You are on page 1of 98

Politika Dergisi

Kurucular: Sayı 22 Sayı 22 Mayıs, 2010

Emrah ÖZDEMĠR
Gökhan DAĞ
“Editörya”dan...
Değerli okuyucularımız, öncelikle kendimizde aramamız
Yeni bir sayıyla daha merha- gerekmektedir.
Bu Sayıda Yazanlar:
ba diyoruz, sizlere. Politika Dergisi olarak, bilinçli
Alan WOODS
Aylin SAPAZ Demokratik savaşımlar veren yurttaşların oluşturduğu gerçek
Cem O. TAMTÜRK
bir yurttaşı türlü oyunlarla dü- bir demokrasi yolunda yapaca-
Emrah ÖZDEMĠR
Evren YELKANAT şürürüz, yükselmesini engelleriz. ğımız her şeyi de yapmaya her
Ġrfan DEĞĠRMENCĠ
Bir parti liderini tuzakla indiri- zaman için hazırız.
Mehmet Halil ARIK
Nuran TALAY
O. Kemal ÖZKAN
riz. Bu sayımızda da çıtamızı bi-
Saadet TOKSÖZ
Ve bu bizim ülkemize demok- raz daha yükseltmeye çalıştık.
Selvihan ÇĠĞDEM
Sevda EĞER rasi kazandırır… Dolgun makaleler ve etkileyici
iki röportaj bulacaksınız. Gerisi
Bu bölümde gündeme girmeyi içeride…
P-Foto: pek düşünmüyorum. Deniz
Baykal’a ait olduğu öne sürülen Gâzi Mustafa Kemal Atatürk-
GüneĢ ER
kasetle ilgili daha o gün bir bil- ’ün “millet adamı” olarak, her
Karikatür: diri yayımlamıştık. şeyi göze alıp Anadolu’ya geçişin
yıldönümünde de hepinizin
Irmak ATABERK Umarım Türkiye demokrasisi Gençlik ve Spor Bayramını kut-
Kapak Tasarım:
bundan sonra katakullilerle de- luyorum. 19 Mayıs’ta doğdum,
ğil; akılla, örgütle, yayınla, bi- diyerek, ulusun yazgısıyla kendi
Emrah ÖZDEMĠR
limle, düşünceyle işletilmeye ça- yazgısını bir tuttuğunu gösteren
Web Tasarım: lışılır. Aksi halde bu gidiş, gidiş eşsiz önderimizin sevgili anısı
Gökhan DAĞ değil. önünde saygıyla eğiliyorum.
Metin TINAY
Tabii, “benim adamım,senin Umarım beklentilerinizi karşı-
Not: Bu tabloda alfa- adamın” diye bir ayrım yaptığı- layabilmişizdir.
betik sıralama kullanıl-
mıştır.
mızdan belden aşağı vuran
komplocular genelde amaçlarına Demokratik ve özgür bir Tür-
ulaşmış oluyorlar. Sorunu, suçu kiye umuduyla...
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Politika Dergisi

Sayı 22 Sayı 22 Mayıs, 2010


Yönetim Kurulu BaĢkanı:
Gökhan DAĞ

Genel Yayın Yönetmeni: İçindekiler


Emrah ÖZDEMĠR

Yazı ĠĢleri Müdürü:


Evren YELKANAT “Ahlaksızlığa Ortak Olmayın!” Bildirisi
Sy. 8
Ġdari ĠĢler Müdürü:
Timur V. DOĞRUOK Alan WOODS, Çev.: Göktuğ YELKANAT
Plan-Proje Müdürü: Burjuva ekonomistleri neyi biliyor?
Nuran TALAY Kapitalizm Krizi ve
Editörler: Marksist Düşüncenin Görevleri (1)
Selvihan ÇĠĞDEM Sy. 10
Sevda EĞER

Röp. Yapan: Nuran TALAY


Politika Dergisi—Yıldız POTAS Mülakatı
Siyasetin İçinden Yükselen
GDO’ya Hayır Seferberliği
Sy. 16
Röp. Yapan: Nuran TALAY
Politika Dergisi—William Engdahl Mülakatı
“İnsan Nüfusunu ve Davranışlarını
Kontrol Edecekler.”
Sy. 20
İrfan DEĞİRMENCİ
“Bizim çocuklara sorduk, adres biz değiliz.”
“Bizim Çocuklar”ın Tanıdık Eylemleri
ve Söylemleri
Sy. 26
Emrah ÖZDEMİR
...hesaba çekenin kim olduğu da önemlidir...
Ergenekon, İkinci Malta Sürgünleri Olayı mı (3)
Sy. 36
Politika Dergisi

Sayı 22 Sayı 22 Mayıs, 2010

İçindekiler

Saadet TOKSÖZ
Hakkımızda: Niyetler ve hedefler belli...
Cadı Avı ile Cumhuriyetin Tasfiyesi (2)
Politika Dergisi, Ulu- Sy. 46
dağ Üniversitesi öğ-
rencilerinin kurmuĢ Sevda EĞER
olduğu bir politik 1969-78 arası heyecanlı günler
gençlik hareketidir.
YaratılmıĢ ve halen Cumhuriyet Tarihine Kronolojik Bakış (III)
de sürdürülmek iste- Sy. 50
nen apolitik gençliğe
bir karĢı duruĢ fikrin- Aylin SAPAZ
den doğan Politika
Üç fidan ve 68 kuşağı...
Dergisi, kanunlara
uyulduğu ve okuyu- Direnç Çiçekleri
cusuna saygılı oldu- Sy. 60
ğu takdirde her türlü
görüĢe önem verir. Mehmet Halil ARIK
PD, Türkiye Cum-
huriyeti'nin temel
“Onlar”...
niteliklerini benimse- 6 Mayıs:
miĢ, cesaretini Mus- Ölümsüzleşebilmeyi Çağrıştıran Tarih
tafa Kemal Atatürk-
'ün Bursa Nutku'n- Sy. 64
dan almıĢtır.

Emekten Yana Mühendisler


“Emekten Yana Mühendisler”den gelen bildiriyi yayımlıyoruz…
EMO İstanbul Yönetiminden Çalışanlarına
Emek Düşmanı Tavır: Sürgün
Sy. 68
Politika Dergisi

Sayı 22 Sayı 22 Mayıs, 2010

İçindekiler

Oğuz Kemal ÖZKAN


Sömürücüler, avcılar, vaatler, yalanlar...
İnsan Çiftliği
Sy. 70

Nuran TALAY
Üçüncü köprüyle İstanbul’un sorunları bitecek mi?
İstanbul’a Üçüncü Köprü Önerisi ve
Toplumsal Sorunlara Yaklaşımlar
Sy. 74

Selvihan ÇİĞDEM
Devlet neden var, kimden korur kendini?
Siyasi Partiler Gerektiğinde Kapatılmalı mı? (1)
Sy. 78

Cem Osman TAMTÜRK


Demokrasi mi, despotizm mi?
AKP Anayasası ve Türkiye
Sy. 84

Sevda EĞER
Bir manifesto niteliğinde...
Çocuk Hakları
Sy. 87
Politika Dergisi

Sayı 22 Sayı 22 Mayıs, 2010

İçindekiler
kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kültür sanat kült
Der: Emrah ÖZDEMİR
P—Kitap: Seçkiler
Sy. 90

Irmak ATABERK
ÇIZIKTIRMAK - Baykallı Dönem Kapanırken
Sy. 91

Der: Evren YELKANAT


P—Kitap: Yeni Çıkanlardan
Sy. 93

Der: Emrah ÖZDEMİR


P—Film: Hasta (Sicko)
Sy. 96

Güneş ER
P—Foto:
Herkesin Ağzına Bir Parmak Bal: Roman Açılımı
Sy. 93

Herkesin Ağzına Bir Parmak Bal: Alevi Açılımı


Sy. 95

Üç Fidana Özlem
Sy. 94
Sayfa 8 Politika Dergisi

Sitede yayımlamıştık. Şimdi küçük bir düzenlemeyle...

“Ahlaksızlığa Ortak
Olmayın!” Bildirisi

C
umhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı DERGĠSĠ olarak buna kesinkes, Ģiddetle karĢıyız ve
Deniz Baykal‟a ait olduğu iddia edilen eğer bu biçimde bir ―linç kampanyası‖ düzenlenirse
kaset ile ilgili POLİTİKA DERGİSİ açık Ģekilde Deniz Baykal‘ın yanında oluruz; çünkü
Editörya‟sının bildirisidir. bizim gözümüzde siyaseti alçaklar ve onların al-
çaklıkları yönetmemelidir. Bu mesele üzerinden
Siyaseti daha fazla kiĢinin katılımıyla ve daha siyaset yapan herkes de bu ahlaksızlığa ortak ol-
fazla nitelikli insanın varlığıyla üst düzeye çıkarma- muĢ sayılır.
ya çalıĢan dergimiz ve hareketimiz, CHP‘nin lideri
Deniz Baykal‘a ait olduğu iddia edilen kaseti çe- Cumhuriyet Halk Partilileri liderlerine karĢı yapı-
kenleri, yayımlayanları ve bunun üzerinden siyaset lan ahlaksızlıklara
yapmaya çalıĢan- karĢı dayanıĢma-
ları kınamaktadır. ya, diğer partili ve
Büyük olasılıkla partisiz tüm yurt-
montaj olsa da taĢlarımızı da bu
montaj olup olma- iğrençliklere kulak
ması bizim bu asmamaya çağırı-
bildirimiz açısın- yoruz.
dan hiçbir Ģeyi
değiĢtirmemek- Türk siyasetinin
tedir. Dergimiz bu önemli adamı-
daha önce baĢka nın, tuzaklar ve
partili kimselerin özel yaĢamı ayak-
de bu biçimdeki lar altına alınarak
videolarına itibar devrilmesine sevi-
göstermemiĢtir. necek bir muhalifi
olduğunu düĢün-
CHP‘ye karĢı müyoruz. Bu bi-
olabilirsiniz, elbet- çimde bir baĢarı
te! siyaseti bir dava
olarak görmüĢ in-
Deniz Baykal‘a sanlara yakıĢmaz.
muhalif olabilirsiniz. Uygulamalarına kızabilirsiniz;
bu yüzden hareketler, topluluklar kurabilirsiniz; Kısacası, Türk kamuoyunu ahlaksızlığa, “Büyük
ama Baykal‘ın yolsuzluğunu, Ģaibesini bulamayan- Birader” ve “montaj” faĢizmine karĢı durmaya
ların böylesi bir iğrençliğe bulaĢmalarının anlamını çağırıyoruz.
da tahmin etmekteyiz.
Saygılar…
Ancak; olası halkoylaması, olası seçim ve Kurul-
tay öncesi Deniz Baykal bu Ģekilde ahlaksız oyun- POLĠTĠKA DERGĠSĠ
larla alaĢağı edilmeye çalıĢılıyor ise POLĠTĠKA
Sayı 22 Sayfa 9
Sayfa 10 Politika Dergisi

Burjuva ekonomistleri neyi biliyor?

Kapitalizm Krizi ve Marksist


Düşüncenin Görevleri (1)
Alan WOODS
er geç bu en
derin krizden,
sistemin, iĢçi
Dünya kapitalizminin şimdi- sınıfı tarafından
ki durumu, 1938’de devrildiğinde
kurtulacaktır.
Troçki’nin söylediği bir sözü
hatırlatır: “Tarafsız olarak Bu, gün gibi
ortadadır. Asıl
konuşuyorum, dünya sosya- soru “krizden
Alan Woods ve Hugo Chavez
list devrimi için koşullar sade- nasıl kurtulunur
ve maliyeti ne
ce uygun ve olgun değil, aynı olur”? Ġkinci soru ise “ekonomik döngüler ve işçi
zamanda olgunlaşma safhası- sınıfı bilinci arasındaki ilişki”dir. Troçki, ekonomik
döngüler ve bilinç arasında iliĢkinin, kendiliğinden
nı bile geçmiştir.” oluĢmayan bir iliĢki olduğunu defalarca açıklamıĢtır.
Bu iliĢki, somut olarak analiz edilmesi gereken bir-
çok faktör tarafından koĢula bağlanmıĢtır.

U
luslararası Marksist Eğilim Okulu 2009
Troçki‘nin bu soruna değindiği, Komünist Enter-
Temmuz ayının sonunda bir toplantı
nasyonal‘in ilk beĢ yıllığında bulabileceğiniz çok
düzenledi. Günümüzde yaĢanan kapita-
önemli iki makalesi (Flood- Tide), vardır. Esas
list kriz dolayısıyla bir konuĢma yapan
önem taĢıyan diğer makalesi 1932 yılında yazılmıĢ-
Alan Woods, konuĢmasında iktisadi döngüler ve
tır, yani, 1929 büyük buhranı takip eden derin kriz
sınıf mücadelesi arasındaki iliĢkiden, sistem içinde
esnasında. (Bu makale, ―Komintern‘in YanlıĢlarının
yığılan muazzam çeliĢkiler dikkate alındığında,
3. Dönemi‖ [Ocak 8,1930]). Bu iki makale her dü-
hangi kurtuluĢ yolunu seçmemiz gerektiğinden
zeyde bütün yönleriyle tartıĢılmayı hak ediyor.
bahsetmiĢti.
“İnsan bilinci doğal olarak muhafazakârdır” çıkarı-
Ekonomik Döngüler ve Sınıf Mücadelesi
mı, diyalektik materyalizmin ilk önermesidir. Çoğu
1930‘lardan bu yana dünya en derin krizini yaĢı- insan değiĢmekten hoĢlanmaz. Yeni fikirlere karĢı-
yor. Troçki, Marksist çözümlemenin yüzleĢtiği en dırlar. Ve ağır çekiç darbeleri neticesi karĢısında,
zor ve karmaĢık görevlerinden birinin “nasıl bir dö- insanların bu fikirlerini terk etmeye mecbur bırakıla-
nemden geçiyoruz” sorusuna cevap vermek oldu- na kadar, onlar var olan toplumsal formlar ve fikirle-
ğunu ifade etmiĢtir. re bağlı kalacaklardır (yapıĢacaklardır).

Kapitalizmin son krizi diye bir Ģey yoktur. AĢırı Dünya kapitalizminin Ģimdiki durumu, 1938‘de
durgunluk dönemi, hemen hemen 200 yıldan beri Troçki‘nin söylediği bir sözü hatırlatır: “Tarafsız
kapitalizmin değiĢmez özelliğidir. Kapitalist sistem olarak konuşuyorum, dünya sosyalist devrimi için
koşullar sadece uygun ve olgun değil, aynı zaman-
Sayı 22 Sayfa 11

da olgunlaşma safhasını bile geçmiştir.” Bu durum,


tarihsel bir bakıĢ açısıyla kendi iflasını açığa vurdu. Öznel etkenleri konuştuğu-
Bu herkes için apaçık meydandadır. Böyle olduğu muzda, yani liderliği ko-
halde hala bir çeliĢki, paradoks içerisindeyiz. Bu
doğruysa, niçin Marksizm yanlıları hala ufak bir nuştuğumuzda, bu örgütle-
azınlığı temsil etmeyi sürdürmektedir? Cevabı çok
basittir. Bilinçli olma (bilinçlilik, bilinçlendirme), ta-
rin liderliği bizim için öz-
rafsız durumun çok çok gerisinde kalmaktadır. ĠĢçi nel bir etken değildir. Bu,
sınıfı kitle örgütleri, gerçek durumun çok çok geri-
sinde kalmaktadır. En önemlisi proletarya liderleri bir süreliğine süreci durdu-
de tarafsız durumun çok çok gerisinde kalmaktadır. rabilecek tarafsız durumun
Tüm bu faktörler bulutları dağıtamadı, ama onlar- önemli bir bölümüdür.
ca yıl süren kapitalist ekonomideki üretim artıĢı ve
tam istihdam, yaĢam standartlarıyla ilgili geliĢmeler-
le Ģartlandırıldılar. si yaratmasıdır. ĠĢçiler bu kriz karĢısında afallamıĢ,
sarsıntıya uğramıĢ ve ne olduğundan da haberleri
Bu durum geliĢmiĢ kapitalist ülkelerde kısa bir
yoktur.
zamandır değil 50 yılı aĢkın bir süredir böyledir. Bu
durum, Amerika, Ġspanya, Fransa, Britanya‘da iĢçi Birçok insan krizin geçici olduğuna inanır. ġu
sınıfı bilinçliliğinin hangi koĢulda olduğunu gösterir. sonuca varırlar; eğer kemerlerimizi sıkarsak, kur-
Tabi ki bu koĢullar üçüncü dünya ülkeleri için farklı- ban verirsek, baĢımızı eğersek, er geç bu kriz da-
dır. ha iyi bir noktaya gelecek ve eski koĢullara döne-
ceğiz. Birçok insanın bu bakıĢ açısıyla yaklaĢması
ĠĢçi Sınıfı Bilinçliliği
bunun adil ve mantıklı bir varsayım olduğunun
Devrimcilerin en büyük hatası, büyük halk yığınla- göstergesidir. Bu kriz bazı Ģeylerin anormal, ola-
rının ―Ģeyleri‖ nasıl gördüğü ve bizlerin bundan ne ğandıĢı gittiğini gösterir. Ve insanlar “eski güzel
anladığının karmaĢasıdır. Birçok iĢçi ve halk yığın- günler”e geri dönmek ister.
ları aynı Marksist bilince sahip değildir. Krizin ilk
ĠĢçi sınıfı liderleri, iĢçi sendikaları liderleri, sosyal
etkisi, yani derin piyasa durgunluğunun ilk etkisinin
demokrat liderler, eski komünistler, Bolivarcı lider-
halk yığınları üzerindeki yansıması, halkta Ģok etki-
ler, tümü; krizin geçici olduğu fikrinin desteklerler.
Bu liderler var olan sisteme bazı
eklemeler yapılarak çözüleceği-
ni hayal ederler. Öznel etkenleri
konuĢtuğumuzda, yani liderliği
konuĢtuğumuzda, bu örgütlerin
liderliği bizim için öznel bir etken
değildir. Bu, bir süreliğine süreci
durdurabilecek tarafsız durumun
önemli bir bölümüdür.

ġimdiye kadar ekonomik iyi-


leĢme belirtileri oldukça zayıf,
neredeyse yok gibidir. Reform-
cuların “yapılması gereken daha
fazla denetim ve daha fazla dü-
zenlemedir, böylece eski koşul-
lara geri dönebiliriz,” yaklaĢımla-
rı yanlıĢtır. Bu kriz normal bir
kriz değildir, geçici hiç değildir.
Sayfa 12 Politika Dergisi

Kriz, devam eden süreçte asıl kırılmayı yaĢayaca- bastırılmış ve manevi olarak güdülmüş tüm bu duy-
ğını iĢaret etmektedir. Bu, konjonktür dalgalanma- gular, endüstriyel bir canlanmanın ilk gerçek işaret-
larında iyileĢme olmayacağı anlamına gelmez. Be- lerinde, iki misli arttırılmış enerjileriyle beraber onla-
lirli bir noktada ise bu kaçınılmaz olacaktır. rı çıkış yolu bulmaya zorlayacaktır.”

Bu zamanda, burjuva ekonomistler ve politikacı- Ortada somut bir sorun vardır. ĠĢçiler fabrikaları-
lar, en önemlisi reformcular, çaresizce bu krizden nın kapatılacağını anlıyorlar, böylece iĢleri riske
kurtulma yolları arıyorlar. KurtuluĢ için konjonktür girecek, aileleri de riske girecektir, iĢçi sendikaları
dalgalanmalarının düzelmesini bekliyorlar liderleri ise hiç alternatif sunmuyor. Bu durum grev-
(umuyorlar). Devamlı olarak kurtuluĢ için ekonomik ler üzerinde sınırlayıcı bir etki yapacaktır. Ama ufak
iyileĢme belirtilerini konuĢuyorlar. Ama Ģu ana ka- çapta ekonomik geliĢimin iyileĢeceği zamanda, iĢçi-
dar ekonomik iyileĢme belirtileri oldukça zayıf, ne- ler, patronlarının artık iĢçi çıkartmayacağının, bir-
redeyse yok gibi. kaç insanı iĢe alacağının farkındalar ve aynı za-
manda sipariĢ defterleri dolmaya baĢlayacak. Bu
Ortodoks kapitalist ekonomi bakıĢ açısıyla, dün- ekonomik mücadele için güçlü bir uyaran olarak rol
yadaki tüm kapitalist hükümetler tarafından alınmıĢ alabilir.
olan ölçüler, güvenilmezdir. Bu ölçülerin tek açıkla-
ması paniktir. Yönetici sınıflar (iktidar sınıfları) eko- Örneğin; aĢırı çelik üretimi yapan bir dünya düĢü-
nomik krizin politik-sosyal yankılarından dolayı nün. ―Ġnanılmaz derecede çelik bolluğu
dehĢet içindedirler. Çünkü bu hükümetler ekonomi- var‖ (kapitalistlerin sınır anlayıĢı). Bu durum araba
nin içine muazzam büyüklükte para pompalıyor ve üretiminde keskin bir düĢüĢe neden olur. Dünya
bu da devasa eĢi benzeri görülmemiĢ bir borç yükü çapında otomobil sektöründe %30 kadar aĢırı ka-
yaratıyor. Herkesin bildiği gibi, er ya da geç borçlar pasite fazlası oluĢur. Kapasite fazlası diğer bir de-
geri ödenmelidir. Kendi içerisinde bu görüĢ, gele- yiĢle aĢırı üretim demektir. Araba üreticileri envan-
cekte devasa boyuttaki kriz için tek çözüm yoludur. ter fazlasını (stok fazlasını) satmaya baĢlayacak,
fabrikaları kapatacak ve iĢçileri kovacaktır. Ama
Hangi KurtuluĢ Yolu? stoklar azaltıldığında ve belirli bir seviyeye gelindi-
ğinde, otomobil iĢçilerini harekete geçirmek için
Konjonktür dalgalanmalardaki bazı iyileĢtirmeler
belirli bir seviyede kaçınılmazdır, bu herkes için
nettir. Ama aynı Ģekilde kapitalizmle yüzleĢmemek-
le, bu sorunların hiçbirinin çözüme ulaĢamayacağı-
nı da kabul etmek herkes için nettir. Kapitalizm ile
yüzleĢilmezse sonu olmayan daha derin krizlere,
özellikle de kültürel krizlere yol açılacaktır. Burjuva-
zi çaresizce, geçen yıldan itibaren 18 aydır devam
eden ekonomik yıkımla mahvolmuĢ ekonomik den-
gelerin düzelmesi için uğraĢ içerisindedir. YüzleĢ-
tikleri problem, ekonomik dengelerin düzeltilmesi
için alınan ölçütlerin, politik ve sosyal dengelerin
bütünüyle altüst olacağı endiĢesidir.

1932 yılında, ekonomik krizin en düĢük seviyede


olduğu bir dönemde Troçki‘nin, ekonomik krizin
halk yığınlarının bilinçliliği üzerindeki etkisinden
bahseden ilginç bir makalesi vardır. (Perspective
for upturn / ekonomik iyileĢme için görüĢler) ġöyle
bahseder:

“Memnuniyetsizlik, yoksulluktan kurtulma isteği,


sömürücülerden ve sistemlerine duyulan öfke, hü-
kümetsel baskılar ve korkunç işsizlikler vasıtasıyla Lev Troçki
Sayı 22 Sayfa 13

teĢvik ettirmeyi sürdürecektir ve kesin ufak bir geliĢ-


me olacaktır. 1929’dan 1933’e kadar ABD’de
hiç grev olmadı. Eylem de olma-
Tarihi bir örnek verelim: 1929‘dan 1933‘e kadar
ABD‘de hiç grev olmadı. Eylem de olmadı, tabii ki
dı, tabii ki işsizlerin isyanları
iĢsizlerin isyanları hariç. Ama ufak bir ekonomik hariç. Ama ufak bir ekonomik
kıpırdama olduğunda, Troçkistlerin önderlik ettiği kıpırdama olduğunda,
Minneapolis Grevinin de içinde bulunduğu, fabrika
iĢgalleri ve grev dalgaları 1933 ve 1934‘te baĢladı.
Troçkistlerin önderlik ettiği
Minneapolis Grevinin de içinde
Bu ABD‘deki kitle örgütleri üstünde ani bir etki
bulunduğu, fabrika işgalleri ve
yaptı. Bu etki CIO‘nun, yani Sınaî Örgütleri Meclisi
(Kongresi)‘nin (eski meslek sendikalarından diğer grev dalgaları 1933 ve 1934’te
adıyla Amerikan ĠĢçi Sendikaları Konfederasyo- başladı.
nu‘ndan ayrılan), ortaya çıkmasına ön ayak oldu.
CIO, önceden organize olmamıĢ iĢçi bölümlerini
organize eden radikal bir sendikadır. Ve aynı süreci Burjuvaların Gafleti / AnlayıĢsızlığı
tekrar göreceğiz.
Troçki (ek bilgi:1938 yılında Dördüncü Enter-
Troçki aynı makalesinde devrimcinin sabırlı ol- nasyonal‟in kuruluş kongresinde uluslararası prog-
ması gerektiğini yazar. Sabırsızlık, aĢırı solculuk ram olarak kabul edilen) GeçiĢ Programında burju-
gibi “oportünizm”in anasıdır. Ayrıca her parti üye- vazinin felakete gözü kapalı, hızlı bir Ģekilde kaydı-
sinin iĢçi sendikalarına katılmaya zorlanması gerek- ğını söylemiĢti. Bu kelimeler sanki dün yazıldı. Bur-
tiğini de yazar. Devrimcilerin ihtiyacı olduğu Ģeyin, juvazi hiçbir Ģey anlamıyor; neler yaĢandığı hak-
kitle örgütleri arasında yakın iliĢkiler kurma, bilhas- kında hiç bir fikri yok. Panik halindeler. Çünkü gü-
sa tüm sendikalarla bir zincir kurabilme ihtiyacı ol- venilmez ölçütler kullanıyorlar. Bu, çaresizliğin bir
duğunu vurgular. Bu bir kaza (rastlantı) değildir. iĢaretidir.
Herhangi bir krizde iĢçiler kitle örgütlerinden,
kendi haklarının korunmasını isteyecekler ve bu Bu da bir kaza değildir. Lenin, uçurumun eşiğin-
örgütler krizden etkileneceklerdir. de olan bir adamın mantıklı düşünemeyeceğin,
rasyonel düşünemeyeceğini belirtmiĢtir. Kapitalist-
lerin en bilgisiz ve en
Minneapolis Grevi (1934) aptal kesimi, burjuva
ekonomistleridir. 20 yıl-
dır bu burjuva ekono-
mistleri, artık hiçbir ani
artıĢ ve düĢüĢ olmaya-
cağını, bu döngülerin
aĢıldığını söyleyerek
kendilerini överler, bö-
bürlenirler. Gerçek Ģu-
dur ki, geçen bütün
zaman içerisinde, yıl-
lardır, bu burjuva eko-
nomistler bir tek ani
artıĢ ve ani düĢüĢü
tahmin edememiĢler-
dir.

Marksist iktisatçılar
için de aynı Ģeyi söyle-
Sayfa 14 Politika Dergisi

Diğeri ise 2008‘de ekonomi dalında Nobel ödülü


alan Paul Kraugman; geçen sene Ģöyle diyordu:
Barry Einchengreen, meşhur “Son 30 yılın makroekonomik teorileri en hafif tabir-
iktisat tarihçisi, şimdilerde şöyle le tümüyle faydasızdı ve en kötü tabirle kesinlikle
yazıyor: “Kriz düşündüğümüz- zararlıydı.” Sonuç olarak; onlar ekonomiyle ilgili
en ufak bir fikirlerinin olmadığını itiraf etmiĢler-
den de çok ekonomiyi şüphe içi- dir.
ne sokmuştur.” Diğeri ise
Tüm sistem bozuluyor. Onlarsa kurtuluĢ için gere-
2008’de ekonomi dalında Nobel
ken ekonomik iyileĢme belirtilerini konuĢarak kendi-
ödülü alan Paul Kraugman; lerini avutuyorlar, denemeye çalıĢıyorlar. Ama ra-
geçen sene şöyle diyordu: “Son kamsal verilere baktığınızda Amerikan ekonomisi-
30 yılın makroekonomik teorile- nin özellikle de sanayi sektöründe düĢmeye devam
ettiğini görürsünüz. Bununla birlikte düĢüĢ çok sert
ri en hafif tabirle tümüyle fay- bir Ģekilde olmuyor.
dasızdı ve en kötü tabirle kesin-
Borç
likle zararlıydı.”
IMF‘nin rakamsal verileri elimde mevcut. 2010 yılı
için iyileĢme programı planladılar. Tahminen, büyük
yebilirim. Yıllardır, döngüleri nasıl tahmin edip ba- olasılıkla yanlıĢ çıkacak, ama burada yapılan he-
Ģarılı sonuç verdiğini iddia eden çok akıllı iktisatçı- saplamalardan bahsetmek istiyorum. Burada onla-
ların, olağanüstü teorilerini duydum. Size bu konu- rın gelecek yıl için müthiĢ bir bakıĢ açıları var,
da bir Ģey söyleyeceğim; keĢke haklı olsalar da, Ģöyle ki: Amerika‘da 0,8 büyüme; Japonya‘da 1,7,
gizlice bana Ģu formülü söyleseler. Böylece bir sü- Çin‘de 8,5, Avrupa Birliği ülkelerinde 0,1 düĢüĢ
rü para kazanırız. Ama çok üzülerek, hatırladı- meydana gelecek.
ğım kadarıyla söylemek zorundayım ki, ekono-
mik döngülerin belirli hareketlerindeki kendi Burada yüzleĢtiğimiz en iyi durum senaryosu bile,
tahminlerimiz çoğunlukla yanlıĢ çıktı. tümüyle dayanaksız bir iyileĢmedir ve beraberinde
yaĢam standartlarında bir iyileĢme değil, yaĢam
Bu da bir kaza değil. İktisat kesin bir bilim de- standartları üzerinde Ģiddetli baskılar doğuracaktır,
ğildir. Hiçbir zaman böyle değildi ve hiçbir zaman kamu harcamaları kesintiye uğrayacaktır, aynı za-
da olmayacak. Tek yapabileceğiniz, genel olarak manda iĢçi sınıfı ve orta sınıf üzerinde vergilendir-
bu süreçlerin altında yatan olguyu açıklamak ve meler artırılacaktır. Bu senaryo sosyal barıĢ için mi
olayların zamanlamasına uygun, bilgiye dayalı akıl- yapılıyor yoksa istikrar için mi? Bu gibi niteliklerle
lı bir tahmin yapmak. Bununla birlikte, burjuva eko- yapılacak bir düzelme hareketi, iĢçi sınıfı çileden
nomistlerine gülme hakkına da sahibiz. “Etkin Pi- çıkarmaya sürükleyecektir ve beraberinde grev dal-
yasa Teorisi” diye müthiĢ bir teori tasarladılar! gaları, genel grevlerin geleceğinden de emin olun.
Aslında o çok eski bir teoridir, yani yenisiyle ara-
sında bir fark yok. ġu anlama gelir: “Piyasayı kendi Biraz da borç sorunu üzerinde tartıĢalım. Aslında
kaderine bırakmak her şeyi çözecektir. Kendini bakarsanız, burjuvazi, özellikle Amerika‘daki, eko-
dengeleyecektir. Devlet müdahale etmediği süre- nomik durgunluğun daha da derinleĢmesinden ka-
ce, bu güzel piyasa mekanizmasının biçimini boz- çınmak için umutsuz bir giriĢim içerisinde buluna-
madığı sürece er geç her şey çok iyi duruma gele- rak, piyasaya, para ve kaynak pompalamanın derin
cek.” Buna karĢılık John Maynard Keynes, o çok ekonomik durgunluğun etkisini artıracağından kork-
meĢhur cevabını söylemiĢtir: “Er geç öleceğiz” maktadır. IMF‘ye göre, 2010‘a kadar 10 zengin ül-
kenin gayri safi devlet borçları, gayri safi yurt içi
BaĢarısızlıklarını itiraf eden meĢhur burjuva eko- hâsılanın %106‘sı olacak. 2007‘de bu oran %78‘di.
nomistlerinden iki alıntı yapmaktan kendimi alamı- Bunun anlamı, ek borçlanmadaki artıĢın 3 yıl içeri-
yorum. Barry Einchengreen, meĢhur iktisat tarih- sinde 9 trilyon dolardan daha fazla olmasıdır. Yani
çisi, Ģimdilerde Ģöyle yazıyor: “Kriz düşündüğü- inanılmaz bir gidiĢat söz konusudur. Tarih boyunca
müzden de çok ekonomiyi şüphe içine sokmuştur.” emsali görülmemiĢtir. Ama sürekli olmayabilir.
Sayı 22 Sayfa 15

1930‘larda, Hitler de muazzam ordu harcamaları


programıyla aynı politikaları sürdürmüĢtü. Amerika‘- Hitler 1938’de savaşa gitmek
da Roosevelt ―yeni düzen‖ adı altında sürdürdü, zorunda kaldı, çünkü Alman-
fakat Amerika‘daki krize çare olamadı. Amerika‘da-
ki iĢsizlik sorunu yeni düzen politikalarıyla değil, ya ekonomisi çökmüştü. İkinci
Ġkinci Dünya SavaĢıyla çözüldü. Bu Almanya için Dünya Savaşının asıl sebebi
de geçerlidir. Hitler 1938‘de savaĢa gitmek zorun-
da kaldı, çünkü Almanya ekonomisi çökmüĢtü. Ġkin-
buydu: Avrupa’daki harca-
ci Dünya SavaĢının asıl sebebi buydu: Avrupa‟da- malarından doğan problemi
ki harcamalarından doğan problemi çözebilmek
çözebilmek Alman kapitaliz-
Alman kapitalizminin zorunlu bir gerekliliğiydi.
minin zorunlu bir gereklili-
Hitler; Avrupa‘nın istila edilmesi, Fransa‘nın zen-
ginliklerinin ele geçirilmesi ve diğer emperyalist ra-
ğiydi.
kiplerini ele geçirmek gibi basit politikalarla bu prob-
lemi çözdü. Ancak Ģimdilerde böyle savaĢların çık- meyeceğim, çünkü daha önceki dokümanlarda
masına imkân verilmez. Bugünlerde Avrupalı kapi- bunun sebeplerini beyan etmiĢtim.
talistler Amerika‘yla rekabet içerisindeler. Amerika‘-
ya karĢı kim savacak? Tuhaf bir Ģaka. Bu koĢullar SavaĢ sonrası geliĢme 30 yıl kadar sürdü
altında bir savaĢ çıkması olanaksız. Tabii ki zaman (1974‘e kadar). Ama artık bu, gündemde yok. Kim-
zaman ufak savaĢlar olacaktır. Mesela Irak ve Af- se bu bakıĢ açılarını artık önermiyor. Burjuva eko-
ganistan. Somali‘de de ufak çapta bir savaĢ var. nomistler Ģu an içinde bulundukları karmaĢıklıkla
Fakat büyük kuvvetler arsında büyük savaĢların mücadele etmek için uzun ve acı dolu bir süreçten
çıkması imkânsızdır. geçileceği konusunda aynı fikirdeler. Ve çünkü
savaĢa girmek artık zor, bu vahĢi sınıf mücadelesi
Borçların rakamsal verilerinin eĢi benzeri görül- içindeki tüm çeliĢkiler içtenlikle yansıtılmalıdır. Bu
mediğini söylemiĢtim, ama barıĢ zamanında da bu gelecek dönem için gerçekçi bir bakıĢ açısıdır.
durumun eĢi benzeri görülmediğini söylemeliydim.
SavaĢ farklı bir konudur. Ġkinci Dünya SavaĢından Muazzam derecede birikmiĢ borcun anlamı, yıllar
sonra Britanya‘nın kamu borçları gayri safi hâsıla- ve on yıllarca sürecek derin kesintiler ve sürekli
nın %250‘siydi. Ve Amerika, gayri safi yurt içi hâsı- kemer sıkma politikalarının sürdürülmesidir. Bir
lasının %100‘ünün üstünde borç yaptı. ĠĢte bu Ġkinci çeĢit denge gibi bunu vurgulayabiliriz: Tüm ülkele-
Dünya SavaĢının sonucuydu. Ama 1945‘ten sonra rin yönetici sınıflarını son 50 yıldır vermiĢ ol-
büyük ölçüde ekonomik iyileĢmenin yaĢanmasıyla dukları ayrıcalıkları sürdürmeye gücü yetmeye-
beraber bu borçlar ödendi. Bunun sebeplerine gir- cek, ama iĢçi sınıfının da yaĢam standartların-
dan daha çok kesinti yapılarak yaĢam-
larını sürdürmeye gücü yetmeyecektir.
Bu, sınıf mücadelesinin her yerde olan
tarifidir. GeliĢmiĢ kapitalist ülkelerde
(Ġsveç, Ġsviçre, Avusturya gibi ülkeleri de
içeren) sınıf mücadelesi gündemdedir.
Bu bakıĢ açısı bizce en iyi bakıĢ açısıdır.

Çeviren: Göktuğ YELKANAT

iletisim@PolitikaDergisi.com
www.marxist.com
Sayfa 16 Politika Dergisi

Politika Dergisi—Yıldız POTAS Mülakatı

Siyasetin İçinden Yükselen


GDO’ya Hayır Seferberliği
Partisi Kadın Kolları, GDO‟nun zararlara ilişkin
Mülakatı Yapan: Nuran TALAY konferanslar, paneller düzenleyip ulaşabilecekleri
her noktaya bu iyi bilgileri götürmeyi amaç edinmiş-

Ü
lkemizde GDO üretimi ve tüketiminin
ler.
meclis onayından geçtiği halde yakınları-
nın halen sürüyor olması her onaylanan Türkiye Partisi Kadın Kollarının bu seferberliğine
yasanın kabul edilebilir olmadığının bir ilişkin Genel Başkan Yardımcısı Yıldız Potas ile
kanıtı. GDO, biyoçeşitliliği ile dünyada üst sıralarda görüştük.
yer alan ülkemiz için açık bir tehdit.
Nuran TALAY: GDO ilgili kampanya fikri nasıl
Ve bu açık tehdide dur demek isteyen; insan ve doğdu?
çevre sağlığına zarar veren GDO‟nun sofralarda,
okul kantinlerinde, parklarda, bahçelerde, tarlalar- Yıldız POTAS: Son bir yıldır çeĢitli sivil toplum
da kullanılmasını istemeyen bir siyasi parti var. örgütlerinin ve bilim adamlarının GDO'nun
Siyasetin ötesinde insan ve çevre sağlığını düşü- (Genetiği DeğiĢtirilmiĢ Organizmalar) hem insan
nen, önceliğimiz sağlıklı bireylerdir diyen Türkiye sağlığı üzerinde, hem tarım arazilerinde, hem de

Türkiye Partisi
Kadın Kolları,
GDO’nun
zararlara ilişkin
konferanslar,
paneller düzenleyip
ulaşabilecekleri her
noktaya bu iyi
bilgileri götürmeyi
amaç edinmiş.
Sayı 22 Sayfa 17

ülkemizin zengin endemik bitki yapısı üzerinde


olumsuz etkiler yaratacağını duyurdular. Özellikle Amacımız GDO'lu ve
çocukların gelecekte ne gibi tehlikelere maruz kala-
bileceği endiĢesiyle, önce insan, sonra kadın ve GDO'suz ürünü birbirin-
anne olan bizler bu konuya duyarsız kalamazdık.
den ayıracak ve açıkça
Ġnsan sağlığına zararlı olabileceği Ģüphesi bile, teşhir edecek faaliyetleri
birer toplum bireyi olarak hepimizin sorumluluk al-
mamızı gerektirir. Ġster siyasi parti üyesi olun, ister başlatmak ve halkımızı,
sivil toplum örgütü üyesi olun, isterse sade vatan-
daĢ olun; toplumumuzu, yetiĢtirdiğimiz evlatlarımı- bu konuda uzmanlarla
zın geleceğini, sağlığını düĢünmek hepimizin göre- işbirliği yaparak aydın-
vidir. Ayrıca Türkiye‘miz yadsınamayacak zengin
bir bitki çeĢitliliğine sahiptir. Bu çeĢitlilik diğer ülke- latmaya çalışmaktır. Hiç-
lerle kıyaslanacak olursa ne kadar Ģanslı olduğu-
muza inanamazsınız. Bizim topraklarımız verimli- bir rant insan sağlığın-
dir. Ürün almama gibi bir sorunumuz yoktur. E, o dan daha önemli olamaz!
halde neden böyle Ģüphe uyandıran bir hammad-
deye gereksininim duyuyoruz? Yoksa Amasya el-
masını, Diyarbakır karpuzunu, Tarsus üzümünü
gözden mi çıkardık? Bu konuda hem yetkililer hem çeĢitli araĢtırmalar yaptık, çeĢitli sivil toplum örgüt-
de bu iĢin uzmanı olan kiĢiler iyi düĢünmeli. Getirisi leri ile bu konuda görüĢtük (Ziraat Mühendisleri
nedir, vereceği zarar nedir; iyi hesaplanmalı. Odası, Tüketici Hakları Derneği, vb.). Onlarla ortak
ne gibi çalıĢmalar yapabileceğimiz üzerinde konuĢ-
ĠĢte bundan yola çıkarak son bir yıldır kamuo-
tuk. Bu konuyla Ġlgili Tarım Bakanlığına ve Milli
yunda sürekli tartıĢılan, konuĢulan, insanları tedir-
Eğitim Bakanlığına gerekli izinlerin verilmesi konu-
gin eden bu GDO'lu ürünlerin gelecekte verebilece-
sunda baĢvuruda bulunmak üzere ön görüĢmeler
ği olası zararlara karĢı biz de Türkiye Partililer ola-
yaptık. ÇeĢitli basın kuruluĢlarına bu konuyla ilgili
rak ne gibi katkı sunabiliriz, fikri bizi bu kampanya-
hazırladığımız sunum dosyasını yolladık. Ġlgi gös-
ya teĢvik etti.
terenler oldu. Göstermeyenler oldu. Yani bu ilk
Nuran TALAY: Kampanyanızın adı? etapta amacımız halkımıza ve gerekli mercilere
sesimizi duyurmaktı.
Yıldız POTAS: Kampanyamızın adı “Genetiği
DeğiĢtirilmiĢ Ürünleri Çocuğumun Kantininde
Ġstemiyorum”dur. Bu ismi koymaktaki amacımız
Kampanyamızın ikinci etabında ise bu konuda
çocuğumuzun alıĢveriĢ yaptığı kantinlerde satılan
paneller düzenlemek, bu konuda çalıĢma yapan
ürünlerin üzerindeki etiketlerde en azından GDO'lu
yurt içinde ve yurt dıĢındaki örgütlerlerle iĢbirliği
değildir, ibaresinin bulunmasıdır.
yapmak olacaktır.
Nuran TALAY: Kampanyanızın amacı ve he-
Nuran TALAY: Kampanyanızı nasıl duyuru-
defleri nelerdir?
yorsunuz?
Yıldız POTAS: Amacımız GDO'lu ve GDO'suz
Yıldız POTAS: Kampanyamızı öncelikle basın
ürünü birbirinden ayıracak ve açıkça teĢhir edecek
yoluyla duyurmak amacıyla dosyalar hazırladık.
faaliyetleri baĢlatmak ve halkımızı, bu konuda uz-
Bunları ilgili birimlere yolladık. Sizin gibi bu konuda
manlarla iĢbirliği yaparak aydınlatmaya çalıĢmaktır.
duyarlı basın mensubu arkadaĢlardan ilgi gördük.
Hiçbir rant insan sağlığından daha önemli ola-
Tabii bu bizi memnun etti. Ġlerleyen günlerde sivil
maz!
toplum örgütleri ve halkımızla birlikte sesimizi du-
Kampanyamız iki etaptan oluĢmaktadır. Kam- yurmak bizi daha da memnun edecektir. Ayrıca
panyamızın ilk etabında; bu konuda geniĢ kapsamlı
Sayfa 18 Politika Dergisi

Nuran TALAY: Ülkemizde GDO‟nun üretilmesi

Ama ya daha önceden ve tüketilmesi meclis onayından geçtiği halde


kampanyanıza ısrarla devam etme nedeniniz
alınan tohumlar? On- nedendir?

larla ilgili ne gibi de- Yıldız POTAS: Evet, GDO'lu ürünlerin üretilmesi
ve tüketilmesi ile ilgili yasa Meclis onayında geçti.
netlemeler yapılacak? Ama ya daha önceden alınan tohumlar? Onlarla
ilgili ne gibi denetlemeler yapılacak? ĠĢ yasayı çı-
İş yasayı çıkarmakla karmakla bitmiyor, bunun sıkı bir denetimle takibi
gerekli. Biz de bu konuda halkımız ve bu konuda
bitmiyor, bunun sıkı duyarlı kiĢilerle baskı yaratıp denetimlerin daha sıkı
tutulması konusunda teĢvik edici olabiliriz.
bir denetimle takibi ge-
Nuran TALAY: Siyasetin dışında sivil toplum
rekli. kuruluşu anlayışı ile sosyal sorumluluk proje-
sinde var olmanızı değerlendirir misiniz?

broĢür ve çeĢitli yayınlarla da bu kampanyamızı Yıldız POTAS: Burada Türkiye Partisi‘nin propa-
devam ettirmek istiyoruz. gandasını yapmak istemiyorum, ama samimiyetle
Ģunu söyleyebilirim: Biz gerçekten insanı merkeze
Nuran TALAY: GDO‟ya ilişkin, çiftçiye, üretici- aldığımız için, zaten siyasetin görevi; toplumu uz-
ye, aracılara karşı bilgilendirmeniz nasıl oluyor, laĢtırmak, insanının halini, yaĢamını iyileĢtirmek
bu konuda yaptığınız çalışmalar nelerdir? için çalıĢmak değil midir? Eğer gerçekten dürüst ve
duyarlı siyaset yaparsanız, bir sivil toplum örgütün-
Yıldız POTAS; Dediğim gibi henüz kampanyamı-
den farklı çalıĢmazsınız. Bizim anlayıĢımıza göre
zın ilk aĢamasındayız. GeliĢmelere göre elimizden
Sivil toplum örgütleri ve siyaset birbirini tamamla-
geldiğince bu konuda da çiftçimize, üreticimize hal-
yan unsurlar olmalı. ĠĢte o zaman toplumsal refah
kımıza uzman kiĢilerle iĢbirliği yaparak ulaĢmaya
ve iyi olma hali her yere hakim olur. Biz bunun bilin-
çalıĢacağız.
ciyle hareket ediyoruz.
Nuran TALAY: Kampanyanıza gösterilen ilgi-
Nuran TALAY: Son olarak eklemek istedikleri-
den memnun musunuz?
niz…
Yıldız POTAS; Tabii ki… Zira bir siyasi partinin
Yıldız POTAS: Her Ģeyden önce bu konudaki
propaganda amacı gütmeden halkına nasıl yararlı
duyarlılığınıza teĢekkür ediyorum. Ayrıca kampan-
olmak istediğini göstermek ve buna duyulan ilgi
yamıza gösterdiğiniz ilgiye de teĢekkür ederim.
bizi memnun eder.
Halk sağlığımız, çocuklarımızın gelecekte hem ru-
hen, hem de bedenen sağlıklı yetiĢmeleri ve endi-
Ģesiz bolluk ve refah içinde yaĢamaları için yapı-
lacak her olumlu ve bilinçli projelerde adımızın
geçeceğinin teminatını veriyoruz. Ayrıca toplum-
sal tüm projelerimizde yanımızda olmanızı diliyor
ve teĢekkürlerimi sunuyorum.

Nuran TALAY: Duyarlılığınız, değerli çalış-


malarınız için biz de teşekkür ederiz.

Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com
iletisim@PolitikaDergisi.com
Sayı 22 Sayfa 19
Sayfa 20 Politika Dergisi

Politika Dergisi—F. William ENGDAHL Mülakatı

“İnsan Nüfusunu ve Davranışlarını


Kontrol Edecekler.”
Mülakatı Yapan: Nuran TALAY Siyasetleri ve Yeni Dünya Düzeni (Alfa Yayınları) –
Century of War: Anglo-American Oil Politics and

F
the New World Order (2004 Pluto Yayınları. Lond-
. William ENGDAHL kimdir?
ra) kitabının yazarıdır. Kitap Fransız, Alman, Çin,
1944 yılında ABD‘nin Minneapolis eya- Kore, Türk, Hırvat, Sloven ve Arap dillerine çevril-
letinde doğan ENGDAHL, Princeton Üni- miştir. Engdahl son siyasi ve iktisadi gelişmeler
versitesi‘nde okumuĢ. Alman asıllı Ameri- hakkında en çok tartışılan analizcilerdendir. Kışkır-
kalı araĢtırmacı-gazeteci yazar Almanya‘da yaĢa- tıcı makaleleri ve analizleri sayısız gazete ve dergi-
maktadır. de ve uluslararası çapta tanınmış web sitelerinde
yayınlanmıştır. Petrol jeopolitikası ve enerji konula-
“F. William Engdahl petrol ve jeopolitika üzerine rına ek olarak tarım, GATT (Genel Tarifeler ve Ti-
çok satan Savaş Yüzyılı: Anglo Amerikan Petrol caret Anlaşması), WTO (Dünya Ticaret Örgütü),
Sayı 22 Sayfa 21

IMF, enerji, siyaset ve iktisat konularında 1970′teki


ilk petrol ve tahıl krizinden bu yana yazmaktadır. Kissinger’ın söylediği
„Ölüm Tohumları: Kalıtım Biliminin Arkasındaki Ka-
ranlık Oyunlar -Seeds of Destruction: The Hidden net bir cümle ile ne-
Agenda of Genetic Manipulation (2007, kitabı dün-
yadaki gıda tedariki yoluyla toplumları kontrol etme deni daha açık:
planını belgelemektedir. Tam Tahakküm: Yeni Dün-
ya Düzeninde Totaliter Demokrasi – Full Spectrum “Petrolü kontrol eder-
Dominance: Totalitarian Democracy in the New
World Order (Third Millenium Yayınları, Baton sen ulusları kontrol
Rouge, La.) kitabı ABD askeri devini ve dünya barı-
şına karşı tehditlerini anlatmaktadır. 2007-2008 edersin, yiyeceği
yılında Sansürlenen En İyi Haberler için verilen
„Sansür Projesi Ödülünü‟ almıştır.” kontrol edersin.”
F.William ENGDAHL, GDO olarak bilinen “Ölüm
Tohumları” yazarı. GDO üzerine Ġnsani Yardım oynuyorlar. Toplumlar üzerinde tohumlar ile yani
Vakfında verdiği konferansta insanlığı ilgilendiren temel besin maddelerini kontrol ederek hâkimiyet
çok önemli bilgiler verdi. kurmaya çalıĢıyorlar. GDO, ABD‟ de üç-dört zen-
gin grubun toplumları istediği doğrultuda kont-
“GDO‟lu gıdaları tüketmekle kendi paramızla kira-
rol edebilmesi ve yönlendirmesi üzerine kurul-
lık katilimize sahip olduğumuzu,
muĢ bir projedir. Kissinger‘ın söylediği net bir
GDO kullanmayan ülkelerin Uluslar arası ticaretten cümle ile nedeni daha açık: “Petrolü kontrol
veto yediğini, edersen ulusları kontrol edersin, yiyeceği kont-
rol edersin.”
Dünyanın yeni tanrılarının sahipliğine soyunanla-
rın ölüm tohumlarını yaratıcılarının olduğunu, Nuran TALAY: Küresel tohum deposu neden
oluşturuldu?
Tanrı olmadan tanrılığa soyunan genetikçiler…
F.William ENGDAHL: Bu çok iyi bir soru. Küre-
Erkeklerin spermlerinin öldürüldüğünü… sel tohum deposu kimsenin ulaĢamayacağı uzak-
lıkta ve yerin altında çok soğuk depoda saklanıyor.
Anne karnında „frenkeştayn‟ tohumları torunları Bunun nedenine gelince bunun adına isim vermek-
olduğunu…” anlattı. tense ardındaki hesaplara bakmak daha doğru
olur. Özel seçilmiĢ dünyanın tüm çeĢitli tohumları-
GDO hakkında merak ettiğimiz sorularımıza ver-
nın örnekleri saklanıyor. ―Nuh‘un gemisi ― tarzında
diği yanıtlar ile dünya nüfusunun
korkunç bir oyuna maruz bırakıldığı-
nı belirtti.

Nuran TALAY: GDO ihtiyacının


ortaya çıkma nedeni nedir?

F.William ENGDAHL: GDO‘nun


dünya üzerinde ortaya çıkmasının
bilimsel bir nedeni yok. Bu insanlık
tarihi boyunca yapılan en tehlikeli
deney. Bu, tanrının doğal olarak
meydana getirdiği; yarattığı denge- Norveç -
nin; düzenin insanoğlu tarafından Svalbard
değiĢtirilmesi anlamına geliyor. Ġn- Küresel Tohum
sanlar tanrının yarattığı doğa ile Deposu
Sayfa 22 Politika Dergisi

na karĢı önlem olarak alındığını gösteriyor. Ben


tohumların alınıp saklanmasını masum bulmuyor,
Kesinlikle olumlu faydası ardında Ģeytani planlar yattığını düĢünüyorum. La-
ve yaralı hiçbir alanı yok. boratuarlarda ürettikleri tohumları Çin, Brezilya,
Türkiye, Almanya gibi ülkelerin çiftçilerine satarak
Monsanto “bizim tohum- tarım üretimini ele geçirmek istiyorlar. Bu Ģekilde
larımız güvenli” dese de çiftçiler tohumları ancak Monsanto‟dan alacağı
için Monsanto‟ya mahkûm ediliyor.
bununla ilgili deneyleri
Nuran TALAY: İnsanlığın GDO‟ya ihtiyacı var
ortaya koysa da bunlar mı?
gerçekleri yansıtmıyor.
F.William ENGDAHL; Kesinlikle hayır. GDO pa-
Gerçekte uzun döneme da- ra için Rockefeller tarafından ortaya çıkarılan
1970 yıllarından bu yana planlanan bu proje.
yalı deneyler yapılaması- “Ölüm Tohumları” kitabımda da söylediğim gibi
na da izin verilmiyor. arkasındaki kiĢilerinin hedefi, nüfusu azaltarak
kontrol altına almak. Yiyeceği kontrol ederek
insanları kontrol etmek gibi strateji üzerine ku-
rulmuĢ bir düzen.
bir olayı örnek göstererek olumlu insani yardım
amaçlı gibi yer alsa da medyada, ardındaki düĢün- Nuran TALAY: GDO hangi alanlarda kullanılı-
celer para ve güçten baĢka bir Ģey değil. Küresel yor?
tohum deposunun askeri üs gibi korunuyor olması
da oldukça düĢündürücü. Bu bölgeler Bill Gates F.William ENGDAHL: Tarımda, soya, mısır, pi-
ve Monsanto tarafından korunuyor. Bill Gates, rinç, buğday ve bazı meyve sebzelerde. Bakıldığın-
Monsanto gibi devlerin bankalarının atom bomba- da ulusal temel besin maddeleri üretiminde kullanı-
sına dahi dayanıklı hale getirilmesi Ģeytani planları- lıyor. Arjantin‘de önceleri kullanılsa da Avrupa‘da
kabul ettirmek oldukça güç olmuĢtur. O yüzden Çin
pazarı gibi nüfus yoğunluğunun çok olduğu bölge-
lerde kullanarak nüfuslar yok edilmeye çalıĢılıyor.

Nuran TALAY: GDO‟nun insan ve çevre sağlığı-


na zararlı etkileri neler, GDO‟nun yararları olduğu
alan var mı?

F.William ENGDAHL: Kesinlikle olumlu faydası


ve yaralı hiçbir alanı yok. Monsanto ―bizim tohum-
larımız güvenli‖ dese de bununla ilgili deneyleri or-
taya koysa da bunlar gerçekleri yansıtmıyor. Ger-
çekte uzun döneme dayalı deneyler yapılamasına
da izin verilmiyor. Rusya ve Ġskoçya‘da GDO‘ya
yönelik küçük bir deney yapıldı. Ancak bunlar da
GDO‘nun zararlı etkilerini ortaya çıkaran uzun va-
deli ve geniĢ kapsamlı deneyler değildi. Fare de-
neyleri; beyinlerin küçüldüğünü, bağıĢıklık sis-
teminin çöktüğünü gösterdiği halde görmezden
gelinmiĢtir. Örneğin, GDO‘nun ilk kullanımı çiftçile-
rin ineklerinin sütlerinin verimini artırması üzerine
sunulmuĢtur. rBGH hormonu büyükbaĢ hayvanlığı
ile uğraĢan çiftçiler için çok cazipti. Monsanto pa-
tenti ile satıĢa çıkan ―Posilac‖ adlı ilacın düzenli
Sayı 22 Sayfa 23

olarak enjekte edilmesi ile %30 oranında daha fazla


süt vereceği açıklanmıĢtı. Tabii bu cazip olaya çift- Dünya üzerinde yaşayan
çiler destek verdi. Ġlk yıllarda söylendiği gibi verimi
artırdı. Ġlerleyen yıllarda ilacın ineklerin metaboliz-
altı milyarın üzerinde nü-
masını düzenleyip hücre bölünmesini artırdığı, hüc- fusun kontrol edilemeyece-
re ölümünü engelleyen IGF-1 adlı baĢka bir hormo-
nu da tetiklediği görüldü. O dönemde pek çok bilim
ği için bu nüfusu kontrol
adamı kanser hücrelerini tetiklediğini söylese de etmek istiyorlar. Böylelikle
yalanlandı. Ancak hayvanlar daha erken yaĢlanma-
ya baĢlamıĢ ve meme uçlarında enfeksiyonlar mey-
dünya nüfusunun çoğun-
dana gelmiĢti. Bazı inekler bu nedenlerden dolayı luğunu bu şekilde yok ede-
yürüyemiyordu. Bilim adamları ilacın tehlikeli olma-
dığından bahsetmiĢti. Vermont Üniversitesi açıkla- rek kalanları da kendileri-
maları yeterli bulmamıĢtı. Deforme doğumlar ve ne köle yaparak güç hâki-
maslit rBGH ile ilgili olduğuna dair kanıtları olduğu-
nu söylemiĢti. Bunun üzerine Monsanto, Üniversite- miyeti kurma peşindeler.
ye yardım sözü vererek açıklamalarını geri çekerek
gerçeklerin gizlenmesini sağlamıĢtır. Bu tohumlar
insanları ve insanların davranıĢları kontrol et-
mek için kullanılıyor. Bu komplo teorisi değil gözle Nuran TALAY: GDO‟nun uluslararası alanda
görülen bir komplodur. Rockefeller‘in yeĢil devrimi reklâmının, broşürlerinin ve ülkelere pazarlanma-
dünya nüfusunu kontrol ederek bazı ırkları ortadan sında kullanılan paranın kaynağı nereden geliyor?
kaldırmak için çalıĢmaktadır.
F.William ENGDAHL: Rockefeller, USA gibi dev
Nuran TALAY: İnsanların üremesi en açık şekil- Ģirketler iĢbirliği içinde. Tohumları eskisi gibi gele-
de nasıl engelleniyor? neksel yöntemle çoğalmadığından çiftçiler tohum
almaya zorlanıyor. Tam anlamıyla kurulan bu tez-
F.William ENGDAHL: GDO mısırlarında kısır- gâhın ardında ABD var.
laĢtırıcı maddeler yer alıyor. Erkeklerin spermleri
ölü hale getiriliyor. Anne karnındaki bebekler de Nuran TALAY: Dünyanın birçok kesiminden
annelerin GDO‘lu gıdaları tüketmesinden dolayı GDO‟nun zararlı olduğuna ilişkin bildirimler yayım-
hasta doğuyor. Özellikle ABD‘de otistik çocuklarda lanıp, kitaplar yazılıp kampanyalar düzenlenirken,
yüksek oranda artıĢ meydana gelmiĢtir. AĢılarda GDO‟nun ısrarla kullanılma isteği ne anlama geli-
bulunan cıva tehlike saçıyor, çocukları savunmasız yor?
bırakıyor. Beni tekerlekli sandalyeye mahkûm eden
de küçükken olduğum çiçek aĢısıdır. F.William ENGDAHL: Soru gayet güzel; pozitif
bir etkisi olmuyor. Açlığı engellemek üretimi artır-
Nuran TALAY: GDO‟lu tohumları kimler sağlıyor mak yönünde olduğunu söyleniyor. Medyada
ve bundan kazançları nedir? GDO‘nun zararına iliĢkin haberler yer alsa da bu
tür haberler dev Ģirketler tarafından yalanlanıyor.
F.William ENGDAHL: Birkaç zengin monopoly Ellerinde çok büyük bir güç olduğu için GDO
oynuyor sanki. Nesilleri yok etmek, kendi tohumları- için yazılan çizilen her Ģey askıda kalıyor. Ba-
nı vermek ve o kabul etmeyen bölgeler üzerine de ğımsız araĢtırmalara da izin verilmiyor.
yakın bölgelerden rüzgâr etkisi ile gitmesini sağla-
yarak gıda üretimine etki ederek onları da belli fir- Nuran TALAY: GDO‟lu tohumları kullanan top-
malara mahkûm etmektir. Dünya üzerinde yaĢayan lumları bekleyen tehlikelerden bahseder misiniz?
altı milyarın üzerinde nüfusun kontrol edilemeyece-
ği için bu nüfusu kontrol etmek istiyorlar. Böylelikle F.William ENGDAHL; Pandora‘nın kutusu gibi.
dünya nüfusunun çoğunluğunu bu Ģekilde yok Bununla ilgili yıllara dayanan bir deney yapılmıyor
ederek kalanları da kendilerine köle yaparak asıl tehlike sonun ne olacağını meydana gelecek
güç hâkimiyeti kurma peĢindeler. türevleri hibritleri karĢında ne yapılacağının bilinmi-
yor olması.
Sayfa 24 Politika Dergisi

öldürülmektedir. Afrika‘da tavuklar dahi böcekleri


yemiyor, inekler zehirli otları ayırt edebiliyor. Kene
Verilen bazı gıdalar vita- ve benzeri böcekler, domuz gribi gibi küresel virüs-
minli olarak da sunulsa ler ile dünya nüfusu kontrol edilmeye çalıĢılıyor.
Domuz aĢısı da yapbozun parçasıydı.
da biyolojik olarak bağı-
Nuran TALAY: Afganistan, Afrika ve Irak gibi
şıklık sistemlerine zarar gelişmemiş ülkelerde ABD‟nin etkisinin GDO ile
veriyor ve kısırlaşma gibi ilişkisi var mı? GDO‟lu gıdaların kısırlaştırma etkileri
ile toplumlar bilinçli olarak yok edilirken Avrupa İn-
sorunlar ortaya çıkıyor. san Hakları Mahkemesi engel olamıyor mu?
Afrika’da yaşayan birçok F.William ENGDAHL: ABD, özelikle Irak üzerin-
kadının artık yaşadığı so- de kaynaklarını kullanarak yapıyor. Tohum satama-
dığı ülkelere ya konuĢlanıyor ya da komĢu bölgele-
run açlıkla birlikte kısır- rinden faydalanıp tohumların rüzgâr etkisi ile yay-
lık. maya çalıĢıyor. Avrupa Ġnsan Hakları Mahkemesi‘-
nin tepkisini bilmiyorum.

Nuran TALAY: Kimler elit tabakası oluşturma


Nuran TALAY: GDO ile birlikte pazarlanması peşinde? “Ölüm Tohumlarının” patronları yarata-
planlanan tıbbi ilaçların ilişkisi nedir? cakları üstün ırk ile ne yapmayı planlıyor?
F.William ENGDAHL; GDO‘nun etkileri tam ola- F.William ENGDAHL: Yakın tarihte gizli bir top-
rak ortaya çıkmadığı için bununla iliĢkilendirilmesi lantı oldu. Rockefeller, Monsanto, Bill Gates gibi
konusunda bir kanıt yok. O yüzden kesin veri söy- milyar dolar üzeri zenginlerin katıldığı bir toplantı.
leyemiyorum. Toplantının amacı küresel ekonomik krize çözüm
olarak konuĢulduğu düĢünülmüĢtü buradaki toplantı
Nuran TALAY: Afrika gibi gelişmemiş ülkelerde
tamamen nüfus artıĢını kontrol altına almak üzeri-
açlığı gidermek ve bunun içinde ürünleri çoğaltmak
neydi. 6,5 milyarı aĢkın dünya nüfusunun 1,5
için kullanıldığı söylenen GDO‟lu gıdalar ile o top-
milyara çekilmesi gibi düĢüncelerin yer aldığı top-
lumlarda biyolojik ve sosyolojik olarak ne tür olay-
lantı oldukça tehlikeliydi.
lar meydana gelir?
Nuran TALAY: GDO tohumları ile çiftçilik ve hay-
F.William ENGDAHL: Sonuçta açlığı gidermek
vancılık nasıl etkilenir, bundan elde edilecek kâr ve
ürünleri çoğaltmak için söylense de toprağa zarar
zarar ne olacaktır? Çiftçilerin tohum saklaması ne-
veriyor, iyileĢtirmek için kullanılan kimyasallarla
den yasaklandı?
topraklar zehirleniyor. Verilen bazı gıdalar vitaminli
olarak da sunulsa da biyolojik olarak bağıĢıklık sis- F.William ENGDAHL: Herhangi bir yararı yok,
temlerine zarar veriyor ve kısırlaĢma gibi sorunlar aksine toprak verimini kaybediyor. Çok yüksek mik-
ortaya çıkıyor. Afrika‟da yaĢayan birçok kadının tarlı meyve sebze fiyatları artıĢı olacak. Belli mey-
artık yaĢadığı sorun açlıkla birlikte kısırlık. veleri pazarlayanlar kazanacak. Doğal tohumlar ile
Özellikle Afrika‘da açlık için üretilen altın pirinç ola- üretim yapan çiftçilere devlet yardımı yapılmazken
rak adlandırılan turuncu renkli laboratuar pirinci A GDO‘lu tohumlar ile üretim yapan çiftçilere devlet
vitamini açısından oldukça yüksek. Pirinçte A vita- yardımı yapılarak GDO oyunu ile kendilerini gıda
mini oranı çok yüksek, insanın tüketmesi gerekti- pazarının tek hâkimi olmalarını istiyorlar.
ğinden fazla. Bu nedenle de körlükler meydana
gelmiĢtir. Ayrıca bu bölgelerde toprak iyileĢtirme Nuran TALAY: GDO toplumlar tarafından yete-
üzerine topraklara uygulanan kimyasallar sonucu rince biliniyor ve tanınıyor mu?
zehirli bitkiler, yabani otlar ve böcekler üremekte-
dir. Bu böcekleri öldürmesi için de yine yüksek F.William ENGDAHL: Evet, ülkeler bilse de poli-
oranlarda böcek ilacı kullanılarak verimli topraklar tik dıĢ güçlerin etkisi ile kimse dile getiremiyor.
Sayı 22 Sayfa 25

Güçlü olan ülkeler kabul etmeyince de geliĢmekte


olan ülkelere yöneliyorlar.
Hızlı gıda tüketim merkezle-
rinden çocuklarınızı ve kendi-
Nuran TALAY: İnsanoğluna ve doğal çevreye
doğrultulmuş biyolojik GDO silahından nemalanan- nizi uzak tutun. Domatesini-
lar da aynı etkiye maruz kalmayacak mı, bunun için zin sebze ve meyvelerinizin
herhangi bir önlem almış olabilirler mi? Ve dörtnala
koşan bu tehlikeli teröre engel olunamaz mı? kıymetini bilin.
F.William ENGDAHL: Mosanto çalıĢanlarına ve
kendi çocuklarına GDO‘lu gıdalar tükettirmiyor.
Amerika Türkiye‘yi Dünya Ticaret Örgütü‘ne Ģikâ-
Nuran TALAY: GDO‟yu kullanmak istemeyen yet eder. Dünya Ticaret Örgütü testlerin
ülkelere ne gibi siyasi yaptırımlar uygulanıyor? Monsanto, Rockfeller, Dupont gibi Ģirketler tara-
fından takip edildiğinden, bu karteller test sonuçları
F.William ENGDAHL; GDO ardında çok büyük üzerinde dilediği gibi oynuyorlar. Dünya Ticaret
güç olduğu için ülkelerin hükümetleri ile çok iyi iliĢki Örgütü insanların kurallarını değil büyük çiftçilerin
içindeler. GDO istemeyen ülkeler uluslararası tica- para kurallarını korumaktadır.
retten muaf bırakılacağı ve bu pazarlara girmeleri-
nin engelleneceği yönünde baskı yapılıyor. Nuran TALAY: Son olarak eklemek istedikleriniz
var mı?
Nuran TALAY: Türkiye biyoçeşitliliği açısından
çok zengin bir ülke. Topraklarımız verimli. Buna F.William ENGDAHL: Hızlı gıda tüketim mer-
sahip olmamıza rağmen GDO Meclis onayından kezlerinden çocuklarınızı ve kendinizi uzak tutun.
geçti. ABD ve AB‟den herhangi bir baskı uygulan- Domatesinizin sebze ve meyvelerinizin kıymetini
mış mıdır? bilin. Avrupa‘da artık gerçek domates bulmak ol-
dukça güç. Unutmayalım ki onlar yani bu planları
F.William ENGDAHL: Bilmiyorum. Bir güç, bir giri- gerçekleĢtirmek isteyenler bir avuç dolusu insan,
Ģim mutlaka olmuĢtur diye düĢünüyorum. Siyasi bir geriye kalan bizler ise kalabalığız. TeĢekkürler.
baskı vardır. Çünkü global bir oyun ile karĢı karĢı-
yayız. Aralarında Türkiye‘nin de bulunduğu 13 ülke- Nuran TALAY: Teşekkürler.
de gıdalar aracılığı ile kısırlığın arttırılması ve yaĢlı
nüfusa sistematik olarak egemen olma planları var.
Hindistan, Nijerya, Meksika, Endonezya, Brezilya, Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com
Türkiye ve Kolombiya da dahil olmak üzere, kaynak
iletisim@PolitikaDergisi.com
zenginliği açısından zengin ülkelerdir. GDO tohumu
devlet baĢkanlarına olmak üzere birçok çevreye
rüĢvet verilerek GDO konusunda ikna edilmiĢtir.
Örneğin; Türkiye et
ithal etmek istiyor.
Türkiye ben Ameri-
ka‘dan et ithal etmek
istemiyorum derse

Engdahl‟ın “Küresel
Tam Hâkimiyet”, “Ölüm
Tohumları”, “Sahte
Domuz Gribi, Sahte
Gıdalar” adlı üç kitabı
Bilim+Gönül
Yayınlarından çıkmıĢtır.
Ġnternetten veya
mağazalardan
edinebilirsiniz.
Sayfa 26 Politika Dergisi

“Bizim çocuklara sorduk, adres biz değiliz...”

“Bizim Çocuklar”ın Tanıdık


Eylemleri ve Söylemleri
yok. Bizim çocuklara da sorduk. Adres biz değiliz,
Ġrfan DEĞĠRMENCĠ iktidara bakın‟ dediler. Ben Gülen'in bu sözlerini
samimi buldum. Onlarla ilgisi olmadığına inanıyo-
rum." dedi.
Bizim çocuklar kim Bu düzmece kaset olayı,
oluyor ve kim düzenledi
Fethullah Gülen ve teĢkilatı kuĢatılıp kendilerine
bu komployu? Sorunun hizmet ve servis edilmesini sağladıkları istihbarat,
polis, hâkim, savcı, gazeteci takımının cinayet, delil
cevabını almak için ta- karatma, karalama, iftira atma, komplo kurma ve
rihimize bakmalıyız. yalan haberlerle süsleyip, yandaĢ medyaya servis
edip geçmiĢte yapıp, uyguladığı birçok plan, eylem-
leri ve söylemleri hatırlamamızı gerektiriyor.

***

“B
1. Necip Hablemitoğlu suikastı ve sonrasında-
izim çocuklara sorduk, adres ki geliĢmeler.
biz değiliz...”
18 Aralık 2002 tari-
CHP Genel BaĢkanı Deniz hinde evinin önünde
Baykal ve Ankara milletvekili uğradığı saldırıda
Nesrin Baytok‘a yönelik kurulan komplo kasetinden Ģehit edilen,
sonra Deniz Baykal, istifa ettiği konuĢmasında
doğrudan hükümeti suçladı. ―Pensilvanya‘dan ge- Türk tarihçi, araĢtır-
len üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine macı yazar Doç. Dr.
inanıyorum‖ diyerek iĢaret ettiği adreste ikamet Necip Hablemitoğlu,
eden Fethullah Gülen ile görüĢtüğünü, onun ve y a y ı n l a d ı ğ ı
teĢkilatının bunu yapmadığına inandığını belirtti. ―Köstebek‖ adlı kita-
bında karanlık ve
Hemen ardından BaĢbakan da bir açıklama ya- acımasız Fethullah
parak, bunun bir iftira olduğunu söyleyerek böyle Gülen örgütünden,
bir suçlamayı kabul etmedi. Hizbullah terör örgütünden ve ülkemizde tehlikeli
faaliyetlerde bulunan bir takım Alman vakıflarını
Bizim çocuklar kim oluyor ve kim düzenledi bu
ortaya döküyor, belgeliyordu.. Köstebek kitabından
komployu? Sorunun cevabını almak için tarihimize
alıntılar:
bakmalıyız.
“Şeyhleri A.B.D.‟de yaşayan, ancak kendi ülke-
Deniz Baykal, “Gülen‟in birinci adamı olarak bili-
sinde Devlet Güvenlik Mahkemesi‟nde yargılanan;
nen, bir numaralı yardımcısı oradan beni aradı.
C.I.A., MI6 ve BND gibi yabancı ülke istihbarat ör-
Hem de ilk gün ilk saatlerde ve 'Bizimle asla ilgisi
Sayı 22 Sayfa 27

gütlerine taşeronluk yapan bir cemaate mensup


müritlerin, asli görevi kendileri ile mücadele etmek “Almanlardan
olan istihbarat birimlerinde kadrolaşabileceğini,
devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullana-
Fethullahçılara, Türkiye
bilecek düzeye gelebileceklerini kim tahmin edebilir Cumhuriyeti'nin üniter ve
ki? “Köstebek”, bu ihanet öyküsünün adıdır...”
laik yapısına göz diken tüm
Fethullahçılar ve Hizbullahçılar unsurlara karşı bunca zah-
“Fethullahçıların son iki yıl zarfında başlarına ge- mete ve mihnete değer mi,
len tüm olumsuzluklardan sorumlu tuttukları -biri
TSK kökenli- beş "can düşmanı" için taşeron peşin-
diyorsanız, Atatürk'ün ma-
de olduklarını hiç bileniniz var mıydı?!. Dahası, ön- nevi mirasçısı olarak 'evet,
ce Ülkü Ocakları vasıtasıyla bu beş "can düşma-
değer' diyo-
nı"nın korkutularak pasifize edilmesi talebini içeren
girişimlerin sözkonusu olduğunu; ancak Devlet rum.” (Hablemitoğlu)
Bahçeli'nin cemaate ve diğer şeriatçı yapılanmalara
mesafeli davranışı nedeniyle olumlu yanıt alınama-
na yönelik ihbarın kendisine ulaĢtırılmadığını söy-
dığını kaç kişi bilir?!. Keza, cemaate bağlı emniyet-
ledi. Uzun, "17 Şubat 2006'da Dink'e saldırı düzen-
çilerin devreye girmesi önerisinin riski nedeniyle
leneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkan-
geri çevrildiğini?!. Ve en önemlisi de "tedbir merha-
lığı'nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini
lesi"ndeki fethullahçıların, tedbiri bir kenara bıraka-
2009'da basından öğrendim. Bana bildirilseydi bu
rak hizbullahçılara müstakbel taşeron olarak yeşil
müessif olay gerçekleşmezdi." dedi! (Zaman Gaze-
ışık yaktıklarını?!.”
tesi 26 Nisan 2010)
"Almanlardan Fethullahçılara, Türkiye Cumhu-
Türklüğü aĢağılama iddiasıyla hakkında dava
riyeti'nin üniter ve laik yapısına göz diken tüm
açılan ve hedef gösterilip öldürülen Dink'in 19
unsurlara karşı bunca zahmete ve mihnete de-
Ocak 2007 tarihli son yazısından bazı önemli alın-
ğer mi, diyorsanız, Atatürk'ün manevi mirasçısı
tılar…
olarak 'evet, değer' diyorum.
“Başlangıcında, “Türklüğü aşağılamak” suçlama-
Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!.."
sıyla Şişli Cumhuriyet Savcılığı‟nca hakkımda baş-
Dedi ve öldürüldü… Cinayeti iĢleyen fail buluna- latılan soruşturmadan tedirginlik duymadım. Bu ilk
madı ve dava Ergenekon davası ile birleĢtirildi. değildi. Benzer bir davaya zaten Urfa‟dan aşinay-
dım. 2002 yılında Urfa‟da gerçekleşen bir konfe-
*** ransta yaptığım konuşmada “Türk olmadığımı...
Türkiyeli ve Ermeni olduğumu” söylediğim için
2. Hrant Dink cinayeti ve geliĢmeler “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla üç yıldan beri
yargılanıyordum.”
Hrant Dink
cinayetindeki “Avukatlarıma danışacağım. Yargıtay‟da temyize
i sti hbarat, başvuracağım ve gerekirse Avrupa İnsan Hakları
emniyet, Mahkemesi‟ne de gideceğim. Bu süreçlerden her-
skandalı Eski hangi birinden aklanamazsam ülkemi terk edece-
Emniyet Ge- ğim. Çünkü böylesi bir suçla mahkum olmuş birinin
nel Müdürlü- benim kanaatimce aşağıladığı diğer yurttaşlarla
ğü Ġstihbarat birlikte yaşama hakkı yoktur.”
Dairesi BaĢ-
kanı Sabri “Bu sözleri dile getirirken yine her zamanki gibi
Uzun, Hrant duygusaldım. Tek silahım samimiyetimdi. Ama
Dink suikastı- gelin görün ki beni Türkiye insanının gözünde yal-
Sayfa 28 Politika Dergisi

3. Üzeyir Garih
cinayeti ve geli-
Üzeyir Garih cinayeti Ģen olaylar
davası sonuçlanıp ba- 25 Ağustos 2001

şından beri çelişkili ifa- Cumartesi günü


Türkiye vahĢi bir
deler veren, perde cinayetle
Alarko
irkildi.
Holding
önündeki (!) katil hak- Yönetim Kurulu
BaĢkanı ünlü iĢa-
kında hüküm verildiği damı Üzeyir Garih,
Eyüp Mezarlığı'n-
halde bizim çocuklar da on yerinden
(!) tarafından Ergene- rülmüĢ olarak bulundu
bıçaklanarak öldü-

kon davasına bağlan- Alarko Holding BaĢkanı Üzeyir Garih 10 bıçak


dı! darbesiyle öldürüldü. Garih'in cesedi, Eyüp Sultan
Mezarlığı'nda bulundu. Garih'in katil zanlısı olduğu
iddia edilen "Deli Fuat" lakaplı bir kiĢi yakalanarak
nızlaştırmaya ve açık hedef haline getirmeye çalı- Ġstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Katil zan-
şan derin güç, bu açıklamama da bir kulp buldu ve lısının suçu kabul ettiği bildirildi. (Ntv arĢiv)
bu kez de yargıyı etkilemeye çalışmaktan hakkım-
'SoruĢturmada büyük skandal'
da dava açtı. Üstelik bu açıklamayı tüm basın ve
medya vermişti ama onların gözüne batan ille de Adının açıklanmasını istemeyen bir emniyet mü-
AGOS‟takiydi. AGOS sorumluları ve ben, bu kez dürü, Garih cinayetinin soruĢturmasıyla ilgili yaĢa-
de yargıyı etkilemekten yargılanır olduk. “Kara mi- nan skandal geliĢmeleri, değerlendirdi.
zah” dedikleri bu olsa gerek.
Cinayetle ilgili soruĢturmayı en üst düzeyde yetki-
Ben sanığım, bir sanıktan daha fazla kimin yargı- liler üstlendi. Ancak soruĢturmanın seyri daha ilk
yı etkileme hakkı olabilir ki? günden itibaren kafaları karıĢtırmaya baĢladı. Önce
13 yaĢındaki bir boyacı çocuk "tinerci, deli, psiko-
Ama bakın şu komikliğe ki sanık bu kez de yargı-
pat" olarak nitelenerek katil zanlısı ilan edildi ve
yı etkilemeye çalışmaktan yargılanıyor.
medyada afiĢe edildi. F.N.'nin cinayetle ilgisinin
Bilgisayarımın güncesi ve hafızası bu kesimdeki olmadığı anlaĢılınca, Garih'in kayıp cep telefonun-
yurttaşlar tarafından gönderilen öfke ve tehdit dolu dan alınan sinyalle yeni bir zanlı bulundu. Aralık
satırlarla yüklü. 2000'de afla serbest bırakılan cinayetten hükümlü,
firari er Yener Yermez aranmaya baĢlandı. Ardın-
(Bu mektuplardan birinin Bursa‟dan postalandığı- dan Yermez'in cinayet sırasında beraber olduğu
nı ve yakın tehlike arzetmesi açısından da hayli öne sürülen kız arkadaĢı Pınar KonuĢkan yakalan-
kaygı verici bulduğumu ve tehdit mektubunu Şişli dı. KonuĢkan'ın cinayeti itiraf ettiği bilgisi alındı,
Savcılığı‟na teslim etmeme rağmen bugüne değin ancak aynı gün içinde ifadesini geri aldığı ve çeliĢ-
herhangi bir sonuç alamadığımı yeri gelmişken not kili ifade verdiği açıklandı.
düşeyim.)”
Üzeyir Garih cinayeti davası sonuçlanıp baĢından
Hrant Dink öldürüldü ve dava bizim çocuklar beri çeliĢkili ifadeler veren, perde önündeki (!) katil
tarafından Ergenekon davası kapsamına alındı! hakkında hüküm verildiği halde bizim çocuklar (!)
tarafından Ergenekon davasına bağlandı!
***
Sayı 22 Sayfa 29

ĠĢadamı Üzeyir Garih‘i öldürmekten ağırlaĢtırılmıĢ


ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Yener “Bizim çocukların” he-
Yermez‘in Ergenekon soruĢturması kapsamında
bilgisine baĢvurulmak üzere BeĢiktaĢ‘taki Ġstanbul defindeki bir Danıştay
Adliyesi‘ne getirildi. ―Ergenekon‖ soruĢturmasını
yürüten savcılık, iĢ adamı Üzeyir Garih'i öldürdüğü
üyesinin korunmama
gerekçesiyle müebbet ağır hapis cezasına çarptırı- (!) emrini kim vermiş
lan Yener Yermez'in bilgisine baĢvurdu.
olabilir? Ve Danıştay
(Hürriyet 20/01/2009)
baskını da “bizim ço-
***
cuklar” tarafından 20-
4. DanıĢtay saldırısı ve geliĢen olaylar
04-2009 tarihinde Er-
17-05-2006 tarihinde DanıĢtay 2. Daire üyesi
Mustafa Yücel Özbilgin‘in ölümü ile sonuçlanan genekon’a bağlandı!
Silahlı saldırı düzenlendi. Yapılan ―kanlı DanıĢtay
baskınında‖ ağır yaralanan iki yüksek yargıcın Ay-
taç Kılınç isimli öğretmenin baĢörtüsü takmasıyla da toplanan Ġl Koruma Kurulu ise "yeterli personel
ilgili olumsuz kararı veren DanıĢtay üyeleri olduğu bulunmaması gerekçesiyle çağrı üzerine koruma
ortaya çıkmıĢtı. kararı" verdi. Saldırının yapıldığı dairenin Aytaç
Kılınç adlı öğretmenin baĢörtüsü takmasıyla ilgili
13-02-2006 tarihinde Vakit gazetesi tarafından olumsuz karar vermesinin ardından yapılan bu
manĢetten „ĠĢte o üyeler‟ baĢlığıyla hedef gösteril- baĢvuruyla ilgili sonucun 1 ay önce kendisine gön-
miĢlerdi ve ―bizim çocuklar‖dan biri, 3 ay sonra Va- derildiğini ifade eden emniyet yetkilileri, "Kimse
kit gazetesinin manĢetten verdiği fermanla DanıĢ- böyle bir Ģeyin olmasını istemez. Ama DanıĢtay'da
tay baskınını yaptı. 10 binlerce önemli karar veriliyor. Bizler de sayısız
koruma talebi alıyoruz.
Katil Alparslan Arslan‘ın cebinde Vakit gazetesi-
nin o günkü kupürü bulunmuĢtu. Kaldı ki Sayın Birden'in talebi uygun görülerek,
koruma kararı verilmiĢtir. Ancak kararda belirtildiği
5 DanıĢtay üyesinin yaralandığı saldırıdan 2 ay
gibi herhangi bir tehdit aldığı anda bize haber ver-
önce verilen karar nedeniyle hayatından endiĢe
mesi istenmiĢtir. Bu güne kadar bir müracaatı da
eden 2.Daire BaĢkanı Mustafa Birden, Ankara Em-
olmamıĢtır" dediler. Binanın bulunduğu yer itibarıy-
niyet Müdürlüğü'ne bir resmi yazı yazarak, "Bazı
la güvenlik açısından uygun olmadığının bilindiğini
basın organ-
de ifade eden emniyet yetkilileri, "Kaldı ki binanın
larının kendi-
dıĢında ve içinde resmi polislerimiz bulunmaktadır!
sini hedef
konumuna (Hürriyet 17/05/2006)
get i rdi ği ne"
dikkat çeke- Mustafa Yücel Özbilgin‘in saldırıdan 2 ay önce
rek koruma koruma istediği ortaya çıktı. Ancak Ankara Valiliği
v e r i l m e si n i tarafından çağrı üzerine koruma kararı verildi
istedi.
―Bizim çocukların‖ hedefindeki bir DanıĢtay üye-
Bu talebi sinin korunmama (!) emrini kim vermiĢ olabilir? Ve
değerlendir- DanıĢtay baskını da ―bizim çocuklar‖ tarafından 20
mek için An- -04-2009 tarihinde Ergenekon’a bağlandı!
kara Valisi
Kemal Önal Katil oğlunun önce türban nedeniyle bu saldırıyı
baĢkanlığın- yaptığını savunan ve davanın Ergenekon davasıy-
Sayfa 30 Politika Dergisi

DanıĢtay saldırısını gerçekleĢtiren Alparslan


Arslan‘ın babası Ġdris Arslan, DanıĢtay saldırısının
Katil oğlunun önce oğlunun tek baĢına yapacağı iĢ olmadığını belirte-

türban nedeniyle bu rek, ―DanıĢtay saldırısı organize bir iĢ. Hem de çok
çok organize iĢ… DanıĢtay saldırısının içinde Da-
saldırıyı yaptığını sa- nıĢtay‘ın güvenliğini sağlayan OYAK vardır.

vunan ve davanın Er- Belki Emniyet‘in bazı Ģahısları vardır, hepsinin


ötesinde Ergenekon vardır. Alparslan Arslan gide-
genekon davasıyla cek, kamera kayıtlarına müdahale edecek, müm-
kün mü? Alparslan Arslan DanıĢtay binasından x-
birleştirildiğinde bu Ray cihazından geçerken silah ötüyor, buna rağ-
men Alparslan Arslan‘ın üzeri aranmıyor. Demek ki,
kez suçu Ergenekon’a bu iĢ en ince ayrıntısına kadar önceden düĢünül-
müĢ, hesaplanmıĢ, planlanmıĢ, gerekli yerlere ele-
atan Alparslan Aslan- manlar yerleĢtirilmiĢ, kimin ne konuĢacağı ve kimin
ne yapacağı önceden düzenlenmiĢ‖ dedi!
’ın babası İdris Aslan
(Vakit gazetesi 28-04-2010)

***
la birleĢtirildiğinde bu kez suçu Ergenekon‘a atan
Alparslan Aslan‘ın babası Ġdris Aslan‘dan inciler! 5. Ġstanbul ġiĢli Emniyet Müdürlüğünden Er-
han Turan adlı 23 yaĢındaki soyguncu ġiĢli ve
Önce: Mecidiyeköy‟deki iki McDonald's restorantını,
kurusıkı tabanca ile soyduktan sonra yakalanıp
“Laiklik adı altında ülkeye ihanet ediliyor”
göz altına alındığı binanın 7. katından atlayarak
Ġdris Aslan‘ın duruĢma öncesi dile getirdiği, intihar etti!
―Milletin değerlerine saygılı olun, saygılı olmayana,
Taraf gazetesinin konuyla ilgili yorumu:
milletin değerlerine hakaret edene bu millet gere-
ken dersi verir. Ülkede Ġslam düĢmanları var. De- McDonald's soyguncusu Emniyet camından atla-
ğerlerimizi benimseyenler yürekli olsun, korkak dı!
olmasın. Ülkeye yüz bin Ģehit verdik, gerekirse yüz
bin Ģehit daha veririz‖ Ģeklinde ifadelerinin suç içer- Ġstanbul ġiĢli‘de 15 gün önce McDonald‘s restora-
diğini belirtti. nını kurusıkı tabanca ile soyup, 17 bin 500 TL ile
kaçan Erhan Turan, önceki sabah Mecidiyeköy‘de
(Basın 11/08/2006) aynı restoranın bir baĢka Ģubesinden, 9 bin 350
TL‘yi çaldıktan sonra polis tarafından yakalandı.
Sonra:
Her iki soygunu maskeli olarak gerçekleĢtiren 23
yaĢındaki Erhan Turan gözaltında tutulduğu ġiĢli
Ġlçe Emniyet Müdürlüğü‘nün yedinci katındaki ġiĢli
AsayiĢ Büro Amirliği‘nin penceresinden atlayarak
intihar etti!

(30/03/2010 Taraf gazetesi)

Ġstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'ın ve


Ġstanbul Valisi Muammer Güler'in konuyla ilgili yoru-
mu:

“O intihar utançtan olabilir!”


Sayı 22 Sayfa 31

―Polis TeĢkilatı‘nın kuruluĢunun 165‘inci yıldönü-


mü dolayısıyla Ġstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin
Çapkın, Ġstanbul Valisi Muammer Güler‘i dün maka-
1966 03 Nisan
mında ziyaret etti.
- Başbakan Sü-
Hırsızlık iddiasıyla gözaltında tutulduğu ġiĢli Em-
niyet Müdürlüğü binasının 7‘nci katından düĢerek leyman Demirel
konuştu: Türki-
hayatını kaybeden 23 yaĢındaki Erhan Turan‘la ilgili
soru üzerine Çapkın, ―ġüphemizi çeken çarpıcı her-
hangi bir Ģey yok. Konuyu tahkik etmeye devam
ediyoruz‖ diye konuĢtu. Vali Güler de, ―ĠĢlediği suç- ye’de Amerikan
tan dolayı mahcubiyet duyduğu anlaĢılmıĢtır. Bun-
lar zaman zaman olan hadiselerdir. En ince ayrıntı- üssü yoktur
sına kadar inceleniyor‖ dedi!‖ (Hürriyet 02/04/2010)

***
Amerikan tesisi
6. O dönem Ġstanbul BüyükĢehir Belediye
vardır.
BaĢkanı olan, Ģimdiki BaĢbakanın oğlu Ahmet
Burak Erdoğan‟ın neden olduğu ölümlü kaza ve
aklanması!
Ahmet kusursuz bulunmuyor! Sevim Tanyürek
11-05-1998 tarihinde ses sanatçısı Sevim 8‘de 8 kusurlu ve Ahmet aklanıyor!
Tanyürek‘in ölümüne neden olan kazada direksiyon
baĢında olup ―bizim çocuklar‖ tarafından nasıl ak- Tabii ki bizim çocukların yardımıyla!..
landığını bir kez daha hatırlayalım.
***
Ahmet ehliyetsiz araç kullanıp ölümlü kazaya yol
7. Yaptığı haber programlarında zaman zaman
açıyor tutuklanmıyor!
hükümeti eleĢtirme cesareti gösteren,
Sevim Tanyürek koma halinde hastaneye kaldırı-
Ve aynı eleĢtirileri yapan konuklarını programın-
lıyor, Ahmet tutuklanmıyor!
da ağırlayıp hükümet politikalarını deĢifre eden
Sevim Tanyürek hayatını kaybediyor Ahmet tu- gazeteci Uğur Dündar‘ın özel hayatına Fethullahçı
tuklanmıyor! medya tarafından tecavüz edilmesi ve nedense
Uğur Dündar‘ın eĢinin sık sık Brezilya‘ya yalnız
Mahkeme günü Ahmet duruĢmaya gelmiyor, Ġn- baĢına gittiğini çeĢitli imalarla yazmıĢtı ve yayın-
giltere‘ye dil eğitimine gidiyor! lanmıĢtı gazetelerinde.

Samanyolu haberdeki ―bizim çocukların‖ hiç zah-


met demeden belgelediği uçuĢ raporları:

''Uğur Dündar'ı zora sokacak belge Dündar,


―Evlendikten sonra karımın tek baĢına yurt dıĢına
çıktığını ispat edilirse intihar ederim‖ demiĢti. O
çizelgeyi yayımlayan Vakit, Dündar'a soruyor...

―Ergenekon soruĢturmasına yönelik 2. iddiana-


mede karısının sık sık Brezilya‘ya gittiğine dair id-
diaların yer alması üzerine Uğur Dündar çok sinir-
lenmiĢti. Dündar, Star Ana Haberde, yüksek sesle
Ergenekon Savcıları'na, Adalet Bakanı'na ve BaĢ-
bakan'a seslenmiĢti Dündar daha sonra iddialı bir
Sayfa 32 Politika Dergisi

Cuma namazını kılmak için TBMM'ye gelen BaĢ-


bakan Erdoğan, MĠT'in son saldırılar öncesi kendi-
sine herhangi bir rapor iletip iletmediği yolundaki
sorular üzerine, "Böyle bir rapor yok. Hiçbir alakası
yok. Hepsi spekülasyon bunların" dedi!

(Hürriyet 21/11/2003 )

***

9. Ankara Ticaret Odası. BaĢkanı Sinan Aygün‘ün


10 Nisan 2008 tarihinde ofisindeki tuvalette bozuk
olan Ģofbenin tamiri sırasında gizlenmiĢ Glock mar-
cümle kurarak ―Evlendikten sonra biri çıkıp karımın ka bir tabanca bulundu (!) ve daha sonra yaĢanan
tek baĢına yurt dıĢına çıktığını ispat ederse intihar geliĢmelerde ve geçen sürede kim tarafından ne
ederim‖ demiĢti. Ancak Uğur Dündar‘ın manken eĢi amaçla konduğu asla ortaya çıkmadı y ada çıkarıl-
Yasemin Baradan (Jasmin Mroz)‘ın yanında Uğur madı!
Dündar olmadan defalarca yurt dıĢına çıktığı belir-
lendi.‖ ATO Meclis BaĢkanı Nuri Gürgür bu konuda bir
açıklama yaptı.
ĠĢte Yasemin Baradan‘ın yanında kocası Uğur
Dündar olmadan yurt dıĢına çıkıĢ yaptığı seyahat- Yaptığı açıklamada, Aygün‘ün çalıĢma ofisinin
lerin tarihleri: arka odasındaki tuvalet kısmında bulunan Ģofbenin
bozulması üzerine tamirci çağrıldığını anlattı.
ÇıkıĢ: GiriĢ: Havaalanı:
Tamircinin tamirat iĢlemini yaparken bir Glock
31.8.1995 19.11.1995 Atatürk Havaalanı marka tabancanın yere düĢtüğünü ifade eden
Gürgür, bunun üzerine olaydan 10 Nisan Polis Ka-

rakolu‘nun haberdar edildiğini bildirdi.
10.01.2009 12.01.2009 Atatürk Havaalanı
Aynı gün saat 18.30‘da gelen emniyet görevlileri-
(Samanyolu haber.com) nin tabanca ile ilgili tutanak tuttuklarını anlatan
Gürgür, halen bu olayla ilgili Emniyetten kendilerine
*** ulaĢan bir açıklama olmadığını söyledi.

8. Türkiye, 2003 yılı kasımında Ġstanbul‘da mey- ―Tabanca nedir? Bir eylemde kullanılmıĢ mıdır?
dana gelen ġiĢli, Levent ve Beyoğlu‘na düzenlenen diye açıklama gelmedi‖ diyen Gürgür, ancak bu
ve 57 kiĢinin ölümüne ve yüzlerce kiĢide yaralan- olayın son derece ilginç olduğunu söyledi. Gürgür,
masına yol açan bombalı saldırılarla sarsılmıĢtı.. Ģunları kaydetti:
Bomba yüklü araçlarla ve peĢ peĢe yapılan saldırı-
larda büyük bir istihbarat ve emniyet ihmali görül- ―Bu tabanca-
müĢtü... yı oraya koyan
Sinan Aygün
Ve tabii ki BaĢbakan önceden MĠT tarafından olamayacağına
yapılan bir ihbar olduğu haberlerini yalanlamıĢtı! göre, onun dı-
Ģında da bu
Erdoğan: 'MĠT önceden uyarmıĢtı' haberleri ya- alanı baĢka
lan! kullanacak in-
san olmayaca-
BaĢbakan Recep Tayyip Erdoğan, MĠT'in Ġstan-
ğına göre, bu
bul'daki son saldırılar öncesi ''yeni saldırılar
olabileceği'' yönünde uyarı içeren bir raporu kendi-
sine ilettiği yolundaki haberleri yalanladı.
Sayı 22 Sayfa 33

tabanca oraya kimin tarafından ve ne amaçla yer-


leĢtirildi?‖ Bütün bunları bizim ço-
Ve tabii ki ATO baĢkanı, Sinan Aygün bizim ço- cuklar yapmış olabilir,
cuklar (!) tarafından sürdürülen Ergenekon dava-
sında ―bizim çocuklar‖ tarafından yerleĢtirilen Glock
ama asla insanların özel
marka silahın gölgesinde önceden cezasını çekiyor odalarına gizli kamera
ve sonradan yargılanıp aklanmayı bekliyor!
yerleştirip, çekim yapıp ve
***
montajlayarak, kimseyi -
10. Sen misin ĠçiĢleri Bakanını sorgulayan!
başta ailesini- zor durum-
Deniz Baykal ile birlikte komplo kurulan Ankara da bırakarak belden aşağı
milletvekili Nesrin Baytok ATO baĢkanı Sinan
Aygün‘ün ofisine yerleĢtirilen silaha dikkat çekip vurarak kimseye iftira at-
medeni cesaretiyle,
maz bizim çocuklar!
Bu önemli konuyu gündeme getirmiĢti.

―CHP'li Baytok'tan Atalay'a Glock sorusu: CHP


Ankara Milletvekili Nesrin Baytok, ĠçiĢleri Bakanı Bizim çocuklar kim oluyor?
BeĢir Atalay'a, ―ATO BaĢkanı Sinan Aygün'ün, Er-
Fethullah Gülen
genekon operasyonu kapsamında gözaltına alın-
teĢkilatının aynı
ması ile ofisine silah gizlenmesi olayı arasında bir
hedef (Türkiye
iliĢki‖ olup olmadığını sordu.
Cumhuriyeti‘nin her
Baytok, Atalay'ın yanıtlaması istemiyle TBMM kalesini kuĢatma ve
BaĢkanlığına sunduğu soru önergesinde, ATO sözde Ġslami yöne-
Meclis BaĢkanı Nuri Gürgür'ün, ―Aygün'ün ofisinde- tim adı altında dıĢ
ki bozuk Ģofbenin tamiri sırasında Glock marka sila- güçlere teslim et-
hın bulunduğunu, durumun emniyete iletildiğini an- mek) için ülkeyi
cak emniyet birimlerinin 3 ay geçmesine rağmen kuĢatan her kade-
silahla ilgili kendilerine bilgi vermediğini‖ açıkladığı- mesindeki bireyle-
nı anımsattı. ri…

Aygün'ün odasında bulunan silaha iliĢkin hangi Deniz Baykal‘ın,


iĢlemlerin yapıldığının açıklanmasını isteyen Fethullah Gülen ve AKP hükümeti arasındaki çok
Baytok, ―Silah nereden gelmiĢtir, kime aittir ve seri yakın iliĢkiyi bildiğinden Ģüphe yok. Bu durumda
numarası nedir? Sinan Aygün'ün ofisinde bulunan Gülen‘in mesajını samimi bulup hükümeti suçlama-
bu silahla herhangi bir suç iĢlenmiĢ mi? Silah giz- sı belki siyasetin bir parçasıdır ve aralarında ne
lenmesi olayının önemli bir sivil toplum kuruluĢunun konuĢma geçtiğini bilemeyiz, o ayrı bir konu.
baĢkanına yönelik suikast giriĢiminde ya da bir iftira
Bütün bunları bizim çocuklar yapmıĢ olabilir, ama
kampanyasında kullanılabileceği değerlendirilmiĢ
asla insanların özel odalarına gizli kamera yerleĢti-
midir? Sinan Aygün'ün, Ergenekon operasyonu
rip, çekim yapıp ve montajlayarak, kimseyi -baĢta
kapsamında gözaltına alınması ile ofisine silah giz-
ailesini- zor durumda bırakarak belden aĢağı vura-
lenmesi olayı arasında bir iliĢki var mı?‖ diye sor-
rak kimseye iftira atmaz bizim çocuklar! Koskoca
du.‖
“BaĢbakan” yalan söyleyecek değil ya! Günahla-
(02/07/2008) rını almayın bizim çocukların!

*** iletisim@PolitikaDergisi.com
Sayfa 34 Politika Dergisi

19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA GENÇLİK, SPOR


BAYRAMI VE ULUSAL BAĞIMSIZLIK SAVAŞIMIZIN
91. YILDÖNÜMÜ
KUTLU OLSUN!
Sayı 22 Sayfa 35
Sayfa 36 Politika Dergisi

Hesaba çekilen kadar, hesaba çekenin kim olduğu da önemlidir...

Ergenekon, İkinci “Malta


Sürgünleri” Olayı mı? (3)
nedenler ortaya çıkmaya baĢlamıĢtı: Yüksek Komi-
Emrah ÖZDEMĠR ser Vekili Tuğamiral Richard Webb‘in, M. Kemal
PaĢa‟nın Samsun‟a çıktığı gün dile getirdiği söz-
Richard Webb’in, M. Kemal lerine göre; hem Damat Ferit‘ten alınan bilgiyle
“mahkûm etmenin ve cezalandırmanın zorluğun-
Paşa’nın Samsun’a çıktığı dan” hem de bu kiĢilerin “direnişe iyi bir katkı vere-
gün dile getirdiği sözlerine gö- ceğinden ve bu hareketin önlenmesi gerekliliğin-
den” bu kimselerin uzaklaĢtırılması gerekmekteydi.
re; hem Damat Ferit’ten alı- Yani, yeni koĢullar, ulusal kurtuluĢçuların; yani -adı
nan bilgiyle “mahkûm etme- biraz ileride konacak olan- Kemalistlerin engellen-
nin ve cezalandırmanın zor- mesi amacını doğurmuĢtu. Bunun yanı sıra, yalan
yanlıĢ tanıklarla cezalandırma yapılamayacağı da
luğundan” hem de bu kişile- ortaya çıkmıĢtı. Üstelik Boğazlıyan Kaymakamı
rin “direnişe iyi bir katkı ve- Kemal Bey‘in idamı toplumu ayağa kaldırmıĢsa da
daha önceden Ali Ġhsan (Sabis) PaĢa‘nın sürgüne
receğinden ve bu hareketin gönderilmesi hiç tepki çekmemiĢtir. Ayrıca tutuklu-
önlenmesi gerekliliğinden” bu ların Bekirağa Bölüğü‘nden kaçacağına ve hatta
kimselerin uzaklaştırılması hükümet tarafından salıverileceği veya halkın
Bekirağa Bölüğü‘ne doğru yürüyeceğine iliĢkin kor-
gerekmekteydi. kular da vardır; çünkü Ġzmir‘in iĢgali toplumda bü-
yük protestolarla karĢılaĢmıĢtır.

(D
eğerli okuyucular, bugüne değin oku- Ġlk Sürgün Kafilesi: 78‟ler
mada gösterdiğiniz dayanç için teşek-
Ġzmir‘in iĢgali ile birlikte (15 Mayıs 1919) yurtta
kür ederim. Ayırdındayım; hem yazı
emperyalistlere karĢı tepkiler çoğalıyordu. 23 Ma-
dizisinin bölüm sayısı, hem de bölüm-
lerin içindeki uzunluk sizi yordu. Bu yüzden, olaylar
üzerinde ayrıntılı olarak durmadan, olabildiğince
Sultanahmet Mitingi
kısaca geçip bu bölümde konumuzu sonlandırma-
ya çalışacağım. Birinci bölüme başlarken belirtti-
ğim gibi, tarihsel ve güncel iki olayı karşılaştırmaya
çalıştığımız bu yazı dizisi salt tarih yazısı değildir.
Olayı enikonu öğrenmek isteyenlere Bilâl N. Şim-
şir‟in Malta Sürgünleri kitabını okumalarını salık
veririm.)

“Bekirağa konukları”, öncelikle hem Ġngilizlerin,


hem de Ġngilizcilerin (yani Damat Ferit gibilerin)
“siyasi intikamını alma” duygusuyla tutuklanmıĢ-
tı. Gel gelelim, koĢullar değiĢtikçe yeni amaçlar ve
Sayı 22 Sayfa 37

yıs‘ta ünlü Sultanahmet mitingi yapılacaktır, yurt-


severler tarafından. Ortam çok gergindir. İşin ilginç yönü ve asıl niyet-
Sürgün düĢüncesi Ġngilizlere göre kaçınılmaz ol-
leri ortaya çıkaran imi şudur
maya baĢlayınca ve sonrasında bu düĢünce kabul ki; olayların başlangıcında,
edilince Webb çabucak bir liste yapıp Londra‘ya genel olarak Ermeni olayları
gönderir. Bekirağa‘da 250 civarında kiĢi bulundu-
ğundan ve hepsini sürmek olanaksız olduğundan yüzünden suçlamaların yapıl-
“en tehlikelileri” Londra‘ya rapor halinde gönderir. dığı söylense de bu “yıldızlı”
Bu ―en tehlikeli‖ kiĢiler 59 kiĢidir; ancak bir de adı-
nın karĢısına ―yıldız‖ imi konulan kimseler vardır ki
kimselerin içinde “sürgün” su-
onlar için “dikkat” denilmiĢtir. 19 adet olan “yıldızlı” çundan mimlenen yalnızca
kiĢinin içinde eski Sadrazam Sait Halim PaĢa‘dan bir kişi vardır; eski Sivas Vali-
Yunus Nadi‘ye, Ziya Gökalp‘ten gazeteci Hüseyin
Cahit Bey‘e kadar birçok kimse vardır. si Sabit Bey.
ĠĢin ilginç yönü ve asıl niyetleri ortaya çıkaran imi
kararıyla değil, kendi önceliklerini kullanarak
Ģudur ki; olayların baĢlangıcında, genel olarak Er-
apar topar götürmüĢlerdir. Fransızların dahi haberi
meni olayları yüzünden suçlamaların yapıldığı söy-
olmamıĢ, hatta bu olay Fransa-Ġngiltere arasında
lense de bu “yıldızlı” kimselerin içinde “sürgün”
küçük bir diplomatik krize neden olmuĢtur. Fransız-
suçundan mimlenen yalnızca bir kiĢi vardır; eski
lar alelacele sürgüne gönderilme iĢini, General F.
Sivas Valisi Sabit Bey. Genel olarak, “asayiĢi
d‟Esperey‘in deyimiyle ―İngilizlerin kendi amaçları-
bozmak” diye diplomatik bir suç uydurulmuĢtur.
nı gözeten siyasal bir önlem olarak‖ tanımlamıĢlar-
Aslında ―asayiĢi bozmak‖ demek, “iĢgali engelle-
dır.
meye çalıĢan” veya “direniĢe eğilimi olan” de-
mektir. Ġngiliz DıĢiĢlerinde Türkiye masasında bulu- Bu arada Mustafa Kemal, Saraya ve Ġngilizlere
nan Edmonds, “Fethi (Okyar) Bey‟in ve birkaç karĢı çıkıyor, restleĢmeler havada uçuĢuyordu.
kişinin daha „yıldız‟ı hak ettiğini” not eder. Fethi Hükümet darbesinin sonuçsuz kalacağı belli olmuĢ
Bey adının ne anlam içerdiğini ikinci bölümde söy- ve bu yeni kahraman Samsun‘dan Amasya‘ya,
lemiĢtik. Erzurum‘dan Sıvas‘a ―Anadolu‘nun yoksul ama
vefalı bağrına‖ diriliĢ tohumları atmaya baĢlamıĢtır.
Sonunda, Damat Ferit‘in ve Ġngilizlerin olası dire-
niĢe karĢı korkularından dolayı 28 Mayıs 1919‘da Daha sonrasında Mustafa Kemal‘in Anadolu
11‘i Kars ġûrası‘ndan* Ġngilizlerin doğrudan tutuk- hareketinde yanında bulunan Rauf (Orbay) Bey‘in
ladığı kimse, 14‘ü rütbeleri yüzbaĢı-albay arası olan ve Kara Vasıf Bey‘in Ġstanbul‘daki Meclisten tutuk-
asker grubu ve 53‘ü Bekirağa KoğuĢu‘ndan olmak lanması meseleleri de vardır. Bu uzun bir tartıĢma
üzere 78 kiĢi Malta‘ya doğru yola çıkar. Ali Ġhsan konusudur.
PaĢa ve onunla birlikte giden onbaĢısı ile birlikte 80
kiĢi olmuĢtur Malta sürgünleri.(*Kars Şûrası, ordu- Binbir güçlükle, değiĢik taktik ve manevralarla 9.
suz kalan Kars-Ardahan-Batum civarındaki yerli Ordu MüfettiĢi olarak 19 Mayıs 1919‘da Samsun‘a
halkın haklarını korumak gidebilen Mustafa Kemal PaĢa, 8 Haziran‘da Ġngi-
için kurulmuştur. 9. Ordu lizlerin baskısıyla Ġstanbul‘un ―geri dön‖ çağrısıyla
Komutanı Yakup Şevki karĢılaĢmıĢtır. Önce geçiĢtirmiĢ, sonrasında
Paşa da listededir, fakat “ulusal direniĢi” örgütlemeye koyulmuĢtur. Bun-
hastanede olduğundan ilk ların çoğu, büyük olasılıkla, bilginiz dâhilindedir.
sürgün kafilesine yetişeme- Malta‘ya sürülmek istenen Mustafa Kemal PaĢa,
miştir.) direnmiĢ ve ulusunun kahramanı olmuĢtur. Eski
Ġttihat ve Terakkicilerin (ĠTC) katılımı yüksek olsa
Ġngilizler, gemiyle önemli da artık Ġngilizlerin gözünde yeni bir düĢman belir-
(tehlikeli) gördükleri Türkleri miĢtir: Kemalistler!
Malta‘ya Müttefiklerin ortak
Sayfa 38 Politika Dergisi

yarı-tanrı olarak gördüğü Ġngilizlere, Millî Mücadele


kahramanlarının adlarını neredeyse eksiksiz olarak
Nitekim 10 Ekim liste hâlinde sunar: Mustafa Kemal (Atatürk) Pa-
Ģa, Kâzım (Ġnanç) PaĢa, Ali Fuat (Cebesoy) Pa-
1919’da İngiliz Ami- Ģa, Kâzım Karabekir PaĢa, Kâzım (Özalp) Bey,
Ġsmet (Ġnönü) Bey… Gıyabında idam ettikleri En-
rali de Robeck, Mus- ver, Talat, Cemal PaĢalar…

tafa Kemal Paşa’nın 5 Ağustos 1920‘de ise bir yıl önce asılan Kemal
Bey gibi, Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey de “millî
dişlerini göstermesiyle Ģehit” olur. BeĢ gün sonra Osmanlı‘nın son ve yü-
rürlüğe girmeyen antlaĢması olan Sevr imzalanır.
İngiliz aslanının say- Sevr AntlaĢması‘yla aynı ay içinde10 kiĢi daha

gınlığının sarsıldığını sürgün edilir.

16 Ekim 1920‘de ise Türk tarihinin gördüğü en


yazar. hain yöneticilerden birisi (belki de birincisi) olan
Damat Ferit PaĢa, bir daha hükümete girmemek
üzere, siyasal yaĢamımızdan çekilir. Damat Ferit‘-
Kemalistler, ĠTC‘cilere göre daha diplomatik, ten sonra yeniden kabine kuran yaĢlı Tevfik PaĢa‘-
daha akılcı, daha halkçı ve gerçekçi davranmıĢ ve nın zamanında da (Kasım 1920) iki adet sürgün
Ġngilizlerle kısıtlı olanaklarla çetin savaĢlar vermiĢ- daha yapılır ve toplam 144** kiĢi Malta sürgünlerin-
lerdir. Mustafa Kemal‘in ve takımının kararlı ve de yer alır ve liste 2820 Mehmet RüĢtü Bey‘in
ulusal bağımsızlık çizgisi sayesinde Malta sürgün- adıyla kapanır.
leri konusunda adım adım birçok baĢarı elde edil-
miĢtir. Son iki yüz yıldır karĢılıklılık nedir bilmeyen (**Gülmece: Tarihi bozma konusunda önde giden
ve sürekli geri adım atmaya alıĢmıĢ olan Osmanlı bir kişi olan İslamcı yazar Abdurrahman Dilipak
siyasası alıĢılmadık bir biçimde, bitmek üzeredir. 144 kişi olan sürgün sayısını, Cumhuriyete Giden
Bekir Sami PaĢa da Osmanlı‘nın bu alıĢkanlığını Yol adlı kitabında 676 olarak yazmıştır. Abartılır,
bırakamadığı için görevinden ayrılmak zorunda ama bu kadarına da pes…)
kalmıĢtır. Mustafa Kemal, Söylev‘de belirttiği üze-
re, savaĢ zamanında bile egemenlik ilkesiyle bağlı Sürgünlerin ülkemize geri verilmesini, yaşanan
kalarak “Malta‟ya sürülmüş olanların, ilgili mahke- diplomasiyi, oluşan ortamı vd. öğrenmek için Şim-
melerimizde yargılanmak üzere, İstanbul‟a getiril- şir‟in sözünü ettiğim kitabına bakabilirsiniz. Biz bu
meleri yoluna gidilmesi” siyasasını izlemiĢtir. (bkz.
Amasya Protokolleri) Ayrıca Kemal PaĢa, Türke
zulüm yapmıĢ Ermenilerin de yargılanması gerekti-
ği savını ortaya atarak, siyasal karĢıakın yapmıĢtır.
Yeri gelmiĢtir, misilleme amacıyla O da -ileride pa-
zarlık konusunda çok yararı olacağı üzere- Ġngiliz-
leri tutuklatmıĢtır. Nitekim 10 Ekim 1919‘da Ġngiliz
Amirali de Robeck, Mustafa Kemal Paşa‟nın diş-
lerini göstermesiyle İngiliz aslanının saygınlığının
sarsıldığını yazar.

Sonrasında Ebüzziyazade Velit Bey‟den Celal


Nuri (Ġleri) Bey‘e kadar millî hareketi destekleyen
kimselerden ve paĢalardan oluĢan bir grup daha
Malta‘ya sürülmüĢtür.
Urfa
Büyük Millet Meclisi‘nin açılmasından 18 gün Mutasarrıfı
önce, Damat Ferit de boĢ durmayıp, padiĢahı gibi Nusret Bey
Sayı 22 Sayfa 39

noktadan sonra yorum ve sonuç aşamasına geçi-


yoruz.
Dilekte bulunmak ayrı, sap-
*** tama yapmak ayrıdır. Ordu-
Türk Ordusunun Süreçlere Etkisi ya, kurtarıcıya siyasal alanda
Türkiye‘de, kuramlarını toplumsal, siyasal, ya- hiç gerek duymayalım, istiyo-
Ģamsal verilere dayandıramamıĢ; genel olarak Batı- ruz; ama ulusumuz hâlâ
da eğitim görmüĢ ve oradan aldıkları ezberleri yine-
Mustafa Kemal’in
leyen aydınlar, Türk Ordusuna saldırmanın
“demokrasi gereği” olduğunu sanıyorlar. Bu, yal- “kurtarıcıya gereksinim duy-
nızca içinde bulunduğumuz döneme ait bir yargı mayacak kadar devrimci bi-
değildir. KuruluĢ yıllarımızda da bugünküne benzer
birtakım düĢünceler belirmiĢti. Onun için bu konu-
reylere sahip” bir ulus olma
da, o dönemin önemli kalemlerinden Yunus Nadi‘- ülküsüne erişememiştir. De-
nin Türk Ordusunun özgün durumuna iliĢkin yaptığı mokrasiyi deşmeden, gericilere
değerlendirmelere bakmakta yarar var:
ve ayrılıkçılara karşı ve en
“Başka memleketlerde, başka milletlerde ünifor-
önemlisi emperyalizme diren-
malı zabitler kütlesi ilk anlarında belki daha ziyade
yeni fikirlere karşı gelen ve getirilen kuvvetler gibi me açısından ordumuzun cay-
görünebildiği halde, bizim Türkiyemizde durum ter- dırıcılığına gereksinmekteyiz.
sinedir. Burada ordu, milleti yükselten yeni fikir-
lere öncü olmuştur. Gazi bunu Türk milletinin lehi-
ne kaydolunmak lazım gelen çok büyük bir mazha-
riyet ve çok yüksek bir meziyet görüyor.” ğildir. Dilekte bulunmak ayrı, saptama yapmak ay-
rıdır. Orduya, kurtarıcıya siyasal alanda hiç gerek
1908 Devrimi, Ulusal KurtuluĢ SavaĢı, 1961 Ana-
duymayalım, istiyoruz; ama ulusumuz hâlâ Musta-
yasasına kadar birçok tarihsel olayda Türk Ordusu-
fa Kemal‘in ―kurtarıcıya gereksinim duymaya-
nun itici ve öncü rolü yadsınamaz. 1980‘de Türkiye
cak kadar devrimci bireylere sahip‖ bir ulus ol-
tarihinin en gerici müdahalesi yapılmıĢsa da Türk
ma ülküsüne eriĢememiĢtir. Demokrasiyi deĢme-
Ordusunun geleneksel yapısı 12 Eylül‘e uygun de-
den, gericilere ve
ayrılıkçılara karĢı ve
en önemlisi emper-
yalizme direnme
açısından ordumu-
zun caydırıcılığına
gereksinmekteyiz.
DüĢünsel, toplum-
sal, psikolojik vs.
zincirlerinden kurtu-
lamamıĢ ve diğer
uluslara göre ordu-
suna çok güvenen
bir topluma sahip
olmamızı da ayırıcı
bir etmen olarak not
etmek lazımdır. Ba-
sının çoğunu ele
geçirmiĢ, halkı bu
Sayfa 40 Politika Dergisi

kurmay BaĢkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, ABD‘nin Irak


1 Mart Tezkeresi sonrası, Or- iĢgaline açık olarak karĢı çıkmıĢtır. (Hilmi
Özkök‟ün görevdeyken yaptıkları da küçük Ergene-
dunun tavrına ilişkin, ABD kon gibidir.) Kısacası, burada bir saptama yapmak
Savunma Bakan Yardımcısı olanaklıdır. Bugün Ergenekon davasında tutuklu
Paul Wolfowitz Türk gazeteci- bulunan veya tutuksuz yargılanan emekli komutan-
ların çoğu, söz edilen “ulusalcı - antiemperyalist”
lerle (Birand, Çandar) yaptığı çizgiye geçmiĢ olanlardır. Türk Ordusunun Batının
söyleşide net konuşmuştu: doğrudan hedefi olmasının bir nedeni de budur.
“Ordu, hangi nedenle olursa 1 Mart Tezkeresi sonrası, Ordunun tavrına iliĢkin,
olsun, o önemli ve de oynama- ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz
Türk gazetecilerle (Birand, Çandar) yaptığı söyle-
ları gereken liderlik konumuna Ģide net konuĢmuĢtu: “Ordu, hangi nedenle olursa
tam olarak sahip çıkamadı…” olsun, o önemli ve de oynamaları gereken liderlik
konumuna tam olarak sahip çıkamadı…”

Kısacası, millîci ve aydınlanmacı çizgiye sahip


yönde rahatça yönlendirebilen; kurumları yönlendi-
olacak olan güçlü bir Türk Ordusu, ABD‘nin son
rebilen; insanları niteliksizleĢtirmiĢ olan emperya-
planlarına bu Ģekilde hizmet edemezdi. Hatta okya-
lizmin kale olarak Orduyu görmesi olağandır.
nus ötesi güçlere engel dahi olabilirdi. Ne var ki,
Çevrimsel olarak, emperyalistlerin artık doğrudan bugün olaylara verilen tepkiye bakarsak, üst kade-
Türkiye‘ye saldırma olasılığı da Ordu ile dıĢ güçle- menin de bir noktaya kadar uzlaĢtığını sezinliyoruz.
rin çatıĢmasına olanak vermektedir. Sovyetler ya-
Türk Ordusunu genel değerlendirme dışında tut-
Ģarken Türkiye‘ye verilen rol ile bugün verilen rol
mamın nedeni “genel dışında”, “özgün” bir durumu
çok farklıdır. Bunları da göz önüne almakta yarar
olduğundandır.
var.
Ġki Süreç Arasındaki Benzerlikler ve Ayrımlılık-
Türk Ordusu 1990‘lı yıllara dek, rejim ve ulusal
lar
bütünlük tehlikedeyken kendinde sorumluluk görür-
dü. Ve ABD‘nin istediği büyük operasyonlara da “Malta sürgünleri” ile Ergenekon sürecinin ilk
imza atmıĢtır. Bugün ise hem ulusal bütünlük açı- karĢılaĢtırması, iĢ baĢında olan hükümetler dolayı-
sından, hem siyasal rejim açısından Türkiye‘den sı ile yapılmak istenirse; önce Ergenekon‘un ne
beklenen Ģeyler daha farklıdır. TSK‘den Barzanile- zaman baĢladığını belirlemek gerekir. Siyasal anla-
re ağabeylik yapması ve millî devletin demokratik- mıyla değerlendirildiğinde Ergenekon operasyonla-
leşme adı altında gevĢetilmesi ile rejimin ĠslamileĢ- rının “öncül seferleri”nin, Hilmi Özkök‘ün Genel-
tirilmesine göz yumması beklenilmektedir. Ġran‘ın kurmay BaĢkanı olması, Irak iĢgali ve AKP‟nin tek
Ġslam dünyasındaki etkisinin azaltılması için Türki- baĢına iktidar olmasıyla baĢladığı söylenebilir.
ye, Ġslam dünyasına Ġslami bir imgelem oluĢturula- Fetullahçıların yıllardan beri Polis TeĢkilatını ele
rak “Truva atı” olarak sokulmak isteniyordu. Buna geçirdiği ve diğer kurumlara da iyiden iyiye etki bili-
kanıt olarak “nükleer aracılık” konusunda ve Filistin nen bir gerçek. Bu süreçte bazı kurum ve güçleri
meselesinde ABD‘nin Türkiye‘ye ısrarla önem ver- sessizce ele geçirme, yumuĢak politika izleme
mesini gösterebiliriz. Tüm bunlar da TSK‘nin gele- (genel olarak AB eksenli demokratikleĢme söylem-
neksel ve laik yapısına uymuyordu. leri ile), ekonomik liberalleĢme adı altında tekelleĢ-
me stratejileri izlenmiĢtir. CumhurbaĢkanlığı seçimi-
Üstelik TSK‘de 1990‘lardan itibaren antiemperya-
nin getirdiği hava, adil bir seçim olmasını engelle-
list bir kuĢak üst kademelere çıkmaktaydı. Her za-
miĢtir. Eylemli Ergenekon ise, iĢte bu süreçten son-
man askerî rejimlere karĢı çok katı bir tutum sergi-
ra ortaya çıkmıĢtır. Aslında öncesinde planlanmadı-
leyen Attilâ Ġlhan bile “…Türkiye'de, eğer akademi
ğı söylenemez; çünkü Abdullah Gül, seçimden 13
(Harp Akademileri) toplantılarında Erol Manisalı
gün kadar önce “Ümraniye soruşturmasına dikkat
ders veriyorsa iş çok ciddî.” demiĢtir. Eski Genel-
edin. O iş çok büyüyecek.” demiĢtir gazetecilere.
Sayı 22 Sayfa 41

Henüz sorgulama “Ümraniye” aĢamasındayken


böylesine net konuĢmuĢtur Bay Gül. Her iki “insan avında” da
ĠĢte bu yüzden “erken-Ergenekon” diye adlandıra- ulusalcı güçler hedef alın-
bileceğimiz bu süreci yumuĢak geçiĢ hükümetleri mıştır. Çünkü Türkiye’de ta-
ile geçirdiğimiz söylenebilir. Bu ilk AKP dönemi
(2002-2007), yumuĢaklığı bakımından Ali Rıza Pa- rihsel olarak direniş nokta-
Ģa hükümeti gibi de algılanabilirse de benzerliği ları “ordu – aydın – küçük
tam oturtmak olanaklı değildir; çünkü AKP‘nin ilk
dönemi hazırlanıĢ dönemi olarak sayılmalıdır. burjuva / halk” üçlemesi ol-
Sonraki AKP hükümeti ise Damat Ferit dönemi-
muştur. O dönemde de he-
nin sertliğinde olmuĢ; (yaĢlı, hasta fark etmez) ga- defte ordu ve onun komu-
zeteciler, komutanlar, sivil toplum önderleri, siya-
setçiler vs. sabahın 4‘ünde darbeye benzer bir bi- tanları vardır.
çimde evlerinden alınmıĢlardır. Ayrıca iĢbirlikçilik
noktasında da benzer özellikler, eylemler vardır.
tanım olabilir. Elbette Ġslamcı geçmiĢi olan hükü-
Örneklerini yazı dizisinin tamamını okuduğunuzda
metin -Ġngilizlerin de belirttiği gibi, o döneme ben-
daha fazla bulabilirsiniz.
zer olarak- “siyasal öç” alma gibi eylemlilikleri de
KarĢılaĢtırmayı “uluslararası durum”a göre yap- vardır.
tığımızda; günümüzde Sovyetlerle yaptığı Soğuk
Sanıkların niteliklerine göre bir değerlendirme
SavaĢı yenerek bitirmiĢ bir ABD vardır. O dönemde
yapmak gerekirse; ekonomide, basında, siyasette,
ise Ġngiltere önderliğinde Genel SavaĢı kazanmıĢ
haberalmada, eğitimde vs. gücü ve etkisi bulunan
bir Ġtilaf Devletleri grubu vardır. Ancak bu bağlamda
insanların Ergenekon süreciyle susturulduğunu,
bakıldığında, sorun ve tutarsızlık Ģudur ki, Türkiye
etkisizleĢtirildiğini, zorunlu sürgünde bekletildikleri-
(Osmanlı) o dönemde yeniklerle birlikte savaĢmıĢ-
ni saptıyoruz. Malta sürgünleri meselesinde ise,
ken, bugün Batı (NATO) bloğu içinde yer alan bir
önce eski Ġttihatçılar ve basın dünyasından önemli
ülkedir. Bu tutarsızlığın nedeni ise Ģudur: Türkiye
kiĢiler ile daha sonrasında Kemalistler sürgüne
ve “anlaĢmamıĢ” birtakım Türkler, bugün o günkü
gönderilmiĢtir. Olayların gidiĢ biçimine göre tutuk-
gibi bir “cezalandırma”dan çok, bir “önlem al-
lamaların yönü de değiĢkenlik göstermiĢtir. Erge-
ma”yla karĢı karĢıyadır. Cezalandırmalar da vardır
nekon‟da da gündeme göre ―dalga‖ların yapıldığı
günümüzün teslim olmayan Fahrettin PaĢalarına,
gizlenemeyecek bir gerçek.
HurĢit PaĢa‘ya, 1 Mart Tezkeresindeki direniĢe,
Cumhuriyet Mitinglerine vs. Zaman zaman Yeni Her iki “insan avında” da ulusalcı güçler hedef
Osmanlı, Büyük Ortadoğu Projesi gibi adlarla alınmıĢtır. Çünkü Türkiye‘de tarihsel olarak direniĢ
anılan bu yeni sürece ortak olmayan ve karĢı çıkan noktaları “ordu – aydın – küçük burjuva / halk” üç-
kimselerin etkisiz hâle getirilmesi daha genel bir lemesi olmuĢtur. O dönemde
de hedefte ordu ve onun ko-
mutanları vardır. Türklerdeki
ordu geleneğinin getirmiĢ oldu-
ğu güçlü ordu ve millet-ordu
birlikteliğinin Türkiye düĢman-
ları için hedef seçilmesi ola-
ğandır.

Ekonomik anlamda da il-


ginç bir benzerlik vardır: Ġttihat-
çılar, o dönem gayrimüslimlere
dayanan burjuvaya karĢı yavaĢ
yavaĢ yükselen Türk ticaret
Sayfa 42 Politika Dergisi

Ġlhan CĠhaner‘in deyimiyle “GTTÖ” (Gizli Tanık


O gün “tanık” önadıyla Terör Örgütü) diye adlandırabileceğimiz bir gerçek-
lik vardır her iki davada da. O gün “tanık” önadıyla
Türkiye’nin aynı anda de- Türkiye‘nin aynı anda değiĢik kentlerinden değiĢik
insanları suçlayan Ermeniler varken, bu gün de
ğişik kentlerinden değişik ―gizli tanık terörizmi‖ vardır. Eski PKK itirafçıları
insanları suçlayan Erme- bugün saygın (muteber) görülüp bir davayı yönlen-
direbilmektedir. (***Kürtlere karşı bazı haksız uygu-
niler varken, bu gün de lamalar yapılmış olabilir; ancak konu bununla ilgi-
“gizli tanık terörizmi” var- sizdir. Cihaner o dokunulmaz dönemde JİTEM‟i
incelemeye kalkışmış bir başsavcıdır.)
dır. Eski PKK itirafçıları
Ġttihat ve Terakki ilerici (Batıcı) ve milliyetçilerin
bugün saygın (muteber) örgütüyse de ĠTC‘ye karĢı oluĢan cephe, çok ilginç-
görülüp bir davayı yön- tir, “liberal – Ġslamcı” ortaklıktır. Hepsi Osmanlı‘-
nın Batılı bir ülke haline gelmesi için çalıĢsa da o
lendirebilmektedir. dönemki Batıcı liberaller de Ġslamcıların kuyruğuna
takılmıĢlardır. Ġttihatçılar ise daha yerel ve daha
devrimci olmuĢlardır.
burjuvasına dayanmaktaydı. (Kapitülasyonu Birin-
Ġttihat ve Terakki Cemiyeti ve üyeleri yaptıkları
ci Dünya Savaşı sırasında tek taraflı fesheden
bazı uygulamalar yüzünden eleĢtirilebilir. Ancak, Ģu
İTC‟dir.) Bugün ulusalcıların çoğu ve CHP ise
gerçeği de belirtmekte yarar var: KuruluĢ aĢamala-
Fethullahçı sermayeye karĢı gücü zayıflamıĢ olan
rında, kesin bir dille reddetseler de “yerel kongre
geleneksel Türk burjuvazisini ve küçük burjuvayı
iktidarlarının” temelinde büyük oranda eski Ġttihat-
temsil etmektedirler.
çılar veya Ġttihat yakınları vardı. Bu da bugün em-
Vahidettin, sürekli Ġngilizlerin desteğini merak peryalizme direniĢ açısından (milliyetçi ve solcula-
ederken; bu gün de Erdoğan, her önemli olay ön- rın gözaltına alınmasıyla) göz önünde tutulmalıdır.
cesi ABD‘ye gitmektedir. Ġkisinde de “devrilme”
Dün doğrudan iĢgal güçleri tarafından yargılan-
korkusu vardır. Erdoğan‘ı değerlendirmeyi size
dıkları için kamuoyu o gün onlara destek vermiyor-
bırakıyorum ama Vahidettin Damat Ferit aracılı-
du. Bugün Adnan Menderes zamanındaki toplama-
ğıyla Allah‟tan sonra İngilizlere olan güvenini belir-
lara göre daha bilinçli ve dirençli bir kamuoyu varsa
tiyordu.
da ses kayıtları, montajlar, yapıştırmalar, başka
O gün (savaĢ suçları ve Ġngilizlere kötü davran- söze başka anlam yakıştırmalar vb. ile halkın kafası
ma dıĢında) Ermenilere “kırım” yapıldığı savı var- karıĢtırılmaktadır. En nihayetinde “demokrasi dini-
ken, bugün PKK ile mücadelenin Kürtlere “kırım” ne” olan bağlılığından dolayı halkın küçümseneme-
olarak öne sürüldüğü*** bir iddia vardır. BaĢsavcı yecek çoğunluğu da inanmak zorunda kalmaktadır.

Sonuç olarak, iĢgal güçleriyle veya değil, siyasal


öç almak için veya ülkenin selameti için, dolaylı
veya doğrudan, öyle veya böyle, iki davada da bir
“insan avı” amacı güdüldüğü kesindir.

Deniz Baykal‟a Yapılan Darbeye Benim Yoru-


mum ve Ergenekon‟la ĠliĢkilendirmem

Deniz Baykal‘ı ve kurmaylarını antidemokratik


davranmakla, ortayolcu kalmakla, nitelikli insanları
yükseltmemekle vs. suçlayabiliriz. Ancak, bir liderin
bir “Büyük Birader” ve “montaj” darbesiyle dev-
rilmesini kabul edip bundan medet ummak, bir
Sayı 22 Sayfa 43

―fırsatçı” iĢidir. Emperyalizm açısından çoğu zaman


“güvenilmez adam” olan 1 Mart‘ın en önemli sa- Bugün kendini Atatürkçü
vaĢımını veren, statükocu damgası yemeyi göze
alıp memleketi savunan, Ġsrail‘in sınırımızdan top-
diye tanımlayanlar “ılımlı”,
rak almasına karĢı büyük mücadele veren, yurtse- “görüntüde Atatürkçü”,
verlerin yanında olan Deniz Baykal, Yılmaz
“çağdaş bilinen” vitrin
Özdil‘in dediği gibi, Silivri‟ye gönderilemediği için,
evine gönderilmiştir. Öcalan bile Kürt açılımına adamlarından bir şey bekli-
bağlamıĢtır Baykal‘a yapılanı, ki dar anlamda haklı-
dır. Son dönemde CHP‘nin oylarını arttırması,
yorlarsa; Kemal Atatürk’ün
(Aydınlık gazetesin yayımladığı üzere) Rand‘in Millî Mücadele’ye karşı da-
yazdığı gibi millîci bir hükümetin geliyor olması;
buna karĢı zamanında yaptıkları “ılımlı Ġslamcılar”
ha ılımlı görünen A. Rıza
gibi “ılımlı, kontrol edilebilir bir Atatürkçü” olu- Paşa hakkında, onun zama-
Ģumu iktidara taĢıma gereği uyandırmıĢ olabilir em-
peryalistlerde.
nında daha fazla kan kay-
bedildiğini söylemesini de
Kemal Kılıçdaroğlu çok değerli bir siyasetçi; an-
cak Kılıçdaroğlu‘nun örgüte dayanan bir yapısının anımsatmak isterim.
olmaması “müdahaleciler” açısından fırsat olarak
görülüyor olabilir. Siyaset yalnızca bir vitrin ve gö-
rüntü iĢi değildir. Ayrıca Kılıçdaroğlu birçok öbeği kamda yer almasa da “Deniz Baykal‟la birlikte” bir
bulunan partiyi bir arada tutamazsa “diğer bekle- takım kurmak olduğunu söyleyebilirim. Ayrıntısını
yenlere” de kapı CHP‘nin seçmenleri ve delegeleri söylesin. ġunu
açılmıĢ olacak. Ve da -diğer seçenekler için- söylemeden geçemeye-
2002‘de ceğim: Bugün kendini Atatürkçü diye tanımlayan-
DSP‘ninkine lar ―ılımlı‖, ―görüntüde Atatürkçü‖, ―çağdaĢ bilinen‖
benzer bir sonla vitrin adamlarından bir Ģey bekliyorlarsa; Kemal
bitebilecektir Atatürk‘ün Millî Mücadele‘ye karĢı daha ılımlı gö-
CHP. Belirt- rünen A. Rıza PaĢa hakkında, onun zamanında
memde yarar daha fazla kan kaybedildiğini söylemesini de anım-
var: Bu say- satmak isterim. Çünkü, böyle durumlarda “tek
dıklarım olum- cephede birleĢme” olasılığı azalmaktadır.
suz olasılıklar-
dır, önceden KiĢisel DüĢüncelerim ve Son
önlem alınması
için dile getirdim Mustafa Kemal PaĢa Malta sürgünlerinin içinde
yalnızca. imtihana çekilmek lazım gelenlerin olduğunu fakat
hesaba çekenin millet olmadığını ve bilakis milleti
CHP açısından daha ağır bir felakete sürükleyen insanların tutuk-
en doğrusunun, luları hesaba çektiğini söylüyordu. Ergenekon me-
Deniz Baykal selesinde de benim bakıĢ açım tıpkı M. Kemal
ma- PaĢa‘nın o günkü Bekirağa tutuklularına iliĢkin
görüĢleri gibidir. Ben savcı veya yargıç değilim;
bilemem paĢanın birisi masum bir insanı öldürmüĢ
mü? Bu adlî bir olay olurdu; fakat Ergenekon, Av-
rupalılardan Amerikalılara, Erdoğan‘dan Gül‘e
kadar birçok kimse ve kesim tarafından dillendiril-
diği veya ima edildiği gibi “siyasi” bir davadır. Ġçle-
rinde suçlular olabilir ama “toplama” mantığıyla
Sayfa 44 Politika Dergisi

rını yaĢatmak için, gücünü, muhaliflerine hissettir-


“Bin Dokuz Yüz Seksen mek zorundadır.

Dört” adlı romanı oku- Sonuç olarak; yapay gazeteler oluĢturabilir, ya-
zarlar satın alabilirsiniz. Sahte belgeler üretip ka-
yanlar bilir, romanda muoyunu yanıltabilirsiniz. Suçsuz insanları toplum-
sal hapishanelere tıkıp, saygınlıklarını zedeleyebi-
Winston’un da söyledi- lirsiniz. Bugünü kurtarabilirsiniz; ama yarın…

ği gibi, iktidarı uygu- 1909‘da 31 Martçıları tepeleyerek kendini göste-


ren Türk aydınlanması, 2007 Cumhuriyet Miting-
lamak için yalnızca lerinde Kemalist devrimin tamamlanmasının daya-
nacağı tabanı görmüĢtür. Bu süreci erteleyebilseler
itaat ettirmek yetmez; de durduracaklarını hiç sanmıyorum. Yarın da, dün
onlara “acı da çektir- olduğu gibi, -Ġngiliz destekli- liberal ve gerici ittifakı
hem 31 Mart‘taki hem Millî Mücadele yıllarındaki
mek” gerekir. gibi baĢarısızlığa düĢeceklerdir.

Evet, Nusret Bey ve Kemal Beyler asılmıĢlardır;


ama yurtlarında, saygınlıklarıyla ve yurttaĢlarının
yapılan bir davadır bu. Niyetin yargılamaktan ziya- omuzlarında ölmüĢlerdir. Önünde sonunda ulusal-
de alıkoymak olduğu çok açıktır. cıların yeri bu yurttu. YanlıĢlıklar da yapsalar, kötü
iĢlere de bulaĢsalar yereldiler; bugünkü Ergenekon
Tutuklamalar sürerken yansızlığıyla bilinen, üstat
sanıklarının çoğunluğu gibi. Peki kökü burada ol-
Oktay EkĢi ile iletiĢim kurma olanağı kurmuĢtum.
mayan yandaĢlar diledikleri sonuca varamazlarsa
O zaman ―soruĢturma ve kovuĢturma‖ aĢamasın-
ne yapacaklar? Ya geçmiĢteki bazı benzerleri gibi
daki bir olayın içeriğine değinemeyeceğini söyle-
sürgünde yoksulluktan ölecekler ya da diğer ben-
miĢti. Çok değil, bu sözlerinden 3 ay sonra ise net
zerleri gibi Ģiir, magazin, felsefe yazıp bir köĢeye
bir biçimde “Müjdeler olsun, çünkü artık sanıkları
çekilecekler. Tabii, yazmaya yeteneği olanlar sade-
değil, Atatürk'ü yargılıyoruz.” yargısına ulaĢmıĢtı.
ce…
Ayrıca Balbay‘a destek için Silivri‘ye gittiğini de
biliyoruz. Bekirağa‘dan kaldırıp birkaç idam yapmıĢlardır,
birçok komutanı, devlet adamını tutuklu bulundur-
En baĢında ben de sustum, bekledim tabii. Ama
muĢlardır; ama Millî Mücadele‘yi engelleyememiĢ-
bu noktadan sonra birkaç tane suçlu bulup mesele-
lerdir. Türk ulusunun bir “koyun sürüsü” olduğunu
yi konuĢmamak, yargı meselesi olarak görmek;
sonuç olarak, suça ortak olmak demek-
tir.

Bazen, daha ılımlı bir şekilde kontrol


edilemiyor muydu Türkiye, diyenler olu-
yor. Yani, ABD niye gerek duysun bir
sürü insana acı çektirmeye? Yalnızca
orada tutup mu baĢarılı olabilir? Değil
tabii. George Orwell‘ın ünlü ―Bin Dokuz
Yüz Seksen Dört” adlı romanını oku-
yanlar bilir, romanda Winston‘un da
söylediği gibi, iktidarı uygulamak için
yalnızca itaat ettirmek yetmez; onlara
Kaymakam
“acı da çektirmek” gerekir. Özcesi
Kemal Bey‟in
ABD ve Yeni Dünya, varlığını ve iktida- cenazesi
Sayı 22 Sayfa 45

söyleyen Vahidettin gibi düĢünüp, bu “sürünün”


baĢındaki “çobanları” ele alınca ulusun direneme-
Türk ulusunun bir “koyun
yeceğini sanmıĢlardır. Fakat tarih “düĢledikleri ve
çizdikleri biçimde” tecelli etmemiĢtir. sürüsü” olduğunu söyleyen
Peki, bu gün için Ergenekon baĢarılı olmuĢ mu- Vahidettin gibi düşünüp,
dur? Evet, Cumhuriyet Mitinglerinin ardı kesilmiĢ; bu “sürünün” başındaki
Cumhuriyet gazetesinde iç sorunlar ortaya çıkmıĢ;
TV kanalları satılmıĢ, kapatılmıĢ, susturulmuĢ; üni- “çobanları” ele alınca ulu-
versiteler, barolar, STK‘ler vs. sindirilmiĢtir. Ancak,
bu Ģimdilik bir baĢarı olduğunu gösterse de gelece-
sun direnemeyeceğini san-
ğin güvencesini kimse veremez… Bir kurtarıcı çık- mışlardır. Fakat tarih
masa da “ulusal güçler” hep birlikte Samsun‘a
çıkabilir. Tarihe baktığımda gördüğüm Ģudur: Bana “düşledikleri ve çizdikleri
sorarsanız, kimse elini ovuĢturmasın, derim… biçimde” tecelli etmemiştir.
Benim sürecin süreğine iliĢkin önerime gelince;
aydınları, askerleri, -zorunlu olarak- eĢrafı, biraz da
millî kahramanlığı arkasına alarak aydınlanma dev-
ATAY Falih Rıfkı, M. Kemal‘in Mütareke Defteri ve
rimini gerçekleĢtiren Kemalizm, bugün de tarihsel
19 Mayıs, Cumhuriyet Kitapları, 1999.
görevini sürdürebilir. Bugün üstelik toprak ağaları-
nın desteğine gereksinim yoktur. ĠĢbirlikçi cephe BAYAR Celal, Ben de Yazdım, Sabah Kitapları,
olan dinci-liberal ittifakına karĢı ulusalcı bir çizgi 1997.
oluĢturulabilir. Kentli, bilinçli, eğitimli büyük bir kitle
vardır; millî bilince sahip bir burjuvazi vardır; budan- COġKUN Alev, Samsun‘dan Önce Bilinmeyen 6
mıĢ olsa da iĢçi örgütleri vardır; siyasal alanda yal- Ay, Cumhuriyet Kitapları, 2009.
nızca milliyetçi – solcu bölünmesi aĢılmak üzeredir.
Sosyalist yine sosyalist, milliyetçi yine milliyetçi, ORWELL George, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört,
Kemalist yine Kemalist kalmalı; fakat -kurucu irade- Can Yayınları, 2006.
ye benzer olarak- toplumsal temelli “dıĢa karĢı
ÖZDEMĠR Bülent, Ġngiliz Ġstihbarat Raporlarında
bir”, “kendi içinde gevĢek‖ bir koalisyon kurulma-
FiĢlenen Türkiye, Yeditepe Yayınevi, 2008.
lıdır. GeçmiĢle yaĢamak yerine; feodalitenin devril-
mesinden eğitime, dıĢ politikadan kurumların yapı- SONYEL Salahi, Türk KurtuluĢ SavaĢı ve DıĢ Poli-
sına kadar birçok yenileĢmenin, devrimin yolu açı- tika, Cilt: 1, 1987.
labilir. Bunun için, günlük siyasi kavgalara değil,
ileri adımdaki devrimlere bakılmalıdır. O zaman, ġĠMġĠR Bilâl N, Malta Sürgünleri, Bilgi Yayınevi,
hareket partileĢmese bile, olan siyasal partiler 2008.
topluma ayak uydurmak zorunda kalır. Sözün
özü; öyle veya böyle, bu iĢ tamamlanmalıdır. TANÖR Bülent, Türkiye‘de Yerel Kongre Ġktidarları
(1918-1920), Cumhuriyet Kitapları, 1998.
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
www.hurriyet.com.tr
www.milliyet.com.tr
www.stargazete.com
www.odatv.com
SeçilmiĢ Kaynaklar: www.ulusalkanal.com.tr

ABALIOĞLU Yunus Nadi, Cumhuriyet Yolunda,


Cumhuriyet Yayınları, 1999.

ATAY Falih Rıfkı, Atatürk‘ün Bana Anlattıkları,


BateĢ Atatürk Dizisi, 1998.
Sayfa 46 Politika Dergisi

Niyetler ve hedefler belli...

Cadı Avı ile Cumhuriyetin


Tasfiyesi (2)
cemaatine bağlı yayın organları Ģeklinde oluĢturul-
Saadet TOKSÖZ duğunu ve bu organizasyonun hukuksal ayağını
oluĢturan Gülen‘in ―ıĢık okulları‖nda ve Amerika‘da
yetiĢmiĢ savcılar grubunu da dahil ederek Cumhuri-

Ayrıca psikolojik yetin tasfiyesini gerçekleĢtirme çabası içinde olduk-


larını söylem ve eylemlerinden anlamaktayız.

açıdan, Cumhuriyet- Dalgalar halinde sürdürülen Cadı Avı, ilk önce


ülkenin laik rejimine sahip çıkan aydınlar, gazeteci-
’in felsefesine ve de- ler, bürokratlar ve sanatçılarla iĢe baĢlatıldı. Çünkü
bu kesimdeki kiĢiler, hükümetin icraatlarını eleĢtire-
ğerlerine saldırmayı rek, halkı uyandırmaya baĢlamıĢ, önlerinde çok
büyük bir engel olarak durmaktaydılar. Ayrıca psi-
halkın gözünde meş- kolojik açıdan, Cumhuriyet‘in felsefesine ve değer-
lerine saldırmayı halkın gözünde meĢrulaĢtırıp, reji-
rulaştırıp, rejimin min sorgulanması açısından gerekliydi. Daha sonra
da TSK‘yı dahil ederek, rejim savunmasını zayıflat-
sorgulanması açısın- manın peĢine düĢtüler.

dan gerekliydi. TSK‟nın gücünün azaltılarak, boyunduruk altı-


na almak istemelerinin sebeplerine gelince:

TSK‘nın sistem üzerindeki ağırlığı her dönem

“T
am bağımsızlık denildiği za- ABD‘nin önünde aĢılamayan bir engel oluĢturmuĢ-
man, doğal, siyasal, mali, adli, tur. ABD‘nin Kuzey Irak‘ı iĢgalinde TSK‘nın kendi-
askeri, kültürel ve her alanda siyle birlikte hareket etmemesi ve TSK‘nın bu iĢgali
bağımsızlık anlaşı- Türkiye Cumhuriyeti‘nin toprak bütünlüğüne karĢı
lır.” (Mustafa Kemal ATA-
TÜRK, 1924)

Yazının birinci bölümünde, 1950‘li yıllarda Ameri-


ka‘da komünizme karĢı uygulanmıĢ ―Cadı Avı‖nı,
burada da Cumhuriyetin tasfiyesi için Ergenekon
adı altında uygulamaya koyduklarından bahsetmiĢ-
tim. Bunun için de Siyaset-Ġstihbarat-Medya üçlü-
sünün iĢbirliği ile uygulamaya sokulduğunu ve bu-
nun doğruluğunu ispatlayan basında yayınlanan
haberlerden örnekler vermiĢtim.

Bizdeki kurguyu, AKP, Polis TeĢkilatının içine


yerleĢmiĢ CIA ajanları, Taraf gazetesi ve Gülen
Sayı 22 Sayfa 47

bir tehdit olarak kabul edip ve bu tehdide karĢılık


Özel Kuvvetler Komutanlığını kurgulaması, TSK‘yı AKP iktidara geldikten sonra
ABD‘nin birinci dereceden hedefi haline getirdi.
1995 yılında Genelkurmay BaĢkanı Ġsmail Hakkı
ABD hükümeti Kuzey Irak’-
Karadayı‘nın emriyle ABD‘ye karĢı Kuzey Irak‘a tan Türk askerinin çekilmesi
yapılan “Çelik Harekâtı‖ bardağı taĢıran son damla yönünde sıkıştırmaya başla-
oldu. Bu yüzden kendi emrinde hareket edecek bir
partiyi iktidar yapmaları farz olmuĢtu. Zaten yeteri dı. Bunun için 2 Nisan
kadar vakit kaybedilmiĢti. 2003’de Abdullah Gül, Colin
AKP iktidara geldikten sonra ABD hükümeti Ku- Powell ile yaptığı 9 maddelik
zey Irak‘tan Türk askerinin çekilmesi yönünde sıkıĢ- gizli anlaşmanın birinci
tırmaya baĢladı. Bunun için 2 Nisan 2003‘de Ab-
maddesi, TSK’nın Kuzey
dullah Gül, Colin Powell ile yaptığı 9 maddelik
gizli anlaĢmanın birinci maddesi, TSK‟nın Kuzey Irak’tan 4 ay içinde çekilmesi
Irak‟tan 4 ay içinde çekilmesi üzerinedir. Kuzey üzerinedir.
Irak‘tan çekilme sözü veren hükümet, bu defa TSK
ile anlaĢamadı. Çünkü TSK‘nın iddiası, Kuzey Irak‘-
tan çekilmesi halinde PKK‘nın Türkiye‘ye sızmaları- ğıya çekilmiĢ, hatta öyle ki, 2004 yılında Kuzey
nı önleyemeyecekleri gibi, o bölgenin coğrafi koĢul- Irak‘ta Özel Kuvvetler subaylarımızın baĢına geçiri-
larından dolayı olası bir saldırıya karĢı sınırları ko- len çuval ile baĢlatılan ―Psikolojik Harekat Operas-
ruyabilmek mümkün olamayacaktı. Böylece kurum- yonu‖ karĢısında Özkök‘ün, bırakın sert bir tutum
lar arası çatıĢmanın temelleri atılmıĢ oldu. Söz din- takınmasını, uzlaĢmacı bir yol izlemesi, TSK‘nın
lemeyen TSK, aynı yıl içinde generallerin tasfiyesi sistem üzerindeki ağırlığına ciddi bir darbe vur-
hamlesiyle karĢılaĢtı. 2003 Ağustosunda Yüksek muĢtur.
Askeri ġura Toplantısında 55 General tasfiye
edildi. Bu durum Cumhuriyet tarihinde ilk defa ya- ġimdi sıra Anayasa değiĢikliğine geldi.
Ģanmıyordu. Demokrat Parti iktidara geldiğinde de
ilk yaptıkları Ģey olarak, Orduda o güne kadar gö- Bugün devam eden rejimin dönüĢtürülmesi için
rülmemiĢ bir oranda subay tasfiyesi yapılmıĢtı. AKP uygulanan bu operasyon dalgalar Ģeklinde sürüp
de ―kopyala, yapıĢtır‖ Ģeklinde aynı politikaları de- giderken, diğer yandan Anayasada istedikleri deği-
vam ettiriyor. ġimdi bu generallerin çoğu Ergene- Ģiklikleri yapma gayretine düĢtüler.
kon ve Balyoz kapsamında tutuklanmıĢ, yargılanı-
Bildiğiniz gibi Anayasa değiĢikliğinde en çok tar-
yorlar.
tıĢılan konu, yargı bağımsızlığını denetim altına
Özkök‘ün göreve getirilmesinden sonra, TSK‘nın almaya çalıĢan maddeler.
ABD‘ye baĢkaldırıcı tutumu Özkök sayesinde aĢa-
TSK‘dan sonra sistem üzerinde etkin ağırlığı
olan diğer kurum yargıdır. Bu sebeple ele geçiril-
mesi gereken en önemli kurumların baĢında gel-
mektedir. Dikkat ederseniz, 1. turda oylanan mad-
delerin çoğu asker ve yargıyı denetleyecek mad-
deleri içeriyor olmasıdır. Bu kurumların denetlen-
mesi taraftarıyım, ancak bu denetimin ne amaçla
kullanılacağı önemlidir. Meclis BaĢkanına, Genel-
kurmay BaĢkanına ve Kuvvet Komutanlarına sivil
mahkemelerde yargılama yolu açılıyor. Askeri Yar-
gıtay denetim altına alınıyor. Hakimler ve savcıla-
rın denetimi Adalet Bakanlığı‘na veriliyor.
HSYK‘nın yapısı yeniden düzenleniyor. Anayasa
Mahkemesi‘nin yapısı yeniden düzenleniyor. Yapı-
Sayfa 48 Politika Dergisi

var, ben istediğimi yaparım” derseniz, o zaman bu


Kafkaslar coğrafyası de- “karĢıdevrim” olur.

seniz, orası da sorunlu- Bu yüzden TSK‘yı etkisiz hale getirip, istedikleri


anayasal düzenlemeleri de yapınca Türkiye Birleşik
dur. Pakistan ve Afga- Devletlerinin oluĢması için gerekli zemini hazırlamıĢ
olacaklar. Erdoğan, baĢkanlık sistemini gündeme
nistan’da çok şiddetli te- getirerek boĢuna nabız yoklamıyor.
rör hareketleri sürmek- Unutulmaması gereken tarihsel bir gerçek vardır.
tedir. Türkiye’nin o böl- Bu coğrafyada gücünü sürdürebilen, ayakta kalabi-
len uluslar daima güçlü bir orduya sahip olmuĢlar-
gede silahlı kuvvetler dır. Orduları zayıflayınca da yıkılıp gitmiĢlerdir
(Roma, Bizans, Selçuklu Devleti, Osmanlı Ġmpara-
açısından daha etkin bir torluğu gibi). Bu netameli coğrafyada güçlü bir Tür-
kiye Cumhuriyeti‘nin devamlılığı, baĢta ekonomi,
rol alması istenmektedir. toplumsal düzen ve daha birçok unsurun yanında
güçlü Türk ordusunun ayakta kalıĢıyla olanaklıdır.
ġu anda Ortadoğu cadı kazanı gibi kaynamaktadır.
Ġsrail ve ABD‘nin, Araplarla çatıĢması halen devam
lan bu değiĢiklikler hakkında bir yorum yapmaya
etmekte. Irak baĢlı baĢına bir kaos halinde. ABD ve
gerek yok sanırım. “Görünen köy kılavuz istemez.”
Ġsrail‘in koruması altında olan Kuzey Irak‘ın, doğu-
der büyüklerimiz. Yorumu size bırakıyorum. Yalnız,
dan Ġran, batıdan Sünni Araplar, güneyden ise ġii
dikkatimi çeken 10. madde var ki, Ģöyle diyor:
Araplar tarafından tehdit altında olduğu ortadadır.
Anayasanın, “milletvekilliğinin düşmesi” başlıklı Kafkaslar coğrafyası deseniz, orası da sorunludur.
84. maddesinin son fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Pakistan ve Afganistan‘da çok Ģiddetli terör hare-
Buna göre, milletvekilliğinin düşürülmesi uygula- ketleri sürmektedir. Türkiye‘nin o bölgede silahlı
ması kaldırılıyor. kuvvetler açısından daha etkin bir rol alması isten-
mektedir. Yani, ABD bizim ordumuzun gücünden
Bence de, değiĢmesi gereken en elzem madde faydalanıp, Ortadoğu‘da ―kafa koparma‖nın peĢin-
buydu! Milletvekillerimizin gözü aydın! de.

Bu aslında bir “karĢıdevrim” operasyonudur. Bölgede, Türk Ordusunun gücü herkes için hilaf-
sız caydırıcı unsurdur. TSK, iki yıl önce Kuzey Irak‘-
Türkiye Cumhuriyeti devrimler sayesinde, dinle ta teröre karĢı bir gece operasyonu yaptı. Bu ope-
devletin ayrıĢtığı, çağdaĢ toplumlar oluĢturmak rasyon tüm dünyada genelkurmaylar ve askeri oto-
amacıyla kurulmuĢtur. Yani, Cumhuriyetin kendisi riteler tarafından izlendi. Böylesi etkin bir gece ope-
devrimdir ve bu devrim anayasa ile korunma altına rasyonun, ancak birkaç ordunun yapabileceğini tüm
alınmıĢtır. Devlet bütün dinlere eĢit mesafede ola- dünya yazdı. Bu sebeple, topla, tüfekle yapamadık-
cak, vatandaĢın din ve vicdan hürriyetini koruya- larını psikolojik savaĢ taktikleri ile bu gücü etkisiz
caktır. Rejimin bu özelliklerine karĢı “Demokrasi hale getirmeye çalıĢıyorlar.

Burada temel üç hedef var.

1. ABD, TSK‘yı boyunduruk altına


alarak, Ortadoğu‘nun en güçlü ordu-
larından birine sahip olacak.

2. Denetim altına alınan TSK ile


Rusya destekli Ġran‘a saldıracak.
TSK‘nın desteğini almadan bu saldı-
rıya cesaret edebilmesi mümkün de-
Sayı 22 Sayfa 49

ğildir. Bu sayede bu hamleyle bölgenin iki büyük


ordusuna karĢı, kafa tutabilme Ģansını bulacak.
Kabul etmek lazım!
3. Türkiye Cumhuriyeti Devleti‘ni, BirleĢik Devlet-
lere dönüĢtürüp, kurgulayacağı tampon devletlerle AKP’nin zemi-
hem Ortadoğu‘da söz sahibi olacak hem de mevcut
kaynakları ele geçirmiĢ olacak. ninde 85 yıllık bir
Bu sebeple Cumhuriyeti savunan ve koruyan kiĢi
ve kurumları saf dıĢı bırakarak Cumhuriyetimizi karşıdevrimci fikir
savunmasız bir Ģekilde ele geçirip, ortadan kaldır-
mayı hedefliyorlar. birikimi, mücadele
AKP iktidarındaki hükümetin ülke rejimini değiĢtir- deneyimi ve 85 yıl-
me çabaları yüzünden kritik bir dönemden geçiyo-
ruz. Bu süreci mümkün olduğu kadar kansız bir
Ģekilde tamamlamaya çalıĢsalar bile, halkın isyan-
da yaratılan büyük
ları baĢ göstermeye baĢlamıĢ, bazı liderlerin ve
bakanların burunlarına yapılan müdahaleler sonu-
bir taban var.
cunda kandamlaları ortalığa savrulmaya baĢlamıĢ-
tır. Aynı, 80 öncesi gibi üniversitelerde çatıĢmalar
baĢlamıĢ, halk hakkını aramak için sokaklara dökül-
müĢ, hükümete protesto etmektedir. Bu da yakın ayaklanmalar karĢısında, AKP hükümetinin baskı-
bir tarihte bu konunun mimarlarının istediği gibi ül- sının daha da artacağını ve tamamıyla temel hak
keyi kaosa götürerek, yeniden yapılanmanın iç di- ve özgürlükleri hiçe sayarak tepeden inme rejim
namikler üzerinden büyük bir temizlik operasyonu değiĢikliğini ülke huzurunu tesis etmek açısından
olan “Ergenekon Cadı Avı”nın halk üzerinde ya- gerekliliğini ortaya koyacaktır. Önce boz, sonra
rattığı korku ve endiĢelerin dıĢa vurumu ve ülke düzelt.
rejimine sahiplenmesinin sonucu olan iç savaĢa
Kabul etmek lazım!
sürüklenmesine öncülük etmek planın önemli bir
ayağıdır. Gittikçe gerilen ortamda baĢ gösteren AKP‘nin zemininde 85 yıllık bir karĢıdevrimci fikir
birikimi, mücadele deneyimi ve 85 yılda yaratılan
büyük bir taban var.

Peki, bizim tarafta?

Biraz özeleĢtiri yapılabilmesi açısından, bu soru-


nun cevabını sizlere bırakıyorum.

Yazımı, Adolf Hitler‘in yakın arkadaĢlarından


biri olan ve kitlesel propagandanın “Büyük Yalan”
olarak bilinen tekniğini kullanmadaki ustalığı ile
bilinen Joseph Goebels‘in sözüyle bitirmek istiyo-
rum:

“Yalan ne kadar büyük olursa, inanan o kadar


çok olur”

Saadet.Toksoz@PolitikaDergisi.com
Sayfa 50 Politika Dergisi

1969-78 arasındaki heyecanlı günler...

Cumhuriyet Tarihine
Kronolojik Bakış (III)
1969 13 ġubat Ġstanbul‘da kız öğrencilerin 6. Fi-
Sevda EĞER lo‘yu protesto yürüyüĢü düzenlemesi.

“S
1969 15 ġubat Türkiye Öğretmenler Sendikası
iz görmezden gelseniz de (TÖS) tarafından düzenlenen ―Büyük Eğitim Yürü-
yüĢü‖ yapıldı. Binlerce öğretmen “halkımızı sömü-
Gerçekler var olmayı sürdürür-
rüden kurtaracağız” sloganıyla bozuk eğitim düze-
ler…” (Huxley)
nine karĢı yürüdü.
Kısım 3: 1969–1978
1969 16 ġubat Amerikan 6. Filosu‘nun Ġstanbul‘u
1969 04 Ocak Irk ayrımcılığının kaldırılmasına ziyaret etmesi antiemperyalist bir gösteri düzenlen-
dair uluslararası sözleĢme BirleĢmiĢ Milletler Genel mesine neden oldu. Çoğu iĢçi olan 30 bin kiĢilik
kurulunda kabul edildi. Türkiye sözleĢmeyi 2001‘e topluluğa Ģeriatçı çevreler polisin yardımıyla saldır-
kadar onaylamadı. dı. Gerici militanlar “Müslüman Türkiye” sloganı
atmaktaydı.
1969 06 Ocak ―Vietnam Kasabı‖ diye bilinen CIA
ajanı Robert Kommer‟in aracının, Ankara‘ya bü- Türkiye tarihine „Kanlı Pazar‟ olarak geçen olay-
yük elçi olarak atandıktan sonra yaptığı ODTÜ zi- da Ali Turgut Aytaç, Duran Erdoğan öldürüldü.
yaretinde, aralarında daha sonra polis tarafından 200 kiĢi yaralandı.
vurularak öldürülen Taylan Özgür‟ün de bulundu-
ğu öğrenciler tarafından yakılması.

1969 08 Ocak Singer DikiĢ Makinesi fabrikasın-


da iĢçilerin hak arayıĢının baĢlaması. Polisin 1 gün
sonra saldırması sonucu 14 iĢçi 9 polis yaralandı.

1969 22 Ocak TEKSĠF sendikasına bağlı iĢçilerin


Defterdar Fabrikası‘nda greve baĢlaması.

1969 26 Ocak Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi


(CKMP) BaĢkanı Alpaslan TürkeĢ Ġstanbul Ġl
Gençlik Kongresi‘nde “Hareket başladı” dedi.

1969 10 ġubat CKMP‘sinin adı ―Milliyetçi Hare-


ket Partisi‖ (MHP) olarak değiĢtirildi. BaĢkanlığa 27
Mayıs darbecilerinden Alpaslan TürkeĢ getirildi.
Kanlı
1969 10 ġubat ABD 6. Filosu‘na ait gemilerin Pazar
devrimci öğrencilerin protestosuna uğraması.
Sayı 22 Sayfa 51

1969 10 Mart Anadolu Ajansı çalıĢanları greve 1969 14 Aralık Yıldız Devlet Mühendislik ve Mi-
gitti. marlık Akademisi‘nde devrimci öğrenci Battal
Mehetoğlu‟nun polis desteği alan MHP sempati-
1969 22 Mart Devrimci Gençlik Kurultayı‘nın Ġs- zanı ülkücü militanlarca öldürülmesi. Battal
tanbul‘da toplanması. Mehetoğlu ülkücü militanlarca öldürülen 8. öğren-
cidir.
Fikir Kulüpleri Federasyonu(FKF) Lideri Yusuf
Küpeli ile Deniz GezmiĢ bir manifesto yayınlaya- 1969 18 Aralık Türkiye Öğretmenler Sendikası
rak “Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türki- ile ilkokul Öğretmenleri Sendikası‘nın düzenlediği
ye” hedefi için mücadele programını açıkladılar. 120 bin öğretmenin katılımıyla 3 gündür süren boy-
kot sona erdi. TÖS BaĢkanı Fakir Baykurt‟a iĢten
1969 06 Nisan MHP‘nin alt kadrosu Ülkü Ocakla-
el çektirildi. 2 bin öğretmen hakkında soruĢturma
rı Birliği‘ne bağlı militanların, Hacettepe Üniversite-
açıldı.
si‘nde düzenlenen doğum kontrol seminerini bas-
ması. 1969 19 Aralık Amerika‘nın Akdeniz‘deki çıkarla-
rını korumak amacıyla oluĢturulan Amerikan 6.
Ġstanbul ġehir Tiyatroları sanatçılarının “hak yürü-
Filosu‘nun Ġzmir‘de yaptığı gövde gösterisi, devrim-
yüşü” yapması.
ci üniversitelilerin ve yurtseverlerin hıĢmına uğradı.
1969 10 Nisan Milliyetçi Parti lideri Osman Bö- Amerikalı askerler tartaklanıp denize atıldı.
lükbaĢı Türkiye‟de komünizm Demirel sayesinde
1970 04 Mart Yüksek Denetleme Kurulu BaĢkanı
gelişti, dedi.
Süleyman Demirel‘in kardeĢi Hacı Ali Demirel‟e
1969 11 Nisan Ġstanbul‘da 15 bin üniversite öğ- satılan Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü‘nün
rencisi akademik demokratik hakları için boykota Ankara, Maltepe‘deki arsaları için soruĢturma açıl-
baĢladı. ması.

1969 16 Nisan Söke‘de 100 köy halkının ve An- SoruĢturma açan denetleme kurul üyelerinden 8‘i
kara‘dan giden devrimci üniversite öğrencilerin katı- üç gün sonra görevden alındı.
lımıyla ‘Toprak Reformu ve Bağımsızlık‘ mitinginin
1970 06 Mart Sultanahmet Ġktisadi ve Ticari Bi-
düzenlenmesi.
limler Akademisi‘ne konferansa gelen Amerikalı
1969 28 Ekim Ankara
Siyasal Bilgiler Fakülte-
si Öğrenci Derneği ile
ODTÜ öğrenci birlikleri-
nin valilik kararıyla ka-
patılması.

1969 01 Kasım Siliv-


r i ‘ n i n
Değirmenköy‘ünde yok-
sul topraksız köylülerin,
Esenceli Çiftliği‘nin
5.000 dönümlük arazisi-
ni iĢgal etmesi. 65. Tü-
men birliklerinin müda-
halesiyle iĢgal kırıldı.

1969 04 Kasım Anka-


ra Siyasal Bilgiler Fa-
kültesi‘nde öğrenci boy-
kotunun baĢlaması.
Sayfa 52 Politika Dergisi

1970 05 Aralık Ġstanbul Çapa Yüksek Öğretmen


Okulu‘nda 2 öğrencinin MHP sempatizanı ülkücüler
1971 10 Ocak 500’ü tarafından vurulması. Mehmet AslantaĢ 9 Aralık‘ta
öldü.
aşkın mülki amir hü-
1970 20 Aralık Kapıcılar sosyal hakları için yürü-
kümeti protesto kara- yüĢ yaptı.

rı aldı. Başbakan Sü- 1970 22 Aralık Kadıköy Mühendislik ve Mimarlık


Özel Yüksek Okulu öğrencilerinin, Vatan Mimarlık
leyman Demirel ve Mühendislik Özel Yüksek Okulu‘nu satıl alması.

“direnişe geçen me- 1970 28 Aralık 5 gün önce MHP‘li ülkücüler tara-
fından pusuya düĢürülüp kurĢunlanan Dev-Genç
murlar suçludur” de- üyesi Ġlker Mansuroğlu‟nun yaĢamını yitirmesi.

di. 1971 01 Ocak Zonguldak‘ta 600 maden iĢçisi


direniĢe geçti.

Profesör, üzerine dökülen bir çuval un ve atılan 1971 10 Ocak 500‘ü aĢkın mülki amir hükümeti
yumurtalarla devrimci öğrencilerin protestosuna protesto kararı aldı. BaĢbakan Süleyman Demirel
uğradı. “direnişe geçen memurlar suçludur” dedi.

1970 18 Mart “Demirel kardeĢlere” verilen kre- 1971 11 Ocak ĠĢ Bankası 4 devrimci genç tarafın-
dileri incelemek üzere komisyon kurulmasına karar dan soyuldu. ĠçiĢleri Bakanlığı bankayı soyanların
verildi. Deniz GezmiĢ ve Yusuf Aslan olduğunu öne sür-
dü.
1970 06 Nisan Siyasal görüĢleri nedeniyle Al-
manya‘da okuyan Türk öğrencilerin burslarının ke- 1971 12 Ocak Anayasa Mahkemesi, özel yüksek
silmesi. Berlin Üniversitesi rektörü, CumhurbaĢkanı okulların Anayasa‘ya aykırı olduğuna karar verdi.
Cevdet Sunay‟dan durumun düzeltilmesini rica
1971 17 Ocak ODTÜ Rektörü Erdal Ġnönü‟nün
etti.
evinin önüne dinamit koyulması.
1970 11 Kasım “İnsanlığa karşı savaş suçlarının
1971 23 Ocak Emeklilerin, Ankara‘da Emekli
zaman aşımına uğramazlığı Avrupa Sözleşmesi”
Sandığı binasını basması.
yürürlüğe girdi. Türkiye onaylamadı.
1971 28 Ocak Ġzmir‘de 6. Filoyu protesto eden 20
1970 17 Kasım Ülkü Ocakları komandolarının
devrimci genç gözaltına alındı.
Ġstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesini basması.
Okul süresiz kapatıldı. 1971 30 Ocak Ġstanbul‘da Dev-Genç‘li öğrenciler
“Özel öğretimin devletleştirilmesi” talebiyle yürüyüĢ
1970 23 Kasım Ortak Pazar‘a geçiĢ çalıĢmaları-
düzenledi.
nı protesto eden devrimci gençler Ortak Pazar Ser-
gisi‘nin camlarını kırdı. 1971 15 ġubat ODTÜ‘de devrimci öğrencilerin
Kennedy anıtını havaya uçurması.
1970 24 Kasım Adana‘da Türkiye Öğretmenler
Sendikası‘nı basan MHP sempatizanı militanların Ülkü Ocaklı sağ görüĢlü bir grup öğrencinin Ġstan-
öğretmenleri dövmesi. bul Üniversitesi‘ni iĢgal etmesi
1970 27 Kasım Ankara, Hacettepe, Orta Doğu Devrimci gençlerin Amerikalı ÇavuĢ J.R. Finley‟i
Teknik Üniversitesi 4 günlük boykota baĢladı. kaçırması ve 7,5 saat sonra serbest bırakması.
Sayı 22 Sayfa 53

1971 01 Mart Ankara, Ege ve Diyarbakır Tıp Fa-


kültesi asistanlarının akademik demokratik sorunla-
1971 05 Mart Amerikalı 4 as-
rının çözümü isteğiyle oturma eylemine baĢlaması. ker THKO üyelerince kaçırıldı.
Batman‘da 3 bin iĢsizin petrol rafinerisini basma- Bir gün sonra ODTÜ polis ta-
sı. rafından basıldı. Çıkan çatış-
Türkiye‘de ilk çoban grevinin Konya‘nın Sazgeçit mada Erdal Şener adlı devrimci
köyünde gerçekleĢmesi. öğrenci polis kurşunuyla ölür-
1971 05 Mart Amerikalı 4 asker THKO üyelerince ken 32 kişi yaralandı.
kaçırıldı. Bir gün sonra ODTÜ polis tarafından ba-
sıldı. Çıkan çatıĢmada Erdal ġener adlı devrimci
öğrenci polis kurĢunuyla ölürken 32 kiĢi yaralandı. dikleri emellerini bugün gerçekleştiriyorlar. Ulusu-
muz, Amerikan emperyalizminin sömürüsü altında
Kırıkhan‘da Türkiye ĠĢçi Partililer (TĠP)e saldırıldı. ezilmektedir. Kurtuluş Savaşımızda şehit düşen
Olayda 3 kiĢi öldü 23 kiĢi yaralandı. yüz binlerin onurları ve cesetleri üzerinde yabancı
pençesi cirit atmaktadır. Yurdumuzun bağımsızlığı
1971 08 Mart Sivas Yıldızeli‘nde TĠP ilçe sekrete- için giriştiğimiz bu kavgada Kurtuluş Savaşımızda
rinin MHP sempatizanı biri tarafından öldürülmesi. şehit olanların onurlarını ve ulusumuzun kaderini
korumaya kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.
1971 12 Mart Silahlı Kuvvetler, hükümeti ve par-
lamentoyu suçlayan bir muhtıra yayınladı. Demirel Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerine selâm ol-
istifa etti. Muhtıra; Genelkurmay BaĢkanı, Kara sun...” (Deniz Gezmiş-Savunma)
Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri Ko-
mutanlarının imzasını taĢıyordu. 1971 20 Mart Batman‘da miting yapan 3 bin köy-
lü “açız” diye bağırdı.
1971 15 Mart “Atatürk” adının özel okullarca
kullanılması yasaklandı. 1971 10 Nisan MHP sempatizanı ülkücülerin,
Balıkesir Öğrenci Yurdu‘na yaptıkları silahlı saldırı-
1971 16 Mart THKO liderlerinden Deniz GezmiĢ, da Niyazi Tekin adlı öğrencinin hayatını kaybet-
Hüseyin Ġnan ve Yusuf Aslan Sivas Gemerek‘te mesi.
yakalandı.

„‟Türkiye, emperyaliz-
me karşı ilk Kurtuluş Sa-
vaşı‟nı veren ve onu dize
getiren ülkedir. Bütün
ezilen uluslara ışık tutan
ve Kurtuluş Bayrağını
dalgalandıran Türkiye
halkı, bundan 50 yıl önce
görevini yapmıştır. Ne
yazık ki, o zaman yurdu-
muzu terk etmek ve ye-
nilgiyi kabul etmek zo-
runda kalan emperyalist
ülkeler, sonradan bir
avuç satılmışın menfaati
uğruna tekrar yurdumuza
girdiler ve Kurtuluş Sava-
şı‟nda gerçekleştireme-
Sayfa 54 Politika Dergisi

1971 09 Ekim THKO Birinci Davası‘nda yargıla- cak yıllardan beri yapılmış bütün pasaport dilekle-
nan 25 kiĢiden 18‘i hakkında idam kararı verildi. rim neticesiz kaldığından, başka bir yolla ülkemden
Deniz GezmiĢ, Yusuf Aslan, Hüseyin Ġnan‟ın ayrılmak zorunda kaldım.
idamları onaylanırken diğer cezalar müebbet hap-
se çevrildi.
Yaptırdığım çeşitli muayeneler ve tedaviler so-
1971 11 Ekim Komünist teorisyen ve eylem ada- nunda, hastalığın meş'um ve çabuk gelişimini önle-
mı Doktor Hikmet Kıvılcımlı Belgrad‘da hayatını yecek hiçbir tedbirin olmadığını anladım. Ve 70 yıl
kaybetti. 12 Mart muhtırası sonrası Türkiye‘de hak- bu kara toprağın kuru öküzü gibi yaşadığım ülkem-
kında “vur emri” verilmiĢ bulunuyordu. de gene öyle hesap vererek yatmaya kararlıyım.

"İstanbul 1. Sıkıyönetim Mahkemesi Başkanlığı- Geliyorum. ( 29 Eylül, 1971; Hikmet Kıvılcımlı)


na
1971 03 Aralık Ankara Üniversitesi SBF Anayasa
Sayın Yargıcım Profesörü Mümtaz Soysal‘a ―Marksizm propagan-
dası‖ yaptığı gerekçesi ile 6 yıl 8 ay hapis cezası
Adımın karıştığını öğrendiğim 146. madde suçla- verildi.
ması ile görülmekte olan davadan kaçmış olduğum
söyleniyor. Gerçekte hiçbir mahkemeden kaçmış 1971 31 Aralık Zonguldak‘ta 600 maden iĢçisi
değilim. Herkesin bildiği gibi, tedavisi bulunmayan ocaklara inmedi.
bir hastalıktan (kanser) ötürü Türkiye‟de iki yıldan
beri 13 müdahale ve 4 ameliyat geçirmiştim. Türki- 1972 10 Ocak Askeri Yargıtay‘ın Deniz GezmiĢ,
ye‟de başka hiçbir şey yapılamayacağını anlayın- Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan için idam kararını
ca, son bir ümitsiz girişim olarak, Türkiye dışı daha onaylaması.
ileri teknikli tıp dünyasına başvurmak istedim. An-
1972 24 Ocak THKP-C lideri Mahir Çayan‟ın
dedesinden kalan mirasa sıkıyönetim mahkemesi
tarafından el konulması.

1972 04 ġubat Milli Ġstihbarat TeĢkilatı (MĠT) parti


liderlerine brifing verdi: Siyasal suçlarda idam affı
“sol” bir slogandır.

1972 18 ġubat THKP-C üyesi UlaĢ Bardakçı‟nın


öldürülmesi.

1972 06 Mart MHP Niğde Senatörü Kudret Bay-


han‟ın, otomobilinde Fransa‘ya götürülmek üzere
30 milyon dolarlık baz morfinle yakalanması.

Meclis Adalet Komisyonu‘nun Deniz GezmiĢ,


Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan için idam cezalarını
onaylaması.

1972 11 Mart ―AnarĢistlere‖ yardım ettikleri ge-


rekçesi ile sol görüĢlü 57 subay ile 11 astsubayın
ordudan atılması.

1972 15 Mart THKP-C üyesi Ziya Yılmaz‘a idam


cezası verilmesi.

1972 17 Mart THKO‘nun kurucular Deniz Gez-


miĢ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan‟ın idamlarının
TBMM‘de onaylanması.
Sayı 22 Sayfa 55

1972 23 Mart CumhurbaĢkanı Cevdet Sunay‟ın


Deniz GezmiĢ, Yusuf Aslan ve Hüseyin Ġnan‟ın 1973 22 Şubat TBMM’de
idam cezalarını onaylaması. üniversite olaylarının çözümü
1973 25 Mart CHP Deniz GezmiĢ ve arkadaĢla- için yapılan tartışmada söz
rının idamının iptali için Anayasa Mahkemesi‘ne
alan Adalet Partisi Sivas Mil-
baĢvurdu.
letvekili Kadri Eroğan “30–35
Üç gün sonra sıkıyönetim mahkemesi baĢvuruyu
reddetti.
profesörün ipini çekeceksin, bu
iş düzelir” dedi.
1972 27 Mart Yılmaz Güney‟in tutuklanması.

1972 30 Mart Kızıldere‘de THKP-C lideri Mahir


Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, 1972 18 Aralık Anayasa Profesörü Uğur
Erkan Saruhan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ni- Alacakaptan 6 yıl 3 ay, Uğur Mumcu 5 yıl 10 ay
hat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Ömer Ayna ve THKO hapis cezası aldı.
liderlerinden Cihan Alptekin ile kaçırdıkları Ġngiliz
teknisyenler ordu birliklerinin ağır silahlarla baskın 1972 25 Aralık Lev Troçki‟nin ―Sürekli Dev-
yapması sonucu öldürüldü. rim‖ kitabını yayınlayan yayınevi sahibi Bülent
Habora 7,5 yıl hapse mahkum oldu.
1972 03 Nisan Ankara Sıkıyönetim Komutanı,
CHP‘nin sıkıyönetim savcılarını ‗aĢırı sağın 1972 26 Aralık Yazar Fakir Baykurt ve 7 arka-
temsilcisi‘ olmakla itham etmesini anlayamadığını daĢı 8‘er yıl 10‘ar ay hapis cezası aldı.
söyledi.
1973 26 Ocak Fikir suçundan tutuklu Çetin Al-
1972 18 Kasım Ġstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tan, Doğan Koloğlu, Alpay Kabacalı, Ġrfan Der-
gazeteci Ġlhan Selçuk‟u tutukladı. man ve YaĢar Kemal‟in yargılanması.

1972 16 Aralık Vladimir Ġlyiç Lenin‟in ―Ne Yap- 1973 26 Ocak BaĢbakan Ferit Melen “İşkence
malı‖ isimli kitabını yayınlamakla suçlanan ‗Sol yalandır” dedi.
Yayınları‘ sahibi Muzaffer Erdost‟un 7,5 yıllık mah-
1973 31 Ocak Karikatürist Turan Selçuk‟u dö-
kumiyet kararını Yargıtay‘ın onaylaması.
vüp iĢkence eden 3 polis hakkında soruĢturma
açıldı.

1973 03 ġubat toplumsal olay-


ları önlemesi için polise elektrikli
cop dağıtılması.

1973 22 ġubat TBMM‘de üni-


versite olaylarının çözümü için
yapılan tartıĢmada söz alan Ada-
let Partisi Sivas Milletvekili Kadri
Eroğan “30–35 profesörün ipini
çekeceksin, bu iş düzelir” dedi.

1973 30 Mart Ücret yetersizli-


ğinden öğretim üyelerinin istifa
etmeleri üzerine dört yüksek okul
kapatıldı.
Sayfa 56 Politika Dergisi

1975 23 Ocak Vatan Mühendislik ve Mimarlık


1974 6 Mart Hilafe- Yüksek Okulu MHP sempatizanı ülkücüler tarafın-
dan basıldı. Kerim Yaman adlı devrimci öğrenci
tin kaldırılışının 50. öldürüldü.
yılı dolayısı ile PTT 1975 28 Ocak CHP Genel BaĢkanı Bülent Ece-
tarafından çıkarılma- vit, olayların baş sorumlusu Milliyetçi Cephedir,
dedi.
sı planlanan pulların
1975 05 ġubat ABD‘nin, Kıbrıs Harekatı dolayısı
Milli Selamet Partili ile Türkiye‘ye silah ambargosu uygulaması.
bakanlar tarafından
1975 15 ġubat Tüm Öğretmenler BirleĢme ve
durdurulması. DayanıĢma Derneği (TÖB-DER) 7 ilde hayat paha-
lılığı ve faĢizmi protesto mitingleri düzenledi. MHP
sempatizanı ülkücülerin ve bölgede yaĢayan gerici-
lerin saldırısına uğrayan gösterilerde 1 kiĢi öldü 60
1973 11 Nisan Diyanet ĠĢleri etini yemek ama- kiĢi yaralandı.
cıyla at ve eĢek kesmenin günah olmadığını söyle-
di. 1975 20 ġubat Ġstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı
ĠETT grevini yasakladı.
1973 23 Haziran Uluslararası Gazeteciler Fede-
rasyonu‘nun Türkiye‘de basın özgürlüğünün olma- 1975 23 ġubat Ġstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı
dığını açıklayıp, tutuklu gazeteci ve yazarların ser- tekstilde gerçekleĢecek tüm grevleri yasakladı.
best kalmasını istemesi.
1975 08 Mart Ġlerici Kadınlar Derneği‘nin müca-
1974 6 Mart Hilafetin kaldırılıĢının 50. yılı dolayı- deleleri sonucu ilk kez kamuya açık bir alanda
sı ile PTT tarafından çıkarılması planlanan pulların “Kadınlar Günü” kutlaması yapıldı.
Milli Selamet Partili bakanlar tarafından durdurul-
ması. 1975 22 Mart MHP Genel BaĢkanı ve BaĢbakan
Yardımcısı Alpaslan TürkeĢ‟in Diyarbakır gezisi
1974 17 Nisan Sol Yayınlarından çıkan “Halk Sa- sırasında çıkan olaylarda 2 kiĢi öldü, 46 kiĢi yara-
vaĢı, Halk Ordusu” isimli kitabın komünizm pro- landı.
pagandası yaptığı gerekçesi ile yayınevi yönetmeni
Muzaffer Erdost‟un 7,5 yıl hapse mahkum edilme- 1975 24 Nisan MHP sempatizanı ―komandolar‖
si. Site Öğrenci Yurdu‘nu silahlarla bastı. 1 kiĢi öldü.
23 kiĢi yaralandı, 324 kiĢi gözaltına alındı.
1974 20 Temmuz Türkiye, Kıbrıs‘taki geliĢmeleri
engellemek üzere
“Barış Harekâtı”
adı ile bir çıkarma
hareketi düzenle-
di.

1974 16 Aralık
Haberlerde göste-
rilen haritadaki
Kuzey Amerika‘-
nın Viladimir Ġlyiç
Lenin‟e benzediği
ihbar edilince sav-
cılık soruĢturma
baĢlattı.
Sayı 22 Sayfa 57

1975 17 Kasım Gaziantep‘te bütün ortaokul lise


öğrencilerinin, tüm öğretmenler ve öğrenci velileri- 1973 22 Şubat TBMM’de
nin boykota gitmesi. üniversite olaylarının çözümü
1975 22 Aralık Sosyal Sigortalar Kurumu çalı- için yapılan tartışmada söz
Ģanları iĢçi-memur ayrımına karĢı direniĢ baĢlattı.
alan Adalet Partisi Sivas Mil-
DireniĢe katılan 1248 iĢçi bir hafta sonra iĢten çıka-
rıldı. letvekili Kadri Eroğan “30–35
1976 13 Ocak Hacettepe Üniversitesi‘ni basan
profesörün ipini çekeceksin, bu
MHP sempatizanı ülkücüler Nuray Erenler isimli iş düzelir” dedi.
devrimci öğrenciyi öldürdü.

1976 01 ġubat ABD uçak firması Lockheed


açıkladı: Türk Hava Kuvvetleri‟ne uçak satabilmek 1977 11 Ocak Yaralı arkadaĢlarını ziyarete gi-
için Türkiye‟de rüşvet veriyoruz. den Ziraat Fakültesi öğrencileri, MHP sempatizanı
ülkücüler tarafından yaylım ateĢine tutuldu. Ahmet
Açıklama üzerine inceleme baĢlatan TBMM ko- Sökan isimli öğrenci öldürüldü.
misyonu, BaĢbakan Demirel ve Milli Savunma Ba-
kanı Ferit Melen‟i sorumlu bularak soruĢturma açıl- 1977 22 Ocak MHP sempatizanı ülkücüler Ġs-
masını istedi. SoruĢturma açılmadı. kenderun‘da lise öğrencisi Yavuz ÇalıĢkan‟ı üzeri-
ne dinamit atarak öldürdü.
1976 20 ġubat Türkiye‘deki 23 Amerikan üssün-
de Türk Harp-ĠĢ Sendikası tarafından greve gidil- Yıldız Mimarlık ve Mühendislik Akademisi kanti-
mesi. nini basan MHP sempatizanı ülkücüler Levent Er-
soy‘u öldürdü.
1976 27 ġubat Hayali mobilya ihracatı ve KDV
yolsuzluğu suçundan Yahya Demirel‟e tutuklama 1977 24 Ocak CerrahpaĢa Tıp Fakültesi öğrenci-
kararı çıkması. si Hüseyin Yavuz ve Baki Ünlü ülkücülerin silahlı
saldırısı sonucu öldürüldü.
1976 27 Mart ABD arasında yapılan Savunma
ĠĢbirliği AnlaĢması‘na göre Türkiye üslere izin vere- 1977 03 ġubat Ġstanbul Teknik Üniversitesi öğ-
cek, ABD ise buna karĢılık 4 yıl için 15 milyar lira rencisi Zeki Erginbay ölü olarak bulundu.
ödeyecek.
1977 21 ġubat daha önce yasaklanan
1976 08 Nisan SBF‘ ye saldıran MHP sempatiza- Emmanuelle adlı film tekrar gösterime girdi.
nı ülkücülerin okul önünde ateĢ açarak Hakan
1977 01 Mayıs Taksim alanında yapılan 1 Mayıs
Yurdakuler‟i öldürmesi.
kutlamalarında çıkan olaylarda çoğu iĢçi 33 kiĢi
Bu olayı protesto eden diğer öğrencilere de
polisin ateĢ açması sonucu Burhan Barın ve
EĢari Oran‟ın polis kurĢunuyla vurularak ya-
Ģamını yitirmesi.

1976 12 Kasım Öğrenci olayları nedeniyle


Ġstanbul Üniversitesi süresiz kapatıldı.

1977 06 Ocak MHP sempatizanı ülkücüler


Gaziantep‘te öğrencilere ateĢ açtı. Lise öğren-
cileri YaĢar ÇatalbaĢı ve Rıfat Çiçek yaĢamı-
nı yitirdi.
Sayfa 58 Politika Dergisi

Murat Kurt, Abdullah ġimĢek isimli gençleri öldür-


1978 24 Mart- Ülkü dü, 100‘den fazla öğrenciyi yaraladı.

Ocakları ile ilgili so- 1978 24 Mart Ülkü Ocakları ile ilgili soruĢturma
baĢlatan savcı Doğan Öz öldürüldü. Katil Ġbrahim
ruşturma başlatan Çiftçi cinayeti Ankara Ülkü Ocakları Derneği‘nin
talimatıyla iĢlediğini söyledi.
savcı Doğan Öz öldü-
1978 06 Nisan ĠÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi
rüldü. Katil İbrahim Doç. Server Tanilli‟nin uğradığı silahlı saldırı sonu-
cu felç olması.
Çiftçi cinayeti Ankara
1978 18 Nisan Malatya Belediye BaĢkanı Hamit
Ülkü Ocakları Derne- Fendoğlu‟nun öldürülmesini protesto eden MHP‘li
ve Milli Selamet Partili gruplar Alevilere ve solcula-
ği’nin talimatıyla işle- ra ait 700‘e yakın ev ve iĢyerini tahrip ettiler. 3‘ü lise
öğrencisi 8 kiĢi öldürüldü. 200 insan yaralandı.
diğini söyledi.
1978 21 Nisan Malatya‘da “içme suyuna solcula-
rın zehir karıştırdığı” ihbarının asılsız olduğu ve
binalara yerleĢtirilmiĢ uzun menzilli silahların ateĢ MHP il baĢkanının özel hastanesinden yapıldığı
açması sonucu çıkan panikte öldürüldü. Katliam, anlaĢıldı.
“faili meçhul” olaylar arasına sokularak örtbas edil-
di. 1978 11 Temmuz Sanat Tarihçisi ve dil bilimci
Bedrettin Cömert ülkücüler tarafından öldürüldü.
1977 09 Kasım Süleyman Demirel konuĢtu: 70
sente muhtaç olduğumuz devirde hacılarımıza 70 1978 08 Ekim Ankara Bahçelievler‘de TĠP üyesi
milyon dolar bulduk. 7 genç MHP‘li ülkücü militanlarca katledildi.

1977 27 Aralık Ġstanbul Ġktisadi ve Ġdari Ġlimler "Kapı açılır açılmaz içeri girdik. Hepsini yere yatır-
Akademisi yakıldı. dık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için
Abdullah (Çatlı)‟a birini gönderdik. Abdullah eter ve
1978 16 Mart Ġstanbul Üniversitesi öğrencilerinin pamuk vermiş 'hepsini teker teker bayıltıp
üzerine bomba atıp ardından silahlarla tarayan öldürelim' demiş. Dışarı çıkıp, arabada bekleyen
MHP sempatizanı ülkücüler, Cemil Sönmez, Baki Abdullah'la konuştum. 'evde öldürmek zor olacak.
Ekiz, Hatice Özen, Hamit Akın, A.Turan Öner, İkişer ikişer götürüp öldürelim dedim. 'olur' dedi. İki
kişiyi büyük reis'in arabasına bindirip Eskişehir yo-
luna götürdük. Müsait bir yer bulup
ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş
Server ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını
Tanilli anlayınca Abdullah, 'tek tek boğalım
bunları' dedi. Bir tanesini zorla boğ-
dum, diğer dördünü bu şekilde öldür-
mekte zor olacaktı. Arkadaşları gön-
derdim. Sonrada sedirin üzerinde bu-
lunan dört kişiye yakın mesafeden
ateş ederek mermilerin hepsin boşalt-
tım. Silahı da götürüp Abdullah'a ver-
dim." (Haluk Kırcı-ifade)

‗‘…12 Eylül öncesinde meydana


gelen ve komünist ihtilal hayallerine
Sayı 22 Sayfa 59

kapılanların baş-
lattıkları şiddet MHP Genel Başkanı
olaylarının so-
rumluları ve ce- Alpaslan Türkeş Kat-
za l a n d ı rı l m as ı
gerekenler, Ha- liam öncesi 29 Ekim
luk Kırcı ve onun
durumundaki bir 1978 günü Alman-
kaç ülkücü ol-
muştur! Devleti ya’da ülkücülere bir
yıkmak ve komü-
nist bir rejim kur- konuşma yapmıştı:
mak isteyenlerin
yaptıkları bütün Bize açıkça katil di-
eylemler, sonuç-
larıyla birlikte yenin ağzını yırta-
ortadan kaldırıl-
mış, bütün fatura
rım!
ülkücülere kesil-
miştir. 1978 22 Aralık MaraĢ‘ta faĢist-gerici katliam.
MHP sempatizanı ülkücülerin, gericilerin ve polisin
1991 yılında desteğini alarak solcu ve Alevilere saldırması so-
çıkarılan İnfaz nucu „resmi‟ kayıtlara göre 105 kiĢi öldü 176 kiĢi
Kanunu'yla birlik- yaralandı.
te tahliye edilen
Haluk Kırcı‟nın MHP Genel BaĢkanı Alpaslan TürkeĢ Katliam
başına açılan gaileler, anlatılanlarla sınırlı kalma- öncesi 29 Ekim 1978 günü Almanya‘da ülkücülere
mıştır. bir konuĢma yapmıĢtı: Bize açıkça katil diyenin
ağzını yırtarım!
Cezaevinden çıktıktan sonra ticaret hayatına atı-
lan Haluk Kırcı'nın iş arkadaşlarından biri de ülkücü (SON)
hareketin gençlik liderliğini yapmış olan ve hakkın-
da değişik iddialar bulunan Abdullah Çatlı idi. Bu iki Sevda.Eger@PolitikaDergisi.com
arkadaş, 1991 ile 1995 yılları arasında beraber tica-
ret yapmışlar, 1995 yılının başlarında da ticari or-
taklarına son vermişlerdi. Abdullah Çatlı‟nın 3 Ka- Kaynaklar:
sım 1996 günü Susurluk' ta geçirdiği trafik kazasın-
A.Timur BĠLGĠÇ, Tarihte Neler Olmadı ki- Dünya
da vefat etmesinden sonra, basının içine çöreklen-
ve Türk Tarihi Kronolojisi, Pelikan Yayınları.
miş birçok solcunun ortaya attığı mesnetsiz iddia-
lardan Haluk Kırcı da fazlasıyla nasibini almış- Turhan FEYĠZOĞLU, Fırtınalı Yıllarda Ülkücü Ha-
tır...‟‟ (Ülkücü medya‘dan) reket, Ozan Yayınları.
1978 20 Ekim ĠTÜ Elektrik-Elektronik Fakültesi Aydınlık
Dekanı Ord. Prof. Bedri Karafakioğlu ülkücüler
tarafından öldürüldü. Türksolu

1978 29 Ekim MHP sempatizanı ülkücüler To- www.denisgezmis.org


kat‘ta solcuların gittiği bir kahveyi taradı. 3 kiĢi ha-
yatını kaybetti. www.milliocak.com
Sayfa 60 Politika Dergisi

Üç Fidan ve 68 Kuşağı...

Direnç Çiçekleri
Türkiye'nin dönüm noktalarından biri olan 68'li
Aylin SAPAZ yıllarda Deniz GezmiĢ'ler halk savaĢını savunmak
için Filistin'e, Mahir Çayan'lar silahlı mücadeleyi
baĢlatarak Kızıldere' ye gittiklerinde, Ġbrahim
Gericiliğe, bölücülüğe, Kaypakkaya'lar onurlu mücadelelerini ele verme-
mek için türlü iĢkencelere gözünü kırpmadan göğüs
işgale, sömürüye, her gerdiler. Gericiliğe, bölücülüğe, iĢgale, sömürüye,
her türlü yozlaĢma ve yabancılaĢmaya, tüm bunla-
türlü yozlaşma ve ya- rın suçlusu emperyalizme karĢı “Bağımsızlık”,
faĢizme karĢı “Demokratik Devrim” mücadelesi
bancılaşmaya, tüm verdiler.
bunların suçlusu emper- Onlarınki 68 kuĢağının destansı öyküsüdür.
yalizme karşı Kentlere sığmayan, sokaklardan taĢıp alanları
“Bağımsızlık”, faşizme dolduran genç ve güzel insanların öyküsü.

karşı “Demokratik Dev- YaĢanası bir dünya özlemiyle yanıp tutuĢurken


yüreğindeki devrim ateĢini sevip, eyleme dökenlerin
rim” mücadelesi verdi- öyküsü.

ler.

T
arih yazılmaya baĢladığından beri insan-
lar arasında kıyasıya bir mücadele süre-
geldi. Hayatımızdaki kaygılar her geçen
gün artıyor ve hızla büyüyor. Bilimde,
iklimde, yerkürede, ekonomide, jeopolitik yapıda
hepsinden önemlisi değer yargılarında... Yüzyıllar-
dır en sert mücadelelerden bir tanesi devletle halk
arasındaki münasebet oldu.

Toplumsal adalet; gaz odalarında, nükleer silah-


ların altında, sıkıyönetimlerle, cezaevlerinde ma-
sum insanlara türlü iĢkencelerle ve birilerinin men-
faatine uygun düĢtüğü için gencecik fidanların da-
rağaçlarında asılmalarıyla tecelli etti.
Sayı 22 Sayfa 61

Ülkesindeki karanlığın aydınlık olacağına inanan-


ların; yaĢamı hiçe sayıp sonsuz güzelliklerin peĢin-
de koĢanların öyküsü...
Toplumun isteklerine,
Devraldığı devrimci mirası daha da geniĢleterek
vatanın sessiz işgaline
devam ettiren ölümün nereden geleceğini düĢün- kayıtsız kalan bir dev-
meden mücadeleyi sürdürenlerin öyküsü...
rimci hareket olamaz.
Türkiye 68 Hareketi “tam bağımsızlık” ilkesinin
öncülüğünde toplanan ve geliĢen yurtsever, ilerici 68 gençlik hareketi,
gençlik hareketidir. Ülkenin temel yapı taĢını oluĢtu-
ran, tam bağımsızlık ruhunu yaymaya çalıĢan De- toplumun değerlerini
niz'lerin, Yusuf'ların, Hüseyin'lerin öyküsüdür...
savunan devrimci gele-
O yıllarda devrimci direniĢ gençlik hareketlerinin
sınırlarını aĢarak halk kitlelerinin mücadelesine dö- neğin sosyalist çizgide-
nüĢtü. Bir tarafta ülkeyi zorla faĢistleĢtirmek isteyen
güçler, diğer tarafta malını, canını, onurunu koru- ki en önemli atılımıdır.
maya çalıĢan emekçi halk vardı...

Toplumun isteklerine, vatanın sessiz iĢgaline ka-


yıtsız kalan bir devrimci hareket olamaz. 68 gençlik tafa Kemal Atatürk'ün açtığı yolda onun izinde
hareketi, toplumun değerlerini savunan devrimci kararlıca yaptığı büyük bir yürüyüĢtür. Gençliğin
geleneğin sosyalist çizgideki en önemli atılımıdır. birliğini gösteren büyük bir harekettir.

68 kuĢağı görüĢ farklılıklarını bir tek amaçta ve 68 hareketi yurtsever bilince sahiptir. Tam ba-
yolda eriterek birliğini sağlamıĢtır. 68 yapısal olarak ğımsızlığın gençlik içindeki kitlesel bir haykırıĢıdır.
gençliğin emperyalizme karĢı büyük devrimci Mus- Bugün mücadelemizde örnek almamız gereken
Sayfa 62 Politika Dergisi

O yıllarda geceyarıları bir tek insan görünmezdi.


Sokak lambalarının sarı ıĢığı altında sonsuza uzu-
Bugünün ihtiyacı 68 ru- yormuĢ duygusu veren caddeler; hava ıĢıyana ka-
hudur. Bugün gençliğin dar bomboĢ olurdu. Önemli kavĢaklarda, meydan-
larda, tanklar, bariyerler dururdu. ĠĢgal edilmiĢ bir
Amerikan emperyalizmine kentin, esir insanları gibi yaĢarlardı.

karşı birlik olması gerek- 68 gençliğinin bütünlüğü ve direnci dünyadaki


diğer gençlik hareketlerinden çok daha ve etkili ve
mektedir. Bugün yine kalıcı olmasını sağlamıĢtır.
“tam bağımsız Türkiye”
Bizim savunduğumuz 68'in tam bağımsızlık yo-
şiarı, gençliğin en büyük lunda halkı kazanma ve gençliği birleĢtirme azmidir,
sloganı olmalıdır. Bugün Bizim savunduğumuz emperyalizme karĢı bir
gençlik Mustafa Kemal' e haykırıĢtır,

gerçekten sahip çıkmalıdır. Bizim savunduğumuz mücadeledir...

Bağımsızlık ve emperyalizme karĢı birlik temelin-


de doğan 68 hareketinde gençlik kendi mirasından
gençlik hareketi 68 kuĢağıdır. Üniversite iĢgallerin- kopmayarak, devrimci bir mücadele içinde yer al-
de, ―tam bağımsız Türkiye yolunda Mustafa Kemal mıĢtır. Bugünün ihtiyacı 68 ruhudur. Bugün gençli-
yürüyüĢü‖nde en önde yürüyen 6. Filo eylemlerin- ğin Amerikan emperyalizmine karĢı birlik olması
de ön saflarda yer alan Deniz GezmiĢ'tir. gerekmektedir. Bugün yine “tam bağımsız Türki-
ye” Ģiarı, gençliğin en büyük sloganı olmalıdır. Bu-
Onlar inanç ve kanaatlerinin gereğini yaptı, ideo- gün gençlik Mustafa Kemal' e gerçekten sahip çık-
lojik çıkıĢlarında ve eylemlerinde haklı oldukların- malıdır.
dan emin adımlarla yürüdüler devrim yolunda; eğer
haksız olduklarını düĢünselerdi bu haksızlığı orta- Bugünün devrimcileri de Deniz GezmiĢ, Hüseyin
ya koyan neden ve etkenleri düzeltmeyi vazife ola- Ġnan, Yusuf Aslan ve daha nice devrimcinin mira-
rak kabul etmezlerdi. sından aldığı güçle, halkına yine umut olacak ve bu
iğrenç iĢgale karĢı direnecektir. halkına yine umut
olacak ve bu iğrenç iĢgale karĢı direnecektir68 in
Sayı 22 Sayfa 63

bağımsızlık haykırıĢı günümüze ıĢık tutmaktadır.


Darağacındaki son sözleri ''Tam Bağımsız Türkiye''
olan Deniz GezmiĢ i, Hüseyin Ġnan ı, Yusuf Aslan‘ı
Halkın haklarını,
ve nice tam bağımsızlık yolunda yürüyen devrim hürriyetlerini ve can-
Ģehitlerini saygıyla anıyorum...

Tekerrür eden tarihten ders alma özrümüzü, Tür-


larını alabilirsiniz; la-
kiye tarihinde çok önemli bir yer tutan 60'lı 70'li yıl- kin fikirlerini, şerefle-
ların çok iyi sorgulayıp, bilgi edinip daha sonra fikir
sahibi olarak bir parça gidermemiz mümkün olacak- rini almaya yetecek
tır.
yetki ve iktidar, hiçbir
Hiçbir kanun, fikirleri yok edecek yetkiye sa-
hip değildir. Halkın haklarını, hürriyetlerini ve yasada, hiçbir kimse-
canlarını alabilirsiniz; lakin fikirlerini, Ģereflerini
almaya yetecek yetki ve iktidar, hiçbir yasada, de yoktur. Olamaya-
hiçbir kimsede yoktur. Olamayacaktır...
caktır...
Ġçimizdeki güç, inanç, vatan sevgisi, bizim tüm
zorlukları aĢmamızı sağlar. DıĢtaki ve içteki düĢ-
manlarımızın oyunlarına alet olmamızı engeller.
Damarlarımızda akan kan ve inançlarımız bu denli Ġstekleri ve eylemleri olması gerekenin tam ba-
güçlüdür. ğımsız, sömürüsüz, ayrı inançlara sahip, aynı
topraklarda yaĢayan, aynı havayı soluyan in-
Eğer vatanımızı toprak olarak kabul ettiysek; iĢçi- sanların kardeĢçe yaĢayabilecekleri huzurlu bir
mizi, köylümüzü, madenimizi, nehrimizi bir parçası Türkiye‟de yaĢamaktı; yırtılan bir pankart gibi, Ģe-
saymıĢsak vatanın; elbet kısa çöp uzun çöpten hirlerin ortasına çığ düĢürdüyse öfkeleri, en az bir
hakkını alacaktır. Köhne düzen, bunak düzen salta- karıncanın yüreği kadar namuslu, çalıĢkan elleri ve
natın daimi sürmeyecek. yürekleri…

Kıtlıklarda, kıranlarda, namussuzluklarda, satıl- Aylin.Sapaz@PolitikaDergisi.com


mıĢlıklarda Mustafa Kemaller, Denizler, Yusuflar,
Hüseyinler olup kanlı karanlıktan doğup gelece-
ğiz...
Sayfa 64 Politika Dergisi

“Onlar”...

6 Mayıs: Ölümsüzleşebilmeyi
Çağrıştıran Tarih!
tur o yılın 6 Mayıs‘ı. Aradan geçen 38 yıllık süre
Mehmet Halil ARIK bile, bu 6 Mayıs‘ta yaĢanan acıyı küllendirmeye
yetmemiĢ, yaĢanan onuru gölgeleyememiĢtir.

Sehpa önünde Sehpa önünde sorulan en haksız en acımasız


hesabın tarihidir bu 6 Mayıs! Aynı zamanda ölüm-
süzleĢebilmenin!
sorulan en haksız Önce birincisi alınmıĢtır hücresinden, ayakkabıla-

en acımasız hesa- rının bile bağlanmasına fırsat verilmeden. Son ha-


zırlıkların tamamlanması bahanesiyle, baĢgardiyan

bın tarihidir bu 6 odasından biraz sonra can vereceği idam sehpası


seyrettirilmiĢtir kendisine. Ve gecenin gongu 01.00‘i
vurmaktadır. Vakit tamam denmiĢtir kendisine. Bir
Mayıs! Aynı za- ―hadi eyvallah!‖ çekmiĢtir çevresindekilere, vakur
adımlarla idam sehpasına yürürken. Ayakkabıları-
manda ölümsüzle- nın düĢmemesi için bağlanmasını istemiĢtir son
talep olarak. Çift katlı ilmik boynuna geçirildiğinde
şebilmenin!

6
Mayıs… Tarihte pek çok 6 Mayıs‘lar ya-
ĢanmıĢtır. Daha çook yaĢanacaktır da...
Aslında bir yılın, 365 gününde sıradan bir
gündür 6 Mayıs. Ama bazen öyle bir olay
olur ki o günü ölümsüz ve unutulmaz kılar.

Elbet yüzlerce tarihi olaya sayfa açmıĢtır 6 Ma-


yıs‘lar. Önemli kiĢiler doğmuĢtur, ölmüĢtür, yasalar
geçmiĢtir parlamentolardan, hapislikler baĢlamıĢtır,
cezalar bitmiĢtir. Mutluluklar kadar acılara da tanık-
lık etmiĢtir her gün, her tarih gibi 6 Mayıs‘lar da.

Ama bir 6 Mayıs vardır ki, kör gecenin saat;


1.00‘i ile 3.00 arasında yaĢanan; o yılın tüm günle-
rine, 1972‘nin 365 gününe rahmet okutacak kadar
acı, bir o kadar da onurlu bir drama sahne olmuĢ-
Sayı 22 Sayfa 65

haykırmıĢtır gecenin kör karanlığına doğru, meydan


okurcasına kendisini idama mahkum edenlerin su- Seyircileri kendileriydi
ratına;
ipe çekilenler, bir de he-
“YaĢasın tam bağımsız Türkiye! YaĢasın Türk
ve Kürt halklarının kardeĢliği! YaĢasın iĢçiler yet! Sahneler tekrarlanı-
köylüler! Kahrolsun emperyalizm!” yordu aktörleri değiştiri-
Son tekmeyi kendisi vurmuĢtur ayaklarının altın- lerek. Aynı kararlılık ve
daki tabureye. Masa üzerinde birkaç tur atan tabu-
re, yuvarlanmıĢtır masadan aĢağıya. Ama ayakları aynı onurlu duruşla, seh-
masaya değer vaziyette kalmıĢtır ipin ucundaki
adamın. Masanın çekilmesi emredilmiĢtir cellâda.
padaydı üçüncüsü! Hay-
Tam 25 dakika sürmüĢtür bu iĢkence ipin ucunda.
kırdı tarihe, gecenin de-
rinliğinde! Sanki biraz
Ġkincisi getirilmiĢtir baĢgardiyan odasına, yukarı-
daki iĢlemler sürdürülürken. Bir öncekine az sonra sonra ebediyen susacak o
can vereceği sehpası yerine, bizzat arkadaĢının
idamı izlettirilmiĢtir ikincisine. Çünkü idam hükmü- değilmiş gibi!
nün altına imza attırılan mahkeme baĢkanı Ģahsın
ifadesiyle,‖ibret-i müessese‖ olsun diyedir uygula-
malar. “Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutlu-
luğu için Ģerefimle bir defa ölüyorum! Sizler,
Aynı kararlılık ve vakurla tırmanmıĢtır idam seh- bizi asanlar, Ģerefsizliğinizle her gün öleceksi-
pasına ikincisi de, tıpkı birincisi gibi. Ġlmik bir taraf- niz! Biz halkımızın hizmetindeyiz! Sizler
tan boynuna takılırken haykırmıĢtır idam heyetinin Amerikanın hizmetindesiniz. YaĢasın devrimci-
suratlarına tükürür gibi. ler, kahrolsun faĢizm!”

Belki daha söyleyecek çok Ģeyi vardı ama daha


fazlasına tahammülsüzdü idam mangası.

Onlardan önce davranıp bastı tekmeyi ayakları-


nın altındaki tabureye... Birincisi kadar uzun sür-
medi sallanması ipin ucunda. Cellât tek ilmikle iĢi
bitirdiğini beyan etmiĢti heyete.

Üçüncüsü çoktan getirilmiĢti baĢgardiyanın seyir


odasına, ―ibret-i müesseseden‖ ders alsın diye. Ve
seyrettirildi ikincinin ipe çekiliĢi saniye saniye.

Seyircileri kendileriydi ipe çekilenler, bir de he-


yet! Sahneler tekrarlanıyordu aktörleri değiĢtirile-
rek. Aynı kararlılık ve aynı onurlu duruĢla, sehpa-
daydı üçüncüsü! Haykırdı tarihe, gecenin derinli-
ğinde! Sanki biraz sonra ebediyen susacak o değil-
miĢ gibi!

“Ben hiçbir çıkar gözetmedim! Halkımın mut-


luluğu ve bağımsızlığı için savaĢtım! Bu bayra-
ğı bu ana kadar Ģerefle taĢıdım! Bundan sonra
bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum! Ya-
Sayfa 66 Politika Dergisi

Ģasın iĢçiler, köylüler, yaĢasın devrimciler, kah- Hayatlarının baharında, henüz 24–25 yaĢlarında
rolsun faĢizm!” idam sehpasında 11 yıl öncesinin intikam duygula-
rına kurban edilen, bu gençler bir tek kiĢinin bile
Saat tam 03.00. Ekip bitirmiĢti baĢarıyla iĢini. canına kıymamıĢtı. “Ülkemizin bağımsızlığı için
Mahkeme heyetinin en yetkilisi, keyifle derin nefes- Amerikan emperyalizmine karĢı bir mücadele-
ler çekmekteydi sigarasından, sehpaya yakın bir den baĢka bir Ģey istemedik” demiĢlerdi savun-
ağaca yaslanıp. malarında! Zaten biliyorlardı, kelle istemek için ha-
zırlanmıĢtı iddianame.
Ġçlerinde 35 doktorun da bulunduğu 276 kiĢilik bir
―Milli Ġrade‖nin, histeri çığlıkları ile tempo tutarak Pekii! Ya görevini baĢarıyla(!) ifa etmiĢ, ağaca
―üçe üç - üçe üç” diyerek onay verdiği görev ta- yaslanarak keyifle sigarasını tüttüren kimdi dersi-
mamlanmıĢtı. niz? Onu da anımsatalım kısaca. O da, daha yeni,
22 Nisan 2010 tarihinde, yemekte boğularak ölen,
ĠĢte böyle bir güne uyandı 6 Mayıs 1972 sabahı
cenazesinde, imamın ―merhumu nasıl bilirdiniz!‖
yataklarından kalkanlar! 3 eksikle uyandılar! De-
sorusunu bile sormadığı için topluma bir ilk yaĢatan
niz, Yusuf, Hüseyin yoktu!
Ali Elverdi!

iletisim@PolitikaDergisi.com
Sayı 22 Sayfa 67
Sayfa 68 Politika Dergisi

“Emekten Yana Mühendisler”den gelen bildiriyi yayımlıyoruz…

EMO İstanbul Yönetiminden


Çalışanlarına Emek Düşmanı
Tavır: Sürgün!
Kartal temsilciliğe sürülmüĢtür. Hem görev yeri hem
de görev tanımı bir kalemde değiĢtirilmeye çalıĢıl-
Özelleştirme politika- mıĢtır. ÇalıĢanın rızası olmaksızın görev yerini
değiĢtirmenin adı sürgündür. ÇalıĢanı muhatap
larına karşı çıkan; almadan yazı gönderip ertesi günü baĢka bir

BEDAŞ çalışanlarının yerde görevlendirmenin adı sindirmedir, yıldır-


madır.
sürgün edilmesine, on- ÖzelleĢtirme politikalarına karĢı çıkan; BEDAġ

ların davalarına mü- çalıĢanlarının sürgün edilmesine, onların davaları-


na müdahil olarak destek vermeye çalıĢan EMO
dahil olarak destek nasıl olur da kendi çalıĢanlarına aynı biçimde dav-
ranabilir? EMO Ġstanbul ġube tarafından sekretar-
vermeye çalışan EMO yası yürütülen TMMOB Ücretli ve ĠĢsiz Mühendis
Mimar ve ġehir Plancılar Kurultayı‘nda iĢverenlerin
nasıl olur da kendi ça- çalıĢanlara karĢı uyguladığı sindirme ve yıldırma
(mobbing) uygulamalarına karĢı mücadele etme
lışanlarına aynı bi- kararı alınmıĢken, EMO Ġstanbul ġubesi yönetimi
bu kararın gereğini yapacağına kendi çalıĢanları
çimde davranabilir? üzerinde mobbing uygulamaktadır.

Ayrıca bu yıldırma ve sürgün uygulamasında o

E
kadar pervasızlaĢabilmiĢlerdir ki, herhangi bir Yö-
MO (Elektrik Mühendisleri Odası) Ġstan-
netim Kurulu (YK) kararı bile almaya gerek duyma-
bul ġube teknik görevlilerinin görev yer-
mıĢlardır. YK kararı olmadan, YK Yazman üye im-
leri, kendileri ile daha önceden konuĢul-
zası ile gönderilen bir yazıyla değiĢiklik yapmaya
madan ve rızaları sorulmadan değiĢtiril-
kalkılarak bırakalım demokratik iĢleyiĢi, EMO yö-
meye çalıĢılmaktadır. EMO Ġstanbul ġube çalıĢanı
netmelikleri ve iĢ yasası da açıkça ihlal edilmiĢtir.
mühendislere, 12 Mayıs günü faks aracılığı ile gö-
Bu giriĢim ile yönetim erkini elinde bulunduran siya-
revlendirme yazıları gönderilerek, 13 Mayıs günü
si guruplar yönetim anlayıĢlarını açıkça ortaya koy-
yeni görev yerlerine gitmeleri emredilmiĢtir. Her-
muĢlardır. Seçimler sonrasında yalnızca “yönetim
hangi bir özel Ģirkette dahi iĢi ile ilgili bir değiĢiklik
organlarını paylaşmak” için birlikte hareket eden
yapılacağında çalıĢanların önce rızası sorulurken,
gruplar, “yönetimde çoğunluğu elde ettik; kimseye
mesleki demokratik kitle örgütü olması gereken
hesap vermeyiz, istediğimizi yaparız” tavrıyla hare-
EMO‘da nasıl olur da çalıĢanlara bir demirbaĢ gibi
ket etmektedirler. Yönetim Kurulundaki Emekten
davranılabilir; bugün burada, yarın Ģurada dur de-
Yana Mühendisler grubu üyeleri bu durumun Yö-
nilebilir? Örneğin EMO Ġstanbul ġube MĠSEM gö-
netim Kurulunda görüĢülmediğini ve Yazman üye-
revlisi Nidal Aras, ġiĢli‘de ikamet etmesine karĢın
nin yetkilerini aĢtığını bildirmiĢlerdir. ġube YK BaĢ-
Sayı 22 Sayfa 69

kanı acil toplantı isteklerini anlamsız gerekçelerle


geçiĢtirmiĢtir. ġubede örgütlü Sendika'nın toplantı Bizler de EMO'nun se-
isteği ise Yönetim Kurulu henüz toplanmadığı için
yine YK BaĢkanı tarafından ertelenmiĢtir. Yazman çimler sonrası
asıp keserken, BaĢkan önüne perde germektedir.
Bu iki kiĢinin bulunduğu gruplar yönetim erkini pay- “demokratların” elinde
laĢmıĢ bulunuyor ve görülen o ki “al gülüm ver gü-
lüm” esasına göre çalıĢıyorlar. emek mücadelesinde
Bizler AKP iktidarının baĢını çektiği, sermayenin yer alacağı umudu
isteklerine göre çalıĢma yaĢamını kuralsızlaĢtırma
çabalarına karĢı, özelleĢtirmeler ve ardından 4-C
içindeydik. Ancak du-
kölelik uygulamaları ile çalıĢanları sindirmeye çalı-
Ģan zihniyete karĢı mücadele örgütlemeye çalıĢ-
rumun pek de düşün-
maktayız. Özellikle önümüzdeki dönemde elektrik düğümüz gibi olmadı-
dağıtım özelleĢtirmeleri ve mühendislik alanında
nitelikli emeğin güvencesizleĢtirilmesi uygulamaları, ğını hayretler içinde
EMO'nun da bu mücadelede ön safhada yer alma-
sını zorunlu kılmaktadır. Ancak bu mücadelede bir görmekteyiz.
mevzi olması gereken EMO Ġstanbul ġube kendi
mühendis çalıĢanlarına karĢı sindirme ve sürgün
politikası uygulamaktadır. sı ―demokratların‖ elinde emek mücadelesinde yer
alacağı umudu içindeydik. Ancak durumun pek de
Sermayenin tüm gücü ile emek güçleri ve savu-
düĢündüğümüz gibi olmadığını hayretler içinde
nucularına saldırdığı bu dönemde birleĢik bir müca-
görmekteyiz.
delenin kurulması zorunludur. Bu mücadelenin
emek eksenli olması gerektiği hem Kurultayda hem EMO Ġstanbul ġube yönetimini uyarıyoruz: Yaptı-
de sonrasında Tekel iĢçilerinin direniĢinde açıkça ğınız yanlıĢtan bir an önce dönünüz! Demokrat
ortaya çıkmıĢtır. Bizler de EMO'nun seçimler sonra- kamuoyuna bir an önce özeleĢtirinizi veriniz. Eğer
bu yanlıĢta ısrar ederseniz, emek düĢma-
nı bu uygulama ile anılacaksınız.

Bu emek düĢmanı uygulamaya karĢı,


bütün meslektaĢlarımızı ve demokratik
kamuoyunu birlikte mücadeleye çağırıyo-
ruz.

Emekten Yana Mühendisler

www.emekcimuhendisler.org

Not: Yazıda adı geçenlerin ve EMO yöne-


timinin yanıt hakkı vardır. (PD)
Sayfa 70 Politika Dergisi

Sömürücüler, avcılar, vaatler, yalanlar…

İnsan Çiftliği

ğe dönüĢtürüldüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.


Oğuz Kemal ÖZKAN Ayrıca sömürülen bu çoğunluk, hayvanlardan farklı
olarak düĢünme gücüne sahip olmasına rağmen,
düĢünmekten çok onlar gibi içgüdüleriyle hareket
Şu kısa hayatları, sefalet ederek, baskılara boyun eğme, saldırılardan kaçma
ve kaderine razı olma yolunu seçmektedir.
içinde ve hiç durmadan
Bu “Ġnsan Çiftliği”nde, insanlık “yaşamın özü
çalışmakla geçer. Çalış- nedir?” sorusunu sormaktan aciz, kavrama ve dü-
maktan kaçanlarsa, üç Ģünme yetisini adeta kaybetmiĢtir. ġu kısa hayatla-
rı, sefalet içinde ve hiç durmadan çalıĢmakla geçer.
kuruş uğruna ve hayat- ÇalıĢmaktan kaçanlarsa, üç kuruĢ uğruna ve hayat-
larını onların boyunduruğu altına sokarak, avcıların
larını onların boyundu- tuzaklarını kurmasına yardımcı olma yolunu seçer-
ler. ÇalıĢanlara, canlı kalabilecekleri ve iĢlerini iyi
ruğu altına sokarak, av- yapabilecekleri kadar yemek verilir. ĠĢe yaramaya-
cıların tuzaklarını kur- cak hale gelince, önüne atılan üç beĢ kemikle ha-
yatlarını son nefeslerine kadar idare ettirmeye çalı-
masına yardımcı olma Ģırlar. Bu çiftlikte, insanlar sadece iĢlerini daha iyi
yapabilecek, moral ve sağlığını muhafaza edecek
yolunu seçerler. kadar istirahata ve özgürlüğe sahiptirler. Ġnsanlar,

Y
aĢadığımız dünyadaki merkantilist akım-
larla baĢlayan, liberal ve küresel ekono-
miye dayalı sistem, insanlığı ―avlayan‖
ve ―avlanan‖ olarak iki gruba ayırmıĢtır.
Avlayan grup, her geçen gün saldırılarını arttırmak-
ta, kendi düzenini korumak için avları üzerinde,
onu kuĢatarak baskı kurmakta ve onların kendileri
gibi kavrama ve yönetme yetisi olduğunu kabul
etmemektedir. Dünya nüfusunun yüzde 1‟inin
dünya nimetlerinden faydalandığını düĢünür-
sek, bu dünyanın insanlık için, büyük çoğunlu-
ğunun av olarak görüldüğü, kendi hayatları
hakkında söz hakkı olmadığı, geleceklerini öz-
gürce ve hür iradeyle belirleyemediği, bir çiftli-
Sayı 22 Sayfa 71

yaĢam sınırları çizilen avcılar tarafından bununla duktan sonra özgürlük ve bağımsızlık da nedir,”
yetinmeye alıĢtırılmıĢlar, bu düzenin dıĢına çıkma- demeye baĢlamıĢlardır.
ya çalıĢanlara çeĢitli damgalar vurulmuĢtur. Bu
damgalar, insanların idrak gücünü yitirmesine ne- Avcılar arasında da, zaman zaman çıkar kavga-
den olmuĢ ve içgüdüsel davranıĢlarla, yaĢadıkları ları olmaktaydı. Bu kavgalar çok büyük savaĢlara
hayatın sefalet ve kölelik olduğunun farkına varma- dönüĢmekteydi. Tabii ki bu savaĢlarda, yine sözde
ları engellenmiĢtir. barıĢ zamanlarında avlanan gruptakiler hayatlarını
kaybediyorlardı. Çünkü onların görevi, itaatkârlık
Oysaki çiftliğin imkânları ve kaynakları tüm insan- çerçevesinde hizmet ve mevcut düzenin sahipleri-
lığın ihtiyacını ve hatta ihtiyacından fazlasını karĢı- nin refahını temin etmekti. Aslında bu savaĢlar,
layabilirdi. Ġnsanlık, özgürce ve hakça bu kaynakları Ġnsan Çiftliği‘nde yaĢayan insanlar için, normal za-
paylaĢabilirdi. Sınırları olmayan bir dünyada kar- mandaki yaĢamlarından daha tehlikeli değildi. Bu
deĢçe yaĢanılabilirdi. Her insan bir baĢkasının hak- çiftlikte çalıĢırken, iĢle ilgili kazalar ve hastalıklar-
kını yemeden, sömürmeden, sömürülmeden Ģerefli, dan dolayı ölen sayısı, her yıl yapılan savaĢlardan
adil ve eĢit Ģekilde bir ömür geçirebilirdi. Fakat içle- daha fazlaydı. SavaĢlar aynı zamanda, kendilerini
rinden bir grup, bu kaynakların kendi tekelinde ol- kanıtlama fırsatı da veriyordu. ġereflerini çalanlar
ması ve kendi amaçları doğrultusunda kullanmak tarafından, Ģeref madalyalarıyla onurlandırılma
adına sadece kendi menfaatlerini gözeterek, insan- fırsatı.
lığı bölmeye, ayırmaya, birbirine düĢürmeye çalıĢ-
mıĢtır. Bu grup azınlık olmasına rağmen, kısa süre- Düzenin sahipleri ve koruyucularının, av olarak
de çoğunluk üzerinde egemen olmayı baĢarmıĢ, gördükleri halklara en baskın ve sinsi saldırı ve
çoğunluk ise bu azınlık grup karĢısında birlik ola- sömürüleri, kendi ürettikleri malları satarak ve bu
mamıĢ, onların “bizim refahımız sizin refahınız” malların kullanımına uygun yaĢam biçimlerini em-
sözlerine kanmıĢlardır. Avlayan grubun elindeki poze ederek olmaktadır. Politik kontrolü her zaman
gücün ve kaynakların cazibesi, avlanan gruptakileri ellerinde tutarak, kendi topraklarına ithal mal alımı-
ya onların emri altında hareket etmeye ya da onlar nı kısıtlayarak ve kendi çıkarları doğrultusunda
gibi olmaya yöneltmiĢtir. Bu durumda düzenin, ez- oluĢturdukları iktisadi sistemi ve bütünlüğü kura-
mek ve sömürmek üzerine kurulu olmasına neden rak, egemenliklerini kurmakta ve yeryüzü kaynak-
olmuĢtur. Ġnsan Çiftliği‘nde yaĢayan insanlar, sürü larını kendi tekellerine almakta zorlanmamıĢlardır.
psikolojisiyle “nasıl olsa düzen böyle, karnımız doy- Ġktisadi rekabet temeline oturtulan bu düzende, her
Sayfa 72 Politika Dergisi

semesinde ve uygulamasında ne kadar etkili ol-


muĢtur?
İnsan Hakları Beyan-
Ġnsan Hakları Beyannamesinin, ilk maddesinde
namesinin, ilk madde- yazan “insanlar eşit doğar” ilkesini hayata geçir-
mek, bu emperyalist güçlerin hegemonyası altında
sinde yazan “insanlar gerçekleĢebilir mi?

eşit doğar” ilkesini Yine “hiç kimse kölelik ya da kulluk altında bulun-
durulamaz” maddesinde kölelik tanımı, eski çağlar-
hayata geçirmek, bu da yapılan insan ticareti anlamıyla mı sınırlandırılı-
yor ki, bu düzende savaĢlardan daha çok iĢ kazala-
emperyalist güçlerin rında insanlar ölmektedir?

hegemonyası altında “Herkes kendi ülkesi de dâhil olmak üzere, her-


hangi bir ülkeden ayrılmak ve ülkesine yeniden
gerçekleşebilir mi? dönme hakkına sahiptir.” maddesi sadece emper-
yalist ve egemen güçlere tanınan bir ayrıcalık mı-
dır?
zaman kazanan, iktisadi kuralları kendi siyasi çı-
karları doğrultusunda belirleyenler oluyordu. Emperyalist güçlerin de bu bildirgenin altına imza
atmalarına rağmen, diğer maddelerde de insanlık
Günümüzde bu emperyalist güçlerin kendi amaç- için tanınan haklar, uygulamalara bakıldığında bir
larına ulaĢmak ve egemenliklerini korumak için aldatmacadan öteye gitmemektedir. Artık insanlığın
kullandıkları en önemli materyallerden birisi de te- amacı, bu bildirgede de aynı Ģekilde yazdığı gibi,
rörizmdir. Egemen ve emperyalist güçler, 11 Eylül hak ve özgürlüklerin gerçekleĢeceği toplumsal ve
saldırılarından sonra, avlarını köĢeye sıkıĢtırma uluslararası düzeni oluĢturmak olmalıdır. Sömürü-
kozlarını iyi kullanmıĢ ve tüm insanlık da buna bir len sınıflarda, avlanan konumundan, sürü psikoloji-
Ģekilde alet olmuĢ ya da bu güçlere boyun eğmek sinden kurtulmalı, kendisine özgü çözümler üretme-
zorunda kalmıĢtır. Ġkiz Kulelere yapılan saldırıda li, uzun yaĢamanın değil, onurlu yaĢamanın müca-
3000‘ e yakın kiĢi ölmüĢtür ve tüm dünya ayağa delesini vermelidir.
kalkmıĢtır. Elbette ki bir terörist saldırı karĢısında
insanlık, gerekli sağduyuyu gösterecek ve tepkiyi George Orwell‘in Hayvan Çiftliği eserinden
koyacaktır. Fakat insanlık; esinlenerek baĢladığım bu yazıda, dünyayı kendi
atlarını istedikleri gibi koĢturabilecekleri çiftliğe çevi-
Dünyada yüz milyonlarca insan AIDS, kanser vb. ren emperyalist güçler karĢısında, insanlığın duru-
hastalıklardan, çaresizlik dolayısıyla yaĢamını yiti- munu özetlemeye çalıĢtım. Ġnsanlık, kendisini sınıf-
rirken, lara ayıran ve sömüren bu güçlere karĢı, mücadele
etme iradesini ortaya koymak zorundadır. Ġnsanın
1 milyara yakını açlık sınırında yaĢarken ve mil-
doğası, varlığı, genetik özellikleri bunu gerektirmek-
yonlarcası açlıktan ve susuzluktan ölürken,1 milya-
tedir. Doğanın kaynakları ve yaĢam koĢulları, eĢitçe
ra yakını evsiz ve sokaklarda yaĢarken, yoksullukla
paylaĢılmadığı ve hakça oluĢturulmadığı sürece,
boğuĢurken, Bosna‘da BoĢnak Müslümanlara soy-
avlayan ve avlanan her zaman olacaktır. Ġnsan var-
kırım yapılırken, Hocalı‘da binlerce sivile katliam
lığına yakıĢmayan avlama ve üstünlük zihniyeti yok
yapılırken, 1 milyona yakın sivil insan Irak‘ta ölür-
olmadıkça, avlayanın yani emperyalistlerin çıkarla-
ken, Filistin toprakları iĢgal edilirken, siviller öldürü-
rına alet, suçlarına ortak olmamak, insanlığın varlı-
lürken ve bunlar gibi benzeri olaylarda aynı sağdu-
ğının temel koĢulu olarak kabul edilmedikçe, insan-
yuyu gösterebilmiĢ midir? Tepkiler ve savaĢlar,
ların büyük çoğunluğu av olmaya devam edecektir.
insanlığın çıkarlarına mı hizmet etmekte yoksa
egemen güçlerin mi? Ġnsan Hakları Beyanname- OguzKemal.Ozkan@PolitikaDergisi.com
leri ve insanlığın geleceği ve birliği için oluĢturulan
ittifaklar, dünya halklarının evrensel ilkeleri benim-
Sayı 22 Sayfa 73
Sayfa 74 Politika Dergisi

Üçüncü köprüyle İstanbul’un sorunları bitecek mi?

İstanbul’a Üçüncü Köprü


Önerisi ve Toplumsal
Sorunlara Yaklaşımlar
ten çok, yük getireceği ve yeni sorunların meydana
Nuran TALAY gelmesine neden olacağı görülecektir.

Öncelikle, Ġstanbul‘u bekleyen deprem tehlikesi


İstanbul’un trafik sorununa ve göç sorunu varken, bu alanlarda yeterli çözüm-
ler üretilemezken yeni çözümler ile sorun üretmek
çözüm bulmak için üçüncü Ģimdiye kadar yapılan iĢleri de sekteye uğratacak-
köprü önerisinin hayata ge- tır.

çirilmesi İstanbul’un yükünü Bunun nasıl olacağını sorunları tek tek inceleyip
hafifleteceği yönünde düşü- kümülatif değerlendirme ile görmek mümkün ola-
caktır.
nülse de detaylı inceleme ya-
Çarpık kentleĢme: özellikle büyük Ģehirlerde
pıldığında hafifletmekten meydana gelen nüfus yoğunluğunun artması ile
çok, yük getireceği ve yeni plansız programsız geliĢigüzel yapıların, altyapıya
ve çevre koĢullarına önem vermeden yapıların
sorunların meydana gelmesi-
kontrolsüz büyümesidir. Kentlerde zaten azınlıkta
ne neden olacağı görülecektir. olan doğal çevreler, ormanların yakılıp yıkılması ile
doğal değerler yok olmaktadır. Çarpık kentleĢme
sonucunda su, hava ve doğal ürünler arasındaki
dengelerin de bozulması ile çevre kirliliği de oluĢ-

T
maktadır.
arihi, kültürü, eĢsiz boğazı, Ģairlerin uğru-
na Ģiirler yazdığı, Ģarkılar bestelediği, Çarpık kentleĢmenin en büyük nedeni hızla artan
tabloların yapıldığı güzel Ģehir Ġstanbul. göçlerdir. Türkiye genelinde doğru ve dengeli nüfus
Ġstanbul uzun yıllardır kapasitesini aĢan yoğunluğunun ve yerleĢiminin olmaması göçü des-
bir nüfus yoğunluğuna rağmen tüm güzelliği ile teklemektedir. Eline taĢı, tahtayı, kumu-çimentoyu
ülkemizin gözbebeği. alan bulduğu boĢ toprağa ev adı altında bir yapı
yapan ve üstüne bir de imar affının çıkarılması ve-
Ülkemiz nüfusunun ortalama %15‘inin yaĢadığı
ya siyasi partilerin oy toplama esnasında tapu vaat-
kentte yıllardır çözülemeyen trafik, altyapı, çarpık
leri verilmesiyle, sorun çığ gibi büyümeye devam
kentleĢme, deprem ve göç gibi birçok sorunu var.
edecektir. Belki de buna neden olan sorunların ba-
Tüm sorunlar ülke genelini de olumsuz yönde etki-
Ģında toplumsal değil bireysel hareket etmenin,
lemektedir. Ġstanbul‘un trafik sorununa çözüm bul-
benmerkezciliğin yarattığı çözümsüzlüktür. Zira
mak için üçüncü köprü önerisinin hayata geçirilme-
belediyelerde değiĢen kadrolar bir öncekinin yaptı-
si Ġstanbul‘un yükünü hafifleteceği yönünde düĢü-
ğını beğenmemekte, sorunlarına yeni fikirler üretip
nülse de detaylı inceleme yapıldığında hafifletmek-
Sayı 22 Sayfa 75

yine bu projeleri tamamlayamamasından kaynak- dır. Trafik kurallarını ve trafik iĢaretlerinin ne anla-
lanmaktadır. ma geldiğini bilmeyen birçok kiĢi direksiyon baĢına
geçiyor, bunun adına da trafik canavarlığı deni-
Büyük kentler, artan çarpık yapılanma ve nüfus yor. Bu anlamda denetimlerin artırılması ve her üç
yoğunluğu ile yaĢanmaz hale gelmektedir. Bir yer- yılda bir sürücülerin ehliyetlerini yenilemeleri adı
den bir yere ulaĢmakta karĢılan güçlüklerle iĢ kaybı altında bilgileri yenileme ve trafik kurallarına uyum
ve fiziksel güçte kayıplar meydana gelmektedir ki yeterliliği sınavları düzenlenmelidir. Böylelikle di-
bireyleri olumsuz yönde etkilemektedir. Büyük kent- reksiyon baĢına geçen herkes önce kendi can gü-
lerde özellikle iĢe baĢlama ve bitiĢ saatlerinde ko- venliğini, sonrasında yayaların ve diğer sürücülerin
ĢuĢturan insanların mutsuz bakıĢları ve bu yorgun can güvenliğini tehlikeye atmayacaktır. Bir de ehli-
bedenleri toplumsal mutsuzluğa itmektedir. Tüm bu yeti olmayıp meraktan, babasının arabasına veya
olumsuzluklar neticesinde üretimde, eğitimde, pro- akrabasının arabasına atlayıp da trafik terörü yara-
jelerde verimlilik düĢmektedir. Ġstanbul‘da her ge- tanlar var ki, burada da ailelere büyük düĢüyor.
çen gün artan trafik çilesi, hava kirliliği, ulaĢım so- Çocuklarına görgü, ahlak ve beĢeri münasebetler
runların hızla artması ve sosyal yaĢam alanlarının gibi toplumsal kuralları da öğretmeleri gerekmekte-
giderek kaybolması anlamına gelmektedir. Böyle dir. Bir çocuk dünyaya getirmek büyük bir sorumlu-
giderse uğruna Ģiirler yazılan tabloları yapılan Ģe- luk gerektiriyor.
hirde güzelliklerin yerine çöpleri toplanmayan, ka-
nalizasyonları kokan, hırsızlığın daha da arttığı bir Köprü yapıldığında öncelikle o bölgedeki yeĢil
kent gelecektir. alanlar yok ediliyor, sonrasında imara açılıyor ve
Ġstanbul‟un taşı toprağı altındır diyen, Ģansını bü-
Devletin ülke genelinde kentleĢme ve yerleĢim yük bir Ģehirde denemek isteyen herkes yaĢam
planlarını konularının uzmanları ile masaya otura- Ģartlarını ve karĢılaĢacağı güçlükleri düĢünmeden
rak hayata acilen geçirmesi nüfus yoğunluğunu ve Ġstanbul ve benzeri büyük Ģehirlere geliyor. Bahse
sorunlarının yüklendiği belli baĢlı Ģehirlerin sırtın- konu olan göç sorununu da iĢlemeden önce trafik
dan alması gerekmektedir. sorununa çözüm olarak sunulan köprülerin, artan
göç olaylarına ve otopark alanlarının olmayıĢını da
Altyapı: Su, elektrik, doğalgaz ve kanalizasyon
göz önünde bulundurursak çözümsüz bir çözüm
ve yol gibi tesisleri bünyesinde barındıran altyapı
olarak sunulduğunu görmekteyiz.
konusunda Ġstanbul çok dertli. Her yağmur yağıĢı-
nın ardından yaĢanan su baskınları, yollarda kalan Göç Sorunu: Sosyal, ekonomik, siyasi, dinî, eği-
araçlar ve mazgallardan taĢan sular ile kâbusa dö- tim gibi birçok sebeplerden ötürü insanların topluca
nüyor. Belediyelerin bu alanda yaptığı iyileĢtirme bulundukları bölgelerden bir baĢka bölgeye taĢın-
çalıĢmalarını artırması gerekmektedir. ması ile meydana gelen göçte, eğitim ve iĢsizlik
sorunu sebebi baĢı çekiyor. Ülkemizde göçler ge-
Trafik sorunu; ülkemizde özellikle büyükĢehirle-
rimizde yaĢayan birçok
kiĢiyi bunaltmaktadır.
Araçların çokluğu, park
alanlarının yeterli olmayıĢı
özellikle Ġstanbul‘un taĢı-
makta güçlük çektiği bir
nüfus yoğunluğu nedeni
ile meydana gelen trafik
sorununa çözüm, bir düzi-
ne köprü yapılsa çözülme-
yecek cinsten.

Trafik kurallarına trafik-


teki birçok kiĢi uymadığın-
dan sorunun daha da bü-
yümesine sebep olmakta-
Sayfa 76 Politika Dergisi

nellikle doğu bölgelerinden Batı ve Ġç bölgelere timi bir yana bırakalım, anaokulu veya okul öncesi
olmaktadır. eğitim kurumlarına dahi sahip değil. Eğitimde fırsat
eĢitliğinin olmaması, parası olana iyi bir eğitim im-
Türkiye Ġstatistik Kurumu‘nun ülke içi göçlerine kânın sunulması ülke genelinde ayrımcılığa ve top-
dair istatistik raporundan illerin aldığı - verdiği göç lumsal bozukluğa neden olmaktadır.
ve göç hızına dair raporundan oluĢturduğumuz
tablodan da görüleceği gibi özellikle Mardin, MuĢ, Ülkemiz genelinde büyükĢehirlerde yaratılan eği-
Ardahan ve Tunceli gibi illerimizin büyük oranda tim ve iĢ imkânlarının Doğu bölgelerimizde de yara-
göç verdiğini, Çankırı, Ankara gibi illerimizin de tılması, yeni iĢ istihdamlarının oluĢturulması ile hem
yüksek oranda göç aldığını görebiliyoruz. bölge ekonomik olarak kalkacak hem de okula gi-
demeyen birçok çocuk okuma imkânı bulacaktır.
Ġllerin aldığı göç, verdiği göç, net göç ve net
göç hızı (2008 – 2009 dönemi) Elbette iĢsizliğe ve eğitime çare bulurken özellikle
doğu illerimizin töre ve terör olaylarına da çözüm
bulmak gerekiyor. 10–12 veya 13–14 yaĢındaki
kızlarımızın dünya evine değil okula gönderilmesi
gerekiyor.

Deprem; ülkemizin kaderi değil gerçeği. Ve bu


gerçekle yaĢamak yerine, yapılarımızı buna göre
yapmak yerine kaderciliğin tercih edilmesi toplum-
sal bir sorun. Ġstanbul depremine ve ülkemizin ge-
nelinde meydana gelebilecek depremlere iliĢkin
Prof. Dr. Naci Görür, Prof. Dr. Celal ġengör ile
yaptığımız röportajlardaki ortak tespit bilgi ve yeter-
liliğimizin olmayıĢıdır. Özellikle restorasyon çalıĢ-
malarında dahi kendi bilim adamlarımızın yeterli
olmayıĢı veya olanlara da danıĢılmaması gibi so-
runlar da mevcut.

Yapıların depreme uygun Ģartlarda yapılmayıĢın


altında yatan bazı müteahhitlerin daha çok para
kazanma arzusu da yatmaktadır. Dere yataklarına
yapılan evler, alt yapıya önem vermeden yapılan
binalar ve kalitesiz malzeme ile yapılan binaların en
küçük sarsıntı da dahi zarar görmesi muhtemel.
Son yıllarda göç sorunda iĢsizlik baĢı çekiyor,
demiĢtik. Kaldı ki ülkemizin her alanında iĢsizlik
büyük bir sorun. Yıllarca ayakta durmuĢ birçok fab-
rika üretimlerini durdurmuĢ veya kapısına kilit vur-
muĢtur. Alınan banka kredileri veya teĢvik kredileri
de baĢta cazip gelse de firmalar alacaklarını tahsil
edemediğinden, ihracatta yeterli desteği bulamadı-
ğından kendini dahi döndüremez duruma gelmiĢtir.
Dolayısıyla insanlar yeni yerleĢim yerlerinde yeni
arayıĢlar peĢinde koĢarak ailelerini geçindirmek
için ciddi mücadele vermektedir.

Bir diğer göç sorunun önemli maddesi ise eğitim.


Ülkemizde bazı illerimiz eğitimde birçok imkânı
bünyesinde barındırırken bazı illerimizde ortaöğre-
Sayı 22 Sayfa 77

ODTÜ‘nün yapıları depreme dayanıklı yapılara


haline çevirmek için ürettiği karbon lifli polimer uy- Kendi memleketinde
gulaması var. Bu uygulama; tuğlaların çimento ile
birleĢmesi meydana getirilmiĢ duvarları bir arada eğitim alan ve iş imkânı
tutmayı hedefliyor. Tuğla duvarı beton duvara çevi-
ren ve bu sayede duvarların yıkılmasının önüne bulan alıştığı ortamda
geçerek binaların yıkılmasını ve yıkılan duvarların
altında kalıp ölümlerin olmaması için geliĢtirilen
yaşamını süren bireyler
formülün mevcut yapılarda ve yeni yapılarda mutla- daha mutlu ve verimli
ka kullanılması gerekir.
olacaktır. Bu sayede
Altyapı, trafik ve çarpık kentleĢme sorunlarının
çözülmemesi de olası Ġstanbul depreminde kayıpla- toplumsal mutsuzluk
rın kat kat artmasına neden olacaktır. Bir damla
yağmur yağması ile kilitlenen bir trafikte hangi dok- ortadan kalkacaktır.
tor hastasına yetiĢebilir, hangi itfaiye yangını sön-
dürebilir? Elbette bu durumda hiçbir yardım ihtiyaç
duyulan yere ulaĢamayacaktır. Telefonların dahi
çalıĢmadığını, hastaneler gibi önemli sağlık ve gü- sunulmuĢ olması sorunlara samimi olarak yaklaĢıl-
venlik kurumlarının depreme dayanıklı olmaması ve madığını gösteriyor.
yeterli önlemler alınmaması verilebilecek kayıpların
tahmin edilmesini kolaylaĢtırıyor. Üçüncü köprü ayağı Sarıyer‘in köyü Garipçe.
Garipçe sit alanı olduğu için çivi dahi çakılmayan
Okullarda da yine deprem güçlendirme çalıĢmala- bir yer. Garipçe ve Poyrazköy arasında yapılacak
rı ve deprem anında neler yapılması ve alınabile- üçüncü köprü bölgede bulunan su havzalarına ve
cek önlemlere dair ders verilmesi gerekmektedir. doğal yapıya zarar verecektir. Ve bu bölgede yeĢil
alanın çokluğu ve köprü nedeni ile zarar görebile-
YaĢanan depremler ülkemize ekonomik yönden
cek olması bile bu denli nüfus yoğunluğunu barın-
de çok büyük zarar vermektedir. Ve beklenen Ġstan-
dıran Ġstanbul‘un solunum yollarının tıkanması an-
bul depremi nüfus yoğunluğu ve ekonomik gücü ele
lamana gelmektedir.
alındığın da altından kalkamayacağımız mali yükler
getirecektir. Ġstanbul‘un tarihi dokusuna ve doğal değerlerine
karĢı yürütülebilecek üçüncü köprü projesi açık bir
Çarpık kentleĢme, altyapı, trafik, göç ve deprem
tehdit niteliğinde.
sorunlarının yaratığı sorunlar yaĢam kalitesini ve
verimliliğini düĢürdüğü gibi ekstra yük ve maliyet Sonuç olarak; ülkemizde büyük Ģehirlerin sırtına
getiriyor. Tüp geçit gibi ulaĢıma çözüm olarak sunu- yüklenmiĢ ekonomik, sosyolojik ve eğitim yükleri-
lan proje tamamlanmadan üçüncü köprü projesinin nin planlı projeli dağıtılması gerekmektedir. ġehir-
lerin yükünü hafifletmek nüfus yoğunluğunun kont-
rolünü sağlamaktan geçiyor. Kendi memleketinde
eğitim alan ve iĢ imkânı bulan alıĢtığı ortamda ya-
Ģamını süren bireyler daha mutlu ve verimli olacak-
tır. Bu sayede toplumsal mutsuzluk ortadan kalka-
caktır.

Sorunlara bireysel değil de toplumun iyiliği,


refahı için kucaklayıcı bir Ģekilde yaklaĢılırsa
alınacak baĢarı, sorunları neredeyse kökten
çözecektir.

Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com
Sayfa 78 Politika Dergisi

Devlet neden var, kimden korur kendini?

Siyasi Partiler Gerektiğinde


Kapatılmalı mı? (1)
istemesinin altında yatan temel sebep bunu gösteri-
Selvihan ÇĠĞDEM yor. Sert bir kuvvetler ayrılığı gerçekleĢtirerek yasa-
ma ve yürütme ile yargıyı birbirinden tamamen ayı-
rarak bu iki organı yargının denetiminden çıkarmak.
Daha açık bir ifadeyle Bu sayede partilerin yaptığı hiçbir etkinlikten so-
rumlu tutulmaması sağlanacak ve haklarında yasal
AKP, işin iktidarlık kıs- iĢlem baĢlatılmasının da önü kesilmiĢ olacak. Bunu
isteyen kim? Yaptığı faaliyetlerle hakkında laik Tür-
mını aşmış ve diktatör- kiye Cumhuriyeti‘nde ―ılımlı Ġslam‖ modelinin odağı
lük boyutuna ulaşmış- olduğu için kapatma davası açılan; fakat Anayasa
Mahkemesi‘nden kıl payı geri dönen hükümet parti-
tır. Ergenekon gibi ya- si AKP. Parti kapatma davası ülkenin aleyhine çö-
zümsüz kalmıĢtır kalmasına, ama bunu fırsat bile
pay soruşturmalarla ül- RTE baĢının bir daha ağrımaması için baĢkanlık
sistemine geçiĢi Ģekere bulayıp halka sunmaya
kenin önde gelen aydın- çalıĢmaktadır. Daha açık bir ifadeyle AKP, iĢin ikti-
larını toplamış, farklı darlık kısmını aĢmıĢ ve diktatörlük boyutuna ulaĢ-
mıĢtır. Ergenekon gibi yapay soruĢturmalarla ülke-
sesleri susturmak için nin önde gelen aydınlarını toplamıĢ, farklı sesleri
susturmak için baskı oluĢturmuĢtur. ġimdi ise ülke
baskı oluşturmuştur. savunmasını güçsüz düĢürmek için TSK‘yı farklı
eylemler içine çekmeye çalıĢmaktadır. Bu sayede
bir taĢla iki kuĢ vurmayı hedefleyen AKP, ülkenin

“U
hem dıĢarıya karĢı strateji geliĢtirmesine engel ol-
luslar, egemenliklerini, geçici bile
olsa, bırakacağı meclislere dahi
gereğinden fazla inanmamalı ve
güvenmemelidir. Çünkü meclisler
bile despotluk yapabilir ve bu despotluk bireysel
despotluktan daha tehlikeli olabilir. Meclislerin öyle
kararları olabilir ki, bu kararlar ulusun yaşamına
giderilmesi olanaklı olmayan zararlar verebi-
lir.” (Mustafa Kemal ATATÜRK)

“AKP Anayasası” olarak tarihe geçirilmek istenen


anayasanın değiĢiklik paketinde, ısrarla değiĢtiril-
mek istenen maddelerin baĢında parti kapatmalar-
la ilgili madde geliyor. RTE‘nin ―baĢkanlık sistemi‖
Sayı 22 Sayfa 79

makta dolayısıyla saygınlık kaybına yol açıp, onu


savunmasız bırakmakta hem de içerde, halk ara- Laikliğin evrensel bir ta-
sında, kargaĢalığa neden olmaktadır. Tüm bunlar
eksi hanesine yazılmaktaysa da parti kapatma en- nımı yoktur. Her mille-
geline takılmamakta; bu da bana bir şey olmaz
mantığıyla yola devam etmesini sağlamaktadır. tin kültürel, siyasi ve ta-
Bizim tartıĢacağımız konu ise, baĢkanlık siste-
rihi yapısı laiklik ilkesi-
minden önce “Siyasi Partiler Gerektiğinde Neden ni şekillendirir. Ülkemiz-
Kapatılmalı?” konusudur. Bu soruya yanıt verdiği-
miz takdirde konunun ciddiyetini de kavramıĢ ola- deki laiklik de bize özgü
cağız.
olmasıyla birlikte teme-
Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmezleri olan
modern siyasi partiler 19. yy.da yaĢama geçmiĢtir. linde din duygusunun
Siyasi partilerin devlet yönetimindeki etkinlikleri ve
ulusal bilinci temsil görevi nedeniyle kurulmaların-
devlet işlerine karıştırıl-
dan çalıĢmalarına kadar uyacakları esaslar ve ka- maması yatar.
patmalarında izlenecek yöntem ve kurallar özel
olarak belirlenmiĢtir. Siyasi partilerin uyacakları
esasların anayasada yer alması, çalıĢmalarının
önemli nokta burada baĢlamaktadır. Kapatıldıktan
anayasa ve yasalarla denetlenmesi, onların demok-
sonra yapılan giriĢimler ve alınan tedbirler ile izle-
ratik yaĢamın vazgeçilmez öğesi olduklarını doğru-
necek yöntem devletin geleceğine yön verecektir.
lamaktadır. Fakat siyasi partilerin devlet örgütü ve
kamu hizmetleriyle yoğun iliĢkide bulunmaları onla- Bu konu üzerinde Onursal Cumhuriyet BaĢsavcı-
ra sınırsız etkinlik alanı ve özgürlük olanağı sun- sı Sabih Kanadoğlu Ģunları söylemektedir: “Parti
maz. Eylemlerin yoğunluğu ve sosyal gereksinim kapatmayla ilgili olarak tartışılması gereken ilk ko-
yönünden baĢvurulacak son yöntem ise demokrasi nu, partinin hangi sebeplerle kapatılması gerektiği-
düĢüncesiyle bağdaĢmayan eylemlerin odağı olan dir. AİHM‟ ne göre „hedef anti demokratikse, faşiz-
bir siyasi partinin kapatılmasıdır. (1) Ama asıl mi hedefliyorsa, rejimi tehlikeye sokuyorsa kullan-
dığı araçlara bakılmaz amaca bakılır. Demokratik
sistemlerde partiler kapatılmaz gibi temelsiz bir
savunmanın karşısına anayasanın 68. maddesi
çıkmaktadır. „Siyasi partilerin tüzükleri, programları
ve eylemleri devletin bağımsızlığına, ülkesi ve mil-
letiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına,
eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliği-
ne, demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine aykırı
olamaz. Sınıf ve zümre diktatörlüğünü veya her-
hangi bir diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi
amaçlayamaz. Suç işlenmesini teşvik edemez.
Demokrasi adına sınırsız bir özgürlükten söz edile-
mez; çünkü demokrasilerde demokrasiyi yok etme
özgürlüğü olamaz. Bu durumda demokrasi kendini
koruma ihtiyacındadır ve gerekli tedbirleri alır. Si-
yasi partiye getirilen sınırlama başka hak ve özgür-
lüklerin önünün açılması için yapılır. Demokrasiyi
kendi ideolojik saplantıları için araç olarak kullan-
mak isteyen siyasi partilerin kapatılması demokra-
sinin varlığını sürdürebilmesi için şarttır.”
Sayfa 80 Politika Dergisi

dıktan çıkan oylarla kullanmaz. Egemenlik kayıtsız


Ģartsız milletinse -ki öyle- bu egemenliği millet ya-
Yüzde 47’lik bir oyla sama, yürütme ve yargı organlarıyla kullanır. Bun-
ların birine yüklenen üstünlük demokrasinin oluĢ-
iktidar olan bir parti- masını engeller ve rejim değiĢikliğe gider. Denet-

ye kapatılma davası lenmeyen bir yasama organının adı demokrasi ola-


maz. Yargı denetiminden mahrum yönetim ancak

açılamaz, diye hiçbir Sabih Kanadoğlu‘nun da belirttiği gibi “dikta” olur.


Çünkü yargı yetkisini de kullanan millî iradeyi temsil
bilimsel açıklamaya ediyor, demektir ki hâkimler de kararları “Yüce Türk
Milleti” adına verir.
dayanmayan sözler Yüzde 47‘lik bir oyla iktidar olan bir partiye kapa-
büyük bir pehlivan- tılma davası açılamaz, diye hiçbir bilimsel açıkla-
maya dayanmayan sözler büyük bir pehlivanlıkla
lıkla söylenmektedir(!) söylenmektedir(!) Devlet kalıcı, hükümet ise geçici-
dir. Türkiye‘de böyle bir müdahalenin olması, devle-
tin varlığını gösterir. Devlet kendini korur, koruması
Laikliğin evrensel bir tanımı yoktur. Her milletin da gereklidir.
kültürel, siyasi ve tarihi yapısı laiklik ilkesini Ģekil-
Tüm çağdaĢ ülkelerin anayasasında siyasi parti-
lendirir. Ülkemizdeki laiklik de bize özgü olmasıyla
lerin kapatılmasıyla ilgili yaptırımları bulunmaktadır.
birlikte temelinde din duygusunun devlet iĢlerine
Avusturya, anayasaya aykırı söylemleri nedeniyle
karıĢtırılmaması yatar. Ayrıca siyasal ve kiĢisel
büyük bir oy çokluğuyla gelmiĢ olan Heider‘in parti-
çıkarlar uğruna, dini duyguların istismar edilemeye-
sini kapatmıĢtır. Yine ırkçılık yaptığı nedeniyle yük-
ceği açıkça belirtilmiĢtir. O halde Türk laikliği de-
sek bir oy potansiyeliyle gelen Hitler‘in partisi Al-
nince akla kısaca dinin siyasete alet edilemeyece-
man yasalarınca kapatılmıĢtır. Avrupa devletlerinde
ği, bilimden baĢka yol gösterici tutulmaması gerek-
bir parti ırkçılık yapıyorsa, dava bile açılmadan ka-
tiği akla gelmelidir. Anayasada millî, laik ve demok-
patılabilir. Yine Almanya‘da ve Fransa‘da
ratik devletin korunması için yaptırımlar bulunmak-
―anayasayı koruma daireleri‖ bulunmaktadır ve si-
tadır. Türkiye‘nin laik yapısı çoğunluk öyle istiyor,
diye tartıĢmaya açılamadığı gibi kimsenin laiklikten
rahatsız olması gibi bir konu da söz konusu ola-
maz.

Parti kapatmanın nedenlerinden biri de ülkenin


milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı davranıĢlar-
da bulunmaktır. Bu bölünmez bütünlük anayasa ve
bağlı yasalarla pekiĢtirilmiĢtir. Siyasi partilere ya-
sakları aĢmama zorunluluğu ve yasaklara göre
hareket etme yükümlülüğü yine anayasanın belli
maddelerinde belirtilmiĢtir. Bu, devletin bağımsızlı-
ğını ve bütünlüğünü korumaktır, hukuk devleti ilke-
lerine bağlılıktır, eĢitliktir, insan haklarıdır, laik cum-
huriyet ilkesidir; diktatörlüğe özenmeme, suça teĢ-
vik etmeme ilkesidir. Bu yasakların dıĢına çıkan
siyasi partiler, ülkenin geleceği için demokrasi adı-
na durdurulmak zorundadır.

Anayasada kuvvetler ayrılığı olup devlet organla-


rı arasında hiç bir üstünlük yoktur. Üstün olan ana-
yasa ve yasalardır. Millet, egemenliği, sadece san-
Sayı 22 Sayfa 81

yasi partiyi yaptıklarından dolayı hukuk düĢmanı


gibi gösterebilmektedir. Orada kalkıp da hiç kimse “Bizi millet getirdi,” di-
millî iradeyi yok sayıyorlar, diye böyle bir karara
karĢı çıkmamaktadır. Bu da oy çokluğuyla iktidar yerek halka sürekli mağ-
olan hiçbir partinin o ülkenin anayasasından üstün
olmadığının göstergesidir. “Bizi millet getirdi,” diye-
durları oynamak gaflet
rek halka sürekli mağdurları oynamak gaflet ve ce- ve cehalet göstergesidir.
halet göstergesidir. Çünkü açılan dava millet irade-
sine değil, milletin iradesiyle baĢa geçip, sonra da Çünkü açılan dava mil-
laik cumhuriyetin aksine hareket eden siyasi parti
hakkındadır. Olayın hukuksal boyutunu görmezden
let iradesine değil, mille-
gelerek halkı yanlıĢ yönlendirmeye kimsenin hakkı tin iradesiyle başa geçip,
yoktur.
sonra da laik cumhuri-
Parti kapatmalarına iliĢkin Cumhuriyet gazetesine
23.4.2008 tarihinde verdiği röportajda Süleyman yetin aksine hareket eden
Demirel Ģunları söylemiĢtir: “Anayasa Mahkemesi‟-
ne şimdiye kadar 47 tane parti kapama davası açıl-
siyasi parti hakkındadır.
mıştır. Bunlardan 24 tanesi kapatılmış gözükmekte-
dir. Fakat bu partilerin 16‟sı kongrelerini yapamadı-
ğı, işlevlerini gerçekleştiremediğinden yani tabela eder. Davalar açılınca birtakım çalkantılara sebep
partisi olduğu için kapatılmıştır. İdeolojik bir tarafı olur mantığıyla kanuna göre suç sayılan bir konuya
yoktur. Diğer sekizinin dördü dinin siyasete alet göz yumulamaz. Bu sebepten dolayı da mahkeme-
edilmesi, diğer dördü de Türkiye‟nin bölünmez bü- ye baskı yapılamaz, mahkeme yönlendirilemez.
tünlünü tehlikeye soktuğu için kapatılmıştır. Bu iş- Anayasanın 138. maddesi bakın ne diyor:
lemde yargıya gidilmesi bir güvencedir. Yasama „Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa,
veya yürütme organlarında şu veya bu sebepten kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatleri-
dolayı aksama meydana gelirse yargı müdahale ne göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, mer-
etmelidir. Bizim sistemimizde davayı Yargıtay cum- ci veya yargı yetkisinin kullanılmasında mahkeme-
huriyet başsavcısı açar. Ayrıca bu bir ceza yargıla- lere veya hâkimlere emir ve talimat veremez, ge-
ması değildir. Bu yüzden dokunulmazlıkla ilgili bir nelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
sorun içermez. Cumhurbaşkanı partinin kapatılma- Görülmekte olan bir dava hakkında yasama mecli-
sına söz ve eylemleriyle neden olmuşsa o da yargı- sinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru so-
lanabilir. Yargı açılan davanın o ülkenin sosyal, rulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir
siyasal ya da ekonomik şartlarını ne ölçüde etkile- beyannamede bulunulamaz. Yasama ve yürütme
yeceğini düşünmez. Aksi takdirde siyasallaşır. Yar- organlarıyla ilgili idare; mahkeme kararlarına uy-
gı sadece kanunu düşünür ve ona göre hareket mak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme
kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların
yerine getirilmesini geciktiremez.”

Parti kapatma gerekçelerinden birisi de partinin


Ģiddete baĢvurması gösterilmektedir. Fakat kaste-
dilen Ģiddet sadece kaba kuvvetten, yakıp yıkmak-
tan ibaret değildir. Partinin yaptığı psikolojik baskı
da Ģiddet göstergesidir. Örneğin insanlara ümmet
ve kul olma anlayıĢını aĢılayan, onları haklarından
haberdar olma özgürlüğünden alıkoyan, önce fakir-
leĢtirip sonra kaderciliğe iten; oy toplama uğruna
toplumu laik - antilaik, baĢı açık - türbanlı, demok-
rat - ılımlı Ġslamcı, Türk- Kürt, Alevi- Sünni vs. gibi
bölmeye çalıĢan anlayıĢ psikolojik şiddete meydan
Sayfa 82 Politika Dergisi

lumları oynamaya çalışan bir parti vardı ve mağdu-


riyet diye anlatılan her şey gerçekleşti. Ne oldu? Bir
Birileri ABD’nin kulağı- yıl sonraki seçimlerde oyları yüzde 21‟den yüzde
na adamı delikten süpür- 15‟e düştü. İktidar ortağı bile olamadılar. Kapatılan
partilerin yerine başka partilerin geldiği çok doğru.
meyin, kullanın, demesi- Fakat örneğin Alman anayasa mahkemesi yedekle-
ri de kapatabilir durumda. Bizim hukukumuzda böy-
nin ardında ince bir ay- le bir kanun yok ne yazık ki. Yapılması gereken şey
rıntı vardır. Acaba ABD, tüm bunlar göz önüne alınarak yaptırım gücü daha
yüksek ve gerçekçi siyasi partiler yasası yapılmalı-
AKP’yi delikten süpür- dır. Fakat 2002‟de karşımıza çıkan AKP‟nin durumu
çok farklı. Bir defa bu parti Erbakan‟ın devamı nite-
mek isteseydi; Gülen’den liğinde kurulmadı. 99 seçimlerinden 2002‟ye kadar-
iş adamlarına, İkinci ki var olan koalisyon hükümeti üs üste başarısızlık-
lar sergiledi. IMF politikaları, Kemal Derviş tartış-
Cumhuriyetçilerden Siyo- maları, Rahşan affı vs her şeyin üst üste gelmesiyle
ve bir de iktisadi kriz araya girince iyice bunalan
nist çevrelere, büyük pat- millet AKP‟yi bir umut kapısı olarak gördü. Başka
ronlardan kapı uşağı ol- bir partinin özellikle de sol partinin değil de AKP‟nin
oy almasında durup bir düşünmek gereklidir. Muha-
muş medyaya kadar des- lefet iyi çalışmadığından, halka amacını iyi göstere-
tekçi bulabilecek miydi? mediğinden doğal olarak güven duygusu da yarata-
mıyor. Bu dava 2003‟te açılsaydı. Ve parti kapatma
nedeni kabul edilseydi, AKP tekrar iktidar olabilir
miydi? Hem de oyunu katlayarak… Üstelik RTE‟nin
veriyor hatta onu gerçekleĢtiriyor demektir. Tıpkı CHP sayesinde kazandığı milletvekilliği dolayısıyla
sıcak savaş ve soğuk savaş iliĢkisinde olduğu gibi. başbakanlığı gidecek siyaset yasağı gelecekti. Ab-
dullah Gül de cumhurbaşkanı olamayacaktı. Şimdi
Eski ve Onursal Cumhuriyet BaĢsavcısı Vural ne oldu? Üstelik bir sol partinin desteğini alarak
SavaĢ da 28.3.2008 tarihli “AKP Çoktan Kapatıl- gelen RTE, halka dönerek “Bize yargı bile dokuna-
malıydı” baĢlıklı söyleĢisinde: “Partilerin kapatıl- mıyor edasıyla yıllardır iktidarda saltanat sürüyor.
dıktan sonra tekrar gelmesi hatta yüksek bir oyla Üstelik en ufak dişine dokunan bir olayda ise beni
gelmesi gibi genelde yanlış bir kanı var. Fakat dün- buraya yüzde 47 ile halk getirdi, halkın iradesine
yaya ve Türkiye‟ye baktığımızda tam tersi görül- karşı mı çıkıyorsunuz?” diye mağduriyet taslıyor.”
mektedir. Yüzde 21 oranında oy almış hükümette Ģeklinde görüĢlerini dile getirmiĢtir.
bulunan ve başkanlığını Necmettin Erbakan‟ın yap-
tığı partinin kapatılması için Eski Yargıtay Başsav- Yüzde 47‘lik oyun ise anlaĢılamayacak bir tarafı
cısı Vural Savaş dava açmıştır. Ve 97‟de açılan bulunmamaktadır. Birileri ABD‘nin kulağına adamı
dava sonucu 98‟de parti kapatılmıştır. Yine maz- delikten süpürmeyin, kullanın, demesinin ardında
ince bir ayrıntı vardır. Acaba ABD, AKP‘yi delikten
süpürmek isteseydi; Gülen‘den iĢ adamlarına, Ġkin-
ci Cumhuriyetçilerden Siyonist çevrelere, büyük
patronlardan kapı uĢağı olmuĢ medyaya kadar des-
tekçi bulabilecek miydi? Zaten ülkemizde AB-D‘nin
istemediği bir partinin iktidar olmadığı bilinen bir
gerçektir. Seçim sistemini bozukluğu (malum baraj
sistemi), oldubittiye getirilen bir seçim, açılmayan
sandıklar, kendisine oy çıkmayan yerlerin bölünüp,
oy çıkan yerlere bağlanması ve eski oy verdiği par-
tiye küsüp de sandık baĢına gitmeyen milyonlarca
insan da aslında AKP‘nin neden bu Ģekilde tek ba-
Sayı 22 Sayfa 83

Ģına iktidar olduğunu kanıtlar durumda. Yoksa yüz-


de 47‘lik bir oy potansiyeli abartılacak kadar bir İçimizi oyan, iliğimizi
çokluk yaratmıĢ değildir. Geriye kalan yüzde 53‘lük
kesimi yok saymak da kimsenin haddi değildir. ġu kemiğimizi sömüren ya-
da bir gerçek ki yüzde 99 oy oranıyla da gelse-
ler hükümetler devlete nüfuz edemez.
bancı ajanların dayattığı
Elbette ki bir partiyi kapatmakla iĢ bitmiyor. Bu bir
ılımlı İslam kıvamında
ceza yargısı olmadığından dokunulmazlıklardan sivil anayasa değil, Türk
söz edilemez. Parti kapatıldıktan sonra Cumhur-
baĢkanı da dâhil laik ve demokratik Türkiye Cum- kültürüne ve karakterine
huriyeti‘ne karĢı savaĢ açmıĢ bütün siyasetçiler
yargılanmalı, bu konuda asla taviz verilmemelidir.
uygun ulus bilincine da-
Bu gün artık siyaset yasağı getirmek de caydırıcı yalı bizi yansıtan halkçı,
cezalar arasında yer almamaktadır. Atatürk nasıl
Türkiye Cumhuriyeti‘ni kurduğunda onun sürekliliği- demokratik, laik anayasa
ni sağlamak için hanedan üyelerini yurt dıĢına sür-
güne göndermiĢse bugünün Vahdettinleri de aynı
hazırlanmalıdır
uygulamaya tâbi olmalıdır. Ayrıca onların burada
faaliyet gösterecekleri aracı niteliğindeki vakıflara,
derneklere, yazılı ve görsel yayın organlarına ve (1) Yalçınkaya, Abdurrahman (AKP‘nin kapatılma-
hatta okullarına yasak getirilmeli, yıkıcı ve bölücü sına iliĢkin iddianame-giriĢ)
faaliyetlerine fırsat verilmemelidir. EĢine rastlanma-
mıĢ kadrolaĢma hareketinin önüne bu Ģekilde geçi- Selvihan.Cigdem@PolitikaDergisi.com
lebilir ancak. KarĢıdevrimin hedefine ulaĢmasına
fırsat vermemek için dıĢ iliĢkilerde temkinli olmalı,
kayıtsız Ģartsız bir bağımsızlık için
ekonomik anlamda ayaklarımız üzerin-
de durmayı öğrenmeliyiz.

Tüm bunlarla birlikte anayasa da


yeniden düzenlenmelidir. Ġçimizi oyan,
iliğimizi kemiğimizi sömüren yabancı
ajanların dayattığı ılımlı İslam kıvamın-
da sivil anayasa değil, Türk kültürüne
ve karakterine uygun ulus bilincine
dayalı bizi yansıtan halkçı, demokratik,
laik anayasa hazırlanmalıdır. Mevcut
yasalarla Türkiye Cumhuriyeti kangren
olmuĢ, çıkmaza girmiĢ ilerleyememek-
tedir. Daha gerçekçi ve Ortaçağ kar-
maĢasından sıyrılmıĢ, içinde bulundu-
ğumuz çağa uygun yasalar düzenlen-
melidir. Yasalar birilerinin dini inançla-
rına göre değil, akıl ve bilimin önderli-
ğinde yapılmalıdır. Ulu Önder Ata-
türk‘ün vasiyetini ancak onun ilke ve
devrimleri ıĢığında gerçekleĢtireceği-
mizi unutmamalıyız. Çünkü söz konu-
su vatansa gerisi teferruattır.
Sayfa 84 Politika Dergisi

Demokrasi mi, despotizm mi?

AKP Anayasası ve Türkiye

ye baĢlamıĢ, daha doğrusu o elbise yırtılmaya, pat-


Cem Osman TAMTÜRK lamaya baĢlamıĢ.

Toplum artık bu elbiseye sığmıyor. O zaman da


Toplum artık bu elbiseye sığ- zaten zorla sığdırılmıĢtı. Toplum bugün geliĢti, de-
ğiĢti, dönüĢtü. Artık Türkiye toplumu dünyayla bü-
mıyor. O zaman da zaten tünleĢme iradesini ortaya koymuĢ bir toplumdur.
zorla sığdırılmıştı. Toplum Türkiye dünyanın 17. büyük ekonomisine sahip.
Yani Türkiye bir üçüncü dünya ülkesi değil. Böyle
bugün gelişti, değişti, dönüş- bir ülkenin değiĢen, dönüĢen dinamik bir toplumuna
tü. Artık Türkiye toplumu bu anayasayı, 30 sene önceki anayasayı dayatma-
nın hiçbir anlamı yoktur. Bu anayasa sürekli sorun
dünyayla bütünleşme irade- ve kriz yaratıyor. Hemen her gün bu anayasa ek-
sini ortaya koymuş bir top- senli bir sorunla bir krizle karĢı karĢıya kalıyoruz.
Dolayısıyla esas itibariyle yapılması gereken bu
lumdur. anayasanın bir tarafa bırakılmasıdır, deniyor.

Gerçekten öyle mi, tartıĢılır. Veya Ġngiltere yüzyıl-

G
lar öncesinin Ġngiltere‘si midir ki hâlâ yazılı bir ana-
ündemin ana maddesi bir süredir Ana- yasa kullanmıyor, diye düĢünülebilir. Ama bir husus
yasa değiĢikliği ve daha uzunca bir var ki, göz ardı etmek olanaksız. Anayasa, toplu-
süre de bu gündem süreceğe benzer. mun tamamını kucaklaması gereken bir baĢ yasa-
Uzunca bir süredir yazıp çiziyoruz. Ül-
kenin çok daha önemli sorunları var:
Ġnsanlar aç, iĢsiz, çaresiz. Önce on-
lara bir çare bulalım, sonra daha sa-
kin ve rahat kafa ile Anayasa deği-
Ģikliği konularına eğiliriz, diyoruz
ama kimse dinlemiyor. Ġlla ki Anaya-
sayı değiĢtireceğiz. Neden? Çok çe-
Ģitli mazeretler var, ama genel olarak
toplarsak, zaten yapıldığı dönemdeki
Türkiye toplumunun dinamiklerine,
talep ve beklentilerine, hassasiyetle-
rine uygun olmayan, yani o günkü
toplum açısından da dar gelen bir
elbise bugün için tümüyle dar gelme-
Sayı 22 Sayfa 85

dır. Peki, Ģimdi kim yaparsa yapsın bir anayasa, bu


iĢi baĢarabilecek mi? Rahatlıkla hayır diyebiliriz. Millet dediğiniz kimler?
Zaten sadece bizim ülkemizde değil, dünyanın hiç-
bir ülkesinde bu mümkün değildir. O yüzden de
Ayrı bir millet mi var; aşa-
anayasalar genellikle olağanüstü dönemlerde yapı- ğılayıp, iteklemediğiniz, aç
lır. Tabii ki birileri bu anayasadan memnun olmaz,
eline fırsat geçtiğinde kendine uymayan maddeleri bırakmadığınız? Satın alın-
değiĢtirir. ĠĢte bu gün yapılan da bu iĢtir. AKP ken- mış iradeler korku, tehdit,
dine uymayan maddeleri değiĢtirme çabasında-
dır. HoĢ, imkânı olsa tamamını değiĢtirip bizi “Ilımlı imrendirme ile baskı altına
İslam Cumhuriyeti” haline getirir ama ne çare; ne alınmış millet. Şuurları,
ordu ne halk buna izin vermez. Orduyu saf dıĢı bı-
rakmak için bunca zamandır yapılan belden aĢağı vicdanları sömürülen millet
saldırıların asıl sebebi de budur. daha hangi yalanların
Hazır insanlar geçim derdinde iken Ģu Anayasa- onay merkezi, noteri, ya-
nın en azından bir bölümünü kendi çıkarıma değiĢ-
tireyim diye uğraĢıyorlar.
lancı şahidi olacak?

Türk ulusunun eleĢtiren kurumlarına, bilim adam-


larına, demokratik kitle örgütü temsilcilerine, muha-
kullanmaktan baĢka zaman hatırlanmayan insanı-
lefete, sendikalara, medyanın yürekli temsilcilerine,
mızla alay etmek değilse nedir?
toplumun kendisinden ve kendilerinden olmayan
tüm kesimlerine danıĢıp bir mutabakat aramak yeri- Bu anayasa değiĢikliğini hazırlayanlar kendilerini
ne bağırıp, çağırıp efelenerek, korkutarak, sopa alay etmekte haklı sanıyorlar. Önce insanları yok-
göstererek katılımcı, özgürlükçü anayasa yapıyor- sul bırakacaksınız, onlara iĢ ve eğitim temin etmek
lar. yerine önlerine yarım ton kömürle bir torba son
kullanma tarihi geçmiĢ gıda atacaksınız ve alay
Anayasa yapıyorlar ve her zaman olduğu gibi
etme hakkı kazanacaksınız. Bu adam yerine koy-
yalanlarına halkı Ģahit tutuyorlar. Millete gideceğiz
madığınız (koysanız iĢ ve eğitim verirsiniz) kitleye
ve millet karar verecek. Millet dediğiniz kimler? Ayrı
anayasa değiĢimini soracaklarmıĢ. Orada ne yaz-
bir millet mi var; aĢağılayıp, iteklemediğiniz, aç bı-
dığından bile haberi olmayanlara onaylatacaksınız
rakmadığınız? Satın alınmıĢ iradeler korku, tehdit,
ve geçerli olacak.
imrendirme ile baskı altına alınmıĢ millet. ġuurları,
vicdanları sömürülen millet daha hangi yalanların
onay merkezi, noteri, yalancı Ģahidi olacak? Bu oy
Sayfa 86 Politika Dergisi

Anayasa tüm ulusun ortak metni, ileriki yaĢamını

Bu, ufak tefek arızaları hukuk temelleri içerisinde bağımsızca yaĢama met-
nidir. Hayatın kalbi, beyni olan anayasa gayriciddî,
bulunun bir arabayı, ha- dayatmayla ve kendi çalıp oynayarak ortaya çıka-
cak sıradan bir ulusal protokol değil. Benim, çocuk-
yatında motoru ilk defa larımın, Türk ulusunun geleceğini karartmak hiçbir
devlet memurunun, bunlar seçilmiĢler de olsa hak-
gören birinin tamir etme- ları hadleri değil. Seçilmek yıkmak, tahrip etmek
değildir.
si demektir.
DeğiĢiklik paketinin içine konan birkaç küçük el-
ma şekeri halkı tatmin etmeyecektir. Bu sayede
Mevcut Anayasada değiĢmesi gereken maddeler kendi kiĢisel çıkarlarına ve uygulayacakları despo-
yok mu? Dolu. Mesela, dokunulmazlıklar, siyasi tizme hizmet edecek maddelerin geçmesine Türk
partiler kanunu ile ilgili bölüm, seçim barajı vs. halkı izin vermeyecektir.

Ama onlara dokunmayı asla aklından geçirme- Cem.Tamturk@PolitikaDergisi.com


yen iktidar partisi, yarın Yüce Divanda hesap vere-
ceği mahkeme hâkimlerini kendisi atasın istiyor.
Ülkenin dibini de oysa, bir parti
―kapatılmasın‖mıĢ. Kendileri laikliğe
aykırı fiillerin odağı olmaktan sanıklar
ya, kendilerini sağlama alacaklar.

Ülkemizde çıkarları olan ABD, AB ve


bunların ardında dolanıp medet uman
çıkar çetelerinin taleplerini bir bir karĢı-
lamak mevcut anayasamızla mümkün
olmadı. Gerçi AB uyum yasaları altında
82 anayasası dumura uğratıldı, 90.
madde ile sömürge yasaları üstün bir
güç olduysa da tümden vatanımızı par-
çalamak için yetmedi. ġimdi bir adım
daha ileri gidilmek isteniyor. Bunun için
de AKP elinden geleni yapıyor.

Hatırlanacaktır, bu AKP, ―Öcalan‘ın


terörist olduğunu kabul etmezlerse gö-
rüĢmem‖ deyip, bu gün bu Anayasa
değiĢikliği için o parti milletvekillerinin
içinde bulunduğu partiden medet
uman, AKP‘dir. DıĢ ülkelere verdiği gibi
terörist savunucularına da taviz veren
AKP‘dir.

ĠĢte bu AKP Anayasa değiĢikliği yap-


maya çalıĢmaktadır.

Bu, ufak tefek arızaları bulunun bir


arabayı, hayatında motoru ilk defa
gören birinin tamir etmesi demektir.
Sayı 22 Sayfa 87

Bir manifesto niteliğinde...

Çocuk Hakları
Sevda EĞER
Bırakmayın insafına, bırakmayın

Esirgenemezler esirgeme kurumlarında


Çalın davulları,
‗Tanıma hakkı‟ var çünkü
Bayram var, çocukların bayramı…
Ana baba olarak sizleri

Ve bilme hakkı var geçmiĢini, geldiği yeri


Hakları var hem hukukları…
Atasını, inancını, lisanını, bir de
Ġsterse Ģikâyetçi olurlar sizlerden haa!
Sizlerle büyüme Ģartı var
Çocukların ‗şikâyet hakkı‟ var!
Fikri sorulmadan, geldiği yeryüzünde…
Vurmayın onlara ermez aklı deyip,

Sabah ne yediğini unutur lakin


AĢıları var mesela, küçüklükten
Unutmaz 4 yaĢında inen tokadı
Büyümesi için sağlık ile
Hem iyi etmez hiçbir hekim, o yarayı
Ölmemeli değil mi bir insan bu çağda

Kızamıktan hele illa Tetanos‘tan


ÇalıĢtırmayın tarlada, inĢaatta, madende…
Ücretsizdir hepsi korkmayasın
Üç otuz paralara hem de
‗Sağlık hakkı‟ olduğundan değil dediğim
Gidememek pahasıyla mekteplere
Acı çekmeden yetiĢme gereği olduğundan, önerim
‗Eğitim hakkı var ‗ çünkü

Öyle yazar bildirgede…


Bir önceki çocuğun nüfusunu yamamayın üstüne

‗Kimlik hakkı‟ var hiç yoksa


Atmayın hastane, cami önlerine
Bir isim, bir hüviyet
Sepet içinde göğsüne iliĢmiĢ küçücük notlar ile…
Sadece ona ait olan…
Ġstemezsen hiç doğmaz,

Ġlacı bile var satılır 3–5 Liraya


Sayfa 88 Politika Dergisi

Kondurmayın suçlarınızın aletlerini küçük ellerine Türkiye‟de;

Vermeyin 12‘lik kızı 70 yaĢındaki dedelere 1 milyon 400 bin korumaya muhtaç ve kimsesiz
çocuğa sosyal güvenlik sistemi kurulamamıĢ, en-
Satmayın organ simsarlarına, gelli çocuklara verilen hizmet ise sınırlı kalmıĢtır.
Kadavrasını bulmak istemiyorsanız, bir gün çöplük- 5 çocuktan biri çalıĢtırılmaktadır. (YaklaĢık 6 mil-
te yon)
Ġstemiyorsanız baĢından vurulmuĢ bir gün 4 çocuktan biri yoksuldur.
Bir metrelik tabutla musalla üstünde 3 çocuktan biri yetersiz beslenmeden dolayı geli-
Ģim geriliği yaĢamaktadır.
Sürmeyin ateĢin, savaĢın, panzerin önüne…
1990 yılından itibaren mayın, iĢkence, toplumsal
ve aile içi Ģiddet sonucu 284 çocuk yaĢamını yitirir-
Dünya‟da; ken; 10.760 çocuk fiziki ve psikolojik zarar görmüĢ-
tür.
200 milyondan fazla çocuk iĢçi bulunuyor. 132
milyon çocuk tarımda çalıĢtırılıyor. Birçoğu mafya- Bir yılda 83.000 çocuk çeĢitli suçlardan polis kay-
nın elinde dilencilik, gasp, yankesicilik yaptırılıyor. dına geçmiĢtir.

Milyonlarca çocuk, savaĢ sonrası sürgün ve mül- 2003 yılında 57.000 çocuğun madde kullandığı
teci hayatlarında ağır travmalarla yaĢamaya çalıĢı- saptanmıĢtır.
yor.
Hiç aĢı olmayan çocuk oranı %46‘dır.
Kuzey Afrika baĢta olmak üzere dünya genelinde
Okuma yazma oranında kız ve erkek çocuk ayrı-
her yıl binlerce çocuk açlık, susuzluk ve aĢısı olan
mı mevcuttur. Sadece 2003 yılında 640 bin kız ço-
hastalıklardan ölüyor.
cuğu okula gönderilmeyerek eğitim hakkından
5 yaĢın altında ölen çocuk sayısı 2006‘da 9,7 mahrum bırakılmıĢtır.
milyon.
Evrensel Çocuk Hakları SözleĢmesi ―her çocuğun
Bir yılda 250 bin çocuk silahlı çatıĢmalara soku- dernek kurma, derneğe üye olma hakkı var‖ der-
luyor. ken, Türkiye‘de dernek kurma ve üyelik yaĢı 18‘den
küçük çocukların bulunduğu dernekler süresiz ka-
patılmaktadır.

En vahimi;

Memleketimizde çocuğa yönelik hak ihlalleri, cin-


sel taciz, fiziksel/psikolojik Ģiddet ve istismar izlene-
memektedir!

Not: Veriler, 135 kaynak taranarak 67 uzman


akademisyen görüĢü alınarak hazırlanan
‗Türkiye‘nin Çocuk Gerçeği‘ çalıĢmasından alınmıĢ-
tır.

Sevda.Eger@PolitikaDergisi.com
Sayı 22 Sayfa 89
Sayfa 90 Politika Dergisi

P—Kitap: Seçkiler

Korkut Boratav, George Orwell, Bilâl ġimĢir, Yusuf Akçura, Ġsmet Ġnönü,
Bir Krizin Kısa Hika- Hayvan Çiftliği Malta Sürgünleri Türkçülüğün Tarihi Hatıralar
yesi

Mustafa Kemal
ATATÜRK:
“Ben
çocukken
fakirdim. İki
kuruş elime
Francis Fukuyama, Muammer Aksoy, Mahmut Makal, Olivier Roy,
Devlet ĠnĢası Devlet Hukukla YaĢar Köy Enstitüleri ve Siyasal Ġslamın Ġflası
geçince bunun Ötesi
bir kuruşunu
kitaba
verirdim. Eğer
böyle
olmasaydım,
bu
yaptıklarımın
hiçbirisini
Dr. Rıza Nur, Colin Barker, Feroz Ahmad, Thomas Merton,
Cumhuriyet Öncesinin Devrim Provaları - Ġttihat ve Terakki Gandhi ve ġiddet dıĢı
yapamazdım.” Perde Arkası Paris 1968, ġili 1972, 1908-1914 DireniĢ
Portekiz 1974, Ġran
1979, Polonya 1981

Hazırlayan
Emrah ÖZDEMĠR
Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
Bu Bölüme ĠliĢkin Önerileriniz Ġçin:
kultursanat@politikadergisi.com
Sayı 22 Sayfa 91

ÇIZIKTIRMAK / Baykallı Dönem Kapanırken...

Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
Sayfa 92 Politika Dergisi

P—Foto: Herkesin Ağzına Bir Parmak Bal: Roman Açılımı

Türkiye Genç Edebiyatçılar Birliği (TÜRKGEB)’nden Duyuru


03.03.2010 tarihinde, Mustafa GÖKÇEK cak. Yıllar sonra da olsa, edebiyatımızın tarihsel
(Edebiyatçı, Yazar, ġair, Oyun Yazarı ve Tiyatro sayfalarında, bu gençlerin yer almaları sağlanacak.
Eğitmeni) tarafından kurulan TÜRKGEB; özelinde,
genç edebiyatçılara öncelik için ve bu konuda sa- ÇalıĢmalar, her yıl yenilerek katlanacak ve daha
mimiyetle bir yol açmaktadır. Birliğin internet sitesi- iyiye gidilmesini ve ileride gençlerin iyi birer edebi-
ne ve e-postalarına* gönderilecek öykü, şiir ve yatçı olmaları sağlanabilecek…
tiyatro oyunlarından, oluĢan seçkiler (Bir yıllık
* info@mustafagokcek.com;
oluşumundan sonra), her yıl kitapçık haline dönüĢ-
www.mustafagokcek.com;
türülecek. Seçilen yazılar arasından, yayımlanma-
yazarmgokcek@ttmail.com.
ya ve anılan kitapçık da yer alacak. Yazılardan
oluĢan dosyadan (her yıl seçilecek bir konu), yılso- Katılım şartları;
nunda üyelerine birer adet verilecek. Ayrıca, yılso-
nunda, yazıları kitapçıkta yer alanlarla, küçük bir - 25 yaşında veya daha küçük olmak...
söyleĢi, toplantı ve sonucunda da kokteyl verile-
cek. - Edebiyata ilgi duyması, yazıya ve okumaya karşı
sevgi, duyarlılığının olması…
Bu durum hemen her yıl tekrarlanacak. Böylelikle
eleĢtirmenler ve ajans iĢbirliği çerçevesinde, kamu- - Yazmanın bir tür yük değil; aksine, duygu ve dü-
oyuna, seçilen arkadaĢlar, zaman içinde tanıtıla- Ģüncelerinin, her zaman ön plana çıkması…
Sayı 22 Sayfa 93

P—Kitap: Yeni Çıkanlardan


Künye:

Adı: Komintern ve
Ġspanya Ġç SavaĢı

Orijinal Adı: The Künye:


Comintern and The
Spanish Civil War Adı: Aynadaki Tarih—
Komplolar, Suikastler,
Yayınevi: ĠletiĢim Provokasyonlar, Ġsyanlar

Baskı: 1.Baskı Mart Yayınevi: Alfa


2010, Ġstanbul
Baskı: ġubat 2010,
Yazar: Edward Hallett Ġstanbul
Carr
Yazar: Erol Mütercimler
Yayına Hazırlayan:
Tamara Deutscher Sayfa Sayısı: 672

Çeviren: Ali Selman Çeviren: Ali Selman

Der: Evren YELKANAT

Dünya tarihini nesnelden özele indirgeyerek yeni- Türkiye‘nin en karanlık olaylarının gerçek yüzünü
den yazmayı amaçlayan fakat bunu yaĢı gereği ortaya koymaya çalıĢarak çok zor ve zahmetli bir
tamamlayamayacağını da bilen ve 1982 yılında iĢe giren Erol Mütercimler, kendine has üslubuyla
sonsuzluğa ulaĢan Marksist tarihçi E.H.Carr‘ın, ya- 700 sayfalık bir kitabı tek bir nefeste okunabilecek
zımını ölmeden önce tamamladığı ―Komintern ve bir duruma getirmiĢ. Gümrük Birliği‘nden Varlık
Ġspanya Ġç SavaĢı‖ isimli eseri geçtiğimiz ay Vergisine, Topal Osman‘ın öldürülmesinden Ata-
―ĠletiĢim Yayınları‖ tarafından Türkçeye çevrilerek türk‘ün BektaĢilerle olan iliĢkisine kadar birçok ko-
yayınlandı. nunun iĢlendiği bu kitapta, en özensizce yazılmıĢ
bölümün 1 Mayıs 1977 katliamı olduğu kanaatin-
E.H.Carr kitabında, Ġspanya‘daki iç savaĢı detaylı deyim.
bir Ģekilde ve haritalarla bize anlatmasının yanı sıra
Ġspanya Ġç SavaĢı sırasında Sovyetler Birliği‘nin ve CIA ve Türkiye‘deki iĢbirlikçileri tarafından ger-
Komintern‘in ―Ġspanya Ġç SavaĢı‖ ile ilgili görüĢlerini çekleĢtirilen bu provokasyon ve cinayete, ―Sol‘a
ve Sovyetler Birliği‘nin o dönemki ―Ġspanya Politika- dönüp sizin de bu katliamda az da olsa parmağınız
sını‖ da net bir biçimde ortaya koyuyor. var diyerek rol biçmek, insafsızca olmuĢ.

Stalin ve UGT Genel Sekreteri Largo Caballero Ergenekon operasyonu nedeniyle gözaltına alın-
arasındaki yazıĢmaları ve Ġtalya Komünist Partisi dıktan bir süre sonra serbest bırakılan emekli Bin-
Merkez Komite Üyesi Palmiro Togliatti‘nin Moskova baĢı Erol Mütercimler‘in bu kitabı, Türkiye‘deki ka-
Komünist Enternasyonal Karargahına gönderdiği ranlık olayları öğrenmek isteyenler için birebir…
gizli raporları da içeren ―ekler bölümü‖ ise kitabın
―bilimsel bir metotla‖ yazıldığını gözler önüne seri-
yor.
Evren.Yelkanat@PolitikaDergisi.com

Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
―REZORFAD LAS FILAS DEL PARTIDO
COMUNISTA‖
Sayfa 94 Politika Dergisi

P—Foto: Üç Fidana Özlem / Güneş ER

ġenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız

O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaĢırız

Gitti dostlar Ģölen bitti ne eski heyecan ne hız

Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra

O mahur beste çalar Müjgan'la ben ağlaĢırız Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara

Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara

Bir yangın ormanından püskürmüĢ genç fidanlardı Geceler uzar hazırlık sonbahara

GüneĢten ıĢık yontarlardı sert adamlardı (Attilâ ĠLHAN)

Hoyrattı gülüĢleri aydınlığı çalkalardı

Gittiler akĢam olmadan ortalık karardı


Sayı 22 Sayfa 95

P—Foto: Herkesin Ağzına Bir Parmak Bal: Alevi Açılımı / Güneş ER

Onlar…

Anadolu‘nun en ücra AĢağıdaki fotoğrafta da


köĢelerinde, “Hak, Muhammed, Ali” sev-
dalıları, erenler secdeye ka-
Allah, Muhammed, Ali! panmaktadırlar.
diyerek semaha duran,
Açılım diyerek politikaya
TaĢlanan, yakılan ama alet edilmek istenen bu in-
barıĢçılıklarından ödün sanların eĢit yurttaĢlıktan,
vermeyen; temel hak ve özgürlükler-
den ve baĢka mezheplerin
Türkiye Alevileri…
dayatılmasından baĢka bir
Sağdaki fotoğrafta istekleri bulunmamaktadır.
d u r a n b a y , Kısacası demokratik, laik
“Gözcü”dür. Görevi bir Türkiye‟de yaĢamak
“Cem”in sakin geçme- istemektedirler yalnızca.
sini sağlamak ve
Onlar da bunu her defa-
“rehber”e yardımcılık
sında yinelemektedirler ve
yapmaktır. Gözcü, ken-
gündelik siyasetin içine
di Ģahsında Ġslamın
çekilmekten kurtulamamak-
halkçı yorumu olarak
tadırlar.
bilenen Ebuzer el
Gıffari‟yi simgeselleĢ-
tirmektedir.

Irmak.Ataberk@PolitikaDergisi.com
Sayfa 96 Politika Dergisi

P—Film: Hasta (Sicko)

nelerin gelebileceğini görmemiz açısından baĢarılı


bir yapıt.

Mutlaka izlenilmelidir, ama; -doktorların bazen


dediği ve filmin sloganı gibi- “biraz canınız yanabi-
lir!”

Yönetmen : Michael Moore


Yapımcı : Michael Moore
Yazan : Michael Moore
Müzik : Erin O'Hara
Oyuncu : Michael Moore
Görüntü Yönetmeni : Andrew Black
Yapım Yılı, Ülkesi : 2007 , ABD
Süre : 123 dakika
Özgün Dil : Ġngilizce
Tür : Belgesel
Emrah ÖZDEMĠR
Gösterim Tarihi : 19 Mayıs 2007
YavaĢ yavaĢ para ödemeye baĢladığımız, temel Özgün Adı : Sicko
hak olan sağlık için AmerikanlaĢmanın bizi götüre- Prodüksiyon Ģirketi : Dog Eat Dog Films
ceği yer: Sicko (Hasta).

Marketlerde ilaç satılmasına özenenler…


Emrah.Ozdemir@PolitikaDergisi.com
“ABD‟nin yaptığı her şey doğrudur.” diyen-
ler…

“Ne olacak canım, devlete ödeyeceğimize,


sigorta şirketlerine öderiz prim.” diyenler…

“Özelleşme iyidir.” diyenler…

Evet, çoğumuzun binlerce lira ödemesini gerekti-


ren bir hastalığımız yok…

Ya olduğunda? Ya Ģu an olanlar?

Belgeselin dili biraz abartılı gelebilir, ama insan


yaĢamını özel Ģirketlere bıraktığımızda baĢımıza
PD
www.politikadergisi.com — iletisim@politikadergisi.com

TeĢekkür:

> Uludağ Üniversitesi‘nin


eskimez rektörü Mustafa
Yurtkuran‘a,

> Değerli hocamız Sertaç


Serdar‟a,

> Hocamız Tahir


BaĢtaymaz‘a,

> YeniÇağ yazarı Arslan


Bulut‘a,
ŞEHİT ASKERLERİMİZİ
> Banu Avar‘a, VE ŞEHİT EMEKÇİLERİMİZİ
>Dilek ve Oktay
Sinanoğlu çiftine,
SAYGIYLA, MİNNETLE, BÜYÜK ÜZÜNTÜYLE ANI-
> Cumhuriyet yazarı Emre
YORUZ.
Kongar‘a,
AİLELERİNİN, SEVDİKLERİNİN VE ULUSUMUZUN
> Soner Yalçın‘a ve
odatv.com‘a, BAŞI SAĞOLSUN.
> Milliyet gazetesi yazarı
Melih AĢık‘a ve elbette
Haldun Ertem‘e,

> UMED BaĢkanı Erdinç


Dündar‟a

> Metin Tınay ve Verim


Hosing‘e,

> Tüm emeği geçenlere

> Ve tabii ki desteğini


esirgemeyen tüm okurla-
rımıza

Dergimize verdikleri
destekten ötürü teĢekkür
etmeye borç biliriz.