1

2

“Bu çalışmadaki yazıların tümü veya bir kısmı, Evrim Ağacı’na yönelik gerekli kaynaklar gösterilmek şartıyla haber vermeksizin istenildiği gibi kopyalanabilir, çoğaltılabilir ve dağıtılabilir.”

3

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

4

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

“BU YAŞAM GÖRÜŞÜNDE İHTİŞAM VAR...”
Yazan Çağrı Mert Bakırcı

EVRİM AĞACI
www.facebook.com/treeofevolution

5

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

6

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

İndeks
1. Canlılığın Evrimi
1: DNA, Nükleotit, Kromozom, Gen: Nedir, nasıl çalışır? 2: Koaservat nedir? Nasıl oluşur? 3: “Hayat Molekülleri”nin Temelleri ve Koaservatların Gelişimi 4: “Hayat Molekülleri”nin Nasıl Doğru Dizildiği, İşlevleri ve Çalışma Prensipleri Üzerine 5: “Canlılık” Oluşumu ve Doğal Seçilim’in Etkisi İlk DNA nasıl oluştu? - “Önce-RNA Hipotezi” ve “RNA Dünyası Kuramı”

2 – Türleşme:
1: Tür Nedir? Tür Tanımları Üzerine 2: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Allopatrik Türleşme Ne Demektir? 3: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Simpatrik Türleşme Ne Demektir? 4: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Parapatrik ve Peripatrik Türleşmeler Ne Demektir? 5: Zigot-Öncesi Üreme Bariyerleri 6: Zigot-Sonrası Üreme Bariyerleri ve Hibritler 7: Evrim hızı tüm canlılarda aynı mıdır, farklı mıdır? Neden?

3 – Evrim Mekanizmaları
1: Evrim’i Tetikleyen Mekanizmalar Nelerdir? 2: Doğal Seçilim 3: Yapay Seçilim 4: Cinsel (Seksüel) Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme) 5: Gen Akışı (Göç) 6: Genetik Sürüklenme 7: Mutasyonlar

4 – Taksonomi
1: Temel Kavramlar, Konular ve Terimler 2: İnsanlar ve Yakın Akrabalarının Taksonomik Sınıflandırılması Üzerine 3: Bakteriler

Evrim Kuramı:
Fosillerden Bir Canlıyı Yeniden Yapılandırma (Rekonstrüksiyon) Nasıl Yapılır? Yapay Seçilim Doğal Seçilimin Gücü ve Coğrafi Dağılımın Evrime Etkisi Evrimsel Ekonomi ve Seksüel Seçme Jeolojik ve Paleontolojik Bulguları Tarihleme Yöntemleri ve Doğal Çevreyi Belirleyen Yöntemler Bulunan fosillerin hangi türe ait olduğu nasıl ayırt edilir? Doğal Seçilim’in yönü ve/veya amacı var mıdır? Geri Evrim (Reverse Evolution) Nedir? Mutasyonlar nedir? Tipleri nedir? Mutasyonların neden bazıları kalıcı olur, bazıları elenir? Bu neye göre belirlenir? Modifikasyon Nedir? Genler Üzerinde Etkileri Nelerdir?

7

E V Kalıtımsal Özelliği Var Mıdır?

R

İ

M

A Ğ

A C

I

En İyinin Hayatta Kalması – Survival Of The Fittest Evrim’in İşleyişinin Kısa ve Dar Bir Özeti “Bizim Bildiğimiz Anlamıyla” Hayat İçin Suyun Önemi Evrim Ağacı nedir, nasıl tasarlanır? İnsan ile Diğer Canlıların Genom Kıyaslaması ve Benzerlik Miktarları Evrimsel Biyoloji’de Bir Canlının “İlk” Bireyi ve “Ara Tür” Kavramı Hakkında “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” “Bencil Gen” nedir? “İnsanlar neden uçamaz?” vb. sorulara cevap! , “Trade-off ” nedir? Evrimsel açıdan “hayatta kalmak” ne demektir? “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? “Kambriyen Patlaması” nedir? O dönemde neler olmuştur? Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Biyolojik Saat ve Kronobiyoloji nedir? Sahte-bilim (Pseudoscience) nedir? Bilim ile aralarındaki farklar nelerdir? Telepati ve Telekinezi’ye bilimsel bir bakış... Canlıların “daha fazla evrimleşmiş”, “daha ilkel” ya da “en az evrimleşmiş” olarak tanımlamak mümkün müdür? Evrim’in bir yönü var mıdır? Varsa, bu yön tüm canlılar için aynı mıdır? Hücrelerin Yuvarlak ve Küçük Olması, Canlılardaki Üreme İsteği ve Bu İsteğin Kökenleri Dollo “Yasası” (Hipotezi) Nedir? Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine... Kanser Nedir? Kanserin Evrimi Üzerine... Mitokondriyal DNA (mtDNA) Nedir? Nasıl Kullanılır? Genlerin Değişimi Nasıl Olur ve Evrim Buna Bağlı Olarak Nasıl Gerçekleşir? Ortak Yaşam (Simbiyoz) Nedir ve Nasıl Evrimleşmiştir? Ölüm Nedir? Ölüme Biyolojik ve Evrimsel Bir Bakış... Eşcinsellik ve Evrim Mem ve Memetik Nedir? Primat Nedir? Tür ve Filogeni Kavramları Üzerine

Bilim-Dışı İddialara Bilimsel Cevaplar: Bilmek Ya Da Bilmemek...
Miller-Urey Deneyi’ne Yönelik Eleştirilere Cevaplar Termodinamik Yasaları ve Evrim’in Bunlarla İlişkisi İnsan maymundan mı evrimleşmiştir? Günümüzde neden hala maymunlar vardır? Onlar neden insana evrimleşmez? İddia: Evrim Teorisi çürümüştür! Uzaylılara Bilimsel ve Evrimsel Bir Bakış Evrim, “yalnızca bir teori” mi? Teoriler, Kanunlar ve Bilimsel Gerçekler Hakkında Açıklamalar... Evrim’in Tesadüflere Bağlı Olmadığıyla İlgili Açıklama ve Bazı Düşünceler Doğal Seçilim tamamen tesadüfi değilse ve belirli durumlara/kurallara bağlıysa, bu kuralları kim/ne belirliyor? Leopar ve babun yavrusu Evrim’i çürütür mü? - (Şüpheci Melek) “Afrika’daki AIDS hastaları, Japonya’daki radyasyona maruz bırakılsalar, mutasyonlar sayesinde iyileşirler mi?” Steve Projesi (Project Steve) ve Keşif Enstitüsü (Discovery Institute) İddia: Trilobit gözleri, Evrim Kuramı’nı “çürütür”. Hücrenin Karmaşıklığı Üzerine “İnsanlar neden uçamaz?” vb. sorulara cevap! “Trade-off ” nedir?

8

. Ornitorenk (Platypus) nedir? Ornitorenk’in ve Memeliler’in Evrimi Üzerine... Süt Bezlerinin Evrimi ve Memeli Evrimi Üzerindeki Etkileri Sistemlerin Evrimi: Sindirim Sistemi ve Çift-Yanlı Simetrik Hayvanlar Uykunun Kökeni ve Evrimi Üzerine Düşünceler. Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine.. “Mart Ayı”.. bilinçli olarak mı? “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? “Körelmiş organlar” neden körelir? İnsanın cinsel isteği körelmekte midir? Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Hamamböceklerinin Evrimi Üzerine..E V “Ruh” Kavramının Bilimsel Geçerliliği Var Mıdır? R İ M A Ğ A C I Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Matematiksel Oranlar (Altın Oran gibi) ve Doğa’daki Matematiksel Yansımalar Üzerine. Canlıların Evrimi: Organ.... Vampirlik ve Evrim Bitkiler’in Evrimi’nin Kısa ve Dar Bir Özeti “Dawkins’in Bile Cevap Veremediği. Kediler ve Genel Olarak Memeliler’de Cinsel Döngü Üzerine. Sistem Ve Organizmaların Evrimi Virüsler: “Canlı” ve “Cansız” Kelimelerinin Anlamsızlaştıran Varlıklar Gözün Evrimi ve Çok Daha Fazlası... Neden canlılar ömürleri boyunca üremezler? Menopoz nedir? Bitkilerin Meyveleri ve Hayvanların Ürünleri Bize Neden Güzel/Tatlı Geliyor? Diğer Hayvan Türü Dahilindeki Bireyler Neden Birbirinin Aynısı Gözüküyor? Derinin Evrimi Üzerine...... Evrim’i Çürüten Hayvan”: Bombardıman Böceği ve Evrimi Naylon-Yiyici Bakteriler’in Evrimi: Evrim ile Oynamak Vahşi Mantarlar: Cordyceps Bir Deniz Efsanesinin Bilimsel Açıklaması: Kağıt Balığı (Oarfish) Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Hayvanlarda Uçmanın (Uçuşun) Evrimi Vahşi Doğadaki Hayvanlar ile Hayvanat Bahçesi Hayvanları Arasındaki Farklar Hayvanlarda Kıl Uzama Miktarlarının Farklılığı Üzerine.. Yapı. Benzerlikler ve Farklılıklar Güncel Türleşme ve Evrim Örnekleri Çenenin Evrimi ve Hayvanlarda Çene Basıncı Eşeyli Üremenin ve Cinsel Organların Evrimi Canlılarda Neden Sadece İki Cinsiyet Bulunur? Vampir Yarasalar. En Yakın Kuzenlerimize Bir Bakış: Şempanzeler ve Bonobolar.. Şempanzeler ile İnsanlar Arasındaki Kromozom Sayısı Farkı Üzerine. Deri neden ve nasıl evrimleşmiştir? Hayvanlarda Cinsel Uyarılma ve “Sahte Çiftleşme” Davranışları Kurbağalarda Dişler ve Görevleri Tavuklarda Kafa Stabilizasyonunun Sebepleri Turritopsis nutricula (Ölümsüz Denizanası) Transparan Kafalı Balık: Macropinna microstoma Hamsterların Evrimi ve İnsan-Dışı Hayvanlarda Albinizm “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” Bilincimiz nasıl evrimleşti? Hayvanlar içgüdüyle mi hareket eder... Gorillerin Evrimi (Gülşah Güler) 9 .

E V R İ M A Ğ A C I Şempanzeler ve Bonoboların (Pan cinsi) Evrimi (Gülşah Güler) Arıların Petek Hücreleri Neden Genellikle Altıgendir? Başka Ne Tip Hücre Yapıları Gözlenir? Bazı hayvanlarda neden yele bulunur? Yele nasıl evrimleşmiştir? “Ezan Çiçekleri”nin (Oenothera biennis) Sözde “Sırrı” 10 .

E V R İ M A Ğ A C I http://www.com/treeofevolution 1. Canlılığın Evrimi Cansızlıktan Canlılığın Evrimi 11 .facebook.

12 .

Nükleotit. DNA sanki özel ya da diğerlerinden farklı bir molekülmüş gibi bir hava vermesinden ötürü. nasıl çalışır? Genlerin ne olduğunu anlayabilmek için. DNA’nın bir sonraki kuşağa aktaracağınız bilgileri taşıma görevi olmasıdır. DNA dediğimiz moleküller zincirinin uzun adı. ben çok tutmuyorum bunu kullanmayı. Hidrojen (H). Bu oldukça basit olmakla birlikte. DNA’nın da kendine ait bir özelliği olması ve bu özelliğin. ne de özel bir artısı vardır. Gördüğünüz gibi DNA. hayata çok daha farklı bir gözle bakabilecektir. Tek fark. Yani iki farklı doğru. Oksijen (O) ve benzeridir: 13 . kimyasal bir moleküldür. yalnızca ve yalnızca sıradan atomlardan oluşur. DNA son derece sıradan. DNA’yı özel kılan tek şey. Örneğin sıradan bir kimyasal olan bir diğer maddenin adını vermek gerekirse: Trifluoromethanesulfonate. İsim. Deoksiribo Nükleik Asit’tir. Azot (N). gözyaşınızın gözlerinizi korumak ve duygularınızı belli etmek gibi görevleri varken. Gen: Nedir. ne özel bir isimdir. Yani örneğin gözlerinizin ıslak kalmasını sağlayan gözyaşınızın da kimyasal bir formülü bulunur. Kimya’da bütün moleküller bu şekilde uzun. Aşağıda. Aşağıdaki çizimde. Yani DNA. Bu atomlar temel olarak Karbon (C). Kromozom. temsili ve en sık karşılaşabileceğiniz DNA çizimini görüyoruz. “canlılar” ile “cansızları” birbirinden ayırma özelliği bakımından çok önemli bir yer tutar bilimde. Bu özelliktir DNA’yı spot ışıklarının karşısına koyan. Kimya konusunda bilgisiz olan birine her ne kadar aksini çağrıştıracak olsa da. birbiri etrafında kıvrılarak heliks bir yapıya bürünür: Bu çizim her ne kadar genel yapı hakkında bilgi verse de. Buradan da anlaşılabileceği gibi.E V R İ M A Ğ A C I 1: DNA. farkı anlarsınız. Bu noktayı anlayabilen bir birey. evren içerisindeki diğer bütün varlıklar gibi. tanımlayıcı ve bir miktar da “artistik” sayılabilecek isimler alırlar. kalıtımsal alanda görev almasıdır. Fosfat (P). DNA da. kalıtsal materyalimiz olan DNA’nın yapısını anlamamız gerekir. Bir aşağıdaki resmi görürseniz. ne daha azı. ne daha fazlası. ikili bir sarmaldan oluşur. Ayrıca tabii bu şekilde DNA’yı çizmek çok daha kolay. her kimyasal maddenin kendine ait bir özelliği olduğu gibi. DNA’nın gerçek yapısı görülmektedir.

DNA zinciri de daha küçük parçalara bölünebilir. Bilgisayar ekranını büyüteçle incelerseniz. günümüz modern dillerine göre çok çok az olmakla birlikte. Elbette ki aslında gerçekte bu harflerin hiçbiri ile iletişim olmamaktadır. Başka bir şekilde dizilirse Timin (T) deriz. günlük konuşma diline oldukça yakın olacak şekilde ayarlanmışlardır. bu az sayıda harfin kodlayabileceği komut sayısı sınırsızdır. zira “şifrelemeyi” yapan sistem olan genetiğin dili “nükleotit dilidir”. Bu isimleri onlara biz sonradan vermişizdir. aslında bunlar sadece sıradan birer baz grubudur. genetik olarak hücrelerimiz de bir şifreleme kullanırlar. vb. bir diğerine ise Sitozin (C. Nükleotitler. çeşitli değişimler geçirirler. ışık saçan LED’lerden birini. Bilgisayar da bu “1” ve “0”ların geliş düzenine bakarak. nükleotit denen DNA’nın küçük parçalarının. Birer 14 . bilgisayarları programlamak için C. Tıpkı bizim günümüzde kullandığımız son derece kompleks bilgisayar yazılım dilleri gibi. vb. Son zamanlarda. kendisine önceden yapılması -genellikle Microsoft üreticileri tarafından. belki bazılarınızın bileceği gibi ikili (binary) dilidir. sadece 2 tane harf vardır: “1” ve “0”. İngilizce’ye oldukça benzerler. Bu dil. alfabesi de “nükleotit alfabesidir”. kapanıp-açılır. Ne daha azı. Bu harfler. ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Örneğin klavyede yazdığınız bir kelimenin ekranda çıkabilmesinin tek nedeni. Aynı bu şekilde. teknik olarak bir şeyi “anlayamaz” sadece üzerine düşen akım ve gerilim sayesinde bilgisayardaki devreler. Bu atomlar belirli bir şekilde dizilirse. bastığınız her bir tuşun bilgisayara bir “komut” göndermesi ve bilgisayarın monitörde bulunan küçük. karşımıza “bilgisayar dili” çıkmaktadır. “C” ve “G”dir. hidrojen. fare imlecini hareket ettirir. vs. diller kullanırlar. Peki bu komutlar. Bu da sizin bilgisayarlara işlem yaptırmanıza sebep olur. Bu daha küçük parçalara “nükleotit” denir ve DNA sarmalını bir merdivene benzetecek olursak. ekrana yazı çıkarır. bilgisayara hangi dille. Ancak. uygun renkte yakmasından ibarettir. C++. yalnızca kimyasal bazı yapılardır. İşte sizin. merdivenin basamaklarını oluşturur. 2 harften oluşan bir dille de anlatılabilir. Aslında bilgisayar. ne şekilde gider? İşte burada. çünkü bu programlama dillerini yazan programcılar tarafından. Zira bu bahsedilen harfler.söylenen şeyleri yapar. aracı programlar sayesinde bu “1” ve “0”lara dönüştürülür ve bilgisayara gönderilir. bilgisayar elbette ki bizim dilimize yakın olan bu dili anlayamaz. Bu dizilimde karbon. güncel teknoloji sayesinde. Bu şifreleme dilindeki harf sayısı. Ancak biz onlara ne dersek diyelim. Bu diller. Sadece 1”ler ve 0”lar kullanılarak. “T”. vücudumuz da 4 harften oluşan bir dil kullanır. harf sayısı 16”ya çıkarılarak haberleşme hızı arttırılmıştır ancak temel mantık gene aynıdır ve 16 harften oluşan bir dille anlatılabilen her şey. bildiğimiz. Peki nedir bu yapılar? Bu harfler. “A”. ona Adenin (A) deriz. Başka bir şekilde dizilime Guanin (G). birbirlerine zayıf veya kuvvetli kimyasal bağlar ile bağlanmış atomlar. İngilizce’ye yakın olan dillerle yazdığınız bilgisayar komutları. kalıtsal anlamda çok önemlidir. ne daha fazlası. Basic. en küçük kalıtsal yapıtaşımız mıdır? Elbette hayır. Peki DNA. bilgisayarınızda görüp görebileceğiniz tüm işlemler yürütülebilmektedir. Bunu bilgisayar üzerinden örnek vererek anlatabiliriz: Bilgisayar programcıları. atomlar bulunur. İng: Cytosine) deriz. Bu dilde.E V R İ M A Ğ A C I Görüyorsunuz… Sadece arka arkaya. kimyasal bir madde olan “baz” kısmında bulunan bir dizilimdir.

atomlardan oluşan sıradan dizilimler. Ancak bu dizilimlerin farklı farklı olması. İşte bir nükleotit dizilimi: Gördüğünüz gibi. Nükleotitlerin bu kimyasal yapılarının basit çizimle gösterimi şu şekildedir: 15 .E V R İ M A Ğ A C I kimyasaldır. Yoksa olan farklı bir şey değil. Ancak bu kimyasallar. tıpkı evrendeki diğer tüm maddeler ve varlıklar gibi. bize “canlılık” katan faktörlerdir. Görebileceğiniz üzere sadece sıradan atomların farklı dizilimleri sonucu bu moleküller oluşmaktadır: Ne kadar da birbirlerine benziyorlar değil mi? Tek değişen. Peki bir nükleotitin yapısı nedir? Elbette ki. son derece sıradan atom dizilimlerinden fazlası değil! Bir fosfat (phosphate) grubu. Ancak bu farklılıklar ve bizlerde bu moleküllerin bulunabilmesi. nükleotit denen ve çocuğunuzun neye benzeyeceğine karar veren moleküller. işte bu bazlarına göre isimlendirilirler. Devam edelim. atomlarının dizilimi. Nükleotitler. bu moleküllerin farklı kısımlarının aktif hale gelmesine ve farklı moleküllerle. farklı tepkimelere girebilmelerine sebep oluyor. bir şeker (sugar) grubu ve bir baz (base) grubu! Daha fazlası yok. bizim genetik yapımıza sahiptirler. Aşağıda. bu kodlayıcı “harflerin” ya da kimyasal moleküllerin yapısını görebilirsiniz.

milyarlarca DNA bulunmaktadır. bu nükleotitlerin de gösterilerek çizilen hali şu şekildedir: Bu DNA sarmalının en altında dikdörtgene alınmış kısımda. genellikle ortada. Bunu da görelim: Yukarıdaki görsel son derece faydalıdır. hücre sıvısının içerisinde bulunur. Mor renkli kap da. ancak çekirdek bulunmadığı için daha dağınık bir vaziyette bulunmaktadır. Bu sarı yapı. 16 . İşte bu DNA sarmalı. ökaryotlarda (zarla çevrili organelleri ve çekirdeği bulunan hücrelerde). Karmakarışık bir ağ şeklinde. Gösterilmemiş olsa da. içindeki sarı yapı da spagetti değildir. Burada. Prokaryot (zarla çevrili organelleri bulunmayan ve çekirdeksiz) hücrelerde ise hücrenin içerisinde. hücre çekirdeği de. En solda görülen spagetti tabağına benzeyen yapı. hücre çekirdeğidir. Bu upuzun ve karmakarışık DNA sarmalı yapısına “kromatin ipliği” ya da “kromatin ağı” denir. upuzun olan bir DNA ağıdır.E V R İ M A Ğ A C I Ve DNA sarmal (heliks) yapısının. fosfat-şeker-baz üçlüsünü ve dolayısıyla nükleotitleri görebilirsiniz. upuzun bir şekilde hücrenin içerisindeki çekirdekte bulunur . elbette ki bir tabak değildir.

Bu kısımlar. Kromozomlar. Bilgisayar benzetimimize dönecek olursak. DNA sarmalının belirli kısımlardırı. genler bu adım adım karmaşıklaşan yapının neresindedirler? Genler. çeşitli işlevler yürütmektedir ve çeşitli işlevlerin yürütülmesinde rol oynamaktadır. Ancak bu 1’ler ve 0’lar tek başlarına hiçbir anlam ifade etmezler. anlamlı ifadeler halindedirler ve hücre tarafından gerektiğinde algılanır ve kullanılırlar. atomların dizilimidir.E V R İ M A Ğ A C I Çıkarılan mavi oku takip ederseniz. Bu düzen çok önemlidir. Ancak en nihayetinde. Peki. genler. nükleotit dizilimlerinin anlam kazandığı bölgelere denir. Bu özel birimlerin adı “kromozom”dur. “Gen” denen yapı. bunların uzun dizilimleri de anlam 17 . bilgisayarların da 1’ler ve 0’lar ile “konuştuğunu” söylemiştik. yukarıdaki görseli takip ederek bulabilirsiniz. Kromozomlardan yola çıkarak bazlara kadar yapılan açılımı. çünkü hücre bölünmesi sırasında genetik bilginin aktarımında bu özel birimler görev alırlar. hatırlatmak gerekirse. DNA’nın histon proteinleri tarafından sarılarak yoğunlaşması sonucu oluşan genetik birimlerdir. aslında DNA’nın sadece belirli bir bölgesidir: Görebileceğiniz üzere. kromozomlardır. Hatta çoğu zaman. Görebileceğiniz üzere hücre çekirdeğinin içerisinde özelleşmiş olarak bulunan bu DNA yapıları. DNA Heliks yapısına kadar geçişi görebilirsiniz. Kromozomlar da şu şekilde görülürler: Bu görsel de son derece açıklayıcıdır. Aslında. olan tek şey. bu karmaşık ağın içerisinde belirli bir düzen vardır. Çünkü her bir gen.

32-bitlik sistem. enzimler de bizi “canlı” yapan reaksiyonları üretirler veya üretilmesini sağlarlar. geçirebileceğiniz hastalıklardan kalıtsal olarak taşıyacağınız hastalıklara kadar her şeyi kod olarak saklarlar. Örnek verecek olursak. hücre için “bölünmeye başla” komutu anlamına gelebilecektir. 16-bitlik sistem. Bu 3’lü kod sonucunda bir aminoasit üretilir ve bunların birleşimi proteinleri. örneğin bu bilgi. vs. C ve G harflerinin belirli dizilimleriyle saklanırlar. ancak temel olarak konunun özünü vereceğini düşünüyorum. 11101010010001110 dizilimi. ATGTTCGTAACGTAC gibi bir dizilim. 8-bitlik sistem. 18 . “3-bitlik sistem” vardır ve her 3 nükleotit (örneğin GCA) bir aminoasidi kodlar. bunlar enzimleri. Aynı şekilde. anlamlı olabilecektir. sizin boyunuzdan saç renginize. Ancak aynı dizilimin biraz daha uzun bir hali.E V R İ M A Ğ A C I ifade etmeyebilir. Elbette bu anlamları şu anda uyduruyorum. tek başlarına ATGTTCG şeklindeki bir dizilim anlamsız olabilecekken. Bunu bilgisayalarda. Genler. İşte bu anlamlı ifadelere de “gen” diyoruz. anlattığım gibi A. vücudunuzun kıllılığından göz renginize. Genetikte. şeklinde isimlendiririz. belirli bir işleve sahip olabilir ve bu “kelime”. klavyeden gelen bir komut sonucu ekranda “A” harfinin çıkmasını sağlayabilir. bir bilgisayar için 1110101001 gibi bir dizilim anlam ifade etmeyebilir. anlamlı bir hal alırlar. Ancak bunların belirli uzunluktaki dizilimleri. T. 64-bitlik sistem. Bu kodlar.

Bunun için de “yağ moleküllerini” incelememiz gerekir. bu iki özelliğin. bilim-dışıdır ve açıkçası artık bilimde böyle bir “yer-doldurucu iddia”ya gerek yoktur. Biraz karışık bir cümle oldu. Burada her ne kadar bu şekilde. atomlarının diziliminden ötürü (ki aslında bu atomlar “yağ” molekülünü oluşturmak için bu şekilde dizilmezler. Çoğunlukla canlıları cansızlardan ayırmak için kullanılan bir kavram olan “ruh”. Peki bu iki yeni terim nedir? “Hidrofobik”. kimyasal yapılarından ve molekülün içerisindeki atomların elektron diziliminden ötürü. eğer ki canlılığı anlamak istiyorsanız. aşağıdaki gibi bir atomlar karmaşasıdır: 19 . bu atomları gören ve inceleyen insanoğlu onların oluşturduğu moleküle “yağ” demiştir. Bir yağ molekülüne bakalım: Bu gördüğünüz bir lipit molekülüdür. elbette ki. H2O molekülü ile etkileştiklerinde. “Hidrofilik” moleküller ise. bir molekülün kimyasal yapısından ötürü.5 milyar yıl öncesiyle 3. kimyayı ve fiziği çok iyi bilmeniz gerekir. yani biyolojiyi. orjinali. Daha gerçekçi bir anlamıyla. “basit” halde çizilmiş olsa da. İşte amfifilik. yumuşak olmaları. enerji için kullanılabilmeleri. Koaservatlar. “su seven” maddelerdir. kimyasal dizilimi dahilinde hem hidrofobik. net olarak anlayalım. “cansız” veya inorganik moleküllerden oluşan. Tekrar tekrar söylüyorum. ancak devam ettikçe anlayacaksınız. moleküler anlamda çok önemli bi kimyasal yapıya sahiptir: Yağ molekülleri. sudan “nefret etmesi” demektir. organları koruması gibi özellikleri haricinde.E V R İ M A Ğ A C I 2: Koaservat nedir? Nasıl oluşur? Canlıları cansızlardan ayıran tek özellik. “hücre duvarından” bahsetmemiz gerekir. Yağlar (lipitler) canlılık için son derece önemli moleküllerdir. hem de hidrofilik yapıda atom dizilimine sahip olan moleküllere denir. çünkü canlılık oldukça net bir biçimde açıklanmıştır. Bu ne demektir? Teknik olarak “amfifilik”. Koaservatların nasıl oluştuğunu anlayabilmek için -ki koaservatları “ilkel hücre” olarak adlandırabiliriz. uzun moleküllerde görülen. dediğimiz gibi atomların milyonlarca yılda (yaklaşık olarak 600 milyon yıl.9 milyar yıl öncesi arası) Dünya’nın dört bir yanındaki yoğun sularda. Gelin bunu bir görselle. H2O molekülleriyle arasındaki elektriksel etkileşim sonucu (elektron dizilimlerinden ötürü). suyu kendisine çeken. yine sıradan atomlardan oluşan moleküllerce nesilden nesile fiziksel yollarla aktarılmasıdır. ilk “canlı” (organik moleküllerden oluşan kompleks) özellikli moleküllerdir. su ve hidrofobik maddelerin birbirini itmesi özelliğidir. doğada gözlenmlenmesi sonucu doğan bilimi.hücrenin olmazsa olmaz özelliği. molekülün iki farklı bölgesinde görüldüğü durumdur. bundan 4. Canlılık. Ve tabii bunların mükemmel bir bileşimi olarak. Isı sığalarının (bir cismin sıcaklığını 1 santigrat derece arttırmak için gereken ısı enerjisi miktarına denir) diğer moleküllere göre oldukça yüksek olması. yani atomlar bilinçli hareket etmezler ve üzerlerinde etkisi olan fiziksel yasalar dahilinde belirli yapılara bürünürler) “amfifilik” yapıdadır. sonsuz sayıda denemenin gerçekleşmesi sonucu bugün bizim canlılar olarak kendimize “canlı” dememize sebep olan “doğru kombinasyon”un bulunması ve kombinasyonun hayatta kalabilmesi sonucu ortaya çıkan kavramdır. moleküler düzeydeki dizilimlerinin cansızlardakilere göre farklı olması ve bu dizilim bilgisinin.

“bilayer” yapıyı oluşturur. Bundan daha da önemlisi ise. Öte yandan bir süre daha bu su içerisindeki yağ moleküllerini izlerseniz. yaklaşmak isteyen (hidrofilik) kısmı ise. lipit moleküllerini suyun içine atıp. su ortamını temsil etmektedir. Bu sebeple. suyun içerisindedir. Burada maviler yağ moleküllerini. göreceğiniz yapı şuna benzeyecektir: Bu önemli özellik. bu oluşturdukları ikili yapının. yan yana dizilirler. her zaman iç yüzeylere bakacak şekilde. yukarıda anlattığımız “amfifilik özellik”. daha önce de dediğim gibi. uzak duran (hidrofobik) kısmı. lipitlere yani yağlara kelimenin tam anlamıyla “hayati” bir özellik katar? Bu sorunun cevabını. Bu. her zaman dış yüzeylerde bulunacak şekilde. Peki. hayatımızda olmazsa olmaz bir yeri vardır. suyu seven. etrafta çizilmeyen ancak sizin arka planda hayal edebileceğiniz bütün kısımlar ise su moleküllerini. yapların “iki katmanlı bir yapı” (bilayer) oluşturmasını sağlarlar. Bu yapı. yani yukarıda verdiğimiz yağ moleküllerinden. Bunun sebebi. özelliklerini yukarıda yazmıştım. bir “iç kısım” ve bir “dış kısım” oluşturacak şekilde. lipidlerin ilk önemli özelliğidir. bunu yapamayan ama üzerinde belirli bir potansiyel taşıyan cisimler ise kıvrılarak küremsi bir hale ve mümkünse küreye dönüşmeye çalışırlar. yerden yüksekte duran cisimler aşağı doğru düşerek potansiyel enerjilerini azaltırlar. her zaman potansiyel enerjisini en aza düşürmeye çalışır. gelişmiş canlılardaki hayati önemi değil ama cansızların canlıya evriminin kilit noktasında bulunmasıdır. Ancak bu molekülün.E V R İ M A Ğ A C I Gördüğünüz gibi uç uca eklenmiş Karbon (C). küresel bir halde oluşmasıdır. Yani yukarıdaki lipit molekülleri ağı. bu canlı-cansız tüm varlıklar için geçerlidir. su ile mümkün olduğunca temas etmeyecek şekilde. Hidrojen (H). tamamen fizikseldir. Göreceğiniz üzere sudan korkan. sadece lipitlerden oluşmaktadır. Oksijen (O) ve Nitrojen (N) atomlarından başka bir şey değildir yağ dediğimiz yapı. Bu “amfifilik yapı”. Ancak bu özelliklerden çok daha önemlisi. küresel bir cismin yüzey alanının hacmine oranının en yüksek 20 . Bir cisim. su içerisindeki oluşumları incelediğinizde kendi kendinize dahi verebilirsiniz. fiziksel olarak tüm varlıkların potansiyel enerjilerini minimuma indirme eğilimleri sonucunda. İlk olarak bu iki tabakalı (bilayer) yapıyı bir görelim: Burada gördüğünüz yapı. ne işe yarar? Nasıl olur da bu özellik.

2 boyutlu gözükür. ısı. lipit küresi (mikroskopta 3 boyutlu cisimler. Dünya’nın oluşumundan 2.5. çok daha güvenli ve sakin bir ortam olarak lipit küreciğinin içerisinde tepkimeye girmektedirler. Gördüğünüz gibi üstteki basit yapıdaki koaservat. Daha fazlası değil. “önceden atanan” görevler değildir. Ayrıca oluşum sırasında. etmenler had safhadadır. içlerinde bir boşluk bırakırlar. 21 . kendisinden yaklaşık 2 milyar yıl sonra gelen. İşte bu hapsolan bölgedeki atomlar ve moleküller. Burada yeni moleküller oluşmakta (atomların ve diğer moleküllerin kimyasal tepkimeleri sonucu) ve bu moleküller. Ancak dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur: Bu görevler. Ne kadar da hücreye benziyorlar değil mi? Hemen bir de modern bir hayvan hücresine bakalım: Farklı ölçeklerde çekilmiş bu iki mikroskobik fotoğraf. bir şekilde “korunması” gerekmektedir. Bu moleküller oluşurken.bulunan hücrelerin (bizler de dahil tüm hayvanlar aleminde bulunan ökaryotik hücreler. Bu görevler. yukarıdaki koaservatların yapısını görmekteyiz. günümüzdeki modern hayvanlarda -ve tabii ki dolayısıyla bizde de. Bu yapılara ulaşılabildiği için zaten Abiyogenez Hipotezi. koaservatların oluşumundan 2 milyar yıl sonra evrimleşmiştir) temellerini atmıştır. lipit bilayer (ikili tabaka) yapısına ve onun aldığı küresel şekle düşmektedir. İşte bu görev. kaos halindeki okyanuslardır. belirli fiziksel ve kimyasal yapılarından dolayı. Dünya’nın oluşumundan sonra. Koaservat denen ilk hücrelerin (hatta hücremsilerin atalarının) var oldukları ortam. laboratuvar ortamında üretilen koaservatların yapısını mikroskop altında görmekteyiz. eğer “canlılık” oluşacaksa. artık Abiyogenez Teorisi olmuştur. elbette ki dışsal sıvı vardır (bizim durumumuzda okyanus suyu) ancak artık bu su belirli bir hacme hapsedildiğinden. Bu boşlukta da. Bu sebeple sıvı damlacıkları hemen hemen her zaman küresel bir yapıdadırlar. Aşağıda. bu sebeple çember gibi gözükmektedir) içerisinde birikmiş moleküller ve atomlardır.E V R İ M A Ğ A C I olmasıdır. tamamen sonradan kazanılan kimyasal ve fiziksel yapının sonucunda var olan etkileşimlerdir. Bu sebeple. ışık. Peki bu özelliğin biyolojik anlamı nedir? Basit: Bir “zırh” olması. kaos. artık kaotik okyanus ortamı yerine. fiziksel etkileşimler sonucu etraftaki diğer atom ve molekülleri. evrimin çok güzel bir örneğidir aslında. vb. bu kürenin “kendine ait sıvısı” olarak kabul edilebilir. bu boşluk içerisine hapsederler. 600 milyon yıl boyunca radyasyon. yani ispatlanmıştır: Burada gördüğümüz. belirli “görevler” üstlenmektedir. Hala günümüzdeki hücrelerde.

radyasyon. (ki ısı reaksiyonları hızlandırır) ortamda bugün “canlı” olarak nitelendirdiğimiz varlıkların yapısındaki moleküller evrimleşebilmektedir. artık biliyoruz ki. Bahsettiğim Miller-Urey Deneyi (ve sonrasındaki küsür deneyler) sonucu. Abiyogenez Teorisi. Bu doğru şartlar da. Dünya’nın ilk şartlarındaki gibi şimşekler. moleküllerden. vb. bilimsel bir gerçektir. Bunların günümüzde deneylerle gözlenmesi sonucu. 22 . canlılık denen atomik düzene geçmek için tek gereken. azot. doğru şartlarda pek çok deneme-yanılma ve uzun bir zamandır.E V R İ M A Ğ A C I Günümüzde Miller-Urey Deneyi (ve sonrasında yapılan sayısız deney) sayesinde biliyoruz ki. hidrojen. fiziksel ve kimyasal yapılar tarafından sağlanır. vb. rastgele (ancak ilk Dünya şartlarındaki oranlarda) koyulan karbon. cansızlık denen atomik düzenden.

Aşağıda. lipitlerin bilayer (çift katmanlı) yapısı sayesinde oluştuğunu ve bu “zırhın”. zira aşırı biyoloji dersi olur o zaman ancak eğer bunlar konusunda eksik bilgileriniz varsa. kısa bir internet araştırması yapmanızda fayda görüyorum. Bu sebeple.E V R İ M A Ğ A C I 3: “Hayat Molekülleri”nin Temelleri ve Koaservatların Gelişimi Evren dahilindeki her şey. Benim burada değinmmek istediğim şeyler ise şunlar: Bu saydığım “hayat molekülleri”. taşa toprağa kadar her şey ama her şey dahildir. Sizi canlı yapan da atomlardır. canlılarda en çok kullanılan iki karbonhidratın (şekerin) kimyasal yapısını görüyoruz: 23 . vb. atomların çeşitli dizilimlerinden oluşmaktadırlar. Tek fark. “Molekül” adından da anlaşılabileceği gibi. nükleotitler ve karbohidratlardır (şekerler). odak noktamız bu lipit zırhının içerisindeki bölge olacak. atomlardan oluşmaktadır. geçen yazıda koaservatlarımızın. Dolayısıyla bir protein molekülü. hatırlarsanız. tek tek her biri incelenebilir. yalnızca sıradan bir şekilde. Şimdi. bir taş parçasını cansız yapan da. Gelin şimdi sizlerle bu “hayat moleküllerinin” yapılarına bakalım. bizim bugün geriye bakıp da “canlılığa sebebiyet veren gelişimler” olarak isimlendireceğimiz farklı kimyasal evrimlerden geçmiş olmalarıdır. hücrelerinizde kullandığınız moleküllere. ancak geçen yazıda buna değinmedim). proteinler. “gliserol” gibi yağların yapıtaşı olan moleküller oluşmuştur. doğru yerde olması ve milyarlarca yıl boyunca yeni nesillere aktarılmasıdır. Buna beyninizden karaciğerinize. evrim her zaman ama her zaman basitten karmaşığa doğru olur. yağ molekülü. oluşmadan önce. lipitler (yağlar). bunları oluşturan yapıtaşları oluşmalıdır ki bunlar daha küçük. yani ilkel hücrelerimizin dış zırhının lipitlerden oluştuğunu. Burada başlıkta “hayat molekülleri” olarak tanımladığım ve canlıların canlılıklarını sürdürmeleri için kullanmak zorunda oldukları moleküllerden bahsetmekte fayda var. Ancak kesin bir şey vardır ki. suya. daha basit yapıda moleküllerdir (zaten zırhımızı oluşturan yağ molekülleri de oluşmadan önce. bu dizilimlerin doğru zamanda. bundan sonra. Hangi hayati moleküllerin ilk olarak oluştuğunu kestirmek çok güç. Bu moleküller. Zira yapılacak tahminler de spekülasyondan öteye gitmez. Artık bunun üzerine bilgilerimizi kurabiliriz. zırh içerisinde kalan bölgede biriken atom ve moleküllerin koruyucusu görevinde bulunduğunu söylemiştim. Bunların tüm özelliklerine tek tek girmek istemiyorum. canlılara “canlılık” katan moleküllerdir. Dediğimiz gibi tek olay. havaya.

hidrojen bağları. Eğer yörüngelerindeki elektron sayısı gereği bunları “paylaşmaya” meyillilerse “kovalent bağlar”. “organik moleküller”. bir varlığın “canlı” olarak adlandırılması için iyi bir sebeptir (ancak çoğu zaman yeterli değildir. Van der Waals bağları ise daha zayıf bağlardır. değişik aminoasitleri oluştururlar. tamamen elementlerin kimyasal ve 24 . vb. karbonhidratları ve nükleik asitleri oluşturan atomlar. eğer yörüngelerindeki elektronlardan bazıların alıp vermeye meyillilerse “iyonik bağlar” oluşur. Bu da tamamiyle elektron yapılarından kaynaklanır. bundan ibarettir! Bu yapılar nasıl kendiliğinden oluşmuş olabilir? Nasıl oluştuğunu ben size söyleyeyim: Kimyasal bağlar! Hepimizin okulda belki de nefret ederek öğrendiğimiz o meşhur bağlar: Kovalent bağlar. değişken bir gruptur. karbonlar. Kimi arasındaki bağları koparmak son derece kolayken. Yani organik moleküllerin bulunması. biraz Oksijen (O). Proteinler. Tek gördüğümüz. oksijenler. Van der Waals kuvvetleri ve daha nicesi… Eğer bu atomlardan yeteri miktarda bir kaba koyarsanız ve yeterince beklerseniz. Bu arada. Gelin bir de canlılar için genellikle “en önemli molekül” sayılan proteinlere bakalım. Ancak bizler için bu kadar önem arz eden bu iki molekülün yapısına baktığımızda. Yani bizim bu “hayat molekülleri” dediğimiz proteinleri. yine de iyi bir işarettir). biraz Hidrojen (H). aminoasit denen daha ufak moleküllerin uç uca. Oraya da değişik atomlar bağlanarak. Kimyada . Şimdi. Forfor (P). Kimi birbiriyle çok hızlı ve kolay şekilde bağ kurar. tıpkı karbonhidratlar gibi. yan yana eklenmesi sonucu oluşan bir atom kompleksidir. vs. pek de ahım şahım bir durum göremiyoruz: 6 tane Karbon atomu (C). “canlılık” tanımına yeniden göz atmakta fayda var. bir aminoasidin de yapısında diğer moleküllerden farklı bir özellik yoktur. iyonik bağlar. Oksijen (O) ve Azot (N) atomları ile Hidrojen (H) atomu arasında ise Hidrojen Bağı denen ve hayatın oluşmasında (daha doğrusu bu moleküllerin işlevsel olabilmelerinde) çok önemli rol oynayan bir bağ vardır. Bunlar da. inorganik moleküller de elbette bulunmaktadır ancak canlı vücudunun büyük bir kısmı organik moleküllerden oluşmaktadır. hidrojenler ve azot. kimini koparmak için oldukça fazla enerjiye ihtiyaç duyulur.E V R İ M A Ğ A C I Glikoz (glucose) ve fruktoz (fructose. Oksijen (O). bu noktada. üst üste. lipitleri. Hidrojen (H). Canlılarda. kimyasal yapılarından dolayı bu atomlar arasında bağlar oluşmaya başlayacaktır. orada “R” ile gösterilen yer. Yani canlılık. Peki “organik moleküller” hangi atomlardan oluşur? Karbon (C). “Monosakkarit”tirler (basit şeker) ve yapımızdaki tüm kompleks şeker moleküllerinin temelini oluştururlar. canlıları cansızlardan ayırmak için kullanılırlar. kimi ise ne kadar zorlarsanız zorlayın birbirine bağlanmaz. Flor (F). meyve şekeri) canlılar için en hayati öneme sahip şekerlerdir. Nitrojen (N). Bakalım bakalım yapısına bu aminoasitlerin: Görülebileceği üzere.

atomların lipit zırh içerisinde birleşerek moleküller oluşur ki zaten bu moleküllerdir bizi “canlı” yapan. Kısacası. 25 .E V R İ M A Ğ A C I elektronik yapılarından kaynaklanır. Onlar. Bunları da evrenimizin var oluş biçimi belirler. buna “düşünme” deriz. fiziksel yasalar dahilinde hareket ederler. tüm bu olaylara sebep olanlar. Halbuki “algılama” dediğimiz bile sadece kimyasal bir etkileşimdir ve tamamen atomlar ve moleküller aracılığıyla olur. gelişirler. O zaman da o evrenin yasaları dahilinde bazı varlıklar gelişecekti veya o evrenlerde bizim kendi evrenimiz içerisinde yarattığımız sıfatlarla tanımlayamayacağımız kadar farklı canlılar gelişecekti. hiçbir molekülün hiçbir “görevi” yoktur. Bir diğer olasılık olaraksa. bizi biz yapar. değişirler. parçalamayla ilgiliyse ona “sindirim” deriz. “canlı” kavramı o evrende geçerli olmamakla birlikte. Halbuki bilinçleri ya da amaçları yoktur. Bu moleküller. Bunda görev alan moleküllerden oluşan hücrelere “sindirim hücreleri” deriz. fizik ve kimya yasalarıdır. Ancak bunların bütünü bizi var ettiği için. bir sonraki yazımda inceleyeceğim üzere bazı “görevlere” sahiptirler. vs. Başka bir şey değil. biz bunları algılarız. Onlar. toparlamam gerekirse. Aslında. sadece fiziksel ve kimyasal yasaların gereksinimlerini yerine getiren bilinçsiz atomlar ve atomlardan oluşan moleküllerdir. Onlara bakarız ve bu sırada beynimizdeki moleküller hareket etmektedir. Ancak bunların bu hareketleri. Dolayısıyla. Baktığımız sistem. Halbuki onlar “sindirme göreviyle” donanmış askerler değillerdir. hiçbir şey var olamayacaktı. Başka bir evren oluşsaydı bu yasalar oluşmayabilirdi. Bu tamamen evreni başlatan patlama ile ilgilidir. algıladığımızı sanarız.

yapılarından bahsetmiştim: Proteinler. işlerin bu şekilde yürümediğini açık bir şekilde ortaya koymuştur. eksik. bunların sıradan atomların (C. Hidrojen. Van der Waals. yanlış. vb. Siz sanıyor musunuz ki aminoasitler tıkır tıkır her seferinde doğru şekilde birleştiler en başta. moleküllerin ve atomların belirli bir “bilinç” doğrultusunda hareket ettiğini düşünmek. Böyle bir şeyi -ve açıkçası saçmalığı.bizim bu “canlılık” dediğimiz özelliğin oluşmasını sağlayan kimyasal molekülleri oluştururlar. yüzlerce. en iyisi boşver. Yağlar (Lipitler). bağ kurma imkanı varken. ben şimdi seninle bağ kurarsam proteinlerden birini oluşturamam. kimi başka moleküllerin yapısına katılmıştır ve kimi oluşmaya ve bozunmaya devam etmektedir ve benzeri… Bu çok doğaldır. İşte bu sebeple. bilmiyorlardı.” diyemez bir atom ya da molekül.8 milyar yıl öncesi arası. bağ kurmayalım. Zaten günümüz bilimi. ne olduğunu bilmediğimiz bilim-dışı bir güç. Dolayısıyla “Aaa dur ya. bir seferde hoooop diye kocaman bir proteini oluşturdular? Bu gülünç olurdu. fazla. İşlevleri ve Çalışma Prensipleri Üzerine Bir önceki yazımda. Bu son derece bilim-dışı bir iddiadır ve iddianın hiçbir tarafı bilimsel ve tarafsız bilgiyle bağdaştırılamaz. çünkü fiziksel yasalar belirli bir “mentaliteye” göre çalışmazlar. Tüm bunlar. P. moleküller oluşmuştur. Ayrıca bu yazımda kafaları oldukça karıştıran.5 milyar yıl öncesiyle 3. Şimdi burada sorabilirsiniz: “Bu moleküller bu doğru dizilimi nereden biliyorlardı da bu şekilde birleştiler de senin ‘Hayat Molekülü’ dediğin molekülleri oluşturdular?” Çok yerinde de bir soru olur. Hiçbir 26 . henüz konuyu tam olarak kavrayamadıysanız. N. bu basit atomik birleşimden oluşan kompleks ve daha büyük moleküllerden bahsedeceğim. çünkü bu kaynakların şahsi görüşlerine göre canlılık bu şekilde başlamıştır: Dışarıdan. defalarca farklı. yalnızca ve yalnızca fiziksel ve kimyasal yasalar doğrultusunda olmaktadır. Ancak unutmamamız gereken bir şey varsa. O.ancak bilim-dışı kaynaklar ileri sürebilir. kendiliğinden oluvermiştir. Bu yazımda. günümüzden 4. Çünkü bir “büyük molekül” olan protein. “Hayat Molekülleri” olarak adlandırdığım ve canlılar için “olmazsa olmaz” olan 4 temel molekülden ve bunların nasıl oluştuğundan. Hemen cevaplayayım: Bilmiyorlar.) çeşitli bileşimlerinden oluştuğudur. hemen aşağıda vereceğim soruyu cevaplandıracağım. Bu kadar basit.E V R İ M A Ğ A C I 4: “Hayat Molekülleri”nin Nasıl Doğru Dizildiği. kimi parçalanıp başka moleküllere dönüşmüştür. Çünkü böyle bir “düşüncesi” yoktur. Bunlar kimi günümüze kadar gelmiştir. cansızlıktan canlılığın oluşumu da çok yavaş bir evrimdir -ve 600 milyon yıl kadar sürmüştür. vb. en nihayetinde her şeyin ama her şeyin fiziksel ve kimyasal bağlar sonucu oluştuğudur. vb. hatalı. Karbonhidratlar ve Nükleik Asitler. Evrenimizin “bu” şekilde var olmuş olmasından ötürü oradadırlar ve uygun olan her durumda çalışırlar. oldukça yersiz ve gülünç bir iddiadır. iyonik. Bir takım kimyasal bağlar (kovalent.) sayesinde birbirlerine bağlanan atomlar -ve sonrasında moleküller. bilimsel olarak bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz yöntemlerle her şeyin başlamasını “emretmiştir” ve her şey bir anda. hatta binlerce ufak aminoasitten oluşabilir. sizlere birkaç örnek vererek. o da. bilmeyecekler. Dolayısıyla bu süreçte. Bunca molekülün nasıl “doğru” bir şekilde bir araya gelebildiğini anlamak için şu paragafta yazdıklarımı anlamak çok önemlidir: Tıpkı canlıların var olduktan sonraki evrimlerinin hızı gibi. H. yani “Hayat Molekülleri”ni. Bu geçen yazılarımla ilgili temel olarak tek hatırlamanız gereken şey.

Şimdi. Bu işleme -sadece şekerler için sınırlı olmamakla birlikte. “Hayat Molekülleri”nin yapısına bakalım. vs. düşünün. bakalım: Yukarıda bir “polisakkarit” (polysaccharide. Kafası karışanlar için. Şimdi. Ancak buna geçmeden önce. Bu devasa molekülü oluşturan tek şeyse. bir şeker molekülünün birden fazlasıyla bağ kurmasına izin verir ve büyük şeker molekülleri meydana gelir. sayılardan oluşuyordu. sadece 8 tane şeker molekülünün birleşimi gösterilmiş yer açısından ama sağda ve solda nokta nokta bırakılan yerleri görüyorsunuz. Gelin. bir önceki yazıda verdiklerim.E V R İ M A Ğ A C I zeka ya da hiçbir bilinç bu işlemlere müdahale etmemektedir. yan yana. sadece ve sadece toplamda 30-40 tane atom! İnanılmaz küçük bir molekül! Fakat hepimizin problemi olan “göbek yağlarının” ne kadar da “büyük” olduğunu hepimiz biliyoruz. Burada. edemez de. Bu kimyasal yapıda bulunan elektron açıkları ve fazlaları. Bunun ne kadar küçük olduğunu aklınız bile almaz.polimerizasyon denir. çünkü ayrı bir açıklamayı hak ediyorlar. milyonlarcasının birleştiği bir yapıya ulaşırsınız. İşte bu noktalar da tamamlanırsa. Bir önceki yazıda bir şeker molekülünün kimyasal yapısını görmüştük. lipitler. İyi de. Hatırlarsanız büyük bir kısmı 6 tane Karbon (C). temel olarak niteliklerine bakalım bunların. hemen aklınıza gelebilecek bir diğer soruyu ortaya çıkarayım: “Peki. çoklu şeker) olan ve bitki hücrelerinin duvarlarında bulunan selülozun yapısının küçük bir kısmını görüyoruz. bizim “Hayat Molekülleri”ni oluşturan daha küçük yapılardı. 10 küsür tane Hidrojen (H) vb. eğer bu büyük moleküllerin (proteinler. bu sorunun cevabını bir sonraki yazıma saklıyorum. 600 milyon yıl boyunca pek çok ‘doğru’ ve ‘yanlış’ birleşim oldu. asıl “büyük” olan Hayat Molekülleri’dir ve milyarlarca küçük molekülün uç uca. 27 . bunlar günümüzde nasıl hemen hemen her defa ‘doğru’ kimyasal birleşimle birleşiyorlar ve vücudumuzdaki işlevlerini sürdürüyorlar?” Sizi biraz heyecanlandırmak adına. kimyasal bağlardır. alt alta ve üst üste birleşmesiyle oluşmaktadır. doğru moleküler birleşimler olduğunu anladıysak. İşte bu yağlar.) hatalı kimyasal birleşimler arasından seçilen.

tıpkı büyük karbonhidrat. Ancak bu bağı belki “mükemmel” kılan. elektronların çekimi ve yer değişimidir. Bir önceki yazıda verdiğim trigliseritler birbirine eklendiğinde. Elbette diğer bağlardan farklı bir özelliği yok. şu şekilde kompleks bir yapıya kavuşurlar: Bu kompleks yapı da. en nihayetinde olan. Bu ufak yağ moleküllerini birbirine bağlayarak büyük yağların oluşumunu sağlayan bağlara ester bağları diyoruz. Ya da vücudumuz karbonhidrat alamadığında doğrudan kaslarımızı yakmamız gerekirdi. Tamamen kimyasal bir işlem olan bağlanmanın. Bir de baş belası yağlarımızın yapısına bakalım. Bu bağların adlarının değişmesinin tek sebebi. bunun da adı Beta Asetal Bağı’dır. Yine de unutmayın ki. son derece normal ve doğal bir olay olduğunu hatırlatıyorum.E V R İ M A Ğ A C I Aşağıda. Ancak bu molekül yapımızda bulunmasaydı. örneğin vücut sıcaklığımızı asla bu şekilde kolay koruyamazdık. Ve yine tıpkı bu büyük molekülü yapan küçük “molekülcükler” gibi. iki şeker molekülü arasındaki Beta Asetal Bağları’nı görüyorsunuz: Aslında burada selüloz için “özel” olarak belirtilen bir bağı görüyoruz. şekerleri birbirine bağlayan bağlara “glikozit bağı” (glycosidic bonds) denir. bu büyük moleküllerin oluşmasını sağlamaktır. sadece ve sadece kimyasal bağlarla oluşur. 28 . etkileşime giren atomların değişmesi. Ancak genel olarak. yani şeker molekülleri gibi.

E V R İ M A Ğ A C I Aynı şekilde. cansızlaştırabilir). Aslında bu işte. bir önceki yazımda değindiğim aminoasitlerin farklı dizilimlerinden oluşurlar. farklı sonuçlar da doğurabilirdi ve hala da doğurabilir. Son olarak. Bu çok doğaldır. Yani farklı birleşimler. Etrafımızda gördüğümüz cansız katrilyonlarca obje. ancak doğru atomların yerlerinin değiştirilmesi sizi kolaylıkla öldürebilir. “doğru” diye bir şey de yok. vücudunuzdan tek bir atomu almadan ya da tek bir atom eklemeden sizi öldürebilir ve cansız hale getirebilirdim. Halbuki her şey ama her şey atomlardan oluşmaktadır. sizi cansızdan ayıran tek şey. sanki tek bir hamlede her şey oluşmuş gibi düşünürler. Çünkü dediğim gibi. Sizi temin ederim. kompleks kromatin ağının yapılmasını sağlar. kendilerine benzeyenlere “canlı”. Halbuki bu sadece proteinler için geçerli değildir. atomlar ve moleküllerin “yanlış” dizilimleri sonucu oluşmuştur. nükleik asitlerin uç uca eklenmesi. Bizim var olabilmemiz.genetik materyalden sonra en önemli “canlılık kaynağı”. Oluşturmadığı zamanlar da oldu. Bilim ve Evrim Karşıtları’nın en sevdiği sözde iddia. Canlılık ile cansızlık arasındaki ince çizgi. sadece bizim var oluşumuz için “doğru” olan yapılardan bahsedebilmemiz demektir. Tekrar görelim kromatin ağını: Tahminen artık küçük yapı birimleri nükleotitleri görebiliyorsunuzdur (basamakların her biri). vücudumuzda -bana kalırsa. elimde güçlü bir silah olsaydı ve kolaylıkla atomlarınızın yerlerini değiştirseydim. Hiçbir özel ya da ekstra yanı yoktur. Sonra bizim gibi canlılar. Bu şekilde söylediğimizde farkı hemen ayırt edebilmeniz lazım: Aslında onlar “yanlış” dizilimde değiller. Tabii bilim dışı kitleler bunu düşünmezler ve doğrudan. Bu kimyasal bağlanmaların bir kısmı. Bunca şeker molekülü de bir araya gelerek devasa şeker moleküllerini oluşturamayabilirdi. çünkü onlara öğretilen budur. kendilerine benzemeyenlere “cansız” demişlerdir. 29 . kalkıp her şeyi kendilerine göre yorumlamışlar. Dizilimlerin tek olayı yine kimyasal bağlanmalardır. bu yazı dizimin ta ilk yazısında verdiğim gibi. oluyor ve olacak. Bir çeşit dizilim canlılığı oluşturmuş. Bu makarnaya benzer yapı da. atomların dizilimindedir. tamamen kimyasal bağlar sonucu oluşuturulur. bir çeşit dizilim de cansızlığı. Proteinler de. Sadece milyonlarca yıl deneme-yanılma sonucu “doğru” atomların. bizim vücudumuza bugünlerde “canlılık” dediğimiz özellikleri katmıştır. bir Hidrojen ya da Fosfor atomunuzun farklı yere konuşlanması olabilir (tabii bunu tek atoma indirgemek doğru değil. “doğru” noktalara yerleşmesi sonucu oluşmuş yapılar. “Canlılık” ile “cansızlık” arasındaki fark nedir? Gördüğünüz gibi olağanüstü ya da muhteşem hiçbir şey yok. ya da benim deyişimle “Hayat Molekülü”. olan proteinlere bakalım. bunca aminoasidin “doğru” dizilime gelmesinin imkansız olduğudur.

sıradan bir araçtır! Bunu anladığımız gün. bizler gerçekten çok daha ileriye gidebileceğiz. Elektronlar protonları çekti. İnsanoğlu kendini her şeyin merkezine koymaktan vazgeçtiği gün. onlar bu şekilde birleştikleri için bizler var olabilmişizdir. Bu bir tercihtir. 30 . Tek bir cümle ile özetlemem gerekirse: Bu atomların ve moleküllerin hiçbiri bizim oluşabilmemiz için bu şekillerde birleşmemişlerdir. artı yüklü uçlar eksi yüklü uçları çekti… Aynı kutuplar birbirini itti. dikkatli bir göz ve bilgili bir beyin bunu fark edebilir (ya da basitçe internet üzerinden bu fotoğrafların kaynaklarına ulaşabilirsiniz). kendini değerli görme ihtiyacından kurtulduğu gün. olması gerektiği gibi davrandılar. İster işin bilimini kabul edersiniz. vb. Karbon (C). Ancak zaten güzel olan da budur: Aslında hepsi birbirine benzemektedir. Ya da basitçe. Evrendeki hiçbir şey bizim için var değildir! Her şey bu şekilde olduğu için bizler var olabilmişizdir. benzemek zorundadırlar da. 3 boyutlu yapılar birbirine fiziksel olarak oturdu ya da oturmadı. bir kare kesitli yerden kolaylıkla geçebilmesini anlamakta güçlük çekip bilim-dışı güçlere bağlayabilirsiniz. Bebeklere şekilleri öğretmek için kullanılan “uygun şekli bulma” oyunlarında. bir küpün. Oksijen (O). kimse insanoğlunun ilerleyişini durduramayacaktır. Tercih sizindir. tam tersine. bilimi ve evrenin sırlarını çok daha kolay anlayabilecektir. Moleküllerin oluşumunda da aynı mantık geçerlidir. Çünkü hepsi aynı yapıtaşına sahiptirler: Hidrojen (H). bu küp ile o karenin şekillerinin uymasından ötürü o delikten geçtiğini düşünebilirsiniz. isterseniz kendi asılsız iddialarınızı yaratır ya da bilim-dışı kaynakların iddialarını kabul edersiniz. Aslında elbette hiçbiri birbirinin aynı değil.E V R İ M A Ğ A C I Proteinlerimize dönelim: Size hep benzer fotoğraflar verdiğimi fark etmiş olabilirsiniz. İnsanoğlu. Proteinlerimizin yapıtaşları olan aminoasitleri birbirine bağlayan kimyasal bağlara ise “peptit bağları” diyoruz. Peki bu moleküller nasıl var olmuşlar ve nasıl “doğru” dizilime kavuşmuşlar? Bu sorunun cevabı oldukça açıktır: Onlar “doğru” dizilime falan kavuşmadılar! Zaten “doğru” dizilim diye bir şey de yok! Onlar sadece bu evrenin fiziksel ve kimyasal yasaları çerçevesinde. İnsanoğlu bu evrende bir amaç değil.

Kimi bizim bugün canlılık için gerekli olarak gördüğümüz yapılardan başka yapıları meydana getirdi. moleküllerin parçalanması için çok büyük etkilere sahiptir. Bunlar yağ küresine ve diğer moleküllere zarar verdi (ve koaservat “öldü”). çözüldü. koptu. Bu başarıyla oluşan ve daha sonra bozunmayan ilkel aminoasitlerden. vs. İşte bu komplekslerin bir kısmı. ilk seferde. vs. Kimi o kadar büyüdü ki ister istemez yağ küresini paramparça etti (ve koaservat “öldü”). Bu neye sebep oldu? Kurulan bağların daha sürekli olmasına… Çünkü dışsal etmenler. Bu yağ kürelerinin içerisine hapsolan moleküller (şekerler. Daha sonra bu ufak moleküller birbirleriyle bağlanarak daha büyük moleküller oluşturmaya başladılar. Umarım başarılı olabilmişimdir. Çünkü bu yapıları anlamak ve tanımak. Kimi kombinasyon bu bizim bugün “şeker” ya da “aminoasit” diye isimlendirdiğimiz atom yapılarına yaklaştı ama tam olarak doğru bağlanamadı. Kimi o kadar kuvvetli bağlarla birbirine bağlandı ki. Bu bağlar genellikle atomlar arasındaki kovalent bağlar. atmosferik koşullar. nükleik asitler. uzaysal patlamalar ve sıkışmalar sonucu oluşan gezegenlerde halihazırda bulunan elementlerin birleşimi sonucu oluyor. Kimi ise bu bizim bugünlerde canlıları inceleyip “Evet. Bunu anladıktan sonra üzerine bilgileri kurmak çok daha kolay olacaktır. aminoasitler. bizlerin “neden” canlı olduğumuzu anlamaktaki en temel noktadır. şu şu şu moleküller canlılarda 31 . jeolojik yapılar. vb. Şimdi Dünya’nın ilk koşullarını düşünün. Yumuşak ve esnek yapıda olan yağ molekülleri buna engel olabildi. farklı güçlerde birbirine bağlandı. Kimi başarıyla oluştu. Kimi bu yağ küresinin parçalanmasına sebep oldu. şekerlerden. Bu güçlü bağları koparmak çok kolay değildir. bağlarından ötürü.E V R İ M A Ğ A C I 5: “Canlılık” Oluşumu ve Doğal Seçilim’in Etkisi Size 4 yazımda canlıları cansızlardan ayıran özelliklere sahip molekülleri tanıtmaya ve “canlılığın” nasıl başladığını anlatmaya çalıştım. yıldızlarda üretilen elementlerin. oluşuyor.) dış etmenlerden daha fazla korundular. şeker. ancak bulunduğu çevreden dolayı tekrar bozundu. Kimi yağ küresi bir süre sonra kendiliğinden parçalandı. aminoasit yapılarını oluşturdu. çevresel koşullar izin vermedi. Ya da daha başka moleküllerle birleşerek canlılığa sebebiyet verecek yapılara dönüşemedi. hele ki atomlar arasındaki kovalent bağları… Adeta iki atom birbirine “yapışır”. Büyük bir kısmı okyanus suyu olan Dünya yüzeyine dağılmış “zibilyonlarca” atom ve molekül. fiziksel olarak -daha önce açıkladığım biçimlerde. Kimi bu kürenin içerisine giremedi. bir süre sonra parçalandı (ve koaservat “öldü”). daha fazla gelişemedi ve o düzeyde kaldı. dağıldı. ancak oradaki amaç daha geneldi. moleküller arasındaki hidrojen bağları sayesinde olur. Bu oluşum. Düşünün ki her şey bugünküne göre çok daha fazla kaotik (düzensiz) bir yapıda ve sürekli yeni moleküller. kırıldı. Böylece daha sağlıklı tepkimeler meydana gelmeye başladı. daha doğrusu bu oluşan yapıya bizler günümüzden bakıp “koaservat” ismini veriyoruz. Bunu sizlerle daha önceki yazılarımda da denemiştik. Şu anda çok daha fazla bilgiye sahibiz ve bunları kullanarak çok daha sağlam bir algı düzeyine ulaşabiliriz. hiçbir molekülün bir “amacı” olmadığını unutmayın). Ve saire. Yani var olan maddelerin dönüşümü… Var olan maddelerin değişimi… Var olan maddelerin gelişimi… Bir önceki yazımda da anlatmaya çalıştım: Hiçbir şey. farklı şekillerde.küresel bir geometriye meyilli olan yağ moleküllerinin içerisine hapsoldu (ve koaservat denen ilkel hücre yapısını oluşturdular. muhteşem bir başarıyla ve bugünkü canlılığı sağlayacak gerçekleşmedi. ve benzerlerinden kimi. ilkel yağ. Bunların bir bölümü sürerlilik sağlayabilecek kadar kuvvetli bağlarla bağlandı. farklı yerlerde.

bozundu ve öldü. yok oldu ve bu şekilde güçsüz olan koaservatlar “öldü”. bunların eksi-artı yüzeyleri bazı atomların ve moleküllerin zırhın içerisine girmesine engel olmaya başladı. Bu da hemen. Ancak bir kısmı. Bu neden oldu? Hacmin. Büyümeden kasıt nedir? Daha fazla molekül. Başka hiçbir güce ihtiyaç duymuyoruz bunları açıklamak için. Doğal Seçilim’in sınavına tabii tutuluyordu. onlara söz geçiremedi. Pek çok koaservat bu bölünme sırasında molekülleri bir arada tutamadı ve “öldü”. iki küçük koaservat oluştu. Yoksa parçalandı. Her seferinde. Çünkü bütün koaservatlar aynı moleküler yapıda değildi. Zırh daha fazla dayanamamaya başladı. Neden? Çünkü fizik ve kimya yasaları hala yürürlülükte! Daha fazla atom yağ zırhından geçerek. “hayatta kaldı” ve moleküler parçalanma ve bozunmaya maruz kalmadı (yani koaservat “ölmedi”). başarısız olanlar “öldü”. başarıyla sonuçlanmadı. çünkü henüz genetik materyal ortada yok veya yeni yeni işlev kazanıyor. Ancak bunlar arasında. Moleküller büyüdükçe büyüdü. bir diğer yazıma sakladığım ve bizim bugün bakıp RNA dediğimiz ve bugün 32 . Bu şekilde belki de katrilyonlarca koaservat oluştu. bir doğa gerçeği olan Doğal Seçilim işlevini sürdürmeye devam etti. günümüzde halen görülen “amitoz” bölünme ile hatta daha basitçe. “Ölmek”ten kasıt nedir? Moleküler ve atomik yapının bozunması ve yok olması. kimi oldukça zayıftı ama dağılmadan durabiliyordu. Koşullara ayak uyulmasına sebep olan değişiklikler. çünkü içerideki molekülleri daha fazla barındıramıyordu. öyle atomlara ve moleküllere denk gelmişti ve bunlarla öyle bağlar kurmuştu ki. dikkatinizi çekerim. kimi ufaktı. zayıflık sebebi olan değişimler anında eleniyordu! Örneğin kimi koaservatların yağ zırhı. gelişmek. Sonuç olarak büyük bir koaservattan. kimi daha sağlamdı. geliştiler. Sonunda kimi büyük koaservatlar basitçe “bölünerek” küçük parçalar oluşturmaya başladılar. Peki ya sonra? Yeni yeni koaservatlar oluştu. tıpkı diğer tüm adımlar gibi. en başından beri olduğu gibi. oldukları gibi durmadı. Bir süre sonra. “Hayatta kalmak”tan kasıt nedir? Moleküllerini ve atomlarını bir arada tutarak büyümeyi ve gelişmeyi sürdürmek. Göreceli olarak zayıf olanlar parçalandı. başarılı olanlar “hayatta kaldı”. farklılaşmalar olmaya başladı. Fakat güçlü olanlar varlıklarını korudu. bunlara yeni moleküller ve atomlar dahil oldu. Bazı moleküllerin ise daha kolay geçmesine… Bu eğer ortama uyulmasını kolaylaştırdıysa (ki kolaylaştırmak zorunda değildir) koaservat hayatta kaldı. Bu süreç o kadar uzun sürdü ki. daha karmaşık yapılar. içerdeki atom ve molekül kompleksine dahil oldu. hayatta kalabildikleri için. aynı o şekilde. yüzey alanınca karşılanamamasından ötürü. ancak o kadar ufaldı ki toparlayamayarak “öldü”.E V R İ M A Ğ A C I ortak olarak bulunur. Tüm bunlar sadece ve sadece fiziksel ve kimyasal yasalar dahilinde yürümektedir. Kimi bölündü. Doğadaki tüm varlıkların (canlı-cansız) potansiyel enerjilerini minimuma indirmek istemelerinden dolayı. bölündüler ve öldüler. Ancak ne kadar da bizim evrelerimize benziyorlar değil mi? Büyümek. bu farklılaşmalar. “Büyümek”ten kasıt nedir? Var olan atom ve moleküllerin üzerine yenilerinin eklenmesi… “Gelişmekten” kasıt nedir? Var olan molekül ve atomların daha kompleks yapılarda bağlar kurması. Büyüdüler. Fiziksel potansiyel enerjinin artmasından dolayı. Doğal Seçilim. Nasıl ki masa üzerindeki bir bardak kolayca yere doğru düşüyor ve potansiyel enerjisini minimuma çekiyorsa. bazı koaservatlar. “Bölünmek”ten kasıt nedir? Potansiyel enerjinin minimuma indirilmesi eğilimi. hayatta kalmak ve ölmek. Doğal Seçilim sınavını geçiyor. büyümeye devam etti. başarıyla küçüldü. bu deneme-yanılmalar 600 milyon yıldan fazla sürdü! Ancak hikaye burada sona ermedi. Bu yeni küçük koaservatlar. “doğrudan ikiye ayrılma” şeklinde olduğunu unutmayın. geliştiler ve yeterince büyüyünce bölündüler. Kimi iriydi. İşte bu dayanıklı koaservatlar. Pek çoğu bölünemedi ve paramparça olarak dağıldı. Burada “bölünmekten” kastımızın günümüzde olduğu gibi göreceli olarak karmaşık olan mitoz ve mayoz tipleriyle değil. ilk seferde. Büyüdüler.” dediğimiz yapıları oluşturdular. dolayısıyla canlıların var olması için bu moleküller gereklidir.

Hala insan vücudunda ve diğer tüm hayvanların vücütlarında onlarca kusur ve hata bulunabilir. olan tek şey atomik ve moleküler düzenlerinin gelişimiydi. hücre içerisini açıp baktığımız zaman ya da hücrede olan olayları bu şekilde basit yöntemler izleyerek açıklayabiliyoruz. Son derece basit bir mantıkla çalışan bu tepkime de. bugün bizim “solunum” diyeceğimiz tepkime idi. yine bu bazı atomların ve moleküllerin “özelleşmesiyle” (aslında yine deneme-yanılmalar sonucu Doğal Seçilime daha fazla direnebilenlerin hayatta kalması sonucu) iki koaservat (ya da artık hücre diyebiliriz) arası “iletişim” başladı. Ancak bu eğilimler. vs. Yani farklı tepkimeler. İşte bu şekillerde koaservatlar kendilerini adım adım ama tamamen fiziksel ve kimyasal etkiler altında geliştirdiler. “ilginç” bir şekilde şunlardan oluşur: Proteinler (et.) ve diğer organik ve inorganik moleküller! Ne tesadüf değil mi? Yediğimiz yiyecekler. “Yiyecek” kelimesinden kastımız. güneş enerjisini (daha doğrusu ışığını) kullanarak bir “yiyecek üretme metodu” geliştirmiştir. Ve süreç devam etmektedir. Peki neydi “iletişim”? Molekül ve atom transferi! Moleküllerden kimi. bu konuda “özelleşebilen” moleküler yapıdaki koaservatlar arası “köprülerin” kurulmasını sağladı. Alkol ve Isı üretiyordu. Aslında. ozmos (suyun çok yoğun olduğu yerden az yoğun olduğu yere hareketi) ve daha nicesi. atomik yapılardır. bilimsel olarak solunum. dışarıya serbest Oksijen gazı (O2) 33 . tam 4 milyar yıllık deneme-yanılmanın bir sonucudur. zeytinyağı. ayçiçek yağı. Bu. ilk hücreler halini almışlardır. yaklaşık 400 milyon yılda (Dünya’nın oluşumundan 1 milyar yıl sonra) bu koaservatlar tarafından “yiyecek üretmek” için kullanılmaya başlamıştır. bir koaservattan diğerine doğru hareket etmeye başladı.). Son derece basit yöntemlerle açıklanabilen bu fiziksel olay. bir şeker molekülü. Ve tamemen fiziksel ve kimyasal etkiler altında. ayrıntısıyla. vs. difüzyon (çok yoğun ortamdan az yoğun ortama moleküllerin hareketi). Her ne kadar kafanızda “solunum”. Evrim’in sürekli olduğuna bir kanıttır. sıradan bir tepkimeden fazlası değildir. Gelişim ve Evrim yolunda trilyonlarca kayıp verilmiştir ve verilmektedir. hala aynı kalan. birbiriyle iletişimi sonucu organize yaşamların gelişimi. Bu yolda unutulmaması gereken tek şey. en nihayetinde moleküllerin parçalanması ve birleştirilmesi sonucu gerçekleşiyordu. bu şekilde gelişerek kendilerini o kadar ilerletmişlerdir ki. Yediğimiz tüm yiyecekler. Bu konuya. Temel olarak tek olan. yine tamamen moleküller ve atomlardan oluşmaktaydı. karbonhidratlar (şeker. yağlar (yemek yağı. vs. kohezyon (benzer moleküllerin birbirini çekmesi). göğsün inip şişmesi olarak yer etmişse de. Bunun da arkasında pek çok fiziksel sebep sayılabilir: Adhezyon (farklı moleküllerin birbirini çekmesi). Aradaki bağı kurmayı size bırakıyorum. hatılamakta fayda var. süt. yani koaservatların “yapıtaşı” olarak kullandığı atomları ve moleküllerden oluşuyor. bir başka yazıda değineceğim. Daha sonra. çikolata. hiçbir şeyin rastgele ve %100 başarıyla oluşmadığıdır.E V R İ M A Ğ A C I incelediğimizde “kalıtım amacıyla” (aslında ortada bir “amaç” olmadığını hatırlayın) ortaya çıkan sıradan molekülleri ürettiler ve bu. Bu köprüler. Bugün günümüzde gördüğümüz sözde “muhteşem” yapılar. Bu tepkimelerden biri de. Bu kimyasal olayda. Bu sırada. aslında bugün değişmiş olsa da. yumurta. Koaservatlar.). onlara büyük bir avantaj sağladı: Kendi yapılarındaki bazı kimyasal olayları düzenleyen yapılardı bunlar. koaservatlar hala gelişiyorlardı ve gittikçe günümüzdeki hücreleri andırıyorlardı. Son derece basit yapıdaki bu özellikler. Güneş ışığını kulanabilen koaservat-hücrelerde gerçekleşen tepkimeler sonucu. güneş ışığının (fotonların) atomları uyarması ve atomların içerisindeki elektronların bir üst düzeye sıçrayıp geri inmesidir. vücudumuzdaki hücrelerin atalarının. ortamda bulunan ADP molekülleri ve fosfatlarla tepkimeye giriyor ve Enerji. Bu da günümüzde her ne kadar “mükemmel” olarak anılsa da. farklı bileşikler oluşuyordu koaservat zarlarının (yağ küresi) içerisinde. ileride çok önemli bir sonucu doğuracaktı: Birden fazla hücrenin. aslında basit ve küçük adımlarla açıklanabilir. Bugün. Bunlardan bir kısmı. bal.

“hisler”.” 34 . olarak adlandırdıklarımız. ortamdaki oksijenin artması demekti. Ufacık bir molekül. çok büyük farklılıklar yaratabilir. oksijensiz solunumla enerji üreten canlılar için oksijenin toksik bir madde olduğunu belirtmemizde fayda var. vs. biraz daha değişmiş ve gelişmiş şekillerde tüm canlıların hücrelerinde görmekteyiz. çünkü canlılar mecburen artan oksijen miktarına zamanında adapte olmuşlar ve buna göre evrim geçirmişler. “akıl”. Koaservatlardan gelişen ve artık rahatlıkla “hücre” diyebileceğimiz “canlılar” (aslında atom ve molekül yığınları) bulundukları ortama göre sürekli değişmektedirler ve Doğal Seçilim güçsüzleri eleyip. Oksijenli solunumun başlaması. oksijenin atmosferde ilk artmaya başladığı zamanlarda. Yine Doğal Seçilim etkilidir ve Dünya’nın dört bir yanındaki “canlılar” üzerinde etkisini sürdürmektedir. Enerji ve Isı çıkmaya başladı. Günümüzde. inanılmaz bir “çeşitliliğe” sebep oldu. hücrelerde gerçekleşen kimyasal ve fiziksel olaylardan fazlası değildir. ta 4 milyar yıl önce koaservatların yapısında bulunan pek çok özelliği. Ne derler bilirsiniz: “Afrika’daki bir kelebeğin kanat çırpışları. güçsüzleri sağ bırakmaktadır (aslında elbette bu olay da “bilinçli” değildir). bu sebepten olmuştur. Su. “sevgi”. şeker oksijensiz olarak parçalanabilir ve vücuda gereken enerji üretilir. Tüm bunlar atomik ve moleküler boyuttaki değişimler ve bunların basit ve olağan etkileridir. “zeka”. Eğer gözünüzde oksijenli solunumu büyütüyorsanız. O zamana kadar oksijensiz olarak gerçekleştirilen solunum tepkimesi. Oksijen ile tepkimeye girmeye başladı ve sonucunda Karbondioksit. göreceğimiz şey ilk atalarımız koaservatlardaki atomlar ve moleküllerden farklı şeyler olmayacaktır! Bugün bizim “düşünme”. günümüzdeki kompleks ve “modern” canlılar var olabilmiştir. Biz oluyoruz. Bu inanılmaz karmaşıklıktaki vücutlarımızı trilyonlarca küçük parçaya bölsek. Amerika’daki bir fırtınaya sebebiyet verebilir. biz soluyalım diye var değil. Bu da. kimyasal tepkime yasalarından dolayı farklılaştı ve artık tepkimeye oksijen dahil oldu. Oksijen.E V R İ M A Ğ A C I salınımı başladı. basit atomik yapılardan. Kambriyen Dönemi denen bir jeolojik dönemdeki inanılmaz çeşitlilik de. oksijenin varlığında. Aslında halen oksijen bulunmadığı ortamda. Artık şeker. İşte bu şekillerde.

katalizör olmadığında günler. DNA tam olarak açıklanamayan ancak temel kimyasal tepkimeler dahilinde. haftalar. günümüzde bu işlemi halen gerçekleştirebilen varlıklar olan ve canlı sayılmayan retrovirüsler (4. Bu da. Bunu anlamak için. Buna. Ribozyme. RNA’nın oluşumunu tetiklemiştir. “Önce-DNA Hipotezi” denmiş ve uzunca bir süre DNA’nın nasıl oluşabileceği üzerine araştırmalar yürütülmüştür. RNA üzerinden çiftlenmenin başlaması için gereken öncül molekül olarak RNA’nın “birincil bağlanma bölgesi” denen kısmına bağlanır. Günümüzde ise bir hipotez. Ancak retrovirüsler. bu dogmanın ikinci maddesini ihlal ederler ve yapılarında var olan RNA’yı kullanarak DNA sentezlerler. Sadece sentezlenirler.E V R İ M A Ğ A C I İlk DNA nasıl oluştu? . Bunu yapan enzimse reverse transcriptase denen bir enzimdir. Dolayısıyla bir adet ribozyme. “ribonükleik asit enzimi”nin kısaltılmışıdır. onlarca deneyin düzenlenmesine. hepsinden ileri bir yerde bulunmaktadır: “Önce-RNA Hipotezi” Bu ne demektir. DNA’yı üretemez ancak proteinleri sentezleyebilir. Dolayısıyla Önce-RNA Hipotezi dahilinde. Ribozyme. 2) RNA. Şu anda da bu hipotezden uzaklaşılmaya başlanmıştır. uzun süre bilim insanlarının aklını meşgul etmiş ve pek çok hipotezin ortaya atılmasına. sınıf virüsler) ve onlardaki RNA’dan DNA sentezini inceleyebiliriz: 1) Özel bir tRNA. Biraz karmaşık olan ve temel Biyoloji bilgisi gerektiren bu olayı kabaca özetlemekte fayda görüyoruz. Ancak bu hipotezin. bir enzim olarak çalışmakta ve kimyasal tepkimelerin aktivasyon enerjisini düşürebilmektedir. öncül molekülün peşinde üretilir. retrovirüs dediğimiz ve ana genetik materyali canlılar gibi DNA değil de RNA olan virüslerin yapısı anlaşıldığında. DNA’nın bir katalizör yani kimyasal tepkimelerin aktivasyon enerjisinin düşürücü etkiye sahip kimyasal özelliği bulunmamaktadır. yine yapısı gereği RNA sentezleyerek işlevini sürdürmüştür. yıllar ve hatta yüzlerce yıl alabilmektedir. Biyoloji’de “central dogma” (merkezi dogma) denen bir yapı vardır. ilginç bir şekilde. konu hakkında pek çok tez yazılmasına sebep olmuştur. Önce-DNA Hipotezi’ne göre. bu açıklama pek de tatmin edici değildir. Bunu anlayabilmek içinse ribozyme denen enzimi öncelikle anlamamız gerekmektedir: Ribozyme. ilk canlının oluştuğu ortam koşullarını katalize edici bir faktör olarak ileri sürseler ve bu şekilde bu karşı-tezi çürütmeye çalışsalar da. ortamda kendisini oluşturacak moleküller bulunduğu zaman. katalizör olan bir ortamda birkaç saniyede gerçekleşecek bir tepkime. Ancak daha sonra. kendisinin oluşma tepkimesini tetikleyecek bir yapıdadır. Önce-DNA Hipotezi savunucuları. Bunların en önemlisi de. Bu sebeple de şimdi artık yeni bulgularla birlikte kuramlaşmaya başlayan Önce-RNA Hipotezi’ne bakalım. kimyasal tepkimeler yoluyla meydana geldikten sonra. bu şekilde sarmal bir halde üretilmiş ve sonrasında. doğal fiziksel itki-tepki kuvvetlerine göre. 35 . aslında temel olarak bir RNA molekülüdür. sınırsız sayıda ribozyme’ın oluşması sadece dakikalar alacaktır. ilk oluşan molekül bir ribozyme’dır ve bu enzim-RNA yapısı. Çünkü.“Önce-RNA Hipotezi” ve “RNA Dünyası Kuramı” Bu konu. Bu molekülün üçüncül (tetriary) yapısı (daha fazla bilgi için proteinlerin yapısal özelliklerine bakmanızı tavsiye ederiz) sayesinde. dolayısıyla proteinlerin üretilemeyeceğini. ona bir bakalım: Bir grup bilim adamı. ne RNA’yı ne de DNA’yı sentezleyebilir. DNA olmaksızın RNA’nın sentezlenemeyeceğini. 2) Sentezlenecek olan tamamlayıcı şeridin ilk parçaları. bu öncül molekülün bağlandığı birincil bağlanma bölgesinin hemen yanında bulunan R ve U5 denen bölgeye bağlanır ve bunların ikizleri. pek çok açığı bulunmaktadır. 3) Proteinler. dolayısıyla canlının varlığını sürdüremeyeceğini ileri sürmüştür. “Önce-DNA Hipotezi” çok derin yaralar alarak akılda soru işaretleri bırakmıştır. bu kadar kompleks moleküllerin oluşabilme ihtimalini çok düşürmektedir. kendisini ve RNA’yı üretebilen moleküldür. Bu yapıya göre : 1) DNA.

Sonunda daha kararlı yapıda olan bileşimler varlıklarını korumuşlardır ve cansızlıktan canlılığın oluşumu bu şekilde. ilk şeridi tamamlayan ikinci şerit üretilir. çift sarmal olan DNA üretimi tamamlanır. Miller-Urey Deneyleri ile ispatlandığı ve 462 farklı üniversitede de günümüzde sınandığı ve başarılı bulunduğu üzere. Dünya üzerinde sonsuz sayıda kimyasal tepkime gerçekleşmiştir. gerek diğer moleküllerle tepkimeler.E V R İ M A Ğ A C I 3) RNAz H denen bir enzim. Bu sırada RNAz H enzimi. sorun “canlılık” kavramındaki hatalı tanımımızdan kaynaklanmaktadır. 7) İlk baştakine benzer bir sıçrama sonucunda. tekrar birleşmiş ve sınırsız sayıda deneme-yanılma yapılmıştır. sınırsız sayıda ribozyme ve dolayısıyla RNA molekülünün olması işten bile değildir. İşte bu da bizi RNA Dünyası Kuramı’na götürür. genetik kalıtımın ve dolayısıyla Evrim’in gerçek anlamda başladığı noktadır. minik adımlarlra. Böylece tek şeritli RNA’dan. Tam tersine. gerekse de rastlantısallık sonucu DNA molekülü oluşabilmiştir. pek çok açıdan desteklenmektedir. birbirleriyle birleşmiş. 6) İlk şerit üretildikten sonra. Zaten RNA var olduktan sonra. Önce-RNA Hipotezi. 36 . Daha sonra bu koaservatlar gittikçe gelişerek tek hücreli canlıları meydana getirdiler ve bunların 3. RNAz tarafından parçalanan RNA’nın yerine. 4) Bu işlem sonrasında. Buradaki ufak farkı yakalayabildiğinizde. Bu kurama göre. Bu parçalardan R isimli kısım. Ancak sonuç olarak.8 milyar yıl kadar önce) var olmaya başlamıştır. Bu olay. daha önce bahsedildiği gibi.8 milyar yıllık evrimleri sonucu da günümüzdeki modern canlılar meydana geldi. otomatik olarak virüs içerisindeki RNA. öncül molekül RNA’nın öteki ucuna geçer ve peşinden kopyalanmış R ve U5 parçalarını da sürükler. bu yukarıda saydığımız gibi veya daha da karmaşık moleküler tepkimeleri gerçekleştirebilen varlıklar değillerdir. sadece 1 adet ribozyme enzimi kimyasal ve fiziksel tepkimeler dahilinde üretilmiştir ve Doğal Seçilim sayesinde. sorun ortadan kalkar: “Canlı”. Dünya’nın var olmaya ve soğumaya başladığı 4.5 milyar yıl öncesinden yaklaşık 600-700 milyon yıl önce (bundan 3. Zaten bir tanesi var olduktan sonra. en çok bu yapı. bir ribozyme’ın var olabilmesi için fazlasıyla yeterli bir süredir. bu yukarıda saydığımız gibi veya daha karmaşık moleküler tepkimelerin gerçekleştiği atomlar ve moleküller bütününe biz dönüp baktığımızda “canlı” diyoruz. onları daha da avantajlı hale getirmiştir. ikincil ve kendisinin ikizi bir şerit elde edilir. “canlılık” ve “cansızlık” kavramıyla ilgili yazılarımıza bakılabilir. DNA’nın var olması için sadece aralarında kimyasal çekim olan (Adenozin ile Timin’lerin ve Guaninler ile Citozin’lerin karşılıklı geldiği) RNA dizilimleri birleşmesi yeterli olmuştur. ilk bakışta karışık ve “moleküllerin kendi kendine yapamayacakları kadar karmaşık bir iş” gibi gözükse de. kısa sürede Dünya’ya RNA molekülleri hakim olmaya başlamıştır. ikinci şeridin oluşumunu tetikler. DNA’yı üretecek olan RNA’nın bu R ve U5 bölgelerini parçalar. Örneğin. Bu sayede. RNA. ancak daha çok hataya meyilli olan yöntemlerle DNA’yı üretebilmektedir. Ancak Doğal Seçilim. Daha ayrıntılı bilgi için. Bu 600-700 milyon yıllık uzun süreçte. seçilmiş ve varlığını sürdürmüştür. Hele ki yağ moleküllerinin su içerisinde selforganization denen bir kuram dahilinde bir zırh oluşturmaları ve RNA’ların bu zırh içerisine hapsolması. kendisinin üretimini sağladığı için. Şu nokta anlaşılırsa. ana RNA’nın büyük bir kısmını parçalar. RNA var olduktan sonra. o günlerin şartlarında oluşan sayısız organik molekül. bundan öncesinde de moleküler düzeyde etkilidir. canlılık Dünya’da. 5) Bu işlemden sonra RNA hızla kopyalanır ve tek bir şerit olan RNA’dan. 600-700 milyon yılda gerçekleşmiştir. aynı zaman “eş DNA”nın (üretilecek olan DNA) ilk şeridi olur. İşte bu. ayrılmış. bu yöntemlerle ve muhtemelen başlangıçta daha basit ve karmaşık olmayan. İşte koaservat dediğimiz ve ilk “canlı” yapıların varlığı bu şekilde gerçekleşti. RNA’nın diğer ucundaki R ile bağ kurar. aklınızdaki pek çok sorun ortadan kalkacaktır. Bu süre. Bu.

com/treeofevolution 2 – Türleşme: Yeni Türlerin Oluşumu ve Türler Arası İlişkiler 37 .E V R İ M A Ğ A C I http://www.facebook.

E V R İ M A Ğ A C I 38 .

Türlerin tanımlarına geçmeden önce. • Yazılı kaynaklarda mutlaka eğik veya altı çizili olarak yazılırlar. morfolojik. çünkü dediğimiz gibi. mikrotür. gerçekten de türler arasındaki yumuşak geçişin. “belirleyici isim” için uyulması gereken kurallarla aynıdır. Yazının sonunda örneklerimize girdiğimiz zaman bu konuyu çok daha net anlayabileceksiniz. Sadece. Sadece bazıları. Bu kelime için de kurallar. değişimin ve evrimin ispatlayıcısı bir niteliktedir. tür tanımlarından bahsetmemiz gerekir. Bu. Manhart ve McCourt 1992. Bunlara kısaca değinmemiz gerekirse: • Kullanılan dil Latince olmak zorundadır. • Cins adının ilk harfi mutlaka büyük harfle yazılır. bu canlıları sınıflandırmak zorlayıcı ve hatta hararetli bilimsel tartışmalara sebep olabilir. tipolojik. Biyologlar tarafından kullanılmakta olan çeşitli tür tanımları vardır. bize aslında Evrim’in ne kadar güzel ve güçlü bir doğa gerçeği olduğunu gösterir. Richard Dawkins gibi ünlü biyologların esasen hoşuna gider. genetik. iki kelime ile tanımlanır. akrabalarına veya atalarına o kadar benzer ki ve bazı özellikleri de onları aynı gruba (türe) koymak için o kadar farklıdır ki. Biyoloji dünyasında oldukça fazla tartışılmaktadır. birlikte “tür ismi”ni belirler.E V R İ M A Ğ A C I 1: Tür Nedir? Tür Tanımları Üzerine İlk olarak. İki örnekle üzerinden geçecek olursak: 39 . cins adını belirtir. Ne yazık ki günümüzde hala türleri tanımlamak çok kolay bir iş değildir ve çok kapsamlı incelemeler gerektirmektedir. ırksal. biyolojik/üreyici. Journal of Psychology’de geçmişte. çoğumuzun bir şekilde aşina olabileceği üzere. paleontolojik. biyolojik/izolasyon. kohezyon. Bu yöntemin bazı önemli kuralları vardır. Şimdi. aynı anda yayınlanan üç farklı görüş bu tartışmaların boyutunu bize göstermektedir. biyolojik tür tanımı. genellikle iki kelime ile isimlendirilirler. Çoğu. Günümüzdeki bazı türler. (Castenholz 1992. kimi zaman bir türü tanımlamak için. Bunlarla ilgili daha ayrıntılı tanımlar için 1985 yılında Stuessy tarafından yazılan Kladistik Teori ve Metodoloji (Cladistic Theory and Methdology) isimli kitaba (ve benzerlerin) ve yazının sonuna eklediğimiz daha güncel kaynaklara bakabilirsiniz. tanıyıcı. Türlerin bilimsel isimlendirilmesi nasıl yapılır? Biyolojik olarak türler. Bunlar. morfolojik tür tanımı ve filogenetik tür tanımı. • Kimi zaman. Bu sisteme. Burada şu noktayı anlamak hayati önem taşır: Aslında bunlar her ne kadar bu şekilde çok farklı isimlerde gözükseler de. günümüze kadar yapılan tür tanımlarını sizlere tanıtalım. • İki kelime. aslında birbirlerine yakın tanımlardır. Wood ve Leatham 1992). Bu konu. Türler Hangi Özelliklerine Göre Tanımlanırlar? Türlerin tanımını yapabilmek için türlerin neyi barındırdığını anlamak gerekir. türlerin bilimsel isimlendirilmelerine bakmakta fayda vardır. hemen hemen her zaman benzer sonuçlar verirler. • Bu kelimelerden ilki. ekolojik. aslında diğerlerinin bazılarını da içerisine katan ve gruplandırmayı kolaylaştıran dört tanesini inceleyeceğiz: ırksal tür tanımı. Biz burada. filogenetik ve biyosistematik tür tanımları olarak isimlendirilebilirler. • İkinci kelimeye “belirleyici isim” adı verilir. Çünkü doğa bilginleri ve biyologlar çok uzun yıllardır türleri tanımlamanın kolay bir yolunu aramışlardır. az sonra tanımlayacağımız “alt tür”leri belirtmek için üçüncü bir isim kullanılır. “tür” kavramını ele alışları farklıdır. diğerlerine göre daha kullanışlı olabilmektedir. Ancak bu. Sonraki isimlerin hepsi küçük harflidir. ikili isimlendirme (binomial nomenclature) denir. • Her tür. evrimsel.

Basitçe: Köpekler köpeklerle çiftleşirler ve asla kedilerle çiftleşmezler! Bu. Dobzhansky de Mayr’ın tanımını kabul eder. Biyolojik Tür Tanımı Nedir? Son birkaç on yıldır. bu yeni ve farklı iki gruba Biyoloji’de “alt tür” denir. İkinci olaraksa. Yani türlere basitçe bakarak onları ayırt edebilirsiniz (Cronquist 1988). İki yazım da ikili isimlendirme kurallarına uygun olarak yazılmıştır. ancak BTT ile sınıflandırılamayacak türleri de içerisine alan daha geniş tanımlar geliştirilmiştir. ancak bunların hepsi aynı türe Apis mellifera’ya aittir.E V R İ M A Ğ A C I Panthera tigris: Kaplan türünü tanımlar. bireysel olarak basitçe. hayvanlara göre çok daha çeşitli üreme yöntemleri izlerler.. Botanikçiler ise bu tanımı kullanmakta zorlanırlar çünkü kara bitkileri.. Bu tanım. 1937’de ünlü Evrimsel Biyolog Dobzhansky. Buna az sonra değineceğiz. türleşmeyi “.. BTT. İlk olarak. pek çok farklı coğrafi ırka ayrılır. bir zamanlar gerçekten veya potansiyel olarak çiftleşen bireylerin. doğada bir göreve (nişe) sahip olan doğal popülasyonlardır.. Bu tip taksonomilerin temelde iki ortak noktası vardır: Bunlardan ilki. fiziksel olarak birbirleriyle çiftleşemeyecek hale gelmelerine sebep olan ve iki ayrı grup oluşturan evrimsel süreç” olarak tanımlamıştır. Daha sonraları. Bunlar için BTT ile uyumlu.farklı ve sürekli olmayan biyotip kesintileriyle birbirinden ayrılan en küçük doğal popülasyonlar” olarak tanımlamıştır. Bu. Biyolojik anlamıyla ırklar genellikle ekolojik olarak (yerel yaşam alanlarının farklılığından kaynaklanıyorsa) veya coğrafi olarak (aralarında coğrafi izolasyon varsa) birbirinden ayrılırlar. türler arasında çeşitlilik açısından bir süreklilik olmadığıdır. belki de en çok bilim adamı tarafından geliştirilen ve kullanılan tanımdır. BTT için de pek çok istisna doğada bulunabilir. Önrneğin Batı Bal Arısı. üreme açısından (eşeysel) uyumluluk ve bireylerin devamlılığıdır. Irksal Tür Tanımı nedir? Irk. türleri cinsel olarak üretken bir komünite olarak görür. Alt türlerin farklı türler olmadığını kesinlikle belirtmekte fayda vardır..” Omurgalıları inceleyen zoologlar ve entomologlar için BTT en çok kabul gören tür açıklamasıdır. Doğada bulunan gruplara (bilimsel ismiyle taksonlara) bu benzerliklere göre isimler vermişlerdir. Bu şekilde farklı olan ırklar. eğer birbirlerinden gerçekten diğer ırklara göre çok fazla uzaklaşırlarsa. Doğa bilimciler. son derece sınırlandırıcı bir tanımlamadır. 1942’de türleri şöyle tanımlar: “. Biyoloji’de sıklıkla karşılaşıldığı üzere. tür tanımlarına giriş yapabiliriz.birbirleriyle gerçekten ya da potansiyel olarak çiftleşebilen ve bu tip diğer popülasyonlardan eşeysel olarak izole olmuş. Mayr. birbirleriyle olan benzerliklerine göre gruplayabileceklerini düşünmüşlerdir. 1930 yılında Du Rietz tarafından ortaya atılmıştır. Bu tanımda. Biyoloji’de bir tür dahilindeki genetik olarak pek fazla birbirine karışmayan. Bunu da öğrendikten sonra. BTT. çiftleşmeye karşı doğal bariyerlere üstü kapalı bir biçimde değinilmektedir. Du Rietz. Panthera tigris altaica: Siberya Kaplanı’nı tanımlar. Biyolojik Tür Tanımı’dır (BTT). 40 . yıllar içerisinde oldukça değişim geçirmiştir. genetik ve morfolojik açıdan birbirine göreceli olarak benzeyen canlı gruplarına verilen isimdir. türleri. günlük dilde ve yakın geçmişte değişerek dilimize tamamen farklı olarak yerleşen anlamı aksine. ırk tanımının temelini oluşturur. çevrelerinde gördükleri bitki ve hayvanları. Biyoloji dünyasında genel geçer olarak kabul edilen tür tanımı.. Ondan birkaç sene sonra. “.

ancak bazı çok kritik ve temel hataları beraberinde getirdiği için Biyolojik Tür Tanımı’ndan daha kötü. Biyolojik Tür Tanımı en çok canlıyı bir seferde birbirinden ayırabilen açıklama olarak karşımıza çıkmaktadır. Biyolojik Tür Tanımı’na alternatif olarak bir tanımlama geliştirdi ve türleri şu şekilde tanımladı: “. sıradan yöntemlerle birbirlerinden ayırt edilebilen ve ayrı olan en küçük canlı grupları. kendi kendini dölleyen (self-pollinate) kara bitkileri açısından da şüphelidir (Cronquist 1988). onu yine pratik ama güvenilmez yapan bir diğer noktadır. Bunlara birkaç örnek olarak. bitkiler gelir (McCourt and Hoshaw 1990. Ayrıca. biyolojik olarak yapılması gerektiğini ileri sürmüştür. Mishler and Donoghue 1985. diğer iki tanımımıza da değindikten sonra döneceğim. Bir entomolojist için ise ayrıştırıcı (dissecting) mikroskop yeterli olacaktır. morfolojiyi gözlemek oldukça kolaydır.. Aslında morfolojik sınıflandırma Cronquist’ten çok önce. Diatomlar üzerinde çalışan bir fikolojist içinse elektron mikroskobu “sıradan yöntem” olacaktır. ilk defa canlıları dindar kesimin yaptığı gibi Tanrılara olan yakınlıktan (Tanrı -> Melekler -> Şeytanlar -> Erkekler -> Kadınlar -> Hayvanlar -> Bitkiler -> Cansızlar gibi) çıkararak.” Bu tanım oldukça pratiktir. prokaryotlar için de geçerlidir. bazı arktik göllerde Daphnia’nın cinsiyetsiz popülasyonları bulunmaktadır.E V R İ M A Ğ A C I BTT’nin uygulanabilirliği ve geçerliliği hakkında olduça sık eleştirilerde bulunulmuştur (Cracraft 1989. Aynı durum. Buna. BTT’den bahsetmez bile (Brock and Madigan 1988). ancak onu destekleyen bir tanım olarak görülmelidir. Bu gibi sebeplerden ötürü. Carl Linneus (Carl von Linné) isimli ve “sınıflandırmanın babası” olarak tanınan bilim insanına kadar gider. kloromonad flagellalıları ve bazı diatomları gösterebiliriz. bu türleri sınıflandırmada kullanılamaz. Morfolojik (Fenetik) Tür Tanımı Nedir? 1988 yılında Cronquist. Ancak bu nokta. bunlar farklı türlerdir. Buna az sonra geleceğim. cinsiyetsiz biçimleri de bilinmektedir. prokaryotlarda bazı yollarla birbirlerine aktarılabilirler. Son olarak. BTT’nin uygulanabilirliği. diğer yöntemlerle birleştirilerek kullanıldığında. Ancak kara bitilerini tanıma dahil edecek bazı açıklamalar getirilebilmiştir. bilinen bazı cinsiyetli canlıların. cinsel ilişkileri hesaba çok fazla katmamasıdır. Bu sebeple. Oocystaceae’ye (coccoid yeşil algler) ait birkaç üyeyi. aralarındaki hibritleşme (farklı tür olarak görülen canlıların çiftleşmesi. Cronquist’in “sıradan yöntem” olarak belirttiği tanımlama yöntemlerinin ucuzluğu ve hızından kaynaklanmaktadır. öglenoid flagellalıları. 1700’lerin başında yaşamış olan Linneus. Bu amaçla kolları sıvayan 41 .. Örneğin. ancak ökaryotlardaki gibi bir çiftleşme prokaryotlarda tanımlanamamaktadır. Donoghue 1985. zorunlu aseksüel olan rotiferleri. Pratikliği. Mishler 1985). Önemli bir mikrobiyoloji ders kitabı. belki de tanımı güvenilirlikten tamamen çıkaran noktadır. Sokal and Crovello 1970). BTT. Bu tanımın bir diğer kolaylaştırıcı tarafı. Biyolojik Tür Tanımı bazı bilim insanları tarafından eleştirilmektedir. Örneğin bir botanist için bir kapalı tohumluyu incelemek için gereken “basit yöntem” bir büyüteçtir. at ve eşek gibi) miktarının fazlalığından ötürü. Bunların başında da. Bu da. Morfolojik Tür Tanımı’na göre bir örnek olarak şu verilebilir: Bir bakışta bir tavuk ile bir ördeği birbirinden ayırabiliriz. Levin 1979. Genler. Ne var ki. BTT’nin birkaç canlı grubuna uygulanması özellikle problemli görülmüştür. Ayrıca Dünya’da pek çok cinsiyetsiz (aseksüel) popülasyon da vardır ve bunlar üzerinde BTT uygulanamaz (Budd and Mishler 1990).

Linne ve diğerleri de bu hataya düşmüşlerdir. Örneğin günümüzde bu tür tanımını kullanan bilim insanları. Bu sayede. uzun saçlı insanları bir tür. Günümüzde bu tip kargaşalara sebebiyet vermemek açısından. fakat günümüze kadar tanımlanmış ve en çok canlıyı birbirinden ayırmak için kullanılabilecek en etkili yöntem Filogenetik Tür Tanımı’dır. Biyolojik Tür Tanımı’nda olduğundan farklıdır. kadınlar türünden sayılabilecektir. Morfolojik Tür Tanımı oldukça geliştirilmiştir. bu ata türü de içerisine alan biyolojik sınıflandırma birimi. Filogenetik Tür Tanımı’dır ve Evrimsel Biyoloji’nin gelişmesi ve Evrim Kuramı’nın anlaşılmasıyla birlikte gelişmiştir. Linne. Filogenetik Tür Tanımı’na göre farklı türler birbirleriyle çiftleşebilirler. Bazı durumlarda Filogenetik Tür Tanımı da işe yaramayabilir. kromozom sayılarına. 19. yaşam ortamlarına ve bazı diğer özelliklere de bakmaktadırlar. Günümüzde türler nasıl birbirinden ayırt edilmekte ve tanımlanmaktadır? Günümüzde bilim insanları oldukça titiz çalışmaktadırlar ve teknolojiden sonuna kadar faydalanmaktadırlar. Agelaius phoenicus isimli bir türün erkeği ve dişisini yanlışlıkla farklı türler olarak tanımlamıştır. erkek ile dişisinin birbirinden tamamen farklı olmasıdır. Böylece. Sınıflandırmasında en çok morfolojik özelliklere önem verdiği için. yüzyılın büyük biyologu Ernst Haeckel’a dayanır. Bir tür. yani atadan en az bir özellik almış olmak ve kendisine ait. hücre yapılarına. Bu şekilde yola çıkan bir bilim insanı. Günümüzdeki teknikleri kullarak tanımı ayrıntılı bir hale getiren isim ise 1992 yılında konuyla ilgili makalesini yayınlayan Baum’dur. çok kapsamlı bir sınıflandırma yapmıştır. tür tanımını aşağıdaki iki temel noktada toplar: Bir tür. Üreme açısından birbiriyle uyumlu olmayan bireyler farklı türler sayılmak zorunda değildirler. ciddi bir biçimde hataya düşecektir. Evrim’in bilimi geliştirmedeki önemini bir kere daha görebilmekteyiz. genel olarak birbirlerinden çok farklı oldukları için. Üreyici süreklilik. kısa saçlı insanları bir diğer tür olarak tanımlayabilecektir. de Queiroz and Donoghue 1988. Morfolojik Tür Tanımı’nın mucidi olarak düşünülebilir. Bu noktada. morfolojik. sonradan kazanılmış (derived) bir veya daha fazla özelliğe sahip olmak zorundadır. Halbuki bu canlıların tek özelliği. monofiletik olmak (bir türden farklılaşarak meydana gelen tüm türlerle birlikte. Bazı canlıların erkekleri ile dişileri birbirinden tamamen farklıdır ve sadece morfolojiye bakarak sınıflandırma yapan bir bilim insanı. üstelik uzun saçlı bir erkek.E V R İ M A Ğ A C I Linne. canlıları farklı türler olarak değerlendirmeden önce. biyokimyasal veya moleküler olabilir. Linne ve diğer morfolojiye göre sınıflandırma yapanları tuzağa düşüren çok önemli bir biyolojik olgu vardır: Cinsel iki-biçimlilik (sexual dimorphism). Bu karakter. kromozom morfolojilerine. üreme özellikleri de bu farklılaşma sürecinde değişmiş ve birbirleriyle üreyemez hale gelmişlerdir. belirli bir ayırt edici özellik açısından fark taşıyan en küçük canlı grubudur. insanların kadını ve erkeği farklı türler olacak. Ancak. çok daha ayrıntılı tanımlar yapılabilmektedir. Linne. Bu açılardan güçlendirilen Morfolojik Tür Tanımı sayesinde. ancak mutlaka üreyici (reproductive) kaynaşık birimler içerisinde sabit olmalıdır. yeni bulunan bir canlı veya bilinen canlılar üzerinde çok ayrıntılı analizler yapılabilmektedir. 42 . Filogenetik (Kladistik) Tür Tanımı Nedir? Sonuncu ve diğer tüm tanımları tek bir çatı altında başarıyla toplayan tür tanımı. ikincil metabolitlerine. Filogenetik Tür Tanımı da oldukça eskiye. Baum. Ancak farklı türler. Nelson 1989).

çok doğru ve ayrıntılı tür tanımları yapabilmemize olanak sağlamaktadır. genomun çözülmesinin 8-10 dakikaya kadar indirilmesi beklenmektedir. genetik özelliklerle birleştirilerek türler tanımlanır. Günümüzde. genetik ve moleküler çalışmalarla birleştirildiğinde. sanıldığının aksine en büyük genoma sahip canlı değildir.000 (3 milyar 200 milyon) baz çiftine sahip olan Homo sapiens türünün genomu 15 seneden uzun bir sürede çözülebilmiştir. Bazı engeller de göz önüne alındığında. ancak birbiriyle çiftleşebilen türler birbiriyle aynı tür olmak zorunda değildir! 43 . organlarının yapısı gibi özellikler de hesaba katılır. İşte bu çalışmalar sonucunda. Genetik çalışmaların tür sınıflandırmalarında çok önemli faydaları vardır: Örneğin sadece 5386 baz çiftine sahip olan Phage Φ-X174 isimli bir virüsün DNA’sını kodlamak 2 sene sürmüştür. İnsan. Bu sayede çok net sonuçlara ulaşabilmekteyiz. 3. canlının morfolojik özellikleri ve fenotipik karakterleri de hesaba katılır. türler birbirinden ayrılabilmekte ve Filogenetik Ağaçlar (bizim tanımımızla Evrim Ağacı) inşa edilebilmektedir. Yani bilim insanları. Bunların genomları da uzun yıllarda çözülebilmiştir. Bunun ötesinde ekolojik durumu. Tüm bu araştırmalar. İşte bu ayrıntılı yöntemler (bunların en önemlisi de PCR denen Polymerase Chain Reaction denen bir tepkimedir) sayesinde.000. bu canlıların genetik haritaları birkaç hafta ile birkaç ay arasında çözülebilmektedir.200. Biyolojik Tür Tanımı’nın belirlediği sınırlar ile Filogenetik Tür Tanımı’nın kattığı esneklik. çok etkili bir şekilde canlıların genetik haritalarının çıkarılmasını ve modern yöntemlerle farklı genetik haritaların kıyaslanabilmesini sağlamaktadır. Günlük yaşantımızda. Bu tanımlar. genetik haritlar yoluyla canlıların birbirlerinden farklılıkları ortaya konulmakta ve türler tanımlanmaktadır. bu güncel olmayan tanımın karşılaştığı zorlukları da yenebilmektedir. Şu anda üzerinde çalışılmakta olan bir teknoloji sayesinde. bir türü belirlemek için.E V R İ M A Ğ A C I Genetik ve moleküler biyoloji alanında yapılan hızlı gelişmeler. Ancak şunu aklımızdan çıkarmamalıyız: Birbiriyle çiftleşemeyen türler çok büyük bir ihtimalle farklı türlerdir. Polychaos dubium isimli bir amibin (protista türü) ise 670 milyar baz çifti bulunur. nişi. Pieris japonica isimli bir bitkinin 150 milyar. günümüzde tek bir yönteme değil pek çok yönteme başvurmaktalardır. çoğu zaman Biyolojik Tür Tanımı’na uygun bir biçimde birbiriyle üreyemeyecek kadar farklı canlıları farklı türler olarak ortaya koymakla birlikte. Ayrıca bir tür tanımlanırken. farklı türleri ayırt edebilmek için basitçe çiftleşebilmelerine bakmamız yeterlidir.

Bu depremin. Tabii ki bilimde bu tip asılsız iddiaların yeri yoktur. Burada yaşamak zor olduğundan A türüne ait bireylerin o yakada yaşamadığını düşünelim. tam tersi özellikler göstersin: Göreceli olarak kısa boylu ve az ağaçların bulunduğu. türleşme nedir? Türleşme. kolayca besin bulunabilen bir bölgede yaşıyor olsunlar. niş açısından. besin bulmanın göreceli olarak zor olduğu ve avcıların çok daha aktif olarak bulunduğu ve avlandığı bir alan olsun. Bunu biraz açıklayalım: Doğa. Senaryoları sonsuz sayıda çeşitlendirebiliriz. iki veya daha fazla yeni canlı grubunun oluşması demektir. mevsimler değişir. Ne yazık ki bilimsel olmayan bazı kaynaklar. Bu da bir önceki notumuzda açıkladığımız tür tanımını destekleyen bir unsurdur. Bu fareler. bir farenin bir file birkaç nesil içerisinde ya da kısa sürede veya bir anda değişmesi DEĞİLDİR! Daha yakın bir örnek verecek olursak. örneğin 9. ortalama olarak 15 derece sıcaklığa sahip olan. Burada unutulmaması gereken nokta.0 şiddetinde bir deprem meydana geldiğini varsayalım. Bir tanesini ele alalım: A türünden bir fare popülasyonu düşünelim. çeşitli mekanizmalar dahilinde birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları sonucu. morfolojik. Kıtalar hareket eder. rüzgar ve akıntılar yön değiştirir. çok güneş alan ve dolayısıyla ortalama sıcaklığı 23 derece civarında olan. türleşmenin var olabilmesi için üreme açısından verimli olamayacak kadar farklılaşmak genel olarak yeterliyken. bölgede çok şiddetli. toprağın kurak ve sert olduğu dolayısıyla da delmenin zor olduğu. farelerimiz tamamen farklı bir ortamdadırlar ve burada hayatta kalma savaşı verecek- 44 .E V R İ M A Ğ A C I 2: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Allopatrik Türleşme Ne Demektir? İlk olarak. Bu değişimler sırasında. Filogenetik Tür Tanımı. Veya denizel bir canlının bir anda karaya çıkıp koşmaya başlaması değildir. diğer açılardan farklılaşmak yeterli olmayabilir. Biyolojik Tür Tanımı dahilinde. türlerin birbiriyle üreyemeyecek kadar veya verimli döller veremeyecek kadar farklılaşmalarının en temel yolu. nehrin akışını saptırdığını ve eskiden A türünden farelerin bulunduğu bölgenin tam ortasından geçmeye başladığını ve fare popülasyonunu tam ortadan ikiye ayırdığını. kuraklık gözlenir ve daha binlerce değişken. Bilimsel olarak. Şimdi. avcılardan kolayca saklanabilecekleri çalıların bulunduğu. Bu nehrin diğer yakası ise. kendi içlerinde çiftleşebilen ancak diğer canlı gruplarıyla verimli döller veremeyen. vb. Bu şekilde yüzlerce yıldır yaşarlarken. bir maymunun birkaç nesil geçirerek bir insana dönüşmesi değildir. belirli bölgelerde yaşayan canlılar birbirlerinden ayrı düşebilirler veya bir tür içerisindeki canlılardan bazıları başka bölgelere göç etmek zorunda kalırken. toprağın yumuşak olduğu ve dolayısıyla toprağı delerek çukur açmanın basit olduğu. genel kanıyı akıldan silerek başlamakta fayda görüyoruz: Türleşme. bir kısmı halihazırda var oldukları bölgede kalabilirler. etrafımızda sürekli olarak değişir. insanların aklında bu şekilde bir imge yaratmaya çalışarak. farelerin bir kısmını (yarısı diyelim) kurak tarafa attığını varsayalım. sonradan “ortak ata” olarak anılacak olan bir grup canlının. Yaşadıkları bölgede bir de nehir bulunsun. sürekli olarak değişir. aralarına girecek veya dış etmenlerce sokulacak olan fiziksel engellerdir (bariyerlerdir). Türleşme mekanizmaları nelerdir? Türleşme olgusuna iki açıdan yaklaşabiliriz: 1) Fiziksel Bariyerlerin Varlığında Meydana Gelen Türleşme (Allopatrik Türleşme): Daha önce de değindiğimiz gibi. türleşme. bazı değişimleri de katar. bu farklılaşmaya ekolojik. normalde bol ağaçlık ve seyrek güneş alan. akabininde söyleyecekleri “Ne kadar da saçma değil mi?” gibi sözlerine zemin hazırlamaayı hedeflerler.

İşte buna biz allopatrik türleşme diyoruz. evrimleşmekten bahsedilemez. genlerdir. ancak kuru toprağa daha iyi adapte olanların. Bu seçilim sonucunda türler farklılaşır ve farklı canlılar doğa koşullarına tabi tutulurlar. uzatmamak adına. Evrim’dir. farklı seçilim baskıları etkisinde. bunun sonucunda da kendilerini göreceli olarak üstün kılan genleri yavrularına aktarırlar. yeni ve kurak ortama geçen canlılar üzerinde yukarıda bahsettiğimiz gibi yoğun bir seçilim baskısı oluşur ve sürekli olarak popülasyonda belirli bireyler avantajlı konumda olur ve seçilirler. 45 . En başarılı olanlar hayatta kalır ve ürerler. Daha doğru bir ifadeyle. İşte bu genetik birikim ve değişim. Peki türleşme hangi noktada devreye girer? Yeni ortama geçen popülasyon. Yukarıdaki ayı örneğinde de açıkladığımız gibi. yüksek sıcaklıklara ve şiddetli güneş ışınlarına daha çok dayanabilenlerin hayatta kalacağını görmek zor değildir. Diğer sistemler. yeni ortama zorla geçirilen bireyler nesiller boyunca farklılaşırlar ve bulundukları tamamen zıt ortama adapte olacak şekilde evrimleşirler. Bunun sonucunda zincirleme olarak pek çok özellik değişecektir: Kas yapıları. İşte bu. organ ve sistemleri kodlayan gen yapıları. sayısız nesil sonra. Nesiller boyu bu seçilim devam eder ve yeni ortamdaki fareler. Hatta bu gelişimler dahilinde (başka organları ele alırsak) bazı organların yerlerinin değişmesi veya daha farklı biçimlere bürünmesi gerekebilir. bacak tipleri.E V R İ M A Ğ A C I lerdir. Bu değişim dahilinde. Bu sinir sistemini. Diğerleri ise elenirler. Üreme sonucu doğan farklı çeşitlilikteki bireyler doğa karşısında teste tabi tutulurlar. bu pençeyi besleyen damarlar ve sinirler değişir ve gelişir. sürekli olarak daha avantajlı özelliklere sahip yapı. daha güçlü kazıcı uzuvlara sahip olanların. sadece morfolojik özellikler açısından farklılaşmazlar. tek bir değişim bile onlarca değişimi beraberinde getirecektir. popülasyon içi çeşitlilik dahilinde seçilir. bir kuş popülasyonunu coğrafi olarak bölebilir. dolaşım sistemini ve diğer pek çok sistemi ve organı etkileyecektir. eski ortamlarında kalmış olan farelerle çiftleşemeyecek hale gelirler. Nehrin araya girmesiyle popülasyonun bireylerini birbirinden ayırmasına coğrafi izolasyon. Evrimleşen. asla bireyler üzerinde gerçekleşmez! Yani bir insan. İşte bu şekilde. zincirleme olarak pek çok değişimi beraberinde getirir. Genellikle üreme sisteminin etkilenmesi. Ve en nihayetinde. Çünkü evrimleşmek için. Ki bu örneğimizde pek çok değişken değişmiştir. Böylece nesiller boyunca evrim gerçekleşir. bir ayının daha güçlü pençeler geliştirmesi (daha doğrusu daha güçlü pençeli olan ayıların seçilerek hayatta kalması) sadece pençe yapısını morfolojik olarak ilgilendiren bir değişim değildir. ancak cinsel olarak bölemez. Bir diğer hatalı algılanan nokta da budur. türlerin birbiriyle çiftleşmelerine engel olacak şekilde olan coğrafi izolasyona ise cinsel izolasyon denir (örneğin bu nehir. Bu böyle devam eder. popülasyonlardır! Yani insan popülasyonları evrimleşir. hatta gerekirse beyin bu yeni pençeyi kontrol edebilmek için daha da gelişmesi gerekir. kemikler. artık nehir sebebiyle birbirleriyle çiftleşemeyeceklerdir. En başarılıları hayatta kalır ve ürer. yavaş yavaş o ortama daha fazla adapte olacak şekilde (daha doğrusu daha fazla adapte olanların seçilmesi sonucu) farklılaşırlar. vb. avcılardan daha aktif olarak kaçabilenlerin. kıl rengi. dolaylı yollarla olur. çünkü kuşlar nehrin üzerinden uçabilirler). eninde sonunda üreme mekanizmalarını ve üreme sırasında kullanılan sperm ve yumurtanın genetik yapısını değiştirir. İlk ortamdan. Daha önceki yazılarımızda da paylaşmıştık. Yani fiziksel bariyerler sebebiyle meydana gelen coğrafi ve cinsel izolasyon sonucu oluşan türleşme. değişen aslında fizyolojik görüntüleri değildir. organlar ve yapılar değişirken. Birbirinden ayrılan bu popülasyonlar. Yani bir değişim. kaslar ve tendonlar yeniden düzenlenmesi gerekir (daha doğrusu en uygun olarak düzenlenenler avantajlı olurlar ve seçilirler). hayatta kalmak ve üremek gerekir. üreme sistemi de bundan etkilenecektir. hiçbir zaman tekil bireyler evrimleşmezler. Fare örneğimize dönecek olursak. İşte bu. Evrim’dir. Bunun sonucunda. Değişenler. yeni ortama gitmeye zorlanan bireyler o kadar farklılaşırlar ki. iskelet sistemini. Bunun sonucunda yine genler seçilir. Bu değişimler genellikle çok küçük adımlar halinde olur ve asla ama asla tek bir bireyde meydana gelmezler! Bu da yanlış anlaşılan diğer bir noktadır: Evrim. eskiden birbiriyle rahatça çiftleşebilen fareler. nesiller boyu kendi içlerinde ama birbirleriyle çiftleşemeyecek şekilde ürerler ve yaşamlarını sürdürürler. boyutlar. asla evrimleşmez. kökten değişecektir. Üreme olmadan. Ne tip seçilimlerden geçtiğini burada ele almayacağım.

Yani değişim. belki hala fare gibi görünür. Tabii ki Biyoloji’den anlayamayan biri için.eski ortamda kalan farelerin adı Mus caroli ise. Daha farklı senaryolar dahilinde. özellikler değişir ama “fare. Eğer ki türler arasında farklılaşma meydana gelseydi.. o zaman yeni ortamda evrimleşen gruba bir alt tür diyecektik ve eski ortamda kalmış grubun adı -atıyorum. tamamen ayrı bir Evrim patikasına girmişlerdir. öyle beklenildiği gibi bir farenin bir file değişmesi gibi değildir. 46 .. Bilimsel isimleri. Bu farklılaşma çok uzun süreler sürdüğünde ve farklı değişkenler işin içine girdiğinde. yeni cinsler (tür toplulukları) oluşabilecektir. kısaca evet.Mus caroli caroli olacakken. daha farklı evrimleri işin içine katabilirdik: Örneğin ya büyüklük inanılmaz avantaj sağlasaydı yeni ortamda? Bizim eskiden o “fare” dediğimiz şey. faredir”. Fare. size ayrıntılı bir örnekle türleşmeyi anlatmayı hedefledik. teknik olarak haksız oldukları gibi. sorumuzun cevabını verecektir. günümüzün göreceli olarak küçük kedileri boyutuna kadar büyüselerdi (tabii yapılarında ve görünüşlerinde yüzlerce. sadece birkaç on ya da yüz nesil içerisinde meydana gelen değişimlerden bahsettik. İşte Evrim Ağacı bu şekilde dallanmalar sonucu oluşur. yapı değişir. ancak hala birbirleriyle üreyebiliyor olsalardı. bir süre sonra dallanmalar ve izolasyonlar o kadar artabilecektir ki. aradaki en ufak farkı bile görecek şekilde uzmanlaşmış mısınız? Bu.“fare. “ehil göz” olayı işin içerisine girmektedir. ortada ciddi bir değişim vardır ve bu sadece birkaç on ya da yüz nesil içerisinde meydana gelmiştir. ancak artık eski fare değildir! Ve şu anda. İkinci tip türleşmeyi. ancak -atıyorum. hala faredir”. kediye dönüşseydi demiyorum. bütün farelere “fare işte” diyip geçen biri misiniz? Yoksa gerçek bir bilim insanı gözüyle. Artık bu yeni “fareler”. Sizin hayata bakış açınız ve biyolojiden ne kadar anladığınız çok önem kazanmaktadır. binlerce değişiklik meydana gelerek ve dikkat! Fare. Esasında -çoğu zaman Evrim Karşıtlarının ısrarla iddia ettiği ve pratik olarak haklı. Bu yazımızda. bir sonraki notumuzda ele alacağız. Yani farklı bir tür meydana gelmiştir. sadece boyut veriyorum)? O zaman da onlara “fare” diyecek miydik? Her neyse. Siz. bu noktayı artık geçiyorum. yeni türün adı Mus caroli cervicolor olacaktı. Renk değişir. yeni ortamdaki farelerin adı Mus cervicolor olabilir. belki yine Mus cinsi içerisindedir.E V R İ M A Ğ A C I Peki iki tür arasındaki farklılık ne kadardır? İşte bu çok önemli bir noktadır: Yine burada.

Çok kromozomlu canlılarda. diğer grubu etkileyememektedir. olması gerekenden fazla kromozom seti bulunur. bir popülasyonun bireyleri (örneğin bir önceki yazımızdaki fare popülasyonu) birbirlerinden coğrafi bir bariyerle (örneğin deprem sonucu yönü değişen nehirle) ayrılmadan da. yani iki grup (varyete. Kimi zaman. çeşit) birbiriyle çok uzun yıllardır çiftleşmemekte ve hep kendi aralarında çiftleşmektedir. simpatrik türleşmedir. genetik bir hatadan ötürü genetik materyalin çoğalması sonucunda ayrışmama meydana gelir ve bir bireyde. tek bir tür içerisinde meydana gelebileceği gibi (autopolyploidy).. Rhagoletis’lerin bir kısmı. iki veya daha fazla yeni canlı grubunun oluşması demektir. Simpatrik türleşme. ağaçlar üzerine yerleşen Rhagoletis’ler kısa sürede özgürlük avantajlarını kullanarak sayılarını arttırdılar ve elma ağacının kokusunu tercih edecek ve elmanın oluştuğu dönemde yumurtalarını bırakacak şekilde farklılaşmaya başladılar. fiziksel bariyerlerle birbirlerinden ayrılmayan popülasyonlar içerisinde meydana gelen türleşmeye verilen isimdir. alıç üzerinde yaşayanlar. Yalnız bu noktada önemli bir fark vardır: Elma. varlıklarını sürdürüyorlardı. Bunları bir şekilde görecek olursak: 47 . Elma ağaçları yepyeni bir yaşam alanı olduğu ve henüz ele geçirilmediği için. Ayrıca. sadece fiziksel bariyerler sonucunda oluşmaz. aynı popülasyon içerisinde türleşme meydana gelebilir. Çünkü bu iki grubun larvaya dönüşme zamanları. Bunu hemen bir örnek ile açıklamak istiyorum. alıçtan önceydi. çiftleşmekte ve yumurtalarını bırakmaktaydı.E V R İ M A Ğ A C I 3: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Simpatrik Türleşme Ne Demektir? Türleşme. coğrafi izolasyona bağlı olmaksızın oluşan cinsel izolasyon meydana gelmiştir. yalnızca Kuzey Amerika’da bulunan alıç bitkisi (hawthorn) üzerinde yaşamakta. Bundan sonra. Günümüzde. Bu yazımızda buna değineceğiz. bu iki bitkinin olgunlaşma zamanları birbirinden farklı olduğundan dolayı aralarında. vb. bu da genetik farklılaşmayı göstermektedir. Kuzey Amerika’da iki grup Rhagoletis pomonella yaşamaktadır. Simpatrik türleşme böcekler sınıfında oldukça sık görülmekle birlikte. Araştırmacılar bu iki grubun birbirinden her geçen yıl daha uzaklaştığını ve türleşme yolunda gittiklerini düşünmektediler. İşte bu. sonrasında bazı açıklamalara gireceğim: 1800’lerin ortasında Rhagoletis pomonella isimli bir sinek. diğerleriyle aynı ortamda bulunan elma ağaçları üzerinde yaşamaya başladı. elma ağaçlarının alıç ile oldukça yakın akraba olmasıdır. çoğunlukla bitkiler alemiyle birlikte anılır. Halbuki ağaçlar çoğu zaman benzer bölgelerde bulunur (coğrafi izolasyonun olmaması bu demektir). özellikleri oldukça farklılaşmıştır. büyüme hızları. Ancak bundan 150 yıl önce. Hatta artık bunlara iki farklı alt tür olarak bakan araştırmacılar bile vardır. birden fazla türün kromozomlarının karışması sonucunda (allopolyploidy) da oluşabilir. alıça göre farklı kokmaktaydı ve mevsimsel olgunlaşma zamanı. yumurtalarını sadece alıç üzerindeki meyvelere bırakır. Çünkü simpatrik türleşmenin en önemli tetikleyicisi çok kromozomluluk (polyploidy) denen. Ancak türleşme. bir parazit türü sadece elma üzerindeki grubu etkilerken. Allopatrik türleşme ise. Bunun sebebi. Bir grup. çeşitli mekanizmalar dahilinde birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları sonucu. Öyle ki. fiziksel bariyerler sebebiyle meydana gelen coğrafi ve cinsel izolasyon sonucu oluşan türleşmedir.. genetik bir olgudur. bir diğer grup ise sadece elma ağaçları üzerine. Diğer tarafta. sonradan “ortak ata” olarak anılacak olan bir grup canlının. Çok kromozomluluk. Biyolojik Tür Tanımı dahilinde. Avrupalıların bir kısmı Kuzey Amerika’ya elma ağaçlarını getirdi ve dikmeye başladı. kendi içlerinde çiftleşebilen ancak diğer canlı gruplarıyla verimli döller veremeyen.

kendi kendini dölleyebilir (self-fertilization) ve bu olay görülür. Türleşmenin gerçekleşebilmesinin pek çok yolu vardır. çünkü çok az hayvan hem sperm hem yumurta üretir. 48 . mayozda hata meydana gelir ve bu (2n) hücreden. dolayısıyla cinsel izolasyona sebep olur. çoğu hayvanda cinsel iki-biçimlilik (sexual dimorphism) vardır ve erkek ve dişi farklıdır. nesiller boyunca sürdüğünde. İşte bu. eğreltiotları türlerinin %95’inin çok kromozomluluk sonucu meydana gelen simpatrik türleşme sonucu evrimleştiğini söylemektedirler. iki veya daha fazla tür oluşur. Ancak doğa mükemmel olarak çalışamadığı için. Bu. bu yeni canlıların.E V R İ M A Ğ A C I Şekilde görebileceğiniz gibi. Bazıları. İşte bu genetik farklılığın oluşması. En nihayetinde. çiçekli bitkilerin %70’inin. bunların birbiriyle birleşmesi sonucunda iki çift kromozom setine (4n) sahip bir hücre oluşur. eski ve orjinal bireylerle çiftleşememesine. çok-kromozomluluktur (polyploidy). Bazılarının türleşmesi oldukça yakın zamanlarda meydana gelmiştir. yine (2n) olan iki adet gamet hücresi (sperm veya yumurta) meydana gelir. DNA kopyalanması sonucu bir kromozom setine sahip (n) 4 adet hücre oluşturması beklenir. Daha sonra. en soldaki hücre mayoz bölünme geçirir ve normalde bir çift kromozom setine (2n) sahip olan ana hücrenin. bir türden. Bu olay hayvanlarda çok sık gözlenmez. Ancak bazı hayvanlar ve bitkilerin büyük bir kısmı. Simpatrik türleşme. özellikle bitkiler ve kendini dölleyebilen hermafrodit canlıların evrimlerinde önemli bir olgudur. farklılıklar meydana gelir ve birikir. daha ilerideki notlarımızda izah edeceğimiz hibritleşme sonucu türleşmiştir. Botanikçiler.

vb. kendi içlerinde çiftleşebilen ancak diğer canlı gruplarıyla verimli döller veremeyen. mutasyonlar göz ardı edilirse. tek bir apartmanın tek bir katındaki insanları hesaba katarsak. açık bir şekilde. Bu türleşme tipinde. yüzlerce yıldır bir ormanda yaşamakta olsun. Evrim konusundaki en önemli birkaç açıklamayı yapabilmek için en iyi türleşme tipidir. ana popülasyondan yüzlerce kilometre öteye kaçtığını düşünelim. aynısı geçerlidir. avcı. Bu popülasyon. İkinci olarak.) bulunabilir. sonradan “ortak ata” olarak anılacak olan bir grup canlının. Bunu şöyle düşünebilirsiniz: Türkiye’ye genel olarak baktığımızda. Doğrudan konuya girmekte fayda görüyoruz: Bu notumuzda inceleyeceğimiz ilk türleşme allopatrik türleşmenin bir alt kolu olan Peripatrik türleşme’dir. yeni ortamlarında yaşamaya devam edecek ve birbirleriyle çiftleşerek gittikçe büyüyecektir. tek bir bölgedeki. o popülasyon. ormanın bir kısmı yansın ve 350 kadar bireyden oluşan popülasyonun büyük kısmı bulundukları bölge civarında hayatta kalmayı başarırken. bir Pan troglodytes (şempanze) popülasyonu olsun. Bu önemli kavramlardan ilki kaşif etkisi (founder effect). Bu durumda da. Bu notumuzda ise iki diğer türleşme tipine de değinerek. Şimdi. yine hayali bir popülasyonu ele alalım. bir popülasyon dahilindeki bireylerin küçük bir kısmı. yepyeni bir alana ulaşmış olsun. Bu küçük grup. binlerce farklı insan görebilecekken. bu sefer. günümüze kadar tanımlanmış türleşme biçimlerinin tamamını sizlere aktarmış olacağız. Allopatrik türleşme ile aralarındaki tek fark. Bu durumda da. eski bölgede kalan Pan troglodytes bireylerinin hiçbir zaman gelmediği. bu 30 bireyin genetik özellikleriyle harmanlanacaktır. çünkü çeşitlilik azdır. zorunlu gibi gözükse de. diğer tarafta ise göreceli olarak küçük bir grup bulunur. nem. Yani bir insan popülasyonu için düşünürsek. üçüncüsü ise bu notumuzda girmeyeceğimiz Genetik Sürüklenme’dir. tamamen farklı koşullar (besin. tamamen kahverengi gözlü olan bir popülasyonda. durup dururken bir mavi gözlü bireyin çıkması mümkün olmayacaktır. fiziksel bariyerler sebebiyle meydana gelen coğrafi ve cinsel izolasyon sonucu oluşan türleşmedir. iki veya daha fazla yeni canlı grubunun oluşması demektir. çeşitli mekanizmalar dahilinde birbirleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmaları sonucu. Simpatrik türleşme ise. peripatrik türleşmede bunun genellikle bir fiziksel bariyer yerine göç yoluyla ve göreceli olarak daha az zorunluluktan meydana gelmesidir (göçlerin de altında genelde zorunlu sebepler yattığını unutmayınız). bu şekilde. daha önceki notlarımızdaki fare örneğinde verdiğimiz gibi. ormanın hiçbir yeri aynı özelliklerde değildir. oldukça farklı bir ortama geçilmiş olsun. sıcaklık. 350 popü- 49 . Bu noktada. Tabii ki. popülasyon genelde eşit oranlarda ve zorunlu olarak bölünürken. allopatrik türleşmeden farkları şu şekilde sayabiliriz: İlk olarak. Biyolojik Tür Tanımı dahilinde. peripatrik türleşme. allopatrik türleşmede. mavi gözlü bireylere sahip bir diğer popülasyonla karışmadığı sürece. popülasyonun büyük kısmının eski bölgede kalmasından ötürü bu kadar uzağa kaçmanın kritik bir olay olmadığını görmemiz gerekir. Özellikler. av. Ancak bunlardan oluşacak olan yeni popülasyon.E V R İ M A Ğ A C I 4: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Parapatrik ve Peripatrik Türleşmeler Ne Demektir? Türleşme. çeşitlilik ve farklılık miktarı oldukça azalacaktır. sığınak. Şimdi. ana popülasyondan ayrılır (göç eder) ve yeni bir ortamda yaşamlarına devam ederler. Allopatrik türleşme ise. peripatrik türleşmede bir tarafa büyük bir grup. allopatrik türleşmede fiziksel bir bariyerin zorla bir popülasyonu ikiye ayırması durumu mevcutken. bu 30 bireylik küçük grubumuzun. ikincisi darboğaz (bottleneck). eski ve 350 bireylik gruba göre çok daha az genetik çeşitliliği bulunmaktadır. göreceli olarak korkak olan 30 bireylik bir grubun. Genellikle çok-kromozomluluk (polyploidy) veya zamansal bariyerler (çiftleşme dönemleri gibi) aracılığıyla meydana gelir. fiziksel bariyerlerle birbirlerinden ayrılmayan popülasyonlar içerisinde meydana gelen türleşmeye verilen isimdir. Her ne kadar allopatrik türleşme ile özellikler açısından oldukça benzeş olsa da. Ancak talihsizlik sonucu meydana gelen bir yangında. Bu popülasyon.

allopatrik türleşme ile simpatrik türleşme arasında bir “geçiş türleşme tipidir”. bu notlarda açıkladığımız sebeplerle meydana gelen ufak değişimlerin nesiller boyu ve isnan ömrünün yetmeyeceği seneler boyunca birikmesi sonucu. bazı mekanizmalar sonucu bireyler bir süre sonra birbirleriyle çiftleşememeye başlarlar ve türleşme meydana gelir. Bunun sonucunda. canlılar farklılaşacaktır. kendi özelliklerini taşımıştır. Bu şekilde. temel olarak. Bu da. genetik materyalin daha büyük bir gruptan ayrılan küçük bir gruba ait olmasına ve onlardan oluşacak popülasyonun. Şimdiye kadar verdiğimiz bilgiler dahilinde. kimi zamanlar karışmalar olabilir. yeni bir bölge “keşfetmiş” ve oraya. Yeni ortama giden canlılar. Hikaye. Bu karışmaların seyrelmesi ve genetik bazı olaylar dahilinde (azalan heterozigot fitness’ı gibi) türleşme meydana gelebilir. fiziksel bariyerlerin zorunlu ayrımı etkisi olmaksızın. sıkça tekrarladığımız üzere. küçük bir popülasyonun. Parapatrik türleşme olayında ise. Unutmayın: Türleşme. Örneğin. bu tipi anlamak çok daha kolay olacaktır. doğa koşulları dahilinde. Tek yapılması gereken. Türler bir yana. Ancak yine de. bu 30 birey. Evrim her an. ana türle çiftleşemez hale gelen popülasyonlar. İşte bu şekilde. genetik varyasyon dahilinde en çok adapte olanları seçtikçe). Simpatrik türleşmede ise. popülasyon üzerindeki bu etkiye. bir arada bulunmalarına rağmen daha önceki notlarımızda açıkladığımız çeşitli yöntemlerle birbirlerinden farklılaşır ve türleşirler. insansı-maymunsu (günümüzdeki modern maymunlar değil!) bir türün şempanzeye (Pan troglydytes) dönüşmesi 6 milyon yıl. her yerde gözlenebilir. Gördüğümüz gibi. çok narin bir şekilde farklılaşması ve Evrim geçirmesidir. Bu notumuzda değinmek istediğimiz ikinci türleşme tipi ise parapatrik türleşme dediğimiz bir tiptir. popülasyonu bu kadar azaltan bu viral hastalığın etkisine darboğaz etkisi diyecektik. temel olarak allopatrikle aynıdır. Eğer ki geride ve eski bölgede kalan bireyler ölseydi veya üreyemeyecek hale gelseydi ve korkak/kaçak olanlar avantajlı konumda olup üreyebilselerdi. faremsi (günümüzde var olan fareden ÇOK farklı. insansı bir 50 . birikecek ve eninde sonunda türü nesiller sonunda apayrı bir noktaya taşıyacaktır. gözlenmektedir ve gözlenecektir. Bu minik farklılaşmalar. Ancak. benzer türlerin farklı popülasyonları arasında bir sınır çizilir ve birbirlerine çok fazla bulaşmazlar (ağaçlara ve taşlara üre bırakarak alanlarını işaretleyen köpekleri düşünün). Genellikle. Bunlar. 30 kişilik ve sınırlı çeşitliliğe sahip bir gruptan alınacaktır. Tek bir orman dahilinde akıl almaz sayıda tür barınabilir. bunların arasında kalan veya alt kolları olan türleşme tipleri de bilim insanları tarafından tanımlanmıştır. çok büyük ve çok çeşitli bir yaşam alanıdır. doğada. canlı bireyleri arasında tam bir bariyer yoktur ve zaman zaman birbirleriyle karışırlar. Parapatrik türleşme. büyük popülasyondan ayrılması ve onlardan farklılaşmaları sonucu meydana gelen türleşmedir. 100 kişilik bir popülasyonda meydana gelen bir viral hastalık sonucu popülasyonun çoğu (örneğin 80 kişi) ölse ve 20 kişi hayatta kalıp. yeni ortama adapte olmaya başladıkça (daha doğrusu Doğal Seçilim. insanın tahmin edebileceğinden daha sık meydana gelir. Bunu da. Biraz açıklayalım: Allopatrik türleşmede. Adından da açık olduğu gibi. bu işin eğitimini almak ve doğaya bilim insanlarının tarafsız gözleriyle bakmayı öğrenmektir. türleşmenin en temel tipleri allopatrik ve simpatrik türleşmeler olmakla birlikte. bu bariyer bulunmaz ve bireyler. yeni bir popülasyon üretmek üzere birbirleriyle çiftleşseler. ancak tipik olarak ve görünüş açısından ona benzeyen) bir türün günümüzdeki modern bir file dönüşmesi 80 milyon yıl kadar. yine allopatrik türleşmede olduğu gibi. Uzun lafın kısası. canlıların çok yavaş. darboğaz (bottleneck) denecekti. ciddi bir fiziksel bariyer bulunmaktadır. yeni türler olacaktır.E V R İ M A Ğ A C I lasyonluk ve geniş çeşitliliğe sahip bir gruptan değil. asla ama asla bir türün bir anda kendisinden çok farklı ve çok uç özelliklere sahip bir diğer türe dönüşmesi değildir! Türleşme. “Evrim gözlenebilir mi?” sorusuna açık bir cevap vermektedir: Evet. peripatrik türleşme. bu ana bireylere ait özellikleri taşımasına kaşif etkisi (founder effect) denir. yine şempanze popülasyonu ile örnekleyebiliriz: Orman. popülasyonlar birbirleriyle komşu vea iç içe olarak bulunurlar. Kambriyen Dönemi’nde yaşamış denizel bir canlının günümüzdeki ata kadar süren evrimi 450 milyon yıl sürerken.

Ve her şeyden önce milyon yıl tabirinin ne olduğunu idrak etmek gerekir. farklı türler haline gelmiş popülasyonları bir araya getirip çiftleştirmeye çalışırsak neler olur.E V R İ M A Ğ A C I türün insana dönüşmesi 2 milyon yıl kadar alabilmektedir. Bunlara zamanı geldikçe değineceğiz. bunları ve doğadaki üreme engelleme mekanizmalarını göreceğiz. Bir sonraki notumuzda. 51 .

erkeklerin organları ile dişilerin organlarının birbirine uymaması durumunu ortaya çıkarır. türleşme öncesi. sırasında veya sonrasında. Richard Dawkins. popülasyonların ya da türlerin. Az miktarda bulunan zamansal çakışmada da. Bu bariyerleri tek tek inceleyelim: 1-A) Habitat İzolasyonu: Bu tip bariyerler. Üreme bariyeri. Güney Amerika’da yaşayan 3 yakın tür leopar kurbağasıdır. canlılar zaten cinsel birleşme yaşayamazlar ve bunun sonucunda da zigot meydana gelemez. tercihlerini oluşturan meyvelerin farklı emvsimler ve aylarda olgunlaşması sebebiyle.E V R İ M A Ğ A C I 5: Zigot-Öncesi Üreme Bariyerleri Dünya çapında bilim dünyasınca en çok kabul edilen tür tanımının üreme üzerine olmasının çok önemli gerekçeleri vardır. cinsel birleşmeden sonra spermlerin (veya bitkilerde polenlerin). Bu sırada orkide. Rhigoletis cinsi sinekleri hatırlayın: Farklı meyveler üzerinde yaşamaya ve üremeye alışan türler. bu çağrıya cevap vermezler. 1-B) Zamansal İzolasyon: Pek çok canlının üremek için tercih ettiği zamanlar mevcuttur. iki canlının çiftleşmesine engel olan mekanizma. 1-D) Davranışsal İzolasyon Birbirinden farklılaşan türler. Bu. İşte birbirine yakın olan türler veya bir türün alt türlerinin cinsel üreme dönemleri birbirinden zamansal olarak farklı ise. Ancak farklı ya da farklılaşmış türlerden olan kurbağalar. tozlaştırıcı hayvanın davranış ve beslenme biçimi de bu izolasyona sebep olabilir. Bu. Yani bu tip bariyerlerin bulunması durumunda. aynı türün dişileri tarafından kolaylıkla algılanır ve genellikle uyulur. Bu da.bundandır. Erkek yabanarısı. her mevsimde veya dönemde çiftleşmezler. zigot-öncesi bariyer olarak bilinir. yaşadıkları ortamı ve genel olarak ortamsal alışkanlıklarını değiştirmeleri sonucu meydana gelir. php?note_id=169547733103310) cinsel döngüden kaynaklanmaktadır. çiftleşme zamanları birbirinden tamamen olmasa da farklıdır. davranışsal bir izolasyonu beraberinde getirir. yaban arılarının dişilerinin görünümüznde ve kokusundadır. zigot-öncesi bariyerlerden biri olarak sayılmaktadır. genellikle tozlaştırıcı hayvanın (pollinator) yapısının uygunsuzluğundan kaynaklanır. Aynı türden olan dişiler. genellikle türler arası çiftleşme meydana gelmez. mekanik izolasyon denir. sebep demektir. üreme bariyerlerini iki önemli kısımda incelememiz gerekir: 1) Zigot-Öncesi Bariyerler Zigot öncesi bariyerler. adından da anlaşılabileceği gibi. türleşmeyi tetikler. Örneğin Cryptostylis isimli bir orkide türü. Örneğin. Üremenin en önemli noktaları. Örneğin Kaliforniya dağlarında yaşayan bir bitki cinsi olan Aquilegia’ya ait iki türde farklılaş- 52 . Örneğin bir at ile kedinin çiftleşememesi -bazı başka önemli genetik sebepler haricinde. Ancak üreme gerçekleşmez.com/note. zigot oluşumundan önce çoğalmaya engel olduğu için. Simpatrik Türleşme ilgili yazımızda. canlıların çiftleşmesini daha zigotun oluşmasından önce engelleyen bariyerlerdir. Tipik bir örneği. birbirleriyle çiftleşemezler ve bunun sonucunda yine türleşme meydana gelir. Ataların Hikayesi isimli kitabında bundan ayrıntısıyla bahsetmektedir. Bu tip izolasyon. bir türe ait erkek kurbağanın üreme çağrısı. Bu 3 türün. Bunların başında da. 1-C) Mekanik İzolasyon Farklı tür bireylerde. Bu. Bitkilerde ise. durum. tanımı gereği. polenlerini erkek yabanarısına yapıştırmayı başarır. erkeği bulur ve çiftleşirler. dişi yumurtasını bulması ve kaynaşabilmesi sonucu meydana gelen döllenme ve bunun sonucunda meydana gelen ilk hücre olan zigot oluşumudur. her canlı. Bitkilerdeki mekanik izolasyon ise. Bir diğer deyişle. zigot oluşumuna engel olduğu için (farklı habitatlarda yaşayan canlılar çiftleşme fırsatı bulamaz). uzun nesiller boyunca farklılaşmadan ötürü cinsel organların boyu ve şekli değişebilir. habitat olarak izole olurlar ve birbirleriyle üreyemez hale gelirler. birbirleriyle çiftleşmeyi istemeyebilirler veya çiftleşme çağrılarına uymayabilirler. Buna. daha önceki notlarımızdan birinde bir miktar değindiğimiz (https://www.facebook. Bu. doğada görülen üreme bariyerleri gelir. orkideyi dişi bir yabanarısı sanar ve çfitleşmeye çalışır. Bu sebeple.

Bu bitki. 53 . Bunun başlıca sebepleri. Bu farklılaşma sonucu. bir noktadan sonra eskiden tek bir tür ve popülasyon olan canlılar. Daha önceden. İşte bu farklılaşma sonucunda. Öte yandan Aquilegia pubescens türünün uzun. yumurtanın salgıladığı ve spermlerin onu bulmasını sağlayan kimyasalı tanımaması veya yumurtayı bulmalarına rağmen yumurtaya kaynaması için kullandıkları kimyasalların artık birbiriyle uyumsuz olması gösterilebilir. türleşme sonucunda sadece belirli görünen organların değil. sperm ve yumurtaya ait biyokimyasal yapı da değişir.E V R İ M A Ğ A C I mış renk. şekil ve duruş gözlenir. çoğu zaman. aşağıya doğru bakarak beslenen ve uzun bir beslenme organı bulunan şahin güveleri tarafından tozlaştırılır. bu da bitki çiçeğinin duruşu ve uzunluğu ile uyumludur). Güvenin yapısı ve beslenme biçimi. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı sperm ve yumurta birbirine kaynayamaz ve zigot oluşmaz. uzun süre ata bireylerle çiftleşmemekten dolayı farklılaşabileceğinden bahsetmiştik. çiçeğin duruşu ve boyu ile uyumludur. açık renkli ve yukarıya bakan çiçekleri vardır. Aquilegia formosa askı şeklinde ve kısa bir çiçeğe sahiptir ve arıkuşu tarafından tozlaştırılır (arıkuşunun gagası da kısadır ve kafasını yukarıya kaldırarak beslenir. sayıca ve biçimce çoğaltılabilir. 1-E) Gametik İzolasyon Belki de zigot-öncesi bariyerlerden en önemlisi gametik izolasyondur. üreme sisteminin de. Örnekler. bir araya getirilseler ve cinsel birleşme meydana gelse dahi. spermin. sperm ile yumurtanın biyokimyasal ve genetik yapıları uyumlu olmayacağı için zigot oluşamaz.

Türleşmenin özellikle ileri aşamalarında gözlenen bu durum.E V R İ M A Ğ A C I 6: Zigot-Sonrası Üreme Bariyerleri ve Hibritler Hatırlarsanız. hibritleşme denmektedir. İşte buna. ya zigot oluşumundan hemen sonra ya da embriyonun gelişimi sırasında bir noktada ölürler. türleşmenin başlamasından ötürü zigot-sonrası bariyerler olarak isimlendirilen engeller devreye girer ve yavrular ya kalıcı olmazlar ya da üreyemezler. bu iki ayrı türün kendi içerisinde çiftleşmeleri sonucu meydana getirecekleri bireylerden çok daha düşük yaşama oranına sahip olmalarıdır. Dolayısıyla üreyemeyecek ve yeni bir popülasyon oluşturamayacaktır. farklı türlerin genetik yapılarından kaynaklanan değişikliklerin bir bireyde toplanması sonucu anormalliklerin ortaya çıkmasıdır. bu hibritleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan durumlara ve zigot-sonrası bariyerlere bakalım: 2) Zigot-Sonrası Bariyerler Türleşmenin tamamen gerçekleşmesi ve türlerin artık yukarıda sayılan izolasyonlardan biri ya da birden fazlası dahilinde farklılaşmaları sonucu. Yani. hibritler doğal seçilim ile genellikle desteklenmezler ve elenirler. Ancak bu birey de kısır olabilecektir. Ancak kimi durumda. her ne kadar Biyolojik Tür Tanımı dahilinde farklı türler. genellikle artık birbirleriyle çiftleşemezler. ancak bu gibi durumların tamamında. Elbette kimi durumda. Kimi durumlarda. morfoloji. davranış gibi çok daha kapsamlı alanları da tür tanımına kattığı için. ancak bunun bilinen bir örneğini bulmak zordur. Katırlar. Bunlara bakacak olursak: 2-A) Hibrit Zigotların Düşük Yaşam Oranı Genellikle. yukarıda ve önceki notumuzdaki bariyerleri aşarak doğabilen ve yetişkin hale gelebilen bireylerin. yani tek bir popülasyonken farklılaşarak iki yeni türün oluşması sonucu meydana gelen canlıların çiftleşmelerini önleyen ve dolayısıyla zigot dahi oluşturmalarına engel olan bariyerlerden bahsetmiş ve bunlara zigot-öncesi üreme bariyerleri demiştik. spermin yumurtaya kaynaması ve zigotu meydana getirmesi. normal bireylerde gözlenmeyen durumlar oluşur. at ile eşeğin çiftleşmesi sonucu meydana gelen ve katır olarak isimlendirilen türdür. konuya girmeden önce çok önemli bir tanımı yapmakta fayda görüyoruz: Birbirinden bir miktar veya tamamen farklılaşmış türlerin bir araya getirildiklerinde üremelerine hibritleşme (melezleşme). 2-C) Hibrit Kısırlığı Kimi durumda ise bu anormallikler görülmeden birey yaşamını sürdürebilir. bir önceki yazımızda. Bu durumda. Kısacası. birbirlerinden tamamen ayrılmamış olabilirler. bu durumda çiftleşme sonucu zigot meydana gelir. morfolojileri. ancak ya bu zigotta ya da zigot sonucu doğan bireyde. ancak zigotun bütünlüğünü ve canlılığını koruyamaması sonucu ölmesi olarak tanımlanır. zigot-öncesi bariyerler gibi tanımlanmaktan çok. farklı tür olarak tanımlanmalarına rağmen (çünkü davranışları. Şimdi. yavrunun bir yetişkin hale gelemeden öldüğü veya gelse bile çiftleşemeyecek kadar ciddi anormalliklere sahip olduğu gözlenmiştir. yukarıda tanımladığımız gibi. Bunlara az sonra değineceğiz. Bunun en bilinen ve klişeleşmiş örneği. ortam koşullarına göre avantaj hibritlere geçebilir. bu bariyer aşılabilir ve yavru doğar. basitçe şöyle tanımlanabilir: İki türün hibritleşmesi sonucu. genetik özellikleri birbirinden çok farklı olabilir) bazı türler birbiriyle çiftleşebilirler. bir araya getirilen türler kısmen de olsa çiftleşebileceklerdir. birbiriyle çiftleşemeyen bireyler olarak tanımlanmış olsa da. Bunun sebebi. türleşme için yeterince zaman ve nesil geçmemiş olur ve farklılaşan türler. türleşmeye başlayan veya tamamen türleşen canlıların. Bu noktada. zigot-sonrası üreme bariyerleri konusuna değinmek istiyoruz. Zigot-sonrası bariyerler. hibritlerin (farklı türlerin çiftleşmesi sonucu oluşan bireylerin) yaşam kalitesine ve yaşayabilirlikleri ile üreyebilirliklerine göre tanımlanır. çoğu durumda. sağlıklı olarak yaşamlarını 54 . Bu yazımızda ise. bu üreme sonucu ortaya çıkan bireylere ise hibrit (melez) denir. 2-B) Hibrit Yetişkinlerin Düşük Yaşam Oranı Bu durum. Ancak bu üreme gerçekleşmesine rağmen. Filogenetik Tür Tanımı. Yani. hibritleşme sonucu meydana gelen zigotların yaşama ihtimali çok düşüktür. Bu tip bariyere takılan zigotlar. İşte bu olaya hibritleşme denir.

Doğal Seçilim. Bunun örnekleri Phlox cinsi bitkilerde ve kurbağa popülasyonlarında görülmektedir. doğa karşısında hayatta kalamıyor ve üreyemiyorsanız. Bu hibrit alanlarının en ünlülerinden biri. zigot-öncesi bariyerleri. Çünkü Evrim. umuyoruz ki tüm seriyi adım adım okuyarak. hatalı ağız yapıları. üzerinde yüz binlerce akademisyenin ve araştırma görevlisinin çalıştığı bir bilim dalıdır. Yani. Okuyucularımız. zigot-sonrası bariyerlere sahip olan (takılan) bireylerdense. Kimi zaman. Eğer ki bu farklı türler. Böylece. bu iki habitat arasında. çoğunlukla hibrit bireyler bulunur. Evrim’i anlamak açısından son derece önem arz etmektedir. Bu da.E V R İ M A Ğ A C I sürdürürler. Evrim Kuramı’nın muhteşem bir özelliği olarak. hem ana-baba olan bireylere zaman ve enerji kaybı olmamış olur. Evrim Kuramı’yla ilgili bakış açılarını genişleteceklerdir. Bu hatalar arasında. tüm Avrupa’yı kapsayan bölgede meydana gelir. kaynamış kaburga kemikleri bulunur. Böylece ölen hibrit bireylerin yerine sürekli olarak yenileri gelir. Ateş-karınlı kurbağa (Bombina bombina) doğu Avrupa’nın hemen her yerinde yaşar. Bu sebeple üreyemezler ve sayılarını arttıramazlar. çünkü karşıt iki tür sürekli olarak karşılaşmakta (yaşam alanları çakışmakta) ve üremekte olabilirler. 55 . gereksizsinizdir) doğup. bir canlı “gereksiz” yere (unutmayın. Bu hibritlerin çoğunda ciddi ve ölümcül hatalar bulunur ve çok fazla yaşayamadan ve üreyemeden ölürler. ancak bunlar kendi aralarında çiftleşemedikleri için farklılaşarak yeni bir tür oluşturamazlar. bireyler Doğal ve Cinsel Seçilim karşısında yenik düşmektedirler. her üç durumda da. omurlardan bir kısmının birbirine kaynaması. İşte bu sebeple. doğa tarafından “kabul edilemez” bir durumdur. Görüldüğü üzere. farklılaşmaya ve türleşmeye başlamış ya da türleşmeyi tamamlamış canlıların yaşam alanları birbiriyle çakışabilir. ancak yavruların tamamının kısır olmasıdır. Burada daha fazla ayrıntısına girmeye gerek yoktur. Çünkü her durumda hayatta kalamamakta ve/veya üreyememektedirler. hem de “gereksiz” yere malzeme harcanmamış olur. Bu önemli bariyerleri ve durumları anlamak. Bir diğer klişeleşmemiş örnek. Bu hibrit alanları genellikle dardır. Bu duruma desteklenme (reinforcement) denir. sıradan ve basit bir konu değil. zigot-sonrası bariyerlerine karşı destekler. yukarıda açıklanan sebep ve biçimlerle birbirleriyle üreyebiliyorlarsa. ancak hepsi kısırdır. zigot-öncesi bariyerlerin varlığını destekler. Almanya’dan Karadeniz’e kadar uzanan 4800 kilometrelik bir hatta kesişir ve bu alanda. iskelet bozuklukları. gerçek akademik çalışmalardan ve bilgilerden haberdar olmaları gerekmektedir. Bu alanlarda. bu iki türün hibritleri yaşar. Bu iki türün yaşam alanları. çünkü bu hibrit bireyler üzerinde çok ciddi bir Doğal Seçilim vardır. Bunu öğrenmek ve hakkında fikir yürütmek isteyen bireylerin. Onunla yakın akraba ancak farklı bir tür olan sarı-karınlı kurbağa (Bombina variegata) ise batı ve güney Avrupa’da yaşar. Ancak bu hibrit alanları kimi durumda kalıcı olabilir. ağaç serçesi ve yer serçesi olarak isimlendirilen iki türün çiftleşmesi. farklı türlerin karşılaşmaları ve çiftleşmelerinden dolayı hibrit bölgesi denen alanlar oluşur.

ayrı ayrı cevaplamak istiyoruz. canlıların evrimleşme hızları birbirinden son derece farklıdır. Evrim yalan!” gibi kışkırtmalarının ve açıkçası da boş hayat emellerinin temel dayanaklarının merkezini oluşturmaktadır. Yani kurak ve sıcak bir alandaki canlılar üzerindeki çevresel baskı ile deniz ortamındaki canlılar üzerindeki çevresel baskılar kıyaslanamayacak ölçüde farklı ve çeşitlidir. ne de evrimi zor durumda bırakacak bir durumdur. Çin’de bulunan bir balık türünün. bizler. Canlı türleri evrim ağacında her biri ayrı kolda değişim geçirirlerken her tür farklı hızda mı evrilir? Şu an dünyamızda var olan canlı türlerinden biri için canlıların en ilkeli. Bu sebepledir ki Evrim’in bir yönünü tayin etmek mümkün olamamaktadır. ne evrime karşı bir kanıt olarak gösterilebilir. Bu. bir kısmı algıda seçiciliği kullanarak benzerlikleri. atalarına oldukça benzer bir şekilde günümüze kadar taşınmışlardır. Bun en iyi örneği. bu kadar uzun zaman aralıkları için bahsedilemez bir durumdur. ya da en az evrim geçirmiş olanı diye bir tanımlamaya gidilebilir mi? Ayrıca bütün canlılar için evrimin yönü aynı mıdır?” Evrim Ağacı olarak biz bu birden fazla soru içeren sorular bütününü parçalayarak. yukarıda kalın olarak işaretlediğimiz soruya cevap vereceğiz: Sayın Bersis İnan. çevresel koşulların kısıtlamalarından etkilenmektedir. İlk olarak. bunu anlamayacaklardır). az önce açıklananlardır. Bir grup hayvanda bu denli köklü değişimler gözlenirken. Ancak bazı canlıların uzun yıllar göreceli olarak az evrim geçirmelerinin (hiç evrim geçirmemek gibi bir durum. sayfamızın başlarında. birkaç on hatta yüz milyon yıldır. yani evrim geçirdiği gözlemlenmiştir. evrim gözlenebilmiştir (tabii evrimi bir tırtılın file dönüşmesi olarak anlayan/gören ve daha üzücü olarak bu şekilde görmek ve lanse etmek isteyen zihinler. İşte bunun sebebi. Diğer yanda insanoğluna “giden” kolun bu denli yoğun olarak evrimleşmesi de. sınıflandırma konusunda yetkin olmayan gözlerimize göstererek bizleri kandırma amacı gütmektedir. Örneğin son 10 milyon yılda tamamen kıllı ve muhtemelen dört ayak üzerinde yürüyen maymunsulardan. Tam tersine. avlanma konusunda son birkaç milyon yılda ve daha eskisinden beri çok ayrıntılı teknikler geliştirdiklerinden. farklı mıdır? Neden? Türleşme yazı dizimizin bu son yazısını. Ancak bazı canlılar ise. Bu iki grup hayvan. yani insanoğlu evrimleşmiştir. mutlaka çevre ya da cinsel eğilimler değişecek veya diğer mekanizmaların dinamikleri oynayacaktır ve evrim gerçekleşecektir) sebebi. temel doğrular içermektedir. 56 . Gerçekten çok önemli bir konu ve bazı bilim-dışı kaynak ve kişilerin sürekli olarak “X milyon yıllık fosil bulundu. kendi besin zincirlerinin en üst basamağında olduklarından. üzerlerindeki baskıların çok fazla ve karmaşık olmasındandır. Çünkü her birinin önemli sorular olduğunu düşünüyoruz. Bu güzel sorunuz için teşekkür ederiz. timsah ve köpekbalıkları pek fazla değişim göstermemiştir. Bu kişi ve kurumlarca yayınlanan belgelerin çok büyük bir kısmı yanlış olmakla birlikte. Yani sadece 1. Sayfamız üyelerinden Sayın Bersis İnan bize yönelttiği soru şöyleydi: “İyi akşamlar. çevresel ve cinsel baksının göreceli olarak sabit kalmasındandır. son birkaç milyon yıldaki sabit çevre koşullarından ötürü çevresel bir baskı hissetmediklerinden.E V R İ M A Ğ A C I 7: Evrim hızı tüm canlılarda aynı mıdır. günümüzdekinin tıpatıp aynısı. evrimsel kuramların bilimsel gücünü ortaya koyacak niteliktedir. 3 nesilde atadan uzaklaşarak onlarla çiftleşemeyecek kadar farklılaştığı. Evet. Evrim’in belirli bir yönü yoktur ve Evrim’in tüm mekanizmaları.5 yıl gibi bir sürede. köpekbalıkları ve timsahlardır. yani türleştiği. önceden yazdığımız bir cevap ile birleştirerek vermek istiyoruz (çünkü daha önceden sorulmuştu). cinsel seçilim konusunda bir etki yaşamadıklarından ya da çok az yaşadıklarından ve bunun gibi faktörlerden dolayı göreceli olarak az değişmişlerdir. İzah edelim: Daha önceki notlarımızda açıkladığımız üzere. Çok küçük bir kımsı ise. Bu yazıyı biraz daha güncelleyerek sizlere aktarmak istiyoruz. Bu baskılar (stresler) ayrı bir yazının konusudur.

belirli bir diyeti mevcuttur. bir dişi ve erkeğe sahip olan hemen hemen tüm canlılarda cinsel seçilim gözlenmektedir. “”Eh. sümüklüböceklerin çok yavaş hareket etmesi ve çok sınırlı bir bölgede yaşayabilmesidir. cinsel seçilimin aşırı yoğun olduğu bir canlı grubu olarak kuşları örnek verebiliriz. Bu kısıtlama. insanın da içinde olduğu bazı türlerde ise seçim karşılıklıdır. daha önceki notumuzda bahsettiğimiz Aquilegia türlerinde. çünkü aklınızda şunu tutsanız yeterli: Daha çok kısıtlanan bireyler. sırf bu kuşların çiftleşme öncesi yaptığı büyüleyici kur danslarını ve hareketlerini gözlemek için binlerce kilometre yol kat etmektedirler. en ufak bir bariyerin bile ayrılmalara sebep olabilmesidir.yönlü seçilim). Kimi durumda erkekler dişileri seçer. Çünkü mutlaka öyle ya da böyle çevresel bazı değişimler yaşanmıştır ve buna en çok adapte olabilen türler hayatta kalarak bu yönde bir seçilim sağlamışlardır (directional selection . ya da diğer hayvanların yardımıyla tozlaşırlar. beslenme biçiminden üreme imkanına kadar çok geniş bir yelpazede olabilir. sistematikçiler. canlıların türleşme ve farklılaşma hızını neyin arttırdığıdır. Sebebi ise. genelde çok kolaydır. yine yukarıdaki kuralımız dahilinde.2 motora sahip olduğunun ortaya çıkması. hava ve su yoluyla tozlaşanların 2.” dedikten sonra. daha dar alanda yaşayan ve üreyen bireyler için. Hayvanlarla tozlaşmak için. Pek çok kuş-gözlemcisi. Ancak ne olursa olursun.E V R İ M A Ğ A C I Üstelik. erkekleri belirli özelliklere göre seçmektedir. aynı gözüküyorlar. bu göreceli olarak az evrimleşen canlılar da mutlaka ama mutlaka çeşitlenmiştir. daha kısıtlı bir diyete sahip olan bir canlı. daha çok ve daha hızlı türleşmeye meyilli olacaktır. cinsel tek-biçimli (sexual monomorphism: bu tip canlılarda erkekler ve dişiler birbirinden morfolojik olarak ayırt 57 . bulduğu hemen her şeyi yiyen bir türe göre daha fazla ve daha hızlı evrimleşmeye yatkın olacaktır. Örneğin Hawaii adalarında 1000 civarında sümüklüböcek türü yaşar. İşte bu sebeple. yani cinsel seçilimin daha şiddetli ve etkili olarak görüldüğü canlılarda türleşme hızı. daha kısıtlanan. Ancak genel olarak. Örneğin hayvanlarla tozlaşan bu bitkiler arasında da. adalardaki canlı çeşitliliğidir. daha kısıtlanmış olanlar. Yine yukarıdaki kuralımız dahilinde. Bunlara birkaç örnek verelim: 1) Yayılma Kabiliyeti Canlıların çoğunun belirli oranlarda alanlarını genişletme ve daha geniş alanlara yayılma şansları bulunur. Bunu ise anlamak. türleşme hızı bir anda artmış ve pek çok yeni böcek türü evrimleşmiştir. Yani her canlı. diğerinin 3. Gerçekten de. Bu noktada. Bunun en güzel örneği. Maryland Üniversitesi Entomoloji Bölümü’nden Prof. daha çok kısıtlanan bireyler. Araştırmadan ve bilim adamlarına danışmadan bilmek mümkün değildir. yeni türler oluşturmasalar da. 4) Cinsel Seçilim Doğada. birinin 1. türleşme hızı diğer türlere göre 3 kat daha hızlı ve fazladır. tozlaşma tipi çok özelleştiği için.0 V6 motora sahip olduğunun ortaya çıkması gibidir. Pek çok canlının dişisi. Türleşme öncesinde veya sonrasında bu oran popülasyondan popülasyona fark edebilir. Ancak yine. Gerçek böceklerin (hemiptera) ortak atasının bir etçil (carnivore) olduğu bilinmektedir. yukarıda da değindiğimiz “kural” dahilinde.4 katıdır. doğa bilginleri ve biyologlar bunu kolayca ya da bazı teknikler kullanarak bilebilmektedirler. Ancak bunu. açık bir şekilde. Ancak daha sonradan ayrılan kladlardan (canlı grupları) bazıları otçulluğa (herbiovore) kaymıştır ve diyetlerini bazı tip bitkilerle sınırlandırmıştır. Örneğin. hemen hemen her zaman daha çok türleşmeye meyilli olmaktadırlar. Bunun sebebi. böceklerin evrimi üzerine çalışmaktadırlar. daha çok evrimleşmeye yatkın olacaktır. 3) Tozlaşma Tipi Bitkiler. Evrim’in mekanizmalarından biri olan Cinsel Seçilim. her bulduğunu yemez (bunu yapan bazı canlılar olsa bile). 2) Beslenmenin Özelleşme Miktarı Her canlının. Bu noktada da. paleontologlar. bir diğer önemli açıklama. temel olarak ya rüzgar ve su gibi cansız ve rastlantısallığın daha yüksek olduğu varlıklarla. cinsel seçilimin görülmediği veya az görüldüğü canlılara göre çok daha fazladır. çok daha özelleşmiş ve kısıtlanmış yapılara sahip olmak gerekir. Örneğin cinsel iki-biçimlilik (sexual dimorphism: dişi ve erkeğin farklı bireyler olduğu) görülen cennet kuşlarının Papua Yeni Gine’de 33 farklı türü bulunmaktadır. Bu tıpkı iki farklı arabaya bakıp. Charles Mitter ve ekip arkadaşları. her zaman önemli bir rol oynamıştır. Ancak aynı bölgede. hayvanlarla tozlaşan bitkilerin tür sayısı. fosil kayıtlarına bakan sıradan bir göz göremezken.

Bu yazı dizimizin de böylece sonuna gelmiş bulunmaktayız. canlılarda türleşme ve evrimleşme hızları çok farklı olabilmektedir. Yani cinsel seçilimin olduğu çift-biçimli canlılarda türleşme hızı çok daha yüksektir. 58 . bilgili bir gözün canlıları incelemesi ve mümkünse genetik ve moleküler kanıtlar takip edilerek türlerin birbirinden ayırt edilmesidir. Uzun lafın kısası.E V R İ M A Ğ A C I edilemeyecek kadar benzerdir) olarak görülen manukot kuşlarının sadece 5 türü bulunur. Önemli olan.

facebook.com/treeofevolution 3 – Evrim Mekanizmaları Evrim Nasıl Gerçekleşir? 59 .E V R İ M A Ğ A C I http://www.

E V R İ M A Ğ A C I 60 .

sadece birkaçını göreceğiz. Genetik Sürüklenme.” gibi bir imaj oluşursa. Bu noktada yeri gelmişken. bilimsel kavramlar ve gerçeklerle düzeltmek niyetindeyiz. Devam etmeden önce şu soruya cevap vermeliyiz: Evrim Mekanizmaları Ne Demektir? Evrim Mekanizmaları. Ne yazık ki günümüzde bazı kaynakların bilinçli çarpıtmaları sonucu Milli Eğitim Bakanlığı müfredatında bile Evrim’in tek mekanizmasının mutasyonlar olduğu gibi bir yanılgı halka yerleştirilmeye çalışılmaktadır. hatta kendi adından daha iyi bilmesi gereken kavramlar serisidir. Eğer ki günlük yaşantınızda Evrim Kuramı. Gen Akışı (Göç). daha önce Türleşme yazı dizimizde açıkladığımız yöntemlerlerle biyolojik türleşme meydana gelir ve yine orada verdiğimiz tanımlar dahilinde Evrim gerçekleşir. “Bakın. Yapay Seçilim. Bu sebeple de. bir yazı dizisi halinde. bu yanlışlığa dur demek ve insanların akıllarındaki yanlış anlamaları. bazı diğer mekanizmalarla birleştirerek veya onların birer alt başlığı olarak anlatarak elimizden geldiğince çok mekanizmayı sizlere sunmaya çalışacağız. bilim insanları olarak. Bu fenomenlerin etkisi altında. Cinsel Seçilim. bir bilimdir) ve ikinci olarak. ‘Evrimciler’ her şeyi tesadüf olarak görüyor!” şeklinde duygu sömürüsü ve manipülasyon yapabilmek kolaylaşacaktır.E V R İ M A Ğ A C I 1: Evrim’i Tetikleyen Mekanizmalar Nelerdir? Evrim Ağacı ekibi olarak bu yazı dizimizde ele alacağımız konu olan Evrim Mekanizmaları. Bunların sayısı kimi kaynaklarda 15’e kadar çıkabilmektedir. lafı fazla dolandırmadan. Bu bağlamda bilmeniz gereken ilk nokta şudur: Evrim. insanların akıllarında “Evrim mutasyon demektir. Evrimsel Biyoloji veya bunların diğer bilimler üzerindeki uygulamaları hakkında yorum yapıyorsanız veya daha sağlam temellere dayanarak yorum yapmak istiyorsanız. 61 . biz bazı mekanizmaları. Ancak biz. bu yazı dizimizi tüm ayrıntısıyla okumanızı ve özümsemenizi önemle tavsiye ediyoruz. az sonra ve gelecek yazılarımızda değineceğimiz gibi rastlantısallık faktörü en yüksek olan mekanizmadır. Evrim Kuramı’nı anlamak isteyen ve Evrimsel Biyoloji hakkında yorum yapabilmek isteyen herkesin son derece iyi. Bu fenomenler. Evrim’in gerçekleşmesini tetikleyen ve/veya sağlayan bazı doğal fenomenler olarak tanımlanabilir. temel olarak. Bizim bu yazı dizisinde işleyeceğimiz Evrim Mekanizmaları arasında şunları sayabiliriz: Doğal Seçilim. Ancak biz burada. günümüze kadar tanımlanmış pek çok Evrim Mekanizması mevcuttur. Evrim üzerinde göreceli olarak küçük bir yüzdeyle etki ederler. mutasyonlardan çok daha önemli. Yani anlatacağımız mekanizmalardan bir kısmı canlıları “seçer” (Richard Dawkins’in deyimiyle “kayırır”) ya da “eler”ken. Şimdi. Bu yazımızda genel tanııtımları yapacağız. her yazıda bir mekanizmayı açıklayacak şekilde ve en anlaşılır dille anlatmaya çalışacağız. daha doğru tabiriyle çok daha “işlevsel” Evrim Mekanizmaları bulunur. sadece mutasyonlara bağlı değildir ve hatta mutasyonlar. Mutasyon. Evrim bir “kahve tartışması konusu” değil. ilk olarak bu mekanizmalardan bazılarının anlatılabilmesi için en azından Genel Biyoloji eğitimi alınmış olması gerekir (unutmayın. Bu sebeple Evrim üzerine etkiyen tüm mekanizmaları ayrıntılı bir şekide. yazıya devam etmeden. Bunun sebebi çok açıktır: Mutasyonlar. genel olarak. canlılar üzerinde sürekli veya aralıklarla etkiyen doğa yasalarıdır. sonra sırasıyla mekanizmaları inceleyeceğiz. bir takım mekanizmanın etkisi altında seçilim gerçekleşmez ancak popülasyon içerisindeki çeşitlilik miktarında değişim (artış veya azalış) olur. çünkü. doğrudan anlatımımıza başlayalım: Evrim Kuramı dahilinde. mekanizmaların temel olarak iki açıdan incelenebileceğini söylemekte fayda vardır: Seçici/Eleyici Mekanizmalar ile Çeşitlilik Mekanizmaları.

Bunun sonucunda da “elenmiş” olurlar. şaheser niteliğindeki kitabı Türlerin Kökeni’nde.. Doğal Seçilim. genellikle günlük kullanıma en çok yerleşmiş veya en iyi bildiğimizi düşündüğümüz kavramlarda en ciddi eksiklerimiz olabileceği düşünülürse. vb. Epigenetik. önemli olan ne olduklarını özümseyebilmektir. Doğal Seçilim. yaşam ve üreme mücadelesi verirler. saf kan hayvan üretimiyle. buna yazı dizimizde yeri geldiğinde değineceğiz. 2) Yapay Seçilim Yapay Seçilim. Sonuç olarak. Burada çok önemli bir nokta vardır: Bilimde. Doğal Seçilim Yasası dahilinde. fenotipik yapısından dolayı habitata uyum sağlayamayanlara göre yaşam mücadelesinde daha başarılı olabilmeleri ve bunun sonucunda daha fazla ve kolay üreyerek kendilerindeki göreceli “avantaj” sağlayan genleri yavrularına aktarma şanslarını arttırmalarına bağlı olarak popülasyonların sürekli olarak daha uyum sağlayan bireylerin bulunduğu bir yapıya doğru evrimleşmesini sağlayan mekanizmadır. Yine de. yaşanılan ortama (habitata) en çok uyum sağlayabilme potansiyeline sahip canlıların potansiyel olarak var olması ve bunların. Ancak öncelikle şunu anlamak gerekir: Bildiğiniz üzere her canlı. Bu mücadelede. vs. Genetik Sürüklenme ise. besi hayvancılığıyla. bizim “Çeşitlilik Mekanizmaları” olarak tanımlayacağımız grupta yer alır. Yapay Seçilim. Şimdi. burada metafor olarak kullanılmıştır. nesillerce etkiyen Doğal Seçilim sayesinde ve daha önce anlattığımız Türleşme biçimleri etkisinde Evrim gerçekleşir. Bu karmaşık cümleyi. Doğal Seçilim. bir özelliği “seçmez”. Crossing-Over (veya genel olarak Eşeyli Üreme). konuya 62 . belki de herkesin artık ezbere bildiği ve muhtemelen de canlılar üzerinde en vahşi ve ciddi biçimde etkiyen mekanizmadır. normalde Doğal Seçilim. Bu canlılar. ikincil mekanizmaları da açıklayacağımız yazılar yayınlayabiliriz. ancak bireysel başarı (fitness) üzerinde etkisi olduğu açıktır. Biz bu yazı dizimizde sadece temel mekanizmalardan bahsedeceğiz. doğal seçilim fenotipe etkir şeklinde açıklanan bir ilke. bünyesinde bulunduğu canlıyı en başarılı kılan genler. bu temel mekanizmalara genel bir bakış atmakta ve en azından genel hatlarıyla ne olduklarını anlamakta fayda var: 1) Doğal Seçilim Doğal Seçilim. Zaten Doğal Seçilim. bir doğa yasasıdır. ancak canlının fenotipini etkileyen modifikasyonlar da Doğal Seçilim karşısında canlının başarısını etkileyebilir. Yatay Gen Transferi. bir nevi Çeşitlilik Mekanizması sayılabilir. aynı doğada. yaşadıkları ortama en uyum sağlamışların hayatta kalmaları ve üremeleri sonucu kendilerindeki avantajlı genleri yavrularına aktarabilmelerine Doğal Seçilim denir. Rekombinasyon. duruma göre ikisine de dahil edilmekle birlikte. aslında belki de Doğal Seçilim’den önce ele alınmalıdır. Gen Akışı ve Mutasyonlar. bu konuyu bilimsel bir biçimde okumakta fayda vardır. çünkü günümüzde insanlar (özellikle de çiftçiler. aktif olarak Yapay Seçilim’i kullanmaktadırlar ve bu yüzden sonuçlarına aşinadırlar. Bu kavramlara çok takılmaya gerek yok. Elbette ki bu modifikasyonların sonuçları yavrulara aktarılmaz. Cinsel Seçilim Seçici/Eleyici Mekanizmalar arasında yer almaktadır. değişen ortam koşulları dahilinde aktif olarak bu ortamlara uyum sağlamaları sonucunda. canlının fenotipini (fiziksel görünüşünü) meydana getirir. daha başarılı olduklarından daha fazla üreyebilirler ve bu sayede bu avantajlı genler kalıtılabilir.. Bu mekanizma sayesinde. Charles Robert Darwin de. genlerle pek fazla ilgilenmez (Bencil Gen Kuramı’nı bir yana bırakırsak). uğraşanlar). anne ve babasından birer set gen alır (toplamda bir çift gen setine sahip olur) ve bu genler ona tüm fenotipik özelliklerini ve çok daha fazlasını verir. değişimler geçiren gen seti. aynı ortama uyum sağlayamamışlar ölürler veya üreyemezler. Yani gelişim sırasında ve sonucunda. genetik olarak aldığı ve belki de mutasyonlara uğrayan. basite indirgersek: Doğada. Burada bir diğer önemli nokta şudur: bu süreçte meydana gelen ve genetik olmayan.E V R İ M A Ğ A C I Bunların haricinde ikincil mekanizmalardan (yukarıda değindiğimiz ve bazı kaynaklarca Evrim Mekanizmaları içerisinde sayılan olgular) da bahsedilebilir: Gen Düzenlemeleri. Doğal Seçilim’in fenotiplere göre “eleme yapması” sebebiyle bir nevi dolaylı yoldan seçilirler. bu genler tarafından belirlenen çeşitli fenotipler. Alternatif Birleşme (Alternative Splicing). Endosimbiyotik Gen Transferi. dolayısıyla “ilgilenmek”. Gelecekte. bir popülasyon dahilindeki genetik ve fenotipik varyasyon (çeşitlilik) içerisinde.

biyolojik ve dolayısıyla bilimsel olarak esas olan iki temel yaşam amacınız olduğudur: Hayatta kalmak ve üremek. Günümüzde ise herkesin Doğal Seçilim’in üç aşağı beş yukarı ne demek istediğini bildiği düşünüldüğünde. yapay yollarla tekrar etmesidir. köpeklerdir. 63 . İnsanoğlu. Yani dişiler erkekleri. yani evrimini sağlarlar. belirli özellikteki vahşi kurtların (uysallık. diğer durumda popülasyon içerisinde var olan genlerden bir kısmı. sıranın pek de önemli olmadığı anlaşılabilecektir. popülasyonu çeşitli sebeplerden dolayı terk ederek ya da popülasyondan zorunlu olarak ayrılarak gitmesi de gen akışı kapsamında incelenebilir. özellikle de kuşlarda Yapay Seçilim’i uygulamakta ancak uyguladıkları fenomenin etkilerini tam olarak bilmemekte ya da umursamamaktaydı. bireylerle birlikte popülasyonu terk etmektedir. Yapay Seçilim. iyi huyluluk gibi faktörler seçim sebebi olabilmektedir. kurtların bu şekilde yapay seçilim aracılığıyla türleştirilmesi sonucu oluşmuştur. Bunun en güzel örneği. rastlantısal olarak değişmesi demektir. din. doğada meydana gelen seçilimi. bu sebeple bu iki seçilim tipi birbirine hep yakın olarak anılırlar). Örneğin kuşlarda. cinsel çift-biçimli (sexual dimorphism) olan canlıların hemen hemen tamamında çok ciddi bir cinsel seçilim vardır. henüz aralarında türleşme gerçekleşmemiş. Bu da çeşitliliği etkilemektedir.). 3) Cinsel Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme) Doğada. şahsi yaşam amaçlarınız ne olursa olsun (müzik. insan türünde zeka. daha önceden popülasyonda bulunmayan genler popülasyona girebilirken. Zaten artık biliyoruz ki. Öte yandan. Genetik Sürüklenme sayesinde bir popülasyondaki belirli genler tamamen yok olabileceği gibi. yani aynı türlere mensup ancak normal olarak birlikte yaşamayan bireylerin.E V R İ M A Ğ A C I Yapay Seçilim ile girer. sanat. Bir durumda. kitap. yapay olarak gerçekleşen bir seçilim türüdür. sürüden ayrılan ya da zorla bölünen ufak grupların üzerindeki türleşme etkisini açıklayan fenomendir. Günümüzdeki tüm köpekler. belirli özellikleri temsil eden genlerin (alellerin) frekanslarının. en güzel yuva yapmak gibi özellikler seçici olmaktayken. Yani Yapay Seçilim. erkekler de dişileri belirli özellikleri dahilinde seçmektedirler. Çünkü bu. canlılar üzerinde bir bütün olarak işlerler ve canlıların değişimini. bir popülasyona ait bireylerin.Bu sayede insan türü. sürekli bir çeşitlilik sağlar ve Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim’in işleyebilmesi için malzeme yaratır. temel olarak bir canlının. en çok dar popülasyonlar üzerinde etkilidir ve daha önceden Allopatrik ve Peripatrik Türleşme’de açıkladığımız gibi. pek çoğumuzun bildiği üzere. sevimlilik. güçlülük. çalışkanlık. kendi istekleri ve emelleri doğrultusunda. parlak renkler. Doğal Seçilim’i o zamana kadar bu kadar ayrıntılı anlatacak ve bir yasa şeklinde ortaya koyacak ilk kişi olacağı göz önüne alındığında neden kitabına bu şekilde başladığını anlamak gayet kolay olacaktır.) kendi aralarında çiftleşmelerine izin vermiş ve istediği özellikleri taşımayanların üremesine engel olmuştur. temel olarak. vb. 4) Gen Akışı (Göçler) Evrim’i tetikleyen en önemli mekanizmalardan biri. Bunlardan doğrudan doğruya ikincisini etkileyen Cinsel Seçilim. bir başka canlıyı. kurtlar üzerinde yönlü bir seçilim uygulamıştır. bu mekanizmaların hiçbirini diğerlerinden ayırmak mümkün değildir. Genetik Sürüklenme. yeri geldiğinde ayrıntısıyla değineceğiz. çünkü onun zamanında bilim kitlesinin çok ciddi bir kısmı bitki ve hayvanlarda. 5) Genetik Sürüklenme Genetik Sürüklenme. güzel ötüş. Bu noktada unutulmaması gereken en önemli nokta. Onlar için. popülasyonlar arası gen akışıdır. bu yasalar. tamamen avantajlı konuma gelerek baskın ve sık frekanslı hale de gelebilirler. eğlence özgürlük. yaşam alanlarının birbirine yakın olmasından ötürü birbirleriyle üremeleridir. Evrim’in işlerliğindeki en önemli unsurlardan biridir (yaşam amaçlarımızdan “hayatta kalmak” olgusunu ise Doğal Seçilim etkiler. vs. belirli ve çıkarları/istekleri dahilindeki bir özelliğinden ötürü sürekli “kayırarak” ve aynı popülasyon dahilindeki bazı bireylerin zayıf özelliklerinden dolayı üremesine engel olarak. Konuya. Gen akışı. sonuçların istedikleri gibi olması yeterliydi. Üstelik Darwin.

aynen otururken. genetik dizilimin sıralanışı yeri geldiğinde açıklayacağımız sebeplerle ve yöntemlerle değişebilir. mutasyonlar. sadece bilgisayardan değil. Ancak üreme hücrelerinde ve zigotik ile embriyonik dönemde meydana gelen mutasyonlar. mutajenler veya DNA’nın normal işleyişi sırasındaki işlevsel hataların etkisi altında bir molekülün veya atomun elektronik yapısının değişmesiyle. bedende. örneğin radyoaktif ışınım etkisi sonucunda A molekülünün kimyasal yapısı değişebilir ve bunun sonucunda oluşan yeni molekül B. rastlantısal değişimlere sebep olur. Mutasyonların rastlantısallığının temelinde yatan noktalardan biri. düzgün modellendiğinde son derece kolay bir şekilde anlaşılabilir. Etrafımızda. uzaydan da sürekli olarak radyasyon gelmekte ve genetik yapınız üzerine etkili olabilmektedir (ancak olmak zorunda değildir). bir kısmı da somatik hücrelerde (üreme hücreleri haricindeki tüm hücreler) meydana geldiğinden Evrim açısından bir anlam ifade etmez. Kimi durumda ise molekülün yapısı değişmese bile. Bunların tümüne mutasyon denir. Bunlardan hangisinin genetik değişim yaratıp yaratmayacağı ise tesadüfidir. etrafınızdaki elektronik aletlerden rastlantısal bir şekilde radyasyon yayılmaktadır ve bedeninize her açıdan girmektedir. bilgisayarda veya dergiden bu yazıyı okurken. Ancak bunların büyük bir kısmı DNA’daki tamir mekanizmalarıyla tamir edilir. rastgele bazı moleküllerde. sürekli olarak radyoaktif dalgalar bulunmaktadır ve bunlar sürekli olarak hücrelerimize nüfuz ederek genetik materyalimiz ve diğer tüm atomlarımız üzerinde etkide bulunmaktadır (DNA’nın da sıradan bir atomlar topluluğu olduğunu unutmayın). Sürekli olarak alınan radyasyon. Siz şu anda evinizde oturup. her gün vücudunuzdaki farklı hücrelerin. farklı genetik materyallerinde 1 milyondan fazla mutasyon meydana gelir. İstatistiki olarak. kimyasal özelliklerinin değişmesi ve bunun sonucunda bağ kurduğu atomların cinslerinin farklılaşmasıdır. 64 . 6) Mutasyon Daha önce de bahsettiğimiz gibi. X. Evrim açısından çok ciddi varyasyonlar (çeşitlilik) yaratır.E V R İ M A Ğ A C I Bu konu. Benzer şekilde. Temel olarak bir mutasyon. Y ve Z gibi yepyeni moleküllere de tutunabilmeye başlar. radyoaktif ışınımların geliş açı ve şiddetlerinin tamamen rastlantısal olmasıdır. Evrim Mekanizmaları arasında en meşhur olanıdır. radyoaktif ışınımlar. C ve D molekülleri tutunabilirken. Dolayısıyla. C. örneğin. normal olarak bir A molekülüne B. anlaşılması güç olmakla birlikte. İşte mutasyonların Evrim üzerindeki tek etkisi budur ve abartılacak bir tarafı da yoktur (özellikle de Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim gibi kat be kat önemli ve işlevsel açıdan etkin mekanizmalar mevcutken).

Örneğin siz. Bu yazımızda ise daha kısa cümlelerle. 450’li yıllarda yaşamış olan Empedocles’tir. yavru daha kolay hayatta kalır. yapay seçilime atıfta bulunarak doğada bu tip bir seçilim bulunduğu ileri sürmüştür. El-Cehiz gibi isimler yaşam mücadelesini tanımlamış ve geliştirmiştir. Dolayısıyla okurken sıkılmayacağınızı ve yeni bazı noktalar öğrenebileceğinizi düşünüyoruz. ölümü getirir. Doğal Seçilim’in işleyişi anlaşılabilir. Yani Darwin. büyür ve ürer. her yavru. babasndan bir set gen alır. müthiş bir gözlem gücü ve örnekleme başarısıyla. yüzyılda bir süre aradan sonra tekrar gündeme gelen Doğal Seçilim fikri. kendisini daha avantajlı kılan kombinasyonun yarısını yavrularına aktarır. Pierre Louis Maupertius tarafından güncellenmiştir. Beagle yolculuğuna çıktığı yıllarda. Genotipiniz. eğer yavrunun ortama daha adapte olmasını sağlayıcı ise. Doğal Seçilim’in neden önemli olduğundan ve gücünden bahsedeceğiz. görebileceğiniz gibi. Çünkü vahşi doğa. Bunun sonucunda. Doğal Seçilim’i ilk yazımızda oldukça karmaşık bir şekilde tanımlamıştık. üreyebilecek ve yavrularına kendi genetik materyalinin yarısını (mayoz bölünme) aktarabilecektir. Bunu belirleyen genetik yapının tümüne ise “genotip” deniyor. Burada. fenotipinizi -ve diğer hemen her şeyinizi. ikiz olmayan bir kardeşinizden ve anne-babanızdan oldukça farklısınız. benzer şekilde uyumlu olmayanların elenerek yok olması demektir. Yani. Doğal Seçilim. genetik özelliklerinizin (genotip) ne olduğuna bakılmaksızın. Darwin’in yolculuğu tam 5 yıl sürdü ve yaratılışı ispatlamak açısından hayal kırıklıklarıyla dolu geçti. Doğal Seçilim. ancak somut ispatlara ulaşamamıştı. Bu dış görünüşün toplamına “fenotip” deniyor. nesillere ait bireyleri eler veya “kayırır”. bu fikrin Darwin’de nasıl geliştiğini açıklamaya girmeyeceğiz. bunların görünümsel özellikleriniz üzerindeki etkileri incelenerek. Ancak tüm bunların fikirlerinden yola çıkıp. şu anda evinizde oturduğunuzda hayal edemeyeceğiniz kadar karmaşık dinamikler üzerine kuruludur ve en ufak bir hata. Hayatta kalabilen veya daha kolay kalabilen bir canlı. bir doğa gerçeği olan Evrim’in en etkili ve güçlü mekanizmasından. net bir şekilde tanımlamak istiyoruz: İlk olarak.belirliyor. sürekli olarak. Henslow’un kafasını. yüzyılın dehası olarak anılan Charles Robert Darwin’dir. 18. Eşinden de bir yarı yavruya gider. Beagle teklifini kabul etme sebebi de doğaya olan durdurulamaz aşkı ve yaratılışı bilimsel olarak ispatlayan ilk kişi olma arzusuydu. Doğal Seçilim’den bahsedeceğiz. aslında defalarca bahsetmiş olduğumuz ve hepinizin gayet iyi bildiğinizi düşündüğümüz halde. Christ’s College’da okumaktaydı. Daha sonra öğrencisi Lucretius. annesinden bir set gen. Doğal Seçilim. bu fikirlerin ne kadar doğru. en parlak öğrencilerinden biri olan Charles Darwin’i seçmiş ve Beagle gemisinin çıkacağı yolculuk için Kaptan Robert FitzRoy’a onu önermişti. O döneme kadar pek çok insan İncil’deki yaratılışı ispatlamaya çalışmış. rahip bilim insanları yetiştiren bir teoloji (din-bilim) okuluydu. Ancak birkaç önemli noktadan bahsetmek gerekirse: Darwin. Doğal Seçilim’in çok eski bir tarihi bulunmaktadır. bu şekilde. yaratılış inancının ise ne kadar asılsız olduğunu. Bu sebeple Henslow. Burada Darwin. Bu sayede. Doğal Seçilim. 5 senelik uğraşlar ve araştırmalar sonucunda gördü ve bu gözlemlerini bilimsel bir kuram haline getirdi. zaten kendisinden önceki pek çok isim bu fikri ileri sürmüştü. Ancak hiçbir zaman. çok uzun süreceği için. O ise. en geniş hali ve açıklamalarıyla ileri süren ve o güne kadar seçilimin Platoncu ve Lamarkçı yorumlarından arındıran kişi. yaşadığı ortama daha uyumlu olan canlıların hayatta kalabilmesi. o sırada rahip olmak için eğitim görüyordu ve güçlü bir şekilde yaratılışa inanıyordu. Bu yarının içerisinde. Biruni. Bu kuramının merkezine de. kavram olarak ele almaktan çok. Burası. gerçekten de son derece güçlü ve etkili bir doğa yasasıdır. İncil’deki yaratılışın güzelliği ve gücünü kanıtlamak ve somut bulgular edinmek için. kendisini doğaya karşı avantajlı kılan genlerin bulunma ihtimali de yüksektir. canlılarda genetik çeşitlilikten olayı pek çok farklılık olduğunu biliyoruz. ünlü bir teolojik botanikçi olan John Stevens Henslow’un gözüne girmeyi başarmıştı. Bunların toplamının yarattığı çeşitlilik. 65 . doğada neden bu kadar büyük bir çeşitlilik olduğu ve canlılar arasında ufak farklılıklar bulunduğu kurcalıyordu. ilk etapta görünümsel özellikler üzerinde etkilidir. fenotipteki farklılıklardan dolayı.Ö.E V R İ M A Ğ A C I 2: Doğal Seçilim Bu yazımızda. Yer Çekimi gibi bir doğa gerçeği olan Doğal Seçilim’i yerleştirdi. Yazımızda. 19. Bazı canlıların doğaya karşı rastgele bir şekilde daha avantajlı hale geldikleri fikrini ilk ileri süren kişi M. Evrim Karşıtları’nın iddiasındaki gibi Galapagos adalarında “vahiy iner gibi” Doğal Seçilim Kuramı’nı (onun zamanında Evrim Kuramı’nın adı buydu) bulmadı. daha sonra Aristotales.

pek çok yanlış anlaşılmayı giderebilecektir. o canlının nesiller boyu.. doğada sürekli bir seçilimin olmasını da beraberinde getirmektedir. eğlence. Doğal Seçilim. üreme şansını tamamen kaybedebilecektir. sürekli olarak. Bu ikincil amaçların doğa için hiçbir anlamı bulunmaz ve geçersizdir. büyük babasından . Ancak -örneğin. Bunun sonucu nedir? Üremek için daha fazla enerjiye sahip olabileceklerdir. doğada bazı canlılar ortama daha uyumlu. Doğadaki bahsettiğimiz çeşitlilikten ötürü. huzur. Kısacası.. popülasyonlar ve nesillerdir. Bu sebeple. konuyla ilişkili bir diğer doğa gerçeğinin altını çizmekte ve koyu harflerle yazmakta fayda var: Evrim geçiren bireyler değil. erkekler daha başarılı dişileri tercih edeceği için yine avantajlı konuma geçeceklerdir. güçsüz pençeli bir birey. vb.facebook. Yani hiçbir X canlısının tek bir bireyi (örneğin bir antilopun ya da insanın) ömrü boyunca değişip evrim geçirmez. bazıları ise daha uyumsuzdur. Bu.. avlanmaya çalışmaktan üremeye zaman/enerji bulamayacak veya dişileri etkileyemeyecek ve hatta daha kolay ölüp. Seçilim. Ve hatta. basit bir şekilde. kendisi gibi olan diğer tüm hayvanlar ve canlılar gibi var olmasının tek amacı hayatta kalabilmek ve üremektir. Örneğin. Çünkü Evrim üzerinde etkiyen yüzlerce. büyük torununa kadar) ele almanız ve incelemeniz gerekir. Bu sebeple de kendisindeki bu göreceli olarak zayıf varyasyona sebep olan genleri yavrularına aktaramayacaktır. her seferinde. hayatta kalmak ile ilgilidir. daha fazla zamanı da olabilecektir.insan türü hayatta kalma mücadelesine son verir veya üremekten vazgeçerse. Evrim’i incelemek için tek bir canlıyı ele alıp gözlem yapamazsınız. Konuyla ilgili örnek arayanların şu yazılarımızı okumalarını tavsiye ediyoruz: En İyinin Hayatta Kalması https://www. Bunun dışındaki tüm yaşam amaçları (sanat. Bu noktada şunu anlamak çok önemlidir: Pençe örneğimizde olduğu gibi veya aklınıza gelebilecek herhangi bir diğer örnek için önemli olan.php?note_id=164829723575111 Türleşme . tek tek bireylerde ve bireylerin ömürleri boyunca değil. Bunu anlamak. Buna “birikimli seçilim” (birikimli evrim) denmektedir. temel olarak bunlardan ilkiyle. Bu.facebook. Bunun sonucunda. soyun sürdürülebilirliğidir.ki doğa için önemli olan. en iyi ihtimalle 90 yıl içerisinde tek bir insan bireyi bile hayatta kalamaz (çünkü asla yeni yavrular doğmaz ve 80-90 yaşına ulaşan insanlar da ölür) ve insan türünün soyu tükenir.) insan tarafından zekanın evrimiyle birlikte uydurulmuştur ve başka hiçbir canlıda bu ikincil yaşam amaçları görülmez. avantajlı olanlar sürekli olarak seçilir ve gelecek nesillere kendilerindeki avantajlı özellikleri sağlayan genleri aktarma şansı bulabilirler. Bunun yerine. binlerce faktör bulunabilir. Bu gibi faktörler sayesinde daha çok üreyebilecek ve yavrularına.php?note_id=173142902743793 Bu noktada. aynı popülasyon dahilindeki en güçlü pençeliler hayatta kalmayı daha kolay başaracaktır. tek tek evrimleşmezler. kendisindeki güçlü pençe varyasyonunu sağlayan genleri yavrularına (gelecek nesillere) aktarabilecektir. çevre şartları ve ortam koşullarıdır. daha kolay avlanan bir bireyin çiftleşme için sadece daha fazla enerjisi değil. din.com/note. bir nesildeki ya da popülasyondaki en avantajlı bireyler sürekli olarak seçilir ve yavrularına genlerini aktarırlar. Öte yandan. bir miktar daha fazla avantajlı gen aktarılmış ve her yeni nesilde meydana gelen yavru bireylerin ortama biraz daha adapte olmuş olmaları sağlanır. Bunun sonucunda.com/note. örneğin bir ortamda daha güçlü pençelere sahip olmak bir avantajsa. Böylece yavrularda da bu özelliğin gözükmesi ihtimali artabilecektir. Bu uydurulmuş yaşam amaçlarından herhangi birini ve hatta hiçbirini yapmadan soyunuzu ve varlığınızı sürdürebilirsiniz . büyük büyük büyük . böyle işler. daha baskın hale geçerek dişileri daha kolay etkileyebileceklerdir ve hatta dişiler daha kolay avlanan erkekleri tercih edeceği. müzik. Çünkü ilk canlılıktan beri evrimleşen “var oluş amacımız” bellidir: Hayatta kalmak ve üremek. birkaç diğer yazımızda da belirttiğimiz gibi çok önemlidir.2: Türleşme Nedir? Farklı Türler Nasıl Oluşur? Allopatrik Türleşme Ne Demektir? https://www. 100 yıl boyunca 66 . tüm akrabalarını (büyük büyük büyük . Evrim incelenirken. Bu yasanın söylediği temel olarak şudur: Canlılar. insanların da. mutlaka çok yönlü bir inceleme yapmak gerekmektedir.. birikimli bir ilerleme gözlenir. Böylece nesiller boyunca.E V R İ M A Ğ A C I Ancak hiçbir canlı mükemmel olmadığı ve geçen yazımızda değindiğimiz Çeşitlilik Mekanizmaları sayesinde sürekli olarak canlılar arasında bazı farklılıklar meydana geldiği için (ikiz olmayan kardeşinizden ve anne-babanızdan ne kadar farklı olduğunuzu düşünün).

Evrim’in geçici olarak o yöne doğru ilerlemesi ve o özelliğe sahip olan bireylerin avantajlı konuma geçmeleridir. çitanın ince ama ona göre şekillenmiş kaslı bacaklarını düşünün). orjinal popülasyondaki bir özelliğin dağılımı (genellikle bir çan eğrisiyle temsil edilir). bu bölgelerin değişimine bağlı olarak bazı diğer organlar. kuraklık. yönlü olarak kayar. Yukarıdaki grafikte yatay eksene “pençe gücü” yazılırsa. bu yine canlı için dezavantaj olacaktır. seçilim de anında tersine dönecektir ve güçlü pençeliler yerine hızlı koşanlar desteklenecektir. Bu kasların bağlandığı kemikler. Bu da. Yani pençe evrimleşir de. Seçilim adı sizi yanıltmasın. bitki örtüsü değişimi. bu organların değişimine bağlı olarak bazı sistemler. pençe güçsüz kalabilecektir. seçilimin ve dolayısıyla evrimin bir yönü olmadığını gösterir. kaslı pençelere sahip olmak yerine. komşu kaslar. bu yeni güce adapte olamazsa. Yukarıda da görebileceğiniz gibi. tek bir özelliğin değişimi de tek yönlü değildir. sadece pençeyi yapan kasların gelişmesi yeterli değildir. belirli bir özelliğin avantajlı olduğu durumlarda. kalın. daha önceki bazı yazılarımızda açıkladığımız gibi. pençeyi besleyen damarlar ve sinirler buna göre adapte olamazlarsa. Önceden tayin edeceğiniz veya tahmin etmeye çalışacağınız yön. Evrim çok yönlüdür ve tek bir açıdan incelenemez.E V R İ M A Ğ A C I bir ortamda güçlü pençelere sahip olmak avantaj sağlayabilir. Fakat ortamda meydana gelebilecek herhangi bir değişim (av-avcı dengelerinin değişmesi. Doğal Seçilim’in 3 temel tipi vardır: 1) Yönlü Doğal Seçilim Yönlü Doğal Seçilim. Benzer şekilde. Veya pençe evrimleşir de. güçlü pençelerin avantajlı olduğu bir durumda. depremler. ancak çok hızlı koşmanın o kadar önemi olmayabilir (çok güçlü. az önceki pençe örneğimizde olduğu gibi. Dediğimiz gibi. Örneğin pençenin evrimleşebilmesi için. iklim ve daha nicesi) neticesinde dengeler tersine dönebilir ve güçlü. kalın ve kaslı pençelere sahip olmanın hızlı ve atik koşabilmeyi olumsuz etkilediğini varsayıyoruz. 67 . pençelerin gelişimine bağlı olarak sinir ve dolaşım sistemleri ve daha pek çok etmen evrimleşmeli ve bu pençe evrimine adapte olabilmelidir. Ancak bu yönün sürekli ve doğa koşullarının rastlantısal değişimiyle değişebileceğini unutmayınız. kemikleri birbirine bağlayan tendonlar. Bu durumda. pençe gücü sürekli olarak artmaya meyilli olacaktır ve grafik sağa (daha güçlü pençelere) doğru kayar. buna bağlı olarak beyindeki bazı kontrol bölgeleri. bir şekilde beynin pençeyi kontrol eden kısmı. başka bir oryantasyona doğru. daha hızlı koşmak avantajlı hale gelebilir. Yönlü Doğal Seçilim sonucunda. önceden tahmin edilemez çevre koşullarıyla birlikte sürekli ve rastlantısal olarak yön değiştirir.

3) Bozucu Doğal Seçilim Bu durumda ise. iki uçta olan bireyler avantajlı konuma geçecek ve sayılarını arttıracaklardır. bir popülasyondaki bireylerin her bir özelliği. bir insan bebeği normal olarak 3-4 kg ve 45-55 santimetre olarak doğar. doğum sırasında ölebilmektedir. Ancak ortalama boya sahip olanların seviyesinde yaşayan bir hayvan bulunmuyorsa. İşte durum böyleyken.com/note. Ancak -özellikle kilo açısından. çan eğrisinin ortasındaki bireyler avantajsız konumda kalacak ve uçlardakiler avantajlı konuma geçebilecektir.php?note_id=174523442605739 Yukarıdaki yazımızda da görebileceğiniz gibi. 68 . arasında çıkması muhtemeldir. bunların 60-70 tanesi ortalama erkek ağırlığı olabilecek olan 80-90 kg. çünkü ana rahminden çıkabilmek için ortalama olarak bu özelliklerde olmak gerekir. ya ana rahminden çıkamayacak ya da hayatta kalacak kadar bir ağırlığa sahip olamayacaktır. orta ağırlıklıktaki bireylerden en fazla buluruz: mesela rastgele 100 erkek insan seçsek. temel olarak bir çan eğrisi dağılımı gösterir. Yani örneğin insan türü için ağırlık dağılımına bakarsak. Ancak bu 100 kişinin içerisinde.) ve yine az sayıda şişman erkek (100-110 kg. kimi zamanlar uçlarda olmak avantajsızlık getirebilir.E V R İ M A Ğ A C I 2) Sabitleyici Doğal Seçilim Bu ve sonraki seçilim tipini anlayabilmek için. çok uzun boylular yüksek uçucu hayvanlar tarafından. grafiğe döküldüğünde bir çan eğrisi elde etmemize sebep olur. Bu tip seçilimin grafiği aşağıdaki gibi olacaktır: Yukarıda da görebileceğiniz gibi. İşte bunun sonucunda. Bu da. vahşi doğayı düşünmekte yine fayda vardır. alçak boylular ise yere yakın yaşayan hayvanlar tarafından tozlaştırılabilecektir. ortalamaya göre daha az sayıda zayıf erkek (60-70 kg. Bu sebeple de ölerek elenecekler ve her zaman ortalama duruma sahip olanlar avantajlı olacaktır (insanın durumunda sezaryen doğum olduğu için. ortalama bireylerin sayısı her zaman artacak ve belirli ölçeklerde sabitlenme meydana gelecektir.) bulunacaktır. örneğin zürafa veya fillerin doğurmasını). özellik dağılımı açısından uçlarda kalanlar elenecek ve ortalardaki bireyler desteklenecektir.bu sınırlara uymayan bebekler. tozlaşmaları zorlaşacak ve üreyemeyeceklerdir. yukarıdaki grafikte de yer alan çan eğrisini anlamak gerekir. Yani çok ağır veya aşırı zayıf doğan bebekler. Bu durumda. Buna sabitleyici doğal seçilim denir. Örneğin bir bitki için. Bunun sonucunda uç taraftaki bireyler hayatta kalamayıp sayıları azalacak ve ortalardaki bireylerin sayısı artacaktır. Örneğin. Bunu anlayabilmek için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz: Evrim’in İşleyişinin Kısa ve Dar Bir Özeti https://www.facebook.

sürekli olarak türlerin değişmesine sebep olur. 69 . ata nesillere benzsede de. Evrim’i reddetmek bilgisizlik ve iki yüzlülüktür. Bozucu Doğal Seçilim sayesinde ikiye bölünen bir popülasyon. Yer Çekimi’ni kabul edip. farklı yönlerde evrim geçirebilecek ve yeni türler ortaya çıkabilecektir. İşte bu Evrim’dir. Genelde insanların kabul etmekte zorlandığı nokta. Çünkü Doğal Seçilim varsa. Bireyler arasındaki farklılıklar Doğal Seçilim sayesinde ayıklanır ve bu. minik değişimler geçirirler. anlamak zorlaşmaktadır. bir popülasyondaki bireyleri ikiye bölme- ye meyillidir ve bu. bu ikiye bölünmüş bireyler. Yani Doğal Seçilim’i kabul edip. Örneğin Bozucu Doğal Seçilim’de gördüğümüz gibi. Evrim kaçınılmazdır. türleşme bu demek değildir ve son derece yavaş gerçekleşir.E V R İ M A Ğ A C I Bu tip seçilime ait grafik aşağıdaki gibidir: Grafikten çıkarılacak çok önemli bir sonuç vardır: Bozucu Doğal Seçilim. türleşmeyi inanılmaz destekleyen bir özelliktir. belirli bir özellik açısından ikiye bölünebilir (örneğin bir ağaç. Daha sonra. yalancı kaynaklar bir farenin file dönüşmesi gibi anlatmaya çalıştıkları için. Son olarak. bir popülasyon. Türleşme yazı dizimizde bahsettiğimiz yöntemlerle birbirlerinden farklılaşırlar. Bunu. Doğal Seçilim doğada farklı biçimlerde görülmektedir. çünkü bu Yer Çekimi kadar açık ve gözlenebilirdir. Görüldüğü gibi. Ancak yazılarımızı okuyan birinin kolayca görebileceği gibi. Evrim’i reddedebildiklerini görmekteyiz. farklı ortamlarda yaşamak zorunda kalırlar ve kendi ortamlarına ait bir seçilime maruz kalırlar. Doğal Seçilim ve Evrim ilişkisiyle ilgili bir iki son söz söylemek istiyoruz: İnsanların çoğu günümüzde doğada bir seçilim olduğunu ister istemez kabul etmektedirler. bir fare popülasyonu). Sonunda ise. Halbuki bu. bizim inşa ettiğimiz bütün binaların Yer Çekimi sayesinde inşa edilebildiğini reddetmek gibi bir durumdur. onlarla çiftleşemeyecek kadar farklı ve morfolojik olarak da farklı olabilirler. Ancak aynı insanların. türlerin birbirine dönüşümüdür. Her ne kadar yeni olauşan nesiller. bir maymun. Birikimli Seçilim sayesinde zamanla.

Ne var ki. Yapay Seçilim. Yapay Seçilim. 11. Yapay Seçilimi anlaması oldukça kolay olacaktır. bu lahana cinsinin farklı özelliklerini kendi istekleri dahilinde Yapay Seçilim kullanarak seçmiş ve kendilerinin belirlediği yönlerde evrim geçirmesini sağlamıştır. Buna Yapay Seçilim denir. doğada bulunan tek bir bitki olan vahşi lahana ve bunun sürekli seçiliminden elde edilmiştir. İnsanoğlu. Bu uzun girişten de anlayabileceğiniz gibi. daha sonrasında onun pratik bir uygulaması olan Yapay Seçilim’i tanıtmak istememizdir. Doğal Seçilim Kuramı’nı ileri sürmeden önce. Böylece gereksiz enerji ve zaman kaybı önlenmiş olur. Bunu. Doğal Seçilim Kuramı’nın da başlangıcına Yapay Seçilim bilgisini yerleştirmiştir. Çünkü Yapay Seçilim. Yapay Seçilim’in önüne alma sebebimiz. Doğal Seçilim’i anlayan birinin. Nesiller boyu doğan yavrulardan. günümüzde hepimizin son derece aşina olduğu ve sıklıkla kullandığımız ve bu seçilimden önce doğada hiçbir zaman var olmamış şu sebzeler elde edilmiştir: lahana. Brüksel lahanası. Bunun dışında kalanların ise çiftleşmesine izin verilmez veya sınırlandırılır. Dediğimiz gibi. Doğal Seçilim. Son olarak Darwin. Brassica cinsi güney Avrupa kıyılarında ve batı Avrupa’da yaşar. Yapay Seçilim sonucu meydana gelen evrimin en güzel örneklerinden bir tanesidir. o popülasyon dahilindeki çeşitlilik içerisinde bu özelliği taşıyan bireyler seçilir ve kendi aralarında çiftleştirilirler. bütün ayrıntılarıyla Yapay Seçilim’i okurlarına ayrıntısıyla anlatmaktadır. insanların gözünde bir imge yaratmak amacıyla daha kolay olabilmektedir. brokoli. temel olarak öncelikle belirli bir özelliğin bir canlı grubunda istenmesiyle başlar. basitçe -örneğin. salt isteklere yönelik olarak da yapılabilir. yer lahanası ve Çin lahanası. Daha sonradan Persli Ebu Reyhan Biruni. Burada birkaçını ele alacak olursak: 1) Vahşi Lahana’dan Yapay Seçilim İle Elde Edilen Yeni Türler Vahşi Lahana (Brassica oleracea). Bunun sonucunda. Bu şekilde. 70 . kara lahana. nesiller geçtikçe istenen özellik daha da yoğun olarak gözükmeye başlar ve bir süre sonra bu şekilde yapay olarak izole edilen bireyler daha önce anlatılan yöntemler dahilinde atalarıyla çiftleşemez hale geldiklerinde türleşme ve dolayısıyla Evrim gerçekleşmiş olur.insanın. yüzyıllardır insanların farkında olmadan ya da tam olarak anlamadan kullandıkları Yapay Seçilim’i anlatarak Evrim’i izah etmeye çalışmak. bilimsel açıdan daha doğru olacaktır.E V R İ M A Ğ A C I 3: Yapay Seçilim Geçtiğimiz yazımızda sizlere doğanın en güçlü yasalarından biri olan Doğal Seçilim’i mümkün olduğunca ayrıntısıyla anlatmaya çalıştık. zaten Yapay Seçilim’i de bilmediğini kabul ediyor ve konuları bu sırayla veriyoruz. seçici etmen doğa koşulları olmadan. konu üzerinde çok uzun yıllar çalışmış ve pek çok evcilleştirme işlemi gerçekleştirmiş bir uzman olarak. ilk olarak Romalılar’da kullanılmıştır ve tarımla uğraşanlara belirli özelliklere sahip hayvan ve bitkilerin kendi aralarında çiftleştirilmesiyle. kıvırcık lahana. Yapay Seçilim. doğada var olan bir yasayı anlattıktan sonra bir uygulamasından bahsetmek. Ancak şu bir gerçektir ki. Biraz açıklayacak olursak: Dediğimiz gibi. Bunu bilen Darwin de. yüzyılda yazdığı Hindistan isimli kitabında Yapay Seçilim’e pek çok örnek vermiştir. yapay yollarla. istenen özelliği en çok taşıyanlar yetiştirilerek kendileri gibi bu özelliği çok taşıyan karşıt cinsiyetteki bireylerle çiftleştirililer. özellikle bazı hayvanlar tarafından diğer canlılar üzerinde bilinçli olarak uygulanan seçilime denmektedir. Türlerin Kökeni isimli eserinde ve Evcilleştirme Altında Bitki ve Hayvanlardaki Çeşitlilik isimli kitaplarında bu konuya geniş yer ayırmış. bir diğer canlının üremesini kendi istekleri doğrultusunda sınırlandırarak ve/veya yönlendirerek. doğadaki çeşitlilik dahilinde ortama adapte olmak açısından en avantajlı bireylerin seçilip üreyerek kendilerindeki bu avantajlı genleri yavrularına aktarması demektir. Yapay Seçilim’e pek çok örnek vermek mümkündür. karnabahar. Daha sonra. belirli özelliklerin nesiller boyunca seçilimi sonucunda insan tarafından en “arzulanır” bireylerin elde edilmesini hedefler. istenen özellikteki yavruların doğma şansının arttırılabileceği öğütlenmiştir. aramızdan kimsenin ya da az sayıda bireyin hayvan besiciliğiyle uğraştığını varsayarak. Tüm bunlar. Bu. öncelikle bir doğa yasasını sizlere tanıtıp.

Yapay Seçilim’in bir olumsuz etkisi. Örneğin sürekli bol et veya süt vermesi yönünde seçilim yapılan bir canlının doğada serbest bırakıldığında yaşayabilmesi mümkün olmamaktadır. Bu sebeple Yapay Seçilim’in uygulandığı yerlerde. birbirleriyle çiftleşebilirler ve bir popülasyon içerisindeki varyasyon olarak görülmektedirler. domuz. salgınlara ve bazı zayıflıklara sebep olabilmektedir. Yapay Seçilim ile türleşmenin ispatlandığı deneylerden biri olan ve tilkiler (Vulpes vulpes) üzerinde yapılan bir deney için sayfamız üyelerinden Sayın Yücel Güler’in şu yazısını okumanızda fayda görüyoruz: Yapay Seçilim https://www. Böylece besi hayvancılığıyla uğraşan kimselerin tek bir hayvandan edindikleri verim çok daha yüksek olabilmektedir. bakteriler arasında Yapay Seçilim uygulanarak bazı ilaçlar üretilebilmektedir. koyun. en güçlü olan. Görebileceğimiz gibi. yaşadıkları bölgelere en çok yaklaşan. 71 . Teosinte. vb. vb. Sürekli olarak bol taneliler kendi arasında çaprazlanarak günümüzdeki bol taneli mısırlar elde edilmiştir. Günümüzdeki bu çok farklı köpek çeşitliliği. Günümüzde bu seçilim halen yapay olarak sürdürülmektedir. iki alt türe aittir: Canis lupus familiaris ve Canis lupus dingo. Bu köpek türlerinin tamamı kendi arasında çiftleşebilir (bunun sebeplerinden biri sürekli olarak karışmalarıdır) ve günümüzde halen pitbul gibi kırma köpekler elde etmek için istenen özelliklere sahip köpekler kendi aralarında çiftleştirilmektedir. 4) Evcil Köpekler Günümüzdeki bütün evcil köpekler. Bir tür karınca (Atta colombica). özelliklere göre seçtikleri vahşi kurtları evcilleştirmiş ve bu özelliklerine göre seçilim uygulamıştır.facebook. en az saldırgan olan. Arap atlarının sürekli olarak en hızlı ve güçlülerinin seçilmesi sonucunda elde edilmiştir.E V R İ M A Ğ A C I 2) Mısır Mısır da. hayvanların sürekli olarak kaliteli ete sahip olan diğer bireylerle çiftleştirilmesi sonucu elde edilmektedir.com/note. 5) Koşu Hayvanları Dünya’nın en saygın atları olan İngiliz atları da. vahşi kurt olarak bildiğimiz Canis lupus’un alt türleridir. Bu sayede yuvalarını. tür içi çeşitliliği azalttığından dolayı (sürekli istenen özelliklere sahip bireyler seçilmekte ve diğerleri doğa koşulları gözetmeksizin göz ardı edilmektedir) hastalıklara. Yapay Seçilimin pek çok kullanım alanı vardır. Günümüzde. birbirlerinden ne kadar farklı görünürlerse görünsün. doğada normal olarak bulunan teosinte isimli bir bitkinin sürekli olarak Yapay Seçilim’e uğratılması sonucu elde edilmiştir. işte binlerce yıldır uygulanagelen bu insan seçiminden kaynaklanmaktadır. genellikle her zaman en çok ve kaliteli ete sahip olan inek. 3) Yediğimiz Etler Günümüzde kasaptan alıp yediğimiz etler. çok ciddi bir bakım ve takip de uygulanması gerekmektedir. Binlerce yıldır insanlar. aynı alt türe aittirler (Canis lupus familiaris). Bunların tümü.php?note_id=163944970330253 Dünya üzerindeki canlılar arasında Yapay Seçilim uygulayan tek canlı insan değildir. mantarlar korumaktadır. Örneğin bir Golden Retriever ile bir Rottweiler. bölgelerindeki bir tür mantarın sadece en güçlü kimyasallara sahip olanlarını Yapay Seçilim uygulayarak seçmekte ve diğerlerini imha etmektedir. normal olarak çok az taneye sahip olan bir bitkidir. Benzer şekilde bazı bitkiler de sadece belli tip mantarları bünyelerinde barındırarak. otçul hayvanlara karşı kendilerini korumaktadırlar. Elbette daha uzun ve sert izolasyonlar sonucu türleşme olabileceği açıktır.

Eğer ki tarafsız. dediğimiz gibi. varlığınızı korur ve ürerseniz. eşeysel olarak üreyen tüm canlılara genelleyebiliriz. 72 . bunlar tartışılmalı ve açığa kavuşmalıdır. Çünkü -her ne kadar benim aklıma tam anlamıyla yattıysa da. biyolojik olarak varlığınızı sürdürebilirsiniz.günümüz etik değerlerine aykırı olabilecek bazı durumlar ortaya konmakta.” Evrim Ağacı olarak bu konuya şu şekilde açıklık getirmek istiyoruz: Günümüzde. tüm canlıların temelde iki amacı olduğunu görürüz: 1) Hayatta Kalmak 2) Üremek Bir düşünün.. ilk olarak doğumundan ölümüne kadar yaşam mücadelesi verir. cinsel seçilim zannediyoruz ki bütün bilim insanları tarafından tartışmasız bir biçimde Evrim Kuramı’nın mekanizmaları arasında yer almaktadır. Bize gelen soru şu şekildeydi: “Fakat Morris’in bu kitaplarda insanın evrimini anlatırken izlediği bu politika doğru mudur yanlış mıdır bunu öğrenmek isterim. az veya çok olarak. Hayat emeliniz olarak yukarıda saydığımız iki nokta hariç ne derseniz deyin.. Belirttiğimiz üzere. kariyere sahip olmayabilir. tepki ile karşılanmış ve bazı bilim adamlarınca doğruluğu tartışılmıştır. Zaten cinsel seçilimin yorumlanması. sosyal bir çevresi olmayabilir. çiftleşebilmek için birbirleriyle mücadele etmek durumundadır. Buna bilim dilinde bir tür üzerindeki cinsel baskı denir. en kompleks ve zihinsel açıdan gelişmiş olarak gördüğümüz Homo sapiens sapiens (İnsan) bile. Ve bazı özelliklere sahip olan bireyler. aynı anda. karşı cinsi etkileyebilmek için bir bireyin sahip olması gereken özellikler ve bu özelliklerden olan sapma miktarı olarak değerlendirebilir. diğerlerine göre daha avantajlı konumda olurlar ve üreme şansları artar. Sonradansa üreme mücadelesi. mutlaka cinsel seçilim görürüz. fakat bilimi güzel yapan en önemli şey hayatımıza uyguladığımızda daha da iyi olmasıdır. Bu tepkileri insanın doyumsuz egosuna bağlasam da. insan türünün devamını sağlarsınız. Evrim tartışmak önemlidir evet. Dünya turuna çıkmayabilir. gömleği çıkardığında bağnaz olan birisinin bilimselliği tartışmalıdır. kendine önem vermeyebilir.. bunu bir neden olarak ortaya atmak şu an için bana bilimsel gelmiyor (benim gibi düşünmeyen birisine hakaret ediyormuşum gibi gözükebilir). Charles Darwin’in de kullandığı adıyla. hayatta kalma mücadelesinden ya da daha önemli olarak üremekten vazgeçerlerse. Cinsel Seçilim. bilimsel ve Biyolojik olarak hayata bakarsanız. Cinsel (Seksüel) Seçilim olarak bilinmektedir.. Bu. sanat üretmeyebilir. Çünkü şu anda doğan bir bebek bile. Bu yazımızda ise göreceli olarak yeni gündeme gelen ve bir anda Evrim Kuramı’nın en önemli parçalarından biri haline gelen ve yarım bir doğa yasası olan Cinsel Seçilim’den bahsedeceğiz. Bilim adamı gömleğini giyindiğinde açık fikirli. vakti zamanında sosyobiyoloji biliminin kuruluşunda yaşandığı gibi. Temel olarak rastgele olmayan çiftleşme de denen bu olay. Konuyu anlatmak için. onu yapmadan var olabilir. türlerin bazı bireyleri üzerinde cinsel baskı dediğimiz unsuru oluşturur. Bilim yapmak istiyorsak. insan türünün soyu 80-100 sene içinde tükenir. Üreme mücadelesi. 80-100 yıl içerisinde ölecektir ve o da üremeyeceği için insan soyu devam edemez. Çünkü doğada bireyler. Ancak insanların tamamı. edebiyat yapmayabilir. ayrıntı da olsa. Evrim’in şimdiye kadar keşfedilen mekanizmaları arasında tartışmasız bir yere sahiptir. Doğada hangi canlıya bakarsak bakalım. mutlu olmayabilir. daha önceden yazdığımız bir cevap yazısını buraya ekleyeceğiz. Doğada her hayvan. Bu konudaki yardımınız benim için çok önemli. dua etmeyebilir. eğer hiç kimse üremezse. Belki sizin için bir anlamı olmayabilir öyle bir hayatın ama en nihayetinde.E V R İ M A Ğ A C I 4: Cinsel (Seksüel) Seçilim (Rastgele Olmayan Çiftleşme) Önceki yazılarımızda sizlere doğal bir yasa olan Doğal Seçilim’i ve bunun insan uygulaması olan Yapay Seçilim’i anlattık. Bunu.

erkekler ise seçilen konumdadır. genellikle ikincil eşey karakterleri dediğimiz özellikler seçilir ya da elenir.org/wiki/Sexual_conflict Arnqvist. erkekleri daha değersiz veya ikincil derece değerde kılmaktadır. 3’e ayrılır: 1) Intrasexual Selection (Aynı Cinsiyettekiler Arası Dövüş) 2) Intersexual Selection (Eş Seçimi) 3) Sexual Conflict (Eşeysel Çatışma) İlk madde genellikle doğrudan erkeklerle ilgilidir ve genelde dişilere arası mücadele görülmez (elbette doğada örnekleri görülür ancak erkekler arası olan savaş. Bunun sebebi. Yıllarca bilim karşıtları bu tüyleri Doğal Seçilim’e karşı olarak sunmuşlardır ve “bir kuşa kaçmasında zorluk sağlayacak bir özelliğin evrim ile açıklanamayacağını ama insanın göz zevki için böyle güzel bir kuş yaratıldığıyla açıklanabileceğini” iddia etmişlerdir. türlerin dişilerinin erkeklerini seçmesi durumunun geçerli olmasıdır. yani cinsel seçilimden kaynaklanmaktadır. Ancak artık biliyoruz ki tavuskuşlarının bu güzel ve ağır kuyrukları. İkinci maddede. ortamdaki dişiyi etkileyebilmek için birbiri ile savaşır. her zaman dişiler arası olandan çok daha fazla ve haşindir). Princeton University Press. 140–165 in The Selfish Gene. 30-100 arası dişiyle çiftleşebilirken. (2005) Sexual conflict. erkek milyonlarca sperm (gamet) üretmektedir. dişilerin daha çok seçici olmasının sebebine yönelik bir açıklama olan. Örneğin insanda. Her sene çiftleşme dönemlerinde amansız savaşlar veren bu türün erkek bireylerinden kazananlar. Bunlardan en ilginci. belki de erkeklerin yüzlerce. tek kelimeyle “ölümcüldür”. genel olarak seçilen ya da elenen özellikler. “süs eşyaları” olarak isimlendirebileceğimiz. insana. Çünkü doğada seyrek bulunan her zaman kıymetlidir. Bir diğer örnek. binlerce yıldır kadınlar üzerinde kurmak istedikleri amansız baskılar. zincirleme bazı etkiler sonucunda dişileri daha değerli. Erkek tavuskuşlarının büyüleyici denebilecek kuyruk tüylerini hepimiz biliriz. 1989. Şu anda bu. Bazı geyik türleri. Bu. R. G. adeta dövüşürler. genellikle erkeklere göre kıyaslanmayacak kadar az sayıda gamet üretirler. dişi için yapılacak mücadelede birincil derece öneme sahiptirler.royalsociety. gamet miktarıdır. doğada çok büyük oranda. kaybedenler kimi zaman hiçbir dişiyle çiftleşemezler.org/sexual-conflict http://en. Oxford: Oxford University Press Şimdi. Kuşlardan. Belki de Cinsel Seçilim’in en meşhur örneği. bu kanlı mücadelede daha avantajlı konumda olacaktır ve cinsel seçilim. bu canlılardan yana işleyecektir. dişilerin hep daha parlak renklere sahip ve uzun kuyruklu olan bireyleri seçmelerinden. Bu sebeple her zaman en güçlü dişlere. bu tüyler aslında onun için taşınmaz bir yüktür. Yukarıdaki 3 maddeyi biraz açmak gerekirse: Intraseksüel Seçilim’de. çeneye ve kafatasına sahip olan bireyler. vb. Bilim insanları bunlarla ilgili pek çok teoriler ileri sürmektedirler. mücadelede birincil önemi olmayan ama çok açık seçim sebepleri olan özelliklerdir.E V R İ M A Ğ A C I Cinsel Seçilim.wikipedia. verilebilir. dişiler çiftleşmede kullanılmak üzere 1 yumurta (gamet) üretirken. 73 . çünkü erkek erkeğe. tavuskuşlarıdır. Ancak ilginçtir ki. Ve doğal ortamda bulunan tavuskuşları için. ancak aşağıdaki kaynaklardan bazı bilgiler edinebilirsiniz: http://publishing. yani Interseksüel Seçilim’de. L. Kim bilir. bu psikolojik ve biyolojik geri kalmışlığın bilinçaltına yerleşmiş gölgeleme arzusundan ileri gelmektedir. Dişiler. yine dişi için birbiriyle akıl almaz sertlikteki mücadelelere giren geyiklerdir. Örnek olarak boynuzlar. böceklere kadar pek çok türde genel olarak dişiler seçici konumda. pek çok erkek hayvan. pp. Princeton Dawkins. & Rowe. Bunlar genel olarak “silahlar” olarak da tanımlanabilir. Üçüncü madde. bizim konumuz için fazla ayrıntılıdır. “Battle of the Sexes”. Bunlardan biri de Kuzey Denizfili (Northern Elephant Seal) olarak da bilinen türdür. yani Eşeysel Çatışma daha teknik bir terimdir ve bir cinsiyeti etkilemeye çalışan karşıt cinsiyetteki bireylerin birbirleriyle çakışan yani fitness (fit olma durumu) bakımından eşit değere sahip özellikler evrimleştirmiş olmalarından kaynaklanır. Cinsel Seçilim’e biraz örnek verelim: Belgesellerde sıklıkla görülebileceği gibi. Çünkü tavuskuşunu inanılmaz yavaşlatırlar ve avcılardan kaçmasını imkansız hale getirirler bu tüyler. antenler.

yani sadece dişilerin seçmesinden yana değildir ancak genellikle bu durumun hala geçerli olduğu söylenebilir. Ötüş frekansı. biçimi. Renkli gözlü. İlkel insanlarda. bazı sınırlar dahilinde genellenebilir. Ancak bu kadar örnek yeterli olabilecektir. aileyi daha iyi koruyabilecek bir eşe işaret etmektedir. Kuşlarda da özellikle Interseksüel Seçilim’e güzel örnekler bulunmaktadır. Sonuç olarak görebildiğimiz üzere. daha iri göğüslü. renkli saçlı. karışımları. Bu. üzerlerindeki bu yoğun cinsel baskıdır. özellikle papağanlarda sık görülür.. erkeklerden de yine daha sıkı bir görüntüye sahip olan. Elbette ki bu tercihler kişiden kişiye çok değişebilmektedir. yüksekliği. en güçlü. Fakat ne olursa olsun sonuç aynıdır: Fiziksel görüntü. Cinsel Seçilim. yine kimi zamanlar dişiler için yapılan dövüşler. Ve insan. Çünkü iri göğüsler daha çok süt verebilecek ve iri kalçalar ise daha çok sayıda çocuk doğurabilecek bireyleri işaret etmektedir. 74 .E V R İ M A Ğ A C I uzun boynuzları ve güçlü kafalarıyla. uzun boylu erkekler tercih sebebidir. daha geniş kalçalı kadınları tercih ettiğini biliyoruz. kimi zaman en iyi ve dayanıklı yuvayı kuran erkekler ve bu tip ikincil özellikler kuşların seçimini etkilemektedir. Ancak temel olarak pek çok erkeğin eğilimi ile kadının eğilimi. doğada cinsel seçilim yönünden çok önemli evrimsel basamaklar geçirilmiştir ve geçirilmeye devam etmektedir. İnsan’da da cinsel seçilim mevcuttur. Öte yandan ilkel insanlardaki erkeklerin de. Evrim’in kaçınılmaz bir parçasıdır ve kimi zaman (tavuskuşlarında olduğu gibi) Doğal Seçilim’den. en dayanıklı ve kimi zaman en büyük üreme organına sahip erkeklerden yana olduğu bilinmektedir. Etrafımızdaki bu çeşit çeşit renkteki kuşların var olma sebepleri.. tüy renginin tonları. dişilerin seçimlerinin en kaslı. Günümüzde ise zekanın daha da gelişmesiyle bu seçimler daha karmaşık bir hal almıştır. cinsel seçilimde rol oynamaktadır. birden fazla dişiyle bile çiftleşebilir. Çünkü bunlar. Zekanın gelişimiyle birlikte belki seçilim tek taraflı. Örnekleri sınırsız arttırmamız mümkün. açık tenli kadınlar tercih sebebi olabilirken. birbirleriyle inanılmaz hızlar ve güçlerde çarpışmaktadırlar. Sonunda yenilen erkek dişileri bırakır ve kazanan. yani hayatta kalmaktan daha büyük önem arz edebilmektedir.

Bu transfler sonucunda popülasyonların gen havuzlarındaki gen frekanslarında değişimler meydana gelir. Göçler. bazı bakterilerdeki üreme yöntemi olan gen transferi yoluyla veya bir virüs veya bakterinin bir türden diğerine gen taşıması demektir. Bir sümüklüböcek popülasyonunda göç yoluyla gen frekansının değişimi ne kadar az ise. Genetik Sürüklenme’yi anlatırken değineceğiz. Gen akışına engel olan faktörler çok çeşitli olabilmektedir. Bunu. Bu noktada çok önemli bir tanım olan Yatay Gen Transferi’ni tanımlamakta fayda vardır: Yatay Gen Transferi. temel olarak bir popülasyondan diğerine genlerin (alellerin) göç yoluyla aktarılmasıdır. bitkilerden çok daha fazla göç etkisine maruz kalırlar. tüm canlıları da etkileyebilir. Temel olarak hayvanlar. göç yoluyla popülasyona dahil olabilir. genlerin dikey olarak (anadan yavruya) aktarılması yerine. insan gibi aşırı hareket kabiliyetine sahip (teknolojinin de etkisi göz önüne alınmalıdır) hayvanlarda bu etki çok daha fazla olabilmektedir. Ancak Çin Seddi. depremler. Gen akışı türler arasında sadece bireysel yer değiştirme ve çiftleşme yoluyla olmaz: bir bakteri veya virüs de bir türden diğerine genetik materyal taşıyabilir. yeni ve farklı tür konağa aktarabilmektedirler.E V R İ M A Ğ A C I 5: Gen Akışı (Göç) Gen Akışı. Evrim Ağacı üzerindeki bir daldan diğerine yatay olarak aktarım sağlanır. Örneğin insanlar çok uzun mesafeleri kat ederek bütün Dünya’ya yayılmışlardır. Veya. Gen göçünün bir diğer önemli etkisi. Bu konunun ayrıntısı ve nasıl türleşmeye ve dolayısıyla Evrim’e sebep olduğunu açıklayan yazılarımız için lütfen Türleşme Yazı Dizimize bakınız. Buna. Tahmin edilebileceği gibi. Bu da bir çeşit gen göçüdür. türleşmeyi ve Evrim’i inanılmaz miktarda tetikleyen olaylardan biridir. Evrim Ağacı’na aykırı olarak. Örneğin insan yapımı bir otoban veya yeni açılan bir nehir kolu. Devekuşları ve dinozorlar gibi hayvanlar da inanılmaz mesafeleri kat ederek bütün Dünya’ya yayılmayı başarmışlardır. göçler sebebiyle halihazırda var olan gen frekanslarında artış veya azalışlar meydana gelebilir. Elbette ki polenlerin hayvanlar veya rüzgar yoluyla kilometrelerce uzağa taşınabileceği göz ardı edilmemelidir. Diğer taraftan. Gen akışı. Evrim Tarihi’ni şekillendiren olaylar olmuşlardır. volkan patlamaları. bir sonraki yazımızda. ancak bunu yapan tek tür insanlar değildir. Geleceğe referans olması açısından. Bu da. kimi zaman göç etmeye başlayan türler. Gen akışı sayesinde kimi zaman yukarıda açıkladığımız türleşme engellense de. farklı habitatlarda yaşayabilmektedir. İnsan yapımı bir otoyol veya Çin Seddi engel olabilmekteyken. 75 . farklı türlerin çiftleşmesi demek olan hibritleşme (melezleşme) olayını sağlamasıdır. Virüsler ve bakteriler genlerini konak organizmanınkiyle birleştirebilirler ve bu sayede. nehir taşmaları gibi doğal olaylar sonucu da popülasyonlar arası gen akışı kesilebilmektedir. göçleri etkileyen en önemli faktör. günümüzde pek çok biyoteknolojik üründe kullanılmaktadır. popülasyonlar arası farklılığı ve dolayısıyla türleşmeyi azaltmasıdır. İnsan türünün evrimi konusunda bu etkiyi hatırlamakta fayda vardır. Bu da. hem de hayvanları büyük ölçüde etkileyecektir. gelecek için son derece önemli teknolojileri geliştirmemizi sağlamaktadır. hem bitkileri. Gen akışının en önemli etkilerinden biri. Çünkü daha önceden popülasyonda bulunmayan bir gen. Bu da. hareket kabiliyetidir. popülasyon dahilinde belli genetik özelliklere sahip olan bireyler göç ederek o popülasyonda. başka popülasyonlara ulaşamadan yeni habitatlar keşfederler ve burada yeni popülasyonlar kurarlar. Virüs ve bakteri plazmid genleri kullanılarak farklı türlerin genetik bilgileri birbirine karıştırılmakta ve istenilen özelliklerde canlılar üretilmektedir. türleşmenin gerçekleşmesi zorlaşacaktır ve dolayısıyla Evrim yavaşlayacaktır. Popülasyonlar arası çiftleşmeler sürdüğü müddetçe. daha önceki bir konaktan edindikleri genetik materyali. gerekse de türleşmeyle ilgili herhangi bir türün tarihinde görmek mümkündür. Bu kesilme. bazı canlıları etkileyebileceği gibi. gerek İnsanlık Tarihi’nde. rüzgarla tozlaşan bitkileri o kadar fazla etkilemeyecektir. İşte bunlar arasında meydana gelen çiftleşmeler sonucunda gen akışı sağlanmış olur. temel olarak otobanın iki tarafında kalan hayvanlar arası gen akışını büyük ölçüde keserken. Bildiğiniz üzere doğada pek çok canlı türü farklı popülasyonlar halinde. kendilerinde bulunan genlerin kalmamasına sebep olabilirler.

aynı türe ait bir diğer popülasyon ile buluşmasıyla sonuçlanmamaktadır. bir popülasyon dahilindeki gen veya alel frekansının rastlantısal olarak değişmesi demektir. Çeşitlilik. Bu. Ancak 1968 yılında Motoo Kimura. Dediğimiz gibi. Ancak eğer ki popülasyon küçükse. Genetik Sürüklenme’yi anlatmanın en kolay yolu. Evrim’e rastlantısallık katan mekanizmalardan biri Genetik Sürüklenme’dir. Ünlü Evrim bilimcisi Ronald Fisher. Bu yüzden. bu etki kolaylıkla bastırılamaz ve A özelliği (geni) sürekli olarak saçılarak ebeveynlerden yavrulara geçer. Bu sebeple. rastlantısallığın etkilerinin birbirini etkisiz kılmasıdır. yeni bir ortama ulaşmakta ve burada kalarak kendi büyük popülasyonlarını kurmaktadırlar. genetik özellikler rastgele yavrulara saçılacak ve yavrular. küçük popülasyondaki atalarına benzer özelliklere sahip olacaklardır. mutasyonların doğrudan nükleotitlerin yapısını etkilemesiyken. küçük popülasyonlarda en önemli Evrim Mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. İşte bu şekilde. Örneğin. 76 . büyük bir popülasyondan ayrılan küçük bir grubun yeni bir habitata yerleşmesi ve burada çoğalmaya başlamasını düşünmektir. genlerin bu şekilde rastgele saçılmasına ise Genetik Sürüklenme denir. Genetik Sürüklenme’nin önemi yeniden kavranmıştır. bir önceki notumuzda açıkladığımız gibi sık sık göçler yaşanabilmektedir ve bu göçler. kendi özelliklerini taşıyan büyük bir popülasyon yaratmasına kaşif etkisi (founder effect). büyük popülasyonlarda önemsenmeyecek kadar az etkiliyken. Bu sebeple. her zaman bir türe ait bir popülasyonun. bir A özelliğinin bir anadan yavruya geçmesi. bu gibi küçük popülasyonlarda son derece etkilidir. Konuyla ilgili daha geniş örnekler için Türleşme’yi okuyabilirsiniz. yapıya dokunmamasıdır. Fisher. bu mekanizmanın adı uzun süreler Sewall-Wright Etkisi olarak anılmıştır. küçük bir popülasyon büyürken. bu çeşitliliğin uç miktarda değişmesi mümkün olmamakta. Genetik Sürüklenme’nin günümüzdeki etkileri halen araştırılmaktadır ve her geçen gün önemi artmaktadır. Bu görüşe en sert karşı çıkan isim. Genetik Sürüklenme’nimn büyük popülasyonlarda etkisiz kalmasının sebebi. bu sebeple oldukça fazladır ve birey sayısı çok fazla olduğu için. Genetik Sürüklenme. Az sonra buna değineceğiz. Ronald Fisher olmuştur. doğada. Doğal Seçilim’in mi yoksa Genetik Sürüklenme’nin mi daha etkili olduğu tartışılmaktadır. Öyle ki. Genetik Sürüklenme’ye ait oldukça karmaşık ve istatistik ile Biyoloji bilgisine dayanan formüller bulunmaktadır. Genetik Sürüklenme. Ancak küçük bir popülasyonda. sınırlı sayıda gen bulunacağından. oldukça rastlantısal ve önceden tahmin edilemez doğa koşullarına bağlıdır (bir takım türleşme tipleri gibi). bazı genlerin oldukça sık görülmesini de sağlayabilir. küçük popülasyonlar söz konusu olduğunda. Kimi zaman göçe başlayan bir grup. Genetik Sürüklenme’nin önemsiz bir etkisi olduğunu ileri sürmüştür ve uzun yıllar bu görüş kabul görmüştür. Genetik Sürüklenme. çeşitlilik de dar olacaktır. aşırı farklı varyasyonların ortaya çıkması sık görülmemektedir. Böylece Genetik Sürüklenme’nin etkisi ortadan kalkar. Büyük popülasyonlarda sürekli olarak genler birbirine karışmaktadır. Genetik Sürüklenme’nin genel olarak frekansı (görülme sıklığını) etkileyip. Evrim için son derece önem arz etmektedir.E V R İ M A Ğ A C I 6: Genetik Sürüklenme Genetik Sürüklenme. Genetik Sürüklenme’nin etkili olabileceğini. Hatta bu sebeple. Genetik Sürüklenme. Kimura’ya göre Genetik Sürüklenme sayesinde genetik bir değişim bütün popülasyona hızla yayılabilmektedir. Moleküler Evrim’in Nötral Kuramı isimli kuramını ileri sürerek Genetik Sürüklenme’yi türleşme ve Evrim Mekanizmaları’nın kalbine yerleştirmiştir. ancak bu etkinin önemsenmeyecek kadar küçük olduğunu iddia etmiştir. Genetik Sürüklenme. Türleşme Yazı Dizisi’nde de açıkladığımız gibi. Daha önce. bazı genlerin popülasyon içerisinde yok olmasına sebep olabilecekken. uzun yıllardır bilim insanlarınca. ilk olarak 1929’da Sewall Wright tarafından ileri sürülmüştür. Mutasyondan farkı. 1968’de ise Motoo Kimura’nın az önce bahsettiğimiz kuramını ileri sürmesiyle. özellikle kaşif etkisinin türleşmede çok önemli etkileri bulunmaktadır. küçük bir grubun. Unutmayın ki. geniş çeşitlilikten ötürü birkaç nesil sonra baskılanabilir ve sürüklenmenin yönü tersine dönebilir.

000 yıl önce meydana gelen Buzul Çağı’nda. renk koduyla belirtilmiştir: Eğer ki Sıfırıncı Nesil. kolayca yayılabilecektir. Ancak bu popülasyonun küçük bir popülasyon olduğunu hayal edersek. Şimdi. Amişler’de neredeyse tek görülen kan grubu B’dir. bir kısmı göçlere kendilerini kapatarak çevrelerinden. 7 nesil sonunda. yani her bir genin etkisi. Genetik Sürüklenme. bu fok türünden sadece 20 adet kalmıştı. artık nötrdür (Moleküler Evrim’in Nötral Teorisi. yüzyılda oldukça ciddi bir fok avı başlatılmıştı. bunun üzerine kuruludur). Aynı zamanda. Bu da kaşif etkisinin ve Genetik Sürüklenme’nin sonuçlarından biridir. genlerin kaybolması üzerinden gideceğiz. Bunlar üzerinde yapılan araştırmalarda çok ilginç bulgulara rastlanmıştır. Aşağıdaki fotoğrafta. Daha sonra bu grupların bir kısmı Amerka’da yayılırken. darboğaz etkisi (bottleneck effect) (popülasyonun ciddi bir sayı azalmasına gitmesi) ve kaşif etkisi sebebiyle tür içi çeşitlilik halen çok azdır. tamamen 1 numaralı genin hakim olduğu bir nesle ulaşılmıştır. 12 farklı gen (veya alel) sıralanmıştır. Bu genler. Bering Boğazı’nın donması sayesinde buzlar üzerinden yürüyerek küçük gruplar halinde Amerika’ya gelmişlerdir. genlerin genetik olarak ayırt edilebilir bir özelliğini temsil ediyor olsun. bundan 10. 77 . 2) Kızılderililerin ve Amişlerin B Tipi Kan Grubu Kızılderililer. Biz bu örnekte. Bunların başında Dunkers diye isimlendirilen bir kabile ile Kuzey Amerika’nın meşhur Amişleri gelir. Örnekten takip edebileceğiniz gibi.000’e ulaştı. Bu kayboluşlar tamamen tesadüfidir (bir popülasyonda hangi canlının öleceğini asla öngöremezsiniz) ve bu sebeple Genetik Sürüklenme. Bu avdan birinci derecede etkilenen tür ise Mirounga angustirostris olarak bilinen Kuzey Fil Foku idi. popülasyondaki bireylerin ölmesi çok fazla durumu değiştirebilecek ve bazı genlerin kolayca kaybolmasına sebep olabilecektir. konuyla ilgili doğadan bazı örnekler vererek biraz daha pekiştirmeye çalışalım: 1) Kuzey Fil Foku (Mirounga angustirostris) 18.E V R İ M A Ğ A C I Şimdi sizlere hayali bir durumu anlatarak Genetik Sürüklenme’yi açıklamak istiyoruz. küçük popülasyonda genlerin rastgele aktarılması sonucunda. Benzer şekilde. tabloyu dikkatle inceleyerek görebilirsiniz. Daha sonra. genler sürekli olarak karışarak birbirine taşınacak ve hiçbir gen kolay kolay kaybolmayacaktı. Genlerin farklı renkleri ise. Kökenleri Kızılderililer olan Amişlerin etrafında yaşayan popülasyonlarda geniş bir kan grubu çeşitliliği bulunurken. yani Doğal Seçilim’in etkisini sıfırlayalım. Ancak tahmin edilebileceği üzere. Her bir genin hangi nesilde kaybolup aktarılamadığını. büyük bir popülasyona ait olsaydı. ülkeler el birliğiyle fokları koruma altına aldılar ve günümüzde bu fokların sayısı 30. Bütün bu genlerin eşit derecede fit olduğunu düşünelim. yukarıdan aşağıya. mutasyonlar ya da sınırlı da olsa çeşitlilik sayesinde ortaya çıkan yeni bir gen. rastlantısallığı yüksek ve deterministik olmayan bir mekanizmadır. birbirini takip eden nesiller belirtilmiştir. 1890’lı yıllara gelindiğinde. kendi ufak popülasyonlarını izole etmişlerdir.

Pasifik’teki bazı adalara bu şekilde ulaşan az sayıda meyve sineği (Drosophila melanogaster). ana karadakilerden oldukça farklılaşmıştır.E V R İ M A Ğ A C I 3) İzlanda Sığırları İzlanda’da yaşayan sığır (Bos primigenius) popülasyonu. Günümüzde. Bunun sebebi de. bundan 1. 4) Pasifik Adaları’ndaki Meyve Sinekleri Meyve sinekleri. kızıl tilki (Vulpes vulpes) üzerinde Yapay Seçilim ve Genetik Sürüklenme’yi kullanarak bir deney yapmış ve muhteşem sonuçlar elde etmiştir. popülasyonlar üzerinde yapılan matematiksel ve istatistiki Genetik Sürüklenme hesaplarıyla birebir uyuşmaktadır. Bu farklılıklar. Bu deneyde. Deneyle ilgili notumuzu aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz: Yapay Seçilim https://www.000 yıl kadar önce küçük bir sığır popülasyonunun Norveç’ten adaya getirilmesiyle yayılmıştır.com/note. Doğal Seçilim. Cinsel Seçilim ve bir miktar Genetik Sürüklenme’yle ilgili bulgular elde edilmiştir. 5) Balyaev’in Tilkileri Ünlü Rus Genetikçi Dimitri Balyaev.facebook.php?note_id=163944970330253 6) Lepistes Balıkları Lepisteslerle yapılan çok önemli bir deney John Endler’in deneyidir. doğru rüzgarlarla veya bazı başka hayvanların üzerinde uzun mesafeler kat edebilmektedir.php?note_id=164247410300009 78 .com/note. Norveç’teki sığırlarla İzlanda’daki sığırlar arasında çok ciddi farklılıklar bulunur. Bu konuyla ilgili yazımız için aşağıdaki bağlantıya gidebilirsiniz: Evrimsel Ekonomi ve Seksüel Seçme https://www.facebook. küçük bir popülasyonun adaya yerleşmesi sonucu meydana gelen kaşif etkisi ve Genetik Sürüklenme’dir.

her şeye tesadüf gözüyle bakıyorlar. bilimselliğe ve bilim insanlarının tümüne gözü kapalı hakaret ederek saldırılabilir. basınç. Hemen konuya girelim: Mutasyon. mutasyonların rastlantısallık değerlerine ve sebeplerine bakmakta fayda vardır: Mutasyonlar gerçekten de çok büyük oranda rastlantısaldır (bayağı kelimeyle tesadüfidir). Benzer şekilde. basitçe bu insanların yalan ev manipülasyonlarına kanarak. belirli bölgelere. komşu plakaların durumu. hepimizin bildiği basit hesaplardır.” açıklaması yapılır. Para örneğinde ise. Bunun içinse. Örneğin yağış durumu sıcaklık. örgüt ve kurumların yaptığı da apaçık budur. rastlantısallık oranı çok düşüktür. Her şeyden önce. Ancak bir kavramın rastlantısal olması. aminoasit gibi yapıların gerçekte ne olduklarını okuyabilirsiniz: Canlılığın Evrimi . nasıl çalışır? https://www. bir nükleotidin bir başkasına dönüşmesi. %50 ihtimalim vardı zaten. Bir paranın havaya atılması snucu gelen yüz. Neyse ki. “tesadüf ” açıklamasından çok. Çünkü ne yazık ki günümüzde bazı bilim dışı kaynaklar ve bilim yerine bu kaynakları taban alan Milli Eğitim Bakanlığı gibi eğitim kurumları sebebiyle mutasyonlar.com/note. olgunun gerçekliğini etkilemez. bilimsel bir gerçekten uzaklaşmakta ve bilimden soğumaktadırlar. hava koşullarının değişimi de büyük oranda rastlantısaldır.E V R İ M A Ğ A C I 7: Mutasyonlar Yine bol emek ve araştırma süresi harcadığımız bir yazı dizisinin son yazısına geldik. belirli bir bölgede ne tip bir mutasyon olacağını bilmek neredeyse olanaksızdır. Henüz konu hakkında engin bilgiye sahip olmayan bireylerse. sürtünme. olasılık hesaplarının zorlaşmasına neden olurken. Aşağıdaki bağlantıda. gibi bazı değişkenlerin etkisi olsa da. belirli oranlar dahilinde istatistiki hesaplara vurulabilir. Çünkü paranın üzerinde atış hızı. bir yapının şekil ve içerik değiştirmesi. o kavramın gerçeklik değerini düşürmemektedir.php?note_id=166223663435717 79 . olasılık hesabıyla açıklamayı tercih eder. çok büyük oranda %50 ihtimalle beklediğimiz yüzü geleceğini biliriz. mutasyon kapsamına alınabilir. vs. dolu. protein. Basitçe. belirli tip yağış düşer. Elbette ki. hava koşullarının (yağmur.facebook.1: DNA. Mutasyonlara geldiğimizde. Nükleotit. Gen: Nedir. öncelikle mutasyonun nasıl bir etki yarattığını bilmemiz gerekir. yükseklik. Bu yüzden insanlar paranın yazı veya tura gelmesini “tesafdüfler”e bağlamaktansa. Bunun sebebi çok açıktır: Bilimsel bir gerçeğe. Ancak bunların hiçbiri. bir Evrim Mekanizması olarak mutasyonların Evrim üzerinde önemli etkileri vardır. belki de bazı noktaları oturtmak açısından en önemli yazılarımızdan biri olacaktır. Bunu anlamak için. Kimi zaman depremler olur. bunlar göz ardı edilebilecek kadar küçüktür ve paranın. gözümüzde çok büyütmeye meylettiğimiz DNA. Evrim’in küçük bir kısmını oluştururlar. Bu son yazı. depremlerin meydana geldiği üsler ve zamanlar rastlantısaldır. basınç gibi birkaç faktöre bağlıdır. bu konuda daha önceden bir yazı dizisi hazırlamıştık: Canlılığın Evrimi Yazı Dizisi. kar. bir yandan da depremlerin rastlantısallığını arttırmış olur. yanlış kopyalanma sonucu genetik yapının bozulması ve daha nice olgu. Örneğin günün belli bir saatinde yağmur yağıp yağmayacağını belirli oranlar dahilinde olasılık hesabıyla bulabiliriz. toprak organizmaları. fay hatlarıyla ilgili yüzlerce farklı değişkene (açı. Bu kişi. ancak bunlar. rastlantısaldır.) gerçek olmadığı anlamına gelmez. toprak yapısı. belirli zamanlarda. diğer mekanizmalardan üstün veya fazla değildir. ancak içerisindeki rastlantısallık unsurları öne çıkarılarak.” şeklinde açıklamalar yaparak bilime. Evrim Kuramı’nın merkezine yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Halbuki göreceğimiz gibi. Benzer şekilde. Belirli durumlarda. Bunların tümü. kelime anlamıyla genetik materyalde meydana gelen rastlantısal değişim demektir. Kromozom. bir depremin bir bölgede gerçekleşme ihtimali ve zamanını olasılık hesaplarıyla bulabiliriz. İstenmeyen yüz geldiğinde. “Eh. kütle. Bu kavramların olasılıksal değerlerinin hesaplanmasının zorluğu. Bu. vs.) bağlı olabilir ve bu. “Bakın. mutasyonlar. Örneğin. kavrama eşlik eden diğer olgularla ilgilidir. bir molekülün “ne” olduğunu anlamamız gerekir. Deprem ise. Örnekler arttırılabilir. Paranın yüzleriyle ilgili hesaplar ise.

Bu değişim sonucunda da. hangi kimyasal maddeye (atom. doğadaki tüm moleküller gibi bazı bağlar ile birbirlerine bağlanırlar. vücudunuz kolayca bakteriye esir olabilecek ve ölüme kadar giden bir zincir başlatılabilecektir. Mutlaka geniş bir açıdan. kovalent veya iyonik bağlar gibi güçlü bağlar olabilecekleri gibi. Yine de yukarıdaki açıklamayı unutmamakta fayda vardır. mutasyonlar değil. İnsan içinse son derece zararlıdır.. “Fayda” ve “zarar” sözcükleri. Bunun sonucunda. coli bakterilerinde günde yaklaşık 10 milyon. elektronların atom çevresindeki düzeyini değiştirebilir veya molekülleri birbirine bağlayan bağları parçalayabilir. çekirdeğe bazı temel kuvvetlerle bağlanırlar (burada ayrıntısına girmiyoruz). frekansı gibi özelliklerin raslantısallığından kaynaklanmaktadır. genetik materyalimizin tümü. Geriye kalanlar ise çoğu zaman hiçbir etki yaratmazlar (az sonra değineceğiz). Aslında rastlantısal olan. meydana geldiği canlının hayatta kalma veya üreme başarısına (fitness) olumlu etki sağladığını varsayacağız. Mutasyonların rastlantısallığı tam olarak bu sebepledir. Kısaca mutasyon. Bu sebeple genel olarak prokaryotlarda mutasyonların etkisi çok daha fazladır. Ancak her bağ. zararlı mı? Açıktır ki. Buradaki rastlantısallık. Tıpkı yukarıda açıkladığımız diğer örnekler gibi. atomların içerisinde elektronlar.E V R İ M A Ğ A C I Bu yazıda ve dizinin kalan yazılarında görebileceğiniz gibi. kopan molekül ve atomların yerine. mutasyonların Evrim açısından önemini anlamak ve gereğinden fazla önem vermemek çok daha kolay olacaktır. Zararlıların etkisi ise tam tersi olacak. bu mutasyonlar göreceli olarak fayda veya zarar sağlayabilirler. çünkü insanı ölüme götürebilecek bir zinciri başlatmıştır. sıradan atom ve moleküllerden oluşmaktadır. Bu gibi durumlarda. faydalı mıdır. zaman. canlıdan canlıya. genetik yapı ve bu yapıya bağlı olarak üretilen protein ve enzimler değişiyor. Bu bağlar. Örneğin. Öte yanda. yeterli enerji verildiğinde kırılabilirdir. rastlantısal radyoaktif dalgalar ve benzerleri. Bunların Doğal Seçilim ile desteklenmesi sonucunda. şiddeti. İşte buna. Bir dalganın vücudunuza ne şiddette. Adenin (A) diye isimlendirdiğiniz bir diğer formüle dönüşebilir: Bir Hidrojen (H) ve bir Oksijen (O) atomu koparak. Ancak genel kullanıma uygun olarak. vücudunuzun savunma sisteminden ötürü bir bakteriye karşı tam koruma altında olduğunuzu düşünelim.. gelen dalgaların vücuda giriş açısı. sıradan fizik ve kimya yasaları dahilinde. vücudumuzda rastlantısal olarak pek çok değişime sebep olurlar (E. koşullar gibi durumlar göz önüne alınarak incelenmelidir. mutasyon diyoruz. yeni enerji durumuna daha uygun elektronik yapıya sahip atom ve moleküller gelebilir. Bu moleküller. İşte mutasyonların temelinde yatan mantık budur: Dış çevreden gelen. insanda günde yaklaşık 10. mutasyonlara sebep olan etkenlerdir. mutasyonlarla ilgili anlaşılması gereken bir diğer önemli konudur. Bakterilerde göreceli olarak az gelişmiş olan (ancak kendilerine yetecek ve Doğal Seçilim ile desteklenecek kadar gelişmiş) genetik tamir mekanizmalarından ötürü (bunlara daha sonraki yazılarda değinilecek) bu mutasyonlar tamir edilemez. sizin savunma sisteminizden kurtulmanın bir yolunu bulan varyasyonlar meydana gelebilecektir. yepyeni bir konağa yayılmasına yardımcı olmuştır. 80 . Şimdi soru şudur: Bu mutasyon.Guanin (G) olarak isimlendirdiğiniz bir kimyasal formül. zamandan zamana değişebileceği için son derece tehlikeli sözcüklerdir. molekül. nükleotitlerin değişmesinden ötürü. atomların içindeki elektron bağlarını kırabilir. eskiden -atıyoruz. Şimdi bu konuya değinelim: Mutasyonlar fayda veya zarar sağlar mı? Bu konu. Bu durumda. ne açıda. çevremizden rastlantısal olarak aldığımız dalgaların etkisinde genetik yapımızda meydana gelen değişimlerdir. mutasyon bakteri açısından son derece faydalıdır.) isabet edeceğini ve onda ne tip bir değişime sebep olacağını önceden kestirmeniz olanaksızdır. çünkü yayılıp üremesini sağlamış. organizmanın özellikleri değişebiliyor. Mutasyonların önemi şudur: Mutasyonlar. Bu bakteride meydana gelebilecek mutasyonlar sonucu. Van der Waals gibi daha zayıf bağlar da olabilir. insan gibi ökaryotik canlılarda tamir mekanizmaları çok daha aktif olarak işler ve hataların büyük bir kısmı düzeltilir. bilimsel geçerliliği olmayan “canlı” varlıklara ait olsa dahi. mutasyonun meydana geldiği canlı. Bu konu anlaşıldıktan sonra. Dolayısıyla bunlar da. durumdan duruma. ne frekansta gireceğini ve vücudunuzdaki hangi hücredeki. mutasyonun faydalı olmasının. tüm fizik ve kimya yasalarına tabidir. vs. etkilenen diğer canlı. Benzer şekilde.000 mutasyon). Yani mutasyonlara tek açıdan bakmak mümkün değildir. Ancak kimi zaman.

GCA ve GCG aynı aminoasidi. çoğu zaman tamir mekanizmasını atlayabilir ve kalıcı olur. 1-3) Amin Kaybı Hidroliz (su ile yıkım) sonucunda bir bazın. Üç tipi bulunur: Sessiz (Eş Anlamlı) Mutasyonlar: Mutasyonların etkisi. mutasyon sonucu GCC olursa hiçbir şey değişmez. vahşi tip kavramıdır. Az sonra açıklayacağımız ekleme ve silinme tipi mutasyonlara sebep olabilir. Tüm aminoasitler. Doğada. amin grubunu yitirerek keto grubu edinmesi sonucu farklı bir baza dönüşmesine denir. ATG gibi). Sitozin veya Timin’e (pirimidinler) dönüşür. Ancak bazı çok önemli olanlarına değinmek istiyoruz: Nokta Mutasyon: Yukarıda saydığımız bazı kimyasalların etkisinde. nitrik asit gibi kimyasalların varlığı DNA’nın yapısını değiştirebilmektedir. Genellikle Adenin veya Guanin’den biri (pürinler). oksidasyona sebep olan kimyasallar. Ancak benzer şekilde 5-metilsitozin’in Timin’e dönüşmesi. DNA yapısını etkileyen kimyasallar. 1-2) Pürin Kaybı Adenin ya da Guaninlerden birinin yitirilmesi sonucunda oluşur. Bunun sonucunda Sitozin (C). bazı bazlar. Urasil’e (U). Mutasyonları bu şekilde etmenlerine göre ayırmaktansa. mutasyona sebep olan pek çok olguya rastlanmıştır. Adenin ise hypoxanthine (HX) denen bir moleküle dönüşür. kodlanan aminoasit değişir. GAA ise Glutamik Asit isimli bir diğer proteini. radyoaktivite gibi etmenler. Bunların hepsine burada değinmemiz gerçekten olanaksızdır (yaklaşık 35 farklı tipi vardır). Şimdi incelememize başlayalım: 1) Spontane Mutasyonlar Bu tip mutasyonların genel olarak 4 sebebi vardır: 1-1) Totomerizm Bir bazın yer değiştirmesi nedeniyle Hidrojen bağlarının kayması sonucu kopyalamada hata oluşmasına denir. 3 nükleotit (kodon) ile belirlenirler (CCG. Ancak bu defa çok daha geniş bir yelpaze elde ederiz. DNA’nın yapısındaki değişim sonucu üretilen aminoasitlerin türlerinin değişmesiyle anlaşılır. Bunların her birine girersek. Örneğin GCU. bir nükleotit diğerine dönüşür. Alanin’i kodlarlar. günlerce işin içinden çıkamayız. 2) Uyarılmış Mutasyonlar Bu tip mutasyonların iki temel sebebi bulunur: 2-1) Kimyasallar Hidroksilamin. Örneğin GAU. 1-4) Atlanmış Şerit Yanlış Çiftlenmesi Kopyalanmış bir DNA şeridinde meydana gelen bir kaymadan ötürü oluşan hataya denir. Bunlar genellikle tamir edilebilir. Hatalı (Eş Anlamlı Olmayan) Mutasyonlar: Bu mutasyonlar sonucu. GAU. Ancak kısaca özetlemek gerekirse. 2-2) Radyasyon Mor ötesi ışınlar. Aspartik Asit isimli aminoasidi kodlar. Doğada. Bu noktada bilinmesi gereken bir diğer kavram. nokta mutasyon 81 . Bunların temelinde yine dış etmenlerden ötürü kimyasal yapının değişmesi bulunmaktadır. Dolayısıyla öncesinde GCU olan bir dizilim. Buna sessiz mutasyon denir. GCC. mutasyona uğramamış hal demektir. yukarıda açıkladığımız gibi DNA’nın yapısını bozabilmektedir. çünkü yeni oluşan kod da Alanin’i kodlamaktadır. sonuçlarına göre ayırmak da mümkündür. iyonize edici ışınlar. Vahşi tip. mutasyon sebepleri ikiye ayrılır: Spontane Mutasyonlar ve Uyarılmış Mutasyonlar. 22 temel aminoasit bulunur. alaklileştirici maddeler. Bazı aminoasitler. birden fazla kodon ile tanımlanabilirler.E V R İ M A Ğ A C I Mutasyonların Nedenleri Mutasyonların nedenlerini sadece yukarıda sayılan radyoaktif veya enerji dalgalarının etkilerine yormak doğru olmaz.

Genomun tümünde meydana gelirse Çok kromozomluluk (polyploidy) olarak isimlendirilen bu durumda. Geri Mutasyonlar: Dediğimiz gibi mutasyonlar oldukça rastlantısaldır. Genellikle sonuçlar önceden tahmin edilemezdir. bir aminoasidin. sentezlenen aminoasit Arginine olur. UAG ve UGA). kodlanan aminoasit değişir ve hatalı mutasyon meydana gelir. ilk mutasyonda AGG oluyor ve sonrasında tekrar mutasyon geçirerek AGC’ye dönüyorsa. Çoğu zaman bu durumlar hücrenin işlevinin bozulmasına sebep olsa da. çünkü protein sentezi yarıda kalır. Eklemeler: DNA dizilimine. Nötral Mutasyonlar: Bu tip mutasyonlar.E V R İ M A Ğ A C I sonucu son nükleotit olan U’nun A’ya dönüşümü gerçekleşirse. Eğer bir nükleotitte meydana gelen mutasyondan sonra oluşan yeni bir mutasyon kodonu eski haline döndürüyorsa (rastlantısal olarak). ancak ekleme tipi olanlar belirli kurallar dahilinde (kimyasal yapı uyuşması gibi) meydana gelirler ve alanları daha dardır. Bu da çoğu zaman hücrenin işlevini bozarken. Biraz da bunlara örnekler verecek olursak: Kromozomal Büyütmeler (Amplifikasyonlar): Kimi zaman DNA kopyalanır. Ancak biyokimyasal açıdan bu iki aminoasit birbirine özdeştir ve işlevi bozmaz. adeta cümlelerin sonundaki noktalar gibidir ve aminoasit sentezini durdurarak protein yapısına karar verirler. Örneğin UAU. kimi zaman ölümcül olmadığı için çeşitliliğe sebep olabilir. Kromozomal Silinmeler: Bu durumda. Örneğin AGC şeklindeki bir nükleotit. bu geri mutasyondur. Silinme tipi mutasyonlar tamamen rastlantısaldır. Mutasyonlar. buna geri mutasyon adı verilir. Mutasyon sonucu oluşan yeni dizilim sonucu üretilen aminoasit farklıdır (hatalı mutasyondaki gibi). Bunlar. kendileriyle birlikte komşu nükleotitleri de alarak DNA üzerinde uzun mesafeler “sıçrayabilirler”. fazladan bir ya da daha fazla nükleotidin eklenmesidir. merkezi DNA’ya bilgilerin ökaryotların evrimi sırasında bu şekilde aktarıldığı düşünülür. Genellikle geri döndürülemezlerdir ve kalıcıdırlar. Dolayısıyla bu tip mutasyonlar tehlikeli olabilmekte ve hücrelerin ölmesine veya görevlerini aşırılıkla yerine getirmelerine sebep olabilir. bir nevi hatalı mutasyonlar ile sessiz mutasyonların karışımıdır. Burada meydan gelen bir mutasyon sonucu kod AGA’ya dönüşürse. İşte bir mutasyon sonucu. ancak bu aminoasidin kimyasal yapısı. kromozom üzerindeki devasa bölgeler kromozomdan koparak silinebilirler. önceden üretilene benzer olduğu için çok ciddi sorunlar yaşanmaz ve hücrede çok farklılık meydana gelmez (sessiz mutasyonlar gibi). ancak kimi zaman aynı nükleotit dış etmenlerden etkilenerek birden fazla defa mutasyon geçirebilir ve bu doğada sıklıkla görülür. anlamsız mutasyon meydana gelir. ancak hücre bölünmesi gerçekleşmez. Kromozomal Yer Değiştirmeler: Kimi zaman homolog olmayan kromozomlar arası gen parçaları transfer 82 . hatta bu mutasyonlar takip edilerek Evrim Ağaçları çıkarılabilir. Tirosin denen bir aminoasidi kodlar. Silinmeler: DNA’dan bir veya daha fazla nükleotidin silinmesi sonucu meydana gelir. Transpozonlar. Çerçeve Kaydırıcı Mutasyonlar: DNA’daki bilgilerin 3’er harfli (nükleotitli) kelimeler (kodonlar) halinde okunduğunu izah etmiştik. DNA üzerindeki bilgiler 3’lü 3’lü okunamayacağı ve normalde okunması gereken sıra kayacağı için. DNA’ların toplamına verilen isim olan kromozomlarda çok daha büyük ölçeklerde de meydana gelebilirler. çok farklı aminoasitler ve proteinler sentezlenebilir veya üretim tamamen durabilir. nükleotitler üzerinde olabildiği gibi. sonuçları önceden tahmin edilemez olabilir. Bunun son aminoasidinin değişimi sonucu UAA oluşabilir ve bu bir durdurma kodonudur. hücre içerisindeki gen miktarı katlanmış ve dolayısıyla üretilen her kimyasalın miktarı artmış olur. Anlamsız Mutasyonlar: Aminoasitlerin sentezini durduran kodlar da bulunur (UAA. Bunlar genellikle transpozon denilen ve DNA üzerinde kimyasal yapısından ötürü rastgele sıçrayan yapılardan kaynaklanmaktadır. Hatta mitokondiryal DNA’dan. İşte eğer DNA diziliminde ekleme veya silinme tipi mutasyon meydana gelirse. Örneğin AAA kodonu Lysine denen bir aminoasidi kodlar. bir durdurma kodonuna dönüşmesi sonucu.

“Nötral dışı mutasyonların çoğu zararlıdır.” önermesi yanlıştır çünkü mutasyonların çoğu nötraldir. Bu sayede. protein yapısını değiştiriyorsa ve bu değişim nötral etkiye sahip değilse. Çünkü bu durum. mutasyonun meydana geldiği hücrenin görevi ve konumudur. Bu noktada bir açıklama yapmak gerekirse. çünkü mutasyonların büyük bir kısmı nötraldir. Bu durumda. yapıda köklü farklılıklar meydana gelebilir. o da meyve sinekleri söz konusu olduğunda zararlıdır. Ancak burada altı çizilen yerler önemlidir. üretilen üreme hücreleri de. kromozomdaki bir gen veya nükleotit dizisi. mutasyonun kalıtsallığını etkileyecektir. Hemen bu konuya da girecek olursak: Kalıtsal Mutasyon: Bu tip mutasyonlar bireylerin üreme hücrelerinde veya üreme hücrelerini üreten organlarda meydana gelmelidir. meydana geldiği durum ve zamanda olumsuz sonuçlara veya önceden yapılabilen bazı işlevlerin kaybına sebep oluyorsa bu mutasyona zararlı mutasyon ya da fonksiyon yitirici mutasyon denir. bu alellerden biri silinir ve heterozigotluk yitirilir. nötral etkili mutasyonlar canlının başarısına (fitness) etki etmezler. yaklaşık olarak sabit zaman aralıklarıyla meydana gelirler ve bu sayede Moleküler Saat Hipotezi ileri sürülebilmiştir. meydana gelen mutasyonun %70 ihtimalle zararlı etkilere sebep olduğu keşfedilmiştir. böyle bir genellemeye kalkışmak hatalı olacaktır. Zararlı / Fonksiyon Yitirici (Amorfik) Mutasyonlar: Eğer yukarıda saydığımız herhangi bir mutasyonun sonucunda oluşan durum. bu tip mutasyon geçiren bir canlı kısa ya da uzun dönemde. mutasyonun meydana geldiği canlıda. Mutasyonları yukarıda değindiğimiz gibi canlıya getirilerine ve götürülerine göre de sınıflandırmak mümkündür.” önermesi de koşullu yanlıştır çünkü canlıdan canlıya bu oran oldukça değişmektedir. bu mutasyona faydalı mutasyon ya da fonksiyon kazandırıcı mutasyon denir. tamı tamına tersine dönebilir. Kromozomal Ters Dönme: Kimi zaman. Bu tip mutasyonlar istatistiki bir ortalama sürede. Yani mutasyon sonucu edinilen ya da kaybedilen özellikler. Drosophila melanogaster isimli meyve sineğinde yapılan bir araştırma. Bu durumda da canlıda ciddi değişimler meydana gelebilecektir. canlının hayatta kalmasını veya üreme başarısını etkilemez veya önemsenmeyecek kadar az etkiler. Vücutsal (Somatik) Mutasyon: Bu tip mutasyonlar bireylerin üreme hücreleri veya organları haricindeki her- 83 .E V R İ M A Ğ A C I edilebilir. meydana geldiği durum ve zamanda işe yarar veya önceden yapılamaz bazı işlevleri kazandırabiliyorsa. Bu da önemli bir mutasyon tipidir. Heterozigotluğun Yitirilmesi: Bilindiği üzere her özellik kromozom üzerindeki alellerle temsil edilir. eğer meydana gelen mutasyon. Ölümcül Mutasyon: Adından da anlaşılabileceği gibi. Tabii ki bir diğer çok önemli durum. Buna kromozomal yer değiştirme denir. eski durumun tam zıttının oluşmasını sağlarsa. Uzun lafın kısası. Kaldığımız yerden devam edelim: Baskın Negatif (Antimorfik) Mutasyon: Eğer bir mutasyonun sonucunda oluşan durum. edinilmiş bu mutasyona ve etkilerine sahip olacaktır. Dolayısıyla “Mutasyonların çoğu zararlıdır. buna baskın negatif mutasyon denir. Bunlara bakacak olursak: Faydalı / Fonksiyon Kazandırıcı (Neomorfik) Mutasyonlar: Eğer yukarıda saydığımız herhangi bir mutasyonun sonucunda oluşan durum. Nötral Etkili Mutasyon: Nokta mutasyonlar altında saydığımız nötral mutasyonlardan farklı olarak. sadece nötral olmayanların %70’i. Örneğin maya mantarında meydana gelen nötral-dışı mutasyonların sadece %7’si zararlıdır. mutasyona bağlı olarak ölür. mutasyonun meydana geldiği canlıda. Bu tip mutasyonlar faydalı da zararlı da sonuçlar doğurabilir. Kimi zaman.

mutasyonların nasıl çeşitlilik yarattığını anlamak için yeterli olacaktır. 2) Atlardaki overo Geni Atlarda eşey hücrelerinin çalışmasından sorumlu overo isimli bir gende meydana gelen bir kromozomal büyütme (amplifikasyon) tipi mutasyon sonucunda doğan taylarda sindirim sistemi bozukluklarına rastlanır ve bu mutasyon sonucunda doğan tay kısa sürede ölür. bu genetik bozukluğa heterozigot olarak sahip olan Sahara Altı Bölge’deki bireylerin. mutasyonların Evrim açısından aşırı bir önemi olmadığını unutmamak ve mutasyonların en temel sonucunun. Daha sonra. Bu da faydalı mutasyonlara örnektir. Daha sonradan farklı yöntemlerle benzer deneyler tekrarlanmış ve aynı sonuçlara ulaşılmıştır. somatik mutasyonlarda da sadece mutasyonun meydana geldiği birey durumdan etkilenir. bu çeşitlilik. Şimdi biraz da bunlara örnekler verecek olursak: 1) Kılsız Köpekler Köpeklerde kıllar üzerinde etkili FOXI3 isimli bir gen bulunur. Ancak bu kadar örnek. Ancak ilginç bir şekilde.SNP) denir. insanlarda bulunan CCR5 isimli bir gende meydana gelen 32 silinme tipi mutasyon sonucu bu gen açısından homozigot bireylerde HIV direnci. Homozigot Mutasyonlar: Bu tip mutasyonlar bir karakterin iki aleli (babasal . çoğumuzun bildiği üzere. Burada önemli olan. birey için yukarıda sayılan etkilerden herhangi birine sebep olabilir.maternal) üzerinde de taşınabilir. zaman ve birey koşullarına göre ortaya çıkar. beta-globin genindeki tek bir Adenin’in Timin’e dönüşmesi sonucunda meydana gelir. Örneğin renk körlüğü geninde meydana gelen bir mutasyon. Bu mutasyon sonucu 6. ortam. kromozom 17 üzerinde bulunan bu gende meydana gelen 7 ekleme tipi mutasyon sonucunda eskiden kıllara sahip olan köpekler kıllarını dökmektedirler. coli bakterisi normal olarak laktozu parçalayamaz (laktoz intoleransı). John Cairns ve ekip arkadaşlarının yaptıkları ve New Scientist dergisinde yayınlanan bir çalışma sonucu. ancak sadece tek bir alel üzerinde taşınırlar. 84 .E V R İ M A Ğ A C I hangi bir hücrede meydana gelirler ve nesilleri etkilemezler. seçilim mekanizmalarına tabi tutulur ve faydası/zararı.paternal ve anasal . FOX genlerinin memelilerde genel olarak embriyonik gelişimi kontrol ettiği bilinmektedir. Science dergisinin Eylül 2008 sayısında yayınlanan bir makaleye göre (bkz: kaynaklar). dişi sivrisinek ile taşınan sıtma (malaria) hastalığına dirençli oldukları keşfedilmiştir. kalıtsal değillerdir. vücudumuzda oksijen taşıyan hemoglobin molekülünde meydana gelen bir nokta mutasyon sonucunda. tür içi çeşitlilik yarattığını bilmektir. Meydana gelen mutasyon. 3) E. Heterozigot Mutasyonlar: Bu tip mutasyonlar kalıtsaldır. Dolayısıyla bu mutasyon. faydalı mutasyonlara bir örnektir. Bu şekilde daha pek çok tanım yapmak mümkündür. Tıpkı modifikasyonlarda olduğu gibi. Örnekler sonsuz sayıda arttırılabilir. Bu. 5) Orak Hücre Anemisi Orak hücre anemisi. coli Bakterisinde Laktoz Kullanımı E. Mu isimli bir bakteriyofaj (bakterileri enfekte eden bir virüs) kullanılarak genetik materyalde bulunan beta-galactosidase geninde meydana getirilen bir mutasyon sayesinde bakterilerin laktozu sindirebilmeye başladıkları ortaya çıkmıştır. Valine isimli bir diğerine dönüşür. Buna Tek Nükleotit Çokbiçimliliği (Single Nucleotide Polymorphism . ancak bu kadarının bile mutasyonların ne çeşitli olabileceğini anlamak için yeterli olacağını düşünüyoruz. heterozigot mutasyonlara örnektir. heterozigotlarda ise HIV belirtilerinin ortaya çıkmasında gecikme meydana geldiği ispatlanmıştır. Sonrasında ise türleşme mekanizmaları dahilinde Evrim gerçekleşir. Ancak Boston Üniversitesi’nden Prof. hem kalıtsal mutasyonlara hem de ölümcül mutasyonlara örnektir. pozisyondaki Glutamik Asit isimli bir aminoasit. 4) HIV (AIDS Virüsü) Direnci 2001 yılında yapılan bir araştırmanın sonucuna göre.

com/treeofevolution 4 – Taksonomi Canlılar Nasıl Sınıflandırılır? 85 .facebook.E V R İ M A Ğ A C I http://www.

E V R İ M A Ğ A C I 86 .

sınıflandırmanın sadece türlerden ibaret olmadığını görmek ve ayrıntıları öğrenmek adına bu sınıflandırmanın nasıl yapıldığına ve hiyerarşik gruplara bakacağız. İngilizce ve Latince sözcüklere Türkçe karşılıklar bulmakta zorlanılmaktadır. herkesin elinin altında durabilecek. genişten sınırlıya doğru olmak üzere: Alan (Domain) Alem (Regnum/Kingdom) Şube/Filum (Phylum) Sınıf (Class) Takım (Order) Aile/Familya (Family) Cins (Genus) Tür (Species) 87 . Bu yazı dizimiz şunu hedefliyor: Taksonomik Sınıflandırma birimlerinin en üst basamaklarından biri olan Alan’dan başlayarak aşağıya doğru ineceğiz ve mümkün olduğunca fazla canlı grubunu ve özelliklerini tanıtmaya çalışacağız. Bu sebeple. geniş bir sınıflandırma atlası elde etmeyi hedefleyeceğiz. aynı şeyi birbirlerine anlatabilmelerini gerektirir. Konular ve Terimler Uzun bir süredir sizlere Evrimsel Biyoloji hakkında oldukça kapsamlı bilgiler sağlamaya çalışıyoruz. gerçekten de bu fenomene bağlı olarak birbirlerine benzeyen ve benzemeyen pek çok canlı bulunmasıdır. Taksonomi’de gerçekten çok kapsamlı gruplar bulunmaktadır. Ayrıca sizden gelecek olan yönlendirmeler dahilinde yazılar yazıp. Evrim bir doğa gerçeği olduğu için. mümkün olduğunca Türkçe literatürde geçen haliyle çevirilerini vermeye çalışacağız. Ne yazık ki ülkemizde bu bilimin üzerine fazla eğilinmediği için. Çünkü bilim. Türleşme Yazı Dizimizde sizlere tür tanımından bahsetmiştik (https://www. Sınıflandırmanın bir diğer gereksinimi de. Bunu yaparken pek çok türden örnekler vereceğiz. belirli kavramlar üzerinden binlerce bilim insanının birbiriyle anlaşabilmesi ve farklı dillerde konuşuyor olsalar bile. Diğer yazı dizinlerimizde olduğundan farklı olarak. Bu yazıda size genel kavramlar ve tanımlardan bahsedeceğiz ve ikinci yazımızda ise insan türünü ele alarak tüm ayrıntılarıyla bir sınıflandırmanın nasıl yapıldığını anlatacak ve insanın yakın akrabalarını tanıyacağız. bu türlerin nasıl tanımlanacağından bahsedeceğiz. hepinizin tahmin edebileceği üzere. taksonomi. Bu sebeple. Sözü daha fazla uzatmadan. canlılar bilimi olan biyoloji dahilinde. konunun “jargonunu” öğrenmenin de vaktinin geldiğini düşünüyoruz.php?note_id=172937476097669). Ancak bunlardan en sık kullanılanları. Şimdi ise. Daha önceden. arşivimizi genişleteceğiz. yani sınıflandırma bilimini doğurur.E V R İ M A Ğ A C I 1: Temel Kavramlar. sınıflandırma ve isimlendirme çok önemlidir. hemen her kavramın İngilizcesini ve Latincesini de sizlere sunacağız. konuya girebiliriz: Öncelikle. Bir de. Bu sayede.facebook. Daha sonrasında ise diğe tanıtımlarımıza geçeceğiz.com/note. Şimdi işin biraz daha bilimine girerek. bu yazı dizimiz “sonsuz” bir yazı dizisi olacak ve sürekli genişlemeyi hedefleyecek. Bu benzerliklerin de kendi içerisinde gruplandırılması. her canlının belirli bir sistem dahilinde sınıflandırılması ve isimlendirilmesi gerekmektedir. vs.

Örneğin orada belirtilmediği halde. artık sadece sırt ipliğine değil. arkeler ve protistalar artık ilgi alanımız değildir. belirginlik artar. sınıflandırma bilimi gereği canlıların özellikleri daha spesifikleşmiştir. Etrafımızda oldukça sık gördüğümüz hayvanlardan birini ele alalım: Ev kedisi (Felis domesticus). Bu hayvanın sınıflandırma bilimindeki yeri şu şekildedir: Alan: Ökarya (Eukarya) Alem: Hayvanlar (Animalia) Şube/Filum: Kordalılar (Chordata) Sınıf: Memeliler (Mammalia) Takım: Etçiller (Carnivora) Aile/Familya: Kedigiller (Felidae) Cins: Kedi (Felis) Tür: Ev Kedisi (Felis domesticus) Şimdi. çok hücreli ve bir önceki basamağın da özelliğini taşımak zorunda olduğundan. Hayvanlar Alemi olarak bakarsak. Gerçekten de Kordalılar filumuna ait bir birey mutlaka ilkel ya da ergin dönemde notokord denen sırt ipliğine sahip olmak zorundadır. en üstten başlayacak olursak. belirsizlik azalır. bir aşağıya indiğimizde. ökarya dediğimizde. şu temel ve basit kuralları unutmamak gerekir: Yukarıdan aşağıya doğru birey sayısı azalırken. Örneğin bitkiler. Örneğin. vb. balıklardan. halen çok geniş bir canlı grubunu barındırıyor olsa da. Bunlardan en sık kullanılanı. yavrularını belli bir süre ana karnında taşırlar. Elbette ki. vs. İlk olarak. yeni bulunan bir tür. bu gruptaki canlıların tamamı genellikle aktif olarak yer değiştirebilen. Unutmamak gerekir ki Evrim. bunun ilerleyen dönemde gelişerek bir omuriliğe dönüşen yapıya sahip canlılardan bahsettiğimizi ilan etmiş oluruz. bazı kaynaklarda bu birimlerin arasına üst veya alt şeklinde girmek yerine. Kordalılar filumuna girdiğimizden ötürü. spesifik bir grubu. bu sebeple canlıların sınıflandırılması oldukça zor olabilmekte. bu sınıflandırmanın neye göre yapıldığına bakalım. birden fazla sınıflandırma birimine aitmiş gibi görünebilmektedir. bireyler arası benzerlik artar. diğer filumlar olan Kafadanbacaklılar. Ayrıca kimi zaman. Bir diğer örnek. Yani taksonomi. bahsetmediğimizi belirtmiş oluruz ve bu gruptaki tüm hayvanların süt bezleri vardır. kılları vardır. gerçekten oldukça karışık bir hal alabilmektedir. daha bilimsel adıyla spesifik bir alemi seçmiş oluruz. mantarlar. Her bir basamak. heterotrof (kendi besinini üretemeyen.Yani ökaryotlar arasından. 88 . familya ile cins arasında kullanılan bir birim olan oymak/tribü (tribe) denen bir birimdir. kendisinden önceki basamakların özellikleri de halen taşınmaktadır. belirli özelliklere göre düzenlenmektedir.E V R İ M A Ğ A C I Genellikle ülkemizde lise eğitiminde değinilen bu sıralama. Bunun için ise üst (super) ve alt (sub) ön eklerini kullanırlar. Eklembacaklılar gibi onlarca filumdan bahsetmediğimizi belirtmiş oluruz. Gerçekten de. sürüngenlerden. Bu sebeple bilim insanları bu sınıflandırmaya ara basamaklar ekleyerek. Artık. Daha aşağıya indiğimizde. yumuşak bir geçiş yaratmaya çalışmışlardır. Bu noktada bir örnek üzerinden devam etmekte fayda görüyoruz. Kordalılar filumu altında bulunan bir alt-filum olan Omurgalılar’dan da bahsedersek. Daha da spesifikleştirerek Memeliler sınıfına girdiğimizde artık kuşlardan. kimi kaynak tarafından Sınıf ve Takım arasında kullanılan lejyon (legion) birimidir. Bu gruba. oldukça kademeli ve yavaş bir süreçtir. Daha sonra gelen filum. tıpkı evrimdeki gibi. daha üst bir sınıflandırma birimini veya daha alt bir sınıflandırma birimini işaret edebilirsiniz. dışarıdan alan). çekirdeksiz ve zarlı organellere sahip olmayan hücrelerden oluşan prokaryotlar girmez örneğin. doğrudan başka sınıflandırma birimleri de dahil edilebilir. ihtiyaca göre değişebilmekte ve geliştirilebilmektedir. Yukarıda saydığımız herhangi bir sınıflandırma birimine bu ön eklerden birini ekleyerek. bu gruba giren bütün canlıların çekirdekli hücrelere ve zar yapılı organellere sahip olan ökaryotlar olduğunu biliriz. ökaryotik canlılardır. Hayvanlar Alemi altında 40 civarı filum bulunur. bakteriler.

eğer taksonomi bilgisine sahipsek. o canlıya ait onlarca özelliği bir anda bilebilmemizi sağlamaktadır. belirli bir sınıflandırma birimi değildir ve her zaman “grup” anlamına gelecek şekilde kullanılabilir. Bu uzun anlatımdan da anlayabileceğiniz gibi. genel olarak Biyoloji ve Tıp’ta olduğu gibi oldukça yoğundur. artık köpeklerden. Ve son olarak cins ve tür de. Tür A. yazının sonunda tekrar döneceğiz. Türleşme Yazı Dizisi’nde bahsettiğimiz ve buradan da anlayabileceğiniz gibi. eudicot) denebilir. Örneğin yukarıdaki resimde. bu sınıflandırmanın dışına çıkarak. size yukarıda verdiğimiz ön 89 . Örneğin hayvanları simetrilerine göre sınıflandırmak isteyen ve bunu özellikle vurgulamak isteyen biri. Kedigiller ailesine veya familyasına girdiğimizde. Az önce saydığımız gibi çok yaygın sınıflandırmalar artık bilim insanları arasında norm haline gelmiştir. atlardan veya eşeklerden değil de. bir türün adını bilmemiz bile. kediler ve türevlerinden bahsedeceğimizi ilan ederiz. bir türün pek çok özelliğini bilebiliriz. Buna. bilim insanlarının özellikle belirli özellikleri vurgulamak istemelerinden ancak modern ve standart sistematiğin buna kimi zaman izin vermemesinden kaynaklanmaktadır. Eğer sınıflandırma birimi bu şekilde belirgin ya da standart değilse. Bunun sebebi biraz da. Veya Tür A ve Tür C’yi birlikte ele alır. bilim ile paralel olarak gelişmesi ve ihtiyaçlara cevap verecek şekilde modifiye edilmesidir. Böylece oldukça kapsamlı bir şekilde. bitkileri sınıflandırırken. bu bir klad göstermez. dinozorlar gibi birden fazla takımı barındıran ancak bir sınıf olamayacak kadar geniş olmayan canlı grupları için kullanılır. bir ata ve o atadan gelen tüm torunları içine alan sınıflandırma terimine klad (clade) denir. bu da bir klad belirtmez. Bunlar sınıflandırılmamış (unranked) sınıflandırma olarak isimlendirilebilirler. bu klasik sınıflandırma birimlerinden hiçbirine uygun olmayan biçimde. Bir diğer önemli nokta da şudur: Bazı durumlarda. bu bir kladdır. ayrıldıkları noktadan itibaren alırsak. Yani Tür A ve Tür B’yi. yukarıda da verdiğimiz örnekten anlayabileceğiniz gibi. daha yumuşak geçişler için üst ve alt ön ekleri oldukça faydalı olabilmektedir. her ne kadar modern sınıflandırmaya uymasalar bile. Ancak sadece Tür A’yı alırsak. Klad.E V R İ M A Ğ A C I ortak özellikleri vardır. üst takım ya da süper takım. Etçiller takımından bahsederek durumu spesifikleştirir ve otçul olmayan memeli hayvanları ele aldığımızı belirtiriz. Şimdi. bize son derece spesifik olarak tek bir hayvan türünü belirtir. Daha da aşağılara indiğimizde. bu sınıflandırmada resmi olarak bulunmayan çift yanlı simetrik (bilateria) veya ışınsal simetrik (radiata) gibi aslında bu sıralamadan hiçbirine girmeyen tanımlar yapabilir. sınıflandırmanın çok önemli bir görevi vardır: sınıflandırma sayesinde. Bu şekilde standart dışı isimlendirilmelerinin sebebi. Biz de buna uyarak. ortak atayı da içine alan her türlü gruplandırma bir “klad” gösterir. ancak ortak atalarını ele almazsak. çenek sayısına göre bitkileri sınıflandırarak tek çenekli (monocot) veya çift çenekli (dicot. dediğimiz gibi. ortak atalarıyla birlikte alırsak (tani resmin tümünü) bu da bir kladdır. Örneğin bir alt tür. Latincenin sınıflandırma üzerindeki etkisi. bazı arzulanan özellikleri vurgulamak adına orjinal sınıflandırmalar yapılabilir. Bunun bir diğer örneği de. Tür B ve Tür C’yi. bir türün belirli bir coğrafyada yaşayan ve yeni bir tür olacak kadar farklılaşmamış olan çeşitlerine denirken. yukarıdaki standart taksonomi yerine. Taksonomi’nin de.

Maymunlar ve İnsansılar) Oymak/Tribü: Hominini (İnsanlar ve Şempanzeler) İnsanın sınıflandırılması konusuna bir sonraki notumuzda ayrıntısıyla değineceğiz. uzatmamak adına buna girmeyeceğiz. Yani hayvanlar için kullanılan son ekler ile. genellikle coğrafi koşullara göre olmaktadır. en sık onlar kullanıldığı için. bunun sınıf mı takım mı olduğunu anlayabilmeniz ancak bu son ekleri bilmenize bağlı olabilecektir. belirli özelliklerin kısıtlandığını ve canlıların spesifikleştiğini unutmayınız. Dediğimiz gibi. mantarlar veya bitkiler için kullanılan son ekler farklı olabilmektedir. Hayvanlara geldiğimizde ise çok daha kısıtlı bir son ek listesi görürüz: Üst Familya: -oidea Familya: -idae Alt Familya: -inae Oymak/Tribü: -ini Alt Oymak: -ina Bunu da bir örnek üzerinden açıklayalım ve örnek olarak en bildiğimiz hayvan türü olan insanı seçelim: Üst Familya: Hominoidea (İnsansı Maymunlar / İnsaymunlar) Familya: Hominidae (Hominidler / Büyük İnsaymunlar) Alt Familya: Homininae (İnsanlar. Biz burada sadece bitki ve hayvanlardan bahsedeceğiz. O notumuzu okuduğunuzda.E V R İ M A Ğ A C I eklerden sonra. sınıflara göre değişebilmektedir. Goriller. Hemen bir örnek üzerinden açıklayalım: Şube: Bryophyta (Yapraklı Kara Yosunları) Sınıf: Takakiopsida Takım: Takakiales Familya: Takakiaceae Burada ayrıntılarına girmiyoruz. ancak yukarıdan aşağıya inildikçe. Ancak burada da bir zorluk karşımıza çıkmaktadır: Son ekler. Çünkü bir Latince sınıflandırma ismi duyduğunuzda. Bitkiler için kullanılan son ekler. Bu örnekteki sınırlandırma. sıkça kullanıldığında son derece faydalı olacak şekilde öğrenilebilmektedir. 90 . şimdi son ekleri vermek istiyoruz. Listeleyecek olursak: Şube: -phyta Alt Şube: -phytina Sınıf: -opsida Alt Sınıf: -idae Takım: -ales Alt Takım: -ineae Üst Familya: -acea Familya: -aceae Alt Familya: -oideae Oymak/Tribü (Tribe): -eae Alt Oymak: -inae Bunlar ilk bakışta zor gibi gelebilse de. oldukça üst sınıflandırma birimlerine kadar gidebilmekte ve Şube’den başlamaktadır. Gelecekte daha ayrıntılı konulara da girebiliriz.

bilimsel bir gerçek olarak. Ancak bu notumuzdan alınması gereken önemli birkaç nokta şudur: Taksonomi. kısa bir süre içerisinde pek çok sınıflandırmanın altından başarıyla kalkabilecektir. 91 . Evrim’in kanıtlayıcı bulgularını zora düşürmek yerine. Tamamen pratik yaparak ağız alışkanlığı edinmek ve bol bol canlı sınıflandırıp. Evrim’in kademeli geçişini göstermektedir. son derece yavaş ve kademeli işleyen bir süreç olduğundan ötürü. bu güçlükler. tam tersine. doğruluğunu test etmek şeklinde çalışılmalıdır. Unutmamak gerekir ki.E V R İ M A Ğ A C I sınıflandırmanın önemini bir kere daha anlayacaksınız. en nihayetinde bilim insanları arasında anlaşmayı sağlamayı hedefleyen bir dilden ibarettir ve bilimin gerçekliği veya bulguları üzerinde hiçbir söz hakkına sahip değildir. Taksonomi. Ne yazık ki Taksonomi’yi öğrenmenin çok kolay bir yolu yoktur. canlıların sınıflandırılması da güç olabilmektedir. türler arası geçişlerin genellikle pürüzsüz ve yavaş olmasındandır. Taksonomi’nin görevinin abartılmaması da son derece önemlidir. pek çok bilim insanı tarafından farklılaştırılmış bir bilim dalıdır ve bu sebeple günümüzde halen amansız tartışmalar sürebilmektedir. bilimin yetersizliğinden çok. Yani yeni bulunan bir canlının hangi gruba ait olduğunun bilinememesi. Evrim. Bunu yapan bir birey.

Biz bu yazıda. o kadar geriye gitmeyeceğiz ve insanın sadece yakın akrabalarını ele almaya çalışacağız. Mantarlar (Unikonta) Klad: Arkadan Kamçılılar. Bilimsel olarak artık bunu sorgulamaya dahi gerek yoktur ve bilimsel bir gerçek olarak literatürdeki yerini almıştır. tersten. apaçık bir şekilde. kendi özünü merak etmiş ve arayışa yönelmiştir. İnsanı insan yapan özellik. o kadar geriye gitmeyeceğiz. aşağıdaki bağlantıya göz atabilirler: İnsan Zekasının Önemi ve Zekanın Üstün Görülmesinin Tehlikeleri Üzerine https://www.facebook. Bu konuda yazılmış tahminimizce en kapsamlı kaynak. bildiğiniz üzere zekası bugüne kadar en çok evrimleşmiş hayvan türüdür. tüm maymunların ortak atası ise 47 milyon yıl yaşında. Böylece taksonomik sınıflandırma dahilinde Alem (Kingdom) ve hatta Alan (Domain) düzeyine kadar çıkılır.php?note_id=174667295924687 Peki. Hayvanlar ve Mantarlar (Opisthokonta) Klad: Hayvanlar ve Tek Hücreli Yakın Akrabaları (Holozoa) Alem: Hayvanlar (Animalia) Alt Alem: Gerçek Dokulular (Eumetazoa) Klad: Çift Yanlı Simetrikler (Bilateria) Üst Şube: İkincil Ağızlılar (Deuterostomia) Şube/Filum: Kordalılar (Chordata) Alt Şube: Omurgalılar (Vertebrata) İnfra Şube (Infraphylum): Gerçekçeneliler (Gnathostomata) Üst Sınıf: Dört Üyeliler (Tetrapoda) Sınıf: Memeliler (Mammalia) 92 . tüm diğer canlılar gibi. merak vb. kavramlar sonucunda insan. hayvanlarla olan trilyonlarca benzerliğine rağmen. Belki biraz uzun bir yazı olacak. Hayvanlar. insan Hayvanlar Alemi’ne ait bir hayvan türüdür ve ortaya çıkışı. kendisi haricindeki tüm canlılarla belirli bir uzaklıkta akrabadır. Modern insan dediğimiz Homo sapiens’in ise sadece 20.000 milyon yıl (4 milyar yıl) olduğu düşünülürse. kendini övme ve yüceltme arzusunu ve dolayısıyla insanın zeki olsa bile akıllı bir hayvan olamadığını bizlere göstermektedir. 4. Dolayısıyla biz. düşünme.com/note. tekrar girmeyeceğiz. ancak merak edenler. tek bir zeka evriminden ötürü farklı olduğunu düşünmek. pek çok iddia ortaya atılmakla birlikte. Richard Dawkins’in “Ataların Hikayesi” isimli kitabıdır. tüm canlıların yerleştirildiği Evrim Ağacı’nda veya daha bilimsel adıyla Filogenetik Sınııflandırma Ağacı’nda nerededir? Evrimsel Biyoloji sayesinde biliyoruz ki. açık bir şekilde ortadadır ki. Ama en yakın akrabalarıyla ilişkileri nelerdir? İnsanı oluşturacak canlı grupları ne zaman diğer canlılardan ayrılıp kendi evrim yollarına girmiştir? Şimdi bunları ele alacağız. biri hariç tamamı günümüzde bilimsel geçerliliğini yitirmiştir. bu önemsizlik akıl almaz boyutta artacaktır. insan. Zaten insanın. ancak meraklısı için bulunmaz bir kaynak olacaktır diye düşünüyoruz. insan da. hele ki 7 sayısı ele alındığında bu önemsizlikdaha da belirginleşir. çünkü bir yerden sonra oldukça karmaşıklaşmakta ve insan ile artık o kadar da bariz bir alakası kalmayan hayvan türlerine girilmekte. insana gidecek olan kollar. insan zekasının kibrini. zekasıdır. kendisinden önceki bazı hayvan türlerinin evrimleşmesi sonucunda gerçekleşmiştir. Bu konulara başka yazılarda zaten değinmiştik.000 yıldır (0. açık bir biçimde. Günümüzde. Bu arayışta. en son ürün olan insandan başlayarak ele alınır ve ilk canlıya kadar takip edilir. 7 milyon yıldır var olan türler. Bu kitapta. En nihayetinde insan ve insanı atalarımız.000 sayısının yanındaki 47 sayısının ne kadar önemsiz olduğu görülebilir. insanın taksonomik sınıflandırmasına bir göz atalım: Tip: Canlılık (Biota) Süper Alan (Superdomain): Arkeler ve Ökaryotlar (Neomura) Alan: Ökarya (Eukarya) Klad: Amipler.2 milyon yıl) olduğunu göz önüne alacak olduğumuzda ise. Evrim Tarihi’nin yaklaşık 4. Öncelikle.E V R İ M A Ğ A C I 2: İnsanlar ve Yakın Akrabalarının Taksonomik Sınıflandırılması Üzerine İnsan. Bu zekanın yan ürünü olarak gelen veya diğer hayvanlardan fazla gelişen algı.

Abalı Memeliler (Euarchontoglires) Takım: Primatlar / İri Beyinli Yüksek Memeliler (Primata) Alt Takım: Kuru Burunlu Maymunlar (Haplorrhini) İnfra Takım (Infraorder): Maymunlar (Simiiformes / Simians: Simiyenler) Geçiş Takımı (Parvorder): Eski Dünya Maymunları ve İnsaymunlar (Catarrhini) Üst Familya: İnsaymunlar / İnsansılar (Hominoidea / Apes) Aile/Familya: Büyük İnsaymunlar (Hominidae / Great Apes) Alt Familya: İnsanlar. Tavşanımsılar. kafa karışıklığına engel olmaktı. gerekli görürsek bunlarla ilgili açıklamalar yapacağımız yazılar yayınlayabiliriz. tüm canlılar (ve hatta cansızlar) için yapılabilmektedir. Goriller ve Ataları (Homininae) Oymak/Tribü: İnsanlar. biz de Latince kavramlar üzerinden gideceğiz. Sivri Sincapçıkgiller. Bu sebeple. biz bunları Takım’dan itibaren ele alacağız. Görebileceğiniz gibi. Zaten bir göz atacak olursanız. Yol haritamıza bakacak olursak: Dediğimiz gibi. Öyleyse başlayalım: Primatlar. Yerden kazanmak adına. Yukarıdaki her bir basamağın. Primat. Ancak ilerde. Dolayısıyla. Primatlar. en geniş gruptur. Ancak oradaki canlılar da. yukarıdaki parantezler içerisindeki Latinceleri gözden geçirmenizde fayda görüyoruz. aşağıya inildikçe daha da spesifik bir grup (klad) haline geldiğini unutmayınız.E V R İ M A Ğ A C I Alt Sınıf: Doğuran Memeliler (Theriiformes) İnfra Sınıf (Infraclass): Plasentalı Memeliler / Eteneliler (Eutheria / Placentalia) Üst Takım (Superorder): Kemiriciler. Şempanzeler ve Ataları (Hominini) Alt Oymak: İnsanlar ve Ataları (Hominina) Cins: İnsan (Homo) Tür: Anatomik Olarak Modern İnsanlar / Düşünen İnsanlar (Homo sapiens) Alt Tür: Modern Düşünen İnsan (Homo sapiens sapiens / Wise Human) Bu kapsamlı sınıflandırma. insanın en yakın akrabalarını içine alan. Yukarıda verdiğimiz Taksonomi ile ilgili temel bilgileri içeren bağlantımızda verdiğimiz birkaç örnekte daha kısa sınıflandırma vermemizin sebebi. basit karşılıklarının olmaması sıkıntı yaratabilmektedir. kelime anlamı olarak Latinceden gelir 93 . kavramların Türkçe karşılıklarının olmaması veya en azından tek kelimelik. bu şekilde ayrıntılı sınıflandırılabilmektedir. her bir basamakta canlıların nasıl sınırlandığını ve belirginleştiğini görebilirsiniz. Şempanzeler. sadece insan için değil. yukarıdaki basamakların Takım’dan üstünü izah etmeyeceğiz.

19 tür ise galagoyu barındıran gruptur. 9 tür loris. galagolar. tersiyerleri eklediğimizde elde ettiğimiz grup Ön Maymunlar’dır. “birinci kademe” gibi anlamlar taşır. Prosimiyenler: lemurlar. potos ve türevlerini. ayaylar ve tarsiyerler) ve Maymunlar (Simians: Eski Dünya Maymunları ve İnsaymunlar) bulunur. 94 .E V R İ M A Ğ A C I ve “birincil”. 1 tür ayayı.Ön Maymunlar (prosimiyenler). Temel olarak tarsiyerler hariç büyün Ön Maymunlar’a Nemli Burunlu Maymunlar denir. galagolar. sadece Madagaskar Adası’nda ve Güney Doğu Asya’da bulunurlar. . Lemurlar. Primatlar bunun haricinde. lorisler. 26 tür sportif lemuru. ayaylar ve tarsiyerler bu gruba girerler. Bir grubu. Nemli Burunlu Maymunlar (Strepsirrhini): İçerisinde 32 tür cüce lemur ve fare lemuru. 19 tür yünlü lemuru. Primatlar içerisinde Ön Maymunlar (Prosimians. Afrika’da da yaşamaktadır. Yukarıda açıkladığımız Nemli Burunlu Maymunlara. 22 tür lemuru. Nemli Burunlu Maymunlar (Strepsirrhini) ve Kuru Burunlu Maymunlar (Haplorrhini) şeklinde iki büyük Alt Takım’a da ayrılabilirler. lorisler.

E V R İ M A Ğ A C I Kuru Burunlu Maymunlar (Haplorhini): Temel olarak tarsiyerleri. Maymunlar. Yeni Dünya Maymunları’nın bir diğer ayırt edici özellikleri. genel olarak Ön Maymunlar’dan daha iridirler. İsimlerini uzun tarsus kemiklerinden alırlar. 3 renkli (trikromatik) görüşe sahip değildirler. Eski Dünya Maymunları’nı ve İnsaymunları kapsar. baykuş maymunlarının 10 türünü. iki yana dönük gibidir. Maymunlar (simiyenler). Yeni Dünya Maymunları. Tüm bireyleri Güney Doğu Asya’da bulunur. Bu maymunlara “Yeni Dünya Maymunu” denmesinin sebebi. Yeni Dünya Maymunları (Platyrrhini ailesi geçiş takımı veya Arthropoidea infra takımı). beyinleriyle aynı büyüklüktedir. Bilimsel isimlerini veren Platyrrhini. 95 . marmosetlerin ve tamarinlerin 42 türünü. kapuçinler ve sincap maymunlarının 17 türünü. Bu maymunların 40 milyon yıl önce insana gidecek Evrim Ağacı kolundan ayrıldığı düşünülmektedir. sakisler ve ukarislerin 42 türünü ve örümcek maymunlarının 28 türünü barındırır. “basık burun” demektir. Yeni Dünya Maymunları’nı ayırt etmenin en kolay yolu. maymunları (simiyenler) ve insaymunları (apes) barındıran gruptur. Burun delikleri. Yeni Dünya Maymunları’nı. İçerisinde barınan türler ve miktarlarına aşağıda değineceğiz. Devasa gözlere sahiptirler. “kavrayıcı kuyruk” yapısına sahip olmalarıdır. titiler. hatta gözlerinin her biri. -Tarsiyerler (Tarsiidae): İçerisinde 9 tür tarsiyeri barındıran familyadır. diş yapılarına bakarak da ayırt edebiliriz. Gececil (nokturnal) hayvanlardır. Bu tip maymunların 12 adet premolar dişi (kesici ile çiğneyici dişler arasındaki geçiş dişleri) bulunur. burunlarının basık olup olmadığına bakmaktır. Güney Amerika’da keşfedilmiş ve yaşıyor olmalarıdır. Temel olarak ortalama büyüklüktedirler. Yeni Dünya Maymunları’nı.

İnsaymunlar (Apes / Hominoidea). Ancak öncesinde. 135 tür maymunu kapsamaktadır. Bu İnsangiller ise şempanzeleri.E V R İ M A Ğ A C I Eski Dünya Maymunları (Cercopithecidae ailesi veya Catarrhini geçiş takımı) (babunlar ve makaklar). Eski Dünya Maymunları’nın 8 adet premolar dişi bulunmaktadır. Ağaçlar üzerinde yaşayan türlerin baş parmakları. burada alt başlıklara bir son vererek yeni bir dallanmaya başlamak istiyoruz. Eski Dünya Maymunları’nın burunları basık değildir ve dardır. Aralarında vejetaryen olaran türler de bulunur. hayvanla- 96 . İnsanlar dışındaki insaymunların çoğu yok olma tehlikesi altındadırlar veya seyrek bulunurlar. Okumanın zorlaşmaması adına. kısa ve güçsüz bir kuyruğa sahiptirler. Ayrıca Yeni Dünya Maymunları’ndan farklı olarak kavrayıcı bir kuyruğa değil. ağaçlara asılı kalmaya elverişli bir biçimde evrimleşmiştir. gorilleri. 135 tür gibonu barındıran Gibongiller (Hylobatidae: “küçük insansı maymunlar” veya “düşük insaymunlar”) familyasını ve 4 tür yüksek maymunu barındıran İnsangiller (Hominidae: büyük insansı maymunlar) familyasını kapsar. Bu tip maymunlarda 3 renkli (trikromatik) görüş bulunmaktadır. genellikle irilik açısından ortalama bir büyüklüğe sahiptirler. geri kalan İnsaymunların çoğu Afrika ve Asya’da yaşamaktadır. Hemen hemen hepsi hem etçil hem otçuldur (omnivor). tamamen karada yaşayan (terrestial) türler de bulunmaktadır. Çok geniş bir alanda yaşarlar ve temel olarak Afrika ve Asya’da bulunurlar. İnsan türü Dünya’nın her yerine yayılmış olsa da. Bunlar. Eski Dünya Maymunları’nın çoğu hem etçil hem otçuldur (omnivor) ancak genel olarak yeşillik ile beslenmeyi tercih ederler. bazı toparlayıcı açıklamalar yapmakta fayda görüyoruz: Buraya kadar anlamış olabileceğiniz gibi. Kimi ağaçlar üzerinde yaşarken (arboreal). Goriller ve insanlar hariç tüm gerçek insaymunlar ağaçlara tırmanmakta ustadırlar. insanları ve orangutanları barındırmaktadır.

Ayrıca 8 metreye kadar sıçrayabilirler. Çünkü bu infra takımın günümüzdeki üyeleri zaten modern hayvanlardır ve bir modern hayvanın atası. son derece sosyal hayvanlardır ve alanlarına çok ciddi bir biçimde bağlıdırlar. üşengeçlik ve adilikten de kaynaklanmaktadır.E V R İ M A Ğ A C I rın sınıflandırılması oldukça karışık ve zorlu bir iştir. bilime dönecek olursak: Burada ilk gözümüze çarpan nokta şu olmalıdır: İnsanlar. Kuzey ve Güney Çin’de. yerden 15 metre yükseklikte. saatte 56 kilometre hızla yapabilirler. insanlar ile diğer maymunların ortak atası. maymunlardan gelmezler! İnsanlar. korkaklık. sadece bilim düşmanlığından değil. 3-5 cahil veya bilgisiz insanın sırf para kaynaklarını kullanarak televizyon. Bunu. Bu önemli gördüğümüz açıklamayla birlikte. Ön Maymunlar (Prosimiyenler) ile Maymunlar (Simiyenler) arası “geçiş türü”dür ya da “kayıp halka”dır ve yapbozu muhteşem bir şekilde tamamlar. bilimsel olarak zaten maymundurlar. aynı zamanda “düşük insaymunlar” ya da “küçük insansı maymunlar” da denmektedir. Bu sebepledir ki. maymunlar (simiyenler) infra takımının bir üst familyasıdır. yukarıda kalın harflerle yazdığımız yazının manipüle edilip yanlış anlaşılabileceğini düşünerek izah edelim: İnsanlar. Bu sebepledir ki Evrim Ağacı katiyetle bilim-dışı kaynaklara itibar etmez. “yüksek insaymunlar”a göre küçük olmalarından. Bu tür. Şimdi. vahşi bir biçimde saldırabilir veya çığlıklarla saldırganı uzaklaştırabilirler. gazete ve diğer yayın organları aracılığıyla. Ses çıkar- 97 . emek hırsızlığı. bilek eklemlerinin “yuvalı topuzlu eklem” (ball in socket) şeklinde olmasından dolayı bileklerini iki yönde de hareket ettirebilmeleridir. “insan” dediğimiz tür. yerde iki ayakları üzerinde yürüyebilirler (bipedalism). Yani insanlar. birileri (binlerce bilim insanı) bütün ömürlerini tek bir türü ve ailesini anlamaya harcarken. 1 kilometre uzaktan bile duyulabilmektedir. Dediğimiz gibi 135 tür Gibongil’i ve 4 tür yüksek maymunu barındırır. uçamayan memeliler arasındaki en hızlı hayvandırlar. Tek bir türün filogenetik sınıflandırılmasını incelemek bile çok uzun yıllar alabilmektedir. vakit kaybetmeden daha alt kısımlara da inebiliriz: İnsaymunlar (Hominoidea): Zaten genel hatlarıyla yukarıda açıkladığımız bu grup bir üst familyadır. gerçek bir hareket ustasıdırlar ve çok hızlı bir şekilde ağaçtan ağaca ilerleyebilirler. Bu ortak ata. Gibonlar genellikle tropikal veya alt tropikal iklimde yaşarlar ve dolayısıyla Hindistan ve Endonezya’daki yağmur ormanlarında. Üstelik gerekirse. Alanları ihlal edildiğinde. Aralarından en irisi Siyamang’dır. yuvalarının olmamasından ve bazı anatomik farklılıklardan kaynaklanmaktadır. bir diğer maymun olamaz. Sarı Yanaklı Şebekler (Nomascus) ve Siyamang (Symphalangus). daha az cinsel çift-biçimli (sexual dimorphism) olmalarından. özellikle de Sumatra. Borneo ve Java’da yaşarlar. Sesleri. Evrimsel Biyoloji açısından ve dolayısıyla yine bilimsel olarak ise. çağdaşı bir diğer modern hayvan olamaz! Bu sebepledir ki. Yine de. Açık ara farkla. bundan yaklaşık 47 milyon yıl önce Eosen Dönemi’nde yaşamış olan Darwinius masillae isimli (popüler adı: Ida) bir türdür. Gerçekten Biyoloji konusunda uzman olmak gerekmektedir ve her biyologun da ustalıkla altından kalkabileceği bir iş değildir. Bu canlıya “maymunsu” gibi yeni bir isim vermemiz gerekmektedir. Hulok Gibonları (Hoolocks). Şimdi bunları inceleyelim: Gibongiller (Hylobatidae): Bunlara. “maymun” dediğimiz infra takımdan “gelemezler” ve “evrimleşemezler”. Gibonlar. güvenilmez ve şahsi inançlarının kendilerine verdiği sözde yetkilere dayanarak. bunu açıkça ortaya koymaktadır. zaten maymundurlar! Bunu defalarca söylemiş olsak da. Gibonların en önemli özelliği. Gibonlar. yukarıdaki taksonomi. Kromozom sayılarına göre 4 cinse ayrılırlar: Hilobatlar (Hylobates). Kendilerine “düşük insaymunlar” denmesinin sebebi. bu narin emeği hiçe sayarak bilime saldırmaları. edenlerin de bu manipülasyona alet olmasına izin vermez.

) iki ayak üzerinde yürüyebilseler de çoğunlukla ellerini de yürümek için kullanırlar. Hominan kelimesi Hominina alt oymağına işaret eder ve sadece insansıları kapsar. Gibonlar. insaymun kelimesi ile aynı anlamda kullanılmaktadır. 30-40 kg. Beslenmedeki bu önemli 98 . şempanzeler ve insanları kasteder. Temelde çok köklü değişimler olmasa bile. gerektiği zaman (alet yaparken. ağırlığındaki Bonobo maymunlarıdır. Bu. Hominine kelimesi. yani goriller. bu türden evrimleşmiştir. diğer maymunlardan yaklaşık 15-20 milyon yıl önce ayrılmışlardır. goriller. insanlar ve orangutanlar. yarı-zorunlu dört ayaklılardır (predominant quadraped). En büyükleri ise erkekleri 140-180 kg. Human (İngilizce) kelimesi ise Homo cinsine ait bir birey için kullanılır. Pek çoğu. İnsanlar. Henüz bu türe ait fosil kaydı bulunmamaktadır. Hominoidea üst familyasının tamamına işaret eder. Çoğu hem etçil hem otçuldur (omnivor) ancak insanlar hariç çoğu daha çok meyve yemeyi tercih eder. Zaten genelde hominidlerin erkekleri dişilerinden daha iri olmaya meyillidir. çiftleşme sırasında da karşıt cinslerin yaptıkları düetler önem arz etmektedir. konuyla ilgili bazı terimleri vermekte fayda görüyoruz: Hominoid kelimesi. ancak çalışmalar sürdürülmektedir. bütün yüksek insaymunlara hominid denmektedir. Bu noktada. beraber söyleyerek gibonlara göre en uyumluların seçildiği de görülmektedir. büyük ve kuyruksuz maymunlardan oluşmaktadır. Yiyecek miktarı az olduğunda.E V R İ M A Ğ A C I ma konusunda uzman bir hayvan olan Gibonlar için. En küçüğü. bilimin ilerlemesiyle birlikte birkaç defa değiştirilmiştir. vs. Hominin kelimesi Hominini oymağı için kullanılır ve bonobolar. bambu yaprakları ve gövdelerini de yiyebilirler. insaymun soyağacında dış grup (outgroup) olarak yer alırlar. ağırlığına ulaşabilen gorillerdir. ancak kimi zaman. Çiftleşme sırasında genellikle erkekler şarkı söyleyerek dişileri etkilerler. Hominidae ailesinin kendi içerisindeki ilişkileri. ortak atadan ayrılan ilk aile olmalarından kaynaklanmaktadır. Ortak ataları bundan 14 milyon yıl kadar önce yaşamıştır ve orangutanlarla geri kalan aileler. yiyecek toplarken. Kısaca. cinslerin birbirleriyle olan akrabalıkları gözden geçirilmiştir. Homininae alt familyası demektir. Gibonlar. Neolitik Devrimi’nden beri (avcı-toplayıcı düzenden tarımsal düzene geçiş) tahıl ve nişastalı besinleri ve özellikle de eti tercih etmektedirler. Günümüzde. şempanzeler ve insanlardan bahsederken kullanılmaktadır. Hominidae. Yüksek İnsaymunlar (Hominidae): Bu aile 4 cinsi taşır: şempanzeler.

besin stokları azaldığı zaman farklı yönlere giderek besin arayabilirler ve erkekler onları kontrol edemez hale gelirler. bu arayışları sırasında başka erkeklerle çiftleşebilirler. Ouranopithecus ve Griphopithecus cinslerinin soyu tükenmiştir. 99 . Geç Miyosen Dönem’de (bundan 5 ila 10 milyon yıl önce) yaşamış olan. 25 kilogram ağırlığındaki bir türdür ve 1950’lerde Ankara’da keşfedilmiştir. Asya’da (sadece Endonezya ve Malezya’da) ağaçlar üzerinde (arboreal) olarak yaşamaktadır. Diğer insaymunlara göre daha uzun kollara sahiptirler. Bu cins. Bunlara. Goriller ve şempanzeler. Gorillerde. atalarımızın ve bizim bir milyon yıl kadar bir süredir pişirilmiş et yememizdir. kelimeleri ve cümleleri analiz edip algılayabilmektedir. vb. silah. İnsaymunların çoğunda gebelik 8-9 ay arası sürmektedir. Geriye kalan tek cins. Dişiler. Hominidlerin dişleri temel olarak Eski Dünya Maymunları’na benzerken. şempanzelere göre daha fazla cinsel çift-biçimlilik bulunmaktadır (sexual dimorphism). Böylece gen akışı meydana gelmiş olur. Kimi zaman bu sayılar artabilmektedir. Hominidae ailesi içerisinde ayrılan ilk gruptur. Orangutan kelimesi. Bu konulardaki araştırmalar halen sürdürülmekle birlikte önemli bir örnek olarak Kanzi isimli bir bonobo maymunu. başka bir yazımızda tekrar değinebiliriz. Ayrıca tüm Yüksek İnsaymunlar’da gelişmiş zeka ve ses çıkarma becerisi bulunmaktadır. insan dilini %93’lük bir başarıyla anlamakta. Geriye kalan Gigantopithecus. Lufengpithecus. Ancak dişiler. Ankarapithecus. ne yazık ki bunların 6 tanesinin soyu tükenmiştir. çatal. yine okuma kolaylığı açısından bu şekilde maddeler halinde değil ama tek tek bahsetmek istiyoruz. zekanın evriminde çok önemli role sahiptir. Ponginae (Orangutanlar): Bu alt aile. Ankarapithecus isimli cinstir. 5-10 kişilik aileler halinde yaşarlar. Sivapithecus. Genellikle kızıl-kahverengi renktediler. Bu hayvanlarda erkek egemen bir düzen hakimdir. Malezya dilinde “orman insanı” anlamına gelmektedir. Bundan sonraki alt başlıklardan da. Böylece çok daha güçlü bir algılama düzeyine ulaşabileceğinize inanıyoruz. 7 farklı cinsi barındırmakla birlikte.E V R İ M A Ğ A C I değişim. Goriller ve Şempanzeler) ve Ponginae (Orangutanlar). insanların dişleri ve çeneleri diğer insaymunlara göre oldukça daha küçüktür. Pongo cinsidir ve orangutan anlamına gelmektedir. Bunlardan bizim açımızdan ilginç olanı. Günümüzde bu cinse ait iki tür yaşamaktadır: Pongo pygmaeus (Borneo Orangutanı) ve Pongo abelii (Sumatra Orangutanı). Hominidae de kendi içerisinde ikiye ayrılır: Homininae (İnsanlar. Bunun sebebi de. aletler üretebilmektedirler. En zeki insaymun cinsleri arasında yer alırlar ve dalları kullanarak kendilerine yatak. Orangutanlardan geriye kalan son cins olan Pongo’ya bakacak olursak: Bu cins.

Günün çoğunu beslenerek ve avlanarak geçirirler. Goriller. genel olarak el parmaklarını 100 . Orta Afrika’da yaşayan güçlü yapılı insaymunlardır. Genellikle yalnız başlarına yaşarlar. Bu konuda onlarca araştırma yapılmıştır ve her biri. düşmanlarına göz dağı verebilecek kadar çok ses çıkarabilirler. hareketli bir başparmağa sahiptirler. Popülasyonları genelde sabit ve değişken bireylerden oluşabilir. kimi sürekli aynı popülasyonda kalırken. Hatta kimi orangutanlar. İnsaymunlar arasında en çok ağaçlar üzerinde kalan alt familyadır ve hemen hemen tüm zamanları ağaçlarda geçer. insanlardan sadece ortalama %1. 2 türe ve 4-5 alt türe ayrılırlar: Gorilla gorilla ve Gorilla beringei. ancak anne ile yavru arasında sıkı bağlar gözlenebilir. Benzer şekilde yaptıkları aletlerle. kimi popülasyondan popülasyona yer değiştirebilir. orangutanlar yüzemezler. Goriller ve Şempanzeler): Bu alt aile. Gorillerin genleri. insanların ellerine oldukça benzemektedir ve parmak yapıları benzerdir. temel olarak Hominini (İnsanlar ve Şempanzeler) oymağı ile Gorillini (Goriller) cinsini barındırır. insanlardan farklı olarak. yapraklara şekil vererek onları hoparlör şeklinde kullanabilmekte ve bu sayede seslerini daha uzaklara duyurabilmektedirler.E V R İ M A Ğ A C I Orangutanlar. Şimdi burada. Orangutanların elleri. Bu sebeple bilim insanları onları “yalnız ama sosyal” hayvanlar olarak tanımlarlar. Diyetlerinin %65-90 arası meyvelerden oluşur. bu sayede ağaçlar üzerinde avantaj sağlayabilirler. Ancak ayaklarında.5 metre boyunda. Orangutanlar kendilerine alet yaparak böcekleri yuvalarında avlayabilirler. bizden 7 milyon yıl önce ayrılan gorilleri görelim: Gorillini (Goriller): Goriller. 30-80 kilogram arasındadır. Tek bir popülasyon hariç.2-1. Homininae (İnsanlar. genel olarak 1. “orangutan zekası” denen kavramı ortaya koymaktadır.6’lık bir kısımla farklıdır.

E V R İ M A Ğ A C I boğum yaparak ve onlardan destek alarak.70 metre civarındadırlar ve 140-200 kg. Her bir durum için ayrı ses çıkarırlar ve bu sesleri ayırt etmek kolaydır. 25 farklı ses tipi tanımlayabilmişlerdir. anlaşmazlıkları çözer.5 ay kadar sürer. geçmiş ve gelecek ayrımının (zamanın) farkındadırlar. Erkekler ve dişiler arasında genelde sert bir ilişki vardır. Her grubun erkek bir lideri bulunur ve tüm kararları o alır. genelde erkeklerin yarısı kadardırlar. İnsanlar gibi kendilerie has parmak izleri vardır. bu da insanların ilk zamanlardaki yaptıkları aletlerin evrimine benzemektedir. erkeklere bağımlı olarak yaşarlar. Goriller. dişiler erkekleri cinsel birleşme için etkilemeye çalışırlar ve dikkatlerini çekmek için sesler çıkarır. Dişiler. arasında olabilirler. Renkleri değişebilse de. Gorillerde. insan hariç diğer insaymunlardan farklı olarak gülerler ve acı çekerler. Goriller de oldukça gelişmiş bir şekilde alet yapıp kullanabilmektedirler. Gorillerin kimi gruplarında birden fazla erkek lider bulunabilir. Bilim insanları . çoğunlukla koyu renklerde veya siyahtırlar. dört ayak üzerinde yürürler. Genelde hamilelik 8. Hemen hemen bütün gorillerin kan grubu aynıdır ve B tipidir. Kısa mesafelerde iki ayak üzerinde yürüdükleri de tespit edilmiştir. Genelde erkekler. Ayrıca goriller. taşları keskinleştirerek sert kabuklu meyvelerin kabuklarını kırmayı keşfetmişlredir. sadece bonobolar ve insanlara özgü olduğu düşünülen yüzyüze cinsel birleşme görülmüştür. Çok önemli ve ilginç bir şekilde. ancak erkekler çok nadir vakalar hariç asla dişileri yaralamazlar. ekibi yönlendirir ve korur. Gorillerde de gelişmiş bir ses yapısı vardır. Bazı goriller. 101 . Koko isimli bir goril. gruplar halinde yaşarlar. Gorillerde. Gorillerde zeka da oldukça gelişmiştir. Hatta kimi grupta sadece erkekler vardır. Çok güçlü duygusal bağlara sahip olabilirler ve ailelerine bağlıdırlar. Yılda 1 defa çiftleşirler. Hatta bazı gorillerin dini inançları olduğu düşünülmektedir. 1. Aynı zamanda 2000 civarı İngilizce kelimeyi tanımaktadır. Dişilerse. Amerikan İşaret Dili’ne ait 1000’den fazla işareti anlayıp bu dilde cevap verebilmektedir. tepinir ve vururlar.

en uygun olan insaymundur. Orta Pliyosen Dönemi’nde Pan cinsi ile insanların birlikte yaşadığını biliyoruz. Hominina alt oymağı insanlara giden kolu oluşturmuştur. bu ayrımdaki Pan cinsini görelim: Pan (Şempanzeler ve Bonobolar): Bu cins. elleri ve ayakları kılsızdır. 1.5 milyon yıl kadar önce. Ayrıca şempanzeler oldukça saldırgan bir yapıda olabilirler. Bonoboların daha kısa kolları ve daha uzun bacakları vardır. popülasyon içi sorunlarını cinsel ilişki aracılığıyla çözerler. bu konuda şempanzelerden bile iyidir ve çoğu zaman iki ayak üzerinde yürürler. İlginç bir şekil- de uzun bir süre şempanzelere ait fosilleri bulmak mümkün olmamıştır. İki tür de oldukça başarılı bir şekilde alet üretebilirler. ancak tercihleri farklı olabilmektedir. saldırgan olmayan ve anaç yapıdadırlar. Bonobolar. Kenya’da bulunan fosiller sayesinde. Pan cinsi. Bonobolar ise. Kongo Nehri’nin iki yakasında yaşayan. Bonobolar çok sık cinsel ilişkiye girerler ve eşcinsellik bonobolarda oldukça yaygındır. Derileri pembeden koyu renklere kadar değişebilmektedir. insana en yakın olan hayvanlardır. insanlardan. Dişileri biraz daha küçük olabilmektedir. bundan 6 milyon yıl önce ayrılmıştır. Şempanzelerin ayak yapısı. coğrafi olarak izole olmuş iki ayrı türü barındırmaktadır: Pan troglodytes (Şempanze) ve Pan paniscus (Bonobo). Şempanzeler. 2005 yılından itibaren ise şempanze fosilleri bulunmaya başlamıştır ve Dünya’nın farklı yerlerinden fosil bulgularına ulaşılabilmiştir. Şempanzeler. Bonobolar ise daha çok meyvelerle beslenirler ve cinsiyetler arası eşitlikçi. Yüzleri. Şempanzeler birincil erkeğin (alpha male) liderlik ettiği ikincil erkeklerden (beta males) oluşan bir ekiple avlanırlar ve omnivordurlar. İnsanların dilini anlayabilir ve tepki verebilirler. Bu iki tür. Özellikle cinsel ve davranışsal olarak çok temel farklara sahiptirler. coğrafi izolasyon sonucu meydana gelen türleşme sonunda ayrılmıştır.E V R İ M A Ğ A C I Hominini (İnsanlar ve Şempanzeler): Hominini oymağı. Şempanzelerin de kolları bacaklarından uzundur. Şimdi. iki ayak üzerinde yürümeye -insanlar hariç. goriller ayrıldıktan sonra geriye kalan İnsanlar (Homo) cinsi ile Pan (Şempanzeler ve Bonobolar) cinsini barındırmaktadır. Sembollerle iletişimi öğrenebilir. Üstelik çok önemli bir şekilde. Türler arasında %94-99 arası benzerlik bulunmaktadır. Bu iki tür. Şempanzeler de kuyruksuzdur ve genellikle koyu renktedirler. Bonobolar ile Şempanzeler arasındaki farklar henüz aşırı olmamakla birlikte (türleşme meydana gelmiş olsa da ıraksama tamamlanmamıştır) iki türü ayırt etmek kolaydır. yiyecek toplamak ve duygularını ifade etmek için aletler üretirler.7 metre boyundadırlar ve 70 kilograma kadar ağırlığa sahip olabilirler. birbirinden yaklaşık 1 milyon yıl önce. 102 . şempanzeler gorillerle aynı şekilde yürürler. Karada. yaklaşık 1. birbirlerine öğretebilir ve kullanabilirler.

gördükleri bir şeyi unutmazlar ve yıllarca hatırlayabilirler. insanlarda da sözlü iletişiminden sorumlu olan Broca Bölgesi’nin bulunduğu beynin ortası aktif olur. özelleşmiş seslerle iletişim kurabilirler. mızraklar yapıp fırlatabilirler. Ayrıca şempanzeler 1’den 9’a kadar olan sayıları ve aralarındaki ilişkileri öğrenip. Şefkat. kelimeleri kullanmadan. gün batımı gibi estetik kavramlara da tepki vermektedirler. Washoe isimli bir şempanze. Ayrıca bazı araştırmalar. şempanzelerde fotoğrafik hafıza olduğunu ortaya çıkarmıştır. başka gruptakileri önemsemezler. Şempanzeler. şempanzeler iletişim kurarken. Şempanzelerin son 4. Bu şekilde Galagoları (Nemli Burunlu Maymunlar’dan) avlarlar. Ayrıca şempanzeler. en gelişmiş duygulardan biridir. Amerikan İşaret Dili’ndeki 800 simgeyi öğrenmiş ve araştırıcıların müdahalesi olmadan diğer şempanzelere öğretebilmiştir. Bazı şempanzeler. Üstelik 103 . oyunu bilmeyenlere öğretebilirler. şempanze beyninin de evrimleştiğini göstermektedir. Şempanzeler kahkaha atabilmektedirler ve aynada kendilerini ve fotoğraflarda tanıdıklarını ayırt edebilirler. Bu da. Ayrıca bu tür. yıllarca unutmadan kullanabilmektedirler. yaptıkları aletlerle termitleri yuvalarında avlarlar.300 yıldır alet kullanabildiği bilinmektedir. İlginç bir şekilde. etraftaki cisimleri kullanarak kendi aralarında oyunlar üretip oynayabilirler ve bunu. İlginç bir şekilde “yağmur dansı” yapan şempanze grupları gözlenmiştir. Ayrıca çok güçlü bir şekilde jest ve mi- miklerini de kullanırlar. Şempanzelerde güçlü bir empati yetisi bulunur. erkek şempanzelerin terk edilmiş yavru şempanzeleri korumaları altına aldıkları gözlenmiştir. Şempanzeler. şefkat konusunda bencildirler ve sadece kendi gruplarındaki bireylere şefkat duyarlar. Evolve dergisinde çıkan bir araştırma sonucuna göre.E V R İ M A Ğ A C I gelecek hakkında planlar yapabilirler. Şempanzelerin gelişmiş duyguları arasında aşkın bulunduğu da düşünülmektedir. Kimi durumda. Şempanzeler.

antropoloji. 6 milyon yıl arası ile 2. arkeoloji. https://www. günümüze kadar gelmektedir. Homo cinsine. bundan 2.facebook. oraya bağlantı vermek istiyoruz: İnsan’ın Evrimi Üzerine.5 milyon yıldan daha öncesinde rastlanmamaktadır. Evrimsel Biyoloji çok güçlü bir bilim aracıdır ve bizlere kim olduğumuzu söyleyebilecek apaçık tek bilgi türüdür. moleküler biyoloji. bir dedektif edasıyla canlılar arasındaki tüm ilişkileri ortaya çıkarır ve Taksonomi’yi kullanarak bu bağları gösteren şemalar hazırlar. 104 . insanlarınkine çok daha yakındır.E V R İ M A Ğ A C I gıdıklanmaya insanlarda olduğu gibi gülerek tepki göstermektedirler. Homo (İnsan): Şempanzeler ve bonoboların ortak atasıyla olan ortak atasından 6 milyon yıl önce ayrılan insan kolu. Bu konuyla ilgili oldukça ayrıntılı bir yazımız olduğu için. yüzlerce ve hatta binlerce açıdan olaya bakarak.. Evrimsel Biyoloji. sınıflandırmalar yapar. Bu sebeple. her canlının akrabalarıyla oldukça karmaşık ve bir o kadar da muhteşem bir ilişkisi vardır. sadece tek bir açıdan değil. karşılaştırmalı anatomi gibi diğer bilim dallarınca kontrol edilir ve desteklenir.5 milyon yıl arasında aşağıdaki bağlantımızda görebileceğiniz cinsler görülmektedir. Bonobolar da bunu yaparlar ve Bonoboların gülüşü.com/note.. Homo cinsine ait ilk türün Homo habilis olduğu düşünülmektedir. Bu bilgiler.php?note_id=168454029879347 Görebileceğiniz gibi. daha fazla bu yazıyı uzatmayarak.

E V R İ M A Ğ A C I French Han-Chinese Papuan Yoruda San 105 .

Bu sebeple mitoz ile bölünemezler. Günümüzdeki modern sınıflandırma sisteminde kullanılan 3 temel Alan vardır: Bakteriler (veya Öbakteriler). çok genel anlamıyla. Arkeler ve Ökaryotlar (Ökarya). Bizse size olabildiğince fazla bilgi verebilmeyi hedefliyoruz. Elbette bazı daha üst seviyeler tanımlanabilir. sonra yaklaşık olarak hem sitoplazma. hepimizin pek iyi bildiği Krallıkları (Kingdom) ve Krallık ile Alan arasındaki geçiş birimlerini kapsayan taksonomi birimidir. ikinci yazıda ise insan üzerinden çok ayrıntılı bir analiz yaparak Taksonomi’yle ilgili temel olarak bilinmesi gereken kavramların tümünü açıkladık. Mitozdaki fazların hiçbiri görülmez. Ökarya’dan bir örnek olarak kendinizi düşünebilirsiniz. İlk yazımızda da açıkladığımız gibi. Bakteriler ve Arkeler (eski isimleriyle ve çok da doğru olmayan bir biçimde Arkebakteriler) ise prokaryotiktir ve Prokarya Alanı’nda yer alırlar. Alan. en geniş taksonomi birimidir ve en çok canlıyı bu seviye kapsar. mitoz ve mayoza göre son derece basittir: Temel olarak önce DNA eşlenir. Çünkü Bakteriler ve Arkeler. bu yazıdan itibaren genelden özele doğru canlı gruplarını tanıtacağız. Alan tabirinin İngilizce karşılığın “Domain”dir. Bunun için en dış çemberden. Alan. Bazı diğer kaynaklar “superregnum”. 106 . ve Alan üstü sınıflandırma birimlerinden bizim için en önemli olacak olan budur. Yukarıda bahsettiğimiz daha genel sınıflandırma birimlerinden birine örnek verecek olursak: Bakteriler ve Arkeler’in toplamına Prokarya (prokaryotlar) denmektedir. ancak öyle ciddi farkları vardır ki. Ne yazık ki Taksonomi sonsuz bir bilim dalı. çünkü canlı sayısı kadar bilgi var ortada ve hepsini bilmek mümkün değil. Alan’dan başlayacağız.E V R İ M A Ğ A C I 3: Bakteriler Bildiğiniz üzere yazı dizimizin ilk yazısında Sınıflandırma Bilimi (Taksonomi) ile ilgili ayrıntılı bilgiler verdik. ancak biz geleneksel olan “domain” tabirini tercih edeceğiz. ancak bunlar kullanışsızlıklarından ötürü pek tercih edilmezler. Prokarya’nın bölünme biçimine amitoz bölünme (binary fission) denir. Böylece kıyaslamaları anlamanız daha kolay olacaktır. temel olarak pek çok açıdan benzerdirler. Prokaryotların temel özellikleri şöyledir: • Hücre içi iskelet (cytoskeleton) bulunmaz. hem de genetik materyal iki yavru hücreye sırasıyla ve hemen hemen aynı anda paylaşılır. Bu işlem. Bu noktada aklınızda hep bulundurmanız gereken kilit nokta şudur: Karmaşık yapıdaki çok hücrelilerin tamamı ve çok daha fazlası (daha sonra değineceğiz) ökaryotiktir ve dolayısıyla Ökarya Alanı’nda bulunurlar. “superkingdom” veya “empire” kelimelerini de kullanır. aynı Alan gibi düşünmek çılgınlık olurdu.

Genetik araştırmalar. o canlı popülasyonlarının torunları olduğunu unutmamak gerekir. Bu ortak atanın 3. Golgi cisimciği ve benzeri organeller bulunmaz. Üçü. • Prokaryotlarda zarla sarılı hiçbir organel yoktur. prokaryotlarda DNA çekirdek zarı denen zar ile sarılıp korunmaz. geriye kalan canlılar da kendi evrimsel yollarına devam etmişler ve bir noktada tekrar ikiye ayrılmışlardır. Bu da tüm canlıların tek bir ortak atadan evrimleştiğini bize göstermektedir. Arkeler ve Ökaryotların hiçbiri “ilkel” değildir ve her biri milyarlarca (bin milyonlarca) yıllık doğal seçilim. diğeri ise günümüz “gelişmiş” (bu bir metafordur ve hiçbir canlı diğerinden üstün değildir) canlılarına giden kolu meydana getimiştir. Buradan da görülebileceği gibi. Bu üç Alan arasındaki genetik bağı. Bakteriler. çok uzun bir zamandır Dünya’da var olan bir canlı grubudur. Bakteriler ortak atanın belirli bir grubundan ayrılan ilk Alan (veya canlı grubu) olmuştur. basiller çubuk şeklindedir ve heliks bakteriler tıpkı bir vida gibi heliks şeklindedir. Bakteriler’e oldukça benzemesine rağmen Ökaryotlara daha yakın oldukları genetik araştırmalarca ispatlanmış olan Arkeler. genetik sürüklenme. Tabii günümüzdeki tüm canlıların. göreceli olarak korunmasızdır). Dünya üzerindeki diğer tüm canlılarla belli miktarda geni ortak olarak paylaşırlar. mutasyon. prokaryotlarda plazmid DNA denen halkasal DNA yapısı görülür. genellikle hücrenin orta bölgesinde bulunur ancak ökaryotlardaki olduğunun aksine. kullanılır. Evrim Ağacı’nı incelersek. 107 . Daha sonra. Miami Üniversitesi’nin internet sayfasından aldığımız şu görsel gayet güzel anlatacaktır: Görselde de görebileceğiniz gibi.8 milyar yıl önce yaşadığı ve 2-3 milyar yıl öncesine kadar varlığını sürdürdüğü bilinmektedir. mekanizmaların ürünüdür. Plazmid DNA da bu sıvının içerisinde. özellikle bakteriler.E V R İ M A Ğ A C I • Prokaryotların genetik materyalinin içeriği olmasa bile yapısı. ilkel canlıdan farklılaşarak evrimleşmişlerdir ve bu Alanlar’da bulunan her bir canlı. Bunlardan bir kol. Şimdi. Yani ökaryotlarda bulunan mitokondri. Bunları bağlayan ve bilim dünyasında “koaservatlar” olarak bilinen ilkel canlı formları ve ilk hücreler de Evrensel Ortak Ata (Universal Common Ancestor) dediğimiz canlılardır (daha doğrusu “cansız” . İsimlerinden de anlaşılabileceği gibi kok bakterileri küresel bir şekle sahiptir. bu üç Alan tek bir ortak atadan evrimleşmişlerdir. Bakterilerde temel olarak 3 ana şekil/tip görmekteyiz: küresel bakteriler (Latince: coccus. Arkeler ve Ökaryotlar arasındaki Evrimsel bağları göstermektedir. çubuk bakteriler (Latince: bacillus. ökaryotkarınkinden oldukça farklıdır. Ökaryotlarda meşhur çift sarmal yapılı DNA bulunurken. Bakteriler. DNA. Türkçe: kok). Türkçe: basil) ve heliks bakteriler. sitoplazma içinde özgürdür (ve bir o kadar da. Bunun yerine çoğu tepkime sitoplazma (hücrenin içerisindeki sıvı) içerisinde gerçekleşir ve ürünleri bu sıvı içerisinde kalır.“canlı” geçişidir). Basiller ve heliksler tek tek bulunabilecekleri gibi uç uca eklenerek uzun zincirler de oluşturabilirler. bakterileri incelemeye devam edelim. vb.

Bir örneği aşağıda görülebilir: Burada yapmak istediğimiz bir vurgu şudur: Her şey göründüğü gibi olmayabilir. yok olmaları imkansız bir hal almıştır. Bu. arkelerle birlikte paylaşırlar. Bu noktada.E V R İ M A Ğ A C I Peki bakterilerin başarısının kaynağı nedir? Aslında bu başarıyı bakteriler. Canlılık tarihine ait en eski fosiller. Dışarıdan size “kaya” gibi gözüken bir şey. Prokaryotların sayısı. bir hayvan filumu olan süngerlerden oluştuğunu hatırlatmak gerekir. Bu yapıların fosilleri şöyle görülebilir: Günümüzde halen bu yapılar bakterilerce üretilmektedir. yani 30’un yanına 27 tane daha sıfır) tane civarlarında olduğu hesaplanmaktadır. mercan kayalıklarının aslında “kaya” olmadığını. Dediğimiz gibi temel olarak bu iki alan birbirine oldukça benzerler ve pek çok özelliği paylaşırlar. Bu yapıyı Gram 108 . Bu başarılarının arkasında bir sebep aramak gerekir. görünür Evren’deki yıldızların sayısından 100 milyon kat daha fazladır. kayaların ve benzeri sert yüzeylerin üzerinde bulunan canlı tabakalarını oluştururlar. gerçekte milyarlarca canlının bir arada yaşadığı devasa bir koloni olabilir. Üstelik bu bölünmeler sonucunda dağınık halde de yaşamazlar. Bunun birinci sebebi. Bakterilerin tamamının hücre duvarında peptidoglikan (peptidoglycan) denen bir yapı bulunur. milyarlarca yıl önce bu biyofilmler ve kalsiyum karbonat sayesinde oluşan stromatolitler’dir. sadece okyanuslarda 30 oktilyon (30 çarpı 10 üzeri 27. prokaryotların yüksek bölünme hızı olarak verilebilir. Çoğu zaman biyofilm dediğimiz. ökaryotlara daha yakın oldukları unutulmamalıdır. Ancak arkelerin. Amitoz Bölünme sayesinde çok seri olarak bölünebilirler ve o kadar çok yavru hücre oluştururlar ki.

Bir diğer önemli prokaryotik özellik. Solunumları ve besin üretimlerini çok farklı şekillerde karşılayabilirler. Bakteriler. Bu boya ile yapılan deneyler sonucunda. bu yapılarına göre Gram-pozitif (kalın tabakalı) ve Gram-negatif (ince tabakalı) olarak iki gruba ayrılabilirler. çok hızlı bölünebilirler: Kimisi 10 dakikada bir bölünürlen. Bakterilerin büyük bir kısmı ise flagellum (çoğul: flagella) denen kamçılar aracılığıyla hareket ederler. Bu bakteriler. Vibrio bakterileri o kadar geniş koloniler halinde yaşarlar ki. Bakteriler de bu sayede kolayca hayvan sayesinde beslenmektedirler.E V R İ M A Ğ A C I boyası denen bir boya ile gözlemleyebiliriz. hareket kabiliyetlerinin oldukça farklı olmasıdır. Prokaryotların bir diğer çok önemli özelliği. Ancak bu kamçılar. kimi bakterilerde ise bu yapının oldukça ince olduğu görülmüştür.İngilizce: Cyanobacteria) gerektiği zaman suyun yüzeyine yaklaşmak için hücre içerisindeki gaz keseciklerini şişirir ve suda yavaşça yükselirler. Ayrıca bakterilerin bir diğer önemli özelliği. Mixotricha paradoxa isimli bir tek hücreli hayvanın da kamçıları bulunur. Bakteriler. Böylece balığın midesine girerler ve kendileri için korunaklı ve bol besinli bu yerde ürerler. özel bir kimyasal tepkime sayesinde ışık saçarlar. uzun yıllar Evrim Karşıtları’nın “İndirgenemez Karmaşıklık Safsatası”nın aleti olmakla birlikte. Olduğu gibi. bazı spiroketleri (heliks bakteriler) yapısının dış kısmında tutarak onları sil (küçük hareket sağlayıcı kılcıklar) ve flagellum olarak kullanmaktadır. yaydıkları ışık uzaydan gece çekilen fotoğraflarda bile görülebilir. Günümüzde. Bu sayede de oldukça başarılı bir şekilde hayatta tutunabilirler. Vibrio gibi bazı bakteriler. kamçıların sadece bakterilerde bulunmadığı bilinmektedir. kimi bakterilerin hücre duvarının çok kalın bir peptidoglikan yapısına sahip olduğu. bir atık olarak dışarı atılırlar ve döngüyü bu şekilde sürdürürler. Hayvan. Örneğin bazı fotosentez yapıcı bakteriler (Türkçe: Siyanobakteri . günümüzde nasıl evrimleştikleri gayet net bir biçimde açıklanabilmekte ve karmaşık yapıları anlaşılabilmektedir. canlıların solunum sistemleriyle ilgili bazı genel 109 . kimi günlerce bölünmeden kalabilir. Aşağı inmeleri gerektiği zaman ise bu keseciği indirerek alçalabilirler. bu çeşitlilik sayesinde çok farklı ortamlara dayanabilmektedirler. Bakterilerin belki de en büyük başarısı. çeşitli kimyasallar salgılayarak birbirleriyle iletişim kurabilir ve kendi türlerinden olan bireyleri ayırt edip tanıyabilirler. Bakteriler ve arkeler. sıfırdan evrimleştirilmek yerine. Burada. bu canlılarda aseksüel (cinsel olmayan) üreme olması (bahsettiğimiz gibi amitoz bölünme) ancak çeşitli gen aktarım ve değişim yöntemleriyle farklı bakteri ve arke bireyleri arasında transfer yapıla- bilmesidir. iletişimdir. Yani bölünme hızları oldukça çeşitlidir. bu ışık sayesinde balıkları üzerine çekerler ve üzerine konakladıkları yemleri yemelerini sağlarlar. Bakteriler. çok geniş bir metabolik tepkime çeşitliliğine sahip olmasıdır. muhteşem bir simbiyotik ilişki örneğidir. Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli kitabında izah ettiği gibi. buna bioluminesans (bioluminescence) denir. Flagella.

Pek çok hayvan. Çok hücrelilerde ise bu mümkün değildir. 110 .E V R İ M A Ğ A C I kavramlar yapmakta fayda görüyoruz: Zorunlu Anaerob: Bu canlılar için oksijenin var olduğu ortamlarda yaşamak mümkün değildir. Oksijen olmadan yaşamlarına devam edemezler. Kısaca. atmosferde yeni yeni oksijen oluşurken (fotosentetik bakteriler sayesinde). o dönemde yaşayan canlıların çoğu için oksijen zehir etkisi yapmıştır ve pek çok canlının ölmesine sebep olmuştur. oksijeni varlığında oksijenli solunum yapan. bu canlılar için bir zehir değeri taşır. Günümüzdeki canlıların çoğu. yokluğunda ise oksijensiz solunum yaparak yaşayabilen canlılara denmektedir. oksijenin baskın bir gaz haline gelmesiyle. Çünkü oksijen. Çok eski zamanlarda. Ancak sonra. Zorunlu Aerob: Bu canlılar için oksijenin varlığı bir zorunluluktur. zorunlu anaeroblarla zorunlu aeroblar arasındaki bir “geçiş” teşkil ederler. özellikle de çok hücrelilerin tümü zorunlu aerobdurlar ve mutlaka oksijen olan yerlerde yaşamak zorundadırlar. canlılar adapte olmak ve evrim geçirmek zorunda kalmışlardır. oksijen olmadığı ya da az olduğu zamanlarda enerji üretmek için oksijensiz solunum yapabilir. Fakültatif Anaerob: Bu canlılar. Ancak günümüzde halen oksijen olmadan yaşamak zorunda olan bakteriler bulunmaktadır.

ancak besin üretiminde kullanacakları Karbon’u dışa- rıdan “avlanarak” almak zorundadırlar. buradaki kavramlar sadece bakteriler için geçerli değildir ve karşısındaki açıklamayı yapabilen her canlıya. Güneşten aldıkları enerji (fotonlar) sayesinde ve havadaki serbest Karbondioksit gazındaki Karbon’u kullanarak besinlerini üretirler ve dışarıdan besin almaya ihtiyaç duymazlar. oksijensiz solunum yaparak hayatlarını sürdüremezler. Unutmayınız ki. Foto-heterotroflar: Bu canlılar da güneş enerjisini kullanırlar. fakültatif anaeroblar ve zorunlu aeroblar.E V R İ M A Ğ A C I ancak bunlar. adlarından da anlaşılabileceği gibi oksijene karşı “tolerans” gösterebilirler. Bu da. bakteriler yiyecek bulma konusunda da uzmandırlar ve çok geniş yöntemlere sahiptirler. bildiğimiz avlanmadan farklı olarak. ancak oksijenin varlığı bu canlılar için bir sorun teşkil etmez. Üstelik sadece solunum da değil. zorunlu anaeroblarla fakültatif anaeroblar arasında bir “geçiş” teşkil eder. etraftaki Karbon içerikli organik bileşiklerin hücre içerisine alınması şeklinde yapılmaktadır. Ayrıca bu işlem sırasında diğer canlılar için son derece önemli olan Oksijen gazını açığa çıkarırlar. yeşil bitkiler. Foto-ototroflar: Bu canlıların en önemli özelliği fotosentez yapmalarıdır. Şimdi bunlara göz atalım. aerotolerant anaeroblar. Aerotolerant Anaerob: Bu canlılar. oksijeni solunum için kullanamazlar. aşağıdaki kavramlarla hitap edilebilir. siyanobakteriler ve bazı diğer bakterilerdir. Buradaki avlanma. solunum konusunda oldukça yumuşak bir geçişe sahibizdir: Zorunlu anaeroblar. Kısacası. 111 . Bu yüzden bu canlılar fakültatif anaerob sayılamazlar. Fotoototrof canlıların en temel örnekleri.

çok önemli bir olguyu ortaya koymuştur. Bu bakteri. Ancak bu konudaki çalışmalar da hızlanarak devam etmektedir. Dünya üzerinde o kadar çok türde prokaryotik canlı vardır ki. Bakterilerilerle ilgili genetik çalışmalar. Ancak bazı gelişmiş tekniklerle bu aktarımlar tespit edilebilmekte ve uzlaşım ağacı denen ağaçlar çizilebilmektedir. hem de besinlerini dışarıdan almak zorundadırlar. çoğu bakteri ve arke de bu gruptadır. İlginç bir şekilde. yani dikey gen aktarımı şeklinde gerçekleşirler. Kemo-heterotroflar: Bu canlılar hem enerjilerini. Normalde genler. aynı ortamda birlikte yaşadığı arkelerle daha yakın akraba olduğu çıkmıştır. Ancak ilginç bir şekilde bakterilerdeki gen transferi ile üreme sebebiyle. bunların sadece çok çok küçük bir kısmı bilim insanları incelenebilmiştir.E V R İ M A Ğ A C I Kemo-litotroflar (Kemo-ototroflar): Bu canlılar enerjilerini inorganik maddeleri okside ederek elde ederler ve bu enerjiyle Karbondioksit’i bağlar ve besinlerini üretirler. ebeveynlerden yavrulara. Bakterileri bu şekilde genel gruplara bölmemiz mümkündür. Tüm hayvanlar ve mantarlar bu gruba girerken. bir bakteriden bir diğer gen transferi ile üreyebilen bakteri türüne ve hatta arkelere aktarılabilmesidir. Buna yatay gen aktarımı (lateral gene transfer) denir. farklı bakteri kolları arasında gen transferi gözlenmiştir. Bunun çok ilginç bir örneği Thermotoga maritima isimli bir bakteride gözlenmiştir. Kısaca. kendine benzer bakterilerle yakın akraba olmak yerine. eğer Evrim Ağacı’nı gözünüzün önüne getirirseniz. birbirinden tamamen farklı olan iki Alan. 112 . bu sayede birbirine karışabilmektedir. Bunun sebebi. genlerin sadece ana bakteriden yavru bakteriye aktarılmasının yanısıra. genetik olarak incelendiğinde. Ancak daha fazla kafa karışıklığına sebep olmadan burayı geçmek istiyoruz.

com/treeofevolution Evrim Kuramı: Genel Bilgiler.E V R İ M A Ğ A C I http://www.facebook. Konular ve Kavramlar 113 .

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

114

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Fosillerden Bir Canlıyı Yeniden Yapılandırma (Rekonstrüksiyon) Nasıl Yapılır?
Sayfamız okurlarından Sayın Berk Çakan bize şöyle bir soru yöneltti: Fosiller çizilirken ne gibi yöntemlele çiziliyor? Yumuşak doku fosillerde iz bırakmadığı halde nasıl bu çizimler yapılıyor? Farklı ressamlar farklı çizimler yapabildiği halde nasıl yapılan çizimlere güvenilebiliyor? Aydınlatırsanız sevinirim. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevap vermek istiyoruz: Sayın Berk Çakan, Bu önemli sorunuz için gerçekten çok teşekkür ediyoruz. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak bu konu, son derece kapsamlı ve aslında bir o kadar da eğlenceli bir konudur. Tabii eğlenceli olması, ciddiyetinden hiçbir şey kaybettirmez; ancak şu da gerçektir ki, bu konuda çalışan bilim ressamları, tam bir dedektif gibi çalışmakta ve en iyi sonuçlara ulaşmak için bulabildikleri tüm verileri toplamaktadırlar. Şimdi onların nefes kesen hayatlarına bir göz atalım. Dediğiniz gibi, ne yazık ki, çok ekstrem durumlar hariç (reçine fosiller gibi), fosillerin üzerinde yumuşak dokulara rastlamak mümkün olmamaktadır. Bu sebeple de çıkarılan kemikler, çok ayrıntılı analizlere tutulmak durumunda kalmakta ve bunun sonucunda bazı çıkarımlar yaparak, karşılaştırmalı bazı metotlara başvurularak, canlılar yeniden yaratılmaktadır. Bu işi yapan kişilere bilim ressamı denmektedir. Bu kişiler, normal birer ressamdan farklı olarak, bilimle iç içe yaşamaktadırlar ve genellikle amatör veya profesyonel olarak bir bilim dalında görev almaktadırlar. Bu kişilerin görevi, fosilleri inceleyerek ve uzmanlardan gerekli bilgileri alarak fosillerin sahibi olan canlıları bir kağıda dökmektir. Görevleri, kimi zaman sadece canlıları da içermez; çoğu zaman, günümüzde var olan bir ortamın çok eski zamanlardaki (örneğin bundan 700 milyon yıl önce, bugün New York Şehri olan yer) çizimlerini de yaparlar. Kimi zaman da bu ikisini birleştirerek; hem canlıyı, hem de ortamını tek bir resimde sunarlar. Bu iş, temel olarak polis ressamlarının yaptıkları işe benzer. Onlar da, tanıklardan veya eldeki bulgulardan yola çıkarak katillerin veya zanlıların resimlerini (genellikle portrelerini) çizerler. Bu, çok ciddi bir dedektiflik öyküsüdür. Burada görev, ressamın kabiliyetiyle birlikte, davayı takip eden polislerin çıkarım yeteneklerine de düşmektedir. Polisler, ressama gerekli bilgileri verirler ve ressam da buna göre çizimini yapar. Filmlerden izlediğimiz veya gerçek hayatta kimi zaman tanık olduğumuz üzere, bu ressamların çizimleri gerçekten çok başarılıdır ve orjinaliyle neredeyse tıpatıp aynıdır. Bu noktada, iki tanımdan bahsetmekte fayda görüyoruz: Restorasyon, bir fosildeki eksikleri kapatmak amacıyla yapılan bir işlemdir. Genellikle anatomik ilişkilere bakılarak yapılır ve fosilin eksik kısımları tamamlanır. Örneğin elinizde ön kola ait bir kemik ve eklemlerin yapısı varsa, diğer bir kemiğin anatomisini bunlara bakarak çıkarabilirsiniz; fosil olarak elinizde bulunmasa bile. İşte bu işleme restorasyon denir. Bu işlem de yine bilim insanları ve sanatçılar tarafından yapılır. Rekonstrüksiyon ise, az sonra işlem basamaklarını vereceğimiz, fosillere bakarak canlının neye benzediğini ortaya çıkarma işine verilen isimdir. Restorasyon genellikle omurgalılarda yapılır; çünkü omurgalıların tüm kemiklerinin fosilleşmesi çok seyrek gerçekleşebilmektedir. Omurgasızların kemik yapısı ise genellikle tamamen korunur. Bu, hareket miktarının farklı olmasına bağlanmaktadır; omurgalılar çok aktif hareket ettikleri için, fosilleşmeye uygun alanlarda ölmeleri düşük ihtimal olmaktadır. Omurgalılar çift-yönlü simetrik oldukları için, ortadan ikiye bölündüğünde elde edilen iki kısımdan birindeki kemikleri bilmek, diğerini de bulmak için yeterlidir, çünkü iki taraf birbirinin ayna görüntüsüdür.

115

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Bilim ressamları da, benzer şekilde çalışırlar. Paleontologlar, Arkeologlar, Fizyologlar, Anatomistler gibi bilim insanlarından gerekli bilgileri alır, yorumlarını dinler ve çizime dökerler. Çalışmaları, genellikle 5 basamaktan oluşur: 1) Araştırma Araştırma, bilim insanı ile sanatçının fikir alışverişiyle başlar. Bilim insanı, sanatçıya bazı temel bilgileri verir: fosilin yaşını, bulunduğu bölgeyi, bölgenin fosilin oluştuğu dönemdeki iklim ve doğa koşullarını, bu canlıyla etkileşmiş olabilecek diğer canlıların ayrıntılı bir listesini, bilim insanının kendi sahne/ortam görüşünü, örneğe ait malzemelerin bilgisini, eldeki tüm fotoğrafları, konuyla ilgili bilimsel tanımları, ilgili makaleleri ve bunun gibi arkaplan bilgilerinin tümünü... Ayrıca eğer biliniyorsa fosilin akrabalarına ya da evrimsel tarihine dair bilgileri de ressama ayrıntısıyla aktarır. Aslında bu Araştırma ve konu üzerinde tartışma basamağı, çizim süresince devam eder ve sürekli geri bildirimlerle desteklenir. Bu noktada bilinmesi gereken önemli bir bilgi şudur: Kimi zaman, bazı kalıntılar, bizlerin hayal edebileceğinden çok daha fazla bilgi verebilir. Bu, bilim insanları arasında son derece normal ve sık bilinen bir olgudur; ancak diğer insanlar bunu kolay kolay hayal edemez. Örneğin Charles Darwin, Beagle gezisi sırasında sadece tek bir dişten, canlının pek çok özelliğini tahmin etmiş ve tür tahmininde de bulunmuştur. Daha sonra diş, İngiltere’deki uzmanlarca incelenmiş ve Darwin’in tahmninin tamamen doğru olduğu bulunmuştur. Gerçekten de sadece bir diş sayesinde ve onun yapısını ve özelliklerini inceleyerek hayvanın beslenme tipini, yaşadığı ortamı ve vücut büyüklüğünü bilmek mümkündür. 2) Kompozisyon Sanatçı, yeterince bilgi edindikten sonra, kabaca kafasında oluşan şekli uzun düşünmeler ve analizler sonrasında kağıda döker. Bu kompozisyon, ortamın genel hatlarını, ışığın geliş açısı ve miktarını, ortamda bulunabilecek canlıları ve yerlerini, vb. içerir. Eğer ki çizilecek olan bir ortam değil de, tek bir canlıysa, eldeki fosillere bakılarak ve edinilen bilgiler ışığında neye benzeyebileceği, kas yapısı, büyüklüğü, vb. göz önüne alınarak bir çizim yapılır. Daha sonra bilim adamı bu skeci inceleyerek gerekli değerlendirmeleri ve yorumları yapar. Burada söylemek istediğimiz bir nokta şudur: Canlıların anatomisi genel olarak benzerdir ve taksonomi, bu konuda çok iş görmektedir. Örneğin memelilerde, bir balinanın kemik yapısı, kas yapısı ile doğru orantılıdır ve bu da büyüklükle ilişkilidir. Benzer şekilde bir fare, bir balinayla kıyaslandığında, balinanın küçük bir modeli gibidir. Kas/kemik oranı benzerdir; sadece “sıkıştırılmış bir balina”yı andırır. Öte yandan organların yapısı, elbette ki evrimsel süreçte değişmiş olabilir; bu da fosiller aracılığıyla ve analizlerden sonra ortaya çıkar. Dediğimiz gibi bir diş, bir kemiğin konumu ve duruşu bile bilim insanlarına yüzlerce bilgi verebilir. 3) Boyama Genellikle boyama, akrilik boya ile yapılır; çünkü bu boya, hataları kapatmak konusunda en kolay kullanılabilecek boyadır. Çoğunlukla, bilim insanının yönlendirmeleri dahilinde, çizim üzerinde düzenlemeler yapılır. Renklendirme, genel olarak dönemin ortam koşulları göz önüne alınarak yapılır. Her ne kadar renkler çok fazla önemli olmasa da, bu tip çizimlerde kara kalem çalışmalara da yer verilerek, hata payını en aza indirmek hedeflenir. Renklendirmeyi yapmanın en kolay yolu, fosili bulunan canlının günümüzdeki akrabalarının renklerine bakmaktır. Çoğu zaman renklendirmeler, yapılabilecek hatalar göze alınarak, bu akrabaların renklerine benzer veya eski ortam koşulları biliniyorsa, bunlar göz önüne alınarak yapılır. 4) Eleştiri Çizimin her aşamasında ve neredeyse her bir fırça darbesinde, bilim insanı ve sanatçı karşılıklı olarak çizimi eleştirirler. Renkler düzenlenir, boyutlar ayarlanır, çizim ile gerçek ortam koşullarının uyumu incelenir, vb. Gerekli düzenlemeler adım adım yapılır ve her seferinde geriye ve ileriye dönük eleştiriler yapılır. 5) Bitiriş Genellikle çizimler, başka bilim insanlarına gösterilerek, doğrulukları test edilir. Kimi zaman, birden fazla bilim insanı ve sanatçı birbirlerinden bağımsız olarak çizimler yaparlar ve sonra bu farklı çizimler üzerinde düşünülerek en

116

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

doğrusunun bulunması hedeflenir. Uzun lafın kısası, fosillerden canlıyı yaratmak son derece titizlik gerektiren ve kapsamlı bir iştir. Bilim insanları, hiçbir iddalarını “uydurma” veya “sallama” yoluna başvurarak yapmazlar ve bir çizim, yanlış olsa dahi, mutlaka bir dayanağı olarak “o şekilde” çizilmiştir. Kimi zaman bilim dışı kaynaklar ve genellikle bilim düşmanları, bilim insanları ve çizimlerine, “Bakın, her çizim birbirinden farklı, bu bilim insanları ne anlarlar ki, uyduruyorlar!” gibi anlamsız, aşağılık ve kibir dolu söylemlerle saldırmaya, bu şekilde akılları sıra Evrimsel Biyoloji’yi küçük düşürmeye çalışırlar. Bu çabalar elbette ki her zaman sonuçsuz kalmaya mahkumdur. Farklı çizimlerin sebebi, eldeki bulguların yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Yoksa bilim insanları elbette ki uydurma iş yapmamaktadırlar. Bilim düşmanlarının bu şekildeki saldırıları, bilimi anlamamalarından ve şahsi emellerinden kaynaklanmaktadır. Akıllı bir insan, işin gerçeğini düşünmeli ve bilimi bilim insanlarından öğrenmelidir. Bu çizimlerin tamamı, burada giremeyeceğimiz kadar kapsamlı bazı metotlar ile yapılmaktadır; bu, bilimdir! Dolayısıyla çizimi de, bilimsel metot dahilinde yapılmak zorundadır. Bu metot, tarafsız ve güvenilirdir. Birkaç metot ismi saymak gerekirse: Homolog Referans Noktası Yöntemi, İnce Plaka Oluğu Yöntemi, 3D Morfoloji Yöntemi, Nümerik Yöntemler, Stereolitografi, vb.

117

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Yapay Seçilim
Evrim Teorisi’nin bazı insanlarca anlaşılamamasının yada kabul edilememesinin temel sebebi bu sürecin insan ömrünün gözlemleyemeyeceği kadar uzun bir sürede gerçekleşmesidir. Öncelikle belirtmek isterim ki bu yazı Evrim’i tartışmak amacı gütmemektedir yada Evrim’i kabul ettirme. Biz kabul etsek de etmesek de evrim bir gerçektir. Bilimadamları bunun nasıl olduğuyla ilgileniyorlar. Evrim Teorisi’ni kabul edenler ancak kafalarında bunun nasıl olduğunu tam olarak algılayamayanlar yada anlayamayanlar için Richard Dawkins’in Yeryüzündeki En Büyük Gösteri kitabında yer verdiği bu kanıtlar kafamızda ki bir çok soruya cevap verecektir. Darwin’in ileri sürdüğü Doğal Seçme yada Wallace’ın verdiği isimle ‘En Uygun Olanın Yaşaması’ Evrim’in ana mekanizmasını oluşturur. Fakat bu kavram özellikle yaratılış inancıyla yetiştirilmiş bireyler için anlaması zor olabiliyor. Tabi ki Oktar Babuna gibi şarlatanların kasıtlı çarpıtmaları( Kaya seçim yapar mı?) kafaları kurcalayabiliyor. İşte bu yüzden Charles Darwin Türlerin Kökeni adlı kitabının ilk bölümünü ‘YAPAY SEÇME’ ‘ye ayırmıştır. Yapay Seçme ne demektir ? Adından da anlaşılabileceği gibi yapaydır,insanların yaptığı seçmenin adıdır. Bunun ne olduğunu dünyadan habersiz bir besi hayvanı yetiştiricisi yada bir çiftçi dahi anlatabilir. Tabi anlattıklarının Evrim’i kanıtlayan unsurlar olduğundan habersiz bir şekilde. Şimdi Tilkiler ile yapılmış ‘Yapay Seçmeyi’ ve bunun sonuçlarını inceleyeceğiz. Deneye ve ayrıntılarına girmeden önce resime bakıp bir değerlendirme yapalım. Bu tilkinin nasıl bu hale getirebileceğine dair kafanızda cevap bulmaya çalışın. Muhtemelen çoğu insanın aklına ‘Genleriyle Oynanmış bir Tilki’ gelecektir. Aslında bu doğrudur. Bu tilkinin genleriyle oynanmıştır ancak bizim düşündüğümüz şekilde değil. Gümüş tilki,kırmızı tilkinin (Vulpes vulpes),kürkü için değer verilen bir renk varyantıdır. Rus genetikçi Dimitri Belyaev 1950’lerde bir tilki kürkü çiftçiliği işletmesi için göreve alınmıştı. Yabani tilkilerle baş etmek zor olduğu için Belyaev kasıtlı olarak evcil tilkileri seçmek için işe koyuldu. Belyaev ve ardılları yavru tilkileri,deneycinin bir yandan elleriyle yavruya yemek verirken diğer yandan yavruyu okşamaya ve sevmeye çalıştığı standartlaştırılmış testlere tabi tuttular. Yavru tilkiler 3 sınıfa ayrıldı. 3.sınıftaki tilkiler kişiyi ısıran ve kaçan tilkilerdi. 2.sınıftakiler kendilerinin ellenmesine izin veren ama deneycilere karşı pozitif bir duyarlılık göstermeyenlerdi. 1.sınıftakilerse, kendilerini elleyenlere bilfiil yaklaşıp kuyruğunu sallayan ve inleyenlerdi. Yavrular büyüdüklerinde deneyciler sistematik olarak sadece bu en evcil sınıftakilerin üremelerine izin verdi. Evcillik için yapılmış sadece altı nesillik seçici ıslahın ardından tilkiler o kadar değişmişti ki, deneyciler kendilerini, ‘’insanla temas kurmak için can atan, ilgi çekmek için inleyen ve deneycileri köpek gibi koklayan ve yalayan ‘’ tilkilerden oluşmuş ‘’evcilleşmiş elit’ adlı yeni bir kategori oluşturmaya mecbur hissettiler. Deneyin başında tilkilerin hiçbiri elit sınıfında değildi. Evcillik için yapılan on nesillik ıslahın ardından yüzde 18’i ; yirmi neslin ardından yüzde 35’i ‘’elit’’ idi ; otuz ila otuz beş neslin ardındansa ‘’evcilleşmiş elit’’ bireyler deney popülasyonunun yüzde 70 ile yüzde 80’ini oluşturuyordu. Yapay seçilim etkisi altında elde edilen bu sonuç pek fazla insanı şaşırtmaz. Asıl ilginç olan kısım evcillik için yapılan seçici ıslahın yan etkileriydi. Bunlar gerçek anlamda büyüleyici ve umulmadıktı. Evcil tilkiler yalnızca köpekler gibi dav-

118

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

ranmakla kalmamış, aynı zamanda onlara görsel açıdan benzemiştir de. Tilkisel kürklerini kaybedip siyah beyaz alacalı hale dönüşerek Galler Kolilerine benzemişlerdir. Tilkisel sivri kulakların yerini köpeksel sarkık kulaklar almıştır. Kuyruklarının ucu tilkilerinki gibi yukarı değil, köpeklerinki gibi aşağı bakıyordu. Dişi evcil tilkiler yılda bir değil(tilkilerin çiftleşme aralığı),altı ayda (köpeklerin çiftleşme aralığı) bir çiftleşmeye hazır hale geliyordu. Peki bu ne anlama gelmektedir ? Belyaev ve halefleri seçilimde sadece ‘En Evcil Olanı’ seçmişlerdir. Fakat bu seçilimle beraber ortaya çıkan bu yan etkiler bize Evrim’in nasıl olabileceği hakkında önemli bir bilgi veriyor. Görünen o ki ‘evcillik’ genleri ile sarkık kulak,aşağı bakan kuyruk,alacalı post ve çiftleşme süresi genleri beraber ifade ediliyor yani bir genetik sürüklenme oluyor. Fenotipte bir değişiklik olması için ‘mutasyon’ yada ‘genetik müdahele’ olması gerektiğini düşünenler bu deney sonuçlarıyla oldukça afallayacaktır. Aslında yapılan bir anlamda genetik bir müdahaledir. Ancak insanların algıladığı şekliyle bir müdahale değil. Bu tam da ‘Doğal Seçilimin’ yapabileceği türden bir değişimdi. Bu seçici ıslahta esas alınan ilke ‘En Evcil Olanın Kalıtımı’ idi. Peki doğada bu nasıl tezahür edebilir ? ‘En Zırhlı Olanın Kalıtımı’, ‘En Hızlı Olanın Kalıtımı’, ‘En iyi Uçanın Kalıtımı’, ‘En Cazibeli Olanın Kalıtımı’ vb. vb. şeklinde doğada tezahür edebilir,aslında etmiştir de. Bu seçici ıslahın bize öğrettiği başka bir şey ise bir organın yahut özelliğin ‘Darwinci’ seçilim değerinin ne olduğunu sorduğumuzda yanlış soruyu sorma ihtimalimizin olası olmasıdır. O özellik bir başka seçilim değeri ile birlikte ifade ediliyor olabilir. Paylaşan: Sayfamız Üyelerinden Sn. Yücel Güler

119

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Doğal Seçilimin Gücü ve Coğrafi Dağılımın Evrime Etkisi
Doğal Seçilim kavramı, Evrim karşıtları tarafından sürekli çarpıtılmakta ve bilgisiz insanlarda Evrim’e karşı bir önyargı oluşturmaktadır. ‘’Doğa cansız bir nesnedir, nasıl seçim yapar?’’ gibisinden sorularla kasti bir şekilde bir bilgi kirliliği yaratılmaktadır. Peki doğa nasıl seçilim yapar ? İşte bu örnekte tam olarak bunun cevabını göreceğiz. Bilimadamlarının bu deneyde yaptıkları tek şey ‘’Coğrafi Dağılım’a’’ etki etmektir. Coğrafi dağılım ya da izolasyon Evrim’in çok önemli bir unsurudur, türlerin oluşmasında doğrudan etkilidir. Doğada bu tarz bir izolasyonun nasıl gerçekleştiği sorusunu ilerleyen yazılarımızda ele alacağız. Şimdilik kısa bir bilgi olarak kıtaların her zaman bugün olduğu gibi ayrı olmadığını, bir zamanlar bütün kara parçalarının bir arada olduğunu söylemekle yetinelim. Yaşadığı bölgeden alınıp, farklı bir iklimin ve bitki örtüsünün olduğu alana yerleştirilen kertenkeleler sadece 36 yıl içerisinde ‘Doğal Seçilim’ etkisiyle oldukça hayranlık uyandırıcı değişimler geçirmişlerdir. Hırvatistan açıklarında Pod Kapiste ve Pod Mrcaru adlı iki küçük adacık bulunur. 1971’de, temel yiyeceği böcekler olan Akdeniz kertenkelesinin (Podarcis sicula ) bir popülasyonu Pod Kopiste’de yaşarken, Pod Mrcaru’da bulunmuyordu. O yıl araştırmacılar beş çift Podarcis sicula’yı Pod Kopiste’den Pod Mrcaru’ya götürdüler. 2008’e gelindiğinde çoğu Belçikalı olan ve Anthony Herrek’in yönetimindeki başka bir araştırma grubu, neler olup bittiğini görmek için adaları ziyaret etti. Grup Pod Mrcaru’da kocaman bir kertenkele popülasyonu buldu ve DNA analizi bu kertenkele popülasyonun türünün gerçekten de Podarcis Sicula olduğunu doğruladı. Herrel ve meslektaşları taşınan kertenkelelerin torunları üzerinde gözlemler yapıp, bunları Pod Kopiste’deki kertenkelerle karşılaştırdılar ve belirgin farklılıklar tespit ettiler.

Peki bu iki ada popülasyonu arasında, evrimleşmesi yalnızca otuz altı yıl sürmüş olan değişikler nelerdi ? Pod Mrcaru kertenkeleleri, yani evrilmiş popülasyon, asıl Pod Kopiste popülasyonundan önemli ölçüde daha büyük (daha uzun ve daha geniş) kafalara sahipti. Bu da ciddi bir ısırma gücü anlamına geliyor. Genellikle böylesine bir değişiklik beraberinde vejetaryen beslenme biçimini getirir ve Pod Mrcaru kertenkeleleri gerçekten de Pod Kopiste’deki ‘’atasal’’ kertenkelelerden daha fazla bitkisel besin tüketiyordu. Pod Kopiste popülasyonun hala sürdürdüğü neredeyse tamamen böceklere dayalı besin tercihi Pod Mrcaru kertenkelelerinde özellikle yazın, büyük oranda vejetaryen bir beslenme biçimine kaymış. Bir hayvan, vejetaryen bir beslenme biçimine kayınca neden daha güçlü bir çiğneme yeteneğine ihtiyaç duyar ? Çünkü bitkilerde hücre duvarı selüloz ile sertleşmiştir ve hayvan hücrelerinde böyle bir şey yoktur. At,sığır ve fil gibi

120

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

otçul hayvanlarda selülozu öğütmek için değirmen taşına benzer dişler bulunur. Bunlar etçillerin kesici ve böcekçillerin iğnemsi dişlerinden oldukça farklıdır. Otçulların devasa çene kasları ve kas bağları için bir o kadar da güçlü kafatasları vardır. Vejetaryenlerin bağırsaklarında da kendilerine özgü bir takım farklılıklar bulunmaktadır. Hayvanlar genellikle bakterilerin yada diğer mikroorganizmaların yardımı olmadan selülozu sindiremezler. Çoğu omurgalı bağırsağında çekum ya da körbağırsak denen kör bir girinti bulunur. Selülozu sindiren bakterilerin yaşadığı bu yapı bir mayalanma odası olarak işlev görür (bizdeki apandis bizden daha fazla vejeteryan olan atalarımızdaki büyük körbağırsağın körelmiş halidir). Körbağırsak ve bağırsağın diğer kısımları sadece belli bitkiler üzerinden beslenen otçullarda oldukça ayrıntılı olabilmektedir. Etçillerin bağırsakları otçullarınkinden genelde daha basit ve daha kısadır. Otçul bağırsağında görülebilecek ayrıntılardan biri körbağırsak kapaçıklarıdır. Kapakçıklar tam kapanmamış birer duvar gibidirler. Bazıları kaslı olan bu kapakçıklar bağırsağın içinden geçen materyalin akışını düzenleme, yavaşlatma veya basitçe körbağırsağın içinin yüzey alanını arttırma işlevi görürler. Etkileyici olan şudur ki normalde Podarcis sicula’da görülmeyen, ait olduğu ailede ise nadiren görülen bu körbağırsak kapakçıkları, sadece otuz altı yıldır otçulla doğru evrilmekte olan Pod Mrcaru’daki P.sicula popülasyonunda evrimleşmeye başlamıştır. Araştırmacılar Pod Mrcaru’daki kertenkelelerde başka evrimsel değişimler de keşfetiiler. Popülasyon yoğunluğunun arttığını ve kertenkelelerin kendi bölgelerini, Pod Kopiste’deki ‘’atasal’’ popülasyondakilerin aksine savunmayı bıraktıklarını gözlemlediler. Bu evrim deneyinin etkileyiciliği herşeyin aşırı derecede hızlı (on yıllar içerisinde) gerçekleşmesidir. Sadece farklı bir ortamda yaşamaya zorlanan canlı ‘Doğal Seçilim’in etkisiyle ortamına uyum sağlamakla kalmamış, organları da yeni yaşayışına uygun şekilde evrimleşmiştir.

121

Diğer bölgelerde erkekler çok daha mat renklere sahipmiş ama yine de dişilerden daha renklilermiş. Üç farklı avlanma seviyesi belirledi. gökkuşağı renklerine sahiplermiş. Zayıf avcının olması hiç avcı olmamasından daha iyi bir kontrol koşuludur. On lepistes kolonisinin de 122 . yerel avcı popülasyonlarının bu baskının tersi yönünde kurduğu baskı güçlü de olsa zayıf da olsa. Hayvanların.ikisi büyük taşlı) tehlikeli turna çiklidi bulunuyordu. neden olduğundan daha parlak değil? Bir canlı için iri cüsseli olmak iyi ise neden daha da irileşmiyor? Bu ve benzeri sorularla sıklıkla karşılaşmaktayız. Bu işin nereye varacağını görüyor olmalısınız. Endler kalan dört havuza başka bir balık türü olan ve lepistesler için görece zararsız olan Rivulus hartii’den koydu. Ama Endler daha da iyisini yaptı. Lepistesler üzerinde ilginç olan şey ise Endler’in bu dengenin farklı derelerde nasıl farklılık arz ettiğini bilfiil gözlemleyebilmesiydi. Dört havuzda (ikisi küçük. Dolayısıyla durum şuydu: lepistesler beşi iri. diğer beşindekiler ise ufak taşlardı. İri cüsse daha fazla enerji ister. böyle yerlerde erkekler dişileri cezbetmek için daha parlak renkler evrimleştirmekte özgürlerdi. yoğun bir avlanmaya maruz kaldıklarında her iki zemindeki lepistesler evrimsel süreçte. yarısına koymamaktansa Endler yine zekice bir şey yaptı. Bu mekanizmalar ‘Seksüel Seçme’ ve ‘Avcı’nın Seçmesi’dir. Bazı popülasyonlarda ergin erkekler neredeyse akvaryumlarda üretilenler kadar parlak. avcı (hayvanlar) ve dişi lepistesler tarafından yapılacak. Erkek lepistesler dişilerden daha parlak renklere sahiplerdir ve akvaryumcular onları daha da parlak renklere sahip olacak şekilde üretmektedirler. Bu yüzden bir evrimsel denge politikası vardır. Bu nedenle güçlü ve zayıf avlanma arasındaki karşılaştırma daha doğal bir karşılaştırmadır. Dişiler kadar iyi olmasalar da erkekler de yaşadıkları çakıllı dere tabanında iyi kamufle olmuşlar. Öngörü şuydu. İki deneysel soy arasındaki tek fark onlara vereceğimiz farklı zeminler olacak. Dr. Avlanmanın az olduğu yerlerde erkekler daha parlak renklilerdi ve büyük. bu deneyde iki doğal koşulun canlandırılmaya çalışılmasıdır ve doğada hiçbir avcının bulunmadığı bir dere bilinmemektedir. Avcı baskısının olmadığı ya da az olduğu yerlerde ise erkekler. Her zaman olduğu gibi evrim. bulundukları zemini andırırlar. dişileri cezbetmek için daha belirgin renklere sahip olmaya meyledeceklerdir. her birinde farklı birer popülasyon bulunan iki zemini? Deneyimizde seçilim insanlardan tarafından değil. bu gözlemler hakkında deneyler yaptı. Önemli bir çok çalışmasından birisi de lepistesler üzerine yaptığı deneydir. Endler. John Endler Yaban Hayatı’nda Doğal Seçilim’in yazarıdır. onları deneysel olarak yerleştirdiğiniz bir ortamın zeminini andıracak şekilde gözlerinizin önünde evrim geçirdiği bir deney tasarlayabilir misiniz? Veya tercihen. On havuzun dibine de taş koydu ama bunların beşindekiler iri. Endler’in de açıkladığı gibi.E V R İ M A Ğ A C I Evrimsel Ekonomi ve Seksüel Seçme Bir canlı için parlak olmak iyiyse. lepisteslerin tropikal dünyasını simüle etmek için büyük bir sera yaptı ve içine on havuz yerleştirdi. İşte bu noktada ‘’Evrimsel Ekonomi’’ devreye girerek bize gerekli açıklamayı yapar. gösterişli ve daha fazla sayıda beneğe sahiplerdi. İki havuzda (biri küçük.Tobago ve Venezüella’daki dağ derelerinde yaşayan yabani lepistesler (Poecilia reticulata) üzerinde çalışmıştır. Endler. diğeri büyük taşlı) hiç avcı yoktu. Havuzların yarısına avcı koyup. dolayısıyla masraflıdır. Endler bu çalışmalarda yerel popülasyonların birbirlerinden çarpıcı şekilde farklı olduklarına dikkat etmiş. seçilim baskıları arasında bir denge kurar. Bunun nedeni. Endler tıpkı dişi sülünlerin erkek sülünleri seçtiği gibi. Şimdi inceleyeceğimiz çalışmada ise Evrim’in başka iki mekanizması arasındaki denge politikasını gözlemleyeceğiz. beşi ufak taşlı on havuza rastgele ayrıldılar. erkeklerin daha az parlak olduğu derelerde aynı zamanda (avcı hayvanlar tarafından gerçekleştirilen) avlanmanın da daha yoğun olduğunu gösterdi. Venezüella ve Trinidad’daki birçok alanda yaptığı incelikli nicel karşılaştırmalarla. dişi lepisteslerin atalarının da parlak renkli erkekleri seçmiş olabileceğinden şüphelenmiş. kendi zeminlerini andırmak doğrultusunda farklılaşacaklardı. Endler Trinidad. Kamuflajın evrimini ortaya koymak için ideal bir deney hazırlamak isteseydiniz ne yapardınız ? Kamuflaj sahibi hayvanlar. Lepistesler oldukça popüler tatlı su akvaryum balıklarıdır. birbirinden bağımsız olan bütün popülasyonlarda vardı. Tabi bunlar Doğal Seçilimin alt başlıkları da olsa Evrimleşmede ne kadar önemli olabilecekleri Lepistesler üzerinde yapılan deneylerde net bir şekilde ortaya konmuştur. Peki nedir Evrimsel Ekonomi? Bir canlı için iri cüsseli olmak avantaj olabilir ancak bir denge büyüklüğü olmak zorundadır. Diğer dişilerin erkekler üzerinde kurduğu daha parlak renkler evrimleştirme baskısı.

Endler balıklardaki renk örüntüleri için pek çok ölçüt kullandı. iri taşlı zeminde ise küçük benekleri desteklemiştir. Lepistesler havuzlarına ilk konduklarında. Endler’ın. Endler’in deney için seçtiği popülasyonun torunlarında örnek aldılar. Daha sonra ortama avcılar sokulduğunda keskin bir değişiklik oldu.erginlik yaşlarına da etki etmiştir. bunların dışında kalan iri taşlı iki havuza ve ufak taşlı iki havuza da altışar ‘’zayıf avcı’’ koydu. Beneğin büyüklüğü de en az sayısı kadar ilginç bir hikaye anlatmaktadır. Beşinci aydaki yoklamada bu fark açıkça görülüyordu ve on dördüncü ayda yapılan yoklamada benekler daha da azalmıştı. Endler’in gözlemlediği sonuçların onaylanmasının yanı sıra tilkiler örneğinde görüldüğü gibi beklenmedik ‘Genetik Sürüklenme’ler gerçekleşti. Endler iri taşlı iki havuza ve ufak taşlı iki havuza birer ‘tehlikeli avcı’. Avcıların az olduğu yada zayıf olduğu yerlerde lepistesler ‘Seksüel Seçme’ baskısıyla değişimler gösterirken. Ama avcı olmayan iki havuzda ve zayıf avcının bulunduğu dört havuzda da benek sayısı artmaya devam ediyordu. Bütün bu seçilimler tıpkı Dimitri Belyaev’in tilkilerinde olduğu gibi genetik sürüklenmelere yol açmış ve Lepisteslerin boyutlarına. Avcıların etkili olduğu yerlerde ise Seksüel Seçme ile Avcı’nın seçmesi arasında bir denge politikası oluşmuştur. ne buldu ? Bu kadar kısa bir sürenin ardından bile sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı. avcıların olmadığı havuzlarda bunun tam tersini gözlemlemiş olmasıdır. zira altlarındaki zemini taklit etmeyip daha kolay göründükleri için dişileri daha çok cezbetmişlerdir ! Kaliforniya Üniversitesi’nden David Reznick ve meslektaşları Endler’in harika sonuçlar elde ettiği deneysel deresini dokuz yıl sonra ziyaret etti.E V R İ M A Ğ A C I altı ay boyunca avcular olmadan üremesine izin verildi. Kendisini. Benek sayısı ile ilgili bu kadar bilgi yeter.üreme sürelerine. Bundan dokuz (deney başladıktan sonra on dört) ay sonra aynı şekilde bir yoklama daha yaptı. Düşük avlanmanın olduğu derelerdeki lepistesler eşeysel olgunluğa. Etkileyici olan. Kalan iki havuzda ise lepistesler herhangi bir avcı olmadan ürediler. Deneye başlandıktan beş ay sonra Endler bütün havuzlarda yoklama yaptı . dişilerin yüksek benek sayısını tercih etmesi şeklinde gösteren eşeysel seçilim ikisine de baskın çıkmıştı. yüksek avlanmanın olduğu derelerdeki lepisteslerden daha geç ulaşırlar. on dördüncü ay yoklamasına dek yüksek seviyelerde kalmıştı. Özet: Deney ‘Seksüel Seçme’ ve ‘Avcı Seçmesi’ ni açıkça gözler önüne sermiştir. 123 . ufak taşlı zemin görece küçük benekliliği teşvik etmiştir. ufak taşlı zeminde büyük. Herhangi bir avcının ortama salınmadığı ilk altı ay boyunca balık başına düşen ortalama benek sayısı tavan yaptı. Bu durum kolaylıkla şu şekilde yorumlanabilir: benek büyüklüğü taş büyüklüğünü taklit etmektedir. Bu muhtemelen dişiler tarafından yapılan ‘Seksüel Seçme’ den kaynaklanıyordu. benek sayısı büyük bir çeşitlilik arz ediyordu çünkü balıklar çok çeşitli avcıları barındıran çok çeşitli derelerden toplanmışlardı. yani avcılar konmadan önce. Doğal Seçilim erkek lepisteslerde. erginliğe ulaştıklarında daha büyük vücutludurlar. tüm havuzlardaki tüm lepisteslerin beneklerini saydı ve ölçtü. Güçlü ya da zayıf avcıların varlığında iri taşlı zeminlerde görece büyük benekliliği teşvik ederken. Dişi ve avcı baskısı ile gerçekleşen evrimsel değişiklikler sadece beneklerin sayısı ve boyutuyla alakalı değildi. Benek sayısı açısından bakıldığında zayıf avlanma ile avcı olmaması durumları arasında fark görünmüyordu. Tehlikeli avcının bulunduğu dört havuzda ortalama benek sayısı taban yaptı. Gerçek deney bu noktada başladı. Beşinci aydaki yoklamada bir doygunluk noktasına ulaşmış. Peki. Bunlardan biri ‘’balık başına düşen benek sayısı’’ idi.daha az sıklıkla yavrularlar ve bir seferde daha az sayıda yavrularlar ve yavruları daha büyüktür.

Bu birikimlerin içinde herhangi bir buluntunun varlığı tarihlemeyi kolaylaştırır. Kil. yeni olarak mutlak yaş vermeden belirtilir. C14 sonuçları. Altta bulunan katman. Yarı yaşı bilinen bir radyoaktif madde. VARV YÖNTEMİ: Göl. Carbon 12 ve Carbon 14 izotopları eşit miktarda bulunur. kaya. KARBON 14 (C14) YÖNTEMİ: Tüm canlıların bünyesinde. Saygılarımızla. yy ortalarında tam anlamıyla kabul görmüştür. bu maddenin radyoaktivitesinin ölçülmesi bize mutlak yaşı verecektir. GÖRELİ TARİHLEME: Farklı yerlerde ortaya çıkan buluntulara dikkat ederiz. tabakalanma içindeki konumlarına göre bir karşılaştırma yaparız. deniz dibi gibi yerlerde yağışlı ve kurak mevsimlerin etkisiyle biriken ince katmanların üst üste yığılmasıyla. BİÇİMBİLİM (TİPOLOJİ): Aynı katman içinde yer alan buluntulara dikkat etmekteyiz. taş. Biçimsel özelliklerine göre bir sınıflandırma yoluna gideriz. 19. tahta gibi günümüze gelebilen arkeolojik organik maddelerdeki C12-14 oranı saptanarak mutlak yaş belirtilir. Tipolojik benzerlikleri bu durumda bizim için son derece önemli olup. Buna rağmen belirli bir takvim sistemine bağlı mutlak yaş çıkartılabilir. Ayrıca kendisi. diş. C14 ise belirli miktarlarda azalmaya başlar. Konuyla ilgili merakı olanların mutlaka okumasını tavsiye ediyoruz. mühür. kemik. eski canlıların doğal yaşam ortamlarının ne yollarla bulunabildiğini anlatan ve metotlara değinen ikinci bir yazıyı da bu yazıya ekledi. Okurumuza teşekkürlerimizi sunuyoruz. birbirine göre eski ya da çağdaş. bir diğer çok önemli merak konusu olan. buzul. Yanmış tahıl. 124 . ARKEOMETRİK YÖNTEMLER RADYOAKTİF YÖNTEMLER: Radyoaktif maddelerin radyoaktif yapısının zaman içerisinde azalarak yarıya inmesi ilkesine dayanır.üsttekinden daha eskidir. tablet gibi değişik şekilli sembollerin yer aldığı belgeler mevcuttur.E V R İ M A Ğ A C I Jeolojik ve Paleontolojik Bulguları Tarihleme Yöntemleri ve Doğal Çevreyi Belirleyen Yöntemler (Mehmet Arif Sökmen) İnsanlar tarafından sıklıkla merak edilen bir konu olan yeraltından çıkarılan bir fosilin veya kalıntının yaşının milyonlarca yıl öncesine dayanmasına rağmen nasıl bu kadar net veya dar aralıklarla bilinebildiği ve ne gibi yöntemler kullanıldığı konusuyla ilgili olarak sayfamız okurlarından Sayın Mehmet Akif Sökmen çok ayrıntılı ve güzel bir yazı hazırladı bizlere. bu da bizim takvimlerimiz ile çelişir. YAZILI KAYNAKLAR: Yazının bulunmasından sonraki süreç dikkate alınır. Ancak farklı takvim kullanmış olanlar vardır. Bu katmanların sayılması çevresel değişiklikleri verirken aynı zamanda bizi eskiye götürür. ÇMB (Evrim Ağacı) -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------1) TARİHLEME YÖNTEMLERİ ARKEOLOJİK YÖNTEMLER TABAKALANMA (STRATİGRAFİ): Üst üste yığılan katmanların adlandırılması demektir. bazen kalınlığı kilometreleri bulan dolgular oluşturur. Canlı öldüğünde C12 sabit kalır. papirüs. Buluntuların zaman içindeki göreli yeri. insan ya da bulunduğu ortam ile ilişkilendirildiğinde.

Derin deniz diblerindeki dolgularda. Bu kömürleşmiş ağaç halkaları aynı biçimde ölçülür. o cisim yanarsa yandığı tarihteki manyetik kutup yönünde dizilirler. Her yıl oluşan katmanlar sayılarak on binlerce hatta yüzbinlerce yıl öncesine gidilebilir.E V R İ M A Ğ A C I takvim yılına uyarlanır. Kutup kronolojisi. Aynı zamanda orta enlemlerde doğal çevrede meydana gelen büyük olaylar. yer değişitrmiş ve bir süre bu şekilde kalmıştır. Eski dönemlerde kullanılmış ağaç yanarak günümüze kadar gelebilir. Bu katmanların kalınlığı çevre koşulları ile bağlantılıdır. TERMOLÜMİNESANS: Maddede biriken radyasyon enerjisi miktarı onun radyasyon etkisinde kaldığı süreye. Her cismin içinde karışık biçimde bulunan iyonlar. 125 . Volkanik. yani maddenin yaşı hesaplanır. dolayısıyla maddenin yaşına bağlıdır. Biriken toplam enerjinin bir yılda biriken enerjiye bölünmesiyle enerjinin kaç yıldır toplandığı. katmanlar halinde biriken iskeletlerde yapılan ölçümler. Bu halkaların genişliği tamamen iklim koşullarına bağlıdır. Buralardaki ölçümler varvların oluşum yıllarına bağlı olarak doğal çevre ortamındaki değişikliği yansıtırlar. Birkaç bin yıllık seriler elde edilebilir. Bu bir terslenmedir. Arkeolojik dolgularda ele geçen insan iskeletleri ya da bir hayvan kemiği üzerindeki doku veya kanı oluşturan hemoglobin hücreleri gibi örneklerden genetik şifrenin okunması mümkündür. KUTUP KRONOLOJİSİ: Kutuplara kar olarak düşen yağış. Oksijen izotop yöntemiyle birlikte doğal çevredeki değişikliklerin bir göstergesi olarak kullanılır. üst atmosferdeki rüzgarlarla kutup dolgularına çökelir.Terslenme adını verdiğimiz dönemlerde + ve . Terslenme söz konusu ise Paleolitik Mağara’da kullanılabilir. her yıl katmanlar halinde birikerek erinmeden korunur. traverten ölçümler için son derece uygundur. MANYETİK YÖNTEM (JEOMANYETİZMA): Dünya’nın manyetik alanını oluşturan + ve . Yani şöyle bir örnekle diyebiliriz ki Kuzey Kutbu’na yakın olan + kutup 400 yıl önce New York’a yakın bir yerdeydi. öreneğin yanardağ patlamalarının çıkarttığı kül. tuzluluk oranı ve oksijen içeriği ile belirlenir.8 bin yılına kadarki dönem için kesin seriler elde edilmiştir. katman. dolayısıyla iklimi gösterir.kutuplar. Bazı canlılarda. tabakalanmış olarak canlının öldüğü dönemdeki deniz ortamını. Buna ek olarak bu örneklerden hareketle C14 yöntemiyle mutlak yaş ölçümü de yapılabilir. Polenler aynı zamanda C14 tarihlemesi için de kullanılırlar. Özellikle katmanların kilometrelerce kalınlığa ulaştığı okyanus tabanlarında O16 ve O18 ölçümleriyle belirlenen iklimsel dönemler. Bazı mineraller özellikle obsidyen optik ışıma hızının ölçülmesi 500 bin yılına kadar ölçüm verir. 2) DOĞAL ÇEVREYİ BELİRLEYEN YÖNTEMLER BİTKİ TOZLARI (POLEN) ANALİZİ: Bitkiler çok sayıda ve birbirlerinden farklı olarak polen üreterek yayarlar. suyun sıcaklık.kutuplar sabit değildir. Bu veriler birleştirilerek MÖ. C14 e göre daha hassas bir yöntem olup birkaç milyar yıla kadar ölçüm yapılabilir. RUBİDYUM STRONTİUM: C14 yönteminde olduğu gibi radyoaktif minerallerin dönüşüm sürecinin ölçümüne bakılır. Yani o tarihlerde pusula kuzeyi değil kuzeydoğuyu gösteriyordu. AĞAÇ HALKALARI (DENDROKRONOLOJİ) YÖNTEMİ: Ağaçlar yaşamları süresince her yıl iki büyüme halkası meydana getirirler. OKSİJEN İZOTOP YÖNTEMİ: Denizlerde yaşayan canlıların iskeletlerinin oluşumunda O16 ve O18 izotopları devreye girer. en güvenilir doğal çevre ve kronoloji anahtarı olarak kabul edilir. Maddenin ısıtılmasıyla ortaya çıkan ışımanın ölçülmesi esasına dayalıdır. örenğin Forraminifera türünde O16 ve O18 oranı. BİOARKEOLOJİ: Son yıllarda moleküler biyoloji ve genetik alanlarındaki gelişmeler arkeolojiye katkı sağlamaktadır. URANYUM KURŞUN. Bu polenler göl ve bataklık gibi su kütlelerinin içine düştüklerinde dibe çökerler ve varv şeklinde katmalar oluştururlar. POTASYUM ARGON. Travertenlerde buna örnek verilebilir. kurak dönemlerde çöllerden gelen kum.

. sertliği ve yönü saptanabilir. Tarihlendirme Göreli ve Mutlak olmak üzere iki biçimde gerçekleştirilmektedir.Radyoaktif yöntemler . PEKİ NE İŞE YARIYOR? KULLANIM İZİ ANALİZİ: Tanımadığımız bir aletin ne işe yaradığını biçimine bakarak söylemek her zaman mümkün olmaz. bir şeyin ötekine göre eski ya da eski ya da yeni olduğunu saptamaya dayanan Relativ metotlardır. deprem gibi olayların incelenmesi ve bunların kültürel tarihle karşılaştırması. Paleontoloji ve paleoantropoloji alanlarında fosil kemikleri üzerinde yapılan tarihlemelerde Antropologlarca iki ana metot kabul edilmiştir. Yazan: Mehmet Arif Sökmen (Evrim Ağacı Okuru) ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Ayrıca sayfamız okurlarından Sayın Gülşah Güler’in Evrim Ağacı için hazırladığı önemli ve güzel notunu da sizlerle paylaşmak istiyoruz: Tarihlendirmeyi kabaca bir kalıntının. fosilin var olduğu dönemin hesaplanması. TORTU ANALİZİ: Kullanılan bir çok maddenin bileşimindeki kristaller. DENEYSEL ARKEOLOJİ: İşlevini bilmediğimiz veya teknolojisini anlamadığımız alet ya da nesnelerin modelleri yapılarak bunlar değişik şekillerde kullanımakta. Bir diğeri de. Bir materyali diğerine göre ya da bir referans noktasına göre yerleştirmeye. Bu sayede örneğin çakmaktaşından yapılmış bir aletin deri sertliğinde bir madde üzerine belirli açıda sürtüldüğü sonucuna ulaşılabilir. çevreyi inceleyen doğa bilimleri için zaman labaratuvarı görevini üstlenir. Bunlardan ilki. aşınması gibi değişikliklerinya da yanardağ patlamaları. Örneğin bir el öğütücüsünün dokusuna işlemiş buğdaydaki silisyum mikrokopla görülebilir. kullanıldıktan sonra üzerinde oluşan izler. Böyle radyoaktif veya radyoaktif olmayan bir yöntemin kullanılmasıyla belirlenmeyi de mutlak tarihlendirme olarak adlandırmaktayız. Temel bazda Kronolojik tarihlendirmeyi iki ana gruba ayırabiliriz. Ayrıca buluntular üzerinde Mehmet Akif Bey’in de anlattığı birçok metotla yaşının hesaplanması söz konusu olabilir.E V R İ M A Ğ A C I ÇEVRESEL ARKEOLOJİ (JEOARKEOLOJİ): Doğal çevredeki akarsu sistemleri. günümüze kadar mikroskobik bir ölçekte korunarak gelir. arkeolojik malzemede görülenlerle karşılaştırılarak yapılan işin tür ve niteliği saptanmaktadır. Yapılan her iş aletin üzerinde mikroskopla görülebilecek bir aşınma yüzeyi oluşturur ve bu izlerden en azından yapılan işin şiddeti.Radyoaktif olmayan yöntemler 126 . Bu bağlamda arkeoloji.toprağın birikmesi. Bir kaynağın yaşını ya da bu kaynağın yaşını nümerik ve kronolojik olarak saptamaya dayanan Kronolojik metotlardır. Bilim adamları buldukları fosilleri stratigrafik bir dizin içine yerleştirilebildiğinde etrafında bulunan diğer fosillere ilişkin olarak yaşlarını belirleyebilirler ki bu şekilde belirlemeye göreli tarihlendirme denir. insanların yaşadığı eski çevreyi (Paleo-ortamı) anlamamızı sağlar. Bunlar. yaşının belirli aralıklara sığdırılması olarak tanımlayabiliriz. Özellikle Hominid fosilleri bir tabakada bulunduğunda ilişkin jeolojik özellikler ve tikel bitki ve hayvanların kalıntıları bize depozitlerin oluştuğu iklim hakkında bilgi verir ve göreli bir tarihleme yoluna gidebiliriz.

Varv Yöntemi gibi yöntemler sayılabilir. İstanbul. meteor. Bu mekanizmalara dayalı bir tarihlemeye gidilir. inaktif madde haline dönüşmesine bağımlıdır.E V R İ M A Ğ A C I Radyoaktif Yöntemler içerisinde C14 Yöntemi.000 yıl geriye gitmek mümkündür. Bu tarihleme metodunun prensibi. optik etkinliği olan maddelerin. Obsidiyen Hidrasyonu. yanmış çakmaktaşı ve obsidiyen. Orantılı Karbondioksit Gaz Sayımı. Nötron Aktivasyon Analizi Yöntemi. İTÜ Nükleer Enerji Enstitüsü Genel Yayınları. Modern İnsanın Kökeni.Florin Yöntemi. Radyoaktif olmayan yöntemler içerisinde Amino Asit Resamizasyonu. 1993. No:18. Örnedğin Keramik analizinde standart olarak bileşimi bilinen kil örnekler kullanılır. Antropoloji. volkanik. 1983. Ankara. Termolüminesans Yöntemi. Uranyum 238’in kendiliğinden fizyona uğraması sonunda meydana gelen yüksek enerjili parçacıkların kristalimsi yapılarda ve camlarda iz bırakması esasına dayanmaktadır. Hidrasyonun belli bir zamandan sonra düzgünlüğünü kaybetmesi nedeniyle bu yöntemle en fazla 60. pişmiş tuğla. sarkıt ve dikit gibi kalsit oluşumları ve benzeri inorganik obje ve malzemelerin içerisinde şifreli saat gibi çalışan fiziksel mekanizmalar vardır. Ütopya yayınları. Teknik olarak resamizasyon süreci optikaktif maddenin. çev. ESR temelde TL (termolüminesans) yöntemiyle aynı prensibi paylaşmasına karşın ESR yönteminin TL yöntemine göre burada kısaca bahsettiğim üstünlükleri vardır. Elektron Spin Rezonans Yöntemleridir. Obsidiyen Hidrasyonu: Yeni açılmış bir obsidiyen yüzeyinin su kaparak hidrasyona uğraması ve bu hidrasyonun zamanla obsidiyen içinde ilerlemesinden yararlanılarak obsidiyen aletlerin yaşı saptanır. Fizyon İzleri Yöntemi. Orantılı Karbondioksit Gaz Sayımı: Keramik.. N. Ankara. İşte bu dönüşmenin hesaplanmasıyla da kronolojik bir yaş saptamaya gidilir. Bu yöntem ODTÜ Fizik Bölümü Radyokarbon Araştırma Laboratuarında kullanılan sonuncu bir yöntemdir. Amino Asit Resamizasyonu: C14 gibi fosil kemiklere doğrudan uygulanan bir tarihleme metodudur ve paleoantropojide hominidlerin erken evrim aşamalarında kullanılabilmektedir. optik etkinliği olmayan maddelere dönüşmesidir. P. Kaynakça: COTTAK. Uranyum. SARAN. Tübitak yayınları. Fizyon İzleri Yöntemi: Özellikle cam. ESR yüzeysel olaylara karşı daha az duyarlı olduğu için kullanılan maddenin taneciklerinin belirli bir büyüklükte olma şartı yoktur. Elektron Spin Rezonans (ESR): Tüm bu tekniklerin dışında tekstil gibi organik maddelerin tarihlemesinde kullanılan oldukça yüksek başarıda bir teknik olan ESR (Elektron Spin Rezonans) yöntemidir. C. Bu nokta da Mehmet Akif Bey’in notuna ek olacak yöntemleri biraz açıklamak isterim. 1997. 1989. Antropoloji: İnsan Çeşitliliğine Bir Bakış. Reaktörlere konulan elementlerin nötronlarla ışınlandıklarında ışıdıkları gama dalgalarının boyutuna göre bir tarihleme yapılır. Potasyum Argon Yöntemi. curuf. Nazım Özüaydın. Yazan: Gülşah Güler 127 . Nükleer Çağın İlk 40 Yılı. R. ÖZDEN. N. Ölçüm esnasında ESR merkezleri bozulmadığından istenilen sayıda tekrarlanması da araştırmacılara oldukça kolaylık sağlar. kül. Dendrokronoloji Yöntemi.. obsidiyen aletler ve seramik eşyalar üzerinde uygulanan bu yöntem yaşı en az 20 000 yıl olan bu volkanik oluşumları tarihlemede kullanılır. LEWİN.. İnkılap yayınevi. Nötron Aktivasyon Analizi Yöntemi: Bu yöntemde bileşimi tam olarak bilinen bir standardın örneğe gerek vardır.

günümüze daha yakın olmalarından ötürü Homo cinsine ait 10 farklı tür. garhi türünde 450 cc olan kafatası hacmi. insan ile maymunların arasındaki farkı yaratan olgular nelerdir? Bilim insanları. bir türü ayırt etmek konusunda çok büyük önem taşırlar. Şimdi. Elbette ki yeni bulgularla bu sayılar artacak ve dallanacaktır. 23-24 farklı da tür bulunmaktadır. Dişler. Cins olarak şunları sayabiliriz: 1) Darwinius 2) Orrorin 3) Ardipithecus 4) Australopithecus 5) Kenyanthropus 6) Homo Bunların bazılarının altında tek tür bulunabilirken. Ne yazık ki reçine içerisinde saklanagelmiş olan fosiller haricinde. tahminin doğru çıktığı bilinmektedir. Bir diğer nokta.” diyerek ayırt ediyorlar? Bunun için pek çok yöntem kullanılmaktadır. doğrudan Australopithecus garhi türünden evrimleştiği düşünülmektedir. habilis türünde 600 cc’ye çıkmaktadır. bir diğer önemli bilgi şudur: En eski Homo türü olduğu düşünülen (elimizdeki bulgular dahilinde) tür olan Homo habilis’in. H. Bu. bulunan fosilleri neye göre “Homo cinsine ait. Darwin ve benzeri bilim adamlarının sadece bir diş fosilinden tür ayırt edebildikleri ve yapılan incelemeler sonucunda tahminlerinin çoğunlukla doğru çıktığı bilinmektedir. artık ata türleriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmadır. türler ve fosillerle bilinmektedir. İnsan Evrimi’nin ne kadar muazzam bir şekilde tanımlandığını gösteremektedir. Peki. Bunların her biri arasındaki geçişler. insanın evrimsel basamaklarında günümüze yaklaştıkça artmaktadır. bu şekilde. biyolojik terimiyle. Ağırlıklı olarak et ile beslenen türlerde dişler daha keskindir. kemik tipleri gibi pek çok özellik de yapılan kıyaslamalarda kullanılmaktadır. sadece diş kalıntılarından bir Megatherium tanılmladığı ve İngiltere’de yapılan araştırmalarda. fosillerden edinilebilen genetik materyaller sayesinde genetik kıyaslamalar da yapılabilmektedir. Ayrıca iskelet yapısı.E V R İ M A Ğ A C I Bulunan fosillerin hangi türe ait olduğu nasıl ayırt edilir? Soru: Benim cevabını bulamadığım bir sorum var. daha vejetatif beslenen türlerde ise arka dişler daha büyük ve yaygındır.” ya da “Pan (maymunlar) cinsine ait. morfolojik değişimlerdir. Örneğin A. Çünkü insan evriminin en ayırt edici özelliği beynin evrimidir ve beynin evriminin haritası. İnsan Evrimi’nde 6 farklı cins. Cins adının değişmesinin sebebi. türleşme olayının gerçekleşmesidir. bu farklı cinsler ya da daha da geriye gidilirse. Bunların başında da kafatası kapasitesi (cranial capacity) gelmektedir. Ancak en önemli nokta. Darwin. beslenme tiplerine (diyet) göre değişen diş yapılarıdır. kemik bağlantıları. Australopithecus cinsine ait 8 farklı tür tanımlanmıştır. öncelikle insanların tek bir cinse ait olmadığını bilmemiz gerekmektedir. İnsanlarla ortak bir atadan geldiği düşünülen bir canlı fosilinin homo cinsinden olduğu nasıl ayırt edilir? Mesela homo erectus fosilini şempanze fosillerinden ayıran şey nelerdi? Evrim Ağacı olarak verdiğimiz cevap şöyle: Bunu anlayabilmek için. çoğu zaman genetik materyal kolayca bozulduğundan bu mümkün olmamaktadır. Bu artış. Ayrıca kimi zaman. 128 . kafatasının beynin büyümesiyle doğru orantılı olarak genişlemesiyle çıkarılabilmektedir.

talkorigins.htm http://en.com/what-is-the-genus-homo.html http://www.org/10/15_homo. ----------------------------------------------------------http://www.wikipedia.org/wiki/Homo 129 .wisegeek.htm http://www.biology-online.org/faqs/homs/species.E V R İ M A Ğ A C I Bu şekilde yöntemler kullanılarak ve karşılaştırmalı anatomi gibi bilim dallarına başvurularak bulunan fosillerin türleri ayırt edilebilmektedir.

“Ataların Hikayesi” isimli kitabının “Geri Dönüş Kibri” kısmında bu konuya son noktayı koymuştur: “Tarihsel anlatımızı Homo sapiens’e doğru yöneltmek. bizlerin kibrinden kaynaklanmaktadır. bunun bir yönü (ileri veya geri veya sağa veya sola) olduğunu düşünmek. ertesi gün Dünya’ya 10 kilometre çapında bir göktaşının çarpacağını öngöremezdi ve göremedi de. rastgele süreçlerle işlemeyen doğal seçilim yardımı ile her iki yönde de eşit yol aldığını savunuyor (ileri ve geri).” Buradan da görebileceğimiz gibi. Veya hava durumunu ancak birkaç saat öncesinden kesine yakın tahmin edebilmekteyiz.. Diğer taraf da evrimin “mutlak” ilerlemeci olmadığını. ama her biri -bir nedenle. Fakat ben burada ikinci tarafın söylediklerini tam anlamıyla anlamadım. Steven Pinker’ın bir fantezisini temel alarak. kanatları geriye yatık görkenli uçan makineleri. Richard Dawkins anladığım kadarı ile bu taraftan birisi ve “Şeytanın Papazı” adlı kitapta Gould’un kitabı hakkındaki yorum yaparken fikrini ortaya koyuyor. zaten orada bulunuyorlardı. Eğer ki Doğal Seçilim’in başlı başına doğadaki fitness (fit olma durumu) miktarımızı ölçmeye ve buna göre eleme ya da seçme yöntemine giden bir araç olarak görürsek. O sırada.evrimci ilerlemenin doruğu sayar. ileri gitmek olacaktır. tıpkı dinozorlar gibi. fok balıklarını ve hortumlu maymunları.yöneltmekten daha anlamlı değildir. depremleri ve heyelanları öngörmemiz şimdilik mümkün değildir veya tsunamileri.İlerleme Mitosu--. Bir gök taşının çarpacağını önceden bilebiliriz ancak çarpmanın etkilerini ön görebilmemiz çok güçtür. Doğal Seçilim. yer yarıklarını. hatta uçarken çiftleşen. Doğa. Yaşamın açıkça ilk başarısı olarak gördüğü uçma yeteneğiyle gurur duyan tarihsel kafalı bir çobanaldatan kuşu. Ancak bize kalırsa Richard Dawkins. Benim tespit edebildiğim 2 taraf var bu konu hakkında. Çünkü bizler.. tapirleri. başka bir dünyada bunun engelini aşıp. doğanın getirdiği şartlar dahilinde. filler tarih yazabilseydi. bizi “yaratmak” için belli bir yönü seçtiği sanısına kapılırız. Türkçe kaynak olarak bu konuda yukarıya yazdığım kitaptan bilgi alınabilir. dinozorların egemenliğinin ortasına düşecek devasa bir göktaşına güvenerek evrimleşmediler. Evrim bilimine kendini adamış bilim insanları arasında tartışılan. kendimizi gelmiş geçmiş en gelişmiş ve üstün varlıklar görürüz ve Evrim varsa bile. kısmi ilerlemeden kastettikleri ne olabilir? Ben kendimi ilerlemeci olmayan tarafa daha yakın hissediyorum.tam başaramayan geçici acemiler olarak betimleyebilirlerdi: Hem çok yakın hem çok uzak. 1 gün ya da 1 ay öncesinden yapılan tahminler çoğunlukla yanlıştır. Sizin bu konudaki yorumunuz nedir? Bu iki fikir dışında başka fikirler var mı? Evrim Ağacı olarak cevabımız şu şekildedir: Doğal Seçilim’in bir yönü olup olmadığı ya da belirli bir amaca “yönelik” seçilimde bulunup bulunmadığı. diğer modern türlere -sözgelişi Octopus vulgaris. çünkü sınavda soracağı soruları. Aynı şekilde. her zaman bir tartışma konusu olmuştur. Bunu söylerken dayandıkları nokta sanırım doğal seçilimin birikimli oluşu.buruna nihai sıçrayışı yapabilen yabancı yaşam biçimlerinin var olup olmadığını merak edebilirlerdi. ön görülemez bir biçimde değişmektedir. Bugün bilgi edinmek istediğim konu evrimin en önemli konularından birisi bence. Çünkü hiçbir dinozor. çobanaladatan-benzerlerini -bir yıl havada kalan. Buı öğretmen tamamen kördür. evrimin ana yolunda ilk beceriksiz adımları atan.E V R İ M A Ğ A C I Doğal Seçilim’in yönü ve/veya amacı var mıdır? Sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe bize şöyle bir soru yöneltti: Değerli Evrim Ağacı üyeleri. fil fareleri. belki de asla baskın sınıf haline gelemeyeceklerdi ve bizler 130 . evrimin belirli bir yönü olduğunu düşünmek. Eğer göktaşı çarpmasaydı ve volkanları tetiklemeseydi. Bu apaçık ve Gould’un sözleriyle “retorik bir saçmalıktır”. kısmi olarak ileriye eğilimli olduğunu savunuyor. Bir taraf evrimin ilerlemeci olmadığını. çeşitli fiziksel ve kimyasal etkiler dahilinde. Memeliler de. bir diğer yazımızda tanımladığımız gibi. temel olarak rastgele değişen çevre koşullarına karşı genetik ve çevresel edinimlerimizi sınava tabii tutan bir öğretmendir. Fil astronomlar. tam hortum. üzerine kitap yazılabilen (Stephen Jay Gould: Yaşamın Tüm Çeşitliliği. yani doğanın değişimlerini önceden bilemez.İngilizcesi: Full House) bir konu bu: Evrimin ilerlemeci olup olmadığı olgusu. Panthera leo ya da Sequoia semperviens. volkan patlamalarını.

muhtemelen atamız) australopitesinlerle karşılaştırıyor. her zaman. Ancak o göktaşı açarptı ve dinozor süpersınıfı yok oldu. Doğa “ileri” ya da “geri” gitmez. Çünkü Doğal Seçilim. her zaman “daha çok evrimleşmiş” türler mi yaratır? Veya her yeni tür. aynı bölümünden okuyoruz: “Elimdeki bir kitap bunun [insanı hedef alan evrimin] bir örneğini verir. Homo habilis’i (bir insan türü. Bir yönü olamayacağı gibi. bahsedilen kitaptaki anlatım biçimini ve Evrim’in bir yönü olduğunu düşünenleri eleştirir. çevre koşullarının.’ ‘İlk’ bizi ‘tam’ bir insan çenesine doğru ikinci ve üçüncü işaretleri beklemeye teşvik eder. bu genellikle rastgele olan seçilime göre. burada bir soru akla gelebilir: Doğal Seçilim. bizim atalarımız. Doğal Seçilim de hiçbir zaman belirli bir türe doğru Evrim’i desteklemez.” Bu paragrafların devamında da Dawkins. “kaderci yaklaşım”dan bir farkı olmadığını düşünmekteyiz. bizden “geri”ler miydi? Yine Dawkins’in. “daha iyiye” ya da “daha kötüye” şeklinde bir amacı da olamaz. “bundan sonra X canlısını türeteceğim” diye düşünen bir doğal süreçten bahsedilemez. Peki.’ Sanki o dişler. “Şimdi bu topu g ivmesiyle yere çekeceğim.E V R İ M A Ğ A C I var olamayacaktık. eskisinden daha “ileri” midir? Diğer taraftan sorarsak. doğanın bünyesinde var olan canlıların elenmesi ya da seçilmesi işlemine verilen bir addır. Dolayısıyla Evrim’in ileriye ya da geriye gittiğinden bahsetmek için. Kütleçekimi. Sadece değişir. Kitap. Doğal Seçilim de. o andaki ortama en uygun bireyleri seçmeye çalışır. ‘Dişler bizimkine benzemeye başlar.. bir önceki çevre koşullarına göre “ileri” mi.” demediği gibi.. Bir mekanizmadır. Zira. 131 . Buradan da görebileceğimiz gibi. varsayılan yönün ne olduğu konusunda bizi kuşkuda bırakmaz. Homo habilis’in ‘Avustralopitesinlerden epeyce daha fazla evrilmiş’ olduğunu söylüyor. memelilerin işine yaradı ve bizlere kadar gelen evrim süreci gerçekleşmiş oldu. habiline beslenmeye uygun oldukları için değil. bellidir. “geri” mi olduğu belirlenmelidir. Doğal Seçilim’in bir yönü olduğunu varsaymanın. bizim dişlerimiz olma yoluna girdikleri için öyleydiler. Ki böyle bir belirlemeden bahsetmek saçma olacaktır. Daha fazla evrilmiş? Bu. aynı kitabının. Evrim’in “ileriye” ya da “geriye” gittiğini söylemek yanlıştır. evrimin önceden saptanmış bir yönde hareket ettiğinden başka ne anlama gelebilir? Kitap. Bu. ‘Bir çenenin ilk işaretleri.

ancak belgelenebilen örnek sayısı aşırı fazla değildir. Seattle Balıkları’nda meydana gelmiştir.htm 132 . 1960’lara kadar bir pislik gölüne dönen Washington Gölü.com/news/2011/02/110209-frogs-teeth-evolution-science/ http://www. Sudan karaya geçen canlıların karada rekabet fazla ve yiyecek az olduğu için tekrar suya döndüğünü ve bu canlıların katil balinaları oluşturduğunu söyledi.org/pub_releases/2006-08/uouh-sre073106. karanlık ve pis ortama adapte olan balıkların. Ancak belki yunusların ve balinaların ellerinin tekrar yüzgeçlere doğru evrimleşmesi “geri evrim” sayılabilir.html http://www.htm http://www. Bu durum pek çok sebepten ötürü gerçekleşebilir.php http://www. doğrudur. birer memeli olan yunus ve balinalardır. zira araştırmacılar için hala çok eski atalara ait eksik bilgiler bulunmaktadır ve hangi özelliğin atasal duruma döndüğüne ayırt etmek sorun teşkil etmektedir. bir takım türler. 1960 yılında 140 milyon dolar harcanarak temizlenmiştir. Geri Evrim’de ise. “geri evrimleşerek” dönmeleriyle sonuçlanmıştır. Geri Evrim’in güzel örneklerinden biri de Güney Amerika kurbağalarının (Gastrotheca guentheri) alt çenelerindeki dişlerin tam 200 milyon yıl sonra yeniden ortaya çıkmasıdır. çünkü bu kavramın tam anlamı bu değildir. atalarının fiziksel özelliklerini kazanmaz. Araştırmanın sonuçları 20 Mayıs 2008’de Current Biology dergisinde yayınlanmıştır. genetik etmenlerden ötürü de “ataya dönüş” olayı gerçekleşebilir. Bu temizlikten önce pislik tabakası altında rahatlıkla gizlenen küçük balıklar olan Seattle Balıkları.sciencedaily. özelliklerin geri kazanılması gerekmektedir. zaten evrim geçirerek farklılaşmış bir tür.com/releases/2008/05/080515120759. Buna bir diğer örnek. Bu kullanılmamaktan ötürü kaybedilen dişler.associatedcontent. atasal duruma. Geri Evrim (reverse evolution). atalarının yaşam ortamına dönmektedir.nationalgeographic. Belirttiğiniz gibi sudan karaya çıkan hayvanlardan büyük bir kısmı karada kalmışken.world-science. Bu durumda. suya geri dönüş yapmıştır. Bunların en güzel örnekleri. Bu kurbağaların bu dişlere 200 milyon yıldan beri sahip olmadığını. bazı çevresel baskılar buna sebep olabileceği gibi. kurbağaların bugün gereksinim duymalarından ötürü Doğal Seçilim sayesinde yeniden evrimleşmiştir. ancak ondan önce sahip olduklarını bilmekteyiz. Örnekler arttırılabilir.E V R İ M A Ğ A C I Geri Evrim (Reverse Evolution) Nedir? Üyelerimizden Sayın Ferhat Akkuzu’nun bir sorusu: Bugün bir arkadaşım geri evrimden bahsetti.com/article/333630/the_theory_of_reverse_evolution. Konuyla ilgili bazı ayrıntılı bilgileri aşağıdaki bağlantılarda görebilirsiniz: http://news. Sizin de belirttiğiniz gibi. Bu doğru mudur? Bundan bahseder misiniz? Evrim Ağacı olarak verdiğimiz cevap ise şöyle: Sayın Ferhat Akkuzu.net/exclusives/060306_reversfrm. Ancak bu “geri evrim”e çok da güzel bir örnek sayılamaz.eurekalert. Bu da. Evrim Teorisi dahilindeki kavramlardan biridir. bir anda kendilerini açık ve berrak suyun altında bulmuşlardır.

Ancak mutasyonlar konusu ardında devasa bir bilgi deryası bulunmakta.. heterozigotluk kaybı. faydalı mutasyonlar. Vücudumuz her an Güneş’ten ve Evren’in kalanından gelen ya da Dünya içerisindeki maddelerin bozunumundan kaynaklanan radyasyona maruz kalmaktadır. bazıları elenir? Bu neye göre belirlenir? Üyelerimizden Sayın Enis Tortul bize şöyle bir soru yöneltti: Ben mutasyonlarin bazilarinin olusup yerlestigi bazilarinin neden kayboldugu koreldigi mevzusunu sormak istiyorum. sizi sürekli etkisi altında tutarken. Yardim ederseniz sevinirim. delta. proton kopmaları. İşte bu noktada da. katlayıcı mutasyonlar. çerçeve kaydırıcı mutasyonlar. organellerden ve en nihayetinde çeşitli molekül ve atomların. Sürekli olarak alfa. silici mutasyonlar. Üstelik mutasyonlar sadece radyasyon etkisiyle oluşmazlar. Ancak bu tek değişiklik. kromozomal yer değiştirmeler. neredeyse nötr mutasyonlar. kulaklarınıza.. durumsal mutasyonlar. homozigot mutasyonlar. yanlış anlamlı mutasyonlar. beta gibi ışınlar vücudumuzu delip geçmektedir. ters mutasyonlar. fonksiyon kazanımı.E V R İ M A Ğ A C I Mutasyonlar nedir? Tipleri nedir? Mutasyonların neden bazıları kalıcı olur. vb. Çünkü ancak o zaman sperm ve yumurta oluşumu etkilenir ve bu değişimler yavrulara aktarılır. İşte bu radyoaktif ışımalar. inanılmaz sonuçlara sebep olabilir. Tıpkı cansız varlıklar gibi. sessiz mutasyonlar. en nihayetinde ulaşacağımız şey atomlarınızdır (ve daha da ileriye gidilerek kuarklara ve hatta daha altlara da inilebilir ama şimdilik bunu es geçiyoruz). o bireyi etkiler ya da etkilemez. Evrim Ağacı olarak şöyle bir açıklama getirmek istiyoruz: Sayın Enis Tortul. Vücut (somatik) hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar ise. heterozigot mutasyonlar. yürümenizi sağlayan ayak-bacaklarınıza. nötr mutasyonlar. üreme organlarında meydana gelmesi gerekir. Mutasyonlar. zararlı mutasyonlar. Unutmamamız gereken bir nokta var: Bütün canlılar -tıpkı cansızlar gibi. Bunu fark etmeniz imkansıza yakındır. Sizi küçücük parçalara ayıracak olsak. enerji yüklü dalgalar. spontane olarak (sebepsiz) ya da mutasyona sebebiyet verebilen maddeler (mutajen) etkisinde de oluşabilirler. gama. ekleme mutasyonlar. mutasyonlar “faydalı” ve “zararlı” olarak etiketleniyor ve geçiştiriliyor. ve daha nicesi. avantajlı mutasyonlar. ellerinize. Ne yazık ki liselerde bu konulara hiç girilmediğinden. mutasyon diyoruz. Belki Fizik derslerinden ya da genel kültür olarak bileceğiniz gibi. Burada şu ayrımı yapmakta fayda var. Bu sebeple bunları öğrenmeden Evrim ve Mutasyon ilişkisini kurmak mümkün olmamaktadır. Yani sizin düşünmenizi sağlayan nöron yığını beyninizden. atomlarla temas ettiklerinde. pek çok değişime sebep olmatkadırlar. ölümcül mutasyonlar.. fonksiyon kaybı. karaciğerinize kadar her şey ama her şey dokulardan. dominant negatif mutasyonlar. pek çok sonuca sebep olabilmektedir: elektron sıçramaları. Mutasyonlar onlarca alt başlığa ayrılır: Nokta mutasyonlar. gözünüze. hücrelerden. İşte bu değişime. Siz bunu hissetmezsiniz.. vahşi tip mutasyonlar.atom yığınlarıdır. kromozlar tersinimler. çeşitli dizilimlerinden oluşmaktadır. 133 . çünkü karaciğerinizin bir dokusundaki bir hücre içerisindeki miniminnacık bir DNA parçasının genlerinden birinin içerisindeki üçlü kod halindeki nükleotitlerden birinde bulunan baza ait atomlar radyasyon etkisiyle değişmiş olacaktır. Bir mutasyonun kalıtsal olabilmesi için. bozunumlar. bir diğer ayrıma gitmek gerekir: Mutasyon Tipleri. anlamsız mutasyonlar.

çünkü kodlanan aminoasit aynıdır. Burada bilinmesi gereken nokta şudur: Bir aminoasit. Ancak mutasyonların büyük çoğunluğu Doğal Seçilim karşısında nötrdür ya da olumsuz sonuçlara sebep oldukları için elenmektedirler. nükleotit dizilimini değiştirerek. Evrim için ham madde oluşturmaktadır. Fakat bu değişim. Hatta “Moleküler Evrim’in Nötral Teorisi” denen bir teori. zararlı ya da nötr değişimlere sebep verebilir. onu GCG yapablir ancak bu. Ayrıca unutmamak gerekir ki. Dolayısıyla ACG dizilimine sahip bir genin ilk nükleotidinde meydana gelen bir mutasyon. Bunlardan bir kısmı üreme hücrelerinde meydana gelir ve bu sayede yavrularımıza da taşınır. 134 . İşte bu. birden fazla 3’lü nükleotit ile kodlanabilir. vücudumuzda her an nötr olan binlerce mutasyon meydana gelmektedir. Öte yandan. yarar da sağlayabilmektedir. etrafımızdaki canlıların büyük bir kısmının nötr mutasyonlara sahip bireylerden oluştuğunu ileri sürmektedir. yıllar sonra başka mutasyonlarla birleşerek faydalı. Mutasyonlar neye göre korunur? Çok basit: Eğer canlıya ortamda fayda sağlayacak bir değişime sebep olduysa.E V R İ M A Ğ A C I İşte bu devasa çeşitteki mutasyonlar. Çünkü sessiz olan mutasyonlar neredeyse hiçbir şeyi etkilememekle birlikte. Yoksa Doğal Seçilim ya da diğer tip seçilimlerle elenecektir. canlıya zarar verebileceği gibi. inanılmaz çeşitliliği açıklamaktadır. Yani ACG ve GCG dizilimleri aynı aminoasidi kodluyor olabilir. korunacaktır. mutasyonlar apaçık bir şekilde çeşitliliğe sebep olurlar. Örneğin bir mutasyondan dolayı gözü az gören bir hayvan kolayca elenecektir ve kendisindeki bu sorunlu geni yavrularına aktarmayacaktır. bir değişime sebep olmaz. çeşitlilik yaratmaktadır. Bu da.

kalıtsal olabilmektedir. bir modifikasyondur ve asla çocukları da kendileri gibi kaslı doğmaz. canlıların fiziksel görünüşlerinin çevresel etkiler dahilinde kalıcı olmayan değişimleri olarak tanımlanabilir. zorlanan organların çevre baskısı altında geliştiğini ve kalıtsal olarak bunun yavrulara aktarıldığını. ışık miktarı. stres. En klişe örneği de.com/note. Evrim’e katkı sağlayabilmesi için üreme organlarında meydana gelmesi beklenir. Benzer şekilde. Günümüzde biliyoruz ki. bazı kimyasalların ortamda bulunması. vücut çalışan bireylerde görülür. Gen üzerinde değişiklik olmadıkça görünüme yansımaz diye öğretiyorlar okulda. Bunun sebepleri için aşağıdaki notumuza bakabilirsiniz: https://www. sıcaklık.php?note_id=172439516147465 Ancak sadece güneş ışınları değil. modifikasyona sebep olan etkinin kaldırılmasıyla birlikte etkisini yitirir ve birey eski haline döner. Kas yapısı oldukça gelişen bu bireylerde meydana gelen değişim. bu tip çevresel etkiler dahilinde genetik yapının değişebilmesini sağlayan en önemli faktör mutasyonlardır. Modifikasyonların genetik etkilerini sorgulayan en önemli isimlerden biri kuşkusuz Lamarck’tır.E V R İ M A Ğ A C I Modifikasyon Nedir? Genler Üzerinde Etkileri Nelerdir? Kalıtımsal Özelliği Var Mıdır? Sayfamız okurlarından Sayın Doruk Bulut bize şöyle bir soru yöneltti: Evrimi kabul eden biriyim ancak tek bir sorum var. her genetik değişim gibi. Çünkü vücudumuzun herhangi bir diğer bölgesinde meydana gelen mutasyon kalıtsal olmayacak ve etkileri o bireyde görülüp. tamamen yanlış bir şekilde. ölümüyle birlikte sonlanacaktır. Modifikasyon gene etki etmez dedi en son biyoloji hocamız. bireydeki temel bazı özelliklerin değişmesine sebep olur. Lamarck’ın en büyük sorunu. nasıl evrim diyebileceğimiz hale geldi? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Doruk Bulut. O zaman modifikasyon ile seleksyona uğrayan canlılar nasıl çoğaldı. güneş altında kalan tenimizin kararmasıdır. Eğer ki vücut çalışan biri bu çalışmaları- 135 . Ancak öte yandan modifikasyonlar. Lamarck. birçoğunu üretebilme potansiyeline sahip olan kök hücre) hücrelerde meydana gelen mutasyonlar da. genetik yapıyı değiştirmediği için hiçbir zaman kalıtsal değillerdir. Bunun en güzel örneği. Elimizden geldiğince cevaplamaya çalışalım: Modifikasyonlar. Ve mutasyonların da. etmenler de canlılar üzerinde çeşitli kalıtsal olmayan değişimlere yani modifikasyonlara sebep olabilir. zigotta (sperm ile yumurtanın birleşmesinden hemen sonraki ilk hücre) ve henüz “totipotent” (vücuttaki her dokuyu ve organı üretebilme potansiyeline sahip kök hücre) ve “multipotent” (vücuttaki her dokuyu ve organı olmasa bile. Sorunuz için öncelikle teşekkür ederiz. Sadece. antreman vb. canlıların bu şekilde farklılaşıp evrimleştiğini ileri sürdü. Kimi durumlarda bu özellik kalıtsal olmasa bile o canlı için kalıcı olabilirken. çoğu durumda. yaşadığı dönemde modifikasyonların ne demek olduğunun bilinmemesiydi. Türkiye’de liselerde ilk öğretilen Biyolojik kavramlardan biri olarak.facebook.

Aslında bu doğrudur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta. Doğal Seçilim karşısında “güçlü” olma durumu) arttırması ve bu sayede. Ancak unutmamak gerekir ki. bireydeki modifikasyonlar hiçbir şekilde kalıtsal değildir. kaslar gittikçe eski haline döner ve modifikasyonun etkileri ortadan kalkar.E V R İ M A Ğ A C I na son verirse. aslında belki de doğada hayatta kalamayacak bireylerin hayatta kalabilmelerinin ve üreyebilmelerinin sağlanmasıdır. Kimi zaman. Dolayısıyla. modifikasyonlar sonucu meydana gelen değişimlerin canlının fitness’ını (fit olma durumu. kas geliştirmeyenlere göre daha fazla olabilirdi. modifikasyonların sonuçlarının bireylerin doğal ortamdaki yaşamlarını etkileyebildiği için Doğal Seçilim üzerinde bir etkisi olabileceği düşünülür. ne olursa olsun. Bu bağlamda. modifikasyonların hiçbir şekilde kalıtıma etkisi olmadığı bilinmektedir. 136 . vahşi doğadaki seyrek modifikasyonların Doğal Seçilim üzerinde dolaylı bir etkisi olduğunu söyleyebiliriz. modifikasyonların kalıtımı değil. yanlış bir şekilde. kas geliştiren bir bireyin Doğal Seçilim karşısındaki şansı. örneğin insan vahşi ortamda yaşayan bir hayvan türü olsaydı.

kar yağana kadar. Bu devinim bu şekilde sürüp gidecektir. Ve nesiller boyunca gözleyin. 6 ay kış yaşanan bir bölgeden çok. vb. daha kırçıllı-kahverengi renk. Birkaç örnekle bunu ispatlayalım: 1) Tarladaki Fareler: Bu. Öte yandan beyaz fareler. örneğin 10 ay boyunca kar yağmayan. eğer bu şekilde 6 ay yaz. dinamik. İşte. sportif. Bugün sizlere Charles Robert Darwin’in Evrim Teorisi’nin temelini oluşturan kavramdan bahsetmek istiyorum: “En iyinin hayatta kalması” olarak ve İngilizcesinin bir kalıp olarak meşhur hale geldiği “survival of the fittest”. Bu da. beyaz fareler ortama çok daha iyi adapte olacaklardır. koyu şekilde yazdığım 5 kelimeye dikkatinizi çekmek istiyorum: Bulunduğu ortama en çok adapte olan… İşte başlıkta ve ilk paragrafta belirttiğim “En İyi” kavramının aslında karşıladığı kavram. Bu 6 ay karla kaplı dönemde.E V R İ M A Ğ A C I En İyinin Hayatta Kalması – Survival Of The Fittest Merhaba arkadaşlar. Bu ne demektir? Zaman geçtikçe tarladaki beyaz fare sayısı azalacak. tam olarak budur. Bunu reddetmek akıl dışıdır. Bu ne mi demek? Aslında kalıp olarak kullanılan sözcük. Ta ki. Bu da. bunu biraz açalım: Günümüzde Evrim Teorisi’ni reddeden kitle bile. şahinin çoğunlukla (ama her zaman değil) beyaz fareleri avlamasına sebep olacaktır. bu başka bir yazının konusu. siyah farelerin hayatta kalma şansı çok daha yüksek olacaktır. Öyle bir yer hayal edin ki 6 ay karlarla kaplı olsun. Ayrıca farelerin avcısı konumundaki şahin gibi yırtıcı bir kuşu da aynı tarlaya bırakın. hem normal toprak üzerinde daha çok avatntaj sağlar diye düşünürsek. Peki. göremezler. 50 tane dişili erkekli beyaz fare ile 50 tane dişili erkekli siyah fare bırakın. siyah farelerin renklerinde. koşuldan koşula değişebilir. Şimdi. Çünkü hayatta kalmak için tek gereken şey “fit” (sağlıklı. normal zamanlarda beyaz farelere göre kahverengi toprak zemininde çok daha iyi kamufle olabileceklerdir. Hatta. Ki bu “iyilik” kavramı canlıdan canlıya. bölgeden bölgeye. “iyi” olarak bahsedilen. siyah farelere bile kıyasla daha fazla avantajlı konumda olacaklardır. her zaman bulunduğu ortama en çok adapte olanın hayatta kalacağını kabul eder. aynı sebeple akıl dışıdır ancak bunu. karşıtı olan insanlar görmezler. siyah fare sayısı artacaktır. Kahverengi tonda olan bir tarlaya. şahinin onları görmesini zorlaştıracaktır. İşte bu sebeple. her nesilde. anlatılmak isteneni tam olarak karşılamıyor. Yani çok geniş bir yelpazedir. tabiri yerindeyse “kabak gibi” belli olacaklardır. yavrulardan daha kırçıllı-kahverengi renkte olanlar. Aslında Türkçesi. hem karda. sadece 2 ay kar yağan bir bölgeyi düşünürsek.) olmak değil. Göreceğiniz şey şudur: Siyah fareler. 6 ay yaz yaşansın. doğal seçilimin (Doğal Seçilim kavramı “en iyinin hayatta kalması” kavramı ile birebir ilişkilidir ve birbiri yerine kullanılabilir) en bariz ve en bilinen örneklerindendir. bazı göz ardı edilebilir şans durumları hariç. daha normal bir iklimi göz önünde bulundurursak. Aslında Evrim Teorisi’ni de reddetmek. Çok genel bir anlamda “iyi” olmak gerekiyor. Bu da. daha çok çocuk yapacak ve kendilerindeki kırçıllı- 137 . kırçıllı-kahverengiye doğru bir dönüşü görmemize sebep olur. Neyse. Öte yandan bu defa siyah fareler “kabak gibi” gözükeceklerdir. zamandan zamana. Çünkü kırçıllı-kahverengi renkte olanlar daha çok hayatta kalacak. İngilizcesine göre biraz daha doğru bir anlam taşıyor. siyah fareler daha uzun süreler yaşayabilecekler ve beyaz farelere kıyasla daha çok çiftleşebileceklerdir.

Ancak kırçıllı-kahverengi fareleri o tarladan alıp. Bu sayede. burada güzel bir mantık oyunu oynamaya çalışmakta ve her zaman oldukları gibi bilimsellikten uzaklaşmaktadırlar. daha çok fotosentez yapabilecektir. başka yerde kendisi gibi renkte olan farelerle çiftleşmelerini sağlarsak. Çünkü siz güneş altından ayrıldıktan birkaç hafta sonra. İşte bu sebeple. Yıllar sonunda.E V R İ M A Ğ A C I kahverengi genini yavrularına aktarabileceklerdir. İşte ten renginizin kararıp sonra eski haline dönmesi modifikasyona. Bu sayede daha kolay fotosentez yapabilecek. bakterilerdeki durum gözün ilkel atalarıdır. ışığa daha çok yaklaşabileceklerdir. Daha önce de anlattığım üzere. Işığa duyarlı olan bakteriler. aradaki basamaklar hiçbir işe yaramaz olacaktı. dincilerin bütün iddilarını çürüttüğü gibi. Hatası için korneadaki sinirlerin ters konumda evrimleşmesini araştırabilirsiniz. ışığa en çok yaklaşabilen siyanobakteri. güneşte kızaran teninizle ve sonradan kararan ten renginizle kıyaslamayınız. Günümüzde görebilmemizin tek sebebi budur. En azından henüz görememektedir. Bu sayede kendilerinde %1 görmeyi sağlayan genleri yavrularına aktarabileceklerdir. Önemli Uyarı: Bu örneği. daha kolay hayatta kalabilecek ve daha çok üreyeceklerdir. kanat gibi organların yarım yamalak bulunmalarının hiçbir anlamı yoktur. kademe kademe oluşsaydı. Ancak bu doğru değildir çünkü hiçbir canlı %100 göremez. Bu arada. birikimli olarak genlerini yavrularına aktarabilecek ve her yavru ışığa daha da duyarlı hale gelecektir. farenin renginin ortama uygun hale gelmesi ise adaptasyona örnektir. 2) Gözün Evrimi: Dincilerin Evrim Teorisi’ne saldırmak için en sık başvurdukları kavram “İndirgenemez Karmaşıklık” iddiasıdır. zamanla. Bkz: Mendel Yasaları). Göz. teniniz normal hale gelecektir kendiliğiden. Üstelik bu iddiaya sizin de inanmanızı sağlamak için. günümüzdeki canlıların %100 görebildiği kabul edilerek söylenmektedir. tarlada göreceğimiz şey. Bitkilerde göz 138 . Hala evrimleştiği de açıktır. çünkü canlılık var olduğu sürece Evrim asla durmayacaktır. kendilerine has renkleri asla kaybolmayacaktır (genetik sebeplerle bir kısmı özlerine dönebilir. Dolayısıyla Evrim gerçek olsaydı ve göz hiç yoktan. bu iddialarını da çürütmüştür. Ancak tabii ki bilim. Bu arada fark etmeniz gereken şey. Ve sonunda. göz. oldukça karmaşık olmakla birlikte. canlılık tarihinde ortaya koaservatların evrimi sonucu çıkan ilk tür. hatalı evrimleşmiş ve hala evrimleşmekte olan bir organdır. Bu bakterilerin. Bu sebeple. Bu ilk “hissediş” ya da “fark ediş”. siyanobakteri denen ve bugün “fotosentez” olarak bilinen tepkimeyi gerçekleştiren bakterilerdir. pek çok farklı sebeple gerçekleşmiş olabilir ancak en mantıklı açıklama mutasyonlar ve deneme-yanılmadır. bol sayıda kırçıllı-kahverengi fare ve bu sayıdan biraz daha az siyah faredir. her yeni nesilde ışığa en duyarlı olanlar. En nihayetinde %1 işleyen göz ne işe yarar ki? Dinciler. %1 bile algılıyor olsalar. gittikse ışığa duyarlı olan bakteriler daha çok hayatta kalacak. bu %1 kıyaslaması. diğer bakterilere göre daha avantajlı olacaktır. ışığa duyarlı olabilen ya da en azından ışığın varlığını hissedebilen bir bakteri.beyaz fare. duyarlı olmayanlar elenip öleceklerdir. Bu çürütülmüş iddiaya göre. yok denecek kadar -veya hiç. fotosentez yapabilmek için ışığa ihtiyacı vardır. kendilerinden oldukça emin de konuşmaktadırlar. ancak bu ten renginin eski hale dönmesinden tamamen farklıdır.

“En iyi” olmak. çünkü her bir örneği ayrı başlıkta. Bakterilerde ışığa duyarlılık olarak başlayan yolculuk. Ancak ben burada keseceğim.com/2011/01/04/en-iyinin-hayatta-kalmasi-survival-of-the-fittest/ 139 . sadece kas gücüyle falan ölçülen bir şey değildir. Örnekler çok sayıda arttırılabilir. ayrıntısıyla incelemek istiyorum. Herhalde “en iyi” kelimesinden kastın ne olduğunu anlamışsınızdır.wordpress. hayvanlar aleminde bugün “göz” dediğimiz organın evrimleşmesini sağlamıştır. Ortama en uygun şekilde adapte olmak önemlidir.E V R İ M A Ğ A C I bulunmamaktadır ancak hemen hemen bütün bitkiler ışık kaynağına duyarlıdırlar ve kendilerini ışığa doğru çevirebilirler. ****** Orjinal Kaynak: http://probablynogod.

Kuzey Amerika’da yaşayan.E V R İ M A Ğ A C I Evrim’in İşleyişinin Kısa ve Dar Bir Özeti Merhaba arkadaşlar. işte o zaman yalnızca mutasyonlar evrimi tetiklerdi. Cinsel ve Yapay Seçilim olmak üzere üçe ayrılan seçilimler üzerine biraz daha eğilmek istiyorum. Bireyler arası bu temel farklılıklar. Buna da değineceğim. yarısı babadan olmak üzere farklı gen dizilimleri aktarılır ve dahası. Gelecek bir yazımızda. onların Evrim’e tabii olmasına sebep olur. Gelen özel mesajlardan ve sorulardan. Çünkü anlamanızı kolaylaştıracak şey. Örneğin bir vahşi kurt (Canis lupus) popülasyonu için düşünebilirsiniz. Her yavruya. Peki bu. zaman içerisinde ilerlediğimizde. neden “Evrim’in mekanizmasıdır”? 500 bireyden oluşan kurt popülasyonumuzdaki spesifik bir erkek kurdu ele alalım. Bu yazımı daha rahat anlayabilmeniz için. Bu neden olmaktadır? Bu. aynı türün farklı bireyleri arasında. doğal hayatta daha hızlı ve aktif işler. vahşi hayatı. Ve Evrim. hep daha gelişen ve karmaşık silahlara. nasıl “Evrim’in mekanizması” dememizi sağlar? Doğal Seçilim. hatta yazı dizisi hazırlayacağız. Bu da. Bir popülasyonun bütün bireylerini alıp. bu yazı. Dolayısıyla da doğada. döllenme sırasında bu anne ve babadan gelen iki ayrı gen dizilimi sırasında gen alışverişi olur. ona da geleceğim yazımda. O zamana kadar. Evrim Ağacı hareketimizi başlatamadan önce yazmış olduğumuz bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yazıda. Örneğimiz. yarısı anneden. X’in doğumu sırasında meydana gelen genetik dizilimden veya rastlantısal bir mutasyondan ötürü köpek dişlerinin yapısının zayıf ve güçlü ısırıklara karşı dayanıksız bir şekilde geliştiğini varsayalım. Çünkü Evrim’in mekanizması. biraz örneklerle anlatayım. Ancak gelişmiş ve/veya eşeyli üreyen canlılarda. yani işleyişi olan Doğal Seçilim. Ya da bir tarantula (Brachypelma smithi) için. her zaman bu mücadelede “güçlü”den yanadır (bu. İyi okumalar dileriz. bütün canlılar vahşi doğada hayatta kalma mücadelesi verirler. [Bu noktada. Bu sebeple. Doğal. tüm Evrim Mekanizmaları’na tek tek değineceğimiz. Yazı Dizini’mizin “Evrim Kuramı . bundan çok daha geniş bir yazı. Pek çok canlının tek yaşam amacı. kas gücü olan anlamında kullanılmamaktadır). sadece kopyalanarak çoğalsaydı. Elimizdeki upuzun verilere baktığınızda göreceğiniz ilk şey. kısaca birkaç Evrim Mekanizması’na (mutasyonlar ve rastgele olmayan çiftleşme) değiniliyor ve sonrasında bunları birbirine bağlayarak değişimin ve gelişimin nasıl gerçekleştiği anlatılıyor. her birinin ayrı ayrı olmak üzere çıkartalım. üreyerek geleceğe yavrularını bırakmaktır.] Bildiğiniz üzere. savunmalara ve yapılara sahip canlılar görmekteyiz. yukarıdaki vahşi kurt (Canis lupus) olsun. ciddi farklılıklar bulunmasıdır. Örneğin. bazı tanımları hatırlamak için. bunları inceleyeceğiz. yani normalde bütün hayvanların doğası olan hayatı düşünmektir. Çünkü Evrim. milyarlarca da olsa tüm genetik ve çevresel özelliklerini ayıklayıp listeleyen bir süper bilgisayarımız olduğunu varsayalım. 500 bireyden oluşan bir popülasyonu ele alalım ve süper bilgisayarımız sayesinde bütün genetik. Kurdumuzun adı X olsun. bu konunun çok net oturmadığını fark ettim ve biraz daha üzerinde durulmasında fayda gördüm. Bu kurt. “crossing-over” denen bir fiziksel ve biyolojik tepkimeden dolayı. her zaman zayıfları elemek yönünde davranacaktır. canlılığın temel farklılıklarındandır. fiziksel ve çevresel özelliklerini. Eğer bir canlı.Genel Bilgiler” ana kategorisi altındaki yazılara bir kez daha göz atmanızı tavsiye ediyoruz. Şimdi. anlattıklarımı ilk olarak insanlar (Homo sapiens sapiens) bazında düşünmeyin. Darwin tarafından da sıklıkla belirtildiği gibi bir metafordur ve “güçlü”. oldukça faydalı olacaktır diye düşübnüyoruz. bu kopyalama mekanizması “yarım” işler. vahşi doğada diğerlerine göre çok 140 . her hayvanın kendisini kopyalayarak bölünmemesinden kaynaklanmaktadır.

popülasyon için normal olan ve normal şartlarda hayatta kalabilmeyi gerektiren ortalama gereklilikleri belirler. acımasız şahinler veya sinsi yılanlardır. Kongo Nehri’nin güneyi ile Kasai Nehri’nin kuzeyinde vahşi olarak bulunan ve soyu tükenmek üzere olan bir maymun türü. X’in belki de temel yaşam amacı olan “üreme” fonksiyonunu tehlikeye atmaktadır. bir Pan paniscus popülasyonunun -atıyorum. bu çan eğrisi. ancak hayatta kalmayı (veya ölmeyi) kolaylaştırmayla ilgili olan özelliklere bağlı olarak çizilmiştir. doğada çoğu zaman “eş seçici” konumunda bulunan dişilere kendini beğendirmektir. kaçınılmaz olarak güçlü kollar demektir. kimininkisi diğerlerine göre daha az gelişmiştir. genetik. genetik bir farklılıktan ötürü. bir canlının hayatta kalabilmesi için gerekli olan özelliklerin. Bonobo için hayatidir. Ancak yine. son derece nemli ve uzun ağaçların yaşaması için elverişli bir ortam. Bu da. bir kavga sırasında köpek dişlerini kırmış olabilir. Dolayısıyla ağaçlar arasında hızlı bir şekilde hareket edebilmek. Bu konuda ikinci bir nokta. fizyolojik gelişmişliği. edineceğimiz şey bir çan eğrisidir: Bu çan eğrisi. Üstelik bu çeşitlilik illa ölümcül veya aşırı fayda sağlayan bir değişim olmak zorunda değildir: Süper bilgisayarımız sayesinde. Yani kas gücü açısından. Ve bir maymun için. Bu türün yaşadığı alan. aç kalacağı için ölecektir. genetik kod dizilimi. popülasyonun normlarını belirlemektedir. genetik bir hatadan kaynaklanmıştır. minik farklılıklar halinde bir dağılım gözleriz. malesef hiçbir dişinin seçimi olmayacaktır. Bu çan eğrisinin ortalarındaki yüksek bölgede kalan (“Same as others” olarak belirtilen) canlılar. çevresel ve fiziksel özellikler açısından çıktısını aldığınızda. kalıtsal değeri olmayan modifikasyonlar veya çevresel etmenler altında meydana gelen fiziksel değişimler de. İşte Doğal Seçilim. bir popülasyonun hayatta kalma (ya da ölme) eğrisidir. Bu. Bu durumda da. Örneğin X isimli kurdumuz. Görebileceğiniz 141 . yalnızca Kongo Cumhuriyeti sınırlarında. kendilerine güçlü görünen erkekleri seçtiğini görürüz. Yani bu bölgeye düşen bir canlının kol uzunluğu. kas gücü. çok ciddi farklılıklar görmekteyiz. Ve avlanmakta beceriksiz bir kurt. çevresel bir etmenin etkisiyle Doğal Seçilim karşısında zayıf düşebilecektir. Şimdi bir Bonobo maymununu (Pan paniscus) düşünelim. Kiminin kol kasları diğerine göre daha gelişkin. Daha doğru bir şekilde. Çünkü avcıları. vb. Bu maymun türü. Bütün bunları bir grafiğe dökersek. Hayvanların psikolojisini incelediğimizde. dolaylı olarak Doğal Seçilim’i etkileyebilir. bu kurt için işleyecek ve belki de kurt. bir veya birkaç bonobo bireyinde kas gerilemesi veya erimesi olduğunu düşünelim. Daha önceki notlarımızda bahsettiğimiz gibi.E V R İ M A Ğ A C I daha avantajsız konumda olacak ve kolaylıkla avlanamayacaktır. genellikle dişilerin. seçilmiş bir popülasyondaki canlılar arasındaki dağılımını gösterir. daha üreyemeden. Bu da doğrudan. hızlıca tırmanıp aşağı inebilmek ve atik bir şekilde ağaçtan ağaca zıplayabilmek çok önemli faktörlerdir.100 bireyden oluşan bir kısmını alıp.

açık bir şekilde üreme ve hayatını devam ettirme şansları diğerlerine göre daha yüksektir. Evrim Ağacı olarak bir mutasyonu “zararlı” veya “faydalı” olarak tanımlamayı doğru bulmuyoruz. kopyalanarak ya da bölünerek çoğalmaya göre arttıran bir adaptasyondur. canlıların hayatta kalma şansını. kurdumuzun ölme şansını diğerlerine göre arttırır. bu popülasyondan rastgele seçeceğiniz bir Bonobo’nun (aslında tüm türler ve tüm popülasyonlar için genel olarak geçerlidir bu) “normal” olma şansının %68 olduğunu gösterir ki bu gayet makuldür. Eşeyli üreme. kimi dezavantajlıdır (çan eğrisi). Bu yüzden mutasyonlara tarafsız bakmakta fayda vardır. rastgele oluşan hatalardır. Ancak mutasyonların pek çoğu. aynı özelliklere sahip değildir. klayca üreyebilsin ve sizi ölümcül hastalıklara sevkedebilsin. bireylerden en azından bir kısmı kurtulur ve böylece popülasyonun hayatta kalma şansı artar. Ancak işler. Kimi avantajlı. meydana gelen mutasyon faydalı mıdır. insanı eskiden öldürmezken. sadece görsel olması bağlamında. Doğal seçilim de elbette. zararlı mıdır? Bakteri için son derece faydalıdır.E V R İ M A Ğ A C I üzere bu alan. Mutasyonlar. aynı genetik koda sahip olan bütün aslanlar ölür. radyasyona maruz kalma durumunda. çeşitlilik çok sayıda arttığı için. teknik olarak zararlı olmayabilir. yani ölüm şanslarının azalmasına doğru kaymasına sebep olur. Yine Bonobo örneğinde olduğu gibi. okul öncesi çocukların biyolojik ve psikolojik bazı test sonuçlarından aldım. sağa doğru. Yukarıdaki çan eğrisini. Yani mutasyonların zararı ve faydası. Dolayısıyla. Canlılardaki genetik farklılıkların oluşma sebebinin birinin eşeyli üreme olduğunu söylemiştik. yukarıda belirtilen sebeplerin aksine. eşeyli üremeyi destekleyecektir. bu bakteriye karşı dirençli olsun ve kolayca bakteriyi yok edip. bir özellik tek bir gen ile kontrol edilmediğinden dolayı. canlıdan canlıya ve durumdan duruma değişebilir. bir popülasyondaki canlıların her biri. Bir bakteri türü düşünün. sizi hastalandırmasına engel olsun. hücrelerin bölünmesi sırasında ve daha pek çok durumda oluşabilirler. adım adım yararlı mutasyonlar gelecek nesillere aktarılır ve aynı türün farklı bireylerinin çan eğrilerinin. bağışıklık sisteminize karşı dirençli hale geçsin. avantajlı olanlar. Çünkü kırık bir diş. Doğal Seçilim (ve dolayısıyla Evrim) karşısında. Bu. popülasyonun %68 (%34 + %34) gibi büyük bir oranını içermektedir. hayvanı güçsüz kılmasından ötürüdür. kendilerini oldukları gibi kopyaladıklarını düşünelim. Ancak eşeyli üremede. çünkü bakteri. canlıların hayatta kalma oranını düşürebilir. öldürür hale getirmiştir. bu sebeple. Doğal Seçilim nasıl çalışır? Yukarıdaki kurt veya Bonobo örneğinde verdiğimiz gibi. Bu bakteri. Çünkü mutasyonların zararlıları. Zaten eşeyli üremenin var olma “sebebi” de budur. çan eğrisinin sol tarafında. Bu durumda. Eğer bir tane bile aslan için öldürücü olan virüs ortaya çıkarsa. bu eğri bizim için “ölme şansını” gösteren eğri olsun (“more” ve “less” kavramlarının yazıldığı yerlerden dolayı). mutasyonlardır. Genetik farklılıkların oluşmasındaki bir diğer sebep. pek çok genetik etmen ve fenotipik farklılık da canlıların bu doğal dağılımdaki yerlerini belirleyecektir. her zaman normal gitmez. Bu durumda. Ancak savunma sisteminiz. Yukarıdaki kurt örneğimizde olduğu gibi. Çünkü aslanların (Panthero leo) mitoz bölünmeyle. görseldeki açıklamaların uyumlu olması adına. “gen havuzu” denen ve bir popülasyona ait bütün genleri barındıran hayali bir havuzdaki kendisine ait gen miktarını 142 . Yoksa zararlı olan her mutasyon. Ancak Evrim sayesinde. yararlı etkilere sahiptir. sadece kurt veya kurdun çevresel bir etmenden dolayı kırılan dişine bağlı değildir. Bu. İşte bizim zayıf bir dişe sahip olan kurdumuz. Peki. çünkü onun hayatta kalmasını ve üremesini inanılmaz miktarda arttırmıştır. yani “more than others” (diğerlerinden daha yüksek) olan kısma düşmektedir. sizin vücudunuzda yaşamaya çalışıyor olsun. İnsan içinse son derece zararlıdır. Ancak genel anlatım olarak “zararlıdan” kasıt. Bir mutasyon meydana gelsin ve bakteri. zaten Doğal Seçilim tarafından elenir ve yok olur. çevresel veya genetik binlerce faktör. Dolayısıyla bizim anlatımımızla. Avantajlı olanların. Genetik kopyalanma sırasında.

bir canlıyı fiziksel olarak üstün kılan bir yapının genetik bilgisi. Dolayısıyla. büyük bir ihtimalle yavruya da aktarılacaktır. Süper bilgisayarımız sayesinde çıkardığımız ve her bir bireye ayrı ayrı ait olan listeyi hatırlıyor musunuz? Unutmayın ki üreme sırasında. her zaman hayatta kalma şansı yüksek olan yavruların. Türleşme Yazı Dizimizi okumanızda son derece fayda vardır]. ancak temel bazı kavramları anlayabilmeniz ve aradaki bağı kurabilmeniz için faydalı olacağını düşünüyoruz.dişiden de gelen) “hayatta kalma şansını attırmış olan gen varyasyonları (çeşitleri)” bulunur. İşte bu şekilde. tıpkı anne-babası gibi hayatta kalma şansı yüksek olan bir canlıdır (bu kesinlikle böyle olmalıdır demiyorum ama çok büyük ihtimalle. 143 . kolaylıkla üreyebilir ve genetik yapısını yavrusuna aktarabilir. sadece tek bir grup gen yavrulara aktarılmaz. fiziksel olarak az çok anne-babalarına benzemeleri ve onların güçlü yanlarını alabilmeleri demektir.E V R İ M A Ğ A C I arttırabilecektir. Dolayısıyla doğacak olan birey de. Evrim Mekanizmaları’nın çok az ve dar bir miktarına yer verdik. Aktarılan yavruda. Bu da. Burada. gelecek nesillere. babadan yarısı gelecek şekilde yavruya aktarılır. doğan canlı da anne-babasına benzer). anadan yarısı. Bu nasıl olur? Hayatta kalma şansı yüksek olan bir canlı. hayatta kalma avantajı olan ve şansı yüksek olan canlıların genetik kodlarının aktarılması demektir. popülasyonun fiziksel görünümünün zaman içerisinde değişmesi demektir [bu notkada. babasından gelme (ve aynı şekilde hayatta kalma şansı yüksek olmuş olan -ki çiftleşebilmiş. Bu da. Ana-babaya ait bütün fiziksel özelliklere dair genetik kodlar da. her zaman hayatta kalma şansı yüksek olanın üreyebilmesinden ve göreceli olarak zayıf olanların elenmesinden ötürü. Ve bu da. türde yıllar içerisinde bazı değişiklikler görülür.

hepimizin artık ezbere bildiği üzere. hidrojen bağları. yanlış olacaktır. su üzerinde yüzebile- 144 . Bu da. göller. Kovalent bağ. kovalent bağ dediğimizi biliyoruz. kohesif bağlar gibi bağlar. Her ne kadar buzun yapısı oldukça sağlamsa da. kovalent bağlar. bizim bildiğimiz anlamıyla hayat için neden suyun gerekli olduğu üzerine konuşmamak. buz suyun üzerinde yüzemeseydi neler olurdu bir düşünün: Bir kere. bizim bildiğimiz anlamıyla hayat için neden bu kadar önemli olduğu üzerine duracağım. Ancak normal haliyle buz. İki ametal arasındaki bağa da. Bir diğer deyişle suyun sıvı hali. Bunca süredir “hayattan” bahsedip de. kovalent bağın karakteristiği olan “elektron paylaşımı” içerisinde. diğer 4 su molekülüne bağlanır ve sağlam. buzun su üzerinde yüzebilmesini açıklar. Bu sebeple bu yazımda biraz suyun. vs. dayanıklı bir kristal yapısı doğurur. sıvı halindeki atomlar kadar sıkı bir halde paketlenmemiştir. Suyun bu iki Hidrojen ve bir Oksijen atomundan oluşan yapısı. Peki su. suyun buz halindeki atomlar. nehirler. moleküller arası oluşan. atomlar arası olan bağlarken. yani kutuplu bir yapıdadır. atomlar arası oluşmayan bağlardır. polar. ametal olan bir atomdur. hidrojen bağları sayesinde bir arada tutulur. buz batacağı için dibinden başlayarak yukarıya doğru donardı. iyonik bağlar. “kırık” bir yapıda olmasına sebep olur. Bu da. Oksijen. moleküller arası oluşan çok önemli bir bağa. yani iki molekülü birbirine bağlayan bağlardır. suyun doğrusal bir molekül değil. yüzeyden başlayarak değil. paylaşılan elektronları kendisine daha kuvvetli çeker. Kimyasal yazımı H2O’dur. bildiğimiz sıradan bağlar arasındaki en güçlü bağlardır. Hidrojen de. katı halinden daha yoğundur. bizim gibi canlıların oluşması için neden şarttır? Kimyasal evrim için neden gereklidir. Her bir su molekülü. metalik bağlar moleküllerin içerisinde. Aşağıdaki resimde bunu görebilirsiniz: Ayrıca suyun yapısındaki Hidrojen ve Oksijen atomlarının varlığı. adhesif bağlar. Hidrojen Bağı’na imkan verir. iki Hidrojen ve bir Oksijen atomunun kovalent bağlar yoluyla bağlanması sonucu oluşan bir moleküldür. Şimdi. Su. Bu da sudaki tüm canlılığı yok ederdi – ki cansızlıktan canlılığın evriminin suda gerçekleştiğini hatırlayınız.E V R İ M A Ğ A C I “Bizim Bildiğimiz Anlamıyla” Hayat İçin Suyun Önemi Merhaba arkadaşlar. Hatırlanması gereken şey.Oksijen. bildiğiniz gibi 1A grubunda bulunan ancak genel kuralın aksine metal değil. Arşimet’in meşhur yoğunluk ilkeleri dahilinde. Cansızlıktan canlılığın oluşmasında ve sonrasında bu canlılığın kararlılığında. 6A grubu elementidir ve bir ametaldir. suyun önemi nedir? Bu soruyu aşağıdaki maddelerde toplayarak cevaplayabiliriz: Buz yüzer: Suyun katı hali olan “buz”.

oldukça yüksek bir ısı kapasitesine (ısıl kapasite) sahiptir. Bu. Daha farklı atomik kombinasyonlara sahip canlılar. Aynı yasalar sayesinde. hem de suyun içerisindeki ısının soğuk havalarda dışarıya kaçmasını önleyen bir tabaka görevi görür. Bu da canlılık için önemli bir özelliktir. sudan oluşan bir gezegende. Unutmamak gerekir ki buzu sıvı su yapmak için. Ancak evrenin tamamını bilmiyoruz. hem bu şekilde su canlılarının ölmesine engel olur. Bu da hücrelerin aktif taşıma. Kohezyon ve Yüzey Gerilimi: Kohesif kuvvetler. Bu da. Dünya dediğimiz gezegen. bizler. 145 . Dünya’nın Mars’taki gibi gündüz 300 derece. Ve bu tabiri. balıkların. duruma göre. bu ikisinin bir karışımıdır ve çözeltiye. Bu da. sıcaklık düzeylerinin oldukça sabit ve düzenli olmasını sağlar. pasif taşıma. Tam tersi tepkime olan donma sırasında da etrafa büyük oranda enerji salınır (Hidrojen Bağları’nın kurulması sırasında). Su. bu evrenin fizik kurallarına tabiiyiz. Bu evrenin fizik kuralları dahilinde. Yazı boyunca “bizim bildiğimiz anlamıyla” kelimelerini vurguladım. Bunun sebebi. suyun yapısındaki sayısız hidrojen bağı ve bunları kırmak için gereken enerjinin yüksekliğidir. su bitkilerinin ve benzeri hayvanların 0 dereceden soğuk havalarda dahi hayatta kalabilmelerini sağlar. Çünkü burada dikkatinizi çekmek istediğim bir şey var: Biz bu evrende yaşıyoruz. suyun çözücü gücüdür. halbuki cansızlardan kimyasal açıdan çok da bir farkı olmayan varlıklar oluşabildi. Hepimiz. Bu “duruma göre” tabiri. Suya ihtiyaç duymayan canlılar… Sonuçta unutmamamız gereken bir şey var: “Canlılık” tabirini. Baz ise çözeltiye negatif Hidroksit (OH) molekülü verebilen maddelere denir. gece -200 derece olmamasını açıklar. Bildiğiniz gibi asit. İşte tüm bu sebeplerle ve belki daha da fazlasıyla. iki iyonu da verebilir. Su harika bir çözücüdür: Vücudumuzdaki hücreler için vazgeçilmez bir özellik. Bu evrendeki fizik yasaları sayesinde su Dünya’yı kapladı. Kohesif kuvvetler sayesinde su. Bu. su bizim bildiğimiz anlamıyla hayat için son derece önemlidir. bazı böcekler ve minik hayvanlar suyun üzerinde yürüyebilmektedirler. buz moleküllerinin arasındaki tüm Hidrojen Bağları’nın kırılması gerekir. 1 santigrat derece ısıtmak için gereken enerji miktarıdır. Ancak başka bir evrende ya da evrenimizin başka bir köşesinde. Ve hatta yanlış da olabilir. çözeltiye pozitif Hidrojen atomu verebilen maddelere denir. Su çözeltileri asidik de. bizim bilmediğimiz türden “canlılar” var olabilir. cansız maddelerden. bugün bizim “canlı” dediğimiz. milyonlarca yıl içerisinde. kohesif kuvvetlerdir. bazik de olabilir: Su hem zayıf bir asittir. birer canlı olarak bulduk. benzer moleküllerin arasında oluşan çekim kuvvetidir. Suyun erime-donma noktaları ve ısı kapasitesi: Diğer moleküllerle kıyaslandığında buzu eritmek için çok daha fazla enerji (ısı) gerekir. içinde çözülmesi beklenen maddenin kimyasal özelliklerine bağlıdır. sinyal iletimi gibi pek çok özelliğe sahip olabilmelerini açıklar. Ayrıca suyun yüzey gerilimi sayesinde. Bu evrenin fizik yasaları sebebiyle. bitkilerin köklerinden en uç yapraklarına kadar ince borularla iletilebilir.E V R İ M A Ğ A C I ceği için. Ayrıca su. onu da bilmiyoruz. bu şekilde moleküller evrende oluştu. hem de zayıf bir bazdır ve bu ikisini aynı anda olabilen nadir moleküllerdendir (tek değildir). bildiğimiz varlıklar arasında kıyaslamalar yaparak bulduk. su moleküllerinin birbirini çekmesini açıklar. herhangi bir molekülün 1 gramını. Bunun sebebi. Suyun içerisinde pek çok molekülü çözüp iyonlarına ayırmak mümkündür. Evrenin dışında ne var. Dolayısıyla şu anda kullandığımız “canlılık” tabiri son derece kısıtlı olabilir. Isı kapasitesi. Güneş dediğimiz yıldız etrafında var olabildi. yağmurlu bir günde arabanın camına düşen su damlacıklarının birbiriyle birleşerek daha büyük su damlaları oluşturduğunu görmüşüzdür.

bir kömür parçasını ya da kütüğü oluşturan atomlarla.E V R İ M A Ğ A C I Siz siz olun.com/2011/01/03/bizim-bildigimiz-anlamiyla-hayat-icin-suyun-onemi/ 146 . Hidrojen aynı Hidrojen ve Oksijen aynı Oksijen… ****** Orjinal Kaynak: http://probablynogod. Ancak Karbon aynı karbon.wordpress. bu yüzden zaten canlı değil diyoruz). Tek farkları. canlılığa gereğinden fazla anlam yüklemeyin. sizi oluşturan atomlar tamamen aynı yapıdalar. Çünkü unutmayın. milyonlarca yıl içerisinde geçirdikleri farklı evrim süreçleri (daha doğrusu kömür hiçbir zaman bildiğimiz anlamıyla evrim geçirmedi.

pek çok dala sahip bir ağaca dönüşür. Yaşam Ağacı. Milyonlarca ve hatta milyarlarca yıl süren Evrim süreci sonunda da. anlayamadım.E V R İ M A Ğ A C I Evrim Ağacı nedir. 147 . Şimdi adım adım. Charles Darwin tarafından çizilmiş olan bir kopyasını görebilirsiniz: Burada da görebileceğiniz gibi. yaşam Darwin’in “1” olarak işaretlediği noktadan başlar ve dallanır. Günümüzde “Yaşam Ağacı”. Orta sıralarda dinozorlardan kuşların evrimleştiğini görebilirsiniz. Charles Darwin tarafından ilk defa “resmileştirilmiş” olan ve üzerinde türlerin nasıl tek bir atadan yola çıkarak günümüzdeki çeşitliliğine ulaştığını anlatan çizimdir. Bu ayıbımı hemen sonlandırmak için bu yazıyı yazmaya karar verdim. fotoğraflarla. Bunca süredir Evrim Teorisi ve Darwin’den bahsetmeme rağmen. Aşağıda. “Yaşam Ağacı’nın Evrimi”ne bir göz atalım. tek bir atadan başlayan sürüngenler familyası. oldukça karmaşık bir şekilde çizilebilmektedir. Belki hemen herkesin bildiği üzere. kök bölgesinde. Yukarıdaki ağaçta ise sürüngenlerin evrimini görmekteyiz. ağacın üst bölümlerinde dallanmakta ve farklılaşmaktadır. nasıl tasarlanır? Merhaba arkadaşlar. nasıl olur da meşhur “Yaşam Ağacı”na hiç değinmem. Görebileceğiniz gibi.

bildiğimiz haliyle “ağaç” şekilleriyle. Bu amfibilerin bir kısmı evrimleşmeye devam ederek karaya çıkarlar ve memelileri oluştururlar. Dünya’daki çeşitlilik o kadar geniştir ki ve bunlar arasında öylesine mükemmel bir evrimsel gelişim süreci vardır ki. Daha sonra balıklar amfibiler olarak ayrılır. Günümüzde milyonlarca tür bulabildiğimiz ve Biyoloji’nin ve bu bilime ait bilim adamlarının özverili çalışmaları sebebiyle bu sayısız türün birbiriyle olan evrimsel ilişkilerini bulabildiğimiz için. memelilerden devam eder ve son olarak ikiye ayrılır. akıl almaz bir resimdir. tam ortada “root” olarak yazılan yerdir. ilk canlılar evrimleşerek milyonlarca yıl içerisinde Bacteria (bakteriler). Aşağıdaki resim de. günümüzdeki kurbağalar gibi. insanları ve maymunları birbirinden ayırır. yaşamaya devam ederler. “çember” olarak çizmeye başlamışlardır “Yaşam Ağacı”nı. Ve aşağıda eklediğim resim. Bu ağacı köklerinden başlayarak takip ederseniz. Bir kısım amfibi ise. evrim basamaklarını görebilirsiniz.E V R İ M A Ğ A C I Yukarıdaki bir diğer Yaşam Ağacı çiziminde ise. canlılık tek hücreli koaservatlardan başlar. Omurgalılar dalını takip ettiğinizde. hiçbir kağıt boyutuna sığdıramayız. Bu ayrım. yazabildikleri alanı daha etkili ve verimli kullanabilmek adına. Memelileri takip ettiğinizde. Yaşam Ağacı gün geçtikçe karmaşık bir hal almıştır. muhtemelen Endosimbiyoz Kuramı dahilinde ökaryotik hücrelere doğru evrimleşirler ve ökaryotlar da inanılmaz bir dallanma göstererek günümüzdeki canlılara doğru yaklaşık 3 milyar yıllık evrim sürecini başlatır. Bunu fark eden bilim adamları. Yukarıda da bahsettiğim gibi. Ağacı “root” yani kök kısmından başlayarak. Archaea (Akealar) ve Eukarya (Ökaryotlar) domain’lerini (biyolojik sınıflandırmanın en geniş basamağı domain’dir) oluşturmuştur. Aşağıda. “ağaç” olarak değil de. örnek olarak verilen zebrayı görebilirsiniz. bunun 148 . Biyoloji’nin ispatladığı üzere. omurgalıların (vertebrates) ayrıldığı noktayı bulabilirsiniz. bu ağacın ne kadar karmaşıklaştığına güzel bir örnek görebilirsiniz: Evet. bu ağaçta da ilk canlı. daha ayrıntılı olarak canlıları görebilmekteyiz. bunlar zamanla prokaryotlara evrimleşir. Bir dal ise. Daha sonradan prokaryotlar. dışarıya doğru takip ederseniz. önce balıkları görebilirsiniz. prokaryotlar bakteriler ve arkealardır ve bunlar birbirinden ayrılarak evrimleşirler.

Dikkatli baktığınızda göreceksiniz ki. Dünya üzerindeki pek çok türü bir arada bulunduran devasa Yaşam Ağacı’na ulaşabilirsiniz.E V R İ M A Ğ A C I en muhteşem örneklerinden biridir: Bu Yaşam Ağacı’nı okumak biraz daha karmaşıktır ve bu boyuttayken hemen hemen hiçbir şey gözükmez. Ancak daha dikkatli bakarsanız ve bir büyüteç ya da yüksek çözünürlüklü yazıcı yardımıyla kağıda dökerseniz. sağ alt köşeye doğru iki ayrım görebiliriz. “saçak saçak” olmasının sebebi budur. Gözün dışının bu şekilde “kırçıllı”. gözün dışına dizi dizi. yüksek çözünürlükte basarsanız. Bu iki ayrım ise. Ancak bunu alır da A2 boyutundaki bir kağıda. alemleri okuyabildiğinizi göreceksiniz: Fungi (mantarlar). bu kolları takip ederseniz. onlarca.com/2010/10/31/yasam-agaci/ 149 . Her bir alemin sınırları dahilinde. belki binlerce defa dallanma vardır. Bu ayımın olduğu neredeyse tam olan çember. Ki bu çizim bile Dünya üzerindeki türlerin ancak %1 gibi bir kısmını kapsamaktadır. Gözün en dışına bakacak olursanız. bakterilerle arkeaları bir olarak alan ve sonradan ayıran birinci kol ve ökaryayı gösteren ikinci koldur. dip dipe yazılmıştır. Bu muhteşem Evrim sürecini. bütün ayrıntıları çok daha rahat görebilirsiniz. Animals (hayvanlar). ilk canlıyı temsil eder. Daha sonra. dediğimiz gibi yüksek çözünürlükte. gözün merkezinden dışına doğru yüzlerce. çizelgeye dökmenin ne kadar zor olduğu ortada. Bu muhteşem “göz” şeklindeki Yaşam Ağacı’nı nasıl okuduğumuza gelirsek: Gözün merkezinde. Protists (Protistalar). Plants (bitkiler). Orada aslında kelimeler yazmaktadır ancak okuyamıyoruz. ****** Yazının Orjinali: http://probablynogod. yüzlerce tür yan yana. ufacık yazılmış türleri de görebilirsiniz.wordpress.

birbirlerinden bağımsız olarak kanat evrimleştirmiştir. o zaman bu iki tür akrabadır. genom haritası çıkarılan canlıların bütün genetik özelliklerinin nükleotit-nükleotide karşılaştırılması sonucu elde edilir. İki türün genomik haritaları birbirlerine çok benzerse. Yeri gelmişken söyleyelim: Genom büyüklüğünün (toplam gen sayısının). bu iki tür yakın akrabadır denir ve bu iki türün ortak atası. İşte buna. Örneğin yarasalar ile kuşların sınıfları bile aynı değildir.” bilgisi üzerinden yola çıkarak. bütün genetik haritalarına yani genomlarına bakılarak yapılması gerektiğidir. Doğrusunu öğrenmek ise sizlerin en doğal hakkı. proteinler arası benzerlik oranlarını yayınlayabilirler. Eğer ki genetik haritalarındaki benzerlik oranı düşükse. nerelerde. gelin insan (Homo sapiens sapiens) ile başka türlerin genetik olarak benzerlik miktarlarına bakalım: http://www. canlıların toplamda karşılaştırmak için yeterli değildir. benzer protein yapıları geliştirmeleri verilebilir. işin bilimsel yüzünü anlatacağız.E V R İ M A Ğ A C I İnsan ile Diğer Canlıların Genom Kıyaslaması ve Benzerlik Miktarları Merhaba arkadaşlar. kimi zaman bir ön fikir sağlayabilse de. Çünkü bu cidden çok yanlış yerlere çekilebiliyor ve yanlış anlaşılabiliyor. hangi hayvanların genetik haritalarının çıkarıldığı ve insan ile kıyaslandığı belirtilmektedir. Ulusal Biyoteknoloji Bilgileri Merkezi’nin internet sitesidir.690 geni vardır. akrabadır ve mutlaka bir noktada ortak bir ataları vardır!) denir ve bu iki türün ortak atası.nlm.ncbi. Bu bilim adamları arasında elbette olmaz ama Evrim Karşıtları. İlk kolondaki sayılar. Örneğin Homo sapiens (İnsan) türünün 19. çoğunlukla doğrudan bir kıyaslama yapılamaz! Bu sebeple. ne gibi mutasyonlar ve değişimler olduğu ortaya çıkarılır. benzer görevlere yönelik. genetik benzerliği yüksek olan tür ile yaşayan ortak atadan çok daha eski bir dönemde yaşamıştır. Öyleyse başlayalım: İlk olarak. o türde bulunan toplam gen sayısıdır. evrimleşmişlik ya da gelişmişlikle bir ilgisi yoktur! Bu bilgi. Evrim Ağacı açısından çok uzak akrabalar olsa da. iki türün genetik akrabalık oranlarının. Bir kısım gen kontrol grubu olmaları nedeniyle 150 . Proteogenomik gibi proteinlerin genetik özelliklerini inceleyen bilim dalları. Bu bilgiler. Bu durumda proteogenomik kıyaslamalar sonucu. diğer canlılarla olan ortak atalarına göre daha yakın bir zamanda yaşamıştır ve bu iki tür. bu ortak atadan daha yakın zamanda farklılaşmıştır / evrimleşmiştir / türleşmiştir. genetik bakımdan %99 benzermiş. bütün genler birbiriyle karşılaştırılır. Bu sitede görebileceğiniz üzere. Buna bir diğer örnek olarak d. Bugün sizlere şu meşhur “İnsan ile şempanzeler. Şimdi. bu iki tür.gov/homologene Yukarıdaki site. Sonrasında da.nih. genetik benzerlik oranları. birbiriyle alakasız olan türlerin. birbiriyle uzak akraba olan türler. nükleotit nükleotide. ancak ikisi de. doğrudan genom büyüklüğüne bakmak doğru değildir! Tablodaki ikinci sıra. bu değişen genler ile sabit kalan genler hesaplanır ve türler arası akrabalık ilişkileri ve ortak atadan ne kadar geçmiş zamanda ayrıldıkları ortaya çıkarılır. gruplanan (incelenen) genleri göstermektedir. yakın akrabalarmış gibi lanse edilebilecektir. Danio rerio (Zebra) türünün 26. İşte bu şekilde yapılan genomik kıyaslamalar sonucu. Çünkü “convergent evolution” (yakınsak evrim) dediğimiz bir olay vardır: Bu olaya göre. gerçekleri çarpıtmak amacıyla bu yola başvurabilirler. birbirinden bağımsız olarak benzer özellikleri/molekülleri evrimleştirebilirler. ancak uzak akrabadır (unutmayın ki tüm türler birbirleriyle yakın ya da uzak da olsa. yakınsak evrim denir.943 geni varken. Sizlerin bilmesi gereken.

nationalgeographic. farklı yöntemler izleyerek benzerlik oranları bulmaktadır. html. araştırmacıların ne kadar tutucu (conservative. çok yakın akraba iken. bir plazmodyum ile insanın ortak atası. sonucu etkilemez. titizlik oranını verir) olduğuna bağlı olarak değişir. Çok tutucu olan araştırmacılar. Yüzdeleri bulabilmek için.E V R İ M A Ğ A C I ya da farklı bazı sebeplerle gruplanmamaktadır. aralarındaki benzerlik oranına bakabiliriz. iki türü kıyaslayıp. benzerlik oranını vermektedir. bundan yüz milyonlarca yıl önce 151 .html) Bu sonuçlara göre.com/news/2002/09/0924_020924_dnachimp. Zaten bilimsel olarak insan ve şempanzelerin benzerlik oranı. Bu. gruplanan genler içerisinde homolog (benzer) olanları göstermektedir. Yukarıdaki örnekte şempanzeler ile benzerliğimiz %86 çıkmaktadır. daha net sonuçlar bulacaktır. Unutulmaması gereken bir nokta şudur: Her araştırma grubu. Son sütun ise. Yöntem şöyledir: Örneğin Homo sapiens ile Pan troglodytes (Şempanze) türlerini kıyaslamak için: (15980 / 18431) * 100 işlemi yapılmalıdır. bir aralık olarak verilmektedir. bir diğer araştırma: http://news. Evrim Ağacı basamaklarında aşağı inildikçe. (Konuyla ilgili bir araştırma: http://news. %85-98 olarak verilmektedir. insan ile diğer türlerin arası açılmaktadır. Bu sebeple.nationalgeographic. Çünkü bir şempanze ile insan. Çıkan sayı.com/news/2005/08/0831_050831_chimp_genes.</span> Bu durum. insanın şu türlerle benzerlik oranları şöyledir: Homo neanderthalensis (Neandertal İnsanı): %98-99 Pan troglodytes (Şempanze): %86-98 Pan paniscus (Bonobo): %88-96 Canis familiaris (Köpek): %86-90 Bos taurus (Sığır): %75-87 Mus musculus (Ev Faresi): %70-85 Rattus norvegicus (Sıçan): %72-87 Gallus gallus (Tavuk): %57-68 Danio rerio (Zebra): %74-78 Drosophila melanogaster (Meyve Sineği): %37-45 Anopheles gambiae (Sivrisinek): %36-44 Caenorhabditis elegans (Yuvarlak Solucan): %24-28 Schizosaccharomyces pombe (Fisyon Mayası): %14-18 Saccharomyces cerevisiae (Ekmek Mayası): %21-24 Kluyveromyces lactis (Kluyveromyces Mayası): %21-24 Eremothecium gossypii (Mantar): %18-22 Magnaporthe grisea (Pirinç Mantarı): %32-36 Neurospora crassa (Ekmek Mantarı): %31-35 Arabidopsis thaliana (Turpgiller’den): %50-65 Oryza sativa (Pirinç): %45-62 Plasmodium falciparum (Plazmodyum): %1-5 Gördüğünüz gibi. <span class=” fbUnderline”>benzerlik oranları tek bir sayı ile değil. araştırmacıların hata payları ve yöntemleri göz önüne alınarak. Ayrıca benzerlikler kullanılan alt türlere göre de değişim gösterebilecektir.

giderek azalmaktadır. En nihayetinde o koldan ayrılan kol.gov http://www.com/nature/journal/v437/n7055/full/nature04072. ne tip yöntemler izlendiği. insan ile şempanze genleri. ********* http://www.org/wiki/Bonobo http://en. yukarıda belirtilen aralık dahilinde benzerdir ve bu.E V R İ M A Ğ A C I yaşamıştır.org/content/328/5979/710 http://www.nlm.org/wiki/Human_evolutionary_genetics http://en. Ancak şu apaçık bir gerçektir ki. yakın akrabalık ilişkisi göstermektedir.wikipedia. insana kadar gelecek olan kol (lineage) plazmodyumdan ayrılmıştır.wikipedia. doğal olarak.com/nature/journal/v437/n7055/full/nature04072. ancak arada yüzlerce. Hangi genlerin kıyaslamada kullanıldığı. vb.nature.ncbi. çok önem arz etmektedir. Bu şu demek değildir: İnsan. milyonlarca tür farklılaşıp o koldan ayrılarak evrimleşmiştir.org/wiki/Neanderthal 152 . birbirinden çok daha önce farklılaşmıştır.html http://www. çünkü insan ile bu türler. plazmodyumdan ayrılarak evrimleşmiştir. metodoloji. Ve bir diğer nokta. Ve diğer türlerle olan benzerlik de. binlerce. daha fazladır.sciencemag. Bu sebeple aralık hesabı çok önemlidir.nature.wikipedia. Hayır. üzerinde daha çok çalışılan canlılara ait bulgular.nih.html http://en. “maymunsular” koludur ve bunlardan biri de insandır.

Bu farklı ve kendisine has özellikler.E V R İ M A Ğ A C I Evrimsel Biyoloji’de Bir Canlının “İlk” Bireyi ve “Ara Tür” Kavramı Hakkında Arkadaşlar merhaba. Bu notu bir soru üzerine değil.facebook. Bu notumuz oldukça kısa. genel olarak popülasyonlardır. genel olarak popülasyonların belirli ve genellikle önceden saptanılamaz yönlere doğru değişmeleridir. Evrim. tek tek bireylerin bazı özellikleri açısından Doğal Seçilim ile zamanla elenmeleri sonucunda. sıklıkla karşılaşılan bir yanlış olarak gördüğümüz için hazırlıyoruz. Hemen söze girelim: Aslında hazırladığımız şu fotoğraf.171713289553421. anne ve babasından farklı bir birey olarak doğar. Hiçbir zaman.php?fbid=171713299553420&set=a. “İlk Balık”. doğa karşısında sınava tabi tutulur ve başarılı olursa. son derece yavaş gelişen bir süreçtir ve evrimleşen canlılar tek tek bireyler değil. öyle veya böyle genetik bir materyalle. Evrim. 153 .41880. gerçekten anlaşılması gereken en önemli noktalardan biridir. Böylece kendisindeki genetik malzemeyi yavrularına aktaracaktır. evrimleşmez. adım adım değişirler. Çünkü bir birey. kendisi de üreyebilecektir. Bu zincirin binlerce nesil sürmesi sonucu canlılar. insana dönüşmemiştir. Bu. öncelikle onu okumanız gerekir: https://www. ancak “İlk İnsan”. bireysel olarak bir insansı.163940083664075&t ype=1 Bu fotoğrafta da görüldüğü gibi.com/photo. bütün olayı özetlemektedir. “İlk At” gibi tabirler kullanarak size sorular yönelten ya da söylediklerinizi çürütmeye çalışanlara doğrudan gösterebileceğiniz bir kaynak olacak. Hiçbir zaman tek bir kurbağa evrim geçirip başka bir canlıya dönüşmeyecektir. Asla tek bir birey.

temelde. hayallerindeki hatalı Evrim imajını aktarabilmek için “ara tür” kavramını ileri sürmüşlerdir. Evrim Karşıtları. çünkü Evrim çok yavaş gelişir ve o geçişi ayırt etmek mümkün olmaz. Oturulan yerden “onunla bu arasındaki ara tür nerede” diye sormak kolaydır. Bu sonsuza kadar böyle devam edecektir. daha doğrusu her popülasyon. Aslında her canlı. Bir diğer nokta. ata türlere oldukça benzedikleri bir şekilde gerçekleşir. bu saçmalığın. her canlı arasında bir geçiş türü ararlar. Binlerce bilim insanının özverili çabaları ve yıllarını harcamaları sonucu. günümüzdeki bütün modern canlılar da dahildir. Örneğin bir ördek ile bir timsah arasında. hiçbir koşulda ilk X canlısı diye bir kavramdan bahsedemeyeceğimizi anlarız. istedikleri gibi hedefe ulaşmasıdır: İki canlı düşünelim: A ve C diye isimlendirelim. Onlardan bir kısmını bulduğunuzda.E V R İ M A Ğ A C I İşte bunu anladığımız zaman. Ancak onlar. Biraz açıklayalım: Dediğimiz gibi. Evrim son derece yavaş gelişir ve 80 yıllık insan ömrü. Türleşme yazı dizimizde açıkça ortaya koyduğumuz şekilde. Yani her 1 milyon canlıdan 1 tanesi fosilleşebilmektedir. her canlı. Bir insansı nerede biter. Zaten “ara tür” yanlış iddiasının kökeninde yatan nokta. Evrim Karşıtları’nın sorguladığı B “ara türü” bulunmuş olsun. bunun anlaşılmamasıdır. insan zekasına bir hakaret ve bilime saygısızlıktır. nerede bir insan başlar. Ayrıca “ara tür” diye bir kavram bilimsel olarak yoktur. Evrim Ağacı kavramını anlamayan bireyler. Buna. bu da bilinemez. Bunlar arasında bir geçiş türü arıyoruz (bunlar. İlk susal dört ayaklı hangisiydi ve hangi noktada karaya geçiş tamamlandı. burada durmayacaklardır: A ve B arasındaki ile B ve C arasındaki geçişi de soracaklardır. türleşme ve evrimleşme çok yavaş gerçekleşen ve her yeni türün. Bu insanların yanıldığı nokta. her iki nokta arasında bir geçiş türü vardır ancak Jeoloji’de kullanılan şu kural unutulmamalıdır: Her 1 milyon bireyi bulunan bir popülasyonun istatistiki olarak sadece 1 bireyi fosilleşir. Ara tür diye bir kavram. 154 . bilime katkı sağlamaktır. Toparlarsak: Hiçbir canlının “ilk bireyinden” bahsedilemez. Bu sebepledir ki fosil bulmak zor ve zahmetli bir iştir. fosilleşme kurallarını bilmemeleri ve aslında temelde. Önemli olan. Onlara göre her iki canlı arasında bir ara tür bulunmalıdır. yeni açılan boşluklar sorulmaya başlanacaktır. insanın bu değişimleri algılamasına yetmeyecek kadar kısadır. kendisinden bir önceki ve bir sonraki türler arasındaki bir geçiş türüdür. örneğin insansılarla insanlar olsun). Bu. apaçık bir saçmalık. ara türler teşkil eder. Bu doğru değildir. Evrim Karşıtı insanların Evrim’e saldırmak için ve hayalgüçleri dahilinde canlandırdıkları yanlış Evrim imajını tatmin etmek için uydurdukları ve daha sonra bilim insanlarının onların bu iddialarına cevap vermek için onların dilinden konuşmaları sonucu bu kavramın dilimize yerleşmesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Evrimsel Biyoloji’de yoktur! Bu. Evrim’in hiçbir zaman böyle bir iddiası olmamıştır ve olmayacaktır. “ör-sah” ya da “tim-dek” gibi bir canlı bulunmalıdır. birbiriyle akrabalığı bilinen canlılar olsun. Evet. bu ayırt edilemez. Evrim’i kabul etmek istememeleridir.

“hayvandan hayvana geçiş” değildir. bırakın bir ya da birkaç türü. Sadece bir krallığa (kingdom) kısıtlandırmak. sorunuzun da cevabını ortaya çıkarmaktadır. Ancak demek istediğinizin “her hayvanın kendisinden önceki hayvanlardan evrimleştiği” olduğunu düşünüyoruz. Sadece ışığın daha şiddetli olduğu yönü algılamayı sağlar. bir gerçek olarak “biliyoruz”. mantar ve hayvan olmayan tüm ökaryot canlılar. Yani elimizde.. yerinde olmuş. Açıkçası bunu görebilmeniz. ayrıca meraklı olmak da her zaman iyidir. O açıdan tebrik ediyoruz. bir bitki gibi fotosentez yapabilmektedir. Science Daily’de 20 Haziran 2007 tarihinde yayınlanmış bir makale.. doğada sadece bakteriler vardır. tıpkı bir hayvan gibi aktif hareket ile ışık kaynağına yaklaşabilir ve tıpkı bir bitki gibi fotosentez yaparak besinini üretebilir. Sayfamız üyelerinden Sayın Mustafa Türkmen bize çok güzel bir soru yöneltti: Evrim hayvandan hayvana geçiş ise bitkiler nasıl oluştu? Yok bitkiye geçiş varsa neden bitki hayvan ara geçiş formu yok ya da neden bazı hayvanlar azda olsa fotosentez yapamıyorlar? Neden bazı hayvan hücrelerinin kloraplastı yok? Ilginiz için şimdiden Teşekkürler.. şu şekilde tanımlanır: “Bitki. Ancak merakınızı elbette gidermek bizim görevimizdir. İlk olarak güzel bir düzeltme yapmışsınız. Örneğin çok meşhur bir protista olan Öglena (Euglena). bitkiler ile hayvanlar arası geçiş yapan devasa bir alem vardır.. iyi okumalar: Sayın Mustafa Türkmen. Zira bilimde “inanç” olmaz.5 milyar yıl önce. Hayvanlar ve bitkiler. Doğada bulunan 155 . Aynı zamanda bu ökaryotik tek hücreli canlıların pek çok türünde “göz noktası” denen bir organel yapı bulunur.. kesinlikle yanlıştır. biz Evrim Kuramı’nı “kabul ediyoruz”. Tıpkı Yer Çekimi gibi. protistalarda da. Protistalar dediğimiz krallık. Ortak ataları.. Biz Evrim’e “inanmıyoruz”. ne bitkiler ne de hayvanlardan bahsedilebilir. en ilkel göz olarak görülmektedir ve ışığa duyarlıdır. Bir algden örnek verelim.. bitkilerde de görülür. Evrim.” Çünkü bu krallıktaki (alemdeki) canlıların çoğu hem bitkilere ait hem de hayvanlara ait özelliklere sahiptir. ne de bitki.E V R İ M A Ğ A C I “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” Merhaba arkadaşlar. resmi olmayan dilde. Bu noktada bir yanlışınızı düzeltmekte fayda var: Evrim. umarız faydalı olmuştur. bu soruya o kadar çok önce cevap verilmiş ve o kadar çok geçiş örneği bulunmuştur ki. Bizim cevabımız ise şöyle oldu. sorunuzun cevabına gelelim: Aslında soru her ne kadar güzel olsa da. öyle eski zamanlarda birbirinden ayrılmıştır ki. :) Şimdi.. Bu yüzden de sizi tebrik ediyoruz. “bilgi” olur. Zira bundan yaklaşık 3. malesef ilgi çekiciliği kalmamıştır. Bu nokta. arkebakterilerde de. Öglena da bunu kullanarak daha bol ışığa yönelebilir. bazı bakteri türleridir. bakterilerde de. ortak ataları ne hayvandır.

5 milyar yıl kadar öncesine dayanmaktadır: Minik bakterilere. Chlamydomonas reinhardtii isimli bir yeşil alg türü. Yani bitkilerle hayvanlar arasındaki geçiş türleri yok olmamıştır.sciencedaily. mantarlar da ilginç bir geçiş olarak karşımıza çıkmaktadırlar. soyu tükenebilir de.sciencedaily. protistalar gibi alemleri oluşturmuştur.com/releases/2007/10/071011142628. bitkiler gibi sabit olmakla birlikte. Ancak iki dev alemin ortak atası. avlanan (heterotrof) türlerdir. http://www. Hayvanlar. tıpkı hayvanlar gibi. genel olarak serbest hareket edebilen. Aşağıdaki bağlantıda daha fazlasını bulabilirsiniz: http://www. hem de bitkilere ait genleri taşımaktadır. 156 . Ancak mantarlar. günümüze kadar bir kol hayvanlar alemini. Mantarlar.htm Aynı sitede yayınlanan bir diğer makaleye göre.E V R İ M A Ğ A C I bazı alg türleri. kendi besinlerini üretemezler. besinlerini vücutları dışarısında sindirirler (dışarı salgı) ve sonra parçalanmış besinler “yerler”. Bitkiler ise genellikle sabit olan ve kendi besini üreten (ototrof) türlerdir. bir kol bitkiler alemini oluşturmuştur. bundan 3. Burada farklılaşma başlamış. Yani hem kendi besinlerini üretebiliyorlar. Bu. Ancak arada kalan türler de mantarlar. hem de avlanabiliyorlar. hem hayvanlara.com/releases/2007/06/070619182508. ortak atalarından beri hayatta kalabilmesiyle açıklanabilir.htm Bunun yanıısra. hala aramızdadırlar. “mixotroph” dediğimiz ve hem ototrof. hem heterotrof beslenme biçimlerine sahipler. Bildiğiniz üzere türleşme gerçekleştikten sonra ortak ata hayatta da kalanabilir.

” Bu iki soruyu birleştirerek. Bunun arkasında yatan emel. Darwin Doğal Seçilim’i birikerek ilerleyen bir mekanizma olarak tanımlar. Çünkü Doğal Seçilim. genlerin. Dolayısıyla. şu bilgiyi vermekte fayda vardır. topluluğun genelinde meydana gelir. Evrim Ağacı olarak ortak bir cevap vermek istiyoruz: Sayın okurlarımız. bir organizma dahilindeki genlerin tek amacı. Ancak unutmamak gerekir ki çevre koşullarının değişimi. Bencil Gen’lere girmeden önce söylemek gerekir ki. Bu teoriye göre. tanımlanmış bir zaman aralığında. 2. dışarıdan baktığımızda. Evrimin gen merkezli yorumuna karşı yazılmış bir kitap olması ilgimi çekti. bireyin “inclusive fitness” (dahili fit olma) durumlarını korumalalarıdır. Stephen Jay Gould. Doğal Seçilim’in sıçramalar yaparak ilerlediğini savunur. yukarıda bahsettiğimiz ve organizmalar arasınd ortama en çok adapte olanın seçilmesiyle ilgili olan Doğal Seçilim. Bu konu hakkında bilgi edinmek istememin iki nedeni daha var. basamak basamak. Evrim. Sayın Bersis İnan’ın sorduğu soru bilim dünyasında tartışılıyorken yeni bir şık ortaya kondu: Ne birey yararına ne de toplum. Dolayısıyla. si yakın zamanda Boğaziçi Üniversitesi tarafından basılmış olan “Evrimin Dört Boyutu” adlı kitap. Dawkins’in teorisi. Doğal Seçilim’in nasıl çalıştığını açıklamayı hedefleyen teorilerden yalnızca bir tanesidir. hepsi genlerin yararına! Hazır bu konuya yakın bir soru sorulmuşken bencil genlere değinilmesi çok yararlı olacaktır. Doğal Seçilim. o ortama en çok adapte olan bireylerin “çıkarına” çalışır. Dawkins ise. sonrasında ise Bencil Gen kavramıyla Doğal Seçilim’in işleyişini açıklamaya çalışır. Şimdi. mümkün olduğunca fazla sayıda çoğalmak. bireyleri tek tek eler ya da seçer. Bu eleme ve seçilimin var olma sebebi. İşte bu bireyler. oyun teorisi ile ilişki kurulabiliyor ve günümüz biyolojisine katkısı büyük. temelde Doğal Seçilim’in bireylerin mi yoksa toplumun mu yararına çalıştığını söylememiz çok doğru olmayacaktır. 1976 yılında Richard Dawkins tarafından “Gen Bencildir” isimli kitabında ortaya atılmış Bencil Gen Teorisi’ne bir göz atalım: Bu teoriye göre. organizmanın yararına ya da zararına olmasından bağımsız olarak. bireyler tek tek evrimleşmezler. genler sürekli olarak çoğalmayı hedefler. 1. bazı bireylerin hayatta kalmakta ve/veya üremede daha başarılı konumda olmalarıdır. sabit çevre koşullarında. gelecek nesillere kendilerini daha güçlü ya da ortama adapte kılan genleri yavrularına aktarabilirler. Bu amaçla. hiçbir zaman genlerin kendilerini kopyalama konusundaki seçilime 157 . Doğal Seçilim’in “çıkarına” çalıştığı birey gruplarını da tam tersi yönde değiştirebilir. Kısacası heyecanla cevabınızı bekliyorum. genelleme yapmak doğru olmayacaktır.E V R İ M A Ğ A C I “Bencil Gen” nedir? Sayfamız okurlarından Sayın Bersis İnan şöyle bir soru sordu: “Doğal seçilim bireyin çıkarına (aklıma başka kelime gelmedi) göre mi yoksa topluluğun çıkarına göre mi çalışır?” Bir başka okurumuz olan Sayın Kubilay Meşe ise şöyle bir soru sordu: “Merhaba sevgili Evrim Ağacı üyeleri!! Bugün hakkında ayrıntılı bilgi istediğim konu bencil genler. Son zamanlarda Richard Dawkins’in ortaya attığı bencil gen kavramı bir yana. Ayrıca burada. Ayrıca bencil gen kuramı çok geniş. si “mem”ler hakkında bazı soru işaretlerinin varlığı. yani kendisini kopyalamaktır. önce Kör Saatçi benzetmesini yapar.

Bilim insanları arasındaki bu tatlı tartışmalar. Dawkins’in gen ile organizma arasındaki ilişkinin önemini göz ardı ettiğini ve her şeyi gen merkezli açıklamaya çalıştığını savunmuşlardır. 158 . Hayatımızda ve günlük yaşantımızda etrafımız sayısız mem ile çevrilmiştir: Yemekte çatal bıçak kullanımı. her çeşit fikir. Bu. tamamen genler için çalıştığını vurgulamaktadır. Bu tip “bilgi kodlarına”. Oyun Teorisi ile bir bütünlük sergilediği için matematikçiler tarafından da desteklenmektedir. Bu yüzden Dawkins onları “bencil” olarak tanımlamıştır. Bu teori ile. bazı ahlaki ve etik sorunların da doğduğu düşünülmektedir. pek çok karşıtı da doğurmuştur. kendilerinin çoğalmasına engel olmadığı müddetçe. başka bireylerin genlerinin çoğalmasına izin vermeye meyillidir. Fakat bu teori. her ne kadar yoğun bir heyecan yaratsa da. Çünkü genlerin en nihayetinde amaçları çoğalmak ve daha fazla çoğalmaktır. Dawkins’in iddiasına göre memler (yani sosyal ve kültürel içerik) bir sonraki nesillere aktarılabilmektedir. atalardan torunlara geçirilen memlerden ibarettir. ve benzeri olabilir. Çünkü pek çok biyolog. Memler. daha genel bir teorinin en doğru sonucu vereceğini düşünmekteyiz. inanıyoruz ki bilimin ilerleyişini tetikleyecektir. ne organizma. “sosyal fedakarlık” (altruism) kavramını güzel bir şekilde açıklayabildiği için. Dawkins mem (İngilizce: meme) adını vermiştir. bilim adamlarınca desteklenmektedir. Çünkü her birinin oldukça güçlü dayanakları ve ispatları bulunmakta ve hiçbirini tamamen çürütmek mümkün değil. Bencil Gen kavramı. Evrim Ağacı olarak bu teorileri bir çatı altında toplayan. Yani genler. Ancak karşıtların da. organizmadan da önemlidirler.E V R İ M A Ğ A C I baskın gelemez. Diğer nokta ise. gelenek. Dawkins’in de kabul ettiği iki nokta vardır: Doğaya adapte olmayı sağlayan genler seçilir ve yayılırlar. gruplar halinde yaşamanın canlılara avantaj sağladığıdır. Kısacası Bencil Gen kavramı. tüm Doğal Seçilim’in. Bencil olan genlerimiz. düşünce. düğün geleneği. sosyal davranışlarımızın da bu şekilde yayıldığını ve bencil bir şekilde kendilerini “ürettiklerini” ileri sürmüştür. Ayrıca Dawkins iddasını sadece bununla sınırlamamış. Bu konuda tartışmalar hala sürmekle beraber. ne birey. dinler ve Tanrı fikri.

Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. gelişimi yeterlidir. evrim geçirdiği takdirde kazanacağı “ödül” ile evrim geçirmek için harcayacağı enerji ve emek toplamının kıyaslaması sonucunda alır. Evrimin bir yönü yoktur. onu sağlamak üzerine bir baskı vardır. Pek çok bilimde kullanılan bu tabiri Biyolojik anlamıyla kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bir canlı. bir de az önceki açıklamaya dayalı cevap vardır. “üremek” de son derece kapsamlı kavramlardır ve aslında bu kelimeler altında pek çok anlam yatmaktadır. Bu sayede şu soruya da cevap verilebilir: “İnsanlar neden uçmuyorlar. keskin dişlerin. Tabii burada insan örneğinin komik durduğunu hatırlamakta fayda var. Açıkçası bu sorunun gelmesinin sebebinin.” diyerek kestirip atılabilir. doğa evrime zorlar. buna eğilimi olan insanlar varsa bile. evrim geçirmek için harcanacak enerji ve emeğe değmesi ve ondan kat kat fazla olması gerekliliğidir. doğa onları eler. Bu sebeple de. şefkat . Çünkü “hayatta kalmak” da. baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. Hata. bu belki iyi olabilirdi ancak bunu geliştirmek için harcayacağımız enerji ve vereceğimiz emek.E V R İ M A Ğ A C I “İnsanlar neden uçamaz?” vb. o anda doğa neyi gerektiriyorsa. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. canlının iki seçeneği vardır: Değişmek veya yok olmak) “trade-off ” diyoruz. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)” Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. “Pençelerin. bu şekilde bir cevap vereceğiz: Sayın Bersin İnan. vb. hayat amaçlarımızı tam olarak anlayamamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. hukuk. İkisinin de içeriği önemli olduğu için. Ancak bunlara bu kadar yüzeysel bakmak çok doğru değildir. Çok güzel bir noktaya parmak bastığınızı belirterek konuya girmek istiyorum. daha güzel bir örnek olabilir. evrim sonucunda alınacak ödülün. kolay başarılan bir durum değildir. adalet. Ancak aynı örneği filler için düşünürseniz. 159 . memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. Dolayısıyla bu arka planda kalan anlamların açıklanmasında fayda vardır. Biraz açayım: Dünya üzerindeki bilinen bütün canlıların 2 ana amacı vardır: Hayatta kalmak ve üremek. sorulara cevap! “Trade-off ” nedir? Evrimsel açıdan “hayatta kalmak” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti: “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. Hatta Biyoloji’de biz bir canlının evrim geçirmekle geçirmemek arasındaki “tercih durumu”na (aslında bilinçli bir tercih değildir. evrim geçirmekle yok olmak arasındaki “zorunlu kararını”. Evet... madem evrim hep iyiye doğru evrimleştiriyor?” Bu soruda bir hata. İlkinden başlayalım: “Hayatta kalmak”. sevgi. Ancak hiçbir evrim. Cevap ise şudur: Çünkü insanların uçmaya ihtiyacı yok.vicdan.. karşılığında alacağımız ödüle asla değmez. Yani bir canlının yok olmak yerine evrim geçirmeyi tercih etmesinin arkasında yatan sebep. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. Eğer bu olguya yüzeysel bakılırsa. evrimin yönüyle ilgilidir.

arkasında devasa değişimleri barındırabilir. Dolayısıyla. sonra kalp dolaylarından inen ve aynı yolu geri yukarı çıkarak gırtlağa ulaşan ses sinirlerinin bu durumu. diğer uzuvların çalışma biçimleri. her özelliği evrimleştiremez. şu noktayı açıklamaktır: Bir canlının bir özelliği evrimleştirmesi. diğer uzuvlara düşen yük miktarı. İşte bu sebeple. ister uzun ister kısa. denge merkezleri.. boğazdan aşağıya inen. Marjinal maliyet. halihazırda bulunan yolu uzatmasını gerektiriyor. kasların dizilimi ve miktarı. Bir örnekle açıklayalım: Bir ayının pençesinin ilk evrimleştiği ya da gittikçe güçlendiği bir durumu düşünelim. Sorunuza verdiğimiz ikinci cevaba aşağıdan ulaşabilirsiniz: http://www.E V R İ M A Ğ A C I Şimdi. ancak bu bir diğer yazımızın konusu olsun. konumuza geri dönecek olursak. ancak bireylerin değişimlerinin kolektif etkisinden kaynaklanmaktadır. “hayatta kalmak”. Bu sebeple de. anlık bir durum için yapılan harcamalar diye tanımlanabilir.. Marjinal maliyeti düşük olan değişimler doğal seçilim tarafından seçilir. birikimli seçilimle açıklanabilir. var olan sistemlerini destekleyecek şekilde evrimleşmiştir. onun bütün sistemini ekleyebilecektir. her canlı. Örneğin zürafaların beyinden çıkan. birikimli bir seçilim süreci bazı durumları mekanik olarak engeller. küçük değişimlere bağlı zincirleme büyük değişimleri gerektirir. Bunun sebebi. Bu da “ilerde uzunca bir yol oluşturabilecek sinirin” yolunu değiştirmeni değil. değişecek ve yeni duruma göre evrimleşmeleri gerekecektir. Bu evrime gerçekten ihtiyacı olması ve bunu yapabilecek gücü olması gerekir. adım adım kemik yapısı. tendon yapısı. Bu evrim sırasında var olan ayı popülasyonundaki ayıların morfolojik ve hatta biyokimyasal yapıları. Umarız açıklayıcı olmuştur. Bu noktayı atlamamak ve anlamak çok önemlidir. Tabii bu noktada şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Burada her ne kadar evrim sanki bireylerin üzerinde gerçekleşiyor gibi anlatıyorsak da. yani bir bütün olarak organizmayı etkileyebilecektir. tanrısal bir yaratım ustası değil”. Sonuçta “canlı cimridir” ilkesi (:D) uyarınca canlının en az maliyetli olan işi yapmasını bekleriz. Uzun lafın kısası. Zürafanın siniri örneği ile birleştirirsek marjinal maliyet bize şu sonucu verir: Evrimsel süreç içinde uzayan boyna bağlı olarak baş gövdeden ayrı durmaya başlamaktadır. “daha gelişmiş” bir pençeyi destekleyecek şekilde değil. Canlı cimridir. “daha sıkı”. “hayatta kalmak” kavramına yüzeysel bakmamız gerektiğinden ve “tradeoff ” kavramından bahsettik. ilk bakışta son derece sıradan gözüken bir evrimsel basamak. beynin bu güçlü pençelere yönelik durumu ve hatta daha güçlü pençelerden dolayı. Yani “daha güçlü”. vb.evrimagaci. anlık maliyet hangi durumda en azsa o yolu seçiyor.org/soru-cevap/acima-ve-sefkat-bireye-zarar-verdigi-halde-neden-evrimlesmistir-evrimselacidan-uremek-ne Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz: Ayrıca evrimin birikimli bir şekilde süreğen hal aldığını bilmek gerekir. Değerli bir bilim adamı şöyle demiştir: “Doğa olağanüstü bir lehimcidir. 2. iskelet yapısı. eğer ki ayının pençeleri güçlenecekse. Yani canlı marjinal düşünüyor. Aslında “türleşme”nin kökeninde yatan olgulardan biri budur. evrim genel olarak popülasyonun tümünde. Fakat hazır bu konuya girmişken “marjinal maliyet” durumunu da açıklamam gerekiyor. fakat bu uzaman uzun zaman sürecinde gerçekleşir. bu iskelete bağlı olarak dolaşım ve sinir sisteminin konumu. 160 . Sonuç olarak şunlara ulaştır: 1. Birikimsiz bir gelişim sürecinde her türlü değişim beklenebilir iken.

Doğal seçilim birikimli gerçekleşir. gerçek başparmağı varken bileğini çıkıntısını parmak gibi kullanan pandalara neden olur Temel sonuç: Doğa mükemmel değilken bile en iyisidir. 161 . gereksiz yerden dolanmış testislere.E V R İ M A Ğ A C I 3. 4. eski değişimler tamamıyla silinmez. Bu da karmaşık sinir yollarına.

vicdan. bu kavramlara yüzeysel bakmak. Aynı durum. kendi çıkarları değil. “hayatta kalmak” ve “üremek” kavramlarının göründüğü kadar basit kavramlar olmadığını ve bir “trade-off ” durumunu beraberinde getirdiklerini anlatmıştık.. açıkçası ilk ve yüzeysel bakışta önemsiz gibi görülebilmektedir. sevgi.. Evet. Çünkü hayat amaçlarını yerine getirmiştir. çok ciddi bir yanlışa düşmek olacaktır. yavrular çok daha kolay av olabile- 162 . konu başlığımızda yazan ve okurumuzun sorduğu soruların tümüne cevap olmaktadır. “şefkatli” olması.org/soru-cevap/insanlar-neden-ucamaz-trade-off-evrimsel-acidan-hayatta-kalmak İkinci cevabımız ise aşağıdaki gibidir: Sayın Bersin İnan. Dolayısıyla. türün genel anlamda devamlılığını sağlayacak şekilde “seçim yapacaktır”. şefkat . genel olarak “tür”ün çıkarının korunmasıdır.evrimagaci. konumuzun başlığını içeren ve bireylerin kendisine zarar veriyormuş gibi gözüken. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. hukuk. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. Ancak eğer ki yavrusunu beslemezse. İşte bu nokta. Burada tek çıkardan söz edilebilir: Var olmak ve var olmayı sürdürmek. Ancak durum bu kadar basit değildir. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)” Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. Aslında canlıların bu iki amacı taşıma sebepleri. bir anne bireyin hayatını riske atabilir. Dolayısıyla Doğal Seçilim. baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. Dünya’daki tüm canlıların temel amaçlarından ikincisi olan “üremek” kavramı için de geçerlidir. “üreme çağına gelip üreyene kadar” hayatta kalmasıdır. Dolayısıyla bir organın ya da yetinin evriminin arka planında gerçekleşenleri çok dikkatli incelemek gerekmektedir. halbuki popülasyon geneline çok önemli faydalar sağlayan “şefkat” ve “acıma” gibi duyguların evrimi ve genel olarak. adalet. Sorunun ilk cevabına aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www. zira yavrusunu korumak pahasına av olabilmektedir ya da kendisi az beslenmekte/üreyebilmektedir. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. Başarıyla üredikten sonra ölmesi.E V R İ M A Ğ A C I “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti: “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. Sorunuza ilk cevabımızda. Bir canlının var olduktan sonraki ilk yapması gereken şey hayatta kalmak ve aslında biyolojik açıdan baktığımızda.. sadece bireylerin tek tek var olmasını değil.

Eğer ki bireyin fedakarlıkları. Bunları söylememin nedeni akraba seçilimi denilen olayda bizlere yardımcı olmalarıdır. kardeşiyle 1/2. Ancak bu da. Kuzeniyle arkabalığı1/8. üremeyi sadece bireysel üreme olarak algılamak doğru değildir. ancak erkekler genellikle yuvayı bırakarak üremeye devam ederler -tek eşli olmayan canlılarda. Dolayısıyla. Ancak anne yavrusu ile %100 akraba değildir. tıpkı tavuskuşunun kuyruğu konusundaki doğal seçilim/ cinsel seçilim dengesi gibi bir dengeye tabiidir. ikiz kardeşiyle 1/1 dir. Kimi zaman bireyler. Evrim Ağacı’nın yaptığı yorumlarla beraber ele alındığında. Doğal Seçilim bu duruma engel olacak ve fedakarlık oranını ayarlayacaktır. Sayın Bersin İnan’ın soruları ve bunun gibi başka sorular gün ışığına çıkacaktır. 163 . Dolayısıyla her zaman daha şefkatli olmaya yatkın anne bireyler (ve kimi zaman erkekler de. toplumun faydası için kendilerinden fedakarlıklarda bulunabilirler. Annenin veya babanın yavrularına yaptığı yardım aslında kendi genlerine yaptığı yatırımdır. Akraba seçilimi ve bencil gen kuramları ile düşünüldüğünde. genlerinin % 50 si yavrudadır. Çünkü şefkatli bir anne tarafından yetiştirilen yavrular daha kolay hayata tutunabileceklerdir ve bu zincir sürekli olarak devam edecektir.E V R İ M A Ğ A C I cektir ve türün devamlılığı tehlikeye girecektir. şahsi menfaatlerini zorlamaya başlar ve onun fitness’ını bozacak yönde etkilemeye başlarsa.bu bir nevi dengeleyici rol oynar tür içerisinde) Doğal Seçilim tarafından korunacaktır. Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz: Ayrıca burada bencil gen kuramı yardımı ile bir yorum yapılabilir.

ilk çok hücreli canlılar yumuşak vücut formlarıyla evrimleşmiştir. Peki böylesine büyük bir türleşme. Kambriyen Patlaması denen ve aslında bir metafor olarak kullanılan olaydır. Evrimsel Radyasyon (Evolutionary Radiation) diyoruz. Çok uzun yıllar (Kambriyen Dönemi’ne kadar) DÜnya’ya sadece tek hücreli bakteriler hükmetmiştir. Kambriyen Patlaması’nın Nedenleri Kambriyen Patlaması. türlerin büyük bir hızla farklılaşarak türleşmesi demektir. oldukça kafaları kurcalayan sorulardan birine parmak basmışsınız. Dünya’nın oluşumundan yaklaşık 600-800 milyon yıl sonra. Daha sonrasında da “Kambriyen Patlaması” diye bilinen olay gerçekleşmiş ve canlılık büyük bir hızla farklılaşmaya başlamış. neden gerçekleşmiş olabilir? Bunun için birkaç sebep ileri sürülmektedir: 164 . “Patlama” kelimesi. Evrimsel Radyasyon. bilim insanlarının oldukça ilgisini çeken bir olaydır. Yaklaşık 60 milyon yıl boyunca. Bundan 542 milyon yıl önce ise ilk defa sert kabuklu canlılar evrimleşmeye başlamıştır. Bu dönemde. Dünya’nın günümüze kadarki tüm ömrünün %88’ine eşittir.6 milyar (4600 milyon) yıl öncesinden. bundan 580 milyon yıl öncesine aittir. canlılar büyük bir hızla evrim geçirip farklılaşmıştır. ilk defa canlı türleşmesi olağandışı hızlanmaya başlamıştır ve küçük kabuklu canlılar birdenbire türleşmeye başlamıştır. Bundan 544 milyon yıl önce ise. Canlılık (ilk koaservatlar). büyük bir hızla evrimleşmiştir. “Patlama” ne demektir? Genellikle jeolojik çağları büyük doğa olayları (göktaşı. bu radyasyon yerine kullanılmaktadır ve canlı sayısındaki “patlama”dan bahsedilmektedir. kitlesel yok oluş. Dünya tarihinin en uzun dönemidir ve Dünya’nın ilk oluştuğu zaman olan 4. İlk çok hücreli canlılara ise ilk defa bundan yaklaşık 600 milyon yıl önce rastlamaktayız. hatta Stephen Jay Gould gibi büyük Evrimsel Biyologların “Sıçramaları Evrim Kuramı” gibi kuramlar keşfetmelerine sebep olmuştur. vb. Günümüzde bulunan en eski bakteriler. bundan 3.) kapatıp açar.84 milyar yıl önce ortaya çıkmıştır. Karmaşık yapılı en eski fosil. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: Kambriyen Öncesi Dönem. günümüzden 3. 542 milyon yıl öncesine kadar sürer. Buna.46 milyar yıl öncesine aittir. Ancak Kambriyen Dönemi’ni başlatan olay. Bu. yanardağ. Üzerinde pek çok bilim adamı çalışmış. yepyeni türler.E V R İ M A Ğ A C I “Kambriyen Patlaması” nedir? O dönemde neler olmuştur? Sayfamız okurlarından Sayın Erdem Ertaş bize şöyle bir soru yöneltti: Kambriyen döneminde neden tür patlaması oldu? Bahsettiğim uzunluk tabi ki milyon yıllarla ölçülüyor ama o dönemde fışkırır tarzda türleşmenin olmasına iten faktörler nelerdi? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Erdem Ertaş. Öncelikle sorunuz için teşekkür ederiz. Buradaki “radyasyon” bildiğimiz anlamıyla radyasyon demek değildir.

2) Kartopu Dünya Dünya tarihi. Bu buzul çağı oldukça sert geçmiş ve Dünya adeta bir “kartopu”na dönüşmüştür. Oksijen düzeylerinde şu tip dalgalanmalar görürüz: 2. Oksijen düzeyleri akıl almaz düzeyde fırlamış ve 250 milyon yıl önce en yüksek düzeye ulaşmıştır (atmosferde %28’lere kadar). tüm Evrim Mekanizmaları son derece sert bir şekilde işlemektedir. Kambriyen Patlaması’nın en önemli sebeplerinden biri olarak bu Oksijen artışları görülmektedir. Yani yeni yeni kurulmaya başlayan av-avcı ilişkileri ilk etapta bir dengeye ulaşmadığı için. Bu sırada karaya çıkan bazı hayvanlar devasa boyutlara ulaşmıştır. 3) Gelişimsel ve Genetik Açıklamalar Bir grup bilim insanı. Günümüze böyle bir patlama yaşanmamasının sebebi. Bu değişimler. Bunlardan biri de Kambriyen Patlaması’ndan hemen önce meydana gelen bir buzul çağıdır. canlılık yaşamının çoğunu riske atabilecek doğa olayları). pek çok buzul çağına sahnelik etmiştir. Bu noktada habitatların henüz hiçbir canlı tarafından işgal edilmemiş olması.E V R İ M A Ğ A C I 1) Oksijen Düzeylerindeki Artış Oksijen düzeyi. daha önce de açıkladığımız Türleşme dahilinde (bkz: Türleşme Yazı Dizisi) genetik sürüklenme. 165 . Böyle durumlarda. çok hücreli bitkilerin karaları işgal etmesiyle. bütün zamanlarda sürekli olarak değişmiştir. Kambriyen Patlaması’nı genetik materyalde meydana gelen değişimlere bağlamaktadırlar. Bu da Evrim’in hızını arttırmaktadır. henüz işgal edilmemiş (çünkü daha işgal edecek çok hücreli hiçbir canlı yok) geniş habitatlarda yayılma imkanı bulan canlılar. buzul çağlarını bir sebep olarak gösterebilmeyi zorlaştırmakta. ancak imkansız kılmamaktadır. Geç Permiyen’de tekrar düşüş yaşanmış (%15’lere) ve bu büyük formlar düşük düzeylere adapte olamamışlar ve soyları tükenmiştir. kıta hareketlerinden canlılık dağılımına kadar pek çok etkene bağlı olarak gerçekleşmektedir. genetik darboğaz etkisi gibi etkiler sebebiyle evrimleşme konusunda ciddi bir artış görülür. Yine de bu açıklamayla ilgili bazı sorunlar vardır. HOX genleri gibi gelişimi etkileyen genlerde meydana gelen mutasyonlar sonucu bol bulunan habitatlar kolayca büyük canlı formları tarafından işgal edilmiş olabilir.5 milyar yıl öncesi (ilk fotosentetik bakteriler) ile 550-600 milyon yıl öncesi (Kambriyen “patlaması”) arasında Oksijen düzeyleri sürekli olarak artmıştır (Kambriyen Dönem’de %13’lerdedir ancak sürekli bir artış vardır). çünkü buzullar. Bu gibi yan etkiler. Bu sırada oldukça ciddi bir biçimde işleyen Karşılıklı Evrim (Co-Evolution) de önemli rol oynamıştır. 4) Ekolojik Açıklamalar Az önce değindiğimiz gibi. Kambriyen Patlaması sırası ve sonrasında artan canlı miktarı. son birkaç on milyon yıldır çok ciddi bir doğa olayının yaşanmamış olmasıdır (devasa göktaşı çarpmaları veya volkanik faaliyetler. Geçmişimize baktığımızda. Sonra. bol Oksijen’in de varlığı sayesinde kolayca evrimleşmiş ve gittikleri habitatlara uyum sağlamaya başlamış olabilirler. önemli rol oynamaktadır. Günümüzde Oksijen düzeyi %21 dolaylarındadır ve artmaktadır. büyük bedenlerin evrimleşmesini hızlandırmak yerine azaltabilir. Oksijen üretim/tüketim düzeyini dengelemiştir ve 250 milyon yıl kadar bir süreyle Oksijen düzeyi sabit kalmıştır.

pbs. Evrim Ağacı olarak biz de buna katılıyoruz. Elbette nedenleri incelenmeli.org/wiki/Cambrian_explosion 166 . Bu insanlar.wikipedia.nz/paleontology/CamExp.ucmp.berkeley.fossilmuseum. ********* http://www. Bu olay da. tek farkı büyük miktarda canlı grubunu etkilemesidir. bu olayı büyütmemek gerektiğini düşünmektedirler.org/indexcc/CC/CC300.org/wiki/Pre-Cambrian http://en.html http://www. böyle bir çeşitlenmeye gitmişlerdir.html http://www. aşılan bir “eşik” olarak bakarlar. basitçe bu olaya. diğer tüm olaylar gibi tipik doğa olaylarıdır. ancak her şeyin kilit noktası haline getirilmekten kaçınılmalıdır. sonunda yeterince genetik farklılaşmaya ulaşarak.htm http://www.peripatus.bris.ac.gly.uk/Palaeofiles/Cambrian/index.html http://www.net/Paleobiology/CambrianExplosion.html http://en. Bu bilim insanları.wikipedia.E V R İ M A Ğ A C I Kambriyen Patlaması’nı. ciddi açıklamalara gerek görülen bir olay olarak görmeyen bilim insanları da vardır.org/wgbh/evolution/library/03/4/l_034_02.edu/cambrian/camb. Yani son 4 milyar yıldır gittikçe gelişen tek hücreli yapılar.html http://palaeo.talkorigins.gen.

alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir. En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken. diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen. 167 . çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi “Dalgalanan Asimetri” (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. Ancak kimi zaman doğa. Sorunuz için teşekkür ederiz. canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir. insan tabanlı ve çevresindeki birkaç hayvan üzerinden tüm yorumlarını yapabilmektedirler. Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir. Ayrıca. diğeri çok kısa kalabilir. temel olarak hayvana avantaj sağlar. Aslında bunun cevabı son derece basit: simetri. bunların hepsi asimetriktir. Bahsettiğiniz kaynaklar Biyoloji’yi bilmedikleri ve geniş bir canlı bilgileri olmadığı için. vatozda gözler kafanın iki yanındadır. bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir. Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi. Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür. moment gibi kavramlar). Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz. En bilinen örneği. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. karaciğer. Bu tür. bağırsaklar. Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile. dalak. Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü’nde Doç. bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur. akciğerler asimetriktir. Dr. iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır. ancak bu kesinlikle genellenemez. deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz. Yani bir tarafımızda bir kolumuz veya bacağımız herhangibir mutasyona bağlı olarak oluşmuşsa bile diğer tarafımızda da nasıl hemen hemen aynı şekilde oluşuyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Onur Erler. yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi. Simetri. çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olmas ihtimali.E V R İ M A Ğ A C I Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Sayfamız okurlarından Sayın Onur Erler bize şöyle bir soru yöneltti: Ben evrim teorisini kabul eden biriyim ama yaradılışçıların savunduğu şu simetri olayı benim kafamı karıştırıyor.

Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir. milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir. Eğer canlı simetrikse. buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. Evrim. hemen her zaman olduğu gibi. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir. Ancak bu da. Genler. 168 . bunun sağlanması ise genetik olarak olur. gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir.E V R İ M A Ğ A C I Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür.

Bunlara çevresel ritimler denir. Bir diğer örnek. bu olguların canlıların aktivitelerinde çok önemli yerleri olmasıdır. Ancak nitrojen. Biyolojik Saat’in evrimi sonucu. harici güç kaynaklarına veya zamanı ölçmek için referans alacakları cisimlere (Güneş. 169 . Ay’ın Dünya’nın etrafında dönmesinden dolayı gel-gitler meydana gelir. bazı hayati davranışların (beslenme. Şimdiden teşekkürler. Bu. gece ve gündüzün birbirini takip etmesi. uyku döngümüzdür. sizlere bir soru sormak istiyorum. bir canlının ya da biyolojik olgunun belirli aralıklarla.. fotosentez ve nitrojen bağlanması (fixation) aynı anda olabilmektedir. Günün belirli saatlerinde uyur. En basitinden. gece nitrojen bağlanır. Biyolojik ritim. sürekli olarak değişir. Bunların evrimleşmesinin sebebi. Ancak bildiğimiz saatlerden biraz farklı bir şekilde: Biyolojik bir saatin. Buna zamansal ayrışım denir. biyolojik ritmi sağlamaları ve üreme dönemleri gibi bazı önemli biyolojik zamanlamaları yerine getirmeleridir. Biyolojik saatin evrim ile ilgisi nedir? Canlılarda biyolojik saat nasıl işler? Bu sorularımı cevaplarsanız çok sevinirim.” Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Eren Ünal. Ay gibi) ihtiyaçları yoktur. vücut sıcaklığı ritmidir ve gün içerisinde belirli şekillerde ve sürekli olarak vücut sıcaklığı değişimi yaşanır. Örneğin siyanobakterilerde. En güzel örnek. üreme. adından da anlaşılabileceği gibi “zamanı” ölçmeye yarar. Fotosentez gündüz yapılırken. Biyolojik Saatler ve Ritimler neden evrimleşmiştir? Çünkü çevre hiçbir zaman sabit değildir. Bu sebeple. Var olan bu sistemde biyolojik saat var midir? Biyolojik saat neye dayanarak ortaya çıkmıştır.) “doğru zamanda” yapılabilmesinin sağlanmasıdır. bir frekans dahilinde tekrarlanmasına denir. belli saatlerinde uyanık kalırız ve bunu sürekli tekrar ederiz. ayın fazları bunun örnekleridir.E V R İ M A Ğ A C I Biyolojik Saat ve Kronobiyoloji nedir? Evrim Ağacı okurlarından Sayın Eren Ünal bize şu soruyu yöneltti: “Merhaba Evrim Ağacı. Dünya’nın kendi etrafında dönmesinden dolayı düzenli olarak gündüz ve gece. ortamda oksijen bol miktarda bulunurken bağlanamaz. Biyolojik Saat. İşte bunlara adapte olabilmemiz için.. vb. Gel-gitlerin sürekliliği. vücudumuzun biyolojik bir saate ihtiyacı vardır. Biyolojik saatlerin en önemli görevi. Bunların “biyolojik ritim” dahilinde değerlendirilme sebepleri. Dünya’nın Güneş’in etrafında dönmesinden dolayı mevsimler. bu iki işlem birbirinden ayrılmıştır. bizim kontrolümüz dışında çalışan biyolojik saatimizdir. çevresel boyutta da değerlendirilebilir. Ayrıca bu sadece organizma düzeyinde değil.

organizmanın aktivitesini arttırmaya çalışırlar. Dünya üzerinde sabitlenmiş bir noktaya göre 24 saat sonra. Aktarmaların 4 saat ve 7 saat olduğunu varsayarsak. Biyolojik Saat yardımıyla gerçekleşir. örneğin 14 Haziran 2011 tarihinde saat 15. biyolojik saatimizin sapmasına ve bünyemizin işlevlerini düzgün yerine getirememesine sebep olur. Biyolojik Saatler nerede kullanılırlar? Günlük hayatımızda Biyolojik Saatler ile ilgili birçok durumla karşılaşırız. çok önemli bir diğer olayın sağlanabilmesi için evrimleşmiştir: Av zamanları. Tabii bu defa da. nokturnal (gece avlanan) avcılar başa bela olmaktadır. uçak da Amerika dönüşü doğuya doğru uçtuğu için. Örneğin tıpkı bir saat çaların belirlenen bir saatte çalması gibi. o gün ve sonraki günlerde eski dengesini sağlamakta zorlanacaktır. o avın avcısının Biyolojik Saat’i. Benzer şekilde. kişi öğlen vakti yola çıkmasına rağmen. canlıların vücudundaki biyolojik saatler de belirli zamanlarda belirli tepkilerin verilmesini sağlarlar. Dünya.E V R İ M A Ğ A C I Ayrıca Biyolojik Saatler. zira “Güneş’in yönü”nde (doğuya) gidildiği için. 15 Haziran 2011 tarihinde saat 15. İşte buna. Örneğin uykudan uyanmadan önce. Bu saatlerde hava kararmaya başlar ve diurnal (gündüz avlanan) avcılar artık gündüzkü kadar iyi göremezler. zamanı farkında olmadan ölçmemizi sağlarlar. gece mesaisi ve jet-lag’dir. bulunduğumuz ortamın zaman dilimine adapte olabilmemizdir. Eğer bir av geceleri aktifse. Elbette. 8 saatlik bir gece 4-5 saate kadar inebilecektir. meydana gelen zorunlu çakışmalar sonucu “avlanma” olayı gerçekleşir. Bunlardan en meşhur ikisi. Jet-lag olayı ise. uzun uçuşlar sebebiyle gün saatinin değişiminin insan vücuduna yansımasıdır. Öte yandan Biyolojik Saatler. doğal denge denir. Güneş’in doğduğu ve ilerlediği yöne doğru ilerleyeceğinden. mümkün olduğunca avcıların ortamda bulunmadığı zaman aktif olmaya çalışırlar. İşte bu. Örneğin bir canlının beslenme koşulları en iyi olduğu zaman. Örneğin. Bunun sebebi. daha uyuma fırsatı bulamadan gece bitecektir. Almanya-Amerika arası 9-10 saat sürmektedir. Gece mesaisi yapan insanların biyolojik saatleri kayacağı için.00’da Amerika’dan yola çıkan biri. Bir diğer görevi ise. Aynı şekilde avlar da. TürkiyeAlmanya arası 2-3 saat.00 civarında iniş yapacaktır. bazı hormonların Biyolojik Saat’e göre salgılanmalarıdır ve bu hormonlar salgılanmayınca. 170 . dinlenme ve diğer aktivitelerimizi ayarlamamızı sağlar. göç. Bu. Bu sebeple bir an önce günler değişecektir. böylece başlayacak gün için enerji ihtiyacı hissetmeyiz. Örneğin Türkiye’de bolca görebileceğiniz avurtlak ve kör fareler. doğudan batıya döndüğü için. gece kalkmak üzere “kurulmuştur”. Ancak uçuş boyunca. insanın doğal dengesi bozulacaktır. kışın akşam 5-7 gibi ortaya çıkmaktadır. beslenme. Amerika’dan Türkiye’ye gelmek yaklaşık 24 saat sürmektedir. Bir diğer evrimleşme sebebi ise organizmaların doğal ortama katılabilmeleri içindir. Çünkü her canlının bulunduğu ortama adapte olduğu bir zaman hissiyatı (time sense) vardır. bir diğer grup geceleri aktiftir. Bir grup canlı. Örneğin arılar. gün çok hızlı geçecek ve bir an önce gece olacaktır. böylece potansiyel yemeğini asla kaçırmaz. insan biyolojik saati kortizol hormonu salgılayarak metabolik hızı arttırırlar. gündüzleri aktifken. çiftleşme. günün hangi saatinde beslenmeleri gerektiğini çok iyi bilirler. İşte bu. Biyolojik Saat neden önemlidir? Biyolojik saatleri vücudumuz pek çok yerde kullanmaktadır.

uk/pub_projects/1999/sanders/home1. Kronobiyoloji.html http://en.org/wiki/Chronobiology 171 .elp. Saygılarımızla.com/biological-clock-58165.ac.E V R İ M A Ğ A C I Tüm bunların ışığında. biyolojik ritimleri inceleyen ve bunların organizmalar üzerindeki etkilerini araştıran bilim dalına denir.htm http://www.wikipedia.manchester.wikipedia.org/wiki/Circadian_cycle http://en. http://www.essortment.

İlk olarak bu noktada “sahte-bilim” (pseudoscience) ile “bilim” farkını ortaya koymamız gerekmektedir. Bilimin güvenilirliğini sağlayan nokta. gelişir ve yayılır. kaynaklardan bir ya da birkaçının yanlış olmasını gerektirmektedir. dilediği bilgiyi. bu farklı açılardan konu ele alınabilir. Bunu yapmadan devam etmemiz çok güçtür. Ayrıca bu bilgi türlerinin tamamına yakını belli bir metoda tabi olmaksızın üretilir. metafizik. Sahte-bilim ise. Mümkün olduğunca açıklayalım.. Diğer bilgi türlerinde (din.E V R İ M A Ğ A C I Sahte-bilim (Pseudoscience) nedir? Bilim ile aralarındaki farklar nelerdir? Telepati ve Telekinezi’ye bilimsel bir bakış. falcılık vb. sanki bir metodu varmış gibi lanse edilir ve tıpkı bilimde olduğu gibi terminolojik bir dile sahiptir. en güvenilir bilgi türüdür.. Ancak bu terminoloji. Okurlarımızdan Sayın Proton Sayısı bize şöyle bir soru sordu: “Evrim Ağacı olarak beyin gücüyle kaşık bükme gibi olayların doğruluğuna inanıyor musunuz ve inanıyorsanız evrim bu olayları nasıl açıklar?” Evrim Ağacı olarak kendisine verdiğimiz cevap şöyledir: Sayın Proton Sayısı.. Sahte-bilimin en güzel örneklerinden biri astrolojidir. özündeki öznellik ve gerçek-dışılıktan hiçbir şey kaybetmemekle birlikte.. Kaşık bükme gibi bir konuya. her birinde farklı sonuçlar görmeniz muhtemeldir. bu tip öznel bilgi türlerinden sıyrılarak.. astrologlar her ne kadar her fırsatta kendilerini bir bilim dalıymış gibi göstermeye çalışsalar da. felsefe. Eğer günlük falınızı farklı kaynaklardan öğrenmek isterseniz. Sahtebilime diğer örnekler olarak. Biz. bilimde olacağı gibi sorun yaratmamaktadır. zira astrolojide herhangi bir fikrin ya da iddianın bilimsel yöntemlerle desteklenmesinin ya da çürütülmesinin bir yolu yoktur. Sorunuz için teşekkür ederiz. akıllı tasarım. Bilim. bilimsel olarak da. sahte-bilim açısından da bakılabilir. bir dayanağı olmaksızın üretebilir ve gerçekmiş gibi addedebilir. Ancak astrolojide kimse kendi fal tahmininin yanlış olmasını sorun etmez. Üstelik bu kaynakların aynı anda var olması. bilimsel metota tabi değildir ve değişkendir. metafizik. Sizin sorunuza bu bağlamda bakacak olursak. Kısaca herkes. Zira şu anda bu konuyla ilgili olarak elimizde net bilimsel bilgilerimiz bulunmamaktadır. Sahte-bilim.. hiçbir zaman bir bilim sayılmamıştır ve bu şekilde metot-dışı çalışmayı sürdürdükçe bilim olarak asla görülmeyecektir. zira bu bilgi türleri hemen hemen her zaman özneldir. edebiyatı ve sunuşu açısından bilim-dışı bilgi türlerinden uzaklaşarak bilime yaklaşmaya çalışan bilgi türlerine denmektedir. verilebilir. internette sınırsız olarak bulabileceğinizi bildiğimiz sahtebilimsel veya bilim-dışı kaynaklar haricinde. bilimsel metot dahilinde tamamen tarafsız kalınması ve yine tamamen tarafsız ve bağımsız metot ve materyaller kullanılarak icra edilmesidir. Bilimsel bilginin bulunmadığı yerlerde ise dini görüşler veya sahte-bilime dair görüşler kolayca yayılabilecektir. Kesinlikle belirli metotlara bağlı olmaksızın üretilen bir bilgi türü olan astroloji.) bu tip güvenilir ve nesnel yöntemlere başvurulmaz. “bilimsel metot” denen ve gelecekteki bir diğer notumuzun konusu olabilecek kadar önem arz eden bir yönteme bağlı olarak gelişen. simya. sorunuza bilimsel bir bakış katmaya çalışalım: 172 . bilim-dışı (dini veya felsefi) olarak da. Çünkü bilimde böyle bir durum. vb.

Her ne kadar düşüncelerimizin bir kısmını kontrol edebilsek de. ancak örneğin deprem sırasında havada olan bir uçak. benzer şekilde kara kütlelerinin hareketi sonucu karalara bağlı cisimlerin hareketine sebep olur. deprem olgusundan etkilenmeyecek kadar uzaktır. bu dalgaların frekans. Yani beyniniz etrafa her an bazı sinyaller ve dalgalar göndermektedir. Bölgede esen ve köprünün altından geçen rüzgarın titreşim frekansı. Peki kaşık. Bunlar. köprünün yapıldığı malzemenin doğal frekansı ile çakışmaktadır. 7 Kasım 1940’ta beklenmedik bir olay sonucunda çökmüştür. Fakat eğer ki beyin dalgalarımızı bir kaşığın doğal frekansına uyduracak kadar şiddetlendirir ve buna göre ayarlarsak. Zira bunlar çok düşük frekanslı dalgalardır ve bu tip telekinetik olaylara sebep olabilecek kadar kontrol edilip edilemeyeceği henüz bilinmemektedir. örneğin sizin uçurtmanızı uçuran rüzgar. genel olarak cisimlerin dokunmadan hareket ettirilmesine verilen isimdir (gördüğünüz gibi sahte-bilimin bir terminolojisi vardır). Örneğin rüzgar örneği dışında. Bunu.youtube. hatta yerden zıplayan bir insan bile (geçici de olsa) depremden etkilenmeyecektir. moleküler bir temastan çok. hareket ettirilebilir veya kırılabilir. ancak filmin senaristleri ve yapımcılarının hedeflediği felsefi görüşü algılayan biri. doğal frekans olgusu sayesinde bu tip bir şey bilimsel olarak mümkün değil. Ancak telekinezi üzerinden de bilim ve sahte-bilim farkını açıklayacak olursak: Bilim. yani onunla uyumlu dalgalar gönderilise. harici kaynaklarla yapmak mümkündür. Normalde bu iki durumda da. Meşhur triloji ve çok derin felsefi boyutu olan Matrix filminde. kişinin zihnini özgürleştirmesiyle bu tip işleri başarabileceği anlatılmaktadır. bunu yalnızca “beyinsel (zihinsel) aktivite” kullanarak yapabilir miyiz? Bunun için şunu bilmek gerekir: beynimizde gerçekleşen ve bizim “düşünce” dediğimiz biyokimyasal reaksiyonlar bütünü tıpkı ses dalgaları veya ışık gibi fiziksel dalgalar yaydığını biliyoruz.E V R İ M A Ğ A C I Eğer ki bilimsel olarak kaşık bükme. böyle bir olayla ilgili bir iddia 173 . Yani. dalgasal hareketlerin frekansları etkilidir. çünkü aralarındaki atomik ve moleküler etkileşim. cismin doğal frekansıyla çakışacak. kaşığı oynatmak. ses dalgaları. Aşağıdaki bağlantıdan. Tacoma Köpüsü’dür. atom ve moleküllerin fiziksel temas etkisi bulunmaktadır. bunların çok ciddi metaforlar olduğunu görecektir. köprüyü tasarlarken “doğal frekans” olgusunu işe katmayı unutmuşlardır. Telekinezi.Telekinezi Belgeseli). doğrudan uçurtmanıza moleküler olarak “temas ederek”. şu anda bilim-kurgu film/romanlarının. “çarparak” veya “içine dolarak” uçurtmanızı havalandırmaktadır. bunu da bilmiyoruz. telekinezi gibi durumlar gerçeklenebilirse. bükülüp kırılabilecektir. Fakat bazı teknolojik aletler ve aracılar kullanılarak. Benzer şekilde. gelecekte ise bilimin konusu olacaktır ve yavaş yavaş olmaktadır (Bkz: Discovery Channel . Doğal frekans kavramının en güzel (!) örneklerinden biri. beyin dalgaları şiddetlendirilip (amplification) kontrol edilebilir. Eğer ki bir cismin üzerine. Tacoma Köprüsü’nde olan olayın sebebi ise bambaşkadır: Mühendisler. büküp kırmak için bir fiziksel bir engel kalmayacaktır. şiddet ve genliğini henüz kontrol edemeyiz. Peki. Deprem. o şiddetteki dalgaları üretmemiz mümkün mü. doğal frekans kullanılarak cisimler dalgaların etkisiyle hareket ettirilebilir. aynı köprü veya başka cisimler de hiç temas edilmeden çatlatılabilir. cismi meydana getiren atomlar normalden çok daha hızlı ve güçlü titreşerek hareket etmeye başlayacak ve bunun sonucunda cisim hareket edebilecek. telepati. Filme “dövüş filmi” olarak bakan bir birey bundan etkilenerek gerçek sayabilir. 1 Temmuz 1940’ta trafiğe açılan köprü. titreşim dalgaları gibi etmenler dahilinde. Ancak böylesi bir beyinsel manipülasyona vücudumuzun nasıl tepki vereceğini bilmiyoruz. Yani kimse Kütlenin Korunumu gerçeğine ya da Kuantum Kuramı’na aykırı olacak bir şekilde bu işi gerçekleştiremez. Kısaca. meydana gelen ilginç olayın görüntülerini izleyebilirsiniz: http://www. bu ancak ve ancak bu işi yapan kişilerin bilimsel yasalara ve bildiğimiz kuramlara aykırı olmadan yapılabilmesini gerektirmektedir. Burada. bükülebilir mi? Doğada her cismin “doğal frekans” denen bir “titreşim frekansı” bulunmaktadır. kaşık olayına dönecek olursak.com/watch?v=3mclp9QmCGs Köprünün çökme sebebi şiddetli rüzgar ya da deprem gibi faktörler değildir.

Sahte-bilim ise. Bizim yapmamız gerekense. insanların hiçbir cihaz veya ses kullanmadan. bilimsel bazı araştırmalar yürütülmekle beraber medya ve halk arasındaki en temel kaynağı sahtebilim ve dolayısıyla hayal gücüdür. ancak beyin dalgalarının diğer beyinler tarafından hiçbir aracı organ ve duyu kullanılmaksızın algılanmasından başka bir şekilde açıklanamaz. Üstelik bildiğmiz kadarıyla ne hayatta kalmak konusunda ne de üreme konusunda bir fayda sağlamamaktadır. gizemli olacak ve asla test edilemez olacaktır. memler yaratır ve bunları kulaktan kulağa yayar. bunun sinirlerinizde elektriksel sinyaller yaratmasını ve beyindeki diğer sinir hücrelerinizin bunları değerlendirmesini sağlar. Telepatinin de bilimsel temeli. çünkü bu durumda “bilgi gönderen” ve “bilgi alan” iki taraf vardır. Çünkü alacağınız cevaplar her daim üçüncül kaynaklar üzerinden olacak. daha önceden konuyla ilgili arşatırma varsa bunları inceler. vs. farklı ses dalgalarının yayılmasını tetikler ve bu ses dalgaları havada yayılarak kulağınızdaki kemiklerin ve zarın titreşmesini. Zira beynimiz. Bu sebeple bilimsel olmayan hiçbir bilgi türüne güvenilmemelidir! Telepati ise. Bu konu biraz daha kapsamlı incelenmelidir. insanların popülarist duygularına hitap etmek amacıyla. ses telleri aracılığıyla yaptığımız iletişim de bilimsel bir telepati olarak görülebilir. araştırmalar yapar. 174 . üstü kapalı olacak. Bu vakalara da çok sık rastlanmaz. Evrimsel olaraksa bu olguların açık bir önemi yoktur. Ancak bu. günlük ve normal. Esasında. ses tellerimizin etrafındaki kasları manipüle eder. olaylar ve hikayeler uydurur. Ancak doğrudan. telepatik bir iletişim söz konusu olamaz. bilgilerinin kaynaklarını ve üretim metotlarını soramazsınız. sağlasa bile getirileri. Sahte-bilim ile uğraşan veya üreten hiç kimseye. sadece zihinsel aktivite aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurabilmesi demektir. Dolayısıyla yine dalgalar aracılığıyla bir iletişim söz konusudur. ne olursa olsun bu gelişmelere bilimsel bakmamız ve hayal gücümüzün bizi gerçekler ve tarafsızlıktan ayırmasına izin vermemektir. kontrollü ve karşılaştırmalı deneyler düzenler. Bildiğimiz hiçbir canlı bu tip özellikler evrimleştirmemiştir ve açıkçası bu tip bir evrim daha önceden açıkladığımız trade-off dahilinde riskli ve gereksizdir. yeni açıklamalar getirmeye çalışır.E V R İ M A Ğ A C I veya hipotez üzerine ayrıntılı deneyler kurar. Bunu duyan insanlar da heyecanlanarak bu tip olayların mümkün olduğunu düşünürler. gelecekte bu tip yetileri edinmeyeceğimiz veya teknoloji sayesinde oldurur hale getirmeyeceğimiz anlamına gelmemektedir. beyinlerin telepati ile ilgili bir bölgesi olması gerekir ve buradaki sinirlerin bu bilgileri değerlendirmek için evrimleşmiş olması gerekmketedir. Bu sağlanmadan. beyinden beyne bir iletişim için. götürüleri yanında önemsiz kalmaktadır (yine trade-off).

Ancak çarpmanın tam etkileri bilinemeyeceği için. yoksa bir insan mı? Peki ya bir aslan? Bu soruya da cevap veremeyiz. ya da en az evrim geçirmiş olanı diye bir tanımlamaya gidilebilir mi? Ayrıca bütün canlılar için evrimin yönü aynı mıdır?” Evrim Ağacı olarak biz bu birden fazla soru içeren sorular bütününü parçalayarak. ancak ilk bakışta insana göre son derece “ilkel” olarak addedeceğimiz arkeabakteriler. kuşlardan “daha avantajlı” olurlar mıydı? Peki ya insanlardan? İnsanlar. günümüzün göreceli standartlarına adapte olmuş milyonlarca canlı yok olacakken. yalnızca ve yalnızca günümüz şartları için geçerlidir. en karmaşık hayvanlara kadar günümüzde var olabilen her canlı. Yani en basit bakterilerden. Peki bir çita mı daha çok evrimleşmiştir. zor koşullarda varlığını sürdürebilen arkebakteriler gibi canlılar ve çarpma sonucu değişecek dengelere şans eseri uyumlu olan canlılar hayatta kalabilecektir. bütün doğal dengeleri alt üst edeceği gibi. Fakat bu konuda bile sıkıntılar vardır: Dinozorlar. Evrim’in çok ciddi bir tetikleyicisi olacak. moderndir. sorunuzda çok ciddi bir bilgi yanlışı var. 120 hatta 140 santigrat derecede hayatta kalabilmektedirler. “daha ilkel” ya da “en az evrimleşmiş” olarak tanımlamak mümkün müdür? Sayfamız üyelerinden Sayın Bersis İnan bize şöyle bir soru yöneltti: “İyi akşamlar. Canlı türleri evrim ağacında her biri ayrı kolda değişim geçirirlerken her tür farklı hızda mı evrilir? Şu an dünyamızda var olan canlı türlerinden biri için canlıların en ilkeli. Başka bir örneği ele alalım: Oldukça gelişmiş bir canlı olan çita.E V R İ M A Ğ A C I Canlıların “daha fazla evrimleşmiş”. pençeler. hangi canlının böyle bir durumda avantaj sağlayacağını öngörmek mümkün değildir. Zira onların soylarının tükenmesinin doğal bir sebebi vardır ve bu. Ve bu. dişler ve daha niceleri. “daha çok evrimleşmiş” ya da “daha ilkel” olduğunu düşünmememiz gerekir. yaklaşık 8 saniyede 120 km/h hıza çıkabilmekte ve bu hızını 12 saniye kadar koruyabilmektedir. Bu gerçekten çok ciddi bir yanlış. ona hayatta kalma ve üreme şansını sağlamıştır ki Doğal Seçilim tarafından elenmemiştir. “daha fazla” evrimleşmiş olan hangimizdir? Bu soruları cevaplamak olanaksız veya çok güçtür. canlıların doğal adaptasyonlarıyla ilgili ciddi bir “doğa sınavı” başlatacaktır. asla ama asla bir canlının diğerinden “daha üstün”. yukarıda kalın olarak işaretlediğimiz soruya cevap vereceğiz: Sayın Bersis İnan. Çünkü bu sayılan hayvanlar. Çünkü her birinin önemli sorular olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla. 65 milyon yıl önce olduğu gibi meydana gelecek bir göktaşı çarpması. Bu kıyaslamayı ancak ve ancak soyu tükenen canlılar için yapabiliriz. İlk olarak. bundan bahsetmek istiyorum: Aslında bir yanlış olmaktan çok sizin sorunuzun temelini oluşturan. “daha fazla” ya da “daha az” evrim geçirmek kavramı. günümüz kuşları ya da insanlarından “daha çok” mu evrimleşmiştir? Bunu neye göre kıyaslayacaksınız? Dinozorlar günümüzde var olabilseydi. kaslar. Ancak şu nokta unutulmamalıdır: Bu özellikleri. İlk olarak. Bu da onları bir nevi “kalifiye canlı” olarak kılmaktadır. bilimsel ve dolayısıyla biyolojik açıdan modern canlılar olarak bilinmektedir. ayrı ayrı cevaplamak istiyoruz. en nihayetinde onların doğaya adapte olamamasına ya da değişen doğa koşullarına ayak uyduramamalarına bağlanacaktır. zira günümüzdeki bütün canlılar. 60 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda dayanamaz ve ölürler. ancak soru yerine düz bir cümle olarak kullanılırsa ciddi bir yanlış olabilecek olan. kendi ortamlarına en uygun özellikleri evrimleştir- 175 . Burada. Bütün fiziksel mekanizmaları bu özelliğin çerçevesinde evrimleşmiştir: İskelet. Çünkü bu canlılarda var olan “özellik” her ne ise.

sebep olabileceğini bilemiyoruz. türü “korumaya çalışmayacak”. Ancak karşımıza yine bir sorun çıkmaktadır: Bu sefer de. o soyu yok etmek. Çünkü belki de. Kısacası.E V R İ M A Ğ A C I mişlerdir. kirliliğe karşı koyacak yönde evrimleşmeye başlamış. yeterince nesil geçtikten sonra. hiçbir zaman bir canlının diğerine üstün olduğunu ya da fazla/az evrimleşmiş olduğunu iddia etmemekten yanayız. böyle bir evrimi gerçekleştirmek yerine. “Kirlilik varlığını koruyacağı için canlılar kirliliğe adapte olacak yönde evrim geçireceklerdir. evrimdir ve belki de ancak bu durumda böyle bir “gelişmişlik skalasından” bahsedilebilecektir. diğerinden üstün olduğunu görmek. Şöyle ki.” demekteyiz. daha bilimsel tabiriyle evrimin gerçekleşmesindense türün yok olması (soyunun tükenmesi) daha önce açıkladığımız “trade-off ” kavramı dahilinde daha kolay olabilecektir. ancak türleşme tamamlanacak ve bir türden birden fazla türün oluşmasına elverecek kadar süre geçmemiş olabilir. yani çevresel baskılara. Veya kirlilik sürerse. Bu durumda. İşte bu. hangisinin daha çok evrimleşmiş olacağına yine zaman ve doğa koşulları karar verecektir. bu kıyaslamayı türleşmenin başladığı koşullarda yapabiliriz.” 176 . Bir ihtimal. Ve doğa. Bu durumda da. Bir canlıyı diğerinden ilkel ya da gelişmiş sayabilmenin bir yolu yoktur. absürttür. Örneğin kirliliğin temizlenmesi durumunda. Ve Darwin’in şu sözlerini hatırlatmakta fayda görüyoruz: “Bir hayvanın. kirlilik öncesindeki popülasyonda bulunan türleri görmek mümkün olmayabilecektir. Ancak kirliliğin. Bu sebeple biz Evrim Ağacı olarak. Örneğin bir nehirdeki balık popülasyonu. “düşünen bir varlık” olmadığı için. doğanın katı ve acımasız kanunlarını “yerine getirerek” nesli tüketecektir. Evrim’in sözde “yönünün” kirliliğe daha dayanıklı bireyler üretmek yönünde olacağını kestirmemiz pek de mümkün değildir. popülasyon dahilinde “kirliliğe daha çok adapte olabilmiş” ve “kirliliğe bazıları kadar adapte olamamış” canlılar bir arada bulunabilecektir. ekosistemde ve hayvanlar üzerinde ne tip değişiklik zorlamalarına. Evrim’e bir yön tayin ederek sıralama yapma hatasına düşmekteyiz. bu durumda da bir “evrimleşmişlik kıyaslaması” yapmak doğru değildir. hangisinin daha ilkel. nehirde meydana gelen kirlilikten ötürü oluşan çevresel baskı dahilinde. bu nehirde. evrim geçirmeye başlamış olanlar yok olacak veya kazandıkları özellikleri kaybedebileceklerdir (geri evrim).

şu notumuzda bu konuya ayrıntılı olarak değinmiştik.E V R İ M A Ğ A C I Evrim’in bir yönü var mıdır? Varsa. Bu. yani ilk canlılardır. başka herhangi bir canlıyı da var etmek amacıyla çalışmamaktadır. Richard Dawkins de. Evrim de o “yöne” gider. “ileri kronoloji” yerine “geri kronoloji” taktiği ile kitabını kaleme almıştır. Ancak bizler. doğanın yasasıdır. ayrı ayrı cevaplamak istiyoruz. Bizler. Bu sebeple. Dolayısıyla onu bir “yönetici dış güç” olarak tanımlamak doğru değildir. çevresel değişimler (ve bazı cinsel değişimler) neyi dikte ederse ve ne yönde gerçekleşirse. Dolayısıyla. her şeyi “insan merkezli” (antropocentric) olarak tanımlıyoruz. 177 . bizim var olmamız “amacıyla” işlemediği gibi. İlk olarak. Fakat geriye doğru gidilirse. bir “yöntem” olarak tanımlamak hatalıdır. Evrim’in bir yönü olduğunu düşünmememiz sağlanacaktır. pek çok mekanizmasıyla Evrim’in. Evrim. Çünkü her birinin önemli sorular olduğunu düşünüyoruz. geriye doğru giden bir kitabı okuduğumuzda. sanki Evrim’in insanı yaratmak gibi bir amacı varmış yanılgısına düşülebilir. Evrim. hiçbir “yön” kavramından bahsedilemez. insanı ister istemez Evrim Kuramı’nın gerçeklerini görmeye. Böylece. çok ciddi bir bilgi yanlışını gösterecek bir durumdur. ya da en az evrim geçirmiş olanı diye bir tanımlamaya gidilebilir mi? Ayrıca bütün canlılar için evrimin yönü aynı mıdır?” Evrim Ağacı olarak biz bu birden fazla soru içeren sorular bütününü parçalayarak. Dolayısıyla. Bu da. Evrim. Bu. kendi gözlerimizden bakarak. olmamıştır ve olmayacaktır. Gerçekten de.php?note_id=167083593349724 Biraz daha ek açıklama yapalım: Şunu anlamak çok önemlidir: Evrim’in bir yönü yoktur. varılacak yer aynı koaservatlar. Çünkü tüm canlıların ortak atası olan koaservatlardan yola çıkarak günümüze gelinirse. nereden başlarsak başlayalım aynı ortak ataya varacağımız bilinci (yani Evrim Ağacı kavramı). soru olarak sorulmamış olsa. Bazı bilim adamları da bu yanlışa düşerek. elimizden geldiğince açıklamak istiyoruz: İlk olarak. “Doğa Ana” dediğimiz kavramın kendisidir. onu okumanızda fayda görüyoruz: https://www. “tarih yazıcılarız” ve geçmişe. bu yön tüm canlılar için aynı mıdır? Sayfamız üyelerinden Sayın Bersis İnan bize şöyle bir soru yöneltti: “İyi akşamlar. bu hataya düşmemek adına. yukarıda kalın olarak işaretlediğimiz soruya cevap vereceğiz: Sayın Bersis İnan. hangi canlıdan yola çıkılırsa çıkılsın. Evrim bir “mekanizmadır”. sanki bütün Evrim’in bizi var etmek amacıyla işlediğini düşünme gafletinde bulunuyorlar. Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli kitabında da sıklıkla vurguladığı ve okuyucunun adeta “kafasına vurarak öğrettiği” bir gerçektir.com/note. Canlı türleri evrim ağacında her biri ayrı kolda değişim geçirirlerken her tür farklı hızda mı evrilir? Şu an dünyamızda var olan canlı türlerinden biri için canlıların en ilkeli. Evrim. Ancak bu durumda bile bilinçsizdir ve her tesadüfi değişime göre. tıpkı diğer canlılar gibi doğal bir sonucuyuz. değişiklik gösterecektir. çoğunlukla rastgele olan çevresel değişimlerle kısıtlıdır ve bunların ötesine geçemez. yani bir yönü olmadığını anlamaya itmektedir.facebook. insan türü olarak.

Ancak sadece Dünya üzerinde. Evrim’in bir yönü olduğu anlaşılmamalıdır. Tekrar altını çizelim. sayısız ihtimalden bahsetmek mümkündür. Daha fazlası için Richard Dawkins’in “Ataların Hikayesi” isimli kitabını şiddetle tavsiye ediyoruz. Bu durumda da. bir türün ortama adapte olabilmesine bağlı olarak değişmektedir. bir “yönden” bahsedebilmek ancak geriye dönüp tarihe baktığımız zaman anlamlı olmaktadır ve buradan.E V R İ M A Ğ A C I İşte bu sebeple. ikinci sorumuza da cevap olmaktadır: Evrim’in bir yönü bulunmadığı için. bütün canlılar için aynı değildir. Zaten Doğal Seçilim kavramı da bunu ortaya koymaktadır: Seçilim. “o” şartlar altında çevrenin Evrim’e dikte ettiği sözde “yönde” olmaktadır. 178 . bu yönü önceden tayin edebilmek olanaksız olduğu için (değişken sayısının sonsuzluğundan ötürü). Evrim’in bir yönünün var olmaması. hayır. sonsuz sayıda ortam ve çevre koşulu tanımlanabilir. Her canlı için Doğal Seçilim ve Evrim’in diğer mekanizmaları farklı işlemektedir ve tekrar edelim: Evrim’in bir yönü yoktur! Umarız açıklayıcı olabilmiştir. Her canlının kendine ait bir yaşam ortamı mevcuttur ve “bu” canlı için Doğal Seçilim.

bu bölünmeye izin vermiştir (bir plastik top asla bölünmeye “çalışmaz”). Bu noktaya az sonra geri döneceğiz ancak yeri gelmişken. hem de üremenin nasıl evrimleştiğine dair araştırmaların sonuçlarının beklenmesidir. bir cismin potansiyel enerjisinin en düşük olabilmesinin yolu. hacmin artışı (uzunluğun küpü ile ölçülür). Hücre büyüdükçe. o hücrenin “yüzeyalanının-hacmine-oranı” (surface-area-to-volume ratio) kavramının matematiksel değerinin en yüksek olmasıdır. Fizik yasaları dahilinde. Bu hem sağlık açısından (yani bizler açısından) iyidir. aslında temel olarak. fiziksel açıdan en az stresi üzerlerinde barındırırlar. endüstriyel dizaynlarda her zaman sivri köşelerden kaçınılır. Yani hücre. Cevaplayabilirseniz sevinirim.E V R İ M A Ğ A C I Hücrelerin Yuvarlak ve Küçük Olması. potansiyel enerjilerini minimuma getirme eğilimindedirler (örneğin gerilen bir yayda potansiyel enerji birikir ve yay bunu boşaltmak ister. uzun deneme-yanılmalar sonucunda ilk defa canlı varlıklar oluştuktan sonra. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Enis Tortul. İşte bu sebeple uyumak (ve dinlenmek) için yatay pozisyona geçeriz ve en düşük potansiyel enerji seviyesine çekiliriz. İşte bu sebeple. yaklaşık olarak ortadan. ilk canlı “hücremsiler” oluştuktan sonra. hem de sivri uçlarda daha çok mekanik stres barınacağından. Bunun sebebi de. kırılma (fracture. Bunun ve alınan moleküllerin biyokimyasal tepkimeleri sonucu artan ürünlerin sonucunda. belki de canlılık tarihinin en önemli olayı olarak. Ve hücre. Peki bu neden olmuştur? Bunun sebebi. bu konu açıkçası hala araştırması sürmekte olan bir konudur. failure) daha 179 . Canlılardaki Üreme İsteği ve Bu İsteğin Kökenleri Sayfamız okurlarından Sayın Enis Tortul bize şöyle bir soru yöneltti: Kafama takılan bir soru var. Biyolojik ve dolayısıyla esnek yapıları. Bunun sebebi. çünkü yumuşak bir geçişe sahip olan kenarlar. hücre büyümüş ve gelişmiştir. çevre ile etkileşimleri gelişmiştir ve yağ zırhları (bugün hücre zarı diyoruz) aracılığıyla dışarıdan içeriye maddeler girip-çıkmaya başlamıştır. Bu. günümüzde de prokaryotik canlılarda görebildiğimiz “amitoz bölünme” (binary fission) ile olmuştur. kendisini küçültmeye meyillenir. yüzey alanı artışından (uzunluğun karesi ile ölçülür) çok daha hızlı artar ve az önce yukarıda bahsettiğimiz oran küçülmeye başlar. mümkün olduğunca eş (ancak içerikler heterojen olarak dağılabilir) bir şekilde ikiye bölünmüştür. hücrede kararsızlığa sebep olur. İlk olarak söylememiz gerekiyor ki. potansiyel enerjisi düşük maddelerin daha kararlı bir yapıda olmasıdır. ilk hücreler bölünmeye meyillenmiştir. Bir hayvanda üreme içgüdüsü mü vardır? Bir hayvan neden genlerini yavrusuna aktarmak ister? Yoksa cinsel birleşmedeki orgazm mı bunu tetiklemiştir? Şimdiden teşekkür ederim. cansız varlıkların aksine. hem artık gittikçe ve hızlı bir şekilde “içgüdü” kavramının bilimdeki yerini kaybetmesi. Bu ilk bölünme. Ve bütün cisimler. “bölünme” veya “üreme” olayı gerçekleşmiştir. Abiyogenez Kuramı dahilinde cansız varlıklardan. fizik yasaları dahilinde. hücrelerin neden yuvarlak olduğuna da değinelim: Hücreler yuvarlaktır. Dikkat ederseniz. veya havadaki bir topta potansiyel enerji vardır ve top bunu üzerinden atmak ister ve düşer).

kırılmalar meydana geleceğinden Doğal Seçilim ile elenir. Bu molekülün çoğalmaya olan meyili (nasıl ki H ve O birleşmeye meyilliyse. cansız moleküllerden evrimleşmiştir. temel bazı farklılıkları da bünyesinde barındırmaktadır. bizim yapımıza da yansımaktadır. üremeye daha istekli ve meyilli olan bireyler Doğal Seçilim ile seçileceklerinden ötürü. canlılığı da “canlılık” yapan temel molekül olan DNA ve onun atası RNA. Dünya şartlarındaki ve bugüne kadar gözlemlediğimiz varlıklar için uydurduğumuz bir tanım. hücrelerimizin atasal durumlarından beri gelegelen “istekleri”. bölünerek ve genetik materyali aktararak varlıklarını sürdürmeyi başarabilecek nitelikteydi ki. üremeye meyilli olmayan canlılar da. üzerinde barındırdığı hücreyi de bölmeye ve çoğaltmaya itmişti. Ancak her zaman. Çünkü genetik materyalin aktarımı olmadan. ne de biz bu soruya cevap verebilirdik. bu tip bir yapı geliştirmeye çalışsa bile. bölünme gerçekleşir. istedikleri kadar evrimleşebilmiş olsunlar. Zira onlar. En nihayetinde hücredeki tüm faaliyetler DNA tarafından kontrol edilir ve DNA bölünmeyi “emrederse”. Bu aslında bir nevi “Bencil Gen Kuramı”na yakınlık taşıyan bir görüş olsa da. Şimdi gelelim sorunun özüne: Neden cinsel isteğe sahibiz? Bu konuda bazı çeşitli teoriler mevcut. 180 . bir iki önceki notumuzda. Şöyle düşünebilirsiniz: Belki de. üremenin sonsuz olmamasına daha önce değinmiştik. günümüzde sadece. o veya bu şekilde “üreyebilen” canlılar görmekteyiz. en nihayetinde bir yığın hücre olduğumuz ve bu hücrelerin kolektif çalışmasının bir ürünü olarak var olduğumuz için.E V R İ M A Ğ A C I kolay olabilecektir. en azından bizler için.5 milyar yıl öncesinde. bundan 3. üremeyi de sınırlayan faktörlerden bahsetmiştirk. Doğada da bu yüzden sivri uçlara mümkün olduğunca “izin verilmez”. Üstelik. Burası biraz “felsefe” gibi dursa da. canlılığın ve türün devamlılığı sağlanamaz ve doğa içerisinde. “canlılığın temel özellikleri”nden bir tanesidir. Eğer böyle bir canlı var olmasaydı. Bu arada. Ancak bunların evrimleşmesinin doğal bir değeri yoktur. eğer ki üremeye meyilli olmayan canlılar olsaydık veya ilk canlılardan bir kısmı bu şekilde evrimleşseydi. çoğalmaya meyilli biyokimyasal yapıya sahip bir moleküldür. karmaşık yapılarımız bir kenara. bizim gibi düşünen hayvanlara kadar olan uzun evrimsel zincirlerin en en başındaki küçük bir hücreli ve prokaryotik hücremsi atalarımız. Bir canlı. günümüzdeki canlılar var olamazdı ve bizler burada olmayacağımız için ne siz bu soruyu sorabilirdiniz. Bunların en temel olanı da şu: Çoğalmaya meyilliyiz. Zaten bu da. devamlılıklarını sağlayamadıkları için. Bizler de. İşte bu. soyları tükenmiştir. çünkü hücreyi “hücre”. özünde bir neden-sonuç ilişkisini barındırmaktadır. aynı mantık ile). daha doğrusu varlıklarını sürdürebilmek adına Doğal Seçilim ile seçilegelen biyokimyasal reaksiyonları.8-4. bu soru-cevap da var olmayacaktı. Bunu yapamayan varlıklara “canlı” demiyoruz (tabii bu bizim. bizler var olabildik. bizim cinsel isteğimizin kökeninde yatan nedendir. gelecekte değişebilir).

atasal duruma geri dönülemeyeceğini ileri sürer. bugün büyük oranda geçerliliğini yitirmiş. Öte yandan. Çünkü kimi zaman genlreimizde meydana gelen bir mutasyon. hipotezi çürüten veya en azından “yasa” olmaktan alıkoyan sayısız örnek bulunmuştur. daha çok Dawkins ve Gould karışımı bir yaklaşımla. daha çok “doğal ve istatistiki bir genelleme” olarak algılanmaya başlanmıştır. Dawkins’e göre daha yumuşak yaklaşır olaya ve Dollo Hipotezi’ni “geri alınamazlık” (irreversibility) kavramı dahilinde. Açıklayalım: Dollo Hipotezi. istatistiki bir değerlendirme olarak görmekten yanayız. diğer üç ihtimal istatistiki olarak ortadan kalkmış olur. Dollo “Yasası”. hala “yasa” denmektedir. Ne yazık ki uzun yıllar aksine hiçbir örnek bulunamayan bu hipotez için. çok önemli kavramlar olan “genleri” anlayamadığını ve değerlendirmediğini düşünmekteyiz. diğer tüm ihtimalleri kapatması olarak algılar. “istatistiki bir genelleme” olarak bakılması gerekir. Gould. Biz. parametrelerin çokluğundan ötürü Evrimsel basamakların iki defa izlenmesinin (ileriye veya geriye doğru) düşük ihtimal olduğunu düşünmekteyiz. C. ataya dönüşler görülebilir. Zaten açıklamayı daha okurken akla gelebilecek sayısız örnek. evrimsel bir değişimin tekrarlanması veya tamı tamına geriye alınması. Dollo Hipotezi’ni eski moda ve üzerinde durulmaması gereken. B. Biz de. Öncelikle. Ancak zaten bu sözde “yasa”. Dollo’nun hipoteziyle bu geri dönülemezliği ileri sürdüğünü söyler. Dawkins’in de savunduğu bu görüşe göre. geri evrim kapsamında açıklanabilir. Evrimsel Biyoloji’de geri evrim (yakınsak evrim ile birleştirilirse. atasal konumuna geri dönemez. Stephen Jay Gould ise. daha bilimsel adıyla kuram (teori) olmamıştır. Dollo Hipotezi’nin bunu gösterdiğini söyler. hemen her zaman olduğu gibi. yani körelemez. istatistiki olarak mümkün değildir. Evrim Ağacı olarak. zaten Evrim’in kimi durumda farklı yollarla da olsa geriye gidebildiği görülmektedir. bir özelliğin kapanmasına veya ortaya çıkarılamamasına sebep olabilir. bu zayıf hipotezin geçersizliğini bize göstermektedir. bu hipotezin desteklenmesi bir yana. daha çok. genetik yasalarını bilmeyen Dollo’nun. ikisine birden homeoplasy denir) denen bir terim bulunmaktadır. Ayrıca geri evrim kavramı kapsamında. Diğer bir örnek de. denizden karalara çıkan ve yayılan hayvanlardan bazılarının. Kuzey Amerika’daki kurbağaların alt çenelerindeki dişlerin tekrar atasal konuma doğru evrimleşmesi. Hipoteze göre örneğin evrimsel süreçlerle körelen bir organ yeniden ortaya çıkamaz veya var edilen bir organ. Yine de açıklamalarımıza devam edelim: Dollo Hipotezi’ne. Hatta bu hipotezi çürütecek o kadar çok örnek vardır ki. evrimsel bir değişiklik geçirildikten sonra.E V R İ M A Ğ A C I Dollo “Yasası” (Hipotezi) Nedir? Sayfamız üyelerinden Sayın Tarık Taşçı bize şöyle bir soru yöneltti: “Dollo Yasası” nedir? Keseli kurbağaların dişlerinin evrimi bu yasayı yanlışlamş mıdır? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Tarık Taşçı. olasılıklar evreninden seçilen bir ihtimalin. pek çok yıl sonra tekrar mutasyona uğrarsa. 181 . Yani önünüzde A. başlıktaki karmaşıklığı da gidermek adına. ağız alışkanlığından kalma bir durum olarak. Ve aynı gen. D ihtimalleri mevcutsa ve siz A’yı seçerseniz. evrimi etkileyen çevresel ve diğer parametreler o kadar çok sayıdadır ki. Dawkins. hemen şu açıklamayı yapalım: 1893 yılında Belçikalı bilim adamı Louis Dollo tarafından ortaya atılan bu hipotez hiçbir zaman yasa. verilebilecek “istisna”ların sayısının çokluğundan ötürü.

****** http://ecodevoevo.E V R İ M A Ğ A C I denizlere geri dönmesi olarak gösterilebilir. eskiden bu hipotez yer alırken.com/2011/02/lost-and-found-breaking-dollos-law. Dolayısıyla geri evrimin gerçekleşebilmesi için sadece genler değerlendirilmemelidir. Örneğin bu son örnekte. genetik baskıdan çok.html http://en. Sonuç olarak. Dollo Hipotezi’ni Evrimsel Biyoloji’de fazla değerlendirmek doğru değildir. Zaten Modern Evrim kitaplarında.org/wiki/Dollo’s_Law_of_Irreversibility 182 .wikipedia.blogspot. çevresel baskılar rol oynamaktadır. günümüzde bu konuya sadece bir “hipotez” olarak değinilmektedir. Sadece istatistiki bir değerlendime olarak düşünmekte fayda vardır.

183 . Sayfamız okurlarından Sayın Hasret RaTz Güneş bize şöyle bir soru yöneltti: Dinozorların nasıl yok olduğu hakkında bilginiz var mı? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevap vermek istiyoruz: Sayın Hasret RaTz Güneş. günümüzdeki modern canlılara kadar ulaşılmıştır ve evrim hala yoluna devam etmektedir. Kambriyen Dönemi’nden beri meydana gelen 5 (bazı kaynaklara göre 6) kitlesel yok oluş. kara bitkilerinin bu dönemde karaların tamamını işgal etmeye başlaması ve atmosferdeki karbondioksitin büyük bir kısmını emmeleri gösterilmektedir. Ancak ne yazık ki canlılık tarihindeki “patlamalar”. Bu yok oluşun sebebi. kimi zamansa canlıların neredeyse tümünü Dünya üzerinde silmiştir. tüm buzulları sıkıştırması ve karaya hapsetmesidir. Bu yok oluşun sebeplerinden biri yine denizeldir. Şimdi bunların kısaca zamanlarına değindikten sonra. su seviyelerindeki düşüşe sebep olmuştur. kısa sürede hızlı ve saçık bir türleşme meydana gelmiştir. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak. canlılarda çok hücreliliğin (multicellularity) evrimleşebilmesini sağlamıştır. Öncelikle bu güzel sorunuz için teşekkür ederiz. Ve sonunda. kayıtlara canlılığın gördüğü en büyük üçüncü kitlesel yok oluş olarak geçmiştir. zaten çok büyük bir kısmı sularda yaşayan canlıların bir anda yok olmaya başlamasına sebebiyet vermiştir.8 milyar yıl önce koaservatlarla başlamıştır. sayısız yeni türün oluşabilmesini sağlamışken. Ancak fotosentez yapabilen siyanobakterilerin ortaya çıkışı sonrası. Deniz seviyeleri bu dönemde sürekli olarak değişmiştir. temel olarak bundan 450-550 milyon yıl kadar öncesini. kimi zaman canlıların çoğunu.. Ayrıca bu yok oluş. ilkinden 75 milyon yıl sonra. bakterilerin belirli boyutların üzerine çıkabilmesine ve koloniler kurmasına genel olarak engel olmuştur. İlk yok oluş. Ordovisyen Dönem’i bitiren ve Silüryen Dönemi başlatan yok oluştur. önemli bir noktaya parmak bastınız. genel olarak kitlesel yok oluşları (mass extinction) anlamakta ve zamanlarını bilmekte fayda var. Buzulların sıkışması ise. Bu da. günümüzden yaklaşık 370 milyon yıl önce meydana gelmiştir ve Devoniyen Dönemi bitirip Karbonifer Dönemi’ni başlatmıştır. bundan 445 milyon yıl önce. Kambriyen Patlaması’ndan sonra gelişen ve yaklaşık 100 milyon yıldır çeşitlenen cinslerin %57’si (bu da türlerin %75’ine tekabül eder) haritadan silinmiştir. Bunu tetikleyen sebep olaraksa. İkinci yok oluş. bu son yok oluşu anlayabilmek için. Bu kitlesel yok oluşun sorumlusu ise.. Daha sonra bu koaservatlar tek hücreli organizmalara ve temel olarak bakterilere evrimleşmiştir.E V R İ M A Ğ A C I Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine. 3. Düşük oksijen düzeyleri. Canlılık tarihi. Bu. yer plakalarının hareket etmesi sonucu deniz düzeylerinde meydana gelen hızlı düşüştür. Bu patlama “olumlu” bir patlamadır ve bol oksijen ve giderek kısıtlanan habitatların doğurduğu evrim baskısı sayesinde. Kambriyen Patlaması. bunlardan sonuncusuna (bazı kaynaklara göre sondan ikincisine) değineceğiz. atmosferdeki oksijen düzeyleri kıyaslanmayacak miktarda artmış ve bu bol oksijen. her zaman Kambriyen Dönemi’nin başındaki gibi olumlu patlamalar olmamıştır. bilim dünyasında Kambriyen Patlaması olarak isimlendirilen dönemi işaret eder. Çünkü buradan önemli sonuçlar çıkarabiliriz. Pangea denen ve Dünya tarihinde meydana gelen en büyük ve tek kıtanın.

Bugünkü Meksika’nın Yucatan Yarımadası’na çarpan bu meteor. Bu 10 üzeri 8 megatonluk enerjiye denk gelmektedir.E V R İ M A Ğ A C I Karbondioksit düzeyindeki bu hızlı düşür. Bölgede bol miktarda bulunan Iridyum elementi (Dünya’da çok az bulunur. hızla Dünya’nın hemen her yanını sarmıştır. Bu volkanik patlamalar sırasında 2 milyon kilometre küplük lav yüzeye çıkmış ve 2 kuadrilyon (10 üzeri 15) kilogram sülfür havaya salınmıştır. pek çok orman yangınına da sebep olmuştur. pek çok olumsuz durumu tetiklemiştir. varlığını sürdürmüştür. Bunların içinde var olan kara canlılarının %96’sı. Ayrıca Dünya’nın bir anda artan sıcaklığı. Ayrıca bu çarpmanın etkisiyle. daha doğrusu “dinozorların çağını” sona erdiren yok oluştur. Ancak ne olursa olsun. Çarpmanın etkilerinden biraz bahsedecek olursak: 10 kilometre çapındaki bu meteor. Günümüz Hindistan’ında bulunan Deccan Volkanları patlamış ve bu patlamalar canlıları bir önceki kitlesel yok oluştaki volkan patlamalarına benzer şekilde etkilemiştir. Çarpma sonucunda boyları 30 metreye kadar ulaşabilen megatsunamiler meydana gelmiştir. Dördüncü kitlesel yok oluş. Geç Triyasik Dönemi’nde meydana gelmiştir ve Jurasik Dönemi başlatmıştır. “Tsar Bomba” isimli bir bombadır ve sadece 50 megaton enerji çıkarabilmektedir. Ayrıca Pangea’nın hareketleri sonucu oluşan akıntılar da. Sadece küçük bir kol olarak gözüken kuşlar. Bu yok oluşta canlı ailelerinin %20’si. fotosentezin neredeyse durmasına sebep olmuştur. Ayrıca bazı bilim adamları. Bu yok oluş sonucunda Dünya’daki o zaman var olan cinslerin %83’ü yok olmuştur. Kapanan güneş ışınları ve bitkilerin yanması. deniz canlılarının ise %70’i bulunmaktadır. Bu çarpma. yaklaşık 10 kilometre çapındaki BOLIDE tipi bir meteorun Dünya’ya çarpması olmuştur. 10 üzeri 21 Joule enerji açığa çıkaran La Garita Caldera patlamasıdır ve bu meteorun etkisinden çok daha az etki yaratabilmiştir. meteorlarda bolca bulunur) bu durumu doğrulamaktadır. yaklaşık 4 çarpı 10 üzeri 23 Joule enerji açığa çıkarmıştır. küresel soğumaya sebep olmuştur. neredeyse Dünya’daki canlılığın sona erdiği yok oluştur. Üçüncü kitlesel yok oluş. bir ikinci yok oluştan ise yaklaşık 120 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. Kalkan kül. İnsanların yaptığı en güçlü bomba. çarptığı yerde 180 kilometrelik bir krater açmıştır. bu yok oluşun tek bir meteor çarpmasıyla değil. genel sebep olarak Orta Atlantik Magmatik bölgesinin harekete geçmesi gösterilmektedir. bundan 250 milyon yıl önce. Dünya tarihinde meydana gelen en güçlü volkan patlaması bile. Ancak yine de yaşam. bir yolunu bulup. 184 . tek bir seferde bu sayıların yok olması değil. Bu sülfür. Bu yok oluşun kombine bir sebepler durumu gözlenmektedir. güneş ışınlarını kapatmıştır ve bunun sonucunda küresel ısınma meydana gelmiştir. Bu kitlesel yok oluş. Ayrıca bazı bilim adamları tarafından bir meteor çarpması ihtimaline de yer verilmektedir. yani dönemdeki tüm türlerin %75’i yok olmuştur. uzun süreli ve birkaç yok oluşun birleşimi olan bir kitlesel yok oluş görülmektedir. bundan yaklaşık 205 milyon yıl önce. cinslerin %48’i. Çünkü aynı dönemde başka çarpmalara işaret eden kraterler de bulunmuştur. bu dinozor süpersınıfının son üyeleridir. bunların en meşhuru olan ve günümüzden 65 milyon yıl önce. Ancak yok oluşun tetiğine basan olay. aynı zamanda “sürüngenlerin çağı”nı. toprak ve toz yığını. dinozorların bu yok oluşta hayatta kalabilen üyeleridir ve günümüzde dinozorlara ait kalıntılara sahip olan. Bu yok oluş sonucunda kara bitkilerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Bu yok oluş. Bu yok oluşta. volkanik hareketler de tetiklenmiştir. bir öncekinden ise 50 milyon yıl sonra. Bu ciddi yok oluşun sebebi olarak ise. birbirinden farklı birkaç çarpmanın etkisi olabileceğini ileri sürmüşlerdir. tüm türlerin ise %65’i yok olmuştur. Siberya Volkanları’nın patlaması gösterilmektedir. Bu yok oluşta o dönemde var olan tüm cinslerin %50’si. Beşinci ve çoğu kaynaklara göre son kitlesel yok oluş ise. Dünya’nın iklimini ciddi biçimde değiştirmiştir. bir önceki yok oluştan ise 140 milyon yıl sonra meydana gelen ve Kretase Dönemi’ni bitirip Tetriary Dönemi’ni başlatan yok oluştur.

inatla bu gerçeği reddetsek de. Bu olayların ana sonucu ise. bunun onda biri büyüklüğünde bir meteoru bile durdurma veya yönünü değiştirmeye yetecek teknolojimiz bulunmamaktadır. onu önleyemedikten sonra anlamsızdır. kaynaklarını birbirini yemeye.) Yukarıda sıralanan ve daha öncesine ait bu derecede değişime sebep olan durumlara ve bunların sonucu meydana gelen kitlesel yok oluşların gerçekleşme sıklığına bakacak olursak. Ve doğa. Ancak elimizde bol bol örnek bulunduğundan. Eğer insanlar ve akrabaları açısından bakacak olursak. denizel canlıların ve diğerlerinin büyük kısmı bu çarpma sonucu yok olmuştur. Sıcakkanlı olmaları ise. Buna rağmen tüm insanlığın ortak bir düşmanı olan “kitlesel yok oluşlara” karşı önlem almak yerine. Teknolojisiyle ve gülünç bir biçimde zekasıyla övünmektedir. yeterince doğru bir genelleme yapılabilir: Son 65 milyon yıldır ciddi bir yok oluş meydana gelmemiştir ve uzun bir süredir bu kadar ciddi bir meteor çarpması yaşanmamıştır. muhtemel bir göktaşı çarpmasından çok önce. Astronomların özverili çabaları sayesinde üzerimize gelen meteorlar onlarca yıl önceden görülebilir. birbiriyle mücadeleye girmektedir ve birbirini yemektedir. yani türlerin %76’sı yok olmuştur. Sizce de artık bundan bir ders alma vaktimiz gelmedi mi? Biz Dünya üzerindeki sıradan canlılarız. bu ortak düşmanımıza karşı savunmasız kalmaya devam edeceğiz.Ancak ne yazık ki sürüngenlerin. bitkilerin. o zamanlara kadar sürüngenlerin gölgesinde kalmış olan sıcakkanlı memelilere yeni bir yol açılmıştır. Carl Sagan’ın kitaplarında bulabileceğiniz istatistiki ve ayrıntılı hesaplara göre. kendi kendisini ve beraberinde sayısız canlı türünü yok edecektir. insanoğlu kendisine çok fazla güvenmektedir. Peki bu olaylardan alacağımız ders ne olmalıdır? (Uyarı: Bundan sonrası yazarımıza ait şahsi görüşleri de içermektedir. Bu elbette ki bir saate bağlı bir olay değildir. yaklaşık 60-70 milyon yılda bir. Yani yakın bir gelecekte meydana gelmesini beklediğimiz kitlesel yok oluştan çok önce.html 185 . Ve günümüzde. Ayrıca dinozor süpersınıfının kuşlar hariç tüm üyeleri yok olmuş. benzer bir yok oluş yaşayabileceğimiz düşünülebilir. Ayrıca meydana gelen dinozor leşleri de onlara bol bol besin sağlamıştır. insan ırkı. istatistiki sebeplerle. “Neyse ki”. çarpmanın ve sonuçlarının etkilerinden kurtulabilmişlerdir. değişen sıcaklıklara daha kolay dayanabilmelerine sebep olmuştur.com/earth/wide-angle/mass-extinctions-timeline. Ve insan türü.E V R İ M A Ğ A C I Bu olaylar zinciri sonucu iklim ciddi şekilde değişmiş ve deniz seviyelerinde oynamalar olmuştur. ancak bir tehlikenin geldiğini görmek.discovery. şahsi ve güvenilmez inançlarının gerekliliklerine ve bilim-dışı olgulara ayırdıkça. çünkü maymunlara ve maymunsulara giden kolun yolu açılmıştır. yani cinslerin %50’si. Dolayısıyla yakın bir gelecekte. bırakın 10 kilometrelik çapa sahip bir meteoru. İşin ilginç yanı. ******* http://dsc. insan ırkı doğal sebeplerle tükenecektir. Çünkü memeliler üzerinden beslenen ve kaya aralıkları gibi ufak deliklere girebilen memeliler. bizden kat be kat daha güçlü ve güçlü olmaya devam edecek. İstatistiki bir sonuçtur. çok ciddi bir bilançodur: Dönemin canlılarına ait ailelerin %17’si. bu tip durumlar yaşanmaktadır ve Dünya’daki canlılık ağır darbeler almaktadır. bu kitlesel yok oluş olumlu sonuçlanmıştır.

Kanserli hücreler. Konu uzun olabileceğinden hemen başlamak istiyorum: Kanser nedir. Bunlar. hücre kontrolsüz bir bölünme işlemine başlar ve böylece. sonra dört hücre) meydana gelir. Hayatlarının çoğu Interfaz denen ve “hücre içi sıradan olayların yapımı ve bir sonraki bölünme için iç hazırlıklar” olarak tanımlayabileceğimiz evrede geçirirler. İşte bu duruma kötü huylu tümör ya da daha acımasız ismiyle kanser denir. çeşitli enzim ve proteinlerce denetlenirler. diğer doku ve organlara da sıçrayabilirler. kimi zaman bu mutasyonlar tamir edilemez veya tamir mekanizmalarının “dikkatinden kaçar” (daha bilimsel açıklamasıyla. bu bölünme gerektiği gibi kontrol edilemeyebilir. iki hücre (mayoz durumunda peşisıra iki bölünme sonucu önce iki. hücrenin denetim mekanizmalarından bir ya da birkaçı bozulabilir.5 milyar yıllık canlı evrimi sonucunda geliştirilen “tamir” mekanizmaları sayesinde. bu kontrolsüz bölünmeler her zaman kötü huylu değil. Sırasıyla Profaz. Anafaz ve Telofaz evrelerinden geçerek hücre bölünmesi gerçekleşir. kontrolsüz bölündükleri için. Daha sonradan. kansere sebep olabilmektedir.000 kez mutasyon meydana gelir. çeşitli ış faktörlerden ötürü gerçekleşemez ve tamir olayı meydana gelemez). telofazın son kısmında ise hücre bölünmesi gerçekleşir ve sonuç olarak tek bir hücreden. Bu yüzden erken tanı kanserde çok önemlidir ve kan ile vücudun farklı yerlerine taşınması olayı gerçekleş- 186 .. İlk olarak bu önemli ve güzel sorunuz için teşekkür etmek istiyoruz. etkiler sonucu. tamir mekanizması olarak andığımız tepkimeler. Hatta bu kontrolsüz hücreler. bununla başlayalım: Kanser. radyasyon. sürekli olarak belirli bir döngü içerisindediler. Ancak 3. kan yoluyla vücudun başka kısımlarına da taşınıp yerleşebilir ve burada kontrolsüz olarak çoğalmaya devam edebilirler. Hücrenin normal yaşamı ve bölünme öncesi.E V R İ M A Ğ A C I Kanser Nedir? Kanserin Evrimi Üzerine. En nihayetinde ise önce DNA bölünür. iyi huylu da olabilir ve vücuda çok fazla veya ölümcül zarar vermez. Hücreler. sırası ve sonrasında pek çok zincirleme tepkimeler (cascade) meydana gelir. Her bir faz arası geçiş. Veya doğrudan DNA’ya yapılan bir dış müdahale sonucu. kontrolsüz hücre bölünmesi demektir. farklı metotlarla kontrol edilir. vb. gerekenden çok daha fazla hücre üretilir. en yalın anlamıyla. Metafaz. İşte bu gibi durumlar. İşte bu durumda. çok iyi bildiğinizi tahmin ettiğimiz üzere. Normalde vücudumuzdaki DNA’larda günlük olarak yaklaşık 10. bizlerin lisede öğrendiği kadar basit değildir. Sayfamız üyelerinden Sayın Oya Çelikağ bize şöyle bir soru yöneltti: Elinizde kanserin evrimiyle ilgili veriler var mı acaba? Oldukça kapsamlı ve ilgi çekici bir konu olması sebebiyle uzun süre kendisini beklettikten sonra. Ancak işler. DNA sürekli olarak kendisini tamir eder. şimdi kendisine vermek istediğimiz cevap şu şekilde: Sayın Oya Çelikağ. Ancak “muhteşem” bir “yaratık” olmadığımız ve biyokimyasal tepkimelerde de doğanın her köşesinde bulunduğu gibi istatistiki olarak hata meydana gelme ihtimali bulunduğu için.. Ancak bazı kanserojen maddeler. Ancak unutmamak gerekir ki. DNA’dan “emrin gelmesiyle” (daha doğrusu belirli bir yüzey-alanının-hacme-oranı değerine eriştikten sonra meydana gelen biyokimyasal geri bildirim sayesinde DNA’nın tetiklenmesiyle) hücre bölünmesi için özel çalışmalar başlatılır.

ta ki o kimyasallar ortamdan kalkana kadar. dolayısıyla ne de Doğal Seçilim’in umrundayız. bizim iyiliğimiz için çalışmaz. “güçlü olan hayatta kalacaktır”. Normalde. Biz. bedeni ölüme götürür. o zaman neden var. Ancak kanser hücreleri arası mücadele ve seçilim şu anda yeni incelenmekte olan bir dal olduğundan.E V R İ M A Ğ A C I meden. çalışma mekanizmalarını ve hayati fonksiyonlarını etkilemeye başlarlar. bölünme işlemi durur ve o kimyasallar ortama sağlanana kadar bölünme devam etmez. hücre bölünmesi sırasında. hayatı. bizim için var değildir. Örneğin. ölümcül bir bakterinin varlığı bizlere hayret verici ve doğaya aykırı gelebilir. kanser hücreleri çeşit çeşittir ve birbirleriyle bir yarış halindelerdir. sadece grip. işte bu kontrol noktalarına ait kimyasalların sentezinde sorun yaşanır ve hücre bölünmesi kontrolü sağlanamaz. fazlar arası veya fazların kendi içerisinde. sayısında yer alan “Doğal Seçilim: Kanserin Evrimi” başlıklı yazıda da açık olarak belirtildiği ve izah edildiği gibi. yok edildiklerinden çok daha hızlı bölünerek bağışıklık sistemini etkisiz bırakmayı başarırlar. akciğer kanseri gibi) bir süre sonra o kadar çok büyürler ve çoğalırlar ki. kansere adını verir: cilt kanseri. İşte bu ikinci tip kimyasallara tümör baskılayıcı faktörler denir ve kansere karşı tedavide önemli rol oynarlar. diğer hücrelerin besin kaynaklarını. doğadaki sıradan canlılarız ve bir gün yok olup gideceğiz. Doğal Seçilim. hücre bölünmesi gerçekleşmez. Ancak işler her zaman bu kadar kolay olmaz ve kimi hücreler. Veya bir başka kontrol noktasında. belirli bir doku veya organda başlayan bu kanserli hücreler (ki başladıkları nokta. Bu da kanserin diğer sebeplerinden biridir. ne doğanın. bir noktada kontrolsüz olarak bölünen hücreler çeşitli müdahalelerle (özellikle de kontrolsüz bölünmeye sebep olan faktörlerin önünü keserek) durdurulmalı veya kontrol altına alınmalıdır. Ancak kimi durumda. Bizler. saçma ve düşünülmemiş bir sorudur. İşte bu noktadan sonra vücut gerekli işlevlerini yerine getiremez ve bir süre sonra da kademeli olarak sorunlar baş göstermeye başlar. çoğunlukla meydana gelen durum olarak. Darwin. En nihayetinde bakteri de hayatta kalmayı ve üremeyi hedefler ve 187 . Bu sebeple bağışıklık sisteminin güçlü tutulması. belirli bir kimyasalın varlığında bölünme devam etmez. Peki böylesine ölümcül olabilecek bir hastalık. Bunun sonucunda da kanser meydana gelir. nezle gibi basit hastalıkların önleminde değil. Kontrolsüz olarak çoğalan bu hücreler. Evet. Yine de şu açıklamayı yapmakta fayda görüyorum: Biyoloji’yi ve tüm alt dallarını anlayabilmek için. ancak o bakterinin var olabilmesi için bizim ölmemiz gerekiyorsa. Yani kimi durumda eğer ki bu özel kimyasallar henüz salgılanmamışsa. belirli kimyasalların ortamdaki varlığı ve yokluğu aranır. o bakteri bizim için öldürücü olabilir. Bu kimi durumda işe yarar ve daha “kanser” olarak tanımlamaya zaman kalmadan bağışıklık sistemince mutasyona uğramış hücreler yok edilir. Bu noktalarda. bir noktadan sonra bağışıklık sistemine ait hücrelerin biyokimyasal yapısından ötürü “yabancı madde” olarak algılanmaya başlanır ve yok edilmelerine uğraşılır. Doğal Seçilim ile elenmesi gerekmez miydi?” Bu apaçık bir biçimde. Çünkü Doğal Seçilim ve genel olarak doğa. evrimsel süreç bununla da yetinmemiştir. karaciğer kanseri. doğa koşullarını gözlemlediğiniz ve üzerinde araştırma yaptığınız organizma odaklı görmelisiniz ve olaylar arası neden-sonuç ilişkilerini bu organizmaya göre kurmalısınız. kitabında da sıklıkla belirttiği gibi bunu kolaylık olsun diye kullanmıştır). Sebebi her ne olursa olsun. Normalde. çok fazla ayrıntıya girmek yanıltıcı olabilecektir. bazı kontrol noktaları (checkpoints) bulunmaktadır. Ve en “güçlü olan hayatta kalır” (bu bir metafordur ve Doğal Seçilim bu basit metafora indirgenemez. kanser gibi hayati bir hastalığın önleminde de önem arz eder. Çünkü şöyle düşünürüz: “Madem bizi öldürüyor. nasıl evrimleşmiştir. bizim temel sorumuz budur: Nature dergisinin 27 Ağustos 2008 tarihinde yayınlanan 454. Evrimsel süreçte gelişen bu kimyasalların varlığında. Eğer kanse vücudun geneline yayıldıysa veya kritik bölgelerinde hasara sebep olduysa.

Konumuza dönecek olursak. Eğer ki kanser hücrelerini durduracak gücümüz yoksa. Daha önce de belirttiğimiz gibi. Dolayısıyla eğer normal hücreleriniz (buna bağışıklık sisteminize ait hücreler de dahil) güçlüyse. uzun -ancak insan ömrü için o kadar da uzun olmayan. Dolayısıyla Doğal Seçilim’de. tüm mutasyonlar bir anda meydana gelmez ancak her bir mutasyon. kanser hücreleri de işte bu sebeple. Doğal Seçilim bizi eleyecek ve kansere karşı daha dirençli olanlardan yana veya daha basit olarak.” kaygısı gütmez. “kör bir saatçi” gibi davranacağı için. Ancak buna çok güvenmemek gerekir. kanser hücrelerinden yana çalışacaktır. İşte bu sebeple de. her zaman olduğu gibi. bir sonraki mutasyonun da meydana gelme ihtimali artacaktır. bazı diğer hastalıkların yolunu açtığı için veya vücudun bazı işlevlerini engellediği için.E V R İ M A Ğ A C I bunu yaparken “İnsanlara ve diğer canlılara zarar vermeyeyeyim. ancak frenler patladığı için (kanser başladığı için) artık önüne geçilemez bir dizi reaksiyon meydana gelmektedir. bazı kimyasallar salgılarlar ve bu kimyasallar. kendi genleri bunun yolunu “kontrolsüz olarak çoğalmakta” bulduğu için. kim ortama daha çok adapte olduysa. çünkü vücut tarafından “istenmeyen varlıklar” olarak görülürler ve yok edilmeye çalışılırlar. Bu da. Değilse. Daha da fazla bölünmeyi tetikleyen bu genlere onkojen denir. Uzun yıllarını bağırsak kanseri araştırmalarına harcamış bir bilim insanı olan Bert Vogelstein ve ekibi. Üstelik. Evet. kanserden öldüğü söylenen pek çok insan. Tıpkı bu durumda olduğu gibi. o hücre varlığını koruyacaktır. mutasyonların doğru sırada ve doğru genler üzerinde meydana gelmesi gerekmektedir. tıpkı doğada olduğu gibi seçilimin işlemesine ve dolayısıyla evrimin meydana gelmesine sebep olur. ancak bunun doğal bir değeri yoktur. evrimdir.daha avantajlı konuma geçirecekse. bir hücrenin kanserli hale geçebilmesi için en az üç veya dört. hücre bölünmesini dur- 188 . her zaman daha avantajlı konuma geçen hücreler. kanserin gelişimi ve evrimini. ikincil sebeplerle ölmektedirler. Vogelstein da kanserli hücrelerin içerisinde bulunan mutasyonlu genlerin. bu yolu izleyecektir. Bu da. daha da fazla bölünmeyi tetikler. meydana geldikten sonra. evrimleşmeye ve bağışıklık sistemi ile komşu hücrelere karşı direnç geliştirmeye çalışırlar. bu durum bize zarar verir. istatistiki olarak düşük bir ihtimal verir. ancak çoğu zaman bundan daha fazla mutasyon geçirmesi gerekir. tıpkı zaten kontrolden çıkan aracın şoförünün daha da fazla gaza basması gibidir. siz eleneceksiniz. Bu sayede. evrimi gözlemenin kolay bir yoludur. Kanserli hücre popülasyonunun evrimini gözlemek bu sebeple kolaydır. tıpkı ilk canlılığın oluşumu ya da günümüzdeki evrimde olduğu gibi. Aslında kanser hücrelerini incelemek bile. Üstelik bunun gerçekleşebilmesi için. eğer ki hücreyi -bize zararı olsa bile. Howard Hughes Tıp Enstitüsü’nün yayınladığı bir araştırmaya göre. Normal hücrelerimiz mutasyon geçirip de kötü huylu tümör (kanser) meydana getirdikten sonra. kansere sebep olacak ilk mutasyondan sonra da. Kanser hücreleri. kanser elenecektir. kansere sebep olan hücrelerin tek bir mutasyon geçirmediğini ve kademeli olarak. İşte bu.bir evrim süreci gerekmektedir. vücudumuzdaki tüm diğer hücreler ve dolayısıyla biz gibi davranacaktır: Hayatta kalmaya çalışacak ve üreyecektir. Yapılan araştırmalar. kanser hücreleri ölümcül hale gelmeden önce. hayatta daha kolay kalabilecek ve bir sonraki mutasyonu görebilme ihtimalleri artacaktır (çünkü yok olmayacaklardır). Üstelik Vogelstein’ın anlattığına göre. şoför (yani vücudumuz) bunları durdurmak için elinden geleni yapar. neyse ki. yakınlarındaki hücreler üzerinde üstünlük kurma mücadelesine girerler. ondan yana çalışacaktır. kanserli hücreler üzerinde yoğun bir seçilim baskısı bulunur. Kanserin gerçek anlamda öldürücü olacak kadar gelişebilmesi için. kanser hücreleri. duygusal bir karar vererek daha gelişmiş gibi gözüken. Yani evet. Bu da. nesiller boyunca evrim geçirdiklerini göstermektedir. kontrolsüz olarak hızlanan bir arabaya benzetmektedir. Çünkü unutmamak gerekir ki. Buna rağmen. Çünkü hücreler çok hızlı bölünür ve bu da pek çok neslin hızla geçmesi demektir. halbuki son derece sıradan ve gelipgeçici bir hayvan olan insandan yana değil.

tamircinin aracı tamir etmesi beklenir. 189 .edu/evolibrary/news/071001_cancer http://www. var olma savaşında sahip olduğu özelliklerden ötürü daha avantajlı konuma geçen) bazı hücreler (daha doğrusu genler). Şöyle ki. ancak bu tip bir tamirci. Bu da. Fakat işin ilginci HLA antijenlerinde yatıyor. ************ http://www. frenlerin patlamasıyla araç kontrolden çıkar.org/biointeractive/cancer/cancer_evolution. hücrelerin bölünme kontrol mekanizmaları güçlendirilebilir veya kontrol edilebilir ve tüm bu çabalar sayesinde kanserin önüne geçilebilir.news-medical. engel oldukları kimyasalların salgılanması gerçekleştirilebilir.com/news/2008/080827/full/4541046a.metinberberoglu. DNA’nın kendisini tamir etme sistemlerini de bozabilir. Evrimsel Biyoloji’yi özümsemiş ve tıp araştırmalarında kullanan. mutasyon) oluşuyor.. Ne eksik ne fazla. Hatırladığım kadarıyla bazı virüsler (serviks kanserine neden olan Epstein Barr virüsü gibi) HLA antijenlerini baskılayıp MHC komplekslerini hücre yüzeyinden silen bir mekanizma yapıyorlardı.. Vogelstein. Yani virüslerin hastalık oluşturma mekanizmasında HLA genlerinin ekspresyonunu indirgeme özelliği. daha fazla mutasyonun tamir edilememesine sebep olur. Bu da.E V R İ M A Ğ A C I durabilecek kimyasalların salgılanmasını kestiğinden bahseder. Kanser oluşumu dediğiniz gibi çeşitli faktörlerden (viral.html http://www. Organ transplantasyonunu engelleyen en önemli proteinler bunlardır.. bizlerin kafa karıştırmamak adına anlatmaktan uzak durduğu teknik detayları. kanser evrimini daha da hızlandıracaktır. bu durumu. Çünkü Evrimsel Biyoloji’yi bilen biri. Normalde frenler aracın hızını ayarlarken. aracı size belli etmeden daha da bozacak veya bozulmasına sebep olacaktır. Vücudun savunma sistemlerinden saklanmayı sağlamak için. Bu konuda daha fazla bilgiyi. Fakat evrimsel gelişimimiz bunun için de bir çözüm bulmuş: Natural Killer hücreleri.nature. Kanser çoğu zaman hücre yüzeyinde vücuda benzemeyen antijenler salıyor: HLA genleri üzerinden salgılanan MHC proteinleri (Major Histocomplability Complex). İşte bu durum.berkeley..net/news/2007/04/17/23697. son derece güzel derleyip açıklayarak yazdığı yorumu yazımızın altına eklemek istiyoruz: “Yazı harika. ülkemizin önemli tıp doktorlarından Operatör Doktor Metin Berberoğlu’ndan öğrenebilirsiniz.. Belki p53 ve RAS mutasyonları için ayrı bir paragraf açılabilirdi. aracın frenlerinin patlaması gibi düşünülebilir. Evrim sürecinde daha da “zekileşen” (daha bilimsel açıklamasıyla. her insanda farklıdır.com/ Sayfamız üyelerinden Sayın Erdem Ertaş’ın.hhmi. Ve evrimin tersine veya ona paralel ancak engel olacak şekilde izlenecek bir yol sayesinde. yani kişiye spesifik. kanserin evrimindeki tüm basamakları daha kolay anlayabilecek ve bunların ne amaçlarla evrimleştiğini çözebilecektir. Kanseri önlemenin tek bir yolu vardır: Evrimsel Biyoloji’yi çok iyi anlamış olmak.. kötü niyetli bir tamirci tutmaya benzetir...aspx http://evolution. Aracınız bozulmuşsa. Bu proteinler. kanser hücrelerinin kontrolsüz bölünmeleri kontrol altına alınabilir.html http://www. Bu durum aslında çoğu başka hastalıklarda da var. Bu sebeple de günümüzde Tıp ve Evrim konusunda büyük bir işbirliği çabası bulunmaktadır.

190 . nötrofiller. birçok savunma hücresi var.E V R İ M A Ğ A C I Vücudumuzda makrofajlardan başka lenfositler. yüzeyinde MHC bulunmayan hücre çekirdeğine apopitoz (intihar) emri verir. eozinofiller vb.” Sayın Erdem Ertaş’a sayfamız kurallarına tamamen uygun olan bu güzel yazısından dolayı teşekkür ediyoruz. Her bir hücrenin primer olarak yaptığı görev farklı. Gerçi tez yazıyormuş Oya Hanım. Bunlardan birisi de Natural Killer hücreleri İşte Natural Killer hücreleri. bazofiller. Ben daha tıp fakültesinde okuyorum bilgiçlik taslamış gibi görünmek istemem :) İyi geceler dilerim. Yani adeta bekçi gibidir.

hücrelerimizin çekirdeği haricinde. ancak kimi durumda (hücre bölünmesi gibi) mtDNA’nın bölünmesi durdurulabilir veya gerektiği zamanlarda başlatılabilir. pek çok bulgu ile desteklenmektedir ve günümüzde en çok kabul edilen kuramlardan biridir. Mitokondri ve kloroplastların eskiden prokaryotik hücreler oldukları düşünülmektedir. Kısacası evet. Endosimbiyotik Kuram ile açıklanmaktadır. mitokondriyal DNA (kısaca mtDNA). Peki bu sırada mitokondriye ait genetik yapı değişiyor mu? Eğer değişmiyorsa acaba dini inanışlardaki Havva’ı bulabilir miyiz? =) Bir de Mitokondri bir tür parazit olabilir mi? Yani örneğin tıpkı barsaklarımızda yaşayan K vitamini sentezleyen bakteriler gibi. Bunun çok basit birkaç sebebi vardır: Spermde 100-1000 arası mtDNA bulunurken. mitokondri dediğimiz organel bir prokaryotun.000 arası mtDNA bulunur. Bu kuram. ancak canlı genomu dahilinde sayılan bir DNA’dır. Sorunuz için teşekkür ederiz. mtDNA’larla birlikte. mitokondri denen ve enerji üretimi için büyük moleküllerin oksijen ile yakılarak küçük moleküllere dönüştüğü organelde bulunan bağımsız DNA parçasına verilen isimdir.000. Çok hücrelilerin çoğunda mtDNA yalnızca anneden gelmektedir. Bu sebeple yavruya geçen mtDNA’nın kaynağı. ancak bulgular. mtDNA. yumurtada 100. mitokondri denilen “bakteri türü” de hücremize yerleşip bize enerji sağlamak karşılığında orada konaklıyor olabilir mi? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Bahadır Şimşek. Her mitokondri’de 2 ila 10 arası mtDNA kopyası bulunur. diğeri ile simbiyotik ilişkisinin bir ürünüdür. mtDNA’nın da tıpkı günümüzdeki modern prokaryotlar gibi halka şeklinde olduğunu bilmekte fayda vardır (ökaryotların çekirdeğinde bulunan çift sarmal DNA’dan farklıdırlar). Günümüz canlılarında. kaybedilir. Zaten spermdeki mtDNA’nın çoğu. prokaryotik (zarlı organellere sahip olmayan) canlıların. bu kodların bir kısmının eskiden mtDNA’da bulunduğunu göstermektedir. Ayrıca döllenme sırasında meydana gelen biyokimyasal tepkimeler. Ayrıca yumurta döllendikten sonra sperm ve mtDNA yumurta tarafından “yabancı madde” olarak algılanarak yok edilir. POLG ve POLG2 isimli genlerin kodladığı DNA polimeraz gama kompleksinin varlığıyla çoğalır.000 ila 1. ancak bir bilgi olarak. mtDNA’nın kökenleri.E V R İ M A Ğ A C I Mitokondriyal DNA (mtDNA) Nedir? Nasıl Kullanılır? Üyelerimizden Sayın Bahadır Şimşek bize şöyle bir soru yöneltti: Merhaba benim sorum mitokondrilerle iligli: Eşeyli üreyen canlılarda mitokondri anneden geliyor. 191 . proteinlerin çok büyük bir kısmı çekirdekteki DNA tarafından kodlanır. güzel bir soru sormuşsunuz. Şu an konumuz bu olmadığı için fazla ayrıntıya girmiyorum. transpozonal sıçrama denen bir olay sonucu mtDNA’daki bilgiler nükleer (çekirdektei) DNA’ya taşınmıştır. Elimizden geldiğince açıklayalım: Dediğiniz ve daha önceki yazımızda belirttiğimiz gibi. Kısacası ana genetik materyalimiz olan çekirdek DNA’sından bağımsız. annedir. mitokondrilerin yoğunlukla bulunduğu kuyruk kısmındadır ve kuyruk çoğu zaman döllenme sırasında. Daha sonraki zamanlarda. Bu bölünme. başka prokaryotik canlıları endositoz ile içlerine almaları ancak sindirememeleri sonucu ve bazı diğer etmenler dahilinde simbiyotik yaşama geçmeleri sonucunda evrimleşmiştir. sperm mtDNA’sının çok büyük bir kısmının yumurtaya geçmesine engel olur. Yani ökaryotik (zarlı organellere sahip) canlılar. çoğu zaman çekirdekteki DNA’dan bağımsızdır.

Yani bundan birkaç bin önceki nesil (her 100 yılda 2-3 nesil olduğunu unutmayınız) kesinlikle bir insan değildir. mtDNA. pediatri dergisinden konuyla alakadar bir makale linki paylaşıyorum.org/evolution/ingman.org/faqs/homs/mtDNA.wikipedia.nih. bu durumda da erkek tarafı belirlenir. Çünkü mtDNA’nın mutasyon hızı gerçekten çok yüksektir. Ayrıca pek çok türle olan akrabalıklarımız gün ışığına çıkmıştır. temel olarak mtDNA üzerinde bulunan HVR1 ve HVR2 genleri (toplamda 440 baz bulunur) ve bunlarının değişiminin takibiyle yapılır. meyve sineklerinde bu durum gözlenmiştir.html http://www.wikipedia.gov/research/mitochondrial_research/ http://www.E V R İ M A Ğ A C I Bu durum. Bu şekilde yapılan analizler sonucu.talkorigins. sürekli olarak geriye giden ve gittikçe günümüz maymunlarının da atalarıyla yakınlaşan bir atadan evrimleşmişizdir.dna. Örneğin birkaç bal arısı türünde.actionbioscience. Bunun sebebi de ökaryotik canlıların çekirdeğinde bulunan çift sarmal DNA’ya göre çok daha az korunması ve kontrol mekanizmalarının prokaryotlardaki gibi daha az gelişmiş olmasıdır. mtDNA’nın izleri takip edilerek bir canlının anne tarafının tamamının haritalanabilmesini sağlamaktadır. İnsandaki mtDNA geriye doğru takip edilerek.mitochondrialdnatesting. çok güçlü bir “evrimsel iz sürme aracı” olarak kullanılabilir. Bulgular açıkça göstermektedir ki. Bu araç kullanılarak insanın evrimi anlaşılmılştır ve anlaşılmaya devam etmektedir. sadece erkekten alınabilen Y-kromozomu ile de yapılabilir. mtDNA’nın takibinin insanlara uyarlanmış versiyonudur. Farklı canlıların mtDNA’sı kıyaslanır ve buna göre Evrim Ağacı çıkarılır.gov/chromosome/MT http://www.com/ http://www. ortada birden bire meydana gelen bir erkek ve kadın yerine.turkiyeklinikleri.html 192 .html http://en. mtDNA. Bu işlem.nlm. Bu da filogenetik araştırmaların kolaylaşmasını sağlar çünkü mtDNA’da meydana gelen mutasyonlar ve bireyler ve türler arasındaki farklılıkların takibi kolaylaşır. insanların atası aranmıştır.nih.nlm. evrimin var olduğunun ve sürdüğünün çok açık bir ispatıdır. In vivo dediğimiz ve canlı dışında gerçekleştirilen döllenmelerde de erkekten mtDNA’nın geçmesi durumu gözlenebilir. günümüzdeki bütün köpeklerin atasının vahşi kurtlar olduğu ispatlanmıştır.org/wiki/Mitochondrial_DNA http://en. nadiren mtDNA’nın erkek tarafından aktarıldığı da gözlenmiştir. Mitokondriyal Havva (Mitochondrial Eve) denen olgu da. Diğer sorunuza cevap olarak ise şunu söylemek istiyoruz: mtDNA’daki bilgiler sadece değişmekle kalmaz. açık bir şekilde. en başta yazdığına göre tespit edilmiş 100e yakın mitokondri dna defekti var. Bunun ötesinde ise mtDNA sayesinde çok ayrıntılı ve net Evrim Ağaçları oluşturulabilmektedir. Aynı olgu.org/wiki/Mitochondrial_Eve Sayfamız üyelerinden Sayın Fatih Sezer’in eklediği bilgiyi de notumuza katmak istiyoruz: Mitokondrilerde değişim yani mutasyon olgusunun kanıtı elbette hastalıkları. Küçük bir not olarak bildirmekte fayda vardır ki. şu anda yer veremeyeceğimiz ve açıkçası fazlasıyla ön bilgi gerektiren bazı yöntemler kullanılarak. http://ghr. http://pediatri. Kısa bir özet yapmak gerekirse. çok hızlı değişir.gov/handbook/basics/mtdna http://ghr.com/abstract-tr_34538.

İnsanların hiçbirinin birbirine benzememesi bundandır. ahtapotlar ya da güvercinler arasındaki fiziksel farklılıkları da bir bakışta görmemiz zordur. tek bir insanda.E V R İ M A Ğ A C I Genlerin Değişimi Nasıl Olur ve Evrim Buna Bağlı Olarak Nasıl Gerçekleşir? Sayfamız okurlarından Sayın Cemil Kaya bize şöyle bir soru yöneltti: Evrimin dna lar yoluyla aktarıyoruz ve evrim boyunca genlerimiz değişiyo. belirgindir. transpozonal sıçramalar ve benzeri rastlantısal olaylar sonucu genlerimiz sürekli olarak ve matematiksel bir rastlantısallık dahilinde değişmektedir. sizlerin destekleri sayesinde güçlüyüz biz. Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Cemil Kaya. oluşur.. Zira sizi oluşturan her şey ama her şey. sezaryenle müdahale edilmediği sürece ölecektir. genlerimizin ya da herhangi bir başka yapı taşımızın çevreyi ve ortamı algılaMAdığıdır. Halbuki “canlı” ve “cansız” diye bir kavram aslında yoktur. pek çok farklılık vardır. Çünkü bu çeşitlilik genellikle rastgele meydana gelmektedir.. Bunların toplamına ve bunlar arasındaki toptan ilişkiye ise biz “canlılık” diyoruz. Doğru kullanım şudur: “Genetik materyalin aktarımı”.’lık bir yavruyu meydana getirebilir. Aslında hayvanların tümü içinde. normal şartlar altında. Aslında Çinliler de -örneğin. Ancak sizin de kastınızın “genetik meteryalin aktarımı” olduğunu düşünüyoruz. :) Hemen sorunuzun cevabına geçelim: İlk olarak bazı kavramsal düzeltmeler yapmak istiyorum: “Evrim’in aktarımı” şeklinde bir kullanım doğru değildir. ancak ehli veya çabalayan bir göz bunu görebilecektir.bunun üzerinde beynin etkisi nedir???? vakit ayırırsanız çok sevinirim. Ancak doğa koşulları belirli anlar dahilinde. Bunlara mayoz sırasında meydana gelen crossing-over’daki genetik değişimleri.peki genlerimiz dış dünyayı nasıl algılayabiliyor ve değişmesi gerektiğine karar veriyor. Bunların farklı birleşimleri sonucu karbonhidratlar. Peki bu değişim nasıl gerçekleşiyor? Şöyle: Mutasyonlar veya crossing-over. Veri olarak. her an meydana gelebilecek olan transpozonal sıçramaları.Türklerin hepsini birbirine benzetir ya da Almanların. Bunun sebebi. İşte bunların sonucunda. Güzel yorumlarınız için öncelikle teşekkür ederiz. de eklemek gerekir. Burada bilmeniz gereken. bir türe ait pek çok farklı çeşit meydana gelir. İşte bu rastgele meydana gelen saysız varyant (çeşit) doğa karşısında bir nevi sınava tabidir. Tıpkı Çinli olmayanlar “Çinlilerin hepsi aynı!” iddiası gibi. 20 kilogram olarak meydana gelen bir köpek yavrusu. 20 kg. Evrim. günde ortalama 10.000 kere gerçekleşmektedir. sadece bunları bizim gözümüz alışık olmadığı için göremeyiz. gebelik sürecinin sonundaki kiloyu kontrol eden veya bu özellik üzerinde etkisi olan genlerin rastlantısal değişimi. Ama bu işin çok farklı bir boyutu olduğu ve ayrı bir notu hak ettiği için bu noktayı atlıyorum. vb. proteinler. sadece mutasyonlar.. çünkü annesinin karnından çıkamaz.. Önemli nokta şu: Genlerimiz dış dünyayı “algılamıyor”. baktığınızda “cansız” diyeceğiniz ve gerçekten de cansız olan atomlar ve moleküllerdir. vs. bu aktarım süreci boyunca gerçekleşen birikimli değişimin genel adıdır. onların içerisinde yaşamamamız veya basitçe Çinli olmamamızdır. Benzer şekilde. yağlar. DNA’dan bahsetmeniz bunu gösteriyor. Örneğin şu anda. ancak bu yavru doğada elenir. Ya da kısa boylu zürafalar dallara uzanamaz veya kolay çiftleşemez (dişiler uzun 193 . Yani embriyolojik gelişim sırasında.

Çünkü belirli bir nesil sonunda. Bu sebepten ötürü. Evrim de bu şekilde. doğaya adapte olamadıkları için elenirler. Böylece o değişmiş gen daha çok yavruya aktarılır.zürafanın sadece boynu üzerinde değil. her zaman o andaki ortama en adapte olabilmiş bireylerin hayatta kalmaları ve üremeleriyle çok dağınık bir patika üzerinde ilerliyor. beynin son derece sıradan bir organ olduğunu ve genler üzerinde hiçbir etkisi olmadığının açık olduğunu düşünüyorum. Eğer ki değişim canlıya fayda sağlıyorsa. Uzun lafın kısası. gelecek nesillere daha çok aktarılabiliyor ve birikiyor. Örnekler sonsuz sayıda arttırılabilir. yok olur. Böylece o “çeşit”. Bunlardan birinin meydana gelmesi. ölmek ya da üreyememek şeklinde görülebilir. genler “değişmeleri gerektiğini anlamıyor”lar. doğada “test ediliyor”. genlerindeki çeşitlilikten dolayı doğal ortama daha çok adapte olacak şekilde var olan bir bireyin genleri onun hayatta kalmasına veya üremesine katkı sağlar. birikemiyor. artık canlılar o kadar çok değişir ki (çünkü Evrim -örneğin. Eğer ki gen zararlıysa. Elenmek. rastlantısal olarak değişiyorlar. Genler.E V R İ M A Ğ A C I boyluları seçmektedir) ve bu yüzden er ya da geç elenirler. Bu bağlamda. kendisindeki bu çeşitliliği var eden genlerin yavrulara aktarılamaması demektir (çünkü bu “zayıf ” birey ölür ya da üreyemez). rastgele meydana gelmiş olan varyantlardan bir kısmı. Buna biz “türleşme” diyoruz. Öte yandan. 194 . Daha sonra bu değişim. İşte Evrim. popülasyonlarda sürekli olarak (ortam koşullarının değişmediği varsayılırsa) belirli bir yöne doğru bir gen birikimi oluşur. vücudundaki hemen her olgu üzerinde farklı şekillerde etkilidir ve bu etkilerin toplamı göz önüne alınmalıdır) bir süre sonra bu genlerin birikimi sonucu değişen bireyler. Bu şekilde birikimli bir ilerleme meydana gelir ve nesiller sonunda. canlı eleniyor ve o gen aktarılamıyor. budur. atalarıyla (incelediğimiz popülasyonun ilk baştaki bireyleriyle) çiftleşememeye başlarlar. çünkü üreme mekanizmaları da değişmetkedir.

genel olarak canlılar arası bir ilişki türü olmakla birlikte. minerallerin az bulunduğu ortamlarda daha çok “karşılıklı fayda” çerçevesinde.Bu sebeple. Fayda/zarar ilişkisi düşünülmediğinde ve en nihayetinde mantar ile bitki köklerinin ya da mantar ile algin birlikte var olan türler olduğu düşünülürse. ancak yarı-patojen bir etki gösterir. Bu durumda likeni bir simbiyotik ilişki mi. Yani iki canlı arasındaki fayda/zarar ilişkisi yerine. Çünkü mantardan alge doğrudan bir madde geçişini gözlemek çok zordur ve bununla ilgili net bulgular yoktur. o canlıların birbirine bağımlı olarak yaşayıp yaşamadıkları ve ne biçimlerde yaşadıkları göz önüne alınmalıdır. diğerinin ise bundan etkilenmediği veya fayda gördüğü ilişkilere verilen isimdir. fayda ve zarar üzerine değil. Bu ilişki çerçevesinde. Biz Evrim Ağacı olarak simbiyoz kelimesini mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanan tarafta kalmaktan yanayız. Ancak bu mutual ilişki. Şimdi biraz ayrıntıya ve örneklere inelim: Simbiyozda genel olarak ilişkiye ortak olan canlıların uzun süreler ve hatta ömür boyu birbirleriyle ilişki halinde kaldığı varsayılır. bu ilişkiye katılan (ortak olan) tüm canlıların fayda görmesi sonucu oluşur (mutualizm ile eş anlamlı olarak kullanılabildiği gibi. mutual bir ilişki olarak sayılır. Belki ona zarar vermez. En tipik örneklerden biri. Simbiyotik yaşamın en klişe ikinci örneği olan likenler de aslında çok net simbiyotik yaşam örnekleri değillerdir. bitkinin büyümesini normale göre yavaşlatabilir. Kıyaslama yapabilmeniz açısından. Ancak ilginç olan bir nokta. aslında “simbiyotik yaşam”. parazitlik (parasitism) parazit olan canlının yarar. Amensalizm (Amensalism) ise ilişkiye ortak olan taraflardan birinin tamamen baskılandığı ve hatta öldüğü. Kommensalizm (Commensalism). Çünkü mineraller açısından zengin olan toprakta bitkinin köklerine yine simiyotik ilişki kurmak üzere bağlanan mantar. yani bağımsız olarak yaşamamaktadır. bazı kaynaklarda ilişki türlerinin tümüne verilen isimdir).E V R İ M A Ğ A C I Ortak Yaşam (Simbiyoz) Nedir ve Nasıl Evrimleşmiştir? Sayfamız üyelerinden Sayın Alphan Vardarlı bize şöyle bir soru yöneltti: Ortak yaşam (symbiosis) nedir ve ortak yaşam çerçevesinde şekillendirilmiş bir evrim ağacı grafiği var mıdır? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Alphan Vardarlı. 195 . Bunun karşılığında da mantar ihtiyacı olan karbonhidratlara (özellikle de glukoz ve sukroza) çok daha hızlı ve etkili bir şekilde ulaşabilir. çünkü “endosimbiyoz” dediğimiz bir olay sonucu ortaya çıkan mutual ilişki sayesinde. mantar bitki köklerinin yüzey alanını arttırarak bitkinin aldığı mineral miktarını arttırır ve solunum sırasında ürettiği karbondioksit sayesinde bitkinin fotosentezine ürün sağlar. Bildiğiniz üzere liken alg ile mantarın ikili ilişkisinden oluşur ve bu ilişkiye katılan alg türü liken hayatına o kadar adapte olmuştur ki.hayal edilemez. yoksa mantarların algleri bir hedef olarak seçtikleri parazitik veya komensal bir ilişki mi olduğunu tanımlamak güçtür. ökaryotik hücreler meydana gelebilmiştir ve bundan daha yararlı bir simbiyoz -herhalde. diğerinin ise ilişkiden pek fazla etkilenmediği ilişkilere verilen isimdir. bunların simbiyotik canlılar olduğunu söylemek kolaylaşır. yaşam biçimi üzerine tanımlanmalıdır. Simbiyoz. konak olan canlının zarar gördüğü ilişki tipidir. Bu sebeple kimi zaman simbiyotik ilişkileri tanımlamak zor olabilir. ilişkiye ortak olan türlerden birinin fayda sağladığı. günümüzde alglerin liken ilişkisinden tam olarak nasıl bir fayda sağladığı bilinememesidir. bu ilişki haricinde neredeyse hiç görülmemektedir. bitki kökleri ile mycorrhizal mantar arasında meydana gelen ve ömür boyu süren ilişkidir.

Karıncalar (bitkiyi otçullardan korur. fotosentetik karbon alır) 4) Konak: Protista . 4 çeşit konak tipi görülebilir. İlk etapta bakteri konağına zarar vermiştir ve bağımsız olarak yaşayan amiplere göre daha yavaş büyümesine sebep olmuştur.Nitrojen-bağlayıcı bakteriler (Diatomlar. Bu araştırma sonucunda elde edilen bulgular. Peki bu evrim ne sıklıkla ve ne zaman olmuştur? Bu konu hala tam olarak bilinmiyor. Tennessee Üniversitesi Biyokimya Bölümü’nden Prof. simbiyotik ilişkilerin zıt karakterlerin bir arada bulunmasından evrimleştiğini ortaya koymuştur. fotosentetik karbon alır) . bu yüzeyine tutunan spiroketler sayesinde hareketlerini hızlandırır) Peki simbiyotik yaşam nasıl ve neden evrimleşti? Bu noktayı da açığa kavuşturmak önemlidir. Ancak filogenetik ağaç sorunuza da bir miktar cevap olması açısından. bakterilerin varlığından etkilenmeden yaşamını sürdürmeye devam etmeye başlamıştır. Ancak 18 aylık deney ve 200 nesil sonunda. çimler ile ortak yaşayan endofitik mantarlar ile Epichloë isimli patojen bir tür birbirleriyle evrimsel olarak oldukça yakındır. Luminesan) bakteriler (kamuflaj ve uyarı sinyali sağlarlar) .Karıncalar (konaklarından bazı besin maddeleri alırlar ve konaklarını diğer hayvanlara karşı korurlar) 3) Konak: Mantar . Öyle ki. bir arada bulunmaları sonucu önce birbirlerine zarar vermişler.Fotosentetik alg (fotosentetik karbon sağlar ve nitrojen kaynaklarını arttırır) . bitki sayesinde yuvaya ve besine sahip olur) 2) Konak: Hayvan . bunları buraya sıralamamız saatlerce okuyacağınız bir liste oluşturabilirdi. başında tire işareti konanlar. şu anda bilimsel bulgularla desteklenen bir gerçek. Jae Park’ın PubMed dergisinde yayınladıkları makalede ve öncesinde düzenledikleri deneyde Amoeba proteus isimli bir protista ile Escherichia coli bakterisi arasında simbiyotik yaşam kurulmuştur. kalın harflerle yazılan konağa tutunan ve onunla ortak ilişki kuran canlıların isimleridir.Hareketli mikroorganizmalar (Protista. Jeon ve Prof. bakterinin amip üzerindeki zararlı etkisi azalarak yok olmuş ve amip.Işık saçan (Luminescent. Yani birbiriyle alakası olmayan ve hatta birbirlerine zararlı olan türler.Nitrojen bağlayıcı bakteriler (bağlanmış nitrojen sağlar.Likenler (mantar. Hemen yanlarındaki parantez ise.Kemosentetik bakteri (bağlanmış karbon sağlar) . fotosentez girdisi sağlar) . Aşağıda.Endofitik mantarlar (bitkiyi gövde yiyici otçullardan korur. vitaminleri ve sterolleri sağlar) .Metajonik bakteriler (oksijensiz solunumu arttırırlar. konağa sağladıkları ve kendilerinin edindikleri faydayı kabaca belirtmektedir: 1) Konak: Bitki . farklı türler olmalarına rağmen birbirleriyle cinsel açıdan uyumludurlar (ki bu da onlarca “tür” tanı- 196 .E V R İ M A Ğ A C I Doğada o kadar çok çeşitte simbiyotik ilişki bulunur ki. Kwang W. metanogenez gerçekleştirirler) .Böceklere bağlı bakteri ve mayalar (temel aminoasitleri. Ancak konağın alemine dayanarak genel bir sınıflandırma yapılırsa. siyanobakterilerden bağlanmış nitrojeni alırlar) .Selüloz-parçalayıcı mikroorganizmalar (bağırsakta yaşayarak selüloz sindirimini sağlar ve ürünleri hayvana kazandırır) .Mycorrhizal mantar (mineral alımını arttırır. fotosentetik karbon alır) . daha sonradan ise birbirlerine “alışarak” (ya da alışacak şekilde adapte olarak) birlikte yaşamaya başlamışlardır.

Örneğin bazı bitkiler.htmlhttp://www. Bu da onlara enerji açısından fayda sağlar. bu kimyasalların artık salgılanmadığı gözlenmektedir. Bu sayede. Güney Amerika’daki Akasya ağaçları.wikipedia. ****** http://science. Simbiyotik yaşam.html 197 . bir tür karıncanın bol bulunduğu bölgelerde yaşarlar ve bu karıncalar onları otçullardan korur. Bu popülasyonlarda. sizlerle paylaşacağımızdan emin olabilirsiniz.bio.nlm.gov/pubmed/9435132 http://en.nih. karşı tarafın bazı koşulları sağlamasından ötürü. Çünkü simbiyotik ilişki sonucunda. Evrimsel olarak. karıncaları üzerlerine çekerler ve otçullara karşı kendilerini karıncaların varlığıyla korurlar. kendilerinin yaptığı bazı işleri yapmayı bırakırlar. bu ilişkilerin canlılara doğal ortamda avantaj sağlamasından ötürü evrimleştiği düşünülmektedir.jrank. ancak ola ki bulursak.bio.edu/bcmb/faculty/Individual_Faculty_Pages/Jeon_Kwang/Jeon_Kwang. Örnekler bu şekilde çoğaltılabilir.org/pages/48782/Symbiosis.html http://web.ncbi.E V R İ M A Ğ A C I mından Biyolojik Tür olarak tabir ettiğimiz tanımlamaya bir istisna teşkil etmektedir).utk. Bir diğer örnek. evrimsel süreçte gerçekten önemli bir adımdır ve prokaryotlardan ökaryotların evrimine imkan vermiştir (endosimbiyoz). Ancak bu türün bazı popülasyonları. baklagiller ile ortak ilişki kuran Rhizobium ile bir diğer patojen bakteri olan Agrobacterium’un yakın filogenetik ilişkisidir. Ne yazık ki talep ettiğiniz gibi bir filogenetik ağaç mevcut değil.org/wiki/Mycorrhiza http://web. taraflar. alelokimyasal denen ve otçulları kovan kimyasalları salgılar.utk. bazı diğer bitkilerin salgıladığı koruyucu salgıları üretmek zorunda kalmazlar.edu/bcmb/faculty/Individual_Faculty_Pages/Park_Jae/Park_Jae.

bundan da başka bir notta bahsedeceğiz) bünyelerinde meydana gelen kimyasal reaksiyonlar (ya da bu durumda “biyokimyasal” reaksiyonlar) onu hayatta tutmak konusunda daha başarılı kılar. fracture). kendisinden meydana gelen ve kendisine benzeyen bireylere aktarmaya (üremeye. çünkü bu da var olma mücadelesine aktif bir katkı sağlar. Bu neden böyledir? Bunun için ilk canlıların meydana gelmesine ve sonrasında hayatta kalmalarına bakılabilir.1 milyar defa (bunun tam sayısını veren testler ve formüller vardır) 198 . Size uygulamalı bilimlerden (mühendislik gibi) bir örnek vereyim: Mühendislikte. bu işlemi -örneğin. Ancak şimdiye kadar yapılan açıklamalar ve araştırmalar dahi bize oldukça güzel bilgiler vermektedir. Ancak ilk hücremsilerden (koaservatlardan) itibaren hep canlılar hayatta kalma mücadelesi vermişler ve sonrasında. bunda bir adım daha ileride olurlar. Ve canlılar ürerler. malzemeniz bir noktadan sonra bir anda. yaşamımız son buluyor? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Serdar Elmas. arka arkaya bastığınızı düşünelim (sürekli değil. Bilimsel anlamda çok fazla incelenmeyen bir alana işaret ettiniz. çoğalmaya) çalışmışlardır. Öncelikle bu oldukça orjinal ve önemli sorunuz için teşekkür etmek istiyoruz. kesikli olarak ama durmadan). yavrular üretiyorlar? Bu da bizi sizin sorunuza ve en nihayetinde ölüme götürecektir. rastlantısallık eseri bu şekilde var olabilmiştir. yorulma (fatigue) denen bir mekanik olay vardır. yine fiziksel yasalardan ötürü.. Dünya isimli gezegen üzerinde bu tip canlılar evrimleşmiştir. İşte burada şu can alıcı soru sorulur: Neden kendi varlıklarını sonsuza kadar sürdürmüyorlar da.8-4 milyar yıldır) iki temel amacı var olmuştur: Hayatta kalmak ve üremek. Bu noktada anlamamız gereken bir diğer nokta şudur: Doğada hiçbir varlık. kendi devamlılığı için her türlü durum ve eylemi kullanır hatta savaşır. o zaman niye ölüm var? evrimsel süreçte neye maruz kaldık ki. Bunlardan bahsederek sorunuza cevap vermeye çalışalım: İlk olarak. Kumandanızın kırılmayacağını düşünüyorsanız. kendilerinde var olan genetik materyali (aslında sıradan moleküllerden fazlası değildir bu materyal). Temel cevap şudur: Bu böyle olmaktadır. Çünkü bu sözde “canlıların” (aslında böyle bir şey yoktur.. Belki evrenin başka bir köşesinde veya -varsa. açma-kapama düğmesine normal bir şiddette. Sıradan bir malzeme örneğine (metal bir çubuk olsun) sürekli olarak sünme geriliminden (malzemenin yapısının bozulacağı gerilim noktası) daha az (yani onu kırıp bükmeyecek kadar) bir kuvveti arka arkaya bir uygulayıp bir uygulamazsanız ve bunu sürekli sürdürürseniz.başka bir evrende tamamen farklı yaşam döngüleri ve yaşam emellerine sahip canlılar bulunabilir. Bir takım “özel” kimyasal evrimden geçmiş olan (Bkz: Miller-Urey Deneyi ile ilgili notumuz) varlıklar. beklemediğiniz şekilde kırılacaktır (failure. Yani Dünya’daki canlıların yaşam döngüsü. Yani bir kumandanız olduğunu düşünelim. belirli sürelerin üzerinde var olamaz. Bunun arkasında da bulunabilecek birkaç sebepten önemlileri şunlardır: Doğada aslında her şey. Sayfamız okurlarından Sayın Serdar Elmas bize şöyle bir soru yöneltti: Her yaşam formu. aktif veya pasif olarak. şu önemli konuyu tekrar hatırlatalım: Canlılığın var olmasından beri (son 3. çünkü şu anda içinde bulunduğumuz evrenin fiziksel ve kimyasal yasaları dahilinde.E V R İ M A Ğ A C I Ölüm Nedir? Ölüme Biyolojik ve Evrimsel Bir Bakış. “varlık” olmasından ötürü var olma mücadelesi verir.

“canlı” ve “cansız” farkı. sürekli olarak kopyalanır ve aktarılır. genetik malzemenin aktarılması. eşeyli üreyen bir canlı da benzer şekillerde DNA materyalini kopyalayarak uzun nesiller boyunca yavrularına aktaracaktır. işleme miktarına bağlıdır. hücrenin yaşamı için de önemli bir dezavantaja sebep olurlar (işte buna “trade-off ” diyoruz. maddelerin belirli “ömürleri” vardır. yok olma ihtimali ve bu yok oluşun zamanının yakın olma ihtimali o kadar fazladır. bir amipte bulunan DNA. Diğer ucu ise. atomların oluşturduğu moleküllerden meydana gelmektedir. Telomerler çok önemli yapılardır ve temel olarak kromozomların yanlışlıkla birbirlerine yapışmasına engel olurlar. canlılığın da buna uyumlu olarak evrimleşmesine sebep olmaktadır. Öte yandan. yüzbinlerce . biyolojik amacı ise “biyolojik varlıkları biyolojik kılan genetik materyalin aktarılması”dır.com/teknoloji-makaleleri/malzeme-yorulmasi. bir seferde okunup kopyalanabilir. İkisinin de temel “felsefi” amacı “varlık durumunu sürdürmek”tir. yine şu anda girmek istemediğimiz moleküler yapısından dolayı kısım kısım okunmalı ve parçalar sonradan birleştirilmelidir. Evrenin oluşum biçiminden ötürü bazı kurallar işlemektedir ve bizim “Fizik Yasaları” dediğimiz bu kurallar altında. biyolojik olarak ne demektir? Dediğimiz gibi. milyonlarca hatta milyarlarca defa mitozla bölünme sonucu meydana gelen yeni amiplere aktarılacaktır. hem de o “normal” olarak isimlendireceğimiz şiddetteki kuvvet altında! Bu mekanik olayla ilgili daha ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki Türkçe makalede bulabilirsiniz: http://www. Ancak öte yandan. Çünkü her cansız varlık bir gün “bozulacak. Bu yasanın varlığı. “yavru” canlılara aktarması şeklinde olur.htm Burada anlatmak istediğimiz şudur: Evrendeki her şey en nihayetinde kuarkların oluşturduğu atomlar. Bir gezegen ne kadar uzun süredir varlığını koruyorsa. konuyla ilgili notumuza bakabilirsiniz). parçalanacak veya bütünlüğünü kaybedecektir” ve her canlı varlık bir gün “ölecektir”. DNA dediğimiz moleküllerin kendilerini biyokimyasal tepkimeler sonucu çoğaltıp. bildiğiniz gibi kromozomlardan oluşur ve kromozomların uç kısımlarında telomer denen yapılar bulunur.makaleler. Ölümün Biyolojisi Şimdi işin biyolojisine tekrar dönelim: Dediğimiz gibi tüm canlılar hayatta kalma mücadelesi verirler ve üreme savaşı içerisindediler. en alt boyutta bir kuarka ya da atoma kadar. Ayrıca o varlığın bütünlüğünün bozulmasının istatistiki sebepleri de olabilir. moleküler yapısından ötürü (burada girmek istemiyoruz) hızlı bir şekilde. genetik malzemelerini aktararak bir süre sonra kendileri yok olurlar (eşeyli üreme) veya mitoz ve benzeri üreme sonucu oluşan yeni canlılara dönüşürler (eşeysiz üreme)? Çünkü fizik kuralları dahilinde hiçbir madde sürekli olarak varlığını koruyamaz: En üst boyutta Evren’in kendisinden tutun da. sürekli ve arka arkaya gelen bölünmeler sonucunda. Çünkü istatistiki olarak gezegen ve sistemlerin belli süreler sonunda dağıldıklarını bilmekteyiz. Telomerlerin getirdiği dezavantaj şudur: Hücre bölünmesi sırasında. Mitozla üreyen bir canlı olarak bir amibi düşünecek olursak. “cansız”dan kastımız ise “varlığını pasif olarak koruyan varlık”tır. Şimdi yukarıdaki sorumuza cevap verelim: Neden canlılar sürekli yaşamlarını sürdürmezler de. Burada tekrar edelim. Daha sonra DNA’nın bir tarafı. Yalnız bu notkada bir sorun vardır: DNA molekülleri. DNA çift sarmalı açılır ve sarmalın iki ucu birbirinden helikaz isimli bir enzim sayesinde ayrılırlar. Yani bir DNA molekülü. Okazaki parçacıkları dediğimiz parçacıklar meydana gelir bu kesik 199 .E V R İ M A Ğ A C I yapın ve kumandanız beklemediğiniz bir anda kırılacaktı. Bu genellikle çevresel baskılara ve aktif olarak iş gören bir varlıksa. Devam edelim: Ölüm. Dünya’nın oluşmasından sonra meydana gelen iki farklı kimyasal evrim biçiminden başka bir şey değildir ve aslında “canlı”dan kastımız “varlığını aktif olarak korumaya çalışan varlık”.

Buradaki “yaşlılık”tan kasıt. Science dergisinin 16 Haziran 1998 tarihli sayısında yayınlanan ve Prof. temel olarak yaş fazlalığı değil. Buna bazı canlılar ve hücreler. Ölüm (mortification). her canlıda farklılık gösterir. eşey hücrelerinde. telomerlerde kalan eksik parçaları tamamlar ve DNA’nın kısalmasına engel olur. ürediği zaman. Örneğin bir çok yönlü hücre.E V R İ M A Ğ A C I okuma sırasında ve bunların bir uçtan diğer uca kadar olması gerekir. Bunun haricinde. multipotent (çok potansiyelli) kök hücrelerde ve bazı kanser hücrelerinde bulunur. organlarımız da benzer şekilde. Sistem İflası (system collapse). Bu protein yapılı enzim. Kaslarımız. Bunların kökeninde genel olarak “yok olma korkusu” ve “emeklerin boşa gitmesi endişesi” bulunur ve hemen hemen tümü bilim-dışıdır. Bunun sonucunda da saatli bomba işlemeye başlar. Kalbimiz. Bu hücreler. hücrelerin telomerlerinin kısalmadan sürekli olarak çoğalabildiği ispatlanmıştır. hepimizin bildiği gibi. embriyoda meydana gelen ilk birkaç hücre. bir çeliği oluşturanlara benzeyen atom ve moleküllerden oluşur ve o da mekanik olarak yorulur. Bu süre. sürekli olarak (dakikada en az 60-80 defa) atmaktadır. notlarımız arasında mevcuttur. Bunun belirli bir mekanik limiti vardır. Bu çok yönlülüğün kaybedilmesiyle birlikte. bir saatli bombaya benzetilebilir. Kısaca hücre. Kısaca. normal vücut hücrelerimize telomeraz enzimi eklendiğinde. ölümün gerçekleşmesi dört temel aşamada incelenebilir: Çöküş (descent). Dolayısıyla her yeni DNA molekülü. işlev göremeyecek kadar azalması anlamına gelir. Yani telomeraz enzimi. Ancak telomer dediğimiz kısımlarda yeterince parçacık bulunamaz ve bu kısım kopyalanamaz. ancak bunlara burada çok ayrıntılı girmek istemiyorum. Ölümle ilgili olarak pek çok sınıflandırma yapılmıştır. DNA sürekli olarak. Tek bir amaca hizmet eder hale gelirler. İnsan yaşlanmasını inceleyen bilim dalına jerontoloji denir. her bölünmede kısalır ve insan için ortalama 70-80 yıl sonunda (artabilir ancak genellikle azalmaz) işlev göremeyecek hale gelir. farklı kimyasallar ve fiziksel koşullarda kalp hücresi olur ve o şekilde kalır. tek hücreli ökaryotlarda (Tetrahymena thermophila gibi). Aynı hücre. birkaç diğer noktaya da değinmekte fayda vardır: İlki. bazı önlemler geliştirmişlerdir: telomeraz enzimi. Bu da. Kalbimiz. biyolojik olarak nasıl değerlendirilir? Bildiğimiz üzere ölümle ilgili pek çok felsefi ve özellikle dini betimleme yapılmıştır. derimiz. temel olarak. Eskime (expiration). belirli bir sayıda çoğalmadan sonra DNA’nın kısalıp. Bu noktada şöyle bir genel özet yapabiliriz: Örneğin insan. hidra ve Turritopsis nutricula isimli denizanası türü yaşlılık sonucu ölmemektedir ve sürekli olarak kendilerini “gençleştirebilmekte” veya “yenileyebilmektedirler”. Ölümün temel tanımı ise. embriyolojik dönemde oluşur ve sürekli olarak kasılıp gevşer. çok yönlüdür ve her türlü organa dönüştürülebilir (gerekli fiziksel ve kimyasal ön koşullar sağlanırsa). geri dönülemez bir şekilde organizmanın fonksiyonların bozulması veya durmasıdır. bir kısım eksik olacaktır. tam olarak “mekanik yorulma” testi gibidir. Peki ölüm . Bu. Bodnar’a ait makalede. Ne yazık ki ökaryotların vücut hücrelerinde (somatik hücrelerde) genetik yapıda bulunmasına rağmen ifade edilmez (expression) ve dolayısıyla telomeraz enzimi üretilemez. İşte buna kök hücre denmektedir. hücre ölümsüzlüğünde önemli bir adımdır. 200 . vücuttaki parçaların mekanik yorulma sınırlarına erişmesi ve artık işlevlerini düzgün olarak yerine getirememeleri demektir. Hemen hemen her canlının yaşlanma sonucu ölmesi gözlenebilirken. tıbbi kısmı değil. farklılaşamaz. mekanik olarak yorulurlar ve yapıları gitgide bozulmaya başlar. İşte biz buna yaşlılık (senetance) diyoruz. İkinci tür ile ilgili yazımız. özelleşerek karaciğer hücresi olur ve o şekilde kalır. telomeraz enzimi de kaybedilir. Çünkü kalp de. çünkü bizi ilgilendiren işin biyolojik kısmı daha çok. embriyonun ileri dönemlerinde farklılaşır ve özelleşirler ve bu çok yönlülük özelliklerini kaybederler. daha önce de bahsettiğimiz mekanik yorulmadır. Telomeraz.

taf?ti_id=4038 http://www. bütün algıları kapatmış ve kendini uyku sırasında yapması gereken işlere vermiştir (uykuyla ilgili notumuza bakabilirsiniz).cornell. bir yerde yeni yerler açarak.com/jkimball. bir “neden-sonuç ilişkisi yanılgısı” vardır (bununla ilgili ayrıntılı bir not yayınlayacağız): Ölümden dolayı vücut kompozisyonu bozulmaz ve hayat sona ermez. Ölüm.com/books?id=RKlcb1ewzesC&q=Life%27s+Dominion&dq=Life%27s+Dominion&ei=rdBtSN uMJ6e6jgHXmcyOBg&pgis=1 http://www. Uzun lafın kısası. uyduğunuz ancak rüya görmediğiniz bir anı (gerçi rüya gördüğünüz anı da olabilir) hatırlamaya çalışmanız. insan kültürünün evriminin bir parçası haline gelmiştir.jstor. ölüme doğum kadar normal bakmaktan geçer. Ölüm de. her şey kapalıdır ve uyandığınızda o anları hatırlayamazsınız. hatta genel olarak herhangi bir şeyi hissetme durumunuz söz konusu değildir. hayatı aşırı yüceltmiş.nih. İnsanoğlu. Bu farka dikkat etmekte fayda vardır. O anda hangi pozisyonda yattığınızı veya saati veya vücudunuzdaki herhangi bir değişimi. Bu açıdan da önemlidir.nlm.org/wiki/Death http://www. bunun gibi. Ayrıca ölüm.edu/cup_detail. sonsuz bir “algısızlık” halidir. Çünkü beyin. ölümden korkmaz. ölüm hakkında belirli bir farkındalığı olsa bile (sinir yapısı olan her canlıda zeka olduğunu hatırlayın). hayatın bir gerçeğidir ve korkmay gerektirecek hiçbir unsur içermez. Burada. şoka ve komaya giren insanlar da bunu yaşarlar.com/teknoloji-makaleleri/malzeme-yorulmasi.sunypress. basit bir biçimde. Yani nasıl ki kimse “biri doğum yapacak” diye endişelenmiyorsa ve bununla ilgili efsanevi hikayeler uydurmuyorsa veya “doğum-öncesi”ni anlatan ve sağlayan mitolojik karakterler betimlemiyorsa. uzatılmış ve geri dönülmez uyku hali olarak tanımlanabilir. hayatın “çöküşü” olan ölüm de.edu/p-4362-the-evolution-of-death. var oluşuyla ilgili olağanüstü emeller belirleme gayesinde olduğu için.google.ncbi. O anda sizin için. hayatı ve ölümü ve daha genel anlamıyla “kendisini” yüceltme arzusundan ileri gelmektedir. Benzer şekilde. Aslında burada.ma.E V R İ M A Ğ A C I Bilim insanları olarak bizlerin desteklediği düşünce sistemi ise. bu sebeple katlanarak korkutucu bir hal almıştır.cornellpress. ******* http://users.full.org/pss/1307295 http://www.ultranet/BiologyPages/T/Telomeres.wikipedia. “ölüm-sonrası” ile ilgili de hikayelere aldanmak yerine. Çünkü bu. Bunun sonucunda da ardı arkası kesilmez hikayeler ve efsaneler zinciri. konuya bilimsel ve tarafsız olarak yaklaşmak gerekir. Halbuki insandan başka hiçbir canlı. Bunu biraz açarak bu konuyu noktalayacağım: Sizden istediğim.aspx http://icb.org/content/47/6/892.oxfordjournals. çünkü uyku halinde biyokimyasal aktivite sürer.pdf http://books. onlar için doğanın bir parçasıdır ve olmazsa olmazdır.pdf+html http://en.gov/pmc/articles/PMC1707144/pdf/canmedaj00431-0106. ancak ölüm de bu düzen de bozulur. en azından algı boyutunda.makaleler. Vücut kompozisyonunun geri dönülmez biçimde bozulmasına ve hayatın sona ermesine ölüm denir.rcn. yeni doğumların gerçekleşebilmesini sağlar. İnsanın korkusunun temel sebebi. ölüm. algısızlığa vücut bütünlüğünün dağılması da eklenir.htm 201 .html http://www.

tamamen doğal bir varyasyondur ve nasıl ki bir zenciye ya da uzun boylu birine garip bakmamak gerekirse. bireyler arası ilginç bir ilişkiyi ortaya koymaktadır. görülmelidir. bizonlardan penguenlere kadar yüzlerce türde homoseksüel ilişki tanımlanmış ve bu gayet doğal bir olay görülüyor. homoseksüel çiftlerin çok büyük oranda ilerleyen dönemlerde karşıt cinsle birlikteliği ve hatta çocukları bulunmaktadır. çiftleşmek için çoğunlukla dişileri tercih ederler ve doğal olarak bunu başaramazlar. elimizden geldiğince cevap verelim: New Scientist dergisi bu konuyu enli boylu ele almış: Dediğiniz gibi. Örneğin Japon makaklarının dişileri. Bu tip durumlarda homoseksüelliği bir çeşit geçiş olarak görmekte fayda vardır.E V R İ M A Ğ A C I Eşcinsellik ve Evrim Sayfamız üyelerinden biri bize şöyle bir soru yöneltti: Merhaba Evrim Ağacı Sorum bir insan bireyinin kendi cinsine duyduğu cinsel-erotik ilgiyle ilgili. ancak yavrulara başka bir dişiyle ortak olarak bakmaktadırlar. pek çok kişinin kafasını karıştırmakta: Madem homoseksüel ilişkide yavrular doğmuyor. çoğunlukla bunu göstermektedir. vahşi doğadan kopmuş insanlar açısından incelemek gerekiyor: İnsanların doğası dahilinde kurulan sosyal ilişkiler üzerinde yapılan araştırmalar göstermiştir ki. Bu iddiaya göre. üremeyi doğrudan desteklemeyen bir davranış biçimi niçin doğada açığa çıkabilmektedir? Ne kadar çok hayvan türünde eşcinsel ilişkilere rastlandığı artık biliniyor. sadece bir üreme aracı olarak görülmekte. Örneğin bir martı türünde gözlenen eş cinsellik. Eşcinsellik. Sorumuza geri dönecek olursak: Neden Evrim Mekanzimaları. Homoseksüeller bilimsel olarak ne anormaldir ne de hastalıklıdır. eşcinselliği evrimsel süreçte elememiştir? Bununla ilgili pek çok hipotez ileri sürülmüştür. kısaca biseksüeldirler (iki cinsiyete de ilgi duyan hayvanlar). sadece insanları değil. Bu sırada aralarında cinsel ilişkiye benzer davranışlar da görülmüştür. erkeklerle çiftleşmekte ve yavru üretmekte. İstatistikler. özellikle farklı bilimsel hipotezlerde bu konuyla ilgili ne deniyor? İyi çalışmalar. Demek ki eşcinsel davranışlar evrime zıt değil. Bu güzel ve önemli sorunuz için teşekkür ederiz. diğer yüzlerce hayvan türünü de hesaba katmak gerekir. Yani erkek. Bunlardan biri. Günümüzde halen homoseksüelliğin genetik sebepleri tam olarak çözülebilmiş değil. Hayvanlarda da. erkeklerin yetersizliği veya sayıca azlığına tepki olarak. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın okurumuz. aynı cinse ilgi duyan bireyler hiyerarşik düzende kolayca üst basamaklara çıkarak karşı cinse ulaşma şanslarını arttırırlar. daha önce belrittiğimiz üzere. 202 . öyle olsaydı çok zaman önceden bu bireyler elenmiş olur(muy) du? Bu konuda süregelen tartışmaların sonuçlanmadığını bilsem de bana cevap verirseniz çok sevinirim. erkeklerle de ürerler. eşcinselliğin bazı durumlarda cinsel başarıyı dolaylı olarak da olsa arttırdığı yönünde olan ilgi çekici bir iddiadır. eşcinsel ilişkiler sıklıklar görülmektedir. eşcinsellere de aynı şekilde bakmak gerekir. Dolayısıyla. terchileri her ne kadar dişilerden yana olsa da. Bu konuda sizin de kafanızı karıştıran soru. ancak araştırmalar sürdürülüyor. homoseksüel birliktelik hoşgörüyle karşılanan toplumlarda. gerçek eş olaraksa aynı cinsiyetin bireyleri (bu martı türü için dişiler) görülmektedir. neden evrimsel süreçte homoseksüeller veya buna yatkın olanlar elenmemişler? Bunu ilk olarak. Bu iddiaları düşünürken. Dişi martılar.

birleştirici bir kuram üzerine giderek. Eşcinsellere yönelik karalayıcı iddilar. bu sebeple genel olarak yavru üretilemese bile eşcinselliğin elenmeden günümüze kadar gelebildiği yönündedir. lezbiyen dostlarımızın haklarını destekliyorum. Bu hipotez de tabanlarını tavuskuşlarından alır: Erkek tavuskuşlarının büyük ve gösterişli kuyruğu onları kolayca av yapar. tarafsız ve bilimsel bir açıdan bakmak en doğrusu olacaktır. zamanında zenciler için yapılandan farksızdır. Yorumlara baktım da insanlar Dünya Psikiyatrları ne demiş bir haberler. eşcinselliği 70’li yıllarda hastalıklar ve rahatsızlıklar kapsamından çıkarttı.Evlilikleri. Samoa’da yapılan bir araştırma. eşcinselliğin nötral bir karakter olmasıdır. aseksüel. dişi tercihinden ötürü eşcinselliğin korunmasıdır. Bu hipotezi savunanların çıkış noktası. artık tüm insanların atasının siyahi olduğunu ve renk farklılıklarının evrimsel geçmişten çok yaşanan ortamdaki adaptasyonlardan kaynaklandığını biliyoruz. dolayısıyla günümüzde zencilere (her canlıya olduğu gibi) saygı duymamız gerekmektedir çünkü atalarımızla bu kadar net bir özelliği ortak olarak taşımaktadırlar. her canlı için eşcinselliğin varlığının sebeplerinin farklı olabileceğini düşünmek gerekir.. Ortaya atılan bir diğer hipotez. eşcinselliğin sadece zevk amaçlı kullanıldığını ortaya çıkarmıştır. Burada. bu gibi durumların son derece normal olduğu görülebilir ve canlılık. Bir diğer hipotez. bu sebeple zararlı bir hastalık olsa da popülasyon içinde belli bir oranda korunmaktadır. doğal olduğunu ve değiştirilemeyeceğini açık 203 .Sonuna kadar tüm eşcinsel. tabii zamanla elenebilir veya yaygınlaşabilir. Sayfamız okurlarından Sayın Mehmet Akif Sökmen’in harika cevabını da eklemek istiyoruz: Eşcinsellik hastalık değil.Eşcinsel dostlarımızın tüm haklarını destekliyorum. Diğer modern ülkelerde nasıl ise öyle olmalı. Makaklar üzerinde yapılan araştırma. Bu da genetik bir kavram olan “akraba seçimi” (kin selection) ile açıklanabilir.. eşcinselliğe sebep olan ve henüz tam olarak tespit edilememiş olan genlerin. Bu açıklamalardan birini mutlak doğru kabul etmektense. hayvanlar aleminin geniş bir kısmında yer bulur ve Evrimsel Biyoloji’nin güçlü ışığı altında. sosyal ilişkileri güçlendirmek için kullanılan bir araçtır. doğanın birbirinden çeşitli milyarlarca durumunun bizim hoşumuza gitse de gitmese de var oluyor olduğu ve tüm bu durumların tamamen çeşitlilikten kaynaklandığıdır. eşcinsel eğilimli erkekleri seçmesi sonucu Cinsel Seçilim yoluyla. orak hücre anemisinin zararlı bir mutasyon olmasına rağmen Sahara Altı Afrika’da bu hastalığı taşıyanların sıtmaya yakalanmaması örneğidir. eşcinselliğin bireyleri desteklemek yerine grupları ve grup yaşantısını desteklemesinden taban almaktadır. biseksüel. Eşcinsellik için de bu tip bir açıklama ileri sürülmüştür. sıtmaya karşı direnç sağlamaktadır. kadınların cinsel verimliliğini arttırdığı. insanlar arasında “sapkınlık” olarak addedilen eşcinsellik. ancak dişiler. Unutmamamız gereken bir nokta. tüm çeşitliliğiyle kucaklanabilir. Dünya Psikiyatrları eşcinselliğin değil homofobinin tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu her defasında dile getiriyorlar. Homofobi hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü (WHO). Benzer şekilde Amerikan Psikoloji Derneği (APA) da eşcinselliğin bir tercih olmadığını. Evrimsel Biyoloji’nin engin denizlerinde her türlü durumla karşılaşabilmenin mümkündür ve bunlara şahsi görüşlerimiz çerçevesinden bakmaktansa. tüm canlılara tarafsız olarak bakıldığında. yani eşcinsellik ne avantaj ne de dezavantaj sağlar. Günümüzde.E V R İ M A Ğ A C I Bir diğer hipotez de. İleri sürülen bir diğer hipotez. elenmesi için de bir sebep yoktur. Yani Doğal Seçilim üzerinde bir etkisi olmadığı için.çocuk sahibi olabilmeleri ve mirasta ortak olabilmeleri. Örneğin en yakın akrabamız olan bonobo maymunlarında eşcinsellik. Orak Hücre Anemisi.Dünya Psikiyatrların da dediği gibi homofobi öldürür ve tedavi edilmelidir. bu mekanizmalar için Genetik Sürüklenme veya Türleşme Yazı Dizisi’ni okuyabilirsiniz. bu erkekleri seçmektedir. Benzer şekilde. üreme konusunda olumsuz etkileri olsa bile. Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim arasında zıt bir denge kurulur. bazı dişilerin. eşcinsel erkeklerin yeğenlerine daha çok zaman ayırdığı ve ilgilendikleri görülmüştür.

ayrımcılığa ve şiddete maruz kalan. “Yüzde 10 küçük bir oran olmamasına karşın kültürel ve dini çeşitli önyargılar nedeniyle toplumun diğer kesimlerinde öfke uyandırdığı bir vakıa. 1940’larda dünyada tedavi yolunda çok çaba gösterildi. Bu tür ayrımcılıklara kapalı toplumlarda. bir insanın kimliğini başka bir grubun öfkesini çekiyor ya da inançlarına uymuyor diye ‘değiştirmesi’nin mümkün olmadığını söylüyor” diye konuşan Yüksel’e göre. dolayısıyla tedavisi de sözkonusu olamaz”. İstenilen. Şahika Yüksel şunları söylüyor: “Eşcinsellik bir hastalık değildir. eşcinsellerin bir bölümü bile eşcinselliklerine mazeret yaratmaya. erkeklik hormonları verilerek normalleştirilmeye çalışıldı. şunları söylüyor: “Eşcinsellik hastalık olmadığı için tedavisi de tıp ahlakına uygun değildir. kendi kimliklerini inkar etmeye yönelik bir grup eşcinseller”. Azınlık kültürü “Gazetelerdeki ‘Güzin abla’ gibi köşeleri yapan kişilerin bakış açısından eşcinsellik ‘kötü’ ve değişmesi gereken bir şey. kimi eşcinsellerin kendi içlerinde bile bir “homofobi” ürettiğine dikkat çekiyor. eşcinselliğin zaten zor bir süreç olduğuna. Tedavi bir şeyin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Tıpkı vücuttaki mineral eksikliğini tamamlamak gibi. “O kadar ki. nasıl ki heteroseksüeller kendi cinslerine ilgi duymaya zorlanamazsa. cinsel tabuların ağır bastığı toplumlarda oransal olarak daha yüksek rastlandığını belirten Yüksel. Dr. 1974’ten beri psikiyatrik ve ruhsal hastalık sınıflamasında kabul edilmiyor. İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Bir bireyin doğuştan gelen genetik özellikler ya da çocuğun ilk gelişimini tamamladığı 3-4 yaşına kadar olan dönemdeki etkileşimler dolayımıyla eşcinsel olabileceğini belirten Yüksel. Cinsel ayrımcılık: Kapalı toplum arızası “Bilim.E V R İ M A Ğ A C I ve net bir şekilde belirtti. Eşcinseller. Bilim insanlarının konuyla ilgili görüşleri hiçbir tartışmaya kapı açmayacak kadar net: “Eşcinsellik bir hastalık değildir. ‘eksik erkek’ olarak değerlendirilip. Ama biz hekimler bu durumun bir tedavisi olmadığını biliyoruz. Buna rağmen farklı kültürlerde derecesi değişmekle birlikte. APA ayrıca “eşcinsellikten vazgeçirme terapilerinin” bireylere zarar verebileceğini de belirtti (AK/EÜ). destek almaları mümkündür”. Ama toplumsal baskılardan dolayı varoluşunu yaşamakta zorlanan kişilerin kendileri ya da yakınlarının. bu kimliklerin yok sayılması” diyor. Eşcinsellik normal bir durumdur. Yapılan araştırmaların insanların yaklaşık olarak yüzde 10’luk bir bölümünün eşcinsel olduğunu gösterdiğini kaydeden Yüksel. 204 . Ama artık eşcinselliğin bir hastalık olmadığı ve buna bağlı olarak da tedavisinin olmayacağı yaklaşımı yavaş yavaş yerleşmeye başladı”. tedavi peşinde koşmaya çalışıyor” diyor. eşcinseller de karşı cinsle yakınlaşmaya zorlanamaz. Bu sözlerin sahibi psikolog Mahmut Şefik Nil.

Eşcinselliğin hastalık mı tedavisi var mı tartışmalarından önce bu sosyal olgunun bir tercih dahi olmadığını belirtmek isterim. Alevi. “tedavi ol” gibi önerilerin ekstra bir patolojiye yol açtığını belirten Nil.ntvmsnbc. olası riskler konusunda da şu uyarıda bulunuyor: “Bu önerilere uyup. “Güzin abla” gibi köşelerin “cinsiyet ayrımcılığı” yaptığını kaydeden Nil. bir yandan da kişinin kendine yönelik şiddet uygulamasına kapı açar”. Daha önceleri bunun kişinin inisiyatifine bağlı bir tercih olduğu söylenirken günümüzdeki çalışmalarla bu konunun tercihe dahi mahali kalmadığı. kavga nesnesi olmamalı. 205 . Henüz yeterince çalışılmamış bir konu olsa da bu mezardan çıkan iskeletle birlikte antropologlar varsayımları kuvvetlendirmektedir. ‘Güzin abla’nın deyimiyle ‘hastalıkla’ mücadele etmeye çalışan insanlar olacaktır.com/id/25200568/ Saygılarımla. Kürt olmak gibi. genetik bir durum olduğu söylenmiştir. azınlık olmanın getirdiği sonuçlarla eşcinseller de uğraşıyor”.E V R İ M A Ğ A C I Bu tür durumlarda “evlen”. Tıpkı siyah. Ancak. Ayrıca eşcinselliğin gözlenebildiği fosiller de söz konusudur. Kişinin kendisini reddine dayanan bir psikoterapi mümkün değil. Türkiye’den bir haber sitesinin bu konuyla ilgili yayınladığı bir haberi sizinle paylaşmak isterim. Çek Cumhuriyetinde bulunan bir fosille bu konuya bir kez daha dikkat çekilmiştir 2011 mart ayı itibariyle. “Türkiye gibi ülkelerde eşcinselliğin psikodinamiği çok farklı. Bu tür bir davranış biçimi bir yandan kişilik parçalanmasını artırırken. insanın kendisi. http://www. BİA Haber Merkezi 28/04/2005 Alev KARAKARTAL Mehmet Akif Sökmen (Evrim Ağacı Okuru) Sayfamız okurlarından bir diğeri olan Sayın Gülşah Güler’in yazısını da eklemekte fayda görüyoruz: Merhabalar.

Richard Dawkins’in “Gen Bencildir” (The Selfish Gene) isimli kitabında ortaya atılmış ve dile yerleşmiştir (örneğin bu tabir de bir memdir ve kulaktan kulağa yayılarak insan diline yerleşmiş. Luigi Luca Cavalli-Sforza. Dawkins tarafından zirveye çıkarılmış ve tekrar meşhur edilmiştir. Konuyla ilgili pek çok benzer düşünce. belirli toplumlarda. düşünce ve davranışlar. Mem kelimesinin mucidi Richard Dawkins olsa bile. bulunmaktadır. 206 . günümüze kadar aktarılmış ve günümüze kadar evrimleşmiştir. Elimizden geldiğince yanıtlamaya çalışalım. davranış veya bilgi parçalarına denir. genlerle özdeşleştirilir ve genlerin biyolojik olarak aktarılması gibi. Dawkins zamanına kadar geliştirilen bu konsept. kapitalizm. günümüzde de memlerin en güzel örnekleri olarak karşımıza çıkarlar. “memetik” (mem bilimi) oldukça eskilere. memlerin de kişiden kişiye ancak genetik olmayan yollarla aktarıldığı düşünülür. Bu sebeple insanlık tarihinde yüz milyonlarca farklı din ve Tanrı. God. başarısız olanlar (örneğin Antik Yunan Tanrıları) seçilim etkisi altında elenmekte. MEMETİK hakkında tam olarak net bilgilere kavuşamıyorum. Malcolm Gladwell. Aaron Lynch. canlıların Doğal Seçilim etkisi altında elenmesine benzetilir. Yehova. aktarılmasına son verilir ve yok olur. seçilime karşı koymuştur). Çünkü bir mem (düşünce. vb. fikir parçası) eğer ki yeterince güçlü. Geçmiş bir zamanda.). farklı bilim adamlarınca ileri sürülmüştür. Bu. vb. bu seçilim etkisi altında memlerin gelişip evrimleşebileceği düşünülmektedir. Bunlar. Acaba Memetik Türkiye de olan bir bilim dalı mı ? Ders içeriği ne? Bilgilendirirseniz sevinirim. tıpkı genler ve bireyler gibi evrimleşmekte. Richard Brodie ve Richard Dawkins gibi bilim insanlarıdır. Daniel Dennett. 1976 yılında. Tek tek her birini izah etmeye gerek yok ancak başlıcaları Richard Semon. tıpkı genler ve bireylerin üzerinde olduğu gibi “seçilim baskıları” olduğu düşünülmektedir. sosyalizm. belirli etkiler altında yaratılan bu inanç. davranış. bir kültür içerisinde kişiden kişiye aktarılarak geçen fikir. en güçlü olanlar ve dönem insanlarının ihtiyaçlarına en çok cevap veren düşünüşler ise varlığını sürdürmektedir (örneğin Allah.E V R İ M A Ğ A C I Mem ve Memetik Nedir? Sayfamız üyelerinden Sayın Durmuş Yılmaz bize şöyle bir soru yöneltti: Richard Dawkins in Gen Bencildir kitabındaki Mem kavramı üzerine MEMETİK bilim dalı kurulmuş. örnek olarak milliyetçiliği ve dini verir. bir o kadar farklı siyasi görüş. Bu olay. Marcus Feldman. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Durmuş Yılmaz. Sorunuz için teşekkür ederiz. 1844 yılında Max Stirner’ın “Ego ve Kendisi” isimli kitabına kadar gider. Burada da benzer kavramların kültürlerde bulunduğu ve bireyler arasında aktarılıp geliştiği ileri sürülür. Mem (İngilizce: meme). işe yarar ve/veya inandırıcı değilse. Benzer şekilde. Stirner. fikir veya davranışların dallanıp budaklanması ve gelişmesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Memler üzerinde de. Mem kavramı. kulaktan kulağa aktarılan bilgi türleridir ve her yeni nesilde. Bunlar babadan oğula. bilgi. Mem kelimesi.

Koruyucu Kuşak (protective belt). Zira konu. Diğer bir karşıtlık sebebi ise. 1990’larda doğmuştur ve memleri evrimsel modeller dahilinde incelemeyi hedefler. araştırma programlarındaki temel yasa ve ilkelere verilen isimdir. gitgide güçlendiği de bir gerçektir. Konuyla ilgili olarak. Günümüzdeki nöro-görüntüleme teknikleri sayesinde.E V R İ M A Ğ A C I Bir bilim olarak memetik. yine bilim insanları ve onların özverili çabaları sayesinde konulacaktır. henüz ders kitaplarında da yer almamaktadır. Koruyucu Kuşak. katı çekirdeği koruyan bölümdür. bir diğer ve son derece kapsamlı kavram olan. bu bilim dalının hala alması gereken belli bir yol vardır. Memetik Dergisi isimli bir bilimsel makale dergisi. Günümüzde. Bu sebeple. 207 . 1997-2005 yılları arasında elektronik olarak yayınlanmıştır. Memetik için insanın evrimsel açıdan incelenebileceği görüşü. memlerin hayatımızda yer bulup bulmayacağı. konunun terminolojisi ve kapsamı geliştirilmekte ve bazı üniversitelerde konuyla ilgili araştırmalar yürütülmektedir. katı çekirdeğinin bir elemanıdır. Konu. Mary Midgley isimli bir diğer bilim insanı ise. memlerin doğrudan “düşünce” demek olduğunu iddia etmesi ve bizim üzerimizde bir “düşünce”den farklı olarak ne tip etkileri olduğunun bilinmediğini. Elbette ki memetiğin de pek çok eleştiricisi ve karşıtı vardır. bilimsel olarak oldukça sağlam gözükmektedir ve kısa bir süre sonra gerçek ve resmi bir bilim dalı olarak bilim dünyasında yer alacağı şüphesize yakındır. Kısacası. Katı Çekirdek. Bu konuda ben de bir şeyler söylemek istiyorum. yardımcı hipotezler veya katı çekirdekten olgusal sonuçlar çıkarmak için gerekli hipotezlere verilen isimdir. Pozitif ve Negatif Problem Çözme Teknikleri (Positive and Negative Heuristic). İmre Lakatos -bir bilim felsefecisi. Türkiye’de de bu alanda henüz somut bir çalışma yürütülmemektedir ve hiçbir üniversitede eğitimi verilmemektedir. bilimde doğanın taklit edilmesi demektir ve tamamen ayrı bir yazının konusu olabilir. Ancak bazı kavramları oldukça iyi açıklaması sebebiyle. Memetik alanı içerisinde yapılan neredeyse tüm araştırmalar buraya girer. onu güçlendirir ve temellendirir. Araştırma programlarının da üç bileşeni vardır: Katı çekirdek (hard core).bilimin en küçük yapıtaşının “araştırma programları” olduğunu söylemiştir. karşılıklı fikirlerin sürekli çatıştığı ve hep daha iyi fikirlerin bu sayede geliştiği (diyalektik) bir bilgi türü olduğundan. bilinmeyenlerin açıklanması beni hep mutlu eder. bilimde çok uzun yıllardır kullanılmaktadır ve “memetik” ile hiçbir ilgisi yoktur. Not: Yukarıda açıklanan “memetik”. memlerin kendisinin de bir mem olduğunu (yukarıda da belirtmiştik) ve bu sebeple de kendi kuyruğunu ısıran bir yılan gibi bizi çıkmaza soktuğunu düşünmesidir. Örneğin Luis Benitez-Bribiesca isimli bir bilim insanı memleri ve memetiği “sahte-bilimsel dogma” (pseudoscientific dogma) olarak tanımlamakta ve evrimsel biyolojinin diğer bilimlerle karıştırılmaya çalışıldığını ileri sürmektedir. Bu kavram. bilimde uzun yıllardır yer eden “mimetik” ile karıştırılmamalıdır. “Mimetik”. Koruyucu Kuşak. Ne var ki bilim. toplumun bu şekilde tekil ve sınırlı kavramlarla genellenemeyeceğini ve gözlemlenemeyeceğini ileri sürmektedir. gelecekte daha net bir şekilde ortaya. Ancak daha sonra dergiyi çıkaranların el değiştirmesiyle yayın hayatı sona ermiştir. sayfamız okurlarından Sayın Kubilay Meşe’nin şu yorumunu da eklemek istiyoruz: Memetik hakkındaki bu yazı beni çok mutlu etti. konuyla ilgili deneysel araştırmalar yapmak mümkün olabilmektedir. bu sebeple yavaş yavaş yerleşmekte olan ancak hala resmi bir bilim dalı olmaktan uzak bir alandır.

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Pozitif ve Negatif Problem Çözme Teknikleri ise anlatılması daha zor olan bölümüdür araştırma programlarının. Negatif problem çözme teknikleri için kısaca, bir araştırma programında sonuç ne olursa olsun değişmemesi gereken bölümleri belirleyen teknikler, denebilir. Bu tekniklerin amacı daha çok katı çekirdeği korumak ve “bağlam dışına çıkmamaktır.” Pozitif problem çözme teknikleri ise araştırma programındaki koruyucu kuşağın “ad hoc” olmayacak şekilde değiştirilebileceğini söyler. “Ad hoc” -basit tabiriyle- “zorlama varsayım” (halk ağzı) veya “amaca mahsus varsayım” (daha ince ağız) demektir. Bir hipotezin “ad hoc” olmaması şu anlama gelir: “Eğer katı çekirdeğe koruyucu kuşak hipotezler ekleyerek ortaya çıkardığımız model yanlış bir öndeyide bulunduysa, koruyucu kuşak hipotezlerinde yaptığımız değişiklik sonucu elde edilen yeni modelin daha önceki modelden daha çok yanlışlanabilir olması gerekir.” Yukarıda yazdıklarım aslında “Memetik bilim dalı değilse nedir?” sorusuna verilen bir cevaptı (kimse sormamış olabilir ama ben kendime sordum :D). Memetiğe bir “araştırma programı” gözüyle baktığımızda onu bir safsata veya militanca kabul edilen mutlak doğruya ulaşmış bir dal olarak görmeyiz/göremeyiz. O bir araştırma programıdır ve bilim dalı olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor; sadece kuruluşunun kısa süre önce olmasından dolayı henüz göze çarpar bir durum gözlenemiyor. Sayın Durmuş Yılmaz’ı tebrik ediyorum; herkes araştırma programlarını ciddiye almaz. Bir bilimadamı bile araştırma programları hakkında ağır konuşabilir ama siz bunu cesaretle sordunuz ve sorma amacınızda herhangi bir art niyet yok. Bundan sonra soracağınız sorular umarım en az bunun kadar güzel ve yerinde sorular olur...

208

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Primat Nedir?
Evrim Ağacı olarak okurlarımızdan gelen paylaşımlar bizler için çok değerlidir. Sayfamız okurlarından Sn. Gülşah Güler, bizlerle, kendi yazılarını paylaşma inceliğinde bulundu ve bu gerçekten bizi çok sevindirdi. Son derece başarılı bir şekilde açıklanan konular, sizlerin biraz daha kolay anlayabilmesi için tarafımızdan yapılan bazı eklemeler ve açıklamalar haricinde, orjinaline tamamen bağlı kalarak aşağıda sunulmuştur. Hepinize iyi okumalar diliyor, okurumuza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz: 18. Yüzyıl’da ilk kez Linnaeus tarafından anatomik yapı, davranış örüntüleri ve homolojik karakterlerine bakılarak tanımlanan bir takımdır. Türkçeye çevirdiğimizde öninsansı maymun kelimesi ile karşılanır. Memeliler sınıfının en zeki canlılarıdır. Beyinlerini aktif olarak kullanabilme ve bipedalizm ile karakterize edilirler. Primatlar; bipedalizm ve zeka ile karakterize edilmiş, insanları, insansı maymunları (goril, orangutan, şempanze ve gibon), maymunları (yaşayan ve nesli tükenmiş lemurlar, kuyruklu-kuyruksuz maymunlar) kapsayan geniş bir takımdır. Diğer canlılar ile ekstremite (uzuvlar) ve lokomasyonda (hareket) el ve ayaklarda beş parmak bulunması, pençe yerine yassı tırnaklarının oluşu, el ve ayaklardaki kavrayıcı özellik, dik durmaya doğru bir eğilim, clavicula’nın (köprücük kemiği) korunması; dişler ve diyette genelleşmiş diş yapısı ve diş dizilimi, omnivor (hem etçil hem otçul) bir diyet yapısı; duyular, beyin ve davranışlar açısından koklama merkezinin zayıflamasıyla birlikte koku alma duyusu ve burun yapısındaki gerileme, görme duyusunun artmasıyla binocular (görme sırasında iki gözün de ortaklaşa kullanılması) ve stereoskopik derinlik algılama özelliği (görme sırasında iki gözün de beyinde bir arada değerlendirilmesi), beynin büyümesi ve kompleks bir yapıya eğilim göstermesi, gebelik sürecinin uzaması, öğrenilmiş davranışlara imkan sağlayacak biçimde ebeveyne bağımlılığın azalması, içgüdülerle değil beynin fonksiyon kazanmasıyla öğrenme eğilimi açısından ortak genel özellikler gösterir. Primatlar genel olarak tropikal ve yarı tropikal iklim özellikleri gösteren alanlarda yaşarlar. Bazı türler sadece soğuk iklime uyum sağlamışken diğer tüm primatlar hem iklim şartına uyum göstermişlerdir. Primatlar yaşadıkları ortamlara uyum sağlarken kendilerine özgü yaşam stratejileri ve davranış kalıplarını da geliştirmişlerdir. Primatlarda el ve ayakta beş parmak vardır. Evrim sürecinde birçok hayvan taban üzerinde yürüyen bir atadan parmakları üzerinde yürüyen bir şekle evrimleşirken topuk yukarı doğru kaymış, parmak sayısı da kaynaşarak azalırken insan türünün de içinde bulunduğu primat takımında bu özellik değişmemiştir. Primat takımında parmaklar oynar ve hareketlidir. Eski ve Yeni Dünya Maymunları’nda el ve ayak parmaklarının tamamı kavrama hareketine katılırken insanın sadece elleri bu işlevi yerine getirmiştir. Başparmakları diğer parmaklarla karşılaşabilen primatlar objeleri sadece elleriyle değil, kavrama özelliğine sahip ayaklarıyla da tutabilirler. Ayrıca Yeni Dünya Maymunları’nda kuyruk 5. bir el gibi işlev görür. Primatlar dik, yarı dik veya dört ayak üzerinde hareket ederler.

Primatlar meyve, çiçek, bitki tohumları, ağaç kabukları, dallar, bitki kökleri, böcekler ve küçük hayvanlarla beslenir-

209

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

ler. Beslenmelerinde mevsimsel özellik gösteren primatlar aynı dönemde aynı besin türleriyle beslenmektedirler. Daha çok enerji ve besleyici değeri yüksek olan besinler tercih edilir. Primatlar beslenmeye bağlı olarak farklı diş dizilimleri de gösterirler. Memelilere oranla hacimce azalan dişler türler arası farklılık göstermesine rağmen Eski ve Yeni Dünya Maymunları’ndaki diş dizilimi aşağıda verilmiştir. Öncesinde, kısaltmalarla ilgili bir açıklama yapmak gerekirse: Incisor (Kısaltma: i) (Türkçe: Kesici Diş) Canine (Kısaltma: c) (Türkçe: Köpek Dişi) Premolar (Kısaltma: pm) (Türkçe: Küçük Azı Dişi) Molar (Kıslatma: m) (Türkçe: Azı Dişi) Diş Formülü: Ağız, 4 tane çeyrekten oluşur. Üst ve alt yarı, ortadan iki tarafa doğru simetriktir. Dolayısıyla, diş formülü belirtilirken, sadece üst çeneden bir çeyrek, alt çeneden bir çeyrek belirtilir. Diş formülünde, önce kesici dişlerin üst/alt oranı, sonra köpek dişlerinin üst (alt oranı, sonra küçük azı dişlerinin üst/alt oranı ve son olarak azı dişlerinin üst/alt oranı bir kesir halinde yazılır. Bu, tek bir kesir olarak ifade edilebileceği gibi, her biri için ayrı ayrı kesirler de verilebilir. Aşağıdaki ilk örnek, açıklayıcı olması açısından ayrıntılandırılmıştır. Yeni Dünya Maymunları: i 2/2, c 1/1, pm 3/3, m 3/3 olmak üzere toplam 36 diş vardır. Bu kesirlerin anlamı, Yeni Dünya Maymunları’nın ağızlarında üst çenenin sol veya sağ tarafında 2 adet kesici diş, alt çenenin de sol veya sağ tarafında 2 adet kesici diş bulunur. İlk oran olan 2/2 bunu gösterir. Ağızdaki toplam kesici diş sayısını bulmak için bu sayılar toplanır ve 2 ile çarpılır. Yani Yeni Dünya Maymunları’nın ağzında (2+2)x2 = 8 adet kesici diş bulunur. Benzer şekilde diğerleri de belirtilir ve hesaplanır. Diş formülü, bu şekilde ayrı verilmek yerine şöyle de belirtilebilir: 2.1.3.3 / 2.1.3.3 Bu kapalı gösterimde de farklı bir durum yoktur. Toplam diş sayısı için, kesrin iki tarafı toplanır (2+1+3+3+2+1+3+4=18) ve ikiyle çarpılır (18x2 = 36 diş). Unutmamak gerekir ki bazı hayvanlarda (örneğin Lepilemurlardan veya Tarsiyerlerde) üst çene ve alt çenedeki diş sayısı eşit olmayabilir. Bu sebeple formülün üst ve alt kısmı her zaman aynı olmak zorunda değildir. İnsanda da olduğu gibi Eski Dünya Maymunları’nda ; i 2/2, c 1/1, pm 2/2, m 3/3 olmak üzere toplam 32 diş vardır. Diş dizilimleri farklı olsa da bütün primatlar omnivor diş dizilimi gösterirler. Primatlarda ağız ve burnu içeren bölge değişik derecelerde çıkıntı yapmaktadırlar. İlkel primatlarda genel olarak daha uzun olan bu çıkıntılar kuyruksuz büyük maymunlara gelince azalmaktadır. İnsan da ise bu bölge iyice düzleşmiştir. Daha az koku almayla ilgili olarak burun bölgesi küçülmüştür. Koku alma duyusunun körelmesine paralel olarak görme gelişmiştir. Memelilerde kafatasının yan tarafında olan gözler primatlarda ön kısımda yer alır. İki gözün görme ekseninin paralel olması aynı anda bir noktaya bakabilmesine olanak sağlarken aynı zamanda derinliğine ve uzunlamasına algılama yeteneğini de kazandırmıştır. Primatların beyin kapasitesi büyük bir farklılık gösterir. Buna rağmen beyin/vücut ağırlığı memeliler arasında en büyük olan primatlardır.

210

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Taksonomisi Primatlar; Prosimiler Tarsi Lorisi Lemur Anthropoidea Platyrrhini –> ceboidea Catarrhini Cercopithecoidea Hominoidea Oreopithecidae Hylobatidae -> hylobates - symphalangus Pongidae –> pongo – pan – gorilla Hominidae

Yazar: Gülşah GÜLER- 09.12.2009 (Evrim Ağacı Okuru) Düzenleme ve Eklemeler: ÇMB (Evrim Ağacı)

211

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Tür ve Filogeni Kavramları Üzerine
Evrim Ağacı olarak okurlarımızdan gelen paylaşımlar bizler için çok değerlidir. Sayfamız okurlarından Sn. Gülşah Güler, bizlerle, kendi yazılarını paylaşma inceliğinde bulundu ve bu gerçekten bizi çok sevindirdi. Son derece başarılı bir şekilde açıklanan konular, sizlerin biraz daha kolay anlayabilmesi için tarafımızdan yapılan bazı eklemeler ve açıklamalar haricinde, orjinaline tamamen bağlı kalarak aşağıda sunulmuştur. Hepinize iyi okumalar diliyor, okurumuza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz: Tür birbirleriyle çiftleştiklerinde verimli nesiller veren, genellikle birbirlerine yüksek derecede benzeyen, ortak bir ata ve ortak bir gen akışıyla verimli döllenmeyi gerçekleştiren taksonomik bireyler topluluğudur. Bu verilen döllerin de kendi aralarında gen akışı sayesinde verimli döller üretebilmesi tür kavramı için baz alınan ana noktadır. Türler her zaman sabit değildir. Kendi içerisinde varyasyon gösterip alt türlere ayrılabilirler. Bir tür kendi içerisinde alt taksonlara ayrılıyorsa bu politipik tür olarak, eğer alt taksonlara sahip değilse monotipik tür olarak isimlendirilir. En az bir morfolojik karakter bakımından fark eden ve coğrafi olarak sınırlandırılmış yerel popülasyonlar adını alt tür olarak alırlar. Türler gen akışı sağlanmış verimli döllerin varyant göstermesi ile oluşur. Filogeni ile türler saptanır. Tüm canlıların evrensel kökenlerini saptamak için, türlerin nasıl oluştuğunu, hangi kriterlere göre tür kavramının oluştuğunu inceleyen bilim dalına ise Filogeni denir. Poligenik ve monogenik kalıtım yoluyla incelenen filetik ilişkiler türlerin hangi kıstaslara göre oluştuğunu belirler. Birtakım homolojilerde metrik karakterler ve poligenik kalıtımın epigenetik karakterler üzerinde etkin olduğunu gözlemlemekteyiz. Örneğin insanların cranial indislerine (kafatasıyla ilgili belirleyici ve ayırt edici bir ölçüt) bakılarak kafatasının dolichocranial (cranial indisi 74.9 ve altı olan kafatasları), mesocranial (76-80.9 arası) veya brachycranial (81 ve üstü) benzerlerini saptanabilir. Cranial yükseklik endisi ile az yüksek, orta yükseklikte veya yüksek olup olmadığını saptayabilir bireyler arası epigenetik karakterlerdeki homolojileri gözlemleyebiliriz. Irklar arasında da bu metrik ölçümlerin yarattığı epigenetik karakterler göze çarpar. Cranio-facial indis (kafatası ve yüz ölçülerini hesaba katan bir ölçüt) ile zygomatic arkların (elmacık kemiği) durumuna bakıldığında Eskimolar, Avustralya yerlilerinin farklarını gözlemleyebilir, etnik kökenler arası benzeşimler yakalayabiliriz. Bu örnekleri çoğaltacak olursak; orbital indis (alçak-orta-yüksek göz çukuru); nasal indis (dar-orta-geniş burun); palatal indis (dar-orta-geniş damak); mandibular indisler kafatasından alınan değerlerle homoloji yaratabilir. Yazar: Gülşah GÜLER- 09.12.2009 (Evrim Ağacı Okuru) Düzenleme: ÇMB (Evrim Ağacı)

212

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

http://www.facebook.com/treeofevolution

Bilim-Dışı İddialara Bilimsel Cevaplar: Bilmek Ya Da Bilmemek...

213

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

214

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Miller-Urey Deneyi’ne Yönelik Eleştirilere Cevaplar
Sayfamız okurlarından Sayın Demir Bozdoğan bize aşağıdaki kaynağı sundu ve içerisindeki eleştiriler hakkındaki düşüncelerimizi sordu:   http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=218954   Evrim Ağacı olarak kendisine ve eleştirilere şöyle bir cevap vermek istiyoruz:   Sayın Demir Bozdoğan,   Paylaşımınız için teşekkür ederiz. Ne var ki, bu yazının yazarının kaynakları ne yazık ki aşağıda sıraladığı o sükseli isimler değil, şu internet sitesi ve benzerleridir:   http://www.harunyahya.org/evrim/hy_darwinizmin_sonu/Dsonu07.html   Bu sözde eleştirilerin hiçbiri bilimsel olmamakla birlikte, her bir madde “Begging The Question” (Soruya Yalvarmak) isimli bir mantıksal hata (logical fallacy) içermektedir. Üstelik, bu kaynakların hiçbiri bizim sınır olarak çizdiğimiz ve tahminimizde bütün bilim insanları tarafından da kabul edilecek Bilimsel Değer Sorgulama Testi’i geçememektedir ve hatta testten ciddi derecede düşük puanlar alabilmektedir.   Begging The Question, bir tartışma esnasında, bir tarafın, açıkladığı bir olayın ya da olgunun nedensellik ilişkisi içerisinde sadece sınırlı sayıda ihtimali karşısındakine sunarak, diğer bilimsel ve gerçekçi ihtimalleri göz ardı etmesi ve sizin de bu ihtimalleri görmenizi engellemeye çalışmasına denir. Özellikle bilim düşmanları ve spesifik olarak da Evrim Karşıtları arasında bu mantık hatasına sıkça rastlanır ve sürekli olarak düşülür. Sadece Miller-Urey Deneyi için değil, sözde “eleştirmek” ve çürütmek istedikleri tüm deneylerde bu hataya bilinçli olarak veya bilinçsizce düşerek, her zaman olduğu gibi bilimden uzaklaşmaktadırlar.   Esasen bizim işimiz asla ve asla özellikle de yukarıda kaynağı verilen şahıs gibi bilim düşmanlarının bilim dışı iddialarına cevap vermek değildir, bunu başarıyla yapan pek çok site ve bilim örgütü bulunmaktadır. Ancak Yazı Dizini’nde de görebileceğiniz gibi, yeri geldikçe bunlara cevaplar vermekteyiz. Madem bu konudki bu yazı sizin de dikkatinizi bu kadar çekti ve Evrim Ağacı’na taşımanızı sağladı, biz de gerekli cevapları verelim.   İddia - 1) Soğuk Tuzak: Bu “artistik” isim, her ne kadar insanda sanki muazzam bir mekanizmaymış hissiyatı uyandırsa da, mühendislikteki ismiyle “tuzak” (trap) yalnızca basit bir yoğunlaştırıcıdır. Amacı, buharlaşan gazların yoğunlaşmasıdır. Bu, elbette ki deneyde kullanılacaktır ve gerçekte bu mekanizmanın olmadığını iddia etmek cahilliktir. Öncelikle şunu anlamak gerekir: Her bir deney, doğadaki orjinalin olabildiğince iyi; ancak yeterince iyi olmayan bir kopyasıdır. Doğada belki doğrudan bir “trap” bulunmayabilir ve hatta elbette ki bulunmayacaktır. Ancak doğada da sürekli bir döngü vardır ve buharlar yoğunlaşmakta, sıvılar buharlaşmaktadır. Miller ve Urey, mümkün olduğunca hızlı ve etkili sonuçlar alabilmek için, her bilim adamı gibi doğadaki bu mekanizmayı modellemişlerdir. Bu modelleme, doğal olarak mekanik bir araç ile yapılması gerekmektedir. Konuyla ilgili herhangi bir kaynakta, bu tuzak isimli yapının (ki bu aslında bir mekanizma değil, basit bir boru şeklidir) aminoasitleri “izole etmek” için kullanıldığı iddia edildiği görülür. Halbuki amaç izolasyon değil, gaz bölmesindeki gazların yoğunlaştırılmasıdır. Doğada bu, atmosferdeki

215

o dönemde yapılan deneyin kalıntıları bulunmuştur. genellikle yerin metrelerce altına gömülüdür. kendi zamanlarındaki bilim ve bilgi doğrultusunda çıkarımlar yapacak ve buna göre araştırmalar yapacaklardır. ancak bir diğer grup bilim adamı bunu ciddiye alıp bazı araştırmalar yaptı ve sorunun çözümünü buldu: Günümüzde demir. zorlu ve bilgiye dayalı bir iştir. Ancak bilim insanları. Bu iddia. kısaca şunu söyleyelim: Bu dedikleri aynen şuna benzer: “Newton Fiziği kesinlikle saçmalıktır.”   İddia . Ancak bu bağlantılardaki iddia sahiplerine verilecek en net cevap.com/note. Yani Miller ve Urey de açık bir başarıya ulaşmıştır. dolayısıyla bu bilim insanlarının inşa ettikleri uçağın gerçekten uçabileceğini bilmemiz mümkün değil. yaptıkları araştırmalar sonucu gördüler ki bundan 4. Elbette bilim insanları.php?note_id=172730422785041   İddia . Eğer ki okyanus tabanlarında oluştuysa. yaşamın başlangıcındaki aminoasitleri parçalayabileceğini ileri sürdü. ilkel atmosferde serbest oksijenin olmadığını biliyoruz.5 milyar yıl önce) var olandan daha az maddeyle bile başlayabileceğini düşündürmektedir. çok sağlam kanıtlarla desteklenmediği için dikkate değer bulunmadı. daha doğru tahminlerle tekrar edildiği ve Miller ve Urey’in deneyinin çürümesi bir yana. %100 doğru bir tahminle yola çıkmasalar bile. Bu.2) Bu iddia gerçekten.   Yine burada da görüyoruz ki. bilimsel bir bilginin çarpıtılmasıyla üretilmiştir. bazı kimyasal tepkimeler sırasında az miktarda Oksijen’in serbest kalabileceğini ve bunun.3) Bu iddia. ne saçma!” diyerekten insanı kısıtlı sayıda ihtimale sınırlandırmak ve aslında o düzeneğin doğadaki ne tip olayları modellediğinin anlaşılmasına engel olmaktır.” Bu. şeker ve hatta nükleik asitlerin oluşabileceği gösterilmiştir. Normalde.E V R İ M A Ğ A C I gazın yoğunlaşması şeklinde olur. ancak Karbondioksit gibi moleküllerin içerisinde bulunuyorlar. zaten böyle bir sorun olmayacaktır veya soğuk okyanusla karşılaşan sıcak gazların yoğunlaşması şeklinde karşımıza çıkacaktır. apaçık saçmalıktır. “Bakın. ancak bitkilerin evrimleşmesinden sonra atmosfere katıldı. çünkü Einstein ve benzeri bilim insanlarının 1900’lerin ikinci yarısında yaptıkları araştırmalar sonucu ulaştıkları sonuç. bize sınırlı sayıda seçenek sunarak (“Bakın.facebook. ondan çok daha başarılı sonuçlar elde edildiğidir. dönemlerindeki bilgi doğrultusunda ilkel atmosfer tahminlerinde bulunmuşlardır ve bunda belli bir oranda başarılı olmuşlardır. oturulan yerden. yeryüzünde açık olarak pek bulunmaz. Yani iddia edilenin tam zıttı bir şekilde. Aslında açıklama yapmaya bile gerek yok ama yine de madem başladık. Oksijen atomları ve molekülleri elbette ki var.5 milyar 216 . doğada hiç böyle bir mekanizma bulunabilir mi. Ancak bir grup bilim insanı. konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan bilime ve bilim adamlarına sataşıp hiçbir bilgi üretmemekten çok daha asil. Miller ve Urey’den sonra deneyin yüzlerce defa farklı bilim insanları ve üniversitelerce. ışık hızında giden cisimlerin Newton Fiziği’ne uygun olmadığıdır. Hatta günümüzde Miller’ın gizlice sakladığı bazı deney tüplerine ulaşılmıştır ve 1963’ten beri saklı kalan bu tüplerde. Bu da canlılığın gerçekte zamanında (bundan 4.   Daha fazla bilgi için: https://www. Miller ve Urey. Eğer ki canlılık atmosferde başladıysa bu. Yaklaşık 48 yıldır o tüp içerisinde süren “mini-deney”de Miller ve Urey’in deneyinin uzun vadede çok daha fazla aminoasit. Miller ve Urey yanlış tahminde bulundu. Bu dedikleri şuna benzer: “Uçağa binemeyiz çünkü doğada uçan bir metal yok. gülünçlük derecesinde saçma ve belki de bu tip iddialardır onları “bilim düşmanı” kılan ve gerçek bilim insanlarının bu tip iddiaları ve iddia sahiplerini kaale dahi almamasına sebep olan.   Bu konuda şunu söylemek yeterli olacaktır: Evet.   Her zaman olduğu gibi yapılmaya çalışılan. doğada elbette ki bu mekanizmanın benzeri vardır. dolayısıyla deneyin geçerli ve doğru olması imkansız!” diyerek) gerçekte olan ihtimallerden daha azını görebilmemiz hedeflenmektedir. yağmurların oluşumuna benzer bir şekilde oluşmuştur. Bugün soluduğumuz ve havadaki en yoğun ikinci gaz olan Oksijen.

biraz da olayı bilmemekten kaynaklanmaktadır. Bu sebepleri bulmak kimi zaman zor. Doğadaki her şey. koaservatların içerisine hiç giremeyerek ya da çok az girerek bu “ölümcül” sonuca sebebiyet veremeyeceklerdi. Canlılığın atmosferder veya okyanus diplerinde başlaması 600 milyon yıl almıştır. iddianın cevabı ortaya çıkacaktır. bu kaynaklar Dünya’nın gördüğü en büyük evrimcilerden biri olan Stephen Jay Gould’u öldükten sonra yazılarını çarpıtarak Evrim karşıtı bile yapacak kadar ileriye gidebilmektedirler. elimizi taşın altına sokup bu “kutsal” arayışa katılmakta fayda vardır. cehaletlerinden korkmak gerekir. şekerler ve lipitler oluşmaya başlamıştır. kimi zaman ise çok çok zor olabilir. sonra okumaya devam ediniz. bilimin hiçbir zaman doğa üstü açıklamalar ihtiyacı yoktur ve olmayacaktır. Bugün net bir şekilde biliyoruz ki.   İddia . ancak bir kısmı elbette ki rastlantısal olarak bu tepkimeye girmeden kalabilecekti.   217 . yeryüzünde atmosferle temas halinde demir yatakları bulunmaktaydı. Demir açıklaması yapılmasaydı bile. bu demir ile tepkimeye girecek ve atmosferde serbest halde kalamayacaktı. somut sebeplere dayanır. Zaten koaservatların oluşmasıyla birlikte bu aminoasitler dış ortamdan ayrılmışlardır ve Oksijen var olsaydı bile.   Unutmamak gerekir ki Darwin de Beagle seyahatine çıktığı sırada Christ’s College’da teoloji (din “bilim”i) okuyan bir öğrenciydi ve Beagle’a İncil’in Genesis (Yaratılış) kısmını ispatlamak için çıktı. materyal) bir şekilde açıklamakla noktalandı. kaynaklardaki gibi manipülatörlerin oyuncağı ve kuklası olmaktan öteye gitmeyecektir. bilim insanlarından öğrenilmelidir. Çünkü bilmediğini bilmeyen biri. bir takım aminoasitler Oksijen ile parçalanabilirdi. beklenen sürenin azlığı ile oranlanınca. günümüz modern canlılarının ve çeşitliliğinin nasıl bugünlerine geldiğini bulmak ve bilimsel (somut. Bu kişileri ciddiye almak bir yana. com/note.   Burada da tipik bir çarpıtma ve manipülasyon örneği görüyoruz. Bilim dışı kaynakların bilimle ilgili yorumları bu şekilde sonuçlar doğurabilmektedir. aminoasitlerin geri kalanının bir kısmı da.php?note_id=172730422785041   Daha fazla açıklamaya gerek duymuyoruz. Onun “kutsal” arayışı. yine sınırlı sayıda ihtimali sunarak. Miller ve Urey ise deney sonuçlarını 6 gün içerisinde almıştır. Orada sol elli aminoasitlerin nasıl evrimleştiğini ya da bu konudaki düşünceleri aktardık. Discovery Channel bir belgeselinde bu konuyu enine boyuna araştırarak çarpıtmaların tüm cevaplarını bilimsel yöntemlerle vermektedir. Miller’ın saklı tüplerinden çıkmıştır. bu kaynakların hiçbiri bilimsel tabanlı olmamakla birlikte. aminoasitlerin çok büyük bir kısmı.   Gördüğünüz gibi. Bilim düşmanları. karşılaşabileceğiniz en tehlikeli insan grubuna dahildir. Ancak hiçbir şey yapmayarak bu açıklamaları bulmaya çalışanları küöçümsemektense.   Bu iddia.   Sağ-el ve Sol-el aminoasitleriyle ilgili gerekli açıklamayı ise şu yazımızda zaten yapmıştık:https://www.facebook. Bu sayede. eğer ki serbest oksijen açığa çıkmış olsaydı bile. Yukarıda da açıkladığımız gibi.   Bilim.   Bu arayışa çıkmayan biri. Bu sayıyı bir düşünüp. diğer ihtimalleri göz ardı etmenizi sağlamayı hedeflemektedirler.E V R İ M A Ğ A C I yıl önce ve sonrasında. Ve bu 6 günde bile.4) Aminoasitlerin sayısının azlığı.

her zaman yüksek enerjiden düşük enerjiye doğru akarlar. önce A’ya. Bu yasa. genel olarak düzensizliklerini arttırmaya meyillidirler. dışarıdan bir etki olmaksızın. Birinci Yasa.   Termodinamik’in Birinci Yasası.   Evrim Ağacı olarak kendilerine vermek istediğimiz cevap şöyledir:    Sayın Erdem Ertaş. sisteme verilen ısı ile sistemden alınan işin farkına eşittir. Bu yasanın adının bu şekilde olmasının sebebi.   Termodinamik’in temel olarak 4 ana yasası vardır: Sıfırıncı Yasa.   Termodinamik’in İkinci Yasası şunu söyler: Isı. bu nedenle evrim karşıtlarına karşı bilimsel argümanlarla savunulabilecek kadar (evrimi ilgilendiren boyutuyla) bizi aydınlatabilir misiniz?Evrim karşıtlarının sıkça başvurduğu stepnelerden birisi termodinamiğin ikinci kanunu. dışarıdan bir etki olmaksızın potansiyel enerjisini arttırarak masanın üzerine çıkmaz. ancak lokal bölgelerde düzensizlik azalabilir. Kısaca ne olduklarına bakacak olursak:   Termodinamik’in Sıfırıncı Yasası.   Termodinamik’in Üçüncü Yasası şunu söyler: Bir sistemin ısısı mutlak sıfıra (-273 Santigrad Derece veya 0 Kelvin) 218 . İkinci yasanın bir diğer uygulaması. yerde dururken. Bu sebeple. ancak asla bir bardak. “enerjinin korunumu” ilkesi olarak geçer. “Yasa kaba şekilde. entropi (düzensizlik) ile ilgilidir. temel olarak sistemlerde “kütlenin korunumu” gibi. dediğiniz gibi çok geniş ve başlı başına bir bilim dalı. sistemlerin zamanla daha düzensiz hale gelmeye meyilli olduğunu söylüyor. birinci ve ikinci yasadan sonra ileri sürülmesi ve diğer üçüne temel oluşturduğu için en öne alınmak istenmesi. şunu söyler: Termodinamik bir sistemin iç enerjisi (internal energy). Evren’in toplam düzensizliği daima artar.E V R İ M A Ğ A C I Termodinamik Yasaları ve Evrim’in Bunlarla İlişkisi Sayfamız okurlarından Sayın Erdem Ertaş bize şöyle bir soru yöneltti:   Termodinamik hakkında tam bir bilgim yok (eminim bu argümanı kullananların da yoktur). ancak o bardak. konunun neyi işlediğini bile bildiklerini sanmıyoruz. Ancak bu. asla daha soğuk ve düşük enerjili bir bölgeden. Az sonra geleceğiz bu noktaya. Ki çoğu zaman da bu kolayca ortaya çıkarılabilir.   Bu güzel soru için teşekkür ederiz. Yani enerji. Örneğin bir bardak yere düşüp kırılabilir ve düzensizliğini arttırabilir. Örneğin bir bardak. C’nin sıcaklığı da A ve B ile aynıdır. daha sıcak yani yüksek enerjili bir bölgeye akamaz. temel olarak şunu söyler: Eğer A ve B cisimleri termal olarak dengedeyse (aralarında ısı alışverişi yoksa) ve eğer sıcaklığını bilmediğimiz bir C maddesini. asla kendiliğinden tekrar birleşmez. ancak isimleri yerleştiği için sırayı kaydırmamak adına isimlerin değiştirilmemesidir. Bu. bu iddiayla gelenlerin bırakın Termodinamik ile ilgili bir bilgisi olmasını. durumdan duruma değişir. bir masanın üzerinden düşebilir. Sistemler. dolayısıyla karmaşık hücreler basit yapılı canlılardan oluşamaz. sonra B’ye (veya tam tersi) değdirdiğimizde aralarında ısı transferi olmuyorsa. Hemen yardımcı olmaya çalışalım:   Termodinamik. Bildiğim kadarıyla çok geniş bir konu termodinamik. İkinci Yasa ve Üçüncü Yasa. aynı zamanda sistemlerin her zaman enerjilerini en düşük hale getirmeye çalışmalarıyla da açıklanabilir. evrim yalandır” diye savunmalar üretiyorlar.

Bunu anlamayan ve uygulayamayan biri.   Bir videoda söylendiği gibi. nasıl bir Isı Transferi Profesörü’ymüşçesine konuşabileceğine güzel bir örnektir. Örneğin Dünya. Bu. açık bir sistemdir. hatta aşılır. bilimin nasıl çarpıtıldığına ve bir konu hakkında aslında hiçbir bilgisi olmayan birinin.   Kapalı sistemlere. Dünya’nın düzensizliği. Sürekli olarak uzaydan ve Güneş’ten enerji ve kütle girişi olur. iki ana uygulamasını çok iyi bilmek gerekir. eğer ortam sıcaklığının hiç değişmediği düşünülürse. Termodinamik’in bu iki uygulama tipine göre yasalarının çok farklı şekillerde işlemesidir. sistemin düzensizliğiini inanılmaz miktarda arttırır. hiçbir şekilde ikinci yasa ile çelişmez. Çok büyük bir ihtimalle.     Termodinamik’i iyi anlayabilmek için. Evrim Karşıtları’nın bu iddiası. Bu iki durum şunlardır: Kapalı Sistemler ve Açık Sistemler.   Açık sistemlere ise dışarıdan enerji ve kütle girişi olur. Evrim.E V R İ M A Ğ A C I yaklaştıkça. uzaydan giren enerji ve kütlenin düzensizliği arttırmasıyla fazlasıyla dengelenir. zaten Termodinamik’i anlamamış demektir.   Kısacası. Bunun sebebi. ne oldukları hakkında en ufak bir fikirleri olmayacaktır. hemen Sıfırıncı Yasa’yı ya da Birinci Yasa’yı sorun. Bu sebepledir ki. size İkinci Yasa ile dem vuran birine. dışarıdan hiçbir enerji ve kütle girişi olmamalıdır. nasıl papağanlar gibi bazı kaynakların yalan bilgilerini tekrarladıklarının güzel bir göstergesidir. 219 . Bu. minimum bir değer yakınsar. kapalı bir sistemi teşkil eder ve bu sistemdeki değişimleri incelemek için takip edilecek işlemler kendine hastır. sistemdeki tüm işlemler (process) yavaşlar ve düzensizlik. beyni yıkanmış ve bilimle alakası olmayan insanların. Çünkü Evrim sayesinde arttığı iddia edilen düzen. sürekli olarak artmaktadır. Örneğin ağzı mühürlenmiş bir kabın içerisindeki gaz.

 Hiçbir bilim insanı bu iddia etmemiştir. Sonuç olarak. aynı anda var olmakta olan ve varlıklarını sürdüren canlılardır. Ancak evrim tarihini. çok yanlış bir açıdan ve temel olarak bilim-dışı kitlenin bakış açısından Kuram’a baktığınızı. modern türlerdir. diğerinin atası değildir. Bu son derece gülünçtür. Şu anda var olan bütün canlılar moderndir ve hiçbiri. hiçbir bilim insanının uygun bulmayacağı ve bilimsel olarak yanlış bir tabanda olduğunuzu (hatta bilimsel bir tabanda bulunmadığınızı) bildirmek istiyorum. diğer tür ondan ayrılarak evrim sürecinde kendi yolunu çizmeye başladığından beri değiştiğinden dolayı (çünkü evrim süreklidir ve çevre değiştikçe evrim vardır) o atasal türler de az ya da çok evrimleşmiştir. vb. Çünkü bu canlıların tamamı. Ancak bu. bu yüzden de teşekkür ederiz):     İlk olarak. kendisini merkeze yerleştirmektedir. Dolyaısıyla insan. geriye doğru gider. İnsan. bir diğerinden meydana gelmemiştir. kendi atalarını görmezden gelmeye eğilimlidir. maymunların hiçbir türünden gelmemektedir. kendilerine oldukça benzeyen ve kendilerinden ayrılarak evrimleşmiş türlerle birlikte bulunabilmektedir. üstün bir tür olduğunu hayal etmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü maymunlar. Cümle karışık ve biraz derin kavrayış gerektiriyor. bu. bizden daha az “modern” olan canlılar değillerdir. bonobo maymunları ve şempanzelerdir. Sorunuz için teşekkür ederiz ama çok ciddi temel ve genel bilgi eksikleriniz. düşünen bir hayvan olarak insan yazdığından ötürü. bazı atasal canlılar. dolayısıyla da bilim ile çelişmektedir. Şimdi. Kuram hakkındaki bilgilerinizi gözden geçirmenizin uygun olacağını düşünmemdir. Sizi nazikçe bu konuda uyararak.   Dolayısıyla insan. Nasıl ki bir bakışta şempanze. ancak bu “kaynak tür” olarak tanımlayabileceğimiz atasal türler dahi. ne demek istediğimi anlayabileceğinizi düşünüyorum. kaplanla da. yanlışlarınız ve Kuram ile ilgili çok kritik yanlış anlamalarınız mevcut. en kısa sürede sıfırdan ve bilimsel kaynaklar kullanarak. bir bakışta insanı da diğer maymunlardan ayırabiliyoruz. Elbette soru sorarak öğrenmek en temel hakkınız. zaten biz de Evrim Ağacı olarak size “soru sorma hakkınızı vermek” amacıyla yola çıktık.   İnsanın en yakın kuzenleri. Çünkü onlar. Ancak bu kadar açıklama yapmamın sebebi. etmeyecektir ve böyle bir düşünce. Zira insanın kendisi de bir maymundur. gelmeyecektir. teyzenizin halasının babasının anneannesinin 6. farklı maymunları birbirlerinden ayırabiliyorsak. ancak detaylı olarak okursanız. komik olmanın yanısıra Evrim Kuramı’yla. dolayısıyla Biyoloji ile. muz bitkisiyle de. Günümüzde.   Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz:   Sayın Mustafa Türkmen. orangutan. kaplumbağa ile de kuzendir. sorunuza geçelim (aslında soru öğreticilik bakımından çok güzel. bu yolda da devam ediyoruz. günümüze kadar az ya da çok farklılaşarak gelen. günümüzde var olan hiçbir tür. Daha sonra orangutanlar gelir ve bu böyle. gibon. bonobo.E V R İ M A Ğ A C I İnsan maymundan mı evrimleşmiştir? Günümüzde neden hala maymunlar vardır? Onlar neden insana evrimleşmez? Sayfamız okurlarından Sayın Mustafa Türkmen bize şöyle bir soru yöneltti:   Neden şimdiki maymunlar insan olmuyor? Neden şimdi insanlarla maymunlar arasında bir ara geçiş formu yok? Teşekkürler. bilmemiz gereken nokta şudur: İnsan maymundan gelmemektedir. göbekten kuzeninin kardeşinin 7. dereceden kuzeninin görümcesinin baldızı gibi bir du- 220 . ortak atalara sahip olmakla birlikte.

Malesef. Eğer ki çevresel ve cinsel baskılar. modern insanın atası değildir ve modern maymunlar da en az insanlar kadar modern türlerdir). “hayvanlar” ve “bitkiler” yaşamaktadır.     Peki. 3 milyar yıl kadar önce yaşamış olan bir ilkel bakteridir. Doğa. Günümüzde bu bakteriler farklılaşmıştır ve artık yaşamazlar. Türün incelemesi hala sürmektedir ancak bulgular.E V R İ M A Ğ A C I rumdur. fizyoloji. bir şempanze gibi ağaca tırmanabilir mi? Kaç tane insan. günümüz maymunlarını da daha zeki canlılara evrimleştirecek şekilde ayarlanırsa (ki trilyonlarca değişkene müdahale edilebilmesi ve istenildiği gibi ayarlanabilmesi imkansızdır) günümüz maymunlarının gittikçe zekileşerek insanlara benzemesi (ya da insana benzeyen ama tamamen farklı türler haline gelmeleri) için hiçbir engel yoktur. Şimdi biraz daha cevap verelim: Neden evrimleşsinler ki? İnsana evrimleşmek iyi bir şey midir? İnsanlar. Dolayısıyla insanın evriminin nasıl işlediğini ve ne yollardan geçtiğini de bilmekteyiz. umuyoruz ki günün birinde net bir şekilde tüm basamaklar keşfedilecektir. zaten evrimin “kendisine yarar türler üretmek” gibi bir amacı da yoktur. bu kadar uzun sürelerde meydana gelmiştir. var olan bütün canlılar ile ortak atamız mevcuttur ki bunlar arasındaki ilişkiye biz. insan ile maymunların ortak atası olduğundan neredeyse emin oldukları bir türü zaten buldular: Darwinius masillae. maymunlar neden insana evrimleşmemektedir? Buna bir miktar cevap verdik (modern maymunlar. insan da odur. Bu konularda hiçbir sıkıntı olmaduğı için.). fareye benzeyen ve 65 milyon yıl önce yaşayan atalarımızın (Teinolophos. Çünkü herhangi bir bitki ile (örneğin muz ağacı) olan atamız. Hatta basitçe. Kısacası. kaplanlarla da ortak atamız vardır. Üstelik insanın insan olmasını sağlayan değişkenler bile hala araştırma konularıdır. orman dokusunda bir maymun kadar iyi saklanabilir? Kaç tane insanın vücudu.    Gelelim insan ile maymunların ortak atasına. 7-10 milyon yıldır sürmektedir ve ancak bu değişiklikler.org/wiki/Darwinius 221 . sadece bizlerle şempanzelerin ya da diğer maymunların değil.     Dolayısıyla. en sonunda da küçük. bunu insan gözüyle göremeyiz. bir ortak atamızın bir yerlerde. açılardan)? Bunların cevabı açıktır. Bu tür. işleyişini sürdürmektedir ve bizler. ortak atamız olmasa bile. bize fazlasıyla yeterlidir. Ancak onlara ait iki devasa kol (daha doğrusu krallık. bir zamanlar yaşadığından eminiz. hayvanlarla bitkilerin ortak atası olan ve en son. 47 milyon yıl önce yaşamıştır ve maymunların iki kolu olan “strepsirrhin”lerle “haplorhin”lerin ortak atasıdır. Ve şu anda elimizde insanın evrimine ait 23 farklı basamak bulunmakta. Ancak bugünkü bilgiler bile. bütün memelilerin atası olduğunu görebiliriz. gerçek anlamıyla tüm maymunların atasıdır. Zira bilim dünyası. bu işleyişteki sıradan adımlarız. maymunların yaşam ortamında yaşamaya elverişlidir (anatomi. gerçekten heyacan vericidir. Thrinaxodon. Bu olacak olsa bile. Maymunlardan geriye doğru gidersek. Üstelik bu tür. evrimin bir amacı bile yoktur. vb. evrimin nihai bir amacı değildir. bu parametreler kafamıza göre ayarlanamaz. vb. Fakat dediğimiz gibi. Halbuki evrimsel süreçte bir toprak solucanı ne ise. **************  http://en. Beynimizin gelişmesinin evrim ya da doğa açısından hiçbir önemi veya faydası yoktur (hatta zararı vardır). tüm canlıların yöneldiği noktanın insan olduğu yanılgısına düşülür. “Evrim Ağacı” (Darwin “Yaşam Ağacı” demiştir) diyoruz. Bu. bilgilerinizin bu konuda eski olduğunu görüyorum. böyle görüldüğü müddetçe. dört ayaklı başka canlıların. Çünkü Evrim’in bilimsel bir gerçek olduğundan eminiz (kütleçekimi gibi). Çünkü insanın evrimi. Benzer şekilde.wikipedia. kingdom). saatte onlarca kilometre hızla bir ağaçtan diğerine sıçrayarak avcıdan kaçabilir? Kaç tane insan. hiçbir maymun insana evrimleşmez.     İnsana evrimleşmek. Bunu daha önceki notlarımızda açıklamıştık.

Bu ufak farklılıkların birikimli olarak seçilmesi sonucu. her tür. kurtlarla çiftleşemezler. Çünkü Kütleçekimi de. Evrim Teorisi gibi bilimsel bir gerçektir. İşte bu. yenilerini üretmeye çalışıyorsunuz. kitap kapağı açmamış hayvan yetiştiricileri tarafından bile bilinir. Sizlerin de karşılaşabileceğiniz tartışmalarda kullanabileceğiniz verileriniz olması adına. sürekli olarak fiziksel değişim üzerinde bir “baskı” uygulanmış olur ve zamanla popülasyon içerisinde sadece belli özelliklere sahip olanlar avantajlı konumda olduğundan. Araştırmayı size bırakıyorum. Kütleçekimi’ne de inanmadığınızı iddia edebilirsiniz ancak bu Kütleçekimi’nin var olmadığını göstermez. Buna “inanıp/inanmamak” hiçbir şeyi değiştirmez. Sayın üyelerimiz. Evrim’dir. Türlerin Kökeni’ni ve bu kitaba karşı ön yargılı iseniz. Bunlar bilimsel deneylerdir bir nevi ve vahşi kurttan türetilen köpek türleri. Yapay Seçilim’i kullanan hayvan yetiştiricilerinin yaptığı gibi. doğal olarak bulunmaktadır.   Doğal Seçilim de milyarlarca ispatı ve örneğiyle sapasağlam ayakta durmaktadır.E V R İ M A Ğ A C I İddia: Evrim Teorisi çürümüştür. herhangi bir hayvan besiciliği kitabını okursanız. sizler. beraberinde pek çok değişikliği de getirir: Genel kabule göre. Eğer “Evrim Ağacı” sayfamızın Notlar kısmına bakarsanız. Bir tanesini ben vereyim: Texas Sığırları. Araştırmak hakkınız ama somut bır kanıt bulunamadı. binlerce farklı Evrim örneği görebilirsiniz. Çünkü Yapay Seçilim’in aynısı. Umarız faydalı olur. yaklaşık 1000 nesil sonrasında. Bu. böyle bir uygulama başlatıyoruz: İddialara ve sorulara verdiğimiz cevapları notlar halinde paylaşacağız. onların özelliklerine doğru bir kayma gözükür. Bu yazıyı bi kınama olarak görmeyin bu benim görüşüm . Evrim Teorisi bilimsel bir gerçektir. internet yüzü görmemiş. sadece canlıya doğada avantaj sağlayan özellikler değil.   İddia/Soru: “Evrime inanmak bu ugurda çalışma yapmak sadece çürütülen evrim teorılerıni göz ardı edıp yenileri için boşa uğraşlardır . bir başka türe ulaşılmıştır.”   Cevabımız: Semih Bey. Evrim Teorisi hakkında hiçbir şey bilmeyenlerden olduğunuzu görüyorum. Evrime inanmayan biriyim . tıpkı Yapay Seçilim’de olduğu gibi. Bu da artık farklı türler olduklarını gösterir. Evrim’in pek çok mekanizması da keşfedilmiştir: Mutasyonlar. hayatında hiç okula gitmemiş. türleşmedir ve bir türden. bulunamaz . İşte bu kayma. Evrim Teorisi “inanılacak” bir olgu değildir. izolasyon gibi çevresel etmenler sonucu canlıların üreme sistemleri ve diğer sistemleri de değişikliğe uğrar (Sürekli bir yönde olan seçmeden ötürü). aynı türün farklı bireylerinin farklı fiziksel özellikleri bulunmaktadır (bir hayvan olan insan türünün bireyleri arasındaki farkları düşünün. zira laflarınız bunu ortaya koyuyor. bir diğer türe dönüşmüştür. başlıkta yazdığım iddiaya verdiğim cevabı paylaşmak istiyorum.   Ayrıca bunun üzerine.   Aşağıda. genetik kaymalar. yani bir tür. orada tilkileri nasıl farklı türlere dönüştürdükleriyle ilgili bilgileri okuyabilirsiniz.   Size çok basitçe şöyle izah edeyim:   Yapay Seçilim’in kurtlardan ev köpeği türlerini yaratabildiği. kendindeki farkları görmekte daha başarılıdır). doğada. boşu boşuna çürüyen bir teorinin peşinden gidip. karşılıklı- 222 .

sizin gördüğünüz o “çürüten verileri” görememekte midir? Yoksa elinizde. nasıl ki Galileo “Dünya yuvarlak. Steve ise 71. insanların aklını bulandırırlar. bilim dünyası mı bunları bilmemektedir? 223 . doktorasını yapmış. bilimsel bir kanıt yoktur. Nobel Ödülü’nü hala almamışlardır?   Cevap vereyim: Çünkü Evrim Teorisi’nin çöktüğünü iddia edenler. genele hitap ediyorum. şu anda da bilimsel hiçbir derecesi olmayan insanlar. dalga geçmek amacıyla yapılmıştır. bilimsel derecesi olan bir avuç insanı da kendilerine siper ederek.” dediğinde ona ev hapsi verdiler ve karşı çıktılarsa. Yapılan araştırma. Bunların da hiçbiri çürütülememiştir ve her geçen gün yeni ispatlarla daha da güçlenmektedir. Bu dincilerin. bir alegoridir ve aslında bilimsel bir deney olsa da. ne zaman. nasıl çökmüştür? Çökmesini sağlayan insanlar neden hala bulgularını makaleler ile yayınlamamışlardır? Biyoloji’nin en güçlü teorisini çökertenler neden haberlere çıkmamaktadırlar. ellerindeki bilim-dışı kitaptan başka hiçbir bilimsel ispatları yoktur ve nasıl ki Kopernik “Güneş. Amerika’da en çok kullanılan isimdir.” dediğinde karşı çıkıp ağızları köpürdüyse. Ancak Evrim Teorisi. diğer BÜTÜN İSİMLERE sahip bilim adamları arasında Evrim Teorisi’ni reddedenlerden daha fazladır. bilim insanları değil. SADECE Steve adındaki bilim adamlarının Evrim Teorisi’ni kabul etme yüzdesinin. galaksinin merkezindedir. Bu size karşı bir laf değil.   Steve Deneyi denen bir deney vardır: Bu. Dünya değil. dincilerdir.E V R İ M A Ğ A C I evrim gibi. sırada kullanılmaktadır. boş hayaller peşinde mi koşuyorlar? Bu işin master’ını.   Şimdi. Yani basit bir hesapla. James. kimsenin bilmediği ispatlar vardır da. Ancak hiçbirinin elinde.   Şimdi soruyorum: Sizce bunca bilim adamı. nerede. sadece Amerika’daki bilim adamlarının %95’inden fazlasının Evrim Teorisi’ni kabul ettiği görülebilir. açıklar mısınız Evrim’i çürüten şey nedir? İddianıza göre Evrim Teorisi çökmüştür ve biz bilim insanları da boşuna yeni teoriler üretmekteyiz. yüz binlerce bilim adamı. düz değil. Evrim Teorisi’nin çöktüğünü iddia ederler.

224 . bize şu şekilde bir soru yöneltti:   sorum çok açık. uzaylı neymiş haha!” demeyle olmaz. Biz. bazı ressamların resimlerinde bile görebiliyoruz bunu (bkz: 15. Elbette düşüncelerinizi ve iddialarınızı destekleyebilirseniz ne ala ama sadece “Bence var ya!” ya da “Yok yahu. bence yok. hatta daha ötesinde. Gerçekten de en çok kafa kurcalayan sorulardan biridir bu. sizce uzaylılar var mı?   Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle:   Sayın Serdar Elmas. UFO olarak adlandırılan. her zaman olduğu gibi. son derece agnostik olunması gereken bu hassas konuya. Son birkaç on yılda oldukça yoğun bir şekilde tartışma konusu olan “Uzaylılar var mı?” sorusunu masaya yatırmak ve konu hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz. bilimsel olarak yaklaşacağız.   Bildiğimiz üzere pek çok “uzaylı görüntüsü” çekilmekte.   Bu soru genellikle şu şekilde sorulur: “Sence uzaylılar var mı?” İlk olarak şu hatayı düzeltmekte fayda var: Bilimde “sence” ya da “bence” olmaz. Bilimsel bir tartışma yapılmayacaksa. son derece bilimsel olan bu konuda bir yere varılamaz zaten. Fotoğrafın ilk icadından beri.   Sorunuz için öncelikle teşekkür ederiz.E V R İ M A Ğ A C I Uzaylılara Bilimsel ve Evrimsel Bir Bakış Sayfamız üyelerinden Sayın Serdar Elmas. Tanımlanamayan Uçan Cisim diyebileceğimiz varlıkların fotoğrafları her köşe başında artık. yüzyılda Floransalı Palazzo Vecchio tarafından çizilen Madonna ve Saint Giovannino tablosu).

Bunların da pek çoğunun sahte fotoğraflar olduğu biliniyor. “yörünge şekli” gibi parametreler bulunuyor. Çünkü eğer uzay araçları gerçekse.   Öte yandan. Buna çeşitli senaryolar yazılabilir ancak Occam’ın Usturası İlkesi’ni unutmamak gerekir: Bir durum karşısında yapılacak açıklamalardan en az varsayıma başvuran. hala somut olarak ve açık fotoğrafların elde bulunmaması.   Ancak yine uzaylılara “inanmayı” zor kılan bir diğer durum. fotoğrafların sahte olduğunu düşünmek. “uzaylı” dediğimiz yaşam formlarına ulaşmamız çok daha kolay olabilecektir. yalnızca fotoğraflarla inanmak mümkün değil. mistik şekillerde cevaplanmaya çalışılmaktadır. Birkaç örnek görelim:   Bu tip fotoğraflarının çoğunu stüdyo ortamında hazırlandığı yetkililerce açıklanıyor. o zaman neden hala 1 kere bile sıcak temas kurmadılar?” Bu soru cevapsız kalmakta ya da yine bilimsel olmayan. anlaşılmayacak kadar gerçek dışıdır. Ne kadar doğru olduğuna inanmak size kalmış. insanların aklını meşgul eden şu sorudur: ”Eğer ki o fotoğraflar doğruysa ve uzaylılar sık sık bizi ziyaret edebiliyorlarsa. yalnızca bu “algıda seçicilik” mahkumu olan fotoğraflara bakarak uzaylılara inanmayı anlamsız ve yanlış kılıyor. Denklemin içeriğinde “en yakın yıldıza uzaklık”. Örneğin güya Amerikan Hükümeti tarafından sızdırılan uzaylı fotoğrafları var. Elimizde fotoğraflar konusunda yeterli kanıt olmadığı ve bol bol komplo teorisi bulunduğu için. Bu denklem sayesinde. daha mantıklı bir 225 . en geçerli olandır. bizden teknoloji olarak çok ileri olmaları gerekir ve korkmalarını gerektirecek bir durum da olmaz. Dolayısıyla böyle bir durumda. Bu kadar uzun süredir bizi gözlemeleri. vs. Bize daha güçlü ve daha tarafsız kanıtlar gerekiyor. elde olan fotoğrafların büyük kısmının hatalı. Drake’in Denklemi denen bir denklem ile yaklaşık 9 değişken tanımlanarak uzayda bizim bildiğimiz anlamıyla canlı yaşamının başlayabileceği alanlar tanımlanmış ve tanımlanmaya devam ediyor. montajlı ya da bildiğimiz Tanımlanmış Cisimler olması.E V R İ M A Ğ A C I Birkaç örnek görelim:   Burada da görebildiğiniz gibi. Bunlar üzerinde deneyler yapılmakta.

000′un üzerinde ihbar gelmiştir. Çünkü neredeyse hiçbir belgeye dayanmadan ve genellikle çıkarımlarla üretilen bu teoriler (ki “teori” kelimesi bile bilimsel anlamıyla kullanılmaz bu kalıpta).   ***********  Not: NASA’nın “yeni canlı tanımı” da. komplo teorileri ya da batıl inançlar gibi insanın hayal gücüne ve ihtiyaç/isteklerine hitap eden ancak bilimsel bir yanı bulunmaya iddialara kanmaz. kimyasal evrim ya da Panspermik (uzaydan gelme) yöntemlerle başlamış olacağını düşünerek. Evrende milyarlarca galaksi ve her galakside milyarlarca bizimkisi gibi veya biraz daha farklı yıldız vardır. bu tip bir “uzaylı” tanımı yapmakta fayda vardır. vb. Başka bir galaksi ve başka bir gezegende işler tamamen farklı yürüyebilir.   Bu kadar geniş bir evrende. Dünya dışı bir gezegende bulunacak bir bakteri bile. sırf istatistiki hesaplarla bile. çok büyük bir ihtimalle olacağı üzere. Bu bilgiler ışığında uzaylıların bizi metal küreler içerisinde sık sık ziyaret edip.   Son olarak.” demek doğru olmayacaktır. fotoğraflara güvenmek için daha çok sebebimiz olabilir. Dolayısıyla. canlı yaşamına konaklık eden tek gezegenin bizimkisi olduğunu düşünmek. Ve elbette. “Dünya dışındaki yaşam formu” demektir. Bunların etrafında sayısız gezegen dönmektedir. uzaylılarla ilgili bilmemiz gereken bir şey vardır: Onlar. Daha önce de bahsettiğimiz gibi. Komplo teorileri. canlılıkla ilgili ve dolayısıyla uzaylılarla ilgili düşüncelerimizi yeniden değerlendirmeye almamızı gerektirmektedir. bu 1. Kafa yapıları. basit ve muhtemelen yanlış bir yaklaşım olacaktır. bilimin dışına çıkmak ve tarafsızlığı kaybetmek olacaktır. Ancak bununla ilgili kesin kanıtlara ulaşmadan da. “bizim bilmediğimiz tip canlılık” boyutu vardır ki bunu şu anda betimlemek bile zordur. bunların birkaçında. duruşları. uzaylı ihbarlarından sorumlu kurum olan NASA’ya 1. bilim dışı ve bilimsel metot uygulanmadan yaratılmıştır. Tabii burada yine komplo teorileri devreye girecektir. “uzaylı” kategorisine girecektir. Unutmamak lazım ki bizim bildiğimiz anlamıyla canlılık. bu Dünya’nın şartlarında var olabilmiş canlılıktır. uçaklarımızı taciz edip kaçan varlıklar olduğunu düşünmek yerine.000 ihbardan hiçbirigerçek ihbar olarak sınıflandırılamamıştır. Bu açıdan. boyları. Evren’in pek çok bölgesinde Dünya üzerinde olduğu gibi canlılık öyle ya da böyle.E V R İ M A Ğ A C I seçenek olarak karşımıza çıkıyor. İşin bir de. eldeki fotoğrafların. o fotoğraflar ortaya çıkmadan çok önce aklımızda canlandırılan uzaylı görüntüsüne benzemesi. bizim gibi canlılık olduğunu beklemek gerekir. Bu da.000.   Amerika’da 1970′lerden beri. şüphelidir. NASA’nın verileri gizlediğine dair ama. Ve ünlü fizikçi Carl Sagan’ın kitabında yazdığına göre. Eğer ki bilimsel yollarla bu sorulara cevaplar verilebilirse. bu da bilimsellikten uzak ve ispatsız olacaktır. bu fotoğraflar çıkmadan çok önce betimlenen uzaylı imgelerine benzemektedir.000. 226 .   Uzaylı. bilim için en tehlikeli konulardan biridir. o fotoğraflarda kullanılan “mankenlerin” yapımcılarının bunlardan etkilenmesiyle açıklanabilir. “Uzaylılar vardır. çok büyük ihtimalle ufak yeşil canlılar olmayacaklardır.

Bu da. Bir diğer deyişle. Kuantum Kuramı’nın gelişmesiyle birlikte. bu yazıdan çıkarmanız gereken ilk ders şudur: Bilimde.” şeklinde net bir tanımlama yapmak şarttır. Ancak bilim dilinde kavramlar günlük hayattakinden farklı kullanılabilirler. Evrim Teorisi ile ilgili kafamızdaki çok büyük yanlışlardan birinin silinmesi demektir (ve tabii diğer teorilerle de ilgili).. Kısaca bir teori. Örneğin Dünya üzerinde bir topu havada nerede bırakırsanız bırakın. çünkü bu “sadece bir teori olmak” kalıbını kullanan kişilerin yaptığı gizli “kanun-teori” kıyaslamasının başlı başına yanlış olduğunu anlamamız demektir.   Bugün çok önemli bir açıklama yapmak istiyoruz.000 km. bir şeyin her koşulda aynı şekilde geçerli olması mümkün değildir. orada ne olur bilemeyiz. var olan ve bilinen bilimsel gerçekler kullanılarak. “Top. normal koşullarda. tanımı gereği her koşulda geçerli olan bilgi demektir. her zaman her yerde geçerlidirler. top yere doğru “düşer”. çeşitli durumlar için yapılan kapsamlı açıklamalar demektir. Işık.     Bilimsel anlamıyla bir Teori (Kuram). en azından “bu” Evren’de her şey görecelidir. temel olarak “doğadaki olgulara” (fenomenlere) denir. Merhaba arkadaşlar. hiçbir şeyin “genel geçer doğru” olamayacağını bize gösterir. teorilerle ilgili çok ciddi bir yanlış yapılmaktadır ve bu sebeple insanlar daha genç yaştan bilimin en temel konusunu tamamiyle yanlış öğrenmekte ve çok ciddi ve bilimsellikle hiçbir alakası olmayan bir hataya düşmektedirler. ışık hızıdır. farklı bilimsel gerçekleri birbirine bağlayarak bir olaya getirilen gerçek ve bilimsel açıklama demektir.   Peki. Dünya üzerinde.   227 . kanun diye bir kavram yoktur! Varsa bile. olması bilgisini bir “bilimsel gerçek” yapar.000 km.   Konuya kanun ve teori kavramlarını tanımlayarak başlayalım:   Kanunlar. Günümüzde. Evrim Teorisi’nin küçümsendiği gibi “sadece bir teori” olmadığını. Ancak bir kanun değildir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın kasıtlı bir şekilde yaptığını düşündüğüz “Bilimsel Metot’un Adımları” başlıklı Biyoloji konusunda. Ancak Kuantum Kuramı göstermiştir ki. “yalnızca bir teori” mi? Teoriler. havada serbest düşmeye bırakıldığında her zaman yere düşer. “kanun” tanımımızı sarsar ve ışık hızının bilinen Evren’de saniyede 300. hızla hareket eder. sabit olarak gerçekleşen ve pek çok durumda geçerli olan bilgidir. teori nedir?   Teori. Evren’in en azından bildiğimiz her yerinde saniyede 300. Kanunlar ve Bilimsel Gerçekler Hakkında Açıklamalar. Sınırları tanımlanmak zorundadır. “kanun” kelimesi literatürden kalkmaya başlamıştır.E V R İ M A Ğ A C I Evrim. Çünkü uzay boşluğunda geçerli değildir. Bu da. Bu sebeple. Ancak Evren’in sınırlarında veya Evren’in “dışı” diye bir yer varsa. Bu da. Bir diğer örnek.. Yani doğayı gözlediğinizde. Bu.  günlük hayattaki kullanımıyla asılsız iddia veya hakkında emin olunmayan düşünce demektir. bu ağız alışkanlığından ve Newtonyen Fizik kapsamındaki Dünya algısından kaynaklanmaktadır. kanunun yerini çok daha uygun bir kavram almıştır:   Bilimsel gerçekler. Bu konunun farkına varmamız. Başka bir gezegende geçerli olmayabilir. Günümüzde. her birine ait matematiksel formülasyonlar (F=ma ya da E=mc2 gibi) bulunmaktadır ve “bu evren dahilinde”. matematiksel formüller ile tanımlanan ve “günümüz evreni koşullarında” her zaman geçerli olan kurallardır. bilimsel gerçektir. Çünkü “kanun”.

hepimiz.   Newton’dan yüz yıllar sonra Einstein.000 kilometre (en hızlı jetten 600. bir bilimsel gerçeğe yönelik tek bir bakış açısıdır ve Newton gibi. sadece kütle.E V R İ M A Ğ A C I Bu yazıdan çıkarılması gereken ikinci ders şudur: Ortada. teorilerin hiçbir “güçsüz” ya da “açıklanmamış” ya da “ispatsız” tarafı yoktur. Dünya’nın “merkez”ine doğru çekildiğini ve aslında her kütlenin de Dünya’yı kendine doğru. Newton Fiziği tamamen kullanılamaz hale gelmektedir. etrafımızda olan pek çok olayın farkındayızdır. başka bilim insanları. Buna. Newton gibi sıradışı bilim insanları ise. Görecelik Kuramı pek çok alanı etkilemiş ve bilimsel bir gerçek olan Kütleçekimi’ne tamamen yeni ve daha isabetli bir bakış açısı kazandırmıştır. Dünya için uygulanan versiyonuna ise Newton’ın Yerçekimi Teorisidenir. ivme ve kuvvet arasındaki bağıntıyı bulmakla kalmamış. etrafındaki her şeyin yere doğru çekilmesinin nedenini merak etmiş ve araştırmalar yapmıştır.   Üçüncü ders: Teorilerin tüm temelleri. Peki neden özellikle “Newton’un” Yerçekimi Teorisi olarak isimlendiriyoruz? Çünkü Newton’unki.81 m/s’lik bir ivmeyle Dünya’ya çekilmektedirler. Dünya üzerinde ortalama saniyede 9. Newton’un Yerçekimi Teorisi çöpe mi 228 . İşte bilimde buna Newton’un Kütleçekim Teorisi’dir. ‘Neden?’ diye sordu. bunları sorgulamaktan çoğu zaman aciz kalırız. bu farklı fenomenlere getirilen açıklamalar birleştirilerek teoriler ortaya atılır. kendince bir açıklama getirmiştir. ancak bunlara o kadar alışmışızdır ki. Newton. Daha sonra. Bu genel bir teoridir. Unutmayın.   Newton. Bir bilimsel gerçektir. bu bilinmezler “henüz açıklanamamış ancak açıklanabilecek olan” kategorisinde yer alırlar ve bilimsel merakı okşamaya devam ederler.   Şimdi. Işık ise saniyede 300. sadece algıladığı hareketleri kullanarak formülasyonlarını yapmıştır. kütlelerin aslında “yere” değil. Sonunda fark etmiştir ki. “kanun” gibi bir olgu olmadığı için. Günlük yaşantımızda en hızlı hareket eden jetler bile saniyede 500 metre (yarım kilometre) ve benzeri hızlarla uçabilmektedir. Kütleler. Bu hızlarda. Buna az sonra geleceğiz. bilimsel gerçeklere dayandığı için. aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çekerler. az önce de dediğimiz gibi tüm kütleler birbirini eşit ve zıt yönlü kuvvetlerle. Dünya’nın kütleyi çektiğiyle eşit ama zıt yönlü bir kuvvetle çektiğini bulmuştur. cisimlerin saniye başına düşen hızlanma miktarı (ivme) ile üzerlerine etkiyen kuvvet arasında bir bağlantı vardır. olmayacaklardır. bir diğer bilimsel gerçek olan “kütleçekimini” bulmuştur. olmamışlardır. Yani Newton.   Gerek Newton. Newton’a göre. “Daha da ispatlanmak” ne demektir? Böyle bir saçmalıktan bahsedilemez. Newton. Görecelik Kuramı’nı ortayai atmıştır.” Bernard Baruch’un bu harika sözüyle konuya başlayalım. Doğada bazı “gerçek”ler vardır ve bu gerçekler incelenerek matematiksel formüller geliştirilir.   Gördüğümüz gibi etrafımızdaki en sıradan olgu bile bir “teori”dir. Gerçekten de. kütleleriyle doğru. etraflarındaki olan biteni sorgulayacak kadar özgür ve güçlü beyinlere sahiptirler. o kadar çok bilimsel gerçekle ve bulguyla desteklenir ki. Bunu -ilk etapta bu şekilde olmasa da sonradan. ancak sadece Newton. konuyu birkaç örnek üzerinden izah edelim:   “Milyonlarca insan elmanın düşüşünü gördü. Bu bir teori değildir. gerekse bazı diğer bilim insanları konuyla ilgili araştırmalarını sürdürmüştür ve bu bilimsel gerçeği geliştirerek ve bazı diğer gerçeklerle birleştirerek teoriler üretmeye başlamışlardır. Bu. Olsa bile. Bu sayede. teoriler ile kanunlar arasında bir hiyerarşi YOKTUR! Teoriler “daha da ispatlanınca” (Milli Eğitim Bakanlığı’na sevgilerimizle (!)) kanun olmazlar. aynı olguya (bilimsel gerçeğe) farklı bakış açıları getirmişlerdir. teorilerin kendileri de bilimsel gerçektir. Fizik ve dolayısıyla hayata bakış açımız baştan yaratılmaya başlamıştır.ünlü “F = m x a” (kuvvet eşittir kütle çarpı ivme) formülüyle izah etmiştir. Dünya üzerinde meydana gelen bir gerçektir.000 kat hızlı) gitmektedir. bir bilimsel gerçeği gözlemiş ve matematiksel bir formülasyon ile ona açıklama getirmiştir. Yani Newton.

en başarılısı değildir. Newton. Elbette ki sayısız ekleme ve çıkarma yapılmıştır. Burada ayrıntısına girmek istemiyoruz.   Ders altı: Evrim Kuramı. bu boyutlarda gerçekleşmiştir ve algılarımız da buna göre evrimleşmiştir. olmasına ihtiyacı da yoktur! 229 . Evrim asla bir kanun olmayacaktır. birden fazla teori ile açıklanabilir. gelişebilirler. nano ve makro dünyayı da hesaba katmıştır. günlük yaşantımızda kullandığımız boyutlar) nano dünyada (atom altı dünyası) ve makro dünyada (evrensel ve astronomik boyutlar) geçerli olmamaktadır. genişletilebilirler veya daraltılabilirler ama asla çürümezler! Çünkü çürüme potansiyeli olan bir teori.) birleştirerek yaptığı açıklamaya Darwin’in Evrim Kuramı denir! Yani Darwin. metre’nin trilyonda biri ve daha küçükleri) ve kolay kolay göremediğimiz bir makrodünya (metrenin trilyon katı ve daha büyükleri) vardır. zaten bilimsel bilgilerin en üst noktasıdır. farklı bir bakış açısı getirir ve farklı koşullarda kullanılabilirdir. Hücre Teorisi’dir. Kısaca biz ona Evrim Kuramı diyoruz. Newton’un kendisini sınırladığı mezo dünyada (bizim. bilimsel gerçeklere dayanıyor olamaz. bazı başka bilimsel gerçekler Kuram’a katılmış. çünkü Newton’un durumunda olduğu gibi çok köklü değişimler meydana gelmemiştir.E V R İ M A Ğ A C I gitmiştir? Asla!   Dördüncü ders: Teoriler asla çürümezler. konuya sadece tek bir bakış açısı getirmiştir. bilimsel bir gerçektir. Evrimimiz. Bir diğer teori örneği.   Ders yedi: Bilimsel bilgiler arasında illa bir hiyerarşi yapılacaksa. Yapay Seçilim. Burada “dahi” kelimesi fazladır. teori denmez. tek değildir. Newton gibi daha önceden açıklanamamış bir bilimsel gerçeği ortaya çıkarıp son derece isabetli bir biçimde izah etmesidir. bazı başka bilimsel gerçeklerle (Doğal Seçilim. başarılı bir açıklama olmakla birlikte. Evrim Mekanizmaları yazı dizimizdeki her bir mekanizma bir bilimsel gerçektir. Ancak bizim algılayamadığımız bir nanodünya (nanometre. Charles Robert Darwin’in 1856’da bu bilimsel gerçeği. Einsten ve diğer bilim insanları.   Ders beş: Bir bilimsel gerçek. tek Evrim kuramı değildir! Daha sonradan yüzlerce bilim insanı konuyu incelemiş. farklı kuramlar ortaya atılmış (Gould’un Sıçramalı Evrim Kuramı gibi) ve Kuram zenginleştirilmiştir. Ancak her biri. Tıpkı Kütleçekim gibi Evrim. Kuantum Kuramı ile Kütleçekim isimli bilimsel gerçeğe bir diğer bakış açısı getirilmiş ve kendisinden önceki iki açıklamadan çok daha isabetli sonuçlara ulaşılmıştır. Çünkü artık biliyoruz ki işler. Evrim olgusu başlı başına bir bilimsel gerçektir. bu olguya bakış açılarından sadece biridir. Değişebilirler. Darwin’in açıklaması ise.   Daha sonraları bazı başka bilim insanları Einstein’ın yolunu açtığı Kuantum Mekaniği Kuramı’nı ortaya atmışlar ve hayata bakışımızı tam anlamıyla değiştirmişlerdir. Buna getirilen açıklamalardan biri ise Darwin’in Evrim Kuramı’dır. Bu teorilerin hepsi eşit derecede gerçektir.   Uzun lafın kısası. açıklamalarını sadece görebildiği dünya için yapmıştır. Cinsel Seçilim vb.   Şimdi. Buralarda işler tamamen tersine dönebilmektedir. bilimsel gerçeklerin toplamından meydana gelir ve sadece Darwin’in Evrim Kuramı bulunmaz. Ancak Darwin. Bunların toplamı sonucunda ise Evrim meydana gelir. Çünkü teori. Daha anlaşılır bir tabir kullanalım: Günlük yaşantımızda biz genellikle milimetreden kilometreye kadar olan uzunluk birimlerini kullanırız. Darwin’in Evrim Kuramı. Adının bu kadar anılmasının sebebi ise. bunların en üst noktasında teoriler (kuramlar) yer alır! Ancak böyle bir hiyerarşi anlamsız derecede gereksizdir ve bilim-dışı kaynaklarca dayatılmak istenmektedir. bizim konumuz olan Evrim Teorisi’ne (Kuramı’na) dönelim. ancak tüm canlıların hücrelerden oluştuğu bilgisi dahi bir teoridir. Bu. Zaten öyle olanlara da.

Site üyelerimiz de gayet güzel bir şekilde. bilimin verecek cevabı olmadığı yanılgısını yaratıyor insanımızda ki bu da son derece gülünç ve üzücü. Evrim Teorisi ile ilgili olarak işin daha çok başında olduğunuzu söylemem gerekiyor.   Öncelikle sorunuz ve düşüncelerinizi bizimle düzgün bir dille paylaştığınız için teşekkür ederiz. Bu. eğer ki Evrim’in tesadüflerden oluştuğunu düşünüyorsanız ve karşı açıklama olarak bir gücün her şeyi var ettiğini sunacaksanız. o gücün yarattıkları üzerinde bir “sınav” uygulama gayesinin nasıl bir tesadüf olduğunu. Bu. bu sayfa ve bu hareket bunun için var. tesadüflere dayandırmaz iddialarını. bilim adamları tarafından uzun yıllardır sorulmakta ve hemen hemen her birine çok açık ve bilimsel cevaplar zaten bulundu. bu sefer de Sayın Sibel Yılmaz isimli üyemiz ile yaptığımız bir görüş alışverişini sizlerle paylaşmak istiyorum. tek hücrelilerde daha çok iş gören ve Evrim’e katkı sağlayan bir olgudur. biraz da sizin “tesadüf ” anlayışınızla ve kelimeye yüklediğiniz anlamlarla ilgilidir. Bu da manipülatörler tarafından var edilmekte olan bir yanılgıdır. Bu noktada. o gücün var olmasının nasıl bir tesadüf olduğunu.   Ancak üzülerek belirtmem gerekiyor ki. bilimin çok az şeyi “tesadüflere” bağlamasıdır. Hala bu soruları sorabilmenizin sebebi.   Şimdi açıklamamıza geçelim:   İlk olarak anlamanız gereken bir nokta. Ancak Evrim’in %1’den az kısmında tesadüflere yer verilir.   Sayın Sibel Yılmaz’ın sayfamıza yaptığı yorum şu şekildeydi:   İşin dini boyutunu bir kenara bırakıp (pek dindarda sayılmam) mantık ve bilimsel boyutuna bakacak olsak bile evrim teorisi çok saçma geliyor bana. “Evrim Teorisi tesadüflere mi dayanır?” sorusu üzerineydi. az önce yaptığımız gibi.E V R İ M A Ğ A C I Evrim’in Tesadüflere Bağlı Olmadığıyla İlgili Açıklama ve Bazı Düşünceler Arkadaşlar. neden siz varsınız?) nasıl bir tesadüf olduğunu düşünmenizi rica etmek durumundayım. biz de size elimizden geldiğince net bir açıklama yapacağız. Mesela evrimcilerin bilgisiz halkı teorilerine inandırmak için kullandığı bir bilgi var “şempanzelerle yüzde 98 oranında aynı genlere sahipmişiz doğru ama neden bir sinekle bile yüzde 77 oranında aynı genlere sahip olduğumuzu da söylemezler?   Bizim Evrim Ağacı olarak yaptığımız açıklama ise şu şekilde oldu:   Sayın Sibel Yılmaz. gereken açıklamaları yapmışlar. ne yazık ki doğru ve düzgün bir şekilde bilgilendirilmemesi insanlarımızın ve genellikle din manipülatörleri tarafından üretilen bu sorulara verilen cevapların asla medyada ya da internet ortamında düzgün bir şekilde yer almaması. Ancak Sayın Nilgün Öven’in de belirttiği gibi. o gücün yaratma istenci sonucu sizin var olmanızın (neden siz de başkası değil. o gücün bizi yaratmak istemesinin nasıl bir tesadüf olduğunu. Çünkü hala “hurdalıktaki Boeing 737” benzetmesini yapabilecek kadar konudan uzaksınız. Açıklamamızdan önce şunu hatırlatmak istiyorum: Sizin aklınıza gelen/takılan bu sorular. Çünkü Evrim’e “tesadüf ” gözüyle bakan birinin bunlara aynı gözle bakmaması 230 . Bu defa da konumuz. malesef her ne kadar belgesel hastası olduğunuzu belirtseniz de. o da mutasyonlarla ilgili kısımdır ki mutasyonlar. Bunun haricinde Evrim ya da canlılığın başlangıcını açıklayan Abiyogenez Teorisi ya da Evren’in nasıl var olduğunu açıklayan Astrofizik. Çocukluğumdam beri belgesel hastasıyım her türlüsünü izlerim öyle hassas dengeler varki doğada bunların tesadüflerle bir araya gelmesine inanmak bir hurdalıktan tesadüflerle son model bir porche otomobil çıkmasına benzer.

“Hurdalıktaki Boeing 737” ya da “Masadaki boya kalemlerinden tesadüfen oluşan Picasso tablosu” gibi benzetmeler. Sayfamızın ateizmi desteklemediğini (tıpkı herhangi bir diğer düşünce sistemi gibi) hatırlatmak istiyorum. cansızları kullanarak (hurdalıktaki rastgele savrulmuş parçalar) modellemek ve bu cansız parçaların tesadüfi bir şekilde bir Boeing 737 oluşturmalarıyla benzetmek. “tesadüfler” ile ilgili daha net bir görüşe varabileceksiniz diye düşünüyorum. son yaptığımız paylaşımda da belirttiğimiz üzere. evet.wordpress. Orada da farklı benzetimlere ve bunların nasıl bilim-dışı olduklarına değinmiştim. milyarlarca yıl sonunda Boeing 737 ya da Porsche kadar karmaşık varlıklar oluşabilirdi. o zaman bu yazdıklarımı mazur görün ve önemsemeyin lütfen.   Bu paylaşımımızı. müsaadenizle Evrim Ağacı ailesiyle paylaşmak istiyorum.wordpress. nasıl yanlış uygulandığı ile ilgili daha geniş bir fikir sahibi olabilirsiniz:   http://probablynogod.   Devam edelim. benzeşim saçmalıktan öteye gidememektedir. Bu sayede onların da bilgilenmesini sağlayabiliriz.wordpress.E V R İ M A Ğ A C I çelişki ve açık bir iki yüzlülük olurdu.wordpress. Eğer karşı iddianız dini temellere dayanmıyorsa.wordpress. “retorik bir saçmalık” olacaktır.com/2010/08/19/evrimi-anlamak-i-canlilik-kavrami-uzerine-ve-abiyogenez/   http://probablynogod.5 milyar yıllık evrim sonucu kalıcı hale geldiği bir olgudur. tesadüflerle ilgili birkaç yazıyı daha paylaşmak istiyorum. cansızlıktan büyük bir fark ile ayrılmamakla birlikte. canlıların bir takım tesadüfi.com/2010/08/31/evrimi-anlamak-ix-hurdalikta-bir-boeing-747-ve-evrim-teorisiile-ilgili-betimlemeler-uzerine/   Ayrıca sizi daha da net aydınlatabilmek adına. hurdalıktaki parçalar için geçersiz. Eğer ki hurdalıktaki parçalar arasında çeşitli yasalarla birbirlerine bağlanma ve bağlı kalma ve bu bağlanma sonucu çeşitli yeni ürünler üretebilme potansiyeli mevcut olsaydı ve hurdalık. çok temel bir yanılgıya dayanmaktadır: Evrim. daha temelde. ancak kimyasal moleküller için geçerli olduğu için. böylece istatistik ve matematik yasalarının Biyoloji ve Evrim üzerine nasıl doğru. çeşitli çevresel baskılara maruz bırakılsaydı.com/2010/11/11/canliligin-evrimi-2-koaservat-nedir-nasil-olusur/   http://probablynogod.5 milyar yıllık bir evrimi. Canlılık.com/2010/06/17/matematiksel-imkansizliklar-uzerine/   http://probablynogod. milyarlarca yıl boyunca bu yasalar altında. bir takım da doğal süreç dahilindeki gelişmeleri sonucunda olmaktadır. Dolayısıyla 4. 231 . kimya ve fizik yasaları. Ancak dediğimiz gibi.   Bununla ilgili yazmış olduğum bir yazıyı paylaşıyorum.com/2010/10/03/tanriya-inanmak-sadece-tesaduflere-inanmaktir/   Yazılardan son ikisi ateizm ile ilgili görüşleri de içermektedir ancak bu yazılardaki ateizm ile alakalı az bir iki kısmı es geçerek okursanız. göz atabilirsiniz. bu tip çekim. biyokimyasal tepkimelerin oluştuğu ve 4.   http://probablynogod.

  Orada denmek istenen elbette ki “bilinçli” bir seçme değil. karşıt görüşler ve fikirler her zaman olacaktır ve bilimsel bir tabanda her zaman çarpışacaktır. bireyleri rastgele seçmez. “2 dakikada Evrim Teorisi” başlıklı videomuzun altında gerçekleşti. hemen sonrasında zaten izah ediyor: Doğal Seçilim. Bu defa birkaç karakteri var alışverişin.. çünkü çok net bir şekilde Dawkins’in büyük eserlerinden biri olan “Kör Saatçi” kitabına ve kör saatçi betimlemesine gönderme yapılıyor videoda.. “rastgele” de bir seçme diyemeyiz. Ancak örneğin mutasyonlar tamamen tesadüfidir ve özellikle virüsler ve bakteriler gibi ilkel canlılardaki evrimin temel tetikleyicisidir. Şöyle izah edeyim bilinçli değildir çünkü bu belli bir amaç güdülerek bir şey elde etmeyi amaçlayarak( bknz.. bu sebeple doğrudan konuya geçiyorum. Dolayısıyla buna “bilinçli” diyemeyeceğimiz gibi. videoyu hazırlayanların biraz da Richard Dawkins karşıtı bir mentaliteye sahip olduklarını düşünüyorum. herkes bir bilim adamını destekleyecek diye bir şey yok.   Umarım açıklayıcı olmuştur. Yapay Seçilim) yapılmıyor. beyni var da biz mi bilmiyoruz?   Bizim Evrim Ağacı olarak yaptığımız açıklama ise şöyle oldu:    Sayın Muammer Kolukısa.. :)) Bir şey ya bilinçlidir ya da rastgeledir. bu kuralları kim/ne belirliyor? Arkadaşlar üst üste olacak belki ama yine sayfamızdaki bir bilgi alışverişini sizlerle paylaşmak istiyorum.u ortama en adapte olanlar seçilir.E V R İ M A Ğ A C I Doğal Seçilim tamamen tesadüfi değilse ve belirli durumlara/kurallara bağlıysa..   Sayın Muammer Kolukısa’nın yorumu şu şekildeydi:   Yukarıdan alıntı: “. adapte olamayanlar elenir. saygılarımızla. Elimizde belirli bir ortam vardır ve b.   Bilinçli ile rastgele birbirinin zıt anlamlısı ifadeler değildir. acaba dağ. Sayın Özgün Kırdar bir açıklama yaptı:   Sayın Muammer Kolukısa.. bu cevabımıza şöyle karşılık verdi:   Bilinçli ve rastgele arasında bir durum olduğunu ilk defa sizden duyuyorum.liğinden oluşan 232 .   Alışverişimiz.   Ayrıca şahsi bir düşünce olarak.   Sayın Muammer Kolukısa. toprak mı yoksa atomlar mı? Bunların aklı. Dikkatli bir şekilde izlerseniz videoyu. taş. Bunun ortası nasıl oluyor?   Bu noktada. Bu doğada kendi. Ancak bu bilim dahilinde olur.çevre tarafından belirlenen rastlantısal olmayan bir süreçtir”   Rastlantısal olmayan bir şekilde belirleme yapabilen bu çevre.

yeni.   Hayır.Burda tek rastgele olan şey ise ortam şartlarının kendisidir. demek ki bu harika incelikteki düzenin de bir kontrol eden mühendisi ve yaratıcısı var”. bu şart değil. öyle ki bunları “canlı” ve “cansız” kategorilerinden birine koyamayabilirdik bile. sıkça karşılaştığımız iddialardan biri olduğu için. yeniden canlılık oluşacak. Dünya ve Evren..   Sayın Muammer Kolukısa’nın verdiği yanıt şu şekilde oldu:   Peki bu düzeneği kim veya ne belirliyor? Bir de seçilim neden rastgele olmuyor?   Biz. “bu” Evren’e ait. sonsuz sayıda var olmuş ve var olacak Evren’den sadece bir tanesi. o zaman canlıların ve Evren’in de aynı şekilde bir tasarlayıcısı olması gerekir. Ancak hiçbiri biz yok olduk diye olmayacak. biz yok olursak sona mı erecek? Asla! Yollarına devam edecekler. Dünya’nın ilk oluştuğu zamanlarda orada bulunsaydınız. buna Evrim Ağacı olarak şu şekilde bir açıklama yaptık:   Sayın Muammer Kolukısa. bu yasalar.   Big Bang farklı bir şekilde gerçekleşseydi (daha şiddetli. Evren’in 9 milyar yıldan sonra. bir başkasına değil. var olan her şeyi “bu” Evren’in oluşumu sonucu meydana gelen durumlar çerçevesinde değerlendirmekteyiz. Böyle düşünmemizin sebebi. yanılgıya düşerek her şeyin bizim için var olduğuna inanmamızdır. daha zayıf. Bu patlamada. Kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Belki Dünya da yok olacak. çok açık ve net olmuş. sanki her şey bizim var olmamız için ayarlanmış. Ve hatta Evren de. üyelerimizle paylaş- 233 . Binbir farklı koşuldan geçti. Biz. illa birinin ya da bir şeyin “karar vermesi” gerektiğini neden düşündüğünüzü anlayabilmekteyim. tamamen farklı Evrenler var olabilir ve bu Evrenlerde tamamen farklı varlıklar meydana gelebilirdi.. Big Bang sonucu patladı ve muhtemelen bundan önce de sonsuz sayıda Big Bang’ler yaşandı. Belki milyarlarca yıl boyunca Dünya sessizliğe gömülecek.”   Ancak şunu unutmayınız: Yarın düşecek bir göktaşı ile tüm insanlık yeryüzünden silinebilir.   Son sorunuza gelirsek.E V R İ M A Ğ A C I bir süreç. şu tip bir yanılgıya düşmek çok kolay: “Her şey ne kadar da mükemmel. Ancak bizler. Astrofizikçiler tarafından basitçe verilebilmekte: Evren. Bu da bizi. emin olun “mükemmel”. kullanacağınız son kelime olurdu. Ancak seçilim rastgelede değildir. Bir şeyleri aktarmak için ürettiğimiz kelimeler dahi. “İnsanın yarattığı her şeyin bir mühendisi var ve tesadüfen olmuyor. seçilimde belli bir düzenek vardır. “canlılık” olarak belirlenen (ancak unutmayın ki insanın kendi kafasına göre belirlediği) kavram da. Siz. hayatta kalan canlılar ortam şartlarına en iyi adapte olabilenlerdir. bu şekilde meydana geldi ve bunun sonucunda gezegenler eliptik bir yörüngede oluştu. Bizim Evren’imiz. vb. Bunun sebebi.   Sayın Özgün Kırdar’ın “bilinç” ve “rastgele” arasındaki ayrımı aydınlatmak adına yaptığı açıklamalara aynen katılıyoruz. bir önceki cevabımda da (tesadüflerle ilgili olan) dediğim gibi. bu Evren’in bir ürünüsünüz ve Evren ya da Dünya asla bugün olduğu kadar düzenli değildi.) oluşabilecek yasalar da tamamen farklı olabilir. gezegenlerden biri (ve belki pek çoğu) üzerinde bu şekilde oluştu. Dolayısıyla. belki yine.   Umarım yazı açıklayıcı olabilmiştir.   Bu sorunuzun cevabı. Dünya’nın ise 600 milyon yıldan sonra ulaşabildiği dengenin (ki Dünya’daki denge aralarda sık sık bozulmuştur) ürünleriyiz. Bunu da. yukarıda değindiğimiz yanılgıya itmekte: “Her şey ne kadar mükemmel.” düşüncesinden ve yanılgısından kaynaklanıyor.

com/2011/01/31/dincilerin-ve-evrim-karsitlarinin-neden-sonuc-iliskisi-yanilgisi-2/ 234 .E V R İ M A Ğ A C I mak istiyorum. şu iki bağlantıyı tavsiye ediyorum:   http://probablynogod.wordpress.com/2011/01/23/dincilerin-ve-evrim-karsitlarinin-neden-sonuc-iliskisi-yanilgisi/   http://probablynogod. Neden-Sonuç İlişkisiyle ilgili yanılgılarla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler için. *********   Görüşlerini bildiren tüm üyelerimize teşekkürlerimizi sunarız.   Saygılarımızla.wordpress.

yırtıcı kuşlara kar- 235 . Öyle de süper bir bireyim ben”.   Benzer bir davranış da “gözcülük” şeklinde ortaya çıkıyor. O da “reklam”.   Peki hayvanlar arasındaki şefkat? Türler içinde bireylerin diğer bireylere karşılıksız yiyecek vermeleri ya da kendilerini grup yararına tehlikeye atmaları hem grubun yaşaması hem de bireyin kendi genlerini aktarma şansını artıran davranışlardır.   Habere göre. İnsanlarda da durum farklı değil. Dikkatli incelendiğinde ahlak kurallarının insanların grup olarak bir arada yaşamalarını kolaylaştıran kurallar olduğu ortaya çıkıyor.   Bu olayın Evrim Teorisi’nde bahsi geçen “doğal seçilim” ya da aslında tam doğru olmayan tanımıyla “güçlü olanın ayakta kalması” ve “türün devamını hedefleyen bireyler” ve “bencil gen”i yalanlayan bir olay olduğu iddiası dile getirildi. Nasıl olduğunu sormayın zira bilmiyorum. Örneğin serçelerin yaşadığı bir grupta.(Şüpheci Melek) Evet. Benzer “şefkat” davranışları başka hayvanlarda da gözleniyor. Bu ilk bakışta “şefkat” olarak algılanabilir ancak burada çok farklı bir mekanizma çalışmaktadır.   Peki gerçekten hayvanlar aleminde türler içi ve türler arası şefkat/ahlak gibi kavramlar Evrim teorisine ters mi? Hiç de değil. grup olarak hayatta kalma şanslarını artırıcı (böylelikle genlerini sonraki nesle aktarma şanslarını artırıcı) bir davranış olan “muzları paylaşma” düzenine uymayan şempanzenin dışlanması. Konuya girmeden önce başlığın sebebini açıklayan haberi gözden geçirelim.     Burada gözlenen şey. anne babunu öldürdükten ve yedikten sonra 8 günlük yavru babuna bir süre annelik yapmış.   Maymunlar arasında ahlak kuralları gözlemlenmiştir. Grup halinde yaşayan şempanzeler birbirleriyle muzlarını paylaşırken aralarından bir tanesi paylaşıma dahil olmaz ve hep diğerlerinin getirdiği muzları yerse. Güya bu olayın tek açıklaması Tanrı imiş. Yavru kendi annesi olmadığı için muhtemelen soğuktan öldükten sonra da leopar kendi yoluna gitmiş. o maymun dışlanıyor. konumuz hayvanlardaki ahlak/şefkat/özveri. Ağaçtan düşen yavru babunu sırtlanlar yemesin diye tekrar yukarı çıkarmış. İddia sahibine ısrar etmeme rağmen elle tutulur herhangi bir cevap an itibariyle gelmiş değil.E V R İ M A Ğ A C I Leopar ve babun yavrusu Evrim’i çürütür mü? . Ancak maymunlarda gözlenen ahlak davranışlarından temelde çok farklı değil. Elbette zeki canlılar olan insanlardaki ahlak kuralları çok karmaşık. Kuşun verdiği mesaj (özellikle erkek kuşların dişi kuşlara verdiği mesaj) şudur: “Ben o kadar güçlü ve yetkinim ki. Kuşlarda (ve maymun türlerinde) gözlenen bir davranış. bazı bireylerin diğer bireylere yiyecek bağışlamasıdır.   Bu mesaj dişilerin reklam yapan bireyle eşleşmelerinde ve diğer erkek bireylerin otoriteye baş kaldırmalarını engellemelerinde etkili. babunların en büyük doğal düşmanı olan leopar. kendimi besleyebildiğim gibi sizi de besleyebiliyorum.

geceleyin yönlerini bulmak için kullandıkları Ay sanmalarıdır. Ay’ı belli bir açıya yerleştirip uçmaya başlarsanız düz bir çizgide gidersiniz. Yine “ben süperim.   Eğer ki Tanrı hayvanlara bir tür ahlak vermiştir deniyorsa.   Benzer bir örnek daha vereyim. Bu içgüdünün nesiller boyunca daha da güçlendiğini düşündüğümüzde bugün bize kendi bebeklerimizi andıran canlıların yavrularını sevimli ve şefkate değer bulmamız tamamen doğaldır. Anne-babaya daha sevimli gelen yavrunun yaşama şansı arttığı gibi. Kendi türümüzden olmayan canlıların (insan bebeklerini andıran) yavrularına karşı ekstra bir şefkat beslememiz evrimsel bir yan üründür. Bunu sağlayan genetik şifreye sahip olanların şansı da doğal olarak daha büyüktür. Işık etrafında sürekli dönen kelebekler. evrimsel bir yan ürün. Tıpkı insanlardaki gibi “yavruyu koruma” içgüdüsü burada da iş başında. yarasalar ya da atıyorum solucanlar için hissetmeyiz. Sinekler ve kelebekler Ay ve sahte ışıkları ayıramazlar. başka bir türün yavrusunun ateşlemiş olması.   Kaynak: http://suphecimelek. özellikle başka hayvanların yavrusunu evlat edinme meselesi nasıl açıklanabilir? Çok basit. yavruların korunmasını sağlayan genleri tutmuştur. Evrim süreci. Eğer şefkat olsa idi o zaman yavru babuna bir gece boyunca bakmak ve sonunda ölümüne sebep olmak yerine. en başta annesini yememeyi seçmesi gerekirdi leoparın. fakat kendi türümüzün devamını sağlayan bir mekanizmayla çok ilişkili olduğu için korunmuş ve gelişmiş bir özelliktir. Evrimsel olarak türün daha başarılı adaptasyonunu sağlayan bir özelliğin yan ürünü. Bu iki taraflı bir süreçtir.E V R İ M A Ğ A C I şı grubu uyarabilmek için bazı bireyler kendilerini savunmasız bırakma pahasına ağacın en tepesine çıkıyorlar. Elektrik şokuyla sinek – kelebek avlayan lambalar da bu evrimsel yan ürünü kullanır. Kendi yavrularına duyacağı şefkat hislerini. Yavrusunu daha iyi koruyanın şansı daha da büyüktür. Leoparların kendi yavrularına şefkat göstermeleri leopar neslinin devamını sağlayan bir araç. Peki türler arasında. Sürekli sabit bir noktadadır. Burada söz konusu olan şey şefkat değil. sizi korumak adına kendimi tehlikeli durumlara sokabilecek kadar güçlüyüm” mesajı gönderiyorlar. Yani ilkel canlılarda yavrusunu koruyan ve belli bir yaşa/büyüklüğe erişinceye kadar bakan hayvanların türünü devam ettirme ihtimali ve genlerini sonraki nesillere aktarma ihtimali daha büyüktür. Ay’a doğru gittiğiniz takdirde Ay’ın yeri değişmez. Bu sebeple şok lambalarını belli bir açıya alıp döne döne elektrik şokuna girerler. Kelebeklerin ışık görünce ona gelmeleri ve etrafında dönmeleri aslında ışığı. balıklar. insanların kendi yavrularına daha çok şefkat duymasını sağlamıştır. Burada birey tamamen özveriye dayalı mı hareket ediyor? Hayır. Yine yemek paylaşımı örneğindeki gibi bir hedef kitlesi var. Ancak dünya üzerindeki bir ışık kaynağına giderseniz etrafında halkalar çizer ve spiral bir şekilde ışık kaynağına varırsınız. Ancak aynı şeyi kurbağalar.   Her hayvanın yavrusu çok sevimli   İnsanların “her şeyin yavrusu çok sevimli” demesi de aslında evrimsel bir yan üründür.com/2010/03/03/leopar-ve-babun-yavrusu-evrimi-curutur-mu/ 236 . Hayvanlar ve insanlarda evrim. İnsan yavrularını andıran köpek-kedi-ayı-maymun vs yavruları bize sevimli gelir. o zaman homoseksüel davranış gösteren hayvanları ya atladı.wordpress. veya o hayvanların herhangi bir tanrı yaratmadı.   Dönelim leopar ve babun’a. çocuklarının tamamını sevimli ve şefkate değer bulan anne-babaların da genleri sonraki nesillere geçmiştir. Burada söz konusu olan şey. Kendi türümüzün adaptasyonu ya da yaşamasıyla doğrudan ilgili değil.

“Çernobil’e Japonları atsak AIDS’ten kurtulurlar mı?” tarzındaki sorunuz ne yazık ki iyi bir soru olmamakla birlikte. hiç hasta olmayan. bu 3.gov/sci/techresources/Human_Genome/project/info. cevabı da ne yazık ki hayırdır. Japonya’daki radyasyona maruz bırakılsalar. vs. Muammer Kolukısa’nın bir sorusuna verdiğimiz cevabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu da “olanaksızdır.    İnsan genomunda 3. Yani 3.  Bu basit sorunun. Sn. siz bunca ihtimal arasından.3 Milyar tane nükleotit vardır (http://www. Acaba AIDS’li hastalar Japonya’daki nükleer sızıntı olan yerine gitseler.    Saygılarımızla.    Mutasyonlar.    Öte yandan ihtimaller sadece 3. zaten bu ışınların doğru yönlendirilmesiyle kanserin ya da diğer genetik ölümcül hastalıkların önüne geçilmesini hedeflemekte ve belirli oranlarda başarılı olabilmektedir. açıkça üzerinde kafa yormadan sorduğunuz. Böylece ihtimal havuzu (evrensel küme) yaklaşık 190  çarpı 10 üzeri 15 gibi bir sayı olur. Ayrıca belirtmekte fayda var ki.3 milyar farklı gen üzerinde rastgele etkiler yaratırlar. Tamamen rastlantısal gelişen koşullarda ihtimal. 190 çarpı 10 üzeri 15’te birdir.E V R İ M A Ğ A C I “Afrika’daki AIDS hastaları. İyi okumalar:   Soru şu şekildeydi:   Güney Afrika’da AIDS çok yaygın biliyorsunuz. mutasyonlar sayesinde iyileşirler mi?” Arkadaşlar. Çünkü radyoaktif ışınlar rastlantısaldır ve sizin radyasyona maruz kalma açınıza göre bile farklı genlerinizi isabet edebilirler. vücudunuzdaki tüm hücrelerin sayısıyla.    Şimdi. çok çok uzun yaşamak isteyen insanlar da oraya gidip genlerinde mutasyon olsa istedikleri olabilir mi? Veya Çernobil’de radyasyona maruz kalan insanlarda bildiğiniz yapılmış bir araştırma var mı?    Evrim Ağacı olarak verdiğimiz cevap ise şu şekilde:    Sayın Muammer Kolukısa. Çünkü sizin bütün hücreleriniz. bütün genomunuza sahiptir.ornl.    Fakat sizin.shtml).3 milyarı.3 milyar gen ile sınırlı değildir. üreme hücrelerinde meydana gelmesi 237 . inanılmaz basit cevabını kolayca kendiniz de verebileceğinizi düşünüyorum. yani yaklaşık 60 trilyon ile çarpmanız gerekir. spesifik olarak bir organın taşıdığı belirli hücrelerin genomundaki belirli bölgelerin mutasyondan etkilenmesini hedefliyorsunuz. bir bireyin vücut (otozomal) hücrelerinde meydana gelen mutasyonlarsadece  bireyin kendisini etkiler.).”    Ancak radyoterapi gibi yöntemler. Bir mutasyonun etkili ve Evrimsel değeri olabilmesi için. mutasyona maruz kalıp iyileşme durumları olabilir mi? Veya daha mükemmel. Bunların göreceli olarak az bir kısmı (~%1 kadarı) sizin bütün fonksiyonlarınızı kontrol eden işlevsel genlerden (protein sentezinden) ve geri kalan uçsuz bucaksız kısmı ise atalarımızdan kalan işlevsiz genlerden oluşmaktadır (kuyruk oluşumuyla ilgili genler.

  Kaynaklar:   http://www. Bu hatırlatma için de Sayın Emre Oral’a teşekkür ederiz.org/wiki/Human_Genome_Project       238 .enotes.com/science-fact-finder/human-body/how-many-cells-human-body http://www.wikipedia.gov/sci/techresources/Human_Genome/project/info.shtml http://en.E V R İ M A Ğ A C I gerekir.ornl.

”   Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi.   Buradan çıkarabileceğimiz parodik sonuç şudur: Sadece Amerika’daki (Amerika Dünya’da Evrim Kuramı’nın en az kabul edildiği ikinci ülkedir. Tamamen bir sahte-bilim (pseudoscience) olan Akıllı Tasarım ve benzerlerinin okulların müfredatında bulunması bilimsel olarak uygunsuzdur ve pedagojik olarak sorumsuzluktur. Keşif Enstitüsü (Evrim Kuramı’na karşıt bir topluluk) de. 239 . Bu dilekçenin altına ise bilim adamlarından sadece 7 tane imza gelmiştir. varlığını destekleyen sayısız veri bulunan. Steve ismine sahip bütün insanların (bilim adamları haricindekiler de dahil) sayısı. çok az bilim adamı Evrim Kuramı’nı desteklemektedir. Türkiye’den sonra) bilim adamlarının %99’undan fazlası Evrim Kuramı’na destek olmaktadır. toplamda sadece Amerika’da yaklaşık 140. Her ne kadar Evrim Kuramı’nın nasıl ve ne yöntemlerle işlediği konusunda hala münazaralar varsa da. sadece Steve ismindeki bilim adamlarının bu dilekçenin altına imza atmak isteyip istemediğini sınamıştır. Steve ismindekiler. sadece Amerika’da sadece Steve ismindeki bilim adamlarının katılabileceği bir dilekçe (petition) hazırlanmıştır. Dilekçede şunlar yazmaktadır:   “Evrim Kuramı. Yani ortalama bir kullanım sıklığına sahiptir. bu dilekçenin altına imzasını atmıştır.   Öte yandan. Amerika’da en yaygın olan 74.25’ini oluşturmaktadır.namestatistics. Stevie.” şeklinde gülünç bir iddiayla hayatlarını idame ettirenlere karşı yapılan bir parodi deneydir. bu ancak %1 civarlarına ulaşmaktadır. Evrim’in varlığı ya da Doğal Seçilim’in doğadaki gerçekliği konusunda geçerli hiçbir tartışma bulunmamaktadır. son derece sağlam kanıtlarla desteklenen. bu yüzden de deneyde bu isim seçilmiştir (aynı zamanda Stephen. Steven gibi türevleri de hesaba katılmıştır). toplamda yaklaşık 700 bilim adamının Evrim Teorisi’ne karşı olduğunu göstermektedir. Stephen. erkek ismidir (Kaynak: http:// www. Darwin’e karşı.   Ön bilgi olarak şunu vermeliyiz: Bir isim olarak “Steve”.000 bilim insanının Evrim Teorisi’ni desteklediği düşünülebilir. Yani genele vurulduğunda. tüm canlıların ortak bir atadan geldiğini gösteren bilimsel geçerliliğe sahip bir kuramdır. bir bilim olan Biyoloji açısından bütünleştirici nitelikteki.php?name=steve&type=first&gender=male).com/search.   Deneyde. popülasyonun %1’i olduğu için. Aynı yöntem izlenmiştir. benzer bir test yapmıştır. toplam popülasyonun %0. Amerika’daki Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi’nin yaptığı ve “Evrim Kuramı’nı reddeden bilim insanlarının sayısı çoğunluktadır.E V R İ M A Ğ A C I Steve Projesi (Project Steve) ve Keşif Enstitüsü (Discovery Institute) Steve Projesi. 100 ile çarpılan sonuç. Buna. Stephanie. Stephanie gibi türevlerini de eklersek. Steve ismindeki bilim insanlarından 5 Nisan 2011 itibariyle (proje devam etmektedir) 1158’i.

ancak yine de sayfamızın net kuralları dahilinde. Az sonra vereceğimiz açıklamalardan sonra. 1889. lütfen bize ulaşınız. gülünç olmanın ötesinde bilgisizliğinizi gözler önüne sermektedir. Artık aramızda olmayan üyelerimizden “Ateizm ve Materyalizmin Sonu” isimli üyemiz.M. Bu. Zira Trilobitler’in sadece gözlere “sahip olması” değil. Evrim Kuramı’nın güçlü ispatlarındandır.   Sizi daha önce defalarca ve net bir dille uyarmamıza rağmen. sizi sayfamızdan uzaklaştırmak durumundayız. J. J. zaten sayfada kalacak yüzünüzün olacağını sanmıyoruz. 600 ile 1200 arası petek göz sistemi vardır. bilimi anlarsanız ve bilimsel metodu benimserseniz.T. Developmental palaeobiology of trilobite eyes and its evolutionary significance. Bu açıdan. Cevap: Trilobit gözleri. Systematics of Lower and Lower Middle Devonian species of the trilobite Phacops Emmrich in North America. 1973. Sizin yaptığınız asılsız ve bilim-dışı saldırılarsa. bir o kadar da. bizleri güldürmektedir. Evrim Kuramı’nı “çürütür”. 2:253-70   Thomas.php?v=109623405790314&oid=163940083664075&comments) altına şöyle bir yorumda bulundu:   “ATEİZM VE MATERYALİZMİN SONU “380 milyon yıllık trilobit gözleri bilinen en eski ve en kopmleks gözdür. Phacops rana. Am. ilk olarak Trilobit gözleri çok uzun yıllardır çalışılmakta olan bir alandır. Bull.   Trilobitlerle ve özellikle de gözleriyle ilgili yapılmış çalışmaların çok küçük bir kısmı aşağıdadır.   Eldredge.facebook. bilimi sağdan soldan ve kulaktan dolma bir biçimde öğrendiğinizin apaçık bir göstergesidir.”   Evrim Ağacı olarak kendisine verdiğimiz cevap şöyledir. 1832) and Phacops iowensis Delo. Green. 1935 (Tri- 240 . Bu makalelere üniversite kütüphanelerinden ulaşabilirsiniz:    Clarke. Mus. Bir gün bilim üretmeyi öğrenir.   Şimdi. Evrim Ağacı’nın amacının ne kadar büyük olduğunu bizlere bir kere daha hatırlatmaktadır. Nat.com/video/video. Trilobit gözleriyle ilgili bilgi almak isteyenler için faydalı olacağını düşünüyoruz:   Sayın ATEİZM VE MATERYALİZMİN SONU. insan cahiliyetine acımamıza sebep olmakta. 1972. bize hiçbir kaynak sunmaksızın. N. Çift lens sistemi vardır. Dairsel polarize ışığı algılar. N. The structure and development of the visual area in the trilobite. bilim-dışı iddialarda bulunmaktasınız. Systematics and evolution of Phacops rana (Green. aciz amaçlarınızı gözler önüne sermekte. malesef tavırlarınız hırçın bir çocuk gibi bilime ve Evrim’e saldırmaktan öteye geçemiyor. Earth-Science Reviews 71:77–93.    Eldredge. 2005. Basitten karmaşıklık tezini trilobit canlısı çökertmiştir hadi geçmiş olsun . A. Evrim Kuramı’nı çürüttüğünü iddia etmeniz. Hist. 151:285-338.E V R İ M A Ğ A C I İddia: Trilobit gözleri. onların gözlerini “yitirmeleri” de Evrim Kuramı’na güzel destekler olarak karşımıza çıkmakta ve Evrim Kuramı’nın güçlü kalelerini oluşturmaktadır. Gözün Evrimi ile ilgili videomuz (https://www. Ve malesef. Morphol.

torun nesillerde yetişkin özellikleri olarak ortaya çıkması demektir. post-displacement olayına bir örnektir. Geol.info/eyes. Bazı fotoğraflar ve bu göz yapılarının özellikleri için şu bağlantıyı inceleyebilirsiniz:   http://www. Nat.org/wiki/Trilobite#Eyes   http://www. Sizin gibi bilim düşmanlarının iddiaları ise. Schizochoral Göz ve Abathochoral Göz. Paedomorphosis. Trilobitlerin bazı türleri.   Biraz bilimsel bilgi verelim: Trilobitlerde 3 çeşit göz bulunur: Holochoral Göz. [Paläozoologie III (1986-1990)]. Trilobitlerin çok büyük bir kısmı.   Ayrıca Trilobitlerde sadece gözler değil. veya bir diğer yazının konusu olabilir. Üç tipi bulunmaktadır: Progenesis (Ön-beliriş). Paedomorphosis denen bir olay sonucu evrimleşmiştir. Sadece Phacopina denen bir alt-grup son tip göz yapısını evrimleştirebilmiştir. Zira göz yapıları ve fizyolojileri incelendiğinde. 1990. Bunları araştırmayı siz Evrim Ağacı takipçilerine bırakıyoruz. bunun sadece bir örneğidir.   Schizochoral göz yapısının evrimi. Evrim Karşıtları’nın sürekli sorup durduğu ama bir türlü görmeyi beceremediği “ara geçiş formları”na örnektir. Bunlar elbette ki bir anda ortaya çıkmamışlardır. Am. atadaki çocuk (ergen) dönemindeki özelliklerin. bazı çevrelerin bilimi manipüle etme arzularının ve kendi çıkarları için kullanma emellerinin bir yankısından ibarettir. Neoteny (neoteni) ve Post-displacement (sonradan yerleşme). ilk iki (ve apaçık bir şekilde daha düşük seviyede olan) göz yapısına sahiptir. France 1(15):331-71.wikipedia. Courier Forschungsinstitut Senckenberg 127: 251-279. karanlıkta kalmışlardır ve bir süre sonra bu türlerde gözlerin gerilediği ya da tamamen yok olduğu gözlemlenmiştir. Mus.   Bununla ilgili şu kaynakları okuyabilirsiniz:   http://en.   Steininger.htm   Bu gözlerin evrimi de. tüm duyu organları oldukça ileri düzeyde evrimleşmiştir (günümüzdekilerle kıyaslanamayacak bile olsa da). 1831.   Struve.fossilmuseum. Hist.htm 241 . Schizochoral Gözlerin.trilobites. Bu türlere benthic (dipbeslenici) türler denir. Bu türlerle ilgili örnek olarak Conocoryphe sulzeri türünü verebiliriz.net/Evolution/TrilobiteArmsRace. av ile avcı karşılıklı olarak evrimleşmiş ve silahlar ile kaçma yöntemleri geliştirmişlerdir. Abathochoral Göz yapısının da Schizochoral Göz yapısından evrimleştiği görülmektedir. ayrı ayrı. her biri.E V R İ M A Ğ A C I lobita) for the Middle Devonian of North America. J. 147:45-114. Co-evolution denen (karşılıklı evrim) kavramı sebebiyle. Duyu organlarının evrimi.    Ayrıca değinmeden geçmeyelim. Holochoral Göz yapısından. Trilobitlerin göz yapısı. Soc.    Sizin iddia ettiğinizin aksine. Observations sur les fossiles du calcaire intermediaire de l’Eifel. kendi içinde bile.    Schizochoral Göz yapısı. derin deniz diplerine ulaşarak. W. bilim adamları tarafından çoktan açığa kavuşturulmuştur. Mem. Bunun sebebi. Kambriyen Patlaması sırasında ortaya çıkan envai çeşit avcı türdür. Bull.

nih.1111/j.x/abstract   http://www.nlm.wiley.google&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=9799f746b2b6149fe28c47eaf944bcb4&searchtype=a   http://www.1469-185X.ncbi.tb00464.gov/pubmed/1091864   http://onlinelibrary.com/doi/10. Kaynaklara üniversite kütüphanelerinden ulaşabilirsiniz.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6T0W-3YKV0YB-C&_user=10&_ coverDate=03%2F31%2F2000&_rdoc=1&_fmt=high&_orig=gateway&_origin=gateway&_sort=d&_ docanchor&view=c&_searchStrId=1725147960&_rerunOrigin=scholar.com/?p=924   http://www.etrilobite.E V R İ M A Ğ A C I   Ayrıca bazı diğer kaynaklar:   http://www.1986.sciencedirect. 242 .com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6V62-4FR8PSF-1&_user=10&_ coverDate=06%2F30%2F2005&_rdoc=1&_fmt=high&_orig=gateway&_origin=gateway&_sort=d&_ docanchor&view=c&_searchStrId=1725150361&_rerunOrigin=scholar.google&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=73b5fe2c4a79da4e741d5b8cc30bfdce&searchtype=a   Bu kaynakların tümü bilim müzelerine ya da makale yayınlama amaçlı bilim dergilerine (journal) aittir.

hem de günümüzdeki “muazzam hücre yapısı” efektleri altında verilen yanlış düşünceleri görmemizi sağlayacaktır. gittikçe karmaşıklaşarak günümüze ulaşmıştır. kanser.E V R İ M A Ğ A C I Hücrenin Karmaşıklığı Üzerine Arkadaşlar merhaba. Bu ufak büyüklükler.   Sayfamız üyelerinden Sayın Ferhat Akkuzu. iyi okumalar dileriz:   Sayın Ferhat Akkuzu. tam 4 milyar yıldır sür- 243 . günümüzdeki boyutlara ulaşmıştır. Diğerleri ise beklenmedik tepkimeler geçirerek ya da bütünlüğünü koruyamayarak dağılmışlar ve elenmişlerdir. Ancak unutulmaması gereken temel. Nasıl ki biz şehirlerin karmaşasından etkilenmiyorsak. bu kadar “karmaşık” bir sistemin nasıl “sığdırıldığına” hayret etmektedirler. o alana “sığdırılmamıştır”. o alanda. koca bir şehrin karmaşasından farklı bir şey görmeyiz. daha önce de belirttiğim gibi. trilyonda ve milyarda biridir. Hala da bozukluklar ve hatalar gözlenebilmektedir. bkz: tümör. her zaman bu şekilde muhteşem (?) olmamıştır. kendi boyutlarımız dahilinde değerlendirmekte ve büyülenmektedirler. vb. bize şu soruyu yöneltti:   Benim bir sorum var. Umarım faydalı olacaktır.   Hücrenin içerisinde de temel olarak benzer kurallar geçerlidir. İnsanların hücrelerin karmaşasından etkilenmesinin. onun bizim şehir trafiğimizden büyülenmesi gibi bir şeydir. bunca karmaşıklık bizi etkileyecektir. Bir hücre.   Şimdi. Gerçekten hücrenin kökeni. pek çok tepkime aynı anda ve birbiriyle ilişkili bir vaziyette gerçekleşmektedir. zaten her şey o boyutlarda başlayıp. Eğer ki dışarıdan. özellikle yapısı ve işleyişi evrimin açıklayamayacağı kadar karmaşık mıdır?   Bizim ise cevabımız şu şekilde oldu.. Fakat kendimizi mikrometre boyutuna küçültüp hücrenin içerisine girersek.   Hücrenin içerisinde. Günümüzde gördüğümüz karmaşık hücre yapısı. Yani hücre içerisindeki “muhteşem uyum”. nano ya da mikrometrelerle ölçülür. Bunlar. evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır. adım adım evrimleşmesi sonucu bugünkü haline gelmiştir. sürekli olarak ortama en çok adapte olanlar ve o karmaşık yapıya ulaşmadaki basamakları en doğru şekilde atlayabilenler. İnternetten araştırma yaparken sıklıkla Alexander Oparin’in “Maalesef hücrenin kökeni. Eğer ki o hücreler sonradan var olsaydı.   Dediğimiz gibi her şey küçük adımlarla evrimleşmiştir. hücre boyutunda da etkilenilecek bir şey yoktur. sırasıyla. hem canlılığın nasıl başladığını anlamamızı kolaylaştıracaktır.    İnsanlar hücreleri ve bakterileri. küçük adımlarla başlamış. Zaten her şey. Hücrelerin evrimi süresince. belki büyüleyici bir yan bulmayı deneyebilirdik.. gene aynıdır: Her şey.   Yine dayanamadım ve sizi bekletmeden cevap vermek istedim. şaşılacak bir durum yoktur. O kadar “küçük” bir alana. Çünkü dediğimiz gibi. “boyut farkıdır”.” sözünü görüyorum. Halbuki atladıkları nokta şudur: O karmaşık sistem. Ancak haliyle. ilk olarak anlamamız gereken şey. o sistemin. bizden çok daha büyük bir canlı var olsaydı (bir gezegen büyüklüğünde mesela. bir metrenin. bazı farklarla birlikte. temel birimi metre olan bir boyuttan bakarsak. mitolojik varlıklar olan titanlar gibi). seçilip hayatta kalmışlardır.

kendisindeki bu bilgiyi yayabilecektir. sonucu. onun belirli bir görevi yapabilmesindeki (örneğin besine yönelme) hızını arttıracak olsun. sadece bir yağ zırhından ve bu zırh içerisine hapsolmuş moleküllerden oluştuğudur. Hücre içerisinde meydana gelen sayısız mutasyon ve transpozonal sıçramalar. adım adım daha karmaşığa giden bir zincir elde ederiz. eğer ki A aminoasidinin üretilmesini sağlayan bir değişiklik meydana gelirse.E V R İ M A Ğ A C I mekte olan hücre evriminin bir sonucudur. Her seferinde biraz daha gelişmiş ve karmaşık olacak şekilde.   Son olarak unutulmaması gereken bir nokta. Ve gittikçe daha da karmaşıklaşacaktır.    Bir örnek verelim: Diyelim ki bir hücrenin içerisindeki A aminoasidinin üretilmesi. Bu zırh içerisinde sadece bugün “basit” olarak değerlendireceğimiz kimyasal ve fiziksel tepkimeler gerçekleşmiştir. vs. bugünkü karmaşık saydığımız yapıya ulaşmıştır. Ve bu A aminoasidini üreten hücre daha kolay hayatta kalabilecek ve bölündüğünde. ilk hücremsilerin (koaservat). Canlılığın Evrimi ile ilgili notlarımızda paylaştığımız gibi. Ancak bu koaservatların milyarlarca yıllık evrimi.. 244 .. bu değişim desteklenecektir. İşte bu şekilde.

Hatta Biyoloji’de biz bir canlının evrim geçirmekle geçirmemek arasındaki “tercih durumu”na (aslında bilinçli bir tercih değildir. Ancak aynı örneği filler için düşünürseniz. Ancak hiçbir evrim. “üremek” de son derece kapsamlı kavramlardır ve aslında bu kelimeler altında pek çok anlam yatmaktadır. keskin dişlerin. kolay başarılan bir durum değildir. Hata. sevgi. gelişimi yeterlidir. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. Eğer bu olguya yüzeysel bakılırsa. bir de az önceki açıklamaya dayalı cevap vardır. karşılığında alacağımız ödüle asla değmez. Pek çok bilimde kullanılan bu tabiri Biyolojik anlamıyla kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bir canlı. doğa onları eler. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. bu belki iyi olabilirdi ancak bunu geliştirmek için harcayacağımız enerji ve vereceğimiz emek. şefkat .   Çok güzel bir noktaya parmak bastığınızı belirterek konuya girmek istiyorum.   İlkinden başlayalım: “Hayatta kalmak”. madem evrim hep iyiye doğru evrimleştiriyor?” Bu soruda bir hata. Evrimin bir yönü yoktur. Yani bir canlının yok olmak yerine evrim geçirmeyi tercih etmesinin arkasında yatan sebep. adalet. İkisinin de içeriği önemli olduğu için.... Biraz açayım:   Dünya üzerindeki bilinen bütün canlıların 2 ana amacı vardır: Hayatta kalmak ve üremek. Bu sebeple de. evrim geçirmek için harcanacak enerji ve emeğe değmesi ve ondan kat kat fazla olması gerekliliğidir. daha güzel bir örnek olabilir. Evet.E V R İ M A Ğ A C I “İnsanlar neden uçamaz?” vb. evrim sonucunda alınacak ödülün. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. Ancak bunlara bu kadar yüzeysel bakmak çok doğru değildir.” diyerek kestirip atılabilir. Çünkü “hayatta kalmak” da. “Pençelerin. evrim geçirmekle yok olmak arasındaki “zorunlu kararını”. Tabii burada insan örneğinin komik durduğunu hatırlamakta fayda var. baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. buna eğilimi olan insanlar varsa bile. Açıkçası bu sorunun gelmesinin sebebinin. hayat amaçlarımızı tam olarak anlayamamaktan kaynaklandığını düşünüyorum. Dolayısıyla bu arka planda kalan anlamların açıklanmasında fayda vardır.vicdan. bu şekilde bir cevap vereceğiz:    Sayın Bersin İnan. Cevap ise şudur: Çünkü insanların uçmaya ihtiyacı yok. evrim geçirdiği takdirde kazanacağı “ödül” ile evrim geçirmek için harcayacağı enerji ve emek toplamının kıyaslaması sonucunda alır. sorulara cevap! “Trade-off ” nedir? Evrimsel açıdan “hayatta kalmak” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti:    “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. vb. onu sağlamak üzerine bir baskı vardır. gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)”    Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. hukuk. Bu sayede şu soruya da cevap verilebilir: “İnsanlar neden uçmuyorlar.    245 . evrimin yönüyle ilgilidir. o anda doğa neyi gerektiriyorsa. doğa evrime zorlar. canlının iki seçeneği vardır: Değişmek veya yok olmak) “trade-off ” diyoruz.

evrim genel olarak popülasyonun tümünde. konumuza geri dönecek olursak.    Sorunuza verdiğimiz ikinci cevaba aşağıdan ulaşabilirsiniz:   http://www. yani bir bütün olarak organizmayı etkileyebilecektir.evrimagaci. ister uzun ister kısa. ilk bakışta son derece sıradan gözüken bir evrimsel basamak.   Sonuçta “canlı cimridir” ilkesi (:D) uyarınca canlının en az maliyetli olan işi yapmasını bekleriz. Marjinal maliyet. Fakat hazır bu konuya girmişken “marjinal maliyet” durumunu da açıklamam gerekiyor. her özelliği evrimleştiremez. beynin bu güçlü pençelere yönelik durumu ve hatta daha güçlü pençelerden dolayı. Yani canlı marjinal düşünüyor. boğazdan aşağıya inen. Bir örnekle açıklayalım:   Bir ayının pençesinin ilk evrimleştiği ya da gittikçe güçlendiği bir durumu düşünelim. eğer ki ayının pençeleri güçlenecekse.. Aslında “türleşme”nin kökeninde yatan olgulardan biri budur. arkasında devasa değişimleri barındırabilir.E V R İ M A Ğ A C I Şimdi. “hayatta kalmak” kavramına yüzeysel bakmamız gerektiğinden ve “tradeoff ” kavramından bahsettik. kasların dizilimi ve miktarı.   Umarız açıklayıcı olmuştur. denge merkezleri. her canlı. İşte bu sebeple. Bu evrim sırasında var olan ayı popülasyonundaki ayıların morfolojik ve hatta biyokimyasal yapıları. Değerli bir bilim adamı şöyle demiştir: “Doğa olağanüstü bir lehimcidir. Örneğin zürafaların beyinden çıkan. ancak bu bir diğer yazımızın konusu olsun. Bu sebeple de. adım adım kemik yapısı. Bu da “ilerde uzunca bir yol oluşturabilecek sinirin” yolunu değiştirmeni değil. değişecek ve yeni duruma göre evrimleşmeleri gerekecektir. “daha gelişmiş” bir pençeyi destekleyecek şekilde değil. anlık maliyet hangi durumda en azsa o yolu seçiyor. diğer uzuvlara düşen yük miktarı. ancak bireylerin değişimlerinin kolektif etkisinden kaynaklanmaktadır. Bunun sebebi. tanrısal bir yaratım ustası değil”. Bu noktayı atlamamak ve anlamak çok önemlidir. şu noktayı açıklamaktır: Bir canlının bir özelliği evrimleştirmesi. “hayatta kalmak”. sonra kalp dolaylarından inen ve aynı yolu geri yukarı çıkarak gırtlağa ulaşan ses sinirlerinin bu durumu. küçük değişimlere bağlı zincirleme büyük değişimleri gerektirir.org/soru-cevap/acima-ve-sefkat-bireye-zarar-verdigi-halde-neden-evrimlesmistir-evrimselacidan-uremek-ne   Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz:   Ayrıca evrimin birikimli bir şekilde süreğen hal aldığını bilmek gerekir. diğer uzuvların çalışma biçimleri. Dolayısıyla. var olan sistemlerini destekleyecek şekilde evrimleşmiştir. birikimli seçilimle açıklanabilir. halihazırda bulunan yolu uzatmasını gerektiriyor.   246 . anlık bir durum için yapılan harcamalar diye tanımlanabilir. vb. bu iskelete bağlı olarak dolaşım ve sinir sisteminin konumu. Tabii bu noktada şunun altını kalın çizgilerle çizelim: Burada her ne kadar evrim sanki bireylerin üzerinde gerçekleşiyor gibi anlatıyorsak da. fakat bu uzaman uzun zaman sürecinde gerçekleşir. Bu evrime gerçekten ihtiyacı olması ve bunu yapabilecek gücü olması gerekir. Yani “daha güçlü”. “daha sıkı”.. Zürafanın siniri örneği ile birleştirirsek marjinal maliyet bize şu sonucu verir: Evrimsel süreç içinde uzayan boyna bağlı olarak baş gövdeden ayrı durmaya başlamaktadır. iskelet yapısı. onun bütün sistemini ekleyebilecektir. Birikimsiz bir gelişim sürecinde her türlü değişim beklenebilir iken.   Uzun lafın kısası. tendon yapısı. birikimli bir seçilim süreci bazı durumları mekanik olarak engeller.

3. 4. eski değişimler tamamıyla silinmez.   247 .E V R İ M A Ğ A C I Sonuç olarak şunlara ulaştır: 1. 2.Bu da karmaşık sinir yollarına. gereksiz yerden dolanmış testislere. gerçek başparmağı varken bileğini çıkıntısını parmak gibi kullanan pandalara neden olur Temel sonuç: Doğa mükemmel değilken bile en iyisidir.Canlı cimridir.Marjinal maliyeti düşük olan değişimler doğal seçilim tarafından seçilir.Doğal seçilim birikimli gerçekleşir.

Ancak bu konuda en çok sesi çıkanlar. hiç değişmemiş.    Ayrıca bir canlının değişmemesi mümkün değildir. zaten biz. DNA’mızda sürekli değişimlere sebep olmaktadır.     Konuyla ilgili pek çok bilimsel makale de bulunmaktadır. daha önce belirtildiği gibi. bu eski formların yumurta bırakmaya yarayan. ancak modern türlerin bu organı kaybetmiş olmalarıdır. Sayfamız okurlarından Sn. bir yunus ve bir köpekbalığına bakıp “İkisi de balık işte.E V R İ M A Ğ A C I Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Hamamböceklerinin Evrimi Üzerine. onlardır. “Bakın. modern hamam böcekleri ve mantislerin atası olduğu bilinmektedir.ncbi.” diyebilecektir. Bu fosillerin. Her hayvan. yaşadığı müddetçe az veya çok Evrim geçirir. Bu Blattopteran denen bu antik türün. Örneğin bir üzerinde uzun süredir hiç avcı ve cinsel baskı bulunmayan ve ekolojik değişime fazla maruz kalmayan timsahlar. Moleküler kanıtlar. Bilinen en eski hamam böceği fosilleri 354 milyon yıl ila 295 milyon yıl yaşındadır.. değişen doğayla birlikte zaten değişim geçirmek ve evrimleşmek zorundadır.nlm. Ancak. “Hiç değişmemiş.     Mantodea (mantisler ve diğerleri). Çünkü türlerin evrimleşme hızı birbirinden farklıdır. üniversite mezunu bile değildir. değişen Dünya koşulları dahilinde akıl almaz bir Evrim süreci görürüz. Üstelik sadece radyasyon da değil.    Ancak bu konunun eğitimini almış uzman bir anatomist. hamam böceklerinin evrimsel tarihini gayet iyi biliyoruz. biraz da bilimsel cahiliyetten ötürü.gov/pmc/articles/PMC1691375/   248 . çocukça ve cahilcedir.    Öte yandan. Birkaç on veya yüz milyon yıllık fosiller ile modern hayvanları yan yana fotoğraflayarak. o organizmadaki değişimleri görebilecektir.. Doğal Seçilim aracılığıyla elenecek ve genlerini yavrularına aktaramayacaktır. ilginç ama artık “doğal” olarak.   Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap ise şöyle:    Hayır. “ovipozitör” (ovipositor) denen yapılara sahip olması. Isoptera (termitler) ve Blattaria takımları. Çünkü Dünya’mız sürekli radyasyon altındadır ve bu ışınlar. hayvanların fosilleri ve modern hallerine bakan sıradan bir göz. termitlerin doğrudan hamam böceklerinden türleşerek evrimleştiğini ortaya koymaktadır. bu doğru değildir. göreceli olarak az evrimleşmişlerdir. modern fosillerden en ciddi farkı. türleşme ve Evrim Mekanizmaları altında bu canlılar. 250 milyon yıl boyunca bir hayvanın genetik yapısının bu radyasyonlardan “hiç” etkilenmediğini düşünmek. Dictyoptera süpertakımı altında birleşir. Erhan Mehmet Dalgüneş bize şöyle bir iddiada bulundu:   Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.” diyebileceği gibi. Çünkü değişen ortama adapte olamayan bir canlı. biraz manipülatörlerin algıda seçiciliği kullanmaları sebebiyle. Toprak kazıcı hamam böceklerinin 20 milyon yıllık evrimi ile ilgili Ulusal Biyoteknoloji Bilimi Merkezi’nin dergisinde yayınlanan bir makale aşağıdadır:    http://www.nih. paleontolog ya da fizyolog ve daha önemlisi moleküler biyolog veya genetikçi veya evrimsel biyolog.” diyenlerin hiçbiri bu konuda uzman olmamakla birlikte. Ancak ondan öncesine gittiğimizde. son birkaç milyon yıldır.

bu işe ömürlerini veren bilim adamları yerine.php?topic=7042.wikipedia. Üstekik kendisi.E V R İ M A Ğ A C I  Ancak.org/wiki/Cockroach#Evolutionary_history_and_relationships http://en.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology    Bu ve bunun gibi yüzlerce sebepten ötürü.cals.    **********  http://www. gelmiş geçmiş en ciddi bilim topluluklarındandır. Ancak insanlar. bilim-dışı kaynakları kendilerine “kaynak” edinmektedirler.html http://blattodea. Öte yandan yukarıdaki makalenin yazarlarından Maekawa’nın yayınlanmış ve katkıda bulunduğu 628 bilimsel makalesi bulunmaktadır. hamam böceklerinin evrimleşmediği ile ilgili iddiaları ileri süren bilim-dışı kaynakların bırakın bu konuda uzman olmasını. Royal Society üyesidir ki bu.tigsource.0 http://en. bırakın bu konuyla ilgili makale yazıp yazmadıklarını.   Hamamböcekleriyle ilgili birkaç başka çalışma ise şöyledir:   Toprak kazıcı hamam böceklerinin tahta kemiricilerden evrimi:http://blattodea.php?t=154 http://www. manipülatörlerden değil.umass.bio.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology http://www.ncsu.gov/pmc/articles/PMC1691375/ http://forums.nlm. hayatları boyunca bilimsel olarak yayınladıkları 1 tane bile makale bulunmamaktadır.com/index.wikipedia.org/wiki/Ovipositor   249 . bilim insanlarından öğrenilmelidir.cals.php?t=154   Hamamböceği evriminin karşılaştırmalı biyoloji açısından değerlendirilmesi:  http://www. düşündürücüdür. bırakın mezuniyet derecesini.edu/biology/kunkel/cockroach_evolution. bilim. Bu.net/showthread.ncbi.ncsu.nih.net/showthread.

    Psikoloji. gelmiş geçmiş en güçlü biyolojik kuramın eş-kaşifi olarak anılabilme şansı varken. sinir sisteminin. günümüz psikologları. “beden” ve “ruh” diye bir ayrım yoktur..dışlamaktadır. çok sakıncalı ve dayanaksız bir kullanım olur. teşekkür ederim. akla uydurma vs.   Sayfamız üyelerinden bir diğeri olan Sayın Erdem Ertaş ise şöyle bir soru yöneltti:   Benim sorum insan ruhunun savunma mekanizmalarıyla ilgili. Bazen bizler. Bunların çoğunu günlük yaşamda kullanırken (yadsıma. Ancak ne yazık ki yer yer bilimsel açıdan oldukça tehlikeli tabirler içeriyor. Buna dikkat ederseniz. sayfamız açısından da çok iyi olacaktır. beynin ve bunların etkileşimli tepkilerinin anlaşılamadığı durumlarda kolaya kaçmak veya zihni rahatlatmak amacıyla var edilmiş bir kavramdır. ben evrimsel psikolojiyi ve piyasalaşan sağlık sisteminde ilaç şirketlerinin her geçen gün bir yenisini yarattığı psikiyatrik “hastalık”ların evrimsel temelini merak ediyorum. mesleklerinin anlamını “sinir-bilim” olarak açıklamaktadırlar. Çünkü bilim. Sayfamız üyelerinden Sayın Ozan Utku Öztürk bize şöyle bir soru yöneltti:   merhabalar.   Soruyu toparlamam gerekirse. (farkında olmadan) dengeyi sağlamak adına patolojik yollara sapabiliyor. 250 . ruhumuzu dış çevrenin verdiği travmalardan korumak için türlü önlemler alıyoruz. doğaüstü sebeplerden kaynaklanmaz. Kastettiğim. artık “ruh” diye bir kavrama ihtiyaç duymamakta ve onu alanından -doğal olarak. altını çizerek ve kalın harflerle belirtelim: “Ruh” diye bir olgunun bilimsel HİÇBİR geçerliliği yoktur.. sanrılar. Bunun bir örneği. tıpkı bazı anlam veremediğimiz diğer olgular için aklımızda yarattığımız başka kavramlar gibi. kelime anlamı olarak “ruh-bilim” olsa bile. Ruh. ileri yaşlarınca “ruhçuluk” (spiritualism) denen akıma kapılarak bilimden uzaklaşması sonucu.) bazı kişiler. insanların sinir sisteminin uyarı ve hastalıklarına anlam verememesinden doğan bir “bilim-dışı boşluk doldurucu”dur. şizofreni. Ruh.E V R İ M A Ğ A C I “Ruh” Kavramının Bilimsel Geçerliliği Var Mıdır? Psikolojik Savunma Mekanizmaları’nın Evrimi Üzerine. fügler. çoklu kişilik bozuklukları vs. depresyon tedavi edilmeyi gerektiren ciddi bir “hastalık” mı yoksa insanın hayatta kalmasını sağlayan “sosyal izolasyon” adaptasyonu mu? evrimsel psikioloji ile ilgili paylaşımlarınzı bekliyorum. Ruh. Açıklayalım:   İlk olarak şunu net ve kesin bir biçimde. Unutmayın: Doğadaki hiçbir şey. Evrim Kuramı’nın eş-kaşifi Alfred Russell Wallace’ın. Dolayısıyla bilimsel bir tartışmada “ruh” kelimesini kullanmak. tamamen sahte-bilime ve dine ait bir tabirdir. Hiçbir canlıda. polyannacılık. “hüsranla anılan” bir bilim insanı haline gelmesidir. insanın ruh sağlığını dengede tutması için (istemeden) geliştirdiği patolojik savunma mekanizmaları (şizofreni vs) evrimsel açıdan bir hata mı? Yoksa bir önlem mekanizması mı?   Evrim Ağacı olarak bu iki okurumuzun sorusunu birleştirerek vermek istediğimiz cevap şöyle:   Sayın Ozan Utku Öztürk ve Sayın Erdem Ertaş.örneğin.   Sorularınız için teşekkür ederiz son derece yaratıcı sorular.

Bu konuda araştırmalar hala sürdürülmektedir. daha önce hiçbir hayvanın YAPAMADIĞI KADAR İYİ (her hayvan etrafını kendi zeka ve beyin kapasitesi çapında algılar) bir şekilde etrafındaki olayları anlamaya başlamış. son zamanlarda artar modada olduğu gibi. gelişen algı düzeyi karşısında artan sinirsel biyokimyasal tepkimelerin hızını kontrol etmek. Örneğin şizofreni. beyindeki algı merkezlerindeki biyokimyasal olaylarda meydana gelen sorunlar sonucu oluşuyorsa. devam edelim. talamus. en azından daha net duymaya başladınız şu anda? Ses arttı mı? Eskiden yok muydu? Hayır. bu kimyasalların “normal”den farklı işlemesine sebep olan başka kimyasalların üretilmesine yatkın olmaları beklenebilir.   Konuyu  daha net açıklayabilmek için talamus’un önemli görevini hatırlayalım: Etrafımızda. çünkü çok önemli faydaları vardır. sadece odanızda oturup bu yazıları okurken bile yüzlerce değişkenden ve etmenden etkiler alınmaktadır. Örneğin. pek çok yan evrim ile birlikte geldi. bu yazıları okuduktan sonra ya da o sese odaklandıktan sonra. gözlerinizden gelen bilgiler ve kulağınızdan odaklanmanız sonucu talamusun geçirmeye başladığı. algılarımız farklı yönlerden kendilerini sınırlandırmıştır. bu tip hastalıklara sahip olanları “sorunlu” olarak değil. Denizden çıkan canlılar için sadece akciğer geliştirmek yetmedi.E V R İ M A Ğ A C I   Bu kadar kesin ve biraz da tatlı-sert bir dille uyardıktan sonra (gerçekten önemli bir nokta çünkü).   Ancak Evrim’de hiçbir büyük atılım. reaksiyon olabilir. ilk defa geçmişe ve geleceğe yönelik göndermeler yapabilmiştir. halihazıda var olan ses bilgileri birleşerek. kolay yapılamamaktadır. özellikle de ağzına bakarsanız. Bunlar. belki de bilgisayar kasanızdan çıkan sesi “duymuyordunuz”. bireyi (bu durumda insan) geliştirmek amacı gütmüyordu. Zihnimizin evrimsel süreç dahilinde geliştirdiği “savunma mekanizmaları”. elbette ki zihni ve daha da önemli olarak beynin total tepkisinin en önemli kısımlarından biri olan “algı”lara karşı beyni ve sinirsel bağlantıları korumak amacıyla geliştirilen olgulardır.   Dolayısıyla. 251 . vb. ve daha önemlisi bu tepkimeler sonucunda oluşacak tepkilerin (düşünce olabilir. beyinde meydana gelen ve evrimsel süreçte geliştirdiğimizden farklı olan bir beyin yapısından veya en azından biyokimyasal tepkime farkından kaynaklanmaktadır. düşünce de dahil). algının gelişmesinin en önemli sonuçlarıdır. İşte bu tip sapmaları önlemek veya sapmaları tetikleyecek etkileri azaltmak ve kontrol etmek için. Bunların başında da “savunma mekanizmaları” gelir. şu anda bunu söylememden önce. kalabalık ve gürültülü bir ortamda. duymanızın mümkün olmadığını tahmin edeceğiniz sesleri bile duyabilirsiniz.) şiddetini ve biçimini kontrol etmek için evrimleşmiştir. insan. Ancak şöyle düşünebiliriz: Bu tip hastalıklara yatkınlığı arttıracak bazı etmenler olabilir. bir hata olarak görmek yanlış olur. bu “koruyucu mekanizmaları”. Ancak bunların hepsi. tıpkı diğer hastalıklar gibi. Ancak siz. Bununla ilgili ayrıntılı bir not hazırlayacağız. benzer şekilde. beynimizin nasıl kademe kademe ve yavaş bir şekilde evrimleştiğini ve bunun sonucunda adım adım nasıl algı düzeyimizin geliştiğini anlayamamaktadırlar. evrimsel süreçte meydana gelen hatalar olarak görebiliriz. Algı da. Ancak sinirsel hastalıkları. çünkü insanlar. duyu organlarımız sürekli olarak bunlarla uyarılmaktadır.   Algıların gelişimi sonucunda (algı: duyu organlarından gelen uyarılara verilen bilinçli veya bilinçsiz tepkilerin ve cevapların tümü. “varyasyon” olarak görmekte ve kimi durumda onların avantajlı konuma geçebileceğini düşünmektedirler.   Zihinsel hastalıkların kalıtsallığı ise şu anda halen tartışmalı bir konu. Evrim’i tam olarak idrak edemedikleri için. Peki ne oldu da o sesi duymaya. henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da. Bazıları. talamus o uyartıları geçirmeye başladı. o uyartıları “gereksiz” bularak beyninize göndermiyordu. “delirmek” ve “delilik” kavramları. sizden çok uzakta olan birinin konuşmasına odaklanır ve yüzüne. Çünkü . yüzlerce yan özellik evrimleştirmek zorunda kaldılar (co-evolution). Bir takım bilim insanı ise. Benzer şekilde. aralarında neden-sonuç ilişkileri kurmuş ve hatta. bir hayvan olarak.

E V R İ M A Ğ A C I   Depresyon konusuna gelecek olursak. genellikle buhranlar ve sıkıntılar eşliğinde geldiği ve kimi durumda insanın canına kıymasına kadar gidebildiği için. göreceli olarak az da olsa faydalarının bulunmasınan kaynaklanabilir. depresyon da her hastalık gibi vücudumuzun beyin bölgesinde meydana gelen çalışma bozukluklarından kaynaklanabilmektedir. bu tip bir durumun halen insanlarda görülebilmesi. Örneğin mikroplara karşı vücudumuzun sıcaklığı yükselir ve ateşleniriz.html 252 . Vücudun verebileceği onlarca değişik savunma mekanizmalarına ilaçlarla karşı mı koyacak. Temel olarak yazının ulaştığı sonuç şudur: Hastalıkların çoğuna verdiğimiz tepkiler bize faydalıdır. depresif bir durumda bir doktorun gözetimine girmekte fayda görüyoruz. bu tip hastalıklara verilen depresyon gibi tepkilerin aşırıya gittiği durumlar. ateş. bunu çok fazla dolandırmadan. ancak buna rağmen. Dolayısıyla hala binlerce hataya sahip olan bir beyne sahibiz. Ancak biz. Bu sebeple de. yoksa o hastalığa verilen tepkinin gittiği yere kadar gidecek mi? Burada unutmamak gereken bir nokta.   Depresyonun evrimsel kökenleri ile çok uzun araştırma yazıları mevcuttur. bu tepkiyi ortadan kaldırmak için ilaçlara başvurmaktayız. temel olarak bir canlıya ait bir özelliğin sorunlu çalışması veya kendisini korumaya alması şeklinde iki açıdan inceleyebiliriz.com/2010/02/28/magazine/28depression-t. ciddi bir biçimde bugüne kadar elenmediği için. fakat doğal seçilim eskisi gibi vahşi bir şekilde üzerimizde çalışmıyor (beyin evriminin bir yan etkisi olarak). insan zekasının yan etkilerinden biri olarak görmekte fayda olabilir. bu dediğiniz doğrudur. bunlardan en ünlülerinden bir tanesi.. kendini koruma mekanizması olarak görmek zorlaşabilmektedir. Ne var ki. beynin. Bu sebeple. Ancak depresyon gibi bir hal. Fakat unutmamak gerekir ki. canlı evriminde bu kadar ileri bir noktaya geldiği tek durum insandır. temel olarak. Depresyon. New York Times gazetesinin 7 uzun sayfalık araştırma yazısıdır.   Dolayısıyla burada seçenek.nytimes. Ancak bu ateşi düşürmek için ilaç alırız. sizi ölüme götürebilir. bakterilere karşı vücudun bir direniş mekanizması olmasına rağmen. hastanın oluyor. Bu. bu durumlardan kurtulmaya çalışırız. psikolojik sıkıntılarımıza karşı vücudumuzun verdiği bir tepki olarak tanımlanmıştır. bir çelişki gibi gözükse de. Bu yazıda pek çok bilim insanına ve araştırmaya atıflar yapılır ve depresyonun evrimsel kökenleri incelenir..   *****************   http://www.

bilimsel hiçbir değeri ve geçerliliği olmayacaktır. bilimsellik ve tarafsızlık açısından hiçbir değeri ve önemi yoktur ve tamamen çürüktür. İnsanların inançlarına karışmak bize düşmez. Bu iddialar üzerine herhangi bir bilgiyi oturtmamak gerekir. diğer bilim dili olabilmiştir? Çünkü matematik. Nedeni basittir: Bütün bilimlerin dayandığı bir “bilimsel metot” temeli vardır.” vb. Bunları. Din ise. dinlerin en temel kabulü olan “Tanrı’nın varlığı” iddiası ispatlanabilir olmadığı gibi. trigonometri. ancak türev. gücünü doğadan ve tarafsızlıktan almaktadır. geometri. hiçbir zaman bir bilim olamayacak.. ispatlanmamış bir sayılar tabanına dayanır. doğadaki tümevarımın modellenmesinden ileri gelir. 4. bu kabullerden yola çıkarak. biri güvenilmez şahsi inançlara dönüşmüş. üzerine kurulan bilgiler binlerce yıllık değere sahip olsa da. bildiğiniz gibi bütün bilimler arası iletişimi sağlayan çok güçlü bir araçtır. Bu metot kimse tarafından geliştirilmemiştir.. üzerine kuracağınız bilgiler bilimsel ve sağlam ilerleyebilsin. bilimsel gerçeklerle desteklenmeli veya başka deneylerle ispatlanmalıdır. Bunların başında da şu gelir: Bilimsel bir kuramın veya hipotezin üzerine kurulacağı bütün ön koşullar. İntegral. sadece doğduğumuz yere göre değişmekte. Bu yapı dahilinde. 3 gibi. zamanla ortaya çıkmış ve tüm taraflılık emarelerinden arınmış. bilim üretirken ileri süreceğiniz her türlü iddia ispatlanabilir ve daha önemlisi ispatlanmış olmalıdır ki. doğada tekrar eden diziler görmüş ve bunları isimlendirmiştir: 1.   Bu sebepledir ki.. teşekkür ediyoruz. Daha sonra. Zaten doğada hiçbir yerde “1” sayısını göremezsiniz. kompleks sayılar. tarafsızlığı korumak adına bazı kurallar vardır. toplumdan topluma. integraller. ancak bilimsel metot açısından. 3. tarafsızlığa dair hiçbir niteliğe sahip olmamakta ve tüm bu özellikleriyle bilimsel hiçbir değeri bulunmamaktadır. matematik de. 2.E V R İ M A Ğ A C I Matematiksel Oranlar (Altın Oran gibi) ve Doğa’daki Matematiksel Yansımalar Üzerine. Bu nasıl olur da bu kadar güvenilir bir sisteme dönüşür? Çünkü dediğimiz gibi. matematikçi doğada “görür” ancak neden ve nasıl var olduklarını açıklayamaz. doğulan yere göre değişecek yapıda değildir ve %100 tarafsızdır. devasa bir sistem geliştirmiştir: türevler. hiçbir şekilde sorgulanamamakta. Matematik gücünü doğadan alır. Yani. 2.   Bu konuyu anlamak için. “değişim” demektir ve doğa değişir.   Peki neden din ile hemen hemen aynı şekilde ispatsız bir ön kabulle yola çıkıp da. tamamen bir kabuldür. ve daha milyonlarca kavram.   Şimdi. Bunların hepsi. Matematik’in gücüne bakalım: Matematik. Buna rağmen neden “yarıbilim” olarak tanımlayacağımızı merak edebilirsiniz. Bu. Doğada gördüklerini sistemleştirir: örneğin türev dediğiniz kavram size çok uzak ve anlamsız gelebilir. Sayın Ümit İçingir. Matematik’in ön kabulü ispatlanmamış olabilir. . din. Buradan başlangıç alan matematik.. şu iddiayla yola çıkar: “1. gibi sayılar vardır.   Güzel bir soruya değinmişsiniz.   Benzer şekilde. Bunlar 253 . ispatlanmamış olduğu için de. tıpkı diğer bilimler gibi. devasa bir yapıya bürünmüş ve günümüzde bütün bilimlerin dil olarak kullandığı bir araç haline gelmiştir. ileri matematik. ancak ön kabulü kişiden kişiye. tamamen tarafsız ve nesnel bir yapıya bürünmüştür. binlerce yıllık emek sonucunda. öncelikle Matematik dediğimiz ve bizim “yarı-bilim” olarak tanımlayacağımız bilimi ve bunun doğasını anlamamız gerekir:   Matematik.

  Canlılarla ilgili bir diğer iddia.. pek çok örnek bulunabilecektir. doğaya bakarak elde edilir. Altın Oran. çok temel farklılıklar gösterebilecek ve belirli bir istatistiki oran dahilinde Altın Oran veya başka oranlara uygun canlı bireyleri bulabileceksinizdir. Ancak John Man isimli bir araştırıcının 2002 yılında yayınladığı “Gutenberg: How One Man Remade the World with Word” (Gutenberg: Bir İnsan Nasıl Dünya’yı Kelime İle Baştan Yarattı) isimli kitabında ispatladığı gibi oran 1.234562 sayısına “Evrim Ağacı Sayısı” denip de.canlıya nasıl bir avantaj sağladığıdır.45’tir. Ancak ileri sürülecek bir uydurma 7. Bunlar. Dolayısıyla gücünü doğadan alan tüm bilimlerin dili olabilecek niteliktedir. 254 . Benzer şekilde yatırım araçlarının analizinde de Altın Oran kullanılmaya çalışılmıştır. hiçbir deniz kabuğunun aynı oranlara sahip olmadığını. bitkilerde de böyle bir orandan bahsedilemeyeceği. Örneğin bazı borsa analizlerinde Altın Oran kullanılarak karların arttırılabileceği düşünülmüştür. Doğada.   Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta şudur: Algıda seçicilik. Zira günümüzde. yaşam mücadelesi ve üreme üzerine kuruludur ve pek çok yapı da buna bağlı olarak gelişmiştir.   İşte bu sebeple. Ayrıca Ivars Peterson’ın Sea Shell Spirals (Deniz Kabukları Spiralleri) isimli kitabında. Aynı türe ait bireylerden alacağınız her canlı bile. Böyle durumlarda durup sorgulamanız gereken nokta. şeklinde giden matematiksel bir değerdir. gövdelerinde ve yapraklarında Altın Oran bulunduğu iddiasıdır. “ilahi” tabanlı olmaktan çok rastlantısallığın ve istatistiki değerlerin sonucu olarak oluşmaktadır. 1.618 değil.   Uzun lafın kısası. İnsanlar. Yani canlılardaki oranı tek bir kalıba sokmak mümkün değildir. insana dair sistemlerde de incelenmiştir. bu oranın rastlantısal ve varyasyon içerisindeki sınırlı sayıda bireyde var olduğu ispatlanmıştır. belirli bir çan eğrisi ve istatistiki oran dahilinde dağıldığını ispatlamıştır. doğanın dilidir. böyle bir oranın veya Fibonacci diziliminin borsa ve yatırımlarda işe yarayabileceğinin önceden kestirilemeyeceğini ispatlamışlardır. Altın Oran. bitkiler için de genellenemez. doğada olduğu gibi Matematik’te de bazı gizemler bulunabilir. Molluska (çoğunlukla halkalı kabuklara sahip canlılar) filumuna ait canlılarda ve kabuklarında. böyle bir oranın -eğer bahsi geçen varlık canlıysa. Matematiksel bazı değerlerin doğayı yansıtması son derece doğaldır. Canlıların vücut oranları. Matematik her şeyini doğadan aldığı için. basitçe. hayvanların vücutlarında Altın Oran bulunduğudur. Bunu Stephen Peasent isimli bilim insanı 1998 yılında yayınladığı Bodyspace isimli kitabında. tek bir bitki bireyinin bile sadece mevsim değişikliğiyle oranlarında değişim olabileceği ispatlanmıştır. Altın Oran’ı canlılarda bulmak için garip bir telaş ve merak halindedirler.E V R İ M A Ğ A C I ve diğer her şey. (1 + karekök5) / 2 = 1..   Altın Oran sadece doğada değil. Bu İncil’in birkaç tane bulunan kopyasına erişmek gerçekten çok zordur. insanların geride kalan yıllarda heyecanla Altın Oran’a uygun olduğunu iddia ettikleri canlılarda.   Bu konuda en çok ileri sürülen iddia da. doğada bu değere ait bulgular aransa da. Altın Oran. Yukarıda açıklanan sebeplerle. Bu gayet mantıklıdır: Zira dediğimiz gibi. Altın Oran ile uyumlu bir şekilde bulunan pek çok canlı ve yapı olduğu ileri sürülür. bunlardan biridir. kafadan bacaklılarda. Ancak ünlü analist Roy Batchelor ve Richard Ramyar’ın yayınladıkları “Dow’daki Sihirli Sayılar” isimli kitaplarında. yukarıda saydığımız canlıları tek tek ele alarak ayrıntısıyla izah etmiştir. Matematik. çok geniş bir varyasyona tabidir. Çünkü doğa. bitkilerin köklerinde. bilimsel olarak çok doğru bir iddia değildir. eğer isterseniz doğada her türlü orana dair bulgulara rastlayabilirsiniz. Ancak bu.6180339997.   Örneğin Gutenberg İncili’nin (baskının icadından sonra basılan ilk İncil) kitabının uzun yıllar Altın Oran’a uygun olduğu iddia edilmiş ve bu “doğa üstü güçlerin sebep olduğu bir mucize” olarak isimlendirilmiştir.

doğada bazı matematiksel yansımalar bulmanın gayet normal olmasıdır.uygun varlıkların daha düşük potansiyel enerjilere sahip olduğunu göstermesi durumunda. 255 . benzeri olan tüm oranlar da. bu oran canlılarda aranabilir. tamamen algıda seçiciliğin bir ürünü olarak kalacaktır. rastgele küresel olmamışlardır.E V R İ M A Ğ A C I  Gelecekte fizik yasalarının Altın Oran’a -veya başka bir orana.   Bilinmesi gereken en önemli nokta. Altın Oran için benzer bir durum ispatlanmadığı sürece. Zira örneğin hücrelerin hepsinin küresel olmasının en düşük potansiyel enerji ve en yüksek yüzey-alanı-hacim-oranı açısından avantajı vardır. Matematik’in gücünü doğadan alması ve bu sebeple. Tabii ki.

E V R İ M A Ğ A C I 256 .

E V R İ M A Ğ A C I http://www.com/treeofevolution Canlıların Evrimi: Organ. Yapı. Sistem Ve Organizmaların Evrimi 257 .facebook.

E V R İ M A Ğ A C I 258 .

Ve temel olarak. İnsanoğlu. en temel tanımıyla “canlı” organizmalar içerisinde yaşayarak varlığını sürdüren ve hemen hemen her zaman enfekte edici özelliği olan biyokimyasal maddeler bütünüdür. Bu kavramlar o kadar uzun yıllardır insanları etkilemektedir ki. bu özellikleri taşımayan varlıklara ise “cansız” demiştir. Daha çok. hücrelerin içerisindeki neredeyse her olayı gözlemleyebilir hale gelmişizdir. Bu sadece. ne de “cansız”. bilimsel olarak hiçbir şey.E V R İ M A Ğ A C I Virüsler: “Canlı” ve “Cansız” Kelimelerinin Anlamsızlaştıran Varlıklar Sayfamız okurlarından Sn. Ve bu boyutta. Aslında temel olarak. Emre Oral şöyle bir soru sormuş: Virüslerin canlılık ve cansızlık arasında bir yerde olduğunu düşünürsek. cansızlıktan canlılığa geçişte bir ara form olabilirler mi? Evrim Ağacı olarak. Aynı oksijen. Bu belli başlı özellikler şöyle sıralanabilir: • Uyarana tepki gösterme • Üreme • Büyüme ve Gelişme • İç Dengeyi Koruma • Belli bir organizasyona sahip olma • Metabolik faaliyetleri gerçekleştirme ve enerji üretme • Adapte olabilme Kimi kaynak bunlardan sadece ilk 4’ünü saymakta. oksijenin bulunduğu ortamda sürekli tepkimeye girerek paslanmaktadır. Bir demir. binlerce yıl öncesinden beri. yukarıda belirttiğimiz taşıyan varlıklarda bir “can” (insan için “ruh”. göreceli olarak çok yeni olan bilim de bu kavramları olduğu gibi kullanmaktadır. esasında. sonra hücrelerimizi keşfetmiştir. sonradan uydurulmuş bir kılıf olarak görülmektedir. diğerleri için “can”) olması gerektiğini düşünmüştür insanlar. evrimsel süreçte. Biyoloji’nin sahasını belirlemek ve anlaşma kolaylığı sağlamak amacıyla uydurulmuş ve pek bir dayanağı olmayan bir olgudur. gerekse de aramıza yerleşmiş memlerin yıkılmasının güçlüğünden ötürü. Halbuki. sonra dokularımızı. Biyoloji’nin derinliklerine inen bilim insanları. bir ya da birkaçı “cansız” varlıklarda da görülebilir (Tepki örneği: http://www.com/325487/instant-hot-ice). bu 7 özelliğe bir arada sahip olabilen varlıklara “canlı” denmektedir. diğerlerini elemektedir. etrafına bakıp varlıkları sınıflandırmak istemiş ve belli başlı özellikler taşıdığı için bazı varlıklara “canlı” demiş. bir canlı ile cansızı ayırmak olanaksızdır. bu sorudan yola çıkarak tahminen pek çoğunuzun merak ettiği virüslere şöyle bir bakış atmak istiyoruz: Virüs. gerek kullanım kolaylığı. Daha da derinlere indiğimizde. Virüslerin tam olarak ne olduğunu anlamak için. şunları tam olarak anlamış olmak gerekiyor: İlk olarak. 259 .vidivodo. ne “canlı”dır. önce organlarımızı. Çünkü ikisi de belli başlı kimyasal tepkimeler bütünüdür. baktığımız zaman. hücrelerimiz içerisinde bulunan bir diğer kimyasal olan şekerler ile tepkimeye girerek hücrenin “canlılığını” sürdürmektedir. Aslında bunları moleküler boyutta düşünürseniz göreceksiniz ki her biri basit kimyasal olaylar sayesinde olabilmektedir ve büyütülecek ya da “canlılığa özel” bir şey olabilecek durumda değildir. literatür açısından işleri kolaylaştırmak.

facebook. ancak bu kavramların sadece anlatım kolaylığı için kullanıldığını ve hiçbir özelliği olmadığını unutmayınız. İkisi de. kiminde ise (retrovirüsler: https://www. Ancak en ilkin hücreler. koaservatlardan evrimleşirken daha basit bir DNA yapısı evrimleştirmişlerdir: plazmid DNA.php?note_ id=169904949734255) RNA yönetici molekül olarak görev yapar. bu kimyasal tepkimelerin (“canlılar” içerisinde gerçekleşiyorsa “biyokimyasal” tepkimelerin) toplamı. İşte bu plazmidlerin etraflarının yağ zırhları ile sarılması sonucunda virüslerin evrimleştiği. Çok daha basit çalışır ve mutasyonlara çok daha fazla açıktır. Şimdi. Bundan sonra “canlı” ve “cansız” sözcüklerini tırnak içerisinde yazmayacağız. o varlık “canlı” olmaktadır. ancak daha ileriye gidemeyerek etraftaki “gerçek canlı” olarak saydığımız koaservatları ve gelecekte ise hücreleri kullanarak varlıklarını sürdüme yoluna gittikleri düşünülmektedir.php?note_id=164247643633319 Yukarıdaki yazımızda da okuyabileceğiniz gibi.php?note_ id=203100989747984) belirttiğimiz gibi.facebook.E V R İ M A Ğ A C I Peki. aslında hiçbiri önemli değildir. yuvarlak yapılıdır ve sarmal değildir. her bir virüslerin kökeninin cansızlıktan canlılığa geçiş (abiyogenez) örneği olduğu düşünülmektedir. Bir diğer yazımızda (https://www. bitkileri. Plazmidlerin yapısı. düzeltme mekanizması neredeyse hiç bulunmaz (birkaç düzeltme mekanizması tespit edilmişse de. her türlü canlıyı enfekte edebilirler: hayvanları. Önem sırası. virüslerin yaşam biçimine tam olarak uymaktadır. Tek fark. Başlangıçta meydana gelen farklı kimyasal evrimler bazı varlıkların yukarıdaki özelliklere hep birden sahip olmasını. demiri “cansız”. hücreyi “canlı” yapan nedir öyleyse? Hiçbir şey. Günümüzde halen plazmidler hücreler arasında gezebilen ve pek çok tedavi yöntemi geliştirmekte kullanılan basit DNA’lar olarak karşımıza çıkmaktadır. çünkü aralarında bir fark zaten yoktur. Bu. “canlılığın” “cansızlıktan” başlaması çok kolay ve mantıklıdır. Plazmid DNA. Aşağıdaki yazımızda bunu biraz daha irdelemekteyiz: https://www. eğer içerisinde bulunduğu ya da totalde oluşturduğu varlığa yukarıda sayılan belli başlı özellikleri veriyorsa.com/note. sıradan atomlar ve moleküller yığınıdır. Virüslerin genetik materyali bulunmaktadır: kiminde DNA. henüz ortalıkta hiçbir hücre yokken ve sadece basit koaservatlar bulunurken (Bkz: Canlılığın Evrimi yazı dizisi). yüksek basınç altında Dünya’nın en sert malzemesi olan elmasa dönüşür. Örneğin karbon. Plazmid DNA Virüslerin evrimi tam olarak aydınlatılamamış olsa da. etkilleri sarmal DNA ile kıyaslanmaz bile). insanın kendince uydurduğu asılsız bir sınıflandırmadır. insanlar tarafından rastgele belirlenir ve esasında doğa açısından geçersizdir. bu ön açıklamalardan sonra “virüslere” gelelim.com/note. Bunu hangi canlı yapabilir? Hangisinin daha “önemli” olduğuna nasıl karar vereceğiz? İşte. bazılarının da başka türlü özelliklere sahip olmasını sağlamıştır.facebook. Virüsler. bakterileri. arkeleri ve protistaları. 260 . suların içerisinde Ribozim molekülleri oluşmuştur ve bunlar gelecekte RNA ve DNA’ya evrimleşecektir.com/note.

Günümüze kadar 5000’in üzerinde virüs türü tanımlanmıştır. Ayrıca geri kalan tüm canlılar belli bir çeşit hücre bölünmesi ile (amitoz. Bir diğer hipotez ise. Panspermia çok güçlü bir yaşam teorisi olmakla birlikte. bir gezegende Abiyogenez ile başlayan yaşam. virüsler başka hücreleri sömürerek. akraba olmayan iki türün genleri virüs aracılığıyla karıştırılabilir. belki de Dünya üzerindeki yaşamın kökenlerine ışık tutacaktır. ancak Evrimsel Biyoloji’nin aydınlatıcı gücü sayesinde. bölünmeden ürerler. mitoz. Ancak bilim insanları bu konuda araştırmalar yaparak. 261 . Ayrıca virüsler. Doğal Seçilim’e uğrayıp evrimleştikleri keşfedildikten sonra sıradan kristaller olmadığı anlaşılmıştır. bu son hipotezden daha güçlüdür. Panspermik bir şekilde Dünya’ya ulaşmış olabilir. Bir zamanlar virüsler sıradan kristal molekülleri sayılmışlardır. benzer şekilde halen incelenmeyi bekleyen bir bilgi deryasıdır. ancak dışarıda milyonlarca virüs türü olduğu düşünülmektedir. yine hiçbir anlam ifade etmeyen “canlılık” kavramına geçiş oldukları. canlılığın cansızlıktan başlamış olabileceğine bir ışık tutmaktadır. Öte yandan virüsler hücresel yapı göstermezler. bir genetik materyale sahiptirler. Virüslerin varlığı. bu önemli görüşü bilimselleştirmeye ve bilimsel tabana oturtmaya çalışmaktadırlar ve özellikle Mars’tan Dünya’ya gelen örneklerde bulunan bazı yaşam formlarıyla geleceğin güçlü teorilerinden olma potansiyelini korumaktadır. Ancak tabii virüsler son 4 milyar yılda oldukça özelleştikleri ve her virüs her canlıyı etkilemediği için. aslında hiçbir anlam ifade etmeyen “cansızlık” kavramından. ancak daha çok “cansızlık” tarafında yer aldıkları yönündedir. Virüsler üzerinde bilim insanlarının yaptıkları özverili çalışmalar. Ancak ilk iki hipotez. bir diğer ise virüslerin koaservatlar ile karşılıklı olarak evrimleştiğini ileri sürmektedir. Virüsler de. ebeveynden yavruya genlerin geçmesidir. Ancak yatay gen transferinde. yukarıda da açıklandığı gibi. temel olarak Evrim Ağacı’nın iki dalındaki bireyler arasındaki gen aktarımıdır. çünkü kopyalanma mekanizmaları sırasında yatay gen transferine sebep olurlar. Normal olarak gerçekleşen dikey gen aktarımı. mayoz) ürerken. ancak halen “daha çok cansız” olarak kabul edilirler. genellikle genleri karışanlar yakın akraba türler olmaktadır. Virüsler. Yatay gen transferi. Ancak şu anda halen Panspermia görüşü daha çok New Age fanatiklerinin oyuncağıdır ve Dünya’daki yaşamın uzaylılar tarafından var edildiği anlamına geldiği sanılmaktadır. Ayrıca okurumuzun belirttiği gibi 1986 yılında Fred Hoyle.E V R İ M A Ğ A C I Heliks DNA Virüslerin kökenleri ile ilgili bazı başka hipotezler de bulunmaktadır. Doğal Seçilim sonucu adapte olabilirler ve kendi kendine organizasyon dediğimiz bir olay sonucu kendilerinin kopyalarını başka canlılar üzerinden üreterek çoğalabilirler. virüslerin. “yaşamın eşiğinde” olarak görülmektedirler. Chandra Wickramansinghe ve John Watson’ın yazdığı “Uzaydan Gelen Virüsler ve İlgili Konular” isimli kitapta virüsler kullanılarak panspermia (Dünya’da canlılığın uzaydan gelen moleküllerle başladığını açıklayan teori) desteklenmeye çalışılmıştır. Ancak şimdilik bilinen. kendilerine ait metabolizmaları yoktur ve üremek için başka canlılara bağımlıdırlar. Bir ihtimal. ancak parazitizm ve uzun nesiller sonunda genlerinin çoğuna ihtiyaç duyulmayarak yitirildiğini ileri sürmektedir. ilk yaşamı yine de açıklayamadığı için Abiyogenez Kuramı’na yenik düşmektedir. Evrimsel açıdan da çok önemlidirler. virüslerin de eskiden birer hücre olduğu. Örneğin bir hipotez virüslerin DNA arasında sıçrayan parçalar olan transpozonları kullanarak. Virüsler.

refleks. Tabii ki söylemeye gerek yok. Gözün giriş bölgesi olan göz bebeği’nden (pupil) geçerek içeri giren ışık ışınları. daha sonra özelleşmiş sinir tabakasına ulaşarak geliş açıları. sinir hücreleri üzerinde beyne taşınır ve beyinde bu sinyalleri okumak üzere özelleşmiş diğer sinir hücrelerince değerlendirilirler. vb.E V R İ M A Ğ A C I Gözün Evrimi ve Çok Daha Fazlası. Bu sinyaller. Hayatın her alanında olduğu gibi. bilimsel bir gerçek olduğu için Evrimsel Kuramlar dahilinde rahatlıkla bu organın da evrimi diğer tüm canlılık evrimi gibi izah edilebiliyor. Dünya’ya (ya da herhangi bir başka yere) ulaşırlar ve bu gezegenlere ve üzerlerindeki ulaşabildikleri her yere çarpıp yansırlar. konuyu enli boylu ele almakta fayda görüyoruz. Bugün sizlerle bilim düşmanları tarafından en çok çarpıtıldığı için bilimden uzak toplumda en ciddi yanlış anlaşılmalara sebep olan konuyu. bazı fiziksel ve kimyasal sebeplerle ışık ışını paketleri (fotonlar) yayarlar. bu konuda somut bir şekilde izah edilebilir. Bu ışınlar. bu fotonları yakalamak için özelleşmiş bir organdır. Işık ve Göz 262 . Bildiğimiz gibi göz. fiziksel özelliklerine göre çeşitli biçimlerdeki elektrokimyasal sinyallere dönüştürülürler. Bu yansıma bütün cisimlerin fiziksel özelliklerinin de fotonların yansıma ve kırılma biçimlerinden ötürü dolaylı olarak fotonlarla birlikte taşınmasına sebep olur. Görülebilir Işık Bölgesi (İnsan İçin) İlk olarak gözün tanımıyla başlayalım. gözün evrimini ele alacağız. Bu değerlendirme sonucunda bazı kimyasallar oluşturulur ve biz buna uygun tepkiler (düşünce. şiddetleri. Ne var ki. dediğimiz gibi yapısında bulunan elektrokimyasal reseptörler aracılığıyla yapar. Işık ışınlarına duyarlı reseptörleri barındıran bir organdır ve temel olarak etraftaki varlıkların görsel bilgilerini beyne iletmeye yarayan organdır.) geliştirdiğimizi “sanarız” (aslında verilen bu tepkiler biyokimyasal tepkimelerden başka bir şey değildir).. Göz. Bu işi.. bu sorunun sorulması bile insanlar arasındaki eksik bilgileri gösterdiğinden. Bu çalışma prensibine çok kısaca bakacak olursak: Uzayda bazı kaynaklar. vb. 5 temel duyu organından biridir.

263 .E V R İ M A Ğ A C I Sinir Üzerinde Elektrokimyasal İletim Sinirler Arası Biyokimyasal İletim Bu açıdan gözün işleme biçimi. Örneğin siz klavyenizde herhangi bir tuşa bastığınızda. o tuşu tanımlayan bir kod elektriksel sinyale dönüştürülür ve işlemciye gönderilir. aslında bir göz gibi çalışır. ekrana o tuşa ait harfin çıkarılmasını sağlayacak elektriksel sinyali gönderir. bu bilgiyi değerlendirip. son derece basit ve anlaşılırdır. Önceden. Günümüzde. yani protokoller tanımlanır. İşlemci. yazdığımız harfi çıkartmış oluruz. yine protokollere uygun olarak üretilen alıcılar tarafından algılanır ve değerlendirilirler. uluslararası standart enstitülerince belirlenen bazı kurallar bütünleri. ekranda. Bu sinyal sayesinde ekranda belirli LED ışıkları yanar ve biz. Bu sinyaller. Bu protokollere uygun olarak elektrik devreleri üretilir ve bu devreler. bu protokollere uygun bazı elektriksel sinyaller üretirler. bütün bilgisayarlar ve internet ağı.

gözün evrimini işlerken göreceğiz. Günümüzde çürütülmüş olan bu hipoteze göre. Bunları düşünmek. Göz (İnsan) Şimdi. Çünkü bunu ortaya süren insanlar. Daha sonra. eğer ki evrimsel süreç basitten karmaşığa doğru ilerliyorsa (ki bu her zaman doğru değildir). “bu sistemler” ve “bu gezegenler” meydana gelebildi (gelmeyebilirdi de). Göz. yine bu protokoller dahilinde belirli voltajlar ve akımlar elektronik aletlerin ilgili birimlerine iletilir ve bu şekilde birimler arası iletişim ve iletim sağlanmış olur. günümüzdeki bir beyne. Yani. Bu organ. Bunlardan bir tanesi “Dünya” dediğimiz gezegen oldu ve “bu yapısından” ötürü üzerinde canlılığı başlatabildi. indirgenemez bir biçimde karmaşıktır. Evren’in başlangıcına sebep olan kuantsal sıçrama sonucunda tetiklenen Big Bang’in yapısal özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Başka yasaların geçerli olduğu bir evrene gidebilecek olsak. göze dönelim. 264 . Bu gülünç iddianın asılsızlığını. tamamen farklı Fizik Yasaları ve dolayısıyla farklı evrenler var olabilirdi. çok uzun yıllar bilim insanlarının kafasını kurcaladı. doğayı ve prensiplerini anlamadıklarını ilan etmektedirler. Bu protokoller. Apaçık bir şekilde cahillikten kaynaklanan bu iddia. %1’lik bir beyin ya da gözün bir işe yaramayacağı ileri sürülmüştür. gözümüz dahil hiçbir organımız çalışmayabilirdi. göz ve beyin gibi organlar. belirli aralıklardaki voltaj sıçramalarına denk gelmektedir. Ancak “bu şekildeki” fizik yasaları meydana geldi ve “bu yasalar” sonucunda “bu galaksiler”. tamamen farklı “canlı” tanımları altında canlılar oluşabilirdi. Farklı bir Big Bang’de. günümüzde gülüp geçilecek bir durumdadır. %100 çalışıyor dersek. doğanın “doğa-üstüymüş gibi gözüken” bazı özelliklerini somutlaştırmanızı sağlayabilecektir. Önceden tanımlanan protokoller dahilinde çeşitli dış etmenler altında voltaj sıçramaları yaratılır ve bunlar protokoller dahilinde işlemciler tarafından değerlendirilir.E V R İ M A Ğ A C I Elektronik Veri İletimi (İllustrasyon): Aslında görselde “1” ve “0” olarak isimlendirilen yapılar. doğadaki ve Evrendeki fizik yasalarına denk gelmektedir. Başka bir evrende. “bu doğa” ortamında evrimleşti ve dolayısıylsa “bu Fizik yasaları”na bağlı olarak çalışmaktadır. yani Fizik yasaları. Bu örneğimizdeki “protokoller”. nasıl evrimleşti? Bu soru. Çünkü bazı bilim düşmanları “İndirgenemez Komplekslilik” isminde bir hipotez ileri sürdüler.

çok eskilere. Göz. Michael Behe (Lehigh University. Biyoloji Bölümü): İndirgenemez Kompleksliliğin en ateşli savunucularından. pek çok bilgiye bir seferde ulaşabilirsiniz. Göz. yiyecek bulabilirsiniz. Tek bir duyu ile. Çalıştığı üniversitenin Biyoloji bölümü. Ve bu. Bu da. bunlar arasında en avantajlı olanlardan biridir. İlk “gözsü”lerin bundan 600 milyon yıl önce evrimleştiği düşünülmektedir.E V R İ M A Ğ A C I Prof. Behe’nin yaptığı açıklamalardan rahatsız olarak onu bilimsel olmaya davet etmiş ve kendisinin hiçbir görüşünü desteklememekle birlikte üniversitenin genel görüşünün Evrim Kuramı’nı doğal olarak desteklediğini belirten bir basın açıklaması ve yazılı açıklama yapmıştır. son derece anlaşılır bir sebepledir: Canlıların. sadece bir defa. Gözün evrimi. Göz (Baykuş) Göz (Kurbağa) Göz (Timsah) 265 . duyulara ihtiyacı vardır ve görmek. vahşi doğada açık bir avantaj sağlamaktadır. evrimsel süreçte 50’den fazla defa evrimleşmiştir. Dr. bir ortak atada evrimleşip de günümüze kadar hemen her canlıda olacak şekilde gelmemiştir. avın yönünü anlayabilir. çok çok eskilere gitmektedir. Çünkü sadece görerek bile bir tehlikeden kaçabilir.

çünkü ışığın nereden geldiğini ve cisimlerin şekillerini algılamaya yetecek özelliklere sahip değildir. kırmızı pigment içerikli bir organeldir ve bir takım hassas kristal yapılarını içerisinde barındırır. zaman da gitgide Kambriyen Patlaması’na doğru yaklaşmaktadır. Göz Noktası Daha sonra. “görme” işi yapamaz. gece-gündüz ritmini. en çok fotosentez yapabilecek ve en fazla besine ulaşabilecektir. yöne de duyarlı olanlar veya duyarlı olmaya meyilli olanlar avantajlı konuma geçeceklerdir. Yani oksijen oranları artış göstermekte ve bunun gibi bazı çeşitli sebeplerden ötürü 266 . yani Sirkadyan Döngü’yü (Circadian Rhtym) takip edebilir. güçlü organlar değildi. bir organ bile değildi. günümüz Öglenalarında da korunmaktadır. Stigma. Bunun. Bu yapı. Bu organel. Göz noktasına sahip olan ilkel ataları arasında. Bu sayede hayvan. hücrenin içerisinde bulunur ve tek görevi. Bu yeni organele stigma diyoruz. Bu şekilde meydana gelen yönlü seçilimden ötürü bir süre sonra ışığın geldiği yöne de duyarlı bireyler toplumda baskınlık kazanacaktır. bu göz noktası isimli organel. Çünkü ışığa en çok yaklaşabilenler. Evrim Tarihi’nde karşımıza çıkan ilk “göz”ler. stigmasından aldığı bilgi ile ışığın yönünü tespit eder ve kamçısını kullanarak ışığa yönelir.E V R İ M A Ğ A C I Göz (Kız Böceği) En ilkel gözler. Bu sayede fotosentez yapabilmek için her zaman daha fazla ışığa doğru yönelmiş olur. bu ilkel atalar gittikçe gözlerini geliştirirlerken. Öglena. elbette ki günümüzdeki kadar çok özelliğe sahip. Bu organel. ışığın varlığı ve yokluğunu algılamaktır. nasıl evrimleştiğini anlamak zor değildir. Öglena benzeri tek hücreli protistaların atalarındaki göz noktası (eyespot) dediğimiz organeldir. Aslında. Stigma (Öglena) Daha sonra. biraz daha özelleşerek ışığın “yönünü” de algılamaya başlamıştır.

ilkel pigmentlerin bir arada toplanmasıyla oluşan bir pigmenttir. burada devreye girmektedir: En iyi kamufle olabilen hayatta kalırken. evrimi tetiklemektedir. Bu sayede. Bunun yanısıra. yaşadıkları ortama ait renkler de geliştirmektedir. bu da evrimi daha da fazla tetiklemiştir. Bu canlılar.E V R İ M A Ğ A C I gitgide çok hücrelilik desteklenmeye başlamaktadır. Bu hızlı ilerleyiş. En ilkel gözler. ışığa duyarlı göz noktalarının bir araya toplanmasını ve kolektif olarak çalışmaya başlamalarını sağlamıştır. doğal olarak. sınırsız bir yaşam alanı edinmişler. bundan 542 milyon yıl önce. hızlı bir evrimsel radyasyon meydana gelmiş ve canlılar. zaten ilgili yazımızda değinmiştik. avcısını ve avını en hızlı ve kolay görüp ayırt edebilenler avantajlı konumda olacaklardır. göz noktalarının ortaklaşa çalışmaya başlamasıyla evrimleşmiştir. saçılımsal bir evrim geçiren sayısız tür. Bunun birincil itici gücü de kamuflajdır. Kromoforun görevi. zaman içerisinde kromofor (chromophore) adı verilen bir pigmentler bütününü evrimleşmiştir. renkleri en çok ayırt edebilen de en kolay avlanacaktır. Çünkü gitgide av-avcı ilişkileri kompleksleşmektedir ve bu sebeple. farklı yönlere doğru. hızla çok hücreliliğe ve daha karmaşık yapılara doğru evrimleşmişlerdir. Karşılıklı evrim. Kromofor da. tek bir kimyasalı barındırmaktadır: opsin. Ayrıca özelleşmiş hücre grupları bir arada ve ortaklaşa çalışmaya da başlamıştır. henüz Dünya’nın hiçbir yerinde çok hücrelilik bulunmadığı için. Bu ilkel fotoreseptörler. Çok hücrelilikle birlikte. ışığa duyarlı bir proteindir. Bu karşılıklı gelişim de. yeni evrimleşen çok hücreliler. tıpkı fotoreseptörlerin evrimi gibi. hücreler arası işbirliği gelişmeye başlamıştır. gözlerin de evrimleşmesini hızlandırmıştır. Bu da. renklerin ayırt edilmesidir. Bu konuya. bir yandan da. Bunun sağlayacağı avantaj da oldukça açıktır: Hızla. Kromofor Yapısı Hücreler Arası İşbirliği ve Kolonileşme (Gonium pectorale) Volvox Kolonisi (2 kamçı ve 1 göz noktasına sahiptirler) 267 .

“önünde gördüğün 180 derecelik alan değil de. birkaç derece ile sınırlı olsa bile. Bu da. Çukur Göz (Yassısolucan) Göz evriminin ilerleyen basamaklarında. Beyin.” önermesi hatalıdır. kademe kademe arttıkça. Bu sebeple. ancak beyin bulunmaz. evrimin sadece göz üzerinde devam etmediğini de unutmamak gerekir. her zaman avantaj sağlayacaktır. 170 derecelik alandan ışık geliyor” gibi bir bilgiye sahip olmasını sağlar. birkaç derece de olsa buna esneklik katar ve canlının “ön” kavramı yerine. Unutulmaması gereken nokta. bu çukur yapıya bir de günümüzdeki retina (ağ tabaka) yapısını oluşturacak olan basit hücreler eklenir. Bu sırada. bu sistemin bir parçasıdır. ancak olması şart değildir. çukur bir yapının sağladığı avantaj şudur: Işık. Optik olarak incelediğimizde. aynı zaman gözlerin evrimsel basamaklarından birini de taşımaktadırlar. özelleşmiş yapılarıyla gelen bu elektrokimyasal bilgilere tepki verirler. işbirliği dahilinde bir araya gelen göz noktalarının hafifçe içeriye çökmesi sonucu oluşan çukur yapısındaki göze denir. Bu sebeple daha güçlü gözler. 268 . dediğimiz gibi ışığın her açıdan gelmesi yerine. Bu sefer de. Ancak bu çukurluk. sadece çok temel sınırlar dahilinde (“ışık önden geliyor” ya da “arkadan geliyor” şeklinde) bilgi vermektedir. “değerlendirme” için “özelleşmiş” bir organdır. Canlılar. odaklanma da artacaktır. burada da durmamıştır. dediğimiz gibi. Ancak çukur yapı. Eğer bazı başka organ ya da hücreler de değerlendirme için özelleşmişlerse (evrimleşmişlerse) onlar da bir beyne ihtiyaç duymadan bilgileri değerlendirip (değerlendirme kavramının da bir biyokimyasal tepkime olduğunu unutmayın) buna cevap verebileceklerdir (cevap vermek de biyokimyasal bir reaksiyondur). belirli bir sınır dahilinde gelmesini sağlar.E V R İ M A Ğ A C I Bu yeni evrimleşen gözler sayesinde canlılar. karmaşıklık açısından en ilkel canlılardan biri olan yassısolucanlar. her zaman daha çukur olan gözler desteklenecek ve göz noktaları gittikçe çukurlaşacaktır. Evrim. canlının ışığın yönünü eskisine göre daha net bir şekilde anlamasını ve buna göre davranmasını sağlar. az da olsa ışığın yönü ve şiddeti hakkında bilgiye sahip olabilmekte ve etraflarındaki renkleri az çok ayırt edebilmektedir. ışığın yönünü vermekle birlikte. Günümüzde. Bu yapı. göz bulunur. Denizanası gibi bazı canlılarda. birbirleri üzerinden sinir sistemine veya değerlendirmeden sorumlu hücrelerin bulunduğu bölgeye iletir. Unutmamak gerekir ki bu basamaktan bir önceki gözler. buradan girerken biraz da olsa toplanır ve tek bir noktaya doğru (henüz bir noktada olmasa bile) odaklanmaya başlar. çukur göz noktası yapısına sahiptirler. Günümüzdeki pek çok canlıda bunu sinir sistemi yapmaktadır ve retina da. Çukur göz noktası. bu hücreler bilgiyi doğrudan kaslara iletirler ve kaslar. Bu hücreler. canlılarda meydana gelen her olayın biyokimyasal reaaksiyonlardan ibaret olduğudur. Yassısolucanlar. zaman geçtikçe daha da karmaşıklaşmaktadır. kromoforun elektriksel sinyale çevirdiği bilgiyi. bu sebeple “Bilginin işlenmesi için beyne sahip olmak gerekir.

iyicene çukurlaştığı için ışık dar bir noktadan girebilmekte ve böylece oldukça toplanabilmektedir. daha sonra yön konusunda kendini gittikçe geliştirerek (nesiller boyu süren evrim sonucunda) yön konusunda çok ayrıntılı bir bilgi edinmeyi (“Işık. Yine de halen. şekilleri de ayırt etmeye başlayarak avantajlı konuma geçmişler ve nesiller sonunda popülasyondaki baskın canlı haline gelmişlerdir. Ve av-avcı ilişkileri. Bu sıvıya sahip olan canlılar. 120. ışık bu ortama girdiğinde toplanarak bir noktada odaklanmaktadır. canlı çok farklı ortamlarda görüş sağlayabilir ve hayatta kalmayı sürdürebilir. kırılma miktarını arttırarak ışığın toplanmasını arttırmaktır. Kornea. Bu noktada durup. şekillerin algılanmasını şart kılmaktadır. 170 dereceye inen açı. Bu şekilde de. bir sıvı yapısındadır. Canlılar. İlerleyen zamanlarda canlıların gözleri daha da gelişerek. canlının ışığın yönüyle ilgili edindiği bilgi de netleşmektedir. Gerçekten de kornea yapısı. Bu noktada da evrim durmamış ve çevrenin değişmesi ile yoluna devam etmiştir. kırılmalar netleşmekte ve ışığın yansıdığı cismin şekli belirginleşmektedir. b ve c ile isimlendirilmiştir) İğnedeliği Kamerası Göz Tipi. çukur yapı ışığı toplamaya yarar ancak halen yeterince başarılı değildir. 30 şeklinde azalmış ve sonunda iğnedeliği göz yapısı sayesinde çok dar bir açıda yönün tespitini sağlamıştır. Az önceki örnekten yola çıkarsak. önündeki 5 derecelik bir alanda bulunuyor. geriye baktığımızda gördüğümüz olay şudur: Sadece ışığın varlığını ve yokluğunu anlamaya yarayan bir organel. etrafını saran kaslar aracılığıyla kasılıp gevşeyebilir ve bu sayede ışığın kırılma miktarı ayarlanabilir. net görüşten bahsetmek çok zordur. Bir cismin şeklini. bunu bir adım öteye götürmüşlerdir. Ancak bazı canlılar. evrim sürecinde bu sorunun çözümünü. çukurlaşmanın son noktası olarak artık dairesel bir odanın oluşması sonucu evrimleşmiştir. Bu çukurlaşma beraberinde az da olsa şekil tanıma yetisini de getirmiştir çünkü ışık dar bir huzmeden geçerek gelirken. 269 . göz gibi bir çukur ile algılamanın tek yolu. çukurlaşma artarken. Bu sıvı. Evet. havanınkinden yüksek kırılım indeksine sahip olduğu için. gözün içerisini bir sıvı ile doldurmakta bulmuşlardır. Bu evrim sırasında. Bu sıvıyı.” gibi) sağlamıştır. çukurlaşmayla birlikte 160. Dolayısıyla kırılmayı arttıracak bir ortam gereklidir.E V R İ M A Ğ A C I Göz’ün Evrimi (Çukurlaşmaya devam eden göz. daha da yoğunlaştırıp dar bir alanda toplayarak bizim bugün kornea (lens) dediğimiz yapıyı elde etmişlerdir. Artık göz. zamanla evrimleşerek ışığın yönünü ve rengini anlamaya başlamış. 80. şekilleri algılama konusunda da önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir.

Görüldüğü üzere. bu canlılarda da lens bulunur. ancak lens küresel değildir. Bu göz yapısı. Bu göz yapısı son derece net görüntü verebilmektedir. Dediğimiz gibi. bu göz yapısını bir adım öteye götürerek evrimsel basamakta ilerlemektedirler. 2) Küresel Lensli Göz: Bu gözler. kedigillerdeki gözlerin parlamasıyla karıştırılmamalıdır. Günümüzdeki filumların (şubelerin) %85’inin bu göz yapısına sahip olduğu bilinmektedir. Suda gözümüzü açtığımızda etrafı bulanık görme sebebimiz budur. ayrıştırma indeksinin havadan fazla olmasını sağlar. belki de bu sebeple.000 yılın yeterli olduğunu belirtmektedirler. yaklaşık 100 hücreden oluşan basit göz yapılarıdır ve 100 mikron boyundadır. Bu sayede çok daha keskin bir görüntüye ulaşılabilmektedir. tam bir başarı öyküsüdür. gözün evrimi. Bunlar. Bazı canlılar. ancak hareket halindeyken bulanıklığa sebep olabilir. Gözün içerisine giren ışık. bir göz noktasından kamera tipi gözün evrimleşebilmesi için 364. pek çok canlı tarafından paylaşılır. 5) Yansıtıcı Gözler: Bu gözlerin içerisinde. kuşların. karasal ortamda avantaj sağlamaktadır ve suyun ayrıştırma indisinden ötürü suda bulanık görüntü vermektedir. 1 defa halkalı solucanlarda ve 1 defa kafadanbacaklılarda evrimleşmiştir. tek tip göz yoktur ve göz. 50 farklı defa evrimleşmiştir. göz defalarca kez evrimleşmeyi başarabildi. diğer gözlerden farklı olarak “ayna” yapısı bulunur.E V R İ M A Ğ A C I Göz’ün Evrimi (Çukura sıvı dolması ve lensin evrimi d ile isimlendirilmiştir) Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyoruz. Basitliğinden ötürü. bu canlıların çoğunda gözlerin sabitlenmesine yarayan kaslar bulunmaktadır. Kedi- 270 . Bu lensin yapısı. Günümüzde temel olarak birkaç göz tipi tanımlanmıştır: 1) Çukur Göz: Yukarıda da açıklandığı gibi en basit göz yapısıdır. Bu sebeple. çukur gözlerin üzerine bir de lensin evrimleşmesiyle elde edilir. çünkü bu süre. Bu göz yapısı. çünkü bu şekilde küçük parçalara bölerek göze ait her noktanın evrimini inceleyebilirsiniz. 3) Çok Lensli Göz: Pontella veya Copilia cinsi bir kabuklu gibi bazı hayvanların gözlerinde birden fazla lens bulunmaktadır. 1 kere kopepodlarda. aynalardan yansıyarak güçlendirilir. Bilim insanları. Bu göz yapısı bağımsız olarak 4 defa karındanbacaklılarda. Bu evrimlerin her birinin yöntemleri ve yolları farklı olmuştur. sürüngenlerin ve diğer pek çok karasal omurgalıların gözleri bu yapıdadır. Yukarıda da açıkladığımız gibi. uzun canlılık ve Evrim tarihi için göz açıp kapama süresinden bile kısadır. 4) Ayrıştırıcı Kornea: Memelilerin.

Unutulmaması gereken nokta şudur: İnsanlar. etrafımızdaki radyasyon ve görünür ışık alanı haricindeki ışınımların gözümüzde daha fazla etkisi olmasına sebep olmaktadır. bu yapıların nasıl evrimleştiğinin ve çalışma prensiplerinin bilimsel yollarını izah edebilmektir. teknolojinin gelişimi vb. hızlı hareketlerde çok daha etkili görüş sağlayabilmeleri ve ışığın gerekirse polarize edilebilmesidir. Halbuki her canlı için yaşadığı dönemdeki göz yapısı (ya da herhangi bir yapısı) son derece kullanışlıdır. her yapı gibi halen sürmektedir. Bileşik gözlerin en büyük avantajı çok geniş bir açıyı görebilmeleri. bileşik olmayan gözler kategorisindeydi ve sadece tek bir yapıdan bahsetmekteydik. Bizim için önemli olan ise. Değişen Dünya ve çevre koşulları. yüzbinlerce fotoreseptörden oluşan konveks göz yapısıdır. 271 . hatta evrimsel hatalar ve kusurlarla doludur) %1’lik bir göz. Bileşik olmayan gözlerin lensleri çok küçüktür ve dolayısıyla çözünürlüğe bir sınır getirmektedir. bu durumun üstesinden gelmeyi başarmıştır. Ve unutmamak gerekir ki günümüzdeki gözleri %100 olarak aldığımız bir skalada (ki kesinlikle gözlerimiz mükemmel değildir. Bileşik gözlerin de bazı alt başlıklarından bahsetmek mümkündür ancak burada daha fazla girmeyeceğiz. durumlar. Yansıtıcı göz yapısına benzemesine rağmen kedilerin gözleri yapısal olarka bu gruba girmez. 6) Bileşik Gözler: Şimdiye kadar tanımladığımız 5 tip. Görebileceğiniz gibi. adım adım günümüzdeki gözlere ulaşabiliriz. üzerimizde çeşitli baskılar yaratmaktadır. %1’den de iyidir.E V R İ M A Ğ A C I lerin. Ozon tabakasının delinmesi. sanki o gözlerin “mükemmel” olmadığını ama bizim gözlerimizin “mükemmel” olduğu fikrini yaratmaktadır. evrimi anlamaya çalışırken. hiç gözün olmamasından iyidir. değişen ihtiyaçlar ve çevre koşulları sonucunda. Neden tüm frekans aralığını göremiyoruz? Çünkü ihtiyacımız yok. köpeklerin ve benzeri hayvanların gözlerinin parlamasının sebebi tapetum lucidum ismi verilen bir yapıdır ve bu yapının görevi ışığın göz içerisinde yansıtma yoluyla şiddetlendirilerek gece görüşünü de sağlamasıdır. %2. Ancak bileşik gözler. evrim değişik yönlere doğru gidebilecektir. “günümüzden eski” demektir). Şu andaki “görünür alan” olarak tabir edilen ve elbette ki insan için uydurulmuş olan (başka canlılar başka aralıkları görebilirler) sınır. Bu şekilde. Gelecekte. “eksik” ve “ilkel” gibi kullanımlara başvurmaktadırlar (bizim kullandığımız anlamıyla “ilkel”. gözün evrimi son derece net ve ardışık olaylar dizisi olarak izah edilebilmektedir. Bileşik gözler ise. Gözümüzün evrimi. bize bu “yettiği” için evrimleşmiştir. Bu da.

biraz konuyla ilgili bilgi verecek olursak: Evrimsel Biyoloji’nin gelişmesi ve interdisipliner olarak hemen her bilim dalında kullanılmaya başlanmasıyla birlikte artık kesin olarak bildiğimiz bir şey. insanın sıradan bir hayvan türü olduğu ve her canlı gibi insanın da diğer tüm canlılarla evrimsel bir geçmişi paylaştığıdır. bir kac ay once su makaleyi okumustum: http://www. evrim bunun uzerinden nasil gelmis? ozellikle bir simulasyonunuz varmi. bu 46 kromozomlular nasil nufusta cogunluk olusturmuslar? sanki bir ciftlesme problemi cikar gibi geliyor bana. içerisinde barındırdığı DNA’da yatmaktadır. Ancak ufak bir “sorun”. Sayfamız üyelerinden Sayın Aziz Nesin bize şöyle bir soru yöneltti: merhaba evrim agaci. İşin içinde biraz da bilim insanlarının hayal gücü olduğunu ve kromozom ismi ve şeklinin hiçbir anlam ifade etmediğini. goriller ve orangutanların) 24 çift (48 adet) kromozomu bulunmaktadır. Peki bu.. ancak en yakın akrabasının Pan cinsi. Kromozomlar.thetech. aslında DNA’nın paketlenme biçimi demektir. dizilmiş olmasıdır. asıl anlamın kromozomu oluşturan DNA şeridinde (heliksinde) yattığını hatırlamakta fayda var. yalnızca ve yalnızca bu uzun DNA bilgisinin nasıl “paketlendiği” ile ilgilidir. en yakın kuzenimiz ve en son ortak atamızı paylaştığımız şempanzelerin (aslında tüm şempanzeler.. neden olmuş olabilir? Ve bir yerlerde 48 kromozomdan 46 kromozoma düşüş yaşandıysa. insanın bu akıl almaz sayıdaki canlıların her biriyle akraba olduğu. Asıl anlam.E V R İ M A Ğ A C I Şempanzeler ile İnsanlar Arasındaki Kromozom Sayısı Farkı Üzerine. nasıl olmuştur da bu 46 kromozom günümüzde baskın hale gelmiştir ve hemen hiç 48 kromozomlu ve normal insana rastlanmamaktadır? Bu sorulara teker teker cevap verelim. şu bilgi önem arz etmektedir: Esasında kromozomların eksilmesi durumu. son zamanlarda bilim insanlarının kafasını kurcalamakta: insanın 23 çift (46 adet) kromozomu varken. Öncelikle bu orjinal ve güzel sorunuz için ve sorunuzla birlikte bize sunduğunuz kaynak için (en aşağıda.org/genetics/news. 272 . Önce biraz teknik bilgi verecek olursak. Elimizden geldiğince yanıtlamaya çalışalım: İlk olarak. merak ettigim sey. pek de anormal değildir ve doğada sıklıkla görülür. Evrim Ağacı olarak bu soruya şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Aziz Nesin. yani şempanzeler ve bonobolar olduğudur. şempanzeler ile genomik benzerliğimiz %99’lara varmaktadır. cevabiniz icin tesekkurler. ilgili yazımızda da ayrıntısıyla açıkladığımız gibi.php?id=124 sozdeki adamin 44 tane kromozomu var. Benzer kesinlikte bildiğimiz ikinci nokta ise. bir anlam ifade etmez. kaynaklar arasında görülebilir) teşekkür ederiz. Aşağıda hem X hem de Y kromozomunu yan yana görmektesiniz. Kromozomlar. evrim surecinde bir nufus olarak 48 kromozomdan 46 kromozoma dusmussuz.. Yani kromozom. aklimda kalmisti. Daha önce ilgili notumuzda açıkladığımız gibi. Bu noktada. X kromozomonun adının “X” olmasının sebebi. içerisinde barındırdığı upuzun DNA şeridinin bir X harfine benzer şekilde paketlenmiş.. Y kromozomu için de benzer bir durum geçerlidir.

. Tüm listeyi aşağıda görebilirsiniz: 273 . bir kromozom yaptığını unutmayın. ayrık haldeyken bunlara kromozom.E V R İ M A Ğ A C I Gerçek Kromozom Görüntüsü ..1 Gerçek Kromozom Görüntüsü . Şempanzede ise 24 çift bulunur (2A ve 2B ayrımına dikkat ediniz). birleşik haldeyken her bir parçaya kromatit denir) vardır. İşte insanda. bu ve benzeri tip kromozomlardan 23 çift (aslında bir çiftin. gerçeğe yakın bir kromozom görüntüsü.2 Hayal gücüyle desteklenen.

çok farklı noktalarda meydana gelir ve tüm canlılık gibi. telomer ve sentromer yapıları. tekrar evrimsel geçmişimize dönecek olursak.. ilginç bir yapı görmekteyiz. kromozoma baktığımızda. Ancak insana ait 2. Şimdi. Neden şempanzeler kromozom artışı yaşamış olmasın diye sorabilirsiniz. beklenmedik bir durum. ikinci bir noktaya ve aslında bir tip mutasyona geçebiliriz: Robertson Tipi Yer Değiştirme Mutasyonu (Robertsonian Translocation Mutation). kimyasal yapıları bakımından ayırt edilebilmektedir. kaybetmeye göre çok daha zor bir iştir. Bu. her kromozomda 1 sentromer (kromozomun ortasında) ve 2 telomer (iki uçta) bulunur. şempanze ve insan genomu üzerinde ayrıntılı incelemeler yapmışlardır ve çok ilginç bir bulguya rastlamışlardır: Normalde. Bu pek mümkün değildir. insanlar. Bu mutasyon tipinde.E V R İ M A Ğ A C I İnsan Kromozom Seti Şempanze Kromozom Seti Devam etmeden önce son bir bilgi daha: Kromozomların uç kısımlarına telomer. birleşip iki kromatit. Dediğimiz gibi. kromozom eksilmesi yaşamıştır. bu noktayı anladıktan sonra. Genomu bilinen canlılarda. tamamen kimyasal özellikler ve yapı üzerine kuruludur. kromozomumuzun ortasında telomer yapısına rastlamaktayız ve bu başka hiçbir kromozomumuzda olmayan. onların ve şempanzelerin ortak atasıdan ayrıldıktan sonra. bir kromozom halini aldıkları düğüm/boğum noktalarına ise sentromer denmektedir. 274 .. Bu kaynama. bu soyda sadece insanda 46 adet kromozom bulunması. Bilim insanları. çünkü kromozom kazanmak. iki kromozom birbirine kaynar veya yapışır. insanın kromozom kaybetmesini mantıklı kılmaktadır. Bu kadar teknik bilgiden sonra. Bu da bilim insanlarını. az sonraki açıklamalarımızda kilit bir rol oynayacaktır. 2. diğer hepsinin bağımsız olarak kromozom kazanmasındansa. ayrıca diğer bütün insaymunlarda 48 adet kromozom bulunurken.

çoğu zaman canlıda bir hasara neden olmaz. İşte eksik kromozomlularda sorun. Genomik benzerlik. bizi “insan”. Ancak döllenmeyle birlikte oluşan zigot. Peki. Birkaç örnek verecek olursak: Örneğin vahşi doğada atların 33 çift (66 adet) kromozomu bulunur. kromozomlarının. Ayrıntılı analizler sonrası gördükleri durum. her kromozomdan iki tane bulunur.. Tamamen farklı bir şekilde türleşmiş. daha önce de dediğimiz gibi. ve 13. ancak bu olay da onun üzerine “cabası” olmuş olabilir. kromozomumuz meydana geldi? Araştırmacıların bulguları burada da bitmiyor. ta ki bu birey üremeye kalkana kadar. bizim 2. kromozomlarının kimyasal yapısı da. nasıl olup da oluşan kelebeklerin hepsi “kelebek”tir ve temel olarak birbirine benzerler? Çünkü dediğimiz gibi. sayı tamamlanır. nasıl oldu da orjinal olarak 48 kromozomlu olan bireylere üstün geldiler? İlk olarak. sonradan bunun üzerine eklenmiş bir fark olarak karşımıza çıkıyor olabilir. Zaten bu kromozom eksilmesi durumunu doğada sıklıkla görebiliriz. Bu da. burada iki soru doğuyor: 46 kromozomlu bireyler. Ana bilgi orada durduğu sürece. 48 kromozomlularla nasıl ürediler? Ve. nükleotit dizilimi ile alakalıdır. paketlenmenin bir olayı yoktur. bu sebeple de 46 kromozoma sahip olduğumuz düşüncesine yöneltti. genomk benzerliği %99 olan iki canlıda bile oldukça farklı olabilir. hem babadan birer adet kromozom alacağı için. bu ölümün kesin olmadığını ve belirli bir ihtimaller dahilinde gerçekleşeceğinin altını çizmekte fayda var. Dediğimiz gibi. yani aynı DNA’yı taşıdığı sürece bir anlam ifade etmez. Esasında coğrafi ve eşeysel izolasyon sonucunda. Bu kromozomal eksilme. yukarıdaki görselden de bu paketlemenin. ve 13. eksik kromozomluluk. yavru ölecektir. ancak istatistiki olarak çocuklarının %66’dan fazlası düşük olacaktır. vb. Benzer bir mutasyon. Kromozom farklılıkları ise. Ki zaten. burada başlamaktadır: Bu zigotlarda. kromozomun. Ancak bunların paketlenme biçimi olan kromozomal yapı. Peki hangi 2 şempanze kromozomu kaynaştı da bizim 2. durum budur. bizim 2. Buna az sonra tekrar geleceğiz. genetik açıdan hiçbir sorun yaratmaz. Ancak yine de. paketleme tipi önem arz etmez. 46 kromozomlu bir birey ile 48 kromozomlu bir bireyin çiftleşmesi durumunu incelemek gerekiyor. nasıl olup da 48 kromozomdan 46 kromozoma evrimleştiğimizi biliyoruz. Ancak şempanzelerin 12. yakın bir geçmişte (atların evcilleştirilmesi çok da eski bir olay değildir) gerçekleşmiştir. onları “şempanze” yapan olay olmayabilir. bir tane çift 275 . kromozomumuz ile son derece benzer yapı ve görevler taşıdığıdır. kromozom 2’den iki tane. Böylece. Türleşme yazı dizisinde anlattıklarımız dahilinde bir türleşme meydana gelmiş olabilir. Çünkü dediğimiz gibi.. Burada bir diğer noktaya değinmekte fayda var: Kromozom ayrılması. Teknik olarak.E V R İ M A Ğ A C I 2. bilim adamlarının düşüncesini güçlendirmektedir. Yani kromozom 1’den iki tane. yani kromozomların oldukça farklı olduğunu görebiliriz. kromozomlar sadece asıl bilgi taşıyan DNA’ların nasıl paketlendiği ile ilgilidir. yukarıda da değindiğimiz gibi. mayoz sonrasında kromozom sayısı yarıya iner. kromozomumuza genel benzerlikten çok daha fazla benzemektedir. şempanzelerin 12. Yani daha gebelikte. Uzun lafın kısası. iki adet şempanze kromozomunun kaynaşması sonucu oluştuğu. artık oldukça emin bir şekilde. 12 kromozomlu paketlenme tipi ile 88 kromozomlu paketlenme tipi birbirinin aynı genomu. Ancak evcilleştirilmiş atlarda 32 çift kromozom bulunur. Ki muhtemelen. Mayoz sırasında her bir hücre bu kromozomlardan birini alır. hem anadan. Bir diğer ekstrem örnek ise kelebeklerdedir: Güney Amerikan Philaethria Kelebeği’nin kromozom sayısı 12 ile 88 arasında değişmektedir! Bu kadar farklı kromozom sayısına rağmen. 46 kromozomlu biri ile 48 kromozomlu biri (veya farklı sayılarda) çiftleşebilir. 46 kromozomlu bireyler. Her insanda.

genetik sürüklenme ile açıklanabilir. %33 civarı da olsa sorunlu kromozom dizilimlilerin hayatta kalacağı ve bunların da %50’sinin halen sorunlu kromozom dizilimini taşıyor olacağıdır. Yani bir grup 46 kromozomlu insan.. Daha sonra bunlar yayılmış ve egemen hale gelmiş olabilirler.. son olarak. acaba bir fayda sağlıyor olabilir mi? Şimdiye kadar buna dair bir bulguya ulaşamadık. diğerlerine üstün gelmemize sebep olmuş olabilir. bir soru işareti doğabilir: 46 kromozomluluk. sağ taraftaki bireyde eksik/kaynaşık kromozom bulunur ve görsel kolaylığı açısından sadece bu kromozomlar gösterilmiştir (esasında tüm kromozomların eşlendiğini unutmayınız).000 insan bireyinin hayatta kalabilmiş olmasıdır. İşte buna. 46 kromozomlu popülasyonun yayılmasından sonra. olmadığı anlamına gelmiyor. Ancak yine. Peki. bu konuda da somut bir kanıtımız bulunmamaktadır. Örneğin bunlardan insanlar üzerinde meydana gelmiş biri. İlk senaryo. Ancak halen böyle bir kesin sebep bulunamadı. En altta ise bunların nasıl birleşebileceği istatistiki olarak verilmiştir.000 yıl önce meydana gelen bir buzul çağı sonrasında sadece 70. bu bireylerin nasıl yayılmış olabileceğine. Yani popülasyon içerisinde. Genetik Sürüklenme kapsamında “kaşif etkisi” diyoruz.E V R İ M A Ğ A C I olmayan kromozom ve bir tanesi fazla olan çiftlenmiş bir kromozom bulunur. Barry Starr. ancak bu. Stanford Üniversitesi’nin Tıp Okulu’ndan Dr. 48 kromozomluların bir sebeple yok olmuş olması olabilir. Hemen bir alt satır. Yani günümüzdeki 6. her şey gibi basit kimyasal maddelerdir) ve bunun sonucunda 46 kromozomluların avantaj sağlamış olabileceğidir. Torunlar. sıklıkla görülmektedir. bu durumu açıklamak için şöyle bir şema kullanmaktadır: Farklı Kromozomluların Çiftleşmesi Yukarıdaki grafikte. 276 . Bir diğer senaryo. kromozomların kaynaması sırasında meydana gelen kimyasal olaylar sonucunda. bu 70. Bu durumda. Bu tip “darboğaz” diye adlandırılan durumlar. bu bireylerin yayılması ihtimali vardır. bir sebeple ana popülasyondan ayrılarak. Bir diğer ihtimal. Ancak dikkat edilmesi gereken nokta. bundan 75. şimdi gelelim. muhtemel üreme hücresi (yumurta veya sperm) oluşumlarını göstermektedir. kendi minik popülasyonlarını kurmuş olabilirler. popülasyonu “keşfeden” atalarının gen havuzunu sürdürürler (tabii ki mutasyonlar ve eşeyli üreme de çeşitlilik katmıştır o günden bugüne). kromozom eksikliği ya da fazlalığından dolayı düşük olacak olan bireylerdir. bazı yeni genlerin yaratılmış olabileceği (sonuçta gen dediğimiz olay da. Belki 46 kromozomluluğun sağladığı dolaylı bir etki (örneğin iki ayak üzerine kalkmada ya da konuşmada bir artı fayda).5 milyar insan.000 bireyin torunlarıdır ve dolayısıyla onların genetik yapısını taşır. göreceli olarak düşük ihtimalli de olsa. Üzeri çizili olanlar.

yavruların hayatta kalma durumu. Tablonun en üstteki 6 kutu. Bu senaryoda. bundan sadece birkaç on yıl önce yalnızca Türkiye’de bile çok yüksek oranda akraba evlilikleri olduğunu ve bu geleneğin hala bazı bölgelerde ciddi bir biçimde sürdüğünü hatırlamakta fayda var. Çünkü iki kromozom açısından da yapışık olma durumu olan bir bireyin. Esasında aynı tip mutasyona sahip olan bireylerin denk gelmesi inanılmaz düşük bir ihtimal olsa da. gerisi daha kolay bir şekilde gelecektir. bunların eşleşmesi ihtimallerini ele almaktadır ve üzeri çizili olanlar. kromozom eksikliğine sahip -örneğin. ata bireyle çiftleşmesi durumunda. Şimdi. Bu şema yorumlandığında.E V R İ M A Ğ A C I Bir diğer ve apaçık en güçlü senaryo. muhtemel olarak düşük doğacak bebekleri gösterir.iki kuzenin birbiriyle çiftleşmesi durumu söz konusudur. başka sebepler göz ardı edilirse %100 olacaktır. yine Dr. ihtimaller oldukça artabilir. Her ne kadar bu kulağa iğrenç ya da düşük bir olasılık gibi gelse de. en soldaki 6 kutu ise annenin yumurta ihtimallerini göstermektedir. atalarımız da akraba evliliğine gitmiş olabilirler -ki gitmiş olmaları yüksek ihtimaldir. akrabalarda bu durum görülebilir ve eğer akraba evlilikleri de işin içine girerse. Starr’ın bu konuyla ilgili bir diğer şemasına bakalım: Kromozom Eksikliğine Sahip İki Bireyin Çiftleşmesi Durumu Bu karmaşık tablo. yavruların hayatta kalma şansının 36’da 8 (%22) olduğu ortaya çıkar. 277 . Diğer bütün kutular. ikisinde de kromozom kaynaşması / eksikliği bulunan iki bireyin çiftleşmesi durumunu istatistiki olarak anlatmaktadır. Dolayısıyla. akraba evliliklerini ve bu evliliklerden doğan çocukları kapsamaktadır. ortadaki yuvarlak içerisindekidir). babanın sperm ihtimallerini. Ve tüm yavruların 36’da 1’i (%3) iki kromozom açısından da kaynaşma durumuna sahip olacaktır (bu ihtimal. binlerce deneme/nesil olacağını unutmayın). Bu düşük olasılık bir defa tutturulabilirse (yüzlerce.

thetech.org/genetics/ask.gate.org/genetics/news. bu şekilde nesiller sonucunda eksik kromozomluluk hakim hale gelebilecektir. evrimsel geçmişin bu zorlu gizemlerini çözmektir. mutant olan birey simetrik bir kayba sahip olduğu için. Kısacası.php?id=229 http://www. her ne sebeple olursa olsun. Bu yavrular da. Bize düşen.E V R İ M A Ğ A C I Dr.html 278 . Bu sürecin 6 milyon yıla yakın sürmüş olabileceğini unutmamak gerekmektedir.gate. evrimsel geçmişimizde bir noktada kromozom sayımız azalmış ve bir şekilde bu yeni kromozom durumundakiler üstün hale gelmiştir. ********************* http://www.net/~rwms/EvoEvidence. Starr. Normal (Ata) Birey İle Çiftleşmesi Görüldüğü üzere bu çiftleşme sonucunda. bu durumu şöyle tablolaştırır: İki Kromozom Açısından Da Mutant Olan Bireyin.html http://www. tek bir kromozom açısından %100 ihtimalle mutant olacak.net/~rwms/hum_ape_chrom. bilimsel araştırmanın peşini bırakmayarak. çiftleşme başarıyla gerçekleşebilecek ve yavruların tümü hayatta kalabilecektir.thetech.php?id=124 http://www.

bonobolar ise Pan paniscus türüne aittir. Berkay Tamer bize şöyle bir soru yöneltti: Şempanzeler ile Bonobolarin benzerlikleri ve farkliliklari uzerine bir sunum yapmam gerekiyor. Şempanzeler ve Bonobolar. Öyleyse. Bu iki tür. bilim dünyasında ne kadar didik didik incelendiğini ve ehli olan gözlerin (bilim insanlarının). bizim sıradan ve cahil gözlerimizin göremediği neleri gördüğünü göstereceğiz. Bu sayede sıradan bir insanın gözüne aynıymış gibi gelen iki türün. Bu açıdan da oldukça faydalı bir yazı olacaktır diye düşünüyoruz. Bu konu hakkinda bana yardimci olabilicek bir kaynak verebilir misiniz? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir kaynak not hazırlamak istedik: Sayın Berkay Tamer. Pan troglodytes türüne aittir. Pan cinsi altında 2 milyon yıl önce türleşmiş iki türdür. bilimsel olarak neden farklı türler olarak görüldüğünü anlatacağız. birbirine ilk bakışta bu kadar benzeyen bu iki türün.E V R İ M A Ğ A C I En Yakın Kuzenlerimize Bir Bakış: Şempanzeler ve Bonobolar. Benzerlikler ve Farklılıklar Sayfamız okurlarından Sn. diğer türleşmiş canlılar gibi birbirlerinden morfolojik. Şempanzeler. Bu yazımızda sizlere bu farklılıklardan bahsederek. davranışsal ve hatta duygusal ve algısal boyutta farklıdırlar. bu iki türe ait birer görsel sunarak yazımıza başlayalım: Şempanze (Pan troglodytes) Bonobo (Pan paniscus) 279 .

Bonobolarda ana-yavru ile dişiler arası ilişkiler çok önemlidir ve belirleyici rol oynar.. eğer bu sıradan ve basit insanlar gibi düşünseydi. Bonobolar genellikle şempanzelerden çok küçük değildir: Erkek bonobolar 39 kilogram. Bu iki türün benzerliklerine genel olarak bakacak olursak: Bonobolar ve şempanzeler. erkeklerle cinsel ve sosyal ilişkiler kurarlar ve bu sayede popülasyon içi öfkenin dindirildiği düşünülmektedir. Halbuki günlük yaşantımızda bile şempanzelerden görünüş olarak ne kadar farklı olduğumuzu. Bilim. 4) Sosyal Düzen: Bonobolar da. Şempanzeler son derece başarılı bir şekilde alet kullanabilirler.” demeliydi. gorillere olduklarından daha yakın akrabadır. 2005 yılında yayınladıkları makalelerinde Hammock ve Young. zaten aradakı bazı bariz farkları görebilirsiniz. işbirliği içerisinde avlanırlar ve hatta diğer maymunları avlarlar. 2) Ekolojik Çevre: Bonobolar Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde ve Kongo Nehri’nin güneyinde yaşarlar. Şempanzeler ise Batı ve Orta Afrika’da pek çok ülkeye dağılmış bir halde yaşarlar. yüz renkleri yaşlanmayla birlikte değişmektedir ve koyu renkte dudakları vardır. Bonoboların vahşi doğada işbirliği içerisinde avlandıkları. yani erkekler popülasyondaki baskın cinsiyettir ve dişileri yönetirler. erkekler ve çocuklar bulunur. İki tür de komüniteler halinde yaşarlar ancak bonoboların grupları çok daha geniştir. bu benzerliklerimizin kalıtılabilir nöropsikolojiden kaynaklanabileceğini açıklamıştır. bir bilim insanı gözüyle: 1) Fizyoloji: Bonobolar daha ince yapılıdır.E V R İ M A Ğ A C I Yukarıdaki iki türü dikkatlice incelerseniz. konumuza dönelim. parlak pembe dudakları vardır ve yüzleri siyahtır. Komünitelerde dişiler. Ancak şempanzelerde bu durum tam tersinedir ve cinsiyetler arasında çok köklü farklılıklar bulunur. Şempanzeler ve bonoboların genel farklılıklarına şöyle bir bakacak olursak: Bonobolar anaerkildir.. Dişiler. 280 . ancak bilimsel olarak ne kadar benzer olduğumuzu biliriz. Kimi zaman diğer şempanze gruplarının yavrularını yedikleri bile gözlenmiştir.” deyip geçecektir. alet kullandıkları veya ölümcül öfke davranışları sergiledikleri görülmemiştir.. Her neyse. yani dişiler popülasyondaki baskın cinsiyettir ve erkekleri yönetirler.. dişiler 31 kilogram civarındadır ve boyları hemen hemen eşittir: ayağa kalktıklarında 115 santimetre kadar. “Maymun işte. Şimdi bonobolar ile şempanzeleri daha yakından inceleyelim. insan ve şempanzelere bakıp “Maymun işte. Şempanzelerde ise erkekler arası bağlar çok önemli ve belirleyicidir. Öte yandan her ne kadar bonoboların davranışları tam olarak şempanzeler kadar ayrıntılı araştırılmadıysa da. Ancak elbette bilim bu kadar basit insanların düşüncelerinden çok daha farklı çalışır. 3) Cinsel Çiftbiçimlilik: Bonobolarda cinsiyetler arası farklılıklar oldukça azdır. şempanzelerden daha yakın olduğu düşünülmektedir. sosyal problemleri çözme becerileri göz önüne alındığında insanlara. Şempanzelerin vücudu ise çok daha sert ve güçlü yapılıdır. insanlarla genlerinin %96-99 arasını paylaşırlar ve böylece biliyoruz ki şempanzeler insanlara. Tabii üstünkörü bakan bir insan. şempanzeler de kaynaşık bir şekilde yaşarlar. Şempanzeler ise ataerkildir.

Şempanzeler ise alet kullanmada ustadırlar. Şempanzeler daha çok ıslıklarlar. Şempanzelerde misyoner pozisyonunda çiftleşme gözlenmez. 9) Alet Kullanımı: Bonobolar vahşi hayatta pek fazla alet kullanmazlar. Üstelik bonobolarda gruplar arası çiftleşme de gözlenir. Aynı zamanda seksi sadece selamlaşma amacıyla ve çatışma çözümü olarak da kullanabilirler. Şempanzeler ise bu davranışların hemen hiçbirini göstermezler. 7) Grup Avlanması: Bonobolarda şimdiye kadar bir grup halinde avlanma gözlenmemiştir. Bonobolarda bunların hiçbirine rastlanmaz. Grupların belli sınırları vardır ve o sınırlar çok sert bir şekilde korunur. Şempanzeler ise yüksek perdeden sesler çıkarmazlar. Bunların başında.abstract 281 . Ancak şempanzeler.org/content/early/2011/04/04/scan.nsr017. her yaş ve cinsiyetten olabilir. Şempanzelerde ise erkekler arasında dikey hiyerarşi bulunur (as-üst ilişkileri) ve açık bir alfa erkeği bulunmaktadır. çubuklar yapıp kullanarak karıncaların yuvalarını kazar ve yuvalarından çıkarırlar. grup içi sorunları çözmektir. çığlıklar atarlar ve homurdanırlar. Yani bonobolarda eşcinsellik sıklıkla görülen bir olgudur. Bu erkek. Alet kullanarak fındık gibi yiyeceklerin kabuklarını kırarlar. Şempanzeler ise sınırlar konusunda çok hassas ve agresiftirler. yaprakları kesebilirler. Ayrıca şempanzeler komşularının kendi sınırlarına girmesine izin vermez. Ayrıca aşağıdaki makalede iki türün beyinleri üzerinde yapılan kıyaslama çalışmaları görülebilir: http://scan. yamyamlık ve ölümcül istilalar görülür. Yani çiftleşmenin tek amacı üremek değil. saldırır ve avlanırlar.oxfordjournals. hemen her zaman olduğu gibi avlanma tehditi ve ormanlara kurulan tuzaklar gelmektedir. Bonobolar çiftleşerek grup içi gerginliği dindirmeyi amaçlarlar. grubun dominant erkeğidir ve tüm komüniteyi yönlendirir. 8) Alan Sınırlandırması: Bonobolarda gruplar belli başlı bölgelere sahiptirler. ancak bu bölgeler birbirleriyle çakışabilir. Çiftler. Ayrıca ses kutularını kullanmadan. diğer maymunları avlamaya çıktıklarında gruplar halinde çalışır. Üst rütbede olan erkekler cinselliği tekeline alırlar ve grup içerisindeki dişilerin diğer erkeklerle çiftleşmesine izin vermezler. Ayrıca şempanzelerde yavru maymunları yeme. 10) Cinsel Davranış: Bonobolarda cinsel aktivite genellikle sosyal bir etkinlik olarak görülür. Bunun hemen arkasından ise yaşam alanlarının yok edilmesi ve çoğu zaman insan kaynaklı olmayan enfeksiyonel hastalıklar gelmektedir. Ancak yakalanıp hapis altında tutulduklarında taklit etme sebebi ve sorun çözme amacıyla alet kullanmaya başladıkları ve buna yatkın oldukları gözlenmiştir. Bonobolar genellikle yüz-yüze (misyoner) pozisyonda çiftleşirler. 6) Baskınlık Hiyerarşisi: Bonobolarda dişiler birbirleri ve komüniteleri ile güçlü bağlar kurarlar. 11) Tehditler Ne yazık ki iki tür üzerinde de insanlardan kaynaklanan ciddi tehditler bulunmaktadır. Bazı sosyal konularda ve yiyecekle ilgili sorunlarda cinsellik ile sorunlar aşılmaya çalışılır.E V R İ M A Ğ A C I 5) Ses: Bonoboların ses yapıları çok yüksek perdelidir. ağaçların gövdelerine vurarak da yüksek sesler çıkarabilirler.

mpg. haberlerde veya bilim-dışı kaynakların. ********************* http://www.eva.de/3chimps/files/apes. bilmem kaç yüz milyon yıldır aynı!” ya da “Şu kadar yüz milyon yıl önceki fosil ile günümüzdeki hali aynı!” gibi iddialara kanmadan önce.E V R İ M A Ğ A C I Görüldüğü üzere her ne kadar dışarıdan baktığımızda tamamen birbirine benzeyen iki tür gibi gözükseler de. incelemelerin ne kadar bilimsel yöntemlerle yapıldığını araştırmak ve sadece yüzeysel bakılıp bakılmadığını ve incelemeleri yapanların işlerinin ehli olup olmadıklarını öğrenmek gerekmektedir. Dolayısıyla.htm 282 . bilimsel olarak incelendiğinde aradaki dağlarca fark kolayca görülebilmektedir.answerbag. “Bakın.com/q_view/9193 http://www.

Böyle bir ayrım anı görmek mümkün değildir.facebook. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Mutluhan Seferoğlu.com/photo. ancak her şeyden önce hatırlamanız gereken nokta. daha önce olmamasına rağmen adaya Avrupalılar tarafından götürülen sıradan ev faresinden. sayfasında açıkladığı üzere Faroe Adaları’na özgü bir ev faresi türü. Nature dergisinin 1971 yılındaki bir sayısında ünlü Teorik Evrimsel Biyolog Theodius Dobzhansky ve Pavlovsky tarafından yayınlandı (23:289-292). hem de örnekler net bir şekilde verilmiş durumda (güncel örnekler de var aralarında). Öyleyse başlayalım: 1) 1958 ile 1963 yılları arasında Drosphila paulistorum isimli bir türe ait iki popülasyon. Ancak tabii ki yakın geçmişte en azından türleşmenin başladığı veya ayrılmanın hızlandığı veya artık oldukça farklılaşmayı tamamlayan türler tanımlamak mümkündür. bu yıllar arasında iki türe ayrılarak eskiden tamamen verimli yavrular üretirken. Orada hem konu.163940083664075&t ype=1 Sonrasında da birkaç örnek için Yazı Dizini’mizdeki “Türleşme” yazı dizimizi okumanızı rica ediyoruz.171713289553421. Bu. Öncelikle şu fotoğrafı hatırlamanızı rica ediyoruz: https://www. 3) Stanley’nin 1979 yılında Macroevolution: Pattern and Process isimli kitabının 41. yapay seçilim etkisi altında o kadar farklılaştılar iki. 250 yıldan kısa bir sürede evrimleşti ve morfolojik olarak ciddi farklılaşmalar yanısıra cinsel isteksizlik ve zorlamalara karşın ata türle çiftleşmeme durumu gözlendi. kısır hibritler üretebilmeye başladılar ve eskiden aynı türden olmalarına rağmen birbirlerine olan cinsel yatkınlıkları azalmaya başladı.41880. 2) 1967 yılında Evolution dergisinde (21:713-719) Doskuin tarafından yazılan bir makaleye göre Epilobium angustifolium (Yakıotu) olarak bilinen bir bitki türü. Gelecek zamanlarda listeyi genişletmemiz mümkündür. Bununla ilgili yüzlerce örnek verebiliriz sanıyoruz ki. 4) Ünlü Evrimsel Biyolog Ernst Mayr’ın Populations.E V R İ M A Ğ A C I Güncel Türleşme ve Evrim Örnekleri Sayfamız okurlarından Sayın Mutluhan Seferoğlu bize şöyle bir soru yöneltti: Merhabalar. Evrimsel süreçte “Hah. sayfasında açıkla- 283 . kromozomal çiftlenmenin korunması durumu sonucu (polyploidy) atalarıyla artık çiftleşemeyen yeni bir tür oluşturdu. Bizse birkaç güncel türleşme örneğini burada sizlerle paylaşmak istiyoruz. Günümüzde ve çok yakın tarihte tespit edilmiş “türleşme” örneklerini paylaşabilirmisiniz ? Türleşmenin de gözlemlenmiş örnekleri olduğunu biliyorum çünkü.php?fbid=171713299553420&set=a. Species and Evolution isimli kitabının 348. şimdi türleşme gerçekleşti!” diyemediğimizdir.

Türleşme sonucunda torun türler atalarıyla çiftleşememeye başladılar ve morfolojik olarak değişim geçirdiler. Rusya’da HIV-1’in 4 alt türü bulunmaktadır. Birkaç on yılda bitki bütün Batı Amerika’ya yayıldı. ancak kökenleri tespit edildi. 10) Evolution dergisinin 45. Örneğin HIV virüsü 1930’larda ilk defa ortaya çıkmış ve 1940’larda türleşerek HIV-1 ve HIV-2 türlerine ayrılmıştır. ilk getirilen bitkilerle (ataları ile) çiftleşememeye ve çiftleşse bile kısır döller vermeye başladı. Steve Jones’un Neredeyse Bir Balina isimli kitabı okunabilir.facebook. Bu tarihte. sayısının 757-764. alt türler arasında transfer gerçekleşebilir. evrimleşme aşamasındadır). 11) 1987 yılında yayınlanan. sayfasında “A Breed Apart” başlığıyla yayınlandı. Bu iki yeni türün ise tıpkı Batı Amerika’daki hibritler gibi gözüktüğü ancak onlarla çiftleştirilmeye çalışıldığında kısır döller verdiği anlaşıldı. 9) Australian Journal of Zoology dergisinin 37. Sonradan yapılan birkaç araştırma ise bu iki türün birbirinden bağımsız olarak evrimleştiğini ve insan türüne bulaştığını göstermiştir. Zorlama sonucu bazı yavrular üretilebilse bile. sayısının 351-353. sayısının 1747 ile 1760. sayfalar arasında Spooner ve diğerlerinin anlattığı üzere Solanum raphanifolium türünün iki yeni türe evrimleştiği ve bu iki yeni türün birbiriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaştığı belirlenmiştir. bunların kısır olduğu anlaşıldı. Close ve Maynes’ın anlattığı üzere kaya valabilerinde (Petrogale cinsi) türleşme gözlenmiştir. yüzyıl civarı) rastlandığı ve günümüzde bu cinse ait 137 tür bulunduğu ayrıntılarıyla aktarılmaktadır. Evrimleşme. HIV-1 ve HIV-2 arasında asla gen transferi olamazken. coğrafi izolasyondan ve yüksek mutasyon hızından kaynaklanmaktadır. 5) Tekesakalı isimli bitki. Daha sonra virüs evrimleşmeye devam etmiştir ve alt türlere ayrılmıştır (yani başka türleşmeler de başlamış ancak günümüzde bunlar tamamlanmamış. 284 . Yayıldığı yeni yerlerde türleşmeye başladı ve 1940’larda. HIV-1’in onlarca alt türünün tamamı Afrika’da bulunmaktadır. sayfaları arasındaki makalede Sharman. sadece birkaç alt türü Kuzey Amerika ve Avrupa’da da görülür. Bazı şanssız insanlar iki virüs türünü de taşırlar ve asla bu iki virüsün hibriti üretilemez. Konuyla ilgili çok ayrıntılı açıklamalara yer veren. 8) 1991 yılında Canadian Journal of Zoology’nin 68. Washington’da da iki yeni tekesakalı türü evrimleştiği fark edildi. oradan okuyabilirsiniz.com/note. Örneğin HIV-1B alt türü 1990 yılının başında Tayland’daki baskın türdür. 6) Rhagoletis pomonella ile ilgili türleşme olayı aşağıdaki yazımızda aktarılmıştı: https://www. yani birkaç on yıl içerisinde. Nagubago Gölü’nde bulunan Sihlid Balıklarına ait 5 yeni tür.php?note_id=173305632727520 Üç paragrafta anlattığımız için buraya taşıyarak uzatmak istemiyoruz. 7) Virüsler ve bakteriler.E V R İ M A Ğ A C I dığı üzere. en güncel evrimleşme örnekleridir. Scientific American dergisinin Şubat 1989 tarihli baskısının 22. Yosida’nın Cytokinetics of the Black Rat adlı kitabında Rattus cinsi farelere ilk olarak Orta Çağ’ın başlangıcında (5. sayfalar arasında Bullini ve Nascetti’nin anlattığı gibi Phasmatodea takımına ait bazı böcekler arasında türleşme meydana gelmiştir ve popülasyonlar birbiriyle çiftleşemeyecek kadar farklılaşmıştır. son 4000 yıl içerisinde ata türden evrimleşti. Amerika’ya Avrupa’dan 1900’lerin başında getirildi. bunlar kayıt altında değildi. Bu türleşme olayı. lokal izolasyon sonucunda oluştu. Daha sonra Doğal Seçilim ile elenmiş ve yerini HIV-1E alt türüne bırakmıştır. Bu.

14) 1988 yılında American Naturalist dergisinde (131:911) yayınlanan bir makaleye göre 2 bilim insanı Drosophila melanogaster türü meyve sineklerini doğru bir şekilde izole ederek sadece 25 nesil içerisinde 2 yeni tür elde etmiştir. 285 . Bu.. 1950 yılında Stebbins tarafından yazılan Variation and Evolution in Plants isimli kitapta açıklanmaktadır. Liste böyle uzar gider. Oregon’un Burns Kasabası’nda birkaç on yıl içerisinde iki yeni türe evrimleşmiştir ve bu bitkiler günümüzde birbiriyle çiftleşememektedir. Konuyu daha fazla uzatmayalım ve şu sözlerle şimdilik noktalayalım: Sadece 1987-1991 yılları arasında yayınlanan makalelerde 100’den fazla yeni ve güncel türleşme tespitinde bulunulmuş ve bilimsel dergilerin heyetlerince tasdiklenmiştir. birbiriyle verimli döller verememektedir. 13) 1940’lı yıllarda Çuhaçiçeği bitkisi iki yeni türe evrimleşmiştir ve bu türlerden sıfırdan evrimleşen gruba Primula kewensis adı verilmiştir. Gelecek günlerde notumuzu daha da zenginleştirebiliriz. Bu türler.. sayısında Gottlieb’in açıkladığı üzere Stephanomeria malheurensis isimli bir bitki.E V R İ M A Ğ A C I 12) American Journal of Botany’nin 60.

gelişmiş çeneleri sayesinde gerçek birer avcı haline gelmişlerdir. günümüzdeki balıkların ve amfibilerin bir kısmında görünen ve balıklarda solungaçlara su. Çünkü bu hayvanlarda. ancak asla kaslar gerisin geri 286 . ilk evrimleştiği dönemde. buna en iyi örnektir. Ayrıca bu evrimin temel sebebinin avlanmak değil. Ancak daha sonradan. Şimdi. günümüz modern balıklarının atalarında evrimleştiği ve tüm omurgalılara bu şekilde aktarıldığı düşünülmektedir (sinapomorfi = synapomorphy: atasal bir noktada kazanılmış bir özelliğin torun türlere aktarılması). tıpkı beynimizin evrimi sayesinde hayal gücümüzün gelişmesi gibi. çenenin evrimiyle bu beslenme tipleri değişerek omurgalılar arasında “avlanma” gelişmeye başladı. temel olarak kafa bölgesinde bulunan. çünkü birebir geçişi gözler önüne sermektedir. Ancak halen bazı sürüngenler. Bir süre önce bir merak eden okurlarımız için çene basıncıyla ilgili bazı veriler vermiştik. çene kasları güçlüce kapanmak için evrimleşmiş. Çene. Sürüngenler. avın kaçma ihtimalini en aza indirmeyi hedeflemektedir. sürüngenlerden memelilere geçiş için gözlenebilecek en harika organlardan biridir. Günümüz amfibilerinde. Temel görevi. denizlerden karaya çıkmanın sonucunda evrimleşen dörtayaklılarda (tetrapod). Dolayısıyla amfibilerin en ilkin dönemlerde de besinlerini çiğnemeden yuttukları düşünülmektedir. yaşamış son çenesiz omurgalılar olan Çenesiz Balıklar (Agnatha) süpersınıfında bulunan 9 yutak kemerinden (pharyngeal arch) ikisinin kaynaşıp kafatasından ayrılarak Gerçekçeneliler (Gnathostoma) infrafilumunda çene yapısına dönüştüğünü düşünmektedir. Kurbağaların mızrak gibi fırlayan dilleri. Daha sonra. çene içerisinde konumlanan dil. Çenesiz balıklar. amfibilerden evrimleştikleri için. solunum verimliliğini arttırmak olduğu düşünülmektedir. çene de amacı dışında avlanmak için özelleşmeye başlamış ve bugünkü haline doğru evrimleşmiştir. ön tarafa kayarak avlanma görevini üstlenmiştir. genellikle filtreleme ve emme yöntemleriyle beslenmekteydi. Çene yapısının ilk olarak Silüryen Dönem’de (443-416 milyon yıl önce). Günümüzde halen bazı balıklarda çenesiz emici ağız yapısı görülmektedir (asalak balıklar ve taşemenlerde). Sürüngenlerde. Bilim insanları. onlara ait özellikleri taşımaktadırlar. amfibilerde ciğerlere hava pompalamaya yaratyan ağızsı pompa (buccal pump) görevi gördüğü düşünülmektedir. Örneğin. Ayrıca yapışkan hale gelen dil. Silüryen Dönem’de yaşamış Zırhlı Balıklar (Placodermi) sınıfında evrimleştiği düşünülen çene yapısının Devonyen Dönem’de (416-359 milyon yıl önce) yaygınlaşıp çeşitlendiğine dair pek çok bulgu mevcuttur. çeneler gittikçe daha güçlü bir hale gelmeye başlamış ve avlanmak için özelleşmiştir. Çenenin. çok güçlü çeneler bulunmamaktaydı. bu verilerimizi genişleterek bir not haline dönüştürmek istiyoruz. en güçlü çenelere sahip olan timsahlar bile besinlerini çiğnemeden yutmaktadırlar. Günümüzde de bu durum çoğu amfibi için bu şekilde sürmektedir. yiyecekleri yakalamak ve ağza yönlendirmektir. Ancak daha sonradan. ancak sürüngen olduklarını belli eder pek çok özellikleri de evrimleştirmişlerdir. Dolayısıyla ağzı açıp kapamak zor ve sorunluydu.E V R İ M A Ğ A C I Çenenin Evrimi ve Hayvanlarda Çene Basıncı Merhaba arkadaşlar. Üstelik çene. ağzın girişini barındıran ve karşılıklı veya yarı-karşılıklı olarak açılıp kapanabilen kemik yapısının genel adıdır.

aşağıdaki verilerden sonra. timsah çenesini kapatmak oldukça kolay. Burada önemli olan bir nokta. Üst çene. Memelilerin çenesi. ısırmak konusunda ne kadar zavallı olabileceğimizi göstermek istiyoruz. atalarımızda bulunan yapılarla birebir benzerlik göstermektedir. çene ile ilgili son derece önem arz eden meşhur HOX genleri ile Dlx genleri. kafaları karıştırmamak için bu konuya çok ayrıntılı girmeyeceğiz. Örneğin. Öncelikle. basınç birimine çevirmek için bir miktar basit dört işlem yapılır. zaten “ton”. her ne sebeple bilemiyoruz ama. birini referans alarak diğerlerini kıyaslarsanız. moleküler kanıtlar da Evrimsel Biyoloji’nin güçlü ışığına güç katmaktadır. örs ve üzengi kemikleri. Ancak daha anlaşılır olması adına. örneğin 3 tonluk bir arabanın ağırlığı ile kıyaslarlar. 1 metrekarelik alana etki eden basınca eşittir. BMP2/4 ve Fgf8 genleri üzerinde yapılan çalışmalar da. Burada. bir basınç birimi değildir. Halbuki bu. genellikle yaşlı amcaların “Bu hayvan kaç ton basıyor ağzıyla?” gibi sordukları sorunun bilimsel karşılığıdır. basınç ölçüleri için tam olarak bu şekilde işlemez.000 kilogram kütleye sahip bir cismin. kafatası ile kaynaşıktır ve hareket etmez. tek parmağınızla bile çenesini açmasına engel olabilirsiniz. Günümüzde. Bu. amfibiler. Kranyal hareket (Cranial Kinesis) denen ve alt ve üst çenenin birbirinden bağımsız hareket edebilmesi durumu memelilerde görülmez. günümüzdeki bazı hayvanların çenelerinin ne kadar güçlü olabileceğini ve insanlar olarak bizlerin. bir timsah çenesini kapatmak istediğinde ona engel olamazsınız. Sürüngenlerin çenesinde bulunan artiküler kemiği (articular bone) ve kuadrat (quadrate) gittikçe küçülmüş ve yukarıya. bir örnek vereceğiz bununla ilgili. kütle birimi ton iken meydana kuvvetin şiddeti. Peki. Genelde insanlar. İnsanlar. “ton” denildiği için. bizlere bir de dezavantaj vermektedir. sürüngenlerden memelilere geçişte harika bir geçiş göstermektedir. memelilerde bulunan doku ve organlar. yine hatalı olarak memlerdir. Günümüzde. MPa ne demektir. İlk olarak Pitbull’lar 3 “tonluk” bir ısırma kuvvetine sahip değildir. Mega Pascal (MPa) cinsinden ölçülmektedir. bir ağırlık birimidir. Dolayısıyla. aradaki farkları görebilirsiniz: 287 . Hayvanlar üzerinde yapılan genetik araştırmalar sayesinde. Ton. ancak açmak oldukça zordur. Memelilerde temel olarak hareket eden. hayvanların çene güçleri özel bir basınçölçer kullanılarak. Biz.E V R İ M A Ğ A C I açılacak şekilde özelleşmemiştir. metrekare başına 1 milyon Newton kuvvet demektir. kranyum denen kafatasına temporal kemik ile bağlı olan alt çenedir. göreceli büyüklükler olduğu için. “Pitbull’un ağzı 3 ton basar!” gibi bilgilere kanmaktalardır ve bunun ne demek olduğunu bilmezler. Bu yapıldığında görülen şudur ki. Bu da 100. kulağımızda bulunan çekiç. Dolayısıyla benzeşim kurmak hatalı olacaktır. yer çekiminin yaklaşın 10 m/s2 olduğu bir yerde. atalarımız olan sürüngenlerin çenelerinde bulunan kemiklerle birebir benzerlik göstermektedirler. diğer türlerden nasıl evrimleştiğine ışık tutmaktadır. çenenin oluşumuna. balıklar ve memelilerde çene yapısının genetik olarak incelenmesi ve nükleotit dizilimindeki değişimlere (evrime) bakılmasıdır. çenenin evrimiyle ilgili daha net sonuçlara ulaşmamızı sağlamaktadır. yukarıda belirttiğimiz gibi. vücut organlarımızın embriyolojik dönemde nasıl üretildiğini görebilmekteyiz ve hangi genlerin. bununla ilgili biraz bilgi verelim: 1 MegaPascal (1 milyon Pascal). Zaten önemli olan. Ancak bu hareket. Ancak temel olarak anlamış şudur: Bir metrekarelik alana uygulanan. kulağa doğru kaymıştır. Ya da bir diğer deyişle. sürüngenler. ancak çenesini açmak isterse. Bunu. ancak temel olarak yapılan. hangi organın gelişiminde nasıl bir etkisi olduğunu bilmekteyiz. Şimdi. bizlerin daha anlayabileceği bir cinsten de örnekleyeceğiz: ton-kuvvet/metre kare.

6 ton-kuvvet/metrekare Beyaz Köpekbalığı: 4.org/jaws. 1 metrekare alana yaptığı basınç ile eşdeğerdir.130. kütlesi 4. yere uyguladığı basnca eşittir: ********************* http://www.E V R İ M A Ğ A C I Pitbull: 1.47 MPa = 1754-3515 ton-kuvvet/metrekare İnsan (rekor): 0.76 MPa = 485 ton-kuvvet/metrekare Sırtlan: 6.000 kilogram olan bir cismin.6 MPa = 163 ton-kuvvet/metrekare Alman Kurdu: 1.92 MPa = 502 ton-kuvvet/metrekare Rottweiler: 2.5 MPa = 163-561 ton-kuvvet/metrekare Sivas Kangalı: 4.13 MPa = 421 ton-kuvvet/metrekare Mürekkepbalığı: 6.com/news/2010/07/100729-jumbo-squid-giant-bite-video-science-humboldt/ 288 .5.6 .nasa.nationalgeographic.3 .34.com/2007/08/25/evolution-of-the-vertebrate-jaw/ http://news.8 MPa = 81. Bu da NASA’nın 70 metre çapına sahip Mars Anteni’nin 1 metrekarelik bir alana sıkıştırılıp bir köşesinden konulduğunda.htm http://sciencenotes.php http://darwiniana.89 MPa = 703 ton-kuvvet/metrekare Timsah: 17.gov/topics/technology/features/pia13270.2.wordpress.2 .html http://scienceblogs.89 MPa = 703 ton-kuvvet/metrekare Şimdi bir algılama amaçlı örnek verelim: Timsahın çene basıncını yorumlayacak olursak.4 MPa = 240 ton-kuvvet/metrekare Aslan: 4.com/pharyngula/2007/03/evolution_of_the_jaw.

Ancak Eşeysiz Üreme’de bu durum görülmez.özellikle evrim konusunda internette genelde yanlış ve yanıltıcı bilgiler yer almakta. Bu çeşitliliğin birincil kaynağı Profaz-I döneminde meydana gelen. En son. Kimimiz boğaz iltihabına sebep olan virüs ve bakterilere daha dirençliyiz.yani kısacası erkek ve dişi varlıklar nasıl oluşmuştur? Evrim Ağacı olarak bu konuyu şu şekilde açığa kavuşturabiliriz: Eşeyli Üreme. Üstelik sadece bu da değil. bütün insanlar devasa bir kırılma yaşamadılar. Bu ve bunun gibi olaylar sayesinde Eşeyli Üreme sonucu oluşturulan yavrular.E V R İ M A Ğ A C I Eşeyli Üremenin ve Cinsel Organların Evrimi Merhaba arkadaşlar. Bu virüs. günümüzde genelde böyle bir durumla karşılaşılmaz. Eşeyli Üreme ile ilgili olarak.bu yüzden emekleriniz için tekrar teşekkür ederim. aslanlar arasında kısa sürede ölüme sebep oluyor ve son derece de bulaşıcı. Örneğin son zamanları kasıp kavuran Domuz Gribi ve benzeri grip türlerine hemen hepimiz öyle ya da böyle yakalandık. Umarız herkese faydalı olur. yavruların hayatta kalma şansı artar. çünkü genetik materyal (DNA) olduğu gibi kopyalanır ve tam eşit olarak ikiye bölünerek yavrulara aktarılır.Eşeyli üreme sayesinde. bu virüs aslandan aslana bulaşacak ve tek bir aslanı öldürebilecek yeterliliğe sahip olduğu müddetçe. Bunların her birinin hayata tutunma şansı birbirinden farklıdır. birbirinden farklı bireyler üretilebilir. Eşeysiz Üreme’nin neden olumsuz olduğuna dair bir örnek verelim: Eğer ki günümüz aslanları mitoz ile ürüyor olsaydı (bir aslanın bir anda ikiye bölünerek iki ufak aslan oluşturduğunu düşünelim. Bu galiba Evrim konusunda en sık sorulan sorulardan bir tanesi. ancak aslan benzetmemizde olduğu gibi. ana-babadan farklı olabilirler. Çünkü aslanlarda hiçbir genetik çeşitlilik yoktur ve her bir birey.. Gelen soru şu şekildeydi: öncelikle söylemeden geçemeyeceğim. Bu sayede. Aslanlar arasında genetik çeşitlilik bulunmadığı ya da çok çok az bulunduğu için. Böylece.. bölünmeden sonra oluşan 2 aslan.doğru. Ancak. birbirinin tıpatıp aynı olan bireylerden oluşacaktır. bilimsel ve güvenli bilgileri sizin gibi bilimi benimsemiş ve türevi sayfalardan almaya ve yaymaya çalışıyoruz. varsa paylaşabilir misiniz?ifade edebilmişimdir umarım kendimi.paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim. oluşacak olan popülasyon. başka pek çok fayda sağlar. her şeyden önce bilmemiz gereken nokta şudur: Eşeyli Üreme. bulaştığı her aslanı öldürecektir. pek çok sebepten ötürü Doğal Seçilim tarafından desteklenmektedir. Çünkü her birimizin genetik çeşitliliği birbirinden çok farklı. 289 . eşeyli üreme sonucu sağlanan çeşitliliktir.bugün bir yazı okurken tam olarak bilmediğim bir olay ile karşılaştım. Bu gripten yüzlerce kişi öldü. birbirinin aynısı olan (ama her anlamda aynı!) aslanlar! Şimdi.acaba dişi ve erkek oluşumuyla ilgili elinizde bir makale. bölünme geçirecek olan aslan ile. mekanizmasından ötürü çeşitliliğe sebep olur. genetik ve fiziksel olarak birbirinin tıpatıp aynısı olacaktır (mutasyonlar göz ardı edilirse). Bunu sağlayan temel olgu. rastgele gen değişimi olan crossing over olayıdır. düşünelim ki aslanlardan birine ölümcül bir virüs bulaşıyor. virüse eşit derece dayanıksızdır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: . Yüzlerce.video vs. kimimiz gribin bazı türlerine. komik de olsa). Eşeyli Üreme. üyelerimizden Sayın Ohan Güler’in aşağıdaki sorusu üzerine bu yazıyı hazırlama ihtiyacı hissettik. basit bir virüsün etkisi altında. doğada. Böylece koca bir aslan soyu ortadan kalkacaktır. kimimiz sıtmaya.

Mayoz Bölünme. . günümüze kadar taşınmıştır. Mitoz Bölünme’de bu görülmez.Sex. Ayrıca bütün canlı gruplardaki yüksek benzerlik.ncbi. ikincil sebep olarak sayılabilir. mitoz bölünmeye göre oldukça komplekstir.edu/Courses/BIO48/19. Tabii ki en önemli sebep.htm http://en.html http://www. Çünkü doğada hemen hemen her zaman basitten komplekse doğru bir değişim / evrim vardır ve mayoz bölünme.Evol.brown.wikipedia.allaboutscience. çeşitliliğin arttırılmasıdır. Schurko ve Logsdon 2008). Eşeyli Üreme’nin bir sonucudur. Mayoz’un mitozdan nasıl evrimleştiğini adım adım ve tüm bulgularıyla anlatan muhteşem bir makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www. Karşılaştırmalı kanıtlar. Bunun dışındaki sebepler. 2005. mitoz bölünmeden evrimleşmiştir.E V R İ M A Ğ A C I . ilk eşeyli üreme ne zaman ortaya çıkmıştır? Hangi canlılar ilk defa mitoz bölünmeden mayoz bölünmeye geçmiştir? Şu anda net bir şekilde biliyoruz ki. DNA’da meydana gelen bozulmalar tamir edilebilir ve böylece yavrulara tamir edilmiş genler atkarılır.com/releases/2009/07/090706171542.genetics.pbs. mayozun sadece bir defa evrimleştiği fikrini desteklemektedir. Konuyla ilgili bazı önemli bilimsel kaynakları da burada vermekte fayda var: http://biomed.org/wgbh/evolution/sex/advantage/index.nlm. silici mutasyon denen ve genellikle zararlı olan mutasyon tipinin yavrulara geçmesini önler. mayoz bölünme.of. İşte bu sebeplerden ötürü. zarla çevrili organellere sahip) erken zamanlarında evrimleştiğini göstermektedir (Ramesh et al.Mayoz Bölünme. ilk ökaryotik canlılarda evrimleşmiş.nih. milyarlarca yıl önce.sciencedaily.org/wiki/Evolution_of_sexual_reproduction Peki. Eşeyli Üreme’nin avanrajlarıyla ilgili bir makale sunabiliriz. İlk cinsel organların iki farklı organizmada evrimleşmiş olabileceği düşünülmektedir: 290 .org/cgi/content/full/181/1/3 Kısaca durum şudur: Mayoz bölünme.HTML http://www.Mayoz Bölünme sayesinde.htm http://www. burada bir soru daha karşımıza çıkmaktadır: İlk cinsel organlar ne zaman ve hangi canlıda evrimleşmiştir? Bu soruya da bilim adamları cevap verebilmektedir. Crow’a ait: http://www.gov/pubmed/8062455 Peki.org/evolution-of-sex. Doğal Seçilim milyarlarca yıl önce Eşeyli Üreme’yi desteklemiştir. Wisconsin Üniversitesi’nden J. mayozun ökaryotların (karmaşık.F. eldeki bulgulara dayanarak.

pek çok köpek balığında çenenin ve dişlerin. F. ancak özelleşmiş üreme organları bulunduğu konusunda şüpheleri olduğunu söylemektedirler. dişiyi sabit tutmaya yaradığını belirtmektedirler.E V R İ M A Ğ A C I 1) Funisia dorothea: 565 milyon yıl kadar önce yaşamış olan bu tübüler omurgasızların ilk cinsel organları evrimleştiren canlılar olduğu düşünülmektedir. dorothea canlısında. bu canlıların eşeyli olarak ürediklerinin kesin olduğunu.: Bir tür balık olan bu hayvanın ilk defa cinsel organlar geliştirdiği düşünülmektedir. Ancak University of California’dan bazı bilim adamları. Droser lab. Çene gelişimini beslenmeye değil. ilk defa spermleri ve yumurtaları barındıran organların geliştiği düşünülmektedir. Bilim adamları. Çünkü bu hayvandan önceki hayvanlarda böyle özelleşmiş yapılar bulunmuyordu. ilk defa eşeyli üremeyi yaklaşık 410 ila 400 milyon yıl önce evrimleştirdiği düşünülmektedir. UC Riverside. Bu hayvan. UC Riverside Günümüz süngerleri ve resiflerinin ataları olan bu canlılar (süngerler. hayvanlar alemindendir). 2) Materpiscis sp. Fotoğraf Kaynak: Fossil photograph courtesy Droser lab. Funisia illustration courtesy Daniel Garson. çiftleşmeye bağlayan Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi bilim adamları. kalça kemiklerinin 291 .

thaindian.html 292 .nationalgeographic. spermler ile yumurtaların buluşma şansını düşürmektedir.com/newsportal/south-asia/first-sexual-intercourse-took-place-570-million-yearsago_10030119. son derece kaotiktir ve pek çok balık batmamak üzere sürekli yüzmek zorundadır. Ayrıca.html http://news. böyle özel organların gelişmesinin sebebi şudur: Deniz. Bu sebeple ilk defa bu balıklar. kanca benzeri yapılar geliştirerek. daha yüksek verimle birleşebilmesidir.com/animals/copulation-fish-sex-fossil.discovery. Milyonlarca yıllık evrim sonucu. sperm ile yumurtanın daha kısıtlı bir ortamda. Bu da. dişilerin yumurta keselerine tutunmaya çalışmışlardır.html http://www. ********************* http://news. dişilerin de yumurtalarına giden çukurluk genişleyerek dişi cinsel organının oluşturmuştur.com/news/2008/04/080401-first-sex_2. Yani cinsel organların evrimleşme sebebi.E V R İ M A Ğ A C I özelleşmesi sonucu cinsel organların geliştiğini düşünmektedir.

” Bunu biraz daha bilimsel bir anlatımla.000 farklı cinsiyeti olduğu bilinmektedir.cü cinsiyetlere sahip hayvan türleri var mı? şimdiden teşekkür ederim. Zira sorduğunuz soru. onlarca yıldır ise bilim insanlarının kafasını kurcalayan bir soru. şansınız oldukça artardı. iki cinsiyetlilerde görülen %50’den. tür için bir avantajdır. Laurence Hurst şöyle anlatmaktadır: “Bir diskoda bulunduğunuzu düşünün. Ancak çok net olarak bildiğimiz bir krallık olan mantarların 36. Evrim Ağacı olarak kendilerine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Betül Çıktay. Betül Çıktay bize şöyle bir soru yöneltti: Merhabalar. Bu durumda.E V R İ M A Ğ A C I Canlılarda Neden Sadece İki Cinsiyet Bulunur? Sayfamız üyelerinden Sn. belki de yüzlerce yıldır insanların. İstediği zaman bölünemez ve belirli dönemlerde. şu şekilde sunabiliriz: 100 cinsiyetli bir canlı grubunun bir cinsiyeti. Aslında pek de “küçük” bir soru olmadığını da şakayla karışık olarak belirtmek isteriz. neden iki cinsiyet var? eşeysel demrfzmler mevcut bu konuda acıklamalar var ama yine de neden iki tane oldğu konusunda merak içindeyim. Bilim insanları bu soru üzerinde uzun yıllardır araştırmalar yapmaktadırlar ve Prof. eğer iki cinsiyete sahip bir türden bir canlıysanız. Hurst’ün mitokondriyal DNA’nın aktarımıyla ilgili bir noktada. hücrelerimizin çekirdeğinde bulunan DNA mitoz veya mayoz ile yavrulara aktarılmaktadır ve belirli yasalara tabidir. hücre dışı etkilere ve belirli büyüme oranlarına verilen tepkiyle bölünme ve DNA çoğalması gerçekleşir. Ancak hücrenin “enerji merkezi” olan mitokondrimiz içerisinde bağımsız olarak bulunan ve “mitokondriyal DNA” denen genetik materyalimiz. İşte bu avantajın var olmasına rağmen canlılığın iki cinsiyetle sınırlanması. doğru eşleşmenin gerçekleşme ihtimali yaklaşık yüzde ellidir. Yine de. günümüz bilimi ve bilgisi ışığında elimizden geldiğince cevaplamaya çalışalım: İlk olarak şu bilgiyi vermekte fayda var: Tüm canlılarda cinsiyet sayısı 2 değildir. Teknik olarak. Amacınız eve görtürecek birini bulmak ve ışıklar kapanıyor. Ancak bir kural olduğunu varsayalım: Çarptığınız ilk kişiyi götürmek zorundasınız. Güzel sorunuz için teşekkür ederiz. %99’a çıkardı. evrimsel bir gizemdir. bir eş bulma şansı. Ayrıca “slime mold” olarak bilinen bir çeşit protistanın da 13 farklı cinsiyeti bulunmaktadır. çekirdekteki DNA’dan ve hücre olaylarından bağımsız olarak ve çok hızlı bir şekilde çoğalabilir. 293 . İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nden Prof. kendisinden başka bütün cinsiyetlerle çiftleşme olanağı bulunsaydı. Bilindiği üzere. Ancak %99’undan fazlasında durum böyledir ve istisna bulmak pek de kolay değildir. bir veya iki cinsiyete bölünmüştür: Cinsiyetsizler ve erkek-dişi iki-biçimliliği. Ancak bunların ve bunlar hariç birkaç tek tük istisnanın dışında neredeyse tüm canlılık alemi.Kücük bi sorum olucak cinsiyetlerle ilgili . cinsiyet sayısının artması. bu soruya bir cevabı bulunmaktadır. Ancak 100 farklı cinsiyet bulunan bir türden olsaydınız ve diğer cinsiyetlerin her biriyle çiftleşebilecek olsaydınız. ikiden fazla cinsiyet olamazmıydı? Evrim ile bir çok cinsiyet 2ye düşmüş olma ihtimali var mı ?Birde hayvanlarda iki cinsiyet dışında 3. Bunu.

özel bir mekanizma. evet. orada da görebilirsiniz ki mitoz bölünme bizim gibi canlılar için oldukça tehlikeli bir üreme yolu olurdu. Çünkü genetik materyal olduğu gibi kopyalanırdı ve bu şekilde kopyalanan DNA’mızı öldürebilecek bir mutasyon ya da virüs. Bir takım diğer görüşler de mevcuttur bu konuyla ilgili. çünkü hem mitokondriler çalışmaz hale gelebilirdi. Eğer ki bu mutasyon zarar veren tipten olursa da. Bu da bizi şu noktaya getiriyor: Mitokondriyal DNA’mız. tıpkı erkeklerin Y-kromozomlarını sadece babalarından alması gibi. bütün popülasyonun ölümü ile sonuçlanabilirdi. Bu hipotezi destekleyen ilginç bir bulgu da bulunmaktadır: Genel olarak iki cinsiyete sahip türlerde. çünkü %99’luk durumdaki kadar geniş bir çiftleşme ve mitokondiryal DNA aktarımı görülmez.E V R İ M A Ğ A C I İşte tam bu nokta. Ancak neden iki cinsiyetin olduğunun hala araştırılmakta olan bir konu olduğunu ve henüz tam olarak aydınlatılmadığını belirtmekte fayda var. Bu durumda. bir kısmına zarar veremez. mitokondriyal DNA’da meydana gelecek bir mutasyon inanılmaz hızlı bir şekilde bütün popülasyona yayılırdı. Eğer notlarımız arasından eşeyli üremeyle ilgili olan açıklamalarımızı okursanız. ********************* http://news.bbc. Eğer 100 farklı cinsiyet bulunsaydı ve her biriyle çiftleşme şansımız bulunsaydı. Bu da. bu da çekirdek DNA’mızın yapısının hızla bozulmasına sebep olabilirdi. ancak çoğu zaman bilimsellikten uzaklaştığı için bilim dünyasında kabul görmemişlerdir. Bu sebeple. bu artış. Ancak iki cinsiyet bulunduğunda ve bireylerin birbiriyle çiftleşme şansları %99 değil de %50 olunca.com/id/2174380/ 294 .uk/2/hi/sci/tech/specials/sheffield_99/447058. kontrolsüz gibi bölünen mitokondiryal DNA’larımızın popülasyonlara zarar vermesini önler.stm http://www. Ancak mayoz bölünme. üreme sırasında mitokondriyal DNA’nın aktarımını engeller. düğümü çözebilecek olan noktadır. hem de “transpozonal sıçrama” denen bir olayla mitokondrideki DNA’nın bir parçası kimi zaman çekirdekteki DNA’ya sıçrayıp yapışabilir. yavrular mitokondriyal DNA’larını her zaman annelerinden almaktadırlar (bölünmeyle ilgili bir durum). bu kritik durumun önüne geçilir.%99 çiftleşme ama çok ciddi bir yok oluş tehlikesindense..slate. tüm canlılığın bir anda silinmesine sebep olabilirdi. mitoz ile ve çok hızlı bölünmektedir.. Ancak “trade-off ” ilkesi dahilinde.co. %50 ihtimalle çiftleşme ama çok daha güvenli bir yaşam evrimsel olarak tercih edilir. Bu yüzden bunlara da değinmiyoruz. Bu da yukarıda bahsettiğimiz sorunun gerçekleşmesine engel olur. Ancak 36. belki çok cinsiyetli bir türe ait olmak temel olarak üreme şansımızı arttırıyor olabilir. çok kritik bir tehlike ile dengelenmektedir.000 farklı cinsiyete sahip olan mantarlarda. çeşitlilik yaratmaktadır ve bu tip ölümcül virüsler bir kısım genetik amteryale zarar verebilmekteyken.

Bu da çoğu zaman birkaç çaykaşığından fazla değildir. ot. insanların aklında gülünç imgeler canlanabiliyor. merak edenler için. aslında kan düşündüğünüz kadar düşün bir besin değerine sahip değil. Vampirlik ve Evrim Sayfamız okurlarından Sn. Bu 295 . Tek bir vampir yarasa. Çünkü içmek.” Kanın tadıyla ilgili bir sorunuz olacağını sanmıyorum ama daha önceleri de belirttiğimiz gibi. Aslında vampirler. yarasaya iğrenç gelebilecektir. dışkı üzerinden beslenebilir. Elimizden geldiğince cevaplayalım: İlk olarak. yaşadığı ortam dahilindeki besinlere uygun olarak evrimleşmiştir. bu sebeple beyninin tat ile ilgili kısmı da buna göre evrimleşmiştir. Her hayvan. insanların kendilerine göre uydurdukları göreceli bir kavramdır ve diğer hayvanlara genellenemez. Dolayısıyla bu. onlar için bir sorudur. yarasanın kurbanı uykusundan uyanmaz bile. hiçbir canlıyı riske sokacak kadar kan ememez. deri üzerinde ufak çizikler açarlar ve ağızlarındaki kimyasallardan ötürü kan. teşekkür ederiz. Kuşların yediği solucanlar da iğrenç gözükebilir ama oldukça lezizdir. oldukça aktif bir olayı çağrıştırıyor. Vampir Yarasa Bu noktada belirtilmesi gereken önemli bir nokta şudur: Aslında vampir yarasalar tam olarak kanı “içmezler”. Domuz. Atıl Kaan Kalaycı bize şöyle bir soru yöneltti: Evrim ağacı kardeş . Madem böyle . Vampirlerin de enerji ihtiyacı. çünkü vücudun dört bir yanına besin taşıyan yapı kandır. Bizim yediğimiz elma. sebze. ancak bu onun için lezizdir. aksi halde açlık ölmesinin uzun sürmeyeceğini duyuyorum. meyve yiyorsun?” diye sorabilir. “İğrençlik” kavramı. yarasalara da kötü geleceği anlamına gelmez. armut da. damar içerisinde akmak yerine ağza doğru difüzyona uğrar. neden vampir yarasa gibi hayvanlar bu şekilde verimsiz bir besinle beslenmek üzere evrimleşmişler ? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Atıl Kaan Kalaycı. ne zaman kan emen hayvanlarla ilgili bir belgesel izlesem . aldıkları kan ile karşılanabilecek kadardır. İlginç bir soru sormuşsunuz. bu yüzden kanla beslenen yarasaların çok fazla kan emmesi gerektiği . kanın tadının bize kötü gelmesi. bizim vampirlere vereceğimiz cevap aynıdır: “Çünkü benim enerji ihtiyacımı karşılayacak kadar besin içeriyor ve ayrıca tadı da çok güzel. kanın çok verimsiz bir besin olduğunu . çizikler o kadar ufak ve acısızdır. kuşlar için. zaten vakaların hemen hemen hepsinde. çünkü bir gün bir yarasa çıkıp da “Sen neden bunca et.E V R İ M A Ğ A C I Vampir Yarasalar. Biraz da dikkatli yanaşmak lazım bu soruya. Vampirlerden beklediğiniz cevap ile. hele ki popüler kültürün saçma ama ilgi çekici vampir hikayeleri düşünülünce.

Hipotez-3: Vampir yarasalar. Ancak vampir yarasaların sadece %0. Tahmin edilebileceği gibi yine filogenetik ilişkilerden dolayı bu hipotez güçlü bir hipotez değildir. burada şu soru karşımıza çıkıyor: Yarasaların kan içmeye başlamasının kökenleri neye dayanıyor? Bunun hakkında pek çok fikir ortaya atıldı.E V R İ M A Ğ A C I arada söyleyelim. meyve yiyen yarasalardan evrimleşmiştir. Hipotez-2: Vampir yarasalar. ağızlarında bulunan kuduz virüsüdür. meyveleri yemek ve içlerindekileri emmek için keskinleşip özelleşen dişlerinin zamanla hayvanların kanını emmek için kullanılması şeklinde gerçekleşmiştir.5’inde bu virüs bulunduğu bilinmektedir. Bu olay. filogenetik olarak çok açık olmayan. Ancak bu hipotez de. sonraları çürütülmüştür. hem otçul) atalardan evrimleşmiştir ve sonraları karada yaşayan hayvanların yaralarından beslenerek bu vampir özelliğini kazanmışlardır. Şimdi. Bunlara bir bakalım: Hipotez-1: Vampir yarasalar. zoraki bir varsayıma dayanır ve dolayısıyla anlaşılması güçtür. Çünkü vampir yarasalara yakın olan hiçbir yarasa. Ancak bu hipotez. dolayısıyla ısırık sonrası önlem almakta fayda vardır. etçil değildir. uyuyan hayvanlara (domuzlar. küçük tetrapodları yiyen etçil* yarasalardan evrimleşmiştir ve zaten et yemek için özelleşen sivri dişleri kolayca kan emmek üzere deriyi kesmeye adapte olmuştur. ağaçlar üzerinde yaşayan omnivor (hem etçil. ancak aşırı paniğe de gerek yoktur. Vampir Yarasa (Tavuktan beslenirken) Vampir Yarasa (Eşekten beslenirken) Vampir yarasaların en kritik tehlikesi. çünkü vampir yarasaların meyve yiyenlerle filogenetik akrabalığı uzaktandır. atılıyor. 296 . vampir yarasalar genelde gecenin en karanlık vaktinde. dolayısıyla böyle bir evrimden söz edilemez. inekler ve hatta insanlar) saldırırlar.

böcek ve parazit haricinde doğrudan kaba et yiyen hayvanlar olarak kullanılmıştır. Bu hipotez oldukça güçlüdür. dış parazitlerle beslendiklerinden çok daha etkin olarak beslenmeye başlamışlardır. Vampir yarasaların ataları da. Ancak bu. diğer hayvanlar üzerindeki kenelerle beslenmeye çalışırken yaraları daha fazla deşerek kapanmasına engel olurlar. diğer böcekçil ve parazit yiyen yarasaların neden vampirlik özelliği kazanmadıklarını açıklayamamasıdır.E V R İ M A Ğ A C I Hipotez-4: Vampir yarasalar. 297 . üzerinde en çok durulan hipotezlerdir. Bu son iki hipotez. Örneğin öküz-kakan olarak Türkçeleştirebileceğimiz “oxpecker” isimli kuşlar. bu parazitlerin yenmesi sırasındaki sapmalardan ötürü (yanlışlıkla konak hayvanı yaralama gibi) diyetlerinde değişim olmuş ve akan kandan. evrimsel ilişkileri belirlememizi güçleştirmektedir. Yani parazitler yerine böceklerin yendiği ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda ardı arkası kesilmeyen araştırmalar. geçirdikleri evrimsel süreçlerle ve daha nice parametreyle ilgili olabilir. En büyük açıkları. Ne yazık ki vampirlere ait kısıtlı fosil kaydımızın bulunması. büyük hayvanlar üzerindeki dış paraziitlerle beslenen atalardan evrimleşmiştir. sonunda en gerçek bilgiye ulaşmamızı sağlayabilecektir. bu defa vampir yarasaların vampirlik özelliğini büyük hayvanlar üzerinde biriken böcekleri yiyen yarasalardan evrimleşerek edindiklerini ileri sürmektedir. çünkü doğada bunun gibi yaraları açık tutmaya veya istemeden başka hayvanlara zarar vermeye sebep olan avcılar vardır. bu şekilde bir yoldan kan ile beslenen bir canlıya evrimleşmiş olabilirler. “etçil”. vampir yarasaların beslendikleri ortam ile. Not: Yazı içerisinde. Zamanla. Hipotez-5: Bir önceki hipoteze benzer olarak.

Kambriyen Patlaması dediğimiz dönem öncesi. 3 milyar ila 1. diğer hücre bünyesinde kloroplastlara evrimleşmişlerdir. arkeler. Bundan sonra.2 milyar yıl öncesi arasında evrimleşen tek hücreli ökaryotik yeşil alglerdir. Sadece hayvanlar ve bitkiler değil. böyle bir soruya detaylı bir cevap vermek gereksiz olacaktır (yani “soru sormak” ile “doğru soruları sormak” arasındaki farkı görüyoruz). Ancak sizin sorduğunuz soruya ancak çok çok geniş bir cevap verilebilir. Bu ökaryotların bitkiler açısından en önemli adımlarından biri.8 milyar yıl öncesine kadar sayılarını iyice arttırarak bizlere trilyonlarca fosil bırakmıştır. kloroplastların da evrimi sayesinde çok daha etkinleşmişlerdir. siyanobakteriler serbest olarak işlev görmekten çok. Bu sayede ökaryotlar da. protistalar ve mantarlar da nesiller boyunca evrim geçirmişlerdir. çok hücrelilik gelişmeye başlamıştır. diğer canlılara göre gerçekten çok eskilerde yaşamıştır. ökaryotik hücreler de evrimlerini sürdürmüş. Çünkü devasa bir alemin genel evrimini soruyorsunuz. Ordovisyen Dönemi’nde ilk defa bitkiler karaya çıkmaya başlarlar ve buldukları 298 . Genel cevap ise şöyledir: Bitkileri var edecek ilk canlılar. ökaryotların evrimleşmeye başlamasıyla (Bkz: Endosimbiyotik Teori). daha aktif ve organize bir şekilde fotosentez yapabilmeye başlamışlar. İlk dönemlerine bu algler tabakalar halinde oluşmuş ve okyanus içi ve yüzeylerinde birikmişlerdir. Daha sonraları. Bundan 450 milyon yıl önce. milyonlarca yıllık evrim sonucunda da siyanobakteriler. böylece oksijensiz solunumdan oksijenli solunuma evrimi tetiklemişlerdir (oksijenin en başlarda tüm hayvanlara bir zehir etkisi yaptığını ve pek çok türün oksijen sebebiyle yok olduğunu belirtmek gerekir). Bu bakteriler. sırası ve sonrasında. bakteriler. Daha sonradan. geçirmektedirler ve geçireceklerdir.5 milyar yıl önce evrimleşmiştir ve 2. Fotosentez yapabilen ilk tek hücreli bakteriler olan siyanobakteriler ilk defa yaklaşık 3. daha sonradan oksijen üretimleri sayesinde Dünya’daki oksijen miktarını hızla arttırmışlar. Dünya üzerindeki her canlı evrim geçirerek modern haline ulaşmıştır. diğer hücrelerin içerisinde bir organel olarak işlev görmeye başlamışlardır. Dolayısıyla sadece “Çam ağaçlarının evrimi nasıldır?” diye sorsanız bile upuzun bir yazı çıkacakken. içerisinde milyonlarca tür bulunuyor ve bunların her birinin ayrı bir evrimsel geçmişi var.E V R İ M A Ğ A C I Bitkiler’in Evrimi’nin Kısa ve Dar Bir Özeti Sayfamız okurlarından Sayın Emre Kaya bize şöyle bir soru yöneltti: bitkiler de evrim geçirmiş midir? o halde süreç nasıldır? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Emre Kaya.

Günümüzden 40 milyon yıl önce. ilk defa otlar evrimleşmiş ve çok yüksek bir başarıyla ulaşarak Dünya’nın dört bir yanına yayılmışlardır. bitkilerin organizasyonlarının değişmesi üzerinde olmuştur. Bu başarılarının arkasında boyutlarının küçük olması. Bu çeşitlenme. Günümüzden 370 milyon yıl kadar önce. 420 milyon yıl önce Silüryen Dönem’de ise evrim hızlarının doruğuna ulaşırlar ve inanılmaz bir hızla çeşitlenirler. Erken Kretase Dönem’de. En büyük etkisi. Ancak konunun genel hatlarının anlaşılması açısından bu kadar detay yeterli olacaktır. karasal omurgalı hayvanların (bu dönemde karaya çıkış çoktan gerçekleşmiştir. Bitkilerin evrimini. Bu dönemde kökler ve yapraklar oluşmaya başlamıştır. düşük karbondioksit seviyelerinde hayatta kalabilmeleri. bitkileri göreceli olarak az etkilemiştir.4 milyon yıl önce gerçekleşen ve denizlerdeki türlerin %96’sını. Orta Devonyen Dönem’de ise günümüzdeki bitkilerin çoğu ve ataları evrimleşerek ortaya çıkmıştır. Tohumların evrimi ve karmaşıklaşma sayesinde uzun ağaçlar evrimleşmeyi başarmış ve ayakta kalabilmeye başlamıştır.E V R İ M A Ğ A C I engin. Bu evrimleri günümüzden 140 milyon yıl öncesi ile 65 milyon yıl öncesi arasını kapsayan Kretase Dönem’de ve 65 milyon yıl öncesiyle 2 milyon yıl öncesine kadar süren Tersiyer Dönem’de tavan yapmış. yatmaktadır. Günümüzden 200 milyon yıl öncesinde. Günümüzden 251. bitkilerin evrimini ele aldığımız için bahsetmedik) %70’ini. İskoçya’da bulunan Rhynie Silisi denen fosil yatağında çok net bir şekilde görülmektedir. boş alanlarda hızla yayılmaya ve evrimleşmeye başlarlar. ilk defa günümüzdeki çiçeklere benzeyen yapılar fosilleşmiştir. Permiyen-Triyasik Kitlesel Yok Oluşu dahi durduramamıştır. Evrimsel Tarih’i dallanıp budaklandırmak ve çeşitlendirmek mümkündür. Triyasik Dönem’de ise ilk defa çiçekli bitkiler evrimleşmeye başlamıştır. günümüzden 130 milyon yıl öncesinde. böcek türlerinin bir kısmını yok eden bu kitlesel yok oluş (Bkz: Kitlesel Yok Oluşlar ile ilgili yazımız). 350 milyon yıl öncesindeyse tohumlar ve tohumlu bitkiler evrimleşmeye başlamıştır. 299 . vs. son derece hızlanmış ve çeşitlenmiştir.

Evrim’i Çürüten Hayvan”: Bombardıman Böceği ve Evrimi Merhaba arkadaşlar. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Bombardıman böcekleri. Her neyse. bize ders vermiş bir edayla sorusunu soranlara cevap olacaktır.kimyasallrın hızlı tepkime için gereken enzimleri içeren başka bir deyişle büzyen tüo vasıtasıya bağlanan bir bölüm içinde . sıvı üretci özel loblar. lütfen aklınızsıra Evrim’i çürüttüğünüzü sanıyorsanız ve hele ki bu işin hiçbir eğitimini almadıysanız ve Bilimsel Değer Sorgulama Testi’mizi geçemeyen kaynaklara sırtınızı dayıyorsanız. Kendisini küçük düşürmek istemediğimiz için adını vermeden sorusunu aktaracağız. duvarımıza yazmış ve ne yazık ki istenmeyen filtresine takılan Evrim karşıtı ve bilim düşmanı bir okurumuzun. Evrim karşıtlarının iddiaları arasında kafanıza takılan varsa düzgün bir dille bize sorun elbette. Paussini. eğitimini alan kişiler olarak bize bilimle kafa tutacak diğer okurlarımıza veya Evrim Karşıtları’na. hiç şüphesiz. (dawkins’in böülümü alıntıdır) şimdiiiiii dawkins hidrojen peroksit ve hidrokinonun.*** Bugün bu şekilde sarkastik bir başlık seçmemizin amacı. hem de büyük bir heyecanla Evrim’i çürüttüğünü sanıp. %100 yanılıyorsunuz.2-1. Ancak bize. Ve aynı ihtimal değeriyle sorduğunuza pişman olacaksınız ve küçük düşeceksiniz. Ozaenini ve Metriini kabilelerini barındıran bir ailenin genel adıdır.nasıl çok yüksek bir konsantrasyonda üretildiğine açıklık getirememiştirAma asıl soru şu kompleks biyokimyasal sistemler nasıl olur da aşamalı olaak nasıl oluşur . İşte tam olarak bu sebeple. Genellikle 1. Bunlardan Brachinini kabilesi içerisinde yer alan Brachinus cinsi en yaygın olan türleri barındırır.atlamadı oysa patlaması gerekiyordu ve ben hala hayattayım bu karışımı bu böcek yüksek ısıda düşmanına püskürtür ama bu iki sıvı katalizor olmadan yüksek tepkime vermez.Birinde hidrojen peroksit birinde hidrojen kinon ve saldırı anında ikisi karışıp çok yüksek bir sıcaklığa çıkar ve düşmanının yüzüne püskürtür Richard Dawkins şöle bir cevap verir bu soruyo elime bir şişe hidrojen peroksit aldım ve 50 kınkanatlıya yetecek kadarda hidro kinon aldım ve ikisini birden kaıştım ama p. Ailenin Latince ismi Carabidae’dir. onları kullanarak tüm bilimi zan altında tutarsanız. lafı uzatmayalım ve bizi böyle sert bir girişe iten soruyu ve soruluş biçimini aktaralım. bilimsel yanılma payının da ötesinde. *** Bu kısmı okumanız şart değildir. *** Bu kısmı okumanız şart değildir.kınkanatlının şimdiki sistemini kazanıncaya kadar geçen evrim aşamaları nelerdir.E V R İ M A Ğ A C I “Dawkins’in Bile Cevap Veremediği. elimizden geleni ardımıza koymaz.*** Okurlarımızdan biri bize şöyle bir soru yöneltti: Kınkanatlı böceğii:saldırı öncesinde. en doğru kaynakları kullanarak size bilimsel bir cevap hazırlarız.. bilin ki. ancak zaten bu başlık.hidrojen peroksit ile hidrojen kinonun yoğun karışımı nı hazılar ve arkasındaki keseciğe yollar arkasındaki kesecikte büzgen kaslı iki bölme vardır..İkincisi de bu aşamalar arası geçiş nasıl olmuştur. 1983 yılında yayınlanan Aneshansley’in makalesinde belirttiği gibi Brachinini. Bu sebeple. en ağır cevabı Evrim Ağacı olarak bizden alırsınız.8 santimetre 300 . aşağıda örneği görüldüğü gibi. ünlü bilim insanlarının sözde cevap verememiş gibi lanse edilen. muhtemelen kopyala/yapıştır yöntemiyle iletilmiş ve aslında oldukça meşhur sorusuna cevap vermek istememizdir. hem Evrimsel Biyoloji ve bunun içinden gelen.

sorunun sahibinin de belirttiği gibi. Tüm bu mekanizmalar. Richard Dawkins’in 1987 yılında yayınlanan Kör Saatçi kitabında. Evrim Karşıtları’nın İddialarının Temelleri: Evrim Karşıtları. sıklıkla (ve bilerek) düştükleri bir hatayla. hızlı bir şekilde hidrojen peroksiti yıkıma uğratırlar ve hidrokuinonların p-kuinonlara oksidizasyonunu katalizlerler (bu tepkimeyi hızlandırırlar). vücut uzunluklarının 4 katı uzaklığa püskürtme yapabilirler. Güney Amerika. Püskürtme Mekanizması: Mekanizmanın çalışması şu şekildedir: Salgı hücreleri hidrokuinonlar ve hidrojen peroksit salgılarlar ve bunu vücut içerisindeki bir rezervuarda biriktirirler. akışkan jet halinde (ince. bunlardan başka kimyasallara da sahiptir. Bu açıklık. Diğer türlerse genellikle püskürtme şeklinde veya akıtma şeklinde bu işi görmektedirler. Bu sebeple. ayrıntısıyla Anenshansley ve Eisner’in 1969 tarihli makalesinde. Kimi türler. Evrim Karşıtları’nın dikkatlerini çekmesini hak edecek şekilde. Zaten sonradan. kaynar bir zehir şeklinde düşmanına püskürtür ve kendini korur. Bu sebeple böceklerin odacıkta aynı zamanda tepkimeye engel olacak bir inhibitör bulundurması gerektiği. Hatta sıvıların beşte biri buharlaşır. 1978 yılında 301 . büyüleyici bir özelliğe sahiptir: arka kısmında depoladığı kimyasalları yüksek sıcaklıkta karıştırarak. Ancak daha sonradan. Bazı türlerin sistemleri tam olarak incelenmemiştir.E V R İ M A Ğ A C I boylarındadır ve Kuzey Amerika. Larvaları. konuyla ilgili önemli makaleler olan Schildknecht ve Holoubek’in 1961 tarihli bir makalesi. Bu rezervuar. Avrupa. İlginç bir şekilde bu yalan. katalizörler ve peroksidazlar. Bu reaksiyonlar sonucu serbest oksijen ve odacık içerisindeki kimyasalları kaynama noktasına eriştirecek kadar ısı açığa çıkar. Bu sebeple kafaları iyice karışmış (veya karıştırılmış) ve gerçeklerden uzaklaşmışlardır. Şimdiye kadar bilinen türlerden en az birinde. Bu gazların basıncı sebebiyle odadaki sıvı üzerinde itme kuvveti oluşur ve böceğin. Bu odanın duvarları katalizörler ve peroksidazlar salgılayan hücrelerle çevrilidir. makaleleri kafalarına göre kendi dillerine çevirmekte ve istedikleri gibi anlamaya meyilli olmaktadırlar. tam püskürme sırasında ise inhibitöre engel olacak bir anti-inhibitörün salgılanması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Schildknecht’in makalesinin çarpıtıldığı fark edilmiştir. diğer böceklerle beslenmektedir. bu iki kimyasalın bir araya karıştırıldığında asla kendiliğinden tepkimeye girmediği ispatlanmıştır. Bombardıman Böcekleri. Afrika ve Avusturalya’da bulunurlar. iddiaları arasında asla yukarıdaki gibi düşünceler yer almamaktadır. Bu iki bölme arasında kontrol edilebilir kaslar bulunur. üst üste 29 defa. karın bölgesinin en ucunda bulunur. yüksek basınçlı akışkanlık durumu) çıkmaktadır. Fışkırtma şeklinde püskürtenler. Rezervuardaki kimyasallar bu odacığa geçtiğinde. Dean ve diğerlerinin 1990 yılında yayınladıkları makalede açıkladıkları üzere. bilerek çarpıtılmış ve hidrojen peroksit ile hidrokuinonların bir odacık içerisinde tutulduklarında spontane olarak patlamaya sebep olacakları iddia edilmiştir. tehdit altında odacığın çıkış deliğini kaslarıyla açması sebebiyle yüksek basınçla bu zehirli karışım dışarıya fırlar. böceğin arka kısmında daha kalın duvarlı ve geniş bir odacığa açılır. ancak temel mekanizma bu iki kimyasal ile ilgilidir. Anenanshley’in 83 tarihli makalesinde ve Eisner’in 89 tarihli makalesinde ayrıntısıyla anlatılmaktadır.

birikimli seçilim sayesinde. dolayısıyla hücreler üzerinde bir katman halinde kalırlar. Holldobler ve Wilson’ın 1990 yılındaki bir makalelerinde. En temel üretim amacı. 2) Bu kuinonlardan bazıları deri hücreleri tarafından emilmez ve kullanılmaz. baskısında nasıl ışığa duyarlı hücrelerin insandaki gibi karmaşık bir göze evrimleşebileceğini açıkladığı ve sonradan 21. ancak bu “oluş”un nasıl olduğu hiçbir zaman açıklanmaz ve irdelenmez. avcılarından daha kolay kurtulmasına yarar. 3) Bu katmanların etrafındaki kasların bir miktar özelleşmesi ve kılıf haline gelmesi sonucunda. bombardıman böcekleri birikmiş kuinonları dışarıya püskürtme fırsatı bulabilmiştir. Kanserle hiçbir mücadele yöntemimiz olmazdı (çünkü o kontrolsüz bölünen hücreler de bir şekilde “oldurulmuştur”. Bu da. Bu noktada. bu karmaşık Bombardıman Böceği sorusuna cevap verebilir. önemli bir adımdır. Eğer bilim. 1981 yılında Hitching tarafından. Bu. bilim bu tip aşağı seviye iddialara takılmayacak kadar erdemlidir ve insanın merakını tatmin edecek. pek çok eklembacaklıda bulunmaktadır. diğer yüzlerce böcekte sıradan bir ürün olarak üretilmektedir. Gerçekten de bilimin en güçlü kollarından biri olan Evrim. Bu karmaşık sistem. 302 . Ve bilim. Dettner’in 1987 yılındaki makalesinde incelenmektedir. nesiller boyunca gelişip bugünkü ilginç halini alabilir. Bu sistem. Ancak ön-uyarı (akıtma) sayesinde hayvanlar henüz avcının ağzına girmeden avcıyı uyarmış ve tiksindirmiş olurlar. çok önceden çürütülmüş olmasına rağmen. Bu böceklerin incelendiği bir makale olarak Eisner’in 1970 yılındaki makalesi verilebilir. Bombardıman Böcekleri’nin Savunma Sistemlerinin Basamaklı Evrimi: Günümüz bilimi. Onların iddialarında doğaüstü güçler bunları “oldurmuştur”. yavaş yavaş. tıpkı Darwin’in 1872 yılında yayınladığı Türlerin Kökeni’nin 6. irdelemeye gerek yoktur!). 4) Bu kılıf yapılarının derinleşmesi ve kaslarla desteklenmesi sonucu. somut cevaplar arar. 1983 ve 1993 yıllarında Huse tarafından ve bazı yaratılışçı dergilerde 1990 yılında tekrar tekrar gündeme getirilmiştir. Bu sırada yaralanmalar ve hatta ölümler meydana gelebilecektir. Bu da böceğe avantaj sağlar. o zaman diğer herhangi bir disiplinin bu soruya gerçek ve tatmin edici bir cevap vermesi de mümkün olamaz. eğer cevap verememişse şayet. bombardıman böceklerinin daha ilkin bir eklembacaklıdan kademe kademe nasıl evrimleşmiş olabileceğini şu şekilde açıklamaktadır ve bu konuyu destekleyen oldukça fazla veri bulunmaktadır: 1) Kuinonlar. bilimsel olarak bilmemiz gereken bilgi şudur: Evrim karşıtı düşüncelerin hiçbiri. deri hücrelerinin tabakalarını güçlendirmektir. kimyasalları üreten böceklerin avcılarına. sonrasında ise ağızdan dışarıya atılır. çünkü normalde bu tip kuinon içeren savunma sistemine sahip pek çok hayvan önce avcı tarafından yenir. bugün penisilin bile icat edilememiş olurdu (çünkü bakteriler ve virüsler de bir şekilde “oldurulmuştur”.E V R İ M A Ğ A C I Gill tarafından. kuinonları avcılarından korunmak için kullanmaktadır. Bu. Neyse ki. irdelemeye gerek yoktur). bombardıman böceklerinin kuinonları az miktarda biriktirmesi mümkün olmuştur. zaman içerisinde. Bu kimyasalların tatları. çünkü kuinonların biriktirilmesi. yüzyılda bu açıklamanın geçerliliğinin ispatlandığı gibi. bu karmaşık (ve hatta en basit) sistemlerin nasıl “var olduklarını” açıklayamazlar. böceğin tadının kötü gelmesine sebep olurlar. bu insanların yolunu izleyecek olsaydı. Günümüzde halen pek çok eklembacaklı. Benzer bir mekanizma. Ve bir şeyin nasıl var olduğunun cevabını sadece ve sadece bilim verebilir. bu kafa yapısındaki insanların “bilimsel kaynak” ve “bilim” anlayışlarını (?!) ortaya koymaktadır. Ve hatta belki de insan soyu tükenmiş ya da hala kabileler halinde yaşıyor olurduk.

pek çok böcekte. pek çok karınca tarafından kullanılmaktadır. diğer böceklerle kıyaslanarak. kendi başlarına bırakıldıklarında çok uzun sürelerde. 6) Eisner’in 1970 yılında yazdığı gibi. bu da normalde dışarıya “akıtmak” 303 . Bu da kademeli evrim ile gerçekleşebilir. dolayısıyla karışımın sıcaklığı da yükselmeye başlar. Rezervuarın deri tabakası da. ürettikleri hidrokuinonları rezervuarın içerisine akıtacak şekilde evrimleşmiştir. bir araya gelmiş ve ayrı bir salgı organı haline gelmişlerdir. bunları salgılayan hücrelerin belli bir lokasyonda bu kimyasalları biriktirmesidir. daha defansif bir özelliğe sahip olan kuinonlar. gereksiz yere dışarı akmaktadır. Bu sayede. tek gerçekleşen olay. avcılara karşı avantaj sağlayacaklardır. 11) Katalazlar. çünkü çok daha sağlamdır ve çok daha hızlı ve güvenli iletim sağlanabilir. ayrıntılı bir şekilde Forsyth’in 1970 yılındaki makalesinde incelenmektedir. Bu sayede bombardıman böceği bu önemli sıvıları daha bol miktarda depolayabilir. sayfalar arasında aktarıldığı gibi. avantajlı hale geçer ve bu yöne doğru evrim gerçekleşir. Ancak bu. 8) Bu kanallar. içerisindeki sıvıya uygun olarak kademeli olarak evrimleşir (karşılıklı evrim). Her biri. uzun bir süre bombardıman böceklerinin bu hafif ama eskisinden farklı (dolayısıyla avcıların alışık olmadıkları) kimyasalla kendilerini savunmasına yaramıştır. bombardıman böceklerinde. Dolayısıyla bunların ekstra bir üretimine gerek yoktur. Bu evrim. 7) Hidrokuinon salgılayan hücreler. Ayrıca rezervuar dışarısında kalan bazı hücreler de özelleşerek. Karıncalar da karınlarının üzerinde bu tip savunma sıvılarını biriktirir ve gerekirse bu sayede avcılarından kurtulurlar. günümüzde net bir şekilde ayırt edilebilir. rezervuar içerisinde salgılamak üzerine çalışan hücreler göç ederek. Evrim Ekonomisi’ni zora sokmaktadır (çünkü bir hayvan sürekli tehdit altında olamaz).E V R İ M A Ğ A C I 233. Bu yeni kimyasallardan biri hidrokuinonlardır. rezervuar içerisinde katmanlar oluşturarak pek çok farklı hidrokuinonun oluşturulup saklanmasını sağlamışlardır. kuinon ile birlikte diğer kimyasallar da savunma sistemine katılır. Bu da. Zamanla. Bu sebeple. Peroksidaz da benzer bir katalizördür ve bitki. Bu. rezervuarların çıkışı kas kontrolüne girer ve gereksiz sıvı akışı önlenir. Bu organ. diğer böceklere göre artık çok daha bol miktarda üretilen hidrokuinonlar. vücudun pek çok hücresinde meydana gelen kimyasal olayların bir yan ürünüdür. hücre dışarısında ama rezervuar içerisinde hidrokuinonlarla karışmıştır. 10) Hidrojen peroksit. İşte bu atıklar. 12) Her geçen nesilde daha fazla peroksidaz ve katalaz bulunduğu için. zehirli bir kimyasal olan hiddrojen peroksitin parçalanmasını ve hücreye zarar vermeden uzaklaştırılmasını sağlar. 5) Bu kılıflar. kaslarıyla bu sıvı çıkışını kapatabilmeye daha yatkın olanlar. Çünkü sadece kuinon kullanan yaygın böcekler sebebiyle pek çok avcı kuinona karşı savunma geliştirmiştir (Doğal Seçilim sebebiyle) ve bu sebeple değişik kompozisyonlara sahip böcekler. 9) Normalde halen üretilen salgılar dışarıya akarak sürekli bir savunma sağlarlar. rezervuara ürettiklerini ince kanallar sayesinde iletebilmektedir. Üstelik. Nesiller sonra. zamanla iletim demetleri haline gelir. daha da fazla sıvı barındırabilmek adına derinleşir ve artık rezervuar halini alır. kimyasal tepkime sonucu açığa çıkan ısı artmaya. kimyasal bileşik içerisinde daha ağırlıklı olarak bulunabilir ve savunma mekanizmasının etkisi azalmamış olur. hayvan ve bakteri hücrelerinde bolca üretilir. Bu iki kimyasal. Ayrıca buharlaşmanın ve oksijen birikiminin artmasıyla (katalazın parçalayıcı etkisi sebebiyle) rezervuar içerisindeki gaz birikimi de artar. hidrojen peroksiti su ve oksijene dönüştüren bir katalizördür ve hemen hemen her hücrede halihazırda bulunur (peroksizom içerisinde). ve 237. Hücrelerimizin çok büyük kısmında peroksizom denen bir organel bulunur. çok yavaş tepkimeye girerler.

artık çok daha spesifik bir nokta atışı yapılabilmektedir. bunların torunlarıdır. Çünkü eskiden çok daha yaygın bir alan kimyasala bulanmaktayken.000 tane sayabiliriz. bugünkü bombardıman böceklerinin tepkime odasındaki basınca yaklaşır.com/note. kimisi diğerleri ile aynı anda veya karşılıklı olarak evrimleşebilir. Daha küçük alt-basamaklara kolayca bölünebilir. çok daha yüksek bir basınçla püskürtme gerçekleşir. Ki günümüzde var olan böcekler. Bu da. bunlardan çok daha karmaşık modelleri bile evrimleştirmiştir. Eğer aradığınız birden fazla türde bu özelliğin gelişmesiyse. kademeli evrim açıklanabilmektedir. zaten sorunun soruluşu bile bunu göstermektedir. Bu da. nişan almanın gelişmesini gerektirmektedir. zira evrim zincir tepkime şeklinde değil. Bu odacık. 15) Bu sırada böceğin karın kasları da özelleşerek bu sıvının atılacağı yerin ayarlanmasını sağlar. içerideki sıvıyı hafifçe fışkırtma şeklinde fırlatmasına sebep olur. 13) Karşılıklı evrim sayesinde rezervuarın duvarlarndaki hücreler daha da kalınlaşıp güçlenir. Kasları daha esnek olan bireyler daha avantajlı olacaktır ve nesiller içerisinde çok daha keskin nişancı olan bombardıman böcekleri evrimleşecektir. bu basamakta yapılan tanıma uymaktadır. dallanıp budaklanan bir ağaç şeklinde meydana gelir ve yukarıdaki basamaklardan birden fazlası bir arada meydana gelebilrir. Daha fazla katalaz ve peroksidazın birikimi sebebiyle odadaki basınç. Bunların tamamına yakını belirli oranlarda püskürtme savunma sistemine sahiptir. Yani aranan eğer “birden fazla tür” ise.php?note_id=167540773304006 Dolayısıyla.E V R İ M A Ğ A C I üzere açılan kasların.. diğerlerinde gelişmemiştir? Bu çok saçma bir sorudur. bu iddiayı ortaya atan Yaratılış Araştırmaları Enstitüsü başkan yardımcısı ve biyokimyager olan Duane Gish. 14) Duvarlar farklılaşarak yeni bir odacık oluşmaya başlar. zaten “Bombardıman Böcekleri” bir tür değil. Öte yandan sorunun diğer saçma tarafı şöyle ortaya çıkarılabilir: “Bu 40. Biz sadece ana maddeleri açmak için böyle bir sıralandırma kullandık. Dünya’nın dört bir yanına yayılmış yaklaşık 40. yukarıdaki basamakların nihai olmadığıdır. Çünkü hepsinin benzerleri doğada kolaylıkla gözlenebilen değişimlerdir. bilimsel kaynaklardan araştırma yapmak.facebook. bir familya (aile) adıdır ve altında. Bu basamaklardan hangisi imkansız ya da mantıksızdır? Hiçbiri. Bu sebeple günümüzdeki böcekler jet akımı halinde püskürtme yapabilirler. Bu sebeple kaslar açıldığında. Bu basamak. Sadece doğru bakmayı bilmek gerekiyor ve doğru.000 tür bir yana. zaten sertleşen ve kalınlaşan rezervuar odaları gibidir. Ve yine tekrarlayalım: bu basamaklar bir zincir halinde olmak zorunda değildir. Peki neden sadece bu türlerde bu özellik gelişmiştir de. unutulmaması gereken bir nokta. bu sistem göreceli olarak basit bile kalmaktadır. ama daha güçlüdür. böylece daha net bir geçiş görülebilir. dışarıya bir jet halinde değil.000 tür bulunur. Ve hatta doğa.. Gish ve en büyük destekçilerin- 304 . kendi şahsi inançları sebebiyle yenik düşmüştür. Ancak uzatmamak adına 15 basamakta kesmek istedik. neden diğerlerinde benzer bir evrim bekleyelim ki?” Bu da çok önemli bir sorudur ve neden başka türlerde bunun evrimleşmediğine dair soruya benzer bir diğer soru şudur: “İnsanlar neden uçamaz?” Bunların cevabını aşağıdaki yazımızda görebilirsiniz: https://www. daha çok köpüklü ve gazlı bir karışık püskürtür. tek bir tür bile olsaydı. böylece artan basınca dayanılabilir. Tabii. Bu noktada bir ara basamak da görmek mümkündür: Metrius contractus isimli bombardıman böceği. Görüldüğü gibi çok net bir şekilde. kendi bilim dalının kurallarına. Her sistemde açıklanabilir. diğer basamakların arasına entegre edilebilir. Doğrudan bu sırada evrim gerçekleşmiş olmak zorunda değildir. sadece kimyasalların karışması için özel olarak evrimleşen bir “reaksiyon odası” halini alır. Bu oda. size 40.

Elbette cevap verebileceği ve veremeyeceği sorular olacaktır. şu gülünç ve hoş videoyu akla getirmektedir: https://www. bir bilim insanı olmaya rağmen yalanların ortaya dökülmesinin verdiği utançtır. bizlerin aklına gelip gelebilecek tüm sorular. doğru düzgün hiçbir panel ya da konferansa katılmamıştır. Bahar Kılıç’a sonsuz teşekkürlerimizle. gözün evriminin açıklanmasından sonra bir daha hiçbir yazı veya kitap yazmamış. bilim insanlarını 30-40 sene geriden izlemektedir. şahsi inançlarınızda doğan iddialarınız desteklenirse sevinirsiniz. Şahsi inançlarınızı biliminize karıştırmamalı. Dawkins’in bilmemesi. Dawkins cevabı bilmiyor olabilir. Bu da. Görüldüğü üzere. dediklerinin tamamen doğru olacağını ve sorgulanmadan kabul edilmesi gerektiğini göstermez. Tekrar edelim. bir bilim insanıdır.E V R İ M A Ğ A C I den “İndirgenemez Karmaşıklık” saçmalığının fikir babası Michael Behe. bilim tarafından henüz açıklanmamış olabilir veya basitçe. bilimsel başarıyı getirebilecektir.talkorigins. tam bir objektivite ile olaylara yaklaşmalısınız. çoğunlukla yalan olan bu düşüncelerin gerçeklerin yerine geçmesine izin verilmemelidir.com/video/video. Bu şekilde bir “masum” (?) ikiyüzlülük. Bilimi.org/faqs/bombardier. bilim ile boy ölçüşmek istiyorsanız. literatürde bilimsel verilerin olmadığı anlamına gelmez. Cevap veremediği konularsa. bu bilim dışı hurafelerin takipçilerinin takılacağı bir noktadır. ortada anlaşılmayacak bir durum yok. Bilin ki.php?v=10150332237916202 Veya yine sayfamız okurlarından Sn. bu tip insanların bilim ve mantık dışı iddiaları gayet doğal karşılanmalı.php?v=10150242144749273&comments Ayrıca hala bunun. okurlarımızdan Sn. şunu öneriyoruz: https://www. Dawkins’in “cevap veremediği” bir soru olduğunu sananlar için.com/video/video. Türkiye ise. ne yazık ki bilimi en az 200-300 sene geriden izlemektedir.com/watch?v=SUvLR2yyWuE ********************* Referanslar Ana Kaynak: http://www. Dawkins yürüyen bir kütüphane değildir ve herkesin kaynaklara başvurmaya ihtiyacı vardır (örneğin Evrim Karşıtları’nın en sevdikleri kaynak.facebook. Cevap verebilmesi.html 305 . bilimin içinden bile olsa bilim düşmanı olanların öyle ya da böyle kendilerini gerçeklerin dışında bulup yalnızlaşacağını göstermektedir ve bunu yapan diğer bilim insanları değil. Google’daki Türkçe aramalardır). Behe. üniversitelerde öğrenmeli. Bu sebeple. bilimin bilimsel kaynaklardan öğrenilmesiyle kazanılabilir. yukarıdaki tarihlerden görebileceğiniz gibi günümüzden 40 sene önce çoktan bilim tarafından cevaplanıp geçilmiş sorulardır. Son olarak. bilimin içinden gelmelisiniz. Çünkü bunu yaparsanız. desteklenmezse de üzülmezsiniz. Aziz Nesin’e teşekkürlerimizi borç bilerek: http://www. bu bilimsel araştırmalardan sonra ortadan kaybolmuşlar ve cevap vermeyi bırakmışlardır. ancak asla. Bir bakıma. Dünya. erdem olarak görülebilir. çünkü zaten dininizin biliminizle bir işi olmamalıdır. yıllarınızı tek bir böceğin tek bir özelliğine harcayabilecek kadar gözü kara ve çalışkan olmalısınız. Dolayısıyla Dawkins’in veya bir diğer bilim insanının cevap verememesi üzerinden yola çıkarak “Evrim çürüdü!” iddiaları. Bu da ancak. Richard Dawkins bir Tanrı ya da peygamber değildir.facebook.youtube.

Journal of Insect Physiology 2: 215-220. Eisner. J. E.W. Katsuo & Masanori Murase. Grand Rapids. Chemical defense against predation in arthropods. 160: 51-69. Spray aiming in bombardier beetles: jet deflection by the Coanda effect. Aneshansley. Biochemistry at 100C: explosive secretory discharge of bombardier beetles (Brachinus). Richard. T. Huse. Thomas. Brachynus ballistarius Lec. & J. Terry L. T. Amphizoidae. Abstract: http://jeb. Aneshansley. pp. Maria Eisner.J... Spray mechanism of the most primitive bombardier beetle (Metrius contractus). & T. Thomas. 1987. D. 1987. Ozaenini. 1970. Aneshansley.. M. 1981. 1983. Ent.J. D. Francis..pdf Eisner. A content analysis of the Institute for Creation Research’s Institute on Scientific Creationism. Kanehisa.. Eisner. 1982. Coleopterists’ Bulletin 21: 41-55 Erwin. Ball. & E. & Jerrold Meinwald. Eisner.J. D. 1994. Chemical defense of an Ozaenine bombardier beetle from New Guinea. Curtis L. Eisner. Creation/Evolution 15(2): 1-15. J. Aneshansley. Braden Roach. Tschinkel. Dettner. Huse.B. Bleknap Press. 12(3): 225-235. Eisner. Meinwald.. Alsop. NY. Lumsden. Thomas. NY.biologists. 1990.org/cgi/content/abstract/203/8/1265 Full Text (PDF): http://jeb. Ithaca. Aneshansley. quoted by Alters. 1977. Meridian.asp#The%20Bombardier%20Beetle%20Shoots%20Back Lawrence. Blankespoor. 1989. J. London.E V R İ M A Ğ A C I Aneshansley. Forsyth.E. http://www.R. Dean. Insect Physiol. Kofahl. 2.. MI.org/cgi/reprint/203/8/1265. 1969. vol. Eisner. Chemistry of defensive secretions of bombardier beetles (Brachinini. Hitching. Grand Rapids. Paussini). Robert E. Lond.. Thomas. The Insects of Australia. Brian J. Journal of Experimental Biology 203: 1265-1275. Thomas. Appl. Science 215: 83-85. Attygalle. D. MI. Edgerton. Meinwald. Jones. Alsop. W. Baker Books. Metriini. Chemical Ecology. Experientia 39: 366-368. Richard. Thomas & Daniel J.. Cornell Univ.org/resources/articles/751_issue_05_volume_2_number_3__12_4_2002. J. 543-683. Science 165: 61-63. The Ants.. 1872. A. 23: 1382-1386. 157-217. D. Eisner.F. and Hygrobiidae (Insecta: Coleoptera). 1977. 1981. Scott M. Carabidae) of North America: Part II. D. 1970. Press. p. Scott M. Eisner. Charles. Annual Review of Entomology 32: 17-48. J. George E. MA. The Origin of Species.ncseweb. 1991. NY. 1990. The Blind Watchmaker. Bombardier beetles (Coleoptera. Quaestiones Entomologicae 6: 4-215.J. 98-100. Wilson. Jeffrey. Eisner. Creation/Evolution 2(3): 12-14. H. 1993. Holldobler. Senate. In Sondheimer. Zool.E. Science 248: 1219-1221.H. In CSIRO. Daniel J. Academic Press. A reclassification of bombardier beetles and a taxonomic revision of the North and Middle American species (Carabidae: Brachinida). 2000. Comparative study of the pygidial defense systems of carabid beetles. 1967.J. The Collapse of Evolution. The protective role of the spray mechanism of the bombardier beetle. D. NY. J. Biology and behavior of Brachinus pallidus Erwin in California. Britton. Meinwald. Jones. Chemosystematics and evolution of beetle chemical defenses.H. pp. Thermal concomitants and biochemistry of the explosive discharge mechanism of some little known bombardier beetles. & T. 68. Aneshansley. Norton. Erwin. 2nd ed.biologists. Bert & Edward O. 1995. Konrad. 1970. 306 . pp. Terry Lee. Baker Books. Darwin. Psyche 96: 153-160. The Collapse of Evolution. Silberglied. The Neck of the Giraffe. 1983.B. Daniel J. T. Simeone. The structure of the defence glands of the Cicindelidae. Zool. 1995. B. Coleoptera. Defensive spray of the bombardier beetle: a biological pulse jet. Dawkins. The bombardier beetle shoots back. R. 1958.

El Cahon.L. 193-203.com/cej/2/1/bombardier-beetle-myth-exploded 307 ..com/animalfacts/animalfacts. Angewandte Chemie 73(1): 1-7.org/resources/articles/3955_issue_03_volume_2_number_1__2_21_2003. Ball. & Holoubek. ICR.wikipedia. Morris. Rue. and classification. The Hague. & A. natural history.. H.org/faqs/bombardier. 1979. Die bombardierkafer und ihre explosionschemie. Hazel May. Bomby the Bombardier Beetle.L.html http://www. D.talkorigins. Schildknecht.dallaszooed. Henry M.. Creation/Evolution 2(1): 1-5.umich.html http://www. Halpern. Christopher Gregory. Chemical defense in carabis and its bearing on phylogeny.asp#The%20Bombadier%20Beetle%20Myth%20Exploded http://en.E V R İ M A Ğ A C I Moore. AR. G.html http://ncse. eds.talkorigins.ncseweb.org/indexcc/CB/CB310. Weber. The bombardier beetle myth exploded.php?id=100&region=6&ci=1&li=14 http://animaldiversity. K. T. CA. 1981.L. Scientific creationism.org/wiki/Bombardier_beetle#Evolution_of_the_defense_mechanism http://www. 1985. Carabid beetles: Their evolution. Master Books. Junk. 1984. Whitehead..ummz. Barry P. 1961. http://www. In Erwin.edu/site/accounts/information/Brachinus_fumans.E. pp.

” Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Ali Murat Gürel. Naylon-yiyici bakteriler. Flavobacterium denen bir klada ait bir türdür. İlk olarak 1975’te bir grup Japon bilim adamı. Bu bulgu. Temel olarak 6-aminohexanoate gibi naylon6’nın yan ürünlerini sindirirler. onunla oynayabilecek konuma eriştiklerini göstermektedir. Flavobakterilerden bir adet gen çiftlenmesi tipi mutasyon. Susumu Ohno isimli bir bilim insanı tarafından ayrıntısıyla açıklanmıştır. naylon-6 yan ürünlerinin bolca bulunduğu gölde avantajlı konuma geçmişler ve bir süre sonra türleşerek yeni bir tür haline gelmişlerdir.E V R İ M A Ğ A C I Naylon-Yiyici Bakteriler’in Evrimi: Evrim ile Oynamak Sayfamız okurlarınsan Sayın Ali Murat Gürel bize şöyle bir soru yöneltti: “Merhaba Naylon yiyen bakterilerin nasıl evrimleştiğiyle ilgili detaylı bilgiye nasıl ulaşabilirim acaba? Bu konuda internette tartışmalı fikirlere rastladım ama tam bir bilimsel cevaba rastlamadım. Teşekkürler. yeni bir evrim yolu izleyerek. laboratuvar ortamında Pseudomonas aeruginosa isimli bir tür bakteriyi sürekli naylon yan ürünleri içeren bir kültürde bırakmışlar ve başka besin vermemişlerdir. Bu asiti üretebilenler. Mutasyon sonucunda bakteriler. Bu bakteriler. Bu konuda çok ilginç bir bilgi de şudur: Bakterilerin bunu evrimleştirebileceğini gören bilim insanları. 308 . Buna sebep olan genlerdeki mutasyonlar tespit edilmiş ve bu genler E. bir adet de çerçeve-kaydırıcı mutasyon sonucu evrimleşmiştir. coli bakterilerine plazmidler yoluyla aktarılmış ve E. bir başka kimyasalla naylon yan ürünlerini sindirebilecek şekilde evrim geçirmişler ve bu evrimi geçirebilenler kısa süre sonra popülasyonda baskın hale gelmişlerdir. Bu bilimsel gerçekler bize Evrim’in gücünü göstermekte ve bilim insanlarının bırakın Evrim’i gözlemeyi veya kabul etmeyi. Naylon-yiyiciler. aynı enzimi kullanmasalar da. bir naylon fabrikası yanındaki bir gölde keşfetmişlerdir. daha önce hiçbir bakterinin üretmediği 6-aminohexanoik asit enzimini üretmeye başlamışlardır. coli’nin de naylon yan ürünlerini sindirebilmesini sağlamışlardır.

evrimlerine dair çok ayrıntılı bilgilere sahip değiliz. karıncalar ağaçlara tırmanır ve bir dala kendilerini sabitlerler. Daha sonra mantar bu canlının ölüsünü tüketerek iyice büyür ve yeterince gelişince yine sporlarını başka hayvanlar üzerine saçarak. keseli mantarlar grubundandır. Bazı fosil kaynaklarında bu durumun 48 milyon yıl öncesine kadar sahip olunduğunu göstermektedir. tıpkı kanser gibi canlının ölümüne sebep olur. Bir süre sonra o kadar fazla yayılır ki. bu türlerin bu tip parazitik davranışlarının son 50 milyon yılda evrimleştiği düşünülmektedir. Doğa Aşkı bize şöyle bir soru sordu: Meşhur Kordiseps mantarlarının parazit yaşadıkları organizmalar üzerindeki ilginç etkileri ve bu mekanizmanın evrimiyle ilgili bilgi vermeniz mümkün mü acaba? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Doğa Aşkı. Bir kısmı da başka mantarlar üzerinde parazit yaşarlar. bu canlıdan besin çalarak büyümeye başlar.E V R İ M A Ğ A C I Vahşi Mantarlar: Cordyceps Sayfamız okurlarından Sn. Ancak dediğimiz gibi. sporlarını bir canlının içerisine bırakır ve mantar. Cordyseps (Kordiseps) cinsi mantarlar. yaklaşık 50 milyon yıl kadar önce evrimleşmiştir. konağa saldırdığında. Mantarların genel olarak temel parazitik davranışları aynı temellere dayanır. Bu davranış kesinlikle normal değildir ve mantarın yaşayabileceği ortama hareketini sağlar. kimi zaman çok ilginç bir şekilde davranışsal anomalilere de sebep olabilir. hayvanın dokularını ele geçirirken karınca kendi kontrolünü kaybeder. Bu durumun mantarın karıncanın beyin hücrelerine zarar vermesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Çoğu zaman ölümcül olan bu saldırılar. Bu cinse ait 400 kadar tür tespit edilmiştir. Mantar. Bu türlerin tamamı iç parazitik mantarlardır ve genellikle böcekler ve diğer eklembacaklılar içerisinde yaşarlar. Bir Cordyseps mantarı. mantarların yapısını oluşturan miselyum tabakası konağın vücudunu işgal etmeye başlar ve kısa sürede bütün dokuların yerini alır. Yani bu tip özellikler. Parazit. Ne yazık ki bu türler üzerinde çok kapsamlı araştırmalar henüz yapılmadığı için. Örneğin Cordyseps unilateralis isimli tür karıncalara saldırdığı zaman. 309 . döngüyü sürdürür.

biraz da uzun zamanlar karadan uzak yaşayan denizcilerin hayal güçlerinin etkisiyle uydurulmuş hikayelerdir ve çocukları eğlendirmek ve heyecanlandırmaktan başka bi işe yaramaz. Bilimsel olarak Kağıt Balıkları çok nadiren yüzeyde görülmektedir ve bu seyrek görülmeleri. kemikli balıklar arasında en uzun olan balıktır. Bu 400 kanatçıktan ilk 10-12 tanesi çeşitli açılarda birbirlerine yönelik durarak sırtta bazı kırmızımsı noktalar varmış gibi görünmesine sebep olmak- 310 . Üstelik pek çok okyanusta kolaylıkla yaşayabilmesi. Sırtta. Kağıt Balığı. mitler için daha uygun bir taban yaratmaktadır. Şimdi işin bilimine dönecek olursak: Kağıt Balıkları pembemsi kırmızımsı bir sırt yüzgecine sahiptirler (ve bu açıkça denizcilerin görsel bir ziyafet yaşamalarına sebep olmaktadır). 2 cinsi kapsamaktadır ve herhangi bir sıcaklıktaki okyanuslarda yaşayabilir. 2006’da 7 metrelik bir örnek olarak ağlara takılmış ve 15 Amerikan Deniz Kuvvetleri askerince yan yana durulduğunda taşınabilmiştir. Sorunuz için teşekkür ederiz. Tabii ki bunların hepsi. Vücutları genellikle gümüşi bir renktedir. elimizden geldiğince açıklayalım: Regalecidae ailesine ait olan Kağıt Balığı. yaklaşık 400 adet sırt kanatçığı (fin) bulunmaktadır. Bu iki cinsin en meşhuru. ancak seyrek olarak görülür. deniz efsanelerinin en meşhurlarından olan “Deniz Yaratığı” mitinin baş kahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır ve nadiren avlanabilen bu balık.E V R İ M A Ğ A C I Bir Deniz Efsanesinin Bilimsel Açıklaması: Kağıt Balığı (Oarfish) Sayfamız okurlarından Sn. Aynı zamanda hastayken ve ölmek üzereyken yüzeye çıkıp gemicileri selamlamaktadır. Berk Çakan bize şöyle bir soru sordu: oarfish denilen balık hakkında bilgi verir misiniz. Boyu 17 metreye kadar ulaşabilir ve bu yüzden pek çok deniz efsanesinin konusu olan balığın bu olduğu düşünülmektedir. Hikayelere göre bu balık. Guiness Rekorlar Kitabı’nda “en uzun kemikli balık” olarak yer almaktadır.gerek sahip olduğu özellikler gerek te evrimsel açıdan Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Berk Çakan. fırtınalardan sonra ortaya çıkmakta ve gemicilere yardımcı olmaktadır. Sırt yüzgeçleri gözlerden başlayıp bütün vücudu kuyruğa kadar kaplamaktadır. Ayrıca bu balık. Regalecus glesne. bu balığın denizciler tarafından görülüp efsanelerine alet edilmesine sebep olmuş olabilir.

Genellikle 1-5’li gruplar halinde bulunur. Bu da denizcileri etkileyen bir başka özellik olmuş olabilir.E V R İ M A Ğ A C I tadır (ki bu da denizcileri etkilemektedir). Genellikle 11 metre civarında ve 272 kilo ağırlığında bulunurlar. Ancak evrimsel olarak kemikli balıkların evrimini takip ettiği düşünülmektedir. 311 . Göğüs yüzgeçlerinin sayısı oldukça azalmışken. evrimsel kökenleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak 15-17 metreye kadar çıkan örnekleri teşhis edilmiştir. anal yüzgeçler tamamen yok olmuştur. Bu yüzgeçlerin bir kısmının elektrik şokları üretebildiği bilinmektedir. Kuyruk yüzgeci de son derece küçülmüş veya kiminde yok olmuştur. Çıkış yüzgeçleri (pelvic fins) körelmiştir ve birbirine kaynaşarak azalmıştır. Ne yazık ki bu türe ait ayrıntılı araştırmalar yapılmadığı için.

Bunun sebebi avcıların hep üst taraftan gelmesi. Bahsettiğiniz kaynaklar Biyoloji’yi bilmedikleri ve geniş bir canlı bilgileri olmadığı için. insan tabanlı ve çevresindeki birkaç hayvan üzerinden tüm yorumlarını yapabilmektedirler. Bu tür. Denizgergedanlarının bir boynuzu aşırı uzunken. karaciğer. bağırsaklar. Sorunuz için teşekkür ederiz. bunların hepsi asimetriktir. vatozda gözler kafanın iki yanındadır. alt tarafta ise besinlerin bulunması ve yassı balığın küçük bir gözle bile görülebilecek besinlerle beslenmesidir. Yani bir tarafımızda bir kolumuz veya bacağımız herhangibir mutasyona bağlı olarak oluşmuşsa bile diğer tarafımızda da nasıl hemen hemen aynı şekilde oluşuyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Onur Erler. akciğerler asimetriktir.E V R İ M A Ğ A C I Canlılarda Neden Simetri Vardır? Asimetrik Canlılar Var Mıdır? Simetri Nasıl Sağlanır? Sayfamız okurlarından Sayın Onur Erler bize şöyle bir soru yöneltti: Ben evrim teorisini kabul eden biriyim ama yaradılışçıların savunduğu şu simetri olayı benim kafamı karıştırıyor. Aslında bunun cevabı son derece basit: simetri. deniz tabanında yaşar ve gözleri asimetrik olarak evrimleşmiştir. Benzer şekilde pek çok baykuşun kulakları asimetriktir. bir göz yukarıya kayıp kocaman olmuştur. Normalde bir vatoz gibi düşünebilirsiniz. Ayrıca Uca pugnax isimli bir yengeç türünün bir kıskacı diğerinden onlarca kat büyüktür. En ilginç örneklerden biri yassı balık denen bir türdür. canlılara avantaj sağlayan bir özelliktir. diğeri aşağıya kayıp küçük kalmıştır. diğeri çok kısa kalabilir. Bu hayvan da benzer şekilde hareket etmesine rağmen. Ayrıca dış görünüşümüz simetrik olsa bile. 312 . dalak. iç organlarımız kesin bir asimetriye sahiptir: kalp soldadır. Örneğin deniz tabanında bulunan süngerler (Porifera filumu) tamamen asimetriktir ve hiçbir simetriye rastlanmaz. ancak bu kesinlikle genellenemez.

çevresel etkenler altında simetriyi bozabilir zaten tam bir simetriye sahip olmak istatistiki olarak mümkün değildir. temel olarak hayvana avantaj sağlar. Genetik bozukluklar ve mutasyonlar da bu simetride sapmalara ve bozulmalara sebep olabilir.E V R İ M A Ğ A C I Simetri. moment gibi kavramlar). Ancak bu da. Eğer canlı simetrikse. Bu sebeple simetrik canlılar evrimleşmiştir. Evrim. gelişim bozukluklarına bağlı olarak değişebilir. Kollarınızın uzunlukları milimetrelerle de olsa farklı olabilir. Çünkü canlıların simetriden sapma yani asimetrik olma yüzdelerine bakarak evrimsel geçmişlerini ve akrabalıklarını ortaya çıkamamız mümkündür. bazı fiziksel yasalardan ötürü de simetri avantaj sağlayabilir: Örneğin asimetrik bir çita. Ancak kimi zaman doğa. hemen her zaman olduğu gibi. buna göre düzenlendiği için kol ve bacaklarınız iki yanınızda simetrik olarak çıkar. yukarıda veya aşağıda olma ihtimali büyük oranlarda aynıdır. Genler. Meral Kence ve Evrim Ağacı ekibinden 2 kişi “Dalgalanan Asimetri” (Fluctuating Asymmetry) denen bir konu üzerinde çalışmaktayız. Ayrıca. Dr. En bilinen örneği. yeterince hızlı koşamayabilir veya kartal yeterince etkili uçamayabilir (bkz: hava sürtünmesi. bunun sağlanması ise genetik olarak olur. 313 . Şu anda ODTÜ Biyoloji Bölümü’nde Doç. çünkü genellikle doğada bir tehlikenin veya avın sağda veya solda olmas ihtimali. milyarlarca farklı açıdan desteklenebilmektedir. yüzünüzün iki yarısının birbirinden oldukça farklı olabilmesidir. Örneğin bazı insanlarda bacaklar asimetrik olur ve bu kemiklerin şekillerinin bozulmasına ve ileride bel ve sırt ağrılarına kadar gidebilir.

türlerin birbirlerinden bağımsız olarak aynı özelliği tıpatıp aynı ya da benzer şekillerde evrimleştirmelerine denir. bir özelliğin ortak bir atadan iki torun türe aktarılması yerine. birbirlerinden bağımsız olarak uçmayı keşfetmişlerdir. popülasyon içerisinde artıp sabitlenmiştir. teruzorlar (pterosaurus). bu şekilde en az 4 alemde (kingdom. krallık) evrimleştiği bilinmektedir: böcekler. Yani. Canlı gruplarından 314 . Sorunuz için teşekkür ederiz. İşte buna yakınsak evrim diyoruz.E V R İ M A Ğ A C I Hayvanlarda Uçmanın (Uçuşun) Evrimi Sayfamız okurlarından Sayın Atıl Kaan Kalaycı bize şöyle bir soru yöneltti: Sinekler ve diğer uçucu böcekler nasıl ortaya çıktı ? ayakların kanatlara dönüşmesi mantıklı geliyor ama böceklerin kanat geliştirmesini gözümde canlandıramıyorum açıkcası. yarasalar ile kuşların en yakın ortak atası (iki türden de on milyonlarca yıl önce yaşamıştır) uçmaya dair en ufak bir iz taşımazken. Bunların hepsi. bir yerlerde. kuşlar ve yarasalar. daha uygun ve bilimsel bir dille anlatmak gerekirse. gerçekten de güzel ve önemli bir soru. Çünkü Evrimsel Biyoloji ile ilgili çok önemli bilgileri açığa çıkarmamızı sağladı uçuş konusu. bu canlı gruplarından her birinde. Burada yakınsak evrimden söz edilemez. bu iki canlı grubu uçmayı birbirlerinden bağımsız olarak evrimleştirmiştir. Uçmanın. atalarından bu özelliği almışlardır. Yani. tüm canlılardaki uçuşun evrimi ile ilgili daha genel bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Atıl Kaan Kalaycı. Bu kavramların başında da yakınsak evrim (convergent evolution) kavramı geliyor. Ancak örneğin kuşlar arasında albatros ile saz delicesinin ortak ataları da uçma özelliğine sahiptir ve bu iki tür. uçmayı keşfeden ve bu sayede avantajlı konuma geçen bireyler olmuş ve bu bireylerin sayısı. Uçucu böcekler hakkında evrimsel bilgi verirmisiniz ? Evrim Ağacı olarak kendisine sadece böceklerle ilgili değil. Yakınsak Evrim. Bu noktada uçan hayvanlar ile süzülen hayvanlar arasındaki farkı belirlemekte fayda vardır. birbirlerinden bağımsız olarak.

hava yoluyla giderler ve bu canlılara uçan hayvanlar denir. biraz süzülen hayvanların uçuşunun daha sonradan gerçek uçuşa dönüştüğünü düşünmeye benzemektedir.E V R İ M A Ğ A C I bazıları. Böceklerde Uçmanın Evrimi Böcekler (Insecta). aşağı düşme sırasında sert çarpmalara engel olması amacıyla. omurgasızlar arasında uçabilen tek canlı sınıfıdır. paranotal lob haricinde fosil kayıtları pek fazla desteklememektedir. Ne yazık ki. Sinekler üzerinde yapay olarak meydana getirilen bir mutasyon sonucu kanatlar yerine üç eklemli bir bacak gelişmiştir. mayıs sineklerinin larvalarındaki farklılaşmış solungaç yarıklarını verebiliriz. İkinci teori kanatların. ancak konu üzerindeki araştırmalar sürmektedir. yer çekimine karşı koyacak gücü kendi kaslarıyla üretir ve bu şekilde bir noktadan diğerine. Karbonifer Dönemi’nde başladığı düşünülmektedir. aktif olarak kanatlarını kullanarak. belli bir yükseklikten kendilerini bırakıp. daha sonra gövdeye tutunmasını sağlayan kasların da aktif titreşimleri geliştirmeleri sonucunda uçma görevi görmeye başlamıştır. Böceklerde uçmanın evriminin günümüzden 350 milyon yıl kadar önce. bu konuda da Drosophila melanogaster (meyve sineği) üzerinde çalışma yapılmış ve oldukça güçlü delillere ulaşılmıştır. Ne yazık ki teoriyi. yukarıda da belirttiğimiz gibi kuşları. Üstelik bu konuda gerçekten uzmanlaşmışlar ve özelleşmişlerdir. ancak bu kanatlar yapısal olarak farklılık gösterebilirler. Alt Karbonifer Dönem’e ait elimizde çok az fosil kaydı bulunduğu için. Ancak konuyla ilgili çok güçlü ve farklı açılardan desteklenen teoriler bulunmaktadır. kanatların paranotal lob denilen bir ön adaptasyondan evrimleştiğini ileri sürmektedir. suda yaşayan (aquatic) böceklerin karın bölgesindeki solungaç yarıklarının farklılaşması sonucu evrimleştiğini ileri sürmektedir. endit (endite) ve egzit (exite) denilen ilkel eklembacaklıların bacaklarının farklılaşmasıyla uçmanın ve kanatların evrimleştiğini ileri sürmektedir. Bu teoriler temel olarak kanatların nasıl evrimleşmiş olabileceğini incelerler. belirli bir mutasyonun meydana gelmesi sonucunda kanatlar evrimleşmiş ve faydalı olmalarından ötürü kalıcı hale gelmiş olabilirler. Bir grup başka canlı ise kanatları olmamasına rağmen. paranotal loba sahip olanların avantajlı olması sonucu bu yapıyı evrimleştirdikleri düşünülmektedir. Örnek olarak. istisnasız bir şekilde kanatlar bulunur. böceklerin tam olarak hangi aşamalardan geçerek uçma yeteneğini kazandıklarını bilemiyoruz. Süzülen hayvanlar arasında ise “uçan sincaplar”. Tersine düşünecek olursak. Paranotal lob. Bu teoride de aşamalı bir değişim görmekteyiz: bahsi geçen trakeler öncelikle farklılaşarak havada süzülmeyi sağlamış. hava yoluyla bir noktadan diğerine yer değiştirirler. Pek çok zaman olduğu gibi. süzülen Çin kurbağaları. Üçüncü ve en güçlü teori ise. teruzorları ve yarasaları verebiliriz. Uçan hayvanlara örnek olarak. Bu sayede böcekler yere daha yumuşak inişler yapabilmeye başlamışlardır. Eskiden ağaçlar üzerinde yaşayan böceklerin (arboreal böcekler). Teoriye göre bu yapı daha sonrasında böcek göğüs bölgesinde (thorax) daha uzun mesafeler süzülmeye yarayan bir yapıya dönüşmüş. süzülen karıncalar ve “uçan” balıklar gibi hayvanlar bulunur. böcekleri. Aktif olarak uçamayan bu hayvanlara ise süzülen hayvanlar denmektedir. cennet ağacı yılanları. Bunlara kısaca bakacak olursak: İlk teori. Bu dönemde sadece iki dev kıta bulunmaktadır ve jeolojik koşullar günümüzle alakası olmayacak şekilde farklıdır. yüzey alanını arttırıcı bazı uzantılara sahiptirler ve bu hayvanlar kas gücü ile uçma aktivitesini gerçekleştirmek yerine. en sonunda ise aktif olarak uçmaya yaramıştır. Bu konuda da araştırmalar sürmektedir. 315 . Uçan hayvanların tümünde. Bu teori. eskiden üç eklemli bir bacak varken. pek çok böcek fosilinde bulunmaktadır (günümüzdeki modern hayvanlarda ise yoktur) ve bu yapının zıplama ve düşüş sırasında dengeyi sağladığı düşünülmektedir. yer ile temas etmeden. yine yer ile temas etmeden.

Sinosauropteryx . Ancak bilinmesi gereken şudur ki. Bazı tüylü dinozorların isimleri şöyle sıralanabilir: Avimimus. Velociraptor. oldukça yavaş ve kademeli bir süreçtir. Bu konuda da çok boğmamak adına teknik ayrıntılara girmek istemiyoruz ancak konunun ardında geniş anatomi. Bu grubun ataları ve grubun kendisi. Pedopenna. Concavenator Ayrıca söz konusu Evrim Ağacı da şu şekilde verilebilir: 316 . Dinozorlardan kuşların evrimine giden yolda pek çok fosil kaydımız bulunmaktadır. Psittacosaurus. Rahonavis. Bu. Similicaudipteryx. günümüzdeki kuşların atalarını oluşturmaktadır. “pterosaurus” kelimesinin de anlamını veren “kanatlı sürüngenler”dir.E V R İ M A Ğ A C I Bu konuya çok daha derinlemesine girme şansımız var. Taksonomi kuralları dahilinde. yaşayan birer “dinozordur” (bilimsel olarak bu tabir doğru olmasa da. Günümüzde. Teruzorların nasıl uçmaya başladığıyla ilgili olarak elimizde böceklerden çok daha fazla kanıt bulunmaktadır. Shuvuuia. Beipiaosaurus. bu şekilde düşünülebilir). Yani günümüz kuşları. Caudipteryx. pleyozor ve mozazorlarda da görülür). Cryptovolans.5 milyon yıl öncesi arasında yaşamış ve soyları tükenmiş. bilinen ilk omurgalı uçuculardır. Tianyulong. derinin kasların ve bazı diğer dokuların özelleşmesi ve bacaklar ile aşırı olarak uzayan dördüncü el parmakları arasındaki alanı bir çarşaf gibi kapatması sonucu evrimleşmiştir. Scansoriopteryx. Dilong. ancak yerimizi çok aşacağımız için burada kesip diğer canlılara geçeceğiz. NGMC 91. ancak yavaş yavaş evrimleşmeye başlayan kanatları bulunmaktadır. Sinornithosaurus. Ancak teruzorlar. Teruzorlar. böceklerin uçuşuyla ilgili çok güçlü teoriler bulunmakta ve araştırmalar halen sürmektedir. Teruzorların kanatları. Daha sonraki türlerde ise kuyruk ve dişler kısalmış veya kaybolmuştur. İlkin türlerin halen dinozorlar gibi uzun kuyrukları ve tamamı dişlerle kaplı çeneleri. Epidexipteryx. Juravenator. Sinocalliopteryx. Teruzorlarda ve Kuşlarda Uçmanın Evrimi Teruzorlar. yani günümüzden 220 milyon yıl öncesiyle 65. Anchiornis. Hatta sırf bu konuyla ilgili Evrim Ağacı’nın dalları oldukça belirgin bir şekilde bilinmektedir. Microraptor. Protarchaeopteryx. Geç Triyasik Dönem ile Kretase Dönem’in sonuna kadar. teruzorlar. biyokimya ve fizyoloji bilgisi yattığını bilmekte fayda var. gerçek dinozorlardan evrimleşerek farklılaşmış ve ayrı bir taksonomik grup oluşturmuş canlılardır (aynı durum ihtiyazor. Jinfengopteryx. Yixianosaurus. evrimleşmiş halleriyle birer dinozor sayılmamaktadırlar. Nomingia. En ilkin türlerden itibaren günümüzdeki hayvanlarda ve atalarının çoğunda bulunan “kıl” yapısını oluşturan filamentler olan piknofiberler farklılaşarak bütün vücudu ve kanatları kaplayacak olan “tüy” yapısını evrimleştirmiştir. kanatlı böceklerin tümü taksonomik olarak Insecta (böcekler) sınıfının Pterygota (kanatlı böcekler) alt sınıfında yer almaktadır.

bir yarasa kanadı ve kemik anatomisi verilmiştir: Yarasa Kanadı 317 . Bunu yapmalarının yolu ise. böceklerde pek de geçerli olmayan bir teorinin. günümüzdekinin aksine uzun kuyruklar ve bazı diğer uçuş adaptasyonları bulunmaktadır. yani günümüzden 54. Yarasalarda Uçmanın Evrimi Yarasalar (Chiroptera). koltukaltı derisinin uzayarak kolları bacaklara kadar kaplayacak bir yapı haline evrimleşmesidir. yarasalardaki uçuşun evrimiyle ilgili çok önemli fikirler vermektedir. memeliler arasında en yaygın olan ikinci gruptur ve aynı zamanda memeliler arasında uçma yetisini kazanabilmiş tek gruptur. bir kolugo olan ve havada süzülme yeteneği olan Cynocephalus (dilimizde “uçan lemur” olarak geçmektedir ancak ne uçmaktadır ne de lemurdur) ile olan akrabalıkları. Bu önemli farkların haricinde. yere en yumuşak konanların hayatta kalıp gitgide avantajlı bir konuma geçtikleri fikrini vermektedir. günümüzdeki yarasalarla pek çok benzer özellikler de taşımaktadırlar. Bu açıdan.7 milyon yıl önce görülmektedir ve bu türlerde. Bilinen en eski yarasalar Eyosen Çağı’nda. havada en çok süzülüp.E V R İ M A Ğ A C I Dinozor-Kuş Filogenisi Bu konuda da bu kadar bilginin yeterli olacağını düşünüyoruz. Bu özellikler bize yarasaların ağaçlarda yaşayan bir atanın sürekli olarak aşağı düşmesi veya atlaması sonucunda. Aşağıda.8 ile 34. Yarasaların ilk olarak uçmayı nasıl evrimleştirdiği tam olarak bilinmese bile. güçlü bir şekilde karşımıza çıktığını görmekteyiz.

org/wiki/Flying_and_gliding_animals http://en.htm http://en.com/od/birds/a/evolutionflight.org/wiki/Origin_of_avian_flight http://en.berkeley.ucmp.ucmp.about. çünkü muhtemelen sizler için pek bir şey ifade etmeyecektir. Ancak bilinmesi gereken nokta.E V R İ M A Ğ A C I Yine çok fazla anatomik ve fizyolojik ayrıntıyla boğmak istemiyoruz.org/wiki/Insect_flight http://en.com/80beats/2011/06/24/evolution-of-flight-did-early-birds-run-and-flap-beforethey-flew/ http://animals. ********************* http://www.html http://www.edu/vertebrates/flight/converge.wikipedia.wikipedia.html http://www.wikipedia.berkeley.edu/vertebrates/flight/bats.berkeley.html http://blogs.ucmp. ağaçlarda yaşayan ve havada süzülen bazı türlerin gitgide özelleşerek.org/wiki/Pterosaur 318 .discovermagazine.edu/vertebrates/flight/evolve.wikipedia. kendi kas güçleriyle itiş ve kalkış sağlayabildiklerini düşünmenin oldukça mantıklı ve fosillerce ve moleküler kanıtlarca da desteklenen bir olay olduğudur.

319 . hayvanat bahçesi koşulları dahilinde eski hallerine göre çok daha az büyümekte ve irileşmekteydiler. Panthera leo denen Doğu Afrika Masai aslanına odaklanmıştır. Hollister. aslanlara düşen ışık miktarının da tüy renginde etkili olabileceğini düşünmüştür. Kenya’dan Washington Hayvanat Baheçesi’ne getirilen aslanların soluk grimsi tüyleri vardı. diğer kas sistemine sahip hayvanlar için aynı şey mümkün değildir. kuşlarda da bu gözlenmektedir. Hollister isimli bir hayvanat bahçesi görevlisi tarafından yapılmış. ilk getirildiklerinde doğan aslan yavruları çok fazla büyürken. neden insanlar kas sistemini düzenli egzersizlerle bariz bir şekilde geliştirebiliyorken . hayvanat bahçesinde doğup büyüyen bir aslanla afrika savanında antilop avlamak için aşırı derecede kas sistemini çalıştıran bir aslan aynı kas gücüne sahiptir. Bu iskeletlerin sayısı 100’ün üzerindedir ve Hollister. birkaç nesil sonra meydana gelen türler. Ancak sorunuzun temelini oluşturan düşüncenin doğru olmadığını söylemek durumundayız. Zaten tüy renginin nem ile ilgisi uzun yıllardır bilinmektedir. tüylerin koyulaşmasının ardındaki sebebin Kenya’ya göre çok daha fazla nemli olan Washington’ın havasının etken olabileceğini düşündü. eskiden. Bu sebeple Hollister. tek bir alt türe. Hollister. hem de coğrafi olarak çok fazla izole olmamış canlılar seçebilmiştir. vahşi Masai aslanları için normal bir renkti. Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Ali Serdar Pektaş. hem genetik olarak çok farklı olmayan bireyleri kıyaslayabilmiştir. Kenya’nın Nairobi bölgesinde öldürülen 5 farklı Masai aslanı kafatası ile aynı bölgeden yakalanıp da yıllar önce hayvanat bahçesine yerleştirilen kafatası örneklerini almıştır ve bunlar üzerinde analizlerini yapmıştır. Afrika’da yaşayan aslan popülasyonları arasında çok ciddi farklar bulunmaktadır. Ulusal Müze’deki aslan iskeletleri üzerinde bir araştırma yapmıştır. Gerçekten de iyi düşünülmüş ve ince bir soru. Bu. Bu güzel ve önemli sorunuz için teşekkür ederiz. Ve çok ilginç bir şekilde.E V R İ M A Ğ A C I Vahşi Doğadaki Hayvanlar ile Hayvanat Bahçesi Hayvanları Arasındaki Farklar Sayfamız üyelerinden Sayın Ali Serdar Pektaş bize şöyle bir soru sordu: Sevgili Evrim Ağacı . doğal ortamlarındaki hayvanlar ile hayvanat bahçelerinde bulunan kapatılmış hayvanlar arasındaki farkları inceleyen ilk ve en kapsamlı araştırma 1917 yılında N. Örk. araştırmanın sonunda vahşi doğada öldürülen örneklerle uzun yıllardır Washington Hayvanat Bahçesi’nde yaşayan türler arasında ciddi farklılıklar görmüştür. ancak hayvanat bahçesindekilerle tamamen zıttı: Hayvanat bahçesindeki aslanların çok daha koyu renkleri vardı. Bu farklar. Üstelik. aslanların renkleri oldukça koyulaşmıştı. bu yeni getirilen aslanların da birkaç on yıl içerisinde renkleri koyulaşmaya başlamıştı. Bu sayede. Hollister. onu daha kapsamlı bir karşılaştırmalı analiz yapmaya itmiştir. Hayvanat bahçesinde geçen yıllarda. Aynı şekilde. Hemen açıklayalım: New York’ta bulunan Doğa Enstitüsü’nün (The Nature Institute) yayınladığı bir makalede de belirtildiği gibi.

Dikkatli incelerseniz göreceksiniz ki. hayvanat bahçesindekilerin kafatasları daha yassı ve yumuşak geçişlidir. Hayvanat bahçesindeki bireylerin ise kemerleri çok daha geniş ve bol süngersi dokuludur. iki kafatası arasındaki farkı gösteren resmi görebilirsiniz: Resimde. bilime çamur atmak yerine kendisini sorgulamalıdır. sol taraftaki hayvanat bahçesindeki bir aslanın kafatasıdır. kafatasına bağlanan kaslar da birbirinden çok farklıydı. Ancak bilim. Ayrıca. Aşağıdaki fotoğrafta ise. Ayrıca oldukça sivri yapıdadır. kafatası büyüklüğünden gelmektedir. aynı zamanda da kemikleri daha kalındır. kafataslarının arka kısmına bakarak da bazı farklar görebiliriz: Burada da. Bu. kafataslarının birbirinden olan farkıydı. Aşağıda. iki kafatası arasında ciddi farklılıklar vardır. Vahşi örneğin elmacık kemeri çok daha dardır ve kemikte çok daha az süngersi doku bulunur. sol taraftaki resimdekinin elmacık kemiklerinin ne kadar çıkık olduğunu görmek zor değildir. vahşi örneğe aitken. Vahşi doğadaki aslanların kafatasları. “Kafatası işte!” diyebilir. yukarıdaki örnek vahşi doğadaki aslandan alınmıştır.E V R İ M A Ğ A C I Tüy rengi doğrudan çevre ile ilişkili olduğu için bu değişimleri anlamak çok zor değildir. Ayrıca aynı bölgedeki kemik yapısı çok daha sert ve yuvarlaktır. cahil bir göz bile farkı kolayca görecektir. hayvanat bahçesinden alınan örneklerin kafatasları sadece geniş değildir. Aynı zamanda. sağ taraftaki hayvanat bahçesindeki örneğe aittir. Vahşi doğadaki aslanın kafatasındaki geçişler çok daha sivri ve sertken. Son olarak. Yeri gelmişken söyleyelim ve altını tekrar çizelim: Sıradan bir göz. bu iki resme bakıp. Bu defa. sağ taraftaki ise vahşi doğadan alınan kafatası örneklerinden biridir. oldukça kolay bir şekilde. İkisi arasındaki bir diğer fark da. bilim insanları. ilk bakışta bir çelişki gibi gözükebilir. aşağıdaki ise hayvanat bahçesindeki aslanlardan. aradaki farkları göremiyorsa. Ancak Hollister’ı büyüleyen nokta. beyin genişlikleri 40-50 cc daha büyüktür. aradaki farklar görülebilir. yapısal farklar kolayca görülür: Hayvanat bahçesindeki aslanların kafatasları. Üstelik sadece kafatası değil. Bu konudaki farkları görebilmek için insanlar yıllarca eğitim almaktadırlar. aynı aslanların elmacık kemeri denen bölgesinin kesit alanının bir görüntüsünü görmekteyiz: Burada ise sol taraftaki resim. vahşi doğadakilere göre çok daha kısadır ve sıkışmıştır. Zira kafataslarına bakıldığında. bu sorunu 320 . sıradan gözlere sahip insanların harcı olan bir alan değildir. hayvanat bahçesindekilere göre küçükken. Bu çalışmalara ve bilim insanlarına saygısı olan biri. Yine. Ancak.

S. yere indirmek için güçlü kaslarını kullanır. kafatasının arkası da aslanlar arasındaki farkı ortaya koyar. doğadaki tüm hayvanlar için çok önemlidir. Ense ve boyun. Dolayısıyla. Güçlü bir kas. aynı zamanda kemikler üzerine gerilim ve güç bindirirler.natureinstitute. dişlerini kullanır. vahşi doğadaki yavru bir aslanın görünümünde olabilmektedirler. National Museum 53: 177-193. insanlar da dahil tüm hayvanlar aleminde ciddi sorunlara sebebiyet verecektir. doğrudan elmacık kemerine ve alt çeneye bağlıdır. Avını indirmek için güçlü pençelerini saplar. http://www. Hayvanat bahçesindeki aslanların kemikleri. Some effects of environment and habit on captive lions. parçalar. masseter kası. tıpkı çene kasları gibi. kemikler kalın olduğu için içeride daha az boşluk bırakırlar. Peki bu farklara sebep olan etmenler nelerdir? Bunların başında. Hollister. kalkar. ısırır. ancak kullanılmadığında geriler ve kemiklere düşen yük azalacağından veya hiç bulunmayacağından. kemiklerin yapısı gereksiz bir hal alır. 1917. Hayvanat bahçesindeki aslanların yassı ve geniş kemikleri ise. kaslar sadece gelişmez. bir süre sonra yetişkin olsalar bile. Masseter (çiğneme) kası denen bir kas. toparlamak gerekirse. çünkü kafatası dıştan bakıldığında daha büyük gibi gözükse de.E V R İ M A Ğ A C I da çözmekte zorlanmamıştır: Kemik kalınlığının. Bu sebeple hayvanat bahçesindeki aslanlar. iki canlıda. sadece insanlar için değil. N. çekmesinde. kafatasına. İşte bu yüzden vahşi doğadakilerin elmacık kemerleri ince ve sivridir. Eğer avlanan bir dişiyse. egzersiz eksikliğini gözler önüne sermektedir. sıçrar vs. hayvanat bahçesindeki aslanlarca asla yapılamaz. nesiller içerisinde kemikler gevşemiş ve yumuşaklaşmıştır. özellikle çiğneme aktivitesinde son derece aktif olarak çalışan çok önemli bir kastır. avını yakalayıp. koşar. Tüm bunlar. sallamasında ve sürümesinde çok önemli rol oynar. vb. aktivite. durur. Bu sebeple. birbirinden farklı olduğunu hatırlayın. avını uzun metrelerce yavruların yanına kadar sürükler. Benzer şekilde. Bu kas. Vahşi doğadaki aslanlarda.org/pub/ic/ic6/lionskulls.htm 321 . Bu. Hareketsiz bir vücudun kasları gevşeyecek ve vücut kaslar yerine yağ bağlamayı tercih edebilecektir. ısırıp. Ve bu. kaslarını çalıştırdığında. doğrudan kafatası yapısını etkiler. Bu da. ********************* Not: Kaynağın bulunmasına yardımcı olan ekip arkadaşım GB’ye teşekkürlerimi sunuyorum. bu yoğun aktivitede güçlü bir şekilde çalışabilmek için böyle bir yapıya mekanik olarak ihtiyaç duyar. Hayvanat bahçesindeki aslanlar ise bu kasları kullanamadıkları için. düşer. vahşi doğadakilerden daha kalındır. aslanların avlarını tutmasında. boyundan tam 7 kas bağlanır. Aslan. tekrar kovalar. Aç bir savana aslanı. Bir aslan. Proceedings U. sorunumuzu çözer. bu kaslar da sivri ve güçlü kemiklere ihtiyaç duyar. sürünür. hayvanat bahçesindeki aslanların asla deneyimleyemediği. güçlü kemiklerle desteklenmelidir. ancak vahşi doğadakiler için bir ölüm kalım savaşı olan konu gelir: Avlanma ve öldürme. kovalar. Bu aslanların kasları gelişir.

E V R İ M A Ğ A C I Hayvanlarda Kıl Uzama Miktarlarının Farklılığı Üzerine. farklı yönlerde seçilim meydana gelebilir. daha spesifik olarak sabitleyici Doğal Seçilim (stabilizing natural selection). çok uzun kılları ve çok kısa kılları eleyerek. avlanma ve avcılardan kaçma açılarından). Bunun en güzel (!) örneği. İnsanın doğal ve vahşi yaşamdan çıkmasından sonra. belli bir miktar kıl bulunmaktadır. Doğadaki hayvanlar için belirli bir miktardan sonra kılların uzaması çok ciddi dezavantajdır (cinsel seçilim. Hemen açıklayalım: Bunu. koruyucu kıllar bulunur. Bu sebeple. avantajlı konuma geçmektedir. yalnızca belirli bölgeler haricinde hiçbir yerimiz. Ancak hassas bir bölge olduğu için. Sayfamız üyelerinden Sayın Uğurcan Baran bize şöyle bir soru yöneltti: Diğer hayvanların saçları bir noktaya kadar uzarken neden insanlarınki çok çok çok daha fazla uzuyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Uğurcan Baran. facebook. Güzel bir soru olduğunu düşünüyoruz. Ancak koltukaltı ter bezlerimizin. Göreceli olarak hassas olan bölgelerde. insanlarda kıllar gereksiz olarak görülmüş ve dökülmeye başlamıştır. genel olarak kısıtlı ortamlarda yaşamamızla açıklanabilir. cinsel organ ve çevresindeki kıllar da. bir noktadan sonra canlı sağlığına zarar verdiği ve cinsel seçilim konusunda da etken olabileceği için sabitlenir ve uzamaz. Uzama miktarındaki sınır veya size sınırsızlık gibi gelen uzama miktarları ise. Dolayısıyla Doğal Seçiliim.5 metre saç uzatan kadınlar olduğu görülmektedir. Gelecekte. Bu iki etken. diğer hayvanlar gibi kıllı değildir. bulundukları bölgelerdeki bezler veya organlardan kaynaklanır. Çünkü günümüz koşullarında avantajlılar ortalama kıl uzunluğuna sahip olanlardır (ki bu miktar da türden türe değişir). farklı koşullarda. ortalama bir miktarda. Sorunuz için teşekkür ederiz.php?note_id=169117509812999) da değindiğimiz gibi. sınırsız uzasa bile. aynı zamanda terlemenin daha kolay gerçekleşmesi için kılların bulunmaması gerekir. kıllarla korunması gerekirken (hassas ve bol damarlı bir bölgedir). uzun yıllardır insan türünde süregelen ancak kent yaşamına geçilmesiyle birlikte o noktada kalan ve daha farklı yollarla işleyen Doğal Seçilim ve Cinsel Seçilim ile açıklayabiliriz. bu sınırlayıcı mekanizmalar ortadan kalkmıştır. kıllar sadece etkisiz hale gelmemiş. Benzer şekilde. ağaçlara ve çalılara takılmakta ve suyun altında boğulmalarına sebep olmaktadır.. bir yerden sonra Doğal Seçilim bir şekilde elemenin yolunu bulmaktadır. Öte yandan kısa saçlılar. Zaten ter bezlerimizin gelişmesiyle birlikte.com/note. zarar da vermeye başlamıştır. Vücudumuzun bazı bölgelerindeki kılların daha sınırlı uzamasının sebebi ise. Zaten vahşi doğada seçilimin çok daha aktif olarak çalışmasının sebebi. sabit olarak tutmaktadır. Çünkü saçları. kıl uzunluğunu bir noktada sabitler. Daha önce “Kılların Evrimi” ile ilgili notumuzda (https://www. İnsanların saçı da. 322 . bu tip durumlardır. Endonezya’da meydana gelen tsunamilerde ölenlerin çoğunun geleneksel olarak 1-1..

bir noktadan sonra insana zarar verrebilir. Bu yüzdendir ki bu bölgedeki kıllarımız. 323 . o kadar iyi korunabilecektir. çok önemli bir etkiye sebep olamaz. ancak bu. saçların belli bir noktadan sonra uzayamayacağını ve sabitleyici doğal seçilimin işleyeceğini görebilirdik. ne kadar uzun saç olursa. Ancak insanların doğada yaşadığını varsaysaydık. Bu sebeple. Çünkü beyin buradadır ve “Kılların Evrimi” yazımızda da belirttiğimiz üzere.E V R İ M A Ğ A C I Kafanız ise çok önemlidir. Ancak az önceki örnekte olduğu gibi. diğer bölgelere göre çok daha fazla uzayabilir. beyninizde meydana gelecek 5 derecelik bir sıcaklık artışı sizi şoka sokabilir. Ki hayvanların kıllarının uzamama sebebinin bu olduğunu hatırlayınız. vahşi doğada yaşamadığımız için.

E V R İ M A Ğ A C I Neden canlılar ömürleri boyunca üremezler? Menopoz nedir? Sayfamız üyelerinden Sayın Ozan Utku Öztürk bize şöyle bir soru yöneltti: Merhabalar. Böyle bir durum sadece insan türüne özgü. daha fazla doğuramamak pahasına üretkenliğinden vazgeçiyor.memeliler neden belirli bir yaştan sonra üreme yeteneklerini kaybediyorlar? bu onlara ne gibi bir avantaj sağlıyor olabilir? öte taraftan erkek bireylerin üreme “yetenekleri” yaşam boyu devam ederken dişiilerin menopoza girmesinin sebebi ne olabilir? canlının nasıl bir adaptasyon yanıtıdır?” yaş ile birlikte dna hasar miktarının arttığını telomer boyunun kısaldığını biliyoruz. Bunu. İkinci bir teori ise daha davranış bilimlerini ve davranışsal evrimi öne çıkararak. :) Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak menopozun veya üreme eksikliğinin sona ermesinin telomerlerle pek ilgisi yok.paylaşımlarınız çok değerli gerçekten. zaman ve enerji harcanabileceğini. insanlarda zekayla birlikte had safhaya ulaşan anaçlık ve şefkatin bir sonucu olarak üremenin durdurulduğunu ileri sürüyor. Konuyla ilgili pek çok araştırma yürütülüyor.Benim bir sorum olacak izin verirseniz: “canlılığın nihai amacı (sonucu da denilebilir) soyunu devam ettirmek ise.naçizane tebriklermi sunuyorum. Bunu.Bu durum yeni soylar üretmek için riskli bir durum olduğundan. bunun sayesinde de soyun devamlılığının daha çok garanti altına alınabileceği gösteriliyor. en azından şimdiye kadar bilinen canlılar arasında. Öncelikle güzel destekleriniz ve sorunuz için teşekkür ederiz. Evrim sırasında insan türü. Doğal Seçilim ile Cinsel Seçilim arasındaki denge olarak düşünebiliriz (bkz: tavuskuşları). Yine de ulaşılan bulgular oldukça akla yatkın: Bir teoriye göre kadınların vücutlarının belirli bir yaştan sonra üreme yeteneğini kaybetmesinin (menopoz) ana sebebi. 324 . Sebep olaraksa insan doğurganlığının bırakılmasıyla birlikte yavrulara ve hatta torunlara çok daha fazla ilgi. bir yaştan sonra doğurmanın insanlarda tehlikeli ve ölümcül olabilmesi. “trade-off ” ilkesi ile açıklayabiliriz. Bu sebepledir ki bir noktadan sonra vücut doğurganlığa son vererek canlı ömrünü uzatmayı tercih ediyor. Bunun yerine çok daha yerinde açıklamalar mevcut. ancak bu konuda deney tasarlamak zor olduğu için bolca çıkarım ve bilimsel varsayımda da bulunmak gerekiyor.yaş ile artan üreme kısıtlama adaptasyonu gelişmiş olabilir mi? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir açıklama yapmak istiyoruz: Sayın Ozan Utku Öztürk.sayfanızı yakından takip ediyorum.

E V R İ M A Ğ A C I New Scientist dergisinin 2007 Ekim sayısında yayınlanan bir makalede. üreme gereksiz bir hal alarak evrim sürecinde belli bir yaştan sonra köreliyor. Dolayısıyla. Shanley. üreme yerine koruyuculuk nitelikleri teşvik ediliyor.html http://www. temel sebebi belli bir yaştan sonra koruyuculuk ve şefkat. Ruth Mace. Thomas B.2007.ncbi.nlm. Rebecca Sear. Ancak bu yaş aralığındaki çocukların. insanlarda çocukların iki yaşını gemeden annelerinin ölmesi durumunda. bu konu hala araştırılmakla birlikte. Proceedings of the Royal Society: Biological Sciences.L. hayatta kalma oranı.1098/rspb.blogspot. çocuklardaki hayatta kalma oranı 10 kat azalıyor.com/2007/09/evolution-of-menopause.nih.1028 325 . Kirkwood (2007). annesi ölüp de büyükannesi de olmayanlara göre 2 kat artıyor. anneannelerinin hayatta kalması durumunda.gov/pubmed/11223885 Daryl P. annelerinin ölüm. 10. ********************* http://primatediaries. Testing evolutionary theories of menopause. doğurganlıktan daha önemli konuma geçiyor ve trade-off ilkesi dahilinde. Kısaca.

Sırasıyla cevap verelim: Bitkiler. Bu öznellikten kurtulamayan birinin bilimsel olmasından ise bahsedilemez. bize şöyle bir soru yöneltti: Ben de ağaçların meyve vermesi ve arıların mal yapmasını evrimsel süreçte öğrenmeyi çok arzu ediyorum. bilimsel ve tarafsız (kesinlikle insan-merkezli olmayacak şekilde) bakmak gerekiyor. Meyveler. “Tatlı” ya da “ekşi” gibi kavramlar ile “güzel yiyecek” ile “kötü yiyecek” gibi nitelemeler.) yesin diye meyve üretiyor değillerdir. insan aklının evirm sürecinde getirdiği şahsi açıklamalardır ve kesinlikle evrensel değildir. dolayısıyla etraftaki meyvelerin tadını beğenip de yemeye meyilli olanlar karınlarını doyurabilecek ve diğerlerine göre avantajlı konuma geçebileceklerdi. bitkiler çeşitli kimyasal kompozisyonlara sahip çeşit çeşit meyveler evrimleştirmişlerdir. sadece doğru. kimimiz portakalı 326 . Bu da. insanlar. Meyve. bitkinin tohumlarını korumak için dişi organın farklılaşması sonucu evrimleşmiş etli bir yapıdır. Çünkü bu kimyasallar dilimizdeki “tomurcuklar” dediğimiz ve algısal reseptörlere sahip hücrelere farklı şekillerde bağlanarak farklı elektrokimyasal sinyaller üretilmesine sebep olurlar. Meyveli bitkiler yaklaşık 140 milyon yıl önce evrimleşmiştir. insanların sıklıkla düştükleri bir hatalı argüman üretme tipinden (mantıksal hata = logical fallacy) kaynaklanıyor.E V R İ M A Ğ A C I Bitkilerin Meyveleri ve Hayvanların Ürünleri Bize Neden Güzel/Tatlı Geliyor? Sayfamız okurlarından “Birleşmiş Bir İnsanlık İçin”. Arılar ne zamandan beri bal yapıyor? Ağaçlar ne zamandan beri meyve veriyor? Ve bunların tatları bize neden bu kadar güzel geliyor? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın okurumuz. Ancak sorularınızın ikisinin de cevabı çok basit ve çok bariz aslında. Bir hayvan türü olan insanın ataları ağaçlar üzerinde yaşarken. elbette ki diğer hayvanlar (şempanzeler. Meyve oluşumunu sağlayabilen bitkilerin tohumları avantajlı konuma geçmiş. hayvan türleri arasında da “tat anlayışı” birbirinden farklıdır. Nasıl ki bir baba-oğul ilişkisinde bile bir baba pırasanın tadını severken oğlu tiksinebiliyorsa. Bu hatayı bir diğer yazımızda ele alacağız. doğa için hiçbir şey ifade etmez. o canlıya göre son derece normaldir ve doğa koşullarını insan belirlemediği gibi. bu türlerin ana öğünlerini oluşturmaktaydı. Domuzun kendi pisliğiyle beslenmesi bize iğrenç gelirken. Ancak tür içi varyasyon sebebiyle. Dolayısıyla nesiller sonunda tat algımızın evrimleşmesi ve popülasyon içi genel ya da çoğunluk beğenilerin bu meyvelerin tatlarına doğru kayması sonucu bizler günümüzde bu meyvelerin tadını güzel buluyoruz. sıklıkla meyveler ile beslenmektelerdi. Uzun lafın kısası. beynimizde farklı farklı tatlar olarak algılanır. daha uzun süreler. Biz tiksiniyoruz diye domuzun beslenme tipi tarafsız ve bilimsel olarak “iğrenç” olamaz. Meyvelerin tatları (aslında herhangi bir şeyin “tadı”) içerisindeki kimyasal kompozisyon ile ilgilidir. vb. insanın onlara kendi zeka düzeyinde yüklediği anlamlar da. kimimiz muz severken. daha güvenli bir şekilde korunabilmiş ve hem hayatta kalma şansını hem de üreme şansını arttırıcı bir unsur haline gelerek popülasyonda oldukça sabitlenmiştir. bizim “Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı” olarak adlandırdığımız. Bu konu.

Bunun sebebi de çok açıktır: Besin. sonradan sahneye çıkan bozgunculardan ve doğa hırsızlarından fazlası değiliz. Arılar son 100 milyon yıldır (Geç Kretase Dönemi’nden beri) bal üretmektedirler. Son olarak sürelere dikkat çekerek bitirelim: Bitkiler son 140 milyon yıldır meyve vermektedir. Arılar ise son 100 milyon yıldır bal yapmaktadır. insan türü (ve bazı diğer türler. Ancak unutmamak gerekiyor ki ne muz.000 yıl önce evrimleşmiştir. Yaz boyu bal üretmek üzere malzeme toplayan arılar (ve bal yapıp stoklayanlar). Yani bırakın insan “için” ürün üretmeyi. bkz: Ayılar) arıların besinlerine el koymuş ve kendisi için kullanmaya başlamıştır. Buna bir diğer yazıda değineceğiz. Arılara gelince.. kış boyu bu balı yiyerek beslenirler. tamamen kendileri için yapmaktadırlar. Bildiğimiz anlamıyla insan türü olan Homo sapiens ise 200. ne de portakal bir kurt için hiçbir anlam ifade etmeyen. bu canlıların tüm maymunların ortak atasından bile önceki zamanlardan beridir bu işi. 47 milyon yıl önce yaşamıştır. Biz. Tüm maymunların ortak atası olmaya en yakın aday olan Darwinius masillae (Ida). İnsanlar (veya ayılar) mecburen. Ancak yine.E V R İ M A Ğ A C I tercih ediyor. ortamda bulunan besinin tadını beğenmeye muhtaç bir şekilde evrim geçirmişlerdir. bir tür yaşasın “diye” var değildir! Tam tersine. 327 . Halbuki hiçbir arı “insan için” (veya “ayı için”) bal üretmez. tiksinç ve yenmemesi gereken besinlerdir.. İşte bu farkı algılayamayanlar bizim “Neden-Sonuç İlişkisi Yanılgısı” dediğimiz hataya düşmektedirler. bir tür var olabilmek için ortamda var olan kaynaklara muhtaçtır ve mecburen onlara uygun bir şekilde evrimleşecektir. Yani meyveler.

acaba varda bizmi göremiyoruz? tıpkı kaplanların yada çitaların üzerlerindeki çizgilerin parmak izi niteliği taşıması gibi ? insanların hepsinin farklı olmasının kökeni nedir? bu hayvanlarda var mı? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Ali Karadağ. bireysel bir ayrıklık göremedim. ancak diğer hayvanlar gayet iyi bir şekilde birbirlerini ayırt edebiliyorlar.” Bu gerçekten de ilginç bir durumdur ve bize şu gerçeği hatırlatır: İnsan türü. Tıpkı Çinli olmayanlar “Çinlilerin hepsi aynı!” iddiası gibi. ancak ehli veya çabalayan bir göz bunu görebilecektir. Aslında Çinliler de -örneğin.php?note_id=172694739455276 Cevap tahmin ettiğiniz gibi: Biz ayırt edemiyoruz. diğer her canlının sıradan. kendi algılarına o kadar çok gömülmüş ve bazı bilim-dışı düşünce sistemlerinin de pohpohlamaları sonucunda hayata o kadar çok “insan-merkezli” (antropocentric) bakmaya başlamıştır ki. Öncelikle o yazıdaki ilgili paragrafımızı buraya kopyalayalım: “Aslında hayvanların tümü içinde. fiziksel açıdan olsun yüz görünümü olsun hepsi farklı. pek çok farklılık vardır. Bunun sebebi.. Bu durumu doğrudan toplumlara bile indirgeyebilmekteyiz.Türklerin hepsini birbirine benzetir ya da Almanların. yukarıda Çinlilier-Türkler örneğinde de görebildiğimiz gibi.. Aşağıdaki yazımızda bu konuya biraz değinmiştik: https://www. tek önemli ve özel türün kendisi olduğu. tamamen kendi türümüzü ayırt etmek üzere özelleşmiştir.com/note. ahtapotlar ya da güvercinler arasındaki fiziksel farklılıkları da bir bakışta görmemiz zordur. 328 . basit ve insana hizmet amaçlı var olduğu yanılgısına düşmektedir. onların içerisinde yaşamamamız veya basitçe Çinli olmamamızdır. hatta algılarla birebir ilişkilidir ve Çinli-Türk örneğinde olduğu gibi içinde büyüdüğümüz toplumdaki bireyler arası farklılıkları algılamak üzere gelişmiştir. Beynimizde yüzleri tanımlamak için özel bir bölge bulunur ve bu insanda en gelişmiş durumdadır. yada maymunlarda olsun. ama bin tane ankara kedisinde ben hiçbir farklılık göremiyorum. Ancak yine de bu bölge. Benzer şekilde.facebook. sadece bunları bizim gözümüz alışık olmadığı için göremeyiz. Diğer hayvanların sadece temel farklılıklarını biliriz (bir fil ile bir zürafayı birbirinden ayırabiliriz ama iki zürafa bize tıpatıp aynı gelebilir).E V R İ M A Ğ A C I Diğer Hayvan Türü Dahilindeki Bireyler Neden Birbirinin Aynısı Gözüküyor? Sayfamız okurlarından Sayın Ali Karadağ bize şöyle bir soru yöneltti: insanlar bireysel olarak birbirlerinden çok farkı görünüyorlar.

diye. 329 . dişilerde bulunmaz ve bu erkekler ile dişileri ayırt etmek için kullanılabilir. buradaki farklılıktan kasıt daha ziyade görsel (renklere. hayvanların davranışlarını bile birbirinden ayırt edebilirler. Şempanzelerle çalışan bilim insanları. fareleri ayırt etmek bu yüzden çok zordur. bir süre sonra kolaylıkla. hatta ehli olmayan gözler birbirinden binlerce kilometre uzakta yaşayan bireyleri. Burada. insan aklının kibrinin gözlerimiz üzerindeki bir yanılgısına kurban gitmekteyiz. bir de tanıma olayını sadece görsel olarak algılamamak gerek. Ancak aynı beyin. erkeği ise kadın olarak değerlendirebilmekteyiz. Öte yandan beynin evrimi. sokakta hepinizii birbirinize benzetiyorum!” Tarık Taşçı: “O halde Richard Dawkins’den şu yazı gelsin. Veya bir insan erkeği ile dişisi arasındaki farklar barizdir. insanların ya da kuşların farklılıklarını görmek üzere kullanılmamıştır. dişiler ve erkekler arasında ayırt edici çok bariz özellikler bulunmamaktadır. 7’sini ise tanımadığı şempanzelerden seçersek. Bu sebeple de kendisinden olmayan tüm türler bir-örnek gibi gözükebilecektir. İşte okurlarımızdan gelen bazı örnekler: Cemil Zekioğlu: “Şempanzeleri tanıma örneğine benzer bir durum da çobanlarda oluşur. bize birbirinin kopyası gibi gözüken bir şempanze ailesinden bir birey alırsak ve bu bireye. En yakın kuzenlerimiz olan şempanzeler. yukarıda da anlattığımız gibi yüzleri tanımak açısından çok önemli bir adımdır. Bazı türlerin dişileri ile erkekleri tıpatıp aynıdır (en azından bizim gözümüzde). aynada kendilerini. sıklıkla olduğu gibi. bunun en güzel örneklerindendir. göre) farklılıklardır. insanlar çok uzun süreler bu şempanzelerle içli dışlı olmadılarsa. Daha doğru bir şekilde ifade edersek. çarşıya indiğimde. bizim şempanzemiz sadece tanıdığı şempanzelerin olduğu fotoğraflara tepki göstermektedir. Bu da algılarımızın. fotoğraflarda ise hem kendielerini hem de arkadaşlarını tanıyabilmektedirler. gözden gelen veriler doğrultusunda manipüle edilebileceğini göstermektedir. Cinsel Seçilim’den ötürü işin içerisinde cinsel çift-biçimlilik (sexual dimorphism) de girmektedir. Örneğin bir kuş türünün erkeklerinin yanaklarında siyah benekler bulunurken. Yani. vs. çoğu canlı ağırlıklı olarak kokuyu etiket gibi taşır. hepiniz birbirinize benziyorsunuz. Aslan beyni. tipe. tıpkı kendi türünün bireyleri gibi birbirinden ayırt edebilmeye başlarlar. sizi ayırdedemiyorum. “içli dışlı olmak” kavramı da önemlidir. Çünkü beynin yüz tanıma bölgesi.E V R İ M A Ğ A C I Ancak bir aslanın gözünde kendi türü içerisinde çok köklü farklılıklar bulunmasına rağmen insanların tümü birbirinin aynı gibi gelebilir. aynı birey olarak tanımlayabilmektedirler. bu hayvanlarla o kadar uzun süredir ilgilenmekte ve farklarını incelemektedirler ki.” Pelin Tezer Zırh: “Burada yaşayan Japon arkadaşıma demiştim bir gün. bu fotoğrafların 3’ünü tanıdığı bireylerden. postüre. Bu noktada. Bunun bir sebebi de Cinsel Seçilim baskısıdır. Şempanzeler. sıklıkla bir türe ait farklı bireyleri görmemiz sayesinde uyarılır ve şempanzeleri birbirinden ayırt edebilmek üzere “öğrenme” fonksiyonu sağlanmış olur. Kısaca burada yine. Ancak aynı fotoğraflar insana gösterildiğinde. karşı cinsi ayırt edip özelliklerine göre cinsel bir tabanda seçebilmek üzere evrimleşmiştir. Ancak yine de kimi zaman biz bile arkadan gördüğümüz bir kadını erkek. Ancak en nihayetinde erkeklerde penis. valla ben de tanıdıklarım hariç hala alışamadım. dişilerde vajina bulunması bile ayırt etmeye yarar elbette ki. 10 farklı şempanze fotoğrafı gösterirsek. bireyler arasında hiçbir fark görememekte. O da. biz de ilgili reseptörler bulunmadığından farklılıkları algılamamız zorlaşır.

” 330 .E V R İ M A Ğ A C I “Evrimin uzun dönemli bir amacı yoktur. seçmede ölçüt olacak nihai bir kusursuzluk yoktur.. kutlarim. Cin’de bulundugum 5 aylik surenin ilk haftalarinda Cin’lilerin birbirlerinin kopyasi (benzeri) oldugu kanisina varmistim. Prosopagnozi denen bir hastalık var. yüzlerine bakarak insanların kim olduklarını bilemiyor.. akıllarında tutmaya çalışıyorlar. Ancak daha sonra aralarindaki fiziksel farkliliklari gormeye basladim.. Aslinda onlarda bizim gibi birbirlerinden cok farkli ozelliklere sahipler.” Efdal Teknikel: “Özel olarak “Beynimizde yüzleri tanımlamak için özel bir bölge bulunur”.” Sinan Toprak: “Yazinizdaki Cin ornegi cok dogru. Saygilar. bizim türümüzün evrimin nihai amacı olduğu yolunda gülünç bir kavramı alkışlarla karşılasa da. evrim sürecinde uzak bir hedef.. ile ilgili olarak.” Richard Dawkins / Kör Saatçi / s. Bunu Cin’li dostlarima sordugumda onlarinda bize baktiklarinda ayni deneyimle karsilastiklarini ogrendim. ses tonlarını. Beyindeki ilgili bölge hasarlı olduğu için bu hastalıktan muzdarip insanlar insanların yüzlerini birbirlerinden ayıramıyor.65” Hüseyin Sarıca: “Merhaba evrim agacı benim kırk dan fazla posta güvercinim var bunun en az otuz adeti yaban güvercini renginde hepsi bir birine benziyor ben bunları rahatlıkla bir birin den ayıra biliyorum biraz ilgi duydugunuz rahatlıkla ayıra biliyorsun ama normal dışardan gelen kuşlarla ugraşmayan biri bunu ayırt edemiyor hepsini bir görüyor ama detaylı baksa hepsi farklı oldugu anlaşılıyor örnek veriyim dedim teşekkürler belgesellerinzin devamını dilerim hoşça kalın. insanların kim olduklarını hatırlayabilmek için elbiselerini. Harika bir sayfa. İnsanın kendini beğenmişliği. el şekillerini vs.

Benim de sizlere bir sorum olacak. Amfibiler. Deri neden ve nasıl evrimleşmiştir? Sayfamız üyelerinden Sayın Gülşah Güler bize şöyle bir soru yöneltti: Öncelikle merhabalar... Unutmamak lazım ki derinin evrimindeki en önemli basamak. Elimizden geldiğince cevap verelim: İlk olarak. Ben bir paleoantropoloğum ve sayfanızı çok yakından takdirle takip ediyorum.. derilerini nemli tutabilmek için bazı sıvılar salgılamaktalar ve bunu ilk evrimleştikleri zaman da yapmak durumundaydılar. ilk olarak omurgalılarda görülen bir yapı değil. Sorunuzda halen tam olarak anlayamadığımız nokta şu: Deri. teşekkür ederiz. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz Sayın Gülşah Güler. mümkünse dermis-epidermis oluşum ve gelişimi hakkında fikirlerinizi almak istiyorum. çünkü yumuşak dokuların fosilleşmesi neredeyse olanaksız oluyor ve bu da fosil kaydı konusunda büyük sıkıntılara sebep oluyor. ne yazık ki derinin evrimini takip etmek çok kolay bir iş değil. Evrim Ağacı ekibini bilim adına verdikleri bu uğraş sebebiyle tek tek tebrik ediyorum. Deri Sistemi (Integumentary System) dediğimiz sistem.E V R İ M A Ğ A C I Derinin Evrimi Üzerine. Şimdi daha açıklayıcı oldu. Bu sebeple neden omurga ile bir ilişki kurmaya çalıştığınızı anlamış değiliz. deri ile ilgili sorularımızın cevaplarını günümüz tetrapodlarında aramak durumunda kalıyoruz. omurgalılarda da görülür. sudan karaya çıkış öncesinde ve sırasında gerçekleşen amfibi evrimindeki derinin değişimidir. Teşekkürler. en baştan ikiye ayrılır ve omurgasızlarda da.. Elbette yaşanılan ortama göre farklılık 331 . Bu sebeple. Daha sonra bu yapı evrimleşerek sürüngen ve memeli derisini meydana getirdi.

nlm. habitata önem vermekte fayda vardır. kirpilere) bir çok canlıda korunma görevi yapar.ncbi.Ara Lif) görülür. Örneğin. Memeli derileri genel olarak amfibiler ile sürüngenler arasındadır ve bol bezle ve kılla desteklenmektedir. Bu noktada. armadillolara) Sürüngenlerin plaka yapıları memelilerde kıllara.htm Ayrıca şöyle bir cevap da ekleyebiliriz: Aslında omurga gelişimine bağlı değil.jp/~usami/2D_Web/Epdermis/e-text/01. kuşların uçmasını(tüyler) sağlama özelliklerinin yanında farklı renklerde bulunmaları cinsel seçilim için önemli bir ayrım olmuştur. Ayrıca omurgasızlarda deri olsa bile omurgalılardaki gibi keratinleşme görülmez. vb. En geniş ve kısa olarak derinin işlevlerinin değişimiyle evrimsel olarak yönlenmesini bu şekilde açıklayabilirim. Böceklerde kitin tabaka. Farklı canlıları göz önüne alırsak çok farklı işlevlerini de görebiliriz. omurgayla paralel olarak evrilmiştir diyebiliriz.nih. nematodlarda koruyucu beir dermis vs.kanagawa-u. Derinin oluşumunu tetikleyen temel mekanizma ise. ısı ve sıvı kaybını denetleme. amfibiler nemli ortama bağımlıdırlar ve buna göre evrimleşmiş bir deriye sahiptirler. kurak ortama adapte olabilecek şekilde sert pullarla kaplı derilere sahiptirler. 332 . Keratin’in en büyük faydası. Omurgasızlarda. Balıklar. Bunlardan faydalı olabileceğini düşündüğümüz ikisini aşağıya ekliyoruz. soğukta izolasyon sağlamak) önemli görevlerindendir. bir çok canlı grubunda derinin işlevini yapan yapılar vardır ve dış ortamdan ayıran bu tabakanın bulunması neredeyse bir zorunluluktur.gov/pmc/articles/PMC2736116/ http://www.ac. etmenlerdir. Deri karaya geçiş sırasında su kaybını önleyici bir tabaka olarak önemli bir işlev göstermiştir. su kaybını ayarlamak konusunda son derece faydalı bir proteindir. derinin evrimi ile ilgili olarak omurgayı ön plana çıkarmaktansa. kamuflaj oluşturma. kuşlarda tüylere evrilmiştir. Konuyla ilgili pek çok ayrıntılı makale mevcuttur. Organları koruma görevinin yanında vücud ısısının dengelenmesini sağlamak(sıcakta terlemeyle düşürmek. dediğimiz gibi. sürekli suda yaşamalarına rağmen pulları vardır ve bu pullardan. su içerisinde kayganlaştırıcılığı arttıran bazı maddeler salgılanır. vücudun içi ile dış ortamı birbirinden ayırma ihtiyacı.E V R İ M A Ğ A C I göstermektedir.phys. Şimdi omurgalılara dönecek olursak. Kıl ve tüy yapıları izolasyon sağlama. Diken gibi yapılar (kertenkelelerden. yukarıdaki açıklamadan da anlaşılabileceği ve sizin de dediğiniz gibi. koruma. ilginizi çekenleri okumanızı tavsiye ediyoruz: http://www. Sürüngenler.(timsahlardan. keratin yerine IF proteinleri (Intermediate Filament . Plakalarda benzer işlevlere sahiptir ve yine bir çok canlıda bulunur.

. din gibi kavramlar insanlarda. Hayır. Ancak onlara da. Bu hayvanlar arasında. kedinizin kolunuzla çiftleşmeye çalışması kolunuzu dişi olarak görmesinden/sanmasından değil. sanat. bir şekilde kontrol altında tutulmalı ve dengelenmeli. siz onlarla ilgilendiğinizde veya sizinle oynamak istediğinde bu şekilde size sevgi gösterebileceğini düşünüyor hayvanlar. Muhabbet kuşları da aynı şekilde. kendi yavrularını başka kuşlara baktıran kuşlar var. yavru ve annesiz olmalarından ötürü şefkat duyuyor ve yardım ediyor. size oyun/ kur yapmak istemesinden ötürü. Örneğin bu hayvanların karnını okşadığınızda nasıl ki hoşuna gidip daha fazlasını istiyorsa. sosyal statü ve karşılıklı ilişkileri düzenleyici bir unsur görevi görüyor. kendi kendine ve insan başparmağına kur yapan muhabbet kuşları gördüm. temel olarak bir sevgi gösterisi bu. bkz: şempanzeler. sadece üreme amaçlı değil. Örneğin Bonobolarda cinsel birleşme.facebook. Evrimsel açıdan belki bu “sahte çiftleşme”nin doğrudan. son derece normal 333 . Hayır. ancak unutmayın ki zeka kapasitesinin artmasıyla gelen yan etkiler. Hatta kimi hayvanlarda sadece mutluluk belirtisi olarak bile kendi kendisine kur yapmak (ve hatta kendi cinsel organıyla mastürbasyon yapmak. Yani eğer olaya düz ve basit bir mantıkla “üreme çabası” olarak bakarsanız. hayvanlarda bu tip sosyal ilişkiler ve sevgi gösterileri. bence gayet muhtemeldir ki sizin kedi onları da yavrusu sandı. evrimsel süreçte anlamı olmayan (hayatta kalma veya üreme şansını arttırıcı olmayan) hareketler mental dengeleyicilerdir. Zeka düzeyi arttıkça. Konuyla ilgili şu yazımızın size faydalı olacağını düşünüyoruz: https://www. yanılırsınız. insanlar) veya mutluluk kaynağı olarak gördüğü bireyle çiftleşmeye çalışmak gibi davranışlar görülebiliyor. diğer hayvanlardan bir üst model “mental dengeleyici” olarak görev görürken (bkz: ilgili yazılarımız).com/note. seçilimsel bir anlamı olmayabilir. Sayın Ghu Jka. Hayal kurmak.. ama çok daha spesifik olarak memeliler arasında çok sık gözüken bir durumdur. bu “hatalar” (aslında hata değil. Ghu Jka ise şöyle bir yorumda bulundu: çiftleşmeye çalıştığı kedinin dişi mi erkek mi olduğunu anlayamayan hatta kolumla çiftleşmeye çalışan erkek kediler gördüm.E V R İ M A Ğ A C I Hayvanlarda Cinsel Uyarılma ve “Sahte Çiftleşme” Davranışları Sayfamız okurlarından Sayın Alp Özgür bize şöyle bir soru yöneltti: merhabalar evrim ağacı aslında bu olay bir yıl önce oldu fakat şimdi size yazıorm :) dişi bir kedim var kedimin yeni yavrusu olmuştu ondan 2-3 gün önce doğuran bir sokak kedisi bir şekilde evden ayrılıp geri gelmedi fakat yavruları bnm kedim emzirdi büyüdüler ve şu anda sağlıklı bireyler bununla ilgili olarak ne diyebiliriz kedim bir şekilde diyer yavruları kendi yavrusumu sandı ? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Alp Özgür.php?note_id=167554469969303 Sayfamız okurlarından bir diğer olan Sn. kediniz yavruları ile diğer annenin yavrularını gayet iyi bir şekilde ayırt edebiliyor.

onun sadece bir fotoğraf olduğunu bildiği halde cinsel olarak uyarılıyorsa ve hatta insanlar kendi kendilerini tatmin etmek adına. daha da önemlisi sosyal yetilere sahip değil. kimi zaman bazı durumlar hayvanlardaki çiftleşme isteğini tetikleyebilir.E V R İ M A Ğ A C I bir davranıştır. gece camı kırarak cansız mankenlere tecavüz eden ve sonra mankenin yanında sevgilisiymişçesine uyuyup kalan insan bireyini düşününce. Her ne kadar anlaşılmaz bir şekilde kendimizi bu hayvanlardan üstün görmeye çalışsak da. bundan daha birkaç sene önce Balıkesir’de. Nasıl ki insanlar erotik. bu türlerin bu tip görsellerden tahrik olması ve zeka düzeylerinin tam olarak gerçek ile sahte olanı tam olarak ayırt etmeye yetmediği için bu türlerde bu tip sahte çiftleşme davranışları görüldüğü şeklinde olabilir. Bir diğer açıklama da. Ancak biz bunlara o kadar alışmışız ki ve kendi kökenlerimizi reddetmeye o kadar hazırız ki. sizin çıplak kadın/erkek fotoğrafından etkilenmenizden hiçbir farkı yok. Bu yüzden yine cinsel uyarılma konusu gündeme gelmektedir. köpekler de örneğin onların çiftleşme biçiminde duran (bilinen adıyla “doggy-style”) insanları bile görseler uyarılarak çiftleşmeye çalışabiliyorlar. başkalarının yaptığı ve tamamen sanal olan porno filmleri izliyorlarsa. zekası daha az gelişmiş olan hayvanlardan bir adım önde olmalarına sebep oluyor. Üstelik bundan çok daha önemli bir nokta var: Bu hayvanlar da zekaya sahipler ve bu da algı düzeylerinin. Şöyle ki. birileri (burada biz oluyoruz) bunları hatırlatmadan fark edemiyoruz. açıklandığı üzere) azalıyor. Bunun. Ancak burada rastlantısal bir çiftleşme denemesi yoktur ve temel olarak erotik uyarılma ile ilgisi vardır. Kedinizin de kolun duruş şeklinden uyarılmaması için bir sebep göremiyoruz. 334 . Uyarılıyor ve kendisine engel olamıyor çünkü olması gerektiğini düşünecek kadar zeka kapasitesine. onlardan eksik kalır bir yanımız olmadığını kolaylıkla görebiliriz. Bu notumuz gelecek günlerde daha fazla teknik bilgiyle zenginleştirilecektir. vitrinde duran cansız mankenlerden uyarılıp. cinsel içerikli bir fotoğraf gördüğünde. Çünkü biz de bir hayvanız ve diğer hayvanlarda “hata” olarak gördüklerimizi biz de yaoıyoruz. beyinlerindeki ilgili bölgeleri uyarmak adına sahte.

balinaların parmak kemiği ve karabatakların uçamayan kanatları gibi. 5-6 cmlik çivi büyüklüğünde dişlere sahip balıklar yaşıyordu. apandist. bir insanda apandistin gördüğü işlev kadar işlevselliği vardır. Peki karaya çıkmalarına ne sebep oldu? Bunun cevabını 375 milyon yıl önce yaşamış olan Tiktaalik Rosaea’nın yanında bulunan balık fosilleri açıklayıcı olabilir. Tiktaalik zamanında basket topu büyüklüğünde başa sahip. Böylece sizler için de harika bir kaynak olacağını düşünüyoruz. kuyruk sokumu gibi körelmiş organlar olarak kurbağalarda kaldığını gösteriyor. O zamandan beri geçen süreç içerisinde değişik formlar alarak. Dişler yaklaşık olarak 500 milyon yıl önce ilk kafa kemiğine sahip “Ostrakodemler” de kendisini göstermiştir. ezici ve parçalayıcı gibi özelliklere yer bırakmıştır. Bu cevaplardan en güzel birkaç tanesini burada da yayınlamak istiyoruz. daha sonra dişler işlevini kaybetmiştir bazılarında ise. yaklaşık 400-350 milyon yıl önce yaşamış ilk üyeli balık. Yılanların omurga. değişen yaşam şartlarına en uygun canlıların hayatta kalması. büyük bir silahlanma yarışı ve acımasız bir av-avcı ilişkisi mevcuttu. Kalp odacık sayısı ve akciğerdeki büyüme karaya çıkış sıklığı ve egemen olma oranıyla aynıdır. amfibi ve sürüngenlerdir. Biz insanlar genlerimizdeki kodların sadece %1inin kullanılması sonucu bu formlara ulaşıyoruz. önce kalp iki odacıklı daha sonra üç odacıklı olan yapılar avantajlı hale geldi. İlk başlarda dişlere sahipken. kendisi için faydalı olan etkisi küçük mutasyonlarla doğaya ve çevreye adapte olarak değişim geçirmektedir. değişim geçirmesi ve başarısızların ayıklanması olarak kısaca özetlenebilir.E V R İ M A Ğ A C I Kurbağalarda Dişler ve Görevleri Evrim Ağacı olarak düzenlediğimiz kitap ödüllü soru-cevap yarışmamızda. keskin. sayfamız okurlarından Sn. bizim 20 yaş dişi. rakiplerine karşı koyamayacağı dişlerini yanına alarak. Karaya geçişe paralel olarak akciğerde de aynı oranda büyüme ve işlevselliğin karaya uyumunda faydalı değişimler olmuştur. Tiktaalik’in yerinde kim olsa karaya yönelirdi. Bu değişim rastgele olmakla birlikte(mutasyon). Günümüz köpekbalıklarının atalarıda dahil olmak üzere. Maxillar ve vomer dişler. kurbanın kaçmasını önlemede işlevsel. Dünya yaklaşık 250 milyon yıl önce Pangea adlı tek kara parçasından ayrılarak şimdi ki kıtaları oluşturdu. yiyeceği tutmak. Doğal seçilim dediğimiz bu kuram. İlki sıra halinde üst çene kenarında bulunup. 335 . Bu canlılar balık atalara sahipken (400 my) önce kalpleri tek odacıklıydı. gerçekten harika cevaplar elde ettik. Günümüz dünyasında birçok kurbağa dişlere sahip olmadan dünyaya gelir. teorisi gülünç karşılanmıştı ancak şimdi biliyoruz ki. Levha tektoniğini öne süren Alfred Wegener ilk başalrda birçok bilim adamının maruz kaldığı gibi. Tüm bu yaşantılardan çıkaracağımız sonuç. kavramak gibi fonksiyonları vardır. kalan %99luk kısım bize atalarımızdan miras kullanılmayan işlevsiz genler. büyük. Kurbağa’nın ata formları olarak adlandırabileceğimiz canlılar sudan karaya geçmiş olan. ancak bazı kurbağa türleri bunu körelmiş bir genetik miras olarak taşımaktadır. Hümanist Homosapiens’in gerçekten Evrim Ağacı’na yakışır cevabını paylaşmak istiyoruz: Canlılar ilk genetik materyala sahip olduğundan bu yana. Galileo ve Darwin’in de olduğu gibi Alfred Wegener haklı beyler :) Diş konusunda farklılık gösteren kurbağaların evrimsel yalıtılmışlığı yaklaşık 250 miyon yıl öncesine dayanır (keselilerin Avustrlya’da yalıtılması gibi). Daha sonra karaya yönelmeye başladılar. İlk olarak. Vomer ise burun deliklerinin ortasına lokalize. doğanın süzgecinden geçerek ayıklanmaktadır. İşte sorumuzun cevabı da burada bazı kurbağalar hala atalarının diş yapma genlerini taşıyorlar.

Alt çenelerindeki diş benzeri yapıların evrim sürecinde kaybolduğu düşünülmektedir fakat son araştırmalarda yeniden oluştuğuna yönelik bulgular da bulunmuştur. sayfamız okurlarından Sn.jpg Yazan: Berk Kaan Kuğuoğlu (Evrim Ağacı okuru) Evrim Ağacı olarak biz de şöyle bir bilgilendirmede bulunmak istiyoruz: Kurbağaların dişleri konusunda tek bir cevaba ulaşmak zordur.Neil Shubin.com/news/2011/02/110209-frogs-teethevolution-science/ ) Maxillary teeth küçük koni biçiminde olan çok sayıda dişler üst çenede sıralanmıştır.E V R İ M A Ğ A C I Referans: İçimizdeki Balık . Pek çok okurumuzun doğru şekilde belirlediği gibi. “Vomer dişler” (Vomerine Teeth) ise çenenin ortasında.wikipedia. Çünkü onlar bu yapıları koparmak. ikili halde bulunan sert. kaygan ve güçlü dişlere denmektedir.wikipedia. ( http://news. Genellikle avlarını bütün halinde yutmayı tercih ederler. “maksil dişler” (Maxillary Teeth) çene boyunca sıralanan. Alttaki link görsel açıdan bize biraz daha kolaylık sağlayacaktır. http://www. Bunların haricinde nadiren de avını yakalamakta kullanırlar. 336 . http://tr. parçalamak ya da çiğnemek amaçlı kullanmazlar.nationalgeographic. Fakat bu yapıları bizim genellikle kullandığımız anlamda diş olarak adlandırmak biraz güçtür.org/wiki/Levha_hareketleri http://tr. Vomerine teeth diye adlandırılar diğer diş grubuda 2 dişten oluşur ve üst çenenin tepesi ya da daha farklı bir tabirle ağızın çatısında bulunur. Daha çok avlarını kontrol etmek içeride tutabilmek için kullanırlar.info/02/img_en/030%20Mouth%20of%20a%20frog.org/wiki/Dola%C5%9F%C4%B1m_sistemi Yazan: Hümanist Homosapiens (Evrim Ağacı okuru) Ayrıca.infovisual. oldukça keskin ve tırtıklı olan diş yapısına verilen isimdir. Berk Kaan Kuğuoğlu da muntazam bir cevap vermiştir: Kurbağaların üst çenesinde bulunan iki farklı diş grubundan biri Maxillary diğeri de Vomerine olarak adlandırılır.

bir “çiğneme” işlemi değil. çoğu zaman birbirlerinin yerine geçerek kullanılmaktadır. Avlarını yakalamak için. Ki bu da çoğunlukla bilinçli ve amaçlı olarak değil. yapışkan dillerini kullanırlar.E V R İ M A Ğ A C I Bu dişlerin görevleri. bilimsel terminolojide mekanik sindirimi başlatmak adına bilinçli olarak çene kasları ile besini ağız boşluğunda küçük parçalara ayırmak demektir. diğer pek çok hayvan gibi keskin dişlerini değil. Kurbağalar. sert yapılarından ötürü avın ezilmesine yararlar. Bu. avın sabit tutulması için kullanılır. ağız kaslarını sıkıca kapatan kurbağanın dişlerinin ister istemez avı ezmesinden ötürü olmaktadır. 337 . Avlarını yakaladıktan sonra. Ancak kaygan yapısından dolayı genellikle vomer dişler. ancak kurbağalar hakkında kesin olarak bildiğimiz bir bilgi. avlarını “çiğnemek” amacıyla dişlerini asla kullanmadıklarıdır. avın kaçmak için debelenmesi sırasında. Yarışmamıza katılan herkese çok teşekkür ediyoruz. genellikle maksil dişler avın ağızdan çıkmasını önleyen parmaklık görevini görürler. bir “ezme” işlemidir. tıpkı yılanlar gibi bunu asla yapmazlar ve avlarını bütün olarak yutarlar. avın kaçmasını önlemek yerine. “Çiğnemek”. Vomer dişler de benzer bir görevle.

com/video/video. hem kafanızı istediğiniz her yöne hareket ettirebilirsiniz. Bunun sebebi. Ancak tavuklar bunu yapamazlar. bizlerden farklı olarak.E V R İ M A Ğ A C I Tavuklarda Kafa Stabilizasyonunun Sebepleri Öncelikle şu komik videoyu izlemenizi rica ediyoruz: https://www. hem kafalarını hareket ettirip. Örneğin sizler bu yazıyı hem okuyup. hiçbir şey göremezlerdi. odaklayamazlar (focusing).youtube.. Sonra tekrar kafalarını ileri atarlar ve bu böyle devam eder.. sonra sabitlerler ve vücutlarını ileri hareket ettirerek kafalarıyla aynı hizaya getirirler. Eğer bu hareketi yapmasalardı. Tavukların evrimi sırasında bu kafa stabilizasyonunun sağlanabilmesinin tek bir sebebi vardır: Görebilmek. gözleriniz sabitlendiğinden ötürü okumanız aksamaz.com/watch?v=Ei1EP1sjUrQ Bunun sebebi nedir hiç merak ettiniz mi? Evrim Ağacı olarak açıklayalım. Aynı zamanda tavukların (ve diğer pek çok kuşun) yürürken kafalarını komik bir ileri-geri hareketi yapma sebepleri de aynısıdır. hem gözlerini sabitleyemezler. Önce kafalarını ileri atarlar. Hatta bu yazıyı okurken kafanızı ekrana yaklaştırıp uzaklaştırsanız bile göz kaslarınız odaklanarak sorunu çözecektir. 338 .php?v=10150108552842145&oid=116857058373975&comments Sonra da şu günlük hayatımızda sıkça karşılaştığımız “güvercin yürüyüşü” videosunu: http://www. tavukların yürürken hem kafalarını sağlayıp hem gözlerini odaklayamamalarıdır.facebook. :) Tavuklar.

E V R İ M A Ğ A C I Turritopsis nutricula (Ölümsüz Denizanası) Bildiğiniz üzere bir süredir bilim sayfalarında sürekli olarak ölümsüz bir denizanasının keşfedildiğinden bahsediliyor. hayat döngülerinin iki aşamadan oluşmasıdır: Polip Dönem ve Medusa Dönemi. gelişmeyle birlikte. sabit bir şekilde. hayatının ilerleyen dönemlerinde Cnidarianlar. Polip Dönem’de Cnidarian şubesindei hayvanlar. Tutundukları yerden. medusa dönemine geçerler. Evrim Ağacı olarak size bu hayvan hakkında biraz bilgi vermek istiyoruz. Her ne kadar bu hayvan hakkında fazla açıklama yapılmasa da (Türkçe bilim sayfalarında).wikipedia.org/wiki/Knidliler Burada da bahsedildiği üzere. Sabit bir yaşam sürmezler. Denizanalarından aşina olduğumuz uzun dokungaçlara sahiptirler ve diledikleri gibi hareket edebilirler. Biz. Böylece bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamış olacaksınız diye ümit ediyoruz. aşağıdaki gibi gözükürler: Daha sonra. hayvandan çok bir bitkiyi andırır bir şekilde. hareket etmeden yaşarlar. şimdiden oldukça meşhur oldu bu hayvan. Polip devrede hayvanlar “”tomurcuklanma” ile eşeysiz olarak ürerler. ağızlarında bulunan dokungaçlarla avlanırlar ve bu şekilde yaşarlar. Medusa Dönemi’nde vücutları çan ya da daha tipik olarak “şemsiye” şeklini alır. kendilerini bir “kök” ile sabitleyerek. Medusa Dönemi’nde Cnidarianlar eşeyli olarak ürerler. normal bir hayvan gibi avlanırlar. su dibinde. 339 . Bu şubeyle ilgili yüzeysel de olsa Türkçe bilgiye Vikipedi’den ulaşabilirsiniz: http://tr. Cnidaria şubesinin temel özelliği. ilk olarak denizanalarının Cnidaria (Sölenterler) şubesinden olduğunu belirtmek gerekiyor. Şimdi. Polip dönemdeki Cnidarianlar.

elbette her canlı gibi.E V R İ M A Ğ A C I Medusa dönemindeki bir Cnidarian. gelişip medusa dönemine girerler. normal bir hayvandaki gibi sürer. Ölümsüzlükten kasıt. Bu sayede. denizanalarında daima polip olarak hayata başlanır. sürekli olarak. burada bizim yeni denizanası türümüz olan Turritopsis nutricula’yı tanıtmakta fayda var: Diğer tüm denizanalarından farklı olarak. Burada eşeyli olarak üreyip yavru polipler üretirler. yaşlanıp ölmeleri gerekirken. aşağıdaki gibidir: Normal olarak. Yani yukarıda bahsettiğiiz hayat döngüsü. kendilerini polip döneme döndürebilirler. yaşlanma sonucu ölüm gerçekleşmez ve bir birey. yaşlanıp ölmek yerine ken- disini yavru (polip) hale döndürerek yaşamını sürdürür. Öte yandan. ölüme direnmek değil. Turritopsis de avlanma ya da hastalanma sonucu ölebilir. Turritopsis nutricula aşağıdaki görünümdedir: İşte bu. bu tür. bir noktada tersine döner: Yavrular polip dönemi yaşarlar. Turritopsis nutricula’nın teorik olarak ölümsüz olması demektir. Yavrular polip dönemden geçerek büyürler ve döngü bu şekilde. medusa dönemine girilir. ilk defa polip döneme geri dönebilme özelliğine sahiptir. 340 . daha sonra. Şimdi. eşeyli üreme ile yavrular üretilir ve ölünür. yaşlılık sonucu ölüme engel olabilmedir. Ancak.

net/nature/ns0802/03_1279_hongbao_turritopsis_ns0802_15_20. bu sebeple tek bir bireyin. İngilizce olarak bu hayvanla ilgili makaleleri ve araştırmaları bulabilirsiniz: http://www. küçümsenmemelidir.ece http://en.wikipedia.html http://www. Çünkü bu hayvanın genetik yapısı incelenerek pek çok sentetik yapı üretilebilir ve gelecekte yaşlılık ile çok daha başarılı bir şekilde savaşılabilir.uk/tol/news/science/article5594539. Unutulmaması gereken bir diğer nokta şudur: Henüz. Şimdilik yaşayan bireylerin kaç yaşında olduğu bilinmemekle birlikte.jellyfishfacts.net/turritopsis-nutricula-immortal-jellyfish. bu sorulara cevaplar verilebilecektir.sciencepub.E V R İ M A Ğ A C I Bu özellik.pdf http://www. yine de.org/wiki/Turritopsis_nutricula 341 .co. yapılacak araştırmaların sonuçlarına göre. bu canlı üzerinde uzun süreli deneyler yapılmamıştır. ********************* Aşağıda. gelecek dönemlerde.timesonline. kaç defa ya da ne kadar sağlıklı bir şekilde üreyebildiği ve polip hale geri dönebildiği bilinmemektedir.

yaşadıkları ortama uygun bir şekilde (diğer tüm canlılar gibi) adapte olmuşlardır ve evrim sürecinden geçmişlerdir ve geçmektedirler. Bu tür.E V R İ M A Ğ A C I Transparan Kafalı Balık: Macropinna microstoma Sayfamız okurlarından Sn. Macropinna da bu özelliği geliştirmiş bir türdür. Bu yetisi sayesinde avına kilitlenebilir ve küçük 342 . eldekiyle yetinme ve onu mükemmele olabildiğince yakınlaştrma şeklinde “kör bir saatçi” gibi işlediğini göstermektedir. Dolayısıyla bizim için bu balık da sıradan bir evrim ürünüdür ve özelliklerinin incelenmesi. görüş alanının çok dar olmasıdır. doğanın mükemmel bir tasarıma sahip olmaktan çok. Pek çok bilim insanı. aşağıdaki fotoğraflarda görülen balıktır: Macropinna microstoma (© 2004 MBARI) Macropinna microstoma Fıçıgözlüler (Opisthoproctidae) familyasına ait bir türdür. Bu balığın uzun bir süre gözlerini hareket ettiremediği düşünülmüştür. Örneğin bu balıkların gözleri. zaten Evrim’in karşısında herhangi bir rakip olacak seviye. her ne kadar çok ciddi bir çözünürlük sağlasa da. halen Monterey Körfezi Akvaryumu’nda incelenmektedir ve araştırmalar çok ilginç sonuçlar vermektedir. önemli bilgiler verebilecektir. biz. normal olarak güneş ışınlarının okyanus içerisinde ulaşabildikleri son noktalarda (yüzeyden ~600-800 metre aşağıda) yaşamaktadırlar. bu balığı “Evrim’in zaferi” olarak nitelendirmekteyken. Bu da bizlere. Bu canlının tek adaptasyonu bu değildir. Bu sayede kafalarının üzerindeki silüet halinde dolaşan avlarını ayırt edip avlanabilirler. isimlerinden de anlaşılabileceği gibi tüp şekilndedir ve bir fıçıyı andırmaktadır. ancak derin denizaltı kameraları sayesinde doğal ortamlarında gözlenen Macropinna’nın gözlerini hareket ettirmek yerine yatay konumdan dikey konuma geçerek daha geniş bir alanı görebildiği keşfedilmiştir. Fıçıgözlüler. Bir diğer ilginç adaptasyon. Ve bu canlılar. Bu göz tipinin en büyük sıkıntısı. Berk Çakan bize şöyle bir soru yöneltti: Macropinna hakkında bilgi verebilir misiniz? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Macropinna microstoma. kalite ve güçte rakip bile bulunmadığını düşünüyoruz. yani tam aydınlığın karanlığa kavuştuğu hatta. bu balıkların yüzgeçlerinin suda neredeyse hiç hareketsiz durması ve son derece net ve keskin dönüşler yapabilmesidir. Evrim Ağacı olarak bu kadar gladyatör havasında yaklaşmanın anlamsız olduğunu.

araştırmalar sürerken gereksiz spekülasyonlardan kaçınmakta ve bilim insanlarından gelecek cevapları beklemekte fayda vardır. Ayrıca bu hipotez. Henüz halen transparan kafayapısının tam olarak ne işe yaradığı ve neden evrimleştiği bilinmemektedir. Yine de. Macropinna’nın bu yapı sayesinde edindiği kamuflaj ile pek çok denizanasına oldukça yaklaşabildiği v avlanmak için bu gizlenme tekniğini kullandığıdır.org/news/news_releases/2009/barreleye/barreleye.E V R İ M A Ğ A C I bir balıktan bir denizanasına kadar pek çok canlıyı yiyebilir. ********************* http://www. ancak en güçlü hipotezlerden biri. Çünkü Macropinna ile aynı derinlikte yaşayan denizanalarının görüntüsünün de benzer olduğu not edilmiştir.html 343 . Macropinna’nın gözlerinde bulunan yeşil biyolüminesant (biyolojik aydınlatıcı) pigmentlerin yapısının ve renklerinin denizanalarıyla benzer olmasıyla desteklenmektedir.mbari.

Cansumys (1 tür). yani Evrim Ağacı üzerinde yedi ufak tomurcuk/dal kapsarlar.E V R İ M A Ğ A C I Hamsterların Evrimi ve İnsan-Dışı Hayvanlarda Albinizm Sayfamız okurlarından Sayın Atıl Kaan Kalaycı ve Sayın Apfellini Ikarusaro bize şöyle iki soru yönelttiler: Hamsterlar doğada doğal olarak bulunan bir canlımıdır yoksa insanlar tarafından mı oluşturulmuştur . Ayrıca bunların haricinde soyu tükenmiş 15 cins tespit edilmiştir. yani günümüzden 16. Bu tarihten öncesindeyse. Bunlar ismen: Allocricetulus (2 tür). 7 cinse ayrılırlar. Mesocricetus auratus (Suriyeli / Altın Hamster) Phodopus campbelli (Rus Cücesi / Campbell Hamsterı) 344 . doğada bulunuyorsa ne gibi şartlardan dolayı nasıl evrimleşmişlerdir? Albino hamsterların nasıl ortaya çıktığını söyleyebilir misiniz? Evrim Ağacı olarak kendilerine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Atıl Kaan Kalaycı ve Sayın Apfellini Ikarusaro. yalnızca Suriye’de bulunan vahşi hamsterlar bilinmektedir. Cricetus (1 tür). 1839 yılında tespit edilmiştir.4 milyon yıl öncesiyle 11. Cricetulus (7 tür). Phodopus (3 tür) ve Tscherskia (1 tür) cinsleridir. sonrasında ise 1930 yılından itibaren evcil hayvan olarak yetiştirilmeye başlanmıştır. Mesocricetus (4 tür). Asya’da ise günümüzden 11 milyon yıl öncesiyle 6 milyon yıl öncesi evrimleştikleri bilinmektedir. İlk hamsterlar. Yani hamsterlar ilk olarak vahşi doğada keşfedilmiş (ve dolayısıyla evrimleşmiş). Hamsterlar.2 milyon yıl öncesine kadar gitmektedir. Evrimsel tarihleri. Avrupa ve Kuzey Afrika’da Orta Miyosen Dönemi’ne. ancak evcil olanları 1930’lu yıllara kadar yetiştirilememiştir.

bazı albino hamsterların gözleri olmadan doğması ve 1 yaşından fazla yaşayamamasıdır. daha düzgün ve bilimsel cümlelerle ifade edersek. hamsterları istediği özelliklere sahip olanları kendi aralarında çiftleştirip diğerlerini çiftleştirmeyerek. soluk pembe deri rengine sahiptirler ve kan kırmızısı veya pembe gözleri vardır. oyuncak-ayı tipi bireylerde (uzun-kıllı Suriyeliler olarak da bilinir) ve Rus cücelerinde (Campbell tipi olarak da bilinir) görülür. Hamsterlarda ise özellikle Suriyeli bireylerde (altın renkli olanlar). Albinizm (pigment eksikliği) hemen her hayvan türünde gözlenebilir. 345 . insanların onlardan beklediği doğrultuda (renk. Karbeyazların sırtında genellikle gümüş bir çizgi bulunur ve genellikle koyu renk gözlere sahiptirler. bu konuda net bir bilgi veremiyoruz. sakinlik. evcillik. üzgünüz. Hamsterlarda da genetik mutasyon sonucu albinizm gözlenir ve bu durum kalıtsaldır. özellikler bakımından) evrimleşmiştir. evcilleştirilmeye başladığı tarih olan 1930’lardan beri evcil hamsterlar üzerinde çok ciddi bir yapay seçilim baskısı vardır. Albino bir Hamster Albino hamsterların vücudunun tamamında beyaz kıllar bulunur.E V R İ M A Ğ A C I Angora / Oyuncak Ayı Hamsterı Tabii ki unutmamak gerekir ki. Ancak hamsterlarda albinizmin hangi gen ile veya hangi kromozom üzerinde taşındığı konusunda henüz bir araştırma olmadığı için. Evrim’in yönünü belirlemişlerdir ve bir süre sonra hamster popülasyonlarında yalnızca insanın istediği özelliklere sahip hamsterlar kalmıştır. ancak bu farklı sıklıklarda olur. insan. vb. Albino hamsterlar sıklıkla karbeyaz tipi hamsterlarla karıştırılır ki bu bir hatadır. elbette ki doğadaki vahşi tür ve bireyleri göz ardı edersek. ilk Rus cücelerine ise 1988’de rastlanmıştır. İlk albino Suriyeli tiplere 1950’lerde. Bunu. ses. Bu sebeple de o tarihten bu yana hamsterlar. Bunlarla ilgili bir ilginç bilgi ise.

. hem heterotrof beslenme biçimlerine sahipler. protistalarda da. şu şekilde tanımlanır: “Bitki. bir gerçek olarak “biliyoruz”. ayrıca meraklı olmak da her zaman iyidir. Hayvanlar ve bitkiler.Evrim hayvandan hayvana geçiş ise bitkiler nasıl oluştu?Yok bitkiye geçiş varsa neden bitki hayvan ara geçiş formu yok ya da neden bazı hayvanlar azda olsa fotosentez yapamıyorlar?Neden bazı hayvan hücrelerinin kloraplastı yok? Ilginiz için şimdiden Teşekkürler. biz Evrim Kuramı’nı “kabul ediyoruz”. Ancak merakınızı elbette gidermek bizim görevimizdir. ne de bitki. Bu nokta.E V R İ M A Ğ A C I “Hayvan ve Bitkilerin Ortak Atası Hakkında Bilgiler” ve “Ara Geçiş Türleri ve Hatta Alemleri!” Sayfamız üyelerinden Sayın Mustafa Türkmen bize çok güzel bir soru yöneltti.. Soru aşağıdaki gibiydi: Evrim[i kabul ediyorum] [Evrim Ağacı düzeltmesi] ama geçenlerde arkadaşım bir soru sordu ve bilemedim. Science Daily’de 20 Haziran 2007 tarihinde yayınlanmış bir makale. Bir algden örnek verelim. resmi olmayan dilde.. Sadece bir krallığa (kingdom) kısıtlandırmak. Yani elimizde. en ilkel göz olarak görülmektedir ve ışığa duyarlıdır. sorunuzun cevabına gelelim: Aslında soru her ne kadar güzel olsa da. Bizim cevabımız ise şöyle oldu. Örneğin çok meşhur bir protista olan Öglena (Euglena). bitkilerde de görülür.5 milyar yıl önce. arkebakterilerde de. ortak ataları ne hayvandır. iyi okumalar: Sayın Mustafa Türkmen. ne bitkiler ne de hayvanlardan bahsedilebilir. Evrim.. “bilgi” olur. öyle eski zamanlarda birbirinden ayrılmıştır ki.” Çünkü bu krallıktaki (alemdeki) canlıların çoğu hem bitkilere ait hem de hayvanlara ait özelliklere sahiptir. bazı bakteri türleridir. Ancak demek istediğinizin “her hayvanın kendisinden önceki hayvanlardan evrimleştiği” olduğunu düşünüyoruz.. “hayvandan hayvana geçiş” değildir. kesinlikle yanlıştır. Bu noktada bir yanlışınızı düzeltmekte fayda var: Evrim. Açıkçası bunu görebilmeniz. Yani hem kendi 346 . doğada sadece bakteriler vardır. İlk olarak güzel bir düzeltme yapmışsınız. umarız faydalı olmuştur. bir bitki gibi fotosentez yapabilmektedir. Bu yüzden de sizi tebrik ediyoruz. mantar ve hayvan olmayan tüm ökaryot canlılar.. Ortak ataları. Doğada bulunan bazı alg türleri... sorunuzun da cevabını ortaya çıkarmaktadır. O açıdan tebrik ediyoruz. bırakın bir ya da birkaç türü. bu soruya o kadar çok önce cevap verilmiş ve o kadar çok geçiş örneği bulunmuştur ki. yerinde olmuş. tıpkı bir hayvan gibi aktif hareket ile ışık kaynağına yaklaşabilir ve tıpkı bir bitki gibi fotosentez yaparak besinini üretebilir. Zira bundan yaklaşık 3. Zira bilimde “inanç” olmaz. :) Şimdi. Aynı zamanda bu ökaryotik tek hücreli canlıların pek çok türünde “göz noktası” denen bir organel yapı bulunur. “mixotroph” dediğimiz ve hem ototrof. bitkiler ile hayvanlar arası geçiş yapan devasa bir alem vardır. Biz Evrim’e “inanmıyoruz”. Sadece ışığın daha şiddetli olduğu yönü algılamayı sağlar. bakterilerde de. Tıpkı Yer Çekimi gibi. Öglena da bunu kullanarak daha bol ışığa yönelebilir. malesef ilgi çekiciliği kalmamıştır. Protistalar dediğimiz krallık.

Mantarlar.htm Bunun yanıısra. Ancak mantarlar. Burada farklılaşma başlamış.sciencedaily. kendi besinlerini üretemezler.htm Aynı sitede yayınlanan bir diğer makaleye göre. Hayvanlar. hem de avlanabiliyorlar. http://www. avlanan (heterotrof) türlerdir. Yani bitkilerle hayvanlar arasındaki geçiş türleri yok olmamıştır. bir kol bitkiler alemini oluşturmuştur. genel olarak serbest hareket edebilen.5 milyar yıl kadar öncesine dayanmaktadır: Minik bakterilere. günümüze kadar bir kol hayvanlar alemini. bitkiler gibi sabit olmakla birlikte. Aşağıdaki bağlantıda daha fazlasını bulabilirsiniz: http://www. Ancak iki dev alemin ortak atası.com/releases/2007/06/070619182508. bundan 3.sciencedaily. tıpkı hayvanlar gibi. Ancak arada kalan türler de mantarlar. Bu. Chlamydomonas reinhardtii isimli bir yeşil alg türü.E V R İ M A Ğ A C I besinlerini üretebiliyorlar. hem de bitkilere ait genleri taşımaktadır. Bitkiler ise genellikle sabit olan ve kendi besini üreten (ototrof) türlerdir. Bildiğiniz üzere türleşme gerçekleştikten sonra ortak ata hayatta da kalanabilir. mantarlar da ilginç bir geçiş olarak karşımıza çıkmaktadırlar. hem hayvanlara. ortak atalarından beri hayatta kalabilmesiyle açıklanabilir. soyu tükenebilir de. besinlerini vücutları dışarısında sindirirler (dışarı salgı) ve sonra parçalanmış besinler “yerler”. protistalar gibi alemleri oluşturmuştur. 347 . hala aramızdadırlar.com/releases/2007/10/071011142628.

bilinci anlayabilmemiz için. bazı şempanzelerin ve orangutanların.htm Konuya biraz daha derinlemesine bakacak olursak. kendi eğitimlerimizde de bu şekilde bir yaklaşım izliyoruz. bilinç denilen şey bunun üzerine çöküp “kararı ben aldım” der. evrim teorisinin bilince dair bir açıklaması var mıdır? Evrim Ağacı olarak cevabımız şu şekildedir: Sevgili Utku Demirel. bilginin işleme girip başka bir bilgiye dönüştüğü her durum kendi bilincini yaratır. aşağıdaki kaynaklardan okuyabilirsiniz: 348 . oldukça yüksek IQ seviyelerine sahip olduğunu göstermektedir.suny. buna göre bilinç.edu/faculty/michael. bilincin evrimi ile beynin evrimi arasında yakın ilişki olduğunu görürürüz. atıyorum bir salyangoz da olabilir.gregory/files/bio%20102/bio%20102%20lectures/nervous%20 system/nervous1. Gangliyonlar.facebook. beynin en ilkel hallerine gitmemizde fayda vardır. bir insan da. örneğin. idealist yorumları bir tarafa bırakırsak. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz: http://faculty.E V R İ M A Ğ A C I Bilincimiz nasıl evrimleşti? Hayvanlar içgüdüyle mi hareket eder. verdiğimizi sandığımız kararlar iradi değildir. sorunuzun içerisinde verdiğiniz bilgiler de son derece isabetli. En ilkel beyinler olarak gangliyonları görebiliriz. bu bir nükleer reaksiyon geçiren uranyum atomu da olabilir. bilginin işlenmesiyle ilintili evrimsel bir hatadır. Çünkü bunlar. bilinçli olarak mı? Sayfamız okurlarından Utku Demirel bize şöyle bir soru yöneltti: merhabalar. Bununla ilgili şöyle bir yazı yayınlamıştık zaten: https://www. Konuyla ilgili bilgileri. Gerçekten sorunuz da. sinir hücrelerinin öbeklenmiş halleridir ve bir beynin en az gelişmiş yapısı şeklinde görev yaparlar. beyin dediğimiz organın evrimini anlamamız gerekir. Evrim Ağacı olarak bu bahsettiğiniz iki açıklamanın bir sentezini yapmamızın daha doğru olacağı kanısındayız. ikincisi bilgi alışverişinin olduğu her yerde ilkel ya da karmaşık düzeyde bir bilinç vardır. Bu yüzden sizi tebrik etmek istiyoruz. Kafa oluşumuyla (cephalization) birlikte bu yapıların gittikçe bugün “beyin” dediğimiz organa geliştiği görülür. bilinci açıklayan anladığım kadarıyla iki teori sözkonusu. karar kimyasal reaksiyonlarla alınır. ilki algoritma tabanlı bir yapı olan beynin yan ürünü olduğu yönünde. yassı solucanlarda görülür. Şimdi biraz açıklamama izin verin: İlk olarak. bilinçle ilgili bir süredir oradan buradan okumalar yapıyorum.com/note. Yapılan araştırmalar. Biz.php?note_id=166678153390268 Orada değinmediğimiz bir konu olarak.clintoncc. Çok karmaşık bir konu.

Çünkü insan bilincinin evrimi. Dolayısıyla. zekanın evrimiyle paralel olmuştur. “otomatiğe bağlamış” ya da “programlanmış” ya da daha bilimsel adıyla “içgüdüsel” bir hareket gözlenebilir.uk/tol/news/uk/article1654998. 100 puan. beynimiz daha gelişmiş ve şu an etrafımızda gördüğümüz hemen her şey.wikipedia. Bizim görüşümüze göre.” Biz. sinir düğümü sayısı arttıkça. farklı hayvanlarda da yapılmıştır ve bu canlılarda da belirli seviyelerde IQ düzeyleri gözlemlenmiştir. Onlara karşılık.html http://www. Ancak bu zeka sınırları öyle dardır ki. Ancak insan. http://www.org/2010/12/08/animal-iqs-which-is-the-smartest-animal/26219/ Sonuç olarak. bu reaksiyonlardan fazlası değildir.org/wnet/nature/episodes/orangutans-just-hangin-on/orangutan-i-q/2265/ http://www. Benzer testler.com/releases/2006/08/060801231359.co.ece. Beyin büyüyüp. yine yukarıdaki notumuzu okumakta fayda vardır. doğada hiçbir canlı.E V R İ M A Ğ A C I http://www. bir kelebek kadar güzel renklerimiz. Tek sorun.newscientist. bilinçli hareket etmektedir. bir köpekbalığınınki gibi bir burnumuz yok. sadece zeka konusunda kendisini geliştirmiş bir türüz. anlam kazanmıştır._Wilson) yaptığı bir çalışmaya göre._O. biz.pbs. Fakat bu demek değildir ki biz onlardan “üstünüz. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi. onların IQ düzeyinde 349 . Daha önceden bize anlamsız gelen noktalar.htm Genel olarak bir orangutan veya şempanzenin insan ölçeğinde 16-20 arası IQ’su olduğu bilinmektedir.sciencedaily. özellikle de hayvan. IQ düzeyi bizim ölçeğimizde 1 bile olsa.globalanimal. Çünkü az ya da çok gelişmiş bir duyu organları zinciri ve sinir sistemi bulunmaktadır. bunlardan açık ara ileride. bilinçsiz hareket etmez. bir tazı gibi bacaklarımız. bizim gibi daha yüksek zekaya sahip hayvanlar tarafından incelendiğinde. Peki. Bunun haricinde bir ayı gibi pençelerimiz. Ancak bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. bunun bir ürünü. Bizim “düşünce” dediğimiz olgu da.org/wiki/E. insandan sonra en yüksek IQ’ya sahip olan canlılar aşağıdaki gibidir: 1) Şempanze (iki türü) 2) Goril 3) Orangutan 4) Babun (7 farklı türü) 5) Gibon (7 türü) 6) Maymun (Makaklar ve diğerleri) 7) Küçük-dişli balina (katil balina da dahil) 8) Yunus (8 farklı tür) 9) Fil (2 tür) 10) Domuz Hayvan IQ’ları üzerine yapılan bir diğer araştırmaya da şuradan ulaşabilirsiniz: http://www. beyinde gerçekleşen biyokimyasal reaksiyonlardır. bir çita gibi hızımız. Wilson’ın (http://en. bir insan için “normal” olarak görülmektedir. Yani maymunların da belirli bir düzeyde zekası bulunmaktadır. duyu organlarından alınan verilerin işlenmesi kolaylaşmış ve farklılaşmıştır. her hayvanın belirli bir düzeyde IQ’su bulunmakta.com/article/dn17318-monkey-iq-test-hints-at-intelligent-human-ancestor. Bir hayvan davranışları uzmanı olan Edward O. bilincin bu evrimdeki yeri neresidir? Bununla ilgili.timesonline. kendi zeka sınırları dahilinde.

Bu kuramı. kararlarımızda özgür olup olmadığımız da. bütün hayvanlar. Böyle yapıldığında görülecektir ki. genetik altyapısından dolayı bu tepkiyi tekrarlamaya yatkın olan bireyler seçileceklerdir. Aslında bizler “karar” almayız. ayrı bir tartışma konusudur. Böylece. Bu ilkeye ve bilimsel kurama göre. bizi aynı şekilde görür müydü? Açıkçası. Tek sorun. bizim zekamızın bize tanıdığı esneklikle kıyaslanmayacak kadar sınırlı olmasıdır. nesiller sonunda. Bu açıdan. gündelik hayatlarımızı düşünürsek veya en çılgın ya da sıradışı insanların hayatlarını bile düşünsek. yine beynimiz tarafından “düşünce” olarak algılanır. çok dikkatli bir şekilde ve nasıl ki tarih bilimi tarihi. bizden çok daha zeki bir hayvana (eğer var olsaydı) “içgüdüsel” gelebilirdi. “o dönemin içerisinde” inceliyorsa. En nihayetinde hepimiz benzer hayatlar yaşıyoruz. bu soruya. Bizler. birikimli olarak belli bir davranışı sergilemeye meyilli bireyler evrimleşebilecektir.E V R İ M A Ğ A C I düşünemiyoruz ve bu sebeple yapılan hareketler içgüdüsel geliyor. Peki biz. Konuyla ilgili. bizden düşük IQ’lu canlılara baktığımızda “otomatik” ve “içgüdüsel” hareketler görüyoruz. acaba bizden çok daha zeki bir varlık olsaydı. yavru su kaplumbağalarının nasıl yumurtadan çıkar çıkmaz denize ulaşmaya çalıştığını ve bize “içgüdü” gibi gelen bütün öğrenilmiş davranışları açıklamamız mümkündür. hikayeler farklı olsa da. Günlük hayatınızı gözden geçirin. duyu organlarımız aracılığıyla aldığımız kimyasal ve fiziksel tepkilerin beyinde tetiklediği biyokimyasal reaksiyonlardan ibarettir. bizim için kıymetli olduğu için değerlidir yaşadıklarımız. beyin bizim tetiklememiz doğrultusunda bazı tepkimeler geçirir (cascade) ve bunun sonucunda salgılanan kimyasallar. Bu sebeple. Her şey. Zira beynimizdeki her “karar” ve “düşünce”. “algı”dan ibarettir. Halbuki bir diğer canlı için bizim yaptıklarımız ve hayatımız hiçbir anlam ifade etmeyebilir ve tüm davranışlarımız. sadece beynimizi tetikleriz. Bu ilke sayesinde. tüm hayvanların bu “içgüdüselmiş gibi gözüken” davranışlarını açıklayan bilimsel bir ilke zaten mevcuttur: Baldwin Etkisi. bir organizmaya ait popülasyonda. Ne kadar sıradışıymış gibi görülürse görülsün. hareketlerimizde özgür müyüz? Evet. Nesiller boyu. aslında her hayvanın bir bilinç düzeyi vardır. yeni bir durum karşısında en etkili tepkiyi verip bu tepkiyi öğrenen bireyler avantajlı konuma geçeceklerdir. Ama madem ki biz. ünlü algı bilimci Daniel Dennett de oldukça geliştirmiş ve çeşitlendirmiştir. cevap vermemiz çok zor olmaz. şu anda Dünya üzerindeki en yüksek IQ’ya sahip canlılar biziz. bebeklerin nasıl annelerinin memelerine meyillendiğini. Ancak ortada “yaratılmış” hiçbir şey yoktur. bizden düşük IQ’lu hayvanların zeka düzeylerinin onlara tanıdığı esnekliğin. 350 . biyoloji de canlıların davranışlarını “o IQ düzeyinde” incelemelidir.

gibi duygular insan nüfusunun sürekli ve daha hızlı bir şekilde artmasına neden olup populasyona fayda(?) sağlarken bireyin kendisine zarar vermiyor mu? Doğal seçilim bunu neden yapıyor? (Doğal seçilimin bilinçli olmadığının farkında olarak)” Evrim Ağacı olarak bu soruya iki farklı cevap vermek istiyoruz. şefkat . sevgi.E V R İ M A Ğ A C I “Acıma” ve “şefkat” bireye zarar verdiği halde neden evrimleşmiştir? Evrimsel açıdan “üremek” ne demektir? Sayfamız üyelerinden Bersin İnan aşağıdaki soruyu bize yöneltti: “Mesela aşkın bir nevi insanlarda cinselliğin tetikleyicisi gibi çalıştığını bununda doğal seçilim yoluyla ayakta kalan bir duygu (bu duygunun ilk olarak ‘neden’ oluştuğu konusu da ayrı bir soru olabilir) olduğunu düşündük. Daha doğrusu iki kademeli bir cevap. halbuki popülasyon geneline çok önemli faydalar sağlayan “şefkat” ve “acıma” gibi duyguların evrimi ve genel olarak. konumuzun başlığını içeren ve bireylerin kendisine zarar veriyormuş gibi gözüken. Evet. Başarıyla üredikten sonra ölmesi. açıkçası ilk ve yüzeysel bakışta önemsiz gibi görülebilmektedir. “şefkatli” olması. Dolayısıyla Doğal Seçilim. hukuk. Aslında canlıların bu iki amacı taşıma sebepleri.evrimagaci.. Dolayısıyla. baba veya diğer bireylerin zararına onların yaşam alanlarının. Aynı durum. bu kavramlara yüzeysel bakmak. Ancak durum bu kadar basit değildir. “üreme çağına gelip üreyene kadar” hayatta kalmasıdır. memelilerin yavrularına gösterdikleri koruma ve şefkat yavrunun kendi ayakları üzerinde durumayı öğreninceye kadar yavruya fayda sağlarken aslında bu anne. beslenme kaynaklarının kısıtlanmasına neden olmuyor mu? İnsanlarda hak. türün genel anlamda devamlılığını sağlayacak şekilde “seçim yapacaktır”. genel olarak “tür”ün çıkarının korunmasıdır. Çünkü hayat amaçlarını yerine getirmiştir. yavrular çok daha kolay av olabilecektir ve türün devamlılığı tehlikeye girecektir. Ama acıma ve şefkat gibi duygular karşı bireye fayda sağlarken aslında bireyin kendisine dolaylı olarak zarar vermiyor mu? Örnek. konu başlığımızda yazan ve okurumuzun sorduğu soruların tümüne cevap olmaktadır. Sorunun ilk cevabına aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www.org/soru-cevap/insanlar-neden-ucamaz-trade-off-evrimsel-acidan-hayatta-kalmak İkinci cevabımız ise aşağıdaki gibidir: Sayın Bersin İnan. kendi çıkarları değil. Dünya’daki tüm canlıların temel amaçlarından ikincisi olan “üremek” kavramı için de geçerlidir..vicdan.. İşte bu nokta. Ancak eğer ki yavrusunu beslemezse. Dolayısıyla bir organın ya da yetinin evriminin arka planında gerçekleşenleri çok dikkatli incelemek gerekmektedir. Sorunuza ilk cevabımızda. Bir canlının var olduktan sonraki ilk yapması gereken şey hayatta kalmak ve aslında biyolojik açıdan baktığımızda. Dolayısıyla her zaman daha şefkatli olmaya yatkın anne bireyler (ve kimi 351 . adalet. “hayatta kalmak” ve “üremek” kavramlarının göründüğü kadar basit kavramlar olmadığını ve bir “trade-off ” durumunu beraberinde getirdiklerini anlatmıştık. Burada tek çıkardan söz edilebilir: Var olmak ve var olmayı sürdürmek. sadece bireylerin tek tek var olmasını değil. çok ciddi bir yanlışa düşmek olacaktır. zira yavrusunu korumak pahasına av olabilmektedir ya da kendisi az beslenmekte/üreyebilmektedir. bir anne bireyin hayatını riske atabilir.

Akraba seçilimi ve bencil gen kuramları ile düşünüldüğünde. Doğal Seçilim bu duruma engel olacak ve fedakarlık oranını ayarlayacaktır. Ancak anne yavrusu ile %100 akraba değildir. ancak erkekler genellikle yuvayı bırakarak üremeye devam ederler -tek eşli olmayan canlılarda. Kuzeniyle arkabalığı1/8. Annenin veya babanın yavrularına yaptığı yardım aslında kendi genlerine yaptığı yatırımdır. Çünkü şefkatli bir anne tarafından yetiştirilen yavrular daha kolay hayata tutunabileceklerdir ve bu zincir sürekli olarak devam edecektir.E V R İ M A Ğ A C I zaman erkekler de. Dolayısıyla. Kimi zaman bireyler. ikiz kardeşiyle 1/1 dir. Eğer ki bireyin fedakarlıkları. 352 .bu bir nevi dengeleyici rol oynar tür içerisinde) Doğal Seçilim tarafından korunacaktır. toplumun faydası için kendilerinden fedakarlıklarda bulunabilirler. Sayın Bersin İnan’ın soruları ve bunun gibi başka sorular gün ışığına çıkacaktır. kardeşiyle 1/2. tıpkı tavuskuşunun kuyruğu konusundaki doğal seçilim/ cinsel seçilim dengesi gibi bir dengeye tabiidir. Ayrıca sayfamız üyelerinden Sayın Kubilay Meşe’nin yorumunu da buraya eklemekte fayda görüyoruz: Ayrıca burada bencil gen kuramı yardımı ile bir yorum yapılabilir. genlerinin % 50 si yavrudadır. şahsi menfaatlerini zorlamaya başlar ve onun fitness’ını bozacak yönde etkilemeye başlarsa. Bunları söylememin nedeni akraba seçilimi denilen olayda bizlere yardımcı olmalarıdır. Ancak bu da. Evrim Ağacı’nın yaptığı yorumlarla beraber ele alındığında. üremeyi sadece bireysel üreme olarak algılamak doğru değildir.

sadece insanda bile 30-40 civarı körelmiş yapı bulunmaktadır ki siz. eskiden 6-10 çocuğa ihtiyacı olan insanların bugünkü koşullarda 1-2 çocuğa ihtiyaçları var. Bu sebeple de pek çok niteliği. yeni çevre koşullarında gerekmemesi sonucu o organın gittikçe körelerek gerilemesine denmektedir. Aşağıdaki bağlantılarda da uzun ve ayrıntılı tanımlarına. Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle bir cevap vermek istiyoruz: Sayın Ezgi Sönmez. evrim yoluyla eleniyor. hiçbir israftan bahsedilemezdi. Darwin’in. kendi geliştirdiği silah olan beyin sayesinde artmış ve artık vahşi doğadan kendini sıyırmıştır. milyonlarca hayvan ve bir o kadar da bitki türünü düşünürseniz. İnsanın evrim sürecinde tüylerini ve dişlerinin keskinliğini kaybetmesi gibi. 353 . bu gelişime paralel olarak değişmiştir. eski bir zamandaki çevre koşullarında (buna cinsel koşullar da dahil) gereken bir organın ya da özelliğin. Doğada pek çok konuda sıkı bir ekonomi uygulansa da. çünkü çok geniş bir alan ve yüz binlerce farklı ve güzel örnek vermek mümkün. İlk olarak. sizin de belirttiğiniz gibi. Doğum kontrolünü ortaya çıkaran şey de istenen çocuk sayısındaki azalma. Eğer ki doğa iddia edildiği ya da olması arzulandığı gibi “mükemmel” olsaydı. O yüzden burada çok fazla girmek istemiyorum.talkorigins. “doğayı bir savaş alanı”na benzetmesi. alelade bir hayvan olan insanın (Homo sapiens) refahı. Fakat gördüğümüz bunun tam aksinedir. vahşi ortamlarında insanlar daha çok “hayvanlar gibi” yaşamaktaydılar. bu konuda “körelmiş organlar” (vestigial organs). doğanın “mükemmel” olmayışından dolayı bu tip açıklar var olmaktadır. Günümüzde gelişen teknoloji ve bilim sayesinde. Elimizden geldiğince cevap verelim. milyonlarca yıl içerisinde değişen çevre koşulları sonucu meydana gelen evrimsel süreç dahilinde. Doğurganlığımızın ya da cinsel arzularımızın azalması gerekmez miydi (ya da evrimin binlerce yıl gerektirdiği düşünülerek doğurganlığımızın ya da cinsel arzularımızın ileride azalacağını öngörebilir miyiz? Teşekkür ederim.org/faqs/comdesc/section2.html Daha ayrıntılı bir körelmiş organlar notu hazırlayabiliriz. balıkların milyonlarca ve hatta toplamda milyarlarca “potansiyel yavru” olarak görebileceğimiz yumurtalarının sadece ve sadece birkaç tanesinin döllenebilmesini fark etmesiyle olmuştur. örnek ve açıklamalarına ulaşılabilir: http://www. Aynı mantıktan baktığımızda. Öncelikle bu ince düşünülmüş güzel soru için teşekkür ediyoruz.E V R İ M A Ğ A C I “Körelmiş organlar” neden körelir? İnsanın cinsel isteği körelmekte midir? Sayfamız üyelerinden Sayın Ezgi Sönmez şöyle bir soru yöneltti bize: Benim anladığım/bildiğim kadarıyla artık ihtiyaç duyulmayan uzuvlar ya da nitelikler. Doğrudan sizin sorunuza geçelim: Eskiden. körelmiş yapıların sayısını hayal edebilirsiniz.

çevrenin baskıları doğrultusunda üreme hormonlarıyla ilgili düzenlemeler evrimsel süreçte gerçekleşmiştir. Yiyecek. aslında Evrimsel süreci çok fazla ilgilendirmez. Ve eğer ki doğal koşullar. canlılar fazla fazla üresinler de. başka iddia ve düşünce sistemleri ile açıklayamazken. Benzer şekilde. günümüz insanlarının onlara göre çok daha az üreyebildiği veya ürediği. değerlendirmelerimizi bugünün koşullarında yapmakrayız ve sayısız değişkeni göz ardı etmekteyiz. dursun” mantığı ile korunmamaktadır. doğanın belli bir kaynak rezervi vardır ve bunu tüketebilecek canlı sayısı aşağı yukarı belirlenmiştir. ancak ekonomik baskılar vardır. Çünkü Galapagos Karabatağı artık uçmamakta. Arkeik (eski) insanların doğurma kapasitesi konusunda kesin bilgilerimiz olmasa da. sizin de belirttiğiniz “doğum kontrolü” kavramından bile görülebilmektedir. “gerekli” ya da “uygun” sayının üzerindeki doğum yapan canlıların soyu tükenmiştir veya bu alışkanlıklarını evrimsel süreçte bırakmak durumunda kalmışlardır. Çünkü bu organları geliştirmeyenler veya işe yaramaz alışkanlıklarını bırakmış ya da onlardan kurtulmuş bireyler. ellerinden geldiğince fazla üreyerek yavrularının hayatta kalma şanslarını arttırmayı denemişlerdir. benzer milyonlarca örnek verilebilir. kolay bulunan bir şey değildir ve dolayısıyla her canlı. daha az çocuk yapmamızı gerektirirse (ki günümüzde gerektiriyor gibi gözükmektedir). Burada da şöyle bir yorum yapılabilir: “Olsun. “yönlü evrim” hatasına düşmemek gerekir. dolayısıyla hayat mücadelesine harcayacağı enerjiyi boşa harcamasına sebep olabilen durumlardır. çünkü sayı arttıkça istatistiki hayatta kalma ihtimalleri de artacaktır. dolayısıyla bilim sayesinde açıklayabiliriz: Dişiler ve erkekler (türden türe değişir). döllenme. Ve vahşi doğada. gereğinden çok fazla sperm ve yumurta üretmektedir. ne kadarı hayatta kalırsa kardır. Dediğimiz gibi. geliştirmek ve hayat boyu idame ettirmek) veya gereksiz bir alışkanlığı/özelliği sürdürmek (gereğinden fazla üremek. Örneğin. Öte yandan. bu muhtemelen işe yaramıştır da. vb. kemiklerin. İnsan türü ve ataları da. Ancak burada da. Daha önceki bir notumuzda açıkladığımız gibi.) çok fazla enerji harcayan ve canlıyı boşa yoran. Hatta bir hayvan ne kadar çok yavru üretebilirse. Dolayısıyla. ona bağlı olarak tendonların. Çünkü bu. kadınların menopoz süresi gelecekte daha erken yaşlara çekilebilir veya erkeklerin sperm kalitesinin maksimum olduğu yaşlar daha erken dönemlere çekilebilir. Biz. Evrim Kuramı. dalmaktadır. o kadar şanslı olur. Bu sebeple Evrimsel süreçte kanatları körelmiştir. eski çağlarda. Bu sebeple Doğal Seçilim dahilinde kullanılmayan organlar ya da gereksiz alışkanlıklar elenir. Ayrıca insanlar üzerindeki doğal baskılar. belki bazı denemeler yapılmış olsa da. Örnek olarak Galapagos Karabatağı’nın kanatları “ileride bir gün işe yarayabilir. kolektif olarak ilerler. Evrimsel süreçte bir pençeyi daha güçlü hale getirmek.E V R İ M A Ğ A C I Bunu. gereksiz sayıda çocuk doğurmaya kalkan bireyler. Evrim. gerekirse kardeşleri ve hatta ana-babasına karşı yaşam mücadelesi vermek durumundadır. Çünkü gerekmeyen bir organı vücutta barındırmak (onu embriyonik düzeyde üretmek. Burada şu soru sorulabilir: O zaman neden bütün canlılar onlarca yavru doğurmamaktadır? Bunun sebebi açıktır ve Darwin zamanında Thomas Malthus tarafından ispatlanmıştır: Çünkü. bu açılardan zayıf düşecek ve elenecektir (örneğin 10 çocuklu bir ailenin fakirleşerek çocuklarının bakımını yapamamaları sonucu çocukların ve hatta ana-babanın ölmesi gibi). Önemli olan. enerji ekonomisinin. diğer hayvanlardan farklı olarak). yani soyun devamlılığı şansını kat be kat arttırır.” Bu da doğru değildir. buna uygun adaptasyonlar gelişecektir. göreceli olarak hayat mücadelesine daha fazla zaman/enerji harcayabilirler ve avantajlı konuma geçerler. Ancak günümüzde artık yükselen refah koşullarından dolayı buna gerek yoktur. diğer hayvanlara göre farklılaştığı için (örneğin avlanma baskısı artık insan üzerinde yoktur. beyin yapısının ve daha pek çok olgunun değişmesini ve adapte olmasını gerektirir. kasların. sadece pençenin değil. bizim ihtiyaçlarımız. İşte bu sebeple. insanın ihtiyaçlarından çok. gereksiz ve çoğu zaman 354 . evrimin gelecekte ne tip bir yön izleyeceğini tahmin etmeye çalışmak. doğal koşullardır.

com/11317-top-10-useless-limbs-vestigial-organs.html 355 .org/wiki/Vestigiality http://www.E V R İ M A Ğ A C I hatalı bir çaba olacaktır.org/faqs/comdesc/section2.html http://en.livescience.talkorigins. ********************* http://www.wikipedia.

Birkaç on veya yüz milyon yıllık fosiller ile modern hayvanları yan yana fotoğraflayarak. “Bakın. yaşadığı müddetçe az veya çok Evrim geçirir.” diyebileceği gibi. hayvanların fosilleri ve modern hallerine bakan sıradan bir göz.. göreceli olarak az evrimleşmişlerdir. biraz da bilimsel cahiliyetten ötürü. Çünkü değişen ortama adapte olamayan bir canlı. biraz manipülatörlerin algıda seçiciliği kullanmaları sebebiyle. Bu Blattopteran denen bu antik türün. Ancak bu konunun eğitimini almış uzman bir anatomist. modern fosillerden en ciddi farkı. 250 milyon yıl boyunca bir hayvanın genetik yapısının bu radyasyonlardan “hiç” etkilenmediğini düşünmek. Ancak bu konuda en çok sesi çıkanlar. Üstelik sadece radyasyon da değil. Isoptera (termitler) ve Blattaria takımları. Erhan Mehmet Dalgüneş bize şöyle bir iddiada bulundu: Hamamböcekleri yaklaşık olarak 250 milyon yıldır yaşadıkları halde hiçbir değişime uğramamışlardır.” diyenlerin hiçbiri bu konuda uzman olmamakla birlikte. değişen doğayla birlikte zaten değişim geçirmek ve evrimleşmek zorundadır. “ovipozitör” (ovipositor) denen yapılara sahip olması. Ancak ondan öncesine gittiğimizde. çocukça ve cahilcedir. Dictyoptera süpertakımı altında birleşir. Toprak kazıcı hamam böceklerinin 20 milyon yıllık evrimi 356 . Moleküler kanıtlar. Öte yandan. Ayrıca bir canlının değişmemesi mümkün değildir. Çünkü Dünya’mız sürekli radyasyon altındadır ve bu ışınlar. bu eski formların yumurta bırakmaya yarayan. Konuyla ilgili pek çok bilimsel makale de bulunmaktadır. Bilinen en eski hamam böceği fosilleri 354 milyon yıl ila 295 milyon yıl yaşındadır. değişen Dünya koşulları dahilinde akıl almaz bir Evrim süreci görürüz. Mantodea (mantisler ve diğerleri). onlardır. son birkaç milyon yıldır. Çünkü türlerin evrimleşme hızı birbirinden farklıdır. türleşme ve Evrim Mekanizmaları altında bu canlılar. o organizmadaki değişimleri görebilecektir. Sayfamız okurlarından Sn. bu doğru değildir. Ancak. Doğal Seçilim aracılığıyla elenecek ve genlerini yavrularına aktaramayacaktır. ancak modern türlerin bu organı kaybetmiş olmalarıdır. Bu fosillerin. ilginç ama artık “doğal” olarak. zaten biz..” diyebilecektir. modern hamam böcekleri ve mantislerin atası olduğu bilinmektedir. hamam böceklerinin evrimsel tarihini gayet iyi biliyoruz. hiç değişmemiş. termitlerin doğrudan hamam böceklerinden türleşerek evrimleştiğini ortaya koymaktadır. DNA’mızda sürekli değişimlere sebep olmaktadır. Örneğin bir üzerinde uzun süredir hiç avcı ve cinsel baskı bulunmayan ve ekolojik değişime fazla maruz kalmayan timsahlar. üniversite mezunu bile değildir. “Hiç değişmemiş. daha önce belirtildiği gibi. Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap ise şöyle: Hayır. bir yunus ve bir köpekbalığına bakıp “İkisi de balık işte. paleontolog ya da fizyolog ve daha önemlisi moleküler biyolog veya genetikçi veya evrimsel biyolog.E V R İ M A Ğ A C I Hamamböcekleri 250 milyon yıldır “hiç” değişmemiş midir? Hamamböceklerinin Evrimi Üzerine. Her hayvan.

Royal Society üyesidir ki bu.0 http://en.gov/pmc/articles/PMC1691375/ Ancak.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology http://www.html http://blattodea. bırakın mezuniyet derecesini.edu/entomology/schal_lab/ComparativeCockroachBiology Bu ve bunun gibi yüzlerce sebepten ötürü.net/showthread. hamam böceklerinin evrimleşmediği ile ilgili iddiaları ileri süren bilim-dışı kaynakların bırakın bu konuda uzman olmasını.ncsu.php?t=154 http://www.php?t=154 Hamamböceği evriminin karşılaştırmalı biyoloji açısından değerlendirilmesi: http://www. bilim.cals. hayatları boyunca bilimsel olarak yayınladıkları 1 tane bile makale bulunmamaktadır.ncbi. bu işe ömürlerini veren bilim adamları yerine.wikipedia.nih.ncsu. düşündürücüdür. Bu.tigsource.E V R İ M A Ğ A C I ile ilgili Ulusal Biyoteknoloji Bilimi Merkezi’nin dergisinde yayınlanan bir makale aşağıdadır: http://www.bio. Öte yandan yukarıdaki makalenin yazarlarından Maekawa’nın yayınlanmış ve katkıda bulunduğu 628 bilimsel makalesi bulunmaktadır.umass.net/showthread.php?topic=7042.edu/biology/kunkel/cockroach_evolution. Üstekik kendisi. gelmiş geçmiş en ciddi bilim topluluklarındandır. bırakın bu konuyla ilgili makale yazıp yazmadıklarını.org/wiki/Cockroach#Evolutionary_history_and_relationships http://en.gov/pmc/articles/PMC1691375/ http://forums.ncbi.org/wiki/Ovipositor 357 .wikipedia. ********************* http://www.nih.com/index. manipülatörlerden değil. bilim insanlarından öğrenilmelidir. Ancak insanlar. Hamamböcekleriyle ilgili birkaç başka çalışma ise şöyledir: Toprak kazıcı hamam böceklerinin tahta kemiricilerden evrimi: http://blattodea.nlm. bilim-dışı kaynakları kendilerine “kaynak” edinmektedirler.cals.nlm.

doğal olarak.. Gonadotropik hormonların etkisi bu noktada başlar ve foliküllerin gelişimi sırasında. Bazı hayvanlarda vajinadan kan gelimi gözlenebilir. Metestrus. Bu. cinsel birleşme gerçekleşmeze. bu döngüler dahilinde çiftleşme dönemleri belirlenir. ilginç bir şekilde lordosis refleksi denen bir olay sebebiyle. bu etapta üremeye hazır değildir. Kediler ve Genel Olarak Memeliler’de Cinsel Döngü Üzerine. Estrus. Proestrus döneminde dişilerin yumurtalıklarındaki foliküllerden bir ya da birkaçı büyümeye başlar. Estrus dönemi günlerce sürebilir. Eğer kedi gibi cinsel birleşmeyele tetiklenen ovulasyon durumu olan hayvanlarda. Estrus döneminde dişi. diğer memelilerde de gözlenebilir. ta ki birleşme gerçekleşene kadar. Bu noktada. Östrus Döngüsü. corpus luteum’un etkisiyle cinsel döngü durdurulur ve iptal edilir. Her türde gelişen folikül sayısı farklıdır. Vücutta fizyolojik ve gözlenebilir değişimler olur ve dişi. cinsel birleşmenin (copulation) gerçekleşmesi ile olur.E V R İ M A Ğ A C I “Mart Ayı”. gerek cinsel birleşmeyle tetiklenen ovulasyon sonucu. Sayfamız okurlarından Sayın Hasret RaTz Güneş bize şöyle bir soru yöneltti: kediler neden mart ayında daha fazla çiftleşme isteği duyar? Evrim Ağacı olarak kendisine vermek istediğimiz cevap şöyle: Sayın Hasret RaTz Güneş. spermlerin yumurtayla birleşmesi (döllenme) gerçekleşmezse. temel olarak 4 kısımdan ve alt kısımlardan oluşur: Proestrus. Ancak dişi. Metestrus döneminde östrojen salgısı azalır ve “corpus luteum” denen hormonal dönem başlar. “ateşli”. Bu noktada ilginç bir durum karşımıza çıkar: Bazı türlerde.. Bu dönemde kalınlaşan 358 . kaba tabiriyle. bu dönemde. Memeli hayvanların hemen hepsinde bazı cinsel döngüler mevcuttur. Bu faz 1-3 hafta arası sürer. Yani yumurtanın kanala bırakılması (ovulation). östrojen miktarı en üst düzeye çıkar. yumurtanın yumurtalıktan ayrılıp kanala düşmesi. dişiler arka ayaklarını havaya kaldırmaya ya da bükmeye meyilli olurlar. bilimsel tabiriyle ise “çiftleşmek için istekli” duruma gelir. sadece kediler için geçerli bir durum değildir. Yaklaşık 1-5 gün sürer. bazı türlerde kanama gözlenebilir. bazı türlerde bu cinsel birleşme olduktan sonra gerçekleşir (örneğin kedilerde). dişi insan türünde sıklıkla gözlenebileceği gibi. Aslında bu. Bunlara kısaca bakacak olursak. Diestrus. cinsel olarak hazır hale gelmeye başlar. Bu sırada. Buna estrous cycle (östrus döngüsü) denir. Progestrone hormonu salgılanmaya başlar. kendiliğinden olurken (inek ve insanda olduğu gibi). Östrojen hormonu etkisinde uterus gelişmeye başlar. Diestrus döneminde ise progesterone hormonu düzeyi maksimuma çıkar. gerekse de otomatik olarak gerçekleşen ovulasyon sonucu. Östrojen seviyesinin düşmesine bağlı olarak.

Ayrıca bu geriye dönük çıkıntılar. saldırgan ve hırçın tavırlar sergiler. dişiye çekilecektir. Böylece. ilk önce kazanan erkeği reddeder. farklı spermlerle döllenebilir. Dişi. Ayrıca evcilleştirmenin etkisinde bu dönemlerin süreleri değişebilir. ovulasyonu tetikler. Bu çıkıntılar. Bu hayvanların en bilineni. Bir grup hayvan ise bu döngüye hiçbir zaman girmezler ve herhangi bir anda cinsel birleşimde bulunabilirler. muhtemelen çiftleşmenin gerçekleşebileceği ılık mevsimlerin bu zamana denk gelmesini sebep olarak gösterebiliriz. Bu hayvanlara örnek olarak. Mevsimlere göre cinsel döngüleri değişen veya belirli mevsimlerde çiftleşen türlerde ise. Bazı türler. keçi. Dişiler. doğal ortamları olan sokaklarda veya parklarda çiftleşebileceklerdir (kedilerin evcil hayvanlar olduğunu unutmayalım) ve bunu. koyun. çünkü döngü çok hızlı bir şekilde tekrarlanır ve farklı yumurtalar. ayıları. sorunuza gelecek olursak: Kedilerin Östrus Döngüsü’nün. bu dönemde oldukça sık bir şekilde inleme ve bağırma davranışı gösterebilir. Çiftleşmeden 20-30 dakika sonra. tavşanlardır. Hatta kimi zaman ilk çiftleşmede ovulasyon tetiklenemez. soğuk kış 359 . Kedilerde bu dönem 3 ila 7 hafta arası sürebilir. Bir takım hayvan ise. döngüye senede sadece 1 defa girer. dişiye bir miktar acı vermekle birlikte. Aslen kediler polyestrus hayvanlardır ve döngüye senede birkaç defa girebilirler. daha önceki bir çiftleşme sonrası kalan spermleri temizler. Genellikle göreceli olarak küçük olan hayvanlarda. ayrıca erkekle birleşme sırasında da acı belirtisi olarak bağırabilirler. her 2 haftada bir tekrarlanır ve her biri 4-7 gün sürer. ta ki bir birleşme olana kadar. bir senede birden fazla defa bu döngüye girebilirler. Bunlara polyestrous hayvanlar denir. ancak gebelik gerçekleşmezse. Kedi. farklı farklı olabilir. birden fazla erkek. Bazı hayvanlarda döngüye yılda sadece 2 kez girilir (diestrous). türden türe oldukça değişebilmektedir. “ateşli” kısmı olan estrus dönemi. tilki ve benzeridir. Bu hayvanların en güzel örneği. Kediler. Bu sürede. Zira kediler. Kedilerde birden fazla ve bu kadar sık çiftleşmenin olma sebebi.E V R İ M A Ğ A C I yapılar vücut dışına atılır ve kanamanın en şiddetli görüldüğü yer bu kısımdır. erkeğin penisinde bulunan çıkıntılardır. cinsel birleşmeyle tetiklenir. Örneğin günlerin daha kısa olduğu sonbahar-kış döneminde cinsel olarak aktif olan hayvanlar. Bunun sebebi. köpeklerdir. dişiyi alır. inek. döngünün tekrarlanması seyrekleşir. Şimdi. Eğer cinsel birleşme olur. daha sonraki çiftleşmelerde üreme şansı çok daha yüksektir. Günlerin uzun olduğu dönemlerde aktif olan hayvanlar ise atlar ve hamsterlar olarak gösterilerbilir. bu hayvanlardan bazılarıdır. Evrimsel olarak bu dönemin neden ilk bahar dönemine geldiğine bakacak olursak. Kedilerde “ateşli” estrus dönemi genellikle ilkbaharda başlar ve sonbaharın sonlarında sona erer. çiftleşme sonrası vajinasını temizler ve eğer bu dönemde bir erkek çiftleşmek isteyecek olursa. döngü tekrar başa sarılır ve dişi. ilk çiftleşme olana kadar yumurtanın kanallarda bulunamamasıdır. döngüye 3 haftada bir tekrar girilir. bir grup tilkiyi. İşte bu dönemler. ancak zamanla erkeğin yaklaşmasına izin verirler. Ayrıca bir kedinin doğurduğu yavruların babaları. 14-21 gün sürer ve ovulasyon. bir mevsim içerisinde (yani yaklaşık 2-4 aylık sürede) birden fazla kez döngüye girilebilir. Hayvanın ebatları büyüdükçe. evcil domuz ve insan. kediler interestrus denen bir bekleme dönemine girer ve yumurtaları vücuttan atmazlar. kurtları verebiliriz. ovulasyon çiftleşme ile tetiklendiği için. Bu dönemler.Eğer cinsel birleşme olmazsa. Erkekler. östrus döngüsü daha sıklıkla tekrarlanır. dişi için mücadele ederler ve kazanan. geyik. yeniden çiftleşmek için hazırlanır.

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

günlerinde yapamazlar. İnsanların, Mart Ayı’nı özellikle fark etmelerinin sebebi ise, daha çok algıda seçiciliktir. Zira kediler kış ayı hariç bütün mevsimlerde çiftleşebilirler, ancak uzun bir kışın ardından, kedilerin ilk çiftleşmeye başlaması, muhtemelen insanların ilgisini çekmektedir. Halbuki yazın veya sonbaharın başlarında çiftleşen kediler de bolca görülebilmektedir. Ancak bunlar, artık çiftleşmeye alışmış insanların dikkatini çekmez. Bu durumu, Dawkins’in yorumuyla, bir çeşit “meme” olarak görebiliriz.

360

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Kitlesel Yok Oluşlar Üzerine...
Sayfamız okurlarından Sayın Hasret RaTz Güneş bize şöyle bir soru yöneltti: Dinozorların nasıl yok olduğu hakkında bilginiz var mı? Evrim Ağacı olarak kendisine şöyle cevap vermek istiyoruz: Sayın Hasret RaTz Güneş, Öncelikle bu güzel sorunuz için teşekkür ederiz, önemli bir noktaya parmak bastınız. Elimizden geldiğince açıklamaya çalışalım: İlk olarak, bu son yok oluşu anlayabilmek için, genel olarak kitlesel yok oluşları (mass extinction) anlamakta ve zamanlarını bilmekte fayda var. Çünkü buradan önemli sonuçlar çıkarabiliriz. Canlılık tarihi, 3.8 milyar yıl önce koaservatlarla başlamıştır. Daha sonra bu koaservatlar tek hücreli organizmalara ve temel olarak bakterilere evrimleşmiştir. Düşük oksijen düzeyleri, bakterilerin belirli boyutların üzerine çıkabilmesine ve koloniler kurmasına genel olarak engel olmuştur. Ancak fotosentez yapabilen siyanobakterilerin ortaya çıkışı sonrası, atmosferdeki oksijen düzeyleri kıyaslanmayacak miktarda artmış ve bu bol oksijen, canlılarda çok hücreliliğin (multicellularity) evrimleşebilmesini sağlamıştır. Bu, temel olarak bundan 450-550 milyon yıl kadar öncesini, bilim dünyasında Kambriyen Patlaması olarak isimlendirilen dönemi işaret eder. Bu patlama “olumlu” bir patlamadır ve bol oksijen ve giderek kısıtlanan habitatların doğurduğu evrim baskısı sayesinde, kısa sürede hızlı ve saçık bir türleşme meydana gelmiştir. Ve sonunda, günümüzdeki modern canlılara kadar ulaşılmıştır ve evrim hala yoluna devam etmektedir. Ancak ne yazık ki canlılık tarihindeki “patlamalar”, her zaman Kambriyen Dönemi’nin başındaki gibi olumlu patlamalar olmamıştır. Kambriyen Patlaması, sayısız yeni türün oluşabilmesini sağlamışken, Kambriyen Dönemi’nden beri meydana gelen 5 (bazı kaynaklara göre 6) kitlesel yok oluş, kimi zaman canlıların çoğunu, kimi zamansa canlıların neredeyse tümünü Dünya üzerinde silmiştir. Şimdi bunların kısaca zamanlarına değindikten sonra, bunlardan sonuncusuna (bazı kaynaklara göre sondan ikincisine) değineceğiz. İlk yok oluş, bundan 445 milyon yıl önce, Ordovisyen Dönem’i bitiren ve Silüryen Dönemi başlatan yok oluştur. Kambriyen Patlaması’ndan sonra gelişen ve yaklaşık 100 milyon yıldır çeşitlenen cinslerin %57’si (bu da türlerin %75’ine tekabül eder) haritadan silinmiştir. Ayrıca bu yok oluş, kayıtlara canlılığın gördüğü en büyük üçüncü kitlesel yok oluş olarak geçmiştir. Bu yok oluşun sebebi, yer plakalarının hareket etmesi sonucu deniz düzeylerinde meydana gelen hızlı düşüştür. Bu kitlesel yok oluşun sorumlusu ise, Pangea denen ve Dünya tarihinde meydana gelen en büyük ve tek kıta-

361

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

nın, tüm buzulları sıkıştırması ve karaya hapsetmesidir. Buzulların sıkışması ise, su seviyelerindeki düşüşe sebep olmuştur. Bu da, zaten çok büyük bir kısmı sularda yaşayan canlıların bir anda yok olmaya başlamasına sebebiyet vermiştir. İkinci yok oluş, ilkinden 75 milyon yıl sonra, günümüzden yaklaşık 370 milyon yıl önce meydana gelmiştir ve Devoniyen Dönemi bitirip Karbonifer Dönemi’ni başlatmıştır. Bu yok oluşun sebeplerinden biri yine denizeldir. Deniz seviyeleri bu dönemde sürekli olarak değişmiştir. Bunu tetikleyen sebep olaraksa, kara bitkilerinin bu dönemde karaların tamamını işgal etmeye başlaması ve atmosferdeki karbondioksitin büyük bir kısmını emmeleri gösterilmektedir. Karbondioksit düzeyindeki bu hızlı düşür, küresel soğumaya sebep olmuştur. Bu yok oluşta o dönemde var olan tüm cinslerin %50’si, yani dönemdeki tüm türlerin %75’i yok olmuştur. Üçüncü kitlesel yok oluş, bundan 250 milyon yıl önce, bir ikinci yok oluştan ise yaklaşık 120 milyon yıl sonra meydana gelmiştir. Bu yok oluş, neredeyse Dünya’daki canlılığın sona erdiği yok oluştur. Ancak yine de yaşam, bir yolunu bulup, varlığını sürdürmüştür. Bu yok oluş sonucunda Dünya’daki o zaman var olan cinslerin %83’ü yok olmuştur. Bunların içinde var olan kara canlılarının %96’sı, deniz canlılarının ise %70’i bulunmaktadır. Bu yok oluş sonucunda kara bitkilerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Bu ciddi yok oluşun sebebi olarak ise, Siberya Volkanları’nın patlaması gösterilmektedir. Ayrıca Pangea’nın hareketleri sonucu oluşan akıntılar da, Dünya’nın iklimini ciddi biçimde değiştirmiştir. Ayrıca bazı bilim adamları tarafından bir meteor çarpması ihtimaline de yer verilmektedir. Dördüncü kitlesel yok oluş, bundan yaklaşık 205 milyon yıl önce, bir öncekinden ise 50 milyon yıl sonra, Geç Triyasik Dönemi’nde meydana gelmiştir ve Jurasik Dönemi başlatmıştır. Bu yok oluşta canlı ailelerinin %20’si, cinslerin %48’i, tüm türlerin ise %65’i yok olmuştur. Bu yok oluşta, tek bir seferde bu sayıların yok olması değil, uzun süreli ve birkaç yok oluşun birleşimi olan bir kitlesel yok oluş görülmektedir. Ancak ne olursa olsun, genel sebep olarak Orta Atlantik Magmatik bölgesinin harekete geçmesi gösterilmektedir. Bu volkanik patlamalar sırasında 2 milyon kilometre küplük lav yüzeye çıkmış ve 2 kuadrilyon (10 üzeri 15) kilogram sülfür havaya salınmıştır. Bu sülfür, güneş ışınlarını kapatmıştır ve bunun sonucunda küresel ısınma meydana gelmiştir. Beşinci ve çoğu kaynaklara göre son kitlesel yok oluş ise, bunların en meşhuru olan ve günümüzden 65 milyon yıl önce, bir önceki yok oluştan ise 140 milyon yıl sonra meydana gelen ve Kretase Dönemi’ni bitirip Tetriary Dönemi’ni başlatan yok oluştur. Bu kitlesel yok oluş, aynı zamanda “sürüngenlerin çağı”nı, daha doğrusu “dinozorların çağını” sona erdiren yok oluştur. Sadece küçük bir kol olarak gözüken kuşlar, dinozorların bu yok oluşta hayatta kalabilen üyeleridir ve günümüzde dinozorlara ait kalıntılara sahip olan, bu dinozor süpersınıfının son üyeleridir. Bu yok oluşun kombine bir sebepler durumu gözlenmektedir. Ancak yok oluşun tetiğine basan olay, yaklaşık 10 kilometre çapındaki BOLIDE tipi bir meteorun Dünya’ya çarpması olmuştur. Bugünkü Meksika’nın Yucatan Yarımadası’na çarpan bu meteor, çarptığı yerde 180 kilometrelik bir krater açmıştır. Bölgede bol miktarda bulunan Iridyum elementi (Dünya’da çok az bulunur, meteorlarda bolca bulunur) bu durumu doğrulamaktadır. Bu çarpma, pek çok olumsuz durumu tetiklemiştir. Çarpmanın etkilerinden biraz bahsedecek olursak: 10 kilometre çapındaki bu meteor, yaklaşık 4 çarpı 10 üzeri 23 Joule enerji açığa çıkarmıştır. Bu 10 üzeri 8 megatonluk enerjiye denk gelmektedir. İnsanların yaptığı en güçlü bomba, “Tsar Bomba” isimli bir bombadır ve sadece 50 megaton enerji çıkarabilmektedir. Dünya tarihinde meydana gelen en güçlü volkan patlaması bile, 10 üzeri 21 Joule enerji açığa çıkaran La Garita Caldera patlamasıdır ve bu meteorun etkisinden çok daha az etki yaratabilmiştir. Çarpma sonucunda boyları 30 metreye kadar ulaşabilen megatsunamiler meydana gelmiştir. Kalkan kül, toprak ve toz yığını, hızla Dünya’nın hemen her yanını sarmıştır. Ayrıca Dünya’nın bir anda artan sıcaklığı, pek çok orman yangınına da sebep olmuştur. Kapanan güneş ışınları ve bitkilerin yanması, fotosentezin neredeyse durmasına sebep olmuştur. Ayrıca

362

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

bazı bilim adamları, bu yok oluşun tek bir meteor çarpmasıyla değil, birbirinden farklı birkaç çarpmanın etkisi olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Çünkü aynı dönemde başka çarpmalara işaret eden kraterler de bulunmuştur. Ayrıca bu çarpmanın etkisiyle, volkanik hareketler de tetiklenmiştir. Günümüz Hindistan’ında bulunan Deccan Volkanları patlamış ve bu patlamalar canlıları bir önceki kitlesel yok oluştaki volkan patlamalarına benzer şekilde etkilemiştir. Bu olaylar zinciri sonucu iklim ciddi şekilde değişmiş ve deniz seviyelerinde oynamalar olmuştur. Bu olayların ana sonucu ise, çok ciddi bir bilançodur: Dönemin canlılarına ait ailelerin %17’si, yani cinslerin %50’si, yani türlerin %76’sı yok olmuştur. Ayrıca dinozor süpersınıfının kuşlar hariç tüm üyeleri yok olmuş, o zamanlara kadar sürüngenlerin gölgesinde kalmış olan sıcakkanlı memelilere yeni bir yol açılmıştır. Çünkü memeliler üzerinden beslenen ve kaya aralıkları gibi ufak deliklere girebilen memeliler, çarpmanın ve sonuçlarının etkilerinden kurtulabilmişlerdir. Ayrıca meydana gelen dinozor leşleri de onlara bol bol besin sağlamıştır. Sıcakkanlı olmaları ise, değişen sıcaklıklara daha kolay dayanabilmelerine sebep olmuştur. Eğer insanlar ve akrabaları açısından bakacak olursak, bu kitlesel yok oluş olumlu sonuçlanmıştır, çünkü maymunlara ve maymunsulara giden kolun yolu açılmıştır.Ancak ne yazık ki sürüngenlerin, bitkilerin, denizel canlıların ve diğerlerinin büyük kısmı bu çarpma sonucu yok olmuştur. Peki bu olaylardan alacağımız ders ne olmalıdır? (Uyarı: Bundan sonrası yazarımıza ait şahsi görüşleri de içermektedir.) Yukarıda sıralanan ve daha öncesine ait bu derecede değişime sebep olan durumlara ve bunların sonucu meydana gelen kitlesel yok oluşların gerçekleşme sıklığına bakacak olursak, yaklaşık 60-70 milyon yılda bir, bu tip durumlar yaşanmaktadır ve Dünya’daki canlılık ağır darbeler almaktadır. Bu elbette ki bir saate bağlı bir olay değildir. İstatistiki bir sonuçtur. Ancak elimizde bol bol örnek bulunduğundan, yeterince doğru bir genelleme yapılabilir: Son 65 milyon yıldır ciddi bir yok oluş meydana gelmemiştir ve uzun bir süredir bu kadar ciddi bir meteor çarpması yaşanmamıştır. Dolayısıyla yakın bir gelecekte, istatistiki sebeplerle, benzer bir yok oluş yaşayabileceğimiz düşünülebilir. İşin ilginç yanı, insanoğlu kendisine çok fazla güvenmektedir. Teknolojisiyle ve gülünç bir biçimde zekasıyla övünmektedir. Buna rağmen tüm insanlığın ortak bir düşmanı olan “kitlesel yok oluşlara” karşı önlem almak yerine, birbiriyle mücadeleye girmektedir ve birbirini yemektedir. Ve günümüzde, bırakın 10 kilometrelik çapa sahip bir meteoru, bunun onda biri büyüklüğünde bir meteoru bile durdurma veya yönünü değiştirmeye yetecek teknolojimiz bulunmamaktadır. Astronomların özverili çabaları sayesinde üzerimize gelen meteorlar onlarca yıl önceden görülebilir; ancak bir tehlikenin geldiğini görmek, onu önleyemedikten sonra anlamsızdır. Ve insan türü, kaynaklarını birbirini yemeye, şahsi ve güvenilmez inançlarının gerekliliklerine ve bilim-dışı olgulara ayırdıkça, bu ortak düşmanımıza karşı savunmasız kalmaya devam edeceğiz. “Neyse ki”, Carl Sagan’ın kitaplarında bulabileceğiniz istatistiki ve ayrıntılı hesaplara göre, muhtemel bir göktaşı çarpmasından çok önce, insan ırkı doğal sebeplerle tükenecektir. Yani yakın bir gelecekte meydana gelmesini beklediğimiz kitlesel yok oluştan çok önce, insan ırkı, kendi kendisini ve beraberinde sayısız canlı türünü yok edecektir. Sizce de artık bundan bir ders alma vaktimiz gelmedi mi? Biz Dünya üzerindeki sıradan canlılarız. Ve doğa, inatla bu

363

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

gerçeği reddetsek de, bizden kat be kat daha güçlü ve güçlü olmaya devam edecek. ********************* http://dsc.discovery.com/earth/wide-angle/mass-extinctions-timeline.html

364

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Ornitorenk (Platypus) nedir? Ornitorenk’in ve Memeliler’in Evrimi Üzerine...
Merhaba arkadaşlar, Bu notumuzda sizlere Evrim Ağacı olarak oldukça meşhur ve yeryüzündeki gerçekten de en ilginçler arasında sayabileceğimiz canlılardan biri olan Ornithorhynchus anatinus veya günlük olarak bilinen adıyla Ornitorenk veya Platypus’tan, bu canlının ilginç özelliklerinden ve evriminden bahsedeceğim. Ornitorenk, günümüzde yalnızca doğu Avusturalya ve Tazmanya’da bulunan bir yarı-sucul memelidir. Ancak ornitorenk, diğer memelilerin aksine çok ilginç bir özelliğe sahiptir: Yavrularını plasenta veya kesede değil, yumurtaların içinde doğurur; tıpkı sürüngenler gibi. Bunu yapan tek memeli değildir (4 farklı Echidna türü de bunu yapar); ancak şimdiye kadar bilinen yumurtayla yavrularını hayata getiren 5 memeli türünden biridir. Bu noktada şu bilgiyi vermekte fayda vardır: Richard Dawkins’in Ataların Hikayesi isimli kitabında da ayrıntılı olarak ele alındığı üzere, memeliler, sürüngenlerden bundan 130 milyon yıl önce ayrılmaya başlamışlardır. Günümüzdeki fosil kayıtları ve moleküler kanıtlar gösteriyor ki, bu ayrılmanın ilk kahramanları, tek-delikliler olarak da anılabilecek olan (çünkü üreme hücrelerinin, dışkı ve idrarın açıldığı tek bir delik, bilimsel adıyla kloak’a sahiptirler; tıpkı kuşlar gibi) Platypus ve Echidna türleridir. Bu sıradışı canlılar, Evrim’in çok güzel örnekleridirler, çünkü hem sürüngenlere ait, hem memelilere, hem de kuşlara ait özellikler taşımaktadırlar. Bunlara az sonra değineceğiz. Ornitorenk, ilk olarak 1798 yılında Kaptan John Hunter tarafından resmedilmiştir. Daha sonra ise pek çok bilim adamı, bir gagalı memeli olan ornitorenk üzerinde çalışmalar yapmıştır. Ornithorhynchus anatinus, Latince’de “kuş burunlu ördek benzeri” demektir. Bu isim bile ornitorenk’in ne kadar ilginç bir canlı olduğunu anlatmaya yetecektir. Ornitorenk’in düz ve yassı bir kuyruğu bulunur. Vücudu, yoğun ve kahverengi kıllarla sarılıdır. Kuyruk, genellikle koyunlarda olduğu gibi yağ deposu olarak kullanılır. Ayakları büyük ve ağlıdır. Kuşlarda gaga genellikle besin toplamak için kullanılırken, Platypus’taki gaganın en önemli işlevi algıdır. Platypus, inanılmaz bir algılama sistemi geliştirmiştir ki buna az sonra değineceğim. Bazı bilim adamları, Platypus’un rahatsız edildiğinde düşük şiddette bazı sesler çıkardığını belirtmektedirler. Dolayısıyla bu hayvanlarda da ses kullanımı bulunmaktadır. Ortalama 1.5-2 kg. arasındaki bu canlının vücut sıcaklığı normal memelilerde görülen 37 santigrat derecenin biraz altındadır ve genellikle 32 santigrat civarında ölçülür. Bu, genellikle hayatını suda geçirmesinin getirdiği bir adaptasyon olarak görülmektedir. Belirtmekte fayda var, ornitorenk de bir sıcak-kanlıdır; bu özelliğiyle de sürüngenlerden ayrılır; kuşlar ve memelilere yakınlaşır.

365

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Ayrıca Platypus’u bir memeli yapan diğer özelliklerden biri ise, alt çene kemiğidir. Tıpkı bir memelide olduğu gibi, tek ve bütün bir alt çene kemiğine sahiptir. Sürüngenlerde ise, alt çenenin üzerinde ekstradan 3 kemik daha bulunur. Memelilerde bu kemikler daha yukarılara kayarak ve evrimleşerek örs, üzengi ve çekiç kemiklerini oluşturmuşlardır. Platypus’ta da bu durum görülür. Sürüngenler arasında zehirli dişlere saihp olmak oldukça yaygın olmakla birlikte, birkaç hafif zehirli fare hariç memeliler arasında neredeyse hiç görülmeyen bir özelliktir. Erkek ornitorenkler ise, tıpkı bir sürüngen gibi zehirli uzuvlara sahiptir. Bu memelide tırnaklar yerine “mahmuz” (spur) denen yapılar bulunur ve bunlar aracılığıyla zehir düşmana aktarılır. Zehrin içerisinde DLP (defensin-like protein) denen bir protein bulunur ve bu proteinin 3 farklı çeşidi, sadece Platypus’ta görülmüştür. Platypus’un savunma sistemi tarafından salgılanan bu zehir, kedi-köpek gibi göreceli olarak küçük hayvanları öldürebilecek kadar güçlüyken, insanı öldürememekte ancak etkisiz hale getirmektedir. Zehrin boşaltıldığı noktada ödem oluşur ve hızla büyür. Bu zehrin vücuda girmesinden sonra, hasta kurtulsa bile aylarca sürebilecek olan hyperalgesia (acıya aşırı duyarlılık) görülebilir. Platypus’un bir diğer büyüleyici özelliği, bazı balıklarda görülen ve “electrolocation” (elektrik kullanarak yön ve av bulmak) olarak isimlendirilen algı sisteminin evrimleşmiş olmasıdır. Canlının boyutuna göre orantısız gibi görünen gaganın temel işlevi, daha önce de belirtildiği gibi algılamadır. Gagada şeritler halinde bulunan elektro-algılayıcılar ile dağınık olarak bulunan mekanik-algılayıcılar sayesinde Platypus avının veya gideceğin yerin yönünü son derece ayrıntılı bir şekilde “görebilmektedir”. Yöntem, temel olarak basittir: Vücudundaki kasların kasılması sırasında elektrik sinyalleri oluşur ve genellikle av ortamı olan suya bu düşük voltajlı elektrik dalgaları yayılır. Bu elektrik sinyalleri, suda hareket eden canlılara veya cansızlara çarptığı zaman çeşitli şekillerde dağılır. Platypus, algılayıcıları sayesinde bu elektrik sinyallerindeki bozulmaları algılar ve beyin zarında (cerebral cortex) bu bilgiler değerlendirilir. Ayrıca, mekanik reseptörleri sayesinde sudaki dalgalanmaları da algılayabilir. Bu iki bilginin birleşimini kullanarak avının yerini kolayca tespit eder. Beynin büyük bir kısmı, bu algılayıcılar için özelleşmiştir. Ayrıca Platypus’un avlanma davranışına bakılacak olursa, suya daldığı zamanlarda gözlerini, kulaklarını ve burun deliklerini sıkıca kapattığı gözlenir. Bu sayede, bütün dikkatini sadece gagasındaki algılayıcılara verebildiği düşünülmektedir ve bu diğer algı organlarından gelebilecek yanlış bilgileri bu şekilde elimine ettiği düşünülmektedir. Ancak kara yaşantısında, normal olarak duyu organlarını kullanmaktadır. Dawkins, Ataların Hikayesi’nde oldukça ilginç hipotezlerine yer vermektedir. Bu hipotezlerinde, tıpkı bizim en özelleşmiş duyu organımız olan gözümüze ait farklı algılara isimler vermemiz gibi (kırmızı, yeşil, mavi, vb.); yarasaların ana algı organı olan kulaklarına ait dalgalara farklı özellikler ve anlamlar yüklediği, Platypus’un ise gagasından gelen bilgilere farklı özellikler ve anlamlar yüklediği ileri sürülmektedir. Bu ne kadar doğrudur, bunu zaman ve araştırmalar gösterecektir. Platypus, temel olarak böcek larvaları, karidesler ve solucanlarla beslenir. Elektrik ve mekanik algılayıcıları sayesinde kumlara gömülü canlıları bile “görerek” avlayabilir. Platypus bir gecede, kendi ağırlığı kadar yiyecek yiyebilir. Platypus’un evrimine biraz bakacak olursak: İlk zamanlarda Platypus ilkel-memeli olarak düşünülmüştür ve henüz “evrimini tamamlamadığı” ileri sürülmüştür. Günümüz modern Evrim anlayışında, böyle bir durumun söz konusu olmadığı aşikardır.

366

E V

R

İ

M

A Ğ

A C

I

Hiçbir modern canlı ilkel olamaz, çünkü elenmeden günümüze gelebilecek kadar yeterli özelliklere sahiplerdir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, sürüngenlerin memelilerden ayrılan ilk atalarından birinin Platypus’u ve yakın kuzenleri Echidnaları meydana getirecek olan kol olduğu düşünülmektedir. Bu ayrım yaklaş