mı bağırdığı belli değildi. öyle olacak. Garson boş tabağı getirinceye kadar da öylece kaldı. Sonra da karşıma geç ahkâm kes. Bir daha da sakın uğrayayım deme. "Ne istiyorsa yap. ama zaten öfkesi burnuna gelmiş olan garsonu zıvanadan çıkarmaya yetti bu sözler. evet yanlış duymamıştım "Ben yüzyıllardır bu dükkândan çorba içerim" demişti.." Patron şimdi müşteriyi azarlayacak diye bekledim. Sırtı dükkâna dönük. "Baba" diye söylendi. adamın yüzüne baktı. "Al şunu da git buradan.soncemre. çorbasının içine biraz et koydum. Ben yüzyıllardır bu dükkândan çorba içerim. Sizin vazifeniz müşteriye hizmet etmek. "Tamam." Sertçe uzattı tabağı.www. bilgisini paylaşmak isteyen bir yetişkin gibi yumuşak çıkıyordu sesi." Yatışmış gibiydi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yok yapmadı. ayaklarına ham deriden kahverengi bir çarık geçirmişti. Ne kadar acayip görünse de başkalarının isteklerine saygı göster." Garson ya sabır gibilerden başını salladı. bizden çorba alır. bütün deliler de gelir bizi bulur.com bir pantolon giymişti. "kimsenin de iyiliğine ihtiyacım yok. "Şuna bak yav. Anlamasan da bir bildiği var elbet de. Paramla çorba istiyorum. Patron konuşmasına izin vermedi. kalın camlı gözlüklerini kaşlarına doğru iterek kalktı yerinden.

güneşini yitirmiş gökyüzünde. ne dükkânların ışıkları. ne hayır. otomobillerin gürültüsü. tenine ince bir gölge düştü. Birkaç adım daha geriledi. ben de o tarafa döndüm. Ne sokak lambaları." Evet. Senin olanı sana getirdim. ne de bu dükkân. her yer zifiri bir karanlığa bürünmüştü. belki de sıra artık bendeydi. her adımda ışık biraz daha beni kendine çekti. "Korkma.com gerçekten de keçileri kaçırmış olmalıydı. nerdeyse koşmaya başlamıştım ama gözlerim onun üzerindeydi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. daha bir saat önce rüyamda gördüğüm uzun sakallı. "Sakın ağzını açma. sakın bana kızma. oydu. O anda fark ettim ışıltıyı. Sanki sessiz bir patlama olmuş gibiydi. sanki beni hiç tanımıyormuş gibi başını çevirdi. Adımlarımı biraz daha açtım. ilk insanı nasıl kendine çektiyse. Senin kızgınlığın benim öfkemi uyandırır. Kaybolan sadece ışıklar değildi." Tabağı alırken hafifçe döndü. ne kü-für kalır. Ben de durdum. siyah giysili. Kıpırtısız. Döndü. Yapmadı. Hemen geri çektim. Ama gizemli adam oradaki kalabalığın içinde de yoktu. Restoran sahibi ile garsonun şaşkın bakışlarına aldırmadan aceleyle hesabı ödeyerek dışarı fırladım. her adımda merakım biraz daha depreşti. elimi uzattım. dükkânın önünden uzaklaştı. Şu ana kadar hep o peşimden gelmişti.soncemre. üstelik biri restoranın sahibi. bu onun sesiydi. İnsanların arasında öfkeli adımlarla yürüyordu. Gecenin karanlığında kömürlerin arasına sıkışmış bir elmas parıltısı gibi minicikti. Durduğum yerde öylece kala kalmıştım. Önce bir ele dokundu elim. Caddeye girdim. ona doğru çekildiğimi hissettim aynı anda büyük bir parlama gözlerimi yaktı. Karar vermem çok sürmedi. Biraz daha hızlandım. ne sen kalırsın. Evet. Cesaretimi toparladım ışığa yeniden uzandım. İyi de neydi bu? Gözlerimin yetmediğini anlayınca. Gözlerini yüzüme dikmişti. "Eğer ben buraya uğramazsam ne betiniz kalır. Caddenin öteki tarafına mı geçmişti yoksa? Karşıda Alaeddin Tepesi denen park alanı vardı. Her yerde derin bir sessizlik. Kaldırım sağa dönen bir caddeye bağlandı. derisi kırışmış. Ne nereye gideceğimi kestirebiliyordum. ne kadar ışık varsa. sanki canlıymış gibi ılık bir taşa. bu o yüzüktü. kasaya yöneldim. Ama hareket eden insanların arasında onun kırçıl saçlı başını göremiyordum. İşte tam o anda başını çevirdi. Ona doğru yürüdüm. gizemli adam. ama yaşlı adam sesini yükselterek susturdu onu. Garson karşılık verecek oldu. Ve onun doğuştan sürmeli siyah gözlerini gördüm. Ama son derece sakin bir tavırla sürdürüyordu konuşmasını. yine yardım dilermiş gibi bakıyordu. durduğunu gördüm. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. ışımayı sürdürerek sanki beni bekliyor gibiydi. Adam sağ yöne gitmişti. Apansız kararmıştı ortalık. ne caddeden akan otomobillerin farları. Şimdi yanıma gelecek diye düşündüm heyecanla. Hâlâ dumanı tüten kahvemi öylece bırakıp. dükkânını kapatan kırtasiyecinin aşağı indirdiği kepenginin sesi. Kaç adım attığımı bilmiyorum ama artık gözlerimin önündeydi. İyice merak etmeye başlamıştım bu yaşlı adamı. adama bir kez daha baktıktan sonra tek söz etmeden döndü. Bir yandan da kaldırımdaki kalabalığın arasından onu görmeye çalışıyordum. o büyük parlama tarafından emilmiş. kara gözlerini yeniden gördüm. gümüş . Öylece olduğu yerde kalmıştı. az önceki öfkeden eser yoktu yüzünde. sesler de gitmişti. İlk ışık.www. dokununca bu ışığın ne olduğunu anlarım sandım. sessizce. Kahverengi taşlı. Ses o anda geldi. müşterilerini içeri buyur eden tombul yanaklı tatlıcı. Her adımda ışık biraz daha belirginleşti. ben buradayım diyen küçük bir yıldız gibi inatla ışıldıyordu. kemikli bir ele. ben de aynı çekim gücüyle ilerledim. Görmesem de anladım." Tıpkı patronu gibi garson da bir adım geriledi. O zaman. sokakta yatan yaşlı bir meczuptan korkuyordu. restorana girdi. aramızda en az on metre olmasına rağmen. Genç gözlerindeki ışık solgunlaştı. hiçbiri yoktu artık. yüzünü göremesem de karşımda yine o vardı. Parmaklarım sert bir nesneye dokundu. şehirin uğultusu. ama hâlâ yüzünü tam olarak göremiyordum. îki yetişkin adam.kelamdenizi. işte oradaydı. Yüzünde korkuya benzer bir ifade belirmişti. Sıcak. Az önce şakalaşan iki genç. ne de bereketiniz. ne de kime sesleneceğimi.

" Konuşmadan önce azarlar gibi baktı yüzüme." Başımı kaldırdım." Sesi kısılmış. Hakikat paradan daha değerlidir. "Öğrenmeye hazır mısın?" "Hazırım. Keder yüklü bulutlar geçti siyah gözlerinden. Onu aldım." "Hakikati? Yani yangını kimin çıkardığını mı?" Derin bir hayal kırıklığı belirdi gözlerinde. Çünkü güneşin de. "Sabırsızsın. Yaralanmış bir insan gibi kanayan yüzük.com yüzük. "O yüzük sana hakikati öğretecek." Rahatlamam gerekirdi. bunu nasıl düşünebilirsin dercesine sarktı altdudağı. Tuhaftır yüzüğe dokununca kendimi daha iyi hissettim. "Neyse" diye geçiştirerek parmağımdaki yüzüğü gösterdim.kelamdenizi. Sen. "Senin olanı kimseye verme. ayın da zamana ihtiyacı vardır." "Ya neyle ilgili?" Ağzına değdiği için tiksinmiş gibi söylendi." Ne söylesem karşı çıkıyordu.www. Sabırlı ol. "Buyrun sizi dinliyorum. ama aşağılanmış gibi hissettim kendimi. dimdik baktım o tuhaf adamın yüzüne. Dünya sabırla döner. daha bir güvenli. aydınlanan karanlığın içinde gizemli adanı duruyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. açıkça sordum: "Peki hakikat nedir o zaman?" Duraksadı. Zaten allak bulak olan kafam çorba kazanına dönmüştü. öğrencisini anlamak isteyen bir öğretmenin deneyimli gözleriyle süzdü beni. canım sıkılmaya başlamıştı.soncemre. "Senin olan sana aittir. Çünkü . Karanlık açılmaya başladı. "Senin olandan ayrılma Kimya Hanım" diye sürdürdü sözlerini. "Başkalarını bilmem ama ben hazırım" diye söylendim inatla." Şimdi dudaklarında sahiden o gizemli gülümseme belirmişti. "Bu yüzüğü niye veriyorsunuz bana?" Gözlerini yüzüğe dikerek mırıldandı. "Oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle bağlıdır birbirine. parayı arıyorsun. kötü bir anıyı hatırlamış gibi teninin rengi solmuştu. Hazır olup olmadığımızı hakikatle karşılaştığımızda anlarız ancak. "İstesen de olamazsın zaten." Sanki söylediklerini anlamam çok zormuş gibi açıklamaya başladı. 'Parayla ilgili. Senin olan başkasına haramdır. "Hiç kimse tam olarak hazır değildir. "Biliyorum. "Yangını kimin çıkardığı hakikatle ilgili değil. İlk kez ürkmeden. Büyük sırlara ermek için sabır denizinde yüzmeyi öğrenmen lazım. daha bir özgür." "Ben Kimya değilim" diye söylendim. heyecanlanmadan. iblislerin cirit attığı o yangın yerinde hakikati arıyorsun. sağ elimin yüzük parmağına taktım.

öteki beyaz iki at sağrılarına konan sinekleri kovalamak için kuyruklarını oynatıp duruyorlardı. Uyum. uyumlu ol" dedi. ne asfalt vardı. istiridyenin yurdudur. yiyecekleri tattıramaz.www. "Mademki hazırsın. Yeryüzü-nün gelmiş geçmiş en yetenekli söz ustaları dahi yaşamın en basit anlarını bile bize gerektiği gibi anlatamaz. Ahşap payandalarla güçlendirilmiş kerpiç duvarların arkasındaki bahçelerden kuş sesleri geliyordu. hiçbir ifade. Belki akıl yürütür. Sokak sakindi. Sabırlı ol ki istiridye gibi inciler yapasın. İlk kez bir çocuk gibi hiçbir anlam. Evet. karşıdaki hanın önüne bağlanmış biri kahverengi. Sadece güneş mi. "Merak etmeyin uyumlu olacağım. "Sözler hakikat değildir. "Başka türlü nasıl öğrenebilirim ki?" Sen bu işi öğrenemeyeceksin der gibi baktı. 16 "Gözlerimin siyahında dans eden dostumun hayalini gör. tek bir araç bile göze çarpmıyordu. "Yani bütün bunları yaşamam mı gerekiyor?" "Evet" dedi hüküm bildiren bir sesle. diyelim ki bir mucize oldu bunları yaptı. suyun özelliğidir. rüzgâr da öyle. Shakespeare İngilizcesi gibi ama her şey o kadar olağandışıydı ki.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Belki gürbüz düşüncesini aklın üç ayağından biri olan mantığın üzerine bindirip zihnin sonsuz ufuklarında keyfince gezdirir. Renkleri gösteremez. Su. hiçbir şey söylemeden elini bana uzattı." Uzattığı eli tuttum." Artık ipin ucunu iyice kaçırmıştım. ama insan ruhunun an be an değişen halini asla gerektiği gibi anlatamaz." Tuhaf bir Türkçeyle konuşuyordu. yandaki ahşap kapının önünde yaşlılıktan tüyleri dökülmüş bir çoban köpeği uyuyordu. "Hakikati benim sözlerimle öğreneceğim mi sanıyorsun?" Bütün içtenliğimle sordum." Yüzü aydınlandı. "Aferin. inci de olmazdı." Bedenimi ele geçiren umutsuzluğu fark etmiş olacak ki: "Ama karamsarlığa kapılma" dedi. "sözün anlatamadığını yaşam anlatır. Gel ve yaşa. "Dinliyor musun?" Anlamaya çalışır gibiydi. Hakikati öğrenmek için söze değil. Su olmasaydı. sabır denizinin dibinde saklıdır." Hayır. "Uyum güzelliktir. O gizemli. hiçbir kaygı yüklemeden geniş ve rahat gülümsedi.kelamdenizi. bu gizemli adamın takılacağım en son özelliği dili olurdu. "Yaşaman gerekiyor. daha sevecen. ince bir esinti uzak dağların eteklerinden topladığı yağmur kokusunu savuruyordu her yana. Tıpkı yıllar önce babamla ilk kez geldiğimiz gündeki gibi tatlı bal rengi bir ışık vardı her yanda." Hayretle yüzüme baktı. Evet. buyrun sizi dinliyorum.com sırlar. gel. öğreten bakışla karşılaşmamak için soru bile sormak istemiyordum. dokunuşun verdiği hazzı hissettiremez. sağ eliyle sakalını sıvazladı. ne çimento. ışıklar gelmemişti. ama sormadan da anlamam olanaksızdı. duvarlar kerpiçtendi ya da taştan. ortalık ansızın aydınlanıverdi. sabrın simgesi. korkutucu adamın dudaklarının arasından bir çocuğunki gibi minik dişleri görünüyordu. "en azından deneyeceğim." Gözlerimdeki soru dolu ifadenin kaybolmadığını görünce daha fazla uzatmadı. kokuyu duyuramaz. Mademki vaktidir. gün doğmuştu kentin ortasına. ama insanların ruhunda olup biteni aktaramaz. eleştiren. Sanki güneş daha insaflıydı.soncemre. gözlerindeki o yargılayan. ağzımızdan çıkan seslerdir. yaşamaya ihtiyaç vardır. sesleri işittiremez. yükle dolu heybelerin altında ezilen kırçıl . gülümsedi." "Tamam sabırlı olacağım" dedim boyun eğerek. Ben de gülümsedim. yollar topraktı.

bilinmeyeni bileceksin. Korkuyla giysilerime baktım. Unut artık onları." Ama tuhaf olan o konuşurken benim dudaklarımın da kıpırdamasıydı..com tüylü bir eşek ve başları sarıklı. Selçuklu sarayı mıydı? Yani az önce önünden geçtiğim Alaeddin Tepesi miydi bu görkemli saray? Panik içinde etrafa baktım. siyah sakallı adamı yadırgamadım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. O sevgilinin mübarek yüzünü bana göster!" Onu. Bilmediğin bir hayat bekliyor seni. İyi de burası neresiydi? Ne olmuştu? Ben nereye gelmiştim? Şaşkınlık ve telaş içinde etrafa bakarak olan biteni anlamaya çalıştım. Ben gezgin bir derviştim ki. Onu bana vaat eden demişti ki: "Aradığın sevgili herkesin gözünden saklı.soncemre. ayağımda ham deriden yapılma bir çarık. "Unut" diye yineledi saçlarımda dolaşan esinti gibi yumuşak bir sesle. Belhli Sultanü'lUlema Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir. namı diğer Şems-i Perende'ydim. çoğu yakasız gömlek ve koyu renkli şalvarlar giymiş yaşlı mı. ey kadir ve mutlak olan. Çünkü ben artık Karen Kimya Greenwood değil. "Hakikati öğrenmeye hazırım diyenin şaşırmaya hakkı yoktur. kara bir keçe vardı üzerimde. dağın sert rüzgârlarına dayanmış. buldukça yeniden kaybedeyim. irileşmişti. genç mi olduğu anlaşılamayan erkekler. Konya'nın san düzlüğüne inmiştim. bana vaat eden demişti ki: "Buna teşekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç düşünmeden uzatmıştım boynumu. zırhlı giysilerinin kemerlerindeki enli kılıçlarıyla sekiz askerin beklediği bu kale.kelamdenizi..www. Çünkü ben namı diğer Şems-i Tebrizi. güzel ve mağfirete nail olmuş can. onu. eğer Selçuklu dönemine gittiysem. ne Kimya. yedi yüz küsur yıl daha genç bir dünya. aynı nefesle can bulmadı mı bedenimiz? Artık Londra'dan gelen o kadını unut.. bakır tepsideki görüntüme yeniden baktığımda." Ve onun dediği oldu. "artık ne Karen var. Allah'ın gizli sevgililerinden biriyle buluşmak için binlerce fersah yoldan gelen Şems-i Tebrizi var sadece. yedi yüz yıl daha az kirlenmiş bu şehir öğretsin sana olanları. Doğru söylüyordu. izin ver yeni bir ruhla kaplansın için. namı diğer Kâmil-i Tebrizi. Karen yahut Şems ne fark eder. Ben gezgin bir derviştim ki. Bakışlarım sağ taraftaki tepede heybetle dikilen kalın duvarlı saraya kaydı. kaybettikçe eskisinden daha büyük bir tutkuyla yeniden peşine düşeyim. . bana vaat edene demiştim ki: "Ey göğü ve yeri yaratan.." Ben de. "Korkma" dedi kalaylı bakır tepsideki sakallı adam. ama o ruhumu da istiyordu. bana vaat edileni bulmak. Melek Dad oğlu Ali'nin oğlu Muhammed Şemseddin'dim. kendi sözlerimle vurmuştu beni. ellerim esmerleşmiş. Benzersiz bir tecrübe yaşayacaksın bu evliyalar kentinde. kalaylı büyük tepsinin içindeki bizim siyahlar giymiş. bedenim Şems'e dönüşmüştü. ". Şaşırmayacaktım şa-şırmamasına ama. Çünkü ben oydum. Bana muştulananı görmek. çölün sıcağına. kot pantolon. yıllar süren hasreti dindirmek için. Nakışlı taş kapısının önünde uzun mızrakları. tuhaf dervişin görüntüsü verdi. görülmeyeni görecek." Haklıydı. unut ne varsa bu yaşlı dünyadan aldığın. Tanrı sırrını bulmak için yakaladığım ipucunun peşinden günler geceler boyunca yürümüş. İzin ver. gözleri doğuştan sürmeli. tatlı bir gülümseyiş gibi arala gönlünün kapılarını Tebrizli bu yoksul dervişe. bu insanlar yedi yüz küsur yıl öncesinden gelen benim gibi bir kadını nasıl karşılayacaklardı? Üzerimdeki deri ceket. ömrümü o büyük sırrı bulmaya adayayım. çantam. aynı çamur değil mi hepimizin mayası. kara keçeler içindeki. Sanki o değil de ben konuşuyordum. Neler oluyordu? Selçuklu dönemine geri mi gitmiştim? Yanıtı arkamdaki bakırcı dükkânının duvarına dayanmış.

Onun yüzü. bu zevzek peşimi bırakmayacaktı. Ve onu bana vaat eden hatırlatmak için andımı. Baktım." Onu. Uzadıkça uzadı ayrılık. saflığımı mübarek kıldı. önünde durduğum bakırcı dükkânının sahibi." Onunla gevezelik edecek vakit değildi. Eyvah. ruhumu yudu arıttı. bana vaat eden demişti ki. Beklerken bir gölge düştü yüzüme. Muhammed Celaleddin bu vakitlerde verdiği dersi tamamlayarak Pembe Füruşan Medresesi'nden ayrılıp bu yoldan evine gidecekti. tenimi bahar yağmuru sonrası tazelenen gül yaprakları gibi dinçleştirdi. Ama hep engeller girdi araya. denizler. ama bize verdiğin sözü de unutma. "Kimdir acaba beklediğin?" "Ben de bilmiyorum" diye tersledim. "Ayakta dikilme yabancı. Sağ elimi kalbimin üzerine koyarak hafifçe öne eğildim. Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin. "Ey mana âleminin sarrafı. Bundan böyle Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin sana helaldir. gel şöyle otur. medreseler. Aşkın tek bedeli vardır. onun sözleri bir çocuğa çevirdi beni. dergâhlar. yine de anlayacağı dilden konuştum. Heyecanını yitiren bu dünya yepyeni bir manayla yeniden çoğalsın. Bekledim çünkü bize "Gözlerimin siyahında dans eden dostumun hayalini gör" denmişti. kişioğlu kimi beklediğini bilmez mi?" . "Ama oturacak halim yoktur.www.soncemre. Gözlerimi Pembe Füruşan Medresesi'nin yönüne çevirdim ve bekledim. Şam şehrinde bir vakit." Baktım.com Onu. Baktım renksiz giysiler içinde ışıklar saçan bir beden. alttan ikisi eksik sarı dişleri çıktı ortaya. bir kez daha karşılaştırdı bizi. Hoş kokulu ılık nefesi yüzümün pasını sildi. Ellerimi avuçlarının arasına aldı." Onunla eğleniyor muydum? "O nasıl iştir öyle. aşk değildir. onu bul. Yekpare bir kayaya dönüşmüş gibi kımıldayamadan öylece kaldım karşısında. Bekledim. ablak yüzünde derin bir bıçak kesiği gibi duran ağzı aralandı. o güzel yüzlü. "Ayakta durursan daha mı tez gelecek sanırsın beklediğin?" Belli ki tecrübesiz bir seyyah sanmıştı beni. Bu hoş rüya âleminden gözlerimi açıp da kendime gelinceye kadar.len güzel dost. Bir kez daha açtı mübarek ağzını. güzel sözlü Tanrı dostu kaybolup gitmişti. Aşk budur. "Ey dünya sarrafı beni anla" diye fısıldadı. dağlar. "ama eğer gösterdiğin kürsüye oturursam onu beklemenin zevkini seninle paylaşmış olurum. "geldiğinde öğreneceğiz kim olduğunu.com "Başımı!" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Beklediğim gelmek üzere. kendini bilmez halkın arasında kendimi bilmez bir halde gezerken. "Allah'ın huzuru ve saadeti üzerine olsun. "Misafirperverliğin için sağ ol" dedim edeplice. "Mana budur işte. Adam azarı hak etmişti doğrusu." Gülümsedi. Moğol gözleri merakla ışıldadı. "Bizim her sözümüzde bir hikmet vardır" deyişine uyarak düştüm yollara. bana vaat eden böyle deyince. Git ve onu bul. "Allah'ın bereketi ve zenginliği de senin üzerine olsun. çünkü bize vaat edi. Ama artık kaybolup gideni bulma vakti gelmişti. şehirler. o da candır-. Ölümle kutsanmayan aşk. insanlar. verdiğim sözü tutmam için yaşanacak olaylar da ardı ardına sıralansın. Bana vaat edilen yerine gelmeliydi ki. Git. gözlerimin yorgunluğunu aldı. beni bul" diye fısıldadı.kelamdenizi. Oysa o zevk sadece bana bahşedilmiştir. silkindim kalktım yoksul odamdaki eski seccademin üzerinden. "Tez gelmez elbet" dedim ben de gülümseyerek." Kirpiksiz. bir el dokundu elime." Bakır kalaylamaktan kararmış eliyle dükkânın önündeki iki küçük ahşap kürsüden birini gösterdi.

" Onu övüyor muydum. Bir katırın üzerine binmişti. ben de. Sadece "bırakın" demişti müritlerine. çözen birini de göremedim. bilgi yükünü taşıyamaz. onu beklediğimi nereden bilecektim?" Biçare bakırcının dur demesine fırsat vermeden katırın önüne attım kendimi. ayrılırken omzuna dokundum. söyleyeceği sözleri gizlemek istercesine yutkun-du. "Bre densiz" diye gürleyecek oldu. "Ey Müslümanların imamı" dedim saygıyla yakalayarak katırının yularını." Bakırcı kahkahalarla gülmeye başladı. "Var git artık yabancı" dedi suratım asarak. kara gözlü adam? Eğer gönlü de karaysa. vay halimize" diyerek genç bedenlerini duvar ettiler pirlerinin önüne.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. hem . yeriyor muydum. ne de bir şüphe. sırtında koyu renk ince bir-cüppe vardı. Ağır ağır ilerleyen katırın üzerinde hafifçe öne doğru sallanıyordu. onu görmeseydim. Ona bir zarar gelmesinden korktukları için mi. Celaleddin baktı yüzüme. "Bre divane. "mademki onca şehir içinde bizimkini seçtin.com "Aklını başında taşıyan. Celaleddin baktı yüzüme ve ellerini kaldırarak müritlerine "Bırakın" dedi sadece." "Sen daha eğlencelisin ama farkında değilsin." "Gidemem" dedim kararlı bir tavırla. Tanrı'nın saklı sevgilisi Muhammed Celaleddin'i görünce kötülükten düşmüş. onun için burada bulunuyor. Gözlerim Celalleddin'in gözlerinde yaklaştım Allah'ın yeryüzündeki en umutlu dostuna. Celaleddin durgun ve duru bir su gibi sakindi. Geliyordu. Belki sen çözersin diye şehir ler in en eskisine geldim." "Buyur seyyahların piri" dedi ince sakalını sıvazlayarak. Şöyle bir baktı yüzüme. "İstesem de yapamam. Çünkü dünya bir imtihandır diye buyrulmuştu. Cam sıkıldı. Çünkü görür görmez bilmişti beni. açılmak için ertesi sabahı bekleyen sonbahar goncaları gümrah birer gül haline geldi Konya'nın bahçelerinde. git belanı benden bulma. şeyhlerinin etrafında dönerek ağır ağır ilerliyorlardı. anlamamıştı. ne tatlı bir söz dökülmüştü dudaklarından. Oyalama. var git buradan. Herkes." Sözler dudaklarından dökülürken yüzünde ne bir tereddüt vardı. "suyun üstüne nakış çizdiğin yeter. "Gördün mü işte geldi beklediğim.soncemre. yoksa onun nurlu yüzünden biraz daha istifade etmek için mi. Ben çözemedim. Neymiş bakalım. "Kimdi bu kara keçeler giymiş. hepsi onu bekliyor.kelamdenizi. saçı sakalı gibi. bir nur şavkıdı geçti günün ortasından. Sanki daha ben ağzımı açmadan biliyordu. teni. birden bakışları uzakta bir noktaya takıldı. Horasan'ı. sor sualini. görür görmez anlamıştı niye geldiğimi ama ne gülümsemiş. Bizim sinirli bakırcı ustası. Bağdat'ı gezdim. başında gösterişsiz bir sarık. Yedi müridin kenetlenmiş genç gövdesi çözüldü. "Sevdim seni yabancı" diye söylendi. Onu saydığımı bilsin diye. dükkânın da. küfrünü içine gömmüştü. Aşılmaz bir kale kapısından geçer gibi yürüdüm aralarından.. Semerkand'ı. yanaklarına birer gamze düştü ana karnındaki çocukların." Baktığı yöne döndüm ve onu gördüm. Celaleddin baktı yüzüme. kimi beklediğini bilir. "Eğlenceli adamsın vesselam. kimi beklediğini nereden bilsin. mademki uzun yolların kahrını çekerek bize eriştin. Şam'ı gezdim. Ermeni ustaların yaptığı duvarlar nasıl çözülürse birbirinden." Kirpiksiz çekik gözlerin öfkeyle parladığını gördüm. Yedi müridin yedisi de dikildi karşıma. sen de. "Sana bir sualim var. o zaman biz de saçalım sana gönül kuyumuzdaki bilgi dağarcığını. Seni salık verdiler. kara saçlı. şu gökyüzünde ışıldayan güneş de.www. Etrafı yedi kişilik genç bir mürit topluluğu tarafından çevrilmişti. Dükkânının önü de. bilinmez katırın adımlarına ayak uydurmuş. giyitleri. Konya'nın en mübarek evladının önünden geçişini izliyordu. kara sakallı. Beni unutmuş. Cahillik engelinden atlayamayan. ama aklını gönlüne hapseden.. küçük bir kovuğu andıran ağzı hayranlıkla yan yarıya açılmış.

.kelamdenizi. benden başka hangi deli kalkışırdı bir din âlimi ile yeryüzünün müjdesi Muhammed Mustafa'yı kıyaslamaya. daha çok anlıyor. Celaleddin hiç aldırmadı halime.soncemre. çiğ bir ışık yaktı gözlerimi." Karanlıkta biri adımı söylüyordu... Gırtlağımdan mı? Aklımdan mı? Gönlümden mi? Benden mi? Yoksa kimden? 17 "îki denizin buluştuğu yer. bilinmesi gerekenleri tıpkı gerektiği gibi bildim. ürkek bir serçeye dönüştü iman tahtamın altındaki yürek. Artık mutluluğunu gizleyemez bir hale gelmişti ama cevabı vermekten de geri durmadı. Kuşkuya düştüm kendimden. derin bir kuyunun içinden gelirmiş gibi uğultuluydu. şeyhlerin en büyüğü Muhiddin İbn-i Arabi'nin sözlerine bile gönül indirmeyen ben.www. Beyaz. Bistamlı Bayezid. Sular içinde susuzluktan kavruluyordu. Korkumun sesimi ele geçirmesine müsade etmemek için hemen itirazımı yetiştirdim. Ben de ona uydum." "Kimya.. Al bastı kara yanağımı. büyük âlim Bistamlı Bayezid mi büyüktür. "Kuşku yok ki. "Allaaah!" diye bir çığlık yükseldi. Kapadım. benim şanım ne kadar büyüktür ki.. beyaz bir ışık çarptı yüzüme. Hazreti Mustafa'ya. "Miss Karen. güneş altında." Ses artık uğultusundan kurtulmuştu. Bir titreme aldı beni gün ortasında. yedi kıtada bulamadığım. 'Kendimi tenzih ederim. Celaleddin gözlerindeki öfke kayboldu.. Miss Karen. tutuştu kafatasımın içindeki et parçası. okyanuslar bile onların susuzluğunu gideremez. gelince (selam onun üzerine olsun) o müthiş bir kanmazlık hastalığına tutulmuştu.com soracağım suali. "Bu nasıl sualdir?" diye gürledi her daim doğruluk buyuran sesi. bildikçe bilmedikleri çoğalıyor. bir testi suyla doyar. Gözkapaklarımı araladım. 'Biz seni layıkıyla bilemedik' diye buyurmuştur. aklımdaki suali cevaplanması dileğiyle: "Şimdi söyle bana mana âleminin sarrafı" dedim bütün saflığımla. Bu sebeptendir ki.. beni anladı ve bakışları cennet ışıltılarıyla doldu." Gözlerimden süzülen yaşları silmeye bile fırsat bulamadım. . Yok. ama gördükçe. bazılarınınki ise sonsuzdur. daha çok biliyordu. Ses uzaktı. "Öyle diyorsun da Peygamber bu kadar büyüklüğüyle.. İşte buydu bana vaat edilen. daha çok görüyor. hiç kimseden korkmayan ben. O her gün. "Bazı insanların gönül dağarcığı küçüktür. Miss Karen. uzaktan değil yakından geliyordu. anladıkça anlamadıkları büyüyordu. Allah'ın elçisi Muhammed Hazretleri yaratılmışların en büyüğüdür. Karen Kimya. görecekleri artıyor. 'Ey Allahım biz seni tam anlamıyla bilemedik' derken. İşte buydu Âdem Hazretleri'nden bu yana aradığım âdem. Bayezid susuzluğunu bir yudum suyla giderdi ve övü-nerek suya kandığından dem vurdu. "Kendine geliyor" dedi hiç işitmediğim başka bir ses. İşte buydu Allah'ın gizli sevgililerinin en kutsalı. üstelik tanıdıktı.. "Tanrı dostu. bu kadarını tahmin etmemişti. Ben sultanların sultanıyım' diyor. yoksa Hazreti Muhammed mi?" Güzel kaşları çatıldı Celaleddin'in. İşte buydu dört iklim. Burada Bayezid'in lafı mı olur?" O açıklarken zaten bildiklerimi ben de bir parça toparladım. Korktum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. hem vereceği cevabı. "Bu nasıl sualdir?" diye yineledi..

usulca omuzlarımdan yakalayarak engel oldu bana." "Ne saldırganı?" diyerek yattığım yerden doğrulmaya çalıştım. Sadece düşmüşsünüz. ne Karen kalmıştı ne bugünkü dünya. Miss Karen iyi misiniz?" Yüzü gibi sesi de gergindi. "Ani hareketler yapmazsanız iyi olur" dedi. artık düşünmem gereken bir de bebek vardı değil mi? Hâlâ alışamamıştım hamile olduğuma.. Neden İngilizce konuşuyordu bu adam? Gerçekten burası neresiydi? "Ne polikliniği.www. Son olarak beyaz önlüğünün cebinin üstüne asılı kimlik kartını okuyabildim." Yeniden yatağa uzandım ama içimde büyüyen paniğe engel olamıyordum. başınızın herhangi bir yerinde yara bere de yok. Hiçbir sorun yok. hemen ardında Mennan'ın endişeli yüzü görünüyordu.soncemre." O konuşurken. Ondan sonrası karanlıktı işte.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Her taraf karanlıkmış tabii. dolapsız. Kaldırımda baygın yatarken bul.com "Çekilin nefes alsın biraz. ne baygınlığı? Nereye getirdiniz beni?" Sözler ağzımdan çıkarken ben de İngilizce konuştuğumu fark ettim. "Yavaş hareket edin lütfen. sakallı adamı görmem peşi sıra koşturmam. yaşadıklarım yeniden gözümün önünde canlanıverdi." Yeniden araladım kirpiklerimi.kelamdenizi. Boynunuz incinmiş biraz. Baktım. İri parmaklarını çaresizce birbirine geçirerek anadilinde açıkladı Mennan: "Küçük bir hastanedesiniz. "Miss Karen. Gerekli . "Belki bir şoka girdiniz. dekorsuz çırılçıplak kül rengi duvarlar. En son "Allah!" diye çığlık atarak bayılmıştım ya da Şems bayılmıştı ya da ikimiz birden. Tuhaf olan şimdi de Şems'in yaşadıklarını olduğu gibi hatırlamamdı. "Aslında bayılmış olmanız tuhaf' diye sürdürdü Doktor Bülent. "Ne diyorsunuz siz?" Önlüklü adam. Doktor Bülent ondan önce davrandı. Doğrulunca yüzünü yakından gördüm. hayır bizzat Şems-i Tebrizi olmuştum. Restoranın önündeki ağız dalaşı. "Önemli bir şeyiniz yok aslında. "Ne oldu bana? Neyim var?" Mennan'a bakarak sormuştum.. Başucumda beyaz önlüklü bir adam vardı. Katırın üzerindeki adamın insanı bilinmeyen bir güzelliğe çağıran ışıltılı gözleri aklımdan hiç çıkmıyordu. Artık ben de Türkçe konuşuyordum. elektriklerin kesilmesi ve Şems'e dönüşmem. Evet. Resimsiz." Evet. "Nerdeyim ben?" "Polikliniktesiniz. solgun yeşil gözleri vardı ve burnunun sağ kanadının hemen dibinde kocaman kahverengi bir et beni. Adamın uyarısına aldırmadan yaklaştı tombul iş arkadaşım. sağ koluma bağlanmış bir serum şişesi. Artık o da Türkçe konuşuyordu. Bebek de gayet iyi. Bülent Aslan. baygınlık geçirdiniz" dedi önlüklü adam aksanlı bir Ingilizceyle. Dr. muşlar sizi. gerçekten de kendimi onun gibi hissetmiştim. Hissetmek mi. Ayılırken kendiliğimden anadilimde konuşmaya başlamıştan demek. Ne kadar baygın kaldığınızı bilmiyoruz. Beyaz ışığın egemen olduğu odaya baktım. Işık bu defa daha az yaktı gözlerimi. Ama bebeğin iyi olduğuna sevindim. "Kimse saldırganı da görmemiş" diyen Mennan'ın sözleriyle irkildim. Ağır bir ilaç kokusu geliyordu bir yerlerden.

" Sözlerini ben tamamladım... kaygılanacak bir durum yok. "İyiyim." Sanki bu düşünce ona ait değilmiş gibi gözlerini iri iri açarak sordu: "Öyle mi oldu?" Ne söyleyecektim şimdi bu adama? Neler olduğunu ben de bilmiyordum ki." "İyi misiniz?" Doktor Bülent'ti soran. Aklının bir konuya takıldığı belliydi. düştüğümü ya da birinin bana vurduğunu bile hissetmedim. "Kesildi tabii." dedim başımı sallayarak." "Canınızın yanması normal. salataya bir şeyler mi katmışlardı. Gözümü açtığımda buradaydım. Ama konuya nasıl gireceğini bilemiyor gibiydi. "Yani iki denizin buluştuğu yer. "Ya da karanlıkta biri bana saldırdı. şehir trafosunda büyük bir arıza çıkmış.. Kuran'dan esinlenenler de Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ'nın Konya'da ilk karşılaştığı noktaya . 'Yaradan. âdeta kutsal bir sözcük söylermiş gibi. Aslında bu deyim Kuran'da geçer. "Ne saldırısı?" Tombul yüzü sıkıntıyla karardı. üstelik bir ruh göçü yaşayarak.kelamdenizi. Yine de kendini tutamayarak açıkladı. hiç duraksamadan bu kadın kafayı yemiş derdi. içtiğime ilaç katarak halüsinasyon görmemi mi istiyordu? Paranoyanın bu kadarı da fazlaydı.com tetkikleri yaptık. "Merec-el Bahreyn" diye yineledi. birazdan kendinize gelirsiniz. normal.www. Yedi yüz küsur yıl öncesine giderek." "Elektrikler. Fazlaydı ama. "Elektrikler kesildiğinde birinin size saldırmış olabileceğini düşünüyoruz. kafasını çarptı ya. acı ve tatlı sulu iki denizi buluşturdu' denmektedir. bu buluşmada Şems-i Tebrizi'ye dönüştüm desem. "Gerçekten de elektrikler kesildi değil mi?" Yine tuhaf tuhaf konuşmaya başladı bu kadın der gibi baktı yüzüme.. İyileşmesi birkaç gün sürer." Gerçekte ne olmuştu bana? Kendine Şems diyen o adamla yedi yüz küsur yıl öncesine gitmiş miydim? Yoksa gittiğim lokantada yediğim fırın kebabına. diyorlar." Hareketsiz kalınca acı geçmişti. Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin buluşmasına tanıklık ettim.soncemre. Herhalde o sırada ayağınız bir yere takıldı düştünüz. mesleki bir ilgiyle bakıyordu yüzüme. "Saldırı dediniz" diye Mennan'a baktım." "Ne?" Heyecan içinde. "Hayır. nasıl düştüğünüzü hatırlıyor musunuz?" "Hatırlamıyorum" dedim başımı kıpırdatmamaya özen göstererek." Mennan bir günlük sakalın gölgelediği çenesini kaşıdı." "İlaç bende" diyerek araya girdi Mennan ama sağlık durumumdan çok başıma neler geldiğiyle ilgiliydi. "Oraya Merec-el Bahreyn. "Miss Karen. Serum bağladık. Ansızın bütün dünya karardı.. Kıpırdayınca derin bir acı hissettim ensemde." diye söylendim heyecanla. ya yaşadıklarım hangi akla mantığa sığardı? Bir de saldırıdan bahsediyorlardı.. "Ahh. Daha neler? Bütün Konya sözleşmiş gibi yediğime.. Sakindi. Konya'nın büyük bir kısmı karanlıkta kaldı. Doktorumuz da hemen onaylardı. öyle bir şey hatırlamıyordum. "Şimdi daha iyiyim. Size ağn kesici bir hap verdim. travma geçiriyor diye. "Sizi baygın buldukları yer de ilginç" dedi.. Ya da.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "elektriklerin kesildiğini hatırlıyorum sadece. Hiçbir şey görmedim.

belki de Simon'a haber vermeliydim. Belki de serum bağlarken çıkarmışlardı yüzüğü. pasaportsuz kalmıştım. ne diyordu bu adam? Kaygıyla etrafa bakındım. ama kahretsin." Çanta mı.. adamı ikna etmeye çalıştı. "Çantanızı bulduk." "Ama." "Ne yazık ki. Cep telefonum neredeydi acaba? Aklıma gelen olasılık fena halde canımı sıktı." Bana bakarak sürdürdü sözlerini. . Doktorun uyarısını unutarak doğruldum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. daha kolay hallederdi bu işi. evet o. yeni pasaport ya da bir uçuş belgesi istemeliydim. çantam mı çalındı?" Sanki kendisi almış gibi yüzü kıpkırmızı oldu Mennan'ın. Bakışlarım serum takılı sağ elime kaydı. "Bunlar saçma sapan laflar Miss Karen. Belki hemen aramalıydım onla-rı. "Şu anda şehri didik didik arıyorlar. "Merak etmeyin. hemen otele gidip İngiliz yetkililerle temasa geçmeliydim. Belli ki elektriklerin kesilmesini fırsat bilen bir kapkaççı çantanızı çalmak istedi." Doktorun dudaklarında küçümseyen bir ifade belirdi. telefonunuzu ceketinizin cebinde bulduk. Umutla doktora döndüm. "hangi çağda yaşıyoruz. Miss Karen Konya'ya ilk geldiğinde Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin türbesinin önünde lastiğimiz patladı. Bir an önce İngiliz Konsolosluğu'yla bağlantı kurup.soncemre. Çantanızda kartımı bulmuşlar. Evet." Doktor Bülent ne dediğimi anlamamıştı bile. "Cep telefonum. Çalınanların bulunması günler sürebilirdi.." İş polise kaldıysa durum kötüydü." İşte bu şahaneydi. Parmaklarım çıplaktı. yüzükte yoktu. Çantayı çekerken dengeniz bozuldu yere düştünüz. kulaklarımla duymuş. boyası akmıştı derdim ama artık bunu söyleyemiyordum." "Polis araştırıyor" diye yatıştırmaya çalıştı beni Mennan.www. cüzdanınız ve pasaportunuz içinde yoktu. o saçmalıkların hepsini gözlerimle görmüş.kelamdenizi. "Bu iyi haber işte. "Çantam. olan biten her şeyi ta içimde hissetmiştim.. az önce başıma gelenleri yaşamamış olsam. Yüzük. Kendi kendinize hayaller kurarak hastamızın da kafasını karıştırmayın." Eğer o buluşmayı bizzat yaşamasaydım. "Ne ilgisi var" diyerek ters ters baktı. yine bir numara çeviriyor bunlar diyerek akla dayalı bir neden arardım. "Ama pasaportum." Derin bir "Oh!" çektim. Mennan ise anında pür dikkat kesilmişti. Zaten bana da onlar haber verdi. "Öyle demeyin Doktor Bey. Yaşadığım sıradışı olayın gerçek olduğunun kanıtını sunan Mennan'a bu yüzden karşı çıkamadım. Benim yerime beyaz önlüklü doktorumuz yaptı bu işi. Endişeyle söylendim. sağ elimde gümüş bir yüzük olmalıydı. tıpkı bu sabahki gibi o yüzük kanamıyor. "Lütfen" diye kesti sözünü. "Yüzük. onu bulmamız gerek. yoksa o da mı?" Mennan güzel bir sürpriz verir gibi çocukça gülümsedi. "Yüzlerce yıl önce olmuş bir olayla Miss Karen'ın bayılması arasında nasıl bir bağlantı olabilir?" Mennan'ın yine inadı tutmuştu.com 'Merec-el Bahreyn' demişler. Yabancı bir ülkeye gittiğimde en çok korktuğum şey sonunda başıma gelmişti." Hiç değilse telefonum yanımdaydı ama pasaportu düşününce yine panikledim. Olayın açıklaması son derece basit.. "Şu kanayan yüzük mü?" Nasıl da kaptırmıştı kendini olayın akışına. İplikçi Camii'nin bahçesine atılmış ama.

" "Hangi konuşmayı?" "Yangın yerindekini. Yakut Otel'e gittik ya öğleden sonra. Bu öğleden sonraki konuşmayı hatırladım da. inşallah bir şey olmayacak. "Aslında birinden kuşkulanıyorum." Ne ima etmek istiyordu bu şimdi. yok iyiyim. Gerginliği odadan çıkan doktorla birlikte kaybolmuş gibiydi.." "Üzüldüm" dedi doktor artık benden de Mennan'ın tuhaf konuşmalarından da sıkılmıştı. Yanındaki Kel Cavit de öyle. serumunuz bitince çıkabilirsi-riz.. Ama dışarıda ifadenizi almak için bir polis memuru bekliyor." "Eee." Cebinden çıkardığı kartı uzattı. ama olursa hemen sizi ararız. hani bize sinirlendi ya." "Serhad denen şu serseri.. sırrımı onunla paylaşacağımı sandı. peki ben ne zaman çıkacağım?" Sanki bakışlarıyla durumumu anlayacakmış gibi şöyle bir süzdü beni." Hatırlamadığımı sanarak açıkladı.com "Evet. "Başınız filan dönmüyor değil mi?" "Yok. Hani yabancılar gider de yakınlarınızla birlikte kaldığınızda içinizde derin bir rahatlık hissedersiniz ya. "Bana ihtiyacınız yoksa odama geçeceğim. "Siz iyi misiniz?" diye sordu asık bir suratla. "Tabii gidebilirsiniz. "Eğer mideniz bulanırsa ya da kendinizi kötü hissederseniz hemen arayın. "Merak etmeyin.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Belki tanıdığınız biridir. en azından aklını kurcalayan bir şey olduğundan emindim... Hatırlamam mı gerek. Otelinize gidince de lütfen yavaş hareket edin." "Teşekkür ederiz" dedim dudaklarımda minnettar bir gülümsemeyle. ona sözüm yok ama bu Serhad tam bir pisliktir. Şems-i Tebrizi." Odada ikimiz kalınca: "Neyse ki bir şeyiniz yok Miss Karen" dedi Mennan.. Kibarlığından aklınızı kaçırmış gibi konuşuyorsunuz diyemiyordu. "Ziya Bey dürüst insandır. o mu saldırdı bana diyorsun?" Alt dudağını çiğnemeye başlamıştı." Benim yerime Mennan aldı kartı ve benim yerime yanıtladı doktoru.soncemre.. "Kendinizi iyi hissediyorsanız. sanırım o da şu anda öyle hissediyordu. bizim doktorun kafası iyice karışmıştı.kelamdenizi." Kanayan yüzük. Çok sevdiğim bir yüzüktü onu da çalmışlar. çok bekletmeden açıkladı. Yani belki size saldıran kişiyi görmüşsünüzdür. Yanılmıyordum. "Sahiden ne olup bittiğini hatırlamıyor musunuz?" "Hatırlamıyorum. yüzük parmağımdaydı. İyiyim de yüzüğüm." "Hayır. iki denizin buluşması.www. "Nasıl tanıdık biri? Bildiğiniz bir şey mi var?" "Yok canım nereden olsun?" Ama bildiği. "Hani Mercedes'in kapı kollarını silen şu temizlik . Benim de aynı halde olduğumu düşünüyor olmalı ki." "Yani.

"Sanmıyorum" diye yanıtladım Mennan'ı. İçlerinden gelen bir iyilik dürtüsü mü? Yoksa gösteriş için yapılan sahte bir bonkörlük mü? Mennan'ın yeşil gözlerindeki masum ifade sanki ikinci seçeneğin doğru olduğunu söylüyordu. İkisi de güvenilir adamlar değiller. "Kabul edemem." Hemen geçti alınganlığı. Serhad'ı suçlasaydım eminim çok memnun olacaktı. ne de yanındaki Cavit'i? Neler olup bittiğini bilmiyorum. hiç gerek yokken çıkışmaya başladım." Bakışlarım son damlaları düşmekte olan serum şişesine kaydı. size sinirlenince.." Al al olmuş tombul yanakları üzüntüyle yana sarkmıştı. Sizi yormadan şu ifade işini halledelim." 18 "insanoğlunun en büyük sırrı beyindir. "Sağ olun Mennan Bey. Yüzünde yaramazlık yapmış çocuklarınla gibi muzip bir ifade belirdi. "Ama. "Ben gidip dışardaki polis memuruyla bir konuşayım.. Beni korkutup.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Her ne kadar hâlâ Ziya Bey'i korumaya çalışsa da bu geceki saldırıyı. "Peki." Her zamanki ivecenliğiyle toparlandı. yüzü ışıdı. Yani diyorum. Siz sigorta şirketinden daha mı zenginsiniz?" Alnındaki ter damlalarım mendiliyle kurularken yanıtladı. Konunun değişmesinden hoşlanmamıştı. "Hem bana hâlâ bir akşam yemeği borcunuz var. yok teşekkür ederim. faturayı sonra veririm size. bir şey ikram edecek ya da burada olduğu gibi illa faturayı o ödeyecek. "Ne zaman isterseniz. "Öyle olsa bile ben kimseyi görmedim." Gülümseyerek omzuna dokundum. karnım tok.. polikliniğin ücretini nereye ödeyeceğiz?" diye sordum. benim misafirimsiniz. Ne Serhad'ı. ama siz de işinizi yapıyorsunuz. Artık bir şey düşünmek istemiyorum." "Yok. "Merak etmeyin o iş halledildi." Türklerin hiç anlamadığım özelliklerinden biriydi bu. Ama onu mutlu etmek için birilerine iftira atacak halim yoktu. Üzüldüm kaba davrandığıma. Ve çok yorgunum.www. siz.. yoksa gerçekten inanıyor muydu söylediklerine? Ayrıca hiç de mantık dışı değildi sözleri.. Her şey beklenir onlardan. yüzüm gerilmişti. "Hatta açsanız şimdi. Sonra hesaplaşırız." Gözlerindeki parıltı arttı.kelamdenizi. "Şu meret bitse de gitsek" diye mırıldandım. "Hayır." Beni de bahane ederek Serhad'dan intikam almaya mı çalışıyordu." Olanlar sinirlerimi bozmuştu. uysalca teslim oldu. -tabii böyle bir saldın ol-duysa-Serhad ya da öteki adamın yapmış olması pekâla. Hem masraflarımın hepsi şirket tarafından ödeniyor. iyice uçarılaştı." Bakışlarını kaçırdı. Biliyorsunuz cüzdanım çalındı. Zaten şu anda istesem de ödeyemem. Hiç gereği yokken sizin için fedakârlık yapacak. "Olmaz Mennan Bey" dedim kesin bir tavırla. Bu durumda onun Ziya'nın adamı olmadığını kabul etmem gerekiyordu. Konya'dan uzaklaşmamı sağlamak istemiş olabilirlerdi. "Sahi. müm kündü. Teşekkür ederim bana çok yardımcı oldunuz. "Ben. Daha sonra." Kaşlarım çatılmış.com manyağı." . Dönüp Mennan'a baktım. işbilir birinin özgüveniyle sağ elini usulca kaldırarak yanıtladı sözlerimi. Unuttum sanmayın sakın. ben kimsenin misafiri değilim. buraya bir iş için geldim. Sonra da otele döneriz. Başından beri boş yere mi kuşkulanmıştım bu adamdan? Karar vermek zordu. öyle ya da böyle benim tedavi masraflarımı onun ödemesine izin veremezdim.soncemre.

hemen Londra'ya dön dese" yapar mıydım. "Umarım gününüz iyi geçmiştir. Evet. yapılması gereken yapılmalıydı. Çantamın çalındığı. sessiz caddelerinden geçerek otele vardığımızda vakit gece-yarısını bulmuştu. hemen elektrik düğmesine dokundum. bu insanın içine işleyen keder. nasıl buluştuklarını. Bütün ıssızlığı ve kederiyle ortaya çıkıverdi oda. Ama çok sürmedi yine Şems'i hatırladım. Hiçbir zaman söylemezdi.. evet. garip olaylar dönüyordu etrafımda. yemeğe çıkarken öylece bıraktığım dağınık yatak. Bir de şu boynumu her kıpırdatışımda bütün bedenime yayılan ağrı olmasa. Şimdi kendimi daha iyi hissediyordum. deneyimlerle .kelamdenizi. İnsan beyninin gizeminin tümüyle çözülememiş olduğundan söz etmiyor muydu annem? "İnsanoğlunun en büyük sırrı beynidir. duvardaki beyaz fayanslar kadar soğuktu. Bomboştu. Kaygılanmıştı. Ama şu anda bu tatsız atmosfer umurumda bile değildi. simsiyah bir boşluk gibi görünen ayna. Otelin kapısında Mennan'ın. benim düşüp bayıldığım an. bilmiyorum.soncemre." Eğer kendini kötü hissediyorsan işi bırak gel. Beynin çalışma biçimi ve kapasitesi tümüyle bilinmemektedir. "yarın sabah başkonsolosluğu arar. içeriyi belli belirsiz aydınlatıyor. "doktor gerekenleri yaptı. Hemen yatağa uzandım.com Karanlığa bürünmüş Konya'nın insanlardan. araçlardan arınmış. Banyonun ışığını kapatmadan odaya döndüm. teşekkür ederim" diyerek aceleyle asansöre yöneldim. koridorun alacakaranlığında anahtarı odamın kili-dine sokarken bir ürperti dalgası kapladı bedenimi. ama Konya'ya gelince de öğrendiklerimi yeniden hatırlamıştım. üzerinde bilgisayarımın durduğu küçük masa olduğu gibi seçiliyordu. Yine de olanlar tuhaf bir şekilde ilgimi çekiyor. ihtiyacınız olursa yanınızda olmam da yarar var" demesine aldırmadan. nasıl olduğunu henüz çözemesem de bu yaşananların bir şekilde babamla ilgisi olduğunu hissediyordum. Sakince düşünmeye çalıştım. işte o baygınlık anımda da hayal dünyamda Şems ile Mevlânâ'yı buluşturuvermiştim. kim bilir hangi odada banyo yapan bir müşterinin kullandığı suyun borulardan akan boğuk gürültüsüydü. Sen iyisin değil mi?" "İdare eder" demiştim.www." Soğuk bir gülümsemeyle: "İyi geçti. demesini beklemiştim ama söylemedi. Ne kadar gösterişli. evet. Her tarafın zifiri karanlığa büründüğü an. sana yeni bir pasaport hazırlamaları için başvuruda bulunurum. Kötü düşünceleri kafamdan uzaklaştırmaya çalışarak çevirdim anahtarı. duyulan tek ses. "Hoş geldiniz Miss Karen" dedi gözlerini ilgiyle yüzüme dikerek. oldu olacak adamı yatağıma alıp yatsaydım. "İsterseniz ben de bir oda tutayım. ses tonunda bir parça suçluluk duygusu bile hissetmiştim. İçimdeki korku o kadar yoğundu ki. Yine de kapıyı kapatmadan önce ışıklan yaktım. Arabada cep telefonumdan Simon'ı aramış durumu anlatmıştım. korkuyordum. birbirlerine ne söylediklerini bile bilmiyordum. girmesem mi? Kararsız kaldım. Bu gece onunla yaşadıklarını ya da onun bana yaşattıklarını. Yok daha neler. Gerçekten de öyle mi olmuştu? Her şey elektriklerin kesilmesiyle başlamıştı. Sultan Selim Camii'den yansıyan san ışık. "Merak etme" demişti.. Dün geceki meraklı görevli vardı yine. ne kadar iyi döşenmiş olsa da bütün otel odalarının ortak yazgısıdır bu ıssızlık. neler olup bittiğini anlayamıyordum. Yukarı çıkıp. Bilmiyor muydum? Babam anlatmış olamaz mıydı? Belki de kullanmadığım için bu bilgileri unutmuş. benim kendimden geçtiğim andı. keşke Mennan'ı göndermeseydim diye düşündüm. odanın ışıklarını yakmış olmam beni rahatlatmadı. onu evine yolladıktan sonra resepsiyona yöneldim. Artık kendimi güvende hissediyordum. bütün bunlar nereye varacak diye merak etmekten kendimi alamıyordum. Başım da dönmeye başlamıştı. ya yine aynı kâbusları görürsem? Odaya girsem mi. Bayıldığım anda da babamın anlattıkları belleğimde yeniden uyanmıştı. Bunu nasıl yapabilirdim ki? Onların ilk kez nerede. duyularımızla algıladıklarımız. Ya içerde o siyahlar giymiş dervişin sesini yeniden duyarsam. "Bu iş tehlikeli olmaya başladı. banyoya geçtim. Sessizce açıldı kapı. Oda karanlık değildi. Genlerimizden gelen bilgiler. iş işti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Üstelik. Gerçi Simon.

Uyandırmadım değil mi?" Sorusunu yanıtlamama fırsat bile vermeden sürdürdü sözlerini..soncemre. ansızın bebek aklıma geldi. Çok gençtim o zamanlar. dokunarak farkına vardığımız. Bakışlarım çamuru kurumuş toz içindeki kot pantolonuma kaydı." Neşeyle kıkırdadı.kelamdenizi. hapları avcuma döktüm. Ne yapıyordum ben? Sahiden doğuracak mıydım bu bebeği? Bebek derken bile kendimi yabancı hissediyordum. Bak söylüyorum. Telefonun sesiyle bölündü can sıkıcı düşüncelerim. Çantama uzandım. vakit geçirmeden yemeğe çağırmış olmalıydı annemi. En ince ayrıntısına kadar soruşturulması gerekiyordu. annemin neşeli sesi çınladı kulaklarımda. deri ceketimin de ondan farkı yoktu. ayaklarımı yıkamakla yetindim. Birden rahatladım. gördüğümüz. Hatta bizim Mennan bile suçlu olabilirdi. Hani en son seninle gitmiştik ya. ellerimi. şu Chelsea'deki yer. pijamalarımı giydim ama uykum yoktu. hissettiğimiz. "Senin şu Nigel muhteşem bir insan. Yeniden odaya döndüm. Bil bakalım ne dedi?" Aferin Nigel'a. Banyoya geçtim. Çünkü artık mantıklı bir açıklama vardı elimde. karnımda. iyi misin?" "İyiyim. Doktorun verdiği ağrı kesici haplardan içsem. Yarın." "Merak etme anneciğim kaçırmaya niyetim yok. kalbimde. Belki de ilişkimizi derinden etkileyecek bir karar.. bilgilerden sıkça kullanmadıklarımız nerede dııruyor? Zihnimiz bunların ne kadarını siliyor. ne de bizim sinirlendikçe şıpır şıpır terleyen Mennan. uyumama da yardım ederdi. yangını uzaylılar çıkardı diyen şu Kadir adındaki işçiyle görüşmek bu yüzden çok önemliydi. Ya kendimi kaybeder de düşersem diye çekinerek. benim şu karmaşık beynimdi. kafatasımın içinde kocaman bir boşluk. . iyiyim. ne otel yangınından yüklü tazminat koparmak peşinde olan Ziya ve adamları.. Akşamüzeri beni aradı. Belkide bu yüzden daha çok korkuyorum. tattığımız. Ama bir dakika. onu kaçınrsan seni asla affetmem. Londra'ya döndüğümde Nigel'a açıklayacağım bir karar. Nezihe ile Serhad'ın saklamaya çalıştığı bir bilgi varsa ondan öğrenebilirdik." "Klüp 606 mı?" "Evet. Hem de şu çok sevdiğim kulübe götürecek. Duşu sabah alırdım. Tabii o beni istemezse. Bu durumda Ziya masum mu oluyordu? Elbette hayır. Ya ağrı kesici ona zarar verirse? Hiç düşünmeden hapları yerine koydum. çok deneyimsiz ama daha güçlü. tabii bilmezliğe vurdum.. Hâlâ o Fransız aşçı var değil mi mutfağın başında?" "Epeydir gitmedik ama sanırım orada. daha fazla incinecekmişim gibi.. "Alo Karen?" "Alo Anne." "Saçmalama. o başka bir konu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Fakat önünde sonunda bir karar vermem gerekiyor. Aklını kaçırmış olsa bile Kadir artık Ziya'nın adamı değildi. üzerimdekileri çıkardım." Ne geçmişten gelen Şems-i Tebrizi. sadece yüzümü. Bacaklarımın arasında. öte yandan kürtajı düşünmek korkunçtu. belki de olanların tek sorumlusu bendim. ilaç şişesini çıkardım. Mennan mı arıyordu? Açtım. Şimdi daha fazla yaralanacakmışım gibi geliyor bana.com öğrendiğimiz milyonlarca bilginin ne kadarının farkındayız? Duyduğumuz. Yavaşça yataktan doğruldum. ilk kürtaj olduğumda da kendimi çok kötü hissetmiştim. "Ne dedi?" "Yemeğe davet etti.www.. duş almak niye tindeydim. ne kadarını depoluyor? işte büyük bulmaca. Beynimiz ne kadarı bilincimizin denetimindeydi ya da bilinçaltımızın veya güdülerimizin? İşte annemin bahsettiği büyük bulmacanın ayrıntıları. vazgeçtim. sana deli gibi âşık.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Yokluğunda seni de çekiştiririz biraz." Ne olmuştu anneme böyle? Nerden geliyordu bu neşe? Çok sürmedi anlamam. "Anne kafayı mı çektin sen?" Yaramaz bir çocuk gibi kısık sesle güldü. "Kim? Ben mi? İftira etme yaşlı annene." "Hani içmeyecektin. Doktor yasaklamıştı sana." Sesi ansızın ciddileşti. "Doktorların canı cehenneme" diye gürledi. "Matt'e bir sürü şeyi yasakladılar. Ne oldu? Üç ay fazla yaşadı. Ona da yaşamak denirse. Hastane köşelerinde süründü zavallı. Ama o çok sevdiği purosunu bile son bir kez içemeden gitti. Bana doktorlardan söz etme Karen. Onların bir bok bildikleri yok. Hem fazla içmiyorum ki, iki kadehçik." Pek öyle iki kadehlik bir sarhoşluğa benzemiyordu bu. Şeker hastasıydı annem, üstelik yüksek tansiyonu da vardı. En son kalp büyümesi teşhisi koymuştu doktorlar. "Anneciğim niye böyle yapıyorsun? İntihar etmek gibi bir şey bu. Kendini ağır ağır öldürüyorsun." Küskün, kırgın mırıldandı. "Belki birden yapamadığımdandır." Bu halimde bir de onunla uğraşmak zorundaydım. "Böyle konuşma lütfen" diye çıkıştım. "Niye intihar edecekmişsin? Ne derdin var?" "Ne derdim olacak?" Sesi isyan yüklüydü. "Görmüyor musun sevdiğim insanlar birer birer bırakıp gidiyor beni. Önce baban, sonra Mutt, tek başıma kaldım şu koca dünyada." "Tek başına olur mu? Ben varım ya." "Sen... Sen şahane bir kızsın ama senin kendi hayatın var. Onu yaşamalısın. Artık ta Konyalardan beni düşünmeyi bırak" iyice duygusallaşmıştı sesi, neredeyse ağlayacaktı. Nesi vardı bu kadının? "Ne demek istiyorsun anne?" "Nigel'a beni yemeğe davet etmesini söylemedim deme sakın. Bunu anlamayacak kadar yaşlanmadım daha." "Tabii söylemedim..." "Karen yapma! Yalan söylemeyi bile beceremiyorsun. Hiç beceremedin zaten. Bu tarafın babana çekmiş. Nigel'a beni aramasını sen söyledin. Üstelik iyi de yaptın. Aklına gelse eminim Nigel kendiliğinden çağırırdı. Ama erkekleri bilirsin, biraz hıyar olurlar. Hatırlatmak gerekir, sen de hatırlatmışsın, inkâr etme şimdi. Hem hoşuma da gitti teklifi. Bilirsin senin yakışıklı zencini severim. Şaka bir yana iyi adamdır Nigel. Günümüzde az bulunur türden bir adam." "Anneciğim lütfen içme" diye yalvardım. "Kendin için yapmıyorsan, benim için yap. Bak, çok üzülüyorum." "Üzülecek bir şey yok tatlım" dedi sesine metin bir ton vermeye çalışarak, "Ben iyiyim. Çok da içmedim. Gerçekten, hepi topu iki bardak. Tamam, dört diyelim. Daha fazla değil. Ve artık içmeyeceğim. Telefonu kapatınca kafayı vurup yatacağım. Ee sen ne yapıyorsun? Nasıl gidiyor Konya maceran? Çok değişmiş mi o mistik şehir?" Sesi özlem yüklüydü, eski günleri hatırlamış olmalıydı. "Değişmiş galiba. Geniş caddeler açmışlar, bazı yerlerde yüksek binalar var."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Her şeyi öldürüyorlar" diye mırıldandı umutsuzca, "eskinin bütün güzelliklerini öldürüyorlar. Üstelik bunu dünyanın her yerinde yapıyorlar. Hoyratça, acımasızca, barbarca. Birileri çıksa da dünyayı insanlardan kurtarsa diye düşünüyorum bazen. Biri çıksa da şu güzelim yeryüzünü elimizden alsa." "Yok, Konya o kadar kötü değil aslında. Eski yapıların önemli bir kısmını korumuşlar. Geniş, aydınlık caddeleri var. Mevlânâ Türbesi'ne sahip çıkmışlar, önündeki camiye de." "Dergâh duruyor mu?" Babamla birlikte gittiğimiz bahçesinde sarıklı mezar taşlarının bulunduğu evden bahsediyor olmalıydı, ama onu konuşturmak için anlamamazlıktan geldim. "Hangi dergâh?" "Hatırlamıyor musun? Babanın evi olan dergâh. Mevlevihane. Babanı ilk orada görmüştüm. Orada dans ederdi." Mennan'ın sözlerini hatırladım: "Mevleviler semaya dans denmesini sevmezler" demişti. "Sema mı demek istiyorsun?" Yapmacık bir tavırla beni taklit ederek söylendi. "Sema demek istiyorum." Sesinde tatlı bir sevinç belirmişti. "Babasının kızı. Poyraz da bozulurdu semaya dans dememe." "Ben de o dergâhı gördüm mü anne? Ciddi soruyorum, hatırlamıyorum da." "Görmedin mi? Ne bileyim tatlım, biz birlikte Konya'ya hiç gitmedik ki. Ama baban mutlaka götürmüştür seni. Çünkü onun evi orasıydı." "Evi mi?" "Evet, onun gerçek evi orasıydı. Bunu da hatırlamıyorum deme sakın." Suskun kalınca, yapmacıktan küçük bir çığlık attı. "Ay Karen, sen benden önce bunayacaksın kızım. Hani babanı küçük bir bebekken o dergâhın kapısına bırakmışlar... Hatırladın mı?" Hayır, gerçekten hatırlamıyordum, galiba bilinçaltını babama ait kimi bilgileri silip atmıştı ya da o kadar derinlere itmişti ki ancak bilincimi yitirdiğimde su yüzüne çıkabiliyorlardı. "Belki biraz anlatırsan aklıma gelir." Sesimden samimi olduğumu anladı. "Tuhaf diye mırıldandı şaşkınlıkla, "nasıl hatırlamazsın. Defalarca konuşulmuştur bu konu. Babanın ismi de oradan gelir." "Nereden gelir?" "Sahiden hatırlamıyorsun. Tuhaf!" Öyleydi ama bunu duymak hiçbir sorunu çözmediği gibi, hiç de hoşuma gitmiyordu. "Tuhaf ama unutmuşum işte" diye söylendim. "Nerden geliyormuş babamın ismi, anlat da öğreneyim bari." "Tamam, tamam anlatıyorum."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Sanki ayılmış gibiydi. Belki de doğru söylüyordu, gerçekten de çok içmemişti. "Şimdi, baban daha bebekken, ailesi kim bilir hangi nedenden dolayı, onu bir sepetin içinde dergâhın önüne bırakmış. Aralığın son günleriymiş.Korkunç bir soğuk varmış dışarda. Eğer talihsiz bebek bir saat daha kalsa, donup ölünmüş. Ama nereden bilinmez bir poyraz rüzgârı çıkmış. Ve başlamış dergâhın tahta kapısını dövmeye. Acele yardım isteyen biri gibi telaşla ve sertçe vuruyormuş kapıya, içerdeki dervişlerden biri sesi duymuş. Gerçekten de kapıda biri var sanmış. Kapıyı açmış ki, sepetin içinde minicik bir bebek. Yani senin baban. Derviş hemen almış bebeği içeri. Olayı duyan dergâhtakiler bu bebek bizim uğurumuzdur demişler. Hikmet adında bir şeyh babana sahip çıkmış, onu oğlu gibi büyütmüş. Ve onu kurtaran rüzgâra saygılarını göstermek için de babanın adını Poyraz koymuşlar." Evet, hayal meyal bir şeyler hatırlar gibi oldum, hatırlamak değil de bölük pörçük fotoğraflar geçti gözümün önünden, incecik yağan karı bir kamçı gibi savuran sert bir rüzgâr. Yaptığı işten utandığı için yüzünü sadece insanlardan değil, kardan da, rüzgârdan da saklayan bir adam; bebeğin babası. Sepetin içinde, bu acımasız dünyadan da, onu terk etmeye hazırlanan babasından da, kendi çaresizliğinden de habersiz uyuyan bir bebek, insanların yaptığı kötülüğe öfkelendiğinden midir, yoksa bebeği kurtarmak istediğinden midir, bütün gücüyle kapıya saldıran deli bir rüzgâr. Küçük Poyraz'ı kurtaran, bir anlamda bana bu hayatı armağan eden rüzgâr. Kapıyı açıp ayaklarının ucundaki sepette bir bebek bulan aydınlık yüzlü bir derviş. "Babam büyüyüp olanları öğrendiğinde kim bilir nasıl üzülmüştür" diye söylendim. "Üzülmüştür herhalde" diye onayladı annem. "Ama bu meseleyi dert ettiğini hiç görmedim. Hatta şakaymış gibi söylese de, biraz övünürdü galiba. 'Ben, Musa Peygamber gibi sepet içinde keşfe çıkmışım dünyayı, sizin gibi ana kucağında değil' Belki de böyle söyleyerek başa çıkmaya çalışıyordu acısıyla. Terk edilmek kötü tabii." Annem sarhoşken bunu söylememeliydim, kendimi tutamadım. "Ama" dedim, "Sonunda o da bizi terk etti." Kısa bir sessizlik oldu; derin, ürkütücü, umutsuz bir sessizlik. "Öyle yaptı... Tanrı'nın cezası herif bizi bırakıp gitti..." Bir şey demedim, istemediğimden değil, ne diyeceğimi bilemediğimden. "Yine de kötü düşünme" dedi burnunu çekerek, işte sonunda ağlatmayı başarmıştım kadını. "Kötü şey söyleme, eminim kendince bir nedeni vardı." "Evet vardır" dedim içimde baş kaldıran öfkeyi bastırmaya çalışarak, "eminim onu bebekken dergâhın kapısına bırakanların da kendince bir nedeni vardı." 19 "Kendini bilen Allah'ını bilir." Annemin telefonundan sonra uykum iyice kaçtı. Bilgisayarımı açtım, bugünkü görüşmelerimin notlarını yazdım. Kayıt cihazını çalıştırıp, Serhad ile Nezihe'nin neler söylediklerini dinledim. Aslında önemli bir çelişki yoktu. İki nokta dikkatimi çekmişti, ilki, Kadir'in Nezihe'yi yangından kurtarması, ikincisi ise yeniden yangın bölgesine giren Kadir'i, Serhad'ın değil de itfaiyenin kurtarması. Bu iki olay da ifadelerde yer almıyordu. Önemli olmayabilirdi, ama araştırmakta yarar vardı. Gizem çoğu zaman önemsizmiş gibi görünen küçük olayların bir araya gelmesiyle çözülürdü. Yarın sabahki görüşmede Kadir Gemelek'e bu iki konuyu sormak yararlı

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

olabilirdi. Tabii sorularımı anlayabilir ve mantıklı yanıtlar verebilirse. Kayıt cihazını susturdum, bilgisayarımı kapattım, artık dinlenmeliydim, yarın zorlu bir gün beni bekliyordu. Ama uyku nerede? Işıklan kapatıp, yatağa uzandım. Şems ile Mevlânâ'nın buluşması beliriverdi gözlerimin önünde. İkisi için de bu bir raslantı değil, önceden ayarlanmış bir buluşma gibiydi. Buluşmayı ayarlayan da Tanrı'dan başkası değildi. Ama ilk dilek Şems'ten gelmişti. Dün gece rüyamda gördüğüm gibi Şems, Tanrı'dan gizli sevgililerinden birinin yüzünü kendisine göstermesini istemişti. Üstelik bedel olarak da ortaya kendi başını koyarak. Öte yandan Mevlânâ da habersiz değildi bu işten. Öyle olsa buluşmadan yıllar önce Şam'da Şems'in karşısına çıkar, "Ey mana âleminin sarrafı, beni bul" der miydi? Bir yazgıya benziyordu. Her adımı, her bölümü ve finali önceden belli olan; değişmeyen, değiştirilemeyen sadece boyun eğilen bir yazgı. Şems, Mevlânâ'ya bakarken nasıl büyük bir sevgiyle, nasıl büyük bir mutlulukla, nasıl uçarı bir coşkunlukla dolmuştu yüreği. Ben bile Nigel'a bakarken onun kadar etkilenmiyor, onun kadar heyecanlanmıyor, kendimden geçmi-yordum. Nasıl bir sevgiydi bu? Ya Mevlânâ Celaleddin Rumi o ne ler hissediyordu acaba? Katırın üzerindeki adamın ışıltılar içindeki gözlerini hatırladım. Onun hali Şems'ten daha beterdi; bir tür kendinden geçmişlik, bir tür esriklik anım yaşıyordu. İki adamın birbirine hissettiği bu güçlü duyguyu nasıl adlandırmalıydı? Nasıl bir bağlılıktı bu, nasıl bir tutku? Tıpkı babam ile Şah Nesim gibi. Şah Nesim'i görünce tıpkı Mevlânâ'nın gözlerindeki parıltıya benzer ışıltılar geçiyordu babanım gözlerinden. Ne bana, ne de anneme bakarken öyle tutkuyla parlamıyordu gözleri. Şah Nesim'le konuşurken duyduğu heyecanı hiç kimse veremiyordu ona. Evet, Şah Nesim, Şems-i Tebrizi'ydi, babamsa Muhammed Celaleddin. Bu hikâyede ne annemin, ne de benim hiçbir önemimiz yoktu. O yüzden içi sızlamadan bırakıp gitti bizi. Kim bilir Şems ile Mevlânâ da nelerden, kimlerden vazgeçtiler aşkları için? Örneğin şu Kimya, Mevlânâ neden evlendirmişti evlatlığını Şems'le? Daha da önemlisi yaşamını Allah'ın sırlarını bulmaya adayan Şems gibi bir sufi, nasıl olmuştu da evlenmişti gencecik bir kızla? Sorular, yanıtsızlığı kadimleşerek lanetli sırlara dönüşmüş sorular; bildiğim ne varsa hepsinden kuşku duymama yol açan sorular, beynime üşüşerek aklımı karıştıran sorular. Yok, bu gece sorulardan kurtaramayacaktım kendimi. Bu gece uyku yoktu bana. Yatakta doğruldum. Bir yerlerden uğultu halinde açık bir televizyonun sesi geliyordu. İyi fikirdi, ben neden televizyon izlemiyordum. Komodinin üzerinde duran kumanda aletine uzandım. Önce birbirine karışmış renkler belirdi televizyonun ekranında. Görüntünün normal rengini alması için bir dakika kadar beklemek zorunda kaldım. Tanımadığım kadınlar, tanımadığım erkeklerin görüntüsü belirmeye başladı ekranda. Galiba bunlar Türkiye'nin şarkıcıları, aktörleri, aktristleri yani ünlüleriydi. Üstüste dizilmiş bardakları düşürmeden, alttan birini çekmeye çalışıyorlardı. Arkada da heyecanlı bir gerilim müziği çalıyordu. Hemen değiştirdim; belki bin kere izlediğim Yurttaş Kane filminin çok kötü bir kopyası çıktı karşıma. Onu da geçtim. Bu kez bir dizi film vardı ekranda. Kamera öyle hareketliydi ki biraz daha izle-sem başım yeniden dönmeye başlayacaktı. Yine bastım kumanda aletinin tuşuna. Önce bir ney sesi doldurdu odayı, sonra görüntü belirdi. Şu anda yattığım yatağın en fazla iki yüz metre ötesindeki bir görüntü: Mevlânânın türbesi. Kamera türbenin kapısından geçerek içeri girerken, atmosfere uygun olsun diye sesine ilahi bir ton vermeye çalışan erkek sunucu şiire benzeyen sözler mırıldanmaya başladı: Ey sırrı araştıran kişi C'an var can içinde, kalbine inde ara Sen kendi özünü kendinde ara Ey sırrı araştıran kişi her yerde ara Lakin o değil dışarıda kendi içinde ara.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Şiirle birlikte kamera da türbenin içine girmişti. Sarı kırmızı ışıklarla aydınlanan türbede yan yana, ardı ardına üzerlerine birbirinden güzel yazılar nakşedilmiş mezarlar uzanıyordu. O sırrın ne olduğunu ikisinden başkası bilemedi" diye anlatmaya başladı şiirin ardından sunucu. "İkisi de yıllardır birbirini arıyordu. İkisi de yıllardır buluşmanın ateşiyle yanıyordu. Belki sırlarını paylaşmak için, belki iki parçaya ayrılmış tek bir sırrı birleştirerek hakikati öğrenmek için. Şimdi kamera, türbeden çıkmış, Konya'nın karanlık kaldırımlarında adım adım ilerliyordu. Bir yere geldi durdu. Durduğu yerde sabah oldu. Ben burayı tanıyordum. Burası Mennan'ın Merec El Bahreyn yani iki denizin buluştuğu yer dediği noktaydı.

Şems'in Allah diyerek yere yığıldığı yer" diye anlatısını sürdürdü televizyondaki sunucu. "Uyandığında başucunda Mevlânâ Hazretleri vardı. Allah'ın gizli sevgililerinden birinin dizlerinde açmıştı gözlerini. İki büyük derviş, iki Allah dostu birbirlerine sımsıkı sarıldılar. Dünya nın kirinden, gürültüsünden, zulmünden ışıksız bir odanın ıssızlığına sığındılar. Günler, haftalar, aylar boyunca bir odada iki kişilik yalnız lığı yaşadılar. Günler sonra kapı açılıp, ikisi de dünyaya merhaba de diğinde ne Şems eski Şems'ti, ne Celaleddin eski Celaleddin. Namazı, vaazı, medresedeki derslerini bıraktı Mevlânâ. Aşka bulanmış, içme den sarhoş olmuş bir halde karşılaştığı canlı cansız herkese aşkı an latmaya başladı. Yağmur bekleyen kuru otlara, gökyüzündeki yağmu ra, yağmurun ıslattığı incir ağacına, incire tırmanan tırtıla, tırtılın pe şindeki serçeye, serçenin yuvasını yaptığı kagir evlere, kagir evleri süsleyen güllere, gülün derdine düşen bülbüle, bülbülün peşindeki at macaya, atmacayı evcilleştiren beylere, beylerin konuk olduğu sara ya. Ne varsa gördüğü, dokunduğu, tattığı, kokladığı, işittiği, hepsine aşkı anlattı. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk nasıl yeni yeteneğini göstermek için yanıp tutuşursa aynı coşkuyla döküldü dilinden aşka dair sözcükler. Aynı coşkuyla emekleye, sendeleye, yepyeni bir heye canla dolaştı bu eski şehrin sokaklarında. Kamera yeniden hareketlenmişli, bir parkın içinde dolaşıyordu şimdi. Çok büyük değil ama açık, ferah bir park. Huniyi daha önce görmüştüm. Derken kamera parkın içindeki küçük camiye yaklaştı. Tabii ya, burası Şems-i Tebrizi Camii ve Türbesi'ydi. Her şeyin başladığı yer. Kamera caminin kapısına doğru ilerlerken, sunucu iyice duygusallaşmış bir sesle anlatıyordu: "Şems de ayrılmıyordu Mevlânâ'nın yanından. Evliyalar şehri büyük bir dervişe daha kavuşmuştu." Televizyondaki görüntü bozulur gibi oldu, yeniden düzeldiğinde caminin kapısında siyahlar giyinmiş biri adam belirmişti. Kamera siyahlar giymiş, sakallı adama yaklaşırken sunucunun ağzından şu sözler dökülüyordu. "Onlar mutluydu, insanlar mutluydu, bütün bir şehir mutluydu." "Bu yalan!" diyerek sağ elini havaya kaldırdı televizyondaki siyahlı adam. Aynı anda sesi kesildi sunucunun. Artık kamera siyah giysili, siyah sakallı adamı gösteriyordu. Oydu, Konya'daki kâbuslarımın değişmeyen kahramanı: Şems-i Tebrizi ya da benim sevdiğim unvanıyla Şems-i Perende. "Yalan söylüyorlar" diye gürledi. "İnanma onlara, öyle olmadı." Evet, bana sesleniyordu.

Sanki bu olaylar daha bu sabah olmuş gibi taze bir hüzünle gölgelenmişti esmer yüzü. Bu yüzden her sözü şiirdi. ne ulemalar. "Anlamadılar. ne askerler. Ulemalarını ellerinden alacağımı sandılar. her adımı güzellik. kuşku yoktu. üstelik bunu Allah adına yapıyorlardı. Babasının söylediği ne varsa. Bu yüzden büyük bir ilgiyle dinledim Şems'in sözlerini. etmiş milyonlarca insanın izlediği televizyon yayınını bana seslenmek için kullanmayı başarmıştı. sanki Yaradan nefretten hoşlanırmış gibi. O benim . insan kanı içiyorlardı. Ellerinden gelse bir kaşık suda boğarlardı beni. hem çirkinliğim. öfke yoktu. düşmanlık yoktu. Çünkü ben de sevmiştim Hüdavendigar adını. Daha az önce beynin sırlarıyla ilgili yürüttüğüm tahminler. bu hayalleri neden gördüğüme dair bulduğum gerekçeler bir anda yok olmuştu. her dokunuşu keramet. Türbesinin önünde bir süre öylece sessiz durdu. Aklım âdeta gönüllü olarak kenara çekilmiş. Onlar anlamadıklarını kötü sayarlar." "Ya sizin meşrebiniz?" Yanıtlamadan önce düşünceli bir halde sakallarını sıvazladı. babası Belhli Muhammed Bahaeddin Veled. meydanı bilinçaltımın egemenliğine bırakmıştı. Artık güdülerim yol veriyordu düşüncelerime. Ama anlamadılar. korkmuyordum. Gönlümde kendi görüntüsünü görünce aklı başından gitmişti. unutmasını salık verdim ona. benim ise hem güzelliğim. tövbe tövbe sanki Yaradan tüccarmış gibi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Hepsi nefret etti. Ne yapmış. En önde yürüyen güdüm ise meraktı. Oysa ben Celalleddin'i dünyanın sultanı yapmaya gelmiştim.com Gözleri gözlerimin içindeydi. Hüdavendigâr ile bir de büyük oğlu Bahaeddin hariç. "Kimse mutlu olmadı" diye sürdürdü kaşlarını çatarak. Babası gibi sadece o zamanın değil. hepsi Konya'dan gitmemi istedi. mantığını bir kutuya gizleyerek. Sadece gönülden oluşmuş bir adama dönüşmüştü. İnanç zannettikleri onların kurtuluş garantisiydi her iki cihanda. Yıllardır sandıkta beklemiş bir isyan bayrağı gibi rüzgârı görür görmez dalgalanmaya başlamıştı bu eski şehrin taş sokaklarında. onda hoşgörü vardı. soluğu rüzgârların en uysalından. kitapta yazılanları harfiyen yerine getirmekti. Din zannettikleri. namı diğer Sultanü'l-Ulema. Aklını. insan eti yiyorlardı. Gördükleri andan itibaren hoşlanmadılar benden.kelamdenizi. çünkü onların din diye bildikleri küfürdü.soncemre. elleri bana doğru açılmıştı. Ne sarayı umursar olmuştu. ne ulemaları.www. sanki yaradanın gönüllü kölelere ihtiyacı varmış gibi. onda umut vardı. İbadet zannettikleri hoşgörüsüzlüktü." "Ya Mevlânâ? O ne diyordu olanlara?" "Hüdavendigâr mı? Onun meşrebi başkaydı. ne de halkı. ne de halk. ürpermemiştim bile. "Ne sultan. İbadet diye bildikleri günah. "neden istemediler sizi?" Bakışlarını yüzüme dikti. "Neden?" diye sordum kederini paylaşan bir sesle. Ama babasının seslendiği gibi seslenmekten de geri durmadım. gelmiş geçmiş bütün zamanların sultanı. suyu göllerin en tatlısından." Kendi cesaretime kendim de şaşarak sordum: "Hüdavendigâr da kim?" "Kim olacak Muhammed Celaleddin." Geçmişi hatırlamak sanki onu dalgınlaştırmıştı. Ve tuhaftır. Onun toprağı yumuşak yerden alınmıştı. onda sevgi vardı." "Onu Hüdavendigâr diye mi çağırıyordunuz?" "Ben değil. "Hüdavendigâr'ın sadece güzelliği vardır. savurup atmıştı uçurumların en derinine.

Evet. hem de kötü tarafımı gösterdim ki beni tanıyabilsin.soncemre. "İki denizi buluşturduk ki birisi tatlı. hangi suretin içinde. dokunuşlar vardı dokunuş içinde.www. Küçümsemek değildi yaptığım. Allah'ın selamı onun üzerine olsun Muhammed Mustafa'nın mübarek . olur olmaz şeye sevgi beslemem ben. Biraz da eleştirmek için manidar bir ses tonuyla sordum: "Siz de onu küçümsediniz. "Onunla karşılaşıncaya kadar ben de bilmiyordum." "Ya siz. renkler vardı renk İçinde. Bu yüzden sevginin hak edenin hakkı olduğuna inanırım." İşte bu yüzden Celaleddin ile ben kavuşuruz ama kendi meşreplerimizi koruruz. tatlar vardı tat. Beni anlamadı. soluğum yalçın kayaları parçalayan rüzgârlar gibi delidir. ama nerede gizlenmişti bunlar." Yeniden ciddileşti. babalarımıza bakman lazım. sadece kendimi anlatmaya çalıştım. Allah'ın kitabında Furkan suresinde şöyle anlatılır. Belki de hayatı boyunca onun sözünden dışarı çıkmadı. hatta hiçbir zaman tam olarak anlaşılmayacağının farkında olan birinin durumunu kabullenmişliği içinde sakince sürdürdü sözlerini. sesler vardı ses içinde. Toprağım kıraç yerden alınmıştır. diğeri ise tuzlu ve acıdır. "Herkes kalenderi sayar bizi ama benim meşrebim zordur. belli belirsiz görüntüler." "Mevlânâ'nın hakkı mıydı?" Hiç duraksamadan yanıtladı. başından beri biliyor muydunuz ne aradığınızı?" Gülümsedi. sıradan bir adamdı babam. canın candan beslenmesi gibi. Onun gibi düşünürsem. daha doğrusu bizim onlarla ilişkilerimize." Kurnaz bir ifade belirdi yüzünde. Onun söylediği her sözün doğru olduğuna inanıyordu. Onu görünce anladım. anlamıyordum. susuzluğu giderir." Şems'in kibri canımı sıkmıştı. hoşgörüden çok öfke vardır. Baha Veled. Aralarına da görünmez bir perde koyduk ki birbirlerine karışmasınlar.kelamdenizi. Arapça bir deyimdir. suyum ekşimiş şarap gibi tatsızdır. çölde milyonlarcası bulunan kumlar gibi sıradan bir Müslüman. Haktan yanayımdır ve de hakikatten. her yazdığının kanun. Onun gibi olmadığımı açıklamaya uğraştım.com sadece güzelliğimi görmüş. Evvelce hayaller vardı sadece. Başağın. her bitki büyümez üzerimde. benim sevgim başından beri zaten onundu. Hak etmeyene sunulmayacak kadar değerlidir sevgi. Ona hiç ikiyüzlülük etmedim. Onu görünce bildim.Eğer. üstelik kendisinden farklı olduğu için beni yargılamaya kalktı. "Hakkı ne demek. içinde. Celaleddin ile benim aramdaki farkı anlamak isliyorsan. bir öğretmen gibi değil de anlaşılmadığını bilen. Anlayamadı. "Şu tavuk yumurtasından çıkan kaz yavrusu meselesini kastediyorsun. Umuttan çok kuşku vardır yüreğimde. Bizim buluşmamıza Merec el Bahreyn derler. Oysa ben daha ergen olmadan anladım babamın yetersiz olduğunu. örnek alacağı kişiydi onun için. buğday vermesi gibi normal bir olaydı bu. Celaleddin babasına büyük bir saygı duyuyordu. Ama evvelce Hüdavendigâr da layıkıyla bilemedi bunu. Hem iyi tarafımı. çirkinliğimi fark etmemişti. nedensiz düşmanlık gütmesem de. üzüm karası gözleri hafifçe çekildi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bebeğin anne sütüne yönelmesi. onun gibi davranırsam Tebrizli sıradan bir Müslüman olacaktım. kokular vardı koku içinde.

Televizyonun ekranı şimdi sadece gizemli iki ışığı göstermeye başlamıştı. Hayır. Onun hikmetinden sual olunmaz. karıncanın kovuğu. Bildiklerimiz. Tanrı değişmez diyorlar ya. Unutmadan önce Karen'ı. Bu evin ilk kez bu kadar büyük olduğunu fark ediyordum. içi mavi çinilerle kaplı havuz. Değişir. 20 ". kemikli yüzünde davetkâr bir gülümseme belirdi." Bir kez daha çağnyordu beni kendisi olmaya. "Yanıma. Öteki odalar çocukların ve hizmet verenlerin. uzun yüzünde parıldayan iki gizemli ışığa dönüştü. esmer. arkada devasa bir ceviz.www.. Kaç oda vardı bu iki katlı binada? En üst kat Hüdavendigar'ın odasıydı. diyemedim. sultanın sarayı gibi burası da yüce Yaradan'ındır. Seninkinden yedi yüz küsur yıl daha yaşlı bu beden. çünkü bildiğimiz ne varsa.com "Kendini bilen Allah'ını bilir" sözü uyarınca. kaptırdım kendimi onun sözlerine. kartalın kayası. Ortada beyaz taşlarla çevrili. "Bu ev Mevlânâ'nın mı?" "Hayır. helaller harama. nefsine yenilen. bu gece ilk karşılaştığımızda ne söylediğimi unuttun mu yoksa? Bilmen için yaşaman gerek. çaresiz gözlerle baktı yüzüme. ayının ini.. bu kadar geniş. bilinmeze dönüşüyor. Allah'ın" dedi görüntüm suda usulca kıpırdanarak. sümbüller. Böylece ulaşılmaz oluyor o yüce varlık. bir kez daha çağırıyordu yaşadıklarını yeniden yaşamaya. Ömrü yettiği sürece. kendimi yitirdiğim o bahçedeydim yine. sakallı gölgem. yalanlar gerçeğe." Benim olmayan bir erkek bedeninin içinde. Kimdim ben şimdi? Londralı Karen mı? Tebrizli Şems mi? Çinili havuzun suyuna yansıyan görüntü yanıtladı. "Arının kovanı. "Bilmek istiyorsan gelmelisin" dedi." Baktım havuzda yine o siyahlar içindeki.com dudaklarından dökülen. hem otursun konak olsun. büyük sırrını işte böyle koruyor. ama bu kadar çok değiştiği için anlamakta güçlük çekiyoruz. değişiyor. külliyen yanlış. "Nereye?" Ekran açıldı. iblise de yenilir. sevaplar günaha. yanlışlar doğruya. Alt kattaki mutfaktan yemek kokuları .kelamdenizi." Başımı çevirip kerpiç eve baktım. Kerpiç binanın hemen önündeki toprak çiçeklikte laleler.soncemre. bir kez daha uzandım kim bilir kaç yıllık gün ışığının esmerleştirdiği uzun parmaklı ellerine." "Onda kendinizi mi gördünüz?" Durdu. hem okutsun medrese olsun diye Allah eliyle Sultan Keykubat tarafından hediye edilmiştir Hüdavendigâr'ın ailesine. Celaleddin'le evlenmeden önce Müslüman olmuştu kadın. "Anlamıyorsun değil mi? Kolay değil. Havuzda tatlı tatlı ışıldayan öğle güneşi. Dudaklarının oynadığını görmedim ama sesi. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Yaşamak için cesaret. "Seninkinden yedi yüz küsur yıl daha genç bu güneş." "Nedir o büyük sır?" Gözleri kısıldı. Bahçe duvannın dibinde yavaşça salınan uzun boylu kavak ağaçları. sudaki görüntüme sordum. Köklü bir Rum ailesinden gelen Kira adındaki güzel hatunla paylaşıyordu odayı. Celaleddin'i görünce yıllardır aradığımın aslında kendim olduğunu bildim. güller dünyanın hâlâ güzel bir yer olduğunu anlatmak istercesine rengarenk kokuyorlardı.

Kimya da kopmadı. ruhu güzel. Bahaeddin huzur. sizi sordu." Onu dışarda bırakarak girdim kemerli ahşap kapıdan içeri. Üzerinize alınmayın sakın. Bahaeddin boyun eğiş. "Nasıl münasip buyurursanız Şeyhim." . en gösterişsiz. Biraz da bastırmak için korkumu. "Görmedim" dedi alttan almayan bir sesle. Bağışlayın yanlış yaptıysa. "Kardeşim yabanidir. seyirtti peşinden. ne ettiyse bir türlü terbiye olmadı bu çocuk. "Babana bakıyordum" diye sordum. ellerimin solgun derisine dokundurdu. gerçek kızıymış gibi bu evde başı dimdik gezen Kimya. Celaleddin rahlenin önünde bağdaş kurmuş kitap okuyordu. size değildir. yine sizi sordu. Sanırım o da sizi merak ediyor. bendine sığmayan. "Sen dışarda kal. Hiç sevmemişti bu çocuk beni. "Lahavle" deyip yürüdüm. Alaeddin fırtınaysa. günbegün güzelleşen Kimya. meşrebi bozuk onun. "Allah'ın selamı üzerine olsun.soncemre." Boyun eğmeyen bir çocuktu Alaeddin. İçim kalktı. "Bilir misin nerededir?" "Hücrededir Şeyhim. "Allah'ın sevgisi de senin üzerine olsun. döküldüğü kabın şeklini almayan bir çocuk.com geliyordu. "Evin içinde ne bu koşu? Kumandanına haber yetiştiren Moğol çerisi gibi. el bağladı. önce davranıp ben onunkini öptüm. Bahaeddin de peşim sıra geliyordu. "Bağışlayın Şeyhim" diyerek elime sarılıp öptü. ama bırakmadı o da dudaklarım. söylendim öfkelenmiş gibi. en ışıksız. Buraya geldiğim ilk günden beri gözlerindeki o düşmanca parıltı hiç eksilmemişti yüzünden. Şeytanın ateş kızılı gözlerine bile bakmaktan çekinmeyen ben. bu oğlanın yanında? "Yavaş olsana biraz" diye azarladım Alaeddin'i. çekinmeden bakan Kimya." Uzandı elimi öpmek istedi.kelamdenizi. o da durdu. Bahaeddin suydu. Mutfaktan uzaklaşmaya çalışır-ken. Hüdavendigâr'ın gerçek çocuğu olmadığı halde. İnsan bir özür diler. Alaeddin öfkeyse. Sabah namazında girdim." Öylece çekti gitti. sabra sığındım." Alaeddin hiç konuşmadan yabani bir hayvan gibi baktı yüzüme." "Kusura bakma" dedi yarım ağız. ağırına gitmişti kızın yanında azar işitmek. ama belli. sözleri güzel çocuğun yanağına. Ne arıyordu bu kız. Alaeddin isyansa. utanmadan. "Az kaldı yıkacaktın beni avlunun orta yerine. ürperdim bu yeniyetme oğlanın bir bıçak gibi keskin bakışlarından. Geceyarısı yanına girdim. arkasında da günbegün serpilen. sanki onu uyarmamışım gibi bilhassa koştu-ra koştura. Bizim babanla konuşacaklarımız var. yoktunuz. kıymet bilmez. bu kocaman evin en dar. sizi sordu. yoktunuz. "Şükür bugün de buradasın. Baktım Hüdavendigâr'ın ortanca oğlu Alaeddin." Döndüm.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. az kalsın biriyle çarpışacaktım.www." ince bir sakalın çevrelediği yüzü olgunlaşmaya başlayan ham elmalar gibi hafifçe kızarmıştı. "Destur" diyerek kenara çekildim. nefsimi terbiye etmek için yemekten uzak dururdum. en küçük ve en mübarek odasına yürüdüm. Karatay Medresesi'nde ona yetişecem de." Baş eğdi. insanın yüzüne korkmadan. "az kaldı ben de yıkılacaktım yere. "Ders var. "Şükür geldin Pirim" dedi heyecan dolu bir sesle. iyi bir dersi hak ediyordu ya. Belki yanında Kimya olmasa aldırmayacaktı." Beni görür görmez doğruldu. Bahaeddin sükûnet. Alaeddin ateşse. Az evvel ekmek ve su götürdüm. Hüdavendigâr'ın büyük oğlu. Durdum. Usulca dokundum bu cismi güzel. Birkaç adım atmadan yetişti Bahaeddin. Babam ne yaptı.

Yoksa yanılmış mıydım. Titreyen elleriyle Maarifin kapağını kapattı. "Okuma. senin buyruğun benim zevkimdir. "yekin hele.nı'na baktığımı fark etti. Ama alışkanlıklarını yenemeyen bir derviş kendi nefsini nasıl yenecekti? Alak suresinde. bağlılıkların en kötüsüdür.soncemre. Üç dileğim var senden.kelamdenizi." "Fakat. öyle masum." Onun kalktığı mindere oturdum. "Yaradan Rabb'inin adıyla oku" denmişti. "Nereye kadar başkalarının sözlerinde arayacaksın kendi sırrını? Baban gibi ulemaların da olsa.. Demek hâlâ okuyordu. Muhyiddin ibnü'l-Arabi'nin Füsusii'l-Hi-kem'i. sözü kuyumcu gibi dokuyan şairlerin de olsa. Gece aralanmıştır. "bu ev. gün ışımış. yerine getirmelisin dileklerimi. Sen kendi sırrını. eskide kalsın.. "Konuğum değilsin sen" dedi titreyen bir sesle.." Silkinip kalktı hemen oturduğu minderden. O an öyle güzel. Celaleddin bilmiyordu. Biliyordum alışkanlık. Suçluluk bir dağ gibi çöktü omuzlarına Celaled-din'in. kendi sözlerinin içinde bulabilirsin ancak. beklemekle. Mütenebbi'nin Diva. Baktım rafta başka kitaplar da vardı: Feridüddin Attar'ın Esrarnarne'si. öyle mübarek görünmüştü ki gözüme. kuşandım sertliğimi. Kuşeyri'nin Risale'si." Ama dağladım içimde uyanan hayranlığı. Suskunluk ağır bir nem gibi kapladı çilehaneyi. ne benim yüreğimin yumuşamasına. ruhumdaki değişimi anladı. yoksa bana onu vaad edeni yanlış mı anlamıştım? Yoksa Belhli Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin değil miydi Allah'ın o gizli sevgilisi? Yoksa boş bir hayalin peşi sıra mı sürükleniyordum. el bağladı. "Kalk" diye buyurdum. "Fakatla olmaz Celaleddin.com Bakışlarım rahlenin üzerindeki kitaba kaydı. sırra ermeyenler ahirette. rüzgârın önünde savrulan kuru yaprak misali? Celaleddin yüzümün karardığını gördü. Babası Baha Veledin kaleme aldığı Maarifti. ruhun buzdan ince tabakasının üzerine kelamdan binalar kuran âlimlerin de olsa bırak eski sözler. En zor vazgeçilenidir. ne onun gururunun uyanmasına. Yapmam gerekeni hatırlayıp. ayak sürümeyle olmaz. Öyle savunmasızdı ki az kalsın benim de yüreğim titreyecekti. miskinlik sırası değil şimdi. Beklenecek vakit değildir. ben Celaleddin yüzüne üç kerre tersini haykırdım. "işte Celaleddin'in yüzüdür o. Mademki konuğunum senin. Avludaki oğlu Bahaeddin gibi baş eğdi. işte o benim. Ebu'l-Ferec el-İsfahani'nin Kitabü'l-Agani'si. Kelile ve Dinine.. Kitabı yandaki rafa koydu. Gazali'nin îhya-i Ulumi'd-Din'i. Duraksamayla. sırra erenler bu dünyada geçer onun üzerinden. "Fakat. okuma." Tebriz'in keskin kış rüzgârı gibi kestim lafını. "Ne zamana kadar başkalarının kitaplarını okuyacaksın Muhammed Celaleddin?" diye çıkıştım. Buyur dünya sarrafı. Çünkü hayat bir köprüdür denmişti. Kekliği avlamak için tuzağını kuran bir avcının kurnazlığıyla sakalımı sıvazlayarak: . Bir çocuk gibi titredi çenesi." diye aralandı mübarek dudakları. Sevinçle ışıldayan iki kandil alevine benzeyen gözlerini yüzüme dikti. Ona daha önce "Artık babanın yazdıklarını okuma" demiştim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.www. okuma!" Bir çocuk gibi sarardı yüzü. Bin-bir Gece Masalları hadi bunlar neyse de o kendini peygamber sanan Mütenebbi lakaplı Kûfeli şairin Divan'nı görünce bir kuşku kapladı içimi. yol görünmüştür. Ama izin vermedim. solgun yüzünü incecik bir keder kapladı. Tövbe tövbe eğer bir sureti olsaydı yüce Allah'ın "İşte budur" derdim. Eğer bir konuk varsa senin cennetinde. bu medrese senin." Uykusuzluktan mest olmuş gözleri nemlendi. ama yeni bir imtihan vardı önünde. ya şimdi geçilecek ya da hiçbir zaman.

"Mürit seçerken de. onsuz yapamam ben. ayın vakti ayrı. Celaleddin'in eliyle açıldı hücrenin kemerli ahşap kapısı. Daha açılan kapı kapanmadan Celaleddinim yeniden girdi içeriye. babasının karısı gibi şaşkın bakakaldı yüzümüze. gözlerindeki ateş sönecek miydi. Celaleddin'e döndüm yeniden. Daha ben ağzımı açmadan: "Umarım" dedi saygıyla eğilerek. gitsin. Yanında güzelliği ancak Yusuf Peygamber'inkiyle kıyaslanabilecek büyük oğlu Sultan Veled'le. bakalım bana güvenecek miydi? Bir arı gölgelenmedi yüzü. "Bana hizmet edecek güzel bir erkek çocuk getir. bir dediğimi iki ettirmesin. bir an duraksamadı. Sevinçle bakakaldım ardından." Başka bir söz söylememe fırsat vermeden çıktı gitti hücreden. Artık kuşku duymam için bir neden yok diye seslense de yüreğim. "Sen çıkabilirsin Kira Hatun." Çığlıklar atıp avaz avaz Celaleddin'in ellerini öpmemek için zor tuttum kendimi." Ardından yekinip çıktı hücreden. dünyanın vakti ayrı. teslimiyet buydu. Gönder delikanlıyı. Çünkü güneşin vakti ayndır. Celaleddin. Ama güneşin vakti ayrıydı. Hararetim sonsuz. Çünkü güneşin vakti ayrıydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ayın vakti ayrı. bana şarap getir. "o benim hizmetimi göremez. "Senin buyruğun. ayın vakti ayrı. şarap istiyorum. Kaşlarımı yıktım." Ne olup bittiğini anlamayan kadıncağız. senin hizmetine ve ayakkabılarını çevirmeye değer bir kul olur. dünyanın vakti ayrı. bir süre şaşkın şaşkın baksa da yüzümüze. Ve ben kaçırmadan gözlerimi üçüncü dileğimi söyledim Celaleddin'e. Bana böyle bir kadın bulabilir misin?" Bunları söylerken onu izliyordum. ilk şeyhim Ebu Bekir-i Tebrizi Sellebaf'. Ben. Yahudi mahallesine git. Aynı cümleyi tekrarlamakla yetindi sadece." Yine gölgelenmedi yüzü. Dileğimi anlasın. benim zevkimdir.soncemre. Celaleddin'in karısı. "Bilirsin er kişinin ihtiyaçları vardır.com "Bilirsin günler oldu Konya'ya geleli" dedim." Yeter artık demedi. "Ama acele karar verme demişti" Allah'ın rahmeti üzerine olsun. Çok sürmedi. Celaleddin başıyla oğluna çıkmasını işaret edince de arkasını dönmeden geri geri yürüyerek çıktı hücreden. "İkinci isteğime gelelim" dedim bütün ciddiyetimle. Konya'nın suyu kesmiyor susuzluğumu. "bu çocuk. Öyle sıradan değil. Yanında Konya'nın en güzel kadını. "Senin buyruğun. Öyle ki beni üzmesin. Bakalım. aklım engel oldu onun isteğine. bir an düşünmedi. mürşit seçerken de bekle. Saygıyla karısının önünde eğildim.kelamdenizi. kuşkunun derin kabrine gömdüm ve bekledim. bu olmaz" dedim. "Sultan Veled benim oğlumdur" dedim. dünyanın vakti ayrı. inanmak buydu. sonra emrime uyup çıktı dışarı. hemen yerine getirsin. güzel bir kadın. bakalım yüzü gölgelenecek miydi. içeri girince gördüm. Hülasa bana bir kadın gerek Muhammed Celaleddin. Öteki eli başka bir eli tutuyordu. Celaleddin'in boynuna sarılmamak için zor tuttum kendimi. kuşkunun gölgesi kalkıncaya kadar umudu-mun üzerinden beklemeliydim. benim zevkimdir." Sevincimi. bir an duraksamadı. Kira Hatun duruyordu. "Susadım. kendinden geçmek buydu. ne demek Yahudi . kuşkunun karanlığı yüreğimden silininceye kadar beklemeliydim. bu şehrin en tanınmış ulemasıyım. Karar vakti gelene kadar bekle. Suratımı astım. "Kira Hatun benim can kız kardeşimdir. Sadakat buydu işte. Sadece aynı cümleyi tekrarlamakla yetindi.www." Ne olup bittiğini anlamayan Bahaeddin Veled. bir an düşünmedi.

com mahallesinden şarap almak. ufukta karanlık belirdi. şanını düşünmüş. Tanrı erlerinin huzurundan uzak dur.. Yoksa kuşkularım haklı mıydı? Yoksa Bağdat'ta olan Konya'da tekrar mı edecekti? Celaleddin de Kirmani gibi benliğini daha mı önde tutuyordu aşkından? Kötü düşünceler geçerken aklımdan aralandı hücrenin kapısı. Kendimi tuttum. dudaklarına. Ben de ona dedim ki: "Tamam. iblise de yenilirdi. gün devrildi. Ama Bağdat'ın ortasında." "Beni kulluğuna ve arkadaşlığına kabul et" diye ısrarla yapıştı kara keçemin kara yakasına. Celaleddin'in inanç içindeki ışıklı yüzü göründü. dünyanın vakti tamam. "şarabın en iyisini bulmaya çalıştım. Ben de ona dedim ki: "Sen.www.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yanaklarımdaki yaşları öptü. bütün namusunu. bunu da yapamam. bu sözde Tanrı dostunu hatırlayınca umudum kırılır gibi oldu. "Asıl şeyh sensin" diyerek ayaklarına kapandım.kelamdenizi. "Bütün arzum ve dileğimle sana kul olmak istiyorum" dedi. "Asıl Tanrı dostu sensin. ayın vakti tamam." Az kalsın kendimi tutamayacak. çünkü kolaylık bizim yolumuzun ışığıdır sözü uyarınca ben de ona dedim ki: "O zaman benim için hurma şarabı bulup getirebilir misin?" "Hayır. Neden onurumla oynuyorsun. Bu kez bekleyişim uzun sürdü biraz." Ben de dedim ki: "Erlerin huzurundan uzak ol. Çünkü Tanrı senden bu gücü esirgemiş. en lezzetlisini. asıl sen benim şeyhimsin. herkesin gözü önünde benimle birlikte hurma şarabı içmelisin. kusura bakma" dedi en tatlı gülümseyişiyle." Bende dedim ki: "Ben içerken benimle arkadaşlık eder misin?" "Hayır. demedi. Neden bana düşmanlık yapıyorsun demedi. . bunu yapacak adam değilsin. aşkı için bütün müritlerini. ellerimi tuttu. edemem." Hurma gibi sarardı rengi. şarap almaktan vaz mı geçmişti? Senelerce evvel Bağdat'ta karşılaştık Şeyh Kirmani'yle. "Senin buyruğun. Şeyhimin diline. Sen." Şeyh Kirmani'yi." Artık tutamadım kendimi. ellerimi öptü. benim zevkimdir. benim arkadaşlığıma tahammül edemezsin. sonra ayağa kaldırdı beni. Ama nefsine yenilen. "Geciktim." Onlara kolaylık gösteriniz. dişine dokunmaya layık olanını. dur her iki âlemin sarrafı. bütün şerefini bir ka-deh şaraba satabilmelidir. Tanrı eri odur ki. "Bunu yapamam. Güneşin vakti tamamdı. Yanaklarımdan yaşlar yuvarlanıyordu. elinde şarap dolu bir testi tutuyordu. "Dur Allah'ın gizli dostu.soncemre. Yoksa Celaleddin utanmış mıydı? Yoksa Şeyh Evhededdin-i Kirmani gibi ününü.. "Hemen getiriyorum Şeyhim" dedi. Sanki ben onun süt isteyen yavrusuymuşum o müşfik bir anneymiş gibi sevgiyle gülümsedi. Ne olur beni müritliğine kabul et. Sen bu yolun yolcusu değilsin." Hemen o da kapandı yere. demedi. Bekledim. asıl sen benim pirim" diye haykıracaktım.

"Yoksa müşteri mahremiyeti filan takmam.soncemre.güven içindeydi." Gözlerimi açtığımda. İlkinin sesini hemen tanıdım. Zorunlu olduğu için açıklama yapan birinin . Kapının önünde iki erkek konuşuyordu." Sesi alaycı mıydı. Evet.. güzelce bir kadın. televizyonun sesi kesildi. nasıl yardımcı olabilirim?" İriyarı polis söylenmeyi sürdürdü. saçlarını arkasında topuz yapmış genç. Televizyonun sesini o kadar açmıştım ki oteldeki müşteriler sonunda kapıma dayanmıştı demek. "Karen" dedim tepki olarak. Sen benim gözümün önündeki perdeyi kaldırdın. "Buyrun.com "Şeyh inanan değil. bizi duydu galiba. Üç kişi vardı karşımda. yedek anahtarla açar. "İçerdedir. Zaten öteki müşterileri yeterince rahatsız ettik. azarlar gibi." "Önce konuyu bilmek istiyorum" diye ayak diredim.. inandırandır. haç bayraklı Bizans atlılarını kovalıyordu. bana mı öyle geldi." İşte bunu beklemiyordum." "Duysa iyi olur" diye çıkıştı öteki ses. cebinden bir kart çıkarıp baktı. hakiki dost sensin. "Kimya'sı da yok mu?" "Efendim?" "Kimya diyorum. Hâlâ kucağımda duran kumanda aletinin düğmesine basarak kapattım televizyonu.kelamdenizi. perdeyi kaldırandır. pir sensin." Hanımefendi lafının üzerine basa basa konuşmuştu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ne kadar çok açmışım televizyonun sesini böyle. polislerin benimle ne işi olabilirdi? Sakin görünmeye çalışarak kapıyı iyice açtım. birileri kapıyı yumrukluyordu. durun. Yanlış kişiyle konuşmak istemem de. Şeyh sensin." Yapmacık bir saygı belirdi bıkkın yüzünde.. kapıya yöneldim. Görevlinin dışında. mesafeliydi. Elimdeki kartta Karen Kimya Greenwood yazıyor. Aynada kendime çeki düzen verip. odanın ışığını yaktım. Yatakta toparlanırken kavradım olanı biteni. İriyan adam öfkeyle söylendi kapının arasından: "Açın polis! Sizinle konuşmamız lazım. ama ses kesilmedi. Türk akıncılarının "Allah Allah" sesleriyle kendime geliyordum. bana bendeki beni gösterdin. gireriz içeri. atların nal sesi değildi odada çınlayan. "Ben de Başkomiser Ragıp. gece yansına doğru geldi otele. Karen Kimya Greenwood. hakikat sen. eminim. karşınızda canınızın istediği gibi davranamayacağınız biri var dercesine. "Adım Karen Greenwood. televizyon açıkken uyumuştum. Hiç aldırmadı. resepsiyondaki meraklı görevliydi. Hızla kalktım yataktan. Ağızlan köpük içinde koşan atların nal sesleri odanın içinde yankılanıyordu. gösterendir. kestiremedim. "îçeri girebilir miyiz? Böyle kapı önünde olmuyor.. şeyh anlatan değil. elindeki telsizi cızırdayan iriyarı bir adamla. ellerinde yalın kılıçları. Bir an neler olduğunu anlamakta zorluk çektim." 21 "Hırsızlık yapanların elleri bilekten kesilir." "Haklısınız.www." Sesim soğuktu. öğreten değil. "Dakikalardır size ulaşmaya çalışıyoruz hanımefendi. Hayır." Meraklı görevlinin yanıtlamasına gerek kalmadan araladım kapıyı. Sen. Durun. başlarının üzerinde dalgalanan üç hilalli bayraklarıyla Türk akıncıları.

Yorgundum. Babanızın da hakkını yemeyelim. "O benden daha kibardır. Komiser Zeynep" Küçümseyerek baktı meslektaşına. "Gecenin bu saatinde sizi rahatsız ettik. yatağıma çekidüzen vermeye çalıştım. Keşke onları odaya almasaydım diye geçirdim içimden ama olan olmuştu. "Dilimizi öğrenmeniz ne güzel. . iyi öğretmiş size Türkçeyi. babam Türk'tü.soncemre. Hiç aklıma yatmasa da bu düşünceye inanarak. "Buyrun. hiç sinirlenmeden açıkladım. yüzümde bir türlü silemediğim o şaşkınlık vardı yine. İstanbul'dan geldi de. Öylece çıkarıp attığım kot pantolonumu. "Bizim evde babam Türkçe konuşurdu. "Londra'da mı? Londra'da Türkçe mi konuşuluyor?" Sevimli olmaya çalışıyordu zevzek. "Tanıştırmayı unuttum" dedi yüzündeki sırıtmayı yitirmeden. Meslektaşından umduğu ilgiyi görmeyince yeniden bana döndü Ragıp.kelamdenizi. Yeniden aynada saçıma.www. Aşağıda bekleyin geliyorum diyebilirdim. başıma baktım. odanın içini araştırmayı sürdürdü. "Bizim Zeynep." Yanıt vermesem ayıp olacaktı. babanız Türkçe öğretmeni miydi?" "Hayır. Artık silmeye uğraşmadım. neler oluyor orada der gibi ilgiyle baktı." "Niye." Duymazdan geldim: "Kapkaç meselesinde bir gelişme mi var?" Soruyu Zeynep'e sormuştum ama Ragıp kızın yanıtlamasına izin vermeden bütün kabalığıyla araya girerek konuşmaya başladı. Miss Karen Türkmüş?" Zeynep pek umursamadı başkomiserini. ayı gibi paldır küldür içeri dalarken yanındaki genç kadın. siz işinizi yapıyorsunuz." Ben de nazik olmak gereğini duydum. "Türk ha!" Kendisi gibi odayı inceleyen komiser Zeynep'e döndü. Dilimizi nerede öğrendiniz?" Bunları söylerken bir an yüzüme bakmış sonra gözleri büyük bir dikkatle odamı taramaya başlamıştı. "Duydun mu Zeynep. "Rica ederim. gözlerimin altı morarmıştı. Ne olmuştu da. kapıyı açtım." Hayranlıkla mırıldandı ama. samimiyetinden hâlâ emin değildim. "Çok güzel Türkçe konuşuyorsunuz Miss Karen. Konu bu. Odam çok dağınık değildi aslında ama düşünmeye ihtiyacım vardı.com "Kapkaç" diye söylendi." "Bir yere kaçmazsınız değil mi?" Şaka yapıyordu aklınca." Ragıp. böyle sabaha karşı dikilmişlerdi kapıma? Belki de bu ülkede polislerin çalışma tarzı böyleydi. Hem de sorumla ilgisi olmayan bir konudan bahsederek. "Ama izin verin de odayı bir toparlayayım. yanıt yerine sert bir bakış fırlatarak. kapıyı kapattım. ama gizleyecek neyim vardı? Yanlış bir iş yapmamıştım. ceketimi aldım.com memnuniyetsiz tavrıyla: Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "çantanızdan çalınanlar. "Olur" dedim memnuniyetsiz bir tavırla. "Londra'da" diye yanıtladım. Abartılı bir heyecanla çarpıldı suratı. portmantoya astım." Bu mesele sabahı bekleyemez miydi? Belki de bilmediğim bir şeyler olmuştu." Başkomiser Ragıp. girebilirsiniz. "Kusura bakmayın" diye söylendi mahcup bir tavırla.

yine bana döndü. sakin olun kızmanıza gerek yok. ama Ragıp önemli bir ipucu bulmuş gibi atıldı. Söyledim ya bayılmışım." Sahiciliğinden emin olamadığım bir hayranlık belirdi gözlerinde. ayıldığımda her şey olup bitmişti. bu memleket şimdi çok başka yerlerde olurdu. kısa kesmek için uyumlu davrandım. Yine o yılışık gü-lümseme belirdi ince. "Sen ne diyorsun Zeynep bu işe?" Genç kadın boş gözlerle baktı amirine." "Hayır." Zeynep kıkırdadı. Müslüman ismi ya." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Her şey birdenbire oldu. Babam da öyle çağırırdı zaten.kelamdenizi. Arapça bir sözcük. "Olsun. Ne kadar ağır uykunuz varmış Kimya Hanım!" Sigara kokan nefesi yüzümü yaladı. kansız dudaklarında. Hem niye bu soruları soruyorsunuz bana?" "Sakin olun. "Valla bir Türk kadar iyi konuşuyorsunuz Türkçeyi. Yurtdışında yaşayan Türklerin hepsi onun gibi olsalar. "Babanız büyük adammış." Eyvah şimdi bana dinimi soracaktı. "Size Kimya Hanım desem bana kızmazsınız değil mi? Türkçeyi bu kadar güzel konuşan biri." "Gurur duyarım da Kimya. Türkçe değil. Dakikalarca kapıda bekledik sizi. "Açıkçası yorgun olduğunuzu düşünmemiştik kapıda beklerken." Birden yaklaştı.soncemre. bunu fırsat bilerek gergin bir tavırla açıklamayı sürdürdüm." Sözlerim Zeynep'i ikna etmişti. elindeki telsizle yan açık valizimin kapağını kaldırmaya çalışıyordu. eminim Türk ismiyle anılmaktan gurur duyar." "Garip bir durum. "Çantamı çekerken yere düşmüşüm. bana Kimya diyebilirsiniz.com "Teşekkür ederim." "Yani kapkaç yapan şahsı görmediniz. "Sorun değil. kimseyi görmedim. biriyle mi boğuştunuz?" "Kapkaççının marifeti olmalı" diye tahmin yürüttüm. siz adamı fark etmiyorsunuz. Bizi kuşkulandırdınız." Artık bana bakmıyordu. Ragıp ters ters baktı genç kadına ama kızgınlığını içine atıp." Yanıt vermemi beklemeden meslektaşına döndü. "Sonrasını hatırlamıyorum.com "Siz de yetenekliymişsiniz. "Düşmüşüm de ne demek? Düştüğünüzün farkında değil miydiniz?" "Elektrikler kesilmişti" diye açıkladım sabrıma kendim de şaşarak. Eğer çamaşırlarımı kanştırırsa müdahale etmeyi düşünüyordum ki." Portmantoda ceketimi inceleyen Zeynep'in sorusuyla kesildi konuşmamız. Aslında sinirlenmesi gereken biri varsa biziz. kapağı bırakarak bana döndü." "Yorgun olmak da mı suç?" Tepeden tırnağa süzdü beni. Biri elinizden çantanızı çekiyor. yüzündeki ifade değişmişti "Fakat bizi çok uğraştırdınız. anlaşılan adamı pek iplemiyordu.www. "Ceketinizin kolu çamur olmuş Miss Karen. Öyle değil mi Zeynep?" Belki de bu kaba adamın konuşmalarına daha fazla dayanamadığı için kendisini banyoya atan .

"Bulduk. Hemen üzerinize alınmayın. Açıkça suçlar gibi bakıyordu.".com Zeynep'ten yine yanıt gelmeyince. paranız.kelamdenizi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. banyodan çıkan Zeynep'e baktı. sadece biraz uzaklaştı benden." "Bende mi? Yani pasaportum hiç çalınmadı mı?" "Çalındı. Ragıp önemsemedi ama Zeynep'in ilgisini çekti söylediklerim. Saldırıya uğrayan. "Size kapkaç yapmışlar. Çantanız. Çekindiğinden filan değil. Demek hep aynı noktada kapkaç yapıyormuş adam. Ragıp yeniden bana çevirdi bakışlarını." Alttan almaya hiç niyetim yoktu. kurbanım. "Öncelikle sizin canınız filan değilim. "Biliyoruz" dedi botlarımı incelerken. "Ne. Artık ne alaycılık vardı yüzünde. Olay Yeri İnceleme Ekibi çevreyi araştırmayı sürdürüyor. yüzüğünüz çalınmış. kapkaççınızın cesedi garip bir yerde bulunmuş.. "Çok güzel bir soru. "ilginç dedim. gerçekten de ilginçmiş." . "Pasaport var mıydı bulunan eşyalann arasında?" Öfkem. "Sözgelimi diyorum canım. gerginliğim kayboldu. ikincisi. "Üç yüz yetmiş sterlin. ne yılışıklık. sekiz yüz yirmi yeni Türk lirası." "Pasaportum da. ne kanıtı?" diye çıkıştım." "Kapkaççıyı öldüren mi?" Neden bahsediyordu bu adam böyle? "Kapkaççı öldü mü?" "Ölmedi Kimya Hanım." "Nasıl yani? Nerede olmuş bu olay?" Tuhaf bir şey söylemişim gibi kuşkuyla yüzüme baktı." Duraksadı. kahverengi taşlı gümüş bir yüzük ama pasaport yok. "Pardon. ben suçlu değil. öldürüldü." "Belki de" diyerek Başkomiser Ragıp karşıma dikildi. keyifli bir ifade belirdi yorgun yüzünde. yatağın dibinde duran botlarım ilgisini çekmişti. ama kapkaççınızı öldüren kişi pasaportunuzu size iade etmiş olabilir." Artık bu kadarı da fazlaydı.soncemre. "Ne demek istiyorsunuz siz?" Sinirlenmem hoşuna gitti. ne dediniz?" Şansım vardı ne dediğimi anlayamamıştı.www." Ama kafasını kurcalayan bir mesele vardı. olay yerinin yakınlarında bir yerdedir. Evet. "Sahi niye açmadınız kapıyı? Zanlı olduğunuzu düşünsek içerde kanıtları ortadan kaldırıyorsunuz sanırdık. eşyalarımı buldunuz mu?" Sevimli olmaya çalışarak doğruldu. neredeyse suçlu sayacaktı adam beni. Tam sizin gasp edildiğiniz yerde." Sözlerimi umursamadı bile. "Ne zanlısı. başını çevirip.." "Belki" dedi Zeynep iyimser bir ses tonuyla. Yakında bulurlar. eşyaları çalınan kişi benim. benimle konuşurken doğru konuşun." "Merec el Bahreyn" diye mırıldandı dudaklarım kendiliğinden. "Belki de pasaportunuz sizdedir.

Genç kadına döndü. Adamın sol elini bilekten kesmişler. "Anlatmanızı istiyoruz.kelamdenizi." "Şeriat yasası" diye onayladı amirini Zeynep. ne kadar kötü kokuyordu bu adamın nefesi. "Ne kapkaçı Kimya Hanım?" diye homurdandı. "Gecenin üçünde orada in cin top oynar. "Öyle olduğunu sanıyoruz. Sol elini büyük bir ustalıkla kullanırdı. "Zeynep. "O. "Peki niye sol elini kesmişler?" "Cezalandırmak için" diye söylendi hiç duraksamadan.www. Yüzümdeki tek bir kıpırtıyı bile kaçırmamak için büyük bir dikkatle izliyordu beni. "Nereden bileyim?" "Çünkü adam solaktı. "Benden ne istiyorsunuz? Adamın ölmesiyle benim ne ilgim var?" "Bilmiyoruz. "Şimdi öyle bir şey yok tabii." "Yani başka bir yerde öldürüp oraya mı atılmış?" Hâlâ gözleriyle beni süzmekte olan Zeynep usulca başını salladı." Neden anlamak istemiyorsunuz dercesine baktı. Konya'nın en namlı kapkaççılarından biri." "Yazılı ifademi bu gece hastaneye gelen polis memuruna verdim." Polislerin o anlayışsız. "Biraz tuhaf bir olay Miss Karen. Yanıt Zeynep'ten geldi: "Hayır. Asıl adı Kâmil Tenekeci. ama Ragıp kurtardı beni. ama yanlış anlamamdan korktuğu için hemen ekledi. kapkaççınız hunharca öldürülmeden önceydi. "Hunharca ne demek?" "Bilmiyorsunuz değil mi?" diye yeniden Ragıp dikildi karşıma. "Eskiden hırsızlık yapanların elleri bilekten kesilirdi. aklım cinayete takılı kalmıştı." Sıkıntıyla üfledi yüzüme. "Olan bitenlerden haberiniz yok yani?" "Nasıl olsun? Odamda uyuyordum.com Zeynep bir şeyler gizlediğimi anlamıştı." "Neyi?" "Bildiklerinizi. "Neden sol elini biliyor musunuz?" "Bilmiyorum" dedim gözlerimi iri iri açarak." Ragıp dayanamayıp araya girdi. "Kan kaybından mı ölmüş?" Benden böyle bir soru beklemiyor olacaklar ki ikisi de şaşkınlıkla birbirlerini süzdüler. soğuk tavrı belirmişti Zeynep'in yüzünde. ne de bu ülkenin yasaları beni ilgilendiriyordu. belki üzerime gelecekti. boğularak ölmüş.soncemre." içimdeki tedirginliğin korkuya dönüştüğünü fark ettim." Adamın solak olmasıyla sol elinin kesilmesi arasındaki bağlantıyı anlayamamıştım. Solak Kâmil." Ne şeriat." "Gırtlağını mı sıkmışlar?" . şu olan biteni hanımefendiye bir anlatır mısın?" "Tabii Başkomiserim" diyerek toparlandı genç kadın." Kafam karışmaya başlamıştı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

"Öyle değil mi Zeynep?" "Öyle."Beni şaşırtmaya devam ediyorsunuz Kimya Hanım. "İnsanlar bu gibi durumlarda çok kolay çıldırabilirler. Ama Ragıp kendim kaptırmış olasılık üzerine olasılık açıklıyordu." Ragıp'ın küçük kestane rengi gözleri takdirle baktı yüzüme. gözleri yerinden fırlamış bir yüz canlandı kafamda. Organizasyon gerektiren bir cinayet..www. "intikam olamaz mı? İki yıl önce Ankara'da görev yaparken bahtsız bir gaspçı. "Ama bu biraz zor değil mi? insanın eli ağzına nasıl sığar?" "Bilmiyoruz" dedi Ragıp iri kafasını sallayarak. "Sadece cesedin olduğu yerde kan izleri var. adamın boğazına sokmuşlar. Bu işi sizin yapmanız imkânsız.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sigorta eksperiyim." "O zaman kesinlikle başka yerde öldürmüş olmalılar adamı. ama ben övgü olarak aldım bu sözleri." Artık bu kadarı da fazlaydı. gırtlağına sokarak." Yine meslektaşına seslendi. Bazen ben de sizin gibi bilinmeyen olayları çözmek zorunda kalırım. "Nasıl yani" diye gürledim. "Biri çantamı çaldı diye aklımı yitirip onu öldürdüğümü mü söylüyorsunuz..kelamdenizi. Mutlaka birkaç kişi ve kimsenin onları fark edemeyeceği bir mekân gereklidir. "Neden organizasyon gerektiren bir cinayet olsun?" "Çünkü. Ama ya sizi tanıyan biri öldürdüyse onu?" "Beni tanıyan biri yok ki Konya'da." "Biz de öyle düşünüyoruz zaten" diye bir kez daha onayladı Zeynep. bilekleri dışarda." Eli ağzının içine sokulu. Görüntü korkunçtu ama. "Ceset adli tıpta. aklımdaki soruyu gölgeleyemedi.." .soncemre. gözleri yüzümde sürdürdü akıl yürütmeyi." Alaycı bir gülümseme belirmişti biçimli dudaklarında.com "Daha vahşice bir yöntem kullanmışlar." Sırtı duvarda. Etrafta tek damla kan bulamadık.. adamı yakalayacaksın. diyelim ki haklısınız. O zaman da ister istemez polis gibi düşünürüm. Kendini kaybeden bayan polis de silahındaki bütün kurşunlan boşaltmıştı herifin üzerine. O yüzden ustaca düzenlenmiş bir iş dedim." Yorgun gözlerini uysalca kırptı. yarın anlarız nasıl sığdırdıklarını. Tek başına kimse yapamaz bunu." Ragıp yadırgayan gözlerle baktı Zeynep'e sanırım analitik dü-şünmenin ne olduğunu tam olarak anlayamamıştı. sol bileğini keseceksin sonra da boğazına sokarak öldüreceksin. Kesilen elini. Hem de şeriata uygun olsun diye adamın sol elini kesip. "Tamam." Zeynep de benim gibi dudaklarında alaycı bir gülümsemeyle dinliyordu amirini." "Hıım" diyerek sırtını duvara dayadı Ragıp. bir bayan sivil polise saldırmıştı. "Bir anlamda benim mesleğim de sizinkine benzer." "Ustaca düzenlenmiş bir iş olmalı. "Miss Karen analitik düşünüyor. Yani siz de." "Niye? Ne yaptım ki?" "Bizim gibi konuşmaya başladınız.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Mennan... Hani size hastanede refakat eden adam..." "Ne? Siz ne diyorsunuz? Daha dün tanıştık onunla. Bizim şirketin Konya acentesi, benim için bir kapkaççıyı öldürecek. Hem de bir seri katil gibi inceden inceye çalışarak." Zeynep artık kendini tutamamış sessizce gülmeye başlamıştı. Ama Ragıp aldırmadı. "Ya babanız" diye mırıldandı. "Babanız Konyalıymış. Nerede o şimdi?" "Bilmiyorum, babam yirmi küsur yıl önce bizi bırakıp gitti." "Ne?" Yüzünde sahici bir hayal kırıklığı belirmişti. "Babanız, yani sizi Türk geleneklerine göre yetiştiren adam." "Öyle bir şey söylemedim, sadece Türkçe öğretti dedim." " Neyse işte, yani o adam, sizi küçük bir kızken bırakıp gitti, öyle mi?" Sana ne benim babamdan demek geçti içimden ama "Öyle" diye söylendim uzatmamasını umarak. "Hayat işte." "Nerede şimdi o?" Sanki vicdansız bir katilden söz ediyormuşuz gibi sertçe sormuştu. "Bilmiyorum. Umurumda da değil. Daha önemlisi o da benim Konya'da olduğumu bilmiyor. Bilse de babam insanları öldürecek biri değildir. Biri yanağına tokat atsa, öteki yanağını da çevirir." Sözlerimden hiç etkilenmedi. "Kızını küçükken bırakıp giden bir adam..." Kaşlarımın çatıldığını fark edince açıklama yapmak gereğini hisseti. "Biliyorum aile meseleniz ama benim de kızlarım var. Öyle değil mi Zeynep? Böyle şey olur mu?" Zeynep, bu konunun beni gerginleştirdiğini sezinlemişti, konuşmak yerine elden ne gelir dercesine başım hafifçe yana yatırmakla yetindi. Fakat Ragıp sakinleşecek gibi değildi. "Yav ben kızlarımın saçlarının teline zarar gelmesin diye üstlerine titriyorum. Valla böyle nöbetçi olduğum gecelerde aklım evde kalıyor. Yani bir baba kızını..." Amma da bozulmuştu Ragıp, doğrusu hiç beklemezdim bu katı yürekli polisten böyle bir tepkiyi. "Boş verin" diye adamı yatıştırmayı denedim. "O günler eskide kaldı." "Sizin için üzüldüm." Yorgun yüzünü keder basmıştı. "Çok üzüldüm ama haklısınız boş verin, öyle bir baba için üzülmeye değmez..." Gözlerini hızlı hızlı birkaç kez kırptıktan sonra eski haline geldi. "Neyse, biz işimize bakalım. Hastaneden çıktıktan sonra neler yaptınız, anlatın da bitirelim şu işi. Oraya kadar olanları zaten ifadenizde okumuştuk." "Bir şey yapmadım. Hastaneden ayrılınca Mennan Bey arabasıyla beni otele bıraktı. Ben de odama çıktım, yatağa uzandım, uyumadan önce biraz televizyon izlemek istemiştim, ama uyuyup kalmışım. Sonra da siz geldiniz işte." "Kimseyle görüşmediniz mi?" "Annemle görüştüm. Londra'dan aradı, telefonla konuştuk." Alay etme sırası bana gelmişti. "Üstelik, belki gelir hırsızı boğar diye kapkaça uğradığımı bile söylemedim ona." Artık hiç eğlenmiyordu. "Anlıyorum" dedi, bu iş burada biter dercesine umutsuz çıkmıştı sesi. "Sabah emniyete uğrayın, eşyalarınızı alın. Bize anlattıklarınızı yazıya da dökmemiz gerekecek." Elindeki telsizle beni izle diye Zeynep'e işaret ederek kapıya yürüdü. Kapının önüne

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

gelince döndü. Yüzünde hâlâ o üzgün ifade vardı. "Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz. Ama madem bizim gibi düşünüyorsunuz anlarsınız, görev." "Önemli değil" dedim bu kadar hoşgörülü olmama kendim de şaşarak. "Bana iyilik etmek istiyorsanız, pasaportumu bulun yeter." 22 "... galiba cinayeti kimin işlediğini biliyorum." Bir cinayet soruşturmasına bulaşmadığım kalmıştı, sonunda o da oldu işte. Raslantının böylesi de bulunmazdı doğrusu. Çantamı çalan kapkaççının öldürüleceği tutsun, üstelik cesedi de bana saldırdığı yerde bulunsun. Başkomiser Ragıp'ın kuşkulandığı kadar da var. Onun yerinde olsam, benim de ilk gideceğim adres kendiminki olurdu. Mennan ne yaptı acaba? Mutlaka onun da kapısını çalmışlardır. Belki de karakola götürmüşlerdir zavallıyı. Beni gören tanıklar var, Mennan otelden sonra evine gittiyse ailesinden başka tanık yok. Onlara da kuşkuyla bakar polis. Arasam mı acaba? Yok canım, durduk yere Ragıp'ı kuşkulandırmayalım şimdi, sabahı beklemekte yarar var. Perdeyi aralayarak dışarı baktım. Karanlık açılmaya başlamıştı, Mevlânâ Türbesi'nin arkasında gökyüzünü ağır ağır ele geçiren bir kızıllık vardı. Sabah ezanı tam o anda başladı. Güzel okuyordu müezzin, içli bir sesi vardı. Balkona çıkarak bir süre ezanı dinledim. Ne dediğini anlamasam da kederlendim. İnsanı melankoliye sürükleyen bir yan vardı bu ezgide. Belki de bana öyle geliyordu. Bakışlarım sabah ibadeti için Sultan Selim Camii'ne giden insanlara takıldı. Hepsi erkekti, bir tek kadın yoktu aralarında. Caminin önündeki şadırvanda aptes alan üç kişiye baktım. Birisi siyahlar içindeydi. Beni mi izliyordu ne? Bir ürperti dalgası geçti sırtımdan. Yoksa Şems mi? İlgiyle bakmaya başladım ama adam başını çevirmişti, sadece yandan görebiliyordum onu. Üstelik ortalık henüz iyice aydınlanmadığından tam seçemiyordum. Eğer o Şems ise, demek ki yaşadıklarım da birer hayalden ibaret değildi. Büyük bir dikkatle izlemeye başladım adamı. Bir dakika, bir dakika kalkıyor galiba. Ellerini yıkarken omuzlarına aldığı ceketi şimdi giyiyordu. Sanki yine bakışlarını üzerime çevirdi. Heyecan-la sarsıldı bedenim. Şems mi gerçekten? Dur, bana doğru dönüyor. O mu? Yok, değilmiş. Kesinlikle Şems değil bu adam. Sakalları yok, üstelik en az bizim Mennan kadar besili. Tam düşündüğüm gibi bilinçaltımın, bilincimi ele geçirmesi durumu yaşıyorum. Bizim psikolog Oliver'e anlatsam, eminim bunun bir hastalık olduğunu söyler bana. Bakışlarım yeniden Mevlânâ'nın yeşil türbesinin ardındaki kızıllığa kaydı. Güneş hızla yükseliyordu, çok sürmez sanşın ışıklan, türbenin yeşil kıvrımlarında gezinmeye başlardı. Bulutların ardındaki güneşe bakarken Sunny'i hatırladım. Hayali çocukluk arkadaşım. Benim yarattığım bir oyun kahramanı. San, kıvırcık saçlar, boncuk gibi iri mavi gözler. Zayıf bir çocuk olduğunu düşünürdüm onun, hep benim yardımıma ihtiyaç duyan bir oğlan. Onu uyutur, yemeğini yedirir, hasta olduğunda ilaç verirdim. Babam ve annem dışında hep onunla konuşur, hep onunla oynardım. Babam yadırgamaya başlamıştı bu durumu, hayali bir arkadaşa olan düşkünlüğümü anlamıyordu, psikolojik sorunlarım olabileceğini düşünüyordu. Hatta bu yüzden tartıştıklarını anlatmıştı annem yıllar sonra bana. "Baban çok kaygılanmaya başlamıştı senin için. Bizim yanımızda otururken bile o Sunny adındaki çocukla sohbet ediyordun. Bazen de odanda onunla kavga ediyordun. Sunny'i uyutmak için söylediğin ninnileri saymıyorum bile. Bazı çocuklarda görülen normal bir davranıştı bu. Kimi pedagoglara göre son derece de sağlıklı bir davranış; daha çocukken olmayan karakterler yaratmak güçlü bir hayal dünyasının varlığını gösterirmiş. Ama baban bunu anlamakta zorlanıyor, senin anormal bir durum içinde olduğunu düşünüyordu. 'Kızımızı doktora götürmeliyiz' diye tutturdu. 'Buna gerek yok' dedim, 'Karen dünyayla ilişki kurmaya çalışıyor sadece. Varoluşuna anlam katmak için uğraşıyor.' 'Bu nasıl anlam katmak, gece gündüz var olmayan bir çocukla konuşuyor.'

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Babanla biraz eğlenmek istedim. 'Sunny'nin gerçek olmadığım nereden biliyorsun?' diye sordum. Benim saf Poyraz'ım, 'Gerçek mi...' dedi mucizelere inanmaya hazır bir tavırla, 'yoksa sen de mi gördün?' 'Hayır, görmedim ama belki de Tanrı o sanşın çocuk olarak görünüyordur Karen'a. Sen demedin mi Tanrı ancak en saf ve masum olanlara görünür diye.' Aklı karışmış, üzüm karası gözlerinde tuhaf bir panltı belinnişti. 'Yani o hayali çocuk sence...' 'Niye olmasın? Sen Tanrı'yi bulmak için aklın ve bedenin isteklerinden vazgeçmeye, en masum haline dönmeye çalışmıyor musun? Mir anlamda çocuk olmak için çabalamıyor musun? Karen zaten öyle. Tanrı da onunla böyle bir iletişim kurmuş olamaz mı?' 'îyi de' diye karşı çıktı. 'Tanrı niye Karen'ı seçsin ki?' Yine kendi sözlerini hatırlattım. 'Tanrı ona gerçekten ihtiyaç duyanların yanına gider. Belki de bizim Karen'ımizin ona çok ihtiyacı var.' Hayır, kafasına yatmıyordu söylediklerim. 'Sanmıyorum' dedi başını sallayarak, 'Bu psikolojik bir problem. Onu bir doktora götürsek iyi olacak.' Canımı sıkmaya başlamıştı. 'Niye' diye çıkıştım, 'Sana hiç görünmemiş, hiç seslenmemiş ilahi bir varlıkla gece gündüz, konuşuyor, ona yalvarıyorsun sende psikolojik problem olmuyor da, neden Karen da oluyormuş?' Abuk sabuk bir şey söylemişim gibi alıngan bir tavırla bakmıştı yüzüme. Çünkü o öfkelenmesini bilmezdi. 'Ne demek istiyorsun Susan? Benim Allah'a yalvarmam, yakarmamla, Kimya'nın Sunny diye olmayan bir arkadaş yaratması aynı şey mi?' Onu çıldırtan o soğukkanlı tavrımı takınıp, 'Bilmiyorum' dedim gözlerinin içine bakarak. 'Sen de bilmiyorsun.' Usulca başını salladı. 'Bu kadar basit değil. Küçük bir çocuğun kafasında yarattığı bir hayal ile Allah'ı bir tutamazsın..' Kendimden emin gülümsedim. 'Tutarım, bence ikisi birbirine çok benziyor. Senin Tanrı'yla yaptığın konuşmayla, Karen'in Sunny'yle yaptığı konuşma arasında hiçbir fark yok; ikisi de masum, ikisi de saf, ikisi de anlam arayışı sadece. Ya da yalnızlığımıza çare bulma arayışı.' Baban daha fazla dayanamadı. 'İnsanların inaçlannı böyle değerlendiremezsin. Dini sadece akılla kavrayamazsın.' Sanki benim için üzülüyormuş gibi baktı yüzüme. 'İnanç meselesinde nasıl istersen öyle düşünebilirsin ama Kimya hasta olursa seni

www.soncemre.com uyardığımı unutma.'

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

Sonra da odasına kapanıp ney üflemeye başlamıştı. Ama bir daha da bu konuyu açmamıştı. İlkokula başlayınca sen de Sunny'i unutmuştun zaten." Aslında ilkokula başlayınca unutmamıştım Sunny'i. İlkokulda Tony adında bir sıra arkadaşım olmuştu. O da sarışındı ama ne saçları kıvırcıktı, ne de gözleri mavi. Saçları düzdü, seyrekti, yarı kapalı gözkapaklarırının altındaki gözleri ise yeşildi, elaya, yakın açık yeşil. Yine de onu hayali arkadaşımın yerine koymuş olmalıyım ki, birkaç kez uyarmıştı beni. "Bana Sunny deme Karen, benim adım Tony" diye. îlk öpüştüğüm oğlan da Tony olmuştu. Ne yaptığımızın farkında olmadan utangaç bir şekilde dudaklarımızı birbirine değdirmiştik. Sonra rahip oldu Tony. Ailesi Katolik'ti, Vatikan'da okudu. İki yıl önce ölüm haberini aldık. Galapogos Adaları'nda Danvin'in Evrim Teorisi'ni çürütmeye yarayacak kanıtlar ararken dev bir kertenkele tarafından ısırılmış, hayvan zehirli olmamasına rağmen açık yara mikrop kapmış ve zavallı Tony kangrenden ölmüştü. Cesedi Vatikan'a gömüldü. Danvin'in laneti demişti annem. Şaka yapmıyordu bunu söylerken son derece ciddiydi. Tony'nin ölüm haberini aldığımda çok üzülmüştüm, ama tuhaf şey Sunny'i o zaman bile hatırlamamıştım. Ne büyük vefasızlık. Oysa hiçbir arkadaşım yokken yalnızlığımı onunla gidermiş, belki ilk oyunlarımı onunla oynamış, çocukluğumun bütün sırlarını onunla paylaşmıştım. Gerçi Sunny'le konuştuklarımızı bile hatırlamıyorum. Hepsi aklımdan uçup gitmiş, ama onun yanında kendimi neşeli, güvende ve özgür hissetmiş olmalıyım. İnsanın her istediğinde yanında bulabileceği böyle bir arkadaşı olsa hayat ne kadar güzel olurdu. Ama bu imkânsızdı, gerçek yaşamda, gerçek kişilerden hiç kimse, hiç kimseye böyle kölece bir bağlılık göstermezdi. Ya Mevlânâ? Nasıl da hiç itiraz etmeden, hiç şikâyet etmeden dileklerini yerine getirmişti Şems'in. Üstelik, onurunu, gururunu hiçe sayarak. Sahi bunu niye yapmıştı? Şems'i sevdiğinden? Nasıl bir sevgidir ki bu, karşısındakini sürekli sınamak gerekliliğini hissediyor? Sadece sınamak olsa iyi, en çok sevdiklerinden bile vazgeçmeni istiyor. Mevlânâ sevdiklerinden vazgeçti mi? Eğer Şems kötü niyetli olsaydı, ne karısı Kira Hatun kalırdı, ne de oğlu Bahaeddin. Mevlânâ'ya kadar gitmeye gerek yok ki; babam Şah Nesim için bizi bırakmadı mı? Evet, gerçekten ne kadar da benziyor babam ile Şah Nesim'in ilişkisi Mevlânâ ile Şems'inkine. Belki de onlardan esinlenmiştir babam. Esinlenmek mi, açıkça öğrenmiştir desene şuna. Belki de dinsel bir ritüeldir bu. Ziya Bey'in babası İzzet'e Bey'e sormalı buluştuğumuzda. Babamın çocukluk arkadaşıymış, üstelik aynı dergâhta büyümüşler, ondan iyi kimse bilemez bunu. Çalan telefonun zili böldü düşüncelerimi. Yine polisler mi? Aceleyle girdim içeri. Ardı ardına ısrarla çalmayı sürdüren telefonun ahizesini hızla kaldırdım. "Alo... Buyrun..." "Alo Miss Karen... Miss Karen siz misiniz?" K ı s ı k sesle konuşmasına rağmen Mennan'ı tanımıştım. "Alo... MonııanBey. Buynm benim." "Miss Karen, polisler gittiler mi?" Birileri bizi dinliyormuş gibi fısıltıyla konuşuyordu. "Gitti. Bana geldiklerini nereden biliyorsunuz?" "Çünkü önce bize gelmişlerdi. O Ragıp denen başkomiser katil muamelesi yaptı bana. Sizinle de sabah konuşmaları için ne kadar ısrar ettiysem dinlemedi beni." Heyecan içinde bir çırpıda sayıp dökmüştü yaşadıklarını. "Önemli değil" dedim sakinleşmesi için. "Sorularını yanıtladım oldu bitti. Ama kapkaççının öldürülmesi gerçekten de tuhaf."

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Tuhaf, hem de çok tuhaf Miss Karen." Sesi incelmiş, tiz bir hal almıştı. "Üstelik ceset de tam çantamın gasp edildiği yerde bulunmuş." "Merec-el Bahreyn" diye fısıldadı. Sanki büyülü bir cümleymiş gibi sesi titremeye başlamıştı. "İki denizin buluştuğu yer. Tam sizin düştüğünüz yer." Anlamsız bir korkuya mı kapılmıştı, yoksa bildiği bir şey mi vardı? "Gerçekten tuhaf dedim kafasındakileri benimle paylaşması için. "Raslantı olmalı." "Raslantı mı? Sizin eşyalarınızı çalan adamı öldürüyorlar, sonra da cesedini saldırıya uğradığınız yere bırakıyorlar. Böyle raslantı mı olur?" Sinirlerim bozulmaya başlamıştı, gerginliğimi belli etmemek için işi alaya vurdum. "Başkomiser Ragıp gibi konuşmaya başladınız Mennan Bey. Böyle giderse katil diye suçlayacaksınız beni." "Estağfurullah Miss Karen, o ne biçim söz. Benim sizi suçlamak gibi bir niyetim yok." "Biliyorum, biliyorum" diye yatıştırdım hâlâ nasıl biri olduğuna karar veremediğim Menan'ı. Ama artık ne düşündüğünü de öğrenmek istiyordum. "Sahi beni niye aramıştınız?" "Şey için, size şeyi söyleyecektim." Sesi o kadar kısıktı ki duymakta güçlük çekiyordum. "Biraz yüksek sesle konuşur musunuz, hiçbir şey anlamıyorum." "Tabii..." O kadar gergindi ki konuşurken yutkunduğunu telefondan bile duydum. "Miss Karen" diye yeniden denedi. "Miss Karen, galiba cinayeti kimin işlediğini biliyorum." Sözlerinin anlamını tam olarak kavrayamamıştım. "Cinayeti kimin işlediğini biliyor musunuz?" diye yineledi dudaklarım kendiliğinden. "Evet, katili biliyorum." "Ne dediğinizin farkında mısınız Mennan Bey?" "Farkındayım, hemen konuşmamız gerek." Tüylerim diken diken olmuştu. Mennan ciddi görünüyordu. Yoksa bu işte İkonion Turizm'in sahibi Ziya Bey'in parmağı mı vardı? Onunla işbirliği içinde olan Mennan şimdi pişman olmuş, günah mı çıkarmak istiyordu? "Peki kimmiş katil?" diye sordum aceleyle. "Yavaş konuşun lütfen..." dedi yine sesini kısarak, "telefonda anlatamam." "Nerdesiniz şimdi?" "Otelin yakınındayım." Hiç düşünmeden atıldım. "Tamam, beş dakika sonra lobide buluşalım." 23 "Mevlevilikte ölünmez, sadece susulur."

Ayakta bekliyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. yanında da bisküvi öyle mi?" Sanki bir felaketi haber verir gibi sıralamıştı sözcükleri. söylediklerinin ne kadarına inanabilirim anlamak istiyordum. Fikrimi değiştirip resepsiyona yöneldim. "Ha bu arada unutmayın lütfen." Meraklı görevlimiz kolayca mutsuz bir adama dönüşüvermişti işte. "Hoş geldiniz Mennan Bey.. kalın bir kitap tutuyordu. Gözleri sabırsızca kıpırdanıyor. Aslına bakarsanız benim ruh halim de ondan farklı değildi. oturun lütfen. "Bayat olmasın" diye uyardım." Sakin halime şaşırmış gibiydi ama söylediğimi de yaptı. Ne olmuştu bu adamcağıza böyle? Asansörün kapısını kapatıp.kelamdenizi. kalemler yere yuvarlandı. elimi güçsüzce sıktı. lobinin en kuytu köşesindeki geniş koltuklardan birinin ucuna oturmuş beni bekliyordu Mennan. "Çay. Elbette beklentisini yerine getirmedim. sanki kutsal bir hazineymiş gibi kucağında sımsıkı tuttuğu kitaba kaydı. Onu biraz toparlasam iyi olacaktı. özür diler gibi bakıyordu. anladım" diye söylendi güçlükle. yani benim hazırlamam lazım.. Bu gece yaşananlar için kendisini suçlayacağımı düşünmüş olmalı ki heyecandan resepsiyon masasının üzerindeki kalemliğe çarptı. Yeniden doğrulduğumda görevli yanımda bitivermişti. Başını eğerek küçük bir selam verdikten sonra uykulu gözlerini ovuşturup büyük bir ilgiyle bizi izlemeye hazırlandı.www." Suratı iyice asılmıştı." Onu yere dağılan kalemleriyle baş başa bırakıp." "Önemli değil" dedim kalemi ona uzatarak. o zaman boş verin" dememi bekliyordu. "Teşekkür ederim" dedi. "Zahmet etmeseydiniz. Sanki izleniyormuş gibi gergin bir tavırla birkaç kez kapıya baktığını gördüm. hazır bisküvi paketlerinden birini açarsınız.." Gözleri yardım dilercesine bakıyor. Bu kitap da neyin nesiydi? Yoksa Kuran mı getirmişti yanında? Eğer işimiz kutsal kitaplara kaldıysa Mennan'ın bildiği bir şey yok demekti. ona yürürken resepsiyondaki görevli beni fark etti. ben toplardım Miss Karen. kibarlık olsun diye. Katili bulduk diye boş yere mi heyecanlanmıştım? Gözlerini bana dikmiş. "ya öyle mi. sanki hemen konuya girmek istiyordu. "Şu kitap" dedim cilt kapağın üzerindeki yazıları okumaya çalışarak. Üzerine doğru geldiğimi fark edince hemen toparlandı.soncemre." "Tabii. "Sizin kutsal kitabınız mı?" . "Buyrun. Bakışlarım. kurabiye gibi şeyler olursa iyi olur. "Konuğum var. Bu adam titriyor muydu yoksa bana mı öyle geldi." "Tamam. "Ama görevliler uyuyordur. benim çayım sütlü olacak. "Unutmam. Elinde deri ciltli." "Ne?" Sanırım ne dediğimi tam olarak anlamamıştı ama. Gülümseyerek elimi uzattım. Ayaklarımın dibine kadar gelen siyah bir tükenmezkalemi eğilip aldım. "Minnettar kalırım" dedim gülümseyerek. tabii. beni görür görmez oturduğu koltuktan kalkmış olmalıydı. bize çay hazırlatır mısınız?" "Çay mı?" Sabahın köründe nereden çıkmıştı şimdi bu çay? Asılan suratına aldırmadan öteki isteklerimi de sıraladım: "Yanında biraz bisküvi. Mennan'a yöneldim.com Beti benzi atmış bir halde. "Eğer tazesi yoksa. Bildiklerini duymak." Hiç sesini çıkarmadan. biraz da yiyecek bir şeyler. "Çay söyledim.

peki Kimya'nın yanında gördüğüm. bilgileri birleştirince katil mi ortaya çıktı?" O kadar gergindi ki alay ettiğimi bile anlamadı." Tahmin ettiğim gibi boşuna heyecanlanmıştım. Demek ki Şems'ten de bahsediyordu bu kitap.www." Hiç adını duymamıştım. "Ama başımıza gelenlerle. Birtakım mistik olaylardan bahsedecekti.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.." Sultan Veled." Şems de hiç sevmiyordu bu genç adamı. "Mevlânâ Hazretleri'nin yaşadığı dönemi anlatıyor. "Kim yazmış?" "Ahmed Eflaki adında tasavvuf ehli bir yazar. Yine dönüp dolaşıp Şems'e gelmiştik işte. Belki bana da bahsetmiştir. o gözlerinde öfke bulutları gezen isyankâr delikanlı kimdi? Emin olmak için sordum. ." Söyleyeceklerinin akla hayale sığmayacak saçmalıklar olacağı-nı bilmeme rağmen." Rüyamda gördüğüm kadanyla Alaeddin ile Kimya birbirlerine pek yakındılar. "Evet" dedi tutkuyla. Mennan'ın katili bildiği filan yoktu. Hatta Eflaki'nin Sultan Veled'i gördüğü bile söylenir. Ariflerin Menkıbeleri. bu kitabın içindeki bilgileri birleştirince. "Peki bu kitabın kapkaççının öldürülmesiyle ilgisi ne?" Yutkunarak kitaba baktı. Şems'le de sorunlar yaşamış. Şems'e şeyhim diyen şu saygılı genç olmalı. "Kimmiş?" diye sordum merakla. Hayal kırıklığı içinde arkama yaslanarak alaycı bir dille sordum. "Mevlânâ'yla aynı dönemde mi yaşamış bu Eflaki?" "Daha sonra olmalı. Bu kitabı Hazreti Mevlânâ'nın torunu Ulu Arif Çelebi'nin anlattıklarına dayanarak yazmış. Bu kadar önemli biriyse. "Neden acaba?" "Tam bilmiyorum ama uyumsuz bir çocukmuş. "Sultan Veled'den biraz küçük bir oğlu daha vardı değil mi Mevlânâ'nın?" Suratı gölgelendi. babam mutlaka kitaplarını okumuştur. "Tek başına ilgisi yok" dedi titreyen ellerini ciltli kapağın üzerinden kaldırarak. Kuran değil. Elimle kitabı göstererek sordum." "Mevlânâ'nın öz torunu mu?" "Tabii.kelamdenizi. eğer öy-leyse bu bilgi de ötekiler gibi aklımın karanlık bahçesinde kuruyup kalmış olmalı. Mennan buraya kadar boşuna taşımamış olmalıydı bu kitabı. "Sizin Konya'ya geldiğinizden bu yana yaşadıklarınızla. belki de işin içine beni de kattığı için heyecanlanmaktan kendimi alamadım.com Onun da bakışları anında kitaba döndü. ama Kimya'yla da ilgilenir gibi bir hali yoktu. onlara uzak olan bizim siyahlar içindeki dervişti. Tabii yaşamma girmiş insanları da." Gözlerimdeki soru dolu ifadeyi görünce açıkladı. Şems'in karısı Kimya Hanım'a saygısızlık yaptığını söylüyorlar. Tamam Alaeddin'e kızıyordu. artık işin aslını öğrenmenin zamanı gelmişti. "Yok.. kitaptaki bilgileri karşılaştırınca katilin kim olduğunu buldum. Neyse.soncemre. Pek muteber biri sayılmazmış aile arasında. "Ortanca oğlu Alaeddin." Rumi'nin yaşamındaki insanlar ha. "Ne oldu. Bahaeddin Veled'in oğlu.

Suskunluklarını bozarak bizimle konuşurlar. kulağıma doğru eğildi. "Lütfen biraz akla yakın konuşun. Aldırmadan sözlerimi tamamladım. Söylediğiniz şey. Bize Şems gibi yedi yüz küsur yıl önce ölmüş hayali suçlular değil gerçek zanlılar lazım. Ardından sanki görünmeyen birileri bizi izliyormuş gibi sağa sola baktı. Bırakın şiddet uygulamayı. Hiçbir cinayet davası böyle çözülmez. Zaten sözlerim de Mennan'nın üzerinde hiç etkili olmadı. Sesi üzüntü içinde yüzüyordu. "Mekânı cennet olsun Şems-i Tebrizi Hazretleri. cana kıyar mı? İnsan öldürür mü?" Eliyle kitabın üzerine usulca vurarak. Onlar aramızda yaşamaya devam ederler. Şems gibi büyük sırlara ermiş Tanrı erleri ise. karşısındaki adi bir hırsız bile olsa. Ama Şems-i . Davranışı mantıksızdı.com "Euzubillahi mineşşeytanirracim" diyerek sadece şeytan kelimesini anladığım bir dua okudu. en rezil insanlara bile kötü söz söylemek yerine.www. Ondaki gerginlik bana da geçmişti." Bana yüzüğü veren kişinin Şems olduğunu düşünmeye başladığımdan beri zihnimde hep bir seçenek olarak duran. "Katil Şems. Ölenler ise sadece susmuş kişilerdir. "İmkânsız ama." dedi korku ve saygının birbirine karıştığı bir sesle.. şeytanları kovduğuna ikna olduktan sonra. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Cinleri. bu yüzden. "Hiçbir şey bilmiyorsunuz. "Mesela Mevlânâ Hazretleri karıncayı bile incitmekten kaçınırmış. "imkânsız" diyerek karşı çıktım. "Lütfen biraz mantıklı olun Mennan Bey. Diyelim ki mezarından çıktı ya da sizin deyiminizle suskunluğunu bozarak dünya işlerine müdahele etmek istedi. belki de biraz daha düşünmek için onaylatma gereği duydum." Acıyarak bakıyordu bana. neredeyse dehşete varan o tuhaf ifadeyi yitirmeden. Mennan'ın ne söylediğini çok açık bir şekilde işitmiş olmama rağmen." inanmayan hatta biraz da küçümseyen bir ifade takındım. Ama söyler misiniz. ama inanmak istemediğim bir varsayımdan söz ediyordu. o kapkaççıyı öldürerek bana nasıl bir yardımda bulunmuş oldu? Üstelik. tüylerimin diken diken olmasına engel olamadım.com Katili açıklamak yerine. Kıyamet Günü'nü haber veren israfil Aleyhisse-lam borusunu öttürünceye kadar kim bilir kaç kez seçilmiş kullara yardım etmek için bize görünürler. dahası komikti ama bütün bunları o kadar büyük bir ciddiyet içinde yapıyordu ki. "Şems Hazretleri size yardım ediyor. yoksa bütün olaylara son derece mantıklı bir şekilde bakmaya çalışan annemin kızı Karen mı? Galiba ikinci olmak istiyordum. Bedenim korkuyla ürperse de aklım direnmeyi sürdürdü.. Neler oluyordu bana? Bu akıldışı sözlere gerçekten de inanıyor muydum? Kimdim ben." tri iri açılmış gözlerini yüzüme dikerek." Yine sesini kısmıştı. "Başlarda ben de sizin gibi düşündüm." Aslında uyan kendimeydi. yani Mevlânâ'nın gönül dostu Şems mi?" "Ta kendisi" dedi gözlerindeki. "Hiçbir şeyin farkında değilsiniz Miss Karen" dedi. Mevlevilikte ölünmez sadece susulur. "Anlamıyor musunuz Miss Karen?" diyerek sesini yükseltti. mistik olayların ışığında yaşamının anlamını arayan babamın kızı Kimya mı. diyelim ki bir mucize oldu da sizin Şems Hazretleri bana yardım etmeye geldi. Nasıl bu kadar aymaz olabilirsiniz der gibi bakmaya başladı.soncemre." Yüreğimin hızlı hızlı çarpmaya başladığını hissettim. "Şems-i Tebrizi Hazretleri. "Şems. ancak masallarda olur ya da korku filmlerinde.kelamdenizi. onun gibi insanlığın en olgun mertebesinde olan bir derviş. onlarla karşılaşmamaya çalışırmış.

Şems Hazretleri'nin bir unvanı da Seyfullah'mış. 'Beni bu hale getiren o gezgin derviştir. "Bunlara inanıyor musunuz?" diye sordum.' Köle kılıcını çekerek Şems Hazretleri'nin üzerine saldırmış. o kadar çok inanıyordu ki söylediklerine neredeyse gözleri yaşlarla dolacaktı. ne olur onu bağışlayın' demiş. Bırak şurada rahat edeyim' demiş. Yatsı namazından sonra caminin müezzini kaba bir şekilde onu kovmaya kalkışmış. oğlu Sultan Veled'in yazdıklarından. Şems Hazretleri'ne hakaretler yağdırmış. Ama Şems Hazretleri'nin kudreti hakkında o kadar çok hikâye var ki." Dinlemek isteyip istemediğimi sormadan başladı anlatmaya. Şems Hazretleri de hiç aldırmadan Konya'nın yolunu tutmuş. "Şems Hazretleri bir gün Bağdat'ta bir sarayın kapısından geçiyormuş. Sarayın efendisi onu görünce kölesine emretmiş. 'Ne oldu. ama giderken de müezzine dönmüş.soncemre. Şems-i Tebrizi Hazretleri bir gün Kayseri'den Aksaray'a gelmiş. Size bu kitapta yazan birkaç olayı anlatmak istiyorum.kelamdenizi. 'iş işten geçmiştir ve hüküm çıkmıştır." Büyük bir mucizenin içinde yaşayan birinin yatıştırılamaz hayretiyle açıklamaya başladı. Bu büyük dervişin ayaklarına kapanmış." Şems'in sözleri yankılandı kulaklarımda. Özürler dilemiş." Kaim parmaklan kitabın sayfalarını araladı. ricalarda bulunmuş ama Şems Hazretleri başını sallamış. imam hatip okulunda okuduğu günlerdeki genç Mennan olup çıkıvermişti anlaşılan. Bir müzik sesi duymuş. o miskin sizin ne kadar büyük bir adam olduğunuzu bilemedi. "Şu dervişe vur da gitsin. Anında müezzinin dili şişmeye başlamış. ya onu öldürür ya da ruhunda yaralar açardı. müezzini yerde can çekişirken bulmuş. "Daha çok bir efsaneye benziyor.www. Şems'in kişiliği arasında nasıl bir bağ kurmuştu Mennan anlamıyordum. çünkü o kimden incindiyse. dinlemek için içeri girmiş. Ne düşündüğümden habersiz olan Mennan kendini kaptırmış anlatıyordu. Ahmed Eflaki Dede bunları Mevlânâ'nın eserlerinden.com Tebrizi Hazretleri başkaymış. buralarda yabancı bir adamım. ama onun imanla ölmesi ve ahiret azabı görmemesi için dua ederim' demiş. kalkmış mescitten çıkmış. 'Dilin şişsin' demiş. "Hepsi bu kitapta yazıyor. Şems'in sözünden dönmeyecek kadar kararlı biri olduğunu anlayan imam. Yeniden camiye döndüğünde bakmış ki. hem de kötü tarafımı gösterdim ki beni tanıyabilsin. Ama müezzin işi terbiyesizliğe kadar vardırmış. Oradaki bir mescitte konaklamış. Mesela bir de Bağdat'ta geçen bir olay var. Git onu bul. imam hemen yola koyulmuş. zavallı müezzin boğularak çoktan Hakk'ın rahmetine kavuşmuş. "Bakın burada yazıyor işte. ne bu halin?' diye sorunca müezzin. Yani 'Allah'ın Kılıcı'. fakat kaldırdığı elini indirememiş. 'Aman. O sırada camiye gelen imam. 'Kalbi uyanık bazı büyükler Şems-i Tebrizi'ye Seyfullah (Allah'ın Kılıcı) derlerdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Tamam belki biraz abartmış olabilir.'" "Bu sözler hiçbir şey kanıtlamıyor. Hem iyi tarafımı. O kendisine ve sevdiklerine saygısızlık edenleri hiçbir zaman bağışlamamış." Ama hemen kovdum bu sesleri kulağımdan." Bu gerçekliği kuşkulu söylentilerle. Bunun üzerine Şems Hazretleri. "Efsane değil. "Şems-i Tebrizi Hazretleri asla sıradan bir derviş değildi. 'Beni mazur gör. bunlar gerçek. o dönem yaşamış insanların tanıklıklarının yer aldığı kaynaklardan yararlanarak kaleme almış. ona inanmış ve mürit olmuş. . yoksa öleceğim' demiş. "Ona hiç ikiyüzlülük etmedim. 'Buradan git. Kulkul Suyu'nun oralarda Şems Hazretleri'ne ulaşmış. kimseyi tanımıyorum. ben bir şey yapamam. başka yerde konakla' demiş. Şems Hazretleri adamı iknaya çalışmış." Neden anlamıyorsunuz dercesine başını salladı.

tümüyle gerçekdışıydı.soncemre. "Şu Konya'da binlerce insanın dileğidir bu. mimikleri.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Benim yardıma ihtiyacım yok ki" dedim ilgisiz bir tavır takınarak. "Hâlâ anlamıyor musunuz Şems Hazretleri. Sarayın efendisi de iki gün sonra ölüp gitmiş. Üstelik bu işi Şems-i Tebrizi Hazretleri ile Mevlânâ Hazretleri'nin ilk buluştuğu yerde yapmıştı. Ama o anlattıkça ben korkularımdan. gözlerindeki ışık. size yardım etmek için burada. Şems Hazretleri'nin size yardım etmesine izin verin. Şems'in sesi yine çınlamaya başladı kulaklarımda. Yapmayın." Gözleri çakmak çakmak olmuştu.www. bedenimi. oteldeki yangını kimin çıkardığı gerçeğinden daha büyüktür" dedi Mennan sakin bir tavırla.kelamdenizi. Parayla ilgili. yanaklarını basan ateş. ama size verdiği kutsal emaneti yani kanayan yüzüğü çaldığı için. Yine de onunla tartışma gereği duydum. gönül yoldaşı Mevlânâ Hazretleri'yle buluştukları yerde yaptığı için de adamın elini boğazına sokarak öldürdü. Kuran'daki Maide suresinde söylendiği üzere 'Hırsızlık yapanın suçu sabit oldu mu. Sarayın efendisi arkasından asker yollamış ama ona kimse yetişememiş. "Diyelim ki söyledikleriniz doğru. sabotaj mı." Çok önemli bir sır söyleyecekmiş gibi etrafına bakındıktan sonra: "Mesele cinayet değil" dedi fısıldayarak. üstelik bu işi. ruhumu. Gerçi dergâhı bırakıp . "Oteldeki yangın kaza mı." Yüzü heyecanla parlıyordu. Bundan büyük saygısızlık olur mu? Şems-i Tebrizi Hazretleri bu saygısızlığa hiç göz yumar mı? Hırsızlık yaptığı için. "Bunun kıymetini bilin" diye başladı söze. ama lastiğin tam da Şems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde patlaması bir rastlantı değildi. beni ben yapan ne varsa hepsini aklımın emrine sokmuştum yeniden. Sizin ayağınıza gelmiş. "Hangi konuda yardım edeceğini bilmiyorum. geri tepmeyin. Mennan da susmuş. Tanrı eri olma yolundaymış. Efendi. "Yangım kimin çıkardığı hakikatle ilgili değil. "Babanız Poyraz Efendi. Üstelik Müslüman bile değilim. Bunu niye yapsın? Ben onun nesiyim ki? Daha Londra'dan geleli iki gün oldu. vardığı sonuç da mantıklıydı. parayı arıyorsun. Yüzünde çok önemli bir fırsatı kaçırıyorsunuz diyen bir ifade vardı. olayları gayet zekice birbirine bağlamıştı. önce kapkaççının elini bilekten kesti. onu mu söyleyecek bize? Bu gerçeği mi açıklayacak?" Ağzımdan bu sözler çıkarken." Doğru fikir yürütüyordu.com çünkü koluna felç gelmiş. o mistik saçmalıklardan kurtulmuş. Çünkü ödül gibi ceza da haktır diye buyurulmuştur. ağzını açışı. Allah tarafından ceza olarak ellerini kesin' buyruğunca. Ama onun da Şems Hazretleri'ne vurmak için kalkan kolu donup kalmış. Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin size verdiği yüzüğü de çalmıştı." Mennan'ın yanıtı hazırdı. Artık sesi biraz daha yüksek çıkıyordu.. üstelik son derece nazik bir üslupla konuşuyordu yine de canımı sıktı sözleri." Sanki aynı sözleri işitmiş gibi: "Şems Hazretleri'nin hakikati. sözlerinin anlamını kavramam için bekliyordu. öteki köleye emretmiş. "Evet. "Üzgünüm ama Mennan Bey. anlattıklarınızın hiçbiri Şems'in yedi yüz küsur yıl öncesinden gelip cinayet işleyeceğini kanıtlamıyor. Çünkü hırsız. Miss Karen o yüzükten akan da boya filan değildi." Yine bir ürperti dalgası yaladı sırtımı. Alnındaki ter damlacıkları neredeyse kaşlarının arasından yüzüne süzülecekti. alnındaki ter damlaları. Sen ecinnilerin cirit attığı o yangın yerinde hakikati aramıyorsun. Diyelim ki yedi yüz küsur yıl önce ölen bir derviş bir konuda bana yardım etmek istiyor." Kötü bir şey söylemiyordu aslında.. size o yüzüğün verilmesi de. ama varsayımının üzerinde yükseldiği zemin tümüyle hayali. Ve size saldıran hırsızın sol elinin kesilerek. boğazına sokulması da raslantı değildi. aldırmadan sürdürdü. kesinlikle kandı. Şems Hazretleri de saraydan çıkıp gitmiş. hepsi gösteriyordu ki Mennan bütün benliğiyle inanıyordu anlattıklarına. O da bir Mevleviymiş. Hakikat paradan daha değerlidir.

Eve gider gitmez okumaya başlamış olmalıydı Ariflerin Menkıbelerim. 24 "Kuşku yok ki hüküm onundur. sinirli. "Siz" diye suçladım onu acımasızca. sonrasını bilmiyoruz ama.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ne de sizi üzmekti. fakat beni asıl çileden çıkartan ileri sürdüğü görüşlerle. Ona bıraksam önümüzdeki dört saat boyunca benimle Şems konusunu tartışacaktı.." Odama döndüğümde güneş hâlâ puslu bulutların ardından çıkmamıştı..kelamdenizi. ben rüyalarımda bire bir yaşıyorum. Sanırım ofisine giderek.. "Niye sinirlendiğinizi anlamadım. sizi sabırla dinledim. geçmişi kitap sayfalarında okuyor. "Siz. "Yeter." Artık sesim azarlar gibi çıkıyordu. Kan çanağına dönmüş gözlerindeki o çılgın ifade neydi öyle? Zavallı adamcağız aklını kaçırmasa bari." Nerede yanlış yaptığını bulmaya çalışır gibiydi. fakat olaya öyle kaptırmıştı ki kendini. kucağında duran yedi yüz yıllık kitabı saygıyla kapattı. Akla hayale sığmayacak senaryolar yazdınız yine sesimi çıkarmadım. Aileni hakkında konuşamazsınız. Öfkeme engel olamıyordum. büyük bir cesaretle beni ikna etmeyi sürdürdü. Boynunu bükerek. Polisler gider gitmez de heyecanına engel olamayarak beni aradı işte.. Katı." Karşılık verecekti ki meraklı resepsiyon görevlisi yüzünde sıkıntılı bir ifade. dur. Kesinlikle inanıyordu buna. herife bak. Üstelik o. Rastlantılar. Babamdan bahsediyorsunuz.www." "Yeter. sadece birbiri ardına gelen rastlantılar. olmasını umduğunuz şeyleri olmuş gibi gösteriyorsunuz. Yıllardır kitaplarda okuduğu. İnanmasa mistik bir dedektif gibi gece boyunca yaklaşık yedi yüz yıl önce yazılmış bir kitabın içinde gerçek bir cinayetin katilini aramaya kalkışır mıydı? Eminim gözünü hiç kırpmamıştır. Mennan'a söylüyordum ama benim halim de ondan çok farklı değildi. Belki başka kaynaklarda arayacak tezinin kanıtlarını. Kim bilir şimdi nasıl mutsuzdur.. insanların inançlarına saygı duyarım. Başkomiser Ragıp'ın ziyaretiyle kesilmiştir okuma süreci. yeni kanıtlar bulmak için yeniden karıştırmaya başlayacak o kitabın sayfalarını. ama buraya kadar. Sakın polisin yanında böyle konuşmayın. Korkularımın gerçek çıkacağı kehanetinde bulunmasıydı." "Üzdünüz ama" dedim uzlaşmaz bir tavırla. bir de ima yapıyor. Onu görünce sustu Mennan. ondan bundan duyduğu ama gerçekleştiğine bir türlü tanık olmadığı mucize. "Ama olanları anlamak için. Bir babam kalmıştı bu işe bulaştırılmayan. "Evinize gidip uyuyun" dedim ama sözlerim hiçbir işe yaramayacak. tanımadığınız bir insan hakkında nasıl fikir yürütürsünüz?" Ne diyeceğini bilemeden ardı ardına yutkunduktan sonra konuşabildi: "Özür dilerim. "Sabahtan beri bana abuk sabuk hayalet hikâyeleri anlatıyorsunuz. ama başkalarına dayatmadıkları sürece.com Londra'ya gitmiş. Bakın Mennan Bey." Emir verir gibi çıkmıştı sözcükler ağzımdan. "Babamı bu işe karıştırmayın. kesin. Bu olayın Şems'le ilgisi yok.soncemre. Sinirlendiğimi fark etmemiş olamazdı Mennan." "Nasıl sinirlenmeyeyim" diye çıkıştım. elinde çay tepsisiyle lobide belirdi. babamın bunlarla bir ilgisi yok." Sonrasını bilmiyormuş.. Sahi ne oluyordu bana? Dur.. Emniyete saat onda gideceğimizi söylemişti Mennan. artık beni inandıramayacağını biliyordu. Londra'dan gelen bir kadınla birlikte karşısına çıkıvermişti. Bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Bana bir şey olduğu filan yok. gece rüyalarımda gördüğüm kâbusları gündüzlere taşımasıydı. amacım ne babanıza dil uzatmak. Konuşsa ne olacaktı ki. olamaz da. Babam hakkında konuşması gerçekten de zoruma gitmişti. Eğer .. Deli muamelesi yaparlar size.

soncemre. Düşmanlarımla işbirliği yaptığı için Şems tarafından cezalandırılacağını düşünerek büyük bir korkuya kapılmıştı. Yazdıklarının ne kadarı gerçek. Ama biliyordum bebeğim oradaydı. Ne bir kıpırtı. emindim bundan. Aynada sırtıma baktım. Amaç onu korkutmak. Yüzündeki dehşetin nedeni de buydu.. Ama şu anda bunu yapacak enerjiyi kendimde bulamıyordum. Belki de başımıza gelen bu tuhaf olayları otel yangınıyla ilgili soruşturmamıza bağlardı. uyuyamamıştım bile. bu geceki halini gördükten sonra Mennan'ın böyle bir planın içinde yer almadığını artık kesinlikle söyleyebilirim. boynum ağrıyor-. kaydı. Belki ılık bir banyo iyi gelirdi. Öte yandan Şems'e dair anlattıkları.www. O kadar emin olma. Ama en önemlisi nasıl öldüğüydü. sıradan binaların arasında unutulmuş küçük bir mescit gibi kalıyor. yok sayılmak istenmişti. küvet pek öyle ahım şahım değildi ama işimi görürdü. Saate baktım henüz altıyı yirmi üç geçiyordu. sabotaj olduğunu araştırmaya kalkışmasını önlemek.com Mennan'ın şu dinle ilgili takıntısı olmasa. Şems gerçekten de bu kadar acımasız biri miydi? Eflaki'nin verdiği örnekler öyle olduğunu söylüyor. Bilmiyorum. Evet. Son derece makul bir varsayım. Bu .. ne kadarı kurgu kestirmek zor. Banyoya geçtim. ne içerdeki canlının varlığını gösteren bir duygu. bakışlarım karnıma kaydı. Oysa bu gece doğru dürüst. Şems'in mütevazı türbesi ve camii. kapkaççı cinayetiyle birlikte pişmanlık duymaya başlamıştı. Neyse ki bir şey olmamıştı. Pantolonumu çıkartırken. Aslında yanıtı bulmam çok kolaydı.. Ama Şems gibi.. başım zonkluyor. ne de bir ağrı. sert bir düşüşle başımı çarpabilir. Böylesine ilginç bir insanın yaşamı nasıl. Yakut Otel'de çıkan yangının bir kaza değil. o da yaşananları rastlantı olarak değerlendirirdi. Düştüğümde çarpmış olmalıydım. bu hiç de uzak bir olasılık değil aslında. Belki başlarda bu entrikanın içinde yer alıyordu da. Yok canım. ne şekilde son bulmuştu acaba? Bu soruyu kendime ikinci kez sorduğumu hatırlayınca canım sıkıldı. Yazarken de doğal olarak kendi düşünce ve duygularını da katmış işin içine. Sıcak ve soğuk su musluklarını açarak istediğim ısıyı elde ellikten sonra küvetin dolması için öylece bıraktım. Bunu neden yapmışlardı ki ona? Yaşamının son dönemlerinde yanlış bir davranışta mı bulunmuştu? Mevlânâ'nın ailesinden birini mi incitmişti? Bilmediğim ne kadar çok şey vardı bu adam hakkında. daha doğrusu onun değil de kendisi de bir Mevlevi olan Ahmed Eflaki'nin yazdıkları çok şaşırtıcı. bana bu işlere bulaşacak biri gibi gelmiyor. Google adındaki sanal cin hemen söylerdi nasıl öldüğünü. dokununca için için ağrıyordu. Mevlânâ'ya kendi ailesinden bile daha yakın olan bu derviş. Mevlânâ'nın dışından bakıldığında bile gerçek bir sanat yapıtı olduğu anlaşılan o yeşil kubbeli türbesinin yanında. patronunun parasını değil. Bakışlarım aceleyle toparlanmış yatağıma. bebeği de kaybedebilirdim tabii. Tabii İkonion Turizm'in tertiplediği bu tezgâhın içinde kendisi de yer almıyorsa. okuduklarını yazmış. yok yeniden oraya uzanmak gelmiyordu içimden. Ne kanama vardı. Nasıl biri olacaktı acaba? iyi biri olacaktı. kötülüğün kol gezdiği bu dünyada az sayıdaki iyi insandan biri olacaktı. Aslında bunu tam olarak bilmek imkânsız. gözlerimin içi yanıyordu. sanki birileri tarafından ondan uzaklaştırılmış. İkinci ya da üçüncü kişilerden duyduklarını. sol bacağımdaki morartıyı fark ettim. Biraz uyusam.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. mistik duyguları güçlü olmasa Mennan tam da böyle düşünürdü. Bilgisayarı açsam. Örneğin dün gece bana yapılan saldırının arkasında İkonion Turizm'in olduğunu düşünürdü ki. Kalça kemiğimin hizasındaydı.kelamdenizi. Londralı kadın bir gece hiç bilmediği bir kentte saldırıya uğrar. şu yeni satın alınmış Mercedes meselesini öğrenmedin hâlâ. kendi canını düşünerek hemen Londra'ya dönmesini sağlamaktır. onu iyi yetiştirirsek. Ellerimi karnımın üzerine koydum. Yazar bire bir gördüklerini. Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin yaşamında büyük önemi olan bir dervişin mezarının aynı türbe içinde yer almıyor olması bile manidar. beyin kanamasından ölebilirdim. yaşadıklarını kaleme almamış ki. Döndüm. Yine de ucuz atlatmıştım. derin olmasa da çizikler vardı.

ne de soğuk. Annem küvete girmeden önce bütün ışıkları kapatır. tam istediğim gibiydi. Ilık su bedenimdeki bütün ağırlığı alıyor. sadece sessiz kaldım. bazen de bilimsel açıklamalara girişirdi. istemediğini söyledi. artık pasaportum da yok.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. tütsüleri yakar. annem sekiz yaşındayken dedemin ona arkadaş olsun diye aldığı kaplumbağa. kırmızı. Küvetin yarıdan fazlası dolmuştu. kendini dünyanın göbek deliği zanneden egosu şişkin manyaklardan. zihnim tatlı bir uyuşukluğa doğru usulca kayıyordu. Bir çiçektozunun. Şarkının ismi: "Genç Dağ Rüzgârının Bahçedeki İlk Gezintisi"ydi.kelamdenizi. zeytin ağacına kadar doğadan topladığı kimi otları. Ee ne de olsa eski hippi. çok iyi gelmişti. buradan gitmeliyim. babamla tanıştığı Doğu gezisinden döndükten sonra. Bu şarkıyı ilk kez nerede dinlediğimi hatırlamasam da. Sahi bizim bebek kız mı. ana kucağına dönüyoruz. Benim mi? Nigel'a sormayacak mıyım? Sordun ya. ortancalar. empati duygusu gelişmemiş insan görünümlü ilkel varlıklardan biri olursa. boylu boyunca uzandım ılık suyun içerisine. Çünkü aslımıza. çiçekleri o kadar narindi ki. sol yanında ise barış işareti. kendi fikrimi söylemedim. Daha jakuzi icat edilmeden önce büyükbabam Ken özel olarak yaptırmıştı.www. Nasıl gideceksem. mumlan. bitki köklerini suya atar ve tabii huzur verici bir de müzik koyarak. elimle suya dokundum. Ilık. Kestane ağaçlarının. Zaten şu anda bebek hakkında karar vermekten daha önemli sorunlarım var. beyaz renkli kasım-patılar. ana kucağına dönüşümüzü kutlama törenidir. taze çimenlerin arasında ağır ağır ilerleyen bir kaplumbağa. Bunun gibi değil. Daha fazla bekleme-den küvete girdim. Ansızın onu fark ettim. Sol taraftaki banş işaretini annem çizmişti. her zaman muhalif Susan'ın kızıydım. hâlâ da ne yapacağımı bilmiyorum. Oh. Bu. gözlerimi kapatarak ben de katıldım rüzgârın bahçedeki gezisine. Renkleri o kadar canlı. Kendimi ana kucağındaki bir çocuk gibi doygun ve huzurlu hissediyordum. Sen de kuzu kuzu kabul ettin. İyi de Cornolius ölmemiş miydi? Annemle birlikte onu dev çınar ağacının altına gömmemiş miydik? Eğilip ailemizin belki de en eski üyelerinden biri olan bu yaşlı kaplumbağanın sert sırtını . Hayır. bana mı. sanki bir tanrıçaya bakar gibi merakla. Neler geçiyordu aklımdan böyle? Yerimde başka bir hamile kadın olsa. Yaklaştım. pembe. Bazen kendi yaptığına kendi de güler. yaprakları. lavantadan. Ama bunların yanıtı öğrenmek için önce bebeği doğurmaya karar vermem gerekiyordu. çiçeklerin. banyomuzu eski zaman kavimlerinin ayin odasına çevirirdi. Her ne kadar annem şu anda benden binlerce kilometre ötede de olsa onu düşünmek bile bana güven veriyordu. büyük bir saygıyla izlerdim. nerdeyse üç kişiyi alabilecek kadar genişti küvetimiz. erkek mi olacağını düşünürdü. sırtının sağ tarafında bir papatya resmi vardı. çocuğun kız mı. Yere yaklaşınca güzel bir sürpriz gibi san. su bizi rahatlatıyor. ya annemin nefret ettiği. sağ taraftaki papatyayı ise ben çizmiştim babam bizi terk etmeden önce. nemli bir buğu yüzümü yalıyordu.com kadar emin konuşma. Bahçeyi ilk kez gören bir rüzgârın gözünden ağaçlann. saçlarımın dibine kadar bir rahatlama yayıldı. kavakların. başkasının görüşlerine tahammül edemeyen züppelerden. yoksa erkek mi olacaktı? Kime benzeyecekti. otların ve insanların anlatılması. rüzgârın saydam kanatlarına binerek ağaçların arasına dalmasına benziyordu bu gezi. Vakit yitirmeden şu Yakut Otel yangını hakkındaki raporumu yazıp. Parmaklarımın ucundan. "Bütün canlılar sudan geldiği için. Piyano eşliğinde söylenen bir blues şarkısı çınlamaya başladı kulaklanmda: Amerika'dan gelen Kızılderili bir caz şarkıcısının bestesiydi. Küçükken annemle birlikte girerdik küvete. ıhlamura. Çünkü karar vermiş değildim. Bu bizim Cornelius'tu. Nigel'a mı? Siyahi bir bebek! Nasıl şeker bir şey olurdu kim bilir? Annem mutluluktan kafayı yerdi herhalde. Benim aklım ise nelere çalışıyor. menekşeler belirdi gözlerimin önünde. ne çok sıcak. defneden. Bebeğin melez olmayacağı ne malum? Ya da benim gibi beyaz." Annemin kızıla çalan san uzun saçlarını suyun üzerine salışını. mor. meşelerin farklı tonlardan oluşan yeşil yapraklarının arasından geçiyordum.soncemre. güzellikleri başımı döndürüyordu.

" Çok utanmıştım. "Senin suçun değil." Hayali arkadaşım artık soyut bir varlık değil.soncemre. ben eski halini daha çok seviyorum. işitmedikleri. hu. dokunmadıkları. "Özür dilerim Sunny" dedim pişmanlık dolu bir sesle. sesiyle. bulutsuz bir gökyüzü kadar mavi bir çift göz karşıladı beni. Aynı anda tanıdık bir sesin söylediği tamdık bir tekerleme çalındı kulağıma. "Benim" dedi her zamanki masum tavrıyla. bebekken babamın beni uyutmak için söylediği bir tekerlemeydi. "Sen değişmişsin. "Hâlâ çok güzel bir çocuksun. tıpkı ninni gibi. tatmadıkları şeylere . Hatırlamıyor musun.. "Yoksa seni unuttuğumu mu sanmıştın?" Sesindeki sitem fark edilmeyecek gibi değildi. O günden beri seni bekliyorum. hu. Yeşil yosunların arasında kırmızı balıkların yüzdüğü. Bu. Karanlık basınca bir kurbağa korosunun neşeli şarkılar söylediği gizli oyun yerimiz. gözlerimin yaşardığını hissettim. ben seni aklımdan hiç çıkarmadım der gibi bakıyordu mavi gözleri.com sevgiyle okşadım. "Sunny" diye mırıldandım şaşkınlıkla. Bakışlarım yeniden ilk sırdaşım. Ben büyümüştüm ama ev hiç değişmemişti." Tepeden tırnağa süzdü beni. "Ne yapıyorsun burada?" "Seni bekliyorum. hu derviş / Derviş bir dergâh açmış / Eteği sırlar saçmış /Ama kimse bilmemiş / Hu. üzeri beyazlı sanlı nilüferlerle kaplı. hu derviş / başı göklere ermiş / sakalı yere değmiş / Dudağı sırlar saçmış / Ama kimse duymamış... "Annen gibi olmuşsun. "Baban seni çağırmıştı" diye sürdürdü Sunny sözlerini. Kıvırcık sarı saçları sabah güneşinin ışıklan altında parıldıyordu." Etrafa bakındım. insanlar büyünce hislerine duydukları güven azalıyor. bedeniyle gerçek bir insandı. "Sunny! Seni çok özlemişim. Sunny'nin hemen arkasındaydı. Hu. Görmedikleri.kelamdenizi. Bizim saklı bahçemiz. Aradan yıllar geçtikten sonra da bu tekerlemeyi unutmadığımı söylerdi annem. iyi de şimdi kim söylüyordu bu tekerlemeyi? Başımı sesin geldiği yöne çevirdim. uzanıp çocukluk arkadaşımın minik ellerini tuttum. bütün yetişkinlerde oluyor. evet annemin bahçesindeydik. Boğazımın düğümlendiğini. tıpkı o günlerdeki gibiydi. Sanki hissetmiş gibi o komik kafasını dışarı çıkarıp beni selamladı. "Ben de seni." Buruk bir ifade yerleşmişti mavi gözlerine. ama giderken 'Sakın bir yere kıpırdama. koklamadıkları.www. ilk arkadaşım Sunny'e kaydı. İlkokula gidene kadar bebeklerimi uyutmak için ben de mırıldanır dururmuşum." O da bana sımsıkı sarıldı." Bağışlayan bir gülümseme belirdi yüzünde.. havuzun başında oynuyorduk hani.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Seni unutmuşum. "Sunny sen misin?" Soruma hiç şaşırmamış gibiydi. Sen beni unuttun ama. kollarımı açarak kucakladım onu." Havuzu şimdi fark ediyordum. "Gitmek zorunda kaldın. "Hiç değişmemişsin" dedim birbirimizden kopunca." "Beni mi? Niye?" "Çünkü beklememi söylemiştin. çevresi taşlarla çevrili geniş havuz. hemen döneceğim' demiştin.

beni de çok iyi tanıyor. sadece bir soru kaldı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sen de öyle oldun. gözlerine geçti. "Senin gibi bir arkadaşımdan." Sözlerinin doğruluğundan emin biri gibi konuşuyordu. Seni beklerken yalnızlığıma ortak olan bir yetişkinden. Onu üzmemek için: "Unutmadım" diye yalan söyledim. ikimizi birden tanıyan bir yetişkin! Kimdi bu? "Aileden biri mi?" "Değil. babama mı? Öyle olsa söylemez miydi? "Onun isminin anlamı da benimki gibi güneşle ilgili" diye mırıldandı. mavi gözleri bir sırrı saklıyormuş gibi harelendi. "Bunları nereden öğrendin?" Senin bana bıraktığın kitaplardan demesini bekliyordum. Helen. Mucizelerin gerçek olamayacağını düşünüyorlar. kocaman biri ama o büyüyünce de hayal kurma yeteneğini kaybetmemiş. hayır onlardan biri değil. değil.com inanmıyorlar. tıpkı şimdi Sunny'nin yap-tığı gibi arada bir ipuçları verirdi. "Unutur muyum hiç? Tamam son soru geliyor." Sağ elinin işaretparmağını usulca havaya kaldırdı. üstelik kuralı da ben koymuştum. Aklımızdan birinin ismini tutar. ama aileyi de çok iyi tanıyor." "Ne?" "Unuttun mu yoksa" dedi hayal kırıklığı içinde. "Kimmiş bu arkadaşın?" "Onu tanıyorsun. Yoksa bahçıvan mı? Yaşlı Alec mi.www. İsminin anlamı güneşle ilgili kim vardı bizim evde? Çocukluk yıllarımda evde çalışan hizmetçilerden biri mi? Kimlerdi onlar." Ne kadar güzel açıklıyordu her şeyi. Kate." işte bu hayret vericiydi." "Daha önce neredeymiş?" "Onu söylemedi ama seni de." . "Şu anda burada. o da bizimle birlikte oyun oynar mıydı?" Açık vermek istemiyordu. "bu oyunda sadece beş soru sorabilirsin. Emily. Kime götürüyordu beni? Anneme mi.soncemre. Beni tanıyabilirdi ama hayalimdeki arkadaşımı tanıması imkânsızdı. sadece beş soru sorma hakkım vardı. iyi de kim bu? "Biraz daha bilgi istiyorum" dedim ben de oyuna kendimi kaptırarak. "Bir arkadaşımdan" dedi yüzünde gizemli bir gülümsemeyle." "Evet. bakışlarını kaçırdı: "Evet. Hayal kurma yeteneğini kaybediyorlar." İçimde kıskançlığa benzer kıpırtılar uyanmaya başladı." "Yetişkin! Yani büyük biri.kelamdenizi. ama tek tek. ötekinin bilmesini isterdik. "Bizim evde mi yaşıyor bu kişi?" Dudaklarındaki gizem. "istersen ona götürebilirim seni. Bir zamanlar onunla oynadığımız bir oyunu hatırlamıştı Sunny. Tabii aklından isim tutan kişi." Haklıydı. Bizi tanıdığını söyledin." Ne söyleyeceğimi bile beklemeden elimden tutarak eve doğru sürükledi. "Uyarmam gerekiyor.

"Ölümü hak edecek ne yapmıştı o kapkaççı?" . Canı ne zaman isterse o zaman söyleyebilir ya da onu göstermekle yetine-bilirdi. benimle de oynamış. Sunny'e seslendi." Oturan kişiyle konuşuyordu. ne de aklıma bir isim geliyordu. "Unuttun mu beni sen çağırdın?" Sinirlenmeye başlamıştım: "Hayır" dedim sert bir sesle. sürmeli siyah gözleri. "Ben nasıl biriymişim peki?" "Biliyorsunuz" dedim geri adım atmayarak. Yerdeki minderde oturan kişinin dalgalı siyah saçları. kendi gözlerinle görmelisin. siyah sakalı ve giysileri iyice belirginleşti. Sorduğum soruların hiçbir yararı olmamıştı.kelamdenizi. Siz burada ne arıyorsunuz?" Sakalını sıvazlayarak gülümsedi. öyle mi?" Kıvırcık saçlı başını. ne bir yüz canlanıyordu gözlerimin önünde. "Merhaba Kimya Hanım" dedi siyah gözlerinde hınzırca bir ifadeyle. "Demek kim olduğumu bilemedin?" Şaşkınlık içinde mırıldandım." "Yani üçümüz birlikte hiç oyun oynamamışız.com "Ne demek tek tek?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sağdaki benim yatak odam. "Karen'ı sana getirdim. kütüphanenin önündeki yer minderinde bağdaş kurmuş biri vardı ama gözlerim henüz ışığa alışamadığı için onu seçemiyordum. hayır babamın odasının kapısını açtı. Döndü. "Karen'ı sana getirdim." Ama sesinde bugüne kadar hiç duymadığım bir duygu vardı. "Tamam pes ediyorum" dedim boşta kalan elimi yana açarak. Evin dar koridorlardan geçerken oyunu kaybettiğimi anlamıştım." Ne bir alınganlık. "Artık üçümüz birlikte oynayabiliriz. kaim kaşları çatıldı. Koridorun bittiği yere kadar gittik.soncemre. çünkü oyunun kurallarından biri de tahminde bulunan oyuncu doğruyu bulamazsa... Sunny ikinci seçeneği tercih etmiş olmalıydı. oturan kişinin tam karşısına getirdi beni." Sunny sözlerini tamamlarken gözlerim güneş ışığına alıştı." Israr etmem yararsızdı. "Söylemem. aklında isim tutan oyuncu. Söyle bakalım. Koridorun loş aydınlığından sonra açık kapıdan vuran güneş ışığı gözlerimi aldı. Sunny elimden çekerek. o sizin gibi biri değil. Söylediği sözler son derece basitti. kimmiş bu kişi?" Yaramazca ışıdı yüzü. doğru kişiyi açıklamak zorunda değildi. "Bilemedim. "Sizi ben çağırmadım. İçerde her zaman Şah Nesim'in oturduğu. soldaki babamın Şah Nesim'le kapandığı çalışma odası. Koridorun sonunda karşılıklı iki kapı vardı. ama Sunny bundan hiç etkilenmemiş görünüyordu.com "ikimizle birlikte hiç oynamamış. Yatak odama gideceğimizi düşündüm. ne kızgınlık belirdi yüzünde. Evet. Şah Nesim'in minderinde Şems-i Tebrizi oturuyordu. Ama seninle de. "Siz. Kutsal bir iç çekiş. Onun seçimine saygı göstermek zorundaydım. "evet" anlamında salladı. "Kimya Hanım ne diyor Sunny? Bizi o çağırmadı mı?" Sunny'nin yanıtlamasına izin vermedim: "Onu karıştırma.www." Sağ elini sakalından çekti. Mistik bir titreyiş.

www. "Evet" dedi Sunny siyah gözlerinde tıpkı Şems'inki gibi hınzırca bir ifadeyle. Tanrı rahman olduğu kadar. 25 . Dua eder gibiydi. ağzımdan sular boşanıyordu." "Beni korkutmaya mı çalışıyorsunuz?" "Bana ihtiyacı olan birini asla korkutmam." Hiç üzerine alınmadı. Küvetten çıktıktan sonra da kendime gelinceye kadar dakikalarca öğürüp durdum." "Sizi. Kendimi güçlükle küvetin dışına attım. yeri geldiğinde kimse ondan daha acımasız olamaz. Sonunda iki elimle küvetin yanlarından tutarak doğrulabildim. yine o üzgün ifade belirdi yüzünde. gözümün önünde perde filan da yok..com Siyah gözlerindeki öfke dağılır gibi oldu.kelamdenizi. ben çağırmadım" dedim.soncemre. gayibi bilen odur. ya gördüklerini anlamayan cahil bi-ri oluyordum. kendi içine dönmüştü. Midem bulanmaya başlamıştı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Benim size ihtiyacım yok" diye kestirip attım. "O Isa Aleyhisselam'm Tanrısı. "Hiçbir şeyin farkında değilsin." Öksürerek doğrulmaya çalıştım. Gözlerinin önünde kalın bir perde var. "Kadim olan. "Benim bildiğim Tanrı cezalandırmaktan değil sevmekten hoşlanır. öğürdükçe daha çok öksürüyordum. kayarak yeniden boylu boyunca suya gömüldüm. Aynadaki bembeyaz olmuş suratıma baktığımda yaptığım salaklığa gülmemek için kendimi güç tuttum. Kuşku yok ki. ama konuşmakta güçlük çekiyordum. Bedenim su içindeydi. üzüm karası rengini almıştı." Benimle değil de görünmeyen kişilerle konuşuyormuş gibi siyah gözlerini boşluğa çevirerek mırıldandı. ne bir suçluluk duygusu vardı yüzünde. mavi gözleri." Artık bu laflardan da sıkılmaya başlamıştım. Bana onun iyi olduğu öğretildi. "Tanrı içimizdedir" diye söylendi. 'kahhar'dır. Tann'yla bir ilgisi yok bunun. "İkide bir tekrarlayıp durmayın bunu. ne zaman yanıtlayamayacağı bir soru sorsam. Allah'ı bilmek için Musa Aleyhisselam ile Muhammed Aleyhisselam'm Tannsı'nı bilmek gerekir." "Eğer öyle olsaydı bizi çağırmazdın. Kuşku yok ki hüküm onundur. "Neler olduğunu bilmiyorum ama sizi ben çağır. kıvırcık san saçları kuzgun siyahına dönüşmüş. ya da hakikati öğrenmeye hazır olmayan bir insan. O adamı siz öldürdünüz.." "Siz kimsiniz?" Çocuksu bir gülümseme belirdi dudaklarında. "Her şeyin farkındayım. yok eden de Allah'tır. Kapkaççının ölmesinde bir hayır olmasaydı buna izin vermezdi. cezayı uygulayan da. şimdiyi kuran. yeryüzündeki acayip kazalarda can veren aptal kurbanlar arasındaki yerimi alacaktım. "Öyle değil mi Sunny bizi o çağırmadı mı?" Ben de Sunny'e baktım." Siyah gözleri çaresizlik içinde yeniden yüzüme dikildi. "Var eden de. Başımı yukarıda tutmayı beceremedim. "Ben. "Bizi sen çağırdın. O adaleti sever. Öksürdükçe öğürüyordum. Sunny'nin teni esmerleşmiş. az kalsın hayretten dona kalacaktım." Artık dayanamıyordum bu sözlere. Az kalsın bir küvette boğulma becerisini göstererek. sanki ağzıma sular doluyor gibiydi. ne de bir utanç." Yeniden hayali arkadaşıma döndü. bir de Sunny." "Hayır hükmü veren sizdiniz.

dağılmış Türk ve İngiliz banknotlarının arasında masumca duruyordu. Yapan kişi epeyce uğraşmış olmalı." Zarfı önüne çeken Zeynep." Mennan'ın mahmurlaşmış gözlerinde pek inandırıcı olmasa da kararlı bir ifade belirir gibi oldu." O konuşurken ben de zarfın içine baktım gümüş yüzük.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Daha özel bir yüzüğe benziyor. Zeynep Komiserim sizinle ilgilenir. nedir?" Toparlandı. ama ısrar etmedi." Gecekinden daha güzel görünüyordu. "Öyle düşüneceğiz tabii" dedi sesini yükselterek. Çok güzel bir yüzük. yorgunluk filan bana mısın demezdi. rahat beden hareketleri kendine duyduğu güveni sergiliyordu.. Mevlânâ Türbesi'nin yakınlarındaki şu hediyelik eşyalar satan dükkânlardan. masanın üzerinde duran sarı zarfı Zeynep'e göstererek: "içinde üç yüz yetmiş sterlin var" diye hatırlattı. Eve gitmiş.." Hayır. "Saymadınız" dedi nazik bir tavırla. "Sekiz yüz yirmi de YTL." Başkomiser Ragıp iri gövdesini sürükleyerek kapıdan çıkınca. Sesini yükseltince daha inandırıcı olacağını . bizim vatandaşlarımız pek güvenmez de. Siyah deri ceketinin altında lila rengi bir bluz vardı. Polislere güvenirim. paranızı sayın lütfen. ama olanı biteni anlamasına fırsat vermeden sorusunu yanıtladım: "Konya'dan aldım. "Eskiden üç gün kesintisiz vazifeye çıkardım."Gidip biraz uyuyayım Zeynep.soncemre. "Başüstüne Amirim." Mennan gecenin yorgunluğundan sıyrılmak istercesine: "Olur mu öyle şey Zeynep Komiserim" diyerek kıpırdandı oturduğu yerde.. "Teşekkür ederim." Gülümseyerek bana döndü. içindeki paraları çıkartırken: "Bir de kahverengi taşlı gümüş yüzük var" diye mırıldandı hay-ranlıkla.. Eyvah. şimdi yine olayı mistik meselelere bağlayacaktı. ayaklarına topuksuz bir ayakkabı geçirmişti. "Siz çıkıyor musunuz?" Anlayış bekler gibi baktı astma. Kaşlarımı çatarak sertçe baktım." Zeynep de inanmamıştı. giysilerini değiştirip yeniden Emniyet'e gelmiş olmalıydı.com "Onlara cehennemden bir döşek serdik. gözlerini kaçırdı." dedi resmi bir tavırla. "Buyrun Miss Karen. Zeynep Komiser'in önünde kanamasından ya da boyasının akmasından korktuğum için zarfı aceleyle katlayıp çantama koydum. bir duş almış. Hadi cümleten eyvallah." "Eksik olacağını sanmıyorum. yaşlandık mı. "Umarım hep böyle düşünürsünüz. "belki paranız eksiktir. "Neyse. "Polis bizim gözbebeğimizdir. Akşamüzeri ben de burada olurum zaten." Tatlı bir gülümseyiş yayıldı ince yüzüne. Zeynep Komiser önündeki zarfı açıp içine baktıktan sonra.. Sözcükler zoraki çıkıyordu ağzından.www. Miss Karen saysın. Şimdi yirmi dört saat bile dayanamıyorum." Yazılı ifadelerimiz tamamladıktan sonra kalktı Ragıp Başkomiser. Uzattığı zarfı aldım.. Zeynep de bir şeyler döndüğünü sezinler gibi olmuştu. Londra'dan mı?" Yüzük konusu açılınca Mennan'la göz göze geldik. buradan mı aldınız. Takatim kalmadı valla.kelamdenizi. bacaklarına rahat bir jean. Yüzünde en küçük bir yorgunluk belirtisi yoktu. bana uzattı. ince kaşlarının altındaki iri kahverengi gözleri zekice bakıyor. Anladı. onu inandıramamıştım. sonra da alındı makbuzunu imzalatırsın.

ilk taşı atması için Isa Peygamberi zorlarlar o ise. "Recme uğramışlar. suçlulardan bahsederken iki defadır katiller diyorsunuz.. Tabii kimse taşı atamaz.com sanıyordu." Yorgun yüzü aydınlanmış. Aramayı bizzat ben yaptım. "O kadarını açıklamaya yetkili değilim." "Recm" diye mırıldandı Mennan. "Evet. Taşlayarak öldürme Yahudilerde ve daha önce pagan topluluklarda var. Belki katiller almıştır. "Allanın izniyle hep polisimizin yanında olacağız. Meryem suresinde taşlanma diye bir konu geçiyor. maktullere attıkları taşları da üzerlerindeki kan izleriyle. Belki de. Yeşil gözleri bu sabah bana Şems'in katil olduğunu açıkladığı andaki gibi alev alev yanıyordu. Sanırım onlar hakkında kimi bilgilere sahipsiniz." "Katiller pasaportu neden alsın ki?" diye atıldı Mennan. zincirleme işlenen suçların son halkası olduğunu düşünüyoruz. "Ama son altı aydır bu şehirde tuhaf olaylar olmaya başladı. Bunu yaparken de nezaketinden hiçbir şey yitirmemişti." Sınırı geçmememizi hatırlatıyordu." Mennan'ın yüzündeki yıkımı görmeliydiniz. deri parçacıkla-rıyla birlikte orada bırakmışlardı. "Maktulün evindeki aramada da ortaya çıkmadı. Ama ağzının payını güzel komiserimiz hemencecik verdi. Birileri Kuran'ın hükmünü yerine getiriyor. Dolayısıyla hangi amaç ya da dürtülerle hareket ettiklerini de kestirmek zor. Şems seri cinayetler işlemek için bir çete kurdu diye geçiriyordu aklından. "Şunu da imzalar mısınız lütfen? Eşyalarınızı aldığınızı belgelememiz gerek. "Pasaportu almak bir risk tabii. çünkü günahsız insan yoktur. "Pasaportum ne olacak? Bulunma ihtimali var mı? Yoksa başımın çaresine mi bakmalıyım?" "Ne yazık ki pasaportunuzu hâlâ bulamadık Miss Karen" dedi benimkinden biraz daha koyu kumral saçlarını geriye doğru atarak. Ne yani şimdi Şems-i Tebrizi Hazretleri katil değil miydi? Yedi yüz küsur yıl öncesinden kalkıp bana yardıma gelmemiş miydi? Bu anın zevkini kaçırmak istemedim. dikkat ediyorum.. Recm cezası İncil'de var. 'İçinizde günahsız olan ilk taşı atsın' der. ama katillerin kim olduklarını tam olarak bilmiyoruz. Kimi Müslüman tarikatlar onlardan esinlenerek bu korkunç .Afyon karayoluna iki kilometre uzaklıkta bir taş ocağında ölü bulundu. Yoksa yanılıyor muyum?" Yüzünde manidar bir ifadeyle bana döndü." dedikten sonra bana döndü Zeynep. ama yoktu. bakışlarımı yetkili acentemize çevirdim. "Maktulden aldıkları her eşya onları suçlayacak bir delil sayılmaz mı?" Son derece mantıklı bir soruydu. tanıdıkça ortaya çıkıyordu. ama o da fuhuş yapan kadınlarla ilgili değil.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bir kadın ve kocası Konya . Mennan ezik bir ifadeyle boynunu eğmek yerine: "Şüphelendiğiniz şahıslar da var o zaman" diyerek olayı eşelemeye çalıştı.kelamdenizi. Katiller sanki yaptıkları iş anlaşılsın diye." "Teşekkürler.www. Ama yaralıyordum. Aslında hiç de aptal bir adam değilmiş şu bizim yetkili acente. Uykusuzluğun verdiği dalgınlıktan kurtulmuş gibiydi. çünkü Solak Kâmil cinayetinin. Fahişe bir kadının öldürülmesiyle ilgili bölüm. "Kuran'da fuhuş yapan kadınlara recm uygulayın diye bir hüküm yok. katiller diyorum." Yine "katiller" demişti. "Belki de onları izliyorsunuzdur?" Zeynep Komiser sağ elini usulca havaya kaldırdı. Yoksa bu kadın polisin bildiği ama bizimle paylaşmadığı bir şey mi vardı? "Zeynep Hanım." Uzattığı evrakı imzalarken sordum. sönmeye başlayan heyecanı yeniden canlanmıştı.soncemre. "Haklısınız" dedi Zeynep güzel gözlerini iş arkadaşıma dikerek. İkisi de taşlanarak öldürülmüşlerdi.

"bu cinayetleri çözmek için uğraşırken. Yoksa sevgili yetkili acentemiz konuyu iyice dağıtacaktı. Saçları yeniden yüzüne düşmüştü ama aldırmadı. üzerlerine de ateşten bir yorgan örttük' yazdılar. "Solak Kâmil bu kadar ünlü bir kapkaççı mıydı?" "Kapkaççı olarak değil" dedi ellerini masanın üzerindeki kahverengi sumene dayayarak." Bu hayret vericiydi işte. En azından şu ana kadar yaptıkları eylemler bunu gösteriyor. Solak Kâmil'i de bu yüzden seçmiş olabilirler.com cezayı kullanmış olabilirler.kelamdenizi. "Hem de iyi insanları korumak için. Yoldan çıkan insanları dini kurallara göre yargılayarak.soncemre. "Eylem-l e r i m i herkes duysun.www." Radikal Islami bir grubun bir kapkaççıyı cezalandırması bana \ pek mantıklı gelmemişti. ayet" diye onu doğruladı Zeynep. üç kişi yaralandı. "Bunu neden yapsınlar ki? Solak'ın onlara ne zararı var?" "Onlar kendilerini şeriatın uygulayıcıları olarak görüyorlar. İçimden keşke şu adamı yanımda getirmesiydim diye geçirirken. yaptıkları iş ses getirsin diye. hem de sol eli sağa göre çok daha küçük olduğu için. Birisi ağır. "Yani böyle dinsel kaynaklı?" "iki meyhaneyi yaktılar. "Yoksa siz de mi ilahiyat okudunuz?" "Hayır" dedi genç kadın. Hem solak olduğu. kutsal kitapların sayfalarını karıştırmak durumunda kaldım sadece. 'Onlara cehennemden bir döşek serdik. Solak Kâmil'in öldürülmesi de bu fanatik grubun işi olabilir. "Araf suresi 41. Fakat Kâmil'in ünü . Bu konuları herkes bilmez." "Araf suresi" diye mırıldandı beti benzi atan Mennan.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Mennan'ın yüzündeki bozgun kayboldu: "Bunları nereden biliyorsunuz?" diye hayranlıkla mırıldandı." Hazır söz ilgilendiği konudan açılmışken daha fazla suskun kalamayan Mennan: "Hem kötü insanları uyarmak için" diyerek kendi yorumunu yapmaya başladı. Arapça olarak. "Böyle birkaç olay daha var." "Başka cinayetler de var mı?" diye araya girmek zorunda kaldım. "Aslında Solak çok becerikli bir yankesiciymiş. Ertesi gün yangın yerinin karşısındaki duvara. Zaten bu yüzden katiller elini kestikten sonra ağzına sokmayı başarabilmişler." "Cezalandırmak için de toplumun bildiği tanıdığı suçluları seçiyorlar" diye kaldığı yerden sürdürdü sözlerini Zeynep. cezalandırmayı seçiyorlar." "Valla çok iyi araştırmışsınız.

Bir minibüsü varmış.www. Amacı üzgün görünmek. Belki de Solak Kâmil özellikle beni seçti.Konya. ama yine de aklımı kurcalayan konuyu dile getirdim." İkisi de anlamak ister gibi yüzüme bakıyorlardı." Arkasındaki rafta sıralanan mavi.com yankesicilikle ilgili Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. cebinden mendilini çıkartırken öfkeyle söylendi. "Bu afla çıkan mahkûmların çoğu da tekrar suç işleyerek hapse döner. Süleyman dedirtiyormuş kendisine. Onu zor yatıştırmışlar." Elindeki mendille almndaki terleri kurulayan Mennan'ın yü-zünde manidar bir ifade belirmişti.. saçlarını boyamış." Mennan'ın alnı yine terlemeye başlamıştı. iki yıl Ankara'da kalmış. Adam yıllar sonra suç işlemeye kalkıyor. kâğıtları karıştırmaya başladı.kelamdenizi. mahkûmlara verilen genel bir afla. evet" diye destekledi onu Mennan. Ama gerçek ismini kullanmıyormuş. kırmızı dosyalardan en uçtakini aldı. sonra güzel koniselimize döndüm. Zeynep'e dönerek sordum: "Kâmil'in sabit bir işi var mıymış? Yani kimin yanında çalışıyormuş?" "Varmış. Solak Kâmil miymiş? İki erkek kardeşi ile annesini satırla parçalamıştı. "Hatırladım." Şems'in sözleri bir kez daha yankılandı kulaklarımda: "Sen o kapkaçının nasıl biri olduğunu biliyor musun?" Nasıl biri olursa olsun. öldürdüğü annesinden kalan tarlayı . "Kâmil hapisten çıktığından bu yana hiç suç işlememiş. Millet öğrense kim olduğunu." Mennan karşısında Solak Kâmil varmış gibi hınçla söylendi. Ya da yakalanmadığı için biz bilmiyoruz." "Aslında işlerini yoluna koymayı başarmış. "Alınmayın ama Miss Karen. Polis arkadaşlar onu tutuklayarak içeri atmışlar.. "Boyar tabii.soncemre." "Evet. sizde de ne şans varmış. "Peki yakalanmamış mı bu adam?" "Yakalanmaz mı? Cinayetlerinin üzerinden bir hafta bile geçmeden Kâmil'in katil olduğu ortaya çıkmış. cenazede feryat figan ederek gözyaşları dökmüş. "Şoförmüş" dedi gözlerini kâğıtlardan almadan. Kâmil'i annesini ve iki kardeşini doğrayan azılı bir katil olarak tanıyor. yargılanmadan ölmeyi kimse hak etmez. "Belki de şanssızlık değildir. kaşını da boyar. Bıyık sakal bırakmış. saçını da boyar. Durun dosyaya bakalım. "O zaman nasıl dışarı çıkmış?" Buruk bir ifade belirdi komiserimizin yüzünde. "Ama hapisten çıktıktan sonra hemen gelmemiş Konya'ya. O canavar.com değil. orada yazıyordu. Yeniden masaya döndü. Gazeteler günlerce bu olayı yazmıştı. "Afla serbest bırakılmış. dikkatleri üzerinden uzaklaştırmak tabii. karşısına siz çıkıyorsunuz." "Bu defa farklı olmuş" diye söylendi Zeynep. dosyanın kapağını açtı. Mahkemede suçu sabit görülerek müebbet hapse mahkûm edilmiş. üstünü başını yırtmış." Haklı olabilirdi. diye sessizce yanıtladım hayalimdeki Şems'i. Son bir yıldır burada çalışıyormuş. Arşivde o günün gazetelerini okudum. iş mi verir ona." "Sonra da yangın çıkarmış" diye önemli bir ayrıntıyı açıkladı Zeynep. Kaderin cilvesine bakın. orada ne iş yaptığı bilinmiyor. bir Mennan'a baktım." Şaşkınlıkla bir Zeynep'e. "Cinayetlerini örtbas etmek için.

"İşin içinde üç milyon paund var. gelen yabancı turistleri orada ağırlamayı planlıyor. ipucu bulursam?" Sevecen gülümsedi. "Ben istanbul'daydım. "Turistleri mi gezdiriyormuş?" diye sordum heyecanla. "Parayı kötü bir işte kullanmayacaklar desenize. ama parayı gerçekten hak ettilerse" dedim ne düşündü ğümü bilmesini isteyerek." Umutla ısrarımı sürdürdüm. "îki kişi yaşamını yitirmişti. ortada iki ölü olduğuna göre konu sizi de ilgi lendirir. "Evet. bu durumda kaza olduğunu düşünmememiz için bir neden yok. Savcılık ne diyor?" "Aynı fikirde.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Eğer kundaklanma olduğu kanıtlanmazsa Londra'daki şirket otel sahiplerine tam üç milyon paund ödeyecek. yani yanan otelin sahibi olan şirket ise apart oteller yapmak istiyor. Kaza demişlerdi." Yüzümdeki kuşkulu ifadeyi fark edince merakla sordu: "Değil miydi? Kundaklama olduğunu mu düşünüyorsunuz yoksa?" "Emin değiliz" dedim. "İtfaiye raporu ne diyor?" "Kaza. "Üstelik otel yangını bir kaza değil de. ama sesim eminiz der gibi çıkmıştı. Galiba söylediklerimiz ilgisini çekmeye başlamıştı.soncemre. Haberlerde dinlemiştim. "Duydum" diyerek koltuğuna yaslandı." Hesap yapar gibi göz bebeklerini usulca kıpırdattı.. dosyadan başını kaldırarak bu neden önemli der gibi baktı yüzüme. "Bakın Zeynep Hanım" diyerek açıklamaya başladım. "Yüzde onuyla şahane bir kriminoloji laboratuvarı açardık Konya'da. Eski Konya evlerini onararak." Açık konuşmayı seçtim." Bu ilginçti işte. "Hangi firmalarla çalıştığı belli mi?" Sesimdeki heyecanı anında fark etmişti Zeynep. Konya'da servisçilik yapıyormuş. kundaklamaysa.kelamdenizi. O zaman konu da bizim alanımıza girmiyor demektir." "İkonion Turizm. "Ya bir kanıt." Elleriyle saçlarını arkada toplayan Zeynep. "Büyük para." "Üç milyon paund" diye yineledi Zeynep. "Okul çocuklarını mı taşıyormuş?" "Hayır. bir otel yangınını soruşturmak. Ama şimdi haklarında soruşturma yürütüyorsunuz diye otel sahibinin Solak Kâmil'i başınıza bela ettiğini söylemek haksızlık olur. "Hayırlı bir işmiş" dedi ama sesinde takdir ettiğine dair hiçbir belirti yoktu.www. Konya'ya gelen turistleri filan gezdiriyormuş. "Benim Konya'ya geliş nedenim. "Üzgünüm." "Hum. bu yüzden yetkisizlik kararı vermiş." .. bir tanık." Zeynep yaslandığı koltuktan ne düşündüğünü belli etmeyen bir ifadeyle bakıyordu bana." Düşünceli bir halde sordu." Ellerini yana açtı. turizm işindeymiş. "O zaman yeniden konuşuruz.com satarak almış." "Nasıl yani" diye kükredi Mennan." "Yakut Otel yangını" diye onayladı Mennan.

"Ne diyorsunuz Zeynep Komiser'in söylediklerine?" diye sordu Mennan sabırsızca. "Serhad Gökgöz'ü de araştırırız o zaman. derhal Simon'ı aramalıydım. başını kaldırıp iş arkadaşıma baktı.. Biz kendi soruşturmamıza bakalım. "iyi" dedi gülümseyerek.com Aklı bir konuya takılmış gibi duraksadı. daha şimdiden bunalmaya başlamıştım." Önüne çıkan küçük çukura basmamak için hafifçe sıçradı. bu cinayeti çözmek bizim işimiz değil zaten. Ceketimi çıkartıp elime alırken Londra'nın yağmurlarını özlediğimi hissettim. Dönmek için ihtiyacım olacak." "İkonion Turizm" dedim harflerin üzerine tek tek basarak." Yürürken telefonumu açtım. Simon'ın ismini seçip.. asıl sen nasılsın? Toparladın mı?" "Toparladım.www. "Merhaba Simon. tuşa basarken. Serhad Gökgöz." "Yapsınlar. Nasılsın?" "Ben iyiyim. biraz ağırlık var başımda ama idare eder." Önündeki deftere not alırken Mennan dayanamayıp atıldı. "Konya'da bilinen bir suçluymuş. elçilikle temasa geçtim." "Tanımaz mıyım. henüz çalmaya başlamamıştı. Polis paralarımı da buldu ama pasaportum hâlâ kayıp.." "Neyse. Çantamdan telefonumu çıkartırken: "Kadir'in evi bir sokak arkada" diye uyardı Mennan." Zeynep." Son sözcüğü tamamlamadan açtı Simon telefonu. "Zeynep'i duymadın mı?" diye yanıtladım aceleyle. gerekeni yapacaklar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Tamam. yok sana demedim.bu cinayeti çözmek bizim işimiz değil. söyleyin de bir araştıralım. Bugün güneş dünkünden daha yakıcıydı.kelamdenizi... pasaport veremeseler bile bir uçuş belgesi hazırlasınlar. Ne dedin?" Elimle Mennan'a bir saniye izin verir misin işareti yaptıktan sonra patronuma karşılık verdim. "Sahibinin adı da Ziya Kuyumcuzade." "Merak etme. adam öz annesini kesti ama şu fanatik grubun Solak'ın izini bulması yine de garip geliyor bana.. "Valla Ziya Bey suçlu mu bilmiyorum ama. Pasaport meselesini halletmeden bu ülkeden ayrılmam olanaksızdı. "İş güç sahibi olmuş adam.soncemre. Londra'yı hatırlayınca birden aklıma geldi." Biraz hareket iyi gelirdi. öyle yapalım. İşte o herif çok karanlık biri." Emniyet binasından çıktığımızda vakit öğleyi bulmuştu. hatta o solcun gökyüzünü bile.. Siz bile tanıdınız adamı. "Yine de şu şirketin adı neydi. "Şu fanatik grup meselesi mantıklı geldi mi size?" Telefonla konuşmak isteğime bile izin vermediğine göre aklı fena halde bir şeye takılmış olmalıydı. "Eğer gerçekten böyle bir fanatik grup varsa. Yaz aylarını düşünemiyordum bile. orada Serhad adında bir herif var. "İsterseniz yürüyerek gidelim. Solak'ı da neden onlar cezalandırmış olmasın?" "Ama Solak suç işlemiyormuş artık. Ama benim konuşmaktan vazgeçmeye hiç niyetim yoktu." .. Uzandı bir kalem aldı. "Alo Karen. "Olabilir" dedim Mennan'a dönerek." 26 "." Simon'ın telefonu çalmaya başlamıştı. Telefonu kulağıma dayadım.

gerçek olan bizim yaşadıklarımız. Genç.. ona telefon görüşmelerimin ayrıntılarını aktarmak niyetinde değildim ve bunun da farkında olmasını istiyordum. özverili bir elemanı oralarda bırakır mıyım? Hemen dönmek istediğini sandım da." Yanıtım kısaydı. "Yok canım. Unutun Şems-i Tebrizi'yi. Yeri gelmişti sormadan .kelamdenizi. "Aslında bütün bu cinayetleri Şems-i Tebrizi işliyor.İkonion'du. Üstelik Mennan Bey'in de çocukluk arkadaşı.www. Kadir Gemelek adında biri. "işin bitti mi?" "Henüz değil. Ardından Serhad ile Nezihe adındaki iki tanığı sorguladım. Ondan işe yarar bilgiler edinmeyi umuyoruz. Bir şeyler saklıyorlar gibi geldi bana.com "Dönmek için mi?" dedi umutsuzluk dolu bir sesle. senin gibi zeki. bir daha Simon'dan bahsetmedi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bir süre sessizce yürüdükten sonra: "Acaba yanlış mı yaptık Miss Karen?" diyerek başka bir kaygısını dile getirdi. hırslı bir adam. tam düşündüğüm gibi aklı hâlâ bizim siyahlar giymiş dervişteydi. ama ömrümün sonuna kadar Konya'da kalmamı istemiyorsun herhalde?" Rahatlamıştı. Oldu da. Simon mıydı?" "Evet. "Acaba Şems Hazretleri'nden bahsetse miydik Zeynep Komisere?" Evet. "Mr.. Solak Kâmil gerçekten öldürüldü. En iyisi siz bu soruşturmadan vazgeçin mi diyecektik? Bunu mu istiyoruz biz?" "Ama gerçek. "Dün îkonion Turizm'in sahibi Ziya Bey'le görüştüm. Bir şeyler çıktı mı?" Sokağın gölgeli kenarında kalmaya özen göstererek yürürken açıklamaya başladım. "Ne diyecektik Zeynep'e?" diye tersledim.soncemre. Bizim Hülya'yla yaşıt. Mennan'ın meraklı gözlerini üzerimde hissetim. Birkaç gün içinde görüşüm netleşir. Bir gelişme olursa sana haber veririm zaten." Hiç itiraz etmedi. Telefonumu çantama yerleştirirken. çalışkan. İkisi de hâlâ Ziya Bey için çalışıyor. Evlenmek üzere olan bir de oğlu var." "Yanlış anlama öyle demek istemedim. yine sessizce yürümeye başladı yanımda. Daha önemlisi patronla arası pek iyi değil. "Bugüne kadar hangi işi yarıda bırakıp döndüm. şaşırdım işte. Sanki onu korumak ister gibi bir halleri vardı. Lütfen kendinize gelin artık. Şimdi de başka bir tanıkla görüşmeye gidiyorum.. yüksek sesle gülmeye başladı." Bizim Hülya dediği kızı olmalıydı. Bunların hepsi birer efsane. "Karısı Nimet çok iyi bir kadındır. "Ona bakan birileri filan var mı?" "Var tabii" diyerek canlandı.. Yangın sırasında oteldeymiş. Zaim." "Aşkolsun Simon" dedim manidar bir sesle. Ama emin değilim. Yakut Otel gerçekten yandı." "Gerçek değil Mennan Bey. Soruşturma nasıl gidiyor. Ama bu adam yedi yüz küsur yıl önce yaşadığı için onu yakalamanız imkânsız. "Yalnız mı yaşıyor bu Kadir?" diye konuyu değiştirdim. Sen dönmekten filan bahsedince." "Lütfen dikkatli ol Karen" diyerek kapattı Simon. Neyse.

"Siz hala Ziya Bey'den kuşkulanıyorsunuz ama bugün babasıy-la tanışacaksınız.com edemedim. Kızma sahip çıkan bir baba vardı karşımda. . Altında da îkonion Turizm'in son model arabaları." "Fahişe mi. Dinledikçe daha çok sevmeye başlıyordum bu tombul adamı. Bedeninin geri kalan bölümünü göremiyordum ama eminim her bir santimetrekaresi kırmızıya kesmişti. "Neyse.www. Niye bu kadar sinirlendiriyor bu adam sizi?" "Bu herif.. Ne dediyse yaptık. dünyadan haberi yok. "Şimdi dostu derken. keskin dişleri olan yırtıcılara ihtiyaç duyarsınız.. Serhad denen herifin ne mal olduğunu anlattım. İnanmadı tabii. "Nasıl yaptınız bunu? Birlikte Serhad'ı mı izlediniz?" Muzır bir parıltı geçti gözlerinden." "Nasıl karşılaşmışlar peki?" Kendine kahredercesine başını salladı. Her istediğini elde etmeye alıştı." Sıkıntıyla iç geçirdi. İsmi Cavit mi demiştiniz ne?" Kaldırımın ortasında birdenbire durdu. "Daha iyisini yaptım." Hayır. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ondan hiç hoşlanmıyorsunuz. Etkilenmiş tabu kız.. benim kızı. Ama bu sefer olmaz dedim. İlk iki çocuğumuz altı aylık olmadan ölünce biraz şımarttık kızı.. lacivert bir kravatla sıkıştırılmış beyaz gömleğinin geniş yakasının kapladığı boynuna kadar indi. Hiç renk vermedim. o mübarek adamın oğlu kötü biri olamaz. Bu Serhad da böyle havalı havalı dolaşıyordu ortalıkta. Hülya yazlan benim yanımda çalışır." Kızından bahseder etmez." "itler de işe yarar" dedim alaycı bir ifadeyle. geçen sene bizim Hülya'nın aklını çeldi. Hani şu kadınlar var ya. Cahil. "Benim yüzümden. "Dün bıraksam dövecektiniz adamı. Orada görmüş bu Serhad. şu Serhad'la meselenizi anlatın bakalım." Sanki o günleri yeniden yaşıyormuş gibi heyecanla anlatıyordu.. "Eğer birilerini korkutmak istiyorsanız.kelamdenizi. görüşlerime katılmıyordu. "Bu herif.." Yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Böyle konuştuğum için kusura bakmayın Miss Karen ama o herif itin biri.. Serhad'ı sormam Mennan'ı kuşkulandırmıştı. "Yok Miss Karen. "Döverdim tabii" diye söylendi nefretle." "Dostu? Hani Serhad'la Nezihe'yi yanan otelin önüne getiren kel adamla mı? O sıcakta ellerine eldiven takan kişi." Suratı öfkeyle kızardı." Ben de ona uyarak karşısında durdum. Serhad'ın dostuyla konuşturdum kızımı. bunun üzerine onun nasıl rezil biri olduğunu gözleriyle görmesini sağladım. İnanacağı da yoktu. Hemen düşmüş peşine. tabii alnında ter damlaları da belirmişti "Yani şey. Doğru iz üzerindeydim." "Anlayacağız" dedim dükkânlarla dolu bir sokağın dar kaldırımına çıkarken.com "Şu Serhad'la aranızdaki mesele nedir?" Damarına basılmış gibi irkildi. hayat kadınları. Kız daha lise son sınıfa gidiyordu. Bir evrakın imzalanması için onu Ziya Bey'in yanına yollamıştım. demek istiyorsunuz?" Yüzündeki kırmızılık. Anlamadığım Ziya Bey gibi bir adam onu niye yanında çalıştırıyor.soncemre. ama bir türlü açıklayamıyordu. Bildiğim bir şey mi var diye yan gözle süzdü beni. Biz de rahat büyüttük Hülya'yı.

' Söylediği doğru. iki kayınbirader.. tamam hatırladım. "Benim kazancıma kalsa almamız imkânsızdı. bir de merakı var. Bana dedi ki: 'Biz bu kızı nazlı büyüttük. "Kızınızı götürüp bir fahişeyle mi konuşturdunuz?" Suçladığımı sanarak. kaçtı gitti pastaneden. kötü kadın filan ama. Kurulsun bir diyeceğim yok da. onun bıraktığı tarlayı satarak aldık. sarhoş olup mahallede nasıl rezalet çıkardığını. Kızını bana getir de." "Çok pahalı Miss Karen" diye yakındı. Benim zaten kadın malında gözüm yoktur.soncemre. Biz babamızdan böyle gördük. miras helaldir ama erkek milleti kendi ekmeğini kendi kazanmalıdır. Derdimi anlatınca. Semra. Olayın aslı şu Miss Karen. "Tabii. Zavallı kızım gerçekleri öğrendikçe yıkıldı. kumar onda. kötü kadınlarla düşüp kalkmak onda" diye adamı karalamaya başladı.www. "Neyse. bir mucize yarattı. Gözü açıktır. lüks arabalar. dostu olan Dilber Hanım. yani benim hanım. aksine davranışı çok hoşuma gitmişti. imamlık yerine bu işlere atılmamı da hanım istedi aslında. "Öyle bir yere götürür müyüm kızımı? Bir pastanede buluştuk. allın gibi kalbi varmış aslında. hakkımıza razı olduk. Günlerce odasından çıkmadı ama Allaha şükür sonra toparladı. Bizim hanım Mersinlidir. "Nasıl yani!" dedim yanlış anlamadığımdan emin olmak için. Açıklamaya hazırlanıyordum ki: "Evine götürmedim zaten" diye sürdürdü sözlerini. anlatayım o herifin ne mal olduğunu. Dövüş. Daha fazla dinleyemedi. bu yüzden bir yılda nasıl dört kez ev değiştirdiklerini sayıp döktü.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. adamlar size iyilik etmişler daha ne istiyorsunuz?" "Evet" dedi neşesini hiç yitirmeden. 'Yazık size' dedi halimize acıyarak. "Epeyce pahalı bir araba olmalı." Terli yüzü neşeyle ışıdı. fakat biz de lüks araba alacak para nerede?" "Ama siyah Mercedes'i almışsınız sonunda" diyerek ne zamandır merak ettiğim konuyu dile getirdim." Yüzünde öyle hoş bir ifade vardı ki sormaktan kendimi alamadım. erkek çocuklarda olur bu merak. üstelik çok da eğlenceliydi. Kadının parasını nasıl yediğini. "Karımın kardeşleri istemeden de olsa iyilik ettiler bize. Tamam. kavga çıkmasın. Kayınpeder rahmetli olunca. "O söylediğiniz kadınlardan. bu Serhad itinin marifetlerini. bir de lüks araba hevesimiz var. Daha ilk arabamı aldığımda. rahmetli kayınpederden razı olsun. Deniz kenarındaki sazlıklarla kaplı verimsiz tarlayı da bizim hanım almalıymış. ölüm hak. Dilber Hanım bir bir anlattı. "Olmaz mı?" Yeniden yürümeye başlamıştık. Bu halimiz Cenabı Hakk'a hoş gelmiş olmalı ki. Ne anlatıyordum ben? Hu. biz kendimize lüks bir araba alalım.kelamdenizi. 'O şerefsiz herif kızını da. Uzatmayalım. Allah.' " İşte bu gerçekten de hayret vericiydi. ama Allah'ın takdiri işte bizim kızımızda çıktı. "Başka çarem yoktu." Kendimi tutamayıp gülmeye başladım.. "Niye salak diyorsunuz kayınbiraderlerinize. "içki onda. ağzımızın tadı bozulmasın diye kabul ettik. Laf aramızda. utandı. nasıl esrar içtiğini. Sonra da ona güldüğümü anlamasın diye: "Demek Serhad'ın öyle marifetleri de varmış" diyerek kurtarmaya çalıştım durumu. Tamam ona da bir şey dediğimiz yok." Onu kınamıyordum. bizim iki kayınbiraderin yaptığı salaklık da işimizi kolaylaştırdı. beş yaşındayken kurulmuştu direksiyonun başına. Bu kızın gözü yükseklerde. girişkendir. Onun bunun arabasına özeneceğine gel. aileni de mahveder. bu Mennan yine mistik olaylara girecek .com "Evet" dedi yutkunarak. kahroldu. Günahımız varsa Allah affetsin biz de uyduk ona. daha rahattır." Eyvah. akıllı kadındır. 'Biz köydeki portakal bahçelerini almak istiyoruz' diye tutturdular. Böylece Serhad itinden kurtulmuş olduk.

Ne yalan söyleyeyim. sırlarımı paylaşabileceğim sıkı bir arkadaş. İşin aslı sonradan anlaşıldı. "Evet. Sergilenen dantel örtüler miydi. gülümsedim. tren vagonuna benzeyen bir salona buyur ettiler bizi. Bakışlarımı hissetmiş olmalı ki başını kaldırdı. bir acayiplik yapacak diye bekliyordum ama adam hiçbir anormal davranışta bulunmuyordu. "Mevlânâ'ya götürdün mü?" Mennan yanıt veremeden Nimet lafı sokuşturdu. Dolgun dudakları her zaman gülümsemeye hazırdı. gözü Serhad gibi itlerde kalmasın diye. Hemen kaçırdı bakışlarını. yuvarlak yüzündeki ela gözleri ışıltıyla parıldıyordu. Goca Gonyalım" diyerek arkadaşına sarılınca emin oldum bu iri yarı. Böylece bizim arsa birden değerlendi. Ama kocasını görünce yanlış düşündüğümü anladım. yoksa televizyona mı dikkat çekilmek isteniyordu. Tek kızım mutlu olsun. "Hoş geldin Goca Gonyalı" diye seslenmişti o da arkadaşına.com "Rusları bize yardımcı gönderdi" diyerek şaşırttı beni. Demek ki "Goca Gonyalı" burada bir hitap şekliydi. Tabii kayınbiraderlerin ikisi de bin pişman. Bize gösterdikleri koltuklara otururken bakışlarım hâlâ Kadir'in üzerindeydi. beğendim. Şimdi tuhaf bir şey söyleyecek. içten bir dost. yine kıpkırmızı oldu." Sözlerini bitiren Mennan mendilini çıkarmış yine alnını siliyordu." Sokaktaki sıcak havanın aksine Kadir'in evi oldukça serindi. eve ilk girdiğimizde Nimet'in bu mutlu halini yadırgamıştım. Bir akraba." 27 "Uzaylı gibi giyinmiş bir adam gördüm. "Konyamızı beğendiniz mi?" "Beğendim. O kadar sağlıklıydı ki önce başka biri sandım. Güzel bir kadındı Nimet. Pencerelerin altında rengi solmuş bir divan ve koltuklar. Kınalı saçları. Bizim Kadir'in evi burası.soncemre. Tren vagonuna benzeyen diyorum çünkü salonun karşılıklı iki uzun duvarında yan yana sıralanan pencereler vardı. "İşte geldik Miss Karen. yoksul ama tertemiz küçük bir daire. İnce uzun. onlar da haklarına razı oldular. Salonun tam ortasında büyük ekran bir televizyon yer alıyordu.com diye beklerken: Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çok güzel." "Mennan sizi gezdirsin. Mennan'la kısa bir süre şakalaştı klan sonra: "Nasılsınız Karen Hanım?" diyerek bana döndü. Kadir'in geniş kollan da bir anda sarmıştı bizim Mennan'ı. bahçe içindeki tek katlı evi gösterdi. kıvırcık saçlı adamın bizim tanığımız olduğundan. kocası ciddi bir yangından canını zor kurtarmışken. Aynı örtülerin koltukların üzerine serilmiş olduğunu görünce kavradım. üstelik adamcağız hâlâ ağır bir travma yaşarken böyle sevinç içinde olması biraz tuhaf gelmişti bana. önce anlayamadım. Beni şaşırtan televizyonun üzerindeki dantel örtülerdi. Nimet Hanım el becerilerini göstermek istiyordu. Birden bambaşka biri gibi göründü gözüme. Eliyle karşı sokağın köşesinde. pazen elbisesinin altında dimdik duran omuzlarına dökülüyor. Bizim para etmeyen tarlamızı satın almak istediler. Göz göze geldik. . kalanını da siyah Mercedes'e yatırdık.kelamdenizi." Arkadaşına bakarak sordu. Mennan kollarım açıp: "Vay Kadirim. Ama yine de iyi adamlarmış mesele çıkarmadılar. bir Rus turizm şirketinden aradılar beni. İşte o arsadan gelen paranın yarısıyla bir ev aldık. Ruslar bizim arsanın yanma dev bir tatil merkezi yapmak istiyorlardı.www.

ne de geri adım attı kadın. "Aman Kadir. "Tamam Nimet. Kadir ters ters baktı karısının ardından. Evden izin çıkmazsa kılım kıpırdatamaz. tamam" diye azarladı. sizin konuşacak meseleniz vardır." Kadir kötü kötü bakmaya başlamıştı karısına. "Bırak da bir soluk alsın adam ya. Ben dellenip konuşurum arada bir böyle. o istemeseydi yine gelmeyecektin. "Bu bizim Mennan biraz kılıbıktır Karen Hanım. "Yok. benden cesaret alan Nimet Hanım şimdi zavallı Mennan'ın canına okuyacaktı." Yalancıktan isyan eder gibi bir tavır takındı bizimki." "Gelmişmiş. öz abimden daha yakındır bize. "Semra seni de Kadir'i de çok sever. Korktuğum gibi olmadı." Oturduğu koltuktan kalktı. Bunları konuşacak sıra mı şimdi?" Tartışmanın içinde olmak hiç hoş değildi. ama hiç de alınmış gibi bir hali yoktu.. sonra arkadaşına döndü: "Alınmadın değil mi? Biliyorsun." Bilmeden yarasına dokunmuştum.. yüzündeki sıkıntı benim burada bulunuyor olmamdan kaynaklanıyordu sadece. birinden birine laf söyledin mi. bi daha görünmedin ya. Karen Hanım'ın önünde. Semra Abla'yı da çok severim.. "Çocukluk arkadaşın ölümlerden dönecek. "Geldik ya işte. Bizi kendilerine layık görmez. benim için sorun değil" dedim ama daha ağzımdan bu sözcükler dökülürken pişmanlık duydum." Başka bir yerde olsa böyle bir tartışmaya asla karışmazdım ama kadın o kadar samimiydi ki kendimi tutamadım. "Çok iyi arkadaşlar da Mennan Abi'nin hanımı biraz sosyetiktir. Hani büyük kayram kaza geçirmişti? Hatırlasana Semra Mersin'e gitmişti Hülya'yla birlikte.. "Böyle söylediğime de bakmayın. ne dedik şimdi!" Işıltılı gözlerini bana çevirdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. hastaneye gelmedim mi?" Ela gözlerini iri iri açarak: "Bi de gelmeseydin" diye sokrandı." Sanki kırk yıllık ahbapmışız gibi hiç çekinmeden anlatmaya başladı. "Haksızlık ediyorsun Nimet Yenge. "Başınızı şişirdiysem kusuruma bakmayın Karen Hanım" dedi kırgınlığını bastırmaya çalışarak." "O kadar çok sever ki bizi. Allah Karen Hanım'dan razı olsun. "Böyledir bunlar.kelamdenizi." Nimet pazen elbisesini dalgalandırarak uzaklaşırken. "Çok iyi arkadaşlar desenize. "Hanımın sözünü dinlemek kötü mü?" "Kötü değil de. oğlumuzun nişanına bile gelmedi." Pişkin pişkin sırıttı iş arkadaşım. Hoş bi geldin.com "Önce hanımdan izin alması lazım. Mennan.www. ama Kadir sert çıktı: "Ayıp oluyor Nimet." Nimet sakinleşecek gibi değildi.soncemre. hemen öteki alınır. sen de uğramayacaksın! Valla bi daha kapına uğramazdım Mennan Abi. Maksat muhabbet olsun. . sen iyice avrat evli oldun be Mennan Abi" diyerek şakayla karışık iğnelemeyi sürdürdü." Alınmamıştı Mennan. "Mazeret bildirdik ya Nimet Yenge. "Ben mutfağa geçeyim." "Niye öyle söylüyorsun Nimet Yenge" diyerek savunmaya geçti Mennan." "Niye öyle diyorsun Nimet Yenge" diye söylendi onların kılıbık. Hülya ise bizim kızımız gibidir. Bi kere bile evimize gelmedi. bizim Nimet biraz çatlaktır." Artık alaycılığını yitirmiş kırgın bir ifade belirmişti kadının yuvarlak yüzünde. "Artık bize bile geliniyorsun." Ne çekildi.

"Zor olmayacaksa" dedim son derece yumuşak bir sesle. "Kız ne yapıyor?" "Hülya mı? İyi. Yalnız ben başını sonunu toplayamam. rahmetli Mecit ile Hüseyin bir de Nezihe Bacı." Yeşil gözlerini bana çevirdi. en iyisi siz sorun ben anlatayım. Videoya çekmişler. Çünkü Kadir'in ruh hali değişmeye başlamıştı." Yanlış mı duymuştum acaba? "Ama bu defa salı günü gitmişsiniz" diye hatırlattım. Şansımı daha fazla zorlamanın âlemi yoktu. Keşke nişanı o günü yapmasaydık diyorum. iyi üniversite sınavına hazırlanıyor.." "Her gün mü gidiyordunuz?" "Otel açıkken altı gün gidiyorduk. ama yüzündeki endişe olduğu gibi yerinde duruyordu. Yanlışı açığa vurulmuş gibi kızardı.www. içten bir insan. Yüzü gölgelenmişti. "Biz. Dikkatimi toplayarak sordum.com "Yok be alınır mıyım hiç? Ne kadar çok iyiliğini gördüm Nimet Yenge'nin. oynuyor. herkes hakkında hayırlısını düşünür. artık konuya girmenin zamanının geldiğini anladı. "Zor olmaz" dedi. "O gün bütün ekip nişana geldi. Tadilat yapıldığı dönemlerde sadece üç gün çalışırdık." Kadir'in mahcubiyeti hemencecik geçmişti. hepsi düğünde gülüyor. tek pazarları çalışmazdık. pazartesi." Bakışlarını kaçırdı. çarşamba ve cuma. eğleniyorlar." "Biz derken kimler yani?" "Biz işte." Salondan çıkan kadının arkasından gülümseyerek baktım. "Pırlanta gibi bir insandır. Onları görünce içim yanıyor. Mecit . "Yav Kadir" dedi koltuğa yaslanarak. dar alnındaki ka lın kaşları birbirine yaklaştı. "Niye zor olsun. sözünü sakınmaz ama içinde kötülük yoktur.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Olanları bir de sizden dinlemek isterim Kadir Bey. Sağ eliyle arkadaşının dizine usulca vurdu. "Olay günü. yani benim oğlanın" dedi bakışlarını kaçırarak. Dost düşman ayırmaz herkesi sever.kelamdenizi. alt katların temizlik işini yapardık. yani yangının çıktığı salı günü otele niçin gitmiştiniz?" "iş için." "Tabii. "Niye üzülüyorsun anlamadım?" "Anlamayacak ne var Mennan? Pazartesi çalışmaya gitseydik başımıza bu iş gelmeyecekti. gülümsemediğimi fark edince. "Nimet Hanım'ı ben de çok sevdim. Şu yangın hakkında Miss Karen'ın sana soracakları var. Hepsi çoluk çocuğuyla beraber. "Pazartesi günü bizim Zaim'in nişanı vardı." Sözlerini tamamlarken göz ucuyla bana baktı. Biraz asabidir." Arkadaşının mutsuzluk içinde kıvrandığını gören Mennan: "Niye Kadir?" diye sordu. Nezihe Bacı.. Belki de titremelerini önlemek için ellerini dizlerinin üstünde birleştirdi. Rahmetli Mecit ile Hüseyin. birkaç saniyeliğine altdudağını çiğnedikten sonra cesaretini toplamış olarak döndü. Bu sene şeytanın bacağını kıracak inşallah. "Buraya niye geldiğimizi biliyorsun." Elleri titremeye başlamıştı." Kadir'in sakin yüzünde bir dalgalanma oldu. nasıl kolayınıza geliyorsa" dedim ama kayıt cihazını çıkarmadım. Eliyle televizyonu gösterdi. Öğrendiklerimi aklıma yazmakla yetinmeliydim.soncemre.

salı ." "Ne yalanı yav? Sen yalan söylemezsin ki.com ile Hüseyin de ölmeyecekti. "Yalan söyledik. "Önümüzdeki ay. Nezihe'yi alevlerin içinden çıkardın. Şirketin durumu kötüymüş. bir abi gibi konuşuyordu.soncemre. İrfan Bey. ha salı. Tazminatımı bile ödemediler. Üstelik Mecit ile Hüseyin'i kurtarmak için canını da tehlikeye attın. "Tamam yalan söylemekle kötü yapmışsın. Allah'ın takdiri de işte bu yangın oldu. ne var bunda?" "Ama Serhad'a söylemedim. özellikle de erkekler konuşurken birbirlerine dokunmadan yapamıyorlardı galiba. Vazgeçmedim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bir parça da utanç vardı. 'Eğer nişanı pazartesi yaparsanız patron salon parasının yarısını alacak' dedi. bu bilgi de önemliydi işte. "Peki otel her tadilata girdiğinde Serhad mı sorumlu olurdu bu işten?" Hemen yanıtlamadı. "Yani siz pazartesi günü işinizi yapmış olsaydınız. üç yıl olacaktı. çarşamba günü boyacılar gelecekti. Hatta Serhad beni aradı.www.kelamdenizi. elden ne gelir?" Mennan." Mennan teselli etmek için arkadaşının omzuna dokundu. ha pazartesi gitmişiz." "Ben de onu diyorum" diye pişmanlıkla mırıldandı Kadir. O." Mennan'a baktım. o yoksa yardımcısı Orhan Bey. "iyi yapmışsın. Biz de pazartesi yaptık nişanı. Kimse farkına varmaz. Zaten temizlik de yapmayacaktık. "Tadilat sırasında otelde başka insanlar oluyor muydu?" diye sordum." İçten bir dost. Boşuna kendinle uğraşıyorsun. raporunda belirtmediği için. önemli bir ipucu yakalamış olabilirdik. paraya tamah ettim. Vakit varken bu işten vazgeç diyormuş bana. "Yapma Kadir. Türkler. "Müdür bakardı. yangından sonra işten çıkardılar." İkonion Turizm zor durumda demek. Hak Teala da bana bu cezayı verdi işte. Pazartesi günleri kimse düğün yapmıyormuş. Bizim halaoğlu Veyis var ya. bunları sorup öğrenmediği. olacakların önüne kimse geçemez. "Yanlış düşünüyorsun Kadir." "Dilim tutulsaydı da söylemeseydim Mennan. onun da gözlerinde kuşku bulutları gezinmeye başlamıştı. diye sordu. arkadaşını ikna etmeye uğraşırken benim aklım başka bir ayrıntıya takılmıştı. "Kadir Bey" dedim merakla yüzüne bakarak." Arkadaşının gereksiz yere kendini yiyip bitirmesi Mennan'ı sinirlendirmeye başlamıştı. aklıma not ederek öteki soruya geçtim. kendini boş yere suçlama. Ben de 'gidiyoruz' diye yalan söyledim." Mennan da benim gibi yanlış bir yan görmüyordu olanlarda. Otelin tadilat işlerinden o sorumluydu. Ama yetkili acentemizi suçlayacak zaman değildi. lakin söyledim. çarşıdaki düğün salonunda çalışıyor. ne olacak dedim. Tadilat işinin başına da Serhad'ı getirmiş. Serhad'ın araması bile Allah'ın bir işaretiymiş. biraz düşündükten sonra: "Yok" dedi iri kafasını sallayarak. eşyaların üstünü örtecektik. Takdiri ilahi." "Onlar neredeydi?" "Ziya Bey izne yollamış. senin bu işte bir suçun yok. yalan söyledim. '"Siz bu otelde ne kadar zamandır çalışıyorsunuz?" Uysalca yanıtladı sorumu. 'Yarın gidiyorsunuz' değil mi. Ama yangını sen çıkarmadın. Kaza işte. Ama biliyorsunuz.

" Bir şeyleri kaçırmaktan korkuyordum. gerçeği çok daha çabuk ortaya çıkartırız." "Ne zaman gördünüz bu adamı?" "Nezihe'yi çıkardıktan sonra. Dumanların arasından çıktı. Güvenlikçi ya bunlar." Evet.. biri arkadan başıma vurdu. gerçek yavaş yavaş ortaya çıkıyordu işte. Ama bir mesele daha var. Mecit ile Hüseyin aşağıdaydı. "Uzay kıyafeti dediğin itfaiyecilerin giydiği yangın elbisesine benziyor. "Sonra aşağıya mı indiniz?" "Öyle yaptım. "Parlak. Ellerimden ayaklarımdan tutmuş beni götürmeye çalışıyorlardı. Ne yalan söyleyeyim ondan korkmuştum. sözünü kestim." İşte eksik bir parça daha ekleniyordu kafamda ağır ağır tamamlanmaya başlayan fotoğrafa. "Galiba şaşırdı.soncemre. geri geri gitmeye başladı. yangını uzaylıların çıkardığını söylediğinizi iddia etti. Ama beni görünce ürktü. "Başka biri daha mı vardı?" "Vardı ya. "Nezihe'yi Serhad'ın yanına bıraktıktan sonra mı?" "Bıraktıktan sonra." "Hayır. "Belki Serhad ile kankası Kel Cavit. "Eğer bize yardım ederseniz. "Uzaylı gibi giyinmiş bir adam gördüm" diye çekinerek açıkladı. "Hatta yangının çıkış sebebi düşündüğüm gibiyse sizin hiçbir suçunuz yok." Gözleri nemlendi. itfaiyeci olmasın bu gördüğün adamlar?" diye kendi kafasındaki ihtimali dile getirdi Mennan. Her tarafı o elbisenin içindeydi." Söylediklerinden son derece emindi Kadir. ikinci aşağıya inişimde. "Kimin suçu var? Yoksa biri mi çıkarmış yangını?" Mennan'ın gözleri de Kadir'inkiler gibi üzerimde toplanmıştı." "Kadir. arkadaşından fayda gelmeyeceğini anlayınca." Yüzündeki keder birden kuşkuya dönüştü. Ayılırken gördüm ikisini de. duman gözlerimi yakıyordu.kelamdenizi. otelde bulunmaları lazım. İçerisi serin olmasına rağmen yine ter damlaları belirmeye başlamıştı alnında.com günü otelde kimse bulunacak mıydı?" "Kimse olmayacaktı" diye dertli dertli söylendi. 'Burada ne arıyorsunuz' gibi bir şeyler de söyledi ama onu dinleyecek halde değildim. "Sebep olduk Mecit ile Hüseyin'e. ben de geri geri gitmeye çalışırken. alüminyum gibi elbisesi vardı." "Yüzünü görebildiniz mi? Neye benziyordu bu adam?" Alay etmediğimi anlayınca: "Başlığı vardı kafasında" diye söylendi hevesle." "Peki Serhad sizi görünce şaşırdı mı?" Alnını kırıştırarak hatırlamaya çalıştı. aynı onun gibi giyinmişti. olanların sizinle ilgisi yok" diyerek yatıştırmaya çalıştım. Aşağısı çok sıcaktı. Merdivenlerin altına geldiğimde bu uzaylı gibi giyinmiş adamla karşılaştım.. Ama onlar lobide olacaklardı. "Araştırıyoruz" dedim sakin bir tavırla. Böyle bir şey dediniz mi?" Yardım ister gibi Mennan'a baktı. yani yangında kimse ölmeyecekti. "İtfaiyeci benim başıma niye vursun? Adamların bana ne garezi var?" .www. Ziya Bey.. "Yüzünü göremedim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. Mecit ile Hüseyin'i kurtarmam gerekiyordu. bir de onlann adamları.

" "Kalas malas düşmedi benim başıma" diye isyan etti Kadir. ne zaman bu kadar yakınımıza kadar gelmişti? Konuşmanın heyecanından hiçbirimiz fark edememiştik." Mennan üzgün gözlerle süzüyordu Kadir'i. kuru pasta dolu iki tabakla birkaç adım ötemizde durmuş bize bakıyordu. "Yalan söylemediğini biliyoruz Kadir.. korktun. "Doktorlara öyle demedin mi Kadir?" diye yaklaştı. Ben o herifi gerçekten gördüm. İtfaiyeci filan değil." dedi Kadir sinirlenerek. Bu yangından sonra bir daha da hiç söylemem zaten. biri de başıma vurdu. Ne zaman salona girmişti bu kadın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. . "Ama ben ne dediğimi biliyorum.." "He öyle söyledi" diyerek Nimet de katıldı tartışmaya.www. "Mennan niye anlamıyorsun? Başıma vurdular diyorum yav. 'kafasına fena darbe almış.soncemre. Zaten başıma vurmasalar. önce Mennan ardından Nimet en son Kadir de katıldı bana. "İnsan misafirine bağırır mı?" Kadir de en az Nimet kadar sinirlenmişti." "Size inanıyorum" dedim sakin bir ses tonuyla. ama hastanede yangını uzaylılar çıkardı demişsin. bir süre daha öfkeyle süzdü kocasını. öfkeyle Kadir'e bakıyordu. sen duman yuttun. sonra belki de biz burada olduğumuz için uzatmak istemedi. görmüyor musun konuşuyoruz daha. Yav vicdansız kadın. Elindeki tabakları sehpanın üzerine bırakmış.." Düşündüklerimi onunla paylaşmanın tam sırasıydı. öyle zannetmişsindir. "Ben çayıma bakarım" dedi mutfağa yönelirken. Git çayına bak. îlk ciddileşen Mennan oldu." "Söylediklerimde tek bir yanlış yok. Allah şahidimdir yalan hiç yok. İtfaiyeci filan da yoktu ortalıkta. tövbe tövbe Allah'ı bile gördüm derdiniz." Kadir de utanmıştı yaptığından. "Şimdi Kadir. "Ben ne söylediğimi biliyorum Karen Hanım. aklım yerindeyken gördüm. Gülmek bulaşıcıydı. Sonra da biri kafama vurdu işte.kelamdenizi. doktor. Mecit ile Hüseyin'i kurtarırdım. gördüğü halüsünasyonlan gerçek diye anlattığını düşünüyordu." "Yok. Yalan söylemediğini biliyoruz." Kendimi tutamayarak gülmeye başladım. "Bağırmıyom be!" diye çemkirdi. Hani daha önce başıma kalas düşmüştü dedin ya. Başıma vurulmadan önce neler olup bittiğini çok iyi hatırlıyorum. o kadar saçmalamak olacak artık. ütüleri fişe soktuğunu söylemedin mi?" Karısına bir de seninle uğraşacağız şimdi der gibi baktıktan sonra: "Dedim" diyerek itiraf etti. ama bağırdığı Mennan'a değil de bana baktı. "ben öyle zannetmedim. ama eksik ya da yanlış bir şey kalmasın diye bu kadar çok soruyoruz. şu meseleyi bir daha düşün. adamcağız ölümden dönmüş' demedi mi? Kafamıza yemişiz sopayı. "Mennan Bey de inanıyor. Tamam mı?" "Ne böğrüyon be" diye azarladı kocasını Nimet.com "Yav vurmamıştır da. Ben o acayip kıyafetli adamı.. şansınız varmış. "Hem senin ne işin var burda. "Ama önce sen konuşmayı öğren. "Kusura bakmayın Karen Hanım" dedi boğuk bir sesle. orada acayip kıyafetli iki tane adam vardı. siz bırak uzaylıları. Ellerinde kek. "Başınıza öyle vursalardı." Hemen gitmedi Nimet." Arkadaşına kırılmış olmalı ki bana bakarak açıklamaya başladı. Arkadaşının hâlâ kendine gelemediğini. "Kafasında uzun çubuklar olan bir adamın çamaşırhaneye girdiğini.

www. Onları da tamamlamak istedim." "Güzel. "Başıma vuran da." Ben öğreneceğimi öğrenmiştim. aynen böyle oldu işte. Yani yangını çıkaran kişi. "Tamam. Kendinizden geçtiniz." "O kişi sizin orada olmayacağınızı düşünüyordu. Tamam. o zaman şöyle diyebiliriz." 28 "Buraya noksan gelen tamamlanır." Anlamaya çalışıyordu. otel yangınına dair kafamdaki fotoğraf nerdeyse belirginleşmişti.soncemre. Onları da ilk gördüğünüz kişiler sandınız. "sonradan gördüğün o kişilerden emin değil misin?" Duraksadı Kadir. O sırada arkadaşı da sizi fark etmişti. "Yeter artık topla dilini.kelamdenizi. misafirleri açlıktan öldüreceksin Goca Kadir. Biz arkadaki servis kapısından girdik otele. belki de hayal görmüş olabilirim. "Sizin. Lakin ilk gördüğüm hayal filan değildi. ama belki de kafasındaki gerçek-le yüzleşmeye hazır olmadığı için soru sormak islemiyordu. Mennan klimayı açana kadar ben de onun gibi ter içinde kalmıştım." Saatlerdir güneşin altında bizi bekleyen arabanın içi cayır cayır yanıyordu.. Sizi yangın yerinden çıkardılar. O sebepten çok ısrar etmiyorum." Yangının. "Onları da gördüm. sabotaj olabileceğini kabul etmeye hâlâ hazır değildi Mennan. yangın çıkaran kişi. Bayıldınız. Isınmış metalle plastiğin ağır kokusu sinmişti her yere. Bir ara kendinize gelir gibi oldunuz. Oysa onlar sizi kurtarmaya gelen itfaiyecilerdi. Çünkü adama yalan söylemiştik. O yüzden karşısında sizi görünce çok şaşırdı. diyelim ki siz o tuhaf giysili adamı gerçekten de gördünüz. yani temizlik ekibinin otele girdiğini kimse gördü mü? Serhad'la ya da Cavit'le karşılaştınız mı?" "Karşılaşmadık. hatta korktu geri geri gitti. Ama eksik olan birkaç parça vardı. Sa londaki sessizliği elinde çaydanlıkla içeri giren Nimet bozdu. "Ya sonrakiler" diye hatırlattı.." Başını sallayarak beni onayladı. kafası karışmıştı. Gözünüzü açtığınızda aynı giysilerden giymiş iki kişi sizi dışarı taşıyorlardı. Soğuk hava arabanın içinde dolaşmaya başlayınca ne boğucu sıcaktan eser kaldı. Sonra başka biri arkadan gelerek başınıza vurdu." Başını hafifçe geri atarak düşündü. "Hah. arkadan gelip başınıza vurdu. ama başıma vurulduktan sonra. gözleriniz aralandı. "Daha bitmedi mi diyeceğin?" Doğrudan kocasının gözlerinin içine bakarak konuşuyordu. .com "Peki. İlk gördüğünüz kişi yangın giysileri giymiş kundakçıydı. ne de o içimi kaldıran pis kokudan. Serhad bizden birini fark etmesin diye kimseyi lobiye de bırakmadım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. sizi taşıyan acayip giysili iki kişi gördünüz. hastaneye götürdüler. "Ama ilk gördüğüm adam gerçekti" diye mırıldandı." Mennan'ın da aklı karışmıştı. Çünkü temizlik işinin bir gün önce yani pazartesi günü yapılması gerekiyordu.

. Belki biraz dinlenmek istersiniz. .kelamdenizi.com "Otele mi bırakayım sizi Miss Karen?" diye sordu terini kâğıt mendille kurularken. "İzzet Amca hikmet sahibi bir insandır. Üstelik bunlar iki saat içinde yapılacak. "Aslında fırsatını bulup bir yarım saat ben de gözlerimi kapasam iyi olacak ama nerede." Sanki bana özenir gibiydi. "İyi." Aslında türbeye gittiğimi anlamaması için kendimce önlem alıyordum. şakaklarımı soğuk suyla ıslattım. Mennan'ın arabası çoktan gitmişti. onunla birlikte bulantılar da yok olacaktı. Mademki vaktim vardı. yasak savmak için: "Bana mesaj var mı?" diye sordum. İki müşteriyle görüşülecek. Ama aldırırsam. önerisini onaylamış gibi göründüm.www. Bizim nazik Mennan. "İkonion Turizm'e gelmeseniz de olur. Onunla konuşma ayrıcalığına her zaman erişemiyor insan. En iyisi bu konuyu hiç düşünmemekti. Bereket. işle ilgili değil. Sizi bekletmek istemem. beni otele bırakırsanız iyi olur." Üzüldüm durumuna. Sahi ne yapacaktım bu bebeği? Aynadaki yüzüme baktım. "Sizce sakıncası yoksa. ama gece boyunca çok az uyumuş olmama rağmen şu anda gözlerimde uykunun kırıntısı yoktu." Fena fikir değildi. bankaya gidilecek. Gönül rahatlığıyla çıkışa yürüyecektim ki güçlü bir bulantı hissettim. babamın kadim şeyhi Mevlânâ'nın türbesini neden ziyaret etmiyordum ki? Ama yeniden Şems konusunu açmasını istemediğimden. yanınızda olmak isterim" dedi hevesle. Ardı ardına gelen öğürtü dalgasıyla bedenim sarsılmaya başladı. "Haklısınız. bu kadar sıkışmasına hiç gerek yoktu.. Dönüp kapıya baktım. ensemi. Onun yerine bakan kıza." Anlaşılmıştı. illa sizi otelin kapısında indireceğim" diye ısrar edince. poliçeler imzalanacak. hala solgun görünüyordu." "Doğru olanı yapıyorsunuz Miss Karen. Elimi ağzıma tutarak kendimi lavaboya zor attım. Görüşme. rüyalarımın ilginç kahramanı "Şems Hazretleri"nin gönül dostu. İzzet Amca'yla buluşmamıza iki saat var. Gözlerimde yorgun bir ifade vardı. akşamki meraklı görevli ortalıklarda yoktu. Karnımdaki bebek beni unutma diye kesin bir dille uyarıyordu. hafif bir makyaj iyi olacaktı. "Olmaz. Hamilelikte ne kadar sürerdi acaba bu bulantı dönemi? Dokuz ay boyunca devam etmeyeceğini biliyordum ama kaçıncı ayda sona ereceğini bilmiyordum. mecburen lobiye girmek zorunda kaldım." Dikiz aynasından beni süzen yeşil gözlerinin yorgunluğu anında silindi." "Saat üçe doğru sizi otelin önünden alsam?" "Ama gelmeden önce beni ararsanız iyi olur. Mennan'ın ofisine gitmek de içimden gelmiyordu.. İzzet Efendi'yle sohbet edeceğiz sadece. yapmam gereken o kadar çok iş var ki. Biraz çıkarınca rahatladım. Mennan'dan kurtulmak imkânsızdı. Galiba en doğrusu Ka-dir'in söylediğini yapmaktı. Ağzımı çalkaladım..soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama otele girişte de aynı sorunu yaşamaktan kurtulamadım. Şu anda çözmem gereken daha önemli sorunlarım vardı. benzim sararmıştı. daha da kötüsü ben de gelirim demesinden çekindiğimden Mevlânâ Tür-besi'ne gideceğimi Mennan'dan gizleyerek. sorun yok o zaman. Üstelik onun yanında İzzet Efendi'yle babam hakkında konuşmayı da pek istemiyordum. tabii yoktu. Eğer bebeği aldırırsam. Yeniden yüzüme baktım. "Saat daha bir.

" Bu kez saçları kısacık kesilmiş. asabiyette ölü gibi ol / Ya olduğun gibi görün. Belli ki ilk kez karşılaşmıyordu bu sözcüklerle.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama neden boyasını akıtmıştı? Yüzüğün taşını musluğun altına tutarak suyla yıkamaya başladım. Rumi şiirlerini Fars dilinde kaleme aldırırdı. ya göründüğün gibi ol.www. bu kadar doğru çeviremezdi. şurada ne yazıyor? Evet. hem de "Quens" îngilizcesi. Angelina hiç duraksamadan çevirmeye başladı." Angelina sadece bir rehber değildi galiba. O tuhaf yüzük de paralarla birlikte zarfın içindeydi. "Hatırladınız mı. sıcaktan yanakları al al olmuş şişmanca bir kadın eliyle duvardaki afişi gösterdi. Sultan Selim Camii ile küçük bir parkın arasından geçip türbenin kemerli dış kapısına ulaştım.soncemre. dizeleri göstererek sordu: "Yazı Türkçe mi. Gerçekten güzel bir yüzüktü. çantamı toplayıp çıktım. mahviyette toprak gibi ol / Hoşgörüde deniz gibi ol / Öfkede. Elimde de çok güzel duruyordu. Sanırım bu küçük grubun bir tür dinsel . Ya olduğun gibi görün / Ya göründüğün gibi ol / Şefkatte. hayır bırakın boyasının akmasını. ne yüzündeki heyecan. gişede küçük bir bilet kuyruğu oluşturmuşlardı. daha önce de okumuştuk Rumi'nin bu sözlerini. "Türkçe. Bu nur yüzlü derviş. Evet. Önümde on kişilik bir turist grubu vardı. Bunu tümüyle unutmuştum. Fars alfabesi farklıdır. merhamette güneş gibi ol / Ayıpları örtmekte gece gibi ol / Keremde." Angelina hiç yüksünmeden gözlerini kısarak afişe döndü. Onunla birlikte ben de Mevlânâ'nın resmine dönmüştüm. şeyhi için Yahudi mahallesine giderek şarap alabilecek birine hiç ama hiç benzemiyordu. yaklaşınca İngilizce konuştuklarını fark ettim. gümüş rengi saçları omuzuna düşen. parmaklarımla sertçe ov-dum. Yeniden parmağıma taksam? Ya yine kanarsa? O kadar da şık görünüyor ki."İşte bunu. Yüzüğü çıkardım. dayanamadım yüzüğü yeniden parmağıma geçirdim. Elinde işlemeli baston tutan. sağ avucuma koyarak ışığa doğru tuttum. Teni güneşten yanmış. ucuz bir yüzük değildi bu.kelamdenizi.com Çantamı açtım. Yaşlı." Gruptakiler başlarını sallayarak onayladılar onu. Farsça mı?" Anlayışlı bir öğretmen gibi sabırla açıkladı Angelina. Şems'in yanında gördüğüm Muhammed Celaleddin'den oldukça farklıydı afişteki adam. Çeviriyi bitirince huzurlu bir gülümseme belirdi dudaklarında. yoksa bu kadar hızlı. Ne rüyalarımdaki Mevlânâ'nın gözlerindeki ateş vardı bakışlarında. üzerinde Rumi'nin resmi olan posterde diyorum. şık giyimli top sakallı bir adam. şu kırmızı olanı. şu işte. rujumu çıkaracaktım ki Komiser Zeynep'ten aldığım zarfı gördüm. cömertlikte akarsu gibi ol / Tevazuda. bunlar İngiltere'den gelen vatandaşlarımdı. dertop olmuş bir ermişti resimdeki kişi. Ama şiirden çok özdeyişleri andırıyordu bu cümleler. Elinde kâğıt Türk paraları tutuyordu. Aralarında hiç genç yoktu. Dudaklarıma hafif bir ruj sürerek. bir leke bile oluşmamıştı lavabonun bej rengi zemininde. Ama metnin orjinali Farsça olmalı. Resmin hemen yanında şiir biçiminde alt alta sıralanan sözcükler yer alıyordu. "Angelina. mavi gözleri yaşam dolu bir kadın onlara rehberlik ediyordu. gümüş halkasındaki incecik işlemeler büyük bir ustalığı gizliyordu. "Bunlardan hangisini vereceğiz görevliye?" Angelina vermesi gereken banknotu adamın elinden nazikçe çekerek gruptakilere gösterdi. kahverengi ile kızıl arasındaki taşında insanın ilgisiz kalamadığı bir derinlik vardı. Hayır. Bel ki de bir kez daha denemek istiyordum. Kadın Türk müydü? "Hey Angelina" diye seslenen saçsız bir adam yanıtlamış oldu sorumu.

Rumi'nin erkek tarafından gelme erkek evlatlarına 'Çelebi'. Gişedeki görevliden tek kişilik bilet isteyinceye kadar hızla geçti bu fırsatçı düşünce aklımdan. Baksanıza kadın çeviri yapabilecek kadar iyi biliyordu Türkçeyi. Bahçenin kalabalık olması işime yaramıştı. "Evet. Anadolu güneşinin yakıcı sıcağına aldırmadan sabırla Angelina'nın yapacağı açıklamaları bekleyen bizim ingilizlerin dışında tespit edebildiğim kadarıyla biri Alman. "Şimdi bu kapıdan bahçeye gireceğiz. Belki ben de bilgilerinden yararlanabilirdim. yavrularının kaybolmasından korkan anaç bir tavuk gibi ilgiyle çevresine bakındı. kimse görmesin diye akşam namazından sonra karanlık çökünce çıkarlarmış bu kapıdan.soncemre. ayrıca ikişer üçer kişilik küçük gruplar halinde dolaşan Türkiyeli ziyaretçiler. Oysa karşımdakiler ingiliz orta sınıfına mensup. kendini düzeltmek için çaba göstermeyen dervişler için yapılmıştır. kızıl saçlı adamın da biletini aldığını gören Angelina. Tuhaf. renklerini görmüş gibi hayranlık belirten bir ses yükseldi.www." Eliyle kapıyı gösterdi. sanki gerçekten de kokularını duymuş." Bu kadar ayrıntıyı bildirine göre Angelina kesinlikle bu grubun ruhani önderiydi. bu gül bahçesine defnedildi.com önderiydi. dergâhtan uzaklaştırıldıklarında. kızıl saçlı adamın arkasına gizlenerek Angelina'yı dinlemeye başladım. Onlar. durmuş oturmuş insanlardı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Rumi hâlâ Batılıları etkilemeyi sürdürüyordu demek. Oysa ben ondan etkilenenlerin sadece Müslüman mistikler ya da annem gibi bir zamanın isyancı hippileri veya marjinal kişiler olduklarını sanırdım. Babasının ölümünün ardından onu sevenler Rumi'nin huzuruna vardılar. rüzgârın üzerinize savurduğu mis gibi kokuyu içinize çekin. Gişedeki ince bıyıklı. 'Çelebiyan Kapısı'. "Şimdi bu türbenin bulunduğu alanı bir gül bahçesi olarak düşünün. herkes aldı mı biletini?" İngiliz yaşlılar grubu. ingiliz gruptaki irlanda kökenli olduğunu tahmin ettiğim iriyarı. Şu anda da grubuna kutsal bir gezi yaptırıyor olmalıydı. Mevlevilikte mezarlığa Hamüşan yani suskunlar mekânı denir. yedi yüz küsur yıl önce burası Selçuklu Sarayı'nın gül bahçesiydi. pembe. sarı. Çelebi Kapısı bu evlerin bulunduğu yöne bakan kapıdır. sanki ilkokul çocukları gibi biletlerini havaya kaldırdılar. ekibinin duyarlılığından memnundu. Ama önce kısa bir bilgi vermek istiyorum. Angelina. Yer yer ikili üçlü mezarların bulunduğu. söyleyin gökkubbeden daha iyi bir türbe var mıdır?' Bu sözler üzerine dostları tekliflerini geri çektiler. 'Küstahan Kapısı' ve 'Hamüşan Kapısı'. hanım tarafından gelme evlatlarına da 'Ühas Çelebi' denilmektedir. zemini beyaz mermerlerle kaplı bahçe oldukça kalabalıktı. "Tamam mıyız.kelamdenizi. Gördüğünüz gibi müzenin ana girişi olan bu kapıdan bir zamanlar dervişler girdikleri için bu adı almıştır. Bu yüzden o kapının adı Hamüşan olarak anılmaktadır. beyaz güller. evler almıştır. Rumi'nin bu türbeye defnedilmesinin ardından aile bu çevrede konaklar. Ayrıca bunun gibi üç kapı daha var. Grubun en arka sırasında yer alan iriyarı. Muhammed Celaleddin ." Kalabalıktan. Muhtemelen Farsçada çalışmıştır. Hamüşan Kapısı ise bu sabah gezdiğimiz bin yıllık Üçler Mezarlığı'na bakar. 'Sultanü'l-Ulema Hazretleri'nin mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istiyoruz' diyerek izin istediler." Vatandaşlarımın hepsi başını çevirip türbeye baktı. Ama aradan yıllar geçip. Biraz peşlerine takılsam iyi olacaktı. 'Küstahan Kapısı' ardı ardına yanlışlar yapan. Çelebiyan Kapısı adını Rumi'nin soyundan almaktadır. "Her yanda renkleri gözlerinizi alan kırmızı. Angelina durumdan memnun eliyle geçiş turnikelerini gösterdi. genç görevli biletimi uzatırken onlar çoktan bahçedeki tarihi şadırvanın önünde yerlerini almışlardı. Mevlânâ Celaleddin'in babası Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled yaşama gözlerini yumunca. Rumi bu kişilere teşekkür ettikten sonra şöyle dedi: 'A dostlar. "Buranın adı Dervişan Kapısı'dır. öteki Japon iki turist topluluğu daha vardı.

Küçük bir kızken mezarlıklardan çok korkmama rağmen. Gümüş kapının üzerindeki elyazması metni. Gel. bal rengine dönüştü. üzerlerinde beyazlı yeşilli sarıkların bulunduğu yüze yakın sandukasıyla küçük bir mezarlığı andıran bu ışıklı mekânı gördüğümde hiç korkmamıştım. "Molla Cami adındaki iranlı ulema. sizleri birer kâmil insan haline getirecek demiyor. anlamını bilmediğim Kuran ayetleri. hakikat. sanki duvarları altından bir odaya girdim. "Bu sözler Molla Cami'ye ait" dedi sadece çevresindekilerin duyabileceği kadar yavaş bir sesle. Angelina grubunu az ilerde. eskimiş kumaş. toprak ve ahşap kokusuyla birlikle derinlerden gelen bir ney sesi karşıladı beni.. gel. Ama ben de tıpkı top sakallı yaşlı adam gibi hala anlamını kavrayamamıştım bu sözlerin. "Yani burası büyülü bir yer mi? Bu ışıklı mekân eksiklerimizi mi giderecek?" Güldü Angelina. çünkü ziyaretçiler ayaklanna plastik galoş takmak zorundaydılar. Şems'ten duyduğum sözleri dile getirmişti Angelina. Türbeye girince altın rengi ışık iyice süzüldü. O karmaşada geride kaldım. ilk gelişimden bu yana geçen onlarca yıl içinde hiç değişmemiş. ilahi aşkın yorulmaz yolcusu olmak gerek.kelamdenizi. Rumi'nin ve Şems'in yüzünde de aynı ifadeyi görmüş. babam beni buraya getirmişti. ne olursan ol yine gel / îster kâfir ol. kapı önünde birikmelere yol açıyordu. belki de sonsuza kadar değişmeden hüküm sürecek o etkileyici. / Buraya noksan gelen tamamlanır. babamın anlattığı hikâyelerin yaşandığı Doğu saraylarından birinin en görkemli salonunda. "Öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım" diyerek arkadaşının kafasındaki karışıklığı gidermeye çalıştı Angelina. evet. büyük sırrı kulaklarınıza fısıldayacak... Bu makam âşıkların kâbesidir. art arda sıralanan üzerleri atlas kumaşlarla örtülmüş sandukalar oldu.com Rumi de 1273 yılında ölünce. arkadaşlarının anlayabileceği hale getiriyordu Angelina. O tarihten sonra Rumi'nin ailesi ve çevresindeki dostları bu türbeye defnedildi. Büyük Rumi'nin türbesini yakından görelim. kahverengi. 'Buraya gelen' derken türbeyi ziyaret edenlerden söz etmiyor. çile doldurmak." Türbenin kapısına yaklaşınca kalabalık yoğunlaşmaya başladı. ilahi aşk. Yani bir kez bu mekâna girince. şimdi içeri girelim. Kâmil insan olmak o kadar kolay değil. hak derdinin taşıyıcısı. mistik atmosfer. ister ateşe . ne demek?" diye sordu elinde bastonu olan top sakallı adam. Bırakın korkmayı. aynı anlamı okumuştum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ünlü hattatlardan Yesarizade Mustafa İzzet Efendi'nin kaleminden çıkmış. Daha önceleri babamdan. babasının mezarı üzerine türbe yapılmasına razı oldu. bu büyüleyici ortamı tamamlayan ilginç harfler. kâmil insan. türbede yatan kutsal ölüler bir mucize gerçekleştirerek. Sarı bir ışıkla aydınlanan. ama hiç de küçümser gibi bir hali yoktu." Büyük sır. sandukaları kaplayan atlas kumaşlarda altın simlerle işlenmiş türlü çeşit çiçekler. Şah Nesim'in. koyulaştı. Tavandan sarkan avizeler. dört fil ayağına benzeyen dört kalın sütun üzerine Tebrizli Mimar Bedrettin tarafından inşa edildi. "Anlamının derinliği kadar biçimiyle de gönüllerde haklı bir yer eden bu benzersiz güzellikteki yazı. yani hakikati arayan âşıklardan söz ediyor. bu da zaman alıyor. Şah Nesim'den ve rüyalarımdaki Ru-mi'den. Geniş salonda ilk gözüme çarpan iki tarafta yan yana. babamın. türbeyi taşıyan dört fil ayağı sütunun üzerinde halı gibi işlenmiş kırmızı." "Noksan gelen tamamlanır. Yeni bir soruyla karşılaşmayan Angelina gümüş kapıdan geçerek türbenin içine yürüdü. ne dediğini anlamadığım şiirler. Meraklı arkadaşlarıyla birlikte ben de takıldım peşine. Çile doldurmak. Neden sonra türbenin kapısından içeri girdiğimde. Böylece "Kubbe-i Hadra" yani "Yeşil Kubbe" olarak adlandırılan türbe.soncemre.. sarı renkli desenler. Angelina'mn okuduğu dizeler pekiştirdi hissettiklerimi. Bu ifadeyi çok iyi tanıyordum. Duvarlarda babamın yazmaya çalıştığı Arapça ve Farsça sözcüklerin en mükemmel örnekleri sergileniyordu. Evet.www. kendimi bir masal âleminde sanmıştım. Usulca yanlarına yaklaştım. 'Dergâha gelenlerden. gümüş bir kapının önünde toplamıştı. Sorulan soru ne kadar saçma gelse de ciddiye alıp açıklamak gerektiğini düşünen insanların sakin ve sabırlı tavrı vardı hepsinde. sandukaların yanlarındaki şamdanlar. O zaman hatırladım. oğlu Sultan Veled.

Yahudiler mi. sim işlemeli atlas kumaşla örtülü iki sandukayı gösterdi. Çok eski." Mavi gözlerine yansıyan altın sarısı ışıklar tuhaf bir gizem katmıştı yüzüne.soncemre. yine gel / îster yüz kere tövbe etmiş ol / îster yüz kere bozmuş ol tövbeni / Ümitsizlik kapısı değil bu kapı / Gel ne olursan ol yine gel. onu defnetmek için babasının yanına getirdiler. yoksa dini inancı olmayan kişiler mi? Ateşe tapanı.kelamdenizi. Hıristiyanlar mı. Hiç hoş değil. 'Benim dinim aşktır' der Rumi. hangi dinden olursa olsun bütün insanları birleştirecek ortak paydadır. Ve hep birlikte biz de peşi sıra sürüklendik. "Kâfir derken belki kendi inancından olmayan kişileri kastediyor. "Kim o kâfir. Ve oğlunun geldiğini hisseden baba Sultanü'l-Ulema Bahaeddin Veled. "Rumi en güzel şiirlerini ona yazmış. Mevlânâ Celaleddin Rumi'nin sandukasıydı." Siyah gözlerindeki kuşku bulutları dağılmamıştı tombul teyzenin. Gel dediği yer neresi? Rumi'nin kendi inancı mı? Ya ben Tanrıtanımazlığımla gelirsem. neden yaşamındaki en önemli insan başka bir türbede yatıyor?" Grubun en aykırı üyesi olan bu tombul teyzeyi sevmeye başlamıştım. Hani şu Kimya'nın peşinden ayrılmadığı deli dolu gencinki? "Atlas kumaşların altında iki mermer sanduka var. üzerinde iki sarık bulunan. yani inan-cımı değiştirmeden gelmeye kalkarsam." . Angelina salonun sağ köşesine gelince yüzünü bize dönerek durdu. "Şöyle Semahane bölümüne geçelim.. "Bu sandukanın altında ise Mevlânâ'nın babası Sultanü'1-Ulema Bahaeddin Veled yatmaktadır. kaç kez ezberlemeye çalıştım. Dikkat edersen bu sözlerde dayatma yok. "Aslında bu ahşap sanduka.www. Kaç kez işittim bu şiiri babamdan. Benim daha önce düşündüğüm soruları dile getiriyordu. kitapların sergilendiği salonu gösterdi. yapmadılar ama az önceki sorularına doyurucu yanıtlar alamayan tombul teyze: "Neden Şems-i Tebrizi'nin mezarı Rumi'nin yanında değil?" diye sordu merakla.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çok bildik bir duanın hiçbir zaman unutulmayacak sözleri gibiydi bu dizeler. ama onları aşağılamak yerine kendi sofrasına çağınyor." Sultan Veled şu asi olmayan büyük oğuldu. başı dik.com tap.. Büyük bir merakla Angelina'nın söyleyeceklerini dinlemeye ha-zırlandım ama grubun lideri sanki soruyu duymamış gibi: "Başkaları da burayı görmek isliyorlar" diyerek eliyle öteki taral'laki eşyaların. "Bu sandukalar Mevlânâ Celaleddin Rumi ile oğlu Sultan Veled'e aittir. benim düşüncemi kabul edeceksin de yok. Ötekinin mezarı neredeydi acaba? Adı Alaeddin olanın. ama Angelina daha fazla açıklama yapmaya gerek duymadan salonun sonuna doğru yürüdü. Şimdi dinlediğimde bile beni etkiliyor. Sağ eliyle. ister puta / Ne olursan ol. orada daha rahat konuşuruz. Bu sandukaları 1565 yılında Muhteşem Süleyman yaptırmış. puta tapanı küçümseyen bir yan var bu şiirde. bana yine yer var mı bu hoşgörü kabesinde?" Angelina'nın dinginliği hiç etkilemedi bu sözler. hâlâ kırmızı yanaklarında taşıyan kısa saçlı tombul teyze benim gibi düşünmüyor olacak ki: "Kâfir sözünü beğenmedim" diye cesaretle dile getirdi görüşlerini. O aşk." Gruptakilerin bu söylenceye itiraz edeceklerini düşündüm. Şems'in karşısında bir genç kız gibi utanç içinde ürperen saygılı çocuk. gözlerinde kendi kendine yeten insanların güveniyle: "Senin söylediğin yerlere takılmadım ben" diye mırıldandı. Rumi vefat edince. Ama içerinin serinliğine rağmen dışarıdaki sıcağın izlerini. büyük bir saygıyla mezarında doğrularak onu selamladı." Arka taraftaki görkemli ahşap sandukalardan birini gösterdi.

"Yüzlerine bir şey söylememişler ama o günden sonra Şems'e karşı açık düşmanlık gütmeye. İçeri girince herkes Mevlâ-nâ'ya büyük bir ilgi göstermiş. aşktan bahsetmeye. Hani otelden çıkınca önünden geçtiğimiz Karatay Medresesi var ya. devletin ileri gelenlerini çağırarak büyük bir şölen vermiş. "Belki de Rumi'yi korumak istiyordu" diye belirsiz bir yanıt verdi Angelina. hikâyeden fazlasıyla etkilemiş görünüyordu. Mevlânâ gönül yoldaşının gittiğini öğrenince çılgına dönmüş. Çağrıya Mevlânâ Celaleddin Rumi de katılmış ama yanına Şems'i de almış. kimileri ise açıkça öldürmekten söz etmiş. Sıra Rumi'ye gelince: 'Bilginlerin başköşesi. İçinde elyazması bir Mesnevi'nin bulunduğu tenha bir köşedeki vitrinin önünde bizi toplayan Angelina. yapmadı. bazıları Moğol ajanı olduğunu ileri sürmüş. Benim tanıdığım Şems öyle kuru gürültüye pabuç bırakacak biri değildi. "Şurası bir gerçek ki. bir çılgın.kelamdenizi. Herkes görüşünü açıklamış. "Peki davete katılan öteki insanlar ne demiş bu duruma?" Soruyu soran kızıl saçlı adamdı. sevimli teyzenin sorusunu yanıtlamaya başladı. işte orayı yaptıran Selçuklu Veziri Celaleddin Karatay bir gece konağında bilginleri. gözüne uyku girmemiş. Şemsle karşılaşmadan önce önemli bir mutasavvıftı. sufilerin başköşesi sofranın kenarıdır. onu gönül arkadaşından kopartarak sofranın üst tarafına oturtmuşlar. "Bilmek zor tabii.com Artık kendimi grubun bir parçası saydığımdan hiç çekinmeden onlarla birlikte.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. onların büyük uleması. bir gün ansızın ortaya çıkan bu Tebrizli." Angelina'yı dinlerken anlattığı öykünün gerçek olabileceğini düşünmekten kendimi alamadım. Kesin olan bir şey varsa o da Şems'in Konya'dan ayrıldığı. Ne yalan söyleyeyim aslında ben de onun gibi düşünüyordum. ariflerin başköşesi. medresede ders verirdi. Biliyorsunuz. bazıları ahlaksızlıkla suçlamış. oruç tutar. Rüyalarımda gördüğüm Mevlâ-nâ. kesinlikle bunu yapabilecek cesarette bir adamdı.soncemre. Ama Şemsle karşılaşmasının ardından bunları bıraktı. işin ciddi olduğunu anlayan Şems. Hayır. kin beslemeye başlamışlar. âdeta kutsal kişisi olan Mevlânâ Celaleddin Rumi'yi ellerinden alıyor. bakışlarını yeniden tombul arkadaşına çevirerek anlatmayı sürdürdü. göklere çıkarmaya başladı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi Şems-i Tebrizi'yi her fırsatta. Celaleddin Rumi. Şems ise büyük bir engin gönüllükle kapıda ayakkabıların konulduğu yere çökmüş. evin herhangi bir köşesidir. sofranın ortasıdır. Şems-i Tebrizi o dönemin Konya halkı tarafından pek sevilmezmiş." Bunları anlatırken gözlerimiz karşılaştı. bir . Şems'e o kadar tutkundu ki. şehir halkının duymaya hazır olmadıkları konuları dile getirmeye merak sardı. Onu ilgiyle dinleyen bu kadın da kimdi? Kahretsin diye geçirdim içimden. âşıkların mezhebinde ise başköşe dostun kucağıdır' diyerek kalkıp Şems-i Tebrizi'nin bulunduğu kapı girişine oturmuş. Sohbet sırasında 'Baş köşe neresidir?' diye bir tartışma çıkmış. her yerde. "Nasıl sevilsin ki. cam vitrinlerin içinde muhtemelen Mevlânâ'nın ve yakınlarının eşyalarının sergilendiği Semahane'ye geçtik. Bu tehditler o dereceye varmış ki. camide vaaz. Namaz kılar. efsanevi bir adamın kaçmasını kabul edemiyor olmalıydı. şiir okumaya. şeyhi. Mevlânâ Celaleddin'le karşılaşmalarının üzerinden bir buçuk yıl bile geçmeden bir gece kimseye haber vermeden sessizce Konya'yı terk etmek zorunda kalmış. herkesin içinde överek." "Yani kaçmış mı?" Yine kızıl saçlı adamdı soran. büyücü olduğunu söyleyenler bile çıkmış. sanatçıları. Kim olduğunu bilmedikleri bu gezgin dervişi. kimileri onu korkutmayı denemiş. yemeden içmeden kesilmiş. Bununla ilgili anlatılan bir hikâye vardır. Şems gibi güçlü bir dervişin.www. Kimileri bu kara giysiler içindeki meczubu şehrimizden atalım demiş. şimdi beni uzaklaştıracak.

bahar gülleri karşısında aşkları sarhoş olarak türküler yakan genç bülbüller gibi her gün coşkulu şiirler yazmaya başlamış. 29 ".www. Mevlânâ'nm makamına varmışlar. Tuhaf bir şeyle karşılaşmış gibi hepsinin tedirginlik içinde bakıyordu gözleri. tansiyonu çıkmış. Şems'in Şam'da olduğunu öğrenmiş. Ama bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. halkın dedikodularını önlemek için kendince bir önlem almak istemiş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. büyük oğlu Sultan Veled'i yola çıkarmış. Şems'le akraba olursak. Mevlânâ. hiç bir yerde uzun süre kalamayan bu gezgin dervişi. Sorun yoktu ben de beş dakikaya kadar giyinmiş olurdum zaten. Bizi bağışla ya Pir' demişler. "Babam rahatsızlandı. ondan kurtuldukları için mutlu olan Mevlânâ'nın müritleri." Türbeden apar topar kaçarak." Böyle söylemesine rağmen hiç de üzgün görünmüyordu. "Önemli bir şey değildir umarım. Ne olmuştu ki. Bluzumu ve yüzüğü çıkartıp. sıkıla açıkladı. "Geçmiş olsun" diye mırıldandım ama bu işin içinde başka bir iş var diye düşünmekten de kendimi alamadım. Peki şu Kimya adındaki kız kaç yaşındaymış?" "Bilmiyorum" dedi Angelina. Sonunda müjdeli haber gelmiş." "On sekizinden daha küçük" diye yanıtladım sanki üstüme vazifeymiş gibi. Ama aradan bir yıldan fazla zaman geçtiği halde Şems hâlâ ortalıkta yokmuş. "Bluzunuz kan olmuş. Saçlarımı yeni kurutmuştum ki Mennan aradı. Türlü diller dökerek. tıpkı Ziya'nın ofisindeki gibi kana bulanmıştı. "Yanılmıyorsam. Ama gecikmedim. "Bluzunuz" dedi telaşlı bir sesle. Canı sıkılmış gibiydi." Panik içinde gömleğime baktım. Şems'in huzuruna çıkmış. ona huzur vermedik. alt tarafı bir bilgi aktarmıştım. Ziya'nm kapısını çalarken.com mecnun gibi her yanda onu aramış. Şems gittiğinde." Herkesin bakışları üstüme toplanmıştı." Tombul teyzeciğim yine araya girdi. Biraz gecikirsem de kıyamet kopmazdı herhalde. daha önce Şems'in o sıralar altmış yaşlarında olduğunu söylemiştin.kelamdenizi. Konya'ya dönmeye razı etmiş. Angelina eliyle karnımı gösterdi. Şems'in gelmesiyle birlikte Mevlânâ yitirdiği mutluluğu yeni-den bulmuş. otele kendimi zor atmıştım. Evet. babamın eski bir arkadaşıyla karşılaşacağım için biraz tedirgindim. "Daha büyük değil." . duşun altına girmiş. yüzüğün üzerimdeki izlerinden kurtulmak istemiştim.soncemre. evime girip çıkması yadırganmaz düşüncesiyle evlatlığı Kimya'yı bu gönül dostuna eş olarak vermiş.. Uzay çağına öykünen odasında Ziya yapayalnızdı. yanılmamıştım Şems'in yüzüğü yine kanıyordu. İzzet Efendi gelmemişti. beş dakikaya kalmaz otelin önünde olurmuş. Rumi de onlara inanmış ve onları bağışlamış. Ofisten çıkmış. 'Biz Şems'i tanıyamadık. Ne yazık ki bulamamış. ama öte yandan aklını da kullanarak. "O kadar yaşlı olmasa gerek. şeyhlerinin artık kendileriyle hiç ilgilenmediğini görünce bin pişman olmuşlar. İkonion Turizm'e vardığımızda saat tam üçtü. Günlerce süren zorlu bir yolculuktan sonra Şam'a varan Sultan Veled. yanlış yaptık. Hemen bir kervan hazırlatmış. Bakışlarım yüzüğün takılı olduğu parmağıma kaydı hemen. Şems'in kırgın gönlünü onarmış. Dün oturduğumuz parlak derili koltuklara bizi buyur ettikten sonra utana. biraz gergindi o kadar. size dokunan ölüyor Miss Karen.

evde dinleniyor. telefonla sekreterini aradı.." Yüzündeki gerginlik derinleşti. ben böyle iyiyim." Bu aksaklığı anlayışla karşıladığım için rahatlamış gibiydi. Şimdi kendimi daha rahatlamış hissediyordum.www. ama yapabileceğim bir şey yoktu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Şişmiş göbeği çeketinin allından bile belli oluyordu. . "Allah Allah ne olmuş İzzet Amca'ya" diye söylendi üzüntüyle. Ziya'dan daha fazla etkilenmişti yaşlı adamın hastalanmasından. günü gününü tutmuyor. "Zaten yine de görüşmek istiyor sizinle." Mennan." Özür dilercesine baktı. ne içersiniz Miss Karen?" Kadirlerde o kadar yiyip içmiştik ki. Yangınla ilgili birkaç karanlık nokta kaldı. "Olanlar için çok özür dilerim Miss Karen. Bir yolunu bulup Men-nan'ı da ıızaklaştırabilsem çok iyi olacaktı. "Alo Gülsen. Yoksa kabul edilebilir olmaktan çıkar.kelamdenizi. "Sağ olun Ziya Bey. adamlarınızın yardımı gerekli. Ondan yardım ister gibiydi. 'Dergâha gelsinler' dedi. Yok gitmesinler bir yere. ağzıma hiçbir şey koyacak halim yoktu. "Önemli bir sorun yok aslında" dedim sakin bir tavırla. "Niye ne oldu ki?" Soruyu bana sormuştu ama bakışlarını Mennan'a dikmişti. Ben de Serhad ve Cavit'le konuşmak istiyordum. Mennan'ın ne söyleyeceğini merak ediyordum." "Anlıyorum. Beş gibi orada olursanız yeterli sanırım. Ziya'nın yanında babam hakkında konuşmak istemiyordum. Ha dur bir dakika. "Belki ben yardımcı olabilirim size." Aslında bu beni daha çok mutlu ederdi. Hiç sesimi çıkarmadan bekledim. teşekkür ederim. "Sormayı unuttum.com "Yok. onları aydınlatmak için Serhad ve Cavit'in yardımına ihtiyacım var. Çünkü bu rapor sizden bağımsız yazılmalı. Serinlik çökünce inecek dergâha. "Teşekkürler." "Biliyorum. yok değil.soncemre." Bir şeylerin ters gittiğini de sezinlemeye başlamıştı." Minnetle gülümseyerek bacak bacak üstüne attım." Ziya'nın tedirginliği geçmemişti." Mennan'ın durumu benden daha. hatta belki böylesi daha iyi oldu." Adamcağız bizi bekliyorsa hemen toparlanmak lazımdı. Ağzını bile açmadı." "Ne gibi karanlık noktalar?" diye sordu endişesine yenilerek. kötüydü. "Ben götürürüm Miss Karen'ı. "Gençlere taş çıkartırdı valla. Ama bu defa sizin değil. Serhad ile Cavit'i bana yolla. Nesi varmış?" "Abartacak bir şey yok" diyerek hastalık meselesini geçiştirmek istedi Ziya. Ne. "Biliyorsunuz amacım sadece size yardımcı olmak. "Babanız dergâhta mı?" "Yok. "Sigorta şirketinin yazmamı istediği raporda her konuyu açıkça belirtmek zorundayım. ama bu biraz zor görünüyordu. Mennan'a güvenmekle hata yapmamıştım. duygularını açığa vurmadan öylece oturdu Ziya'nın karşısında." "Hiç önemli değil. ama açıklamam onu ikna etmiş gibi davrandı. hemen gelsinler. yetkili acentemiz çok geç olmadan gerçeği fark etmeye başlamıştı galiba. yaşlılık işte. oluyorsunuz zaten.. "Gideriz tabii" diye hevesle atıldı iş arkadaşım.

"Kendi müşterinizin söyledikleriyle yetinememek. Sizden saklayacak neyimiz olabilir ki? Lütfen kalın. "Bugün sesin hiç çıkmıyor Mennan?" Gözlerinde küçümseyen.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Abartıyor" diyerek müdahale etmek zorunda kaldım. insanların kalbini kırıyoruz. yine mistik konulara girecekti.www. anlamak isteyen gözlerle inceliyordu beni. Bazen sözcüklerin gizlediği gerçeği. bir müşteriniz olarak şirketinize duyduğum güveni artınyor. İnanın bana sizin bu titizliğiniz. "Şey Miss Karen. Namuslu. Sorgu sırasında üçünün de yüzlerini görmek. her olay bir şekilde Şems Hazretleri'yle bağlanıyor." İlk duyduğunda tepki vermedi. küçük bir mimik. "Ne?" diye söylendi. Açıklamaya çalıştığım gibi bunlar küçük ayrıntılar. "Dün akşam" diye açıkladı Mennan." Ziya üzgün bir maske geçirdi yüzüne. sekreterine "Belki daha sonra söyleriz" diyerek telefonu kapattı." Hemen itiraz etti Ziya. alaycı bir parıltı vardı. gözlerini birkaç kez kırptıktan sonra.soncemre. tepkilerini ölçmek yararlı olabilirdi. o kadar şaşırmadı." Tersine adamlarını sorgularken Ziya'nın da burada olması istiyordum." Ziya'nın hayret etmesini beklerdim. "Şems-i Tebrizi'nin Mevlânâ Hazretleri ile buluştuğu yerde.com Halimizi anlayan Ziya ısrar etmedi. eğer benim bulunmam sakıncalıysa. yoksa başka bir niyetim mi vardı. "Hayırdır. "Polislerle uğraştık sabaha kadar.kelamdenizi. "Yok" dedi manidar bir sesle." Sanırım rahatlamaya başlamıştı. pasaportum dışında hiçbir eksik yok. "Miss Karen Konya'ya geldiği günden beri." Mennan'ın yeşil gözlerindeki ifade en az sesinin tonu kadar gizemliydi. "Nerede? Ne zaman? Niye bizim haberimiz olmadı?" Yanıtlarını beklemeden ardı ardına sıralamıştı soruları. beşik mi salladın bütün gece?" Şaka kaldıracak durumda değildi bizimki. "Bizim işimizin tatsız yanı da bu" diye sürdürdüm sözlerimi.. "Olur mu öyle şey Miss Karen? Her işin bir gereği var. Hepsi birer formalite. Gözlerinde kararsız bir ifade geziniyordu. "Kuran'da söylendiği gibi adamın hırsızlık yaptığı elini kesmişler. ister istemez kabalaşıyoruz tabii. "Bilmiyorum Ziya. "Rica ederim Ziya Bey." Sesinde bu sabah Şems hakkında konuşurkenki gizem vardı. ne oldu. dürüst insanlara bile paranoyakça yaklaşmak. "Bir kapkaççı çantamı çaldı işte." Tuhaf bir şey duymuş gibi çarpıldı suratı. kötü bir şey mi oldu?" "Miss Karen'ın çantasını çaldılar. "Geçmiş olsun Miss Karen. "Şeıns'le ne alakası var bu olayın?" Mennan oturduğu koltukta geniş bedenini Ziya'ya çevirdi. Üstelik hırsız da yakalandı. Bulundu mu bari çantanız?" "Bulundu." Doğru mu söylüyordum. bir anlık bir bakış kolayca ele verebilirdi. "Hiç uyumamış gibisin. Hepsi bu. Tuhaf dizaynlı koltuğuna yaslanarak hemşehrisine baktı." Eyvah. "Polis mi?" diye sordu sadece. odamı size bırakabilirim.. sonra da boğazına sokarak . Siz de işinizi yapıyorsunuz." "Ama öldürülmüş olarak.

" Yapmacık bir neşeyle hemşehrisine döndü." Önemli bir olayı kaçırmış birinin çaresizliğiyle söylendi: "Çatalhöyük'e gitmiştim. "İyi günler Serhad Bey. Geçin şöyle oturun. "Gelin çocuklar" dedi Ziya eliyle onları çağırarak. Hiçbir şeyden haberim olmadı valla." "Hatırlamıyorum" dedi Ziya omuzlarını silkerek." "işte Solak Kâmil. "Beni suçlamıyorsunuz değil mi Miss Karen?" diye sordu alıngan bir tavırla. bu işime gelmezdi. ne de ben gülmedik." O anda kapıya ardı ardına iki kez vuruldu. "Nasılsınız dünden beri?" Neden bu kadar yakın davrandığımı anlayamamıştı. "Yoksa Şems mi cezalandırdı kapkaççıyı diyorsun?" Ne Mennan. o cinayetleri işleyen adam. dün yarım kalan sohbetimizi artık tamamlasak diyorum. tanımam mı lazım bu Solak Kâmil'i?" "Hani yıllar önce Konya'da korkunç cinayetler işlenmişti. annesiyle iki kardeşini öldürmüştü." Ayağa kalkarak elimi uzattım. "Belki burada bile yoktum." Sinirlenmeye başlamıştı. "Solak Kâmil turist taşıyormuş" diyerek keyfîni kaçırdım." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Kâmil Tenekeci. Desenize size dokunan ölüyor Miss Karen." Ziya'nın gülümseyişi anında soluverdi.www." Bizi görünce suratları asılmıştı." Bu ismi ilk kez duyuyormuş gibiydi Ziya." "Sonra da öldürüldü. turizm şirketleri için iş yapıyormuş. "Valla korktum şimdi. diye düşündüm de. Cavit ise sadece başını sallamakla yetindi. Ziya'yı o kadar etkilemedi. "Sizi suçladığımı da nereden çıkardınız?" dedim rahat bir tavır takınarak. "Yapma ya!" demekle yetindi. siz nasılsınız?" "Ben de iyiyim. "Biz kanunsuz işlere bulaşmayız. "Bir minibüsü varmış. ne bir heyecan. Akşam da Miss Karen'ın çantasını çarptı." Mennan bakışlarını hemşehrisinin koyu renkli gözlerine dikerek: "Adamın adı Kâmil" diye açıkladı. "İyi günler" dedi Serhad tatsız bir ses tonuyla. "Belki adam size de iş yapmıştır.soncemre. "Miss Karen sizinle konuşmak istiyor. "Bütün Konya bu haberle çalkalanıyor. "Ee yani. Adamın biri. öyle mi?" Ziya'nın yüzünde korku dolu bir ifade belirmişti. "Peki kimmiş bu hırsız? Kimmiş onu öldüren?" Mennanın yüzündeki gizem yerini kuşkuya bırakmıştı. Önce sahici sandım ama ardından gülmeye başladı." . namı diğer Solak Kâmil. ama elimi sıkmamazlık da etmedi.com boğmuşlar.kelamdenizi. "Sen bu olayı duymadın mı?" diyerek soruya soruyla karşılık verdi. Sanki sözleşmiş gibi ikisi de bedenlerini kasarak ağır adımlarla yaklaştılar. Japon turistleri gezdirmeye. "Teşekkür ederim Miss Karen.com Duyan insanı dehşet içinde bırakacak bu olay. Ziya'nın gir demesini bile beklemeden Serhad ile Cavit içeri daldı. ne bir kıpırtı vardı yüzünde. ellen yine kahverengi süet eldivenlerin içindeydi. Belki de Amerika'da okurken olmuştur.

." Bana kaçamak bir bakış attıktan sonra yeniden patronuna döndü." "Nasıl?" Şaşırmış gibi Mennan'a döndüm." "Ama" diyerek sözümü kesti Cavit. Paniklemiş gibiydi. Neyse.www. "Yakında çıkar kokusu." "Önemli değil" diyerek kel kafalı. Biz Çatalhöyük'teydik ya farkında değiliz. ama söze başlayan patronları oldu. Olay hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Bir delinin söylediklerine mi inanıyorsunuz?" "İyileşmiş" diye atıldı Mennan. eğer öyle biri varsa hemen bulurlar. "Bizim transfer işlerini yapan minibüsçüler arasında Kâmil. Serhad ise benim yanımdaki metal rengi koltuğa yerleşmişti bile. muhasebeye sormak lazım. "Kadir Gemelek." Biraz da meydan okumaya benzeyen bu çağrıya kibarca gülümseyerek karşılık verdim. yoktu. . "Yangında delirdi adamcağız. süet eldivenli Cavit'e döndüm." "Hah işte.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Nefret ettiği Serhad'ı endişelendirmekten aldığı mutluluk gözlerinden okunuyordu. biraz gergindim." Üçünün de yüzünde aynı panik vardı. "Buyrun Miss Karen." Kendisine uzanan elime şöyle bir baktı. Gider makbuzu filan kesiyorlar. "Tabii. "Yanlış anlama.. "Emin misin Mennan?" Ziya'nın sesindeki kaygı fark edilmeye-cek gibi değildi.kelamdenizi. tabii. Ne yani şimdi ona uzatılan bu elle tokalaşmak zorunda mıydı? Elimi geri çekmek üzereydim ki. "Son derece aklı başında görünüyordu. "Konuyu biliyorsunuz Yakut Otel yangım. bu isimde biri var mıydı bizim minibüsçüler arasında?" Serhad'ın griye çalan mavi gözleri telaşla kıpırdandı. beklediğim gibi çıkmadı. Elinde yangın nedeniyle bir yara ya da yanık olmasını ummuştum. eldivenini çıkarmadan." Başıyla iki adamını işaret etti. n'olmuş ki?" "Adam bir cinayete kurban gitmiş." "Tenekeci. "Yangın sırasında ben otelde değildim. hemen Mennan'ın yanındaki parlak sarı derili koltuğa çöktü. elimi belli belirsiz sıktı. Cavit'i yangın yerinde gördüm demedi mi?" "Kadir kafayı sıyırdı Miss Karen" diye girdi araya Serhad. memnun oldum" diyerek telaşla çekti elini." Bakışlarımı önce Serhad'a sonra karşımdaki Cavit'e çevirdim. "Bilmiyorum ki Ziya Bey. elini sıkmak zorunda kalırım korkusuyla." "Namus meselesi filan mı?" "Belli değil. ne isterseniz sorun arkadaşlara. biz işimize bakalım. "Teşekkür ederim Ziya Bey.soncemre. "Ben de Cavit. Ama ben bırakmadım var gücümle kapattım parmaklarımı. "Neydi soy ismi." Konuyu çok uzatmak istemiyordu Ziya. dün için de kusura bakmayın. Kâmil Tenekeci. Ama Ziya'nın aklı akşam öldürülen kapkaççıda kalmıştı.. "Ben Karen. Mennan'a çevirdi bakışlarını. Konya bu olayla çalkalanıyormuş. Sakın yanlış yapma dercesine gözlerinin içine sertçe baktım. Hayır. Yüzünde canının yandığını gösteren hiçbir belirti görememiştim.com Kirpiksiz.. çipil gözleri arsızca ışıldadı." Çıkaramadı. "Yav Serhad" dedi iyi bilmediği bir konudan bahseden bir adamın kararsızlığıyla. Bel-ki başka birinin daha. "Niye.

Kadir'i sorumlu tutmamalısınız. eğer somut bir kanıt ya da doktorların akli melekeleri yerinde değildir raporu vermedikleri. heyecanlan. "Ziya Bey haklı" diyerek onayladım patronlarını. Eğer Cavit'i gördüm diyorsa herif hâlâ delidir işte." Yitirdiği cesareti yerine gelirken yeni bir sınava . Daha kadıncağız leb demeden leblebiyi anlayıp sokuyor lafı. beden dilleri." Üçlü hızla toparlanmaya başlamıştı. "Ben fark edememiştim. "Evet. "Kadir'in ekibi pazartesi günü çalışacaktı. 'S' ve 'r' harflerini söylerken zorlanıyordu. Kimseye görünmemek için de gizlice girmişler içeri. Bu. "Bu bir kaza." öylece durmuş onları izliyordum." Soruşturmayı hemen kesmek kuşku uyandırabilirdi. Yani Kadir asla lobiye çıkamazdı." Adamları zayıf yerlerinden yakaladığımızı anlayan Mennan. açık verdiğini sanarak kekelemeye başladı. ne de Kadir Gemelek'in tanıklığı yeterli değildi. Söyledikleri sözler.. Serhad'ın kafası karıştı. Serhad Bey günlük giysileri içindeymiş." Başımla Serhad'ı gösterdim. Şimdi bir dillenmiş.. Tamam bana da pek mantıklı gelmedi sözleri.www. "Yeniden kazanmış galiba. "ikiniz. "Aslında bütün kabahat Kadir'in" diye karşı saldırıya bile geçti Serhad.kelamdenizi. inanılır bir tanık bulamazsam. size son bir sorum daha var. Londra'dan gelen.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. şimdi siz söyleyince anladım." Hazırlıksız yakalanmış bir suçlu gibi koltuğunda küçülmeye başladı Cavit. korkulan. "İmkânsız" diyerek yetişti Serhad.. karısına laf yetiştiriyor ama dikkat ettiysen zaman zaman dili dolanıyordu. bütün afra tafrasına rağmen aslında aptal bir kadından başka bir şey olmayan. "Ayrıntı verdi" diyerek blöfüme başladım. Kabahat de Kadir'in filan değil." "Lafı soksa ne olur abi" diyerek karşı çıktı Cavit. "Ben yangında yoktum. "Valla çok dikkatlisiniz Miss Karen" diyerek o da katıldı oyuna. "Saçmalıyorsun" diyerek toparlamaya girişti Ziya. Ben nerden bileyim yangının hangi gün çıkacağını?" ipin ucu kaçmak üzereydi.com Kadir keşke iyileşse ama doktorlar akıl sağlığını tümüyle yitirdi diyorlardı. Serhad'a yakalanmaktan çekinirdi. öğrendiklerim hiçbir işe yaramayacaktı. yeteneksiz sigorta eksperi rolüne geri dönmeliydim. ama dibe vurmasına izin vermediler. "Yanlış anlamazsanız. Haklısınız. muzipçe ışıldadı yeşil gözleri. ama siz tuhaf bir kıyafet giyiyormuşsunuz. Hem de eskisinden daha akıllı olmuş ki göreceksin." Katil olduğundan emin olduğu zanlıyı sorgulayan bir polisin kararlılığı okunuyordu yüzünde. Ne diyorsun be? Ben." Hiç beklemediğim bir girişimde bulunarak zeki biri olduğunu bir kez daha gösterdi iş arkadaşım. "Lobideymişsiniz. "Ne. Yangından evvel. zaman zaman dili dolanıyordu. karısı Nimet susturup dururdu bunu." Gözlerimi temizlik manyağı bu kel güvenlik elemanının yüzüne diktim. "Eğer pazartesi günü işini yapsaydı.soncemre." "Evet" diye destekledi adamını Ziya. tipik kafa travması belirtisidir. Ben bile yangından sonra fark ettim onları. "Sanki yangının salı günü çıkacağını biliyormuş gibi konuştun. Cavit'e döndüm." Sonunda anladı bizimki. O nedenle şimdi geri çekilmeli. ama oğluna nişan yapacak diye bize haber vermeden salı günü geldiler işe. "Valla Ziya" dedi neşesini gizlemeye bile gerek duymadan. "Mennan öyle bir şey söylemedi. tepkileri her şey ama her şey kafamdaki senaryoyu doğraluyordu. Kim arkadaşlarının ölmesini ister? Kaza işte. Sanırım hâlâ travması devam ediyor. yüzlerindeki mimikler. Ama ne bu sonuç. "Kadir ve ekibi lobiye hiç çıkmadı ki.." Ne yapmaya çalışıyor bu kadın diyerek hayretler içinde yüzüme bakan Mennan'a döndüm. yangında kimse ölmemiş olurdu.

bu odanın mutlak hâkimi gibi oturuyordu Ziya. "Evet. sadece saygı değildi bu. defneli. Rumlarla birlikte yaşamışlar. Elinde kesik başı tutan Perseus'un mozayiği önünde." Öfkeli bakışlarını kel adamına çevirdi. "Tamam da yani ben orada yoktum" diye papağan gibi tekrarladı. "Bizim Cavit'in kafası kalındır biraz geç anlar. uzatma. Ayrıca bunu yapmak da istiyoruz. ortamı gerginleştirecek diye geçirdim aklımdan. Adamının huysuzluk yapmasına daha fazla katlanamadı Ziya. demek sanatçı olmak hayalleri vardı sigorta şirketini kazıklamaya çalışan bu turizmcinin. İşte bu Ziya'nın öteki yüzüydü." Yeniden kafası kalın Cavit'e döndüm. "İş buraya varsın istemezdim. "Önce soruyu dinlesene Cavit" diye azarladı. hem de mahcup olmuş bir tavırla.www. Aya Eleni Kilisesi de var. açıkça korkuyordu patronundan. o gün yangın yerinde değildim. "Lütfen Miss Karen. "Demek fotoğraf çekiyorsunuz ha?" Utanır gibi oldu Ziya. Muhteşem bir yer Sille. Miss Karen'ın sorusuna cevap ver yeter. "Ziya Beyle birlikteydik. lavantalı sabunların adını ezbere sayarsın.com "Sorun ama ben peşinen söyleyeyim. "Sizden tek öğrenmek istediğim. "Tripod oğlum. tripod. "Kusura bakmayın Ziya Abi. şeyi taşıyordum. Kendi sözlerine kendi de gülüyordu Ziya." Bu herif gerçekten de gerzeğin biriydi. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Biz hepsini yanıtlamakla yükümlüyüz. Hiçbir şey açıklamak zorunda değilsiniz. "Hepinizden çok özür dilerim" dedim hem çekingen. Dünkü saygılı genç işadamı gitmiş. yapmadı tane tane konuşarak yanıtladı sorumu. Aya Eleni Kilisesi'ne. ama salak kaşınıp duruyordu işte. Sille'ye gitmiştik. ben de üç ayaklı tri. Ulan Cavit bütün deterjanları bilirsin. Bizans İmparatoru Konstantinos'un annesi Helena yaptırmış. zeytinyağlı. Bizden saklamaya çalıştığı gerçek kimliği." "Tamam Cavit. Yeni sezon için hazırlayacağımız broşürde kullanmak amacıyla fotoğraf çekmeye gitmiştik Sille'ye.kelamdenizi.." Konudan uzaklaşmak için şahane fırsattı: "Tabii neden olmasın" diyerek ilgilenir gibi göründüm. Sonra Türkmenler gelmiş. Ziya Bey fotoğraf çekiyordu. "Ne kem küm ediyorsun!" Keline kadar kızardı Cavit. Hristiyanların zamanında dini merkezmiş. "Ama Kadir'in sözleri raporumda yer alacağı için sizin yanıtınızın da yer alması lazım. "Size inanıyorum" dedim usulca başımı yana eğerek..soncemre. yangın sırasında nerede olduğunuz. Lütfen aklınızda ne varsa. Sizin aklınızda bizimle ilgili en küçük bir kuşku bile kalmamalı." Gergin bir tavırla oturduğu yerde kıpırdandı Cavit yine abuk sabuk konuşacak Ziya'yı sinirlendirecek." "Hay. yani ben. Altı bin yıllık bir yerleşim yeri. benimle beraberdi.. Bana bulunduğunuz yeri söylerseniz konu kapanacak. Ben sadece raporumu tamamlamak istiyorum." Konuşmama daha fazla izin vermedi Ziya. yerine güvenlikçileri-ni bile korkudan titreten bir tiran gelmişti. . sorun." Herkesi bir gülmedir aldı. Sessizliği ben bozdum." Derin bir sessizlik çöktü odaya. Vaktiniz olursa sizi de gezdirmek isterim. bir tripodu öğrenemedin..com girecek olması canını sıkmıştı. dilini eşek arısı soksun" diye yarı şaka yan ciddi gürledi Ziya." "Yok zaten. Suratı hâlâ kıpkırmızıydı. o yüzden soruyorum." Onunla tartışmak gibi bir niyetim yoktu.

" Hayranlıkla süzdüm Ziya'yı. atkuyruklu bir lavuk. hepsi buradaydı." Ziya ile Cavit memnundu. gösterişsiz bir takım elbise giymişti. "Gözlerin değil kızım. dün geceki uykusuzluk nedeniyle öyle görünüyordum herhalde. Güzel bir sürprizle karşılaşmış gibi: "Aa İzzet Amca orda miydin?" diye söylendi Mennan. "Poyraz yüzündeki anlamı vermiş sana. gözlerindeki hüzün. Bir herif gelmişti istanbul'dan. İşte o evi bulmuştum sonunda." Yanlış değerlendireceğimden korkar gibi usulca salladı başını. . gülümsediler ama deminden beri sessizce. ilgili genç işadamı olmuştu. bahçedeki havuz. abartısız bir heyecanla bakıyordu. "Zamanımız olursa fotoğraflarınızı görmek isterdim. Hobi düzeyinde filan işte. Geniş bahçeye girer girmez anladım." Hayret. "Merhaba" diyerek ben de yaklaştım yaşlı adama. gitti. burası Konya'ya ilk geldiğimizde babamın beni getirdiği o büyük evdi. soracaklarım bu kadardı." "Evet. geniş bahçe.soncemre. yüzündeki solgun ışık da babana benziyor. "Ne demek Miss Karen. "Buradayım." Mevlevi dergâhının iki kanatlı ahşap kapısına ulaştığımızda gündüzün boğucu sıcağı sona ermiş. kötü kötü kokuyordu. Aklımdan bunlar geçerken o sözlerini sürdürdü. gözlerimin babamınkilere benzediğini söylerler.. deniz yeşili gözler." Yeniden o kibar. "Ziya Abi çok güzel fotoğraf çeker." Sesin geldiği yöne dönünce gördüm. aklına geleni söylemekten çekinmeyen dudaklar. "Kusura bakma seni göremedik." "Hobi olur mu?" diye yaltaklandı Cavit. Eminim ayda bir filan yıkanıyordur. "Nasılsınız?" Sanki karşısında çok iyi tanıdığı biri varmış gibi aşina gözlerle süzüyordu beni." Dört erkekle bu kadar sohbet yeterdi.com "O kadar da iyi değilim. Pis bir adam.. Zamanınızı aldığım için lütfen beni bağışlayın. yakasız bir gömlek. afişte de Ziya Abi'nin çektiklerini kullandık.. Mennan hariç herkesi tek tek süzdüm. Yaşlı adam da daha Mennan doğrulmadan dudaklarını genç hemşehrisinin eline değdirdi. İncecikti. "Kızıla çalan san saçlar. Bozulmamış bir masumiyet. Bir çuval parayı aldı. "Teşekkür ederim. benim için zevk olur. iki katlı kerpiç ev. "Merhaba" dedi yumuşak. yaşlı bir ses güllerin içinden. "Biz teşekkür ederiz" gibilerden bir şeyler geveleyerek. "Babamdan çok anneme benzetirler beni" diyecek oldum. Kokuları bütün bahçeyi tutmuştu. Bir baktık ki çektiği fotoğraflar Ziya Abi'ninkilerin yanında hiç kalır. iri gözleriydi.. İki hafta çalıştı. çocuksu bir ışıltı. Yıllar önce geldiğimde de tanık olduğum bu davranışa artık şaşırmadım ama niye böyle yaptıklarını da merak etmekten kendimi alamadım. koyu renk. hoş kokulu bir serinlik çökmüştü her yana. Zaten broşürde de. Güya ünlü bir fotoğrafçıymış. Zayıf yüzünün en ilgi çekici kısmı tarçın rengi. "Poyraz" diye fısıldadı." Saygıyla eğilerek İzzet Efendi'nin elini öptü. Üzerlerinde Arapça yazılar bulunan sarıklı mezar taşları. nasıl da hatırlıyordu annemi! Sevmeye başlamıştım bu ihtiyarı. "Susan Hanım'ın da seninki gibi çok güzel bir yüzü vardı" diyerek kibarca kesti sözümü.www. geniş özgür bir alın. Evin önünde kırmızı mayıs gülleri karşıladı bizi. 30 "Savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır. Duvarın dibindeki ahşap masayı çevreleyen dört iskemleden birinde oturuyordu. uzun servi ağaçlarının yan yana sıralandığı taş yol." Kederli bir insan sayılmazdım.kelamdenizi. konuşulanları dinleyen Serhad'ın çipil mavi gözleri kuşkuyla kıpırdanmayı sürdürüyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

" Ansızın sağ elini uzattı. daha çocuğuna karşı görevlerini bile yerine getiremeyen sorumsuzun biri" diyecek halim de yoktu. şimdi ne yapacaktım. "Bir çocuğa beden verebilirsin ama onun kalbine. bizim Poyraz'dan miras kalmış. Ama.soncemre. Herkes kendi hayatını yaşar. yüzümün gölgelerinde babamın siluetini arayan bu yaşlı adama.kelamdenizi. az içer." Sustu. Ama insanı. "Baban da öyleydi. çok düşünürdü. senin yüzüne ışığı vuran mana. dostça sıkmakla yetindim. Işığınız yüzüme vursun da Poyraz'a duyduğum hasreti gidereyim biraz. "Her duyduğun söze inanma evladım" dedi boşvermiş bir tavırla. "Kusura bakmayın." Öz-lem yüklü bakışlarını bana çevirdi. Yaşlı adam." Bu ilginçti işte. Çünkü beden tüketir. az konuşur. az yer. Bedeninden çok." Şaşırdım. ben kahve yaparım dersen. "Ziya Bey. "Ne dersiniz Miss Karen?" "Teşekkürler ben istemem. evet karşıma. "Hem sohbetin vereceği tat. gönlünü beslemeye çalışırdı. size pek benzemiyor" dedim aralarındaki ilişkiyi anlamak için. gönül ise çoğaltır. uzattığı eli öpmeli miydim. benden önce soldaki iskemleye teklifsizce yerleşen Mennan'a döndü. yirmi küsur yıl önce beni bırakıp giden arkadaşını övüyordu sözleri.com "Ama ben görünenin güzelliğinden bahsetmiyorum. Şu. demek İzzet Efendi de pek hoşlanmıyordu oğlundan." Bir şair gibi konuşuyordu İzzet Amca. Bir tek kendisinin geçmesine izin verir. köpüklü bir kahveden daha lezzetlidir." "Siz isterseniz yaparım" diyerek hareketlendi Mennan. "Hoş geldin. "Yani kişilik olarak diyorum. "Eksik hatırlıyorsun cancağızım" diyerek uyardı. kırılması imkânsız kaim halkalardan oluşmuş bir zincir. ona bak.www. "Hikâye öyle değil.. söyleyen kim. çok okur.. çok dinler." Hayal kırıklığı yerine derin bir merak belirdi Mennan'ın yorgun yüzünde. ben görünmeyenin manasından söz ediyorum. "Unutmuşum herhalde" dedi ilgili bir öğrencinin iyi niyetiyle. ama ocakçı gelmemiş daha." Derinden bir iç geçirdi. herkes kendini yaratır. yoksa tokalaşmakla mı yetinmeliydim? Öpmek içimden gelmiyordu. Tuhaf bir ifade belirmişti yaşlılığın ele geçiremediği gözlerinde. "Belki saçmaladığımı düşünüyorsun ama inan bana. "Ziya sağlığınızın bozulduğunu söyledi" diye mırıldandı endişeyle. "Size bir şeyler ikram etmek isterdim. Sesimi çıkarmadan gösterdiği yere oturdum. oğlunun ölümünü isteyen adamın hikâyesi. şöyle oturun. İnsanın elini kolunu öyle bir bağlar ki. Kan bağı bir imtiyaz değildir bu yolculukta.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Buyrun kızım." Zekice kıpırdandı çocuk gözleri. çarpıntı yapıyor" dedi izzet Efendi. ." "Ben de istemem. "Sözün ne dediğinden çok. O mana ki ancak sezgiyle kavranabilir." Mennan'ın yorgun gözleri yeniden canlanmaya başlamıştı. Hiçbir alınganlık belirtisi göstermedi." "Şu Kabe'deki dervişin hikâyesini hatırlattı sözlerin bana" diye katıldı konuşmaya Mennan. "Önemli bir şey değildir inşallah?" Yüzünü ince bir gölge kapladı İzzet Efendi'nin. Aksine çoğu zaman aşılması zorlu bir engeldir. Oysa ben babamın bu övgüyü hak ettiğinden emin değildim. ruhuna tesir edemezsin. kendisine götüren köprü çok incedir. "Hani sen anlatmıştın ya İzzet Amca. yere göğe konduramadığınız o arkadaşınız. çok dar. hiçbir zaman kurtulamazsın.

kendisine yemek ısmarlayan cömert adama bakmaya başlamış.www. 'Sen çocuk değil. yıldızsız bir gökyüzü gibi boş.soncemre. ama mutlu değilim. "Demek Şems-i Tebrizi Hazretleri'ni biliyorsun. haram yeme. Hayatım. "Anlatır mısınız lütfen. söyle bana canın ne yemek ister?' Derviş sevgiyle bakmış adama. Allah onun sırrını kutsasın Tebrizi hazretleri gibi gezgin bir derviş. 'Ey Allah'ın cömertliğine nail olmuş kişi. bir parça kuru ekmek. 'Allah sana çocuk verirse mutlu olacağından emin misin?' ikisi arasındaki farkı nereden bilsin adamcağız.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.' Gezgin derviş derinden bakmış adamın gözlerine. Neyse biz hikâyemize dönelim.kelamdenizi. 'Peki o zaman' diye fısıldamış derviş. Akşam eve dönünce. ne de kötü bir söz sarf et. mana peşindesin' diye açıklamış. . çocuğum yok sadece. Derviş kuru ekmekten bir ısırık. sevdiğim bir de eşim var. gözlerindeki kederi görünce sormuş: 'Çocuğun olmasını neden bu kadar çok istiyorsun?' Dervişin derdini bilmesine adam çok şaşırmış. kötülüğü kalbinden uzak tut. Sağlığı yerinde." "Madem istiyorsunuz anlatayım o zaman" diyerek başladı hikâyeye.' Birlikte oturmuşlar çorbacıya. Adamın yüzündeki mutsuz çizgileri.com "Bir daha anlatsana İzzet Amca. bir çocuğum olsa eksikliğim gider. Yoksul giysiler içindeki gezgin derviş. Belki diyorum bu eksikliğin nedeni çocuktur. Gönlü yüce olan adam hiç tereddüt etmeden kabul etmiş bu isteği: 'Elbette. "Bir zamanlar Bağdat'ta kendi halinde yaşayan bir adam varmış. Evet. Kurnazlık yapma. çorbadan iki kaşık aldıktan sonra tabağı önünden itmiş. Ne kimseye yalan söyle. tersine mutlu olmuş gibi gülümsedi. bütün inancınla secdeye eğil.' Adamcağızın gözleri panldamış. bütün saflığınla. büyücülere taşınmış. Samimi bir tavırla açıklamış. adama yaklaşmış. gerçek bir ziyafettir bana. Çünkü her şeyim var. Ama bir türlü çocuğu olmu-yormuş.'Yağsız bir paça çorbasıyla. Tam umudunu kestiği sırada gezgin bir dervişle karşılaşmış Bağ dat'ın bedestenlerinden birinde. 'Eminim. "Şems-i Tebrizi gibi mi?" Hiç bozulmadı araya girmeme. yok zavallı adamcağızın hanımı bir türlü hamile kalamıyorum. sağlığım yerinde. çiçeksiz bahçe gibi acınacak halde." Bana kalsa babam hakkında konuşmayı seçerdim ama iş arkadaşımın öyle istekli bir hali vardı ki: "Ben de merak ettim şimdi" dedim mecburen.. güneşsiz geçen bahar mevsimi gibi yavan. 'Hamdolsun malım mülküm var. 'Sana derdinin ilacını söyleyeceğim. mutlu bir evlilik süren bir adam. adaklar adamış. 'Yarın uyandığında tertemiz yıkanarak çık sokağa. Doktorlara gitmiş." Gezgin derviş lafını duyunca îzzet Efendi'nin sözünü keserek sordum. Eminim Miss Karen'in da hoşuna gider. varsıl. bütün kalbinle. bu fakirin karnını doyurur musun?' diye sormuş. pür dikkat dervişin ağzından çıkacak sözleri dinlemeye başlamış. mutlu olurum' demiş. yoksulları sevindir ama böbürlenme. Tek dileği bir evladının olmasıymış.

ne kimsenin canını yakmış. Mecnun gibi dolaşıp duruyormuş. karısı adama nur topu gibi bir erkek çocuk doğurmuş. Yaradan'a dileğini söylemiş. 'Ben dönmezsem. büyücülerin. arınmış tertemiz çıkmış sokağa. Seni bulmam için çocuk özlemimi gidermem gerek. ne yalan söylemiş. koklamış. Artık eli işe güce varmıyor.' Adamcağız hiçbir şey anlamamış dervişin sözlerinden ama çocuk sahibi olmak için her umudun peşinden koştuğundan.' Adamcağız. Ona de ki: Ey göğü ve yeri yaratan. Sabah namazını kıldıktan sonra hanımının yanına var. ağlamasına aldırmadan. Cevap bu-lamadıkça sorular çoğalmış. 'Yaptıklarımızın ödülünü de. cezasını da kendimiz veririz kendimize. feraset sahibi kocakarıların yapamadığını o giysileri yırtık pırtık. on gün sonra bir oğlun olacak.com Allah'a yakarmaya başla. her kulun hakikate ulaşma yolu farklıdır. tekrar tekrar isteğini dile getir.soncemre. bunları harcarsın' diyerek düşmüş yollara. sabaha kadar tövbe istiğfar eyleyerek. Dokuz ay on gün sonra. Ve annesinin huzuruna varıp. kötülüğümüz de karşılıksızdır' demiş mağrur bir ifadeyle. ama bir yandan da derviş bu mucizeyi nasıl gerçekleştirdi diye düşünüp duruyormuş. 'Benim. 'Bizim iyiliğimiz de. şehrin sokaklarında. Yunmuş. bebeğini seviyor. Sabah namazını kıldıktan sonra da varmış hanımının yanma. Allah'ın aşkıdır. Ey rahman ve rahim olan. deri kaplı elyazması kitaplar okumuş ama bir cevap bulamamış. Mutluymuş mutlu olmasına ya. karışık bir hal alarak büyük bir sırra dönüşmüş. onu yatağına al. Gün gelmiş o küçük bebek eli işe. Adam. Oğlunu görmek için her gün erkenden eve geliyormuş. Bir gece uykusunda dervişin sesini duymuş. "Olup biteni bir tek o derviş anlatabilir bana. aklı dünyaya eren güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuş. Ama bilirsin ki. Evine dönünce de secdeye varıp. saçını başını yolup. ama bulamamış. dile benden ne dilersen. Bana bir çocuk ver. Hanımını kaldırmış. 'Eğer bu söylediklerin gerçek olursa. Odada biri mi var diye kalkmış yatağından ama kimseyi görememiş. oğluma da yetecek kadar paramız var. yakarmasına. ne güzel karısıyla. Sabah namazı vaktine dek yakarmanı sürdür. Ve dervişin dedikleri gerçek olmuş. altınlar hediye etmiş. saçı sakalı birbirine karışmış derviş nasıl yapabildi acaba diye merak ediyormuş. Bu lütfü benden esirgeme.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. o dervişi bulmam gerek' demiş kararlı bir tavırla. ne bir kalp kırmış. henüz dünyadan haberi olmayan bu minik canla oynuyormuş.' Derviş adamı ellerinden tutup kaldırmış. işin içinden çıkamayınca ulemalara taşınmış. gün ışırken kararını vermiş. ertesi gün harfi harfine yerine getirmiş dervişin söylediklerini. Allah'ın aşkına ulaşmak için dünya sevgisinden vazgeçmelisin' diyormuş. Bütün gece dervişin sözlerini düşünmüş.' Zavallı kadmın yalvarıp. sana da.kelamdenizi. Ey cömertliklerini saymakta dilimin aciz kaldığı sultan.www. Hanımı hamile kalmış. 'Öldüyse . işte o sır. Kadın oğlunu yalnız başına büyütmüş. ne taparcasına sevdiği oğluyla vakit geçiriyormuş. karısına değerli taşlar. dervişin ayaklarına kapanmış. 'Bu benim kaderim. Doktorların. Adamcağız çok mutlu olmuş. Gidiş o gidiş. oğlunu kucağına almış. ne kul hakkı yemiş. ödüllendirmek için her yerde gezgin dervişi aramış. 'Aradığın benim sırrım değil. bunu yaşamam lazım' diyerek malını. Aklında günden güne büyümüş bu soru. bilginlere danışmış. 'Babama ne oldu?' diye sormuş. adamın hayatının manası oluvermiş. mülkünü hanımına bırakmış. öpmüş. Dokuz ay. Bana hakikat kapısının yolunu aç. başına gelenleri tek tek anlatmış.

elleri gökyüzüne açılmış.' Kadın tıpkı kocasına yaptığı gibi oğluna da yalvarmış. şehirler. 'bu işin içinde başka bir iş var. hatta önce benimkini al diye rica ediyor. 'Baba' diye seslenmiş ürkek bir sesle.. oğlumun canını al demiyor. gizli hikmet içeren derin bir hikâyedir. yırtık pırtık giysiler içinde bir adam. Bakmış saçı sakalı birbirine karışmış. "Adam da bundan mutluluk mu duyuyor?" diye çıkıştım.' Ama ihtiyar öyle bir âlemde ki yine duymamış oğlunun sesini. Ama Allah takdirini oğlunun canını alarak kullanıyor. ansızın nefesinin kesildiğini hissetmiş. 'Yok' diye söylenmiş. babamı bulacağım. Ben gidip. Tanıyınca oğlunu. gözleri karararak. 'Baba!' Adam durmuş. 'Hayatta senden başka kimsem yok. "Kusura bakmayın ama burada gizli hikmet filan . Babasını sora sora. Dokunmaya çekindiğinden. "Perdenin öteki tarafından bakıyorsun kızım. yere yığılıp ölmüş. Gözlerinden yaşlar boşanmış. Derhal göstermişler yaşlı adamı. ama perdenin bu tarafına geçecek olursan. İyice bağırmış delikanlı..' Delikanlı hemen koşmuş Kabe'ye." Artık bu kadarına dayanamadım." Yaşlı adamın sakinliği. gözlerini kısarak bakmış gölgesiyle güneşini engelleyen delikanlıya. Bu bir vahşetti ama o benim gibi düşünmüyor olacak ki gülümseyerek Mennan'a açıkladı. 'Dünya nasıl güneşin etrafından dönerse. beni iyice sinirlendirdi. Heyecanla yaklaşmış babasına. ya onunkini.soncemre. 'Senin aşkını kimseyle paylaşamam. Oradaki Müslümanlara babasının adını söylemiş. dudaklarında mırıl mırıl bir dua. kadıncağız sonunda olanı biteni açıklamak zorunda kalmış.' Annesi anlatmak istememiş ama oğlu ısrarcıymış.www. söylemiş. 'Onu Kabe'de bulursun' demiş saygılı bir tavırla. "Bir baba. Öğrendikleri onu sonunda Mekke'ye kadar sürüklemiş. Sen de gidersen ben ne yaparım' diye ağlamış. kervansaraylar.' Neler olduğunu anlayamayan delikanlı şaşkın bakarken. ya benim canımı al. 'Baba. Duymamış ihtiyar. 'Ey Allah'ım' demiş yalvaran sesiyle.kelamdenizi. Bir hafta sonra da yollara düşmüş. küçük adımlarla dönüyor Kabe'nin etrafında. Mekke'de bir mescide inmiş. Ama çocuk Nuh diyor peygamber demiyormuş." İzzet Efendi'yı dinlerken tüylerim diken diken olmuştu. sanki zemheri rüzgârı esmiş gibi titremiş yaz sıcağında.com mezarını bileyim. mescitler. sağsa gidip onu getireyim. Mescitteki hoca hemen tanımış babasını. ilk iş olarak babasını sormuş. işittiklerinden bir mana çıkaramayan delikanlı. baban da bütün gün ve gece dolaşır Kabe'nin çevresinde. "Sandığın gibi adam Allah'a.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Hikmet mi?" diye sordum sesimi yükselterek. Oradan bakınca bu misal vicdansızlık gibi görünür. tek günahı kendisini aramak olan oğlunun ölümünü nasıl isteyebilir?" Hiç sinirlenmedi İzzet Efendi. delikanlı sesini biraz yükseltmiş. dergâhlar dolaşmış. Hemen bakışlarını gökyüzüne kaldırarak. bu.

"Dur evladım. "Hem benim bildiğim Tanrı kıskanç değildir. kırk dişi oğlak doğurdu. "Öz oğlunu değil. sevinçten ve mutluluktan değil. susturdu onu. "Sinirlenmedim ama sizce bir babanın kendi çocuğunun ölmesini istemesi doğru mu?" "Değil. Kimya da olmuştuk işte. İçeri bir hizmetkâr girmiş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Herkes kendi ömrünü tamamlamalıdır. Öfke. Poyraz söylemiş olabilir." İzzet Efendi kendinden emin bir gülümsemeyle dinliyordu beni. Şu hikâye bu durumu çok güzel dile getirir. Ama bu hikâye hayatımızın nasıl biteceğiyle değil.com yok. hamdolsun. "Sakin ol kızım" dedi tatlı bir sesle. kederden.' Seyid'in yüzünde tek bir kıl oynamamış." Temposu giderek yükselen konuşmamızı kaygıyla dinleyen Mennan: "Ama Miss Karen" diye araya girecek oldu. bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştu: "Ölmeden önce ölünüz. deyip geçtin." Sinirden sesimi kontrol edemiyordum. sevdiklerinizden. gözetir." Ne demek istiyordu şimdi bu adam? Gözlerimde çoğalan soru işaretlerini görünce daha bir hevesle açıklamayı sürdürdü. yine hamdolsun dedin. gönlünü yılanların çöreklendiği taşlı bir tarlaya çevirir. Bir gün Allah'ın saklı dostlarından biri. ama üzülmedin. içtendi." Sanki bu suçu kendisi işlemiş gibi utançla kaplanmıştı yüzü. 'Hamdolsun' demiş. onu anlatır. Yeniden konuğuna dönmüş. yine sağ elini göğsüne koymuş. yine dönmüş kalbine bakmış. akim gözlerini kör eder. İzzet Efendi sağ elini usulca kaldırarak. aynı zamanda acıdan." Evet. "Belki bu hadisi sen de duymuşsundur. Güneş biraz daha yükselmiş. 'Hamdolsun' diye mırıldanmış. Allah'ın gerçek sevgilileri nasıl olmalıdır. açıkça bir cinayet var. "Sinirlenmedim" diye ilk aklıma geleni söyledim. İki eliyle dizlerine vurarak: 'Felaket ya Seyid' diye feryat etmiş.' Seyid'in yüzünde yine tek kıl oynamamış. 'Ya Seyid' demiş merakla. nasıl yaşanacağıyla ilgili. izin ver Kimya kızımız düşündüklerini söylesin. sadece dönmüş kalbine bakmış." Sustu.soncemre. "Aklını öfkenin hükmünden kurtar. hiçbir şey olmamış gibi hoş sohbetine devam etmiş. Konuğu çok şaşırmış bu davranışa. yüzünden okunuyordu bu. 'kırk deveniz sele gitti. sonra sağ elini göğsüne koyarak. çadırında bir misafiriyle sohbet ediyormuş. anlayamadım." Yüzümdeki değişimden bu deyimi duyduğumu anladı. yastan ve üzüntüden de vazgeçin. Ama sadece maldan.kelamdenizi. 'Az evvel bir felaket haberi aldın. Manası şudur: Bu görünür dünyaya dair ne varsa hepsinden vazgeçin. "Hazreti Muhammed. Bana davranışını açıklar mısın?' . "Delikanlının varlığı neden engel oluyormuş adamın aşkına. öyle bir niyeti yoktu. anlamak istercesine bir süre sessizce beni süzdükten sonra sordu: "Neden bu kadar sinirlendin?" Babamın bizi terk edip gittiğini biliyor muydu bu adam? Onu mu ima ediyordu şimdi? Baban seni bırakıp gittiği için mi bu kadar sinirlendin demek istiyordu? Amacı köşeye mi sıkıştırmaktı beni? Hayır. 'Ölmeden önce ölünüz?' Bu sözler. ardından bir müjde geldi ama sevinmedin. herhangi bir canlının ölümünü istemek de doğru değil.www. 'Müjdeler olsun ya Seyid' diye sevinçle haykırmış. Başka türlü birbirimizi nasıl anlarız. 'Kırk dişi keçiniz. Masumları yok etmez. mülkten. çadıra güle oynaya başka bir hizmetkâr girmiş. çünkü çok sık dile getirirdi bu mübarek sözleri.

Nefsine hâkim olmasını hepimizden iyi bilirdi. "Vicdanlısın" dedi neşeyle. îyi haber gelince. şu aşıboyalı balkon. "Buranın bir parçası gibiydi baban. "Tıpkı Nil Nehri'ne bırakılan Hazreti Musa gibi. oğlunun ölümünü istemesini haklı kılmıyordu. bir kelebek kanadından daha hafif." Sessizce gülmeye başladı İzzet Efendi. yine kaygılandım. ama gönlün bir kez karardı mı ya da kabardı mı. "Bir sepetin içinde bırakılmış. "Bizi bırakıp gittiğinde çok küçüktüm. rüzgâr da Poyraz'ı . kaygılandım hemen gönlüme baktım." Kafam karışmıştı. gözlerim nemlenmeye başlamıştı. gönlü daha büyüktü. sevecen bakışlarını hatırladım. "Ben de çok küçüktüm onunla tanıştığımızda" dedi düzgün takma dişlerini göstererek.www. belki anlattığı hikâyedeki delikanlıyla benzerliğimi vurgulamak için. boğazıma doğru bir şeylerin yükseldiğini hissettim.' Seyid'in bu sözleri. "Sır perdesini görenler" dedim alaycı bir tavırla. bir kararma var mı diye: Yoktu. gerçek yaşam perdenin öteki tarafındadır. bir taşkınlık var mı diye: Yoktu. şeffaf bir duvar. yine hemen gönlüme baktım. şükrettim. Ama gözleri dünyanın geçici renkleriyle kör olanlar ne o sır perdesini. Ama aynı zamanda çok da inatçısın. ben ise baş olarak küçüktüm ondan. Mennan bile sinirlenmemin nedenini anlamış. Perde dediysem öyle kalın bir şey değil. "Babamı çok iyi hatırlamıyorum" diye bastırdım ruhumu ele geçirmeye çalışan üzüntüyü. "Rüzgâr" diye fısıldadı.kelamdenizi. "İlk o karşılamıştı beni bu dergâhın merdivenlerinde." Eliyle arkamızdaki dergâhı gösterdi." Babamın hiçbir zaman çatılmayan kaşlarını. bir örümcek ağından daha zayıf. yaşlı adam bir çocuk gibi safça gülümsemeyi sürdürdü." "Bir sepetin içinde bırakıldı" diye onayladı. 'Kötü haber geldiğinde. bu iyi bir huy. Çünkü bu dünya geçicidir. belki babamdan bahsederken bana karşı daha dikkatli olmasını istediğim için. "Babanın buraya nasıl geldiğini biliyorsun değil mi?" Geçen gece annemden duyduklarımı söyledim. mal mülk gelir gider sevgili konuğum. Deve." "Kimin bıraktığı belli olmadı değil mi? Yani sonradan ailesi ortaya çıkmadı. Ne düşündüğümü anlamış gibi hemen açıkladı. "Babanı buraya rüzgâr bıraktı." Emin olamadı. bir şişkinlik. Nasıl ki nehir Musa'yı firavunun sarayına götürdüyse. kırmızı güller.com Bir yaz sabahı gibi aydınlanmış Seyid'in yüzü. bir üzüntü. "Başkaları için üzülüyorsun. onu eski haline zor getirirsin. bakışlarını yüzüme dikti. Onun ufku daha genişti." Sözleri etkileyiciydi.soncemre. babam ise şimdi ancak altmışlarında olmalıydı. şükrettim. masanın üzerine yayılmış ellerini önüne çekerek toparlanmak gereği duyarken. "ölmeden önce ölünüz" hadisini çok iyi açıklar. Ama hiç etkilenmedi sözlerimden." Gizemli bir ışık belirdi gözlerinde. İzzet Efendi yetmişinde gösteriyordu. Allah'ın niteliklerinden biri. lakin senden farklı olarak Poyraz kolay kolay öfkelenmezdi. Şu serviler.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Perdenin bu tarafında insanları mutsuz edecek yeterince kötülük var zaten. yine hamdolsun dedim. Baban da öyleydi. hamdolsun dedim. Bu. bir soğan zarından daha ince. "Poyraz yaş olarak küçüktü benden. anlattığı hikâye ilginçti ama bunlann hiçbiri bir babanın. ne de arkasındaki mutlak hakikati görebilirler. şu taştan havuz gibi." Bunu neden itiraf ettiğimi bilmiyorum. keçi. "O delikanlı gibi hakikati göremeyen zavallılara karşı biraz merhametli davransalar daha iyi olacak.

"Yanlış mı? Yok. ilkinden tam üç ay sonra. şeyhinden destur istedi. müridi Hakk'a .. O burada doğdu. hiçbir zaman kavuşamayacağın. erkânı. Sonunda başını kaldırdı.com dergâha getirdi. sağ tarafa bakarak: "Şu ağacın altında durmuştuk" diyerek söze başladı. Hikmet Efendi'nin huzuruna vardı. kalbimin isteğini.soncemre. Poyraz. "Yani Allah aşkı. yine de yaşlı adamla tartışabilirdim ama işittiği sözlerden sarhoş olan Mennan: "Yani Yüce Yaradan'a duyduğumuz aşk değil mi?" diye coşkuyla söylendi. Babanın kardeşi benim.www. haklıydı Poyraz da onu seviyordu. Haklıydı. Hiçbir zaman senin olmayacak. İlk geldiğinde âşık olmuşlardı birbirlerine. ne de ben cesaret edip sessizliği bozamıyorduk. semada ak tennure içinde hak için savrulurken. Poyraz'ın yolu başkaydı. "Şeyhin yanlış yaptığını mı düşünüyorsunuz?" "Nasıl?" diyerek dalgınlığından sıyrıldı. Ölümsüz bir aşk için." Başını sallayarak tekrarladı. Poyraz o gün Hikmet Efendi'yle konuşmuş.com O kadar derin bir sevgi. "Yapmayın İzzet Bey" dedim kibarca karşı çıkarak." Dinin bu şekilde açıklanmasını hiç duymamıştım. Düşüncesi o kadar yoğundu ki ne Mennan. şeyhin hu kararını onaylamıyor gibiydi.kelamdenizi. Belki de. Ama söylediğim gibi herkes kendi yolculuğunu kendisi tamamlamalıdır. hâşâ bu konuda karar vermek bana düşmez. o kadar büyük bir saygıyla bahsediyordu ki babamdan birazdan onu peygamber ilan ederse şaşırmayacaktım." Gözlerindeki ışık kayboldu. anneninki başka. Londra'ya gitmesi için ona izin verdi. "Onunki sadece hasret. anneninki başka. Poyraz'ın bir süre kendi mecrasında akması gerektiğine inandı. birbirlerine âşık olmuşlardı. "Babanın ailesi bu dergâh kızım. ölümsüz bir varlığı sevmek gerek. "Babamın bir ailesi vardı elbette. Annenin ikinci gelişiydi Konya'ya." Manidar bir ifadeyle ekledim. "Tıpkı böyle bir bahar akşamıydı." Yaşlı başını anlayışla öne doğru salladı. "Ve burayı terk etti. annenle evlenmek için şeyhinden destur istemişti. meşrebi başkaydı. bu madde âlemine ait bir aşk için. Poyraz'ın edebi. gönlümün isteği sanıyorum." İhtiyarın. hiçbir zaman doyamayacağın. Hikmet Efendi. Belki de bu yüzden. maddi dünyaya ait bir aşk için. tıpkı beden gibi. 'Mürşit." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. rüzgârı annenin gönlünü de sürüklemişti peşinden. Poyraz'ı seviyordu. Mürşit ile müridinin arasına kimse giremez. Anlatacaklarını çok merak etmeme rağmen: "Geçici olduğunu nereden biliyorsunuz?" diye sözünü kestim. Onu etkilemeye başladığım için sevinerek sürdürdüm sözlerimi." "Allah aşkı" diye coşkusuz bir sesle onayladıktan sonra bana döndü yaşlı adam. burada büyüdü. Mevlânâ Hazretleri. Ama geçici gerçek şuydu ki. "Baban Allah aşkı ile kul aşkını birbirine karıştırmıştı. hiçbir zaman anlayamayacağın. annem ve babamın aşkları hakkında geçiciydi diye yorumda bulunması canımı sıktı. "Babamı bilmiyorum ama annem hâlâ âşık ona. Gel gelelim." Birden ciddileşti sağ eliyle arkamızdaki binayı gösterdi. beni düzelt pirim' demek istiyordu. "Evet. İnsana duyulan aşk ölümlüdür." Gözleri güllere dalıp gitmişti. Üç ay sonra Konya'ya yeniden geldiğinde annen." İzzet Efendi. Poyraz'ı da alıp gitmek istiyordu. "Üstelik bir İngiliz kızı için. hiçbir zaman terk edemeyeceğin bir varlığı. 'Benim kalbimle gönlüm birbirine karıştı.. burada yaşadı.

Arayışın bitmedi ki çaren de bitsin. 'Aklım karışık' dedi pişmanlık içinde. içindeki damlayı yok et ki. Her yol çare değildir. Londra'nın beni hakikate götüreceği şüpheli. cüzi olanı yaşıyorsun. şeyhimi terk ediyorum. Yok. Zaten Hikmet Efendi'den çok baban emin değildi aldığı karardan. aslında tam da böyle düşünmesini istediğim halde." Sözleri sona erince: . Külli aşka ulaşmak için. deniz olasın. "O günden sonra da bir daha görmedim babanı. insandan ulaşamaz mıyız diye soruyorum.com götüren kapıdır' diyor. Her ne kadar Mevlânâ Hazretleri. 'Böyle düşünme' dedim. gönlüm karışık. 'Sen merdivenin ilk basamaklarındasın. şu çınarın dibinde. Hakikat aşkının özlemiyle yanarken. O aşkın sureti bile o kadar güçlüdür ki. belki de Allah beni külli aşka hazırlıyor diyorum. Elbette. ilahi aşktan vazgeçiyorum. 'ilk muharebeyi kaybetsem de savaş hâlâ sürüyor." îzzet Efendi'nin sesi boğuklaşmış. Ben ne yapıyorum izzet? Nefsim için dergâhımı.' Yüzü ışımaya başlamıştı. 'Sen gerçek bir dostsun. Allah'a duyulan aşkın bir suretidir. Ama öte yandan Susan'ı gerçekten seviyorum.' tki gün sonra da annenle birlikte Londra'ya gitti. kalbindeki küçük sevdaya yenilen bir dervişçiğin çaresizliği. Yol çaredir. Babana da öyle olmuştu işte. 'Mücadele hiç bitmez. kişinin aklını başından alır. Söylemek zoruma gidiyor ama galiba o mücadelenin ilk muharebesini kaybettim ben. dese de.kelamdenizi.' 'Ama savaş hâlâ sürüyor' diye moral vermeye çalıştım Poy-raz'a. Hikmet Efendi'nin bildiği bir şey vardı. benim tefsirim değil bu. Tanrısal olana. "Emin olmasa yabancı bir kadının peşinden hiç bilmediği bir ülkeye gider mi?" "Gider güzel kızım. gözleri yaşarmıştı. bizi hakikate götüren yol çaredir. Allah'ın aşkına ulaşmak için insanın aşkını öğreniyorsun. 'Gönlünü karartma' dedim omuzlarından yakalayarak." "Nerden biliyorsunuz?" diye atıldım. Bazen tıpkı senin söylediğin gibi düşünüyorum. 'kalbim karışık. buyurmuştu Hazreti Muhammed. Yol aktığı sürece çare tükenmez Buruk gülümsedi. İşte bu doğru' dedi umutla. deniz de damlalardan oluşmuyor mu diye düşünüyorum. 'Bunları düşünmedim mi sanıyorsun? Bunları kendime sormadım mı? Ama şimdi iki gün sonra Londra'ya uçacakken sorular tersine dönüyor aklımda. Ben ne yapıyorum. Sonra bütün bu akıl yürütmelerimin bir tür çaresizlik olduğunu anlıyorum. bir insanın aşkı için. Savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır. bizzat Poyraz anlattı. "Çünkü insana duyulan aşk da. gider" dedi gözlerini uysalca kırparak. Yaşamadan aşkı nasıl bileceksin?' Sevgiyle baktı bana. ama bu yola girmekten kendimi alamayacağımı da çok iyi biliyorum.' Sözleri içime dokunmuştu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.' O kadar üzgündü ki inanmadığım sözleri söyledim ona. ama sözlerin gerçeği anlatmıyor.soncemre.www. 'Yolculuk sürüyor.

İzzet Bey'i yalnız bırakmayalım. "Bir saniye bekler misiniz?" İzzet Efendi'ye çevirdim bakışlarımı.. "Alo. Tam yanıt veriyordum ki.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. yoksa biz yakınlarını mı aşağılıyordu anlayamadım. Ve Konya'da kaybettiği savaşın intikamını. telefonla konuşmam gerekiyor. ama her iki olasılık da fena halde kızdırdı beni. bağışlar beni." O yüzüğün neden kanadığını en az Mennan kadar merak etmeme rağmen. sıkıntılı bir sesle söylendi." Duraksadı. Dilinin altında bir şey var da söyleyemiyor gibiydi.soncemre." Yalnızlığı seçmediği için babamı mı suçluyordu." Anlamak için sordum. "İşte bu sebepten dervişe yalnızlık gerek buyrulmuştur. ekranda tanımadığım bir numara vardı. "Ne yazık ki hemen. benim gitmem gerekiyor." "Hayrola. Ki dert onlar için derman değil. kendi derdinin içindedir. Pakistanlı bir şeyhle hakikat yolculuğuna çıkarak. "Ben Komiser Zeynep. öte yandan İzzet Efendi'nin sohbetini kaçırmak istemiyordu. "Evet Zeynep Hanım" dedim merakla.kelamdenizi. Telefona baktım." Telefonu kapatıp. şimdi bu konuyu konuşmanın ne yeri.. "Hemen geliyorum. Sonunda merakı ağır bastı "Yok" dedi oyun dışına düşmek istemeyen bir çocuğun gizli tutkusuyla. "Buraya gelirseniz daha rahat konuşuruz. "Sizi dinliyorum." "Alo Miss Karen" dedi bir kadın sesi. "En iyisi ben sizinle geleyim." "Tabii kızım" dedi nazik bir tavırla. Bazı gelişmeler oldu. "Kusura bakmayın" diye açıkladım. cep telefonum çalmaya başladı." Şimdi ne desin Mennan? Bir yandan gelen telefonu merak ediyor. rica etsem Emniyet'e kadar gelebilir misiniz?" "Hemen mi?" Duraksadı. Ama bu derdi tek başına çekmelidir. iskemleden kalktım. "Merhaba" dedim telefona. yirmi iki yıl önce Londra'da aldı.. Açtım. "Senin için kötü olmuş" dedi üzgün bir sesle. masaya oturduğumuzdan beri yüzünde ilk kez bozguna benzer bir ifade belirmişti. illettir." Gözlerini merakla bana dikmiş Mennan'a döndüm. yoksa bir şey mi buldunuz?" Sorum hoşuna gitmemişti. "Özür dilerim. "Ama gitmeden şu yüzük meselesini sorsaydık İzzet Amca'ya. yeniden masaya dönünce. "İsterseniz siz kalabilirsiniz. güllerin öteki tarafına geçerken.com "Görmediğiniz süre içinde savaşını sürdürdü babam" dedim sitemkâr bir ifadeyle.www. sizin bilgilerinize ihtiyacımız var. "Önemli bir telefon aldım. İzzet Efendi ile Mennan'ın yanında konuşmak doğru olmazdı. "Hiç ara vermedi savaşma. Dervişin dermanı. "Tamam" dedim sevinçle. On iki yaşındaki kızını ve karısını hiçbir açıklama yapmadan öylece bırakıp." Heyecanlandım: Beni aradığına göre önemli bir gelişme vardı. İzzet Amca yabancı değil. Sonra cesaretle bakışlarını bana çevirdi. "Hangi konuda?" "Şu Serhad Gökgöz hakkında. Yoksa yakınları da ortak olur bu derdi çekmeye." "Görüşmemiz gerekiyor." Galiba Serhad'la ilgili bazı bilgilere ulaşmışlardı.. ne sırasıydı ama ağzımı açmama bile fırsat vermeden atıldı yaşlı adam: "Ne yüzüğü?" ." izzet Efendi'nin tarçın rengi gözlerindeki ışık solar gibi oldu.

Şems Hazretleri'nin kanayan bir yüzükten bahsettiğinden eminim. "Yanında mı bu yüzük?" Çantamdaydı." Eksik bilgi verdiğimi düşünen Mennan heyecanla ekledi. Çok merak ettim şimdi. "Ama böyle göremiyorum. bana baktı.soncemre. Gümüş yüzüğü aldı gözlerine yaklaştırdı." İzzet Efendi heyecanlanır gibi olmuştu.kelamdenizi." İzzet Efendi bir sonuca ulaşmış gibi başını salladı. "Güzelmiş" diye mırıldandı. Dur. "Ama böyle kuru kuruya gidilmez" dedi yalancıktan kaşlarını çatarak. "Tam hatırlayamıyorum kızım. "Güzel bir sohbetti.com Yüzümdeki memnuniyetsiz ifadeyi gören Mennan işi şansa bırakmadı. "Şems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde." Ceketinin cebinden gösterişsiz. "Kitabın bir nüshası da bende olmalı." Elimi hâlâ bırakmamıştı. Allah senden razı olsun. ama Makalat'ta. Çarşıda sahaf arkadaşlar var. "Büyükler. "Topaz mı? Yok lal olmalı. iki avucunun arasına aldı." Taşını inceledi. "Kitabı buluruz Miss Karen. burnunun ucuna yerleştirdi.www. yaşlı bir adam verdi Miss Karen'a. "Seni gördüğüm için çok mutlu oldum. "Nasıl biriydi sana bu yüzüğü veren kişi?" "Tanımadığım biri. dudaksız sözler söyleyeceğim / Bütün kulaklardan gizli sırlardan bahsedeceğim / Bu . Yüzüğü çıkarıp İzzet Efendi'ye uzattım. akik taşı bu. belki şu Makalat adlı kitaptan kanayan yüzüğün sırrını öğrenebilirdik." "Teşekkür ederiz" diyerek yaşlı adama elimi uzattım. "Taşı kanayan bir yüzük" diye açıkladı aceleyle. Yüzüğün kanadığından da emin değiliz. O kitapta taşı kanayan bir yüzükten bahseder.. "İnce bir işçiliği var. bir daha okuyayım bakayım şu kanayan yüzük hikâyesini." Başını yüzükten kaldırıp. "Sır gibi: Göründüğü anda kayboldu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Mennan ile İzzet Efendi'nin heyecanı bana geçmişti. Yaşlılık işte. "Akşam ben de bakarım kütüphaneme" diye hevesle söylendi İzzet Efendi. siyahlar giymiş bir adam. Yemden baktı yüzüğe. siyah saçlı. türbede taşı kanadıktan sonra naylon bir poşetin içine koymuştum. merakla sordum. Belki de ucuz bir yüzüktü." Ayağa kalkan İzzet Efendi. metal çerçeveli bir gözlük çıkardı. "Şems Hazretleri'nin Türbesi'nin önünde mi?" Artık konuşmasam ayıp olacaktı." Sözlerim yaşlı adamı hiç etkilememişti. "Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makalat adında bir kitabı vardır.. Değil. "Nasıl bahsediyor yüzükten?" Üzüntüyle boynunu eğdi. değil akik." Bir eşya verecek sandım ama izzet Efendi etkili sesiyle bir şiir armağan etti bana." Her zamanki iyimserliğiyle atıldı Mennan. küçüklere hediye verir ayrılırken. "Ya da bir dilenci. gözlüklerimi takayım. "Belki bir meczuptu" diye geçiştirmeye çalıştım. siyah sakallı. Bana Poyraz'ın kokusunu getirdin." Bu iyiydi işte. onlar bize yardımcı olurlar. "Asıl ben teşekkür ederim kızım" diyerek sağ elimi. Sana dilsiz.

kelamdenizi.soncemre." Zeynep. Şirketin sahibi Ziya Bey çok güvenir ona." Zeynep Komiserin odasına yaklaştığımızda Ragıp Başkomi-ser'le burun buruna geldik. "Serhad için karanlık biri demiştiniz?" Sabahki sözlerini hatır latıyordu Mennan'a. ama uyumaktan gözkapakları şişmiş.. Zeynep Komiser anlatır umuduyla içeri girdik. "Mevlânâ Hazretleri'nin şiiri" diye açıkladı. "Aslında şirketin her işine koşturur" diye hemen katıldı konuşmaya. ama arkasını getiremedi. herkesin içinde söyleyeceğim / ama senden başka kimse duymayacak / Kimse anlamayacak. "Geldiniz mi Miss Karen." Söyledikleri. Zeynep işi kolaylaştırmak için sorusunu basitleştirdi.www. Yanında kendisi gibi iriyarı iki sivil polisle dikildi karşımıza..." Sesi sabahki yorgunluğundan sıyrılmış gibiydi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Çünkü bu Serhad itin biri. Nazik bir tavırla ellerimizi sıkarak: "Sizi böyle apar topar çağırdığımız için kusura bakmayın" dedikten sonra lafı fazla dolaştırmadan sordu: "Şu Serhad Gökgöz hakkında ne biliyorsunuz? Ikonion Turizm'de çalıştığını söylemiştiniz değil mi?" Tahmin ettiğim gibi önemli bir bulguya ulaşmış olmalılardı. Ahlaksız yani. Sabahki gibi gülümseyerek karşıladı bizi ama yüzünde giderek etkisini artıran bir yorgunluk vardı. Galiba işi çözüyoruz. Ceketini çıkarmıştı. lila gömleğinin sol koltuk altında silahının boş kılıfı görünüyordu. inşaatların başında durur." Ne demek istemişti şimdi bu adam? Sormaya yeltendim ama ne mümkün. bir soruşturmaya başlamak için şüphe etmek yeterlidir. Zeynep içerde sizi bekliyor.. Serhad hakkında hiçbir suçlama içermiyordu. Bir sırrı paylaşır gibi sesini kısarak sürdürdü sözlerini. "Bildiğiniz ne varsa anlatın ona." Serhad adını duyan Mennan da heyecanlanmıştı. "Şoförlük yapar.com sözleri sana. ne iş olsa yapar yani. Yine masasının başında bulduk onu. "Bakalım bu büyük insanın sözlerini sen duyacak mısın?" 31 ". Şiir bitince oyunbaz bir ifade belirdi gözlerinde. "Neden öyle söylediniz? Bildiğiniz bir şey mi var?" Oturduğu koltukta sinirli sinirli ayaklarını kıpırdatan meslek-taşım: "Çünkü öyle" diye hırsla söylendi. "Evet. onların parasını yer. .. Omuzuna dökülen kumral saçlarını atkuyruğu yaparak başının arkasında toplamıştı. gözlerini hevesle iş arkadaşıma çevirdi. Yakut Otel yanmadan önce güvenlik şefiymiş. küçük gözleri iyice ufalmıştı. Hayat kadınlarıyla düşer kalkar. îkonion Turizm'de çalışıyor. Ragıp bunları söyledikten sonra iki polisi de peşine takarak hızla uzaklaşmıştı yanımızdan..

duyduğunuz yasadışı bir eylemi oldu mu? Silahlı çatışma. öyle bir şey duymadım." "Siz ne zamandır tanıyorsunuz Serhad'ı?" "Ben mi? iki yıldır? Ikonion Turizm bizim müşterimiz olduğundan beri." Mennan duygularını işe karıştırmıştı yine. "Ne gibi?" "Kanımca Ziya Bey pis işlerini onlara gördürüyor. "Ama Cavit ve Serhad gerçekten de kuşku uyandıran tipler. "Sözün gelişi öyle diyorum" diye bağladı. Zeynep bunu atlamadı.. "Yukarıda Allah var. "Cavit. "Yok" dedi duraksayarak. Cavit de tipik suçlu profiline uyuyor. külhanbeyi bir ağız." Yorgun bakışları canlanır gibi oldu. tehditvari abartılı hareketler. Görseniz siz de kuşkulanırdınız. Tuhaf bir adam? Aşın titiz." Ah Miss Karon" dedi gülümsemesini sürdürerek.soncemre. Türkiye'de bu tür erkekleri içeri atacak olsaydık. "Nasıl oluyormuş o tipik suçlu profili?" Bilirsiniz işte. Memleketi bile belli değil şerefsizin. sosyopat davranışlar.kelamdenizi. İnatla başımı salladım. temizlik manyağı bir şey. Sanki gizli bir iş çeviriyorlar. Soy ismini bilmiyorum. Antalyalıyım filan diyor ama o da yalan." Tiksinti verici birinden söz ediyormuş gibi yüzünü buruşturdu. "Bir de arkadaşı var Serhad'ın" diyerek onu canlandırmak istedim. soygun diyorum. başımıza bela etti işte. caka satarak yürümeler. "Sizde nasıldır bilmiyorum ama. Tabii. Ziya Bey nereden bulduysa.www." Alnı kırıştı Mennan'ın. yüzümdeki kızgın ifadeyi görür görmez de kızından bahsetmemesi gerektiğini anladı." Yarı alaycı bir tavırla sordu. gasp.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com "Serhad ne zamandır Ikonion Turizm'de çalışıyor?" "Beş yıldır. iş dışında da bir hukukum yoktur zaten. "Size de mi zararı dokundu?" Bereket yanıt vermeden önce bana bakmayı akıl edebildi Mennan. öyle değil. yoksa bizim görüşle-rimizi umursamıyor muydu? Davranışları moralimi bozmaya başlamıştı." "Erkekler dünyanın her yerinde aynıdır" dedim konuyu dağıtmamak için. bildiğiniz." Mennan'ın anlattıklarından umduğunu bulamayan Zeynep'in canı sıkılmaya başlamıştı. patrondan çok bir mafya şefi gibi davranıyordu onlara. ülkenin yarısı hapiste olurdu." "Peki. Serhad da." İnce eleyip sık dokumaya mı çalışıyordu. Ziya. "Zaten Konyalı değil bu. îki saat önce yanlarındaydık." "Normal değil mi? Birlikte çalışıyorlar. Oraya gittiğimde görmüştüm.. "Hayır." . Üstelik Ziya Beyle de çok yakınlar. "Bana ne zarar verecek o herif. Konuşurken onları izledim.

" "Bırakmazsak! Yani biz mi?" "Neden olmasın?" dedim doğal bir tavırla. kanıtlar da. "Cinayet Masası'nın ilgilendiği konu öldürülmüş insanlardır. bir yerden atılarak ve aklınıza gelmeyecek daha çeşitli yöntemlerle öldürülmüş insanlar." İnanmayan gözlerle baktı Zeynep. Hayır. itfaiye de. ikisi de suç değil mi?" diye açıklamaya çalıştım. Tuhaf bir cinayetle karşı karşıyayız. siz de haklı olabilirsiniz.. bıçaklanarak. savcılık da önemli bir ayrıntıyı gözden kaçırmış olabilir. Tabancayla vurularak. yani yangının çıktığı gün çalışmışlar. Zeynep benimle işbirliği yapmayacaktı. Ama bu varsayımların hiçbir karşılığı yok.com "Evet. İtfaiye olayı kaza diye rapor etmiş." "Ama bir tanık var" diyerek araya girdi iş arkadaşım.soncemre. Ama sizin de bildiğiniz gibi bir soruşturmaya başlamak için şüphe etmek yeterlidir. Üç ölü var. savcılık yetkisizlik kararı vermiş." "Yakut Otel'in yakılması ya da Solak Kâmil'in öldürülmesi. Sabah da söylediğim gibi kanıt ya da tanık olmadan elimizden bir şey gelmez." "Çok emin görünüyorsunuz?" dedi inanmayan bir sesle. züppe bir polisten başka bir şey değil miydi bu genç kadın? "Solak Kâmil'in öldürülmesi bir cinayet" diye sürdürdü vaazı-nı." Önemli bir kuraldan bahseder gibi son derece ciddi bir tavırla konuşuyordu. dövülerek. zehirlenerek. ötekinde bir hırsız." Hayal kırıklığı içinde dinliyordum.. Eğer işin peşini bırakmazsak. evet" diye destekledi beni Mennan." "Ölüler değil Miss Karen. "Birinde iki işçi yaşamını yitiriyor. salı günü gitmişler. "Kimmiş bu sizin Kadir?" "Otelde temizlik yapan dört işçinin ekip şefi.. Bunlara. "Sadece şüphe. her soruşturma sezgiyle başlar." "Ve tabii Yakut Otel yangınıyla. belki de yangını Serhad çıkarmıştır..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Anlıyor musunuz Zeynep Komiserim.. "Bildiğiniz bir şey mi var?" "Şüphe" dedim ellerimi yana açarak. ama oğlunun nişanını pazartesi yapmaya karar verince. "îç içe geçmiş suçlar söz konusu. rağmen yangın bir kundaklama olabilir mi? Evet. boğularak. ." Ayrıntıları bilmediği için haklı olarak ilgi kuramadı Zeynep.. Yangın çıktığında oradaymış. bir tanık var. evet. Aslında çalışmaya pazartesi günü gideceklermiş. polis de. "Evet.kelamdenizi. Onun hakkında yanılmış mıydım? Yoksa hırs küpü.... deliller de olacak. "Aynı mafya şefi gibi. "Ama Yakut Otel yangınını bilmiyoruz. Evet. Bizim Kadir.www.

çünkü adamın üzerinde itfaiyecilerin yangında giydikleri her yanı kapalı giysilerden varmış. "Salı günü gitmiş olmaları çok önemli" diyerek sözü ben aldım. "Nasıl etsin?" Çileden çıkmak üzereydim. çünkü ondan başka hiç kimse. Ama Kadir'e şans yardım ediyor. Kadir." "Yangını Cavit'in çıkardığını nereden biliyorsunuz?" Sorusu mantıklı.soncemre. Evet. boya kutuları alev alıyor. O sırada yangını çıkartan Cavit aşağıda olmalı. Cavit de Kadir'i görüyor tabii. "Adam her tarafını gizlemiş. Çünkü Kadir'in itfaiyeci giysileri içindeki Cavit'i gördüğünü biliyor. Kadir'in peşinden aşağı iniyor. katt büyük bir patlama oluyor. Yanıtım biraz karmaşık olsa da Zeynep gibi zeki bir polisin anlayacağını umarak açıkladım: "Cavit temizlik konusunda o kadar takıntılı ki.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ha pazartesi?" Mennan toparlayamayacak gibiydi." Yine o lanet olası alaycı ifade belirmişti yüzünde. Kadir de tam o sırada itfaiyeci giysileri içindeki Cavit'i görüyor. Ancak Kadir ve ekibi nişan nedeniyle çalışma gününü salıya kaydırınca.com "Ne var bunda. ha salı gitmişler. "Evet Zeynep Komiserim. Kadir'i kurtarmayı denemiyor bile. lobiye çıkartıyor. Lobide Serhad var. Sadece itfaiyeye haber vermekle yetiniyor. İşte o anda bir başkası da arkadan başına vurmuş. elini karartacak bir alev parçası onu deli eder.kelamdenizi. oteli salı günü kundaklamayı planlamışlardı. "Pazartesi günü gitselerdi kimse ölmeyecekti. Kadir'in de öteki iki işçi gibi yangında ölmesini istiyor. Tinerler. yüzüne bulaşacak bir is. Alt. Neyse. Kadir bayılınca da Cavit elbiselerini çıkarıp otelden kaçıyor. Aslında yapması gereken bu. Ne-zihe'yi lobiye getirince Serhad panikliyor. Kadir. "Yangının salı çıkması bir raslantı olabilir." Tam yerinde girmişti söze Mennan." "Sadece bir varsayım" diye dudak büktü Zeynep. Çünkü Ziya ve adamları kimsenin işe gelmeyeceğini düşünerek." "Teşhis edememiş yani adamı. arkadaşlarını kurtarmak için uğraşırken birini görmüş. ama yapmıyor. kundaklamayı bizzat Cavit yapıyor. Bakın size şöyle anlatayım. her yanı kapalı o itfaiyeci kıyafetini giymez. Yangını kendilerinin çıkardığının anlaşılacağından korkuyor. "Peki kimmiş o gördüğü kişi?" "Tanıyamamış. işte o anda Serhad arkadan gelerek Kadir'in başına sert bir cisimle vuruyor. üstelik bunu Serhad'a da haber vermeyince iki kişi öldü." "Ya Serhad ne yapıyor? Aşağı inip Kadir'i kurtarmayı denemiyor mu?" Sonunda anlamaya başlamıştı. Böylece yangında kimsenin ölmeyeceğini düşünüyorlardı. Çünkü otelde kimsenin olmadığını düşünüyor. "Hayır." Anlatılanlar etkilemişti genç kadını ama temkini elden bırakmak istemiyordu.www. . hafif yaralanan Nezihe adındaki işçiyi sırtlayıp yukarıya." "Ama Kadir'in başına vurulması bir raslantı değil. Kadir'i görünce şoka uğruyor. Kadir.

Siz sorgucu oldunuz.kelamdenizi. "Akıllıca bir tahmin. ama bütün bunlar birer varsayım." Gerekirse dediğine göre böyle bir olasılık vardı. Serhad ile Solak Kâmil arasında ilişki olduğunu gösteren kimi bulgulara ulaştık." Pür dikkat kesilmişti Zeynep. Meydan okuyan bir tavırla sordum: "Sahi. artık omuzlarına ağır gelmeye başlayan başını avuçlarının içine aldı." "Ne yazık ki hayır.com alevler ona ulaşamadan itfaiye yetişip kurtarıyor. Bana somut bir şeyler vermediğiniz sürece de varsayım olarak kalacaklar.www.soncemre.di her şeyi hatırlıyor. "Merak etmeyin." "Akıl sağlığı yerinde değil mi Kadir'in?" "Darbeyi aldığı günlerde küçük bir travma geçirmiş.deyi kabul etmiyor." "Peki Kadir ifadesinde bunu söylemiyor mu?" "Söylemez mi? Savcı. "Bakıyorum da rolleri değiştik Miss Karen. Solak Kâmil'i üzerinize salıyor." "Alçak herif!" diye nefretle söylendi Mennan. Konya'dan ne kadar çabuk gidersem." "Sadece yardımcı olmaya çalışıyordum. . bizi buraya niye çağırdınız?" "Serhad'ı sormak için. "Aynen öyle" diyerek düşündüklerini tamamlamak istedim." İçimde kabaran umut çabucak sönmüştü. "Belki Serhad ile Cavit'in evini ararsanız." Sağ elinin başparmağını dudağına değdirerek bir süre düşündü." "Sizden başka kimse de onu ciddiye almıyor tabii. ama şim. "Evet.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Kadir'in akıl sağlığı yerinde değil diye ifa." Aklındakileri birer birer açıklıyordu. "Beni korkutarak raporumu biran önce tamamlamamı sağlamak için. gerekirse onu da yaparız. gerçeği ortaya çıkaracak ayrıntılardan o kadar az haberim olacaktı." Ellerini önündeki sumenin üzerinde birleştirerek mırıldandı. Örneğin bir itfaiye elbisesi." Güzel gözleri gizli bir öfkeyle yaladı geçti yüzümü. ben soruşturulan. "Ve sizin bu bilgiye ulaşacağınızı düşünen Ziya ve adamları. o somut şeyleri siz bulabilirsiniz. sırtını koltuğuna yaslandı. "Bize de Solak Kâmil'i tanımadığını söylemişti iki saat önce." Derin bir nefes alarak." "Neden? Serhad ile Solak Kâmil arasında bir bağ mı var?" Gülümseyerek.

." "Yanlış düşünüyorsunuz. öyle değil mi dercesine yeşil gözlerini bana çevirdi." diye söylendim. şu kendilerine dinci görüntüsü veren canilerin öldürdüğü karı kocanın da. ben de benimkini." Kendi kendine mırıldandı: "Bu iyi. soruşturuyoruz. Çünkü değil. yangında ölen o iki zavallı işçinin de katilini bulacağız. belki buradan kıstırırız onu. Fakat tamamen yanılıyorsunuz." Artık gerginliğini gizlemiyordu. Bu kadarı da fazlaydı: "Serhad'la Solak Kâmil." "Hayır" dedi başını sallayarak." Merakıma yenilerek yine sordum: "Yani arkadaş mıymış bunlar?" Sanki ilk kez tanışıyormuşuz gibi uzaklaştı." "Lütfen sözümü kesmeyin" diye uyardı. "Daha belli değil. uzlaşmak isliyordum. "Kim?" diyerek anlamamazlığa vurdu. size bildiklerimizi söyledik. Siz de öğrendiklerinizi söyleseniz belki yardımımız dokunur. "Tanımadığını söyledi" diye onayladım onu. Tam yirmi dört saatir uykusuzum ve hâlâ bu işle uğraşıyorum. "Hayatında böyle bir ismi duymamış." "Sadece ayak bağı olursunuz Miss Karen" diyerek kestirip attı. O yüzden çıkarlarımız ortak filan demeyin bana. eğer varsaydığınız gibiyse.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Biz. "Siz kendi işinizi yapın. Haksızlığa uğradığımı .. o tamamıyla sizin işiniz. "Belki sizi motive edenin para olduğunu. "Yardımlaşsak daha iyi olmaz mı?" dedim anlayışlı bir tavır sergileyerek.. "Çıkarlarımız ortak falan değil.." Öylece kalakalmıştım. işin üzerine kararlılıkla gidemeyeceğimi sanıyorsunuz. bizse adaleti sağlamak için.com "Tanımıyorum mu dedi?" Kuşkuya düştü Mennan.kelamdenizi.soncemre.www. Benim bir devlet memuru olduğumu. Sigorta şirketinizin soruşturması olsa da olmasa da bu işin sonuna kadar gideceğiz." "Ama çıkarlarımız ortak." inatlaşmak değil. Hem sadece Solak Kâmil'in değil. Ters ters baktığımı görünce: "Hiç öyle bakmayın. şirketinizin şu üç milyon paundunu kurtarmak için uğraşıyorsunuz. Ama şirketinizin üç milyon paundunu kurtarmak benim işim değil Miss Karen. bu işten doğrudan kazanç sağlayacağınız için de benden daha hevesle çalıştığınızı düşünüyorsunuz. Siz.

Siz de suçlu değilsiniz zaten. "Anlattıklarınız o kadar önemli ki. bugün yaptığınız gibi bildiklerinizi anlatırsınız. îki tarafımızdan akan ışıklı mağazaların ." Sanki az önce beni azarlayan o değilmiş gibi dost ça gülümsüyordu. şehrin üzerine sessizce çöküyordu. Hiçbir şekilde bu soruşturmayı yönlendiremezsiniz. "Çok şaşırdım" diyebildim sonunda. Anlamanız gereken şu. Artık arkada değil bir arkadaş gibi. "Ben bunu hak etmemiştim." Akşam karanlığı.soncemre. ama bunu nasıl dile getireceğimi Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." 32 "Çünkü güneşimizi kaybettik. benim de neşemiz yerine geldi.www. Eğer bize yardımcı olmak istiyorsanız. soruşturmayı siz yürütmüyorsunuz. onun yanındaki koltukta oturuyordum.com düşünüyordum. suçsuz birine asla suçlu gibi davranmam. Bana bir suçlu gibi davrandınız." Son derece rahat bir tavırla açıkladı. kıpkırmızı bir suratla hiç kımıldamadan öylece oturuyordu. Serhad ile Cavit'i sorgularken artık daha fazla malzeme olacak elimizde. yangında kullanılmış bir itfaiyeci giysisi de arayacağız." Alaycı bir sesle sordum. "Tabii.com bilemiyordum. yapacağız" dedi gizli bir gülümsemeyle. "îşe yarar mı bari?" "Yarar tabii." "Yapacağız. ama polis de değilsiniz. ellerini bacaklarının arasına sokmuş. "O zaman evlerinde arama da yapacaksınız. Mennan'ın hali benden de beterdi. "Yanılıyorsunuz Miss Karen. Konya'nın ışıklı caddelerinden birinde ilerliyordu Mennan'ın siyah Mercedes'i.kelamdenizi. Yapacağınız en büyük iyilik budur." Bizimle dalga mı geçiyordu bu kadın? "Nasıl yani Serhad ile Cavit'i gözaltına mı alacaksınız?" "Ragıp Başkomserim şu anda ne yapıyor zannediyorsunuz?" Mennan'ın da. evlerinde arama yaparken.

Ne yazık ki başlıkların hiçbirinde kanayan bir yüzükten bahsedilmiyordu. Hele benim gibi bu işe taraf olan birinin bulaşmasını hiç istemezlerdi. Ben de onlar gibi yorgundum. yüzlerinde evlerine gidiyor olmanın rahatlığı. Her ne kadar tartışma sırasında.soncemre. Emniyet'ten çıktığımızda bir süre Zeynep Komiser'in bizi şaşırtan davranışları üzerine konuşmuştuk. Yine de Zeynep'in davranışından bir parça alındığımı saklayacak değilim. on dakika sonra kitap elimizdeydi. omuzlarında günün yorgunluğu. Ama buna gerek yoktu.com kaldırımları dolduran insanlar. Dahası Konya'ya geldiğimizden beri hep o aramıştı beni. uykusuzdum. Şems-i Tebrizi'nin Makalat adlı kitabını bulmak için. Mesaj Nigel'dandı. ayım geldi. Okuduğum ilk sözcük tüylerimi diken diken etti. Şems'im. Zavallı Mennan her zamanki ezikliğiyle kadın adına benden özür bile dilemişti. bugün onunla hiç konuşmamıştım. ellerinde küçük paketleri. ne de onun sırrını saklayan kitabı düşünecek halde değildim. Nerdeyse kendimden geçmek üzereydim ki telefonuma mesaj geldiğini bildiren melodiyle irkildim. Ama şehre çöken yumuşak karanlık gibi tatlı bir uykunun usulca beynimi ele geçirdiği şu anlarda artık ne kanayan yüzüğü. Belki de abuk sabuk reklamlardan biriydi ama hiç değilse kendimi toparlamama yardımı olur. onun gösterdiği anlayışın birazcığım bile göstermemişti bana. Mennan'ın da benden çok farklı olmadığını biliyordum. Hemen Makalat'ın kapağını açıp içindekilere baktım. Üstelik Mennan'ın arabasında uyuyakalmanın hiç de güzel bir durum olmadığını bilmeme rağmen gözkapaklarımın ağır ağır kapanmasına engel olamıyordum. ama dükkân sahibi başka bir kitapçıyı aradı. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com önünden aceleci kalabalıklar geçiyordu. Otele gitmeden önce Mennan'ın sahaf arkadaşına uğradık.kelamdenizi. Tate Gallery'den çalınan Picasso eskizleri için yürüttüğüm soruşturmada Londra polisi. yürüttükleri soruşturmaya dışarıdan birilerinin karışmasından hiç hoşlanmazlardı. bunu da ancak akşam otelde yapabilirdim. Bu kararla kitabı çantama koymama rağmen kanayan yüzük hakkında yazılanları merak etmekten kendimi alamadım. Artık aramıyor mesaj yolluyordu demek. Konya'da Şems . uykum açılır diye telefonumu çıkardım. Gittiğimiz sahafta kitap yoktu. Polisler. çünkü o genç kadını nedense kendime yakın hissediyordum. Çöken karanlıkla birlikte gözkapaklarıma yayılan ağırlığa karşı koymak giderek imkânsız hale geliyordu. Demek ki bütün kitabı ta-ramak gerekiyordu. kabul etmesem de aslında Zeynep haklıydı. Zeynep sabırlı çıkmıştı yine de. Evet. Göz ucuyla beni süzen Mennan'a gülümsedikten sonra mesajın içeriğini gösterecek tuşa dokundum.www.

Geri tuşuna basarak mesajın başına gittim. Ama mesaj Nigel'ın sözleriyle devam ediyordu. Böyle düşünürken aracımız köşeyi dönerek daha geniş ama daha sakin bir yola çıktı. Ama ne yazık ki geldiklerinde Hazreti Mevlânâ öteki dünyaya göçmüştür. "Yok" dedim yüzümdeki gerginliği silmeye çalışarak.. Şems'im (güneşim) kısmına takılmıştım." Yeniden telefonumun ekranına döndüm. / Başımın sarhoşluğu geldi / Yolumu vuran geldi / Tövbemi bozan geldi / Gözümün nuru geldi / Başka ne dilediysem / İşte o dilediğim geldi. yoksa büyük şairin kullandığı bir metafor muydu bu sadece? Yanımdaki Konyalı iş arkadaşım. ayım geldi / Gözüm. Arada bir uzaklaşmak gerekiyormuş demek ki.soncemre.. İşte böyle çağırıyor Rumi. Şems adındaki sevgilisini. endişeyle sordu: "Ne oldu Miss Karen? Kötü bir haber mi?" Tam da Şems'ten bahsedilecek kişiydi Mennan. Mezarlığa baktığımı anlayan Mennan açıkladı. Çok eski bir mezarlıktır Miss Karen. kulağım geldi / Gümüş bedenlim geldi / Altın madenim geldi. arkasında sarıklı mezar taşları göze çarpıyordu. bundan emin değildim işte.kelamdenizi." "Neden Üçler Mezarlığı deniyor?" "Eski bir hikâye. "Yok bir şey.www. Ama ona sormak doğru muydu. Az sonra aralıklı demirlerden yapılmış bir kapı gördüm. Ne gözlerimde uykunun ağırlığı kalmıştı.com adını duymak. ne başımda günün sersemliği. "Üçler Mezarlığı. sen ne zaman geleceksin? Tümüyle uyandırmıştı beni Nigel'ın mesajı. Şems'im (güneşim). Peki Karen-cim. Romantik bir âşık olup çıkmıştı bizim cerrah. Yüzümdeki değişikliği Mennan da fark etmiş olacak ki. Hazreti .com bahsetmesi son derece normal bir durum olabilirdi. ama hayatında bu gezgin dervişin adını bir kez bile duymamış Londralı bir adamın sevgilisine çektiği mesajın Şems adıyla başlaması gerçekten garipti. Şems'e neden güneş diyordu Mevlânâ? Şems gerçekten de güneş anlamına mı geliyordu. Yedi yüz küsur yıl önce Hazreti Mevlânâ'ya tutkun Horasanlı üç genç onu görmek için Konya'ya gelir. Sol tarafımızda bir duvar uzanıyordu. Şiir burada sona eriyordu. Londra'dan bir arkadaş mesaj yollamış. Ne kadar büyük bir mezarlıktı burası böyle. kuşkusuz çok iyi biliyordu bu sorunun yanıtını. insanların ondan Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

biz de onun yattığı toprağa gömülmek istiyoruz diyerek Konya'da ölmeyi dilerler. Hemen sormuş Mevlânâ Hazretleri: 'Ne oldu? Neden burası böyle karanlık?' Göğün dördüncü katındaki melekler üzüntüyle açıklamışlar. Böylece mezarlığın adı da 'Üçler Mezarlığı' olur. 'Merak etmeyin Tann'nın masum varlıkları' diye seslenmiş onlara. güneşi çağrıştıran bir isim yakıştırdığı ha-yali arkadaşı Sunny. öyle sıcaktır ki. ne Sunny'den ne de içimde kabarmaya başlayan o tuhaf duygudan habersiz olan Mennan.. üç genç bu topraklarda can verir. Gökyüzünün bu katını onun ışığı aydınlatırdı. Arapça bir sözcük.kelamdenizi.' Mevlânâ Hazretleri'nin içi aydınlanmış." Demek gelmiştik. tek tek çıkmaya başlamış gökyüzünün katlarını. Dilekleri kabul olunur. 'Madem ki Hazreti Pir'i görmedik. gökyüzü kadar derin mavi gözler.com kavuşamamak. o halde konuyu çok uzatamaz diye kurnazlık ederek sordum. Değişik yoldan getirdim sizi. gökyüzündekileri de. "Onun .www. onları ısıtayım diye aşağıya indi.. "Mennan Bey. anlamı da güneş demek. Yeryüzünde soğuk kalpler varmış. Güneş ışığı gibi parıltılı sarı saçlar. Londra'nın her daim bulutlu.. öyle parlak. 'Çünkü güneşimizi kaybettik. Oteliniz de hemen şurada. 'Bizim güneşimiz Tebrizli Şems'ti. "işte Şems Hazretleri böyle ulu bir ermiştir Miss Karen" dedi arabanın frenine basarken. Şems ne demek? Bildiğim kadarıyla Türkçe bir sözcük değil. Onları da işte bu mezarlığa defnederler. âdeta kendinden geçiyordu." Başımı çevirdiğimde ışıklarla aydınlanmış binalar gözüme çarptı. o yüzden burası böyle tekmil karanlıkta kaldı. Ama ne yazık ki.soncemre. 'Şems'in ışığı öyle güçlü. "Burası neresi?" "Tanıyamadınız değil mi?" dedi gülümseyerek. konu mistik söylenceler olunca bu dünyayı unutuyor.' " Mennan bayılıyordu bu tür hikâyelere. yeryüzündeki kalpleri de ısıtmaya yeter. otelimin önüne gelmiş bulunuyorduk.. puslu günlerinde ışığı özle-yen bir kız çocuğunun. İster kendisi anlatsın. "Bir gün gökyüzünden Mevlânâ'ya gel olmuş." "Haklısınız" dedi bakışlarını yoldan ayırmadan. çocukluğumun mucize arkadaşı. "Şems'le ilgili çok güzel bir mesel anlatır Mevlânâ Hazretleri" diyerek sözlerini sürdürdü. ister başkasından dinlesin. "Mevlânâ Hazretleri'nin Türbesi.' 'Nasıl oldu bu iş?' diye merak etmiş Mevlânâ. "Şems." Güneş mi? Sunny geldi aklıma. Ulu Hazret çağrıya uymuş. içlerindeki aşkı iyice alevlendirir. Dördüncü kata gelmiş ki her taraf karanlık.com Pir'e Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. 'Güneşi nasıl kaybedersiniz?' 'Hiç sorma Tanrı dostu" demiş yaslı melekler.

"Öyle olmalı" diyerek toparlandım." "Buyrun" diye ısrar etti bebeği taşıyan eşi. kucaklarında bebekleriyle genç bir çift bekliyordu. Hızlı adımlarla otele gir-dim. restoranı arayıp derhal bildireceğim isteklerinizi. karınıza. ne de vaktim. Ama bir gün bizim eve yemeğe de bekle.soncemre.." "Bakalım." inmek için kapıya yönelmişken durdum. "Birinci kat. "Kaçıncı kata çıkıyorsunuz?" Soran genç anneydi.www.." içten bir gülümseme belirdi yüzünde. Asansörün önünde. söylerim. Dün gece yaşananlardan sonra başıma neler geldiğini öğrenmek isteyen görevlinin hevesi kursağında kalmıştı." "Teşekkür ederim" diyerek geçtim içeri. "Lütfen buyrun. ay gibi yuvarlak bir yüzü." O kadar hızla sıralamıştım ki.riz. kepek ekmeği yollarsanız daha da güzel olacak. "Gününüz nasıl geçti?" "Çok güzel geçti." Arabadan inince akşamın serin havası çarptı yüzüme. "Hepimize yetecek kadar yer var burada. meraklı görevli işbaşı yapmıştı." Farkında değilsiniz ama siz de onlardan birisiniz demek istiyordu aklınca." "iyi akşamlar. Eyvah.. "Sağ olun. yoğurt. "Emredersiniz Miss Karen. Bakışlarım bebeğe takıldı.. uzun siyah kirpikleri vardı. Onunla tartışacak ne gücüm vardı." "Tamam.com lütfuna eren insanlar Allah'ın şanslı kullarıdır. Ayrıca taze portakal suyu varsa kocaman bir bardak da ondan rica edeyim. Önünden geçerken: "İyi akşamlar Miss Karen" dedi soru dolu gözlerini yüzüme dikerek. daha önce bir gelişme olursa size haber veririm.kelamdenizi. "Tanışmıyoruz ama. Bakalım Zeynep Komiser'in soruşturması nasıl sonuçlanacak? Umarım Serhad ile Cavit'in evinde işe yarar bir şeyler bulur." . kızınıza çok selam söyleyin.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.." "Rahatsız etmeyeyim. asansörü onlara bırakmak istedim. "Gelsenize" dedi genç anne teklifsizce." "Teşekkürler. "Ama odama söğüş salata." "Anlaştık hadi iyi akşamlar.. Enfes yemekler yapar bizim Semra." Ağzını açmasına bile fırsat vermeden ekledim. Geride durdum. Sabah on gibi otelin önünde buluşalım. daha şimdiden belli olan biçimli kaşları. Gündüzün sıcak havası yerini gecenin ayazma bırakmaya başlamıştı. Neyse yarın anlarız nasıl olsa." Hiç oyalanmadan doğruca asansöre yürüdüm. Uyuyordu. bunlar benim görevim değil bile diyemedi. şu işleri bir halledelim de. Birazda yorgunluktan olacak içim üşüdü. "Bu gece rahatça dinlenelim.

" "Kaç aylık. Odam onlardan önceydi. içimde her an.www." "Adı ne?" "Celaleddin." Başka koşullarda hiç tanımadığım biri bana bunu söylese çok kızardım ama genç kadın o kadar iyi niyetliydi ki doğal karşıladım. kaşı gözü. "Ali" dedi genç baba." ilgilenmem hoşlarına gitmişti. "iyi akşamlar" diyerek kapıma yöneldim. daha gençsiniz sizin de olur. "Yok" dedi övüngen bir sesle.. her dakika büyüyen bir bebek vardı. ama ben onun nasıl bir varlık olacağını hayal bile edemiyordum. Bebeği görmem için iyice benden yana döndüren genç adam sevgiyle oğluna bakarak mırıldandı. Ne kadar tuhaftı.Anahtarımı kilide sokarken Konya'ya geldiğim ilk ." "Henüz yok." "Mevlânâ Hazretleri'ninki gibi" diye açıkladı genç kadın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Sizin var mı?" Ne diyeceğimi bilemedim.com Birinci katın düğmesine basarken açıkladı." Genç çiftin küçük oğluna bakarken. "Mu hammed Celaleddin. Yeniden bebeğe bakarak Sordum: "Çok güzel bir bebek? Kız mı?" Gülümsedi genç baba. "Teşekkür ederim. ayaklan acaba nasıl olacaktı? Hiçbir şey canlanmadı kafamda. "Hazreti Muhammed'in damadı Hazreti Ali gibi. Asansörden birlikte indik. mutlu bir hayatı olur. elleri." "Umarım." "Sağ olun" dedi genç anne. "Erkek." Galiba sesim biraz buruk çıkmıştı. "Çocuğunuz diyorum. "Biz de aynı kattayız. boyu posu. bizim bebeğimizin sekiz aylıkken neye benzeyeceğini gözümün önüne getirmeye çalıştım. Sorusunu anlamadığımı sandı." Nedense sesi biraz utangaç çıkmıştı. "Bir adı daha var. "Üzülmeyin." Yoksa Şems mi diye geçirdim içimden ama.kelamdenizi.soncemre." "Sekiz ayını dolduracak iki gün sonra. Üç gün Konya'da kalınca Türkleşmeye başlamıştım galiba..

ben de iyiyim. Bugün yoğun bir gündü. yeniden karakola çağrıldım.kelamdenizi. sabah bir daha karakola gittim. Zeynep adındaki güzel komiserle sinir bozucu bir konuşma yaptık ve az önce karnımda bir bebek taşıdığımdan habersiz olan genç bir anne. şimdi kendimi daha iyi hissediyordum. iki zorlu ameliyata girdim ama sesini duydum ya. işte bütün bunlardan dolayı çok yorgunum Nigelcım. baş dönmesi filan. üzüldüm. bir arada Mevlânâ Türbesi'ne gittim. yazılı ifade verdim. sabaha karşı ise. aklını başına toplamasını öğütleyerek onu sepetledikten sonra huzur içinde bir banyo yapıp kendime gelmek istedim. "Sağ ol. akşamüzeri ise babamın çocukluk arkadaşı İzzet Efendi'yle buluştum. sinirlendim ama yaşlı adam hiç alınmadı. hemen Nigel'ı aradım.. onunla tartışırken telefonum çaldı. diyemedim. dün gece bir kapkaççının saldırısına uğradım. "Bugün biraz bulantım vardı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çok ilginç ve öğretici bilgilerle dolu olan bu gezi Şems'in verdiği yüzüğün kanamasıyla heyecanla sona erdi. nasılsın?" "İyiyim. çilem yine bitmedi.. "Merhaba Nigel.soncemre." . uykumun kâbusu oldu." Hamileliğimle ilgilenmesi hoşuma gitti. bir kez de başım döndü. sevgi doluydu.www.. babam hakkında hiç bilmediğim konulardan bahsetti. ikinci çalışında açtı. sarsıldım. yangın soruşturması için iki ayrı mekânda dört ayrı insanla konuştum. ne gezer.com günküne benzer bir burukluk hissettim içimde. o sırada gerçek bayatta. Sen nasılsın?" Sözleri ilaç gibi gelmişti. uyudum ama yolladığın şiirde bahsedilen Şems yakamı bırakmadı. "Karen iyisin değil mi? Yani hamilelikle ilgili bir sorun yaşamıyorsun. böylece ben daha çok sinirlendim. kafasını yedi yüz yıl önce yazılmış bir kitaba takan Mennan gelip mistik komplo teorileriyle canımı sıktı. Derin bir yalnızlık.İçinde çocukluğumun hayali arkadaşı Sunny'nin de bulunduğu yine Şemsli bir kâbus bela oldu başıma.. Bulantı. karakolda polise ifade verdim. ikinci konuşma oldukça gergin geçti. düşecek gibi oldum. "Alo." "Sesin yorgun geliyor biraz. Elimden geldiğince sesime dinç bir hava vermeye çalışarak: "Benim için de yoğun bir gündü" dedim. bana saldıran kapkaççı vahşi bir şekilde öldürüldü. çocuğum olması dileğinde bulunarak duygularımı altüst etti. polisler de doğal olarak otelimi basarak beni sorguya çektiler. Ama ikna olmadı Nigel. gördüğüm kâbustan daha dehşet verici olaylar gerçekleşiyordu. Odaya girer girmez. bir terk edilmişlik duygusu. Karen?" Sesi canlıydı." Normal. şimdi iyiyim.

O da otuz yıl önce bir barda herkesin gözü önünde marihuana içerken. "Matthew'ün ölümünden beri fazla hassas. Ama ne demek istiyorlardı bilmiyordum. Eğer polis içeri atmazsa. barış yürüyüşüne katılacakmış. onun yarattığı birinde görmek gibi bir şey. Şems hakikate ulaşmaktan bahsediyordu. Öğleden sonra. Hıristiyanlıktaki azizlerin birbirine duyduğu sevgi gibi bir şey." Ne diyeceğimi bilemedim. Zaten gelir gelmez de aldıracağız bebeği. İzzet Efendi. babam Tanrı aşkı derdi. bu sabah telefonla konuştuk. "Karen orada mısın?" "Buradayım.. Yanlış bir şeyler yapmasından.kelamdenizi.. sessizlik uzayınca. artık genç değildi. iyiyim. hemen hemen tümüne katılmış olmasına rağmen. Yağmur Ormanlan'nı korumaktan." "Sandığın gibi değil" diye ağzında koydum sözünü.." Anlatamamıştım farkındaydım. "Yalnız anlayamadığım bir şey var." "Güzel şiir değil nü? Ne kadar büyük bir aşk!" Sesi hayranlık içinde yüzüyordu. sokak kedilerini savunmaya. bütün kulaklardan gizli bir sırdan söz ediyordu. eşcinsel haklarından." "Çılgın kadın" diye söylendim endişeyle. insan ile Tanrı arasındaki gizem.kekmiş. "Neyse" diye kestirip attım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Gidiyor musunuz annemle yemeğe?" "Gidiyoruz. Yine de belli olmazdı. Müslümanların aşağılanmasına karşı çıkan eylemlere kadar aklınıza gelebilecek ne kadar protesto yürüyüşü varsa. "Mistik bir bağlılık." "Yani bunlar. Böylece bu sorunlardan tümüyle kurtulacaksın. O kadar gösterilere katıldı." Ben de duymamıştım... sadece bir kez gözaltına alınmıştı.com "N'olur dikkat et.. dedi. bir kez polise yakalandığını gördün mü? " Haklıydı." "Neden cevap vermiyorsun?" Yine ne diyeceğimi bilemedim. "Tanrı sevgisi diye düşün. Tanrı'yı. "Ne olur ona göz kulak ol Nigel" diye yalvardım. "Karen..soncemre.www." "Hıristiyanlıkta birbirine böyle şiirler yazan azizler olduğunu hiç duymadım. sen iyi misin?" "iyiyim. yolladığın mesajını alınca daha iyi oldum. sadece açıklayıcı olur diye o örneği vermiştim ama olmamıştı. Rumi bütün o aşk şiirlerini bir erkeğe mi yazmış?" "Senin okuduklarını ona yazmış. annem kadar uyanık bir kadın görmemiştim. "Başını belaya sokma-sa bari. Bir tür sır.. "Hayatın anlamına dair bir sır. ken-dine zarar vermesinden korkuyorum." "Ne sırrı?" diye sordu merakla." "Ona hiçbir şey olmaz tatlım.." . akşam beni evden alabilirsin. Şems er . çünkü Mevlânâ ile Şems'in arasındaki bağın ne olduğunu ben de tam olarak bilmiyordum. Sesi gayet iyi geliyordu. Trafalgar Meydanı'ndaki..

işim erken biterse daha önce de gelirim.." "İmkânsız" dedi mutsuz bir sesle. ama sonunu düşünmeden atıldım. Birlikte araştırırız Şems ile Rumi'nin büyük sırrını. Hem. yani hangi gün?" Sevdim bu ısrarcı tavrım ama elimde pasaportum bile yokken Londra'ya nasıl dönebilirdim? "Üç gün sonra diyelim. Yaşadıkları yerleri. "Sen buraya gelirsin. gülmeye başladı. Derviş'in yüreğinde bir düğüm oldu. Sahi ne zaman dönüyorsun?" "Yakında dönmeyi umuyorum" diye geçiştirmeyi denedim. ama şansım yardım etti." Nigel'la telefon görüşmem biter bitmez." Duraksadı. Derviş'e dedi ki: Halife sana semayı yasak etti. hastalığının sebeplerini araştırdı. Şems'in kitabını açarak. yatağa düştü.. Farklı tedavi yöntemleri denedi... beş yüz sayfalık bir kitapta bir hikâye bulmak. ama Derviş'e yardım edemedi.. sonra bir ameliyattan çıkıp. Derviş'in nabzını tuttu. Hiç de kolay bir iş değildi bu. Nigel ısrarcıydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. taşı kanayan yüzük hikâyesini aramaya başladım. baban oralı. Gün geldi Derviş öldü..." Nigel gelse ne yapardım bilmiyorum. "Yakında.com "Merak etme tatlım" dedi o güven verici boğuk sesiyle. Birlikte döneriz sonra. Hekim. "Hem sen de yarı Konyalı sayılırsın. "Bu hafta o kadar yoğunum ki. yapraklan çevirirken kırk dördüncü sayfada taşı kanayan yüzüğün öyküsü karşıma çıkıverdi. üç gün sonra Londra'dayım. Ama ne olur. Bak üç gün dedin. Derviş'i. uzman bir hekime götürdüler.kelamdenizi.. Onlann büyük sırrını. "Londra'ya döndüğünde bıraktığın gibi neşe içinde teslim edeceğim sana Susan'ı. Babanın şehrini birlikte gezmek ilginç olurdu..soncemre." Beğenmemişti yanıtımı. tamam canım. ötekine gireceğim. Şöyle anlatıyordu Şems: Bir gün şeyhi." "Tamam. Sadece yarın boşum. Bu yasak. "Bir gün mutlaka Konya'ya gidelim zaten.. Derviş'in mezarını açtırdı. cesedini . Bildiği hastalıklardan hiçbirine benzemiyordu. "Diyelim." işi şakaya vurdum. "iyi ya atlayıp gelsene işte. ama hekim iyileştiremediği bu hastalığın peşini bırakmadı." Hayret hoşuna gitti. sen geç kalma." "Tamam üç gün sonra. Gerçekten çok merak ettim Rumi'yi. Olmadı. Derviş hastalandı..www.." 33 "Bedenlerinin güzelliği başlarını döndürmüş." "Bitmezse.

Ama beni ilgilendiren asıl soru başkaydı: Şems bu yüzüğü neden vermişti bana? Sanki sorumun yanıtıymış gibi odamın kapısı vuruldu. Tepside istediklerim eksiksiz olarak yer alıyordu. hiçbir tarafında yara bere yoktu. Tanrı'nın sevgili kuluydu. Ama bütün iştahım kaçmış. İrkildim. Kalbini çıkardı. Sonunda açtım çantayı. "Bendeki yüzüğün taşı da bir insan kalbinden mi yapılmış?" Kitabın başından kalktım. Büyük sırrı bilen erenlerden biriydi. çantama yöneldim. Bu da kimdi böyle? "Oda servisi" diye seslendi kapıyı vuran kişi. Garsonun içeri girmesine izin vermeden. bu akik taşını uzun yıllar sakladı. nasıl yardım edebilirdim ki ona? Saçmaladığımı fark ettim. söğüş salata. Belki de yardım istiyordu benden? Neden istesin ki? Hem ben. ama sonra yoksul düştü ve taşı sattı.www. Böylece basit bir olay önemli bir hal almıştı. hepsi bu. Boş boğaz Mennan da dilini tutamamış. Ne yani gördüğüm o kâbuslara inanmaya mı başlamıştım? Gerçekler değil de rüyalar mı yön verecekti hayatıma? Meczubun teki ucuz bir yüzük vermişti bana. hiç de insan kalbinden yapılmışa benzemiyordu. yüzüğün taşı kan olup akmıştı. ama değildi. yoğurt. Dikkatle taşına baktım. kepek ekmeği ve taze portakal suyu. "Nasıl yani" diye mırıldandım korkuyla." Aklım neredeydi benim? Ismarladığım yemeği unutacak kadar şapşalaşmış mıydım? Kendimi toparlayarak kapıyı açtım. Baktı ki Derviş'in kalbi düğümlenmiş. son derece güzel bir yüzük deyip geçerdim.soncemre. Halife'ye kadar ulaştı. yüzüğü çıkardım. Eğer gözlerimin önünde iki kez kanamış olmasa. Düğüm sertleşmiş. Peki kimin kalbinden yapılmıştı bu yüzüğün taşı? Kimin olacak. Bir gün bir sema âleminde aşağı bakarken elbisesinin kan içinde kaldığını gördü. Kendini yokladı. Akik taşı elden ele dolaştıktan sonra. Hekim. aklım Şems'te kalmıştı. Orada cesedin göğsünü yardı. Ama asıl salaklık .kelamdenizi. "Yiyeceklerinizi getirdim. Niye Şems'in olsun? Onu semaya çıkmasını önleyecek ne olabilirdi ki? Onun kalbi neden düğümlensin? O. yüzüğe bakmak istiyordum ama bir türlü cesaret edemiyordum. olanı biteni anlatmıştı îzzet Efendi'ye.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. elindeki tepsiyi aldım. Şems'in. Hikâye bu kadardı ama aklımı altüst etmeye yetmişti. Halife bunu yüzük taşı yaptırdı. tıpkı bir akik taşı gibi olmuş. Elini yüzüğüne götürdü.com muayenehanesine taşıttı. hesap fişini imzalayarak.

ne bu aydınlık geceyi. Ne olmuşu acaba? Tam bir işkolik olan Simo n'ın telofonu yedi gün yirmi dört saati arık olurdu." dedi içimden bir ses. içeride yanan kandillerin titrek aydınlığını dışarı yansıtan ahşap bir pencerenin önünde buldum. bir kalbin heyecanla. Öyle sarılmışlardı ki birbirlerine ne beni. versin onların cezalarını. Bırak pişmanlık alsın senin kararmış yüreğinin intikamını. Ama bütün bu gizli beraberliğin. Uzakta olamazlardı. Yaprakların nemli serinliği yüzüme çarparken gördüm onları. fısıltıları kulaklarıma kadar geliyordu. Aklımı başıma toplamalıydım. Yemeğimin başına oturdum.. kendi vicdanları . O anda kendimi. Bırak. tek bir beden olmuştu.www. Yemekten sonra bir ağırlık çökmüştü üstüme. gerçekten rahatlamıştım. Hayır. Cevizin dalları öyle kalın ve çatallı. parlak dolunay. bir siluet olarak beliren görüntülerine baktım bir süre.. tekleşmiş bedeni. Onlar daha çok genç. Aynanın bulunduğu yer nedeniyle dışarıdan bir ışık yansıması da mümkün değildi. niye konuşuyordum ki bu konulan onlarla? Konuştuğum yetmezmiş gibi bir de önerdikleri kitapları okuyordum. Artık Simon'a gelişmelerle hakkında bilgi verebilir. Karanlıkta bir gölge. bu kaçak sevişmenin. Yeniden aynaya döndüm. Boşuna. yaprakları öyle büyük ve sık. Odanın lambalarını kapattım. Artık kendimi uykunun huzurlu kollarına bırakabilirdim. işte hepsi bu kadardı. yıkandım. bakındım. o yapış yapış koyu gölge izin vermiyordu bana. Umudu kırılmış bir çocuk.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Arkadaki devasa ceviz ağacına baktım. Elimdeki yüzüğü yeniden çantama koydum. Ama bilgisayarı açıp ona bilgi gönderecek enerjiyi kendimde bulamıyordum. ne bu yüzük kanıyor. Kalktım banyoya girdim. Yakut Otel soruşturmasını düşünmeliydim. tepeden tırnağa nefrete dönüşmüştüm. bakanı cezbeden tuhaf bir güzelliği de yok değildi. şimdi daha iyi hissediyordum. bütün aklımı ele geçiren habis bir duyguyla titriyordu bedenim. gölgesi öyle koyu ve derindi ki dolunayın ışığı gibi bakışlarımı da engelledi. Ama görmesem de biliyordum. yorgunluğum iyice açığa çıkmıştı. Oh. Yakınımda. kendimi kandırmıyordum. ne de onları gizleyen ceviz ağacını görecek halleri vardı. "Çek git. Daha kolay bir yol seçtim. dişlerimi fırçaladım.soncemre. iki genç insan tek bir akıl. Buralarda bir yerlerde olmalılardı. Çok parlak değil. aradıklarımı görmeye çalıştım. Birbirine karışan nefeslerini hissediyordum. bu yasak aşkın. pasaportumla ilgili neler yaptığını öğrenebilirdim. incinmiş bir gönül. hayal kırıklığına uğramış bir candım ki. o çinili havuz. Ayaklarım kendiliğinden sürükleyip götürdü beni cevizin gölgesine. aldatılmışlığımdan sıyrılıp baktığımda doğal bir bütün-lük gibi duruyordu iki gencin. Kıskançlığımdan. Daha önce gördüğüm bir rüyayı yeniden yaşar gibiydim. bildiğim. Aklımı abuk sabuk konulara yoracağıma. Hayır. sarı bir ışık. Bırak böyle kalsınlar. hayret ka-palıydı. "Onları görmemiş varsay. zavallılığımdan. kutsal saydığım her şeyi unutmuş.com bendeydi. döndüm. çok yakınımda birinin nefes aldığını hissettim. ağacın altını göremedim. bu farklıydı. Olmamış varsay bu olanları. Öfkeyle birilerini arıyordum. bunların hepsi halisünasyondu. İçice geçmişlerdi. Durdum. Yanılmamıştım. ne de Şems benden yardım istiyordu. o uzun boylu kavak ağaçları. Gözlerimi kıstım. Yine o bahçede. aradıklarım o karanlığın içindeydi. telefonla aradım. korkuyla çarptığını işittim. hayır bütün lambalar kapalıydı. Utancım engel oldu adımlarıma. Nereden geliyordu bu ışık böyle? Bir lambayı açık mı bırakmıştım.kelamdenizi. tek bir yürek. Yapacak bir şey yoktu yarın konuşacaktık demek ki. hepsi karabasan. bedenlerinin güzelliği başlarını döndürmüş. Yatağa giderken aynanın içinde yanıp sönen bir ışık çarptı gözüme. kalplerindeki ateş sarhoş etmiş akıllarını. masanın üzerindeki kitabı da komodinin çekmecesine tıktım. Yine o iki katlı kerpiç ev. ama inatçı. Bırak işledikleri günah. Arkaya baktım. iştahım hâlâ yerine gelmemiş olsa da tepsidekileri inatla son kırıntısına kadar bitirdim.

"Biri var" diyerek giysisinin düğmelerini kapatmaya çalıştı." Kabaran öfkem dinmeye başlamıştı. Üzerine atlamak.www. soluğunu düzenledi. "Gidiyor musun?" dedi erkek olanı. "Ne zaman görüşeceğiz?" Aceleyle toparlanarak ayağa kalkan dişi. günahım işlediği yerde cezasını vermek geçti içimden. ağacın iri gövdesinin dibinde birbirine dolanmış iki bedeni aydınlattı.com parçalasın onların bu lanetli aşkını. "Beni böyle bırakıp gidiyor musun?" Çok korkmuştu dişi. Dolunay dokununca. kimse yok.soncemre. döndüm. hoşgörüm direnemeyince. Bir an öylece kaldım. Aynı anda durdu çıplak gövdelerin dişi olanı. cevizin gümrah yapraklarını delerek. "Neredeydin?" Sesim ikinci bir uyan gibi çınladı yüksek tavanlı odanın içinde. kıyameti koparır.kelamdenizi." Hiç utanmadan. Öfkemin karanlığına sokuldum. sessizliğime rağmen öfkemin soluyuşunu hissetti. Kırmızı bir ışık vardı içerde. ah o gökyüzündeki lanetli göz. "Gelir de beni göremezse. kıpırtısız kaldı bir süre. olacakları odanın kerpiç duvarına titrek alevleriyle yazan bir ışık. eminim orada biri var. izin vermedi bana yakışanı yapmama. kandilden yansıyan bir ışık. Orada. gümüşten bir yılana dönüşüverdi gözlerimin önünde. Tek gözlü bir iblisin bakışları gibi soğuk ışıkları. kara gölgem gibi büyüyerek odanın bütün zeminini kaplamıştı. Gümüşten yılan bölünerek iki insan bedenine dönüştü yeniden. ama sormadan da duramadı. ama ah o dolunay. kırgınlığım geçmese de hoşgörüm ağır basmıştı. Gövdelerin erkek olanını attı üstünden. "Yok" dedi dişi olana sarılmaya çalışarak. Ondan önce eve gitmek için hızlı adımlarla az önce penceresinden baktığım odaya yöneldim. ama aydınlıkta olduğu için beni seçemedi.. "Hemen eve gitmem lazım. cesurca doğruldu erkek olanı. şehvetin ateşiyle usulca kıpırdanan iki beden. kızgınlığım acımasız bir nefrete dönüştü. Ayın aydınlığında dünyaya meydan okuyan vahşi bir hayvan gibi görünüyordu. "Neredeydin?" .com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bu gece bir başkasının yanında çözen dişi süzüldü içeri." Bunları söylerken giysisini iliklemeyi sürdürüyordu. "Bilmiyorum" dedi nefes nefese. beklemeye başladım. dinmiş kıskançlığım fırtınalı bir deniz gibi kabardı.. Çok sürmedi. hemen orada. Neredeyse çekip gidecektim. yasak aşkının isyan bayrağı gibi dalgalanan kınalı saçlarını oyalı yazmasının içine sokmaya çalıştı." O böyle deyince. Sonra sönen öfkem deli bir volkan gibi patladı. bir an toprağın üzerinde şehvetle sürünen bu yılanın uyumlu kıpırdanışlarını izledim. Önce görmedi beni. Ama ya evlerden duyan biri olursa? Vazgeçtim iyice karanlığa çekildim. İçimdeki öfke." "Var. ürkmüş bir hayvan gibi geceyi dinledi. göğsünü yatıştırdı." Erkek olanı artık sevgilisinin gideceğine inanmıştı. Odanın ortasındaki aynanın karşısına geçti. Genç erkek gözlerini kısarak baktı karanlığa. "Karanlıkta biri var. "Korkma. nefretim söndü sönecek. "Gitmem lazım" dedi telaşla. Bu sabah benim yanımdan kalkarken iliklediği düğmeleri.

açlık gibi kutsal sesi. Bulutundan kopan damlanın düştüğü toprakta çoğalan küçük çığlık. Yüzümü henüz görmemişti ama niyetimi hemen anladı.. karşı koydu. yaşam gibi cesur. elimden kurtulmak. "Sana onunla görüşmeyeceksin demedim mi?" Öpülmekten kızarmış dudaklarını araladı. umut gibi kadim." Beni dinlemedi. onu odanın ortasına sürükledim. Sonra açılan kapı. bağırma. pencereye seyirtti." Sonra kucağımda derin bir uykuya dalmış gibi kıpırtısız yatan genç kadının incecik bedenine doğru inen bakışlarım. yitip giden annesini isteyen bir bebeğin. kara kalpli." Korkmuştu. Başını geriye atarak bağırdı. Ellerim boğazında öfkeyle sarstım.. teselli edilmeyen. engelledim. "Bırak" diye döndü.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.kelamdenizi. kara sakallı. Hazan bahçesinde dolaşan rüzgârın her dokunuşunda yaprakların derin yankısı. Susmak bilmeyen. benim değil Şems'in. Gerçekten de Şems mi öldürmüş Kimya'yı? Eğer öyleyse. En son hatırladığım aynada gördüğüm ışıktı. İncecik bir dal gibi titredi kollarımın arasında. "Ben kimseyle görüşmedim. böyle giderse bütün ev halkı başımıza yığılacaktı." Sesi yüksek çıkmıştı. Onu öldürdün." Ağzını kapatamayınca boğazına sarıldım. ne zaman uyumuştum? Hatırlamıyordum. oteldeki odamda yatağımdaydım." Dinlemiyordu. herkesi başımıza toplamak istedi. Ne zaman yatağıma uzanmış. bulunduğum karanlığa baktı. Sonra sessizlik. yetişin beni öldürecek. vakitsiz kopartılan bir gülün dalından ayrılırken çıkardığı ses. Onu karnındaki bebeğiyle öldürdün. durdurdum. Ben. Benim parmaklarımın arasında mı? Hayır. "Bırak beni. Kapıya yöneldi. Buna izin veremezdim. kerpiç duvarlarından ahşap kapısına çarpıp. ayakyoluna gitmiştim. beni üzerinden atmak için çırpınıp duruyordu. İçerdeki kandillerin alevinde yanan genç bir adamın çılgına dönmüş yüzü.www.soncemre.. Bir çıtırtı sesi duyuldu. boğazını daha güçlü sıkmaya başladım. Ama rüyamda yaşadıklarım bütün canlılığıyla gözlerimin önündeydi. minderin üstüne yığıldık. kanayan yüzüğün sırrı bu olayla ilgili olabilir. kara gözlü. sonra ceylanın donmuş gözlerinde ağlayan kendi suretim. Suçsuz bir kızı öldürdüğü için Şems ." Bebek sesine uyandım. "Sus. "Sus. "Onu öldürdün. Odanın yüksek tavanlarından." "Yemin edeceksin" diyerek pencerenin önündeki rahlenin üzerinde duran Kuran'a sürüklemeye çalıştım onu. "Sus" diye fısıldadım. Çılgına dönmüş sözleri. Gözlerimi araladım. 34 "Hayat. O genç kızın güçlü parmaklarımın arasında bir gül dalı gibi kırılan incecik boynu. Allah aşkına sus.com Döndü. "Yetişin. Kapının önünde dikilen genç bir adamın silueti.. karanlık bir derviş. kadınlara acımasız davranıyor Karen. Sonra odanın içinde ağlayan bir bebek sesi. Elimle ağzını kapamaya çalıştım. karalar giymiş. "Allah'ın huzurunda yemin edeceksin. usulca ruhumdaki cehenneme sızan bir bebeğin ısrarlı sesi. sonra kıpırtısızlık. taş zeminine.

Bütün bunlar aklımdan hızla geçerken. Böyle önemli bir konuda annenin fikrine niye ihtiyaç duyasın ki? Annen ne anlar bu işlerden?" . kendimi görünce. hem de merakımdan sordum: "Sesine ne oldu senin? Kısık çıkıyor? Bir yerlerde üşütmedin değil mi?" "Kaynatmaya çalışma" diye azarladı. "Karen. annem bile benden daha çok şey biliyor. Semaya çıkmanın anlamı belki de cennete gitmek filandır. "Üşütmedim. "Sana haber vermeden olur mu?" diyerek gönlünü almaya çalıştım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Sen neden bahsediyorsun anne?" "Bir de utanmadan yalan söylüyorsun. Bırak şimdi sesimi de söyle bakalım. Bu büyük günahından ötürü Şems arafta kalmıştır. rahatladım. Konya'ya gelmeden bir hafta önce. ansızın hatırladım. kulak kesildim.com semaya çıkamıyordur. ışıkları açtım. bakışlarımı aynaya çevirdim. sadece ses kısıklığıyla atlatmıştı. demek öğrenmişti hamile olduğumu. "Ne bebeği" diyerek anlamazlığa vurdum. Ama bebek hâlâ inatla ağlamayı sürüyordu. Evet.kelamdenizi. ben de gönül rahatlığı içinde açtım telefonumu. İkinci adımın Kimya olması ya da babamın Şems gibi bir derviş olması veya kavrayamayacağım bir nedenle beni seçmiştir. neyse ki başı belaya girmemişti. siyah giysili dervişi değil. Tuhaftır telefon zilinin duyulmasıyla birlikte Celaleddin bebek sustu. O siyah saçlı. Yan taraftan geliyordu. Tüylerim diken diken oldu.www. barış mitingi vardı bugün. Nigel ağzından kaçırma-sa haberim bile olmayacak hamile olduğundan. Ve benden yardım istemektedir. Bana hiçbir şey söylemeden gidip aldıracaktın çocuğu öyle mi?" Bağırmak istiyor ama yapamıyordu çünkü sesi cılız çıkıyordu. ama benim bu işi atlatmam zor görünüyordu. burası benim odamdı. Odanın ortasında durdum. Acaba uyarsam mı. sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştım. diye düşünürken çalmaya başladı telefonum. Kâbus sürüyor muydu yoksa? Hızla ayağa kalktım. Hem konuyu değiştirmek için. bana haber bile vermeden aldıracak miydin çocuğu?" Sahi mitinge katılacaktı bugün. Bu iyiydi işte." "Bir ay önce öğrenmiş olsan da aynı şeyi yapardın. bebek sesini yeniden duydum.soncemre. fazla bağırmışım. o bebeği doğuracaksın. Annemin öfke dolu sesi doldu kulaklarıma. İyi de ben ona nasıl yardım edebilirim ki? Sufılik hakkında bilgilerim o kadar az ki." Eyvah. Duymuyorlar mıydı acaba çocuğun sesini? Belki de benim gibi uyuyup kalmışlardı. Ama yine de emin olamadım. O yüzüğü bana vermesinin nedeni de budur. Asansörde karşılaştığımız genç çiftin bebeği Celaleddin ağlıyordu. "Biz de yeni öğrendik.

" "vermedin mi?" "Vermedim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Çok insan tanıdım.www. "Ne yani. bunları düşünmediğimi mi sanıyorsun?" "Düşünüyorsundur ama bu Nigel'a zaafın var senin. konuşmanın ağırlığını hafifletmek istedim." "Aslına bakarsan ben kararımı vermedim daha. çok erkekle birlikte oldum." Yatışacak gibi değildi. çok insan gördüm. Sesi şefkatle kaplanmıştı." Sesi yumuşamaya başlamıştı. yoksa Nigel'a asla elin herifi demezdi." "Üzmek istememiş. Seni etkilemesinden korkuyorum. Bu çocuğu doğur. kadınını." "Ne kadar da emin konuşuyorsun anne." "Biliyorum anne. öteki sevgililerinden çok farklı bu herif. her türlüsünü. Bu konuda senin fikrine çok ihtiyacım var. Kızının hamile olduğunu elin herifinden öğrenmekten daha üzücü ne olabilir?" Hakikaten çok kızmış olmalıydı. eşcinselini. Çok hayat yaşadım ben kızım. Matt ile babanı. çıktım. gerçekten. ama onların içinde en çok iki kişiyi sevdim. bundan eminim" diye tekrarladı. Bu çocuk. senin mutluluğun olacak kızım. Bu çocuk belki de senin son fırsatın. Seni üzmek istemedim.com "Yapma annecim böyle ya. baban kim bilir nerede? Günü gelince sevgililer birer birer çekip gidiyor kızım. Matt öldü." O kadar karamsar konuşuyordu ki ciddi ciddi kuşkulanmaya başladım. Erkeğini. bebeği aldırmaya çoktan karar vermişsiniz. Nereden biliyorsun doğmamış bir çocuğun benim mutluluğum olacağını?" "Biliyorum Karen. işi alaya vurmak. acı çekiyordu. "Kötüsünü düşünmek de ne demek anne? Bildiğin bir şey mi var?" .kelamdenizi.soncemre. "Söyleyecektim. ama en kötüsünü düşünmekte yarar var." Sesi iyice boğuklaşmıştı. aseksüelini. "Yaşın otuz beşe geliyor kızım. çeşit çeşidini. dünyanın macerası geçti başımdan. Bak sana açık söylüyorum. "Altmış yaşındayım ben. İlle de babanı. "Niye benim fikrime ihtiyacın olsun ki. Bunu söylediğim için beni bağışla. Konya'dan döner dönmez seninle bu meseleyi konuşacaktım. biseksüelini. Nigel da seni terk edecek mi diyorsun?" "Umarım hiçbir zaman etmez. o bebeği sakın aldırma Karen. Çok hayatlara girdim." "Emin olma zaten. Nigel aldıralım diyor ama ben emin değilim.

Gezelim. Nigel'ı her şeyi para için yapan. "Haklısın" diye sürdürdü sonra.www. Yani çocuk doğurma çağın çoktan geçmiş olacak. On bin yıllık bir yerleşim birimi. Ama sonra ne oldu? Erkekler dünyayı ele geçirdi." "Onu söylemiyorum. Ana tanrıçalar hükmediyordu dünyaya. Haksız değil. Yanlış anlama.com "Saçmalama bildiğim bir şey yok" diye sesini yükseltti. Öte yandan dünyaya gelmenin bir bedeli. "Ben sadece nelerle karşılaşabileceğini hatırlatmak istiyorum. Ya elli yaşına gelince. seni de seviyor. Babil'de İştar. ne de o gelip seninle yaşamayı seçti. Nigel her gün hayat kurtarıyor. Muhammed Peygamber'in Allah'ı. herkes bunu ister." Haksızlık ediyordu. Tükettiğimizin yerine yenisi koymamız gerek.kelamdenizi. hayatıma kaldığı yerden devam edeceğim. İbrahim'in tanrısı. bir sorumluluğu var. Belki de yeryüzünde insanların yerleşik yaşamaya başladığı ilk yer. benden de daha fazla yararı dokunuyor insanlığa. "Yapma anne. artık bunu anla.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Aldığımız her solukta. Onun. Bulunduğun şehrin altmış kilometre uzağında Çatalhöyük diye bir yer var. yiyelim içelim. İsa Mesih'in babası. kendi bebeğinin yaşamasına niçin izin vermiyor? Çünkü rahatı bozulacak. mutluluğun. işte o Çatalhöyük'te on bin yıl önce tanrılar kadındı." Ne diyeceğini bilemedi. Onun için yaşam bir eğlenceden ibaret.soncemre. Oysa daha önce Sümerler'de İnanna. otuz yaşında bir meslektaşına âşık olup senden ayrılmaya kalkarsa ne yapacaksın?" "Ne yapacağım. servetin. Hititler de He-pat vardı. isterse başka bir kadınla bu işi yapmak için bol bol zamanı olacak. Sadece hayat değil. tozalım. içtiğimiz her yudum suda. tatillere çıkamayacak. hemen karşı çıktım. senden de. Nigel kimseye bağımlı kalmadan yaşamaya alışmış biri. Nigel iyi bir adam. Sen o zaman kırk beşinde olacaksın. Mısır'da İsis. Ama sorumluluk istemiyor. erkekler de acımasız davranır. kalpsiz biri olarak görmüyorum ama başkalarının yaşamını kurtaran bu adam. Güya üç yıldır birliktesiniz ama hâlâ ayrı yerlerde yaşıyorsunuz. Ne sen onun evine taşındın. çiğnediğimiz her lokma ekmekte başkalarının da hakkı var. "O her gün başkalarının yaşamını kurtarıyor ama bunu mesleğini yerine getirmek için yapıyor. Babillilerin Marduk'u. Evet. gizemin . Hayat. Yunanlıların Zeus'u. dünyaya gelmişken tadını çıkartalım diyor. doğurganlığın. Konya'ya ikinci gelişimde babanla gitmiştik. belki de seninle evlenmek zorunda kalacak. kadınlara acımasız davranıyor Karen. Bu gece bir kez daha anladım bunu. İnsanların yazgılarını belirleyen bu tanrıçalardı. onlar bereketin. Ama o siyahi beyefendinin isterse otuzlarındaki yeni sevgilisiyle. Tabii tanrıların cinsiyeti de değişmeye başladı. evet. hepsi erkek oldu.

" "Çünkü karşı çıkmamıştır" diye açıkladım yanlarında bulun-masam da neler olup bittiğinden adım gibi emin olarak. "Tamam anne. "Sahiden ihtiyacım varmış öğütlerine. yapayalnız kalacaksın. Seni de tanıyor. O da sözümü bile kesmeden dinlemekle yetindi söylediklerimi." "Biraz sert olsa da işe yaradılar demek. Beni gözünün önüne getir. Bak Karen-cım. çünkü sen varsın. En küçük bir tartışma bile geçmedi aramızda." O kadar haklıydı ki. Bir süre sonra ben olmayacağım. kendi kalbinin sesini dinle kızım. ama ya tersi olursa. "Bana kalırsa Nigel'ı değil. "Anne bugün bir adamla tanıştım" deyiverdim birden bire. Bir insanı dünyaya getirmek ayrıcalığı." Derinden bir iç geçirdim. "Benim zamanım senden önce dolacak. gerçek bu. Evet olmayacağım." Sesi duygusallığından sıyrılmaya başlamıştı." Gülmeye çalıştım beceremedim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama bir çocuğun olursa. Eğer geç kalırsak erkeklerin yapamayacağı şeyi bu kez doğa yapacak." . "Babamın eski arkadaşıymış. Ve gelmekte olan torunumun hayatını savunacak kadar da cesur." Sesi iyice duygusallaşmıştı. bu çocuğu doğur. Dilimin döndüğünce çocuk yapmanın erdemlerini anlattım. Ne söyleyeyim Nigel'a? Adam kibarlık yapmış yemeğe çıkarmış beni. sevdiklerim birer birer çekiliyor hayatımdan ama dert değil.com yani yaşamın simgeleriydi. yaşlanıyorum. "Umarım yararı olur da çocuk konusunda fikrini değiştirir.kelamdenizi. "Sağ ol anne" diyerek bozdum sessizliği. şeyhinin gizli karşı çıkışma aldırmadan sevdiği kadının peşinden hiç bilmediği bir ülkeye giden derviş Poyraz Efendi. Ya benim lanet kehanetim doğru çıkar da Nigel'la aynlırsanız ve doğurman için artık çok geç olursa. düşüneceğim." "Ne. Ve sen istesen de doğuramayacaksın. doğurganlık. "Bütün gece canına okumuşsundur." "Düşün ama Nigel'ı mutlu edeceğim diye de kendine ihanet etme." Cesur deyince aklıma babam geldi." "Acımasız değil tatlım. lütfen istemediğin bir şeyi yapma Karen.. tecrübeli. Nigel ya da başka bir erkek yalnızlığını paylaşabilir." "Çok acımasızsın anne. ona ne diyeceğimi bilemedim." Hiç pişmanlık duymadan: "Gerekiyormuş" diye mırıldandı. "Merak etme anneciğim. Tabii biyolojik saati geçirmemek şartıyla.." Bir sessizlik oluştu aramızda. Suskunluğum onu iyice cesaretlendirdi.. Yapma Karen. umarım Nigel'la sonsuza kadar mutlu yaşarsınız.www. Son on bin yılda erkekler bunları aldılar elimizden. yoksa kötü bir şey mi söyledin ona?" "Hemen de savunur sevgilisini. ama hâlâ alamayacakları bir yeteneğimiz var. İzzet Efendi. "Umarım Nigel'da da işe yaramıştır." "Benim için de sen varsın anneciğim" "Aynı şey değil bebeğim. yapmam.soncemre..

Babanın en iyi arkadaşıydı. çok güzel tarçın rengi gözleri vardı." "Onu bugün ben de hissettim." "Bir kadının aşkı için Tanrı aşkından vazgeçmek." "Geldi. "Babamdan bahsetti. Ama biliyor musun." "Ama şeyhini. seninle gelmiş. o zamanlar babanın benimle gelmesini hiç istememişti. "Öyle demedi. Yunus Emre." "Şah Nesim'le gitti" dedim manidar bir sesle. Baban Tanrı aşkından hiçbir zaman vazgeçmedi ki." İzzet Efendi'nin. halbuki çok iyi arkadaşlardı. ama onu yıllardır görmemiş. Bu babanın açıklaması tabii.kelamdenizi. şanslıydı kendine bir gönül yoldaşı buldu: Şah Nesim. Kardeş gibiydiler. "Külli aşka ulaşmak için. Küçük aşkım bırakıp. onu hatırlıyorum. arkadaşının bir kadının aşkı için. ben de ona. Yani anlayacağın.www. "Çünkü bizzat baban söyledi bunu bana. baban yeniden bir tercih yapmak zorunda kaldı. Ne aşk. ama ona benzer bir şey söyledi.. İşin aslına gelince. kuyumcu İzzet. Anadolulu mistik bir şair. Senin de tanık olduğun gibi bir süre hep birlikte idare ettik. "Hâlâ mı böyle düşünüyor?" "Sanırım öyle. Ama sonra bu aşk ona yetmedi ya da eski şiddetini yitirdi.. "Yani Konya'da terk ettiği yaşamına geri dönmüş oldu." Küçük bir kahkaha attı. Bu ozanın bir dizesi şöyle der.com "İzzet mi? Haa." Doğduğu gibi çabucacık sönüvermişti sesindeki umut." "Senin aşkın önemli değil. "İyi de bu gerçek değil ki. büyük aşkına döndü.' Baban bana bu dizeyi okuduktan sonra 'Ben de seni seviyorum. ben Allah'a duyduğum büyük aşka hazırlanıyorum mu dedi?" Tatlı tatlı güldü." Kısa bir sessizlik oldu. ne de Londra'daki yaşam artık ilgisini çekiyordu. Fakat ben artık böyle bir hayata dayanamayınca. Aramaya başladı. Bakışları insanın içine işlerdi. Allah'ın sonsuz aşkından ötürü' dedi. Babanın Mevlâ-nâ'dan sonra çok sevdiği başka bir ozan daha var. cüzi olanı yaşamalısın" diyen sözleri çınladı kulaklarımda ama bunu anneme söylemedim aksine: "Bundan emin olamazsın" diye karşı çıkmaya çalıştım." . Konya'dakinden oldukça farklı bir tercih. Bana duyduğu sevgi her zaman Allah'a duyduğu aşkın bir parçası olmuştu. 'Yaradılanı severiz yaratandan ötürü. tınısı vardı sesinde. ne aile. "Babanın ona uğrayacağını sanırdım." "Hayret. evet. Tanrı aşkından vazgeçmesini hâlâ anlayamamış. çünkü o sıralar nefsiyle mücadele edecek kadar güçlü değildi.soncemre." Sesine iyice abartılı bir ton vermişti. dergâhını bırakıp. "Olurum tatlım" diyerek susturdu beni. "Babandan bahsetti mi? En son ne zaman görmüş onu?" Belli belirsiz bir umut. evet bana âşık olmuştu. Zayıf bir adam. senin derviş baban benim aşkım için asla inancından vazgeçmedi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. İyi bir insandı İzzet.

dergâhlar filan. unutmuşum herhalde. Şems'i.. Ama bunları duyunca.soncemre. Miso çorbasız Japon sofrası mı olur? Sonra Onigiri ve Domburi. "Bütün bunları nereden biliyorsun anne?" "Ne demek nereden biliyorum? Ben. ertesi sabah soluğu burada alırdı annem. Şaka şaka. yumurta ve tavukla . Kimya'yı Alaeddin'i. Bazılarını rüyamda görüyorum. "Ne tür rüyalarmış bunlar?" Konya'ya geldiğimden beri başıma gelenleri anlatmak geçti içimden. Bak gelir gelmez bana ineceksin. Şu senin çok sevdiğin Japon yemeklerinden yaparım size. Şu izzet Efendi'den de uzak dur. Yeniden kâbuslar gördüğümü söyleyecek olsam kaygıdan ölürdü kadıncağız. bazı geceler de uykumda gezermişim.." "Domburi hangisiydi ya? Hani benim deneyip de beceremediğim. semazenler.com "Çünkü Şah Nesim. aklını karıştırmaktan başka işe yaramaz onun sözleri. Neyse üç gün sonra dönüyormuşsun ha.. onu Tanrı'ya götürecek kapıyı temsil ediyordu. "Önemli değil. Aslında bu konuları senin de biliyor olman lazım." "Miso çorbası da pişirecek misin?" "Tabii." "Kültür şoku desene şuna.. Sevgilimle görüşeceğim filan anlamam." Kafam karışmıştı ama beni asıl şaşırtan annemin bu konular hakkındaki derin bilgisiydi. Mevlânâ'yı. tam on üç sene bir sufiy-le yaşadım kızım. ne de Nigel'a bir şey anlatmalıydım." "Ne bileyim.www. Baban bir süre sonra iyice olgunlaşacak. Çünkü küçükken kâbuslar görerek uyanırmışım. Belki de anlatsam çok rahatlayacaktım.. Ama burada bazı konulan yeniden hatırlıyorum. iyi adamdır filan da. Gittiğinden beri gözümde tütüyorsun.. dişimi sıkmalı.kelamdenizi. Bana verilen yüzüğü. "Bunları kafana takma kızım. artık Şah Ne-sim'e de ihtiyaç duymayacaktı. kâbuslarımı. şu dana eti." "Nigel mı söyledi?" "Evet. şu mesele halloluncaya kadar ne anneme." "Rüyanda mı görüyorsun?" Sesi kaygılıydı. hep birlikte yemek yeriz." Sesi rahatlamış gibiydi. Yok. kızımız söylemeyince erkek arkadaşından öğreniyoruz mecburen. dervişler. O da bize gelsin. dönecek olmana çok sevindim.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Çünkü bu meseleler senin yanında konuşuldu. senin yanında tartışıldı.

" Telefonu kapatıp aynanın karşısındaki koltuğa oturduğumda kulaklarımda hâlâ annemin sesi çınlıyordu: "Hayat. Eminim aralarında Nigel'dan hoşlananlar da vardı. Her zaman bir ışığın peşinden düşe kalka yürüyecekler. ilahi aşkından söz etmiyoruz burada.. onların duy gularının benimkinden daha ..www. tutkuları hiçbir zaman sona ermeyecek. Geleceği bulutsuz bir gökyüzündeki güneş gibi açık seçik görebiliyordum ama Nigel'a karşı nedenini kendime bile açıklayamadığım bir zaafım vardı işte. Sadece onun yanında olmak bile hoşuma gidiyordu. Hiç ummadığımız bir anda başka birine âşık olabiliriz. "Biliyorsun ben her zaman sana güvenmişimdir. kadınlara acımasız davranıyor Karen. Onların aşktaki doyumu tümüyle manevi. ama söz ver. Çünkü hiçbir sevgili.com "Ta kendisi şekerim. Ama belki de öyle değildir. Nigel'in etrafındaki kadın doktorlarla karşılaşıyordum zaman zaman. içlerinde benden daha güzel olanları vardı." Hiç hoşlanmamıştı bundan. birlikte yemek yapmak. Tek başına ayakta durabilmek kısmında ise galiba kadınların yaşı ilerleyince çocuk meselesi önemli bir rol oynuyor. Çünkü istekleri doyurulmayacak. Onlar gerçek anlamda hiçbir zaman âşık oldukları varlığa ulaşamayacakları için içlerindeki sevda ateşi de hiç bitmeyecek. eğer babam bizi bırakıp gittiğinde yanında ben olmasaydım. Öylece ona sarılmak. sevişmek. o dönemi çok zor atlatırdı. daha genç ve zeki olanları.soncemre. Yanında da sake içeriz artık. Bırak bu meseleyi ben halledeyim." "Tamam. tek başına bizi uzun süre mutlu edemez. Tabii babamın. parkta küçük adımlarla dolaşmak. Ama belki de bir gün ben Nigel'ı bırakırdım. Ama bu durum. İşin garibi. Bu kadınlardan birine kapılıp gitmesi işten bile değildi. Neden olmasın? İnsanların duyguları değişir." Yerden göğe kadar haklıydı annem. o gece Nigel'ın yanında bebek konusunu hiç açmayacaksın. Çünkü aşka bakış açımız benzeşmiyor. yemeğe çıkmak. Önemli olan tek başına ayakta durabilmeyi başarmak. Annem açıklamadı ama çok iyi biliyorum ki. tembelce uzanıp müzik dinlemek. Bunlardan acayip zevk alıyordum. onun tespitlerinin neredeyse tümünü ben çok önceden yapmıştım." 35 "Ölüm yok oluş değildir kızım.kelamdenizi. Onları gördüğümde kıskançlığa kapılmıyor değildim. yaklaştıkça ışık onlardan uzaklaşacak. Bana telefonda söylemek istediği tam olarak buydu işte.com yapılan yemek mi?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Nigel bütün gününü onlarla geçiriyordu. ama benim inatçılığımı bildiğinden: "Nasıl istersen Karencim" dedi sakin bir tavırla.

Serin havayı ciğerlerime doldurdum. Lobiye girdiğimde meraklı görevliyi başını resepsiyon masasının üzerine koymuş uyurken buldum. Ölüm sevgiliye kavuşma anıdır" demişti. içim burkuldu. Yememek.soncemre.www. ne yapıyorsun orada?" Sanki sesimi duymuş gibi eliyle işaret ederek anlatmaya çalıştı. öte yandan Sunny karşı kaldırımda durmuş. daha çok da merak. Güya benim yardıma ihtiyacım varmış. işte o zaman tanıdım geniş alnını. Şadırvanın gölgesine sığınmış sahipsiz. balkona çıktım. Kötü bir duygu değil bu. ama her şey o kadar gerçekti ki çocukluğumun hayali arkadaşına el sallamaktan kendimi alamadım. Gecenin bu vaktinde kendimi sokağa mı atacaktım? Daha dün saldırıyla uğramıştım. Evet işte oradaydı. "Bizim için ölüm yok oluş değildir kızım. burada ne işi vardı onun? Belli ki aklım yine bana bir oyun oynuyordu. "Sunny. Kararsız kaldım. Birden hoş bir koku çalındı burnuma. Elimle beklemesini işaret ederek odaya girdim. Kimse yoktu. yaşadığım onca kâbusa rağmen korku yok içimde. Böyle yarı çıplak sokağa çıkmayacak kadar aklım basımdaydı henüz. Canım sıkıldı. Benim ondan ne isteğim olabilir ki? Saçma sapan düşünmeye başlamıştım yine. hatta bedenlerinden de vazgeçmeleri gerek. Aşık olan bedenli varlık olduğuna göre. Sırtıma bluzumu. "Sakın bir yere kıpırdama. içim ürperdi. kuşkusuz özveri de ona düşecek. bir serinlik çarptı yüzüme. ama anladığım kadarıyla onların aşkında kesin bir perhiz var. gölgeden sıyrıldı. evsiz zavallı bir hayvancağız. heyecan var. ardından insana canlılık veren o tatlı rüzgâr. Anlamak zor." Ne olursa olsun çocukluk arkadaşımı orada yalnız bırakamazdım. Neler hissettiklerini tam olarak asla bilemem. Gecemin bir yarısı ne arıyordu bu çocuk sokakta? Ona baktığımı fark etmişti galiba. Zeynep Komiser. Kısa süre de olsa uyumak iyi gelmişti. ölüm günü kutlanır mı diye. Gerçi pasaportum bile yok ama. altın sarısı kıvırcık saçlarını.kelamdenizi. ayakkabılarımı ayaklarıma takıp fırladım odadan. daha . Temiz havayı içime çekmek istedim. önce bir sokak köpeği sandım. Çünkü ilahi bir varlığı seviyorlar. Sunny. Ses çıkarmamaya çalışarak otelin kapısından çıktım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. O varlığa ulaşmaları için bedensel ihtiyaçlarından kurtulmaları gerekiyor. Çok şaşırmıştım. içmemek. Hayır tek bir bulut bile görünmüyordu tersine laciverdi gökyüzünde irili ufaklı yüzlerce yıldız sanki göz kırpar gibi usulca yanıp sönüyordu. hatta uyumamak. Daha önce Şems'i gördüğüm yere. gitmemem için. Yağmur mu yağacak yoksa diye düşünerek bakışlarımı gökyüzüne çevirdim. Ama Sunny Konya'yı hiç bilmez ki. O günden beri seni bekliyorum. Otelden ayrılmak çılgınlık olurdu. demiştin. sevişmemek. beni bekliyordu. Konya'ya geldiğimden beri tanımadığım bir duyguyla çevrilmiş gibiyim. Yoksa başıma gelen bunca olaydan sonra bir dakika bile kalmazdım bu şehirde. Sahi ne oldu benim pasaportuma? Belki Şems saklıyordur. ruhani bir varlığa erişmesi olanaksızdır. Galiba yanına gitmemi istiyordu. Çünkü bana ihtiyacı var. Bakışlarım Şems'i gördüğüm şadırvanın önüne kaydı. kendimi gayet zinde hissediyordum. Merdivenlerden hızla aşağıya indim. Onu en son gördüğümde söylediği sözler çınladı kulaklarımda. onu da etkileyen güçlü bir duygu olsa gerek. benim Sunny'mdi bu. O öyle söylemiyor ama. bacaklarıma kot pantolonumu geçirdim.com zayıf olduğu anlamına da gelmiyor Babam dönüp arkasına bakma gereği bile duymadan Şah Ne sim'le gittiğine göre. caminin duvarlarını aydınlatan ışığın önüne geldi. hemen döneceğim. Babamın Mevlânâ'nın ölüm gününü kutladığını hatırlıyorum. gözlerim isteksizce baktı yatağa. Ya ruhani olan bedenli bir varlık haline gelecek ya da bedenli olan ruhani olana dönüşecek. Ama dikkatli bakınca bunun bir çocuk olduğunu anladım. Peki anlamayı istiyor muyum? Galiba artık istiyorum. Bedeni olan bir varlığın. Caminin önündeki küçük alan bomboştu. Derken rüzgâr hızını artırdı. şeriat hükümlerini yerine getirmek için insan öldürmekten bile çekinmeyen bir çetenin sokaklarda dolaştığından söz etmişti. ayağa kalktım. Bakışlarımı yeniden camiye çevirdiğimde gördüm onu. Şadırvanın önünde.

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

önce Şems'i gördüğüm yerde. Tek başına duruyordu, arkasından vuran sarı ışık, ona kederli bir görünüm veriyordu; gecenin karanlığında terk edilmiş bir çocuk. Hemen karşıya geçmek, ona sımsıkı sarılmak istedim. Caddeye adımımı atmıştım ki, nereden çıktığını kestiremediğim bir çöp kamyonu belirdi yolda. Korkuyla geri çekildim, kamyon gürültüyle geçti caddeden. Yeniden karşı kaldırıma yönelecektim ki Sunny'nin yerinde olmadığını fark ettim. Sağa sola bakındım, yok ortalıkta görünmüyordu. Kaşla göz arasında nereye gitmişti bu çocuk? Belki şadırvanın arkasına geçmiştir umuduyla, karşı kaldırıma yürüdüm. Şadırvanın çevresini kontrol ettim; yok, orada da yoktu. Sultan Selim Ca-mii' nin bahçesine baktım, ne Sunny, ne başka biri, hiç kimseyi göremedim. Yeniden şadırvanın önüne geldim. Her yan ıssız, her tarafta in cin top oynuyordu. Hayal mi görmüştüm yoksa. Birden komiğime gitti bu düşünce, hayali arkadaşımın hayalini görmek, tam benim gibi çatlak birine göreydi. İyi ki meraklı görevli fark etmemişti otelden çıktığımı, kadın tümüyle çıldırdı derdi. Gerçi hâlâ diyebilir, otele girdiğimde beni fark etme olasılığı daha yüksek. Otele girmesem mi? Daha neler, caminin önündeki banklardan birinde mi uyuyacağım? Fark ederse etsin, uyku tutmadı gezmeye çıktım derim. İster inansın, ister inanmasın, çok da umurumdaydı sanki. Yeniden karşıya geçmek için caddeye yönelirken, çocukluğumun tekerlemesi duyuldu gecenin içinden. Önce mırıltı halinde melodisi, ardından sözleri geldi kulağıma. Hu, hu, hu derviş / Derviş bir dergâh açmış / Eteği sırlar saçmış /Ama kimse bilmemiş / Hu, hu, hu derviş / başı göklere ermiş / sakalı yere değmiş / Dudağı sırlar saçmış / Ama kimse duymamış... Ses tarihi caminin taş duvarlarına çarparak yankılanıyordu. Sesin geldiği yöne döndüm. İşte oradaydı; çocukluk arkadaşım sol tarafta, benden elli metre uzakta, kaldırımın karanlık bölümünde kalmış bir mezarın yanında duruyordu. Daha önce niye fark etmemiştim bu mezarı? Bunun önemi yoktu; Sunny'i bulmuştum ya. Hızla ona yöneldim. "Sunny, orada kal, beni bekle." Ama beklemedi Sunny; sanki az önce benden yardım isteyen o değilmiş gibi hızlı adımlarla kaldırımın karşısına geçti. Artık duramazdım, ben de peşinden koşturdum. Karşı kaldırıma geçince kısa duvarların yanı sıra yürüyerek ilerdeki buz mavisi rengindeki kapıya yöneldi. Buz mavisi rengindeki kapı mı? Evet, geçen gün odamdaki duvarda beliren kapı şimdi karşıda nereye açılacağı konusunda hiçbir ipucu vermeden öylece duruyordu. Ama bu belirsizlik Sunny'ye engel olmadı. Sadece kapının önüne gelince biraz duraksadı, şöyle bir baktı bana, ardından hiç beklemeden içeri daldı. Daha önce girdiğimde tuhaf olaylar yaşadığım bu kapıdan bir kez daha geçmek pek de akıl kârı değil, diye düşündüm, sanki gecenin bu vaktinde çocukluk günlerinin hayali arkadaşını görüp sokağa fırlamak akıl kârıymış gibi. Ama son görüşmemiz hariç, bugüne kadar beni asla hayal kırıklığına uğratmamıştı Sunny. Ve ben de onu havuzun başında bırakıp, yıllarca aramamam dışında asla terk etmemiştim. Şimdi de terk etmem için bir neden yoktu. Az önce onun geçtiği kapıdan süzüldüm içeriye. İlk adımda bir serinlik çarptı yüzüme, ormanları yarıp geçen bir rüzgârın baş döndürücü uğultusunu hissettim yine, hızla ikinci adımımı attım ve kendimi bir mezarlığın içinde buldum. Mevlevilerin deyimiyle Hamüşan', yani susmuşlann mekânında. Ağaçlar, mezar taşları, mezarların üzerindeki çiçekler, bu ölüler t Uyarında göze çarpan ne varsa aynı soğuk mavilikle kaplanmış gibiydi. Titredim, içim ürperdi. İyi de Sunny'nin ne işi vardı bu mezarlıkta? Etrafa bakındım; ilk gözüme çarpan, iki yanı mezarlarla kaplı dar, uzun bir yol oldu. Sessizce yürümeye başladım, bir yandan da Sunny'i görürüm umuduyla yolun iki yanına bakıyordum ki, sol tarafta o üç kişiyi fark ettim. Önce kalın gövdeli bir ağaca baktığımı sandım, hani üç kök birden topraktan fırlar da birbirine dolanarak kocaman bir beden oluştururlar ya, o

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

devasa bitkilerden biri sandım ama değildi. Yüzlerini fark ettim; yüzlerce yıl öncesinin naifliğini taşıyan o ifadeyi, hiç konuşmayan ağızlarını, huzur içindeki gözlerini. Mennan'ın anlattığı üç kardeş olmalıydı bunlar. Mevlânâ'yı görmek için gelen, onun ölmüş olduğunu duyunca bu topraklarda gözlerini yummak isteyen, Horasanlı üç kardeş. Demek ki burası Üçler Mezarlığı'ydı. Ölen üç kardeşin adını alan o tarihi mezarlık. Başımı öteki mezarlara çevirince, korkuyla irkildim. Mezar taşı sandığım karaltılar, o mezarların gerçek sahipleriydi: Yaşını başını almış erkekler, durulmuş orta yaşlı kadınlar, heyecanları içlerinde kalmış delikanlılar, cilveleleri yüzlerinde donmuş genç kızlar, sevinçleri solmuş çocuklar, gülümsemeyi bile öğrenemeden göçüp gitmiş bebekler... Bir an dehşete kapıldım, bir an Sunny'yi unutup, kaçıp gitmek istedim. Ama ölülerin yüzündeki derin huzuru fark edince vazgeçtim. Tuhaf bir duygu kapladı içimi. Sanki onlara bakarken ölümün ağırlığından kurtuluyordum. Ölümü bir son, bir bitiş, bir felaket değil de yaşamın bir parçası gibi algılıyordum. Gül ağacının her yıl yaşadığı bir döngü gibi; tomurcuk vermek, çiçek açmak, solmak, yaprakların dökülmesi, ama bir yıl sonra yeniden goncalanmak gibi. Bu sessizler evinde insanlık ağacının bir parçası gibi hissediyordum kendimi. Sonsuzluk duygusu bu değilse neydi? Aynı anda duydum fısıltıyı, belli belirsiz bir mırıldanma. Benimle birlikte bütün mezarlık da duymuştu sesi. Nereden çıktığı belli olmayan bir rüzgâr belirdi mezarların arasında; geceyi buz mavisinden soyarak yeniden laciverdi karanlığına çevirdi. Ağaçlar fırtınaya tutulmuş gibi inledi, toprak gürültüyle sarsıldı, mezarlar birer birer açıldı, suskunlar usulca mekânlarına çekildi. Fısıltı onları ürkütmüştü. Merakla başımı sesin geldiği yöne çevirdim ve Sunny'i gördüm. Oradaydı, birkaç metre ötemde. Sırtı bana dönüktü, dev bir çınar ağacının dibinde durmuş, üzerindeki yazıla rı artık okunamayan bilmem kaç yüzyıllık siyah bir mezar taşına bakıyordu. Fısıltı hâlâ sürüyordu. Sunny, mezar taşıyla mı konuşu yordu? Temkinli adımlarla yaklaştım. Yaklaştıkça mezar taşı kü çülmeye, Sunny'nin bedeni büyümeye başladı. Çekingen bir sesle "Sunny" diye fısıldadım. "Sunny ne yapıyorsun orada?" Bu defa uzaklaşmadı, sakin bir tavırla döndü. Ama o, Sunny değil Şems'ti. "Gelin Kimya Hanım? Ben de sizi bekliyordum." Bir de utanmadan hâlâ Kimya diye sesleniyordu bana. "Ölüleri rahatsız ettiniz" diye çıkıştım öfkeyle. "Sessizler mekânında konuşulmaz." Gizemli bir gülümseme yayıldı dudaklarına. "Aferin Kimya Hanım" dedi takdir eden bir sesle. "Âdetlerimizi öğrenmişsin ama yanlış düşünüyorsun. Benim fısıltımdan değil, senin yüreğindeki korkudan kaçtılar." Elini mezarların üzerinde dolaştırdı. "Onlar kabalık yapmaktan çekinirler. Varlıklarıyla sana korku verdikleri için utandılar. Bu yüzden, Hazreti Âdem'in ilk hali olan toprağa çekildiler." Ne söylesem bir karşılık verecekti nasıl olsa, lafı dolaştırmadan sordum. "Sunny nerede?" Kederle uzun uzun baktı yüzüme. "Hâlâ anlamadın mı?" dedi buruk bir sesle. "Sunny benim. Doğduğundan beri seninle beraberim. Baban, sen ve ben... Biz hep bir aradaydık." Tüylerim diken diken olmuştu. "Hayır" diye bağırdım. "Hayır, sen Sunny değilsin. Sen benim arkadaşım olamazsın, hiçbir zaman da olmadın. Sunny kimseyi öldürmez." Haksızlığa uğramış birinin incinmişliği belirdi yüzünde. "Benim öldürdüğümü nereden biliyorsun?"

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

"Gözlerimle gördüm" diye çarptım gerçeği suratına. "Zavallı kızın boynunu incecik bir dal gibi kırdınız." Sağ elini siyah mezar taşının üstüne koyarak söylendi. "Kâbuslarını gerçek sanıyorsun, gerçeği ise kâbus. Kimya'yı ben öldürmedim, onu öldüren kendi günahıydı." Yüzüme baka baka inkâr ediyordu bir de... "Günahın, insan öldürdüğünü hiç duymadım" dedim alaycı bir tavırla. "Nasıl oluyormuş o iş?" Sabırla açıklamaya başladı: "Ona gitme dediğini yerlere gitti. Ona yapma dediğim şeyleri yaptı. Ona görüşme dediğim kişilerle görüştü. Ben sadece kına- yan bakışlarla baktım gözlerine. Ben sadece üzgün, dertli, çaresiz gözlerimi diktim yüzüne. Ama zavallı kızcağız boynunu tutarak yere yığıldı. Ben, o ölsün istemedim, onu kaybetmek istemedim, onun ışığı sönsün istemedim, ama Allah böyle takdir etti işte." Artık bu kadarı da fazlaydı. "Allah'ın takdiri demeyin şuna. Ellerinizle öldürdünüz kızı. Öf- kenize alet oldunuz. Şimdi de size yardım etmemi istiyorsunuz." "Ben, senden yardım istemiyorum" dedi kesin bir ifadeyle. "Hem bunu niye yapayım?" "Vicdanını temizlemek için." Gururla süzdü beni. "Eğer vicdan diye bir şey varsa, ben tepeden tırnağa vicdanım. Vicdandan meydana gelmiş bir adamın, vicdanını temizlemeye ihtiyacı yoktur." "Öyleyse niye verdiniz bana o yüzüğü?" "Hiçbir şey anlamıyorsun" diyerek kırçıl saçlı başını salladı. "Hiçbir şeyin farkında değilsin. Farkında olmak için de çaba har camıyorsun." "Neymiş farkında olmam gereken şey." Tek sözcükle açıkladı: "Hakikat." "Hakikat, hakikat deyip duruyorsunuz" diye söylendim sesimi yükselterek. "Anlatın da öğrenelim artık, neymiş şu hakikat." O kadar kolay değil, diyerek yine engeller çıkaracağını düşündüm, yapmadı. "Yahuda'yı bilir misin?" diye sordu mutsuz bir sesle. "Hani Hazreti isa'yı Romalılara ihbar eden havari. Otuz gümüş altına Mesih'i satan eski Yahudi." "Biliyorum tabu, ne ilgisi var Yahuda'nın konumuzla." "Çok ilgisi var. Herkes Yahuda'yı hain zanneder." Ne anlatmak istiyordu bu adam. "Değil mi?" "Eğer Yahuda, Hazreti İsa'yı ihbar etmeseydi, İsa nasıl göğe yükselecekti? Eğer İsa çarmıha gerilmesiydi, yani insanlığın bü tün günahlarının

www.soncemre.com bedelini kendi bedeniyle ödemeseydi, nasıl

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

ölümsüz olacaktı? On iki havariden yükü en ağır olanı Yahu-da'ydı. Öteki havariler, inançları için canlarını vermeyi göze ala rak azizlik mertebesine ulaştılar. Elbette hayırlı bir işti yaptıkla- rı, ama asıl marifet inancın için iyi olmak kadar, kötü olmayı da başarabilmekte. îblis gibi lanetlenmeyi göze alabilmekle. Sadece senin bildiğin hakikatin ağır yükünü tek başına taşıyabilmekte, Bütün dünya, seni hain bilirken, kadim sırrınla yapayalnız kalabilmekte. Yahuda bunu yapmıştı işte. Kutsal yazgının yerine gel mesi için sadece bedenini değil, ruhunu da kurban olarak sunmuştu İsa Peygamber'in ayaklarının dibine." Galiba ne demek istediğini anlamaya başlamıştım. "Siz de bunu Mevlânâ için yaptınız yani." Sanki karşısında kara cahil biri varmış gibi çaresizce baktı yüzüme. "Sana nasıl anlatayım" diyerek umutsuzca söylendi. "Her şeyi akılla anlamaya çalışıyorsun, mantık acımasız bir kral gibi kurulmuş zihnine. Ne söylesem anlamayacaksın, ne desem altında başka bir anlam arayacaksın, dahası hep beni suçlayacaksın." "Ama olanı biteni gözlerimle gördüm." "Gözlerinle gördüklerin her zaman gerçek değildir. Bak sana bir hikâye anlatayım, belki daha kolay anlarsın. Bir gün bir erkek kırlangıç Süleyman Peygamber'in tapınağının üstünde sevdiği dişi kırlangıca aşkını ilan etmiş. Raslantı bu ya, Süleyman Peygamber de o sırada tapınaktaymış. Kırlangıcın sesini işitmiş, kulak kesilmiş. Erkek kırlangıç dişisine şöyle diyormuş: 'Senin aşkın beni öylesine sardı ki, eğer şu kubbeyi Süleyman'ın üzerine yık desen, hiç tereddütsüz yıkardım.' Bu sözleri duyan Süleyman Aleyhisselam öfkelenmiş, kırlangıcı derhal yanına çağırmış. Ona demiş ki: 'Açıkla bakalım, az önce senden duyduğum o sözler neydi?' Kuş cesurca yanıtlamış soruyu: 'Ey Süleyman! Beni cezalandırmak için acele etme. Çünkü âşıklar öyle bir dille konuşur ki, o dili ancak deliler anlar. Doğru, senin işittiğin sözlerin hepsini ben söyledim. Doğru bu tapınağı Süleyman Peygamber'in başına yıkarım dedim. Ama ben o kuşa âşığım. Ve âşıkların yolu, kanunu, ahlakı yoktur. Onların tek yolu vardır: Aşk. Onların tek yasası vardır: Aşk. Onların tek ahlakı vardır: Aşk. Onlar sadece aşkın diliyle konuşurlar, ilim ve aklın dili, aşkın bu renkli dilinin yanında sönmüş bir ateş gibi cansız kalır.' İşte böyle demiş kırlangıç Süleyman'a. Ve Süleyman Peygamber de bağışlamış onu. Çünkü aşkta kötülük, artık kötülük değil; iyilikse artık iyilik değildir. Bir tek hakikat kalmıştır ortalıkta; mucizeleri gerçek kılacak mutlak aşk." "Peki siz hangi mucizeyi gerçekleştirdiniz, kötülük olmayan kötülüğü yaparak?" Hiç aldırmadı kinayeli sözlerime. Başım kaldırdı; gözlerini, me-zarlığın çok da yüksek olmayan duvarının arkasında kocaman bir yeşim taşı gibi gökyüzüne uzanan Mevlânâ'nın türbesine dikti. "Orası bir gül bahçesiydi. Eğer Hüdavendigâr, Mevlânâ olmasaydı, şimdi gül bahçesi bile olmazdı. Şu çok katlı evlerden dikerdi aç gözlü insanlar oraya. Hüdavendigâr ise bu topraklarda yüzlercesi bulunan türbelerden birinde yatıyor olurdu. Ama şimdi sanki hiç ölmemiş gibi âdemoğlunu etkilemeyi sürdürüyor. Şiirleri, gönülleri ısıtıyor, sözleri ham insanları pişiriyor, ışığı, kör karanlıkta anlamı arayanlara gezgin bir yıldız gibi yol gösteriyor. Onun için, 'Peygamber değildi ama kitabı

www.soncemre.com

Soncemre Platform ile „OKU“mak!

www.kelamdenizi.com

vardı' deniyor. Böyle bir mucizenin yanında kötülük de, zalimlik de, katillik de anlamını kaybeder." Kendi başyapıtına bakan bir yaratıcının gururuyla bakıyordu gözleri türbeye. "Kaybetmez" dedim kibrini kırmaya çalışarak. "îster aşkta olsun, ister işte, kötülük kötülüktür, katillik de katillik. Kötülük yaparak iyi bir amaca ulaşamazsınız. Başkalarının yaşamına son vererek yeni bir hayat yaratamazsınız." "Yeni bir hayat kurmaktan söz eden kim? Var olanı anlayayım bana yeter." "Anlamak için kötü olmaya ihtiyacımız yok." "Var" dedi kesin bir ifadeyle. "Kötülüğün olmadığı bir yerde iyiliğin değeri bilinmez. Ve ne varsa hepsi içimizde. Celaleddin şu sözlerle anlatır bu hali. 'Bazen melekler kıskanır masumiyetimizi / bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar şeytan.' Hayat şekle sokulamaz; nefes hapsedilemez, istek bağlanamaz, nefs hiçbir zaman tümüyle öldürülemez. İyi mi yararlıdır, yoksa kötü mü, her zaman bilinemez. Gün gelir bir kötülük, bin iyilikten daha faydalı olur." Bir adım geri çekilerek alaycı bir gülümsemeyle süzdüm onu. "Yani ne kötülük yaptıysanız Mevlânâ için yaptınız, öyle mi?" Acıyarak baktı yüzüme. "Bak yine anlamadın. Kötülük ya da iyilik ne yaptıysam hepsini aşk için yaptım, Hüdavendigâr için değil." "Aynı şey değil mi?" "Değil, aşk yolculuğu tek kişilik başlar, maşukunu bulunca bir müddet iki kişiyle sürer, ama yolun sonunda yine tek başımıza kalırız. Bizde başlayan, bizde sona erer." "Ama Mevlânâ sizin gibi düşünmüyor. O kadar çok aşk şiiri yazmış ki size. Adamın aklım başından almışsınız. Sahi o ilk buluşmanızın ardından, hani Merec-el Bahreyn diye anılan noktadaki karşılaşmanın ardından günlerce aynı odaya kapanıp kaldığınızda ona ne söylediniz ki, namazı, duayı, vaazı bırakıp şiire başladı?" En küçük bir gurur bile belirmedi yüzünde. "Hiçbir şey söylemedim. Suskun öylece oturduk. Ama ben söyle mesem de o benim sırıma erdi. Gönlümün aynasında kendi içinde ki ateşi gördü. Onun aklım başından alan ben değildim, kendi için deki ateşti. Herkes benim ışığımla yandığım düşünüyor, yanlış, Ce laleddin kendi kendini yaktı. Ben, sadece fırını hazırladım." Kendini kaptırmış büyük bir engin gönüllükle olanları anlatırken, ona hayranlık duymaya başladığımı fark ettim. Aynı anda Kimya'nın yüzü geldi gözlerimin önüne. Öfkeyle karşı koydum bu tuhaf adama duyduğum hayranlık hissine. "Kimya'yı öldürerek mi?" diyerek kestim sözünü. "Genç bir kızın yaşam ateşini çalarak mı hazırladınız fırını?" Sakalı mı titriyordu, gözleri nemlenmeye mi başlamıştı yoksa bana mı öyle geldi bilmiyorum ama şu sözler döküldü dudaklarından: "Kimya'yı değil, kendimi öldürerek." Şaşkınlıkla baka kaldım yüzüne. "Siz kendinizi mi öldürdünüz?" Yanıt verecekti ki, bakışları yukarı kaydı. Parıltılı bir ışık hızla üzerimize doğru geliyordu. Sanki gökyüzündeki yıldızlardan biri kopmuş yeryüzüne iniyor gibiydi. Işıktan gözleri kamaşan Şems: "Madde âleminin güneşi doğduğunda, mana âleminin güneşi kaybolur" diye fısıldadı sır dolu bir sesle.

Ne kimse saldırmıştı bana. Hayır. Ben ne dünyadan elini eteğini çekebilecek bir sufiyim. Belki annem ile babam bu meselelerin içinde olmasalar benim de umrumda olmazdı. gerçekten de üzerlerindeki toprağı bir kefen gibi sıyırıp yeryüzüne çıkmışlar mıydı? Şemsle o tuhaf konuşmayı yapmış mıydım? Yoksa bunların hepsi zihnimin bana oynadığı gizemli oyunun yeni bölümleri miydi? İki yanı yeşilliklerini hiç yitirmeyen ince uzun servilerle kaplı mezarlık yolunda yürürken bunlan düşündüm.com Ve ben gözlerimi onun baktığı yöne çevirince. ama bu kadar tuhaf.. nefretine yenilmiş bir dervişin utancı. Uykuda gezmiştim. Oysa ben dün gece olanların hepsini ayrıntılarıyla hatırlıyorum. Dünyanın değişik ülkelerinde. Yıpranmış bir kara taştan oluşan. Beni Anadolu'nun göbeğindeki bu eski kente bağlayan ne vardı ki? Yangını Serhad ile Cavit'in çıkardığını henüz kanıtlayamamış olmam mı? iyi de ben dedektif değilim ki olayı ayrıntılarına kadar aydınlatabileyim. Bu durumda hatırladıklarımın ne hükmü var ki? Mezarlığın kapısına yaklaştığımda. sağ tarafta etrafı demir çitlerle çevrelenmiş büyükçe bir mezar ilgimi çekti. Ama annemle uyurgezerliğim hakkında konuşsam iyi olacak. ne zaman uyandığımı birbirine karıştırdığım da bir gerçek. belki de ilk uçağa atlayıp dönmeliydim Londra'ya.soncemre. yani dün gece yaşadıklarım gerçekten olduysa o zaman da tası tarağı toplayıp hemen uzaklaşmam gerekiyordu bu şehirden. Belki de daha fazlası. Ben sadece bir sigorta eksperiyim. Neyle ilgisi vardı o zaman? Babamın şehri olmasıyla mı? Yoksa bu şehrin babamın kaybolmasıyla ilgili bir sırrı barındırdığına mı inanıyordum gizliden gizliye? Ya da şu kanayan yüzüğün gizemini mi merak ediyordum? Belki. îyi de ne yapıyordum bu mezarlıkta? Bilinçaltını neyin peşindeydi? Gerçekten de Sunny'yi görmüş müydüm? O buz mavisi gecede bu mezarlıkta yatan ölüler. Eğer yeniden uyurken dolaşmaya başladıysam.. hiçbir zaman da düşünmedim. Ya ben? Bilmiyorum.www. Öyleyse neden ısrar ediyordum. Dokuz yaşıma kadar uykumda dolaşırdım.. neden raporumu yazmak için bekliyordum ki? Daha ne bulacaktım burada? Nigel haklıydı.. çok farklı sigorta davaları üzerinde çalışmıştım. varsa tanıkların ifadelerine yer vererek rapor yazarım.. Belki de artık Konya'da kalmamın sigorta şirketi için yazacağım raporla hiçbir ilgisi yoktu. Gündelik hayatla o kadar meşgul ki. bunları bırakalım şimdi. Ta başından beri mantıklı olan buydu tabii. bulursam kanıtlan sıralar. Zeynep Komiser gibi emrimde silahlı polislerim de yok. Nigel'a protestanlık yetiyor. mezarların arasında yaptığım bu gece gezintisine bir anlam bulmaya çalışıyordum hâlâ. tehdit etmişlerdi. "Hazreti Mevlânâ'yı . buraya gelinceye kadar." Sabah olmuştu. aksine çok da merak ediyorum. Dün gece de öyle olmuştu işte.kelamdenizi. laciverdi gökyüzünün ışıklı bir maviliğe döndüğünü gördüm. Daha hangi dine inanacağıma bile karar vermedim. bu kadar ürkütücü olaylarla ilk kez karşılaşıyordum. tümsekliği bile kalmamış bin yıllık bir gömüt ile yeni defnedilmiş bir çocuğun taze mezarı arasında duruyordum. ama beni şehirde tutacak kadar önemli bir mesele değildi bu. döner dönmez psikoloğumuz sevgili Oliver'in yanında almam gerekiyordu soluğu. aslında oldukça önemli sorunlarım olduğuna işaret ediyordu. dine kafa yoracak zaman bile bulamıyor. Öyle mi acaba? Annem ikidir dinle ilgili tartışmaları hep benim yanımda yaptıklarım söyleyip duruyor. araştırır. Zaten değildi de. Kapıya yaklaştığımda makul bir açıklama buldum. Gerçi Zeynep Komiser'in. bu kadar gizemli. İnceler.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. 36 ". Güya kendimi rahatlatmak için bulduğum bu açıklama eğer doğruysa. Gerçi uyurgezerlerin sonradan hiçbir şey hatırlamadığını okumuştum. Daha fazlası ne olabilir ki? Şems'in bahsettiği mutlak hakikate ulaşmak mı? İyi de ben babam gibi düşünmüyorum ki. Ama eğer uyurgezer değilsem. Çok da sorgulamıyor zaten. dün akşam yapacağı tutuklamayı küçümsüyor da değilim. ne de gaspa uğramıştım bu kez. üzerindeki tabelayı okuyunca dehşet içinde ürperdim. Neyse. ama ne zaman uyuduğumu. hiçbir yerim acımıyordu. ne de yaşammı dine adamış bir Müslüman. rüşvet önermişlerdi. Mor bulutların arasından çıkmaya çabalayan sabah güneşinin yumuşak ışıkları yüzüme düşerken. Konuşulanlardan hiç mi etkilenmedim? Etkilenmiş olsam bile Konya'ya gelinceye kadar bu konu üzerinde hiç derinlemesine düşünmedim..

Mecalis-i Seb'a ve Mektubat. kalktım odada dolaşmaya başladım. Ne yani dün gece yaşadıklarım gerçek miydi? Birbirine sarılmış üç ağaç gibi yekpare bir bedene dönüşen Horasanlı üç kardeşi. müdürüm. "Günaydın Miss Karen" diyerek atıldı her zamanki işgüzarlığıyla. yeter ki protesto edecek haklı bir neden olsun." Yanıt vermesini bile beklemeden asansöre yöneldim.me. açmadı. Onlarca kitap ismi sıralanıverdi önümde. uykulu gözlerle baktığını görünce. Kitap tam metin olarak sitede yer alıyordu ama en az bin sayfalık bir metindi bu. Annem uyanmış olmalıydı. Sinirlerim gerilmişti. Yeter ki eylem olsun.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Bilgisayarımı kapatmaya hazırlanırken aklıma geldi. Mennan anlatmıştı ya öykülerini. ama annemi merak etmeye başlamıştım. "Annecim benim. Divan-ı Kebir.www. En iyisi gelişmeleri elekt-ronik postayla yollamak. Şems-i Tebrizi'yle ilgili yüzlerce bilgi vardı ama zavallı Kimya'yla ilgili sadece üç başlık belirdi ekranda. Hemen Şems ve Kimya yazarak bul komutuna bastım. Ma'arif ve sonunda işte Mennan'ın sözünü ettiği kitap. "Erkencisiniz bu sabah. Bir süre öylece uzandım yatağa. üşendiğim gelişmeleri birkaç başlık altında Simon'a yolladım. eve gelince arar mısın? Sevgiler. uyuyup kalmışım.kelamdenizi. . Sultan Veled'in yazdığı Veled-na. Hiç değilse geldiğinde beni arar umuduyla mesaj bırakmaya karar verdim. aklı karışmıştı. Fihi Mafih. Bilgisayarımı açtım. Şimdi ise aramak için erkendi. asansörün kapısı kapanıncaya kadar asık bir suratla beni izlediğinden emindim. Odama çıkar çıkmaz duş alıp giysilerimi değiştirdim. Belki de Thames Nehri'nin temizlenmesi için yapılan yürüyüşte pankart taşıyordur ya da fokları kurtaralım projesine destek için yollan kapatan eylemcilerle birlikte asfalta uzanmıştır. ardından Feridun Ahmed-i Sipehsalar adında bir yazarın kaleme aldığı Risale." Kaşları çatıldı. Kahvaltı servisi başlamıştı aşağıda ama hiç açlık hissetmiyordum. Mesnevi." "Göremezdiniz. gerçekten de görmüş müydüm? Yok canım. adımlarımı hızlandırdım. çünkü ben çıkarken uyuyordunuz. Artık onu görmesem de. Telefonumu çıkardım. numarasını tuşla-dım. Kalktığımda saat dokuza geliyordu. Otelden çıktığınızı da görmedim. Telesekretere bağlandı. Aldırmadım hızlı adımlarla yanından geçmek istedim. dün gece yazmaya. Önce Rumi'nin kitaplarının ismini gördüm. Kapının hemen yanındaki kulübeden çıkan bekçinin şaşkın. Tabii pasaport meselesini sormayı da unutmadım. Bilgisayarımı görünce hatırladım.com görmek için Horasan'dan gelen üç kardeşin ruhuna El Fatiha" yazıyordu. annem gibi az uykuyla yetinecek yaşa gelmemişti henüz." Nereye gitmişti sabahın köründe bu kadın? Belki bahçedeki çiçekleri suluyordur. Simon'la da konuşamamıştım dün gece. oradan biliyordum.soncemre. Son on yıldır erkenden açıyordu gözünü. Bir türlü uslanmıyor bu kadın. Hep uçlarda yaşayacak. hem de mışıl mışıl. İngilizce sitelerde aradım. Cep telefonu da kullanmadığından eğer dışarı çıktıysa onu gün boyunca bulamayacaktım. Rebab-name. Nefret ederdim bu alete konuşmaktan. Hep ben onu merak edeceğim. Şems'in Kimya'nın ölümüyle ilgili söylediklerini neden araştırmıyordum? İnternetteki arama motorlarından birine girdim. "Uyumak mı?" "Evet. "Dikkat edin patronunuz fark etmesin. adamın soru sormasına fırsat vermeden çıktım bu bin yıllık tuhaf mezarlıktan. her yerde olabilir. Uyanmamış mıydı yoksa? Israrla ardı ardına çaldırdım." Uzaklaşırken döndüm. İki kez çaldı. Ama otelden içeri girdiğimde meraklı resepsiyonistin gözlerini kuşkuyla yüzüme dikmesine engel olamadım. Ne bileyim. Ahmed Eflaki'nin Ariflerin Menkıbeleri. Neydi Mennan'ın bahsettiği şu kitap? Anlamak için önce Rumi yazdım.

Üç gün feryat ve figan edip öteki dünyaya göçtü. sözünü dinlemediği için karısının ölümüne neden oluyordu. Şems'ten izin almaksızın Sultan Veled'in büyükannesiyle birlikte Kimya Hatun'u gezmek maksadıyla bağa götürdüler. Teker teker toplumun saygın ya da zengin insanlarına eş olarak sunuldular. bir adam." Ama o hikâyedeki kırlangıç." Erkekler dünyayı ele geçirince de genç kızların gözyaşına kimse bakmadı. hem benim rüyalarımda gördüğüm Kimya'nın. Tam olarak şunları yazıyordu: "Şemseddin'in nikâhlısı olan Kimya Hatun. ". Genç kızın donmuş gözlerinde. Kimya'nm ölümünden sonra Şems'in Konya'yı terk ettiğini yazıyordu. Hayır. çok güzel ve namuslu bir kadındı. Şemseddin fena halde kızdı. âşıkların yolu. Sen. Oysa bu hikâyedeki kurban. bu adamı istiyor musun. her zaman kavgaya hazır. Rüyamdaki Şems.com Bu bilgilerin üçü de Şems'in kişiliğini vurgulamak için Kimya'dan bahsediyordu.. Sahi Alaeddin Çelebi neresindeydi bu hikâyenin? O delikanlı da olanları öyle sessizce kabullenecek göz yoktu. O dönemin koşullarını düşünmek gerekir diye kendimi iknaya kalkıştım. İkincisinde Tanrı'nın Şems'e Kimya olarak görünmesini hikâye ediyordu. Annem mi arıyordu? Hevesle ahizeyi kaldırdım. Çok ilginç bir hikâyeydi Şems ile Tanrı'nın arasındaki yakın ilişkiyi çarpıcı örneklerle anlatıyordu. daha sakin düşünmeliydim. narin bedeni. Kimya'nın ince boynu. Onların tek yasası vardır: Aşk. Aynı şey değil. "Alo?" . Onlara kimse fikrini sormadı. kendisinden katbekat büyük bir otoriteye başkaldırıyordu. ahlakı yoktur. zavallı bir genç kızdı. Şems'in anlattığı hikâyeyi hatırladım. Şemseddin eve geldi. Eflaki'nin anlattığında ise öfkesiyle. Ya bütün bunlar sandığım gibi olmadıysa? Ya bu evliliği bizzat Kimya'nın kendisi istediyse. hiç de Şems'e âşık olmuş gibi bir hali yoktu. ve Mennan aynı yanıtı verecekti. ben annem gibi değildim. sevgilisi için canını ortaya koyuyordu. her zaman isyankâr. Kuru bir ot gibi hareketsiz kaldı. Onların tek ahlakı vardır: Aşk.www. onu bulamadı. Ne demek istiyordu acaba? Yoksa intihar mı etmişti? Yok canım. nefretine yenilmiş bir dervişin utancını bir kez daha gördüm. bizim kara giysili dervişin düğümlenen yüreği olmasın? Çalan telefon böldü düşüncelerimi. aşk için.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. sevgi dolu bir insan. nasıl oluyor da daha on sekiz yaşına bile gelmemiş bir genç kızı altmış yaşındaki bir adama eş olarak verebiliyordu? Dahası bu zavallı kızın ölümü karşısında sessiz kalabiliyordu? Babam. Bir gün kadınlar. ya Şems'e gerçekten de âşıksa? Olamaz mı? Bizim Simon'un on altı yaşındaki kızı Jenny de. Şems kendini öldürecek birine hiç benzemiyor. Kimya Hatun eve gelince hemen boynu tutuldu. İşin tuhafı Mevlânâ gibi hoşgörü örneği. Ama anarşist annemin sözleri izin vermedi buna. "Erkekler dünyayı ele geçirdi. Alaed-din'e ne olmuştu acaba? Öte yandan Şems. İçimde kabaran öfkemi bastırarak anlamaya çalıştım.. Üstelik intihar inançlarına da terstir. Sonuç değişmiyordu.soncemre. solgun yüzü canlandı gözlerimin önünde. kendim öldürdüğünü söyledi dün gece. Peki nasıl öldü acaba Şems? Şu kahverengi taşlı yüzük yoksa Şems'in ölümüyle mi ilgili? O kanayan taş. kanunu. Aşktan başı dönen şu kırlangıcın Süleyman Peygamber'e söylediklerini. ama beni ilgilendiren üçüncü gruptaki bilgilerdi. Kimya'yı elleriyle öldürmüştü. O daha çok Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi'yle ilgileniyordu." Yazılanlar Şems'in sözlerini doğruluyordu. denmedi. İzzet Efendi. Tanrı'nın verdiği canı ancak Tanrı alır. altmışını çoktan geçmiş matematik öğretmenine âşık olmuştu mesela. Yani rüyamda gördüklerim gerçek değil miydi? Aslına bakılırsa iki hikâye arasında sonuç bakımından pek fark yok gibi görünüyordu. kendini korumaktan bile aciz. Her zaman öfkeli. Birden kendimi annem gibi hissettim. İlkinde. Sultan Veled'in büyük annesiyle birlikte kadınların onu gezmeye götürdüğünü söylediler. Onların tek yolu vardır: Aşk.kelamdenizi.

Deri ceketimin önünü ilikleyip.com Annem değil.. Lütfen bana telefonda böyle sorular sormayın. "Günaydın Miss Karen." Buna çok sevinmiş olmam gerekirdi. insan kolay unutamıyor" diye geçiştirdim. Eğer hâlâ bir yerlerde uyuyup kalmamışsam." "Ariflerin Menkıbeleri'ni mi?" Yeşil gözleri hayranlıkla açıldı.kelamdenizi.. "Ya şu yangın elbisesi?" Bezginlik içinde mırıldandı. "Yeni bilgilere ulaştınız mı bari?" "Çok şey öğrendim. İstediğiniz zaman gelip alabilirsiniz. Kapıyı açıp yanına oturdum. Zeynep Komiser'di. "Ama merakım ağır bastı." Bu sesi tanıyordum." Otelin kapısında Mennan'ı beklerken sabahki parlak güneşin kara bulutlarla kaplandığını fark ettim. îki gündür sırtında gördüğüm gri elbisesinin değiştirmiş lacivert bir takım giymişti. ama aklım İkonion Turizmin kundakçılarındaydı. "Günaydın Miss Karen. "Yoksa yangın elbisesini mi buldunuz?" İç geçirerek açıkladı: "Hayır." 37 "Babam. pasaportunuzu bulduk. "Bakın Miss Karen nerdeyse iki gündür uyumuyorum. "Günaydın." Yan gözle şöyle bir süzdüm onu." "Uyudum aslında..com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Eliyle dalgalı saçlarını karıştırdı. hemen hatırladınız ismini. "Akşam iyi uyuyamadınız galiba.soncemre.. Son on saattir de bir sorgudan çıkıp ötekine giriyorum." Vereceği müjde bile yorgunluğun ağırlığını silememişti sesinden. Gelin ve pasaportunuzu alın. size bahsettiğim şu kitabı okudum yine." Solgun bir gülümsemeyle karşılık verdi selamıma. uçuşan saçlarımı ellerimle toparlamaya çalışırken Mennan'ın arabası önümde durdu. ama dünkü yorgunluk olduğu gibi yüzünde duruyordu. yorgun bir kadın sesi yanıtladı." Daha bu sabah okudum diyemediğim için: "ilginç bir kitap." "Size iyi haberlerim var. şeyhinin öldüğünü duyarsa yaşayamaz. Daha birkaç saat dinlenmem de imkânsız gibi görünüyor. buyrun sizi dinliyorum. Soğuk kış günlerinden kalma sert bir rüzgâr Mevlânâ Türbesi yönünden Konya'nın eski mahallelerine doğru esip savurmaya başlamıştı. sorularınızı da yanıtlarım. Yani bir an olsun dinlenemedim. "Günaydın. "Çok kuvvetli bir belleğiniz var.www." Arabayı hareket ettirirken ayrıntıları .

sıkıntıyla iri gövdesini oynattı.. bu gezgin dervişe yapılan güzellemelerle doluydu. "Bazı konular bana saçma geldi biraz." Mennan'ın yüzüne baktım.com açıkladı. "Daha dün sabah bu kitaptaki bilgilere dayanarak katilin Şems olduğunu söyleyen siz değil miydiniz?" Bakışlarını kaçırıp. kitabın yazarının Tanrı'yı Kimya görünümüne sokmasını saygısızlık olarak değerlendiriyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Bir bölüm var mesela. Ama benim için şaşırtıcı değildi. Hatırladığım kadarıyla anlatmaya çalışayım. Ariflerin Menkibeleri'nde bu konu naklediliyor.soncemre. utana sıkıla açıkladı. Demek ki Mennan gibi insanlara itici geliyordu bu tür benzetmeler. "İzzet Amca yanlış mı hatırlıyormuş?" "Yanlış değil. çünkü göz atabildiğim kadarıyla kitabın Şems'le ilgili bölümleri. kendisine zarar veren herkesi öldüren taş kalpli biri olarak görürüz. "Şems alışıldık Müslümanlara pek benzemiyor değil mi?" "Hâşâ!" dedi sanki dili ateşe değmiş gibi aceleyle. "Mennan Bey. "Ben. ama bizimkine benzemiyor.www.. "Buluşma değil de. Bizim yüzükle ilgisi yok yani. "Galiba siz haklıymışsınız. şu okuduğunuz kitap. oynaştığını yazıyor. Eğer yazılanlara inanacak olursak Şems Hazretlerini. "Hiç kimse için.kelamdenizi." Hayal kırıklığıyla söylendi. Ariflerin Menkıbeleri diyorum. Şems ile Mevlânâ'nın ilişkisine de büyük tepki göstermişlerdi ya bir zamanlar. iş arkadaşımın düşüncelerini neyin değiştirdiğiydi." Ne kadar saf bir adamdı bu Mennan! "Merak etmeyin" dedim gülümseyerek. hikâyede bir yüzük var. Açık konuşmak gerekirse cüretkâr bir bölümdü. ondan önce davrandım. Ne demek istiyordum şimdi? Yoksa o gezgin derviş hakkında ondan daha fazla bilgiye mi sahiptim? "Şems Hazretleri'nin kitabını okudunuz mu? Ne anlatıyor şu kanayan yüzük hakkında?" "Önemli bir şey değil" dedim aklını yemden karıştırmamak için. tövbe tövbe Tanrı'yla konuştuğunu. Kitapta gerçekler ile efsaneler birbirine karışmış." Başını çevirip inanmayan gözlerle baktı. Dün size anlattığım konular da abartılmıştı sanırım." Bu kadar kesin konuşmam kafasını karıştırmıştı. Hani Şems Hazretleri'nin katil olma meselesi. Şems'in nasıl öldüğünü de anlatıyor mu?" "Evet. ikna olmamıştı yeniden soracaktı ki." Anlaşılmıştı. Kuşkusuz Şems o kitapta yazılanlardan çok farklı biriydi. ne olmuştu da böyle mantıklı konuşmaya başlamıştı bu adam? "Ne gibi?" Merak ettiğim kitapta anlatılanlar değildi aslında. Şems Hazretleri'ne bir şey demiyorum. Sadece kitabın yazan Eflaki Dede biraz abartmış. "Sema yapamadığı için yüreği düğümlenip ölen bir dervişi anlatıyor." "Saçma mı?" diye söylendim neşelenerek." Sustu. Tanrı'nın Kimya görünümünde Şems'le buluştuğunu anlatıyor. hakkında yazılanlara bakarak karar vermem. Şems Hazretleri'nin Mevlânâ Hazretleri'yle Konya'da ilk buluşmaları 1244 yılında . Şimdi.

" Tartışmayı uzatmanın manası yoktu. "Ve Mevlânâ'mn tutucu müritleri kıskançlığa kapıldılar. bunun üzerine kıskanç müritleri yaptıkları hatayı anlayarak pişman olmuşlar. Şems-i Tebrizi'yi tehdit etmeye kadar vardırdılar işi. Bu iki Allah dostu buluştuktan sonra Şems. biraz bir şeyler biliyorum." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.kelamdenizi.... ..com gerçekleşiyor. Şems hakkında bir şey bilmiyorum demiştiniz. "Çarpacaksınız. "Göremedim bile." "Ama" dedim söyleyeceklerime nasıl tepki vereceğini merak ederek. "Öyle olmalı. büyük oğlu Sultan Veled'i yollayarak onu Konya'ya geri ge-tirtmiş. ne diyeceğini bilemedi. "Yani ben kızımı. Mevlânâ'nın yanından ayrılmaz oldu." Manidar bir sesle mırıldandım. O da bir gece kayıplara karıştı. Öyle ki. sonra da. Hem Şems gibi ulu bir kişiyle hangi kız evlenmek istemez? Hangi aile onu damat olarak kabul etmez?" "Gerçekten mi?" diye sordum yadırgayan bir sesle "Kızınızı altmış yaşında bir adamla evlendirir misiniz?" Böyle bir karşılık beklemiyordu.com "Merec-el Bahreyn denilen yerde.www. "Eskiden normal sayılıyormuş..." Emin olamadı. tam da böyle olmuş..Dedikoduları önlemek için de Şems'i Kimya adındaki evlatlığıyla evlendirmiş. Ama o zamanlar bunlar normal sayılıyormuş. altmış yaşında bir adama vermem." Zamanında frene bastı Mennan." Alıklaşmış bir suratla baktı. Şems ortadan kaybolunca Mevlânâ deli divaneye dönmüş.soncemre. özür dilerim. Hızla kendini karşı kaldırıma atan kadını geride bırakırken: "Ne zaman çıktı bu kadın caddeye yav" diye öfkeyle söylendi. "Gasba uğradığım ve Solak Kâmil'in cesedinin bulunduğu yerde. "Kimya o sıralar henüz on sekizinde bile değilmiş." Başını usulca sallayarak tekrarladı: "Merec-el Bahreyn'de. biraz daha geç kalsak zavallı kadın ezilecekti." "Doğru." Alay mı ediyordum. "Günümüzde olmaz tabii" dedi gözlerini yoldan ayırmadan. Şimdi kimse yapmaz. "Dikkat" diye uyardım." Sürücü koltuğunda huzursuzca kıpırdandı. "Haklısınız aynı yerde.. Bu arada Mevlânâ da gönül dostunun Şam'da olduğunu öğrenmiş." Buraları biliyordum türbe gezisinde Angelina anlatmıştı. anlamak için dönüp baktı. yok son derece ciddiydim." "Gözlerinizi yoldan ayırmamanızda fayda var. Şems ise altmışında. "Ee biliyormuşsunuz ya !" Yola fırlayan kadını o anda fark ettim. Şems Hazretleri biraz yaşlıymış." "Haklısınız." "Ayırmıyorum zaten.

hep ayrı baş çekmiş. sırrını saklaması için eşine de Kuran üzerine yemin ettirerek Şems'in basma gelenleri anlatmış. O da öğrendiklerini Eflaki Dede'ye aktararak bunları . bir kuyudayım. Kendilerine geldiklerinde ise. Kendisine kurulan tuzaktan habersiz olan Şems Hazretleri kapıya çıkınca da başta Alaeddin Çelebi olmak üzere yedi kişi ellerindeki yedi bıçağı. Ya Bahaeddin. beni çıkar.kelamdenizi. kimseye zararı olmayan bu iki ermiş hakkında akla hayale gelmez iftiralar yaymaya koyulmuşlar. Kimya'nın cansız bedenine bakarak haykıran Alaeddin'in acı içindeki yüzü geldi gözlerimin önüne. "Belki Kimya ölmeseydi.www. "Göçer gider bu dünyadan. Mevlânâ Hazretleri ile Sultan Veled. Şems ile Kimya evlendikten sonra neler oldu? Halk. kimileri ise bu isyankâr çocuğun. Fatima Hanım da öteki tanıklar gibi bu sırrı yıllarca gizlemiş." "Biraz sabırlı olun Miss Karen hepsini anlatacağım" diye kibarca gülümseyerek sözlerini sürdürdü Mennan. eşi Fatima Hatun neler olduğunu sormuş. Bunun üzerine Sultan Veled. ceset ortalıkta yok muymuş?" "Yokmuş. Şems ile Mevlânâ'yı rahat bıraktı mı? Şems'in Kimya'yla evliliği nasıl gitti? Bunların hepsi benim için birer bilinmez. Kimya Hanım'ın beklenmeyen ölümü olmasa belki de Alaeddin Çelebi o fesat çetesine katılmazdı. Her neyse. beni bul. 'Babam. Sonra Şems'in bedenini Bedreddin Gevhertaş adında iyiliksever bir zatın mezarına gömmüş. Konya'nm her yanında dedikodu meclisleri kurmuşlar. 'Ya Bahaeddin. Şems Hazretleri öyle güçlü bir nara atmış ki. taşta bir damla kandan başka bir şey görememişler. Şems'in cesedini. endişeli hanımı onu rahat bırakmamış. Şems'in. Sultan Veled sırrım korumak istese de.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. sular içindeyim. Ama onun her zaman uyumsuz bir çocuk olduğu yazılmıştır." "Nasıl yani. üşüyorum. şeyhinin öldüğünü duyarsa yaşayamaz' demiş üzüntüyle. Ta ki Mevlânâ Hazretleri ve Sultan Veled yaşama gözlerim yu-muncaya kadar. Benim Şems hakkında bildiklerim buraya kadar. Arkadaşlarından hiçbiri bu sırrı söylememiş. onu dışarı çağırmışlar. babası Mevlânâ ile ağabeyi Sultan Veled'e bu kadar yakın olmasını kıskandığını söylüyorlar. "Kimya'nın ölümü de Alaeddin'i karşı tarafa itmiş olabilir" diye kederle söylendim. o mübarek adamın gövdesine saplamışlar. "Şems'in ölümünün üzerinden günler geçmiş Sultan Veled Hazretleri bir gece rüyasında bu büyük dervişi görmüş. ama bir gece Sultan Veled yine gözyaşları içinde. gözyaşları dökerek kuyudan çıkarmış ama kalbinde kederinden daha büyük bir endişe varmış." Aklım karışmaya başlamıştı yine." Üç arkadaşından bu sırrı gizleyeceklerine dair söz almış.' Kan ter içinde uyanan Sultan Veled. işte aralarında Alaeddin Çelebi'nin de bulunduğu o yedi kişilik katil sürüsü bir gece Şems'in kapısını çalmış. kendisine kardeşinden daha yakın üç arkadaşını da yanına alarak Şems'in atıldığı kuyuyu bulmuş. büyük bir hevesle açıklamaya koyuldu Mennan: "Şems Konya'ya dönüp Kimya'yla evlendikten kısa bir süre sonra." Dün gece rüyamda gördüklerimi hatırladım. Kimileri Alaeddin Çelebi'nin Kimya Hanım'a âşık olduğunu yazıyor. Şems ona demiş ki. haykı-rarak uyanınca. Onlar öldükten sonra bildiklerini oğlu Ulu Arif Çelebi'ye anlatmış. yedi kişinin yedisi de ansızın kendinden geçmiş. biz konumuza dönelim. ne yazık ki o kıskanç insanlar yemden başlamışlar kötülük yaymaya. Nedense bu delikanlıyı savunmak geldi içimden.com "Neyse. Evet.soncemre." Hiç nazlanmadan. hepsi buymuş. sevgilisinin öldürüldüğünü gören o çocuk her şeyi yapabilirdi. Ne yazık ki Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi de katılmış bu fitne çetesine.. geceyarısı olmasına aldırmadan.. "îyi ama Şems'in bir türbesi var. Şems Hazretleri'ne her türlü saygıyı gösterirken Alaeddin Çelebi hep uzak durmuş onlardan." "Haklısınız. sadece bir damla kan.

kalın bıyıklı. Hızlı adımlarla kendimizi emniyetin bahçesine atarken: "Poyraz" diye mırıldandı gökyüzüne bakan Mennan. ama benim rüyalarımdaki Alaeddin tıpkı babası gibi. Kalabalığın ön sıralarında iki polisin arasında dimdik duran. Eflaki'ye göre.com kaleme almasını istemiş." Gösterdiği yöne bakınca. iriyarı. Eflaki'nin anlattığına göre Mevlânâ Hazretleri oğlunun cenazesine bile katılmamış. yine gergin. 38 "Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi gibi asiydi." Hemen savunmaya geçti." Benden yana çekingen bir bakış atarak kendi görüşünü açıkladı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bir süre sonra da genç yaşta sıtmadan ölmüş. "Kızmıyorum da.soncemre. Mennan heyecanla kolumdan tuttu. atletik yapılı bir adam dikkatimi çekti. Serhad ile Cavit'i gördüm. Ana kapıya yaklaşırken. aklı aşk tarafından ele geçirilmiş çaresiz bir delikanlıydı sadece.kelamdenizi. Elindeki kelepçeye." Arabadan indiğimizde saçlarımızı dağıtan. daha doğrusu ona bu kitabı yazdıran Mevlânâ'nın torunu Arif Çelebi'ye göre amcası kötü niyetli." Bahçe daha korunaklıydı. içeriden iriyarı birinin çıktığını gördüm. yine telaşlıydı. "Katılmaz tabii. Oysa benim rüyamda gördüklerimle. koluna iki polisin sıkıca yapışmış olmasına rağmen dünyaya meydan okur gibi yürüyordu. "Bunun arkası yağmurdur. ta kendisi.www. Eflaki'nin anlattıkları uyuşmuyordu. "Miss Karen. biraz abartmış diyorum. Sanırım bu güruhun lideriydi. bakın. caddedeki rüzgârın hükmü burada geçersiz kalmıştı. giysilerimizi hoyratça savuran sert bir rüzgâr karşıladı bizi. "Bir de kızıyorsunuz Eflaki Dede'ye. kırçıl saçlı. kaşları çatılmış elindeki telsizle birilerine talimatlar yağdırıyordu Kendini işine o kadar kaptırmıştı ki bizi fark etmedi bile. Ragıp Başkomiser değil miydi bu? Gözlerimi kısarak. kıskanç bir oğuldu. hayatta en çok sevdiği adamı öldüren asi bir oğula nasıl sevgi besler ki insan?" Ne kadar da acımasız konuşuyordu." "Peki Alaeddin'e ne olmuş?" "Konya'yı terk etmiş. Adam yazmasaymış Şems'in başına gelenler hep sır olarak kalacakmış. tanımaya çalıştım. tıpkı ön gruptaki zanlılar gibi onların . Hemen ardından çoğunluğu polis olan on beş kişilik bir erkek grubu geliyordu. Evet." Gülümseyerek söylendim.

evraklar solda. Mevlânâ'nın ortanca oğlu Alaeddin Çelebi gibi asiydi. polise savcılığa götürmesi gereken belgeleri açıklamayı sürdürdü. Cavit de bizi görmüştü. bakışları öfke doluydu. istanbul'daki amirim. Üzerinde hâlâ lila rengi buluzu vardı.com yanlarında da ikişer polis vardı." Zeynep Komiser özel duygularını paylaşmaya başlamıştı bizimle. Komiser Ali. Mennan'dan da benden de daha yorgun görünüyordu. yakınlaşmak için bu fırsatı kaçıramazdım. Önce insan olun. "Zeynep Komiser sağlam kadınmış valla. bacaklarında aynı kot pantolon. yüzünde önce şaşkınlık.www. sizinle hemen ilgileneceğim. sonra da nefret dolu bir ifade belirdi. yorgun bir yüzü vardı ama sevimliydi. hani hemen kanınızın ısınacağı insanlar vardır ya. şu deli deli bakan da bizim Ali. ama vicdanı her zaman mesleğinin önünde gelir. ardından kuşku." . "Fotoğraf önünüzde duruyor bakacaksınız tabii. hiç durmadan cızırdamayı sürdüren telsiz sumenin kenarında duruyordu. giderek artan bir kinle.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. hatta belki de üzerimize saldıracaktı. belli belirsiz gülümsedi: "Gelin" dedi eliye masasının önündeki koltuklan göstererek. Zeynep'le sabah konuştum. Serhad ise olanı biteni anlamış. Anlaşılan iş arkadaşı olmanın ötesinde bir anlam taşıyordu bu genç adam. "Aileniz mi?" "Aslında ailemden daha yakınlar. sonra arkadaşının yüzündeki düşmanca ifadeyi görünce kafası karıştı. İki erkeğin arasında duruyordu bizim Zeynep.soncemre. öteki gençti. Telsizin biraz berisinde dün fark etmediğim gösterişsiz bir çerçevenin içindeki bir fotoğraf dikkatimi çekti. bir an bakışlarım kaydı da. "Tutuklanmışlar galiba" diye sevinçle söylendi Mennan." Ali derken gözleri dalgınlaştı." Yüzündeki sevincin yerini düşünceli bir hal aldı. Yoksa hepsi aynı çetenin elemanı mı diye düşünürken. en iyi adamı?" "Aslında dünyanın en iyi polisidir de. sonra polis. Eğer yanında polisler olmasa bize bulaşacak. Kapıda bizi görünce. onlardan biri. Gülümseyerek sordum: "Neden en iyi polisi değil de. resmi giyimli bir polise talimatlar veriyordu. hızla sürükleyerek." Biz. adamlardan biri orta yaşlıydı. "Başkomiser Nevzat bu dünyada tanıdığım en iyi adamdır. "Kır saçlı olan Başkomiser Nevzat. odasındaydı. onu ve Cavit'i az önceki güruhu doldurdukları büyük minibüse tıkıştırdılar. âdeta küfredercesine bakıyordu yüzümüze. bilgisayar sağ tarafta. kalemlik önde. ne olduğunu anlayamadığından önce gülümser gibi oldu." "O kadar heveslenme. "Zeynep Komiser'i bulursak öğreniriz. îyi görmek için yaklaştım. evlerinde hiçbir kanıt bulamamışlar. "Fotoğraf ilginizi çekti galiba?" Suçüstü yakalanmış gibi irkildim." Özlemle bakıyordu resimdeki iki adama." "Önemli değil Miss Karen. açıkça sordum. "Şöyle oturun. "Özür dilerim." Zeynep Komiser'i bulmak zor olmadı. "O zaman nereye götürüyorlar bunları?" "Bilmiyorum" dedim yeniden yürümeye başlarken. Serhad'la göz göze geldim." Rahat bir gülümseme belirmişti dudaklarında. Ama polisler yavaş-lamasını bile izin vermeden. Masasının üzeri oldukça kalabalıktı ama her şey düzenliydi.kelamdenizi. Bize de hep bunu öğütler zaten." Madem öyleydi. gösterdiği koltuklara çökerken.

dün söyledikleriye çelişiyordu. Jandarma'da istihbarat subayı olarak çalışmış yıllarca." Zarfı alırken sordum. "Nerede buldunuz?" "Şu sizi gasp eden Solak Kâmil var ya. "Değillermiş. Bitkin adımlarla pencereye yaklaştı." Mennan merakla yutkunarak sordu: "Hangi örgüttenmiş bunlar?" Zeynep'in düzgün alnı kırıştı." Duraksadı. pasaportunuz burada.com Kestane rengi gözlerindeki yorgunluk bir anda silindi. "Evet" dedi derinden bir iç geçirerek. işte onu öldürenlerin evinde. "Daha önce de bu tür yasadışı çetelerle karşılaştığımız çok olmuştu. Ordudan atılınca. Daha doğrusu çok zeki bir çete reisi. sanki güzel bir hayalin ortasındaymış gibi mutlu bir ifadeyle aydınlandı yüzü. isminin aksine son derece kurnaz bir adam. rüzgâr arkamızdaki pencereyi ardına kadar açtı. Sözlerini sürdüremedi. "Solak Kâmil bu işleri bıraktı demiştiniz." ." Ben de merak etmiştim şimdi. Güney Doğu'daki savaşta yolsuzluklara bulaşmış. Şimdi bu Deli Yılmaz. "Ali mi?" Koltuğuna yaslandı..kelamdenizi. Ragıp Başkomiserim savcılığa götürüyordu onları. çeteyi çökerttik. açılmış kanadını sıkı sıkıya kapattı. ama operasyon sonuçlanıncaya kadar kimseye söyleyemezdik. kalın bıyıklı biri mi bu Deli Yılmaz? Az önce bahçede gördük. "Adamlar fanatik dinciymiş. Yeniden öne doğru eğildi." Bu bilgi. "Örgüt mü?" "Dün dediniz ya Zeynep Komiserim" diye sabırsızca söylendi Mennan. Geri dönerken söylendi." Hayranlıkla söylendim: "Yakaladınız yani katilleri?" "Evet. "Kırçıl saçlı.com "Ya genç olanı?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. sabıkalı birkaç polisi de yanına alarak Konya'da bir çete oluşturmuş." Yaramaz bir çocuk gibi gülümsedi Zeynep." Emin olmak istedim. Onların yakalanması da an meselesi." diye açıklarken. "Özür dilerim şu pencereyi kapasam iyi olacak. "Buyrun. Bence yaptığı en yanlış iş polis olmak. herkes onu Deli Yılmaz diye tanıyor. çılgının biridir ama altın gibi bir kalbi vardır.." "Ta kendisi. Yılmaz Deresoylu.www." Koltuğundan kalktı." Sol taraftaki evrakların içinden bir zarf çıkart-tı. iki kişi firarda ama önemi yok. Aslında epeydir farkındaydık bunun.soncemre. "Ali delidir. kendini fazla kaptırdığını anladı "Ama polisliği de çok iyi yapar" diyerek konuyu kapattı. Ancak bu kez iyi organize olmuş bir grup çıktı karşımıza. Ama karşılarına mensuplarından birinin de Solak Kâmil olduğu daha eski bir çete çıkınca işler sarpa sarmış... "Kış geri mi geldi ne?" Koltuğu-na yerleştikten sonra sanki hiç ara vermemiş gibi anlatmayı sürdürdü. "Peki neymiş işin aslı? Neden öldürmüşler Solak Kâmil'i?" "Çeteler arası hesaplaşma. "Biz konumuza dönelim. Ordudan atılmış bir yüzbaşı.

"Peki. uyuşturucu da satıyorlarmış. devlet arazisine el koymak. çek-senet tahsili işleriyle uğraşıyormuş. Ancak hem Serhad. Sonra da Konya'ya gelerek. Galiba Ziya Bey'in çetelerle bağı yok. Konya küçük yer. Deli Yılmaz kararlıymış." Hemen itiraz ettim. o da mı çeteye dahil?" "Sanmıyorum" diyerek başını salladı. onlar da Solak gibi aftan yararlanıp çıkmışlar. ne de karşı çetede yer alan kişilerin arasında. hem de çete faaliyetlerinde kullanıyormuş. Ama kendi kesik eliyle boğazını tıkadıklarında Solak Kâmil zaten ölüymüş.www. Solak'tan sonra listede beş kişi daha varmış. Solak Kâmil'in çetesi sert çıkmış bunlara.com "Dün geceye kadar öyle sanıyorduk ama bırakmamış. Solak'ı telefonla aradığını kabul ediyor. "Evet. Ziya Bey'in yanında işe girmişler. Tabii bu işi de Serhad ve Cavit aracılığıyla yaptırmıştır. hem de Cavit bu suçlamayı reddediyor. Fakat minibüsü olduğu da doğru. "Sadece Serhad ve Cavit'le ilişkisini tespit edebildik. Çok faal olmasa da çetenin kimi işlerini yapmayı sürdürmüş. açık bir çatışmaya girmeyi göze alamamış." "Yani Solak Kâmil'i öldürmelerinin Miss Karen'ın gasp edilmesiyle hiç ilgisi yok muymuş?" Duydukları karşısında benim gibi şaşkına dönen Mennan'dı soruyu soran.kelamdenizi. Dün anlattığım gibi cinayet yerine Müslüman fanatikler recm uyguluyor görüntüsü verdirtmiş. fuhuş da var. Çünkü o sırada Solak'ın peşindelermiş. Ya o titizlik manyağı Cavit'e ne demeli?" "Adam yaralamaktan girmişler içeri" diye sürdürdü Zeynep." Bizi ilgilendiren konuya gelmiştik sonunda." İkonion Turizm bu çetenin yan kuruluşu olabilir miydi? "Bu çete dediğiniz kişiler ne tür işler yapıyorlarmış?" "Meyhaneleri. kurnazca bir plan yapmış. "Çetelerle bağı olmayabilir ama Solak Kâmil'i üzerime salmakta hiçbir sakınca görmemiş. muhtemelen Solak'ı size saldırtan Ziya Bey'dir. bütün çeteyi ortadan kaldıracak. ama beni ilgilendiren üç milyon paund ödeyeceğimiz şirketti. "Ne Deli Yılmaz'ın çetesinin ölüm listesinde adı geçiyor. bu işi de Hizbullah ya da El-Kaide gibi radikal İslamcı örgütler yaptı gibi gösterecekmiş. birahaneleri kontrol ediyorlarmış. "Biliyordum zaten o herifte bir pislik olduğunu. Sonra da zaten herkesin nefret ettiği Solak Kâmil'i öldürterek. Serhad. Yangın yerinin karşısındaki duvara da Kuran'dan ayetler yazdırmış. ama 'eski arkadaşım. Üçü sıkı arkadaşlarmış" "Demek sabıkalıymış Serhad" diye öfkeyle söylendi Mennan. "Tamamen rastlantı. Minibüsü hem turizm işinde." . Solak bu ikisiyle Eskişehir Cezaevi'nde bir yıl birlikte yatmış.soncemre. sanki şeriat hükmü uygulanmış gibi adamın sol elini kesip gırtlağına sokturmuş. Önce Afyon karayolunda muhabbet tellalı kadın ile kocasını taşlayarak öldürtmüş. Deli Yılmaz'ın gözleri ise daha yükseklerdeymiş. "Antalya'da Kayıkçılar çetesinin üyesiymiş bu ikisi. Zengin işadamlarını tuzağa düşürmek. buluşup yemek yiyecektik' diyor. Eğer çeteyi çökertemeseydik hepsini öldüreceklermiş. Rakip çetelerin elemanlarını tek tek avlamaya başlamış. Ardından karşı çetenin meyhanelerini yaktırmış. Eski istihbaratçılık deneylerinden yararlanarak." İngiltere'de pek sık karşılaşamayacağımız türden ilginç bir suç öyküsüydü bu. Ama katillerin Solak'ın Miss Karen'ı gasp ettiğini görmüş olmaları büyük olasılık. Deli Yılmaz geri adım atar gibi görünmüş. Çünkü daha önce bizzat Deli Yılmaz tarafından boynu kırılmış." Yorgun gözleri haklısınız der gibi baktı. iki çetenin yollan bir gün kesişmiş. "Ya Ziya Bey.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Solak Kâmil ile îkonion Turizm'in ilişkisi var mıymış?" Suratı asılır gibi oldu. Üç yıl yatmışlar.

günün sonunda bir sahtekârın kazanacak olmasını içine sindiremiyordu. "Yalan söylüyorlar" diye çıkıştım. "Mali Polis'ten ayrıntılı bir rapor aldım. "Keşke daha fazlasını yapabilseydim. Konuşmaları çok kısa sürdü.soncemre. yok etmek de sana mahsustur. ama adam işinize yarayabilecek bilgiler verebilir. "izzet Efendi bu namussuzluğa göz yummaz. Telefonda da anlattım." "Başka çaremiz var mı?" Mennan kolay teslim olacağa benzemiyordu. kendimi yenilmiş gibi hissediyordum. Bir süre kimse konuşmadı. ama elimden ancak bu kadarı geliyor. iki saat sonra Mevlânâ Müzesi'nin müdürüne gidecekmiş. "Elimizde ne bir kanıt. Son iki görüşmemizde Zeynep'in söylediklerini tekrarladım.www." Umutsuzca dudak büktüm. sesi üzgündü." Zeynep Komiser'in yanından çıkar çıkmaz Mennan'a telefonla İzzet Efendi'yi arattırdım. Yani Ziya Kuyumcuzade denen şahıs sütten çıkmış ak kaşık değil. Bundan beş yıl önce de ortakları arasında onun da bulunduğu Konya merkezli bir limited şirket kendilerinin de Müslüman olduğunu söyleyerek Almanya'daki inançlı Türk vatandaşlarından toplanan on milyon euroyu batırmış. 39 "Yaratmak da. o açıkça söylemese de savcılığın Serhad ile Cavit'i serbest bırakacağını düşünüyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Ne kadar işinize yarar bilmiyorum ama size îkonion Turizm hakkında kimi bilgiler vermek istiyorum" diyerek yine Zeynep başladı söze. Eğer önümüzdeki altı ayda ödeyemezse. izzet Efendi isteğimizi memnuniyetle karşılamıştı." "Bence yaşlı adamla konuşmanızda yarar var" diye araya girdi Zeynep. "Ziya. Apart otel yapacağım diye fazla açılmış. babasını önemsemeyebilir. "Ziya'nın babasını önemseyeceğini sanmıyorum. odada duyulan tek ses masanın üzerindeki telsizin sinir bozucu cızırtılarıydı. Saat on iki gibi müzede ." Bakışları içten. Ziya her şeyi ayrıntısına kadar hesaplamış. îkonion Turizm finansal açıdan oldukça zor durumdaymış." "Ne yani" diye patladı Mennan. "Biz artık kalkalım. "Babasıyla konuşalım" diye inatla atıldı. Ve kişisel fikrimi soruyorsanız. "Önerinizi düşüneceğim Zeynep Hanım" dedim toparlanırken." Anlaşılan Ziya'nın bu işten üç milyon paundla sıyrılması onu da rahatsız ediyor. Evlerinde yaptığımız aramalarda ne bu işi teşvik ettiklerine dair bir belge. "Biliyorum Miss Karen. orada görüşebilirmişiz. ne de bir tanık var. evet muhtemelen Yakut Otel yangınını çıkartan da o." Zeynep'in sesi umutsuzdu. "Göz göre göre sahtekârlığa boyun mu eğeceğiz Miss Karen. Bankalara beş milyon dolara yakın kredi borcu varmış.com Çaresizlik sinirlerimi germeye başlamıştı. Üstelik bu. ne de oteldeki yangını çıkardıklarını gösteren bir kanıt bulabildik. adam eski ahbabıymış.kelamdenizi." Gözlerinde yılgın bir ifade belirmişti." Bu defa umutsuz olan bendim. belki Şems ya da babam hakkında yeni bilgiler edinebilirim diye. bütün mal varlığına haciz gelecekmiş. "Yine de eski sabıkalı olmalarını da göz önünde bulundurarak ikisini de savcılığa yolladım. Ziya Kuyumcuza-de'nin ilk zora düşmesi de değil." Biz kalkarken o da doğrularak elini uzattı. "Daha önce Solak'ı da tanıma-dıklarını söylemişlerdi ama bakın hapishane arkadaşı çıktılar. Yaşlı adamla konuşmamızın soruşturmaya yararı olacağından değil. Verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederim. boş yere öfkelenip kendinizi yıpratmayın.

Eksik kalan bir şeyler vardı. "Bebeği aldıracağımızı söyleyince de tadı iyice kaçtı" diye sürdürdü sözlerini. Kim bilir hangi duygularla etmişti bu telefonu. üstelik eminim bürosunda yapacak çok işi de vardı. bunları neye göre sıralayacağımı. soruşturmayla ilgili bir pürüz çıktı da. Aslında benim de Simon'ı aramam. "Alo Karen. Mennan'a şehri dolaşacağımı söyledim. ben iyiyim. belki de bana Mevlânâ'nın şiirlerinden birini okuyacaktı yine. İngiltere'ye dönmemek için hiçbir nedenim kalmamıştı. "Ne oldu? Sesin bir tuhaf geliyor. "Nereye gitmek istiyorsunuz?" diye sordu hevesle. Haksız bir yüzleşme.kelamdenizi. Yıllarca babamdan uzak kaldıktan sonra onun şehrinde.www. İster misin diye sorsalardı." "Öyle mi?" Neşesi sönmüştü. Ama emin olduğum tek şey yalnız kalmak istediğimdi. aklım işten çok Şems'e takılmıştı. yabancı şehirlerde yalnız gezmeyi severim." "Merhaba Nigel. "Dün geceki yemek için teşekkür ederim. zaten yeterince katmıştım onu kendi meseleme.. Ama alınmayın lütfen. gelişmeler hakkında bilgi vermem gerekiyordu ama nedense şimdi bunu yapmak içimden gelmiyordu. Pasaportumu da bulmuştum.com buluşacaktık. annem çok mutlu olmuş. Açtım. Nigel'dı. onun kendine rehber seçtiği kişilerin hayaletleriyle karşı karşıya kalmıştım. Ne olduğunu bilmiyordum." "Yok. Başlarda çok neşeliydi ama hamile olduğunu duyunca sinirlendi. çünkü hamile kalmak gizlenmesi gereken bir kusur değildi. Sigorta soruşturmasında başarısız olmama rağmen. ama işin tuhafı şimdi bu karşılaşmayı bir sonuca bağlamadan gitmek istemiyordum. Çalan telefonum düşüncelerimden yaşama çağırıyordu beni. oradan da ilk uçakla Londra'ya. "Nasılsın?" Zeki adamdı sevgilim. Ona dair o kadar çok soru birikmişti ki kafamda. Adam bayılıyordu bana yardım etmeye." Niye söyledin ona demedim. "Sağ olun. Hazırlıksız bir karşılaşmaydı bu. Ama bunu istemediğimi fark ettim. Simon'la konuşup. Nedense büyük bir coşku hissetmedim." "Sahi mi?" Sesi kuşku doluydu.. tamamlanmamışlık duygusu gizli bir yara gibi zonkluyordu zihnimde." Mennan arabasına binip gidince bir süre sokaklarda amaçsızca dolaştım. mümkünse tek başıma gezmek istiyorum. Ama bana ihtiyacınız olursa telefonum açık." Ne demek istediğimi anlamadı Mennan ama ısrar da etmedi." "Tamam o zaman." Sesim buruk çıkıyordu. Ama bu benim hikâyemdi. Yalnız kalmak. biraz düşünmek istiyordum. ama yarım kalmışlık. ben başımın çaresine bakarım. hangisine ne yanıt vereceğimi bilemiyordum. "Neresi olursa. "Sanırım annen bir .. sadece: "Sizi bırakmamı istediğiniz bir yer varsa bırakabilirim" diyecek oldu. Artık bu işin sonu gelmiş gibi görünüyordu. hemen anladı bir şeylerin ters gittiğini. "Yok" dedim kesin bir tavırla. "Bilmiyorum" dedim kayıtsız bir tavırla. "Bana pek öyle gelmedi. yarın sabah bile yola çıkabilirdim.. "Boş ver" dedim gönlünü almaya çalışarak.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sizinle ilgisi yok. buradan İstanbul'a. asla kabul etmezdim. onun inancıyla. hatta benim yaşımda bir kadın için annemin de belirttiği gibi son şans bile sayılabilirdi.

bir tavırla konuşuyordu artık.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. azarlar gibiydi. duygusuz. Aramızda binlerce kilometre de olsa yaşadığı hayal kırıklığını bütün ağırlığıyla hissedebiliyordum. Londra'ya döndüğümde yeniden konuşuruz. "Düşünmedim." "Şimdiye kadar düşünmedin mi?" Giderek daha kırıcı olmaya başlıyordu. bugün ameliyat yok. "Tamam." "Annen etkiliyor seni." Onunla tartışmak istemiyordum. "Biraz düşünmem lazım. ama duygularımı daha fazla gizlemek içimden gelmedi. "Nigel." "Oliver'la mı?" "Evet. "Hatta ben hastaneden randevu bile aldım." "Neymiş?" Hayır." "Bol şans. Düşüncelerimi söylemediğim için hatalıyım. "Bana biraz zaman ver Nigel." Sakinliğim onu da etkiledi galiba: "Tamam" dedi sinirlerini kontrol etmeyi başararak. Biraz düşüneyim. "Ama bu konuyu konuşmuştuk" dedi kısa bir sessizliğin ardından. bir tür meydan okuma duygusu içine girmişti Nigel. Bu konuyu onunla konuşsan iyi olacak. yanlış algılamamıştım. Vedalaşmamıza da yansıdı." "Özür dilerim Nigel.com torun istiyor. ben de sessiz kalmıştım." Sanki beni uyarır gibiydi. "Bebeği aldırmak konusunda emin değilim" diye söylendim kararlı bir tavırla. ne zaman onun istemediği bir konudan bahsedecek olsam aynı tonda konuşurdu benimle. "Sadece annem değil. Aslında ne yeri." "Doğuracak mısın yani?" Sesini yükseltmişti." Ruhsuz. Ya da yaşadığım onca gerginlikten sonra ben öyle algılıyordum. daha doğrusu sen fikirini söylemiştim. Boş yere umutlanmasın kadıncağız. sen de düşün. Ama korkarım bu kez onun istediklerini yapamayacaktım. "Bilmiyorum" dedim ne ezik.kelamdenizi. çıkışır. sana söylemek istediğim bir şey var. Şu senin psikologla maçımız var. Haklısın konuşmuştuk. sen gelince konuşuruz o zaman." Konuşuyorduk ama aramızdaki soğukluk bir türlü kalkmıyor-dıı. ne de sinirli bir tavırla. Ama bu bebeği aldırmak istediğimden emin değilim. ne de zamanıydı. Seni . her şey etkiliyor" diye kestirip attım. iyiyim. "Tenise gideceğim öğleden sonra." "Bunun dışında nasılsın?" "İyiyim.www.." "Umarım bu defa sen kazanırsın." "Biraz zor ama deneyeceğim. Bu ses tonunu çok iyi tanıyordum. biliyorsun en son fena yenmişti beni.

çünkü beş altı metre ötemde. kendileri verebilirmiş. hem de türbe. Öte yandan. "Şems-i Tebrizi Camii'ne. ilişkimizin bittiği filan yoktu. sokakların arasında yolumu bulamaz hale geldim. Belki ona sorsalar bir türbesi bile olsun istemezdi. Karnımda. Yüce Peygamberimiz ile Hazreti Ali arasındaki dostluk. Başımı örttükten sonra. muhabbet. Neden böyle oluyordu? Neden böyle tıkanıp kalmıştık? Neden bitiyordu her şey? Birden kötümser düşündüğümü fark ettim.www. sanki çabuk yürürsem çözümü daha kolay bulabilirmişim gibi adımlarım kendiliğinden hızlanmıştı. sol taraftaki levhada yazılanlar gözüme çarptı. Hem cami. gökyüzünden daha güzel bir kubbe mi olur. babam ile Şah Nesim arasındaki yakınlığı da kavrayabilirdim. Ona bu konuda fikrimi hiç söylememiştim ki. Yine de Mevlânâ türbesindeki o kalabalıktan sonra burada görevli dışında kimsenin olmadığını görmek keder vericiydi. ya çocuğu istemezse? Bilmiyordum.. Sabırsız bir sağnağa yakalanmamak için camiye girdim. insanların hâlâ onların arasındaki ilişkiyi savunmak zorunda kalmaları üzücüydü." Telefonu kapattığımda gözyaşlarıma engel olamadım. gün sanki geceye dönmüştü. "Sen de kendine iyi bak. kuru bir. Belki de Şems ile Mevlânâ arasındaki ilişkiyi çözebilsem. ne yapacağımı bilmiyordum. yüzlerce yıllık türbenin içindeki bu ıssızlık. Sandukanın ayakucuna yaklaşınca.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. kararlılıkla yanıtladım. Tabii babamın . Boynumdaki duman rengi uzun fuları çözerken. "Nereye?" diye soran taksiciyi. Mevlânâ. Belki de Londra'ya döndüğümde Nigel'ı ikna edebilirdim. yakınlık ne ise. aydınlık yüzlü genç bir adam karşıladı beni. Sonra kayboldum. Demek insanlar namazlarını burada kılıyorlardı. Belki de beni anlayacaktı. ne yapacağımı bilemedim." Taksiden inerken ilk yağmur damlası düştü alnıma. Girişte ince sakallı. Aradan yedi yüz küsur yıl geçmiş olmasına rağmen. üstünde yeşil bir örtü ve kocaman bir sarık olan büyükçe bir sanduka duruyordu. hakkında vereceğim karan bekleyen bebeğim. Onlar buna aşk diyorlardı.soncemre. Bir an panikledim. Ama belki Şems'e yakışan da buydu. ayakkabılarımı çıkardım. aynı zamanda ürkütücüydü de. karşımdaki türbeye doğru ağır adımlarla yürüdüm. Ama çözüm birkaç metre önümdeki caddeden geçmekte olan taksideydi. Öylesine söylenmiş. Mihrabın olduğu bölgeyle fazla ilgilenmedim. Aklım bu karmaşık sorunla uğraşırken. "Sen de" demekle yetindim sadece. ön cephesi fazla yüksek olmayan ahşap tırabzanla çevrilmiş. Sadece keder verici değil. Hiç duraksamadan taksiye işaret ettim.. başımı örtmemi rica etti.com çok özledim. kapının iki yanında karşılıklı olarak duran raflardan sol taraftakinin en alt sırasına yerleştirdim. Hazreti Şems ile Hazreti Mevlânâ arasındaki dostluk odur. Yüreğim sızlıyordu ama kendimi tuttum. yürüdüm. bu iki sıradışı insanın ilişkisi merak edilmeyecek gibi de değildi.kelamdenizi. ne zaman geliyorsun filan demedi bile. Şiddetini artıran rüzgârla yarışırcasına yürüdüm şehrin sokaklarında. Sol tara-fımdaki geniş kemerin altından geçilerek girilen caminin ahşap mihrabını fark ettim. "Kendine iyi bak" çıktı ağzından. aklımda çözümsüz düşünceler. teşekkür ettim. Arabaya binerken. Gökyüzü lacivert bulutlarla kaplamış. Mevlânâ'nın Türbesi'yle kıyaslandığında son derece mütevazı bir ibadethaneydi burası. Eğer başörtüm yoksa. Belki o da isterdi çocuğun doğmasını. dememiş miydi? Eminim Şems de onun gibi düşünürdü. evet birbirine benzeyen caddelerin. Sadece farklı düşünüyorduk. Çekingen gözlerle içerisini inceleyerek. "Var" diyerek. Ya anlamazsa. Kibar bir tavırla ayakkabılarımı çıkartmamı. ama onların bu duyguya yüklediği anlam ile bizim kavramlarımız arasında sanırım epeyce fark vardı.

siyah gözlerini iyice kısarak. Gördüğün kendi yansıman. sanki her gün bu merdivenleri kullanıyormuşum gibi ustalıkla inmeye başladım basamaklardan. esasen erkek bedenine düşkünmüş bu Şems-i Perende." Merdivenin son basamağından . San kandillerin aydınlattığı dar. "Geçen gün çarşıda peygamberliğini ilan etmiş diyorlar. Aklımdan bunlar geçerken.. ben Allah'ım dediğini duymuşlar. yine siyah giysiler içindeydim. ne kilidi? Nasıl geçeceğim diye düşünürken bir gölge düştü cam kapının öteki tarafına. Tövbe tövbe. başka bir nefreti kusuyordu.. "Katli vaciptir bu kara dervişin. Daha ilk adımda duydum fısıltıları. toprağın derinliklerinden gelen bir nem çarptı yüzüme. insan bizim gezgin dervişe. Başka türlü şeyhimiz bağlanmazdı ona. çünkü öteki tarafını görebiliyorum. Bütün benliğimi ele geçiren merakımın eteğine tutunarak yürüdüm o güzelim ıtır kokusunun yoğunlaştığı yere. Şems'e dönüşmüş suretimin bir adım gerisindeki demir halkalı ahşap kapağı fark ettim. büyü yaptı Mevlânâ Hazretleri'ne." İndikçe daha güçlü duyuluyordu fısıltılar. yine suretim Şems'e dönüşmüştü. aynanın içinde kendimi gördüm. tez elden halledile. homurdanmaya dönüşüyordu.. duvarda antika.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Düşmanlık tehdite varmıştı sonunda. Belki kanayan yüzüğün gizemi de bununla ilgiliydi. "Fiili livata yaptığını söylüyorlar. Yine gizemli bir geçit duruyordu önümde. caminin kubbesi ardı ardına vuran gong sesleriyle yankılandı. Kıvrılarak toprağın derinliklerine inen bir merdiven belirdi ayaklarım dibinde. "Çünkü bu aynanın öteki tarafı yok. "Neden durdun?" diye sordu sanki aramızda cam yokmuş gibi. Tez zamanda. Birkaç adını sonra etrafı yaldızlı kalın ahşapla çevrili cam bir kapı çıktı karşıma. Kulaklarımda o bildik uğultuyu hissettim." Homurdanmalar açıkça düşmanlık ilan ediyordu.. yine o ıtır kokusu çalındı burnuma. gitmem gereken yolu anladım. Döndüm. ahşap kapağı kaldırdım. Gong sesi sona erince saatin altındaki bölme gıcırdayarak açıldı. Belki de İzzet Efendi'ye sormam gereken soru. Yine o tatlı esinti sardı ortalığı.com neden bizi hiçbir açıklama yapmadan bırakıp gittiğini de.kelamdenizi. ayna." Bakışlarımı kendi bedenime çevirdim. Sakın gitme diyen içimdeki cılız sese aldırmadım bile." Her basamakta başka bir ses. bu kez şaşırmadım. Evet. Ne tokmağı vardı. Başımı kaldırdım. haklıydı." Kanatsız bir iblis gibi adımlarımı izleyen fısıltılar.. kara giysili dervişin hayaleti yine etrafımda bir yerdeydi. Konya'nın haritasını verecekmiş onlara. önemli bir olayın vakti geldi dercesine inatla çınlıyordu gong sesi. Yine aynı ürpertiyle sarsıldı bedenim." "Görmüyorsun" dedi çekik.www. "Görmüyor musunuz cam var? Nasıl geçeyim?" "O cam değil. babamın neden Şah Nesim'le gittiği değil.soncemre." "O zaman bu aynanın sırrı dökülmüş.. bir titreme aldı bedenimi. Saatin sarkacı sağa sola savruldukça. "Allah'a şirk koşuyormuş zındık... kemerli bir dehlizde ilerlemeye başladım.. ahşap bir saat gördüm. ama durmadım.. Başımı sesin geldiği yöne çevirince. hiç yadırgamadan. Başımı kaldırdım. "Moğolların adamıymış diyorlar. Şems'in hakikat dediği büyük sır da. "Niye yürümüyorsun?" Aramızdaki camdan engeli göstererek açıkladım. Mevlânâ'nın Şems'e neden bu kadar büyük bir tutkuyla bağlandığı olmalıydı.. "Bu iranlı derviş. şehre rahatça girsinler diye. yine ellerim yaşlanmıştı. Hiç duraksamadan. Saatin altındaki geçitten içeriye girince. Dikkatli bakınca gölge bir insana dönüştü. demir halkadan tutarak..

anlamlara ayıran bana demişti ki: "Buna teşekkür borcu olarak ne verirsin?" Hiç düşünmeden uzatmıştım boynumu. Her nefes alışımda. demiştim ki: "Ey umutların umudu. Kendi gizli sevgililerinden birinin adını bana söyler misin?" O ulaşıldıkça ulaşılmaz olan. o da candır. O ilahi gecede Allah'a şöyle yakarmıştım: "Ey göğü ve yeri yaratan." Dolunayla aydınlanan sessiz bir bahçe canlandı gözlerimin önünde. belki de seslensem kalkacak. Sadece bir tabut. onunkiyle. ben de vaat ettiğimi yerine getirmeliydim. telaşa kapılmadım. "Buyrun" dedim dolunayın kara gölgeler haline getirdiği yedi kişiye." Ben de. Celaleddin'in yaşamam için bağışladığı odamda. bana şöyle demişti: "İstediğin can. Aşk budur. korkmadım. "Şems Efendi. katı bir ayaz gibi çöktü aramıza. Demek vakit gelmişti. ne işlemeli sürahi. Sanki ölmemiş gibi taptaze. sanki az sonra gülerek uyanacakmış gibi yanakları pespembe. Yekindim. Kendi yüzümü gördüm onun suretinde. güzel ve mağfirete nail olmuş. Ama hiç eşya yoktu ortalıkta. Git. En önde duranı seçer gibi oldum. Elimi kilide götürmeden döndüm bir kez daha baktım. Ölümle kutsanmayan aşk. onu bul. Ama vaat edilen yerine gelmişti. benim karım Kimya. "İşte geldim. "Alaeddin" dedim görmediğim gözlerinde hakkımda verilen hükmü okuyarak. herkesin gözünden saklı. "Alaeddin. kapıya gel az hele. "Hatırla" dedi kendi dudaklarım bana. bildiğimizi kat kat çoğaltarak. camdan tabutta yatan günahsızın kefensiz bedenine. Ey Şems-i Tebrizi. Ne duvarın kenarındaki sedir.kelamdenizi. ne Vezir Karatay'ın Celaleddin'e hediye ettiği rahle. her adım atışımda gerçekleşsin diye uğraştığım kutsal amacımı nasıl unutabilirdim. ona. Muha mmed Celaleddin'in suretini bana gösterirmisin?" Her şeyi görüp bilen. Bu. Allah'a sözüm olmasaydı eğer hiç durmaz değiştirirdim kendi canımı.. takdir etmişti hediyemi ve demişti ki: "Mana budur işte. Belki de dokunsam gözlerini açacak. Belim Sultanü'l-Ulema Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin'dir. aşk değildir. ben de o cesaret nerede? O anda duydum kapıya vuran insan elinin sesini.. Aşkın tek bedeli vardır. Hüdavendigâr'ın asi oğlu Alaeddin'di.www. Odamdaydım. Bundan böyle Baha Veled'in oğlu Muhammed Celaleddin sana helaldir." Unutmamıştım. ey varlığımızın kutsal ışığı. Ama dizlerimin bağı çözülmüş.com taş bir zemine indiğimde sesler kesildi birdenbire... sen misin?" Bir adım öne çıktı Alaeddin sandığım gölge. "Başımı!" Takdiri yaratan. kapıya yürüdüm. Kapıyı açtım. ey olmazı olur kılan.soncemre. deyin ne diyecekseniz?" Kimse bir şey diyemedi. "Verdiğin sözü hatırla." Hiç şaşırmadım duyduklarıma. Alaeddin sandığım bedenden bana bakan kendime gülümsedim. ama bize verdiğin sözü de unutma. Kış gecesinin sessizliği. Git ve onu bul. Tabutun içinde genç bir kız. O sevgilinin mübarek yüzünü. Sanki içindekini herkes görsün de ibret alsın diye camdan yapılmış bir tabut. Zemherinin soğuğu hücum etti içeri.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. . ayaz alevsiz bir ateş gibi yaladı yüzümü. ne yere serili kilim.

" Sahici bir kaygıyla mırıldandı görevli. etmek bile sinir sistemimi alt üst etmeye yetmiş. "Merak etmeyin. cahil insan tarafından şehit edilen Şems-i Tebrizi Hazretleri'nin Makamı. Gülümsemeye çalıştım.. yok etmek de sana mahsustur. aslında şu sandukanın sahibi yakamı bırakmıyor.www.com "Geldi" dedi benim suretimde görünen. Belki de buraya ilk geldiğimde bu yazı gözüme çarpmış. "İyiyim. bilinçaltımı.. kınından sıyrılan bir bıçak." Önce bir ses duydum. fırsat vermediler. canlı cansız ne kadar mahlukat varsa hepsini içine alarak koyulaşan o bir damla kan. gerçeğin ta kendisi olduğuna giderek daha çok inanıyordu. zehrini kusan bir engereğin tıslaması. "Buyrun hanfendi." Endişeyle başımda dikilen adama. Tatsız. Sonra taşa damlayan kan. "Kalkmasaydınız. üç gündür başıma gelenlerden sonra Şems'in türbesini tek başına ziyaret. 40 "O kanayan yüzüğü bana niye vermişti?" Gözlerimi açtığımda Şems'in sandukasının ayak ucunda. Bardağı alıp dudaklarıma götürdüm. mavi nakışlı kırmızı bir halının üzerinde yatıyordum. yoksa kuyudan mı çekiyorlardı? Nemli toprak kokusunu burnumda duydum yeniden.." dedim gülümsemeye çalışarak. yedi keskin bıçak. Renginiz sararmış. aklıma karşı yine isyana kaldırmış olmalıydı. bir kâbus değil. Gerçi bu yazıyı okumamış olsam bile Mennan'ın anlattıklarından Şems'in nasıl öldürüldüğünü biliyordum.. İyi misiniz?" Türbenin önündeki ahşap tırabzana tutarak doğruldum. "Hanfendi.kelamdenizi. çaresizlik içinde olacakları izlemekle yetiniyordu. yavan bir suydu. bedenimi parçalayan yedi kişi. "Bir an kendimi kaybetmişim. şimdi Alaeddin duruyordu karşımda.. Ve sonra taştaki kan. midemi kaldırıyordu. tazelenen nergisler. "Yaratmak da. Sonra yedi ateş çiçeğinden usulca gökyüzüne yükselen kendi ruhum. Baktım. nefret tarafından ele geçirilmiş yedi akıl. Yani az önce gördüğüm kâbus ya da sanrı duyduklarımın etkisiyle yaşanmış da olabilirdi. "Hemen getiriyorum. Ne yaptıklarının farkında bile olmayan yedi zavallı âdem. Aynı anda yedi kez parladı yedi bıçak dolunayın ışığında. şimdi geçer" dedim içimde yükselen bulantıyı bastırmaya çalışarak. Aklım ile ruhu mun arasındaki bu çetin savaşta benliğim tuhaf bir sessizliğe bü rünüyor. Yedi kıskanç. Yedi kez açıldı bedenimde yedi ateş çiçeği. ürkütücü bir serinliğin içinde yüzen ağaçlar. Hanfendi.com "Vakit geldi mi?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Hazır mısın?" "Hazırım" dedim gözlerimi bile kırpmadan.. bakışlarımla anlatmak istedim. "Bir bardak su verebilir misiniz?" "Hemen" diye seyirtti genç görevli.." Görevli elindeki su dolu bardağı bana uzatıyordu. Yedi öfkeli yürek. Halıdan yükselen ağır boya kokusu başımı döndürüyor. Aynı anda tam yedi kez sarsıldım. bahçede toprak kokusu. katmerlenen kış gülleri. Değilse bile. ruhum içten içe yaşadıklarımın bir hayal.soncemre. Mantığım her zamanki gibi açıklanabilir çözümler ararken. yerin derinliklerine inen . yırtılan tenin yumuşak yankısı. az önce bana kendi ölümünü yaşattı. Toparlanırken Şems'in sandukasının yanındaki başka bir levhaya takıldı bakışlarım. bayıldığımda gördüklerim de okuduklarımın etkisiyle gerçekleşmişti." Yalnız kalınca kendimi daha iyi hissettim. bırakmadılar.. gördüklerimin şiddetinden bilincimi yitirmişim diyemeyeceğim için. Sonra gökyüzünde dolunay. Sırtımı türbenin duvarına dayarken ince sakallı görevli yetişti. iyiyim.

. kışın ortasında karpuz. çıldırmış olduğumu bile düşünebilirdi. Üstelik bunda haklı da olabilirdi. Küçükken hayali arkadaşım Sunny ve uykuda yürüdüğüm için doktora götürmemişti. ne de babamın inancıyla. Sanki görünmeyen varlığı beynimin kıvrımlarına yapışıp kalmıştı. Kaldırıma doğru yürüdüm. kontrolü ele geçiren bilinçaltımız. Sanki yine karşıma çıkacakmış gibi etrafa bakındım. Ahmed Eflaki yüzlerce yıl önce yazmıştı bu konuyu. ama etrafta ne o tuhaf derviş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Birden üç gün önce Şems'le ilk karşılaştığımız yerde bulunduğumu fark ettim Şems'in yüzüğü bana verdiği yerde. bulantı. "Madde âleminin güneşi doğduğunda. Boş yere onu kaygılandırmanın bir anlamı yoktu. Deli deyip çıkardı işin içinden. iyi de kâbuslar ne oluyor? Benim bildiğim hamile kadınların olmayacak yiyecekler ister canı.kelamdenizi. bir türlü kurtulamıyordum ondan. sözlerime nasıl bir tepki vereceğinden de emin değildim. ne de kara gölgesi vardı. düşmeler. ya gece çıkıyordu karşıma ya da gün ışığı kaybolduğunda. Annemin söylediği gibi yaşadıklarımın hepsi bizim evde konuşulmuş konular. Bulantım artmaya başladı. yağmur yoktu gökyüzünde. Kendi yaşamındaki bir olay mı? O kanayan yüzüğü bana niye vermişti? O yüzüğün taşındaki düğümlenmiş kalp kendisine ait olduğu için mi? Yoksa nasıl öldürüldüğünü açıklamamı mı is tiyordu benden? Fakat bu. Hayır. Neden düzelsin? Kâbuslarımda yaşadıklarımdan hiçbir şey anlamamıştım. hızla yürümekte olan iki erkek ile pazar çantasını tıka basa sebzeyle doldurmuş çarşaflı bir kadından başka kimseyi görmedim. Temiz havaya ihtiyacım vardı. Öyleyse niye bırakmıyordu yakamı? Her fırsatta rüyalarıma sızmasının. zaten biliniyordu. Yok. Şems'in sözlerini hatırladım. gecelerimi korkuya dönüştürmesinin bir nedeni olmalıydı7 Babam yanımda olsaydı açıklardı eminim." Evet yine onun sesi yankılanmıştı kulaklarımda. Baş dönmesi. hamilelik hakkında yeterli bilgiye sahip değildim. ingiltere'ye döndükten sonra da Londra'nın ölmüş azizlerinin hayaletleriyle mi uğraşacaktım? Yok canım daha neler? Bütün bunlar babamın Mevlevi olmasıyla ilgili. Park oldukça sakindi. Benim de bu yaşadıklarım ne hamilelikle ilgiliydi.. Ayakkabılarımı bile caminin önünde geçirdim ayaklanma. genç görevlinin eline tutuşturdum. yaz gününde kestane gibi. kimseye anlatamam bu yaşadıklarımı. camdan tabutta yatan Kimya'nın taze cesedi. Açılır gibi olmuştum... hepsi bu işte. yine sözleriyle meşguldü aklım. abuk sabuk kâbuslar gösterir diye açıkladım kendi kendime. Şems bana ne söylemek isliyordu? Neden sürekli kendi yaşamını gösteriyordu hana? Neden Mevlânâ'yla ilişkisine ait yaşanmışlıklara götürüyordu beni? Peki şu sır neydi? Herkesin erişemeyeceği şu mutlak hakikat. Ama babam kim bilir neredeydi? Gerçi yanımda olsa. bu şehirden gidince her şey düzelecekti. taşa damlayan kan. Hamilelik sendromu olarak hayaletler gören bir tek ben vardım herhalde. Caminin birkaç metre ötesindeki çeşmenin alçak duvarına yaslanıp derin derin nefes aldım. Yine bir damla yağmur düştü yüzüme. Başımı kaldırdım gökyüzüne baktım. ama psikolojik problemlerim olduğunu düşünürdü. Belki anneme. İnanmazdı ki söylediklerime.com merdiven geldi gözlerimin önüne. Bardağı. belki de gerçekten ağır ağır aklımı yitiriyordum. tehdit eden fısıltılar. tersine lacivert bulutlar hızla dağılıyor. Öğrendiğim bilgiler de bu bilmem kaç bin yıllık şehirde tuhaf hayaller yaşatıyor bana. mana âleminin güneşi kaybolur.soncemre. Çünkü aklımız gerçeği göremezse. Bu açıklama . Çünkü bu onun inancıydı. Ama öte yandan kabul etmem gerekir ki. Ne bileyim. yarım yamalak bir teşekkür ettikten sonra kendimi hızla dışarı attım. Hayır. Ama söyledikleri de doğruydu. utangaç bir güneş ağır ağır parlak yüzünü gösteriyordu. Dönünce hemen bir kadın doğum uzmanına görünsem iyi olacak. Bana inanmayabilirdi de. o bilmezse kim bilecekti. çünkü artık ben de kendimden emin değildim. Galiba bütün bunlar hamilelikle ilgiliydi. kâbuslarımı kışkırtmasının. O inanırdı. fakat bu kez bir dakika bile kaybetmeden Londra'nın seçkin psikiyatri kliniklerine taşırdı beni. onun kültürüydü.www. hayır anneme de anlatamazdım.

O kadar çaresizdi ki neredeyse beni suçlayacaktı. aklından kim bilir ne tilkilikler geçiyordu. Ziya'nın otelini sigortalarken dikkat etmeliydiler. Nasıl gidiyor?" Hiç çekinmeden. "Galiba haklısın" dedi söze başladığında.kelamdenizi. Adamın adı daha önce de yolsuzluklara karışmıştı. soruşturmayla . Olan biteni bütün çıplaklığıyla anlattım ona. açıkça söyledim kötü haberi. ama durdurmadım. ama Ziya açmıyordu. "Merhaba Simon. Kaldırıma yaklaşınca. "Kusura bakmayın.soncemre. Bütün beklentilerimizin boş çıktığını. "Ne yapmalıyız sence?" "En akıllıcası uzlaşmak. Düşünüyordu. Simon iyi bir müdür olmasına rağmen en kötü özelliği başarısızlığı paylaşmaya yanaşmamasıydı. Elinden geleni yaptığını biliyorum. mucize gerçekleştirecek halim yoktu. evlerinde arama yapılacağını yazmıştın. akşam sonuçlan bildiririm sana. Ama sandığım gibi çıkmadı." "Anlaştık. bunu anlayabilirsen elimiz çok kuvvetlenir. İzzet Efendi ile görüşme vaktine az kalmıştı." "Oldu. İnat ederek bekledim. Sessizce dinledi. telefonu yanıtladım. Ama sakın niyetimizi belli etme." Sesi soğuktu." Derinden bir iç geçirdi. Ziya'nın sandığımızdan da kurnaz bir adam olduğunu ayrıntılarıyla aktardım. Simon'du.. Seyrek ağaçlıklı parkın çıkışma yürümeye başladım. belki onlar daha iyi bir yol bulurlar. Adamların oteli kundakladığını kanıtlayamıyoruz.." Ne yalan söyleyeyim şaşırmıştım. Pazarlığa oturup. bizim avukatlarla bir görüşeyim." Sesindeki hayal kırıklığı sezilmeyecek gibi değildi. Ziya tazminatta nereye kadar inebilir. böyle birini müşteri olarak kabul etmemeleri gerekiyordu. eğer iş olumsuz sonuçlanmışsa bunun sorumluluğunu size yüklemeye çalışırdı. Bak-tım. ama benim durumu değiştirebileceğimi ummuştu. Kafasında ne var öğrenmeye çalış. hazır telefon elimdeyken Ziya'nın numarasını hışladım. bir süre sessiz kaldı Simon. "Ne yazık ki durum berbat Simon." "Sabah yolladığın elektronik postada Ziya'nın adamlarının gözaltına alınacağını. "Alo Miss Karen. Birlikte çalıştığımız süre içerisinde belki de ilk kez anlayış gösteriyordu. "İş böyle sonuçlandı diye moralini bozma Karen.com biraz daha iyi hissetmemi sağladı. Saat kaç olmuştu acaba? Baktım on ikiye geliyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ama yine de ben biraz düşüneyim. "Teşekkür ederim" dedim takdir eden bir sesle." Simon'la vedalaşırken önümden geçmekte olan bir taksi gördüm. Hadi sana bol şans." Yine suskun kaldı. "En doğrusu pazarlık yapmak.. beni Mevlânâ Türbesi'ne götürecek bir taksi aranırken telefonum çaldı. aceleyle konuşuyordu. "Bu arada sen de şu Ziya denen herifle bir görüş. Çok kısa konuşacağım Buluşmamız gerekiyor." Kapatacak sandım yapmadı. üç milyon paundu ne kadar aşağıya çekebilirsek çekmeye çalışmak. tam sekizinci çalışında açtı. "Sen ne öneriyorsun?" Sanırım yenilgiyi kabul etmekten başka çaresi olmadığını anlamıştı.." "Merhaba Karen. "Görüşürüz. aslında en başından beri bu sonucu bekliyor olmalıydı. bugün Ziya'yla görüşür. Akşam yeniden konuşuruz. Ardı ardına çalmaya başladı telefonun zili." "Asıl siz kusura bakmayın Ziya Bey. bankada bir görüşmedeyim de.www. Canım onunla hiç konuşmak istemese de artık bu lükse sahip değildim.. Söyleyeceklerim sona erince. Belki de uçağa atlayıp Konya'ya gelmeyi tasarlıyordu. Olmamıştı işte..

"Evini müzeye bağışlamak için.. Ama bizim Mennan ortalıkta görünmüyordu. Kabul ettim tabii. Beyefendi bankadan kredi alacakmış da. belli ki tatsız bir şeyler olmuştu. Onu evinden alıp. 'Beni türbeye sen götürür müsün?' dedi. gülümseyerek turnikelerin arkasından seslendi "Buradayım." Dervişan Kapısı'nın önüne geldiğimde dün olduğu gibi küçük bir kuyrukla karşılaştım. müze müdürüne getirdim. "Telefonda olmaz. Müzeye de bunun için gelmek istemiş zaten. Belli ki ona yüklü para getirecek bir iş görüşmesinin ortasındaydı. "Sizden ayrıldıktan hemen sonra. Miss Karen burdayım." Ne söylemek istediğini anlamamıştım." "Ne gibi bulgular?" Telaşlanmaya başlamıştı. "Ziya alçağı. ama aklım babasında kalmıştı. "Ne için?" Yüzünde tertemiz bir gülümseme belirdi. malını mülkünü elinde? ne varsa her şeyini Mevlânâ Müzesi'ne bağışlamak istiyor." Ziya iyice sıkışmıştı demek. bu iyiydi. Üstelik sizin vaktiniz de yok. elimde neler olduğunu merak ediyordu "Tamam o zaman.. raporumu yazmadan önce bunları size anlatmam gerek." "Ne olmuş peki? Neden üzgünmüş?" "Ne olacak" diye söylendi öfkeyle. yoo tam on ikiydi. teminat olarak babasının evini gösterecekmiş." Onu görünce turnikelere yaklaştım." Beni nerede. İzzet Amca'nın evine ipotek koydurmak istiyormuş.. İzzet Amca aradı.. Evet." Sanki suçluymuş ezik konuşuyordu. ağırdan almamda yarar vardı.www. başlarına mor fesler takmış Fransız turistler doldurmuştu Mevlânâ Müzesi'nin girişindeki bilet gişesinin önünü. "izzet Efendi ne diyor bu işe?" "Ne diyecek. İyi günler. sizi bulurum.kelamdenizi." Sesimden durumun ciddi olduğunu anlamıştı. Sesi üzgün çıkıyordu. sormama bile fırsat vermeden kapattı. Konya küçük yer. birkaç saat içinde görüşürüz. Türbenin bahçesi yine tıklım tıklım ziyaretçi doluydu. Ve müşterilerinin yanında işini bozabilecek bu tatsız konuya hiç girmek istemiyordu. Bu kez ingilizler değil. yanındaki resmi giysili görevli beni içeri aldıktan sonra bizi yalnız bıraktı. Nerede bu adam diye aranırken. yapacağımız pazarlık için iyi bir kozdu bu. Meraklı topluluğun arasından geçerken sordum: "Erken geldiniz galiba?" "Öyle oldu. zinhar olmaz diyor.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. nasıl bulacaktı. Üstelik iki adamı da gözaltına alınmıştı. Buluştuğumuzda anlatırım. Erken mi gelmiştim yoksa? Saatime baktım. Üstelik demekle de kalmıyor kaç zamandır düşünüp de yapmadığı bir işi hemen uygulamaya koyuyor.soncemre.com ilgili kimi bulgulara ulaştım. mürşidi olmayanın imamı şeytandır. 41 "." "Nasıl? Nerede?" Kendinden emin bir sesle yanıtladı: "Merak etmeyin. yeşil gözlerini tatlı bir aydınlık bastı. Müze Müdürü Saim Beyle de onu .

öfkeli bulacağımı sanıyordum ama tıpkı dünkü gibi huzur dolu bir gülümseyişle karşıladı beni. bez ciltli sıra sıra kitaplar. Yanına yaklaşırken ayağa kalktı. "Yok" diye sevinçle söylendi.kelamdenizi. Sanırım büyük bir çam devirmiştim." "Umarım gereken para sizin gibi hayırseverler sayesinde bulunur" diyecek oldum. Poyraz'ın kokusunu duyuyorum. "Ne demek. Nuh Peygamber'e yaklaşmakta olan tufanı bildirir. "Başka çocuğu var değil mi?" Müjdeli bir haber verir gibi.www." Takdir ettim İzzet Efendi'yi. ben de kabul etmeyeceğim. ama mademki açığa çıktı. İzzet Efendi'nin yüzü asıldı. "Ziya'dan başka çocuğu yok. "Burası Miss Karen. çok para az evvel Müze Müdürü Saim Bey söyledi. Kötü bir başlangıç yapmıştık. Kimi hukuki engeller varmış.soncemre. "Görüşme teklifimizi kabul ederek bizi mutlu ettiniz. bunda da bir hayır vardır deyip geçmek lazım. şimdi de. "Ne güzel bir yermiş burası" diye söylendim.com konuştular. "Özür dilerim" diyerek toparlamaya çalıştım. otur şöyle." İskemleye yerleşirken etrafa baktım: Oda küçük bir kütüphane gibiydi. "Çoktan hak etti bunları şerefsiz. Mennan'ın anlattıklarından sonra onu gergin. Zavallı Mennan kıpkırmızı oldu. Camlı raflarda altın yaldızlı. Eliyle sağ taraftaki ahşap kapıyı gösterdi." Yaşlı yüzü ışıdı. "Küçük ama sıcacık bir oda. "Bakıma ihtiyacı var ama. "Kimsenin suçu yok" dedi ışıklı gözlerini güzelleştiren bir hoşgörüyle. Allah senden razı olsun. "Desenize çok bozulacak Ziya Bey bu işe. nereden geldiğini kestiremediğim hafif bir ney sesi. Müdür Bey bu odayı bize ayırdı. "Merhaba." Yaz yağmuru gibi çabucak geçti İzzet Efendi'nin dargınlığı. duvarlarda çerçevelenmiş Mevlânâ ve dönmekte olan semazen resimleri." Sessizce gülmeye başladım. "Seni her gördüğümde. Olacak iş mi?" Eliyle karşısındaki iskemleyi gösterdi. "Peki öteki akrabaları ne diyecek bu işe?" diye sordum. Poyraz'ın kızı benimle konuşmak isteyecek. kırgın olduğu oğlu hakkında sorular sormak hiç hoş kaçmayacaktı." Kısa bir suskunluk oldu. alınmış gözlerle Mennan'a baktı." İzzet Efendi odadaki tek pencerenin önünde oturuyordu. ' "Buyur. baba ile evlat arasındaki ilişkiye güzel bir örnek sunar" diyerek sormamayı düşündüğüm soruyu yanıtlamaya başladı İzzet Efendi. doğrudan Şems konusuna girmek daha iyi olur diye düşünürken: "Cenabı Allah Kuranı Kerim'in Hud suresinde. "Allah." "Merhaba kızım" dedi uzattığım eli güçsüz parmaklarıyla sıkarken. buradan çıkınca benim avukata götüreceğim izzet Amca'yı. onun bir suçu yok." "Güzel olmaz mı? Mevlânâ Hazretleri'nin makamı. "Hayır işini yapan kişinin bilinmesi iyi değildir. Belki Ziya hakkında konuşmayı bir yana bırakıp. kocaman bir gemi yapmasını buyurur." "Asıl teşekkür borcu olan biziz" dedim bu sevgi dolu adama bakarken.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. para gerekiyormuş. "Mennan'ı ben zorladım açıklaması için. Kendisine ." Renkli turist kalabalığını bahçede bırakarak bir koridora girmiştik." "Bozulsun" dedi Mennan katı bir tavırla. saygıyla elimi uzattım. yerin dibine geçti." Tarçın rengi gözleri kederlenir gibi oldu. oğlu dururken malını mülkü bir müzeye bağışlamak kolay iş değil.

Mevlânâ Hazretleri bu konuda şöyle buyurmuştu. Biliyorum ki onunla iş yapıyorsunuz ama benim Ziya hakkında söyleyeceklerim bundan ibarettir. Ama inanmayanlar Nuh Peygamberin sözleriyle alay ederek. "Ziya Bey hak-kında konuşmayacağız." Gözkapakları aralandı. Çünkü o hiç de doğru olmayan bir iş yapmıştır. Kira Hatun bu anlaşma yolunu bilmediği için." Ne yalan söylemeli beni utandırmıştı İzzet Efendi.' Ama sadece gördükleriyle yetinen insanlar anlayamaz bunu. mahmurlaşmış gözlerini yüzüme dikti. vaaz etmeyi. îlginç bir hikâye ama bana verilen yüzükle ilgisi yok. "Peki ne yapıyorlar?" diye atıldım heyecanla. insanları onun şerrinden korusun. bu iki Tanrı dostunun kapandığı çilehanenin kapısının deliğinden içeriyi gözetler.' Bu sözler üzerine Nuh gerçeği anlar ve oğlu için Allah'a soru sormaktan vazgeçer." Sadece Kira Hatun değil ki. "Şu kanayan yüzük hikâyesini okuyabildin mi? Şems Hazretleri'nin kitabındakini diyorum. hepimiz onlan örnek alırız. çıt çıkmıyor aralarında. Ne bir ses. bir yana bırakıp en büyük sırrın peşine düşmüştür? 0 günlerde Mevlânâ Hazretleri'nin hanımı Kira Hatun da merak içindedir. Ziya benim oğlum olmasına rağmen artık benim ailemden değildir.soncemre. Bakarki Mevlânâ Hazretleri ile Sems-i Tebrizi Hazretleri karşılıklı oturuyorlar. 'Bende bana dair hiçbir şey bırakmayan bu aşk hakiki hürriyettir. ne bir söz." "İyi o zaman" dedi hiç ısrar etmeden.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ben kitabı bulamadım da. başını usulca sallayarak mırıldandı: "Çünkü onları birbirine aşk bağlamıştı. işaretsiz sadece bakışarak konuşuyorlar." "Bulduk. Mevlânâ ile Şems'i örnek alıyordu kendisine. derin bir mutluluk. Peki sen tam olarak neyi öğrenmek istiyorsun?" "iki erkek nasıl bu kadar yakın olabilir? Bu nasıl bir dostluktur ki. yaptığının yanlış olduğunu bile bile kendine engel olamaz. güzel kızım. Söyle bakalım. neden onu korumadın' diyecek olur. "Ne oluyormuş ." Başka bir konuyu hatırlamış gibi hemen atıldı. O halvet günlerinde ne olmuştur ki. seller Nuh'un oğlunu sürükleyip götürür. Nuh Peygamberin tüm ısrarlarına rağmen oğlu gemiye binmez. sulardan korunurum' der. derin bir huzur." Tarçın rengi gözlerini yüzüme çevirdi. "Merak etmeyin" dedim özür dileyen bir tavırla. onların ne yaptığını da anlayamaz. Mevlânâ Hazretleri. Hak Teala ona şöyle seslenir: 'Ey Nuh. o senin ailenden değildir. iki yetişkin insan birbirinden kopamaz hale gelir?" Sanki sözlerim onu derinden etkilemiş gibi gözlerini kapatıp. Cenabı Hakk'a 'O benim ailemdendi. onun davetini kabul etmezler. iki bedende saklı iki ruh. "Haklısın. eğer bana iyilik etmek istiyorsan lütfen onu benden sormayın. Neden merak ediyorsun bu iki mana erinin arasındaki sevgiyi?" Dürüst davranmak iyi olacaktı.kelamdenizi. 'Ben yüksek bir dağa sığınarak. "Bahsettiğiniz hikâyeyi de okudum.com inananları da bu gemiye davet etmesini söyler. dilsiz. Yüzlerinde derin bir sükunet. ben de anlayamıyordum. "Şimdi sorduğun soruya gelelim. odadan çıktıktan sonra ders vermeyi. "Evet. "Çoğu kişi." içtenliğim onu memnun etmişti. bulduk" dedim ama şimdi bu konuya girmek istemiyordum. "Aslında babam ile size dün bahsettiğim şu Pakistanlı Şah Nesini arasındaki dostluğu merak ediyorum. Allah. senin gibi Şems Hazretleri ile Mevlânâ Hazretleri'nin ilk buluşmalarının ardından bir odada halvete çekildiği günlerde neler yaptıklarım merak eder. Ama korunamaz. Sanırım babam bu ilişkide.www. dudaksız. Ne yazık ki daveti reddenler arasında Nuh'un oğlu da bulunmaktadır. Benim sizden öğrenmek istediğim konu Mevlânâ ile Şems arasındaki dostluk. Bunun üzerine Nuh Peygamber.

Çünkü aşk olmadan Hakk'a ulaşamayacaklarını biliyorlardı. kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki. 'Bu da bir ezandır. O sırada bir dostu içeri girdi. Mevlânâ Hazretleri o anı şu sözlerle dile getirmiştir: 'Gönül ile aşk. göğü yaratan. gerçek mutluluğu. dokuz katlı göğün hâkimi olan Allah aynı zamanda içimizdedir. maşuk da. seven de sevilen de sadece o kişi olur. öteki maşuk.' İşte böyle güzel kızım onlar Hakk'ı bulmak için aşkı seçtiler. "Dün de söyledim. can cana oturdu / O anda ikisinin arasına Cebrail girecek olsa dahi / aşkın ateşinden kurtulamaz cayır cayır yanardı. ama en ufak bir küçümseme belirtisi bile görünmedi yüzünde. kadınla erkek arasındaki bildiğimiz aşktan. ateşi zayıftır." Sağ elinin işaretparmağını usulca yukarı kaldırarak yeniden gözlerini yumdu. Çünkü o. uykuya. hiç soru sormadan.com "Arıyorlardı" diye mırıldandı sabırla. onun ritminde bir sır saklıdır. Bu yüzden biri âşık oldu. işte bu parçayı fark ederek aramaya başlayan kişiye âşık deriz. Biri dışarıdan ibadet etmeyi. onun aşkını hissetmeyi istiyor. o sevda köprüsünden tek başına geçemez. Her ikisi de Allah'a sesleniyor. yemeye. Lakin arayış tek başına olmaz. Kamışın gövdesinde yedi delik açıp onu ses verecek bir hale getirmişler. pişiremez. yüz perdeden soyundu / Her ikisi yan yana. şehvete duyduğumuz açlık. Neyzen ne kadar usta olursa olsun. Öte yandan ney de kesildiği göl kenarının niteliklerini kendi gövdesinde ve ruhunda taşır. gövdesinde yedi delik açtıktan sonra can nefesini üflediği Hazreti Âdem gibi.' Mevlânâ hemen araya girdi. hiç cevap vermeden öylece oturmuş kendilerini arıyorlardı. "Bu aşk. "İşte aşk budur. ayrılıklardan şikâyet etmekte. öteki onu tanımayı. dört iklim. böyle söylüyor. biraz sussana. farklı bir şey değil mi?" Cahilliğime üzülmüş gibiydi. Aramanın kendisine de aşk. Müzik ise onu aşka çağıran ezan.www. çoğu insan kendi içindeki bu cevherin farkına bile varmaz. gerçek sevinci ancak o bütüne ulaştığında bulacaktır. kadın ile erkeğin aşkı cüzzidir. Ama kendileri diye aradıkları Cenabı Hak'tan başkası değildi. Mevlânâ Hazretleri diyor ki. eğer açıklasaydım dünya altüst olurdu. Gerçek huzuru. ama kendisi sema ve müziği seçtiğini söylüyordu. göl kenarı denilen bir bütünün parçasıdır. Bu yüzden Mesnevi'nın girişi neye bir güzellemedir: "Dinle neyden. Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler. her üflediğinde. Allah'a götüren birçok yol olduğuna inanıyordu. öyle mi?" Gülümseyerek başını salladı. kılıçtan keskin.com öyle sessizce oturunca?" Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Mevlânâ'nın sözünü ettiği sır aşktır. Anlayabildiğim kadarıyla sordum. sınırlıdır. O kesildiği göl kenarım özlemektedir. Tıpkı Cenabı Hakk'ın çamurdan yaratıp. 'Ezan okunuyor." "Yani Şems.kelamdenizi. insan ruhunu olgunlaştıramaz.' O büyük insan. bize bir öğretmen. Hazreti Adem'in burnuna yaşam nefesini verirken. Müzisyene dönerek sertçe uyardı. Eflaki Dede'nin yazdığına göre. bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir. Allah. Mevlânâ'yı Allah'a götüren kişiydi. Yani yeri.soncemre. Tıpkı Cenabı Hak gibi. kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır. hiç kıpırdamadan. 'Biz ney gibiyiz. Müziği küçümseme. Çünkü kimse o kıldan ince. geçicidir. Mevlânâ Hazretleri bir gün oturmuş müzik dinliyordu. yedi kıtanın." Neyin kamışını bir göl kenarından kesmişler. yakamaz. Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz. Yani aslolan aramaktır. 'Hayır' diyerek müzisyenin susmasına engel oldu. hikâye etmekte. bizdeki nağme senden. ." izzet Efendi'nin sözleri kafamı iyice karıştırmıştı. "Duyuyor musun?" Neyden yükselen kederli ezgiye dikkatimizi çekiyordu. "O sessizlikte. her değişik makamda ney kendi özlemini getirir dile. Aşık da.' Evet.

coşkuya kapılıp kendinden geçmiyor. sapkın ilan ettiler. kim maşuk. her sözcüğün binlerce manası vardır. şairlikle ilgisi yok bunun. Şems Hazretleri'nin nasıl büyük bir cevher olduğunu anlamaya çalışmadılar bile. "Şems-i Tebrizi Hazretleri'ni mi?" Başımla onaylayınca.soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. düşüncelerinde hep o kutsal görevin ağırlığı var. İzzet Efendi şaşırır gibi oldu. Oysa o yüce kitaptaki her bir harfin yüzlerce değişik anlamı. yani Belh doğumlu o din adamının ruhunun derinliklerinde gizlenen bildiğimiz Mevlânâ Celaleddin Rumi'yi çekip çıkarmak. Muhammed Celaleddin adındaki ulemadan sözleri yüz yıllarca yaşayacak mucizevi bir derviş yaratmak. Hayır. 'Senin mürşidin mi daha iyidir. "Mecnunla düşüp kalkan. Çünkü mürşidi olmayanın imamı şeytandır. Görevini yerine getirinceye kadar kendini bırakmamaya kararlı.' 'Ya mürşidin mi daha iyidir yoksa Tanrı mı?' Ağzından çıkan söz değişmedi. "Bilmezliklerinden. "O sebepten Mevlânâ benim dinim aşktır.kelamdenizi. Şems Efendimiz işte o anlamların sırrına eriştiği için bu softa sürüsünün kavrayamadığı derin anlamlar buluyordu Kuran'da. ister Yahudilikte. kim mürşit. "Bu yüzden mi öldürdüler onu?" Sorum o kadar doğrudan olmuştu ki. mürit mürşit ilişkisini şu misalle çok güzel açıklıyor: Bir gün bir müride sordular. Ama Şems. isterse . benzeri bulunmadığını öğreten mürşidimdir. Çünkü onlann akılları ve yürekleri kararmıştı. Ne de olsa Mevlânâ gibi bir şair değil.. Sanki bir misyonu varmış gibi davranıyor. Leyla'dan başka ne konuşabilir ki?" Şah Nesim de babamın maşukuydu o zaman. "Cahilliklerinden" diye söylendi. diyordu. 'Mürşidim.'" Kısa öyküsünü tamamlayan izzet Efendi bizi süzerek ekledi: "Bu meselin de anlattığı gibi mürit ile mürşit arasındaki ilişki en büyük sevgiden daha derindir. Peki ya Şems? Kuşkusuz Mevlânâ da Şems için aynı anlamı taşıyordu. Çünkü onların hepsi yobazdı. birliğini. Onu Tanrı'ya götürecek olan kişi." îşittiği sözlerden etkilenen Mennan hayranlıkla mırıldandı. hâşâ Hazreti Muhammed mi?' Cevap aynıydı: 'Mürşidim.' 'Ya mürşidin mi daha iyidir yoksa. Onu günahkâr. Şems Hazretleri.. "Kimi?" Ama çabuk toparladı. Onlar Kuran'da yazılanları olduğu gibi okuyorlardı.' 'Böyle söyleyerek günaha girmiyor musun?' Mürit kendinden ve sözlerinden emin gururla açıkladı: 'Girmiyorum: Çünkü bana Allah'ın varlığını.www." Hemşehrisinin eline dostça dokundu yaşlı adam. Mevlânâ da yine aynı nedenle vazgeçemiyordu Şems'ten. Bu yüzden babam için bu kadar önemliydi. Mevlânâ kadar güzel dile getiremiyordu duygularını. Ve ister Müslümanlıkta. Görevi de belli. Ama cahiller ne Şems Hazretleri'ni ne de Kuran'ı layıkıyla anladıkları için ona düşman oldular. eşi. tüm üstün niteliklerin onda toplandığını.com "Gösteren de diyebilirsin. Onun kadar aşktan bahsetmiyor. yoksa Bistamlı Bayezid mi?' Mürit düşünmeye bile gerek duymadan yanıtladı. 'Mürşidim daha iyidir. Kim âşık. kim mürit hepsi birbirine karışmış olmalı.

"Ya bunlar birer söylenti değil de gerçekse. O iki dünya sarrafının. Böyle bir şey olmaz. bütün suçlarını bağışladığını söyledi. O yüzden sırlar kapısının bu yüzünde olan bizler gerçeği asla kavrayanlayız. Şems-i Tebrizi de geçkin yaşına rağmen. "Buna benzer hikâyeleri ben de duydum" diyerek başladı söze.. "Bütün bunların. o zaman yaşananların hepsinin bizim gördüklerimizin ötesinde bir anlamı vardır. "Sanmam" dedi inatla başını sallayarak. suçlular kime yalvarıp yakarsın?' Neden böyle yazdığını söyleyen dostlarına da şu açıklamayı yaptı: 'Gayb âleminde o gül yüzlü Şemsle konuştum." diyecek oldum. bütün bunlar bir insanın öldürülmesi için geçerli neden sayılamaz ama Alaeddin Çelebi'nin de ruh halini anlamamız gerekmez mi?" izzet Efendi'nin yüzü sararmıştı. Bana. Üstelik Kimya Hanım da ona karşı ilgi duyuyormuş.soncemre. kızım.kelamdenizi. bir süre altdudağını çiğneyerek sessiz kaldı." Mevlânâ Türbesi'nden çıktığımda ortalık yine kararmış. 42 "Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte. nefislerine yenileceklerini inanmıyorum. Dahası. o yüce insanın gönlü de kin tutmaz? Hiç kuşku yok ki oğlunu affetti." Aslında bu yaşlı adamı hiç üzmek islemiyordum. Cenabı Hakk'ın Nuh Peygam-ber'e söyledikleri Mevlânâ Hazretleri ile Alaeddin Çelebi için de geçerlidir. Şems'in öldürülmesine Alaeddin'in karıştığını öğrendikten sonra onu evlatlıktan ret mi etti?" Olmayacak bir söz etmişim gibi tuhaf tuhaf baktı yüzüme." İzzet Efendi buna inanıyordu. "Ama velev ki söylediklerin doğru olsun. Daha fazla üstelemedim.www. o nasıl karışmış bu cinayete?" Buruk bir gülümseme belirdi dudaklarında.' Büyük şeyhi. inanmak ile inanmamak ayrımına gelince. izzet Efendi hiçbir kuşkuya kapılmadan kendi inancım seçiyordu. kiri pası sürükleyip götürür de. Mevlânâ Hazretleri ise bırakın kötülük etmeyi. bütün dinlerde olduğu gibi tartışma. Bunu bilmek her ne kadar imkansızsa da. Olanlar sırlar kapısının öteki tarafıyla ilgilidir." Evet. yaptığı yanlışı anlayan bir babanın pişmanlığım dile getiriyordu. "Ama izzet Bey" dedim mümkün olduğunca sesimi yumuşatarak.com Hıristiyanlıkta. ancak bütün suçun Alaeddin Çelebi'ye yüklenmesi de haksızlıktı. "Peki Mevlânâ. Ama Mevlânâ'nın katil oğluna nasıl davrandığını merak ediyordum. kötülük düşünmeyi bile beceremez. Şems-i Tebrizi'ye vermekte salanca görmemiş." "Ya Alaeddin Çelebi.. Üstelik Ahmed Eflaki'nin kitabında Kimya Hanım'ın ölümüne neden olan kişinin Şems olduğu yazıyor." Neler olup bittiğini kesin olarak bilmemesine rağmen bu kadar kendinden emin konuşması doğru değildi. "Mevlânâ Hazretleri böyle bir şey yapar mı? Nasıl ki yüce dağların doruklarından süzülerek ovalara dökülen tertemiz kar suyu önüne çıkan çeri çöpü. "Söze Hud süresiyle başlamıştık. Mevlânâ Hazretleri bunu bilmesine rağmen yine de Kimya Hanım'ı. çünkü bu konuşma hiçbir sonuca ulaşamazdı. gökyüzünü kat kat saran lacivert bulutların . böyle bir kuşku bile Alaeddin Çelebi'yi çıldırtmaya yetmiştir. pislik tutmazsa. Sesinde en küçük bir öfke belirtisi bile yoktu. Elbette.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama bana göre Mevlânâ'nın sözleri. Şems Efendimizin yeri geldiğinde acımasız olduğu bir gerçektir. Alaeddin Çelebi'yi affettiğini. henüz reşit bile sayılmayan Kimya Hanım'la evlenmeyi seve seve kabul etmiş. "Alaeddin Çelebi de Kimya Harum'a aşıkmış. Alaeddin'i bağışlayınca. Mevlânâ Hazretleri de bu hayırsız oğlunu bağrına bastı. ama hak edenlere. Şems Hazretleri hakkında uydurulan iftiralar olduğunu düşünüyorum. yobaz her yerde yobazdır. henüz vakit öğle olmasına rağmen güneş. Alaeddin Çelebi'nin mezarının üzerindeki sandukaya şöyle yazmıştı: 'Ey kerim olan Allah! Eğer sen yalnız iyileri kabul ediyorsan.

benden daha istekliydi.com arasında kaybolup gitmişti. Geleneklerinize alışmak zaman alıyor. babama duyduğum öfke sanırım yavaş yavaş geçiyordu. Telefonu çıkardım. baban iyi bir insandı. Aşk günahkârıyız biz. Sabahtan beri bir türlü yağamayan yağmur galiba sonunda damlalarını dökecekti. ben de onda babamı görüyordum. Şiiri okumayı bitiren yaşlı adanı sormuştu. abuk sabuk rüyalar da bu yüzdendi. doğruluğu ya da yanlışlığı bir yana ömrünü bir inanca adamış olmasının yüzüne yansıyan huzuru mu. Aklımdan bunlar geçerken çaldı telefonum.soncemre. Hayır. yok aksine çok sevdim" demiştim yüzüm kızararak. Müslüman başka / Minicik karıncayız biz. Oysa tersi olurdu. Süleyman başka / Solgun bir yüz iste bizden. "Sadece unutmuşum. Tam iskemleden kalkarken İzzet Efendi beni durdurmuştu. bir ciğer parçası / İpekli kumaş satan bezirgan başka." "Yok. "Yine Mevlânâ Hazretleri'nden bir dörtlük okuyacağım sana. Yıllardır bastırdığım babamla ilgili anılar ardı ardına uyanıyordu içimde. ama onu özlediğimi hissediyordum. gün geçtikçe daha çok uzaklaşırdı insan. "Çok güzel bir şiir. ama onunla vakit geçirmeyi sevmeye başlamıştım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. babamın bizi bırakıp gitmesini hâlâ affedemiyordum. Belki de sevmeye başladığım babamdı. babasına hiç benzemeyen hayırsız oğul. hem de her geçen gün biraz daha fazla. Eğer müze müdürüyle işi olmasa daha saatlerce oturabilirdim yanında.. yaşlılığına rağmen parıltısını hâlâ koruyan bakışları mı bilmiyorum. tabii kabul edersen.kelamdenizi." Alıngan bir tavırla bakmıştı. sessiz kalmayı seçince sözlerini sürdürmüştü. karabasanlar. sonra da Mennan. Evet. Yaşlı adamın kibarlığı mı." Görüşlerinin çoğuna katılmasam da îzzet Efendi'yle konuşmak hoşuma gidiyordu. senin de geleneklerin kızım. Müze müdürüyle miras konusunda konuşmaları gereken birkaç ayrıntı daha varmış.. "Onlar bizim değil." Yeni bir tartışma başlatmak niyetinde değildim. ellerini göğsünde kavuşturarak daha şimdiden dinleme pozisyonu almıştı bile. hayır . Nasıl ki İzzet Efendi bana baktığında eski arkadaşını görüyorsa. hediye olarak. "Beğendin mi?" "Beğendim" demiştim hayranlıkla." Bakışlarım yanımda oturan Mennan'a kaymıştı. Dünkü şiirden memnun kalmadın demek. Çıkarken İzzet Efendi ile Mennan'ı sohbet ettiğimiz odada bırakmıştım." "Çok isterim" demiştim hevesle. "Lütfen buyrun. yaşlı adamı avukatına götürecekmiş.www. Ziya Bey olmalıydı. "Hediyeni almadan gidiyorsun yine. Kim ne derse desin. Belki gördüğüm bütün o kâbuslar. artık yanında olmayan yakınlarından. ne söylerseniz söyleyeyin hoşgörüyle karşılaması mı. Her şeyi unutabilirsin ama Poyraz'ın kızı olduğunu sakın aklından çıkarma.

. ben de öyle düşünmüştüm ama dün gece onu rüyamda gördüm.com Ziya değil. gerçekten çiçek istiyordu. Aslında annem sıkı bir Marksist sayılmazdı. ben de annemlerle bu eski mezarlığa gitmek zorunda kalmıştım. Marx da orada. Highgate'de.soncemre. yüzüncü ölüm yıldönümünde Karl Marx'ı anmak için. rengine sayısına kadar açıkça belirterek. "Hayır." "Ne önemi var Karen? Mezarlık güzel olsa ne olur. arayan annemdi.. mezarlıktaydım. benim bu iki çılgın kadına katılmam ise tamamen rastlantı sonucu olmuştu." Baltayı taşa vurmuştum. Sanki başına kötü bir şey gelmiş gibi.kelamdenizi.. belki de sabahleyin aynı saatlerde hem annem. rüyasında gördüğü eski sevgilisinin dileği üzerine üşenmeden ." Evet annem yine değişmişti." Aslında öyleydi tabii. "Haklısın. O Londra'daki yüz küsur yıllık Highgate Mezarlığı'nda ilk aşkının anısına çiçek koyarken.www. Babam. Ben de senin için kaygılandım. ama geceyi mezarlıkta geçirdim diyemeyeceğim için: "Sana öyle gelmiş" dedim sesime yapay bir neşe katarak. Yine hangi eyleme katıldın?" "Eyleme katılmadım. Matt hiç hoşlanmazdı radikallerden. hem de ben mezarlıktaydık. İsteğini yerine getirmek için sabah o kadar erken çıkmıştım evden. iyiyim. "Güzel mi bari mezarının olduğu yer?" diye sordum ne diyeceğimi bilemediğimden. Ama mecburen aynı toprakta yatacaklar şimdi." İronik bir sesle sürdürdü. sabah sabah evde bulamayınca. "Üzgünüm" diye söylendim pişmanlık içinde. Hem de türüne. ama yakın arkadaşı Betty Teyze sıkı bir Troçkist'ti. Şimdi annem Highgate Mezarlığı deyince aklıma o anma toplantısı gelmişti. ben de Konya'daki bin yıllık Üçler Mezarlığı'nda ne aradığımı bilmeden dolaşıyordum. "Karl Marx'ın mezannı görmeye mi gittin yine?" Annem büyük bir ciddiyetle açıkladı. Orada yatan farkında olmadıktan sonra. Sesin çok telaşlı geliyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Sevindim sesini duyacağıma. "Hatırladığım kadarıyla muhteşem bir mezarlıktı orası." Şaşırmıştım. "Matt Amca'nın mezarına gitmezsin diye düşünmüştüm. "İyi misin? Bebekte filan bir şey yok değil mi?" "Yok annecim. Bebek de iyidir herhalde. Konyalı hemşehrileriyle buluşunca. her türlü sol ve ilerici düşünceye açık bir olarak tanımlardı kendisini. yedi adet sarı gül istedi benden. olmasa ne olur. Annemi de anma gününe götüren oydu zaten." "Çiçek mi?" "Şaka yapmıyorum.." "Ne tür bir çiçek istedi?" "Gül." "Haklısın. "Her şey yolunda." Highgate Mezarlığı'na ilk kez annemle birlikte gitmiştim. tabii Marx'tan da. Neden böyle konuşuyorsun?" "Telesekretere bıraktığın mesaj.." "Alo Karen" dedi endişeli bir sesle. kızı rüyalarında ölülerle konuşur da Susan durur mu? "Peki ne istiyormuş senden?" "Çiçek.. Matt'in mezannı görmeye gittim. "Alo anne." Ee kimin annesi.

"Rahat ol annecim. yerine tepeden tırnağa mantık olan maddeci Susan gelmişti.soncemre. Ne zaman çocukluğumda yaşadığım psikolojik problemler konuşulacak olsa hemen sinirlenirdi.com mezarına yedi adet sarı gül götüren romantik kadın gitmiş. Kısa bir suskunluk oldu. Sahi kaç yaşında bıraktım uykuda yürümeyi?" "Kızım sen son derece normal bir çocuktun. gayet iyiyim. Küçükken uykumda yürüdüğümü ikimiz de biliyoruz." "Ya bebek?" "Bebek de iyi. Yalnız şunu bilmeni isterim. "Uykuda yürümek saçmalığı da ne demek?" Onu sakinleştirmeye çalıştım." "Tamam o zaman. "Anladım" dedim şaka yollu. oradan aklıma geldi." "Hiç de değil. Sadece bu durum kaç yaşıma kadar sürdü onu öğrenmek istiyorum. inan ki hiçbir sorunum yok. "Akşam televizyondaki filmde. "Anne" dedim servi ağacına yaklaşırken. "Babama benzediğim için bu kadar kızıyorsun bana. sen o şehre gittiğinden beri içim hiç rahat değil. "Neden? Ne oldu da aklına çocuklukta yaşadığın hastalıklar geldi şimdi?" "Hiçbir şey olmadı" dedim boş banka otururken." Gerginliği azaltmak istedim." Sezgileri çok güçlüydü annemin. Poyraz'ın bir sürü iyi tarafı varken bula bula en kötü tarafını örnek almışsın kendine. "Sanki marifetmiş gibi sıkıntını kendine saklarsın. "Onu gerçekten de affettin değil mi anne?" diye açıkça sordum." Annem yatışacak gibi değildi." Sözlerim onun kaygılarını yeniden uyandırmaktan başka bir işe yaramadı. tıpkı ona çekmişsin. Bu arada Sultan Selim Camii'nin önüne ulaşmıştım. Boş yere tasalanıyorsun. Annemle telefon görüşmemin bölünmemesi için otele girmeyi erteleyerek. o ne söylüyordu? Anlaşılan yine geçiştirmeye çalışacaktı. yatıdaki küçük parkın içinde. Bu gibi durumlarda hep başvurduğum yöntemi denedim: inkâr ettim. Babanın huyuydu bu." Ben ne soruyordum.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.kelamdenizi. Alt tarafı bir soru sordum. "Karen. yani ters giden hiçbir şey yok. Olsa söylemez miyim sana?" "Söylemezsin" dedi kendinden emin bir tavırla. sesimin bir anlık titreyişinden işlerin kötü gittiğini anlayıverirdi. ince uzun bir servi ağacının dibindeki kırmızı banka yöneldim. "Saçmalık filan değil annecim.www. "Normal olduğumu biliyorum annecim. "Artık ona kızmıyorsun değil mi?" . uykusunda dolaşan bir kadın vardı. sen gerçekten iyi misin? Yani benden bir şey gizlemiyorsun değil mi?" "Niye gizleyeyim annecim. "Ben kaç yaşına kadar uykumda yürüyordum?" "Nereden çıktı şimdi bu?" Sesi gerginleşmişti. on-on beş metre sonra otelin kapısına varmış olacaktım. babana bile kızmazken sana neden kızayım?" Sesini yine keder kaplamıştı.

"Babamla karşılaşmadım. "Babam fanatik Müslümanlardan değildi." Başkaları söz konusu olduğunda yırtıcı bir kaplan gibi dövüşe hazır olan annem. Bir de bana." "Çünkü ben. sensiz yaşayamazdım ama babana da acımasız davranma." "Bence isterdin Karen. Keşke yüzüne söyleyecek fırsatı bulabilseydim. "Madem onu bu kadar seviyordun. Ben de babanı bağışladım." Bakışlarım tam karşımda yer alan Sultan Selim Camii'nin kapısına takılmıştı. Hiçbir zaman inancım sana dayatmaya kalkmadı.kelamdenizi. "Bunu kendine bile itiraf etmek istemiyorsun ama babanla görüşmeyi isterdin. hiç değilse onu bir kez daha görmeyi çok isterdim ama nedense bunu anneme söylemeyi kendime yediremiyordum. eninde sonunda mutlaka bağışlarsın. "Birini çok seversen Karen. Ona olumlu yanıt vermeyi çok isterdim ama ne yazık ki.com "Ona kızmıyorum. onu durdurmak için kılını bile kıpırdatmamıştı. kapının önünde ayakkabılarını giyerken. Nelerle karşı karşıya olduğunu." "Yoksa Konya'da babanla mı karşılaştın?" diye heyecanla kesti sözümü. sana ne yapmış olursa olsun. Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. senin kültürüne uyum sağladı." dedi sessizliğim biraz daha koruduktan sonra. neden gitmesine izin verdin?" diye söylendim. benim Nigel'a olan zaafımın son derece sönük kalacağını hissediyordum. anlayamayacağımız nasıl bir neden olabilir ki. ama annem alınmadı.com Hemen yanıtlayamadı." Yine babamı savunmaya kalkmıştı işte.www. sorumluluklarım yerine getirmiş insanların büyük huzuru içinde sohbet ediyorlardı." "Belki de bulursun" dedim teselli olsun diye. "Niye birleşmesin?" diye inatla karşı çıktım telefondaki anneme. Yanlış mı?" . Karşılaşmayı ister miyim onu da bilmiyorum. babamla konuşmayı.. ama onun babama olan tutkusunun yanında.. "Çünkü o bizimle birlikte yaşayamazdı" diye açıkladı sakin bir tavırla. Onların yüzlerinde gördüğüm huzuru istediğimi fark ettim.. konu babama gelince kişiliğiyle hiç bağdaşmayan anlayış abidesi bir kadına dönüşüyordu." "Değildi. çünkü senin inancının ya da inançsızlığının bile babamın dinine herhangi bir Hıristiyan mezhebinden daha yalan olduğunu düşünüyorum. "Yapma anne. "Neden onu durdurmaya çalışmadın?" Hiç istemediğim halde sesim azarlar gibi çıkmıştı. ne yalan söyleyeyim sinirlerimi bozuyordu. yıllarca senin ülkende yaşadı. onlar gibi mutlu olmak.. ikisi de ellerindeki uzun tespihlerini aynı anda ceplerine koydular.." "O zaman neden gitmesine izin verdin? Farklı inançlara sahiptik deme. içeriden çıkmakta olan sakallı iki adam gördüm. şefkatle kaplanmıştı. Belki de bu yüzden.. "Onun seçtiği yolla bizimki hiçbir zaman birleşemezdi. Babamın bize bütün yaptıklarından sonra annemin hâlâ ona olan bu bağlılığı." Haklıydı. Nigel'a zaafın var der. Bizim anlayamayacağımız nedenler. Evliliğinizi yürütemediniz işte. Babamın herhangi bir Protestan'dan daha katı olduğunu sanmıyorum.soncemre." "Kendince nedenleri olabilir kızım. "Öyle olsa bile babamın bunu isteyeceğini hiç sanmıyorum." Sesi yumuşamış. Sen kaldın. "Sorduğun bütün o sorular bu yüzden mi?" Sesi sanki gençleşivermişti. teşekkür ederim. "Hayır anne" diyerek kırdım umudunu. ama babam benim ne olacağımı bile umursamadan gitti. Bu tür duygular karşılaştırılamaz. ama sahiden seversen. neler yaşadığını bilmiyorsun. Çünkü babam bizi terk etmeden önce. Kötü olan bunu Poyraz'ın bilmiyor oluşu. yoksa şimdiye kadar bizi çoktan bulurdu. "Belki bir gün.

Sana da. şimdiki gibi davranabilseydin babam bizimle kalırdı.kelamdenizi. "Doğru." "Hiçbir şey anlamıyorsun Karen" dedi kederini bastırarak. "Belki de dediğini yapmalıydım. benimle Londra'ya gelme yanlışını." Ansızın gökyüzünde güçlü bir şimşek çaktı.com Yanıtı yine kısaydı. O yaptığı büyük yanlışı düzeltiyordu Karen. Ama nefsimizin istekleri bizi yanlış yola sürükler. ne dergâhını. onu olduğu gibi kabul edebilseydin. Ama ne şimşeklerle parçalanan gökyüzü." Gerçekten anlamıyordum. sen de istediği her şeyi yapsan. "Sana katılmıyorum anne. Ne yapıyordum ben? Üzerinden yıllar geçmiş bir mesele için neden bu zavallı kadını suçluyordum? Eğer ortada bir suçlu varsa bu daha çok babamdı." "Özür dilerim Karen" dedi titreyen bir sesle. ne de az sonra boşanacak yağmur umurumdaydı. derin bir hoşgörüyle süslenmiş dünyayı umursamaz tavırları ve neredeyse hepsinin dudaklarından kutsal bir saygıyla dökülen o büyük sın anlatan sözler. Şah Nesim'in. "Allah. ikimiz de onunla büyük bir uyum içinde yaşasak bile giderdi.www. şehvete duyduğumuz açlık.com Söylediklerimi kabul ettikçe. incitmeden konuşmaya çalıştım onunla." Babamın. ne şeyhini. Pişmanlık içimi kemirirken annem yeniden söze başladı. sesim daha yüksek çıkıyordu: "Doğruysa onu neden bıraktın anne? Neden o Şah Nesim denen adamın babamı sürükleyip götürmesine izin verdin? Biraz esnek davranamaz miydin? Biraz hoşgörülü olamaz miydin?" "Olsam da fark etmezdi Karen" dedi çaresiz bir sesle. oturduğum bank gürültüyle sarsıldı. "Ben ne yaparsam yapayım baban gidecekti. Belki de babamla ters düşmeseydin. kendi ruhundan bir parçayı da onun canına katmıştır... bana da çok düşkündü. Senden de. Evet. "Ama dediklerini yapmış olsaydım bile baban yine giderdi. "İlahi sevgiden mi?" "Hayır tatlım. bir derviş gibi yaşamayı özledi. şeyhini." "Neden gitsin ki? Onun sevgi dolu bir adam olduğunu hatırlıyorum. Güçlükle konuştuğu belli oluyordu. kabaran benliğimiz o kutsal parçayı ruhumuzun en derin kuyusuna iter ki. Hazreti Âdem'in burnuna yaşam nefesini verirken. Eğer. sadece ben değil. Tanrı olmaktan söz ediyorum. yağmur sonunda geliyordu galiba. "Tanrı'ya duyulan aşktan mı söz ediyorsun?" diye sordum anlamak için. tıpkı öteki dervişler gibi büyük bir sırra inanıyordu." Elimden geldiğince kırmadan. o zamanlar şimdiki gibi düşünebilseydin." "Hangi yanlışı?" "Yıllar önce Konya'da dergâhını." Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. çoğu . sinirlerim daha çok geriliyor. uykuya. rüyalarımdaki Şems ile Mevlânâ'nın ve İzzet Efendi'nin yüzü teker teker geçti gözlerimin önünden. Dergâhını. benden de. hatta bütün insanlıktan da önemli bir sırra. yemeye. Bana duyduğu aşk küllenince eski sevdası ortaya çıktı. Yani Allah aynı zamanda içimizdedir. şeyhini bırakıp. "Neden gitsin? Niçin sevdiği insanları terk etsin?" "Çünkü baban. Bu sırra sadece aşk yoluya ulaşabilirdi ama benimkiyle değil. onu Tanrı olmaya götüren yolun kendisiydi. ne de derviş gibi yaşamayı özlerdi. Aşk babanın Tanrı'ya duyduğu sevgi değildi. engin gönüllü davranışları.soncemre. O kendilerinden emin." Söyledikleri değil de titreyen sesi beni kendime getirdi. "Ne yaparsak yapalım baban bizi bırakıp giderdi. aklını daha yarım saat önce İzzet Efendi'nin söylediklerini hatırlatıyordu bana.

"Bildiğim kadarıyla.www. toprağın... gökyüzünün bütün canlılara ait olduğunu düşünürüm. bize bir öğretmen." "Yeni bir şey değil ki bu" diye mırıldandı. Tanrı olabilmesini mantıksız buluyorsun. Âşık da. Roma imparatorları daha ölmeden kendilerini Tanrı ilan ederlerdi.. Aramanın kendisine de aşk. Bu onların sırrıdır. işte büyük sır buydu.kelamdenizi. Şems'in. Öfkeyle kovdum yaşlı adamın sözleriyle aklımda oluşan görüntüleri. su gibi. Dünya görüşüm de. yaşamı küçümsemelerini kabul edemem. "Ve Tanrı'nın. Yani aslolan aramaktır. Birilerinin öğrendiklerini sır adı altında kendilerine saklamasını ayrıcalık sayarım. Şems'in anlatmaya çalıştığı mutlak hakikat buydu. seven de sevilen de sadece o kişi olur. Sırlarını paylaşmak için insan seçerler.. daha derindi. öyle herkesin anlayabileceği bir şey değil. kılıçtan keskin sevda köprüsünden tek başına geçemez.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.soncemre. bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir. Birilerinin nefislerini terbiye adı altında. Senin de söylediğin gibi babanın inancını. bunu kabul edemem. Şah Nesim'in. Tıpkı toprak gibi. bugünkü dinlerin birçoğundan daha kabul edilebilir buluyorum. Bu kötü bir şey miydi? Bence bunun anlamı. Hani yıllar sonra kendisini buları oğlunu gördüğünde ya benim." "Babamda hiçbir zaman insanları küçümseyen bir tavır görmedim" diye itiraz ettim. Yeryüzünün annemiz olduğuna inanırım. Ve unutma. Çünkü ben basit bir yaşama inanırım. iktidar olmadan. herkesle paylaşamazlar. dünyayı değiştirebilecek olan tek varlık da insan. ister bilimsel gerçeklerin üzerinde yükselsin dünyanın varoluşu hakkında bilgi üretebilecek tek canlı insandır.." "Benimsemedim. Ama bir kez geçti mi artık maşuka da ihtiyaç kalmaz. ister dinsel temelli olsun. bu sorudan da. Çünkü gerçek düşüncelerini herkese açıklayamazlar. ne senin gibi bir çocuğa. Ayrıcalık istemeden." İzzet Efendi'nin anlattığı başka bir hikâye canlandı gözlerimin önünde." "Ama hiçbir zaman tümüyle benimsemedin." Evet." "Yine de" diye kestim sözünü. gökyüzü gibi bilginin de hepimize ait olduğuna inanırım. Kuran'ı farklı anlamlarda yorumlayabilme yetenekleri ve cesaretleri onlara her zaman sempatiyle bakmamı sağlamıştı. acımasız bir hikâye.. insanların aşkına ihtiyacı yoktur Karen. bu nitelikler Tann'nın özellikleridir." "Biraz haksızlık etmiyor musun anne?" diyerek kestim sözünü. inandıkları sır ya da mutlak hakikate ulaşmak veya kâmil insan olmak yahut senin deyiminle Tanrı olmak. Hıristiyanlık dini başlı başına bir insanın Tanrı'ya dönüşme hikâyesidir. İşte bu parçayı fark ederek aramaya başlayan kişiye âşık deriz. suyun.. Kibarlık babanı ve onun gibileri koruyan bir zırhtır. "Hitit Kralları ölünce Tanrı olacaklarına inanırlardı. düşüncelerinin merkezinde Tanrı kaynaklı da olsa insan sevgisinin bulunması. Ne düşündüğümden habersiz olan annem sözlerini sürdürüyordu.com insan kendi içindeki bu cevherin farkına bile varmaz. verilecek yanıttan da daha genişti. "Elbette inanmıyorum. Tıpkı Cenabı Hak gibi. Bu bilginin de kendi içinde . Çünkü kimse o kıldan ince.. ama onun inancına saygı duyuyorum. Yine de hoşgörülü olmaları. daha katmanlıydı. en doğru benim düşüncemdir demeden yaşamak. "O herkese karşı son derece kibardı. Lakin arayış tek başına olmaz. Babamın. "İnsanın. Acıklı bir hikâye. Mevlânâ'nın ve İzzet Efendi'nin ortak sırrı buydu: Cenabı Hak olmak. ya onun canını al diyen dervişin hikâyesi. Üstelik doğru olan yanlar da var içinde. Ama babanın söylediği anlamda bir Tanrı olma düşüncesini mantıklı bulmuyorum tabii. Anneme seslendim yeniden: "Sen inanıyor musun buna? Yani babamın Tann olacağına?" Yorgun ama haklılığından emin birinin güvenli sesiyle yanıt verdi. Ne benim gibi bir eşe. maşuk da. İnsanın Tann olmayı iste-mesi belki de yeryüzünün en eski düşü." "Kibarlığıyla onları kendinden ve düşüncesinden uzak tutuyordu. ahlakım da son derece basittir.

ayaklarını kesip. kötülükten kaçınmayı." Annemden bu sözleri duymak tuhafıma gitmişti. etkileyici birer masal. bir ses. O mucizelerin hepsi güzel birer efsane. iyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. "Anlamak lazım" diye tekrarladım şaşkınlıkla. dinler tarihi de kanla yazılmıştır. "Bu nasıl bir vahşet böyle?" "Dinler tarihi böyle vahşetlerle dolu kızım. olmayan bir dünyayı vaat ediyor bize. perdenin öteki tarafındaki cenneti düşünerek yaşamayı ben kendime yediremiyorum Karen. bizimle beraber doğdu. ilahi aşkından sarhoş olduğu bir anda 'Ene'l Hak' diye bağırmaya başlamıştı. başını kuma gömmek olur. onların yaşadığımız hayatı küçümsemelerinde. Herkes hemen bu inancı kavrayamayabilir. Hallac-ı Mansur inancının doruğuna ulaştığı. bizimle birlikte yok olacak. Baban. derisini yüzerek öldürdüler. hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan." "Fakat sen böyle bir dünyanın var olduğuna inanmıyorsun. Onlar için önemli olan o dünyadır. baban gibilerin bu acımasız dünyada aykırı inançlarını sır gibi saklamaları için çok iyi nedenleri vardı. Ortodoks İslam'a bağlı Abbasi hanedanları bu inanmış sufıyi hemen tutukladılar. Çünkü orada herkes Tann'nın bir parçası olacaktır. bunca umutsuzluk varken. Yani 'ben Tanrıyım' diyordu." "Doğru söylüyorsun Karencım" diyerek şaşırttı beni." "İnanmam için bir kanıt var mı? En küçük bir belirti. iyilik de kötülük de içimizde. hastalıklar gerçek. dinlerin hiçbiri perdenin arkasındaki vaat edilen o muhteşem yaşamı kanıtlayamıyor. Var olanı görmezden gelmezsin. Ama sorun bu değil. İnsanı anlamak için. hiçbir zaman da olmadı. Önemli olan yaşarken neyi seçtiğin. Neyse. sadece zenginlikler değil. iyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırılmasından korktuğumdan değil. hiç amaçlamadıkları halde. Ben iyiliği." "Çok acımasızca" diye mırıldandım. insanları hâlâ derinden etkiliyorlar.www. diyeceğim şu ki. Hem de ölüp gideceğini bile bile. Sorun. yıllarca hapishanelerde tuttuktan sonra halkın gözü önünde. bunca yoksulluk. Onlar gerçek yaşamı değil. ama biliyoruz ki varlar. Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. Ama şu an yaşadığımız dünya gerçek. Yeryüzünün her sabahında insanlar gözlerini böyle bir hayata açarken. Ama bildiğim başka bir gerçek daha var ki. Onlara göre. sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum. "Yani dinlerin gerekli olduğunu mu söylemek istiyorsun?" "Gerekli ya da değil Karen. Söylenenlerini yanlış anlayabilir. Bizi korkularımızla yüzleştiriyor. yoksulluklar da gerçek. Müslüman fark etmez. Açlıktan ölen çocuklar gerçek.soncemre. Yahudi. bir görüntü. bir işaret. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının . ellerini. savaşlar gerçek. Dinleri bu yüzden seviyorum. bizim gibi nefslerinin kölesi olmuş insanlar göremese bile.kelamdenizi. insanı anlamamız için bize ipuçları sunuyorlar. ruhumuzun zayıflıklarını ortaya çıkartıyor. Canlarını korumak. kötü olma-dığım için yapmayı istiyorum. bir mesaj. insanların duymak istediği birbirinden renkli öyküler. cesaretimizi sınıyorlar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ülkelerin tarihi gibi. bin küsur yıl önce Bağdat'ta korkunç işkencelerle öldürülen Hallac-ı Mansur adında bir sufıden bahsederdi. sonuçları var. bunca acımasızlık. Hepsi. perdenin ötesinde var olduğuna inandıkları öteki yaşamı önemserler. gerçek huzurun. yarattığı dinleri anlamak lazım. giderek daha mutsuz olan insanlık gerçek. gerçek mutluluğun olduğu bir dünya vardır. Hıristiyan.com aşamaları. bu. duraklan. bir perde vardır ve o perdenin ötesinde gerçek özgürlüğün. "Üstelik bilgilerini gizlemeleri için çok iyi bir gerekçeleri daha var. Yok.

Babam. Peki Şems'in rolü neydi bu işte? Hâlâ böyle düşünüyor olmak sinirlerimi bozdu. Ama bu işin peşini bırakmak niyetinde değildim. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen cipe binmemem gerektiğini düşündüm bir an. aynı zamanda bu kadar güzel. . babam bana hiçbir açıklama yapmamıştı ki. "Görüşecektik ya. çıkıştım kendime.com farkında olarak. Giderek kararan havaya. kâmil insan olmak için ne karısının yalnız yaşamasına aldırmıştı. "Buyrun. Ansızın fark ettim. Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte. ateş gözlü Medusa'nın kesik başını tutan savaşçı. annem bile ne yapıp etmiş. Üzerimden süzülen sular koltuğu ıslatırken. Demek ne annem. öteki elinde kocaman bir kılıç. Nasıl bilebilirdim. bu kadar açıktı işte. özlemleri. şadırvanın önünden geçerek kaldırımın kenarına gelmiştim ki siyah bir cip durdu ayaklarımın dibinde. otele doğnı koşmaya başladım. Benim payıma düşen de buymuş. İkonion Turizmin Medusa logosunu aldığı Perseus resminin tamamı. aklımın bana oynadığı bir oyun. beyaz boyayla çizilmiş figürü gördüm.. Nefsine karşı verdiği savaştan zaferle çıkmıştı. Ama ne yağış. Bakışlarımı aracın camına çevirirken kapı açıldı ve içeriden Ziya'nın yüzü belirdi. "Tam zamanında yetiştiniz. acıları. şimdi neden kararsız davranıyordum ki. bir kâbus. Ölmeden önce ölmeyi başarmış.www. niçin böyle hareket ettiğini bilmiyordum. Belki de kendini rahatlatmak için böyle bir gerekçe bulmuştu. O. Çünkü onun kafasında da böyle bir korku vardı. Bence yaşamak bu kadar basit. Kızının psikolojik saplantılarının yeniden uyanması korkusu." Başımı uzatıp." Haklıydı. beni dehşet içinde izleyen titizlik manyağı Cavit'e döndüm. Demek babam Tanrı olmak istiyordu. "Merhaba" diyerek girdim içeri. Hatta bunları yaptığı için kendisiyle gurur duyuyor olmalıydı. ama İzzet Efendi'nin anlattıkları birinci seçeneği doğruluyordu. yarım yamalak bir gülümseyişle selam verdi." 43 ". Sağ elinde kocaman bir kılıç. ne de küçük kızının babasız kalmasına. Otele ulaşmadan sırılsıklam olacaktım.kelamdenizi. bir elinde Ziya'nın kesik başı.. mutlak hakikate ulaşmak. teşekkürler hayat diyerek." Yana çekilerek kendi yerini bana bıraktı Ziya.. Ama bunlar annemin sözleriydi. yemden anneme telefon açıp sorma-yi düşünürken bastırdı yağmur. o sadece bir hayal.. Demek. "Niye duraksadınız" diye ısrar etti Ziya." Konuşmamız bittikten sonra bir süre daha kalkamadım ince uzun servi ağacının altındaki kırmızı banktan. Bu dünyaya ait bütün bağlarından kurtulmuş. Ne Şems'i diye. kendi ideali için bizi gözden çıkarmıştı. sol elinde ise yılan saçlı. bu kadar heyecan verici. öfkeyle homurdanan gökyüzüne.soncemre. bir karabasan. Demek ne yaparsak yapalım. o da beni fark etmişti. Aceleyle banktan kalkarak. yine söylememişti kaç yaşma kadar uykumda yürüdüğümü. Sultan Selim Camii'ni geride bırakıp. sanki gök delinmiş de başımıza geçecekmiş gibi. her durumda gidecekti.. Telefonunuz hep meşgul çıkıyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. bak. Belki de annemin söyledikleri yanlıştı. arabaya binin. onunla görüşmeyi ben istemiştim.. kutsal yolculuğunda çok önemli bir aşamayı geride bırakmıştı. ne de ben umrunda değildik. Dakikalardır sizi bekliyorduk otelinizin önünde. Buna inanmayı çok isterdim. gerçekte babamın neler düşündüğünü. Önce cipin kapısındaki. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan. üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. içeri bakınca sürücü koltuğunda oturan Cavit'i gördüm. kederleri umursamaz olmuştu. birbiri ardınca çakan şimşeklerle aldırmadan öylece oturup annemin söylediklerini düşündüm.

yanılmıyorsam sabah sizi Emniyet'in kapısında gördüm. Onu da siz engellemeye çalışıyorsunuz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Başıma bir şey gelse ilk kuşkulanacak kişiler onlar olurdu. O an anladım cipe binmekle ne kadar büyük bir yanlış yaptığımı. patlamaya hazır öfkesini büyütüyordu içinde. sol kolumdan yakaladı. "Onu siz ihbar ettiniz. Cipe bindiğim için kendime lanetler yağdırarak. Öz babam bile bana sırtını çevirdi.com "Özür dilerim arabayı mahvettim. Neyi biliyorsunuz?" "Anlamazlıktan gelmeyin" diye çıkıştı. sağ eliyle. gaza ba-sanık cipi hızla hareket ettirdi. Evimizin altını üstüne getirdiler." Başka hiçbir açıklama yapmadan önüne döndü. "Benimle oyun oynamayın. Başını sertçe çevirmiş öfkeden çakmak çakmak yanan gözlerini yüzüme dikmişti.kelamdenizi.. Bakışları ön cama çarpan yağmur damlalarını silmek için çırpınan sileceklere takılmış gibiydi. girişimci işadamı gitmiş. bir bana. masumu oynamayı sürdürdüm. Sabahlan heri bankacılarla toplantı yapıyorum. Kredi vermiyorlar. "Yangını Serhad'la benim çıkardığımı söylemişsiniz polise. ne de Cavit ağzını açıp tek kelime etmeyince soğukkanlılığımı yitirmeye başladım. bilgili. ." Gözleri gözlerimin içindeydi. yüzüme meraklı bir ifade yerleştirerek şoförümüze seslendim.. Her şeyimi alacaklar elimden. Sigortanın vereceği para tek umudumdu." Cavit'in cipi biraz daha hızlandırdığını fark ettim. Belki olanı biteni anlarım umuduyla." "Beni de" diye homurdandı Cavit eldivenli elleriyle direksiyona vurarak. hüküm bildiren bir savcı gibi mekanik bir tonda konuşmuştu. O kibar.soncemre. "Cavit Bey. bir patronuna baktı. sakin olmaya çalıştım." "Nereye gidiyoruz?" diye sordum sesimdeki endişeyi gizlemeye çalışarak. Artık yüzünde ne o davetkâr ifade. "Anlamadım. Ziya hızla dönüp. patronunun emriyle vites değiştirip. Evet." Titiz sürücümüz ne diyeceğini bilemedi." Yanıt Ziya'dan geldi: "Serhad tutuklandı Miss Karen." Duygusuz bir sesle. yerine her türlü kötülüğü yapabilecek gerçek bir zorba gelmişti. "Neden? Niye tutukladılar Serhad Bey'i?" "Numara yapmayı bırakın. İhanete uğramış birinin. "Ben de aptal gibi inandım sözlerinize. "Hadi gidelim. Anlıyor musunuz. "Küçük bir gezinti yapacağız." Beni sarsarken ceketinin eteği yana kaymış.. Galiba beni kaçılıyordu bu adamlar? Yok canım buna cesaret edemezlerdi. Cavit daha birkaç saat önce çıkmış olmalıydı içeriden. Ama ne Ziya." "Yanılıyorsunuz" diyecek oldum." Tehditkâr bir sesle konuşmuştu Ziya." Yüzüme bile bakmadan yanıtladı Ziya. sağ gözü sinirden seğirmeye başlamıştı.www.. inanın çok bunal-dım. "Neler çevirdiğinizi biliyoruz. Aracın içinde kıpırdanan tek kişi Cavit'ti. "Çok bunaldım Miss Karen. beni köşeye sıkıştırıyorsunuz. Yüzü bir bıçak gibi keskinleşmiş." "Bir de utanmadan dostumuz gibi davranıyordunuz" diye adamını destekledi Ziya." Cavit'e döndü. artık kartlar açılmıştı. "Otelimde konuşsaydık. Başımı çevirip ben de camdan süzülen damlaların arasından dışarıda akıp gitmekte olan Konya'yı izledim. "Tek meselemiz bu olsun. "Öyle mi?" dedim üzülmüş gibi yaparak. adamlar düpedüz suçluyorlardı beni. ne de sevimli görünmek için dudaklarına yapıştırdığı yapay gülümseme vardı. dikiz aynasından. Kötü düşünceleri aklımdan uzaklaştırarak. "Öyle değil mi?" diye cesaretlendirmek istedim. "Hatta yanınızda Serhad Bey de vardı." "Önemli değil" diyerek kestirip attı Ziya. Ama hiçbir işe yaramadı. ama onları izlemediğini biliyordum. Beni çaresiz bırakıyorsunuz Miss Karen.

Emniyet'e pasaportumu almaya gitmiştim. Can güvenliğim için değil. "Bu Şems. Durdurun cipi. bizi yutmaya hazır kocaman bir ateş topu . ne diyorsam onu yap. "Çarpacaksın.soncemre.." Yanıt olarak aracı biraz daha hızlandırdı Cavit.. gözlerini yoldaki tuhaf adama dikmişlerdi." Kin dolu bir gülüş döküldü. o anda araba sağa doğru hissedilir biçimde kaydı. "Bu barbarlık. Onunla karşılaştığıma ilk kez bu kadar çok seviniyordum. Artık ikisi de beni unutmuş. Adamlar son derece ciddi görünüyordu. "Ya söylediklerimizi yapacaksınız ya da bu cip sizi ölüme götürecek Miss Karen. Siyahlı adamın hemen arkasına düşen yıldırımı gözlerimle gördüm. Bunu yaparken dikiz aynasından pis pis sırıtmayı da ihmal etmemişti. durdurun ineceğim. Sizden de fena halde kuşkulanıyor." "Bulurlar" dedim kesin bir tavırla. sicim gibi indiren yağmura aldırmadan siyahlar giymiş bir adam duruyordu.com belindeki siyah kabzalı tabanca ortaya çıkmıştı. Ziya'yla birlikte Cavit'in gözlerinin dikildiği noktaya baktım. Bakın Ziya Bey. Çok da iyi seçilmeyen yolun ortasında.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. "Buradan çıkış yok" diye yeniden elini bana uzattı Ziya. "Beni öldürerek hiçbir şey elde edemezsiniz" dedim sesimin titremesini önlemeye çalışarak.www. Uzanıp emniyet kemerini aldı. Ziya'nm gergin dudaklarından: "Tabii cesedinizi bulurlarsa. "O mutlaka konuşur. Belki de görmem için özellikle bu hareketi yapmıştı. "Başıma bir şey gelirse. gözlerini kısarak yolun ortasındaki siluete baktı. "Sus da yola bak" diye uyardı patronu. baksana herif üzerimize yürüyor. "Cavit tanımıştır. korkunç bir yaratık görmüş gibi: "Bu da ne?" diye söylendi.. Omuzum kapının koluna çarptı. müthiş bir polis.. "Siz konuşmasanız bile" başımla sürücümüzü göstererek ekledim. Ama artık iyimser ihtimaller yaratarak kendimi oyalayacak aşamayı çoktan geride bırakmıştık. Cip âdeta uçarcasına adama yaklaşırken aniden büyük bir gürültü koptu." Cavit'in dikiz aynasından bakan gözlerindeki kararsızlığı görünce devam ettim." Cavit vites değiştirip yeniden dokundu gaza. onun elinden hiçbiriniz kurtulamazsınız. cipten atlamamam için yapmıştı bunu.kelamdenizi. Ne yapıyor bu dememe kalmadan. sakındım ama vurmadı. araba uğuldaya-rak ileri atıldı. ilk siz tutuklanırsınız. büyük bir yanlışlık yapıyorsunuz" diye kekeledim. ardından gözlerimizi alan bir parlaklık belirdi. vuracak sandım. Dengemi yitirerek sağa savruldum. her kimse." Miss Karen derken sesine vahşi bir tını yerleşmişti." Bakışlarını yeniden yola çeviren Cavit. beni korkutmak için... "Bakın. "Üzerine sür." Ziya ne dediğimi duymadı bile: "Bas gaza" dedi öfkeden deliye dönmüş bir sesle. "Ziya Abi bu adamın kaçmaya niyeti yok." Eliyle Cavit'in koltuğuna vurdu Ziya: "Başlatma şimdi Ziya Abi'nden. kemeri bağladı."Ah!" Canım yanmıştı. Hiç kuşkum yoktu." "Bırakın maval okumayı" diyerek beni sertçe itekledi. Artık önümüzde sadece o tuhaf adam değil. "Ne yapıyorsunuz?" diye bağırdım. "Ben. bu Şems'ti ya da ikide bir yoluma çıkan o meczup adam. orada bir Zeynep Komiser var. "Şems" diye mırıldandım umutla. Tam olarak göremesem de anladım kim olduğunu." Cavit emin değildi." "Beni karıştırma" diye söylenecek oldu Cavit.

"Hu. hu. 44 ". mekanizma çalışıyordu. başımı geri atıyordum. başı geriye kaykılmış olmalıydı.. şekiller birbirine karışıyordu. lekesiz. sonra elin sahibini. Bakışlarım ön camdaki kırmızı lekeye kaydı. Korkuyla başımı Ziya'nın olduğu yere çevirdim. "Salak herif ne yaptın!" Gözlerimi açtığımda derin bir sessizlik içinde buldum kendimi.www. "Hu. Bedeninde kan göremeyince rahatladım. o derin sessizliğin de içine hapsolmuş gibiydim. ama sesim çıkmıyordu. kayalar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. hu derviş / Başı göklere ermiş / Sakalı yere değmiş / Dudağı sırlar saçmış / Ama kimse duymamış. gırtlağıma kadar iniyordu. Cip takla atmadan önce işittiğim son ses Ziya'nın sözleri oldu. Cipin takla attığından emindim ama tuhaf şey. renkler. nereye gittiğimi bilmeden yürüyordum.. öteki elinde kocaman bir kılıçla bir efsane kahramanı gibi kendinden emin gülümseyerek bana bakıyordu. tam seçemedim. Bir rüzgâr vardı. Oturduğu koltuk boştu.. Avuçlarımda bir serinlik vardı. aynı renk kristalden yapılmışcasına panldıyordu. adımlarım tüy kadar hafiflemişti.. gözlerimi kısarak yeniden baktım. Sonra Ziya'nın başını tutan eli fark ellini. siyahlar giymiş o tuhaf adamı. usulca açık kapıya yaklaştım. irkilerek geri çekildim. Bütün bedenim tepeden tırnağa ürperiyordu." Sesin geldiği yöne dönünce. bir elinde Ziya'nın kesik başı. Saçları insanı tehdit edercesine kıvrılan birer yılan haline gelmiş. açıldı. ama yağmur sonrası beliren hoş kokulu o bildik rüzgârın. boşuna. Bu. Bir koku çalınıyordu burnuma. Önce hızla öne doğru savrulduk. Etrafı saran bu soğuk mavilik gibi. tepeler." Buz mavisi bir ışığın içindeydim. hu. keskin. Oturduğum yerden doğruldum. ama toprak engebeliydi yüzünü göremiyordum. Biraz ilerleyince Ziya'yı gördüm: Kapının bir metre kadar uzağında sırtüstü yatıyordu. Yapabileceğim hiçbir şey yoktu. O anda duydum mırıltıyı. başaramadım. Sanki başka bir dünyada gibiydim. aynı buz rengi mavilikle sarılmıştı gövdem. Sarı . yüzüme dokununca pul pul damlacıklara dönüşüp avuçlarıma dökülüyordu. Cavit'ti. Bedenim ağırlığından kurtulmuş.. Uzanıp düğmesine bastım. şanslıydım. sonra cip çılgınca kendi etrafında dönmeye başladı. soğuk. Yağmur sonrası ortalığı kaplayan sisin içinden. Ayağımı bastığım zemin daha açık renkti. "Aman Tanrım!" Kazadan önce Cavit'in yüzünün olduğu yerde kan ve kemik yığınından oluşan kırmızı bir pelte vardı sadece." Sunny'nin birkaç metre ötesindeki karaltı çekti dikkatimi. Çok iyi göremiyordum. Cavit işte o anda bastı frene. Öksürmeye başladım. koku genzimi yakarak. sanki beni koruyabilirmiş gibi çaresizce kapı koluna sımsıkı futundum. Ağaçlar. Daha doğrusu Ziya'nın başı. Kapının üzerindeki cam paramparça olmuştu. genzimi yakan bir koku.soncemre. hu derviş / Derviş bir dergâh açmış / Eteği sırlar saçmış /Ama kimse bilmemiş. artık semaya çıkabilirsin.com duruyordu. şimdi yine tekerleklerinin üzerinde duruyordu. asfaltın üzerinde usulca öne arkaya sallanarak tekerlemeyi tekrarlayıp duruyordu. Koklamamak istiyordum.kelamdenizi. Doğrulmaya çalıştım. neredeyse beyaz. kan çanağına dönüşen gözlerinden dehşet fışkırıyordu.. Sunny'i gördüm. yanındaki kapı ardına kadar açılmıştı. Korkunç bir manzarayla karşılaşacağımdan emin olarak. Asfaltın tam ortasında duruyordu. Sesim sessizliğin bir parçası olmuştu. Giysilerimden kurtulmuştum ama çıplak değildim. aşina olduğum bir parlaklık. Bakışlarımı ona çevirdim ama gözüme ilk çarpan Ziya oldu. taş parçaları gözümün gördüğü ne varsa. Kemer beni sıkı sıkıya tutuyordu. Dikkat kesildim bu Sunny'le söylediğimiz tekerleydi. Gördüğüm kızıllığın ne olduğunu anlayınca. bu Şems olmalıydı. yoldaki su birikintilerinde gezinirken çıkardığı hafif hışırtıyı duyuyordum.

derin bir uçurumun karanlıklarına düşmekten korkarak gerilerken." Beyaz önlüklü erkek.. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur. "Ziya'nın ise başı. "Öksürmeye başladı.com ışığı o anda fark ettim. onları kaybettik değil mi?" "Başınız sağ olsun" dedi kır saçlı adam. "Geçmiş olsun" dedi kadın gülümseyerek." Sakinleşerek yeniden yatağa uzanırken yanıtını bile bile sordum. onu gördüm" dedim açıklamalarımı onaylamalarını bekleyerek.www... her şey gözümün önünde canlanıverdi. "İkinciyi taksak iyi olacak. beni kaçıran cip. Sizin kurtulmanız bir mucize." Bir kadın sesiydi. "ikisi de ölmüş.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.. yolun ortasında dikilen siyah giysili derviş. kumral bir kadınla karşılaştım. Çok süratliymişsiniz. "Bebeğiniz de iyi. sağ elimi tutmuştu. Neden bu kadar merak ediyordum ki ayrıntıları? "Cavit başını ön cama çarpmıştı." Israrlarıma dayanamayan kır saçlı adam bakışlarını kaçırarak onayladı: "Evet." "Nasıl?" diye yineledim ısrarla. "Sonunda kendinize geldiniz. "Serbest bırakın lütfen. Medusa'ya dönüşmüş Ziya'nın kesik başını tutan Şems. aracın takla atması. Ayaklarımın altındaki beyaz zemini usulca eriterek ağır ağır yaklaşıyordu. "Ne oldu bana?" "Kötü bir kaza geçirmişsiniz. zayıf bir adam duruyordu. "Nasıl olmuş bu iş?" İkisinin de yüzünde aynı tuhaf ifade belirdi. çok feci. "Çekinmeyin söyleyin. kötü haberi söylemek istemiyorlardı. kır saçlı." Bu konuşan erkekti." "Nasıl? Nasıl ölmüşler?" Şaşkınlıkla yüzüme baktılar." Gözlerimi açınca. arabanın camı giyotin gibi kesip atmış adamın başını. Cavit'i hatırladım." "Serum işe yaradı. "Öldüler değil mi?" diye işlerini kolaylaştırdım. "Lütfen söyleyin. kopmuş.kelamdenizi. beni gerçek ilgilendiriyordu. umrumda bile değildi. "Bebek" dedim telaşla "Bebeğim nasıl?" "Sakin olun" diye yatıştırdı kumral kadın.. zavallının başı kopmuş.." Kendiliğinden karnıma uzandı ellerim." "Ya kılıç?" . büyük bir travma geçirdiğimi düşünüyorlardı. küçük bir el lambasını andıran tıbbi bir cihazı yüzüme tutan. yeni serum torbasını takarken." Bakışlarım adamın beyaz plastik eldivenlerine kaydı." diye mırıldandı adam. hemen gerisinde beyaz önlüklü. İkinizi de Allah korumuş. ucuz atlatmışsınız. "Ayılıyor galiba. Ziya ile Cavit'in yakınım olabileceğini düşünerek. duydum sessizliği bölen fısıltıyı. nasıl kopmuş başı?" "Nasıl olacak" diye sinirle söylendi adam. "Ya ötekiler?" Ne diyeceklerim bilemediler. siz de iyisiniz. Olanları bütün ayrıntılarına kadar hatırlamama rağmen yine de sordum. "Çok şanslıymışsınız. "Pencereden fırlarken.soncemre. Sunny'nin söylediği tekerleme.

yolun kenarında duruyordu siyah keçeler içindeki derviş. "Sen daha karnındaki bebeği doğurmaya bile karar veremezken bana nasıl yardım edeceksin?" "Özel hayatım sizi ilgilendirmez. "Bunların benimle alakası yok.. "Belki siz söylersiniz. düzgün dişleri ayışığında yanıp söndü. istiyorsunuz" diyerek ona yaklaştım." Sürmeli siyah gözlerini yüzüme dikmiş. Aklımı diri tutmaya çalışarak anlatmayı denedim. "Neden rüyalarında hep birilerinin canına kast ediyorum?" Sanki bütün bunların sorumlusu benmişim gibi bir da karşıma geçmiş soruyordu." . "Neyse ki sana bir şey olmadı. öfkem burnumdadır. orada bir kılıç vardı. içindeki sıvıyı şırıngaya çekti. Kadın şırınganın içindeki sıvıyı damarlarıma enjekte ederken yineledim: "Biliyorum. "Sürmeli siyah gözleri. siyahlar giyinmiş bir adam görmüşler mi?" Yanıt vermek zahmetine bile girmediler. bebeğimden bahsetmesi sinirlendirmişti beni. Siyahlar giymiş bir derviş. "Kaza yerinde kılıç buldular mı?" Adam ters ters bakmaya başlamıştı." "Hayır. sözcüklerin üstüne basarak sürdürdü. "Benden ne istiyorsunuz?" dedim kaşlarımı çatarak. "Neden beni hep bir katil suretinde görüyorsun?" diye sordu hoşnutsuzca. lakin önüme çıkan herkesin canına kastetmek gibi bir huyum da yoktur. "Sen kimsin ki bana yardım edesin?" diye çıkıştı. Anlamıştım." "Kim öldürdü o zaman Ziya ile Cavit'i?" Gülümsedi. ettiğim söylemekten geri durmam. "Sana ve karnında büyüyen cana.. ama başka çarem yoktu. "Ne kılıcı.kelamdenizi. Kaldı ki Azrail Aleyhisselam bile sebepsiz can almaz. cam bir ampul aldı. önce birbirlerine baktılar. Tamam sulh ehli bir adam değilim. kadının yüzündeki çizgiler teker teker siliniyor. kıvırcık sakallı. sürmeli siyah gözleri.www." Duraksadı.. siz neden bahsediyorsunuz Allah aşkına?" "Bir kılıç olması lazım. Dolunayın ışığı. ince uzun biri." Alay etmesi neyse de. Bir derviş. Size yardım etmemi mi istiyorsunuz yoksa? Eğer öyleyse çekinmeyin söyleyin. yüzünün yarısını gölgede bırakarak onu uçsuz bucaksız bozkırın bir parçası haline getiriyordu.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com İnsanların sınırlarını zorluyordum. siyah gözlerinde yalımlanan küçük kıvılcımlar gördüm. "Sürat." "Ben söyleyemem" dedi kıvırcık saçlı başını sallayarak. sonra kadın yandaki küçük masanın üzerinden şırıngayla. hafifçe bana doğru eğildi. görüntüsü bir siluete dönüşüyordu.. Son bir umutla sordum: "Kaza yerinde." Öfkelenir gibi oldu. "Bilmiyorum" dedim aklımı toparlamaya çalışarak." Dilim dolaşıyordu.soncemre. sakinleştirici vereceklerdi." Beni dinlemiyorlardı bile. Elimden gelirse onu da yaparım. Ampulün tepesini kırıp. insan yağmurda öyle araba kullanır mı?" Bakışlarında gerçek bir şefkat belirdi. "Niye hep peşimdesiniz?" Eliyle sakalını sıvazlayarak süzdü beni: "Senden hiçbir şey istemiyorum. hak edene. "Yoksa benimle bu kadar uğraşmazdınız. bana inanmıyorsunuz ama orada elinde kılıç olan bir adam vardı.

Ne olacaksa.soncemre. ister gizemli bir derviş olsun. ancak ilginç ülkeleri gezerek. sevgilin için ölmedin." Onu yeniden sinirlendirmeyi başarmıştım. Lakin. Sen. fedakârlığın da ne demek olduğunu bilmiyorsun. Babanın yanında mı yer alacaktın. öldürmedin ki. O günahsız kızdan." "Konuşurum" dedim bir milim bile gerilemeyerek." Yanıt veremiyordu. olsundu. Hep kararsızdın. ister sıradan bir cani. gözlerini kaçırdı: "Kimya Hanım. Katil her zaman katildir. gözünü paralamak istiyordum. 'Başımı' demiştim. "Lafına dikkat et hanım!" diyerek üzerime yürüdü. "Daha Sunny ortaya çıkmadan önce de senin yanındaydım. heyecanı sönmüş. sen bunun farkında bile değildin. Muhammed Celaleddin'i bana gösteren Allah'a verdiğim sözü tutmak zorundaydım. Üstüne atlayıp yüzünü." Şems bunları söylerken.. Ne düşündüğümü bilmeyen." Çökmüş omuzlarının üzerindeki ince boynu iri başını güçlükle taşıyordu sanki. Sen elini hiç ateşe sokmadın ki." Nasıl zehir dilli bir adamdı bu. bedenlerinizi yaralarcasına sevişerek birbirinize katlanabildiğiniz cüzi aşkına bakarak. Onun ne suçu vardı bu işte?" "Hiçbir şey anlamıyorsun" diye mırıldandı çaresiz bir halde. 'Celaleddin'i sana gösterirsem bana ne verirsin?' Ben de. yoksa annenin yanında mı? Aradan onca zaman geçti. "Sana gösterdiklerimi hep yanlış yorumlamışsın.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." "Genç bir kızı öldürerek. "Doğru. Ama bu defa boyun eğmeye hiç niyetim yoktu. yoksa cerrah sevgilinin gönlünü mü edeceksin? Kendi hayatını mı yaşayacaksın. Gerçek aşkın ne olduğunu bilmediğin için." Yüzü karardı. "Ama en azından ben kimseyi öldürmüyorum." Eliyle karnımı işaret etti. Hele sevdiklerime asla Zarar vermem.kelamdenizi. ister günümüzde.com "Ben her zaman senin hayatının içindeydim" dedi sanki bilinen bir gerçeği açıklar gibi doğal bir tavırla. yine aynı yöntem. . benimkini yargılıyorsun. Ama kendimi tuttum. yoksa sevgilininkini mi? Bana yardıma kalkışacağına. bazı konularda kararsızım" dedim sakin konuşmayı başararak. lezzetli yemekleri midenize indirerek. Çok şükür ki o kadar merhamet duygum var." Evet. "Benimle böyle konuşamazsın. aşk yangının insan yüreğini nasıl sönmez bir çerağa çevirdiğini görebilesin. Kararlılıkla diklenmeyi sürdürdüm. Çoktan bitmiş. Mevlânâ'yla bir odaya kapanıp aylar boyunca dışarı çıkmadıkları o günlere mi gönderme yapıyor diye düşünmekten kendimi alamadım. eğlenceler düzenleyerek.. İster yedi yüz küsur yıl önce işlenmiş olsun. beni yargılayabilesin. kendi ruhumla. kandır. kendi canımla. güya büyüdün ama hâlâ aynı çıkmaz içindesin. "Cinayetin kötü bir şey olduğunu anlamak için katil olmam gerekmez. onu suçlayınca anlayamamış oluyordum. kanlı ellerinizi yıkamamı. "Bebeğini mi doğrucaksın. aklın sınırlan dışına çıkamıyorsun. Gönül gözün kapanmış olduğu için. bilmese de umursamayan siyah giysili derviş hırsla sürdürdü sözlerini: "Sen gerçek aşk nedir tanımadın ki. beni anlayabilesin.www. Yaradan bana demişti ki. ne kadar da küstah.. yine ondan mı bahsediyorsun?" "Ondan bahsediyorum ya. kendine iyilik et de bir karar ver artık. Cinayet her zaman cinayettir. bunu fırsat bilip içimdeki öfkeyi kustum: "Belki de benden kirli vicdanınızı temizlememi istiyorsunuzdur. "O bir ahitti. Hep bir şaşkınlık içinde geçti günlerin. Dediğimi de yaptım. görünenin ardındaki hakikati kavrayamamış oluyordum.. Kefaretimi. kendi günahımla ödedim. Başka birini sevdiği için kocası tarafından öldürülen genç gelinden. Çünkü aşkın tek pahası. ona.

. Alaycı bir ifadeyle sordum: "Peki ne tür bir yardım istiyormuşum sizden?" Eğilip gözlerimin içine baktı. Dudaklarımın kuruduğunu. "Bir dakika durur musunuz?" "Ne oldu? Yoruldun mu yoksa?" "Yok. avuçlarımın terlediğini hissettim. "Cesur kadınsın" dedi gülmesi sona erince. seyrek aralıklarla oturarak genişçe bir daire oluşturan yedi adam gördüm. zihnimde ardı ardına uyanan düşüncelerin. "Semaya hazırlanıyorlar" dedi yumuşak.soncemre." Boğazıma doğru bir şeylerin yükseldi-ğini hissettim. hatta bazen ne istediğini bile bilemez." Gözlerimin iri iri açıldığını görünce. Çemberin kıyısına gelince durduk." Nefesimi toplayarak.. evet tıpkı akıp gitmekte olan bir nehre bakar gibi sakince gözlerimin içine baktı. tatlı bir sesle. varsayımların ağırlığını daha fazla kaldıramadım." "Neden orada olmalıyız?" Siyah gözleri sanki bir açıklama yapacakmış gibi süzdü beni. "Evet. bu Şems'ti. gecenin karanlığında göl sanki küçülmüş de sadece bu çember kadar kalmış gibi görünüyordu. ellerim de öyle. Bana istediği kötülüğü yapabilirdi ama umrumda değildi. senden yardım istemiyorum. Yanma yaklaşmıştım ki. "Senin görmen lazım. Tam karşımda oturan semazenin yüzüne baktım ve hayretler içinde kaldım. artık bu gizemler labirentinden kendimi kurtarmalıydım. "Ney başlamış bile. Senin gibiler isteklerini her zaman açıkça söyleyemez. yürümeye başladı. henüz farkında değilsin ama sana yardım etmemi istiyorsun. "Semaya kalkmadan orada olmalıyız.kelamdenizi. Yanındakine çevirdim bakışlarımı. bu defa ben gülmeye başladım. hiç kimseyi göremedim. "Görmen lazım. artık bu kâbuslar. katılaşmış tuz tabakasını aşağıdan aydınlatmaya başlamıştı. gel ve beni izle. sırtlarında siyah hırkalarıyla dizlerinin üzerine çökmüşlerdi.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www." Gösterdiği yöne bakınca." Saçmalıyordu. "Anlatmakla olmaz" dedi aptal öğrencisinin yine başarısız olacağından emin olan bir öğretmenin bıkkınlığıyla." Gözleri kısa bir süre daha üzerimde kaldı. bazen de istediğinin farkında olmadan ister. yedi insanın oluşturduğu daireyi oradan izlemeye başladık. "Tuz Gölü" diye mırıldandım. renkler değişti. Huzursuzluğumu hisseden Şems. evet o da Şems'ti. Ama hatalısın. Ama ışıklanan meydan yedi semazenin oluşturduğu daire büyüklüğünde olduğundan. elli metre kadar uzakta dolunayın ışığıyla aydınlanan gölün üzerine. Küçük bir engebeyi aşıp." "Ama onlar bizi beklemezler" dedi içten bir tavırla. Adımlarımı hızlandırarak ona yetişmeye çalıştım. sonra ne diyeceğimi merak bile etmeden döndü. Beni çağırmış olmasına rağmen gelip gelmeyeceğimi umursamıyordu bile." Şems sözlerimi duymamış gibi kararlılıkla yürüyordu. Nereden geliyordu bu müzik? Etrafa bakındım." Dolunayın altında birbirine meydan okuyan iki düşman gibi karşı karşıya durduk. göle yaklaşınca. yorulmadım da. yeniden yürümeye başlayan Şems'in adımlarına ayak uydurdum. Ansızın gülmeye başladı.. karabasanlar sona ermeli. Başlarında sikkeleri. eliyle ilerdeki aydınlığı gösterdi. "Konya'ya ilk gelişimde gördüğüm göl. Midem burulmaya. "Bir dakika" diye yalvardım. Kara giysili dervişin ince bedeni önümden çekilince uçsuz bucaksız bir beyazlık belirdi karşımda. Sanki dolunay göle düşmüş de. kederli bir neyin inlemesiyle bozuldu gecenin sessizliği. "Biraz dursak iyi olacak. o aşina olduğum buz mavisi aydınlık her yana hâkim oldu. "Cesur kadınları severim.www. ayaklarım titremeye başlamıştı.com "Söylediklerimin hepsi gerçek. benim sözlerim bu meydanda hükümsüzdür. Çünkü benim vicdanım temiz. Benden yardım isteyen sensin.

" Neden hâlâ kalbimi kırıyordu bu adam? Neden hala bu hoyrat tavrını sürdürüyordu? Yoksa yine bir tür oyun mu oynuyordu benimle. Ruhumuza pranga olacak her türlü bağı çözüp atmak gerekir. işte buldun" diyen Şems'in sözleriyle koptu bakışlarım babamdan. işte o düğüm sensin. Evet. Sadece biri.. öldük mü. canından siy-nldığı halde. Derviş odur ki. "Evet" dedim boyun eğerek. hepimiz aynı ışığın zerrecikleri. kemerli. sadece ney sesi değil. babana. "Doğru. siyah giysili dervişin içtenlikle bakan gözleriyle karşılaştım. semaya kalka-mayan derviş." Ne dost.www. hiç değişmemişti. sana olan duyguları onu aşağı çekmekte. gün gelir yalçın dağların arasında yolunu kaybeder. kalbinde bir düğüm. Bedeninden soyunduğu. denedi ama doğrulamadı. gün gelir susuz çöllerde sürünür. savaşların en büyüğü kendi nefsimizle olandır' buyrulmuştur. Sanki hiç zaman geçmemiş. Sen bu şehre onu bulmak için geldin.soncemre. ellerini usulca yere vurup. hepimiz aynı Tanrı'nın nefesinden var olduk. yağı tükenen bir kandil gibi ağır ağır söndü. Konya'ya geldiğinden beri aklında bu vardı. tıpkı bizi bırakıp gitti-ği günkü gibiydi. şu tam karşımda oturanı kalkamadı. Nemli gözlerimi ona çevirdim. Müzik yeniden başladı. Aynı anda ney sesi. "Onu bulmak istiyordun. Lakin bu iş kolay değildir. Sikkesinin örttüğü saçlarını göremiyordıım. Sen. Düşmemek için. candan sıyrılsın. semaya çıkamadığı için yüreği düğümlenerek taşa . ama dar alnında uyumlu iki çizgi gibi duran kaşlarının altında üzüm karası iri gözler. Oysa bizim yoluculuğumuzda esas olan hafifliktir. sanki hiç yaşlanmamıştı." Yüzüğün kanamasıyla ilgili hikâyeyi hatırladım. o kadar heyecanlıydım ki. babama ne olduğunu çok merak ediyordum. babanı düşünüyordun. Müzik kesilince. kaldık mı sormayan. suret nedir ki?" Bakışlarını yeniden kendi suretindeki yedi semazene çevirdi. bedenden soyunsun. Onun vicdanında bir leke vardır. Tam ışığa eriştiğimizi düşündüğümüz anda. bizi yolumuzdan alıkoyan Nilüfer çiçeklerinden bir pranga sarılır ayaklarımıza. "Siz de bana yardım ettiniz. Semazenleri ilk gördüğümde aklıma gelen varsayım gerçeğe dönüşmüştü." O kadar şaşkın. dalgasız denizlerde rüzgâr beklemektedir. aklımı karıştırmaya mı çalışıyordu? Emin olmak istedim. Öteki semazenler siyah hırkalarını çıkartarak beyaz tennurelerini ay ışığında dalgalandırdılar. boynunu büküp dizlerinin üzerinde öylece kaldı. "Hepimiz aynı sebebin neticesiyiz. derviş düşe kalka yürür. soğuk bir tavırla baktı. aynı anda doğruldular. "Sana değil. işte senin baban şimdi susuz çöllerdedir.com Yedi semazenin yedisi de rüyalarımın kâbusu olan dervişin görünümündeydi. dipsiz kuyularda çıkış aramakta.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Ve işte buldun. gün gelir güçlü nehirler gibi gürül gürül akar. sivri bir burun ve çenesini sarmalayan bakıra çalan kırçıl sakallar aynıydı. o kadar sevinçli. Poyraz Efendi'ye yardım için buradayım. yedi semazen aynı anda derin bir ah çekerek. "Hiç şaşırma" dedi yatıştırıcı bir sesle. Nefesim kesilecek gibi oldu. vurmalı bir çalgının derinden gelen ritmi de duyuluyordu. yıllar önce bizi terk edip giden babamdı. yıllardır bizi merak etmeyen babam. yanımda dikilen Şems'in ince bedenine tutundum. "Babamın niye yardıma ihtiyacı olsun ki? O da sizin gibi bir Tanrı eri. gönlünüz o ilahi aşktan başka yükü taşıyamaz." Minnetle sürdürdüm sözlerimi. bakarsın gönlümüzde bir ağırlık peydah olur. olduğu yere çökerek. yürümemize engel olur.kelamdenizi." "Şüphesiz ki öyledir" dedi bildiği bir gerçeği duymuş gibi. ne düşman. Gözlerim hâlâ babamdaydı. Bir açıklama yapmasını umarak beni buraya getiren Şems'e döndüğümde. şu yangın meselesi bile bahaneydi. semaya çıkmasına engel olmakla. duygudan kurtulsun.. Ve ince uzun yüzünden hiç eksik olmayan. artık ona karşı koyamadım. annemin çok sevdiği o müzmin keder. "Ama. Bakışlarım yerinden doğrulamayan semazene dikildi yeniden. gün gelir turna olur gökyüzünde kolayca uçar. "Artık inkâr zamanı değil Kimya Hanım. Söylediklerinin doğruluğundan emin olan bir adamın kararlılığı vardı sesinde.

yaşanmışları gösterdik. evet. Müziğin kesildiğini fark eden babam. lütfen benimkini al." Bunları söylerken Şems'in yüzünde en küçük bir duygu ifadesi bile belirmemişti. Ya bu düğümü çözersin yahut gider kendi hayatını yaşarsın. artık genç bir kadın değil. ya benim. ayaktaki semazenler oldukları yerde dona kaldılar. kararsız kalmak gibi bir seçeneğim yoktu.kelamdenizi. değişmişim. derin bir mutsuzluğa. Zaman hızla akıyordu. kırmızı pabuçlarım bile o günlerden kalmaydı. ya onun canını al diyen dervişi hatırladım bir kez daha. sema meydanına baktım." Döndüm. bu düğümü çözmek senin elinde. semazenler birbirlerini selamlamaya başlamışlardı. yıllardır görmediğim babama bir daha baktım. titreyen ellerini uzatarak. sol avucunun içine yatırdı. yalvarıyordu. Yıllar sonra kendisini bulan oğluyla karşılaşınca. Neden merak etmiştim ki ben bu adamı? Biz terk edip gitmişti işte. kendi kararımı kendimin vermesini istiyordu. mırıldanıyordu. Ağır adımlarla yaklaştım. Elimi açtı. başını çevirdi ve beni gördü. Ben. Yoldaşının öylece donup kaldığını anlayınca. "Kimya!" diye güçlükle mırıldandı. şimdi de aynı şeyi yapıyordu. "Eğer birinin canını alacaksan.www. içimden koşup babama sarılmak geliyordu ama bir şey bana engel oluyor bunu yapamıyordum. ölmeden önce ölmüş sayılabilir mi? Böyle bir kişi insanı kâmil makamına erişebilir mi?" "Erişemediği için semaya kalkamıyor.soncemre. "Biz meseleyi anlaman için gayret ettik. Beni gönderdiği için Tanrı'ya dua ettiğini sandım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Heyecanımı bastırarak sema meydanına yürüdüm. Ama gözlerini benden alamayan babamın yüzü heyecanla çarpılmıştı. Hayır. "Eğer düğümü çözmek istersen. ne Şems'i fark edecek haldeydi. o terk edişin acısını hiçbir zaman yüreğinden söküp atamamıştı. Öyle mutsuzdu ki ne beni. kalbinin katılaşarak bir taşa dönüşmesini büyük bir çaresizlikle izliyordu. hayır dua etmiyor. neler olup bittiğim anlamak için yanındaki semazene baktı. Sen de o sebepten buradasın ya. Böyle düşünmeme rağmen yine de ne söylediğini duymak için dikkatimi ona vermekten kendimi alamadım. Poyraz Efendi'nin kalbi kızına duyduğu sevgiyle bağlanmış. "Ama kızına bağlı biri. "Bana verdiğiniz yüzük de o nedenle kanıyor değil mi?" Yanıt vermeyince aklımdaki başka bir soruyu dile getirdim. Ayin sürüyordu. Babamın gözlerinden yaşlar akıyordu. ben hareket edebiliyorduk. Beni bırakıp gitmesine rağmen. sanki gözleri kendi içine çevrilmiş. bu yüzüğü de sahibine vermelisin. sanki beni etkilemekten çekiniyor. "Allahım lütfen onu bağışla" diyordu içten bir sesle." Yüzüğü avcumda sıkarak. Ayağım çemberin içine girer girmez müzik aniden kesildi. seni gerektiği gibi sevemedim." İçimi derin bir sevinç dalgası kapladı. Tanıyacağım sanmıyordum. Şems'in söylediği gibi babamın Tanrı'ya ulaşmasını önleyen bendim. "Lakin bizim yolumuzda zorlama yoktur" diye sözlerini sürdürdü Şems. çünkü yıllar önce terk ettiği küçük kıza artık hiç benzemiyordum. babamın bizi terk ettiği günlerdeki gibi küçük bir çocuğa dönüşmüştüm. babam beni unutmamıştı. Ne yaparsa yapsın küçük kızından vazgeçemiyordu. kendimizi sana anlatmak için çabaladık. Üstümdeki lacivert çizgili ekose etek. "Kimya. bir yandan da ellerini gökyüzüne açmış. o derviş gibi olmamıştı. Uzanıp sağ elimi tuttu. Bu Kimya'nın suçu değil. Bana duyduğu sevgiden kurtulamıyordu. Ama. Sadece babamla. küçük kızım!" Küçük kız mı. Yoksa babam da aynı istekte mi bulunuyordu Tann'dan? Büyük bir hayal kırıklığına kapıldım. kolunu kanadını . Artık her şey senin meşrebine kalmış. kendime baktım. Bu acı.com dönüşen dervişin hikâyesini. içine kim bilir nerede bıraktığım kahverengi taşlı gümüş yüzüğü koydu.

" Umutsuzca başını salladı. "Seni bağışladım. Gülümseyerek yanımda dikilen Şems'e döndüm. Tanrı'ya açılan ellerini tuttum. Beyaz ışıklarla aydınlanan o sevimsiz hastane odasındaydım yine. onu yatıştıracak sözler söylemek istedim. ağladıkça yapmam gerekeni hatırladım. bütün bağlarından kurtuldun. sessizce. Selamı alan semazen başını kaldırınca. "Kalk. "Sema için kalk. Ağlamak iyi geldi." Biri elime dokunuyordu.kelamdenizi. artık semaya çıkabilirsin. "Ne yapıyorsunuz orada?" Suçüstü yakalanmış gibi sıçradı iskemlenin üzerinde. O da ağlıyordu. düğüm çözüldü. iğnesini çıkarıyordum." Sesimin titreyişine engel olamasam da söyledim bunu. Usulca selamını verdi. ne mutluluk içinde semaya başlayan babam. bakışlarım gökyüzüne çevirdi. yanınızda kalsam iyi olur dedim. elini ayağını zincirlemiş. babamın suretini onun yüzünde gördüm. Semazenler kaldıkları yerden birbirlerini selamlarken." "Teşekkür ederim" dedim. Ama tuhaftır bana değil. Seninle gelemem.com kırmış. "Demek sonunda hastabakıcım da oldunuz. "Şey.www." Mahcup olmuştu. Ne sema meydanına dönüşen Tuz Gölü vardı.. merakla açtım gözlerimi. Ağladıkça açıldım. "Kalk baba" dedim sonunda gülümsemeyi başararak. "Senin olanı sana getirdim. Ama siyah giysili.. hıçkıra hıçkıra. çıktım sema çemberinden. Çemberden çıkar çıkmaz yeniden başladı müzik. Kendi boyundaki bir semazenin karşısında durdu.. Sımsıkı kucakladı beni. boğazımdan yukarı doğru yükselen hıçkırığı durdurmak istedim. Doya doya. "Yapamam kızım" dedi ezik bir sesle. sürmeli gözlü derviş çoktan gitmişti. evet hepsinin yüzünde babam vardı. ağladıkça rahatladım. Demek rüya sona ermişti. Uyandığımı fark etmedi bile." Takdir dolu bir ifadeyle söylendim. bakışlarını kaçırdı. rüzgârla gelen babam. yapamadım. ona sarılarak ağlamaya başladım. koluna usulca dokunarak. yapamadım. "Artık bitti mi?" Ona benden başka kimsenin yanıt vermeyeceğini biliyordum. ağladığı için utanarak için için döküyordu gözyaşlarını." Sanki gölün dibindeki ayın bütün ışığı ona vurmuş gibi aydınlandı yüzü. "Bu çemberin dışına çıkamam. kalbini düğümlemiş. onun yerinde mavi gözleri ay ışığında neşeyle parıldayan çocukluk arkadaşım Sunny duruyordu. güçsüzdüler." "Benimle gelmen için değil" dedim ıslak sakallarını elimle kurulayarak. terk edilmiş bir çocuk nasıl hiç utanmadan." . ne de Sunny. "Kimse olmayınca. Elimle avucunu açtım. kahverengi taşlı gümüş yüzüğü parmağına taktım. sonra gözlerini yüzüğe çevrildi. Ona gülümsemek istedim. "Merhaba Mennan Bey" diye seslendim rüyanın etkisinden kurtulmaya çalışarak. Yatağımın kenarındaki iskemlede bütün gerçekliğiyle Mennan oturuyordu. "Beni bağışladın mı?" diye sordu kuşkuyla." Şaşkınlıkla baktı yüzüme. elimin üzerindeki serum hortumuyla uğraşıyordu. çekinmeden. semaya çıkamaz olmuştu. içinden geldiği gibi ağlarsa.soncemre. Önünde durdum. babam bir tüy gibi hafifçe doğruldu çöktüğü yerden. Doktor tembihlemişti de. Yeniden ellerini tuttum. Sevincini belli etmekten çekinerek katıldı yoldaşlarına. "Siz iyi bir insansınız Mennan Bey. yapamadım.. gözyaşlarının yüreği yatıştıran bir sihri olmalıydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. ama benim gibi değil. dakikalarca işte öyle ağladım. Usulca çözüldüm babamın bedeninden. Islak gözlerini yüzüme çevirdi. yine rüzgârla gitmişti. saygılı adımlarla yürüdüm. kararsızdılar. 45 ". Serum şişesi bitmiş. O yüzüğe bakarken sessizce çekildim önünden. Üşümüştüler. Zayıf bedeninden yayılan ıtır kokusunu içime çektim. Öteki beş semazene de baktım.

"Allah rahmet eylesin. dolaptan çıkardığı çantayı doğrudan bana uzattı. Çantanın içine bakmanın kabalık olacağını düşünmüştü herhalde. "izzet Efendi olayı öğrendi mi?" diye sordum merakla. telefonumu göremedim. müzeye bağışlanmasını konuşmak için avukata gitmiştik. Fakat hali perişan." "Ödeyeceğimiz para bankaların alacağından daha fazla. "Takla atmaya başladık. "Çantamda olmalı" diye söylendim. Mennan da telefonun orada olduğunu anlamıştı. çocukları." Çantamı alıp. "Hiç sormayın Miss Karen. sonunda İkonion Turizm'e tazminatı ödemek zorunda kalacak. fakat hâlâ kanıtlayamıyoruz bunu.. "Hepsi İzzet Efendi'ye kalacak desenize.. yangını da bunlar çıkarmıştır. Ölecek diye korktum. "O da Mevlânâ Müzesi'ne bağışlar kalan parayı." "Sanırım öyle. Emin değilim belki de sadece korkutmak istiyorlardı. hastanede kendine geldi. Ölümden dönmüşsünüz. eski Konya evleri de var." îçine bakmadı." Daha sürdürecekti ki. çok hızlıydı. ama iyi koruyamadık sizi. ardı ardına çalıyordu." Öfkeyle kendi tahminini yürüttü. Bakışlarım yatağın bir metre kadar solundaki ahşap dolaba kaydı. iki yıl sonra da boşandı. Ses yakınlardan bir yerlerden geliyordu. üstelik Yakut Otel'in arsası. "Tabii kontrolü kaybetti. o da mutlu olacak mıydı bu sonuçtan? Araları iyi olmasa da oğlunu yitirmişti. Haberi duyar duymaz olduğu yere yığıldı kaldı zavallı adamcağız. olayı öğrendiğinde birlikteydik." "Karısı." Çocukça bir gülümseme yayıldı dudaklarına. Borçlu bankalar alır artık parayı. "Siz bizim misafirimizsiniz. şirketin tazminat ödeyecek olmasından ilk kez memnun oluyordum. Nasıl atlatacak bunu bilmem? Anlaşamıyorlardı filan. frene basınca da. ikisi de öldü gitti ama. Ziya Bey öldü. çünkü gördüğüm. doktora zor yetiştirdik.." "Ziya bir kez evlendi. Simon duymasın ama." Şimdi aklına gelmiş gibi sevinçle sürdürdü sözlerini.www." Gördüklerimi anlatmayı denemedim. sonrasını öğrenmişsinizdir zaten. "Kime ödeyeceğiz ki.kelamdenizi. işi sizi kaçırmaya kadar vardırdıklarına göre. hâlâ deli gibi çalmakta olan telefonu çıkardım. estağfurullah." Ciddileşerek sordu: "Nasıl oldu bu iş Miss Karen?" Olay daha yeni olmasına rağmen sanki üzerinden günler geçmiş gibi sakin bir tavırla anlatmaya başladım. Arabayı Cavit kullanıyordu. "Teşekkür ederim." "Öğrendim. Bu benim cep telefonumda Israrla." îyi bir sonuçtu.soncemre.com "Yok. çalmaya başlayan telefonun sesi konuşmasını böldü.. ama Ziya onun tek oğluydu. "Sanırım Ziya ile Cavit beni kaçırmaya kalkıştılar. . duyduğum hiçbir şeyin gerçekliğinden emin değildim. Ekranda annemin ismi vardı. çocuğu filan da yok. Yani bize emanetsiniz.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Başımı usulca sallayarak onun sözlerini tamamladım. Etrafa bakındım. Evin. Dolaba yöneldi. ortağı filan da yok. yollar da ıslaktı. Ya yaşlı adam." Umursamazcasına omuzlarını silkti. Galiba şirketimiz." İyice utanmıştı. içine bakın. "Çantam oradaysa. "Ziya Bey'in öldüğünü biliyor mu?" Mennan'ın canı sıkıldı. öğrendim" diye yineledi dalgın bir tavırla. Çok da ihtiyacı var türbenin. kapağını açarken.

"Miss Karen. "Bilmiyorum Miss Karen. İnanınca da üzülmek için neden kalmıyordu. Poyraz da yaralıların arasındaymış. ama derin bir keder yoktu içimde. güçlükle konuşuyordu." .soncemre." "Arayacağım. "Alo annecim. "Alo" dedim sesime yapay bir sakinlik vererek. Belki de bu yüzden hiçbir şaşkınlık duymuyordum." Sesi titriyordu. Babamın sema ederken gülümseyen yüzü belirdi gözlerimin önünde. Babamın mutlu olduğunu düşünüyordum. annemin bu kadar inatla çaldırması hayra alamet değildi. hastanedekiler söylediyse. ben çıkayım. Olayda iki kişinin öldüğünü de duyunca kim bilir nasıl paniklemişti zavallı? "Karen" diye yineledi. yaptıklarınız için çok teşekkür ederim. istediği gibi yaşadığını. daha doğrusu inanmak istiyordum. "Baban ölmüş kızım. Baban." Hâlâ karşımda dikilecekti ki.. Annem biraz sakinleşince: "Nasıl olmuş?" diye sordum." "Anne. Annenizle ben konuşmadım. bundan sonrasını ben hallederim." "Bir şeye ihtiyacınız olursa arayacaksınız ama. beni korkutuyorsun. Pakistan'dan. "Pakistan'da Amerikalı askerler bir köyü bombalamışlar. Kuzey Veziristan'da bir yeri. "Bir şeye ihtiyacım olursa. izin verirseniz. "Kazayı öğrendi mi?" Sanki kendisi neden olmuş gibi ezik bir ifade belirmişti yüzünde.. "Hadi ama" diye dostça çıkıştım.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. Elimde telefon öylece kalakaldım.. Böyle düşünmeme yol açan sadece bir rüya olsa bile buna inanıyordum. istediği gibi öldüğünü. Çünkü rüyamdaki babam huzurluydu." "Az önce bir telefon geldi. "Anne ne oldu? Kötü bir şey mi var?" "Lütfen sakin ol Karen" dedi üzüntüsünü gizlemeye çalışarak. insanlar yaralanmış.. Mennan sıkıntılı bir yüzle bana bakıyordu. "Neyse ki sonunda açtın" Eyvah.com "Annem arıyor" dedim paniğe kapılarak." Galiba öyle olmuştu. Şah Nesim aradı. başka bir şey vardı. Evet. sana bir şey söyleyeceğim ama üzülmeyeceksin." Yeşil gözleri kararsızca yüzümde kaldı." Kendini daha fazla tutamayarak ağlamaya başladı." "Tamam Mennan Bey. söz hemen sizi arayacağım." Mennan odadan çıkarken açtım telefonu. "Karen.. Yedi kişi ölmüş. Babanla ilgili bir haber verdi.kelamdenizi. Siz de evinize gidin artık. "Lütfen metin olmaya çalış. rüyama inancımı artırıyordu.. "Bakın siz burada olduğunuz için telefonu bile açamıyorum. üzülüyordum tabii. "Hiç öyle bakmayın" diye ısrar ettim.." Hayır. Bir ay kadar hastanede kalmış.www. hadi iyi geceler. Baban ile Şah Nesim'in yaşadıkları dergâh da yıkılmış. Üstelik babamın semaya çıkarak özgürlüğüne kavuştuktan sonra ölüm haberini alıyor olmam.. galiba annem gerçekten de öğrenmişti başıma gelenleri. Telaşla sordum. Telefonu açmadan önce derin bir nefes aldım. konu ben değildim." "Ah Karen" dedi üzüntülü bir sesle.

Şah Nesim. "Tabii öyle olmuştur. "Şah Nesim neden aramamış bizi?" "Baban izin vermemiş." Babamın bizi umursamamış olabileceği seçeneğine inanmak istemiyordu. bedenin önemli olmadığını söylerdi. babama saygısızlık olurdu.' diye mırıldanmış. "Onun ruhu hep yanımızda olacak anne." "Öyle. üzülmemizi istemiyormuş." "Kendi yolculuğunu." Sesi sakinleşmeye başlamıştı. hatta îzzet Efendi oldukça farklı yanıtlar verebilirdik. Kimdi benim babam? Nasıl bir insandı? Gerçekten Tanrı mı olmak istiyordu? Kaderi onu bu yola sürüklediği için mi bu yaşam biçimini seçmişti? Annem ile beni yeterince sevmemiş miydi? Yoksa rüyamda gördüğüm gibi inancıyla ailesi arasında mı kalmıştı? Bu sorulara. kendini harap edecekti.kelamdenizi.www. Sen ne dersin? Yoksa Pakistan'a gidip onu almalı mıyız?" Bu. "Hayır. Ölmek istiyormuş. ben. Hava açıktı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www. telaşlandırmamak için haber verdirmemiştir. ama ölemiyormuş bir türlü. aşağıda incelmiş bir bulut kümesinin binlerce metre altında koyu kahverengi bir toprak parçası uzanıyordu.. sevinmiş. İrkilerek. "Herkes mutlu ölemiyor. annem. Sonra gözlerini kapamış rüzgârın giderek artan sesini dinlemeye koyulmuş.. kendisi tamamlamak istemiştir. yine rüzgârla gitmişti. geri götürecek.. 'Beni getirenler." "Ama çok acı çekmiş Karen. "Ruhunu bilmem. Dikkatini başka yöne çekmek için sordum." Telefonu kapattıktan sonra arkama yaslanarak düşünmeye başladım.. Bir rüzgâr çıktı diye anlatıyor Şah Nesim. kuzeyden esen bir rüzgâr. Son nefesini verirken gülümsüyordu diyor Şah Nesim." Kederle örselenmiş bir metanetle mırıldandı. . ama kesin olan bir şey vardı ki. "Bizi üzmemek için yaralandığını duyurmak istememiştir." Sesi titremeye başlamıştı. Kimseye yük olmak istemezdi. 46 "Çünkü her çocuk bir umuttu.soncemre. bir ay boyunca acılar içinde kıvranmış. yeniden ağlayacak." "Haklısın." Uçağın inişe geçmesine sadece yarım saat kalmıştı. Durumu oldukça kötüymüş. bizi üzmemek. Bilmiyorum. sıyrıldım dalgınlığımdan. "Peki cenaze ne olacak? Töreni nerede yapacağız?" "Tören istememiş kızım. onun isteklerini kabul etmeliyiz. anne. ufukta batmakta olan kıpkırmızı bir güneş." "Bu da bir teselli annecim" dedim onu yatıştırmak için. mezarının yerini kimseye söylememe-si için söz verdirmiş Şah Nesim'e.com "Bir ay kadar mı?" Yüreğimi öfke kaplar gibi oldu. ama anıları hep bizimle olacak. Baban. Bu hangi uçaktı? Yanımdaki kadına baktım. ama son nefesine kadar da bizi üzmemeye çalışmış." "Öyle olmuştur değil mi?" diye sordu evet dememi bekleyerek. rüzgârla gelen babam. Poyraz yatağında rüzgârın sesini duyunca. onun için önemli olan ruhtu. Sonunda bugün yaşama gözlerini yummuş.

mana neredeydi? Yaşam nerede başlıyordu. Bilmemenin mutluluğu. sorsam hostes hemen söylerdi. güneşler şehri Konya'ya mı. anlamadan kabul etmenin huzuru.. yoksa gerçeğin ta kendisi mi? Madde neydi. henüz kendini belli etmekten çok uzak olan bebeğimi hissetmeye çalıştım. Genç bir kızla. Babamla buluşmuş muyduk.. Neresiydi burası. Ellerimle kamıma dokundum. düşünmeden hissedebilmenin doygunluğu.www. Şems gerçekten de görünmüş müydü bana. Çözmek aklı doyursa da ruha iyi gelmiyordu. sisler şehri Londra'ya mı? Bilmiyordum. Anadolu mu. Ön tarafa baktım. yere ne zaman ineceğimizi öğrenmeye çalışıyordu. Sanki anlayabilirmişim gibi telaşla başımı cama yaslayarak uçağın küçük penceresinden aşağıdaki toprak parçasına baktım yeniden. Neydi o yaşadıklarım.soncemre. yoksa doğduğum ada mı? Nereye inecekti bu uçak. o artık semaya çıkabiliyor muydu. Çünkü derin bir huzur vardı içimde. erkek arkadaşı oturuyordu. karabasanlardan oluşan kocaman bir rüya mı. gözlerini yukarıdaki elektronik tabelaya dikmiş. o ölmüş müydü? Hiçbir şeyden emin değildim ama bu rahatsız etmiyordu beni. Bilmek her zaman güzel değildi.. büyük bir mutluluk.. içice geçişler.kelamdenizi. . hayal nerede bitiyordu artık kestiremiyordum.com hayır artık benimle ilgilenmiyordu. ama bilmek istemiyordum. Anlamak sevinç vermiyordu her zaman. Arkadaki iki koltuk boştu. Merakla arkaya döndüm. erkeğin siyah saçlarıyla birbirine karışmıştı. onu bağışlamış mıydım. Kızın açık kumral saçları. sanrılar.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

soncemre.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.com .www.kelamdenizi.

her soluk alışımda. ama hissedemesem de oradaydı. gözlerimi her açıp kapayışımda karnımda anbean büyümekte olan bu bebek. vardı. O gerçekti. bütün kâbuslardan. üstelik bütün sanrılardan. birine can vermek. daha heyecan vericiydi. Çünkü her çocuk bir umuttu. sahiciydi. Tanrı olmak diye bir şey varsa işte buydu. bir insanı dünyaya getirmek.soncemre. onu doğuracaktım. Ve ben karanım vermiştim. Ve yaşam ne kadar acımasız. .com Hissedemedim. bütün sırlardan daha gizemliydi. Zaten bu hikâyede gerçekliğinden emin olduğum tek şey oydu.www. yaşamın sürekliliğine katkıda bulunmak. kalbimin her atışında. onları kendilerinden başka kurtaracak kimse yoktu.. daha güzeldi. insanlar ne kadar kötü olurlarsa olsunlar.kelamdenizi. Kâbuslarımın kara cübbeli dervişi ne derse desin bu konuda annem haklıydı.com Soncemre Platform ile „OKU“mak! www.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful