You are on page 1of 8

SİNEMA ELEŞTİRİSİ TARİHÇESİ İÇİN TASLAK

Mustafa Durak

André Bazin
SİNEMA ELEŞTİRİSİ TARİHÇESİ İÇİN TASLAK
Mustafa Durak

Bugüne değin sinema üzerine hiç yazmadım. Uzun süredir de sinemaya


gitmedim. Sizin anlayacağınız şu an sinema üzerine yazmak, bana uzak bir
konuydu. Dolayısıyla bu konuda söyleyeceklerim, ne bir sinema uzmanının
bilgeliği, ne de bir sinema düşkününün tutkulu sözleri olacak. Bakışımı
başka alanlardaki eleştiri deneyimi yönlendirecek. Anlayacağınız her
yönüyle bir ön deneme olacak bu. Sinema, bakışımın, eleştirel bakışımın bir
nesnesi olabilir yalnızca. Ama yine de sıkıntılıyım. Sıkıntım, hem alanla
ilgili hem de anlatım dilimle ilgili. Ne tereciye tere satayım, ne de
anlaşılmaz biri görüntüsü vereyim, istiyorum.

Eleştiri, doğaldır ki, öbür insan bilimlerindeki yeni yaklaşımlardan


etkilenmiştir. Kültür içindeki hareketler, eleştirel bakışı yönlendirmiştir.
Hoş, kuramsal her yenilik, zaten başlı başına eleştirel bakışın sonucu değil
midir? Dolayısıyla, sanat alanlarında, teknik özellikler bir yana, anlatımla
ilgili, bakış açısıyla ilgili her yenilik, bir uygulama, açıklama alanı boşluğu
olarak belirir. Bu; yapısalcılık, üretimselcilik, yapıbozumculuk'ta olduğu
gibi inceleme, ele alma modası olarak da yayılabilir. Bu da bize yalnızca
sanat alanında değil, sanat üzerine bakışın da yaygınlaşmaya, modaya açık
olduğunu gösterir. Bu, elbette her zaman gelip geçiciliğe açık bir durum
değildir. İnsanı anlamada, sanatı anlamada temel niteliklerin
sorgulanmasında ve bulgulanmasında kuramın önemi, modalaşmaya bakarak
küçültülemez. Bu etkilenme, yeni bilgiye açlık olarak da anlaşılmalıdır.
Sanat kuramıyla ilgili hangi kitabı açsanız, sanatçıyı, sanat alıcısını kendinde
birleştiren insan ya da özne kavramıyla ve sanat yapıtlarını içine alan nesne
kavramıyla karşılaşacaksınız. Dolayısıyla önünde sonunda nesneyi ve/ya
özneyi anlamaya dayanacağız. Ve en temel sorunumuzu şöyle
belirleyebiliriz: anlamak: anlaşmak için anlamak.

DIŞARIDA SİNEMA ELEŞTİRİSİ:


Sinema tarihi 1895 yılına dayanırken eleştiri tarihi yirminci yüzyılın
başlarına tarihlenir. Sinema eleştirisi tarihinde yer etmiş belli başlı adları
kısaca aktarayım.
Adolph Brisson [Adolf Brison] (1860-1925):
1908'de Paul Lafitte “Sanat filmi”(Film d'Art) derneğini kuruyor. Ve ayni
yıl Adolph Brisson, “Guise [giz} dükünün öldürülmesi” adlı filmin
değerlendirmesini Zaman (Le Temps) dergisinde yayınlıyor. Bu sinema
eleştirisi konusunda ilk yazı.

Louis Delluc [Lui Delük] (1890-1924):


1910 yılından sonra gazetelerde film yazıları yazıyor. Bu yazılarını “Sinema
ve Şirketi” adlı kitapta toplamış. Charlie Chaplin üzerine yazdığı kitabıyla
biliniyor. Fotojeniklik kuramını öne sürüyor. Bu kurama göre “fotografik
görsellik, anlatım bağlamında, sinematografik yapı içinde erimelidir”.
Filmin estetiğini tek başına, ne kadar mükemmel olursa olsun film karesi
oluşturmaz. Dekor, ışık, ahenk ve oyuncu filmin oluşturucu ögeleridir.
Delluc, eleştirilerinde duygusaldır, izlenimcidir.
Luigi Chiarini [Luici Kiarini] (1900-1975:
Chiarini, 1935 yılında en prestijli sinema okullarından birini kuruyor:
Sinematografi Deneysel merkezi (Centro Sperimentale di Cinematografia).
Ve İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımının da kurucusudur. Onun için “Film bir
sanat, sinema bir sanayidir”, “oyuncu, bir yorumcu değil bir yaratıcıdır”.
1937'de “Siyah ve Beyaz” adlı sinema dergisini çıkarmaya başlar. 1962'de
Venedik Film Festival'inin yöneticisi olur.
André Bazin [Andre Bazen] (1918-1958):
André Bazin, “nesnel gerçeklik” anlayışını savunan bir eleştirmendir.
Defterler (Cahiers) dergisinin yazarıdır. Yazıları “Sinema Nedir” genel
adıyla dört ciltte toplanmıştır. “Ontoloji ve Dil”(1958) “Sinema ve Öbür
Sanatlar” (1959), “Sinema ve Toplum” (1961), “Gerçeklik Estetiği: Yeni
Gerçekçilik” (1962). Orson Welles'in “derin odak”, Jean Renoire'ın “geniş
açı çekimler”ini desteklemiştir. Bazin, yorumun izleyiciye bırakılmasından
yanadır. Yönetmen de kişisel bakışını yansıtmasını, kendi kimliğini bulmayı,
yani kendi biçemini oluşturmayı bilmelidir. Daha sonra Truffaut, yaratıcı
yönetmenlik (auteur) kuramını bu anlayıştan da etkilenerek ileri sürecektir.
Bazin, olumsuz eleştiriden yana değildir. Bir filmi beğenmeyenlerin
eleştirmesine karşıdır. Yapıcı eleştiriyi, “beğeni eleştirisi”ni savunur.
Sergey Eisenstein [Sergey Ayzenştayn] (1898- 1948):
Rus film yönetmeni ve film kuramcısı. Konuyla ilgili olarak sinema dilini,
anlatımını ilgilendiren montaj kuramıyla anmak gerek onu. Zira montajın
babası olarak biliniyor. Ona göre montaj, sinemanın temelidir. Gerek
yapımlarda gerek yazılarında bu görüşünü öne çıkarmış ve ayrıntılarıyla
işlemiştir. Kişiliği, ifade etme gücünü ve yaratıcılığı vurgulamıştır.
Eserleri şunlardır:
“Sinema Sanatı”; Payel yayınları,
“Film Biçimi”; Payel Yayınevi, (Film Form: Essays in Film Theory, New
York: Hartcourt. Trans. Jay Leyda. 1949),
“Film Anlam” (“The Film Sense”, New York: Hartcourt, Trans. Jay Leyda
(1942).
“Yaşasın Mexico!” Que Viva Mexico!, New York: Arno, (1972).
“Montaj Kuramına Doğru” (Towards a Theory of Montage, British Film
Institute; (1994).

Christian Metz [Kristiyan Metz]:


Saussure'ün “Genel Dilbilim Dersleri”ne yaslanan gösterge, sistem ve yapı
kavramlarını öne çıkaran göstergebilimi sinemaya uygulamaya çalışan bir
incelemeci, eleştirmen olarak ortaya çıkmış. “Sinema, Dil ya da dilce” adlı
yazısı 1964'te yayınlanmıştır (Le Cinéma, Langue ou Langage; in
Communications (1964). Daha sonra bu yazı genişletilerek
kitaplaştırılmıştır: “Sinemanın Anlamı Üzerine Denemeler” (Essais sur la
signification du cinéma I, II (1968 ve 1973) türkçeye Oğuz Adanır
tarafından çevrilmiştir (1986)), “Dil ve Sinema” (Language et Cinéma
1971), “Göstergebilimsel Denemeler” (Essais Sémiotiques 1977). Bu
çalışmalarda fenomenoloji, anlambilim ve retorik terimlerin sorgulanması ve
açıklaştırılması ve sinemaya uygulaması üzerinde durmuştur. Daha sonra
Metz'in ruhözümlemesine yöneldiğini görüyoruz: Christian Metz; “ Düşsel
Gösteren” (Le signifiant Imaginaire (1977) “Psychanalysis and Cinema;
translated by Celia Britton and others; (1982)). Bu çalışma da
göstergebilimden kopuk değildir. Lacancı bir çözümlemeyle düşsel gösterge,
düş, tutku, algı ve yine retortik terimlerinden eğretileme ve düzdeğişmece
üzerinde durmuştur. En son eseri “Kişi Dışı Sözcelem (L'Enonciation
Impersonnelle, ou le Site du Film (1991). Christian Metz'in çalışmaları
sinema alanında eleştirinin yaklaşık otuz yılını kaplamıştır. Sinema
Göstergebilimi denince ilk akla gelen isimdir Metz. Onun değerlendirme,
inceleme ve eleştirisinin; dilbilim, retorik, felsefe, ruhbilimden beslendiği
görülmektedir. Bu farklı alanlara yayılma, hem bu alanlarda ortaya çıkan
gelişmelere hem de sinema olgusunun çok yönlülüğü ile açıklanabilir.
Metz ile ilgili eleştirilere de değineyim: Jean Mitry, “Sorgudaki
Göstergebilim” (“Sémiologie en question” (1987)) adlı kitabında ve Jean
François Tarnowski “Positif dergisinin 158 ve 188. sayılarında “Birkaç
sahneye koyma sorunu” (“De quelques problemes de mise en scene”) ve
“Sinema kuramının birkaç noktası” (“De quelques points de théorie du
cinéma”) adlı yazılarında ve James Roy Mc Bean, “Bazin sonrası estetik:
Marxist film eleştirisinin kuram ve uygulaması” adlı yazısında Metz'i
eleştirmişlerdir.

Gilles Deleuze [Jil Dölöz] (1925-1995):


Gilles Deleuze'ün sinema üzerine oylumlu dersleri üç cilt olarak derlenmiş
“Deleuze'ün Sesi 1,2,3” olarak (la voix de Deleuze). Ayrıca sinema üzerine
iki cilt halinde İmge-Hareket (1983) ve Zaman-İmge (1985) adlı kitapları
var. Bu kitaplarda çekim, çerçeve, çerçeveleme, kesme, imge, hareket,
gösterge, düşünme, sinema, beden, beyin üzerine, sinema kuramlarını,
felsefi kuramları gözden geçirerek imge odağında ele alıyor. Düşünsel
olarak rizom, fark, olay, oluş, savaş, beden, içkinlik, gücül olan/
gerçekleşmiş olan vb kavramları incelediğine tanık olduğumuz düşünürün
sinemayı da derinliğine incelediğini görüyoruz. Deleuze bize şunu dayatıyor:
Deleuze olmadan sinema eleştirisi de, genel olarak eleştiri de eksik kalır.
Deleuze ile ilgili Toplumbilim dergisinin Gilles Deleuze özel sayı çıkarmış
olduğunu da bilgi olarak ekleyeyim.

Baudrillard [Bodriyar] (1929-2007):


Baudrillard, düşüncelerini temsil ve gerçeklik ekseninde temellendirmeye
çalışır. Ona göre, bugün gerçeklik diye bir şey yoktur. Her şey, gönderme
yapmaksızın, göndermelerden oluşur. Bu da, en büyük gerçeklik
(hyperreality) demektir. Tam anlamıyla olmasa da Platon gibi görünenin
ardını kurcalamaktadaır. Baudrillar'ın eserleri art-yapısalcılık ve art
modernlik kavramlarıyla anılmaktadır.
Sinemayla ilintilendirilecek eserleri şunlardır:
“Baştan Çıkarma” (1979)
“Simulacra ve Simulation” (1981)
“İmgelerin Şeytanı” (1987)
“Şeytanın Saydamlığı” 1990
“Fark ve Yineleme, Guy Debord'un filmleri üzerine” (1995)

Not: “Fark ve Yineleme”, Deleuze'ün bir eserinin adıdır. Ve yine Derrida'nın


Fαrk kavramı bu bağlamda hatırlanmalı.

Zizek [Jijek] (1949- ):


Zizek, içinde Kant, Hegel, Fichte ve Schelling'in yer aldığı alman
idealizmini yeniden yorumlayarak, yeniden güncellemek istemektedir.
Descartes'ın “cogito” (=düşünüyorum) ifadesini öznenin temeli olarak alır.
Çözümlemelerinde Lacan'ın 'kendi olmak imkansızdır' düşüncesini özne
yapılanmasının temeli olarak görür. Düşsel düzenin temeli, ayna
düzlemindeki ego'nun biçimlenmesidir. Burada Zizek'in özneyi,
görüntüsünü, simgesini ontolojik olarak sorguladığı söylenebilir.
Dolayısıyla sinema onun için düşünsel bir zemindir. Felsefenin bu hırçın
çocuğuna slovenya milliyetçiliği üzerine ne düşündüğü sorulduğunda, bu
konuyu düşünmek yerine üç dakika iyi bir film izlemeyi yeğlerim yanıtını
vermesinin ardında, yalnızca filmin vereceği hazzı değil, o üç dakikalık
filmle yaşayacağı düşünsel evreni, o evren içinde olmayı anlamak gerek,
diye düşünüyorum.
Sinemayla ilgili eserleri:
“Lacan hakkında hep sormak istediğiniz her şey...Ve Hitchcock'a Sormaya
Korktuklarınız” (1993)
“Gülünç Yücenin Sanatı: David Lynch'in Kayıp Otoban'ı Üzerine”, (2001)
“Gerçek Yırtılmaların Korkusu: Kryzystof Kieślowski Kuram ve Post
Kuram Arasında” (2001)
“Bir Sapkının Sinema Kılavuzu” (2006)

Bu son çalışma kitap değil, film. Zizek'in anlatıcıyı bizzat oynadığı, bir
sinema değerlendirme, eleştiri filmi.

Felsefe ve sinema bağlamında Badiou'nun “Sinema üzerine yazılar”ı da


anılabilir.

Batıdaki sinema eleştirisine bu kısa, hızlı bakış bile eleştirinin dilbilim,


ruhbilim, felsefe bilgisi gerektiren, üstelik eleştirinin nesnesi olan alanı da ya
pratik olarak uygulamayı ya da o alanın seveni, düşkünü olmayı
gerektirdiğini anlamamıza yetiyor. Üstelik bir de şu var: eleştiri, sanat
tarihinden, kuramdan bağımsız değil.

İÇERDE SİNEMA ELEŞTİRİSİ:


Türkiye'de 1918-1948 yılları arasında 45 film yapılmış. 1948-1958 arasında
ise bu sayı: 290. Sayıları ve eleştiri alanında düşünsel ortamın yetersizliğini
dikkate aldığımızda, Batı eleştirisi karşısındaki durumumuz
karşılaştırılamaz.

Türkiye'de sinema eleştirisi Muhsin Ertuğrul(1892-1972) ile başlar.


"Pençe" adlı film üzrine olan ilk eleştiri yazısı Ağustos 1918'de Temaşa
dergisinde yayınlanır. Ancak Muhsin Ertuğrul ilk yazılarında olumsuz
eleştiri örneklerini verir. Doğrusu genel olarak eleştiri, nesnesinden beslenir.
Eleştiri ve nesnesini iletişim halinde iki kişi ya da aynalayan ve aynalanan
olarak düşünebiliriz. Aynalanan kusurlu ise aynalayan da bu kusurları
yansıtır. Yani ne varsa onu. İletişime girdiğiniz kişi dil ve düşünce
bakımından yetersiz ise siz, iletişim kurmak istiyorsanız, dilediğiniz gibi
konuşamazsınız. Eleştirmen nesnesinden bağımsız değildir. Hoş, bu işin bir
yönü. Bir de eleştiriye ihtiyaç konusu ve eleştirmenin durumu sorunu vardır.
Sanatın, edebiyatın gelişmediği ortamlarda eleştiri nasıl gelişsin ki! Böyle de
olur. 1952 yılında Vatan ve Dünya gazetelerinin sanat eki çıkarmaya
başlamasıyla eleştiri ihtiyacı kendini hissettirir.

1950 öncesi eleştiri değerlendirmesinin, aslında bir eleştiricinin kaleminden


gelmesi ilginçtir. Bir özeleştiridir bu:

“Son söz olarak şunu tekrarlamalıyım, bu yazılardan [kendi yazılarını


kasdediyor] asıl maksat birçok Amerikan ve ingiliz mecmualarında olduğu
gibi film hakkında bilgi vermektedir. Tenkit değildir: Çünkü tenkit böyle iki
satır içinde olamaz.
Maamafih müjde vereyim, Sezai Solelli bu sezon her film gösterildikçe tam
bir tenkidini yapacaktır” (Vehbi Belgil; Yıldız; 8 Eylül 1951; sayı:37) (1).

Ellili yıllarda Nijat Özön, Tunç Yalman, Semih Tuğrul, Metin Erksan,
Burhan Arpad, Atilla İlhan ve Halit Refiğ (1934-1909) -yazıları daha
sonra kitaplaşmıştır: “Ulusal Sinema Kavgası” (1971)- bu dönemin sinema
eleştirmenleri arasında yer alır. Bu arada sanatın her alanında eleştiri
yazılarıyla öne çıkmış olan Adnan Benk unutulmamalı. Ölümünden sonra
derlenmiş dört ciltlik “eleştiri yazıları”nın ilk cildini tiyatro ve sinema
yazıları oluşturmaktadır. Evet Adnan Benk'te sinema yazıları ağırlıklı
değildir. Ama yine de “İtalyan Filmleri Haftası'nda Büyük Bir Eser: La
Strada (Federico Fellini'nin Filmi)” ve “Serseri Aşıklar Filminde Godard'ın
İlgili Kamerası” adlı yazıları sinema eleştirisi tarihinde dikkate alınması
gereken yazılardır. Bu da bize şunu öğretmelidir: ne sanat tarihi ne de sanat
eleştirisi tarihi, öncelikle alanlar arasılıktan ve elbette sonra da o
toplumundan kültüründen soyutlanamaz.

1958 yılında, Türk Sinema Sanatçıları Derneği kurulmuştur.

“1960'lı yıllarda ise ikinci Eleştirmenler Kuşağı yetişir. Giovanni


Scognamillo, Atilla Dorsay, Sungu Çapan, Onat Kutlar, Tanju Akerson
gibi yazar-eleştirmenler yalnızca eleştiri yazmanın ötesinde, Sinema 65,
Yeni Sinema, gibi dergilerle sinema kültürünün yaygınlaşmasını,
uluslararası iletişim sağlanmasını ve sinemamızın sorunlarına çözümler
aranması çabalarını gerçekleştirirler” (2).

“1980'li yıllarda Fatih özgüven, tbrahim Altınsay, Ali Hakan gibi genç
elştirmenler çıkmıştır. Bu arada Rekin Teksoy, Burçak Evren, Engin
Ayça, Prof.Dr. Alim Şerif Onaran, Kami Suveren, Vecdi Sayar, Onat
Kutlar, Nezih Coş, Sungu Çapan, eleştirilerine devam ederler” (3).

Sinema inceleme değerlendirmesi konusunda akademik çevreden kimi


isimlere de yer vereyim. Öne çıkan iki isim: Seçil Büker (1947- ) ve Oğuz
Adanır (1951-). Seçil Büker, Sinema dili, anlam ve anlatım, eğretileme ve
düz değişmece, sinema kuramları, kavramları üzerine yazılar yazar. Oğuz
Adanır, Cristian Metz ve Baudrillard üzerine yoğunlaşır. Bu arada kısa
yazılar olsa da felsefe alanından Ulus Baker'in sinema üzerine denemelerine
değinmek gerek.

Sonuç olarak şu söylenebilir: Sinema eleştirisi ister istemez sinema


felsefesinden, kuramlardan etkileniyor. Baudrillard'ın, Deleuze'ün, Zizek'in
sinema konusundaki düşüncelerini, bakış açılarını bilmek, yalnızca sinema
eleştirisine değil doğrudan sanat eleştirisi konusunda eleştirmenin kendini
sınamasına, geliştirmesine katkı sağlar. Türkiye'de sinema eleştirisine ilgi
giderek olumlu bir gelişme göstermiştir. Ama önünde sonunda bu da,
doğaldır ki bir kültür ortamı sorunu olarak durmaktadır. Sanata ihtiyaç
arttıkça, kuramcısı da eleştirmeni de yetişir. Sorun kendi sanatsal ufkumuzu
genişletmektedir.

Notlar:
(1) Simber Rânâ Atay; Türk Film Eleştirisinde Yaklaşım Biçimleri; Dokuz
Eylül Üniversitesi; Oğuz Adanır Yönetiminde doktora tezi 1990 alıntı (s: 76
tez)
(2) Ayni yazar, ayni tez s: 134)
(3) Ayni yazar, ayni tez; s: 50)