Koğuşu Orhan Kemal Tahir (1910-1973) Kemal Tahir İstanbul’da doğdu.

Gazihasanpaşa Rüştiyesi’ni bitirip girdiği Galatasaray Lisesi’nin ikinci sınıfından ayrılarak öğrenimini yarıda bıraktı. Avukat katipliği, ambar muhasipliği, gazetecilik gibi işlerde çalıştı. 1938’de, Nâzım Hikmetle birlikte yargılandığı Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde on beş yıl hapse mahkum edildi. On iki yıl Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde yattıktan sonra, 1950’de Genel Af Yasası uyannca geri kalan cezası bağışlandı. 1955’ten sonra yayımlamaya başladığı romanlarıyla edebiyatımızın önde gelen yazarları arasına katıldığı gibi, tarih konusundaki görüşleriyle de düşün hayatımızı etkiledi. 21 Nisan 1973’te, bir kalp krizi sonucunda İstanbul’da öldü. Kemal Tahir Karılar Koğuşu Yayma Hazırlayan: Sevengül Sönmez Ithaki Yayınlan - 358 Edebiyat - 283 Kemal Tahir Bütün Yapıdan - 4 ISBN 975-273-130-9 2. Baskı, Nisan 2007, istanbul © Kemal Tahir, 1974 © Ithaki, 2005 Yayıncının yazılı izni olmaksızın herhangi bir alıntı yapılamaz. Bu kitabın telif hakkı Kemal Tahir Vakfı temsilcisi ONK Ajans Ltd. Şti.’den alınmıştır. Yayın Koordinatörü: Füsun Taş Sanat Yönetmeni: Murat Özgül Kapak Tasanmı: Ömer Ülkenciler Ithaki™ Penguen Kitap-Kaset Bas. Yay. Paz. Tic. Ltd. Şti.’nin yan kuruluşudur. Kapak, iç Baskı: idil Matbaacılık Emintaş Kazım Dinçol Sanayi Sitesi No: 81/19 Topkapı-istanbul Tel: (0212) 674 66 78 (Penguen Kitap-Kaset Bas. Yay. Paz. Tic. Ltd. Şti.) Ithaki Yayınlan: Kapı yavaş yavaş, ihtiyatla açıldı. Biraz aralık durdu. Sonra çıplak ayakların hafif şıpır tısı işitildi. istanbullu yeni uyanmıştı. Yattığı yerden içeri gireni göremi-yordu. Ama kim olduğunu biliyordu. Mahsustan büyük sesiyle sordu:. Kim o? Cevap veren olmadı. Kim o? Aduş... Aduş... Hey... Kız “Hey” ne demek? Aduş? Efendim. Sabah şerifler hayır olsun Aduş Hanım... Olsun efendim. Gel bakalım... İstanbullu, yanında duran iskemlenin üzerine akşamdan bıraktığı bir tek çay şekerini eline aldı: Buyrun Aduş Hanım... Aduş, şekeri derhal ağzına attı. S öiemal Mıhir Kız, “Teşekkür ederim,” hani? Teşekkür ederim. Olmazdı. “Teşekkür ederim efendim,” diyecektiniz. Ederim efendim. Annen iyi mi? İyi. Dün gece ağladı. Ağlama deseydin. Ağlama dedim. Murat ağabeyime söylerim, dedim. Ne dedi? Ben fenalık yapmıyorum, ağlıyorum, dedi. Türkçe mi söyledi, Kürtçe mi?

Kürtçe söyledi. Ayşe Ana iyileşti mi? lah.... O da nasıl söz? “Hayır efendim,” diyecektin ya... Hayır efendim. Dün bir abla daha getirdilerdi. Adı neymiş? Bilmem. İşte o ağladı da, anam da beraber ağladı. Nerde Mahpus? Yok, gezmeye gitti... Aduş, kediyi karyolanın altında, dolabın arkasında aradı. Aduş. Efendim. Hanım ne yapıyor? Hanım da ağladı. Bizim evde herkes ağlıyor. Sen..? Ben de ağladım. Baban? Babam ağlamaz. Babam erkek... Maho? -Mahmut dokuz yaşındaydı- Maho ağlamıyor mu? IKarûar Dioğuşu Ağlıyor. Ayakları üşüyor da... Maho erkek değil ki!.. Çocuk... istanbullu, kış gelmeden evvel Aduş’a kundura ve entari temin etmeye karar vermişti. Çocuğun çıplak ayaklarına bakarak sordu: Nerde senin takunyaların? Aduş takunyayı bilmiyordu. İstanbullu sözü değiştirdi: Nalınların nerde? Koptu. Kopmuş... Hele rezil... Yere basma bakalım... Çık şu sıranın üzerine... Betona basılır mı? Hasta olursun. Çık şuraya. Ben hasta olmam... Aduş, “Ohh...” diye hafif bir ses çıkararak minnacık ellerini yanağına götürdü. Anası olan çocuk hastalanmaz. Anası karnını doyuruverir. Aç mısın? Hacı Abdullah dayın nerde? Görmedim. Bu esnada Aduş’a seslendiler. Kız gülerek dolabın arkasına kaçtı, başını uzatıp fısıldadı: Ayşe Ana gelmiş... Neden saklanıyorsun? Beni içeri kapatır... Korkma ben söylerim kapatmaz. Sana “kapatmam” diyor, ama aşağı götürünce kapatıyor. İstanbullu, Aduş’un saçlarını kestirmek için anasıyla tam bir ay mücadele etmişti. Saçı kestirdiler ama boynundaki katır boncuklarını, sarı ve nikel kuruşlardan yapılma gerdanlığı çıkartamadılar. Aduş deliler gibi ağladı, kendini yerlere çaldı. Küçücük -dört yaşında- esmer, zayıf bir kızdı. İstanbullu buraya ilk geldiği zaman gözlüklerinden korkmuş, aylarca kucağına çıkama7 [Kemal uıhir mıştı. Sonra sonra, birbirlerine işte böyle alıştılar. Aduş Türkçe-yi ve çiftetelli oynamasını pek kolay öğrendi. Dost oldukları gün, on dört ay evvel, İstanbullu onu duvarın önünde durdur-tup ölçmüştü. Aduş, şimdilik her sene üç parmak büyüyordu. Hem boyu, hem aklı bu kadar büyüyor. Para veren mahpuslara teşekkür eder ve Alman ordusu gelse, parasını elinden 4 alamaz. Parayı mutlaka anasına verecektir. Karılar koğuşunun kapısına gider, yere yüzükoyun yatar. Bazen “Like” bazen “Ana” diye seslenir. İçerden başka birisi anasının yerine cevap verse Aduş bir ihtiyar kocakarı gibi yattığı yerden “Hayır... Hayır...” manasına başını sallar. Anasının sesini alınca paraları peşi peşine kapının altından içeri sürer. Şimdilik, hamal olan babasına da, bir kavga esnasında komşu karısının kaba etini ısırıp ölümüne sebep olduğundan iki seneye mahkum anasına da, babasıyla beraber dışarda kalan altı, yedi, dokuz yaşındaki üç kardeşine de Aduş yardım etmektedir. Aduş... Kız, dert yapışasıca... Kız... Ayşe Ana soluyarak odaya girdi.

Beyim kız burada yok mu? Kızı bırak... Sen neredesin Müslüman? Hastalığın nasıl oldu? Sorma... Halime bak... Karı gardiyanı Ayşe Ana, çok uzun boylu, çok şişman bir kadındı. Gençliğinde dünya güzeli olduğunu, “Rum diyarı”nda Ayşe’den beyaz karı bulunmadığını eskiler söylüyordu. Günahı vebali boyununa biraz da oynak olduğunu, yüreğinin merhametinden yalvaranları boş çevirmeye kıyamadığı anlaşılıyordu. Bu yüzden kocası Davulcu Mehmet dayı sopa koymaz sırtında pa-ralarmış... “Lakin bazı karıya haramla sopa tevatür yarar. Bu Ayşe rezili, hovarda yeniledikçe güzelleşirdi bey, sopa yedikçe parlardı. O zamanın devrinde oğlu olanlar bunu tanırdı.” 8 Ddınlar CKoğtışu Son zamanlarda, iki seneden beri, sağ elmacık kemiğinin üzerinde bir Halep çıbanı çıkarmış, gittikçe azarak nihayet alt gözkapağmı aşağıya doğru çekip yüzüne biraz korkunç ve çok çok hazin bir hal vermişti. Bu yarayı iyi etmek için -daha doğrusu böylece azdırabilmek için- Ayşe Ana suratına sürmedik çalmadık boya, su, çamur, ilaç, toz bırakmamıştı. On günden beri hasta yatıyordu. Müdürden bir hafta izin aldığı halde, evde ancak dört gün kalmış tekrar vazifesi başına dönmüştü. Istanbullu’ya, görüşemedikleri birkaç gün içinde büsbütün çökmüş gibi geldi. Yüzündeki çıban el ayası kadar açılmış, gözünü aşağı doğru -inmeli bir aza gibi- çekmişti. Yarayı gene azdırmışsın Ayşe Ana. Galiba ekşi yedin. Yedim. Bir de utanmadan yedim diyor. Sana kaç kere söyledim. Ekşi yersen yaran çalışır. Ne yapalım? içerlerim yanıyor benim evlâdım... Benim içerlerim yanıyor... Kız, iç yanarsa hemen ekşi mi yenecek? Biraz sabretmez misin? Adam sen de Murat Bey’im... Acından ötmüş demesinler de çok yemiş de çatlamış desinler... Hastasın. Evde niye oturmadm? . Evde... Benim evim mi var? Yoluna boz duman çökesice benim oğlum... Alnının çatından vurulasıca benim oğlum... Bu benim oğlum, inşallah, ekmeği ekmekçide, parayı sarrafta göre... Gene sana ne yaptı? Ne yapacak? Gecenin bir vaktinde sarhoş olmuş, başucu-ma canavar gibi dikildi. Para istiyor benden... Veriverseydin... 9 0(emal Tahir Hani para?.. Sen ne söylüyorsun yavrum... Metelik divan sinisi... “Üç lira başgardiyana borcum vardı verdim,” dedim. “İki lira Hanım’a borcum vardı. Verdim,” dedim. “İki lira bir de seksen kuruş İstanbullu Murat Bey’e borcum vardı, verdim,” dedim. Kız, bana borcun mu vardı ki bunu böyle söyledin? Hasta halimde aklıma sen geldin... Sen benim oğlumu bilir misin? Benim oğlum, encamında dilenir... Ancak bir tarlası olup satmalı ki derdine deva bula... “Demek paran yok mu cadı?” dedi. “Yok,” dedim. “Sen de kendim kan mı sayıyorsun. Ulan sen bir süpürge süpürmeyi bilmezsin. Bu yüzden babam senin kolunu kırmadı mı? Bacağını kırmadı mı? Başında üç kurşun yarası yok 5 mu senin...” diye bağırdı. “Gördün mü oğlum... Kötü can olsa, babanın gününde çıkar giderdi. Demek ananın cani iyi canmış,” diye gülüverdim. Gülmeyi canım istemiyor ya... Belayı defedeyim diyerek... Vay bir öfkelendi. “Bir bacağını da ben kırmazsam...” diye şart etti. Sopayı çekti Ayşe Ana, oğlu kapıda duruyormuş gibi o tarafa döndü. Sen benim kafama neden vuruyorsun, kurşuna gidesice... Sen benim, tavuklar gibi, kafama neden vuruyorsun? On ağaç söğüdüm vardı. Eriklerim vardı. Söğüt ağaçlarımı, erik ağaçlarımı kesti, yaktı. Dış kapıyı da kırdı kırdı yaktı. Dış kapılar kırılır mı şahım? Bak Mehmet dayıyı beğenmiyorsun ama, sağ olsaydı seni oğlana dövdürmezdi. Sağ olsaydı... Sağ olmalıydı. Herif beni döverdi, bana söverdi. Ama beni it ayağına bırakmazdı. Eller benim derdimden dağlarda gezerdi. Su başlarında gezerdi, balıkları suda temizler getirirdi. Kuşları fırında pişirtir, ekmeklerin arasına sarar getirirdi. Bir vilâyetin

. Sen şimdi hamama mı gideceksin? Yok.. Kavga etti hançerledi. bir dubara ile alıp götürdü.... Bakırı altın gibi tencereler. 12 IKarûar [Koğuşu İyi demişsin. Boşanmadan bu herife kaçmış. eteğimi başıma çeviririm. Burada ham kâğıtla alışveriş ediliyor diyerek hükümete müzevvirlemiş.... neden gelmiş? Tezkeresiz iş yapmaktan mı gelmiş? İyi bildin.. Beni de götür.. Sus dedim. Bu benim oğlum. yetişemedim... Hasır örgüm türkülerde söylenir. Bilmez mi? O ne domuzdur. Bu benim oğlum hapiste yattı da karı Reji’de çalıştı. mezarın başında çamura battım. nerde bu türemeyesicenin tokmaıo utanlar ZKoğuştı ğı. Beni yanma alma. Şimdi oğlan da davul çalar ama nerde babasının tokmağı. vurdu sopayı. “Avrat geleydi de. sarhoş oldu kamaladı.. Çarşıda bir hacetin var mı? Teşekkür ederim.. Rezile saat aldı. Allah hükümetten razı ola.. Aduş ağlamaya başlayınca Ayşe Ana yumuşadı.. “Aman koca. Oralarım hem gümgüdük oldu... konuşmaya dalınca Aduş meydana çıkmıştı. tencerelerimi sattı. Söylenmez ki şahım.. Hükümetin birini. Sus kız. Şu kaba etlerime vurdu sopayı. Acıyor musun? Acımıyorum. Ben biraz daha yaşasam iyi olur.” diye yalvardım. bana zehir yedireydi. Şimdi yanına avrat gelmiyor. Ayşe Ana. 6 Hele şuna bak.. Tam beş tane şöyle şöyle tencere aldım. Sabahleyin korktum.. Oğlun söyleyemeyeceğini bildiğinden sağrına vurmuş. İş anlaşılıyor...... Hangi paşaların kız? İsmet Paşaların. Müdür gelsin. Hani yağmur yağmıştı. eski avradı da böyle döverdi.. Şimdi hükümet bize bakıyor.. İzin isteyeceğim! Simdi ben çarşıya gidiyorum. Bize bir sürü şeker verdi. Ona ettiğini çekecek.. ıslandım. Sus.. Karakola gideceğim.... Tezkeresiz iş yapmışlar.. Allah bin ede. Yağmur yağar. Hepsini sattı. Hemen zırlama.” dedim. Bana cennet kuşları avlamış. Lakin Allah o paşaların tuttuğunu altın ede.. Dedim ki “Burada herkesi eşiyle beraber yatırırlar.” demiş koca herif. Kuzu gibi tencereler. Sen nereye gidermişsin. Gene senin kümese bir tavuk geldi Ayşe Hanım. Şu kadar para kazandım.. Sonunda İbiş’e sattırdım... Koştum. Ben hasır örerim. Şuraya on. Evim diyerek gittim. sıcak su benim derdimi alır. IstanbuUu’ya döndü: Anası yalvardı biraz gezsin sevaptır. Hastalandım. Şimdi beni sancı tutuyor. Köyün muhtarı da öfkelenmiş. Buraya girmeden de ben boş durmazdım ki. On gün oluyor rüyada gördüm. Eksik olma. oğlan beni döve döve öldün ÖCemal uıhir rürdü.. Usul usul hamama gitsem. Her yerim ağrıyor denir de oralarım ağrıyor denmez. Herif ölürken ben buradaydım. Karı Bitlisli idi. Karının bacısı haber almış.. Sen beni neden döversin. gömlek aldı. o günün soğuğu.. komiser kısmına söylenmez ki..... Sen de bir istida versene. leğen aldım leğenimi sattı.. Ne dedi? . Ana beni de götür. Tencereler aldım. bizi bu kapıya kim uğratırdı? Ben de çalışmasam. Arslan gibi karıydı. Rüzgâr agu gibi esiyordu. Vay benim oğlum. mezarına gittim. bre vurur döverler. İlle yiyeceksin diye boğazıma sarıldı. Hay anan öle rezil. Eli kınlasıca. Sus. on beş tane hasır koyardım.. Ermeni malı gibi. Neden? Karıları çalıştırma âdetini çıkarmasaydı.bir davulcusu idi.... Seni götürmesem buraya neden çıktım. Ben kendisim şekva etsem. Çarşıya gitmek lafını duyar duymaz koşup Ayşe Ana’nın eteğini yakaladı. Bir de senin derdini mi çekeceğiz. İşte benim hastalığım.. Oğlandan gizli sattım..

. Uuy anacığını. Birisi benim hakkımı yerse ben mahşerde alırım. Urfalı. İçerde laf çok. Şimdi bir Sefer’e. Aduş’u çekiştirerek Sefer’in arkasından dışarı çıktı. Kurdun adı çıkmış. sen daha burada mısın? Gidiyorum oğlum. Ayşe Hanım. Ne yaparlarsa yapsınlar. Allah hükümete zeval vermesin. Sende laf çoktur. bir de hükümetin işine akıl ermez oğlum. Hükümette oturanlar hiç mahpus olmuşlar mıdır Murat Bey? Olmamışlardır. “Yiğitim yanımda olsun da tek durağımız mahpushane olsun.. E’si. bir Istanbullu’ya yalvararak bakıyordu.. Ee. Dur nereye gidiyorsun. Bu hükümetin devrinde karı kısmını bir vakit ayaklayamazlar. Bakalım Sefer doğru mu söylüyor? Bilmem.. Demek yarın da başkasına mı kaçar? Hiç şüphen olmasın. U üiardar Vebali boynuna. Dükkan bir adam için açılmaz. Reyi karılara verdi. O merhametle bir af çıkarmalı. Sesini alçaltarak korku ile fısıldadı: .. Mahpussunuz. Benim hakkımda mı? Aman o da ne demek? Biçare..” demişler Kocasını demek ki sevmiyormuş.. boncuk ısmarladı. Sever mi? Ihtiyarmış. bir erkeğin sözünden ileri geçiyor. Ne halt etsin ihtiyara vermişler.. Kötüsünde elbet.. Bir karının sözü... Hükümetimize Allah bir merhamet vermeli. dedin mi hazır ol... Bizi bir araya koysunlar sevaptır. Güldük bir vakit. Anasına sormuş: “Dutlar oldu mu ki ana?” demiş. Siz burada ne bileceksiniz. Dur bakalım Ayşe Ana. Gidiyormuş.” dedi. Buranın bir günü bir senedir. Ben hep sizi düşünüyorum. Ortada gâvur yağması mı var? Ayşe her taşa yıkılmaz. Bir gün sonra 7 anası gelmiş. bu işte köylü şehirli olur mu? Güzel mi bari? Fena değil.” demişler.. sakın para eksik mi çıkmış? Ayşe Hanım bir dişi hayvan gibi kavgaya hazırlandı: Ben kuyruğa yakın et yemem! diye bağırdı.. Karının güzelliği ne demek? “Her karının adı birdir karanlıkta tadı birdir. Şimdi bu af vermemek doğru bir iş mi? Bir Allah’ın.. biz tütünsüz ölüyoruz.. imanını karalayan varsa eksik paralan boynumun borcudur... istidadan.. İhtiyara verdiklerinden mi? Onun huyu öyle.” diyerek şuraya dikildi... Sefer.. Sıcak yemek soğuk su. karı nikâhlı kocasını bırakmış da şuradakine kaçı-yormuş. Mahpusluk zordur.. Sen Kürtlüğünle biliyorsun da ben bilmez miyim? Ben hiç kalabalıkta saymadan götürür müyüm? Onlar tilki ise ben kuyruğuyum. Bir kayme verdi. iyi yaparlarsa iyisinde otururuz. Aman usulü ne ise yapalım. istida meselesi hâlâ duruyor mu? Ayşe’nin cevap vermesine meydan kalmadan Topal Sefer içeri girdi. gidiyorum. Şuna bak hele. şunu alacaksın.. Vebali boyunlarına.. Ben yalnız yatamam. İstanbullu yataktan kalkacaktı ki tekrar geri döndü. Gidiyorum. Dışarda millet keyfediyor. Kurt kuzunun ah ettiğini bilmez. evde kışı zayi eder. Ee.” dediği bir.. o da dişi zayi eder. Suç hükümette mi? Bak dünya bozulmuş şahım. kötüsünde oturacağız.. Hepsini bir tamam teslim ettim.. Öyleyse nafile. kötü yaparlarsa kötüsünde. Karı zamane karısı. çakallar baş kesiyor hesabı. ister eğri... Aman. Gördün mü? Hep hükümeti methedersin.. Meşhur bir mesel var: Gece ayaz gündüz bulut..Ne diyecek? “Aman anacığım.. Bana tahsildar “Et al. Deme. yaşıyor. Ayşe’yi görünce şaşırdı: Vay Ana. İster doğru söylesin. Istanbullu’ya ciddi ciddi anlattı: i? öiemal Tahir Buna para vermişler bey. erkân bilmez derler. Herifi kışın mahpusa koymuşlar. kendisini işten çıkaracaklarından pek korktuğu için herkes onunla böyle eğlenirdi. Yahu. genç avrat koca kişi o da iş zayi eder. Benim özüm doğrudur. Bir de köylü karısı usul. “Şunu.. Hakkında istida veriyorlar. dinini..

Polis dairesinde. üç ay dışarda yaşıyor denilebilir. Bir aydan beri İstanbullu’nun nasihatini tutarak İsmet Paşa’ya. işte o anda hocanın ağzından edepsiz bir kelime kurtuluvermiş.Hubuş sana bir mektup yazdıracak. senenin altı ayını dışarda altı ayını içerde geçiriyordu. Bir oturuşta dört beş gazel. Nahiye müdürlüğü. .hükümete sövmek suçlarından mahkum olup. Misafir geldi demezsiniz. Hoca aynı zamanda şairdir. ayağına son moda iskoç çorapları ve kısa konçlu botlarını çekerdi. öğleden sonra. hatta Malatyalılara karşı bile kavm-i necib-i Arap’a mensubiyet iddiasından çekinmez. Son defa. Sözün burasında hoca etrafına bakar: Hazret. bu suretle fişi yırttırmak.. Lakin kitap çarpsın ki! o anda sövmeye niyetim yoktu. Bir an. Sonra telaşlı telaşlı davrandı: Vay beyim. kervanlarda. Muskacılıktan. Koğuş arkadaşlarına her zaman böyle kaba hitap eder. * Cezaevinin sol tarafındaki ait kat koğuşlarının pencereleri karılar koğuşunun avlusuna bakıyordu.. Büyücü Hoca’nın Malatya’da meşhur ve asla değişmez kılığı anlatılmış olur. Bu kıyafetle bir fötr şapka. sözünü de mutlaka geçirirdi.. kendisi için bir siyasî fiş doldurmuşlar.. Büyücü Hoca’mn yatağına misafir gitti. Atatürk lirası mı İsmet İnönü lirası mı?” demiş. resmini ve parmak izini almışlar. üç ay içerde. ağzının üzerinde küçük bir leke halinde “memur bıyığı” bırakırdı. İstanbullu yüksek sedirin yanında durunca başını kaldırdı. Büyücü Hoca. Üfürükçülüğün cezası üç ay olduğu için buna son birkaç senedir. siyasi fişin yırtılmasını temin edecek büyük kasideyi yazmakla meşguldür. Kanlılar gibi yalvardı. bir de -en fazla ürktüğü macerası olan. diye sesini alçaltır.. bir de el çantası ilâve edilirse. uygunsuz kadınlardan birisine muska yazarken cürmü meşhut halinde yakalanıp iki buçuk aya mahkum edilmiştir. Ankara’ya bir mektup. İstanbullu.. ben sövmez bir adam değilim. hiçbir şey görmeyen küçük. Kıyafeti de asla büyücülüğünü hatırlatmazdı..” dedi. Yüzünü her zaman muntazaman tıraş eder.. Asıl adı Nazmi Topçu JS OCemal Tahir Bey’di. Sevaptır.. etrafına bakarak. beş on hicviye kaleme alır. 8 İşte böylece bir “niyetsiz sövme” yüzünden hayatı perişan olmuştur. Olur kız niye fısıldıyorsun? Bu da mı yasak? Ben başımdan korkarım. Her gelişinde. kahvede kahveciye para vermek için cebinden bir gümüş lira çıkarınca beraber oturanlardan birisi “Ver bakayım. Yalvardı. kravat bağlar. alçak sesle bu fiş meselesini sorar. Bir büyük şiir yazıp İsmet Paşa’ya yollamak. Ulan eşekler. Ne zaman İstanbullu ile yalnız bulunsa. yüzünün esmerliğinden istifade ederek herkese. Keyifli bir gününde İstanbullu. Büyücü Hoca. kara gözleriyle baktı. çöllerde. Mahpusanede bulunmadığı zamanlar akşamcılığı asla bırakmazdı. Söz ederler de. Gençlere mahsus geniş körüklü bir İngiliz külotu ve avcı biçimi bir ceket giyer. . kendisine bir nasihat vermiştir. dizinin birini yukarı dikip masa yerine kullanarak cayır cayır bir şeyler yazıyordu. üfürükçülükten. “Pencereye gelsin. Hubuş ne mektubu yazdıracakmış? Hekim’in oğluna sevda mektubu mu? Yok yavrum. bakmışlar ki İsmet lirası. buradan kadınların mektuplarını... Buna bir türlü akıl erdiremedi16 öiariar öioğaşu ginden hoca korkuyor. bir baston. Büyücü Hoca’ya bu adı İstanbullu takmıştı.Pekâlâ öğleden sonra gelir yazarım. Hele buyur. Zaten bir gece fazla kaçırmış.. sabıkayı mükerrere eshabmdan sayılmaya başlayıncaya kadar da Halk Partisi’nin müntehibi sanilik vazifesini muntazaman ifa etmiştir. . ihtiyat zabitliği etmiştir. istidalarını ve muskalarını yazarak alâ-külli hâl geçinir. kadın koğuşundakilerden istifade etmek için alt sol koğuşun birinci penceresi önüne. Muallimlik.. İstanbullu koğuşa girdiği zaman. Ulan Kürtler. bazen yuvarlak hesap “cedd-i ebcedimiz” diye başlayarak Mekke’den nasıl geldiklerine dair. Yedi göbek sülâlesi Malatya’da doğup büyümüş olduğu halde.. bazen “pederi merhum”. vahalarda geçmiş bir uzun seyahat hikâyesi anlatır. ağladı. yüksek bir kerevete yatağını serer.

Ben on beş senedir fişliyim. Lahavle.. Malûm ya Hubuş Hanım benimle suç ortağıdır.. Paşanın yüreğine dokunursa...... İşte on beş seneye mahkum edilmişsiniz.. Gelmesek ayıp. Biz kaside yazıyoruz. Her zaman özlüyorum.. Hem de suçsuz ve delilsiz. yazılarım bu sıra pek sıkıştırdı.... yastığı pencerenin içine koydu.. Hay bin yaşa hazret... basit olduğu için de üzülmeye değmez. Hubuş Hanım rica etmiş.. Bir de gülüyorsunuz. Neden? Pekâlâ. Bu fiş meselesi.. Orada it sürüsü kadar katip var. Canım hocam... Deli olmak işten değil. gözlüğünü düzeltti. Lakin bir korkum var... Hubuş Hanım..... sadakat. Allah aşkına Murat Bey şu meseleyi anlat... Giderim. Fiş demek eski tabirle sicillemek demek... Şöyle buyuracaksınız. Kolayı. Kaç kere aklıma geldi de. Malatya ne bir acayip memleket... Yastık istemez. buradaki kelime okımamamıştır.. Karı kendinden geçmiş.. Bize de mi aynı akıbet mukadder? Zannetmem... kendi elinizle takdim edersiniz.. Küçük bir Kürt çocuğuna ateş yakmasını emretti.. hâlâ körpe delikanlı meraklısı. Dur olmaz.. Daha beterini söyleyeyim.. Zaten bizi özleyip gelmezsiniz ki.. Gene şiir mi yazılıyor? Yazdım da.. bu kadarı da artık fazla. diye kendi namına takdim ederse. Bizi şimdi sicillediler mi? Sicillediler zahir. Şöyle. Öyleyse okuyun bakalım. o hatun da septeylemiş. İyi vallaha.. O da mektup yollayacak. çıkınca bizzat götürür....... Yatağı.. Bir şiir de bu hususta yazacağım. İyi sen işine bak. Bak ne güzel biliyorsunuz. Hocam. Eline geçmezse.... Baş üstüne.. Kâğıdı kaldırıp Kuran ahengine benzeyen hazin bir sesle okumaya başladı: “Asri zamanda hepsi ganî var mı güdadan Gördüklerin süs.... Neye sadakat? Alay mı ediyorsunuz hazret? Biz kime sadakatsizlik ettik. 9 18 [Karılur öioğuşu Daha ne zarar göreceksiniz. Allah sizden razı olsun. Yastık elverir... Her bokluğa bir şiir yazsa... bu sicili kazımanın kolayı.... Okur da “Ben yazdım efendimiz”.. Şimdi haydi okuyun bakalım. Meseleden haberim var. insanın ömrü vefa eylemez. İşte bu da halledildi..... iyi ama ben bu sicilden hiç hazzetmiyorum. Şimdi bu Hubuş’a da siyasî fiş dolduracaklar mı? Zannetmem. Bir daha da gelmem. Cigara paketini ortaya bıraktı: 17 ZKemal Tahir Hele bir tane yakın. Ne demek? Yatağı da sereceğim. Neymiş? Bizim dert. Biz de Millî Şefe sept etmişiz. Büyücü Hoca. Mesele basit..... Kaç kere söyledim. 19 . Hubuş Hanım.. Giderim.. Tabiî yanık olacak. tabiî yüreğine dokunacak. En iyisi. Hoca. sormayı unuttum.. hiçbir zararını görmedim.. Siz beni deli edeceksiniz. Sarhoş bir adam kahvede bir terbiyesizlik etmiş. sade kuru ehli riyadan Tenhaları melce ederek kaçsa da insan Kurtulmaya imkan var mıdır asrı beladan Gece dersinden bir şahadetname alanlar Her iki âlemi kendisi” vüzeradan Kalıp kıyafet var ise eğer tamahın Hacı Abdullah dahil meclisi ümeradan” *) El yazısı müsveddede. Istanbullu’nun altına bir de minder verdi. Kasideye mi çalışıyordunuz? Hayır.. Eee.. Kaside yanık olursa.İstanbullu bir sıçrayışta sedire çıktı: Rahatsız olma hocam. Fakire neden doldurdular.

orta yerde miskin ve hasta duruyor. Bunlar şakadan ibaret.. İyi ama bunlar pek yalana benzemiyor ki. şakayı sever..” 20 Diariar ötoğuşu Nasıl beyim? Doğru değil mi? Doğru ama bir görseler.. Hubuş bacı nerde? Burada efendim.. Buyur hoca efendi. Bu sefer kaside bile kâr etmez. o da bu kadar inat etmezdi.. Sonra Nazmi Bey. Zalime belayı bekleme asla Mevlâ’ndan Gör kıptînin halin mertliğinin akıbeti bu Zindan köşesinde nefes kalmaz elamandan Bir sövmeye fiş doldurur olmuşlar unutma. Rica ederim. pazara Onu Huri. “Yahu. Ben bu it ahırında ne arıyorum?” dedim. oğlanları evermek Hubuş Hanım’m epey zamanını almış olacak ki. kim var orada?. Pencereden çekilip lstanbullu’ya yer verdi. Ömründe dört kerecik evlenmişti. Damatlarının ve oğullarının ısrarına karşı direndi.. seni addeder büyük gulemandan Tut bir riyakâr eteğinden kendine bend ol Sen de olursun şöhretli eshabı kiramdan Sadakat.. Karikatürde Çamdeviren’in eşarını size okumuştum.. Şuara kısmı. “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” demişler.. Dinle: “Ahlâksızlık tayîb olamaz fakir olmazsan Beyhude olmasın gümanın din ve Kuran’dan Bir ekmek ye de haksızı hak gör neme lâzım. bu felaketi mücadelesiz kabul etmek istemedi. Devam edelim: “Yok ise eğer şeklini halleden alem Şeyh Yusuf dahi hurda kitapsız ulemadan Dahil olursan cemiyyeti riyakârlara Almış olursun sen de mühürü Süleyman’dan İbret değil mi bizdeki ahlâkın sükutu Tabasbus ehli bu zamanda muteberandan Tak koluna bir dilberi düş çarşı. malûm ya.. Hubuş Hanım. metanet gösterip kendini övme Mahrum kalırsın sonra bütün asri zamandan” Nasıl beyim? Doğru değil mi Allah aşkına? Pek doğru... kocaman evin içinde tek başına kalınca dördüncü defa evlenme vakti geçiver-mişti. İlk üç kocası üçü kız. Karıştırmadan yapamıyorum.. Senin ne farkın kaldı hey millet bir hayvandan Doğrulara Hak’kın yardımın görmedim Nazmı Parasız olan. hâlâ kız oğlan kız sesine benzeyen ince. Murat Bey geldi. Kaleme çöktüm. baygın. işveli kelimelerinde dalgalanır dururdu. . Sahi.. Karılar koğuşunun avlusu sararmış otlarla kaplanmıştı.. pencere demirlerine yüzünü yapıştırıp bahçeye seslendi: Hey bana bakınız. zalim elinden düştü dermandan. Aklımda. Artık ihtiyarladığından olmalı. 55-60 yaşında şişman kısa boylu bir kadındı. Üçüncü kocasının vefatından sonra kızları. üçü 21 Oiemal Takir erkek altı çocuk bırakıp muntazaman onar senede ölmüşlerdi. Bak daha neler yazdım... Elbette benzemeyecek.\Kexnai lahir Gene Hacı Abdullah’ı karıştırmışsınız üstat. Belki o kadar ısrar etmeseydiler.. Baksın bakalım. Ben de şaka ettim. namı diğer Hubuş bacı... sen misin? Benim efendim. fakat bir türlü kocamayan göndü. 0 Kahveleri gülüşerek içtiler. Günü azaldıkça aklı da azalıyor. iki fış daha doldururlar. Hub. Şimdi böyle şiirler mecmualarda bile yazılıyor. bu ümitsiz avlunun biçareliğini birkaç misli arttınyordu.. Murat pervazın içine oturdu. Bir tek küçük fidan. Kız Hanım.. yüzünü namahreme göstermemek için fena halde sanlır. Dün gece bir efkar geldi. Şair yalan yazar da yalana benzetmez.

Şahitlik ettiler. Dört aydır cezamı çektim.. O kadar ekmeğimi.. diye.. .. Merak etme.. dutumu. Yani bunlar hep garip insanlar. Tefçi Zühre’nin dostu Mehmet’le evleniverdi. Reisicumhura ve hükümete hakaretten 14 aya mahkum oldu olalı. “Sabiha Hanım’a da. Anladık.. meyvemi yedin” dedim. Birisi alt kattakilerin mektepli oğlu. Yiğidi kılıç kesmez. Orası haklı.. bağrı taşlı.. Mehmet üç dört aylık hasrete dayanamayarak. Hubuş’u da üç kocadan kalan miras için nikahlamıştı. dersin ki.. Benim hemşirem. Sabiha Hanım ben senin eteklerini öperim. Hem evimde kiracılık ediyorlar. her gün ağlıyorum. Malatya’yı yerinden oynatan bir iş yaptı.. “Vay sen ne demek?. Acıklı bir mektup. Hem de Malatyalıyız.. bir kötü söz öldürür. Sana şöyle şöyle bir söven oldu ne yapalım. Bir an sustu. Hubuş Hanım.. Bana ceza verdiler... Bu inat da gene aksi tesir yaptı. herhalde.. Bizim evde kiracı oturan namussuzlar. Hakkı var. sonra ben düzeltirim. Yaz. Onların akrabalarından bir kadın ev istedi. Nasılsın Hubuş bacı? Nasıl olayım şahım? İşte buradayım. yıkılır. Yalvardım.. “Ben bu cezaevinde gece gündüz. diye yazarsın. Mahkemede inkâr edecekti. hem şahitlik yapıyorlar. oğulları da Hubuş’tan büsbütün yüz çevirdiler. Aşağı kattaki şikayet etti. Paşa’mn amcası kızı var. Evi bize neden vermezsin?” diyerek. öiarüar ö’Coğuşu. . Şaşmayan bir Allah. Ona bir mektup yazıver. Diyeceksin ki “Sen evini gariplere neden kiraya verdin? Varsın boş dursundu” diyeceksin.. “Ben sizi. Garip mi. Ceza emri Ankara’dan gelirmiş. ticaret yapmak bahanesiyle bir de dükkân sattırmıştı. Bu dört ay ben neler çektim. İstanbullu. O da demek ki “14 ay ceza elverir” buyurmuş.. Kâniye Hanım’a da siz ettiğiniz vaadi unuttunuz mu?” dersin. Ve de sen iyi adamsın.. Bereket versin.-. Evleri yurtları yıkıla. benim gözüm Sabiha Hanım. Elbet yıkılacak. Şahitlik ettiler. Daha? Dahası.. “Etme yavrum. “Sen erkek değil misin?” dedim de gülüverdi.. Sebep olanlar sebepsiz kalsın. Hem de komşuyuz. Devam et. Bir kere şaşırdım. Bilhassa bu dükkân satışı meselesinden sonra kızları da.. hem de bizim Malatyalımız. Öyle ki genç koca işi anlayacak kadar akıllı olsa Hubuş’un bütün malını sat-tırabilirdi..... Orada da öyle söyledi. yukardaki şahitlik yaptı./-. ver-22 ‘OfLatuâ Tahir medim. Sen üstüne alınma.. Haydi bakalım. Bana söz verdi. Hem vallaha hem billaha yalandır. Duydum ki Valide Sultan istanbul’a gitmiş. Dört aydır yatıyorum. İşte bir kere yanıldım... kağıdı kalemi çıkardı.Velhasıl iki inat bir murat oldu. damatları da. Paşa hazretlerine danışırlarmış. kağıdı çıkarayım... Mehmet. Lakin bakalım biz sövdük mü? Ben paşamıza nasıl söverim? Hem padişah olup.. Bu gariplerin umumu namussuz. Sabiha Hanım. her ziyarete gelişte harçlık almaktan başka. bu havadisi duymuş olduğuna delâletti ve mutlaka çıkmak için bir çare arıyordu. Sen mahpussun. Gözü yaşlı. İşi gücü biraz yaşlı kadınlardan para yemekti. Mahkemeye geldi. Ben bu cürmün faili değilim.. yeniden evlenmeye kalkmıştı.. işte oraları sen doğrultursun Murat Bey. Sen söyle. Ona kızdılar.” dersin. Olur.. İsmet Paşa Efendi’miz seyahata çıkmış. Şimdi oraları bırak Hubuş bacı? Ne yazdıracaksın? Yazdıracağım şu. Malatya’nın en güzel erkeği sayılıyordu. Allah’tan aşağı büyük bilirim. Baş üstüne. Daha? Dahası. Yüzünü göstermemek için başını kaldırmadığından omuzlarını oynatarak sordu: Murat Bey orada mısınız? Buradayım. gönlü yıkık Kâniye Hanım yemin etti. Hubuş’un arada sırada bayılması.. Dur.. evine uğratma. Henüz otuz yaşında ancak vardı. Haşa. Fatma Hanım’a da. Yok canım. halife postunda oturup. Hubuş bacı pencerenin önüne çömeldi.

. İstanbullu sözü değiştirmek için sordu: Aduş nerde? Uyuyor.. Müddeiumumi iddianamesini söylemedi mi? Bu sefer söyleyecek.. Sen kulak asma Murat Bey. Merak etme..Kaderimde varmış. Ben yazarım. No: 5 Ankara.... yapmadın biliyoruz.. akrabalık hakkıyla rica ederim. şişman vücuduyla adeta yuvarlanarak gitti. Mübarek Ramazanda sizden himmet isterim. Başka bir diyeceğin yok ya?. Ben zarf aldırdım... Anladık rezil. Onlar muskalarını dışarda yazdırmışlar ağabey. Kız. Komşuluk. 25 IKemal Tahir Biz zorla ikrar ettik. Sen mektubumu yaz.. Medet.. Hoca işte hazır. Artık sen yaz. vah çekmeyesin. Getireyim. Mükemmel... Herkese bir alay lazım. peki. Hüsnü polis bana düşman.. Gâvur olmasalar başları açık sokağa çıkarlar mı? Biz hem de Malatyalıyız. Bunlar hep gâvur. Mektubum sana emanet.. Karakolda... 24 iKarûar ZKoçjuşii Ne dersin Murat Bey. Göğsünde ak tüyler bite. Pekala... Tapu senetlerinde böyle yazılıdır. Allah ömrünü uzun ede. onu göremedim. . Hanım. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’ne idam maddesiyle sevk edilmişti. İstanbullu. Bana yazık değil mi? Vay başıma!.... dargın dargın baktı. Dostuyla bir olup kocasını zehirlemekten yatıyordu. Lakin şahitler “Yaptı” diyor. Sahi... Vay başıma!. Hanım.” İşte Murat Bey sen artık istediğin gibi yazarsın.. Peki. Elin uğurludur. Biz İslâm’ız. Cebeci. Aman acıklı yazasın. Dün size bir arkadaş gelmiş.. Allah aşkına.....” diye fıkırdadı... müstantikte. Vebali boynuna oğlun gibi ever. Bu garipler hep Arnavut.. namı diğer Hubuş cariyeniz. birdenbire ciddileşti: Ben yapmadım.. Nafia’yla dertleşiyorlar. Deminden beri Hubuş’un arkasında ayakta duran ve Is-tanbullu’ya güzel kara gözleriyle çapkın çapkın gülümseyen Hanım yüzüne sardığı pembe başörtüsünün altından. Hiç olur mu? Dur savuşma Murat Bey.. Bende var. Hubuş telaşlandı: Şuna bak.. Adres? Adres kolay. Biz Türk’üz.. Üç aylar girdi... damlan da gördüm... müddeimumilikte ikrarınız var.. beni şuradan kurtarın. Ben bir şey demedim ki bu lafı böyle söyledin.. imza ne atacağız? -¦ Hub.... kağıt aldırdım. Olmalı elbette. Hâlâ inat ediyor musun? Deminden beri gülümseyen Hanım. Ne inatçı şey yarabbi. Arnavutlar bana hakaret ettiler. Sonra mücadeleyi kazanmış gibi gülüverdi. ismet Paşa’nın ayaklarını öperim.. Cemal polis bana düşman. Adıyamanlı idi. Ah. Ben yazarım. İkisini burada geçirdim. İçerde.. Okuyanlar bütün ağlasınlar.. Hayır. 2 İstemez.. başını çevirerek güldü. Dur... kızın gibi gelin et. Valide Sultan’m. Hanım’a sordu: Sizin iş nasıl? Bilmem... bak benim aklım başımda değil ki. İsmet Paşa’nın amcası kızı Sabiha Hanım. Hubuş.. Bari birer muska yazdırsaydm. Evimde orucumu tutayım. İkisinin derdi de bir. Pek acıklı yazıver.... mektubun bir faydası olur mu? Belki olur. “Dilim arkama giydirir kilim..

Bırak şimdi saçmalıyorsun. Vallaha billaha beş seneden fazla olmaz. Asılmaktan da korkmam... üç ih-lâs bir fatiha okudum. Belki daha az verirler.. Asmasalar.” dedi dersin. De ki. Söylerim... Türkçe-yi hiç konuşamayan bir Kürt karısıydı. Kasabalılara benzemiyor. Bir de gömleklerimin yakaları büzülmüş. Bütün fukara köylü kadınları gibi fena halde yıpranmıştı. İstanbullu. Sen Müslüman değil misin. Sana en çok beş sene ceza verirler. Pencerenin karşısına. diye uzattı.. Kız.. Söyle.. Asmasalar. İnce bir gölge gelip duvarın dibine durdu. Gördün mü? Sopayla vurmuşum. sen artık çok oluyorsun.... Çıplak ayakları kocamandı. Ne yapacaktın? Pantolonumu iyi ütülemiş teşekkür edecektim. İşte gördün mü? Mektup nasıl gittiyse. Astılar mı? Fatı başka. On beş seneye. Ben yapıştırırım. İplik ister.. Kocandan mektup aldm mı? Aldım.. Ben sana söylüyorum. Lakin ayıptır. sana kanunu okumadım mı? Beş sene verecekler.. Nafia Hanım da ütünün kömürüne para veriyor. Gölge “Söyleme” diye işaret ettiği için Hanım kekeledi: Hasta değil. Hanım’a göz kırparak mahsustan sordu: 27 ZKemai Tahir Nafia Hanım nerde? Hasta mı? Hayır. Bir şey değil. dedi.. Murat ağabeyim burada.. Fatı geldi. Beni asarlar. Olur.... Hâlâ o lâkırdı. İstanbullu onu görünce namahremlikten kurtulmuş gibi rahatladı.. Hubuş bacı.. Sen de sopayla vurmuşsun... bunun zinadan üç aya mahkum edilen Nafia olduğunu anladı.. koğuşa doğru bağırdı: Sıdıka.... Sebebi. Şimdi gömleklerimi tamir edecek. Pul da ister ya... 3 İşte bak. Fatı’ya iki sene verdiler. İşte kağıt.. İnsana dümdüz kardeş kardeş bakan siyah gözleri vardı.. Ellerine sağlık. E. Her ne masrafı olursa. başına rastgelen darbeyle kadın üç gün sonra ölmüştü. On beş seneye razıyım.. İşte zarf.. Hiç mümkün mü? Pula para vereceksin. Ben söylerim.. görmediği halde. Şimdi ayıp ettin Hubuş bacı. Sıdıka’ya. Bir şey değil.Sıdıka seninle görüşecekti. Yemine inanmaz mısın? On beş seneye razıyım. İzinli gelecek. Şimdi Sıdıka asılmaktan korkuyordu. Efendim. Gelsene. omuzlarını cilveli cilveli sallayıp sırıtmıyordu. Senin yazdığın mektup gitmiş. Lakin adam mundar gidermiş. dedim ya... geç kaldım.. Sıdıka... Bir gün gelin-kaynana kavgası esnasında Sıdıka kocakarıya bir sopa sallamış. Öylece. Nafia “göndersin” diye fısıldadı. İçerde.... zarfla kağıdı koşturdu.. Küserim ha....... Nasıl etsek?... .. O ısırmış. Sakın korkma. “Eğer böyle iyi ütülerse her zaman onu zahmete koşarım. Kocası askere gittikten sonra öteki oğulları huysuz analarını getirip biçarenin başına atmışlardı.. 26 ödarûar Dioğuşu On beş seneye razıyım... Bu esnada Aduş kucağında olduğu halde. Hanım. Ah on beş sene verseler. kıstırılmış korkak bir hayvanın oynak gözleriyle Murat’a baktı: Ne olacak benim işim ağabey? Korkma.. zayıf esmer ve pek sinirli bir kadındı.. istanbullu doğrudan doğruya teşekkür etti.

. Zaten Müslüman Müslüman’a üç günden fazla dargın duramaz. güzellerdendi. İsterseniz Hanım’a sorun. Ben öldürmedim. Efendim. bizim Malatya’da bir söz vardır.. Eğlendiriyor. Akşamları Aduş sizi eğlendirmeli..Nafia bir adımda ortaya çıktı: Ne münasebet. şahidi de bulduk.. İstanbullu. İki çocuk anası olduğu halde son derece gergin mat bir derisi vardı. Nafia. Demek ki gömleklerimi tamir etmemek için bahane arıyordunuz. Sen anlarsın.... Aman aleyhimde söyleyen olursa. Elbette. Elbette.. Başka bir sözünüz var mı bayanlar? Yok ağabey.. Günahtır.. Allahaısmarladık. Benim vekilimdir. iyi ama ben muska yazmıyorum ki. Sağol bacım. Değil mi Hanım? Hanım’m dostu da mahpustu. Soyunursun. sözü uzatmak için sordu: Canınız sıkılıyor mu? Hayır. . Ağzı o kadar kırmızıydı ki mat 4 yüzünde insanı şaşırtıyordu... Aduş’a kadınlar da. Zaten bu Hanım size laf söyletmiyor ki. biz Hubuş bacıyla hesabımızı görelim.... Sen gömleklerini yolla. dedi. biraz kalın olan alt dudağı şımarık şımarık bükülüyordu.. deminden beri konuşmayı dinleyen erkekler de.. Hanım.. Size küstüm. İşte gördünüz mü? Tamam. Her zaman yaptığı gibi burnunun yarısına kadar sardığı başörtüsünü düzeltmek bahanesiyle yüzünü açtı. Güle güle efendim. ben orada mıyım? Orada olmasan da anlarsın. hem de Rıza denilen o soytarı oğlanla yatmasına. onun zinadan mahkum 28 ZKarûar ZKoğuşu. Kız... Ben anlamam ki ağabey... Kitap böyle yazıyor. Hanım’a başını salladı. Olur.. Bunda küsecek ne var. Sen de olmasan halim harap. sen işini bilirsin. Gülersin. sonra da sizin borcu mu ödeyelim. Bununla beraber kolay unutulmaz. Orta boylu.. Yarın da gel.. Hanım’m bu sebepten keyfi vardı. Bugün de yeni barışmışlardı. Mektup yazıyorum. Bir derdiniz olursa derhal çağırın. öbür gün çamaşır yıkanacak. birkaç gün dargın kalıp sonra hemen barışırlardı. Sözümü tutmuyorsun.. Mahkemeye gidince Müddeiumuminin sözlerine kulak ver. Anasının kucağında uyku sersemliğini yeni dağıtmış olan Aduş elini başına götürerek onların yerine cevap verdi: Allahaısmarladık efendim. Kimin haddine.. yüksek sesle güldüler. Ne faydası var. Arada sırada çekişirler. Gülümsedikçe yanakları çukurlaşıyor. çekik elâ gözleriyle Istanbullu’ya ağır ve ciddi baktı. Rıza’ya selam söyleyeyim mi? Hep böyle söylüyorsunuz. Omuzlarını oynattı: Günahtır ya.... ince fakat çok mütenasip vücutluydu. Aferin.. Alacakla borç ödenmez. derler. O kadar güzeldi ve öyle mağrur bir hali verdi ki insan.. Gömleklerinizin yüzünden size artık küse-meyecegiz de bi. Siz gömleklerinizi yollayın. Böyle bir kelimeyi söylerken bile işveli olmaktan vazgeçemiyor du.. Bir oğlan çocuğuna benziyordu.. 29 üiemal Tahir iyi vallaha. Nafia. olduğuna. Belki vücudu böyle sağlam ve tıkız olduğundan insan ona hiç acıyamıyordu.. Yani..

Kanunda karı asmak yok diye duyduk. Başka çare olmaz olur mu? Pekala. Defterin yanında duran köylü paketinden bir cigara aldı.. Herifi zehirleyecekler de.. Mahkemeden çıkarken Mübaşir Ali omuzundan itmiş de.. Ona da otuz sene vermişler. Bir de kocasından korkar. O zaman geri dönmüş. O kadar yalvardım.. Aklı görüyor musun? Bir de mahkemede inkar ediyor. Orada bülbül gibi söylerler. 30 2 Duydun mu bey? Hanım’ı idama mahkum ettiler. müddeiumumilikte inat etseydin ya. Gardiyan Vahap. İçimde öyle bir istek var ki günah işlemeye. Şimdi ağlıyor mu? Hayır. Şu anda.. Başka çare yok. buraya gelince.. “Merak etme. Adıyamanlı Hanım Kuzu’nun hiçbir farkı olamaz. O kadar söyledim.. Adıyaman kasabasının içinde komşu oğlunu sevecek de kimse farkına varmayacak. Zaten bey. Senin komşu karısını ayartmak neyine. hayır istemez. Ali ekin götürüvermiş. “Gel şuna bir çare bulalım. İdam verilecekmiş ama yaştan istifade ediyor.” demişler. bu Adıyamanlıların çoğu erkekleri oğlancıdır. . ağlamıyor.” demiş. Oğlan ne diyor? Ali mi? Ali fena ağlıyor... “Ali üstüne alsın. Ben acıdım. demiş de biraz ferahlamış.... müstantikte. hakime yalvarmış. Haydi bir çare.... Şuna git de bir şeyler söyle. Hele kaltak. iki çocuk doğurmuş.. Karıyı asarlarsa bu oğlan yaşamaz.” İşte şimdi ne yapacağız?... Yuvarlanan kalemi tam düşeceği sırada tuttu. Mahalle bekçisi. doğru söylerlerse bırakacak... yirmi beş yaşında... Murat Bey çare bulur”. Şimdi karı asılacak mı? Temyiz imdada yetişmezse. Jandarma karakolunda “İkinizin de ırzına geçeriz. Zamparalığı kolay sanıyorlar. Ne diyorsun? İstanbullu kurşunkalemi masanın üzerine bıraktı. Ben “Hanım suçsuz mu?” diyorum. “Oh olsun kaltak.Yalnız Aduş ciddi ciddi temanna etmeye devam ediyordu. “Olmaz Ali’mi asarlar. Belli bir şeydi Hacı. İki çocuk anası. Sersemlemiş. Yanlış duymuşsunuz. Yahu nasıl düşünmüyorlar. Bir kadın. 21 ZKemal Takir Temyiz et demişlerdir. Çocuklarının babasını keyif için zehirler mi? Keyif için değil. Karı gibi karı olsa şu Ali’ye gönül verir mi? Ali. Kibriti şiddetle vurup yaktı.. Sanki ben mi mahkum edeceğim? . Hayır. Ali olacak rezil. karakolda. sevaptır. Ali’siy-miş. Yazık fukaraya.. ama..... Kanun karşısında Başvekil Refik Saydamla. Namussuz. Hanım’m kocası bekçi imiş.. Evet.” dedim. Şaşma. Tamam. Yazık karıya bey... Anlamış mı bari? Hakimin okuduğundan tabi bir şey anlamamış. gelsin zehirlemek. “Bana otuz sene verin!” diye kendini yere atmış. Herif askere gitmiş.. Bölük kumandanı yemin etmiş ki. Ulan rezil. Sizin tütünler beni öksürtüyor.. budala. Kanunda kadın erkek farkı yoktur.... 5 Ben sevap işlemekten usandım Hacı. Nikahlarım kıyacak... tabancasından korkmuştur... Mutlaka on üç yaşında evermişlerdir. Kurnazlık edecekler.. Akıllarına bir şey gelir. Ali’si.. Gelsin pusu yapmak. bereket versin.. biraz da günah işlemek istiyorum. kendisini kurtarmaktan aciz. başka çare yoktu. Şuradan bir cigara ver... Bunlar muinsiz kalmışlar. asıl suç Hanım’da. Aferin..” dedim.... görürsün. İşte seni asacaklar.?2 öiardar IKoğuşu Ne halt etsinler. Bana karşı inat edeceğine.

. Senin . ezberlenmiş şeyleri tekrarlıyor gibi konuşuyordu: Bir adam vurup buraya gelseydin.. Getirdiği öteberiyi ayağının dibine bırakmış oğlanın yüzüne bakmadan.. Hamit Şevket Bey ipten adam alır. diyeceksin.. Aman mahkeme.. Bir de ben deminden beri Hanım’a kabahat buluyorum.. Niye güldün bey? Aklıma bir şey geldi. Ali’ye kabahat buluyorum.. Gene de şimdi kızıyorum. Ali laf anlar mı? Anlar... Bu suretle yeni türküleri muntazaman öğrendiği için gürültüleri Istanbullu’yu rahatsız etmiyordu. Evvela Ali’yi görelim. Namusa dolaşmış.. sarı benizli sıska bir oğlan.. istanbullu ile Hacı Abdullah merdiveni indikleri zaman. Esbabı muhaffe-fe gördüler. Ben söylüyorum.. son derece uzun boylu.. En babayiğitlerimiz sen ve ben. Sen kuvvetsizliği bilir misin? Hepimiz kocakanlara dönmüşüz.. Çocuklar ziyaretçileriyle de bu pencerenin önünde konuşurlardı.. Hani erkek.. Bu Ali’yi. Ali ne olacak? Evvela Ali’yi görmeli.. Kulanpara pezevenk.. sabahtan akşama kadar türkü söyleye söyleye caddeyi seyrederlerdi..çocuk koğuşunda yatıyordu. Hem de temiz taş aramaya lüzum görmeden.Zannetmem. 24 Utanlar [Koğuşu Hanım’ın Ali -mahpusane ona böyle diyordu. Doğru!. Düşmanlarımızdan birisini vursaydm ya... sonra Hanım. Zaman zaman on paradan üç bin beş yüz liraya kadar değişen paraya mahkumuz. Paraları olsaydı bunlar kurtulurdu bey. Hanım söylemiyor ama Ali yemin ediyor. Sanki bütün bu olup biten işlerin kabahati onunmuş gibi... Karı çamaşır yıkıyor... kazak örüyor.. Sana acayip bir şey söyleyeyim mi? Ben Ali ile bir kere bile görüşmedim.. Çocuk koğuşu. Elaziz’in askeri hastane sertabibi. Fena değil... Kim bu herif? Aldırma. Burnunu karıştırma. koca doktor albay ırzına geçtiği beslemesini. Hanım’m oğlancı koca-‘ sına kabahat buluyorum. gebe olduğu halde.. Bir avukat tutamadılar. Sen de itiraz etmeden dinliyorsun.. iriyarı bir adamdı... Galiba kadınlı meselelerde ister istemez erkek suçludur. Yukarı kata çıkan merdivenin sahanlığında bahçesine bakan bir pencere var ki çocuklar bu pencereye tırmanıp demirlere kollarını geçirerek otururlar. Allah Allah. Ne geldi Allasen? Sakın çare yok mu? 6 Çare olmasa da uğraşacağız. Ne halt edeyim? Karı kısmına idam cezası ağır bela..... âlem yaparmış. Oh olsun.. Aman müstantik. İpten adam alan Hamit Şevket Bey değil. Fena değil. Namuslu bir insan bizim halimize düşse kafasını taşa çarpar da geberir... Hiç farkı yok Hacı Abdullah. Oğlanı besliyor. Çalışacağız. Beni Ali Aga’ya takdim et bakalım... Daldım gitti.. otuz sene verdiler... O yumuşak oğlan ilk günden beri sinirime dokunuyor.. çorap. Üç bin beş yüz liraya Ankara’dan Hamit Şevket Bey’i avukat tuttular beyim.. Herifi severim. babasıyla görüşmekteydi. Bütün bu kat kat facianın suçlusu.. neye benzer bilir misin? Neye benzer? Karıların ağlamasına.... Baba kıvırcık kırçıl sakallı. seni beslerdim. İstanbullu’nun oturduğu odanın tam altında ve karılar koğuşunun tam karşısındaydı. Kafasını patlatacak bir temiz taş bulamadığına üzülmüş. kansıyla beraber suya atıp boğdu. Ya ne olacaktı? Kadını göz göre göre astıracak değiliz ya. diğer güzel çocukları hep eve top-larmış da saz çaldırır. Şunun gibi it olur mu? Yat.. 3500 lira.. Bu benim oğlumu salıvermeyin. şimdi hiçbir çare kalmadı mı? Bakacağız.. Ama erkek nerede. Haydi gidelim. Ben Elaziz cezaevinde gördüm. hele şuna bakın Dut Memet. B öiemal Ttıhir Sen söylüyorsun ben de dinliyorum bey. Elimizden bir gevezelik geliyor... Pekala. Hanım’a rakı dagıttırır-mış.

Ufak tefek... insanı mahvedici bir ciddiyetle eşeğin yularını tutuyordu.. İstemez. ufalmıştı. Sen otuz yıl yatamazsın. Başparmağını kıvırıp gözlerini derin derin sildi. Bir yük odun üç lira. Koynundan iki tane armut çıkardı: Buyur yersiniz. Bıktım hepinizden. oğlunu cinayete teşvik eder mi? iyi ama beyim... ben yaptım” deseydi. Senin düşmanın kim? Adam komşusuna düşman olur da.. Ağlama gayrı.. Cezanı mutlaka indirmeli. Aklımda çok söz vardı. Karıya idam verdiler. Bir de kız olsa.. ben sana hangi yerin kızını almazdım.. Ne diyeyim? Evde ağlıyor. Yolda ağladı. kız mı kaçırmış? Kız.. anan mı gelmiş? 7 Anam bey. Ağlamayacaktı.. Ağlar gibi söyleniyordu: Ali... Öp ulan babanın elini. Ciğerim yanıyor efendi. kıvrılmıştı. Karı aguladı dersin. Yazıktır. Anan ölsün Ali. Malatya çarşısı gibi aydınlık... Ana. benim param var. “Ben yapmadım.” dersin. Ana bitkin bir ihtiyar kadındı. İnsana Hacivat’ı hatırlatıyordu. işte ağlıyor.. “Gelin” kelimesinden sanki korkmuştu. Uğraşmalı.. karı yaptı. Biz böyle bir iş görmedik. . Ağlama kız. Namusa dolaşmış bu benim oğlum. bizim damlar. Ali. Ûp diyorum rezil. Ver de elini öpsün.. Seni görmeden ölürüm diye diye korktum. 35 Öiemal Takir Bırak şu lafı ihtiyar. Nöbetçi Gardiyan Vahap başgardiyanın odasını gösterdi.. Yok.. Senin aklın mı erer.. Karı demedi mi? “Bu yapmadı..yatağın mı yoktu? Senin buğdayın mı yoktu? Sen anana “Beni everin” deseydin. Sakalının ucu.. Konuşun. Anası geldi. Benden yüz lira isteseydin...... Dışarda konuşuyor. Başlarım ha.. Ali armutları aldı. Sana söz söyleyecektim. Ağlama. her zaman oturduğu koltuğa yerleşti.. Kimse yatamaz. İstanbullu.. diye ağladı. İstanbullu artık dinlemedi. Bugün şaşırmış bir hali vardı.. Birisi sana.. Koca sakalından ayıp..... Dersin ki bak. istanbullu göz kırparak reddetti. Buraya şartla getirdim. kafamı kızdırma. Kulak asmadılar. 30 yıl ceza olur mu? Sen anlayabilir misin? Üç yıl demişler.. gözlerini zorla kırpıştırdı. Baba. çok güzel bir delikanlıydı.. sana az ceza verilecek dediler. beyaz sakallı bir ihtiyardı... Aman müstantik şuna bir yıl ceza verin yatsın. Olan olmuş. beyaz. Ben otuz yıl yaşar mıyım ki. Aşağı indiler.. Eşek seni.. Düşmanımızı vursaydı... Kitaba baktırdık. birisi geline. Orada duruyor... Orta boylu.. Demez mi. Baba şuna bir laf söyle...... Anası “Ben öyle gelin getirmem” diye ağlıyor. Dargın dargın kaşlarını çatarak: Konuşun. dedi. Düşmanımız.. Istanbullu’ya döndü: Haksız mıyım beyim?.. Yazıkmış. Azarlayacağına daha beter işler teklif ediyorsun.. Oğlana sordu: Adıyamanlı Ali’yi sesle.. vermez miydim? Öküzleri satar verirdim. Kâ-at yaz... Seni görünce hepsini unuttum. Bu da baban mı? Babam........ El karanlıktan malına bakamaz. Odanın sokağa bakan penceresinin önünde konuşuyorlardı..... Doğru bir söz. dedi.. Karıların konuşma yeri olarak kullanılan merdiven altında kimse yoktu. Aman mahkeme. Para lazımsa iki panganot vereyim. yarı dönük. Bana yazık değil mi? Sana neler söyleyecektim. Ali. Ayıp etmiş. Gözleri trahomdan harap olmuş. Dur bakalım. 36 \Karûar [Koğuşu iki tane getirmişler yavrum. Ali gelenleri görünce terbiyeli terbiyeli yer verdi. Alt dudağının tam ortasında incecik bir yeşil dövme vardı. Bir tanesini Istanbullu’ya uzattı... Senin gazyagm mı yoktu? Bir tenekesini 70 liraya aldım... Ne yaptı.. Ağladım da beni öyle getirdi.

Siz. Yazacağım. Güler. Çamaşırı yıkanıyor. Ölseydim. Merak etme. Karı da bir kabahat işlemiş. Hayırsız girer korkusu çekmiyoruz. damadın olsaydı şimdi boynuna sarılırdın.. Seni onu affetmezsen.. Babası oğluna bir cigara verdi.. üzüm getirirdim. Nasıl besliyorsunuz? Saman pahalı mı? Hepsi aç.. Bak.. “Af geliverse oğlun çıkar. Sonra içerim.. “Kızım bu iş iyi getirmez. geçer.. Baksana etrafımızı zaptiyeler çevirmiş. erzakları Hanım’a teslim edin.. Ali’ye ceza verdiler diye sen kızıyorsun.” dediler. Ali’nin yanma geliyorsunuz. Takıma taksın da içi versin. Gülecek yerde... Gözüne baktır. Yedi senedir akıyor ne ola. Şu lafı bırak dedim. On beş lira aldık.. Ali yakmadı........ bunlann kağıdını ben yazacağım. Boynuma sarıldı da gülü verdi. Ben bunlara söyledim.. İki çocuğundan oldu. Ölmem. Ben ölseydim. Ali’nin yüzünden kocasından oldu.... Senin oğlan. Sen cahili bilir misin? Aklı erse yapar mıydı? Bak sonra kanşmam. Kolay değil. yemeği pişiyor.. Ölseydim Ali’yi mezarda göremezdim ki. Sana saldık... anam yok. Sen Hanım’a hainlik edersen.. Bahçeyi icara verdiniz mi? Verdik.. seni nerde görürdüm.. Olmasın. Oturur.İstanbullu.. Cahillik anacağım.. Bir iyi kağıt.. elverir. Artık ben ölürüm... Oğlana bir cigara ver. ... neden ağlıyorsun? Buradan iyi yer yok. Seni gördüm ya. bir de utanmadan ağlıyorsun... Kız. Şu ötebe-38 öiarûar Oioğuşıı riyi al. Başka bir şey getiremedik. seni nerde görürdüm. Yani demem şu ki. Zaten oğlanın yemeğini o pişiriyor. İstanbullu yanlış bir yol tuttuğunu anlayarak lafı değiştirdi.... Aman evladım hiç olur mu? Şunlara bir kağıt yaz.. Ne mümkün. İstanbullu yumuşak bir sesle araya girdi: Anacığım. Buyur. ilaç versinler. Bak bugün idama mahkum ettiler. Kumar oynama... “Cigara içerse beni ansın. Otuz sene vermişler.. Sana küçük mekiği getirdim. Kime? Karıya mı? Evet. elin acımaz... Baban sana tezgah getirdi. anaya merhametli merhametli çıkıştı: Kız... Tarlalarda toprak yalıyorlar.. Tayın da geliyor. karıyla beraber.. Pekala. Ben ne halt edeyim? Memlekete şu kadar uzakta. Naziktir. Derdin azalır... Allah göstermesin. Bu da gelir. Eksik olmayın. Sus.. iç yavrum iç. Artık ağlama dedim. Lakin sen de benim sözümü dinlersin. insan affeder. Babaya hışımla seslendi. aldın mı? Aldım.. Şuncacık oğlan otuz seneyi yatar mı? Bunların hiç mi oğlanları yok. Onun yanma gelen yok ki.... Kız.. sevaptır.. Kız sen ölürsen ben de burada ölürüm.. 8 Hayvanlar nasıl? Dört tane merkebimiz var.. İlaç faydasız. ben el adamıyım. geçer. Oğlun da sevinir. Bizi içeri bırakmazlar ki..... Ateş uzattı.” dedi. Ben o karıya laf söylemem. İstemez. canından oldu. İnşallah bir af olacak. Bizim oralarda “Af var” diyorlar. Haydi kaynanalık yapma. Ali’ye hainlik ederim. Kimsem yok. Fukaranın gönlünü alırsın. Fazladan karı da yok. Suç senin oğlunda yok mu? ikisi beraber olmuşlar. Tarhana getirdik. senin oğlunu da başkalan affetmez.. İyi ama.. Güz olsa pestil.. Almazsın. Doktora git.. Ağlarım. Bu da gelir. bu haltı etmişler. Bir hata olmuş.. babam yok. Elini göğsüne sokup bir yeşil ağızlık çıkardı... yağ getirdik. 27 öiemıâ Tahir Ağlarım.. Af iyiymiş. Şuna bak. sus. Sevineceksin. iyi.. Zaman ölmüş. Oğlan anası gelinini sevmez ama... vermezler diye ağladım. Ananın yüzü birdenbire hainleşti. Biraz da pekmez getirdik. Ağan sana hediye gönderdi. işte iyi. hiç değilse. bez dokursun. Bulgur getirdik.” dedim.

Ali’nin anasını mıncık mıncık aradıktan sonra iki kadını merdiven altına oturttu. Burası zemin katta. gel hele. dedi.. İnsan ölümü görünce. aptesanenin önüne serilirdi. insan metin olacak değil mi beyim? İstanbullu. İnsanlar asıl. diye gülümsedi.. Korkma. Nasılsın? Duacıyız bey. müdürden müsaade almak icap etti.. Telaşlandı.. “Allah veriyor. Suç karıda.. yataklar dar ve karanlık aralığa.. Haydi kapıya dolaşın. Hanım. Çocuklar Istanbullu’yu her zaman dikkatle dinlerler.. Zaman olur. Fakat kaynanası olacakla karşılaşır karşılaşmaz vazgeçti. Ziyaret günü olmadığından. bütün dünyadaki emsalinin günahı boynuma. Allah’ı topraktan yarattılar... Hiç olur mu? Ali kapıdan kayboldu. günahın boynuma.. Akçadaglı Gaffar -ilk mektebi okumuş olduğu için. Allah insanı topraktan yarattığını söyler.O tarafa karışma.. Yoğurt yazsaydın. hastalığa razı olur. Elleri göğsünde yaklaştı: Safa geldin bey. Mektup yazdım. Karı gardiyanı Ayşe. Kahve istemez... istanbullu ve Hacı Abdullah. Yazdım... küçük toprak kapları. küserim. yirmi beşe çıkar... Istanbullu’nun dostlanndandı. Allah senden razı olsun.. “Suç karıda. Geliyorum bey. dört köşe bir odaydı. Kağıdı zorlu yazacaksın. bir de Hanım idama mahkum edildiği için. Kavuşursunuz... affolur. Sen meraklanma dedim ya.” demeye utanmış olmalı. Öyle derim. giden oldu mu? Bekliyorum. İstanbullu. İstanbullu. Bunu bilmeyecek ne var.. Gelecekler.. dinlemeye duyamazlardı.kitap bile okuyordu. Gavur.. yavrum.. Sen nasılsın Hacı dayı? İyiyim. üzerindeki dalgınlık kayboldu.. Bir an. 41 ..” diye bir büyük yalan uydurmuş.. Müslüman. Bak. Yazdım. Alt kat duvarları daha kalın olduğu için Istanbullu’nun odasından daha küçüktü: Şimdilik mevcudu 11 çocuktan ibaretti... Köylü “Bana rızkımı öküzle eşek veriyor.. Yalandır.. Lakin bu da Allah’ın emri... İyi öyleyse. Otur şuraya. 9 Ali. pek dikkatle muayeneden geçirdiler.. Ceviz yazsaydın. Istanbullu’yu görünce bir şey söylemek istedi... Ali ile beraber çocuk koğuşuna girdiler. Yalnız senin değil.. Üstüne minderler attı. Ali’nin telaşını fark etti: Ali. Meraklanma. Heybeyi. Mırıl mırıl tövbe ediyorsun. Çingene. Gaffar’a sordu: Ali ne dedi 30 seneye? Ne desin. putperest ne kadar fukara varsa cümlesinin günahı boynuma. uykuda geziyormuş gibi dışarı çıktı.. Kağıdı Ali’ye mahsus yaz. yirmi. Ayıp demedin mi? Karıya ağladı beyim.. Biraz ağladı. Bereket versin ayrı bahçesi vardı ve kapı sabahleyin erkenden açılıyordu. bir cigara yaktı: Ah sizi köylüler..” dersin. bahçeye bir örtü serdi. 29 ZKemal Tahir Ali’nin cezası iner mi? Ali’nin cezası iner. “Yüklü” sıralarda kapısı açılıp kapandıkça insanın yüzüne ter ve ayak kokusuyla daha ağırlaşmış çürük bir hava çarpardı.... Gözleri korkuyla açıldı. 40 ZKarılar ^Koğuşu Safa bulduk Gaffar.. Gelen.

. Sen karıyı kandırdın. teslim oluvermişti. Zehri uyku ilacı diye verdin. Çıkıp başına sallamak lazımdı. İngiliz lodru. Öyleyse ne oluyor? Bir çeşit körpe hayvanlık.. Ali.. Istanbullu’nun meşgul olmasından belli ki memnundu. kocasını uyutacak da tehlikesiz buluşacaksınız. Ali yaşaran gözlerini sakladı. Doğru. muhakkak ki bu kadar kolay san-mamıştı. Mahkemede reis de kaç kere yalvardı... Temyizi mürafaalı isteriz. Ali = Hitler.iKemal Tahir Ali kahveleri getirdi.” .. Alıp kaçsan üç ay cezanız vardı. en hain. Başka çare yok.. Burada da herkes vazifesini yapmış.. Sonra Ankara’da bir avukat arkadaşım var.” dedi. Lakin kıymeti yok. Harpten evvel Malatya’da. Öyle bey.. kocasını öldürmesi için zehir verebilir mi? Zehirlenmiş bir adamın yatağına girebilmek. Kabahati senin üstüne atmalıydı. Kabahat Hamm’ın. Mukabilinde hiçbir şeyi tehlikeye düşürmeden en ucuz bir pazarlık... Adamı zehirlemişler. Ona mektup yollayacaım. Bunların hepsinin aklı var fikri yok. kahvenin yarısında birdenbire sordu: Ne yapacağız Ali? Sen bilirsin bey. en alçak vaziyette bile hudutsuz bir feragati.... sevdiği kadına. Yani. Sizinki düpedüz cehalet. Şimdi ne oldu? Hem sana otuz sene verdiler. küçük ihtimamları. Gel doğru söyle. Büyük bir avukat. “Saçmalama birader.. “Kız seni bir öğreten oldu mu? Seni bir kandıran olmuştur. Şimdi. yani ilk defa o gün konuştuğu adama. istanbullu hiçbir esaslı teklifi olmadan söz başlamıştı. Benim bileceğim bu böyle. Razı olmaz. Ne demek? Razı olmamak kalmış mı? Ben onu razı ederim. Nasıl bu? 20 Sen bilirsin beyim. Onun mirasma konmak. Parasız girer. Pekala. Razı edemedik. en cahil. Her yerde ikrar ettikten sonra mahkemede inkar edilmeyecekti. Hintliler de beraber. Hem de ona ağır ceza verdiler. demiyorsun. Kötüye vardı bey. Benim bildiğim bu iş. ben razıyım... İnadın yeri değil. kaç kere hırslanıp bağırdı. 42 ZKemal uıhir Değil. Ben de öyle derim. hiç sevmediği bu güzel çocuğa karşı birdenbire büyük bir acıma ve büyük bir sevgi duydu... otuz seneye çıkarmak akıllı işi mi? Öyle beyim.. Nasıl olsa yaşın küçük olduğundan seni asamazlardı. Aferin Reise.. kötüye vardı. Bir türlü derdimi anlatamadım.. seven herif. Hanım’ı çok mu seviyordu? Bu oğlan sevmekten ne anlar? Öyle ya.. Lakin razı olmaz ki. para ile alıp satılmayan dut bile bu kadar ucuz değildi. Pekala. insanın yüreğine dokunan bir itimadı vardı.. Bekçi = Churchill. Birdenbire biricik kurtuluş çaresini keşfetti. ölçüp biçmeden. Öyle yapacağız.. Hani vicdan azabı. Sen iğfal etmiş olacaksın. Rezillik bu dünyanın şimdiki hali... Ben biliyorum. Bir paket de cigara almıştı.. Sağol.. Ölenle ölünmez diyerek dirilerin tarafındasm. Küçük dargınlıkları. Sen de oğlum vazifeni yapıyorsun. gözyaşları ve kıskançlıklarıyla en meşru bir sevgiyle. Bu hislerde bir miktar da merhamet vardı. Temyiz layihasını böyle yazarız. deminden beri kımıldıyordu. İstanbullu. kendisine. Hele bir de Hacı Abdullah 42 [Kardar [Xoğuşu Ağa’ya danışalım. Burada zerre kadar hicap duymadan alabildiğine sevişiyorlar. Tek o kurtulsun. Gördün mü? Reis de acımıştır... Ne dersin Hacı? Aklım yatıyor. Bize otuz sene verdiler.. Sağol beyim. Sana sorarlarsa?.. Her zaman pek ağır. Bu işi. malını satmak için Churchill’den Hindistan’ı istiyor.. hiçbir şey hesaplamadan. İstanbullu.. Aynı mesele: Hindistan = Hanım... adeta hantal bir çocuk olduğu halde. Reis de ne güzel söylemiş. Adıyaman’ın kulampara bekçisi... Üç ay cezayı idama. Ancak bir yol kalıyor. Kendisiyle... Hani vicdan azabı. milyonlar ölüyor... Krup mal satmak için Hitler’den Hindistan’ı istiyor.. Gençliğin..

“Kadının oynağı daima süslenir.. Buraya gelmeden evvel karılar koğuşunun kapısını vurup Hanım’ı sesledikleri için beklemeye başladılar.. İstanbullu’yu daha az şaşırtıyordu. Istanbullu’ya gülümsedi.. Kalk da anlatacağım... Vallaha billaha diyorum.. Vallaha. Bir insan kendini kurtarmak istemezse. her zaman boş duruyorlardı. vücuduna yapışık değilmiş gibi titriyordu. diye inledi.... Bu “çocuğu” . Sanki ensesine baltayla vurmuşlar gibi sallandı. En zor mesele.. rahat rahat konuşabilmek için bu sefer koğuşa girmediler. Hele beni dinle. Yüzü birdenbire değişti. Benden niçin korkuyor? Asacaklar diye.. Koca reis sana öfkelenmiş.. Yukardan ‘Bana sakız getir’ diye seslenmiş. Bu gülümsemeyi tamamlamaya vakit bulamadan öteki pencerede Ali’yi gördü. kaşla göz arasında üstünü değiştirmişti. Hanım çocukluk etme. Ali’de gelsin. Kalkamıyorum ki. Kocasını asmaya götürüyorlar-mış. İstanbullu. İstanbullu bu anda yeminleri pek sevdi.. Bitirdi... Yalan söyledin ağabey. Bacaları asla nefes almadığından ilk hafta mutfakların hepsi isten simsiyah olmuş.. Nafia olacak orospu. Bu hal. Karı kısmı asılır mı? Hubuş bacı bayıldı.. Ne var? Kalk bakalım. Beni dinle....... Vallaha bırakır giderim.. Ali’nin anasıyla konuşmaya çıktığı zaman arkasında bu beyazlı entari yoktu. Kalk hele. Ayşe Ana ağlıyor.. hâkim ne demiş. Demek ki beş dakika olmuştu. Beni asacaklar. Ayaklarım tutmuyor. Korkuyorum.. her kuvvet çaresizdir ama. Hep birden çullanırız. Kendisini asmaya götürürlerken de ‘Durun saçımı tarayayım’ mı derdi?” Hakikaten Hanım. Ayıp yahu. “Süsleniyor galiba.. Pencerelerin içleri pek pis olduğu halde. Bir kadın inat etti mi. Mahpushane pencerelerindeki demirlerin ne insafsız şeyler olduğunu hiçbir zaman o andaki kadar şiddetle anlamamıştı. Sol alt kısmın nihayetindeki mutfak penceresi daha münasipti. Neden? Ben reise ne yaptım?.” dedi Nafia. Şikayetlerine kulak asma. adeta ayaklarının altına çöküverdi. Hanım’ı razı etmek. şımarık bir çocuk gibi -daha doğrusu sayıklar gibikonuşuyordu. Duvara tutunmak istedi.. Pencere demirleri müsaade etmediğinden ancak bir omuzuyla bir kolunu görebiliyordu. istanbullu cigarasını yaktı.. Kumarbazlar bazı bazı yerleşmezlerse... Ötekine de Hacı Abdullah’la Ali çıktı. Tombul parmakları toprağı tırmalıyor. Üst üste içti. sonuna kadar denemek lazım.. Bana haber geldi.. Oruç tutuyordun.. İki kere. insanlar her zaman kurtulmaktan nefret ediyorlar..... Sen yalan söyledin.. istanbullu bir tanesinin içine yerleşti. Canımı sıkıyorsun. Sen erkek değil misin? Sen söylediğin sözü neden yiyorsun? Benim istidamı güzel yazmadın.... Nasıl iflah olur. 45 üiaruâ Takir Bana da otuz sene verselerdi.. Kocaman ve kuvvetli kadın yere. taşlara sürünen tırnakların feci sesini iyice duydu.. Biz yatardık. Hiçbir şey düşünmedim. dumandan göz gözü görmediği için mahpuslar yemeklerini buralarda pişirmekten vazgeçmişlerdi. Bak. Kız delirdin mi? Elbet yedi sene verecekler. yedi seneye inecek cezanız.. Bak sana yemin.. Süslendikçe de oynaklaşır.Ne düşündün’bey? Düşündüm ki Hacı. Yedi sene verirler dedin. Tenhada. Ankara’da sana avukat tutacağız. Koca reis demiş ki. Beni asacaklar. Billaha... Kız sen gavur musun? Hani namaz kılıyordun. Başına gelen 44 \Kanlar [Koğuşu 21 belalar belki de bu huyundan. Cinli Sıdıka’ya söylerken ben işitmedim mi? “Ben bu karıdan korkuyorum.. Hani yedi sene vereceklerdi? Bereket ağlamıyor.” demiş..” diye düşündü.. “Yanlış yaptı da sözümü dinlemedi de o sebepten kızgınlıkla ceza verdim. Koca reis.... Hapishane müdürü haber getirdi. Biz Ali ile konuştuk.. Hâkim demiş ki... omuzu. Korkuyorum.

” dedikten sonra hemen anasına geçmiş. Bak Ali çağırıyor kız. “Murat Bey avukat tutacak. Haydi kalk. Fakat üçü birden bir saata yakın yalvardıklar halde. dimdik. Her şey on47 D(emal Tahir dan evvel ve ondan sonra diye ikiye bölünüyordu. Bir insanda seyredilen en büyük dehşet.” dedi.. bu biçare insana karşı şu anda demin toprağı tırmalarken ve kalkamıyorum diye inlerken duyduğunun on misli büyük bir acıma hissetti.. Ankara’ya gidecek.. yani delilik.. Şimdi burada olsalar. en feci sıralarda. Ama böyle ağzı kurşunîyle boyanmış demirler tarafından tutulmuş da olsa konuşmaya mecburdu. işte belli bir şey. müstantik.” Ali yaşayan bir insanda. Aralarında bir adımlıktan daha az mesafe olduğu halde. Yoksa bu sözlerin şuurla. kendisinden hiç umulmayan bir ustalıkla anasının gelinini görmek istediğini.. Hani ne oldu? Ali dayım erkek. Belli ki Ali’yi tahammül edilmez bir derecede seviyordu. Ne yalvarıyor. İşte bu sükunet imdada yetişmişti. kurtuldu. duyulması lazım gelen ve ölünceye kadar sürmesi icap eden azabı asla hissetmeyecekti.. müddeiumumi. Gözlerin beyazları yavaş yavaş azaldı. Görürsünüz mutlak kurtulur. “Şuna bir tokat atmalı.içeri almak da. “Şimdi burada olsalar.” diye çaresizlikle demirleri tuttu. Mahkemeden buraya kadar nasıl geldin? Bilmem. ancak bir dereceye kadar dehşetli olabilen ölüm korkusunu kolay yenmişti. Bak ne diyeceğim. Sıçrayıp dehşetle sordu: Ne yazacaksınız? 22 Temyiz lâyihası yazılacak. Davran kardeşim.. Kaçtı. birkaç manasız kelimeyle korkunç hakikatten koparıp götürüyordu... en değersiz şeyleri. Ayaklarım tutmuyor. mantıkla.. hâkimler ve nihayet ‘asılsın’ diyen efendiler. Ali işin bu tarafını. yanına gitmek de kabil değildi.. Bu bakışlarda korku da dahil olduğu halde... Şimdi çocuk gibi işler yapıyorsun.. erkek olarak. Hanım’ı inkardan caydıramadılar.. Meraklanma. geçti. Sevmek.. Vallaha billaha... Güzelce geldin.... şuurla alakalı hiçbir his kalmamıştı. Bak dedim.. Birisiyle omzuna dokunarak konuşmak ne kadar kolaymış.. “Ben bu kadar yiğit kadın görme-46 Obanlar öioğaşu. “Kafasını şimdi duvara vurmaya başlarsa. Sesi sakin ve ölçülü idi... Yüz akıllandı.. Hanım alt dudağını ısırarak hemen şakalaşmaya başlayacakmış gibi sevgiyle ve hürmetle dinlemeye başladı. İstida yazacak. Allah cesaret verdi. ancak Ali anlatıyor diye bu kadar mühim olabilirdi. bu kadını kurtaramazlarsa. İstanbullu. İstanbullu..... istanbullu ürperdi. Seninle konuşacağız da temyiz lâyihası yazacağız. Haydi bacım. Ceza vermişler diye korkar mı adam? Necdeli Ali’yi görmedin mi? Altı sene idam altında yattı. en kıymetli şeyler haline getirdiği için mutlaka lazımdı. idamı bozd-ruracak. teselliden ibaretti. sesi oraya asla yetişemiyorrriuş gibi yorgunluk ve ümitsizlik duyuyordu.. ne de kızıyordu. kirpiklerini hiç oynatmadan Ali’ye bakıyordu. bu basit sözlerin kendi üzerinde yaptığı tesirden ne kadar yerinde ve ferahlandırıcı olduklarını anlıyordu. Onbaşı.. Bak Hacı Abdullah da burada. Bereket versin... Aşk onu. Hay Allah kahretsin. . gene bu zavallının üstüne salarlar mı acaba? Ali’nin onu nasıl kandırdığını benim gibi görseler. Kadın gidiyor. böyle bir vaziyette bu kadar sevilmekten korktu. kanunu. işte gözlerinin önünde. Bu öyle feci bir aldatmaydı ki katı lüzumuna rağmen alçaklığı fark etmemek de imkansızdı. O jandarma çavuşları. Adeta yalvardı: Hanım. Sevmek. Gözleri trahomdan cılk yara olmuş bir kocakan ile küçük bir toprak kaseye koyulmuş birkaç kaşık pekmez..... Hele kalk... Hanım neredeyse gülümseyecekti. Siyah gözlerini kocaman kocaman açmış... İstanbullu. o gün idama mahkum edilmiş bir insan için.” diye düşünerek telaşlandı: Kalk dedim.. dim. ilk defa konuştu. akılla ne alakaları vardı. babasının ona pekmez getirdiğini anlatmaya başlamıştı.. Ben kaçamam ki. Ali.

.. Şimdi neden korkmuyor? İdam galiba şaka geliyor karıya. Dönüp manasız bir inada yenildi. Müstantikte niye söyledi?. Ayak parmaklarımızın ufalması. Uzaklarda... hiçbir şey anlamadığını belli eden bir hareketle başını salladı ve kederli kederli burnunu karıştırmaya başladı.. Hacı Abdullah. hem de bu kadar üzüntülü olabilir mi? “Ne halt eder bu hal. Büyük saadet acemisi. Bu harp karşısında bitaraf değildi. Başmüdde-imumi.... Hiçbir korku ölüm korkusundan beter değil.. Duvardaki haritalara baktı... harbin dehşeti de sanki sıcakları arttırıp tahammül edilmez hale getiriyordu. Katır gibi. Ali yola getirecek sanmıştım. Derhal bir istida ile tashihi karar istemeliymiş.. “Evrak mutlaka tasdik edilir... Hanım’m cezasını temyiz tasdik etmiş.. bu dört kelimeyi o gün ona kabul ettiremedi.. dört yelidiyi de dört sekizli geçer.” Hanım’a kocasını zehirleten güzel delikanlı. Biz galiba hep küçük meselelerde bahtiyar olmaya alışmışız. Ali’yi sevmek de. Mesela Moskova... Üzüntülerimiz de küçük işlerden... inat ediyor. ellerini başının altına koymuş sırtüstü yatıyor.. tabii.. Nasıl bitaraf olmalı.. 23 Korkmuştur. kör bağırsağın vazifesini kaybetmesi gibi. taşımaya gücümüz mü yetmiyor? Saadete karşı bu derece mi yabancılaş-tık. Bak bu doğru. Büyük saadetleri. İşte hepsi bu kadar. kiminde düşmanları oturuyordu... İyi ama inatçı olsaydı. İstanbullu’nun odasına dönüp karşı karşıya oturdukları zaman Hacı Abdullah öfkeyle. Şu halde neden acele etmiş.. harp oluyor. hadiseye tıpa tıp uyan ikrarlara.. Ama bu birkaç neslin kabahati. 6 noktadan kararı umumi heyete götürecekmiş ama. mesela Vichy. Hayatında bazı şehirlerin ne mühim yeri oluverdiğini birkaç seneden beri anlamıştı.. Karakolda niye söyledi.. bunlar hep usule ait şeylermiş. Kaltak. Bugün Ankara’dan. Yakında bütün Avrupa düşecek. avukattan fena bir mektup almıştı.. Neden realiteyi geride bırakmadan yaşanmıyor? O şehirler de elbet yakında düşecekler. dayağı hak etti beyim.. kocasını zehirletmek de böyle şaka gelmiştir.” 50 lAanîar Otoğuşu Canı sıkılıyordu. anadan doğma saadet acemisi olmuşuz.. Kızıl ordu Romanya sınırlarını aştı aşacak. Poker bilmiyorsun değil mi? Bir kaidesi vardır.. en büyük kağıt Floş Ruvayyaldir ama onu da dört yedili. Hem bitaraflık ne demek? Bu bir çeşit alçaklık. mesela Stalingrat. 48 öiarılar IKoğuşu Ben de yola getirecek sanmıştım. italya lsallanıyor.. İçi içine sığmadığından. İnsan hem bu kadar bahtiyar.. sıcaklar harbin dehşetini. Bu dünyada hiçbir şey mutlak değil. Domuzları patatesle. Öyleyse. “Öl” dese ölecek. nankörlüğü değil. Emin ol. İstanbullu için. insanları sözle besliyorlar. Kiminde dostları. dedi. aklından bir şiir parçasını aralıksız geçiriyordu.” Gözü İtalya haritasına ilişti. Aşk da öyle.... Portatif karyolasında.bırakarak mevhum bir cephe hattı çizmişti. veraset kanunlarına tesir eden.. mahkemenin kulak asmadığı. Ölüm korkusunu yendi. Söylememeye inat etseydi.. doktor raporlarına karşı Hanım’m ikrarı. Benim bildiğim inatçı bir karı. Koca bir dosya dolusu delile... kulak asılmasına kanunen imkan olmayan ümitsiz şeyleri yazmaktan başka çare kalmıyordu.. Evet. Alınmamış şehirleri de beri tarafta ... 49 3 Sıcaklar birdenbire çökmüştü..dostların elinde. mesela Paris.... Orasını bilmem beyim. Mesela. “Bir öyle şaşılası dünya ki burası Balıklar kahve içerken Çocuklar süt bulamıyor. vücudumuzun kılsız kalması.Temyiz layihasına. Haritada .. Öyle oynanırsa hiçbir kağıt mutlaka kazanmaz.

Ulan rezil.” O zamanlar. buna söylemiş. “İmaj” mecmuasının kapağından kesilmiş bir fotoğraf. Ve uslu uslu objektife bakan kadanası. Si Otemal uıhir “Olmadı. Zengin bir ailenin oğlu. Sen bildiğin gibi yaz... Temyizde bizim evrakları yoklayan bulunmaz mı? “Etmeyin ayıptır.... -Ne tuhaf.. sessiz adımlarla içeri girdi. Çok korktuğu için çok konuşuyor. Paramız yok evladım. Yazmak içimden gelmiyor.” dedim... Makine kolay. İtalya’da bir Habeş delikanlısı adına müsaade etmemişlerdi.. bir süvari kadın. Senin haberin yok. Bize ayıp.... belinde onlu tabanca. Bir de şarkı söylersin.. Müdüre yemin ettirmiş. Demin ağladı. Sabahleyin gelen mektupta neler yazılı olduğunu biliyordu.. Biri erkek olsa. “Bir şey yok.” Duvarda resim.. Herif bekçiyi keserle öldürdü. Âlemin işi yok. Yerde kar. başında kısa bir kalpak. Eşek gibi inatçı. Boş duruyor...... İyi demiş miyim? İyi demişsin.. “Musolini çok konuşuyor. “Karı bir vakit asılmaz... Anladın mı Kürt oğlu.. Irzına geçilmek istenen dünyanın alın lekesini siliyorlar.. Oldu mu ya... Basmıyor ki. Yazıver.. Mektubu sordu. Kafasını paralayarak. bu ürkeklik çökü-yordu.” dedim. karı yüzünden para çalmaya kalktı.” derdi. “Meraklanma. Söylemeyiverir-sin. Haydi yazıver. Ali İhsan Sabis. Tatar’a benziyor. Meselenin içyüzü bu.. Az para buldu.... Ne bilsin beyim. Sen ne cevap veriyorsun? Yemin ediyorum.. Karıya yazık ettiler beyim. Yani haritada alınacak şehirleri alınmış gibi göstermenin sebebi.. Kasayı kırdı. Para insana çok lazımmış. Bir de yazacağımız istidayı Hanım imzalamaz ki. Meymenet Hanı’na gece vakti girdi. Hanım idama mahkum edildi edileli kadını ne zaman görse üzerine bu can sıkıntısı. Daha yazmadım.. Çünkü Mussolini herkesi korkutuyordu. Müdür bey gitti. Pekala.. Öyleyse. Hatta kadın da değil bir genç kız. realitelere uygun ve haklı olacak... Kanuna baktım. Hanım şimdi beni çağırdı. Beni tenhada bulursa. Size ona bakmayın. “Bizim bey seni mutlaka ipten kurtaracak. 1935’te. 52 Obanlar [Koğuşu Mektubu şuna. Yok elbette. Boşuna uğraşıyoruz.... Şuraya imzayı atmayıverirdi. Karının ne haddine.her milimetrenin neler ifade ettiğini biliyor. Sonra kederli ve yorgun sesiyle bir türkü tutturdu: 24 Yürü güzel yürü yolundan kalma Her yüze güleni dost olur sanma Ölümden korkup da sen geri durma Yiğidin alnına yazılan gelir Tayına Sefer. Meğer umduğu parayı o gün bankaya vermişler. Ulan Ali. Yazdın mı bey? diye sordu. Anladın ..-İyi ama hakikaten korkuyormuş. Evde ölü varmış gibi somurtkan ve ürkekti.” diyen yok mu? Yok besbelli. Kanun ne yazıyor? Mutlak aşılmalı diye mi yazıyor? Öyle yazıyor.. Zafer bagışladılardı.. yemin verdirip soruyor.” dedim.” diyorum. Ben erkekliğimle bir şey bilmiyorum. Boyayı getireyim mi? İstersen yazı makinesini getireyim. Parmağım bastırırsın.. Ne soruyor? “Murat Bey ne diyor? Beni asarlar mı imiş?” diye soruyor. Haydi kalk.. Geçen defa yazdığımı müdüre okutmuş. Demek ki gönlümüzün dilediğini olmuş sayabilmek için bir şart lazım: İsteklerimiz.. “Kurtaracak...... Taranta Babu’ya mektuplar yazıldığı zaman. Derken hanın bekçisi üzerine geldi.. İstanbul’da bir vukuat oldu.. O da belki kurtulurum diye korkuyor besbelli. Hayvan gibi bir karı. Hüseyin Hüsnü Emir Erkilet Paşalarla Peyami Safa ve Mümtaz Faik Fenik Beyler de Alman ordusuna bol bol şehir teslim ettilerdi.. Karıyı korkutmuşlar.

olmaz. Belli bir şey. Küçük Hidayet ilk görüşte. elbise giydirilmiş bir Ispartalı kadın muharip heykelini hatırlattı. Senin yazdığın mektubu müddeiye göstermiş. İstanbullu doğruldu. Sutaşı \Kemal Uihir lesi parayı döktü. bir müddet sonra şuraya geçecekti.. Yaşı müsait olduğundan çaresiz asılacak.. Söylettiler. Nasılsın bakalım? Ali ne anlatıyor? Avukattan mektup almışsın.” der gibi sallaya sallaya dinliyordu.. Ben zaten rüyasını görmüştüm.başörtüsünü burnuna kadar kaldırdı.. Ne anladın bakalım? Murat Bey diyor.... Nüfus kaydına bir çizgi. bir de Hanım’m dosyasını aldı. Mektubunu. Meğerse elindeki nüfus kağıdı kendisinden evvel ölen agabeysine aitmiş.. S4 [Kanlar [Koğuşu Hanım. Ali’yi göndermiştim. 25 Süvari kıza gülümsedi. kelimeleri değiştirerek okudu. ... Eline Ceza Kanunu’nu. Sol eli. bizde. Geçenlerde duydum. nazlı ve kurnaz gülümsüyordu.. Demirli pencerelerden içeri giren güneş. Günahtır. Terlemişti. Her şeyi Mahpusta dehşetli dindar olmuştu... Yaşını nüfustan değiştirdiler...“Allah bir” sözünü bile reddetmeye peşinen hazırdı. Ağzının içi ci-gara içmekten zehir gibi olmuştu. kalçaları ve baldırları o kadar dolgun ve tıkızdı ki istanbullu’ya ilk bakışta. İşte anladım. Olmaz ki...” diye yalvardı... omuzlan. 55 \Xemal Mıhir Eee. Bak.. korkunç görünmek için gözlüğünü taktı. sahiden sergardiyanm kızma benziyordu. Oynaş kısmı.. Demin oradaydı.. Merhaba bacı. İşte bu hayvanca fikri basit Istanbullu’yu daha ilk anında çileden çıkarıyor. Ne olacak koca defter. Haydi git sor bakalım. Sefer kaşları daha çatık. 6 yerden karan.” diye şaşmıştı. daha iyi olmamak ve rezaletten kurtulmamak için dünyanın bir ucundan bir ucuna kadar aynı çılgın fikri sabitle inat eden bütün mustarip insanlığın bir cehalet cephesi halinde böyle kollarını kavuşturup başım salladığını görmüş gibi kudu-ruyordu. Beni asacaklar.mı? Sonunda yakaladılar. Sanki kendisine bir tuzak kurulduğunu sezmişti de şimdi durduğu emniyetli yerden bir adım ileri atmak istemiyordu. Nüfus dairesine. Ali. kitapları topladım getirdim.. Ne. Toparlak yüzü. Aylardan beri idam cezasına da alışmıştı. Tuu... fakat başını “Olmaz. alt dudağı sarkık içeri girdi: Sen de bir adam gibi Ali’yi göndermişsin. “Ablamın resmi. Boynu. Hanım yere bakarak ciddiyetle. Karı ‘Olmaz’ diyor. Mesele epey oluyor. beton döşemede dört köşe dört köşe duruyordu. beyim. İki şahit dinlediler. kocaman siyah gözleri. sağ eliyle -bu hareketi yaparken dirseğini göğsünden ayırmamıştı. İyi dinle. Mektubu şimdi sana okuyacağım. Bu kız. Karı Ali’yi saymıyor ki seviyor.. Gözlerinin içi. Carrrt. Razı etmiş mi? Sefer gidince.. Aman gelsin. Saçmalama.. sağ koltuk altında uslu uslu durduğu halde. herifi eşek yerine kor. köpoğlu dünya dönüyordu.. Alt tarafına yeniden yazdılar: Cezası 24 seneye indi. Sonra Zonguldak’a yolladılar. Haydi bey git şuna bir laf anlat.. Bir de utanıyor. İstanbullu.. bütün erkek milletine ayıp.. Çıkınca evlenecekmiş. “Ben Murat Ağamdan sıkılıyorum. Beni bu hafta asacaklarmış. Yani sana yazmış. Kaşlarından birini kaldırıp kavgaya hazırlanarak yürüdü...... Biz köylüyüz bey. 6 ay cezası kalmış. Ali’ye sor da bak... Ulan bundan Malatya’ya ne? Bir Malatya’nın lafı mı olur. Malatya’da karı asmışlar diyerek “Köroglu” yazar. bu kadının yerinde.. bilekleri. Hanım’a da bir istida yaz. kollarını göğsünde çaprazlamış pencerenin önünde metanetle duruyordu.garip tesadüf... Mektubun sonunda öksürdü: Anladın mı? Anladım.-.

Birisi Hacı Abdullah. Bu Ali beni baştan çıkardı. Sonra ben seni almam. Ali beni korkuttu. kıpkırmızı ve etli dudakları meydana çıkmıştı. diye homurdandı. Bu biçarenin karşısında şehevi bir şeyler hissetmek ne büyük alçaklıktı. kocasının vakadan bir gece evvel polislerle sabaha kadar rakı içtiğini.. halk arasında köpek zehiri veya sıçanotu denilen arsenik serpmiş. yahut doğurmamış bir taze geline benziyordu.” demiş oluyor. Şahitler kim? Kız neyine lazım. Yani Ali S6 öiarûar ZKoğuşu. her ne kadar mahkemede kocasını zehirlemediğini.” diye şakalaşacak. Zehri uyku ilacı diye verdi. Şimdi dinle. Maznun Hanım Kuzu. Müddeiumumi de demiş ki. Kız şimdi asmazlar mı? Omuzlarını sarstı. Asabiyetle kağıtları karıştırdı. “Murat Bey yalan söylemez.’ dedi. Biz burada Ali’nin ikrarına şahidiz.. Şimdi bir istida yazacağız.. avukat kesildi başımıza. Bir gün geldi. suratına tokatı yapıştırsam.. yumurtaya. Ben işi biliyorum.. Hanım Kuzu. kocasına yumurta pişirmiş. ‘Seni asarlar. ‘Seninle iki çift söz konuşacağım. “Ce-ee... bizimle konuşurken “Karıyı nahak yere idama mahkum ettiler.. Ali ile hiçbir münasebeti olmadığını. alt tarafı da bir genç kıza.. Siz Adıyaman’daki işe nasıl şahitlik edeceksiniz? Biz Adıyaman’daki işin şahidi değiliz.” demiş. Anladın mı? Anladım ama olmaz.” diye ödü patlarken. Ben de korkumdan söyleyemedim. o zamana kadar tahmin etmediği bir yakınlık mı vardı. Beni o zaman asarlar. arkadaşı Murat Bey’den bir mektup aldı..” diyeceğiz. İki gün uyanmadan uyur. birisi ben. Adıyaman’ın Kapıcami mahallesinde.. Bir Ali’ye. Acından ölürsün’ dedi. onu Ali kandırdı. maznunların açık ikrarları ve bu ikrarların zat hadiseye uygunluğu cürmü sabit kılıyordu.. Bu kadının cezasını indirelim denir mi?” demiş. bir Istanbullu’ya bakıyor. Avukat benim mektubumu temyizin başmüddeiumumisine göstermiş.. Şuna bak. bila numaralı hanede mukim. İki çocuk anası olduğu. “Sabahleyin asılacağım.. Bir adli hataya meydan vermeyelim. babasının kucağına oturup yumurtadan yemek isteyen ve bir lokma da yiyen büyük kızı 7 yaşındaki Ayşe’yi. Ben yazdığım mektupta dedim ki. Ben mektup yazmıştım. Dostoyevski idama mahkum olmayı ümitsizlikten gelen faciaların en büyüğü sayıyordu. Bu Murat Bey hiç yalan söylemez bir adamdır. Hanım’m icabı şöylece düşünülmüştü: “Türk milleti namına icrayı muhakemeye ve itaya hükme mezun mahkeme falan tarihte. yanında olsam da. Dinlenen şahitler. Suç bende. İstanbullu. Ben sıçanotunu uyku ilacı diye verdim. Al şu uyku ilacını kocanın yemeğine dök. Tabii senin ağzından diyeceğiz ki. Dinle beni. birisi başgardiyan. Kararı ayırdı. bırakıp kaçacak. Sana içerde bakmam. karan okuyacağım.. Karnından üst tarafı da. Acaba ölümle şehvet arasında. Hani şahitler? Sen razı ol. İki sene evvel -iki sene daha gençken-ve üç aydan beri her gece. kuyruklu bir koyun gibi sallanarak suya giderken bunu görmeliydi. ‘Babanı rahatsız etme’ diyerek hemen mutfağa götürüp yoğurt içirmek suretiyle muhakkak bir ölümden kurtarmıştı. Örtüsü burnundan düşmüş.” dedim. Bekçi Kazım Kuzu’nun karısı Hanım Kuzu ve Ali Yıldız taraflarından zehirlenerek taammüden öldürüldüğünü tespit ediyordu.Ah.. Fukaranın bir şeyden haberi yok. Şimdiyse benim bu işe dair şahitlerim var. Başka çaremiz yok. Adıyaman’da. velhasıl eğlenecek gibi sallanıyordu. İşte böyle oldu. Ben de 26 zehir olduğunu bilmeden yemeğine serpip yedirdim. Bunu mahkemede söyleyecektim. kendi kendine öfkelenerek dudaklarını yalayıp yutkundu. Bu mektupta şöyle şöyle yazıyor. Neden olmaz? Olmaz işte. “Efendim ben kocamı bilerek zehirlemedim. “Avukat ismail Hakkı Bey. geniş ve gergin karnından başka hiçbir yerinden belli değildi. şahit kolay. hükümet doktorunun ve İstanbul DCemal Tahir Tıbbı Adlisi’nin otopsi raporları. sabahleyin de kendisini bilmez bir halde iken bir dükkanda iki kiloya yakın tel kadayıfı . “Hanım’m suçu yok. Ali’nin suratına sonra gülersin.

cebri maneviye maruz bırakıldıklarını. Neden hiçbirisi kocasını zehirlemiyor? Böyle düşünülürse Hanım’m işindeki esbabı muhaffete kendiliğinden meydana çıkar. Ama başka çare kalmadı. Sonra “Ali söyledi.” dediler.. Temyize yazdık dinlemediler. sanki berabermişsiniz gibi yazıyorlar.. “Giyotin’den kurtarmaya çalıştığımız bir sürü insanın ölümden kurtulmasına sevinmeyelim.” dediler. haydi sen de söyle. her cahil ve fukara kadın. zehir yemiş adamı doktor bilir...) maddesi mucibince suçuna uyan ölüm cezasının 30 sene ağır hapse indirilmesine temyizi kabil 58 [Karılar doğuşu olmak üzere müttefikan ve maznunların yüzlerine karşı karar verildi. Sen o polisleri bilir misin? Artık uzatma. her iki maznunun.... Otuz sene versinler.” demiyor mu? Yüz binlerce kadın şu anda komşu oğlanları sevmektedir.. polislerin garazına ve iftirasına kurban edilmekte olduğunu söylemiş ve diğer maznun Ali de aynı ifadede bulunmuş ise de. sizi hapse koyarlar. öldüyse bu içkiden.” dediler.. yahut yediği tatlıdan öldüğünü. dükkancı şahitlik ediyor. İstanbullu. Duymadın mı herifin ciğerini İstanbul’a göndermişler... “Beni asmaya götürüyorlar. Anlaşıldı ama. idamdan beter. Al-bert Londre.. karakolda inat etseydin ya.. Bunlar olmasa bile rakıdan çatlamış adamla..” dediler.. maddesinin falanca bendi mucibince Hanım Kuzu’nun ölüm cezasına çarptırılmasına ve diğer maznun Ali’nin ise 18 yaşını bitirip 21 yaşını ikmal etmediğinden Türk Ceza Kanunu’nun (. Nasıl seni notere götürmediler mi?” Götürdüler. Şimdi bana inat edeceğine evvelden... Olan olmuş.. Siz de evlenirsiniz. Büyük Millet Meclisi’nde müdafaa etmenin imkanı olur mu? Cehalet.... maktul Kazım Kuzu askerde iken gayrı meşru münasebete başladıkları ve bu münasebeti rahatça devam ettirebilmek için 27 Kazım’m vücudunu ortadan kaldırmayı tasmim ve tasavvur ederek neticede tasavvurlarını kuvveden fiile çıkardıkları şahitlerin ifadelerinden anlaşılmış olmakla Türk Ceza Kanunu’nun 450.” diye rapor veriyor. sen de inkar etme.. Korktuk biz. gerek karakolda. eskiden beri kendisine nameşru surette gözleri olan polislerin iftirasına uğradığını. Bize doğruyu 59 ZKemal Tahir söyle. sıçanotu yemiş. Kız zaten söylemişsiniz. 25 senelik hakimmiş. şimdi tekrar duyuyordu. Sözümü dinlemedin işte idam verdiler. bu kararı her okuyuşta hissettiği ümitsizliği ve hicabı. Ali ze-hiri hangi dükkandan aldığını bile söylemiş..yiyerek eve polislerin kollarında ve sızmış olarak getirildiğini. ne kadar kolay şaşırıp. Bunu böylece. Ben zehirledim diyemem.. gerek müstantiklikte ve gerekse müddeiumumilikteki ikrarları soruldukta. Doğruyu söylemişsiniz. Ali de öteki pencereden ilk defa söze karıştı: Bana da “Hanım söyledi. Karakolda korktum. İstanbul’un büyük doktorları “Tamam. Yalandır Murat ağabey. kendisini ne kadar zor müdafaa ettiğini öğretmez mi? İşte okudum. Gülme karşımda terbiyesiz. Biz işi kapatırız..” diye ağladın da bizi rüsva ettin. Söyledik. Beraber olmağa da hacet yok ya. “Doğru söylemezsen Ali’yi asarlar.. İkiniz de söylemişsiniz. Polisler içirmiş. Yirmi beş senelik tecrübe bir insanın.” denilmekteydi.. Hani aklına geliyor mu? Vekalet vermek için notere gitmek istemedindi. Fukaralık. “Doğru söylemezsen. Elbette öyle olmuştur. Benim işim var. Malatya Ağır Ceza Reisi. kürekte yaptığı büyük röportajda. Hanım. Lakin biz de beraat ettirsinler demiyoruz. Bak. Söylemişsiniz. Ben inanıyorum. şimdi bunları bırak. komşunun oğluna tutulunca çocuklarının babasını sıçanotu ile zehirlerse. Olmaz.. Uzun ceza. Ben senden bıktım.. Kafamı kızdırıyorsun. Anlıyorum. Baklava yedirmiş. Lakin zehirlemedik. Mahkemede söyledin dinlemediler. . Cemal polis eskiden beri benim arkamda dolaşıyordu.. hayatını ve namusunu kurtarmak için istenilen şekilde ifade verdiğini.

Ağlama kız.. Hanım’m cezasından . Avukata şimdi mektup yazacağım.. Ben de sizi görmeye geleceğim. billaha..Ben notere götürecekler demedim miydi? Dedindi. hükümet meydanında asılmak. Alay mı ediyorsun rezil.. Ulan evi yapılasıca. Ben imza bilmem ki... Böyle yazıver..... Yahu sen Türkçe bilmez misin? Bunlara aldıran yok.. Uzattın artık. Parmak basarsın. Dur ağabey. Demin Ali’nin körpeliği bahsinde kenarda kişneyen demek Sıdıka’ydı. Yeter artık.. Ne de çok şey biliyorsun. Bu kan resmen asılmak istiyor..Hâlâ o söz. Ürkek ürkek Ali’ye bakıyor.. sana yalancı şahitliği edeceğiz. Diş çeker gibi.... dedi... Ben biliyorum.. Sus ayıptır. Herifi eve sarhoş getirirdi. Körpe olup olmadığını bilmem. yutkunuyordu... Ali yabancı mı? Ona da yazık. artık. Şimdi istidayı yazarız... Sana açık açık söylüyorum.. vay başıma! Haydi razı mısın? Hiç olur mu? Polisler diye yazıver. Birazdan müdürün yanma çağırtacağım.... Haydi ben yabancı bir adamım. Allah Allah! El deliye. vebali boynuna. Şimdi bir de bu eksik. Beni kızdırıyorsun. illallah. idamdan korkarken üç sene mahkum oluşuna hayret içinde kalmış. Pencereden ineceği zaman. Yazacağım istidayı imzalayacaksın. Temyiz evrakı tasdik etti..... Hanım gözlerini kırpıştırarak Ali’den yardım istiyordu. Nereye asıyorlar. Durmam.. İşinizi takip etmesin... Vay başıma. İşte günah benden gitti. şart olsun. Asarlarsa. Senin niyetin bir gece. Kanım sana helal olsun Murat ağabey.. Vallaha. Ben yaptım demeyeceksin. Seni utanmaz seni.. Şimdi hiçbir şeye benzemiyordu. Kapı aralığında etimi sıkardı. “Razı oluverseydin” derler. Hanım dur diye işaret etti: Bak Sıdıka konuşacak.. Bana ne ikram edeceksin? Beni asarlar.. Ağlama. Vay başıma.. İşte ben gidiyorum.. İstemezsin elbet. Ben yalan söyler miyim? Söylemezsin. Ölüm hükmü verildiği gün gözlerine dolan büyük korkuya tekrar kapılmıştı... 61 ‘\KemiA Mıhir Beni asarlar. küserim. Ali ile beraber çıkacaksınız... Noter parasını verdin. Razı mısın? Ulan... araba parasını verdin. Bak Hanım.. Eğer dediğim gibi yapmazsan seni vallaha billaha asacaklar. Avukat is60 [Karılar ÎAojpşu tidayı acele istiyor. Ben gidiyorum.. eşek.... Dur ayağını öpeyim... Bu sefer sözümü dinlemezsen. Elin körpe oğlanı. Tuuu. Elini yanağına yapıştırdı. günahı.....” diyeceksin.. Senin kötülüğünü de istemem.. 28 Bırak şimdi bu lafları... Cemal polis beni seviyordu.. Sıska yüzünü örtmeye lüzum görmeden meydana çıktı. Biz burada neciyiz? Daha dur bakalım. Ümidi kesilmiş olmalı ki: Sen bilirsin... Bak Ali. Tadına kim baktıysa o bilir. bir daha beni çağırmayın. Artık canımı sıkıyorsun. Vay başıma. Hah şöyle. Ali’yi asmazlar mı? Asmazlar:.... biz akıllıya hasret kaldık yahu.... Adıyaman’a gideceksiniz. sabaha karşı. Allah razı olsun. Bütün ömrü akılsızlıkla dalgınlık arasında geçmiş gibiydi. bir daha yüzünüze bakmam. diye adeta inledi. Orada yeniden başlarsan şart olsun şamarı vururum. Korkma.. İnecek gibi kımıldadı. •. Kaç aydır kanlı gibi yalvanyoruz. Biraz etli olsa tavuğa benzeyecekti. Pekala... “Ali yaptı... ya Ali? Ali bütün suçu üstüne alıyor. Ne halt ederseniz edin. Vay başıma.

Halam altınlarımı vermiyor dersin. diyorum. Bu daha iyi. Hanım’m şahitliği makbul değil.. Öteberi getiriyor. Yahu biz bu mutfak penceresine hiç mi çıkmayacağız? Murat ağabey. başımın belası. Utanmıştı.. Benim herifin büyük dükkanı var.. “Sermaye lazım... Mahalle nikahı. Şimdi benim herif geldi. Biraz düşündü.. evinde nasılsa öyle hareket ediyordu. Çok yalvarıyor fakat. istanbullu. Vereyim mi.. Aşağı yukarı bin lira...... Halan ne fikirde? “Sakın verme” diyor. Çabuk derdini anlat. bak. mektup yazdırmı62 jiarûar öioğuşu.. bizim anamızı öldürdü...” diyerek. Eee. Yanında mı altınlar? Halamın evinde sakladım. Kimsen de yok... Küpem var.. Ben de tevekkeli.. Askerlik herifi batırdı. O da bedelini sana borçlanır. Altınları vermemek lazım.... say bakalım bana. gökyüzüne ve karşı bahçedeki büyük ceviz ağacına bakarak zihninden hesapladı. Bunu kocan mı söylüyor? . Böyle yapmalı... Üç erkek kardeşi. Ben bu işi hiç beğenmedim Sıdıka.. Meğer artık keçesini sudan çıkarmış Sıdıka Hanım. beni neden. Murat’ın ve müdür beyin tavsiyeleri üzerine temyiz bile etmedi.. Senin cezan üç sene. gideceğim. Hubuş bacının Mehmet evlendi ya. Çamaşırını bile yıkamıyorlar da.... iki bacısı var... insanoğlu çig süt emmiş. yor diyordum.. . Bak Hubuş bacının başına gelene. Senedi sen yazı verirsin.. Ben de öyle diyorum.. Kız yoksa. Senet alırız.. Yahut çok yalvarırsa. Aferin... arada sırada kapıya çağırmıyor. Sen altınlarını ona satmış olursun. mektup okutmuyor. Sor. Benim altınlarımı rehine koyacak. Sana neden küsecekmiş hem. vermeyeyim mi? Senin aklın ne diyor? Bir vereyim. Sıdıka bir parmağıyla ovuşturur gibi tek gözünü kapattı. on dört ay beklemedi evleniverdi. Duyduğuma göre kayınpederlerin de tüccarlık ediyorlarmış. Küsmedi. Evlenir diye korktum. Bugün niyeti fena değildir.. Lakin yemin ediyor. Hekimin oğlu. ben yıkıyorum.. Askerlikte çok masarif etmiş.. Eee? E’si. Büyücü Hoca’ya çıkmadan muska mı yaptır-dmdı rezil? Vallaha.” diyor... Ona da yazık. Bir analarına bakamadılar da gelinin başını belaya soktular diye. Sen burada. Benimki de evlenir diye ödüm patladı. Bir beşibirlik altınım var.. Onlar bize küsmüşler “Gelin. Onlardan borç alsa ya. Günden güne rahatlaşıyor.. yarın bozulur. Sıdıka’nm tereddüdünden şüphelendi. Bırak.. On senedir evliyiz.O söyledi.. Yok. 29 Sen söyle bakalım. Halan haklı. Evet. Söyle... bir de vermek istemiyorum. İki tane yüzüğüm var. Peşini bırakmazsa noterden bir senet alırız. kapalı yerdesin.sonra bütün kadınları asacaklar zannederek gece gündüz ağlayıp durmuştu. Benim herif de böyle söyledi. Dersin ki. Kız gözün aydın... Evet.. Alay etme.. Bizimki askerden geldi..... Mesele çatallaştı. Onlara küssün. Anasını öldürdüğümden bana küser bellemiştim. Aferin.... beni kızdırdı.. Benim bir müşkülüm var. yaptırmadım. İki tane menteşem var. Her hafta yanıma geliyor.. Resmi nikahınız var mı bir kere.. Şimdi benim herif. Söylesene Hanım bacı.. Altınlarımı vereyim mi? Dur bakalım... 62 öiemal Tahir Pekala.. Senin altınlara gelelim. Olmadı..

Siz artık çok oluyorsunuz. Sen şimdi benim istidamı yazmayacak mısın? Yazamam. Yalnız. Karı burada yüzüne karşı dolaşacak.. Herkes beni ayıpladı. Nafia sizi görmeye gelmedi mi? iki defa geldi. sana kendi eliyle nikahlamış. Ben istidaları içerdekiler dışarı çıkabilir mi ki evvela. Benim kocam eşek. Birisi duymasın gibi etrafına bakıp sesini alçaktı.. Altınlarını senetsiz teslim edersin. 30 64 Öiarûar [Koğuşu Bir şey değil. Ben deli güllabicisi değilim.. Bir de onlardan yana oluyorsun. damatlarım söyledilerdi. Bana bu oyunu Tefçi Zühre olacak orospu oynadı. Yarı hisseliydi.. Arsız Aduş kıza . Fikir Tefçi karının fikri. “Bana bak da ibret al” dedim. Ya şahımızın amcası kızı mektubuma neden cevap vermedi.. Bir dükkan satmışsın. Vay Hubuş bacı. Vallaha billaha istida filan yazmam. Ben yalnız Noter Hasan Bey’e bir mektup yollarım. Bak Sıdıka. Nafia kaltağı gibi buraya gelsin. ne diller döktü.. Sen büsbütün dertli olursun. Bana bir istida yazacaksın şahım.. Bana bu oyunu hekimin oğlu oynadı. Evimde oturuyorlar. Onu sattım. Dünya bozulmuş şahım.” demeye başladı. Paraların ucunu keser kesmez herifi evlendirdi. Elini öpmeye mi geldiydi? Hubuş ağlar gibi konuştu: Eli kırılsın. Olmaz desen söz geçiremezsin.. Oğlan o sülaleyi sıradan geçirmeye yemin etmiş besbelli... Sen de mi buradasın? Geçen ziyarette kumanı gördüm... Dünya bir dolap olmuş. karıyı da. “Ana sen Tefçi Züh-re gibi karılarla neden düşüp kalkıyorsun?” dedilerdi.. Bir zina davası açalım. -¦ Neden? Aranız pek iyi idi. Şu pencerenin önünde Mehmet’le konuşacaklar. Dışarıdayken harçlığını hesaplı verirdim. Sabrın sonu selamettir....... Kimin küçük bacısını? Nafia’nın. E. Eksik olma. Sen çıkarsan. Hitamm6S ZKemaL Tahir da Mehmet’le evlenecek oldum. Yenisini yaparız. Evi satacak. Saray gibi evimi. bana kimseler Mehmet’i yaraştırmadı. Hubuş bacı iyisi mi. Duyduğuma göre Mehmet ev-‘elce Tefçi Zühre’nin dostu imiş.Benim yazmam olmaz. dışarıdakileri içeri getirmek için yazamam. Elleri kırılsın. Mahpusluğum da aldığım ah yüzünden. İyilikten adam anlar. “Tefçi Zühre’nin dostu adama yâr olur mu?” dediler. Yatağımda yatıyorlar. Benim herif kumar oynar... kanarsın.. Bana o Mehmet olacak. Bir çıksammm. Biz eskiden böyle şeyler görmedikti. Bırak git. Ben de öyle söyledim şahım. herifi de içeri atsınlar. Bunca senelik baba yurdunu. herifin yüzüne duramazsın. Oğlan bu sefer küçük bacısını kaçırmış. Mehmet’i bana verip beni soymak imiş.. Buradan bir yere gidilmez. Elimi öpmeye gelmiş.. “Evi de satalım.. Onun da başı belada. komşularım. Sonra sana dargınım. Ama ben biliyorum. şaşırırsın. Sonunda... Ne faydası var.. Mehmet’i aldım diyerek. Nafia kaltağı gibi. İyi hatırladın. Sabreden derviş muradına ermiş derler. Sonra başıma bu işi de getirdi. şimdi ne olacak? Daha neler duyacağız. O zaman ahbaplarım.. kızlarım.. benim bildiğim Hubuş bacı bu hıncı onlardan alır. Lakin it kursağı yağ götürmez demişler. Bir çıkam. Mektup için bir lira gönderdiğin aklında mı? Ben onu mektup için yollamadım. Pul parası diye yolladım. diye yazıyorum.... Rıza mı? Rıza..... Duymadın mı? Duymadım. Kocan da sonra seni bırakır. Kendi eliyle. sabret.. Haydi istidayı yazıver. Senin işini sağlam yapar. Mehmet serserisini ben adam ettim. Ben çocuklarımın ahma uğradım.

Saçmalıyorsun. Sen on iki senedir hapis yatıyorsun.. Bildiğiniz gibi.. İnci bütün bu ihtimamlara layıktı.. Uzun koridoru geçerken iki mahpus çekinerek havadis sordu: Ne var ne yok beyim? Gazeteler ne yazıyor? İyilik sağlık. ayağını. fakat pek mütenasip bir kadın olan İnci. pencereden atlar gibi. Sana gücendim. 67 IKemal Tahir Millet.. Yevmiye belki elli defa çarşı pazara koşturuyorlardı.. Ayıptır. Yeminin de bir değeri kalmadı.. Bir de kara tavuk yedi. İyi öyleyse. Duydum da. Neden korkacakmışım.. İlk iki gün gardiyanlardan küfür. Pulunu da kendin yapıştır.vermişsin.. Haydi allahaısmarladık. 66 \Kariar [Koğuşu 31 Başıma vursaydm daha iyiydi.. baldızını salla sırt etmiş. gözünü. hem de çürük.. Hacı merakla sordu: Razı oldu mu beyim? Oldu...... aşağı doğru bir yerlere gidiyordu. bilhassa duvar yarığının yanından ayrılmıyordu. İnci. efradın bulaşıklarını yıkıyordu. Ufak tefek. Sen de şahitsen baş üstüne. Bunları düşünerek mutfağın içine atlayan İstanbullu.. kitaba el basmayı kaldırdılar. Allah büyüktür ama. karısının altınlarını çekmek davasına düşmüş. Kocası seslenmedikçe avluya bile çıkmıyordu. “Vallaha billaha yeminini. İş işten geçtikten sonra.. bir haftadan beri. Bir kere mahkuma yemin yok. Sonra isterlerse verdirsin-68 ZKarûar ütoğuşu ler Sen hiç yalan yere yemin etmedin mi? Küçük Bedriye’yi kandırmak için. Şahit mi? Bu şahit kelimesi karşısında herkesin kapıldığı korkuya Hacı Abdullah da tutulmuştu. Malum ya Türk’ün aklı arkadan gelirmiş... Korkmam. Hacı Abdullah tıraştan geldiği zaman istanbullu istidayı yazıp bitirmişti.. Karısı bir havada.. İşte gördün mü? Böyle işlerde yazının bir faydası olsa muskalar tutardı. Yere çöktü. Sipsivri acımak olur mu? Şahitsin. Şimdi para vermeyeceğim...... Tefçi Zühre ile hekimin oğluna bir vakit yazı fayda vermez. hapisten çıkalı on beş gün olmadan yallah. jandarmalardan tokat yemiş. yalvarır gibi sesleniyordu. Hay gözleri kör olsun o herifin. O sıra etimi kesseler kanım ak-mazdı. Olmaz dedim ya. Beş kaymemi aldı. dilini bağlayacaktı. Allah büyüktür. Harp meselesi. Neye şahitlik edeceğiz? 32 . “Bir de inci ile Memo’ya Çingene diye hakaret ederiz.... Lakin mahkeme başka.. karakolun avlusunu süpürüp.” diye gülümsedi. Kerhanede. Vakkas Efendi. Nafia Hanım’m zamparası. fakat üçüncü gün kendisini birdenbire herkese sevdirmişti. Her gelişinde karısına mutlaka bir şeyler getiriyordu. Ne şahidi? Hemen korkma. Mahpuslar da artık alışmışlardı... Seni de şahit yazdım. ElhamdüUillah Çingenelik bizde birader. Bakkal Abo’ya yardım ediyor. mahpushanenin etrafında aç bir köpek gibi dolaşıyordu.. Sıdıka’nm kocası. Bir de Ha-nım’a acırsın.. kayık hem küçük.. Demek ki Nazmi Bey’in muskaları kar etmedi.. Esmer.... Bir dokunaklı istida yazıver.. Artık sabahleyin erkenden gelip yatsıya kadar kapının. Ben de şahidim.. Aftan bir haber? Daha önce bir şey yazmıyorlar. Herif. böylece.. salma salma duvarın yarık yerine yaklaştı.” dersiniz. Kız inci... Ondan sonrası kolay. Lakin yemin verdirirler. Hani Mehmet’in elini. Ettim.. sevimli bir delikanlıydı.... Bu sırada hırsızlıktan 22 güne mahkum genç Çingene karısının kocası duvarın deliğine gelmiş. erkeği bir havada. Sen kesenin ağzını sıkı tut Hubuş bacı. Bir kere şu harp bitseydi. diye yayvan yayvan..

. “Şu rezilin kafasını kesip almalı bu Kuran’ı okurken. Ağzını topla. Anlaşılan... Kö-poglusu nihayet sözünü tuttu. “Bir de ben ütü-leyeyim ne olacaksa” demiştir.. Hükümet için de ne diyorlar: “Kurnazlık ediyor. bir de yüreğine Allah tarafından musallat edilmiş bir ateş.Görmedim. Bakmış ki ablası oğlanın pantolonunu ütülüyor. Haşa. Nafia’nm başına gelenleri duydun mu? Duydum biraz önce. “terzilik ettiğini. Görmedin mi? -. karı ifadesinde. ütünün sıcağı. lzollu tarafı nasıl Şeyh Kazım’a taparlarsa.. Rı-za’ya bir de aptal dersin.. Kendisinin gömlekle oluşunun sebebi de. Ben kara gözlü herife varacağım.” demiş. dolandırıcıdır. Ama ne halt etsin.. Elaziz... Böyle söyleteceğim.. komşunun oğlu pantolonunu ütülemesi için yalvardığmdan. gözlerini kapatır.. “Kurnaz herif derler.. Allah herkese bir bela verir... Alman’a satıyor.. Kendi kızlarına tesiri olmuyor galiba. “Hanım’m bir suçu yok. “Bana varır mısın?” diye takılırdım da.. O zaman. Ne halt edeyim. Sen şimdi dinle. Vaktiyle muskacılıktan üç ay kadar mahpus yattıydı. vücudunu bir titreme alır. şimdi Rıza’nm kaçırdığı kız.. Cebrail gelirmiş de Rabbimden haber getirirmiş.. Bacısı da güzel miydi bari? Yanma geldi..... falan filandı! Hacı Abdullah. Süleyman Bey’in babası Hamdi Bey de o sıralarda mahpustu. Hacı Abdullah keyifli keyifli gülmeye başlamıştı: Başgardiyanı da yazmışsın. Neme lazım bey. malı çekiyor. Rıza bu sefer de bacısını kaçırmış. Neden? Bizim Malatya’da kurnazlık çok makbul sayılır.. silahı... Ali demiş ki. Soytarıydı canım... şeyhlikten çıktı. Birini meth ederlerken. küçüktü. İngiliz’den parayı. Ali’yi yanma götüreceğim.. Leşini yılanlara yedirmeli!” derdi.” diye ifade vermişti... Kurnazsın bey.. Sonuna bakar. Artık bilmem. havalann sıcağı. peygamberlik oldu... Allah’tan korkmazsa inkar etsin... kendi kendine. yeşil gözlerini küçülterek başını salladı.” diye söylenirdi. Emrin başımla beraber. Rıza kopuktur ama gözleri karadır. Nafia’yla bacısı daha kurnaz. Muska yazsaydı. Hem de Nafia gibi örtü örtünmez. “Ah. Bunlar cinsten güzel bey. 69 Otemal Tahir Dünya güzeli. ona da bu Rıza’yı vermiş. Babasına yemek getirirdi.. Konuşurken 70 ZKarılar üioğuşu konuşurken durur. Yutarlar mı? Bunu da onlar düşünsün. Hem de cinsten oynak. lakin cinsi Arap olduğundan bir Kuran okur. Hacı Abdullah.” demiyorlar mı? Kötü mü? Bilmem.. Nefes etseydi. Na-fia’nın kocası polislerle beraber baskın yaptığı zaman Rıza’yı karısının yatak odasında pantolonsuz yakalamış.Ali’nin üzerine.. Allah beterinden saklasın. Dinlerken dinlerken.... Şeyh Osman Efendi gene köpürmüştür... Alacadağ tarafı hep Şeyh Osman’a tapar.. Ben ona zehri uyku ilacı diye verdim... “Olmaz. senin gözlerin gök. dedi... şaşırdım.. İstanbul kızı gibi giyinir. Şeyh Osman soytarının biridir. Bilmem ki. istidayı okudu. Bizim İstanbul’da da böyledir bu.... İstanbullu. Oğlan kurnazmış.. Kanların göbeğine de yazı yazıyor mu? 33 . Doğru.” derdi. Tabii. Ulan bu iş..

. Aduş Hanım’ı bu seferlik affet.... Gidi rezil kahpe....Yazarmış..... Neden? . Bak beyim. Hacı Abdullah elini kaldırdı: 34 Ağlamaya razı ol..” dedi. sözü buraya getireceğim. Doğru söyle oğlum. “domuz.. İçerde bir figan var ki sorma.... şart olsun bir görüneceğim. ya Sultan Habeş gelse. Bizimki için için yanar tutuşur ya. Gönlüne göre iş görür. zamparalık bize Peygamberimizden miras. yedi yaşında... Töbe Yarabbi. Gene kızların bu yakınlar terbiyeli.. .” demiş de Nafia.. Nafia’nm babası da Arap olduğu için demek ki kızları 7 yaşında her işe akıl erdiri-yorlar. istanbullu kendisine “hanım” demesi artık yeni kıyafetine yaraşıyor... Erken başlayan da Hacı.. bir daha dökmeyecekmiş. Aman.. “Vardır bir hikmeti. kerhanelere düşer. sen yaşar görürsün. “Hükümet isteme-dignden memur öğretmesi. dedi. bu kız orospu olur. Töbe de beyim... Töbe de. erbabına makbul... Korkma. Hem parayla... Bir. Rıza da onun kızlarının göbeğine ayeti kerime yazıyor. Gördün mü evim yıkıldı.. Ali’nin yaptığına razı besbelli. ben ölürüm görmem ama.. Ayşe Ana’mız ağlayarak babasına şikayete gitmiş. Yüreğime korku düşüyor. ağlıyor? Kız. Yazacağın kağıttan korkuyor. “Bu kadar erkek. Senin akim ermez.. Bunlar hep ölür.. iki kere kanlar feryat ettiler.. Kimi. Hu-buş karı da ağlıyor. Nerden belli? Cilvesinden. Aduş önde. Ebubekir Hazretleri de. dişisiz ne yapar biçareler. Çıkarsam... Aduş kendisini Istanbullu’nun kucağına attı: Ben geldim efendim.. em-biya tanımaz. içerde para toplamıştı.... Cinli Sıdıka da ağlıyor. Merak etme. Neyse. “Bacım sen bana bak. O gelirse ben giderim. Mahpuslar tam onyedi lira bağışladılar... çıkmam. İftira” dedi. Vay başıma.. Sus günahtır. Bir daha dökmem. Sus hele. Belki ihtiyar herifi beğenmemiştir.. Sus beyim. Karı milleti Peygamber. . Seni ne yapacak? Kapatacak. iki parmak kalınlığında “bir arşın” mavi kurdela alındı. namussuz. Oyunundan. Vallaha dinden çıkıyorsun. Bak Ayşe Ana. 71 D(emal Tahir Bırak rezilleri. ben mi çıkacağım? Demek Ayşe Ana’mızın o sıralar ya aklı ermiyordu. ben Hanım’a ne yaparım. O sıra Ayşe kaç yaşında bakalım. Ölürmüş. Ne söyledi? Bir gece karılar konuşuyorlarmış..... Eskiden yalnız sırayla olurmuş. Edepsiz orospu. kırmızı bir basma entari. Allah beterinden saklasın.” demesin mi? Bunu sana Ayşe Ana mı anlattı? Ayşe Ana... Bununla kızı süslemek kabil oldu.. Rugan pabuçlar. Hubuş olacak rezil. Ayşe Ana başını öfkeli öfkeli sallıyordu: Sen görürsün... yeniden mi geliyormuş... Sen Hanım’a gene ne yaptın... On üç karısı varmış. 72 ÖCarûar ÜKoğuşu Bakarken bakarken şeytan olmuş sanıyorum. Kimi.. Ayşe karı bir şey söyledi.... Ben sana gösteririm. Günahı boynuna. Yerlere su döktüm.. Bir gün durmam. beni Ayşe Ana’ya verme.. hem de sırayla. karı gardiyanı Ayşe Ana arkada. Onlarınki hiç olmazsa ele gelir.” demiş... kendisine yemek getirdiği sırada kucağına çekmiş de öpüvermiş.. Arabistan’da yedi yaşındaki kızlar rüya görür diye bir laf var ama. çığlık çığlığa koşarak. Geceleri Hubuş oynatıyor. Hanım’a ne yapmışsa Ali yapmış. Ben utandım. Ne halt edelim Hacı.. Hazreti Ayşe Ana’mızı. soluyarak içeri girdiler.. Mübarek de kan dedin mi şuraya yatar da ölürmüş. Hacı Abdullah geçenlerde Aduş’u kucağına almış. günah.. Yapan çıkmamış da.

Etrafına duvar da çekmemişler..... Sesi kesildi ama fırtına gibi soluyor. O zaman daha bu hapishaneye ta-şmmamıştık. Sultan. Nesini söyleyeyim şahım. Benim evim yıkıldı. 7? öiemal Tahir İşte karılar hapishanesi de oradaydı. sedirde yatak sermişim. “Ana!” dedi. Oh Ayşe Ana.. Çeşmeye gittim. beş..” dedi. üç ay boş oturmaya dayanabilir mi? Bak beyim. Hanginiz kaçtınız. iki. Vay başıma. Kapıyı örttüm. İçti.. Çeşmeye yürüdüm. Çeşme uzak değil. Yandım Ayşe Ana.” dedi. Dur. Ee? Zinadan üç ay yadıydı... beş. Neden sonra. “Aman oğlum biri atladı. Bir... Aklında mı? İstanbullu hatırladı. Bana bir kuvvet geldi Allah tarafından. Bir kız sütübozuk çıkmış. Üst üste yatıyoruz.. Sen ona bakma. araba su yoluna saptı da.... Burası. 35 Karıları saydım. Lamba veriyorlar. Ben yattım.. Aman ayağını öpeyim bir silah at. Sultan orospusuna da babasının hatırı için pencerenin önünde... işte Paşo’nun kızı. “Sen rüya görmüşsün valde. “Oh anacığım. Paşo’yu tanıyorum. Biz burada neciyiz.. Anlat Sultan’ı. “Haa. Damın üzerindeki nöbetçi durup duruyor.. Biz eski karılar mal gibiyiz.. ben eski cephanelik dedim. Neyse.” dedi. Kız ondan mı orospu oldu? Vallaha ondan..” dedim. Öteki Ayşe var.. Üstü de topraktı. Şaroğlu’nun kızma bir sözün var mı? İşte Malatya’nın en handan ailesi. Telaşla kaç tane olduklarını unutmuşum. Şeyh Kâzım Efendi’nin başmüridi imiş.. Tas aldım.” dedim. Yatıyor.. ne olur çeşmeden getir. Alla-hı seversin bir sovuk su daha ver... Kimse atlamadı.. “Aman ana beni ter bastı.. Ah bu benim merhametli yüreğim... babası kaçırıp almışsa.. Eski mübaşir... Ayşe kaçtı. Bildim. Hani sen sordun da.” diyorum. sen gördün. Binde bir.. Gece yarısı beni sesledi.. kızım gibi bakıyorum. Öteki Ayşe on beş senelik. Ben yanıyorum. Destiye koştum. Bizim gardiyan Abdullah yok mu? Onun ağabeyi Paso var. Bir gece.... Böyle elektrik n’ararsm.. “Biriniz kaçtınız. Ben bu suya doymadım.. Bir... Dört tane Çingene karısı var.. Ben öfkelendim. Tas aldım.. Derken Ayşe gülüver-di. Kalktım. Yatsıdan sonra kararıyor. Kurbanın olam Ayşe Ana. Bir camide oturuyorduk. Ayşe’ye baktım. Kürt karıları var.. “Aman Ayşe Ana..İstanbullu meraklandı: Kim bu Sultan? diye sordu.... Karılar cezaevi. Fatma var.” dedi. Ölmüşlerinin canına gitsin. Pekala. üç tarafı penceresiz kalın duvarlı bir kulübeden ibaretti. Ayşe var. Benim kanıma ekmek doğradımz.. bir de ne göreyim alacakaranlıkta birisi duvarı “pırrr” diye aşmadı mı? “Eyvah. Sultan bir eyyam inledi. Derken başladı söylenmeye: “Oh Ayşe Ana. “Ana su . “Destinin suyu ısınmıştır. Uuuyy. Hani hastaneye giderken..... suyu verdim. Lakin bu sözüm doğru. Bana bir su getir de ölmeden içeyim. Benim yüreğim merhametlidir. Acıdım.” diye ellerimi dizime vurdum. Koştum. Yani nereye kaçmış? Bir kızın anasını. Suyu içti.. Anası kaçmış kızdan hayır çıkmaz. iki. Altındaki sedir ırgalanıyor. Sultan bu. Tas yere düşmüş.. iş işten geçti say. Yandım Ayşe Ana. Öldüm Ayşe 74 utanlar OCoğuşu Ana... Buradan cadde kadar. sana bir şey söyleyeceğim. O zaman da karılar kalabalık. dedi.. Benim ciğerlerim yanıyor.” Sordum: “Kız çok mu hastasın?” Sesi kesildi.... bir katlı. Sultan’m anasını kaçırdıydı. Aman Ayşe Ana. viraneliğin ortasında bir kerpiç dam göründü.” dedi. Titriyor zangır zangır.. İçeri girdim. Beni sıtma tuttu.. taşları sadece üst üste yığımışlardı. Ayşe Ana söylesin. İşte o zaman Sultan kahpesi... Getirdim. Yarı yola varmadan arkada bir ayak sesi. Sen şimdi gene inanmazsın. Paso.

pencerede Ali ile az konuşsa daha iyi ya. Ne dersin... Sultan’m saçını yolacak oldum. Kaltak ne yapmış? Yatsı zamanından örtüsünü pencereden onbaşıya vermiş. Bak yün aldım. Ertesi gün namus ettim. “Anacığım. Tözey geldi de. 615 hafta.. Uyuşa da vücudu dinlenemiyor.. Bilmem ki sen de öyle misin? Sanki buradan çıkarsam hiçbir kederim kalmayacak.. Beni sıtma tuttu. Aç koynunu gireyim.. Artık uyuyamıyor. “Ha. Hacı Abdullah da şahit. On iki sene. sözde zaferler kazanmasına. Şimdi aşağıda Hacı Abdullah saz çalıyor. Uyu uyan sar beni Yâr olduğun bileyim. Yünü ham mı aldın. bir sene sonra ıslah olduysa. Bir kova su getir de şurada sevabına döküneyim. Allah da razı olsun. Yok. ip mi aldın? Ham. “Ağladığını duyarsa Murat Ağa’n kızar.. gürledim ama. bunu söyledikten sonra duvardaki süvari resmine bakıp gizlice gülümsedi... Şaşırdım.. kendisini tetkik ediyorum..” dersin. Bir kilodan bir kazak çıkar dediler. Sonra Hacı Abdullah’ın yatması neyi hallediyor? İki üç aydır..” demez mi? Meğer bütün karılar uyanıkmış.” demez mi? Karılar güler. Demek insan oğlunun rezilliğe alışmasının da bir derecesi var. Ağlarsa vallaha ona ördürmem. Eksik olma Ayşe Hanım. Bu Hacı Abdullah’ın vuruşu. Bu üç ayın manevi faciası. Söyle ağlamasın. Tam kırk gün cezası kaldı. Bir emniyetli adama mı aldırdın? Evet. Sivaslı Mustafa onbaşı. Çok şükür şimdiki kızlarımdan ben razıyım. 4335 gün. “Ana içim yanıyor.. Asırlardan beri devam eden hürriyetsizlik bizi zannettiğim kadar yıkmamış olacak ki. İçim yanıyor benim.. Zampara. Uykum gelmesin diye. Saat 9. büker. “Ali Şeydi çalıyor galiba. Hep müşavereli dövüş.. Ben de ağlıyorum.” Tekrar mektubuna devam etti: “Şimdi. Gene mi yaranamadık?” diye beni alaya aldı. Ben burada türkü söylüyorum ki. hayır. “Allah beterinden saklasın... Dile kolay. Bana kazak örecekti. kimselere söyleyemedim. her memleketteki hergeleleri ümide düşürdükten son77 36 ÖCemal uıhir ra gebermesine bol bol yetecek kadar müthiş bir zaman. Limberg Kızıl Ordu tarafından zaptedilmiş. ben de şahidim. Nafia da iyi idi..” derler de ben kızarım. Mahpushane berbat yer. Hepsinin işten haberi varmış. Beni sıtma tuttu. Yani on bir sene on ay yirmi gün yatmış. kederli haftalarımız yok muydu? Bir taraftan da memnun oluyorum. İstikası kesildi. dünyayı vdveleye verip. saz .. “Yarı müddeiye gideceğim. Jandarma kumandanına gideceğim.hani..” diyerek boyun bükemiyoruz. bütün cezalardan müthiş..” diyeceğim... Zaten hastayım. Bak terlere battım. Hubuş da iyi. Ağır cezalı diyerek seslenmiyorum.. Hanım. sana bu satırları yazarken vakit gece.. Nebahat Hanım. bana neden kızıyorsun. Oğlan korkuyor mu? “Anacığım. Eğer okkadan çalmazlarsa çıkar. 76 4 Aşağıdan gene saz sesi geliyordu.. Sonra keyfine. Lakin her zaman ağlıyor da beni de dertli ediyor.” Aylardan beri sazı eline almayan Hacı’ya üç gecedir bir hal olmuştu... Kurtaracağız.. Artık ben zafere de kanıksadım. “Şekva edeceğim. Yukardan jandarma bir türkü tutturdu: Sarı kavun diteyim. namusuma geldiler. Aduş’un anası yıkar. Bir gülme tutturdular. Lakin karıdan karıya laf dağıldı. bizim dışarda kederli günlerimiz. Kalınlığı Hanım göstersin.. O sebepten nöbetçi silah atmadı. Bir su ver. Hacı Abdullah’ı neden böyle uzun müddet yatırmışlar? Maksat ıslah etmekse. Tavuklarını bekliyorum.” diye estim. Vay Hacı Vay. Hanım da iyi. İstanbullu. kalemi bırakıp dinledi.. Yavaş yavaş kendimi nasıl kaptırmışım. O kadar rica ettim.. istanbullu. Radyodan haber geldi. tarar.. ıslah olup olmadığını kim tespit edecek? Ya. Ağlayacak ne var? İşte istidayı yazdım. İnsanın senelerce bir şeyi fikri sabit haline getirmesi nejenaymış. Bunlar şimdi benimle eğlenirler. bana yazıktır... Sergardiyanm kızı getirecek. Hitler namussuzunun Alman milletini alda-hp iktidarı ele almasına.. Sıdıka da... 7S Oiemal Tahir Dışarı çıktım.

.çalmaya bile tahammül edemiyordu... Eksik olmasın. ¦.. E.. Ayşe Ana. Düşüncesini Sefer anlamış gibi utandı. İlle oraya oturtmakta ısrar etti.. 19 ‘DCemal Tahir iyi öyleyse..Hep yazıyorsun Murat Efendi. Biraz dinlen. Haydi gidelim. ‘Bizim halk şiirinin bazı tarafları var. İstanbullu gelince başgardiyan yer verdi. canı birdenbire kahve istedi.. Bana daha şimdiden iki lira verdi. 78 ZKarılar Dioipşu Yazacağım. Başgardiyan Mahmut.” Sefer içeri girdi: Bitti mi bey? Daha bitmedi.. böyle küçük dörder satırda senin sözünü hatırlarım. epey yaşlı ve yıpranmış olmalı. yaza okuya gözlerin bozulmuş. Beğendim. Efendim. Edepsiz olmasa şoförlere cadde ortasında sövüp sayar mı? Kabahat bakalım kimde? İyi karı bey. üç günden beri Malatya genel birleşme evinden Tözey Hanım geldi. Arkadaşlara benden selam yazdın mı? Bir taraftan da duvardaki resme hayran bakıyordu.. Ha-nım’dan şişman... Yiğit karı. Dahası var bey.. mahpusa girmeden evvel kerhanede olduğuna göre. Tözey Hanım kahve pişirecek. Zaman zaman. Fala bakacağız.. Aduş’u kucağına oturttu. Hem de yüzü güleç... Yeni ablayı beğendin mi? Kimi? 37 Tözey ablayı. Hacı Abdullah. Haydi. Kız daha misafir. Falımız ne çıkacak? Af var mı öğreniriz... Hem de öyle bildiğin karılardan değil.. Ellerini öperim. dedi. Şimdi ne güzel bir mani söylediler. elverir. Aduş. Mektup yazıyordum. fala bakacak... Daha doğrusu mahpushanenin önünden geçerken mutlaka görmüşümdür ama hatırlayamıyorum.. Hacı. Hacı Abdullah’ı biraz avutuyor. İstanbullu’nun. Sana para verdi mi? Verdi. küçük Aduş. Şimdi aşağıda gene muhabbet var. dedi. Kapı kapalı olduğu halde... Edepsiz diyorlar.. bir de Hacı Abdullah hep oradaydılar. Ali Şeydi... Güzel mi Sefer? Güzel olmaz mı? Sefer sesini alçaktı..... Bir de kahvesini mi içelim? Onun kahvesi çok beyim. Onlara artık yetişmek imkansız’ demiştin. Müjde mi götürdün? Mektup götürdüm... Ne parası? Bahşiş.. Aferin.. buna bir oyun öğretmiş. Haydi aşağıda seni bekliyorlar.. Bereket versin. Yanıma gel bakayım.. Tözey’i henüz görmedim. Gardiyan Vahap. Kaç zamandır kahvesi yoktu. Sazı niye kestiniz? Kahve pişiyor. erkekle bu kapalı kapının hemen arkasında . Aşağıda sıraları ve iskemleleri karılar koğuşunun kapısı önüne taşımışlardı. Deminden beri bizi gülmekten bitirdi bu orospu.. Yok canım. Üç gecedir galiba onun şerefine saz çalmaya başladı. şimdi anlat.. Ağa karı. Sana yazacağım: Gözümün bebeği yâr Elimin emeği yâr Mihnet ile kazandım Soframın ekmeği yâr Sen bir mektubunda. Biz ona kahve pişireceğiz. Bak Hacı bağırıyor..

Daha babasının sağlığında tarlaları satıp satıp kerhane kızlarına yedirmiş.. herifi batırmış.. Bu biricik oğlu. senelerden beri hevesi kalmadığından parmakları durduğunu söylüyorlardı. Malatya kerhanesinin meşhur kızlarından eplemeli Ayşe’nin daima hissesi vardı. Efendim. Gözlerini d. Oraya giderken lstanbullu’ya belli etmemeye son derece itina eder.. Hapse girmeden evvel. Evvela Başgardiyan içti. “Bakarken şeytan olmuş diye adam korkar. kalın bacaklı.. Hacı Abdullah doğrudan doğruya seslendi: Duydun mu Tözey.uyudurup oynuyordu. Arada bir başının cilveli bir hareketiyle saçlarını arkaya bir atması vardı ki bunu bu yaşta ancak istidadıyla öğrenebilirdi.. Ayşe Ana’ya fısıltı halinde bir emir verildi. kimsenin yüzüne bakmıyordu. diğer yardımlarda. öte tarafa duyurmak için yüksek sesle konuştu: Fala bakılacaksa. Fincanı kapattı. “Gene edepsizlik ettik bey. Fincanların kime ait olduğunu söylemeyelim. Kız. Aduş dön haydi. Çorapsız. İyi çalıyordu.” derken haklı söylemişti... Bir kahkaha duyuldu. Gardiyan Vahap da senelerce külhanbeylik etmişti.. Ayşe Ana. Başüstüne efendim.. Malatya’nın meşhur sazcılarındanmış. hepsinin orada olduğunu fark etti. Mahmut Efendi boyuyla beraber kızı olduğu halde. Tepsiyi veren Tözey olacaktı.. Ayşe bir iple kuşağına asılı anahtara davrandı. Babası zengin bir ağaymış. Biraz şişmanca. Sonra Se-fer’in aldırmadığını görünce.. İstanbullu. Ayşe Ana arada sırada: Kız titre bakalım. Son derece ağır ve ciddi. Fincanların kimin olduğunu söylemeyeceğiz.. Gardiyan karı kahveleri tuttu. Sonra ötekiler de onun gibi yaptılar.. Bu sebeple iki yakasının bir araya gelmediğini söylüyordu. gevrek. meselenin tahmin ettiği öiemal TaJıir kadar basit olmadığını anladı. . sen vuramıyorsun. Fakat biraz sonra. Hacı Abdullah sazı eline aldı.. Eskiden daha iyi çaldığını. Ana. Sen vurma. Gardiyan Ali Şeydi yanık sesiyle Alevi ağzı bir türküye başladı. biraz kaim ve pek keyifli bir ses. İstanbullu bu fırsattan istifade ederek karıların kapı önündeki taşlığı dayayıp döşediklerini.karıların bulunduğunu bildikleri için pek ciddi bir hal almışlardı. dedi. zeytinyağında.. 38 İçerden el vurarak tempo tutuyorlardı.. Aduş’u rica minnet oyuna kaldırdılar. diye bağırdı.. Hükümetin verdiği şekerde. içerden. Sahi. “Olmaz” manasına başını salladı. Ali Şeydi de eski kopuklardandı. Duymadım.. Sefer de buna iştirak edince Aduş durdu. İstanbullu evvela buna ehemmiyet vermedi.. Dur bakalım... sen ölmeyesin e mi? diye bağırdı.” diyerek hepsini anlatırdı. bu güzel doğrusu. E. al şunları. Hem de dükkancılık edermiş.. ellerini ve ayaklarını tempoya akıllı akıllı hatta hissederek. Hacı Abdullah onun için “esrar içe içe böyle ahmak oldu” derdi.. Hacı Abdullah “Köprüden geçti gelin” türküsüne geçince Aduş da oyunu değiştirdi.. Birisi. fakat dönüşte. gizliden gizliye kerhaneye devam ediyordu. gözünü haramdan alamıyor. Başgardiyana gelince. Henüz dört yaşında olan bu Kürt kızı şu haliyle hangi tiyatronun sahnesine bırakılsa ortalık alkıştan yıkılırdı. Zaten itfaiye çavuşluğundan ayyaşlığı yüzünden çıkarılmıştı. 80 öiarûar üioğuşu İyi olur. Biraz sonra.e fevkalade kullanıyor.. İçeriyi dışarıya dışarıyı içeriye göstermemek gayretiyle koca vücudunu siper ederek kapıyı ancak tepsi sığacak kadar araladı.

Kendisine yol var. Birisi kendisini daima düşünüyor... Yani fesat mı? Orasını bilmem. Vay vay vay. Dur ana.. Yürü.... Oynaşana haydi.... Senin yüreğin pek fesat. Hani benzin getirecektin? Şoför Faik vermedi. Vay.. Kim o konuşan? Sefer. Jandarma onbaşısı deminden beri dış kapıyı tekmeliyor. Bu büyük fincanın sahibi dinlesin. Tamam. Duvağı başında bir gelin. Bugün mektup getirdim. Uzun boylu bir hanım. sen misin? Hayır. Abla.. 39 Olmadı Tözey Hanım...... Murat Bey. Sen hapı yutmuşsun. diyor.. Bunun 8j \Kemal uJûr sahibi merak etmesin. Hacı Abdullah’ın fincanında gelin görününce Ayşe karının oyunbozanlık ettiği anlaşılmıştı... Kahvemi isterim. Pekala siz orada sazı neden kestiniz? Aduş kahpe... Kahve falı yalan söylemez. diye bağırıyordu... Şaka ettim......Topuk vursana rezil. Ne biliyorsunuz? Canım bilinmez mi? Ben biliyorum. Nasıl anlatmalı. Baş üstüne efendim. gelse de saçını başını yolsam diyerek.. Eli başında.. açın şunu yahu!. Yoksa siz fala inanmaz mısınız? . Kim o? Benim. Ne münasebet efendim. Sonra karışmam. bak. Kız. Aman töbe. İşte duruyor.. Tözey içerden coştu: Sen benzini o rezilden mi istedin? Yarın Muhsin Bey’e haber yolluyacağım. Şimdi gelelim kırmızı fincana..... İşte orası yanlış... kapıyı mecburen aralık bıraktı.... Seni hapsettireceğim... Önünüzde düğün var. Fincanın benim olduğunu söyledi.... Gelin hanımı gördün mü Ayşe Ana.. Şoför Faik.. O kadarını bil-ttıezsek ayıp. bu marifette kendi hissesi de varmış gibi seviniyordu.. senin yüreğin yanıyor başefen-di. Yakmda dardan kurtulacak. Güzel bir kız. Aduş koşarak îstanbullu’nun kucağına atıldı.. Beni hiçbir hanım düşünmüyor.. Yarın akşam.. Aziz Onbaşı. Ayşe Ana ver şu fincanları.... 82 IKanlar [Koğuşu Ablan sana kurban olsun.... Benzin yarın hazır. İçeri girip kapatılmış kahve fincanlarını görünce kapıya doğru seslendi: Tözey abla. Şimdi efendim. buyur. Durun bayanlar. pek yalnız. İstanbullu için de pek münasip şeyler söyledi. Bunun sahibini bir kalabalık bekliyor. İstediğiniz kadar inkar edin. Hele açın. Hay ölmeyesin herif. Şişman bir kız var. Başgardiyan itiraz etti: Ayşe karı halt etti.. Bu bey dedi. Kalbiniz de biraz dolu... İşte şuradan belli.. Hem de mektup bekliyor.. Tözey’i hakaretten mahkemeye verip bir aya mahkum ettiren adamdı.. Ah.. Erkekler nihayet o kadar güldüler ki Hacı Abdullah sazı kesti. Gülmesene Hanım. Fala bakıyoruz.. bir de utanmadan kahve istiyor. İstanbullu cevap verdi: Ablam fala baksın da sonra diyor. Hani benim kahvem?. Türeyip türemeyesice... Şimdi seni bekliyor.. İşte gelin görüyorum.. İlerisi pek ferah.. Tözey. Ayşe Ana.

yeniden başlamıştı. Sıra yavaş yavaş Murat’a geliyordu. ¦. Arada sırada. Nalınları tıkırdatarak merdivenleri çıktı. “Mahpuslar bir çeşit akraba oluyorlar. zamparalıkta da demek hamlıyordu. (Hoş.... Tabii ölmeden çıkarsam. Kadınlar kendisinden o kadar bahsetmiş olacaklar ki Tözey herhalde meraklanmıştı. Ayşe Ana. Odası daha aydınlık -yüz mumluk lamba yanıyordu.. Bir otomobil. Orada şair kâinattan bile daha ehemmiyetli ve hayret verici hadisenin. durmuş bir diş ağrısı gibi. İçinde epey zamandır uyuşmuş olan bir şey. Nâzım’m bir şiirini şimdi daha iyi anladı. Rahatsız rahatsız kımıldadı. Gardiyan karı bu sefer. türkü söylemelerini istediğinden adeta yük altında kalmamak için yapıyordu. aldattın beni bu yaz Acı duydu bu gönül hasrete katlanamaz Şarkı bitince Tözey içerden alkışladı. İşte gönlünüz oldu. 85 Oiemal Tahir Neden ayıp oluyor.. (Bütün şarkıları pek iyi bilen ve iki kalemle bir su bardağına vurarak fevkalade tempo tutan başgardiyan o kadar üzerine düştü ki söylememek kabil olmayacaktı.Ayıp bacım.” 40 olduğunu söylemişti. kendisi ötekilerden daima saz çalmalarını. anahtarı kilitten çıkardı ve deliği örten pirinç kapağı yukarı kaldırarak açık bıraktı. Bunu daha ziyade.. Pek manasız bir his olduğu halde. Tözey Hanım yeniden fal açarsa benim falımı. İstanbullu hafifçe terlemiş ve yorulmuştu. biraz ince fakat insanın doğruca yüreğine dokunan emniyetli sesiyle başladı: Hani ayrılmam derdin. İnsan..ve dayanılmaz bir yalnızlık ve can sıkıntısı ile doluydu. Duvardaki portreye kederle baktı. mahpusluğun feci yoksulluğunu şahlandırmaya elveriyordu. kendisini şimdi bulunduğu yere oturtmak için neodunlar LAoğuşu den ısrar ettiklerini anladı. dedi. Evvela sergardiyan aldı.. İlle kahve istedi.. On iki sene sonra. Belki de bunun için arkadaşlar dışarı çıkınca derhal yabancılaşıyorlar.. hep bizden gelmez. Biz başka cins mahlûklarız. İnşallah çıkarsınız. hem de güzel ve kederli sesiyle türkü söylüyordu: Yiğdin sevdiği güzel olursa Salını salını naz ilen gelir Birden sazı ve şarkıyı kesti: Haydi.. diyerek ayağa kalktı. Büyük bir yorgunlukla karyolasına uzandı. gelir söylersiniz. Falınız iyi. Mahpus (kedi) yattığı yerden doğruldu.. Zincire vurulan însan. esnedi ve birdenbire çevikliğini sanki sırtına alıp uyku sersemliğinden kurtuldu. arkadaşlar pek yalvarır-larsa. Birdenbire canı sıklımştı... Gel bakalım. Aralıkta biraz fısıldaşıldı.İnanmaz olur muyum? İnanıyorum. kadın görmüş de sayılmazdı ya. şişkin lastiklerinin gürültüsünü mahpushanenin beton cephesine çarparak geçti. Mahpus.” Jandarmalar nöbet yerinde düdük çalıyorlardı. Siz muhabbetinize bakın. Eksik olmayın. ikinci kahveleri dağıtmıştı ki kapıyı vurdular.. Ben bu şarkıyı beğendim. . Şimdi beni düşünen bir uzun boylu hanım yok ama. ben mektubu yarım bıraktım. belki ilerde olur.. mahpushane için makbul değildi. Ötekiler de ısrar ettiler.. her zanaatta olduğu gibi. Gardiyan Ali Şeydi hem saz çalıyor.daha sıcaktı.. kendisine mahsus. Fal Aziz Onbaşıyı büsbütün heveslendirmişti.. “Yolunda durulan. dediği duyuldu. Burası sanki Ay’dır... sıra şarkısı okunacak. Kadın görmek..) Sırası gelince yere bakarak. Bu suretle içerden dışarısını gözetlemek istedikleri anlaşıldı ve İstanbullu. Gel diyorum. Ciddileşti. Ve Hanım’m. Sanki ağzına kadar arsız -bu kelime fazla aydınlıktan geldi.. Kediyle sahibi bakıştılar. şu halde. Ben beğendim. hiçbir insanın mukavemet edemediği beğenilmek arzusuna kapılmıştı.. sevdiği şarkılardan birisini söylerdi. Elini bıyığına götürdü.) Unuttuğunu sandığı şekilde hareket etmek. Ön ayaklarını uzatıp 86 Üianlar ÜKoğu$u karnını yere sürerek gerindi.

. başında kenarları pullu beyaz başörtüsüyle karşısına dikildi. çirkinliğini asla göstermeyen bahtiyar kadınlardandı.. kedinin canlı oluşundan geliyordu. . Şaşkın şaşkın etrafına bakındı. tabii. Tekrar okumaya üşendiği için. Canım sıkılıyor. Böyle konuşmak ihtiyacı. Fakat çamurdan bir türlü kurtulamamış. Buna karşılık gözleri siyah ve parlak. bir kadının. atkıları kırmızı pon-ponlu takunyalar. Beş senedir demek ki. süs önlüğünün cebinde duruyordu.. Ertesi gün Tözey. İstanbullu ‘yu.. “Demin mektubunu yarım bırakarak aşağı indim. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu mucibince derhal Elâziz Ağır Ceza Mahkemesinde bu karara itiraz ettim. Seni de hasretle kucaklar. reddetti. Ordaki arkadaşlara selâm ederim. Evinde orospuluk eden evli kadınların kırk yaşlarına girseler beceremeyecekleri. Canlı ve anlayışlı oluşundan. Rahatsız oldunuz. diye tekrarladı. Hiç olmazsa kadınlar koğuşunda biraz neşe vardı. Başka ne yazayım? Piraye’ye hürmet ve sevgilerimi yaz. keklik.Kedi karyolanın kenarına vurulan ele baktı. Nasılsın yavrum? Kaşınmak mı istiyorsun? Kendisini topladı. istida-ları. ancak vesikalı cinsin iyisinde rastlanan.. Hacı Abdullah’la Istanbullu’ya çiğköfte yapıp yolladı. Mahpushanelerde hayvan beslemek merakı. sevmek ihtiyacından ibaretti. tabii yüzde mini mini bir mikyasla tatmin ediyor olmalıydı. Alışık’olduğu üzere boğazını parmaklarına sürmeye başladı. gözlerini öperim. Deliller davayı yeniden gördürecek kadar kuvvetli değillermiş.. biraz kalınca dudaklan kırmızıydı. birdenbire kinini ayaklandıran bir hal. “Valide Sultan. Daha ertesi gün. Tözey’in gelişine sevindim. Tözey bize kahve pişirdi.. Beni uzun boylu bir kadın düşünüyor-muş. karılarımıza. Millet Meclisi’ne gidince bu kadar pis davayı müdajaa et87 ‘[Kanal Tahir melerini oradaki ahbaplardan nasıl isteyeceğim düşünesidir. bütün öteki milletler gibi istidatlı ve insan. Çirkin olduğu halde. Üzerinde bir temizlik vardı ki insana ferahlık veriyordu. açıkta durursa kendisini buna cebredecekmiş gibi zarfın üstünü yazıp içine koydu. “Bizim.. Sevmek ihtiyacını kedi. Sana yazdım wıı bilmem? Belki kötü haber diye. Kusura bakmayın. Haberi Sefer getirmiş. Küçük Aduş bir oyun öğrenmiş. Hayır. diye güldü. gelmezseniz diye Sefer’e söylemedim. yazmamıştım. emniyet verici bir ciddiyeti vardı. Hazırlandı ve sıçrayıp geldi..” acaba hemşerisine yardım vaat etmiş miydi? Pencerenin içine oturdu. Hanım’ı herhalde avutur. Bizim millet de. arkadaşlanmıza ve sevgililerimize yazdığımız mektupları. Bu mektup kontrolüne bile. Hayret. Istanbullu’nun karnına yattı. buna da alışamamıştı. Sizi tabii rahatsız ettim. bir mektup okutmak için karıların avlusuna bakan pencereye çağırdılar.” diye düşündü. Okutacağı mektuplar. bilhassa uzakta olanların.. Mahkeme. güvercin. Türklerin en vatanperver şairi.. üzerindeydi. vurguncuların daha kolay vurgun yapması için dikkatle tetkik ettiler. Falımıza baktı. kimin çağırdığım anlayamamıştı.. Beni en çok üzen şey. Hubuş bacının aylardan beri Ankara’dan beklediği cevabın nihayet geldiğini zannederek Sabiha Hanım’m neler yazdığını hakikaten merak etti. küçük.. Sevgili Nâzım Hikmet.. kanarya beslemek sefil bir surette. Her ihtimale karşı Hubuş bacıya teIKarJar üioğuşu 41 selli sözleri hazırlıyordu ki Tözey ayağında.” İmzaladı. şaştım kaldım.. hem de biraz çarpıktı. iki çocuk doğurduktan sonra kocasını zehirlemesi merhamet celbetmeyen. Hangi sebeple olursa olsun. istanbullu. Burnu hem büyüktü. Tüyleri yumuşaktı. Bunu ıslatıp yapıştırmaya hakkı yoktu. Velhasıl insanları hangi sebeple olursa olsun hapse koymak namussuzluktu. Verin bakalım mektuplarınızı.. Yarın müdür bey kontrol edecek. Bütün ehli hayvanların doymuş hallerindeki uysallığı. beş sene mütemadiyen. adeta şıma-rıyordu. safi tenteden yapılmış gibi incecik. sevildiğini biliyor.

Halbuki ben burada.. sizin de paranız varsa. Hayır. Birisi uzun öteki kısa.. Bilekleri tombul tombul ve beyazdı. Yanında yokmuş. sahifenin en altında. Gece gündüz hayalin gözlerimden gitmiyor. Mektubumu doğruca bana gönde-resene. Gördünüz mü? Hayır.Sahici bir hicapla uzattı. ben kazak istiyorum... Derelerden sel gibi. Uzun mektupta.. Siz bilirsiniz.. tepelerden yel gibi git. Ah benim. biricik sevgilim Edibe. go öiariar IKoğtıştı Arzu etmiyorum. Şimdi önümüz de kış... Zaten yünü alırken fena yünden almışlar.. Selâmımı Edibe’me götür. Baş üstüne alsınlar. Yok canım.. Küçük mektup. Herhalde iyi egirmiştir.. Alâkanıza teşekkür ederim ama. Bu mektubu alır almaz cevap yaz. Şimdi siz de cevap yazalım diyorsunuz. mektupları demirlerin arasından iade etti ve çekinerek sordu: Cevap mı yazacağız? Neye? Bunlara mı? Rica ederim. Birisini geçen kış sonunda kaybettik. Yün almışsınız. Onun selamını da al getir.. Bunun altına yaldızla “Dayan başarırsmz” ibaresi yazılmıştı ki. Yazmamak merhametsizlik olmaz mı? Sizi seviyor bu arkadaş. Bir kolsuz kazağım var.. Bu Vahap ne aptaldır.. Herhalde.. Buyrun. 42 Bir şey söyleyeceğim. Bu ayrılgın bu kadar beter olduğunu bilmezdim... İki gün aradım. Herkesi kendisine dost zanneder.. Üçüncü gün rastladım. Yani bu çeşit aşk mektuplarının bütün teferruatı tamamdı... Ben öyle bir şey demedim. Başka bir emriniz var mı? Hemen gidecek misiniz? Sizi rahatsız ettim.” dedi.. Siz bilirsiniz. uğurlar olsun. Kendimi öldürecek kadar içiyorum. Sebep şu: İki tane yün fanilem vardı. Aklım başımda yok. Arzu ederseniz. çırılçıplak -yapraksızduruyordu.. Uzun kollu fanileler. Elleri güzeldi. Değiştirmek lazım geldikçe yardımı olur diye düşündüm. “Seni çok göresim geldi. Bana bir ay ceza verdiler. Zafer Bayramı’nın tebrik kartıydı. Alırlar... Elhamdülillah o kadar param var. seni Edibe’me vermeyenin iki gözleri kör 89 [Kemal Tahir olsun. O kazak olmaz.. Bir kere kaim. Lakin sayılı günün ömrü az olur.. Yazdıracak adam bulamadım diyorsun. İstanbullu... Burada çalmışlardır.” Altına bir mani yazılmıştı. Açtım ağzımı. İki tane mektup almıştı. Haydi benim mektubum.. İkisi şahit oldu... Mektuptanım Şoför Faik isminde birine yollamış.. bazı sonradan görmelerin düğün davetiyelerine benziyordu. Postalarımızın milli müdafaa vergisine mahsus pulları gibi orta yerinde takımını hücuma kaldıran onbaşı heykelinin gölgeden resmi vardı.. “Senin Faik’te mektubun var. kartın mukaddes ciddiyetine rağmen Istanbullu’ya Refik Halit’in parola gibi konuşmamızdan şikayet eden bir yazısını hatırlatmıştı. Birisi geldi.. Değmez. Çünkü kırmızı mürekkeple bir de çiçek resmi..... gurbet yerde.. Ben ondan size çorap yaptıracağım.. 50 lira da para isteyeceklermiş... bulamadım. Bana sık sık mektup yazmıyorsun. Sonra sert. Hepsinden haberim var. Kürt karısı egirmiş... Parayı alabilirler mi? Mahkeme karar verdiyse. Anladınız mı? .. şaşkın şaşkın dolaşırken.. annesinin hastalığından bahseden müsvedde ilave olunduktan sonra. yumdum gözümü. Ben onun yüzünden mahpus oldum.. izin almak için askerlik şubesine bir istida verilmesi icap ettiği bildiriliyor.. Hiç de iyi eğirmemiş. Bırakın. Son derece lükstü. Kat kat ve çapraz açılıyor. Görsem de aklım ermez ki.. Değer mi? Bilmem.. sen orada benim düşmanlarımla keyfediyormuşsun. Arkadaşlarım seni yoklamıyorlar mı? Bu mektubu yazarken ben sarhoşum.

. yemeğinizi yedik. anlıyorum. Dünkü köfte için teşekkür edecektim.. O da layık değil ya. Beni minnet altında bırakmazsanız daha çok memnun etmiş olursunuz... eskilerle beraber kışı çıkarırım sanıyorum. Hele bir kere cezanızı bitirip çıkın. 43 Evet yıkıyormuş.... ¦... yüzüne pek inatçı ve biraz da şımarık. Siz ne kadar hesap biliyorsunuz.. O zaman aklıma ne gelir bilir misiniz? Ne gelir bakalım?. Yürekli ve mertsiniz. bana iyilik etmek istiyorsunuz. Lakin kazak yaptırmak istemiyorum. Zaten utanıyorum... Bir buçuk da yıkanıp eğirmesi.. Niye güldünüz?.. Elinize sağlık pek güzel yapmışsınız...... Bir lirayla kapatılacak bir masrafa sekiz lira vermek. Canım bir yemek isterse. Kaşlarını çatmış. Kimsenin hatırı için kimseyi reddetmiyorum.Anladım... Yün için ben dört lira verdim. Halbuki kahvenizi içtik. ütülersiniz. Çorap yapsınlar değil mi? Hayır. Kazak dursun.. Bir çift alsam. Nebahat Hanım. Böyle saçma şeylere küsmezsiniz.. Siz bize misafir geldiniz. yün çorabın üzerine ince deriden yemeni ve onun üzerine de takunya giyiyorum. Çamaşırlarınızı da “eve” gönderip yıkatacağım. işte yemek meselesi olsa “Şunu koyun... Allah razı olsun.. Dün akşam fincanınızda gene uzun boylu karının sizi düşündüğü görünüyordu. Çorap daha iyi.. Sizi aldatmışlar. Allah razı olsun. kendisini haklı görmekten gelen bir kibir manası vermişti. Mahpushanede olsun. ikiniz de sağ olun. Evet. İki buçuk lira da örmesine gider altı buçuk. Yalan mı? .. Tamam... bunu katın” diye karışmam. Cezanın üçte birini tamamlarken gerek sizin ve gerekse Nebahat Hanım’m gösterdiğiniz alakaya teşekkür ederim.. Zahmete değer mi? Mahpushanede.. Hayır diyorum.. Demek ki yünü getiren bayanın hatırı için beni “reddediyorsunuz”. İstanbullu... Yemek lakırdısı edilir mi? Ayıp bir şey. Ama ben küserim.Mutlaka kazak mı yapılacak? Mutlaka. Ütülemeden de pekala giyiyorum... Mademki bir kere para vermişsiniz.. Olmadı. Bakın bu olur. Hem dört liraya bir kilo yün olur muymuş.. Lakin ütü diye bir şeyin dünya yüzünde var olduğundan haberi bile yok. sonra tekrar sekiz lira harcamak zor mese9i üiemal Tahir le.. Bu sefer de Hanım gücenir. Besbelli. sekiz lira. Şu sırada. Geriye tam on sene kalıyor.. affedersiniz. Gömleklerinizi ne yapıyorsunuz bakalım?. Siz karışmayın. Zannetmem. Ben kışm. kederle gülümsedi: Benimle arkadaşlık etmekten hemen caydınız da bahane arıyorsunuz derim. Size o pis yünden çorap örsünler. Hatırladım da. Elbette çorap iyidir. haber yollarım.. Ben yani bu iş kadın işidir. fakat masraf işine bizim kitapta erkekler karışır. Falınıza güldüm... Bugün eylülün yirmi biri.. Kazak yapacaklar. Siz de.. Siz akıllı bir kızsınız. sekiz lirayı yalnız yün çoraplara veremem.. pekala yıkıyor. Lakin. Bayramlarda gömleğimi yollarım.. Yarın mahpusluğumun beşinci senesi tamam 02 utanlar [Koğuşu olacak. Bizim daha çok aklımız erer.. Siz iyi bir insansınız. Ben çorap yaptıracağım. işte böyle. bana iyilik etmek istedi. Canınız ne isterse emredin. Sizin burada hiç kimseniz yok. Aklımı karmakarışık ettiniz.

Düşen ve düşerken muvazenesi bozulmuş bir insanın 94 \Kardar üioğaşu insiyakı tutunmak hissine sevmek denir mi? Yere varır varmaz kıçının sızısını duyacak. Erkekler de. Ne uzun boylu. kendisine büyük iyilikler yaptığımı zannediyor. güneşin altında dalgın dalgın dama oynuyorlardı.. Şimdi kazaktan vazgeçtiğimi duyarsa üzülür. Böylece beş on defa tekrarladı mı. 92 öiemal Takır Siz varsınız. Annem öleli çok oldu.. Dünyada beni düşünen hiçbir kadın yok. Allasmarladık. Kız kardeşim de yok.. aferin iyi dayanıyor. Kazak da.. daha doğrusu yalnız kalıp hayal kurmaya cesaret edemedi. Erkeklerden şüphesiz daha iyisiniz. hicap duydu.... Aman dikkat arkadaş..” iyi ama lütfen bu kepaze hale olsun.. Karşı karşıya susmaları büsbütün komikti. kadınlar da birbirlerini ve bizzat kendi kendilerini aldatırlarken iyi görünüyorlardı ve galiba bu zamanın ekseri aşkları bu aldatış ve aldanış hadisesinden ibaretti. Sesini alçaktı.. Onunla avunacak... Bu söze ne lüzum vardı? Bu ne biçim bir kadın ihtiyacı. Atölyenin köşesinde Hacı Abdullah’la Ankaralı Gazi başlarına birer mendil örtmüşler. ne de kısa boylu hiçbir kadın beni düşünmez. “Bizi buraya neden koyduklarını şimdi anlıyorum. Zaten. aşk mı? Mahpushane.. Hata ettim. Ona acımak lazım. Hepsi aynı matah. sevmek dememeliydi. gitgide yadırgamaya başlamıştı. Teşekkür ederim... Kadınlar... Şimdi son sözünü duyar duymaz. Bana gücenmediniz ya. kendisini düşünen bir kadın olmadığını söylerken sesine verdiği lüzumsuz kederi beğenmemiş. Teşekkür ederim... beyaz taşları yenilmekten kurtarmak için alt dudağını çekiştirerek düşünüyordu... Tekrar aynı adi sızı. Sonra tekrar bir düşme. Bir de. İşime mutlaka yaramak istiyor. Kendi kendimize karşı bile güvenimiz kalmasın diye... Adi-leşelim diye. ölüm tehlikesine de maruz bulunmuyorken tahammül edemiyoruz.. ihtiyarlık ve ölüm.. O kadmlığıyla. Bana gücenmediniz ya? Gücenmedim ama.. Yüksek tahsil de görseler böyle cahil de olsalar. bu konuşmaya vesile olan mektupların sahibine karşı gösterilen alakasızlığı hatırladı.. Hava sıcak olduğundan burası pek tenhaydı.. dan telâdan yapılmış kadar işlemeli ve ince önlüğün cebinde yemyeşil duruyordu... Güle güle. Yanlarına gidip ayakta durdu. İstanbullu kederle ve öfkeyle gülümsedi: Sizi güneşte tuttum.... Halbuki.. Aman silâh başına.. Dilenciliğin bundan daha aşağılık cinsi olamaz.. Birisine kızmak arkadaşlık alametidir. bilhassa karılar koğuşunda kendi üzerine cereyan eden manasız konuşmaların tesiri. “Ah bu orospular. Gülüştüler. Pardon.. Bir de onun her arzusunu yerine getirmeliyiz.. Gazi.Yalan. Bir yerden düşer gibi severler.. Dönerken İstanbullu kendi kendine tekrarlıyordu: “Bana gücenmediniz ya. Siz kadınlar dehşetli mahluklarsınız.. siz varsınız diyorsunuz. ne çeşit bir yoksulluk?.” 44 Odasına dönmeye.” askerdeki dostun mektubu. Burada alıp sattıkları neydi? “Saçmalıyorsun azizim. İstanbullu. Bahçeye çıktı. Hanım. bir de kazak yaptırmakta mat ediyorsunuz. Kırmızı taşlar (kiremit parçaları) kazanmak üzereydi. Mahpushanenin... Biz erkek iken. insanı demek ki farkına varmadan adileş-tiriyor.. bırakın. Başka bir şey de düşünüyorum. yapılsın. Eksik olmayın siz varsınız.. . bu hal birdenbire aralarına bir hususiyet ve emniyet getirmiş gibi oldu.. erkeklerden şüphesiz daha iyi değillerdi. Şimdi. Durakladı. Cezası ne kadar ağır.. bu mahpushanenin isten simsiyah olmuş kullanılmaz mutfağının penceresinde tüneyip yüzünü rabıtalı olarak ilk defa gördüğü bu yıpranmış ve şüphesiz aptal kadın karşısında “Bin dereden su getirerek” böylece konuşmasından. Şefkat mi bekliyor. kızdım.

.hale neden getirdi?.. Sazı duvardaki çivilerden birisine astı. Biz de öyle bilirdik. onbaşı gitti.. Malatya genel birleşme evinin. Taşlarım acele acele dizdi..Ne düşünüyorsun? Damada süren. Saat on bire doğru başgardiyan yattı. Benim uykum yok. Tayyare devrindeyiz Ankaralı. en iyi oynayan kızı Tözey olduğu için.. Allah göstermesin.. yani Berlin’e girdi mi. tavlada vuran. Meğer adam. Fena olmaz. Daha var mısın? İstanbullu. 95 [Kemal uıhv İyi ama bey. Şu taşı al.. Hacı Abdullah lstanbullu’nun odasına çıktı. Biz yenene taraftarız. Sen olmazsın biliyorum.. Yarısını karılara yolladı. günleri azaldıkça üzerine çöken müthiş asabiyetin gayrı tabii kahkahasıyla güldü. bakalım yenen size taraftar 96 Dumiar ZKoğaşa olacak mı? Hacı Abdullah elini kaldırarak. Hitler efendimiz kıyamete kadar mat oldu demektir. dedi.. Bu gece Hacı Abdullah tedarikli davranmış. yaşadığı günleri unutmazmış. Bir çay yapalım mı bey? diye sordu.. Nah işte.... Sen şimdi yenilsen taşları yeniden dizer. Gene kanlar kapısının kapalı kapısını önünde saz çalındı.... Düşman başına.. Hepsini toplayacak. Aduş oyunu günden güne değil. ne oldu? Alman’a döndük. Toplayacağım elbette. * Hacı Abdullah akşam yemeği zamanına kadar görünmedi... İşte bu da Fransa.... bu habis Malatyalı bizi bu. Bu Belçika. Aduş oynadı. belki ikinci partiyi alırsın.. Damada süren. Bu Norveç.. Bereken Tözey geldi de biraz avundum. Hacı. 45 Eskilerden konuşuyoruz beyim. düşünme. Anlıyorum. Öyleyse Berlin daha uzakta. Kahve falına bakıldı. buna şaşmamak da kabildi. İşte oynadık bakalım Malatyalı. Pencerede bol bol görüşüyormuşsunuz.... Hacı Abdullah. Hep sürmemizden... Ben sabaha kadar vıcır vıcır bakıyorum.. Hitler için böyle bir ihtimal kalmadı. iki büyük karpuz almıştı.... Bu Danimarka. Bu Hollanda. hesapça Alman ordusunu temsil ediyor. Haydi al. Eski 97 ZhUmal Tahir zamanlar daha iyiymiş bey.. Hepsini unuttum sanıyordum.. Herkes yenene taraftar ama.. . Onu mu oynadm? Ben de o taşı bir oynatsa diyordum.. Dön sağa.. Şimdi uzak yok..... sola dön. Bu Polonya. Tamam. ne olacak? Şu iki taşı da al. Yemekte iştahsızdı... Yıpratma harbi... Gaz ocağını yakmak için yere çömelmiş olan Hacı Abdullah. Bırak beyim. Olmam vallaha... Lakin kazanacak sen değilsin de o sebepten ehemmiyeti yok... Siz Ankaralılar bunu evvelce pek beğeniyordunuz. Şuna bir yıpratma harbi de ben açacağım. şimdi de İngiliz taraftarlığı... Alman’a dönmek nasıl söz.. Vay canına. dedi. Orası da doğru.. Şimdi zararı dokununca mı fena oldu? Gülü seven dikenine katlanır demişler. Gene sen iyi uyuyorsun. Taş kalmadı. Buyur. tavlada vuran kazanır derdik........ Aldım. Zukof damaya çıktı mı. Haberim var. “Muhabbetin sonunda bunları kesti. adeta saatten saate ilerletiyordu. Gazi’ye göz kırptı: Neden somurttun Ankaralı. arkasının dönük olmasından istifade ederek derin derin içini çekti.

Yok. röntgen. Doğru söze töbe olmaz.. günah değildir. benim aklıma bir şey geliyor. Yani Allah bile. Rüyayı da insan böyle görür besbelli. Gene benim aklıma bir şey geliyor. Siz de canınız isterse. “Ey kullarım. Eğer cennet de yoksa.. On iki sene dile kolay.... Fenalık işte ona benzer.. Ben ona bir şey söylüyorum. biz güneş gibi elektriğin altında oturuyoruz. Gün günden beter oluyor. o zaman işte böyle hatırlayacağız.” Bu sözden sonra ne olur? Ben bir tek adam. Sen de oniki sene yatmamış olurdun... iyi olsa da.. Sultan Süleyman mum yakarmış.” demiş. Doğru yola getirmeye çalışıyoruz. Pazarlık oluyor.. cehenneme inanmadan iyi olmak marifet. dinden çıkıyorsun.. Bardakları. iyi olursanız sizi cennete koyarım.. bugün kötüdür... Genç adama eski zaman berbattır. sana şeker alırım.. Fenalık etmek ayıptır. Allah’a. Fenalık dediğimiz şey her ne ise yapana zarardır. kullarına boş boşuna söz geçiremeyeceğini anlamış da. ^ da tıpatıp bize benziyor. Sanki Beydagı’na çıkmışım gibi içim yoruluyor.... Keski var olsa. O bana bir laf söylüyor.. Ben şu andaki çağı Sultan Süleyman’ın padişahlığına değişmem. Zaten marifet Allah’tan korkup yahut da “Cennete gideyim ne olacaksa!” deyip iyilik etmekte değil ki. Kanunları da bize benziyor. Keski var olsa da gazap etse.. En evvel Hitler’in.. onları ayıplıyoruz. Daha doğrusu Hitler namussunuzu oynatanların hakkından gelirdi. Dinden çıkmak da yok Hacı. ey müddeiumumi. Radyo. kârlı bulursanız bol bol fenalık ediniz. Öyleyse. Fenalıktan korkmazsın. ..... ancak yarın iyidir. Analarımız da bize böyle demezler miydi? “Uslu dur... Ben bir insanım... İskemleye.. On iki sene geçmiş. Dünyada iki milyar adam var. Keski hatırlasak.Eski zaman iyi olmaz Hacı. Eğer ben fenalık edersem..... Şimdi de fenalık edenler var. hepinizin çeşit çeşit fenalıklarınıza karşı gelemem.. Öteki türlüsü alışveriş oluyor.. Cennet. Kendini kandırmaktan ne çıkar Hacı. Gene duyduğunu söylüyorsun.. Yok. Kurtulurduk.. 98 IKanlar \Kojjusu Sus beyim.. Biz yandık beyim. Neden fenalık etmiyorsun? İşe yaramaz ki... Demliği doldurup hırıldayarak yanan gazocagının üzerine koydu... Hani Nasrettin Hoca bindiği dalı kesermiş.. Gene başladın beyim. pek alışık bir hareketle bağdaş kurup cigara sarmaya başladı: Karıyla konuşuyoruz bey. Sahi mi söylüyorsun beyim? Vallaha.. Allah’ı adamlar uydurmuşlar. Tekrar. ey başgardiyan. yaşamaktan ümidini kesmiş ihtiyarlar için iyidir. ey Sefer. cehennem?.... Kimse kimseyi doğru yola getirmez.. işte ben fenalık ediyorum. mahşerde tekrar dirilmek var diyorlar... Bak. Bana sıra iki milyon sene sonra gelirdi. O zaman kimse kimseyi ayıplamaz.... yaramazlık edersen babana söyler akşama seni dövdürürüm... Var ama.” İşte bundan da belli bir şey.. bu günleri.... tayyare. Zaman gittikçe iyi oluyor Hacı. Eski zaman.. Demek ahret falan yok mu? Yok. Yahu sen adam vurmaktan korkmazsın.. Adam dolandırmaktan korkmazsın.. 46 99 [Kemal uÂir Töbe de beyim. ey müdür. Hocalar. Zarar ederim. kıyamet günü dirilsek.. Vallaha biz bütün yandık. bu şu demektir: “Ey Hacı Abdullah... şeker ve çay kavanozlarını çıkarıp masanın üzerine yerleştirdi.. mükafa-üylemücazatıda. Adam umutlanıyor. Korkma Hacı. cennete. Uydurma. Zaten doğru yol kalmaz..

Ulan eşkıyalara karşı on üç yaşındaki karı ne bok yesin. Sonra kocası kabul etmedi. Halep şalvarı. Hacı Aga’nm gücü yeterse Hacı Ağa döver.... çaresi.” “Ettim gitti. devrilecek. Yalnız karıyı ilk defa sende görecek. burada bir yatak.. Şurada bir yatak. Hepsi Allah’tan. Daha öğle olmadı. Karakol komiseri Osman Efendi.. Ağa buna öfkelenmiş. Herifi tokatla def etti. Sen ona yanarsın.. döve döve öldürdü. göğsümün şurasına bir kaynar şey boşandı. komiser döver. O gece kocasının koynundan dağa kaldırmışlar.. bekçi döver. bak buna Hacı Abdullah derler. Haydi. Vizite bir mecidiye..Hepsi Allah’tan beyim. Öksürmedim bile. “Hacı bizden utanır. Gelin olduğu zaman onüç yaşında yokmuş.. ben yanmışım eyvah.” “Hacı.. böyle orak zamanı.. Böyle çarpık kaldı. Ben ilk defa kerhaneye gidiyorum. Bu sefer de başka bir çaydanlıkla ateşin üzerine su koydu.. değil miyiz. Emine. Razı olmadı. Yeter mi bu kadar çay. İki ay dağda dolaştırdılar. O seni sevmez.” “Pekala. “Haydi 47 Mustafa kerhaneye gidelim.. hizmetkarlara yemek götürürken yolunu beklemiş... Hamamdan sonra yemek yedik. sen galiba Emine’ye yandın oğlum.. “Ne demek. Demliği havluya sardı. İnatçıdır kaltak. Onaltı yaşında arslan gibi erkek.. Lakin Tözey’in yüreği değme erkekte yoktur. Elâzizli Emine derlerdi. Ölüsünü bellediğimin çaydanlığı...herifle boğuşmuş. -¦ O nasıl iş? Orospu değil mi beyim. “Bir defasında 25 madeni lira vereceğim. Ertesi gün sabahleyin hamama gittik.” Diyor. Emine bize düştü. Belimde Tosya kuşağı. Orospuyu herkes döver.. Arkadaşım lzollu Mustafa diyorlar.. Esrar cigarası.. Yüzünü kerhanede kırdılar. gözünü yaralamış.. kaçırırız kaltağı. Eğer müşteriler yabancı ise IOI Diemal’Tahir ortasına bir çarşaf geriverirlerdi. dedi.. Teslim olmamış.” “Hele gidelim de bakalım.” dedi. Lacivert sako. ben bağalama çalmasını o aşkla ilerlettim. Tutkun muyuz. Ağa demiş ki: “Gelsin evimde otursun.. ben yandım öyle mi? Allah belanı versin!” “Bana neden öyle dedin?” “Sen beni buraya neden getirdin?” İşte beyim.. rengi siyah da ceplerinin ağzı. Bu asıl Akçadağlıdır. Ben hapse girmeden bağ aralarında nefes çekerdim.” dedim. Ben döverim. Ben gözümü kırpmadan ilk nefesi çektim. bir Sivas kaması.. yanarsak ne olur?” “Fena olur.” “Sus ek yerimizi belli etme. Kızları hep karakola götürmüşler.. Deli Hatun isminde çirkin bir karı.. Katır gibi mat eder.” diyerek Mustafa’yı başka odaya götürdü. Bir de nagant taklidi tabanca.. Fukara olduğundan bir ortakçıya vermişler. paçaları siyah ipek kaytanla işlemeli. Yüzüne tükürdü.. Kerhanede.. Karı önce inanmadı.. Herif o inatla bunu kerhaneye düşürttü.” “Çaresi?” “Aldırma.. Bir sene sonra kerhanede Tözey’i tutuyor. Deli Hatun’a Mustafa meseleyi anlattı.. O gece... Bunun şerefine ibrahim bana bir takım kopuk elbisesi yaptırdı. Tahta sildirmeye... Başından o felaket geçti. Bu yavrunun yüzünü gözünü açacaksın...” dedi... Sen yattın mı Tözeyle... Benim ilk gördüğüm karı Emine’dir. bu mu acemi? Esrar içmesine bakın.. Tuh elim yandı. . Mustafa’nın dostu Deli Hatunla Emine’den başka kız kalmamış..” Fukara ne bilsin.. Bir gün. Yedi buçuk aya mahkum oldum. 100 \Karihr [Koğuşu Yatmadım beyim. Lakin bey. Polis döver.. Deli Hatun. İstanbullu yavaşça sordu: Tözey’in gençliği iyi miydi Hacı? Çok iyiydi beyim. Yüzünü.. Çirkin ama sesi güzel. “Aman Mustafa. eşkıyalık devri.” demiş. O zaman benim kerhanede dostum vardı. Ağası buna göz koymuş. Devir. Pezevenge bak pezevenge.. sen orospu dersin. Daha şu kadar çocuğuz. Deli Hatun Emine’yi çağırdı: “Kız. Biz hapisteyken o kerhanede dost tutmuş. beyim. Oğlan babayiğit ama fakir. “Vay başıma! dedi... gücü yetmezse dostuna dövdürür.. “Dur yahu... İyi bağlama çalar. Tözey -o zamanki ismi Edibe.. O zamanlar ben de çubuk gibi delikanlıyım. Mahallede gelinler “Buzo” diye ah çekiyorlar. Bizi deneyecek. Güneşi görmüyor musun? Devrildi.. Verem illetinden ölürsün.. Bir de beni çok sever. Cezayı bitirdik çıktık. Emine dedim aklıma geldi. zorla üzerine çökmüş... Bir ayda usta edemezsen artık keyfine.. Bir cigara sardı. Kahvede oturuyoruz. temizlik yaptırmaya.” Kerhanenin kapısından girince. O zaman Malatya kerhanesinde iki karı bir odada yatardı.

Emine’yi öldürmek günah.... Eğer sokakta o kadar karı olsa. Osman Efendi... Vuracağımı anladı.. on iki yara Mustafa’da.. Görürüz. yemez misin... gitti. alay mı ediyorsun? On liralık ziyafetin alayı mı olur? Yoksa. IOJ ZKemal Tahir Bahsi ben değil.. Sen “Alman kazanacak” dedin... komiser Osman Efendi.. Şurada oturuyor. İnandı. deliye bak. Gidersin. Hem de bahsi kaybedeceksin.” “Çözzz. Canım Hacı.. Dışarı çıktı. sizin yüzünüzden Emine’yi öldürdük. Çocuk düşürdü diyerek bir rapor aldılar.. kaybedersen ziyafeti inkardan mı geleceksin? Haşa.. Mahallenizin asilzade kızlarına diyeceğim yok..” dedim.” diyerek oynuyor. Dur bakalım. Yer misin. Onu da sen kaybedeceksin...Karı da meğer bizim bağlama çalmamıza tutulmuş.. Nihayet kızın apış arasından kan yürümüş... dedim “Kız ben o zamandan sana vurgundum.. İnanmıştır. Herhalde. Hastanede öldü. bizi o halde görünce..” diyorlar. Karı bahsine gelince.. nasıl olsa gideceksin.” dedi. fabrikadaki karılardan en kötüsünü üç ayda razı edersen kaybederim. Sen ne cevap verdin? Yalan. Tözey’in gönlünü etmeye bak. “Fabrikanın karısı. Doktorlar kana çare bulamamışlar. Yarım saat sonra içeri girdi.” Bıçağı çektim. adama kolay kolay aldanmaz. Ben de. değil mi? Orospu. “Çöz şunu boynundan. biliyorum. “Çok şükür Allah’ıma.. Daha iyi ya.” demiş. İşte benim suratım o zamandan böyle oldu. O da kurtuluyor rezillikten. Pekala Hacı. Lakin Rabbim günah yazmaz. .. fukarayı kü102 öiariar [Koğuşu rek sapıyla ortaya almış. Lakin mahpusluk belimi büktü.. On dört yara bende var.. vallaha günah. Çözdü.. bir taraftan da içiyoruz. Geçen sene değil. -¦ Gitmem... evvelki sene Moskova’yı alamayınca hapı yuttu. “Çöz hele. bunun açlıktan ölmesi icap ederdi.. “Ulan Hacı. zorla erkek götürüyor. şaka 48 ediyorum Malatyalı. Öyle olsun bakalım. Bahsi ben kaybederim. zaten Emine’ye düşmanlığı varmış. Her zaman mahpushanenin önünden geçer. Gitmem. Herkes yalan mı söylüyor? Tözey’in bileziklerine bir kere bak.. Buzo beni seviyor-muş Deli Hatun... Yağma yok. işte şimdi ayıp ettin Hacı. Sus beyim.. kaybettin... sen kaybedeceksin bey. Çıkarsan gidersin. Demek ki Emine’nin hatırı için sen o zamanlar Tözey’le yatmadın? Yatmadık..” “Çözmem. Bir gün gene oturuyoruz.” dedim. Çalışan. Ne iyi Rabbi varmış. para kazanan karı. Ben de sözümdeyim Hacı. Ödeşiriz.” diye güler.. kaltak. Herkesten soruyorum. Geçti. Beni gördü mü. boynunu mu çürüttürdü?” Sarhoşum. Pekala. Alman çoktan yenildi.. Ziyafete konarsın.. Bugün konuşurken bana darıldı. Bey.. Orospu öldürmek temizliktir. orucunda. “Aman dışarda birisiyle yattı da. o Rab da polislikten mütekait olmalı. şimdi tekaüt oldu. Baktım başındaki ipek örtüyü boynuna sarmış.. “İki delikanlı senin yüzünden birbirlerini yaralamışlar. “Emine’nin hatırına bana dönüp bakmazdın. Müslüman bir adam. Ben sözümdeyim. komiser onu neden döve döve öldürdü? Sonunda bir meseleden biz Mustafa ile birbirimizi vurduk. “Çözmem. Alman daha kaybetmedi.. Beni efkar aldı beyim.” dedi. Namazında.. Gülüyor.

Saat bir olup daireler paydos edince bir genç. manifaturacı. bir de Is-tanbullu’nun odası vardıgetirdiği eğlenceli değişiklik ancak ikinci haftanın ilk ziyaretinden meydana çıktı. oğlan çocuk sesiyle hatta bir de küfretti. sanki kumandan bey bizzat gelmiş gibi hürmetkar bir tavır alıyordu. Tözey. bütün ahlak kayıtlarına ve orta halli insanların tassubuna rağmen şehrin dinsiz ve şımank kızları sayılıyorlardı. Sıcak yaz gecesi. saat tik takları kadar yeknesak ve muttarit hö-pürtülerden ve havası gevşetilmiş gazocağınm sesiyle kaynayan suyun ıslak inlemesinden başka gürültü işitilmedi. Gizli bir işimiz yok Murat Bey. ilhassa Malatya hemen iki nesil delikanlısına iyi kötü hizmet etmiş orospulara -hele bunlann yerlilerine.ciddi ve utangaç. bağlara bahçelere buyur ediliyor. şehri ve âdetleri sayıyorlardı. Bunlar.. Tözey nedense dışarı çıkmak istemedi. evlerine yardım ederlerdi. suçlu da barışıp evlerine gidiyorlardı.tamamıyle alışmıştı. fabrikada çalışanlar mı başka. Kızların hemen hepsi son derece süslenmişlerdi. fakat sesini çıkarmadı. arabacı. arkadaşları ve tanıdıkları. Herhalde kendisini mahkum ettiren şoför mev-zubahs olmalı ki kız.. bir jandarmaya izin istidası yazmakla meşguldü. Bir sepet dolusu hediye getirmişti. orospular yadırganmıyor. diye kaşlarını çattı.” diye elini salladı... Fakat somurtuyorlar. asker ailelerine para verdirmezler. -Maliyede memurmuş. düşmesin hovardanın lehine “beraat’la neticeleniyor. Hamam gününde fukara kadınlara. Üreyip türeyesice. çok çocuklu yoksul ailelerin küçük oğlanlarını aylıkla yanlarına alır. mevlitlere. Tözey önde olmak üzere allı yeşilli kalabalık içeri girdiği zaman İstanbullu. Polisler gülüşerek gittiler. Eski bir hovarda ve ayyaş olan mahpushane müdürüne danışmadan Tözey’i ziyarete gelmeyi münasip görmemiş olacaklar ki. Ayşe Ana’nın aralık tuttuğu kapının önünde beş dakikacık görüştüler. Gardiyanların üstünü aramalarına öfkelendi.. Evvela iki polis geldi. bir portatif karyola. Sen hele çayları koy.. jandarma alay komutanının emirberiydi. bir büyük masa ve bir de koltuk vardı.. 49 Öğle yemeği tatilinden istifade eden mensucat fabrikası usta-başısı muavinleri âdeta bir mümessil heyeti gibi -saçlarını acele taramış oldukları halde. Tözey Hanım’ı görmek istediğini söyledi. üst baş yaparlar.ellerinde fabrika bahçesinden yaptırılmış buketlerle ve diğer hediyelerle geldiler. Maupassant’m bir romanında iyice anlatıldığı gibi. davacı da. düğünlere ekseriya davet olunuyorlardı. polis yasağına rağmen izinli günlerinde kııos öiemal TöJıir ra çıksalar.. çizmeleri parıl parıl iki delikanlıydı. anlarsın. üçer dörder kişilik gruplar halinde gelip.. gardiyanların yattığı revir. . 104 5 Tözey’in mahpushanenin müdüriyet kısmına -bu kısımda kanlar ve çocuklar koguşuyla. Tözey bunu derhal savdı ve arkasından “Yürü.oğullarını çoktan evlendirmiş bulunanlar. Ve en sonra meslek arkadaşlarının ziyareti başladı. Tözey’in mahpus oluşuna sanki pek büyük bir şeymiş gibi. Hacı Abdullah fincanları doldurdu. masanın önüne oturmuş..hüngür hüngür ağlıyorlardı. O mu başka. Siz gidersiniz ben de giderim.. Bunun yanında Aziz Onbaşı da bulunuyor. Ehemmiyetsiz kavgalar. şoför. taşra kasabalarının umumhanelerin-deki sermayeler. İkinci ziyaretçi. hastane hademeler. Kızlar da. Senelerden beri kerhanede cinayet işlenmemişti. Bütün bu sebeplerle. Tözey hepsine ayrı ayrı iltifat etti. Onlarla şakalaştı.O başka. Oğlan analan. Bu odada. ancak ikinci haftanın cumartesi günü sabahtan itibaren sökün ettiler. memurlar. . iki arkadaşın karşı karşıya iyi demlenmiş çay içmeleri mahpushanede bile tadına doyulmaz bir şeydi.. aralığı o kadar doldurdular ki başgardiyan asıl mahpushanenin demir parmaklıklı kaI06 \Karilar LXoğuşu pısına birikenleri dağıtmaktan ümidi kesince Tözey’i ziyaretçile-riyle beraber kendi odasına götürmeye mecbur oldu. Uzun müddet. meyve mevsiminde küçük sepetlerle hediyeler bile yollarlardı. biraz sertlendi. Bunlar boylu poslu. yakışıklı.oğlan babalan. büyük bir hırçınlıkla onun dışarı çıkmasına müsaade etmedi. karakola düşsün.

. ben hastalanırsam ağlar. Lakin köylü içmezler diye... Kıvırcık Hanım’a rica etsek de Hakkı Bey’e söylese. Bitti işte tamam. Gücüm ancak buna yetiyor... Şaziye. çamaşırların “evde” yıkanması haberini hiç beğenmediğini saklamaya lüzum bile görmedi... Buna Kıvırcık derler. Yeni evlenmiş.. Arkadaşımdır. Ben burada neler çekiyorum? Bu Murat Bey de olmasa. Neden? Beni teselli ettiniz.... Hani idama mahkum bir karı.. Ben çıkarsam.. Başka birisiyle. Sonra hepsini birer birer lstanbullu’ya takdim etti: İşte buna Eplemeli Ayşe derler. Tözey Hanım. Sade benim değil. Dalgındır. Ayşe ile Münevver... Ben Şoför Faik’e o kadar iyilik ettim.... Eksik olmasın beni kırmadı. -¦ Zehirleniyor mu? İki kilo rakı içirdim sarhoş bile olmadı. Jandarmanın birisine izin istidası yazıyorum. Hanım var ya..Aziz arkadaşlarını -ötekilere hiç ehemmiyet vermiyordu-başgardiyanm karyolasına “Amarf kırılır” demesine aldırmadan oturttu. alay ediyor. İstidalarını yazıvermiş. sevdiğimden değil.-Ben de öfkelendim.. Lakin pişman.. “Ben sana çıplak dolaşma. “O çıkarsa ben buraya gelemem.. Ben. sonra yerini yavaş yavaş emniyetsizliğe hatta. Zahmete girdi. Bundan sonra Murat Bey’in çamaşırlarını eve yollayayım da.. Köylü cigarası içilir mi? Siz neden Köylü içi-orsunuz bakayım? Tabii... Ayşe.. bir de Hakkı Bey’in dostu olduğundan şımarıktır.. İşte gök gözlü bir karı.. İdamlık karıya Ankara’da avukat tuttu. işte ona bir avukat tutmuş bu Murat Bey.” dedi... Eski laf. .... Hem kuzum... Eskiden Hacı Abdullah’ın dostuydu.. Murat. bana acıyor da fukaralığımı sizden saklamak istiyor Ayşe Hanım. Bizimle eğleniyor... arkadaşları söze ilk defa başladığı zaman Murat’a dostça gülümseyerek bakmışlardı. Kibirlidir. Müdafaa etme... haber gönderiyoruz.. Sus diyorum....... Eksik olmayın. Ne haddime. Nazmı çekeriz.... İçmezler.. hatırım için o rezili zehirlersin diye bekledim. Benim kızım sayılır..Eplemeli Ayşe incecik kaşlarından birisini kaldırarak kavgaya bile hazırlanıyordu.. fazladan para veriyor. Bunların ikisi de hünsadır. Rica ederim.. Yallah. Güzel olduğundan. Her derdimize yetişiyor. Alacağı. Şaka ediyor kız. Bir derdimiz varsa Allah razı olsun.. Lakin Münevver. 108 ZKarAar \Koyaşa Hasıl olan durgunluğu Tözey de fark etmiş ki getirilen ciga-ra paketlerinden birisini acele açıp İstanbullu’ya bir cigara verdi: Bir tane yakın. Kahvenin değeri mi olur? Kırk yıl hatırı varmış... dedim” diyerek beni paylar da o sebepten Münevveri fazla severim. Tözey fena halde bozuldu ve telaşlarını bilhassa Eplemeli Ayşe’yi temin etmek için saçını arkaya atarak hazırlandı. Alacağı olsun... Kahvenizi içiyoruz. Kendisine hiçbir şey yapamadığımızı yüzümüze vuruyor. Defolun 107 jKemal Tahir ikiniz de.. Sizin yaptığınızı unutur muyum? Arkadaşlarına ciddiyetle anlatmaya başladı. Estağfurullah.. Köye gitmezse ölecek biçare. Ben alay kumandanına haber gönderirim. Aferin sana kardeş. Ayşe domuzun biri. Ağlayacağına. Şimdi saçlarını yolarım.... Herkesin. Ayıp ettik.. sen yıkayıver.. Hem burada ütü yok. -fakat şişmanladığı için Istanbullu’nun hiç hoşuna gitmeyen...... Velhasıl. Unutur benim kızım. Bu da Münevver.. Hanımlara cigarayı en verecektim. o yazıyı da bırakın rica ederim. Parasını verdi de vekaletname çıkarttı... Kaltak kocasını zehirlemiş.. Canı sıkılıyor.. Siz bana adını bir kağıda yazıverin... derhal geliyor Murat Bey. Ben bu Münevver’i Ayşe’den fazla severim. Saçlarını gördünüz mü? İşte kıvır kıvır. Hele vaktiyle çok güzel olduğu hâlâ belli.. Sus. Murat Bey’in bana çok iyiliği dokundu. Avukatı parayla tutmadım. Lakırdı uzadıkça bakışlarındaki dostluk evvela 50 kayboldu. Bir sevgilim vardı. Kırk dakika hatırını saymadı. Yazarım. Malatya’da da durmasın.. Sonra da çamaşırlarını yıkatıyor da. istidayı yanda bıraktı: İnanmayın dedi.. Kafdagı’nm arkasına kaçın.... Akşamları kapının önünde saz çaldırıyor da beni eğlendiriyor. ürkekliğe terk etti.. Vallaha senden korkuyor kardeş. Halbuki dört senedir mahpus yatan bir adam nihayet fakir düşer.. Dört sene mi? Siz ne yaptınız? Birisini mi vurdunuz? Kadın yüzünden efendim.

Lakin “yiğitlik bir vakit kaybolmaz” sözü de doğru. a deli olacağım. İnşallah kurtulursunuz. Ona da mı böyle çok ceza verdiler? Ona benden çok verdiler. daha kocaman bir karpuz getirdi. yeni kardeşten iyidir. rn ‘Jiemal ^Tahir . Çıkarsınız.. göğsüme vursaydm böyle boş geleceğine.. Asıl nerelisiniz? İstanbulluyum. Değil mi Tözey Hanım? Çok doğru efendim. Sinop’ta. sizin ocağınızı söndürmüşler.¦-Aa. olmayıversin. Aziz Onbaşı kocaman karpuzu henüz kesmişti ki Hacı Abdullah da. vah. Haydi. sanki daha dün bebarer yatmışlar gibi dargın dargın ve asla yabancılık hissedilmeyen bir bakışla baktı: İyi vallaha. Daha doğrusu on bir sene on ay... sonra. Biz eski dostuz. bir neşeyle söylemişti. Evli misiniz bari? Hayır.. Murat Bey hükümetle uğraşırmış. Elleri boş gelmiş. Anladın mı? Anladım.. Mesela Hacı’nın gençliğinde yiğitlik bıçakla olurmuş.. Yalan söylüyor Ayşe.. Gelecek hafta al gözünden taşı alnına yapıştırırım... Ama. Tabii. Benimki on beş sene. aradan bu 51 kadar uzun bir zaman geçmemiş. biçimini değiştirir.. Hemen güler. 12 sene evvel kerhanede dostu olan Eplemeli Ayşe’ye.Eyvah. O da burada mı? Hayır... Tözey gelmese uğrar mı şuna bak Murat bey. nezaketle. hatır yapmakla olur. Haklısınız.. Seni ne yapayım.. Af verecekler diyorlar.” demişler. Kısmet olmadı.. Ayşe büsbütün telaşlanmıştı.. Biz çıkıyoruz.. bir de. O hiddetle pencereye gelip içeriye laf atan Aziz Onbaşıyı tersledi ve hemen kendisine karpuz almasını emretti.. ikiniz de haklısınız.. “Yerden bir taş alsaydın da. Geçmiş olsun. unuttum hani Aduş. utanmaz? Bana bakarsın.. Anneniz üzülür. Eski biçim külhanbeylik her yerde geçti.. Beni artık korkutamazsınız.. Senin yüzünden. Ya. onunki on sekiz sene. Hem daha beterini söyleyeyim. Hacı Abdullah şunu bul. Vah.... no ZKarûar öioğuşu Neden ugrayacakmışım..... yüreğin açılır. Karpuza buyrun. Yiğitlik kaybolmaz. Bugün terbiyeyle... A. Sanki benim yüzümden mi Ali’yi öldürdün. Burası neresi? Burası mahpushane..” demiş. Arkadaşını görecek... Sefere söyle. İçerdeki demiş ki. Nasıl geçti? Kız geçmek ne demek? Yiğitlik bir vakit ölmez. Ancak bizim kadınlarımızda bu kadar canlı ve manalı olan siyah gözlerini kırpıştırarak sordu: 109 iKemal Tahir Ne kadar cezanız kaldı? Daha on bir sene var... Hacı Abdullah... Hani bana ne’getirdin? Ne getireceğim.. Murat’tan imdat istedi: Şimdi külhanbeyliğin zamanı mı? Siz de söyleyin... Halbuki Tözey harıl harıl sebep olanlara beddua ediyordu. Hükümete bir iş yapmış. Anneniz babanız sag mı? Sag. “Eski dost.. şeklini... dedi. Pek üzüldüm. Elimizden nasıl kurtulacaksın? Geçti o günler. Birisi buraya gelmiş. Ayşe bu sözü nedense pek belli olan...... Kız. Canı sıkılan ve galiba biraz korkan Ayşe. Türeyip türemeye-siceler hapse atmışlar.. yüzünde yeni tıraş olduğunu anlatan çiğ bir kırmızılıkla. benden küçük kardeşim de mahpus.. Kendimi getirdim. Aduş da gelsin...

Vallaha anneme söylerim. Annem beni döver. Bunlar benim babamın yatağına neden oturdular? Bunlar misafir de... Ben onunla şakalaşıyor muyum? Ablama söylicem. Üç küçüğü bu Selime Hanım’dır. Ben babamı arıyorum.. İstanbullu: Gel bakalım Selime Hanım. Hidayet de benden büyük ama. Tözey.. Elin kızları gibi boya “ürmez.. Bizim en güzelimiz ablamdır.. Buyrun bekleyin..Aduş nedense bu kadın kalabalığını pek yadırgadı. daha çocuk.. Neler de biliyor yumurcak.. Peki.. En fenasından almış.. Aduş’un marifetlerini birer birer sayıp döktü. baba-m sözünü dinler. Bunlar babamın yatağına oturmasın.. dedi.. Benim kaç tane ablam var? Nebahat ablam.. Bütün çocuklar gibi İstanbullu ağabeyi pek seviyordu kapı eşiğinde durarak kadınlara dikkatle baktı. 52 Kim bakalım? Bunlar kötü karılar. Sinemaya gitmez. Dairede herkes onu sayar.. Burada yok. Faydasız. Kız.. “Senin aldıgm yünü Murat ağabeyim.. Murat ağabeyime yün alıverdi. Karpuzu gönülsüz gönülsüz yiyor. Hay Allah.. Hubuş bacıya ve Sıdıka’ya dair arkadaşlarına bir şeyler anlatan Tözey başını çevirdi: Ne oluyor Murat Bey? Hiç.. Elini kaldırmak değil. Bir daha ne kadar para verdilerse. Ne yapacaksın? İnsana babası elbette lazımdır. Gelmezse. Sonra çalışır.. Neresi güzel? Her tarafı güzel. insanı şaşırtacak kadar zeki ve sevimliydi. Tözey “Ben sana gösteririm orospu” diye tehdit ettikçe omuzunu sükerek gülümsüyordu. Misafirler pek alakadar oldular.. Selime derhal itiraz etti: Hiç değil. Akıllıdır..... Sus. hem de güzel. ortaya çıkmıyor.. Hele başgardiyanın dokuz yaşındaki kızı Selime içeri girince. Çok gülmez... beyen-memiş... Benim büyük ablam hem büyük.. bunların kim olduğunu sen biliyor musun? 112 ZKardiar ^Xoğu$u Biliyorum.. Selime hayretle Murat’a döndü: Öyle mi? Yünü beğenmedin mi? Beğenmez olur muyum? Tözey ablan seninle şakalaşıyor. “Ayşe Ana!” diye bağırarak dışarı kaçtı. Hem iskemlemiz yok.. Hacı Abdullah masaya vurarak kızın en sevdiği ve hiçbir zaman mukavemet edemediği oyun havalan söyledi.. Istanbullu’nun.. Kim bu çocuk? Başgardiyanın kızı. Otemal Tahir Benimle şakalaşmasın... Kaç tane kızı var başgardiyanın? Üç tane. İşte burada yalan söyledin. Istanbullu’nun kulağına ayaklarının ucuyla yükselerek fısıldadı. Tözey ciddi ciddi sordu: Hangi ablan? Hangi ablam olacak. Kaskatı. Nihayet bir koşu İstan-bullu’nun kucağına saklandı.. Ayakta dursunlar... Bir müddet odaya girmemek için huysuzluk etti. “Ablalardan hangisini beğendin?” sualine cevap bile vermiyordu. Adliyeye gitti.” dicem... yalvardılarsa orasını terk etmedi. hem de akıllı. . Başgardiyanın küçük kızı. Murat ağabeyim oturttu dersin. Çekinerek yaklaştı.. Hem de bana sorarsanız en güzelleri de budur. Ben ona abla demem ki... En iyisinden. Bir kere ahlâkı güzel. Anamın.

. Geldiği daha iyi. Sana küserim. Yazmayacağım.. Murat. Kendisi için de. Atma. mektupları kendi adresime öndermiyor. Zengin yerin evladı. Böyle bir sırayı seçmek mert bir insana yaraşmaz. On senedir beraber yaşarlar. Arkadaşı imiş. Tözey gözünün usta bir hareketiyle parayı sordu. Tözey şımarık ve dargın başını çevirdi. Neden mektup yollayacakmışım. Selime babasının yatağında oturanlara nefretle bakarak... Teşekkür ederim. İstanbullu bu müsademeleri de iyi tanıyordu.. Babam da gelmedi.. Sen de parayı düşürme. Anahtarları aldı götürdü..... bir seyyar buzdağı gibi akılsız ve şuursuzdu. Bizi seven böyle sevsin. Ne yapacaktın? Bana söyle. yarı uykuda yarı delilikte cereyan eden aynı biçarelikti.. Bu biçareliğe ancak on sekiz yaşında aşk demek kabildir. Annem. içinin içinden yumruklarını sıkarak kavgaya hazırlandı.... Neden darılacak. bir daha da gelmez. Yanaklan biraz kızarmıştı. bu hareketle aralarında birdenbire peyda olan hususiyete uygun düşecek bir baş sallamasıyla cevap verdi. Murat’ın yüzüne yalvârarak bakıyordu.. Koynuma girerken utanmıyor da. belki de. İzin çıkmış diyorlar.. Ben sizin kazağınıza karıştım im? Yazmayacağım. .. Al işte beş lira... Tözey’i sever. Kıskanır..... defolsun.” diye çekmeceye kilitledi. Biz orospuyuz. Beni hapislerde çürütüyorlar. Murat rahatsız rahatsız gülümsedi: Ayşe Hanım doğru söylüyor. Eskişehir postacısından mı utanıyor.. İşte böy115 ‘Jiemal Tahir le.. Gelince al. Seni yola getirir. Bunun altınlarını giderken “Benden başkasına takmasın.. Hele izin çıksın. Bir yere gider.... Tözey. istanbullu. Götür. Şuna.... İstanbullu. Ben artık kimseyi sevmiyorum. çarpacağı cisim için de..... Babanı beklemeye ne lüzum var. Malatya’nın köylü kızı arasında hiçbir ruh ve şuur farkı olmadığını bir daha anladı. Tözey telaşla başını salladı: İstemiyorum.. küçük bir kadın azametiyle çıktı gitti. beş lira istedi. Benim babam hep böyledir işte. Ev sahibimize lazımmış. Tözey hücuma uğramış gibi irkildi: Siz benim işime ne karışıyorsunuz.... Böyle söylersen yalan olur. Başka başka şartlar içerisinde de olsa. Ben mi pişman olacağım.. adetlerini ve huylarını iyi biliyordu. sonra pişman olursun. Bir mektup yazalım.. Bu sebeple de İstanbul’un sınıfını. İnsanın gördüğü iş... Orospuluğa tahammül edebilmek için bunların hepsi aşağı yukarı aynı seviyede. umumi kadınların.. Murat’a güldü. Üç günde. Ben de yalancıları sevmem.. İstemiyorum.. sürükleyici kuvvet hep aynı şuursuzluk. Uuf.Ben “Beğenmedim” demedim ki.. Sen mektup yaz. Hem nerdeyse gelecek. daha on i-ki sene cezası olan bir 53 adama karşı. mevkiini aşağı doğru kaybetmiş bir orta halli ailenin sokağa düşmüş kızıyla.. Yalnız müdafaadan ibaret ikisi için de pek talihsiz bir kavgaya. Benim kerhanede olduğumdan utanıyor da. Nasıl arkadaş... Çekmecede oğlanın iki bin beşyüz lirası da var. Murat Bey’e yalvaralım da cevabı yazı-versin. manasız bir akıntıya kapılmış üzerine doğru geliyordu.. orospulukta olduğu kadar hiçbir zam \Kaxiax iKoğaşu naatta böyle derin çizgilerle tebarüz etmiyordu. Gülünecek bir hal.. Baban gelince alırım.bak. Ayrıla-caksanız da şimdi o gurbettedir.... On senelik dostu efendim. Ayşe de tehlikeyi anlamış olacak ki giderken bilhassa İstanbulluya işittirmek için yüksek sesle konuştu: Şahap ağabeyime derhal mektup yaz. maddi ve manevi varlığı üzerinde. Şahap ağabeyim iyidir.. Paralarını alsın. Şahap’ı görsen deli olursun. Annem bana darılmasın. belli bir şey.. aynı duygusuzlukta ve yahut aynı karmakarışık kötü hassasiyete (buna “isteri” denilebilir) malik olmaları lazımdı.

. Eksik olmasın Ayşe Ana. Ye.” diye keyifle parmaklarım şıkırdattı. Ne öğretti-lerse onu yani orospuluğu bellemiş.” 54 Masadan kalktı.... Alışmışım.. Yazacağım. Tözey’in böyle birdenbire tutulma huyunu biliyordu. Akşam üzeri. sağlık. Sen mahpus bir adamsın. Nedir bunlar? Tözey gönderdi.. Cigaralarmı kendisi içsin. “Öyle ya. Mektup mu yazmalı.. kim bilir kaç kere görmüştü.. vaziyetin gayrı tabiiliğini galiba ilk defa fark etmişti: Sana ne oluyor? diye çıkıştı.. Kız ben nazlanıyor muyum? Kendisine teşekkür ederim. Murat’a kinle baktı... Bu sefer Istanbullu’yu yalnız bulmuş olacak ki. O da.. Yalnız. afiyetle iç. Kızı bu hızla soyar. hovardaya helal demişler. Cigara yarar bir huy sayılmaz. Tözey mi gönderdi? Evet.. Bir aylık cezadan yıldın mı? Ben cezadan yılmadım.Daha kendi hesaplarıyla meşgul olan Münevver.. Ben hiçbir şeyden yılmam. . Bir de gülüyor.” dedi. Ben ne yazacağımı biliyorum.. Bu iş olmadı Ayşe Hanım. Zaten buna para mı veriyor.. İki gün görmesen deli oluyordun? Onlar hep numaraydı. evvela.. Elin kanlı katil serserisi. odada yalnız kalınca. Hakkı da var. kapı önü safasının başlamasından yarım saat evvel. en iptidai gururunu duydu... haydi şunları bir zarfa sokuver.. Ayşe Ana..... Orospu numarası. Sen de eksik olma. Burada kimsen yok... Hepsini yazacağım. Söylemem. Al şunları. 116 ZKanlar Dioğuşa İstanbullu..en adi. “Vay canına... Şahap’ı o kadar seviyorsanız Allah mübaret etsin. Birisi görmesin. Sagolsun. Yalan mı lafım. Kız sen.... Orospu parası. Ne yazacaksın? Diyeceğim ki. Bizim ona hizmet etmemiz lazım.. üstüme iyilik.. Mutlaka içsin demiyorum. Sağlam gözünü kurnaz kurnaz ve keyifli keyifli kırparak. keyfine bak. Aferin Ayşe abla.... Göğsünden birer birer beş paket Serkldoryan cigarası çıkarıp masanın üzerine koydu. öksürtüyor... Birisi gelir... kat kat esans ve kadın kokuyordu.. Ben onun parasını yiyordum......... Sevmiyorum zorla mı? Eskiden de sevmiyordum. elimi öptü de yüreğim dayanmadı... Sabahleyin arkadaşlarının yanında köylü içiyor-muşsun. Biriniz dost tutun. On beş seneye mahkum herifi... Kriz sıralarında nasıl delirdiğini. üçüncü defa odanın kapısından baktı.. Şimdi o bize misafir sayılır. Şüphesiz. Haydi şunları kaldır. Sana yakıştıramamış. Benim getirdiğimi de kimselere söyleme. Bunlar nasıl söz? Karı sana sevdalanmış şahım.. Eplemeli Ayşe..... Yalnız W iKemcd ^Tahir Hacı Abdullah duymayacak.... Pekala. Hacı Abdullah görmesin. Sonra ben hovarda değilim. Çok memnun olduğumu söylersin. Bir kere ben Köylü cigarasmdan başka cigara içemiyorum. Gayet soğuk bir selamla ayrıldı. Öteki beriki getiriyor. dedi. Hovarda gibi. Buyur benim. Daha iyi. içeri girip kapıyı kapattı. erkekliğin -daha doğrusu cinsiyetin.” demiştir. Vallaha billaha. Vay bir de yemin ediyor. Kendisi cigara kullanmıyor ki. Karı haklı kardeşim. Tözey çok ağladı. Beni işimden kovarlar. Yalana bak... Aaa.. İşte o kadar. Hovarda olmadığım için Tözey Hanım’m parası bana helal değildir. Hacı Abdullah karıya vurgun. “Bundan böyle hep kutu cigarası içecek... Sonra birdenbire Ayşe’nin kendisine karşı duyduğu şeylerin hangi hesaplardan geldiğini anladı. senin haberin yok...

.. Haydi al bunları. Bu iş ona çıkar. duvardaki Nâzım Hikmet’e baktı: “Ne dersin üstat?” diye gülümsedi.. istanbullu. Ayşe Ana. Böyle şeyleri sevmem.... Tözey’e tutuldu. Gönüldür bu. sol gözünü berbat eden Halep çıbanıyla kapıya baktı. Fazladan. Senin bir şeyden haberin yok. teşekkür ediyor” diyeceksin. dersin. Kime olacak? Yok canım. on bankanot harcadı. çok yaşasın. Kendisine sakın bunları söyleme. başını sallayarak. Ve kendi kendine şaştı. Ben yalnız paketleri almıyorum.. Eksik olmasın. beş paket Serkldoryan cigarasıyla ilanı aşk edebiliyor? “iyi ama. Ayşe Ana. 55 Neye kızıyorsun beyim? Polisler ayağına geliyor. Ben Köylü cigarası içerim.. sen bugün bela mısın? Sevmek ne kelime?.... Ben ne diyeyim şimdi? diye sordu. Zannetmem. “Şaştım doğrusu. Tözey kerhanenin en zengin karısı. Beyoğlu’nun Murat’ına ve Doktor Hikmet’in Dartanyan’ına. .. Kendisini son derece beğeniyorum. Lakin iyi etmedin.. Lakin bir kere bu ng ZKemıâ uJlir cigaradan içmiyor. yalan olmasın.. jandarma kumandanı neferini yolluyor. Hem seviyorsun da hem de paketleri suratına çaıpıyor-sun. Sana elbise yaptırır. Zaten baksana kızın kahvesini içiyoruz... Karıyı sevsen hediyesini alırdın.” Duvardaki küçük aynada yüzünü dikkatle tetkik etti.. Yalnız dersin ki.. Zarar edersin. Karı. Geldi. Def ol şuradan. biz bir bakışta kadını pazarlığa çağırdık. Vallaha. Kendi cigaramı kendim içerim. Seni vallaha işinden çıkarırlar.. Paketleri hemen koynuna sakladı.. Hacı Abdullah beş günde.. geleli. bizi eğlendiriyor.) götüren oradaki zavallı kızları.. Öyle ya. Bak. az vakitte degiştiriveren -kurtaran değil.. Ben cigara istemiyorum. yavaş yavaş kendisini değiştirmişti. mahpusluğumuzu unuttuk. Kız ağlıyor... Bunların yerine Köylü cigarası mı yollasın? Saçmalama. dedi” dersin. bol bol romantik aşklar (. Öyleyse daha iyi söyledin. Beni büyüledi mi?” diyerek kendisini yerden yere atıyor. Ondan sonra kendisini müdafaaya veyahut naza çekmeye ancak vakit bulurdu. dört sene sonra nasıl oluyor da. seni kabul etmedi mi demeli?. Rezil olduk desene.. Kime harcadı? Tözey’e. 118 \Kariar LAojjuşu Ayşe Hanım. Biz buranın yerlisi.Hakikaten almıyor musun? Almıyorum. “Teşekkür ederim. demek ki. iflah olmaz. O fukaraya da yazık oğlum... Neler uyduruyorsun? Bu iş ona nasıl çıkarmış? “Senden pek memnun. Bir kere yandı mı... ev sahibi sayılırız dedi. Neden? Anlattık ya.. Anladın mı? Anladım. Artık sen halt ediyorsun. Bir eksiği varsa bizim boynumuzun borcu. kendi yüzüne. Geceleri uyumuyor.. iyi ama oğlum. Pek sevindi... Dört sene evvelin uçarı zamparası yerine yorgun. ben karışmam... utangaç bir ihtiyar mı kaldı? istanbul’un en kirli sokaklarına. Hacı’nın tutulduğu karıya bizim kötü bakmamız uygunsuz düşer. hiç fark etmedikleri halde.. Suratına çarpmak nasıl söz? Estağfurullah. “Bana kağıt mı yaptırdı.” diyerek çıktı. Sen haydi benim söylediğim gibi söyle.. üşenmiş.. Birisi görürse dedikodu yapar. Bu gönül işi değil Ayşe Hanım.sadece degiştiriveren çapraz delikanlı nerde? Tözey bile. Ayşe Hanım. koğuş penceresinde Hacı Abdullah’la bir konuşmaya şu kadar masraf istiyor. “İşinden çıkarırlar” lafının şakası bile onu tepeden tırnağa dehşetlendirmeye yeterdi. Karının gönlü sana akmış. Mahpusluk.. Allah ondan razı olsun.. Şu halde.. Hacı. Sonra da böyle şeyler İstanbul adetine göre ayıp imiş. Ne masraflar ediyor. ayıp olur.

.. Tözey gibi bir zavallı kadının şaşırması için bu kadar düşünce elverir. Ona da yazık. Bizde yedirecek para olmadığını da kestirecek kadar kurnazdır. Dinlemiyor. Neden? Çobanın gönlü olsa tekeden süt çıkarır...” Hacı Abdullah’ın meselesine ehemmiyet vermek budalalıktı. İyi vallaha. “Kızı şaşırttılar. “Yoksa. Gözlerinin kenarında ufacık buruşuklar. Çekingen bir adam. Kendisini yavaş yavaş terk eden hakikatsiz kusurlar mıdır? İyi ama onlar da olmayınca hayat işte böyle. Eskiden tanıdığı kadına para yedirecek kadar nasıl tutuluyor?” Birdenbire içi ürperdi.. aşağıda başka makam. İçmezsen de al şuraya koy. Öyle öfkelenmişti ki artık ihtiyatlı olmayı. Murat Bey aşağı.. buraya kapatıp. Ayşe Hanım. Ben o haltı yapamam. Gafil avlanmış... Dışarı çıkar çıkmaz. hâlâ da hiçbir başkalık göremiyordu. Şakakları iyice kırçıl.. Denilmez mi? “Bunlar hükümet düşmanı. Köylü cigarası kadar. Maalesef onlar bizi yavaş yavaş terk eder.. şimdi yalandan “Baş üstüne” de fukaranın kalbi mutmain olsun. Senin aklın yetmiyor.” dedik. Hacı. tatsız ve sıkıntı verici oluyor. burada başka makam. Yazıktır oğlum. Sen bilmiyor musun? Neye bakacakmış? . en beşeri haklardan. Şimdi bir bu eksikti. “Beni beğenmedi. Dedik. Belli bir şey bakamadık.pek alıştığı için değişmenin farkına varmamıştı. bunlara af. vaktiyle bir şey okumuştu. Gönlü olsun. Öyleyse?. En asık suratıyla Ayşe Ana göründü. hürriyetlerden mahrum edenleri düşünerek.. en tabii.” Buna yakın bir acayip fikir. Hubuş az mı söyledi. Çelme 121 [Kemal Tahir takıp sendeletmişlerdi. “Fabrikada çalışan bütün kadınlar kötüdür. “On iki sene değil. bir daha vermeyeceklermiş gibi. Tepesinde saçlar pek seyrek.. Hiç kimsesi yok. ağzı ve çenesi hâlâ eski zampara. Sen delirdin mi?” deseydin. Sana da yazık.. “Buna ne mana vermeli? Benden sekiz sene fazla yatmış. kendisine pusu kurularak fenalık edilmiş gibi kızdırıcı şeyler duyuyordu. “Mahpuslar.. “Daha on iki sene cezamız oludğunu bu kaltak biliyor. Sahi. Evvela acımıştır. yaşlandıkça biz akıllandığımız için bırakmayız.” Bir cigara yaktı. Bir de şimdi. Öyleyse.. Acaba hakikaten ruhu mu ihtiyarlıyordu? Bir akıllı ihtiyar “Gençliğimizdeki kusurlarımızı. Eğer karıyı dişine uygun bulmadmsa. bunlardan bir işarette yüz tanesini bulacağına kaniydi.. hiç kimseye fenalık etmediği ve beş paket Serkldoryan’ın bedelini her zaman ödeyebilecek kudrette olduğu halde. Bir kere asla kerhaneye gitmeyeceğine dair kendisiyle bahse tutuşmuşlardı.” demiş... Bu mümkün mü birader?” Yabani olmuştu.. Efendim. Kendisim bundan men etmişler.yirmi beş gün eğlenmek imkanını Ayşe Ana’yı şaşırtacak şiddetle neden reddetti? Kalkıp yürümeye başladı. “Bakamamış değil. Bu da bir zor iş mi? Sana beş paket tütün yolladı..” diyor. 56 kendisini. Tözey’in gözlerine de şu halde.. merhamet arama.. Şeyhi şeyh eden mürididir. Aşağısını görme yavrum. Kızı mahpushanenin havası şaşırttı.” diyerek kafasını duvarlara çarpıyor. Kapı tekrar açıldı... dedi... Sonunda seni severse birbirinize kavuşamazsamz elin garibi mahpushanede veremden 122 [Karılar lKoçjuşu ölür. Kendisini paralıyor... Karılar şaştılar. bıyıklan. onlardan intikam almak için olsun -daha Tözey’in 25 günü var.... Sen çizgiyi yanlış çizdin. Hepsine af verirler. şu anda Köylü cigarası pek lezzetli geliyordu. Ama gözlerinin içi. Hâlâ mı bu kepazelik?. yüz sene olsa dilenip ona bakacağım. Bir kitapta. Sen akıllı bir kansın... Beni istemedi. En fenası.. daha çıkmadan Tözey’le dost olmaya kalkıyor. Yüzüne bile erkek gibi bakamıyor. kapıyı kapatmayı bile düşünmedi: Ben sizden bıktım.” diyordu. uzun müddet insanların yüzüne dik dik bakamaz-lar. “Daha on iki sene günü var. mahpushaneden çıktıktan I20 \Kwiar O^M/uşu sonra dahi. Sana meseleyi anlattık. Benim bir şeye ihtiyacım yok..” Biraz sonra Ayşe Ana’nm Hacı Abdullah hakkında söylediklerini hatırladı.. Kimseyi aldatmadığı... Murat Bey yukarı.. dikkatle. erkekçe bakamamış.

belki de hislerinde bu kadar tek taraflı ve oynak oldukları için serserilerle orospuları kitaplarına bir numaralı kahraman almayı pek seviyorlar. Ben Tözey’in karyolasında yatabilir miyim? Neden yatmayacakmışsm? Koca müddei bunun dostuydu. Görmediğim işleri gördüm. çarpuk burunlu kocaman ve öfkelenmeye ve ağlamaya hazır siyah gözlü bir yürek. bir 124 IKtmlar üioğuşu uzun şose. Şu Malatya’nın en zengin evladı.. Belki onları yazmak kolaydır. Elleri cebinde tekrar volta vurmaya girişti. Ben şişmanlayamam. nefret ve usanç olmuşlardır. işini gör-dürüverirdi.. Haydi selam ederim. sırtında yamçı. Çok teşekkür ederim. gözlerinin içine sevgiyle. Bir gün baştan ayağa... Fabrikacı Sıddık Efendi’nin oğludur.” Sonra hep aynı hayal.. ya-tamam.. Yatağını sordu. “Var olmak veya yok olmak?” . Sizin İstanbul’un hovarda âdeti böyleyse. orospularınız hep zengin olur. Şimdi. Ah bu orospular. Ovanın bir ucunda güneş... Ve üzerinden ince bir yağmur. kuzusunu kaybetmiş bir koyunun ilk duyduğu ölesiye hasretle.. Öteki karılar duyarsa. Siz işi uzattınız.. Allah razı olsun. Ben bana gelirim.. Kimin mahkemeye işi düşse Tözey’e yalvarırdı da. Demek ki paketler.. sonrasını artık sen düşün. hemen sonunda içine düştüğü acıklı unutkanlık vardır. Bunları ona gönderse havadan kapar. Ben mahpusum. Yahut da ben ona bir fırsatta anlatırım.. “Kısrağa dost gibi bakacak. merdivenden kayboluncaya kadar hiçbir şey düşünmeden. Dayaktan da korkarım. Sen haydi git. Alay mı ediyoruz. Bir gün baştan ayağa yürek kesilirler.. Ben şaştım... Bir güzel at. Elli. Buraya kesme karyola geliyor.Bakacakmış. Romantikler ve küçük burjuva muharrirleri. Koca müddei bunun yatağında nasıl yattı? O müddeiumumi muavini idi. kocaman kalçaları.... Başıma gelenler. daha mahpusa girmeden evvel ben ona tutkundum. düşman gibi bineceksin. Üzerinde kendisi. Görür görmez sevdim. Kızıl süvari kadına gülümsedi. ayaklı. arkasına doğru -geldiği istikametegeçip gitmektedir. Filintası eğerin yanma asılı. Tözey. İşte bu sebepten cigaraları almıyorum. Yedi adım boyu olan bu dört köşe odada böyle yürürken aklına hep aynı atasözü gelirdi: “Atın önünde yol duramaz. Çattık belaya desene... Ayşe Ana’nm göğsünde bir daha gelmemiş olsalardı kederlenecekti.. Hay yavrum. Yediklerini sordu.. Tözey Hanım’a benden selam et. İhtiyar kadının arkasından.. gergin ve geniş karnıyla insafsız bir nefret. Sonunda müddeiumumi muavinini bu mahpushanenin önünde bu Tözey Hanım bir güzel dövmüş. Ben de kendisini seviyorum. Karyolanı sordu.. vallah billah karışmam. İpek gömlekler yapacak.. Kendisine söyle. Ayşe Hanı-m’ın göğsünden bedbaht cigara kutularını tekrar çıkarmaya davrandığını görünce artık kaşlarını çattı. Seni şişmanlatacakmış... bunları geri mi götüreceğiz? Götüreceksin. Ben o herife benziyor muyum? Seni döver diye mi korkuyorsun? Öl dediğin yerde ölüyor. fakat içinin içinden memnun ve mağrur baktı. Daha doğrusu buradan geçerken. şu anda. ayağında çizmeler. Sevgili Shakespe-are. Bak.. Yağla balla besleyip. Tombul bilekli. bir muayyen devirden sonra bazı insanlar için pek zor.. yün şilteler geliyor. İmkanı var mı Ayşe Hanım?... Sen.. elbette hakikaten seviyordu.. arzuyla bakarak dudaklarını öpmeli. Olmaz dedim ya...” Atalarımızın her hususta binici oldukları bu güzel ve zamparaca sözden de işte belli. O anlar.. Tözey aşağıda ağlıyor mu hâlâ? Yere oturmuşsa yanaklarından tutup yavaşça kaldırmalı. Başında kalpak. yattı. Şimdi anladın mı? Anladım. Yalnız bu lafları Tözey’e gizliden 12? Otemal Tahir 57 söyleyeceksin. Bu iki korkunç hissin arasında. Sana elbiseler yapacak. sana gel.. Ama görülüyor ki onlarla yaşamak.

Kaç kere soguklan-dın. kapıda bekliyor.” diye yalvarıyor. Ne biliyorsun bakalım? Bu karı sana tutulmuş beyim. “Murat Bey bana fenalık etti. İki laf söylersin. Gel bakalım topal ağa. Dört sene evvel. Vallaha bey. bir harp gemisinin sintinesinde ölmüş olsaydık.. Tayına Sefer. Bilmem.. Ne dedi? “Ben Murat’ı seviyorum” mu dedi? Önce öyle söylemedi.. merakla. Stalingrad’ı kurtardıktan sonra. Ayşe karı mı söyledi? Ayşe karı bir şey söylemedi. Kız sana yün alıvermiş. Yazıktır... tenhâ kalınca onunla konuşuruz.. Lim-berg’de çekilirken dövüşürsünüz. Ben ne yapayım? Şimdi. Bugün de küçük kıza beş lira vermişsin... bugünü kendi kendimize yalancıktan öfkelenerek zevkle yaşayamayacaktık. Orospuya da yazık. “Beş dakika gelsin de sonra hiç gelmesin. Ne demişim? Bilmem.. ... Mahpushanede olarak... Karı kısmına yazık beyim. Kendi kendine söylenme.. Sonra Sıdı-ka’yı tutturdu. Yazıktır.” diyor. anavatan toprağını ileriye doğru geçersiniz. Yalan olur mu? Yazık bizim Tözey’e. Deli olmuş.. bundan daha manalı ve daha manasız bir sürü sualler buluruz. bunun gibi. Hanım bana kendi söyledi. Benim haberim var. Bir de bu eksik. Sen gaddarmışsm. Yok olmak.. Karılar öyle bakıyorlar. Yazıktır. “Var olmaktan istifade ederek düşmanın sırtına biner. Var olmakta. Dört yüz seneden beri keşke yaşamakta olaydınız. Ben “Yalan” dedim. daima. Biz. Olanlardan haberin var mı? Biliyorum. paltonu almadan demirlerin önüne koşarsın.... sen ne yaptın? Ne yapmışım? Hayrola... Ulan Kürt.. Hatta “Var olmak veya yok olmak?” diye artık soramamaktadır. Var olmak şu cihetten de pek iyidir ki azizim Mister Shakespeare.. Zarar yok.. “Öyleyse neden işiyle uğraşıyor? Avu* 126 UCarüar ^Koğuşu kat tutmuş. Karıya yazık beyim.. Sonra başgardiyanın kızından laf açtı. Tözey ağlıyor. Ne yapayım? Şuraya kadar adam inivermez mi? Bu mahpushanede en rezil herif çagırsa yataktan kalkar gidersin.. kendisinden orospu olmaz. Ne söyleyecek? 58 Hiç.. Biz seni yumuşak yürekli bilirdik.... vekâletname parasını vermiş.” dedim. Töbe.” dedi. Cevaplarız. Sana ben laf mı öğreteceğim? Sen dünyayı dinletiyorsun. Karı kısmı. Hep lafı döndürüp sana getiriyordu.. Ne olacak? Görüşürsünüz beyim. Moskova’yı adam gibi müdafaa edip. Siz bugün dayak istiyorsunuz reziller. “Bir zaman ‘Hanımla araları iyi imiş... Sizin Tözey mi? J2S ZKemal amiv Elbette bizim Tözey..diye pek mühim bir mesele yok efendim. Nerdesin sabahtan beri?. Yalandan olsa bir laf ediver. “Yalan” dedim. Benim yüreğim parçalandı.. Ağlıyor beyim.. Yalandır. Nereden anladın? Bana kendisi söyledi... Sonra. hayretle yüzüne baktı: Bey.. Dinyeper ve Petrovsk’ta barajı havaya uçururken gözleriniz yaşarır. Gene de. Tamam. Şüpheleniyor... Ama var olmaya gelince. Ne olmuş? Ne olmuş? Sen ona kötü söylemişsin.

Sefer’in omzuna yumuğunu yavaşça vurarak ağır.... Ayşe Ana.. Bizim bir sürü kusurumuz oldu. Şuna iki laf söyle. acayip bir rahatsızlık duydu. Cigaraları alacaksınız. nazlandığını fark ederek utandı.. Adam... eski hovarda günlerini hatırlatan lezzetli bir işaret verdi.. gizli ve fena bir iş yapacakmış gibi ürküyordu. benim karı. Dünya bir rüzgar vesselam..” Bizim iş de böyle devam ederse Tözey’in emeği hiç demektir. Siz beni öldürecek misiniz? Kabahat sizde. Akıllı bir bok olsa.. başka herife kaçar mı? Bunlar hep aptal.. Asıl mahpushanenin demir parmaklıkları önünde. günah mı? Bir de aklın erer gibi “seviyor” deme. şaşkın çocuk gözleriyle. Birisi aşağıdan sormuş. kendini suçlu gibi. bir düğme diktirmek.. Deminden beri şımardığını. 127 \Kemal Tahir Kanlar koğuşunun kapısına yaklaştığı zaman. Dağ dağa kavuşmaz.. Gönlünü al fukaranın. Ben hiçbir şey anlamıyorum ki. Benim on iki sene cezam var. arsızlık.. . Karı kısmında akıl n’arasm beyim. Adam. Bütün büyük burunlu kadınlarda olduğu gibi.. Seni seviyor. O zaman başka. Aldırma.... Böyle sevmek mi olur? Sevmek böyle olur beyim... Tabii size yardım edeceğiz. kurşunî yağlıboya ile boyanmış kanat. işte sever. Bu sevmek değil yavrum. İstanbullu.. bir sökük... hele Hanım idama mahkum edildi edileli kapıyı her aralık buluşta teselli etmek için hiç çekinmeden uğradığı bir yerdi. Bilse dişini sıkar da sevmeyiverir. üç tane Kürt durmuş. İstanbullu. Açın şunu. Aduş’un anasının sesi... her günkünün aksine dikkatle taramıştı. parmaklarıyla saçlannı düzeltti. insan insana kavuşur. palavracılıkla hızlı hızlı vurdu.. kocaman pabuçlarını sürükleyerek geldi. sağlam gözüyle. Bu rüzgar da. Bir fısıltıdan sonra kapı açıldı. ağlamak ona hiç yaraşmıyor. ¦. istida yazacakmış gibi görünmek için eline bir kağıt almadığına pişman oldu.. su istemek.. Bahçe kapısından dışarıya: Baksana. adamı neden sevdiğini bilmez ki.. diye seslendi. Bundan sonra hep o cigaradan içeceksiniz. Bizi utandırıyorsunuz. alt dudağını ümitsizce ısırmak oldu ve alışık bir hareketle elini uzatarak. Buyrun efendim. Günahtır. Aptallık elbet. Şimdi. Burada ne oluyor kuzum? 128 ZKarüar Oioijuşu Burada mı? Ben sizin kadar insafsız adam görmedim... mendil 59 ve çamaşır yıkatmak. haydi aşağı inelim. kimbilir daha ne kadar zaman böyle esecek. yumurta pişirtmek. tamamıyla başka şeyler düşünerek dışarıya bakıyorlardı. siz de bir aylığına mahpus gelseniz bana cigara yollarsanız kabul etmeyecek miyim? Dünya bu. Tokadı çarparım.. İlk hareketi.Artık ben o kadarım bilmem. Kim o? diye sordu.. “Ne yiyorsun birader?” Devedeki eliyle işaret etmiş. Arkasında insan olmadığı zannını veren silik ve lisanı belirsiz bir ses. Karıların yattığı odanın aralık duran kapısını çekip tenhalığı temin etti. “Rüzgar böyle eserse: Hiç. Halbuki karılar koğuşu. Gözünün birini Halep çıbanı mahvetmiş olan ihtiyar kadın. Essin beyim. Siz burada misafir sayılırsınız. Kapıyı bu histen gelen... azametli adımlarla merdivenleri indi.... zerre kadar değişmediği halde. dedi.. Saçlarını. Tözey bir kırmızı ipek entari giymişti. kendisini büsbütün matruş bir delikanlıya benzetiyordu...Yalandan ne çıkar Sefer? Bu iş aptallık. İstanbul’da ben büyük cezaya mahkum olsam. Bir de fazladan ci-gara gönderiyorsunuz. Herif devenin üzerinde leblebi unu yiyormuş.

Eğer yandığım aklında tutsa iş ırağa varır. Arkadaşlanmm yanında yerin dibine geçtim.. Hem bu nasıl ceket. Siz ne biçim adamsınız? Sesini alçaktı. Garip olduğundan. Kahpelik bir kötü zanaat. Sonra tersyüz edilmiş.. İçmiyorum.. İki evliyim. Şu halde arkadaşlarınız beni beğenmediler mi? 129 iKemal Hahir Umurumda bile değil. İstanbullu.. Ayşe Hanım’m uzattığı cigaraları adeta minnetle takdim etti. gurbette olduğunda. İncecik. Lakin kılığa kıyafete kulak asmaz.. Herkes size “Murat Bey. Senin siyasi işlere aklın ermez.. Yoksa benim suratıma çarpmış olursunuz.. Sana acıyor. bir durup kötülüğünü anlattı.” dedim. sahibini tanır.. Gelelim orospuya. Böyle dedimdi. On senelik dost mu olur? Adam usanır.İşte gördünüz mü? Duvara omzunu dayamıştı. ne zengin. dedim. Kerhanede emsali yoktur. Para canlısıdır orospu. Bir seneye varmaz evlenecekmiş. Şahap’ı artık bıraktın mı?” diye sordum. lafı senin 130 \Karwr IKoğuşu üzerine getirdi. iki gün görmese unutur. çaresizlik içinde gülümsedi: Allah razı olsun.. “Bıraktım” dedi. “Cezası da ne kadar çok. Benim elime düştüğü zaman bu Eple-meli güzel kızdı bey. Sizin yüzünüzden bir saattir ağlıyorum. Bir isteğiniz olursa Seferle haber yollayın.. Yazı yazar. Kazandığına emindi ki mahsustan somurtuyordu. herif daha evlenmemiş” dedim. şurada gülüveriyor.. Epleme-li’yi konuştuk.. Evli imişsiniz? Evet. fidan gibi... Orası umurumda değil. onlar siyasi.. şaşılacak. bir lafı bir lafını asla tutmuyordu. O da işte öyle bir yol tutturmuş gidiyor” dedim. Müsaade ederseniz ben de size kahve alacağım. Hem böyle şişman değildi... Bir bakan. Kollan yamalı. Hiç denilir mi? “Ne fakir. Size galiba yalan söylediler. Anlıyorum. Siz de kendinizi hırpaniliğe vurmuşsunuz. Ne halt etsin Hacı. “İyi öyleyse. akıl ermez bir haldi. halbuysa... Şahap’m bir durup iyiliğini anlattı. Size ne gönderirsem kabul edeceksiniz. Bu orospu milletinin hali.. Tözey’le sabahtan beri (!) pencerede doyasıya konuşmuştu. Size yarın çiğköfte yapacağım. Başka ceketi de var. Orospu utu-nuyor.. Belli ki sevgisinden maddi bir parça veriyordu. 60 Güle güle efendim. Öğle yemeği hazırlamayın. Seni ona evli söylemişler.. getir paketleri. Bana müsaade. Şurada ağlarken.. Köpek. Belli. Ben bu karıyı evde bir ay oturttum. “Hanimi asarlar mı evvela?” diye sorarken. Başka elbiseniz yok mu? Var. kimseye muhtaç değil.. “Çocuğu var mı?” diye sordu. gazete okur. kaç sene geçerse geçsin.. Az kalsın İbrahim’le birbirimizi vuracaktık. “Çocuk ne arıyor kız. Seferin gözleri yaşardı.. bir daha bakardı. Yürekli bir kızdır bu Tözey beyim.” diyerek acıdı.. İftira mı bu? iftira olur mu? İltifat... ortalık bir düzelse onlara gökten af gelir.. Beş dakika sonra Hacı Abdullah biraz yorgun fakat pek neşeli geldi. Ayşe Ana. Yemin verdirdi. Gülünecek bir iş canım. Keşke sizi dünyada hiç kimse be-genmese. Müsaade etmiyorum. Onu giymelisiniz. Hayvandan beter.. Ceketinin yamasına dikkat etmiş.. Hacı Abdullah acemi acemi yalan söylediği için konuşurken gözlerini Istanbullu’dan kaçırdı: “Kız.. Doğru.. Karı bir büyük ev satın almış. Nasıl iyi demiş miyim? İyi demişsin. Canınız rakı isterse onbaşı getirsin. Eplemeli’ye bakma. Pek fukara deseydin.. Gülüverdi. Sonunda ben birisini .. Hayır. Şahap’m mektuplarına cevap vermemiş...”.. Teşekkür ederim.” diyor. Orospu değil mi beyim. “Fukara mı bu?” dedi. Hem de bir evli sanmayın. Gelecek ziyaret günü sakın Köylü cigarasıyla görmeyeyim. Evlensin. “Meraklanma. Benim daha on iki sene cezam var.

Niye güldün beyim? Yok bir şey.. Daha büyük gösteriyor.. Banazı üzüm memleketi.... Korkuyorum üzümden evvel Vahap’ı yitirmeye. “Yeter” dedi. Kışın nasıl adamın vücuduna elbiseden soğuk geçmezse.. Bizim niyetimiz çamaşır değiştirmek.. “Dost yoluna post gitsin” diyenlerden.. Bana-zılılar iyi bilir. Babası bize vermez.. Eplemeli Ayşe yüreksizdir. Eskiden başka oluyor sahi.. İstanbullu hâlâ gülümsüyordu... Ben haftada bir uğrarım. Çok içiyoruz. Gözünün tok olduğu belli bir şey.. on dört senedir orospuluk etmek de Tözey’de. Dağlarda.. Kan milleti zaten rezil. firara düştüm.. Taşı havaya atıp başımı akma tuttuğum sıralar. insanoğlu böyledir. Nerde saz teli zmgırdasa. Kulak verme.” dedim. “Tavuk güdülmez” derler...... Hatırlı karı.... onlardaki iyi ve kötü tarafları bir bakışta görmesi ne kadar tabii ise ve bu tabiilik. Bu havaim Uiemal Tahir da karıyla yatılmaz. Sizin orada karılar ekin biçerken sıkı giyinmezler mi? Sıkı giyerler. On dört yaşındaki çocuğa sen yirmi iki raporunu nasıl verdin gavur herif? O zaman Tözey kerhanede miydi? Daha düşmemişti.. Bir 61 arabacının gitgide kendisini hiç zorlamadan..vurdum. Ulan şu doktorlarda hiç insaf yoktur.. Karının böylesi pek makbuldür. Sen sevda çekmeyi bilir misin? Tözey çok mu sevda çekmiş? Çok. bir don bir gömlek vardı. Erbabı tavuğu da güder. Gerek ki sen şikayet etmeyesin. Yarın öğleye çigköfte ısmarladım... İki buçuk lira verdim.” Burada vazife diye anılan kuş da fevkalade mukaddesti.. Karı o zaman on iki ... bağlarda sürttüm. ne sebebe uğrarız... “Ocağa su koyayım mı. Ben öleceğim. Tözey Eplemeli’den küçüktür beyim.. Onun da canı var. bağı bırakıp seğirtiyorum.” diye nara vurduğum zaman Banazı. cami gibi inliyor. Dedim ya.. Haydi aşağı inelim. Yirmi seneden fazla. Karıyı olsun.” dedi..” dedim.. TU \Kemal Ta/ıir Büyük gösterir.. Hele otur Vahap Çavuş. 6 Bey ceketi neden çıkarmadın? Çıkarmak daha fena... Eplemeli domuzu “Yetmez” derdi. “Otur oturduğun yerde. Tözey’in kendisine yapacağı çiğköftenin parasını yemek arkadaşından alması doğrusu pek güzel bir işti. Gardiyan Vahap Çavuş’un üzerinde.. Bakalım biz. Yaşı küçüktü de polis dairesi yaşını büyüttü. Münevver geçecek mi bakalım. demek ki. “Aman tenhada yakalasam şunu. Kekliği de. Bu sıcak üzümleri yetiştirecek.. İlkbaharda hiç yanıp yakıldığımı Rabbim duymuş mu benim? Sen Banazılısm çavuş. “Yeter mi? Yetmezse daha vereyim. Güneş nedir? Güneş Allah’ın kurallarına bir lütfü. güneş başka. Sıcak bir bela beyim.. “Başımın üstüne.... erkeği olsun. hamam yapar mısın?” Şu karı milleti. Kuvvetli elektrik ışığının altında göğsündeki kıllar terden gümüş gibi parlıyordu. Sıcak başka. Ben sıcaktan hazzetmiyorum. Güneş yakmaz... içtimai iş bölümünden geliyorsa. Bu yürekli karı. Yanıyorum ben.” derdin. pek yürekli bir karı ve de kabadayı. Yaz günü.. Va-hap kopuktur. Haftada bir uğruyorsun. Öyle güldüm. Herkes bu dünyada “Gözlerini kapayıp vazifesini yapıyordu.” diye suratımı asarım. öyle tabii bir zanaatkarlık insiyakı vücuda getirmişti.. Eskiden böyle söylemezdin. yazın da sıcak geçmez. “Bu da nasıl gâvur köyü I Beni yârdan ayırdılar. Kış geldi mi soğuktan şikayet ederiz. Etimi büker. Dünya güzeli idi... Ya sıcak. “Size bir çigköfte yapayım da yersiniz. Gayrı biz bu kızı güdüyoruz. Biz bunu kaçırdık bey. Dur. Haydi.. çok sevda çekmek göçertir. ibrahim kızı bir yere oynatmaya götürmüş. Sıcaktan korkuma eve de gitmiyorum beyim.. Koyun gibi suratıma bakar. unutmayayım. Devriye basıp kerhaneye attı. gelip geçen arabalara zanaatkar gözüyle bakması. Sebebi.

Seni karşıma erkek gibi oturtacağım da seyrine bakacağım rezil. Ben çok gurbet gezdim.. Şeyh Osman’a bir kağıt yaptırdık.. Yavaş yavaş adama alıştı. bir tencereye yoğurt kurdu.. o da bize eşek cilvesi yaparmış. Bu Malatya’da Kürt olsun. Hiç imanı yok. Hem de kızı başkası almaya kalkarsa şart olsun öldürürüm. Dua ettiler.. “Kız... Megersem. Allah kulak asmadı... Fena değil.. başka çare yok.. Dünyayı bize getiren Şeyh Osman bizim kaynata olacağı mümkünü yok. Babası esti. Kız kısmı şeytan olur beyim... it gibi evinin etrafını geziyorum. bizde dul ka-n bulamazsın. Karı kısmı. Kıza yalvarmaktan başka çare kalmadı.. Herkes oldu bir Hacı Emir Ağa.. “Kardeşim” diyerek bize kurt kıraati okumaya girişti.. Babasına anasına yedirdi. Bir gecede Malatya’ya getirdim.... Fena değil. Bir seferinde “Allah’ın yazdığına ne diyelim.. Doğrusu bu. birisine varıverir.. çıkar şu kardeş lafını aradan.. Ben bunu her yerde böyle gördüm beyim. kuru lafa kulak asar bir herif değil... Otuz. Hani herif ölür de inşallah bir körpe oğlana düşerim diyerek.. Kızın arkasındayım. İnanırım... Ben de artık başladım. Gördüğüm yerde “Ulan eşek. Ben bunu böyle gördüm.. Al sana bir bela. Eline iki mecidiye sıkıştırdım. Ev itine hoş hoş olmaz.” diye mahsustan çıkışıyorum.. Her vakit evlerine gidiyor... Nihayet anamı yolladım. Her tarafta uçkur peşrevi. Hiç böyle memleket görülmüş mü. İşte bu kadar hükümlü bir herif. Hele erkek meselesine dokuz yaşında aklı erer... Sen ötekini anlat. aştan kesildik.. Babası. Ben sana hizmet mi gördürürüm. Karının gözü kurumadan... bizim kunduramıza kum tanesi girdi.. Ayşe Ana’mızı öptüğü zaman kız yedi yaşındaymış. Hacı Emir bizim köyün padişahıdır beyim. Ben erkeğe. kız karıya. Öteki.. Anamı bir daha yolladım.. Tabii akrabası. Töbeler töbe-si. Falancanın karısı doğuracak.” dedim. Kız.. Aman kız dogursa da oğluma alıversem diyenler kıyamet gibi. Tevekkeli diyorum. sonunda razı olur.. adam hitamında yorulur. Kabilemiz çok ama tutkunluk yok.. çok adam tanıdım. Ümidi var besbelli. Vay canına.. O kıyamette kızı yallah sırtladım.. Bir kere tenhada yolunu çevirdim. Gelin uzaktan bize de akraba sayılıyor. kağıdı da koydu. Hacı Emir Ağa bir katil meselesinden hapse girmez mi? Tamam. biz ekmekten. eşkıyalık etmiş..” dedi.. “Kız. içine iki topak yağ attı. Peşinde çok dolaştın mı. harp görmüş. Metelik etmez. “Kağıt yaptır. yola yatıramadı. Ben senin neden kardeşin olurmuşum? Seni anam mı doğurdu?” dedimse de faydasız. Kulağım çmlasa ‘Hacı Vahap beni konuşuyor’ desem çınlama kesiliyor. Türk olsun. “Benimle evlenir misin?” derdim de başını şu yana çevirip gülüverirdi. Anla artık. ... Desene ki bizde bu hovardalık mübarekten kalma..” işte böyle beyim. Seferberlik artığı... “Para” diyerek Banazılı harcar gezer. Faydasız. yedi-reyim de gönülleriyle versinler. kaymakamlara hizmet ettim. Bizim Banazı cenabet bir yerdir... sola büküldüm. Hiç niyetli görünmüyor. Gitti ağzını aradı. O sebeple bizim köye hariç köyler kız vermez. bu Türk milleti neden uçkur derdine müpteladır.. tarla alıp satar... ben sana eller gibi çıkrık mı eğirtecegim. O sıra. havası.. Artık Allahsız yerlerde insansız yerlerde konuşuyoruz. Sağa büküldüm.. Atıp üfürüyorum. Suyu. Arkasını da bir parça Emir’e dayamış. Fena olur mu? O sebepten bizim karılar hiç kocamaz... karısı kıt bir memleket. Peygamberimiz... İstersen gül beyim.yaşında var yok. kırk mecidiye saydık... Senin gibi beylere. Alevi olsun. mal gibi bir şey.” demez mi? Vay senin dillerine Hacı Vahap kurban ola. İki aydır ne 135 Oiemıâ Tahir gecem gece.. Yavrum bir çare. Uzatmayalım. ne gündüzüm gündüz.. Banazı horozsuz kümese döndü. derken biz yavrunun arkasındayız. Bizim peder de Balkan Harbi’nde ölmüş. karıyı bizim köyden başka yerde hiç çalıştırmazlar... Bir çare. Bu takibin sonundaki yorgunm odurlar öioğuşu luk da tutulmak.. Koca lafını açınca saçından sakalından başlıyormuş. Bir gün baktım ki el kadar çocuğa tutulmuşuz. Kardeşi kansma yalvaracağız.. Tevekkeli. “El bir verirse ben on vereceğim.... Hem de dul karı ergen delikanlıya düşer de keyifle yaşar. Koşmak iyi değil beyim. Kağıtları ufak ufak kesse de üstüne mührünü bassa. Gerdek gecesi dilekler kabul olur diye evlenenlere yalvardık. üzümü sağlam olduğundan bizim köylüler de durmadan karılara oğlan 62 doğurturlar. sonra öğrendim.. Korkuyor.. Ayran çalkadı içirdi.

Konuşup gülüşüyorlar.. Namusludur. Alış-masa da artık gönlümüz geçmiş. Sen ne halt ettin oğlum. Vahap Çavuş vazifesini hatırlamış olacak ki. biz başlayalım dedik. Karının tümseğini üstümüze yıktılar.. Şöyle arslandır.. Oturdum. Kaymakam da senin gibi İstanbullu.. al bakalım sizin havalardan Vahap. O zaman para pahalı sekiz yüz mecidiye. Kaymakam bey söylemeden. koyuverme. bir Malatya’nın ateşim söndüren herifin karısı oldum diyerek başladı kurulmaya.. İyi demiş. Sevdanın dermanı da bıkkınlık. İstanbul’dan. Umum İstanbul karısı oynaktır... kızın babasına mı yaptın? Bu ne iş?” Beyim.. Sapa yerde. Belediye memuru olduk. içiyorlar. Tam on sekiz sene evvel Zile Kaymakamı Mahmut Bey. Zile kaymakamı beni emirber aldı. her illete bir derman halk etmiş. Elimi kulağıma yerleştirdim. term [Kemal Tahtr biye iktizası. Cilveli karıyı bir kere tattın mı. bir saat. Bağırıyorum. Akrabaları imişler.. Belki tanırsın beyim.gürledi. Ben usulü erkânı onun yanında öğrendim bey... iki sene sonra bizi itfaiye çavuşu yaptılar. dinlen. Yemekten sonra beyler içiyor.. sırtımı yumrukluyor. geberir. hırsızlık bilmez. Lakin tozdan dumandan Vahap ferman dinliyor mu? Çaresiz bir bağ verdik. Öyledir. Yangın otomobilini sürüyor. Bunlar ne demek? Yoksa niyeti bozdun mu çavuş? Ahir ömrümüzde bey.. Şehirde bir ev tuttuk. . Ben kesmedim... Hiç unutmam. Malum ya..” diyecek.... Şimdi köye bir türlü alışamıyor... Diliniz tatlıdır. erkek kısmı. “Şuraya otur da. yataktan çıkmaz.. dört beş tane hanım. Baktım olmayacak.. Sonunda tezkereyi alınca Banazı bana dar geldi. Siz istanbullular adamcıl olursunuz.. Artık eniştesine mi söyledi ne halt etti. Sizin İstanbul karıları beyim. Ne olacak? Bir bağ var. iki inek verdik. Dur bakalım o ne? 128 [Kanlar ZKapşı Aşağıda bir iş oldu? Kulak kabarttılar... Bir iki ay sonra biz tok eşeğe döndük. Bağ depemiyorum.. Ben o zaman mektepteydim. kanun belledik. Biz vurduk onunla kopukluğa.. Bizi Zile’ye verdiler. Ben eskiden eşek gibiydim.. Demek ki Hak Teâlâ. Gayrı yüreğim oynamaz oldu. Kütükleri budayamıyorum. doğruldu. zayıf vücudunu gerdi. Karı da bir çocuk doğurmuş. Sesimin kuvvetine bir kere “Allah” diyerek sıçradılar. Evi Malatya’ya taşıdım. Bir ay sonra. evden. Başgardiyan dik dik bağırıyordu.. çok güler. Bir ayda verem olur.” diye bağırarak kapıya atıldı. Adamı adam eder.. boğulacağım. Evet. haşa huzurundan. “Yeşil kurbağalar” diye var kuvvetimle çıktım. Baktım türkü söylememizi methedecek. Bereket askersin 63 dediler. Böyle sıcak bir gece. Bizim yanıklığımız o çeşit devam etse. Jandarmalıkta okuma belledik. Zahir oynaktırlar da gülü gülüverirler. Tanımıyorum. Yahu sen kağıdı bana mı yaptın. Karınlan yırtılacak. Derken Kaymakam beni methetmeye başladı.. karı milleti bahtsız bir millet. Tere batmışım.. Jandarmahk iyidir beyim. Sonunda da “Haydi... şöyle kurttur. biz şehir kaldırımı çiğnemişiz. “Geldim.. O da benim sesime vurgundu... öteki de karnında. Açıkgöz diyerek. “Şunu satayım da karı sen beni elinle ever” diyorum. Sizin İstanbullular Anadolu havalarına müptela olurlar beyim. sarhoş ve de şoför. IJ6 LKanlar [JCoçjıışu Akim başına gelmiştir Vahap Çavuş.” dediler.” demeye başladık. Derken muhasebecinin gözüne girmeyelim mi? Köpoğlu bir kaynı var... Karıları bir gülme tuttu. itfaiyeye girdim. tanımazsın... Pusula çıkmış emsalimize. Neden bilmem. bir gün kaymakam beyin misafirleri geldi. Hatırlı adam. Üzüm kıramıyorum. Kaymakam bey. Bizi jandarmaya ayırmışlar. Ulan. Hele bir marifeti var. Oldu şehirli karısı. İkinci türküden sonra kaymakam. Tabii arkalarında oturuyorum.. ben hizmet ediyorum.” dedi. “Vay eyvah.. Hem de iki taraflı geldi beyim. O gece onları güldürdüm.. “Ulan bir karıya kan değerindeki bağ verilir mi? Canın cehenneme gide Şeyh Osman.. Şehre alışmışım. Karı. O zaman böyle soyadı falan yoktu.. “Artık sen git yat oğlum. Hele bir marifeti.

. müdür işe bakmaz. Jandarma ise mutlak eski mahpuslardan birisine gelmiştir.. Hem de parmağından su akıtmak.... çok güzel ve çok aptal 64 bir çocuk.. kabara çivisi vardır. üçü tam serseri. Jandarma ise bellidir. Gördün mü kılıbık?. Bilirler ama söylemezler. sen gerek ki zamparalığa kızmayasın.. Pezevenk çatladı mı? Başka bir karıya gelmiştir.. yak şunu. Bana radyo. korkak.. Müzekkere vereceğim. Rakı çıkardılar.. Karılar koğuşunun avlusuna bir erkek girmiş. Yarın bölük kumandanına gideceğim.. Millettin neden yügm. zeytinyağlarının yarısını. 140 IKarûar ötoğuşa Aman beyim.. Bu zavallıyı bir de evinde görmeli.. Alacağı kıza da. Kulübelere uzanıp uyuyorlar. Geçen akşam gittim beyim.. Beş tane çocuğu vardı. Kime gelmiş dersin.... Durun dedim. hastalıklı gözleri asabiyetle büsbütün küçülmüş. Ayşe karı bir hastalık tutturmuş.... pek uzun boyuyla. ben de yengeye bir mektup yazarım. Rica ederim. Ayşe kaltağı anahtarı bulamadı. Eve hırsız mı girdi? Nerden biliyorsun? Yoksa haberin var mı? Haberim var elbette. kurnaz ve haysiyetsiz olduğu anlaşılıyor. Nöbetçileri sabaha kadar kontrol ediyorum.. Ne diyorsun? W ZKemal iakir Bir erkek girmiş.. bir cigara yaktı.. gramofon alıverdiler. Yahu siz benim ekmeğimle mi oynuyorsunuz. Silahı bırakmışlar da mahalleye zamparalığa gitmişler. Sen yarın çocukları şikayet edersen.. Ben jandarmalık etmiş adamım. Bahçeye çıktım. Tüfeklerine alsalar haberleri olmayacak.. Biz. Yetişemedik. Tözey’e mi? Zannetmem. O Eplemeli olacak rezil!... Şimdi bağı satıp kendisi de evlenecek. Ben yarın müddeiumumi beye gider söylerim. lambanın içine kıvrık imbikli tenekeden ispirto akıtmış.. evdeki yıpranmış karıya da yazık.. Kızını geçen sene evlendirmiş.. Vazife esnasında yan çizmiyor musun? Senin vazifen izinli günü eve gitmektir. bir lüks lambasını sallayarak odaya girdi: Murat Bey. O bağırdı. biz vazife esnasında yan çizmiyoruz ki. Parayla yapılsa tamam on . Beni odaya aldı... Vahap Çavuş’un oğlu -fabrikada çalışan. dedi. Karanlıkta ümit bulamadım.. Başgardiyan dert yanıyordu: Biz nereye düştük? İt ahırına düştük.. Kahve oşturdu. Hatır saymayalım mı? Kızcağız mahpus olmakla... kadınların erkeklerden iki kere bedbaht olduğunu düşüne düşüne. Derhal kovaladı. Öteki kızlar da etrafı çevirdiler. İyi ama. Şaka mı bu? Aman ev duymasın. Ölüyü diriltecek kudrette bir mucize. Ana-kız bir olurlar. sabun kalıplarını aşağıya götürdüğünü söylerim. izinli günümüzde şöyle dolaşıyoruz. Bir taraftan da. İnci yok mu? Çingene karısı inci.kendisini müdafaa edecek kabiliyeti bu kadınla bu erkek arasında nasıl bulsun? Bir mucize ister. Tözey on beş gün sonra çıkıyor. Canım... “Eşşeoğlu eşek” sözüne ve tokata neden kızmadığı. Git şunu. Tözey yalvarıyor.Zaten dahiliye nazırı ile aramız yok.. Va-hap’ın kaymakam beye peşinen yeşil kurbağalar şarkısını var kuvvetiyle okuyuşu gözünün önüne geldiğinde kesik kesik gülüyordu... Vay bana bir iltifat bir ilifat.. ayı ikiye bölmek elvermez. Hele ikisi. Muavin işe bakmaz.. Jandarmaların postallarında nalça.. izleri arayacağız. altı karı var. şekerlerin yarısını. Başka kim var? Beş. İki kişi gelmişti.. Beni öldürürler.. Mutlaka Tözey’in hovardalarından birisidir. Başefendi. Ben boş attım dolu tuttum. Umumu uyuyor. Onbaşı dersen bütün serseri. şunu söyle diyor. Başgardiyan Mahmut Efendi. Kırdığın cevizleri bir bir anlatırım. Eplemeli Ayşe serenca-mını. Hayrola... Hele itfaiye çavuşu üniformasıyla.. Kimdi Allasen? Evvela ne oluğunu söyle. Sana söylemedim mi? Üstüme iyilik sağlık. pamuğa ıslatıp tutuşturmuştu.. Aptesane penceresine tırmanmış.İstanbullu bugünkü şartlar içinde. istanbullu kendi kendine azap vermek için..

... Evden korkanm diyeydin. Hanım kaçmaz Mahmut Efendi. Bir jandarmanın. Cuma namazlarına gider.. Elbette iftira ediyor. dedi. Ben zabıt tutayım da siz de kendinizi kurtarın. bu namus meselesi. Aklı eriyor mu şuna bakın?. Ayşe Hanım. Senin müzekkeren sökmez. Üçü birden.. Başgardiyan lafını ağzında bıraktı: Yeter..” diyerek yemin etti. helanın penceresine asılmış..” dedim. Kim söyledi? İnci söyledi. onbaşı hâlâ itiraz ediyordu: Jandarma olsa. Hanım bizi sayar. Aziz Onbaşı heyecanla içeri girdi: Ne olmuş Mahmut Efendi? Başgardiyan gülmesini birdenbire keserek çıkıştı: Bir de “Ne olmuş” dersin. imdi elektrikler sönse... 65 Öyle denmez! “Cezaevinde işim var. Bir de jandarmalık etmişsin. bizim muavin gibi eşeklerin harcı. Karılara zampara geldi zampara! diye hırıldadı. Ben de müzekkere yazarım.. On ikide kalktım. Meslekten sayılırsın.. inandı..” diye düşünüyor. karılar koğuşuna girdiler.. çivileri düşünürde çorapla iner.. feneri taşımasından istifade ederek dönüşte izleri ayaklarıyla silip kaybetti. meydandaydı. ambann anahtarı üzerimde. Aşk olsun Mahmut Efendi. Bir taraftan pompayı basarken bir taraftan... adeta hiç hazır olmadığı öfkelendirici bir kıskançlık duyuyordu.. Şerefli askerliğim üzerine yemin ederim. odanın ikinci kapısını sımsıkı tutmuş inim inim inliyordu. idamlık karı var.. Bir sivildir.. Koğuşlara amba vermek lazım..liralık bir luhabbet.. İnci bağırınca. nöbet mahalline koştum. İzin aldıysa. Yemin ederim.. İstersen burada kal başefendi dierek Eplemeli ceketime sarıldı.. Duyar duymaz. Fanilaya birdenbire gaz yürüdü. Avluda. Gördün mü? istanbullu ağır hareketlerle lambayı pompalıyordu.. belki de bizzat Aziz Onbaşı’nm. Jandarma mesleğine leke sürüyorsun. Yazarım müzekkereyi. Sivilmiş.. duvarın köşesiyle helanın penceresine kadar pençeleri kabaralı. Yahu. Gelen her kimse helanın penceresinde sevgilisiyle konuşuyordu.. Bu mahsustan suçu jandarmaya yükletmek isteyen bir meslek düşmanıdır.. sonra renkten renge girerek yukarısından beyazlanmaya başladı. Hepimizi bu sefer asarlar. erkeklerin avlusundan ayıran duvarın binaya bitiştiği yere kadar gelerek. Kül haline gelmiş olan kafes evvela esmerleşti.. Kan değil mi.. karılar koğuşu avlusunu. Sen zabıt tut. Lamba tamamıyla yanınca eline aldı. Uyursunuz. Benim işim kanunla.. Karı dalgasını bilmez misin? Birisine kalbi egrilmiştir. îhsan’ı bilirsin. Ben gitmesem olmaz. Bir kaçsa. Dördüncü kulübede Burdurlu İhsan nöbet tutuyor.. Şahit nerede? istanbullu. Senin de zabıt varakan sökmez. Şu çingene karısı mı? Bir Çingene karısının lafıyla. Kes sesini. Tokat okuma yazma bilmeyenlerin. Ramazanda oruç yemez. duvardan aşıp karı koğuşunu basmışlar. Haydi bakalım....... böyle bir yalan attı. Bir çingene karısı. Gazyağı kilitli. Zam142 ZKanlar Diofişa paranın jandarma olduğundan şüphe etmenin artık imkanı kalmadığı halde.... kanun cezasını verir. topuğu nalçalı bir çift kundura gelip gitmişti. İftiradır. İfadeni birazdan alacağım. “Tözey’in dostu gelmiştir. “Hayır buradan kimse inip çıkmadı... Tabii iftira ediyorsa.. kendi kendine. orada mutfağın penceresinden faydalanarak aşağı indiği. Herhalde . Toka ti basamadın mı? 141 Benim tokatla bir işim yok..

. dedi. bu dört kişiyi Muhtelif üniformalardan müteşekkil komik bir divanı harbe benzetti. kuvvetli elektrik ışığı altında derisinin ölüm sarılığını büsbütün korkunç bir hale getiriyordu. İki nokta koy beyim. Meseleyi anlatınca öfkelendi. Aduş’un anası Gevre’yle kaynanasını öldüren Sı-dıka çoktan uyumuşlar. Onun da verilecek bir ifadesi yoktu. Yaz bakalım. Zira ifadeler uzar belki. Oğluna. 10-12 nöbetçisi gardiyan Derviş Abdullah.. güzel parmaklarında çevirerek.. İşin farkında bile olmadığını. cinsi münkariz olmuş bir köpek gibi başgardiyandan emir bekliyordu.. Lakin asılmaya götürülmeyeceğini anladığı zaman yüzünden geçiveren hafif bir gülümseme. yaz başına.. imdat ister gibi sımsıkı sarılmış olarak inleye inleye geldi. Körük gibi hırıldayan nefesi. elindeki sarı zinciri. Böyle şeylere aklı eriniyordu. Ayşe Ana. Yapılan sıkı araştırma neticesinde işbu avlu dahilinde altında kabara çivileri ve nalçalar bulunan bir çift beylik asker postalı izine rastlanmıştır. öiarâar Oioğuşu Başgardiyan azametle gardiyan Abdullah’a emir verdi: Getir şu Ayşe’yi.. Başgardiyan elini kaldırarak sükut işareti verdi: Yazdınız mı Murat Bey? Biraz aşağı alınız. daktiloya bir kağıt koydu. “Saat 11 radlerinde cezaevinin karılar koğuşunda hırsızlıktan mevkuf. Aziz Onbaşı’yı bir göz işaretiyle tatmin ettiği için sahnenin sonuna kadar başgardiyanın keyfini kaçıracak bir müdahale vuku bulmadı. Son hastalık ihtiyar kadını büsbütün tüketmişti.. gürültüye uyanmışlardı. O da asılmaya götürüleceğinden korkmuştu.. Murat Bey’in kazağını örmekte bulunduğu için daldığını söyledi. Çingeneler pişkin 66 insanlardır... bir de daktilo makinesine bakarak yavaşça. kendisi de dahil olduğu halde. fakat bahçe kapısı anahtarı üzerinde olmadığından kaybedilen vakitten bü’istifade gece vakti cezaevi karılar koğuşu avlusuna girip helanın penceresine tırmanan şahsı meçhul firara fırsat bulmuştur.. Hubuş bacı da namazda olduğunu ileri sürerek çok kolay kurtuldu. Çok değil. ölmüşlerine ve torunlarına boyuna yemin ediyordu. bir şeyler bildiğini Istanbul-lu’ya sezdirmişti. Vazgeç Mahmut Efendi. derhal cezaevi başgardiyanı sese koşarak koğuşun dış kapısını vurarak açtırmış. Satır başına in. Ve şimdi mutlaka pişmandır. Boş bulunup korkmuştur fakat. müsamahakârdırlar. İstanbullu’nun içini sıktı.. Cezasının ağırlığına hürmeten kendisini fazla sıkmadılar. Komikliğine rağmen bu divanı harp Tözey’den başka Hl öiemal uûûr diğer bütün kadınları ürkütür. kızına. Başgardiyanla onbaşı birer iskemle çektiler. iki kat ettiği bir yatak çarşafına.. İnci nammdaki kadın defi hacet maksadıyla dışarı çıktığı sırada.” İstanbullu. Hep arkadaşız. “14 Teşrinievvel 1943 tarihli Salı günü gecesi saat 11 raddelerinde.. Tözey odaya girince lstanbullu’ya beyaz dişlerini göstererek keyifsiz keyifsiz güldü. Tamam. uzun. hele. İstanbullu.uzaktan Inci’yi ötekine benzetmiş. helanın penceresinden bir erkek sesi işitmekle feryat etmiş. diye yalvardı. Helanın penceresinde bir herifin 67 eline ne geçebilirmiş? Ongene karısı bakalım hayal mi gördü? Kedi mi sıçramıştır bakalım. istanbullu.. maddi delâil karşısında tahkikata girişilmiş. icap etmez.” Cezaevi kadın gardiyanı Ayşe Av-cı’nın ifadesi. Başgardiyan. zayıf vücudu ile her uygunsuzluk karşısında sinsi sinsi keyiflendiğini biteviye ıslattığı dudaklarıyla anlatarak. . Her ne kadar dördüncü kulübe nöbetçisi 1332 tevellüdü ihtiyat erattan Burdurlu İhsan kimsenin inip çıktığını görmediğini ifade etmiş ise de. kısacık boyu. Müdür odasının elektriğini yaktılar. ifadeler berveçhi âti tespit edilmiştir. Ayşe Ana hiçbir şey görmemiş ve hiçbir şey duymamıştı. Yaz beyim. İfadesi pek kısa sürdü. zaten günlerden beri hasta olan karı gardiyanı Ayşe Ana’yı korkudan bayıltabilirdi.. Onbaşı bir ona. Istanbullu’ya yalvaran gözlerle kocaman kocaman bakıyordu.... Bilseydi bağırmazdı.. çingene karısı. Yüzündeki Halep çıbanının kızıllığı. Allah’ına. Arkadan Hanım’ı çağırdılar. pencereden erkek sesini hiç beklemediği bir anda duyunca bağırmış olacaktı. Zabıt varakasıdır.

Gardiyan Abdullah’a: Şunları götür. Hem buradan daha resmi bir makam. Sıdıka ile Hubuş bacı yüzlerini utanarak duvara dönmüşlerdi.. Ben penceresine hovarda gelecek karı mıyım? Vay başıma. Müzekkere yazarmış. Seni şimdi mahzene atacağım.. Ne olmuş? Ben kötü bir kadınım. Bir de Tözey ablanın sözüne güldüm. Bizim eve doktor haftada bir mutlaka gelir. 68 Sözüne gülmüş. Başgardiyan birdenbire yakalandığı müthiş bir amirlik öfkesiyle o esnada içeri giren Çingene karısına çullanıverdi. inci. Vallaha şimdi narayı vurur... hayret ve korkuyla Tözey’in yüzüne baktı. doktor getirtemedin.. Bizim kerhane de resmi makam. Kimimiz hırsız. Çünkü iki ay evvel idamlık Tecdeli Ali ile arkadaşlarının firarında kendisine bir temiz sopa çekmişlerdi... dedi. Sus... Başgardiyanın belli bir şey eski şiddeti gittikçe azalıyordu..... Senin akim mı erer? Haydi. Dur orada.. Dayak var.. Bak. camlarını da taşlarlar. Bu dayak kelimesi üzerine şiddetle bastı. Başgardiyan ona hışımla döndü: Bir de gülersiniz. Bana herkes elini uzatır.... Abdullah getir Çingene karısını. Sen de.. açık pencerenin dışarısında durup deminden beri manzarayı seyreden Aydınlı Jandarma Yusuf bir türlü susamı-yordu... Tözey saçlarını arkaya atarak başgardiyana kinle baktı.. Susun bakalım. Doğru söyleyeceksin. Haydi. Kocanı da görmeyeceksin.. Ayşe karı. ocağım söndü. Doğru söylemezsen perişan olduğun gündür. Gülmek yasak mı başefendi..... Tözey de İstanbullu gibi Çingene karısının hakikati söylemeyeceğini anlamıştı. Vay başıma. Herif içerdeki odada mahpus... Müzekkere yazarız. Sen yağ parçası mısın? Sen şeker misin?” diyormuşsun. Doğru söyle. bunlar doğruyu söylediler. Başefendi. Eplemeli Ayşe’nin hatırı için demek ki Tö-zey’i darıltmak istemiyordu. Onbaşının gülüşleri kesildiği halde... Bir adım ilerledi: 146 iKardar ‘JCoğuşu Ben doğrusunu söyledim inci. Burada karagöz oynatmıyoruz........ Bize de gelir. Neye kuruluyorsun Mahmut Efendi? Karıyı ürkütme. -¦ Öyledir elbette. sen bu işi neden kurcalıyorsun gece vakti? Kurcalamadan olmaz... Resmi muamele yapılıyor... Otuz lirayı adama ay be ay verirler ama sonunda mahpusluk var. Resmi makam lafına güldüm. Söyle. Kimimiz orospuyuz. Ayıp mı? Haşa. İfadesini verdikten sonra duvar dibine çekilmiş olan kadınları fısıldaştıklan için tersledi. Müzekkere yazılınca. zampara bana geldiydi. Yarın bakalım.. jandarmalıktan gelen bir alışkanlıkla sesini korkunçlaştırdı: Bu tarafa bak... Anladın mı? Vay başıma. Pencereye gelen jandarma kimin adını çağırdı? inci. kimimiz katil. Yağma yok. 147ZKemal Tahir Oda boşalınca sesini yumuşattı: .. haydi. Tözey Hanım kalsın. kes inlemeni. Şu Ayşe karı kaç gündür hasta yatıyor. ayıp değil. susuyordu. inkar nafile. Biz her şeyi biliyoruz. Eplemeli’ye yalvarırken de müzekkere mi yazıyorsun? “Ulan karı.... müddeiumumi ne diyecek. Burası makam. Bir ay mahkemeye gitmek yok.. Herif de söyledi. Sus dedim.. dedi. Lakin burası resmi bir makam. dayak var. Bırak müzekkereyi.. Böyle malların penceresine de çıkarlar. Yapamazsan istifa et. Haydi benim hatırım için şu kâadı yırtıver.. saklama kardeş. Karşımda inlersin. Sonunda mesuliyet var.. Biz her şeyi biliyoruz. Öef ol pencereden.. Onun ne suçu var ki zindana atacaksın.. US DCanal İMhir Ne mesuliyeti? Biz buraya camiden gelmedik. Bir ay zindanda yatacaksın. Ayıp değildir.Öyle değil mi Murat Bey? Herhalde öyledir Tözey Hanım. Burası cezaevi.... Evim yıkıldı.. Onbaşı bu lafa o kadar güldü ki divanıharbin de itirafı cür-mün de ciddiyeti birdenbire kayboldu. Olmaz. Başefendi. Ben sana gülmedim.. Malatya’yı buraya toplarım.

Gelen adam kimdi? Sen işi uzattın Mahmut Efendi. Ben gelenlerin hepsini adıyla tanır mıyım? Birisi gelmiş “Tözey” diye seslenmiş. Her zaman geç yatıyormuşsunuz. Müdür bey duyarsa. tilki. Nerden anladın? Yalan söyledi. görmüyor musunuz. hem derviş.Hanım . dedi. Ne çalacaktı acaba? Tavuk.. Murat’ın yüzüne birdenbire baktı. Değme erkekten daha babayiğit.. Murat Bey sen artık işi kapatırsın. tilki gelmiş desene.. Basit bir mesele. fakat bir türlü kederlenmekten ve daha beteri kederini Tözey’e sezdirmekten kendisini kurtaramı-yordu.. 69 Başgardiyanın omzuna vurup onbaşıya göz kırptı: .. Kime gelmişti? Onbaşıyla başgardiyan içeri girdiler.. “Kıskanmak.. İnci Hanım feryat etti de soyulmaktan kurtulduk. istanbullu.... iyi bildin. Murat. İstanbullu.. Teşekkür ederim. asker mi? Ne bileyim. Adını bilmiyorum. bir de senin hatrın için. Hiçbir şey olmadı yavrum. Şuna. Pek cins ama bu akşam yalımı az vermişler. Sen yalnız Gardiyan Abdullah’ın çenesini tut... Hem de meslektaş sayılırız. Gülmeye çalıştı. yüreği ferahla-mıştı. Ne olmuş beyim? diye sesini alçaltarak sordu. Başgardiyanla onbaşı. İşi kapatmak daha iyi. ben görmedim ki. Alt dudağını ısırmıştı.. Bu akşam. İnci korkusundan adam zannetmiş galiba.. Dini bütün Müslüman olduğundan dedikoduya bayılır. Yalnız düşmanımızı öğrenelim.” falan diye bir şeyler düşünmeye başlamıştı ki. Tözey’i koğuşa kapatmaya gittiler.. TöU9 öiemal Tahir zey ablayı gördün mü beyim?. Bilirsin ya gevezedir... Hem Müslüman... Gerindi. Meseleyi artık anladınız.. Size kahve pişireyim mi? diye sordu. Olur. Başefendi o sebepten hırlıyor. Jandarma Yusufun sözüne hemen inanmış. Tabii bilirsiniz.. kağıdı çıkarınız... hâlâ pencerede duran Jandarma Yusuf. esnedi. Deminden beri hiç hatırlamadığı müthiş bir şeyi şimdi akıl ettiği belliydi. Hovarda ona gelmemişti. Sivil mi.. Tözey yavaşça. Kedi zıplamış da. Ne dersin başefendi? Tözey Hanım’ın. “Görmüyor musunuz” sözünü ilave ettiği için kendisine büsbütün öfkelendi. Sesini biraz daha kıstı. İsterseniz arkadaşlara pişirin. Pekala.İyi ya işte. Şekerim sen çok uzatıyorsun. dargın dargın başını 148 üdmlar öioğuşu çevirdi. masanın üzerine bıraktığı zabıt varakasını dört parça edip sepete attı. Az kalsın evimize hırsız girecekmiş. Değil mi Bay Murat? Murat kederle gülümsedi: Haklısınız.. Gelen mutlaka jandarma idi. Haydi nereyi imzalayacağız? Benim uykum var. Adını öğrenirsen ne olacak? Bir şey yapmayacağım.. Müdürü idare etmek kolay. uykum var. yırtalım. Tözey. Ayaklannda kabara ve nalça olan bir tilki. Ben uyuyacağım. Şimdi anladım. Kendisini ayıplıyor.. Ve deri derin içini çekti. Bereket versin. ıslık çalarak daktilonun muşamba örtüsünü geçirdi.

Allah belanızı versin... Bu gece bu kadar yeter. zaten sinirli bir kadın olan Sıdıka’nm o kadar mütevekkil ve sakin oluşuna hayret etmişti. aynı zamanda yüreğindeydi de.... “Aferin Tözey. cigara paketlerini kabul ettiğinden beri ilk defa Tö-zey’i sımsıkı kucaklamak. Vay Sıdıka vay... diyerek sağ yumruğunu sol avucunun içine vurdu. İzler. bizim işte idare şart..bir küçük laf.. söndürüyorum. Bu herif mutlaka Sıdıka’ya gelmiştir.. yürekte.. İstanbullu. Eyvah. İstida için kendisim pencereye çağırdıkları sırada. büyük babadan .. bir başkasını peylemeden eskisini bırakmaz... Çarparım ha. Neden?” Hanım’m Ali’den başkasına bu kadar işi ilerletecek kadar bakacağını aklı bir türlü kabul etmiyordu... Zavallıyı rezaletten kurtardın. Oğlan Inci’yi Sıdıka’ya benzetmiştir uzaktan.. O da pişman olmuştur. Haydi. Sonunda hepsi bir olup Inci’ye inkar ettirdiler. Çünkü ben kalbi saf bir adamım. Sonra: İşte Allah’a yalvardım.. midede. Sen jandarma dayağını bilirsin.. elini elektrik düğmesine koydu. Bütün vücuduyla insanı dinlendirip gençleştiren bir saadet hissediyordu. Sahiden de benzerler. erkek olsun.. o zamana kadar ehemmiyet vermediği bir sürü teferruatı hatırladı. Bu şaşkınlık yalnız kafasında değil. Keski zabıt varakasını yırtmasaydım... Yemin etti. ¦ Yukarda odasının aydınlığına girince şaşırarak durdu. Ahmak.Yamansın Mahmut Efendi. 150 \Kariar iKoğuşu Ben söyledim.. Hovarda adamsın.. Seni yumuşatmak için gecenin saat on birinde böyle mutlaka bir güzel hanım kız mı lazım? Ne yaparsın beyim. dedi. Kocası altınların bir kısmını aldıktan sonra ISJ UKanal Tabir hemen evlenmeye kalkmıştı. Hanım’ı da geç. 70 İstanbullu bıyıklarını tuttu. İmkansız. Benim bedduam adamı cin gibi çarpar.... Kafada.. sevimli sevimli gülümsü-yordu.. Sonra keyifle güldü. Maddi ve manevi bir kıyamet. Tuuu. Onbaşı nihayet asıl faydalı şeyi teklif etti: Durun. Babadan...” Jandarma kime hovardalığa geldi acaba? “Hubuş’u geç. elektrik gibi vücudu dolaşıyor.. Aziz Onbaşı o kadar söyledi neden idare etmedin? Sen de beyim... Nâzım’m resmine muhabbetle baktı: “Ne dersin üstat?” Şu anda.. Kıskanmak şuursuzluk hali olduğu için adam önüne çıkamıyor.. Bu laf. Şiirden sonraki hayvanlık sahası.. “Tevekkeli değil. “Kıskanmak ne biçim marifet?” İnsan denilen makineden daha hassas bir şey yok... ‘Sıdıka’ diye seslendi mutlaka.. Aferin yavrum. İnşallah düşer.. Yarın müdürle kavga edeceğiz. Bari bir dolapla gidip izleri silelim. Aferin benim eşek kızım. İstanbullu elektriği söndürdü..” Sıdıka. Rabbimin hikmeti bütün silindi..” İstanbullu aynada yüzüne bakıyor. Aferin Tözey.... Silindi mi? Aziz Onbaşı gözlerini kırpıştırarak İstanbullu’ya bir an baktı. şu Aziz Onbaşı denilen herifle Tözey’i sen bir mi tutuyorsun? Hangisi değerli? Böyle Azizlerin on tanesi... cevazevi müdürünün pek uzaktan akrabası da oluyordu.. Öyleyse. Görürsünüz. Aduş’un anası.. “İyi ama. Yemin ettiyse büsbütün çatlar.. İstanbullu. İşi böylece örtmeleri münasipti.. Kadın olsun. ağzının bir kenarını yavaşça öpmek arzularını duyuyordu. Anladın mı başefendi.. Yaşa Murat Bey. hatta pazıda. Neden? Derviş Abdullah’ı sen unutkan bir adam mı belledin? Sabaha kadar nasıl sabredeceğim düşünüyorum da herife acıyorum. Tamam. Versin elbette. Onbaşı elini kaldırdı: Kes yeter. Daha beter ya. ellerini kaldırıp dua eder gibi yaptı. Ailah seni mahkum edenlerin belasını versin.” Birdenbire. O sizin başçavuş bir kere mahpusa düşmeli...

meseleyi bir iki kelimeyle çıtlatmasaydı. çiçeksiz ve susuz kalmış çöl. sekizinci ordunun Italya’daki duraklamasına ve hele ikinci cephenin açılmayışma var kuvvetiyle kızacaktı.. şimdi bu düşündüklerini tepeden tırnağa tersine çevirecek. ilkbaharda tekrar gelmek üzere gene tek başına kendisi sit-tir edilmiştir. dedi.. Belli bir şey. Duvarın dibine sindiği için Istanbul-lu’nun göremediği birisine çıkıştı. Bir mevsim sonra bıraktık. Burası nasıl bir yer. Anladım arkadaş. Birdenbire öfkelenerek yumruklarını kavga edecekmiş gibi beline dayadı. Omuzlarıyla sanki koşmaya hazırlandı. materyalizmi.” Duvarda. Sonra Nâzım’m resmine baktı... öiarttar [Koğuşu Biz girdik. daha doğrusu kendisi YusuPa birdenbire inanmasaydı.. Romanya’nın henüz teslim olmayışına. Sefer.. dedi. “Beş dakika gelsin.. Istanbullu’ya Tözey’in kendisini pencerenin önünde beklediğini söylediği zaman saat ona bile gelmemişti. bir gözünü kurnaz kurnaz kırptı. Sonra geceki üzüntüsünü hatırlayarak fena halde somurttu: Sizi rahatsız ettim. Onlarınki alışveriş ama.. Çık meydana.. Dört ay geçti.. Dirseklerini dayayarak hayIS OCemal Tahir vanm uyanmamasını dikkatle seyretti. Haydi. Cumhuriyet gazetesinden kesilmiş haritalar. Çık 154 ödtriar Dioğuşu da doğruyu söyle.. Murat. geçmedi tekrar döndük.. kendisine göre değiştirdiği bir kıtasını adeta yüksek sesle söyledi: Yolcu bel eğlemez Gönlünü el eğlemez Berlin’e uçan kuşu Kasırga yel eğlemez Jandarma Yusuf.” Mühim bir laf edecekmiş... Pembe dilini ve minnacık azı dişlerini göstererek esnedi..” İçi içine sığmıyordu.. Ama. her şeye rağmen yaşadığı dünyadan memnundu. Ne yapacakmış? Bilmem beyim. O günlerde yaşamak da ne zevklidir. Haydi. Gelsin de isterse gene gitsin.. 71 Ben sabaha kadar uyumadım... Tözey de Sefer gibi dün geceki vakadan sonra Istanbullu’nun darılacağım tahmin etmiş olmalı ki pencerede görür görmez sevinçle güldü.. Tıpkı bir gün gelecek şairler. Kahve pişireyim dedim de istemez dedin. O bir adım ilerlese öteki bir adım geriliyor. Çok yalvardı. Geçen sene. Daha evvelki sene Kerç’te ve Rostofta tersi oldu.. yani sevenleri de çok. Karyolasının üstünde uyumakta olan kedisini uyandırmama-ya çalışarak masanın üzerine taşıdı. Fukaralar daima ciddi yaşıyorlardı ve bir sürü küçük bedbahtlıkları bu ciddiyetten geliyordu. “Pekala. Niçin? Çok utandım. Değil mi Mahpus Hanım? Onlarınki alışveriş.. Sükût ikrardan gelir.. tabii hiç sesini çıkarmayınca. birisiyle iki lakırdı edemiyor. bir tarihte Harkofa. “Mahpus” çocuk gibi evvela bir gözünü açtı. Bir şiirin daha hakikat olacak.. işte bizimki de pek komik. diye davrandı. gidip bakalım.... Zenginler adam gibi sevmezler. Allah belanı versin.. manevi varlığın.. Volga’ya ait şarkılardan birisini hafif bir ıslıkla çalmaya başladı. bizzat kendisi sanki tek başına vuruşarak girmiş. “Yolculuk Var” türküsünün. İnsan. çimensiz.. istanbullu onun yumuşak gerdanını öptü.. Unter der Linden’de nöbet beklenecek... adını kullanacaklar.. pek tanıdık çizgilerle mana ile dopdolu duruyorlardı. muharrirler. “Sanki ben bu Tözey’i sahiden seviyor muyum? Daha doğrusu Tözey beni seviyor mu?” Sevmek bu dereceye elbette düşemezdi. Varşova’nın hâlâ düşmemesine.ilk kanlı kıskançlık vakasından sonra otsuz. “Yakında arslamm.. İstanbullu. kıskançlığı bilmeyecekler. Mutabık mıyız efendim? Mahpus hanım.” Bu gece asla bitaraf olamayacağını anladı.. sıcaklık ve amansızlık karşılığı olarak cehennem kelimesini değil ‘El’alemeyn. Mantık ve şuur.. Estağfurullah. Zenginler adam gibi sevmiyorlar mı? Seviyorlar. ... “Öyleyse bir devir gelecek insanlar. Onlara gıpta etmek elverecek..

Saklanarak -herhalde Sıdıka’ydı- “Bacım utanırım... Murat Ağa’mdan ben utanırım,” diye yalvarıyordu. Tözey büsbütün köpürdü: Utanırmış... Elin herifini kenefin penceresine çağırmaya utanmazsın! Apteshane penceresinde öpüşmeye utanmazsın. Kurtuluş yok. Doğrusunu söyleyeceksin. Haydi. İstanbullu mani olmak için şiddetle elini salladı. Ben anladım. İstemez. Bir şey söylemek lazım değil... Nasıl lazım değilmiş? Ben sabaha kadar uyumadım. Hepsini kendisi söyleyecek... Bir de ağlar... Şuna bakın... Utanmaz... Bu karılar orospuluğu bile hak edemiyorlar. Orospuluğu bile... Kalk diyorum. Saçını başını yolarım! Tözey... Bırak Sıdıka’yı... Sıdıka haydi sen git... Bu kızmış... Kızarım. Şu kadar herifin ortasında. “Jandarma Yusuf, pencereden beri öpmeye geldi,” dedim. Olmaz. Söyleyecek. Sen karışma... İstemez... Vallaha giderim. Bir yere gidemezsin. Dinleyeceksin. Tözey dün gece Sıdıka’yı müdafaa etmişti. Şimdi kendisini -aşkını (!)-müdafaa etmeye çalışıyor, dün geceki kötü kadına hiç benzemiyordu. Sanki ateş saçan telaşlı bakışlarından üzerine bir asalet yayılmaktaydı. İstanbullu “Karılar hakikaten dövüşürken kahraman oluveriyorlar.” Sıdıka ayağa kalkmıştı. Istanbullu’nun oturduğu yerden başının üstü görünüyordu. Güneşten sararmış yeşil bir örtünün altında bu baş, İstanbullu’ya biraz sivri gibi geldi. “Sivri akıllı sözü buradan çıkmış galiba” dedi ve gülmemeye çalıştı. Kadın ağlamaya bile utanıyor, omuzlarını titreterek içini çekiyordu. NirSS [Kemal Tahir hayet Tözey omzunu hafifçe yumrukladı. Söyle... Ağabey... Tözey bacımın suçu yok... Ben... Dedim ki... Müdür bey... Sus kız... Hâlâ söylüyor. Haydi sen içeri git. Ben bu deli ile konuşurum. Müdür beyden utandım. Bir de istida verdin... Hani altınlar?... Dünyadaki bütün altınlar kahrolsun... Sen gidecek misin? Biliyorum dedim ya... Ben eskiden biliyordum alçak... Eskiden mi? Mutlaka Sefer söylemiştir. Vay topal bacağına... O kadar yalvardım. “Herkes duysun tek Murat Ağa’m duymasın” dedim. Yemin etti. Sefer’in günahını alma... Bana Sefer söylemedi. Ya kim söyledi? Sıdıka örtüsünün altından tek gözüyle pencereye baktı. O mu söyledi? O da söylemedi. Ben budala mıyım? O saat fark ettim... Şundan fark ettim ki... Bir taraftan acele acele düşünüyordu. Yu-sufmuş... Vay köpoglusu... Ulan dur... Çamaşır meselesi... Ök-sürdü. Bir iki kere çamaşır yıkatmaya geldi. Ondan şüphelendim. Sonra, kız sen âlemi ahmak mı belledin. Oğlan sabaha kadar bu duvarın üzerinde türkü çağırıyor... “Köprüden geçti gelin,” diyerek... O kadar yalvardım. “Türkü çağırma!” dedim. “Avluya inme!” dedim. Erkek kısmı düşüncesiz oluyor... Doğru... Biz hepimiz düşüncesiz oluruz. Haydi sen git... Merak etme... Kağıdı yırttık. Müdür duyarsa ben konuşacağım. Sen yalnız inkâr edersin. Allah razı olsun... Allah seni sevdiğine kavuştursun... 72 Def ol... Durmuş hâlâ konuşuyor... 156 [Karılar ^Koyaşu Yalnız kaldıkları zaman, Tözey başını salladı. Mademki biliyordun, gece bana neden öyle baktın? Öyle mi baktım? Nasıl bakmışım? İşte öyle... Senin bir bakışın var. İnsanın yüreğini sızlatıyor. Yalvarır gibi mi bakıyorum? Ne yalvarması... Bilmem ki.. Ben sabaha kadar uyumadım. Merhametsiz seni... Bana niçin gülmedin? Neden kahve istemedin?

Doğrusunu söyleyeyim mi Tözey. Önce sana kızdım. Küstüm. Hah, şimdi aklım erdi. Sefer söylemiştir. Aferin bizim Sefer... Aferin topal... Sefer de söylemedi. Ben düşüne düşüne kendim buldum. Demek, “Tözey’e gelmemiş midir?” dedin. “Tözey’e gelmemiştir” dedim. Neden bana gelmemiş? Sen utanmaz bir kadın değilsin. Sonra mertsin, cesursun. Helanın penceresine hovarda çağırmaya tenezzül etmezsin. Tözey, elini titreyen dudaklarına kapattı. Yere bakarak, Eksik olma... dedi. Sonra birdenbire kolunu duvara ve başını da koluna dayayıp ağlamaya başladı. 157 7 İyi karıydı Ayşe Ana... İyiydi, doğru... İyiydi ama korkaktı. Hakkında istida vereceğim desen uyuz köpek gibi titredi. Şimdi korkmayan kim? Erkeğe dönmüş fukara öyleyse... Erkeğe dönmüş. Bu devirde rey karılarda olduğundan erkek kısmı korkar ne için? Allah rahmet eylesin... Bir hacetin olsa koşar gelirdi... Karılar hep ağlamışlar... Ağlamazlar mı, anaları öldü. Bu sefer, bir güzel gardiyan getirmeli. Müdür bu işle uğraşsın, ne olacaksa... İyi bildin. “Ana, ana” demekten usandım. Biraz da “bacı, bacı” diyelim. Bir dünya güzeli talip olmuş. Müddeiumumi, “Olmaz kadın... Ben mahpushanemi velveleye veremem... Yallah...” demiş. Aklı gördün mü? Halbuysa velvele iyidir... Susun ulan... Günah... Alt katın karılar avlusuna bakan koğuşunu mevlit için itina ile döşemişler, aynı yükseklikte olan kerevetleri yan yana getire158 [Karılar ‘DCoğuşu rek, mahpusa girdiği zaman Fevzi Tüfekçi Hoca’nın oturduğu köşeye, pek geniş bir sayvan yapmışlardı. Ayrıca beton döşeme, beyaz Kürt keçeleri, Darende kilimleriyle örtülüydü. İstanbullu, geçip başsedire, avluya bakan pencerenin önüne oturunca hazırlığı beğendi. Koşuğun yarısı, mevlit okunacağını bildiği için olmalı, kendisine fukara bir köy mescidini hatırlatmıştı. Kapıya yakın bir masanın üzerinde şerbet bardakları duruyordu. Istanbullu’yu ta kısım kapısından karşılayıp, koltuklayarak sedire çıkmasına yardım eden, Çullunun Hacı, koğuşun yerlilerinden ve hatırlılarından olduğu için ev sahibi edasıyla yanına oturdu. İnsanların ölüm karşısında duydukları, şahsını kurtarmaktan gelen muzaffer ve kurnaz vakar, Çullunun Hacı’ya pek yaraşıyordu. Gür, siyah kaşlarının altında gözleri biraz dalgındı. -Bu gözlerin etrafını kırışıklar öyle çevirmişti ki incelikleri ve çoklukları insanı şaşırtıyor, onun için mahsus yapılmışlar da, bir ovuşturmada silinip kaybolacaklarmış gibi iğreti geliyordu.- Çullunun Hacı, saçları tamamıyla döküldüğünden, başındaki siyah 73 yün takkesini ve onun üzerine sardığı, kenarları oyalı siyah poşusunu hiç çıkarmazdı. Bıyıklarını, kaşlarını ve şakaklarını siyah boya ile sık sık boyadığından ilk bakışta otuz, otuz beş yaşında zannedilir, sonra, insanın karşısında süratle ihtiyarlayıp çöküyormuş gibi konuştuğu adamın yüreğini ürpertirdi, istanbullu, kaç kere, “Dur Hacı... Elden gidiyorsun Müslüman,” diye onu sarsıp ayıltmak, felaketten bu suretle kurtarmak arzuları duymuştu. Malatya Cezaevi’ne geldiği zaman, -iki sene evvel- kendisinin ük ahbabı işte bu Çullunun Hacı’ydı. Bir küçük odada, beş gün beraber yatmışlardı. Beş gün sonra mahkeme herifi gayrı mevkuf bıraktıydı. Şimdi, gene aynı işin tasdik edilmiş cezasını yatıyordu. Yaralamaktan 15 ay hapis cezası... Gavur kızı Kıy-met’i yaralamaktan... 159 ötemal Tabir Çullunun Hacı, yere bakarak dalgın dalgın tespih çekiyordu. Böyle yan duruşu, Bellini’nin tablosundaki Fatih Sultan Mehmet resmini hatırlatırdı. Kıyafeti, eğer Malatya elbiseleri için bir müze açılmak istense yakın tarihin bura külhanbeylerine ayrılan kşöesine şu

üzerindekilerle -ne bir şey ilave etmek ister, ne bir şey çıkarmak- tamamıyla doldurabilirdi. 180-200 katır 50 beşli ile Halep’ten kervan kervan kaçak kumaş getirildiği devirde moda en ağır, siyah çuhadan şalvarı vardı. Yelek lacivert kumaştan yapılmıştı. Bunun üzerine pardösüye benzeyen uzun bir sako giyiyordu. Bütün bu parlak siyah şeyler, sanki asla güneş görmemişlerdi, üzerlerine bir tanecik bile toz konmamıştı. Çullunun Hacı’nm bütün mintanları suni ipektendi. Belinde kuşağı, hakiki Buhara şalıydı. Güneşte parladığı zaman bakmamak imkansızdı. Elindeki tespih ve ağızlığı sahiden siyah kehribardı. Tespihin kamçısı, ağızlığın -Malatyalılar buna emzik derler- işlemeleri Dağıstan gümüşü ile yapılmıştı. Tabakası da Van işi savatlı gümüştü. Ayağında altı kağıt kadar ince Fransız köselesi ve üzeri sanki eldiven güderisinden yapılmış bir çift yemeni vardı ki, çorap gibi hafif, yumuşak ve ayakların nasıl görmemiş küçük tenasüplerini çorap gibi meydana koyuyor, insana, bunları giyerse artık yürüyemezmiş de daima koşmaya mecbur olurmuş gibi bir yorulmazlık hissi veriyordu. Malatya’nın meşhur simalarmdandı. Evvela mirasyedilik etmiş, babasının servetini, bir tek ev kalıncaya kadar satıp karılara yedirmişti. Para tükendiği zaman Çullunun Hacı’nm yanında iki orospu vardı. Babasının milyonluk (!) varidatını birkaç senede kaybeden Hacı, demek ki tecrübelerden istifade etmeyi nihayet öğrenmiş olacak, bu iki orospuyu asla kaybetmedi. Meyhanecinin borca bir gaz tenekesi rakı göndermek istemediği gece -Elini beline atmış para yok. Elini keseye atmış para yok. Elini 160 Üianlar CKojjıışu çekmeye atmış para yok- yanındaki karılardan birisi Azzet’ti. (Malatya’da bu isim Azet diye telaffuz edilir) O gün bugündür -tam kırk beş sene- her zaman ikinci kahpe değişir, lakin Azzet o eski Azzet’tir. Hacı’yı, böyle temiz giydiren, ona sırası geldikçe iş tutturan, evi çekip çeviren Azzet... O felaket gecesi... Yani Çullunun Hacı’nın kendi tabiriyle “Uşakların anasını ağlatıp pabucunu koltuğuna verdikleri gece...” yani “Eşekten düşmüşe döndüğü saat...” yani “O günden itibaren akçayı sarrafta görme devri geldi. Hürriyet devri misali” olduğu gece, Çullunun Hacı, iki kahpesini arkasına takarak kendisini tepesi üstü hovardalığa vermiştir. Senenin üç ay yaz mevsimlerinde, çarşıda kebapçı fırını açıp kağıt kebabı, patlıcanlı tava yaptığı zamanlar çıkarılırsa kırk beş seneden beri, Hacı, “Kızarık” eder. Hovarda meclislerine orospu götürür ve oynatır, hovardaları evine toplar da muhabbet yapıverir. Türkçesi “pezevenklik.” Bu yüzden başı çok derde girmiş, elinden üç tane katil çıkmıştır. Lakin talihi yaver olduğundan bu üç katil fiilinden topu topu yedi ay yatmıştır. Kimine af gelmiş, kimine tecil yetişmiş. Birisinde herif doğruca kimvurduya gitmiş... “Devrin, eski devir olduğu işte bundan belli...” Bu üç katil, sicile geçmiş vukuat... Hırsızlık sırası vurulan ev sahipleri de katılırsa iş ırağa 74 varır. “Hasılı bizim elimizden şerbeti şahadeti nuş edenler sur çalsa da ayağa kalksalar yirmi beş kişilik bir müfreze olur bey.” istanbullu bunları düşünerek herkese, her zaman sorduğu suali, Çullunun Hacı’ya tekrarladı: Ne kaldı Hacı? Bizimki mi? Daha çok bey... Daha on bir ay var. Çok demeye utanmaz mısın? Benim seneleri hep ay yapsalar, gene senden bir ay sonra çıkacağım. Öyle... Orası da doğru... Lakin ben mahpusluğu hiç sev-161 ‘JiemcA. Takvr miyorum beyim. Ben karı milletine alışmışım. Hem bir karıya değil... İki tane olacak. İki yanıma yatacaklar. Kımıldadıkça vücudum onlara değmeli. Uykumun arasında: “Ooh.. Biz yaşıyoruz, hey Allah’ım...” diyerek sevinçten parmağımı şıkırdattığım çoktur. Fena değil... Lakin sürgit dememişler, gör geç demişler. İşte karı yüzünden âhir vakitte buralara düştük. Biz buralara düşmezdik bey... Azzet’in lafına gitmedik. Erkek kısmı, halbuysa yılda bir kan sözü dinleyecek... Olmaya ki başı dertten halas ola. Azzet dedi: “Bu gavur kızı sana uğur getirmiyor,” dedi. Hakikat... Biz bu namerdin yüzünden dağ gibi bir babayiğit yedik. O zaman Rum kızı on üç yaşında var yoktu bey. Benim elime geçtiğinde on bir yaşındaydı. Tuuuh... Sabi sübyan düşmanı... Düşmanı olur mu, dostu diyeceksin... Âşık ne demiş? “On birinde bir yâr sevdim / Yeni açmış güle benzer,” demiş. Doğru söylemiş. Mücerrep bir iş güle benzer beyim...

Bize bu hakareti ettiler. inhisar memuru iken. Tam kırk yedi gün sonra döndü. kendisini namaza. bir sıkıntı halinde üstüne çöken korkuyu bir kenara koyup iki diz üstüne geldi. Erzurum muhacirlerinden Necip Ağa. biperva esip gürlediğini görünce. eski Malatya’dan Ahmet Ağa. Sonra arkadan ıslık çalarlar. İlk günlerde. çiviye kestirmiş.. Yirmi gün sonra komşu oğlanlarla oynaşmaya başlamış. Hak bereket. Şimdi geçti gitti beyim. Her biri ağasının arkasında.. Ben bu ka-162 öiariar Diaijuşu. kıtlık senesine uğramış ihtiyar katır gibi öldü ölecek geldi. Karakolda bağırdım: “Kız sen Allah’ından korkmaz mısın? Kız bana yazık değil mi? Kız asıl sana yazık. Vallah billah bıçak çekmedim. Lakin bir gece misafir gelen Istan-bullu’nun. O da ifadeyi değiştirmedi.. Bize bu günü verince ağladı. Gene ateş parçası olmuş dönüyor.. Ocagm önünde miskin miskin otururken bırakır kahveye giderim. Banazı’dan Hacı Emir Ağa.. beni vurdu... Tüccarlar Istanbullu’nun yanına oturdular. Artık dayanamaz mı olmuş nedir? Besledik. hazine bulmuşçasma sevinen bazı dini bütün Müslümanları ümitsizliğe gark eylemişti. Rıza Bey. Besbelli tay gibi oynak gitti. İpeğe sarıp kuşağına sokasm gelir.. Bir Malatya arkamıza düştü. Şimdi. Komşular bıçak çekti dediler. Lakin kıskandığımdan oyuna çıkarmıyorum.” dedi. göremedim? Azzet de yok? 75 İkindi namazını kılan davetliler. Biz.el yazısıyle teksir edilmiş risalelerini taşımak cürümleriyle tevkif edilen Rıza Bey okuyacaktı. vay namussuz.. Takati kesilince döndü bize geldi. başta geliyorlardı.” dedim. nereli olduğunu soranlara “Aydınlıyım” diyordu. Ekseriyetini köy ağaları ve kasabanın esnafları teşkil 162 IKemal Tahir ediyordu. Evet aklı yok.Koklamazsm ki solmaya. Lakin ne yaparsınız?” sözü eklenmişti. Bir temiz sopaladım. rının tadına doyamadım. İhtikardan mevkuf iki tüccar. Zebunluğu uzun sürse ya. ağzındaki tadı. Adana ya kaçtıydı. Yanımda oturuyor. Bunlar tespihlerini birer zincirle palaskalarına bağlamışlardı.. Rum sürgününden elime geçirmiştim. Lastik top. dilinin iki alışık hareketiyle sanki yüreğine gönderdi. Bizden kaçtı. Can tepeme sıçradı. Şehirhan-lı Mistik dayı. “Şu kalksın bir dönsün.. Azzet’in lafı bir kulaktan giriyor. Aklı mı yok?. Oynatır mıyım? Memelerini pörsümesin diye öpmüyorum... Genç oğlanlarla Ada-na’da.. Son günlerde hasta mı. Komiser de eskiden düşman. diyerek şekva etmiş. Kastamonu’da inhisar dairesinde çalışırken Anadolucu faşistlerden birisi tarafından bir temiz dövüldüğü için şimdi Rumelili olduğunu saklamakta menfaat umuyor. Bu hazin ihtiyata şimdi bir de “Biz mezhebi lâyikadanız.” işareti vererek daha hatırlı misafirlere yer vermek için kalktı. bir ileri sıçrayarak mütemadiyen yer değiştirerek duruyorlardı. yirmi gün... Arada bir türkü çağırıyor.. “Olmaz” dedim. İskilip taraflarında sürgün tutulan Şeyh Saidi Kürdi nammdaki şeyhle mektuplaşmak ve onun. bir kulaktan çıkıyor. işte cezasını yatıyoruz. ince san yüzüyle ve laf arasında sık sık “Cancazım” demesiyle Rumeli ahalisine benziyordu. Aralarında birkaç tane de. Bitmiş. her defasında. Mevlidi. İşte bundan iki sene evvel. Bıçağı çekseydim mutlaka vururdum. “Karı kıskandı” diyorum. öteki koğuştan gelip birdenbire içeri girince etrafların kalabalık olduğu için Çullunun Hacı gözüyle. İki sene gül gibi geçindik. Bu mahalle karılarına darat yürütüyorsun. aynı zamanda meşhur bir oğlanın oğlu olan muhtelis bir tahsildar. Çullunun Hacı. bunu besleyip büyüttük. ahretten şeriattan bahis açmaya bile cesaret edememiş. Nerede bir büyük davet olsa bize adam geliyor.. mübalağalı bir hürmetle onların hareketine uyup bir geri. Mersin’de süründü. Her zaman yanma geliyor. tespihe kaptırmış şaşkın fukara vardı. “Sonra konuşuruz. koğuşta dinden diyanetten. Azzet onu hamama götürür. Bir gün Çörtikli Mehmet yüz sarı lirayı şalvarıma saydı. Ne de olsa o da yaşlandı.. içeri giren 350 küsur mevcutlu mahpushanenin sofu aKimı idi. Rakı dolduruyor. Bir saat sonra eve geldim mi.. Kafakola gitti. Kendisini gizlice siyasi işlere kanşmış hayal ettiğinden bu lafı boynunu bükerek yalnız diliyle ikrar ederken -kalbiyle tasdik eylemediği meydandaydı-“Kapı yoldaşı” saydığı Istanbullu’ya her şeyi itiraf eden akıllı fakat çaresiz bir bakışla bakıverirdi. Bizim ihtiyarlığımıza mı rastladı nedir bey?. Beni de götürdüler.. Meğer sopadan kurtulayım derken kolunu bir yere çarpmış. besler. Bıçak çekti. On beş gün. Gene iyi karıymış.. . Azzet de kızı terbiyesine aldı.

164 DCurılar LTCoğaşu Hak Teâlâ’nm günlerden bir gün dört melaikeyi huzuruna çağırıp şu “Asumanları” kaldırma emrini verdiğini, melaikeyi Ki-ram’ın dini bir uğruna hamle ettiklerini, lakin “Asuman’m” kıpırdamadığını, bunun üzerine Rabbilalemin’in “Süphaneke” okuyun diye irade eylediğini, melaikelerin Süphaneke’ye başlamasıyla bihikmetü Hûda Asumanların, kuştüyü misali kalktıklarını hikâye etti. Diğer namaz farzlarının kaffeten dört rekat olup ve sünneti şerifiden evvel kılınıp, “Şaz olarak” akşam namazı farzının neden üç rekat idigünü ve ne gibi “Sebebi hafiye” ile sünnetten önce eda olunduğunu soran Şeyh Yusufa maşallah, bülbül gibi cevap verdiği, hatta küçük bavulundan eski yazıyla üstünlü esreli bir sahici mızraklı ilmihal çıkarıp kenarındaki şerhinde cevabın yerini gösterdiği bir anda mahpushaneyi sarıp dolaşmıştı. Ne yazık ki Şeyh Saidi Kürdi Hazretleri’yle, Denizli Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraber muhakeme olmak için sevk edilecekti. Yol parası bekliyordu. Şu anda, fısıl fısıl konuşan sofu taifesini işte bu “iftirak” harap ediyordu. İlim deryasını elden kaçıracaklardı. Hem de bir gün bile şu İstanbullu Murat Beyle imtihan ettirmeden... Istanbullu’nun duyduğuna göre, Hoca zan altında bulunduğu cihetle ve kendisini daima casuslarla çevrilmiş farz ettiğinden, vazife irşadı yapacak vaziyette değilmiş. Buna da fevkalade üzülüyormuş. Üstü başı pek temiz, yüzü daima gülümser, mahcup bir adamdı. Şu anda bir kabahat işliyormuş gibi mevlit kitabını karıştırıyordu. Birisi: Artık başlayalım mı? diye sordu. Berber Kadir: Dur bakalım, herkes hazır mı? diyerek pencereden karılar avlusuna baktı. 165 76 ZKemal uıhir Karılar, duvarın dibine serdikleri kilimin üstüne oturmuşlardı. Istanbullu’nun bulunduğu yerden yalnız Tözey görünüyordu. Başına bir beyaz yemeni bağlamıştı. Istanbullu’ya bakmamaya çalıştığı belliydi. Hubuş bacı, Berber Kadir’e çıkışır gibi, “Biz hazırız” deyince, Rıza Bey kitabı küçük çekmecenin üzerine bıraktı. Gözlerini hafifçe yumarak, tatlı, hazin bir sesle başladı. Mevlidi, kan gardiyanı Ayşe Ana’nın ruhuna, Malatya genel birleşme evi sermayelerinden Tözey, namı diğer Edibe Oynak okutuyordu. İstanbullu için, asırlardan beri birtakım insanları bugünkü gibi bir araya toplayan, hemen hemen aynı ümitsizlik içinde böyle yere baktıran Süleyman Çelebi şakaya gelmez bir şairdi. Bilhassa, kitabın “Merhaba” diye başlayıp “Merhaba” diye biten kısacık parçasını pek seviyordu. Fakat hikâye edilen şeylere, uzun ömürlü şair Süleyman Çelebi’ye, sevdiği Merhaba kısmına hemen Sinekli Bakkal’m kız mevlitçisine rağmen tahammül edilir gibi değildi. “Evvela inanıp sonra iman edeceksin,” sözünün sebebini, böyle mistik inanmaların düşünmekle hiçbir alakası olmadığını her mevlit dinleyişinde bir daha anlıyordu. Okumuş adamlar, mesela Şeyh Kazım Efendi, bu Rıza Bey kendi kendileriyle etrafındakilerle alay etmiyorlar da bunlar hakikaten inanıyorlarsa düşünmeden ölesiye korkacak kadar zihni tembelliğe uğramış daha doğrusu bir çeşit erken bunamaya tutulmuş- biçarelerdi. Yoksa Peygamber’in doğum parçasında, hava üzre bir döşek döşendiğini, bu döşeği döşeyen Melek’in adının da Sün-düs olduğunu söyleyen kısma, Süleyman Çelebi’nin hatırı için dahi eyvallah etmek imkansızdı. “Mucizat” bahsinde ileri sürülenler de kolay inanılır şeyler değildi. “Evvela ol mübarek cisminin (yani resminin) gölgesi yere 166 OCarûar ‘Jiağuşu düşmezdi,” dedikten sonra filhakika Süleyman Çelebi merhum bunu şöylece, “Nur idi baştan ayağa gövdesi I Nur ayandır nurun olmaz gölgesi” diyerek fennen izah ediyorsa da gene de “Amenna” demek zordu. Hele Peygamber anası olmanın ne müşkül bir marifet olduğu meydandaydı. Kadın o hengamede canıyla uğraşırken bir acayip Nur doğuruyor ki güneş pervanesi dense sezadır. Ortalığa üç âlem dikiliyor. İkisi mağrip ve meşrikte, biri Kabe’nin damında... Duvar yarılıyor, üç huri içeri giriyor, başlıyor doğacak yavruyu methü senaya... Bereket versin, bu kargaşalıkta pek ziyade susayan hamileye soğuk ve tatlı bir şerbet veriyorlar ve nihayet bir ak kuş kanadıyla arkasını sıvıyor, doğum vaki oluyor.

Amine Hatun’un bu sırada aklı başından gitmiştir. Neden sonra bir etrafına bakıyor ki doğurduğu çocuk meydanda yok. “Aman huriler mi götürdü?” demeye kalmadan, daha beter bir manzarayla karşılaşıyor. Yeni doğmuş ciğer paresi Kabe’ye karşı secdeye varmış, ümmeti için niyaz ediyor. Süleyman Çelebi sözün burasında hazırunu salavata çağırdığı için beton koğuş inim inim inledi. İstanbullu, elini arka cebindeki cigara paketine götürüp derhal geri çekti. Rıza Bey nazlı nazlı maceraya devam ediyordu. Amine Hatun’un evinde olup bitenlerden besbeteri Kabe’de vuku bulmuştur. Bir kere Kabe heyetiyle heybetle secdeye kapanmış sonra bir taş zayi olmadan kalkıp doğrulmuştu. Pekala, bütün bu inanılması oldukça müşkül hadiselerin rahmetli Ayşe karıyla uzaktan yakından ne alakası olabilirdi? Ölüm anma kadar gaddar bir inatla durmadan işleyen Halep çıbanıyla gerilmiş, akı yumruk gibi dışan uğramış sol gözüyle Ayşe Ana, şimdi şu pencereden bakıverse, muhakkak şaşar kalırdı. “Katırımı çaldı gidiyor,” diyerek devletin postacısını vurup öldüren şu ihtiyar Pötürgeli -bir kelime Türkçe bilmeyen Sülo167 öiemal Takır adaşı Süleyman Çelebi’nin neyi ne maksatla söylediğini elbette anlamıyordu. Lakin suratı, ötekilerden farksızdı. Ötekiler de bazı tanıdık kelimeler duydukları için memnun ve mutlaka sevaba girdiklerine emin hiçbir şeyin farkında olmadan, en beteri farkında olmak lüzumunu da asla hissetmeden 77 hocanın “Salavat” diyeceği yerde, salavat getirmeye hazır dinliyorlardı. Ara yere sa-lavatlar serpiştirdiği ve secde icap ettirdiğinden, topluluk ruhunu Süleyman Çelebi’nin değme sosyologlardan ve psikologlardan iyi kavradığı belliydi. Arada sırada içlerini çekenler oluyor, bunlar Istanbullu’ya, Benerci Kendini Niçin Öldürdü kitabındaki bir sözü, “Kocakarı bir uçurum gibi içini çekti,” sözünü hatırlatıyordu. Tözey gözlerini yerden kaldırmıyordu ama bu cemiyetin sahibi olduğunu ispat eden kibirli bir hali de yok değildi. Yüzü sanki biraz daha uzamış, biraz daha çarpılmıştı. İstanbullu yukardan baktığı için burnunun iki yanındaki çizgiler daha derin görünüyorlar, kırmızı ağzını esrarengiz, iştiha veren, şehevi bir gölgeyle güzelleştiriyorlardı. “Mistik olan her ses, her hareket, her his Allah’tan ziyade şehvete yakın yahu...” istanbullu böyle düşünerek ve bu anda böyle düşündüğü için garip bir korku duyarak -bu korkusundan daima utanırdı- Hacı Emir Aga’nın yüzüne baktı. Emir Ağa, sıfır numaraya vurulmuş beyaz sakalıyla, küçük, şakacı bir çocuğa benziyordu. Mevlit’in karşısında serçe yuvası görmüş bir çocuk gibi haindi, istanbullu, kendisini korkuya düşüren ve sofu bir aile çocuğu olmaktan ileri gelen budalalığı derhal üzerinden attı. Şu anda herkes, Mevlit’i okuyandan başkaları, muhakkak ki bu manzum hikâyeden, Ayşe Ana’dan, ölümden ve Allah’tan başka şeyler düşünüyorlardı. Herkes şu anda kendisiyle tek başına kalmaktan son derece memnun ve inanılmaz derecede ha168 ödırılar ütoğuşu yasız birtakım maddi hesaplarla meşguldüler. Biricik müşterek tarafları buydu. İstanbullu, güzel sesin anlattıklarına kulak verdi. Demek ki kesik baş kıssasına gelmişti. Hazreti Ali, elli kulaçlık kemendini bitirmiş, ya Allah deyip kendisini tepe aşağı kuyuya bırakmıştı. Teker meker iniyor, namaz vakitlerinde “Göz ucuyla” borcunu eda ediyordu. Bu seyahat böylece, tamam sekiz gün sürecektir. Sonra dev nara kuvvetiyle uykudan uyarıp merdane bir kavgada helak ederek kesik başın, zevcesini ve beş yüz Sünni Müslüma-nı kurtaracaktır. “İnsan siyasi hayvandır” sözü doğru. İşte Süleyman Çelebi üstatımız da Alevi-Sünni kavgasına karışmış... Istanbullu’nun gülmesi tuttu. Avcunun içine öksürdü. Artık canı sıkılmaya başlamıştı ki birdenbire bir saatten beri telaşsız devam eden acıklı ses değişti. Hoca, kalabalık Arapça sözlerden sonra ilk “Eyleye”de durdu. Herkes “Amin” diye bağırdı. Eller beton tavana açılmıştı. “Eyleye” sözü ne kadar tek başına ve soğukkanlı ise, “Aminler” o kadar kalabalık, adeta başıboş, dörtnal giden bir sürü yabani aygır gibi gürültücü ve karışıktı. Nihayet sıra, Mevlit’i okutan, yani toplantının sermayedarına -daha doğrusu onun sevap hissesine- gelmişti. Rıza Bey, pencereden dışarıya işittirmek için tatlı sadasını bir misli

yükselterek “Ve alelhu-sus bu cemiyetimize bais ve badi zatı şerifin sünnisi meşkur, mağfur ve amelini makbul eyleye,” dedi. Herkes yeniden “Amin” diye çığrıştı. İstanbullu, bir şey söylemek istiyormuş gibi elini kaldırdı. Sonra kendisini zorla zaptetti. Bu anonim dua, imzasız mektup gibi herzevekilikten ibaretti. Cemiyete sebep olana zatı şerif: Tö-2ey... Meşkur olacak sa’yi ve makbul olacak ameli: Orospuluk... Bir de utanmadan bu sarı herif okuyor, ötekiler de “Amin”i bastırıyorlar... “İyi vallaha... Bereket versin Allah yok. Yandığımızın 169 üiemal Tahir resmiydi. Bizi öfkesinden, hak ile yeksan ederdi de, sevgili cumhuriyet hükümetimizin iki yüz bin liralık beton zindanına yazık olurdu.” Tözey, çok şükür, zanaatinin Allah’a karşı bu Müslümanlar tarafından Süleyman Çelebi vasıtasıyle şefaat edildiğinin farkında değildi. Oturuşunu hiç bozmamıştı. Şimdi güneş kolundaki kaim altın bileziğe vuruyor, işlemeli madeni, içinde ateş yanan sarı bir cam gibi parlatıyordu. 78 İstanbullu, bir çay fincanı dolusu şerbet içti. Ötekiler, şerbeti yuvarladıktan sonra bıyıklarını sıvazlarken, “Rahmetlinin canına değsin.” “Okutandan Allah razı olsun,” dediler. “Rahmetli” on beş, yirmi gün evvel odasına gelip, “Orospu parası hovardaya helaldir,” demişti. “Bunu, şunlar bir anlasa... Namaz da, oruç da, mevlit de hapı yutar.” Berber Kadir, kendi tabiriyle, “Herkesi suladıktan sonra” bardakları pencerenin içine dizdi. Doldurup karılara birer birer uzattı. Evvela Aduş’la anası Gevre içti. Sonra Sıdıka ve Hubuş aldılar ve evvelce kararlaştırılmış olduğu pek belli bir aceleyle ve yüksek sesle “Allah seni Murat’ına kavuştursun,” dediler. Tözey yüzü pembeleşerek başını kaldırdı. Murat’a bakarak alt dudağını ısırdı. İstanbullu, deminden beri yanıldığını anlamıştı. Mevlit, manasız ve faydasız bir şey değildi. Hâlâ sosyal fonksiyonu vardı. Murat’ı bir saatcik olsun, Tözey’in karşısında oturtmaya yaramıştı. Ankara’nın Hacı Bayram Camii’nde, on gün gazetelerde ilan edildikten sonra okutulanlar da dahil olduğu halde, bütün gelmiş, gelecek mevlitlerin hiçbiri, okuyana verilen ücret ve dinleyenlere dağıtılan şerbet bir tarafa bırakılırsa bugünkü kadar, sahiden sevap kazananı ve işe yarayanı olmamıştı. 170 OCariar Otoğaşu istanbullu büyük bir neşe duyarak, kalabalıkla beraber avluya çıktı. Yanında yürüyen Çullunun Hacı’ya, Sevaba girdin Hacı., dedi. Sevap olmaz mı beyim... Hem büyük bir sevap... Sen bana böyle bakma beyim. Ben hanedan evladıyım... Benim babam hacca gitmiş hacı idi. Bize Hacı adını o sebepten koymuş. Babamın evi mübarek bir evdi. O eve giden mutlaka posta oturacak. Hovardalık, sarhoşluk istemeyen bir ev... Merhum anam, “Burada ziyaret var. Ben gelin gördüm,” derdi. Benim büyükanam, divan efendisinin bacısı... Yani Müftüzade... Bana “Baba ocağını sattı bu kopuk.” derler. Yahu satmayıp da ne halt edelim. Bizi hovardalıkla kabul etmez ki... Bir gece çatlatsınlar.. Al başına belayı... Sattığın iyi olmuş Hacı... Ben işimi bilirim... Sattığım elbette iyi oldu. Ben hepsini sattım da Azzet olacak orospuya yedirdim. Azzet iyi karıdır. Bu Tözey gibi yürekli bir karı. Değme erkekten yiğittir beyim... “Ben öyle bir karıyım ki beni her kedi boğamaz,” der. Hakikat, her bıyıklıya uçkur çözen bir cins değil... “Benim iki noktada sana minnetim olmaz Hacı der: Teneşire çıkmadan rızkımı kesemezsin, bir de ölürsem topraktan çıkaramazsın,” der. Vaktiyle pek güzeldi beyim. İlk elime düştüğü sıralarda bana bir hal oldu. O kadar seviyorum ki avradı, sokakta bir güzel karı görsem, başımı çeviriyorum da “Medet” diyerek camiye seğirtiyorum. Gençlik aklı... Hani yüreğim Azzet’ten geçer mi evvela hesabı.. Bir kız değil on kız kurban olsun... Lakin fukaranın düşmanı Çok beyim. Bir kere benim akrabalarım hep düşman. “Hitamında evi bunun üstüne geçirir. Nikah eder de,” diyorlar. Sen de nikah etmelisin Hacı... ikiniz de yaşınızı aldınız. Rum kızı, gavur kızı sana gerekmez. Azzet pekala kadın. Bak

tütün paketinin kalın sarı kağıdına kurşunkalemle yazılmış bir mektuptu. polis dairesine kapatmışlar... dür kahvesiz kaldım. Dört gün oluyor. İyi.... Burada ben de aç kaldım. Gelmez mi hiç. Ben iki gün172 Odırûar Oioyuşu. Rum kızıyla beraber bir ahbabın yanma gidiyorlar. Münevver’e. Gördün mü başıma geleni? Yok canım... Sen iyi bir adamsın. Orada bizim karıları basıyor. Seni kimseye muhtaç etmiyor.. Bir de Tözey Hanım seni sayar. Nesini anlatayım beyim. Elinden gelir. İstanbullu bir solukta okudu: “Bay Hacı ağa.. Nikah iyidir.. Rum kızma da seslenmiyor... Hele şunu bir oku. Abdi kızı Azzet” Nerden yazıyor bunu? Kerhaneden beyim. düşman var. Tözey Hanım’a yalvar. Kıvırcık’a hizmet ederse benim kahve parasını aralıkta çıkarır.. Meğer.” diyorum. “Ben yerimi buldum. Sağol beyim. Dünya batsa.. Benim başımda ateş kaynıyor beyim. Hem de kötülük etmemiş olur da.. Hay babana rahmet. Yoktur.. bırakmadılar. 79 Bu. Bana bakar dersin. Ele güne karşı. Bize düşman. izin istedim.. O tarafları iyidir... şimdi iftira üzerine” dersin. Biz onunla bacı-kardeş olmuşuz. Haklı. Hatırını soruyor. Eğer beni hükümet marifetiyle nikah kıyarak karı yapacaksan.171 öiemal Tahir günde iki kere uğruyor. Şimdi kerhaneye atmışlar... Ben de hak verdim. Bir de istida yaz.. Fena fikir değil. İstanbullu kalemini ve cebindeki mektuplardan birisinin zarfını çıkardı: Söyle bakalım adresini... Gel gelelim. yazanm. Kıyalım bir nikah. Şu kadar senedir bir arada yaşıyoruz dersin. Yani kötülükte imişler gibi. İftira elbette. Tabii... “Yahu.. Kerhaneye atmışlar.. Bu Azzet kaltağı nerede? Taş yağsa gelir yetiştirdi. Allah senden razı olsun beyim.. Sahipleri yok. Ben sana ne göndereyim. “Şu kadar senedir karı koca hayatı sürüp ve de bir arada yaşayıp. Yok... dokunaklı bir istida. Nikahlı karıyı posta etmek kanunda yok.. Şuna söyle de. Demek nikahlasak münasip mi? Pek münasip. Sen merak etme... yap. Acele cevap beklerim..” diyormuş. Ne yapsın? Oraya haber yollasın. Etrafına ürkek ürkek baktı. Hacı gözlerini kuruladı.. Dost var. Hele anlat Hacı. Ben kahve içmezsem aklım şaşırır. . Cebinden bir kağıt çıkarıp uzattı. Eplemeli’ye.. bizim sana işimiz düşecek beyim. Baş üstüne. Ben burada rezillik çekerim. Rum kızı. Öyleyse. Bunlar. Azzet evde olmazsa benim eşyamı akrabalarım taşır.. Etmez... Elimden gelirse yaparım. “Hacı sürünüyor... yanma geleyim. Tabii iftira etmiştir. O kalsın zarar vermez.. Sen bize bir istida yazıver beyim. Sonra bana bakan bulunmaz.. Azzet’e yardım etsinler. Kolay. Sen ne düşünüyorsun? Ben karıyı nikahlayalım diyorum. Bağlarda baskın korkusuna gezmektense işte burada namusumla iş yaparım... Bir polis var.. Ne dersin?. Valiye. Lakin biz içerdeyiz.” derler.. Yoksa ki artık bizden bir şey bekleme. 173 (Jiemal uAivr Malatya’nın llyas mahallesinde Yağlıcıogullarmdan Mehmet oğlu Hasan Çullu Yağlıcı. beni kahvesiz bırakmazdı. Çünkü ben de burada Kıymet’in eline bakıyorum.

Sonunda “Sen gevezelik ettin” dersen bozuşuruz. kendisini pis bir şeyden çeviklikle kurtarır gibi geri çekildi. bir şey ısmarlanmışsa getirdiklerini demirlerin arasından verirlerdi. manasız bulduğu bir can sıkıntısıyla yalnız başına oturuyordu ki Tayına Sefer. Yarın istida hazır. Şimdi olmadı Hacı. dedi... Ölmenin kolaylığını. Mahpuslar duymasın da. bunlar da karşılığına söver.. bir kargaşalık çıkar. İstanbullu. yaşamanın zorluğunu yani bu iki ters hadiseyi tek başına Çullunun Hacı ispat ediyordu. Oda ağzına kadar kerhane kızlarıyla dolmuştu. Hacı. Murat’ı görünce derhal ayağa kalktı: Buyrun efendim. Hayrola? Gel.. Başgardiyan söyledi.. Yoook.. ilersinin zararı yok.Pekala. Nalınların merdivenlerde tıkırdayarak kıyametler koparması Tözey’in sinirine dokunuyordu. Gene. Herkes duyar. Vilayet polise havale edecek. İstanbullu kapıyı açtı. İşte bu herifin silahıyla üç kişi ölmüştü. Yani bulamadım dersem. Müdür aşağıda mı? Yok.... Namusum senin elinde.. Deminki neşesi kalmamıştı. mesela kendisinden ve İsmet Paşa’dan farksız birer rakam. “Dünya limanlarında bugün ölmek kolay Yusuf.. 80 Dünya bazen o kadar yaşanmaz bir hale geliyordu ki. Karılar gitti mi? Gitmedi. Tözey masanın başında pijamalı bir tiyatro müdürü gibi ciddiyetle oturuyordu... O gardiyanla vilayete yollayacak.” diye kurnazca uydurduğu mazereti ileri sürüyordu.. Üç kişi. ... Tözey’e de söylerim..ziyaret günleri her rastladığına dert yanıyor... Rahatsız olmayın. Zeytinyağı bulamadım.. Bir de Allah bilecek.. Belki pencerede birisi vardır. Bunları başgardiyan gene odasına buyur etti. Kadıncağız hiç olmazsa çıkıncaya kadar bunları kullanmamasını rica etmişti. 174 öiarılar IKoğuşu Tözey’in mahpushanede Murat isminde “Bir herife tutulduğu kerhanede o hafta yeni duyulmuş olmalı ki bütün kızlar alay olup gelmişlerdi.. adamcağızı daha müşkül bir vaziyette bırakmak istemediğinden artık ziyaret günleri aşağıya mecbur olmadıkça inmemekteydi. başgardiyan dairesinin penceresinde dururlar. Yaşamak zor. Murat. kapıdan başını uzattı: Gel hele bey.. Belli belirsiz bir dargınlıkla sıska yüzünü asıp çenesiyle başgardiyanın odasına işaret etti. Arkadaşlar. Biz istidayı müdüre göstereceğiz. Birisine bakacaktım. akşama bir kilo getireceğim. istanbullu. Dış kapıda kimseyi göremeyince nöbetçi gardiyanı Abdul-kh’a sordu: Beni kim aramış Abdullah? Ü5 öienvâ Tahir Bilmem.. İyi öyleyse. Pekala. Ona doğru yürüdü... Istanbullu’nun eline davrandı.. Aralıkta durdu-rulsa mahpuslar laf atar.. “Bunlar oynak millet.. Hakikat. Memurlar gizli satıyorlarmış. Neden içeri girmedin? Dükkanda kimse yok Murat Bey. birkaç kelimeyle söyleyeceklerini söylerler.” diye dedikodu yapacaklarından korktuğu için -bu dedikodu zaten başlamıştı bile. ziyaretçi geldi.... Estağfurullah beyim... takunyalarını bırakıp terliklerini giydi. işleri acele olduğu zamanlarda.” Hızlı hızlı avludan çıktı. Lakin bir sen bileceksin. Refik pencereye dayanmış içeriyi seyrediyordu. Kim? Bilmem. Bir genel sayımda. “Kahpeleri resmi dairesine dolduruyor. iş uzun.

pencereden döndü: 81 Safa geldiniz hanımlar. Siz de oturun. Murat. “Allah birdir” sözü gibi “Neden yetmiş iki buçuk değil?” demeye lüzum hissetmeden.. Ben gidiyorum. 176 utanlar DKojmşu Sizi rahatsız ettim.. On tanesini hiç tanımadığı bu on üç aşüfte kadın karşısında.. yakın ve uzak mazinin kahramanlık ve zafer hikâyelerinden bahsetmek de o kadar zordu. Allahaısmarladık bayanlar. birisi ihtiyar.yer almışlardı. Oturmayayım. Gözleriniz harap olur. Tabii çarşamba akşamları da -muayene çarşamba günleridir. Validene selam ederim.. dedi. Bunu. Türk ırkının üstünlüğünden. dedi. iğrenç ve acıklı bir illetle harap olmuş bir acayip canavara benziyordu.. Konuşuyordunuz. sakin sakin oturuyordu. vücudu ve kuyruğu fena halde yıpranmış. şu anda başı hâlâ güzel. Bırakın işi canı. Bu herifin. Kuyrukta. İstanbullu. Malatya genel birleşme evi sermayesinin üçte biri. tabii görülmemek lazım gelirken demek bu kadar “normal” oluvermişlerdi. Ayşe’nin dizinde. İhtiyar hizmetçi. tek gözlü orospu. bir yere şiddetle . Araştırıyorum. Güle güle. günlük yazı. masanın üzerindeki cetveli eline aldı. Biçare -yahut Tayıncı Sefer’in kanaatiyle köpoğlu karyolaher kımıldanışta inceli kalmlı gıcırtılarla insafsızlığa uğradığını ilan ediyordu. Gece okumak. Ayşe. Münevver ve Kıvırcık. hâlâ renkli ve hâlâ kibirli. Bazı şeyler. nasılsınız? Arkadaşlarınıza bizden şikayet etmiyordunuz ya. Safa bulduk. tutkunluğundan istifade ederek Tözey’i soymayacağına artık kanaat getirdiği için düşmanlığı kalmamıştı. Eplemeli Ayşe. Orospuluk zanaatında... sonra sırasıyla pek esmer. gündüz okumak. şaşı kız. İşim var. Beş yüz tane. kendi evinde bulunduğu için hiçbir sıkılganlık hissetmiyordu. Gece yazı. birisi son derece sıska..Başka bir şey lazım mı? Kopya kağıtları demiştim Hiç olmazsa bir paket. ikisi tombul tam beş tane kadın sıralanmıştı. kunduraları çoktan mahvolmuş çirkinler -tabii fukaralar. Münevverle Ayşe’nin arasına sıkıştı.. Tözey. Bir pakette 500 tane varmış. İstanbullu. Tözey anlatıyor da beni hafakanlar boğuyor. 177 öiemal uthir bu allı yeşilli ve on üç başlı ejderhanın kafasını teşkil ediyorlardı. Bir eli. pek sıska mahluk ve ötekiler şu anda. Estağfurullah. hükümet tabipliğini kartvizitine yazdırarak dolaşmak resmi mekteplerde on yedi sene okumuş bir erkek için kolay olmasa gerekti. hükümet tabibi beye karşı duyduğu öfkeyi ve iğrenmeyi besbeteriyle kendisine karşı çevirdi. “Tözey Hanım. bunun neresine tutulmuş?” diye düşünmekteydiler. milletten.. birçok korkunç. Beyaz kağıt olmuyor değil mi? Olmaz. birisi tek gözlü. Oğluyla övünen bir genç ve cahil anayı hatırlatıyordu. nazik bir tebesümle kızları baştan sona kadar selamladı. iktisadi üstünlüğü temin eden biricik Şart güzellikte... Münevver de aynı emniyeti daha evvel duymuştu. aynı merakla yüzüne bakıyorlardı. hâlâ ayakta duran Tözey’in boş bıraktığı koltuğa oturdu. Otursana enişte bey. Kendisiyle iftihar ettiği belliydi. Şimdi başgardiyanın portatif karyolası üzerinde ikisi şişman... İstanbullu. asla alışılmamak.. Tözey. şaşı ve elbiseleri perişan. rezil ve namussuz işlerle ünsiyet peyda ediliyordu.diğer akşamlarda da şehir kulübüne gidip vatandan. Bunları her hafta muayene ettikten sonra. Şimdi pek rahat bir dostlukla birbirlerine böyle gülümsüyorlardı. Bu sebeple cemiyeti tabakalaştıran varlık burada güzelliğe göre sıralanmıştı. Tözey’e. Kadınlar. Baş üstüne. İstanbullu. tombul yüzünü rahat bir gülümseme ile daha güzel bir hale getirdi. bu sualin cevabını bulmak arzusuyla Tözey’e baktı.. İstanbullu.

Haberin olsun... Ben ömrümde hiç pantolon giymedim. Karıları kerhaneye atmışlar. Çık da görürsün. Kız Ayşe bana ne getirdin namussuz? Hacı Abdullah’ın “namussuz” lafı. Gözlerini kaydırarak arkadaşlarını gösterdi.. Tözey’in mahpusluğundan beri gidip gelen orospulara. Galiba bu hafta sizin eve götürmüşler. Yaprak oynasa “Aman basıldık” dersin... Bakalım başımızı derde sokuyoruz. serseri karıya anlat.. ne yaptıracaktın? Ben “şalvar” dedim. 180 Oturûar IKoğuşa Akim olmadığından edermişsin. Öyle değil mi kız? Delinin zoruna bak. İbrahim “olmaz” dedi. beyaz ve kibirli tombuluğuna ve göğsündeki beşibirlikle kollarındaki bileziklerde ışıldayan zenginliğine tokat gibi çarpmıştı. Güldü ve keyiflendi.. Bir eliyle yanağmdaki beni sanki silmek istiyor. İlle kerhaneye düşmeyecek. O nizamın bir ucunda bu kızlar da kayıtlı bulunuyorlar. Evet. Insanoğ179 öiemal Tahir lu neden korkar? Akılsızlığından. Bunu gel de. ben paçalı pantolon yaptırıyorum. Ben de “baş üstüne” dedim.. Kenarda. Ben onlara acırım. Biliyor musunuz? Biliyorum. Altlarında yatak yok.. Vay safa geldiniz!.. eski çamlar bardak oldu. Bag arasında orospuluk kolay değil. Ayşe lakırdıyı arkadaşından alıverdi. Mart ayında sokaklarda kedi yavruları olur ya. Çullunun Hacı diye bir adam var.. Mattan kurtulmuş bir satranççı sevinciyle bu işe sarıldı: Baksanıza Tözey Hanım. kerhanedeki de kahpelik. cigarana ateş istemeyeceğin serserilere bir lokma ekmek için razı olursun. Ana yok.” diye bir övünür. Sürt Allah im sürt. böyle kaba sözlerle iltifat ediyor. Siz gelmeden Ayşe anlatıyordu. Cetvelin üzerinde bir ay yıldızla Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yazısı vardı. Çıkacağız inşallah.. Gördün mü? Dışarıdayken züppelerle “arkadan cepli” diye alay ederdik. dedi. içerde lafa dalmışım. Ben Hacı Abdullah’ın eline düşmeden üç ay bağ aralarında gezdim. Ya. evi yavru kedilerle doldururum. Evsiz orospuluk ölümle bir. Kerhanede koynuna almak şöyle dursun. baba yok.. rahat bir sesle konuşuyordu: Karıları polisler gece vakti getirdi. Her ne istersen veriverirdi.. Akim olmadığından. pervasız. “Hükümet” nizamı temin eden kuvvet demekti. Yirmidört saat karakolda. bu eskiden cömertti. Kırmızı yüzü gülüyordu. polis dairesinde kalmışlar. enişte bey.. Sen hep eskilerden açıyorsun ama.. O zaman on üç yaşındaydım.. Murat.. Rezilliği çeker. nefes almak kadar tabii icra ediyorlardı. Bunlar bana kızarlar. Cevap alamayınca Istanbullu’ya döndü: Bu Eplemeli hasis olmuş beyim. kulağı çınlamış gibi Hacı Abdullah içeri girdi.. Ben kedi yavrularına acımam. resmi ve ciddi gelmişti. Mürek178 ÜCanlar iKoğuşu 82 kep lekeleriyle kirlenmiş bir cetvel tahtası ona şimdi büyük bir muahedenin imzalı nüshasını taşıyan kabuk kadar sert ve eskimez bir vesika gibi. Açlıktan öleceklermiş..vurmamak için kendisini zorladı.... eski ahbaplıkları bu suretle etrafındakilere ispat etmeye çalışıyordu. 83 ... vazifelerini böylece.. Adam gideceği yeri şaşırır.. Sözün burasında... O da kahpelik. diye bağırdı. düşüncesinin burasında Çullunun Hacı ile Azzet’i ve Rum kızı Kıymet’i hatırladı. Kötü bir tenekeye yerleştirilmiş iki cam hokkanın arasında aynı işaret ve aynı yazı görünüyordu. Onun yanında iki kadın bulunuyormuş... Hacı Abdullah. Eplemeli Ayşe’nin zanaatında artık tamamıyla ustalaşmış siyah gözlerine. Laf arasında da “Ben kerhane karısı değilim. Murat Bey “olmaz” dedi. köşede olmayan kalmıştır. Evsiz karıları düşünürüm.

. Lakin temiz karıdır. Tözey hazin hazin sordu: Kıymet nasıl? Kıymet. Bir daha gitmişler gene Çullu evdeymiş... gençlik senelerinde uzun müddet içinde dolaştığı bu her yerde biraz aşağı. bu . boşta kalan sarhoş bir herif olursa. Doğru etmiş.. İstanbullu. Kahvesiz ölecek. Azzet’i nikah kıyıp çıkaracakmış.” diye ağlardın. Yalnız Hacı’nm kanaatma göre “Az-zet dışarıda olsa beni beslerdi.. Hacı perişansa. Bir kere gitmişler. nihayet kararını vermişti. Bir ümidi Bayram’da kalmış. Malatya’nın bir babayigiti bunun yüzünden vuruldu. Bana öyle geldi. evet. Tabii siz buradasınız. Kaltak bu Çullu rezilinden usanmış besbelli. Bu sefer ikisini de götürmüşler. Çünkü Rum kızı kerhaneye alışıktır. vaktiyle. Vücudu gösterişli. Asıl Ayşe Hanım’a rica edeceğiz. Ayı gibi bir şey. Hacı burada perişan olmuş. Kıymet’ten Hacı’nm galiba Sıtkı sıyrılmış.. Münevver ilk defa söze karıştı. bacım. “Rakı içmeye geldik. Kıymet de aynı fikirde.. 182 ö^arûar öioğuşu Nezaketi yok. Oğlana “Gel beni götür. Hacı Abdullah’ın laflarından kurtulmak için pek alakadar oldu: Baş üstüne. Kocakarı ne halt etsin canım? Hayır. dedi. Gene “Biz rakı içmeye geldik. Kıymet’in şakiliği de metelik etmez. O da mı karı? Biz onun gençliğini biliriz. ne de olsa... Ama kocakarı öyle değil. Eğer.” demiş. Ayşe’yi pek üzen bu konuşmayı değiştirmek üzere Tözey’e döndü. Azzet için söyledi. lakin yanında Rum kızı Kıymet olacak. Azzet’i resmen alacak. Sen eskiden “aman Buzo senin için ölüyorum. İstanbullu rahatça sözüne devam etti: İşte biliyorsunuz... Galiba başka çare de yokmuş. “Sürünmekten kurtuldum. belediye nizamlarını mahsustan bilmiyormuş gibi davranıyor. Hacı Abdullah. İyi ama.” demişler. Çullu evdeymiş. Kadehi döndürür ama.” demişler. birinci muhabbette mi. Mavzeri karnına daya. Kerhane usullerini. işte öylesine. Sanki geldi geleli Azzet-Hacı meselesini düşünmüş. mesela taban astarından bahseden bir kunduracı gibi zanaatkarcaydı.. Anladım. biraz yukarı aynı olan uydurma muhiti hiç tanımamış olmakla bu biçare ka181 ö’Umal iühir dınlara karşı gizlice övünüyordu. Yanlış efendim. beraber oturmuşlar..” diye seviniyor. “Kerhane” kelimesi Eplemeli’nin ağzında.Orospuya bak. Estağfurullah. Kahvesiz ölecekse. Size bir şey rica edecektim. daha genç. Ayşe omuzlarını salladı: Geleli dört gün var.. Bir iltimas. Kendisini şu anda hiç beğenmeyerek öksürdü. Hacı Abdullah’ın “orospu” sözüne hiç benzemiyordu.. ikinci muhabbette mi. Kıymeti bana mı ısmarlıyor? Hayır. Çullunun Hacı. Artık bilmem. Rum kızı için değil. cigarasmı sarmayı bitirmişti. Azzet’in bizde oturması daha iyi değil mi? Dışarıda para mı kesiyormuş bu karı? Orasını bilmiyorum. Acele acele söze karıştı: Sittiret. Araya laf girdi. Göğüsleri lastikten mi? Hiç pörsümemiş. şuraya çıkıp iki dönemez. Ben de olsam ağlarım.... Hem de hayırlı bir iş teklif ediyor. Emredin. Buyrun. Allah Allah.” diyor. Fevkalade tabii... Oyunsuz kahpe makbul değildir. Buranın işlerini daima umursamayan ve bunu da hiç saklamayan Ayşe.. Azzet beslerdi. Unuttun mu? İşte gördün mü? Benim de aklım yokmuş. O karıya ben şaşıyorum. daha bir müşteri çekemedi. Kıymet’i işletip besleyecek.

Vaktiyle orada otururmuş.” İşte. Mahalle komiseri ile arası iyi diyorlardı. Zampara kıyameti koparıyor. Beş yerinden vurup öldürdü. Şimdi dostu komiser mi? Komiseri görmedik.. ters mi baktı.” Buyrun. Şahitleri. oranın bitleri vıcır vıcır dolaşır.. Hep dışarı koştuk.. Hiç unutmamış. bir kıyamet. Zaten kapı karının üzerinden kilidiymiş.. Çullu biçareyi su arkına devirdi..” Çıktı. Çullu kaçın kurası beyim. Aç kalmasın..” dedi.. O karıda frengi mi vardır nedir? Tahta bitleri onu yemez... Hâlâ evde kızlar güler. El atından polis dairesine haber vermişler.. bir gece oğlan iki arkadaşla bu Kıymet’i almaya gelmiş. eğlendiler.. Tözey sordu:.. Şaşırıp siner. komiser dadanmış.. Kıvırcık. Ulan Ayşe laf yaparsın kaltak.Çullu meseleyi çakmış. Ben ara bulayım diye yanlarına gittim. Münevver ciddiyetini bozmadan konuştu: Bizim evde bir tahtakurulu oda var. Aliye bir gün evvel boşaltmıştı. “Ver şu bastonla 184 [Kanlar \Koâuşu gözlüğü. Gene bu Çullunun Hacı’nm Kıymet’iydi. Şişman.. Sen onun şimdi ölü zamanım gördün. Başlamış kollamaya. “Ver şuradan ceketimi. Çullu’nun hanesi basılmış oldu... 85 Kadını muhafaza edeceksiniz. Hitamında ölenin arkadaşları bizi de mahpus ederler diye korkup Çullu’ya şahit oldular. bastonlu bir herif. Pekala... Bir seneyle kurtuldu.. Tahta-kurularmı Allah sana bağışlasın. Olmaya ki baskın sarhoşluğuna rastlaya.. Karı da beni cebri götürüyordu. Evin avlusunda birbirlerine kavuşmuşlar. Anlat da Murat Bey gülsün. nane şekeri yemezse hovardası yanma yaklaşamaz. o saat ölür. Tahta bitli odada mı? Evet. yattılar. kuzum şu gözlüklüyü anlat. gece vakti. Elinden gelen yardımı esirgemez.” Al. Namusluyla rahat etmeye gelmiş. Lakin Allah da ona belasını vermiş.. İstanbullu. Aklına geldi mi kız.. Böyle . Tahtabit-lerine sahip olmayı bilmeyen karı orospuluk edemez.. İşte üç lira geceliğin orospu. Böyle bir daha kerhaneye düşmüştü.. Sinsin yutmazsa. deminden beri yanındaki kısa boylu beyaz kadınla bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Bir taraftan nefesi çıktığı kadar bağırmakta.. kıvırcık saçlarını bir baş hareketiyle azametle arkasına atarak teklif etti: İsterseniz Teğmen Sıtkı Bey’e söyleyeyim.. velhasıl Çullu şüphelenmiş. Bütün karılar daha şimdiden gülmeye başlamışlardı.. Kıymet hangi odada oturuyor? Eski odasında.. “Şapkamı da ver. “Ah köpoğlusu. O zaten pis bir komiserdir. “İşte ben gidiyorum. Biz de onu oradan çıkarmaya çalışacağız. Gözünü 84 budaktan sakınmazdı. Ölüyormuş komiser. “Beni yemez. Yaz günü karıya bir müşteri geldi. dedi. komiserin dostu kerhaneye nasıl düştü? Mahalleli bir rakı meclisi icat etmiş. Ben buraya namusumla rahat etmeye geldim. vura vura hasır gibi eskitmesinler diyerek. Herif don gömlek. işaret mi verdi. Beş gün mezar gezdi. Bir şey hatırlayarak kahkahayla güldü.. Kendi sözü. Ötekim de tahtakuruları yemiyormuş tamam.. fazla kullanmasınlar.. hart hart kaşınıyor. Demek ki Çullu’yu adam yerine koymamış.. Sarhoşluk arasında karıya laf mı dokundurdu. İçtiler. Ölen oğlan biraz kabadayı idi.. Karıları bağlara çekmişler.” Al. Herif haklı. gözlüklü. onun gözlerine baktı. Vay canına... Memurun zamparası da demek şimdi böyle. İşte Kıymet o domuzdur... Sana söylüyorum Münevver? Neymiş? Haydi. Bu kızın yüzü çok güzeldi... Ağzı kokar. Gür. Gece vakti bir gürültü.. Fakat Malatyalılar vücudunun esmerliğinden şikayet ediyorlardı. Oğlanlar omuzlayıp kırmışlar. Böyle elbel. Beni yiyip tükettiler.. karıyı korkuttu. gitti.” diye düşündü. Bir ihbarat olup beraber basılmamak için yolun iki başına bekçi koyup geliyormuş. Tözey düşünceli düşünceli sordu: Azzet’in ağası ne istiyor söylemediniz ki. Bekar mahalle oğlanları karıyı gizlice zedeleı8j \Karud Takir meşinler.. Paralı bir adam. zemherinin ortasında.. Tahta biti dünyadan çekilse. Geçen akşam Kıymet’e söyledim. “Ver şuradan pantolonumu.

sinirlenmesi hemen hemen imkansız bir adamdı. Kocası razı mıymış? .. Şimdi Hacı’nm gönlü yok mu? Şimdi Hacı’nm kahveden başka hiçbir şeyde gönlü yok. Böyle işe akraba karışmaz ama. Bir de istida yazacaksınız. Kırk de... Yakından iyi görmeyen küçük gözlerini kısarak gülümsedi: 86 O kadar yalvardı ki. Onlar gittikten sonra başgardiyan içeri girdi. başefendi keyfine. Siz de Ayşe Hanım. Bilmem ki söylemeye değer mi? Ben şöyle düşünüyorum.. Hacı Abdullah telaşlandı: Kim iyi bir kan? Şefika mı? Sen deli misin yahu? Dünyada onda edepsizi yoktur. Daha doğrusu. Bana da. kalktılar. bu sebeple namusunun daha fazla paymal olmaması için kadının derhal oradan bırakılmasını isteyeceğiz. Azzet’i nikahla alacağını. Buraya anasının yanma geldikçe görürmüş. Başefendi bütün uzun boylular gibi. Bak.. Bugün gelsin mi? Gelsin ya. Burnunu karıştırmaya başlayan Hacı Abdullah’a gözüyle işaret etti.. senin sahiden gönlün varsa karışmaz.adamakıllı tehlikedeydi. Ziyaret günü. küçük sıkıntılara hiç aldırmayan. Nikah muamelesi tamamlanmadan bırakmazlar. Ayşe Ana’nın yerine tabii bir gardiyan alınacak.” diye gülümsedi. Farkında değilim. Hem Azzet’i dünyada almaz. Sırayla Murat’ın ve Hacı Abdullah’ın elini sıktılar. yukan çık.. Hacı’nm ağzından. Şefika buraya gelirse senin iflahım keser. Teşekkür ederim. yakışıklı bir jandarma zabiti... Artık orasını bilmem. seni de tanıyormuş.. Böyle işe akraba karışmaz. Kendisi 35 yaşındayım diyor ama. Teşekkür ederim. Kolay.. İşte yemin ettiğinden belli. Gelip Hacı’yı görsün. Adı Şefika. Değil mi Hacı? Gelsin elbette. Hem siz böyle işlere karışmayın. Bir de. Hacı’ya biraz da kahve getirsin sevaptır... Acaba koyuverirler mi? Tözey başını salladı: 185 [Kemal uâar Zannetmem. bekçi mi. Dün sizin çamaşırlarınızı ona yıkattık.. Size hizmet göremez mi? Zaten hepimize yardım ediyor. İyi bir kadın. Ayaklarımıza kapandı. Boyuyla beraber oğlu var. Siz müdüre söyleyeceksiniz. Azzet’i almaz. Bekçi Hüseyin’e söylerim. İhtiyarlara acımak lazım. Bu sabah kızı geldi. Alay etme. buraya gelmesine polis mi. Kadının aşüftesi. Tözey’e sordu: Söyledin mi? 186 [Karılar [Koğuşu Daha söylemedim. Hacı. başefendiye de yalvardı. Yemin ediyor. müsaade etmiyormuş. Kızlar.bakmanın manasını biliyordu. Kaçıncı laf bu. Baksanıza Murat Bey! Buyrun. Sen hatırladın mı? Hayır.. Valiye bir istida vereceğim. Müsaade etmezler. Altı çocuk anası. Acınacak bir herif değildir. Bırak beyim. Biz iyilik edeceğiz. Murat “kadından yana talihli herifim. Onun akrabaları var.. Söyleyin de hiç olmazsa on dakika izin versinler. sen korkma. lütfen o biçareye yardım ediniz. oraya her kim karışıyorsa. Kavat kısmının yemini bol olur. Şu anda Teğmen Sıtkı -uzun boylu. Murat Bey. Görürsün. Pek mi genç? Genç değil.. arkadaşının sevdiği erkeğe böyle biraz merakla ve çok çok da arzuyla bakar.. iyilik etmeye çalışacağız.

. Ne yapar? Ne yapmaz diyeceksin. Aklıma gelmiyor. Ağa. Gene Şa-hap’ı mı seviyormuş? Şahap’ı sevmediğine yemin ediyor. kuyruğu da kesiklerden. Erkeğe doymaz bir karı. Bir mahpus kaçırdı da açığa çıkardılar.. Rezilin kendisiymiş. Siz bir istida yazıverin Murat Bey. Alt koğuşta yattı. rezil midir? Rezil olduğu iyi zamanında belli olmaz. Kızma Tözey. görmedim. Vaktiyle dünya güzeli imiş.. Şefika ona bir şey sormaz ki. Tözey’le muhabbete mi? Muhabbete ama. Şimdi inhisarda çalışıyor. sen hele ev-dekini kolla. Biz kötü mü dedik beyim. Sebep? İstanbullu. Kaymak gibi eti varmış beyim. 188 \Karûar \K. Vay Şefika Hanım vay. Bakışlarda sanki kucaklaştılar. Bizim Çörtikli söyledi.. “Altı çocukla aç yatıyoruz. ellerin tütünü şurada dursun. Bu bizim hükümete öyle memur ister.. kolculukta bulunmuş. O da adliyeci sayılır.. Dünyada bundan daha iyi karı yoktur. Dedim gitti. Ayşe karıya kendini bir güzel besletti. keyifle bir ıslık öttürdü: Şefika gardiyan olursa mahpusun hali harap beyim.. Hacı. İyi ki ben cezayı bitirdim beyim. Edepsizdir... Anladım. Affedersiniz efendim. Edepsizlikte bu Tözey’i suya götürür de susuz getirir. kanun yerini bulmazdı... Bazı adamlar. Mübaşirlikte. Sen ne diyorsun? . Çörtikli “Ben böyle beyazlık. İftira ediyorsun. Şefika buraya gardiyan olmalı. Demek o kadar. gözlerini Hacı’dan kaçırdı.. Gördün mü? Beni on iki sene yatırmasaydı. Murat. Karı akşamüzeri gelecek.” diye ağladı zavallı.. karıya öfkelenmişsin. Bir kere kapıya geldi. çıkması yaklaştıkça aklı başına geliyor.. Söylediğin lafa bak. Kabul etsin.Eski kulağı kesiklerden desene. Münasip efendim. Lakin şimdi kocaldı... Tözey öfkelenmiş gibi yaptı: Ben edepsiz miyim? Edepsizin lafına bak.” derdi.. Hacı Abdullah’a baktı. Sonunda müddeiumumiye şikayet etmiş. Yumuşak dikendir orospu. diye konuşur. Bir haftadır caydı. Şakadan bir laf söyledim. Şaka ettim. Adıyaman’da cezaevi memuru idi. Dağlarda bayırlarda tütün kollamış. Üç aya mahkum ettiler. Mahpusun başına amir geliyor. 87 Neden anladın? İlk günler dost olmaya karar vermiştik. Müdür beyle de görüşün.. Yalnız kaldıkları zaman Hacı Abdullah. Hacı.... dersin. Kocası? Kocası da memura benzer. Az kalsın beni paralayacaktı. Merak etmeyin. Lakin ben eskiden Ep-lemeli Ayşe’nin dostu olduğumdan. Altı ay evvel burada yatmış. 187 öiemal TâJıir Neden? O karıyla geçinemezdik. evdeki kaçağı bırakıp dağdaki kaçağın derdine düşmez mi? Biz işte onlara söyledik. Ben hele içeri gireyim. Deme.. böyle cilve.. şimdi bizim dost tutmamız icap etmezmiş. Bir ay beni buralara çıkarmadılar. Her marifet bulunur. Kulağı değil. başını kaldırdı: Sen fark etmedin beyim.. Sarı yağız bir herif. Ben şaka istemiyorum. yazarım. Memurluğa girecek. Olur.Kocasını mutlaka tanırsın. Demek karısının burada gardiyanlık etmesine razı. Bu dünya batar beyim. Evet efendim.

Eşek gibi beş kuruş verdik. Mahalleliden ayıp değil mi? Bizde âdettir.. İşte onu eve kapatmış. Canı sıkılarak pencerenin önüne gitti. fevkalade çirkin ve yüzü yalnız kırışıktan ibaret bir kocakarıjandarmaların falına bakıyordu. oğlunu mirasından mahrum etmişti. Dışarıda. “İşler tehlikeli bir hal alıyor.” diye düşündü. Çingene karısı mırıl mırıl konuşuyordu: Osman Ağa.. Adamın eline bir ot veriyor.. Elini yüzüne sür.. -Allah rahmet eylesin.. Falcı karı ezberden okuyordu: Cenabı Mevlâ. Ziyafette. ot kendiliğinden açılıyor.. Nasıl iyi mi bari? İyi olmaz mı? Sen baktırdın mı Recep? Baktırdım bey.. Hem biliyorsun yalan olduğunu. Tren gibi giril giril okuyor. hem de neye baktırıyorsun? -• Merak beyim. Açılmazsa bahtına yan. tam tam kırk lira masraf ettiğini Sefer’e söylemişti. Bizim teke dağında çoktur. Herkes falcmm etrafına çö-melmişti... bahsi kaybedeceksin. niyet ettin. Hacı şalvarını savurarak kendisine pek emin bir tavırla Tözey’i görmeye gitti. Bir kere rahmetli. çingene karısının avucuna bıraktığı kuru otu var kuvvetiyle -talihi iyiye doğru mutlaka çevirmek hırsıyıgo DCarûar [Koğuşu la.tam vaktinde ölmüştü. Eğer açılırsa dileğin olur. “Tencere. İşte saymayı bellemiş....sıkıyordu. Fabrikada bütün Malatya’yı baştan çıkarmış. Pencerede duran Murat’a gülümsediler. Kocasına kalsaymış. Jandarma Osman. El tuttun. Düşmanların kınla. Şefika Hanım karakola koşarak terbiyesini veriverdirmişti. dostum eve gelir. aklında mı.Ben yalvarıyorum. yedi düşmanın kınla.. Deli yemek pişirmesini bilir . Benim falıma bakılmış zaten.. Senin tencereye ne ihtiyacın olur bakalım? Sokaklarda gezen bir deli kız vardı. her ne kadar edepsizlik etmeye yeltendiyse de. “Allahm sevgili kulu olduğu” şu cihetten de besbelli ki “Yorgan paralamadı”. Çömelenlerden ikisi ayağa kalktı. Gülerekten.. Bildi mi? Neyi bilecek. Bir kere hınk dedi. mutlaka muhallebi olacak? Aklımda neden oluyor? Bahsi ben kazanacağım... Acık şu gurbet elde canın sıkkın. Tözey’i saymam. fevkalade ufak tefek. Ben sözümde duruyorum. 189 Diemal uıKir Bak Hacı. Çıktığımdan bir hafta sonra bir dünya güzelini dost tutup buraya getireceğim.. bütün variyetini torunlarına bırakmış. hatunun eskilerini hep davulcuya bırakacakmış. İşin rasgetire. Demek razı olsa kerhanede dost tutacak mısın? Kerhaneye gitmem ki. Cenabı Mevlâ. iki tencereden birisini.. Sen alay et bakalım. Al şu otu beş parmağınla sık.” Bunları yeni karı gardiyanı olan kızı Şefika Hanım böylece tekrarlayıp duruyordu. Kadına masraf etmekle izzeti nefis denilen his arasında pek gizli. Senin haberin yok. Başka tafsilât da vardı.. Lakin Cenabı Mevlâ işini rasgetire. Hangi fabrikada çalışanlar yol boyunda erkek çeviriyorlardı? Onlar gene çeviriyor beyim. Sen de baktırsana beyim. Dünyada insan gibi hayvan mahlûk olmaz. İnşallah. 191 8 88 Ayşe Ana. Inci’nin anası -fevkalade ihtiyar. Oğlu Davulcu Hasan. Halbuysa ben o çeşit otları bilirim.. Yirmi günde.. Cenabı Mevlâ. Kim bilir belki bir havadis verir diyor.... Kahpeyi evde besleyene hovarda derler. Adam merak ediyor. Cenabı Mevlâ işin rasgetire. fakat pek kuvvetli bir rabıta olduğunu Murat biliyordu.. “Kuş gibi ruhunu teslim etti.

Zaten anası da. “Şefika Hanım.. Sırtında eski bir yatak çarşafı. çakır gözlerinde altı çocuk anası olduğunu hatırlatan hiçbir yorgunluk yoktu. Başgardiyan. Ana karneyi derhal almış. diye bağırmıştı.mi? Yediğiniz peynir ekmek. Yaptıracakmış. yüzünü de sımsıkı sarıyor. Ben dikkat ettim. Anasına hiç benzemeyen güler yüzlü bir kadındı. dört gün içinde siyah iskarpinler ve kahverengi bir kostüm tayyör giydi.. etine dolgundu ama. hukuk hâkimi beyin evinde hanımefendiye yardımlar ettiği için haphazır bir de hamisi vardı.. Eşek gibi beni çalıştırdın.. ayaklarında topukları tamamıyla aşınmış çarpık kunduralar ve eski bir basma entari ile gelen Şefika Hanım. Burada mahkum defteri tutacağına.. Hakaret gibi söylemiyorum. Aranız iyi maşallah. Sonra işi anlayınca yere bakarak derin derin düşündü.. Nesi var? Kılık kıyafete baksana. Doğru söylüyorum. Hemen kalbin fesatlıkta müdür. Hızır yerine hazır yazıyordu.. Sonra ciddiyetinde ne var? Başörtüsünü hiç unutmuyor. bu sefer de bir esrarkeş geldi. Beyaza yakın.. sonra bütün mahpus karılarla senli benli ol192 Oiardar [Koğuşu muştu. buraya kabul edilmesini onun yardımından bilerek minnettarlığını her vesileyle ileri sürüyordu. Daktilo bilir mi. “Bunu mutlaka hukuk hâkimi yazmıştır.. Ayşe Hanım gibi hantal değildi.” dedim... Suç onda mı? Devlet veriyor. Alay etme.Bir müfettiş gelse senin yüzünü ağartacak.. Murat Bey’in iyi yürekliliğini anlatır dururmuş.. Hafız. Kalemim uğurlu imiş. Defledin. gizli bir şey söyler gibi anlatmıştı. Evvela Tayına Sefer’le. Al işte.” derlerken sesleri titriyor... Âdeti olduğu üzere İstanbullunun omzuna vura vura konuşmaya başladı: Gördün mü? Biz halt ettik. Ciddi bir hanım. Lüzum yok... Yahu burası Malatya sineması mı? Bu hep böyle mi gezecek?. bağlarda müddeiumumi muavinlerine gazel okuyarak kerhanede dost tuttu. 89 İzam ediyorsun.. Bir de malum ya. süslensin. ciddi midir? Orasına aklım ermez ama.” dediler.. Karı koca teşekküre geldiler. Alay mı ediyorum? “Kıyafetine lazımı kadar itina etmiyor” diye geçen yıl müfettişten ihtar almadın mı? Şefika Hanım akilli. Bir daktilo olsaydı. Bu karıyı inha etmek yoktu. İstidayı müddeiumumilikte okudular da. Kaç kere “şuraya bir daktilo hanım m öiaruâ Tahir alalım. Ayşe Ana’nm aylarca bekleyip nihayet ömrü vefa etmediğinden göremediği yardımlan bu himaye sayesinde yeni müstahdem olmasına rağmen elde edebilmişti.” Şefika Hanım. Başgardiyan. Tabii memurlarım giyinsin. Yahu mahpushanede bu ne rezillik? Allah beterinden saklasın. Ahmet yerine Mehmet.. lüzum yok.. Sen neden bana sormadan istida yazarsın? Gülme rica ederim. Dalgın hapishane müdürü onu bu kıyafette ilk gördüğü zaman: Sen içerde ne arıyorsun? Bugün ziyaret günü değil.. Bir tane bulduk. bunları Istanbullu’ya birer solukta. istidasını ben yazdım.... Dişleri berbat da ondan. Bütün işleri sen kendin yapmaya başladın. Söyledim. Hukuk hâkimi benim mahpushaneme nasıl karışırmış.. Estağfurullah. Daha adliyeye intisap etmeden.... Senin bugün keyfin çok.... insan içinde şerefli gezsin diyerek. Ayakları biraz içeri basıyordu. neden karışıyor? İçerde idamlık karı . O da uzun boylu. Kocası mahpus arkadaşımız olduğundan. Bir kâtip getirdin. Mahpuslar kendisini pek sayıyorlar.. Başıma bela getirdin.. Gayretimi tavsif ediyorum.. Kulak asmadın.. lstanbullu’dan “utanıyor.

Hastanemizde rabıtalı bir bayan hemşire eksikti.. Öyle süslenip karşıma çıkmasın. Vallaha. Vay pezevenk vay.. Eski yatak çarşaöiemal ‘takvr fıyla. Kaltağa söyle. Biz bunları kocasının huzurunda konuştuk. Yağma yok.. “Ayağını denk at yengeciğim. bugün iki.. belaya karşı. Bir sürü bekar erkek var. Bizim biraderle neden dargınız.. kendisi şikayet etti. Vay başıma gelenler... Çirkinleşmişsin. Kolundan tuttuğum gibi dışarı atarım.. Her felaket beni bulur..” dedi. Ben ondan memnunum. Burası hastanedir.” dedi. Yahu. Biz çizgiyi yanlış çizdik. “Ben eminim ya.olmasaydı Şefika bu kapıdan baka-mazdı bile... Burası hukuk hâkiminin eski yosmalarının fink atma yeri değil efendi. “Bu senin hemşiren. Sen bunu bana söylersin ama. Hem zaten ben kocasına danışmadan istida yazar mıyım? “Burası mahpushane.. îyi düşün. Himayenden başlarım. Ben müddeiumumiliğine gideceğim. Dur nere\Karuar !Xoğuşu ye? Bir şey soracağım.. Benim çocuğum yok da. Sebep? Sebep karının çocuğu olmadığı halde.. Ampul mubayaa edecektik. Dün bir.... Siz hastasınız... Üç ay mahpus yattığı için biz onunla kapı yoldaşı saydırmışız. Mesleğime taarruz istemem. Hem de çocuğum olmadığı halde. Genç olduğundan biraz hoppadır. fukaranın çocuğu var mı? Demek ki Allah böyle takdir buyurmuş.. Rica ederim himayenizi esirgemeyin.. üstüne evlenmiyorum.. bu kart karıyı sen neye karşı muhafaza edeceksin? Kazaya. Sen de rica ederim kendisine münasip lisanla anlat... İnanmaz ki. tecrübesizdir. Gülersin.. Neden? Yüreğin mi bozulur? Vallaha yengeme mektup yazarım.. On beş sene hapishane müdürlüğü yaptığından şüphe ruhuna işlemiş.... Şapkasını başına geçirdi. Benim karı beni bilir.. Damadıma hakaret ediyorsun...on yedi sene oluyor. hâkim beye söyleyemezsin. Bizimki üstüne kuma getirecek. Ben de doktorum. Size elimden geldiği kadar iyilik edeceğim. Burası istasyon caddesi değil. Akrabalar bana hep dargındır. Namusundan eminmiş.. dedi. Ben on yedi senedir harama uçkur çözmemişim.. Sen iyi adamsın müdür bey. İşte sana bir de yemin. İyi öyleyse birader.. Karşımda süslenmesin. Kocasının derdinden dişleri dökülmüş... Hukuk hâkimi bey darılır. Sen bu karıya dişlerini ne biçim söyledin bakalım? “Senin dişlerin dökülmüş.. Razı oldu. Kocası da teşekküre geldi. Şunları yaptır” mı dedin? Hayır. Tam. Şakam yoktur. Bu karı... Sen ne cevap verdin? Baş üstüne. 90 Şimdi kadro tamam oldu öyleyse. Vay orospu vay.” derim. 196 [Karılar [Kojpşu ..” dedim... Ben geç kaldım. Saat kaç? İki buçuk mu? Eyvah geç kaldım. karı sana kocasından şikayete mi başladı? Bu ne demek? Hep kalbin fesat. dedim. Biraz çetin. Bu kadar zaman mahpusha-necilik ediyorsun. Karıyı bana emanet etti. Alıcı gözüyle bakmamışsın. mahpusları soyar... Alay etme. Bu pis zanaat ahlakını bozmamış.. Şimdi. Benim himayemde olduğunu.. Ne yapacak hemşire? Derdimize derman olur. gardiyanları birbirine katar. Müddeiumumiye söyleyeceğim.. Talihsiz karı olduğu için kötü herife düşmüş. Bunun ayağını kaydıracağım. Evlenmem.. Gördün mü kabahat sende. pis kunduralarıyla ben bunu kocakarı belledim. Yoook. Ben bu işi hiç beğenmedim arkadaş.. Bakmadım.

Nihayet ağlamaya başladı. Hakkında zabıt tutulmasına. Bilakis hepsini bir solukta tekrarladı. karılar koğuşunun kapısını küt küt vurmuş. 1943 se197 Diemal Takir nesinde siyasi mahkum olmak. teskin etmek için.... “Karı gardiyanlığı” sıfatını senelerden beri. Lakin. vurmalarına lüzum kalmadan ağlamaya hazır bir hale gelmişti. misafirlik saygısı saydılar. Bunları başgardiyan odasında. üstüne -korkarak sesini alçaktı. sözü kapatmadı. uyku sersemiyle ağır ve tehlikesiz kapıyı araladı: Ne var? Hâlâ uyuyor musun? Ne var? . deli kızının âmânma düşmek korkusuyla biçare kocakarı köpekleştikçe kö-pekleşmiş. 91 Eski gardiyan karı hesabına giderek. akıl almaz muhataralarla dolu pek komik bir işti. Bir bardak su verdiler.. Halbuki içeriye Başgardiyan Mahmut Efendi girdiği halde.. yalnız kaldıklarından istifade ederek konuşuyorlardı. berbat etmişti. Kadının dişleri bardağın kenarına çatır çatır vuruyordu. Bizi buraya istida koydu.. rahmetli Ayşe Ana kadar istidadan korkan gardiyan esrarkeş Ali Seydi’nin başında patladı.Canım yanarsa. Şefika Hanım. Akşama doğru her şey tabii halini almıştı. Şefika birdenbire ürperdi. Bir kere bütün cahil erkeklerde olduğu gibi “karı” ne olursa olsun.. Kağıda pul yapıştırdı da Hacı Kaya Bey. Maaşını kaybederek sarhoş oğlunun. Ertesi sabah kapı önünde kızılca kıyamet. müzekkere yazılmasına pek aldırmazdı. sarılı iki tane pul. Kala kala o sarhoş suratlı hadım herife kalmamışmış.” İlk gün. her söze boyun büker. Hizmetkardan da değersizdi. cümle kapısının önünü ve dış kapı gardi198 ö(arılw öioğuşu yanının nöbet mahalini hâlâ süprülmemiş görünce.. İstanbullu. akılsız. bir tabaka eseri cedit kağıdı zavallının iflahını iliklerine kadar keserdi.. korku kelimesiyle ifade etmek hata olurdu. İstanbullu bir gün bu hususu kendisine sormuş. yeşilli. Bu tam manasıyla dehşetti.benim yerime adımı yazıver di. Gardiyanlar evvela meseleyi mühimsemediler. kendilerinden çok aşağı.. Sanki vücuduna soğuk su serpilmişti. ferahlayacak yerde. her hizmete koşardı. bütün korkak ve yaradılış itibarıyla yumuşak insanların kendisinden aşağıdakilere karşı birdenbire kapıldığı insafsız öfkeyle karılar koğuşunun kapısını ikinci defa ve yerinden sökecek gibi yumruklayarak gardiyan karıyı çağırmıştı. Ayşe Ana’nm istidaya karşı duyduğu hissi. sarı kaşlarını bir an çattı. resmen yasak ettim. Bu kaş çatış Murat’a onun isteriye kadar varan ani öfkelerinin bir ucunu kaldırıp göstermiş oldu. Istanbullu’nun pek münasip bir sıraya getirerek söylediği sözlerden hiçbir şey anlayamadı. biraz da her yeni gelene yapıldığı gibi yadırgadılar... Müdür bey. Müdürün samimiyeti de kendisince malummuş. Müdür bey ne istiyordu? Tayyörünü çok mu beğenmişti? Allah devlete millete zeval vermesin. işin ciddiyetini fark eder etmez. On dakika sonra müdür odasını. korkak bir mahluktu. Bütün sinirli kadınlar gibi konuştukça kendi laflarıyla bir kat daha öfkeleniyor. bu acayip tehlikeden elini hemen çekti. İstanbullu. Zaten o kıyafetiyle bunlar bile lüzumsuz gibiydi. Baş üstüne. Şefika Hanım. Ne kadar ağır olursa olsun.. ne yapacağını şaşırmıştı. Hele “Ayşe Ana”. Şefika Hanım. Zaten güzel karının her yerde düşmanı çok olurmuş. Rahmetli anası gibi çapaçul gezecek hali yok ya. Karı süslenmeyecek. hâfakanlanıyordu. Ayşe ona şöyle cevap vermişti: “Biz bu kapıya istida ile girdik. Bana dokunmasamza. omzunu okşadı. istida çıkarır şahım. Rica ederim kendisine anlat. -¦ Yapmayın. başgardiyan odasını. diye yalvardı. Beğenmiyorsa küçük oğluna Şefika Hanım’ı almasm-mış. reisicumhura bile söylerim. kim buyurursa buyursun.. Murat farkına varmadan. cevap verene “Gardiyan karıya söyleyin süpürgeyi alıp gelsin” demişti. Eline geçse kendisini çiğ çiğ yermiş ama avcunu yalamak imiş. insan içine çıkacak bir kıyafet. ancak karısına karı-şabilirmiş.

.. Geçen gün dedimse... Barınamaz mıyım? Böyle şey istemem. Sonra gene sizden bahsettik. Dünya bütün dedikoducu olmuş. bizim millet birbirini çekemiyor. Ne yapmış? Hiçbir şey yapmadı. Velhasıl. Malum ya Şefika Hanım. Mesela. Zahmet ettiniz. güzel kadının düşmanı çok olur.. Neden? Süsleniyorum da kıskanıyor. Bereket versin Murat. jandarmalar ise sokağa yığılmışlardı.. sonlarına doğru. .. 92 Buna çare? 202 ZKanlar Dioğııştı Buna çare. Ali Şeydi bu nâra hücumunun ilk anlarında duymaya alıştığı korku derecesini birdenbire aştığından. Malum ya burası mahpushane.. Sergardiyan nerede? Nerde o sergardiyan? Bunlar. Lüzum hasıl olmadıkça aralığa çıkıp oturmazsınız. sizi gene birdenbire tanıyamadı.Süpürgeyi al da şuraları süpür. bütün mahpushane ara kapının önüne. Hiçbir şey yapmazsa adamı 35 seneye mahkum ederler mi? Ediyorlar. Tanıyamadı mı aptal herif?. Teşekkür ederim.. Bazı insanların kalbi fesat. Benimki de öyle söylüyor. Ne var? Tözey canınız bir şey istiyor mu diye beni gönderdi..Tabii bunlar hep müdür beyin fikri.. dedik. Dün gece bir saat kavga ettik. Şefika Hanım.. Çekil dedim. bu adam kim? Hangi adam? Bu resimdeki koca adam.. Yalnız bir meseleye üzülüyor.. Vay efendim vay. Vazifeni bil... ha benim sersem kocam. kapıyı vurmadan odasına girdi. A.. geçen gün. Ne zahmeti. bir sürü bekar adam var. Küçük Bedriye bir temiz dövmedi mi? Sen bana vazife öğretecek adam mısın.” dedi. Siz böyle son moda gezerseniz laf ederler diye korkuyor. Ciddiyetinizi pek seviyor. “Bir memleketli olduğumuzdan ona gelen laf bana sayılır.. “İyi etmiş aferin. -İstanbullu. Sen burada barınamazsın. Yalana bir şaşkınlıkla: Daha yatıyor musunuz? diye sordu... Müdürün size hürmeti mah-susası var.. Bir arkadaş. seni kerhanede. herhangi bir kitabın kağıttan sahifesinde değil. Hele gardiyanlara yaptıklarınızı anlattım. O da mahpus.. Sırtınıza rabıtalı bir entari geçirirsiniz. sen babanın malını esrara verip içmedin mi? Herif... meseleyle hiçbir alakası yokmuş gibi gülümseyen bir şaşkınlığa 199 OCanal Tahir Cezaevi müdürü bütün bu olup biten işlerden haberdar bulunmadığı için İstanbullu’ya.. Dün sabah müdür bey. çelik lâv üzerine dahi kaydedilmez bir şiddetle feryat halinde söylendikleri için. Müdür bey.” dedi. Müdürle ikinci konuşmasının ertesi günü sabahleyin daha yataktayken Şefika Hanım. eski emrini gene tekrarlamıştı. Ne lafı ederlermiş? Dedikodu. bütün karılar ve çocuklar da kendi koğuşlarının kapılan arkasına.. 35 seneye mahkum. Başınızı sımsıkı örtünüz. Sen karma mı kumanda ediyorsun? Herif. çıplak bacaklarını düşünmeye bile lüzum görmeden arkasından yumruklanmış gibi ortaya atılıp Ali Seydi’nin yakasını toparladı: Herif. Ha müdür bey.. bütün gardiyanlar ve İstanbullu koridora. ben senin ne mal olduğunu bilmez miyim? Herif.. İleri geri münasebetsizlik. kadının yüzündeki değişikliğe bakarak yüz-geri etti. herif? Çekil.. bu sefer diplomatça hareket etti.

Kapı birdenbire açıldı. Murat. 203 öiemal Tahir İstanbullu. Çocuktur ne bilsin.... Müdürle başka bir şey konuşmadınız mı? Ne gibi efendim? Benim hakkımda. içeriye koşarak küçük Aduş girdi. Elini yüreğine bastırıp: Hele yezit... Demek müdür sizi kıskanıyor mu? Ben adamı gözünden tanırım. Saf mı? Siz onu bana sorun.. Bir daha yap Aduş. Şöyle yakın gel. Karısından çocuğu olmuyor. Evvelki gün odasına girdim. Gözü şunun bunun ırz ehli ayalinde. Söyle bakalım Aduş. müsaadenizle ben kalkacağım. dirseklerine dayanıp doğrularak gözlerini kırpıştırdı.. Sahiden korktunuz... Şakayı uzattınız.Kocanız mı? Hem kocam kıskanıyor. Seninle hiç konuşmam.. Şefika Hanım korkuyla sıçramıştı. kızmak mı gülmek mi lazım geldiğini birdenbire . ah. Bunu sana kim öğretti? Aduş parmağıyla Şefika’yı gösterdi.. Oyunları iyi öğrendin mi? Öğrendim. . Ne öğrendin bakayım? Aduş küçük yumruğunu iki kere göğsüne vurup: Ah. Demek Tözey. Hayır yapmasın. Şefika başını “Seni gidi. hani bonjur? Bonjur efendim. O sizin iyiliğinizi istiyor. içerde böyle göğsünü mü yumrukluyor? İyi vallaha. dedi.. Elini kaldırdı: Bir daha yaparsan seni döverim... Hanım söylese. herkes benim şirinkanlı olduğumu söyler.. Ödümü kopardın. Pek saf bir adamdır... Şefika Hanım gülüyordu. elini kadının göğsüne koymak mecburiyetinde kaldı. Yap haydi. Bak Aduş bir daha görürsem sana küserim. ¦. Yüzüme öküz gibi bakıyor. az daha. Siz mi öğrettiniz? Tözey’den görmüş olacak.kes-tirememişti. haydi bir daha.. Zannetmem.. Mahsus söylüyor... Nasılsınız? İyiyim efendim. Baş üstüne efendim. Şefika. Şefika çocuğun arkasına geçti. Bak sana para verecek. Murat. diye somurttu. seni gidi” manasına salladı. Tözey ablan söylerse onu da döver mi? Tözey ablamı da döver misin? Döverim. Estağfurullah. Yalan kız. Siz beni çirkin buluyorsunuz ama. dört yaşındaki bu kara kuru Kürt kızının vahşi bir hareketle kendisine sahiden ilanı aşk ediyor gibi yüreğine ürperti veren bir şeyler duydu. kendisini artık toplamıştı. Ah Murat ah. 204 ödmlar ^Koğuşu 93 Murat. Gel bakalım. kalemi yere düşürecekti. Kalbi hakikaten hızlı hızlı çarpıyordu. Hayır. çocuğa akıl öğretti: Sor bakalım.. Bonjur küçük hanım. Aduş. Ne yapsın? Siz erkekler insafsız olursunuz. Bak Murat Bey kalbim nasıl vuruyor. hem müdür bey kıskanıyor.. diye bağırdı. Rica ederim çocuğa böyle şeyler belletmeyin... istanbullu.. Emin olun. taklit kabiliyeti ile bu acayip hareketi o kadar tabii yapıyordu ki İstanbullu..

Hışımla kapıyı çekip çıktı. On iki sene sonra siz kırk dört yaşınıza geleceksiniz. ne ehemmiyetsiz şeylerden dolayı büyük tehlikelere maruz kalıyorlardı. Ağzında tuhaf bir acılık duydu. Mesele. doğruydu ama şüphesiz kendisi için teselliden ibaretti.. 32 yaşında on beş seneye mahkum bir adam şaşırtsa. “Müdür beni zorla öpmek istedi. Neba-hat. bir gün odasında yalnızken içeri girer. Uzanıp gömleğini aldı. “İşte böyle üstat. Kapıda durdu. bir de Şefika rezaletiyle şaşırtmak istemiyordu.. yani kendisini yere atıp “Beni zorla öptü... zatı âliniz buna ihtiyarlık alâmeti dersiniz. dışarıyı seyre dalmıştı. Bize mapushaneden başka her şey yasak. İstanbullu. Ağabeyin giyinecek. içinde kendisine karşı büyük bir acıma duydu.. Bak üstüme çok vanrsa. Aynı his. Halbuki son zamanlardan artık tesellinin her çeşidinden nefret ediyordu. 1943 senesinin Eylülü’nde bazı memleketlerde bize sevmek bile yasak arkadaş.. Adeta yüksek sesle. istediğim yerde otururum. Daha on iki sene cezanız var. kıştan bahara çıkmak da insanı manen yıpratan bir şeydi. Umurumda değil. Süvari kadının duvardaki fotoğrafına baktı. teşekkür ederim. gırtlağa sarılır...Şefika. sonra Hacı İbrahim’e su vermek için kendisinden müsaade istemesinden tehlikeyi pekala sezmiş. Nefesine hakim olarak. faciayı kolay atlattığı için kendisini tebrik etti ve mükafat olarak bir cigara yaktı. Müdür beye söyleyin. Nâzım’m resmine daldı. Üçüncü cümle. Saçmalıyorsun azizim. hatta küstürse ne olur? Cigaradan üst üste çekti. Mahpushanede yazdan kışa girmek de... O gün mevsimin ilk sürekli yağmuru yağıyordu. dedi. Kendisine fevkalade hürmet eden bu kızı. Esirlikten usanmıştı. Siz bilirsiniz. İstediğim zaman. bilakis öpüşü. kızı elinden tuttu: Haydi gidelim.. Lakin.. bu sinirli kadının gevezelik ederek işi herkese belli etmesinde değildi. Tözey’e bir sözünüz varsa. Cigarayı karşı duvara fırlattı. daha şimdiden duyduğuna şüphe olmayan Tözey macerasından sonra. benimle uğraşmasın. nasıl hareket etmesi lazım geldiğini tasarlamıştı. Dünyada vuku bulan esaslı değişiklikler. “Bakınız yüreğim nasıl vuruyor?” sözüne karşı uçarı hovarda bir erkeğin.” diye pek malum 205 öiemal Tahir ve pek adi bir usulle kendisini teslim eden bu korkunç derecede hain kadını tutup öpecekti.” diye feryadı basarım. Bir an düşündü. Bu kadınla beraber mahpus olmak -hele onunla gizli münasebete girdikten sonraengizisyon papazlarının dünya çapında meşhur olması icap eden işkence dehalarına keşfi henüz nasip olmamış bir emsalsiz azap şekli idi. elini ağzına götürmüştü.” demesinden. Tehlike onun müdür beye kuracağı pusuya burada yapıvermesinde. İsterseniz. bayramlarda da gelir. daha doğrusu bu fotoğrafa pek ziyade benzeyen Nebahat’taydı.. Tözey’in duymasında. hemen iade etmesindeydi. Mesele şu fotoğrafta. hürriyetsizliği daha gaddarca hatırlatıyorlardı. mahpuslara. Müdür gitsin de evdeki kısır karısına karışsın. Pardon bir de kurşuna dizilmeye hakkımız var. Ben istediğimi giyerim. Yok. “Bakın kalbim nasıl vuruyor. Demin az kalsın..” demesinde değil. kendimi yere atar. Sonra parmağıyla birisini tehdit etti: . Biz artık sabırlı ve hesaplı olmuşuz..” Cigara ne lezzetli geliyordu. İnsanlar bazen.. Zaten ilk defa elini omzuna koyduğu zaman “Bana dokunma-sanıza.. bu kadar kadmsızlıktan sonra yalnız bir odada mukavemet etmesi gene de mühimdi. o zaman kim bilir kaçıncı çocuğunu doğurmuş olacak. penceresinin önüne koyduğu bir iskemleye basmış. 206 Diardar [Koğuşu 94 İyi ama on yedi yaşındaki bir kız çocuğunu. Murat.. Terk edilmiş olmanın bütün .

. Fazla gurura ve fazla haklı oluşa her zaman pek yakın bu208 ZKariar ZKofişu lunan öfke.. hayatını verdiği smıf olarak ebediliği ve zaferi.... içini bu duyguların kapladığı zamanlar. parabellom kabzasını sıkan tehditkar bir kudret vardı. Dedikodu yaparlar. Birer cigara içelim. Smıf olarak namuslu ve sıhhatli... Hem ben dışarıda çok kaldım mı. Tabağın -yahut kasenin. yarı tok... merhale merhale ileriye götürmek. Hele oturun.. Bu ümidin. gardiyan da değildi. Sevimli bir gülümsemeyle cigara tabakasını uzattı.. avucunda duyduğu için mağrurdu. Tokmağın sesi.... İyi hatırlattınız. Çok şükür. boğuk bir gürültüye zorla tahammül etti. Kaim dudaklarının kırmızılığına morumsu bir gölge veriyordu. Sevmesini ve kin tutmasını bilen. oğullarını hırsızlığa kurban vererek yaşamak. Dışarıyı mı seyrediyorsunuz? Hava yağmurlu. Fert olarak değil. .düşünür. hakikaten ümitlendiriyordu. Bursa Cezaevi’ndeki arkadaşı gibi düşünen amele. sizin de canınızı sıkar mı? Evet. Pencerenin kaim demirini tutan parmaklarında.. Frengi. Jandarma karakolunun önünde.. İstanbullu.masaya temasından hasıl olmuş. Yağmur benim canımı sıkar. içini birdenbire altüst etti. -İyi.. “Ben eminim ki. Şu anda kendisini. kendimi aldatmıyorum. Grevsiz ve ekmeksiz. Şu anda. gözlerine sıçradı. Artık soğuk başladı.... yılmadan kabul etmek.biçareliği manasız bir öfke halinde. yüreğe çöker. kendisini bile şaşırtan bir yürek ferahlığı ile. Şimdi mahpus değildi. soytarıca bir hale getirivermişti. Kumarbazlık.. Burada düşman karşısında nöbet beklemekte olan bir akıllı askerin hissettiklerini iyice hissediyordu. Beni sizden kıskanıyor.. ekseriya. Biz dün gece mangal yaktık. Ve başka hiçbir şeye tahammül edemezdi. Başını çevirmeden mütecaviz bir sesle sordu: Ne var? Bakın size turşu getirdim. bir gelen olur. yarı çıplak. Nesillerce dünyayı umurlamayrp adım adım. biraz eğri direğin üstündeki ıslak bayrağa. uydurma tesellilerle hiçbir alakası da yoktu. Teşekkür ederim.. bu cenabet dünyada yalnız kalmaya bile hakkı olmayan bir rezil mahpustu. Şefika utanmış gibi başını çevirdi.. ani bir tedâî ile Ahmet Ha-Şim’in ne biçim bir kuş olduğunu lâkaydâne sorduğu proletaryayı -hani şu zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan babayiğit kalabalığı... Çürük dişleri kahve içmiş de telve bulaşığı ile simsiyah olmuş gibi simsiyahtı. bu saygısız müdahale. ufacıktı. bu müthiş dev kuvvetine rağmen yarı aç.düşünmek onu bereket versin. 0n günden beri. Sinop Kalesi’ndeki kardeşi. Oturmayayım. İçinde akıllı bir gök gürültüsü gibi korkunç bir gurur yuvarlanıyordu. Duyduğu aciz. kuvvetli renklerini artık kaybetmiş ağaçlara baktı. İskemleden atladı..” derken kapı açıldı. İnhisar tütün fabrikasının beton gövdesine. Evet.. Oraya bırakın.. Mahpustu. Hiçbir adiliğin yetişe-meyeceği bir yerde. Haydi bana bir cigara veriniz. Mahpustu ama. yavaşça sakinleşirdi. İşte böyle. yağmurun altında sinmiş dünya. İstanbullu... Gene de insanları bu günlerin namertliklerinden kurtarmak mesuliyetini bıkmadan. kızlarını orospuluğa. Tö-zey meraktan çatlıyor. fakat sınıf olarak tertemiz. Verem. öfkesini komik. Şu anda yalnızlıktan ve haklı olduğu için mahkum edilmiş herhangi bir insan olmaktan başka hiçbir şeye muhtaç değildi. Adam siz de. Proletaryayı ~Abidin Dino’nun resimlerinde canlılarından daha iyi yaşayanla207 ZKemal ToJıir rı. ayaklarını nazlı nazlı sürüyüp adeta ziyaretiyle kendisine lütfettiğim böylece anlatmak isteyen karı gardiyanı Şefika’nm defolmasını bekledi.. hissettiği sevinci şeker gibi emerek yaşıyordu.. 95 Nefesini keserek.

.. Bu hal gem almaz çapkınlığına da hakaret oluyordu. gaileden göz açamadım. Bak. Hep sizin yüzünüzden. usandım. üç kere dağıldık. Meraklanmayın çıkarsa bir şeyi kalmaz. Bir de mezeleri zamanında getirmedin diye döverdi. Ben boşanmak istiyorum. Bugün başkasın. Yoksa. Ben onları unutur muyum? Ben neler çektim Murat Bey. Hava soğuktu. Siz onu öyle görüyorsunuz da erkek mi sanıyorsunuz? Istanbullu’nun bu kadar hayasızlığa karşı duyduğu nefret pek 96 işine yaradı. Büyü mü yaptırdınız nedir? Ben sebebini biliyorum. Evli bir kadına bu yaraşır.. Ben gülmeyi çok severim. Eskiden ne domuzdu. Çok âlâ. Oğlan da babasından memnun değil.. Üç kere ev olduk. Otsmcd Tahir çocuk derdi çekmeye mi geldim? Körpeliğimde aklım ermiyor-du. Dişlerimi hep yaptıracağım. Dişçinin eline davranıyor. ben bilirim. Şimdi. Kendisini nerdeyse. Baktık ki bir yorganda üşüyeceğiz. bu yaşta ağzımda diş kalmadı. Siz yaşınızı. boşanmak da.. Şimdi onun intikamını almak size yaraşmaz. Karı beni sabaha kadar uyutmadı. Dişçiye geldi. Ahbaplarıma gider yalvarır. Öksürdü ve kaşlarını çattı: Ne olursa olsun. Beni şu odaya kapatır öteki odada kahpelerle yatardı. Herif meğersem. İki yorganı birden örtündük.. beni dayaktan öldürür. Mahpushanede Tözey’e eğlence lazımdı. Ya.. Ağzım böyle oldu olalı.” diyor. Ölçü aldırdım. Başımı alıp gitsem arkamdan gelir. Bir kere fıtık illeti var. Köpek gibi bir adam.” diye sarıldıkça. Gençliğimin son deminde ben de yaşamak istiyorum Murat Bey.. Ben bunu ne yapacağım? Herif fark ederse beni öldürür.. ne boynu bükük yılandır. merdiven altlarında tutup zorla öpeceklerdi. Lakin bedduam tuttu.. hamt olsun.” dedim mi ağlamaya başlar. Yanında olsam. Neden? Evlenmek de hak. Kötü karı sevmeyi ne bilecek? Onunki gel gec.durup dinlenmeden maruz kaldığı bu kepaze 209 öiemal Takv sarkıntılıklardan usanmıştı. “Murat’ım. Geçen gün onlardan gizli dişçiye gittim. Ben körpe bir gelindim. Sonra utanacağı... Dünyada her şey gel geç. “Sen burada ne arıyorsun?” diye bağırmaya başladı.. Benim kocam canavardır. gavur Müslüman’a yapmaz.. Onun bana yaptığını. başınızı almış bir kadınsınız... Siz onu şimdi öyle sünepe göı öiarûar [Koğuşu rüyorsunuz ya. Bir kere sevdim mi ölene kadar severim. Ben öyle tabiatlı değilimdir. Kocam beni sever ama ben onu sevmem.. yağmurlu havanın elektrikli loşluğu meseleyi bitirmek kararını az kalsın başka bir güne bıraktırıyordu. Boyunuzla beraber oğlunuz var. Dün gece Tözey’le beraber yattık. insan gibi gülemiyorum. Lakin böyle bir fırsat arıyordum. Her taraflarım sızlıyor. Beni rezil eder. Sizin yüzünüzden. Fenalığa karşı iyilik etmeli. Başörtüsünü aralayarak boynundaki çürük yeri gösterdi.. Kaldı ki sizin bugün yapacağınız bir fena hareket ondan ziyade oğlunuza dokunur. kendini yere . Karı size tutulmuş. Bu herif beni öldürecek. beni arkadan arkaya takip edermiş. kendini yere atar. Hayaları torba gibi. Neden? Her günkü gibiyim. Kocanız eskiden size haksızlık etmiş olabilir.. Beni seviyorsun bu dayak nedir? Sevmiyorsun. Hayır.. Tabii kocanız da sizi sever. Nerede iyi uyudum. Elbette kalmaz. Aklım erdi. Bıktım. kimseye muhtaç değilim. İyi uyudun galiba. Bunlar hep yanlış sözler Şefika Hanım.. Baksanıza. Beni buldu. pişman olacağı bir şeyi yapmamalı. mevzuya girdi: Bugün senin güzelliğin üstünde Şefika. Eskiden beri boşanacaktım. Beni gurbet ellere götürdü de. İşi bitirmek için doğrudan doğruya. Ah o ne yumuşak dikendir. Ben bu dünyaya 277 L.. küçükler ne olacak? Küçükler yere batsın.. Altı senedir illetli. Her şey gel geç olduğundan insan yapacağı işleri iyi düşünmeli.. Eskiden belsogukluğu çektiği için. köşelerde.. “Seni istemiyorum.. “Beraber bir ev tutalım da başımızı alıp giderim... üstüme orospular sevdi. peşimde ne gezersin? Niyeti bizi rezil etmek.. Benim yüzümden değil.

Namaz kılmak sizi. Siz şimdi aklınızla hareket etmiyorsunuz. Biz bunun dişlerini yaptıramayacak adam değiliz.düşünen bu hasta kadın.. İnsan sizin yaşı-212 iKanlar \Koipşu nızda avunmak. Otuz beş yaşında var mısınız? Bilmem ki bende akıl mı bıraktılar? Yaşlı gibi duruşum hep çile çekmekten. pembe başörtüsünün ve sarışın derisinin birleşmesinden yüzüne bir canlılık gelmişti. eğlenmek. Şefika odayı kaplayan sükûnun içinde ıslak hışırtılarla gittikçe daha açık duyulan aç erkek soluklarım fark edemedi. Sol pazısı seğiriyor. Kocanız sizi burada bana emanet etti. Keller benim başıma kalacak. Çocuklarımı duvar dibine bırakırsın. Köpek gibi yalvarıyor. Malum ya bu yaştan sonra yeniden ev bark kurulmaz. Her zaman mı? Demek başına gelmek üzere olan felaket yeni değil.. Şimdi.. Ben şimdi haksız mıyım Murat Bey? Kaç senelik evlisiniz? Yirmi sene. Sahi. göreceksiniz ki ferahlatacak. Ben budala değilim. Vücudu hiçbir merhamet hissi veremeyecek kadar tıkız ve dayanıklıydı.. dedi. Siz. Mahsustan yaptırmıyoruz. Burada çocuklar yok. Nefesini keserek dışarısını dinledi. Akşamın loşluğunda.. Bu orospunun dişlerini yapma. Biraz daha dişinizi sıkın. pişman olursunuz.. İstanbullu. yaşamak ister. Hayır.. Ben haber aldım. Bu orospunun dişlerini yapma.atarak ayaklarına kapanıyor. Kadının.” diye ağladı.. Bu orta yaş.. ümitsizlik. bir dayanılmaz hayvan ihtirası duyarak yutkundu. Evimi yıkarsın. dolaşarak. Bunlar hep geçici şeyler. Sonra mahcup olursunuz. Dışı seni yakar. Şu anda.. bakın ne yazıyor. Ne ayıp şey. Kabul etmedi. “Canınız erkek istiyor değil mi?” diye soracaktı. Bana dedi ki: “Benim kocam yok. Namaz kılıyor musunuz? Çocukların derdinden kılamıyorum... Çocuklarım yok. Bunun biricik çaresi kendinizi ibadete vereceksiniz... içi beni hesabı. Bunun hovardası dişsiz olduğundan kabul etmiyor. “Etme velinimet. Yirmi beş sene oldu. Telaşla sözü değiştirdi. Başını mütecaviz bir hareketle arkaya attı. “üç kere kaçtı da kocası olacak kavat geri getirdi. Namaz kılınız. gizliden gidiyorum.mutlaka bir marifeti olmalıydı.. Tözey’e de ibadet mi tavsiye ettiniz? ibadet tavsiye ettim. Gördünüz mü. İki üç hovardadan arta211 öiemai Takir kaldığı halde. Lakin bütün bunlar sinir bozukluğundan ileri gelir. İşte gördünüz mü? Tamam.. Kibarmış. yere bakarak çaresizlik içinde hakaret gördüğünü sezerek.. birkaç gün evvel Hacı Abdullah da bunu böyle söylemiş. başka türlü teselli istemeyen bu teslim olmuş kadını kucaklayacaktı. kadınlarda tehlikeli sinir hastalıklan yapıyor. Keşke evimde otursaydım dersiniz. aralarındaki masayı dolaşacak.. arkama baka baka. Halbuki siz böyle söylemezsiniz. Siz ona mı bakıyorsunuz? Benim kocam her zaman ciğeri kediye emanet eder.. İyi bildiniz. kocasının hâlâ bu “deli gibi sevmesi” için -bunu dişçiye yalvarmasından anlıyordu. İç sıkıntısı. Çileyi dağ çekemez de insan çeker... Ben kimseyi sevmiyorum. Herkeslere rezil oldum. Nerdeyse kalkacak.” demişti. bu benim vazifemdir. Kusura bakmayın işinize karışıyorum ama... demin “üç kere ev dağıttım” dediğini hatırladı. Kimi seviyorum? . Vaktiniz de bulunur. Ben başı boş bir kadınım. boğazı yavaş yavaş kuruyordu.” dedi. Siz başgardiyanın kızını seviyorsunuz. Bereket versin. bu kadar dayanmışsınız.. Bu kadar ahlaksız ve merhametsiz bir kadının bir sevilecek ve hasret çekilecek tarafı kalıyordu: Yatak hâli.. Halbuki Remzi Efendi.. nedense güzelleşivermişti. Hain bir gülüşle dişsiz ağzını açtı: Siz Tözey’i de sevmiyorsunuz. kibar adama benziyor. Kitap. Fazladan bir kere bu yola da 97 düşmüşüm. Dişçi Nuri Bey’e rezil oldum. Yüreğiniz sıkılıyor mu? Çok. Dişlerini tamamladı mı kuş gibi uçacak.

İlaç burada yoktu.. Sonra ben size hiçbir fenalık yapmadım. Yolladınız. Genç bir kızın lafını burada konuşmak ayıptır. Vay beyim vay. Kimseye de söylemeyin. bayrak indirme merasimini ihmal etmemişti. Elinin keskin tarafım iki kere masaya vurdu. Yüzünü görmemek için bir çare aradı. bütün manasını kaybetmiş olarak. Hem kendiniz her şeyi biliyorsunuz. Allah Nebahat Hanı-m’a hayırlı kısmetler versin. Ben göründüğüm kadar yumuşak adam değilim. Yalnız kalınca. Kızı istemiş. Aşağı inelim mi? iye sordu. Rica ederim. Siz bana iftira ediyorsunuz... Hiç olur mu? Neden olmasın?.. Birisini sevsem de ne olur? Budala bir adam da değilim. Nerdeyse dönecekti. Geçen gün. İstanbullu. Yağmura rağmen onbaşı. Yüreği kabarmıştı. Hemen koşup üstüne çıktı.. Bakın. Sanki her şey onun hayasızlığından ileri gelmişti.. İnsafsız insafsız gülen bu dişleri çürük ağza elinin tersiyle vurmamak için Murat kendisini güç tuttu. Ben on beş sene hapse mahkumum... 215 ^Kemal Tabir Siz zahmet etmeyin. Allah mübarek etsin. Bir paket mi? Bir paket. Siz gazete okuyordunuz. Ankara’da zenginlermiş. Uyduruyorsunuz. Fakat artık bu zor hareketlerin. Ben alır gelirim. Şimdi de cigara almaya koşmuştu. hem de bana iftira ediyorsunuz. Nihayet düğüm çözüldü.... iğrenç oluvermişti. . İkimiz de bunları unuturuz.. Ûgleüzerleri yemeği yer yemez. Dışarıda hâlâ o pis yağmur. Durun.. Gene pazısı seğiriyor. Zaten nişan hazırlığı yapıyorlarmış. “Ne oluyor birader?” diye üst üste ve süratle düşündü. İftira etmiyorum. gene yutkunuyordu... Ben fena maksatla bakmadım. Bağlı olmanın sefaletini. Gülümseyerek ayağa kalktı: Gördünüz mü? İşte mesele yok. kız babasıyla konuşuyordu. sebebi şehevi 98 arzulardan değildi. niçin hemen aşağı koşup pencerenin önüne oturuyorsunuz? Belki Nebahat gelir diye... pek yüreksiz bir orospu olduğu için değil. Evvelki gün onlara uğradım. Abu’dan cigara alacağım. Siz yalnız kendinizi değil. Dünyadaki her şey manasını birdenbire değiştirmiş. Ben dedikodudan hoşlanmam. Reçeteyi... bıyığını tutarak.. Adanalı bir oğlan. Tabii şaka söylediniz. Şefi-ka Hanım. Şefika’dan şimdi. merhametsiz bir intizamla yağıyordu. Bir daha bana bu sözü açmayın. Buyrun parasını.Nebahat Hanım’ı. Daha on sene cezam var. Sonra Nebahat daha çocuk.. Bir aralık ona baktınız. Ben fena maksatla kimseye bakmam... Toprak çamur olmuştu. başkalarını da lekeliyorsunuz. Sonra. Size de ibadet etmek düşüyor.. şimdi de yüzünüz sarardı. Onbaşı ipin ıslanmış düğümünü bir türlü çözemiyor olmalı ki iş uzamaktaydı. Ben duymamış olurum. Pencerenin önünde duran iskemleyi gördü.. Mahmut Efendi duyarsa. değersiz. Fabrikada bir katip varmış. ıslak kırmızı bez. Böyle şakalar evlenecek bir kızın istikbaline zarar verir. dört senedir devam eden mahpusluğu esnasında bu anındaki kadar şiddetle bir iki kere ancak duymuştu. Şimdi anlaşılıyor. Sizin duanıza hacet yok. Haydi buna bir şey demeyelim. Orası bize lazım değil.. zorla başını eğdi. Kurşunî gökyüzünden karga sürüleri geçiyordu. Bu merasim karşısında hazırol vaziyetinde durmaları icap eden yolcular. adi. Üç jandarma neferi tüfekleri omuzlarında duruyorlardı. şahsen kendisine fenalık ettiği için de nefret ediyordu.. aşağı düştü. zıddıma basılırsa. Büyük bir ümitsizlikle Kızıl süvari kadının resmine baktı. Bu laflar görüyorsunuz ki pek lüzumsuz. 214 [Karılar ^Jioğaşa Çocuk mu? Vaktinden evlenseydi iki tane çocuğu olurdu. acele acele geçip gidiyorlardı.. Şaşırdığına şaşarak öfkelenmeye hazırlandı. Neden kızardınız? İşte belli bir şey. Kıza istanbul’dan ilaç getirtmişsiniz. canımı sıkarlarsa pek edepsiz olurum. gözlerinizden anladım. pek kötü. sık sık soludu.

. Hem de sebebi var. E’si. 99 Tözey’in çıkmasına dört gün kalmıştı. Çekecek çilemiz varmış. kaküllü bir Allah’tan. İtalyanların başındaki bela.. Mahpushane re-zilik. Ben neye şahidim? Tözey’i oynattığımıza.. Günaha giriyorsun beyim. Pencerede saatlerce konuşuyor. Mesela.. Eskiden birmiş. korkma. Müddeiumumi de onun sözüne inanır... Tözey’i oyna-tıyormuşuz. Biz hepimiz geceleri karılar koğuşunun kapısına toplanıyormuşuz. dazlak kafalı bir Allah’tan. belki bu kadar cam sıkılmayacaktı. Tayına Sefer’in sesi. avuçlarından su gibi kayıp gidiyordu.... Aptal olduğu belli bir şey... Tö-zey. Amerika keşfedilince bakmış ki tek başına idare edemiyor. Dışarısı da rezillik. Sen dışarıya mı bakıyorsun? Dışarıya. herhalde cilvesindendi. Ee... Yahu. Siz Tözey’i oynattınız mı? Yani... Kendisine vekil tayin etmiş. Tözey’i şikayet ediyor. Istanbullu’ya.. hasret çekilen bir dost merhabası gibi..... Korkma. Kendisi?......” demiş.. dost olup olmamak meselesini bile her gün 217 [IKemal Tahir müzakere ediyorlardı. Gene kızmışsın. Aptal olduğu dervişliğinden belli.. Ama bir Allah’tan değil.. işte adı oynatma oldu. sen de yoksun. Gardiyan Abdullah.. 216 DCarüar ÖCoğuşıı Neredesin Kürt oğlu? Aşağıdayız bey.. Adam Allah’tan korkar mı? Jandarması yok. öteberi ısmarlıyor.. Adam yağmurlu havada sıkılıyor beyim. Buyur bey. “Murat Bey. Haydi yak bir cigara. Töbe yarabbi...... Sopası bile yok.. Hepsi Allah’tan beyim.. Cigara istemişsin. ben İsa Peygamber miyim? Neden yalan söylemez- . Hacı Abdullah gittikçe telaşlanıyordu... Aman beyim. Bazen razı gelip bazen mümkün değil demesi. Kıyamet gibi.... Töbe yarabbi. Dışarısı rezillik olmasa sen elin herifini vurmazdın. Vurmazdım. İkisi de Tözey’in iyi karı olduğundan mutabıktılar. Öğle yemeğinden sonra gene pencereye gitmek üzere odadan çıkmıştı ki beş dakika geçmeden başgardiyanla beraber telaşla içeri girdi. Tastamam aksa. Şimdi sürüsüne bereket. Benim şahitlik edeceğimi nerden biliyor? Sen yalan söylemezsin ya... Lakin sen adam vurmadın ki. Duydun mu bey? Hayrola?.. Kaç Allah var? Çoook. her şey insana göre değişiyordu. Tözey’i mi? Tözey’i. sözü başka yerlere çeviriyor. Telaşlanmaya da şaşırmaya da hakkı vardı.. Sen şahitsin... Allah birdir..... tutunulacak kadar maddi. içerde onlar el çırpıyorlar ya. Almanya’mnki.. Ne münasebet? Mahpushanenin asayişini bozuyormuş. dünyada yalan söylemez..Demin tabiat karşısında kendisini yüzde yüz muzaffer hisseden insan şimdi aynı tabiat karşısında yüzde yüz mağlubiyet duyuyor.. ziyafeti hatırlatıyordu. kırpık bıyıklı.. Evet hepsi Allah’tan.. Geceleri bu hususu dertleşmek istedikçe İstanbullu... sevimli geldi.. Kendisi yok muymuş? Kendisi de yok.

00 219 ZKemal Takir Şaşırdım... Mahmut Efendi yalnız kalmalarından bilistifade Murat’a yaklaştı: Aman beyim. Vallaha bir şey yapmadım. İzin istidası ister.. Derviş burada ise bana çağırıver.. Pulları yapıştırmış.. İstersen yalan de beyim.... Aman buna bir çare. Müddeiumumi beyden ayıp... İzin vermedin diye sana güvenmiş diyelim. Oynadı mı ki bu lafı böyle söylediler. Mahmut Efendi’nin korkuyla allak bullak olmuş yüzüne. bu kadar yalanı beceremez.. İstidayı yazmış.. Dudakları titriyordu. Tözey’i kim oynattı? Bunlar. bir laf söylemedim... Bu adam benden ne istiyor? İzin istemiştir.. İşte bizim Şefika Ha-mm’m bir marifeti daha. Ne zaman? 220 [Aortlar CKojjuşu Her gece oynatıyorlar fahişeyi. İyi bildin Murat Bey. Tabii inanmadım.......Ne diyeceksin.. Şimdi bir duyarsa kızar.. bir bokluğu vardır. Aldırma. Hey yarabbi.. “Tözey pencerede Hacı Abdullah’la konuşuyor. Tuu.. Bulgur yaptırmak için köye gidecekmiş. Burası bir devlet binası.. Encümene girecek. pullandı. İstida yazıldı. diyanetten fazla bahsetti mi.. Bir istida lafı var. Bunda ne fenalık olur.. Nebahat’m babası olduğu için nefretle baktı. Tözey’i bir oynatmaya şu kadar para veriyorlar. Sahi. Halt etmiş kerata. Ben bir şey duydum. Düzelir. Bu nasıl yalan Derviş?. Nihayet iki meseleyi birbirine ekledik. dedim. Ayıp bir şey. Bırak. İyi ama beyim.218 IKarılar misim? Benim doğruluğum. Hemen korkarsın Mahmut Efendi. Hacı Abdullah şalvarını savura savura dışarı çıktı.. Tözey meselesini nerden akıl etti? Benim bildiğim Derviş.. Hep kabahat başgardiyanımızda.. Hele. Vay Derviş vay.. Çağır şu rezili. Burada kahpe oynatılmaz. Sen doğru söylersin diyerek. Siz merak etmeyin. Biz burada namusumuz için duruyoruz. Hemen şaşırdm Hacı. erkek kısmı karı sözüne gider mi? Hangisi karı bunların? Şefika mı..” dediydi. Gardiyan Abdullah. . yoksa Derviş Abdullah mı? Bence Derviş Abdullah daha kancık... Muhakkak onun aklı.. takunyalarını şıkırdatarak. Bir de Derviş’e soralım... Söyle bakalım başgardiyan.. Boynunu biraz çarpıtarak yere bakmaya başladı. Karı bizi eğlendiriyor. Farz edelim ki oynadı. Ne diyeyim? ¦.. Resmi bir bina. Aferin Sergardiyan. Gel bakalım. Haydi Hacı Abdullah. Bari bir gece oynatsaydık da iftiraya uğramasaydık. Ben seni şahit yazdım.... Parmaklarını şıkırdatarak durdu.. Merak etmeyin. Geçen gün izin istedi. Eşşeğe mutlaka bir öğreten var... Tamam. derhal başını çevirdi..... Evvelki gün bana söyledi... Biz seni doğru biliriz. Tözeyle ağız dalaşı etmişlerdi. Bana da şikayet etmişti... Istanbullu’nun nefreti birkaç misli arttı: Söylesene... Zaten bir adam dinden.. Murat. Uğramayız.. Başgardiyan Mahmut Efendi’nin fena halde korktuğu meydandaydı. hele.. İstida. Buyur beyim. aptest almak için kolları sıvalı odaya girdi. Gardiyan Abdullah. Ben resmen izin verebilir miyim? Bu dairenin bir amiri var. Ben böyle şeyleri istemem. makama gider. Anladım.. Derviş sana neden kızdı? Bilmem. Korkarım beyim. dine sığmaz işlere dair beyim. Böyle duruşta namaz kılar gibi bir haî vardı.. hergele takımının işine yarasın diye değil ki.. Ekmek parası kazanmak için. beni istemişsin.. Neye dair? Namusa.

Beşer lira mı? Ne sandın eşek? Yahu biz Türk milleti hep mi kendi zararımıza uğraşırız. onun terbiyesini biz zinadan gelen evli karılarda görmedik. Evet. Mehmet darılırsa. “Her akşam kahveni içen Derviş Abdullah senin aleyhinde istida yazmış. El vurmak oynamak demek midir? Sen de el vuruyorlar dersin. ona duyurmadık. Başefendiye haber vermiş. . Haydi. ben karı sözüne gitmedim. dükkandan borca öteberi vermez... Karı karıya kavga etmişler. oynamadı mı ben ne bileceğim? El vuruyorlar. Sahi bey. Değil mi? Pişman olduk. Bana bak Derviş.. Sorma Derviş. bakalım... Küçük kardeşinden belki korkmazdı ama. El de vurur.. Allah Allah. Karının kahvesini içtik... Müslüman kısmı yalan söylemeyecek. Beni şahit yazdın değil mi? Ben şahitlik edeceğim.” denir mi? Denmez. bayrama kadar 221 01 ZKetnal umir ölüm Allah’ın emri. Bir danldı mı. Kuldur şaşar.. Acaba Tözey Hanım duydu mu? Biz yanlış yaptık bey. Sen benim bunca zamanlık ahbabımsm.. ekmek veren bulunmaz. Hele Gardiyan Abdullah’ın bir kardeş kızı zinadan yattı. Zaten Mehmet. Biz Elhamdülillah.. “Ben böyle işe karışmam. Gece vakti içeriye jandarma onbaşısını aldı da. Tabi bu laf kardeşinin kulağına gider. “Tözey bugün resmen vesikalı orospudur.. Sonra da “Bir kahveni kırk yıl hatırı var. Mehmet koşarak buraya gelir. Karyolanın altına sakladım. Sana akıl veren senin düşmanın. halbuki Derviş’in asla işine gelmiyordu. Derviş Abdullah’ın inatçı emniyeti birdenbire kaybolmuş. yerini telaş almıştı. Hem bize akıl öğretti... bunlar ona ayıp sayılmaz........ Ben biliyorum. Denmez mi? 222 ‘DCarûar OCoğuşu. Abdullah’ın kusuruna bakma. Merak etme.” demiş. Hay Allah.. Töbe yarabbi. Kapalı kapının ötesindeki karı oynadı mı.. Sen bizi esvaplı şeytan şerrinden sakla. herkesin ortasında bağıra bağıra çiftleşti. Bir halt etmiş. Biz bunu böyle duyduk. Ayıp bir şey. bu yobazın yüzünü görmemek için fırsat arıyordu. gürültü de eder. Haltettik. Deriz ya. “Böyle. Nerde istida? İçerde. O zaman..” dersiniz. Mehmet sana “Allah razı olsun. barışmazdı.. basma.. Yahu kapı kapalı. kimse duymadan istidayı yırtalım. Pişman oldu. Dargınlık.” diye yalvarmış. Kimseye iftira etmeyecek. Nasıl duyuralım.. Her birinize beşer lira bahşiş verecek. Sen de başefendi.. öbür gün çıkacak.. Ben de meseleyi anlatırım. Sen bu işe neden karışırsın? Hem de Tözey. Onu da şahit yazmışsın. O nasıl söz? Öyleyse Şefika yalan mı söylüyor? Şimdi yüzleştirecegim. Şimdi. Doğru bir laf. yarın. Namusumu bir daha payımal etmek neden?” diye sorar. Müddeiumumiye bak ne derim. böyle bir iş var... üç aylık şeker. “Vay Murat Bey.... zeytinyağı almak sıralarında para yardımı yapmaz..” der mi? İyi ama beyim.” derim. Kim yalvarmış. Haydi gidelim. karı sözüne gitmeyecek.. Gördün mü? Akıl veren çok olur ama. darıltmak işine gelmezdi. Zaten düşmüş bir kadınla uğraşmayacak. Pekala.. sabun. Doğrusunu isterseniz Tözey yirmi altı günden beri mahpus yatıyor..İyi ama. Biz hep kendi zararımıza uğraşırız. ben senin lafınla konuşmam. Vay kaltak vay. arkadaşlarının ekmeğini tehlikeye koymayacak. hem de gitmiş söylemiş baksana. Müslümansmız. ötekiyle berikiyle cilveleşir. Haşa.. İyi ama beyim..

Yunus yazmış Mahmut Efendi... Ben hiçbir şey istemiyorum. Hayvanı itina ile yere koydu. Tözey hapse geldi geleli.... yatağının altından dörde katlanmış bir kağıt çıkarıp “Buyur. Tütün fabrikasına yazılmak için istida verecekmiş. kızarsan tırmalarsın ama.. Halbuki. bu fena halde fakir düşmüş ihtiyara ne kadar yardım etmişti.. Bir yerde okumuştu. Sonra yüzünü koluyla kapayarak uyudu... Pekala. Belki başgardiyana biraz çekişirler. Bu kağıdı da benden istemişti. İnsanlığın türlü illetlerden sararmış suratına vekar ve sıhhat vermek için kan lazım. Şefika verdi. İstidayı hiddetle yırttı. 224 \KarAar Siz ne söylediğini duydunuz? Kabahati benim üzerime atmış.. Şu çizgiler deki iğrenç tecellisinden belli. Beni Abdullah pezevengi kandırdı. Kediyi ön ayaklarından tutarak kaldırdı. O kadar. Ben ekmeğimden korktum. Ulan Derviş. Bunlar insan değil ki. Murat açtı. İcap eder mi? Bundan Tözey’e bir şey olmaz. Artık öfkesi boşanmıştı. Dünyaya kan içinde gelen insan 02 oğlu. ne istediğinizi anlayamıyorum. Kağıdı da o getirdi. Dünyadaki bütün dervişlerle beraber.. Asıl temizlik kan istiyor.” diye kağıt isteyip kötülüğe kullanmazsın. İşte aptesümle size yemin ediyorum. Derviş Abdullah ben senin izzetli. Ulan gardiyan. 223 öiemalTahvr “Mahpus” mırıldanarak ayaklarına sürünüyordu. Manasız işler yapıyorsunuz.. Derviş. Karyolasına sırtüstü uzandı.. kimin eline geçseler ona hizmet ederler. Keder şüphesiz pek çirkin bir şeydi. Yazıyı görür görmez Tahsildar Yunus Efendi’nin yazdığını anladı.. ben aptestli değilim ama işte size kocaman bir yemin.. Olabilir. Pul parasını kim çekti Abdullah?. Vallaha...Revir olarak yapılan büyük odada. . ‘lBunu sen istemesen de düşman zorluyor. Versin. En adi markadan silah. kurtuluşa da kan içinde gidecek. Aptestinizle mi? Bakın Şefika Hanım. O başka iş.... Halbuki benim vallaha billaha haberim yok. İsterseniz getirin yüzüne karşı söyleyeyim.. Sahi mi? Vallaha. Bir dul karı varmış. İslıkla eski bir tango tutturdu. bu başka iş. İstanbullu kederle gülümsedi. Biz böyle bir istida vermezsek sonra sen mesul olursun. Nasıl bu hale geldik? Karılı erkekli hergele olmuşuz. Kilitli bir kapının önünde saz çalmıyor.. benden “Dul karıya istida lazım.. Uzanan karnını yavaşça öptü: Sen de akılsızsın. Bundan ne istifade edersiniz? Ortada bir fenalık olmadığını herkesten iyi siz biliyorsunuz.... Avcunda sımsıkı tutarak odasına döndü.... Şimdi hatırladım. Neye dair? İstidaya dair.. dedi.” diyerek Istanbullu’ya verdi... Hiç kimseye iyilik etmeyecek miyiz yahu?. Ulan Abdullah.” Böyle kederli bir sıra. Bu şartlar içinde hâlâ namuslu kalabilen insanları kurtarmak ve çeşit çeşit namussuzluklara sapmış olanların ekseriyetini de bu rezil çukurdan çıkarmak için mutlaka esaslı bir gayret lazımdı. Murat Bey uyuyor musunuz? Murat kolunu yüzünden çekti: Ne var? Abdullah size ne söyledi? Hangi Abdullah? Gardiyan.. gardiyanların portatif karyolaları sıra sıra duruyordu... “Bu mesele müddeiumumilikte duyuldu. Akla yakın bir şey. Gece eğlentisi yapan mahpuslara da bir şey olmaz.. O mu getirdi?. duvarın yatağa yakın yerine kurşunkalemle çizdiği insan başlarına bir müddet hayretle baktı. gördün mü? Yunus mu yazmış? Tözey hiç vermediyse ona yirmi lira verdi.” dedi.

. Ortalığı süpürdü.. İskemlelerin yerini hazırladı.. Nasıl? Ne bileyim? Bir hoş... Ben ona bir şey yapmadım ki.. Lakin Şefika’mn keyifle gülümsediğin fark edince o da güldü: 03 Hemen üstünüze alıyorsunuz... Murat.. ümitsizliğe kapılır.. dedi. Kendi terbiyesizliğini bu kadar kolay geçiştirdiğine memnun olmuştu.... İçinde.. tahliyeden evvel ve tahliyeden sonra somurtan ve sinirli olur. adama bir hoş bakıyor.saadetli avradını. üzüm çöpleriyle doluydu. Mahpushanede. Vay canına.. Kızgın bakıyor. Ceza miktarı mahpuslar arasında bir çeşit akrabalık -daha doğrusu hemcinslik. Töbe yarabbi. Töbe estağfurullah.. Topal oğlan: Bey. Benim kocam gibi. Ona gülüyorum. kabahat sizde. Aman.. Ne demek? Tuuu. Tözey’in çıkacağı sabah. Affedin az kalsın terbiyesizlik edecektim. Uyku sersemi ağzına geleni söylemeye başlamıştı. Masaya temiz bir şey örttü.. Halbuki Tözey’in içerdeki mevcudiyetinden de usanmıştı. Şimdi anladım. Acele tıraş oldu. Hak etmedi mi canım? Çoktan hak etti ama. Hubuş bacıya yemek getirilmişti. az cezalıların arkadaşlığı doğru değildir.. Şimdi Elaziz kerhanesinde sermaye. Ben size sövmedim. Siz zarar ettiniz. gözlerini kırpıştırdı. koğuş.. İstanbullu “Belki Tözey buraya gelir” demeyi münasip görmediğinden.. Karımı benden soğutuyor.. kocanıza sövdüm.. Şefika gülmeye başlamıştı.vücuda getirir... Zarar ettik desenize.. Kendisine bile ayıp gelen bir körpe delikanlı heyecanı duyuyordu. Ağır cezalıların koğuşunda az cezalılar bulunsa da. Derviş olduğu kadar da var. Lakin o da bu herifi bıraktı.... akşamdan haber göndererek gitmeden evvel odasını görmek için yukarı çıkacağını bildirmişti. neşeleri. Sefer.. Kitapları yerleştirdi. bu sefer de yüzüme beraber bana sövdünüz.. desem. Sefer. ben bu karıyı hiç sevmedim. iKaruar LKoâuşu O da galiba işte asıl buna kızıyor oğlum. Bayram sabahlarının çocukça hisleri vardı...... Sefer’e bir şey söylememişti. Zarar ettiniz. Yatağım düzeltti.. kağıt parçalarıyla. topallayarak içeri girdi. Giyindi. O kadar çirkin mi? 225 öianal uthir Çirkin. . ne yapacağını bir türlü kes tiremiy ordu. Fazladan terbiyesizin biri. Zarar mı ettim? Zarar ettiniz ya. İlk karısı olsaydı belki belki derdim.. Fazladan pis. sık sık tahliye edilseler. Ben ona gülmüyorum ki.. Murat erken uyandı. Kendisine hiçbir suretle yük olmadığı halde. öfkeleri ötekilere benzemez. Murat somurttu: Adamı dinden imandan çıkarıyor.. Kelimeler bile. Abdullah’ın karısını bir görseniz küfürü derhal geri alırdınız.. bir şey anlayamadığı için “Lahavle” der gibi başını salladı. büyük cezalılarla.. Bir de gülersiniz. Siz bir de benimkine acıyorsunuz. konuşmayı pek münasebetsiz bir yerde kestiği için Sefer’e öfkeyle bakarak çıktı. -maazallah... Gardiyanlar geç vakte kadar oturup kağıt oynadıklarından döşeme cigara izmaritleriyle. Namussuz bir herif. Şefika. artık çıkmasını istiyor.. İyi bildin. diyormuş. Kim? Bu nasıl laf. Kızgın kızgın. Aşağıdan anahtarı istiyorlardı.. Vay peze. Ağır cezalılar ümitleri. iki mahpus nevi için başka başka manalar taşır.. Karımı baştan çıkarmaya çalışan odur.. Bu sebeple anlaşmaları hemen hemen imkansızdır.. Kız.. kederleri..daha on beş gün kalsa. Ne diye dedikodu yapıyormuş bilir misiniz? Ne diye? Mahpushanede bir Murat Bey var. Derhal yataktan kalktı.

Murat’ın gözlerine bakarak: Haydi öpüşsenize. ölüm bekleyen bir adamla. Bunu ağır cezalı mutlaka anlar. birisi çıktıktan sonra. hakikaten böyle bir şey olacakmış ve bu şey de pek fe-naymış gibi bir adım geri çekildi. insanları çileden. İşte bu his.. İçerdeyken. Bundan ne çıkar?” Daldığı için ayak seslerini bu sefer duymamıştı. böyle kederli şeyler düşünerek bekliyordu. orada ölür. Kırarlar. belli bir şey. dedi. Neden korkacakmışım?.. Pek soğuk olursa paltomu da örterim. Tözey. İnsanlar ızdı-rap çektikleri yere devam etmekten hoşlanmazlar. ağır cezalı gizlice kızar.. mahpushanede can ciğer olan iki arkadaşı. Gülüştüler.. “Af olacak” dese. henüz yaşayanlara verdiği hazin teselli vardır. Bu iki ayrı cins insan arasındaki münasebet çaresiz bir hastalığa yakalanmış. En fazla bu sebepten. “Af olmayacak” dese gene kızar.. İlk sözü ne olacaktı? Bakalım Tözey evvela ne söyleyecek? 04 Nefesini tutarak bekledi. İlk defa elini sıkacağım. canlı bir şey gibi okşadı. Demek ki 228 \Karılar [Koğuşu hürriyetsizlik bir çeşit maluliyetti ve maluliyetlerin en beteri de. tahliye edilen koğuş arkadaşlarının niçin görüşmeye her zaman gelmediklerine şaşanlar. sövüp saydıklarını hatırlamak istemezler. hislerini gülünç buldu. bir cenaze merasiminin. Merdivende ayak sesleri duyulunca cigarasmı tablaya bastırdı. mahpushanede doğar. sıhhatiyle mağrur sağlam bir adam arasındaki çekingen. mahpushane arkadaşlığı. Biraz oturmaz mısınız? 229 öiemal Tahir . istanbullu ayağa kalktı: Buyrun. Dışardan gelen içerde kalanı. Kırmcaya kadar Allah kerim. ilk ziyaret günü on dakika içinde birbirine tamamıyla yabancı hale getiriverir. manevi kuvvetlere ait olandı. Tözey -dudaklarını kıpkırmızı boyamışiçeri girdi. Can sıkıntısı başlar. birbirlerine karşı büyük birer kabahat işlemişler gibi mahcup mahcup bakışırlar. Şefika güldü: Tavan yarılırsa gürültü olur. Kapıyı kilitlerim. Söz hemen tükenir.227 ötemal lahir Hafif cezalı. Az cezalının “Biz. geldik gidiyoruz. mahpusların kendi haklarında da öyle düşündüklerini. şüpheli münasebete benzer. Allah çok günü olanları kurtarsın” sözünde. Bir de mahpushane ızdırap çekilen yerdir. Yok. Elini saçlarında gezdirdi. Şefika birdenbire ikisini de korkutan “müthiş” bir teklifte bulundu. duvarlara ve tabana baktı: Bir gece şu tavan varılmalı da ben buraya düşmeliyim.. Arkasında Gardiyan Şefika duruyordu. aha. Gardiyanlar koşarlar. kapısının önünden geçince büyük bir üzüntüden kurtulmuş gibi ferahladı ve ferahlar ferahlamaz. kendileri de aynı şeyi yaptıklarını. İstanbullu. Hakikaten güzel. en kolay çıkaran histir. Elini sıkmalıyım. Yatağı örten kah-verenkli eski battaniyeyi. İçinde kadın arzusu olmadığına hayret ediyordu. Merhamet eğer hiçbir işe yaramıyorsa. içerde kalan dışardan geleni yadırgar. Murat başını salladı: Korkmayın bizimle şakalaşıyor. Tözey. Burada mı yatıyorsunuz? Biraz çekinerek portatif karyolaya yaklaştı. Kışın siz üşümez misiniz? Hayır. konuşma yerine doğru. Sizin odanız çok güzelmiş! Tenha. dostlarının neden kendisini sık sık ziyaret etmediğine. Ayak sesi.

. hele fikren anlaşmamış iki erkeğin böyle bir dostluk meydana getirmeleri kabul değildi. Başgardiyan “Müdür görmesin. sarhoş gibiydi. Murat. Bırakmadan 2?o ÖCardar ÜKoâıışu kapıya kadar beraber yürüdü. tabii” diye gülümsedi.. Başgardiyanın odasına girdi: A. sen vicdansız bir karısın.. Olur. Allah sizi de tez vakitte kurtarsın. giden biraz vicdan azabı duyar. Eşyalarım var.. Hiç de değil. Ne olacaktı? İnsan dışarı çıkar. Sevmenin böyle şakacıktanı bile güzeldi. Çıkmaya davranan Şefika’nm kolunu tuttu. yorgun ve yapayalnız odasına girdi. Tözey’in dudakları hâlâ titriyordu. bu kadar uygunsuz şartlar içinde birbirini tanımayan. Benden ceza parası da alabilirler mi acaba? Malınız varsa alırlar. Tözey burada hafif bir esans kokusu bırakmıştı. Karyolasında Tözey’in demincek okşadıgı yere bakarak birkaç nefes içti.’ der. Dur şaka ettim kız. Radyom.. Orada. Olur. Bize müsaade Murat Bey. Bunda da hiçbir felaket olamaz... Tabii ben sizi ziyarete geleceğim. Yarım ağızla konuşmayın bakalım.. “Alışmak birçok iyi şeylerden bizi mahrum ediyor.” dedi. Bir gün hastaneye gitmek için. Kaybolunca. beş yüz liralık radyoyu mu götürecekler? Beş yüz liralık radyonuz varsa elli lirayı verirsiniz. Elbette veririm. Allahaısmarladık. Bu kadar az vakitte. Neden? Ağlamak hiçbir zaman ayıp olmaz. Radyoyu alırlar.. “Ayrılmak ne tuhaf. Bana söz verdi.. ben yarın uğrarım.. Teşekkür ederim. Murat. azizim. En kötü karı bile senin için ‘Beni alsa. 05 Tözey elini uzattı.. Güle güle. Tözey’in omzuna vurdu: İyi vallaha.Hayır. Sonra “Birçok da kötü şeylerden kurtarıyor.... Çamaşırlarınızı mutlaka bana gönderin. Karyolanızı haczedemezler. büyük bir dostlukla kadının omzunu okşadı: Allah bir daha göstermesin Tözey. Öyleyse bazı muharrirler.. romanlarını neden kadm-erkek düşmanlığı üzerine kurarlar? Hayatları hakikaten cinsi düşmanlıklarla dolu ise ne kadar bedbahtlık. Siz burada mısınız? . sizi eve getirecek. Saçmalıyorsun. Ben edepsizimdir. Estağfurullah. Tecrübeli bir ihtiyarın doğru bir sözünü hatırladı: “Erkeğin düşmanı erkektir.” Mahpushane sanki boşalmıştı ve sanki deminden beri Pek uzun.. tuttu. Artık esans kokmuyordu.. Tözey’in arkasından yetişmek istiyormuş gibi merdivenleri ikişer. Uy duruyorlarsa kalpsizlik ediyorlar. merdivenin beton korkuluğuna oturarak inmesini seyretti. Ağlama.. birbirini anlamaya imkan olmayan.. Onbaşı.. Bana bak. Dur. kalan daha çok ızdırap çektiği için. Edepsiz olmasam. karyolam. Hastayım dersiniz. şoföre hakaretten bir ay mahpusluk vermezlerdi. Çocuk her zaman uğrayacak. nikahlasa.. Kuvvetle sıktı. Elli lira için. Göndermeseniz kavga ederiz. Canınız hangi yemeği isterse söylersiniz.” Bir cigara yaktı.. üçer atlayarak aşağıya indi.” diye düşündü. Her ayrılışta galiba bir parça ölüm var. Ayıptır..... sen delirdin mi? Başka söz mü bulamadın? Sözüm çok ama. Şefika... insanı ihtiyarlatacak kadar uzun yorucu seneler geçip 231 ZKemal ujJıir gitmişti.. Kız.

Neden batırırmış? Modelleri yapmaya kalkarmışım. Tözey. Sonra söylerim. Siz oturun da. Nebahat babasının karyolasına ilişti. Tahliye edilecekler varmış. Nebahat’in cevap vermesine vakit kalmadan Tözey içeri girdi: Başefendi. Kumaşa çıkarmak istiyorum ama. Şimdilik Al-lasmarladık. Mahmut Efendi. Bugün işe gitmediniz mi? Gitmedim. Teşekkür ederim. “Murat Bey sana fenalık etmiş. Oturun. Hidayet tarif etmişti.. Nasıl olacağını da tarif edin ben size yaparım. Hakkı var. Pek tabii bir ciddiyet vardı... Murat’ın gözlerine dimdik bakarak sordu: Tözey dedikleri bu mu? Evet.” dedi. bunu hemen çekti. . Dienuâ Tahir Nebahat. Yoksa dairede çok mu yoruluyorsunuz? Hayır. Ortalık ateş pahası. Lacivert eteklik.. Hacı Abdullah’ı eskiden tanıyormuş. Hiç de hakkı yok. işte ben oturdum. lacivert ceket giymişti.. Artık her ay alacağım. Hay hay. Bu mecmua seni batırır. Ispanak da yemeyeceksiniz.. Hep çizgileri birbirine karıştırıyorum. Allasmarla-dık küçük hanım.. Nasılsınız? İyiyim. dedi. Oturun rica ederim. benimle eğlendi. Tözey hafif bir kahkaha atıp dışarı çıktı.. Kocaman siyah gözleriyle insana mertçe bakıyordu. Kolay.. Önümüz kış... Askerde.. Ona mektup yazdırmak istedi de. Bana gönderin. Tözey elini Nebahat’a da uzattı: Siz başgardiyanın kızı değil misiniz? Nebahat uzatılan eli görmemezlikten gelmişti.. Başe-fendiye bir şey tembih edecektim. Ben mektepteyken de resim yapamazdım... Yumurta yemek yasak. Başgardiyanın kızı Nebahat ayağa kalktı. Parmakları o kadar inceydi ki Murat. Yüzünüm hâlâ sarı. burada olduğunuzu biliyor mu? Biliyor... Güle güle. Siz daha gitmediniz mi? Şimdi gidiyorum.Babamı görmeye geldim. Tözey tekrar elini uzattı: Yarın görüşürüz Murat Bey. Anladım. daktilo yazmaya dayanamazlar gibi. Murat Bey burada mısınız? Evet. Yüzbaşı bey. Neden? Yoksa hasta mısınız? Hasta falan değilim... Perhiz yapacaksınız. Çıkarın. Sonra bir arkadaşı var.. Hidayetle haber yollamıştım. Haydi oturun. Nebahat cevap vermeyince Murat: ¦-Selametle. Bir perde örneği gördüm. Beceremiyeceğim... Daha onlar gitmedi mi? Bilmem. Burada kendisine biraz yardım ettim. Yarın sizi görmeye mi gelecek? Öyle söyledi. manasız bir şeyler düşündü: “Ev-lş” mecmuasını beğendiniz mi? \Kariar ZKoğaşa 06 Pek beğendim... Hiç işi yok. Tözey Nebahat’e dikkatle baktı.

Kaşlarını çatarak toparlandı. Ben sizin inanamayacağınız bir şey yapmam. Herkes adeta onlara düşman. Neden yakıştıramadmdı? Çünkü siz. Bunları Hidayet’e mi söylemiş? Hidayet’e. Siz merhamet mi ediyorsunuz? Şefika bize geldiğinde söylemişti de ben inanmamıştım.. Hidayet söyledi.” dedim. Kıskandı mı? demeye cesaret edememişti. Ne söyledi? Mektubu size okutmuş. “Mahkeme haksızlık etti.. Ölseydim daha iyi. bu lafı söylemeyecektin. Eline sağlık. Biraz evvel elini sıkmadığınız zaman size bu hareketi yakıştıramamışum. Allah razı olsun. Ali’nin koluna ölçtüm. Sonra da pişman olmuş. idama mahkum Ha-nım’m ördüğü kazağı giydi. Yüreğini sevinçle karışık müphem bir üzüntü kaplamıştı. Murat.” deseydin. akrabalarından uzak düşmüş.. Kısacası bana merhamet etti. Ceketini giydikten sonra tekrar pencereye çıktı. Bir duyan olsa doğru sanır. küçük Hidayet.. fukara insanların. meselenin iç yüzü şu: Ben burada yalnız bir adamım. çalışan bir kızsınız. Memleketinden. Aman? Küstüm. Beni asarlarsa on parmağım yakanda.. Ali’nin gövdesiyle senin gövden bir. Hidayet’e hep sizi sormuş.. Tözey Hanım’ın 07 yüreğine dokundum. O karı gelince sen bizim yüzümüze bakmadın? Töbe yarabbi.. Hem de. . Sen benim işime de bakmadın. kocaman Şefika benim için dedikoduya girişmişler. Siz lütfen perde modeliyle kumaşı yollayın.. Ama ben sana küstüm. Hani.Biliyorum. Eabrikada. Haklı imişsiniz. 226 D(anlar DCoğuşa Ne yazdın? “Bu kan öldürmedi. Sıcak havada. Çok iyi olmuş Hanım. Terbiyesizlik etmiş.. bir utandım. bilhassa fukara kadınların neler çektiğini her zaman gözlerinizle görüyorsunuz.. Şimdi düşünün bakalım.. İstanbullu. Ben de onun bana merhamet etmesine müsaade ettim. Siz beni korumazsanız. Onları doğru yoldan çıkarmak için akla gelmez tuzaklar kurulmuş. Malatyalılar böyle insanlara biliyorsunuz “Garip” diyorlar.. Zaten anlaşılacak bir şey de yok. alt kat koğuşunun mutfağında..” deseydin. Kolu kısa değil ya? Kısa değil. hangimiz hangimize merhamet ettik? Haydi somurtmayın.. sinemalarda gördüğü-224 \Karûax ZKofliışu nüz çapraşık işlerle zerre kadar münasebeti olmayan bir şey. “Ne oluyor? Öfkelendi mi bu küçük?” diye düşündü.. Murat.. düşkün bir insana merhamet etmeli idiniz. Mebuslara on tane mektup yazdım. Hanım utanarak yüzünü sakladı. 25 9 Murat. yanlarına gitmiş de. Evet. gözlerini kırpıştırdı. Bizim yünlerini ördürmek için kız. Benim neyimi sormuş bakalım? Evli olup olmadığınızı. Doğru elbet. “Bir utandım. dedi... Anladınız mı? Hiçbir şey anlamadım.” demiş. Uzunluğunun ve darlığının provası yapılıyordu. Nebahat cevap vermedi. yünlü giymenin sıkıntısıyla kazağın her tarafını beğenmekten başka çare yoktu.. hemen soyundu. Bunun henüz bir kolu takılmamıştı. anlaşılıyor. Binaenaleyh hiç olmazsa siz. Şimdi ben sana küseceğim. kimsesiz bir adam.. Daha iyi. “Bu öldürmedi. Dargın bir sesle: Bu alâka romanlarda okuduğunuz. Ben herhalde.

İyi demişsin. Eksik olma Hanım.. peki. Büyükleri babam. Af olsa. Ayıp. Eksik olma... 08 227 Değiliz. Hâlâ neler söylüyor? Söylerim.. Yallah... “Af var. Merak etme çıkmadan da kurtarırım. Dervişlik ediyor.. Gözüme güneş girdi. Hiç söylenmez laflar. hafta bir gelirim. Sıdıka ne âlemde?. Tespih çekiyor.. Bize af olmalı.“Mahkeme haksızlık etti. Dua kuvvetiyle kumasını çatlatıp gebertecek.. Ali ile dargın değilsiniz ya?...” dedim. bana senin ne düşmanlığın var? Düşmanlığımdan mı? Ben sana bakacağım. Hele utanmaz. Okuyunca bana acımışlar dır.. İyi öyleyse. Ben ağlamıyorum ki. Ben korkuyorum.. Sıdı-ka’yı memlekete götürecek.. Hiç barışır mı? Anam yerinde.. biz hep çıkmalıyız. neler anlatıyor.. Kız ben kötü karı sözüne gider miyim? Lahavle... Ben ne yapayım? Asker çamaşırı yıkıyorum. Başka acıklı şeyler yazaydm. Daha iyi. “Ben bu yünden ona çorap ördüreceğim.. o seni pek seviyor. Siz oraya kadın asmaya mı oturdunuz?” dedim.. Senin yününe ne karışır elin kahpesi. küçükleri ağam. “Gidersem o gece kovalarım” diyor. Lakin... Af oluvermeli. Razı değil. Hem buradakilerin hepsi iyi herifler. Öyle mi ağabey? Öyle. Murat ağabey... bir de af gelecek... Ben de “Olmaz” dedim. Söyle bakalım. İşte gidiyorum. bizi unutursun.. Yoksa dışarıda örecek adam kıyamet gibi. “Af var. Tözey bir laf eder diye mahsustan yavaş aldım da. Karı benimle çekişti. Hemen ağlarsın. Ben bir rüya gördüm. Ali ile beraber Adıyaman’a gideceksiniz. Desene ki bir düğün de orada var. Kışın üşürsün diyerek sık ördüm..” diyor. yürüyerek... o çıkınca bitirdim.. Yirminci yıldönümü? Hacı Abdullah öyle söyledi... Kamyon olmasa yayan gelirim. Ben örgümü sana ördürmek istedim. Ben istemiyorum.” dedi.” dedi. Hayırdır inşallah. Acıklı olur mu? Çıkıştım... Af olmaz mı hiç. bana kötü bakmazlar ki..” dedi.. Ben yaşadım. Kuması her hafta görmeye geliyor. Neler? Töbe. Dişlerini göstererek güldü. Aklını çeler de benim örgümü beğenmezsin diye. Ben de sizin düğününüzde sağdıçlık edeceğim.. Jandarma Yusuf la sözleştiler.. Karılara neler söylüyor. Sen bir sene daha içerde kalmalısın. Çamaşır içerde yıkanmaz ki.. İyi halt etmişsin.. İyi etmiş miyim? Çok iyi etmişsin. ¦.... Çıkmadan kurtar.. Kız. Adıyaman’da olsam. Zorlu bir kan.. Acımazlar mı? Ah. Çıkarsan kötü kanlara dalarsın.. sen Tözey’e kızıyorsun ama. “Olur. Ben cammla uğraşıyorum. sen bir çıksan beni kurtarırdın. Hani o günler ağabey?. Fena mı oldu? Yemeğini pişiriverir. geceleri ben hep ağladım. 2J8 [Kartlar !7u>jjıışu Ağabey. Avluya çıkarsam kızıyor. . Hiç utanmıyor ağabey. sen de çıkar mısın? Belki çıkarım. “Bak sonrasını siz düşünün. Hubuş bacı nerde? İçerde.... Af olur mu dersin? Muhakkak.. Ali de.... Barıştılar diye duydum. Mutlaka.. çamaşırın yıkar.Peki. Senin cezanı indirecekler. Dur. Yusuf teskere alınca. İşte gördün mü? Güneş nihayet bizim de alnımıza vurdu..

İki kapıdan başka ışık alacak yeri olmayan müstatil koridoru yapayalnız geçti. Neden bana daha evvel söylemedin? Meraklanma... Binanın merkezine yaklaştıkça aptesane kokusu ve rutubet fazlalaşıyordu. Uyandım ki tere batmışım. Kasabın çırağı olan çocuk. gerek insan kanı dökülen uydurma kuvvetin bütün mehabeti belki de kaybolup gitmişti. Yok. Hanım korkarak etrafına baktı. Bak görürsün. Beni çağırmışlar Hanım. Gardiyan Şefika Hanım da namaz kılıyor mu? Kılıyor.. Bir münasip hayvan bulamadılar da. “Bunun huyu böyle. Dış kapının önünde Tözey duruyordu. Eğer çıkarsanız iki kurban daha kesicem. tüylü gövdede titremeler başlamıştı. bakalım ne diyecek. Her namazda sana dua ediyorum.. efece sıyırdı. aşılarca namına.” diyor. Şurada kessinler de. Allah ömrüne bereket versin. kurumuş kanla mosmor olmuş tahta kından.. Burada. üç dört gün geç kaldı. Kasap çırağı. Sesini alçaktı. gerek hayvan... barsaklar ve işkembesiyle beraber bunları deriye sardı.. Teşekkür ederim. hayvanın art ayaklarından birisini delerek şişirmişti.. .... Hubuş bacı. İçtimai kıymetini tüketmiş her âdet gibi bu da nihayet gittikçe komik bir hâl alıyordu. bazı İstanbul konakları bu kârlı işe bir parça sarık. Adıyaman’da oluyoruz. Mutlaka kurtulacaksın. Geliyorum. ister üstüne bir tane daha alsın. Çok iyi bir rüya. Burada Ali ile konuşuyoruz diyerek bana etmediğini bırakmıyor.Hayırın karşı gele.. Seni o ağulamadı. Gardiyan Abdullah sırıtarak kapıyı açtı: Seni bekliyorlar beyim. Herif senden korktu da bıraktı.. Sen geldin. “Mezarın taşı I Urja’ya karşı” diye yeni moda olan bir kötü türküyü tutturarak acele yüzdü. Bana yazık değil mi? Üzülme. “Bırak şunu. burada sürtmüş. parlak bıçağını. seni dışardan çağırıyorlar. Neden masraf ettin? 240 ‘JCanlar öioğaşu Masrafın sözü mü olur. İyi etmiş miyim? İyi etmişsin.. Yüreğini ferah tut. Canın bir şeye sıkılırsa bana haber yolla. Sefer’i gönderiver.. üç dört çocuk hayvanın etrafını çevirmişti. parçaladı.. bu Şefika’yı biliyor ağabey. Ali’yi görmezsem ben ölürüm. “Murat Bey’e söyle. Ali’ye anlattım. Bırak... Kurban bayramlarında. Eksik olmayın. Olur.. Ben şahidim. Beni saçımdan sürüyor. Bıçağın işlemesiyle. Meydanda bir şey. Karşı duvarın dibindeki su arkının kenarına siyah bir koyun yatırmışlardı. kurbanın gözünü bağlayan beyaz tülbent ve dua ile bir şeyler ilavesine çalışırlardı.. Ben ona çıkışırım. Takunyalarım sürükleyerek yürüdü.Bacakları mafsallarından kırıp ayırdı. Beni rahat bıraksın. İçeri buyursamza. Örgüyü beğendim. Bize değmesin de. kaç kere çocuklarını bırakmış da el adamlarıyla kaçmış. kocasını boşar. Daha şimdiden. girmeyelim. Kurban getirdim. *J. Aylarca şurada.” dedi.. Allah sizi kurtarsın.. Birisi arkasından seslendi: 09 Bey... Kelle. Uzun.. Kurban mı? Evet. Kim? Cevap beklemedi.” dedin. İlk kan fıskiyesi karşı duvara çarptı.. Dağıtmak kolay.. Ben korktum. Suya atacak.. Sağol.. Sonunda geri gelmiş.. Kaç gündür eve de gitmiyormuş.. Etini fukaralara dağıtıverin... bu karı. İstanbullu yere atladı. İki kasap kesmeye hazırlanıyordu. Düzeltiriz. tütsü. Sabaha kadar namaz kıldım.. Bana çekişiyor ağabey. Seni rahat bıraksın. İster boşasm. Vaadim vardı. ustasının dalgın bakışları önünde çevik bir hareketle diz çöktü.Gitmiyor. Çenesinden tutup koyunun başını geriye bükerek gırtlağı gerdi. Lakin herif sağmış. Biraz hızlandı: Safa geldiniz. İçi kederle ağız ağza dolmuştu. Bu boğazlamanın artık mukaddes şeylerle hiçbir alakası kalmamış..

“Namaz kılmalı değil. geride bırakacağı tesiri bildiği için azametle somurtan Tözey’i methediyorlardı.. yalvaran feryatlarla. mutlaka bir şey unutmuş-sundur.. Sen gelmeyecek misin? Lüzum yok. “Buna biraz et ayırmak icap ederdi? Daha haberi yok.. Şimdi art ayaklan sol omzunda. Af var diyorlar.... Açlığın birçok insanları neden çamura gömdüğünü anlamak için açlığı hayvanlarda görmelidir. 241 ZKemal Hakir Bacaklarını sallayarak köprüyü geçiverirsin.. çamaşırları götürmek için bir bohça getirmişti. başı ve ön ayakları sağ omzunda ve adeta sevgiyle horluyordu. Etin yarısını alacakmış. Hacı Abdullah’ın kaç günü kaldı? Beş. Hepsi de “Murat Bey.. koca bir leğenin içine yığılmış et parçalarına bakarak... Bana kızma. bu dostluğa karşı minnetini törpü gibi bir yalama ile gösterdi. Sevimli bir heyecan duyuyordu. 10 Mektubuma cevap vermediniz? Bu akşam yazacağım. Sefer oldukça büyük bir çıkını kıza verdi. Kime? Türk milletine mi? Alay etmeyin... Eğer parça eksikse ben çocuğu yollarım. Tözey gittikten sonra. Murat. Yorganı da söktün mü bizim Sefer? Söktüm bizim Tözey Hanım.” Kokuyu alsa. Murat elini sallayarak yukarı çıktı. dur bakalım.. Kedi esanstan ne anlar? Mahpus. Ben alay etmiyorum ki... Yann ahrette. et dağıtılacağını çıplaklar çoktan duymuşlar. dışarıda jandarmalar.. işte boyuna beraber sevaba girmişti. Murat böyle düşünerek. kızılbaş!” Tözey. Kurban kesildiğini. kurban! Kurbanın sevabı birine benzemez. sen beni duyuyor musun? Yarın öğle yemeği yapmayacaksın.. Neden? Kaşlarım çatarak durdu. Sefer. Elleri cebinde...emir verdi: Etler sana teslim. istemez. Sefer’e katiyetle. Öyleyse yarın öğle yemeği yapmayın. Sana dağıt dedim. Murat Bey. İçerde gardiyanlar. Fukaralardan başkasına bir lokma verirsen kulaklarını keserim. Baş üstüne beyim. Vallaha varmış. kurban kesmeli..” diye sesleniyordu. Tözey kediye bir gün esans sürmüştü. Kedi. Allahaısmarladık Murat Bey. Güle güle. Mahpus’un kadife gibi yumuşak ön ayaklarından birisim tuttu. Ne olacakmış? Hele gel beyim. önlüğü ve yamalı çizmeleri taze kan lekesi içinde def olup gitti. Başçavuş seninle görüşmek istiyor. Tözey abla Çok yaşamalıydı. yalanıp durmuştu.. Darısı başınıza.. Hangi Başçavuş? Karakol kumandanı.Sırtına vurup ustasının arkasından. Her 242 ZKardar ‘DCoğuşu basamakta gürültü bir kat daha artmıştı.. telaşla kapıyı tırmalar. Beyim. Bak gücenirim... Yastık yüzünü?. “Mahpus” omzunda volta vurmaya başladı. Gülümsedi.. Sırat köprüsünde üzerine binilecek. sinirlenmiş. . Ne oldu? Dağıttın mı? Hanım’a vermeyi unutmadın ya? Daha dağıtamadık. Baş üstüne abla. arka kapıyı çevirmişlerdi.” “Sus.

Böyle anlaşmaya imkan olmayan biri meselede birbirimizi kırmayalım. buranın müdürü mü. sahibi tarafından bana verildi..Yarısını mı? Yarısı yeterse kazandık. siz de bizim iki arkadaşımızı gece salıverin. Neden? Çünkü böyle işlere başgardiyan karışır. Yusufun dudaklarındaki incecik. Kurban etine herkes karışır. Sonra biz mahpusuz başefendi. Siz yeni geldiniz. Sefer de pekala hakkından gelebilir. Murat. Bir omuz hareketiyle kediyi yere bıraktı. 244 \Karûar [Konuşu Olamaz. 11 Anlıyorum. İyi ama. isteyerek yapacak değilim. Sovyet hududundan gelmişti. Biz.. Bir kısımmı bize vermedikçe eti dağıtamazsınız. bu kurbanı mahpushanedeki yoksullar için kestirdi. hakaret. Burada kırk parça et yoktur. Nerde geziyor? Bu adam mahpus mu. Gedikli başçavuşu. Tözey Hanım. Başçavuş. dil bilmez. Başçavuş yardım istedi: Nerde sizin başgardiyanınız? Nöbetçi gardiyan: Şimdi gelir başefendi. Kapını dışarısında üç tane nefer büyük bir dikkatle münakaşayı dinliyordu. Yağma yok.. Kars’tan... Dağıtma işine de siz karışıyormuşsunuz. İlk defa ciddi ciddi konuşacaklardı. Bu et. Geleli de bir hafta oluyordu. askerlerinize onlardan isteyeceğinize.. başgardiyanı bekleyeceğiz. çok bilmiş gülümsemeden onların kendi tarafında olduğunu anlamıştı. Başka kapıya. Jandarma ne yapıyor? Herhalde. asker ailelerine buğdayın kilosunu 135 kuruştan sattı. elimiz ayağımız bağlı. Öyleyse başgardiyanı bekleyeceğiz. Bu kapıdan içeriye karışamayacagımzı size hatırlatmak nezaketsizlik olacak. Beğenmediniz mi? O halde eti bize veriniz. Hele gel bakalım. halbuki bizim çıplaklarımız kırk kişiden fazla. Orası beni alakadar etmez. Ben dilediğime dağıtırım.derisine sarılıyorsunuz... Kibarlık ediyorum başefendi. Kimseyi beklemeyeceğiz. etin yarısını erat için alıyoruz. Yahut da burada yağma yok başefendi. Fazladan açız da.. Yarısı yeter. ertesi sabah yüz bin liranın üzerine açtılar.. Ben bunun hırsızlık olduğuna kani değilim. Jandarma hırsızlık edemez. Şimdi Tözey Hanım’m kurbanından. Benim erlerim de gurbetteler. Siz eratınıza bu gece bir dana getirmelerini emredersiniz. Eti size bırakırım.. Ağır ağır dışarı çıktı. Ben sana “Çavuşla ahbap oluruz. Topal oğlan razı olmuyor. Ben de bu işi.. Şu haliyle bir işgal ordusunun burasını teslime gelmiş. Merhaba. rütbesi belirsiz bir zabi241 DCemal Tarar tine benziyordu. Eti.. diye cevap verdi.. Biz hepsini almıyoruz. Asker vatan hizmeti görüyor. Tözey isminde bir kadın kurban kesmiş.. şu çıplakların derisine -yakasına değil.. bu kurban eti. Lakin kalan yarısı bize yetmez. Zabıt tutacağım. mahpusların avukatı mı? . Meraklanma” demedim mi? Çavuşun adı Rıfkı idi. bize bir dana getirsinler.. bir elini pantolonun cebine sokmuş. şu anda bizi müdafaa etmiyor. Bu nasıl bir teklif? Hakkınızda zabıt varakası tutacağım. Ne demek. Durunuz. Müftüzade Hacı Abdullah Efendi. Yalnız size bir fikir vereyim. sizi temin ederim. Bu Malatya’da bazı insanlar dükkanlarını bir gece on bin liranın üzerine kapattılar. O da ciddi ciddi konuşmaya hazırlanmıştı.. Bakınız.. dedi.. İstanbullu.. çıplakların zararına siz hisse talep ediyorsunuz. başçavuşa cesaret vereceğini bildiği halde yumuşak bir sesle: Merhaba başefendi. Başefendi. Arkadaşça müsaade istiyorum.. kapının önündeki masaya yarım oturmuştu. Lütfen razı olun da Sefer eti dağıtsın. Bir hata işlersem benden ancak Tözey davacı olabilir. Jandarma dilenci mi? Bu nasıl söz? Başçavuş etrafına baktı. İstanbullu eliyle arka kapıda bekleyen çıplakları gösterdi...

Duydunuz ya.. Yalvaran bir sesle 12 meseleyi Mahmut efendiye anlattı. İki tarafa da hak vermeyi kurnazlık sayıyordu.. ben de kendi milletim için. Ancak bizim gibi sefillere layık. Sadaka ile. İki millet olmasa. İki milet mi? Hepimiz aynı milletiz. Hayır.. Murat. her zaman idareyi maslahatçıydı. siz beni öldürmek bahasına buna mani olmaya çalışıyorsunuz. bir atım cesareti münakaşa uzandığından ve pek tehlikeli bir yola döküldüğünden. çocukları: Def olun. Burada aylardır kursağına bir yudum sıcak çorba girmeyenler var... Ne iyi... Sefer.. bu sizinki iyilik değil. Bir şey mi oldu? Hiçbir şey olmadı. Samimiyetinize inanıyorum. emin olun. Görüyorsun ki başefendi ile anlaştık.. Bu iş iyi değil diyorum. Şunu da başçavuşum bilmiş olun. Sağol bey. bakır leğeni arka kapıya doğru keyifle sürüp götürdü.. Eksik olma.. Siyasetten anlamayız.. 246 \Karûar ıKağuşu Artık eti arkadaşlara dağıt.. Jandarma mesleğine hakaret ettiniz. Lakin siz de şahsen birer lira vereceksiniz. siz Kars’tan geliyorsunuz.. Neredesin Müslüman? Biz seni bekliyoruz.. Haydi Sefer.Murat. Galiba eti kendimiz yiyeceğiz zannetti.. Pek rahatsızdı. Başefendimiz razı olmadılar. Şimdi mektepte çocuklara. Jandarmalara da hakaret etmedim. Hepimiz burada millet uğruna çarpıştık. Eğer öyle bir şey aklıma gelmiş olsaydı. vallaha böyle söylemişlerdir. Hiç aklıma bile gelmedi efendim.. Namık Kemal başka. Orada Bolşevik sermayesiyle zengin olmuş tüccar efendilerimizi gördünüz. Biz burada sizi ayrı milletten olduğunu için beklemiyoruz. Hayrola.. Mahmut efendi. Haydi askerlerimize et yedirmek isteyen babayiğitler meydana.. Hem de Tözey Hanım’ın sadakası. diyecek oldu. zatı âlîniz silah elde benim hürriyetimi bekler misiniz? Ben kaçıp hürriyete kavuşmak istiyorum. Bunu isterseniz tahkik edebilirsiniz. Başçavuş.. 245 [Kemal Takir Ben mesleğe hakaret etmedim.. Jandarma arkadaşlara mutlaka et yedirmek istiyorsak.. tükenmişti. Başgardiyana öfkeyle baktı: Bey beni yanlış anladı. gözlüğünü ortasından dürterek yerine yerleştirdi: Ben mahpusum. Bir kurban daha onlara keseriz.... diye kovaladı. Suç işlememişiz. Başefendi seninle görüşecek. Baş üstüne... işte size bir lira. Ben de sabahtan beri onu anlatmak istiyorum. Rahat geçinir bir adam değilim. Türküz. Murat kaşlarını çattı: Olmaz. size et yedirecektim. bu hikâye elbette Abdülhamit’in düşündüğü ve inandığı gibi okutulmuyor.. Namık Kemal’i Magosa’ya götüren Ab-dülhamit zaptiyeleri de. parmaklığın dışında duran jandarmalara gülümsedi: Benden günah gitti arkadaşlar.. Birazım da jandarma arkadaşlara verelim. Her zaman olduğu gibi tabii siz kendi milletiniz için. Benim bir lira vermemi başka manaya çekmeyin. Başefendinin eski azameti kalmamış.. Bilakis ben de iyilik etmek istiyorum.. Suç işlemişsiniz. 247 . ama. Yani benim verdiğim bir liranın milli bir değeri vardır. Evdeydim.. Bu da sadaka.. Siz de haydi birer lira verin. Lakin icap etmez. Pekala. Murat cigara paketini çıkardı: Yok. Biz vazifemizi yapıyoruz. Alt tarafı bizi alakadar etmez. İşte başgardiyanımız geldi.. sizinle bu kadar uzun konuşmazdım. Biz askeriz. Bir liranın değeri yok. Hali vakti yerinde mahpuslardan da birer lira alalım.

İşte böyle olacaktı.. Daktilo daha uğurludur.. Mesuttu.. oniki kolordu kumandam da böyle demiş olsalardı... Sahi. Vallaha. Başçavuş... Ben dişçiden geliyorum. Yalnız size son defa söyleyeyim Şefika Hanım.. ara kapıda gürültü gökyüzüne çıkıyor. ya lazımdır.” diye avaz avaz bağırıyordu. Bu memlekette on dört yaşındaki kızlar... Kırk yılda bir kere de halka 248 ZKarüar üKoğu$u dağılacak bir yağlı kuyruk ele geçti. Alay etmeyin.. Boşanacağım. somurtarak gitti. İyi olmuş mu dişlerim? Çok iyi olmuş.. Yoksa hâkim beyefendi.. Alıcı gözüyle mi? Durun hele.. Hem de daktilo ile yazdıracak. dostunu da. Başımı dinleyeceğim.. Topal herif.. Yüzü parıl pa-rıldı.. Yüzünüz gülüyor. Size felaketli bir yol gösteriyorum. daha hain bir hal vermişti. Tevekkeli değil. Nebahat’in gönderdiği kumaşa perde modelini kopya kağıdı ile çıkarırken odaya girdi. Yalan söylemiyorsunuz ya? Yalanla ibadet bir arada olmaz. Şefika’ya daha insafsız. meydan muharebesi görmüş erkekler siyasi partilere giremezler.. .karı gardiyanı Şefika Hanım.öiemal Takir Eğer Mustafa Kemal de. İnsan. Murat yüreğini bildiği için. Koynundan bunları çıkarıp masanın üzerine bıraktı: Sizin eliniz uğurludur. vesika alıp kırıta kırı ta kerhaneye giderler de. bırakmaz. On yaş gençleşmişsiniz. Dişlerimi taktırdım. Size söz verdim ya. Başka. memleket şimdi ne halde bulunacaktı? Siyaset ya iyidir.. Sefer.” diyor. Benim elim iyi şeylere uğurludur... Size güceniyorum. Sakın bana aldanmayın. Allah göstermesin. Başka?. Dişçiden sonra hukuk hakimi beyefendiye uğradım. Siz neredeydiniz bakamlı? Farkına varmadınız mı? Bana hiçbir zaman alıcı gözüyle bakmıyorsunuz. kızıl saçları tamamıyla altın suyuna batırılmış gibi tuhaf bir parıltı içindeydi.. ya kötü. İşte kağıt. İyi ve lazımsa bir memlekette herkes ondan anlamalı ve o işle uğraşmalı. Hanımefendiye ağladım. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktığı zaman böyle demiş olsaydı. Kadın. Aferin... Güzelleşmişsiniz. ön dişlerinin altlı üstlü iki sırasını da altın kaplama yaptırmıştı.. ben uğurlu gelir diye size yaz-dıracaktım. Murat’ın tahmini hilafına dost olamamışlardı.. Biraz şişmanlamışsmız. ortalıkta görünmemişti. ya değil... Siz uğraşmışsınız da başınız göğe ermiş. haklı olara: “Rey karıya verildi. Aman gülünüz.. Bütün bu işler görülürken -Hayret edilecek bir şey. Size gardiyanlık yaramış. telaşlı sesler: “Sefer. Kırmızıya yakın sarışın yüzü. Kadının 249 S gözlerine dikkatle baktı: İş ciddileşmiş... bir başkasını bulmadan eski kocasını da. Bu ne kadar netameli bir kurbanmış.. Remzi Efendi’yle barıştınız mutlaka.. Siz bana hep fena nasihatlar veriyorsunuz... Erkeklik öldü.. O eve artık benim ölüm girer. Bu hali gören zavallı Türk milleti de. Kardeşim.. on.. Hani benim hissem. dedi. Murat. Yalan değil kanaat olsun. et dağıtmışsınız.. Eti maaş alanlara dağıtmayacaktık ki.. Ben artık ibadetle vakit geçireceğim... Artık bunların şerefine bu akşam eve gidin kocanıza yazık.. İkisi de razı oldu. Erkek lafı edildi mi yüreğim bunalıyor. kalemde yazdıracak. Halbuki reyi millete vermek diye bir şey olur mu? Reyi milet verecekti.. İki tane olacakmış. Altı çocukla bir anayı durup dururken kocasından boşatmaya alet olamam. İşte şimdi haklısınız. İkindiye doğru. Hele söyle bakalım! Kim bu babayiğit? Vallaha kimse değil! Ben başımı kurtarıyorum. 13 Bu esnada. Ağzını dolduran pahalı maden. Tamam.. Boşanma istidalarını siz yazıverin. İyi vallaha. pul getirdim.. Aşk olsun size Murat Bey.

horoz... Sen Türkçe bilmez misin? Seni sevmiyorum.. Rahmetli Ayşe Ana. Başımı alır Ada-na’ya.. kendi parasıyla beddualar okuyarak ilaç alırdı. Şimdi de evlenecekmiş.. yaralar. biraz da onun karısı baksın. mesela kedi. Hele bir parça sabırlı olun.. boyca birbirlerinin tıpkısı entarili iki oğlan çocuğu. Sen. Kazık kadar herif. aralık duran kapı birdenbire açıldı. Ben kapı dibinde yatarım. Susun bakalım! Neden susuyormuşum. Oğlun çalışıyor.. Hakkınız var. Ne yapalım? Sevmiyorum.. Biz sen olmasan mahvoluruz.. elma. Siz de kocanızla çocuklarınıza acımıyorsunuz. Senin koynuna giremem. Benden ona artık hayır gelmez.. Şunlara acı. Bunlar senin akim değil... Seni istemiyorum herif.. a delinin zoruna bak.. Paranız başınızda paralansın! Ben sana buraya ayak basma demedim mi? Neden o başgardiyan! Sizi içeriye neden bıraktı? . Hep alay ediyorsunuz. Benim koynuma girme. 250 jiarûar öioğuşu Sözün burasında. hepsi gelmiş. bu memleketten de çıkıp gideceğim. ikiz doğmuşlar kadar birbirine benzeyen birer yaş araları olduğu halde. Şefika! diye gözleri yaş içinde yalvardı. Bu işin sonu fenaya varır.. Hepsi toplanmış. Onun yanında el ele tutuşmuş. Bizim eve ayda iki yüz lira para giriyor. -anası gibi kırmızı saçlı. Oğlun dün gece sabaha kadar ağladı. O bana acı veriyor mu? Parasını fan-teziyesine veriyor. Hatta nefes almadan bakıyorlardı.. Bunlar ölürse.... ötekiler işte gidiyor. Belki birkaç ay sonra fikriniz değişir. Etimi kesseler.. Başının çaresine baksın! dedim. Boşanma kararını alayım. Çok fena. Tam senin rahat edeceğin bir zaman. arka-sı kulaklı. Mersin’e giderim. İkisinin başı da şakaklarına kadar keldi. Yaralar yüzlerine sirayet etmiş.. Şefi-ka’nm kocası Remzi Efendi. sana ben artık karı olmam. pek güzel bir delikanlı.. En büyük oğlan.. perişan bir halde içeri girdi: Kimi sevmiyorsun. Bu üç kişilik cansız kuvvetin önünde iki büklüm olmuş bitkin baba. Şunlara bak!... Siz beni öldürmeye mi geldiniz? Def olun. kardeşlerine. İkisinin başlarına birer örme takke geçirmişlerdi.. Sizi zorla eve götüremezler..... Başgardiyan! Murat sıçrayıp ayağa kalktı: Susun yahu! Siz hepiniz çıldırmışsınız... Bana siz hiç acımıyorsunuz. Eve biz gelin getireceğiz. Hiç olmazsa büyük oğlunuza acıyın. İstemiyorum.. Neredeyse uçacaklarmış.. Ayaklarmdaki ucu sivri. gözleriyle birbirine kavuşturduğu elleriyle anaya ses çıkarmadan müthiş bir biçarelikle yalvarmaktaydı.. Babasına.. Çok.son moda bir kostümün içinde. Çocuklarımız.. Ooo maşallah. Çocuklarına bakmazsan bunlar ölür. Sen benim peşimde ne dolaşıyorsun? A.. Ben çalışıyorum. laf arası nefretle “keller” derdi. hafif yemeniler bu çocuklara masallardaki cüceler gi2SI [Kemal Takir bi insandan başka bir hal vermekteydi. Hayır! Hayır! Ben o alçağın yüzünü görmek bile istemiyorum. Seni bir öğreten var. yahut pıtır pıtır başka bir şey.. 14 Kocam evlensin! Zaten komşularla haber yolladım. Sen çocuklara bak.. vücudu ve suratı bir manken gibi hareketsiz dimdik duruyordu. iş ilerledi desenize!. yanaklarını kabuk kabuk soymaya başlamıştı. idare kandili olacaklarmış gibi bir tuhaf şeyler hissediyorlardı.Yanlış bir yol tuttunuz. Bize yazık.. kırmızı yüzlü. Eve hiç gelmem.. çocukların hayatım tehdit edecek derecede azgmlaşmca bunları doktora götürür. İnsan ne ekerse onu biçer.. O öldü öleli artık büsbütün bakımsız kalmışlardı. Lakin boşanma mutlak lazım mı? Zaten burada da biraz boşanmış gibisiniz. İstemiyorum. Bunlara anaları.... beni mi sevmiyorsun? A.

.. Hayır beyim. altı çocukla bana kim gelir? Bana kim kız verir. Yalvardık.. ayıptır. Lütfen bir şey söyle. Çocuklarım ölürse ben de ölmeliyim.. Kangal’da mübaşirdim. Şefika herkesin zıddına basmak istiyormuş gibi sinirli bir kahkaha attı: Eskiden böyle demiyordun.. Ben yaptım. Beni senden çatır çatır boşatacak! Aman yarabbi! Aman yarabbi! Ya biz? Hâkime gittim. Ben istemiyorum seni.. Ne mümkün? Ben bunları ciğerimin yanıklığından söylüyorum. Ben ne yaparım beyim.. insan içine çıkamadım.. Karınızın peşine bu kadar düşmeyin. Çekmesine vakit bırakmadan öptü.. Bak hepiniz çalışıyorsunuz hamt olsun paranız var... Orospuları üstüme getirdiğin vakti. Merhametli bir adam. Şefika. Size birkaç kere rica ettim. Cahildim. Alındı almalı ütü görmemiş pantolonunun dizleri.. Sakın ona çatma! Başgardiyan iyi adam. Aklında mı? Fahriye orospusu için benim kemiklerimi kırdmdı. Iştahasmm neden tabii bir insandan fazla olabileceğini düşünmeye bu hisse nereden kapıldığım bulmaya lüzum görmediği gibi. Sus herif! İşte ben fenayım! Ben orospuyum var mı bir diyeceğin.. Hah işte sefer de geldi. bu sakatlığın ademi iktidardan ileri geldiğine niçin kanaat getirdiğini de aramıyordu... 252 ö(emal Takv sen bitişik odada orospulara kebap yedirdin. Erkek olacaksın. Sen de bana yaptın. Bırak yahu! Siz deli misiniz? Murat nihayet kendisini kurtardı. bu adama gizli tellerle merbuttular da.... Bir de Murat Bey bizim yabancımız değil.... Beyim! Sen insan adamsın. Bir laf söyle beyim. Aman yarabbi! Birdenbire uzanıp Murat’ın elini yakaladı. Kahvelere gidemedim.. her tarafı sağlam ve iştahası tabii bir insandan fazla olduğu halde Murat’ın üzerinde ilk defa sakat bir adam tesiri bıraktı.. Bunlar bit içinde.. Kafirdim. Bunlara baksana. Günahtır Şefika.. İki kere daha tekrarladı. Benim kanıma ekmek. Açın da bey amcanız görsün. Muhacir oldum.... Murat öfkeden titreyen bir sesle: Remzi Efendi. Sefer! Seni Şefika sever. Murat nefretle başını çevirince emri geri aldı.. bu kaç kere evimizi dağıttı. Doğru mu? kağıtlar. Boşanma davası açıyorum..Bırakmayacaktı. örtün istemez. Zile’de ben kolcubaşıydım. Haydi. Sende insaf yok mu? Arkadaş şerrine uğradım... Ayaklarına kapandım.. Bey. Çocukların başı cılk yara. Bırak elimi. Kaç kere. Ben erkek değilim. Tıraşı uzanmış yüzü şaşılacak kadar sevimli idi.. Hâkim beyefendi “olur” dedi. namusumu payimal etti. Bu suretle bacakları bükülmüş duruyor. diz kapaklarına birer tas saklamış gibi ileri fırlamıştı..... Ben aç yattım. Hani bana geçen gün vaat ettinizdi. Ne olmuş. Bunları bit yer öldürür.... Ben ihtiyar bir adamım beyim. Bunun yüzünden işi bıraktım. Lafı bir türlü bulamıyordu. köleliği küçüklerin kel ve bitleri dalgalar halinde kendisine geçmişlerdi. Bu giderse. Belki de bu kadar sevimli olması... Erkek. Sanki bu çocuklar.. istifa ettim. Remzi Efendi. Remzi’Efendi konuşurken gırtlağı. Fena halde tiksindirdi ve öfkelendi. Müslüman oldum. Kahveyi sıcak vermemişim. Bana kimse gelmez. Sen de beni isteme.... Ben seni isterim.. dedi.. Sen vicdanlısın.. gavurdum. Çökük avurtları çukura batmış mavi gözleriyle. bir el öpmesiyle büyük oğlanın nazı. Yedirdim.. kemerli gömleğinin geniş yakasının içinde aşağı yukarı oynuyordu.. 15 252 öiarûar Öioğuşu Biz sensiz ölürüz. Estağfurullah..... Sen yazma. Murat’ın yüzüne baktı..... Sen benim kanıma ekmek doğrama:.. Onun kabahati yok.. Murat elini kurtarmak istedikçe adeta çekişiyorlardı... Erkek olacaksın.. . Pekala! Örtün. yalvaran halini bir kat daha mıncıklaştırıyordu. Çocuklar bakım ister.. Sevaptır.. üzerindeki zavallılığı arttırıyordu. Bunca senelik yuvamızı dağıtma! İstemem. Ulan açın kafanızı. Topal Sefer sağlam ayağı üzerinde şaşırarak durmuştu. İşte kağıtları aldım.

nefretle Şefika’ya baktı.. Yalnız daha evvel size söylemedim mi? “Burası genç kadın yeri değil. Siz de dinlemiyorsunuz. Peşini bir müddet bırakın dedim. ötekini berikini ricacı yollarsınız. Hak Teâlâ kitabullahta “kişi avradım kıskanacak” buyurmuş. Eski öçlerini alıyor. Şefika evde olmazsa ben evde oturamam ki. Beni çileden çıkardı. Şimdi olup biten işlerden şüphelendiğim için. Beni kimse dinlemez.Nikahlı refikam. İşte şimdi. çamaşır yıkamak şurada dursun. Fakat işte şimdi gene çocukları arkanıza takıp peşi sıra koşuyorsunuz. Ne yapayım beyim! Evde oturamıyorum.. Dünya yüzünde bizim talimiz böyle. Siz ne diyorsunuz kuzum. Bu inat sit-tin sene sürmez.... Elimi eline sürersem namerdim.. Bak iyi duy. İki gün görmese deli olur... Kadınların bu yaşta böyle sinirleri tutar.. iki büklüm âşık koca (!) ve fettan karı rüzgarda savruluyorlarmış gibi kapıdan dışarı sürüklendiler.. Bunu benden boşatma.. Benim basiretim bağlanmış seni dinlemedim.. Ben ihtiyar hasta bir adamım. Allah gençliğini bağışlasın..... bilirsiniz.. Tüfekçi Feyzi’ye kağıt yazdırmış. arkalarından eseri cedit kağıtlarıyla iki takım istida pulunu koşturdu.. “Sen başkasını sevmeye başladın!” diye dövdüm... Ona yazma.. bari bunları getirmeseydiniz. Şefika gülüverdi.. Çıkın diyorum. Amma kabahat sizin değil. çatla!” elbette biz de erkeğiz.. Şefika gizli bir memnuniyetle başını kaldırdı: Hep iyi taraflarım söylersin.. baklavasını bile yemez. siz onu çamaşır yıkatmaya çağırıyorsunuz.. Onu da yapamam. Size hepsini birer birer anlattım. Eteğini koklarım bana yeter.. Siz mademki buraya gelecektiniz. insaf etmedi. çocukları gönderirsiniz. benden artık sana fayda yok. Kıskanmak yok mu müslümanlıkta? Kemiklerimi kırdın. ben Şefika’yı bilirim çocuklarına dayanamaz.. seni sevmiyorum. iş bulup çalışmazsa bizi belki bırakmaz. Çıkın dışarı.. Hiç yazar mıyım? Oh ömrüne bereket. Şuna birkaç lakırdı söyle. koynunuza girmek istemiyor. Bana bir istida yaz. İşte kağıtlar... Haklısın beyim. Sen hepsini söyledin. Sefer.... Analarına yal varsınlar diye getirdim. Koynumdan kalktı. Ayağını yere vurdu.. Mindere gitti “Yorgunum” dedi. yolunu beklersiniz. manken oğlan. Keller.. Kadın. Ben bu memlekette de durmayacağım. Aman beyim ayaklarının altını öpeyim. Aklını haydi çel! Hep söylüyorum. Kemiklerimi kırmasan. Nerdeyse . Ben dünya üzerinde sizden adi insanlar görmedim.. Siz hapiste yattınız.” diye sabahlara kadar yalvardım.” demedim mi? İki metre kumaşla üç kilo şeker için aile saadetinizi burada Murat kederle gülümseditehlikeye attınız. Siz de razı oldunuz.. Ben böyle söyledikçe “seviyorum patla da. Dinlemiyor. Ben istidayı size danışmadan niçin yazmamıştım. 2S4 [Karılar [Koğuşu Rica ederim. Sabahleyin oğlum işine gidince beni dövmedin mi? Dövdüm.. Bir inat etmiş. buradan kovsunlar.. Töbe yarabbi! Bir karı kocasının koynuna girmek istemezse. Kendisi istifa vereceğim demezse ben 2SS OiemaL Tahir ne karışırım. Fakat yalan bile olsa böyle sözlerin çocukların önünde söylenmesi doğru değil. Şefika Hanım artık bu kadarı fazla... Murat hışımla Remzi Efendi’ye döndü... Murat’ın sinirleri yalnız kalır kalmaz boşanmıştı. Bu gülüş İstanbulluyu çileden çıkardı: Haydi def olun! diye kükredi. Ben önce böyle değildim. Karınızın huyunu siz bizden iyi bilirsiniz. Buraya girdi gireli evimize üç kere geldi. Senelerce kadınsız kalmış bu kadar bekar adamın arasına karınızı sokmayın... “Gel beraber yatalım..Çocukların çamaşırlarını birkaç hafta birine yıkatınız. Bana yazıktır. Bir hafta sabredemediniz. İş işten geçince aman derler. Öfkelendiği zaman karşısmdakileri hakikaten korkutan bir adamdı. Başkasını sevmese..... istidayı yazma. Tanıdıklara ara bulsunlar diye yalvarırsınız. Bunu.. Yemeği siz pişiriverin. 16 Ayıp değil beyim. Benim hepsinden haberim var. Halbuysa ben ihtiyarladım beyim. Kendiniz gelirsiniz. Ayağımın bağını çöz herif. Başkasını seviyorum.. Son gelişinde koynumdan kalktı da. kabul ettiniz. Murat korkuyla. Bu bana muhakkak büyü yaptırdı... Eyvah! Sen peygamber gibi bir adamsın beyim. yalan söylüyor..

Karıyı da celseye davet ettiler bir de tabii. Sebep neymiş? Ne yapmış Murat Bey?” dedim. Allah beterinden saklasın. Namus davası açacak.. Ben yengeye bir mektup yazmaz mıyım? .. Nasıl önünü aldın? Geçenlerde karı bize geldi. Akşamüstü cezaevi müdürü: Yahu nedir bu başımıza gelen? Allah beterinden saklasın! diyerek İstanbullu’nun odasına girdi. Telefonlar işledi. Aşkın da Allah belasını versin!” diye homurdandı. Neden? Üstüne hücum edip zorla öpmüş olacaksın. Benim canım sıkılıyor. Kocası olacak namussuz müddeiumumiliğe gitmiş. “Bu pisliğin içinde de kitaplara yazılan o ilahi aşkdan bir zerre varsa. 17 Hayrola müdür bey! Sürgün mü geliyor? Ne sürgünü? Kendisini düşünmez de şuradan gelecek sürgünü düşünür. Halbuki çarpmıyor işte. “O ne demek? Kulak asma! Biz o karıyı tayin etmekle hata ettik galiba!” dedi. Bizi adamdan sayan nerde? Estağfurullah. Namaz bu orospuyu çarpmak ki ben başımı secdeden kaldırmayayım.. Karıya hani “süslenmesin” diye emrettin ya. “Hemen git komünistin odasını üstüne kilitle. 258 Dianlar öioijuşu Nedir benim bu çektiğim. “Hanım yok mu?” diye sordu. Lakin. Atıştık.... İki kel oğlan. Sen bile tövbe etmeden namaza durmuş dedin. Namaza mı durmuş? İşte müdür ben neden namaz kılmıyorum şimdi anladın mı? Yok.. Usul böyle.. Orada kendisini yere atacaktı. o sarı saçlı oğlu beraber. Hep kabahat baş müddeiumumide. Şu halde kurtuldum desene! 2S7 ZKanal Mıhir Kurtuldun.. Buraya müstahdem tayin etmeden müdüre danışılacak. Lüzum kalmadı. Ben mahpushanede vukuat mı var diye soruyorum... Sen karıyı vaadi izdivaçla baştan çıkarıyormuş-sun. Benden utanmış besbelli! Gelir gelmez namaza durmuş.. Muavine yalvarmışlar. Yengen evde yok.......2$6 ÜKanlar ZKoğuşu kahkaha ile gülecekti.” diye başladı. Nerde o kaltak? Gelir gelmez. İçeri girdi... Önüm sıra koşa koşa yürüdü. Sag yumruğunu sol avcunun içine iki kere vurdu. “Yok” deyince “Oh! Kaç kere geldim sizi yalnız bulamadım. “Ben o haltı edemem. beni çağırdılar... Bırak.. Vay başıma gelenler!. Fena fikir değil. Bir daha onu ortada dolaşır görmeyeyim. Müddeiumumi muavini mi düşündü bunu? Müddeiumumi muavini evet! Neden? Şefika Hanım’m namusunu kurtaracağız ya.” demez mi? Allah beterinden saklasın! Şaşırdım. E! Dairede yalnızken yanma girecekti. Haklısın. Anladın mı? Anladım.. Sen de bir büyük felaket atlattın müdür! Aman! deme! Dedim gitti.. Nesini kurtaracaksınız? Namusunu! Biraz geç kalmadınız mı? Bilmem. O “hanım yok mu?” diyor. Sorma... Sonra baş müddeiumumiye girdim. ağlamışlar. Bana noldu? Ne olocak? Az daha bu odanın kapısını gece-gündüz senin üstüne kilitliyorduk.. Şefika da namaz kılıyor diye... Aferin! Bana niçin söylemedin? Önünü aldım. Dur sen.

Hasılı cemi denk getiremedim.. Müddeiumumi beye de teşekkür ederim. Ben onun dert ortağıyım.. Hukuk hakimi kızarsa.. Ben çirkefe değer miyim? Yüzümü astım. mahalle imamı olacak bir adamcağızdı. Kocasını seninle konuşurken görmüş. Çürümüş. birdenbire öfkelendi: Kızarsa kızsın. Gel hele? Nerdesin birader? diye çıkıştı. en dağdağalı zanaate. Meğerse yanılmışım. Pezevengin çenesini okşardı.. Söylemedin mi rezile?. Dışarı çıkarsam.. 19 buçuk kuruş diyecek yerde 18 buçuk kuruş yazmışım... İyi amma her kan manto giyebilir mi? Bazısı eski yatak çarşafından kurtulunca işte böyle hevesleniyor. Üstüme kapıyı kapatırsanız yüreği yufkadır. Daha karı buraya 259 CTCema! Tahir girmeden söyledim.” diye eve gider. Birçok kocalar. Kocası dövmüş. demek ki... “işim bozulmasın. Karısını kullanarak. Ben şimdiye kadar böyle heriflerden bir çeşit intikam alınır zannederdim.. gazve emrolunmuştu. Doğru.... Simden sonra. Müddeiumumiye söylemedin mi? Söylenmez mi? Ne dedi? 18 “Bir kere nasihat ver. Allah göstermesin.. Bu çeşit öç almadan evvel uzun boylu düşüneceğim.. Eğer Şefi-ka’yı şuraya yatırsaydım.. Müdür bey. Allah beterinden saklasın. önünüzde istida kağıtları varmış. Başını çevirseydin. Ekmek hesabı mı yanlış? Ekmek hesabını Allah kahretsin..... Acele edip aşağı indi.. Benim de namusumu ciddiyetimi meth ederdi. kapı kilitlenme belasını da kolayca atlattıktan sonra. Gene Allaha havale ettin müdür! Herifler kazandı.. Bırak allesen. Aklım dağıldı. Şimdi bırak.. bunu yapmadığımız için bize kızarlarmış. Bunu da hatırlatsaydm! Bunları hatırlatmamı istemiyor ki müdür bey.. Neye güldün? Mahpushane adama çok şey öğretiyor da ona gülüyorum. Sizi mutlaka aldatmalı mı? Bu günlerde Murat’a. Müdür dostça somurttu: Her sözüne hak veriyorum.. Uyuşamıyoruz. İşte geldim.. mahpushane müdürlüğüne düşmüştü. karı kocasından boşanmak istemezdi.... hiç beklemediği bir ha260 Odırtlar ZKoğuşu dise daha vuku buldu. Çağırayım da nasihat veriver bari. Karı istida yazdırmaya geldi.. Haklısın birader.. Kocası içeri girdi.. Tıraş olurken müdürün kendisini çağırdığını söylediler. Bir de hakim kızarsa diyorsun! Hakim kızar diye biz senin üstüne kapıyı mı kilitleyeceğiz? Sana dizini gösteren Şefika bana da göğsünü gösterdi. İşi tersine gitmiş. Kurban eti davasının üstüne. Çevirdim. Pis orospu! Açtı da bana diz kapağından yukarısını gösterdi. Gene telaş içindeydi.. Evine gitsin. Duydun mu? Harbe mi giriyoruz? ... “Sen altı çocuk anasısm! Ben bu istidayı yazmam” diyordum. Eğer beni seversen bir münasip fırsat bulun.. Tutmazsa bir münasip fırsatta def edelim. gelirdi.. ilk ziyaret günü sabahı... Geçinir giderdik... Kolay.. boşanmasına karar vermişler..... size etmediğini bırakmaz.Mektup yazacak bir şey olmadı ki. Ne diyeyim. Neyse müdür bey.” dedi. Gene okuyorsun? Okumasam çatlayacağım.. Hem bu gün söylemedim. yaradılışı itibarıyla..... Mantoluk gözlerini boyadı.... Müdür Mehmet Bey. Allah belalarını versin. Lakin din bahsine gelince. Söyledim. Hâkim beyle görüşmüşler. Sana teşekkür ederim. Elbet o da yanlış.

.” dedi.. Gene mi Şefika davası?. Anlaşılıyor... “Birbirimize iyilik edecek kadar çavuşla tanışmıyoruz. Ne iyiliği? Dün Tözey bir kurban kesmişti. Şimdi söyleyeceğim. istifa edeceğim.. deriz.. Rica ederim uzaktan uzağa selâmlaşalım. Ben Kars’ta. Bu domuzları bilirim. En güzeli budur.. minnet 26i IKemal Mıkir altında kalmamak için mukabele ediyor... kurban etinden tattırmadık mı diyeceğiz? Yok canım. Tözey denilen umumi kadın vasıtasıyla bir iş çevirir.. Ona böyle laf edilmez. Bunlar halktan kimse ile temas ettirilmeyecek.. Dur. Tözey’e söyleyiver.Allah göstermesin. Allah beterinden saklasın.. bir kere ayağını yere değdir.. Yanlış olur mu? “Bu adam devlet düşmanıdır. Tabii senin iyiliğin için... Etini fukara mahpuslara dağıttık........ Çavuş sana ne söyledi? Belki yanlış anladın. Vallaha... Lakin ben bu işlerden usandım. Siz de.. Zaten mahpus kısmı böyledir.. Fena manzara değil! Şimdi evvela seninle konuşalım müdür bey. Seni tanırsa kendisi utanır. Bir arkadaş inat ediyor.. Tözey edepsizin birisi... Biraz sabır.. Dinle. Yani size muavenetim dokunuyor... Ben Tözey’e ne derim? Çavuş seninle görüşmemizi yasak etti... . Bırak bunları şimdi. çavuş efendi de burada.. şu kaltak buraya gelmezse ne olur? Hem doğrusunu ister misin? Sus müdür. Kırk yıl sırtında taşı. Ben mahpushane nizamlarına uygun olarak gardiyan huzurunda haftanın muayyen ziyaret günlerinde ziyaretçi kabul edebilir miyim? Edersin.. Kıza deriz ki. Bırak dedim ya. Moskof hududundan vazife gördüm. sen beni ziyarete gelmeye korkmuyorsun amma. Kim bu benim iyiliğimi isteyen? Müddeiumumi muavini mi? Hayır başçavuş? Bizim başçavuş mu? Bizim başçavuş.. Bana bu ahbaplığı yaraştıramıyorsun. Haa?. İşte gördün mü! Kızdın! Kızmayacaksın. Göreceksin. Başka bir şey. Gene öyleyken..... Eti bölüşmeye kalktı. En iyisi haber yolla gelmesin. billaha ben müddeiumumi ile görüşeceğim. Bu işi düzeltiriz... ben senin gelişinden fena halde ürküyorum. İşte böyle. Bana vaat et öfkelenmeyeceksin.. Zaten çavuş yenidir. Sen siyasi mahkum olduğundan... İşte bunu demek müşkül müdür bey. şekerim. 19 Neden?.. anladım! Deriz ki. Ne söyleyeceğini biliyorum... canın sıkılacak. lakin bir de idare demişler. Dur hele.. Yahu biz etmez misin dedik. Şu halde Tözey’in buraya gelmesi kanuni midir? Kanunidir. ben kanun ve nizamların çiğnenmemesi için gayret gösteriyorum.... Affı bir kenara bırakalım..” dedim amma yanılmışım.. Nasıl? Bugün keyiflisin!... O da şimdi.. İkimiz de mesul oluruz. muhakkak.... kanunları ve nizamları temsil ediyorsunuz. Biraz sabır her şey düzelir.. Ben ona büyük bir iyilik ettim.. Yahu nedir benim bu çektiklerim?. sana etmediğini bırakmaz. Biz onunla birbirimize iyilik edecek kadar tanışmıyoruz ki.. Dersin ki. ben siyasi mahkum. Deminden beri düşünüyorum. İnşallah yakında af. Şu Tözey birkaç zaman gelmeyi versin. şart olsun. Bir şey uydur. On beş sene mahkumluktan başka ahlâkı umumiyeyi ifsad maddesinden bir ay ceza verirlermiş.. Benim hakikaten ihtilattan men edileceğime dair senin 262 utanlar ıKoflüşu elinde bir yazılı emir var mı? Yok. Bir şey uyduralım.

Hani dün Şefika orospusunun kocası da şikayet ettiği için.. yıkıl. bundan evvelki müddeiumumi muavini beyin dostu değil miydi? Cumhuriyet müddeiumumi muavini Murtaza Bey’e leke getiren bir arkadaşlık.. tiyatro kızlarını zorla bir eve kapatıp oynatmaya teşebbüs etmek suçu.. iyi yürekliliğini gösteren mesut bir tebessümle. Rıfkı Çavuş cehennemin dibinde mi herif? Seslen surdan... Ulan ben sana Gardiyan Vahap’ı mı sordum. Bu mesele duyulursa. Akçadağ’dan buraya sürgün geldi. bir başka çıkar yol ararız... Konuşalım efendim.. Ben düşündüm ki.. oğlanın da palaska ile bir miktar ıslatılması caba.. Müsaade buyur da. Tözey’e gelince. Jandarma marifetiyle kızların çıkarılması.. Acemi. Burasını Malakan Köyü sanmış olmalı. bir soyguncu.Doğrusu yaraştıramıyorum.. Sürülmesine sebep. Yani bizim cemiyetin tortusu denilen serseri güruhunun arasından onların tâbi tutulduğu şartlardan daha beterine tabiyim.. elbise.. Çavuşu..... suda boğulurken nihayet kurtulacak bir yere sarılır gibi masanın üzerindeki zile avcunun içiyle birkaç kere vurdu..... Hangi çavuşu! Karakol çavuşunu mu? Kaç tane çavuş var. Tabii. O fazladan bir açık havada jandarma çavuşunun tazyiki altında olmayarak çalışacak. Ben her şeyi etrafıyla düşündüm. Seslen dedim.. kendisine iki kelime söyleyeyim. 20 Neden? Ben bir kere vatan hainiyim. çavuş diyorlar.. Nöbetçilere emir vermiş.. Razı olmazsa. On beş seneye mahkum bir katil. bir vatan hainine hiçbir şey getiremez... Fena olmaz mı? Çok rica ettim. Anahtarları ben mi alayım? Allah beterinden saklasın! Gardiyan dışarı fırladı.. ahlak dersini ben bu efendiden almayayım..... Büsbütün olmadı müdür bey.. Daha iyi. Rıfkı Çavuş’u al gel! Ben nöbetçiyim! Allah belanı versin. Müdür deminden beri içinde gizlice biriken öfkeyi bu fırsattan bilistifade bütün şiddetiyle boşalttı. Bizim dememiz o demek değil. Hemen kızarsın. bir ırz düşmanı. anlaşalım.. cezaevi karakoluna yeni geldiğinden. Sonra mahkumum. 264 [Kanlar [Koğuşu Müdür bey.. yiyecek derdi düşünmeyecek..... Benim için başkalarının düşünmesi eskiden beri sinirime dokunur: Hele Rıfkı Çavuş lütfen rejim düşmanı Murat’ı himayeden vazgeçsin.. Tözey ile Murat arasındaki ahbaplık bu iki şahıstan birisini lekelerse bu lekeden şüphesiz ben de26j \Kemal lahv ğil genel işletme evi kapitallerinden Tözey Hanım korkmalıdır. ben bunlardan mahrumum.... Bir çare bulayım demezsin. Şimdi ne yapacağız? Çavuş benden cevap istiyor.. Bizim Gardiyan Vahap’a da çavuş derlerdi. Kızı icabında hakaretle kovacaklar. Ona çavuş diyenin geçmişini geçeceğini.... Çaresi lütfen Rıfkı Çavuş’u buraya çağıralım. Şu halde.. “gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama. kumarbazsa şehir kumarhanelerinde zar yuvarlayacak.. dedi.. Estağfurullah. Git..” Bizde sen eşeklik mi ararsın? Estağfurullah. Estağfurullah. ayı! Elbette karakol çavuşunu.. Müddeiumumi muavini. eğer Elâlzizli Sadri Bey gibi oğlancı ise gulman peydahlayacak. bu cezasını asri cezaevleri sayesinde yedi buçuk yılda bitirecek. Gelen nöbetçi gardiyana: Şu çavuşu bana sesle.. arada sırada kerhaneye gidecek. Ben bu lütuftan mahrumum. Görülüyor. İyi amma biz vilayet merkezindeyiz. değil yanımıza gelen bir ahbabı. Vay canına! Bu fena işte. Hâlâ duruyor.. Tövbe yarabbi! Elin itine hâşa huzurunuzdan. Gelsin. Müddeiumumi muavini. cigara.. Ben ne halt edeyim yahu! Bu namussuzlarla ben nasıl vazife göreyim. ..... Yahut da Tunceli’deki emniyet karakollarından birisi. Ne bileyim beyim.. Sonra.

emniyet ve asayiş noktasından. Biz burada arkadaş arkadaş vazife göreceğiz. Hiç istemem başefendi. Siz daha yenisiniz de görmediniz. bir cinayet! Jandarmadan ben imdat isteyeceğimi.. müsaade edin.. Tabii benden çok evvel mektepten çıktı. kendimi koruyorum. Bu sizin düşünceniz. Ne nöbet defteri tamam. Nerdesin birader? Yook. Demirbaş defteri parça parça. Elde bir tane yok.. İdman yaptırın. Çavuş gür siyah kaşlarını azametle çattı: 26S ZKemıâ Tafur Karakol yüzüstü kalmış. Kumar oynadığımı duyarsa şıkır şıkır oynar. Hele esrar içtiğimi müjdeleseler ne yapacağım şaşırarak.. Rica ederim.. Tevekkeli beni yollamadılar. Gelmeyecek. Konferans verin.. ayrıca mahkemeye verirsiniz.... Bilcümle kuvvetlerin tazyikinden uzak bırakılmamızı kanun emrediyor. İçerde bir gürültü patlasa. Jandarma olmayıverse benim elim kolum tutulur. Şöyle geç. Bunları bir mektupla alay kumandanı Muhsin Bey’e de yazabilirim. Oturmayacağım müdür bey.Yabanın nerede laf anlamaz hayvanı varsa gardiyan yazmışlar... Vazife müşterektir. Lâhavla velâ kuvvete illâ billâ! istifa.. sen düzeltirsin. Siz dışardan biz içerden. Hele otur. İçeri giren çavuşu hürmetle karşıladı.. biz burada adliye vekaletinin şefkat ve himayesi altındayız. Görüyorsunuz ya. Bana ait her şeyi biraz bilirim başefendi. değil mi ya Murat Bey? Öyle!. Vazife müşterektir. yazmış bir adam. Böyle arkadaşlık olmaz. Bilhassa silahlı ve sopalı..... Bir emriniz mi vardı? Estağfurullah.” diye yazacaksınız! Bunu da nerden çıkardınız? Teessüf ederim. Malum ya. İftira ise daha iyi ya. Sen düzeltirsin başefendi. Tazyik mevzubahis değil ki.. Murat Bey mahpushanemizin en terbiyeli mahkumudur. Siyasi vaziyetim mi? Allah Allah! İşte bunu bir türlü anlayamıyorum. Fakat bizim Galatasaraylılar bir çeşit akraba sayılırlar. lakin yapılan teklifle mesuliyet arasında zerre kadar münasebet göremedim... Hükümet benim herhangi bir kadınla münasebetimden kuşkulanır mı? Belki kuşkulanır. Velhasıl bir de siz konuşunuz. Tabii bizi de mesul etmek istemez. Gelecektir... Sizce bir münasebet olmayabilir. hiçbir iş görmemiş.. Biz onunla aynı mektepte okuduk. Siz de kibarlık ederek müsaade edeceksiniz! 22 ... Ben gardiyanıma bir çavuş çağırtamıyorum. ne mahkum defteri tamam. Malum ya... Alay mülhakı Binbaşı Muhsin Bey “Oranın genel kumandanı sensin. Göreyim seni” dedi. Mahpuslar okuyacak. Biraz laflayalım yahu! Allah beterinden saklasın. Emniyet ve asayişle benim uzaktan yakından ilişkim olmaz efendim.. Ben karakol kumandanımı her zaman yanımda isterim. Okumuş. bir kavga. Ben de öyle ümit ederim.. Hükümet benim mesela Tö-zeyle meşgul olduğumu haber alırsa pek sevinir.... Sizi tabii tehdit etmiyorum.. Arada sırada beni ziyarete gelir. Böyle ehemmiyetli bir mevkiye sıra çavuşundan karakol komutanı yaparlarsa işte netice böyle olur.. Yanlış! Tamamıyla aksi. Bir de vekalet tamim yolluyor. Ben bu hususta kanun taraftarıyım.. Sabahleyin konuştuğumuzu Murat Bey’e söyledim.. Tedbiri ihtiyati... Bakalım biz nasıl düşünüyoruz? Nasıl düşünürseniz düşünün. Beni mesul 21 edecekler.. Dedi ki. Siyasi va266 ö(arûar üioğuşu ziyetiniz dolayısıyla. Şimdi derhal bir zabıt tutacağız! Baş tarafına “Tözey’in kurban etinden hisse verilmediği ve Tözey tarafından bir gece rakı içmeye davet edilmediğim için. Muhsin Bey ahbabımdır. Bizden evvelki arkadaş. İnfaz sistemi elhamdülillah. Tözey’in buraya gelmesi kimseye zararlı değildir.. fakat bizce vardır. iftirayı size yaraştıramadım. Emir ne demek. Bu benim için ayıp olur.. Buyur başefendi. ne mevkuf defteri tamam. Dört iskemle görünüyor. Lahavle.

Etmeyeceğim.. Murat’ın avukatlığına hayran kalmıştı.. Muhakkak öyle... Keyfi mahkum etmişler... Ali Kemal de okumuştu. Durun. telaşlanmayın. gittikçe içinden çıkılmaz bir hale geldiğini sandığı konuşmanın böyle birdenbire tatlıya baglanıvermesinden o kadar şaşırmıştı ki iki kere üst üste “Allah beterinden saklasın!” dedi. Müdür. Vallaha haklısınız Murat Bey. ben size anlaşı268 öiariar L7Coğu$u rız demedim mi? Neden anlaşamayacakmışız? Ne güzel bir oğlunuz var başefendi. Bunlar Jandarma Genel Komutanlığını ilgilendirecek şeyler olmasa gerek.. Estağfurullah başefendi.. Bu sebeple somurtmak size hiç yaraşmıyor. sizi nihayet güldürdüm.. bir sıktılar. Adı da galiba Cengiz.. Müdüre döndü. birkaçı henüz çocuk. Bu ne demek!... Bir suç işlememiş ki. Okumayı bir tarafa bırakın. Nihayet Müdür bey.. Başçavuş bir şey hatırlamak isteyerek gözlerini kırpıştırdı: Yavuz meselesi. Bu da bugünkü kanlı dünyada yapılmakta olan işlerin en asillerinden. Sefer’e üç tane kahve yapmasını söyleyip geri geldiği zaman başçavuşla kırk yıllık ahbap imişler gibi bakıştılar... Biz Türkler malum ya misafirperverizdir... İyi ama Türklüğü bu işe neden karıştırıyorsunuz? Her lafa onu karıştırmak modadır da onun için. Siz en üst makamlara bile pervasızca dil uzatıyorsunuz... Şu halde orospuluktan dem vururken bile bu bedbaht kelimeyi kullanacağız.. Lakin mutlaka mecbur olursam ona sizi nasıl şikayet edebilirim? Bütün bunlar bir orospu için mi? Siz okumuş bir efendisiniz.. Tözey bu kapıdan içeriye beni görmek için girer girmez artık orospu değildir ki. Sevgili milletimizin bütün iyi insanları gibi siz de iyi yüreklisiniz. Yavuz gemisinde nallamışlar bunları. 23 çekmecelerimizi aradılar. ya pezevenk.. Tözey orospuluk etmeye gelmiyor ki. Çünkü evrakını okudum. Orospuya orospuluğa gelince. On iki kişi. Tözey mi orospudur. Ne yapalım. Üçü de gülümsüyordu. Keyfi. Benim öyle bir oğlum olsa Tözey’le. çocuklarımızı öldürmeye kasteden tüccar ve onun nüfuzlu ortağı mı orospu? Orospuluğa gelince.. Kendisi şahsen bir şey kazanmış gibi memnun olmuş... saati sormak için bile meşgul olmazdım. Olmaz. Hem de anlamak için dikkatle okudum.. Murat. Allah beterinden saklasın... Hem azizim. Ben vaziyeti hulâsa ediyorum..Deniz üzerinde basmışlar cezayı. Kendisince merhamete layık gördüğü bir zavallıya teselli vermeye geliyor. Böyle müdürlük olur mu? Müdür.. Hâşâ. Sonra aylar geçtikçe Rıfkı Çavuş’un hakikaten mert ve mertliği sever bir adam olduğunu herkes anladı.. Şeyhi şeyh eden mürittir demişler. Şimdi anladım... oturun. Rifat Mataracı Paşa’ya gıyabî hürmetim var. Hiçbir şey anlayamadım. Hele şimdi oturun birer cigara içelim.. Nâzım Hikmet de vardı galiba! 26g .. Rıza Nur da okumuştu. en namuslularından biri sayılır... Ben bu iki kelimeyi de size karşı kullanmadım. Kaç kişi idiniz bakalım? İkisi kadın. Hem de karada değil. “Birer kahve yapsınlar” bile de-miyorsun. Niçin canım? Ne tuhaf şey! Bir kerhane kızının sevdiği bir erkeğin yanma gelip gitmesi sizi vazife olarak nasıl alakadar 267 I IKemal Takır I edermiş? Buna ya kerhaneci karışır. Çok şükür. beni utandırdınız. Halbuki bu yalnız Murat’ın marifeti değildi. Üstümüzü başımızı.... Bizi bir sıktı-lar.. Sanki biz başka bir devletin idaresinde bir ekalliyet imişiz de istiklal istiyormuşuz gibi. Mahsustan ve zorla somurtuyorsunuz. Benim şerefli misafirimdir. Sizin yüzünüzden biz de sıkıntı çektik beyim. yoksa ihtikar yaparak milleti soyan. Biz o zaman mektepdey-pk.. Bu herifi gördün mü çavuş? Bu herifi işte bu şeytanlığı yüzünden hapsettiler. çantalarımızı.

hükümet meydanında vuracağım!” diye yemin etti. Delikanlı tabancayı alıp cebine soktu. Derhal. ah kafa! Tözey’e ricaya gitmek vardı. müddeiumumi muavini beyin yakasını topatladı. Eskiden üç sene evvel.. O sıralarda bu bilezik ancak elli lira ediyordu. hamt olsun.. Günün birinde Tözey’in öteki dostu. Tözey’le beraber seyahate çıktılar. Kız neden sonra bileziğin düştüğünü fark etti.. İnanmazsanız müdüre soralım. müddeiumumi muavini 270 [Karılar !7Coöu$u beyi Tözey’in odasında bastırdı...” deyip çıktı.DCemal Tafur Kızsız düğün mü olur? Nâzım da vardı. Çalgılı kahveden sarhoş dönerlerken Tözey bileziğini düşürdü. Burada pencereden bakmak. Müdüre su verdi. bu da orospu. Bu idam hükmünü bir şartla geri alacaktı.. Ben on beş senedir. Değil mi? Burada bir jandarma yüzbaşısı yattı. “Seni yarın sabah namussuzum.. Güzel delikanlıdır. Sayın müddeiumumi muavini bey tabancasını teslim ederse. Sen de orospu imişsin yavrum! İbne imişsin!” Tüh Allah belanı versin! Bu nasıl erkek?. Buraya taşındığı zaman. İşin doğrusu da buydu.. Murtaza Bey bir zamanlar Tözey’in dostu idi..” dedi.. . Bu Malatya şehrinde bir aralık öyle bir hal olmuş ki adliye dalavereleri Tözey’in kerhanedeki odasında cereyan edermiş ve herkes oraya iltimasa gidermiş.. Yakasını toparladı.. Tözey bileziği koluna taktı. şarkı söylemek memnuydu.. hiç olmazsa Malatya adliyecileri için basit bir orospu sayılmamalıdır. Müddeiumumi muavini bey bir ay izin aldı. Üç seneye mahkumdu. Gecelerden bir gece. İki sene aynı odada oturduk. Allah beterinden saklasın. Fidan gibi. mangal yakmak. Ben ne bilirim. Ben Tözey’i başefendiye anlatacağım ki gelip gittikçe hürmette kusur etmesin.. İyi de etmişler. İki sen “Ah kafa.. Nihayet Tözey ağlamaya başladı.” diyerek başını yumrukladı. gitti. Sabık müddeiumumi muavini Murtaza Bey’i bilirsiniz. Değil mi Müdür bey? Neden?.. Polise gitmeye karar verdi. Murtaza Bey tabancasını belinden çekip zabite teslim etti.. Tözey Hanım bir zaman Malatya’da resmen müddeiumumi muavinliği yapmıyor mu idi? Yahu her şeyden de haberi var! Seni tevekkeli on beş seneye mahkum etmemişler. Yüzüne dikkatle baktı. Tövbe yarabbi! Sahi mi müdür bey? Müdür bey. Nihayet başka çare kalmayınca Murtaza Bey demin Tözey’den gizli yerden alıp sakladığı bileziği geri verdi. Orasını sormuyoruz. Gene yalnız kaldıkları zaman Murat anlatmaya başladı: Tözey. şimdi avukatlık yapıyor. müdür bey de şahit. duyduğuma göre hemşeri imişsiniz. müdür beyi. Kepazelik. Sefer kahveleri getirdi. Yalanım varsa yüzüme çarp! Yalan yoksa lafımı kesme.. Biliyorum. kendi felaketi konuşuluyor gibi başını kederle salladı. Sonra kahkahayla güldü: “Vahap doğru söylemiş. müddeiumumi namına Murtaza Bey teftiş ediyordu. yarım saat kadar aradılar. Herifi elektrik fenerinin altına sürükledi. Bu karar üzerine müddeiumumi muavini bey. Tamam... Yaman bir erkek!. “Çıkar deyyus! Çıkar menteşemi!” diye avazı çıktığı kadar bağırdı. Ankara’da bir müddet eğlendiler. sen de orospusun.. yarım ağızla “Ben sana yenisini alırım. “Artık keyfinize bakın. Murat gülümseyerek devam etti: Vaka Malatya’da şayi olunca meseleyi unutturmak icap etti. Benden öğrenin. cezaevi camide 271 \Kemal TJjJıir 24 idi. Bunu işittiniz mi? Hayır. Gece yarısı asfaltı iki büklüm.. harama tenezzül etmedim. Murtaza Bey de o dakika kurnazlık yapmakta olduğu için kadm işi fark etti. Tözey zeki değildir de kurnazdır.

ödeme emrine vaktinde itiraz edip mevcut mallarını veya dünya üzerinde dikili ağacı bulunmadığım üç gün. mahpusların bağrışmaları arasında. mağlubiyeti kabul etmek istemediği üç gün sonra “kemal-i rezaletle” anlaşıldı. Hacı Abdullah’ın cinayeti Cumhuriyet bayramı gecesi işlendiğinden.. yahut da kanun bilmez borçlular. Yapılan tahkikat istidada yazılanların doğruluğunu meydana koydu. İlk ciddi direnme hadisesi de maalesef Hacı Abdullah’ın başına gelerek. cezaevine geldiği sırada. Murtaza Bey. Murtaza Bey’i bir temiz dövdü. Tözey el altından mahpuslara cevap yolladı. İstifasına bir mühim sebep de buymuş derler. Ağır cezalı bir adama sevdalanmak. tahliye tarihi 29 Teşrinievvel günü öğle üzeri -saat on iki. Eğer sıkışık bir sırada.Pencereden bir mahpusun kafası göründü mü jandarma ateş ediyordu. yahut ihmalci. Binaenaleyh. Çünkü böyle saatle tahliye vuku bulmuş bir hadise değildi. mühim veya şüpheli noktanın tetkik ve tahkiki de o dakika için imkansızsa. Tözey’le beraber faytonla köşeyi döndü. icra kanunu mucibince.. Yani tam sırasıydı. Değil mi bay direktör? Müdür bey başıyla tasdik etti. Murat ciddileşti. kendisini icabında tekrar bulup şüpheli cezayı yatırmak şartıyla bırakmak . “Kirli çamaşırlarınızı orta yerde yıkayınız!” diyen büyük nasihati tutabilmek için bir miktar mahpusta yatmak muhakkak lazımdı. Tözey’e acıklı bir mektup yazdı. yahut tevkif edildikten sonra tahliyesine karar 25 verdilerse. Mektup Ankara’ya kadar devam eden balayı seyahatinin dönüşüne rastlamıştı. Hacı Abdullah da.. mal beyanından bir gün hapse mahkum edilen unut274 [Kartlar [Koğuşu kan. Mahpuslar. Tözey böyle istiyor. Bu karar. başgardiyan da hiç ehemmiyet vermemişlerdi. 27? 10 Murat’ın her şeyin düzelip. çıplak insanlardan olmanın rahatlığı aynı zamanda ve şiddetle hissetti. el çantasıyle. Bütün bu uzun laflarla kendisini müdafaa etmekte olduğunu sezerek birdenbire sustu. 272 öiarûar üiağuşu Murat. elhamdülillah idrak etmiş. Başçavuş yalnız içini çekmişti. bir hafta içinde beyan etmediklerinden münasip bir sıralarında -ekseriya cumartesi günü akşamıiçeri alınarak pazar sabahı bırakılırlardı. araya tatil girdiği için tevkif müzekkeresi üç gün sonra kesilmişti. başarmak başka! Biçarenin giriştiği bu iş. ben şimdi sayın cumhuriyet müddeiumumisi muavinlerinden birisinin mutallakasıyle münasebete girmiş bulunuyorum. kendisi jandarma nezaretinde hastaneye kaldırılmış olduğu. Birkaç hafta içinde usanacaktır. “Pazar günü. Mahpus başka çare bulamadı. Bu da benim gibi bir mahpus parçası için şerefli bir. Murat da. Fakat akıl ermez bir hesapla 28 Teşrinievvel gecesi başlayan mevkufiyetin on iki yıl sonraya rastlayan 28 Teşrinievvel gecesi bitmesi lazım iken.” dedi. ona yardım etmek hoşuna gidiyor.. Ekseriya ceza müddetleri gün olarak akşamdan sabaha kadar hesaplanır. ufak tefek işlere bakan bir adam bırakılacaksa. cezalandıktan. başta müdür bey olduğu halde. muayyen saatte vurulmak pahasına pencerelere üşüştüler. dünyanın iyi olacağı hakkındaki iyimser kanaati hilafına başçavuşun. Müdürler ve başgardiyanlar bundan pek korkarlardı. Muavinin emri böyleydi. tevkif müzekkeresi olmadığı halde. beş gün. Görürsünüz.. Malatya mahpushanesinde unutulmaz bir hatıra bıraktı. Mahpushane idarelerinin en korktukları mesele tahliyeyi geciktirmekti. delikanlının hiç ummadığı bir sırada birdenbire azdı ve Tözey. Ama idrak etmek başka şey. merak etmeyin! Dünya iyi olacak diye gülümsedi. istidanın arkasında.. pencerede bekleyin. bilhassa. veya cezası biterse kendisini bir saat fazla tutmak. icabında.olarak tespit edildi. hür insanın hürriyetini tahdit maksadıyla altı ay hapis cezasını müstelzim dehşetli bir suçtu. Şerefli şerefsiz böyle bir münasebetin ne lüzumu vardı? Hiç. Günahı diyenlerin boynuna. tevkifi o tarihten sayılmak lazım geldiği halde. binaenaleyh. orospuların hakkından gelecekleri marifet değil... İstasyondan beri devam eden manasız bir çekişme. Her şey düzelecek. Bu hakkı bir istida ile aradılar. ikindi üzeri alın gözünüzden. aylarca polis zindanlarında işkence altında süründürülen vatandaşın. bunun insanca bir şey olduğunu.

Çıkmam. hem de kendisinin başını derde salacağını ileri sürerek bu vaadini geri almış. bir iş tutmalısın. Mesela geçenlerde Tahsildar Dursun Efendi. On dakika içinde tahliye saatini sekiz olarak tespit ettiklerine Murat’la Hacı pişman oldular. dosta düşmana karşı. Sefer sırtlayıp kapı dibine indirmişti. İstanbullu oğlunu görmek ayn şey!) Dengi. başka bir işten tevkifli olduğu halde. Hacı Abdullah üç gündür Murat’ın odasında misafirdi. vatana ve millete hediye etmek fırsatı mahpuslar arasında söylenip duruyordu. ömründe ilk defa giydiği pantolonun içinde. Hacı’yı da usandırmıştı... Ve üç gün süren bu misafirlik Murat’ı da. Konuşacak bir laf bulamıyorlardı. Hacı Abdullah’ı sabah namazından evvel hamama bırakacağını yeminle temin eden başgardiyan filhakika ağzını birdenbire değiştirmiş. a. Ona göre yatak dengi saat yedide sarılmalıydı. rakı içmek yok! Yok Murat Bey. ‘Bu nedir?’ diye bağırırsın. nur topu gibi bir oğlanı. insanoğlu istikbali 275 ÜKonal utku keşfedemediğinden ve bilhassa mahpushane karakol komutanı gedikli başçavuşu Rıfkı Efendi’nin neler hazırladığını sezemedi-ginden. Sefer. aynı cevapları alıyordu: Bak Hacı.. On iki senede düşman tarafı ölen oğlunun acısını çoktan unutmuştur ama. on iki seneyi günü gününe yatan Hacı Abdullah’ın tahliye zamanını da. mahpushanede. Rakıyı ne yapacağım? Hani içersen evde içeceksin. herif sen benim başıma geri kalan üç ayı mı kakıyorsun?’ derse.” derler. Silahsız da bulunma. bir işten beraat etmiş.. iki saat sonra kağıt getirilince. İbrahim senelerden beri arkadaşlarına söz açıldıkça şart ediyordu: Hacıyı gelin getirir gibi. Bu iki saatlik müddet içinde Dursun Efendi’nin mutlaka. Ekseriya da bu böyle oluyordu. birkaç zaman dikkatli davranacaksın. Alayın tam saat sekizde mahpushane kapısında olacağını bir akşam evvel kararlaştırdı... Tövbe. Davranırım. “Daha bir gün geleceksin. Hacı Abdullah.. görürsün” diye gülüşüyorlardı. her adımda paçalarına bakarak apışarasım yokluyordu. odada yatanları çoktan uyanmış buldu. (Tabii. Tahliye tarihlerini iki gün kalana kadar. Binaenaleyh. O da boynunu büker: ‘Ne olmuş? Geçen ay bir. Halbuki sen. senin tahliyen yaralarını kurcalar. “On iki sene yattı da adam olmadı. Gelecek ay bir. Sefer saat altıda geldi. bir şey bırakması felaketin felaketi olacaktı. tüccarın gözüne girmeli. Hacı Abdullah verdiği and üzerine bütün çekmeceleri. hazret tekrar cezaevine alınmıştı. öteki ay iki.. Evde de içmem. Murat mütemadiyen şunları tekrarlıyor. evvelki ay iki. İçeceksen evde içeceksin. düşman sahibi olan Hacı’nm Allah göstermesin bir kazaya kurban giderek hem onun. hayatın tehlikeye düşmedikçe silahını da kullanma. bu da etti altı.. Karı Bey’in kanaatine göre. 26 Sokakta ne işim var. mahpusun. tevkif müzekkeresinin sehven daireye gönderilmesi yüzünden salıverilmiş. Silaha el mi sürülür? Bir de kerhaneye gitmeyeceksin. İçtikten sonra taş çatlasa sokağa çıkmayacaksın. Şakacı dostlar.. Çıkmayacaksın. En iyisi saat sekize doğru çıkmaktı. Daha ileri giden. Kerhaneye gidilir mi? .” demek yüreğine indirecekti. İbrahim’e böylece haber yollandı. dolapları. Yatak altı buçukta kilime sarılmış. “Dursun Efendi altı ay sonra bir yavru çıkıverme-lü Hanım yengeyi tabii yakasından tutarsın. 276 \Kaxiax [Koğuşu kendisini çıplak hissederek şaşkın şaşkın volta vuruyor. davul zurna ile çıkaracaktı. masa altlarım gözden geçirerek kendisine ait bir iğne bile bırakmadığına çoktan emin olmuştu.ceza görmemek için tutulacak biricik yoldu. ne zarar? Hacı da hamama gitmek taraftarı değildi. etti üç. sahibini çeker ayağına getirirdi. On iki sene dile kolay: “Nereye Kan Bey?” “Mahpusa şahım!” sözlerinden usanmıştı. Çünkü mal. Hacı’yla Murat kendi başlanna keyiflerince tayin etmişlerdi. Sen düşman sahibi bir adamsın. artık esnafın. Tutarım.

On beş gün içinde bir yabancı karı ile ziyarete gelmek.. Hacı Abdullah istemedi. Pek rahatsızdı. Bahşiş için değil Hacı. Sefer’i son defa kucakladı. Getireceğim. söze tersinden başlayarak.. Aç bakalım ağa. Dün gece koğuşlarla vedalaşmayı doğru dürüst yapmamışlardı.. Fabrika açıldı açılalı. biz o kadar görgüsüz değiliz.. Aynaya baktılar. Faydasız bir şey. kavga edip polis dairesini boylasın! Yapar mı yapar! Delidir. Abdullah’ın üstüne yürüdü.. Karşı karşıya oturdular. Ayrıca anahtar bahşişi hazır. Karı Bey neden gelmiyor? Hepsinin alacakları olsun. Görürüz.. Nöbetçi gardiyanı Durmuş... Bakkal Abu.¦. nihayet boğazına kravat bağlamaya işte bu uyku sersemliğinin verdiği an şiddetle muvaffak olabildi. Bu sefer. Öyleyse. Malum ya biz İstanbullular muhallebi çocuğuyuz! Sözün burasında. Karı Bey gelmeliydi. Artık beklemek geçtiği için telaş ve sinir kalmamıştı. Her kamyon veya otobüs geçişinde susup kulak veriyorlardı. geç yattıkları.. kerhaneye gitmemek ve rakı içmemek meselesi konuşuldu... Murat muhallebi istedi.”i çaldırmıştı.. bir kilo üzüm getirdi. elini burnundan çekmesi ihtar edildiğinden canı sıkılmıştı. İbrahim davul zurna arıyor! Gördün mü. tren geldi geleli dünya karı dolu. Gülüştüler. karşılıklı saatlerine bakıyorlar. sen ziyafete hazır ol. Getiremedin mi ziyafete hazır ol.. Bir eve gitseydi. köşe basma gelinceye kadar susmuş. Saatler yediye on var! Cigaralar hiç söndürülmeden yanıyor... Biliyorsun. Üzümün de en iyisini getirmiş. Birden ayağa kalktılar. Pekala! İbrahim’e ne olmuştu efendim? Ölmüş mü 278 [Kanlar LKoğuşu bu herif? Sekiz. “Olmadı!.. Dur. Artık hükmün kalmadı. Kendisine sabahtan beri belki on kere burnunu karıştırmaması. yediye yirmi kalada kazık kaktığına şaşıyorlardı. silah taşımak ve kullanmak. çay ister misin? diye sordu. Murat üçüncü defa.. Açmam. seni de kurtarsın bey! Eksik olma Hacı! Haydi aldırma. sus birader!” Davul zurna... İşte yok! İster misin dün gece İbrahim namussuzu.. Yular boğazını sanki zorluyor.. Murat. On beş gün içinde bir tane yakalayıp beraberce ziyarete getireceksin. Sen kaybedeceksin. erken kalktıkları için bekleyişin sıkıntısından başka bir de yorgunluk hissetmeye başlamıştı. bilmeyerek saat sekizde gelin demişlerdi. keyif ile rakının başına otursun da bir yerde sızsın.. Baklava isterim. Hacı Abdullah.. şüphesiz şimdi vaktin nasıl geçtiğim fark bile etmeyeceklerdi. üst üste esniyordu.. Ben de muhallebi isterim. Tamam!. bu cenabet pantolon nerdeyse patlayacak gibi kımıldamasına meydan vermiyordu.. Akşamdan Şefika’nm kardeşi Hasan’a haber yollanacaktı.. Hacı Abdullah’ın tahliyesi şerefine bu sabah dükkanı erken açmış. Sefer.. 277 LKemal uırnr Ben hazırım ama. sarılıp öpüştüler... Malum ya biz İstanbullular muhallebi çocuğuyuz dedikten sonra. Bugün Cumhuriyet bayramı! Eyvah! Bugün davul zurna bulmak meseledir. Kusura bakma! . cezaevinin sokağına sapınca birdenbire “Ey gaziler.Zaten bahsimiz var. Sekiz Allahm emri mi yahu! Adam yarım saat evvel davranır. Hacı Abdullah’ın bütün itirazlarına rağmen. Saat sekize on kala. Ulan. soyunup yatacaktı.. Daha beteri. yok. Fakat saat ancak yediyi çeyrek geçebildi. Açmam Hacı! Yağma yok Durmuş. zamanın bir türlü yürümeyişine. Haydi kendileri mahpustular.. 27 Allah bizi kurtardı. Eğer bu işi sabaha bırakmış olsalardı. Uyku gözlerinden akıyor.. Merdiveni ağır ağır indiler.

Verdirenin de. Nerdeyse gelirdi. Düşünmeyen bakışlarla. Allah bu dünyanın belasını versin! Sen haklısın bey.. başlarını sallayarak kaldırımda tepmiyorlardı. yeniden bir iki buçuk liralık banknot çıkarıp demirlerin arasından Derviş Abdullah’a uzattı: Haydi arslanım! Ver emaneti beklemeyelim..... Elinin bir işaretiyle. sonra sinirli ve alkolik insanların kelime buldurmayan... Siz toptan rezil heriflermişsiniz... Murat araya girdi: Hele dur bakalım. kardeşinin anlattığı meseleden hiçbir şey anlayamadı... Hacı Abdullah’ın yüzüne gülümseyerek . demirleri tutmuş içeri bakıyor. vurunca yere geçiririm. On iki ha. başına bir şey alıvermiş kadınlarla hatırı sayılır bir kalabalık arabaları çevirmişti. Daha neler işitec-giz. Eğlenmiyorum. dışardaki kalabalığı. Dört fayton tutmuştu. Düğün alayı gibi. İçerde benim ne işim var?. vay avradını. şu 28 anda ancak iki adımlık mesafe vardı. Durgunluğu bahşiş meselesi zanneden İbrahim gardiyanlara ve başgardiyana bahşişlerini dün akşam gönderdiği halde.. vay imanını. Bağırma. bu bahşişle Hacı Abdullah’ı salıvermemek arasındaki tersliğe zerre kadar aldırmadan paraya uzanmıştı ki Hacı. Ulan eğleniyor musun? Tam sırasını buldun.... Zurnacı zurnanın ağzını mahpushaneye doğru kaldırdıkça “Ey gaziler” havası beton duvarlara çarparak birkaç misli kavvetleniyor.. Ulan siz delirdiniz mi? Nerde müdür.. bir bora şiddetiyle kapıdan içeri hücum edip Murat’ın öfkeden sade kan kesilmiş yüreğini titretiyordu. Kaçtaymış? On ikide. Nerde müdür? Ner-de müdür olacak namussuz? Müdür henüz gelmemişti.. Bunların dördü de ağzına kadar kadın ve çocuklarla doluydu. Vay.... Sanki birdenbire çöktü. 280 [Kanlar LKoğuşu Derviş.. senelerce... Cümle kapısının dört köşe demirleri.... Kolları yanma sallandı.. Sineklere sinirlenen bir beygir gibi... Derviş Abdullah. Davulcu Hasan’la 281 [Kemal Tahir zurnacı yere oturmuşlardı. ibrahim evvela.. Vay anasını.. Müdür nerdeyse gelir. gürültüden konuşulanları işitmediği için gözlerini yaşartan bir sevinçle gülümsüyordu. Murat. Murat’ı utandırarak insanların yüzüne ayrı ayrı baktı. Jandarmalar. On iki ne demek?. gece çalışan ameleler. Başgardiyan nerde? Ulan geçmişi boklular.. Emir böyle. Haberin yok.. Doğrusu bu. Emri tekrar ettiler. tekrarlıyordu: Açayım mı ibrahim Efendi? Açayım da içeri gir. Sen haklı imişsin!” Murat kendisim topladı. Vay dinini.. “Bunda niçin peşrev olmaz? Peşrev olmaz da ondan.. Garip Çingene’ye gümüşlü zurnayı neden layık görmezler? Görmezler işte. düzeltiriz.. Bir müddet gözlerini kırpıştırdı. Bırak parayı Derviş.. arslan gibi atıldı: Ne veriyorsun?. eline değip geri çekilen iki buçukluktan ümidim tamamıyla kesmemiş olacak ki anahtarı kilide sokup birisine meydan okur gibi. Kapının önünde davul zuma kıyameti koparıyor.. Yahu! Bu nasıl emir. “Ey gaziler”i susturdu.. küfür ettirmeyen müthiş öfkesine kapıldı: On iki.. ibrahim... basma parçalarıyla süslenmiş atlar. Murat’ın yüreğini sıkıntıdan patlatacak kadar çarpık çurpuktu.. Zurna.. Bundan başka... -iki kardeş arasında... Haberin var mı senin. üzerinde gezen parmakların kirinden simsiyahtı.. Bu emri verenin de. Ben bir daha bu kapıdan geçer miyim? Müthiş bir çaresizliğe kapılmıştı. başını şiddetle salladı. mahpusane civarında oturanlar da davul sesine koşuyorlardı.279 IKemal Takvr Ya ne için? Tahliyen saat on ikideymiş. bir an. büyük bir dürbünün tersinden görür gibi oldu...dışarısı ile içerisini insan kudretini ümitsizlikten öldürecek kadar ayırmakta idi. Davulun kasnağı.. Parayı bırak....

4320’yi de dörde zarp edip üstüne ekleyelim... Cevap meydana çıkıyor.. Sen meraklanma. Meseleyi duyunca kahkahalarla gülmeye başladı: Olur şey değil beyim. yetiş imdada yetiş! Araba dörtnala sokağa girdi. Kulak verme. Bilmeseler burada olmazlar mı? Bize bu düşmanlığı neden yapsınlar beyim? Hacı’nın mavi gözleri yaşarmıştı. 28} ZKaruâ Tahir Sen ne diyorsun bakkal başı? Herifler on iki senede üç saat caba vermiyorlar. Yuvarlak hesap 17000 saat. bir korkulukla kapalı tutuyoruz.... dükkanı açmayı yarım bırakarak kapıya yaklaştı. Seyre gelmiş jandarmalardan birisi.. “Oğlan adın İsmail” hesabı bir şarkı! Bunu defterine yazmadın mı? 29 Yazdım ama yazmasam da unutulur gibi değil. İşte geldi Abu Efendi! Arabaya binmiş.. Pekala beyim.. Kaç saat tutar?. Murat ona bir cigara verdi: Kurban eti meselesi. Bu Hacı Abdullah çıksın. Olmamak elde mi?” Kalemini çıkardı.. Böyle facia olurdu. Sen peygamber olacak bir adamsın. “12 sene.. 1440.. Diğer iki arabayı dolduran kadınlar.. Demin şu halde. 282 \Karûar Ü/Coğuşu Mahkemenin verdiği on iki seneyi beğenmemişler de. şarkı olacağız. Erken bıraktırırsan hakkında zabıt tutarım... Ben şaştım. Hem de haklı. Görürsünüz. Yemekler hep soğuyacak... bir şeyler yapardım yahu! Hey yerleri gökleri yaratan. sizin müdür yalvardı. Sövüyordu. telaşından müdürün evde olduğu halde “yok” dediğini anlamıştı.. Dur aklıma bir şey geldi. Başçavuşu çağıralım..... Hacı’nın kardeşi ricaya gitti.. örtülerinin arkasında.. Domuzun başı bizimki. gözleri ağlamaktan kıpkırmızı. 288. başgardiyan yalvardı.. Müdür de. Mikrofon sesleri şuurdan geçiyor. İstanbullu gülerek.. ben bir an deli oldum.. Ne yapacağız bey?. Neden? Bu görülmüş bir rezillik değil.. on beş saat müddeiumumilikte ilave etmişler. dün gece vurdum. Duydun mu? Tamam.baktı. biz şimdi üç saati arıyoruz! Molyer hasisliğin bu derecesini asla düşünmemiştir... “Bu nasıl bir kafa fonsikyonu? İnsan lafı duyuyor.. Yüz bin saatte demek ki yüz bin küsur saatte. İbrahim nerede? Küçük Mediha. Aziz Onbaşı yalvardı. Bizi arabadan indirdi de bir sürü misafir geliyor. 4280. Düşündüklerini ağır ağır yazmaya başladı.” demişler. Bir de af çıkarsınlar.. Bir saat dişinizi sıkın.. 1440 daha 388... konuşma kabiliyeti arasında demek ki bir kestirme yol var. sabırlı ve telaşsız bekliyorlardı. Karının.. size mutlak af verirler. Bakkal Abu. Tözey meselesi.. 624 hafta. İbrahim yere atladı.. tövbe yarabbi... bayramlıklarını giymiş. kapının yanında duruyordu: Babam... Dün gece eve giderken koğuş nöbetçisine tembih etmiş “Hacı saat 12’de çıkıyor.. 43200 saat daha 86400 saat. hâşâ sümme hâşâ...... Her tarafı dolunca ara yerlerine daha büyük harflerle ismini yazıyordu.. Hani Allah? Ben Allah olsam.. öfkeyle başını salladı: Bırak beyim..” Kağıdın boş yerlerine büyük büyük imzalarını attı. 4380 gün. Ama biz bu yolu. piyes komedi olmazdı ki. müdüre gitti.. Kendi içinden Hacı’nın son sözlerini düşünmeden tekrarlamıştı. Kulakla. Allah Allah! Ben on iki sene evvel. Biz bu gidişle. 144 ay. Saati gelmedikçe bırakmıyor. Yoksa. dedi. Olmaz öyle şey. Hacı Abdullah şaşırmıştı: Bizden ne istiyor? diye sordu. 4320 saat... anlamadan tekrar ediyor. “Geçme namert köprüsünden ko aparsm su seni. .. sergardiyan da meseleyi biliyorlardı.. Ben ondan bu acıyı alırım. Bu onda keder alametiydi. Bak bütün uğursuzluk bu Hacı Abdullah’ta beyim....” demiş. 1440.

kim bilir kaç çocuk sahibi oldular? Mahallelerde yeni evler yapılmıştır. onu dükkana götürdü. Nihayet. Çocuklar çığrıştılar. Arslan gibi delikanlısın.. Tözey’e yalvarırız. kavat namussuzu Şaroglu’nun kızını getireceğini vaat etmişti. Şimdi sözüme gelorhan kemal – karılar koğuşu www. Garipler bize bakmıyor. Bir gün Eplemeliyi . dükkancılar. Doğru bir söz. Bak ben ne düşündüm. pekala kolayca kaptıracak bir adam olduğunu anlamıştı: Öyleyse.. en kepaze üç saatlerinden biri olarak. kurtulduğu için Hacı namına zerre kadar sevinemiyordu. Bekçiler.sürüklene sürüklene geçti. kapıya kadar gelmeye utanmış gibi uzaktan Gardiyan Derviş Abdullah’a bağırdı: Vakit tamam! Koyuver gitsin! Hacı Abdullah’la İstanbullu isteksiz isteksiz kucaklaştılar. böylece. Benim içimi bir korku kaplamış beyim. Sözlerine inanılırsa Hacı parasını vurduracak adam değildi. Hacı sanki kendisini her an yora284 jiariar ZKofrışa cak. tek başına. Davul zurna baştaki arabaya yerleşerek “Ey gaziler”i yeniden tutturdu. Muhallebiyi pazara isterim. lakin gel gelelim.com enginel 130 286 Öitırûar öioğuşu din mi? Sen bu pencerelerden bakarken her geçen kızı kötü belliyordun. Evlenmek meselesi ne alemde? Karı Bey’i evde kim görüyor? İşi gücü dünür gezmek. Her gelişte Tözey’i de orada gördüğü için gizlice kerhaneye gitmeyi de doğru bulmamıştı. On yaşındaki sümüklü kızlar.. bu üç saati de unutmuş olduğunu meydana çıkaran bir hareketle faytonun körüğünü arkaya attı... üzecek.. Beş yaşındaki bebeklerin on yedi yaşma girdikleri bir acayip dünya!.cizgiliforum.... Ben ne halt edeceğim. Hacı Abdullah.. değişti. Kapıya doğru ellerini salladı: Eyvallah beyim! Güle güle Hacı! Burada kaldığı için kendi namına hiçbir keder duymuyor.Abu. iki kere sinemaya gittim. Mahpuslar için ömür uzun sürermiş... Bu üç saat. Şimdi bir de hastalanırsan.. bunu öğrenmenin derdine derman olacağı yoktu. Hacı Abdullah. Fasılasız on iki sene hapis yatmak. içerde ve dışarda bekleyenlerin zıtlarına basmak istiyormuş gibi ağır ağır -daha doğrusu.. bir iki kavat da bulmuş. Kerhaneye müsaade edemem. Nihayet karakolun koğuş nöbetiçisi. dünyanın en hazin. Aman. fabrikada çalışan kadınların ilk işarette.... ümitsiz ve silahsız karışıp gitmişti.. Yüzüme yalvarır gibi bakma... Hastalık mı? Sesini alçaktı... Bizi hitamında evlendirecekler.. 28$ 11 Hacı Abdullah kaybettiği bahsi. ancak iki ziyaret günü saklayabildi. Gerdek gecesi rezil olmayı ne yapalım? Aklına böyle şeyleri getirmeyeceksin.. Yerlilerin gariplere uyanları korkuyor mu nedir? Hakları var.. İnsan böyle söyleye söyleye kendisini körletir.. Hani şu Abdurrahim’in yaraladığı dünya güzelini. on iki seneyi de.. bir şey düşüneceğim. Muhallebi kolay. Orada iki erkek. bindikten sonra. muhakkak ki yaşma göre iki misli yaşamış gibi şaşırtıcı bir şeyler hissedecektir. Anlattığına göre. öyle bir bela idi ki savuşturmak bile artık kurtuluş sayılmazdı..... birkaç lira da kaptırmıştı.. Acımdan öleceğim. Meraklanma. asıl böyle bir lafa kandığı için Hacı’nın parasını kaptırmayacak değil. Murat. ölü başında bekler gibi ağır bir kederle rakı içmeye giriştiler. avlu çitlerinin kenarına yatıvermedikleri-ni öğrenmişti ama.. Adam kısmı ölümü görünce hastalığa razı oluyor. son derece yabancı hatta düşman bir kalabalığın içine.. Fukaraların günahına girmişiz beyim. Bana bir akıl öğretmeli.

. Zaten ölür beyim. Valla-ha bu sefer Karı Bey buraya uğrar mı? Haydi bakalım.Doğru. Yapma beyim. Hacı Abdullah elini burnundan çekti: Karı kısmında akıl mı olurmuş? Murat güldü: Karı kısmında akıl olmaz. bu domuzlara laf mı söylenir? Müslümana yazık.. “Murat. çocukları. Müdür odasında oturuyorlardı. Hacı Abdullah Eplemeli’yi. Geceye de Muhsin Bey’i çağıracaktım.. bir de seni yarın eve davet ediyor. Kız. Akıllı olduk... 31 Tamam.. Eplemeli gelmez ki..yanma alıp size oturmaya gelirler. 287 rJ.. Bu da ne demek? Tabii on iki sene kapalı kalan bir adama ayıp değil. Biz mi? Hacı Abdullah yolda doğru dürüst yürümeyi unutmuş. Öyle şey olur mu? >.. Derdimiz... Bu nasıl iş? Biz onu davet edelim. Sonra. Şimdi buradan çıkınca doğru Muhsin Bey’e gideceğim. Yeni yetişen delikanlılar senin Hacı Abdullah olduğunu bilmezler. Onbaşıyı yollamış. Dayak yesen işine gelmez. Hacı sizin eve gelmeyecek. ben kendime güvenemiyorum. âdeti olduğu üzere daktilonun önündeki iskemleye ilişti. Çünkü din kitapları kadınların ege kemiğinden yaratıldığını yazar. Sade hovardalar mı değişti? Kızlar da eski kızlar değil. Bana kalsa razı olacaktım. Karının karnı çatlar. Ben çavuşla görüşürüm.. Bunlar böyle yapacaklar da biz hızımızı almayacak mıyız? 288 \KarJar Oioğuşu Hız almak şurada hele dursun.. bu devirde erkekle akıllarını kaybettiler de. Şu kadar masraf ettirecektim. Baş üstüne. benim buraya gelmemi yasak mı etmiş kuzum? Hayır. bizi bir kere denemeyecek miyiz yahu? Bakalım erkek miyiz. Hacı Abdullah’ı görüyor musun? Ne olmuş? Yeniden Eplemeli’ye sevdalanmış... ... Artık bu iş sana düştü beyim. Ege kemiğinde akıl yoktur.. buna hiç mi akıl vermemiş?” derler.. “Bir gece âlem yapalım. Bir yere gitmeyeceksiniz tabii. yoksa hadım mı olduk? İslam dini aşikare Murat Bey. Doğru ama. Vay edepsiz Aziz vay... Uğramaz. Eplemeli eski Eplemeli değil. belki size başka türlü anlatırlar da kızarsınız diye vazgeçtim. Ne olacak? Murat kaşlarını çattı. • Tözey’i razı edersek getirir. Dert yanıyor. Buyursun.. Buyrun. Olmaz. İyi etmişsiniz... Kusura bakma. Ben size bir şey soracağım. Gideceğim... Kusuruna bakmayın. arabadan inince kapıyı acele açar. bizim halimiz ne olacak? Evleneceksin. Lakin.Ben birinden haber aldım.. Orospu yüzünden adam vurup on iki sene yattıktan sonra çıktığının haftasında kerhaneye gidersen asıl bu iş bana ayıp olur. Hepsi kaşarlanmış. komiserin dostu. En kötüsü.... Gülüşürlerken Tözey içeri girdi. Hacı.. Şimdi bizim bir müşkülümüz var Tözey.. Şimdi dünya değişti.” demiş. Kıvırcık da pek öfkelendi. Neden şımaracakmışım? Siz lafı uzatmayın da derdinizi söyleyin.. Yengeni.. Buranın çavuşu. Yemin etti. Çarşaf giysinler. ama doğrusunu söyleyin. Biz hep değiştik. içeri alıverirsin. Sen bunları şımartıyorsun.. “Neye gülüyordunuz?” diye sordu. Teğmene söyleyecek. Herkes de Hacı Abdullah’ın yürümesine mi bakıyor? Canı nasıl isterse öyle yürüsün. Biz. Karı Bey’i gezmeye yolla. vursan daha beter.. bizim kaybettiğimiz akılları karılar aldı. Ben duymadım. sen yanlış kapı çalmışsın.

. Murat. Hanım’ı dışarı çağır da merdivenin altında öpüver. “Beni bu gece götürüp asarlar... Al şunları. Siz bütün mahpushaneye ziyafet çekersiniz. Sen merhametli idin ama Tözey. Tözey ona da çıkıştı: Tırnaklarını birbirine sürme... Eplemeli de senin gibi mi sarhoş olur? Niye sordun? Gözün mü yıldı? Hayır. O da senin gibi terbiyesiz bir karı.. bir ayağı mezarda... Vallaha Nuri Bey’e.. bal kutusuyla yağ topaklarını aldı: .... Yetişip yetişmeyesice. Sakın ha.. Yağ sürüyorum.. Bana yapmadıklarını bırakmazlar. Bize bağırıyor. Sütten ağzı yanmış.. Oh olsun.. Gülme topal rezil. Dışarı çıkmaya davranan Hacı’mn arkasından seslendi. Ne söyleyeceksin? Tözey abla. meraklandı: Aranız iyi idi.. Bıraksınlar. üç cigara içiyor. Kaşığı bal kutusunun yanma koyuyorum. Bize ne yapacaksın? Ne isterseniz... yumruğunu yavaşça Sefer’in karnına vurdu: Öteki bacağını da ben kırarım. Başkasına da veriyor musun? Ne hacet. Huyunu bilirsin. Gene öyle mi? Sus terbiyesiz.. Bağmyormuş.Neden? Anası ağladı da yemin verdirdi. Safa bulduk topal oğlum... Biz bunu şişmanlatacağız. Nâzım Bey’e yazarım. gidelim de Hanım’ı görelim. Türeyip türemeyesice. İstemem.. “Sözümün birini dinlemiyor.... İnanırım övünme. Ekmekleri kızdırıyorum. onu zapt ederim de evvelallah.. Söyle bakalım. Murat. iyi bir karı olsa kocasını zehirlemezdi. Rabbim dağına göre kar verir. Rakı.... Ben sarhoş olursam sen be289 üiemal TöJıtr ni zapt edemezsin. Hayrola? Neresi iyiydi? Karının boğazına ipler dolanmış.. Bana Sefer’i gönder.. Töbe Yarabbi. yoğurdu üfleyerek yiyor. Töbe Yarabbi.. Bilirim ya. O. pis orospunun lakırdısını bırakın.... Yok canım? Konuşmuyorum.. Yarısını bana yediriyor. bunun kahvaltısını yiyor musun topal herif? Ne yapalım. Karşımda tek ayağına basmış gülüyor. bu Murat Bey sabahleyin uyanınca cigara mı içiyor. Neden? işte doğru bir söz. Sefer gülerek içeri girdi: Safa geldin bizim Tözey Hanım. Ateş alacaksın.. Onun kusuruna bakmamak... Memesini tutsan yere çöker.. Erkek görünce içi geçi290 öiarûar ÜKoğttşu veriyormuş.. Biliyorsun. her akşam... Tözey kaşlarını çattı: 32 Vah benim emeklerime. Kolay değil Tözey.. Sefer..... Ben Hanım’la konuşmuyorum.” diye yatıyor.. Sen hayvan gibi........ başparmaklarının tırnaklarını birbirine sürterek gülüyordu.. Haydi sen zıkkımlanıyorsun.. yoksa ekmek mi yiyor? Söyleyeceğim bey.. Ben buraya Hanım’ı konuşmak için gelmedim.” derim. Seninle biz bozuşacağız Sefer. Herhalde biçareye iftira etmişlerdir. şarap. on iki seneyi Küçük Bedriye’nin yüzünden yatmadı mı? Şuna bak.... Buna haftada bir kilo tereyağı. Bize iki şişe bira al. Sabahları bir şey yemeden cigara içiyor. bir kilo bal yedireceksin. Eski ahbabın.. Başıma gelenler. Erkekler üç ay cezaya dayanamıyorlar. gene de gözünü erkeklerden alamaz. Götürüp assınlar. Haydi... Hacı Abdullah....... Rica ederim.

. Çalışıyor. Sen bize hiç merhamet etme.. Artık ağlamıyor mu? Siz çocuk musunuz kuzum? Azzet. demek ki... Şimdi anladım... Bunları hep Şefika uydurmuş. sizi kıskandı da benim elimi sıkmadı.. Entari alırız..... Yalan değil.. kaşlarını rastıklamış. bir şey hatırladı. Burada âdettir. Ben zaten kullanmazdım... Bizim buralarda erkekler ağızlarının tadını biliyorlar. . Murat. Çullu’nun akrabaları dava ediyorlarmış. Karıyı çıkarmıyorlar. Şimdi görseniz.. Sahi. Bir entari verdim. Hanım da mı beni sizden kıskanıyor? O sebepten danlmış olmayasmız? Bir de benim ağzımı mı arıyorsunuz? Elbette kıskanıyor. Şefika’ya rezaletlerini bir sorsanıza. Bir iyisini alacaktım ama. Ona para toplayacağım.. olmadı mı. Çalar. Unuttu. Çıktığımın ikinci gecesi. Buranın ışıkları bizim evden görünür. Kıymet de bir kundura aldı. Işıkları birdenbire gördümdü.. Karakız. Yirmi yaşında var. Dizdirmek için Hanım’a verdinizse çalmıştır.. ah... Kızlara Aduş’u her zaman söylüyorum. Estağfurullah. Müsaadenizle.. şu halde. Ama. Mesele öyle değil ki. Hayır.. herkes çeviriyor diye ben de bir tane almıştım.. İstanbul’da o yaştakilere biz çocuk deriz. 29? öiemal Tahir Artık o kadarını bilmiyorum. Sizi tespihsiz bıraktım.. Evet. gözlerini sürmelemiş. “Yanıma uğrayan yok. 33 Neler söylüyorsunuz? Dedikodu oluyor. Sonra yalanı da beceremi-yorsunuz. Bir gün babası bizim eve getirsin. Bu yakınlar. İstanbullular. Baksanıza. Eksik olmayın. Beni niçin kıskansın. Ben sizi düşünüyorum da yüreğim yanıyor sanmıştım.. Yanımda bir resminiz yok... Size bunları kim anlatıyor? Benim her şeyden haberim var... Tözey utanarak başını çevirdi. sizin çocuk dediğiniz malın..” diye valiye müracaat et291 Diemal Tahir misler. Nebahat daha çocuk... İşte o sebepten ertesi gün Necati’yi yolladım da tespihinizi istedim.. On altı yaşında. Vaktiyle everselerdi şimdi üç tane çocuğu olurdu. Dursun.. Aklı başında değil. dükkanlarda yok. erkek milleti kudurmuş. Aduş nerde? Gene “Ah Murat. Kalkıp eteklerini düzeltti. Yok canım.” diye ağlıyordu.... Garipsedim. diye merak eder de. Siz buradan çıkınca hiç garipsemediniz mi? Sahi. Başgardiyanın kızı yanınıza geliyor mu efendim? Ne münasebet? Hani perde modeli güzel oldu mu. Hayır. Nasıl perde modeli? Siz yalan da söylüyorsunuz. körpe kıza hasret ölürler.. Entariyi ayrıca veririz. Sözü değiştirmek için sordu: Yoksa. ben de mahpushaneye alıştım. Boğazıma bir şey tıkandı. İsterseniz göndereyim.. Tabii insan alışıyor. “Bu herif ihtiyardır. Murat sordu: Ne yapıyor? Ne yapacak...” diye göğsüne vuruyor mu? 292 öiarûar DCoğuşu Hayır. Vah vah.Tözey abla.. Biz hiç utanmayız Murat Bey. Hep alışıyoruz.. tespih dedim de aklıma geldi... Dördü eksik. Azzet’e bile razı olan çok. Eşek kadar kıza çocuk mu denirmiş. Azzet daha çıkmadı mı? Nereye çıkıyor..... puşt oğlan kılıklı Ali’ye pencereden verir. Her şeyi çalar da. Pencerede durup bir güzel ağladım..

Elini uzattı. Canınız bir şey isterse bir kağıt yazınız. Çamaşırları birazdan çocukla yollarım. Durum bakalım... Süleyman benden para almıyor. Bu olmaz. Ben ona sinema parası vereceğim. Lütfen tembih edin. Onun sinema parası var. Duyarsam, billaha kovarım. Çocuğun ekmeğine mani olursunuz... Artık siz düşünün... Bu haftaki çamaşırla beraber yorganı da yollayacaksınız. On beş gün oldu. Kir içinde kalmıştır. Hayır. Daha kirlenmedi. Siz nerden bileceksiniz? Yorganı da bekliyorum. Allas-marladık. Yarın sizi Hacı Abdullah kaçta beklesin? Yayan mı gideceğiz? Kaçta araba yollarsa... Çarşaf mı giyersiniz? Çarşaf giyeriz. Mahalle arasında ayıptır. Öyleyse... Geçerken buraya da uğrayın. Size çarşaf çok yakışıyor. Olur... Tözey keyifle güldü. Demek çarşaf bana yakışıyor mu? Dehşetli... Yarın siz de gelin Hacı Abdullah’ın evine... Ben Aziz On-başı’ya söylerim. “Dişçiye gidiyoruz,” diye buradan çıkarsınız, olmaz mı? Olmaz. Bakalım... “Bakalım” demeyin... Geleceksiniz ona göre... Yarın buradan geçeceksiniz ya... Söylerim. Baş üstüne... Eğer gelecekseniz, akşamüstü, Aziz Onbaşı bize uğrasın. Peki... 294 ötarılar Öioğuşu Tözey, kapıda rastladığı Sefer’e, biraz bahşiş verdi. Gardiyan Ali Seydi’yi başıyla selamladı. Kirveye söyle de Ali Şeydi, duvarın yarığına gelsin. İki lafım var. İstersen çıkarayım da şurada konuş. Hayır. Ben duvarda konuşurm. Eksik olma... Sen bilirsin. Çullunun Hacı’nın Azzet, Tözey’in gitmesini gözetliyor olmalı ki, Murat yalnız kalır kalmaz, müdüriyet odasına girdi: Burada mısın Murat Bey? Vay, Azzet bacı... Murat da Malatyalılar gibi kadının ismini Azet diye söylüyordu. Nasıl oldu nikah işi? Olmuyor. Akrabaları memurları hep doyurmuşlar. “Kendisi çıksın icabına bakarız. Kolay,” diyorlar. Hükümet de benim kavatla beraber oldu. Herifi çıkana kadar ümitle besletecekler. Çıkınca bu namussuz papazı, görürsün Murat Bey, beni nikahlamaz. Lakin benim artık eski günlerim kalmadı. Ben bunun çilesini çekemem. Köylü cigarası içmiyor. 25’lik tütün istiyor. Kahveyi İsmet Paşa kaybetmiş. Kahve istiyor. Köylü cigarasmda ne var? Beyler, efendiler Köylü içiyor. Sen de Köylü içiyormuş-sun, Tözey söyledi geçen akşam. Kabahat senin Azzet Hanım... Eskiden alıştırmışsın. Azzet, her mana ile bakmasını bilen, ihtiyar gözlerini süzdü: 34 Ne yapalım? Yaptığı iş hazmedilir cinsten mi? Beni heriflerin koynuna sokuyor da bitişik odaya geçiveriyor. Haklısın. Ben Tözey’e tembih ettim. Ne zaman izin istersen bekçiden alacak. Eksik olma... Çamaşırlarını beraber ütüledik. Nasıl iyi olmuş mu? Elinize sağlık... Daha çocuk getirmedi. 295 ‘DiemtâTahir Getirir. Sende şeytantüyü var galiba Murat Bey... Karılar durmadan senin lafını ediyor. Mendillerini yıkamak için dövüşüyorlar. Tözey fena tutulmuş. Tespihini koynuna alıyor da öyle yatıyor. Anladın mı? Anladım. Sen tecrübeli bir kadınsın. Bu usulleri bilirsin. Çok sürmez.

Doğru. Orospu kısmı, sarhoş hovardaya benzer. Bir zaman eli açıktır, bir zaman hasisleşir. Sana bütün ev şaşıyor. Karıya masraf ettirmiy örmüşsün. Sebebini kendin söyledin. “Bir zaman sarhoş hovarda gibi eli açıktır, bir zaman hasisleşir,” demedin mi? Dedim. Doğru bir laf... Tözey de yakında hasisleşir, bana söver diye korkuyorum. Ne haddine... Estağfurullah... Tözey öyle karı değildir. Ben de şaka ediyorum. Tözey iyi kız... Ooo... Gel bakalım Süleyman Efe... Küçük Süleyman, çamaşır bohçası koltuğunda, kapı önünde durmuştu. Sırtında uzun kolları bol bol katlanmış, bir büyük adam ceketi vardı. Ayağındaki pantolonun paçaları da bastırılmıştı ama, ağı şalvar gibi sallanıyordu. Basma bir takke geçirmişti. Son derece esmerdi, siyah bilyelere benzeyen parıl parıl gözleri insana sevimli sevimli bakıyordu. Bohçayı masanın üzerine bıraktı: İşte ağabey... Ablam gördün mü? Gördüm. Ben evi bekliyordum. O gelince ben yola çıktım. Otur... Yak bir cigara... Sinemaya gittin mi? Gittim... Sana anlatmak için iki kere gittim. Tözey anam beni bir dövdü. Sonunda filmi sana anlatıyorum dedim de beni bıraktı. 296 DCarûar [Koğuşu İsmi neydi filmin bakalım? “Kızıl Örümcek”. Vay canına... Adam korkar... Çok korkunçlu bir filmdi Murat ağabey. 26 kısım birden oynadı. Şimdi bir kız var. Sarı kız. Sarı kızın babasını vuruyorlar. Yeraltında hazine var. Hazinenin yolunu bir kağıda çizmişler. Bu sinemalarda hazinelerin yerini kağıtlara neden çizerler? Ne yapsınlar? Ben olsam aklımda tutarım. Kağıt olmadı mı, kimse kimseyi vurmaz. Sen filmi anlat... Derken beyim... Oğlan, işi ben meydana çıkarırım diyor. Oğlan hafiye... Evvelce bir filmde görmüştüm. O zamanki tabancası toplu tabancaydı. Bu sefer brovnik almış. Bir tabanca ama, kız gibi... Derken Murat ağabey... Trene biniyorlar. Haydut, gizliden trene atlamış. Herifin birisi, hazinenin kağıdından bir parça da bu herifte imiş. “Ben topal hayduttan korkmam. Örümcek, karıları korkutur,” diye atıyordu. Birdenbire trenin odasında, sallanarak gidiyorlar, kapı açıldı. Örümcek herifin alnına vurdu. Katilin elinde bir elektrik feneri var. Üzerine örümcek resmi yapmış. Düğmeye bastı mı, ışığın ortasında örümcek görünüyor. Ben korkmam diyen herif meğer, tabancasını cebinde hazır etmiş imiş. Hayduta iki kere sıktı. Haydut gece kuşu gibi gülüverdi. Meğer dua kuvvetiyle kurşun işlemiyormuş. O zaman bir kurşun da haydut sıktı. Herif tepelendi... Cebinden kağıdın bir parçasını çekip aldı. Bu ne biçim bir haydut... Ben hiç böylesini görmedim. Bir ayağı tahta olmalı. Giderken “tan... tan... tan... tan” vuruyor. Birisini de sokakta öldürdü. Hafiye işi anladı ama, herifi bir türlü kıstıramadı. Hafiyeyi mahzene attılar. Üzerine su bağladılar. Yüzüyor fukara... Soğuk bir taraftan... 35 2Q7 CKömıl Tahir Dişleri birbirine vuruyor. Sonunda, sonunda... Yoook... Olmadı. Kısa kesiyorsun. İşim var Murat ağabey... Daha çarşıya gideceğim... Ablam dedi ki, “Aduş’un babası gelirse konuşsun da kızı bana yollasın...” dedi. Canın bir şey istiyorsa söyleyeceksin. Sen filmi anlat... Sonunda haydudu vurdular. Bir de baktılar ki kızın beyaz saçlı namussuz amcası değil mi? Millet şaştı. Ben bastım küfrü... Güzel filmdi beyim... Şimdi bir başka film daha oynayacak. Parçalar gösterdi. Dur adını söyleyeyim: “Çin Korsanları”. Sen bunu gördün mü? Ben nerde göreceğim. Bunlar ben hapisteyken geldiler.

Sahi... Sen mahpustaydın. Mahpusları ayda bir kere olsun sinemaya götürmeli. Rezillik bu hükümetin işi... Rezillik... Haklısın Süleyman... Bizi sinemaya götürmeli doğrusu... Murtaza Bey, ablamın dostu iken biz seni tanısaydık, ondan izin alır seni sinemaya götürürdük. Bak o zaman olurdu. Dur hele... Jandarma size karışmaz mı? Ne olacak? Kıvırcık ablam, jandarma teğmenine söylesin... Haa? Sıtkı ağabey iyidir. Sana merhamet eder. Ne oluyoruz yahu? Sinema kötü bir şey mi? Mahpus milleti eğlenir. Sevaptır. Şuna bak, sevabı da biliyor. Haydi sen geç kalma... Ablan sonra döver. Selam söyle... Süleyman, kaim yün örgüden takkesini kutba gidiyormuş gibi azametle düzeltti, “Sefiller”in “Gavroş”u kadar sevimli ve kahraman çıkıp gitti. Murat, Hacı Abdullah’ı, Hanımla merdiven altında konuşur298 [Kanlar LKojjuşu ken buldu. Kadın başına aldığı çarşafı, hem kapatmak, hem de açmak isteyen cilveli bir hareketle dalgalandırdı. Murat’ın yüzüne, erkek çocuk gözleriyle dargın dargın baktı: Murat ağabey artık beni unuttu Hacı... diye şikayete başladı, beni asarlarsa on parmağım yakasındadır. Bu lakırdıyı hani söylemeyecektin? Söylerim. Söylersen, ben de sana küserim. Hacı ne anlatıyor? Hiç... Konuşuyoruz. Sulh olunca af varmış. Yakında sulh olacakmış. Ali’ye dargın olduğunu söyledin mi? Söyledim. Ne dedi? “Barışın” dedi ama, ben barışmam... Pencerede bana neler etti. Bana “orospu” dedi. Senin haberin yok... Ben onun kulağını çekerim. Sen de çocuğun zıddına basmışsın. Birbirinizi üzmeyin... Hacı’ya bir cigara verdi. Bu rüya görmüş. “Beni bu hafta asacaklar... Sen kurtulursun. Af olur, çıkarsın da öğrenirsin,” demiş. Halbuki Ali bunu seviyor. Tabii kızmış. Barıştır şunları beyim. Ne münasebet... Ben barıştırıyorum, onlar inatlarına darı-lıyorlar. Utanmadan bir de gülersin rezil... Hanım, yüzünü örttü. Her hareketinde, dayanılmaz bir oynaklık ve şehvet vardı. O kadar ki, Murat, artık yüzde yüz ölüme ait olduğunu bildiği için bizzat ölüm denilen tabii hadisenin bile şehevi hislerle dopdolu korkunç ve insafsız bir şey olduğunu düşündü. Nerde Gevre? Şurada kocasıyla konuşuyor? 299 ZK&nal Tahir Nerde? Murat yürüdü. Aduş... 36 Efendim. Babanla mı konuşuyorsun kızım? Babam geldi. Maho geldi... bunlar geldi. Aduş’un babası ayağa kalktı. Kısa boylu, ufak tefek, esmer, kalın kaşlı bir delikanlı idi. Üstü başı o kadar eski ve yamalıydı ki, elbisesinin böylece tabii bir kıyafet olabileceğine insan bir türlü inanamıyor, ona bir sinema figüranı yahut tebdil kıyafet ölçüsünü kaçırıp rezil olmuş bir acemi polis hafiyesi zannediyordu. Hamaldı. Diğer üç çocuğunu da beraber getirmişti. Bu üç küçük sefalet karşısında Aduş kirli entarisiyle adeta bir milyoner kızı kadar süslü görünüyordu. Fazladan kız, kardeşlerine nazaran on misli daha sıhhatli, daha toktu.

Haydi güle güle. Lakin bu sefer de ekmeğe para yetiştiremi-yoruz. efendim. yakında elbet biz de kurtuluruz. İçerde rahat mısın? Sayende rahatım.. Evlenmek zamanıdır.. Duyulursa bana ayıptır.. Olur. Gördüm. Niye zahmet ediyorsun Hacı? Zahmet değil. fabrikada kan bolluğu yokmuş. sakat gibi yüzü yerde yaşıyor. Gevre sana kurban olsun ağabey.. Murat Bey? . Sağlığına duacıyız beyim. Elbise vereceklermiş. Yarın sen de bize gel... Sonra iyi muamele et ki her hafta gelsinler. Sizinki zor meseleymiş beyim. îşler nasıl? Yevmiye çok. Gördün ya. getirir.. Dövüşmüyor. Artık kendini göster. Bak on iki sene sonra sen kurtuldun. mahpusluk zor... O zamanı ben de biliyorum. Yukarıya cigara kibrit yolladım. nasılsın? diye sordu.. Hacı Abdullah seslendi: Murat Bey.. Bir gün al da oraya götür.. Hacı’yı bir kenara çekti: Yarın gelecekler. Bari sen söyleme.. Tözey’e söylerdim. Bu huyundan bir kere vazgeçersin. Dargın mıyız Gevre?. Bir kere de biz burada gezdireceğiz... Eksik olma beyim.. Tö-zey Aduş’u istiyor.. Sen lüzumsuz yere Eplemeli’ye sövüyorsun. Gevre sana tayın bulamıyor mu? Her zaman bulamıyor. Dişçiye dersin.. O zaman. Aklıma gelseydi. Allah razı olsun. Mahpushane de aç..... Dünya böyle kalmaz ya. Yok. Zahmet neymiş? Aman Şefika geliyor.Murat çömeldigi yerde kocaman erkek ellerini betona süren Gevre’nin çıplak ayaklarına baktı: Abuzer. neden olmayacakmış?.. Olmaz. artık Karı Bey’i sıkıştır. Evet.. Hacı Abdullah’ın arkasından nefretle baktı: Daha iş bulamamış mı bu kopuk... Şefika.. Para da toplayacaklar. Adam hür olmadı mı.. Tözey de söyledi. sana yardım olur. Şimdilik allasmarladık beyim..... Tözey belki seni yola getirirdi.. Bir kötü laf söylerse bana haber yolla. JOI IKemal Tahir Ne dedin? “Olmaz” dedim. Bir de... Dur bakalım. ben gidiyorum. dur hele. Bak beyim aklıma ne geldi.. 37 Aldırma... Aziz Onbaşı seni alır... İki sözüm var.... Hiç olur mu Hacı? Yahu. Şefika artık seninle dövüşmüyor ya.. Canı sıkılmıştır. Bir şey değil. Sen keyfine bak. Murat.. Buyur. bana müsaade. Kız sen neden yere bakıyorsun? Dargın mıyız? 300 r3\ariax iKoğaşu Gevre belli belirsiz gülümsedi ve cevap veremdi. Bizimki zor değil.. Ne yaparsın. Tayınlar da bir gün yarım çıktığından. Aklımdayken söyleyeyim. Kış geliyor.

Sanki bozuşmadık mı? Sen hepimizin ahım aldın Murat Bey. İflah olmazsın. Kaltak..... şimdi iyi kıstırmışlar di. soksam da Allah benim canımı alı verse. Vallaha.. Haram çamaşırlarını ona yıkatıyorsun diye öfkelendi. Sanki dört sene evvelki delikanlının bu sesle zıddına basıyordu. Ben mi utanmazım. seni seviyor. Sen bunlara ne yapıyorsun anlamıyorum ki.. Çamaşır yıkamak için mi? }02 \Kariar [Koğuşu Çamaşır yıkamak için. Ne var bunda. Bir buçuk aydan beri kendisine mütemadiyen kur yapılmasına âdeta alışmıştı.. kimseyi görmedi. Tözey geldi gitti mi? Geldi. Hesapladıkça. Yenilen hep eski Murat’tı.. Utanmaz seni. Şefika gözlerini baygınlaştırdı. Tözey. Lakin ne demeye hakkımız var. Keşke soksam. Karılar çıra gibi yanıyor. gaddar avcı.. Belli bir şey. Sen yok musun sen... “Elbette bakamaz.. Murat... Şefika kocaman kalçalarını sallayarak karılar koğuşuna girdi. bu hesaplayışın miskin tarafını daha iyi görüyor. Başgardiyanın kızı için de dedikodu yapmışsın.” Derin derin içini çekti. Boşa koydu dolmadı.. az kalsın kavga ediyorlardı. Çattık vallaha. “Tözey’in” diye yalan söyledi. Sen artık çok oluyorsun. Sana bir şey soracağım.. işte aptesimle yemin ediyorum. gitti. y>2 ö^emcâ Tahir Başgardiyan odasındaki koltuğuna oturup bir cigara yaktı. Tuu Allah müstahakkını versin.. karıla-nn düşkünlüklerini yadırgamıyordu.... Hiçbir kadına.Bir kere kopuk deme.. kendisini verecek kadar fırsat bırakmamış... Artık bundan eskisi kadar utanmıyor. kendisini ahlak ve şuur zapt etmiyordu. Hatta bir kere senin mavi donunu Ali gördü de... Artık içindeki “akıllı” geçit ararken suyu geçiveren gözünü budaktan sakınmaz “deli” ihtiyarlamıştı. Bütün bu geri çekilişlerde delikanlılıktan uzaklaşmanın alametleri de galiba vardı... içi gurur dolu. Siz benim başımı belaya sokacaksınız.. “Bunu nerden aldın?” diye sordu. Karılar. Halbuki göze bakmak elini uzatmaktan şüphesiz daha kolay... aklını başına toplasın diye evlendirecekler.. Kızoğlan kız geldi mi.. Buna resmen “Kalkamadığından oturmak” denirdi. Tö-zey de tespihini koynuna alıp yatıyormuş. Hanım’la neden dargın? Hep senin yüzünden. Aklını başına toplayamaz da anası bunu nasıl evlendirecek? İşte gördün mü. Şefika.. Kafa duruluyordu. .... Vaziyeti bir daha gözden geçirdi. Her canı istediğini bizzat alan haydut. doluya koydu dolmadı. Kanun tanımaz zampara. sesini alçaktı: Hanım. Buradayken az kalsın kavga edeceklerdi. Hele benim ahım sana yeter de artar bile. uzun müddet insanların gözüne dikkatle bakamazmış... Beni neden görmedi? Seni değil. Mahpustayken elini uzatamayan herif.. Yere bakan yürek yakan bir adamsın. mahsustan somurttu.. dışarda uçarı zampara olan Murat’ı. Şu kadar yıl hapis yatan bir adam hemen aklını basma toplayamaz.... Karıları yaktın... Hey Yarabbi. doğru söyle..... dul karının adı elbette anılmaz.. Köpoğlular..... Benim yüzümden mi? Senin yüzünden.. Bir şey söyleyecektim... Çamaşır yıkadıktan sonra ne yapıyordu biliyor musun? Ne yapıyordu? Senin donunu ayağına giyiyordu... Bak sonra bozuşacağız... doluya koydu almadı.. Olup biten işlerin bugünkü Murat’la hiçbir ilişiği yoktu. yorgunluk ve utanç duyuyordu. 38 Mahpustan çıkan bir adam. diye..

Gayrı bizden adamlık geçti... ben bu tarafa giderim. Tözey orospu değil ki... Allah kerimdir. dışarı çıkarsan da öldürecek misin? Dışarda öldürmem. O da bizim gibi mahpus. Öldürürüm... Ben de bazı bazı kızıyorum.... Gelmez ki.. Hele otur.” diye söylenerek içeri girdi. Nasıl bir hoş oluyor? Bakalım Sefer?. Öldürülene değer verildiği için değil... “Allah işini bilmiyor..” Ne düşünüyorsun beyim? Hiç... Kerhane kızı. Bir kere daha vuku bulmazsa bunun on kadar ehemmiyeti yok... Pütürge’nin bir dağ köyünde. Şimdi. Böyle gelen giderse insan bir hoş oluyor.. Doğrudur.. Tözey’i buraya uğratmayalım mı? O nasıl laf. Gelmez ki.. Kürt tüfeğiyle vurulup çolak kalan bir herife karılık eden bir orospuyu düşünüyordu. Sonunda şikayet ediyorlar. Senin işin bir başka meseledir. ?04 \Kardar \Ko^ışa Vallaha bilmem. Şimdi beni sövdüreceksin... demiş.. Haydi. günaha girme.. Topal Sefer’in yüzüne baktı. Şu halde........ Peygamber de. Bana kimse gelmez ki.. başka bir şey yapılamadığı için. Burası amansız bir yer beyim... İstedikleri kadar ceza versinler. Allah bize “Git de orospu’yu al” mı dedi? Orospu kısmını alan kancıklığa dayanacak. . Anlat bakalım. Sefer’in rahat yüzü birdenbire karıştı: Bırak orospuyu ne haddine.. “Ulan namussuz mahpuslar...“Birden çekilip... Lakin diğer mahpusların umumu namussuz. Bu nasıl iş? Dışarda. Sonra kelimelere tek tek basarak ve yüksek sesle arkasını okudu: “Haksızlık eden başlan bir gün koparırlar. Sen üstüne alınma. Murat’ı görünce gülümsedi: Dünyada şu mahpus milleti kadar namussuz adam var mı Murat Bey? N’olmuş? Kumarda yutulmuşlar. Rezil olduk.. Başımdan geçmedi. Murat.. Nesini anlatayım.. şüphesiz..... Şimdi ne edelim topal ağa.. dalıp gitmişti. Sen burada kalırsın.. Öldürürdüm. Tözey orospu değil.. Oiemal Tahir Bu esnada Başgardiyan Mahmut Efendi... Dünyada yenilmemek lazımdı. Lakin sonra düşünüyorum kabahat bizim.. Olmaz a. Ben dört gündür kahveye çıkamıyorum.. * Bu nasıl iş Hacı Abdullah? Duyduklarımız hep doğru mu? 39 Sorma beyim... Lakin bur da. Utancından Murat’ın yüzüne bakamıyordu..... Sefer. Allah da. Aldırma.. Adam ziyaretçisiz kalmaya daha iyi alışıyor beyim.. Elbiselerini satmışlar. konuşulanlardan bir kelime bile anlamamış... şimdi gelse ne yaparsın? Gelmez ki beyim. Karın şimdi geliverse..... ziyaretçisi hiç gelmemeli. Memlekete rezil olduk.. o şu tarafa giderse. sasırsa da bir gelse.. Murat hiç sesini çıkarmadı.. Buraya. Sus beyim.. Hacı Abdullah oturdu.... Bazen öldürmek mutlaka lazımdı... O çıkar gider.. Sefer’i anlıyordu.” Fikret’in bu mısrasını üst üste zihninden geçirdi.... Geldi farz edelim. Yani gelse diyorum.... Duzah’a murdar.... Ziyaret günü adamın...” diyorum....... Gelse diyorum.

...Sen bana hepsini anlat. Bizim gönlümüz geçene kadar bizi sevecekler. Niyetim tabancayı göstermek.. Evleneceğiz. Senin Tözey dostuyla oturuyormuş. karı işi ilerletmiş. Çullu’nun Azzet elbiseleri yıkamış. Silahı almasam. Sonra biz onları sittir edeceğiz. dünya bütün çamur. Şimdi ustası olmuş. Yüz elli liralık tabanca kaybolmazdı. Tabanca gitti gider mi? Gitti gider. düşman sahibi bir adamsın. Ondan sonra aklımı başıma bir daha kerhanede topP7 ÜKcmoî udıir lamışım.. “Hacı sen yumuşamışsın.. Fukaraların ne kabahati var? Bizi bedavadan sevsinler istiyoruz. dua okudum.. Eskiden olsa Eplemeli’yi çoktan vurmuştum. Ben dolaşıyorum.... Seni çağırdım.. Devir mi değişmiş. Yolda polisler rastlasa da geri çevirse iyiydi ya. Seni. Sen Pegamber gibi adamsın.. öyle elinde tabancayla görünce şaşırdım.... Karıyı unutmuşum beyim.... Yol yoktur. Tarlanın içinden geçilecek. 306 öiarûar [Koğuşu Haberim var.... Benim tabancayı kerhanede aşırsmlar.. Simdi çavuşu dost tutmuş... Tözey’e baksana.. 40 Kızlara kötü söyleme. Çocuklar korkudan ağlaşmaya başladı. Elbiseleri kırk sekiz saattir ütülüyorlar... Haberin var mı? Yeni dostu. Fitil gibiydin. Sonra Allah Azzet’ten razı olsun. Buradan ilerisini sen görmedin. Sonra?.. Beni sevdiği de doğru.sandımdı.. Pencerenin önünde düşündüm kaldım. bir araba çağırtmış. senin uğruna geberiyordu. Silahı alacağım. Sabahtan başladık. Bunca senelik hukukumuzu nasıl unuttu? Evde bana yeniden sevdalandı. Nesini anlatayım beyim.. akşama kadar içtik. Evvelki gün arkadaşlarla içtik. Utanırmış. Sana söyledi mi? “Aman Murat Bey duymasın. Karıların bize geldikleri gün iyi eğlendik. Eplemeli aşağı bile inmedi. İçmezsem artık bayrama kadar yasak. Eve geldim. Şeytan adamın aklına girermiş ya. Alsaydm. sözüm meclis harici.. Töbe çektim. Hep kabahat mahpuslukta.. Fitil gibi. Don gömlek dolaşıyorum. elinden bir kaza çıkarsa. Bize bir yol kalmış. Başına bir felaket gelse mahşere kadar yanarım.. gene mahşere kadar yanacağım.. Utanır.. Anam hâlâ dargın. sövüyorum.. hâlâ düzelmedi. Bu ne biçim iş? 308 \Karuar [Koğuşu .. Bu laf zihnime takılınca kalktım. Ulan Eplemeli. Tabanca kaybolmuş.. işte öyle. Seni bekledik. Gelin gülüvermiş.. Eskiden cilve bilmezdi. Haberim var... Mahpushanenin önünde aklımı biraz başıma toplamışım. Beni içine yatırmışlar... Karılar gülüyor.. sonra? Sonra beyim.. Haberin var mı? Rakıya üç ay töbe ettim. Anladım Murat Bey. Gece vakti aklıma birdenbire Eplemeli geldi.. biz mi değişmişiz?. Biliyorum. Sarhoşluk başıma sıçradı... utandığı da. Bir kere yuvarlandım. Bunlar köpek gibi. Bizimle de bir kere alay etti. Ben utanırım.” diyormuş. Sarı bir oğlan. Tayyarede çavuş.. Köpekten beter... Akşam üzeri kalktılar. Pamuk gibi bir adam olmuşsun. Keşke alsaydm beyim. Çarşıda gösterdiler. Buraya kadar nasıl geldiğine hâlâ şaşıyorum.. Paralar tekmil ıslanmış.. Yılbaşında içersem içerim. Bir daha yuvarlandım. Yağmur yağıyor. Eplemeli bizimle bir güzel eğlendi. Biz karıyı unutmuşuz ama. Neden gelmedin? İcap eder mi.” diye gülü gülüverdi. Şimdi çavuşu da hakikaten seviyor. Adamı on iki sene yatırmak namuslu bir iş değil.. Utandım ama sorma hiç. belki silahsız gitmezdim.. yürüdüm. artık kerhane bizi adamdan saymıyor... Yanıyor yüreğim... Düşündükçe yere giriyorum.... Hani ergen oğlan gibi. Bir hafta sonra gene uğrayacaklardı.

Şuna bir iki laf söyle.. Hemşiren ellerin iğfaline uğradı. Topal Sefer odaya girdi.. Başka türlü evi öğüte-mezdi. Halbuki ister misin. Belki bu suretle bir çare bulunurdu. Ben onların nasıl derviş olduğunu bilirim de inanmam.” der..Elin kızını lekeleyeceksiniz. Herife rastladım: “Aman bir çare.. ?ro \Kardar ÜKoğu$u Bacayı bilmem... Ateş bacayı sarmış desene. Şefika’nm kocası meseleyi duysa müddeiumumiye gider.. P9 [Kemal TuJûr Evi satıyormuş. Derviş’in karısı ne diyor? Ne diyecek? Karıyı kıskanmıyor. Şefika’nm Allah belasını versin.. Cayır cayır. Mahkemeye başvurdu. kıskandığından beni dövdü. O zaman da “Bana sevdalı. Bir şey söylemek istediği halde bir türlü cesaret edemediğini Murat çoktan anlamıştı: Hayrola Sefer? dedi... Yahu benim basiretim bağlanmış. Benim ne suçum var. Şefika’ya yedirecek.. Hacı Abdullah gittikten sonra.. Geçen gün Şefika buraya geldi. Ben söyledim..... Tevekkeli değil.. Yalan söylüyor. Abdullah.. Şefika’nm söz anlayacağı kalmamış. Paçayı sarmış. başgardiyanın kızı gelince de memnun olmuyor musun? Sen de mi Hacı? Ben şaşırdım vallaha. Var. Şefika’ya adeta çıkıştı: “Bir taraftan dedikodu yapıyorlar. fark etmedin mi? Fark etmedim. biz de orospuluğa alışmışız. Kerem’in arpa tarlası gibi yanıyor... Aman bir çare. Şefika söyledi. Evi satmak meselesine kızıyor. Karı daha genç beyim. Aslı var mı? Gene bana dair karı meselesi mi? Sana dair değil. evini satıp Şefika’ya mı yedirecek? İyi bildin. bir taraftan sen burada oturuyorsun. İnanmasaydm. Derviş kısmı yalan yere yemin eder. Dur bakalım. Konuştuk. .. Derviş pür telaş içeri girdi.Ne halt etsin. Sebep? Karısı bize geldi. belki herif aklını başına devşirir. ölürdü. Bunlar kırkından sonra azmışlar. mu. Aldırdığı yok. Ne diyorsun? Hakikaten. Müdür seni arıyor. Ben bir şey daha duydum. Aman Ya-rabbi. “Bir saat ne konuşacağım” diye kederleniyorum.. Doğru söyle beyim. Benim neden hemşirem olmuyormuş yabanın kahpesi? Boşanma davası neticelense belki def olur da.... Derviş Abdullah galiba Şefika’ya tutulmuş.. Mahpushane biraz rahatlaş-tı.. biz de kurtulurduk. Huyu böyle olmasa orospuluğa dayanamaz... kocası uğruna ölüyor. Çok şükür. kan diş taktırdı..” dedi. İnsanlar hep çıldırdı mı? Altı çocuğu var.. Yemin üstüne yemin etti.. Dert yanıyor. Şu halde... Buraya gelmesinden memnun muyum sanıyorsun? Ziyaret günü olmuyor.” diyordu.” diye yalvardı. Nerden bulduk biz bu belayı? Sen “bela” diyorsun..... bileğindekini Abdullah mı aldı? Şefika “Ben aldım. Dünya işte böyledir. Ner-deyse kaltağı yere yıkıp döveceğim.. Şimdi Tözey’e kızmıyor musun? Deli misin? Tözey meselesi çok bile sürdü. 41 Ne çaresi? Abdullah karıya bir rmenteşe bilezik almış. Sabahtan beri suratı asıktı. Orospuluk bize müşkül geliyor. Tamam.. Velhasıl rezillik hepimizin ruhuna işlemiş.. Ne olmuş? Bizim Gardiyan Abdullah yok mu? Derviş Abdullah. Bir kızıyorum ki. Bu daha berbat.. Vay. Şimdi bizim Abdullah.

. Hitamında. Ben şimdi ne yapayım? Ne yapacaksın? Şefika’yı bulursun.. hele.. Yüzümüz kara oldu... Sorma beyim.. Biz eşekten de mi akılsızız? 42 Yok.” demiş.. Gidip Gardiyan Abdullah’a söylemek ne oluyor.. Gardiyanlar bir gece içersini saymaya gittilerdi. Yüz aklığı ne geziyor beyim... gösteriverdik.. O.. İşi yarı yerde bırakmışsın. Estağfurullah... Suç bizde. Karıyı öptün mü? Yüzün neden kızardı eşek?.. Sana da öyle mi söyledi.. Pezevenk buna kızmıştır. Sen de mi? Allah belanızı versin. Yarısında bıraktık. Kızarmadı beyim. Ne yapıyormuşsun? Laf dokunduruyormuşum. Bu karı elbiseli şeytan... Rezillik.. Bir kere de zorla öpmeye kalkmışım. “Kız. ---Anlatsana. topal bacağına bakmadan iş karıştırıyor. böyle yalan olmaz....” dedi. İmtihandan yüzünün akıyla çıktın öyleyse. Şefika gibi utanmaz karı yoktur..... Ben işi anlamadım mı? Doğruyu söyle. Doğrusu. Vallah billah iftira. işi yarıda bıraktın diyerek Gardiyan Abdullah’a şikayet etmiş.. Senin gene bir şeye canın sıkılmış... a kahpe. Adamın başı belaya girecek. Sen hiç başlamadın ya.. Yüzü birdenbire güldü: Neden olacak beyim.. İftira beyim. Hele.. m \Kariar CKoğuşu Sahi beyim. Ayıp bir laf... diye alnımdan öpmezsen para almam... Sen akıllı bir Kürt’sün yavrum. Hep Gardiyan Abdullah hergelesi benimle uğraşıyor. seni bırakmazdı.. Nasıl sıkılmasın beyim.. Biz de. Ben işte buna içerledim. Farkındayım. ben o gece seninle eğlendim. Suç bende değil. Yüzünü ört de söyle. Doğru bir laf...... Seni sahiden öpmedim.. “Karıyı güzelce öpseydin.” demişti. Aldırma ne demek?. Uzatma.” dedi.... Sözü benim işe getirdi.. Allah seni Kürt yaratmış ama. Karının seni şikayette hakkı var. Senin suç daha büyük..... “Allah Kürt kısmını yaratmasaydı eşeklere paha yetişmezdi. “Aferin. Yok. “Sefer beni rahat komuyor...... “Sefer.. Vay orospu vay.” demiş... Gardiyan Abdullah’a demiş ki. . Gel de gözün erkek görsün...... Tuuu. Biz Şefika’yla yalnız kaldık. Kabahat bakalım onda mı? iyi öpemediğin için kızmıştır.” demişler.. haşa huzurundan.” diyerek merdivenin altına çekersin. Gardiyan Abdullah bize surat asıyor..Hayır beyim.. Eşek bir düştüğü yere bir daha düşmez beyim.. jn öiemal TaJvir Bak Sefer. Asıl marifetimi göstermedim.. Köyden. Sen ne işi karıştırıyormuşsun? Şefika’nın arkasında geziyormuşum. “Nasıl öperdin bakalım?” diye sordu.. Ben. “Şimdi anladım Sefer.. Karı seni. bakalım. Biz hiç olmazsa bir ucundan başladıktı. Halbuysa o gece bana. evlenmeden açtı. kocası beni neden müddeiumumiye şikayet etti bakalım? Sefer biraz düşündü. Aldırma..” dersin. Haydi somurtma. Töbe Yarabbi. Başgardiyana demiş ki. Senden utanıyorum. eşek Kürt yaratmamış... “İyi öptüm” dedim... Yemin etme rezil.... Pekala bu rezaleti biz senin sözünle yaptık... Karı benden şikayetçi olmuş. kabahat karmdaymış. “îyi öpmemişdirsin.. Pekala.. başgardiyana. Namussuzluk bey. Haklısın topal ağa...

Öyleyse. ne verirsen öğütür.. Anladın mı? Anladım.” diyerek yüzlerini asıyorlar. Bir kere inat ettim altmış istedim. Sen bizim böyle çöktüğümüze mi bakıyorsun beyim? Birader benden sekiz yaş büyüktür. Ya beyim. Lacivert elbisenin üzerine lacivert kasket hiç yaraşmamış-tı. Pek yaraşmış canım. Âhir zaman mı? Hoca Nasrettin’in zamanı da öyleymiş. Nasıl doğru mu? Çok doğru. “Haydi git. Ceketin önünü çözüp. Namaz kıldığında mı bize iftira etti? in DCemal Tahir Namaz kıldığından. Senden gazeteyi buna istedim.. pantolonun dizlerini yukarı çekerek tekrar oturdu. sanki vücudundan birkaç adım geride ve yamyassı duruyordu. Bir de kasket çıktı. Mucip almaya.. Yakıştı öyle mi beyim? diye gülümsedi... Artık sana iftira etmez...... Hele ortalığın hızı geçsin.. yengen yalnız..” dedik. bir memur demek. Az kalsın okutuyorduk. karşısına çıktığımız efendiler büyük. Lakin kıyafet düşkünlüğü pek fena. dişini karıştırarak sokağa çık.Abdullah’a ne oluyor? Abdullah duyduğu bir lafı neden başgardiyana söyler? Namusuna dokunmuştur. Bunda namusa dokunacak ne var? Kârlı bir iş.. Gardiyan Derviş Abdullah yeniden kalktı. Derviş Abdullah. Efendim altmış lira neye yarar? O zaman sa-tıverseydik şimdiye kadar çoktan.. boyaları henüz tamamlanmamış bir resim müsveddesine benziyor. hâşâ sümme hâşâ pislik olup helaya düşmüştü.” demiştim. Elbiseyi yaptırdık. Ne de olsa adliyeciyiz. Kuru ekmek ye.. Derviş.. Bilinmez mi? Rahmetli Hoca. Yallah. Zabıt kâtiplerine benzemişsin Derviş. Âhir zaman.” diyerek. Elli dört lira verdiler... aferin. Kaskete bir bakar mısın? Bakarım. Abdullah’ın ince. Ne yapalım beyim? “Bu dünya fani dünya. gösteriş devri olmuş. Karının kucağındaki oğlan şoförden peydahlanma. Bakmıştır ki dünya üzerinde şoför kuluna benzeyen yok. “Şimdi her taraf kumaşa boğuldu. Şefika hâlâ namaz kılıyor mu? Artık kılmıyor. itfaiyenin şoförünü eve yollarmış.. Zahmetsiz çocuk sahibi olmuş. “Hitamında zengin fakir. ceza 43 reisi.. Allah? Allahm namussuzluğa ne zararı var? Gardiyan Abdullah üçüncü defa ayağa kalkıp ceketini ilikledi. On yaş gençleştin Müslüman. Doğru elbette. Namusuna asıl bu dokunsun.. Allah insanoğlunu çift yaratır. İşimiz büyük değil ama. İnsana ters ba2H odunlar DCoğuşu kıyorlar. satmadığım. “Ye kürküm ye” hikâyesini bilirsin. usul bozulmasın diyerek. Korkma. pantolonuna baktı.. Elbise yaraştı. İşte bizim kürkümüz. Müstahdemin demek de.. Boğaz bir gayya kuyusudur. “Bu dilenci de ne ister ki ola... başgardiyanın odasından kağıda sarılı kasketi getirdi.... Allah’ın bir hikmeti.... Ye kürküm ye...” dedik. Kasket de yaraştı. O kadar farkınız var mı? . aynı çukura girecek.... fena mı? Çocuk şoföre benziyormuş. Malum ya. icabında takibat tahsisatı için vali beye çıkıyoruz. Herkes seni pirzola yemiş beller. Toz toprak olmasın diye.. İtfaiyede çavuşluk ederken kendisi belediyede yatarmış da. İnat ettiğim ne güzel olmuş. Çünkü namaza durunca rahat rahat namussuzluk düşünüyordu..... Müddeiumumi bey. evlenecek delikanlıya döndün.. Ben bazı bazı akıllı olurum. Kurtar... Şunları satmadığım ne güzel olmuş. zayıf ekseriya hilekar ve insafsız fakat şimdi gözleriyle mahzun derisi ve çizgileriyle sevinen yüzü bu yepyeni lacivert renk arasında. Elli beş de vereceklerdi.

bizim arkadaşların hali malum.. Şimdi eğer vicdanlı bir kadınsa... Lakin beyim. Hastanenin önünde de Şefika bekliyormuş. Kadıncağıza ne kızıyorsun. Hani üç gün izin aldın ya. Sizi kan koca bellemişler de. Rehine koymuştu.. hastaneye doğru çekmişsin....... Ay ay. İftiracılar daha neler söylüyorlar: Beraber arabaya binmişsiniz... Rus’un padişahı “Osmanlı’yı top yıkamaz. Biz kalbimizin fesatlığından battık... Caiz olmasına âmenna. Rabbim kuru iftiradan saklasın. Yatağın altındaki çulu sana vermiş de sen şurada yalnız yatışsın. Para var. Derviş.... Gece beraber yatmaya karı razı olmamış. Ev gailesi.” demiş. şeyhe okutmak bahanesiyle İzollu’ya götürmüşsün. Ben almadım. Vay kaltak vay. Şöyle yüzüne bakılır. Şart olsun ben almadım beyim.. Çoluk çocuk. “Herif sen evi sattın. onar liradan ödeyecek. Elbise kestirdin. Beraber binmiş gitmişsiniz.... töbe yarabbi. Allah Allah. Bunlar ne biçim söz? Sana Şefika mı söyledi beyim? Yok canım.. Ehli zanmış bizim yenge. Anladın mı? Anladım. Ne dersin? Alay etme beyim. .. utanmışsın da gizlice dökmüşsün. 44 Tabii belli bir şey. Aman nasıl laflar? Sen Şefika’yı... Karının aklına da geldi... Şeyh köyde yokmuş... Dul bir taze. Arada başka laflar da var. Ben her zaman keyifliyim. Lakin el ne demez. Sus bey. Zina haram değil mi Derviş?.. Bu iftiracılar diyorlar ki cuma günü sabahı sen bir arabaya binmişsin. Vay canına.. Üstüne basmış... Olanlardan haberim yok mu sanıyorsun? Derviş Abdullah telaşla gözlerini kırpıştırdı: Ne mümkün. Sen.... Köye gitmişsiniz. 216 \Kaiiax iKoğuşu İşte gördün mü beyim? İftira olduğu belli bir şey. İkiniz. Haram. fesatlık yıkar. Dörde kadar. Aldırma düzelir. elbette.... Ağladı fukara. Vallaha billaha... Gece size damda bir yatak sermişler. VS iKemtd uıJıir Ben de sana on beş yaşında bir kız al demiyorum.. Ism-i Celâl hakkı için iftira beyim. bu kıyafete göre seni yeniden evermeli gitsin... Karıya bileziği sen almışsın. İftiradır.. Duysalar laf ederler. Elbette iftira. ama onu şartıyla söylemişler. Sakın bunda bir it oyunu olmasın. Biliyorum Derviş.... Dükkan açacaktın.. Lakin bizi dert yıkmış. Menteşeyi rehinden kurtarıvedim... Töbe yarabbi. Şöyle kafamızı dinleyemedik ki. Ben de hazır evi sattım.. Sabahleyin ev sahibinin getirdiği suyu. Akim yattı mı? Olmaz beyim. şer’an caiz.” dedi... O sıra Şefika da hastalanmıştı. Arabıcıyı savmışsın.Daha fazlası bile var.. Yemin etme.. Sorma Derviş. Otuz lirayı yabancılara borçlanacağına bana borçlandı... Neden alay edecekmişim? Elhamdülillah dinimiz müsaade ediyor. civelek..... Şefika söylemiştir. yenge. Haklısın...... Burada hep arkadaşız. Allah Allah. Müslüman Müslümana iyilik etmeli. “Gelir mutlaka” diyerek yalan söylemişsin. Lakin bizim niyetimiz zina etmek mi bakalım? Allahım emriyle icabında.... Bugün gene keyfin üzerinde beyim... Zaten biz niye battık? Kalbimiz fesat.. İcabında dörde kadar cevaz var demişler..

. Duvara. Ne dedi? Eğer birbirlerini kıskanmazlarsa. Başında harp kasketi.. Bir gülüyor. Şuursuzluğun her çeşidi alçaklık..” Erkekler. bir kızıyor. “Tuu Allah belamızı versin.. ayrı ayrı otururlarsa. Bir karı namusuyla çalıştı mı?. Ne halt edersen et.. Vallaha bağırırım. Boşanma işi ne âlemde? İlk mahkemeye gittiler. “Ben istemem.” dedi.Altı çocuk babası bir adama Allah’ın böyle bir emri yok.. Derviş? Ayrı mı yattınız? Gardiyan Abdullah kapıya bakarak sesini kederle alçaktı: Duyduğun gibi beyim. Bir topçu dürbününün yanında. Bu rahatsızlık. göğsünde de başka bir dürbün. inanmıyor besbelli. gardiyanların yatak odası olarak kullanılan cezaevi revirinde yalnız kaldı. “Şehvet uyandı mı. Nikahı bir kere kıydıralım. bana söyledikleri gibi mi oldu. Haa. imana gelmedi.” derler. Yalnız kendilerini düşünmekte. sevgili vasıta oluveriyor. Doğru söylemek bu devirde günah olduğundan bedava şahitlik edemezler. Murat gülümseyerek gerideki ihtiraslı geceyi düşündü. sekiz tane portatif karyola vardı.. Fısıl fısıl yalvardım. soluk soluğa fısıl fısıl yaşadıkları bu faciayı.... Sen de suyu sabahleyin döktün. Demek namuslu bir karı olduğundan günaha giremedi. haydi kendi aleyhlerinde olduğu için kolayca unuturlar. Köyde. Allah adammış. daima yalan söyleyen ve yemin eden hayvanı nasıl unuturlar? Demek “Olmaz. 218 Üianlar [Koğuşu Vallaha. Sabaha kadar yalvardım. hakikat... Korktu. taşbasması bir resim asılmıştı. Abdullah’ı nöbete çağırdılar. Doğru söyle beyim. Evet aptest alıverdik.. rezilce yalvaran... ben şeyh efendiye danıştım. Dünya düzen olmuş. sabahın ilk saatlannda başlayıp gecenin yirmi birine kadar asla kesilmeksizin devam eden beton mahpushane binasının öfkeli ve ümitsiz homurtusunun .... Ev sahipleri duyacak diye zorlayamadım. âlemin karısına benzemez.. Horozlar ötmeye başladı. bu kadarcık şeyi bilmezse ayıp. Düşündükçe ben sana hak veriyorum.. Murat. Karı gözüme girdi beyim.. bu gülünç hale. Dünyadan haberi olan Murat. Derviş önü karnına kadar açık yerli bezden gömleği. Allah için şahitlik edecekler gene de para istiyorlar. Var beyim. Allah belasını versin. Burada.” demelerine rağmen onlar da her zaman aynı haldedirler.. Atatürk manevralarda. Ya kadınlar nasıl unutur? O kısık sesli... Bu Şefika’da yarım nefis bile yok.. Duvarların beyaz çıplaklığı içinde bu resim. Aptest aldım.. Ayaklarında getr. ¦’•”’ ¦ ‘ ZKemal Tahir Şahitlere beşer lira verilecekmiş.. Lakin şimdi olmaz. olmazsa aş suyu.. uzun paçalı donuyla alacakaranlıkta kurt gözü gibi parlayan aç ve yalvaran gözleriyle fısıl fısıl konuşuyor. Öyleyse haklısın. Şahit götüreceğiz.. Ayrı ayrı oturtmaya senin gücün yeter mi? Evvelallah yeter.. Hemen kötü derler.. Bizim milletin on parmağında on kara.. olmaz.. Ne dese beğenirsin: “Ben istemez miyim? Ben de istiyorum...” Gece. Bu işi evden duymadılar mı? Duydular. Töbe yarabbi. uzaktan Istanbullu’nun miyop gözlerine alacalı bir perde çekilmiş küçük bir dolap gibi görünüyordu. insanı rahatsız edecek derecede sakindi. taşların 45 üzerine oturmuş.. geberecek kadar aç. Bir de Übermenş diyorlar.. Hangi erkek bu sefil.. Olursa iş suyu. Verilecek.” dedi. haklarını geçirmezsen dedi... Dökme yok. Ne diyorlar? Benim karı. sana bunları kim anlattı? Birisi anlattı.. Onlar da haklı. ömründe bir kere olsun düşmemiştir ki?. Niye şaşkın Derviş?. “Besleyecek sensin. “Karıda dokuz nefis var...” dedi. yalnız kendilerini bilmektedirler... Hemen kötü derler de.

gardiyan Derviş Abdullah. mevzuu kendi kendine bir müddet unutturup sonra her nüshayı ayrı ayrı zamanlarda tashih edip sonra bu üç ayrı nüshanın tashihini karşılaştırarak en güzel şekli tesbit edermiş.. bunu tecrübeye karar vermişti. Murat makineyle çalışmaya bir türlü alışamadığına kızıyordu.... Bu çalışmanın bilhassa yazısını parlaklıktan ve şairanelik-ten daha kolay kurtaracağını umuyordu.. teknik vasıta eserin ruhunu çekip çeviriyordu. Dışarda ayak sesleri duyulunca saate baktı: 12.... Bizi de... Sırtı ağrımıştı. hem de gidip rahatça uyumazsın beyim. Her zaman böyle sırtı ağrısa perdeleri yarı kapalı. Neden? Bizim hiç olmazsa uykudan uyandırılmamız.. . nöbet beklemek bahanesiyle şurada sersem sersem dolaşmamız yok.. Müdüriyet odasının yüz mumluk çıplak ampulü küçük odayı beyaz bir ışıkla doldurmuştu. “Tabii” kelimesini yazmak zordu. Sükût ne acayip şey. istida. bizim de kurtarılmamızı talep ediyorum Derviş. Bekleyin bakalım. Murat... Sizin de. çocuklarımızı da 321 . Ne bu? İstida mı? iyi bildin... Tabii. temiz bir odada -koğuşların her çeşidinin Allah belasını versinbir yumuşak divanda sırtüstü yatmayı ve eserini “kâtibine dikte etmeyi” hayal ederdi.kesilmesinden ileri geliyor. Ne istidası?. rahat bir hal vardı. Sanki arkasında durmuş. Kolay gele beyim.” diye düşündü. Murat bir cigara yaktı. Allah razı olsun Derviş. ekseri Fransız muharrirlerinin parlak. Elde edeceği netice herhalde. Senelerce gazetecilik ve muharrirlik ettiği ve hemen hemen bütün büyük muharrirleri yakından tanıdığı halde böyle çalışanlara hiç rastlamamıştı. bir yaklaşıp bir uzaklaşarak kendisiyle şakalaşıyor. Dün gece de sen bu nöbeti bekledin? Dün gece İbrahim’in yerine bekledik. “Şunu makineden çıkarıp yatmalı. yeni harflerin bünyesine uymaz hale geldiği anlaşılıyordu. “Beterin beteri var!” diyorsunuz. Bir de müsveddeyi eski harflerle ve el yazısıyla yapmak. Demek ki nöbet değiştiriyorlardı..... Ancak daktiloyla yazarken Arapça ve Acemcelerden hangisinin tamamıyla eskidiği. süV9 ZKemai Tahir kutu şiddetle duyuyordu.. Murat. Buna karşı daktilo. kısım kapılarının asma kilitlerini birer birer yokladıktan sonra daktilonun sesine geldi. siz de bize bakarak halinize şükrediyorsunuz. 12’den 2’yi mi bekliyorsun? 46 Evet.. gardiyanlara bakıyoruz da biz mahpuslar halimize şükrediyoruz. pratik oldukları için. El yazısında düşünmeye pek benzeyen tanıdık. şairane. fikri bir işten ziyade. Kime yazıyorsun? Türk milletine. tezatlı ve bir parça ters üslûbu olmayacaktı.Biraz sonra.. Şunu bitirip kalkacağım. Hem böyle söylersin. yazdığı hikâyenin bazı yerinde düşünmek için duraklayınca. Bizi daha acınacak halde buluyorsunuz.. Töbe Yarabbi. Galiba Duhamel müsveddelerini böyle yazı makinesiyle üç nüsha çıkarır. Olup biten işlere dair bir istida. Uzun müddet mahpusta “yatanlar” iskemlede oturmayı unutuyorlar. Saat yarıma geldi... Doğru. Canlı gibi. Galiba Amerikalılar. bir aletle uğraşmaya. “Katil” ve “Kalp” kelimeleri de bir türlü “imlâya gelmiyordu”. bedeni bir iş yapmaya benziyordu. kelimelere ister istemez tesir ediyor. Bereket versin. Mesela işte.. 320 \Kjariax IKoğuşu Büyük kağıtlarla dört buçuk sayfa yazmıştı.

Alman ordusuna kumandan olmuş.. Sorma.... Murat kağıtları topladı. On dakika sonra Derviş gene geldi. Mehdi bekliyorsa mutlaka kurtarır. Fransız’ı Atatürk yendi.. Geri çekilmesi hep oyun.. Adnan Bey dedi ki. -Bu cümle. Allah izin verirse dolduracağım. Keyfine bak. meraklanma. Olursa bu kadar olur canım..” dedi. Artık yenerler.. İngiliz kalleşlik ediyor. Müslüman. Eğer “Mehdiye henüz ihtiyaç yok” demiyorsa kurtulacağımıza şüphen olmasın. Atatürk’e falan ihtiyacım kalmadı. “Vay canına. çıkardığı kağıdın son satırıydı. Dostumuz olduğundan tabii yardım etmeye mecburuz. Paşamız da buna öfkelenip Rus tarafına geçmiş. “Töbe Yarabbi.. Bu Alman’ı yenemeyecekler beyim... Bugün adliyede..Oiemal rTAür bu rezillikten kurtarsınlar diye. Alay ediyorsun beyim. “Gayrı benim. ince boynunun üzerindeki kalın kafasını sallayarak dışarı çıktı. Rus’u önüne toparlayıp Moskova’ya kadar Atatürk kovaladı... “Mustafa Kemal Paşa ölmemiş. Derviş.. sümme hâşâ.. gizli din taşıyor.. Hitler. Ne yapıyor bu Mustafa? Köylü kısmı ne yapar? Komşusunun ırzına dolaşıyor. Ben de zaten gidiyorum. Murat’ın kağıt değiştirdiğini görünce sordu: Bunu da mı dolduracaksın beyim?. Günaha giriyorsun. müdde-imumi muavinleri konuşuyordu.. yani Alman’m kralı. Biz de bir ucundan Rus’a vurmalıyız.. Hele şimdi hiç durmamalı. Biz de kırılıyoruz. Bu kış yenemezlerse yazın onları gene kötületir.” derim. Töbe Yarabbi.... Bir müddet. iki sene evvel bir laf vardı. V-1 öiemal Tahir Yukarı çıkıp odasına girinceye kadar hiçbir şeyden şüphelen-memişti. . konuşmadan daktilonun sesini dinledi. Allah Allah. harbi kazanır öyle ya? Tabii kazanır.. Lakin ordu Moskova’ya 47 dayanınca Hitler rezili. Yüzün sapsarı olmuş. “Bizim Hükümet erkekse vurur. Alay etme beyim. Haklısın Derviş. Gerisini ben beceririm. Biz de vursak Alman... Zaten biz vurmasak da kazanacak.. Allah’ı kandırırım. Neden? Millet nasıl kurtaracak? Kendisi Mehdi bekliyor... On dakika sonra tekrar geldi: Yoruldun beyim. Derviş’i sevda kurnaz etmiş.. Doğru. Haydi arkasını da yarın akşam yazarsın... biraz düşündü. Yardım edilecekse harbe girmeli.... Rus ordusunun Alman’ı sürmesinin sebebi bu. Herkes böyle söylüyor beyim... Anladın mı? Anladım.” dedilerdi. Orada birdenbire durdu.. Eskiden.. Kolayı var... Dövüşüyorlar. Ekmeği Alman’a satıyorlar. Muharebeden ne haber? İyidir.. J22 ödıriar [Koğuşu Ben de o fikirdeyim. Müslüman olduğu için biraz oynakça. Alman neden böyle halt etti dersin? Çünkü malum ya. Herkes öyle söylüyor beyim.. Şimdi de Rus’un ordusuna kumanda ediyormuş. Neden meraklanacağım. Gavurlar birbirlerini kırsınlar. Neye dair yazıyorsun? Yamörenli Mustafa’ya dair. Sonra gülümseyerek... Rezilin biriymiş.Olursa bu kadar olur. Pahalılığın sebebi bizim gâvurlardan. Hâşâ. Alman ordusuna kumandan olmuştu. Baksana pahalılığa.” demiş.

. Bırak. Beni yatakta göre-mezlerse laf ederler... Hep yapamaz dersin.. Yüreğim kalktı.. Benim yüreğim çabuk kalkar.. Sen gardiyan değil misin. utanmamışsın da. “Vakit geç oldu. V4 \Karitu ÜKoğu^a “Haydi artık geç oldu. Derviş. “Dur” dedim.” demezsin..” de-seydin. Biz Derviş adamız. Düşer de bayılınm. Yalan. Oğlana vurduracakmış. Ben gülmüyorum. ortada durup şaşkın şaşkın düşünen Abdullah’a.. Kendisi gevezelik ediyor da. Şefika birdenbire ayağa kalktı. Yoksa senin ağzını mı aradı? Ben sır vermem. Sen beni rezil edeceksin.. Gülme rezil.. Ben yatıyorum Derviş. Şuna bak... Üşüyorum..” dedi. dilimi bağladın. Dur kız. yat artık.. Mutlaka sen bana kağıt yaptırdın. bir gören olur. “Dur” dedim. Bir de alay eder.. Dönüşte.. Demeden kalkıyor mu? Neler yazıyor? Hükümet düşmanı bir adam.. Şefika. Karılar uyanır. Ben utanırım. İkide bir yukarı çıkıyorsun.. Duydun mu? N’olmuş? .. Yok canım.. Herifin suratına gülüyorsun. Benim elimi. “Kalk gidelim. Neden öyleyse çağırmadın? Murat Bey yazı yazıyordu.. Ulan insafsız. Fena fikirle gülmüyorum. Oğlan cahil. Dur. Gidiyorum.. Yarın ben beni.. Ben sözümün üzerindeyim. belimi.Allah’ın hikmeti canım. Odasına çıktıktan sonra. senden tastamam isterim. Yapamaz. takunyalarını bırakıp ayağına terliklerini geçirerek hazırlandı... Huyum öyle.. dedi.. diyememişindir. Sen benim nasıl karı olduğumu anladmsa anladın. Hükümetin makinesiyle mahpus kısmı yazı yazar mıymış? Kocaman elektrik yanıyor. Sus kız. ¦ ?25 ZKemal Tahir Bırak. 48 Dur bakayım. Kız burası alacakaranlık.. Seni köpek gibi yalvartan ben değil miyim? Bir de güler. Şefika. Sen de beni öp. Kabahat müdürde.. Sen köyde olanları anlatmışsın. Bu herife yüz veriyor. Senin kocan adam vuramaz. sonra sana emanetim ha. Aşağıda beklediği fısıltı başlayınca merdivenin başına geldi. Arabaya hastanenin önünde bindiğimizi nerden biliyor? Birisi görmüştür.. Sen kendine bak.. Ben utanırım. Ne dedin Murat Bey’e?. Haydi bir daha öp de.. Dairenin elektriği... Acele soyunup pijamalarım giydi... Gardiyan Derviş Abdullah ile Gardiyan Şefika merdivenin yanındaki aralıkta durmuşlardı... mühim ve karmakanşık bir işe nereden başlayacağını bilmeyen rahatsız hareketlerle mütemadiyen ayak değiştiriyordu. Evvel Allah’a. Namusumu mahpuslara karşı paymal edeceksin.. Dedim. Müddeiumumiye söyleyeceğim.. Ben bir şey anlatmadım.. insanın içini ürperten kısık ve hain bir sesle sordu: Nöbete sen yeni mi kalktın? Hayır.” dedim. benimki beni vuracakmış? Kim vuracak? Kocam..... Kendi mabeynimizde utanmak ne demek? Utanırım. Şu elini ver. Dedim.. Bir delilik yaparsa.... Bana mukayyet ol. Nalınlarını mahsustan daha fazla şıkırdatarak apteste gitti. Bizden bir vakit sır çıkmaz.. Haberin var mı...

. tek başına ahlâksız oluyordu.... İnsan. Sevgilinin başı için.” Yazı yazmaya çalıştı... Haydi ordan.. Dur.. mağlubiyet karşısında hissedilen büyük bir acı duydu. Duvarlara ümitsiz ümitsiz baktı. Bir de müddeiumumiye gider halt edersin. Gündüz hepsi kurt gibi bakıyor. hafif. sen nerden bileceksin. Mahpushane bunun burası. Kalçalarını mahsustan kıvırtarak hızla karılar koğuşuna girdi. Sen misin? Bu ne yüzsüzlük? Velinimet. Ayak seslerini Derviş’in işitip işitmemesine aldırmadan Murat odasına girdi.. ölüyordum.... En çok kansız kaldıklarından uyuyamazlar.. vallaha şaka ettim. Ben sabırlı adamlan severim. Düşünüyorlar...... Murat bu sefer. Postacıyı katır hırsızı diye vuran dört tane Kürt’ün en yaşlılan... Geeel. sahteye benzeyen fakat dehşetli yakıcı harareti gibi bir şey. Saat ikide yattı... Terbiyesiz.. Bir yatakta yattık da bir iş yapamadın. sonra sen velinimetimsin. Murat. Tuu. Çekmez mi? Ölüyordum. Derviş Abdullah yalnız kalınca beton binayı derin derin inleten bir kuvvetle içini çekti. Hal-buysa karının dokuz nefsi var demişler...... Topuklarını birbirine vurarak durdu ve belinden yukarsım tamamıyla bükerek selam verdi.. Zorlasam razı gelir miydin o gece? Gelmezdim.Bir ses var.. Gel.... Bu iç çekişte.. dedi.. O da var. Defol. “Hayvan sürünün içinde de tek basmadır.. O gece ben “Olmaz” dedim ama sen bir de bana sor... Adam vuruyorlar. ıslak. korkak ve gülümseyen bakışlı büyük baba.. Çocuklarının başı için.. Sen nerden bileceksin. Sen sabırlı adamsın. Uzun. Bırak elimi rezil. “Öyleyse canın çekmemişti.. Hayasız bir mahlûk. Vay. Bir salkım üzüm yedi.. Üst kat koğuşlardan birisinin kapısı açılıp kapandı... Şefika gene kısık ve hain güldü.. Ben de seni paralarım. 327 DCerrud Tahir Kapı vuruldu. Erkek sabırlı olacak.. Acayip bir ateş. 226 öiardar DCoğuşu Öyleyse canın çekmemiş.. O 49 sebepten tabiat onun kanını galiba senede bir mevsim kımıldatıyor. Bir de utanmaz herif. Ben ettim sen etme velinimet. Kelimeler yan yana gelmemekte inat ediyorlardı.” Yutkundu. diye bağırdı. Derviş ayaklarını sürükleye sürükleye adeta iç çekmesinin arkasından bütün varlığıyla sürünerek mahpushanenin ara kapısına doğru yürümüştü.... .. ihtiyar bir öksürük koridoru doldurdu. Bırak. Remzi Efendi -Şefika’nın kocası. insanın yüreğini yakan bir ateş vardı. erkeği de açlıktan geberirdi. Bir adım gerileyip kolunu kurtardı. Bu laf da mı vardı? Şaka ettim... Bir sıçrayışta yanına gelerek eline sarıldı. Murat.. Hatta öksürmesi bile Türkçe olmayan.... Yoksa hepsinin dişisi de. Beni şimdi koğuşa götürsen ne yaparlar? Lafa bak.. Seni paralarlar.. Beni paralarlar sahi... Yetmişlik Kürt.. Çekmez mi. Namussuzların gözünü uyku mu tutuyor. Ses çok olur. Odun alevi gibi sahici değil ispirtonun mavimtrak.. Aman velinimet. Murat bu öksürüğün sahibini artık tanıyordu. Kapı bir daha vurldu. Hakikat. Ben karılığımla sabrediyorum.içeri girdi. Dünya üzerinde evvela Allah. Sonra da uyuyamı-yorlar..

Hem de. İstasyona doğru gittiler.. Sen peygamber imişsin.. İspat edersen elbette tevkif ederler. “Şefika buraya geldi mi?” dedim.. “Erkenden çıktı.. Doğru bir söz.. Neticede Derviş olacak namus düşmanının evine gittim. Yemin etti.. Adam öz anasını ağzından öper mi beyim? Tu Allah belalarını versin. Töbe Yarabbi.. Edebi edepsizden satın almalıymış... aman Alahım. Geçen hafta arabaya bindiler de köye gittiler. “Karı burada olmadığından biz oğlana bir şey diyemeyiz.. Sarı yanaklarından büyük damlalar halinde gözyaşları yuvarlanıyordu. Hamamları birer birer dolaştım... Başlarım peygamberden.. Muhtarın evine misafir olmuşlar. Muhtar onları karı koca zannetmiş.. Gizliden bıçak peydalamış. İtfaiyede iken itfaiye şoförü bunun evinde yatar kalkardı. İstasyon polisi tanıdıktır. Ertesi gün Karakaya’ya gittim... “Burası kerhane mi?” diye ağzını açtı. Ayaklarını öpeyim beyim... gözünü yumdu. Hamama gitmemiş.. Karı beni görünce kaşlarını çattı.... Çift atlı arabaya benim gibi hasta bir herif yetişebilir mi? Nefesim tıkandı. Bir arkadaş.. ben de öldüm. “Senin karı bir herifle beraber arabadaydı...” dediler. Elini öpeceğim. İstasyona koştum. İslam dini aşikâre. Sonunda geri döndüm..... Orada n’arıyorsun? Aman beyim. hiçbir şey duymamışsın. Derviş’in kapısını da bir çalan bulunur.. Şefika’yı baştan çıkaran Derviş.. Öğleden sonra arabacıya hükümet meydanında rastlayıp sordum. Hem de çarpar. Çocukların ahi yeter.” demişler. Arabaya... Vallaha yalan değil..Beni iğfal ettiler velinimet.. beyim.... Tevkif mi ederler? Aman allahım. tekrardan buraya gelecektim. Bana çaktırmayacaklar. Arabaya Şefika’yı hastanenin önünde bindirdi.. Beni Derviş Abdullah olacak ırz düşmanı aldattı. iğfale kapıldım. . “Sizin aileyi Karakaya köyüne bıraktım. Ben her sabah gelip soruyorum. Ben de eşek gibi bir adamım. Neden sonra açtılar. Bir güzel seyrettim. Aman beyim. ahbapları dolaştım. Oğlan anasını vuracak... Benim gibi köpeğin kusuruna bakmazsın. Bırak da derdini anlat.” dediler. Bize bir çare. Ciddi mi? Vallaha kaçtı. İstasyon Caddesi’ne çıktım.. Öldük.. Güveyleri de fabrikada çalışıyor ama gececiymiş. Bohçası da kulundaydı...” dedi.. Çocuklar gece gündüz çığrışıyorlar. Kızla büyük oğlan işe gitmişler. 228 ZKarüar ÜKoğuşu Anasını vuracaksa. Yok olmaz. 50 229 Kemal ToKir Merak etme.. Bu sabah uğradım. İrz düşmanı Derviş.. Sen vicdanlı bir insansın... İftira olur mu? Ben takip ediyorum... Kaynana öz ana sayılır. Uğramamış. Bırak.. Belki iftiradır. Gitmişler beyim.. Karı nerdeymiş? Aman beyim haberin yok mu? Yok. Kaçmışlar. “Çalmayan mı kaldı?” diye bir sorsana velinimet. Yahut korkuturlar da vazgeçer.. Oğlunu tevkif ederler.. Karakola söyledim. Karısı güveysini leğene oturtmuş yıkıyordu. Komşuları.. Bunlara dam üstünde bir yatak sermişler. “Şefika’yı istanbullu baştan çıkarıyor. Çocuklar da öldü.. Sen peygamber. Asıl şimdi müddeiumumiye git. Uydurma. Yok canım. Gizliden nöbetçi gardiyana soruyorum.. Belki bir fenalık yoktur. Eğer Şefika oradaysa saklanmasın diye pencereden gizlice baktım.” dedi.” dedi. Şefika bu sabah Malatya’dan kaçtı.. “Ne istiyorsun?” diye sordu. Okuduğun Kuran seni çarpsın.. Kapıyı vurdum.. Arkaları sıra biraz gittim. “Çalma kapıyı çalarlar kapını. Bu sabah sordum. Bileti kesmişler de trene binivermişler.

Ben kime yazdırayım? Bu namus meselesi velinimet. bir kere bizim Şefika ile adımız çıktı. Halden anlıyorsun..” dedim... Kansız ev suyu çekilmiş değirmene benziyor. Ne yapalım beyim? Aman bana bir istida yaz. Küçüklere merhamet et. Eğer Şefika beş on para ile gelirse bu temiz işte hiç kimse zarar etmemiş olacak.. Bin beş yüz lira çabuk tükenir mi? Şefika altın diş yaptırdı. Pekala. Ben evlatlarımı severim bey. “Bunun da ciğeri yanıyor.” diyecek. çıkıp gitti. Senin gibi akıllı. Meraklanma gelirler.. Suç senin karın olacak kızgın orospuda.. Evlatlarımın yüzünden. Değirmene. Ben mi istida yazacağım? Allah’tan aşağı senden başka kimimiz var ki velinimet. Oğlan. Büyük olan anasına düşkündür... “Benim kan... Keller ölüyor.. Olmaz.... Erkek kısmı.bir yağmurlu ögleüzeri Derviş Abdul- ... Paraları biter de.. senin herif kaçtı. Allah sebep olanların belasını versin. Bir zina davası açalım.. Eğer bunların cümlesi Aîlah’tansa güzel etmez mi? Aferin. Yara boyunlarına düştü... Neden beyim? Müddeiumumi’ye karşı ayıp olur. Murat. Ciğerin yanıyordu DCanlar !7Cojjuşu sa istidayı verirsin.. Demek.. Cebinde bin beş yüz lira varmış. İkisini de kelepçeleyip buraya getirsinler.. Yüreğim parçalanıyor beyim. Yahu.” dedi.. Ben yazamam Remzi Efendi.. “Rabbin bir hikmeti canım.. Ankara’ya mı. Bence istidaya lüzum yok....... Mersin’e mi.” dedi. Herif evi sattı.” buyurmuşsunuz. kuyruğunu sallamayan kancığa çıkmaz.. Gel utanma beyim. Altın dişli çeneye para dayanmaz. Bu kadar yemin istemez hazret. Değirmene benzer.. Tekrar Murat’ın eline davranacak oldu. Doğru söylemiş. oğlan da sermayeyi bulmuş. Onlar yakında gelirler. Mahpushane ve Malatya firari gardiyanları tamamıyla unutmuşlardı ki -bir ay sonra....Nereye? Tahkik edemedim. Remzi Efendi. Yeni gelin gibi türkü söyleyerek avluyu süpürüyor. Sabahleyin Küçükleri savuşturmuşlar.. Yemekten sonra duvarlara bakıyor da içini çekiveri-yor... însan herkese açılamıyor. Senin için hava hoş ama. Allah razı olsun beyim. Evlatlarımın. İstanbul’a mı? Koştum Derviş’in evine...... üç gece evvel merdiven altında dinlediği konuşmayı hatırladı. Ben kelleri de severim. Hem de Şefika belki sakinleşir de doğru size gelir. “Benim istidalık işim yok.. Demek yazmayacak mısın? Yazmayacağım. Allah senden razı olsun.. sabaha kadar ağlıyorlar. Omuzlarını sarsarak ağlıyordu.. Sen vicdanlı bir adamsın beyim. “Karmm teslim olmamasının sebebi ateşi söndürmemek içinmiş. Zina davası. Bir yanık istida. Gece. Varsın desin.. Bir yanık istida yazarsın. “İstida verelim. Müddeiumumi. Sonra zina davası açarsan boşanma davasını kolaylaştırırsın.. Öyle ya.... o zamandan beri kaçmaya hazırlanmışlardı. Para yemeğe gittiler... ben utanırım... Malum ya.. Adana’ya mı... vicdanlı bir zatı neden mahpusa koyarlar.... “Vallah güzel etmiş IBillahgüzel etmiş I Tallah güzel etmiş / Allah güzelim netmiş? / Netmişse güzel etmiş.. Birdenbire boşamverdi. Kan güveysini kurutmuş da yatağa yatınvermiş.” dedim. Değirmene benziyor.. Bana günahtır..... “Cehennemin dibine. ¦ ¦ • m üiemal Tahir 51 Sahi beyim.. Hay toprağın bol olsun Erzurumlu Hakkı. Eğer Remzi Efendi iftira etmiyorsa.. Derviş evi satıp güveysine sermaye verecekti.” diye güldü..

. Zıpkın gibi m ‘Jiarûar !3Coju^u orospu. Seni dinlemedik.. Bizim çocuklar da bize yardıma geldi. Kan tutturdu. Cilvesi evvelki gibi yüreğimizi oynatmıyor... Üç günde gönüllerini aldık. Aldırmadım. Bize iş bulacaklar. Seni de içkiye alıştırdı mı? O karılığı ile içerken bizim içmemiz olmayacak. Üç gün sonra yemek yediğimiz lokantacı bize bir oda buldu... Lakin şeytanın igvasma kapıldık bir kere. bir yatak.dışarı fırlamış olarak Murat’ın odasına girdi. Nasıl gelmiş? Dört yüz liraya aldığım eşyaları iki yüz liraya satmış. Töbe Yarabbi.... Demek para tükenmedi. yavrularından etmişim..... fuar çoktan kapanmış.. Biz bastık geldik.. yakaları leke içinde pantolonunun dizleri -tıpkı Remzi Efendi’ninkiler gibi. yeni yaptırdığı yerli lacivert kumaştan elbisesinin havı dökülmüş. Biraz çekişti. lştihalr imiş beyim. Birdenbire cebimizden kaymeyi aldı..” dedim. Baktım parayı götürecek.... Sanki Murat’ın mühim bir işini görmek için gitmiş gibi.. Benim de niyetim o. yeleği kollarmış. Tanıdık bir ses. kocasından.. Yeleğin cebinde bir tek beş yüzlük banknot kaldığını biliyor. Kendisini kandırmışım da evinden. Cumadan cumaya. “Kız. 52 Ümidim şeyh efendide.. Trene atladım. Nasihat verdim. Demek ki o kadar.. Ne hali varsa görsün. Ben yatıyorum. Meraklanma. Biz de içtik.. Bir de iş bulup kalmalıydın. “Haydi sen git. Bizim şeyh efendi çaresini bulur. Bayan nerde? Otelde.. Olmadı Derviş. Kapı çalındı. İşte geldik hitamında beyim. tabak aldı. Domuz gibi de rakı içiyor. Sonunda baktım paralar tükeniyor. “Biz gayrı karı koca Jİ2 ÜKemol lakvr sayılırız.. Lakin kan bırakıyor mu? Vay beyim. Haklısın bey. Sonra konuşuruz. Karı? Bıraktım. İki gün oluyor. gittik..W \Kurdar lah... kocan evde mi?” diye soruyor.” diyecek oldum. Hep yatakta. üstüne çullandım.. İzmir güzel memleket beyim.. Karı gidip baktı.. Otele indik. “Çalgı yerine” dedi... Allah affetsin. Çocuklar biraz ağladı. kurnaz ve insafsız Derviş gözleri tamamıyla çukura batmıştı. Başladı bağırmaya. Hitamında biz kahveye kaçar olduk. İstanbul’da akrabaları varmış oraya gideceğiz. Bir gün istasyona geldim. içeri girdi. Ne mümkün.. Evvelce de zayıf olan yüzü büsbütün iskelet kalmış... Ben dünya yüzünde böyle kahpe görmedim. Beni gebertecekti nerdeyse. kilim. Lakin her tarafını gezemedim. Şimdi orada mı kaldı? Dinle beyim.. ayıptır söylemesi bir daha giyinmedi beyim. Bir karyola. Her sözün cevahirdi. Yeniden ev kurulacak. yorgan. gittik. Bir soyundu. Bilet aldım... Benimle kavga ediyor.. Gönlüm de karıdan geçti beyim. Baksana suratıma. diye gülümsedi. Şefika’nm sesi. bir sabah yatıyorum. Töbesi kabul olurmuş. gelmiş.. Yediğin içtiğin senin olsun. Biz gittik. içmem. “Sinemaya” dedi. Besbelli onun da hızı geçti.. tencere. ... Hoş geldin Abdullah Efendi... Tek başıma hak edemiyorum.. Meğer kahpe.. Nerelere gittiniz? Buradan doğru İzmir’e gittik.. “Hele kolay. yerleştik. Odayı tuttuk. Nerdesin bakalım. Domuz görmüş gibi oluyoruz.. gördüklerini anlat. Benim karı da gittikçe öfkeleniyor.” dedim. Cigaraya başladmsa bir tane yak.

ben yalvanrım. Teslim olmuyor. Doğru bir söz. iyi vallaha. Sokakta bir rezillik oldu ki beyim hiç sorma. bir de küçükleri götüreceğiz. Oradan beş yüzlük banknotu çıkardık. Hacı Mustafa iki eliyle karının bir elini yarım saat uğraştı açamadı. Bastık faydasız. Öldüm.. Bankada değiştirirsin. Baksana.” diye şekva ettim. Kuvvetten düştü. Başladık kötekiemeye.” dedi.. Hemen gidip bozdurdum..... Dönsün.. canını kurtarmak için karakola sen koşmuşsun. Beraber mi? Beraber.. karı.... Muharebe.. Aman para. kemiklerini kırarım!” dedi. Demek oğlan gelmiyor. Şefika diyor ki: “Orada fabüiartlar ‘JCoğuşı rikaya girersiniz.” demiş.. Yalvardı. İmana gelmedi. Sesimize komşular koştular. Herif yalvarır. Yoksa buna sen itiraz mı ediyorsun? “Komşular ne der?” diye sordum.. Demek şu kadar zamanda karıyı özlemişiz... Kaçamak yapıyordunuz değil mi? İyi bildin. Alman gibi. Butlarına. “Sen benim erkek kardeşim olmuş olursun. 53 Sana da baba mı diyor Derviş? Baba demiyor. Zorla üstünü başını aradık.” diyor. Otele yerleştirdim. Mecbur oldum karakola gitmeye. Oğlanı öteberi almaya çarşıya yolladıkça. Remzi Efendi de mi? Remzi Efendi. Ne güzel..... Parayı cebri aldı. Eee bu güzel doğrusu... Gece yansına kadar oturuyorum.. “Öldüm.. Çomakla ellerini açtık para yok. “Artık Malatya’da rezillik gökyüzüne çıktı. beni buldu. “Evimizi bastı. Yavaş yavaş alışır. karı eve gitmez. Sonra. Kan. Karakola gittik. Bumburuşuk olmuş. Nasıl hep beraber? Basbaya. Oğlan burada ustabaşı. Sonunda naklederse gelecek. kocasına meseleyi anlatmış..” diye bayıldı. Birkaç tane de kırbaç yapıştırdı. Büyük oğlu da bizimle beraber oturuyor. İnsanoğlu utanmaz bir mahluk beyim.. Bu sefer uğraş ki ayıltasm. Şuna bak.. Kavga sırasında parayı sandığın altına atmış.. “Ben Abdullah’tan vazgeçmem.. Polisler geldi. Biz vurduk o sövdü. Sonra kocası neredense duymuş. Oğlan da gelince somurtuyor. Neden? Karı koca başıma bir bela getirirler mi? .. Ben Şefika’mn seni şikayet edeceğini düşünmüştüm. biz vurduk o sövdü. Komşular meseleyi duymuşlar. Aferin..İkimizi de dut gibi sarsıyor.. Şimdi iki gündür otelde...... Parayı söylemez. Ağa diyor.. İyi ama. Beş yüzlük ortada yok. Komiser kızdı: “Senin hakkında zina istidası var. Parayı gene söylemez. Bu rezilliklere karşı hep senin sözlerin aklıma geldi.. Üç tane erkek olduk... Gi-ZKemal Tahir dip karıyı karakoldan kurtardık.. Yaşarız.” demişler. Konuşmuşlar. -İyi. Gündüz gidiyorum.. Hitamında. Şimdi bu böyle devam mı edecek? Ben asıl sana bir şey danışmaya geldim. Muharebe oldu desene Derviş.. Kocakarı suratına dönmüş. Birisi ayaklarına bastı. Ben göğsüne oturdum. Ben koştum. Biz Adana’ya gidelim. sen gündüzcü olursun. Yanlış. O zaman yerini söyledi. benim herif de gececi olur. Hep söylediklerin çıktı beyim. Aman banknot. Şimdi hep beraber Adana’ya gideceğiz.. Töbe Yarabbi.. Benim sözlerim çıkmadı. Lakin ben korkuyorum. ben.. Ayıldı. Sanki ben anasını İzmir’e tedaviye götürmüşüm..

” dedi... Şefika da seni görmeye gelecekti ama “Eli boş gitmek olmaz... . Anlarsın ya.. Âlemin erkeği başka. Küçük Aduş içeri girdi: Merhaba Murat Bey. Yapacak işi olmadığı halde. hissetmekten doyamadığı bir emniyet duyuyordu. Üç paket Köylü cigarasıyla bir kutu kibrit getirdi. Erkektir.. Ertesi sabahki trenle hareket edeceklerini laf arasında Murat öğrendi.... bugün canının sıkılmayacağına emindi.. Gençtir. On beş gün istirahat etse kendisini toplar.... Meraklanma. insan.. Sıcak bir odada. Güvey de ben gidince çok çalışmış da fena kötülemiş beyim.. Onlar da burada geçinirler. Allah selamet versin.. Kıskandı da. Selam söyle. Malatya’nın önünde daha birkaç haftalık pastırma yazı yok değildi ama... Merhaba küçük hanım. Maşallah aslan gibi güveyin var.. Belki mektuplar gelir. Sagol beyim. Ismarladık beyim. İstida verip hapse koyduramazlar mı? Böyle işlere kanun bir zaman karışmaz. Beş yüz lira için yapılan müthiş mücadelenin izi hâlâ yüzünde. Sağol beyim. Neden zahmet edeceksiniz. Niyetim büsbütün yerleşmek değil. Üç gün sonra Şefika. zannetmem. Murat.Nasıl bela? Beni kaybederlerse.yutarak odayı derhal ısıtıyordu. çürük bir göz gibi mosmor duruyordu. “Gelir gider!” diyor. ilk soğuklarda zemheriden fazla üşüyordu. Odanın ortasına yerleştirilmiş olan her tarafı pastan tuğla rengi bağlamış. Demek bir korku yok mu? Yok... bunu görmemezliğe geldiyse de karı izahat vermeden yapamadı: Gördün mü Murat Bey. içinde taşkömür yakıldığından arka tarafı çizme koncu gibi buruşuk saç soba. Burada çoluk çocuk. Kapıyı. fazla mesai. elbet kıskanır. yazın sıcağına alışmış vücutlar... Sen benim herife “Yumuşak adam” derdin. Büsbütün yerleşsen de iyi. O da olur. 54 Âlemde de erkek var. mahpusluk daha az öfkelendirici oluyor. Neden kaybedeceklermiş... Yağmurlu havaya bakarak böyle bir günde hiçbir sebeple dışarı çıkamayacak olduğunu düşündü. İkisini de mutlaka götürecekti.. Şefika birisini arkasında bırakacak kadınlardan değildi. kıskançlıktan yediği dayak karı kısmına acı gelmez. Eğer Adana işi kararlaştırılırsa gitmeden uğrarız. Bak gözümü ne hale koydu... senin erkeğin başka. Yarın da gazete günü. Bir cigara yaktı.. Sen keyfine bak Derviş. besler de iyileştirir. tatlı gelir. 37 ÖiemdİMhv Doğru. Derviş ayağa kalktı. güveysini oğlundan fazla sever. pek harap bir haldeydi.. Hem uzatma Şefika Hanım. arada sırada. Kaynana kısmı. Zarar vermez. Bir şey sormadı.. Murat. Demek fazla mesai mi yapıyormuş? İyi bildin. Buna rağmen kuru odunları pek obur bir hırıltı ile -içini çeker gibi. biraz daha şişmanlamış olarak çarşafını savurarak mahpushaneye geldi.. 3# 12 Murat’ın odasında üç gündür soba yanıyordu. Kan da öyle diyor: “Genç oğlanda et misafir!” diyor.. Şu kahpeyi memleketten sürüp çıkaracağım. birisi kurcalıyordu. gözlerini tatlı bir sıcaklık içinde açmıştı..

Nedir o? Bunun babası yollamış. Güle güle. Şimdi de arkası dönük.. Şimdi bırakmıyorlarmış.. canı isterse ölür... Askerlik vatan hizmeti olduğundan galiba kabahat tamamıyla vatanın.. şimdi de askerlik şubesine teslim edildiğini.119 ÜKemaî TaJıir Soba kuruldu kurulalı.. 55 Çağır şunu. Hanım mı? ^.. Eyvah. dün akşam çarşıda polislerin kendisini yakalayıp polis dairesine götürdüklerini..... Anlayamadık. -Neden? 240 ÜCardar öiofişu Gevre benim annem...... Pekala. Tezkere “Kardeşim Sefer Ağa” diye başlıyor. Sefer dayı nerde? Aşağıda.. incecik entarisi ve çıplak ayaklarıyla üşüdüğü için Aduş mutlaka uğruyor. Aşağıda okudular... kirli ellerinin -arada bir saçlarını düzelterekısıtıyordu... Teşekkür ederim efendim. istanbullu keyifle güldü: Pekala. ne kadar yalvardıysa da iki saat izin vermediklerini. Töbe Yarabbi.. Murat Bey’e danışarak iki saat izin alabilmesinin çaresine bakılmasını. Yazık olsun bakalım.. Hemen töbe çekme.. karıya da bir şey söylenmemesini rica ediyordu. Şuna bak. Büyük oğlan canı isterse hırsızlık eder. Abuzer’i askere almışlar yavrum. yahut evet efendim. Kim verdi. buradan doğruca bir uzak yere yollayacaklarını. Günahı sana değil.... Teşekkür ederim Aduş Hanım.. Ne yedin bakalım? Ekmek. Ya kime? Hiç kimseye.. Sefer. Murat ağabey acından ölmüş dersin.... Küçük bir kağıdı uzattı: Hele şunu bir oku beyim. Söyle bakalım. A-ah mı denecek? Hayır efendim. Hayır efendim. Aduş kapıya varmadan Sefer telaşla içeri girdi.. Teşekkür ederim. Başka? Hanım kaltak. Başka? Başka kaltak yok... Karnın aç mı? A-ah.. Teşekkür ederim.. çocukların evde kaldıklarım. söylemeyi pek sevdiği ezberlenmiş kelimelerini sıraladı: Sabah şerifleri hayırlı olsun efendim. diye sordu. Bunlar giderken söylenecekti hani? Giderken de söylerim.... Gevre’ye yazık. Allahaısmarladık. Başka? Hatice Ana kaltak. Gevre kaltak değil mi? Değil. sabaha kadar orada tuttuklarını. Nasılsınız? iyiyim. Askerlik şubesine kapatmışlar. W . Ötekiler de ölürler. Çocuklar ne olacak? Çocuklar mı? Düşündüğün şeye bak. Ne olmuş beyim?. Sizin orada kaltak kim? Ayşe kaltak..Anne verdi..

Tezkereyi bitirdi........ Necati Bey’i bildin mi? Bildim. Çocuklar. Aferin Sefer... diye çıkıştı.. Aduş kaltak değil. Bunu kim getirdi? Komşularından biri getirmiş.. Abuzer’i kurtarması lazımdı.. Beyim. Şu topala bir yumruk vurun Aduş Hanım. Tamamıyle eskimiş sandallarından. Aferin Kürt oğlu.. Bu mektubu vilayete götürecek. bazen yanaklarına doğru çekiyordu. ya ibne olması icap eden “büyük oğlan” yedi yaşma gelecek sene basacaktı da mektebe yazılacaktı.... Bir istida pulu getir.. Mektup pulu değil.. Şimdi n’olacak? Bir kolayına bakarız. Saçlarımı düzeltiyorum. Murat kalemi iki defa mürekkebe batırdı. Polis içeri bırakmazsa kavga etsin. Yahut dur bakalım. Şuradan mürekkebi ver. Efendim? Bir de efendim diyor. Pulları yapıştırdı. ne yazacağım kendisi de bilmiyordu. Durma. Aduş... Abuzer’i bırakırlar mı dersin?. İyi akıl ettin yavrum. Bizim Abuzer’e izin alırsa ancak Necati Bey alır... Ama katiplere falan değil. Sagol beyim. Birtakım istida pulu.. Ne yazdın beyim? Götür şunları. Siz orada süsleniyor musunuz kuzum?.. Vilayette Seferberlik Memuru Necati Bey var. Bir daha okudu. ZKarûar ÜKoğu^u Sefer gidince zarftan bir istida kağıdı alıp tekrar yazmaya başladı...... Şimdi kafana bir şey atarım. Bu da istida.. çamur edeceklerini ileri sürerek başgardiyan odasına soktular. Ben bir şey akıl etmedim bey. hamalları tepeden tırnağa aradılar. San zarfı olduğu gibi getir... Abuzer yalvarmış ki cevap bekliyor. îşte o Necati Bey.. Buyur Sefer Efendi.. Nereye.. Abuzer’in ağlaması öfkesini artırdı: Ne o? Şuna bakın. Murat koşarak aşağı indi.... Olduğu gibi dedim eşek. dışarı çıkarlarken iade etmek üzere hacir altına koydular. saçlarını düzetmeye dalmıştı. mahpushaneye üşümüş bir çocuk gibi ağlaya ağlaya geldi. Bir taraftan yazmaya başlamıştı. Zarfa koydu. vali beyin eline versin. Aduş’a yazık. Kürt kısmında bu kadar akıl bulunmaz ama.... Sarı zarfta kağıtlar var. Def ol. Kes.. Bağırsın. Hamal Abuzer.. Oradan çıkar çıkmaz vali beye 56 götürsün. Töbe Yarabbi.. Murat’ın kravatlı ziyaretçilerini bellerindeki tabancalarla yukarı bırakan gardiyanlar. Yanında sabahleyin tezkeresini getiren hamal arkadaşı vardı.. O da hamal.öiemcd İnilir Kimin? Vatanın.. Bir de sana mı masal söyleyeceğim? Götür de ben giyineceğim. imzaladı. bunu götürsün.. Üst katm yeni yıkandığını. topukları betona değiyordu. Burada yattı.. Koş.. omuzlarındaki ipleri.. Sen nerden bileceksin hayvan. Baş üstüne.. Se-fer’e uzattı: Haydi. Ne olmuş bey? İyi akıl ettin... Abu dükkanı açtı mı? Açtı beyim. yüzünün ıslaklığı üstünün başının sııılsıklamlığmı sanki bir kat daha ZKemtâ Takir arttırmıştı. gözyaşları bir kat daha kirletmiş..... Kaltak seni.... En iyisi. Esmer yanaklarım. Başıma geleni duydun mu? .. Dümdüz kâküllerini cilveli bir hareketle bazen kulaklarının arkasına atıyor. Ama bir yere mutlaka bir şeyler yazması... Tabi nüfus kağıdı varsa.. Ya hırsız.. Kes artık. Bu istida Abuzer’e verilecek....

Bereket versin Aduş sevinçli bir çığlıkla babasının kucağına atıldı. “Abuzer” dedim. “Bu nüfus kağıdı sahte. Bak seni perişan ederim. Öyle değil mi arkadaş?.. Elemtere okudum.. Aldırma Abuzer.. “Doğru söyle. işte çocuklar.. Gavur onlar. 57 İnanmadı.. Valiye gittim. Ben de Müslüman oldum.. cevap vermedi.. Yalvardım. İnsafsız.” d£dim. Kendisi Müslümanmış gibi.. bakalım?” dedi. fukaraya merhamet etmez bir adam olduğundan.” dedi. “Sen gavurmuşsun.. Kusura bakma... İşte nüfus tezkerem. İstidayı sonra okuttuk. Yırtık pırtık kıyafetine ve yorgun yüzüne rağmen bu hamalın kuvvetli yardımını yüreğinde duydu. kaymakamın da... asıl kâfir onlar.... Polis içeri bırakmaz. Bırak şimdi. İki saat içinde şubeye gelmezsem kaçak muamelesi yapacaklar..” diye bağırdı..” diye davrandım.. Çıkardım. Hamal Çolak Ali ciddiyetle tasdik etti: Bırakmayız.. “Sen gavursun. diye homurdandı. Sen sağol. Ben Ermeni değilim.. Bir hafta izin istemiştik... Vali ne dedi? Sen onu söyle. Elham okudum.. Babamı vurdukları zaman ben yeni doğmuşum. Ben Müslümanım. Dışarı çıkıverdim. Avrata söylediler mi? Söylemedik.. Sen de şimdi vali beye döndün. istidayı verdin mi? Verdim. Askerlik şubesine havale etti mi? Abuzer. Anamı Silo Ağa Müslüman etti.” dedim. Babamın adını arıyor. 345 ZKemal Hahir Ayaklarmdaki yemeniler parça parçaydı.. İnanmadı ki. . Biz burada adam değil miyiz? Sağol beyim. Valiye gittin mi? Gittim. Birdenbire suratı değişti. Anamı da tanımam.... Okuyan herif.Çocuklarmış. boynumuzu demirleyip bodruma atacaklar. Tebareke. Elin var olsun.. Lakin ben gavur değilim. Merhametsiz teresler... Yanındaki hamal.. Valiye çocukları söyledim. Öteki hamal kırçıl bıyıklarının altından... “Bunu gâvur görse imana gelir...” dedi. O Abu-zer’e “gavur” diyor. Aduş’u fevkalade şaşırtan ve hemen iştirake hazırlayan bir şiddetle ağlamaya başladı.. “Vali’nin de Allah belasını versin. Sen de Laz olduğu için ona “gavur” diyorsun. Künyemi okudu.” deyince Murat şüphelendi.. Islak ve çamurlu bacakları Murat’ın içini üşütüyordu. Sen merak etme. Sen çocukları merak etme. Ermeni imişsin. Halbuki onun gavurluğu Lazlıktan ileri gelmiyor. Sana söz veriyorum. Şimdi Aduş da ağlar.. Silah da vermeyecekler. Vali beye bak.. Sonunda 244 \Karilw [Koğuşu girdik. “Çukkk. “Sus.. İstidayı arkamdan polis atıverdi. Hele küçükleri bir yere yerleştirelim. Ne dersin bey? Ne diyeceğim.. İstidayı okudu. Sanki dalmıştı. Namusum üzerine.... Abuzer işte. onları aç bırakmayacağız. İşte Hüseyin burada. dedi. Kolumuzu. Sus bakalım.. Babamın adı nüfus tezkeremizde “Silo Ağa” diye görülür beyim... Çocuklara yer buluruz. Kendileri bilir. Telefonu çevirdi.. Bize izin vermediler beyim. Görülür ne demek? Bu nasıl iş? Valiye meseleyi anlattım. kolay.. askerlik şube-siyle konuşuyor.. Adı beni şaşırttı. Yapraklarım çevirdi.” dedi..” dedi. Zile basınca korktum. “Alo” dedi. Abuzer. Müslümanlık öldü mü? Hep kardeşiz... Hepinizden Allah razı olsun.. Lüzumsuz yere kızıp Abuzer’in hatırını kıracaktı. “Bilmiyordum. seni gâvurlarla beraber askere alıyorlar. babamı da tanımam... Biz gavur olduğumuzdan.. Anlatsanıza... Bırak beyim. Telefonu kapatıp bana döndü: “Senin adın ne.” dedi. “Yalan olur mu. Ulan Lazdan Müslüman mı olur?. Eşhedü çektim beyim.. Öyle ya.” dedi. “Hâşâ ben gâvur değilim. söyleriz.. istidayı önüne çekti.. vali ne dedi?. Biz gavur olduğumuzdan. “Karı hapiste” dedim.” dedi. Aduş’la meşguldü.....

. Gardiyan kesilmiş ya.. Sefer de her akşam tayın gönderir. avını taşıyan muzaffer bir avcı gibi “Ooo. Şimdi anasından Müslüman doğanı kabul etmiyorlar. Sana misafir geldik.. sola döndü. Yağmur yağdığı için bahçe kapalıydı.. Ulan sen hakiki Müslümanmışsın rezil. Bakkaldan öteberi ısmarlayınca hesaba dikkat ediyorsanız kızar. “Aç şunu. Bu topaldan bizim neler çektiğimizi sen bilir misin? Bu namert de gardiyan kesildi..... 58 Koğuşa girince.. Murat. Kızımla beraber...... Çocuklar evvela Allah’a. Yavaş yavaş kendisini toplayıp şüphesiz babasını arkada bıraktığı için huysuzlanmaya hazırlanarak ayaklarını sallayan Aduş’u ve “Nereye beyim?” diye soran Sefer.. Yarın bir istida yazacağım.. Aduş’u. Hesaba aklımız ermeyecek mi? Erse de noksanına bakmayacaksınız. Âdeta omuzladı. Sen nerdesin Müslüman?. Siz ne zaman sevk edilirmişsiniz? Bilmem. büsbütün kasvetli görünüyordu. sen gözlerini kurula..” diye kaba ve sevinçli bir ses çıkararak karşıladılar. Gel arkamdan topal Kürt!. Murat’ı mahpuslar. Karıyla konuşacaksın Abuzer.. Halbuki kapalı ve soğuk mevsime alışmak daha kolaydı ve bir kere alışınca kışın burada ömür çok çabuk. Arkadaş. Uslu durun. Kızılbaş dedesi olan Hüseyin Aga’nın kerevetine çıktı. Murat. Sen hele karıyla konuş. Hepsini yetimhaneye yerleştiririz.. Bunu fark etmeyen valinin boynu altında kalsın. Böyle buyur beyim... Bunlar benim değil senin. Bizi tersliyor.. diye bağırdı. Üç gündür cigarayı falan Abu’dan borca alıyordu..... Mesele başka türlü. Çolak Ali derler bize beyim. . Aduş’u kucağına aldı: Merhaba arkadaşlar. Neden?.. Merak etme. Gardiyan kısmı mahpusu soymazsa rahat edemez. Ekmeğin kilosu elli dokuz kuruştu. Murat elini cebine atıp derhal geri çekti. W Kemal Tahir Merhaba bey. Alt kat.. büsbütün karanlık. sonra sana emanet beyim.. Sefer’e. Anlaşıldı.. yaşamaya vakit bulunamıyor hissi verecek kadar acele geçiyordu.. biz harçlığını arkandan yetiştiririz.... Sefer’i de getirmişsin...” dedi... Kışın ilk günlerinde insanların yüreğine çöken bikeslik ve ölüm hissi mahpushanede kat kat ziyadeleşirdi.. Hele gel. Çolak Ali birkaç gün göz kulak olsun... sert bir çekişle babasının kucağından aldı. Şimdilik çocuklar evde kalsın... dede. Şu kolumuz biraz yamuktur. Sanki olup bitenlerin farkındaymış da kalbi sızlıyormuş gibi Aduş’u ihtimamla dizlerine oturttu. Gevre’ye meseleyi anlat.. Başımızda yerin var. Koğuşun ileri gelenleri ve biraz sonra da karşı koguştakiler etrafına toplandılar... Ne diyorsun. Bu tarafa Murat Bey. dedi.. Cebinde on yedi kuruş vardı..’i aynı zamanda tersledi: Başlarım ha. Vay yezit vay. Murat gülerek başını salladı: Buradayım.. Nereye gideceğiniz de belli değil mi? Değil. Bu Müslümanlık ne biçim şey.. Murat.Haydi Abuzer.. bunlar senin kölelerin. Harçlığın var mı? 146 \Kanlar ZKoğuşu Abuzer cevap vermeye lüzum görmedi. Hazreti Ali zamanında kelimeyi şahadet getireni Müslüman sayarlarmış. Asıl mahpushaneye geçilecek ara kapının önündeki nöbetçi gardiyanına..

.. Noksan olan iki ön dişinin arasından ıslık çalar gibi lafı yapıştırdı: Bizde ters diye hayvan pisliğine derler. ben de boktan iş diyorum.. Dışarıda hasta olsan. padişah birisine kızdı mı.. Sen geçen Cumhuriyet Bayramı’nda mahpusları düşündün mü? Düşünmedim.. Umurlamıyoruz. on seneye mahkum.. O biçimi daha tatlı olur. acele acele sigara sarıp Murat’ın önüne fırlatıyorlardı. 59 Atardı ama yalvardın mı “Affettim” demesiyle yallah dünya yüzüne çıkardın. Ben imandayım.... Padişahlığın kötülükleri hep duruyor da. 249 öiemal Takır İşte benim deminki sözüm bu sebepten.. ben o sebepten biliyorum.. mahkemesiz falan “Atın şu köpeği zindana. Sen dışanda açlıktan gebersen sana bir lokma ekmek verirler mi? Vermezler... Dünya rezil olmuş.. Padişah kızı olsa mahpusa af verirdi.. Af olmadı beyim. Cürüm işleyen herife. Sen utandığından mı demek hırsız oldun? Utandığımdan. “Vah. O zaman.. Hem düşünmedikleri iyi.. Kilesekli Vahap. çarpık burnunu elinin tersiyle bir sıvazladı. Sus. Şimdi mahpusa hep alıştık.. İşte böyle. Sahi. Ben bu devre kurban olayım. Hem eski anan gibi buruşuk suratlısını da değil. İçerde kimsesi olmayan herif.. Sen haklıymışsın. komşusunu vurmasa. Sözün yarısında koğuşa giren Gürünlü Hırsız Neşet... alırlar. bedava ilaç yetişir mi? Ne mümkün. Affı neye vereceklerdi? Oğullarını. sonra tekrardan tutmalıydı. ne yok beyim? İyilik sağlık.... Ya bu af sözü nedir? Anan öle bele ki. Ters ocak. hırsız ağa” deme. Doğruymuş. Müstantiğe bile düşürmezler. İkide bir “Hırsız ağa. Körpe bir ana.. göğsüne kadar uzanan kırçıl sakallı muntazam yüzüne hiç yaraşmayan bir öfkeyle derhal iki dizi üstüne geldi: Hemen kafanı uzatırsın sağır kulağına ettiğim. Adam eski anasını kullanamaz... Halbuysa şu tayını.... Şirin cinsinden. Zamane bir hoş olmuş.. Parasızlık anasızlıktan da kötü.. Kızılbaş. Günde 600 gram tayın almak için mutlaka komşunu vuracaksın.İki diz üstüne gelenler.” dermiş. çocuklarımız yeniden ağlardı.. babasızlık. imana gel. Birisi merakla kafasını uzattı: -. Atarlarmış. Bunlar millete aman vermeye yeminli.. Karılarımız. lakin . yüzün tersine döne de sakalın boğazına tıkana Kızılbaş. karakolda tahkikat sopayla mı yapılıyor? Paralı adamları salı mı veriyorlar? Büyük hırsıza dokundukları var mı ki af verile. Yeniden yüreğimiz yanardı. Dede. Hırsız herif. Birdenbire öfkesi büsbütün azdı. Ne zannettin? Anasızlık.. kardeşlerini onlar jandarma karakolundan çeker. Padişahlık kötü diyorlar...Af mı varmış? 248 ZKanlar ‘JCoğaşu. Onlar da tabii düşünmediler.. Biz de toptan aman versinler mi dedikti? Bir zaman bırakmalı.. muhtaç olana dışanda versen de bizim sağır... “Hak hayat” yok. Paran oldu mu ananın halisini bulursun.. Hırsızlık etmeyeni şimdi utandırıyorlar. bedava doktor. ille de parasızlık demişler. İyi ya..... Tamam. elhamdülillah. neden bildin? Şuradan bildim ki. mahpusu niye düşünecek? Söyle bakalım. Alay. Affı neye vereceklermiş? Mahkemeleri rüşvet mi alıyor.. size gün doğdu. Yandık” diyen çoğalırdı. Tabii bize gün doğacak. Yoksa benim kerametim mi var dede? Bak o zamanın iyiliklerini hiç bilebiliyor muyum? Bilemezsin. Dünya ters ocak olmuş. he mi? Hey hırsız ağa. ilk mektebi okumuş bir delikanlı terbiyeli terbiyeli sordu: Ne var.

Çocuklar mecburen Hamal Çolak Ali’nin üstünde kalmışlardı. Si ÖCemtA Takir Murat. Kardeşlerinin orada . Ayda bir olsun ana-evlat görüşmeli. Topal hemen bir tabak yakaladı. Nihayet Aduş’un babasını askere aldıklarından üç çocuğunun ortada kaldığına geçti. Murat çıkarken kapının önünde durdu: Sagolun arkadaşlar. Askerlik şubesi reisiyle vali beyefendi de kimbilir kimlerin namına Abuzer’i resmen gavur ilan etmişlerdi. Murat lafın tekrar dağılmasına meydan vermeden “Parasızlık” kelimesini tuttu. tabii hiçbir şeyin farkında değildi.evi yapılasıca bu yeni anayı geceden geceye kullanmak da var. İslam kardeşliğine geçerek Müslüman’ın birbi\Kariar \Koğuşu rine yardım etmediğinden bu hallere düştüğünü. ancak yedi yaşındaki Mahmut’tan biraz istifade edilebilirdi. çilelerin azalacağını anlattı.. Bir Müslüman kardeşe Allah rızası için el uzatmalarını rica ederek Sefer’e işaret etti. Paralar şıkır şıkır tabağa toplanırken Murat.. Murat’ın vilayete hitaben yazdığı acıklı (!) istidaya bir hafta içinde cevap gelmişti. Murat kadına bir şey söylemedi. misafirleri kabule hazırlanmıştı. işi elbette halledemezdi. herkes gücü yettiği kadar düşkünlerin imdadına koşsaydı. Olur bey. Gürünlü Neşet’i de beraber alarak öteki koğuşları da dolaştı. vaziyet malumdu.. babasız ve parasız üç tane çocuk var.. Ermenilikten ve Türklükten. Ağalar ağalıklarını göstersinler. Meraklanma. yüzleri o kadar sarı ve zayıftı ki Murat. Aranızda konuşunuz.. Bir şey düşünürüz. bir haftadır. dedi. Kıyafetleri o kadar perişandı ki. Zaten Aduş’un anası neye uğradığını kestiremiyor. Sefer’in her gün yolladığı iki tayın. vali ve askerlik şube reisinin telakkisiyle Ermeni olan üç çocuğu. Herif şikayet etmiyordu ama. O sebepten ille parasızlık. babası hayatta olan çocukların yetimhaneye alınmalarındaki kanuni imkansızlık Gevre’ye kısaca bildirilmişti. anası. sabahtan beri durmadan yanan sobanın üzerine büyük bir çaydanlık koymuş. o sabah koğuşları bir daha dolaşmış. Sefer... 350 kişilik hapishanede evlatlığa kabul edecek üç kişi bulabileceğini zannetmişti. yahut anaları hapisten çıkana kadar evlatlık alacak. Halbuki aradan bir hafta geçtiği halde. 943 senesi sonlarında Ankara Yenişehir’inin herhangi yüksek aile toplantısında bir sayın babanın bir saatte prafa oynayarak kaybedebileceği ve gülerek masadan kalkacağı kadardıhamiyetlerini kımıldatmaya çalıştı. Mevsim kışa girmişti. Ötekilerin kendileri hizmete muhtaçtılar. Murat’ı her görüşte hüngür hüngür ağlıyordu. kimisinde yanık nutuklar söyleyerek ianeyi topladı.. Bunların ikisi de verdikleri sözde dursalar gene başında bir çocuk kalacaktı ama buna ehemmiyet vermiyordu. Ama yakın köylerden olmalı ki biz çocuğu kaybetmeyelim. ağalar vaatlerini bir türlü tutmadılar.. Aduş. şımarık bir bebek gibi. Yiğitlik vurmakla. En çok güvendikleri İmik Ağa ile Hacı Ağa idi. en kolay tarafını da. Ortodoksluktan ve Sünnilikten hiçbir 60 şey anlamayan nüfus kağıtlarıyla Türk. Biriniz bunlardan bir tanesini olsun. Hem. Ortada anasız. somurtarak her tarafa hâlâ din ve Allah namına dolap çevrildiğini düşünmekteydi. Gene sa?S2 \Karûar [Koğuşu bahtan beri küçükler. odasını iç çift iri siyah gözle ağzına kadar dolduran bu biçareleri kimsenin beğenmeyeceğini anlıyordu. bu gavur-Müslüman davasının en zor tarafını Abu-zer’e harçlık temini sanmış. Artık köylerde döl güdecek küçük hizmetkarlara ihtiyaç yoktu. İlle parasızlık. bir mesele daha kalıyor. tabağa bir çeyrek attı ve işte o çeyrekle Ermeni mühtedi-si Abuzer Kılıç’m askerlik harçlığı on yedi lirayı beş kuruş geçti.. En hasisler bile ellerini keselerine attılar. Murat. Kimisinde alaylı. Murat. Şehnehanlı Mistik dayı bile ölesiye hasis olduğu halde. Murat’ın odasındaki tahta sıranın üzerinde yan yana. ağalık vermekle.. babaları askerden gelene. evde anasız babasız kalan üç mini mini insanı. zenginlerin -bu zenginlerden ekserisinin bütün serveti. hiç konuşmadan sanki büyük bir dehşete kapılmışlar gibi siyah gözlerini kocaman kocaman açmış oturuyorlardı..

.. resimli mecmuaları.. uzun boylu.. Yaza çıkmaz. “Merhaba efendim”. Beş dakika sonra bir iş bahane edip karı kocayı iki saat yalnız bıraktı. onlara gösteriş yapmak istiyormuş gibi. Çocuklara dair başka laf etmediler. Murat işte buna güveniyordu. gerek kadın. her sene üzerine bir siyah yazma doladığı için gittikçe büyüyen bir külah vardı.karı milletine metelik vermeyen bu pederşahi aile taraftan Kürt delikanlısı. lütfetmeye çağnlan insanların biraz şüpheli fakat son derece mağrur bakışlanyla girdi.. Rahatsız sükûtlar gittikçe ziyadeleşti. geçenki gibi burada yalnız kalmalarına mani olan bu üç uğursuz velete düşman düşman baktılar.. Murat’la biteviye yeni öğrendiği kelimelerle konuşuyordu: “Evet efendim”. Başında. Haklıyım elbet. Demek birisini bile götürmeyecek mi? Ne götürmesi beyim? Götürecek olsa “Vallah. Hükümet hissesini Ofis’e daha teslim edememişler. son derece hain bir köse sakallı herif. Karyolanın örtüsü de bumburuşuktu. kitapları. Murat.” dedi.. “Allasmarladık efendim”. son derece namussuz. pek güzel bir kadındı. Daha fazla düşünmesine meydan bırakmamak için eline çay fincanını tutuşturdu.. Kıratı yirmi liradan... bu lisanı bilmediğin halde.” Buranın sahibi olduğunu. Yalvarmışlar da acımış. İşte o zamandan beri bu küçük kadın Murat’a biraz utanarak 2S4 öiarHar öiofişa fakat pek manalı manalı bakıyordu. Bakalım o ne yapacak? Hacı Aga’mn küçük karısı.. Bunu nazlı bir yük . Karı öyle diyor. Muhtar kendilerine karşı düşmanca davramyormuş. Bu karı kendi evladını acından öldürür. Karı koca bir müddet Kürtçe konuştular.bulunmasıyla seviniyor. Halbuki evlatlık alışverişi hiç de umduğu gibi cereyan etmedi.. Evvela İmik Ağa’nıri karısı geldi. Sonra? 61 Sonrası işte o kadar. Bir sıra üzerinde oturan küçük sefaleti görünce yüzünü buruşturdu. âni bir kararla. tıkız. Dün otuz kırat vermiş Alacadağlılara. odaya çekinmeden. Murat. her beş dakikada bir odayı çepeçevre gözden geçirerek. Dönüşte kapıyı içerden kilitlenmiş buldu. iki büklüm müşteriye metheden. Sefer’in yüzüne bakarak işlerin iyi gitmediğini anlıyordu.” diyerek içeri almıştı. Çirkin insanların çoğu yüreksiz olur. Bahar üzeri. koyu koyu küfretti: 3S OCemal Ta/ıir Duydun mu bey? N’olmuş? Oğlanı karının gözü kesmedi... Yalnız kaldıkları zaman Sefer. Bir gün odasına giden aralıkta kocasıyla konuşurken üstlerine gelmiş. Anadan doğma bir kızın örtüsünü kaldırarak. Sefer. . Bekletmiş de havalar bozar bozmaz haydi ekini taşıyacaksın demiş.nihayet müşteriye nasıl muamele edilmesi lazım geldiğini insiyakıyla bulmuş olacak ki hanımın altına bir iskemle koşturdu. henüz yirmi yaşında olduğu zannedilen pek oynak. Karının suratım görmedin mi? Domuz gibi. buğdayın kıratı mutlaka otuz liraya çıkacakmış. başladığı nutku yarıda kesmek mecburiyetinde kaldı. kocasından başka herkese karşı son derece müstebit olduğu anlaşılan huysuz bir kadındı. Çirkin. Nihayet bir saat sonra ağanın karısı azametle kalktı. kısa boylu. Kendisini bir meşhur tablodaki esirciye benzetmişti. Galiba Hacı Ağa o gün dördüncü karısından on yedinci çocuğunu -bunların on biri sağdırkazanmıştı. burada bulunan her şeye azarlanmadan dokunmaya hakkı bulunduğunu ispat etmek için de dolapların kapaklarını açıyor. Gerek Hacı Ağa.. Meseleyi ağadan dışanda duymuş olduğu için. Ama Hacı Ağanın küçük karısı güzeldir. billah ben vermem. kartal burunlu. “Burada ne diye oturuyorsunuz? Buyrun içeri...” Haklısın yavrum. Hacı Ağa’mn karısı çayı budala bir kibirle höpürtülü höpür-tülü içti. Bu. hatta kalem ve boya kutularını getirip getirip yabanilere gösteriyordu. Aralarında sanki bir hususiyet peyda olmuştu. Sonra buğdayı hâlâ gizli satıyorlarmış. “Güle güle. “Geberir bu..

gibi kımıldatıyor, arada sırada, -yaşlı kocasından gizli olarak- Murat’a yeşil gözlerinin sabit ve şehvetli bakışlarıyla bakıyordu. Giderken, boynunu çarpıttı. Burada el evinde oturduğunu, köyde olsa her üçünü de hatır için alıp götüreceğim söyledi. Her kelimede bir kere kocasına bakıyor, teşvik ve takdir bekliyor gibi bir hali vardı. Ancak o zaman Murat, sabahtan beri İmik Ağa’mn da, Hacı Ağa’mn da kendisiyle eğlenmekte olduklarını anladı. Yoksa bunlar karılarına söz geçiremeyecek adamlar değillerdi. Demek ki her şey daha evvel dışarıda böyle kararlaştırılmıştı. Şimdi kurnazlık ediliyordu. Halbuki kaç gündür bunlara nasıl yalvarmış, merhametlerini uyandırmak için neler söylemişti. Seferle bakıştılar. Topal delikanlı olup bitenlerin kabahati hep kendisindeymiş gibi başını çevirdi: Ölmeli bey... Bu namussuz dünyada ölmeli... Ölmek kolay yavrum. Marifet yaşamalı da bunların sonunu görmeli. ?5S öiemal Tafur Bilmem ki beyim... Biz görmeyiz... Ummam... Biz, işte böyle gebeririz. Gözümüz arkada kalır. Orası belli olmaz. Şu Nâzım Bey yok mu? Bir kitaba ne yazdı biliyor musun? “Derya dediğin uyur uyur uyanır” yazdı. Belli olmaz. “Her inişin bir yokuşu var,” demişler. Aldırma... Ne olacak bey?... Bunların öldürecekler mi? 62 Hemen yılarsın rezil.. Bir de Ahmet Ağa gelip bakacaktı. Şuradan sesleniver. Bırak Çingene’yi beyim... Ahmet Aga’ymış... Bütün ağaların Allah belasını versin.. Vermez zıddına... Mamafih, Sefer, son bir ümitle Ahmet Ağa’yı çağırdı. Bu şişman bir adamdı. Oynak gözleri hilekar ve utanmaz olduğunu derhal meydana koyuyordu. Bağlama çalar, türkü söyler, her fırsatta yeni aldığı Arap tayından, sulu tarladan, gramofonundan ve pulluktan bahsederdi. Hizmetkarlıktan yetişmeydi. Yanında ortakçı durduğu ağa düşmanları tarafından vurulunca dul kalan karısını nikahlamış, bu suretle “ağa” sınıfına geçmişti. Anlaşılan eskiden hizmetkar olduğunu bildikleri için komşular bu yeni ağayı yadırgamışlar di. O da ek tarafını unutmayanlara kin bağlamıştı. Bu hislerle de başlayan çekişme Ahmet Ağa’yı nihayet sapan hırsızı olarak buraya kadar getirmişti. Laf arasında, “Köydeki bütün fukaraları gavur niyetine kesmeli...” derdi. Filhakika, çalınmış sapanı götürüp samanlığına saklayan, sonra da “taharri emri” getirip oradan çıkaran Muhtar Sadık Ağa idi ama, elbet Sadık Ağa gece vakti bunu kendisi yapmamıştı da bir hizmetkara yaptırmıştı. Zaten şahit olanlar da fukaralardı. Köy yerinde insan insanı çekemiyor, bir keçi alsa, göz değiveriyordu. Murat, Ahmet Ağa’yı içi sıkılarak, düşman gibi karşıladı. Bu pis heriften yardım istediği için kendisine kızıyordu. ?S6 jiarâar iKtypışu Buyur ağa... dedi, meseleyi biliyorsun. Şunlardan birisini size vereceğiz. Pek de küçükmüşler bey... Bunlar bir işe yaramaz ki... Maho’ya çıkıştı. Kalk bakalım Kürt dölü.. Çocuk Murat’tan gözleriyle yardım istedi ve yerinden kımıldamadı. Ahmet Ağa daha sertleşti: Türkçe bilmez mi bu gavur oğlu... Bu anda Murat, Ahmet Ağa’mn her şeyi bildiğini anladı. Abuzer onun köyüne pek yakın bir köyde büyümüştü. Ne olursa olsun Maho’yu ona teslim etmemeye karar verdiği halde neler yapacağını merak ederek sesini çıkarmadı. Ahmet Ağa, çocuğu sıradan çekmiş, hayvan muayene eder gibi tartaklayarak gözden geçiriyordu. Dön şöyle... Aç ağzını bakalım... -Askerde sıhhiydik yapmıştı- Çıkar dilini... Dilini çıkar dedim eşşeoğlusu... Alt gözka-pagını parmağıyla aşağıya bastırdı. Bunda sarılık da var bey... Pek zebun... Kışı çıkaramaz. Öksür ulan... Öksürsene...

Murat’ın pazısı seyirmeye başlamıştı. İçinden ıslıkla eski bir tangodan bir parça öttürmek -yani yumruğunu bu kıpkırmızı şişman surata yapıştırmakarzusu geliyordu. Dişlerini sıkarak tahammül etti. Öksür yavrum... Maho öksürdü. Ahmet Ağa çatık kaşlarını kederle aşağı indirdi. Berbat... Kelebek illeti ciğerini sarmış. Şarbon illeti... Zannetmem, daha sarmamıştır. Bunlar insan mı beyim? Töbe Yarabbi... Kendi hazırcevaplığını pek beğenerek keyifle güldü. İnsan mı... İnsana kurban olsun bunlar... Bana yaramaz ama, dur bakalım, hatrm için... ?S7 öiemall^m Ne olacak? Köyde birisine yuttururuz belki... Birisine haber yollarım. Hatırımız için kabul eden olur... Söyle bakalım, çeşmeden su getirebilir misin? Su mu? Su... Getiririm dayı... Şimdi getiririm dersin, sonunda haylazlığa başlarsın. Sen hiç dana güttün mü? Bizim danamız yok. 63 Ben sana onu sormuyorum. Zaten nereden olacak kopuklar. Yani komşuların danasını... Komşuların da danası yok... Sahi, siz şehirde oturuyorsunuz. Şehre bir kere alışan, köye mümkün değil yaramaz. Beyim... Şehrin suyu adamı çürütür. Bakalım hatırın için... Şimdi bizim çocuklar gelsin... Bir selam yollayayım. Eksik olmasınlar, hatırımızı sayan ahbaplar bulunur. Sefer, az kalsın, çayı Ahmet Ağa’ya verecekti. Murat gözlerini kısarak bağırdı: Tamam... Çay hazır mı? Maho üşümüştür. Ver de içsin... Sefer’in yüzü birdenbire aydınlandı. Ahmet’i hiç sevmiyordu. Çayı çocuğa verdi. İç bakalım yeğen... Otur yerine... Keyfine bak... Bereket versin, Ahmet Ağa’ya yer göstermemişlerdi. Ağa, sobanın önünde tombul ellerini ısıtarak çay içen çocuğa nefretle bakıyordu. Uzayan sükûttan canı sıkılmış olmalı ki Murat’tan havadis sordu: Alman ne âlemde beyim? Kaçıyor ağa... 2S8 öianlar öioğaşu Bu kadar kaçmayacaktı. Bunda bir oyun olmasın... Nasıl oyun? Ne bileyim... İçeri çekecek de diyorlar... Aynası varmış. Bir icat... Tuttu mu adamı yakarmış. Olur ya... Eğer ayna varsa Hitler’i değiştirmeli. Neden? Hem namussuz, hem aptal. Düşmana tutacak yerde, galiba Alman milletine tutuyor. Alman yiğit gâvur... Ben öyle bilirim... Alman’ı kovalayanlar, elbette daha yiğit. Ben de öyle bilirim ağa... Bunların yani Rusların dahilisi bozuk derlerdi... Şu halde yalanmış... Rus tutkun çıktı. Lakin bir de Kafkasya’dan vursay-dık yenilirdi. Hem de vurmalıydık. Bizim hükümet Alman’a kahpelik etti. Alman her daim Türk kardeş diye konuşuyor. Geçen muharebede berabermişiz. Alman’a bu kötülük edilmeyecekti. Rus bir kere kazanırsa gayrı önünde mi durulur? Durulmaz. İşte gördün mü? Dün benim yanıma bir arkadaş geldi. Büyük tüccardır. Manifatura üzerine iş yapar. İstanbul’a gitmiş de orada duymuş. İngiliz el altından Alman’dan sulh istiyormuş. Alman, İngiliz bir de Türk hep birden vuracakmışız. Alay buradan kalkmış, ver elini Kafkasya... Asker bu sefer de Kafkasya’ya dökülüyor. İngiliz’in

verdiği topları anlatıyorlar... Akıllara hayret... İçine gövdenle gir de öteden çık dışarı. Ankara’da, İstanbul’da tayyarenin hesabı yokmuş. Demek gaza mı edeceğiz? İnşallah... Rus bizim ezeli eski düşmanımız. Sefer telaşla içeri girerek: Müdür bey geliyor... dedi. 359 Diemal rCahir Hitler Almanya’sının harbe hazırlanan kardeşlerinden Malatyalı Ahmet Aga’nın şişman cesareti birdenbire kayboldu. Yerini uçuruma bakan kötü bir atın yuvalarından dışan fırlamış kocaman, beyazları kanlı, aptal bakışlanndaki hayvanca korku kapladı. Aman beni burada görmesin. Gene söylenir, diye etrafına bakındı. Murat, onun çaresiz ve titrek sesini taklit ederek, Karşıya... apteshaneye giriver. Ben kapıyı çekince kaçarsın... diye fısıldadı. Ahmet Ağa yemenilerinin yumuşak uçlarına basarak koştu. Karşıdaki apteshaneye saklandı. Müdürün yanında belediye sıhhat memuru İbrahim Bey pek kısa boylu, fakat pek güzel bir adamdı. Dört çocuk babası olduğu ve her akşam ziyadesiyle 64 içtiği halde, gene de liseyi yeni bitirmiş kırmızı yüzlü bir delikanlı kadar taze duruyordu. Zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmadığını idrak eden her insan kadar cesurdu. Murat’la bu sebepten sevişiyorlardı. Elini uzatarak sordu: Ziyaretçilerinizi rahatsız etmeyelim... Hayır... Bilakis... Sizi bana Allah gönderdi. Yetimlerin, öksüzlerin Allahı tabii... Müdür somurtarak sözü kesti: Böyle konuşursanız vallaha giderim. Yok müdür bey, pardon... İşte sözümü geri alıyorum. Allah birdir, şeriki ve naziri yoktur. Yerleri, gökleri var eden... Elverir... Bunlar kim? İyi doğrusu... Bir haftadır ben neler çekiyorum. Bir de dairenin resen amiri olacak... Dinle Ibrahimcigim... Daha evvel size takdim etmeliyim. Maho Efendi, Mekzar Hanım, Fatma Hanım... Bunlar bizim Aduş’un kardeşleri. ?6o \Karuar ‘DCoğuşu Meseleyi kısaca anlattı. Sabahtan beri burada kurun-i ulâyı yani ilkçağı hatırlatan bir esir pazarı -hem de esirlerin bedavadan yalvararak satıldığı menfur bir pazarı- nasıl kurduğunu, başına neler geldiğini hikâye etti. İbrahim Bey, gece gündüz hastalarla uğraştığı, insanların hastalık halindeki en berbat düşkünlüğünü yakından bildiği halde, sefalete, bütün kendi tipi adamlar gibi bir türlü kamksayama-mıştı. Üç yüz elli kişide üç kişi bulamadın demek? diye alakalandı. Bulunmaz... Ben bilmez miyim? Müdür de müteessir olmuştu; fakat daha realistti. Kimlere müracaat ettin bakalım? diye sordu. Ağalara... Ağalar kim? Cezaevimizin ileri gelenleri... Yanlış yol tutmuşsun. Aga kalmadı. Bunlar aga müsveddesi... Allah beterinden saklasın... Sefer nerde? Bana Sefer’i göndersinler. Ulan - Sefer’in koluna iki kere vurdu- koş... Hemen bana Kürt Bekir’in Cuma Ali’yi çağır. Sefer gidince Murat’ın koluna iki kere vurdu: Oğlanı bir yere yerleştirdik... Bu kolay. Sen Kürt Bekir’in Cuma Ali’ye söylemedin mi? Söylemedim. Cuma Ali kumarbazdır. Evde üç karısı bir düzine çocuğu var. İşte oğlanı ancak o kabul eder. Neden? Çünkü hovarda heriftir. Ayyaştır. Külhanbeyidir. Anlıyorum. Namaz kılmaz; ötekiler namaz kılıyor.

Oğlanı ben de bir yere yerleştiririm. Ne haddine.. Susmam. Sabitinden seyyarından başlarım........ Altmış lira maaş. Fatı’yı mı? Ben mi? Sen elbette. açlıktan. dedi.. Cuma Ali yürekli adamdır.. sözünü bir türlü bitiremedi.. inhisar fabrikası muhasibi beyler davransınlar.. Haydi bir gayret daha. Sesinden ve yüzünden yüreğine dokunur bir şeyler sezinlemiş olmalı ki birdenbire bakışlarından bir ıslak şey geçti.. insan sarrafı olmuşum. Memleketin âdetlerine uyup evlenmeyi de düşünmemişti. Bakalım evden... Sen götürmezsen ben götürürüm. Senin kısır karı bunu canının içine sokar. ne peze-venktir onlar. Eksik olma...... böyle dört erkeğe bedeldir Murat Bey. Ona bir kırmızı entari yaptır.. Onları ben bilirim. Müdürün çocuğu olmuyordu. Yutkundu.. Fatı ne sevimli olur... Eve başlatırsın. Bu dakikadan itibaren permanganat şırıngası iki buçuk li262 öiarîlar [Koğuşu radır. Onlar. Geberirlerse.. Sus herif.. Dört tane var... Fatma sanki öğretilmiş gibi gülüverince. Alt dudağı çocuk gibi titriyordu: Ne olmuş beyim? Sen üç gündür pezevenklerin arkasında bu sebeple mi dolaştın. “Kes.. jandarma alay kumandanı. ağır ağır yaklaşıp önüne çömeldi. Şunlara bir çare? Kürt Bekir’in Cuma Ali....Namaza kurban olayım.... İki yüz kuruşa bir şırınga.. karı bakacak..... benim Gülizar kızıma da böyle bir yuva.... Murat.. Bir de bu olsun.. Karılar burada beyim.. Kabul mü? Allah beterinden saklasın.. siyah gözleriyle Murat’a dikkatle baktı. Lafı nereye götürüyor Müslümanlar. Murat. İbrahim bey. Baba.. Bırakır döneriz. Allah beterinden.... Hepsi de beisoğuklu-gunu aynı hanımefendiden aldılar. Dar gelirli...” dedim. Birdenbire müdüre döndü... başvekil olacak bir insan... Marifet küçüklerde.. İbrahim sonra hastalanırsa gelip tedavi etmeyecek dersin.. Malatya Lisesi müdür muavini beye şırınga yapıyorum. Baba. gözlerini yaşartan bir muhabbetle Kumarbaz Cuma Ali’nin omzuna elini koydu: Allah razı olsun Cuma Ali. Sen de Fatı’yı alırsın. demiri tavında dövmek için müdüre saldırdı: Aşk olsun bay direktör. 65 Cuma Ali. Ba-ba. . Sabit.. hâşa huzurunuzdan. Cuma Ali. gönderelim gitsin. Yağmur olsalar komşu tarlasına yağmazlar. Sen bana niçin danışmadın? 3» ZKemtd Tâ/ıir Övünme müdür bey. Beni söyle... Adliye vekili.. Lisenin müdür muavini. Akşama köroğluyla beraber evinizi basarız. dedi. Permanganat şırıngası. Razı olmazsa.. Ben yengemi bilmez miyim? Murat’a göz kırptı. Ben on beş senelik hapishane müdürüyüm. Bunun karısı. ufak tefek. Gidelim mi? Bana haydi “baba” de. Fatma bize gidelim mi? Cevap bekledi.... hep beraber gebersinler. Gülizar’ı ben alıyorum... şalvarının ve paltosunun içinde hemen hemen kaybolmuş esmer bir adamdı.. Bir şeyler hesaplayarak en küçük çocuğun yüzüne dikkatle bakıyordu. Beşinci işletme memurlarından sayın bir bayın Macar karısından. Sen mi? Ne sandın........ Şalvarını savurarak dışarı çıktı.. Asıl hapishane direktörü olacak insan odur. Haa. Olur.. Buna ben mi bakacağım. Allah belanı versin.

. anneleri mahpusta olan iki çocuğu ellerinden tutup götürdüler.” Bu anda ne mesuttu. öküz çobanına benzetmişti. ayıları. Çok esmer. Soba artık horlamıyordu.. Evliya Çelebi’yi... Leonard ve Vinci’nin lisanı? Beethoven’in?. birisi notalarla konuşmuş. Ana..” Cihangîrâne bir lisan çıkarmanın da her şeyi halle kâfi olmadığına. üstat.. hiç hazır olmadığı halde. neyi vereceklerdi? Arapça mı.. kurtları. Murat da ağlamaktan korktu. Acemce mi. İnsanların işine yarar bir meram.. “Michelange’m lisanı İtalyanca mı? Hayır. fakat duruyor olduğuna yemin ettiren hareketsizliği yadırgamamak gibi bir şey. “Çobanların. iliklerinde hissettiklerinden.. Anne de bakalım. şehzadeler.. Birisi “Cesaret bir çeşit vatandır” demiş. birisi boyalarla. Yani. Nedim. Cervantes’e İspanyolca elvermiş ama öteki İspanyol romancılarına mesela Blasco Ibanez’e o kadar el-vermemiş. uzun boylu bir herifti. ne suçları var?” Milletleri lisan adam edemiyordu. kitabı zevkine doymamak için kapatıp karyolasına arkası üstü uzandı.... Onun da Cuma Ali gibi alt dudağı titriyordu....” Fukara olmak da galiba yavaş yavaş yegane fazilet haline geliyordu. Bu kitaptaki padişahlar. işe yarar bir meramı olmaktaydı.?6? CKemal lakir Bir daha söyle. Sadi’nin aşağı yukarı bin sene evvel çıkardığı hükümlerden ziyade.. “Sadi Acemcenin en güzel numunesini vermek iddiasında. Anne. halbuki. İki küçük memur.. ne bedbaht. leylekleri. Murat. Herhalde marifet meramını anlatmakta değildi. memleketten sürülürken cepleri ve bavulları yoklanan Şehinşah’ı Cihan Rıza Han Pehlevi şahitti. Dünyanın döndüğünü bilmek ve düşünmek. Çocuğun kirli elini tuttu... Fukaraların yürekleri altın suyuna batırılmadıgı için galiba. Çömeldiği yerden başını çevirip şaşkın bir gülümsemeyle arkadaşlarına baktı.. dünden bugüne. işlerinin kolay gibi gelen taraftarıyla çocukları. köleler. Ana. âlimler ve şairlerle La Fontaine’in kargaları. Anlaşılacak. Sefer’e keyifle çıkıştı: Ne duruyorsun? Taze çay demlesene eşek. Murat düşüncesinin burasında gülümsedi.... Cevdet Pa-şa’ya kadar parça parça düşündü. anlaşılan. Türkçe mi? Bir aşiretten ci-hangirâne bir devlet çıkarmak kolay ama. cihangir bir lisan çıkarmak zor.. “Hangi . babaları askerde. Birisi taşla. Malatya Belediyesi Sıhhat Memuru İbrahim Bey’in pençeli kunduralarının topuğu gene aşınmıştı. vezirler. Bir tarafıyla insanı hayrete düşürecek kadar incelmiş Arapça. Her iki muharrir de küçük şeylerle büyük işler yapmanın yolunu bulmuşlar. Hafta içinde her yerden mektup almış. Yoksullukla imkansızlığı derilerinde değil. tekniği güzeldi. tezkireleri. seyyahlar. “Gülistan”m yapraklarını çevirirken okumaya dalmıştı. Merkez cezaevi müdürünün giydiği pantolon dizlerinden ve arkasından kendi renginde kumaşla yamalıydı. bugünden 2>S ‘Jiemal Tuhir tembellik ederek yarma bıraktığı hiçbir işi yoktu.. akşam yemeğinden sonra. tilkileri. Bunu düşündüğü halde yadırgamak bile mümkün değildi. hepsine de cevaplarını vakit geçirmeden yazmıştı. karınca ve kurbağaları arasında adeta akrabalık vardı.. İlk hisle... Acaba fukaralık da mı bir çeşit vatan? 66 J64 13 Murat. her tarafıyla lüzumundan fazla yaşayan Almanca işte meydanda.. “Demek odunlar kor haline geldi. Peki ama.. dahiyane tarafıyla büyükleri kavramışlardı. ne hastaydı.. Fuzuli. ne de mutlaka hareket edecek kadar sıhhatli vücudun ve hislerin kendilerini sahiplerine hatırlatmadıkları rahat bir zamanı yaşıyordu. “Allah beterinden saklasın... Terim ile siyamal rezaletini biz bugün işte bu sebepten çekiyoruz. Rıza Han’ı. Gelsin. “Bizim Osmanlılar neden Sadi gibi bir adam yetiştirememiş-ler?” Divan edebiyatını. Atatürk’e misafir geldiği zaman uzaktan görmüştü. Ana.” İşe yarar meram istiyordu.

Yani alın teriyle yaşayan.. Uzun oturuyorum... Bizde yok mu? Aferin sana.. Ne tuhaf şey. Mesela. “Burası” diye cevap verir. (Dostum Siyau düşmüşsün arslan gibi bir karıya. Ben yattımdı. belki insan kendisini son derece yalnız hissettiğinden. o portrede “İyi insan”dı. Otur... Çankırı Cezaevi’nde portresini yaparken Murat.. Mahmut Efendi iştedir. Bu ağırlık altında kimbilir. Ben çayı da şekeri de getirdim. Ölümü ancak çıkageldiği halde.. Belki böyle düşünmekte Piraye’ye karşı. Bu ayrılıkta ve bu ayrılığın müthiş hasretinde hasta... Şimdi Murat’la beraber. merhamete layık bir şey yok gibiydi. Yüreği birdenbire ferahladı. “Mahmut Efendi’nin evi burası mı?” derim.. Kolay.. Nâzım. İkisi de bazı insanları ağlatıyor..) Evet. Gardiyan Kel Hasan’ı çağırdı.. Kadın sesimi tanımaz.. çay pişireceğiz... daima Piraye’yi düşünmüştü. Murat.. mahpuslara karşı ne kadar mülayim-se gardiyanlara karşı da o kadar insafsızdı.. kımıldamadan durarak on bir senelik bir yolculuğa çıkmışsınız. Gider kapıyı vururum.insanların bakalım? İnsan da birkaç türlü. şu anda “Tahliyen geldi.” deseler.. Şimdi. Ümitli insanın işine yarayacak söz. Murat parmağmdaki incecik nişan yüzüğünü okşar gibi birkaç kere çevirdi. yüzüğü dudaklarına götürüp öptü.. harıl harıl yanan sobada çayı kolayca pişirebilecekleri halde. İyi ve mert bir düşüncenin insanın yüzüne. eski Başgardiyan Muavini Ali Efendi içeri girdi: Yatıyor musun bey? Hayır.. Ümitli insan. Senin malın bana rüşvet değildir beyim. Mutlaka annesi sorar. Sevinmeye bile hakkımız yok mu? Kendimi son derece sıkarım... Nebahat boynuma sarılır mı? Ağlar mı? Büyük kederler büyük sevincin içimizde birleştiği bir yer var. küçük sesi tanırlar da çığlık çığlığa koşarlar. sarhoşluk gibi duyuyordu.. Namussuz şeylerin de yükü pek ağır. elimden kurtulsa incecik bir feryatla çırpınarak uçuverir.. pahası pek hafif olmalı. bir serçe kuşu. Nâzım hiç farkında olmadan bunları tıpatıp tabloya geçirmişti.. birkaç saniye düşünmeye ancak vakit bulmuş ve bütün ömrünü yalnız yaşamaya ve kendisiyle beraber ve kendisinden sonra nesil nesil yaşayacakla266 ‘\Kaxiax ÖCoğuştı ra faydalı olarak kullanmış insana faydalı bir meram. Arkadaşlardan kim var? Bir hoşkin oynasak. Mahpuslukta namuslu şeylerin yükü böyle hafif. Bu neye benziyor bilir misiniz? Sanki siz bir mü?67 [Kemal Tafur teharrik şey üzerinde dimdik. Mahmut Efendi’den sonra başgardiyan olan. Allah beterinden saklasın. bilhassa gözleriyle ağzına ne güzel bir 67 şeyler ilave ediyordu. Lakin uykum kaçtı.. “Öyleyse açın bakalım kapıyı. İçimden öyle geldi. Ama bu gaddarlığı bile seviyordu.. Otururum ama. “Kim o?” derler. Ciddileşirim..” Yahut.. Beni bir gece daha burada yatırmazlar ki. Pekala. pahası böyle ağırdı... Arslan gibi bir kıza düştünüz. Eşyalarımı burada bırakırım. Dehşetli bir saadeti yavaş yavaş. Bırak hele çayları içelim. Rüşvetten mi korkuyorsun. Yatacaksan gideyim... Murat sobaya odun attı... Nebahat arkanızdan mütemadiyen koşuyor. 268 Odurlar öiofltışu . Bunu göze almak meseledir azizim. Yengesini hatırlamak -kadın dört buçuk senedir kocasından cebren uzakta yaşadığı halde-hiçbir vakit ona keder vermemişti. Yorgunluk ve her şey ona ait. Nebahat’le nişanlanmışlardı. İkisi de ağır olmalı. bir gardiyan çağırıp hizmet gördürmekte çocuk gibi inat etti. Bir de... Dostum Murat... onun ferdiyetine ferden gaddarlık ediyordu.. Daha on bir sene cezası olduğu halde. Sonra.. Başgardiyan Ali Efendi.. Halbuki.. Nişan yüzüklü sağ elini hovardaca salladı. Piraye’ye faydalı bir meram.

İstemiş.. Tüyleri dökülmüş hissini veren muhakkak başının kel olması ve daima seyrek tıraşı uzamış gezmesiydi.Kel Hasan. Yıkarken kırma.. En büyüğü on iki yaşında yedi çocuğu vardı. Mahpushanenin en umulmaz adamlarından. saat gecenin onuna yaklaşmasına rağmen anahtarları ancak yeni teslim edebilmişti...Keli bir aralık eve yollasak.. Kel kafanı ne sallıyorsun yallah. Aldırma.. Şaka etme Ali Efendi. İki olmaz. işten kovulacagmdan pek korkuyordu. Kel Hasan burnunu çekerek demliği aldı. iki de veririz. bunu tabii veremez ve istedikleri zaman fena halde öfkelenip düşman kesilirdi. Şu fincanları temizce yıkarsın... rahatlayacağım..” dedi. Çocuklara ekmek götüreceğim. Çabuk demliği doldur. Biz çay içeceğiz. . Hepsi şikayetçi. Ayıp ettin başefendi. Müdür beni çağırdı.. Murat güldü: Bu da ne başefendi? Ben çayı da getirdim.Kel Hasan. Malatya çarşısına iki keçeli borçluydu. Kel Hasan. Ayağını sinirli sinirli sallayarak âdeti olduğu üzere gözlerini tavana dikip emretti: Şu demliği doldur... Ateşe koy. . . Ben açlıktan ölüyorum. “Müzekkere yaz da şunu atayım. Murat dolaptan şeker çıkartıp tabağa ilave etti.. İyi etmişsin. Kel ne biçim adam.... İhtiyarlığı. Kele çıkıştı. Saat on. müdemadi gıdasızlıktan ve üst çenesinde üç tane dişinin noksan olmasından ileri geliyordu. Şaka mı? Çık dışarı. Sanki kel domuzunu evde bekleyen mi var? Evdeki karı gibi karı olsa herifi burada yorgansız yatırır mı? Hâlâ yorgansız mı yatıyor? Yorgansız. sağ bacağını sol dizinin üzerine attı. Ben de senin kafanı kırarım. hem lafını bilmez. Hem dibi kara. Karnını doyurmuştur.. 68 Sabahtan beri nöbet beklediği halde. Değil mi beyim? Bir de veririz. üç lira olmak üzere pek tuhaf sebeplerle “borç” aldığı için -bunlardan bazısı dolandırıcılık maddesine de pekala girebilirdi ve her aybaşı sergardiyana bir mükellef alacaklı listesi gelirdi. Gene müdüre şikayet ettiler. Bu saat ne saat? Olmaz... Bir de sana mı zahmet edeceğiz.. Karnın çok açsa sana da bir çay veririz. Kolonya getirecekmiş.. sivri burnuyla tüyleri dökülmüş bir ihtiyar. Hele birer cigara saralım.. Evleneli on bir sene olmuştu. uzun boylu. Yalvardım. Halbuki yaşı da pek geçkin değildi. Uyumuşlardır. istemiş. Çocuklara acıyorum. hasta tilkiye benziyordu. Çocuklara ekmek götürecekmiş.. Müdür bey ne dedi? Fincanları temizle. Müsaaden olursak ekmek yemeğe gideceğim.. Aman beyim şunu da bir def etsek. Sen bu keli bilmezsin. Bu yüzden o kadar sıkıntı çekmiş. Ali Efendi. Ben açlıktan.. Bir fincan yeter. en fazlası. Kadri’ye bağırmış.... o kadar rezil olmuştu ki artık daha fazlasına imkan olmadığı için ilk merhaba dediği adamdan derhal borç ister. Bunlardan iki tanesi fabrikada çalışıyordu. Yemek izni almak için başgardiyanı araya araya Murat’ın odasına girdi: Nöbeti Hacı’ya teslim ettik Ali Efendi. fevkalade sıska. Ben de çocuklara acıyorum. 270 ^Karılar ZKoçjuşu Berber Kadri’den iki lira almış.. Sonunda müdüre çıkmış. Bu dediğim mesele iki ay evvel. #9 DCemal Ta/ıir Bir kucak da odun getir.. Hükümet bize veriyor. İzne giden arkadaşların yorganını alıyor.

. Çay var mı? diye sordu. Abdurrahim dedin de aklıma geldi. Kavat Güley’i yüzbaşının bir resmini istiyor. Yalan mı? Dövdüler. belediyede ne iş görüyordun unuttun mu? Köpek zehirliyordum.. Sonra Murat Bey bu lafı bakalım ne üzerine söylüyor? Senin aklın erer mi? Haydi sırıtma. Köpek zehirlemek gardiyanlıktan müşkül beyim. Beyim. Küçük bir 272 [Kanlar [Koğuşu köpeğe ilaçlı et atı verdim. On lira verecek. bir elinde yıkadığı fincanlarla içeri girdi. Sanki demin izin alamadığı için somurtan kendisi değildi.... Yüzbaşı.. Bir zabit almış. Kudurması Allah’tan.. Yok neden sordun.. karılar sana az mı beddua etti. Resmi ne yapacakmış? Galiba. Şube yüzbaşısı. para alır da mahpusun birini salıverir.. Bunu birkaç defa dövdüler... Haklısın beyim. Sopayı pek ucuz yememişsin.. Pencereden görmüşler.. İnanmazlar.. Söz ne kepaze hale gelmiş.. Kafamı yardılar..... İlaç yiyen hayvanlar yolun üstüne düşer.. Laf birinden girip birinden çıkıyor. Vay başıma.... Başgardiyan..” diyor ama ben inanmıyorum. Ben kızdan soğudum. Sobaya odun at.. Zarar yok. İşte o hayvanların günahı sana yeter. Hayvanların günahı bana değil. Hakikaten aklı başına gelmiş. Sen sürünecek bir adamsın... O bağırır. Bu rezil. “Murat Bey’den Allah razı olsun... Vay benim emeklerime..” dediler. Güley’i çağırdı. Söven hangisi... Sen ne karışıyorsun.. Hiç şüphelenmedim. Biz borçlu bir adamız.. “Hele dur efendi kardeş sana bir hacetimiz var.. Şaroğlu kızı sattı mı? 69 Sattı. Bulunca yakama sarılır. Ulan rezil. Telgrafçı Abdurrahim Bey’den isterim. Bir kere mahpus bir adam... Memo’dan isterim. Belediye reisi emretti. Kel Hasan bir elinde dolu ibrik. Mahpus adamın günahı olmaz. İzmitli Ali Bey’den isterim..... belediye reisine. Onlara da Rab-bim öyle bir illet vermiş. Üiemal Tahir Kağıt ne olurmuş? Herif kızdan el çeker besbelli. sen Allah’ı ağzına alacak herif misin? Günahı vebali Murat Bey’in boynuna... Mahalle arasında birinin iti kaybolur. Murat Bey söyler.. Etraftan diğer alacaklılar toplanır.. Sonra kudurmasını ne yapalım?. İşte meydanda. İti arayacağına beni arar. Gülüyordu.. 30 liraya sattım.... Vay başıma.. Sopalarla bize koyuldular. Köpek kısmı bir kere nasıl olsa ölecek. O kadar cesaretsiz ki. Bereket versin korkak köpoğlu. Kabahat Allah’ta. Neden? Şu sebepten ki beyim. Neden sürünecekmişim? Ulan. Abdurrahim ne diyor? Galiba aklı başına gelmiş... Neden iki tane kulak yapmış. köpeklere ilaç atardı.. Ben yemin ederim. Halimi görünce belediye doktoru acıdı. Ondan korkma. .. Koğuşlardan alıp geleyim mi? Kimden isteyeceksin? Kimden olsa isterim. Malatya ahalisi... doktor ilaç verdi. Bana eski elbiselerinden birisini verdi. Ben de köpeklere attım. Sahi bey kabahat Allah’ta. Etrafına ahali toplanır.. Vahap Efendi’den isterim.. Murat Bey’i karıştırma.. Karı milletinin öfkesi pek fena oluyor beyim. Karılar bir gün üstüme yürüdü.İyi ettim ama korkuyorum da beyim..... beddua eden hangisi. Şeyh Yusufa kağıt yaptıracak. keli tersledi: Her ne duyarsan tasdik edersin. bu rezil.

” demiş. Bir de süslendi ki çıkarken hiç görme beyim. Hubuş’la benim aramda söz verilmiş. biz mahkemeci m ‘Jiemal Takir olduğumuzdan bahşiş alamadık.. Hubuş buradan gidince hekimin oğlunun yakasını toparlamış... Vay suyu taşırdık. aklıma geldi.. Almadın mı? O başka. Değneği çekip Hubuş’u beriye almış.? E si. Kapışma niçin gidiyorsun? Bahşiş alacağız.. 374 ZKardar [Koğuşu Gene bilemedin Ali Efendi. Vay Hubuş Hatun vay... Hubuş bacının yaralarına merhem basıyormuş. Kalabalıkta olmaz bir iş.. Karının beş lirasını almışsın. Bilemedin Ali Efendi. Şart olsun... Lakin fazla süslenmiş genç karı kadar değil.... Onlar yalvar dıkça Hubuş azmış..... Gece vakti kapısına gidilmez ya. Okşayarak yola getirecek.“Yahu zehirlemedim. Öylesine ıslatmış ki karıda iler tutar taraf kalmamış. Hekimin oğlu.” demişler. söz alınmış. İşte ben mahpustan çıktım. Merhaba demeden. Ben Hubuş’un az mı işine yaradım bakalım.. Tefçi Zühre. Çekti sürmeleri. Anlamadım.. Tuu. Hubuş Hanım yatıyor. . Nihayet hekimin oğlu toplananları evden dışarı çıkarmış. en gudubet insanların bile bâzı bâzı pek şirin tarafları olduğunu düşündürüyordu.... Sonra da yeni karıyı evden çıkarmış. “Haydi yeni karını boşayacaksın.. Dünya bir kepazelik olmuş.... çayları fincanlara boşaltınca.. Akıllı oğlan.... Polisler iyi adam. Dünya delirmiş vesselam. Her şey düzelir..” derim.. “Sabırlı ol....” dedi. Başka gün gel. Dolandırıcı. Bugüne bıraktım. Ali Efendi’nin itirazına rağmen Kel Hasan’m fincanını tekrar doldurdu. Karıyla şimdi oraya yerleşmişler.. Karı dün sabahtan beri kalkmamış mı? On dört aylık hasreti mi çıkarıyormuş. Muska yazdırmışsın. O sebeple bugün gittim. Hani çay? Çayı demledi.. “Şimdi zamanı değil. Beni polisler çok beladan kurtardı. yemez misin... meğerse bir güzel kızılcık değneği hazırlamışmış. Ali Efendi.. Ben Hubuş’un tahliyesini unutmuşum. Meraklanma. 70 Taze ve kuvvetli çay Murat’a hafif bir içki neşesi verdi... Yer misin... Senin hisseni Hacı’ya bırakmıştım. siyaha boyattığı asker biçimi keten ceketinin dış cephelerinden birer tane ekmek parçası çıkardı..” diye bağırırlar.. E. Kocakarının süslenmişi de ne kötü oluyor.. Aman Hubuş dedin de beyim.. Kapıyı çaldım. Muska yazdırdım. İnşallah Hubuş bacıyı buldun. Bu haliyle kabahat yapıyor zannedilirdi. “Pezevenk.. Murat’ın seyrederken bile nefesini tıkayacak kadar büyük lokmalarla yemeye başladı. Onlar orada keyiflerine bakadursunlar. Eli böyle işlere pek yatkındı. Hekimin oğlu yandı desene.. İnsanın acıması geliyordu... Saat kaçta gittin? Bugün öğleden sonra. Gider gitmez mi? Gider gitmez. Eloğlu bindiği kısrağın huyunu bilmez mi? Hubuş’un marifetini hesapladığından meğer tam karşıdaki evi kiralamışmış. Sevindi de. kurnaz bir gülümsemeyle yanan parmağını emerken adeta sevimli görünüyor. Kel Hasan.” dedi. Fevkalade çirkin olduğu halde. Körpe kızlar yapsa insan ayıplamaz.. Adamın kırkından sonra azanını toprak temizler. Duydun mu beyim?. diğer ahbapları akşama kadar karıya yalvarmışlar.. Arkadaşlar dün gece söylediler... “Çıkarsam ben seni ayrıca görürüm. Altmış yaşındaki kart karının yediği halta bak.. Haberim var... Bereket versin. Sen olanları duymadın galiba? Hayır mı? Ne olmuş? Hubuş dün tahliye edildi ya. hükümette bir polis adeti icat etmişler. Sen doğru söylersin. Dolaptan bir parça peynir ekmek daha çıkardı. Hekimin oğlu. Kötü olur. Meseleyi anlattım. İlk gün ha? İlk gün.. Ye bakalım kel ağa. Bir karı açtı. Murat’a.

Bizim kız hastalandı. Memlekette bez kıtlığı var. “Tek on lira vereyim.” dedim. Hastalığı neymiş? Doktor.. Kız birinci geldi.. Başgardiyan Ali Efendi.. Fabrika doktoru. Bir muskada. Telgrafçı verdi. Karı bize inanmaz. Ben başka türlü kan sandım.. . Lakin.” diyerek. Muska yaptıracağım. parayı şıpır şıpır saydı. Tek yirmi lira vereyim. Arap uleması.. Bana söylese çarparım şamarı. ekmek yoktu beyim.. Mahpushaneyi taradım. Oksü-rüyor. “Hayr’ola.. kızdan... Çocuk kısmının hastalığı ne olur? Soğuk algınlığı. ne olacak. akşama kadar bayraklı makinede çalışmış.. Ustabaşılar hep sever. Dur. umursamadan anlattı. Yarın öderim.. Sakın. Muayene etti. Ertesi gün daha aylık almadığımızı söylemeye dav-randımdı. Bahşişin yanmasını aramıyorum. Benim hesabımda.” dedim. Muska.. Ayak di-reyesi. kağıtları karalayıp karalayıp fukaraya mı yutturdun? Allah günah yazmasın. İki 275 Kemal İtilir lira lazım. insan ufağı. özürsüz iş yapanları ayırdılar. Fransız paşasının karısını çekip çadıra getirmiş de. Şu yeşil ince kağıtlar. ondan aşağı da kalmaz. Elimi bırakıp ayağımı öpüyor. “Kızdan kan geldi. A-ah. On iki lirasını da Allah bir taraftan yolladı. Geçenlerde. ben mi öldüm köroglu?” dedim. Doktor iyi adam.. “Ben korkarım.. ağzından boşanmış. Kaç gündür.. Yirmi lira mı aldın insafsız. şimdi anladım rezil. İşte gördün mü? Sonunda bir muska da sana lazım.Acıdım Hubuş bacıya da. Arap uleması laflarını duyunca aklı tarumar oldu fukaranın. Nesi var? Ağzından birdenbire kan boşanmış. Senin kağıtlar uğurlu kağıt bey. Evde kibrit çöpü kadar odun yok. Derhal doktora götüreydin... Ne muskası? ?76 öimiar CKojjuşu Kel Hasan.. tabii söylemiştir.. On iki lirayı da Telgrafçı Abdur-rahim Bey’den sızdırdın. yani... “Büyümüştür. Murat meraklandı. Orasından gelmemiş. Aymtap taraflanndan buraya bir Arap uleması 71 sürmüşler. Bir taraftan da bilenler yemin ediyorlar ki: “Bu Arap uleması. Bir çare. Öyle bir şey yaptık. Yanık yanık mektup kağıdı istemenin sebebi bu muydu? 42 liraya karşı iki kuruş verip Abu’dan bir kağıt da mı almadın? Artık hocalığa başladık ya.. Töbe Yarabbi. Makinesine bayrak çekmişler de... o sebepten buralara sürgün sürülmüş.. Şimdi ne olacak Hasan? Demek ki senin bahşiş yandı. Usta işçilere istirahati yasak etmişler. Hubuş’a yanaştım. Fena mı? Er geç aklını başına toplar.” diyesi. Bunun da âdeti böyle. Şeyh Kazım Efendi’den yukarı değilse de. “Hubuş Hatun. Gittim. Benim büyük kız kötüledi. Evde.. muskalar daha çok iş görecekti. Yirmi liraya kurtuluyor mu? Biz kışın odunu nerden bulacaktık. Halden anlıyor.. korkmuşlar. göğsüm ağrıyor diyormuş. dargın dargın başını çevirdi: Olur olmaz şeyi eğlence ettiğimizden değil mi? Muska da eğlence olmuş. Otuz lirasını Hubuş bacı verdi. Karı kısmı.” dedi. Bir kağıt da ona getirdim.. Doktora götürdüm. Kış geldi. Sen bilirsin. İki gün mü? Benim kız. Hoca kısmı “Hep bana” diyecek. İki gün istirahat verdi. Doğru söyle. bir gün... Mübarek kelamı kadimi zina işlerine zinhar karıştıramam.. Bir güzel konuştuk. Taş ufağı değil. ağzından kan boşanınca biraz rahatlamış. Sırtına vantuz çekmişler... Yandı beyim. Anasına söyler... Eve gittim ki ağlaşıyorlar. Metelik veren çıkmadı. gittim geldim. geldim.. beni kenara çekti.” Hubuş’u bir dert aldı beyim. Sıtmaya kağıt yazıyormuş. dokumada çalışır. Muskaların foyası meydana çıktı.

. demiş.. Boyahaneye verdiler... “Kanun karşısında vatandaş müsavidir.... yok mu? Doktor geçen gün seni görmeye geldi ya. Aferin... Biz. İş Bankası. Sorsan. On iki saat beyim. fakirliği vız gelir. Geçmişi tenekeliler. Böyle olmasa.. Bakalım da var mı. Fukaraya da aspirin yazarım..... Şimdi o da çalışıyor beyim.. Elbette yapmaz. İğne de pahalıdır.. beyim. Doktor kısmı işte böyle olacak. Doktor iyi adam.” dedi. Beton mahzende. Senin kız kaç yaşında? On üçüne girdi. Öyle.güvenme.Rahatlamaz mı? Kan ferahlık vermiştir. “Yaaa. Dedi ki: “Ben aspirin yazarım. Doktor bey ilaç yazmış. Dur bakalım.” diyerek omzuma vurdu.. Yani doktor senin ahbabın da. Ben hakim olsam da sen kızın yaşını büyütmek için huzuruma gelsen.. Mahkemeye iki şahit götürdüm..... Değil mi beyim? İyi adam. On iki saat. Allah hepsinin belasını versin. Anlayamadım.... Kaç senedir çalışıyor? İki senedir.. Bereket hakim değilsin bey. Bir de “ilim sınıfı midir. anladın mı gardiyan.. “ilaçları yaptır. icabında zengine de aspirin yazarım.. Yazdığı ya-nımızdaydı.. Geçenlerde küçük kızın da yaşını büyüttük. “İğne yazdım. Hakim bakmadı bile. yaz kış pencereleri sımsı278 ZKarûar jioğaşa ki örtülü. değil midir?” diye utanmadan soruyor.. Malatya Mensucat Fabrikası’n-daki hastaneye onu sertabip yapmaz ki... İyi olmaz mı? Kan tüküren kız fena.. çocuğun yaşını iki sene evvel on dörde çıkardık. on üç yaşından on bir yaşına doğru.. Küçük. Usta bir doktor. İşte o sebepten senin kız.. Reçeteye baktı.. Sordum. Gecede on iki saat mi? Gecede on iki saat. giderken yolunu kesW 72 [Kemal «Jur tim. İnanmam... Bol gıda. On beş gün sonra. Kel Hasan ceplerini aramaya başladı. Kaç saat? On iki saat.. Anlayamayacak ne var... Ne soruyor? Kız mı sordu beyim? Kızı. Bol gıda ister. Peki girdiğinden kaç gün sonra pamuk tükürmeye başladı.. Anladın mı? Anladım. On bir yaşından on üç yaşma doğru değil.” diye seviniyor..” demiş. İplikler kırılmasın diye mütemadiyen içeriye hususi tesisatla rutubet verilen. Kızı aklına bir türlü getiremedi.. Doktor iyi. Lakin ilaca.. Fırsat bulup eczacıya veremedik. Anladın mı Kel Hasan Efendi? Anlamadım ama. “Ablamla beraber işe gidiyorum.. İnan beyim.... Ahbabım olsun.. on üç yaşında olduğuna bütün dünya şahadet etse inanmam.” dedi yoksa fabrikaya almıyorlardı. Doğrudur. Zaten büyük adamdan insana hiçbir vakit zarar gelmez.... iki senedir gerisin geriye yaşıyor Kel Hasan Efendi.” derler.. Para kazanıyorum. Zenginliği. Evet. yanındaki adamın feryadını işittirmeyen rezil bir gürültü ortasında. Kör bağırsak için bir insanın karnını açarken masadaki adamın zenginliği fakirliği beni alakadar etmez. el kadar bir kağıt. . hakimler de vicdanlı.

Damının yarım metre toprağını tutan bel kalınlığı mertekler isten. 28i ZKemd Tahk . işten dönerken gördükçe gözünün önünde bir müthiş hayal gelirdi. Bol tatlı... Bunu bir küçük amele çekiyor. Benim kızlar okuyup da ne yapar? Lakin büyük kızı okutmak istedim.. evi çekiyor.. “Sen anlamazsın. Her şey Allah’tan... Gülme sinirime dokunuyorsun.. Sen bir gün bir kitap okuyor-muşsun.. Bir amele çocuk. Süt. “Bir kitap.. Töbe mi? Başlarım töbesinden.” diyecek oldumdu. doğru bir kitap.” dediydi.. Kızın kan tükürmesi Allah’tan mı şimdi? Töbe Yarabbi. halıya. Ben o kitabı doğru buldum. Allah’a kurban olayım. bize benzeriz. Ulan bundan beteri olur mu? Aman töbe de beyim. Akşam eve gittimdi. Halimize bin şükür. Duydun mu Ali Efendi. Nadire’nin içine kanını kustuğu... ciğerlerini tas dolusu tükürmeye başladığı halde. ipeğe. keyifli höpürtülerle çay içiyorlardı. Kel Hasan’ı ürkütmemek için yavaşça konuştu: Kıza iyi bakacaksın Hasan.” dedi. Temelleri yere ebediyen gömülmüş evi sürüyordu. kırık bir şeyler. kocaman uçsuz bucaksız bir meydanda sanki tek başına kalmıştı. Kel Hasan.. yoğurt. Şimdi buna Nadire’yi koşmuşlardı. Büyük kız 73 akıllıdır.. Bol et yiyecek.’ diye okuyordu. Peki. Cehennemin dibine doğru. duyulan lezzeti durdurmak istiyormuş gibi -bu durdurmak istediği yan yarıya da Nadire’nin mahkum olduğu kürek cezasına aitti. Murat. “Baba Murat amcam bir kitap okuyordu.. Güneşte gezecek. teldolabı. ayağında Romalı sandallarına benzeyen meşin atkılı takunyası ile yüzüne bakıyor. Nâzım Hikmet’in “iyi günler göreceğiz çocuklar” diye başlayan “Nikbinlik” adlı şiirini ağzı ve gözleriyle dinliyor.. kollarında. Nadire -Gardiyan Kel Hasan Efendi’nin kızı... Murat şaşırdı. ‘Çocuklarımız işten eve sapsarı iskelet gelir.. Allah ne yaparsa iyi yapar. iki milyon nasıl fazlalaşıyor? Hep bunlardan işte. mektep ne olacak? J19 <0.. Bir dolap canım.. Vadesi bitmeyen yaşar. Vadesi bittiyse ölür beyim. İyi ama kız ölür... Her şey Allah’tan. Yere ebediyen gömülmüş basık bir ev. Murat’ın gözlerine bir buğu hücum etti. “Ne fayda biz göremeyiz ki. üstü başı pamuk kırıntılarıyla dolu küçükleri işe giderken.” diye şikayet bile etmiyordu. Zorla yutkundu. Yorulup terlemeyecek..... mahvolmuş bir şeyler ve en üstünde. yumurta.... Köyde on iki yaşma basmadan evlendiriyoruz.. Ayaklarında. makamla okuyordu. Duydun mu? Yumurtayı bulsak biz içeceğiz. Her zaman. nekeleri.elini şiddetle kaldırdı. Şaka mı ediyorsun beyim. “Ne kitabı?” dedim.. tütüne gidiyorlar.. Bir yıl sonra kan boşanıyor.” dedi. Başgardiyan Ali Efendi’nin koluna vurarak gülüyordu. Allah’a inanan mahrum kalmaz beyim. Bin şükür mü? Sen deli misin herif.. Gardiyanlar..Yakında onun ağzından da kan boşanacak. erimiş gibi. Bizim soframıza yılda bir kere et gelir.... Fakat yalvaran bir sesle... İstirahat edecek.” diye kurmuşlar da gıcır gıcır çeviriyorlar. Buraya bana bakmaya gelmiş de ısınmak için yanma göndermişler.. Anasının pençelenecek iskarpinlerini de. boynu biraz çarpık. “Neden? dedi.. maşallah.. Başında pembe tülbentten başörtüsüyle incecik. Üstüne babasının yorgansız şiltesini ?80 Otardar !7Cojuşu de attılar. Her beş senede bir nüfusumuz. Kızlar on bir yaşında fabrikaya. yeşil sırçalı tas. Sustuğu için mi Kel Hasan gülmeye fırsat buldu.. Aklında tutmuş. Anlıyordu da.. yoksa ön dişleri noksan ağız zıddına basan bir alaylı ifadeyle gülmeye başladığı için mi susuverdi.perişan amele kalabalığından birdenbire ayrılıp. “Biz. boynunda zincir... küçüklerin beşiği ve oturağı. kurumdan demir gibi siyahlanmış. Allah’tan... küpler. ağzı ve gözleriyle anlıyordu.. Felek yâr olmadı.Mektep mi? Bizim neyimize mektep beyim. Eski gaz te-. Eti bulsak biz.

. Ulan yalan bırakmamış söylemişler namussuzlar. istemez.. Allah’ı az kalsın unutuyordum. Ankara’da temyiz-dekiler.. Doğru söyle... saklımız yok ki. buradaki müddeiumumi. Biliyorum. Tabii Allah da vazifesini yapıyor. Nasıl olsa ben öğreneceğim. İşte Haram’m ahvali..... Murat. Bu gece... Türk milleti namına.. oyun oynamaya bir türlü yanaşmamasımn.” dedi. Hanım’a ne olmuş? Daha ne olacak haberin yok mu? 74 Başgardiyan Ali Efendi.. Beteri mi var? diye sordun. Mükemmel bir marifet. içmiyorum. Töbe Yarabbi. dünyada senin gibi boşboğaz herif olmaz.” derler. Bir saat evvel... vazifesini yapıyor. O kadar da tembih ettim..” diyecekler.... Buraya gelmeden evvel Hacı’yı yollamıştım. Beteri var elbette.. Müdür nerde? Nerdeyse gelir.. Vallaha beyim.... elhamdülillah. Tamam. Bu gece götüreceksiniz. Sen bu serserinin lafına mı inandın. sonunda sen. cümleniz el birliği ederek.. Sen mi uyandıracaksın? “Hep onu düşünüyorum bey.. Çarşamba. Elbette beteri var... Sen yufka yüreklisin. İdam altında yatmak.. Hanım’ı neden aşmalı? Bunun ne faydası var? Kanunu bilmez... Vazife.. Allah’ı bilmese beyim. Meclis’tekiler.... Dudaklarını yaladı: Hasan’ı eve neden yollamadm? Doğru söyle. kocasını zehirler mi? Acınacak bir iş değil ama insan gece acıyor. “Git getir... en sonunda da Çingene... sabaha karşı.... “Duymasın.. Allah’ın emriyle ölmek herkesin eline mi geçer beyim. Herkes. . Bizim Murat Bey’den gizlimiz.sebebini şimdi anlıyordu. Başgardiyan olduğumuzdan. Şimdi beğendin mi? Ne bileyim Ali Efendi.. Murat: Bugün nedir? diye sordu.. Töbe Yarabbi. Adıyaman’daki komiser. Vicdanlı da değilim. güzel bir iş işleyeceksiniz.. Daha bir şeyler söylüyordu.. Hayır. Bir de “insana malum olur.. Öyle bir şey yok... Hasan’m demesi. Ayın yirmi üçü.. Ali’ye de kızıyorum. Vallaha.. Cigara sarmaya başladı. bir saattir Ali Efen-di’nin üzerindeki çekingenliğin bilhassa.. J82 öianlar !7Coju$tı Hışımla tütün tabakasını eline aldı.. tasavvuru bilmez. Haber almıştır. İnsanları aldatmakta menfaatları var.. Başgardiyanın uzattığı cigarayı eliyle itti. Hoş O’nun da bilinecek bir tarafı kalmamış ya. Şimdi beğendin mi? Allah belanı versin. Bunlar hep korkaklık Ali Efendi.. Hâşa... Nerde asılacak? Hükümet Meydanı’nda... #? öiemal Tahir Ben yufka yürekli değilim... Cevap alamayınca hatırladıklarını yüksek sesle tekrarladı.. Benim haberim yok... ağır ceza mahkemesi.... Haber almıştır sandım.. Müdür bey de tembih etti.... Kel Hasan’m sözüne devam etmesine meydan vermemek için acemi bir telaşla göz kırpmıştı. Ahir zaman ümmetine ölüm temizlik. taammüdü. Kadını asacaklar mı? Yok canım. bir saat sonra fark etmez.. Namaz kıldığına bakma Allah’ı da bilmez. sulh hakimi...Aman günaha girme. Şimdi uyuyordur. müstantik.. Murat ensesine vurmuşlar gibi biraz öne eğilerek ikisinin yüzüne de ayrı ayrı baktı ve birdenbire şüphelendi: Emir geldi mi Ali Efendi? Ne emri beyim?.. jandarma kumandanı.. Ulan Hasan. Direkleri dikiyorlarmış... Vicdanlı adamsın.. Mışıl mışıl... Fark etmez olur mu? Üzüleceksin. Beteri neymiş? Çocuklarımız köpekler gibi ölüyor.

Bunların hepsi. bizim Hanım’m bir mektubuyla eşyalarını satıp gurbete mi çıktı? Gurbete çıktı.. Ağızla da neler neler söylemiş. Söylediler de inanmamıştım. Onlara kimse bir şey demez. Belki de korkudan ölür.. kız kerhanede. Halbuki... Yüreğinde biraz insanlık olsa. Birisi kocasını zehirlemiş... Bunlar nasıl iş? Sen nereden duydun? Tözey söyledi. bir tek kanunsuzluk bu mu? Dört tane tüccar memleketin bütün nüfusuna kast etmiş..” diye yalvarmış.. İşte o sebepten fukara geçti... . Vallaha... Yürüyemez sanıyorum.. töbe Yarab-bi. Sen duydun mu? Mahkemede idam verildiğini anlayınca zavallı altına işeyivermiş. Hükümet de.. Hepimiz. Haşa. Tözey araya girmiş de.85 öiemal Tahir . Bir marifetini daha duydum.. Tözey üst üste iki dost tutmaz. ekmeklerini ne pis şeylere batırıp yiyorlar. İşin kolayına gidiyoruz.. Şefika’nm eve orospu getiren efendisi. Üç ay yatmamak için idam olmak.. Üç aylık gelinken ağa.. Tözey ağladı. Deliden daha bok. Nasıl versin? Kocasını zehirlemiş bir kadını müdafaa etmek için yüz ister... Bugünkü devirde bir tek hata. Bir kere mi? Her akşam kaç kere düşüyor. Pek korkacak fukara. tarlada üstüne hücum ederek cebren ırzına geçmiş.... Bu müddet içinde altı defa resmen zina etmeye. Ağa Akçadağ Belediye reisi... Oğlanla beraber kaçsa zinadan üç aya mahkum edilecekti. gitti beyim... 284 öiariar IKoğuşu Peki bundan ne çıkar? Tözey gitti de Hanım ne kazandı? Deli mi bunlar?. birbirinizden ayırmış. Başgardiyanın niçin hâlâ uyumadığını bu gece sabaha karşı neler olacağını hatırlayarak sözünü değiştirdi. Selika çekiyor. Senin yüzünden işime bakmıyor. Bunlar orospu beyim. Şimdi... Tözey fareleri bile zehirleyemez. Tözey. Sen de hemen kandın mı? Tözey.... cübbelerinin ve külahlarının heybetini sidik halinde görünce sevinmişlerdir. Herkes kabahatli de cezayı yalnız Hanım. Gözetledim de gözümle gördüm. O da işin kolayını tutmuş. bunlar orospu da değil... Oraları berbat etmiş... Pis iş.. İnşallah seni. insanları idam olmaktan kurtaracak yerde. Sen Hanım’ı se-viyormuşsun. Mektubu da gösterdi.. Hanım’m oğlancılık eden kocası. Mebuslara yazdığı mektuplar da fayda vermedi beyim. Bazı insanlar. Vermedi. uyku sersemi karşısında görünce geberir. Yok canım. Tözey niçin şoförün arkasına takıldı da Malatya’dan gitti? Neden? Hanım mektup yollamış. Ne faydasız şeyler. 2. Ne halt ettiğinden haberin var mı? Ne yapmış? 75 Oğlanı mutfağın penceresine çağırıyordu da.. Bir buçuk senedir yatıyor. Hepimiz kurnazlık ediyoruz..... İnsan utanmadan Hanım’ı astırır mı? Hanım’a insan merhamet etmez mi? Şaşırmış bir erkek çocuğa benziyor. Bütün mülevves etmiş.. Murat az kalsın sövecekti. Bir şey demeseler gene canıma minnet. Hakimler. idam ediveriyor... Bir kere düşse kimse ayıplamazdı. Fazladan “Vatanperver Türk tüccarı” diye methüsena ediyorlar. Karı ahlaksız olmaya ahlaksız bey.. Utanmaz bir karı.. Hepimiz budalayız. Sahi beyim. İşemiş mi? işemiş ya.. Senin hatırın için seslenmedim.. orospuluk yapar mı? Bir kere düşmüş.. Mektubu bizim karı gardiyanı Şefika götürmüş.Hanım’a da kızıyorum. Mektupta neler yazdırmış. İyi ama o da orospu. Bunlar Tözey’e kurban olsunlar.. donunu çıkarıp orasını gösteriyordu.. Hep aynı soydan Ali Efendi. sonunda gene de yaşamaya hakkı olacaktı.. “Beni ölümden kurtaracaktı. Ayaklarını öpeyim Murat’ın yakasını bırak. Şimdiye kadar ben sana söylemedim. Birisi kocasının evinde hovardasıyla oturuyor.... suçsuz mu? Tözey’i Maho Ağa’nm hizmetkarına verdikleri zaman on üç yaşındaymış.

. Şöyle şöyle. Alay etme beyim. “Sen uşak murabbaı l Sen uşşak mik’abı. ömründe ilk defa görmüş gibi hayretle seyretti. Doğru bir laf. Sarayı belki de bundan dolayı o kadar seviyordu biçare. bit değil ya.” Yavaş yavaş kederi dağılmıştı. Asılma gecesini düşünmek.. dövüşüyorlar.. boynu bir yana kaydığından horlamaya başlamıştı. mehtabı seninçün yere serdim... Orada ölenler bilseler de bilmeseler de bir maksada hizmet etmektedirler... daha temiz bir hayat. Günahtır. Bize bir yardımı dokunmaz ki. Başgardiyan da... Hanım şu anda ne ölü.... odunların gürültüsüne. aşağıda hâlâ uyuyan kadının akıbeti insana daha feci geliyor. Ayda yüz lira. “Karı. sıçrayarak uyandı. Üstüne bir maaş daha eklemeden fı-287 ZKemtâ Takir rinanın yanma varılmaz.. ihtiyarlar ve çocuklar kobaylar gibi. “Ümit kalmadı.....” Ali Efendi. Pencereye baktı. Murat elini kaldırdı: Bırak uyusun. Asılmaya giderken kırık bir kalp kimseye zarar vermez.. Kederi dağılmamış. Gene halimize hamt olsun beyim. Kel Hasan. Cigara yakarken elleri titriyordu. Murat’ın bakışıyla kendine geldi.” Gülümsedi. onlardan daha kolay öldürülüyorlar.. İşediğini mi? Hayır. En aşağı yedi ekmek ister. I Satılmış uşşakların uşşağı sen. Haydi giyinin bakalım. Aylığı çoktan yedik. Evvela Gevre’yi kaldırıp dışarı çıkar. İçimiz geçivermiş.. diye gözlerini belertirsen eminim ki. Uzaklarda. Üç yüz elli kuruş. Sobaya odun at. Gardiyan Kel Hasan uyuyakalmış.. korkup susar.. bu geceyi yaşamaktan şüphesiz daha müşküldü... Biletin var mı? Piyango bileti mi? Yok. Öyleyse Hasan Efendi.. Bunda bir çeşit gaddar sarhoşluk bile vardı. Ne korkunç saatler. Gevre dayanıklıdır. Büyük kızın maaşını da götürüyor.. Bit kırıyorum. Bizim evde dokuz can var beyim. Bit para demektir..... 76 Alay mı? Sahi. Sus. Ne yapalım.. Bu kitabın gecesinde.Deminden beri onu düşünüyordum.. ne diri. Bir de rüya gördüm. Kelin münasebetsizliğine öfkelenerek uyandırmaya davrandı. Ama. Dostoyevski’nin bedbaht insanlarına karşı duyduğu müthiş şeyler hep bir zamanlar hissettiği ümitsizlikten kalmış olmalı.. Nasıl uyandıracağımızı. Hava açık.. Buna dağılmak da denmez. Murat gözlerini kıstı.. Gerinip esnedi: 77 .. Ay başında aylığı alacaksın.. arkadan da Hamm’ı çıkarırsın.” diye başgardiyanın acayip sözünün tekrarladı. Murat da camların ötesindeki soğuk maviliği. parmak parmak bitler. Delikanlılar. Bak ne diyeceksin.. Bize bir yerden para gelecek. daha doğru.. Sırayla aranacaksınız. İçinden “Allah rahmet eylesin. “Arama var. Sonra Sıdıka’yı. Ali Efendi arkasını dönünce saatma baktı. Bize bir akıl versene. Kırılsın aldırma... Alay oldu başgardiyan. Bir şey kalmamış. Saat: İki. 286 \KarAar [Koğuşa varlıkla yokluğun müsavi olduğu bir derecede çoğalıp genişlemişti.. Bağırırsa. O kadar budala ki belki inanır.. Kalbini kırmak olmaz beyim.. yüzü ateşten kızarmış olarak döndü. Mehtap var.” Birdenbire irkildi. Ne akıl vereyim? “Haydi gezmeye gidelim.” demeli... Bu gece resmen işlenecek marifetin ne faydası var. Saat kaç? İki. fil kırsan para gelmez..” dersin. Bütün o insafsız ölüşlerden mutlaka bir başka hayat doğacaktır. Murat’a bakıp mahcup mahcup gülümsedi: Dalmışız beyim.. “Pekala.. Daha şerefli. Galiba Hanım’ı asacaklarını yeni hatırladı... Bizim elimizden ne gelir? Allah rahmet eylesin..

.. Arama işine..pek uzaktan sanki sehpanın yanından duymuştu.. Sarhoş. Mahpushanenin soluyan ve soludukça açılıp kapanan beton gövdesi. Murat’ın kaim yün çoraplı ayakları birdenbire üşüdü.. Müdür bey de uyumamış. Aşağıda cümle kapısı açıldı ve açık bırakıldı. Direkleri hazırlamışlar... zıplayıp ayağa kalktı. Bir kerecik. Bir şeyler duyuyordu. vali. Yalnız aklıma bir şey geldi. Murat. Doktor da lazım. Evet.. Yirmi üç.. Karı kısmına zor bir mesele... Fısıltılar.” Araba köşeyi döndü. sen söylersen inanır. Kapıyı. Seni sordu.. Nerdeyse araba gelecek.” dedi. “Tamam.... Yoruldun. Ali’yi görmek isterse.. Elbette bir araba ile götürülecekti ve araba gürültüsü duyulmamıştı. Kasketini düzeltti.. anlamış gibi tasdik manasına başını sallıyordu.. Kusura bakma beyim.... Mukadderat. içinin içinden davrandı. Bakalım Ali’yi hatırlayabilecek mi? Saat üç: Cümle kapısı tekmelenerek çalınmaya başlayınca Ali Efendi ile Kel Hasan ayaklarının uçlarına basarak dışarı çıkıp Murat’ı odada yalnız bıraktılar. Benzin sapsarı.... Buyur. Yani biz götürürken. Ali Efendi yalnız başına içeri girmişti... Lakin ne fayda. Cigarasmdan henüz iki nefes çektiği halde.. Ben Murat’ın yüzüne bakamam... İnsan amma ne yazıldıysa onu görür. Uykum yok.. Oturun. anlaşılmaz bir şey olmalı ki araba gürültüsünü camların kapalı olmasına rağmen. Aşağıya iner misin. arkasından kendisini takip ediyorlarmış gibi tehlikeye karşı acele kapattı: Müdür bey. Akşamdan beri içiyormuş.. Kanun böyle emrediyor.” diyordu. Dişlerini sıkmış karmakarışık bir şeyler düşünerek daldı.. Azrail gelmiş hakkını istiyordu. Tekrar fısıltılar.... Kanunu bildin mi? Küçük sineklerin takılıp kaldıkları. bunu yere fırlattı. Fakat dalgınlığı bu geceye mahsus. Yahut da Artaki’nin meşhur saz’ı. Murat... Yaşayanlar için. olduğu yerde kalakalmıştı... dedi... Kapıdan çıkarken durup döndü: Kusura bakma beyim.... dedi.” .. Merdivende ayak sesleri vardı... Vazife her şeyden mukaddes. hükümette oturuyorlarmış. Elleri pantolonunun ceplerinde voltaya çıktı. Geldiler. Ben mi? Ne münasebet. Bu gece nasıl yalan söylerim. Aldırma Ali Efendi.. Artık görmese de olur. Karakolda bekleyecek... Yirmi yedi.. 78 Ama bunlar insanlara mahsus gürültüler değildi. Ayak sesleri. nefes keserek dehşetli bir hadise bekledi. Çok şükür. “Uyanık” dedim.. Durup kulak verdi.. büyük sineklerin delip geçtikleri örümcek ağı. Sen bilirsin. Avcunun içi birden terlemişti. yok.. Çavuş da karakolda mı? Çavuş da karakolda. “Soba yanıyor.... Son defa. Aralık kalan kapıdan içeriye adeta ölüm esmekteydi.....” Ali Efendi. Sanki mahpushanenin beton gövdesi çatırdıyor..... Bu bakışta bir yere tutunmak ihtiyacı vardı.. korkunç bir fısıltı halinde “Kusura bakma beyim. Murat.... Zannetmem.. meseleyi duydu duyalı ilk defa yerinden kalktı. her şey Allah’tan. Baylar.” dedim. Biz gidelim de sen de yat. Elimizden ne gelir ki. Birkaç laf söyle. Göstermezler. üç.. Müdürle karşılaşmak pek zor olacaktı.. beş.. Buna rağmen gene de dövüşecek gibi. Bir anda.. Murat’a baktı..... Bana kalsa. Sükut. inliyor. Bunlar hep 288 ZKariar [Koğuşu bizim için mühim şeyler. “Kusura bakma. Neden çıkmadı? Çıkmadı.Aldırma beyim. iki. Ali Efendi. Kapıyı açık bıraktı........ Sonra ayak sesleri... “Bir.. “Olmaz.. insanların hepsine birden son derece büyük bir merhamet duyduğu için Murat ona dokunacak bir söz söylememeye karar verdi. Müddeuiumumi. Orasını müddeiumumi bilir. 28g ZKemıâ “To/ıir Doktor.. Yok. Kapı hâlâ tekmeleniyor sanki. Gösterseler iyi ya.

. . Hasan..... Ali uyanmamış galiba.. Mutlaka. can havliyle duvarlara.. Biraz sonra derisini ateş kapladı. dört saat evvelsinden daha basit bir vaka şekline girivermişti. Acele soyundu.. Bana otuz sene verin. “Gitmem.. “Fayton gidiyor. acele hareket etti. Beni burada arasınlar Ali Efendi. etrafına baktı. arkasında. 8 motorlu top ve mühim miktarda 292 öianlar iKoğuşu malzeme ele geçirilmiştir. sanki aradan bir sene geçmiş gibi pek uzak. Tütüne doyunca fotoğraftaki kadına yaklaştı..... Uzayan feryat kesilince durdu. tabanca taşıdığı zamanlar. Murat bir iskemle çekip pencereyi açtı. Saat kaç?... Jandarma sağı. Yatar yatmaz. İstemiyorum.. “.... Uzakta.. daha doğrusu sırtında. canı şiddetle cigara isteyerek bir müddet durdu. Boklarınızı yiyeyim ağalar. Hanım’in asılması bile. belli belirsiz 79 hatırlıyordu. dört köşe bir kaya halinde inhisar fabrikası görünüyorW IKemal Ta/ıtr du.. Yedi buçuk. Bir cigara yakıp. silahın sertliğini lezzetle hissettiği kalçasına attı.. dişleri birbirine vurarak camı kapattı. kapılara sarılarak: Murat ağabey yetiş. makaslı sustalısının saklı bulunduğu köşeye doğru bir adım attı. Hanım kollarını sımsıkı tutanlara yalvarıyordu: Bırakın ağalar. Halbuki bunun altındaki kızıl süvari resmine dalmıştı... Her yerde nefes almaktan kolay.. Murat ağabey.. Adeta yüksek sesle “Artık hayvanı sürünüz. Nâzım Hikmet’in portresiyle göz göze gelmeye cesareti yoktu. Murat. İkincide. Sessizlik pek az sürmüştü..... Sabahleyin uyanır uyanmaz Gardiyan Kel Hasanla yüz yüze geldi. şakaklarındaki ve ensesindeki damarlar çekilip sertleşiyordu. Kel Hasan “Adam sen de” manasına başını salladı. Ben kendim uyandım.. vücudunu bir titreme sardı.. Ve toprak.. Sobayı neden yaktırmadın? Üşürsün. Hafif bir terle sanki yüreği yumuşadı. Zorla gülümsedi: Öksürdüm de seni uyandırdım beyim.” Sırtını sızlatan büyük bir yorgunluğa tutulmuştu. 6 tank.. İçinde Bayram oğlu. Fayton... diye haykırdı.. iki bin düşman subayı ve eri öldürülmüş. Boklarınızı.” Yalnız bir taraftan iki bin insanın ölmesi havadisi manşet yapılmak değerini bile çoktan kaybetmişti. Önünde ay ışığını ve havayı ince buzlar gibi kat kat dondurmuş güzel gece.. Gitmeeeem.” Ve birdenbire Murat’ın asla aklına gelmeyen dehşet bir şey oldu. haydi. İşte görüyorsunuz birisini mutlaka almak lazım. Murat ağabey beni asmaya götürüyorlar. Ister390 ZKarJar iKoyuşu lerse donumu çıkarsınlar. jandarma solu Bayram oğlunun. masaya dirseklerini dayayarak oturmuş küçük siyah gözleriyle yüzüne bakıyordu.. Uyudu. daha zayıftı. Dişleri birbirine vuruyor. Ses halinde değil. Artık Hanım sokakta bağırıyordu.. İçini çekti. Yere indi. Dün geceyi. artık soluyup fısıldamayan mahpushanenin beton gövdesi.. Murat derin derin nefes aldı. Murat bir cigara yaktı..... Hayır. adının ilk çağrılışında yumruğunu ağzına götürdü. filitle pire..” Avlu duvarının üzerindeki nöbetçi jandarma öksürdü. Murat. senelerdir unuttuğu bir hareketle elini arka cebine.. Suratı her zamankinden daha sarı.” diye bağırdı. ay ışığında kapkara bir hicap halinde. dedi. Uyanmadığı iyi. Yara çok taze olduğu halde. Caddenin elektriği bir köşesine san bir çizgi gibi vurmuştu.. eğri büğrü taşlardan yapılmış bir yazı gibi gecenin içinde donmuş duruyordu. Arabaya doğru sürüklenen Hanım. Fayton son kelimeyi sanki yere serili bırakıp gitmişti.Şehri hücumla zapt edilmiştir. Karanlığın faciaları büyütmekte adeta mahareti vardı. Sonra....Bir hafif kadın çığlığı galiba “Allah. Ölümden öteye köy var mı? Ölümden ötedeki köy.

Allah rahmet eylesin. 294 ÜCarûar [Koçjuşıı Doğumevinin önüne gelince... Beraber arabaya bindik.. Köpek gibi yalvarıyor beyim... bir bana baktı.. Seni çağırdı. Bu sırada arkamızdaki araba dörtnala bize yaklaştı.. İzlanda’dan Moskova’ya kadar.” dedi. kadınlara. “Seni... Ne dersin. Gözleri yumruk gibi dışarı uğramış. Müdürün “Ali.” diyorum.. Allah bile kurtaramaz orospu. Tekrardan başladı yalvarmaya. Arkasından bir itti komiser.zihnini açtı besbelli karının. Elhamdülillah.. taş olsa adam. feryada başladı. Başı da açık. Komiser ağzına mendili sokuverdi.. Urallar’dan Perlharbur’a. “Sürüyün şunu” diye çıkıştı. Tunus’tan Kaptavn’a. Ali Efendi yardım etmese arabadan yuvarlanacaktık.... denizde. bir gömlek. İşte orasını bilmem.. Dakar’dan Cibuti’ye. göğsüne sakladı. Gevre arkadan entarisiyle başörtüsünü yetiştirmiş. Ölüm zor mesele beyim. dünya.. lafı da pek anlaşılmıyor ama. “Aman Ali Efendi. Bagırmazsan mendili alayım... Sen yalan uydurdun.... Kollarını tutuyorum. Başını bağladı. Elini yastığının altına sokup bir şey aldı. Koyun gibi başını salladı. işgal kuvvetlerine. “Sus Hanım.. Biraz sonra artık çırpmmıyordu.” diye seslendiğini duyduk. Gene müdüre şikayet mi ettiler? Kim? Kaç lira borçlusun? Borç meselesi değil. imana . Olmuş işin kötüsü olmaz. Pek zor.. demek ki. Sana bir mesele danışacağım. çocuklara... Hep bu laf. arama yapılacağını hâlâ umuyor. Sanki ağzındaki mendili yeni almışım... Şaşırmış fukara. Doğru söylemiş. Polis milleti imansız oluyor beyim. birdenbire yere atlayıp kerevetin bacağına iki koluyla sarıldı. dedim. Dişleri birbirine vuruyor. Keşke borç meselesi olsa. Kendisini kaldırıp yere attı. sivrisinek imha etmekten kat kat tabiileşmiş ölüm. Merdivenleri bir türlü çıkamıyor. Müddeiumumi muavini var. Alaska’dan Meksika’ya. Karı velhasıl karılıktan çıktı.. Lakin fukaranın yüreği vesvesede. bir sola bakıyor beyim. Norveç’ten Girit’e. Ali Efendi tecrübeli bir adam.... kerevetin bacağına yapışmış ama.tahtakurusu. Hanımla beraber mi? Birdenbire işin tafsilatını bilhassa bu heriften dinlemek arzuları duydu. Her basamakta tökezleniyor. direkleri görmesin.. Müdür ne istiyormuş? 80 Karıyı yataktan söküp almışız. Biz bir halt karıştırdık. Bak dinle.” diyor. Hanım müdürün sesini işitince bir kere “Hıhh. Karılar koğuşuna Ali Efendi ile beraber girdik.. Nasıl maniler. kanla dolu bir muazzam testiyi başına dikmiş patlayasıya kan içiyordu..” dedim. Murat değil.. Arabayı yavaşlattık. Sen uyumadın mı Hasan Ağa? Yok beyim.” dedi... Bir don. İşte o aldığı şey her neyse -bana muska gibi gelmişti.” diyor. Aklımda birisi bile kalmadı. Elhamdülillah. Başmüddeiumumi gelmemiş... Ben doğrusu ağladım... Yola çıkınca tekrardan yalvaracak oldu... Yüzüne kapattı.. Hangisi? İşte o beyaz oğlan. Sürüdük arabaya attık.. bombalanan şehirlerdeki ihtiyarlara. Zapt etmek ne mümkün. İşe bak ki Elham’m arkası benim de aklıma gelmiyor. Hey Ali. Hele gayret. Uyku sersemi kandı sandım. Suriye’den Hindicini’ye.... Komiser olanı söyle dedi. Bir sağa. “Elhamdülillah. Elham okuyacak da gerisi aklına gelmiyor diye beni bir telaş altı. Uyanıp zıpladı.. bir şeyler söyleniyor... Yüzümüzden anlamaz mı? Bir Ali Efendi’ye baktı. Avustralya’dan Tibet’e kadar toprağın üzerinde. “Elhamdülillah. Başka şey konuşalım. “Aramaya mı geldiler? Aramaya mı?” diye 192 Otona! Tahir sordu. Kötüsü olmaz mı? Bu kötü bir işti beyim.. Yalvarmaya başladı. O sıra polis komiseri içeri girdi. müddeiumumi bey işte” dedim.... konsantrasyon kamplanndakilere. “Hele gayret... yerin dibinde ve gökyüzünde ölüm esiyor. Elhamdülillah. Giyindi. Müdür bunları verdi. jandarma dairesine girdik. mukavemet hareketi mensuplarına... Meğer kasketini hazırlamış. Borçtan mühim nedir? Karıyla beraber biz de gittik.. Maniler düzüyor bizim müdür beyin üzerine. Kederle gülümsedi. Mendili aldım... Manilerle yalvarıyor.. Rehinelere.. Başımı uzatıp dinledim.

..” dedi. Allah kabul etsin... “Bir diyeceğin var mı?” diye sordular. Tutturdu “Elini arkasına bağlayacağım. Kaderim böyleymiş.. “Ben öldükten sonra yemenimi Ali’ye götür. Doğruldu... Yalnız Kel Hasan kalsın. yoksa elektrikten mi bana öyle geldi. ağlar mısın? Çingeneyi sürükleyerek getirdiler.. Bayıldı mı? Ne bayılması? Çingene savuşmuş. Ulan karı boğulacak. Şimdi bayılacak. Ben gardiyanken ve de erkekliğimle şaşırmışım beyim. İki rekat namaz kıldı. kazak ördüm. Elime bir sustalı çakı sıkıştırdı.” diye kımıldıyor.” dedi. Asılacağın karı olduğunu anlamasıyla halkın arasına karışıvermiş. İdam sehpası deyip geçme. Laz valinin yalvarması da bir hoş oluyor. başgedikli olacak rezil. denizdekilere dua etti. ben yalvarırım. “Bunları onlara söyle. Hepimizin yüzüne ayrı ayrı baktı.” dedi.. Razı olmadılar. Kefen parası hazırladım. “Beni yıkamadan gömmesinler. biz yalnız kaldık mı? 295 öienud Tahir İbrikle su getirdiler.” demiştir. “Onlar imansız. “Murat ağabey elinden geleni yaptı... Canına kıyan imansız gider. Elerini arkasına çevirip sıkıca bağladılar. Sonra beni yanma çağırdı. “Burada. Birisi “Kendisini mi vurdu?” diye bağırdı.” dedimdi. yüzüne kan mı sürüldü. Hani çocuklar boğmaca olur. İşte orada rezillik başladı beyim. Milletin de işi yok. ben döktüm. Bu çakı Ali’nindir. Biz millet değiliz beyim.. Terbiyeli terbiyeli gülümsüyor. 39^ öianüar 81 Kim savuşmuş? Asacak Çingene oğlu. Hızır Çavuş yok mu beyim.” dedi. Derken.. Güler misin.” dedim. Dinlemedi.. Birazdan bir çukura elbisesiyle atıverecekler.. Hepiniz çıkm.. Vazifeni yap.” diye getirmişler.. yalvarıyor. elim gibi. Hükmü okudular. Hitamında Ali Efendi’ye “Başefendi.. Allah’ın hikmeti canım. Değme babayiğit erkek öyle cesur olmaz. hele gel. Ben hiç canıma kıyar mıyım müddei bey. Hükümetin kapısına çıkınca direkler karşıdan göründü. erkek toplanmış.. “Kılsın. müsaaden olursa iki rekat namaz kılayım.. “Kendimi vurmadım. Bize vebal gelir mi? Gelmez. Omzundan tutacak oldum. Bir taraftan da gülüyor beyim... “Yok.gelir. Sana selam etti. Jandarma kumandanı yalvardı.. O zaman. illetiz. Tevkif ederim. Herif haklı.. “Üstümde çıkar da size bir söz gelir. “Tamam. İşte boğmaca gibi öksürüyor. Sanki meretler canlı da “Gel. pıhtılaşmış kan geliyor karının boğazından. Sanki Hanım’m yerine o cenabeti asacaklar.” dedi. Hızır Çavuş söver. Vasiyeti tuttun mu? Ne mümkün beyim. Vali yalvardı. Ali Efendi müddeiumumi muavinine baktı....” dedi. işte burada” diye halk bağrışır.... Neden? Savuşmuş. Hepimizi tanıdı. o aptes aldı. Elim gibi. Ben korktum. İki eli üzerine geldi. Horoz gibi ötüyor. meraklanma.” diye. Bizden iyi yürüdü beyim.. Herifi oraya “Adam asacaksın. bir öksürük yakaladı Hanım’ı. Gece vakti cambaz seyri varmış gibi karı. Bereket versin bayılmadı.... . Şeyh Hazım Efendi okumaktan yana halt etmiş. Herkes korktu.” dediler.” Artık bilmem. Hasan Ağa’m. çamaşır yıkadım. Çingene oğlu da bu “Şerefli bir vazife ise sen neden yapmazsın deyyus?. “Hakkını helal etsin. Masanın başına geldik. “Beni yalnız bırakmazsınız. Yoksa seni tevkif ederim demiştir.” dedi. Oraları derya gibi kan kapladı. “Bana değmeyin. Karı yalvarır. Yanakları sanki elma gibi yanıyor. Birdenbire ağzından bir kan boşansm beyim.” dedi. Yolda Elham’ı bulamayan karı gürül gürül okuyor.” dedi. Öyle insafsız herif görmedim. İp eğirdim. sana vasiyetim. Herkes çıktı mı beyim. Jandarmalar döküldü... Kolay öldü mü? Kolay öldü. Müddeiumumi muavini çıkıştı. dedi. Dardakilere. Yere oturuverdi.. ağlıyor.” dedi.. Döşemeleri öpüyor. Ona verme başı derde girmesin.

.” 199____________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ . Hasan kalktı. Bu sıska ve hilekar yüze Murat hayretle bakakaldı.. Ölürken bir insana yardımın dokunmuş. îmam efendi de “Sevabı var... Bu kan iyi bir şey.... Se398 öiarıliir [Koğuşu vaptır. Buraya kadar koştum beyim.. Sonunda “Hasan Ağa ipi geçiriversin. Hanım’ı asan.” diye bagırmamak için kendisini zor tuttu.. Millet yarıldı... Gardiyan Kel Hasan. 397 ZKemcâ Tahir Bir günaha girdik mi? Ne günahı? Sevabı var budala... Kan istiyor beyim. Malatya Belediyesi’nin sabık köpek zehirleyicisi.. dersin. Rahatladı..... Bırak Malatya milletini. Yiğit ölmüş kadın. öksürüyordu ama karnı yırtılacak gibi. kimi tükürür.. “Defol... Hava borularını falan yıkıyor. Oğlan sabahtan beri ağlıyormuş beyim. Murat gözlerini nefretle kırpıştırdı. Hanım’ı bizden kurtarmışsın.” diye bağırdı. Elham’ı okuyamıyordu.. Hanım olmasa geberteceklerdi teresi. Demek ki kan içerdeki pislikleri temizliyor.... Kimi söver. Bu da bir vazifedir.” dedi.. Aman beyim. Bak Hanım’in haline. ölür. Murat’ın sırtı ürperdi. Fena bir şey değil. Yorgunsun. Murat kederli bir gülümsemeyle düşündü: “Herkes yavaş yavaş kana taraftar oluyor galiba.. beyim..... Bir parça kan. ‘Kan. yedi çocuk babası zavallı Kel Hasan bile. Onu gören jandarmalar da yanaştılar. Bizim kız da. Eğer ağzından kan boşanmazsa ölür. Demek günaha girmedik mi beyim? Hayır Hasan Efendi. Ağzından kan boşanınca aklı başına geldi.. Doğru yanma çıktım.. Ne olur? Geçirdim. ipi boğazına takan. Haydi yat artık. İşte meydanda bir şey. Sonrası. Ben de Hanım’a hakkımı helal ettim...” dedi.. Rahatladı... Adalet’in otuz liralık gardiyanı ve dün gecenin amatör cellâdı. onun da ağzından kan boşanınca öksürük eskisi kadar kalmadı..’ diyor. Üç saattir uyanmanı bekliyorum. Yüzünde rahat bir gülümseme vardı. şu anda o kadar acayip bir haldeydi ki merak daha kuvvetli geldi. Aralarından geçtim. Hasan Efendi.. insanoğlunun rahatlaması için mutlaka biraz kan ister. Müddeiumumi bey de “Sevabı var. Sanki ben itfaiye kamyonuyum. Günahtır... Sana bir kötü söyleyen olursa “Ağır Ceza Mahkemesi reisine gidin.. Vay canına. sabah sabah ben sana onu sormaya geldim.. Üç saattir bu herif yüzüne bakıyordu demek? Uykuda taarruza uğramış da yaralanmış gibi göğsüne bir acı yapıştı. Hızır Çavuş yumrukla girişti mi Çingene oğluna.. Malatya milleti. Sonra?.. Kel Hasan. içerdeki pislikleri temizleyecek. “Benim yüzümden fukaraya hakaret etmeyin. Hanım ne yaptı? Başladı yalvarmaya. Bu sefer. Sen asmadın ki kanun astı.” diyorlar.. Koştum savuştum. 82 Doğrudur. Ama nasıl aglı-yormuş. O da yaranıza merhem olmazsa Allah’a müracaat. Arkadaşlar “Bu Ali artık iflah olmaz. Orada durur muyum beyim. ben ipi boğazıma geçiririm.. Hanım’m yemesini Ali’ye vermek için dışarı çıktı.. “Elimi çözün. İyi etmişsin Hasan Efendi.” dedi. Gideyim de yemenisini Ali’ye teslim edeyim.. Evet bey yiğit öldü.” demez mi? Geçirseydin. Hem de Hanım rica etmiş. Ben de ipi boynuna geçirip masaya tekmeyi vurdum...... masaya tekmeyi vuran sen değilsin ki.Der mi? Dişleri birbirine çarpıyor... Vali omzumu okşadı...

_______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ _______________________________________________________________________ ________ .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful