You are on page 1of 55

Sunuþ

KAZILARA GÝDERKEN

2002 yýlý ülkemiz yaþamýnda önemli kararlarýn ve deðiþimlerin yaþandýðý bir


dönem olarak anýmsanacaktýr. Hükümet tarafýndan bir yasa olarak TBMM'ne sunulacak
olan yeni personel rejimi kapsamý içinde yer alan 30 yýl, 50 yaþ uygulamasý, acaba 2002
yýlýný bizlere nasýl anýmsatacaktýr. Kültür Bakanlýðý bünyesinde yer alan iki çok önemli
birim vardýr. Bunlar, Anýtlar ve Müzeler Genel Müdürlüðü ile Kültür ve Tabiat Varlýklarýný
Koruma Genel Müdürlüðüdür. Her iki birimin de Türkiye'nin Taþýnýr ve Taþýnmaz Kültür
Varlýklarý'nýn korunmasý, kollanmasý birinci görevleri olarak yasalarýnda belirtilmiþtir.
1989 yýlýndan bu yana Anýtlar ve Müzeler Genel Müdürlüðü'ne baþta Arkeolog, Sanat
Tarihçisi ve Eski Çað Dil Bilimcileri gibi disiplinleri temsil eden gençler her nedense
Maliye Bakanlýðý'nýn sýký personel politikasý yüzünden alýnamamýþlardýr. Müzelerimizin
bir çoðu bu yanlýþ personel politikasý yüzünden kapanma sýnýrýna gelmiþtir. Birçok ören
yerinde ve müzelerde, personel yetersizliði yüzünden hýrsýzlýk olaylarý artmýþtýr. Bu olay-
lar sonunda birçok hizmetli, uzman ve müze müdürü sýkýntýya düþmüþlerdir. Bu üzüntü
ve acýlarýn, yaralarýn bir an önce çözümlenmesi gerekirken, tam tersi bir olasý uygula-
mayla, Müzeler teþkilatý bir anda boþaltýlacak ve geleceðe ýþýk tutacak olan Müzeler,
ören yerleri ve kültür varlýklarý bizce karanlýklara gömülecektir. Bu konunun daha akýlcý
bir biçimde çözüme ulaþtýrýlmasý gerekmektedir. Nasýl bir takým meslek ve disiplinlere
ayrýcalýklar tanýnýyorsa, Kültür Bakanlýðý'nýn söz konusu birimlerine de yapýcý bir oluþu-
mun düþünülmesi bizce gereklidir.
Nisan, Mayýs aylarý özellikle ülkemizde arkeolojik hareketliliðin en doruk nok-
tasýna ulaþtýðý zamandýr. 2002 yýlý Müze Kurtarma Kazýlarý Sempozyumu Denizli
Pamukkale'de yapýlmýþ ve çok baþarýlý çalýþmalar müze uzmanlarý tarafýndan sunul-
muþtur. Kültürel ve sosyal yönden çok olumlu geçen toplantýya emekli müze çalýþanlarý
ve bugün müzeleri ayakta tutan genç meslektaþlarýmýz katýlmýþlar ve birbirlerini yakýn-
dan tanýma olanaðýna kavuþmuþlardýr. Kültür Bakaný Sayýn Ýstemihan Talay da açýlýþa
katýlarak meslektaþlarýmýzý yalnýz býrakmamýþtýr. Derneðimizde, Anýtlar ve Müzeler
Genel Müdürlüðü tarafýndan davet edilmiþ, iki arkadaþýmýz bu baþarýlý sempozyumda
üyelerimizi temsil etmiþ ve Ýdol standý açmýþlardýr.
Türkiye Arkeolojisine büyük katkýlarý olan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-
Coðrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nü ileride temsil edecek olan genç araþtýrýcýlar 15-
16 Nisan tarihleri arasýnda düzenledikleri Gençler sempozyumuyla geleceðin emin
ellerde olduðunu göstermiþlerdir. Bu sayýmýzla genç araþtýrýcýlarýn sunduklarý çalýþ-
malarýn kýsa özetlerini bulacaksýnýz. Yine 13-14 Mayýs tarihleri arasýnda "Ankara Üniver-
sitesi Tarafýndan Desteklenen Kazýlarýn 2001 Yýlý Sonuçlarý Sempozyumu" yapýlmýþtýr.
Mayýs ayýnýn ülkemiz arkeolojisi yönünden ne kadar önemli olduðunu 1979 yýlýndan bu
yana bilmekteyiz. Bu sene yirmi dördüncüsü yapýlacak olan "Uluslararasý Kazý ve
Araþtýrma Sonuçlarý Sempozyumu", bir hafta boyunca (27-31 Mayýs 2002) arkeoloji ve
kültür ziyafetini izleyenlere sunacaktýr. Program içeriðine baktýðýmýz zaman üç yüzü
aþkýn konu ve konuþmacýnýn olmasý gelecek için bizleri hem olumlu hem olumsuz
düþüncelere götürmektedir.

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 3


Sunuþ

Sözlerimize son verirken baþarýlý bir kazý döneminin bol buluntularla geçmesini
dileriz. Sizlere ek olarak Dernek baþkaný ve Prof. Dr. Fahri Iþýk'ýn 15-16 Þubat 2002 tari-
hinde Almanya Tübingen Üniversitesi'nde yapýlan Troia ile ilgili gözlemlerini içeren bir
raporu sunuyoruz.
Prof. Dr. A. Coþkun Özgünel
Arkeoloji ve Arkeologlar Derneði Genel Baþkaný

TÜBÝNGEN TROÝA SEMPOZYUMUNA ÝLÝÞKÝN GÖZLEMLER


15-16 Þubat 2002 günlerinde Almanya'nýn en köklülerinden olan Tübingen
Üniversitesi Büyük Anfi'sinde düzenlenen "Geç Tunç Çað'da Troia'nýn Önemi" konulu
sempozyum, Rektör Prof. Dr. E. Schaich'ýn sunuþ konuþmasýyla açýlmýþtýr. Buna göre
sempozyumdan amaç, Temmuz 2001'den beri medyada kýzýþan ve hakaretlere varan
bilimsel içerikli bir tartýþmayý kendi bilimsel yörüngesine çekmek; medyanýn deyimiyle,
"2001 Troia Savaþý"ný kendi doðal tartýþma ortamýnda "sulha" baðlamaktýr.
Oturum baþkanlarý Prof. Dr. R. Kannich ve Prof. Dr. W. Röllig sempozyuma deðin teknik
ayrýntýlarýn yanýsýra, tartýþmalarýn "hoþ olmayan" sekiz aylýk medyatik seyri konusunda
genel bilgiler vermiþlerdir. Schwäbisches Tagesblatt gazetesinin "Traum oder
Wirklichkeit? Troia. Die Dokimentation des Wissenschaftlerstreits" baþlýðýyla kitap-
laþtýrdýðý yapýtta da görüleceði gibi, ayný Üniversitenin eskiçað bilimcisi iki ünlü pro-
fesörünü karþý karþýya getiren neden, eskiçað tarihçisi Frank Kolb'un Temmuz 2001'de
Troia kazýcýsý Manfred Korfmann'a karþý açtýðý "medya savaþý"dýr. Bu "savaþýn" özünde
"Korfmann'ýn Türkiye'nin memnuniyetle duymak istediklerini söylemek" gibi aðýr bir
suçlama da vardýr. Herkesin beklentisi ise, Ege'nin doðu yakasýnda Hitit, öte yakada
Akhalar arasýndaki Troia gerçeðinin niceliðidir. Dünya çapýnda ilgi uyandýran bu sem-
pozyum, Korfmann gibi Rektör'ün de bilimsel içerikli bir tartýþmayý medyadan Üniversite
içine çekme çabalarýnýn ürünüdür. Taraflar sempozyumda kendilerinin ve seçtikleri yan-
daþlarýnýn sunacaklarý toplam 13 bildiriyle yarýþacaklardý. Avrupa'nýn her yanýndan ve
Amerika'dan Tübingen'e gelen çok sayýda ilgili arkeolog ve tarihçilerle birlikte bildirilerin
içeriði tartýþýlacak; haklý haksýz belli olacaktý.
Arkeolog olarak Korfmann, kendi kazý ekibinden Jablonka ile Milet kazýsýndan
Niemeyer'i; Kolb ise Hertel, Göbeklitepe kazýcýsý Hauptmann ve Hänsel'i seçmiþti.
Eskiçað tarihçilerinden Starke ve Latacz Korfmann'ýn; Krahmer, Lehmann ve Kuhlmann
Kolb'un yanýndaydý. Troia kazýsýndan Uerpmann da arkeobiolojik verilerle destekledi
Korfmann'ý. Bildiriler ilk gün arkeoloji aðýrlýklýydý; son oturumlar ve ikinci günün sabah
oturumlarý ise tarih ve Homer içerikli.Ýlk bildiriyi Korfmann sundu. "Hayalci" ve "þarlatan"
gibi suçlamalara yazýklanarak deðindi; esasý, "kazý sonuçlarýný saptýrma" suçlamasý
üzerine kurdu. Troia Vl'yý, "nüfusu 5-10 bin arasýna ulaþan büyük bir kent biçiminde
yorumlama" ve bunu "bir dünya ticaret merkezi oluþuna dayandýrma" gibi savlarýnýn
tartýþýlabilir olduðunu; ancak "hiçbir gerekçenin onu üçüncü sýnýf bir sýradan yerleþim
yapamayacaðýný" belgeleriyle sunmaya çalýþtý. Örneðin Troia, Aliþar ve Sarissa kent-
leriyle benzeþtirilebilinirdi; Sarissa'nýn nüfusu kazýcýsýna göre 5000 dolayýndaydý. Troia,
Mesopotamya ve Akha kentlerinden farklý yorumlanmalýydý. Dýþ surun kerpiçten oluþu,

4 iDOL
Sunuþ

onun önemini azaltýyorsa, bu olgu bir Babylon için de geçerli sayýlmalýydý. ÝÖ. 13. yüzyýl-
da Troia'nýn Wiluþa Krallýðý olarak Hititler gibi bir dünya devletiyle anlaþma yaptýðý
doðruysa, kentin önemi tartýþýlamazdý. "Politika karýþtýrýlýyor" gibi bilim dýþý suçlamalar-
la eleþtirilen kazý sonuçlarýnýn bir "ön rapor" olduðunun unutulmamasý; somut tartýþ-
malar için, planlanan 20 kadar doktora çalýþmasý sonuçlarýnýn beklenmesi gerekliliði"
vurguladý. En anlaþýlmaz olaný da, eleþtiricilerin neden bugünü bekledikleriydi; çünkü
Troia VI aþaðý kentine iliþkin bu deðerlendirmeler on yýldan beri Troica'daki yayýnlarýn-
dan bilinmekteydi. Kolb'un sýkýntýsý aslýnda, Troia Vl'ya kazýsýndan önce, 1984 yýlýnda,
yayýnladýðý bir kitapta 'kent deðildir' demesinden kaynaklanmaktaydý.
Korfmann'a yöneltilen sorular genellikle bilinen karþýtlarýndan geldi ve daha
önceki suçlamalarýn yinelenmesinden öteye gitmedi. Tartýþmalar sonucunda, tüm din-
leyiciler gibi bizde de uyanan genel kaný, Korfmann'a yöneltilen eleþtirilerin çok aðýr
olduðu yönündeydi. Troia Vl'yý bir "dünya ticaret merkezi" saymak pek mümkün gözük-
müyordu; ancak "önemli olduðunu" yadsýmak da mümkün deðildi. Aþaðý kentin -tam-
tamýna gerçekmiþ izlenimi uyandýran- rekonstruksiyonunda ve onu 5000-10000 arasý
yoðunlukta bir nüfusla doldurmasýnda da abartý payý vardý. Zaten kendisi de bunlarýn
"tartýþýlabilir" olduðunu kabul etmekteydi...
Bu baðlamda Korfmann'ýn ardýndan söz alan P. Jablonka'nýn, Kolb gibi eskiçað
tarihçilerine verdiði "kazý metodolojisi dersini" de burada anmak isteriz; özellikle de,
"anlaþýlan siz aþaðý kentin tüm duvarlarý açýða çýkarýlmadan, onun varlýðýna inanmaya-
caksýnýz; biz arkeologlar için bir köþe duvarý bir ev demektir, fazlasýna gerek yoktur"
sözünü. Troia VI aþaðý kentini kazan Jablonka ayrýca; Dörfeld ve Blegen'in de -daha
kazýlmadan- aþaðý kent konusunda benzer görüþleri olduðunu, eski katmanlarýn Roma
yerleþimiyle büyük tahribata uðradýðýný, buna karþýn batý tarafta VI ve VII. yerleþimlere
iliþkin sýk dizimli bir yapýlaþmanýn, ele geçen buluntularla da kanýtlandýðýný belgeleriyle
sunmaya çalýþtý, inandýrýcýlýðý, aldýðý olumlu tepkilerden anlaþýlmaktaydý.
Kolb'ün "arkeoloji danýþmaný" olarak "Troia Kültür Savaþý"nýn "kahramanlarý"
arasýnda yerini alan D. Hertel, eleþtirilerine "kent nedir?" sorusuna Akha bey saraylarý
ile Hattuþa ve Zincirli'den örnekler vererek baþladý. Oralarýn güçlü ve süslü kapýlarý
"Troia'da yoktu". Troia VI suru kuzeydoðu burcunun rekonstrüksiyonu da buluntulara
dayalý "deðildi, yanlýþtý". Sonuçta Troia VI bir kraliyet merkezi olamazdý, aþaðý kentin
varlýðý da tartýþýlabilirdi.
Teknik içerikli iddialarýný, tartýþmacýlar arasýndaki uzmanlar doðru bulmadý. Troia
VI kapýlarý ve surlarý konusundaki görüþleri de büyük tepki aldý; çünkü onlar zamanýn en
güçlü ve görkemlileri arasýnda sayýlmaktaydý. Troia VI aþaðý kentinin varlýðý yadsýna-
mazdý; salt onun büyüklüðü tartýþýlabilirdi. Zaten Hertel'in Korfmann'a karþý yazdýðý ve
buradaki savlarýn temellendirdiði "Troia. Archâologie, Geschichte, Mythos" baþlýklý yeni
el kitabýnýn içeriði de her yönüyle çürütülebilir savlarla doluydu. Örneðin "Troia Savaþý
olmuþtu, ancak ÝÖ. 1200 dolayýnda Akhalýlar'la ticaret savaþý deðildi bu; ÝÖ. 11. ve 10.
yüzyýllarda Troias Bölgesi'nin Hellenlerce sömürgeleþtirilmesi savaþýydý". Ya da
"Wilios'un Ilion'la özdeþliði olanaksýzdý"; Ya da "Apollon gibi bir Yunan tanrýsý Appaluinas
adýyla bir Luvi topraðýnda ne arýyordu?". Ya da "Troia VI buluntularýnýn niteliði ve niceliði,
kentin sýradanlýðýnýn; ithal buluntularýn azlýðý, bir ticaret merkezi olmayýþýnýn gösterge-

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 5


Sunuþ

siydi". Kanýmýzca; savlarýyla fazla inandýramayan Hertel'in karþýcýlýðý, Korfmann'ýn Troia


çömlekleri yayýnýný kendisine vermeyiþiyle baðlantýlý gibiydi. Ve Kolb gibi konusunda çok
iyi bir bilimcinin, Hertel gibi "duygularýnýn peþinde" bir arkeologu danýþman seçmesi ta-
lihsizlikti.
Kolb, ikinci günün ilk konuþmacýsýydý. Sunuþu etkileyici, kurgusu muhteþem,
içeriði dopdolu, Troia ile doðrudan iliþkilendirmesi ise zordu. Hedefi, Troia Vl'nýn bir
"dünya ticaret kenti" sayýlamayacaðý savýný belgelemeye yönelmiþti. Bu nedenle
bildirisinin esasýný "Mýsýr, Önasya, Anadolu ve Ege'de deðiþ-tokuþa dayalý ve saray aðýr-
lýklý ticaret'e ayýrmýþtý. Onlarýn kent dokusal ve toplumsal görkemi yanýnda Troia VI
"sýradan bir yerleþimdi". Karþýlaþtýrmalarýnda baþ örnek Ugarit, sarayý, tapýnaðý,
kütüphanesi, arþivi, yapýsal dokunun görkemi ve zengin buluntularýyla tam bir liman ve
ticaret kenti, büyük kent, görüntüsü sergilerken; ne Hattuþa, ne Knossos ve ne de
Mykene bir ticaret merkezi olamazlardý; onlar politik merkezlerdi. Bu durumda çað-
daþlarý Troia VI hiç olamazdý. Bronz mühür Troia'ya her yerden gelmiþ olabilirdi; o rast-
lantýsal tekil örneðe bakarak orada yazýnýn ve arþivin varlýðýna hükmedilemezdi. Troia VI
bir "üretim merkezi" deðildi, çünkü çömleði bile çevrede yapýlýyor olmalýydý. Anadolu'nun
Asur kanunlarýndan tanýdýðýmýz türden bir kara ticaretinin izleri de yoktu orada.
Karadeniz Mikenler için korkulan bir yer olduðu için, ticarete yönelik bir savaþ beklene-
mezdi. Zaten boðazlardan o zamanýn gemi tekniðiyle geçilemezdi; bunu Milet ilk ÝÖ. 7.
yüzyýlda baþarabilmiþti. Karadeniz'den öte, Anadolu ve Ege'de bile Troia üretimi ihraç
yapýnlar ele geçmedi. Troia VI'da ithal buluntular da çok azdý, Miken çömlekleri büyük
çoðunluðuyla yerli üretimdi. Geç Tunç Çað deniz ticaret yollarý güney Ege'den Doðu
Akdeniz'e koþut uzanmaktaydý, Ege'nin kuzeyine seferler belgelenmemiþti. Sonuçta
Troia VI en fazla 1000 kiþinin yaþadýðý sýradan bir yerleþimdi; aþaðý kentin seyrek
yapýsal dokusu da bunu belgelemekteydi.
Tartýþmalardan çýkan sonuca ve bizlerin de kanýsýna göre Kolb'ün karþýlaþtýr-
malarýnda yöresel ve kültürel farklýlýklar gözardý edilmiþti. Troia belki bir "dünya" ticaret
merkezi olmayabilirdi, ancak "önemli" bir ticaret merkezi olduðu yadsýnamazdý. Dýþ iliþ-
kilerin varlýðýný gösteren arkeolojik bulgular, kent içinde yeterince vardý. Troia üzerinden
Karadeniz'e ulaþan ticaretin, ÝÖ. 3600 yýllarýna dek indiði kesindi; hatta oralar ÝÖ. 5. ve
4. binyýllarda bile ulaþýmsýz deðildi. Bulgaristan kýyý kentlerinden birinde bulunan bir stel
parçasý üzerine iþli gemi resmi, bu ticaretin Troia VI zamanýndaki varlýðýnýn en somut
belgesiydi.
Özellikle D. Niemeyer ve J. Latacz'ýn sunduklarý kendi bildirileri dýþýnda, tartýþ-
macý olarak da Kolb ve yandaþlarýnýn Korfmann'a yönelik eleþtirilerine karþý sergiledik-
leri bilimsel tavýr, sempozyum sonucunu belirleyici önemde olmuþ; ibreyi "Troialýlar" dan
yana çevirmiþtir. Kolb'ün Korfmann'a karþý çok sýk yinelediði "hipotezci" suçlamasýný
Latacz, "sosyal bilimlerde hipotezler, bilimsel geliþmelerin kaçýnýlmaz koþuludur"
gerçeðiyle çürütmüþtür. Yaþayan bu "en ünlü" Homer uzmaný ayrýca Troia VI'da kayadan
oyulan 4 m. geniþliðindeki savunma çukurunun açýlmasý ile zamanýn en modern silahý
bilinen savaþ arabasý yapýmýnýn sýradan bir uygarlýk düzeyinin becerisi olamayacaðýný
söylemiþ; Ýlias Destaný'nda geçen Dardanos, Achaio, Argoi gibi adlara ve gemi kata-
loðuna, Wilios ve Ilion'nun aynýlýðýna iliþkin yorumlarýyla da karþý tarafý zor durumda

6 iDOL
Sunuþ

býrakmýþtýr. Niemeyer, Milet kazýlarý ýþýðýnda irdelediði Hitit-Batý Anadolu iliþkileri;


A. Müller-Karpe de Troia'nýn niceliðine örnek olarak çok sýk gündeme getirilen Sarissa
baðlamýnda Korfmann'a destek vermiþlerdir.
Bu baðlamda tanýdýk bir ismin, H. Hauptmann'ýn, Troia'yý Kanlýgeçit ve Semayük
gibi zamanýn küçük yerleþimleriyle bir tutmasýnýn Anadolu'yu tanýyan bilimcileri düþ
kýrýklýðýna uðrattýðýný da söylemek isteriz. Hauptmann da Hertel gibi Troia gerçeðini
çarpýtma çabalarý; yine Kolb'ün arkeolog yandaþlarý arasýnda bulunan B. Hänsel'in beþ
maddelik "kent olmanýn en az ölçütleri" çerçevesinde Troia'yý zamanýn Teselya ve
Kalkidikya yerleþimleriyle benzeþtirmeye çalýþmasý, fakat sonradan bunda geri adým
atmasý, Troiacýlarýn hanesine yazýlmýþtýr.
Son gün saat 14-17 arasýnda, eyalet televizyonunun naklen verdiði "final", 13
katýlýmcýnýn bildirileriyle ortaya attýklarý savlarýný eleþtiriler ýþýðýnda özetlemeleriyle
baþlamýþ; Hauptmann ve Hänsel'in Korfmann lehinde az da olsa geri adým atmalarý
dýþýnda, görüþlerde deðiþikliðin olmadýðý görülmüþtür. Soru-yanýt bölümü sýrasýnda Kolb
ve Korfmann'ýn baðlý olduðu Kültür Bilimleri Fakültesi Dekaný'nýn "Kolb'ün dünkü konuþ-
masýnda Korfmann'a karþý yinelediði bilim dýþý suçlamalar için özür dilemesi" isteminde
bulunmasý, Kolb'ün buna tepkisizliði ve sözlerini benzer suçlamalarla noktalamasý, taraf-
sýz bir kalabalýðýn hiç beklenmeyen protestosuna neden olmuþtur. Bu dramatik son, bize
de "Troia'nýn zaferi" gibi gelmiþtir.
Bize göre bu "zafer", Troia'nýn bir "dünya ticaret merkezi" ve 5000-10000 arasý
insanýn yaþadýðý "büyük bir kent" oluþunun tamtamýna bilimsel bir göstergesi deðildir.
Çünkü bize ve tarafsýz çoðunluða göre Troia ne Hattuþa görkeminde bir "dünya kentidir"
ve ne de Ugarit boyutunda bir "dünya ticaret merkezi"dir. Olmasýna gerek de yoktur.
Çünkü Troia konumuyla, dokusuyla, mitosuyla ve Anadolu'yu Traklara karþý koruyan
gücüyle çok önemli ve çok özel bir kenttir; ancak kendisiyle karþýlaþtýrýlabilinir.
Korfmann'ýn baþkanlýðýnda yürütülen kazýlar, Anadolu arkeolojisi için bir dönüm noktasý
olmuþtur. Ve kazýlarýn bilimsel sonuçlarýna göre "gerçeði saptýran" Korfmann deðil, Troia
VI'yý önceleri bir "Hellen kenti" gibi görenler, gösterenlerdir. Bunlar arasýnda ne yazýk ki
en büyük Hocamýz da vardýr. Biline ki Yunanistan sergiye, üzerinde Troia Savaþýnýn
betimlendiði Mykonos çömleðini bile vermemiþtir. Bu baðlamda Kolb'ün "Troia önemli
deðildir, kazýlarýn sürdürülmesine de gerek yoktur" öðüdü anlamlýdýr. Korfmann'ýn karar-
lý bir tavýrla yanýtladýðý gibi, "kervan yoluna devam edecektir"; etmelidir.
Ve Tübingen'de çok özel iki günü yaþamanýn ardýndan bizim de dileðimiz, Kültür
Bakanlýðýmýz'ýn "Truva Kültür Savaþý"ný bir kültür politikasýna dönüþtürmesi ve bunu Batý
Uygarlýðý'nýn Anadolu merkezli olduðu bilimsel gerçeði üzerine temellendirmesidir.
Çünkü bu "savaþa" neden gösterilen arkeolojik bulgu ve veriler, yorumlarýyla birlikte
Troica'daki yayýnlardan bilinmektedir. "Tamtamlar" ise ilk on yýl sonra ve Troia Sergisi'nin
Stuttgart'ta gördüðü olaðanüstü ilginin hemen arkasýndan vurulmaya baþlamýþtýr;
sergiye "Troia bir Yunan uygarlýðý ürünüdür" diye giren Avrupalý'nýn, "bir Anadolu ken-
tiymiþ" diye çýkmasýyla birlikte...

Prof. Dr. Fahri Iþýk Prof. Dr. A.Coþkun Özgünel


Akdeniz Üniversitesi Ankara Üniversitesi

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 7


Araþtýrma

KARKAMIÞ BARAJ GÖLÜ ALANINDA YAPILAN PALEOLÝTÝK ÇAÐ


YÜZEY ARAÞTIRMASI ÜZERÝNE GENEL BÝR DEÐERLENDÝRME
Harun TAÞKIRAN*
aleolitik Çað yüzey araþtýrmasý 1998 bakan yamaçlarý üzerinde yoðunlaþmaktadýr.
P yýlýnda kýsa bir ön hazýrlýk evresinden
sonra,1 1999 yýlýnda Karkamýþ Baraj Gölü
Bunun yaný sýra 400 m. üzerindeki düzlük-
lerde ve Fýrat'a doðudan ve batýdan karýþan
alanýnýn Þanlýurfa Ýli, Birecik Ýlçesi sýnýrlarý küçük dere yataklarýnýn kenarlarýnda da
içinde kalan Fýrat nehrinin doðu kýyýsýnda, buluntu yerleriyle karþýlaþýlmaktadýr.
2000 yýlýnda ise ayný alanýn Gaziantep Ýli, 2. Yörede yontmataþ aletlerin yapý-
Nizip Ýlçesi sýnýrlarý içinde kalan ve Barak böl- mýnda, hammadde olarak çakmaktaþý kul-
gesi olarak anýlan Fýrat nehrinin batý kýyýsýn- lanýlmýþtýr. Çakmaktaþý hammadde daha çok
da gerçekleþtirilmiþtir. erozyonla yataklarýndan koparak sürüklen-
Söz konusu araþtýrma çerçevesinde miþ yumrular halinde büyük alanlarý kapla-
yaklaþýk 125 Km.²lik bir alan yürüyerek yo- maktadýr. Yumru tarlalarý þeklinde görülen
ðun bir þekilde taranmýþ ve Fýrat'ýn doðu kýyý- çakmaktaþý hammadde, bazen Fýrat'ýn eski
sýnda 32 ve batý kýyýsýnda 35 olmak üzere sekileri içinde yer alan konglomeralar arasýn-
toplam 67 adet Paleolitik dönemle ilgili atöl- da da hem yumru hem de yontulmuþ parçalar
ye/iþlik yeri ve açýk hava konaklama yeri sap- halinde görülmektedir. Çakmaktaþýnýn gerek
tanmýþ ve belgelenmiþtir. Gerek Keban bol oluþu ve gerekse iyi kalitede olmasý,
Projesi gerekse Aþaðý Fýrat Projesi (Karaka- Paleolitik insanlar için bir tercih sebebi olmuþ-
ya ve Atatürk Barajlarý) kapsamýnda yapýlan tur. Ayný zamanda çok tipik yontmataþ alet
kazý ve yüzey araþtýrmalarýndan, Fýrat havza- örneklerinin üretilmesine olanak saðlamýþtýr.
sýnýn Paleolitik Çað açýsýndan çok verimli 3. Çevrede kaya sýðýnaðý ya da
olduðu bilinmektedir.2 Ilýsu ve Karkamýþ Baraj maðara oluþumlarý yok denecek kadar azdýr.
Gölleri altýnda kalacak arkeolojik ve kültür Fýrat'ýn doðu kýyýsýnda, Harabeibezikan köyü
varlýklarýný kurtarma projesi kapsamýnda, sýnýrlarý içinde yer alan Kulaftar maðaralarý ve
Karkamýþ Baraj Gölü alanýnda yapýlan ilk Büyükdað Eteði maðaralarý ile Fýrat'ýn
yüzey araþtýrmalarýnda ise, saptama ve bel- batýsýnda, Girlavik köyü yakýnýndaki Sarýkaya
geleme çalýþmalarýnýn daha çok Akeramik mevkiinde yer alan maðaralardan baþka
Neolitik dönemden baþlatýldýðý ve Paleolitik maðaraya rastlanmamýþtýr. Bunlardan Sarý-
Çað açýsýndan alanýn yeterli bir þekilde kaya maðaralarý Paleolitik açýdan verimsiz
araþtýrýlmadýðý görülmektedir.3 iken, Kulaftar kaya sýðýnaðý ve maðaralarý ile
Görülen bu eksiklik üzerine tarafýmýz- Büyük Dað kaya sýðýnaklarýnýn Paleolitik açý-
dan Karkamýþ Baraj Gölü alanýnda baþlatýlan dan iyi bir potansiyele sahip olduðu
saptama ve belgeleme çalýþmalarýna kýsaca görülmüþtür.
bir göz atýldýðýnda, aþaðýda genel hatlarýyla 4. Saptanan buluntu yerlerinin büyük
vereceðimiz deðerlendirmeleri yapmak bir çoðunluðu Alt Paleolitik döneme aittirler.
olanaklý hale gelmektedir: Kýsmen Orta Paleolitik döneme ait buluntu
1. Buluntu yerleri daha çok Fýrat'ýn yerleri görülürken çok az sayýda da Üst
eski sekileri üzerinde, çoðunlukla da 350-400 Paleolitik sonrasý ya da Epi-Paleolitik
m. arasýndaki yükseltilerin Fýrat nehrine döneme ait buluntu yerleriyle karþýlaþýlmýþtýr.

8 iDOL
Araþtýrma

Örneðin; 472m.yükseklik gösteren ve Mezraa Dolayýsýyla Üst Paleolitik dönem, bölgede


düzlüðüne hakim bir konumda yer alan büyük bir boþluk olarak, ayný zamanda da
Almuþo tepe, Levallois yongalama tekniðinin çözümlenmesi gereken bir sorun olarak
tüm unsurlarýný içeren bir Orta Paleolitik atö- karþýmýzda durmaktadýr. Büyük bir olasýlýkla,
lye görünümündedir. Yine Fýrat'ýn doðu tüm dünyada olduðu gibi Üst paleolitik
kýyýsýnda yer alan Camuztepe, Büyük Dað dönemde ýsýnýn düþmesi ya da yaðýþlarýn art-
Maðaralarý terasý, Þeyhgavan tepe (Ziyaret masý gibi iklim koþullarýnda meydana gelen
tepe) ve Kulaftar kaya sýðýnaðý, Üst Paleolitik önemli deðiþimler nedeniyle, Paleolitik insan-
sonrasý döneme ait buluntular veren önemli larýn açýk alanlardan çekilerek kapalý mekan-
buluntu yerleridir.4 lara doðru bir tercihe gitmiþ olmalarý düþünü-
Buna karþýn kesin olarak Üst lebilir. Bu nedenle yakýn çevrede daha yük-
Paleolitik Çaða tarihlenebilecek herhangi bir sek kotlara çýkýlarak bu yükseltilerde yer ala-
buluntu yeriyle karþýlaþýlmamýþtýr. Ancak, bilecek sýðýnak ya da maðaralarýn araþtýrýl-
bölgede Akarçay tepe ve Teleilat gibi iki masý gereklidir. Araþtýrma alaný sýnýrlarýnýn
önemli Akeramik Neolitik yerleþim yeri bulun- çok dýþýna taþtýðý için böyle bir çalýþma
maktadýr. Bunlarýn birdenbire ortaya çýktýðýný gerçekleþtirilememiþtir. Ancak gelecek yýllar-
söylemek doðru bir yaklaþým olmaz kanýsýn- da böyle bir çalýþma yapýlarak, yörede izine
dayýz. Bölgede bu muazzam Akeramik rastlanamayan Üst Paleolitik dönem buluntu
Neolitik merkezleri hazýrlayan etmenlerin ve buluntu yerleriyle ilgili sorunlar çözüm-
oluþmasý gerekir diye düþünüyoruz. lenebilir diye düþünmekteyiz.
5. Çoðunlukla Alt Paleolitik döneme
ait olan buluntu yerlerinde Acheuléen
kültürün varlýðý çok kuvvetli bir þekilde
hissedilmektedir. Acheuléen'in tüm evreleri
temsil edilmekle birlikte, özellikle orta ve üst
Acheuléen evre ve hatta Acheuléen'in en
son evresine (Acheuléen Recent) ait çok
güzel ve tipik buluntular elde edilmiþtir.
Toplanan yüzey malzemesi arasýnda iki
yüzeyli aletlerin (elbaltalarý) büyük bir oran-
da temsil edildikleri görülmektedir. G.Ö. yak-
laþýk 700.000-300.000 yýllarý arasýnda yer
alan bu dönemlerde, Paleolitik insanlarýn
yöreyi yoðun bir þekilde iþgal ettikleri ve av
hayvanlarýnýn peþinde konar-göçer bir
yaþam tarzý benimseyerek, Fýrat nehri ve
kollarýnýn kenarlarýnda, basit kulübeler oluþ-
turarak açýk hava konaklama yerlerinde
yaþadýklarý anlaþýlmaktadýr. Bu durumun
daha saðlam kanýtlara dayandýrýlmasý için,
Karkamýþ Baraj Gölü alanýnda saptanan
bazý önemli buluntu yerlerinde kýsa süreli
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 9
Araþtýrma

arkeolojik kazýlarýn yapýlmasýna gereksinim Algaze,G., 1992. "The Tigris_Euphrates


vardýr. Ancak saptanan Paleolitik Çað bulun- Archaeological Reconnaissance Project, 1990",
tu yerlerinin büyük bir çoðunluðu baraj gölü IX.Araþtýrma Sonuçlarý Toplantýsý (1991): 425-445.
etkileþim alanýnýn dýþýnda kalmasý, bu tür Algaze,G., and M. Rosenberg, 1991."The Tigris-
kazýlarýn ilerideki yýllarda da yapýlmasýna Euphrates Archaeological Reconnaissance Project,
olanak saðlamaktadýr. 1989", VIII. Araþtýrma sonuçlarý Toplantýsý (1990):137-161.
6. Bölgede Levallois teknoloji çok Algaze, G., R. Breuninger and J. Knudstad, 1994.
yaygýn bir þekilde kullanýlmýþtýr. Bu ham- "The Tigris_Euphrates Archaeological Reconnaissance
madde bolluðuna ve kalitesine baðlanabilir. Project: Final report of the Birecik and Carchemish
Ancak levallois tekniðinin yaygýn kullanýl- Dam Survey Areas", Anatolica 20: 1-96.
masýyla Orta Paleolitik çaðýn çok temsil Kökten, Ý. K., 1971. "Keban Baraj Gölü Alanýnda Taþ
edildiði þeklinde bir yargýya varmak yanlýþ devri Araþtýrmalarý, 1969" (Türkçe-Ýngilizce), Keban
olur. Zira, bölgede levallois teknoloji, Alt Projesi 1969 Çalýþmalarý, Seri 1, No.2: 13-21.
Paleolitik çaðdan itibaren devam edegelen Kökten, Ý. K., 1974. "Keban Baraj Gölü Alanýnda
bir gelenek gibi görünmektedir ve iki yüzeyli Diptarih Araþtýrmalarý, 1971" (Türkçe-Ýngilizce), Keban
alet teknolojisiyle levallois teknolojinin bir bir- Projesi 1972 Çalýþmalarý, Seri 1, No.4: 1-11.
likteliði söz konusudur. Kökten, Ý. K., 1976. "Keban Baraj Gölü Alanýnda Taþ
Sonuç olarak, ön hazýrlýk safhasýný devri Araþtýrmalarý, 1972" (Türkçe-Ýngilizce), Keban
saymazsak, iki sezon gibi kýsa bir sürede Projesi 1972 Çalýþmalarý, Seri 1, No.5: 1-8.
Karkamýþ Baraj Gölü alaný, Paleolitik Çað Özdoðan, M., 1977. Lower Euphrates Basin survey,
buluntu yerleri açýsýndan tamamýyla yoðun 1977. Middle East Technical University, Ýstanbul.
bir þekilde araþtýrýlmýþ, 67 buluntu yeri sapta- Taþkýran, H., ve M. Kartal, 1999. "Karkamýþ Baraj Gölü
narak yüzey araþtýrmasý baþarýyla tamamlan- Alanýnda Yapýlan Paleolitik Çað Yüzey Araþtýrmasý: Ýlk
mýþtýr. 2001 yýlýndan itibaren ise Paleolitik Gözlemler - Palaeolithic Survey in the Carchemish
Çað ile ilgili yüzey araþtýrmalarý Ilýsu Baraj Dam Reservoir Region: Preliminary Observations",
Gölü alanýna kaydýrýlmýþtýr. Ilýsu ve Karkamýþ Baraj Gölleri Altýnda Kalacak
Arkeolojik Kültür Varlýklarýnýn Kurtarma Projesi 1999
* Doç. Dr. Harun Taþkýran, Ankara Üniversitesi, Dil ve Yýlý Çalýþmalarý: 45-56, 57-62.
Tarih-Coðrafya Fakültesi, Prehistorya Anabilim Dalý, Taþkýran, H., ve M. Kartal, 2001. "1999 Yýlý Karkamýþ
06100 Sýhhýye-Ankara Baraj Gölü Alaný Paleolitik Çað Yüzey Araþtýrmasý -
1 Taþkýran ve Kartal, 1999. Palaeolithic Survey in the Carchemish Dam Reservoir
2 Bu konuda bkz. Kökten, 1971, 1974, 1976; Özdoðan, Region: 1999 Season", Ilýsu ve Karkamýþ Baraj Gölleri
1977; Yalçýnkaya ve dið., 1987. Altýnda Kalacak Arkeolojik Kültür Varlýklarýnýn Kurtarma
3 Algaze, 1990; Algaze, 1992; Algaze ve Rosenberg, Projesi 1999 Yýlý Çalýþmalarý: 487-514, 515-528.
1991; Algaze ve dið., 1994. Yalçýnkaya, I., Müller-Beck, H., ve G. Albrecht, 1987.
4 Taþkýran ve Kartal, 2001:490-495 "Fýrat Vadisinde, Adýyaman-Samsat ve Malatya-
Kuruçay Çevrelerinde Paleolitik Gözlemler, 1979 ;
KAYNAKÇA "Beobahtungen Zum Paläolithikum des Euprattales bei
Algaze,G., 1990. "The Tigris_Euphrates Adýyaman-Samsat und Malatya-Kuruçay, 1979", Aþaðý
Archaeological Reconnaissance Project, 1988/Dicle ve Fýrat Projesi 1978-1979 Çalýþmalarý; Lower Euprates
Fýrat Yüzey Araþtýrmalarý projeleri, 1998", VII.Araþtýrma Project 1978-1979 Activities I,3: 29-33;35-39.
Sonuçlarý Toplantýsý (1989): 391-403.

10 iDOL
Araþtýrma

ANADOLU’NUN EPÝ-PALEOLÝTÝK DÖNEM


BULUNTU T OPLULUKLARI
Metin KARTAL*
nadolu'nun epi-paleolitik dönemini strati- kuzeybatýsýnda bulunan Baradiz yontmataþ
A grafik olarak veren ve üzerinde en çok
konuþabileceðimiz yerleþim yerleri Öküzini
buluntularý, bu problemlere en güzel örnek
verilebilecek buluntu topluluklarýný
ve Karain maðaralarýdýr. Bu buluntu yerleri sergilemiþtir. Dolayýsýyla tarafýmýzdan þimdi-
dýþýnda, Trakya dahil epi-paleolitik döneme lik kaydýyla þüpheli olarak deðerlendirilmiþtir.
ait diðer yerleþim yerleri; Marmara böl- Yurdumuzdaki son zamanlarda
gesinde Yarýmburgaz maðarasý, Aðaçlý, yapýlan prehistorik dönem çalýþmalarýný
Domalý-Alaçalý, Gümüþdere-Kilyos açýk hava dikkate alýrsak, yeni verilerin eklenmiþ oluþu
yerleþim yerleri; Akdeniz bölgesinde oldukça sevindiricidir. Ýç Anadolu Bölgesi'nde
Güzeloba, Kýzýlin, Çarkini, Beldibi, Belbaþý, Çatalhöyük yakýnlarýnda bulunan Pýnarbaþý
Belpýnar ve Üçaðýzlý maðaralarý ile Baradiz buluntu yerinin kýsa süreli bir katlaþým veren
açýk hava yerleþim yeri; Karadeniz böl- A seviyesinden uzun çeþitkenar biçimli üçgen
gesinde Tekeköy-A maðarasý; Güneydoðu mikrolitler ele geçmiþtir. Bu seviyeler,
Anadolu bölgesinde Þarklý maðara ve M.Ö.8500-8200 kalibre edilmiþ tarihler ver-
Malaliki maðarasý ile Uluk Mevki ve Söðüt miþtir. Ancak elde edilen bu tarihler epi-pa-
tarlasý açýk hava yerleþim yerleri; Ýç Anadolu leolitik dönem için oldukça geçtir.
bölgesinde Macunçay ve Pýnarbaþý açýk hava Ege Bölgesi'nde Kütahya'da
yerleþim yerleri ve son olarak Ege bölgesinde Asarkaya diye anýlan yerde, Turan Efe tara-
Asarkaya açýk hava buluntu yeri söz konusu fýndan ele geçirilen çeþitli buluntularýn epi-
döneme ait buluntu topluluklarý vermiþtir. paleolitik döneme ait olabilecekleri bildi-
Bilindiði gibi eski araþtýrmalarýn kazý rilmiþtir. Bölgenin daha dikkatli bir biçimde
ve veri sistematiðinin iyi belgelendirilememiþ tekrar kontrol edilmesi gerekmektedir.
olmasý, mutlak tarihlendirme çalýþmalarýnýn Güneydoðu Anadolu Bölgesi'nin epi-
yapýlmamýþ ve/veya yapýlamamýþ olmasý gibi paleolitik döneme iliþkin buluntularý, Þanlýurfa
çeþitli olumsuzluklar, bugün karþýlaþtýrma ili Bozova ilçesi yakýnlarýndaki Söðüt Tarlasý
yapabileceðimiz yeni verileri maalesef imkan- ve Uluk Mevkii açýk hava buluntularý ve
sýz kýlmaktadýr. Bununla birlikte, söz konusu Þanlýurfa'nýn kuzeydoðusundaki Örencik
dönem hakkýnda eski araþtýrmalarda köyü ile; Batman Çatakköprü ilçesi yakýn-
karþýmýza çýkan bir çok terminoloji problemi larýndaki Malaliki maðarasý buluntularý için-
de vardýr. Bahsi geçen bu terminoloji prob- den ele geçmiþtir.
lemleri yeni çalýþmalarýmýzla yeniden düzen- Marmara Bölgesi epi-paleolitik dönem
lenmekte ve en doðru olanlarý gün geçtikçe buluntularý, son zamanlarda yapýlan yeni
arkeoloji alemine sunulmaktadýr. Pratik açý- çalýþmalarla desteklenerek çok daha anlaþýlýr
dan asýl problemlerimiz, eski araþtýrmalara ait olmaya baþlamýþtýr. Bu konu üzerinde özellik-
buluntu topluluklarýnýn yeniden deðer- le Mehmet Özdoðan ve Ivan Gatsov çalýþmýþ
lendirilememiþ olmasýdýr. ve sonuçlarý yayýmlanmýþtýr. Yarýmburgaz
Antalya'daki Beldibi, Belbaþý ve maðarasýnýn yukarý maðara 6 ve 7. seviyeleri
Belpýnar çalýþmalarý; Gaziantep ili içinde Mehmet Özdoðan tarafýndan üst paleolitik ve
bulunan Þarklý Maðara çalýþmalarý; epi-paleolitiðe baðlanmaktadýr. Ýstanbul'un
Ankara'da Ankara çayýna karýþan Macunçay Avrupa yakasýnda, karadeniz kýyýsýndaki
yontmataþ buluntularý; Samsun Tekeköy Aðaçlý açýk hava buluntu yerinden ele geçen
yontmataþ buluntu topluluklarý; Isparta'nýn epi-paleolitik dönem buluntularý, Kýrým epi-

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 11


Araþtýrma

paleolitiði özelliklerini taþýmaktadýr. Yine mikrolitler tarafýndan baskýn bir biçimde tem-
Avrupa yakasýnda ve Karadeniz kýyýsýndaki sil edilmiþtir. II. ünite, týpký bir alttaki seviye
Gümüþdere-Kilyos açýk hava buluntularýnýn gibi geometrik olmayan mikrolitlerin fazla
bir kýsmý epi-paleolitik döneme baðlanmýþtýr. olduðu ancak, geometrik mikrolitlerin de
Ýstanbul'un Asya yakasý, Karadeniz kýyýsýnda- çoðalmaya baþladýðý bir safhayý sergilemiþtir.
ki Domalý-Alaçalý buluntu yerlerinden, mikro G.Ö. 15.500-14.200 yýllarý arasýna yerleþti-
dilgi yapým geleneðine ait teknolojik buluntu- rilmiþ olan bu ünitenin en baskýn mikrolit türü
larla birlikte, epi-paleolitik döneme baðlanan sýrtlý dilgiciklerdir. III. ünite, ani bir yükseliþle
geometrik mikrolitler de ele geçmiþtir. geometrik mikrolitlerin baskýn olduðu bir epi-
Kazýsý son zamanlarda yeniden paleolitik buluntu topluluðu sergilemiþtir. G.Ö.
baþlamýþ olan bir diðer buluntu yeri, 13.200 ile 12.000 yýllarý arasýna yerleþen bu
Antakya'daki Üçaðýzlý Maðarasýdýr. Kazýsý ünite, yarýmaylarýn en baskýn olduðu
halen devam etmekle birlikte, epi-paleolitik seviyedir. IV. ve son evre, maðaranýn en üst
dönem katlaþýmýndan çýkan mikrogravetler katmanlarý tarafýndan temsil edilmiþ olup, ele
ve sýrtlý dilgicikler, bu seviyeleri dönemin geçen buluntularý dikkate alýndýðýnda, neoli-
erken safhasýna baðlamýþtýr. tik, geç neolitik-erken kalkolitik dönem ile epi-
Þimdiye deðin yapýlan kazý çalýþ- paleolitiðin bir karýþýmýný göstermiþtir. Bu
malarý sonucunda, Karain maðarasýnýn karýþýklýk, epi-paleolitik katlaþým sonrasýnda
kültürel katlaþýmý içinde, gerçek epi-paleolitik açýlmýþ olan mezar çukurlarý nedeniyle oluþ-
seviyeler aslen B gözünden ele geçmiþtir. Bu muþtur. Epi-paleolitik dönem yontmataþ ele-
seviyeler Öküzini epi-paleolitiði gibi çok kalýn manlarý açýsýndan, geometrik biçimli mikrolit-
bir katlaþým oluþturmamakla birlikte, strati- lerin baskýn oluþuyla nitelenen bu seviyeler,
grafik pozisyonda ele geçtiklerinden ötürü, G.Ö. 10.000 ile 7.900 arasýna yerleþtirilmiþtir.
oldukça önemli belgeleri teþkil ederler. Karain Bununla birlikte, maðaranýn en üst katman-
maðarasý B gözü epi-paleolitik seviyeleri, larýndan bulunan roma dönemi çatý kiremit
geometrik olmayan mikrolitlerin baskýn parçalarý, maðaranýn tarihsel sürecini çok
oluþuyla nitelenir. Sýrtlý dilgicikler oldukça daha yakýn dönemlere getirmiþ bulunmak-
yoðun ele geçerler. Bu görünümlerinden tadýr. Bunun benzer yapýsýný Karain
ötürü Öküzini maðarasýnýn alt seviyeleriyle maðarasýnýn en üst seviyelerinde de görmek
benzerlik içindedir. Karain maðarasýnýn epi- mümkündür.
paleolitik dönem çalýþmalarý halen devam Anadolu epi-paleolitiðini iyi anlaya-
etmektedir. bilmek, Anadolu'nun son avcý-toplayýcý göçer
Anadolu'nun Epi-paleolitik dönem kominitelerinin yaþam biçimlerini ve hareket
açýsýndan þimdiye deðin en çok araþtýrýlmýþ tarzlarýný ortaya koyacak ve bu sayede,
olan yerleþim yeri Antalya'nýn yaklaþýk 30 km. Levant ile Balkanlar arasýndaki benzeþen ve
kuzeybatýsýndaki Öküzini Maðarasýdýr. farklýlaþan özellikler daha iyi yerine oturacak-
Öküzini maðarasý buluntu topluluklarý, strati- týr kanýsýndayýz. Bununla birlikte, epi-paleoli-
grafik konumlarýndan ötürü Anadolu açýsýn- tik açýsýndan Levant ve Kafkaslar, Levant ve
dan oldukça önemlidir, çünkü Anadolu'daki ilk Toros-Zagros iliþkileri de açýða kavuþturul-
epi-paleolitik dönem kronolojik stratigrafi bu masý gereken diðer sorunlar olarak halen
maðara sayesinde yapýlabilmiþtir. gizemini korumaktadýr.
Öküzini maðarasý mikrolitleri üzerinde
yapýlan çalýþmalar, maðaranýn yontmataþ
buluntu topluluklarýnýn 4 ayrý safhada toplan- * Dr.Metin Kartal, Ankara Üniversitesi, Dil ve
Tarih-Coðrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü,
abileceðini göstermiþtir. Buna göre en eski Prehistorya Anabilim Dalý, 06100-Sýhhiye,
olan I ünite, G.Ö. yaklaþýk 17.000 yýl tarih ANKARA
vermiþ olup, bütünü geometrik olmayan
12 iDOL
Araþtýrma

HÝTÝT KRALLIÐI’NIN KURULUÞ DÖNEMÝ


Turgut YÝÐÝT*
nadolu'nun tarihsel devirlere girmesine Telipinu Fermaný'ndaki (CTH 19) geriye dö-
A neden olan, M.Ö.II.bin yýlýn baþlarýnda
bu topraklarda organize ticaret faaliyetini
nük anlatýmlarla ya da kurban listeleriy-
le(CTH 661: Kurban listelerinden bizi ilgilen-
sürdüren Asurlu tüccarlardan günümüze dek direnler KUB XXXVI 120; KUB XI 4+KUB XI
ulaþan olan yazýlý belgeler, M.Ö.II.bin yýlýn ilk 11; KUB XI 7; KBo XIII 43) bilinmektedir. Bu
çeyreðinde Anadolu'yu tanýmak için kul- isimler Kantuzili, Tuthaliya, Puþarruma ve
landýðýmýz baþlýca kaynaktýr. Söz konusu bel- Papahdilmah (Pawateilmah)'ýr. Bunlar
gelerden bu dönem Anadolu'sunun siyasal hakkýnda belgelerden hiçbir bilgi edine-
yapýsýna iliþkin çýkarýlabilen sonuç, zaten mediðimiz gibi, her ne kadar isimleri kurban
Eski Tunç Çaðý III'ten de arkeolojik verilerle listelerinde geçse de Kantuzili ve
ve bunun yaný sýra kopyalarý daha sonraki Tuthaliya'nýn krallýk yapýp yapmadýklarýný
yüzyýllara ait olmak üzere ele geçen Akkadlý dahi kesinlikle söyleyemiyoruz. Zira kurban
krallarýn yarý efsanevi içerikli belgeleriyle listeleri sadece ölmüþ krallarýn deðil, ölmüþ
izleyebildiðimiz gibi, her birinin kendi baþýna kraliçe, prens ya da kraliyet ailesine mensup
egemen olduðu, belli bir bölgeyi kontrol eden kiþilerin de isimlerini içeren ve onlara ne
bir bey ya da kral tarafýndan idare edilen kadar kurban sunulacaðýný belirleyen liste-
kentlerin varlýðýdýr. lerdir.
M.Ö.18.yy. ortalarýna gelindiðinde I.Hattuþili'nin Vasiyetnamesi'nin
Anadolu'da ilk kez geniþ çaplý siyasal birlik geçmiþ yýllara dönük olaylarý içeren bir kýs-
kurma çabasý içindeki Hititli krallarý görmek- mýndan(KUB I 16 III 41-43; HAB 13-15)
teyiz. Kentleri bir otorite altýnda toplamak için anlaþýldýðýna göre, bu kralýn büyükbabasý
ilk hareketler, belgelere göre Kuþþara krallarý tarafýndan veliaht ilan edilen, ancak bir takým
Pithana ve Anitta tarafýndan yapýlmýþ olarak entrikalar sonucunda tahta geçemeyen
görünür. Anitta Metni (CTH 1) olarak Labarna, I.Hattuþili'den çok daha sonra, Eski
adlandýrýlan Hitit çivi yazýsýyla yazýlmýþ bir Hitit Devleti'nin son zamanlarýnda hüküm sür-
belge, M.Ö.18.yy. ortalarýndan Hitit müþ kral Telipinu'nun ferman niteliðindeki bel-
Devleti'nin asýl kurucusu diyebileceðimiz gesindeki anlatýmlarla krallýk yaptýðý bilinen
I.Hattuþili zamanýna kadar olan Hitit tarihine Labarna olmalýdýr. Söz konusu fermanýn baþ
iliþkin bilgi edinebileceðimiz tek yazýlý kay- tarafýnda Telipinu'ya kadar olan Hitit tarihinin
naktýr. Bundan baþka doðrudan bu döneme bir özeti vardýr. Bu özet kral Labarna'nýn
iliþkin bilgi veren yazýlý belge yoktur. Hatta bu zamaný anlatýlarak baþlar (KBo III 1 öy. I 1-
metni içeren çivi yazýlý tabletler de olaylarýn 12; Hoffmann 1984, 13). Bu özette kral
geçtiði zamana deðil, çok daha sonraki Labarna'nýn Orta Anadolu'da yoðun askeri
yüzyýllara, M.Ö.16. ve 13.yüzyýllara aittirler seferlerle bir çok kenti ele geçirdiði, ülkesinin
(Neu 1974, 3,6) sýnýrlarýný geniþlettiði anlatýlýr. Anitta'dan belki
Kendisini Kuþþara soylu olarak tanýt- de bir yüzyýla yakýn zaman sonra Hititler
makla beraber Neþa kentini baþkent yaptýðý yeniden Orta Anadolu'da siyasal birlik kurma
anlaþýlan Anitta'dan I.Hattuþili'ye kadar geçen ve geniþletme çabasý içinde görülmektedirler.
zamanda ancak ilk Hitit krallarýna ait birkaç Hem Telipinu Fermaný'ndaki özetle (KBo III 1
isim bizce malumdur. Bunlar da, içeriði öy. I 13-23; Hoffmann 1984, 16-17) hem de
dolayýsýyla vasiyetname olarak adlandýrýlan kendisinden ve zamanýndan kalan çok sayý-
I.Hattuþili'nin bir belgesindeki (CTH 6) ve da belgeyle döneminde geliþen olaylarý takip

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 13


Araþtýrma

edebildiðimiz I.Hattuþili, Labarna ile baþlayan belgeden edinilen bilgilerle, Hattuþili'den


bu hareketi devam ettiren Hitit kralý olmuþtur. önceki nesilde Labarna isimli birinin bulunu-
Belgelerinde kendini Anitta ve babasý yor olmasý böyle bir kralýn varlýðýný destek-
Pithana'nýn da þehri olarak bildiðimiz lenmektedir. Yukarýda belirtildiði üzere, kralýn
Kuþþaralý olarak sunan I.Hattuþili'nin, altý yýl- vasiyetnamesinin geçmiþ yýllarý konu alan
lýk icraatýný kaleme aldýrdýðý yýllýklarýnýn gir- bölümünde onun büyükbabasýnýn Labarna
iþinde(KBo X 2 öy. I 1-2) ve vasiyetnamesinin isimli bir veliahtýndan bahsedilmektedir.
de kolofonunda(KUB I 16 IV 73-74) Kuþþara Kurban listelerinden KUB XI 7'deki Labarna
ile olan ilgisi belirtilmektedir. Zamanýnda ismi I.Hattuþili'nin selefi Labarna'yý iþaret
Hattuþa'nýn baþkent olduðu belgelerden etmektedir. Burada "Papahdilmah ve
açýkça anlaþýlan I.Hattuþili'nin, hâlâ Kuþþara Labarna'nýn babasý, Tuthaliya'nýn oðlu
ile baðýnýn devam ettiði, hatta belki zaman Puþarruma" ifadesi vardýr. Þu halde
zaman orada oturduðu söylenebilir. Pithana Hattuþili'nin diðer bir ismi Labarna olduðuna
ve Anitta ile, yazýlý belge olmadýðý için neler ve kendisinden önce de bir Labarna bulun-
olup bittiðini bilmediðimiz karanlýk dönemden duðuna göre, onun II.Labarna olarak da
sonra, yeni Hitit kral silsilesi arasýnda kurula- adlandýrýlmasý gerektiði kabul edilmelidir.
bilecek tek bað da bu Kuþþara þehridir. Hitit Belgelerde bu yolda bir kayda rastlanmasa
krallýk silsilesine dahil edilebilen yukarýda da hep ileri sürüldüðü gibi adý Labarna iken,
deðindiðimiz kiþiler Kuþþara'da mý, yoksa Hattuþa þehrini baþkent yaptýktan sonra
Hattuþa'da mý ya da bir baþka kentte mi kral- "Hattuþili" adýný da almýþ olabilir(HAB 20;
lýk yapmýþlardýr? Bu yanýtý verilemeyen bir Gurney 1973, 236, 239). Labarna adý son-
sorudur. Kuþþara þehrinin Hititler için ne radan Tabarna biçiminde Hitit Büyük
derece önemli olduðu, Hititler'in bu ata Krallarýnýn unvaný olarak kullanýlmýþtýr. Bu
þehrinin onlarýn manevi dünyasýnda nasýl bir durum, I.Hattuþili'nin yani II.Labarna'nýn,
yer tuttuðu, yüzyýllar sonra, M.Ö.13.yy.'da, deðineceðimiz Hitit Devleti'nin asýl kurucusu
yaþamýþ Hitit kralý III.Hattuþili'nin kendini olarak rolüne ve devletin sonraki yýllarda da
sunarken hala Kuþþara þehrine atýfta bulun- devam eden ana politikalarýnýn belirleyicisi
masýyla da ortaya çýkar(KUB I 1 1-4). olarak önemine de iþaret edebilir.
Labarna, I.Hattuþili'nin belgelerinde Hitit tarihi boyunca devam eden, dýþ
kendisini sunduðu diðer ismidir. Vasiyetna- politikada, Anadolu içindeki siyasette temel
mesinde hep adýný "Büyük Kral Labarna" esaslarýn belirlendiði,devletin kurumlarýnýn ve
olarak verirken (KUB I 16 III 46,55,54) "Büyük geleneklerinin oluþtuðu dönem I.Hattuþili
Kral Tabarna" ifadesi de kullanýlýr(KUB I 16 II dönemidir.
1). Yýllýklarýnda ise kendisi için "Tabarna Bir önceki kral I.Labarna'nýn Anadolu
Hattuþili" demektedir(KBo X 2 öy. 1). içinde siyasal birlik kurma hareketini baþlat-
Hattuþili'nin kendisini belgelerinde "Labarna" týðýný Telipinu Fermaný ile öðrendiðimizden
adýyla da sunmasýndan hareketle, Telipinu söz ettik. Bu harekette, I.Labarna'nýn þehri
Fermaný'nýn giriþ kýsmýnda hem Labarna hangisiydi; yani baþkent olarak nereyi
hem de Hattuþili isimli iki kralýn verilmesinin seçmiþti, belgeler bu konuda bir þey söyle-
bir yanýlgý olduðu, aslýnda bunlarýn ayný kral mez. Halefi Hattuþili'nin kendini baðlý
olduðu yolunda görüþler ileri sürülmüþtür gördüðü Kuþþara olabilir; ya da Hattuþili'nin
(Otten 1968, 104). Ancak böyle bir yanýlgýnýn siyasal birlik kurma hareketini devam ettirdiði,
Hititler gibi tarih bilinci yüksek bir kavimde baþkenti Hattuþa da olabilir. Yani pek ala
olmasý kabul edilemez. Üstelik, kurban lis- Hattuþa, I.Hattuþili'den önce I.Labarna
teleri ve vasiyetname olarak adlandýrýlan tarafýndan da iskan edilmiþ olabilir. Bu konu-

14 iDOL
Araþtýrma

da kesin bir þey söylemek mümkün deðildir. kazanmasýnda ilk adým bu dönemde
Ancak söylenebilecek olan, buradan hareket- atýlmýþtýr.
le I.Hattuþili'nin Orta Anadolu'da siyasal birlik Anadolu içerisinde siyasal birlik
kurma hareketini devam ettirdiði, tamam- saðlama hareketleri ve Hititler'in bir aþa-
ladýðý, hatta Batý Anadolu'ya ve Güneydoðu madan sonra Anadolu içi faaliyetleriyle birlik-
Anadolu'ya, Kuzey Suriye'ye yöneldiðidir. te güneydoðu yönünde aðýrlýk kazanan dýþ
Zamanýnda baþkentin kesinlikle politikalarýn nedenleri deðiþik açýlardan ele
Hattuþa olduðunu bildiðimiz bu kralýn alýnabilir. Onlarýn ilgilendikleri bölgenin
günümüze dek ulaþan belgelerinde, bu kentin coðrafi konumu buraya yönelmelerindeki
yeniden iskan edildiði ya da baþkent önemli etkenlerden biridir. M.Ö.II.binyýlýn
yapýldýðýna dair bir kayýt yoktur. Anitta siyasal ve kültürel açýdan güçlü uygarlýk-
Metni'nde bir düþman þehir olan Hattuþa'nýn larýnýn geliþtiði Mezopotamya, Mýsýr ve
yakýlýp yýkýldýðý, yerle bir edildiði ve oraya Anadolu arasýnda yer alýyor olmasý dolayýsýy-
herhalde kentin terk edilmiþliðini simgeleyen, la Güneydoðu Anadolu ve Kuzey Suriye,
sembolik bir anlamý olan ZA.AH.LI otu Anadolu'daki güçlerin Mezopotamya ve
ekildiðini, tekrar orayý iskan edecek olan için Mýsýr'la olan iliþkilerinde geçmek zorunda
de beddua edildiðini biliyoruz(KBo III 22 44- olduklarý, hatta güçlü olduklarý dönemlerde
51). Anlaþýlýyor ki bu kent o zaman Neþa'ya ellerinde bulundurmayý arzuladýklarý yerdi.
yani Anitta'nýn þehrine kafa tutabilecek bir Ulaþým her yerde kolaylýkla saðlanamamasý-
kentti. Çok iyi bir stratejik konuma sahip na raðmen, iliþkilerin geliþmiþ olmasý ve bu
Hattuþa'nýn yeniden iskan edilmemesi Anitta yönde gösterilen ilgi, bölgenin o zamanýn
için çok önemliydi. Buna raðmen yine bir dünyasýnda cazip özellikleri bulunduðunu, en
Hititli kralýn Hattuþili'nin baþkenti olarak azýndan Hititler'in kendilerine göre, burasý ile
karþýmýza çýkar. Bunun sebebi söz konusu ilgilenmeyi gerektirecek nedenlere sahip
kralýn tahta çýkýþý sýrasýndaki kraliyet ailesi olduklarýný gösterir.
içindeki çekiþmelere baðlanmak istendiði gibi Mezopotamya, Mýsýr ve Anadolu
(Steiner, 30-31), asýl nedenin ya da sebepler- arasýnda olan, bu üç önemli siyasal ve
den en önemlisinin Hattuþa'nýn o zamanlarda kültürel güce sahip bölgenin birbiri ile iliþkiye
bir baþkent için çok uygun olan konumu kabul geçtiði Kuzey Suriye'de bulunan devletçikler
edilmelidir. Hattuþa, Hititler'in ilk olarak ortaya ve þehirlerin Anadolu dýþýndaki diðer güçlerin
çýktýklarý ve devlet kurma hareketini baþlattýk- egemenliðinde bulunmasý, Anadolu için
larý Kýzýlýrmak kavsi içinde baþkent olmaya tehlike oluþturuyordu. Nitekim, I.Hattuþili'nin
çok uygun bir stratejik konumdadýr. Savunul- hedef aldýðýný bildiðimiz, burada siyasal birlik
maya çok müsait bir yerleþimi vardýr. Tüm gerçekleþtirebilmiþ Yamhad Krallýðý, muhte-
Hitit tarihi boyunca, Muwatalli zamanýnda melen bu güçlerin etkisinde kalmýþtýr.
baþkentin Tarhuntaþþa'ya taþýndýðý kýsa Hurriler'in güneydoðudaki yoðun varlýðý ve
dönem hariç, hep Hitit Devleti'nin baþkenti Anadolu içlerine dek etkilerini geniþlete-
olmuþtur. Bu, Hattuþili'nin baþkentinin dört bilmeleri, belgelerde Hurriler'le olan
yüzyýl daha ayný konumunu sürdürdüðü mücadeleler dikkate alýndýðýnda, Hititler'in
anlamýna gelir. onlarýn yarattýðý ve yaratacaðý tehlikeleri
Söz konusu kralýn Anadolu içinde önleme amacýnýn da buraya yönelmelerinde
yaptýðý seferlerle ele geçirdiði yerler, daha etkili olduðu fikrini verir.
sonra tüm Hitit tarihi boyunca Hitit bölgesi Yukarýda belirttiðimiz üç bölgenin
olarak gördüðümüz yerlerdir. Bugün arasýnda bulunuyor olmasý ve coðrafi
Anadolu'da Hitit izlerini yoðun olarak takip koþullarýnýn da uygunluðu dolayýsýyla Kuzey
edebildiðimiz bölgenin, Hitit bölgesi niteliðini Suriye ticaret yollarýnýn geçtiði yerdi. Bunun
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 15
Araþtýrma

yaný sýra bölgenin sahip olduðu doðal zengin- Tawananna'ya, I.Hattuþili dönemine
liklerin ekonomik açýdan çekicilik kazandýr- ait olmak üzere üç tarihsel belgede rastlanýr.
masý, Hattuþili tarafýndan askeri hedef olarak Bunlardan birinde I.Hattuþili kendini
belirlenmesinin nedenlerden biri olarak da Tawananna ile akrabalýk baðý içinde sun-
kabul edilmektedir (Kýnal 1970, 3). Asur Tica- maya gayret eder(KBo X 2 öy. I 1-3). Tahta
ret Koloniler Dönemi'nde Mezopotamya'nýn geçiþinin meþruiyetine dair zaten bazý
Anadolu'ya olan ekonomik ilgisinin oluþtur- þüpheler bulunan Hattuþili'nin krallýðýný, bu
duðu Anadolu ile söz konusu bölge arasýnda- ifadeyi kullanarak meþru göstermeye çalýþtýðý
ki gelenek ve Anadolu'nun buralarýn izlenimi edinilir. Belgelerden birinde de
ekonomik varlýðýný tanýmýþ olmasýnýn ortaya "Tawanannalýk" kurumunun yasaklanmaya
koymuþ olabileceði istek de göz ardý çalýþýldýðý, hatta Tawananna'nýn ve çocuk-
edilmemelidir. larýnýn adýnýn dahi söylenilmesinin yasak-
Kuzey Suriye'nin zenginliði, çiviyazýlý landýðý görülüyor(KBo II 27 6-12). Yani krala
metinlerde sefer yapýlan yerin genellikle yað- raðmen Tawananna devlet içinde gücünü kul-
malandýðýnýn anlatýlýyor olmasýna dikkat lanabilmekte, kral onunla baþ etmekte zorlan-
edilirse, Hititler'in ilgisini çekmekte önemli bir maktaydý. Hattuþili'nin belgeleriyle taný-
etki yapmýþ olmalýdýr. Buradan hareketle dýðýmýz bu kurum, ayný gücünü Ýmparatorluk
güneydoðu Anadolu ve Kuzey Suriye'ye döneminde de koruyacaktýr. III.Hattuþili'nin
seferleri, her zaman dikkatli seçilmiþ, özenle eþi Puduhepa en iyi örnek olarak anýlabilir.
oluþturulmuþ ve ýsrarla sürdürülmüþ politika I.Hattuþili dönemi belgelerinde
olarak görmemek de mümkündür. Ekonomik karþýmýza çýkan bir kurum da Panku'dur.
bakýmdan bunu göz önünde bulundururken, Panku, Eski Hitit Dönemi'nin en dikkate
siyasal açýdan Güneydoðu Anadolu ve Kuzey deðer belgelerinden Telipinu Fermaný'nda
Suriye ile tüm Hitit tarihi boyunca meþgul devlet içindeki aðýrlýðýyla kendini gösterir.
olunmasý, bir zorunluluktan kaynaklanmýþ Hattuþili zamanýnda, vasiyetnameye göre
durum olarak da kabul edilebilir. danýþma meclisi niteliðindeki Panku, Telipinu
I.Hattuþili zamanýna ait belgelerde zamanýnda yargýlama yetkisine, hatta kralý
tanýdýðýmýz bazý kurumlarýn tüm Hitit tarihi bile uyarma yetkisine sahip bir meclis olarak
boyunca karþýmýza çýktýðýný görüyoruz. karþýmýza çýkar(KBo III 1 öy. II 28,47, 72).
Bunlardan biri Tawanannalýk kurumudur. Soylular meclisi diyebileceðimiz Panku'nun
Hem Eski Devlet hem de Ýmparatorluk üyelerinin sayýsý ve niteliði hakkýnda kesin bil-
dönemlerinden tanýdýðýmýz Tawananna, Hitit gimiz yoktur.
büyük kraliçelerinin unvanýdýr. Bu unvaný I.Labarna'nýn ve I.Hattuþili'nin zaman-
taþýyan kraliçeler krallarla birlikte devlet larýnýn anlatýldýðý Telipinu Fermaný'nýn giriþ
iþlerinde önemli yetkilere sahip olmuþlar ve kýsmýndaki tarihsel özette, onlarýn fetihlerde
önemli bir otoriteyi temsil etmiþlerdir. bulunduklarý, fethettikleri þehirlere çocuk-
larýný idareci olarak yolladýklarý anlatýlýr(KBo
Tawanannalar birlikte devletin baþýnda bulun-
III 1 öy. I 1-23). Hattuþili zamanýna ait belge-
duklarý kralýn ölümünden sonra da unvan-
lerde de bu kralýn çocuklarýnýn çeþitli þehir-
larýný korumuþlardýr (Bryce 1981,10).
lere idareci olarak yollandýðýnýn örnekleri
Tawanannalýk kurumunun niteliði Ýmparator-
görülür. Zalpa þehriyle iliþkilerin ele alýndýðý
luk döneminde biliniyorken, Eski Krallýk'ta net
metinde, kralýn oðlu Hakkarpili'yi Zalpa'ya
olarak ortaya konulamamaktadýr. Ancak bili-
idareci olarak göndermiþ olduðu, ancak onun
nen þey kralýn yanýnda büyük aðýrlýðý olduðu
orada babasýna isyan ettiði anlatýlýr (KBo III
ve hatta veliahdýn belirlenmesinde rolü 38 öy. 18-28; Otten 1973, 8-9). Vasiyetna-
olduðudur. mede de oðlu Huzziya'nýn Tapaþanda
16 iDOL
Araþtýrma

þehrinde isyaný konu edilir (KUB I 16 II 63-69; Suriye aracýlýðýyla girdiði kabul edilen bu
HAB 8-12). Kral oðlunu bu þehre idareci yap- yazýnýn kullanýldýðý en erken dönem olarak
mýþ, ancak o babasýna isyan etmiþtir. Görü- I.Hattuþili zamaný karþýmýza çýkar. I.Hattuþili
lüyor ki prensler ele geçirilen ve baðlý olan zamanýna ait olaylarý konu alan çok sayýda
þehirlere idareci olarak gönderilmekteydiler. tabletin bulunmasý, bu yazýnýn Hititlerce
Bu durum Telipinu Fermaný'na göre alýnýp kullanýlmaya baþlanmasýnýn söz
I.Hattuþili'den önce I.Labarna zamanýnda da konusu kral zamanýnda veya onun az
var. Ama I.Labarna'yla ilgili olarak baþka da öncesinde olduðuna iþaret eder.
kayýt yok. I.Hattuþili ile bu uygulama geniþle- Sonuç olarak kýsaca þu vurgulanabilir
yerek devam etmiþtir. Bunun sonraki dönem- ki, I.Hattuþili zamaný, Hitit Devleti'nin asýl
lerde de Hitit Devleti'nin idari politikasý olarak kurulduðu ve yýkýlýþýna kadar pek çok alanda
sürdüðünü görmekteyiz. izlenen çizginin baþlangýcý ve geliþim
Kral ailesi mensuplarý dýþýnda da üst yönünün belirlendiði dönemdir.
düzey idareciler atandýðý, bunlarýn adlarýnýn
da verildiði örneklerle bilinmektedir(KBo III 34 * Yard. Doç. Dr. Turgut Yiðit, Ankara Üniver-
no'lu saray kroniði bunun örneklerini içermek- sitesi, Dil ve Tarih-Coðrafya Fakültesi, Eski
tedir). Hatta belgelerden bazý þehirlerin Çað Tarihi Ana Bilim Dalý, 06100 Sýhhiye /
merkezi konumda olduðu ve buna baðlý Ankara
baþka þehirlerin bulunduðu, merkezi konum-
daki þehrin idarecisinin baðlý þehirlerin idare- Bibliyografya:
cisi üzerinde tasarrufu bulunduðu, ancak tüm Alp, S., "Hitit Çaðý Anadolu Coðrafyasý: Bazý Atýlýmlar
ve Yeni Umutlar," Uluslararasý I.Hititoloji
bunlarýn kralýn gözetimi ve denetimi altýnda
Kongresi Bildirleri (19-21 Temmuz 1990),
olduðu açýkça anlaþýlmaktadýr.
s.21-24.
M.Ö.II.binyýlýn ilk yarýsýnda Anadolu'-
Bryce, T.R., 1981, "Hattusili and the Problems of the
da Hitit kültürü izlerinin yoðun olarak bulun-
Royal Succession in the Hittite Kingdom,"
duðu bölgede iki ayrý çivi yazýsý karþýmýza
Anatolian Studies 31, 9-17
çýkmaktadýr. Bunlardan biri Asurlu tüccarlarca
CTH: Laroche, E., Catalogue des Textes Hittites, Paris
Anadolu'ya getirilip kullanýlan, ama
1971
Anadolu'nun yerlilerince kullanýlmayan Eski
Gurney, O.R., 1973, "Anatolia c.1750-1600 B.C." CAH
Asur yazýsýdýr. Diðeri, M.Ö.II.binyýlýn ikinci II/1, 228-255
çeyreðinden itibaren Anadolu'da Hititler'in HAB: Sommer, F.-Falkenstein, A., Die hethitisch-
kullandýðý Babil ve Suriye tarzýndaki(Alp, 23) akkadische Bilingue des Hattusili I[Labarna II],
çivi yazýsýdýr. Ýmparatorluk döneminin sonuna München 1938
dek tüm Hitit tarihi boyunca kullanýlan bu yazý Hoffmann, I., 1984, Der Erlass Telipinus, Theth 11
halka inmemiþ, devlet iþlerinde kullanýlmýþ, KBo: Keilschrifttexte aus Boghazköi
tarihi,dini nitelikte ve baþka içerikli bir çok Kýnal, F., 1970, "Hitit Devletleri Ýçin Kuzey Suriye'nin
belge bu yazýyla yazýlmýþtýr. Babil ve Suriye Önemi," Atatürk Konferanslarý IV, s.3-13
tarzýndaki yazýnýn Hititlerce kullanýlýp, neden KUB: Keilschrifturkunden aus Boghazköi
Asurlular'ýn kullandýðý yazýnýn kabul Otten, H., 1968, Die hethitischen historischen Quellen
edilmediði ilginç bir problemdir. Zira biz Asur und die altorientalische Chronologie, Mainz-
Ticaret Kolonileri devri belgeleriyle bu Wiesbaden
dönemde Hititler'in Anadolu'da var olduklarýný Otten, H., 1973, Eine althethitische Erzahlung um die
biliyoruz. Hititler'in kendi dillerini uyguladýklarý Stadt Zalpa, StboT 17
Babil çivi yazýsýnýn ne zaman Anadolu'ya Steiner, G., "The Destruction of Hattusa by 'Anitta' and
getirilerek kullanýldýðý da kesin olarak bilin- its Resettlement by Hattusili" XI.TTKong.
mez. Ancak Anadolu'ya genellikle Kuzey Bildiri Özetleri, s.30-31
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 17
Araþtýrma

HELLENÝSTÝK DÖNEM HEYKELTRAÞLIÐINDA APOLLON


1
SMÝNTHEUS TAPINAÐININ YERÝ
Erhan ÖZTEPE*
uzeybatý Anadolu coðrafyasýnda latae olarak iki ayrý grup altýnda incelemek
K doðanýn unutturduðu ve insan tahri- olanaklýdýr. Tapýnaðýn plastik yapýtlarýndaki
batýnýn gün geçtikçe izlerini geri dönülmek- sahnelerde C. Özgünel tarafýndan ortaya
sizin sildiði, Anadolulu tanrý Apollon'a adan- konulduðu gibi Homeros'un destansý anlatýmý
mýþ, antik Troas bölgesinin en önemli dini Ýlyada'dan alýnma sahneler betimlenmiþtir.5
yapýlarýndan biri olan Apollon Smintheus 1990'lý yýllarýn sonuna gelindiðinde Özgünel
Tapýnaðý 1866 yýlýndaki ilk bilimsel inceleme- kazýlarýnda gün ýþýðýna çýkarýlmýþ ya da
ler, 1966 yýlýnda mimarisi ve plastik yapýt- yüzey araþtýrmalarý sonucunda tapýnaktan bir
larýnýn bilim dünyasýna duyurulmasýndan hayli uzak mesafelerden getirilmiþ olan friz
sonra 1980 yýlýnda Prof. Dr. Coþkun Özgünel bloðu sayýsý 19'a, figürlü sütun tamburu
tarafýndan baþlatýlan ve günümüzde de sayýsý da 3'e ulaþmýþ bulunmaktaydý. Bugün
sürdürülen kazýlarla kaderine terkedilmiþlik- bu eserler tapýnaðýn hemen yaný baþýnda yer
ten kurtulabilmiþtir.2 alan eski bir yað mengenesinin onarýlmasý ile
Apollon Smintheus Tapýnaðý mimarisi yeniden kazanýlan bina içerisinde koruma
ile olduðu kadar mimarisi içinde yer alan altýna alýnmýþtýr. Friz bloklarý ve figürlü sütun
plastik yapýtlarý ile de Hellenistik dönem tamburlarýnýn yanýnda her iki türdeki kabart-
dünyasýnda önemli bir yer tutmaktadýr. Tapý- malý mimari elemanlardan kopmuþ olduklarý
naðýn yapý plastiði günümüze kadar çeþitli anlaþýlan sayýlarý birkaç yüze ulaþan çok
araþtýrmalara konu olmuþtur.3 Ancak özellik- sayýda figür parçasý da gün ýþýðýna
le Özgünel kazýlarý ile tapýnaðýn sistematik, çýkarýlmýþtýr.
bilimsel kazýlar çerçevesinde yeniden ele Tapýnak yapý plastiðine ait yapýtlardan
alýndýðý dönemde gün ýþýðýna çýkarýlan yeni günümüze kadar ulaþabilen bölümü üzerinde
yapýtlar bir bütünlük içinde ele alýnmadýðýn- gerçekleþtirilen çalýþmalar neticesinde kimi
dan tapýnaðýn yapý plastiði üzerine detaylý bir gözlem ve sonuçlara ulaþabilmek mümkün
çalýþma gerçekleþtirilememiþtir.4 olmuþtur. Ulaþýlan sonuçlardan ilki genel
Apollon Smintheus Tapýnaðý'nýn yapý kompozisyon anlayýþýna iliþkindir. Özellikle
plastiðini iki farklý yüzeyde betimlenmiþ olan friz bloklarý üzerinde gerçekleþtirilen gözlem-
yapýtlar oluþturmaktadýr. Bu yapýtlarý friz blok- ler mitolojik içerikli sahnelerin farklý uzunluk-
larý ve figürlü sütun tamburlarý-columna cae- larda olabileceðini göstermiþtir. Böylelikle

18 iDOL
Araþtýrma

sahnelerin akýþýnda tekdüze olmayan bir da gözlenen farklý sahne uzunluklarý, sah-
seyir izlenebilmektedir. nelerin birbirinden çeþitli unsurlar aracýlýðýyla
Kompozisyonda ikinci olarak gözle- ayrýlmalarý, birbirinden ayrý kompozisyon
nen husus rölyef arka zemininde görülen anlayýþlarý, rölyef arka zemini ve kompozis-
boþluk neticesinde sahnelerdeki derinlik yon arasýndaki iliþkiler gibi hususlar tapýnaðýn
kavramýnýn figürlerin bizzat kendilerinde his- yapý plastiðine her bir sayfasý farklý, resimli
sedilmesidir. Sahnelerin ve figürlerin betimle- roman hissi uyandýracak bir anlatým dili
nen alan içine ve rölyef arka zemini önünde kazandýrmaktadýr. Benzer bir anlatým dilini
yerleþtirilmeleri sýrasýnda üç farklý anlayýþýn yine Telephos frizinde bulabilmekteyiz.
hakim olduðu görülmektedir. Smintheion Kabartmalý mimari blok ve sütun tam-
yapýtlarý sahnelerin kompozisyon stili açýsýn- burlarýnda görülen figürlerin vücut oranla-
dan Pergamon Zeus altarýndan Telephos frizi malarý ve konturlarýnýn iþleniþi, giysi yüzeyi-
ile benzeþen anlayýþlar sergilemektedirler. nin ele alýnýþý, genel stilistik özellikleri tapýnak
Sahnelerin birbirinden ayrýlmasý ve yapý plastiðini MÖ 2.yüzyýlýn 3. çeyreði civarý-
bölümlendirilmesinde Apollon Smintheus na yerleþtirmemize olanak verir.6 Bu tarih-
Tapýnaðý yapý plastiðine ait bloklar ve sütun lendirme tapýnaðýn mimari özellikleri ve
tamburlarýnda mimari unsurlar ile doðaya mimari süslemeleri üzerine yapýlan çalýþ-
özgü elemanlar kullanýlmýþtýr. malar neticesinde önerilen zaman aralýðýný
Smintheion'un kabartmalý yapýtlarýn- da destekler niteliktedir.7

* Dr. Erhan Öztepe, A.Ü. Dil ve Tarih-Coðrafya Fakültesi, Klasik Arkeoloji Ana Bilim Dalý, 06100 Sýhhiye / Ankara
1 Troas'taki Apollon Smintheus Tapýnaðý'nýn plastik yapýtlarýnýn deðerlendirildiði bu çalýþmanýn genel bir deðer-
lendirmesi 15-16 Nisan 2002 tarihleri arasýnda Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coðrafya Fakültesindeki Arkeolojik
Araþtýrmalar Sempozyumunda sunulmuþtur. Burada anýlan çalýþmanýn çok küçük bir özeti yer almaktadýr.
2 Apollon Smintheus Tapýnaðýnda 22 sezondur kazý ve araþtýrmalarý sürdürmekte olan Prof. Dr. Coþkun
Özgünel ve ekibinin 1980-1997 yýllarý arasýnda kutsal alan içinde ve çevresinde gerçekleþtirdiði çalýþmalar yeni bir
yayýnla detaylý biçimde bilim dünyasýna sunulmuþtur. Bkz. C. Özgünel, Smintheion, Troas'ta Kutsal Bir Alan,
Ankara 2001
3 Apollon Smintheus Tapýnaðý'nýn yapý plastiði özellikle H.Weber tarafýndan 1966 yýlýnda bilim dünyasýna duyu-
rulan yapýtlarý ile tanýnmýþ ve bu eserler çeþitli araþtýrmalar içinde deðerlendirilmiþtir. bkz. H.Weber, IstMitt 16,
1966, s.108 v.d. ; U.Süssenbach, Der Frühhellenismus im griechischen Kampf-Relief, 1971, s. 82; A.Yaylalý,
IstMitt. Beiheft 15, 1976, s. 162 v.d. ; O.Bingöl, Smintheion, Dýþ Yapýsý ve Plastik Eserleri, Yayýnlanmamýþ
Doçentlik Tezi, 1982; T.Osada, Stilentwicklung hellenistischer Relieffriese, 1993, s.91 v.d.; C.Özgünel, a.g.e.,
s.101 v.d.
4 Apollon Smintheus Tapýnaðý'nýn yapý plastiðinin stilistik deðerlendirilmesi 1990'lý yýllarýn baþýnda baþlayan ve
1999 yýlýnda tamamlanan bir doktora çalýþmasý çerçevesinde ele alýnmýþtýr. Halen anýlan çalýþmanýn yayýna hazýr-
lanmasý hazýrlýklarý sürdürülmektedir. Bkz. E.Öztepe, Smintheion Heykeltýraþlýk Eserleri, Yayýnlanmamýþ Doktora
Tezi, Ankara 1999
5 Tapýnaðýn yapý plastiðini oluþturan sahnelerin ikonografik deðerlendirmeleri için bkz. C.Özgünel, a.g.e., s.101
v.d.
6 E.Öztepe, a.g.e., s.378
7 C.Özgünel, Chryse-Apollon Smintheus Tapýnaðý 1980-1981 Yýlý Kazýlarý, KSTop IV, 1983, s. 218 v.d.; O.
Bingöl, Der Oberbau des Smintheion in der Troas, Hermogenes und die hochhellenistische Architektur, 1990, s.50;
F.Rumscheid, Die Ornamentik des Apollon Smintheus-Tempels in der Troas, IstMitt 45, 1995, s.54 v.d.
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 19
Araþtýrma

ANTÝK DÖNEMDE EDESSA KENTÝ


Yusuf ALBAYRAK*

O sroene krallýðýnýn merkezi olan Edessa


kenti, Nisibis1 ve Singara2 kentlerini bir-
birine baðlayan yolun üstünde, Fýrat nehrinin
nýnmýþtýr. Suriye adý Urha þeklindedir. Urha
sulak veya su zenginliði anlamýnda kullanýlmýþtýr.9
Osroene, Edessa'nýn doðal adý olan
85 kilometre doðusunda kurulmuþtur Orhay'dan derlenmiþ olmalýdýr.10 Bu da
(Resim1). Çin ve Hindistan'a giden ticaret (suyu) güzel akan (þehir) anlamýna gelmekte-
yolu buradan baþlamaktadýr. Bu yol, eski ipek dir.11 Makedonya dilinde bulunan Edessa'nýn
yolu olup buradan uzak doðunun lüks ürün- adý, Voda yani su12 kelimesinden türetilmiþ-
leri Batý Roma'ya taþýnmaktadýr.3 tir.13 Edessa, Trak dilinde "suyu bol" anlamýna
Edessa krallýðýnýn kurulduðu Osroene gelir.14 Edessa Süryani dilinde Hadattýr veya
bölgesi, kuzey, batý ve güneyde Fýrat nehri, yeni (þehir) dir.15
doðuda Habur ile sýnýrlandýrýlmýþtýr.4 Fakat, Edessa kentinin tarihi, M.Ö. 303 veya
Fýrat nehrinin sað kýyýsýnda yer alan Sam- 302 yýllarýnda Seleukos krallýðý tarafýndan
sat,5 Kaysum6 ve Ruþafa (eski Sergipolis) kurulmasýyla baþlar. Ancak, kurulduðu
gibi bir çok þehirde Osroene bölgesi içeri- Osroene bölgesinin tarihi çok eskilere uzan-
sinde gösterilmiþtir. Fýrat nehrinin çeþitli kol- maktadýr. Bölgede yapýlan yüzey araþtýr-
larýyla sulanan Osroene bölgesi, savunul- malarýndaki buluntular, buranýn Paleolotik
masý kolay olmasý, topraklarýn verimliliði ve dönemde iskana sahne olduðunu göstermek-
önemli ticari-askeri yollarýn buradan geçmesi tedir. Edessa bölgesinin, Neolitik, Kalkolitik
nedeniyle, sürekli olarak büyük devletlerin ve Tunç çaðlarýnda sürekli bir yerleþime
mücadelesine sahne olmuþtur.7 sahne olduðunu, bölgede çok sayýda olan
Edessa ile birlikte anýlan Osroene adý, höyüklerdeki buluntulardan anlamaktayýz. Bu
Orrhoene, Orrhoe ve Osrhoe,8 þeklinde de höyüklerden bazýlarý; Kurban höyük, Lidar
karþýmýza çýkmaktadýr. Osroene ismi, Arap höyük, Hassek höyük ve Tatar höyüktür. M.Ö.
kökenli bir kelimedir ve Ar-Ruha olarak ta- 2000'li yýllarda bölgede, Hurrilerin ismi Hitit

Resim 1

20 iDOL
Araþtýrma

çivi yazýlý metinlerde geçmektedir.16 Bölge, dir. Arapça'da, koca göbekli adam anlamýna
M.Ö. 15. yüzyýldan 13. yüzyýla kadar Mitanni- geliyordu ve Arapça olarak þahýslara veri-
Hanigalbat devletinin yerleþim alaný olmuþ- lebiliyordu. Abgar krallýðýnýn kökeni genellikle
tur.17 M.Ö.1200'lerde Büyük Hitit Ýmparator- Arap soyu olarak kabul görmüþtür.29 Araplar,
luðu'nun yýkýlmasýndan sonra, bölgeye günümüzde de olduðu gibi Edessa kentinin
Aramiler yerleþmiþlerdir. M.Ö. I.bine tarihle- eteklerinde ve küçük köylerde yerleþmiþ-
nen, Hitit hiyeroglif kitabeli bir kabartmanýn lerdir.
bölgede bulunmasý, Geç Hititler devrinde böl- Osroene krallýðýnda pek çok hüküm-
genin yerleþime uðradýðýný göstermektedir.18 dar tahta görülmektedir. M.S.13-50 yýllarý ara-
M.Ö. 857 yýlýnda bölgeye Asurlular, M.Ö. 610 sýnda 37 yýl tahtta kalan V. Abgar'ýn saltanatý
yýlýndan sonra Babil krallýðý, M.Ö. 539 yýlýn- Hýristiyanlýk tarihi açýsýndan büyük önem
dan sonra da Ýranlýlar egemen olmuþlardýr.19 taþýmaktadýr. Ýlk Hýristiyan kral olmasý ve Ýsa'-
Bölge, M.Ö. 331 yýlýnda Büyük Ýskender'in nýn ölümünden sonra Hýristiyanlýðý kabul
istilasýna uðramýþ, Ýskender'in ölümünden etmesi, V. Abgar'ýn, bütün Hýristiyan alemin-
sonra da Seleukoslarýn idaresine geçmiþtir.20 de meþhur olmasýna neden olmuþtur. V.
Seleukoslar zamanýnda, Yunanistan ve Abgar'ýn Hz. Ýsa ile mektuplaþmasý ve
Makedonya'dan Osroene bölgesine büyük Hýristiyanlýðý kabulü olayý, bu ününü daha da
oranda göçler olmuþtur.21 Göçler sonunda arttýrmýþtýr. Hýristiyanlýk tarihi Edessa'da üç
gelen insanlarýn yerleþtirilmesi için yeni bir önemli olayý kaydetmektedir. Bunlardan birin-
þehir kurmaya ihtiyaç duyulmuþtur. cisi, bir Hýristiyan kilisesinin Edessa'da inþa
Edessa þehri, M.Ö. 303 veya 302 edilmesi, ikincisi, bir kralýn halkýna Hýristiyan-
yýlýnda Seleukos Kralý Seleukos Nikator I lýðý serbest görmesi ve de üçüncüsü ise, ilk
tarafýndan kurulmuþtur. Seleukoslar olarak Ýncilin Yunan dilinden Süryani diline
Makedonya'nýn baþkentinin ismini bu yeni çevrilmesidir. Bunlardan en önemlisi ise; ilk
kente Edessa olarak vermiþlerdir. Çünkü defa olarak Ýncilin baþka dile çevrilmesidir. Bu
Edessa adý Makedon dilinde su kökenli bir olay Hýristiyanlýðýn geniþ bir alana yayýl-
kelimeyle baðlantýlýdýr, burada da su kay- masýný kolaylaþtýrmýþtýr.30 Parthlarla ve daha
naklarýnýn bulunmasý bu ismin verilmesine sonra Perslerle sürekli mücadele eden
neden olmuþtur.22 Yunan ve Makedonyalýlar, Romalýlar için son derece önemli bir rol oyna-
þehirlerinin isimlerini, kurduklarý koloni yer- yan Edessa, Parthlar ve Romalýlar arasýnda-
leþimlerine de verdiklerini görmekteyiz. ki mücadeleler sýrasýnda sürekli olarak el
Amphipolis,23 Anthemus,24 Europos25 ve deðiþtirmiþ, fakat çoðunlukla Romalýlara bað-
Edessa gibi þehirlerin tümü Makedonya lý bir krallýk olarak varlýðýný sürdürmüþtür. Bu
þehirlerinin isimlerini ve Makedonya koloni mücadeleler sýrasýnda, Edessa krallarý ba-
hareketlerini ifade etmektedir.26 Seleukos ðýmsýzlýklarýný elde etmek için çaba göster-
krallýðýnýn bölgedeki hakimiyeti sona erdikten miþler, bu çabalarýnda da kimi zaman baþarý-
sonra, Edessa, Parthlar tarafýndan hoþ ya ulaþmýþlardýr.31 Roma ve Parth mücade-
görülmüþ ve belli bir özgürlük kazanmýþtýr.27 leleri sýrasýnda, Edessa krallarý bazen
Bütün Ýran'a hakim olan Parthlar, Dicle Parthlarýn, bazen de Romalýlarýn yanýnda yer
nehrinin batýsýna geçmediklerinden, kuzey almýþlardýr; M.Ö. 53 yýlýnda Edessa kralý II.
Mezopotamya'nýn Dicle ile Fýrat nehirleri Abgar, Roma-Parth savaþýnda, Parthlara
arasýnda kalan bölge, kendi haline terkedil- yardým etmiþ ve bu tarihten itibaren Edessa
miþ bulunuyordu. Bu bölgede yaþa-yan Arami Parthlarýn egemenliðine girmiþtir.32 Sonraki
halký yeniden güçlenerek M.Ö. 132 yýlýnda yýllarda, Edessa kralý VII. Abgar, M.S.114'de
Edessa'da bir krallýk kurmuþlardýr. Aramiler ise, Romalýlar yanýnda Parthlara karþý yer
tarafýndan kurulan bu krallýða Osroene kral- almýþ, silah ve asker yardýmýnda bulunmuþ-
lýðý adý verilmiþtir. Fakat, bu krallýðýn sekiz tur. Fakat bundan iki yýl sonra, Romaya karþý
kralý Abgar diye anýldýðýndan, bu krallýða ayaklanmýþtýr.33 M.S.197 yýlýnda yine Romalý-
Abgarlar da denilmektedir.28 Abgar ismi, lar yanýnda yer alan VIII Abgar, Roma
Edessa hanedanlýðýnýn tipik bir ismidir ve imparatoru, Septimius Severus'un misafiri
Süryani dilinde, "Aksak" anlamýna gelmekte- olarak Roma'ya gitmiþ ve büyük bir törenle
karþýlanmýþtýr.34 M.S.230 yýlýndan sonra, Ya-
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 21
Araþtýrma

Resim 2

kýn Doðu sahnesinde saldýrgan ve yayýlmacý Edessa kentinden günümüze kadar


Parth imparatorluðunun tekrar belirmesiyle, ulaþabilen kalýntýlar yok denecek kadar azdýr.
Mezopotamya'nýn kýrsal kesimlerinden Bugün modern Urfa kentinin içerisinde görü-
Romalýlar geri çekilmek zorunda kalmýþtýr. Bu len kalýntýlarý sýrasýyla ele alýrsak bunlardan
durumdan Edessa oldukça etkilenmiþ ve ilki Urfa kalesidir.
Edessa'daki krallýk yönetimi M.S. 242 yýlýnda Urfa Kalesi: Günümüzde Urfa kalesi,
sona ermiþtir.35 M.S. 248 yýlýnda, Edessa'nýn M. S. 201 yýlýndaki sel felaketi sonrasý Kral
Roma'ya karþý ayaklanmasýndan sonra, VII. Abgar tarafýndan Kýþ evi (Kraliyet ika-
Roma imparatoru Philippus Arabs, Edessa metgahý) olarak yaptýrýlmýþtýr (Resim 2). Ýnþa
hanedanlýðýna kesin olarak son vermiþtir.36 edilen Kýþ evi, bugünkü balýklý gölün yanýnda
M.S. 296 yýlýnda, Roma imparatoru yer alan tepenin üzerinde bir þatoyu andýr-
Aurelius Valerius Diocletinaus, Mezopotam- maktadýr. Edessa'nýn ünlü iki Balýklý Gölü bu
ya'yý Osroene ve Mezopotamya olmak üzere kalenin bulunduðu tepenin hemen altýnda ve
iki vilayete ayýrmýþ, Edessa Osroene'nin tam kuzeyinde yer almaktadýr.39
baþkenti görevini görmüþtür. Gerçekleþtirilen Balýklý Göl: Edessa'da bulunan su
bu ayrým sýrasýnda Osroene'nin eyalet sýnýr- kaynaklarý bereket ve kutsallýk sembolü
larýnýn nereye kadar uzandýðý kesin belirlen- görülmüþtür. Edessa kenti tedavi amacýyla
memiþtir. Roma Ýmparatorlarý Trajan ve kullanýlan kuyu suyu ile de ünlenmiþtir.
Hadrian ile onlarýn halefleri bu eyaletlerin Edessa'da pek çok kültürler, pek çok inançlar
sýnýrlarýný belirtmemiþlerdi. Yönetimleri sýra- gelip geçtiði halde su kaynaklarýnýn ve
sýnda ara sýra Edessa krallarýnýn iþlerine ka- Edessa'nýn sembolü olan balýklarýn yeri ve
rýþmalarýna raðmen, böyle bir sýnýr belirleme nesli hiç deðiþmemiþtir. Bugün su kaynaklarý-
ihtiyacý duymamýþlardý. Kesin olarak bildiði- na ve balýklara gösterilen saygý insanlýk tari-
miz eyaletin doðu sýnýrýný Fýrat nehri ile sýnýr- hinde büyük yeri olan Edessa'nýn tarihine
lý olduðudur. Edessa politik rolünü kaybetme- gösterilen saygýnýn bir sembolü olarak kabul
sine raðmen, Roma imparatorluðunu doðu edilmelidir (Resim 3).
sýnýrýnda, Ýmparatorluk yýkýlýncaya kadar Sütunlar: Kale üzerindeki sütunlar, X.
koruyucu bir þehir olarak varlýðýný sürdür- Abgar (M.S.240-242) zamanýna tarihlendiril-
müþtür.37 M.S.395 yýlýnda Roma imparatorlu- mektedir. Sütun baþlýklarý korint stilinde yapýl-
ðunun yýkýlmasýyla Edessa, yeni kurulan mýþtýr. Yapýldýðý dönemi onaylayan bir kita-
Bizans imparatorluðu sýnýrlarý içerisinde besi bulunmaktadýr. Ýki sütun arasýndaki
kalmýþtýr.38 uzunluk 1040 cm., doðudaki sütun yüksekliði
22 iDOL
Araþtýrma

Resim 3

mevcut zemin üzerinden 255 cm., batýdaki bulunuyordu. Mezar odalarýnýn duvarlarýnda,
ise 275 cm. dir. Ýki sütunun kaideleri üzerinde üst kýsýmlarý kemerli veya üçgen þeklinde üç
daha sonralarý ilaveler yapýlmýþtýr ve bu köþeden oluþan raflar bulunmaktadýr. Kaya
sütunlar dýþ yüzü hafif bombeli olan kesme mezarlarýnýn giriþ bölümü iki yöntemle kapa-
taþ sýralarýndan oluþmaktadýr. Ayrýca çýkýntýlý
olan taþlar, inþaat sýrasýnda týrmanmayý
Resim 4
kolaylaþtýrmak için düþünülmüþ olabilir
(Resim 4).40
Mezarlar: Edessa'daki mezarlar, þeh-
rin kuzey batýsý, batý ve güney batýsýnda dað
eteklerinde yer alýyordu ve M.S. 3.yy. a tarih-
lendirilmektedir. Bu mezarlara Süryani dilinde
sonsuzluk evleri adý verilmekteydi. Kaya me-
zarlarýnýn boyutlarý bir kaçý hariç genelde
ayný ölçülerdedir. Bu mezarlarda tespit edilen
ölçüler; 285 cm. kareden, 300 x 317 cm. ka-
reye kadar deðiþiyordu. Kaya mezarlarý ge-
nelde iç içe iki mezar odasýndan oluþmaktay-
dý. Bu iç ve dýþ oda adý verilen odalardan içte-
ki asýl mezar odasýdýr. Mezarýn bulunduðu
asýl odaya bir antre görevi gören dýþ veya ön
mezar odasýndan geçilmektedir. Dýþ veya ön
mezar odasý 4.70x4.00m. boyutlarýnda olma-
sýna raðmen, iç veya asýl mezar odasý 2.9m2
civarýndadýr. Kaya mezarlarýnýn çoðunda,
kaya mezarlarýna açýlan ana giriþ kapýsý
mezarýn büyüklüðüne oranla hayli dar ve
küçüktür. Ýç mezar odasýnda, duvarlarýn bitiþ-
me yerinde taþ oymacýlýðýnýn güzel örnekleri
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 23
Araþtýrma

Resim 5
üçü burada zikredilebilir.

1. Aile portresi mozaiði.


2. Þehitlik mahallesinde bulunmuþ
sade yaþantýlý bir aileye ait cenaze
mozaiði (Resim5).
3.Orpheus mozaiði: mozaikte
müzisyen elinde bir lir ile kaide
üzerinde oturmuþ durumdadýr.
Onun etrafýnda yumuþak baþlýlýk
tavrý içinde aslan, geyik ve kuþlar
yer alýyor. Orpheus temasý Roma'-
nýn doðuda bulunan eyaletlerinde
çok ilgi görmüþtür. Öbür dünyada
yeniden hissetme ve dokunma duy-
gusuna kavuþulacaðýna ve toplum-
sal rahatsýzlýðýn son bulacaðýna
inanýlýyordu (Resim 6).42
Þanlýurfa ili ve çevresinde
son yýllarda yapýlan kazý ve araþtýr-
malar Edessa kenti ile bölgenin tari-
hine ýþýk tutacak niteliktedir. Ancak
kentte ve yakýn çevresinde araþtýrýl-
mayý bekleyen pekçok kaya mezarý
bulunmaktadýr. Antik kentin izlerinin
aranýlmasý ve gün ýþýðýna çýkarýl-
týlýrdý. Uygulanan ilk yöntem, bugünkü Þehit- masý neticesinde Edessa ile ilgili
lik mahallesinde bulunan bir kaya mezarýnda olarak yeni bilgilere ulaþabilmek mümkün
görüldüðü þekilde; maðaranýn giriþi altta ve olacaktýr.
üstte bulunan rezeler üzerinde rahatlýkla
Resim 6
hareket edebilen, dik-dörtgen þeklinde büyük
bir taþla kapatýlmasý þeklindedir. Kaya mezar
giriþi kapý sövesinin içine doðru ve kapý per-
vazýnda bulunan bir oyuk içinden geçen bir
zincir yardýmýyla taþ, maðaranýn içine doðru
sürülerek kapatýlýrdý. Diðer bir yöntemde ise,
yassý yuvarlak bir taþ kütlesinden oluþan taþ
kapý insan gücü kullanýlarak açýlýr ve mezar
kapatýlmak istendiðinde bu taþ kapý oyuk içi-
ne yerleþtirildi.41
Mozaikler: Edessa kentinde ele
geçen mozaikler nitelikli iþçiliðe sahiptirler.
Aðrýlýklý olarak M.Ö. 3. yüzyýl içerisine verilen
bu mozaiklerde, mozaik ustalarýnýn ne denli
özenli olduðu görülmektedir. Mozaiklerde yer
alan kiþilerin saç ve göz renkleri arasýndaki
renk farkýnýn itinalý bir þekilde iþlendiðini
görmekteyiz. Ayrýca, mozaiklerdeki canlý ren-
kler ve parlaklýk, giysilerde görülen kývrým ve
desenler en iyi þekilde verilmiþtir. Edessa
kentinde ele geçmiþ mozaiklerden önemli

24 iDOL
Araþtýrma

Dipnotlar 22 Drijvers, 1980, s. 110.


* Araþ.Gör. Yusuf Albayrak, Ankara Üniversitesi, Dil ve 23 Amphipolis, Makedonya'nýn Trakya kýsmýnda,
Tarih-Coðrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, 06100 Strymon nehri üzerinde bir Atina koloni þehridir. (En
Sýhhiye / Ankara eski adý Enna Hodoi= dokuz yol). Suriye'de Seleukos
1 Nisibis, bugünkü Nusaybin ilçesi. Antiochus IV, Nikator tarafýndan kurulan bir koloninin ismine de
Nisibis'e Antiocheia ismini vermiþ ve kent sikkelerinde Amphipolis adý verilmistir. Bak. Thukydides I, s. 129 ve
bu þehrin ismi okunmaktadýr. Bu koloninin muhtemelen RE, I.2, "Amphipolis". S. 1951, 1894
kurucusu Septimius Severus'tur. Bak. Head, s.815 24 Anthemus veya Anthemusia, Samos adasýnýn
2 Singara, Nisibis'in güneydoðusunda bir koloni. Karia'lýlarýn yerleþmesinden sonra aldýðý isim. Bu isim,
Ýmparator Severus Alexander'den Ýmparator Philip'e Makedonyalýlarýn Mezopotamya'da kurduklarý koloniler-
kadar þehir yazýtlarda, (Aurelia Septimia Colonia den birine verilmiþ ve Anthemusia olarak adlandýrýl-
Singara) ve (Metropolis Colonia Aurelia Septimia mýþtýr. Bak. Strabon, s. 152. Ve RE, Anthemus. S 2369.
Severiana Singara) seklinde okunmaktadýr. Bak. Head, 25 Europos, Birecik ilçesinden 27 km. uzaklýkta Fýrat
s. 816 nehir kenarýnda kurulmuþtur. Eski Yunan ve Roma
3 Drijvers, 1980, s. 9 Döneminde þehir içinden büyük bir cadde Fýrat nehrine
4 RE, XVIII, "Osroene", s.1590, 1942 ulaþýyordu. Romalýlar Parthlara karþý çýkmýþ olduklarý
5 Samsat (Samosata),Fýrat nehri üzerinde Comma- M. S. 163 yýlýndaki sefer sýrasýnda bu kenti bir köprü
gene krallýðýnýn baþkentiydi. Þehir, Adýyaman ili sýnýrlarý olarak kullanmýþlardýr. Bak. RE, VI, "Europos", s. 1309-
içerisinde yer almakta olup bugün sular altýnda kalmýþtýr. 1310, 1907
Bak. Head, s.776 26 Jones, s. 215-216.
6 Bugün, Adýyaman ili sýnýrlarý içerisinde olan Keysun ilçesi. 27 Drijvers, 1980, s. 11.
7 Iþýltan, s. 1-2 28 Günaltay, 1946, s.142
8 Kirsten, 1964, s. 149 29 Segal, 1970, s. 15.
9 RE, XVIII, "Osroene", s. 1590, 1942 30 Rastgeldi, s. 19
10 Segal, 1970, s.2 31 Drijvers, 1980, s.12
11 Herzfeld, s.665 32 Sykes, s. 352
12 EB, VII, s. 967 ve GE, XV, s.552 33 Cary, s.419
13 Segal, 1970, s.7 34 Millar, s.474
14 Segal, a.g.e., s.7 35 EI, VII, "Al-Ruha", s.589
15 Segal, a.g.e., s. 7. 36 Magie, s.698
16 Goetze, s.77 37 Poiderbard, s.105
17 RE, "Mesopotamien" 1931, s.1107 ve Contenau, s. 81 38 Iþýltan, s.28
18 Sommer, s.21 39 Drijvers, 1945, s. 8.
19 RE, XV.1 "Mesopotamien", s.113, 1913. 40 Harris, s.76
20 Günaltay, 1951, s.60 41 Segal, 1970, s.28-29
21 Jones, s.215 42 Segal, 1970, s.51

KAYNAKÇA ve KISALTMALAR
Cary E. Cary, Dio's Roman History. London, New York.
Drijvers 1945 H.J.W. Drijvers, Bardaisan of Edessa. Leiden, 1945
Drijvers 1980 H.J.M. Drijvers, Cult of Beliefs at Edessa. Leiden, 1980
EB Encyclopedia Britannica. Volume VII, Chicago, 1969
EI The Encyclopaedia of Ýslam. Al-Ruha, Volume VIII.Ned- Sam, E. J. Brill, Leiden, 1995
Goatze A. Goatze, Kizzuwatna and the Problem of Hittite Geography. New Haven, 1940
Günaltay 1951 Þ. Günaltay, Yakýn Þark IV. I. Bölüm. Perslerden Romalýlara kadar Selevkoslar, Nabatiler,
Galatlar, Bitinya ve Bergama Krallýklarý. Türk Tarih Kurumu Basýmevi, Ankara, 1951
Harris J. R. Harris, "Cult of the Heavenly Twins" 1906
Head B. V. Head, Historia Numorum. A Manual Of Greek Numismatics, Oxford, 1911
Herzfeld, E. Herzfeld, Zeitschrif der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft. Sonderabdruck aus
Band 68, Leipzig, 1914
Iþýltan F. Iþýltan, Urfa Bölgesi Tarihi. Ýstanbul Üniversitesi Ed. Fak. Yayýnlarý. No: 843, Ýstanbul, 1960
Jones A. H. M. Jones, The Cities of The Eastern Roma Provinces. Oxford, 1971
Kirsten 1964 E. Kirsten, Jahrbuch Für Antike Christentum. Edessa. Band VI, Bonn, 1964
Magie D. Magie, Roman Rule in Asia Minor: to the end of the Third Century a fer Christ. Princeton
University Press. New Jersey, 1950
Millar F. Millar, The Roman Near East. 31 BC- AD 337, London, 1993
Poidebard A. Peidebard, La Trace de Rome dans le Désert de Syrie. Paris, 1934
Rastgeldi 1971 S. Rastgeldi, Edessa. Stockholm, 1971
RE Paulys Real- Encyclopädieder Classischen Altertumswissenschaft. Stuttgart, 1893, 1894, 1907,
1931, 1942
Segal 1970 J. B. Segal, Edessa. "The Blessed City" Oxford, 1970
Sommer A. Dupont- Sommer, Les Araméens, Paris, 1940
Strabon Strabon, Antik Anadolu Coðrafyasý. (Geographia: XII-XIII-XIV) Çev. Adnan Pekman,
Ýstanbul, 1993
Sykes P. Sykes, History of Persia. New York, 1958
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 25
Araþtýrma

AYDIN - KARACASU SERAMÝÐÝ


Mahir ATICI*
ydýn Ýli'nin güneydoðusunda, Aydýn'a 87 Orta Neolitik Çaðdan beri insanlarýn seramik
A km. uzaklýkta bulunan Karacasu;
Dandalas vadisinin doðuya bakan yamaçla-
ürettiðini arkeolojik kazýlarýn sonucundan biliyoruz.
Karacasu yerleþiminin, bugünkü sera-
rýndaki bir plato üzerinde yer alýr. Bu alan mik atölyelerinin yaklaþýk 1 km. doðusunda
Bozdoðan, Kuyucak, Tavas, Babadað ve Yalýnayaklar Mahallesi diye kurulduðu söyle-
Kale ilçeleriyle çevrilidir. negelir. Bu olgu göz önünde tutulduðunda
Karacasu, tarihin tüm zamanlarýnda yerleþimin Aphrodisias - Cuma Mahallesi
canlýlýðýný korumuþ Menteþe yöresi ile büyük yönünde geliþtiði düþünülebilir.
Menderes ovasý arasýnda doðal bir geçidin Bu bilgiler ýþýðýnda Karacasu'daki
üzerindedir. Bu geçit Kuyucak'tan baþlayarak seramikçiliðin Aphrodisias kökenli olduðu ve
yemyeþil Dandalas vadisi ile devam eder, tarihinin oldukça gerilere gittiði anlaþýlýr.
Tavas Ovasý ve Muðla ile son bulur. Bölgede Karacasu seramikçilerinin zaman içinde
eski çaðlardan beri insan varlýðýnýn tüm izle- sürdürdükleri uðraþýlarý günümüzde de
rine rastlanýr. Örneðin bugün dahi izlerine devam etmektedir.
rastladýðýmýz Plarasa, Aphrodisias, Karaca- Seramik üretiminin yapýldýðý atölye-
su'yun bulunduðu yerde Gordioteikhos,1 lerin genel görünüþü, bizi tarih içinde yolcu-
Kindos antik kentlerinden elde edilen arkeo- luða çýkaracak özelliklere sahiptir: Taþ duvar-
lojik veriler bu düþüncemizi doðrular. lý, toprak damlý atölyeler ile kule biçimli fýrýn-
Aphrodisias'taki Pekmeztepe'nin ve larda ilkel üretim yöntemleriyle seramikler
Akropol Tepesi'nin höyük yerleþimi Kalkolitik yapýlmaktadýr. Tarihsel bir özelliði olan bu
döneme (M.Ö. 5500-3000) kadar inen bulun- mekanlarýn korunamamasýyla ilgili tedirgin-
tular verir. Kalkolitik dönemden günümüze liðimiz ise sonsuzdur. Çünkü; yeniden
kadar bu havzada irili ufaklý yerleþimlerin var yapýlan binalar çaðýn teknolojisine uygun
olduðu görülmektedir. Yörenin tarihine olarak betonarme yapýlmakta ve otantik
Romalýlar, Bizanslýlar, Beylikler, Osmanlýlar görünümden uzaklaþmaktadýrlar.
zenginlik katmýþtýr. Hatta Kanuni Sultan Yörede tespit edebildiðimiz kadarýyla
Süleyman'ýn Dandalas vadisinden geçerek otuz yedi usta, yirmi beþ çalýþabilir durumda-
Rodos Seferi'ni yaptýðýnýn söylenmesi ki atölyede seramik imalatýna devam etmek-
Karacasu çevresinin tarihsel öyküsü ile ilgili tedir. Teknolojideki yenilikler ve diðer neden-
ip uçlarýný verir. lerle seramikle geçimini saðlayan insanlarýn
Karýncalýdað'ýn eteklerinde, yemyeþil sayýsý her geçen gün azalmaktadýr.
ormanlarýn kýyýsýnda bulunan ve Salbakos Zamanýn deðiþimine ayak uydurmak
Daðý'na (Babadað) doðru bakan Karacasu; gayreti içinde olan seramikçilerden bazýlarý,
günümüzde 6200 nüfuslu bir ilçedir. 1965'li yýllardan sonra geliþen turizmle birlik-
Tabakhane Deresi Karacasu'yu Karþýyaka ve te "Acaba ne gibi bir ürün yaparsak, satabili-
Çarþýyaka diye iki yerleþim birimine ayýrýr. riz?" sorusunu sormuþlar, bu nedenle yeni
Karþýyaka bu derenin güneyinde, Çarþýyaka form arayýþýna girmiþlerdir. Ancak bütün bu
kuzeyinde kalýr. Halk geçimini meyvecilik, gayretler hep el yordamýyla olmuþ bir iki form
tabaklýk (dericilik), seramikçilik, dokumacýlýk dýþýnda turizme yönelik ürün üretilmemiþtir.2
ve tütün tarýmý ile saðlar. Ýlçede okur yazar Karacasu seramikçiliði, bilimsel yön-
oraný yüksektir. temlerle incelenmeli, turistik ve ticari taleplere
uygun olarak da geliþtirilmelidir.
KARACASU'DA SERAMÝKÇÝLÝK
Ýnsanoðlu için seramik sanatý hep var KARACASU'DA SERAMÝK ATÖLYELERÝ
olup gelmiþtir. Nerede insan varsa orada da Seramik üretimi için kullanýlan atöl-
seramik sanatý vardýr. Uygarlýk tarihi içinde yelerin duvarlarý taþ malzemeyle örülmüþtür.

26 iDOL
Araþtýrma

Resim 1

Arada kullanýlan harç çamurdur. Yaklaþýk 80- Ocaklardan alýnan Karacasu kili,
100 cm. kalýnlýðýndaki duvarlara açýlan düþük derecede (650-750 Co) zinterleþir.
pencereler küçük boyutludur ve ahþap Yüksek demir içerir. Küçülme oraný %8'dir.
kepeneklere sahiptir. Mekanlarýn üzerini Bu oranýn yüksekliði çömlekçilere üretim
örten ahþap hatýllarýn arasý çalý çýrpý ile sýrasýnda problem çýkarmaktadýr. Üretilen
doldurulmuþ ve üzeri kes denilen toprakla kaplar genellikle büyük boyutlu olduklarýndan
sýkýþtýrýlmýþtýr. Kes'in özelliði; çakýl þeklinde kuruma ve piþme aþamalarýnda çatlamalar
küçük taþ ve topraktan oluþmasý, iyi görülebilmektedir. Söz konusu kil ile, ipek
sýkýþtýrýlabilmesi nedeniyle yaðmur suyunu matý görünümlü seramik üretilir.4 (Kurutma ve
geçirmemesidir. Örtüyü oluþturan kes piþirme aþamalarýndaki üretim kaybýný önle-
tabakasý yaklaþýk 30 cm. kalýnlýðýndadýr mek için özellikle büyük kaplarda nadiren
(Resim1). Atölyelerin tabanlarýna nem þamot kullanýlýr. Þamot; piþirilmiþ seramik
oranýný sabit tutmak amacýyla, seramik
parçalarýnýn öðütülerek su ile karýþýmýndan
imalatýnda kullanýlan toprak serilmiþtir.
elde edilen çamurdur.)
Seramik yapýmýnda kullanýlan çamurun sak-
Özelliklerini saydýðýmýz bu toprak,
lanmasý ve çarkta biçimlendirilen ürünlerin
sergiliklerde tokuçla dövülür, kiriþten yapýlmýþ
kurutulmasý için atölye içinde özel mekanlar
oluþturulmuþtur. Burdur Ýli, Aðlasun Ýlçesi, eleklerle elenir, taþý, pisliði içinden atýlýr.
Sagalassos Antik Kenti'nde yapýlan kazýlarda Çamurluk denen yere dökülerek deðiþime
da Karacasu seramik atölyelerine benzer uðrar. Ustanýn istediði kývamda, çamur olur.
iþlikler, fýrýnlar, çamur havuzlarý, sergilikler ve Çamurun adý deðiþir Davut olur.
seramik çöplükleri bulunmuþtur. Davut dediðimiz çamur önce ayakla çiðnenir,
sonra elle yoðrulur ve imalata hazýr hale
SERAMÝK ÝMALATI getirilir. Çamurun tümü hemen kullanýlmaya-
caðý için naylonlara sarýlarak tavýný korumasý
A)Topraðýn Alýnmasý ve Hazýrlanmasý: saðlanýr.
Karacasu seramiðinin hammaddesi olan kýr- Ýmalatýn hemen baþýnda bu çamur-
mýzý toprak, hayvanlarla 1970'li yýllara kadar dan yapýlacak iþin büyüklüðüne göre parçalar
Eþekkoþçaðý mevkiinden getirilirdi. Bugün ise ayrýlýr. Bunlara künte adý verilir (Resim 2).
bu toprak ilçeye 7km. mesafedeki Yazýr Künteler bir bir alýnarak tezgahta çevrilir ve
Köyü'nden saðlanmaktadýr.3 þekillendirilir.
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 27
Araþtýrma

sak; tertemiz, yumuþak ve esnek bir çamur


düþünülebilir. Diðer bir yöntemde ise özel
makineler kullanýlmaktadýr. Bu makinalardan
ilki deðirmen (Resim 5), ikincisi ise filt-
repres'tir (Resim 6). Deðirmen, topraðý ve
taþý ezerek toz halinde su ile karýþtýrýrken, filt-
repres hazýrlanan karýþýmýn havasýný alarak
süzer ve seramik imalatý için hazýr hale
getirir. Hazýr olan bu hamur, yapýlacak kabýn
büyüklüðüne göre küntelere ayrýlýr ve çarkýn
kellesine konur . Çark ayak yardýmýyla alttaki
tekerden döndürülür. Kelle üzerindeki hamur
önce avuç içinde sýkýlarak silindirik durumda
yükseltilir. Baþ parmaklar yardýmýyla silindirik
hamurun üzerinden basýlarak hamurun içi
Seramik çamurunun hazýrlanmasýnda oyulur. Hamura þekil verebilmek için bir elin
kullanýlan diðer yöntemlerden biri, atölyeye içeriden bir elin dýþarýdan baskýsý gerekmek-
getirilen toprak, kademeli olarak yapýlmýþ iki tedir. Ýstenilen þekil ustalarýn maharetli
havuzdan üsttekine konur ve su ile karýþtýrýlýr. elleriyle verildikten sonra, çarkýn üzerindeki
Bu karýþým süzülür, alttaki ikinci havuza alýnýr. seramik ýslak elle sývazlanýp düzgün, cilalý bir
Bu sýrada toprak içinde bulunan taþlardan ve yüzey elde edilir. Daha sonra çark durdurulur
bitki atýklarýndan temizlenir. Ýkinci havuza alý- ve seramik taban kýsmýndan ip veya misina
nan çamur, bir gün bekletilir. Toprak dibe ile kesilerek kelleden ayrýlýr ve kurutulmak
çöker. Üzerindeki su alýnýr. Dipteki çamur üzere sergenlere alýnýr. Çok önemli olan
genellikle 1x1,5 m. ölçüsünde 0,15 m. yük- kurutma iþlemi gölgede yapýlýr. Astar, sýr,
sekliðindeki taban ve duvarlarý tuðladan boya, kulp, kaide ve emzik ile ilgili bütün
yapýlmýþ havuzlara alýnýr (Resim 3). Söz iþlemler kurutma aþamasýnda yapýlýr.
konusu havuzlara bazen naylon çuvallar seri-
lerek çamurun havuzlardan daha kolay alýn- B) Astarýn Hazýrlanmasý ve Uygulanmasý:
masý saðlanýr (Resim 4). Çamur, iþleme Astar, seramikçilerin ürünlerini daha dayanýk-
kývamýna gelinceye kadar burada bekletilir. lý ve güzel yapabilmek için çeþitli renklerde
Sonra tekrar elle yoðrulur. Yoðurmada kývam killerle hazýrladýklarý özel bir maddedir.
kavramýna bir de topraðýn özleþmesi kavra- Karacasu'da astarlý kap yapýmý (Antik
mýný eklemek gerekir. Somutlaþtýracak olur- dönem hariç) çok eskiye dayanmamaktadýr.

28 iDOL
Araþtýrma

Ancak sýr ve boya, güveç ile testilerde eski-


den beri görülür.
Astar, yukarýda bahsettiðimiz kade-
meli iki havuzdan ikincisinde bulunan çökmüþ
haldeki çamurun üstteki ince, yaðlý kýsmý alý-
narak üç dört kez tülbentten geçirilip süzül-
mek suretiyle elde edilir. Bu solüsyon kova
veya teneke içine alýnarak iki gün dinlen-
dirildikten sonra bulamaç haline getirilir. Astar
kullanýma hazýrdýr.
Bazý seramik ustalarýnýn söz konusu
astarý kullanýlarak bir takým denemelere gir-
iþtiði bilinmektedir. Astara sodyum ve kalgon
(calgon) karýþtýrarak gerekli parlaklýða ulaþ-
maða çalýþmýþlardýr. Ancak asýl olan kimya-
sal astar deðil, doðal astardýr. Astarýn hazýr-
lanmasýnýn önemi yanýnda astarýn uygulan- oluþan bir maddeden yararlanýlýr. Zara'da
masý da tecrübe ve beceri gerektirir. Uygula- karasakýz, Tekirdað yöresinde zeytin yaðý ve
nacak kabýn kuruma kývamý, astarýn kurutul- susam yaðý sýrlama malzemelerindendir.
masý ve perdahlanmasý sýrasýnda kullanýlan Ege'de testilerde ve su küplerinde,
malzeme önemlidir. Astar boya uygulanan güveçlerde sýr yoktur. Ancak güveçler yaðla-
kap, antik dönemde perdah taþý ile ovularak nýp piþirilir. Aydýn'da yeþil sýr mürdesek ve
parlatýlmýþtýr. Günümüzde ise bu iþ perdah bakýr tuzu ile yapýlýr.vi
taþý ile deðil, naylon bez parçalarýyla iyice Karacasu'da yapýlan testilerin, küp-
ovularak saðlanýr. Yukarýda da bahsettiðimiz lerin aðýz kýsýmlarý, güveçlerin de içleri sýr-
gibi söz konusu parlaklýðý veremeyen ustalar lanýr. Burada sýrlamada kullanýlan malzeme
kimyasal maddeler ile astar boyalý kabý % 80 boraks, % 20 kurþun karýþýmýyla hazýr-
ovmadan parlatýrlar. "Astar içine % 1-7 ora- lanýr. Boraks Etibank'tan, kurþun piyasadan
nýnda soda ve calgon eklenmesi daha düþük temin edilir. Modern sýr makinalarýyla daha
derecelerde zinterleþmeyi saðlar" 5 kolay ve düzgün sýrlama yapýlmaktadýr.

C) Sýr Hazýrlanmasý ve Uygulanmasý: D) Süsleme: Karacasu testi ve küplerinin


Anadolu'nun çeþitli yörelerinde sýrla- ayýrýcý özelliklerinden biri olan süsleme,
mada deðiþik malzemeler kullanýlýr. Ayaþ'ta, beyaz boya ve sarý yaldýz ile yapýlýr. Beyaz
Konya'dan getirilen kýrmýzý toprak; Bayburt'ta boya, ilçenin sýrtýndaki Karýncalýdað'da bulu-
badana topraðý diye anýlan toprak; Batý nan Dedebað mevkii, Küllü Kernesi denen
Anadolu'da Kütahya topraðý diye anýlan, ocaktan alýnýr. Söz konusu ocakta 3-4 cm.
kirece benzer toprakla kaplar astarlanýr. Bu kalýnlýðýnda çizgiler halinde damarlar uzanýr.
astar sýr yerine geçer. Gördes'te aþý topraðý Boyanýn ilk malzemesi bu damarlardan kazý-
ile Elbistan'da undan yapýlan ayranla sýr yeri- narak çýkarýlýr. Çýkarýlan bu malzeme atölye-
ni tutan astar vurulur. Yalvaç'ta mürdesek lerde su ile karýþtýrýlarak üç parmaklý kalem
veya kurþun; Turgutlu'da kurþun çürütülürken denilen fýrçayla testilere sürülür. Tel adý veri-
biraz göktaþý veya bakýr tuzu ilave edilerek; len sarý yaldýz ise Kepre Daðý'ndan elde
Menemen'de kurþun ile mürdesek karýþtýrý- edilir. Dövülüp elekten geçirildikten sonra su
larak; Iðdýr ve Van'da Vangölü üzerinde mey- ile karýþtýrýlýr. Bu süsleme malzemesi testilere
dana gelen kaymak toplanýp kurutularak çak- keçe ile sürülür. Kap üzerine süsleme genel-
mak tozu ile karýþtýrýlýp sýr olarak kullanýlýr. likle dalgalý çizgi motifleri kullanýlarak yapýlýr.
Tire civarýnda sýra mor rengi vermek için Karacasu seramiði boya ile ilk Hamdi Kiriþ
kurþun eriyiði içine rastýk taþý konulmakta; ustanýn eserleriyle tanýþmýþtýr. 1960'lý yýllar-
Doðubeyazýt'ta yumurta aký ve ayrandan daki bu giriþimden sonra 1980'li yýllarda fýrýn-
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 29
Araþtýrma

Mezopotamya'da kullanýldýðý konusunda


kesin bilgi sahibi deðiliz. Þimdilik bilinen M.Ö.
4500 - 4200 yýllarýnda Obeid kültüründe var
olduðu, son Obeid döneminde Sakçagözü'n-
de de kullanýldýðýdýr. Obeid Güney Mezopo-
tamya'da bir þehirdir. Bu dönem çarklar ya-
vaþ dönmektedir. Çark sisteminde geliþim
saðlanarak bu günkü mekanik ve hýzlý dönen
tam çarklara ulaþýlmýþtýr. Karacasu'da kul-
lanýlanlar mekanik ve hýzlý devirle çalýþan tam
çarklardýr. Elazýð ili, Sivrice ilçesi, Uslu
köyünde kullanýlan çarklar tam bir çark deðil,
yavaþ devirlidir. Obeid kültüründe kullanýlan
çarklar gibidir.
Elazýð ili, Sivrice ilçesi, Uslu Köyünde
lanmýþ astarlý seramikler üzerine çini mürek- seramik yapýmýyla bayanlar uðraþmaktadýr.
keple yapýlan bezemeler laklanarak sabit- Kil elde parça parça açýlarak, topraktan
leþtirilmiþtir. Çini mürekkebin ardýndan kumaþ yapýlmýþ üzeri çukur çark kellesinde birleþti-
boyalarý ve seramik boyalarý ile de bezeme rilmektedir. Vazo bittikten sonra ýslak bez ile
denemeleri yapýlmýþ ancak; yeterince talep perdah yapýlmaktadýr. Perdah sýrasýnda
olmamasý nedeniyle kiþisel uðraþlardan çarka hýz verilir. Uslu Köyünde yýlda iki üç kez
öteye geçememiþtir. seramik piþirilmektedir. Kurutulan seramikler
bir meydana erkek kadýn hep birlikte taþýnýr,
SERAMÝK ÝMALATINDA KULLANILAN ters olarak üst üste dizilir, her atölye kendi
ARAÇLAR seramiðini dizdikten sonra yakma iþine
geçilir. Meydana toplanan seramiklerin etrafý-
Çark: Tezgah, bir masa þeklindedir. na, aralarýna ve üzerine çalý, çýrpý, odun ve
Bu masanýn kenarýnda seramik ustasýnýn saman konularak yakýlýr. Yakma iþi erkeklere
oturacaðý uzun tahta bölüm bulunur. Masanýn aittir. Uslu'da fýrýn kullanýlmaz." 7
altýndan üst kýsmýna ulaþan bir milin iki ucun-
da, aþaðýda Teker denilen ahþap disk, yukarý- Titreç: Ahþaptan yapýlýr. Çubuk þek-
da Kelle denilen daha küçük bir disk bulunur. lindedir. Yapýlan seramiðin taban kýsmýný
Alttaki disk ayakla döndürülerek kelle týraþlamaya yarar (Resim 7f-g).
üzerindeki çamurun iþlenmesi için gerekli
olan ekseni etrafýnda
dönme hareketini saðlar.
Teker ayaðýn ileriye doðru
olan itmesiyle döndürülür.
Milin masayý deldiði nokta-
da delik demir bulunur.
Anlattýðýmýz bu
tezgah Karacasu atöl-
yelerindeki tezgahlarýn ori-
jinal biçimidir.Bu tezgahta
zamanla deðiþiklikler ol-
muþ, elektrik motoru, fren-
leme düzeni, rulmanlar bu
tezgaha ilave edilmiþtir.
"Çarkýn ilk defa
Kuzey veya Güney
30 iDOL
Araþtýrma

Ýp: Bu malzeme
bildiðimiz iptir. Bugün ip c
g f e d b a
yerine misina kullanýl-
maktadýr. Yapýlan serami-
ðin kelle üstünden kesile-
rek alýnmasýný saðlar
(Resim 7d).

Petras Tahtasý:
En önemli aletlerden
biridir. "D" harfi þeklin-
dedir. Ahþaptan veya
metalden (sacdan) yapý-
lýr. Biçimlendirmede, yü-
zeyin düzeltilmesinde kul-
lanýlýr (Resim 7h).
Bazý fýrýnlarda da baca dar olduðundan yan-
Fýrça: Üretilen seramiklerin beyaz kil dan bir kapak býrakýlarak iþlem bu kapaktan
ve sarý yaldýz ile boyamasýnda kullanýlýr yapýlýr. Kapak kýsmý, sýralamadan sonra tuðla
(Resim 7e). ve çamur yardýmýyla kapatýlarak sývanýr. Alt
Üç Parmaklý Kalem: Seramik süsle- kattaki ateþin yakýlacaðý bölümde de bir ka-
mesinde kullanýlan, üç fýrçanýn eþit aralýkla pak bulunur. Bu kapaktan içeriye odun atýla-
birleþtirilmesiyle yapýlmýþ bir alettir. Özellikle rak yanma iþi saðlanýr. Odun olarak çýralý
testi ve küp boyarken kullanýlýr (Resim 7a). çam odunu tercih edilir. Odun ateþi ile yakýlan
fýrýnlarda ýsý daha yüksek olmasýna karþýn
Makara: Seramik üzerinde yapýlan modern fýrýnlarda daha düþüktür. Ancak mo-
yivli bezemelerin eþit aralýkta biçimlenmesini dern fýrýnlarda kapalý sistem ýsýtma uygulan-
saðlayan paralel yivlerden oluþmuþ silindir, dýðý için fýrýn içindeki ýsý alt ve üstteki sera-
makara þeklinde metal bir alettir (Resim 7b-c). mikleri ayný kývamda piþirir. Antik dönemde kil
eriyiðinin (astar) içine çürümüþ bitki artýðý
Su: Çarkta yapýlmakta olan seramiðin (potasyum, soda) katýlýr, kilde beyaz küf oluþ-
ele yapýþmadan düzgün bir biçimde þekil- masýný önlemek için karýþtýrýlýr. Güneþte
lendirilmesi için, çark masasý üzerinde kap buharlaþtýrýlýnca altta koyuca bir kil kalýr, bu
içinde bulundurulan sudur. kil Siyah Figür Tekniðinde boya olarak kul-
lanýlýr. Figürlerin detay ve kontur çizgileri sivri
Fýrýn: Karacasu'da hem tüp gazlý uçlu bir aletle belirlenir. Daha sonra bu boya
veya elektrikli (modern), hem de odun yakýtlý kili kontur içine sürülür ve detay çizgileri
eski tip fýrýnlar vardýr. Eski fýrýnlar iki katlý tekrar kazýnarak belirlenir.
olup, taþtan örülmüþ, silindirik gövdeli bir Astar boya kili ile vazonun kendi kili
yapýdýr. Alt kat ile üst katý ayýran delikli bir fýrýnlamadan önce pek farklý deðildir.
tavla kýsmý vardýr. Tavla kerpiçle kemerli bir Fýrýnlama sýrasýndaki; fýrýna hava verilmesi,
þekilde örülerek oluþturulur. Tavla üzerinde fýrýna duman verilmesi ve fýrýna tekrar hava
ýsýnýn alttan üste geçmesine yarayan, yak- verilmesi iþlemleriyle astar boya kili siyah,
laþýk 10cm. çapýnda delikler yer alýr. Bu delik- vazo kili kýrmýzý olarak belirir. Fýrýna hava ve-
lerin sayýsý fýrýnýn büyüklüðüne göre deðiþir. rilmesi sýrasýnda ýsý 800 Co dir. Yanma sýra-
Fýrýnýn içi yaðsýz, açýk sarý bir kille kalýnca sýnda yeþil yapraklý çalý çýrpý yakýlarak duman
sývanýr. Delikli tavla kýsmýnýn üzerine kurutul- verilir. Bu sýrada çýkan su buharý fýrýndan
muþ seramikler düzenli olarak sýralanýr. Bu geçerken alt ve üst kapak 5-10 dakika kapa-
iþlem, üstteki baca aðzýndan yapýlarak en týlýr. Isý içeride 945 Co ye kadar çýkar. Yük-
üstü seramik parçalarýyla kapatýlýr (Resim 8). selen ýsýda karbonmonoksit, kildeki

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 31


Araþtýrma

ve ilçelere taþýnýr ve
pazarlanýrdý. Sipariþ alý-
narak istenilen formda
yapýlan seramikler, yurt
içinde pazarlandýðý gibi
yurt dýþýndan gelen
talepleri de karþýlamak-
tadýr. Pazarlamada dýþa
açýlmanýn en önemli
ilkesi; ürünün alýcýsý
tarafýndan kolay taþýna-
bileceði bir konumda
olmasýdýr.
Ýlçede 2000
yýlýnda öðrenime baþla-
yan, Adnan Menderes
Üniversitesi Meslek
Yüksek Okulu Seramik
demiroksit ve boya kilindeki oksijeni alarak Bölümünün de Karacasu seramiðinin geliþi-
manyetik demiroksite dönüþür. Bu sýrada kýr- mine, tanýtýmýna ve pazarlamasýna çok
mýzýdan siyaha geçiþ söz konusudur. Daha önemli katkýlarda bulunacaðýna inanmak-
sonra alt ve üst kapaklar tekrar açýlýr, içeriye tayým. Bundan böyle Karacasu seramiði
hava (oksijen) verilir. Oksijenle birlikte siyah akademik platformda da her zaman yerini
demiroksit tekrar kýrmýzýya dönüþür. Vazo alacaktýr.
gövdesinin gözenekli kilinde bu iþlem yavaþ Karacasu'da seramik sanatýný kuþak-
yavaþ oluþur. Buna karþýn boya kili sürülen tan kuþaða aktarmýþ ve þu anda hayatta
bölümlerde kilin içindeki mineraller yüzeyden olmayan ustalarýmýza tanrýdan rahmet, aktar-
oksijenin girmesini önleyecek þekilde maya devam eden tüm ustalarýmýza da
gözeneksiz bir tabaka oluþturur. Sonuç baþarýlar dilerim.
olarak kýrmýzý zemin ve siyah figürler ortaya
çýkar. Þayet ýsý 1050 Co ye yükseltilirse boya * Mahir Atýcý, Arkeolog, Burdur Müzesi
halindeki demiroksit tekrar okside olup kýr- Müdürlüðü.
1 Ramsey, W.M., Anadolu'nun Tarihi
mýzýya dönüþmektedir. Bu özellikle Attika Coðrafyasý, Ýstanbul, 1960, s.177
Siyah Figür seramikçilerinin geliþtirip uygu- 2 Hamdi Kiriþçi ve Süleyman Sertkaya isimli
ladýklarý güzel bir tekniktir.8 ustalarýmýzýn çabalarý önemli olmuþtur.
3 Güler, B., "Anadolu Seramik Geleneðinin
PAZARLAMA Yaþayan Uzantýsý I: Aydýn - Karacasu'da Seramik
Karacasu seramiðinin yapýldýðý kil Üretimi" Standart, Ankara, 1994, Y:33, S.388
4 Çizer, S-Yoleri, H., "Geleneksel Karacasu
geçirgen özelliðe sahip olduðundan içine
Çömlekçiliðinin Günümüz Koþullarýnda
doldurulan suyu süzer. Suyu süzmesi sebe- Deðerlendirilmesine Ýliþkin Teknik Çözüm Öneri-
biyle de soðuk tutar. Bu özelliði, Karacasu leri ve Uygulamalarý" Türkiye'de El Sanatlarý
testisini (bardak) çok istenen bir ürün haline Geleneði ve Çaðdaþ Sanatlar Ýçindeki Yeri
getirmiþtir. Evlere henüz soðutucularýn Sempozyumu Bildirileri, Anka-ra,1997, s.314-317
5 Çizer, S.- Yoleri. H., a.g.m.
girmediði dönemlerde sýcak yaz günlerinde
vi Koþay, H. Z-Ülkü, A., "Anadolu'da Ýptidai
insanlar soðuk su içmek için evlerinde
Çanak-Çömlekçilik" Türk Etnoðrafya Dergisi, V,
Karacasu testisi bulundururlardý. Hayýrsever
1963, s.89-93
vatandaþlar tarafýndan eskiden sokak duvar- 7 Prof. Dr. Marcella Frangipane'nin verdiði bil-
larýna içme suyu dolu testiler asýlýrdý. giye göre.
Ulaþýmýn da hayvanlarla saðlandýðý bu 8 Atatürk Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Ders
dönemlerde testiler yük hayvanlarýyla çevre il Notlarýndan Alýnmýþtýr.

32 iDOL
Kaçakçýlýk

Derleyen: Soner ATEÞOÐULLARI*


ransa'nýn Musul elçisi Victor Place'in gelmiþlerdi. Bu tür iþlemlerde, gerçekten de
F 1852'de Khorsabad'da yaptýðý kazýlarda
ele geçirdiði dev boða heykellerini ülkesine
önemli olan parçalarýn sayýsý deðil, taþýnacak
kütlelerin boyutlarý ve aðýrlýklarýdýr; oysa, bul-
kaçýrma çabasý 1855 yýlýnda bir gemi kaza- gularýmýzýn arasýnda dört tane aþýrý yüksek-
sýyla son bulmuþtur. Rýhtýma ulaþtýrýp Dicle'- likte tekparça taþýn yükseldiði, muazzam bir
ye çýkarmayý baþardýðý dev boða heykelleri, giriþ de bulunuyordu, ki bunlarýn karþýsýnda
Dicle ve Fýrat'ýn birleþtiði yer yakýnýnda, bir insan pekâlâ tereddüte düþebilirdi. Öte yan-
grup Arabýn saldýrýsýna uðrayýp, hemen he- dan, çok iyi muhafaza edilmiþ heykelleri,
men hepsi çamurlu sulara gömülmüþtür. tonozu ana tabaný ile bu kapý, Ninive yapý
Sadece yaklaþýk otuz tonluk kanatlý bir boða sanatýnda eþsiz bir örnek oluþturuyordu; bize
heykeli Louvre'a kadar götürülebilmiþtir. Eski tamamen yeni bir dekorasyon sistemi ve
eser kaçakçýlýðý adýna yaþanan bu trajik olayý inþaat iþlemleri hakkýnda beklenmedik bilgiler
Victor Place'in kaleminden aktarýyoruz. saðlýyordu ve Asurlularýn býraktýklarý gibi
Güzel Sanatlar Bakaný Khorsabad'da duran, bu denli bütünlük gösteren bir eserin
bulunan heykel ve diðer antik parçalarýn koleksiyonlarýmýzda yer almasý oldukça
Fransa'ya yollanmasýna karar verildiðinde, bu önemliydi. Dolayýsýyla Bakan haklý olarak, en
iþi baþarýyla sonuçlandýrmak için alýnmasý büyük tekparça taþlarýn bile, bütün olarak
gerekli önlemleri düþünmem gerekti. Fakat, Paris'e getirilmeleri için hiçbir þeyin ihmal
çýkarýlan nesneler arasýnda birkaçý, boylarý edilmemesini istemiþti. Bunun dýþýnda,
ve aðýrlýklarý dolayýsýyla bunun bize güç bir iþ ihtiyaç duyabileceðim her þey fazlasýyla emri-
olacaðýný düþündürüyordu. Bundan önce, me verilmiþti: Yeterli ödenekler saðlanmýþtý;
seleflerim bu tür taþýmalarý gerçekleþtirmiþ- özel olarak kiralanan büyük tonajlý bir gemi
lerdi; fakat büyük boyuttakiler ya zaten birkaç Basra'ya gelip göndereceðim yükü alacak ve
parçaya bölünmüþtü ya da kendileri bunlarý bunlarý Havre'a götürecekti, dolayýsýyla, Ümit
dört, hatta altý parçaya kesmeye karar ver- Burnu'nu gidiþ dönüþ olmak üzere iki kez
miþler ve böylece bu zor durumun üstesinden geçecekti. Bu konuya, bu kadar iyi niyet ve

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 33


Kaçakçýlýk

34 iDOL
Kaçakçýlýk

özveriyle yaklaþýlmasý bana coþku dolu bir dýrdýlar. Fakat, bunun kesinlikle gücümüzün
enerji veriyordu; böylece, bütünüyle farkýnda üstünde olduðunu kabul etmeye bir türlü
olduðum güçlüklere raðmen, bu maceraya yanaþmýyordum. Zaten alçak kabartmalar
atýlmaya karar verdim. Göndereceðim yükü Fransa'ya götürülecek bu boðalarýn Asurlular
aldýðýmda ilk dikkat ettiðim husus, tek parça
taþlarýn aðýrlýðýný tartmak oldu, çünkü bu aðýr-
lýk kullanýlacak yöntemlerin yapýsýný ve gücü-
nü belirleyecekti. Düzenli olarak dik açý biçi-
minde yontulan bir alçý taþý parçasý sayesin-
de heykellerin yapýldýðý taþýn desimetre
küpünün iki katýný elde ettim ve bundan son-
ra, karþýlaþtýrmalý bir hesap sayesinde, cana-
varlarýn her birinin 13.000 kg ve boðalarýn her
birinin ise yaklaþýk 32.000 kg geldiðini sap-
tadým. Bunlar, ülkenin bana sunduðu taþýma
araçlarý için oldukça büyük aðýrlýklardý.
Khorsabad'dan Dicle'ye ulaþmak için, çölde,
18 km yol kat etmemiz gerekiyordu, bundan
sonra, Musul ve Basra arasýnda 550 ila 600
km nehir yolculuðu yapmalýydýk ve elimizde
ne geçiþe elveriþli yol, ne araba, ne motor, ne
yeterince güçlü gemiler vardý. Bölgenin alýþtý-
ðýmýz koþullarýndan çýktýðýmýz anda, böyle
durumlarda olduðu gibi, her þeyin yeniden
oluþturulmasý gerekiyordu. Musul'da mesle-
ðin en tecrübelileri olarak ünlenen kiþilere ilk
danýþtýðýmda benzer bir iþlemin düþüncesin-
den dahi korktuklarýný söylediler ve hatta bu-
nun imkansýz olduðunu söylemeye kadar var-
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 35
Kaçakçýlýk

tarafýndan onlarý bulduðumuz yere taþýndýk- yanaþtýrmasý için sýkýþtýrdý. Ya bu zorlama-


larýný ve yerleþtirildiklerini gösteriyordu. Bu dan kaynaklanan þokla yada korsanlarýn sal-
konularýn temsil edildiði sahneleri inceleme- dýrýlarý karþýsýnda, kayýk yarýlarak dikey bi-
leri için ustabaþlarýna verdim ve onlarýn put- çimde battý. Kýyýya yanaþtýrýlan diðer iki salýn
perest olarak hor gördükleri insanlarýn bir akýbeti de bundan daha iyi olmadý. Araplar
zamanlar gerçekleþtirdikleri bir iþe cesaret burada aradýklarý hazineyi bulamamanýn ver-
edememelerini kýnadým. Böylece, cesaretleri- diði öfkeyle, nakliyatçýlarýn bazen deðerli
ni topladýlar ve iþe koyulmaya karar verdik [...]. nesneleri sakladýklarýný bildikleri tulumlarý
Bir kez taþýma sorunlarý çözüldüðün- mýzraklarla delik deþik ederek bunlarý da
de, antik eserleri taþýyan sallar Fransa'ya batýrdý. Diðer iki kelek ise, kaptanlarýnýn neh-
doðru hareket etti. Fakat, felaket bundan rin geniþliðinden yararlanmalarý sayesinde
sonra geldi. saldýrýdan kaçarak, sað salim Basra'ya vardý-
Fýrat ve Dicle'nin birleþtiði yerin lar. Bugün Louvre'da görülen heykellerim, bu
aþaðýsýnda Kurna dolaylarýnda, bu nehirlerin iki sal içinde kurtulmuþ olanlardýr. Buna ayrý-
suyundan doðan ve Þattü'l-arab olarak ad- ca, keþiflerimin ürünlerini Fransa'ya götüre-
landýrýlan yeni nehirde, kayýk ve kelekler, cek olan gemiden yararlanarak, çantalarýmý,
isyancý kabilelerin saldýrýsýna uðradý. Doðu eþyalarýmý, kütüphanemi ve bir temsilcinin on
halklarý, Avrupalýlarýn bu denli uzaktan gele- beþ yýl süren yolculuklarý boyunca biriktire-
rek yürüttükleri arkeolojik kazýlara hiçbir bileceði sayýsýz nesneyi, batan kayýða teslim
zaman kendi içlerinde tatmin edici bir cevap ettiðimi eklememe gerek var mý? Fakat, hiçbir
bulamadýlar ve bizim tüm çabalarýmýza rað- þeyin yerine koyamayacaðý parçalarýn yok
men, asýl amacýmýzýn gizli hazineler bulmak olup gittiði bir felaketin sonuçlarý karþýsýnda
olduðunu düþünmekten vazgeçmediler. Bü- bu, þüphesiz tamamen þahsi ve ufak çýkarlarý
tün kazý ve taþýma sürelerince, bu hususta en ilgilendiren bir kazadan ibaret kalýyor.
kuþkucu olanlarý, götürülen hiçbir nesnenin Victor Place
iþtah kabartýcý türden olmadýðýna ikna ede- 1867
bilmek için isteyen herkesin çalýþmalarý
incelemesine izin vermeye büyük özen gös- * Arkeolog, Anadolu Medeniyetleri Müzesi
terdim. Buna raðmen, kafilemizin yükünün Evvel Zaman Ýçinde Mezopotamya adlý kitaptan der-
lenmiþtir.
zengin olduðuna iliþkin dedikodular aldý Jean Bottéro ve Marie-Joseph Stève, Evvel Zaman
yürüdü ve Þattü'l-arab'ýn sað kýyýsýnda kamp Ýçinde Mezopotamya. Yapý Kredi Yayýnlarý Genel Kültür
kurmuþ kabileler, kaptanlarý tekneyi kýyýya Dizisi , Ýstanbul 2002.
36 iDOL
Koruma

KÜLTÜREL VARLIKLARIN KORUNMASI VE ULUSLARARASI SÖZLEÞMELER

Semra SALGIRLI*
ültürel varlýklarýn korunmasý; varlýðýn desidir. Heinrich Schliemann tarafýndan
K fiziksel devamlýlýðýnýn saðlanmasýnýn
yaný sýra, doðal koþullar, kentleþme, sanayi-
ülkemizden kaçýrýlan Troya eserlerinin bu
kapsama girmesi nedeniyle, 25 Þubat 1993
leþme ya da çevre faktörlerinin olumsuz yön- tarihinde Rusya Federasyonu'na nota veril-
lerinden etkilenmemesi ile yasadýþý ithal, miþ ve Dresden görüþmelerine Türkiye'nin de
ihraç ve mülkiyet deðiþtirmesi gibi oldukça katýlmasý gerektiði bildirilmiþtir. Ardýndan
geniþ bir alanda birbirinden farklý durumlarý Yunanistan da hak iddia etmiþtir. Buna rað-
kapsamaktadýr. men, 1992 yýlýnda Almanya ile Rusya
Dünya tarihinde kültürel varlýklarýn Federasyonu arasýnda gerçekleþtirilen
iadesine** iliþkin ilk antlaþmalar 17. yüzyýlda Antlaþma'nýn 15. maddesine, kültür varlýk-
gerçekleþtirilen Westphalia (1648) ve Olivia larýnýn iadesi hususu konulmuþtur.
(1660) antlaþmalarýdýr.1 II. Dünya Savaþý'nýn ardýndan, kültür
Kültür varlýklarýnýn korunmasý ile ilgili varlýklarýnýn korunmasý alanýnda daha etkin
kurallarý uluslararasý anlamda kanunlaþtýrma çabalar gösterilmiþ ve UNESCO çatýsý altýn-
çabalarýndan biri ise, 1874 tarihli Brüksel da La Haye Sözleþmesi (1954) kabul
Konferansý'dýr. Hiçbir zaman onaylanmayan edilmiþtir.
bu deklarasyon getirdiði hükümlerle, 25 yýl Avrupa ölçeðinde kültürel iþbirliðini
sonra yapýlan La Haye Konferanslarýna geliþtirme amacýný da taþýyan Avrupa
öncülük etmiþtir. Nitekim 1899 ve 1907 La Konseyi**** kapsamýnda, Avrupa Kültür
Haye Sözleþmeleri uluslararasý kodifikasyon- Sözleþmesi (1954) ile ilk adým atýlmýþtýr.
da önemli bir yer tutmuþtur. UNESCO (Birleþmiþ Milletler Eðitim,
La Haye Sözleþmeleri I. Dünya Bilim ve Kültür Örgütü) bünyesinde geniþ bir
Savaþý sýrasýnda sistematik bir þekilde ihlâl katýlýma sahip olan 1970 tarihli sözleþme,
edilmiþ ve savaþtan sonra Versailles hem ulusal hem de uluslararasý anlamda üye
Antlaþmasý (28 Haziran 1919) imzalanmýþtýr.2 devletlere yükümlülükler getirmesi nedeniyle,
I. ve II. Dünya Savaþlarý arasýndaki bu alandaki en önemli sözleþme hüviyetini
dönemde, 1923 yýlýnda Hukukçular Komis- kazanmýþ ve hýrsýzlýk, yaðma, yasadýþý nakil
yonu,*** havadan yapýlan saldýrýlara iliþkin ile mülkiyet deðiþiminin önlenmesi gibi pek
kurallar koymuþtur. Yine 1935 yýlýnda imza- çok hususu kapsamýna almýþtýr.
lanan Sanatsal ve Bilimsel Enstitüler ile Tarihi
Anýtlarýn Korunmasý Antlaþmasý (Roerich I. Uluslararasý Ýliþkiler Disiplini:
Pact) önem taþýmaktadýr.3 Siyaset Bilimi'nden ayrý olarak,
II. Dünya savaþý sýrasýnda uygulanan kendine özgü metodlaþmasýyla (konusu,
kapsamlý ve sistematik yaðma politikasý çalýþma alaný ve yönteminin belirginleþme-
sonucu; 1943 Deklarasyonu ve Bretton siyle), I. Dünya Savaþý'ndan sonra, 20. yy.
Woods Konferansý gerçekleþtirilmiþ, ittifak baþlarýnda ortaya çýkan ve II. Dünya Savaþý
devletleri, itilaf devletlerince yapýlan el koyma ile geliþen bir disiplindir.
iþlemlerini geçersiz saymýþtýr.4 "Savaþ" ve "Barýþ" temalarý üzerinde
II. Dünya Savaþý sýrasýnda götürülen oluþmuþtur.5
eserlerin iadesi amacýyla yapýlan ikili anlaþ-
malardan ülkemiz için en önemli olaný, II. Uluslararasý Ýliþkiler Hukuku:
Federal Almanya ile SSCB arasýnda imza- 17. yy.’da ulus-devletlerin ortaya çýk-
lanan 9 Kasým 1990 tarihli "Ýyi Komþuluk, masýyla birlikte, bu devletler arasýndaki iliþki-
Ortalýk ve Ýþbirliði Antlaþmasý" nýn 16. mad- leri düzenleyen devletler hukukundan sonra,
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 37
Koruma

38 iDOL
Koruma

II. Dünya Savaþý ile olaðan ve çaðdaþ sel ve nihayet UNESCO bünyesinde gerçek-
geliþmelere paralel doðan, ancak devletler- leþtirilen uluslararasý antlaþmalarýn imza-
arasý iliþkiler yanýnda hükümetlerarasý ve landýðý bir dönem olmuþtur.
hükümetler dýþý yapýlarý da içine alan bir Kültürel varlýklarýn korunmasý, fiziksel
hukuktur. olarak iyi koþullarda muhafazasýnýn yanýsýra,
Bu yapýlara örnek olarak 1945 yýlýnda coðrafi ve sosyo-ekonomik anlamda bütün-
51 kurucu üye ile oluþan Birleþmiþ Milletler lüðüne sevgi gösterilmesi gerekliliðini de taþý-
verilebilir ki, kurulduðundan bu yana üye maktadýr.8
sayýsý 4 katý artmýþtýr. Kültürel varlýklarda “koruma” kavramý
Uluslararasý Ýliþkiler Hukuku 2 esas alýnarak;
dönemde incelenmektedir: 1-) Ulusal
1- Klâsik Dönem: I. Dünya Savaþý’nýn 2-) Uluslararasý
ortasýna kadar olan dönemdir ve taraflarý 3-) Evrensel
sadece devletlerdir. olmak üzere 3 farklý düzeyde koruma söz
2- Çaðdaþ Dönem: I. Dünya konusudur.8
Savaþý’ndan günümüze kadar olan dönemdir 1-) Ulusal Düzeyde Koruma: Devletin
ve taraflarý, devletler yanýsýra örgütlerdir.6 ülke unsuru esas alýnarak, kültür varlýðýnýn o
ülke kaynaklý olduðu ve o ülkede keþfedildiði
III. Uluslararasý Hukukta Kültürel kabul edilerek, kamu aðýrlýklý düzenlemeler
Varlýklarýn Korunmasý: yoluyla kültürel varlýðýn korunmasýdýr.
Uluslararasý Hukukta yerel nitelikteki 2-) Uluslararasý Düzeyde Koruma:
pek çok konunun ve düzenlemenin küre- Kültür varlýklarýnýn kendi coðrafyasýnda
selleþmesi sonucu, -önemli bir örnek olarak- korunmasý amacýna dayanýlarak, ait olduðu
kültürel varlýklarýn da uluslararasý düzen- düzenlemelerin amaç ve kapsamýna uygun
lemelere konu olma ihtiyacý ortaya çýkmýþtýr. biçimde korumaya yönelmektir.
Günümüzde her devletin kültürel Burada hedef; kültürel varlýðýn ulus-
mirasýnýn o devletin ulusal kimliðinin belirlen- lararasý alanda korunmasýyla ilgili tek tip bir
mesinde önemli bir etken olduðu büyük amaca ulaþmak için ulusal ölçüde ek olarak
ölçüde kabul görmektedir. Ancak, jeopolitik ortak bir ölçütü bulmaktýr.
deðiþimler, uluslararasý ve uluslarüstü tüzel 3- Evrensel Düzeyde Koruma: Kültür
kiþiliklerin yerel bilinçlenmelerle eþ zamanlý varlýðýný evrensel kabul ederek ulusal yargý
oluþumu, kültürel varlýklara iliþkin yasadýþý ve mülkiyet haklarýndan baðýmsýz olarak
pazarýn giderek geliþmesi sonucu küre- insanlýðýn ortak mirasý olarak görmekte ve o
selleþen bu oluþum içinde, kültürel varlýklarýn varlýðýn ait olduðu ortamda korunma olgusu-
uluslararasý hukukta düzenlenmesi zorunlu- na tezat teþkil etmektedir.
luðu kaçýnýlmaz olmuþtur. Bu nedenle yazýmýzda ulusal ölçüte
Sanat eserleri ve eski eserler ek koruma getiren uluslararasý düzeyde koru-
piyasasýnda süren ticaret yaþamýndaki hýrsýz- ma desteklenmiþ ve bu alandaki düzenleme-
lýk olaylarýnýn taþýdýðý uluslararasý nitelik, lere yer verilmiþtir. Çünkü, kaynak ülkede
özellikle 1960’lý yýllarýn sonunda, devletleri kültür varlýðýný korumak üzere alýnan tedbir-
ulusal mevzuatla alýnan tedbirlerin yeterli ler, eser ülke dýþýna çýktýðýnda etkisini
olmadýðý gerçeði ile karþý karþýya býrakmýþtýr. yitirmekte ve uluslararasý alanda el deðiþtiren
Ulusal seviyede hevcut insan unsuru ile mali kültür varlýðý, farklý hukuk düzenlemelerinde
kaynaklar, ulusal mevzuatla birleþse dahi çeþitli muamelelere konu olmaktadýr.9
yetersiz kalmaktadýr.7
Bu nedenle son 35 yýl, sadece hukuk IV. Uluslararasý Antlaþmalar:
alanýnda geniþ veya dar kapsamlý, iki taraflý, Uluslararasý alanda antlaþmalar
bölgesel veya dar kapsamlý, iki taraflý, bölge- fonksiyonlarýna göre ikiye ayrýlmaktadýr:
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 39
Koruma

1. Akit Karakterli anlaþmalar itibariyle eserlerimizin talan edilmesi, çeþitli


2. Yasa Karakterli Antlaþmalar etkenlerle tahribe uðramasý, kültürel varlýk-
larýn yasadýþý yollarla yürütülen ticaretinin
1. Akit Karakterli Anlaþmalar: uluslararasý seviyede endiþe verici hýzla
Karþýlýklý taahhüt anlayýþýyla olur ve üçüncü artan bir suç tipini oluþturmasý, uluslararasý
devleti ilgilendirmez. sýnýrlarýn aþýlmasýyla yeni pazarlarýn ve refah
Örnek olarak; Fransa-Laos (1950), seviyesi yükselen devletlerin yeni alýcýlarýnýn,
Fransa-Cezayir (1968) ve ABD ile genellikle özellikle, iletiþim teknolojisinde yaþanan
Güney Amerika devletleriyle imzalanan geliþmelerle bilgi ve buna baðlý eser akýþýnýn
(ABD-Meksika 1970 vb.) ikili anlaþmalar hýzlanmasý gerçekleri karþýsýnda, ulus-
sayýlabilir. lararasý iþbirliðinin gerekliliði kaçýnýlmaz
2. Yasa Karakterli Antlaþmalar: Ýrade- olmuþtur.
ler karþýlýklý deðil, ayný yönde teþekkül eder Bu baðlamda ülkemiz, Avrupa
ve amaçlar ortaktýr. Böylece objektif bir hukuk Konseyi ve UNESCO bünyesinde aþaðýda
düzeni ortaya çýkar ve tüm akit taraflarý ayný belirtilen sözleþmelere taraf olmuþ, gerekleri-
ölçüde baðlar. Çok taraflý antlaþmalarýn ni yerine getirme hususunda taahhüt altýna
çoðunluðu bu prensibe uygundur.10 girmiþtir.
Çok taraflý antlaþmalara;1970 Unesco
Sözleþmesi, 1995 UNIOROIT Sözleþmesi A- AVRUPA KONSEYÝ BÜNYESÝN-
örnek olarak verilebilir. DE:
Yine çok taraflý antlaþmalar 1) Avrupa Kültür Antlaþmasý (Paris-19
bünyesinde bölgesel düzenlemeler için de; Aralýk 1954).
Avrupa Konseyi Kültür Sözleþmesi, Valetta Türkiye’nin kabul tarihi: 07.06.1957
Sözleþmesi örnek olarak sayýlabilir. Resmi Gazete : 17.06.1957/963512
Kanun No : 6998
V. Uluslararasý Antlaþmalarýn Amacý : Avrupa Kültürünün
Ulusal Hukukta Yeri: Korunmasý, geliþtirilmesi, uygarlýk, tarih ve
Anayasamýzýn 90. maddesinin son dillerinin bilimsel incelemelere açýlmasýdýr.
fýkrasýnda “usulüne uygun olarak yürürlüðe 2) Avrupa Mimari Mirasýnýn
konulmuþ uluslararasý sözleþmelerin kanun Korunmasý Sözleþmesi (Granada-13 Ekim
hükmünde olduðu ve bunlar hakkýnda 1985).
Anayasa’ya aykýrýlýk iddiasý ile Anayasa Türkiye’nin kabul tarihi: 13.04.1989
Mahkemesi’ne baþvurulamayacaðý” hükme Kanun No : 3534
baðlanmýþtýr.11 Resmi Gazete : 20.04.1989 / 20145.13
Böylece, uluslararasý nitelikteki Amacý : Kentsel ve kýrsal
usulüne uygun yürürlüðe giren antlaþmalar çevreleri geliþtirme çabalarýna yönelik böl-
(Yasa Karakterli Antlaþmalar), ülkemizi kanun gelerin ekonomik, sosyal ve kültürel açýdan
hükmünde baðlamýþ daha da ötesinde kalkýnmalarý sýrasýnda, mimari mirasýn korun-
Anayasa’ya aykýrýlýk iddiasý ile Anayasa masý ve bu korumanýn yaygýnlaþtýrýlmasý ile
Mahkemesi’ne baþvurulamamasý özelliðiyle gelecek nesillere kültürel kaynaklar sistemi
daha da güçlü bir ifade kazanmýþtýr. devretmektir.
3) Kültür Varlýklarý Ýle Suçlar
VI. Kültürel Varlýklarýmýzýn Hakkýnda Avrupa Sözleþmesi (Delfi-23
Korunmasý Alanýnda Taraf Olduðumuz Haziran 1985).
Uluslararasý Sözleþmeler: Türkiye Sözleþme’yi 26.09.1985 tari-
Kültürel varlýklarýmýzýn ait olduðu hinde imzalamýþtýr. (6 ülke imzalamýþ ancak
coðrafyada korunmasýnda ulusal düzeyde hiçbirisi onaylamamýþtýr).
alýnan tedbirlerin yeterli olamamasý, 18. yy. Amacý :Kültür varlýklarýný tehdit eden
40 iDOL
Koruma

suçlara karþý kültür mirasýný oluþturan objeler olabilecek her türlü saldýrýlardan korun-
ve suçlar olmak üzere iki liste kapsamýnda masýdýr. (Sözleþme’ye Ek 2 No’lu Protokol’e
korumaya yönelmektir. ülkemiz taraf olmamýþtýr).
4) Avrupa Arkeolojik Mirasýn 2) Kültür Varlýklarýnýn Kanunsuz Ýthal,
Korunmasý Sözleþmesi (Gözden Geçirilmiþ) Ýhraç ve Mülkiyet Transferinin Önlenmesi ve
(Malta 1992) Yasaklanmasý Ýçin Alýnacak Tedbirlerle Ýlgili
Türkiye’nin kabul tarihi: 05.08.1999 Sözleþme (Paris - 14 Kasým 1970)
Kanun No : 4434 Türkiye’nin kabul tarihi: 25.12.1979
Resmi Gazete : 08.08.1999 / 23780 Kanun No : 2256
Yürürlük Tarihi : 30.05.2000 Resmi Gazete : 06.01.1980/16861.15
Amacý : Tarihi ve bilimsel Amacý : Devletlerin sahip
çalýþmalara konu olan taþýnýr ve taþýnmaz olduðu kültürel varlýklarýn hýrsýzlýk, kaçak
arkeolojik mirasýn korunmasý ve deðer- kazý, yasadýþý ithal, ihraç ve mülkiyet
lendirilmesidir. deðiþtirmesinin önlenmesi için ulusal ve ulus-
lararasý düzeyde saygý, sorumluluk ve bi-
B-) UNESCO BÜNYESÝNDE linçlenmeyi geliþtirmektir.
1) Silahlý Bir Çatýþma Halinde Kültür 3) Dünya Kültürel ve Doðal Mirasýnýn
Mallarýnýn Korunmasýna Dair Sözleþme. Bu Korunmasý Sözleþmesi (Paris -16 Kasým
Sözleþmenin Tatbikatýna Dair Tüzük Protokol 1972).
ve Kararlar (La Haye - 14 Mayýs 1954) Türkiye’nin kabul tarihi: 10.04.1982
Türkiye’nin kabul tarihi: 02.04.1965 Kanun No : 2658
Kanun No : 563 Resmi Gazete : 20.04.1982/17670. 16
Resmi Gazete : 10.04.1965/11976.14 Amacý : Kültürel ve Doðal
Amacý : 1889 ve 1907 tarihli Varlýklarýn geleneksel, sosyal ve ekonomik
La Haye Sözleþmeleri ile 1935 tarihli koþullarýn deðiþmesi sonucu, bozulma, tahrip
Washington Paktý’nda belirlenen prensipler olma tehditlerinden korunmasýna yöneliktir.
çerçevesinde, dünya kültürüne ait eserlerin,
*Arkeolog - AT Uzmaný Anýtlar ve Müzeler Genel Müdürlüðü.
** Ýade(Return): Kültürel varlýklarýn ihracýný yasaklayan kanunlardan önce, teknik olarak yasal bir þekilde yurt-
dýþýna çýkarýlan eserlerin kaynak ülkeye dönmesini ifade etmektedir.
Geri Verilme (Restitution): Ýhraç yasaklarýna aykýrý olarak yurtdýþýna çýkarýlan eserlerin kaynak ülkeye dön-
mesini ifade etmektedir.
*** Hukukçular Komisyonu: Ýngiltere, Fransa, Ýtalya, Japonya, Hollanda ve ABD temsilcilerinden oluþmuþtur.
**** Avrupa Konseyi: Kýta Avrupasý'nýn en çok sayýda demokratik ülkesini biraraya getiren en eski
Hükümetlerarasý bir örgüt olup, 1949 yýlýnda kurulmuþtur.
1 S. Özel, Uluslararasý Alanda Kültür Varlýklarýnýn Korunmasý, Alkým Yayýnlarý, Ýstanbul -1998
2 bkz. dipnot 1
3 bkz. dipnot 1
4 bkz. dipnot 1
5 Atilla ERALP, Uluslararasý iliþkilerin Bilimsel Anlatýmý ve Dýþ Politika ile Ulusal Savunma, Ekonomi ve Ýç Politika
Baðlantýlarý, ATAUM, Ankara-1998.
6 Füsun ARSAVA, Uluslararasý iliþkiler Hukuku, ATAUM, Ankara-1998.
7 Serap AKÝPEK, Ulusal ve Uluslararasý Hukuk Açýsýndan Kültür Mallarý, Turhan Kitabevi, Ankara-1999.
8 bkz. dipnot 1
9 bkz. dipnot 7
10 bkz. dipnot 1
11 bkz. dipnot 6
12 Mehmet AKZAMBAK, Lozan’dan Günümüze Taraf Olduðumuz Uluslararasý Sözleþmeler, Cilt IV, TBMM Kültür,
Sanat ve Yayýn Kurulu Yayýnlarý No: 80, TBMM Basýmevi, Ankara-1998.
13 bkz. dipnot 12
14 Turan KARAKAÞ, Taþýnýr ve Taþýnmaz Kültür ve Tabiat Varlýklarý Mevzuatý, Tüze Yayýncýlýk, Ankara-1997.
15 Mehmet AKZAMBAK, Lozan’dan Günümüze Taraf Olduðumuz Uluslararasý Sözleþmeler, Cilt I, TBMM Kültür,
Sanat ve Yayýn Kurulu Yayýnlarý No: 80, TBMM Basýmevi, Ankara-1998.
16 bkz. dipnot 6

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 41


Yayýn Tanýtýmý

SMÝNTHEÝON, TROAS’TA KUTSAL BÝR ALAN


Düzenleyen Erhan ÖZTEPE
Coþkun Özgünel, Smintheion, 1991 yýllarýndaki Nekropol kazýlarý, 1992-
Troas'ta Kutsal Bir Alan, Kültür Bakanlýðý 1993 yýllarýndaki Akliman ve çevresindeki
Yayýnlarý, Ankara 2001, 263 sayfa metin, 31 sualtý araþtýrmalarý, 1989 yýlýndan itibaren
þekil, 129 levha baþlayan restorasyon çalýþmalarýna da
özlüce deðinilmiþtir.
Anadolu'nun kuzeybatýsýnda, Baba Apollon Smintheus tapýnaðýnýn
burnunun gerisinde Gülpýnar köyü sýnýrlarý mimarisi hakkýnda bilgilerin verildiði III.
içinde yer alan Apollon Smintheus tapýnaðý bölümde tapýnaðýn temel yapýsý, üst yapýsý ve
1980 yýlýndan bugüne kadar süregelen kazý üst yapýyý oluþturan mimari elemanlar hem
ve araþtýrmalar ýþýðý altýnda bilim dünyasýna kazýlar sonucu elde edilen bilgi ve gözlemler
tanýtýlmýþ ve yeniden Anadolu'nun kültür hem de bu konuda yapýlan araþtýrmalar
mirasý içerisindeki yer almaya baþlamýþtýr. çerçevesinde ele alýnarak açýklayýcý bilgiler
Smintheion kutsal alanýnýn yeniden bulunu- sunulmuþtur.
þu, gün ýþýðýna çýkarýlýþý, günümüze kadar Apollon Smintheus kutsal alanýnýn
devam eden kazý ve araþtýrmalar sonucu tanýtýldýðý çalýþmada son bölüm belki de
elde edilen sonuçlar Gülpýnar Kazýlarýna Hellenistik dönem Anadolu'su içinde bu dini
1980 yýlýndan beri baþkanlýk etmekte olan yapýyý önemli kýlan en ayrýcalýklý özellik-
Prof. Dr. Coþkun Özgünel'in kaleminden lerinden biri yapý plastiðine ayrýlmýþtýr.
Kültür Bakanlýðý'nýn yayýnlarý arasýnda çýktý. Figürlü Sütun tamburlarý ile friz bloklarýnýn
Gülpýnar'daki tapýnak alanýnda 1980-1997 anlatým bulduðu bölümde yapý plastiðine
yýllarý arasýnda sürdürülmüþ olan kazýlarýn ve daha çok ikonografik açýdan yaklaþýlmýþtýr.
sonuçlarýnýn ele alýndýðý kitap, Anadolu'nun Yapý plastiði üzerine yapýlan ikonografik
özlüce verilmiþ olan genel tarihi ile baþla- deðerlendirmeler ýþýðý altýnda kýyaslama için
maktadýr. Kitabýn I. bölümünde Gülpýnar'ýn sunulan zengin örneklerle Apollon Smintheus
coðrafi konumu, Anadolu'lu tanrý Apollon ve tapýnaðýnýn mimariye baðýmlý plastik yapýt-
kültleri, Smintheus sözcüðü ve kültü, larýnda Homeros'un Ýlyada destanýnda
Homeros'un Ýlyada destanýnda Apollon anlatým bulan Troia Savaþlarýndan alýnma
Smintheus kültüne iliþkin anlatýmlar, sahnelerin konu edildiði açýk bir biçimde
Apollon'un kült heykeli ile kutsal alanýn ortaya konulmuþtur.
yeniden keþfedilmesinden günümüze kadar Metin içinde verilen çizimler ve metin
geçen süreçteki araþtýrma tarihçesi yer sonundaki zengin fotoðraf ve planlarla
almaktadýr. desteklenen bu çalýþma son yýllarda
Kitabýn II. bölümü tamamen 1980- Anadolu'daki çalýþmalarda bir gelenek haline
1997 yýllarý arasýndaki kazý çalýþmalarýna gelmeye baþlayan monografilerden biri olma
ayrýlmýþ durumdadýr. Yýllara bölünmüþ olarak özelliðine sahiptir. Bugün 20 yýlý aþkýn bir sür-
kaleme alýnmýþ olan kazýlar ve araþtýrmalar eye ulaþan bir çalýþmanýn Kültür Bakanlýðý
içerisinde aðýrlýðý Apollon Smintheus tapýnaðý tarafýndan yayýmlanmasý da ayrýca son
ile yakýn çevresindeki çalýþmalar oluþturmak- derece önemli bir olaydýr. Yalýn bir dille ele
tadýr. Bu çalýþmalarýn yanýnda 1986-1987 yýl- alýnmýþ olan kitap hem meslektaþlarýmýz hem
larý arasýndaki Tuzla Ovasýndaki Roma de meraklýsý amatörler için yararlý bir çalýþma
köprüsünde gerçekleþtirilen kazýlar, 1989- olarak okuyucusuna sunulmuþtur.

42 iDOL
Yayýn Tanýtýmý

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 43


Geçmiþten Günümüze

B u sayýmýzda1 1991 yýlýnda kaybet-


tiðimiz Ankara Üniversitesi, Dil ve
Tarih-Coðrafya Fakültesi, Protohistorya
ve Önasya Arkeoloji öðretim üyelerinden
merhum Prof. Dr. Uður Silistreli'nin 1971
yýlýnda kazý heyeti üyesi olarak katýldýðý
Acemhöyük kazýsýndan bir fotoðrafý
yayýnlýyoruz. Fotoðrafta 1971 yýlý Aðustos
ayýnda Acemhöyük kazý heyeti
üyelerinden Prof. Dr. Uður Silistreli ve
Doðu Mermerci Beycesultan höyüðü
yakýnýnda görülmektedirler. Heyetin kul-
landýðý emektar Wllys Jeep, Seton
Llyod'un Türk Tarih Kurumu'na hediye-
sidir.

Geçmiþten Günümüze köþesine yollamak istediðiniz fotoðraf ve yazýlar için erhanoztepe@hot-


mail.com , Arkeoloji ve Arkeologlar Derneði Genel Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi Tesisler Ýþletme
Müdürlüðü 2 Nolu Alan, ANKARA
44 iDOL
Haberler

ÇUKUROVA ÜNÝVERSÝTESÝ FEN-EDEBÝYAT FAKÜLTESÝ


ARKEOLOJÝ VE SANAT TARÝHÝ BÖLÜMÜ BASIN BÝLDÝRÝSÝ ADANA

Hazýrlayan : Arkeolog Sema YAVUZ

P
rof Dr. Ahmet ÜNAL, MÜNÝH uzun uzadýya tartýþýldý ve sonuçta Hititler
ÜNÝVERSÝTESÝ: “O Anadolu ki, M.Ö.1. maalesef kaybettiler. Yani baðýmsýz bir Hitit
Binyýlda iran Sarayý’na Ýstanköy’lü týbbýnýn olmadýðý anlaþýldý. Hititlerin týp ala-
Apollonides ve Knidos’lu Ktesias gibi doktor- nýndaki geri kalmýþlýðý, aslýnda Anadolu’nun
lar göndermiþ!” derin ve köklü týp bilgisi birikimine ve þifalý
Anadolu folklorunda Lokman Hekim otlardaki zenginliðine taban tabana zýttýr. O
olarak bilinen Çukurova- Kizzu-watna’da Anadolu’ki, M.Ö. 1. Binyýlda Ýran Sarayý’na
yaþamýþ olduðu sanýlan anonim bir hekimi Ýstanköylü Apollonides ve Knidos’lu Ktesias
baðlarýnda barýndýrmýþtýr.” gibi doktorlar göndermiþ, modern hekimliðin
13 Mart 2002 tarihinde Prof. Dr. babasý ve her doktorun onun ilkelerini esas
Ahmet ÜNAL, Ç.Ü. Mithat Özhan Amfisi’nde alarak yeminin ettiði gene Ýstanköy’lü
“Büyüden Tedaviye, þifalý Otlardan ilaçlara Hippokrates’i yetiþtirmiþ ve Anadolu folklo-
Hitit Týbbý ve Kizzuwatna” konulu bir konfe- runda Lokman Hekim olarak bilinen Çukuro-
rans verdi. Yaklaþýk ikiyüz kiþinin izlediði kon- va-Kizzuwatna’da yaþamýþ olduðu sanýlan
feransý, Ç.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi anonim bir hekimi baðrýnda barýndýrmýþtýr.
Dekanlýðý ve Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölüm
Baþkaný Yrd. Doç. Dr. K. Serdar GÝRGÝNER,
Týp Fakültesi’nden Prof. Dr. Ýlter UZEL’in
yardýmlarýyla düzenlendi.
Konu hakkýnda Ç.Ü. Fen-Edebiyat
Fakültesi Dekanlýðý ve Arkeoloji ve Sanat
Tarihi Bölüm Baþkaný Yrd. Doç. Dr. K. Serdar
GÝRGÝNER þu açýklamalarý yapmýþtýr:
“Gün geçtikçe Adana ve Çevresinde
arkeoloji, Eskiçað Tarihi ve tarihsel dokuya
ilgi artmaktadýr. Artan bu ilgi bizleri mutlu
etmektedir. Bu konferans bizim 4 yýl içerisin-
de düzenlediðimiz onlarca etkinliðimizden bir
tanesidir.
Sayýn ÜNAL özetle konferansýnda þu
bilgileri verdi: Hititler’de týp var mýydý, yok
muydu, yoksa Hititler Mezopotamya ve Mýsýr
týbbýný olduðu gibi taklit mi etmiþlerdir konusu

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 45


Haberler

Benim tahminlerime göre tüm Batý dil- tan ve aktaran çok deðerli bir etnolojik der-
lerindeki medicine, medicus sözcüklerin leme niteliðini taþýr. Anadolu’ya geldiklerinde
türetildiði med-”ölçmek”, ölçülü olmak, bir büyüyle ilgili hemen hemen hiç bir ön bilgilleri
þeyi (mesela ilaç vs.) ölçerek vermek” fiilinin olmayan, fakat özellikle yerli insanlarýn
kökeni, Hititçe’deki mat “katlanmak, dayan- kültürel etki alaný içine girdikten sonra Hititler
mak, direnmek” sözcüðüne geri gitmektedir. böyle batýl inançlara özel bir ilgi göstermeye
Hititçe’de týbbi anlamda bu söz, vücudun baþladýlar. Bu durum en baþta Hurriler ve
hastalýklara karþý dayanýklý olmasýný ve Kizzuwatna halký olmak üzere yerli büyü
direnç gücüne sahip olmasýný ifade eder. uzmanlarýnýn gözünden kaçmadý ve onlar
Boðazköy-Hattuþa Hitit devlet arþivinde eli- Hattuþa’ya gelip, bu yöntemleri yeni gelen
mize geçen az sayýda metinlerden, Hititlerin efendiler için uygulamaya koyuldular. idareci
týpla ilgili olarak epeyce kafa yorduklarý her zümrenin çok ilgi duyduðunu ve ayrýca bunun
türlü büyü yöntemleri dahil doðada bilinen karþýlýðýnda çok iyi ödendiðini gören yerli
þifalý bitkileri en iyi þekilde kullanarak büyü uzmanlarý, Hattuþa’ya adeta uzun
karþýlaþtýklarý saðlýk sorunlarýný kendilerince kuyruklar oluþturdular. Her gelen uzman,
ve o zamanýn þartlarýna göre çözmeye baþka bir bölgenin din ve büyü inancýný ve
çalýþtýklarý açýk seçik ortadadýr. böylece etnografik deðerleri birlikte getiriyor-
Eski Anadolu -Hitit büyücülüðünün du. Uzmanlarýn pek çoðu Kizzuwatna’dan,
etnolojik yönden büyük bir önemi vardýr, yani Çukurova’dan geliyorlardý. Týpký týpta
çünkü büyü metinleri tek bir kavmin deðil, ta olduðu gibi büyücülükte de insan yaþamýnýn
Eski Taþ Devri’nden beri birikmiþ tüm eski tüm olumsuz yönlerini, onu etkiliyen tüm
Anadolu kavimlerinin inançlarýný bize yansý- kötülükleri kapsayan hazýr bir reçeteler zinciri

46 iDOL
Haberler

oluþturuldu, bir büyü arþivi oluþturuldu adeta. Týp deyince akla ilk baþta gelen bu
Bu reçetelerden her birinde büyü uzmanýnýn sanatý veya bilimi icra eden doktorlardýr. Eski
adý ve geldiði memleketi yazýlýdýr. Hitit Devleti döneminde elimizde týbla ilgili
Büyü insan yaþamýný tehdit eden metinler olmadýðý için birþey bilmiyoruz. Yeni
durumlarýn ortaya çýktýðý anlarda, ihtisas Devlet ve Ýmparatorluk Çaðý’nda, Babil ve
sahibi, bilgili ve zeki, bazý insanlarýn yürüt- Mýsýr’daki týbbi geliþmelere ayak uydura-
tüðü ve hasta ile tanrý, cin, melek gibi yüksek mayan Hitit týbbý, hanedan mensublarýnýn
güçler arasýnda ruhi iliþkilerin kurulduðu bir tedavisini gerektiren durumlarda bu ülkeler-
takým ayinlerden oluþur. den ihtisas sahibi doktorlar getirtmiþlerdir.
Hitit büyücülüðünün pek sevdiði yön- Meslekten “doktor” olan kiþiler yanýnda daha
temlerden biri analoji büyüsüdür. Doðada bir çok insan þu veya bu þekilde doktorluk
olup biten þeylerin kesin kes gözlemine yapabiliyordu. Bunlar arasýnda kahin”, “büyü
dayanýr. Bundan dolayý bu büyü türü, doða rahibi”, “yaþlý kadýn”, “kuþ falcýsý” gibi bazýlarý
olaylarýnýn keþfinde ve doða bilimlerinin çoðu Babil kökenli uzmanlar vardý.
geliþmesinde önemli rol oynamýþtýr. Sayýn ÜNAL sözlerini þu þekilde nok-
Hititlerin Hurrilerden aldýklarý baþka talamýþtýr:
bir inanca göre ise hastalýklarýn veya hasta “Dinin aðýr bastýðý, yani rahiplerin
olmanýn tanrýlarla yakýndan iliþkisi vardýr. idarede ve toplum yaþamýnda söz sahibi
Hastalýklar yanýnda tanrýlarýn insanlara olduðu toplumlarda büyü, savaþkan toplum-
verdikleri açlýk, kýtlýk, ölüm, vs.daha bir sürü larda cerrahi ve tarýmla uðraþan toplumlarda
ceza vardýr. Bu cezalara maruz kalmamak þifalý otlarla tedavi aðýr basmaktadýr. Bu da
için her zaman ve her yerde ritüel anlamda bize, Erken Hint-Avrupalý kavimlerde týp
temiz olmasý gerekir. Temizlik kavramý uygulamasý ve mevcut tedavi yöntemlerinin,

sadece dýþ görünümle, yani fiziki temizlikle bir toplumun ana uðraþýsýyla çok yakýndan

sýnýrlý deðildir. Ýnsanýn içi de, yani ruhu da iliþkili olduðunu göstermiþtir.

temiz olmalýydý. Hititler çoðunlukla pisliðin Hitit toplumu savaþçý bir toplumdur ve

sadece manevi yönüyle uðraþmýþlar, asýl pis- teorik olarak cerrahinin önemli bir yer tutmasý

lik yaratan öðeler üzerinde gerektiði þekilde gerekmektedir. Ama metinler bu konuda hiç
bilgi vermemektedir. Bunun yaný sýra hay-
durmamýþlardýr. Temizlik, yýkanma, saðlýklý
vancýlýk ve tarýmla uðraþmýþ olmalarýndan
gýda maddeleri, temiz içme suyu, saðlýklý
dolayý týpta þifalý otlarla tedavinin yeri çok
konaklama þartlarý, tuvalet ve kanalizasyon
büyüktür.
tesisleri ile hastalýklar arasýndaki iliþkiler
Þimdiye kadar eski Anadolu insan
ihmal edilmiþtir. Hijyenik önlemler almak yeri-
iskeletleri üzerinde yaþ, beslenme, boy,
ne, pisliðin günah keçisi dediðimiz bir hay-
geliþme, diþ saðlýðý vs gibi konularý kapsayan
vana büyü yöntemleriyle yüklenmesi ve onun
týbbi ve antropolojik bir araþtýrma yapýl-
düþman ülkesinin içine kovalanmasý tercih
mamýþtýr. Böyle bir araþtýrmanýn yapýlmasý týp
edilmiþtir.
bilimine ýþýk tutacaktýr.”
ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 47
Haberler

NÝSAN - MAYIS - HAZÝRAN 2002 ETKÝNLÝK PROGRAMI

NÝSAN AYLIK ÝLETÝÞÝM TOPLANTISI

06 Nisan 2002 Cumartesi DÝALI SÖYLEÞÝ


Kadýköy Belediyesi Caddebostan Kültür ve
Sanat Merkezi Dr. Hakan Baki GÜLSÜN
Saat: 14.00 “Osmanlý Saray Mantalitesi”
Kadýköy Belediyesi Caddebostan Kültür ve
Sanat Merkezi KONFERANS
Saat: 15.00
Prof. Dr. Tanju CANTAY
18 Nisan 2002 Perþembe ÝTÜ Taþkýþla 109 “Ýstanbul’da Yüzyýllar Boyu Önemini Koruyan
No’lu Anfi Bir Alan: Eski Saray”
Saat: 18.30

MAYIS AYLIK ÝLETÝÞÝM TOPLANTISI


04 Mayýs 2002 Cumartesi
Kadýköy Belediyesi Caddebostan Kültür ve
Sanat Merkezi
DÝALI SÖYLEÞÝ
Saat: 14.00
Kadýköy Belediyesi Caddebostan Kültür ve Yrd. Doç. Dr. Sühendan ÝLAL
Sanat Merkezi “Topkapý Sarayý Hareminin Buketleri”
Saat: 15.00
SERGÝ
06-17 Mayýs 2002
Ýstanbul üniversitesi “Suyun Sanata Yansýmasý”
Güzel Sanatlar Bölümü Karma Fotoðraf Sergisi
Kuyucu Murat Paþa Medresesi
Vezneciler

HAZÝRAN AYLIK ÝLETÝÞÝM TOPLANTISI

01 Haziran 2002 Cumartesi


Kadýköy Belediyesi Caddebostan Kültür ve
Sanat Merkezi
Saat: 14.00

PK. 21 Suadiye/81072 Ýstanbul Tel: (0216) 391 52 11/ (0212) 247 90 81 / el.Fax: (0216) 363 23 70

48 iDOL
Haberler

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 49


Haberler

50 iDOL
Haberler

Mimar Sinan’ýn 414. Ölüm Yýldönümü


sebebiyle;
TMMOB Mimarlar Odasý ankara
Þubesi, Mimarlar Derneði, Koruma ve
Restorasyon Uzmanlarý Derneði’nin
ortak olarak düzenledikleri Mimar
Sinan Haftasý - 2002 etkinlik programý-
na teþriflerinizi rica ederiz.
Saygýlarýmýzla

Mimar Sinan Haftasý ve


Etkinlikleri -2002
Ziyaret:
Tarih; 9 Nisan 2002
Saat: 12:30
Yer: Dil ve Tarih Coðrafya Fakültesi
Bahçesi-Mimar Sinan Heykeli

Panel: Meslek Adamý olarak Mimar


Sinan
Tarih: 9 Nisan 2002
Saat: 17:00
Yer: Çaðdaþ Sanatlar Merkezi
(Kenedy Cad. No:4
Kavaklýdere/ANKARA)

Katýlýmcýlar: Prof. Dr. Ümit BAKIRER


(ODTÜ)
Prof. Dr. Sevgi AKTÜRE (ODTÜ)
Prof. Dr. Zeki SÖNMEZ (MSÜ)
Doç. Dr. Emre MADRAN (ODTÜ)
Panel Yöneticisi: M. Onur YILMAZ
(TMMOB Mimarlar Odasý Ankara
Þubesi Yönetim Kurulu Üyesi)

Sergi: Mimar Sinan Yapýlarý-Çizimler:


Y. Mimar Ali Saim ÜLGEN*
Tarih: 09-12 Nisan 2002
Açýlýþ Kokteyli: 19:30
Yer: Çaðdaþ Sanatlar Merkezi
(Kenedy Cad. No:4
Kavaklýdere/ANKARA)
*Bu sergi Türk Tarih Kurumu
Tarafýndan yayýnlanan çizimlerden
derlenmiþtir.

Sergi: Osmanlý ve Cumhuriyet


Dönemi Pullarýnda Anadolu Türk
Mimarlýðý ve Mimar Sinan*
Tarih: 11-26 Nisan 2002
Açýlýþ Kokteyli: 19:00
Yer: Mimarlar Derneði 1927 (Birlik
Mah. 14. Sok. No: 9/B)
*Bu sergi Doç. Dr. Emre MADRAN’ýn
koleksiyonundan derlenmiþtir.

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 51


Haberler

52 iDOL
Haberler

ARKEOLOJÝ VE ARKEOLOGLAR DERNEÐÝ DERGÝSÝ 53


Haberler

54 iDOL