You are on page 1of 82

Politika Dergisi

Kurucular: Sayı 23 iletisim@PolitikaDergisi.com Haziran, 2010

Emrah ÖZDEMĠR
Gökhan DAĞ “Editörya”dan...
Değerli okuyucularımız, Ama bizim verdiğimiz sava-
Yeni bir sayıyla daha birlikte- şım; insanların kafalarını kal-
Bu Sayıda Yazanlar:
yiz sizlerle. dırmaya zamanlarının olmadı-
Asım US ğı, gerçeklerin sürekli gizlendiği,
Bilgin TÜRK Demokrasinin en büyük düş- kimsenin gerçek anlamda politi-
Cem O. TAMTÜRK
Cihan DURA manı suiistimaldir. Toplumun ka ile ilgilenmediği şu kurak de-
Emrah ÖZDEMĠR iyi niyetini, kitlelerin duygula- mokrasimizde ileride kökleşecek
Hakan HABĠP
Nuran TALAY rını Makyavelist bir anlayışla ağaçlar yetiştirmenin savaşımı-
Mert ATALAY
Sean SAYERS
kendi çıkarlarına göre kullan- dır.
Selvihan ÇĠĞDEM mak hangi ülkede olursa olsun,
demokrasiye büyük zarar verir. Bu kısıtlı olanaklar ile yavaş
yavaş da olsa, sürekli büyüme
Peki, bunu engellemenin yolu eğilimindeyiz. İnanıyorum ki
Kapak Tasarım: nedir? gün geçtikçe olanaklarımızda da
Emrah ÖZDEMĠR Örgütlülük, her alanda de- iyileşme olacaktır.
Web Tasarım: mokratiklik, yurttaşların bilinç Umarım beklentilerinizin kar-
düzeyinin yüksek olması diyebi- şılandığı bir sayı koyabilmişiz-
Gökhan DAĞ
Metin TINAY liriz. dir ortaya. Dikkatinizi çektiyse
Not: Bu tabloda alfa- Joseph Sobran “Demokrasi bi- internet sitemiz çok etkin çalış-
betik sıralama kullanıl-
mıştır. ze gösteriyor ki gücü elde etme- maya başladı ve orada da en az
nin en iyi yolu insanların kendi buradakiler kadar yetkin yazılar
kendilerini yönettiklerini zan- yer alıyor. Sizleri her gün PD’yi
netmelerini sağlamak. Buna izlemeye davet ediyorum.
inandıktan sonra çok uysal köle- Gerçek anlamda demokratik ve
ler oluyorlar.” der. Gerçeği söyle- özgür bir Türkiye umuduyla...
mek gerekirse, genel olarak du-
rum da böyle.
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Politika Dergisi

Sayı 23 iletisim@PolitikaDergisi.com Haziran, 2010

İçindekiler
Yönetim Kurulu BaĢkanı:
Gökhan DAĞ

Genel Yayın Yönetmeni: Aydınlarımızdan Dergimize


Emrah ÖZDEMĠR
Manevi Destek
Yazı ĠĢleri Müdürü:
Sy. 8
Evren YELKANAT

Ġdari ĠĢler Müdürü:


Timur V.
DOĞRUOK

Plan-Proje Müdürü:
Prof. Dr. Cihan DURA
Nuran TALAY Ezberler ve gerçekler…
Editörler: Bugünün Sanayileşmiş
Selvihan ÇĠĞDEM
Sevda EĞER Ülkeleri
Serbest Rekabet Yoluyla
Kalkınmadı
Sy. 10

Sean SAYERS, Çev: Neylan ÇEVİK


Krizden Marksizm çıkar mı?
Marksizm ve Kapitalizmin Krizi
Sy. 16

Röp. Yapan: Emrah ÖZDEMİR


Ekrem K. OKTAY Mülakatı
“Halkçılık ve Devrimcilik Okları
Yaydan Daha Güçlü Bir Şekilde
Çıkacak”
Politika Dergisi

Sayı 23 iletisim@PolitikaDergisi.com Haziran, 2010

İçindekiler
Hakkımızda:

Politika Dergisi, Ulu-


dağ Üniversitesi öğ- Emrah ÖZDEMİR
rencilerinin kurmuĢ
olduğu ve ardından CHP’nin yeni Genel Başkanının
da ülkenin pek çok sürece etkisi ne olur?
yerinden yapılan
katılımlarla büyüyen
“Yeni Düzen”de
bir politik gençlik
hareketidir. Yaratıl-
Kılıçdaroğlu’nun
mıĢ ve halen de artı- Yeri
rarak sürdürülmek
i stenen apoliti k Sy. 28
gençliğe bir karĢı
duruĢ fikrinden do-
ğan Politika Dergisi,
kanunlara uyulduğu
ve okuyucusuna
saygılı olduğu tak- Asım US
dirde her türlü görü-
Ģe önem verir. PD,
Tarihi Perspektiften
Türkiye Cumhuriye-
ti'nin temel nitelikle-
Şark Meselesi
rini benimsemiĢ, ve Onun Günümüzdeki
cesaretini Mustafa
Kemal Atatürk'ün Uzantısı:
Bursa Nutku'ndan
almıĢtır. Kürt Sorunu
Sy. 34

Selvihan ÇİĞDEM
Varlığı mı demokrasiye zarar verir,
yokluğu mu?
Siyasi Partiler Gerektiğinde
Kapatılmalı mı? (2)
Sy. 42
Politika Dergisi

Sayı 23 iletisim@PolitikaDergisi.com Haziran, 2010

İçindekiler
Nuran TALAY
Dünyanın en değerli ve en karışık
bölgesi
Ortadoğu’da Stratejik
Hesaplar ve
Değişim Rüzgarı
Sy. 48

Cem Osman TAMTÜRK


Demokrasinin kahramanı mı,
katili mi?
Adnan Menderes ve
Demokrat Parti
Sy. 54

Bilgin TÜRK
İsrail-Türkiye ilişkileri...
Gerçekten “One Minute”…
Ne Oluyoruz?
Sy. 60

Hakan HABİP
Konak Belediyesi’nin çağrısına cevap
Nasıl Bir Eğitim?
Sy. 64
Politika Dergisi

Sayı 23 iletisim@PolitikaDergisi.com Haziran, 2010

İçindekiler
kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kült
Der: Emrah ÖZDEMİR
P—Kitap: Seçkiler
Sy. 74

Asım US
Modern Hayat
Sy. 75

Emrah ÖZDEMİR
Schopenhauer, “K” Dergi
Hakkında Ne Düşünüyor?
Sy. 77

Mert ATALAY
Sersefilin Düşü
Sy. 78

Emrah ÖZDEMİR
P—Müzik/DVD: Nâzım Oratoryosu
(Fazıl Say)
Sy. 80
Sayfa 8 Politika Dergisi

Bu destekler yükümüzü hafifletiyor...

Aydınlarımızdan Dergimize
Manevi Destek...

D
eğeli okurlarımız; Daha önceden duyurduğumuz destek olan Uludağ Üniversite-
iki hocamızı da belirtmekte yarar si’nden hocamız Yrd. Doç. Ser-
Prof. Dr. Sina v ar: Pro f. Dr. Oktay taç Serdar Hocamıza, Prof. Dr.
AKġĠN’i “sürekli” ola- SĠNANOĞLU, eski ve güncel Alkan Soyak’a, Prof. Dr. Cihan
rak yazar kadromuz- yazılarıyla kadromuza katılmıĢ- Dura’ya da teĢekkür etmeyi bir
da görmeyeceksiniz. Ancak ara- tır. Prof. Dr. M. Kerem borç biliriz. Bu metin de diğer tüm
lıklarla, değerli hocamızın yazı- DOKSAT Hocamız da dergimize aydınlarımıza açık çağrımızdır.
larını çeĢitli sayılarımızda bula- katkıda bulunmayı kabul etmiĢ- Hepsini gençlere omuz vermeye
caksınız. Kim bilir, Sina Hocamı- tir. davet ediyoruz.
zın bir röportajını da yakında
görebilirsiniz. Adı geçen çok değerli hocala- POLĠTĠKA DERGĠSĠ
rımıza ve daha önceden bize
Sayı 23 Sayfa 9
Sayfa 10 Politika Dergisi

Ezberler ve gerçekler...

Bugünün Sanayileşmiş Ülkeleri


Serbest Rekabet Yoluyla
Kalkınmadı
Bu tez doğru mudur? Kesinlikle değildir. Hatta
Prof. Dr. Cihan DURA bana sorarsanız, bunu bir “tez” olarak adlandırmak
bile doğru değildir, olsa olsa o bir saptırmacadır.
Bugünün sanayileĢmiĢ ülkeleri serbest dıĢ ticaretle
Hatta bana sorarsanız, bunu
ve serbest finans hareketleriyle zenginleĢmemiĢler-
bir “tez” olarak adlandırmak dir, özellikle ilk birikimleri ve ilk sanayileĢme atılım-
bile doğru değildir, olsa olsa o ları sırasında yoğun devlet müdahalelerine baĢvur-
muĢlardır. Bu savı ben “karĢı görüĢ” olarak adlandı-
bir saptırmacadır. Bugünün
rıyorum.
sanayileşmiş ülkeleri serbest dış
ticaretle ve serbest finans hare- Ha-Joon Chang’in eserlerinden geniĢ ölçüde fay-
dalanarak karĢı görüĢü aĢağıda önce genel olarak
ketleriyle zenginleşmemişlerdir, ortaya koyacağım. Sonra özel bir durumda, Ġngilte-
özellikle ilk birikimleri ve ilk re örneğinde daha somut kanıtlarını sergileyece-
ğim.
sanayileşme atılımları sırasında
yoğun devlet müdahalelerine I) KarĢı görüĢ, genel olarak, bugünün geliĢmiĢ
başvurmuşlardır. ülkelerine olduğu kadar, az geliĢmiĢ ülkelerine ait
kanıtlarla da desteklenmektedir.

N
eoliberalizmin bir aldatmaca olduğu A) Ekonomik geliĢme tarihi, tarafsız bir gözle bi-
birçok yazar tarafından ileri sürülmüĢ, limsel olarak incelenirse, bugünün sanayileĢmiĢ
kanıtlarıyla ortaya konmuĢtur. Bu yazar- ülkelerinin; geliĢmelerinin hem ilk hem de sonraki
lardan biri olan Ha-Joon Chang; Türk- aĢamalarında, sanayide, dıĢ ticarette ve finans ala-
çeye de çevrilen iki değerli eserinde [1] nında pek çok müdahaleci politikaya bel bağlayıp
Neoliberalizmin tezlerini birer birer ele almıĢ, her öncülük ettikleri, bunları fiilen de uyguladıkları görü-
birini sağlam gerekçelerle çürütmüĢtür. Ne var ki lür. Gerçekten, ABD, Ġngiltere, Almanya, Fransa,
gerek bu iĢaret ettiğim karĢı-görüĢ gerekse Japonya gibi bugünün geliĢmiĢ ülkeleri geçmiĢte
Chang’in çalıĢmaları Türkiye’de iyi bilinmemekte, yaĢadıkları iki farklı döneme göre, yakalama döne-
en azından gündeme yeterince getirilmemektedir. mi ile katılım dönemine göre iktisat politikalarını
Bu sebepten, konunun üzerinde ne kadar durulsa farklılaĢtırmıĢlardır. Basit bir tanımlamayla bunlar-
yeridir. Okuduğunuz makalede benim yapmak iste- dan yakalama dönemini “sanayileĢmiĢ bir ülke ol-
diğim de bu olacaktır. mak için çabalama dönemi”, diğerini ise “bu hedefe
fiilen ulaĢarak daha da zenginleĢmek için gayretle-
Neoliberalizmin baĢta gelen tezlerinden biri Ģu- rini sürdürme dönemi” olarak tanımlayabiliriz.
dur: Bugünün sanayileĢmiĢ ülkeleri serbest pi-
yasa politikalarını benimsedikleri, bu politikala- Gerçekten, günümüzün geliĢmiĢ ülkeleri yakala-
ra kararlı bir Ģekilde bağlı kaldıkları için büyü- ma dönemindeyken, bebek sanayilerini korudular.
yüp zenginleĢmiĢlerdir. Devlet müdahaleciliği Hemen hepsi bebek sanayi korumasına ve diğer
daima baĢarısızlığa mahkûmdur. etkin ticaret ve teknoloji politikalarına baĢvurdular.
Sayı 23 Sayfa 11

Ancak ne zaman ki sanayileĢip geliĢmiĢ ülkeler sa-


fına katıldılar, derhal müdahalecilikten çark ettiler,
Sanayileşmiş ülkeler serbest
liberalizmi bayrak yapıp koyu birer serbest piyasacı piyasanın meziyetlerini ilan
kesildiler. Gerçekten baĢlangıçta, bu ülkelerin ço-
ğunda tarife koruması bebek sanayi stratejinin
ederken bile, finansal krizlerin
önemli bir parçasıydı, ancak hiçbir zaman en önüne geçmek, ulusal (veya
önemli parçası olmadı; baĢka bir deyiĢle geliĢme
sektörel) çıkarları korumak
stratejisi sadece tarife korumasından ibaret değildi.
Bugünün bütün gelişmiş ülkeleri (GÜ’ler), yakalama için piyasalara müdahale et-
döneminde, yavru sanayileri korumak amacıyla mekten ve piyasaları yeniden
müdahaleci sanayi politikaları, müdahaleci ticaret
ve teknoloji politikaları uyguladılar. Hattâ bazı ülke- düzenlemekten kaçınmamış-
ler yakalama dönemini baĢarıyla tamamladıktan lardır.
sonra bile, etkin müdahaleci politikalar uygulamaya
devam ettiler, XIX. yüzyıl baĢlarında Ġngiltere, XX.
yüzyıl baĢlarında ABD gibi… Aynı politikaları II. Dünya SavaĢı'ndan sonra Ja-
ponya ile diğer bazı ülkeler de baĢarıyla uygula-
Ticaret cephesinde, teĢvikler ve ihraç mallarının mıĢtır. Günümüzün sanayileĢmiĢ ülkelerinin çoğu,
girdilerine vergi indirimi sağlanması, ihracatın teĢvik II. Dünya SavaĢı'nın tahribatının ardından ekono-
edilmesinde sık rastlanan uygulamalardandı. Hükü- milerini yeniden inĢa etmek ve modernleĢtirmek
metler hem sanayi kesimine teĢvik sağladı, hem de amacıyla, dıĢ ticareti serbestleĢtirdikleri sırada bile,
özellikle altyapı ve imalat sektörüne yönelik çeĢitli müdahaleci sanayi politikaları, çeĢitli müdahaleci
kamu yatırım programları uyguladılar. Bazen eğitim finans politikaları uygulamıĢ ve gayet iyi sonuçlar
gezilerini ve stajları finanse ederek yasal yollardan, almıĢlardır. Örneğin finans sektörlerini sanayinin
bazen de sanayi casusluğu, makine kaçakçılığı, geliĢmesini sağlayacak Ģekilde düzenleyerek sa-
yabancı patentleri tanımayı reddetme gibi yasal nayi sektörünün daha hızlı büyümesini sağlamıĢ-
olmayan yollardan yabancı teknolojinin ele geçiril- lardır. YaklaĢık 1980 yılına kadar sanayileĢmiĢ
mesini desteklediler. Yerli teknolojinin geliĢmesi ülkelerin neredeyse tamamı, uluslararası sermaye
araĢtırma ve geliĢtirmeye, eğitim ve yetiĢtirmeye hareketleri üzerinde sıkı denetimlerini sürdürmüĢ-
finansman sağlanarak desteklendi. tür. Sermaye denetimi olarak bilinen bu politikalar,
ekonomik geliĢmeyi teĢvik et-
meye ve duyarlı ekonomileri
sermaye kaçıĢlarının neden ol-
duğu istikrarsızlıktan korumaya
yönelikti.

SanayileĢmiĢ ülkeler serbest


piyasanın meziyetlerini ilan
ederken bile, finansal krizlerin
önüne geçmek, ulusal (veya
sektörel) çıkarları korumak için
piyasalara müdahale etmekten
ve piyasaları yeniden düzenle-
mekten kaçınmamıĢlardır.

B) KarĢı görüĢ, az geliĢmiĢ


ülkelere ait kanıtlarla da des-
teklenmektedir. Gerçekten bu
ülkelerin büyük çoğunluğu, II.
Dünya SavaĢı sonrasının müda-
haleci politikalar döneminde,
Sayfa 12 Politika Dergisi

Ġngiltere dünyanın ilk sanayileĢen ülkesidir ve bu


baĢarısını iktisat politikası bakımından devletçi eko-
Bu gerilik XVI. yüzyıl sonu- nomi politikalarına borçludur. Gerçekten Ġngiltere’-
na kadar devam etti. İhraca- nin yakalama stratejisi bir müdahalecilik politikasın-
dan ibarettir. Bu sebeple rahatlıkla diyebiliriz ki ya-
tı hemen bütünüyle ham kalama döneminde, yavru sanayilerini korumak
yünden, biraz da düşük kat- amacıyla müdahaleci sanayi, ticaret ve teknoloji
(STT) politikaları uygulayan ülkelerin baĢında Ġngil-
ma değerli yünlü giysiden tere gelir. Dolayısıyla, Ġngiltere’nin devlet müdaha-
oluşuyordu. Ancak bu duru- lesi olmadan kalkınmıĢ bir ülke olduğunu ileri sü-
ma devlet el koymakta gecik- renler kesinlikle doğruyu söylememektedir.

medi. Başka bir deyişle İn- A) Ġngiltere XIII-XIV. yüzyıllar feodalizm sonrası
döneme geri kalmıĢ, ilkel bir ekonomi olarak girdi.
giltere devlet eliyle, müdaha- Öyle ki teknolojisini kıta Avrupa’sından ithal ediyor-
leci politikalarla sanayileşme du. Bu gerilik XVI. yüzyıl sonuna kadar devam etti.
Ġhracatı hemen bütünüyle ham yünden, biraz da
sürecine sokuldu.
düĢük katma değerli yünlü giysiden oluĢuyordu.
Ancak bu duruma devlet el koymakta gecikmedi.
1980 sonrasının serbest piyasa dönemine kıyasla BaĢka bir deyiĢle Ġngiltere devlet eliyle, müdahaleci
çok daha baĢarılı olmuĢlardır. politikalarla sanayileĢme sürecine sokuldu. Ekono-
mik geliĢme sürecinde öncülüğü kral ve kraliçeler,
GeliĢmekte olan -bence sanayileĢmeleri engel- hükümetler, baĢka bir deyiĢle devlet üstlendi. Bu
lenmiĢ- ülkelerde ekonomik geliĢmenin tamamen iç görüĢü, 1300’lü yılların baĢlarından baĢlayarak so-
karartıcı olduğu dönem II. Dünya SavaĢı öncesiydi. mut gözlem verilerine dayandırabiliriz. Kanıtları iki
Bu dönemde geliĢmekte olan ülkeler, birçok kez kaynaktan [3] alıyorum.
serbest piyasa politikaları uygulamaya zorlanmıĢ-
lardır. Benim “MERĠT stratejisi” [2] diye adlandırdı- 1) Ġngiltere Kralı III. Edward (1327–1377) yerli
ğım bu dayatma iki Ģekilde göstermiĢtir kendini: yünlü imalatını geliĢtirmeyi hedeflemiĢ olan ilk kral-
dır. YurttaĢlarına örnek olmak amacıyla, sadece
- Bu ülkelerin sömürgeci devletler tarafından bir- Ġngiltere’de üretilen elbiseler giyiyordu [4]. Ham yün
çok kez serbest piyasa politikalarını aĢırı ölçüde ticaretini merkezîleĢtirmiĢ, yünlü giysilerin ithalatını
uygulamaya zorlanmaları, yasaklamıĢtı.

- Sözde bağımsız ülkeler olduklarında kendilerini 2) Tudor hükümdarları (1485 - 1603) III. Ed-
gümrük politikası özerkliğinden ve merkez bankası ward’ın giriĢimini daha da ileri götürdüler: Günü-
kurma hakkından yoksun bırakan antlaĢmalara müzdeki bebek sanayi koruması anlayıĢına uygun
zorlanmaları. düĢecek Ģekilde, dokuma sanayisinin geliĢmesine
destek verdiler. VII. Henry (1485-1509) Hollanda’-
Bu zorlanmaların tipik sonucu ise, ilgili ülkelerin daki yünlü imalatının sağladığı zenginlikten çok
ağır aksak büyümesi ve hatta ekonomik açıdan etkilendi. 1489’dan itibaren Ġngiliz yünlü imalatını
küçülmeleri oldu. GeliĢmekte olan ülkeler ekono- teĢvik edici önlemler uygulamaya koydu. Bu arada
mik durumlarını ancak -korumacı politikalar uygula- ham yün ihracatına giderek artan gümrük vergileri
yabildikleri- II. Dünya SavaĢı'ndan sonraki dönem- uygulandı, hattâ ham yün ihracatı tamamen yasak-
de düzeltebildiler. Örneğin Çin ve Hindistan, devle- landı.
tin ekonomik faaliyetleri etkili biçimde yönlendirme-
siyledir ki ekonomik geliĢmede baĢarılar kaydetti- 3) I. Elizabeth’in (1558-1603) döneminde Ġngilte-
ler. re, yün sanayisinde önemli baĢarılar elde etmeye
baĢladı. Bu baĢarının ardında ithal ikamesi ve baĢ-
II) KarĢı görüĢ’ün kanıtlanmasında Ģimdi özel bir ka etkenler vardı. GeliĢen Ġngiliz sanayisine yeni
duruma, Ġngiltere örneğine geçiyorum. pazarlar açmak amacıyla I.Elizabeth; Papalığa,
Sayı 23 Sayfa 13

Rusya, Moğolistan ve Ġran’a ticaret kafileleri yolladı.


Ġngiltere’nin denizlerde üstünlük sağlamak amacıyla VII. Henry’in başlattığı, ha-
yaptığı yoğun yatırımlar; yeni pazarlara ulaĢmayı, leflerinin devam ettirdiği, mo-
onları sömürgeleĢtirmeyi ve açık piyasalar haline
getirmeyi kolaylaĢtırdı. VII. Henry’in baĢlattığı, ha- dern bebek sanayi koruması-
leflerinin devam ettirdiği, modern bebek sanayi ko- nın XVI. yüzyıldaki karşılığı
rumasının XVI. yüzyıldaki karĢılığı sayılabilecek bu
strateji olmasaydı, Ġngiltere’nin ilk sanayileĢme ba-
sayılabilecek bu strateji olma-
Ģarılarını elde etmesi imkânsız değilse de çok zor- saydı, İngiltere’nin ilk sana-
du. XVIII. yüzyıl boyunca Ġngiltere’nin ihracat gelir-
lerinin en azından yarısını oluĢturan yün sanayisi,
yileşme başarılarını elde etme-
bu kilit sanayi olmadan, Sanayi Devrimi’nin gerçek- si imkânsız değilse de çok zor-
leĢmesi çok zor olurdu.
du.
4) I. George döneminde (1714–1727) Ġngiltere
baĢbakanı olan R. Walpole’un 1721’de uygulamaya kıda bulunamaz.” 1721 Mevzuatı ve sonrasında
koyduğu ticaret yasası reformu, Ġngiltere’nin sanayi geçekleĢen tamamlayıcı politika değiĢiklikleri ile
ve ticaret politikalarında önemli bir değiĢikliğe iĢaret de, örneğin imalatta kullanılan hammaddelere ko-
eder. Önceki dönemlerde, Ġngiltere hükümetinin nan ithalat vergileri ya düĢürüldü ya da sıfırlandı.
politikaları genel olarak ticareti kontrol etme ve ka- Ġhraç edilen mamul mallarda kullanılan ithal ham-
mu gelirlerini artırma hedeflerine yönelikti. Buna maddelerine verilen vergi iadeleri artırıldı.
karĢılık, 1721’den sonra uygulamaya konulan politi-
kaların hedefi, imalat sanayisini bilinçli olarak teĢvik 5) Ġngiliz Merkantilizmi aynı zamanda üç ana
etmekti. R. Walpole, Parlamento’da yaptığı konuĢ- sektörü, ticareti, sanayi ve tarımı kapsayan daya-
mada yeni yasanın ruhunu Ģöyle açıklıyordu: nıĢmacı bir koruma politikası güdüyordu. Bu politi-
“Halkın refahının artmasına, hiçbir şey mamul ürün ka daha sonra 1878’den itibaren Bismarck tarafın-
ihracatı ve hammadde ithalatından daha fazla kat- dan, “dayanıĢmacı korumacılık” adı altında Alman-
ya’da da uygulanmıĢtır. Ġngiltere’de sanayi faaliyet-
lerini düzenleyen önlemler arasında, iĢçi ücretlerini
I. George disiplin altına alan, Kraliçe Elizabeth zamanında
yürürlüğe konulan Çıraklık Kanunu (1563) zikredi-
lebilir. Bundan baĢka Ġngiliz Merkantilizmi, sanayi
üretimi faaliyeti ile ilgilenmiĢtir. Teknik yeniliklere
büyük önem verilerek, bazı makinelerin ülke dıĢına
çıkarılması yasaklanmıĢtır. Ayrıca ulusal-yerli sa-
nayileri korumak amacıyla, kimi yerli mamullerin
tüketimi zorunlu kılınmıĢ; bazı malların tüketimi ise
yasaklanmıĢtır.

Ġngiliz Merkantilizmi’nin denizcilik alanında güttü-


ğü politikanın amacı, Ġngiltere’nin Ġspanya ve Hol-
landa gibi rakiplerinin siyasal ve ticarî üstünlüğüne
son vermekti. Bu ise Ġngiltere’nin kuvvetli bir deniz
ticaret filosuna sahip olmasını gerekiyordu. Bu
amaçla çıkarılan denizcilik kanunlarının en ünlüsü,
Oliver Cromwell’in 1651’de çıkardığı yasadır. Ya-
saya göre, Ġngiltere’ye ihraç edilecek olan mallar
ancak Ġngilizlere ait ve yüzde 50’sinden fazlası Ġn-
gilizlerce donatılmıĢ olan gemilerle taĢınacaktı. Bu
önlem sayesinde Hollandalıların aracı ticareti ön-
Sayfa 14 Politika Dergisi

ğım. Örneğim Ġngiltere’nin sömürgesi olan ülkeler-


dir.
Peki, İngiltere, sömürgele-
XVIII. yüzyıldayız. Ġngiltere artık çağın süper gücü
rin sanayileşmesini hangi haline gelmiĢtir; Hindistan’ı, Kuzey Amerika’yı,…
politikalarla, nasıl engel- sömürgeleĢtirmiĢtir. Sömürgelerinde, örneğin Ame-
rika’da sanayileĢmeyi engellemek, imalat sanayisi-
ledi? Elbette serbest piya- nin geliĢmesini önlemek için gerekli olan her yola
baĢvurmaktadır. Friedrich List [5] (1789-1846), Ġn-
sayı hiçe sayarak, elbette giltere BaĢbakanı William Pitt’in (1708-1778) Ģöyle
devlet müdahaleleriyle, dediğini aktarır: “New Englandlıların imalata yöne-
lik girişimlerinden rahatsızım, kolonilerimizin at nalı
hükümetlerin ticarî ve sı- bile üretmelerine izin vermememiz gerekir.”
Brisco’nun, Walpole yönetiminde uygulanan sömür-
naî alanlarda gerçekleş- geci politikalara iliĢkin söyledikleri de bu stratejinin
tirdiği düzenlemelerle… özünü ortaya koyar.

Peki, Ġngiltere, sömürgelerin sanayileĢmesini han-


gi politikalarla, nasıl engelledi? Elbette serbest pi-
yasayı hiçe sayarak, elbette devlet müdahaleleriyle,
lenmiĢ, uygulamanın Ġngiliz denizciliğinin geliĢme- hükümetlerin ticarî ve sınaî alanlarda gerçekleĢtirdi-
sindeki rolü çok büyük olmuĢtur. ği düzenlemelerle… Bunlar üç madde halinde sıra-
lanabilir:
Cromwell baĢka korumacı önlemler de alarak,
devletçe yürütülen planlı bir ekonomi çerçevesi -Sömürgelerin üretim faaliyeti, sadece hammad-
içinde Ġngiltere’yi iki hedefe yöneltmiĢtir: de üretimiyle sınırlandı. Bu amaçla, sömürgelere
primer üretimi (tarımı ve madenciliği) destekleyen
-Ġngiliz mamulleriyle dünya pazarlarını tekel altı-
politikalar dayatıldı.
na almak,
-Ġngiliz sanayisi ile rekabet edebilecek hangi ima-
-Ülke içinde geniĢ ölçüde bir otarĢi kurmak.
lat varsa, önü kesildi. Bu çerçevede kimi imalat faa-
Cromwell ayrıca merkantilist gümrükler uygula- liyetleri durduruldu. Sömürgelerin, Ġngiliz ürünleriyle
mıĢ, yün ihracatını yasaklamıĢ, yün ithalatını ise
gümrük vergisinden muaf tutmuĢ-
tur.

Denebilir ki Cromwell Ġngiliz


ekonomisinin kalkınmasını devlet-
çi, kumandacı, müdahaleci politi-
kalarla sağlamıĢtır.

B) Ġngiltere’nin müdahaleci poli-


tikalarının bir yüzü -yukarda açık-
ladığım- kendi ulusal sanayilerini
kurup geliĢtirmekse, diğer yüzü
de kendine rakip olabilecek ülke-
lerin faaliyetlerini ve geliĢmesini
engellemek, onları serbest piyasa
politikaları uygulamaya zorlamak-
tı. ġimdi Ġngiliz müdahaleciliğinin
bu yönünün kanıtlarını sunaca-
Sayı 23 Sayfa 15

rekabet edebilecek mal ihracatı yapmaları yasak-


landı. Türkiye gibi “sanayileşmeleri
-Kolonilerin pazarları yalnızca İngiliz tüccarlarına
engellenmiş” ülkeler bugünün
ve imalatçılarına tahsis edildi. O ülkelerin pazarları- kalkınmış ülkelerini örnek
na üçüncü ülkelerin girmesi engellendi. alırken, o ülkelerin günü-
-Son olarak, tarifelerin sömürgelerdeki yetkililerce müzde ne yaptıklarına değil,
kullanılması yasaklandı. Bütçe gelirleri nedeniyle
gerekli olduğuna karar verildiği durumlarda da baĢ-
hele bilimsel kılıflar altında
ka türlü çaresine bakıldı. yaptıkları tavsiyelere hiç de-
Dikkat edilirse bunlar sömürgelerin üretim faaliye-
ğil, geçmişte onlar bugünkü
ti, dıĢ ticareti ve gümrük tarifeleri ile ilgili yasaklar düzeylerinde iken -yani onla-
ya da kısıtlamalardır. Ġngiltere bu taktiğin ilk ve en
rın yakalama dönemlerinde-
çarpıcı örneklerinden birini, Hindistan’da vermiĢtir.
ne yaptıklarına bakmalıdır.
Hindistan’ın sömürgeleĢtirilmesi ve önünün kesil-
mesi gerçek bir trajedidir, sanayileĢmesi engelle-
nen Türkiye gibi ülkeler için derslerle doludur.
www.cihandura.com
SONUÇ iletisim@PolitikaDergisi.com
UlaĢtığım baĢlıca sonuçlar Ģunlardır:

-Bir ülkenin ekonomik kalkınması, sanayileĢmesi [1] Ha Joon Chang’in iki kitabı sırasıyla Ģunlardır: Kal-
kınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü, ĠletiĢim Yayıncılık,
ancak müdahaleci politikalarla mümkündür. Ülke
Ġst., 2003 ve Kalkınma Yeniden: Alternatif Ġktisat Politi-
deneyimleri bunun tartıĢılmaz kanıtlarıyla doludur.
kaları Elkitabı, 1.B., Ġmge Kitabevi, Ankara, 2005
-Türkiye gibi “sanayileĢmeleri engellenmiĢ” ülke- [2] MERĠT Stratejisi hakkında bakınız: Cihan Dura,
ler bugünün kalkınmıĢ ülkelerini örnek alırken, o “Batı’nın Merit Stratejisi”, http://www.cihandura.com/
ülkelerin günümüzde ne yaptıklarına değil, hele index.php?
bilimsel kılıflar altında yaptıkları tavsiyelere hiç de- option=com_content&task=view&id=508&Itemid=60
ğil, geçmiĢte onlar bugünkü düzeylerinde iken -yani
onların yakalama dönemlerinde- ne yaptıklarına [3] Ha Joon Chang, Kalkınma Yeniden: Alternatif Ġktisat
Politikaları Elkitabı, 1.B., Ġmge Kitabevi, Ankara, 2005;
bakmalıdır. O zaman hangi politikaları uygulamıĢ-
Selçuk Trak, Ġktisat Tarihi, Bursa ĠTĠA yayını, Ġst.,1973,
larsa, bugün o aynı politikaları, yani müdahaleci ss.252-255.
politikaları uygulamaları gerekir. Ne zaman ki onları
yakalarlar, ancak o zaman serbest rekabet, serbest [4] SanayileĢmeyi hedef gösterme ve baĢlatma, kiĢisel
piyasa politikaları söz konusu olabilir. giyimiyle örnek olma,… Bizde bu tarz önderliği yapan
tek lider Atatürk olmuĢtur. Sonraki liderlerde benzer bir
-Bugün ABD gibi devletlerle AB gibi oluĢumlar az coĢkuyu görmek zordur sanırım.
geliĢmiĢ ülkelere karĢı Merit Stratejisi izlemektedir.
Bu açık bir gerçektir. Türkiye de ne yazık ki bu uy- [5] F. List Osmanlı ekonomisinin çöküĢünü baĢlatan,
ünlü Balta limanı antlaĢmasından 8 yıl sonra hayata
gulamanın kurbanlarından biridir. Söz konusu ger-
veda etmiĢ. AnlaĢılıyor ki bizim Osmanlı aydınlarının
çek politikacılara, yöneticilere, genç kuĢaklara öğ- onun fikirlerinden haberi yoktu, bu büyük olasılık… Belki
retilmeli, aĢılanmalıdır. birileri biliyorduysa, onları da dinleyen olmamıĢ. Sanki
bugün bizleri dinleyen var mı? Merakımı uyandıran bir
-Ana sonuç olarak, bugün birçok Latin Amerika husus da Ģu: Acaba List de 1838 Serbest Ticaret AnlaĢ-
ülkesinde yapıldığı gibi devletçi iktisat politikalarına ması’ndan haberdar oldu mu, bir Ģeyler yazmıĢ mıdır bu
dönmenin Ģart olduğu söylenebilir. YaĢanan ger- konuda? Gerçekten araĢtırmaya değer. Belki birileri me-
çeklerin de, temiz iktisat biliminin de gösterdiği doğ- rak eder, araĢtırır diye kaydediyorum buraya.
ru yol ancak budur.
Sayfa 16 Politika Dergisi

Krizden Marksizm çıkar mı?

Marksizm ve Kapitalizmin
Krizi *

*Özgün adı: Marxism and the Crisis of Capitalism mayacak insanlardan biri olan Marx’ın düĢünceleri-
ne yeniden itibar edilmeye baĢlandı. Uzun bir dö-
nem, düĢünceleri “aksi ispatlanmış” kabul edilip
Prof. Dr. Sean SAYERS ciddiye alınmıyorduysa da, Ģimdi onlara karĢı yeni
bir ilgi uyanmıĢtı. (1) Daha önce, “kapitalizm”in do-
ğasında sabitlik olmadığını ve krizlere açık olduğu-
Daha önce, nu belirtmiĢ ve nihai bitiĢini tahmin etmiĢti. Marx’ın
kapitalizm analizi doğru çıkıyordu.
“kapitalizm”in doğa-
Fakat tam olarak Marx’ın analizinin hangi yanları
sında sabitlik olmadığı- temize çıkmıĢtı? Ġlk olarak, Marx’ın serbest piyasa
nı ve krizlere açık oldu- kritiği kabul edilmiĢti. Ekonomik ve sosyal düĢün-
ceyi son 30 yılda baskı altına alan liberal, serbest
ğunu belirtmiş ve nihai piyasa felsefesi gözden düĢmüĢtü. Amerikan Mer-
kez Bankası’nın eski baĢkanı Alan Greenspan,
bitişini tahmin etmişti. serbest piyasa felsefesinin kusurlu olduğunu kabul
etmiĢ; bankaların çıkarlarının kendi hissedarlarını
Marx’ın kapitalizm ve firmalardaki hissedarları koruyabileceğini san-
makla hata yaptım, demiĢtir. (2)
analizi doğru çıkıyordu.
ġimdiki kriz, yıkıcıydı ve serbest piyasa, serbest
piyasa yanlılarının bahsettiği gibi yumuĢak, kendi
İngilizceden çeviren: Neylan ÇEVİK kendine iĢleyen bir mekanizma değildi. Genel çıkar-

K
apitalizm, en büyük krizini 1930’lar- lara hizmet etmiyor, ekonomik büyüme
dan itibaren ve hatta daha öncesin- ve refaha yön verecek gibi görünmü-
den beri yaĢamaya baĢlamıĢtı. yordu. Diğer taraftan, Marx’ın dedi-
Bankacılık sistemi Amerika’da, ği gibi, serbest piyasa kendi için-
Ġngiltere’de ve birçok diğer ülkede devle- de baĢka hayat barındıran
tin büyük müdahaleleriyle erimeden kur- yabancı bir sistem gibi iĢli-
tarılmıĢtı. Aniden dünya borsaları düĢ- yordu. Kontrol edilemez ve
müĢtü. Uzun ve derin bir durgunluk sabit olmayan bir mekaniz-
muhtemeldi. Kapitalizm, yıkılmanın eşi- maydı. Birçok insanın iĢsiz
ğine dayanmıştı, demek yanlıĢ olmazdı. kaldığı ve değerli üretimin
çöpe atıldığı periyodik kriz or-
Çok az ekonomist ve politikacı bu geliĢ- tamlarına sebep oluyordu.
meleri önceden görebildi. Gümbürtü- Bu, kapitalist sistemin ken-
nün bu kadar uzun sürmesi ile, kapi- di dıĢında üretim gücüne
talizmin yükseliĢ döneminin de iflas hakim olamayacağını gösteri-
döneminin de sonunda bittiği düĢüncesi- yordu. Marx’ın grafik çiziminde
ne inandılar. YaĢasaydı, bu duruma ĢaĢır- dünyadaki güçleri artık büyüleriyle
Sayı 23 Sayfa 17

kontrol edemeyen bir büyücü olarak resmediliyor-


du. (3) Periyodik olarak, üretimin gerçek güçleri Uluslararası bir koordi-
geliĢiyor ve halihazırdaki kapitalist ekonomik iliĢki-
lerle çatıĢma haline giriyordu. Daha sonra da kriz nasyon olmasına rağ-
doğuyordu.
men, krizi global olarak
Peki, burjuvazi bu krizlerle nasıl başa çıkıyordu?
Bir taraftan üretim güçlerini imha ederek, bir taraf-
durduracak büyük kuru-
tan yeni pazarlar açarak, tabii eskilerinden daha luşlar oldukça azdı, fakat
çok sömürü yapmak üzere... Daha derin ve daha
zarar verici krizlerin yolunu açarak, halihazırdaki bunlar da Rusya, Çin,
krizi önlemeye çalışıyordu. (4) Sistem, ani yüksel-
me ve düşüşlerle yalpalıyordu. Aynı zamanda, tek
Hindistan, Brezilya gibi
taraflı davranıp rekabeti zorlaştırıyor, zenginlikte yeni yükselen olan eko-
büyük eşitsizliklere öncülük ediyordu. Sonuç olarak,
Marx kapitalizmin kaderinde çöküş olduğunu, toplu- nomilere tesir etmek için
mun sosyalist formunun bunun yerini alacağını dü-
şünüyordu.
reforma uğramalıydı.
ġahit olduğumuz Ģey bu mu? Bazıları böyle düĢü-
nüyor gibi görünüyor. BaĢkan Bush’un yönetimi
ki bu sadece kriz değil, eski sistemin bitiĢi ve yeni
dünya finans sistemini kaçınılmaz çöküĢten kurtar-
bir alternatif getirmeliydi. Bu sadece ekonomik bir
mak için bankaları ve mortgage firmalarını devral-
süreç değil, politik bir süreçti de. Politik güçlerin,
mak zorunda kaldı. Bush, ismini kendi adlandırdığı
onu bulup çıkarması gerekiyordu. Büyük eĢitsizlik-
“demokratik kapitalizm”in korunmasını rica et-
lere ve yayılmıĢ yoksulluğa rağmen böyle güçler
mek zorunda kaldı. (5)
henüz yoktu. Etkili antikapitalist güçler oluĢmamıĢ-
Dünya çapında, çeĢitli devletler de aynı önlemleri tı.
almak zorunda kaldılar. Bankalar ve mortgage fir-
Marx, bu tür güçlerin kapitalizm sürecinde kendi
malarıyla ilgili önlemler almak zorunda kaldılar, ba-
kendine ortaya çıkacağına inanıyordu. Modern
zense hepsini millîleĢtirdiler. Finans sisteminde yo-
endüstri dünyasının yarattığı iĢgücünün, bu gücü
ğun devlet sermaye stoku birikti. 1930’ların baĢkanı
oluĢturacağını belirtmiĢti. Onun zamanında yeni
Roosevelt’in “New Deal” politikası kapsamında
sanayileĢmekte olan ülkelerdeki bu iĢgücünün du-
büyük ölçekli kamu programlarının ekonomik krizin
en kötü etkilerini önleyebileceği konuĢulmaktaydı.
Bu global ekonomik sistemin global kriziydi. Ulusla-
rarası bir koordinasyon olmasına rağmen, krizi glo-
bal olarak durduracak büyük kuruluĢlar oldukça
azdı, fakat bunlar da Rusya, Çin, Hindistan, Brezil-
ya gibi yeni yükselen olan ekonomilere tesir etmek
için reforma uğramalıydı.

Bu ölçülerin varlığı, krizin derinliğini beyan ediyor-


du. Ayrıca kriz, henüz olabileceği kadar da derin-
leĢmemiĢti. Hâlâ finansal sistemin erime ve uzun
süreli durgunluk yaĢaması olasılığı vardı. Bazıları-
nın dediği gibi kapitalizmin çöküĢünü yaĢıyor gibiy-
dik… Benim fikrimce bu, Ģu anda muhtemel değil-
di. Kapitalist sistemin çöküĢü için ekonomik krizden
daha sert bir Ģeyler gerekiyordu. Sistemde bir deği-
Ģiklik veya üretim Ģeklinde bir değiĢiklik gerekiyordu
Sayfa 18 Politika Dergisi

sidir. Devrimci iĢçi sınıfını hazırlayan


eski endüstri dönüĢmüĢtür. Endüstri-
yel iĢçi sınıfından, tüm sektörlerin
içinde küçük bir kitle kalmıĢtır. Çok
sayıda insan hizmet sektöründe,
ofislerde, dükkânlarda ve evlerinde
Fakat kriz sonucunda sol bilgisayar baĢında çalıĢmaktadır.
Sendika üyeliği ve siyasal militanlık
partilerin krizden kârlı gerilemiĢtir. Endüstri proletaryasını
çıktığı görüşü pek ger- oluĢturan bilinç ve birliğin parlak
günleri bitmiĢtir. Geri döneceği de
çekçi değildir. Eğer
kuĢkuludur.
1930’lardaki krizden öğ-
Yine de, sınıfın kapitalist toplum-
renilen bir şey varsa, bir da önemli bir ayrım olduğunu gör-
tehlike olarak milliyetçi- mek önemlidir, bu bakımdan
liğin ve radikal sağın Marx’ın analizi hâlâ ayaktadır. Ka-
rakteri değiĢmiĢ olsa da çalıĢan
yükselişi oluşabilmekte- sınıf toplumun büyük kısmını ayakta
dir. Sosyalizm için gerek- tutmaktadır. Çoğu artık fabrikalar
yerine, dükkânlarda ve ofislerde
li umutlar yine uzaktır. çalıĢmaktadır. Fakat yine, sermaye-
ye ortak değildir, yaĢamalarını sür-
dürmek için çalıĢmak zorunda olan,
iĢçi sınıfıdır.
rumu çok kötüydü. Tarım iĢçileri ve zanaatçılar Çoğu yorumcu, çalıĢan sınıfı potansiyel devrimci
tarlalarından sanayiye ve Ģehirlere sürülüyorlardı. güç olarak görme inancını yitirmiĢtir. Mahrum edil-
Kadınlar ve çocuklar bile, iĢçiler olarak çok uzun miĢ ve mülksüz görünmelerine rağmen - kadın hak-
saatler, karın tokluğuna çalıĢtırılıyordu. ĠĢçi hakları ları, çevre hareketleri, antikapitalist hareketleri ör-
yok denecek kadar azdı. gütler gibi görünseler de sınıf bazlı sosyalist hare-
keti gerçekleĢtirecek birlikten yoksundur. Böyle bir
Buna rağmen, Marx’a göre, iĢçi sınıfı asla güç-
birlikteliği ve itici gücü göstermeleri Ģüphelidir.
süz, insanlıktan çıkarılmıĢ, haksızlığa uğramıĢ bir
kitle değildi. Endüstrinin etkisi sadece negatif değil- ġimdilerde bu sınıfın bu rolü doldurmakta olduğu-
di. ĠĢçi sınıfı bu Ģartlar altında radikalleĢecek ve na dair küçük bir iĢaret belirmiĢtir, fakat bunun gü-
karĢı durmayı öğrenecekti. Birlikte ve eğitimli ola- nümüz araçlarıyla mümkün olacağını söylemek
caklardı, dayanıĢma ve bilinçleri artacaktı. Sonuç- hata olur. Bugünkü ekonomik krizle, yabancılaĢma
ta, 19. yüzyılda ve 20. yy.ın baĢında daha örgütlü üst seviyelerdedir ve sistemin sihri her yerde bozul-
ve daha disiplinli olarak politik açıdan oldukça güç- muĢtur. Ġnsanların bu kadar sakin kalmasının nede-
lendiler. Marx’ın öngörüsündeki gibi devrimci bir ni, gelecek için tüm sistemi değiĢtiren çok büyük bir
sanayi iĢgücü sınıfı meydana geldi. değiĢimin olmasından gayrı yol göremiyor olmaları-
dır. Bu umut oluĢunca, değiĢimler çabuk olacaktır.
Günümüzün kapitalist dünyasında ise, Ģartlar o
zamankinden daha farklı olmuĢtur. Marx’ın düĢün- Ekonomik krizin sağ ya da sol fark etmeden, poli-
celeri, bugün kuĢkuya açık görünmektedir. Top- tik partiler üzerindeki inancı sarstığını da görüyo-
lumdaki sınıf karakterleri değiĢime uğramıĢtır. Sa- ruz. Fakat kriz sonucunda sol partilerin krizden kârlı
nayide çalıĢan sınıf artık toplumda küçük bir sınıf- çıktığı görüĢü pek gerçekçi değildir. Eğer 1930’lar-
tır. Bu, global ekonomideki değiĢiklikler, Çin’deki daki krizden öğrenilen bir Ģey varsa, bir tehlike ola-
endüstrinin büyümesine bağlıdır; fakat en önemlisi, rak milliyetçiliğin ve radikal sağın yükseliĢi oluĢabil-
üretimin karakterinin bilgi teknolojileriyle değiĢme-
Sayı 23 Sayfa 19

mektedir. Sosyalizm için gerekli umutlar yine uzak-


tır. Yaşadığımız kriz, ekono-
3. Dünya ülkeleri için de aynı Ģeyler söylenebilir. mik sistemin dönüm nok-
Son 30 yılda oluĢmuĢ en büyük sermaye balonu
sönerken, en fakirlere kâr sağlamaya baĢlaması ile tasıdır. Serbest piyasanın
ilgili teorinin hayali olduğu kanıtlanıyor görünmekte- ekonomik hayatta fonksi-
dir. Diğer taraftan zenginle fakir ülkeler arasındaki
ayrım büyümektedir. Afrika’nın ve Latin Amerika’nın yonsuz olduğunu göster-
geniĢ kesimlerinde çok büyük sefalet ve bulaĢıcı
hastalıklar görülmekteyken, bunu önleyici bir güç miştir. Marx’ın yorumu-
bulunmamaktadır. YaĢam Ģartları devrimci bir güç
oluĢturacak kadar kötü olsa da, bu güç için gerekli
nu doğrulamıştır. Fakat
araçlar yoktur. Marx’ın bahsini ettiği bu
Asya’nın yeni endüstrileĢmiĢ yerlerinde durum sistemi yenecek “insani
belki değiĢiktir. Çin ve son zamanlarda Hindistan,
çok yüksek oranda endüstrileĢmektedir. 19. yy.da güç” henüz yoktur.
Ġngiltere’de olan süreçteki gibi, insanlar yeni kuru-
lan fabrikalarda çalıĢmak için köyden kente göç
etmektedir. Çok büyük zenginlik ve aĢırı miktar se-
yonsuz olduğunu göstermiĢtir. Marx’ın yorumunu
falet aynı ülkede yaĢanmaktadır. Bu geliĢmeler As-
doğrulamıĢtır. Fakat Marx’ın bahsini ettiği bu siste-
ya’da, bir zamanlar Ġngiltere’de olduğu gibi, devrim-
mi yenecek “insani güç” henüz yoktur. Bu gücün
ci bir sınıfı doğurmasına rağmen, yine de devrimci
oluĢmasını için gerekli günümüzün “zor hayati Ģart-
hareketin sonuna kadar gideceğine dair pek iĢaret
lar”ı vardır. Sonuçta, kapitalizmin sorgulanmak için
yoktur.
sırada beklediğini söyleyebiliriz.
YaĢadığımız kriz, ekonomik sistemin dönüm nok-
tasıdır. Serbest piyasanın ekonomik hayatta fonksi-
Sayfa 20 Politika Dergisi

elimine edilmesi ve toplumun kimin para ödeyebile-


ceğinden çok kimin ihtiyacı olduğu prensibiyle yö-
Marx’ın öngörülerinden netileceğini söylemiĢtir. (7)
biri de kapitalizmin kaçı- Bu, Ģu anda uzak bir öngörüye benziyor. Yine de,
nılması gereken bir şey hayati önem taĢıyan, akıllarda tutulması gereken
bir fikir.
değil, tarihi gelişmenin
Marx’ın öngörülerinden biri de kapitalizmin kaçı-
bir parçası olduğudur. nılması gereken bir Ģey değil, tarihi geliĢmenin bir
Toplum ve ekonomi, piya- parçası olduğudur. Toplum ve ekonomi, piyasanın
düĢmanca mekanizması tarafından idare ettirilmek
sanın düşmanca mekaniz- ihtiyacında değildir. Bir müddet kapitalizm hüküm
ması tarafından idare et- sürecektir; bir ömrü vardır, üretim güçlerini kendi
çıkarına kullanacaktır. Ürünler ve hizmetlerin öde-
tirilmek ihtiyacında değil- me gücünden çok, ihtiyaca göre dağıtılacağı ve
insanların üretime ücret karĢılığı değil, istekli olarak
dir. katıldığı bir sosyal ve ekonomik hayat, halihazırdaki
sistemin yerine geçecektir. Kapitalizme daha iyi
alternatif vardır. Marx’ın yorumunun çıkıĢ noktası
Piyasanın baĢarısızlığı, devleti bankaların temi- da budur.
natını sağlamak için zorlanması olmuĢtur. Bu du-
rum, serbest piyasayı savunanlar tarafından sos- S.P.Sayers@kent.ac.uk
yalist bulunmuĢtur. Bunda doğruluk payı da vardır.
iletisim@PolitikaDergisi.com
Devletin baĢında bulunma, finansal sitemi kontrol
etme, diğer büyük giriĢimleri kontrol etmenin tek
eleman tarafından yapılması sosyalizmin bir Ģartı- [1] Sales of his works are significantly up, it is reported
dır. Fakat tabii, sosyalizm daha fazlasını içerir. (The Times, 20 October 2008).

Daha ne? Devletler bu önlemleri aldılar. Soru, [2] `Greenspan – I was wrong about the economy. Sort
“Nasıl bir ekonomik ve finansal sistem istiyo- of,' The Guardian, 24 October 2008.
ruz?”dur. Buna verilecek cevap önem taĢımaktadır.
[3] Karl Marx and Frederick Engels, "Manifesto of the
Sosyalizmi anlamak için daha ne yapıldı? Tüm Communist Party," in The Marx-Engels Reader, ed.
çalıĢan insanların ve tüm toplumun çıkarları ön Robert C. Tucker (New York: W.W. Norton, 1978), 478.
plana alınmadı. Devletlerin ilk yaptığı bankaları [4] Ibid.
çöküĢten kurtarmak oldu. Onları özel sektöre ve
serbest piyasaya döndürmek istediler, fakat devlet [5] Timothy Garton-Ash, `The US democratic-capitalist
tarafından baĢka bir etkinlik yapılmadı. model is on trial. No schadenfreude, please', The
Guardian, 2nd October 2008.
Sosyalizm; planlı ekonomisi, toplumun her kesi-
minin çıkarlarını korumasıyla bugünden oldukça [6] Measures along these lines are being taken in China.
`Beijing to pump 4tn yuan into economy to offset fall in
farklı bir sistem. Sosyalizm, yabancı ve kontrol edi-
exports', The Guardian, 10th November 2008.
lemeyen bir el tarafından toplumun bütününün çı-
karlarını gözeten planlı Ģekilde yönetilen bir ekono- [7] Karl Marx, "Critique of the Gotha Program," in The
midir. Bu da, hastaneler, okullar, sosyal altyapı, Marx-Engels Reader, ed. Robert C. Tucker (New York:
sosyal konutlar, kamu ulaĢımı ve çevreyle ilgili ya- W.W. Norton, 1978), 531.
tırımlar demektir. (6)

Marx için bu aktiviteler tam sosyalist bir ülkenin


ilk adımlarıdır. Daha sonraki evrelerdeyse, piyasa-
nın düĢman mekanizmasının, herkes tarafından
Sayı 23 Sayfa 21

Kissinger’ın söylediği
net bir cümle ile ne-
deni daha açık:
“Petrolü kontrol eder-
sen ulusları kontrol
edersin, yiyeceği
kontrol edersin.”

Norveç -
Svalbard
Küresel Tohum
Deposu
Sayfa 22 Politika Dergisi

Politika Dergisi—Ekrem K. OKTAY Mülakatı

“CHP, Bu Dönemde Halkçılık ve


Devrimcilik Oklarını Daha Güçlü
Bir Şekilde Çıkaracak.”
Mülakatı Yapan: Emrah ÖZDEMĠR ma Vakfı'nda (TEPAV) araĢtırmacı olarak görev
yapıyorum. Ayrıca, Ankara Üniversitesi Siyasal Bil-

C
giler Fakültesi Siyaset Bilimi bölümünde doktora
umhuriyet Halk Partisi‟nin şahlanışı ola- çalıĢmama devam ediyorum.
rak yorumlanan Kemal Kılıçdaroğlu‟nun
Genel Başkan seçildiği 33. Kurultay‟da Siyasete hevesim epey erken yaĢlarda baĢladı. 9
Parti Meclisi (PM)‟ne giren 1982 do- Eylül 1992 yılında, Atatürk Spor Salonu’nda, Cum-
ğumlu bir genç vardı: Ekrem Kerem OKTAY. Özel- huriyet Halk Partisi’nin yeniden açılıĢına Ģahitlik
likle geri planda kalan genç ve kadınlarımızın siya- ettiğimde daha on yaĢındaydım. O yıldan beri hiçbir
sete katılımını özendirmek isteyen dergimiz, o CHP kurultayını kaçırmadım. Örgütümüz içinde
PM‟den ilk 27 yaşındaki Ekrem OKTAY‟la röportaj aktif olarak beĢ yıldır çalıĢıyorum. Bu noktaya gel-
yapıyor… Ekrem OKTAY‟ı önceden de biraz tanı- mek için üç boyutlu hareket etmeye gayret göster-
rım. Umarım, başarılı olur ve örülen duvarlarda
arkasından gelen gençler için büyük bir gedik
açar…

***

Emrah ÖZDEMĠR (E.Ö): CHP gibi deneyimli


siyasetçilerin yoğun olduğu, köklü bir partinin
Parti Meclisi’ne (PM) 27 yaşında girdiniz. Önce-
likle, tebrik ederiz. Bu noktaya nasıl gelebildiği-
nizi, eğitim ve siyaset kariyeri bilgilerinizle bir-
likte kısaca anlatır mısın? Ayrıca nasıl bir yön-
temle buraya geldiniz: Gençlik örgütü mü, An-
kara ilişkileriniz mi, yoksa genel bir çalışma ile
mi?

Ekrem K. OKTAY: 1982 yılında Ankara'da doğ-


dum. Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu
Yönetimi Bölümü'nden 2005 yılında mezun oldum.
Lisans öğrenimim sırasında, 2003 yılında Üniversi-
tenin Öğrenci Konseyi BaĢkanlığı'na seçildim.
2004 yılında Prag'da düzenlenen, Genç Liderler
Zirvesi'nde Türkiye'yi temsil ettim. Mezun olduktan
sonra Avrupa Komisyonu tarafından verilen Jean
Monnet bursuyla Leiden Üniversitesi Hukuk Fakül-
tesi’nde Avrupa Hukuku üzerine yüksek lisans yap-
tım. ġu anda Türkiye Ekonomi Politikaları AraĢtır-
Sayı 23 Sayfa 23

Siyasi partiler kapılarını


ardına kadar açsalar,
gençlerimiz siyasetle uğ-
raşmaya zaman bulabi-
lecekler mi? Gerçekten de
bugün Türkiye’de bir ka-
riyer fetişizmi var. Bizler
dim.
Birinci
kariyer ideolojisiyle çev-
boyutta, relenmiş durumdayız.
hiç durma-
dan kendimi
geliĢtirmek, ek-
siklerimi gider- 2011 genel seçimlerinde otuz yaĢın altında on dört
mek için sürekli milyon genç seçmen oy kullanacak. Türk siyasal
çalıĢtım. Ġkinci tarihine baktığınız zaman; hiçbir dönemde gençle-
boyutta, örgü- rin bu kadar sonucu belirleyici bir unsura dönüĢtü-
tün içinde ken- ğü görülmemiĢtir.
dimi ka-
bul Gençlerin siyasete katılımında arz yönlü de ciddi
et- sorunlar var. Siyasi partiler kapılarını ardına ka-
tirmeye gayret gösterdim. Üçüncü boyutta ise dar açsalar, gençlerimiz siyasetle uğraĢmaya
genel merkez yöneticileri nezdinde kendimi an- zaman bulabilecekler mi? Gerçekten de bugün
latmaya ve tanıtmaya çalıĢtım. Bir noktanın da Türkiye’de bir kariyer fetiĢizmi var. Bizler kari-
altını çizmem gerekir; her ne kadar kiĢisel gayretle- yer ideolojisiyle çevrelenmiĢ durumdayız. Üni-
rim önemli olsa da ben bu noktaya tek baĢıma gel- versite bitireceksin, iki dil bileceksin, yaz oku-
medim. Benimle birlikte bu mücadeleyi veren arka- luna gideceksin, staj yapacaksın, sonra da iĢ
daĢlarımın ve çalıĢmalarımızı takdir eden parti bü- bulursan çalıĢacaksın. Hem de kendine bile vakit
yüklerimin bu tablonun ortaya çıkmasında katkısı bulamadan çalıĢacaksın. Bizler böyle bir kariyer
büyüktür. rekabeti içerisine sokulurken, çalıĢmamız için hazır
bir istihdam da oluĢturulmuyor. Ayrıca yarıĢ haksız
E.Ö: Siyaset yapan birisi, kendi dünyasını ta- bir rekabet içerisinde yürüyor. Pek çok genç arka-
mamen bırakmak zorunda kalır mı? Günümüz daĢımız harç, harçlık ve yurt sorunu içerisin-
koşullarında eğitim -gerekli gereksiz- bir CV deyken; geçim derdindeyken, nasıl siyasete
doldurma ve kariyerciliğe döndü. Gençlerin hâ- zaman ayırsın? Böyle bir durum içerisinde yaĢı-
lini görüyorsunuz. Bu ortamda hem siyaset, nızdan beklenmeyecek bir özveri, sorumluluk ve
hem eğitim birlikte nasıl götürülebilir? Ki, siz de emek ortaya koymanız gerekiyor. Sadece bu da
zorlanıyor musunuz aldığın görev ve sorumlu- yetmiyor, iĢlerin de rast gitmesi gerekiyor. Ben üç
luklarınızdan dolayı? yıldır her gün eve gece on ikiden sonra gidiyorum.
Annemin yüzünü pek göremiyorum, sosyal haya-
Ekrem K. OKTAY: Gençlerin siyasete girmesini tım çok zayıflamıĢ durumda. Bu durumdan Ģikâ-
sağlayacak kanallarda hem arz yönlü hem de talep yetçi değilim, yoğun ve tempolu bir hayat yaĢama-
yönlü ciddi tıkanıklıklar var. Nüfusun yüzde ellisi- yı seviyorum. Sonuçta bu benim kendi tercihim.
nin yirmi sekiz yaĢın altında olduğu bir toplum-
da, rasyonel bir siyasi parti gençlere yönetim E.Ö: Sizden beklenilen gençliğin düşünce ve
mekanizmalarında yer verir; vermelidir. Bakınız, sorunlarını PM’ye taşımak. Tabii bunun için
Sayfa 24 Politika Dergisi

runları nelerdir ve bunlara ilişkin (ayrıntıya gir-


meden) çözüm önerileriniz var mı?
Benim mücadele alanım,
hem kendi gençlik örgütü- Ekrem K. OKTAY: Baktığım zaman gençlerin en
temel Ġki temel sorunu olduğunu görüyorum. Birin-
müzle hem de ideolojik ya- ci, bütün kesimlerin sorunu olan iĢsizlik soru-
kınsama içinde olduğumuz nudur. Türkiye’de resmi rakamlara göre iĢ bulma
ümidini kaybedenler dâhil olmak üzere beĢ milyon
örgütlerle yakın ilişkiler ku- altı yüz bin kiĢi iĢsiz. Gençler arasında iĢsizlik yüz-
rarak, onlardan aldığımız de otuza yaklaĢmıĢ durumda. Yani yaklaĢık her üç
gençten bir tanesinin iĢsiz olduğunu görüyoruz.
düşünceleri, proje teklifleriy- Ġktisatçı arkadaĢlarımızla birlikte genç işsizlikle mü-
le birleştirerek, Parti Mecli- cadele eylem planı hazırlıyoruz. Detaylarını parti
meclisinde açıklayacağımız plan, beĢ alanda müca-
si’nin gündeminde önemli deleyi içerecek. Ġkinci temel sorun, yüksek öğre-
bir yer tutma üzerinde ola- tim sorunu. Ġkinci öğretim temelinde yıllık 8.000
lirayı bulan harçlar var. Gençlerimizin geleceği dev-
caktır. letin vergi gelirleri için heba edilmemeli. Zira unut-
mamalıyız ki; uzun vadede iyi eğitilmiĢ genç nüfu-
hem partili gençlerle, hem de başka gençlik sunuz en büyük sermaye kaynağımızdır. Mutlaka
örgütleriyle iletişim kurmanız gerekecektir. devlet bursları geliĢtirilmeli ve çeĢitlendirilmeli. Kar-
Kendi çalışma şekliniz nasıl olacak? Ģılıksız burs mekanizmaları oluĢturulmalı. Küresel
kriz etkilerinin yoğunlaĢtığı dönemde, ülkemizdeki
Ekrem K. OKTAY: Öncelikle yüzlerce gençten zor durumdaki kesimlerin vergi borçları yeniden
yüzlerce mail aldım. Tebrik ediyorlar ve çalıĢmak
istediklerini bildiriyorlar. Bu Ģahsım ve partimiz açı-
sından son derece sevindirici bir durum. Ancak
üzücü bir nokta var. Benim yaĢımda bir gencin
Parti Meclisine girmesi kamuoyu üzerinde bu
kadar olumlu etki yaratabiliyorsa; buna tüm
gençler olarak üzülmeliyiz. Zira gençler siyasal
hayatta varlık gösterme noktasında, çok gerile-
re gitmiĢler demektir. Öncelikli temel hedefim
siyasette bu geriye gidiĢimizi durdurmak için çaba
göstermek olacaktır. Burada bütün gençlere bir
görev düĢüyor. Bundan sonra genç vekiller, genç
bakanlar çıkarmak için kenetleneceğiz. Ġsimleri
önemsemeden, kiĢisel beklentilerimizi geri plana
atarak, beĢ parmağımızı sıkarak, bir yumruk halin-
de, hep birlikte mücadele edeceğiz! Benim müca-
dele alanım, hem kendi gençlik örgütümüzle
hem de ideolojik yakınsama içinde olduğumuz
örgütlerle yakın iliĢkiler kurarak, onlardan aldı-
ğımız düĢünceleri, proje teklifleriyle birleĢtire-
rek, Parti Meclisi’nin gündeminde önemli bir
yer tutma üzerinde olacaktır.

E.Ö: Siz, aldığınız eğitim ve geçtiğiniz aşama-


lar itibarıyla zaten birçok konuda düşünce üret-
mişsinizdir. Gençliği ele alırsak, şu ana kadar
yaptığın saptamalara göre; gençliğin genel so-
Sayı 23 Sayfa 25

yapılandırıldı. Vergi affına iliĢkin düzenlemeler ya-


pıldı. Genç arkadaĢlarımın eğitimleri için aldıkları
CHP bu dönemde halkçılık ve
ve ödeyemedikleri birikmiĢ karĢılıklı devlet bursları devrimcilik oklarını daha
için herhangi bir af düzenlemesi, herhangi bir yeni-
den yapılandırma neden düĢünülmedi? Yüksek
güçlü bir şekilde yaydan çı-
öğretim sisteminden kaynaklanan harç, harçlık ve kartacak. Şu ana kadar ya-
yurt sorunlarına da eğilmek istiyorum.
pılan doğru işleri de takdir
E.Ö: Halk, 33. Kurultay’daki hava ile birlikte etmeliyiz. Marifet iltifata ta-
büyük beklenti içine girdi. Sn. Kılıçdaroğlu ve
Sn. Önder Sav ile yaptığın görüşmelerden son- bi olmalıdır, olmalıdır ki
ra, partinin nasıl bir rota çizeceğini düşünüyor- doğru işler yapılmaya devam
sun? Hem geleneğe ve ilkelere bağlı kalıp, hem
yenilikçi olabilecek misiniz? Çünkü bir kısım etsin.
CHP’nin “CHP’lilikten kopacağı”, bir kısım da
“yenilikçi olunamayacağı” endişesi taşıyor. Siz kartacak. ġu ana kadar yapılan doğru iĢleri de
ne düşünüyorsunuz bu konuda? takdir etmeliyiz. Marifet iltifata tabi olmalıdır, olma-
lıdır ki doğru iĢler yapılmaya devam etsin. Partimiz
Ekrem K. OKTAY: KiĢisel görüĢmelerimizi, kiĢi-
33. Olağan Kurultay sonrasında parti organlarında-
sel görüĢlerimizi paylaĢmamız doğru değil. Bizler
ki yöneticiler noktasında çok ciddi bir değiĢim ge-
parti yöneticileriyiz. Henüz ilk Parti Meclisi toplantı-
çirdi. Genel baĢkanımız değiĢti, partinin Kurultay’-
mızı gerçekleĢtirdik. Elbette kurumsal olarak belli
dan sonraki en yüksek karar organı olan seksen
hazırlıklar yapmaya baĢlayacağız. Ancak Ģunu söy-
kiĢilik Parti Meclisi’nde elli iki isim yenilendi. Tecrü-
leyebilirim; CHP bu dönemde halkçılık ve devrim-
beliler, gençler, uzmanlar ve örgütten gelen isim-
cilik oklarını daha güçlü bir Ģekilde yaydan çı-
lerle, ortaya güçlü ve mutabakat üzerine kurulu bir
Sayfa 26 Politika Dergisi

Ekrem K. OKTAY: Öncelikle size çok teĢekkür


İçine kapanıklıkla ilgili yapı- ediyorum ve sizi tebrik ediyorum. Gençlerin bu ka-
dar politikadan uzak tutulmaya çalıĢtığı bir dönem-
lan eleştirileri kabul etmiyo- de çok doğru bir Ģekilde gençliğin algısını siyasetin
rum. Geçmişinde farklı ideo- üzerine çekmeye çalıĢıyorsunuz. Bu anlamda çok
önemli bir misyonu yerine getiriyorsunuz. Siyasetle
lojiler olan insanları bile par- gençler ilgilenmeli. Siyaset toplumsal dönüĢümün
timizde milletvekili, belediye en etkili aracıdır. Daha adaletli, daha huzurlu, daha
mutlu, daha sağlıklı insanların yaĢadığı bir Türkiye
başkanı ve yönetici olarak gö- mümkündür. Biz bunu hep birlikte gerçekleĢtirebili-
rebiliyorsunuz. riz. Yeter ki hep birlikte gençler olarak el ele vere-
lim, birbirimize kenetlenelim.

Parti Meclisi çıktı. Merkez Yürütme Kurulu’nun ta- E.Ö: Sizin gibi genç bir siyasetçinin CHP gibi Tür-
mamına yakını değiĢti. Uzman isimler merkez yü- kiye‟nin en önemli partilerinden birisinin yönetimin-
rütme kuruluna alındı. Bu geliĢen olaylar çok cid- de yer almasına, dergimizin duruşu itibarıyla da
di, önemsenmesi gereken bir değiĢimdir. An- sevindiğimizi belirtmek isterim. Umarım, sizin bu
cak her Ģey bir günde değiĢir mi? Elbette de- yükselişiniz, edilgen kalan kadın ve gençlerimizin
ğiĢmez. Her Ģeyin bir günde değiĢmesi doğru de siyasete yoğun katılımına bir öncülük etmiş olur.
mudur? Kesinlikle doğru değildir. Söylem boyu- Bu yoğunluğunuzda zaman ayırdığınız için teşek-
tuna yansıyacak değiĢim kontrollü bir Ģekilde ger- kür eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim.
çekleĢmeli. Söylemlerimizi somut hale taĢıyacak
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
projelerimizi ortaya koymak için belirli bir zamana
ihtiyacımız var. iletisim@PolitikaDergisi.com

E.Ö: CHP’de “kapalı” bir yapının olduğuna


ilişkin eleştiriler var. Gerçekten var mı böyle bir
yapı? Sizin aile geçmişinizin de CHP’li olduğu-
nu biliyorum. Fakat farklı kesimlerde yer alıp,
sosyal demokrasiye ve Atatürkçülüğe bağlı ki-
şiler CHP’de rahat çalışma ve yükselme olana-
ğına sahip mi?

Ekrem K. OKTAY: Ġçine kapanıklıkla ilgili yapı-


lan eleĢtirileri kabul etmiyorum. GeçmiĢinde
farklı ideolojiler olan insanları bile partimizde
milletvekili, belediye baĢkanı ve yönetici olarak
görebiliyorsunuz. Siyaset içinde sabır göstermek
çok önemli. Siyasette mutlaka rekabet var; dolayı-
sıyla kazanmak da var, kaybetmek de var. O yüz-
den benim siyasette kendime Ģiar edindiğim söz;
“Kaybetmekten yılmayanlar, kazanmanın eĢi-
ğindedir.” sözüdür. Ayrıca unutmayalım ki; hayat-
ta kimse size kolayca bir Ģey vermiyor, siz bir Ģey
alıyorsunuz! O yüzden herkes yeterince hak edi-
yorsa istediği yere yükselir, diye düĢünüyorum.

E.Ö: Gençlerin kurduğu ve hedef kitlesi


“gençler ve genç düşünceliler” olan dergimiz
aracılığıyla, vermek istediğiniz son mesajları da
alalım.
Sayı 23 Sayfa 27
Sayfa 28 Politika Dergisi

CHP’nin yeni Genel Başkanının sürece etkisi ne olur?

“Yeni Düzen”de
Kılıçdaroğlu’nun Yeri
nilmesi gereken bir yenilgi sayıldı. Konjonktür ba-
Emrah ÖZDEMĠR ğımlıları için herhalde Küba veya Kuzey Kore gibi
romantik küçük direnç noktaları, bir umut sayıla-
“Yeni toplum”un mühendis- mazdı.

liği ve yapımı sürecinde du- 1980’lerin ortamına girilirken, önce 24 Ocak Ka-
rumu “idare edecek” şekilde; rarları, sonra Kenan Evren’in darbesi ile Türkiye de
bu yeni duruma hazırlanmaya baĢladı. Sınıf, aydın-
zorunlu din dersleriyle, lanma, bağımsızlık gibi bilinçlerden yoksun bırakı-
yurtdışından gelen malî lan Türkiye, ekonomik anlamda neoliberalizmin ku-
cağına itilirken, toplumsal anlamda ekonomiyi ayak-
yardımlarla, hatta devletin ta tutacak biçimde ama çok daha derin ve geri dö-
tarikatlara desteğiyle dinsel- nüĢü zor bir noktaya getirildi. Eğitim sistemi parça-
landı ve sistem, bilimsellik ile bütünsellikten uzak-
lik aşılanmaya başladı. Di- laĢtı. “Yeni toplum”un mühendisliği ve yapımı sü-
ne daha uzak duran kişilere recinde durumu “idare edecek” Ģekilde; zorunlu din
dersleriyle, yurtdıĢından gelen malî yardımlarla,
de magazinsel düşünme bi- hatta devletin tarikatlara desteğiyle dinsellik aĢılan-
çimleri verilmeye başlandı. maya baĢladı. Dine daha uzak duran kiĢilere de
magazinsel düĢünme biçimleri verilmeye baĢlandı.
Bunlar “geride kalanlar” için hazırlanan planlar;
baskılara, iĢkencelere, idamlara vs. hiç girmiyorum.

“S
anki yeniymiş gibi, dünyayı Çoğumuzun bildiği bu süreç, Turgut Özal’la da
hep büyüleyerek ve şaşırtarak artarak sürdü.
ve insanoğlunun doğurganlığı-
na değil de insanların unutkan- GeliĢmiĢ demokrasilerin beĢiği Batı Avrupa’da da,
lığına tanıklık ederek, bu kadar çok ahlâk ve ülkemiz Türkiye’de de yeni bir “tasarım” söz konu-
politika sisteminin birbiri ardına bulunması,
unutulması, yeniden keşfedilmesi, kısa bir süre
sonra tekrar ortaya çıkmak üzere tekrar unutul-
ması inanılır gibi değil.” (A. de Tocqueville)

1980’lere gelindiğinde Berlin Duvarı’nın yıkılıĢı


ve ardından Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecine
girmesi sosyalistlerin çoğunluğunda “yenilgi” ola-
rak kabul edildi. Öyle ya; büyük bir kale, -
yanlıĢlıklar olsa da- sosyalistler için en büyük ör-
nek yıkılmıĢtı. Bu da siyasal duruĢunu/ideolojisini
sunulanlar arasından seçen ve genel duruma uy-
gun (konjonktürel) olarak belirleyenler için kabulle-
Sayı 23 Sayfa 29

suydu. Yeni yapılanmanın eĢgüdümlü olmasını


göstermek açısından söylemekte yarar var: Avru- . Apolitikleşme eğilimi
pa’da çok güçlü sosyalist oluĢumlar, 1980’lerle bir- yüksektir; düzensiz ve da-
likte kan kaybetmeye baĢladı. Bugün adına
“sosyalist” denilen partilerin çoğunluğu -Deniz Bay- ğınık bilgiler ve bu bilgi
kal‟ın söylemi aslında doğrudur- “sosyal demokrat”
bile değildir. Bu partilerin çoğunda sınıf bilinci, ulu-
(sizlik)lere dayanan yarım
sal bağımsızlık bilinci vd. yoktur. Avrupa’da ege- düşünceler egemendir top-
men olan sosyalizmi bilmek açısından Ufuk Uras’ın
çevre, eĢcinsel hakları ve etnik azınlıklar temelinde-
lumda. Dayatılan (veya
ki çizgisini örnek verebiliriz. oluşan diyelim) yeni sol-
Kimilerinin “yeni feodalizm” (neo-feodalizm) culuk etnikçilik, eşcinsel
dediği feodalleĢme / küreselleĢme sürecine uygun
söylem ve izlenceler yaratılmıĢtır. Ulus-devletler
hakları gibi “hafif” konu-
zayıflatılmakta; saydamlaĢma, “Yeni Kamu Yöneti- ları içermektedir.
mi” anlayıĢı, yönetiĢim, yerinden yönetim vb. adlar-
la ulus-devlet yapısı çürütülmektedir. “Yeni” diye
dile getirilen kamu yönetimi anlayıĢlarının temelin- ġeriat mahkemesi kurma atılımını bu konuda ör-
de “yurttaĢ”lıktan (citizen) “müĢteri”liğe nek olarak verebiliriz. “Orta Çağ Avrupası”nda ol-
(customer) geçiĢ vardır. Sağlık, eğitim, güvenlik duğu gibi temel hak ve özgürlüklerinden vazgeçen
“yeni derebeyleri”nin eline geçerek insanlar, acaba yeni derebeylerinin kalelerinde
“özel”leĢmekte ve “postmodern feodal ögeler” köle olmaya mı geçecektir? Bu ayrı ve yanıtlanma-
ulusal ögelerin önüne geçmektedir. Eğitim, özel sı uzun bir sorudur.
kurumların “hayır”larına; sağlık, özel sigortaların
insafına; güvenlik, özel Ģirketlerin güdümüne bıra- Peki, Türkiye’de durum farklı mıdır? “Sol”un “ol
kılma yolundadır. (Bu konuda Alphan TELEK arka- (a)madığı” açıdan bakarsanız aynıdır; ancak Türki-
daşımın “Yeni Dünya Feodalizmi: Özel Sağlık, Eği- ye ile Avrupa ülkelerini birebir karĢılaĢtırmak doğru
tim, Hukuk, Ordu, Güvenlik ve Korku Öğesi” adlı olmayabilir. Çünkü Türkiye’de toplumsal sorunlar
yazısını da siteden okuyabilirsiniz.) YerelleĢme adı- varsa da, ülkemiz, Büyük Ortadoğu Projesi gibi
na, hukuk bile paramparça edilmek istenmektedir. emperyal saldırıların ortasındadır. ĠniĢ çıkıĢların,
Ġngiltere’nin ülkedeki Müslümanlara yönelik özel darbelerin, siyasal/toplumsal hareketlerin çok oldu-
ğu ve sürekli yeni planlarla gündemde olan bir coğ-
rafyada bulunan, birçok konuda hâlâ geride olan
bir ülkeden istikrarlı bir siyasal düzen beklemek
yersiz olur. Bunlara kısaca değineceğim, çünkü
apolitikleĢmenin tarihselliğini, çözümlemesini yaz-
mak uzun bir yazı dizisi olur.

Özetle, dünyada ve Türkiye’de en temel haklarda


bile özelleĢme (furyası) vardır. Bu egemen kuru-
luĢlarca (IMF gibi) da dayatılmaktadır. Tarikat ve
cemaat egemenliği artmaktadır. ApolitikleĢme eğili-
mi yüksektir; düzensiz ve dağınık bilgiler ve bu
bilgi(sizlik)lere dayanan yarım düĢünceler egemen-
dir toplumda. Dayatılan (veya oluĢan diyelim) yeni
solculuk etnikçilik, eĢcinsel hakları gibi “hafif” konu-
ları içermektedir. Direnç mekanizmaları da genel
olarak, yeni söylem geliĢtirmekten çok, yalnızca
koruyuculuk çizgisinde siyasa izlemektedirler. ĠĢte
Sayfa 30 Politika Dergisi

cesine bırakmıĢtı. Neoliberalizmin bu döneminde


gelen 2008 Krizinden sonra ise devletler yalnızca
“Yeni feodalizm” etnikçi si- bankaları kurtarmaktadır. Devletin toplumsallığı
yaset istemektedir. Kemal değil, kemer sıkma siyasaları gündemdedir. Yeni
kriz, yardım kuruluĢlarına ve deyim yerindeyse
Kılıçdaroğlu, etnisite ve “sadaka devleti/kuruluĢu” olgusuna yaramıĢtır. Bu
mezhep üzerinden siyaset da yine ulusal yurttaĢlık bilincine hizmet etmeye-
cektir.
yapmayacağını söyledikçe,
Türkiye basını ısrarla Kürt- Küreselci güçlerin yerelleĢme adı altında yerel
ağalara, vassallara, hocalara ayrıcalık tanıması;
lükle, türbanla ilgili sorular ulusal güçlere (Ordu, yargı, ulusalcı kurumlar vb.)
sormaktadır. Bu ikisinin ki- ve ulusal iktisatlara saldırması sözünü ettiğimiz
“yeni feodalizm” ve bu feodalliğin bağlı bulunacağı
lise (din) ve dağınık öbekler daha büyük (küresel) derebeyleri (patronlar) içindir.
(etnisite) temelli Orta Çağ’ı Özelde, Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin de aĢırı
yoğunlaĢması bu akımı güçlendirmektedir.
nasıl çağrıştırdığını söyle-
meye gerek var mı? “Yeni feodalizm” etnikçi siyaset istemektedir. Ke-
mal Kılıçdaroğlu, etnisite ve mezhep üzerinden
siyaset yapmayacağını söyledikçe, Türkiye basını
ısrarla Kürtlükle, türbanla ilgili sorular sormaktadır.
33. Kurultay’da Genel BaĢkan seçilen Kemal
Bu ikisinin kilise (din) ve dağınık öbekler (etnisite)
Kılıçdaroğlu bu ortamın içinde siyaset yapacaktır.
temelli Orta Çağ’ı nasıl çağrıĢtırdığını söylemeye
1929 Krizinden sonra dünyada “refah devleti” gerek var mı? 1960’larda ABD’de yaygınlaĢan
olgusu ön plana çıkmıĢ ve serbest piyasacı ezber- “etnik” kavramı, kimisi ırksal kimisi ekinsel olarak
ler, yerlerini devletin toplumsal sorumluluğu düĢün- tanımlasa da, “ötekiler”i simgelemektedir. Köle du-
rumunda görülen zenciler ile, sonradan
gelen göçmenler tanımlanır, genel ola-
rak. ġunu sormak gerekir: Kürtler köle
veya sığıntı mıdır? Veya bir sonraki
sayfada göreceğiniz grafikte görüldü-
ğü gibi, ne oldu da 1990’lardan son-
ra “intelligentia”da etnisite kavramı
rağbet kazanır olmuĢtur?

Kiliseler gibi dev ve görkemli


yapılar olan alıĢveriĢ merkezleri
de bir zamanlar, insanın özgür-
leĢmesi eğilimine katkında bulu-
nan kapitalizmin yeni köleleĢtir-
melerini göstermektedir. Bu da
“yeni feodalizm”e doğru gidiĢe
baĢka bir örnektir.
Sayı 23 Sayfa 31

Cumhuriyetimizin temel
önadlarından biri olan
“sosyal devlet” olgusunu ye-
niden yaşama geçirmek ce-
maat egemenliğini engelle-
mek yönünde güçlü bir
adım olacaktır. Özellikle eği-
timde atılacak toplumsal
Örnekleri, verileri çoğaltabiliriz; ancak bir de nitelikli adımlar, zorunlu
Kılıçdaroğlu‟nun bu resimdeki (olası) yerini belirt- olarak ve vefa yüzünden ce-
meye ve salık vermeye başlayalım.
maate tutsak olan genç in-
Yer aldığı sosyo-ekonomik durum, bölge gibi et-
kenler değiĢse de Türkiye’de tarikat/cemaat/ağalık
sanları Cumhuriyete kazan-
sorunu önemli bir yer etmektedir. Özellikle belli bir dıracaktır.
cemaat istihbarattan basına, yargıdan kolluk güçle-
rine, iĢ dünyasından eğitime kadar birçok önemli
noktada büyük bir gücü elinde tutmaktadır. Gerçek Kurumsal açıdan ne yapılırsa yapılsın, geri olu-
bir demokrasi ve ulusun geleceği için tarikat olu- Ģumların sermaye gücüne dokunulamadığı sürece,
Ģumlarının devlet kurumlarından silinmesi zorunlu- bu oluĢumlar güçlerini -biraz geri planda kalmak
dur. Kürt yurttaĢlarımızın yakasından ağalığın zorunda olsalar da- kesmek olanaksızdır. Cumhu-
(derebeyliğin) atılması, devletin varlığı ve demokra- riyetimizin temel önadlarından biri olan “sosyal
simiz için gereklidir. Yani birinci sorun “geri yapı- devlet” olgusunu yeniden yaĢama geçirmek ce-
lanmalar” sorunudur. Bu sorun, toplumun edilgen maat egemenliğini engellemek yönünde güçlü bir
kalması sorununu da taĢımaktadır. Halkımızın, feo- adım olacaktır. Özellikle eğitimde atılacak toplum-
dal yapıdan ve/veya ümmetlikten yurttaĢlığa geç- sal nitelikli adımlar, zorunlu olarak ve vefa yüzün-
mesi için bu konu önem taĢımaktadır. den cemaate tutsak olan genç insanları Cumhuri-
yete kazandıracaktır. Kemal Kılıçdaroğlu yöneti-
mindeki CHP’nin, eğer iktidara gelirse Türk toplu-
muna kazandıracağı en büyük artı değerlerden
birisi bu olur.

ApolitikleĢtirilen ve üstün birey değil, nitelikli


köle yaratmanın ideolojisi olan kiĢisel geliĢim
ve kariyercilikle toplumsal bilinç açısından bir
nevi mankurtlaĢan insanların yeniden “yurttaĢ”
konumuna gelebilmesi için eğitim sisteminin
ve toplumsal düzenin yeniden ele alınması la-
zımdır ki, yeni “vassal”lar, “serf”ler türemesin.
Dinsel ve magazinsel bakıĢ açılarını süreç için-
de değiĢtirmek, bilimselleĢtirmek de eğitimin
ödevi olmalıdır.

Ayrıca siyasetin “önder”e bağlı iĢlemesinin önü-


ne geçmesi açısından, Kılıçdaroğlu’nun kiĢiliğinde
Sayfa 32 Politika Dergisi

OluĢma aĢamasında olan yeni feodal düzen top-


lumsal direnç istememektedir ve halk da örgütçülü-
Bu açıdan örgütsüz ve ğü unutmuĢtur. Bu açıdan örgütsüz ve zaten kapi-

zaten kapitalistleşmeyi talistleĢmeyi tamamlayamamıĢ toplumumuz için


“yoksuldan, ezilende yana” Kılıçdaroğlu görünümü,
tamamlayamamış ahlaksal bir söylemle birleĢince tabanda karĢılık
bulabilmiĢtir. Bu durumda ahlakçı, “Gandi”, dürüst
toplumumuz için imgesinin bu yeni düzende karĢılığı vardır. iĢ baĢı-
na gelebilme adına da olumlu bir adımdır.
“yoksuldan, ezilenden
Yanına çektiği kitleleri Makyavelist bir bakıĢ açı-
yana” Kılıçdaroğlu gö- sıyla yönlendirmesini değil, ama o kitlelerin ve o
kitlelere yön veren basının “Cumhuriyet ülkümüze”
rünümü, ahlaksal bir zarar vermemesi açısından onların güdümüne gir-

söylemle birleşince ta- memek için kitlelerin psikolojisine de bakmak lazım-


dır ki, baĢka bir yazı konusunu oluĢturur (bkz.
banda karşılık bulabil- Gustave Le Bon, Kitlelerin Psikolojisi). Bu sayılık bu
kadar. Dergimiz ayakta kaldığı sürece daha çok
miştir. Kılıçdaroğlu yazısı yazarız.

Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
gösterdiği, “takım anlayıĢına yatkın” imgelemi de
önem göstermektedir.
Sayı 23 Sayfa 33
Sayfa 34 Politika Dergisi

Tarihi Perspektiften
Şark Meselesi ve
Onun Günümüzdeki Uzantısı
Kürt Sorunu (1)
evvelden yapmıĢtı. Açılan, fakat sonra talep yeter-
sizliğinden kapanan Kürtçe kurslar, devlet eliyle
Asım US
açılan Kürtçe televizyon kanalı vb.

DemokratikleĢme adı altında, Ģu meĢhur 301.


Bu paketin içinde ne oldu- madde de değiĢtirildi. Neydi bu kadar tantanaya
sebep olan 301. madde, bir bakalım;
ğu tam olarak bilinmemek-
tedir, çünkü zaten AKP hü- “MADDE 301. - (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya
Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aĢağılayan
kümeti, Kürt kökenli Türk- kiĢi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile ceza-
lere yönelik yapabileceği landırılır.

açılımları evvelden yapmış- (2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yar-


gı organlarını, askeri veya emniyet teĢkilatını ale-
tı. Açılan, fakat sonra talep nen aĢağılayan kiĢi, altı aydan iki yıla kadar hapis
yetersizliğinden kapanan cezası ile cezalandırılır.

Kürtçe kurslar, devlet eliyle


açılan Kürtçe televizyon
kanalı vb.

G
iriĢ

Birkaç ay öncesine bir bakalım. Cum-


hurbaĢkanı Abdullah Gül “ileriki günler-
de çok güzel gelişmeler olacağından” ve
“büyük fırsat” gibi ifadelerle, kamuoyunu muallakta
bırakacak bazı geliĢmelerin haberciliğini yaptı.

Ardından, aralarında BaĢbakanın da olduğu


hükümet yetkilileri önce “Kürt Açılımı” sonra biraz
değiĢtirerek “Demokratik Açılım” konusunu ortaya
attılar. Bu paketin içinde ne olduğu tam olarak bi-
linmemektedir, çünkü zaten AKP hükümeti, Kürt
kökenli Türklere yönelik yapabileceği açılımları
Sayı 23 Sayfa 35

(3) Türklüğü aĢağılamanın yabancı bir ülkede bir


Türk vatandaĢı tarafından iĢlenmesi halinde, verile- (…) gözler hemen o dö-
cek ceza üçte bir oranında artırılır. nemki Elif Şafak davasına
(4) EleĢtiri amacıyla yapılan düĢünce açıklamaları odaklanmıştı. Halbuki ay-
suç oluĢturmaz.”
nı maddeden Sayın Muaz-
Maddeden de anlaĢılacağı üzere, “eleĢtiri” ama-
cıyla yapılan düĢünce açıklamaları suç oluĢturma-
zez İlmiye Çığ Hanımefen-
yacaktır esasen. Tabii bizim milletimiz birazcık pop diler yargılandığında, kim-
kültürü sevdiği için, gözler hemen o dönemki Elif
ġafak davasına odaklanmıĢtı. Halbuki aynı madde-
senin gıkı çıkmamıştı. Tak-
den Sayın Muazzez Ġlmiye Çığ Hanımefendiler dirini siz okuyuculara bı-
yargılandığında, kimsenin gıkı çıkmamıĢtı. Takdirini
siz okuyuculara bırakıyorum. rakıyorum.
Bu maddenin uygulanıĢında bir takım aksaklıklar
olabilir fakat, teorik olarak madde, düĢünce ve eleĢ- sü” mevzusudur. Bunun dıĢında, AKP’nin belli bir
tiriyi koruma altına almaktaydı. Binaenaleyh, ilk üç kanadından yükselen “Türklüğü anayasadan kaldı-
alt maddeye baktığımızda ise Ģu sonuç çıkar: racağız”, “Sen ne mutlu Türküm diyene, dersen;
adam da ne mutlu Kürt‟üm diyene, der. O yüzden
- Bu madde; Türklüğü, Cumhuriyeti veya ne mutlu Müslümanım diyene demelisin‟‟ gibi ses-
TBMM’yi alenen aĢağılayabilmek, Türkiye Cumhuri- ler yükselmiĢti. Bunun üzerine de, AKP kendi oy
yeti Hükümetini, Devletin yargı organlarını, asker tabanından MHP’ye doğru bir kaçıĢ yaĢadı hem de
veya emniyet teĢkilatını alenen aĢağılayabilmek parti içi milletvekilleri arasında bölünme baĢlamıĢ
için kaldırılmıĢtır. oldu.

Konuya geri dönecek olursak, açılım paketinde, Ancak AKP en büyük kaybını, Habur sınır kapı-
anlayabildiğimiz en büyük açılım, YÖK BaĢkanı sındaki talihsiz ve istenmeyen görüntülerden son-
Yusuf Ziya Özcan’ın açıkladığı “Kürdoloji Enstitü- ra, toplumda vuku bulan infial ve olaylar ile yaĢa-
mıĢtır.

Yazıyı yazdığım bugünlerde ise, bu olaylar hala


Yusuf Ziya Özcan devam etmektedir. Açılım lafı çıktığından bu yana
1 metre bile yol kat edilememiĢ, aksine iĢler daha
da kötüye dönmüĢtür.

Bu durum ıĢığında ise bize, “Ģu meselenin gerçe-


ği neymiĢ, bir görelim” deyip, araĢtırmak ve paylaĢ-
mak düĢmektedir.

Genellikle bu konu ile ilgili herhangi bir münaza-


raya giriĢtiğiniz vakit, karĢı taraftan, “Bu mesele 30
yıllık bir mesele değil, Cumhuriyet’in baĢlarına ka-
dar gider” lafını duyarsınız. Fakat maalesef bunu
söyleyen kiĢi de yanlıĢ söylüyordur çünkü, bu me-
sele 17. yüzyılın sonları, 18. yüzyılın baĢlarına ka-
dar uzanmaktadır ve meselenin kökeni yurtiçinde
değil, yurtdıĢında yatmaktadır.

Bu yazıda kaynakçaları ve belgeleriyle anlatıla-


cak konunun tarihsel süreciyle birlikte bugüne yan-
Sayfa 36 Politika Dergisi

Bu görüngeyi yakalayamadan, günümüz davaları


üzerine yorum yapmak, muhakkak ki anakronizm
Avrasya ve İslam dünya- ve yalınkat bir çabadan baĢkaca bir Ģey olmaya-
sına ilişkin: “ABD, bölge- caktır.

sinde güçlü bir devlet iste- Çünkü bugünkü durum da, aynen geçmiĢin uzan-
tısı durumundadır. Bahsedildiği üzere 18. yüzyıl
mez. O devletin güç kay- baĢlarında emperyalist güçler olarak Fransa, Rusya
betmesi için karışıklık çı- ve bu devletlerin ağababası olarak BirleĢik Britanya
Krallığı, yani Ġngiltere bulunmakta idi. Bugün ise,
karmaya çabalar ve bu- özellikle Soğuk SavaĢta SSCB’nin dağılmasıyla,
emperyalist istihbarat faaliyetlerine devam edeme-
nun için her türlü imka- mesi üzerine, bu tip faaliyetlerde ekseriyetle ABD
nını kullanır, bu ABD’nin göze çarpmaktadır.

geleneğidir.” (Friedman) ABD’nin ve dünyanın en önemli özel istihbarat ve


öngörü firmasının kurucusu ve CEO’su George
Friedman, Avrasya ve Ġslam dünyasına iliĢkin,
“ABD, bölgesinde güçlü bir devlet istemez. O devle-
sıyıĢları ele alınacak ve günün politikalarına iliĢkin
tin güç kaybetmesi için karışıklık çıkarmaya çabalar
değerlendirmeler yapılacaktır.
ve bunun için her türlü imkanını kullanır, bu ABD-
‟nin geleneğidir.” der. [1]

ġark Meselesinin Yaratılması ve Ermeni, Bu söz bize, emperyalistlerin, çevre ülkelere ba-
Rum, Süryani Sorunu gibi Yapay Bir Kürt Soru- kıĢ açısı hakkında çok önemli ipuçları vermektedir,
nunun Ortaya Atılması çünkü Osmanlı aynı taktiği daha önce, Kanuni Sul-
tan Süleyman döneminde ġarlken - Fransuva
Kürt sorununu anlayabilmek için öncelikle, ġark arasındaki ihtilafı, Kutsal Roma-Cermen Ġmparator-
Meselesini ve azınlıkların emperyalist devletlerce luğu - Fransa arasında bir karıĢıklığa çevirerek is-
Osmanlı Devleti’ni parçalamak için nasıl ve nere- tismar etmiĢti.
lerde kullanıldığının iyi anlaĢılması elzemdir.
Sonradan, Ġngiltere de, bu tip taktikleri, diğer pek
çok ülke üzerinde olduğu gibi, Osmanlı Devleti ve
Türkiye Cumhuriyeti üzerinde de denemiĢtir.

Fakat emperyalizm, terminolojik kullanımdan çok


gündelik siyasette, bir grubun diğer bir grubun dıĢ
politika tezlerini çürütme yahut küçük düĢürme
amaçlı kullanıldığından, bir anlam kaymasına uğra-
mıĢtır. Tabii ki her türlü dıĢ politik hamleyi emperya-
lizm olarak nitelendirmek, uluslararası iliĢkiler ve
dıĢ politika alanındaki yanlıĢ - eksik bilgilenme ve-
ya bilgisizlikten kaynaklanmaktadır.

Esas olarak emperyalizm politikalarını, teorisyen-


lerini referans alarak dört ana grupta inceleyebiliriz:
Morgenthau, Hobson, Lenin ve Schumpeter.
Bunlardan 2’si (Hobson ve Lenin) emperyalizmin
iktisadi temelli olduğunu ileri sürerken,
Morgenthau emperyalizmin dıĢ politik bir strateji
olduğundan bahseder. Schumpeter ise, Hobson
G. Friedman ve Lenin’i, emperyalizm tanımlamaları sebebiyle
Sayı 23 Sayfa 37

eleĢtirirken, bu ikisinin iktisadi temelli emperyalizm


tanımlamalarının, emperyalizmi tanımlamakta ye- Viyana Konferansı’na rağ-
tersiz kaldığını öne sürer.[2] men, imparatorluklarda ulu-
Bu yazıda, sloganist bir söylemle antiemperya- salcı isyanlar baş göstermişti.
lizm propagandası yapılmamaktadır. Bilakis, sosyal Osmanlı’da uygulanan
bilimlerin metodolojisi ve kuralları çerçevesinde,
bilimsel bir gerçek olarak Kürt Sorunu ve ġark Me- “Millet Sistemi” her gayri-
selesi incelenmektedir. müslim azınlığa kendi kültü-
“ġark Meselesi”niyse, ikiye ayırmamız lazım gelir rel kimliğini muhafaza etme
bu noktada. 1071-1683 yılları arasındaki ve 1815 imkanı veriyor, bu da Osman-
Viyana Kongresinde, ilk olarak Rus delegasyonu
lı’nın tek bir ulus halinde bü-
tarafından kullanılan anlamı.
tünleşmesini engelliyordu.
ġark Meselesine gelmeden önce, ġark Meselesi-
nin yaratıldığı ortamı yani 18.y.y Avrupa’sını incele-
mek lazım gelmektedir. politikasının uzlaĢmasıydı. Bu ittifak 1814-1815
Viyana Kongresi tarafından onandı.
> 1815’te Fransa, Waterloo SavaĢını kaybedince,
Avrupa’da yeni bir düzen sağlandı. Bu yeni düzene > Avrupa Uyumu bazı küçük savaĢlar haricinde,
“Avrupa Uyumu” dendi. Avrupa’yı bütünlüksel bir savaĢtan, 20. yüzyıla ka-
dar korudu.
> Avrupa Uyumu, Ġngiltere’nin savaĢmamaya ve
serbest ticarete dayalı politikası ile, döneme dam- > Ancak Viyana Konferansı’na rağmen, impara-
gasını vuran Avusturya BaĢbakanı Matternich’in torluklarda ulusalcı isyanlar baĢ göstermiĢti. Os-
mevcut devlet sınırlarının dokunulmazlığına dayalı manlı’da uygulanan “Millet Sistemi” her gayri-
müslim azınlığa kendi kültürel kimliğini muhafaza

Viyana Kongresi’nin bir illüstrasyonu


Sayfa 38 Politika Dergisi

iĢlerine gelmekteydi, çünkü stabil bir yapı ihtiva et-


mekteydi. Bu Avrupa Uyumu sayesinde Ġngiltere
Nitekim 10 Ekim Sanayi Devrimi sonucu elde ettiği seri üretim avan-
tajını elinde tutarak, serbest ticaret politikalarını
1919’da İngiliz Ami- uygulayabilecek, bunun dıĢında da Avusturya-
Macaristan Ġmparatorluğu, Osmanlı Ġmparatorluğu
rali de Robeck, Mus- gibi devletlerde, sınırlarını koruyabileceklerdir.[3]

tafa Kemal Paşa’nın Çok uluslu imparatorlukları tedirgin eden husus


ise, esas itibariyle Fransız Ġhtilali ve onun yarattığı
dişlerini göstermesiyle ulus devlet anlayıĢı ile, imparatorlukların artık bü-
yük bir tehdit altında olması idi. Çünkü cumhuriyet
İngiliz aslanının say- gereği artık hanedanlar iktidardan indirilmekteydi.

gınlığının sarsıldığını Fakat Avrupa Uyumu’na rağmen, batılı devletler


Viyana Kongresinde alınan kararlara riayet etmedi-
yazar. ler ve Osmanlı’yı birer birer paylaĢmaya baĢladılar.
Ġngiltere Mısır’a, Fransa Cezayir ve Tunus’a Ġtalya
ise Trablusgarp, yani Libya’ya el koydu.
etme imkanı veriyor, bu da Osmanlı’nın tek bir ulus
halinde bütünleĢmesini engelliyordu. Bu süreçten sonra 1. Dünya SavaĢı’na geldiğimiz
vakit ise, savaĢ sonrası sınırlarda, en çok toprak
Avrupa uyumu çok uluslu imparatorlukların ve kaybeden ülkenin Osmanlı Devleti olduğunu gör-
uluslararası tekelleri elinde bulunduran devletlerin mekteyiz. Hatta Marksist iktisatçıların bu savaĢa, 1.

Osmanlı’nın I. Dünya SavaĢı’na


katıldığına iliĢkin bildirgenin
okunması (1914)
Sayı 23 Sayfa 39

PaylaĢım SavaĢı demelerinin sebeplerinden bir


tanesi de zaten, emperyalizm doğrultusunda payla- İngilizler ve Fransızlar pet-
Ģılacak toprakların, savaĢ öncesinde belirlenmiĢ
olması ve sonrasında galip devletlerin bu topraklara rolün, ucuz işgücünün ve
el koymalarıdır. yeni pazarların, Rusya ise
Peki bu paylaĢımlar nasıl olacaktı? Eğer Sevr boğazların ve İstanbul’un
AnlaĢmasına bakarsanız, zaten haritada her Ģey
ayan beyan ortadadır. ġark Meselesinde kullanılan kontrolünü elinde tutmak,
üç ana topluluk göze çarpmaktadır: Süryaniler, ayrıca kendisinin güney,
Kürtler ve Ermeniler. Bu topluluklardan Ermeniler
ve Kürtlere ayrı devlet kurulması planı zaten harita- Osmanlı’nın doğu cephesi-
da mevcut. AntlaĢmada ise 63. ve 65. maddelerde, ni güvenceye almak için
İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerden oluşan bir
komisyon, Fırat‟ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde orada tampon devlet ola-
bir yerel yönetim düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürt- rak Ermeni ve Kürt devlet-
ler isterlerse Milletler Cemiyeti‟ne bağımsızlık için
başvurabilecek, Ģeklinde geçer. leri kurulmasının
Viyana Kongresi’ne geri dönecek olursak, peki peşindelerdi.
Rusya’nın ġark Meselesini öne atmasının sebebi
neydi?
- Ġstanbul’u Türklerin elinden geri almak,
Esas olarak amaçlar, özetle Ģunlardı:
- Osmanlı Devleti’ne, Asya toprakları üzerinde
- Türkleri Balkanlar’dan tamamen atmak, yaĢayan Hristiyan azınlıklar lehine reformlar yaptır-
mak, muhtariyet elde etmek veya mümkün olursa
istiklallerine kavuĢturmak.

- Osmanlı hakimiyetinde bulunan Ku-


zey Afrika’yı kolonyalist maksatlarla
iĢgal ve ilhak etmek. Bunun için kolon-
yalist ve emperyalist devletlerin kendi
aralarında anlaĢmaları yeterli görülüyor-
du.

- Türk olmayan Müslüman toplumları,


özellikle Arapları Osmanlı Devleti aley-
hine kıĢkırtmak ve onları devletten ko-
parmak. Bu hedefe ulaĢmak için, Arap
milliyetçiliğinin tahrik edilerek canlandı-
rılması kafi görülmüĢtür.[4]

Hedef belli. Ġngilizler ve Fransızlar


petrolün, ucuz iĢgücünün ve yeni pazar-
ların, Rusya ise boğazların ve Ġstanbul-
’un kontrolünü elinde tutmak, ayrıca
kendisinin güney, Osmanlı’nın doğu
cephesini güvenceye almak için orada
tampon devlet olarak Ermeni ve Kürt
devletleri kurulmasının peĢindelerdi.
Sayfa 40 Politika Dergisi

kit, üç kelime öne çıkar: AĢiret, vergi ve tekke. Yani


Öncelikle, özellikle Kürt is- oradaki Ģeyhler veya feodal beyleri satın alıp veya
emellerini tevhit ederek, kendi emperyalist çıkarları-
yanlarına baktığınız vakit, nı doğrultusunda kullanmak. Tıpkı PKK gibi.
üç kelime öne çıkar: Aşiret, Bu sebeple, ġark Meselesine binaen ortaya çıka-
vergi ve tekke. Yani orada- rılan buhranın temellerini incelemek yerinde olacak-
tır.
ki şeyhler veya feodal bey-
(Devam edecek…)
leri satın alıp veya emelle-
Asim.Us@PolitikaDergisi.com
rini tevhit ederek, kendi
emperyalist çıkarlarını
[1] FRIEDMAN George, Gelecek 199 Yıl- 21. Yüzyıl Ġçin
doğrultusunda kullanmak. Öngörüler, s.55, Mart 2009, Ġstanbul.

[2] ARI Tayyar, Uluslararası ĠliĢkiler ve DıĢ Politika,


ĠĢte ancak bu tarihi derneĢik planı göz önünde s.301, Ağustos 2008.
bulundurursak, bugün toplumda filizlenen nifak
[3] Tarih Vakfı, 20.yüzyıl Dünya ve Türkiye Tarihi, s.15,
tohumlarının o günlerde atıldığını görebiliriz. 2004, Ġstanbul.

Peki bu devletler oradaki toplulukları ne zaman [4] DoğuĢtan Günümüze Büyük Ġslam Tarihi, Cilt:12,
keĢfettiler ve ne Ģekilde kullanmaya baĢladılar? s.21-22, Çağ Yayınları, Ġstanbul, 1989.
Öncelikle, özellikle Kürt isyanlarına baktığınız va-

Batı’yla iĢbirliği yapan,


aĢiret mensubu Kürt ġerif PaĢa
Sayı 23 Sayfa 41
Sayfa 42 Politika Dergisi

Varlığı mı demokrasiye zarar verir, yokluğu mu?

Siyasi Partiler Gerektiğinde


Kapatılmalı mı? (2)
1982 Anayasasının 2’nci maddesine göre,
Selvihan ÇĠĞDEM “Türkiye Cumhuriyeti ... bir hukuk devletidir”.

Hukuk devleti, en kısa tanımıyla, faaliyetlerinde


hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaĢlarına hukukî
Öncelikle bilmemiz gereken; güvenlik sağlayan devlet demektir.
anayasalarla toplumu değiş-
Anayasa Mahkemesi de 12 Kasım 1991 tarih ve
tirmek mümkün değildir. K.1991/43 sayılı Kararında hukuk devleti ilkesini,
Ama köklü toplumsal değiş- benzer bir Ģekilde “yönetilenlere en güçlü, en etkin
ve en kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin sağ-
meler ve gelişmeler anayasa- lanması, tüm devlet organlarının eylem ve iĢlemleri-
larda değişikliği zorunlu kı- nin hukuka uygun olması” olarak tanımlamıĢtır.[1]

lar. 1921 ve 1924 Anayasa- Anayasalar düzenlenirken veya üzerinde değiĢik-


ları toplumsal değişmelerin likler yapılırken; anayasalarla ilgili “iyi” ya da “ideal”
tanımlamaları yerine, ölçüt olarak, insanın temel
zorunlu kıldığı anayasalar- hak ve özgürlüklerinin ne ölçüde yer aldığına bakıl-
dı. 1961 ve 1982 Anayasala- malıdır. Öncelikle bilmemiz gereken; anayasalarla
toplumu değiĢtirmek mümkün değildir. Ama
rı ise askeri darbelerin dü- köklü toplumsal değiĢmeler ve geliĢmeler anayasa-
zenlettiği anayasalardır. larda değiĢikliği zorunlu kılar. 1921 ve 1924 Anaya-
saları toplumsal değiĢmelerin zorunlu kıldığı anaya-
salardı. 1961 ve 1982 Anayasaları ise askeri darbe-
lerin düzenlettiği anayasalardır. Esasen sonraki

“S
anayasa kendinden önceki anayasaya tepki olarak
iyasi Partiler Gerektiğinde Ka-
gelmiĢtir. 61 Anayasası 24 Anayasasına karĢı tepki
patılmalı mı? (1)” adlı kaleme
aldığım konunun ardından, onun
devamı niteliğindeki ikinci yazım-
da hukuksal açıdan biraz daha geniĢ yelpazede
konuya değinmek amacını güttüm.

Her fırsatta “Türkiye Devleti bir hukuk devletidir”,


denilmektedir. Hukukçusundan siyasetçisine, yaza-
rından yolda giden vatandaĢına kadar herkes bu
gerçeği dile getiriyor. Peki ama hukuk devleti ne
demektir? sorusuna cevap aramadan gerçeğin ne
olduğunu kavrayamayacağız. Dolayısıyla da
“hukuk devleti” dediğimiz olgu ezberden öteye gi-
demeyecektir.
Sayı 23 Sayfa 43

olarak gelmiĢtir. Yürütmeye karĢılık yasama ön pla-


na çıkarılmıĢtır. 81 Anayasası da 61 Anayasasına Anayasanın oluşumunda
tepki olarak gelmiĢtir. Yasama törpülenmiĢ, “kanun sosyal temel yapının unsur-
hükmünde kararnameler” çıkmıĢ ve yürütmenin
yetkisi artırılarak, yargının yetkileri daraltılmıĢtır. ları şüphesiz göz önünde tu-
Buna örnek olarak DanıĢtay’ın 1/4’ini cumhurbaĢ-
tulmaktadır. Buradan ana-
kanının ataması, HSYK üyelerinin yine atamalarla
gelmesini verebiliriz. ġu anda ülkemizde anayasa yasa yapımı toplumun bü-
değiĢikliği çok sık tekrar edilmektedir. Bu değiĢimin tün katmanlarının
altında ise sistem değiĢikliği beklentisinin yattığı
çok açıktır. “oydaşma” denilen sistemle
Anayasa Yapma ve DeğiĢtirme
herkesin kararı ile hazırlan-
malıdır, şeklinde bir sonuca
Askerî olmayan mülki (sivil) toplumun ana doku-
sunu kiĢisel hürriyetler vücuda getirmiĢtir. Burada ulaşabiliriz.
sosyal “temel yapı”yı açıklamakta fayda var: Sosyal
temel yapı, kendiliğinden kurduğu hukuku ve ku-
2- AĢağıdan yukarı kurulan sosyal kurumlar (kiĢi
rumlarıyla varlığını koruyan toplumdur.
hürriyetlerinin emrinde koruyucu kuruluĢlardır),
Maurice Hauriou’ya göre sosyal temel yapının
3- Yargıcın yetkisi (hürriyetlerin en yüksek garan-
unsurları bireyci düzenle kaynaĢma halindedir ve
tileri).
üç grupta toplanır:
Anayasanın oluĢumunda sosyal temel yapının
1- KiĢi hürriyetleri (sivil topumun temelindedirler),
unsurları Ģüphesiz göz önünde tutulmaktadır. Bu-
radan anayasa yapımı toplumun bütün katmanları-
nın “oydaĢma” denilen sistemle herkesin kararı ile
hazırlanmalıdır, Ģeklinde bir sonuca ulaĢabiliriz.
Amaç ise aynı düĢüncelerin olabildiğince ortak
KĠMĠZ? paydada tutulmasıdır. OydaĢma, bir grup, topluluk
ya da toplumun üyeleri arasında, temel toplumsal
değerler üzerindeki anlaĢmadır.

Hem savaĢ hem ihtilal özelliği taĢıyan bir dönem-


de ulusal egemenliğin yansıtıldığı bir meclis kuru-
luyor. 1921 Anayasası bu meclisin ürünüdür. 1924
set Anayasası ise olağanüstü durumdan çıkılıp bir
i siya
l
Kir devlet düzenine geçiĢin anayasasıdır. 1961 Ana-
yasası 27 Mayıs hareketi ile askeri darbe sonucun-
da yapılmıĢtı. Bulunan çözüm, ülkenin, cumhuriye-
tin, devrimlerin anayasada nesnel bir biçimde yan-
sıtılmasıydı. Fakat hazırlanmasında sadece hukuk-
Çıkar iliĢkileri
çuların, üniversite elemanlarının ve askerin söz
sahibi olması; seçimle gelen milletvekillerinin bu
anayasada söz sahibi olmaması nedeniyle, anaya-
sa her ne kadar çağdaĢlık taĢısa da yapılıĢında
eksikliklerin olduğunu gözler önüne sermiĢtir. Bu
Usulsüzlük yüzden 11 yıl sonra değiĢtirilmeye baĢlandı ve 19
yıl sürdü.
Sayfa 44 Politika Dergisi

de üstündedir. Çoğunluk zorlaması ile değiĢtirile-


Hukuk, meclis de dâhil mez maddelerin anayasada değiĢtirilmesiyle rejim
tehlikeye girebilmektedir. Bundan dolayı Cumhuri-
halk iradesinin de üstünde- yet kazanımlarını ayakta tutacak kurumların bulun-
ması gerekmektedir. Örneğin RTÜK, HSYK, TRT
dir. Çoğunluk zorlaması ile vb…
değiştirilemez maddelerin
Birçok Avrupa ülkesinde siyasi partiler bağımsız
anayasada değiştirilmesiyle hak ve özgürlük olarak görülmemektedir. Bu, der-
rejim tehlikeye girebilmek- nek özgürlüğünün bir parçası anlamına gelmekte-
dir. Siyasal parti üzerinden anayasal düĢüncenin iki
tedir. Bundan dolayı Cum- boyutu vardır:
huriyet kazanımlarını 1. Demokrasilerde parti kapatılması:
ayakta tutacak kurumların
> Bireysel özgürlük
bulunması gerekmektedir.
> Siyasal parti özgürlüğü

2. Siyasal partilerin doğrudan hak sahibi olması,


1982 Anayasası’nda son sözü yine asker söyle- siyasal ve kamusal iĢlevlere sahip olması ve bunla-
di. 1995’ten itibaren özgürlükler ve haklar çerçeve- rı yerine getirmesi.
sinde olumsuz değiĢiklikler yapıldı, hâlâ da yapıl-
Partilerin neden kapatılması ya da kapatılmaması
maktadır. Siyasal partilerin bu süreçteki rolüne
gerektiğini kurumsal olarak, iĢlevleri belirler. Bu
baktığımızda Ģu durumda Türkiye’de bulunan ço-
yüzden partiler kendileri için kanun yapılmasını is-
ğunlukla anayasa değiĢikliği yapmak sakıncalıdır.
tememektedirler. Yani yasal düzenlemeleri siyasal
Meclisin anayasa değiĢikliği yapması ülkenin gele-
parti özgürlüğünü kısıtlayıcı unsur olarak görmekte-
ceği için tehlike taĢımaktadır. Bir partinin mecliste
dirler.
çoğunlukta olması o partiye anayasa yapma hakkı-
nı vermez. Çünkü meclis her zaman halkın iradesi- Türkiye’de siyasal partilerin birtakım ayrıcalıkları
ni yansıtmayabilir, hatta demokrasi adına meclis vardır. Partinin tabanıyla iliĢkisini canlı tutabilmek
diktatörlüğü oluĢturulmuĢ olabilir. Bu yüzden siyasi ve onu kötü amaçlı kullanımlardan uzak kılmak için
partiler de anayasa çerçevesinde davranmak zo- partiye devlet tarafından maddi destek verilmekte,
rundadırlar. Hukuk, meclis de dâhil halk iradesinin kitle iletiĢim araçlarından yararlanması sağlanmak-
ta, vergi indirimine gidilmektedir. Amaç
partileri, çoğulcu demokrasilerin taĢıyı-
cıları durumuna getirmektir. Fakat
bunların sonunda anayasa denetleme-
si olması gerekmektedir. Eğer bir siya-
si parti dıĢardan maddi destek alıyorsa
yapılacak Ģey devlet desteğinin kesil-
mesi değil, o partinin temelli kapatıl-
masıdır. Bunun en açık örneğini AKP-
’nin yolsuzluklarının kurumlaĢmıĢ yapı-
sı olan “Deniz Feneri” oluĢturmaktadır.
Bu sayede dıĢardan kasasına kaynak
aktarımı yapan AKP, icazetini de bu
kaynağın geldiği yerden almaktadır.
Attığı hiçbir adımın ulusal çıkarlarla
bağdaĢmaması bu yüzdendir.
Sayı 23 Sayfa 45

Tüm bunlara bakarak pasif demokrasi yerine mü-


cadeleci demokrasinin kabul edilmesi gerekmekte-
dir. Mücadeleci demokrasi anlayıĢı, her ne kadar
Türk ulusunun bir “koyun
siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez un- sürüsü” olduğunu söyleyen
suru olsalar da, (çoğulculuk) demokrasinin kendi
kendini koruması amacıyla; demokratik rejime zarar
Vahidettin gibi düşünüp,
verecek olan siyasi partilerin kapatılmasını öngörür. bu “sürünün” başındaki
1961 Anayasası’nın beĢ temel özelliğinden birisi
olan mücadeleci demokrasi anlayıĢı, demokrasinin “çobanları” ele alınca ulu-
iĢlemesi adına irade ve fikir özgürlüğüne belli ya- sun direnemeyeceğini san-
saklar getirmektedir. Örneğin; bir parti faĢist, ırkçı,
bölücü, dinci görüĢleri savunamaz. Ülkenin demok- mışlardır. Fakat tarih
rat olmasının Ģartı -ülke çıkarlarına zarar vermeye-
cek Ģekilde- özgürlüğün temel değer olarak korun-
“düşledikleri ve çizdikleri
masına hizmet etmektir. Bu yüzden parti kapatmak biçimde” tecelli etmemiştir.
için gerekli maddelerin anayasadan çıkarılması o
partiye açılan davaları etkilemez.

Parti kapatma bağlamında milletvekilleri, dokunul- geçer. Anayasa Mahkemesi ise iddianameyi red-
mazlıklarının olduğu düĢüncesiyle; kendileri yargı- detme yetkisi varmıĢ gibi Yargıtay Cumhuriyet
lanmadıkları için, partilerinin de yargılanamaz oldu- BaĢsavcısı tarafından açılan davanın kabulü ya da
ğu düĢüncesindedirler. Çünkü parti kapatmadan reddi yoluna gitmiĢtir. Siyasi Partiler Yasası hük-
kiĢilerin yargılanması aldatmacadır. Anayasaya ters münde de açık Ģekilde ortaya konulmuĢtur ki dava
olan birçok sakıncalı konu mecliste konuĢulmuĢtur, dilekçesi verildiği anda kapatma davası açılmıĢtır.
konuĢulmaktadır. Partilerin kapatılmasında bu ko- Anayasa Mahkemesi iddianameyi reddetme yolu-
nuĢmalar delil olarak kullanılacağı yerde, dokunul- na giderek büyük bir yanlıĢ yapmıĢtır. Anayasa
mazlık zırhı yüzünden hiçbir milletvekili yargılanma- Mahkemesi’nin AKP’nin kapatılması davasında
maktadır. yapılan hataları da söyleyen Yargıtay Onursal BaĢ-
savcısı Sayın Sabih Kanadoğlu Ģöyle değerlendir-
Parti kapatmaları ile ilgili söylenecek bir diğer ko-
mektedir:[2]
nu da siyasi partilerin ceza hukuku bağlamında ele
alınamayacağıdır. Bu bağlamda gündeme gelecek “Kapatma davasındaki oylamanın üç etapta
olan “Anayasa Hukuku”dur. Partinin kapatılması bir yapılması gerekirken tek oylamada birleştiril-
ceza yaptırımı değildir. Fakat “Anayasa Mahkeme- mesinden çıkan karar sağlıklı olmaz.
si”, her defasında parti kapatmayı bir ceza hukuku
davası haline getirme çabası içindedir ki bu yanlıĢ Kararda tek oylama ile, 6 üye partinin kapatıl-
bir tutumdur. Ceza hukukunda siyasi partiler incele- masına evet derken, 4 üye hazine yardımından
me altına alınamaz. Eğer bir suç iĢlemiĢlerse, ceza kısmen ya da tamamen mahrum bırakma
hukuku, o partinin sorumluları hakkında harekete uygulansını, 1 üye de davanın reddini istedi.
Oylama anayasaya uygun olmazsa işte varılan
sonuç bu olur. İlk oylamada, parti, laiklik ilkesi-
ne aykırı eylemlerin odağı olmuş mudur? Olma-
mış mıdır? Bu oylanmalıdır. Bu oylama yapıl-
dıktan sonra ikinci etaba geçilir. İkinci oylama-
da; bu oylamaya ret kararı veren kişi de katıl-
malıdır (CMK hükümlerine göre).

Bu odak olma durumu kapatılma yaptırımı


uygulama ağırlığını taşıyor mu, taşımıyor mu?
Buna göre 6 evet, 5 hayır oyu çıkacaktı ve ka-
patılma kararı verilemez denilecekti.
Sayfa 46 Politika Dergisi

oylaması yapılmalıdır. Bu oylamayı yapmazsa-


Her zaman söylediğimiz gibi nız 4 kişinin devlet yardımından mahrum bırak-
ma oyunu alır, azınlık oyunu çoğunluk oyu ya-
demokrasinin kendini koru- parsınız. Çağdaş hukuk devletlerinde böyle bir
ma hakkı varsa, demokrasiyi karar göremezsiniz. İlk oylamada 11 üyenin
10’unun laiklik ilkesine karşı eylemlerin odağı
ortadan kaldırmaya çalışan haline geldiğine ilişkin oy verdiği, 6 üyenin de
grubun o faaliyetlerine müsa- kapatma oyu verdiği durum acıklı bir durumdur.
ade edilmeyeceği de çok açık- 6 kişi karşı oy yazmaz. Fakat 4 kişinin oyu ço-
ğunluk kararı olarak yansıtılmıştır.”
tır. Bu durumda, laik cum-
Her zaman söylediğimiz gibi demokrasinin kendi-
huriyet ilkesine aykırı eylem-
ni koruma hakkı varsa, demokrasiyi ortadan kaldır-
lerin odağı olduğu tespit edi- maya çalıĢan grubun o faaliyetlerine müsaade edil-
len bir partinin değil yeni meyeceği de çok açıktır. Bu durumda, laik cumhuri-
yet ilkesine aykırı eylemlerin odağı olduğu tespit
anayasa yapma yetkisi, ana- edilen bir partinin değil yeni anayasa yapma yetkisi,
yasa üzerinde değişiklik yap- anayasa üzerinde değiĢiklik yapma hakkı bile yok-
tur. AKP’nin sık sık dillendirdiği anayasa değiĢikliği-
ma hakkı bile yoktur. nin altında iki neden yatmaktadır:

1- Saydamlık ilkesinin geçerli olmadığı iddiası,


Peki, üçüncü oylama nasıl yapılacaktır?
2- Daha çok oy alma kaygısı ve oy çoğunluğuyla
Son oylama hazine yardımından ne miktarda bundan hız alarak kendi istediklerine uygun deği-
mahrum bırakılacağına ilişkindir. Oylamaya 11 Ģikliklere gitmek istemeleri.
kişi katılacaktır. Tamamından ya da yarısından
mahrum bırakılması için oylama yapılacaktı. 6 Anayasal Düzene KarĢı ĠĢlenen Suçlar
kişi zaten en ağır cezanın verilmesini istedi,
ondan sonra tamamından mahrum bırakılma Siyasi partiler ancak hukuk çerçevesinde demokra-
sinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Her ne kadar darbe
sonrası gelen ve eksikleri bulunan bir anayasa olsa
da en özgürlükçü anayasa özelliğini taĢıyan 1961
Anayasası’nda hukuk devletinin Ģartları:

• Kurallar toplumdan gelecek,

• Bu kurallar evrensel hukuk ilkelerine ve insan


haklarına uygun olacak,

• Bu bağlılık yargı organları tarafından denetlene-


cek,

• Bu denetlemeyi yapan yargı organları bağımsız


ve tarafsız olacak.

Maddelerinde belirtilmiĢtir.

Fakat 1982 Anayasası ile bol gelen (!) 61 Anaya-


sası’ndan hızla uzaklaĢıldı. 1921/1924 Anayasaları
kuvvetler birliğini öngörüp yürütmeyi bir “yetki”
sayarken, 1961 kuvvetler ayrılığını öngörmüĢ ve
yürütmeyi bir “görev” olarak tanımlamıĢtır (md.
Sayı 23 Sayfa 47

5/6/7). Yürütmenin “görev” olarak tanımlanmasının


açılımları Ģunlardır: Güçler ayrılığı ilkesini ihlal
> Görevli kurum anayasa kurallarına uymak ve etmek, yasama ve yürütme-
görevini ifa etmek mecburiyetindedir.
yi yargı denetiminden çı-
> Bu tanımlamanın nedeni 1961 Anayasasının karmak, millî iradeyi dev-
demokrasiye en çok zararın mecliste çoğunluğu
sağlayacak iktidar partisinin oluĢturacağı yürütme letin değiştirilemez temel
organından geleceğini hesaplamıĢ bu da yürütmeyi ilkelerinin yer aldığı ana-
bir görev olarak nitelendirmesine sebep olmuĢtur.
yasadan üstün tutarak yine
82 Anayasası ile güçler birliği yeniden uygulama- millî irade aleyhinde sö-
ya koyulmuĢtur. Kuvvetler ayrılığı ilkesi aynı düz-
lemde değil piramit Ģeklinde olmalıdır. Yasama ve mürmek, (…) anayasanın
yürütme yargının bağlamında çalıĢmalıdır. Hukuki üstünlüğünü ve bağlayıcılı-
yargı bu yüzden vardır. “Bir parti %47 değil %98
oranında oy sahibi de olsa eğer anayasayı tek eline ğını hiçe saymak olur ki
almıĢsa ve onu kendi görüĢleri doğrultusunda kulla- anayasal düzene karşı işle-
nıyorsa neden hukuka ve anayasaya ihtiyaç var-
dır?” diye sormak gerekir. Bunun aksi dikta rejimi
nen suçların başında yer
olur. ÇağdaĢ, demokratik, laik bir hukuk devletinde alır.
millî irade dahi hukuka dâhildir. Çünkü millî irade
her Ģeyden önce evrensel hukuka dâhildir.
sömürmek, anayasada yer alan temel hak ve öz-
Güçler ayrılığı ilkesini ihlal etmek, yasama ve yü- gürlüklerin nitelikleriyle oynamak, mücadeleci de-
rütmeyi yargı denetiminden çıkarmak, millî iradeyi mokrasi anlayıĢını ideolojik anlamda çoğulcu de-
devletin değiĢtirilemez temel ilkelerinin yer aldığı mokrasi anlayıĢıyla karĢı karĢıya getirmek, müca-
anayasadan üstün tutarak yine millî irade aleyhinde deleci demokrasi anlayıĢının üç ilkesi olan
“demokrasi, laiklik ve bölünmezlik” ilkelerini tartıĢ-
maya açmak anayasanın üstünlüğünü ve bağlayı-
cılığını hiçe saymak olur ki anayasal düzene karĢı
iĢlenen suçların baĢında yer alır.

Son söz olarak, hiçbir parti ya da parti lideri ya


da o partiye mensup herhangi bir kiĢi Türkiye
Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğunu aklın-
dan çıkarmamalı ve anayasanın üstünlüğünü halk
iradesinin ayakları altına almaya kalkıĢmamalıdır.
Aksi halde rejim tehlikeye girerse bu ülke Ģimdiye
kadarki kullandığı anayasaları sil baĢtan kullan-
maktan çekinmeyecektir.

Selvihan.Cigdem@PolitikaDergisi.com
[1] (www.anayasa.gen.tr/hukukdevleti.htm, 15 Kasım
2005).

[2] Sabih Kanadoğlu, 22.03.2009 tarihindeki “Anayasa


ve Siyasal Partiler Sempozyumu” konuĢmasında bu
görüĢlerini dile getirmiĢtir.
Sayfa 48 Politika Dergisi

Dünyanın en değerli ve en karışık bölgesi...

Ortadoğu’da Stratejik Hesaplar


ve Değişim Rüzgârı
dirilen binlerce kilometrelik alanları içine alan bir
Nuran TALAY bölge: Ortadoğu.

Ortadoğu; Akdeniz’den Pakistan’a uzanan Arap


yarımadasını da kapsayan bölgedir. Emperyalist
Yakın tarihimizden bu- devletlerin iĢtahını dünden bugüne daima kabart-
güne kadar yeryüzünün mıĢtı ve daha da kabartmaya devam ediyor. Orta-
doğu ülkelerinden olan, Suriye, Irak, Katar, Kıbrıs,
kıymetli bölgesi olarak Ürdün, Ġsrail, Lübnan, Ġran, Filistin, Suudi Arabistan,
BirleĢik Arap Emirlikleri, Umman, Kuveyt, Bahreyn,
değerlendirilen binlerce Yemen, Türkiye, Mısır gibi ülkeler bulunduklarını
coğrafi konum itibari ile önemli.
kilometrelik alanları içine
Bölgelerin içlerinde barındırdıkları değerler bir
alan bir bölge: Ortadoğu. hayli fazla. Yeraltı zenginlikleri, petrol, su ve toprak
bakımından zengin olan bu bölgeler uluslararası
ticaret ağı açısından da önemli.

B
irbirinden, farklı yaĢam biçimleriyle ayrı-
Yüzyıllardır süre gelen çıkar odaklarının iĢtahını
lan ve sayıları çok olan insan toplumları,
kabartan bölgede emperyalist güçler kendi ülkele-
canlı ve ön insanın yaĢadığı zamanlar-
rindeki değerleri tükettiklerinden konuĢlanmaya
dan beri var olmuĢtur dünya.
çalıĢıyor. Ülkeleri ve insanlarını kontrol altına alarak
Dünya tarihi boyunca uygar toplumun karma- kendilerine bağımlı köleler yaratmak istiyor.
Ģık yapısına ve ilk toplumun ortaya
çıktığı zamanlardan günümüze kadar,
dörtten çok birbirinden faklı uygarlık-
ların bir arada var olduğu görülmemiĢ-
tir. Amerikan yerlilerinin yaĢadığı yeni
dünyada birbirinden faklı uygarlık sayısı
üçü dahi geçmemektedir. Yeryüzünün
birbirinden iyice ayrılmıĢ bölümlerinde
neler olup bittiğini birlikte akılda tutma
çabası bazı olayları değerlendirip bazıla-
rını da es geçmemize neden olacak olsa
da kuĢbakıĢı olarak bakmamıza bilgi
edinmemize olanak verecektir.

Yakın tarihimizden bugüne kadar yer-


yüzünün kıymetli bölgesi olarak değerlen-
Sayı 23 Sayfa 49

Ortadoğu ülkelerinin sahip olduğu değerlere ge- maktadır. Turunçgiller ihracı fazladır. DıĢarıya
nel anlamda baktığımızda bölgenin stratejik önemi- uçak ve silah satmaktadır. ABD, Ġngiltere ve Al-
nin nedeni anlaĢılıyor. manya’ya ticaretinin büyük kısmı gerçekleĢir.

Suriye: Yer altı kaynakları mineral, petroldür. Lübnan: Ekonomik bakımdan Ortadoğu’nun en
AlçıtaĢı ve bazalt elde edilmektedir. Fosfat, kurĢun geliĢmiĢ ülkelerindendir. Petrol bakımından zengin
ve bakır az miktarda da olsa zift ve krom mevcuttur. olan ülkede halkın çoğu tarım ile uğraĢır. Gıda,
Ģeker, tekstil, çimento ve petrol endüstrileri mev-
Irak: Yer altı zenginliklerinden baĢlıcası petroldür. cuttur.
Verimli toprakları bulunmaktadır. Terörün yuvalan-
dığı bölgede uyuĢturucu ticareti de yoğundur. Ġran: Petrol ve diğer büyük sektörlerde devlet
iĢletmeciliği, köy tarımı bulunmaktadır.
Katar: Balıkçıllık ve inci avcılığının yanı sıra pet-
rol rezervlerinin keĢfedilmiĢtir. Dünyadaki en çok Filistin: tarım ve inĢaat sektörü ile geçimini sağ-
gaz rezervlerine sahip ülkeler arasındadır. Gübre lamaktadır. Ekonomik bağımsızlığı olmayan ülke
ve çimento sanayisi de geliĢmiĢtir. yıllardır Ġsrail’in baskısı ve dayatmaları ile zor Ģart-
larda yaĢam sürmektedir.
Kıbrıs: Turizm eğitim ve tarım, imalat sanayilerini
bünyesinde bulundurmaktadır. Suudi Arabistan: Petrol, Mekke ve Medine’yi
ziyarete gelen hacılar ve hurma satımını da ger-
Ürdün: Tekstil, çimento ve gıda sanayileri geliĢ- çekleĢtiren ülkenin temel ekonomisi petroldür. Pet-
miĢ ülkede Ġsrail’in verimli topraklarının üçte birini rol yatakları, petro-kimya sanayisi ve yapay gübre
iĢgal etmesi ile büyük ölçüde etkilenmiĢtir. Tarım sanayisi, demir-çelik sanayisi, çimento sanayisi,
ürünlerin fosfat ihraç etmektedir. Turizm geliĢmiĢtir. besin sanayisi de geliĢmektedir.

Ġsrail: Elmas iĢlemeciliği, tarım, sanayi, teknolojik BirleĢik Arap Emirlikleri: Ekonomisinin önemli
araç gereç üretimi ve turizm ile ekonomisini sağla- ölçüsü petrol ve doğalgazdır. Doğalgaz rezervleri
Sayfa 50 Politika Dergisi

nomisine hâkimdir. Petrol rezervleri bakımından


Her zaman söylediğimiz gibi dünyada baĢta gelir. Çimento, pil, elektrik kabloları,
plastik tüpler, Ģekerleme, boya, sıvı, gaz ve tuğla
demokrasinin kendini koru- sanayisi geliĢmiĢtir. Amonyak-üre fabrikaları, Petro-
ma hakkı varsa, demokrasiyi kimya tesisleri ve çimento fabrikaları vardır. Ülkede
su petrolden daha pahalıdır.
ortadan kaldırmaya çalışan
grubun o faaliyetlerine müsa- Bahreyn: Petrol ve doğalgaz üretimine dayalı
ekonomisi bulunur. Tarım, hayvancılık, balıkçılık
ade edilmeyeceği de çok açık- geliĢmiĢtir. Dünyanın en büyük deniz suyu arıtma
tır. Bu durumda, laik cum- tesisleri Bahreyn’dedir.
huriyet ilkesine aykırı eylem- Yemen: Tarım ve hayvancılığa dayalı ekonomisi
lerin odağı olduğu tespit edi- vardır. Tahıl, pamuk, hurma muz, darı, kahve ve
çeĢitli sebze ve meyveler üretilir. Petrol ve doğal-
len bir partinin değil yeni gaz çıkarılmaktadır.
anayasa yapma yetkisi, ana-
Mısır: Alüvyonlu mümbit topraklarda yetiĢen
yasa üzerinde değişiklik yap- dünyanın en kaliteli uzun elyaflı pamuğu Gize ile
ma hakkı bile yoktur. tekstil ürünleri ihracatı yapmaktadır. Kendisine ye-
tecek kadar petrolü bulunmaktadır. Önemli turizm
merkezlerindendir.

açısından zengindir. Turizm, gıda, tekstil, mobilya, Afrika: Dünyanın en zengin yer altı madenlerine
çimento, alüminyum, seramik, demir-çelik ve cam sahiptir.
sektörleri geliĢmektedir.
Türkiye: Linyit, Manganez, Mermer, KurĢun, Bor,
Umman: Petrole dayanan esas ekonomisi var- GümüĢ, Cıva, Lüle TaĢı, Krom, Demir, Zımpara,
dır. Petrol, hurma, misket limonu, nar gibi ürünleri Petrol, Kükürt, Bakır, Fosfat, Kömür ve toryum ye-
ihraç eder. raltı zenginlikleri arasındadır. Dünya maden sektö-
ründe bor, toryum, linyit, mermer, manyezit ve
Kuveyt: Balıkçılık geliĢmiĢtir. Özellikle Basra zeolit, trona, barit ve feldispat ve sodyum sülfattır.
Körfezi’nde bol miktarda balık avlar, karidesler Av- Dünyada Toryum rezervlerinin % 65’i Türkiye’dedir.
rupa ve Amerika’ya satılır. Petrol üretimi ülke eko- Milyar dolarlık rezerve sahip olan servet üzerinde
Sayı 23 Sayfa 51

oturan Türkiye verimli toprakları ile de oldukça yük-


sek potansiyele sahiptir. Bu savaşta kullanılan en güçlü
silahlardan birisi terördür. Terö-
Ortadoğu, özellikle ABD ve AB’nin hedefleri ara-
sında yer almaktadır. Afganistan iĢgali ile baĢlayan
re ABD ve AB ülkeleri kaynak
süreci Irak iĢgali takip etmiĢtir. ĠĢgal edilen bölgele- sağlayarak destek vermektedir.
rin ekonomik bağımsızlığı kaldırılarak sömürülmek- İngilizlerin kışkırtması/
tedir.
provokasyonu ile Diyarbakır’da
Afganistan Sanayi ve Ticaret Birliği’nin ülke eko- “Bağımsız Kürdistan” kurma ha-
nomisini canlandırma çabaları ülke zenginliklerini yali ile kışkırtılan vatandaşları-
gösterse de ABD baskıları neticesinde bu istekleri
gerçekleĢmemektedir. mız dün olduğu kadar bugün de
var.
Irak’ta ise bir buçuk milyona yakın Müslüman kat-
ledilmiĢ verimli toprakları ve kaynakları ele geçiril-
miĢtir. Irak’ta seçimleri ABD kontrol etmiĢ, hükümeti lara yapılan zorunlu dönüĢüm de Monsanto ve di-
IMF’ye daha da bağlamak istemiĢtir. Böylelikle ĠMF, ğer dev Ģirketlerin hiçbir Ģeyden haberi olmayan ve
Bremer kanunlarını yerine getiren tarafsız bir kuru- buna istek duymayan toplumlar üzerindeki niyetle-
luĢ durumuna getirmeyi amaç edinmiĢtir. ĠMF, Irak- rini açıkça göstermektedir.
’ı VaĢinton’un küresel “serbest pazar” vizyonuna
SavaĢlar tarih boyunca yankılanmıĢ durmuĢtur.
dahil etmek istemiĢtir. Bremer’in 100 kanunu ve
Siyasal iktidar her yerde ve her zaman, askerlik
ekonomik Ģok terapisi, ayrıca mutlak bir uluslar ara-
yöntemleri ve silahlarla ulusları kontrol etmeye ça-
sı ihlali olsa da Irak’taki özelleĢtirme ve ABD Ģirket-
lıĢmıĢtır. Teknolojik geliĢmeler insanların birbirileri-
lerine yapılan saldırılarla bu gerçeğin gizlenmesi
ni öldürmeleri ya da öldürülmeden kurtulma dürtü-
sağlanmıĢtır. Irak’ta gıda üretimindeki GDO’lu tahıl-
sü çabası ile sürdürülmektedir.
Sayfa 52 Politika Dergisi

rek insanları kontrol eden emperyalist düĢünce sis-


teminde bağımlılık yaratma ve tekelcilik anlayıĢı
Dünyayı kendi di- mevcuttur.

ledikleri doğrultu- Ortadoğu’nun kaynaklarını, ticaretini, sanayisini


ele geçirerek güç hâkimiyeti ile her türlü gücü elin-

da yönetenler eskisi de bulundurmayı hedefleyen ve bu manada dünya-


nın hâkimi olma peĢindeler.

gibi arka planda Böylelikle, petrol, toryum, bor, maden, elmas,


altın, gümüĢ, su, doğal gaz, zümrüt, verimli toprak-
değil ön plana çık- lar gibi değerlerin iĢletilmesi, körfezlerin boğazların
denizlerin ele geçirilmesiyle de kaçınılmaz bir güce

ma hazırlığındalar. sahip olacaklarının bilincinde olarak bu kanlı savaĢı


sürdürmekteler.

William Engdahl’ın GDO üzerine verdiği konfe-


ransta söylemiĢ olduğu seçilmiĢ seçimler ile ilgili
SavaĢlar genellikle, uluslar arasındaki çatıĢma verdiği bilgiler güç odaklarının ne denli hırslı oldu-
konularının barıĢçıl yollardan çözümlenememesi- ğunu gösteriyor.
nin ürünü olarak ortaya çıkar. Ġlkel toplumlarda ise
kendilerini savunmak, kendilerine yönelik haksız William, Obama için baĢkan seçilmeden önce
bir isteği kabul etmemek gibi durumlarda savaĢa seçim kurulu tarafından test edildiğini söyledi. Mil-
girmek zorunda kalır. Bazılarında
ise intikam almak, dinsel törenlerin-
de kullanma nedenleri arasındadır.

Bu savaĢta kullanılan en güçlü


silahlardan birisi terördür. Teröre
ABD ve AB ülkeleri kaynak sağlaya-
rak destek vermektedir. Ġngilizlerin
kıĢkırtması/provokasyonu ile Diyar-
bakır’da “Bağımsız Kürdistan” kur-
ma hayali ile kıĢkırtılan vatandaĢla-
rımız dün olduğu kadar bugün de
var. PKK terör örgütünü besleyip,
bölücülük yaptıran güçler buna de-
vam ettikleri gibi Irak’ı bölerek Bar-
zani’yi kullanarak bu emellerine
ulaĢmak istiyorlar. Irak’ta kurulan
Kürdistan, Türk devleti ve resmi
kurumlarınca tanınmıyor olsa da
Irak’ta varlığını uzun süredir sürdü-
rüyor.

Günümüzde soğuk savaĢ olarak


nitelendirilen silahların baĢında bi-
yolojik silahlar önemli bir yer tut-
maktadır.

Petrolü kontrol ederek ulusları


kontrol eden, yiyeceği kontrol ede-
Sayı 23 Sayfa 53

yar dolar üzeri zenginlerden oluĢan seçim kurulun-


ca seçilecek kiĢi, kendi siyasi konjonktürlerine ya-
Sonuç itibari ile Ortadoğu
kın olup olmadığı, çıkarlarına sahip çıkıp çıkamaya- üzerinde yapılan çıkar he-
cağı ve haklarını koruyup koruyamayacağı yönün-
de inceleniyormuĢ. sapları ve elde edilecek güç
Dünyayı kendi diledikleri doğrultuda yönetenler
için din, ekonomi ve gıda da
eskisi gibi arka planda değil ön plana çıkma hazırlı- güçlü bir silah olarak kulla-
ğındalar.
nılmaya devam edecek.
Çok sayıda – milyarlarca insan, Türk diliyle ko-
nuĢtu günümüze kadar ve konuĢuyor.
Yakutistan’dan Orta Avrupa’ya Sibirya’dan Hindis-
tan’a kadar. Hatta Afrika’da bile Türk dilinin çınladı-
Adji, Türk kökenli bir Rus vatandaĢı. Adji’nin dü-
ğı yerleĢim yerleri bulunuyor. Türk dünyası büyük
Ģüncesini aktarma nedenim; kardeĢ olduğu öne
ve olağanüstü, Türkleri tekrar dünyanın zirvesine
sürülen insanların birbirlerine nasıl savaĢ açma
getirmek için hiçbir Ģeyden kaçınmayan fanatik bir
cesareti gösterip vahĢice öldürebiliyor olmasından-
milliyetçi yaklaĢımı ile değil de tüm insanların kim
dır.
olduğu nereden geldiğini tarihi tüm gerçekliği ile
bilmemizi isteyen Murat Adji. Sonuç itibari ile Ortadoğu üzerinde yapılan çıkar
hesapları ve elde edilecek güç için din, ekonomi ve
gıda da güçlü bir silah olarak kulla-
nılmaya devam edecek.

Seçimler, seçimle değil seçilmiĢ


seçimlerden oluĢtuğu sürece dü-
zen böyle devam edecektir.

Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com

SeçilmiĢ Kaynaklar:

Ahmet Taner KıĢlalı, Siyaset Bilimi

F. William Engdahl, Ölüm Tohumlar

William H. McNeill, Dünya Tarihi

Gene D. Matlock, Ey Dünya Ġnsanları


Hepiniz Türksünüz

Hulki Cevizoğlu, ĠĢgal ve DireniĢ

ĠTÜ Maden Fakültesi

http://www.turkcebilgi.com

http://tr.wikipedia.org
Sayfa 54 Politika Dergisi

Demokrasinin kahramanı mı, katili mi?

Adnan Menderes ve
Demokrat Parti
Cumhuriyetle birlikte tam, bu gelenek tarihe karıĢ-
Cem Osman TAMTÜRK tı, derken, Adnan Menderes ve iki arkadaĢının
idamı ile huylunun huyundan vazgeçmediği, 12 Ey-
lül ardından da kolayla vazgeçmeyeceği görülmüĢ-
Öte yandan bu gelişme, tür.

tek partili bir dönemden Türkiye'de 1945 yılında yeniden çok partili döne-
me geçildikten sonra, 7 Ocak 1946 tarihinde res-
sonra, ihtilalsız, darbe- men kurulan Demokrat Parti (DP), dört yıllık baĢa-
rılı bir muhalefetten sonra, 14 Mayıs 1950'de yapı-
siz, kansız bir şekilde ser- lan seçimleri kazanarak iktidara gelmiĢtir. Bu geliĢ-
best seçimlerle iktidarın me, Atatürk döneminden beri Türkiye'de uygula-
nan ve muhalefeti bütünüyle dıĢlamayan, baĢka bir
el değiştirmesidir ki, böy- deyiĢle "potansiyel demokrasi" anlayıĢının baĢa-
rılı olduğunun bir kanıtıdır. Öte yandan bu geliĢme,
le bir değişime doğulu- tek partili bir dönemden sonra, ihtilalsız, darbesiz,
İslami toplumlarda ilk kansız bir Ģekilde serbest seçimlerle iktidarın el
değiĢtirmesidir ki, böyle bir değiĢime doğulu-Ġslami
defa rastlanmakta idi. toplumlarda ilk defa rastlanmakta idi. CHP, o döne-
me kadar tek baĢına bir iktidardı. Her ne kadar Ġkin-
ci Dünya SavaĢı sonrası birden ön plana çıkan de-
mokrasi rüzgârları dayatsa da, CHP’nin kendi için-

G
eçmiĢi bilmek bu günü değerlendirebil- den bir baĢka parti çıkararak çok partili rejime geç-
menin ön koĢuludur. Bu gün siyaset miĢ olması, kendisinin demokrasiyi ne kadar çok
sahnesinde olanlar, kendilerini önceki istediğinin bir göstergesi idi. Baskılardan Ģikâyetle,
partilerin birer devamı sayıyorlar. Ger- hürriyet nutukları eĢliğinde iktidar olan DP daha
çekten öyle midirler? Bunu ancak o partileri ve kiĢi-
leri iyi tanımakla anlayabiliriz.

Adnan Menderes dendiğinde akla ilk gelen idam


sehpasında bir infaz fotoğrafı oluyor. Neden idam
edilmiĢtir? Bu gün kimileri için doğru bir karar, kimi-
leri için ise yanlıĢ bir karar olarak niteleniyor. Tabii
ki, Tanrı’nın verdiği canı Tanrı’nın alması en doğru
olanıdır. Siyasi tarihimize bir baktığımızda bu te-
menninin sadece temennide kaldığını görüyoruz.
Osmanlı Devleti’nin kuruluĢundan günümüze kadar
sayısız veziriazam (baĢbakan) idam edilmiĢtir. Hat-
ta baĢını kaybeden padiĢahlar da vardır.
Sayı 23 Sayfa 55

sonra uyguladığı baskı rejimi ile tek parti rejimine


rahmet okutacaktır. DP iktidarının ikinci döne-
Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde; %
mi olan 1954-1957 yılları
53,89 oy alarak, 408 milletvekili kazanırken; CHP arasındaki 3 yıllık süre, De-
%39,98 oy ile 69; Millet Partisi %3,03 oy ile 1; Ba-
ğımsız adaylar da %3,40 oy oranıyla 9 milletvekilliği
mokrat Parti’nin en fırtınalı
kazanmıĢlardı. Bu sonuçlardan da kolaylıkla anlaĢı- ve en tartışmalı dönemi ol-
lacağı gibi, TBMM iki partili bir yapıdan oluĢmakta
idi. Ancak siyasi iktidarı ele geçiren DP'nin milletve-
muştur. 6-7 Eylül Olayları,
kili sayısı, seçim sisteminin de yarattığı adaletsizli- İspat Hakkı, Hürriyet Parti-
ğin bir sonucu olarak, muhalefete düĢen CHP'nin si ve 29 Kasım 1955 DP
milletvekili sayısının yaklaĢık altı katı kadardı. Ġkti-
dar ile ana muhalefet partisinin güç dengeleri ara- Grubu toplantısı gibi, DP
sındaki bu eĢitsizlik nedeniyle, 1950-54 dönemi, iktidarının birçok önemli
adeta bir tek partili demokrasi görünümü verecekti.
Bu durum, DP'nin muhalefeti bir yana bırakarak tek olayı bu sürede yaşanmıştır.
baĢına hareket etmesine yol açacak ve bu dönem-
de iktidar ile muhalefet arasında önemli sorunların mokrat Parti de kendisini koĢulsuz destekleyecek
yaĢanmasına neden olacaktı. taraftar kitlesine kavuĢmuĢtu.
1950-54 dönemi gerçekten ülke için büyük bir 2 Mayıs 1954 günü yapılan genel seçimlerden
dönüĢüm dönemi olmuĢtur. Kore’ye Amerika için Demokrat Parti, cumhuriyet tarihinin rekor oranıyla
savaĢmaya 4.500 askerimiz gönderilmiĢ, ABD’nin galip çıktı: % 56,6 oy alan Demokrat Parti, 503
Orta Doğu’daki yapılanmasında büyük destek olu- milletvekilliği kazandı. CHP ise % 34,8 oranla par-
narak NATO’ya girilmiĢ, bu yüzden yardımlar ülke- lamentoya ancak 31 milletvekili sokabildi. Yürürlük-
ye sel gibi akmaya baĢlamıĢtı. SavaĢ nedeni ile te olan çoğunluk sistemi DP’ye milletvekilliklerinin
ihraç ürünümüz pamuk çok para etmiĢ, gözle görü- neredeyse tamamını kazandırmıĢtı: % 56,6 oy
lür bir kalkınma yaĢanmaya baĢlanmıĢtır. karĢılığında milletvekillerinin % 93’ü.
Köylünün cebi ciddi biçimde para görmeye baĢla- DP iktidarının ikinci dönemi olan 1954-1957 yılla-
mıĢ, traktör sayılarında artıĢlar kaydedilmiĢtir. Para, rı arasındaki 3 yıllık süre, Demokrat Parti’nin en
köylü için basma, pamuklu demekti. Para köylü için fırtınalı ve en tartıĢmalı dönemi olmuĢtur. 6-7 Eylül
Ģehre gelmek demekti. Hatta para kimi köylü için Olayları, Ġspat Hakkı, Hürriyet Partisi ve 29 Kasım
pavyon demekti. Bu dönemde politika ilk ve son 1955 DP Grubu toplantısı gibi, DP iktidarının bir-
defa halkla birlikte yapılmıĢtı. Marshall yardımları- çok önemli olayı bu sürede yaĢanmıĢtır. DP ve
nın da desteği ile ülke Ģantiye alanına dönmüĢ, De-
Menderes bu dönemde iktidara ısınmıĢ, 1950’den
itibaren siyaset sahnesini yönlendiren millet, siya-
setteki belirleyici rolünü giderek “sermaye”ye bı-
rakmıĢtır. 1950’de CHP’den milletin eline geçen
siyaset oyununun ipleri, bu dönemde DP
oligarklarına ve güçlenmeye baĢlayan sermayeye
geçmiĢ, millet siyasi aktörlükten figüranlığa inmiĢ-
tir. Bu dönem, DP’nin 1950-1954 yılları arasın-
daki 4 yılın muhteĢem mirasını yemeye baĢladı-
ğı dönemdir.

1957 seçimleri bu kadar net bir Ģekilde kazanılın-


ca DP yeni bir kimliğe büründü. Ġstediği, yapabi-
lirse baĢta CHP olmak üzere bütün muhalefeti
yok etmekti. Seçimlerde CHP için çalıĢtığından
Ģüphe edilen memurlar iĢten çıkarıldı. ĠĢler giderek
Sayfa 56 Politika Dergisi

DıĢiĢleri Bakanlığına vekalet eden Fatin RüĢtü


Kendilerine oy verme- Zorlu’nun savunduğu Türk tezine göre, Ada Türki-
ye’ye verilmeliydi. Nitekim Lozan AntlaĢması’yla
yen Malatya’yı ikiye Kıbrıs Adasına ayrı bir statü tanınmıĢ, Türkiye, Kıb-
böldüler. Adıyaman rıs’taki egemenlik haklarını yalnız Ġngiltere’ye dev-
rettiğini belirtmiĢti. Yine Lozan AntlaĢmasıyla Ada-
çıktı. Oylarını tama- da yaĢayan halklara iki yıl içinde Türk ya da Ġngiliz
uyruklarından birini seçme hakkı verilmiĢti. Ada dört
men CMP’ye veren Kır- yüz yıla yakın bir süre Türklerin elinde bulunmuĢ-
şehir’i ise özel bir yasa ken, tarihin hiç bir döneminde Yunanlıların idaresi-
ne geçmemiĢti. Kıbrıs, Yunanistan’a bin mil uzaklık-
çıkarıp, il iken ilçe yap- tayken, Türkiye’ye yalnızca kırk mil uzaklıktaydı.
Ayrıca adada tapulu toprakların % 60’ı Türklere
tılar. aitti, Birinci Dünya SavaĢı’na kadar da adada ço-
ğunluğu Türkler oluĢturmaktaydı. Bu nedenle Kıb-
rıs’ta Yunanlılar, Türkiye’nin muhatabı bile değildi.
çığırından çıkıyordu. Kendilerine oy vermeyen Ayrıca Ġngilizler, Türkiye’den aldığı bir toprağı Yu-
Malatya’yı ikiye böldüler. Adıyaman çıktı. Oyla- nanistan’a devredemezdi
rını tamamen CMP’ye veren KırĢehir’i ise özel
bir yasa çıkarıp, il iken ilçe yaptılar. Yunanistan, Türkiye’nin sert, kararlı ve hukuki
mesnetlere dayanan tavrı karĢısında ĢaĢkına dön-
Kore Harbi bitmiĢ, pamuk fiyatları gerilemiĢti. dü. Çünkü Türkiye’nin böylesi bir tavrına o güne
Ardından gelen kurak bir yıl ve daha önemlisi Ame- kadar alıĢık değildi. Enosis’te direnmek için geldik-
rika’nın yardımı azaltması Demokrat Parti’yi ĢaĢırt- leri “Lancaster House”ta geri adım atmak zorunda
tı. DıĢ desteğin hep süreceğini umuyorlardı. Azalan kalan Yunanlıları, iliĢkilerin son derece gergin oldu-
prestiji, hem kendi parti içinden, hem de muhalefet- ğu bir ortamda 5 Eylül 1955 Pazartesi günü Sela-
ten çıkan çatlak sesleri kısmak için giderek antide- nik’te Atatürk’ün doğduğu ev ile Türkiye’nin Selanik
mokratik giriĢimler çoğalmaya baĢladı. Konsolosluğu arasında patlatılan bomba kurtardı.
Bomba haberi üzerine, 6 Eylül 1955 Salı günü Ġs-
Ağustos 1954’te Kıbrıs sorunu gündeme gelmiĢti. tanbul Beyoğlu’nda toplanan kalabalık, sloganlarla
Yunanistan, adayı ilhak için BirleĢmiĢ Milletler’e Atatürk’ün evine yapılan saldırıyı protesto etti. An-
baĢvurmuĢ, ayrıca yaptığı mitinglerle de konuyla cak akĢam saat 19.00’dan itibaren protesto, toplum
ilgili ülke içinde kamuoyu oluĢturmuĢtu. BirleĢmiĢ psikolojisi ve tabii ki bazı provokatörler sebebiyle
Milletler bünyesinde de davasının desteklenmesi
için, Ġsrail yüzünden iliĢkilerimizin bir süredir gergin
olduğu Arap ülkelerine yanaĢmıĢtı. Türkiye ise Kıb-
rıs konusunda çok duyarlı idi. Adanın Yunanistan’a
terk edilmesine seyirci kalmak mümkün değildi.

Ġngiltere, Kıbrıs sorununu çözüme kavuĢturmak


için bir konferans düzenleyeceğini Türkiye ve Yu-
nanistan’a 1955 Haziranında bildirdi ve bu ülkeleri
konferansa davet etti. Türkiye’nin Kıbrıs’ın gele-
ceği konusunda söz sahibi olması kuĢkusuz
DP’nin dıĢ politik zaferiydi. Hükümet bu daveti
hemen kabul etti ve davada kararlılığını göstermek
için Yunanistan’a sert bir nota vererek Kıbrıs konu-
sundaki kıĢkırtmalarına son vermesini istedi.

Türkiye, Yunanistan ve Ġngiltere arasındaki gö-


rüĢmeler 27 Ağustos 1955’te Londra’da baĢladı.
Sayı 23 Sayfa 57

nitelik değiĢtirdi. Daha çok Rum vatandaĢların bu-


lunduğu bölgelerde dükkânların vitrinleriyle kepenk- Hüseyin Cahit Yalçın, Bedii
leri kırıldı, yine Rumlara ait binalar, kiliseler, eğlen- Faik, Cemal Sağlam, Fuat
ce yerleri, okullar hatta mezarlıklar bile tahrip edildi.
7 Eylül ÇarĢamba sabahına kadar devam eden Arna gibi isimler tutukla-
olaylar sonunda yanmıĢ, yıkılmıĢ ya da ağır Ģekilde nırken Nihat Erim ise para
tahrip edilmiĢ beĢ bin bina vardı. Bu binaların bü-
yük çoğunluğu Rumlara; bazıları da binaları tahrip cezasına çarptırıldı. Bu dö-
edilen Rumlara komĢu Türk, Ermeni ve Musevi’lere nemde yürütülen ekonomik
aitti. Bu tecavüzler, Ġstanbul’a nazaran çok daha
küçük ölçüde olmak üzere Ġzmir’de ve Ankara’da da politikalar bütçenin açık
görüldü. vermesine, zamlara ve enf-
6 Eylül akĢamı Ġstanbul’da bulunan CumhurbaĢ- lasyonun körüklenmesine ne-
kanı Celal Bayar ile BaĢbakan Adnan Menderes den oluyordu.
saat 20.00 treniyle Ankara’ya hareket etmiĢlerdi.
Ġzmit’e vardıklarında olaylar kendilerine haber veril-
di. Onlar da hemen Ġstanbul’a geri döndüler. Bizzat
göstericilerin arasına girip olayları bastırmak için 6-7 Eylül Olaylarının gerginliği iç politikaya da
çaba harcadılar. Aynı akĢam BaĢbakanlıktan yayın- yansıdı. Olaylardan bir ay sonra, DP IV. Büyük
lanan bildiri ile Ġstanbul ve Ġzmir’de sıkıyönetim ilan Kongre hazırlıklarının yoğunlaĢtığı günlerde, DP’li
edildi. 11 milletvekili “ispat hakkı” konusunu gündeme
getirdiler. Basına “ispat hakkı” tanınmasını, böyle-
6-7 Eylül Olaylarının Londra Konferansını olum-
likle yayın organlarının kolayca sansür edilmesinin
suz etkileyeceği aĢikardı. Nitekim siyasi görüĢleri
önüne geçilmesini isteyen milletvekilleri bazı
Fatin RüĢtü Zorlu’yla hiçbir zaman örtüĢmeyen
önemli isimleri de yanlarına çekerek geniĢlediler.
Emekli Büyükelçi Mahmut Dikerdem de Londra’-
Ancak DP, bu milletvekillerinin bir kısmını ihraç
daki Lancaster House Konferansına katılmıĢ ve
etti, kalanlar da DP’den istifa etti. Ayrılan milletve-
anılarında Türkiye’ye dönüĢ yolculuğunu Ģu Ģekilde
killeri 20 Aralık 1955’te Hürriyet Partisi isimli bir
anlatmıĢtır:
parti kurdular.
“Lancaster House‟tan doğruca, Havaalanına git-
1954 seçimlerinin ardından DP’nin iktidardaki
tik. Uçağımız Belçika ve Almanya üzerinden İstan-
tavrı giderek sertleĢirken arka arkaya birçok baskı-
bul‟a uçacaktı. Yolda uğradığımız iki kentte de ga-
cı uygulama birbirini takip etti. Memurların siyasi
zetelerin büyük manşetlerle 6-7 Eylül olaylarını an-
haklarının kısıtlanmasının ardından, yargıçların ve
lattığını gördük. Fatin Bey, yolculuk sırasında çok
profesörlerin erken emekli edilmesini ve memurla-
üzgün ve suskundu. Bir aralık yanına giderek, ken-
rın görev sürelerine bakılmaksızın iĢten çıkarılma-
disini teselli etmek istedim. „Bütün çabalarımız,
sını sağlayan yasalar çıkartıldı. En ağır tedbirler
Londra‟da elde ettiğimiz başarı, bir gecede heba
ise bu uygulamaları eleĢtiren basına yönelik alındı.
olup gitti‟ dedi.”
1954 yılının sonlarına doğru dönemin ünlü gazete-
cilerinden Hüseyin Cahit Yalçın, Bedii Faik, Ce-
mal Sağlam, Fuat Arna gibi isimler tutuklanırken
Nihat Erim ise para cezasına çarptırıldı. Bu dö-
nemde yürütülen ekonomik politikalar bütçenin
açık vermesine, zamlara ve enflasyonun körüklen-
mesine neden oluyordu. Halkın yaĢam standardı-
nın düĢmesi ve DP’nin uluslararası alanda da
prestij kaybına uğramaya baĢlaması toplumda
hoĢnutsuzluğu arttırmıĢtı. Diğer yandan antide-
mokratik uygulamalar ve siyasi baskılar muhalefe-
te haklılık kazandırıyordu. Hükümetin seçim sonra-
Sayfa 58 Politika Dergisi

zor durumda bırakmıĢtı. Hükümet artık esen rüz-


Hükümet artık esen rüzgâr- gârdan nem kapar olmuĢtu. Ulus gazetesi Atatürk-
’ün Bursa Nutkunu yayımlayınca, halkı isyana
dan nem kapar olmuştu. teşvik ediyor diye kapatıldı.
Ulus gazetesi Atatürk’ün Muhalefetin tavrını 6 Eylül’de Balıkesir’de yaptığı
Bursa Nutkunu yayımla- bir konuĢmada eleĢtiren Menderes, muhalefetin
halkı, -Irak’tan örnek alarak- hükümeti devirmeye
yınca, halkı isyana teşvik karĢı kıĢkırttığını öne sürüyordu “Onların niyeti
ediyor diye kapatıldı. TBMM denilen aziz kabeyi itibardan düşürmek ve
memlekete işte mecliste kalmamıştır diyerek, se-
çimlerin semtine dahi uğramadan iktidara gelmek-
tir…” diyordu. Menderes’in ortaya koyduğu bu teh-
sı ilk icraatı ise muhalefeti etkisizleĢtirecek sert ditkâr demokrasi anlayıĢına Ġnönü’den sert bir
tedbirleri uygulamaya koymak olmuĢtu. Bu amaçla cevap gelmiĢtir. Muhalefette ciddi bir toparlanma
27 Aralık’ta Meclis denetiminin zorlaĢtırılmasını yoluna gidilirken Köylü Partisi, CMP ile birleĢmiĢ,
sağlayan tüzük değiĢikliğine gidildi. O zamana ka- HP ise CHP’ye katılmıĢtır. CHP’nin 14. Kurultayın-
dar muhalif fikirlerin açıkça söylenebileceği tek yer da yayımladığı ilk hedefler beyannamesinde muha-
Meclis kürsüsü iken bu uygulama ile birlikte bu öz- lefet güç birliğinin varmak istediği amaçları on mad-
gürlükte kısıtlandı ve baĢta hukukçular olmak üze- de ile sıralamıĢ, Menderes ise bu güç birliğini
re büyük tepkilere yol açtı. Anayasa Profesörü Hü- “Haçlı Ġttifakı” olarak nitelendirmiĢtir. DP’nin
seyin Nail Kubalı’nın değiĢikliklerin Anayasa’ya “Vatan Cephesi” örgütü ocaklar kurarak ülke gene-
aykırı olduğu yönündeki açıklamaları nedeniyle Mili linde kısa sürede örgütlenmiĢtir. Bu ocakların yalnız
Eğitim Bakanlığı emrine alındı. Ġktisadi sorunların DP’lilere değil bütün vatandaĢlara açık olduğu bildi-
ağırlaĢması, karaborsa, kuyruklar ve ardı arkası rilmiĢ ve radyodan yapılan yayınlarda her haber
kesilmeyen zamlar büyük bunalım yaratmaya baĢ- saati öncesinde bu cepheye katılan vatandaĢların
lamıĢtı. Batı dünyası ile olan iliĢkilerin zayıflaması isimleri okunmaya baĢlamıĢtır. Bu uygulamanın
Kıbrıs meselesinde Ġngiltere’nin Yunanistan’a yak- yanı sıra birçok yerde yayınlanan ve iktidar lehine
laĢması, dıĢ yardımların kesilmesi DP hükümetini haberler yapan Vatan Cephesi adında propaganda
Sayı 23 Sayfa 59

gazeteleri yayınlanmaya baĢlamıĢtır. Birçok kiĢinin


adı kendisinin bile haberi olmadan cepheye katılan- İsmet İnönü’nün Tahkikat
lar arasında açıklanmıĢtır. Kanunu ile ilgili şu sözleri,
DP’nin bu uygulaması muhalefetin muhtemel bir 27 Mayıs’a giden süreçte
eylemine karĢı kitlesel bir savunma imkânı vermek- önemli bir dönüm noktası
tedir. Ġktidar ne yaparsa yapsın muhalefetin yükseli-
Ģi durdurulamamaktadır. Yurdun her yanında olay- olmuştur: “Şartlar tamam
lar çıkıyor, elli kiĢiyi geçmeyen küçük gurupların olduğu zaman milletler için
olayları bile önlenemiyordu. Halk, Demokrat Parti’-
ye verdiği desteği giderek çekiyordu. Demokrat ihtilal meşru bir haktır. Bu
Parti belki de kendisinin sonu olacak olan Tah- yolda devam ederseniz ben de
kikat Komisyonlarını kurdu. Artık ne hukuktan
ne demokrasiden söz etmek mümkün değildi.
sizi kurtaramam.” Metin
Tam bir dikta rejimi oluĢmuĢtu. Toker’e göre; İsmet Paşa bu
Ġsmet Ġnönü’nün Tahkikat Kanunu ile ilgili Ģu söz- sözleriyle ülkeyi başka türlü
leri, 27 Mayıs’a giden süreçte önemli bir dönüm kurtarmak isteyip tekrar de-
noktası olmuĢtur: “ġartlar tamam olduğu zaman
milletler için ihtilal meĢru bir haktır. Bu yolda
mokrasiye dönmeyi amaç
devam ederseniz ben de sizi kurtaramam.” Me- edinen kuvvetlere yeşil ışık
tin Toker’e göre; Ġsmet PaĢa bu sözleriyle ülkeyi
baĢka türlü kurtarmak isteyip tekrar demokrasiye
yakmasa bile sarı ışık yak-
dönmeyi amaç edinen kuvvetlere yeĢil ıĢık yakma- mıştır.
sa bile sarı ıĢık yakmıĢtır. “Ben de sizi kurtara-
mam sözü” gündemi altüst etmiĢtir. Komisyon ça-
lıĢmalarına baĢlar baĢlamaz belli baĢlı kamuoyun-
da ön plana çıkmıĢ kiĢileri ifade vermeye çağırmıĢ, ***
siyasi gösteriler tamamen yasaklanmıĢtır. Basın ve
Günümüz olaylarını, o dönem olayları ve ikti-
muhalefet ise Tahkikat Komisyonunun baskılarına
dar ile muhalefetin tutumunu incelediğimizde
karĢı değiĢik taktikler geliĢtirmiĢti. Her yazdıkları
ĢaĢırtıcı benzerlikler görüyoruz. Bu da kimse-
haberle sansüre uğrayan gazeteler ilgisiz konularla
nin yeterli dersi almadığı demek oluyor. Bu he-
attıkları baĢlıklar ya da yemek tarifleriyle iktidarı
protesto ediyorlardı. ĠĢte bundan sonradır ki, öğren- saba göre de asılanlar boĢa asılmıĢ oluyor.
ci olayları, çatıĢmalar baĢladı. Demokrat Parti kendi Cem.Tamturk@PolitikaDergisi.com
baĢlattığı veya çözüm bulamadığı her türlü yanlıĢı
olumsuzluğu muhalefete yüklemeye sıkıyönetim
ilanından sonra da devam etti. Bu aymazlık kendi Kaynaklar:
sonlarını hazırladı.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “ Tek Parti Rejimine Doğ-
ru”,

TBMM Zabıt Ceridesi, Devre :XI , c.13, 18. IV.1960,


TBMM Matbaası, Ankara 1960, s. 190,191,192,196

TBMMZC,…,27.IV., 1960, s. 299

Akademik BakıĢ.
Sayfa 60 Politika Dergisi

İsrail—Türkiye ilişkileri...

Gerçekten “One Minute”…


Ne Oluyoruz?
yaĢamını yitiren (neden Ģehit dendiğini anlayamadı-
Bilgin TÜRK ğım bir Ģekilde) yurttaĢlarımıza Allah’tan rahmet,
ailelerine ve yakınlarına baĢsağlığı diliyorum.
(Küçük bir not: Ne kadar Hrant Dink‟in öldürülmesi-
Tabii ki ülkemiz konumu ni kabul etmesem de Hrant Dink‟in cenazesinde
„Biz de Ermeniyiz‟ denmesi ne kadar hatalı tehlikeli
ve yapısı itibariyle her za- ve yanlışsa şu anda da tekbir getirilmesini tehlike
ve yanlış buluyorum.) Tabii az da olsa stratejik ola-
man gündemi yoğun ve de- rak bakılıyor meseleye, ama ne yazık ki çok kiĢi Ģu
ğişken bir ülkedir. Bunda şu anki Ġsrail’in bulunduğu konjonktürden bakamıyor.

anki hükümetin de etkisi Bugün Ġsrail konum ve yer itibariyle bir makasın
kıskaçları arasında gibidir. Güneyinde Arap tabaka-
kuşkusuz ki çok fazla olmak- sı, kuzeyinde sorunlu Lübnan, batı tarafında Akde-
tadır. niz yer almaktadır. Bu coğrafi özellikler hele son
zamanlarda daha da önemli bir hal aldı Ġsrail açı-
sından; çünkü kuzeyinde güçlenen Hamas, Hizbul-

Ö
ncelikle uzun zaman aradan sonra siz lah ve Ġran güneyinde eskiye nazaran biraz daha
değerli Politika Dergisi okurlarıyla tekrar- birlik oluĢturmaya baĢlayan Arap emirlikleri ve bir
dan birlikte olmaktan duyduğum sevinç bataklıkta tepelendikçe batan Ġsrail’i ortaya çıkarı-
ve mutluluğu dile getirmek isterim. Siz- yor.
lerden uzunca bir süredir ayrı kaldım. Ancak bu
sürede dergimiz çok uzun ve önemli yollar aldı. Ġsrail için en kritik dönem 2005 Filistin seçimleriy-
Birçok önemli isim yazar kadromuza girerken; fikir di. 1928 yılında Müslüman KardeĢler örgütünden,
ve görüĢleriyle siz değerli okurlarımız ve sayıları-
mızda bizlerle mülakat yapan değerli bilim ve ilim
insanlarımız sayesinde hem daha büyük hem de
daha çok sesimizi yükseltebildik.

Tabii ki ülkemiz konumu ve yapısı itibariyle her


zaman gündemi yoğun ve değiĢken bir ülkedir.
Bunda Ģu anki hükümetin de etkisi kuĢkusuz ki çok
fazla olmaktadır. Dünkü manĢetle, bugünkü man-
Ģeti ve yarın atılacak manĢeti ne yazık ki önceden
kestiremeyecek hale geldik.

Malum son zamanlar her yerde Ġsrail – Türkiye


iliĢkileri ve Filistin’e giden yardım gemilerine saldırı
gündemin en çok konuĢulan, yazılan ve yer verilen
haberlerin en baĢında yer aldı. Ben de buradan
Sayı 23 Sayfa 61

Hasan El-Benna tarafından Mısır’ın Ġsmailiye ken-


tinde kurulan ve Müslüman KardeĢlerin Filistin alt Artık hiçbir zaman Türk –
kolu olarak Hamas’ın seçimlerden galip çıkmasıdır.
Keza siyasi arenada Hamas’ın El-Fetih ve Filistin
İsrail ilişkileri eskisi gibi
KurtuluĢ Örgütü’nü kırmak için Ġsrail’in dolaylı des- olamayacaktır. Çünkü bir
teğiyle kurulduğu bilinir. Daha sonra baĢa geçme-
siyle birlikte Ġsrail bir tatbikat alanı gibi kullandığı devletin ticari gemisine ve
Gazze, Batı ġeria bir anda sert çatıĢma yerleri ve vatandaşına saldırmak ve
ilk kez Tel-Aviv’e canlı bomba girerek Ġsrail’de ya-
Ģayanları hem ölümüne hem de derin bir korku saç- hele ki askerli bir operas-
maya sebep oldu. Ġlk kez Ġsrail’de yaĢayan hem
yonla öldürmek savaş nede-
Yahudi halkı hem de diğer insanlar Ġsrail Hükümeti-
nin ve devlet politikasının sorgulanması gerektiği nidir.
hissine kapıldı.

Dünya üzerinde çok az sayıda da olsa bazı dev- yonla öldürmek savaĢ nedenidir. Ancak AKP Hü-
letler, devlet politikası olarak baĢka ülkenin toprak- kümetini kutlamak gerek; az da olsa, “asarız kese-
larını ele geçirmeyi ve onların egemenlik halklarının riz”den öte uluslararası arenada hukuki yollarla
üzerinde egemenlik kurmayı hedef ve politika hali- hakkını aramamız, daha doğru ve dıĢ politikada ve
ne getiriyor. Bunlardan ikisi ne yazık ki komĢuları- bürokraside olması gerekendir. Ancak bazı sorul-
mız Yunanistan ve Ermenistan, diğer ülke ise yıllar- ması gereken sorular var. Tabii ki Ġsrail’in yaptığı
ca bizim kol kanat gerdiğimiz diyebileceğimiz kadar kabul edilir değil, ama o yardım gemisinde bulu-
yardım ettiğimiz Ġsrail’dir. Ġsrail’i ilk kurulduğunda nanlar da çok mu sütten çıkma ak kaĢıktı.
tanıyan devletlerdendik. Bugün bölgesindeki en iyi
iliĢki kurduğu devletlerden birisi gene biziz, ama 1) Ġsrail en baĢtan beri, Gazze’ye gelecek yar-
bize göre tabiî ki… Çünkü Ġsrail’in bölgede kan ve dımla ilgili uyarı yapıyordu, neden hiçbir AKP’li yet-
korkuyla büyüme düĢünceleri bu iyi iliĢkilerin çok da kili ve yardımcı örgütler bunu dinlemedi ve kulak
iyi olmadığını kanıtlar. arkası yaptı?

Artık hiçbir zaman Türk – Ġsrail iliĢkileri eskisi gibi 2) Yeni ġafak gazetesi yazarlarından Hakan
olamayacaktır. Çünkü bir devletin ticari gemisine ve Albayrak, bir ay öncesinden yazdığı yazıda bu
vatandaĢına saldırmak ve hele ki askerli bir operas- yardım gemilerin bir tanesinde 11 tane AKP’li mil-
letvekilinin yerini ayırdığını yazı-
yor. Bu milletvekilleri ne oldu da
gitmekten vazgeçtiler?

3) Ġsrailli askerler gemiye çı-


kartma yaptığında pasif direniĢ
olduğu söyleniyor. Ancak sopa-
larla veya karĢıdaki kiĢiyi kıĢkırta-
cak ve/veya zarar verecek sert
cisimlerle karĢılık verdiği söyleni-
yor. Ne Somali korsanlarının ne
de Green Peace üyelerinin, yaptı-
ğı eylemlerle böyle karĢılık verdi-
ğini göremezsiniz. Çünkü bu
“pasif direniĢ”ten çıkar; direkt ak-
tif çatıĢma ortamı olur. Keza ge-
mide bir askerin yaralandığı ve
esir duruma geldiğini biliyoruz.
BaĢka bir asker üzerinden “ölüm
Sayfa 62 Politika Dergisi

Washington’dan veya Londra, Berlin, Brüksel’den


geçmez. Ġsrail’e Ģu anda yaptırım yapabilecek iki
Ahmet Altan yazısında yer vardır: Biri Moskova, diğeri Pekin’dir. Çünkü
“Ölenler arasında Güney- Ġsrail’in Washington’dan çok Moskova ve Pekin’le
iliĢkileri önemlidir. Çünkü Moskova, Tahran ve Bey-
doğulu da vardı” gibi bir rut’la iliĢkileri oldukça iyi ve Hizbullah’la Hamas’ın
kullandığı silahların çoğu Rus yapımı silahlar oldu-
yazı yazmış… Bu, bildiği- ğunu ve Rusya’nın direkt temin ettiğini bildiği için
miz kadar Gazze’de yaralı Ġsrail istese de istemese de Rusya ile iliĢkileri sıcak
ve iyi tutmak zorunda bırakılıyor. Bunun yanında
ve hastalara yardım için- Moskova’nın Tahran ve ġam’la olan güçlü askeri
di; yoksa biz mi çok safdil- iliĢkileri de çabasıdır.

lik ettik, bu tamamen ide- Çünkü Ġsrail; Ġran, Lübnan ve içerde Hamas soru-
nuna karĢı Rusya kartını kullanarak son zamanlar-
olojik bir hareket miydi? da Yahudi halkının “Bizim Filistin‟de ne işimiz var?”
sorusunu sormaya baĢladığı ve Ġsrail Devletinin
temelini oluĢturan “Kudüs, Gazze ve Batı ġeria bi-
listesi” dedikleri bir listeye nasıl sahip olmuĢlar? zimdir” politikasına ters düĢen, bu soruyu ortadan
Bizim bildiğimiz “pasif direniĢ” ya gemi dümenini kaldırılmasında yardımcı oluyordu.
kilitlersiniz ya da kendinizi kilitlersiniz. Hangisi
Ġsrail son zamanlarda en büyük ticari ve siyasi
“pasif direniĢ” bizim bildiğimiz mi, gördüğümüz
anlaĢmalarını Pekin’le yaptı. Ġsrail son zamanlarda
mü?
yükselen güçlerden biri olarak gördüğü Pekin’le
4) Bu gemide yer alan ve ölenlerin bazılarının, iliĢkilerini sıcak tutarak hem sıkıĢtığı o kıskaçtan
biz oraya Ģehit olmaya gidiyoruz, gibi cümleler sarf hem de Orta Asya’da da söz sahibi olma isteğiyle
ettiğini haberlerden duyduk. Bu insanlar oraya yar- birlikte Ġran, Rusya, Hindistan, Çin gibi Avrasya böl-
dım için mi gitti, yoksa savaĢmaya mı gitti? gesinde güçlü devletlerin ġanghay ĠĢ Örgütünü kur-
malarıydı. Ġsrail’in AB ile ABD’yi etkileyebilecek ka-
5) Bu yardım gemilerinde bulunan kiĢiler arasın- rarlara imza atan bu örgütte de sızma isteklerini
da Fatih Camisinde Ģeriat isteyenlerden kaç kiĢi göz ardı edemeyiz.
vardı? Ġsmail Ağa cemaatine bağlı kaç kiĢi vardı?
Birtakım radikal dini örgütlere bağlı kaç kiĢi var?

6) Bir sorum da özel olacak. Geçen, Ahmet Altan


yazısında “Ölenler arasında Güneydoğulu da var-
dı” gibi bir yazı yazmıĢ… Bu, bildiğimiz kadar
Gazze’de yaralı ve hastalara yardım içindi; yoksa
biz mi çok safdillik ettik, bu tamamen ideolojik bir
hareket miydi?

7) 18 Mayıs’ta Ġsrail Türkiye’nin ret hakkına sahip


olduğu OECD’ye üye oldu, niye Türkiye ret oyunu
kullanmadı?

7-) Gazze’ye askeri ablukayı sadece Ġsrail değil


Mısır da uyguluyor. Neden Mısır’a da tepki göste-
rilmiyor?

AKP Hükümetinin ve köĢe yazarcıklarının kaçır-


dığı nokta Ģudur: Ġsrail’e bir yaptırım yaptırmak is-
teniyorsa ve/veya böyle bir istek varsa, bunun yolu
Sayı 23 Sayfa 63

ĠĢte dünya bürokrasi platformunda hiçbir Ģey ne


Ģansa ne de duygusal iliĢkilere bıkılır. Bu konjonk- İsrail El-Fetih’e ve Arafat’a da-
türde bakıldığında Ankara’nın Washington veya ha beterini yaparken AKP hü-
Brüksel’den daha çok Pekin ve Rusya’nın Ġsrail’e
yapacağı tavır ve açıklamalar bizim açımızdan da-
kümetinin sesi çıkmazken; Ame-
ha önemlidir. Ama AKP’nin Davos’ta yaptığı gibi bu rika Kuzey Irak’ta onlarca
olay da iç siyaseti etkileme olayı değilse tabii ki. Türkmen’i ve Müslüman’ı öldü-
BM Güvenlik Konsey BaĢkanlığının Ġsrail’i kına- rürken sesi çıkmıyorken; Irak’ta
maması ve sadece Ģiddet olayına karĢı çıkması da askerimizin başına çuval geçiri-
çok manidar. Yine Rusya bürokratlarının ve yazar- lirken; Amerikan çıkarları için
larının “gemideki yükler manidar, ne olduğu ve içe-
riği tam bilinmemektedir. Gemideki kişilerin kimlikle-
Afganistan’da Türk askeri dola-
ri ve duruşları da kuşkudur. Ancak uluslararası su- şırken; Amerika PKK ve sözde
lardaki şiddet kabul edilemez. İsrail siyasi arenada Kuzey Irak’ta bir grubun sözcü-
çok kredi ve güven kaybedecektir.” gibi sözleri as-
lında Avrupa’nın da Rusya’nın da olaya çok masu-
sü olduğunu söyleyen ipsiz sap-
mane görünen bir yardım olarak görmediği Ġsrail’in sız adamları Beyaz Saray’da
saldırısını haklı bulmadığını ama gemilere de gemi- kabul ederken; Kuzey Kıbrıs’ı
de bulunan kiĢilere de çok güvenmediğini gösteri-
tanıyacak ülkelerin önünde du-
yor.
ran Amerika’ya ses çıkarmaz-
Zaten AKP hükümeti Ġsrail’e ne kadar bir yaptı- ken; konu Hamas oldu mu şa-
rımda bulundu? Ġki maç iptal edildi. Bir askeri tatbi-
kat iptal edildi. Bir de gıyabında savcılar harekete hin, kartal kesiliniyor.
geçirilerek bir dava açılacakmıĢ. Ama bütün askeri
ve ticari anlaĢmalar hala yürürlükte. 18 Mayıs’ta
Ġsrail’in OECD’ye alınması görüĢmelerinde Ġsrail
geçirilirken; Amerikan çıkarları için Afganistan’da
reddedilmedi ve AKP hükümetinin onayına da ala-
Türk askeri dolaĢırken; Amerika PKK ve sözde
rak OECD ülkeleri arasına girdi. Ama “RTE Bey”
Kuzey Irak’ta bir grubun sözcüsü olduğunu söyle-
Konya’da veya grup konuĢmalarında Ġsrail’e yükle-
yen ipsiz sapsız adamları Beyaz Saray’da kabul
niyor. Resmen asıyor kesiyor. Hatta Konya’da
ederken; Kuzey Kıbrıs’ı tanıyacak ülkelerin önünde
“bence Hamas bir terör örgütü değil seçilmiş siyasi
duran Amerika’ya ses çıkarmazken; konu Hamas
örgüttür. Üyelerin hapis yatmalarını anlayamıyo-
oldu mu Ģahin, kartal kesiliniyor. Ülkemizin çıkarla-
rum” diyerek aslında nerede olduğunu gösteriyor.
rından daha çok Hamas’ın çıkarları düĢünülüyor.
Ġsrail El-Fetih’e ve Arafat’a daha beterini yaparken
AKP hükümetinin sesi çıkmazken; Amerika Kuzey Sözün kısası AKP hükümeti 8 yıldır -Ģahsi görü-
Irak’ta onlarca Türkmen’i ve Müslüman’ı öldürürken Ģüm- “bizi salak yerine koymaya çalıĢıyor.” DSP-
sesi çıkmıyorken; Irak’ta askerimizin baĢına çuval MHP-ANAP koalisyonundan kalan, Türkiye arabu-
luculuk yapabilir, bölgedeki bütün ülkelerle konuşa-
bilir aynı masaya oturabilir, dıĢ politikasını yerle bir
ettiler. Bugün biz artık arabulucu olmadan baĢka
ülkelerle aynı masaya oturamaz hale geldik. Tabii
Filistin’de Hamas, Lübnan’da Hizbullah, Ġran’da
Ahmedinejad hariç; onlarla rahat rahat her masaya
otururuz. Gerçekten baĢlıkta da belirttiğim gibi
“one minute” ya da Türkçesiyle “bir dakika, ne
oluyoruz?”

Bilgin.Turk@PolitikaDergisi.com
Sayfa 64 Politika Dergisi

Konak Belediyesi’nin 2010-Ocak tarihli çağrısına cevap olarak yazıldı.

Nasıl Bir Eğitim?

Yazıdaki önceliğim öğrenim sürecinin ruhuyla


Hakan HABĠP ilgili. “Ruh” kelimesini de öğrenimin hedef + değer-
leri (arayüz) kavramları olarak değerlendirebilirsi-
niz.
Çözüm zihinsel bir zıpla-
Ġçerik, öğretmen formasyonu ve içeriğin nasıl ak-
ma gerektiriyor. Bu zıp- tarıldığı ve bugünkü okulların nasıl değiĢmesi ge-
rektiği konuları önceliklerim değil. Ancak, bu nokta-
lama olduktan sonra geliş- larda da değiĢim hakkında bir baĢlangıç yapıyorum.
tirilen içerik, öğretmen
Ülkemizde ve dünyada da öğrenim konusuyla
formasyonu, aktarım ilgili en büyük sorunların hedef ve değerler (arayüz)
noktalarında olduğunu düĢünüyorum. Çözüm zi-
yöntemleri ve “yeni okul” hinsel bir zıplama gerektiriyor. Bu zıplama olduk-
modellemesinin göreceli tan sonra geliĢtirilen içerik, öğretmen formasyonu,
aktarım yöntemleri ve “yeni okul” modellemesinin
olarak daha kolaylıkla göreceli olarak daha kolaylıkla olabileceğini düĢü-
olabileceğini düşünüyo- nüyorum. Uzmanlarıyla birlikte bu konuda seve
seve çalıĢırım.
rum.
Peki, burada ifade edilen fikirler “ne kadar evren-
sel, bu topraklara ne kadar uygun, ve ne kadarı

G
yaşama geçebilir” diye sorarsan, bu konularda, de-
iriĢ
ğerli okuyucu, sen karar vereceksin. Kararında
“Nasıl bir eğitim” sorusuna bakıĢ açım acele etme. Çünkü kararın her şeyi sorgulamana
Ģöyle: “Siyasi, askeri, ekonomik, bilimsel, sebep olacak.
sanatsal, fikirsel, kısaca etki imkanı olan
Yazdıklarım tek kelimeli bir teklif içeriyor. Bu
kiĢilerin “toplumun hizmetkârıyım” diyen, böyle his-
teklif belli varsayımlara dayanıyor.
seden ve yaĢayan bireyler olarak yeĢermesi için
nasıl bir öğrenim sistemi olmalı?” Bahsettiğim varsayım ve kavramlar 1999-2000
yıllarında bir dizi proje üstünde çalıĢırken karĢıma
Değerli okuyucu, son 10 senedir öğrenim konu-
çıktılar. Son 11 sene içinde onlarca kiĢiyle (her
sunda bazı fikirler geliĢtirdim ve farklı ölçülerde
yaĢtan, yöreden, ülkeden, öğrenim seviyesinden,
paylaĢtım. Çağrıyı bir fırsat olarak değerlendiriyo-
ekonomik durumdan) bu kavramları paylaĢtım.
rum. PaylaĢımın bu topraklar için faydalı olacağı-
Neredeyse hepsi, kavramları doğru algıladı ve de-
na inanıyorum.
ğer gördü. Fikirleri eyleme geçirip, farklı yerlerde iĢ
geliĢtirme bağlamında kullandım. Sonuçlarından
memnunum, devam ediyorum.
Sayı 23 Sayfa 65

“Nasıl bir eğitim?” sorusunda hakkıyla cevap ve-


rebilmek için “neden yaĢıyoruz?” sorusuna cevap
vermemiz gerektiğini düĢünüyorum. Teklifim:
Tarihteki yönelimler
“üretim.” En geniĢ anlamıyla bu kelimeye sahip
çıkalım. Eğer çıkmazsak, o zaman baĢka kavram-
bize kılavuz olabilir
lar empoze ediliyor ve bu kavramları kabul edip,
yaĢamak zorunda kalıyoruz. Ne yazık ki, empoze
mi? Bugün yapaca-
edilen kavramların çoğu “tüketimi” içeriyor: Tüketi-
lenler de çoğunlukla zaman, enerji, çocuklarımız, ğımız tercihler gele-
ve doğa oluyor. Hepimizin vicdanımıza dayanarak
seçimimizi “tüketim” yönünde değil, “üretim” yönün- ceği şekillendirme-
de kullanacağımıza inanıyorum. YaĢamın ve öğ-
renimin hedefi olarak tek kelimeli teklifim: mize yardım eder
“üretim.”
mi? Benim her iki
Varsayım 1: Evrenin en kısa ve basit imzası-
nın “üretim”, “değer üretimi”, “farklıları bir ara- soruya da cevabım,
ya getirerek değer üretimi” olduğuna inanıyo-
rum. Ancak farklı cinslerin üretebilmesiyle, yaĢam
bunun basit bir örneği. Cinsleri bırakıp, derine iner-
inancım: Evet.
sek, bakıyoruz ki farklı DNA’lar sağlıklı nesiller
oluĢturuyor, benzer DNA’lar sorunlu nesiller. da daha sonra olumlu geleceği inĢa yolunda araç-
larımızı seçeceğim: kelimeler, deyimler, değerler
Farklıları bir araya getirip, birlikte üretmek evre-
ve fikirler.
nin, yaşamın hedefiyse, öğrenim sistemimizin he-
defi de bu olması gerekmez mi? YaĢam Ģeklimiz “Nasıl bir eğitim” sorusuna sağlıklı cevap
bunu ne kadar yansıtıyor? Ve yansıtmıyorsa, evre- verebilmenin yolunun; yaĢam sebebimizi seçip,
ne ne kadar uyumluyuz? ona göre değerlerimizi gözden geçirip, yine bu
değerlere göre öğrenimi modellemekten geçti-
Tarihteki yönelimler bize kılavuz olabilir mi? Bu-
ğine inanıyorum.
gün yapacağımız tercihler geleceği Ģekillendirme-
mize yardım eder mi? Benim her iki soruya da ce- Zaman boyutu
vabım, inancım: Evet.
Yorum 1: Ġnsanlık tarihinin gerçekten çok kısa,
Varsayım 2: Kendimizi ifade etmek için seçti- hızla ileri sarılan bir özeti:
ğimiz her kelime fikirlerimizi, fikirlerimiz vicdan
denilen değerlerimizi/seçimlerimizi, değerleri- Sahip olmak mı, var olmak mı? Bir sıfat ol-
miz eylemlerimizi, eylemlerimiz bizi, biz toplu- mak mı, birlikte inĢa etmek mi? Zorbayla - akıl
mu, toplum da dünyayı adım adım Ģekillendiri- yolcusu arasında kapıĢmalar: … avcı, çiftçi, sı-
yoruz, diye düĢünüyorum. nırların çekilmesi, ateĢin bulunması, tarım, dil, alfa-
beler, yazı, yerleĢik düzen, yerleĢik inanç modelle-
“Eğer biz ne yapsak da fark etmez, gelecek zaten ri, gıdanın tuz ve baharatla uzun süre saklanabil-
yazılmış” gibi kaderci bir düĢünce Ģekliniz varsa, o mesi, ilk birikimler, birikimler için kapıĢmalar, ka-
zaman yazdıklarım sizi düĢündürebilir, hatta rahat- pıĢmalardan uzaklaĢmak için yolculuklar, tekerlek,
sız edebilir. Belki de en çok eriĢmek istediğim kiĢi- değiĢ-tokuĢ için para, keĢifler, hayatta kalma ve
ler, fikirlerimle sarılmak istediğim, ikna etmek istedi- navigasyon becerileri, bilinmeze yolculuk sırasında
ğim kiĢiler sizlersiniz. Umarım size eriĢebilirim. ihtiyaç duyulan inanç modelleri, yerleĢik düzen ve
gezgin yaĢam arasında git-geller ve çeliĢkiler, coğ-
Yazının kalanında önce insanlık tarihinde yaĢa-
rafyaya bağlı deneyim, etkileĢim, öğrenim, ve üre-
nanları ve öğrenimin tarihçesini en genel hatlarıyla
timler … doğayla, hastalıklarla, gruplar içi ve arası
yorumlayacağım. Sonra bizi nasıl bir gelecek bekli-
mücadeleler … sahip olma odaklı ve inanç odaklı
yor, konusunda da inancımı paylaĢacağım. Bu ara-
Sayfa 66 Politika Dergisi

yaĢamın sonucu feodal yapılar ve bunlar arası güç Borçlu olduğu ders: Çevre – enerji – gıda konu-
için çatıĢmalar … çatıĢtıkça anlamsızlaĢan yaĢam larını dengeleyip, neslini devam ettirebilme dersi.
… rönesans denilen fikir, paylaĢım, ve üreten bire- Dünyada yaĢam devam edecek mi? Bildiğimiz gibi
yin isyanı, hür olmak isteyen ruh, iradesiyle Ģekil bir yaşam devam edecek mi? ÇatıĢmasız ve den-
veren, üreten birey, … dünyanın keĢfi, kitap, harita geli bir yaĢam olabilecek mi? Hatta insanlık dünya-
basımı, feodal ve emperyal gücün üreten tüccar, da kurabildiği dengeli yaĢam sayesinde açlığın so-
halk ve milliyetçi duygularla köĢesine itilmesi, kutu- nu, herkese sağlık, yaĢamın uzaması, zekanın art-
sundan çıkan bu kavramı bayrak eden sahip olma ması, uzay yolculuğu gibi asırlardır hayalini kurdu-
arzusu, endüstriyel devrim sonucu değerini yitiren ğu gelecek kapılarını açabilecek mi? Yoksa, oyun
birey, üreten kurumların eline geçen güç, gücün buraya kadar mı?
çatıĢma araçları için kullanılması sonucu ortaya
çıkan dengesizlikler, petrol çağı ve geliĢmelerin “Bu borç adil değil. Yüz veya binlerce neslin hata-
ivme kazanması, suni gübre ve ucuzlayan gıda, ları sonucu” desek de boĢ. AĢılamayacak bir duva-
unutulan doğal tarım bilgileri, hızla artan nüfus, rın önünde mi, yoksa muhteĢem maceralara gebe
mobilite, teknoloji, iletiĢim, internet, hızla artan pay- bir geleceğin kapısının önünde miyiz, biz karar veri-
laĢım, yok olma yolunda özlük hakları, genetik mü- yoruz. Alınan karardan sorumluyuz. Karar önce
hendisliği, nano teknoloji, yaĢlanan nüfus, … ilaçla, bizi, sonra da geleceği Ģekillendiriyor.
inançla, milliyetçilikle, ırkla, cinsellikle, tüketimle,
“Eğitim” dediğimiz kavram bugüne kadar bizi
medyayla, futbolla güdümlenen, kahveyle uyutulan
nasıl inĢa etti? KullanılmıĢ modellerden ne öğ-
toplumlar, … dünyanın ruhundan uzaklaĢıp, onu
renebiliriz?
dinlemeyi unutan, kendine yabancılaĢan, bir taraf-
tan kendini genetikle ölümsüzleĢtirmeye çalıĢan, Yorum 2: Öğrenimin gerçekten çok kısa tarih-
bir taraftan değiĢtirdiği iklimle, geliĢtirdiği çatıĢma çesi:
araçlarıyla tüm yaĢamı yok etme tehdidi altında
tutabilen, … bir taraftan uzaya, bir taraftan denizle- Kızılderili (yerleĢik): “Bir çocuğu eğitmek için
rin altına, atomun içine uzanmaya çalıĢan, kibir ve bütün bir köy gerekli.” Ağızdan ağza, farklı bireyle-
hırsla gözü dönmüĢ ve diğer tarafta bunları farkın- rin çocuğu hazırlaması/ donatması / ihtiyacı olana
da olup ne yapacağını bilemeyen … geliri ve destek olması. Belki de “farklılıkları bir araya geti-
farkındalıkları uçurumlarla ayrılabilen … cımbız ve rerek üretelim” kavramına en yakın yaklaĢım. Ka-
aynasıyla, umursamazlığa itilmiĢ, eksi ve artısıyla: bile içinde yaygın. Yapı: dağınık. Amaç: yaĢam
Ġnsan - evrenin çocuğu: borçlu! için donanım.

Denizciler (gezgin) – dünyayı adım adım keĢfe-


denlerin elindeki bilgilerin bir bölümünü siyasi pat-
ronlarının oluruyla yanlarına aldıkları yetenekli kiĢi-
lere aktarması. Bu da “farklılıklara giderek çözüm
üretmeyi öğrenim” modeli. DönüĢte katılımcılara
büyük avantajlar sağlamıĢ. EriĢim çok, çok sınır-
lı. Yapı: hiyerarĢik. Amaç: güç elde etmek için
donanım.

Endüstriyel devrim öncesi (yerleĢik) – çoğun-


lukla dini kurumların ve öğretmen tutabilecek zen-
ginlerin verebildiği içerik. EriĢim çok sınırlı. Yapı:
hiyerarĢik. Amaç: yaĢam sonrası için donanım.

Endüstriyel devrim sonrası (yerleĢik) – Meka-


nikleĢen bireyin “1’inci sınıftan mezun olursa, maki-
nenin bir çarkı; 2’nci sınıftan mezun olursa, daha
önemli bir çarkı olabileceği” feodal bir mantıkla kur-
gulanmıĢ ve bugüne kadar gelmiĢ, modası geçeli
Sayı 23 Sayfa 67

çok olmuĢ, Ģu aralar “Ģirket” denilen organizmayı


destekleyen model. Göreceli olarak yaygın. Yapı: Eğitim – “eğmekten ge-
çoğunlukla hiyerarĢik. Amaç: para kazanmak
için donanım. len bir kelime” (Sayın
Ġnternet çağı (yerleĢik ve gezgin) – Herkesin Tınaz Titiz’in sözü-
istediğini istediği anda öğrenmesi, öğrenirken dün-
yanın her bir yanından kiĢilerle etkileĢim içinde ola- dür.). Bireye “şekil
bilmesi durumu. Öğrenirken üretmek mümkün.
AlıĢılmıĢ yaĢa bağlı hiyerarĢilerin anlamsız olduğu vermek” gerekliliğini
usta – çırak iliĢkileri. Öğrenimin maliyeti neredeyse
herkese ulaĢabileceği kadar düĢmek üzere. “Nasıl
ima eden kibirli-feodal
bir model olmalı” sorusu her ülkede soruluyor. bir düşünce şeklinin
“Okul yaratıcılığı öldürüyor” diye haykıran da çok.
Merkezi yaklaĢımların anlık değiĢimler yaĢanabilen yansıması. Doğal ola-
bir içerik uzayında yetersiz kalması ve diğer sorun-
lar ülkemize özgü değil. Yayılma hızı ve olumlu rak “kul üretimi” he-
geliĢim potansiyeli yüksek. Yapı: dağınık, kao-
tik, fraktal. Amaç: çözüm üretmek için dona- def.
nım.
Kanımca fikirler kelebeklerden aĢağı kalmıyor.
Gelecek nasıl olabilir?
Ne dersiniz? Peki ya fikirleri oluĢturan kelimeler?
Varsayım 3: En hızlı değer üretimi fikir, yete- Tekrarlayacağım ama: kelimelerin fikirleri, fikir-
nek ve sermayenin hızla ve karĢılıklı güvenle bir lerin değerleri, değerlerin eylemi, eylemin bi-
araya gelebilmesini talep ediyor. Dolayısıyla, bu reyleri, bireylerin toplumları inĢa ettiğini kabul
talep, bu kavramların eĢdeğer olduğu bir geleceği edebilir miyiz?
tasarlıyor. Varsayım 4: EtkileĢimle üreten fikir
Bu durum doğruysa, kelimeler en az kelebekler
toplumunun ayak sesleri her yerde duyuluyor.
kadar becerikliler, diyebilir miyiz? Ya kelimelere
Her yaĢın, her ekonomik durumdaki kiĢinin, her
yüklenen anlamlar?
öğrenim seviyesindeki kiĢinin üretken olabilmesi
mümkün. Varsayım 5: Ġzninizle, kaos kuramına güvenerek
“dilimizden olumsuz kelime, deyim ve düĢünce
Kelimeler = Kanat çırpıĢı
biçimlerini ayıklayıp, olumlu kelime, deyim, ve
Yorum 3: Kelebek etkisi bize umut olabilir mi? düĢünce biçimleri kullanırsak, olumlu değiĢim
yolunda hızlı ve önemli adımlar atarız.” diye
Ġnsanlık olarak bu kadar çuvalla, sonra da bir ke- iddia edeceğim ve teklif ettiğim öğrenimin gelece-
lebekten umut bekle! Kaos kuramıyla ilgilenmiĢ kiĢi- ğini bu kavramlar üstüne kurgulayacağım.
ler kelebek etkisini duymuĢlardır. Bir yerlerde bir
kelebeğin yumuĢak kanat çırpıĢı, uzaklarda mü- Yorum 4: Olumsuz örnekler:
kemmel bir fırtınaya sebep olabilir. Peki bu yaklaĢı-
Eğitim – “eğmekten gelen bir kelime” (Sayın Tı-
mı coğrafya dıĢında görüyor muyuz?
naz Titiz‟in sözüdür.). Bireye “Ģekil vermek” gerek-
Bir fikir çıkıyor ve sonucu kısa zamanda farklı liliğini ima eden kibirli-feodal bir düĢünce Ģeklinin
yerlere dağılıyor ve farklı etkiler doğuruyor. yansıması. Doğal olarak “kul üretimi” hedef.
Vikipedi Kuzey Amerika’nın ucuz iĢçilik arayıĢ fikri- (Ġngilizcede kullanılan “education” bireyin potansi-
nin nasıl Amerikan iç savaĢına, bunun da dolaylı yeline erişmesine yardım edebilmek anlamını taĢı-
olarak Rusya’nın Orta Asya’yı ve Ġngiltere’nin Doğu yor. Farklı ve anlamlı.) Eğitim kelimesini kullan-
Hindistan’ı iĢgaline sebep olduğunu yazıyor. mayıp, yerine içten gelen + istekle yapılan an-
lamlarını taĢıyan “öğrenim” desek, nasıl olur?
Sayfa 68 Politika Dergisi

Kültür kelimesinin medya, siyasetçiler, ve öğre- Tarih “adapte olanın” yaĢama Ģansının daha fazla
nim sistemi içinde kullanılan Ģekli hep “bir şey ol- olduğunu gösteriyor. Halbuki biz haberlerde ve
makla” ilgili. Mesela, “Türk olmak,” “Müslüman politikacıların ağzından “dimdik durmanın, esnek
olmak,” vs. Türk Dil Kurumu kültür kelimesini olmamanın” daha ulvi ve geçerli yol olduğunu öğre-
“birlikte yapılan/üretilen Ģeyler” olarak tanımlıyor. niyoruz. Biraz da ataerkillik eklenince neden bu
Yani eğer “bir şey olmak” anlamını seçersek, kadar kalp krizi yaĢanıyor diye tekrar düĢünelim?
“ötekini” tanımlıyoruz; “birlikte üretilen” anlamını Kalp “sertliği” ne kadar sevebilir ki?
seçersek, farklı kiĢilerle el ele veriyoruz, onlara
sarılıyoruz. Siz hangi anlamı tercih edersiniz? Tabii buna bağlı bir de baĢka yaramız daha var:
güçle elde edilen Ģeyi kutluyoruz; ama futbol ma-
Hiç düĢündünüz mü; medya, siyaset ve öğrenim çında, ama tarihe yaklaĢımımızda. Güç kelimesini
sistemi neden bu anlamları yüklüyor? Yorumum: ve güçle elde edileni yüceltmeyi bıraksak, nasıl
Çünkü herkes bu Ģekilde programlanırsa, bireylerin olur?
daha kolay tetiklenmesi ve “ucuz elde edilen/kolay
taraftar” olmaları mümkün. Her gün bu yaramız ne Bilgi; kullanılıĢ Ģekliyle, “bende var, sende yok”
kadar kaĢınıyor, farkında mıyız? Kültür kelimesi- imasını içeren bir kelime. Feodal düzenin yansıma-
ni sadece ve sadece “birlikte yapılan/üretilen” sı. Ġnternet dünyasında bilgi her geçen gün daha
anlamıyla kullansak, nasıl olur? yoğun paylaĢılıyor ve yüzlerce, binlerce bireyin etki-
leĢimi sayesinde inĢa ediliyor. Kimsenin tekelinde
Güç / güçle elde edileni yüceltmek: Sanki değil. Bilgi kelimesini kullananlar bize bir Ģeyler sat-
olumlu bir Ģey gibi piĢirilip, piĢirilip masamıza geli- maya çalıĢıyorlar. Üstünlük taslıyorlar. Samimi de-
yor bu kelime. Bir sürü anlamı varken, medyada ğiller. Bilgi olmadan da fikir olabilir. Bilgiyi öne çıka-
en çok kullanılan “mutlak nitelik” anlamı; neredey- ranlar, fikir kelimesinden ve bu kelimenin doğal ola-
se, tanrısal ve eriĢilmez olup, geçen yüzyılın, feo- rak zamanla ekonomik ve siyasi gücü topluma ya-
dal sistemlerin sonucu. Ġçinde esneklik içermiyor. yabilme becerisinden korkanlar. Bilgi kelimesi ye-
Ülkede bugün yüklenmiĢ olduğu anlamıyla iç gücü rine fikir kelimesine sahip çıkalım. Ya fikir, ya
temsil edebilecek Ġngilizcedeki “strength” kelimesi- fakir!
nin karĢılığı değil.
Yaratıcılık – insanların yüzde kaçı yaratıcıdır?
(Cevabı aklınızda tutun lütfen.) Bu kelime süreci
dıĢlayan, sonucu önemseyen bir yaklaĢımın yansı-
ması; Edison binlerce kere ampulün nasıl yapıla-
mayacağını anladıktan sonra keĢif yaptı. KeĢif için
öncelikli gereksinim “deneme ve yanılma.”
“Deneme ve yanılma” ise 6 aylık çocuğun ayağa
kalkmaya çalıĢırken kullandığı yöntem ve hepimize
nefes almak kadar yakın. Durum böyleyken neden
“az sayıda insan yaratıcıdır” kavramını taĢıyan bir
kelimeye bel bağlıyoruz? (Sahi sizin tuttuğunuz
sayı kaçtı?) Bu kelimeyi hiç kullanmayalım. Ye-
rine, süreci öne çıkaran “çözüm üretimi” kavra-
mını kullansak, nasıl olur?

HoĢgörü/tolerans – yine sosyal, siyasi, ekono-


mik “alt-üst” kavramlarını içeren düĢünce Ģeklinin
sonucu bir kelime; ya kucaklıyoruz birbirimizi ya da
sevmiyoruz; ama samimi olalım bari, neyse onu
söylersek, en azından hatadan dönme zamanını
kısaltmıĢ oluruz.

Olumsuz atasözleri/deyimler:
Sayı 23 Sayfa 69

AteĢ olmayan yerden duman çıkmaz: Bu sözle


herkesi zan altında bırakmak mümkün. Birlikte Peki farklılıkları bir araya
üretmek karĢılıklı güven gerektiriyor. Bu söz her
türlü karĢılıklı güveni yok edebilecek bir söz. Kul-
getirip, bağlılıkla bir arada
lanmasak, nasıl olur? tutabilmenin bir yolu var
Olumsuz düĢünce biçimleri: mı? Yaşadıklarım ve öğ-
“Biz adam olmayız”. “Adamlar yapmış.” Hakikaten rendiklerim aşağıdaki gibi
gereksiz yaklaĢımlar. bir yol haritası/arayüz ola-
Daha fazla olsa iyi olur dediğim düĢünce bi- bileceğini gösteriyor. Bu
çimleri:
yol en alt basamaktan, yu-
“KomĢuna sana davranılmasını istediğin gibi dav- karı çıkıyor ve sonra amaç
ran” ve “komĢuna sana davranılmasını istemediğin
gibi davranma.” spesifik olarak tekrarlanı-
Örnekler bunlarla sınırlı değil. Öğrenim ve yaĢa-
yor diye teklif etsem, ne
mın her yanında olumsuz kelimeleri çıkarıp, olumlu dersiniz?
kelimeleri kullanabilmemiz, düĢünce Ģekillerimizi
zamanla olumlu olarak değiĢtirecek. Zamanla hem
bireysel, hem de toplumsal sağlığımız ve yapıcılığı- Farklılıkları bir araya getirip, en az tüketerek, en
mızı da olumlu olarak etkileyecek. GidiĢatı olumlu- fazla insanı ve çevreyi en olumlu etkileyebilecek
ya çevirme açısından bu yaklaĢım önemli. kalıcı değer üretelim.

Model=fırtına Farklılıkları bir araya getirip, bağlılıkla hedefe


yönelik olarak bir arada tutup, el ele, en az tükete-
Yorum 5: “Üretim” kelimesini kabul ettik ve
rek, en fazla insanı ve en geniĢ çevreyi en olumlu
“doğru kelimelerin” kanat çırpıĢıyla gidiĢatı
etkileyebilecek kalıcı, ilham verici değer üretelim.
olumluya çevirdik diyelim, peki bundan sonra
nasıl bir yol haritası, nasıl bir okul olabilir? Bu cümle bizim bireysel, kurumsal, ülkesel, hatta
soysal (insan soyu) hedefimiz olabilir mi? Anaya-
Fikir kelimesine saygı duyan ve üretim hedefine
samızın özeti olabilir mi? Olmaması için bir sebep
adım adım ilerleyen bir toplum olabiliriz. Bunun için
var mı? Olmasının herhangi bir zararı olabilir mi?
öğrenim sitemimizi daha uygun bir Ģekilde kurgula-
Bu yaklaĢıma “üretimin açılımı” diyorum.
yabiliriz. Tek kelimeyle baĢlarsam, odaklanmamız
ve kabul etmemiz belki daha kolay olabilir. Peki farklılıkları bir araya getirip, bağlılıkla bir
arada tutabilmenin bir yolu var mı? YaĢadıklarım
Üretelim.
ve öğrendiklerim aĢağıdaki gibi bir yol haritası/
Değer üretelim. arayüz olabileceğini gösteriyor. Bu yol en alt basa-
maktan, yukarı çıkıyor ve sonra amaç spesifik ola-
Kalıcı değer üretelim. rak tekrarlanıyor diye teklif etsem, ne dersiniz? Bu
kavramları evrensel olarak nitelendirebilir miyiz?
En az tüketerek kalıcı değer üretelim.
Yorum6: “Üretimin yolu”
En az tüketerek ve en fazla insanı olumlu etkile-
yebilecek kalıcı değer üretelim. (değerler=arayüz=metodoloji):

En az tüketerek, en fazla insanı ve çevreyi en


olumlu etkileyebilecek kalıcı değer üretelim.
Bu basamakların doğrulamasını Ģu Ģekilde yapı-
yorum: DiĢi ve erkek arasındaki samimiyet sonucu
Sayfa 70 Politika Dergisi

ortaya “yaĢam” çıkıyor; “yaĢam” konuĢuyor, dinliyor kurum nasıl olabilir? “Yeni okul” bünyesinde fikir,
ve öğreniyor; etkileĢim içinde öğrenirken ekiplerin, yetenek ve kaynakları öngörülebilinir prensiplerle
takımların parçası oluyor; hedef odaklı ekiplere bir araya getirebilirsek hızlı yol alabiliriz diye düĢü-
bağlılıkla değer üretiyor. nüyorum. Bu prensiplerin baĢında mesela, üretilen
değerin eĢ olarak paylaĢımı olabilir. Bu hem karĢı-
lıklı güveni, hem de motivasyonu en üst noktada
tutacaktır.

Yorum 7: Hedef, “yeni okul,” üretim amaçlı


beceriler (içerik), içeriğin iĢleme arayüzü
(“üretimin yolu”) görseli:

“Yeni okul” “üretimin yolunu” kullanarak farklı


özelliklerde bireyleri proje bazında bir araya getiren
bir yer. Mutlaka fiziksel bir mekan olmak zorunda
değil, sanal bir ortam da olabilir.
“Hepimiz yaĢam boyunca üretimin yolunu yürü-
yoruz, farklı konularda, farklı ekiplere girip, üretiyo- Doğal olarak “yeni okul” fikirlerin patentlenmesini
ruz. Farkında olarak veya olmadan her baĢarımı- ve gerçekleĢtirilebilmesi içinde kaynağı (mesela,
zın arkasında bu yaklaĢım var. Hatta her organiz- risk sermayesini) barındırıyor. Risk sermayesine
ma, küçük-büyük bu yolu yürüyor!” dersem, durup doğal alternatif de farklı kurumların reklam harca-
düĢünür müsünüz? malarının bir kısmını bu çeĢit üretimi destekleyerek
kullanması ile olur. Dolayısıyla “yeni okul” üreten
Geldiğimiz nokta önemli olabilir. Üretim kelimesi- insanlara ve üretilen metalara ihtiyacı olan kiĢiler
ni hedef olarak saptayıp, bu hedefe eriĢimin yolunu tarafından finanse ediliyor.
ve değerlerini düĢlüyoruz. Sorgulayıp, nefes ala-
lım.

Alalım çünkü bu yaklaĢımı kabul edersek o za-


man sorgulamamız gereken Ģey belli: Öğrenim
sistemimiz bu kavramlara ne kadar yakın? Ġçerik
ne durumda, aktarımı ne durumda, hedefleri ne
durumda?

Öğrenimin hedefi net değil. Ġçeriği ise ne yazık ki


tüm dünyada politize olmuĢ durumda. Sadece içe-
riği değil, nasıl aktarıldığı da sorunlu.

Eğer öğrenimin amacı “üretim” olursa, o zaman


içerik “üretim amaçlı becerilerle” doldurulacak. Ve
bu “üretim amaçlı beceri içeriğinin aktarımı” yukarı-
daki “arayüz” kullanılarak kurgulanırsa, herkesin
“üretim odaklı becerilerle donanması” daha kolay
olacak.

Öğrendiği Ģeyde anlam bulan ve tüm enerjisiyle


kendini inĢa eden öğrenci tiplemesi ne kadar yapı-
cı olabilir, farkında mıyız?

Hedefinin en sağlıklı ve anlamlı üretim olduğu,


her yaĢın paylaĢarak öğrendiği ve içeriğin sürekli
değiĢebileceği bir ortamda öğrenim/üretim yapılan
Sayı 23 Sayfa 71

Model kaynak olan kiĢi veya kurumun hep kaynak


noktasında olması gerektiğini önermiyor. PaylaĢım Olumsuz kelimeleri kullan-
formülü belli olduğu için “yeni okuldaki” bireyler pro-
je bazında fikir, yetenek veya kaynak noktalarından mayıp, olumluları kulla-
herhangi birinde olabiliyorlar. Asıl olan seçimleri. nıp, üretim odaklı, herkesle
Ġçerik: Her yaĢta bireyin üretmesi mümkün. Her el ele, paylaşımcı, adil bir
yaĢa uygun sağlıklı düĢünme, anlama, ifade, dinle-
me, etkileĢim, takım çalıĢmaları, bağlılık çalıĢmaları
öğrenim / yaşam modeli
yapmak mümkün. Kısaca içerik ve adımları kurgulamak mümkün.
arayüze bağlı olarak modellenmeli.
Dünyanın yüzümüze tut-
Öğretmenler: Öğretmenlerin hedef ve arayüz
konularında bir sohbet sonrası, kabul ettikleri ölçü-
tuğu ekoloji aynası hepimi-
de bu modele katkıda bulunmaları mümkün. ġüp- zi çözüm için birleştiriyor.
heler olacaktır. Ancak, katılımcılar ürettikçe, mode-
le güven ve motivasyon artacaktır. Bu modelde öğ-
retmenler kapı açıcı, yol arkadaĢı, birlikte çalıĢma
Olumsuz kelimeleri kullanmayıp, olumluları kulla-
konusunda kolaylaĢtırıcı rolündedir.
nıp, üretim odaklı, herkesle el ele, paylaĢımcı, adil
Aktarım Ģekli: Aktarım Ģekli kısaca “yaparak” bir öğrenim / yaĢam modeli kurgulamak mümkün.
olacak. Herkes yaparak öğrenecek, üretecek, kaza- Dünyanın yüzümüze tuttuğu ekoloji aynası hepimi-
nacak. zi çözüm için birleĢtiriyor. Her ülkenin bu modele
ihtiyacı var.
Bugünkü okullar (idare/fiziksel yapı): Okul ida-
recileri hedef ve arayüz konularında bir sohbet son- Bu yazıda geliĢtirilen modeli Mevlana’nın mi-
rası, kabul ettikleri ölçüde modeli benimseyecek ve rasçısı, farklı toplumların karıĢmıĢ olduğu, üç
kullanacaklar. Kullanım güven geliĢtikçe artacak ve kıta arası köprü olan, farklı kavimlerle iliĢkiler
organikleĢecek. Model içinde “yeni okul” idarecileri kurabilme becerisine ve bu toplumların ortak
fikir, yetenek ve kaynağı en sağlıklı Ģekilde bir ara- içerik zenginliğine doğal olarak beĢik Anadolu’-
ya getirebildikleri oranda baĢarılı olacaklar. Fiziksel
yapı, mesela sınıflar, “içerik adımı” ve “proje bazlı”
kullanılacaklar.

Böyle bir yaklaĢım nasıl zihinsel yaklaĢımlarla


en hızlı büyür dersek?

Veli yaklaĢımı: Çocuğumu hür iradesi olan bir


birey olarak görüyorum; ona ve seçimlerine saygılı-
yım; ondan öğrenecek, onunla paylaĢacak çok
Ģeyim var; çocuğuma sonuna kadar güveniyorum;
çocuğumu en kısa zamanda ve ekonomik olarak
üretken ve etkin kılacak, yaklaĢım bu.

Öğrenim görevlisi (yol açan, destek olan bilge)


yaklaĢımı: Her biri hür iradeli birey; onlarla neler
paylaĢabilirim, nasıl yollarını açabilirim? Birlikte
neler üretebiliriz?

Siyasi erk yaklaĢımı: Her vatandaĢa sonuna


kadar güveniyorum;

Özet ve tohum
Sayfa 72 Politika Dergisi

bu topraklara ne kadar uygun ve ne kadarı yaşama


geçebilir” sorularına sen karar vereceksin.
Ahmet Altan yazısında
Toplumlar ne tip insanları bağrına basarsa, ona
“Ölenler arasında Güney- benziyor; hep birlikte sevgiyle evrene daha uyumlu
doğulu da vardı” gibi bir bir öğrenim modeli üretelim ve paylaĢalım ki, üreten
insan olsun ki, topluma hizmet etsin ki, … borcumu-
yazı yazmış… Bu, bildiği- zu yavaĢ yavaĢ ödeyelim, aklın yolcusu, ne dersin?
miz kadar Gazze’de yaralı Notum: Tarihçi değilim. Ġstanbul’da doğdum. 12
ve hastalara yardım için- sene ABD ve 5 sene Fransa’da yaĢadım. Matema-
tik ve iĢletme okudum. Kurumsal satıĢ, dağıtım,
di; yoksa biz mi çok safdil- üretim, bankacılık iĢlerinde çalıĢtım. Hepsinden
lik ettik, bu tamamen ide- öğrendim. En çok üretimi sevdim. “Türkiye en
hızlı nasıl kalkınır” içerikli internetvadisi diye bir
olojik bir hareket miydi? kavram geliĢtirdim ve 2000 yılından beri paylaĢıyo-
rum.

Yazdıklarım gözlemlerim, yaĢadıklarım, araĢtır-


da yeĢertmek hem mümkün, hem de tarihin malarım, ve paylaĢımlarım üstüne kurgulanmıĢtır.
verdiği bir sorumluluk. YaklaĢım dünyaya bor- Doğal olarak bu yaklaĢımın tamamını geliĢtirmek
cumuzu ödeyebilme yolunda herkese umut ola- mümkün. GeliĢtirebilirsem, çok da sevinirim doğru-
bilir. su.
Bu yolu yürümek için cesaret gerekli. Öğrenimin Fikirler benim diyorum ama oluĢumlarında 49
içeriğini bu kavramların etrafına sargılayıp, her senede yaĢadıklarımın, okuduklarımın, etkileĢim
yaĢta üreten bireylerin olabilmesini sağlamak içine girdiğim herkesin belli ölçüde katkısı olmuĢ
mümkün. Geleceği, kuĢkusuz, olumlu bireyler inĢa olduğunu itiraf etmeliyim. Dolayısıyla herhangi biri
edecek. Bu bireylerin en önemli becerileri bilgi- bu fikirlerle veya türevleriyle ortaya çıkabilir. Daha
leri, paraları, çatıĢma aletleri değil birlikte çö- iddialı olayım, biraz da olsa gözlem yapan, hatalar-
züm üreten süreçler oluşturabilmek olacak. Bu dan ders çıkarmaya çalıĢan birçok insan aynı fikir-
da zamanla en üretken insanların bu topraklardan leri derlemiĢ olabilir. Ancak, yolcusu ve içeriği bol
çıkmasını veya buraya gelmesini garantileyebilir. bu topraklarda doğmuĢ olmanın yorum yapabilmek
için bir Ģans ve avantaj olduğuna inanıyorum.
Umarım bu fikirler “daha iyi bir eğitim sistemi na-
sıl olur” sorgulamasına yardımcı olurlar. Bu yazıdaki fikirlerin tek tek değerli, ama bir dizin
olarak olumlu değiĢimin DNA’sı gibi algılanıp, çok
Yazının baĢında söylemiĢ olduğum gibi bu yazı-
çok önemli olabileceğini düĢünüyorum. ArĢimet’in
nın değerli yolcusu, bu fikirler “ne kadar evrensel,
istediği gibi bir dayanak noktası da olabilir, okuyana
sevgiyle sarılan bir nefes de.

Bu yazıyla ilgili görüĢ, fikir, geliĢtirme önerilerinizi


paylaĢmak isterseniz lütfen yazın:

Hakan.Habip@gmail.com
iletisim@PolitikaDergisi.com
Sayı 23 Sayfa 73
Sayfa 74 Politika Dergisi

P—Kitap: Seçkiler

Gülsüm Tütüncü Seyla BENHABIB, Çetin YETKĠN, Vural SAVAġ, Alain TOURAINE,
ESMER, Ötekilerin Hakları Hıristiyan ve Ġslam Hukuk (!) ile Demokrasi Nedir?
Türk Siyasal YaĢamın- Siyasal DüĢüncesi Aldatmak
da Ortanın Solu

Mustafa Kemal
ATATÜRK:
“Ben
çocukken
fakirdim. İki
kuruş elime
Celal BAYAR, Metin TÜKENMEZ, Cüneyt ARCAYÜREK, Alev COġKUNĠ
ġark Raporu Toplumbilim ve Spor Bir Zamanlar Ankara Yeni Mandacılar
geçince bunun
bir kuruşunu
kitaba
verirdim. Eğer
böyle
olmasaydım,
bu
yaptıklarımın
hiçbirisini
Henry KISSINGER, Haz: Özgür ERDEM, Mahmut Esat Cüneyt ÜLSEVER,
Diplomasi Sultan Galiyev Tüm BOZKURT, Türkiye’ye Ne Ola-
yapamazdım.” Eserleri Liberalizm Masalı cak?

Hazırlayan
Emrah ÖZDEMĠR
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Bu Bölüme ĠliĢkin Önerileriniz Ġçin:
kultursanat@politikadergisi.com
Sayı 23 Sayfa 75

Modern Hayat
Eğer Ģanslıysanız, hiçbir Ģey yapmadan sefahat
içinde yaĢayabilirsiniz bu ülkede. 0 lira üretimle,
Asım US
milyarlarca, hatta trilyonlarca lira tüketirsiniz. ÇalıĢ-
manıza gerek yoktur. Meslek sahibi olmaya gerek

C
umartesi, saat sabahın 6’sı. Telefonum yoktur. Okumaya gerek yoktur. Gerek yoktur ama,
çalıyor. Numaraya bakıyorum, ofis. Ama bu sınıfta yaĢayanların, sadece birbirlerine hava
konuĢmayı çok da beceremeyeceğim, atmak için okuduğunu, hocalar tutup görgü dersleri
yarı uykuluyum. aldıklarını, cumartesi günleri brunch partileri sonra-
sı evlerine giderseniz, görebilirsiniz. ġanslı toplum-
“Bugün gelmeyecek misin?” diyor telefondaki ses. sal grubun çocuklarını da, genellikle okuldan kaç-
maları, derslerden rüĢvetle geçmeleri, son model
Gelemeyeceğim, lanet olası, bugün izin günüm. arabaları ve yanlarından eksik olmayan parasız
konsomatrisler sayesinde tanıyabilirsiniz. ġanslı
Bu iĢ çok kazandırmasa da, gene de Ģükretmeli-
gruptaysanız eğer, hiçbir Ģey sizin aleyhinize çalıĢ-
yim. Daha da Ģanssız olabilirdim. En azından sigor-
maz. Adam öldürürseniz, kurbana verirler cezayı
tamı ödüyorlar, fazla mesai ücreti vermeseler de,
bu ülkede.
izin günümde, sabahın köründe arayıp uyandırsalar
da, inanın bana daha da kötü iĢleri gördüm. Bir de torpilliler sınıfı var. Burada da babanız çok
zengin olmasa da, ya bürokrattır, ya akademisyen-
Hiç çalıĢmamaktan iyidir, sürekli sizden karınız
dir, ya askerdir vs… Mutlaka bir yerlerden bir yer-
gibi fedakarlık bekleyen bir iĢyeriniz de olsa. Batıda
lere hatırı geçiyordur. Bu sınıfta doğmuĢsanız
böyle değildir belki ama, burada yaptığınız her söz-
eğer, biraz çalıĢma ile, istenen asgari kalifikasyon-
leĢme, sanki Ģirketinizle evleniyormuĢsunuz gibi.
ları kazandığınız vakit, istediğiniz yerde iĢ bulursu-
Görünürde günde 8 saat ücret alırsınız ancak, me-
nuz, tüm kapılar size açılır. Ancak sonra da ömrü-
sailere para vermezler. Cumartesi gittiğiniz olur, ya
nüz boyunca sayılmamaya, torpilli diye arkanızdan
da siz evdeyken, uykudayken ararlar. Uyku saatle-
konuĢulmasına hazır olmanız lazım. Tıpkı babası
rinizi bile Ģirketinizle geçirirsiniz.
profesör olup, saltanat usulüyle profesörlüğe de-
Tam da evlilik gibi değil aslında. ġirket sizi istedi- vam eden evlatlar gibi…
ği zaman kapı dıĢarı edebilir.
Garibanlar vardır bir de. % bilmemkaçları iĢsiz-
E-postan var!.. Klink… Klink!.. Bakarsın postaya. dir. Çoğunlukla hayatları, girdikleri bir cinnet sonu-
KovulmuĢsundur, muhasebeye çağırıyorlardır. Sa- cu intiharla sonuçlanır. Tabii buna hayat denebilir-
bah’ın köründe kalkmalar, para almadan mesaiye se. YaĢamak için okumak zorundadırlar, ancak
kalmak için zorlanman… okuyacak paraları yoktur. Bu gruptaysanız eğer,
her Ģey aleyhinize iĢler. Polis’ten siz dayak yersi-
Senin bir hakkın yoktur, ama Ģirket senin efendin- niz. Askerde ezilirsiniz. Aslında bütün ömrünüz
dir. Tabii Ģirket herkesin efendisi değildir, Ģirketin boyunca ezilirsiniz.
efendisi olanlar da var. Ama onlar büyük insanlar-
dır. Yeni kurtarıcılarımız, modern peygamberlerdir. Sanırım ben bu son gruptan değilim. ÇalıĢmaya
Ġnsanlık umudunu onların vicdanına bağlamıĢtır. ihtiyacım yok, ama çalıĢıyorum. ArkadaĢlarım ne-
den çalıĢtığımı soruyorlar bana. Onlara boĢ boĢ
Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
Türkiye’de doğduysanız, bütün toplumsal sınıfları bakıyorum. BoĢ ama acıyan gözlerle. Genelde ak-
unutun. Burjuvazi, proletarya, aristokrasi, orta sı- Ģam dıĢarı çıkmak, bir kulüpte tepinip, kızları kes-
nıf… Hepsi palavra bunların burada. Çünkü bu ül- mek için çağırılırım. Ama reddederim. Benim iğ-
kede ana olarak üç toplumsal sınıf vardır: Ģanslılar, renç bir hayatım var, ama gene de onlarınkinden
torpilliler ve garibanlar. iyidir, diye düĢünüyorum
Sayfa 76 Politika Dergisi

Sabahlarıysa öğürtülerle uyanırım. Lavaboyla düĢünüyorum. Hayvan belgeselleriyle, bu program-


öpüĢürüm. Bir daha, bir daha. Eğer ertesi günden lar arasındaki farkı biri bana anlatabilir mi?
kalmaysam da, çoğunlukla uyumadan önce kus-
muĢumdur ve uyandığımda yastığımda salya leke- Eğer bunların doğal yaĢama alanlarına giderse-
leri vardır. niz, bütün gün ne yaptıklarını gözlemleme Ģansınız
olur. Safari gibi düĢünün bunu. Kafede oturup boĢ
Benim iğrenç bir hayatım var, ama hiç dibi göre- lakırdılarla zaman öldüren ceylanlar. Aslında bir su
medim. aygırı olup, altındaki arabasıyla çakal kılığında zeb-
raları kovalayan hayvanları düĢünün. Metropolitan
Aklımdan bunları geçirirken, telefondaki kiĢi sinirli hunter… Hayatları böyle geçer. YanlıĢ anlamayın
bir halde telefonu yüzüme kapatıyor. O da gariban onları suçlamıyorum, ülkedeki düzen bu. Ahlaki
sınıfından aslında. Bu sınıftakiler hınçlarını birbirle- dibevurum sonucu sosyal bir dıĢavurum onlarınkisi.
rinden çıkartırlar, üst gruplara bulaĢacak güçleri
yoktur. Sistem böyle iĢler. Hayvan belgesellerini düĢünün.

Bütün haftasonu sabah magazin programlarında, ArkadaĢım arıyor. Beni Çin lokantasına davet
bu ne iĢ yaptığı belli olmayan zengin adamların, edecekmiĢ. Gidiyorum, oturuyoruz. Hiçbir yemeğini
çocuklarını ya da karılarını izlersiniz. Giysileri, kok- bilmediğimden arkadaĢımın söylediğinden söylüyo-
teyller, kavgaları falan filan. rum. Noodle’mıĢ yemeğin adı, ama bence eriĢte.
Çin lokantasında, neden Noodle isimli bir yemek
Birazcık hayvan belgeseli tadı verir bana, oturup vardır? Bu Çince bir ad mı? Çinlilerin çok fakir ol-
izlerim. Doğadaki baĢka yaratıkların hayatlarını, duklarını ve üç öğün pirinç yediklerini duymuĢtum
hatta çiftleĢmelerini bile gösterirler bu magazin halbuki.
programları. Tereyağımı ekmeğe sürerken bunu
“Garson!!! Bana pirinç lapası getir!” Masadakiler
ĢaĢkın ĢaĢkın bana bakıp, benimle dalga geçiyor-
lar. Ben de onları izliyorum. Erkekler benim üzerim-
den, kızları güldürerek prim kazanma peĢindeler.

Birbirlerine kur yapan ağustos böceklerini düĢü-


nün…

KöĢede bir masada, Ģık giyimli bir adamla, bir


fahiĢe oturuyor. GülüĢüyorlar. Adamın eli, fahiĢenin
bacaklarında. Kızına, baĢka erkeklerle beraber ol-
ması için ayda milyarlarca para veren adam, kendi-
siyle birlikte olan bu kadına gece sonunda 500 lira-
dan fazla vermeyecek.

Gelir dağılımı adaletsizliği!

Bu ülke böyle, diye düĢünüyorum içimden. Küçük


Amerika… Onlar gibi modern yaĢıyoruz biz de.

Asim.Us@PolitikaDergisi.com
Sayı 23 Sayfa 77

Schopenhauer “K” Dergi Hakkında


Ne Düşünüyor?
Emrah ÖZDEMĠR
yücelmelerine ve ay-

“P
aranoyaktı… Geceleri bir gürültü dınlanmalarına katkıda
duyduğunda yatağından fırlayıp bulunmakla kalmayıp,
tabancasıyla kılıcını eline alıyor, her aynı zamanda onuncu
gün berberine o gün usturasıyla hatta yirminci kuşağa
boğazını keseceği korkusuyla gidi- kadar gelecek nesillere
yor, … de hayrı dokunacak
olan eserler meydana
Cimriydi… Altın paralarını mürekkep hokkasının getirmiştir. Böylelikle
altına, hisse senetlerini günlüklerinin arasına saklı- bu adam insanlığa
yor… emsalsiz bir bağışta
bulunmuştur, bu
Kadın düşmanıydı…
ayaktakımı belki de
(…) bundan cesaret alarak kendilerinin onun kişili-
ğini ve davranışlarını yargılayarak, onda kimi
Hırslı olduğu kadar acımasızdı da…” kusur ve lekeleri bulup ortaya çıkaracak mevki-
de olduklarını düşünürler, çünkü kendi hiçlikle-
K dergiyi daha önce okumuĢsanız, bu satırların rinin ezici duygusuyla karşılaştırıldığında böy-
ve buna benzer onlarcasının bu dergide yer aldığını lesine büyük bir adamın karşısında duydukları
bilirsiniz. Edebiyat dergisi olarak bilinen dergi, ya- acıyı dindirmek isterler. Bu, sözgelimi Goethe‟nin
zarların daha çok özel yaĢamlarını konu ediniyor: hayatının ahlaki yönü üzerine sayısız kitap ve eleş-
eĢcinsellikleri, fobileri, uç öyküleri, yasak aĢkları, tirilerde sürdürülen bütün bu kılı kırk yaran sıkıcı,
zayıflıkları… Derginin 29. sayısında (20 Nisan usandırıcı tartışmaların gerçek kaynağıdır: Gençli-
2007) Pelin Özgür’ün kaleme aldığı yukarıdaki sa- ğinde âşık olduğu şu ya da bu kızla evlenmeli miy-
tırların öznesi büyük Alman filozofu Arthur di, evlenmemeli miydi… (…) Böylesine arsız ka-
Schopenhauer. dirbilmezlik ve kötücül çekiştiricilikle bu sokul-
gan ve işgüzar yargılar, bunların zihni ve fikri
Peki, 1860’da ölen Schopenhauer, 2007 yılında
bakımdan olduğu kadar ahlaken de düzenbaz
çıkan bu yazıya nasıl bakıyor:
olduğunu göstermektedir, ki bu çok şey söy-
“…Bir filozofun düşüncelerini incelemek yeri- ler.” (Arthur Schopenhauer, Seçkinlik ve Sıradan-
ne hayat hikayesini okuyarak, onu anlamaya lık Üzerine, Say Yayınları, Çev: Ahmet Aydoğan,
çalışanlar, bir resmin kendisini gözardı edip S.36-37)
çerçevesinin biçim ve üslubuna dikkat kesilen-
Ben hiç yorum katmıyorum: Schopenhauer’in K
lere, ahşabın iyi oyulup oyulmadığını, yaldızının
dergi ve ona benzer olarak, dâhilerin, “büyük ka-
kaça mal olduğunu tartışanlara benzerler.
fa”ların, filozofların, yazarların asıl yapıtlarını bıra-
Bütün bunlar iyi güzel de, ilgileri maddi ve şahsi kıp özel yaĢamlarıyla uğraĢanlara 150 yıl önceden
mülahazalara yönelmiş olmakla beraber daha ileri “peĢinen” verdiği yanıt bu. KeĢke
gidip bunu bütünüyle boşuna ve gereksiz bir çaba Schopenhauer’in özel yaĢamını bu kadar incele-
Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
haline getirecek bir noktaya vardıran başka bir yecekleri yerde, yazdıklarına o kadar baksaydılar.
zümre vardır. Çünkü büyük bir kafa, insanlara en Hiç olmazsa O’nun yaĢamını konu edinmeselerdi,
derin varlığının hazinelerini açmıştır ve sahip oldu- birileri bu yazıyı yazmazdı belki…
ğu kabiliyetlerin üstün çabasıyla sadece onların
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Sayfa 78 Politika Dergisi

Sersefilin Düşü
çorap yırtığından bir tane beyaz 5 kırmızıda bir,
uğrunda Ģah damarına neĢter çekilebilecek.
Mert ATALAY
Öyle bir beyaz ten…

B
aĢka bir dil bu. Ġnsan beyninin parçalan- öyle bir beyazlık dökülmüĢ kaldırıma… Kırmızı-
mıĢlığına, bilgilerin kökensizce savrulu- Beyaz.
Ģuna baĢka bir dil bu, karanlığın kökleri-
ne su. Gece olsa dedikodusu eĢek öldürür, öldü diyen-
ler olur,
ĠĢte böyle baĢlıyor dedi pervasız, kolera sokakla-
rının sersefili. Bu iĢin ironisi açık seçik; fikirler ölmez!

Kaldırımları yalayan adımlara paraflar atan Ģair- KöĢede kaĢını kestirmiĢ ağır ağabeylerin tespihi
lerin ellerinden kaporta döĢüyor muktedir keĢler. ile aynı tınıyı tutturuyor Özgür ve onun külüstürü.
Daha yeni sürülmüĢ ojeli elleri öpmeli, koklamalı Yandan yandan çizik bilenen bakıĢların tam berdu-
kafa buluyor virane fiyaskolar. ĠĢte… ĠĢte dökülüyor Ģunda Ģarap ĢiĢeleri. Belde tabiî ki… Silah gibi.
bir kadının iki göğsünden bembeyaz cümleler, tuta- Söyleniyor anıra anıra, duyuluyor ancak sessizlik:
mıyoruz, kafamız boynumuza dek 359 derece dö-
nüp avucuna sert kahve doldurulmuĢ dilberden her Akustik Ģekilde, gümüĢ… tınılarıyla kulaklarda
gün bir yudum kahve içen adamın adamlığına, kıyamet kopmakta.
adama ne Ģayet ne Ģahit simitçinin simitlerinin orta-
Etine dolgun kedilere uzanamayan kasaplar
sından görünen dünya. BoĢluk değil midir Kamil?
mundar türküsü belleyip müĢteri toparlamaktaydı-
Yuvarlak değil midir görünen her Ģey bir simidin
lar. Bu efkarın gökyüzü boĢalmıĢlığına Ģahit / oğlu
ortasından…
21 yaĢında ġırnak’ta Ģehittir. / adama her gün aynı
Korna seslerinden ritim çıkaran, Alzheimer taklidi soruyu soran Ģizoid karakterlerini görmeye baĢla-
yapan berberin rengârenk düĢüydü bu; biz karası- makta alabildiğine sokak. Zooney adımını atar at-
na düĢtük; simsiyah saçları kesip ellerimize verdi. maz boynundaki soğuk ölümle yığılıyor yere, 21
Yoksa niye tanrıcılık oynamaya çalıĢıyor, dört yol yaĢında. Üstüne kitaplar, haberler yazılıyor oku-
ağzında ıĢıkları çalınan trafik lambalarında solcula-
rı öldürmekten sol botunun ucu kirlenmiĢ polis?

Keyfleniyor iĢte nargilenin fokurtusu; pencerenin


kenarına bıraktığın gözlükler Ģu koca Ģehrin baka
baka halka açık kerhanelerine bakıyor 23 saat. 1
saatte cigara sarıyorsun, nargile fokurtusu; yahu
anlatım bozukluğu yapmazsan anlayamıyorum
seni, anlaĢamıyoruz kaymakçı, sen bu kaymağa
kirli tırnaklarını değdirmezsen, anlayamıyorsun
değil mi bu sokağı, içinin tertemizliğinden.

Nargile fokurtusu…

Gözlerinin seyir ettiği saliseden ötedir yalanıyor


kaldırımlar. Çorabının renginde döĢeniyor. Kaldı-
rımları, kırmızı- gri kırmızı- gri kırmızı- gri, ince bir
Sayı 23 Sayfa 79

yanlara katılım sertifikası verilmek üzere. Herkes ÜĢüyoruz.


21 yaĢında ġırnak’ ta Ģehit oluyor o vakit, kimin
öldürdüğünü bilerek. Aklımızda binlerce cam kırıklarıyla düĢünemiyo-
ruz.
Kimin öldürdüğünü bilerek
DolmuĢçu yevmiyesini kornasıyla toparlamaya
Kimin öldürdüğünü bilerek çalıĢırken sabah sisini indirgeyen sıcaklığa okkalı
küfrünü iĢitip uyanıyor minyatür umutlardan.
Kinin öldürdüğünü bilerek…
- Özgürlük dediğimiz sadece Ģovdur ulan! nara-
Giderek sadeleĢiyor sohbetlerin en zakkumlu keli- sıyla özgür olan kolera sokaklarının sersefilinin
meleri, bakılıyor ki eĢref saatinde inlemeler ayıp düĢüydü bu, kadınların ojeli tırnaklarını koklayıp
oluyor, minareye çıkarılıyor inlemek isteyen, sonra kafa bulandan…
tüm camilerin minareleri bir kiĢiye bağlanıyor.
Playback ezanlarla playback namazlarla playback Mert.Atalay@PolitikaDergisi.com
sevaplar iĢleniyor burada.

Heavy Metal müziğin öncü-


lerinden, o meĢhur “horned
hand” (boynuzlu el - metalci
simgesi) iĢaretinin de babası,
Ronnie James Dio (1942-
2010) yaĢamını yitirdi...

Rainbow, Black Sabbath ve


Dio gibi adı unutulmaz grup-
larda vokalistti. Bir döneme
damgasını vuran “karanlıktaki
gökkuĢağı” R. J. Dio, rock-
metal müzik dinleyenlerin hafı-
zalarından silinmeyecek.

Biz de bu efsane isim hak-


kında daha sonra bir yazı yaz-
ma sözü vererek tüm sevenle-
rine baĢ sağlığı diliyoruz.
Sayfa 80 Politika Dergisi

P—Müzik/DVD: Nâzım Oratoryosu (Fazıl SAY)


Emrah ÖZDEMĠR

U
lusumuzun övünç kaynağı Fazıl Say’ın
ölümsüz Ģairimiz Nâzım Hikmet için
yaptığı eĢsiz bestelerden oluĢan Nâzım
adlı albümünü hemen hemen duyma-
yan kalmadı. Yine de Nâzım’ın ölüm yıldönümünü
bu yıl bu biçimde sayfalarımıza taĢıyalım, dedim.

Attilâ Ġlhan, her şiirin kendine özgü bir melodisi


olduğunu ve şiirlerin bestelenmesi gerektiğini söy-
lerdi. Büyük Ģairimiz Nâzım’ın sözcükleriyle, dahi
müzsiyenimiz Fazıl Say’ın notaları birbirine çok
yakıĢıyor, bir bütünlük sunuyor. Attilâ Ġlhan’ın ifa-
de ettiği de buydu sanırım.

Ġbrahim Yazıcı’nın Ģefliğinde Bilkent Senfoni ve


Devlet Çoksesli Korosu’na Genco Erkal, Ser-
tab Erener, Güvenç Dağüstün ve küçük kardeĢle-
rimiz eĢlik etmiĢ.

Özellikle Genco Erkal’ın “Nâzım Hikmet vatan


hainliğine devam ediyor hâlâ” derken vurguları ve
gösterdiği içtenlik, Nâzım Hikmet’in Ģu anda da
vatan hainliğine devam ettiği (!) izlenimi yaratıyor.
Bilinmeyen suçlarla aylardır tutuklu bulunan yeni olan büyük sanatçının bir yerlere gitmediğini gör-
Nâzımların belki de... mek de ülkenin aydınlığı için savaĢımda bulunanla-
ra güç vermiĢtir.
ġehitler, Kuvayi Milliye ġehitleri okunurken, ger-
çekten tüyleriniz diken diken oluyor. Kuvayi Milliye 3 Haziran’da Antalya Konyaaltı Açık Hava Tiyat-
Ģehitleri mezardan çıkmayacak, ama en azından rosu’nda Belediye BaĢkanı Mustafa Akaydın’ın da
kendi yaptıklarınızdan utanır oluyorsunuz… desteğiyle yeniden çalınan oratoryo için birçok kim-
senin bilet bulamadığını da anımsatmak istedim.
Nâzım’ın -bildiğim kadarıyla- o türde yazdığı tek
Ģiir olan Üç Selvi’de de Ģiir ve notaların ortak duy- Bildiğim kadarıyla albümün yalnızca DVD sürümü
gusuna kapılıyorsunuz... satılmaktadır.

Hepsini tek tek saymaya gerek duymuyorum. Klasik parçalara da kendine özgü yorumlarla ayrı
Çünkü tüm besteler birbirinden hoĢ ve etkileyici. bir hava katan Fazıl Say’ın bu fırsatla daha çok ilgi
görmesi gerektiğini bildirmek istiyorum.
“Final” Ģarkısı olan YaĢamaya Dair’i de hayran-
lıkla dinledikten sonra Türkiye’nin yetiĢtirdiği bu iki Ġyi ki varsın Fazıl Say, iyi ki vardın Nâzım...
büyük isimle aynı dili konuĢtuğunuzu, sizin Ģehirle-
rinizde bu oratoryonun gezdiğini bilerek kendinizi
Ģanslı hissedeceksiniz.
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Giderse çok üzüntü duymam, diyenlere inat, seç-
kinliğini doğumdan değil, yapıtlarından kazanmıĢ
PD
www.politikadergisi.com — iletisim@politikadergisi.com

ġEHĠT ASKERLERĠMĠZĠ
SAYGIYLA, MĠNNETLE, BÜYÜK ÜZÜNTÜYLE
ANIYORUZ.
AĠLELERĠNĠN, SEVDĠKLERĠNĠN VE ULUSUMUZUN
TeĢekkür:

> Uludağ Üniversitesi’nin


BAġI SAĞOLSUN.
eskimez rektörü Mustafa
Yurtkuran’a,

> Değerli hocamız Sertaç


Serdar’a,

> Hocamız Tahir


BaĢtaymaz’a,

> YeniÇağ yazarı Arslan


Bulut’a,

>Dilek ve Oktay
Sinanoğlu çiftine,

> Cumhuriyet yazarı Emre


Kongar’a,

> Kerem Doksat’a,

> Sina AkĢin’e,

> Soner Yalçın’a ve EY TÜRK GENÇLĠĞĠ!


odatv.com’a,
Birinci ödevin Türk Bağımsızlığını, Türk Cumhuriyetini, sonsuza dek korumak ve
> Milliyet gazetesi yazarı savunmaktır.
Melih AĢık’a ve elbette
Haldun Ertem’e, Varlığının ve geleceğinin biricik temeli budur. Bu temel, senin en değerli
(güven) kaynağındır. Gelecekte de, yurt içinde ve dıĢında, seni bu kaynaktan
> UMED BaĢkanı Erdinç yoksun bırakmak isteyecek kötüler bulunacaktır. Bir gün, Bağımsızlığını ve
Dündar’a
Cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, göreve atılmak için içinde buluna-
> Metin Tınay ve Verim cağın ortamın olanak ve koĢullarını düĢünmeyeceksin! Bu olanak ve koĢullar
Hosing’e, çok elveriĢsiz olabilir. Bağımsızlığına ve Cumhuriyetine kıymak isteyecek düĢ-
manlar, bütün dünyada benzeri görülmedik bir yenginin temsilcisi olabilirler.
> Tüm emeği geçenlere Zorla ya da aldatıcı düzenlerle, sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmıĢ, bütün
tersaneleri ele geçirilmiĢ, bütün orduları dağıtılmıĢ ve yurdun her köĢesine ey-
> Ve tabii ki desteğini lemli olarak girilmiĢ olabilir. Bütün bu durumlardan daha acı ve daha korkunç
esirgemeyen tüm okurla- olmak üzere, yurdun içinde yönetim baĢında bulunanlar, aymazlık ve sapkın-
rımıza
lık ve üstelik hayinlik içinde bulunabilirler. Dahası, yönetim baĢında bulunan
Dergimize verdikleri böyleleri, kiĢisel çıkarlarını, yurduna girip yayılmıĢ olan (dıĢ) düĢmanların siya-
destekten ötürü teĢekkür sal amaçlarıyla birleĢtirebilirler. Ulus, yoksulluk ve darlık içinde ezgin ve bitkin
etmeye borç biliriz. düĢmüĢ olabilir.
Ey Türk geleceğinin genç kuĢakları! ĠĢte bu ortam ve koĢullarda bile ödevin,
Türk Bağımsızlığını ve Cumhuriyetini kurtarmaktır.
Gereksindiğin güç, damarlarındaki soylu kanda vardır.