You are on page 1of 137

Kafir

Cover
index

©DORUK YAYIMCILIK. 2002 - Art KARA

Tüm Hakları Saklıdır.


Orijinal Adı:
Blasphemy
Kâfir
Yazan:
Tehmina DURRANI
Çeviren:
Meltem TANILKAN
Yayıma Hazırlayan:
Halil ÖZER
ISBN:
975-6557-23-0
Kasım Yfii Yıh:
Ufuk Matbaası, İstanbul 2002
Dizgi:
Doruk Yayımcılık
Kapak Tesanm:
Doruk Yayımcılık
Basta:
1. Baskı: Şubat 2002
?
DORUK
İMÇ. Blokları 6. Blok 6103 Unkapanı Eminönü / İSTANBUL
Tel & rax: (0.212) 528 11 06 - (0.212) 528 05 43
Mithatpaşa Caddesi 24/A Kızılay - ANKARA
Tel & Fax : (0.312) 433 50 18
index
Tehmina DURRAM
KÂFİR
Çeviren
Meltem TATİILKATÎ
index
DORUK
İÇİNDEKİLER
Kurtuluş
Dışarı Çıkış 1
İçeri Giriş 3
Cehennem Ateşi 5
Koparılmış 7
Kısır Döngü 9
Masumiyet Tuzağı 11
Chote Sain 13
Öldüren Dalgalar 15
Diğer Erkekler 16
Allah Adına 18
Açılmak 19
Efsaneyi Yıkmak 21
Son Söz 24
index
I
KURTULUŞ
Sabah ezanı caminin hoparlörlerinden yankılandı. Allahu-ekber Allah-u Ekber sesleri uykudaki
köyün üzerinde dolaşarak, uçsuz bucaksız çölün kumlarında dalgalandı.
Kapının ö n ü n d e durmuş bağırırken, sizlerin kutsal kıvrak ritmi, çığlıklarımla parçalara ayrıldı.
Eşşedüenna İlahe illallah sesleri haykırışlarıma karıştı.
Çığlıklarım ve e z a n sesi, kara gökyüzünü yırttı.
G ö k y ü z ü patladı.
Allah'a sığındım.
V e gün d o ğ d u .
Allahüssale Allahüssale nidalan, herkesin kalkıp namaza gelmesini buyurdu ve insanlar sarsılarak
yataklanndan fırladıdılar.
Kadınlar, bir anda, an gibi başıma üşüştüler. Şeyhi gördüklerinde etrafı çığlıklar kapladı. Bu çılgın
kalabalığın t a m ortasında ç ö m e l i p kaldım. Hiç d i n m e y e c e k gibi g ö r ü n e n çığlıklar,
erkeklerin o d a y a girmesiyle birlikte kesildi ve kadınlar telaşla o d a d a n kaçtılar.
Qayri ihtiyari, yüzümü o d a y a giren dört erkek kardeşinden kaçırdım. Bu şartlar altında bile,
onların bu odadaki varlıkları bana tuhaf geldi. Daha ö n c e b e n i m yanıma g e l m e y i asla g ö z e
alamamışlardı. Zaten g ö z e almış olsalardı da, h e m e n yüzümü kapatıp ortadan kaybolurdum.
Şimdi ise yatağa doğru yanaşıyorlardı. Sanki k o c a m altında uyuyormuş gibi, yatağın tepesindeki
vantilatör durmuştu.
index
8
O y s a o ölmüştü.
Fark e t t i r m e d e n g ö z l e r i m i açıp yüzüne baktım. G ö z l e r i alabildiğine açılmıştı.
Korkutucu mu görünüyorlardı? Hayır, aslında tuhaf bir b i ç i m d e , onun gözleri korku doluydu.
Kulaklarında ince bir çizgi halinde kan akmış ve boynunun iki tarafında l e k e gibi kuruyup
kalmıştı. Her z a m a n taktığı tmamzaman hâlâ kolunda bağlı duruyordu. Boynundaki siyah k o r d o n
u n ucunda da daha p e k ç o k muska asılıydı. Başucundaki m a s a d a ağır altın bir saat
tıklamaktaydı.
O d a y a giren tüm erkekler, ö y l e c e sessiz kalakaldılar. İçlerinden birinin kızgın gözleri b e n i
m korku dolu bakışlarımla karşılaştı. D o n a k a l d ı m . Bu g ö z l e r i n , uyarırcasına bana bakışları,
onların hayatımda ö n e m l i bir rol oynayacağını hissetmeme n e d e n o l d u . Bir an için aklımdan
belirsiz g e l e c e ğ i m geçti.
Bayılmışım.
K e n d i m e g e l d i ğ i m d e , odanın diğer tarafındaki divanda koc a m ı n ölü b e d e n i ile yan
yana yatıyordum. Hatıralarımın gücü bana ö y l e bir pusu kurmuşlardı ki onun üstüme a b a n m ı ş
vaziyette s o l u m a k t a olduğunu hissediyordum. Oysa artık aram ı z d a k i uzaklık ç o k kesindi.
Ölümün bir son olduğunu düşünd ü m , a m a g e r ç e k t e n d e ö y l e miydi?
O d a d a b e n d e n başka kadın yoktu. Dört korkunç kardeşi yatağın ç e v r e s i n d e duruyorlar,
gördüklerine inanamıyor, başlarını sallayarak kendi aralarında tartışıyorlardı. Konuşulanlan d u y m a k
için k e n d i m i z o r l a d ı m a m a başaramadım.
Dışarıda kadınlar ismini haykırarak, hayatta kalan tek oğlum u z ve o n u n tek varisi Rajaji'ye
sesleniyorlardı.
"Baban ö l d ü . Senin m u h t e ş e m baban artık öldü. Yapayalnız kaldık. Öksüz kaldık." Ve
birden kapı açıldı. O ğ l u m içeriye girdi ve babasının yatağının kenarına çöktü. Kendi k e n d i m e ,
artık t o p a r l a n m a m gerektiğini hatırlattım ve birkaç tane yatıştırıcı yuttum. Sonra birkaç tane
daha. Aile doktoru telaşla içeriye girdi ve k o c a m ı n ölü b e d e n i n i n üzerine eğildi.
Rajaji odayı terk e t m e m i söyledi. S e n d e l e y e r e k dışarı çıkarken, babasının görevlerini
üstlendiği gibi, yakında b e n i m görevlerimi d e üstleneceğini düşündüm.
index
9
Avlu, yüzlerini g ö k y ü z ü n e çevirmiş kurtlar gibi uluyan kadınlarla doluydu. Ç e v r e m e ,
aldığım yatıştıncıların yarattığı sis bulutunun ardından bakıyordum. Kadınların bagınşlan dışında her z
a m a n k i n d e n farklı bir şey yoktu.
O hayattayken her şey şimdikinden daha mı farklıydı? Genciyle, yaşlısıyla hepsi evimizin
hizmetkârları olan bu kadınlar, beni görür g ö r m e z acı çığlıklar atarak yanıma geldiler. Pek ço
ğu b e n i m bu e v e gelin gelişimi görmüştü. Kimisi ç o c u k l a n m ı doğururken bana yardım
e t m i ş , kimisi onları büyütmüş, kimisi de onlarla oyunlar oynamıştı. Hepsi b e n i m mutluluk ve acı
dolu d ö n e m l e r i m i n tanığı olmuştu. Sırayla bana sarıldılar, kucakladılar ve beni o baharat kokulu
bagırlanna bastılar. T ü m v ü c u d u m u kokulu ve iç bayıltıcı bir ıslaklık kapladı.
K e n d i m i , etrafımı sarmış d ö v ü n ü p duran bu kalabalıktan kurtarıp, kayınvalidemin o d a s ı
n a doğru ilerledim. A m m a Sain dudakları mühürlü, sessizlik içinde yatağında oturuyordu. Etraftaki
kadınlar sırayla yanına yaklaşıyor, o m z u n d a ağlıyor, sonra da çekiliyorlardı. A m m a Sain ise t a
m a m e n tepkisiz öyl e c e oturuyordu. Bana da hiçbir karşılık v e r m e d i . Eger uzun yıllar b o y u
n c a sürdürdüğü o taşlara ö z g ü sükûnetini bilmes e m , bu sessizliğin yaşamakta o l d u ğ u m u z
trajediden kaynaklandığını düşünürdüm. A m a sessizliğinin nedeni bu değildi.
A m m a Sain, ben bu sorumluluğu o n d a n devralana kadar, uzun yıllar boyunca Haveli'nin
hanımlığını yapmıştı. Olan biten her ş e y d e n de haberdar o l m u ş , ancak ç o k az ş e y bilmişti.
Belki de kadınsal bir içgüdü ile bildiklerinin ç o k azını açığa vurmuştu. Yanma oturup, elini tuttum.
Sessizliğini kırmamı sağlayacak bir ipucu bulmak umuduyla elini ç e v i r d i m ve av-cundaki
karmaşık çizgilere baktım. A m a onun için sessizliğind e n sıynlmaması daha iyi olacaktı. Ben d ü ş ü
n c e l e r e dalmışken kadınlar gelip gitmeyi sürdürdüler. Feryatlar artık ağıt halini almıştı. Bu ağıt A
m m a Sain'in yanında zirveye ulaştı. Sesler bana alçalarak geldi ve "bu nasıl ölüm, bu nasıl kader"
haykınşları odanın kapısında g i d e r e k kesildi.
Yaşlı teyzeler, kız kardeşler, üvey kız kardeşler, onların kızları ve sayısız ç o c u k h e p b e r a b
e r o d a y a doluştular. Sesli öpücükler ve daha da sesli haykırışlarla teker teker bana sarıldı-10
lar. Bir yandan dövünüyor, bir yandan da "Kocan olmadan uzun bir hayat sürmen için Allah sabır
versin" diye haykınyorlardı.
En büyük b e d d u a .
Kırış kınş o l m u ş , beli bükülmüş Dai zar zor, el yordamıyla bana doğru ilerledi, nefesi sefalet
içinde g e ç m i ş bir ö m r ü n kokusunu taşıyordu. Yetiştirdiği ve şimdi de kaybettiği ç o c u k için
ağlıyordu. K o c a m ı n ö l ü m ü s a d e c e onun yazgısı mıydı?
Yoksa bizim hayatımızı d e ğ i ş t i r e c e k ilâhi bir karar mıydı? Hiç bilmiyorduk. Hâlâ dışarıdan
"bu nasıl ö l ü m , bu nasıl kader"
haykırışları geliyordu.
N e f e s a l m a k için kendimi avluya attığımda, havadaki vahşi paniği hissettim. Korku içindeki
kadınların d e h ş e t çığlıkları etrafı kaplamıştı. Uzakta dul'un iki kızını g ö r d ü m . Anneleriyle
birlikte H a v e l i ' y e sığınmışlardı. Onlar b e n i m d o s t u m ve sırda-
şımdılar. Aramızda sessiz sorular gidip gelirken, g ö z l e r i m i n içine baktılar.
Ş e y h s i z bir hayat nasıl olacaktı?
Ş e y h i n h i m a y e s i n d e y a ş a m ı ş olanlara şimdi ne olacaktı?
D ü ş ü n c e l e r i m , dulun karşıma g e l i p d ö v ü n m e y e ve ayaklan m a kapanıp onları
yüzüstü b ı r a k m a m a m için yalvarmaya başlaması ile dağıldı. Daha sonra kızları da annelerine
katıldı ve üçü birden ayak b i l e k l e r i m e yapıştılar. Ta ki ben o n l a n itene kadar...
En s o n u n d a k e n d i m i b a n y o y a attım ve kapıyı kilitledim.
Tahta bir tabureye ç ö k t ü m ve anılar, derin ve parçalanmış bir yarayı andıran b e l l e ğ i m d e n
fışkırmaya başladı.
Bir ö m ü r burada g e ç m i ş t i .
G ö ğ s ü m d e n bir p a k e t sigara çıkarttım. Elimi sutyenimin içine bir k e z daha d a l d ı r d ı
m ve ç a k m a ğ ı m a ulaştım, nikotini i ç i m e ç e k t i m v e üflediğim d u m a n ö l ü m dansı
yaparcasına kıvrılarak havada dağıldı. T ü m korkularım açığa çıkıyordu. O
ö l m ü ş t ü a m a anıları beni rahat bırakmıyordu. R a s g e l e düşünc e l e r çılgınca saldırıya g e
ç m i ş l e r d i . Bu karmaşa içinde, zehirli bir karışım ürüyordu. İ ç l e r i n d e n bir yüz sıyrıldı ve ü
z e r i m e atıldı.
Yathimri; öksüz kız!
Yathimri'nin anısı tüm benliğimi ateş gibi kapladı. Chunni'mi başıma dolayarak düşüncelerin
üşüşmesini e n g e l l e m e ye çalıştım. Her şeyi dışanda tutabilirmiş gibi eşarbımı sıkıca bağladım a
m a parçalanmış düşüncelerim b e y n i m d e zonklamaya d e v a m ediyordu.
Dışandan g e l e n feryatlar daha da arttı.
K o c a m ı n ç o k yakını olan birileri g e l m i ş olmalıydı. Sigaramın henüz yansını içmiştim ki
kadınlar kapıya vurmaya ve " Bibiji; yetim kızların geldi. Bibiji; yetim kızların geldi" diye sesl e n m e
y e başladılar.
Dünyanın bizim yaşadığımız b ö l g e s i n d e , ö l ü m , yaşanabilec e k en dramatik olaydır. Bu
n e d e n l e insanlar, ö l ü m karşısında daima abartılı ve yapmacık davranırlar. Çünkü acının
abartılarak sergilenmesinin kaybın büyüklüğünü gösterdiğine inanılır.
Banyo duvarındaki ayna hayatımın otuz sekiz yılını yansıtıyordu. Altı ç o c u k d o ğ u r m u ş t u
m ; üç kız, üç erkek. Bir o ğ l u m ölü doğmuştu. Biri de g e n ç yaşında ölmüştü. Üç kızım da
evlenmişti ve ben otuz üç yaşımda a n n e a n n e o l m u ş t u m . A m a y ü z ü m e bütün bunlardan
daha fazla, dün g e c e n i n gerginliği kazınmıştı. Yumruk seslerine son v e r m e k için gidip kapıyı
açtım. Ben bu korkunç ânı paylaşmak için kızlanmı kucaklarken, onlar da kafalanndaki sorulan
gözyaşlannın ardına gizlediler.
Tarihi Shrine'in hoparlörleri Pir Sain'in vefatını ilan ediyordu. Onun bu dünyadan göçtüğünün
kanıtı olan o d a y a geri d ö n d ü m . Bu o d a d a bu kadar ç o k ses..! Daha ö n c e bu odaya izin
almadan g i r m e y e hiç kimse cesaret e d e m e m i ş t i . İçeriye giren sayılı insan da d a i m a
saygıyla ve alçak sesle konuşmuştu. Şimdiyse korkunç bir gürültü odayı istila etmişti. Bir an o n u n bu
insanları c e h e n n e m e yollamak için dirilebilecegini düşündüm.
Daha ö n c e hiç kimsenin, ö n ü n d e eğilip ayaklannı ya da e g e r o lütfedip de izin verirse
ellerini ö p m e k dışında, dokunmaya cesaret e d e m e d i ğ i bu a d a m , şimdi o m u z ve
bacaklann-dan tutularak kaldınlmış ve çarşafla kaplanmış bir charpai'nin üzerine yatınlmıştı. Charpai
havaya kaldırıldı v e d ı ş a n y a taşındı.
index
12
Onun her sabah bir kral edasıyla bu kapıdan geçişini hatırlanın.
Şimdi ise onu solucanlar bekliyordu.
Charpai dışanda belirince, duygular patlak verdi. Charpai y ü z l e r c e kafanın üzerinden
ilerleyerek e l d e n e l e geçirildi ve g ö z d e n kayboldu. Amcaları kutsal z e m z e m suyunu
dökerlerken, Rajaji de babasını yıkayacak ve Pir Sain'in üstünden akan sular, bunu kutsal bir m e r h e
m gibi g ö r e c e k olan ö n c e likli müritlerine dağıtılacaktı.
Bir yandan da Kuran o k u n m a y a başlandı. Pir Sain temizlendi ve Allah'la y ü z l e ş m e k ü z
e r e b e y a z p a m u k bir k e f e n e sanldı. Etrafı bayıltıcı bir gül kokusu kapladı. Charpai avlunun
ortasına yerleştirilince feryatlar ö y l e s i n e yükseldi ki kaybettiğim i z sanki Pir Sain değil de
Allah'ın ta kendisiydi.
İnsanlar olanlara inanamıyordu.
Pir Sain g e r ç e k t e n ö l m ü ş müydü?
B ö y l e bir şeyi tasavvur e d e m i y o r l a r d ı .
Oysa Pir Sain artık kırmızı bir gül yığınının altında yatmaktaydı. Kadınlar g ö z alabildiğine
uzanan daireler halinde etrafını ç e v i r m i ş , ağlamaktaydılar. T ü m bu h e n g â m e içinde bir kö
ş e d e ö k s ü z kız Yathimri'yi g ö r d ü m . O n a baktığımı fark etti ve s e s s i z c e uzaklaştı.
Patika, A m m a Sain için t e m i z l e n d i . S e n d e l e y e r e k kalktım ve o ğ l u n u n ifadesiz
suratına b a k m a k üzere onun yanında ayakta durdum. Bu y ü z d e , dün g e c e çekilen acılardan
hiç iz yoktu.
Ö k s ü z kızı tekrar g ö r d ü m , nasıl bütün gün dikkatimi çekm e m e k için ugraştıysa, şimdi de
aksini yapıyordu. Birdenbire bagınşlan her şeyin üstüne çıktı ve kalabalığı yararak kendini Pir Sain'in
d ö ş e ğ i n e attı.
K o c a m , Yathimri üç yaşında ö k s ü z bir kız olarak e v i m i z e g e l d i ğ i n d e n beri onun
hâmisi olmuştu. Yathimri 1 1 yaşma geld i ğ i n d e , Pir Sain'in ö z e l hizmetkârı oldu ve zamanla o n
a herkesten fazla yakınlaştı. A m a b ö y l e abartılı davranmanın doğru o l m a d ı ğ ı n ı biliyor
olmalıydı. A i l e d e n d a h a y ü k s e k sesle ağla-13
m a k hizmetkârlara d ü ş m e z d i . Ne kadar kuvvetli olursa olsun, duygulannı böylesine
pervasızca sergilemesi beni öfkelendirdi, ne onu teselli e d e b i l e c e k durumdaydım ne de kendi
gelec e ğ i m i g ü v e n c e altına alana kadar o n a güvenli bir g e l e c e k vaat e d e b i l i r d i m .
Günbatımından ö n c e Rajaji geldi ve "Amma, artık e l v e d a d e . . . Onu g ö t ü r m e vakti
geldi" d e d i .
A m m a Sain ellerini kaldırmış dua ediyordu. Pir Sain'i kucaklayıp havaya kaldırdılar. Erkekler
kocamı taşırken, biz de kadınlar olarak şeyhin arkasında dalgalanan uçurtmalar gibi yürüdük. Şeyh
ulaşamayacağımız kadar uzaktaydı. Kapılar kapandı ve biz Haveli'nin içinde kaldık. Ancak kadınlarla
erkekleri ayıran duvarlann ardından bağırışlar geliyor ve bu aynlıgı b o z u y o r d u . C h e e l ' i fark e
t t i ğ i m d e , örtülü gözlerinin ardından tehlikeli b i ç i m d e beni i z l e m e k t e y d i . Her z a m a
n yaptığı gibi kollarını g ö ğ s ü n d e birleştirmişti. Ve yine her zamanki gibi rap o r e d e c e k bir
şeyler aramaktaydı.
A m a k i m e rapor verecekti ki? Artık Şeyh ölmüştü.
Dışarıda bir tür şok yaşanıyordu. Haber yayıldıkça, ülkenin dört bir yanından yığınlar halinde
insanlar gelmişti. Onların namına Allah'la konuşan a d a m artık yoktu. Şimdi onlar adına Rajaji
aracılık e d e c e k t i . C e n a z e duaları duyulmaya başladı.
Ayak seslerini duydum. Bir a d a m ı "Tekbir" diye bağırdı ve koc a m ı n o m u z d a n o m u z a
taşındığını anladım. "Allah-u Ekber"
sesleri etrafı kapladı.
Bu evin dışını hiç g ö r m e m i ş o l m a m a ragmen, uzun ince yılankavi patikaları ve oraya
buraya dağılmış kuru çalıları hayal e d e b i l i y o r d u m . Birkaç kulübe, bir dükkân, "jagirdar'ın evi
ve m a n g o bahçeleri uzayıp g i d e n bir kavis halinde Haveli'nin etrafını çevreliyordu. C e n a z e
alayı, kuyuyu ve el tulumbasını ge
ç e r e k "Shrine'e varmış olmalıydı.
Babaji'nin kabri h e m e n ana kubbenin altındaydı. Onunla yan yana sırasıyla yedi pir
yatmaktaydı. Sıranın s o n u n d a ise k o c a m için açılmış m e z a r vardı. Biraz ö t e d e de o ğ l u
m için işaretlenmiş bir m e z a r bulunuyordu.
index
14
T o n l a r c a toprağın altında g ö m ü l ü k o c a m artık asla canlan-mayacaktı a m a yine de
insanlar yakında onun aracılığını dilem e k için k i l o m e t r e l e r c e yolu yalın ayak yürüyerek
buraya gel e c e k l e r d i . Aynen k o c a m d a n ö n c e gömülenlerin mezarlarına yaptıkları gibi...
Ş i m d i üstüne toprak atıyor olmalıydılar.
S ö z l e ş m e m s o n a ermişti.
Beni bağlayan ip artık g e v ş e m i ş t i .
Pir Sain artık bu dünyadan g ö ç m ü ş t ü a m a bu fikre alışmak ç o k z o r d u . Yaşadığı s ü r e
c e varlığıyla bizi ö y l e s i n e ç e v r e l e m i ş ti ki yokluğunu hiç tanımamıştık. E v d e n her
aynlışında sinirlerimiz ö y l e s i n e gerilirdi ki her anımızı onun dönüşünü bekleyerek geçirirdik.
Arabası göründüğü anda köylüler kenara çekilir ve arabanın kaldırdığı t o z dağılana kadar ellerini
başlarının üstünde tutarlardı. E v d e kadınların b ö l ü m ü n d e ise telaşlı bir e n d i ş e yaşanırdı.
Peki ya b e n ? Ben de onun ayak seslerini dinl e m e k için kendi i ç i m e çekilirdim. Sesler
yaklaştıkça adımlarının kalbimin üstünde gezindiğini hissederdim.
Hiçbir gün, bugünden daha sıcak olmamıştı. Sanki hayatta kalanların yanmaları
gerekiyormuşçasına hava tenimizi kızdırıyordu. T e r d e n sırılsıklam o l m u ş yüzlerce kadın,
etraflarında vızıldayan ya da yüzlerine konan sinekleri kovuyorlardı. Bir k a z a n d a kaynıyorduk.
Çukurlardan ateşler yükseliyor ve ruhlarımızı yakıyordu.
Y o k s a k o c a m mı tutuşmuş yanıyordu?
Ş e y h ' i n vefatı n e d e n i y l e mutfaktaki o c a k üç gün için söndürülmüştü. Kardeş
Haveli'lerin birinden korah-watta denilen bir y e m e k gelmişti. Sert bir taşa b e n z e y e n bu y e m e
ğ i hazmetm e k , ö l ü m ü h a z m e t m e k kadar z o r d u . Yüzlerce d e g (kazan) körili koyun eti,
yığınla chapatti ve kazanlarca z e r d e h e m e n tükendi.
En büyük kızım Guppi o m z u m a dokundu ve "Amma, dinl e n m e y e ihtiyacın var. Biz idare
ederiz" dedi. Kafamda p e k ç o k d ü ş ü n c e y l e k o c a m ı n o d a s ı n a gittim. Kapıyı açtığımda
ise her şeyi unuttum.
index
15
İ ç i m d e s e r b e s t ç e dolanan yeni canavarlar başlannı kaldırdılar. K o c a m ı n her z a m a n
yattığı y e r e doğru ilerlemek için, sanki ö n ü m d e direnen bir g ü c e karşı k o y m a m
gerekiyordu.
A n n e m birden içeri girdi.
"Kızım g e n c e c i k yaşında dul kaldı. K e m g ö z l e r onun hanedanını yıktılar. Yavrum
hayattayken öldü" diye dövünüyordu.
Onun ardından, etraflannı ç e v i r e n d ü z i n e l e r c e hizmetçiyle birlikte kız kardeşlerim içeri
doluştular ve hep b e r a b e r ağlamaya başladılar.
Haveli'nin kadınlan için bu onlann alışılmış düzenini b o z a n bir h e y e c a n d ı . Beni izleyen
meraklı gözlerindeki ilgi tehlike doluydu. Her an bir entrika çevirebilirlerdi. Bu y ü z d e n hepsind e n
daha yüksek s e s l e a ğ l a m a y a başladım.
A n n e m i n gözyaşları samimiydi; kız kardeşleriminkiler d e . . .
Birbiri ardına k o c a m ı n y ü c e gönüllülüğünü yad ettiler.
"Onun gibi erkekler her gün d o ğ m u y o r . Bize m e v s i m i n meyvelerini ve o n a g e l e n
buğday ile pirincin bir kısmını yollamayı asla unutmamıştır" d i y e feryatlar e d i p ağlayarak, ruhunu
huzur içinde yatırması için Allah'a dualar ettiler. K a m b u r hizmetkâr Kubbi onlan teselli e t m e k
için Şeyh'in m e z a n onun e b e d i varlığını bizim için koruyacak. Şeyh sonsuza kadar daima bizi
oradan g ö z l e y i p g ö z e t e c e k " d e d i . Ben ise, bu sözlerle irkildim.
A n n e m bir an için bile m e r h u m k o c a m ı ö v m e d e n duramı-yordu. Birden Rajaji'yi
hatırladı ve göğsünü d ö v m e y e başladı.
T o r u n u m düğün g ü n ü n d e babasının varlığından mahrum kalacak. Bu ne acımasız kaderdir
böyle!" diye bağırdı ve odayı doldurmuş olan kadınlar d ö v ü n m e k için bir n e d e n daha buldular.
Sonunda acılannı bana yeterince göstermiş olduklanna kanaat getirip k o c a m ı n ö l ü m ü n e a n n
e m l e birlikte dövünm e y e d e v a m e t m e k ü z e r e o d a d a n çıktılar. Onlar kapıyı kapatınca
h e m e n koştum ve kapıyı kilitledim.
Yine yalnız kalmıştım. Kendimi korkuyla y ü z l e ş m e k için zorladım. Kendi k e n d i m e ,
korkuyu acı yeşil bir biber gibi gör e b i l e c e ğ i m i söylüyordum. Biber de ö n c e acıdır, sonra daha
da acı. A m a en sonunda bu acılık g e ç e r gider. "Tadına bak. İyice hisset" diye telkinde bulundum
kendime.
index
16
Başımı yastığa k o y m u ş t u m ve sırtımda bir ürperti geziniyordu. G ö z l e r i m i sıkıca
kapadım a m a kocamın kulaklarından sızan kanın görüntüsü hafızamda kırmızı bir ş i m ş e k gibi
çaktı.
G ö z l e r i m i açtım.
K a r ş ı m d a vantilatör olduğu gibi duruyor, sanki b e n i m hareketsizliğimi yansıtıyordu.
Birden ayağa fırladım.
G ö ğ s ü m d e n el yordamıyla sigaramı çıkarıp bir tane yaktım ve iyice i ç i m e ç e k t i m .
Dumanı üflerken sanki korkulanmın da bir kısmı dışarı çıkıyordu. Yatağa yattım ve tekrar d e n e d i m
.
"Hareket e t m e . . . Kıpırdama... Korkma... " diye kendi kendime fısıldadım, a m a sanki yattığım
y e r d e değişiyor, k o c a m a d ö n ü ş ü y o r d u m . Tekrar yataktan fırladım. Başımı bir yandan ö t
e yana sallarken, d ü ş ü n c e l e r i m d e n kurtulmak için n e r e y e k a ç a b i l e c e ğ i m i
düşündüm. K e n d i i ç i m d e ne kadar uzağa gidebilirdim ki?
K e n d i k e n d i m e ; aşagı-yukan-saga-sola, hiçbir y e r e bakmam a m ı s ö y l e d i m .
"Dışarı b a k m a , içeri bakma" diye telkinde bulunuyordum a m a g e ç m i ş i m bastınyor v e
bugünüm kendini kurtaramıyor-du.
H e n ü z değil.
Başka bir z a m a n a d ö n ü p k o c a m ı n ö l ü m ü n d e n ö n c e olanlarla y ü z l e ş m e d e
n bu m ü m k ü n değildi.
DIŞARI ÇIKIŞ
Arkadaşım Chandi arkamdan "Heer!" diye seslendi. D ö n ü p baktım. G ö z l e r i m üstümdeki
burqa'nin şeffaf peçesinin ardından, direksiyonda oturan a d a m ı n çekici bakışlarına kilitlendi.
Chandi "Onu b e ğ e n d i n m i ? O b e n i m ağabeylerimin en büyüğü. Senin resmini gördü ve
senin asıl H e e r ' d e n daha g ü z e l olduğunu düşünüyor. Seninle e v l e n m e k istiyor. Yakışıklı,
de
ğil mi?" d i y e heyecanla ve yüksek s e s l e konuşarak beni şaşkına çevirdi.
Yüzümün kızarıklığını ve sorunun cevabını g i z l e m e k için başımı ö n e e ğ e r e k Chandi'yi
duymamazlıktan g e l d i m . Sert davranmaya çalışarak "Eger seni duyarlarsa, a d ı m kötüye çıkar" d
edim.
Chandi bir yandan e l i m e bir zarf sıkıştınyor, bir yandan da gülüyordu.
"Hiç k i m s e b i l m e y e c e k . S ö z veriyorum, k i m s e y e söylem e m . Sana bir mektupla,
bir de fotoğrafını yolladı. Alsana!"
d e d i . Korkuyordum, a m a b a k m a k da istiyordum.
Az sonra mektubu okuyordum: "Senin güzelliğin de tıpkı Heer'inki gibi dillere destan ve ben de
senin Ranjha'nım" diyordu.
Koleji bitirdikten sonra b e n i m l e e v l e n m e k istediğini yazıyordu. R e s m e ş ö y l e bir
baktım. Üstünde kırmızı bir kazakla arabaya yaslanmış duruyordu ve arkasında t e p e l e r
gözüküyordu. Chandi'nin inceleyen bakışlarını fark e d i n c e , her şeyi zarfın içine geri koydum ve
hiçbir şey belli e t m e m e y e çalıştım.
KâHr / F:2
index
18
Fakat g ö z l e r i m d e binlerce yıldız panldıyordu ve kalbim daha ö n c e hiç d u y m a d ı ğ ı m
şarkılar söylüyordu.
Bütün gün aşk hayalleri kurdum. Yalnız kaldığımızda Ranjha'nın n e l e r s ö y l e y e c e ğ i n i d
ü ş ü n m e k bile yüzümü kızartmaya yetiyordu.
Durum k o n t r o l d e n çıkıyordu. Buna bir son v e r m e m gerekiyordu. A m a nasıl? O her y e
rdeydi.
Ö ğ l e o l d u ğ u n d a , y e m e k y e m e k bana delilik gibi göründü.
Bütün iştahım kaçmıştı. Sınıfta ö ğ r e t m e n "Uyan artık ç o c u k !
d e n e n e r e l e r e kayboldun?" diye bağırdı. Bir diğeri de "On dakikadır k o n u ş u y o r u m a
m a s e n bir kelimesini bile duymadın"
diye beni azarladı. Ve sonunda, sınıfı terk e t m e m i söyledi.
S o n u n d a zil çaldı ve bu çile s o n a erdi.
E v i m i z kalabalık bir şehrin m e r k e z i n d e , dar bir sokaktaydı.
S o k a k d a i m a , etrafta d o l a ş a n ya da duvarlara yaslanıp g e c e -
g ü n d ü z h e r saat s o h b e t e d e n insanlarla dolu olurdu. Çocuklar s e k s e k oynar ya da g
ü r e ş e tutuşurlardı. Kadınlar kapılarının dışında oturur m e r c i m e k v e y a fasulye ayıklardı.
Burada herkes fakirdi, a n c a k kıt kanaat g e ç i n i y o r o l m a l a n n a r a g m e n , insanlann
yüzlerinden g ü l ü m s e m e eksik o l m a z d ı . B a b a m hayattayken, o n a , bu insanlann
neşelerinin nedenini sorduğumda bana, "Onlar, zenginlik ve kudretin yıkıcı gösterişinden uzaklar" d e
mişti.
Y a ş a d ı ğ ı m sokağın ne kaldınmı vardı ne de t e m i z ve düzgündü. Y a ğ m u r yağdığı z a m
a n bol pantolonlanmızın paçalan-nı sıyırarak, sonradan sivrisinek yuvasına d ö n ü ş e c e k olan
çamurlu su birikintileri arasından güçlükle ilerlerdik. Yetişkinler su birikintilerinin üstünden atlamaya
çalışırken, küçük oğlanlar suları sıçratıp y ü z ü y o r m u ş gibi yaparlardı.
D a i r e m i z , kapısı bu s o k a ğ a açılan bir evin üçüncü katın-daydı. Evin kapısı d a i m a aralık
olur ve gelip g e ç e n l e r i n içeriyi g ö r m e s i n i ö n l e m e k için, b a m b u d a n bir chik asılı
dururdu. Yukan çıkan, trabzanlan kınk d ö k ü k o l m u ş dar basamaklar, daima sürgülü duran daire
k a p ı m ı z d a s o n buluyordu. Kapıyı çaldığımda, 13 yaşındaki kız kardeşim Chitki açtı ve b e n
terası g e ç e r e k b a n y o y a koştum.
index
19
A n n e m bir yerlerden "Gel de ö n c e bana bir m e r h a b a de!"
diye seslendi. Banyonun anahtarını çevirirken "Bir dakika anne" diye bağırdım ve zarfı ç a n t a m
d a n çıkarttım. Ranjha'nın güzel el yazısına bakıp mektubunu dikkatle okurken ve ara ara r e s m i n e
bakarken her şeyi unutmuştum. Kapının vurulmasıyla k e n d i m e g e l d i m .
"Çabuk dışarı çık. A n n e m seni çagınyor" d e d i Chitki.
Bizim için ne z a m a n rahat bir vakit olacağını düşünerek, sırlanmı el çantamın dibine tıkıştırdım
ve o d a m a koştum.
Çantamı büfenin en diplerine ittim, anahtarı ç e v i r d i m ve ann e m l e yüz yüze g e l m e k ü z
e r e arkamı d ö n d ü m . Allah bilir ne kadar zamandır arkamda duruyordu. Kızgın ve ş ü p h e c i bir
halde bana sorular yağdırmaya başladı.
" G e n e neler kanştınyorsun? K o n t r o l ü m d e n çıkıyorsun. Seni ç a ğ ı r m a m umrunda bile
değil. Artık dul bir kadın o l d u ğ u m için mi bana babanızın sağlığında olduğu gibi saygı göstermi-
yorsun?"
G e n e başlıyorduk. A n n e m , babamın bir yıl ö n c e vefat etm e s i n d e n beri herkesin g ö z ü
n d e gerilediğine inandığı sosyal statüsü yüzünden, n e r e d e y s e paranoyaklaşmıştı. A n n e m i
kolundan tutarak bir yandan b ö y l e olmadığına dair dil d ö k t ü m , bir yandan da yürüyerek o d a
m d a k i saatli b o m b a d a n uzaklaştırmak için terasa çıkarttım.
Allaha şükür a n n e m i n şüpheci kafası bu k e z fazla ileri gitm e d i . Çantamı kontrol e t m e k
için büfeyi açtırmak, onun için alışılmadık bir şey değildi. Sonra da bir nefeste "Bu s a d e c e ,
kadınlann bir lanet gibi anılmasının nedeni olan kötü hareketlerden dolayı, g e l e c e k nesillerimizin
yüzüne kara çalınmasını ö n l e m e k için alınan bir ö n l e m " derdi.
Ev bugün g ö z ü m e farklı göründü. Her z a m a n k i n d e n daha topluydu. Kırmızı güllerle dolu
bir vazonun altında duran, yeni, işlemeli masa örtüsünü fark ettim. Masanın iki tarafındaki dört
sandalye yeni cilalanmış gibi duruyordu. Koltuğun kınk tahtası bile tamir edilmişti. On dört yaşındaki
e r k e k kardeşim Bhai'nin kollan fırından alınmış kutularla doluydu. Chitki ve on bir yaşındaki kız
kardeşim Nanni heyecan içinde "Gel de servis arabasını hazırlamamıza yardım et!" diye yalvardılar.
index
20
"Hayır!" d i y e bağırdı a n n e m , "Heer ile k o n u ş m a m lazım.
Arabayı kendiniz hazırlayın."
Ç a y mı?
Burada n e l e r olmuştu b ö y l e ?
S a d e c e birkaç saattir burada d e ğ i l d i m . Bizi g ö r m e y e g e l e n k i m d i ?
A n n e m e sorunca beni karşısına oturttu ve "Sandalyeyi ellem e , ellerin cilada l e k e bırakacak"
diye buyurdu. Ve "Senin için bir e v l e n m e teklifi var. Bu a k ş a m seni g ö r m e y e geliyorlar"
derk e n daha da sertleşti.
Randja'nın b e n i m l e bu kadar çabuk nişanlanmak istediğini duyunca, kalbim duracak gibi oldu.
Başımı kaldırıp a n n e m e b a k m a y a cesaret e d e m e d i m . Hiç kuşkusuz, a n n e m bu gelişm e
d e n habersiz o l m a d ı ğ ı m ı anlayacaktı. A m a bu kadar çabuk olmasını b e k l e m i y o r d u m .
H e r şey bugün olup bitiyor gibiydi.
Bütün hayatım bir g ü n d e değişiyordu.
"Bu insanlar ç o k varlıklı. Bizim düzeyimizin ç o k üstündeler.
Bizi ziyaret e t m e l e r i bile ç o k büyük bir şeref. Şu halimize bak!" d e d i ve elleriyle etrafı
işaret etti. "Onlara ikram e d e c e k n e y i m i z var?"
Ve sorduğu soruyu kendisi c e v a p l a d ı : "Bunun tek s e b e b i s e n i n ç o k g ü z e l olman."
A n n e m fil dişi gibi cildi, g ö z alıcı kehribar gözlerinin çevres i n d e pınl pırıldı. Ö y l e s i n e
birbirimize benziyorduk ki a n n e m b e n i m yaşlanmış halimin, b e n d e onun gençliğinin
yansıması gibiydik.
"Bu Pir'imizden g e l e n bir nimet" d e d i . A n n e m , sayısız mucizelerini duyduktan sonra
Pir'in müridi olmuştu. Pir'in e p e y uzakta o l a n köyüne en s o n gidişinde bizi de yanında götürm ü
ş ve "Pir Sain'in ö n ü n d e yüzünüzü kapatmanıza g e r e k yok.
O m ü b a r e k bir insan" demişti.
Pir'in odası, b e k l e y e n kadınlar ve yerlere ç ö k m ü ş çocuklarla ağzına kadar doluydu. A n n
e m i n kendisine ihsan e d i l e n birkaç dakikada olabildiğince fazla sorununu Pir'e anlatması
gerekiyordu. A n n e m bu kısa süre içinde ağlamış v e k ı z l a r ı n ı n iyi evlilik teklifleri alması için
dua etsin diye, Pir'e ricada bulunmuştu.
index
21
"Bu kızların yükünü b e n i m yorgun o m u z l a n m d a n kaldırması için Allah'a dua et Sain" d i
y e yalvarmıştı. Pir de elini sırayla başlarımızın üstünde g e z d i r m i ş ve bana bakarak a n n e m e ,
"Bu kız sana yük olmayacak. Onunki az bulunur bir güzellik" demişti.
A n n e m kendinden geçmişti. Mübarek insan bir kehanette bulunmuştu.
Şimdi ise bu kehanetin g e r ç e k l e ş i y o r olmasından etkilenmişti.
"Aile kusursuz bir soydan geliyor" diye ekledi a n n e m .
Arkadaşım Chandi de bunu bana söylemişti.
A n n e m i n sesi g i d e r e k inceliyordu.
"Ona layık kimse o l m a d ı ğ ı için daha ö n c e e v l e n m e m i ş .
S e n d e n ç o k yaşlı, belki de on sekiz yaş falan."
Bunu bilmiyordum. Hâlâ k o l e j d e olduğu için Ranjha'nın ç o k daha g e n ç olduğunu
düşünmüştüm.
"Çok dindarlar ve purdah (tesettür) konusunda ç o k katılar.
Kendi köylerinde yaşıyorlar. Kendilerine ait bir krallıktan varken, ne diye bu pis şehirde yaşasınlar
ki?" diye d e v a m etti annem.
K a l b i m hızla atıyordu. Artık a n n e m i dinlemiyor, yalnızca Chandi'nin ailesinin de purdah
konusunda katı o l u p olmadığını ve k ö y d e mi oturduklannı m e r a k e d i y o r d u m .
A n n e m d e v a m etti. "Çok şanslıyız. Babanın ö l ü m ü n d e n sonra insanlar bizim hiçbir ş e
y e layık olmadığımızı düşündüler. Senin evliliğin, toplumdaki eski itibanmızı geri getirecek.
Bu s a y e d e kız kardeşlerin de iyi evlilikler yapacaklar. Statüm ü z yükselecek" dedi. "Onun
ismini bile b e ğ e n i y o r u m . Kula
ğa ç o k güçlü geliyor" diye ekledi.
Ve s o n u n d a ismini söyledi.
nihayet kafamı kaldırabildim ve telaşla "Bu kadar çabuk evl e n m e k istemiyorum. Eğitimimi
tamamlamak istiyorum" d e d i m .
Okulumu bitirene kadar Ranjha'nın da evlilik teklifinde bulunacağını ve annemin onu tercih e d e c
e ğ i n i düşünüyordum.
Oysa a n n e m ç o k öfkelendi, "nasıl bu kadar bencil olabilirsin? Kardeşlerine karşı
sorumluluklarını yerine getirmelisin.
index
22
O n b e ş yaşındasın v e s o n s u z a kadar e v d e oturamazsın. G e n ç kızların i l e l e b e t el d
e ğ m e m i ş olarak kalmalan g e r e k m i y o r . Bu y ü z d e n , onlara e v e t d i y e c e ğ i m .
Ayrıca seni o k u t a b i l e c e k param da yok" d e d i .
V e k o n u kapandı.
A n n e m hayatımın geri kalanıyla ilgili bir s e ç i m yapmıştı.
"Giyin ve suratından da o somurtuk ifadeyi sil. Seni yaşlı gösteriyor" d e d i ve beni uyardı: "Eger
güzel g ö r ü n m e z s e n , seni r e d d e d e r l e r ; tabii bizi de..."
H e y e c a n ı m ı yitirmiş halde d o l a b ı m a d ö n d ü m . Chandi'yi bu karardan haberdar e t m
e n i n hiçbir yolu yoktu. Artık ç o k geçti.
Ç a n t a m ı kapıp k e n d i m i banyoya kilitledim. Ranjha'nın yüzünün z a m a n l a hafızamdan
silinip bir anıya d ö n ü ş m e s i n i olabild i ğ i n c e e r t e l e m e k için, uzun uzun r e s m i n e
baktım. Kafama iyice kazındıktan sonra m e k t u b u ve resmi küçük parçalara ayırıp t u v a l e t e
attım. Ve rüyalanmın üstüne sifonu ç e k t i m . Kuburda k a y b o l u p g i d e n e kadar suyun içinde
dönüşlerini izled i m . A ş k ı m ı z bir tek gün içinde ö l m e k üzere d o ğ m u ş t u . K a d e r başka
bir taraftan beni çağırmaktaydı.
K a f a m ı k a l d ı r m a m a izin v e r m e y e n bir maksatla geldikleri için. Pir Sain'in ailesinin
yüzlerine b a k a m a d ı m a m a içlerinden birinin "Katı purdah uygulayacak. Bizim aile g e l e n e k
l e r i m i z ç o k e s k i l e r e dayanır v e d e ğ i ş m e z . Bunlara uygun d a v r a n m a k z o r u n d a
kalacak" dediğini d u y d u m . Bir başkası "Heer şanslı bir kız. S e n , nihayet, fakir bir dulsun.
Kızının, onun bütün ihtiyaçlannı karşılayacak bir sürü hizmetçisi olacak" d e d i .
A n n e m b u s ö z l e r d e n alınmışa b e n z e m i y o r d u .
Başka bir s e s "Pir Sain'in ilk iki kansı kendi a i l e m i z d e n d i .
Burada o l m a m ı z Allah'ın dileğidir, yoksa biz aile dışından evlilik y a p m a y ı z . Bu
alışılmadık bir durum" d e d i .
A n n e m , Pir Sain'in üçüncü kansı o l a c a ğ ı m ı duyunca düştü
ğ ü m şaşkınlığı fark etti ve kulağıma "ölmüşler" diye fısıldadı.
Mutfakta a n n e m , s a m o s a ' l a n n üzerindeki fazla yağı s ü z m e diği için N a n n i ' y e bir
tokat attı. Bir yandan da bana heyacanla s o r u y o r d u : "Duydun m u ? Şimdi ne kadar ö n e m l i
insanlar olduklarını biliyorsun. Allah'ın kutsadıgı bir e v e gelin gidiyor-23
sun. Bu büyük bir onur. Bu kadarına layık değiliz. Kaderimiz değişiyor. Artık biz de ayncalıklı
insanlann arasına katılıyoruz."
A n n e m , ne bu duruma alışabildi ne de servis arabasını düz e n l e r k e n endişelerine bir ara
verebildi. Manni'yi azarlamakla, kendi döktüğü süt için Chitki'yi suçlamak arasında, hâlâ endi
şeleniyordu.
"Onun yanında nasıl oturacağım? rie d i y e c e ğ i m ? Ş e y h i m artık d a m a d ı m oluyor. A m
a n Allah'ım, onun yanında bir sandaly e d e oturacağımı hayal bile e d e m e z d i m " diyordu.
M isafirlerimiz gittiğinde annem nefes nefese kalmıştı ve benim kaderime damgasını vurmuştu.
Geriye sadece düğün gününü kesinleştirmek kalmıştı ve onu da g e l e c e k hafta belirleyecektik.
Ertesi gün okula g i t m e k için bulduğum y ü z l e r c e b a h a n e y e r a g m e n a n n e m
hepsini "Okul için hiç vaktimiz yok. Omuzlanma bir dağın tüm yükü binmiş durumda" diyerek izin v e
r m e di. Damadın yüksek statüsünden kaynaklanan sayısız sorunla karşı karşıya kalmıştık.
Fakirliğimizi kamufle e t m e k y e t e r i n c e zordu, o n l a n n standartlanyla rekabet e t m e k ise
imkânsızdı.
A n n e m ne kadar para biriktirdiyse, tamamı düğün için harcanacaktı ve gerektiğinde
başvurabileceği hiçbir ş e y kalmayacaktı. En ö n e m l i ve aynı z a m a n d a en aşın harcama. Pir
Sain'in ailesi için alınacak hediyelerdi. Ailesi ç o k genişti ve onlara alınan hediyeler, a n n e m i n b e
n i m tüm ç e y i z i m e harcadığından ç o k daha fazla tuttu.
"Heer'in değeri çeyizi ile ö l ç ü l e c e k . Bir kız, babasının evind e n getirdikleri kadar saygı
görür" diyerek üzülüyordu.
Ben yeterince ç e y i z i m olmadığını kabullenmiştim. Buna ragmen, duvann yanında biriken
küçük bir yığın halindeki çeyizimi her gördüğünde, annemin, utançtan tansiyonu düşüyordu.
Pir Sain'in ailesi düğün gününü tespit e t m e k için geldikleri gün, yanlannda onun bir fotoğrafını
da getirdiler. Kıkırdayıp duran g e n ç bir y e ğ e n kulağıma "Bunu ö z e l l i k l e senin için yolladı"
diye fısıldadı. Vaktimin ç o ğ u n u bu r e s m e bakarak geçirm e y e başladım. Pir Sain fotoğrafında
yakışıklı görünüyor olmasına ragmen, tanıştığımızda b e n d e n e d e n bu izlenimi bırakmadığını
merak e d i y o r d u m .
index
24
iki karısının nasıl öldüklerini de m e r a k e d i y o r d u m .
Birkaç gün sonra Pir Sain, ö n c e d e n haber v e r m e d e n , evim i z e geldi v e a n n e m
çılgına d ö n d ü . O d a m ı n anahtar deliğinde baktım; nişanlım d i m d i k duruyordu, bir agaç gibi
uzun boyluydu. Başında kolalı siyah bir turban vardı.
G ö z l e r i n e siyah s ü r m e çekiliydi. G ö z b e b e k l e r i n d e tuhaf bir ışık g i d i p
geliyordu. G ö z l e r i n e r e d e y s e hiç fark e d i l m e z şekilde oynuyor, uğursuzca parlıyordu.
Kalın, siyah, çatık kaşlarının arasındaki derin çizgiler dikkatimi çekti. Kartal gibi bir burnu vardı.
Dudakları ç o k az görülüyordu. Yüzünün geri kalanı ise siyah kıllarla kaplıydı ve bu y ü z d e
mutluluktan e s e r yoktu.
A n n e m d u r m a d a n mutfağa girip çıkıyor. Pir ve içeride onlan oturtacak yer o l m a d ı ğ ı
için aşağıda b e k l e y e n bir d ü z i n e a d a m ı n a i ç e c e k hazırlıyordu, nişanlım gittiğinde a n n
e m yorgun d ü ş m ü ş t ü .
"Omuzlarımı ovsana!" d e d i a n n e m . "Eger baban hayatta olsaydı bu sorumluluğu tek başına y
ü k l e n m e m g e r e k m e y e c e k ti. Of A l l a h ı m ! Bununla baş e t m e k için babana nasıl da
ihtiyac ı m var, o her şeyi ne kadar da iyi idare ederdi."
Kız kardeşlerimi alınlarından öptüğünü ve Bhai ile şakalaş-tıgını duyunca, müstakbel k o c a m d a
n daha ç o k hoşlandım.
Şakalarının bile sert olduğunu s ö y l e m e l e r i n e karşın, o n u bir s e b e p t e n dolayı s e v m
e m gerektiğini bildiğim için, ağır başlılı
ğından h o ş l a n m a y a çalıştım. "Bir ay sonra bir prenses olacaksın" d i y e r e k herkes bana
takılmaya başladığında ise, o n u n ha
şin tavırlannı unutmak için b a h a n e bulmuş o l d u m .
D ü ğ ü n d e n y e d i gün ö n c e , arkadaşlarım ve ailem, beni güz e l l e ş t i r m e k üzere m a i
o n töreni için etrafımda toplandılar. Bir lüks o l m a s ı n a r a g m e n , bana d ö v ü l m ü ş b a d e m
, z e r d e ç a l tozu, gül suyu ve sütten yapılan bir kanşım olan ubtan ile masaj yaptılar. K a n ş ı m
kuruyup d ö k ü l e n e kadar v ü c u d u m a yedirildi ve v ü c u d u m pürüzsüz hale g e l d i . Başka
bir kanşım da yüzüme sürüldü, sütle yıkandı ve beni güzelleştirdi. Bu g ü n d e n sonra, d ü ğ ü n e
kadar her a k ş a m , b e n y e r e ç ö m e l m i ş kıpırdayıp dururken tanıdığım bütün g e n ç kızlar
dholki'nin etrafında oturup düğün sarkılan söylediler.
index
25
Chandi de g e l i p bize katıldı a m a ikimiz de Ranjha'dan hiç s ö z e t m e d i k . Bu damattan da
kendi önerdiği d a m a t kadar m e m n u n görünüyordu.
Her sabah Manni bir tabakla yag döküyor, Chitki de kafama masaj yapıyordu. Hayatımın d ö n ü m
noktasında, her ş e y şakalaşmalar ve gülüşmeler haline gelmişti. En b e k l e n m e d i k kahkahalar
ise a n n e m d e n geliyordu. Şimdiden önemli biri gibi davranmaya başlamıştı. Boş zamanlanmızda
da, g e ç m i ş t e fakir olduğumuz için bizi hor görenlerle ilgili imalarda bulunuyorduk.
Aslında a n n e m kendini ö n e m l i hissetmekte haklıydı. Bizd e n daha iyi durumda olan
akrabalanmız ş i m d i y e d e k bizi h e p hor g ö r m ü ş ve bize karşı ilgisiz kalmışlardı. Şimdi ise
biz i m l e olan kan bağlarını h e r k e s e duyurmak için birbirleriyle yanşıyorlardı. Kocası bir un d e ğ
i r m e n i işleten kibirli halam, ç e y i z i m l e yakından ilgilendi ve "Kardeşimin onuru, ne pahasına
olursa olsun, yüceltilmelidir" diyerek ç e y i z i m e altın bir takı seti ilave etti.
Artık bir kenara itilmiş akrabalar değildik. Bana g i z l e y e m e -
dikleri bir gıpta ile bakıyor ve kulağıma gizli reçetelerini fısıldıyorlardı. "Başka k i m s e y e s ö y
l e m e . Bu özellikle p r e n s e s i m i z için" diyorlardı.
Eski davranışlanyla şimdikiler arasında ö y l e s i n e bir tezat vardı ki a n n e m i n bilgeliğini
takdir e t m e d e n d u r a m ı y o r d u m .
Zengin kuzenlerim, b e n i m her h a r e k e t i m d e yerlerinden fırlıyor ve "Sen kendini y o r m a
, b i z i m misafirimizsin artık. İşleri biz yapanz" diyorlardı.
Oysa b a b a m ö l d ü ğ ü n d e c e n a z e y e bir misafir gibi g e l m i ş ve çarçabuk
ayrılmışlardı. Bizi düğünlerine çağırmayı bile unutmuşlardı. Müstakbel k o c a m ı da artık hayalimde
yakışıklı biri gibi canlandırmaya başladığım için, n e r e y e baksam sanki şans bana gülüyor gibi
geliyordu.
Arabuluculuk görevini üstlenmiş olan yaşlı ç ö p ç a t a n kadın, bizi kutlamaya geldi. Daha ö n c e
l e r i her gelişinde, çaresiz durumdaki a n n e m d e n "Oğlanın ailesi kolay kolay bu işe
yanaşmayacak. Onlan, ogullannı fakir bir ailenin kızıyla e v l e n d i r m e ye razı e t m e k için ç o k
ç a l ı ş m a m gerekiyor" diyerek para sız-26
dırmıştı. Şimdi ise a n n e m "Artık senin yardımın o l m a d a n da d i ğ e r kızlarım için en iyi
evlilik tekliflerini alacağız. Ne de olsa, Allah'ın karşılıksız yolladığı bir d a m a d ı m var" diyerek
şimdi bunların acısını çıkarıyordu. Yaşlı kadının, b e n i m evliliğimi kendisinin ayarladığını s ö y l e
y e r e k k e n d i n e paye çıkaracağını biliyorduk. A n n e m gülerek "Bizim şansımız o n a p e k ç o
k yeni müşteri getirecektir" diyordu.
Pir Sain, kına töreni için köyüne g i t m e m i z e izin vermeyince hayal kınklıgına uğradık a m a
y i n e de onun isteklerine uyduk. Bunun yerine d ü z i n e l e r c e çarşaflı kadın bizim e v i m i z e g e
l d i . Onları, ş e k e r l e m e d o l u büyük b a m b u sepetleri ve kadifeyle s a n l m ı ş bavulları
başlannın üstünde taşıyan hizmetkâr kızlar izledi. Evimizin terası, s a d e c e erkekler tarafından
görülme riski y o k k e n çıkanlan b e y a z burqa'lar ile doldu. Bhai'nin bile içeri g i r m e s i n e izin
verilmedi.
Beni terasın ortasına çektiler ve alçak bir p e e r a h ' a oturttular. Ağır işlemeli kırmızı dupatta'nın
altından etrafı gözetlerken, d a h a ö n c e hiç bu kadar ç o k kıyafet ve m ü c e v h e r i bir arada g ö
r m e d i ğ i m i fark ettim. Ve yine fark ettim ki, m a d d i durum u m u z bizi kendi sülalemiz
(klanımız) içinde üstün hale getirmiş o l m a s ı n a karşın, o n u n sülalesi içinde hâlâ s o n d e r e c e
aşağıydık.
A n n e m i n kulağına e ğ i l d i m ve "Kız kardeşlerim için ç e y i z hazırlamana hiç g e r e k yok.
B e n i m yeni şeylerimin hepsini paylaşabilirler" diye fısıldadım. A n n e m başımı öptü ve
"Biliyorum, biliyorum!" diye mınldandı.
Kına t ö r e n i n d e gelinin çeyizini s e r g i l e m e k âdetten olduğu için, a n n e m ç e y i z i m i
o l d u ğ u n d a n fazla g ö s t e r m e çabası içind e , parçaları o d a n ı n her tarafına dağıttı.
Misafirler ç e y i z i m i g ö r m e k için içeri doluşunca, Chitki yanıma koştu ve "Uzun uzun bakıyorlar
apa. A n n e m Allah'a onlara biri iki g ö s t e r m e s i için dua ediyor" d e d i . Pir Sain'in ailesi,
nihayet, bir y o r u m yapmaksızın dışan çıktı. Bu bile a n n e m i rahatlatmıştı "Bunlar eli açık
insanlar; çünkü kannlan tok" d e d i .
Müstakbel k o c a m ı n ailesinden o l a n kadınlar ne şarkı söylediler ne de dans ettiler. B ö y l e
şeyleri s a d e c e kendi evlerinde yapmalarına izin vardı. Burada aile marasan'lan dholki'nin 27
vuruşlarıyla şarkı söylerken, kadınlar onlara buruşuk kâğıt paralar attılar. Evli kadınlar kanşık kuru
m e y v e l e r i avuçlayıp kuc a ğ ı m a koydular. Dullann ve e v d e kalmış kızlann bu doğurganlık
ayinine katılmalanna izin verilmiyordu. Pir Sain'in bir kız kardeşi ö n ü m d e durarak dualar okudu,
ucundan yeşil iplik sarkan bir iğneye kutsal nefesiyle üfledi ve b e c e r i y l e bur-numdaki delikten
geçirdi. İpliği d ü ğ ü m l e r k e n birden jrkildim.
Artık onlardan biri olarak işaretlenmiştim.
Başka bir kız kardeşi, t o p u ğ u m u n altına b e ş yüz rupilik bir banknot koydu. Ben o d a m a g
i t m e k ü z e r e ayağa kalkınca, parayı yaşlı berberin kansına verdi. G i d e r k e n arkadan birisinin
"Berberin süblesinden olan kadınlar düğün davetiyelerini da
ğıtır ve g e l i n e takılan tüm parayı, nazar d e ğ m e s i n diye onlar alır" diye açıklama yaptığını
duydum.
Düğüne kadar, bütün günler, p e k yakındaki bu ş ö l e n i n nasıl olacağını merak e d e r e k geçti.
A n n e m "Sadece körpe keçiler kesilecek. Daha pahalı oluyorlar a m a buna d e ğ e r . Her şey saf
tereyağında pişirilecek, yoksa rezil oluruz" diye emirler yagdınyordu.
Fakirliğimizin her şekilde g ö z e çarpıyor o l m a s ı n a r a g m e n , a n n e m umutsuzca bunu g
i z l e m e y e çalışıyordu. "Qorma'daki her b a d e m i n tadına bakılmalı, yoksa köri acı olur ve
namımızı zedeler."
Birisi, b a d e m pahalı olduğu için, s a d e koyun eti körisi yapmamızı önerdi. A m a a n n e m d
i n l e m e d i bile ve "Krallar için hazırlanan y e m e k l e r d e b a d e m olur. B a d e m l e r diğer
bütün eksiklerimizi telafi e d e c e k " diye karşılık verdi.
Benim hayallerim bütün bu sınırları aşmıştı. K e n d i e v i m i n kadını olacaktım ve kocamın
ismini taşıyacaktım. Benim d ü n y a m da bu, bir kadının başarabileceği her şeyden daha değerliydi.
Evdeki s o n iki günüm, h e r k e s e sarılmak ve ö p ü ş m e k l e geçti. Ailemin b e n i m iyi
talihimden dolayı duyduğu mutluluk öylesine büyüktü ki, onlan yoksulluk içinde arkamda bırakacağımı
düşündükçe ağlayacak gibi o l u y o r d u m .
index
28
A n n e m her fırsatta bana nasihatte bulunuyordu. "İyi yetiştirildiğini g ö s t e r e r e k babanın
onurunu korumalısın. Daima kocanın isteklerine bağlı kal ve kendini açıklama yapmanı ya da şikâyette
bulunmanı g e r e k t i r e c e k bir duruma düşürme." Bunlar bana z o r gibi g ö r ü n m e d i ve onu
utandırmayacağıma dair tekrar tekrar s ö z v e r d i m . Babamın yokluğuna üzülüp birlikte ağladık.
O g e c e uykum kaçtı. D i n l e n m e z s e m yüzümün parıltısını k a y b e d e c e ğ i n i düşünüp
e n d i ş e l e n d i k ç e uykum daha ç o k kaçtı. Bu sırada çocukluk günlerimi hatırladım. Her z a m a
n fakir olm a m ı z a ragmen, b a b a m hayattayken kendimizi asla mahrumiyet içinde hissetmemiştik.
İsteklerimiz de küçüktü; çünkü sadece bizim kadar; ya da biraz daha varlıklı insanlarla birlikteydik.
Kasap, a n n e m i n hazırlayacağı a k ş a m y e m e ğ i için etleri par
çalarken, b a b a m ı n elini sıkıca tutuşumu hatırladım. Satın aldığı her şeyi, tazeliklerini kontrol e
t m e k için ellediği o renkli m e y v e - s e b z e tezgâhını a n ı m s a d ı m .
Tatillerimiz de d a i m a ö z e l olmuştu. Ertesi sabah b a b a m ı n bizi e ğ l e n d i r e c e ğ i
beklentisiyle, Bhai ile bütün g e c e uyuyama-yıp nasıl da d ö n ü p d u r d u ğ u m u z u düşününce, g
ülümsedim.
Parkta koşturduğumuz, b i z e d a i m a ç o k çabuk bitmiş gibi g e l e n t e k n e gezintisi için, b
a b a m ı n yüzüne gülüp para istedi
ğ i m i z günlerin mutlu hatıralan, şimdi beni üzüyordu. Panayır yeri, s i n e m a v e saatlerce süren
pazarlıklar sonunda a n n e m e kelepir bir ş e y l e r bulma şansı v e r e n yüzlerce kalabalık dükkân...
Bu anılar da şimdi içimi burkuyordu.
Babamı d ü ş ü n d ü m ve o n u n için ağladım. Eger hayatta olsaydı b e n i m k o l e j e g i t m e
m i isteyeceğini biliyordum.
"Eger H e e r başka bir y e r d e d o ğ m u ş olsaydı, güzelliğiyle de
ğil, aklı s a y e s i n d e ün salardı" derdi h e p . B a b a m okuldan aldı
ğ ı m karnelerle ö y l e s i n e gurur duyardı ki, tanıştığı herkese göst e r m e k için o n l a n d a i
m a çantasında taşırdı.
A i l e m d e herkes birbirini ç o k severdi. Bhai ise herkesin sevgilisiydi, ö z e l l i k l e d e b e n
i m . O n d a n aynlacagım için g ö z l e rim d o l u y o r d u ve yeni a i l e m d e n de buradaki kadar
sevgi g ö rüp g ö r e m e y e c e ğ i m i m e r a k e d i y o r d u m .
index
29
Onlann ihtişamına nasıl ayak uyduracaktım? Güzel görünm e k dışında yapacak hiçbir ş e y i m
olmayacağını tahmin ediy o r d u m . Pir'in kansı olarak g ö r e v l e r i m beni büyülemişti bile.
Huzuruma g e l e n herkesin ayaklanma d o k u n m a k zorunda olduğunu duymuştum.
Pir ile aramdaki yaş farkını da düşündüm. Ben on b e ş i m e yeni basmıştım, Pir Sain ise otuz altı
yaşındaydı. Kırk dört ya
şında olduğu söylentileri de vardı. K o c a m l a baş başa kaldığımızı hayal e d i n c e , birden
kızardım.
Akıntıya kapılmış sürükleniyordum. Ranjha niye h e p aklıma g e l i p duruyordu ki?
Şafakla birlikte, ana rahminden yeni çıkmış bir b e b e k gibi, hiç tanımadığım yeni bir hayata a d ı
m attım. Pir Sain'in ailesind e n , içinde gelin kıyafetim olan bir bavul geldi. A n n e m bavulu n a z i k
ç e yatağına koydu ve kıyafete bakmak için herkes bavulun başına üşüştü. Bavuldan çıkan muslin b o h
ç a açılınca herkesten hayret dolu sesler yükseldi. Kıyafet ç o k sıradandı.
A n n e m "Dindar ailelerin g e l e n e k l e r i böyledir. Kıyafet d a i m a b ö y l e s a d e olur"
diyerek dikkatimizi dağıttı.
K a l b i m h e y e c a n içinde "Her ş e y b ö y l e düş kırıklığı mı olacak?" diye soruyordu.
V e r i l e c e k olan d a v e t l e ilgili d ü z e n l e m e l e r ailemi m e ş g u l e d i y o r ve b e n d
e n uzak kalmalanna n e d e n oluyordu. Ve o ak
ş a m , b e n i m küçük d ü n y a m büyülü bir rüyaya dönüştü. G e l e neksel kırmızı ve yeşil
shamiana'lar açıldı. Havai fişekler atıldı, renkli ışıklar g ö k y ü z ü n d e patladı ve m u c i z e v i
ışıklar agaç-lann yapraklanna takılmış kayan yıldızlar gibi panldadı. Hiç b ö y l e ışık g ö r m e m i ş t i
m ve bütün bunlann b e n i m için olduğuna inanamıyordum.
Baraat başlamadan ö n c e banyo yaptınldım ve kokular süründüm. Tiril tiril p e m b e
peshwas'imin içinde, peri masalından fırlamış küçük bir p r e n s e s e b e n z e y e n Manni, uzun
kahverengi saçlanmı, aralara b e y a z c h a m b e l i tomurcuklan koyarak ördü. T e y z e m (un d e ğ
i r m e n i o l a n ) , tenimi boyayarak beni fil-dişinden bir heykele dönüştürdü. Sonra da ellerini
çırparak G ö r d ü ğ ü m en g ü z e l gelinsin" d e d i . Aynada, y ü z ü m d e mücev-30
her gibi parlayan kehribar rengi g ö z l e r i m i g ö r d ü m . Soluk kırm ı z ı e l m a c ı k k e m i k
l e r i m e altın tozu serpiştirilmişti. Aynadaki aksimi g ö r ü n c e , yakut kırmızısı dudaklanmı bir g ü
l ü m s e m e kapladı.
Şaşkınlık içinde "Bu ben miyim?" diye s o r d u m .
İ n c e , uzun v ü c u d u m d a n d ö k ü l e n bol, parlak kırmızı, ipek e l b i s e n i n tersine, b e y
a z pamuklu chooridar, bacaklanmı sıkıca s a n y o r d u . Rengârenk boncuklar ve büyük, çirkin
pullarla işli ağır y e l e k ise o m u z l a n m ı aşağı çekiyordu. Boynumdaki b e ş tane altın kolye, o m
u z l a n m ı daha da bastınyordu. Alnım ı n t a m ortasında altın bir tikka, onun sağında bir jhumar, d ö
v m e altın boncuklardan yapılmış büyük bir hızma, her iki k o l u m d a k i altın bilezikler, m ü c e v h
e r l e r l e dolu parmaklanmla b a y ı l m a k ü z e r e y d i m . T e y z e m i ç m e m için biraz su
verdi.
Ojeli ayak p a r m a k l a n m a baktım ve bir ayağımı kaldırdım, a m a ağır altın halhallar onu
aşağı çekti. Burnumdaki hızma, halhallar ve d ü z i n e l e r c e bilezik bana sanki pranga gibi
görünüyordu. Birisi ayaklanma topuklu sandaletler giydirirken, b e n sanki başka bir y e r d e y d i m .
Bhai'nin o d a y a dalıp baraat'ın ne kadar m ü k e m m e l gittiğini s ö y l e m e s i n d e n ö n c e ,
on dakika boyunca davullar çalınmıştı.
"Apa, kırmızı güller ve gelin telleriyle süslenmiş bir arabanın ö n ü n d e , d h o l ' u n vuruşlanyla
bhangra oynuyorlar. T ö r e n alayı ö y l e s i n e uzun ki, bütün misafirlerin buraya g e l m e s i e p e
y z a m a n alacak" d e d i .
Pir Sain, davul ve zurna sesleriyle içeri girdi.
G ü m ü ş rengi brokarlar i ç i n d e hayal gibi Chitki, bir parça tem i z hava gibi içeri girdi ve
"Avlu m u h t e ş e m e l b i s e l e r giyinmiş
insanlarla d o l u . Sanki c e n n e t . . . Herkes en iyi şeylerini giyinm i ş apa" d e d i .
Misafirlerimizi yerleştirmek için e v i m i z i n arkasında bir arsa kiralamış, d a m a t onun için
diktiğimiz elbiseleri giyebilsin diye de bir b a n y o hazırlamıştık. Bu p e k olağan değildi. Damat
norm a l d e alnından sarkan ve yüzünü örten sehra'sı ile tamamlanan damatlıklannı giyinmiş olarak
gelirdi. Oysa şimdi b e n i m y ü z ü m örtülüydü.
index
31
Bhai tekrar telaşla içeri girdi ve "Pir Sain büyük türbanı ile m u h t e ş e m görünüyor, a m a bizim
onun için hazırladığımız kıyafetler yerine kendi kıyafetlerini giymiş. Bizimkileri almadı bile..." d e d
i.
"Niye?" diye s o r d u ğ u m d a Bhai o m u z l a n n ı silkti ve "Biliyorsun, o ne isterse onu yapar
ve açıklama da yapmaz" d e d i .
O d a , kalabalıklaşmış ve içerisi sıcak olmuştu.
Maulvi bana sordu: "Pir Sahib'i ki o şu-şu-şu-şudur ve şu-şu-
şunun oğludur; kocan olarak kabul e d i y o r musun?"
P e ç e m i n altından üç defa "evet" diye c e v a p v e r d i m . Bir kâ
ğıt, bir kalem, bir imza ve Pir Sain'in kansı oluvermiştim.
Chitki, Nanni ve kuzenlerim beni, dar m e r d i v e n l e r d e n aşa
ğıya, kadınlara aynlan shamiana'ya, n e r e d e y s e taşıdılar. Ben oturur oturmaz, kadınlar ve
çocuklar bana b a k m a k için ko
şuştular, itişip kakıştılar. Birbirleriyle tartışıp kavgalar e d e r e k , bana en yakında o l m a k için
yer değiştirip durdular. Ta ki anid e n kalabalığı bir ö l ü m sessizliği kaplayana kadar.
Pir Sain içeri girmişti.
Yanıma oturunca, kuzenlerim ve kız kardeşlerim, geleneksel j o o t i chupai merasimi için ö n e
çıktılar. Onun ayakkabısını çıkanp alacaklar ve o para v e r e n e kadar da geri v e r m e y e c e k lerdi.
A n c a k bunu k o c a m a y a p m a y a cesaret e d e m e y i p geri çekildiler. Pir Sain onlara hiçbir
şey yapmadıklan için bir d e s t e para verip gitti. Karmaşa eski haline d ö n d ü . Kafamı kaldınp bir
Allah'ın kulunu bile g ö r m e d e n o d a m a götürülene kadar da y a n ı m d a durmak v e y a
oturmak için birbirlerini i t e l e m e y e dev a m ettiler.
A n n e m , yeni ölçülerine uydurulan kendi düğün elbisesini giymişti. Kendi düğün gününde aynen
bana benzemiş olmalıydı. Şimdi annesinin onun için ağladığı gibi, o da benim için ağlıyordu.
"Bir saniyenin g e ç m i ş i g e l e c e k t e n ayınşı gibi, baba evinin eşiğini atladığın anda
çocukluk günleri artık s o n a erer" dedi.
Birdenbire ö n ü m d e k i belirsizliğin farkına vardım. Büyü bozuldukça, evli kalmak i s t e m e z
s e m diye korkuyordum. A n n e m s ö z l e r i n e d e v a m etti: "Bazen büyü yavaş yavaş bozulur, b
a z e n de çabucak. A m a bozulacağı kesindir."
index
32
Biraz daha pudralandıktan ve parfüm sürüldükten sonra başımın üstüne, b i l e k l e r i m e kadar
inen, üstünde parlak san ç i ç e k l e r basılı, kırmızı bir duvak geçirildi. Ben y e n i d e n oturt-
tuklannda, artık s o n a yaklaştığımı biliyordum.
E v d e n a y n l m a vakti gelmişti.
Shehnai'nin insanın içine işleyen, melankolik m e l o d i s i , birl e ş m e ve ayrılığın tatlı-acı
feryadı gibiydi.
C h o r h babul ka ghar m o h e pi ke nagar aaj j a n a perah dizesi b e n i sarstı. K e l i m e l e r
bu anı ebedileştirdi. Ve g ö z l e r i m yaşlarla d o l d u .
Bana g ü v e n v e r m e k için "Yalnız başına gitmiyorsun, b e n i m d u a l a n m s e n i n l e
birlikte. D u a l a n m mutlu o l m a n ı sağlayacaktır" d e d i a n n e m .
A m a b e n i m için korkuyordu. Bunu onun gözlerinde g ö r d ü m .
Chitki ile Nanni, en iyi arkadaşlannı kaybediyorlardı Bhai, sanki her şeyini k a y b e d i y o r m u ş
gibi ağlıyordu.
G ö r ü n e n o y d u ki bu ana kadar hiç kimse, ben bile, aynlışı-mızın kesinliğini tam olarak
algılayamamıştık. Birden babamın c e n a z e alayını hatırladım.
H e r birine ayn ayn sımsıkı s a n l d ı m ve sırayla h e p s i n d e n k o p a r ı l d ı m . Sonra bir
Kuran'ın altından geçinildim ve ç a b u c a k bir arabaya tıkıldım. Başımı e ğ d i m . Duvağın altından
hiçbir ş e y g ö r e m i y o r d u m a m a ç i ç e k l e r v e gelin telleriyle süslenmiş
arabada o l d u ğ u m u tahmin ettim.
Pir Sain y a n ı m a oturunca, kaskatı kesildim.
Ve araba hareket etti.
S o n bir d e f a g e r i y e b a k m a l ı y d ı m v e d ö n ü p baktım.
Büyülü ışıklar söndürülmüştü. Ortalık kapkaranlıktı.
D u v a ğ ı m ı y ü z ü m e indirince, bu karanlık d e v a m etti.
A r a b a defalarca sola v e saga d ö n d ü .
Ş e h i r trafiğinin gürültüsü g i d e r e k uzaklaştı.
Arazi değişti. B e n i m de hayatım...
K o c a m bana d o ğ r u eğildi ve sesi, bu b i t m e k b i l m e z yolculuğun y o ğ u n sessizliğinde
titredi. Kat kat giysilerime r a g m e n sanki teni bana değmişti.
index
33
"Ağlama. Allah'ın nzası ile her şey iyi olacak" d e d i .
Bunun bir teselli mi yoksa e m i r mi olduğunu anlayamadım.
A n i d e n tuvalete g i t m e ihtiyacı hissettim. H e m e n g i t m e m gerekiyordu. Okuldaki ilk
günümü hatırlayınca, o t o r i t e y e kar
şı duyulan aynı korkuyu hissettiğimi fark ettim. Y e n i d e n en tem e l ihtiyacımı g i d e r m e k
için izin a l m a m gerekiyordu.
Ç o k şükür, sonunda araba durdu, a m a biz y e r i m i z d e n kalkmadık. Bir erkek yolu a ç m a k
için "Purdah, purdah" diye bağırdı. Sonunda g ö r ü m c e m beni kolumdan tuttu ve arabadan indirdi.
Bir kapıdan geçtik. Kadın g ö l g e l e r i etrafımızı sardı. Kadınlar g ö r ü m c e m i kutladılar, b e
n i m ayaklanma dokundular ve Pir Sain'in mutluluğu için dualar ettiler. Arkamızdan ve yanımızdan
yürüdüler. A m a asla ö n ü m ü z e g e ç m e d i l e r .
Başka bir kapıdan daha g e ç e n e kadar, ayaklanmın altında yumuşak toprak olduğunu hissettim.
Kapıdan g e ç i n c e ise halı kaplı bir z e m i n başladı. Beni bir y e r e oturttular a m a tuvalete g i t
m e ihtiyacım baskın çıkıyordu. A n n e m i n bunu onaylamayacağını bildiğim için, k e n d i m i
tutmaya çalıştım. Ta ki bunun artık a n n e m l e bir ilgisi olmadığını fark e d e n e kadar... Gürültünün
ortasında, yanımda oturan kadına fısıldayarak tuvaletin yerini s o r d u m . O da beni utançtan
kıpkırmızı e d e c e k ş e k i l d e bağırarak ve eliyle koluyla işaret e d e r e k tuvaleti tarif etti.
Kadınlar beni sanki sakatmışım gibi dirseklerimden tutup kaldırdılar ve kalabalığın ortasından
geçirdiler. Bir kapıdan g e ç t i m ve kapı ü z e r i m e kapandı.
İşim bitince aynada k e n d i m e baktım. G ö z y a ş l a n m l a akmış
s ü r m e m i sildim ve nasıl bu kadar güzel g ö r ü n d ü ğ ü m e şaşırd ı m . Derimin altından
süzülen bu ışığın kaynağı neydi? K o c a m l a p e k yakında yaşayacağım cinsellik beni
heyecanlandırdı. Kapıyı açınca, kadınlar n e r e d e y s e beni y e n i d e n tutup kaldırdılar ve tekrar k
a n e p e y e götürdüler.
O d a sessizdi.
Birisi kulağıma k o c a m ı n burada olduğunu fısıldadı.
Başka biri daha içeri girdi.
Kâfir / F:3
index
54
Pir Sain'in sesi, ayağa kalkıp sag e l i m l e annesinin sag aya
ğına d o k u n m a m ı emretti. Ayağa kalktım v e A m m a Sain'in ö n ü n d e eğildim. A m a
daha dizlerinin hizasındaydım ki beni d i r s e ğ i m d e n tutarak doğrulttu. Duvağımı açtı ve ç e n e m
i kaldırdı. G ö z l e r i m kapalıydı a m a yüzümü incelediğini hissettim.
"Allah e v i m i z e attığın a d ı m l a n kutsasın. Sana yedi oğul versin"
d e d i . B e n , içeri girdiğinde yaptıklanmı tekrarladım v e A m m a Sain h e r k e s l e b e r a b
e r o d a d a n çıktı.
Sürgünün çekildiğini d u y d u m .
Dupatta'mın altında, yukan doğru çevirdiğim a v u ç l a n m d a n başka hiçbir şey g ö r m ü y o r d
u m . K o c a m ı n yanımdaki varlığınd a n başka şeyler düşünmeyi d e n e d i m ve kader ç i z g i m i
bulm a k için kınalı a v c u m d a k i karmaşık çizgileri i n c e l e d i m .
Pir Sain yanıma oturdu.
K a l b i m duracak gibiydi.
Eli d u v a ğ ı m ı n altından y a v a ş ç a sokuldu ve k u c a ğ ı m d a ilerledi.
Eli benimkini kaplayınca, t ü m çizgiler ve şekiller kayboldu.
H e m d e s o n s u z a kadar.
İÇERİ GİRİŞ
Bir et yığınının çıplak h a l d e ü z e r i m e abandığını hissettim.
Bir balıkçı, güvenlik ve kâr umuduyla, parlak bir g ü n d e , denize açılmıştı. Birden gökyüzünü
bulutlar kaplayıp birbiriyle çarpışmaya başladı. Okyanusun üstüne kara bir y a ğ m u r indi.
Q ö k g ü r l e m e s i ve yıldınm, uçsuz bucaksız denizi kudurttu.
Sulann öfkesi kabardı. Yukandan g e l e n ses ç o k yüksekti. Aşa
ğıdan g e l e n ise daha da yüksek... Hava ağırdı. K a ç a c a k hiçbir yer yoktu.
Hiçbir yer...
S a d e c e müthiş var o l m a isteğim sayesinde, zar z o r hayatta kaldım.
Düğün g e c e m i z e bir hayvanın açlıgıyla başlamış ve doymuş olarak bitirmişti. Keskin sabah
zili acı acı çaldı ve b e n korkmuş, ürkmüş bir kuş gibi y e r i m d e n fırladım.
O g e c e uyumuş m u y d u m , yoksa bu bir tür ö l ü m müydü?
Oysa düğünümü nasıl da kutlamıştık... T ü m s e v d i k l e r i m ne
ş e y l e şarkı söyleyip dans etmişlerdi. Günler ö n c e s i n d e n beni g ü z e l l e ş t i r m e k için
her türlü yola başvurulmuştu. Peki ne için? Bir büyücü gibi onu baştan çıkartıp bu çılgınlığı ve
zalimliği ü z e r i m e salmak için mi?
Bütün bunlar şimdi ç o k korkunç görünüyordu.
Hazırlıklar, âdetler, tören ve kurban ediliş. Yeryüzündeki bir tannya kurban. Benim hayatım
üzerine bir s ö z l e ş m e imzalanmıştı. Maddelerini kaderimiz belirlemiş, ailemizin ve toplu-36
mun kurallarıyla da mühürlenmişti. Ilk g e c e m i z ise, bu sözleşm e n i n başlangıcı olmuştu. Bu,
dünyanın her k ö ş e s i n d e tekrar tekrar yaşanıyor muydu? Bu a n n e m i n de başına g e l m i ş
miydi?
" N a m a z kılar mısın?" d i y e sorduğu sırada alçak s e s l e ağlıy o r d u m .
Büzüldüm.
C a n ı m acıyordu v e d o n a k a l m ı ş t ı m .
Hangisi d a h a kötüydü bilmiyordum.
K e k e l e y e r e k "Bazen" d e d i m ve bu itirafımdan utanç duydum.
" N a m a z ı kaçırmaya hiçbir ş e y m a z e r e t o l a m a z . B e n i m l e birlikte olduktan sonra
b a n y o yap ve saçlannı yıka. T e m i z l e n m e d e n d ı ş a n ç ı k m a k haramdır. Eger t e m i z l e
n m e z s e n , dokundu
ğun h e r şeyin yıkanması gerekir" diye emretti.
S e n d e l e y e r e k banyoya gittim. Duşun altında durup, kanın suyla k a n ş ı p p e m b e l e ş e r
e k ayaklanmın altında birikişini seyrettim. A n n e m için hıçkınklarla ağlarken, agnlar içindeki vüc u
d u m u hissettim v e çektikleri yüzünden o n u o k ş a d ı m .
"Anne, c a n ı m a n n e m , beni n e r e y e yolladığını biliyor musun?" d i y e inledim. Yıkanıp
v ü c u d u m u çılgıncasına fırçalıyor; k e n d i m d e n d e l i c e s i n e nefret e d i y o r v e üzüntüyle
seviyordum.
G i y m e m için ö z e n l e hazırlanmış yeşil brokar e l b i s e artık g ö z ü m e hiç d e g ü z e l g
ö r ü n m ü y o r d u . Mücevherler ise taşlara b e n z i y o r d u . Y e n i d e n bir gelin gibi g ö r ü n m
e k üzere kuruland ı m , a ğ l a d ı m , giyindim v e b o y a n d ı m .
D ö n d ü ğ ü m d e o d a d a n çıkmıştı.
K ı z kardeşi içeri girdi ve üzerine bekâretimin kanıtlarının s ı ç r a m ı ş o l d u ğ u b e y a z yatak
çarşafını topladı ve yanına alarak dışan çıktı. Utanmış bir halde, bir bardak süt, bir y a ğ d a yumurta,
tavuk körisi ve bir paratha'nın karşısına oturdum, a m a y i y e m e d i m .
Karanlık ve ö l ü m ü hatırlatan o d a n ı n sağına soluna bakınd ı m ve yatağın geniş bir m e z a r
a benzediğini fark ettim. Karyolanın başlığı, m e z a r taşı gibi yükselmekteydi. Üstündeki zarif o y m
a l a r ise, b e n i m m e z a r k i t a b e m gibiydi. Karmaşık hayvan motifleri d o k u n m u ş halı ise
bir m e z b a h a y a benziyordu. Kırmı-37
zı koltuk ve sandalyeler, duvarları çevreliyordu. Bunların ö n ü n d e bir masanın üstünde, d ü n d e
n kalan gül çelenkleri yı
ğılıydı ve ö l ü m gibi çürümekteydiler.
G ö r ü m c e m yine paldır küldür içeriye daldı.
"Gidelim. A m m a Sain seni bekliyor" diyerek, beni bir boh
ça gibi tutup dışanya çıkardı.
Yürümek öylesine eziyetliydi ki bacaklarım birbirine sürttü
ğ ü n d e dayanılmaz d e r e c e d e şiddetli bir acı dalgası bütün vücudumu kaplıyordu. Uzaktan,
A m m a Sain'i g ö r d ü m . Etrafı, avlunun ç e v r e s i n d e g e n i ş bir daire halinde charpai'ler
üstünde oturan, renkli kıyafetler giyinmiş kadınlarla çevriliydi. Dairenin ortasında ise, çamur rengi
paçavralar giymiş y ü z l e r c e kadın, y e r d e oturmaktaydı.
Gelişim h e y e c a n uyandırdı.
Bir anda, zenginiyle fakiriyle bütün kadınlar, ayaklanma d o k u n m a k için koştular. Ö y l e ki,
kayınvalidemin yanına vardı
ğımda, yeni statüm hakkında d e n e y i m kazanmıştım bile.
A m m a Sain beni s e v g i y l e karşıladı ve yanına oturttu. A m a oturmak imkânsızdı.
Marasan'lar dholki'nin vuruşlanna uyarak, en yüksek sesleriyle düğün sarkılan söylüyor, charpai'ler-de
oturan kadınlar ise onlara para atıyordu.
A m m a Sain'in varlığı etrafa g ü ç yayıyordu. Sesi d e , uzun boyu v e g e n i ş o m u z l a n
kadar buyurgandı. Açık renk teni v e b e y a z saçlan, şifon bir p e ç e n i n ardından panldıyordu. O
eliyle çağırdıkça, kadınlar sırayla y ü z ü m e bakmak için geldiler.
Başımın etrafına buruşuk paralar taktılar ve yedi o ğ l u m olması için dua ettiler. Başım aşağı fazla
eğildikçe, g ö r ü m c e l e r i m tekrar kaldınyorlardı.
G ö z l e r i m kapının e ş i ğ i n d e ayakta duran, kartal gibi bir kadına takıldı. Sanki bu onun g ö
r e v i y m i ş ve sanki herkes bir suç işliyormuş gibi, insanlan izliyordu. Misafirlerden biri ç e y i z i m
l e ilgili bir soru sorup, A m m a Sain de kesin bir tavırla o n u susturduğu sırada, etrafı i z l e m e y e
ara v e r m e k zorunda kaldım.
S o n u n d a yerde oturan k a d ı n l a r ı n kalkmalanna izin verildi.
index
38
Pir Sain o g l e y e m e ğ i n e g e l e n e kadar e p e y z a m a n geçti.
Kartala b e n z e y e n kadın haricinde herkes dağıldı. A m m a Sain h i z m e t ç i l e r e işaret e d
i n c e , h e m e n dikdörtgen bir masa ortaya g e l d i ve birkaç dakika içinde yiyeceklerle donandı. K
o c a m yanıma oturdu ve ben bir parça e k m e k k o p a n p köriye batınr-ken, o dua e t m e k için
ellerini kaldırdı. Bakışları başımı taba
ğ ı m a d o ğ r u e g e n yer ç e k i m i gibiydi.
Niye b ö y l e bakıyordu?
" Y e m e k t e n ö n c e ellerini yıka" diye emretti ve kendimi kalp çarpıntıları içinde, duvann
yanındaki muslukta buldum.
Ö ğ l e y e m e ğ i çilesi bitince, "içeri gel" d e d i ve sabahki coşkunun yerini korku aldı. Başım ö
n e eğik, o n u i z l e d i m a m a A m m a Sain'in yanına g i t m e k istiyordum. Eve, a n n e m e g i t
m e k i s t e m i y o r d u m . Ö l m e k istiyordum. Başka herhangi bir y e r d e o l m a k istiyordum a
m a o n u n arkasından yürüyordum.
Tekrar bir kâbusun p e n ç e s i n d e y d i m ve artık v ü c u d u m u n hangi parçasının hangisi
olduğunu ayırt e d e m i y o r d u m .
Onun altındaydım, korkuyordum ve e g e r tüm kadınlar bu i ş k e n c e d e n geçiyorlarsa, hâlâ
niye k ı z l a r ı n ı e v l e n d i r m e k istediklerini m e r a k e d i y o r d u m . K i m s e bu konuyu b
e n i m y a n ı m d a k o n u ş m a m ı ş t ı a m a hiç k i m s e d e b ö y l e korkmuş g ö r ü n m e m i
ş ti. Bu deliliği nasıl atlatıyorlardı? N e d e n bu korkuyu a n n e m i n y ü z ü n d e hiç g ö r m e m i ş
tim?
Beni yüzü koyun çevirdi ve çıglıklanmı kontrol e t m e k için yatak çarşafını a ğ z ı m a tıktı. Acı
ile parçalandım.
Her gün aynı ş e y ve bütün bir hafta g e ç i p gitti.
A ş k anlayışımın yanlış olduğunu fark ettim. Her ş e y ç o k farklı olmuştu. Ben, seyrettiğim
filmlerdeki gibi âşıklann birbirleriyle konuştuklarını, güldüklerini ve birlikte şarkılar söylediklerini
düşünmüştüm. Okulda ö ğ r e n d i ğ i m hiçbir ş e y doğru değildi. Şiirler, tutku ve aşk m e k t u p l a
n h e p yalandı. Yalancılar; kısık s e s l e küfrettim. G e n ç l e r i aldatıyorlar. Anlatılanlarla g e r ç e
k l e ş e n l e r arasındaki karşıtlık ç o k açıktı.
N e r e y e kaçabilirdim?
A n n e m e a ğ l a m a k için k e n d i i ç i m e kapandım.
index
39
Un d e ğ i r m e n i olan t e y z e m i n kızı, altı yaşındaki oğluyla birlikte beni ziyarete g e l d i ğ i
n d e ö y l e mutlu o l d u m ki, kartal kadının uğursuz varlığına ragmen, y ü z ü m sevinçle ışıldadı.
G ö ğ sünde kavuşturduğu kollan, sırtındaki kamburu ve ö n e d o ğ r u çıkarttığı kafası ile, ü z e r i m
e atlamaya hazır koca bir akbabaya benziyordu.
Ben n e r e y e d ö n s e m , onun da orada olduğunu fark ettim.
K u z e n i m "Çok mutlu görünüyorsun Heer" d e y i n c e , gülüms e m e m kayboldu. A m a a n
n e m i n hatın için h e m e n kendimi topladım. Etrafa yapay gülüşler dağıttım ve o hediyeleri açtık
ça yalandan heyecanlanmış gibi davrandım. Getirdiği i p e k takım, c a m bilezikler ve kül tablası
için defalarca teşekkür ettim ve o n a gayri tabii bir ş e k i l d e s a n l d ı m ve ö p t ü m .
Duvann kenanndaki musluğun altında bileklerime sabun sürüp, yeni c a m bileziklerimi takarken
Pir Sain içeri girdi. Kuz e n i m ve oğlu, onun ayaklanna dokundular. Bir süre rahatsızlık içinde ayakta
durduktan sonra a c e l e y l e çıkıp gittiler. Ben hâlâ üzüntüyle g e ç i p kaybolduklan kapıya
bakıyordum ki, Pir Sain ellerimi masanın üstüne k o y m a m ı buyurdu.
Bir an için bilezikler kolumdaydı. Bir an sonra ise, Pir Sain'in eli havaya kalktı ve bir balta gibi
bileziklerin üzerine indi.

Bilezikler parçalandı ve etrafa saçıldı. Keskin c a m parçalar bileklerime girdi. Bir aslan kükremesi
d u y d u m ve b e n i m kötü a i l e m hakkındaki bir cümlenin bazı parçalannı d u y d u m .

Kafam sallanıyordu. İzler g i d e r e k kızanyordu.


Y e d i ğ i m ilk dayak, herkesin g ö z ü ö n ü n d e başladı ve içeride bitti. E v l e n m e m i n
mümkün olduğu bir erkeğin yanında tesettüre uymayarak Allah'a itaatsizlik etmiştim. A m a o s a d e
c e altı yaşındaydı. A n n e m bu kül tablasının bana ulaşmasını ned e n e n g e l l e m e m i ş t i ?
Böylesine liberal bir hediyenin ne anlama g e l e c e ğ i n i kesinlikle bilmesi gerekirdi.
Duşun altında ağlarken, b a b a m sinirlendiği z a m a n annemin nasıl da korktuğunu hatırladım.
Eve g e l e n yaşlı temizlikçi kadın da sık sık dayak yediği için şikâyet ederdi ve a n n e m bab a m a
onun kocasını uyarmasını söylerdi. Babamın da aynı şeyi yapıyor olmasının hiç ö n e m i yoktu.
index
40
A n n e m yüzlerce bahane ö n e sürerek h e m e n kendi kocasını savunacak, " İşteki gerilim, mali
kaygılar, sosyal baskılar ve yanlış anlaşılmalar onun böyle patlamasına yol açıyor" diyecekti.
A m a babamın öfkesiyle ilgili olarak her zaman Allah'a sızlanırdı.
Yaptıkları n e d e n i y l e k i m s e b a b a m d a n nefret e t m e z d i . Sad e c e , o n a e r k e k
olarak d o g m a s ı nedeniyle Allah tarafından verilen ö n c e l i k l e r i kullandığını düşünürdük. B a
b a m sık sık
"Onurunu k o r u m a k için, otoriteni kullanmaya hakkın vardır"
derdi. A m a , a n n e m l e b a b a m , kendi aralannda konuşur, güler ve şakaiaşırlardı da. Peki bu
bana n e d e n o l m u y o r d u ?
Bilezikler b i l e k l e r i m d e iz bıraktı.
Bundan sonra, Pir Sain'in korkusu i ç i m d e derinlerde bir y e r l e r e yerleşti. Bir daha asla o n a
bakmaya c e s a r e t e d e m e d i m ; b a n a b a k m a d ı ğ ı zamanlarda bile... S a d e c e ellerinin
büyük ve kare olduğunu biliyordum. Parmaklan uçlara doğru inc e l i y o r d u . Baş parmaklan hariç t
ü m parmaklan, üzerlerine kutsal a y e t l e r kazınmış taşlardan yapılma mühür gibi yüzüklerle d o l u
y d u . Bir bileğine, ü z e r i n d e dua oyulmuş bir kayış takıyordu. D i ğ e r i n d e ise karmaşık bir
saat vardı. Bir e l i n d e , her a k ş a m d i ğ e r bütün kıyafetleriyle birlikte değiştirdiği, b e y a z
pamuklu bir m e n d i l taşıyordu. Diğer e l i n d e ise boncukları kutsal topraktan yapılmış bir tespih
oluyordu. Yas g ü n ü n d e bu bon-cuklann kanadıgı söylenmişti. Sürekli tespih çekiyordu. Sinirli
olduğu zamanlarda daha hızlı çekiyordu, en agıza alınmamış
küfürleri ve en rezil tehditleri savuruyordu. Tespihi s a d e c e ak
şamlan ya da birisini d ö v e r k e n v e y a y e m e k yerken bırakıyordu.
Kolalı b e y a z bir shalwar k a m e e z ' i n üzerine daima, omuzlan n d a Allah'ın d o k s a n d o
k u z adı işli olan; yeşil bir c h a d d a r giyerdi. Kışın, bunun altında yün bir şal olurdu. K o l l a n n a
bağlanmış ve b o y n u n d a asılı g ü m ü ş kakmalı ve siyah bir ipe dizilmiş atalarından kalma
muskalar vardı. Deri ayakkabılannın uçları yukan doğru sivrilerek kıvrılıyordu ve b e y a z çoraplan-
nın üstünde sıkıyormuş gibi duruyorlardı.
Bütün v ü c u d u n a sürdüğü misk, o n u n için ö z e l olarak hazırlanmıştı ve kokusunu asla d e
ğ i ş t i r m e z d i . Bu koku. Pir Sain g ö r ü n m e d e n ç o k ö n c e onun gelişini h a b e r verirde
ve o gittikten sonra da uzun süre kalırdı.
index
41
Her ş e y Pir Sain kokuyordu.
Başına büyük, siyah türbanını geçirdiği anda uğursuz kişili
ği daha da kuduruyordu. Türban giyişi, aynı kralın her gün taç g i y m e töreni yapması gibiydi.
Sırtı ö y l e s i n e dikti ki olduğundan uzun görünüyordu; sanki Allah'a başkalanndan daha yakınmış
gibi... Ve ö y l e s i n e yavaş yürüyordu ki onun herhangi bir s e b e p l e a c e l e ettiğini hayal bile e
demiyordum.
O d a m ı z ı yaşlı dadısı Dai temizliyordu. Başka kimse, Pir Sain'in izni o l m a d a n , içeri g i r e
mezdi.
P e r d e l e r de camlar da asla açılmıyordu. İçerisi d a i m a karanlıktı. Gündüz olduğunun hiçbir
belirtisi yoktu. Sabah zili çalar ç a l m a z ışıklar yanardı.
Burada vakit her z a m a n akşamdı.
K o c a m ı n yaptıklanna g ö r e saatini ayarlayabilirdin. O d a d a n çıkması, on yıllarca ö n c e
belirlenen zamanı, bir dakika bile g e ç m e z d i . Gün ışırken dışanda olurdu. Ö ğ l e y e m e ğ i için
geri d ö n e r , sonra b e n i m l e yatağa girer ve g ü n e ş b a t m a d a n bir saat ö n c e avluda
belirirdi. Dışanda, ricada bulunmak için gelenlerle bir bardak çay içer, erkeklerle akşam yemeğini yer
ve tekrar, b e n i m için, geri gelirdi. G e c e yansı ise horluyor olurdu.
G e r ç e k dünya, bu c e h e n n e m e nüfuz e d e m e z d i .
Duvarlar g ö k y ü z ü n e doğru yükseliyor ve y a ş a m a y a mahkûm edildiğim bu meydanın
etrafını çevreliyordu. Meydanı ku
şatan sınır duvarlannın etrafında kurumuş bir çiçeklik, ortasında ise, katı betonu kırarak fışkırmış
ve kollan ç e v r e y e yayılmış bir a g a ç vardı. K o c a m d a n ö n c e k i üç pir'in bu ağacı sökmeyi
d e n e m i ş olmalanna ragmen, onun, doğanın insan otoritesine karşı direnişinin bir simgesi olarak, y
e n i d e n büyüdüğünü duymuştum.
Giriş kapısından başka, dışanya çıkış yoktu. O kapı da, al
çak tuğla bir duvarla, g ö z l e r d e n gizleniyordu. Şeyh'in bölümleri. A m m a Sain'in bölümleri
ve iki b o ş oda, asıl m e y d a n ı n dibindeki kapalı bir verandaya açılıyordu "Avlunun sol tarafında,
sazdan yapılma tavanı ağla kaplı, mutfak vardı" Kiler o d a l a n ve d i ğ e r p e k ç o k b o ş o d a
ise sag taraftaki başka bir kare avluya açılıyordu. Avlunun arka kapısı sürgülüydü. Yan kapısı ise direkt
olarak mezarlara açılıyordu.
index
42
Çamurla sıvanmış m e y d a n ı turlamaya başladım.
Tekrarlıyor, ısrar e d i y o r ve tasdik e d i y o r d u m ki "Benim d ü n y a m , Allah'ın o n u
yarattığı şekilde, yuvarlak. Onu, herkesin dünyası gibi yuvarlak yapacağım" diyordum.
Durmadan d ö n ü y o r d u m . Her gün, bacaklarımın, saatin ak-rebiyle y e l k o v a n ı gibi
hareket ettiklerini hissedene kadar tur-luyordum.
Zamanın geçişi gibi...
Kısa z a m a n d a Haveli'nin ikinci hanımı olmuştum. İlki dai m a A m m a Sain olacaktı. K o c a
m hariç, hiç kimse A m m a Sain'in emirlerini bertaraf e d e m e z d i . K o c a m ı n da b ö y l e bir
şey y a p m a s ı hiç g e r e k m e m i ş t i . Zaten A m m a Sain'in tüm talimat-lan, k o c a m ı n
istekleri doğrultusunda olurdu.
"Bir kadın dul kaldığında, oğlu kocasının yerini alır. Şimdi burada sultan sensin ve b e n de sana
yol g ö s t e r m e l i y i m . Bir koca, kansının kudretini g ö r m e k ister; annesinin değil" demişti.
A n n e m i n bu konudaki saplantısını düşündüm. Bu e v r e n s e l bir soruna b e n z i y o r d u .
Bir kadının mevkii, her z a m a n kocasına bağlıydı. Zengin ya da fakir olması fark etmiyordu. Kadın d
a i m a b a b a d a n kocaya, sonra da oğluna d e v i r oluyordu. Ve b e n bu yolculuğun ikinci
aşamasındaydım.
As bana, kahvaltı servisi yapılana kadar mutfakta kalmamı s ö y l e d i . Her sabah o d a m d a n
çıktığımda, kartal kadını, beni b e k l e r buluyordum. Bütün günü vücudunun ağırlığını bir aya
ğından diğerine aktarmadan ö y l e c e dikilerek g e ç i y o r d u . Gözlerini kapatmadan ve hiç g ö
z d e n kaybolmadan, akşam olup b e n o d a m a g i d e r k e n bile hâlâ aynı p o z i s y o n d a
duruyordu.
Sabahki işim, 5 - 1 0 misafir için khaas kahvaltı tepsilerini d e n e t l e m e k t i . Y a ğ d a
yumurta, iki paratha, et veya tavuk körisi; tepsi örtülerinin üstündeki p o r s e l e n l e r içinde ikram
edilirdi. Örtüsüz 60-70 t e p s i d e d e , sıradan misafirlere, haşlanmış
yumurta, bir chapaati ve bir bardak çay verilen a a m tepsilerine talep her z a m a n daha fazlaydı.
Giriş kapısını p e r d e l e y e n kısa tuğla duvarda duran bir kadın, mutfağa kadar gidip g e l e n
bir insan zincirini yönetiyordu.
"İki Khaa, on tane aam" diye en yüksek sesiyle bagınr ve avlu-43
nun ortasında duran bir başka h i z m e t ç i de onun sözlerini tekrar e d e r d i . Bir başkası da, iki
kadının ellerinde dolu üst üste iki tepsiyle dışan koştuklan mutfağın kapısında durup, söylenenleri bir
kez daha tekrar ederdi. Giriş kapısının dışında, erkekler tepsileri alırlar ve başka bir a d a m da yeni
siparişleri verirdi.
Hizmetkârlar şehir pazanndaki tüccarlar gibi atışıp tartışıy o r olsalar da, günün bu saati b e n i m
için, k o c a m e v d e y k e n herkesin üstüne ç ö k e n korkunç sessizlik anlanndan ç o k daha
huzurluydu. Kurulu bir düzenin içine düşmüştüm a m a bu m o notonluktan da, tahmin e d i l e m e y
e n d e n korktuğum kadar korkmaya başladım. Burada her ş e y kalıcıydı ve hiçbir şey de
ğiştirilemezdi. Yeni y ö n t e m l e r e ihtiyaçlan yoktu. S a d e c e devamlılığı sağlamak için ek h
i z m e t ç i y e ihtiyaçlan olabilirdi.
Aynı alçak taburenin üstünde oturarak birkaç ay daha geçti. Ta ki, hizmetçilerin bagırışlan kafamda
z o n k l a m a y a başlayana ve sırtımdaki agndan d u r a m a z hale g e l e n e kadar. Bütün bunlardan
yorgun düşmüş halde v ü c u d u m u duşun altında serinletmek için mutfaktan çıktım.
C h e e l , kartal kadın, a d ı m l a n m ı g ö z l e r i y l e izledi.
Pir Sain aniden içeri girdiğinde, b e n saçlanmı ö r ü y o r d u m .
"Görev yerinde yoktun" d e d i .
"Çok sıcak geldi, sain. Banyo y a p m a ihtiyacı hissettim, sain" diye k e k e l e d i m .
K o l u m u yakalayıp beni avluya sürükledi ve y e r e itti. Ayağa kalkana kadar da t e k m e l e d
i . Sonra tekrar y e r e d ü ş e n e kadar iteledi. İtilerek ve t e k m e l e n e r e k mutfağa kadar gittik.
"Hamuru yogur. Ö ğ l e n ve akşam y e m e k l e r i n i hazırla. Sütü kaynat ve yarın sabah için
kahvaltıyı hazır et. Hiç k i m s e d e n yardım almayacaksın" diye buyurdu.
İki hizmetçi başımda n ö b e t tuttu. Gün batımında o n l a n n yerini yenileri aldı.
C h e e l ise d a i m a basımdaydı.
Bütün benliğimi aşagılanmışlık duygusu kapladı. Her gün ayaklanma d o k u n m a k için eğilenler,
şimdi, c e z a hücremin ö n ü n d e n alay e d e r e k geçiyorlardı. Pek ç o k g e r ç e k açığa çıkı-44
yor, rüyalar parçalanıyor ve p e k ç o k eski düşünce artık kayboluyordu. Acıyan y a n a k l a n m
d a n gözyaşlarını akıyordu. Bütün bunların s e b e b i , g ü v e n d e o l m a k için rahminde kıvrılıp
yatmaya c a n attığım, a n n e m d i .
A n n e m n e r e y e gitmişti?
Miye beni g ö r m e y e g e l m e m i ş t i ?
n i y e m e k t u p bile y a z m a m ı ş t ı ?
Beni kurtarması için Bhai'yi çağırdım, çaresizlik içinde bab a m a s e s l e n d i m . Ruhlar her y e r
d e olduğuna g ö r e , b a b a m da burada t a m yanımda olabilirdi. "Kurtar beni baba, beni o n d a n
kurtar" d i y e s e s l e n d i m .
İ ç i m i , bu kadar ç o k y e m e ğ i , bu kadar kısa z a m a n d a nasıl hazırlayacağım endişesi
kapladı. Ö ğ l e y e m e ğ i bitti. A k ş a m yem e ğ i bitti. Bu g e c e . Pir Sain b e n i m l e b e s l e n
m e y e c e k t i . Buna s e v i n d i m a m a sonra içimi üzüntü kapladı.
A n n e m niye y a z m a m ı ş t ı ?
n i y e beni g ö r m e y e g e l m e m i ş t i ?
Aylar ö n c e A m m a S a i n ' e " A n n e m e beni g ö r m e y e g e l m e s i için ne z a m a n h
a b e r yollayabilirim?" diye sormuştum.
"Yerleştiğin zaman kocan yollayacaktır." diye c e v a p vermişti.
" A n n e m için onunla konuşabilir misin?" diye defalarca sorm u ş t u m .
"Tabii ki hayır!" d i y e r e k terslemişti. "Gelmesine ne z a m a n izin v e r e c e ğ i n e k o c a n
karar verir" demişti.
Mutfak ç o k sıcaktı ve yalnızlık da ç o k kesin. Henüz yeni b a ş l a m ı ş o l m a s ı n a r a g m e
n , b e n i m için hayattan b e k l e y e c e k hiçbir ş e y kalmamış gibiydi. Bu s o n s u z a d e k s ü r
e c e k miydi?
Y a n n sabahki kahvaltı için hamur yogururken, "Evet, Evet" diy e a ğ l a d ı m . Her ş e y bunun
s a d e c e g e ç i p giden bir g e c e olmadığını, sonsuza d e k süreceğini doğruluyordu.
S a b a h namazı için mutfaktan çıktım ve a c e l e y l e geri dönd ü m . Yakında kalkacak v e her
şeyin m ü k e m m e l olmasını bekl e y e c e k t i . B e n i m c e z a m o n u n ruh halini yansıtıyordu.
Sessizlik, ö l ü m riski gibi yapışmıştı.
Birden o n u arkamda hissettim.
index
45
Konuşunca, sanki elektrik akımı verilmiş gibi y e r i m d e n sıçradım. "Bugün hiç yardım
almayacaksın. Hiçbir hata hoş görülm e y e c e k " d e d i .
Khaa ve a a m tepsileri için talep başladı. Daha ö n c e hiç, sad e c e iki e l i m olduğu için
yetersizlik hissetmemiştim. Z a m a n a karşı yanşıyordum. Maşrapayla çay koyuyor, k e p ç e y l e
köri bo
şaltıyor, paratha yapıyor, ellerimi yakıyor ve b a g m y o r d u m .
Yağda yumurta pişiriyor, haşlanan yumurtalan sudan çıkartıyor, parmaklannı kavuruyor ve yine
bagınyordum. Hiçbir şey s o g u m a m a l ı , her şey taze, sıcak ve lezzetli olmalıydı.
H e r şeyin tadına bakıyor muydu?
Belki de bir hata y a p s a m , bir şey o l m a z d ı .
Hayır, hayır, buna izin yoktu.
Yukanda güneş g ö k y ü z ü n d e yükseldi ve tenimin altında yanan bir ateş gibi, beni baştan
aşağıya eritti. Bu c e h e n n e m miydi? Allah tarafından, beni pis bir sokaktan kaldınp aynca-Iıklılar
arasına yükseltmek ve sonra da bir b ö c e ğ e indirgemekle mi görevlendirilmişti? O Allah mıydı? T a
h m i n e d i l e m e z ve açıklanamaz...
S o n u n d a gün bitti.
Pir Sain beni aldı.
Odasına girince, yüzünü astı. Başka bir günah mı işlemiştim? K o k u m d a n igrenmişti.
Mazeretim olduğu halde söyleye-m e d i m v e donakaldım. "Önemli değil" d e y i n c e içim minnetle
d o l d u . Bugün, Allah bağışlayıcı, merhametli ve nazikti.
A m a bana doğru ilerlemesi, ilk g e c e k i titremeleri ateşledi.
Duygulanmı körelten o ağır misk kokusuna şükürler olsun...
G ö ğ s ü n d e k i sık ve kara o r m a n a g ö m ü l m ü ş halde nefes alam a z k e n , b e n i m için
z a m a n durdu. Vücudundan sanki çürüm ü ş gül kokusu fışkınyordu. Ü z e r i m d e n kalkarken, beni
serbest bırakıyordu a m a ben yine d e , hâlâ kapana kısılıydım.
Evlerine gidebildikleri için, hizmetçiler bile b e n d e n daha şanslıydı. Beş dişi kedi de b e n i m
kadar tutsaktılar belki ama, onlar bile, Pir Sain'in ö n ü n d e n gizlice sıvışıp ortadan kaybola-bildikleri
için bana g ö r e şanslıydılar. Bu b e n i m için mümkün 46
değildi. Pir Sain'in yerine, kedileri çocuklar yakalıyordu. Onları kuyruklarından ç e k i y o r ve
oyuncak eksiklerini kedileri avluda yarıştırarak gideriyorlardı. Kedilerin arasında hiçbir e r k e k
' kedi olmadığını fark e t t i ğ i m d e ç o k şaşırmıştım.
Dadı bu g ö z l e m i m e ve şaşkınlığıma güldü ve "Son olarak, b a c a d a n gizlice kadınların b ö
l ü m ü n e g i r m e y e cüret e d e n bir billa g ö r d ü ğ ü m d e , ş ö m i n e d e ateşe verilmişti. Küle
d ö n e n bu
la, y a n m ı ş odunlarla birlikte plastik bir kabın içine süpürüldü ve pis tuvalet çukurlanna
döküldü" diye anlattı.
M a v e l i ' d e kadınlar çoğunlukta olmasına r a g m e n , iki kadının bir e r k e ğ e eşit olduğu
hükmü, sayımızı yanya indiriyordu.
Daha b i n l e r c e n e d e n d e n dolayı, sayımız daha da düşürülüyor v e s o n u n d a
sıfırlanıyorduk.
A m m a Sain bana evin hanımının diğer kadınlarla arasına m e s a f e k o y m a s ı gerektiğini
söylemişti. Çünkü Şeyh evin hanımı ile d i ğ e r kadınlar arasında hiçbir türlü yakınlığı onaylamıy o r d
u . Oysa h i z m e t ç i l e r kendi aralannda konuşup şakalaşabi-liyorlardı. Düşük statüleri s a y e s i n
d e , bunlan y a p m a l a n n a izin veriliyordu.
B e n i m ö r n e k a l m a m g e r e k e n kişi ise A m m a Sain idi. Bu da bana k o n u ş a c a k k
i m s e bırakmıyordu. Şafak vakti g e l e n sayısız sinekle birlikte, haberler H a v e l i ' y e sızdı ve
etrafta vızıldam a y a başladı. Hiçbir şeyi tartışamadıgım için, her ş e y b i t m e k t ü k e n m e k b i l
m e m e c e s i n e , içinde hiçbir sınırlama v e yasaklam a o l m a y a n kafamda çalkalanıyordu.
Pir Sain'in ilk eşinin, düğün g e c e s i kalp y e t m e z l i ğ i n d e n öldüğünü ö ğ r e n d i m .
İkinci eşi, ertesi günü g ö r e c e k kadar yaşamıştı a m a çıldırmıştı. İçinden çıkmaya niyetli g ö r ü n
m e d i ğ i bir sinir krizine girmiş ve iki gün sonra titreyip sarsılarak ölmüştü.
K o c a m ı n beni umutsuz haldeki a n n e m i n kanatlan altında gör e n e kadar, y e n i d e n e v l
e n m e y i istemediğini d e duymuştum.
iki kansıyla b e n i m a r a m d a başka kadınlar o l m a m ı ş mıydı?
Bu da s o n s u z a kadar d u d a k l a n m d a vızıldamaya m a h k û m bir başka soru muydu?
Hiçbir ş e y e izin v e r i l m e y e n bir y e r d e , her türlü şeyi d ü ş ü n m e özgürlüğü, sonunda,
karmaşık bir hayal kırıklığına d ö n ü ş ü y o r d u .
index
47
tfade e d i l e m e y e n d ü ş ü n c e l e r parçalanıyordu.
Yeni düşünceler, eskilerin üzerine ekleniyor ve kafamdaki yığının ağırlığı dilime ç ö k ü y o r d u .
Sessizliğim sona erdiğinde, felce uğramış kelimelerin gerginliğini hissedebildim.
Kadınlar arasında, kim olduğu belirsiz erkeklerle ilgili hikâyeler de yaygındı. En sık duyulan ise o
gün köylü bir ç o c u ğ u n eşcinsellikle suçlanıp d ö v ü l m e s i olurdu. Erkek çocuklar, anı-np t e k
m e l e r atan bir e ş e ğ i tarlada bağlayıp, ç e t e halinde sırayla t e c a v ü z ettiklerinde, herkesin bu
sapıklıkla s a d e c e bagınp, gülüp, alay e d i y o r o l m a s ı n a karşın, eşcinselliğin b ö y l e s i n e
sert b i ç i m d e l a n e t l e n m e s i n e ve buna küfürler e d i l m e s i n e şa
şırmıştım.
S e s s i z c e t ö v b e , t ö v b e deyip, d o l a n ı y o r d u m .
A m a m Sain beni "Burada k i m s e y e g ü v e n e m e z s i n . Yaptıklannı Pir S a i n ' e haber v
e r m e y e c e k hiç kimse yoktur. Ve seni b e n k e n d i m izleyeceğim" diye uyardı.
Kayınvalidemin casuslan, herkesin en ufak hatasını, hem e n o n a yetiştiriyorlardı. Suçlananlan
topluyor ve cezalandı-nyordu. "Böylece her yanlış h e n ü z b ü y ü m e d e n kıstınlır. Sadece ciddi
konular o ğ l u m a duyurulur" demişti.
A m a b e n i m her hatam ciddiydi.
B e n i m l e ilgili hiçbir şeyi oğlundan g i z l e m i y o r ve "Sen o n u n karışısın ve o kendisinin
olan her ş e y l e kendisi ilgilenir. Eger onun isteklerini en ö n d e görürsen, t a m onun istediği gibi
biri olabilirsin" diyordu.
Hiçbir arkadaşın o l m a d ı ğ ı bir dünyada, iyilik de yoktur.
Hizmetkârlar b e n i m d ü ş m a n ı m d ı .
Aynı güçlükleri paylaşıyor olsak da arkadaş değildik. Hayatta kalmak, Şeyh'i kızdırmamak d e m e
k t i . Bu yüzden herkes sad e c e o n a sadıktı.
Ö z e l l i k l e de C h e e l , kartal kadın.
Avludaki her türlü hareketi i z l e m e k t e n başka g ö r e v i olmaksızın, bir g ö l g e d e soğuk
ve hareketsiz dururdu. Hiç kimseyle k o n u ş m a z d ı . A m m a Sain'le bile. Varlığı, s a d e c e K ı y
a m e t Gün ü ' n d e konuşacak olan ö l ü l e r e benzetilebilirdi.
index
48
A m a Pir Sain'in yanında her şeyi söylerdi.
Pir Sain'in e v e d ö n m e vakti geldiğinde, giriş kapısının ö n ü n d e k i tuğla duvarın yanındaki
yerini alır ve Pir içeri girer g i r m e z , dudaklan o y n a m a y a başlardı. Ve bunu her z a m a n bir
katliam takip ederdi.
Bu e z i l m i ş insanlann, kendileriyle aynı durumdaki diğer insanlan e z e r e k g ü ç
kazandıklarını fark ettim. Bu o n l a n n kendi mahkûmiyetlerini kabullerine yardımcı oluyordu. Ve
kapana kısılmış insanlann y a p a b i l e c e ğ i en kolay şeydi bu.
G ü v e n l i ğ i m için, d a h a da kendi i ç i m e kapandım.
En ufak bir hatayı ö n l e m e k için alınan tüm ö n l e m l e r e ragm e n , günlük davranışlar bile
vahşeti harekete g e ç i r m e k için güçlü bir kaynaktı. K o c a m a o n u hiç ilgilendirmeyen şeyler
bile s ö y l e n i y o r d u . H e r şey çarpıtılıyor ve ö n e m l i bir konu haline getiriliyordu. Yalanlar
üretiliyordu. İftira ve entrika ise her yerd e y d i . Ö n e m s i z her şey; süt d ö k m e k , elbisesindeki
bir leke, ihtiyacı o l d u ğ u n d a bulunamayan bir şey, fazla pişmiş sebzeler, az pişmiş et, hepsi suçtu.
C e z a y ı b e k l e m e n i n verdiği dehşet, g e r ç e k acıdan büyüktü.
Bir fırtına geliyordu. Sıkı chharri desteleri, khajji'nin ince ıslak dalları ya da date t r e e (bir tür a g
a ç ) onu getirecekti. Onlan bir arada tutan ip ç ö z ü l d ü k ç e , suçlu kendini kaybediyordu. Ta ki, n e
f e s n e f e s e bir halde, deliliğin dalgalarına kapılana kadar.
Olaylann ne ş e k i l d e g e l i ş e c e ğ i n i n belirsizliği, insanlan h e p e n d i ş e i ç i n d e
bırakıyordu.
Burada, ö n ü n e g e l e n l e yatıp kalkan p e k ç o k kadın bulunm a s ı n a ve seks ç o k yaygın
o l m a s ı n a ragmen, hiç h o ş görülm ü y o r , m ü s a m a h a g ö s t e r i l m i y o r d u . Pek ç o k
akşam, ufak bir hatanın şikâyet e d i l m e s i ile başlıyor ve ahlâki disiplin uygulam a s ı ile bitiyordu.
Bir a k ş a m . Pir Sain, korkunç bir ışıkla seğiren şişmiş g ö z l e riyle, "Seni baş aşağı çevirip
derini y ü z m e d e n ö n c e anlat..." diy e r e k bir kadını konuşturdu ve katliam bir kadından diğerine
g e ç e r e k d e v a m etti. Chharri'nin dönüşü, kadınlann bildikleri ya da o anda hatırladıkları her şeyi
agızlanndan kaçırmalannı sağladı. Kadın "Şişman Moti'nin, kocasının y é g e n i y l e ilişkisi var, sain.
Kocası bunu öğrendi ve onu dövdü, sain" diye anlattı.
index
49
Chharri'nin acısıyla zıplayıp duran. Pir Sain'e kendini be
ğ e n d i r m e k ve öfkesini Moti'ye y ö n e l t m e k isteyen kadın "Daha saygısız olamazdı, sain.
Kocasının y e g e n i y l e kaçmayı planlıyor. B e n i m bununla bir ilgim yok, sain. Allah ve P e y g a
m b e r adına y e m i n ederim" diye d e v a m etti. Bir kırbaç darbesi daha yedikten sonra, "Onun
pezevenkliğini kimin yaptığını biliyorum. Bildiğim için beni affet sain" dedi.
Daha sonra p e z e v e n k l i k yaptığı ileri sürülen de getirildi.
Bir yaprak gibi titreyen kurban, h e m e n bir tanığa dönüşmüş ve "Bir tek ben d e ğ i l i m Sain. T
a n d o o r ' d a k i zayıf kız Suk-ki de M o t i ' y e sizin emrinizdeki her erkekle yatması için yardım
ediyor" d e d i .
iki kız da yerlerde sürüklendi ve m e r h a m e t dilendiler. En sonunda, e g e r acıyı sona e r d i r
e c e k tek yol buysa, öldürülmek için yalvardılar.
A m m a Sain "Akıllıca o l m a y a n şiddet suçlulann kendilerini çabuk toparlamasına s e b e p
olur ve onları inatçı ve korkusuz yapar. A m a b e n i m o ğ l u m u n davranışları, yanlışları
düzelticidir" demişti.
Yeni y ö n t e m l e r bulmak konusunda bir dahiydi. Artık dünyada onun öfkesinden kurtulmanın
hiçbir yolu olmadığını anl a m a m a ragmen, k e n d i m d e n daha da ç o k ö d ü n v e r d i m .
Herkes onun kurban için üzülebilecegi ümidini taşırdı. A m a bu hiç o l m a d ı .
H a m i l e kaldığımda da b e n i m için hiçbir şey d e ğ i ş m e d i . Sad e c e yüküm agırlaştı,
şiddet riski daha korkutucu oldu ve görevlerim daha da dayanılmaz hale geldi. Pek ç o ğ u n a
ihtiyacım olmasına ragmen, etrafımda tek bir şey için dua ediyorlardı.
İnsanların yakınından g e ç t i ğ i m d e "Allah ş e y h i m i z e bir oğul bahşetsin. Bundan sonra da
altı tane daha" diyorlardı.
Bir gün, kalbimdeki mutsuzluğun ve hayatımdaki çılgınlığın ortasında, daha ö n c e hiç g ö r m e d
i ğ i m bir kız mutfağa girdi.
Kirli tabakları topladı ve bana g ü l m e d e n gülümsedi.
Sanki "Qöz açıp kapayana kadar d ö n e c e ğ i m " d e r gibi bana g ö z kırptı. Onu kimse
duymamasına ragmen ben duydum.
Kâfir / FA
index
50
Kara derisi y ü z ü n d e n o n a Kaali diyorlardı. A m m a Sain onu ahçının yardımcısı yapınca,
kendini ö y l e çabuk kanıtladı ki kısa s ü r e d e her şey için o n a ihtiyaç duyulur oldu. D e n e t l e
m e g ö r e v i m d e n nefret e t m e m e r a g m e n , onunla o l m a k için mutfa
ğa koşarak g i d i y o r d u m .
Artık a n n e m i n ö z l e m i n i ç e k m i y o r d u m .
Ne z a m a n birlikte dursak bir elektriklenme oluyordu. Kaali'nin g e y i k g ö z l e r i dans
ediyordu. Gülüşler yerine havai fi
ş e k l e r patlıyordu. Yanaklanna dağınık saçları dökülüyor, uzun örgüsü sırtında yılan gibi bir
taraftan diğer tarafa sallanıyordu.
Kaali'nin hareketleri ç o k çabuk değişiyordu. Hareketlerini önc e d e n s e z e m i y o r d u m v e
reaksiyonlan d a sınır tanımıyordu.
A m m a Sain o n a başka bir iş verdiği z a m a n yaşlı kadından nefret e d i y o r d u m . A m a
Kaali'nin uzaktan g e l e n kahkahasını duyunca, b o g a z ı n d a k i zillerin çınlayan sesi bir an için
içimdeki kederi bastınyordu.
İş bir o y u n a dönüştü.
Kaali sanki h o ş sesli bir enstrüman çalar gibi çalışıyordu.
Fakirdi a m a aslında zengindi.
Z e n g i n d i m a m a aslında fakirdim.
Kaali b e n i m ö y l e o l m a k için can attığın gibi biriydi.
Bizi e t k i l e y e n her şeyin g ö z l e r i m i z d e yansıdığını fark edinc e , g ö z l e r i m i z l e
anlaşmaya başladık. C h e e l ' i n d e v a m l ı takibi altında bile. "Yakınımda kalır mısın?" diye sorar
gibi baktığımda, c e v a p olarak "bundan daha iyi ne olabilir ki?" d e r gibi kaşlannı kaldırırdı.
G ü l e r "Anlayacak" diye düşünür ve onun düşüncesiyle bile p a n i ğ e kapılırdım. Beni yatıştınr,
"Kalbine g i r e m e y e n bir erkek, g ö z l e r i n e d e giremez" d e r c e s i n e bakardı v e ben
rahatlardım.
Kaali b a z e n b e n i m m u h t e ş e m kıyafetlerime ö y l e bir bakardı ki bütün bunlan h e m e
n o r a d a o n a v e r m e k isterdim. A m a
"Sen bir tavuskuşusun. Ben ise aptal, kahverengi bir deveku-
şuyum" d e r c e s i n e , kollarını saga s o l a sallayarak beni, imkânsız olanı y a p m a k t a n
alıkoyardı.
index
51
Ev işlerinin dili konusunda ö y l e s i n e uzmanlaşmıştık ki kepçeyi kazanın içinde daha hızlı ve
sesli kanştırdıgım z a m a n , Kaali'nin ne dediğimi anladığına e m i n d i m . Ve C h e e l ' i n de
anlamadığına.
Kaali'nin başka bir iş için gitmesi gerektiğinde, geri d ö n m e sini b e k l e r ve g e ç kaldığı için
kaşlanmı çatardım. Eger keyfi yerinde d e ğ i l s e , tabaklan kafasının üstüne dizer ve bana ilgi g ö s t
e r m e d e n mutfaktan çıkardı. B e n i m l e banşmaya karar verdiği z a m a n , ben bir türlü teselli o l
m a z d ı m ve Kaali, kaplan ve tavalan üst üste yığıp, bir t e k m e atıp, gürültüyle yıkarak zorla
dikkatimi ç e k e n e kadar da y u m u ş a m a z d ı m . A m m a Sain'in yanına götürülüp, bu kötü
davranışı yüzünden tokat yedikten sonra y a n ı m a geldiğinde d e somurtur v e çektiği acıdan beni
sorumlu tutardı.
Oyun oynamayı bile becerirdik.
Bir defasında, musluğun altında bir kovaya su doldururken yanından g e ç t i m . G ö z l e r i m
akan suya takıldı ve "Bu köy boyunca akan bir nehir y o k m u ? Banyo yapıp, oyun oynayabilec e ğ i
m i z bir yer?" diye düşündüm.
C e v a p olarak Kaali, kovayı h i z m e t ç i l e r d e n birinin başından aşağı boşalttı. Kahkahalarla
gülerek, bağıran kadını ikna etm e y e çalıştı, "Hava sıcak ve s e n nehirde b a n y o yapıyorsun"
d e d i . Ben de gülüyordum. Ta ki Kaali yine A m m a Sain'in yanına götürülene kadar. O gün ö ğ
l e d e n sonra k o c a m Kaali'yi d ö v d ü . Buna ragmen Kaali, g ö z l e r i m i yakalayıp "Sana nehri
getirmenin tek yolu bu değil miydi?" d e m e y i becerdi.
Bir gün Kaali b e n i m h a p i s h a n e m d e n kayboldu.
Bir hafta sonra, babası dergâhı süpürmekle görevli şeyhjn müritlerinden birinin oğlu ile
evlendirildiğini duydum. Kocasının iktidarsız olduğuyla ilgili haberler yayıldı. Kaali'nin, kocasının
yetersizliği nedeniyle hiçbir şey kaçırmadıgını b i l m e m e ragm e n , kadınlann "O orospu etrafta
dolaşırken, burada hiçbir erkek g ü v e n d e olmayacak" dediklerini duyunca ç o k öfkelendim.
Onlan A m m a Sain'e şikâyet ettim ama "Bu normal bir şey.
Onlann Kaali'ye saygı duymalannı b e k l e y e m e z s i n " diyerek beni tersledi.
index
52
Kaali'yi ö y l e ç o k ö z l ü y o r d u m ki başka herkesten şiddetle nefret e d i y o r d u m .
Özellikle d e , bu ayrılık yüzünden ne kadar ç o k acı çektiğimi biliyor gibi g ö r ü n e n C h e e l ' d e
n.
K o c a m a r a g m e n , bu akbabalardan kendimi kurtarıyordum.
Ö t e yandan, onlar yerine beni seçtiği için k o c a m a m i n n e t duym a y a da başladım. K a v g
a m hizmetçilerleydi. Pir Sain'le olan cinsel yakınlığım, b e n i m l e rekabet e d e m e d i k l e r i tek
konu olduğu için, o n u n kansı o l m a m , beni t a m a m e n ortadan kaldınl-maktan kurtaran tek s e
bepti.
A m m a Sain "Bir kadın kocasının yatağında kalmayı garantilediği z a m a n , bunu h e r k e s e
karşı kullanabilir. Bu bir sanattır"
demişti.
"Bütün kadınlar, bir erkeği seksten başka hiçbir şeyin tutam a y a c a ğ ı n ı bilirler. A m a yine de
ç o ğ u bunu başaramaz" dedi
ği z a m a n , söylentileri doğrulamış oldu.
Pir Sain'in ölü sessizliğinin, onun bana yakınlaşmasına asla m ü s a a d e e t m e d i ğ i n i fark
ettiğim için, "ama k o c a m b e n i m l e hiç konuşmuyor" d e m e cesaretini g ö s t e r d i m .
A m m a Sain "Davranışlan da toplumdaki durumuna g ö r e . O
sıradan bir e r k e k değil. Herhangi biri gibi m u h a b b e t etmesini b e k l e y e m e z s i n . Onu
sözleriyle değil davranışlanyla değerlendirmelisin" d i y e r e k şikâyetlerimi bertaraf etti.
Bir h i ç e indirgendiğim bir yatakta, k e n d i m e avantaj sağlam a m imkânsızdı. A m a orada
bulunma ayncalıgı bile m e z a n m -
da bir çatlaktı ve Kaali gittiğinden beri, b e n i m l e alay e d e n l e r e karşı bir tehdit olarak, bu
çatlağı genişletmeliydi. Başımı dimdik tutarak, d ü ş m a n l a r ı m a sinsice bakarak ve d u d a k l a n
m a yayılmış bir g ü l ü m s e m e y l e , Pir Sain'i yatak odasına doğru izliy o r d u m . A m a içeride
kapı kapanır kapanmaz; başımı e ğ i y o r ve ellerimi k u c a ğ ı m d a birleştiriyordum. Bana
yaklaşınca, en a z ı n d a n bir katliama daha tanık olmasınlar diye, g ö z l e r i m i sıkıca
kapatıyordum.
Bir ö ğ l e d e n sonra n a m a z kılarken "Kaali, Kaali" diye bir s e s d u y d u m ve d i n l e m e k
için dua e t m e y i kestim. Bir hizmetçi ba
ğırıyordu. "Günde kaç kere y a p ı y o r Kaali? Sıkılmış bir l i m o n a dönmüşsün." Bir diğerinin
bağırışı da Kaali'nin gelişinin yarat-55
tıgı gürültüye baskın çıktı "Islak bir b e z e benziyorsun. Sanki suyun sıkılmış." Kahkahaları
duyunca, içimden ağlamak geldi.
Benim için geri geldiğini biliyordum ve h e m e n kapıya koştum.
Kaali yaklaştıkça, onu ç e v r e l e y e n kadınlar arkada kaldı.
Kaali'nin gözleri benimkiler kadar ölüydü.
Yüzümdeki ifadeyi fark etti ve güldü; ama s e b e b i yoktu. Bir zamanlar en ufak bir s e b e p l e
patlayan ve ta derinlerden g e l e n kahkahasının yerini, bana yabancı o l m a y a n bir ifade almıştı.
Eger kocası iktidarsızsa, niye b ö y l e yılmış görünüyordu. Sessizliği aslında ö y l e s i n e yüksek
s e s l e haykınyordu ki hayatımdaki boşluğu doldurdu. Kupkuru ve zayıftı. Saçlan dağınıktı.
Cildi kurumuş ve sertleşmişti. Topallıyordu. Sırtı eğilmişti. O
dimdik vücudu, sanki y e r ç e k i m i aşağı çekiyormuşçasına, bükülmüştü.
Her gün ö ğ l e vakti geldi ve gün batarken gitti.
Hizmetçiler Kaali'yle alay e t m e k t e n asla v a z g e ç m e d i l e r . O
ise artık c e v a p v e r m i y o r d u . Elleri bellerinde, bacaklannı iki yana açıp, h e p beraber,
"Eee, bugünlerde yatağında kim var Kaali?" diyerek alaylı alaylı gülüyorlardı. İçlerinden biri "Tann-ya
şükür, b e n i m k o c a m hapiste" diye bağırdı ve diğerleri de kendi kocalan için e n d i ş e l e n i p ,
üzülüyormuş gibi davrandılar.
Herkes onun derdini biliyormuş gibi görünüyordu ve bana hiçbir şey söylenmiyordu. Her y e r d e ,
her şeyi d i n l e m e y e çalıştım a m a Kaali'nin sırrını ç ö z e m e d i m . Bütün bildiğim, Kaali'nin
kayınpederinin, küçük bir ç o c u k k e n öksüz kaldığından bu yana, dergâhtaki mezarlan suladığı ve
bu s a y e d e k o c a m a yakın olduğuydu.
Kaali'nin k e l i m e l e r e d ö k ü l m e y e n sorulanma c e v a p v e r m e sini ne kadar d e n e d
i y s e m d e , c e v a p v e r m e d i . G ö z l e r i m "Hayatında neler oldu?" diye soruyordu. A m a o
cevap vermedi.
Bir gün, bir g ö z ü morarmış olarak geldi. Bir sonraki gün, di
ğeri de morarmıştı. Bütün gün etrafımdaki casuslardan sakınd ı m ve "Kim yaptı?" diye işaret ettim.
A m a her defasında kafasını çevirdi. Belki konuşmasını sağlar umuduyla, C h e e l ' i n g ö rebileceği
şekilde, o n a s e v g i y l e baktım. A m a Kaali s a d e c e bir yığın kirli çamaşırla yüzünü kapattı ve
uzaklaştı.
index
54
K e n d i ruhumu aşıp, onunkiyle yaşamayı d e n e m i ş t i m . A m a şimdi Kaali'nin ruhu da
benimki gibi soluyordu.
Bir ö ğ l e d e n sonra, C h e e l ' e ve beni izleyen diğer g ö z l e r e aldırmaksızın, bir ağacın
altına ç ö k m ü ş olan Kaali'nin yanına gittim. İlk d e f a onunla sesli olarak konuştum ve "Bana
derdini s ö y l e . Pir S a i n ' d e n sana yardım etmesini isteyeceğim" d e d i m .
K o c a m ı n adı g e ç i n c e , Kaali donakaldı.
Ben d e . . .
Etrafımızdaki g ö z l e r bizi yakıyordu.
C h e e l inanamayarak bakıyordu.
Kaali uzaklaştı.
B e n d e k e n d i m e g e l d i m v e diğer y ö n e doğru yürüdüm.
Bu o l a y d a n sonra, kadınlar Kaali'nin hayatını daha da dayanılmaz hale getirdiler. Sözleri daha
da hırçınlaştı ve iddialan daha sertleşti. Kaali kutee diye isim taktılar, yani kara o r o s p u .
A m m a Sain onunla konuştuğumu biliyor m u ? diye endişel e n i y o r d u m . C h e e l k o c a m
a s ö y l e y e c e k mi? A m m a Sain "Ucuz bir kız seni i l g i l e n d i r m e m e n . Bu kocanın g ö z
ü n d e n kaçmaz"
d i y e r e k b e n i azarlamıştı bile.
A m a hiçbir ş e y o l m a d ı . Ve başka bir gün, Kaali'nin g ö z l e r i g ö k y ü z ü n ü n ö t e s i n
d e bir noktaya takılıp kaldığında, yine her şeyi bir tarafa bıraktım ve " K o c a m a hiçbir şey s ö y l e
meyece
ğ i m . Lütfen bana derdini söyle" diye o n a s ö z v e r d i m .
O n u n birkaç s ö z ü kalbimi parçalara ayırdı.
O n u k o l l a n m ı n arasına a l d ı m ve başını g ö ğ s ü m e bastırdım.
Başını yasladığı y e r d e g ö m l e ğ i m ıslandı. Kaali'nin c e h e n n e m i b e n i m k i n d e n
daha korkunçtu. Kadınlar her taraftan bize bakıyorlardı. C h e e l ü z e r i m i z e atılmak üzereydi.
Telaşla aynldık v e başka taraflara d o ğ r u koştuk.
G e c e o l d u . Sonra d a sabah. Günler geçti. Bundan sonraki faciayı d ü ş ü n d ü k ç e
titriyordum. A m a yine hiçbir ş e y o l m a d ı .
N i y e o n a s ö y l e m e m i ş l e r d i ? Yoksa s ö y l e m i ş l e r miydi? Endişeleniyor ve
korkuyla titriyordum. H e r şeyi bildiği halde nasıl olur da b e n l e Kaali hakkında bir ş e y b i l m e
z d i ? Niye bir şey y a p m ı y o r d u ?
index
55
C h e e l hiçbir şey s ö y l e m e m i ş o l a m a z d ı .
Kaali'nin başına gelenler ve bu korku gözlerimi yakıyor ve yatağımda horlayan canavann yanında
beni bir türlü uyutmuyordu.
Ve Kaali tekrar ortadan kayboldu.
Ö n c e hasta dediler, sonra da hamile olduğunu söylediler.
"Kimin ç o c u ğ u bu?" bilmek istiyorlardı. Ben için için yanarken,
"Bir m e l e ğ i n değil herhalde. Melekler b ö y l e şeyler için g e l m e z ler" diyerek alay
ediyorlar ve imalı imalı gülüyorlardı.
Y e n i d e n a n n e m için ağlamaya başladım.
Hâlâ bana yazmamıştı. Y o k s a y a z m ı ş mıydı? Kaali'nin başına g e l e n l e r d e n öylesine
korkmuştum ki annemin tesellisine muhtaçtım.
K o c a m kendiliğinden "Annene h a b e r yollayacağım" d e d i .
O n a A m m a Sain mi söylemişti, yoksa aklımdan g e ç e n l e r i mi okumuştu? Merak e d i y o r
d u m . Haftalar g e ç i p de a n n e m d e n haber çıkmayınca, sözünü unutmuş olduğunu düşünerek o
n a hatırlattım.
"Haber yollayacağım" d e d i yine.
Bir ay daha geçti.
Niye hiçbir şey o l m u y o r d u ? Tekrar sormalı m ı y d ı m , y o k s a s o r m a m a l ı mı? İlk
soruşum y e t e r i n c e z o r olmuştu. Ve her defasında daha z o r olacaktı.
Y ö n t e m i eziyet vericiydi.
Beni boğuyordu.
Burada soru s o r m a y a bile hakkım olmadığı düşüncesi nefesimi kesiyordu. Cesaretimi toplayıp
bir k e z daha sorduğumda, "Haber yollayacağım" diye c e v a p verdi ve benimle oyun oynadığı
kafama dank etti. Beni yatıştınyor, sonra da deli ediyordu.
Kaali'nin çektiği işkencenin acısı, annemin yokluguyla birleşti ve kalbimdeki yara çıbanlaştı.
Her sabah dolaplanmı açıyor ve yıgınlarca elbiseyi gördük
çe korkunç bir nefret hissediyordum. A m a giyilmeleri emredil-56
misti. Qün boyu bana, a n n e m i n beni onlar için sattığını hatırlatıyorlar ve Kaali'nin onlara sahip
olmasını ç o k istediğim için, o n u d a h a d a ç o k özletiyorlardı.
CEHENNEM ATEŞİ
S o k a k köpekleri dergâhın dışında yaşar ve bütün gün dilleri dışanda, y e m e k bulmak için
dolanırlardı. Sokaklardaki dilenciler gibi etrafa dağılmışlardı. Onlarla aynı koşullarda yaşayan insanlar,
bu k ö p e k l e r d e n nefret ederlerdi. Sabah uyandıktan akşam tekrar uyuyana kadar t e k m e l e n i
p dururlardı.
Evsiz insanlar da, köpeklerin sokaktan kovulduklan gibi, dergâhtan kovulurlardı.
Birkaç dakika için yerlerinden çıkarlar a m a sonra tekrar gizlice geri gelir ve eski yerlerini
alırlardı. Afyon, haşhaş ya da e r o i n d e n sarhoş halde dergâhı ç e v r e l e y e n avluda oturur, yer,
içer ve yayılıp yatarlar ya da ana kapıdan girip çıkanlardan sadaka dilenirlerdi.
Pir Sain'in köpeğinin yavrulan oldu. Nasıl ki sahibi kendi türünden farklıysa, k ö p e ğ i de kendi
türünden ö y l e farklıydı.
Bu k ö p e k . Pir Sain'in ç o c u k k e n sahibi olduğu bir k ö p e ğ i n yav-rusuydu ve onun nesli
de kendi soylan gibi korunmuştu.
Kavurucu sıcaktan kendini kurtarabilen p e k ç o k şey gücünü kaybettiği ve sonra da soğuktan
öldüğü için, k o c a m yeni yavrulan, dükkânın arkasında ılık bir o d a y a yerleştirdi. Her ak
ş a m o d a s ı n a ç e k i l m e d e n ö n c e , her yavruyu tek tek kontrol e d i y o r d u . Hatta
onlara sanlıp kucaklıyordu. Işıklan söndürüp ve perdeleri çekip, c a m ı n ardından onu izledim. Niye
bana karşı b ö y l e yumuşamadıgını m e r a k e d i y o r d u m . Bir hayvan için bu kadar şefkat a m a
b e n i m için s a d e c e zillet üreten seb e b i ö ğ r e n d i ğ i m d e ç o k şaşırdım.
index
58
K o c a m ı yetiştiren dadı, Dai, artık iş yaprfıak için ç o k yaşlıydı. Harcayacak bol bol vakti vardı
ve bana "mahsuru olmayan"
aile hikâyelerini anlatmaya başladı. Cheel d a i m a bir g ö l g e d e bizi izlediği için "Şikâyet e t
m e z mi?" diye sordum.
Dadı o n u bir tarafa itti ve "Onun rapor e d e c e k başka şeyleri var. B e n s e artık onlardan biri
d e ğ i l i m . Benim hikâyelerim kimseyi rahatsız e t m e z . H e l e şeyhi hiç e t m e z " d e d i .
Şişmiş ayaklanmı yağla o v a r k e n ya da g i d e r e k ağırlaşan ham i l e l i ğ i m n e d e n i y l e
sürekli agnyan b e l i m e masaj yaparken, bunlan a n c a k kulağıma fısıldamaya cesaret e d e b i l d
i.
"Pir Sain ç o c u k k e n s o k a k köpeklerini ç o k severdi" diye fısıldadı. "Ama k ö p e k l e r p
a l e e t olduklan için, onlarla oynamasına izin v e r i l m e z d i . Babası, sekizinci Pir Sain, k ö p e k l
e r e karşı bu ç o c u k ç a tutkusundan v a z g e ç m e d i ğ i sürece, veliahtının, o n u n yerini a l m a
k için y e t e r s i z olduğunu düşünüyordu.
Dai arkasına yaslanıp etrafa baktı ve tekrar kulağıma fısıld a d ı "Babasının b e k l e n t i l e r i n e
ulaşabilir umuduyla A m m a Sai n o n u a c ı m a s ı z c a d ö v d ü . A m a yine d e oğlan defalarca
köpeklerle o y n a r k e n yakalandı. Ta ki babası o n a bir ders v e r m e y e karar v e r e n e kadar..."
Dai d a h a fazlasını anlatmayı reddetti. Hikâyeyi tamamlam a k için cesaretini toplayıncaya kadar
g ü n l e r c e onu dürtüp y a l v a r m a m gerekti.
Bir gün beni C h e e l ' i n g ö z l e r i n d e n uzak bir k ö ş e y e çekti ve
"Çocuk, ü ç gün v e ü ç g e c e boyunca, o n yedi s o k a k k ö p e g i y l e birlikte karanlık ve
havasız bir o d a y a kilitlendi."
Şaşkınlıktan n e f e s i m kesildi.
H e r ş e y açığa çıkıyordu. Bitkinin büyüdüğü kökler, ev halkını saran işkenceyi açıklıyordu.
K o c a m "yüce hakimiyeti" devraldığında bile, babasının yasaklarına karşı g e l m e s i için yıllar
g e ç m i ş t i . Sonra da, ne zam a n m ü k e m m e l s o y d a n g e l e n bir hayvan g ö r s e , a z
rastlanır bir duygusallık s e r g i l e m i ş ve hangi k ö p e ğ i n hangisiyle çiftleş-tirilecegi konusuyla
yakından ilgilenmişti.
index
59
G e ç e n sekiz ay boyunca a n n e m i n bana yazmayışı ve ziyaretime gelmeyişiyle ilgili
düşündüğüm yüzlerce s e b e b i kafamdan uzak tutmak için, e l i m d e n g e l d i ğ i n c e Dai'yi
izleyip, kafamı başka şeylerle meşgul e t m e y i d e n e d i m . Karmaşık bir kolaj halinde, yeni
hikâyeleri eskilere e k l e d i k ç e , b i t m e k b i l m e z telaşlı sorular sinsilesi, aramızda gidip geldi.
Diğer feodal tanrılarla ilgili hikâyeler, beni, b i z i m H a v e l i ' d e hizmetçiler arasında
konuşulurken kulağıma g e l e n dedikodulardan daha ç o k etkiledi.
Ben helva için buğday saplannın kurutulmasını denetlerken, Dai de anlatıyordu.
"Bir gün, İngiliz yöneticiler, Bir Allah'ın kudretine sahip olan eski şeyhi ziyarete geldiler. Ç o k
sıkı güvenlik vardı. Kalenin çatısında, her altı m e t r e d e bir, silahlı muhafızlar vardı. Yabancılar, ş e
y h e ayncalıklar tanımadan ö n c e , kudretine tanık o l m a k istediler. Şeyh gücünü g ö s t e r m e k
için surlarda duram bir a d a m a baktı, eliyle işaret etti ve muhafız ö l ü m e atlayarak şeyhin e m r i n
e uydu. Yabancılann h i m a y e s i n d e şeyhin gücü ö y l e s i n e arttı ki bir yüzyıl sonra bile, onun
torunlannın bir t e k hareketiyle insanlar ö l ü m e atlıyor."
Kısır kadınları, ileride onlardan alıp dergâhta yetiştirmek üzere evlat sahibi yapan başka bir şeyhin
hikâyesi tüylerimi diken diken etti. D o ğ u m d a n sonra ç o c u ğ u n kafasına d e m i r bir kafes
geçirilir ve vücut büyürken, kafaları küçük kalırmış. Büyüyünce fareye benzedikleri için chuha diye
çagınlır ve dilenm e y e zorlanırlarmış. B ö y l e c e d e f o r m e e d i l m i ş vücutlu bir dilenci
ordusu yaratılmış.
Hikâyeler, benim tek olmadığımı doğruluyordu. Bizim gibi daha p e k ç o k kişi vardı. Benzer bir
dergâhın üyeleri olarak, oradaki kadınlara neler olduğunu merak ettim. Yüzleri ve isimleri olmayan bu
kadınlar da b e n i m gibi kapana kısılmış olmalıydılar.
Pir Sain, kapana kısılmış bu insanlan yönetiyordu. Herkesten her şeyi isteyebilir ve alabilirdi.
Zavallılarla Allah arasındaki tek bağlantı olduğu düşünüldüğünden, insanlar onun müdahalesinin,
Allah'ın onlar için yazdığı kaderi bile değiştirebil e c e ğ i n e inanırlardı.
index
60
Bu n e d e n l e o n a tapıyorlardı.
A m m a Sain "Biz P e y g a m b e r neslinden geliyoruz. Dergâhın gücü 1400 yıllık g e ç m i ş e
dayanıyor. Ve asla buna karşı konulamaz" demişti.
B e d a v a y e m e k dağıtan aşevi, fakirleri dergâha bağlıyordu.
Yetersiz imkânlanyla g ü n l e r c e , haftalarca, aylarca, b a z e n yürüyerek, b a z e n ö k ü z ya
da e ş e k arabalanyla yol alarak buraya geliyorlardı. Eger Pir Sain görünürse, ayaklarına atılıyor ve
halife o n l a n itene kadar öpüyorlardı.
Kelimelerinin g ü c ü y l e düşmanlannın kuvvetini azaltması için ve kendilerini baskı altında
tutanlara boyun eğdirmesi için ş e y h e yalvarıyorlardı. İş, sağlık, evlilik ve kendilerinin ba
şaramadığı akla g e l e b i l e c e k her türlü ihtiyaç için ş e y h e ricada bulunuyorlardı.
İnsanlar, hasta ç o c u k l a n n ı n zayıf b e d e n l e r i üzerine kapanıp, o n l a n iyileştireceğine
inandıkları için, Pir Saim'in kullandığı a p t e s suyunu a l m a k için yalvanyorlardı. Öğütüp, şifalı
kutsal t o z y a p m a k için, ü z e r i n d e n eti sıyınp yediği kemikleri kapm a y a çalışıyor, itişip
duruyorlardı. Onun bastığı toprağı toplayıp, o n l a n korusun d i y e kapılannın ö n ü n e
serpiyorlardı.
Tükürdüğü salyayı bile topluyorlardı.
K o c a m asla en ufak bir duygusallık g ö s t e r m e z d i , a m a hiç k i m s e o n u n duygusuz
olduğunu d ü ş ü n m e z d i . İnsanlarla arasına k o y d u ğ u m e s a f e n i n ilahi olduğuna inanılırdı.
Hiç kimse bunun bir m a s k e o l a b i l e c e ğ i n i aklına g e t i r m e z d i . Varlığı öyles i n e
güçlüydü ki g ö z l e r i n e b a k m a y a cesaret e d e b i l e n l e r o gözlerdeki korkunç ışıklarla h i p
n o t i z e olurdu. Bunun Allah'ın ışı
ğı o l d u ğ u n a inanmışlardı.
Bir charpai'ye oturup ihtiyacı olan ve istediği her şey bulunan bir masada, b a m b u kalemini
zafran m ü r e k k e b i n e batırarak, küçük kâğıt parçalanna bir şeyler yazardı. Onlan katlar, kutsal
nefesiyle üfler ve "Kâğıdı suya batır ve suyu hasmına içir" d i y e anlatırdı. A d a m şeyhinin
ayaklannı ö p e r , defalarca alnına dokunur ve g ö z d e n kaybolana kadar geri geri yürürdü.
Ya da Pir Sain bir ş e k e r e üfler ve "Bunu bu g e c e patronunun çayına koy. Yarın s a b a h
maaşını artıracak" derdi.
index
61
K o c a m ı n g e r ç e k l e ş m e y e n dualannın da daima bir açıklaması vardı. "Dileğinin şimdilik
g e r ç e k l e ş m e m e s i n d e bir hayır var. B e k l e m e k senin için daha iyi olacak" derdi. Bazen
bu bekl e m e hiç b i t m e z d i ve bu k e z "Allah rahatsız oldu. Bu ç o k açık"
derdi ve Allah'ı yatıştırmak için uzun ve pahalı bir y ö n t e m önerirdi. Yine bir sonuç alınamazsa
"Allah senin metanetini ve sabrını deniyor. Öbür dünyada ödüllendirileceksin" derdi.
Eger, herhangi bir s e b e p l e birine kızarsa; o insan affedilene kadar, k o c a m ı n kapısının ö n
ü n d e n aynlmazdı. Pir Sain'i m e m nun e t m e y e n l e r i n kısa z a m a n d a Allah'ın gazabına
uğrayacağı söylenirdi.
Etkili ve zengin erkekler bile, sıradan insanlar gibi o n u n ayaklannın dibinde otururlardı.
Hürmetle bacaklarına dokunur, başanlı anlaşmalar yapmaları, istedikleri işleri alabilmeleri için dua
etmesini istirham ederlerdi. Onu g e l i ş m e l e r d e n haberdar e d e r ve şeyhin kendi işlerini bir gün
bile ihmal etm e s i n e izin v e r m e z l e r d i . İstedikleri s o n u c u aldıklarında da, takdirlerinin
göstergesi olarak pahalı hediyeler ve çanta dolusu para getirirlerdi.
S e ç i m l e r d e basan sağlamak, bakan ya da başbakan o l m a k için, p e k ç o k g ö z ü
yukanda politikacı da onun yardımını isterdi. Etkisi s a d e c e kendi y ö r e s i n d e sınırlı değildi. H
e m e n hem e n tüm ülkeye yayılmıştı. Pir Sain'in p e k ç o k müridi ülkenin en ücra köşelerinde
yaşıyor ve ona hacca g e l m e y i kutsal bir e m i r olarak görüyorlardı. Müritler onun söylediği partiye
oy veriyorlar ve bu da o n a başkentte sürekli bir güç sağlıyordu. Dai
"Bütün ülke, kendi adaylannı destekleyip g ü ç l e n d i r m e k için iş
birliği yapan şeyhler arasında bölünmüş durumda" demişti.
K o m ş u bir şeyh, bizim b ö l g e m i z d e k i kendi müritlerini ziyaret e d e c e ğ i n i duyurunca,
bunu daha iyi anladım. Haveli'nin ö n ü n d e k i arsalara shamiana'lar kuruldu. Sanki tüm dünya yüz e
y i n d e n silinmiş gibi, tavuklar ortadan kayboldu. T ü m tarlalar sürüldü. Bizim avluda bile, ev
hayvanından başka bir ş e y o l a m a y a c a k kadar yaşlı olduklarını düşündüğüm kadınlar bile işe
koyuldular. Her kuşun gırtlağı Allah-u Ekber nameleriyle kesildi. Düzinelerce kuzu kurban edildi.
İneklerin derisi yüzüldü ve fakirlere dağıtılmak üzere parçalara ayrıldı. Havayı et kokusu kapladı.
Tepsiler dolusu bademli safranlı pilav ve kishmish pişirildi.
Y ü c e misafirimizin g e l m e vakti yaklaşma, Pir Sain, üzerinde Allah'ın doksan d o k u z ismi
olan chaddar'ı o m u z l a n n a ge
çirdi, siyah türbanını g i y e r e k kendini bir imparator gibi taçlandırdı. Sanki bir tann, bir diğer
tannyı karşılamak için dışan çıkıyordu.
İnsanlar dergâha üşüştü.
H e r köylü, Pir Sain'in y ü c e misafirine bağlılıklarını bildirm e k için sıraya girdi. Bütün kadınlar,
bir başka kutsal adamın ayaklanna d o k u n m a k için, Haveli'nin yorucu işlerine ara verdiler. Y e t e
r i n c e tapınıldıktan sonra, misafir şeyh tıka basa doy a n a kadar y e m e k yedi, odasına çekildi, bir
charpai'ye uzandı ve huşu içindeki müritlerinin kederli haykınşlannı dinledi.
insanlar s a d e c e artan sefaletlerini azaltacak dualar ve muskalar istemiyor, şeyhlerinin, k o c a m
ı n aracılığını isteyerek, sorunlannı ç ö z m e s i n i de bekliyorlardı. Bir inek çalınmıştı ve bunun telafi
e d i l m e s i g e r e k i y o r d u . Bir ton buğdayın parası ödenm e m i ş t i . Bir g e l i n l e birlikte g
e l e c e ğ i s ö z verilen ç e y i z g e l m e mişti. Bir kız kaybolmuştu. Bir diğerine t e c a v ü z
edilmişti. Her p r o b l e m h e m e n ç ö z ü l d ü . Sonunda, k o m ş u şeyh, arabalara doldurulan ö z
e l h e d i y e l e r ve çantalar dolusu parayla, ardında t o z bulutları bırakarak dergâhtan aynldı.
Pir Sain diğer bütün ş e y h l e r e saygı gösterirdi. Onlar da Pir S a i n ' e . Hiçbiri, diğerini tehdit e
t m e z d i . Hepsi birbirini, aynı sistemin direkleri olarak görürdü. Her biri, sistemin kalıcılığının ve
gücünün, karşılıklı saygıya dayandığının farkındaydı.
Ö n e m l i politikacılar, Pir Sain'in onlann isteği üzerine düz e n l e d i ğ i keklik ve yaban d o m u
z u avlannın alışılmış misafirleriydi. Yine tavuklar ortadan kalkar ve havayı et kokusu kaplardı. Y e m
e k l e r yenir, insanlar ağzına kadar silah dolu c i p l e r e d o luşur ve h a b e r s i z c e hâlâ tarlalarda
dolaşan ve g ö k l e r d e uçan hayvanlan ö l d ü r m e y e giderlerdi.
P e k ç o k insan o n u n ü z e r i n d e n geçinirdi. O da başkalannın üzerinden...
Tadını çıkarttığımız s e r v e t b i z e "Allah" adına verilmişti. Kimse bunları bize şahsi
kullanımımız için v e r m e y e cesaret e d e m e z d i . Dergâh ve gaddi nashin, köylülerin e m e k ve
alın teriy-63
le ürettiği her şey üzerinde hak sahibiydi. Fakirler ekinlerini evlerine g ö t ü r m e d e n ö n c e ,
bunlar son tanesine v a n n c a y a kadar tartılır ve sayılır ve bizim payımız ayrılırdı. Sığır ve k ü m e s
hayvanı yetiştirenler için de durum farklı değildi. Bunlarda da yıllık hakkımız vardı. Bunun dışında,
dükkânlarımız da akla g e l e n her türlü erzakla doluydu. Eger her kişi bir kilo bile g h e e getirirse,
fazlalık olurdu. Üretici ve satıcılann verdiği kumaş, kap kaçak, çatal kaşık, elektronik eşyalar için de'
aynı ş e y ge
çerliydi. Birisi bir Land Cruiser vermişti, bir diğeri bir L a n c e r ve bir diğeri de üç tane Pajero
cip. Az şeyi olanlar da dergâhın bir tarafında duran d e m i r kutuya, verebildikleri kadar bir şeyler
atardı. Hiçbir şeyi olmayanlar da şeyhi m e m n u n e t m e k için kendilerini satabilirlerdi.
Altın halhallarımın, hiç g ö r m e d i ğ i m insanların e m e k l e r i n i n eseri o l d u ğ u m u fark
ettim. Giydiğim brokarlar belki d e , ayakkabısız, üstü yırtık pırtık ç o c u k l a n n e m e k l e r i n i n
sömürülme-
siyle e l d e edilmişti.
Pir Sain'in g e r ç e k t e n doğaüstü güçleri var mıydı, yoksa bu o n a cahil insanlann bahşettiği bir
kader miydi?
Onun Haveli'nin içindeki hayatı g e r ç e k t e n dışanda bilinmiy o r muydu?
Yatak o d a m d a k i a d a m ı s a d e c e b e n mi tanıyordum?
K a f a m d a sorular çakıp duruyordu. Ta ki bir gün, sık kara kıllann altında sıkışıp kalmış
durumdayken, bir sorunun yanıtını bulana kadar.
K o c a m ı n karizması elbiselerini çıkannca kayboluyordu.
G e r ç e k , bir parça pamuklu b e z l e kamufle edilmişti.
Ü z e r i m d e , d o ğ d u ğ u günkü gibi çıplak yatarken, şeytan ortaya çıkıyordu.
O buydu işte.
Bu uyanışın soğukluğu beni acımasız ve sürekli bir acıyla sarmaladı.
Kadınlar bize g e l i p hikâyelerini anlatıyor ve her gün vaktinin bir kısmını asi ağacın (rebellious t
r e e ) altında oturarak ge
çiren A m m a Sain tarafından takdis ediliyorlardı. Onun yanın-64
da o t u r m a m buyurulmuştu a m a muska y a z m a m a izin verilmemişti. Bu s a d e c e
doğrudan doğruya kutsal soydan g e l e n l e r e verilmiş bir ayrıcalıktı. Her gün, A m m a Sain zafran
suyuyla kâ
ğıt parçalara o k u n m a y a n k e l i m e l e r karalarken, ben küçük karalamalarla g e r ç e k t e n
Allah'ın dikkatini ç e k m e n i n m ü m k ü n o l u p o l m a d ı ğ ı n ı m e r a k e d i y o r d u m .
Kabul e d i l m e y e n dualar unutuluyor, kabul e d i l e n l e r ise m u c i z e olarak niteleniyor ve
kalabalık hiç azalmıyordu.
Kadınlar b o ş kannlan, kısır rahimleri ve aç ç o c u k l a n için ağlıyordu. N e d e n l e r b e n z e
r , yakanşlar farklıydı.
"Sevdiğim a d a m b e n i m l e r evlenmiyor" ya da "Sevdiğim a d a m başkasını seviyor" ya da "
E v l e n m e d e n ö n c e beni severdi. Şimdi her gün dövüyor" Yaşlı kadınlar, kansının isteğine uyup
o n l a n e v d e n atan ogullanna ağlardı. Q e n ç kadınlar da, annesinin lafıyla onları e v d e n atan
kocalan için.
Kara büyü ç o k yaygındı ve her kadın halinin kötülüğünü o n a bağlardı. Doldurulmuş ve iğneler
batınlmış bebekler, kalp krizi, sara ve kanser gibi hastalıklann sorumlusu sayılırdı. Evlerin duvarlanna
yerleştirilen çiviler, insanların g e ç i m kaynak-lannı, â d e t kanıyla pişirilen etler, kocalannı
kaybettirirdi. Kapılarının ö n ü n e serpilen kirpi iğneleri, kocalannın o n l a n hastanelik olana kadar
d ö v m e s i n e n e d e n olurdu. Yataklannın altında bulunan ölü tavuk kafalan, çocuklannı öldürürdü.
İşleri d ü z e l t e c e ğ i n e inandıkları y ö n t e m l e r için güçlerinin yettiğinden fazlasını
harcarlarken, A m m a Sain şeytani büyüyü b o z a c a ğ ı n a inanılan r e ç e t e l e r yazardı. Ben
bunlara e n g e l olm a k ister a m a c e s a r e t e d e m e z d i m . T ü m kadınlann birbirlerine ve
bana benzediklerini de fark ettim.
Pir Sain'in b ö l g e s i n d e , başkaldıran bir kadın olduğunu duyd u ğ u m d a ç o k şaşırdım. H i
z m e t ç i l e r sık sık, Tara'yı ö r n e k gösterip birbirleriyle alay ediyorlardı. Biri "Sen kendini kim
sanıyorsun? Tara mı?" diyerek takılıyor, diğeri de "Eger Tara olsayd ı m , ciğerini s ö k e r k ö p e k l
e r e atardım" diye c e v a p veriyordu.
Herkes Tara gibi o l m a k istiyor a m a k i m s e cesaret e d e m i y o r d u .
Dai bana onun hikâyesini anlattı.
index
65
Tara küçükken çirkin bir ç o c u k olmasına ragmen, büyüyünce güzel g e n ç bir kadın oldu. M e
r m e r gibi açık renkti ve vücudu bir sinek gibi kemiksizdi. Yürüdüğü zaman, erkekler bir koyun
sürüsü gibi onu izlerdi. D ö n d ü ğ ü n d e , gizlice arkasına g e ç e r l e r ; durduğunda, etrafında
toplanırlardı. Tara onlarla bakışlarıyla flört e d e r d i a m a hiçbiri ona yaklaşmaya cesaret e d e m e z
di."
Merakım arttı, neyse ki Dai anlatmaya d e v a m etti. " Küçük bir arazi sahibiyle tanışınca âşık
oldu. Mucizevi ş e k i l d e bereketlendi ve onun tohumlanyla h a m i l e kaldı. A m a sevdiği, bir
kuzenine evlilik s ö z ü vermişti ve Tara'yla e v l e n e m e d i . Aşk ç o k büyük olduğunda ş e r e f
bir tarafa itilir. Ve gururlu Tara, herkesten, durumunu s e v d i ğ i n e anlatmalannı istedi. ' O n a beni
ikinci kansı yapmasını söyleyin. Gelinine hizmet e d e c e ğ i m i ve onun kölesi olacağımı söyleyin. O
n a b e n d e n kendini esirg e m e m e s i n i , onsuz yaşayamayacağımı anlatın' diye ağladı."
Dai bana yaklaşarak "Ama sevdiği a d a m evliliğinden m e m nundu ve Tara'yı eski bir hikâye
gibi bir tarafa attı" diye anlattı ve ekledi "Utanmazca g ü l e r e k 'Artık o n u diğer e r k e k l e r e
bırakmanın z a m a n ı ' d e d i . Tara, g ö z y a ş l a n kalbindeki aşkı ateşl e y e n e kadar ağladı ve g
ö z l e r i n d e intikam panldadı. Günahlarının tohumunu aldırdı ve ayağa kalktı. Köylüler işlerini
bıraktılar ve sevdiği adamın e v i n e g i d e n Tara'yı izlediler. Kapısına g e l i n c e . Tara ona bağırdı.
' G ö s t e r kendini fare. Bir e r k e k gibi dışan çık. Yatağımda yattığın gibi b e n i m l e yüzleş' d e d
i . Kapı gıcırdadı ve damat dışan çıktı. Herkes nefesini tuttu. Onu görünce bir an Tara'nın kalbi durdu.
O başka bir kadının erke
ğiydi. Erkek kardeşleri, Tara'yı korkutup uzaklaştırmak için, ağabeylerinin etrafını çevirdiler. A m
a korkusuz kaplan, bacaktan iki yana açık, bir elli kalçasında, diğer eliyle g ö ğ s ü n d e k i bohçayı
tutuyordu ve g ö r ü l e c e k bir hesabı vardı."
"Kardeşleri, ö d l e ğ i korumak için daha da yakınlaştılar. Tara'nın çevresindeki kalabalık arttı.
Tara haykırdı ve 'Allah, davranışlannın sorumluluğunu taşımanı ve sonuçlarına katlanmanı ister. Ben
de onu sana v e r m e y e g e l d i m ' dedi. Güçlü a d a m güçsüz, güçsüz kadın da güçlü olmuştu; tıpkı
siyahla
Kâfir / f:5
index
66
beyazın, yanlışla doğrunun yüzleşmesi gibi. Sevdiği a d a m
"Ben evliyim. Bu karar c e n n e t t e verildi. Beni bırak ve başkasını bul' d e d i . Başlar Tara'ya
doğru çevrildi.
Dai d e v a m e t m e d e n ö n c e , h e y e c a n ı m ı artırmak için biraz durdu ve sonra "Kızgın
Tara göğsündeki bohçayı çıkarttı. Elini içine soklu, çıkarttı, etrafa doğru salladı ve çig et havada şim
ş e k gibi uçtu. Kalın bir parça sevgilisinin yüzüne çarptı, kardeşlerinin yüzüne sıçradı ve yere
düştü. Sindiler, tükürdüler ve yüzlerine yapışan henüz tam oluşmamış cenini silmeye çalıştılar."
Elimi d e h ş e t i ç i n d e , a ğ z ı m a götürdüm.
"Tara kükredi 'Bu ç o c u ğ u bir kadının rahmine bıraktın ve sonra da unuttun. S a d e c e , gizlice
i ç i m d e büyüdüğü için benim mi oluyor? O n u yaparken y a n ı m d a olduğun gibi şimdi de paylaş
o n u ' d e d i . Bir kardeşi, sevgilisini uzaklaştırmak için kolundan çekti ve 'Bu deli kadından y e t e r i
n c e hakaret gördük.
G i d e l i m ' d e d i . Tara ö n e çıktı ve 'Hakaret senin kardeşinin toh u m u n d a n büyüdü.
Büyüsün diye tohumunu b e n i m r a h m i m e bırakan o. Onun olanı iade ettim diye niye
alınıyorsunuz?
Utancı paylaşmalıyız. Bu köyün insanlan hikâyemizi sonsuza kadar, g e l e n g e ç e n h e r k e s e
anlatmalılar. İşlediği suç d a i m a onunla kalmalı' Ve arkasını d ö n ü p bir e f s a n e y e d ö n ü ş m
e k ü z e r e uzaklaştı."
Ç o k etkilenmiştim v e a d a l e t e b ö y l e s i n e ö n e m v e r e n b u kadını g ö r m e k için
can atıyordum, a m a Dai " A m m a Sain b i z i m o n u n l a bir araya g e l m e m i z e izin v e r m e
z . Tara'nın ne dergâha ne de H a v e l i ' y e g i r m e s i n e izin verilir" d e d i .
Kaali'nin b e n i m gibi olacağına. Tara gibi olabilmesini diledim.
Tara'nın aksine, bazı insanlann şeyhin yanına g i r m e y e ö z e l izinleri vardı. Kaali'nin
kayınpederinin, şeyhin bütün sırlannı paylaştığı bilinirdi. Zalim ve çapkın olarak tanınan yörenin
jagirdar'ı da ş e y h e ç o k yakındı. Ne z a m a n g e n ç bir kız iz bırakm a d a n ortadan kaybolsa,
jagirdar'ın ismi de bu skandala kanşırdı. Ta ki ö l ü m tehdidiyle hikâyenin üstüne bir örtü çekilene
kadar.
index
67
Hiç k i m s e k o c a m ı n da olanlarla bir ilgisi olduğunu söylem e s e d e , ben, hafif bir
titremeyi hisseder gibi, onun her skandalin içinde olduğunu hissediyordum. Haveli'ye çalışmaya gelen
bütün kızlann kısa bir süre sonra ortadan kaybolduğunu da fark etmiştim. N e r e y e gittiğini
sorduğumda, kimse bir şey s ö y l e m i y o r d u . C h e e r de kızın yokluğunu ş e y h e bildirme gere
ği duymuyordu. Kız tekrar ortaya çıktığında ise ç o k k o r k m u ş
görünüyor a m a hiçbir açıklama y a p m a d a n ve soru sorulmadan, eski işlerine d e v a m
ediyordu.
Bütün gün "Kaali öldü. Kaali öldü" diye Haveli'de yankılandı.
Yıkılmıştım a m a umursamaz bir tavır takındım. H e r k e s onun d o ğ u m d a öldüğünü s ö y l
e m e s i n e ragmen, d o ğ u m a gid e r k e n kendini astığı söylentisine inandım.
Ç o c u k d o g m a y a çalışırken, ölü a n n e rüzgârda sallanıyordu.
ikisi de asılı bulunmuştu. Biri bir ipin ucunda, diğeri de g ö b e k bağında asılı...
İçimi kara bir kasvet kapladı.
A n n e m hâlâ yazmamıştı. Bu onun yapacağı bir şey değildi.
B e n d e n kasten uzak tutulduğunu fark ettiğim halde, Kaali'nin ö l ü m ü beni öylesine a n n e
hasretiyle tüketiyordu ki artık o n a tekrar s o r m a k zorundaydım.
O akşam, şeytan bana doğru yaklaşırken, kendimi hazırlad ı m ve "Annem bana yazdı mı?" diye
fısıldadım.
C ü m l e m i bitirdiğim anda durdu. "Kim söyledi?" diye tısladı
ğını d u y d u m .
"Hiç kimse, sain" diye ağzımdan kaçırdım, a m a artık ç o k geçti. Üstünde elbiseleri varken
yaptığı gündüz katliamlan, çıplakken yaptıklanndan farklıydı. Bu başka türlü bir işkenceydi.
K a f a m d a yüzlerce m e k t u p yazmıştım.
Sevgili a n n e c i ğ i m .
Pir Sain'in ailene katılmasından nasıl da onur duymuştun.
S e c c a d e n e oturup Allah'a duyduğun minnetle nasıl da ağladı
ğını hatırlıyor musun? Senin kapından çıktığımda, omuzlann-dan büyük bir yük kalkmıştı. A m a
h e m e n her şeyi yanıma ald ı m . Hiçbir şeyi geri v e r e m e m . . .
index
68
S e c c a d e n e kapanıp nimetlerini geri almaması için Allah'a dua ettin anne.
Benimki gibi başka m u c i z e l e r diledin.
Dualannı geri al a n n e .
Dualannı geri al.
Peri ışıklannı ç a ğ ı r d ı m .
Işıklar kapalıydı, b e n i m m e z a r a b e n z e y e n yatağım gibiydi.
için için ağlayıp çılgın kadınları d e n e t l e r k e n ve Kaali'yi ç o k ö z l e r k e n , b e n i m e v i
m d e d e a n n e m i n evindeki kadar z a m a n g e ç i r m e planlan asla g e r ç e k l e ş m e y e c e k
olan Chitki, Nanni ve Bhai'ye d e kafamda mektuplar y a z d ı m .
Eger buraya gelirseniz, küçük kız kardeşlerim, bir daha asla gülmezsiniz.
Ve Bhai, sevgili kardeşim, ben e v d e n aynlırken sen "Apa, e g e r k o c a n seni üzerse, baha
söyle. Seni koruyacak birinin olmadığını sanma" demiştin. Gülmüş ve sana ne yapacağını sorm u ş t u
m . G ö ğ s ü n ü şişirmiş ve ince kollanndaki kaslan göstererek, "Onu kendi e l l e r i m l e
öldürürüm" demiştin.
Sevgili Bhai, beni korurken, s a d e c e kendi hayatından olursun.
Bahar geldi. Karnımdaki b e b e k kıpırdanarak yeni m e v s i m i h a b e r verdi. Bizi içeriye
kapayan duvarlann kenannda, b e n i m diktiğim dayanıklı tohumlar, m u c i z e v i şekilde, küçük san
çi
ç e k l e r verdiler. Çiçeklerin görüntüsü bana evi özletti. Annemin terasındaki saksılar da ç i ç e k
a ç m ı ş olmalıydı. Vazolarda güller, saçlannda da c h a m b e l i olmalıydı.
Evlilik y ı l d ö n ü m ü m , b e n farkına bile varmadan g e l i p geçmişti. Haykırmak istiyordum.
Bu hayati ö n e m i olan gün, geçmişimi silmiş v e g e l e c e ğ i m i y o k etmişti.
B e b e ğ i m i düşününce, bahar da öldü. O b e n i m değildi. Sad e c e onlar için bir tann daha d o
ğ u r u y o r d u m . C h e e l bana doğru ilerledi ve ç a b u c a k g ö z y a ş l a n m ı sildim. Bu beni
ağlarken ilk yakalayışı değildi.
O g e c e , Pir Sain "Niye sürekli Kaali için ağlıyorsun?" diye sorunca, sıcak ve bunaltıcı o d a m
birden sogudu.
Biliyordu!
index
69
Kaali'yle bir ilişkim olduğundan şüpheleniliyordu. Ondan o kadar korkuyordum ki bu, bana bile g
e r ç e k m i ş gibi göründü.
Suratımdaki ifade, suçu doğruluyordu. C e v a p l a n m savunucu v e suçlayıcıydı.
"Kimin çocuğunu taşıyordu?" diye kükredi.
Ç o c u ğ u n b e n i m olduğunu bile düşünebileceği korkusuyla
"Kayınpederinin, sain. Oğlu, yaşlı babasının zevki için evlenmiş, sain" diye ağzımdan kaçırdım.
Bunu s ö y l e m e m Kaali'yle olan yakınlığımı kanıtladı.
Daha fazlasını bilmek istiyordu. Kaali'ye v e r d i ğ i m s ö z ü tutm a k istiyordum, a m a elinin
kenan b o ğ a z ı m a bir bıçak gibi çarpınca, tutamadım.
Gırtlanmı sıkarak, başka yeminleri de açığa çıkardı.
Öksürükler ve nefes alma çabalan arasında, başka şeyler de ağzımdan kaçtı. "Başka erkekleri de
Kaali'nin üstüne salıyordu, sain."
"Konuş" diye bağırdı.
Beni yere itti ve ayağıyla suratımı sıkıştırdı. Ayağının altında yatarken, bir s ö z ü m ü daha b o z
d u m . "Onlan seyrediyordu, sain. Saatler boyunca, günler boyunca sain."
"Anlat. Daha ç o k anlat" diye bağırdı.
Daha fazlasını anlatamazdım. "Her şeyi biliyorsun, sain.
S e n her zaman oradaydın" d e m e y e cesaret e d e m e d i m .
Pir Sain makas getirmeleri için bağırdı.
Bir sandalyeye oturdu, beni bacaklannın arasına çekti ve dizleriyle şakaklanmı sıkıştırdı. G ö z l e r
i m yuvalanndan fırladı.
Zaman kendini makasın sesine uydurdu.
Bağırarak ustura istedi.
Zaman kendini usturanın sesine uydurdu.
Ustura kafamda gezindi, sonra da kaşlanmda ilerled}.
Odanın karşı tarafına fırlatılmıştım ve kızgın lav gibi bana doğru ilerlediğini g ö r d ü m .
Sırt üstü yatıyordum ve g ö b e ğ i m çıkmıştı.
index
70
İçimde, bebeğim tekmeledi.
Ü s t ü m d e babası hücum etti.
Q e c e gündüz, gündüz g e c e oldu. Bir mavilik siyahı d e l i p geçti. Çocuğum, onun
saplamalanna karşılık verdi. İkisi de yorulmuyordu. K o c a m hâlâ içimdeydi ve b e b e k artık dışan
çıkıyordu.
Ne olduğunu anlaması için bir asır geçti.
Fark e d i n c e beni uyardı: "Sesin bu odanın dışına çıkmayacak."
Acı beni yuttu ve ben de o n u yuttum. Gerilerek, düşmanım olan hizmetçilerin ellerini
tırmalayarak, b e b e ğ i yıpranmış
v ü c u d u m d a n dışan ittim.
Ağladığını da, öldüğünü de d u y m a d ı m .
Rüyamda a n n e m i n ü z e r i m e eğildiğini g ö r d ü m . Başımı ovuyordu. Parmaklan
kaşlanmın üzerinde geziniyor, çökük g ö z l e rime iniyor ve onlan ç e v r e l e y e n siyah daireler
üzerinde dönüyordu. Parmaklan t e p e gibi yükselen ve sonra b o ş hendeklere inen e l m a c ı k
kemiklerimin üzerinde oyalandı. Çıkıntılı diş
e t l e r i m d e g e z i n d i ve ç ö l ü m d e g e z i n i p yanan kumlarda bir bahar belirtisi aradı. A
n n e m elleriyle yüzümü kavradı ve yanağını b e n i m k i n e yasladı. Gözyaşlarının benimkilere
karıştığını hissettim.
B a z e n beni kaşıkla besledi. Bazen de alnıma s o ğ u k k o m p res k o y d u . H e p rüyalanmın
ardında kayboldu ve b e n o n a hay a l i m d e mektuplar y a z d ı m .
Sevgili a n n e c i ğ i m ,
Babamın beni buraya g ö n d e r m e y e razı g e l e c e ğ i n e inanıyordun. Bu doğru mu baba?
Bana gel anne. Gel ve burada g ö r beni. Gel de bana ne yaptığını gör. Gel de ne hale geldiğimi gör.
A n n e m h e p geri d ö n ü y o r d u .
M e v s i m l e r i n değiştiğini fark e d i y o r d u m . Her şey baharda başlamıştı. Yaz sıcağını h i s
s e t m e m i ş t i m ama kışın soğuğunu hissetmiştim. G ö z l e r i m v a z o d a k i sarı çiçeklere
takılınca, bir başka bahar geldiğini anladım.
Kırmızı v e p e m b e ç i ç e k d e m e t l e r i , yeşil ç i m e n l e r e yayılmış
mıydı? Farklı şekil ve büyüklüklerdeki çiçekler bir kumaşın üzerinde dağılmış mıydı? Ü z e r i n d
e iki el duruyordu.
index
71
Bu da bir başka rüya mıydı? Uzağa baktım. Daha fazlasını g ö r m e dürtüsüyle arkama d ö n d ü m
.
Eğilmiş bir kafa g ö r d ü m . Başı ö n e düşmüş bir kadın sand a l y e d e uyuyordu. Bir sineği k o
v m a k için kafasını oynattı.
Annem!
Param parça o l a c a k bir rüyadan daha kaçmak için arkamı d ö n d ü m .
Sonra tekrar ona doğru d ö n d ü m . Sonunda g ö z l e r i m bu g ö rüntüye sabitlenene kadar,
kafam bir ö n e bir arkaya gitti. Ve sonunda bakışlanmın gücü onu uyandırdı.
Annemdi.
Gerçekten annemdi.
O bana doğru eğilirken v ü c u d u m yukan doğru kalkıyordu.
O gerçekti.
Çığlık attım. Bir iğne battı ve a n n e m i n yüzü dalgalanarak tekrar kayboldu.
Sağlıklı o l d u ğ u m d a bu e v d e huzurum olmadığı için, verilen hapları sutyenime sakladım,
yiyecekleri çıkarttım ve beni koc a m a geri d ö n d ü r e b i l e c e k her şeyi reddettim. Sağlığımı eski
haline g e t i r m e y e kararlı olan a n n e m , "Eger saglıklıysan, dünya senin olur. Eger hastaysan,
onu kaybedersin" diye fısıldadı.
Kırpılmış saçlanmı g ö r m ü y o r muydu? Vücudumdaki çürükleri g ö r m ü y o r muydu?
A n n e m e bunları anlatmak kolay değildi.
Her d e n e y i ş i m d e "Şşşş, ç o c u ğ u m . Allah'a inan" diyordu.
Beni defalarca ö p e r e k v e h e m b e n i m h e m d e kendi gözyaşlarını silerek, hikâyemi a n
l a t m a m a bir türlü m ü s a a d e etmiyordu.
Bir gün, ona anlattım.
"Anne, beni e v e götür. O bir şeyh değil. O bir şeytan. O..."
Elleriyle ağzımı kapattı ve "Bundan s ö z e t m e yavrum. Bizi biri duyabilir" dedi.
Geri çekildim.
index
72
T e k kurtarıcım olan a n n e m de korkuyordu. Herkesi kontrol ettiği gibi o n u da kontrol
ediyordu.
Pir Sain içeri girdi. Kalbim duracak gibi oldu.
"O nasıl?" diye sordu.
A n n e m uysalca "Allah'ın izniyle daha iyi sain. A m a hâlâ dinl e n m e y e ihtiyacı var" dedi.
Koltuğa oturunca, onun tanıdık görüntüsünün karşısında ürperdim. Söyledikleri beni daha da kötü
yaptı.
"Kanmın hastalığı yüzünden rahatsız oldunuz. Diğer çocuklannızın s i z e ihtiyacı olmalı. K a n m
artık iyileşiyor olduğuna g ö r e artık onlara dönebilirsiniz" d e d i .
Kalp atışlarım annemin kalbinde yankılandı. Çabucak, acelesi olmadığını, kız kardeşlerimin iyi
bakıldıklannı ve kalabileceğini açıkladı. Alnını silerken eli titriyordu ve korku belirtileri k o c a m için
ç o k tanıdıktı.
Kesin bir tavırla T i e z a m a n gideceksiniz?" diye sordu.
A n n e m bana baktı. Ben de uzaklara baktım.
Sesi titredi ve " İyileşmesini b e k l e m e k isterim, sain. H e n ü z yürüyemiyor bile. Yeterince g
ü ç l e n m e d i " dedi.
K o c a m ayağa kalktı ve " Yann oğlunuz sizi e v e götürür." dedi.
Yann? Bhai neredeydi? Onu hiç g ö r m e m i ş t i m .
K o c a m o d a d a n çıkınca a n n e m e sanldım v e "Lütfen beni d e yanında götür. Yann e v e
g i t m e k istiyorum" diye ağladım.
A n n e m geri çekildi v e "Yavrum, b ö y l e konuşmamalısın.
S e n evli bir kadınsın. Seni tekrar ziyaret e t m e m e e n g e l olacak bir ş e y y a p m a m a l ı y ı
z . Anlıyor musun?" diye yalvardı.
Anlamıyordum.
"Bhai n e r e d e ? Diye içeri gelmiyor?" diye sordum.
A n n e m "Bebeğin ölü d o ğ d u ğ u için buraya getirildikten sonra seni g ö r m e k için ısrar etti.
Seni ç o k kötü durumda görünce de şehirdeki hastaneye g ö t ü r m e k için ısrar etti. Onun fikirleri
bizim için ç o k tehlikeli. Ona senin evliliğine m ü d a h a l e etm e k t e n sakınmasını söyledim" diye
c e v a p verdi.
index
73
En güvenilir ilişkilerin bile g ü v e n i l m e z olduğunu düşündüm. K ö p e k l e r arasında bir
birlik, solucanlarda o m u r g a ve böc e k l e r d e de dürüstlük yoktu. Zayıf insanlar, sevdiklerini, yük
o l m a y a başladıklannda bir tarafa atıyorlardı.
A n n e m , hiçbir etkisi ya da ö n e m i olmayan bir duldu. Kocamın gücüyle baş e d e b i l e c e k
hiçbir imkânı yoktu. Beni mahkeme aracılığıyla geri alabilirdi a m a o kadar cesur değildi. Daima aile
onurunu korumak için tavizler vermişti ve bir skandal onu öldürebilirdi. Bir erkek için ardına kadar
açılan kapılar, bir kadının y ü z ü n e kapanırdı. Eger g ö z d e n düşerse, onun refaha ulaşmasından
nefret e d e n t o p l u m o n a karşı c e p h e alacaktı.
Beni tek başına kurtaramazdı. Sistem buna izin v e r m e y e c e k kadar katıydı. Aynca b e n i m
kaderim gibi görünen bu evliliğe m ü d a h a l e e d e c e k yetkisi d e yoktu.
Ö m r ü m boyunca sürecek bir anlaşma yapılmıştı.
K o c a m b e n i m sahibimdi.
Okyanus dalgalannın kıyıya vurunca kaybolan tutkulan gibi, b e n i m umutlanm da a n n e m
hoşçakal d e m e y e g e l d i ğ i n d e öldü. Birbirimize bakıp, birbirimizin ince ellerini tutarak, yata
ğ ı m d a oturduk. Yalnızken d e , birlikteyken de güçsüzdük. K o nuştuğunda, yarın bu
zamanlarda onun sesini duyamayacağımı anladım.
"Seni yalnız bırakmıyorum. Allah seninle" diyerek ağladı.
"Onun sevgisi yetmiş annenin sevgisine denktir. O senin ruhundur. Bunu unutma. O z a m a n o n
a yakın olursun" d e d i .
A n n e m i n kederi şaşkınlığından anlaşılıyordu. Benimki ise s o ğ u k geri çekilişimden.
Beni ö p ü n c e kaskatı kesildim. G i t m e k için d ö n ü n c e , g ö z l e rimi kapadım.
Onun dışandaki varlığının işareti olan sesleri dinledim.
Her şey sessizleşince, yeniden boşlukla karşı karşıya kaldım.
KOPARILMIŞ
Başka bir yıl ve başka bir m u s o n m e v s i m i y d i .
Yağmur sulan ve toprak yüksek sıcaklıkta karışarak esir alınması imkânsız vahşi bir koku
yaratıyordu; sohndi. Bu koku beni bir kuşa dönüştürüyor ve dışanya, ta uzaklara uçuyord u m .
K ö y ü m ü n ardında, ülkemin ö t e s i n d e , okyanuslar ve dagla-nn üzerinde, uçaklann gittiği ve
kuşların g ö ç ettiği yerlerde, hikâyeler, resimler ve insanlar vardı. Ayın g e c e y e hükmettiğini ve
güneşin g ü n d ü z e e g e m e n olduğunu g ö r d ü m . Aynı dünyayı y ö n e t m e l e r i n e ragmen,
g ü n e ş ve ayın sahalannın farklı olduğunu fark e d i n c e şaşırdım.
Alaca karanlıkta, tutkulu renklerin gökyüzünün uzak taraf-lanna sıçradığını hayal ettim ve g ö r d ü
ğ ü m tüm rüyalar uzaklarda g ö z d e n kayboldu.
Burada, g ü n e ş s a d e c e batıyordu.
Köşeli dünyamın üzerine yorgun g ö l g e l e r düşüyordu.
Avluda uyuduğumuz z a m a n ç i ğ d e n ıslanmış olarak uyanırd ı m . H e r k e s kemiklerinin
ağrıdığından şikayet e d e r k e n ben, ovalayarak vücudumdaki n e m i t e n i m e iyice yedirirdim.
Kışın, g ü n e ş ışıklan soğuk ürpertileri kırıyor ve renksiz e v i m i aydınlatıyordu. İplere asılı b e y a z
çarşaflar panldıyordu. Kadınlann kalçalanna dayadıklan, kuyudan çekilmiş suyla dolu g ö z kamaştırıcı
bronz testiler, g ü n e ş ışığını yakalıyor ve etrafa sanki elektrik yayıyordu.
index
76
S e v e c e k başka şeylerin eksikliğinden, d o ğ a y a âşık oluyord u m . Dışarıda g ö r e m e d i ğ i
m ne varsa, hapishanemin dört duvarının arasına geliyordu. Ben bunu Allah'ın dünyasına uçuş diye
adlandınyordum. K o c a m ı n yarattığı dünyanın etrafında, üstünde ve altında var olan bir dünya.
Güneş ve ay ışığını avcum-da tutabiliyordum... ama s a d e c e e g e r neşeyle dans edebilirsem.
Uzakta, annemin çatısına da yağan yağmurun altında duruy o r d u m . Aynı gün d o ğ u m u n u ve
batımını, aynı g e c e y i ve yıldızlan, d i ğ e r insanlarla paylaşıyordum. A m a hayaller
parmaklanmın arasından kaçıp gidiyordu.
U m u t o l m a y ı n c a rüyalar y e t e r s i z kalıyordu.
İkinci hamileliğimin sonlarına yaklaşıyordum a m a bu k e z hiçbir b e k l e n t i m yoktu. S a d e
c e derin bir bunalım ve belirsizlik hissediyordum.
İlk kızım d o ğ u n c a , kız d o ğ u r m a m d a n dolayı Pir Sain'in gösterdiği memnuniyetsizlikten
d o n a k a l d ı m ve korkulu haykınş-lanmı kontrol e t m e k için a ğ z ı m a kumaş tıkadım. Kundağa
b a k m a d ı bile. Yavrum o n u n için daima, kumaşla sanlı bir b o h ç a d a n farksız olacaktı. D o ğ d
u ğ u andan itibaren tesettüre tâbi oluyordu ve ö l e n e kadar bu hapishanede kalacaktı. Benim i ç i m
d e keşfettiğim uçuş dışında belki de hiçbir z a m a n g ö r m e y e c e ğ i dünyayı tanımasını istedim.
Ona kuşlar gibi kanatlar ve rüzgâr gibi bir hız v e r m e k istedim.
A n n e m , Chitki v e Nanni g e l d i .
A n n e m "Şimdi o y n a y a c a k bir çocuğun olduğu için mutlu musun?" diye sorduğunda, burada
o y n a m a k için vakit olmadı
ğını anlatmayı d e n e m e d i m bile. A n n e m , Chitki v e Nanni'ye g e l e n evlilik teklifleri,
Bhai'nin kötüleşen notları ve e v d e k i kü
çük krizlerden s ö z etti. N e d i n l e d i m n e d e c e v a p v e r d i m .
Kız kardeşlerim büyüyüp g ü z e l birer g e n ç hanım olmuştu.
Chitki, dünyaüstü bir yaratık gibiydi. K o c a m a n g ö z l e r i y l e ve bir esinti kadar hafif
yürüyüşüyle, hayatın k e n a n n d a n umursam a z c a g e ç i y o r gibiydi. Nanni'nin teni saten gibi,
gül yaprağı gibi dudaklan da ç o k çekici ve sesi de büyüleyiciydi. A n n e m i n onlara b e n i m
hayatımla ilgili hiçbir şey s ö y l e m e d i ğ i n i biliyord u m . Bilselerdi, onlar da acı ç e k e c e k t i .
index
77
Oysa acı çekmiyorlardı.
Hayat beklentileri ile ç i ç e k açıyorlardı. Bense on sekiz ya
şımda, e z i y e t ç e k m i ş bir h i z m e t ç i y e d ö n m ü ş t ü m .
G e n ç l i ğ i m , aşkım v e u m u d u m kalmamıştı.
Chitki ve Nanni, annemin taklidini yaptılar: T e r e y a ğ ı tamam e n kızımın ineklerinin sütünden
yapılma. Onlann ç o k fazla sütleri var; çünkü ç o k fazla inekleri var. Hizmetçiler süt dolu kutulan o
kadar uzak yoldan bile, daha horozlar ö t m e d e n bize getiriyorlar."
A n n e m , onlara götürülen un, ş e k e r ve pirinçle gösteriş yapıyor olmalıydı. Benim kurban e d
i l m e m d e n sonra edindiği yeni arkadaşlarını e t k i l e m e k için hikâyeler de uyduruyor olmalı,
diye düşündüm.
Chitki "Apa, niye bizi g ö r m e y e g e l e m e d i n ? Şimdi niye gelemi-yorsun? Niye seninle
daha uzun kalamıyoruz?" diye şikâyet etti.
A n n e m h e m e n c e v a p verdi "Sizlere yüz kere Heer'in artık evli bir kadın olduğunu s ö y l e
d i m . Onun hayatı artık bizimki gibi değil. Onun maiyetindekileri yatırmak için yeni odalara
ihtiyacımız var."
A n n e m güldü a m a kız kardeşlerim gülmüyordu.
Nanni, "Artık bizi b e ğ e n m i y o r musun, apa?" d i y e sordu.
Sonra iki kız kardeşim birden "Annem niye kalmamıza izin vermiyor? Lütfen kalmamıza izin v e r
apa" diye söylendiler. Ann e m yine onlan susturdu ve "Ben izin v e r m i y o r u m . Ablanızın
ilgilenmesi g e r e k e n y e t e r i n c e sorumluluğu var" d e d i .
Bu konuşma, kalbim iyice kırılana kadar d e v a m etti.
A i l e m l e olabildiğim süre ç o k azdı ama yine de yeterliydi.
C h e e l asla n e r e d e o l d u ğ u m u unutmama izin v e r m i y o r d u . Hapishanemin diğer
sakinlerine olduğu kadar, a n n e m ve kız kard e ş l e r i m e karşı da ihtiyatlıydım.
A n n e m bununla ilgili de bir şeyler söylemişti. "Kız kardeşiniz dini bir liderin kansı ve bir ç o c u
k annesi. Nasıl ç o c u k k e n olduğu kadar rahat olabilir?"
A n n e m beni ö v m e k t e n de hiç yorulmuyor ve tekrar tekrar
"Baban seninle ç o k gurur duyardı. Bu, tıpkı seni g ö r m e y i hayal ettiği gibi bir durum"
diyordu.
index
78
B e n d e n ç o k kıyafetlerim, annemin ilgi odağıydı. Onlan başka herkesin de ilgi o d a ğ ı
yapıyordu.
"Şu kumaşa bakın. G e l de elle. Aynen malai gibi. Çabuk g e l , g e l d e dokun."'
B a z e n giysilerimin rengi, a n n e m i n beni k a y b e t m e k t e n dolayı hissettiklerini t a m a
m e n telafi ediyordu. "Bu rengi daha önce hiç g ö r m e d i m . Yeşil mi y o k s a mavi mi? Öylesine
zengin ki insan b u n a karar v e r e m i y o r . "
G i y s i l e r i m d e n nefret e d i p o n l a n üstümden çıkanp o n a verm e y i i s t e y e n e kadar
b ö y l e d e v a m ediyordu.
A m a a n n e m b e n i m nefretimi g ö r m e d e n d e v a m ediyordu,
"Pek ç o k insan, bunun gibi bir takımı muslin içinde sanlı tutar. Ç o k azı g i y m e k için'çıkanr."
Yüzümü ellerinin arasında tutup s e v g i y l e "Sadece b e n i m p r e n s e s i m onlan g i y e b i l e c
e k kadar kutsaldır."
B a z e n o d a m d a n dışan çıkar çıkmaz, annemin Haveli'nin ta ö b ü r ucundan çınlayarak g e l e
n sesini duyardım. "Aman All a h ' ı m ! A m a n Allah'ım! G e l i n v e kız kardeşinizin m ü c e v h e
r l e rine bakın. G ö z l e r i m i o n d a n alamıyorum."
Chitki, nanni ve yolunun üstündeki gördüğü herkesi çekerek bana doğru gelir ve heyacanla
bağırırdı "Gelin ve Heer'in n e kadar g ü z e l g ö r ü n d ü ğ ü n e bakın. Gelin v e m ü c e v h e r l e r
i n e yakından bakın."
Ü s t ü m d e ağırlık yapan bu taşlar n e d e n i y l e niye mutlu olm a m gerektiğini s o r m a k i s t
e d i m a m a faydasız olacağını bildi
ğ i m d e n bu sorudan kaçındım.
A i l e m g i d i n c e , sanki hiç g e l m e m i ş l e r gibi hissettim.
Pir Sain a n n e m e erzak g ö n d e r m e y e d e v a m etti a m a bu ann e m için yaptığı tek
şeydi. A n n e m bunlan Bhai'nin eğitimi ve kız kardeşlerimin çeyizleri için biriktiremediginden,
erzaklan pazara götürüp satıyordu; a m a asla tanıdığı insanlara değil.
O n a y a r d ı m e d e c e k bir y o l b u l m a k için cesaretimi t o p l a m a m g e r e k i y o r d
u . K o c a m ı n yanında a ğ z ı m ı açacak cesareti toplaya-b i l e n e kadar aylar geçti.
Bir gün, yatağında oturmuş dua e d e r k e n , k o c a m ı n yanına o t u r d u m . Bu yakınlaşmam
bana bakmasına s e b e p oldu.
index
79
"Ne var?" diye sordu.
Ve binlerce kere prova ettiğim kelimeler döküldü.
"Kız kardeşlerimin e v l e n m e s i gerekiyor ve a n n e m onların çeyizini bana verdi, sain."
"Niye bunu b i l m e m gerekiyor?" diye sordu.
Birden s e s i m kısıldı.
'Tiiye bunu b i l m e m gerekiyor?" diye bağırdı.
"Sana her şeyi b i l d i r m e m gerektiğini söylemiştin. Sain" diy e m ı n l d a n d ı m .
Beni duymadı. K e k e l e y e r e k tekrarladım ve "Beni ilgilendirm e y e n şeyleri değil" dediğini
duydum.
Şeytana dönüşüyordu. Birlikte c e h e n n e m e giriyorduk ve b e n Chitki ve Nanni'nin çeyizi için
k o n u ş m a k istiyordum.
Bir sonraki gün, kötü şansa kurban gitti. K a m b u r h i z m e t ç i Terhi, k o c a m ı n en küçük e
r k e k kardeşinin yolladığı bir zarfı e l i m e tutuşturunca, kardeşlerimin çeyizleri t a m a m e n
aklımdan çıktı. Bana ne s ö y l e m e k istediğini anlayamadım ve mektubu a ç m a y a da cesaret e d e
m e y e r e k . Pir Sain'in baş ucundaki masaya bıraktım.
K o c a m ı n erkek kardeşleriyle daha ö n c e hiç karşılaşmamış
o l m a m a ragmen, kanlanndan ve hizmetçilerden, onlarla ilgili hikâyelerin farklı versiyonlannı
dinlemiş ve bunlar arasından en olası olanlan seçip inanmıştım.
K o c a m a yaşça en yakın olanı, bütün zamanını, yıllar ö n c e sofu bir bakan tarafından dergâha
tahsis edilmiş bir hükümet d i n l e n m e e v i n d e , g e n ç köylü kızlan ve viski şişeleri arasında g e
ç i r e n bir çapkındı.
Üçüncü kardeş daha da kötüydü. Bu kardeşin d e , ürkek davranışlannın ardına gizlenip işini
yürüten ve bu n e d e n l e de Meesni diye isim takılan kendi kızıyla ateşli bir ilişkisi vardı.
Bekâretini kaybettiği için e v l e n m e y i g ö z e a l a m a m ı ş ve bu ned e n l e kuzeniyle olan
nişanı bozulmuştu. B ö y l e c e , diyorlardı, Meesni'yi artık babasından ayıracak bir e n g e l
kalmamıştı ve ilişkileri sonsuza d e k sürebilirdi.
index
80
D ö r d ü n c ü kardeş, A m m a Sain'in g e n ç bir yegeniyle evlendikten sonra, üç tane orta yaşlı
hizmetçiyle evlenmişti. Aynı z a m a n d a , A m m a Sain'in dul kalmış kız kardeşi olan, kansınm
annesiyle de uzun süreli bir ilişkisi olduğu biliniyordu ve kayınvalidesini de kendi havelisinde misafir
ediyordu.
Bütün bu iğrenç suçlara karşın. Pir Sain s a d e c e , kullanılan b ö c e k zehirinde hile yaparak
pamuk mahsulüne zarar veren be
şinci ve en küçük kardeşine kızgındı. Kardeşi A m m a Sain'i ziyarete g e l m e y e d e v a m e t
m e s i n e ragmen, k o c a m onunla bir yılı aşkın süredir konuşmamıştı. Şimdi o bana bir mektup
yollamıştı.
Pir Sain zarfı g ö r ü n c e h e m e n aldı ve "Bunu sana kim verdi?" diye sordu. S ö y l e d i m . Ç
o k şaşırmış göründü. Bu yapabild i ğ i m s o n açıklama oldu. H e m e n Terhi ve gün ağacından ıslak
dallar getirildi.
Terhi yaşlı olması n e d e n i y l e kutsanmıştı ve onun cezası b e n i m k i n d e n daha hafif oldu.
K o c a m bana karnımın üzerine y a t m a m ı emretti ve ben de h e m e n yattım. İki hizmetçi kollan m
ı başımın üstünde tutarak gerdiler. Başka iki hizmetçi de ayak b i l e k l e r i m d e n tuttular. Yıldınm
gibi bir sallanışla, khajji kamçısının hışırtısı duyuldu. C e z a n ı n büyüklüğü, ne kadarına d a y a n a b
i l e c e ğ i m e g ö r e değil, k o c a m ı n o anki enerjisine g ö r e belirlenirdi. K a m ç ı sırtıma
vuruyor, altında e t i m kesiliyordu.
Büzülmüş dudaklarımla acı yuttum.
Kanın pıhtılaşmasını ö n l e m e k için h e m e n ayağa kalkmam ve y ü r ü m e m emredildi. İ ş l
e n m e m i ş bir c e z a için b ö y l e sert bir c e z a y ı ne tür bir kafanın haklı g ö r e b i l e c e ğ i n i
düşünerek ve kuc a g ı m d a k i kundağı g ö ğ s ü m e bastırarak, zayıf ve titreyen bac a k l a n m l a o
d a d a turladım.
Yıkanıp t e m i z l e n m e k v e e n t e m e l işlerimi bile hizmetçilerin yardımıyla y a p m a m ı
zorunlu kılan yaralanmın iyileşmesi iki hafta sürdü.
Pir Sain'in, evimizin her tarafında arsızca büyüyen ensest ilişkileri durdurmak için nasıl o l u p da
hiçbir şey yapmadığını a n l a y a m ı y o r d u m . A m m a Sain'in günahkâr ogullanyla yakınlı
ğının da bütün bu olaylardan hiç e t k i l e n m e m i ş olması beni şaşırtıyordu. Nitekim, oğluyla
torununun sürdürdükleri günah 81
dolu ilişkiyi o n a y l a m a z görünmüyordu. Ortanca oğlunun kayınvalidesiyle olan ilişkisi d e .
A m m a Sain ve kız kardeşi arasında bir anlaşmazlığa yol a ç m ı y o r d u .
Burada, s a d e c e küçük hatalar büyük günahlar olarak görülüyordu.
Yan kapıdan g e ç i p bir tünele girdim ve karanlık bir koridordan diğerine g e ç e r e k t e k k e y
e ulaştım. Büyük Sufı şair Bulleh Şah için her yıl yapılan dini kutlamalan düşündüm. Bu isyan ve
özgürlük kutlamalannda, neşeli şarkılar s ö y l e n i p coşkulu danslar edilirdi. Karamsarlık değil,
mutluluk kol g e z e r d i . Burada ise herkes sanki ölüydü. A m a ö t e yandan ölüler canlı, canlılarsa
ölüydü.
Aileye m e n s u p kadınlann dua e t m e s i için aynlan sürede, büyük tahta kapılar kapatılır ve
başka herkes dışanda kalırdı.
B i l m e d i ğ i m bir n e d e n d e n ötürü, Haveli'nin kadınlarının mezarlannın yanından g e ç e n
a d ı m l a n m hızlandı. Ö l ü n c e d e hayattayken oldukları kadar güçsüz olan bu kadınlann
mezarlan bile erkeklerin kontrolündeydi.
Mezarlığımız da ayn bir yerdeydi.
Babaji'nin etrafı telkari duvarlarla çevrili ve m e ş a l e l e r l e aydınlatılan m u h t e ş e m
kabrinde durup, a c a b a neleri başlattığını biliyor mudur diye düşündüm. Karmaşık kesimli duvarlann
ardından mezarlann etrafını kaplayan m e r m e r avluyu görd ü m . Avluyu ç e v r e l e y e n
duvarlann altında abdest alınsın diye konulmuş bir sıra halinde musluktan akan sular i n c e bir dehlize
damlıyordu. G ö z l e r i m Babaji'nin ağacına takıldı. G ö v d e , altından fışkıran çılgın bir fikir gibi,
kıvnlarak bir araya g e l e n köklerden oluşmuş gibi duruyordu.
Mübarek ramazan ayı b o y u n c a dergâhın dışında bir aşevi, fakirlere y e m e k dağıttı, i ç e r i d
e ise ben, k o c a m ı n a a m ve khaas dağıttığı insanlara, iftar ve sahur tepsileri hazırlamakla m e ş g u
l d ü m . Pir Sain'in aç olduğunda daha da azalan hoşgörüsü nedeniyle sanki her ş e y ters gidiyordu. A
m a bizler de açtık ve hata yapmaya daha yatkındık. Şeyhimizi ve Allah'ı aynı anda m e m n u n e t m
e k imkânsızdı.
Kâfir / F:6
index
82
Bu mekânda, Allah ve şeyh, kocamın vücudunda birleşmişti.
Bir aylık oruç d ö n e m i biter b i t m e z hamile o l d u ğ u m u fark ettim v e k o c a m a s ö y l
edim.
"Çocuğu aldır" diye bağırdı.
Başka kimsenin i ş l e m e s i n e izin v e r m e d i ğ i bir günah için k e n d i s i n e izin v e r m e s
i beni d e h ş e t e düşürdü.
Kinin tabletleri alarak b e b e ğ i düşürünce Dai "Ramazanda o t u z ö ğ l e d e n sonra b o y u n c
a kendilerini tutmalan g e r e k s e d e , e r k e k l e r z e v k t e n yoksun kalmak istemezler" d e d i .
Ona, k o c a m ı n nasıl o l u p da oruç e m r i n e sıkı sıkıya uyup, sonra da b ö y l e bir günah
işleyebildiğim s o r m a k istedim. A m a Dai, şeyhinin arzulannın, Allah'ın emirlerinin ö n ü n e
geçtiğini s ö y l e y e m e y e c e ğ i için s o r m a d ı m . K o c a m başka din uygulamaktaydı.
K o c a m ı n cinsel perhiz uyguladığı bir d ö n e m d a h a vardı.
D o ğ u m d a n sonra k a n a m a m varken v e aylık a d e t d ö n e m l e r i m d e , bana asla d o
k u n a m a z d ı . Bunu, kendisinin bile işlemeyi tas a v v u r e d e m e d i ğ i bir günah olarak görürdü.
Üç ay sonra y e n i d e n h a m i l e kaldım ve k o c a m ellerini göky ü z ü n e kaldınp bir oğlu o l
m a s ı için dua etti. Bu k e z kürtajdan s ö z e t m e d i .
Çelişkiler kafamda birikiyordu.
Kaali'nin intiharı, Tara'nın b e b e ğ i , annemin açgözlülüğü, bana verilen korkunç cezalar,
duyduğum ensest ilişkiler ve çapkınlıklar, kürtajlar ve hamilelikler; bütün bunlar kafamın i ç i n d e
çalkalanıyordu ve sürekli başım ağrıyordu.
A m m a Sain "Oğlum yirmi dört yatak takımı, altmış takım kıyafet, altı set m ü c e v h e r ve iki
mutfağa y e t e c e k kadar çatal bı
ç a k takımı hazırlanıp a n n e n e gönderilmesini söyledi" d e y i n c e şaşırıp kaldım.
İlk d e f a kalbim k o c a m için korkudan başka bir duyguyla çarptı.
"Bu ç o k fazla" d e d i m ; a m a A m m a Sain güldü ve "Biliyorsun bunlar için hiç harcama y a
p m a y a c a ğ ı z . Bazılannı bir mürit, bazılannı da başka bir mürit alacak" dedi.
index
83
Kız kardeşlerimin h e m e n nişanlandıklannı duyunca ağlad ı m . Chitki'nin nişanlısı bir avukattı
ve bir m e k t u p g ö n d e r e rek o n a parkta buluşmalannı teklif etmişti. A m a Chitki o n a sürpriz
y a p m a k istemiş v e düğün g e c e s i n d e n ö n c e buluşmayı reddetmişti.
Aptal, d i y e düşündüm.
Nanni de bir doktorla nişanlanmıştı ve tabii a n n e m sevinçten k e n d i n d e n geçmişti. Her iki
düğüne de katılmama izin ver i l m e m e s i n e ragmen, a n n e m i n bütün bunlan m ü m k ü n kılan
d a m a d ı için durmadan dua ettiğini duydum.
Bir kâğıt parçasına delik açtım ve oradan b a b a m ı n evini g ö z l e d i ğ i m i hayal ettim.
Nanni ve Chitki'nin çeyizleri benimkinden ç o k daha fazlaydı.
A n n e m zengin v e güçlü görünüyordu.
Orkestra aynı sarkılan çalıyordu.
Kız kardeşlerim eski çağlardaki soylu prenseslere benziyotlardı.
Peri ışıklan parlıyordu.
Kâğıdı g ö z l e r i m d e n ç e k t i m ve ışıklar kayboldu.
B e n i m bulunduğum y e r d e d ü n y a m kapkaranlıktı.
İkinci d o ğ u m u m yaklaşıyordu ve ben kap kaçak sesleri arasında mutfaktaki d e n e t l e m e
işlerimi sürdürüyordum. Ağlayan çocuklar ve bagnşan kadınlar sinirlerimi y e r i n d e n oynatınca,
kızım Quppi ile avlunun en uzak köşesine gidip bir tabureye oturuyordum. Yumuşacık pamuktan bir t
o p a b e n z e y e n Quppi, ben büyüyen g ö b e ğ i m i n üstünde örgü örerken, etrafı izleyip yeni
hikâyeler anyordu.
Bir sinek, kanatlan iki yana açık halde donakaldı.
Daha ö n c e hiç g ö r m e d i ğ i m yaşlı bir kadın elleriyle ö n c e kendi alnına, sonra da b e n i
m ayaklanma d o k u n d u ve y e r e oturdu.
Kim olduğunu ve n e r e d e n geldiğini s o r d u ğ u m d a bana güldü ve "Bibiji, kendi ilaaka'nın
insanlannı daha iyi tanımalısın.
Biz, büyük şeyhlerden daha uzun zamandır buradayız. Babaji'nin c e s e d i dağlardan
indirildiğinde, b e n i m a i l e m onu karşılayanlar arasındaydı" dedi.
index
84
Ç o k tuhaftı.
On altı yaşında mı y o k s a yüz yaşını aşkın mı olduğunu söyl e m e k m ü m k ü n değildi. Saçlan
b e m b e y a z d ı , yüzü kınşıksızdı ve g ö z l e r i de parlaktı. Ayakta dururken vücudu iki büklümdü,
otururken ise n e r e d e y s e t a m a m e n g ö r ü n m e z oluyordu. Solmuş
giysilerinde, onun diğerleri gibi görünmesini sağlayan yamalar vardı. A m a g e n e de bir farklılık
vardı. Bu fark korkusuzluğuydu.
Etrafıma bakındım v e yanımdaki kadının ç e v r e m d e m e r a k u y a n d ı r m a m ı ş olduğunu
g ö r ü p rahatladım. C h e e l bile her zam a n k i n d e n daha tetikte g ö r ü n m ü y o r d u .
"niye d a h a ö n c e hiç burada değildin? niye seni kutlamalar sırasında g ö r m e d i m ? " diye s
ordum.
" K a r d e ş i m l e birlikte uzakta yaşıyorum ve s a d e c e bir hafta ö n c e geri d ö n d ü m " diye
c e v a p verdi. C e h e n n e m i terk e d i p d e s o n r a geri d ö n e n ç o k az insan o l d u ğ u için,
daha da ç o k ilgimi çekti.
O bir hikâye anlatıcısıydı.
O n u n korkusuzluğu beni korkutuyor olmasına r a g m e n , D a i ' d e n başka b e n i m l e
konuşan tek kadından bilgi almak isteği b e n i kışkırtıyordu. Arada sırada etrafı kolaçan e d i p
rahatlamış olarak tekrar o n a d ö n ü y o r d u m . Yan sağır olduğu için ç o k y ü k s e k s e s l e
konuşuyordu ve sürekli olarak sesini alçaltmasını hatırlatmam g e r e k i y o r d u . Fakat bu k e z de ö
y l e s i n e yum u ş a k bir tonla fısıldıyordu ki hiçbir şey d u y a m ı y o r d u m .
"Daha yüksek sesle konuş" d i y e rica ettim ve tekrar bağırm a y a başladı.
"Kızlar m ü m k ü n o l d u ğ u n c a kısa z a m a n d a kurtulunması ger e k e n bir yüktür. A m a
b e n ç o k çirkindim v e s e b e b i anlaşılam a y a n tuhaf bir kaşıntıdan m u z d a r i p o l d u ğ u m
için hiç kimse d e b e n i m l e e v l e n m e k i s t e m e d i . Babamın bir ailesi d e olmadı
ğı için, birinin b e n i m l e evlilik bağı kurmak istemesi için en kü
çük bir ihtimal bile yoktu. Ta ki dağlardan bir a d a m g e l e n e ve kaşıntım aniden g e ç e n e
kadar" diye anlatmaya başladı.
K a d ı n birden hüzünlendi.
index
85
"Babam beni dışandan biriyle evlendiriyor olduğu için m e m n u n değildi ama başka bir d a m a t
adayı o l m a d ı ğ ı n d a n , razı o l d u . T a m onun öldüğü g e c e evlenecektik."
Daha fazlasını duymak i s t e m e m e ragmen, Guppi dikkatimi ç e k m e k için ağlamaya başladı
ve artık burada d u r m a m güvenli olmayacaktı. Kadına tekrar ne z a m a n g e l e c e ğ i n i s o r d u
m . İki büklüm halde ayağa kalktı ve "Yarın. Beni burada h e r k e s tanır. Hiç k i m s e seni b e n i m
y ü z ü m d e n rahatsız e t m e z . Hepsi b e n i m hikâyemi bilir" diye c e v a p verdi.
El sallayarak, sıkıcı bir konuyu kapatır gibi " Bibiji, e g e r sen karşılaşmamıza ö n e m v e r m e z
s e n kimse bir ş e y sormaz" d e d i .
Alnını ve ayaklanmı elleyip uzaklaştı.
Sinek kanatlannı oynattı ve uçarak uzaklaştı.
A c e l e y l e eşyalarımı t o p l a d ı m ve Quppi'yi içeri g ö t ü r d ü m .
A m m a Sain beni onunla ilgili olarak sorguya ç e k m e y i n c e şaşırdım. Pir Sain tuğla d u v a n
n arkasında belirince C h e e l ' i n h e m e n konuşmaya başlamamasına daha da ç o k şaşırdım.
Bütün bir ay boyunca, her gün y a n m saat b o y u n c a konuştuk ve hâlâ yeni arkadaşımı
onaylamadıklannı gösterir hiçbir belirti o l m a y ı n c a içime bir ş ü p h e düştü. K o c a m ı n casusu
olabilirdi. A m a anlatacağı ve b e n i m de duymaya can attığım şeyler vardı.
Ona Toti diye isim taktım; çünkü durmadan bir papağan gibi konuşuyordu. Ondan dergâhın g e r ç
e k hikâyesini öğrendim. Amma Sain bana aynı hikâyenin farklı bir versiyonunu anlatmıştı.
Toti "Bir g ö ç m e n ailesi bu y ö r e d e küçük bir arazi almış.
Ogullanndan biri, kendini d e e n ' e a d a m a k için her ş e y d e n el ç e k m i ş bir malang'mış.
Köylüler onun etrafında t o p l a n m a y a başlayınca, erkek kardeşleri o n a deli deyip, dışan atmışlar.
Evsiz kalınca, bir gün dağlara çıkıp g ö z l e r d e n kaybolana d e k etrafta dolaşıp durmuş. On yıl
sonra bir gün, taraftarlan onun ölü b e d e n i n i dağlardan aşağı indirmişler ve binlerce m u c i z e
öyküsü onunla ilişkilendirilmiş" diye anlattı.
"Bunlar İngiliz yönetiminin ilk d ö n e m l e r i n d e olmuş" diye d e v a m etti. "Yabancılar, basit
kafalan yerel şeyhlerin aşınlıkla-nnı kabul e d e n ama güçlü yabancı yöneticilere direnen inatçı 86
yerli halkla, sürekli sorun yaşıyorlardı. T o p r a k ağalan onlann bu huylannı nakde dönüştürdüler
ve yabancı yöneticilere şantaj y a p m a k için fakir halkı kullandılar. Yabancılardan kendileri için ö z
e l tahsisatlar alıyor ve çevrilen entrikalarla bir ilgileri o l m a d ı ğ ı n a dair ç o c u k l a n üzerine y e
m i n l e r ediyorlardı.
"Yabancılann g ö z l e r i , Babaji'nin etrafında m u c i z e hikâyeleri d o l a n a n s a d e m e z a r
ı n a takılınca, bölgeyi bir dergâhın etkisiyle kontrol e d e b i l e c e k l e r i n i düşündüler. Daima
sadık müttefikler arayan İngilizler, m e r d i v e n i n alt basamaklanndakileri ö n e m l i m e v k i l e r
e getirirlerse, o n l a n n s o n s u z a d e k kendilerine minnettar kalacağına inanıyorlardı."
T o t i g ü l ü m s e y e r e k d e v a m etti: "Her şey d e ğ i ş m e d e n ö n c e Babaji'nin
kardeşleriyle görüşüyorlardı. Küçük bir toprak yığını halindeki m e z a r yeni baştan m e r m e r d e n
yapıldı ve duvarlan d e s e n l i çinilerle s ü s l e n m i ş daire şeklindeki bir odanın içine alındı.
Uzaklardaki insanlan ç e k m e k için tavana yeşil ve altın r e n g i n d e uzun m i n a r e l e r e k l e n
d i . Buna binaya bitişik bir c a m i i inşaa edildi. Dışanda da aç insanlara dağıtılmak üzere k o c a m a n
kazanlarda y e m e k pişirildi.
"Açılış g e c e s i y d i . A z i z olarak ilan e d i l e c e k kişi, Babaji'nin o n u e v i n d e n kovan
v e hissesi o l a n toprağı g a s p e d e n ö l m ü ş
a ğ a b e y i n i n oğluydu. Ş i m d i uzun bir sakalı ve daha da uzun s a ç l a n o l a n oğlanın taç g
i y m e s i n e tanık o l m a k üzere ülkenin d ö r t bir yanından ö n e m l i kişiler d a v e t edildi. Bir
bavuldan Babaji'ye ait olduğu s ö y l e n e n siyah bir türban çıkanldı ve oğlanın kafasına sarıldı.
Babaji'ye ruhani g ü ç v e r e n dindarlık ve m a n e v i y a t ı n bu türban ile varisine geçtiği söylendi.
Babaji'nin kendini Allah'a adamasının ödülü, hiçbir ç a b a harcamadan varisinin o l d u . Allahu
Allahu sesleri havayı doldurdu. Dastar bandi kutlandı. Para kutusuna binlerce kâğıt para atıldı."
Toti hikâyeye her gün d e v a m ediyordu.
"Dergâhın anahtan ş e y h e verildi ve insanlannın kaderi belirlendi. İngilizler satın aldıkları bu
insanları yönetti ve dergâh kârlı bir iş yeri haline geldi. İkinci Pir Sain ö l d ü ğ ü n d e , varisi bu iş
için d a h a hazırlıklıydı; çünkü şeyh o l m a k üzere eğitilmişti."
index
87
"Babaji'nin taraftarlarına ne olduğunu s o r d u m ve Toti "Çaresizlik içinde, insanlan yanlış yoldan
v a z g e ç i r m e y e çalıştılar.
Onlara Babaji'nin ailesinin o n a nasıl kötü davrandığını hatırlattılar; a m a insanlar, onlara umut
vaat e d e n diğer hikâyeye inanmayı tercih etti."
"Babaji'nin taraftarlan dergâhtan atılıp sürgüne gönderildiler. Diğer köylere taşınsalar da, erkek
taraftarlann insanları Babaji'nin ailesinin sürdürdüğü yanlış d ü z e n e karşı uyarmak üzere dergâha ö
l ü m yolculuğu y a p m a l a n g e l e n e k haline geldi. A m a içlerinden misyonu farklı olan C h e e
l hariç hepsi öldürüldü" d e d i .
"Cheel Babaji'nin taraftarlannın soyundan mı geliyor? Peki misyonu nedir?" diye s o r d u m a m a
c e v a p v e r m e d i . C h e e l ' i n aile y e m i n i n e n e d e n ihanet ettiğini de s ö y l e m e d i .
Bütün bu ö ğ r e n d i k l e r i m d e n sonra T o t i ' y e hâlâ ç o k ö n e m l i bir soru s o r m a m
gerekiyordu.
"Peygamber soyundan gelmiyorlar mı peki? Mübarek ataları n e d e n i y l e Allah tarafından
kutsanmamışlar mı?"
Toti bana güldü ve bir soruma bir soruyla c e v a p verdi.
"Onlann yaptıklan, herhangi bir şekilde P e y g a m b e r i m i z i n büyüklüğünü yansıtıyor m u ?
Hatta P e y g a m b e r i m i z i n en kötü düşmanlanna benzemiyorlar mı? Onlar bizim kalplerimizin
zaafından yararlanan sahtekârlar. Bize hükmetmek için sefaletimizi, kayıplanmızı ve zayıflıklanmızı
sömürüyorlar. Dergâh paralı ve politik bir yer, ama mübarek değil." Toti'nin cüretkârlığı beni etkiledi.
Hiç kimsenin cesaret e d e m e y e c e ğ i kadar küstahtı.
Böyle kışkırtıcı şeyler s ö y l e d i ğ i n d e bir an için onun yanından uzaklaşsam da, daha fazlasını
duymak için daima geri d ö nüyordum.
Toti g e v e z e l i k ediyor, beni şaşırtıyor, güldürüyor ve b a z e n de bunaltıyordu. Ona,
düşündüklerini nasıl b ö y l e korkusuzca dile getirebildiğini s o r m a k istedim a m a usanıp
konuşmaktan v a z g e ç m e s i n d e n ç e k i n d i ğ i m için s o r m a d ı m .
"İngilizler milli düşünceyi yok e t m e n i n yolunu bulmuştu.
Eger biri d i k l e n e c e k olursa, şeyh onun kafasını uçururdu. Babaji bir fahişe gibi kötü e m e l l
e r e alet edildi" d e y i n c e d e h ş e t l e elimi a ğ z ı m a götürdüm.
index
88
"Basit insanlann Allah tarafından kutsanmış olduklanna inandıkları bir p e z e v e n k l e r ailesi,
onu doksan yıllık bir İngiliz lisansı için sattı. Eger dergâhın ardında bir Allah varsa, o n a kim karşı
koyabilirdi ki?" diye sorduğunda hayretten donakaldım.
İngilizlerin artık ülkeyi terk e t m i ş o l m a l a n n a r a g m e n , onlann yarattığı ve artık onlara
bile h i z m e t e t m e y e n bu c e h e n n e m de biz hâlâ acı ç e k m e k t e y d i k . Toti ile
buluşmalanma hâlâ hiç tepki g ö s t e r i l m e m e s i n e ş a ş ı n y o r d u m . C h e e l beni Pir Sain'e
şikayet e t m e m i ş . A m m a Sain d e uyarmamıştı.
T o t i her ortaya çıkışında, o g i d e n e kadar her ş e y olduğu y e r d e ve olduğu gibi d o n a
kalıyordu. Bunun ya da Toti'nin varlığını t a m a m e n hayal e d i p e t m e d i ğ i m i m e r a k e d i
yordum.
T o t i e r k e ğ i n e hâlâ âşıktı.
"Asla başka birini b u l m a y a c a ğ ı m a e m i n d i m " d i y e r e k güldü a m a o n u n nasıl ö
l d ü ğ ü n ü s ö y l e m e d i . Acıyla bulanıklaşmış
g ö z l e r l e bana baktı v e b i l m e c e gibi konuştu.
"Bir fırtına b i z e çarptı ve aşkımızı g ö k y ü z ü n e savurdu. Yıkıntılar asla toparlanamadı. Şu h
a l i m e bak. Bir gün g e n ç bir k a d ı n d ı m , ertesi gün ise yaşlı."
Bir gün coşkuyla sıçrayarak geldi.
"Evlilik y ı l d ö n ü m ü m ü z d e beni g ö r m e y e geliyor, bibiji. Bütün yılı bu günü b e k l e y
e r e k geçirdim" d e d i .
Şaşkınlığım o n u güldürdü: "Erkekler sadakatsiz piçlerdir, bibiji. A m a b e n i m e r k e ğ i m t
e k sadık olanlandır. Ö l ü m d e bile bana bağlıdır" d e d i .
B e n de yaşayan değil d e , ölü bir e r k e ğ i m olmasını dilerdim.
T o t i y ı l d ö n ü m ü için altın yaldızlı iplikleri yıpranmış, keskin k ı v n m l a n tarihi anlatan,
ipekli bir g ö m l e k giymişti. Başındaki dupatta parçalanmıştı ve altın rengi ayakkabılannın panltısı
kalmamıştı. K ü p e l e r i n d e n sarkan uzun zincirler paslı kulplarla, s e y r e k saçlanna
tutturulmuştu. Boynundaki k o l y e , kambur v ü c u d u n u n ö n ü n d e asılı kalmış, ö n e arkaya
sallanıyordu.
T o t i ellerini çırptı ve küçük k a m b u r bir kız gibi fini fini d ö n e r e k "Buraya g e l e c e k .
Bugün ö ğ l e d e n sonra o n u görebilirsin.
Sana h a b e r veririm" d e d i .
index
89
Zavallı Toti'nin, yeri doldurulamaz kaybının acısıyla, çıldırmış olduğunu düşündüm. Şakayla
kanşık "Diğerleri de onu gör e c e k mi?" diye s o r d u m .
Gururla "Tabii ki hayır" d i y e c e v a p verdi. "Sadece b e n i m uygun bulduğum kişiler onu
görebilir."
Toti ışık saçan bir ampul gibi panldıyordu.
Vücudumu bir ürperti kapladı.
Bir başkasının yanımızdaki varlığını hissettim.
O gelmişti.
Belirsiz ve dağınık, uzun boylu ve yapılıydı. Kıvnk bir bıyı
ğı vardı.
Onu g ö r d ü m .
Bu doğaüstü olay karşısında çığlık atma ihtiyacı hissettim a m a donakalmıştım.
Haveli'nin sınırlan içinde tuhaf bir a d a m vardı. Allah'a şükür ölüydü.
K e n d i m e g e l d i ğ i m d e hâlâ örgümün aynı i l m e g i n d e y d i m .
Toti'nin mutluluk dolu g ü l ü m s e m e s i kaybolmuş ve kaşlan çatılmıştı. "Bütün bir yıl o n u g
ö r m e k için bekliyorum a m a o sad e c e bir dakika kalıyor. Susuz ekinlerin yağmuru bekleyişi gibi
bekliyorum ve yağmur yüklü bir bulut başımın üstünde d o lanıp duruyor a m a y a ğ m u r
yağdırmadan gidiyor" d e d i .
Vücudumda korku titremeleri sürerken, o n a cesur olmasını s ö y l e d i ğ i m d e bana ç o k
kızdı.
"Sen kocana evlatlar verirken b e n i m niye acı ç e k m e m gerekiyor. Sizin bunlardan kendinizi
sorumlu tutmamanız haksızlık değil mi?" diye yakındı.
Suçlanması g e r e k e n i n biz olduğumuzu ilk söyleyişiydi. İst e m e y e r e k "Senin erkeğini biz
mi öldürdük?" diye s o r d u m .
Toti, iki büklüm hailde bana c e v a p v e r m e k s i z i n uzaklaştı.
Büyük bir sır taşıyarak C h e e l ' i n yanından yürüyüp g e ç t i m .
O g e c e d o ğ u m başladı.
İ ç i m d e derinlerde sessiz bir acı ö n c e arttı, sonra azaldı. Aynı şey on altı saat boyunca sürdü.
Ta ki sonunda ani bir geril-90
m e y l e dergâha bir oğlan d o ğ u r a n a kadar. Büyük bir s e v i n ç tüm benliğimi kapladı.
Ş e y h vakur bir tavırla kutlamaları kabul etti ve dualarla cev a p verdi.
O ğ l u m u n d o ğ u m u n u n kırkıncı gününde, altın kimkhab giyd i m ve başıma ç o k ö z e l
drapeli ince bir dupatta örttüm. Altın t e l l e r d e n yapılma ayakkabılarım, ayaklarımda m ü c e v h e r
gibi parlıyordu. Veliahtı k u c a ğ ı m d a ve arkamda da bir sürü kadınla tarihi dergâha dua e t m e y e
gittim. Yolda, oğlumun içinde bulunduğu korkunç durumu düşünüp d e h ş e t l e titredim. Herkes o n
u n kutsanmış olduğunu düşünürken, ben onun Allah'ın gazabını üstüne ç e k m e tehliyesiyle karşı
karşıya olduğunu biliyordum.
Babaji'nin m e z a r ı n d a , Allah'a, o ğ l u m u babasının o n u yetiştirdiği gibi biri olacağı için
yargılamasın diye yalvardım. "Lütfen bu ç o c u ğ u n Babaji gibi biri o l m a s ı n a izin ver. Onu bir
idol o l m a k t a n kurtar ve s a d e bir Müslüman olmasına izin ver" diye dua ettim.
Canlı renkler giyinmiş kadınlarla dolu avluya geri d ö n d ü m .
Kırmızı, yeşil, m a v i ve sarı ruhuma işledi. Kadınlar n e ş e i ç i n d e dans ediyorlardı. Etrafta
dünü hatırlatan hiçbir şey yoktu. Sanki başka insanlarla, başka bir dünya gibiydi.
T a b i hâlâ kollarını g ö ğ s ü n d e kavuşturmuş vaziyette ayakta duran C h e e l hariç...
Z e n g i n toprak ağalarının karıları altından hediyeler, fakirler ise sahip oldukları her şeyi
getirdiler. Haveli'nin dışında, gün d o ğ u m u n d a n batımına kadar, k o c a s e p e t l e r dolusu t a z
e meyv e l e r , kutular dolusu kekler ve kurutulmuş m e y v e l e r , tenekelerle tereyağı, çuvallar
dolusu buğday, ş e k e r ve y ü z l e r c e kesilmiş hayvan birikti. Ölülerin Allah'la buluşmasının
kutlandığı urs töreninin yapıldığı gün gibiydi.
A n n e m , ilk e r k e k torununun d o ğ u m u nedeniyle gururla panldıyordu.
Beni her g ö r ü ş ü n d e sanlıp ö p ü y o r ve "Allah sana v e r m i ş old u ğ u n d a n daha da
fazla o n u r ve saygı bahşetsin. Seni tüm dünyaya e g e m e n kılsın" d i y e dua e d i y o r d u .
index
91
B e n i m tüm dünyamın burası olduğunu bilmiyor mu? diye düşündüm. A n n e m e karşı s o ğ u k
t u m a m a o bunu fark e t m e y i sanki reddediyordu.
Pir Sain'in erkek kardeşlerinin kanlan, dört kişilik bir ç e t e gibi yanıma geldiler. Daima
birbirlerine yapışıktılar. Hiçbirini tek başına g ö r m e m i ş t i m . Dergâhın yeni varisini ve o n u
doğurd u ğ u m için beni kutsadılar. Bu basan beni daha güçlü kılmalıydı; a m a diğer duygulanm ö y l
e s i n e kuvvetliydi ki kendimi güçlü hissetmiyordum. Meesni'nin bana doğru geldiğini g ö rünce, onu
sarsıp günah dolu uyuşukluğundan kurtarmak ist e d i m . A m a y a p m a d ı m ve sıcak bir şekilde
karşıladım. Bana bakmadığı zamanlarda onu baştan aşağı i n c e l e d i m ve düşünd ü m . Öylesine
sessiz ve her ş e y e boyun e ğ m i ş bir hali vardı ki yürüyen bir ölüden farkı yoktu. Duygulan t a m a
m e n içinde saklıydı. Yüzü hiçbir şey s ö y l e m i y o r d u . Gözleri ö y l e s i n e korku doluydu ki o
g ö z l e r e bakanlar da d e h ş e t e düşebilirdi. Bir avcının ağına takılmış bir tavşan gibiydi.
Annesi daha farklıydı. Yüzü ö f k e doluydu ve hatlan ç o k keskindi. Kendi havelisindeki en
yüksek otoriteydi a m a bunun tek nedeni, kendi kızıyla kocası arasında yaşananlara s e s
çıkartmamasıydı.
Meesni ile annesinin birbirleriyle hiç konuşmadıklarını fark ettim. Akrabalar ve hizmetçiler,
ikisinin arasında m e s a j taşıyorlardı.
Zengin erkeklerin kanlarının arasında otururken, bir değirm e n sahibi olan Sakhi baba'nın kansı
Sakhi bibi, g e l i p yanıma oturdu. Sağlık sorunlan n e d e n i y l e , uzak bir kasabadaki babasının e v
i n d e yıllar boyu yatağa bağlı yaşamıştı.
Sakhi bibi sesini alçaktı ve zaten d ü ş ü n m e k t e o l d u ğ u m bir şeyi bir kez daha aklıma
soktu. "Kuran'ın tercümesini oku.
Onu anla. Kutsal Kitap dinimizin anlamını sana gösterecektir."
A m m a Sain'in kaşlannın çatıldıgını g ö r d ü m ve Sakhi bibi'nin yanından uzaklaştım.
K e n d i m i kutlamalara kaptırdım a m a g ö z l e r i m l e Sakhi bibi'yi izledim.
index
92
A m m a Sain beni yakaladı ve "Değirmencinin kansıyla konuşma. O b i z i m d o s t u m u z
değil" diye buyurdu. Bana ne söylediğini sorunca, o n a yalan s ö y l e d i m .
A m m a Sain beni dergâhın en sadık müritleri olan bir aileye gelin g i d e n iki kız kardeşle
tanıştırdı. Gelinler, on s e k i z yıl ö n c e Pir Sain'in dualan onlara bir kız, bir de erkek ç o c u k ver e
n e kadar ç o c u k sahibi olamamışlar. Çiftçi olan k o c a l a n Pir Sain için m e t h i y e l e r s ö y l e
m i ş ve h e r k e s e hurma dağıtmışlar.
Kızın adı Maharaja, oğlanın adı da Maharani k o n m u ş ve hem e n beşik kertmesi yapılmış.
Sakhi b i b i ' d e n başka, bir tek bu kadınlann hallerinden m e m n u n göründüklerini fark ettim
ve bunun ancak k o c a l a n s a y e s i n d e o l a b i l e c e ğ i n i d ü ş ü n d ü m .
Bu arada a n n e m gururla h e r k e s e "Heer'in burayı nasıl da g ü z e l idare ettiğini görün. Onun
nasıl da buranın bir parçası olduğunu görün" diyordu.
Bana da "Sana Allah'ın yakanşlanmızı duyacağını s ö y l e m e m i ş m i y d i m ? Eger sabırsız
davransaydın ve inançsız olsaydın, s o n u c u ilahi takdis yerine fevri bir karar olacaktı. Allah'ın seni
nasıl kutsadığını gör" d e d i .
S ö y l e d i k l e r i n e katılıyor numarası yaparak elini sıktım.
A n n e m mutlu o l d u ğ u m a ya da mutlu o l m a m gerektiğine ya da mutlu o l m a y a ç a l ı ş
m a m g e r e k t i ğ i n e inanmıştı.
G e r ç e ğ i ö l d ü r e c e k gücü vardı, a m a g e r ç e k l e y ü z l e ş e c e k g ü c ü yoktu.
Hâlâ, b a b a m da a c a b a a n n e m gibi mi davranırdı diye m e rak e d i y o r d u m . Sonuçta
her ikisi de zengin ve güçlü insanlarla bir bag kurmak isteyen, gösteriş y a p a b i l e c e k başka hiçbir
şeyleri o l m a y a n , âciz insanlann bulunduğu bir sınıfa aittiler.
Babamın o l m a m a s ı n e d e n i y l e içimi bir ferahlık kapladı. Babam ı n , a n n e m gibi
numara y a p m a s ı m ü m k ü n olmayabilirdi.
A m a başka ne yapabilirdi ki? Aklıma, onun da a n n e m d e n farklı o l m a y a b i l e c e ğ i
olasılığı da g e l i y o r d u . Çünkü ben, a n n e m i n d e beni b ö y l e terk e d e b i l e c e ğ i n i b e
klememiştim.
Sakhi bibi g i d e r k e n , Dai'ye, A m m a Sain'in onu n e d e n onaylamadığını s o r d u m . Dai
"Sakhi bibi'nin yıllarca ç o c u ğ u ol-93
madı. Bu d ö n e m d e insanlar sürekli onu, kısırlığını dualarıyla geçirsin diye Pir S a i n e g e l m
e s i için ikna e t m e y e çalıştılar.
A m a o "İmansız birinden m e d e t ummaktansa, ç o c u ğ u m olmamasını tercih ederim" diyerek
o n l a n reddetti. Üç yıl ö n c e de bir oğlu oldu. O bizim d o s t u m u z değil" dedi.
Bhai kadınların yanına g e l e m i y o r d u ama ailem Maveli'den aynlmadan ö n c e onu b o ş bir
o d a y a getirdiler. Onu gördüğümd e , ayn kaldığımız d ö n e m i n acısıyla içimden bağırmak g e l d
i , a m a y a p m a d ı m . Onu dört yıldan beri g ö r m e m i ş t i m . Büyümüş
görünüyordu. Daha uzun ve daha inceydi. Bhai y ü z ü m e bakıp bir şeyler anlamaya çalışıyordu.
Ben de onun yüzüne bakıp ne bildiğini anlamaya çalışıyordum. İkimiz de anlayamadık.
Okulu, öğretmenleri ve g e l e c e ğ i hakkında bir şeyler g e v e l e di. Anlıyordum ki sinirliydi ve
o sinirle hızlı hızlı konuşuyordu.
Birden kendini daha fazla tutamadı ve patladı: " A n n e m e bunu sorduğumu sakın s ö y l e m e a
m a g e r ç e k t e n şimdi iki ç o cuğun olduğu için mutlu musun?"
Sevdiği insanı boğulmaya terk e t m e k o n a vicdan azabı çektiriyor olmalıydı. Bhai, s a d e c e
b e n i m v e r e b i l e c e ğ i m bir c e v a p bekliyordu. Onu acı ç e k m e k t e n kurtarmak istedim.
Konuşmayı bitirdiğimde yüzü aydınlandı ve "Allah'a şükürler olsun apa"
dedi.
Yanına gittim ve başını karnıma yasladım: "Benim için end i ş e l e n m e Bhai. Benimle a n n e m
i n duyduğu gibi gurur duymalısın. Evliliğim utanılacak bir şey değil" d e d i m .
Bu arada Bhai hıçkınklarla ağlıyordu.
"Hayatımı, e v e g e l e m e m e m ve sizin burada kalamayışınız n e d e n i y l e yargılama. Bazı g
e l e n e k l e r e uymak bizim için z o r a m a iyi şeyler de var" diyerek o n u temin ettim.
Bhai y ü z ü m e baktı ve " Bütün g e r ç e ğ i söylediğine y e m i n et apa" d i y e r e k yalvardı.
Y e m i n ettim a m a kırpılmış saçlarımı nasıl unutabildiğim m e r a k e d i y o r d u m .
Bhai'nin endişesi beni a n n e m i n kör gözlerinden daha fazla üzdü.
index
94
Zavallı ailemi, b e n i m ö l ü m c ü l acılanmdan korumalıydım.
Onların desteğini i s t e m e k ç o k b e n c i l c e olurdu. Beni s e v m e k o n l a n öldürürdü. A c
e l e y l e a n n e m i n oturduğunu y e r e gittim v e o şaşkınlıkla aramızdaki m e s a f e n i n nasıl
olup da birden kalktığını m e r a k e d e r k e n , onu kucaklayıp defalarca ö p t ü m .
KISIR DÖNGÜ
Herkes gitmişti.
Kutlamalardan ve yaşanan çelişkilerden yorgun düşmüş
halde, çocukların odasında o ğ l u m l a yan yana uzanmıştım.
Quppi ayak ucumda oturmuş, tıpkı k e n d i n e ve Haveli'deki di
ğ e r kadınlara b e n z e y e n plastik bir b e b e k l e oynuyordu. Erkek kardeşiyle kendisi
arasındaki değişikliği fark e d i p etmediğini m e r a k e d i y o r d u m .
Toti birdenbire içeri girdi.
Şaşırmış vaziyette, "Masıl içeri girdin?" diye s o r d u m .
Onu kimsenin g ö r m e d i ğ i n e dair y e m i n etti ve kendi gölg e m d e n bile korktuğum için
beni azarladı. Ona tehlikelerden s ö z e t m e k v e Kaali'nin başına gelenleri anlatmak istedim a m a
bunun yerine kızmış numarası yaptım.
"nerelerdeydin, seni yaşlı inek? o ğ l u m için yapılan kutlamalar sırasında seni hiç g ö r m e d i
m . S a d e c e kendi evlilik yıldönümünü kutlayıp, başka hiçbir şey kutlamaz mısın sen?"
Inandıncı olmayan milyonlarca bahane saydı.
Küçük şeyhin etrafında dans e d e r e k onu C h o t e Sain diye çağırdı. Onun için dini bir şarkı
söyledi. Quppi herhangi bir şarkı s ö y l e y e n herkesten ç o k hoşlandığı halde bu k e z hiç ilgi g ö s
termedi.
Toti hoşçakal d e m e y e gelmişti. Yine köyüne gidiyordu.
index
96
Onun yokluğunda korktum ve "Ama sen burada konuşmama itiraz etmedikleri tek kadınsın. Eger
sen gidersen konuşac a ğ ı m hiç k i m s e kalmayacak" d e d i m .
Ellerimi y ü z l e r c e defa ö p t ü ve "Yakında geri d ö n e c e ğ i m .
G e l e c e ğ i m v e sana Kaali'nin hikâyesini anlatacağım" diye s ö z verdi.
Bunu bildiğinden daha ö n c e niye hiç s ö z etmemişti? Şimdi ise ç o k acelesi vardı. Onu kalması
için ikna e t m e y e çalıştım.
" G i t m e d e n ö n c e ç a b u c a k anlat bana. Yoksa b e k l e m e m ger e k e c e k v e b e n i
m s a b n m yok" d e d i m .
Kapıya doğru yürürken, hikâyeyi anlatmayı, g e l e c e k sefer g ö r ü ş e n e kadar e r t e l e m e y
e çalıştı.
"Bana bir şeyler anlat. Bir tek şey. Herhangi bir şey" diye yalvardım.
"Verimli bir çiftleşme s e z o n u geçirmeleri için kocanın atla-nna verilen serumun bir kısmı,
Kaali'nin üzerine saldıktan oğlanlara verildi. Vahşi hayvanlar da Kaali'nin hamile b e d e n i n e leş yer
gibi saldırdılar. Öyle ki yataktan kalkamaz oldu. Kendini astığı z a m a n da ilk yataktan kalkışıydı"
diye anlattı.
D e h ş e t e düşmüştüm.
"Şimdilik bu kadar yeter. A m a hepsi bu değil" d e d i ve kapıyı açıp dışan çıktı. Kafası kapının
diğer tarafından tekrar göründü ve "Kocan bu hikâyenin yönetmeniydi" d e d i . Bunu bild i ğ i m h a l
d e birden o kadar kötü o l d u m ki i n l e m e y e başladım.
Guppi kucağıma tırmandı ve beni açılanından koparmaya çalıştı. A ğ l a m a m a m ı ve o n a yeni
bir ninni s ö y l e m e m i istedi.
Hıçkınklar arasında "Toti'nin söylediği nasıldı? O n u s ö y l e m e mi ister misin?" diye s o r d u
m.
"Hiç d u y m a d ı m " diye c e v a p verdi.
O n a hatırlattım ve "Yaşlı kadının az ö n c e söylediği ninni Guppi?" d e d i m a m a hiçbir ş e y
hatırlamadı.
Şaşırıp kalmıştım.
"Guppi, dışandaki kadını hatırlıyorsun, değil mi? Kardeşin d o g m a d a n ö n c e b e n i m y a n ı
m a g e l i p otururdu" d e d i m .
"Hayır " d e d i .
index
97
Belki de o kadar eskisini hatırlayamıyordu. Tekrar d e n e d i m .
"Onu az ö n c e burada gördün mü?"
Kafasını salladı ve "Hiç kimseyi g ö r m e d i m . Ne burada ne de orada."
Quppi duyma ve g ö r m e yeteneğini mi yitiriyordu?
Guppi'nin Toti'yi fark e t m e m i ş olmasından dolayı şaşkın bir halde, Dai'yi yanıma çağırdım.
"Dai'yi görebiliyor musun Quppi?" diye s o r d u m . Görebiliyordu. Birbiri ardına, etraftaki
kadınlan yanımıza çağırdım ve hepsini görebiliyordu. Peki nasıl olmuştu da Toti'yi görmemişti?
Bir hafta boyunca Guppi'nin bu tuhaf hastalığını test e d i p durdum. Sonunda dayanamayıp riski g
ö z e aldım ve A m m a Sain'den aile doktorunu çağırmasını istedim.
A m m a Sain gülerek "Yaşlı hizmetkârlardan hangisini göremiyor?" diye sordu.
Ç e k i n e r e k "Doğumdan ö n c e b e n i m l e oturan kadını" d e d i m .
"Hangisiydi ki o?" diye sordu.
A m a n Allah'ım. T o t i ' y e dikkat ç e k m e m e y i nasıl becerebilird i m ? Bu konu d ö n ü p
dolaşıp b e n i m suratımda patlayabilirdi.
Uyuyan sinek kafasını kaldırıp beni sokabilirdi.
A m a Guppi'nin rahatsızlığının ne olduğunu anlamalıydım ve "Gençti. Hayır, yaşlıydı. Hayır,
aslında gençti. İki büklümdü"
dedim.
A m m a Sain sert bir tonla s ö z ü m ü kesti ve "Onu başka kim gördü?" diye sordu.
"Herkes gördü sanırım" diye c e v a p v e r d i m .
A m m a Sain ismini s ö y l e d i ğ i m her kadını çağırdı a m a hepsi Toti'yi gördüklerini inkâr
ettiler. Anımsayabilecekleri ufak tefek şeyleri hatırlattım. A m a hatırlamadılar.
" C h e e l ' e sorun" diye ö n e r d i m . "Onun bilmesi gerekir."
A m a o da hiçbir şey bilmiyordu.
Toti nasıl içeri girmişti? Aklımı mı oynatıyordum? Hizmetkârlar beni Pir Sain'den korumaya mı
çalışıyorlardı? C h e e l de Kâfir / F: 7
index
98
mi beni koruyordu? Bu imkânsızdı. Guppi de mi onlardan yanaydı? Küçük Guppi de h e r k e s
gibiydi. Bir tek ben farklıydım.
"nişanlısı uzun yıllar ö n c e ö l m ü ş ve o, evlilik yıl d ö n ü m l e rinde nişanlısının hayaletini g
ö r m e k için bütün bir yıl bekliyor-muş" d e d i ğ i m d e , o d a birden hareketlendi.
A m m a Sain sessizliği s a ğ l a m a k için ellerini çırptı ve "O elli yıl ö n c e öldü" d e d i .
Karşı çıktım ve "Ama hayattaydı. Bundan e m i n i m " d e d i m .
A m m a Sain h i z m e t ç i l e r e milyonlarca e m i r yağdırdı v e
"Dum'a su getirin. Çabuk olun sizi uyuşuk maymunlar, koşun"
diye bağırdı. Titriyordum. Birden havada kanatlan iki yana açık d o n a k a l a n sineği hatırladım.
Dai kulağıma "Ona çirkin olduğu için Budrung denirdi" diye fısıldayınca, korkudan bayılacak gibi
o l d u m . " S a d e c e şeyh onun ruhunu buradan uzak tutabilir" diye d e v a m etti.
Şeyhin korkusuyla Toti'nin korkusu birleşti.
Sonra hayaletin korkusu üstün geldi. Benim o d a m a kapıyı a ç m a d a n girmişti. Her y e r e
gelebilirdi. Korku b e d e n i m i sarmaladı. Pir Sain'in korkusu beni daha da sıkıştırdı.
Toti d a h a kötüydü. Hayır. Pir Sain daha kötüydü.
Bu b e n i m suçum muydu? Bir hayaletten nasıl kaçabilirdim?
A m m a Sain kızmıştı. "Her kış, inancı zayıf olanlan y o l d a n ç ı k a r m a k için geri gelir. A t a
l a n m ı z hakkında yalan s ö y l e r ve b i z e karşı g e l i n m e s i için insanlan kışkırtır" d e d i .
Ü s t ü m e dualar üfleyerek "Ondan kaçabildiğin için ç o k şanslısın. Budrung ö l ü m ü n d e n
beri, zayıf inançlı her kadına kendini gösterdi. Kaali'yi ve d i ğ e r p e k ç o k kişiyi ö l ü m e iten o
oldu.. K o c a n buna hiç m e m n u n olmayacak" d e d i .
K o c a m olanları d u y d u ğ u n d a yüzü öfkeyle buruştu ve sesi tehditkâr bir hâl aldı.
"Allah, o ğ l u m u n annesinin ne olduğunu ortaya koydu. Kendimizi s a k ı n m a m ı z için
şeytanı m e y d a n a çıkardı."
Zaten y e t e r i n c e s o r u n u m varken, Allah daha da fazlasını v e r m e k için niye bir hayalet
yollamıştı? Ç e n e m e sert bir tokat indi ve beni A m m a Sain'in odasının diğer tarafına fırlattı. Pir
99
Sain beni saçlarımdan ç e k e r e k ö l ü m odasına, yatak o d a m ı z a sürükledi. Bir t e k m e y l
e , kasıklanmda korkunç bir acı hissettim ve bacaklarımı karnıma ç e k t i m . Birden ayağıyla
gırtlağıma bastırdı. Onun vücudundan fırlayan g ö b e ğ i gibi, b e n i m de g ö z l e r i m yuvalanndan
fırladı.
Her şeyi bilmek istiyordu. "Hayatına mal olsa bile, her şeyi s e n d e n d u y m a k istiyorum" d e d
i.
İ ş k e n c e bitene kadar sanki bir ö m ü r geçti.
A m m a Sain b o y n u m a bir sürü muska astı. Beni T o t i ' d e n koruması için Allah'a dualar e
d e r k e n . A m m a Sain de kutsal nefesini y ü z ü m e üfledi. Bir daha ne arka avluya g i t m e y e
ne de tek başıma kalmaya cesaret e d e m e d i m . A m a onu hafızamdan s i l m e y e ne kadar gayret
e t t i y s e m de başaramadım.
Dai bana Toti'nin hikâyesini anlattı.
T o t i ' n i n Balucistanlı nişanlısı, üçüncü Pir Sain'in misafirlerinden birinin cüzdanını çalmakla
suçlanmış. O b i z i m yörem i z d e n değildi. Buralı birinin, sonuçlannı bile bile, şeyhin misafirinin
cüzdanını çalmaya cesaret e t m e s i de p e k m ü m k ü n değildi. 'Eger suç yabancıysa, hırsız da
yabancıdır' demişler.
Balucistanlı şeyhin huzuruna getirilmiş a m a o suçu inkâr etmiş. A m a Budrung gibi dışlanmış
biriyle e v l e n m e k istemesi, onun aleyhinde bir delil olarak görülmüş. Şeyh bunu 'Kuvvetli ve
yakışıklı bir a d a m b ö y l e bir gelin s e ç m e z ' diye düşünmüş
ve 'Bu b i z i m b ö l g e m i z e g i r m e k için uydurulmuş bir b a h a n e '
diye buyurmuş. Acıma hissiyle yapılmış bir tercih, duygudan yoksun bu toplumda kabul g ö r m e
miş."
"Aylardan, p a m u k hasadının toplandığı aymış. D o n m u ş
kalpleri chaddar'lannm altında g ö m ü l ü müritleri, bir charpai'ye uzanmış şeyhin etrafında ç ö m
e l m i ş oturuyorlarmış.
Budrung'un erkeği thana d e n e n ağaca bağlanmış. İ ş k e n c e için m ü k e m m e l bir ortam
yaratılmış.
"Bir Balucistanlı için bıyığı onurudur. Şeyh 'Bıyığını y o l u n '
diye buyurmuş, iki adam, parmak uçlanna n e m ' i n acı suyundan sürmüşler ve adamın acıyla bir
kurt gibi ulumasına aldırmaksızın, bıyıklannı tek tek yolmuşlar."
index
100
"Ama üçüncü Pir Sain bununla tatmin o l m a m ı ş . Adamlarına, Balucistanlıyı ç ö z ü p
elbiselerini çıkartmalarını ve sırtını açıkta bırakacak şekilde bağlamalarını buyurmuş. A d a m ı n
makatına d ö v ü l m ü ş kırmızı b i b e r sürmüşler ve a d a m çılgın bir k ö p e k gibi bağırarak
bayılmış. Onu ağaca bağlayan ipleri ç ö z ü n c e , y e r e yığılmış. Bir balık gibi titreyerek ayağa
kalkabildi-g i n d e , p a m u k mahsulünü talan e d e n kırmızı b ö c e k l e r yaralarına h ü c u m
etmiş, yaban arılan gibi ısınyorlarmış. A d a m ı n m e r h a m e t haykırışları herkesi irkiltmiş.
"Gelin kıyafetleri içindeki Budrung onun haykırışlarını duym u ş ve çığlıklar atarak e v i n d e n
dışan fırlamış. Yaşlı babası o n u yıkık d ö k ü k kulübelerine ç e k m i ş , d ö v e r e k susturmuş v e
o n a y e m i n ettirmiş. 'Bir d a h a asla bu adamın adını anmayacaksın. O artık öldü ve biz Allah'ın
izniyle hayattayız' d e m i ş .
A m a hiç k i m s e Budrung'u durduramamış. İ ş k e n c e g ö r e n erke
ğini kurtarmak için thana'ya k o ş m u ş .
A d a m l a n Budrung'u yakalayıp ş e y h e götürmüşler. Budrung bacaklannı sürümüş ve d i r e n
m i ş . Gelinin m e y d a n okuyan bu tavn, g ö z l e r i n d e g e z i n e n korkuyla çelişiyormuş. Onu
y e r e attıklannda 'Şeytan beni Allah'ın yanına göndersin. Bırakın Şeytan dilediğini yapsın' diye
bağırmış.
"Bu s ö z l e r d e n sonra artık şeyhin o n a yapacağı hiçbir şey fazla k a ç m a z d ı . Budrung'un
ayak tabanlannı ve sırtını kamçılamışlar. Kafasını çılgınlar gibi sallarken, acıya sesini çıkarmadan
katlanmış. A m a khajji'nin d i n m e k b i l m e z vuruşlan, kurbanın direnişini kırmakta kararlıymış.
Dışanda, Budrung'un babası, Ashura gününde k e n d i l e r i n e zincirle e z i y e t e d e n l e r gibi g
ö ğ s ü n ü dövüyormuş."
Dai ağzına y e n i d e n nasvar d o l d u r m a k için ara verdiğinde, kendi hayatlanmızda da eski
bir trajediyi y e n i d e n sahneliyor gibi o l d u ğ u m u z u düşündüm.
"Budrung'un babası bağırarak 'Allah ve onun P e y g a m b e r i adına, sain. Fatma, Ali, Hasan ve
Hüseyin adına, ç o c u ğ u m u bağışla sain. Senin şeyhin, atalann, annen, d o ğ a c a k ogullann,
sağlığın, onurun, Kıyamet günü uğruna, y a l v a n n m sain, yavrumu Allah adına affet' diye
yalvarmış.
index
101
"Ama şeyh affetmemiş.
"Budrung, bir charpai'ye yatınlarak babasının e v i n e taşınmış. Budrung'un bilinci yerine g e l m
e y i n c e , şeyhten Haveli'nin kadınlan kadar ç o k korkan h a k e e m çagınlmış.
"Budrung'un p o p o s u kamçılanmaktan kıyma gibi o l m u ş .
Kanamayı durdurmak için sürekli bitkisel antiseptik bir t o z serpmişler. Oyuklar
doldurulamadıgından, h a k e e m yaralara kumaş parçalan tıkamış. Yaşlı babası onu rahatlatmak için
elini kızının alnına koyduğunda, Budrung ona kaybolmuş ve anc a k k e n d i n e bulmuş acı d o l u g
ö z l e r l e bakmış.
"Romantizm, m u s o n yagmurlan ve mır-kırmızı j a m u n agaç-larının m e v s i m i Saavan,
kıraç araziyi ve insanlann kanını tutuşturuyormuş. Rastgele ilişkiler ve sevgilisine k a ç m a olaylan
yaygınmış. Bu aynı z a m a n d a yaralann da iyileşmedigi bir dön e m m i ş . Rutubet, hızla ç o ğ a l a
n ve Budrung'un etini kemiren bitleri b e s l e m i ş . Defalarca vücudu istila o l m u ş , yaralar kesilip t
e m i z l e n m i ş , tekrar m i k r o p kapmış, t e m i z l e n m i ş ve yaralan doldurulmuş. Ta ki ö l e n
e kadar."
Dai acıyla iç çekerek, "O a k ş a m fırtına varmış. Budrung'un ruhu rüzgâra kanşmış, bir bayınn
kenanna sürüklenmiş ve uçm u ş . Aşkı tamamına e r e m e d i g i ve arzusu yerine g e l m e d i ğ i
için, ruhu asla s a k i n l e ş m e y e n bir t o z bulutuna d ö n ü ş m ü ş ve s o n s u z a d e k dergâhın
üstünde dolanmış" dedi. Ve olanlan anlatmaya d e v a m etti. "Hiç kimse, d i n e küfreden birinin
ölümün e ü z ü l m e y e cesaret e d e m e m i ş . Şeyhin otoritesi s ö z konusu olduğunda, m e r h a m
e t duygusu bile s ö z konusu o l a m a z m ı ş .
Çünkü m e r h a m e t akla o l m a d ı k sorular getirip ayaklanma yaratacak asiler dogurabilirmiş.
Budrung'un ö l ü m ü y l e ilgili dedikodular hızla yayılmış ve gittikçe g e r ç e k l e r d e n
uzaklaşmış. İnsanlar " Kız, P e y g a m b e r i m i z e hakaret etti. Onun Peygamberim i z hakkında,
aşağılayıcı ş e k i l d e konuştuğunu kuiaklanmızla duyduk" diyordu. Bazıları da "Kutsal Kitabı
yaktığını, d i n i m i z e küfrettiğini g ö z l e r i m i z l e gördük" diyordu. Bu suçlamalan duyan
herkes, onu ö l ü m e sürüklediği için şeyhimizi ö v ü y o r d u .
H e r k e s Balucistanlıya olanları unutmuştu".
index
102
Dai birden dergâha olan bağlılığını hatırladı ve ç a b u c a k Ş e y h s e ç i l m i ş kişidir. O, inancı,
dinimize küfredenlere karşı nasıl koruyacağını bilir" diye e k l e d i .
Büyük bir dine, nasıl o l u p da aşk ö z l e m i ç e k e n , umutsuz bir kızın zarar v e r e b i l e c e
ğ i n i merak e d i y o r d u m . İnsanların, niye Kutsal Kitabın şeyhlerinin elinde yanışını
görmediklerini de m e r a k e d i y o r d u m . Birden dergâhla olan bağımı hatırlayıp titr e d i m .
Ben T o t i ' y e inanıyordum.
Bu insanlar ne kadar şeytansa, o da o kadar iyiydi.
O kış buluşma y e r i m i z d e o n u b e k l e d i m ve yavaşça "Geri g e l T o t i . K i m s e b i l
m e y e c e k . Seni avutmak istiyorum. Ben senin kardeşinim Toti. Geri gel!" diye s e s l e n d i m .
A m a g e l m e d i , ne o z a m a n ne de başka bir z a m a n .
P e k ç o k konuda m ü k e m m e l i yakalamaya çalışmak canımı çıkarıyordu. Hiç z a m a n ı m
yoktu. Her türlü işi b e c e r m e k için k o c a m ı n baskısı altında o l m a d ı ğ ı m zamanlarda, iki ç
o c u ğ u m u yetiştirmek için büyük ç a b a harcıyordum. Onlardan ayrı oldu
ğ u m her dakikayı boşa harcanmış olarak g ö r ü y o r d u m . A m a burada her şey onlardan d a
h a ö n e m l i hale getiriliyor ve beni ç o c u k l a r ı m d a n ayırıyordu. Çoğunlukla kuzenleri ve
hizmetçilerle oynuyorlar ve hizmetçilerin çocuklarını o y u n c a k olarak kullanıyorlardı.
A m m a Sain de b e n i m k i n e ç o k b e n z e r bir hayat sürmüştü.
Aynı v a h ş e t ve korku, aynı m ü k e m m e l i y e t talepleri ve aynı tutsaklık. A m a A m m a
Sain, ç o c u k l a n hizmetçiler arasında büyürken, s a d e c e kocası için yaşamıştı. Bir söylentiye g ö
r e kendi çocuklarıyla öylesine yabancılaşmıştı ki bir h i z m e t ç i y e sarılmış e r g e n oğlunu g ö r d
ü ğ ü n d e , kadınların b ö l ü m ü n d e yabancı bir e r k e k var diye patırtı koparmıştı.
G u p p i ve C h o t e Sain'in beni hatırlayacaktan umuduyla, bitm e k b i l m e z işlerimden vakit
bulabildiğim her an o n l a n kucaklayıp ö p ü y o r d u m . Onlann büyümelerini i z l e m e k , ilk
kelimelerini d u y m a k , ilk adımlannda onlara yardımcı o l m a k için yanıp tutuşuyordum A m a
bunlara hiç fırsatım o l a m a d ı .
index
103
Buraya g e l m e d e n ö n c e tanıdığım dünyayı Q u p p i ' y e anlatm a k istiyordum. Onun,
buradan tek kaçış yolunu bilmesini istiyordum. Bir şekilde bir s e v i n ç kaynağı olması için, hayal
gücünün kuvvetli ve yaratıcı olmasını istiyordum. Ne z a m a n kafamı t a m a m e n meşgul e t m e y
e n bir işle uğraşıyor o l s a m ki ç o
ğu iş b ö y l e olmuyordu, Quppi ile konuşuyordum.
Maalesef, babasının o n a karşı tek sevgi gösterisi, sanki bir parça et k o p a r m a k istercesine
yanağından m a k a s almasıyla sınırlıydı. Kızım da gözlerini kaldırıp ona bakmaya çalışırdı.
Quppi babasının yanına ç o k nadiren gittiği için, e g e r başka ç o -
cuklann arasında oyun oynuyorsa, yanından g e ç e r k e n babası o n u fark e t m e z d i bile.
O ğ l u m a herhangi bir ş e y ö ğ r e t m e y e ise cesaret e d e m e d i m .
Bazen uyurken, bileğini ç e v r e l e y e n siyah iplik gibi yaraya bakar, o n u g e r ç e k t e n k e n
d i n e miras kalan kaderinden, yani şeytandan koruyacak g ü c e sahip midir diye m e r a k e d e r d i
m.
O ğ l u m için ç o k e n d i ş e l e n i y o r d u m .
Hayatımın en iyi zamanı, â d e t kanamalarımın bana bahşettiği y e d i günlük özgürlük d ö n e m
l e r i y d i . H e y e c a n l a iki yavrum u n yatakta bana sanlıp yatacaklan anı b e k l e r ve bütün g e
c e onlarla konuşacağımı hayal e d e r d i m . A m a işlerimi bitirip yan-lanna g i d e b i l d i ğ i m d
e , onlar uykuya dalmış olurlardı. Sabah namazı için kalktığımda ise hâlâ uyuyor olurlardı ve sonra da b
e n i m kahvaltı hazırlıklan için mutfağa g i t m e m gerekirdi. Gün i ç i n d e onları ne z a m a n g ö r
s e m "Dün akşam sizinle yattım. S ö z veriyorum bu akşam da yine yanınızda yatacağım" diyerek
onlan ikna e t m e y e çalışırdım.
Onlan b e n i m varlığımın farkında olmalannı s a ğ l a m a m ı n bir yolu da, rüyalanna s ü z ü l e
b i l e c e g i m umuduyla o n l a n uyurlarken ö p m e k t i .
Pir Sain başkentteki mushaikh konferansına gittiğinde, b e k l e n m e d i k bir b i ç i m d e ö z g ü
r kaldım. A m a s e v i n ç l e danslar e d e c e ğ i m e , onun neler yaptığını merak e d i y o r d u m .
Ülkenin dört bir tarafından g e l e n dini liderler, İslam'ın hangi emirlerinin, kendi çıkarlarına daha
uygun olduğunu tartışmak üzere toplanıyordu.
index
104
Onları kafalarında yükselen kolalı türbanlarıyla hayal ettim.
İçlerinden bazılan daha küçük topluluklan temsil ediyorlardı ve diğerlerine g ö r e daha küçük
tanrılardı. Pir Sain tabii ki en güçlülerinden biriydi ve onun görüşleri daha fazla ö n e m taşıyordu.
Şeytanın fikirlerinin neler olacağını düşünüp endişelenirken, y e r e uzanıp Guppi'yi ayak
bileklerime oturtuyor ve bacaklarımı havaya kaldırarak onu kahkahalara b o ğ u y o r d u m .
Onun tavsiyeleri, İslam'ı, cücelerin avcuna sığacak kadar küçültmüştü.
Onlar İslam'la, macunla oynar gibi oynuyorlar, diledikleri tarafa çekiyorlardı.
Bu komisyoncular ve tüccarlar, Müslümanları, ölülerin m e zarlarına tapar hale getirmişlerdi.
Bizleri jahalia d ö n e m i n e .
P e y g a m b e r i m i z i n bizi kurtardığı koşullara ve İslam'ın dünyamıza g ö n d e r i l m e s i n i
n n e d e n i olan y a ş a m biçimine geri götürmüşlerdi.
Quppi ile el e l e tutuşup, d ö n e r e k oyun oynarken, yasa koyucuların, yasanın ö t e s i n e g e ç
e r e k , her birimizi nasıl da değiştirdiklerini düşündüm. Varisler atalarının c e s e t l e r i n e kan e m e
n sülükler gibi yapışmışlardı. Ve her yeni varisin dünyaya gelişiyle, bu kanlı i ş l e t m e d e n g e ç i n
e n bir b o n c u k daha tespihe ekleniyordu.
Hayatımın düzeni hiç d e ğ i ş m e d i .
Otuz yaşıma g e l d i ğ i m d e b e ş ç o c u ğ u m vardı. Quppi on bir, C h o t e Sain de on yaşma
gelmişti. Ondan sonra bir o ğ l u m daha olmuştu. Adı Rajaji konmuştu. Sonra da iki kızım, Diya ve
Munni doğmuştu. İki oğlan annesi olarak durumum daha sağlam görünse d e , ben statümde herhangi
bir farklılık hissetmiyordum.
A m a Guppi'nin annesi o l m a k farklıydı.
O tam bir arkadaştı. Ruhuma g ü ç veriyordu.
Bana b e n z e y e n merakı, her g ö r d ü ğ ü şeyle ilgilenmesini ve gözlerinin parıldamasını
sağlıyordu.
"Bir d ü ğ m e y e basarak ampul nasıl yanıyor, a m m a ? " d i y e sorar ve duvardaki d ü ğ m e y
l e ampul arasında gidip g e l e n g ö z l e rinde yüzlerce meraklı soru dolanırdı. Pir Sain içeri girip
çıkar-105
ken kızları g ö r d ü ğ ü n d e , hepsinin yanağından teker teker makas alırdı. Çocuklar her
defasında korkuyla irkilirlerdi.
Guppi hariç. O acısını hiç belli e t m e z d i .
A m a onun yapısı, b ö y l e itaat e t m e y e uygun değildi. Sadece Arapça Kuran o k u m a
eğitimi almasına izin verildiği için, bana, Kuran'ın Urduca metnini niye gardrop odasında sakladığımı
sormuştu. C e v a p v e r m e m i ş t i m .
Bana ihanet etmeksizin, Kuran'ı niye anlamadığı bir dilde okuması gerektiğini A m m a Sain'e s o
r m a cesaretini gösterdi.
Babaannesi de "Çünkü bu gereksiz. S a d e c e orjinal ayetler kutsaldır. S a d e c e onlar sana
sawab verebilir" diye c e v a p verdi.
Guppi de onunla tartışarak "Ama ben Arapçayı anlamıyorum. K e n d i m i n e y e adadığımı
bilmeksizin nasıl Allah'a adayabilirim? Ne olduğunu b i l m e d e n nasıl bir s ö z verebilirim? Allah
da o k u d u ğ u m u anlamadığımı bilir" d e d i .
İlk başta A m m a Sain sabırla açıklamaya çalıştı. "Allah senin niyetini bilir. Sen onun ayetlerini
iyi niyetle okursan, o dualanm kabul eder."
A m a Guppi ikna o l m a d ı ve aynen b e n i m babamla tartıştı
ğ ı m gibi, o da ö y l e tartışmaya d e v a m etti. "Allah Kutsal Kitabı, biz onu okuyup sawab
kazanalım diye yollamadı mı? A m a c ı bizi bilgilendirmek ve yol g ö s t e r m e k değil miydi? Bize
nasıl olm a m ı z gerektiğini s ö y l e m e k değil miydi?"
Tartışmaya alışık o l m a y a n A m m a Sain'in, artık bu noktada sabn taştı ve sinirlendi. Guppi, ne
düşünüyor olursa olsun, onun emirlerine uymalıydı.
A m a kızım anlamadığı e m i r l e r e uymak istemiyordu. "Allah'ın c i d d i y e alınmak istediğini
düşünüyorum. Eger onun ayetlerini anlayamıyorsam. K u r a n ı o k u m a m da onun için anlamlı
olamaz" d e d i .
A m m a Sain de Guppi'yi uyardı ve " S ö z ü m ü d i n l e m e m e n ç o k ayıp. Bunu babana a n l
a t m a m g e r e k e c e k " dedi.
Ve bu tehdit G u p p i ' y e takla attırdı.
S a d e c e Arapça metni o k u m a y a s ö z verdi. A m m a Sain'in söylediklerine kalbinin
derinliklerine kadar inandığına y e m i n 106
etti. Bu defalık babasına s ö y l e m e m e s i için yalvardı. Kuran'ı başının üstüne kaldırdı ve hiçbir
kuralı bir daha asla sorgulam a y a c a ğ ı n a dair y e m i n etti.
Q u p p i ' y e , e g e r Kutsal Kitap'ta yazanlar anlaşılırsa, bunun bir ayaklanmaya yol açacağını s
ö y l e m e k istedim. Kitabın içeriği ç o k tehlikeliydi. Onu sömürenlerin g e r ç e k yüzünü
sergiliyordu. T e r c ü m e s i bir d e v r i m yaratırdı. A m a Guppi'nin bu konularla uğraşması onun
için iyi o l m a z d ı ve bu y ü z d e n hiçbir ş e y s ö y l e m e d i m .
G u p p i içine d o ğ m u ş olduğu, karmaşık ve k o m p l i k e kadın topluluğundaki yerini aldı. Bu
onun için doğaldı. Çünkü o benim gibi değildi ve bu dünyadan başka bir dünya tanımıyordu.
Ben, ç e v r e m d e k i kurnaz kadınlara alışana kadar, her y ö n d e savaşıp ç a b a l a m a k
zorunda kalmıştım. Z a m a n g e ç t i k ç e ve birtakım şeyleri birlikte yaşadıkça, onlara, Guppi gibi,
b e n i m de d ü ş m a n l a n o l m a d ı ğ ı m ı kanıtlamıştım. Çünkü k e n d i m aşağıl a n d ı ğ ı m da
nasıl mutsuz o l u y o r s a m , onlar aşağılandığında da mutsuz o l u y o r d u m . Dükkândan onlara
fazladan erzak veriyor, gerektiği z a m a n işlerini başkalanna v e r e r e k yokluklannı
hissettirmiyordum. Bu o kadar alışılmamıştı ki b e n i m y a n ı m d a rahatladılar.
C h e e l hâlâ beni izliyordu.
H e m e n h e m e n d a i m a m a s k e g ö r e v i üstlenen bir chaddar'la kapadığı yüzünü hiç g ö
r m e m i ş o l m a m a ragmen, beni i z l e y e n gözlerindeki bir i f a d e d e n , b e n i m için
üzüldüğünü hiss e d i y o r d u m . Yine bir his bana, b e n d e n , uğruna aile yeminini b o z d u ğ u a d
a m d a n daha ç o k hoşlandığını söylüyordu.
A m a yine d e , hiçbirimiz, bir diğerini korumak için Pir Sain'e yalan s ö y l e m e d i k .
O n a karşı duyulan korku her ş e y d e n üstündü. Ben s a d e c e , zayıf bir sürünün, zayıf lideri o
ldum.
Aslında, b e n i m gibi, bu kadınlann da hiçbir özgürlüğü yoktu. Evlerine gidebiliyorlardı a m a
fakirlikleri onlan ö y l e s i n e d e r g â h a tutsak etmişti ki e g e r herhangi biri k a ç m a y a
kalkışırsa, akrabası şeyhin ağında tutsak kalıyordu. Buradan ayrılmak, p e k ç o k kişinin hayatını
tehlikeye atmak d e m e k t i . Böy-107
l e c e özgürlüğü düşünmemeyi öğrenmişlerdi. Ö d e n e c e k bedel ç o k yüksekti. Özgürlüğü
akıllanndan geçirmeyi bile g ö z e alamazlardı. Yapabilecekleri tek şey boyun eğmekti. O d e r e c e
fakirdiler.
Hiç kimse, onlar o l m a d a n dergâhın güçsüz kalacağını söylememişti. Tehditlerle bir arada
tutuluyorlardı.
Birdenbire, Sakhi bibi'nin hikâyesi, onların düşünmedikleri düşüncelerinin yerine geçti ve herkes d
e ğ i r m e n c i n i n karısının hayatında olup bitenlerle i l g i l e n m e y e başladı.
Sakhi bibi'nin tek çocuğu, onun tüm gücünü kemiren bir hastalığa yakalanmıştı ve hiçbir doktor bir
tedavi yolu bulamıyordu.
İnsanlar Sakhi baba'yı uyarıp "Bu dergâhın laneti. Pir Sain'e git" diyorlardı. A m a o inancına sadık
kalıyor ve "Ben s a d e c e Allah'a inanırım" diyordu.
A m a şimdi ç o c u k ölüyordu ve annesi çaresizlik içindeydi.
Ç o c u ğ u omuzlarına alıp, yalın ayak ve başı açık, dergâha doğru k o ş m a y a başladı.
N e f e s nefese, Pir Sain'in yanına çıktı ve "Çocuğumu kurtarm a n için sana yalvarırım sain. Eger
o kurtulursa, herkesin sana olan inancı daha da k u v v e t l e n e c e k sain. Senin en yakın ta-raftann o
l a c a ğ ı m a y e m i n e d e r i m sain. Senin ismini tüm dünyaya duyururum sain. Benim o ğ l u m
ve onun ogullann senin m e r h a m e t i n i asla unutmayacaklar sain" diye bağırdı.
Pir Sain, elini oğlanın başına koydu, gözlerini kapadı ve uzun uzun mınldandı. Sakhi bibi, bir c e v
a p bulmak umuduyla, onun yüzüne baktı ve şeyh gözlerini açınca, yerinden fırladı.
"Çok g e ç geldin" d e d i . "Bu Allah'ın iradesi" diye ilave etti.
Sakhi bibi, Allah'a yalvarması için ş e y h e yalvardı.
"Bildiğin bir dua olmalı. Eger kalpten söylersen, Allah seni dinleyecektir. Lütfen sain, bana yardım
e t m e n için sana yalvarıyorum. Ç o c u ğ u m için bir şeyler yap. Daha ö n c e senin kutsal g ü c ü n
e inanmadığımız için bizi affet. Bunu telafi e d e c e ğ i m e s ö z veriyorum. C e h a l e t i m i z e ver."
Pir Sain, ç o c u ğ u n ateşler içindeki alnını tuttu ve tekrar denedi. Sonra kafasını salladı ve "Onu
e v e götür. Artık onun gitme vakti" dedi. Çılgına d ö n e n anne, etrafta b e k l e y e n yığınlar-108
ca insanın arasında koşup, ağlayıp Beni buraya g e l d i ğ i m için affet A l l a h ' ı m . Yavrumu
kurtar Allah'ım. Bu insanlara, hiçbir insanın s e n i n iradene kanşamayacagını g ö s t e r m e k için
oğlumu kurtar" d i y e bağırdı.
İnsanlar kendilerini Allah'ın gazabından korumak için kulak-lannı tıkadılar ve "Dergâhın laneti
daha evinin üstüne yeterince d ü ş m e d i m i ? Hâla dersini almadı mı? Bu kadın deli" dediler.
Marasan'lar, Dai'ye, Sakhi baba'nın, dergâha geldiği için kansını ç o k kötü azarladığını ve
"Mezarlar hiç k i m s e y e hayat ihsan e d e m e z . Me d e , fakir insanlan soyan ve onlan baskı
altında tutanlar, Allah'a ulaşabilir" dediğini haber verdiler.
Ç o c u k bilincini iyice k a y b e d i n c e , Sakhi bibi s e c d e y e durdu ve dört gün sonra ç o c u
k k e n d i n e g e l e n e kadar başını seccad e d e n kaldırmadı. Beşinci gün ç o c u k gözlerini açtı.
Shamiana'lar kuruldu.
Altlannda da fakirlere y e m e k dağıtıldı. ChaddarTannın altındaki c e p l e r e , ç o c u k l a n n a
g ö t ü r m e k için pilav tıkıştırdılar ve sıkıca g ö ğ ü s l e r i n e bastırdılar. Ağızlan açık, aşkın g ö z l
e r l e Sakhi baba'nın vaazını dinlediler.
Hışırdayan yapraklar, sessizlikte kulağa çıngıraklı yılanlar gibi g e l i y o r d u .
O k u m a y a z m a bilenler arasında bir kâğıt dolandı ve bir balığa s a n l m ı ş olarak b e n i m
mutfağıma ulaştı.
Allah oğlumuza hayat vererek dergâhtakilerin, etrafa yalanlar söyleyen sahtekârlar olduğunu
göstermiştir. Ermişlerin paraya ihtiyacı yoktur. Sizin için dua etmeleri için sizi hükümleri altına
almaları gerekmez.
Dergâhı yönetenler, Allah 'ın adını kullanarak kendi işlerini yürütmektedirler. Onlann işini kârlı
kılan da sizlersiniz.
Onların gücünün kaynağı sizlersiniz.
Siz, şeytanı güçlendiriyorsunuz.
İslam'ı bozuyorsunuz.
Kısıtlı kaynaklarınızı kullanarak, Allah'a değil de mezarlara tapınmak için onca yolu yalın ayak kat
etmeyin.
Allah sizin olduğunuz yerdedir.
index
109
Şeyh, onun yaptıklarını uygun bulan bir tanrıya tapınmakta.
Ama bizim tanrımız, şeyhin yaptıklarını asla onaylamaz.
Kâğıdı o c a ğ a attım.
Kadınlar aralannda fısıldaşıyorlardı. İstisnasız herkesin ailesi ziyafete gitmişti.
Allah'a şükür. Pir Sain, tüm nüfusu k a t l e d e m e z d i .
A m a ç o k öfkeliydi, n e yapacağını merak e d i y o r d u m .
A m a hiçbir şey yapmadı.
Konuyu a ç m a cesaretini g ö s t e r e n herkese, e z i l e büzüle "Allah o n l a n affetsin ve
kutsasın. Çünkü o dilediğini yapar. Benim d u a l a n m her zaman kabul olmaz" dedi.
Bu davranışı, Sakhi baba'nın nasihatlerinin etkisini azalttı.
Dergâha karşı isyan, tıpkı kurumuş toprağa düşen bir t o h u m gibiydi. Filizlendi, kök saldı, ç i ç e
k açtı, boy attı ve sonunda öldü.
Toti'nin bu e v l e ilgili olarak anlattıklannı çagnştıran her şey beni ilgilendiriyordu. Sakhi bibi'yi g
ö r m e k için can atıyordum a m a bir daha asla flaveli'ye g e l m e y e c e ğ i n i biliyordum.
MASUMİYET TUZAÛI
Quppi on iki yaşına gelmişti.
B e n i m o yaştaki halime benziyordu. Elmacık kemiklerinin altında hâlâ tombul ç o c u k
yanaklan olsa da, nesilden nesile g e ç e r e k , b ü y ü k a n n e m d e n a n n e m e , o n d a n d a
bana g e ç e n m u c i z e v i ışıltıyı o n d a da g ö r ü y o r d u m .
Quppi tuhaf bir şekilde, b e n ona bir şey s ö y l e m e d e n duygulanım anlıyordu.
Onu sık sık sıkıştınyordum.
"Kendini burada kıstınlmış gibi hissetmiyor musun? Hayat kadar büyük bir şey, sanki küçücük bir
iğne kutusuna tıkılmış
gibi... O n u patlatma isteği d u y m u y o r musun?" diye s o r d u m .
Quppi, eski ve oturmuş yatağında sakin akan bir nehir gibi, "Kendi hayatıma karşı savaşmak
istemiyorum" d e d i .
Bu k e z de "Peki b ö y l e mutlu musun?" diye s o r d u m .
C e v a p v e r m e s i e p e y z a m a n aldı ve "neyle ilgili mutlu olac a ğ ı m ki?" diye sordu. İş
işten geçtikten sonra bana sanldı, öptü ve beni ikna e t m e y e çalışarak "Sen a n n e m olduğun için
mutluyum. Bu yüzden ç o k mutluyum" dedi.
Babasından uzak duruyordu.
Y a z bitince, ağaçtaki yapraklar kızardı ve iklim ç o k tatlı bir hal aldı. Yılın bu d ö n e m i n d e
avlunun ortasına konan charp a i ' l e r d e yatıyorduk ve ayaklı vantilatörler etrafımızda serin bir rüzgâr
estiriyordu. Guppi, C h o t e Sain ve diğer üç çocu-112
g u m , b e n i m y a n ı m d a uyuyorlardı. T a m ö n ü m ü z d e C h e e l ' i n charpai'si seriliydi,
ileride, sag tarafımızda da A m m a Sain'inki. Arkamızda da diğer kadın akrabalar yatıyordu.
Verandaya yakın bir y e r d e de Pir Sain'in charpai'si seriliydi. Yanındaki m a s a d a da bir sürahi su
ve bardağı duruyordu.
Bizim için tüm gökyüzünü temsil e d e n duvarlarla çevrili kü
çük karenin i ç i n d e yıldızlar parıldıyor ve dans ediyordu. Dolunay olduğu z a m a n ayın ışıklan,
b e y a z çarşaflar, renksiz avlu ve p e n c e r e l e r d e yansıyarak, asi ağacın yapraklannı
aydınlatıyordu.
Bazen ışık t o p u ö y l e s i n e alçalıyordu ki ellerimi kaldınp o n a d o k u n a b i l e c e k m i ş i
m gibi geliyordu. Bir defasında G u p p i ' y e
"Onu ellerinle tut" diye fısıldadım. Ay ışığı ve neşeyle kıpkırmızı o l m u ş Guppi, ayı kucaklamak
için ellerini havaya kaldırdı ve "Keşke üstüne atlayıp n e r e y e gidiyorsa biz de onunla gide-bilseydik,
amma" dedi.
Bütün hikayeleriyle birlikte ay soldu. Pir Sain b i z e doğru yürüyordu.
Uyuyor gibi yaparak, b i z d e n ne kadar uzakta olduğunu anl a m a k için havayı kokladım.
Kokusunun Guppi'nin üzerine eğildiğini fark e d i n c e kalbim duracak gibi oldu.
Me istiyordu? M e d e n hiçbir ş e y s ö y l e m i y o r d u ?
Guppi'nin g ö k y ü z ü n d e k i yolculuğunu mu fark etmişti? Me yapmıştı ki y a v r u m ?
Pir Sain'in arkasını d ö n ü p uzaklaştığını ve Guppi'nin ayağa kalktığını fark ettim. G ö z l e r i m i
açtım ve arkalanndan bakakald ı m . Kendi a n n e m kadar ç a r e s i z d i m . Yatak odasına girip
kapısının ardında g ö z d e n kayboldular.
Guppi'nin bağırdığını duydum.
Burada kadınlar ö y l e s i n e sesli uyuyorlardı ki p e k ç o k fırtına o n l a n uyandırmadan g e l i
p geçiyordu.
Guppi tekrar çığlık attı.
S o n u n d a babası "dışan çık" diye bağırdı ve Guppi s e n d e l e y e r e k verandaya çıktı.
Duvarda Pir Sain'in gölgesini g ö r ü n c e geri ç e k i l d i m . Yatağının ipleri gıcırdayınca Guppi'nin
kıvnlıp 113
yattığını anladım ve Pir Sain'in kokusunu arayarak havayı kokladım. Kafamı kaldırmadan Pir
Sain'in yatağına baktım. Orada olduğunu g ö r ü n c e rahatladım v e G u p p i ' y e doğru d ö n d ü
m.
Uyuyor gibi yapıyordu.
Qün d o ğ u m u n d a çiğle ıslanmış ve vızıldayan sineklerle çevrilmiş olarak uyandık ve dört bir
tarafa dağıldık.
T e h l i k e s i z bir anda G u p p i ' y e "Baban sana niye kızmıştı? ne yapmışsın?" diye sordum.
Sorulanından korktu ve gözlerini kaçırdı.
A m a b e n ısrar ettim: "neye kızmıştı? Yoksa yanağını ç o k mu sert sıktı?"
Hayır anlamında kafasını salladı.
"Peki niye kızdı Guppi?"
"Çünkü çığlık attım" diyerek beni başından savmaya çalıştı,
"niye çığlık attın Guppi?" diye s o r d u m ama c e v a p v e r m e d i ,
"niye Guppi? Çabuk söyle, n e d e n ? "
K ı z ı m "Elini şalvanmın ve g ö m l e ğ i m i n içine soktu ve ç o k sert sıktı" d e d i .
"nereni sıktı? "diye s o r d u m aptalca.
Göğüslerini gösterdi.
Guppi henüz kadın olmamıştı a m a vücudu değişiyordu.
Korku, şaşkınlık ve öfke, kafamdan ayaklanma kadar t ü m vüc u d u m a yayıldı. Meesni'nin,
babasının havelisindeki gizli hayatı, bir hayalet gibi daima aklımıza takılıp duruyordu.
Şimdi ise aynı şeyler burada tekrarlanıyordu.
Meesni'nin annesinin yüzündeki teslim olmuşluk ifadesini hatırladım ve vücudumdaki bütün
sinirler gerildi. Onun tek şansı olanları g ö r m e m e z l i k t e n g e l m e k t i . Peki b e n i m şansım
neydi? Evliliğim beni ortasına çektiğinden bu yana içinde ya
şamaya d e v a m ettiğim ö l ü m c ü l fırtına, şimdi beni yutmak üzereydi.
Üstüme eklenen bu yüküyle birlikte kendimi toparlamaya çalıştım. Artık her dakika bir risk ve her
g e c e bir tehditti. A m a şimdiye kadar Guppi kendini babasından uzak tutmayı başarmıştı.
Kâfir / F:8
index
114
Quppi'yi ne z a m a n fark etmişti?
Bana "Kızın kaç yaşında?" diye sorduğunu hatırladım ve g ö z l e r i n d e k i bakışın anlamını
şimdi kavradım.
Şeytanlık bu sorunun ardında gizliydi ve b e n i m c e v a b ı m ı izleyecekti.
G u p p i ' y e "Babandan olabildiğince uzak dur. Seni çagırma-dıkça, d a i m a g ö z d e n uzakta
ol" d e d i m .
İster i s t e m e z g ö z l e r i m çamaşır iplerinin altında oynayan çocuklara takıldı. Tıpkı Quppi
gibi, narin ve d o k u n u l m a m ı ş
v ü c u d u yeni d e ğ i ş m e y e başlayan yetim bir kız g ö z ü m e ilişti.
Yathimri'ye t e m i z kıyafetler v e r d i m ve yıkanmasını söyled i m . Bir h i z m e t ç i y e de
onun saçlarını tarayıp g ü z e l c e örmesini t e m b i h l e d i m . O g e c e k o c a m banyodaydı ve
ben de onu b e k l i y o r d u m .
İçeri girince "Bu kızın burada ne işi var?" d e d i .
"O senin için sain" diye m ı n l d a n d ı m .
Öfkesi şaşkınlığa dönüştü. İşlerim bitince, "Sen gidebilirsin" d e d i .
Kızı ne yapacağımı düşünürken "O kalsın" d e d i .
Kızı kabul e t m e s i beni rahatlattı. Yathimri'nin rahmetli annesinin yüzü gözlerimin ö n ü n e
geldi. Her yanımı suçluluk duygusu kapladı. A m a fırtınanın ortasında m e r h a m e t d u y m a k
imkânsızdı. Çocukların ırzına g e ç m e k , kendi kızının ırzına geçm e k kadar şeytanca değildi.
Y o k s a ö y l e miydi?
Gökyüzünün altında Guppi'nin yanında yatarken, kendi dü
ğün g e c e m i d ü ş ü n m e m e y e çalıştım. Onun odasından g e l e n bir s e s d u y m a k için
kulaklarımı dikmiş yatarken, o g e c e d e n başka bir ş e y d ü ş ü n e m i y o r d u m .
Hiçbir ş e y d u y m a d ı m . Hiçbir şey yapmıyor muydu?
Belki de Guppi, onun hareketlerini yanlış anlamıştı. Aman Allah'ım, ben ne yapmıştım? Belki de
küçük kız korkudan ölmüştü.
B i t m e k b i l m e z bir saatin s o n u n d a kapıyı açtı ve bana seslendi. O d a y a koştum.
index
115
Yaralı bir yavru ceylan, korku dolu g ö z l e r l e y e r d e yatıyordu. Ağzına mendil tıkılmıştı, g ö
v d e s i çıplaktı ve ç o c u k göğüslerinde diş izleri vardı. Vücudunun geri kalanı bir çarşafla
örtülüydü.
S e r s e m l i ğ i m d e n sıyrıldım.
Bakışları i ç i m e işledi. K o c a m , kıza karşı acıma ve o n a kar
şı da kınama dolu bir bakışımı yakalamaya çalıştı.
A m a hiçbir şey g ö r e m e d i .
Yanma ç ö m e l i p ağzına tıkalı mendili çıkarttım. Gırtlağından y o ğ u n bir i n l e m e yükseldi.
Çarşafı kaldırdığımda g ö r d ü ğ ü m kırmızı lekeler kalbimi kanattı.
A m a n Allah'ım, e g e r bu kız olmasaydı, şimdi burada Guppi mi olacaktı?
Kızı b o ş bir o d a y a g ö t ü r d ü m .
Ben üzerinden çekip almayı b e c e r e n e kadar, kan lekeli çarşafı vücuduna sanlı tuttu. Şeytan,
sanki küçücük vücudunun her tarafına d ö v m e l e r yapmıştı. Bacakları, yaşlı insanla-nnki gibi
titriyordu. Aralanndan kan d a m l a m ı ş ve kurumuştu.
Baktığımı g ö r ü n c e bacaklannı kapattı. Dinlenmesi için y e r e bir m i n d e r koydum. Bir k e
r e bile g ö z l e r i m e bakmaksızın, battaniyeyi kafasına çekti. Kafamda Yathimri'nin annesinin yüzü
ve Guppi ile ilgili kaygılanm çarpışırken, o d a d a n aynldım.
Başka şansım yoktu.
Bu Guppi de olabilirdi.
Onun bir başka Meesni olmasına izin v e r e m e z d i m .
Yan tarafta k o c a m ı n , charpai'sinde uzanmış sesli sesli soluyan şişman vücuduna baktım ve
hızlanıp h e m e n yatağıma süzüldüm.
Bir c e v a p arayarak gökyüzünü i n c e l e d i m ve yaradana Bu a d a m kim Allah'ım?
Atalanndan biri iyi insan olduğu için mi o ayrıcalıklı oluyor?" diye s o r d u m .
Bir çare bulmak için yorgun kafamı kurcaladım. Kızı nerey e g ö n d e r e b i l i r d i m ? K i m e
güvenebilirdim? Meesni'nin annesinin de teslim o l m a d a n ö n c e kızını korumayı d e n e m i ş o l
u p olmadığını m e r a k e d i y o r d u m . G u p p i ' y e tekrar yaklaşacak mıy-116
di? Şimdilik aslanın iştahını bastırmıştım a m a yeniden acıkması ne kadar sürecekti? Bir dahaki
sefere onun ö n ü n e kimi atacaktım?
Yathimri'yi Sakhi bibi'ye g ö n d e r e b i l e c e ğ i m i düşündüm.
B e n d e n bir mesaj götürmesi için marasan'a rüşvet verebilir, sır tutacağına dair y e m i n
ettirebilir ve kızı Pir Sain'den kurtarabilirdim.
A m a , hayır. Onun g i t m e s i n e izin v e r e m e z d i m .
Eger g ö n d e r i r s e m , yine Guppi'nin üzerine g e l e c e k t i v e G u p p i hiçbir y e r e
kaçamazdı.
Kızı kurban e t m e m i n n e d e n i hâlâ geçerliydi ve kızımı tehdit e d i y o r d u . S a d e c e
başka bir kız onu uzak tutabilirdi. Peki bu kim olacaktı?
Miye şeytani arzulannı tatmin ettiği yer olan jagirdar'ın e v i n d e n v a z g e ç i p , kendi e v i n e
yönelmişti? Her gün ortadan kaybolan p e k ç o k küçük kız varken, niye Guppi'yi seçmişti?
Meden beni bütün bunlara kanştırmıştı?
K e n d i küçük kızımı kurtarmak için daha kaç tane küçük kızı kurban e t m e m g e r e k e c e k t
i?
Bütün gün bunları düşündüm ve kafamda evirip ç e v i r d i m .
S o n u n d a Yathimri'yi burada tutmaya karar v e r d i m . O n d a n sonra b u l a b i l e c e ğ i m
kimse yoktu. O ise g ü v e n d e y d i . İlk seferinde en kötüsünü atlatmıştı. Onu iyi b e s l e y e c e k
ve bundan sonraki seferlerle baş e d e b i l m e s i için g ü ç l e n d i r e c e k t i m . Ona karşı yüreğim
yumuşuyordu a m a Guppi'yi düşününce tekrar sertleşiyordu.
S e c c a d e m e kapanıp Allah'a s e s l e n d i m . "Bir annenin çocu
ğuna olan sevgisi ve m e r h a m e t i n e d e n böylesine büyük? ned e n başkalan için hiçbir
duygu bırakmıyor? Meesni'nin annesi gibi olanları g ö r m e m e z l i k t e n mi g e l m e l i y i m ?
Yoksa tam tersini mi yapmalıyım?"
O akşam, Yathimri, g ö z l e r i n d e k i d e l i c e bakışla vahşi bir hayvana b e n z e d i ve beni e
l e v e r e b i l e c e ğ i n d e n korktum. Bu b e n i m günahımdı. n e y s e ki hizmetçiler, şeytani bir
gücün ya da bir cinin onu e l e geçirdiğini düşündüler. Sevgi ve şefkatten yoksun bu e v d e ,
Yathimri'yle i l g i l e n m e m onları şaşırttı.
index
117
Vaftiz annesi kıhgındaki bir şeytan gibi ne z a m a n onun kü
çük elini tutmaya çalışsam elini çekiyordu. Benim hakkımda neler düşündüğünü aklımdan g e ç i r
m e y e bile tahammül edemiyordum. Ben şeytanın kansıydım a m a kalbim katılaşmamıştı.
Fakat katılaşmalıydı.
Korkunç bir çelişki içindeydim.
Pir Sain "Ona süt ve çig yumurta ver. Enerjisi yerine gelir"
d e y i n c e , onu tekrar incitmeyebilir umuduyla "Sanki ö l e c e k gibi sain" diye fısıldadım. C e
v a b ı p e k ç o k s i m ç ö z d ü ve boşluk-lan doldurdu.
"Daha ö n c e onun gibi ç o k kız gördüm" d e d i ve ortadan kaybolan kızları hatırladım.
"Bu ateşe alışacaktır" diye ekledi ve ben, Kaali'nin alışama-yıp öldüğünü düşündüm.
Şeytanca faaliyetleri artık Haveli'nin sınırlan içine taşınmıştı.
T a m kendi hujra'sının içine.
Tam benim gözlerimin önüne.
On b e ş yıldan beri kucağımda terleyip duran e l l e r i m e baktım. Şeytan, bir zamanlar kınayla
örtülen kader çizgime kazınmıştı. Bu ellerin, çocuğu defalarca şeyhe götüreceğini biliyordum.
"Allah'ım; bu kız b e n i m kızlanmın hepsi e v l e n i n c e y e kadar o n u n şehvetini ayakta
tutabilecek mi? Ben bu şeytanlığı sürd ü r e b i l e c e k miyim?"
Guppi bir yandan babasından olabildiğince uzak dururken, bir yandan da ben ona hiç s ö y l e m e
m i ş o l m a m a r a g m e n Diya ve Munni'yi de uzak tutuyordu. Yathimri iyileşti ve y e n i d e n ç o
cuklarla o y n a m a y a başladı.
Bir ay sonra â d e t d ö n e m i m g e l i n c e k o c a m "Yathimri'yi getir" diye buyurdu, iki gün
sonra kızı tekrar yanına aldı. Benim yoklugumdaki yedi günün dördünü küçük kızla geçirdi.
Telaşlanmıştım a m a ona bir şey s o r a m a d ı m . Kızın artık korkmuyor olmasını da
anlayamıyordum. Çürükler ve diş izleri içindeydi, bakışları buğulanmış ve yürüyüşü yavaşlamıştı a m a
bu onu etrafındaki m a s u m çocuklarla oynamaktan alıkoymuyordu. Benim için, k o c a m l a
geçirdiğim ilk üç hafta ha-118
yatımın en korkunç d ö n e m i olduğu için Yathimri'nin h e m e n ertesi sabah nasıl oynayıp
gülebildiğim anlayamıyordum. Belki de k o c a m bu kıza karşı daha yumuşak davranıyordu. A m a bu
o l a m a z d ı . Onun tohumlarında s e v g i y e ç o k az yer vardı.
Bir a k ş a m Yathimri'nin güldüğünü duydum. D e m e k ki koc a m ı n ilgisinden m e m n u n d u
.
Bütün v ü c u d u m u ö f k e kapladı.
Birdenbire diğer kadından s o g u d u m .
A k l ı m a a n n e m geldi. "Aptal kız. Seni sokaktan alarak evlendi. N i y e onunla da e v l e n m
e s i n ? " derdi mutlaka. Ve "Kocandan nefret mi ediyorsun? O z a m a n hizmetçi ol da g ö r gününü,
çünkü s e n onun evini ve çocuklarını asla terk e d e m e z s i n " diy e e k l e r d i .
A m a başka s e ç e n e k var mıydı ki? Guppi ne olacaktı?
En a z ı n d a n şimdilik babasının aklından çıkmıştı. Ve b e n , kendi c e h e n n e m i m e ittiğim
kızı kıskanıyordum. B e n i m içinde b u l u n d u ğ u m pisliği paylaştığı için kıskanıyordum onu. Ne
karmaşa... G e ç e n yıllar b o y u n c a k o c a m ı n bana olan davranışında bir değişiklik o l m a s a
da, e v d e k i yerim bir ş e k i l d e saglam-laşmıştı. Ş i m d i ise bir ç o c u k ayağımı kaydırıyordu.
Küçük düşm e m , k o c a m d a n ziyade onun yüzündendi. Kafamın içinde, eski ş e y h l e r ve g e n
ç h i z m e t ç i l e r l e ilgili sayısız hikâyeler kök salıyor v e v a h ş i c e büyüyordu.
K o c a m "Yathimri'ye yeni elbiseler diktir ve onu fazla çalıştırma" d e y i n c e , kızın onun
aklında kalmış olmasına ç o k şaşırdım.
S o n u n d a Pir Sain'in b e n i m l e konuşmak için bir nedeni vardı.
Bu bir tür tehditti.
"Onun hakkında ne düşünüyorsun?" diye sorarken, o n u tan ı d ı ğ ı m d a n beri ilk defa
gülümsüyordu. Şaşkınlığım daha da arttı. Ne d i y e c e ğ i m i b i l e m e d e n terleyen avuçlarımı
daha da sert o v a l a y a r a k "Daha ç o k küçük sain. Onu s a d e c e bir ç o c u k olarak tanıyorum"
diye mırıldandım.
"Gençliğin yerini hiçbir ş e y tutamaz" d e d i ğ i n d e , e v d e k i bütün küçük kızların tehdidi
altında o l d u ğ u m u fark ettim. İnsanın yaşı g e r i y e g i d e m e y e c e ğ i n e g ö r e , onlarla
nasıl rekabet e d e b i l i r d i m ki?
index
119
Uyuşmuş gibiydim.
C h o r e Sain, babasının kâğıtlarını almak için gürültüyle içeri girdi ve tekrar koşarak dışarı çıktı.
Kalbim, yürümeye başladığından beri ç o k e n d e r g ö r e b i l d i ğ i m büyük o ğ l u m için
sevgiyle doldu. Tıpkı tahmin ettiğim gibi onu b e n d e n uzaklaştırmışlardı. Bütün gününü dergâhta,
babasının zorba d e n e t i m i altında geçiriyordu. Eve döndüklerinde de k o c a m a h i z m e t etm e
k l e öylesine meşgul o l u y o r d u m ki o ğ l u m u ş ö y l e bir görm e m bile n e r e d e y s e
imkânsızdı.
C h o t e Sain, babasının beğenisini kazanmaya çalışıyor olmasına ragmen, bu ulaşılması imkânsız
bir hedefti. Altında büyüdüğü baskının o n u mutsuz ve ürkek bir ç o c u ğ a dönüştürdüğünü g ö r m
e k kalbimi burkuyordu.
Zorla, kafamda C h o t e Sain'i bir tarafa ittim ve Yathimri'nin harekete geçirdiği yeni duygularla y
üzleşmeye döndüm.
İlk iki ay k o c a m onu s a d e c e b e n i m âdet d ö n e m l e r i m d e yanına aldı. A m a
Yathimri her g e c e yıkandı, süslendi ve umutla bekledi. Üçüncü ay, k o c a m birkaç g ü n d e bir o
n u i s t e m e y e başladı. Kız, her defasında, deli bir a d a m l a birlikte o l m a k için s e v i n ç l e
yerinden fırlıyordu. Odanın kapısından içeri girince gözlerini y e r e indirip yanımdan hızlı adımlarla
g e ç i y o r d u . Ç o k açıktı ki kocamın g ö z d e s i o y d u . Ben de bir kenara itilen kansı.
Hizmetçiler fısıldaşmaya başladı ve fısıltılar kulaklarımda davul seslerine dönüştü. Ne tarafa d ö n s e
m , sert bir tokat hiss e d i y o r d u m .
Ve ne tarafa d ö n s e m , her şeyi bilen C h e e l ' i g ö r ü y o r d u m .
Bir gün Yathimri hizmetçilerden birine, onun y e m e ğ i n i yediği için küfretti. Bir başka sefer d
e , başka bir h i z m e t ç i y e , yeni terliklerini giydiği için tokat attı.
"Seni şeyhe şikâyet e d e c e ğ i m . O da, b e n i m eşyalanmı çaldığın için seni kovacak" diye
bağırdığını duydum.
Orta yaşlı bir hizmetçi ö n e çıktı ve "Sen kim olduğunu sanıyorsun, küçük fahişe. H e p i m i z
senin ne olduğunu biliyoruz"
d i y e c e v a p verdi.
Diğer kadınlar orta yaşlı hizmetçiyi uzaklaştırdılar ve "O
şeyhin kulağı sayılır. Bu suçlamalannı şeyhe söyleyecektir" diyerek, onu yaptıklarının sonuçlanyla
ilgili uyardılar.
index
120
B e n d e n korktuklanndan ç o k Yathimri'den korkuyor olmalanna ö f k e l e n e r e k , onlara
doğru yürüdüm ve hiçbir açıklama y a p m a l a n n ı i s t e m e d e n ve C h e e l ' i n k o c a m a
bütün olanlan anlatacak o l m a s ı n a da aldırmaksızın, ayakkabımı çıkartıp Yathimri'yi d ö v d ü m .
Akşam Pir Sain'in ardından odaya girince ona yalan söyledim.
"Yathimri h i z m e t ç i l e r e senin o n a olan ilgini anlattı sain. Bir d a h a y a p m a m a s ı için
ona v u r m a m gerekiyordu sain. U m a n m davranışım seni kızdırmamıştır sain" d e d i m .
S e s s i z kalması kalp atışlarımı arttırdı.
"Doğru davranmışsın" deyince, rahatladım. Hikâyeme inanmıştı.
Daha da ileri g i t m e cesaretini g ö s t e r d i m ve "Sain, sanki kendisi ö z e l biriymiş gibi
hizmetçileri azarlıyor. B ö y l e davranması ş ü p h e doğuruyor" d e d i m .
"Kızı getir" diye buyurdu.
Dışan çıktım ve Yathimri t a m kapının dışında duruyordu.
Suratında zafer ifadesiyle, o da bir şeyler anlatacak gibiydi. Kızın suratında "Ona ne söylersen s ö
y l e , bunlar b e n i m y a r a n m a olacaktır" diyen bir ifade vardı. Ve bu, k o c a m ı n yanma
çagınl-maktan korkuyor o l m a m a s ı n d a n daha ciddi bir tehlikeydi.
Kapı kapanınca dışanda kaldım. Ve h e m e n bir tokat sesi duyuldu. Zaferimi z e v k l e i z l e d i
m . Bu onun hayatında, beklenti, şaşkınlık ve korkunun suratında patladığı ilk andı.
Kızı dışan atınca, ayaklarımın ö n ü n e düştü ve aynı korku d o l u g ö z l e r l e r bana baktı. Bu k
e z kalbim onun için kanamadı.
C h e e l ' i n b e n d e k i bu değişikliği gördüğünü fark ettim ve şeyhinin işlediği suçlar hakkında
ne düşündüğünü m e r a k e d e r e k yürüyüp gittim.
Dergâha olan aşın bağlılığı, ondaki g ö r m e , d u y m a ve konuşma yetilerini y o k mu etmişti?
Burada olan her ş e y d e n haberi vardı. Arada iyi şeyler de o l m a s ı gerektiğini hiç düşünmüy o r m
uydu?
Yathimri k o c a m ı n yatağına yakın olduğu s ü r e c e b e n i m için bir tehdit oluşturduğu için,
her fırsatta onun hevesini kırmaya çalışıyordum. Tıpkı Guppi'nin babasından uzak durduğu gibi 121
Yathimri de b e n d e n uzak duruyordu. A m a ben bütün gün boyu onu izlemekten kendimi
alamıyordum.
Yathimri'nin en küçük hatalarının bile üstüne atladığımda, kalbimde kabaran milyonlarca duygunun
yarattığı hayal kırıklıklarını, s a d e c e Quppi fark ediyordu. Yathimri'yi sürekli bir şeyler yüzünden ş
e y h e şikâyet ediyordum. A m a Pir Sain'in günleri gecelerini hiç etkilemiyordu ve kıza karşı
duyduğu şehvet, onun yaptığı hatalara ragmen artıyordu.
Bir gün Quppi "Anne, e g e r hiç şansın yoksa hiçbir şey yapm a m a k daha iyidir. Bırak olduğu
gibi kalsın. Yathimri yüzünd e n , sanki ö z e l birisiymiş gibi kendini mutsuz e t m e " d e d i .
Elimi tuttu ve sanki yaşlı bir kadın gibi "Yoksa senin için ö z e l olan b a b a m mı?" Hayır, k o c a
m b e n i m için ö z e l değildi.
A m a yine d e , b e n i m bütün hayatımı belirleyen oydu.
Eid'den bir hafta ö n c e k o c a m , bana pahalı bir e l b i s e verdi.
Aynısından bir tane de Yathimri için... Quppi'nin söylediklerini hatırlamama ve itiraz e t m e m e
m e ragmen, hediyeyi Yathimri'ye v e r m e y i k e n d i m e y e d i r e m e d i m . Onun yerine, diğer
hizm e t ç i l e r e dağıtılan giysilerden bir takım v e r d i m .
K o c a m ı n yanına çağırıldığımda, Yathimri de içerideydi.
"Sana verdiğimi kıza verdin mi?" diye sordu.
Korkudan k e k e l e y e r e k "Başka bir tane v e r d i m sain. Hizmet
çiler şüphelenebilirler d i y e düşündüm sain" d e d i m .
Vuruşuyla odanın ö b ü r tarafına uçtum. Zafer sırası ondaydı. Aşağılanma hissi korkumu bastırdı.
Ona aylarca hükmettikten sonra yenilgiyi kabul e t m e m imkânsızdı. K o c a m bana yaklaşınca, sırf
Yathimri o d a d a olduğu için, kendimi tutamayıp bağırdım.
"Bagınyorsun ha?" diye kükredi.
"Evet, e v e t . Al artık canımı" d e m e k istedim. Allah'a şükür kızı dışan attı.
Beni yatak odasına götürdü. Charpai'yi kaldırdı ve "Ellerini yatağın ayaklannın altına koy" d e d i .
Ağır tahta çubuklar birden ellerimin üstüne düştü.
index
122
İrkildim. G ö z l e r i m yuvalarından fırlayacak gibiydi. Dudaklarım büzüldü. A c ı m ı
yutkundum.
"Ses çıkanrsan, boynunu kıranm ve kafatasını ikiye bölerim" d i y e uyardı.
Ayak parmaklarım ve ters d ö n m ü ş avuçlarımın arasında iki b ü k l ü m d ü m . Kafam arada
sarkıyordu. N e diz ç ö k m e m n e d e ç ö m e l m e m mümkündü. Dayanılması imkânsız bir p o z i
syondaduruyordum.
Her anı katlanılamaz bir acıydı.
En ufak bir hareket korkunç bir acı veriyordu. Bu halde d u r m a y a ve acıyla baş e t m e y e
çalışıyordum. Birden charpai'nin üstüne oturdu.
Tahta çubuklar daha da d e r i n e battı.
K e m i k l e r i m kırılıyordu.
C e z a m ı artırmak için bir ses çıkarttığımı duymaya çalıştı a m a d u y a m a d ı .
Bacaklarını da kaldırdı ve sırt üstü yattı.
Tahta çubuklar iyice d e r i n e indi.
Artık acıyı i ç i m d e tutamıyordum. Avuç içlerimden vücudum a v e kafama yayıldı.
Sanki yukandan bu acayip manzaraya bakıyordum.
Bir canavar horluyordu. Ayaklannın dibinde, i ş k e n c e görm ü ş bir şeytana tapan gibi, kolları iki
yana açılmış ve avuçian ters çevrilmiş vaziyette bir kadın ç ö m e l m i ş duruyordu.
Kımıldadı. Ve bir an u m u d a kapıldım. A m a sonra tüm umud u m u kaybettim.
Uyumuştu ve uyanana kadar hiçbir şey d e ğ i ş m e y e c e k t i . Zam a n a karşı m ü c a d e l e e
d i y o r d u m ve sanki z a m a n durmuştu.
G e n e d e saatler geçti.
S o n u n d a yataktan kalktı. Acı, ne k o c a m ı n ağırlığı ne de tahta çubuklar kalkınca azaldı
"Ayağa kalk" diye emretti ve ani bir silkinmeyle ruhum bed e n i m e geri d ö n d ü . Bir süre için
ölmüş müydüm?
index
123
Eid'den bir süre ö n c e , chooriwalli İ l a v e l i y e renkli c a m bilezikler getirdi. Hizmetçilerin
bunlan almak için ç o k fakir olmalarından başka. A m m a Sain de onlann s ü s l e n m e l e r i n e
izin vermiyordu. "Konumlarını unutup, evin hanımlanyla rekabet e t m e y e kalkışıyorlar" diyordu.
A m a Yathimri, Pir Sain'in o n a verdiği parayla, b e n i m Guppi'ye aldığım bileziklerin b e n z e
r l e r i n d e n almaya karar verdi.
A m m a Sain bunu ö ğ r e n i n c e , kıza bir tokat attı ve bileziklere el koydu.
A m a sonradan, olacaklardan korktu ve "Bu seferlik müsamaha gösteriyorum a m a g e l e c e k
sefer bu küstahlığını ş e y h e söylerim. O, hizmetçilerin kendi ailesiyle rekabet e t m e y e
kalkışmalanna izin v e r m e z . S e b e b i ne olursa olsun" d e d i .
Artık hiçbir ş e y e aldırmıyordum. A m a kız, n e r e y e döners e m ö n ü m e çıkarak, inatla y e
n i d e n dikkatimi ç e k m e y e çalışıyordu. İ s t e m e s e m d e , G u p p i ' y e g ö r e ne kadar yaşlı
g ö z ü k m e ye başladığını fark ettim. S e b e b i h e r k e s e g ö r e ç o k açıktı ama b e n i m
umurumda değildi.
A m m a Sain aldırmazlığımı ve teslim oluşumu fark etti ve b e n i m l e konuşmak için yanına
oturttu. "Bu tür ş e y l e r burada erkekler arasında ç o k yaygındır. H e m e n h e m e n tüm kadınlar,
kocalannın hizmetçilerle ilişkilerine katlanmak zorunda kalırlar. Bu kadınlan, ait olduklan y e r d e
tutması zordur. N e r e d e n geldiklerini ç o k çabuk unuturlar. İyi şanslanna şükredeceklerine,
bizlerden biri olduklanna inanırlar" dedi.
Bana tavsiyede bulundu ve " Onun yerini almalısın. Senin ç o c u k l a n n ve bu e v d e sağlam bir
yerin var. K o c a n ı n seni fark etmesini sağlamalısın" d e d i . Parmağını bana doğru sallayarak
"Onunla birlikte olduğun değerli zamanı b o ş a harcayacak kadar aptal o l m a . Onu neyin m e m
n u n ettiğini bul ve yap. Ne diye hasta bir kadını istesin ki? Şu haline bak. Senin gibi cansız ve sıkıcı
bir kadını hiçbir e r k e k i s t e m e z . Nasıl g e n ç kızlara yönelmesin?" dedi.
A m a karakterim bunlan y a p m a m a e l v e r m e d i . Guppi'nin her şeyi olduğu gibi kabul e t
m e m yönündeki tavsiyesi bana daha uygundu. A m m a Sain beni karanlık bir o r m a n a itiyordu.
index
124
Z a f e r d e n ç o k huzur ö z l e m i içinde, A m m a S a i n e oğlu Yathimri ile e v l e n e b i l i r
mi diye s o r d u m . "Her kimle isterse evlenebilir. Bu o n u n bileceği iş. Onu e l d e tutmanın tek
yolu yatakta v a z g e ç i l m e z olmandır" d e d i .
Y e n i d e n g ö z l e r i m kızı i z l e m e y e başladı.
K o c a m ı n şeytani şehvetiyle nasıl baş edebildiğini ve her s e f e r i n d e nasıl ö l m e d i ğ i n i
m e r a k ediyordum.
Chandraat zamanı, yani g ö k y ü z ü n d e Eid ayının göründüğü g e c e , mutluluğun yeni
kıyafetler, bilezikler, kına y a k m a k ve eidi a n l a m ı n a geldiği a n n e e v i m e ait güzel
anılarımı canlandırdı. Giysilerimizi ütüler, şehriye pişirir, tatlı yiyecekler bulundurur ve e v i m i z i
süslerdik. Her yıl aynı d ö n e m d e , a n n e m i n evindeki g ü z e l günlerimi hatırlardım. A m a z a
m a n g e ç t i k ç e bu anılar da s o l u p gidiyordu.
G e r i y e s a d e c e peri ışıklan kalıyordu.
Daima, bu ışıklar da s ö n ü y o r ve hayatım karanlığa gömülüyordu.
Ellerimdeki sargılar yüzünden, bu yıl kına y a k a m ı y o r d u m .
C a n ı m da istemiyordu zaten. Guppi sargılanmı değiştirirken ben, kızımın tavsiyelerini unutmuş,
Yathimri'nin, b e n i m üzerine salmış o l d u ğ u m şeytana karşı nasıl böylesine dayanıklı olduğunu
düşünüyordum. Şimdi o, b e n i m nefret ettiğim yerimi almaktaydı v e ben buna g ö z y u m a m ı y
ordum.
Üstündeki parlak turuncu kıyafetler, kalbimi a t e ş e veriyordu. Dudaklarındaki kırmızı ruj beni
utandınyordu. Gözleri, kahverengi teninde, ç a m u r içinde oynaşan siyah b ö c e k l e r gibiydi.-
Kalçalan bir yandan bir yana salınıyor ve baştan çıkancı bir e d a y l a kıvnlıyordu.
O g e c e , k o c a m ı n yanında nasıl da nazlı olduğunu fark ettim. Ayaklannı e l l e m e k için
eğildiğinde, hafifçe gülümsüyordu. Ayakkabılannı çıkartıp, terliklerini g e t i r m e y e koşarken ve
onları k o c a m a giydirirken, en az b e n i m kadar hızlıydı. A m a aynı z a m a n d a da ç o k mutlu
görünüyordu. Oysa b e n hiç b ö y l e o l a m a m ı ş t ı m .
Pir Sain bir bana, bir ona, s o n r a tekrar bana bakıyordu.
index
125
Aradaki farkı görüyor ve b e n d e n v a z mı g e ç i y o r d u ?
i ç i m d e kuruduğunu sandığım bir kaynaktan, aşagılanmışlık duygusu fışkınyordu. Kıskançlık,
kalbimde uyuyan yeşil bir yılan gibi uyanıyordu. Bakışlarından duyduğum rahatsızlıkla ortadan
kaybolmak istiyordum. A m a g e n e d e k o c a m kalmamı s ö y l e y e n e kadar kapıda oyalandım.
Dolabın anahtan Yathimri'deydi ve gidip bir şişe viski getirdi, iki bardağa viski ve tatlı bir şurup
koyup, bardağın birini bana verdi.
Ben zorla içerken, Yathimri içkinin tadını çıkartıyor gibiydi.
Şimdi, n e d e n o d a d a n h e p sallanarak çıktığını anlıyordum.
Bir çelişki daha beni şaşkına çevirmekteydi. Pir Sain taze keçi sütü içerken, kansı alkol alıyordu.
Yathimri zaten hayatımın bir parçasıydı, a m a g e n e de bu kadan aklımın ucundan g e ç m e m i
şti.
Kızın dokunuşu ile sırtımda bir ürperti hissettim. Bu yakınlaşması beni ürpertti, a m a o bana karşı
hiç de isteksiz değildi. Vücudu küçük ve sıkıydı. Benimki ise tombul ve yumuşak.
Kızın hareketlerindeki şefkat bana Kaali'yi anımsattı a m a o Kaali değildi. Aradaki fark, bu
çılgınlığın ortasında bile ç o k açıktı.
Artan sarhoşluğuma r a g m e n , ü z e r i m d e g e z i n e n gözlerini hissediyordum.
Yathimri'den ç o k beni inceliyordu. Kafam fini fini d ö n m e y e başladı ve her ş e y gerçekliğini
yitirdi.
Uyanık ve taş gibi ayık bir halde, bizim sarhoş vücutlarımızı y ö n e t m e y e başladı. Artık şeytan
ve onun kurbanlan değildik. K e n d i vücuduna hapsettiği kansı artık kurtulmuştu.
Tutkular harekete geçti.
Korku kayboldu.
Kurallan hatırlayacak duyulanmı kaybettim. Tabi Yathimri de...
Evin hanımı o l m a s a m , Yathimri, bir hizmetçiyle b e n i m aramdaki farkı t a m a m e n
kaldırabilirdi. G e c e tenimizi besledi.
Ya da tenimiz g e c e y i . . .
Her şey bittiğinde hasta gibiydim. Azap içinde kıvranıyordum.
index
126
Eger A m m a Sain'in tavsiyeleri doğru çıkarsa, i ş k e n c e ve korku d o l u g e c e l e r son
bulabilirdi. K o c a m ı n b e n i m l e paylaşm a k istediği tek yer c e h e n n e m olduğuna g ö r e ,
eskiden beni yakan ateşten artık z e v k alabilirdim. A m a g e r ç e ğ e döndükten sonraki acı
dayanılmazdı.
Saygın bir kadın rolünü s ü r d ü r m e m imkansızlaşmıştı.
"Allah'ım, bir ruh aynı z a m a n d a kaç farklı hayat yaşayabilir? Aynı a n d a kaç farklı duyguyu
yaşayabilir? Kaç farklı insan olabilir?" diye s e c c a d e m e kapanıp ağladım.
İçimdeki iki kadından günahkâr olanını boğazlamak istiyordum.
Hayatımda bilince yer yoktu.
A m a Guppi'yi düşününce, tüm kaygılanm y o k oldu.
Eid bayramını, baştan çıkarılmış bir kadın olarak kutladım.
Allah'a şükür Guppi hiçbir ş e y fark e t m e d i . Sargılı ellerimi öptü ve b e n hayretler içinde o n
a bakarken, "Kalbinin iyiliği yüzüne vuruyor anne. Gün g e ç t i k ç e c e n n e t t e n g e l e n bir m e
l e ğ e benziyorsun" d e d i . G ü l e r e k ve y a r a m a z bir edayla "Ve bunun kutsanmış
dergâhımızla hiçbir alâkası yok" diye ekledi.
Beş aylık hamile o l d u ğ u m u s ö y l e y i n c e A m m a Sain "Kendini k o c a n d a n uzak
tutmak için yanlış bir z a m a n . Yathimri onu t a m a m e n e l e geçirebilir" d e d i .
Pir Sain de g ö b e ğ i m d e b e l i r m e y e başlayan kabarıklığı fark e d i n c e h o m u r d a n d ı
ve bu e n g e l i ortadan kaldırmak için çocu
ğu d ü ş ü r m e m i buyurdu. Bir hafta boyunca, her gün aldığım yirmi kinin tabletine r a g m e n
ç o c u k düşmüyordu. Derim kurudu ve çatladı. Kafam taş gibi sertleşti. S o n u n d a kuvvetli bir k a n
a m a başladı ve kız t a m a m e n b e n i m yerimi aldı.
K a l b i m duracak gibiydi. H i z m e t ç i l e r beni şehir hastanesine g ö t ü r m e k üzere arabaya
taşırlarken, bilincim tam y e r i n d e de
ğildi. Y ü z ü m bir çarşafla örtülmüş halde doktora m u a y e n e ettirildim ve r a h m i m d e , ç
o k fazla miktarda kinin almaktan oluşm u ş bir delik bulundu. Kapalı bir hastane odasında iki hafta b o
y u n c a kan verildikten sonra, tekrar arabadaydım. Camlar kalın bir p e r d e y l e kapanmıştı ve
şoförün b ö l ü m ü deri bir kılıfla arka taraftan aynlmıştı. G ö r m e k için can attığım dünyanın bir
parçasını bile g ö r e m e d e n h a p i s h a n e m e geri getirildim.
index
127
Hizmetçiler beni tebrik e t m e k için koştular. Guppi ilk olarak adet g ö r m ü ş ve on dört yaşında
kadınlığa ilk adımını atmıştı. Pir Sain onu Meesni nin kardeşiyle e v l e n d i r m e y e karar vermişti.
Kızımın g e l e c e ğ i belli belirsiz g ö r ü n m e y e başlamıştı. Kocamın s e ç i m i beni korkuttu.
Oğlanın kökleri, kızımın büyük bir tehlikeye yürüdüğüne dair kafamda en ufak bir ş ü p h e
bırakmıyordu.
Babasının arzuladığı şeyi, Guppi'ye şimdi amcası yapabilirdi.
Kızımın kocası da annesinden gördüğü gibi davranabilirdi.
G ö r ü m c e s i Meesni de bu günahı teşvik edebilirdi.
K o c a m a , Guppi'yi, ensest ilişkilerin bir hayat tarzına dönüştürdüğü b u e v e g ö n d e r m e m
esini söylemek istedim.
Onun, yavrumu, düşmesini ö n l e m e y e çalıştığım tuzağın tam içine itmesini ö n l e m e k
istedim. A m a düşüncelerim kelimelere d ö n ü ş e m e d i ve üstümdeki yükü a t a m a d ı m .
Oğlanın, her yaptığına m ü s a m a h a gösterilen bir hayat sürdüğünü ve tam bir mirasyedi
olduğunu duydum. Haveli'nin evlilik âdetleri de onun içine işlemişti. Burada, bir e r k e ğ i n kadınlan
üzerindeki baskısı ve kontrolü ne kadar ç o k olursa, etrafındakilerden o kadar ç o k saygı görürdü.
Ç o k gerilerde kalmış ve s o l m u ş bir hatıra g ö z l e r i m i n önüne geldi. Bu hatırayı n e r e d e
korumuş o l d u ğ u m u m e r a k ettim.
Ranjha artık e v l e n m i ş olmalıydı.
Onu kaybetmiş o l d u ğ u m için derin bir acı duydum.
Ben Guppi'nin bir hayvana gelin gidiyor olmasının acısını yaşarken A m m a Sain n e ş e y l e
"Allah'ın izniyle a i l e m i z d e p e k ç o k erkek var. Kızlarımızı yabancılara v e r m e m i z g e r e k
m e y e cek" d e d i .
Diğer kızım Diya on yaşındaydı. Ona Diya d e m e m i z i n s e b e bi yüzünden g ü l ü m s e m e
n i n hiç eksik olmamasıydı. Diya ve küçük kız kardeşi Munni, Guppi'nin maneviyatından ve
zekâsından yoksundular. Onlara hayalleriyle uçarak dünyayı tanımayı ö ğ r e t m e y e çalıştığımda,
bana hiç soru sormadılar; çünkü içlerinde merak duygusu yoktu. Ben d e , onların kafalarını 128
g e l i ş t i r m e y e ugraşamayacak kadar kendi hayatımdaki kanşık-lıklarla m e ş g u l d ü m . Ben
o n l a n ne kadar ihmal e d i y o r s a m , A m m a Sain de o kadar ç o k seviyordu. Diya ve Munni,
zaman-lannın ç o ğ u n u babaannelerinin odasında geçiriyorlardı. Helva pişirmek, m e r c i m e k
ayıklamak ve un e l e m e k onlan mutlu etm e y e yetiyordu.
Hasta o l d u ğ u m zamanlar v e â d e t d ö n e m l e r i m d e kaldığım ç o c u k l a n n odasında
uzanmış, Guppi'nin güzel hatlı yüzüne b a k ı y o r d u m . Onun babasına b e n z e r hiçbir yanı yoktu.
Her şeyi bana b e n z i y o r d u . Solgun ve m ü k e m m e l bir yüzü vardı. Ba
şı ve o m u z l a r ı , gözleri y e r e bakarken bile dimdik duruyordu.
Ona "Evlilik ve kendi evinin kadını olmakla ilgili neler hissediyorsun Quppi?" diye s o r d u m .
Bana z e k i c e " Burada olmaktan ne farkı o l a c a k ki?" diye c e v a p verdi. Birden kendi
evliliğimi d ü ş ü n d ü m . Nişanlanmamın yarattığı mutluluk s a d e c e kumar o y n a m a n ı n
verdiği h e y e c a n gibiydi. Her basan belirtisi bir zaferi çagnştırıyordu.
O z a m a n da peri ışıklan panldamıştı.
A m a ışıklar s ö n d ü ğ ü n d e , g e r ç e k l e r l e çarpışmıştım.
G u p p i ' n i n evliliği hiçbir mutluluk yaratmadı.
Düğün günü belirlenince, hiçbir şey y a p m a d a n d o l a n ı p durduk. Ç e y i z i zaten hazırdı.
Guppi d o ğ d u ğ u g ü n d e n beri.
A m m a Sain yıllık g e l i r i m i z d e n bir kısmını onun için ayınyordu.
Artık hiç t a k m a d ı ğ ı m ve A m m a Sain'in diğer ç o c u k l a n n a verm e d i ğ i m ü c e v h
e r l e r Guppi için ortaya çıkanldı. T e l e v i z y o n ya da radyo gibi hiçbir hediye yoktu. A m a bir
araba vardı.
N e r e y e g i t m e k için? diye d ü ş ü n d ü m .
G u p p i ' n i n düğün hazırlığı olarak yapılacak tek ş e y davetli listesini kontrol e t m e k ve t a
m a m l a m a k t ı . Kendi ç e y i z i m i hatırladım ve Allah'a, beni a n n e m i n yaşadığı sorunlardan
kurtardı
ğı için şükrettim. Hiç d e ğ i l s e bu sorunu y a ş a m ı y o r d u m . Burada her ş e y ö y l e s i n e
eksiksizdi ki babası Guppi'yi bir hafta içind e e v l e n d i r m e y e karar verdi.
Üç kızım birden bana doğru yürürlerken, Chitki, Nanni ve b e n i m eski halimizin artık kaybolan
hatırası y e n i d e n canlandı.
K ı z l a n m d a n ayrılacağım o kadar açıktı ki bunu tahmin e t m e -
index
129
ye bile g e r e k yoktu. Allah onların saflıklarını korumuş ve şeytanı bana havale etmişti. Bu kabul
edilebilir bir anlaşmaydı.
Guppi kollannı b o y n u m a doladı ve "Anne, b e n i m için endi
ş e l e n m e . Hayatım seninkinden daha kötü o l m a y a c a k v e b e n bu hayata alışkınım"
diyerek beni avuttu. Ona, mutlu o l m a n ı n bir yolunu bulmasını s ö y l e d i ğ i m d e güldü ve "Tüm
dünyayı dolaşacağım. K o c a m ı n haveli'sinden kolayca kaçıp g e z e c e ğ i m "
dedi.
Sonra da kalbimi kırarak "Anne, yaptığın s e ç i m yüzünden kendini suçlu hissetme. İmkânsız
olanı mümkün olanla değiştirdin. Yathimri b a b a m için caiz, a m a ben d e ğ i l i m . Eger bab a m
onunla evlenirse, Yathimri onun helali olabilir. A m a ben daima o n u n için haram olurum" d e d i .
Yer yanlsın da içine gireyim istedim. Yathimri'nin dokunuş-lannı hatırlamamın getirdiği acıyla
tenim yanıyordu. Utanç tüm ruhumu kavurdu. Guppi de ateşe körükle gidiyordu. "Anne, bunu
kabullenmek, M e e s n i ile annesinin durumunu kab u l l e n m e k t e n daha iyidir. Allah bizi bundan
korudu. S e n c e de ö y l e değil mi?" dedi. Diya ve Munni de e v l e n i n c e y e kadar güv e n d e o l
duğumuzu düşünemiyordum.
O ö ğ l e d e n sonra, m e l e ğ e b e n z e y e n iki kızıyla birlikte orta yaşlı bir kadının, asi ağacın
altında oturan A m m a Sain'in etrafında toplanmış kadınlann arasından aynldıgını g ö r d ü m . Ann e
m l e birlikte Pir Sain'i ilk ziyarete gelişimizi hatırladım.
Dul kadın ağlayıp yakınıyordu. "Bu dünyada hiç k i m s e m y o k bibiji. Allah beni g ü v e n l i ğ i
m i z için buraya yolladı. Kızlar ergenlik çağına geliyorlar. Onları erkeklerin ş e h v e t bürümüş
g ö z l e r i n d e n korumak ç o k zor. S e n d e n başka bizi koruyacak k i m s e m i z yok"
diyordu.
Onun, şimdiye kadar gördüklerinden daha tehlikeli olan bu y e r d e n kaçmasını sağlamak için,
gözlerinin içine baktım ve i ç i m d e n "Hemen git buradan. Ç a b u c a k git. Şeytan bebeklerini k a p
m a d a n ö n c e kaç buradan" d e d i m . A m a o kaldı.
Pir Sain, dul kadınla tanışıp tanışmadığımı sorunca başımı salladım.
Kâfir / F:9
index
130
"Kız hakkında ne düşünüyorsun?" diye sordu. Afalladım ve k e k e l e y e r e k "Onu iyi g ö r e m e
d i m sain" d e d i m .
"Onu bu a k ş a m için hazırla. Büyük olanı tabii. Küçük kız b e n i m için bile daha ç o k ufak" d
e d i ğ i n d e sanki k a l b i m e bir hançer saplandı. Onun bu mizah anlayışı beni d e h ş e t e düşürdü.
"Yathimri bilmesin. O n a g ü v e n i l e m e z " d e d i ğ i n d e A m m a Sain'in tavsiyesini
hatırladım. Eger Yathimri'den kurtulmak istiyorsan, v a z g e ç i l m e z olmalısın.
Bu, a n c a k k o c a m ı n suç ortağı o l m a k koşuluyla m ü m k ü n görülüyordu.
Artık, tüm insanların içinde doğal bir şeytanlık bulunduğunu ve bu şeytanlığın ortaya çıkmasının
yalnızca bazı şartlann yerine g e l m e s i n e bağlı olduğunu fark etmiştim. S a d e c e bazı insanlann i
ç i n d e yaşadıklan hayat şartlan, içlerinde uyuyan şeytanı uyandıracak kadar çetin değildi.
A m a b e n i m yaşadığım şartlar, içimdeki şeytani duygulan uyandınyordu. Sanki şeytan
karakterimi kurcalıyordu. Kocamın c e h e n n e m i n e ne kadar ç o k dalarsam, kurtulma şansım da o
kadar fazla olacaktı. A m a bu c e h e n n e m i n zehri, soluk alm a m ı engelliyordu.
Bunlan düşünerek, dul kadın ve kızlarının çaylanna yatıştıncı k o y d u m ve o n l a n , uyumalan
için dükkânın arkasındaki o d a y a y o l l a d ı m .
Pir Sain b i z i m yatak o d a m ı z d a bekliyordu. Ben kadınla kızlannın kaldığı o d a y a gittim.
Bir arada uyuyorlardı. G ö t ü r m e m g e r e k e n ç o c u k , annesiyle kız kardeşinin arasında
kıvnlmış yatıyordu. Ötekileri uyandırmadan o n u kaldırmam imkânsızdı.
Diz üstü ç ö k ü p , uyanana kadar kızı kolundan dürttüm. Kız beni tanıyınca a n n e s i n e
seslendi. "Anneni rahat bırak. Q e l ve bacaklanmı ov" diye fısıldadım ve ç o c u k uykulu halde
annesiyle kız kardeşinin kollannın arasından sıynlarak yanıma geldi.
Onu ö n ü m e alıp yürüdüm. Daha vücudunun hiçbir kadınsı hali yoktu. Yathimri'nin ilk zamanki
halinden bile daha küçüktü. H e r h a l d e on iki yaşında falandı.
Suçluluk duygusu kafamın içinde dolanıyordu.
index
131
A m a o n u kafamdan attım.
Diya ve Munni büyüyorlardı ve ben, kendi kuzulanm yerine dul kadının kuzusunu kurban e d i l m
e y e götürüyordum.
Pir Sain yatakta bağdaş kurmuş oturuyordu. Kız eğilip ayaklanna dokununca, k o c a m gülümsedi.
Küçük peri, Allah'ın onu gözettiğini düşünüyor olmalıydı. K o c a m o n a bir bardak uzatınca kızın
gözleri minnetle d o l d u . Ne kadar şanslı olduğunu annesine anlatmak için sabırsızlanıyordu.
Etrafımdaki her şeyin bir sis bulutuna d ö n ü ş e c e ğ i hevesiyle bana verilen içkiyi kafama
diktim. Ç o c u k da o n a verileni içti ve n e r e d e y s e kusuyordu.
K o c a m "Yut onu" diye bağırdı ve kız denileni yaptı.
K o c a m charpai'sine uzandı ve kıza ayaklannı o v m a s ı n ı söyledi. Ç o c u k y e r e diz ç ö k
ü p , k o c a m ı m e m n u n e t m e k için kü
çük ellerinin tüm kuvvetiyle o v m a y a başladı.
Diya'dan daha küçüktü.
Kızı tutan ben de şeytan a n n e y d i m .
İ ş k e n c e d e n aldığı z e v k bitince k o c a m horlayarak uykuya daldı.
Kızı b o ş bir o d a y a götürdüm. İçtiği içki y ü z ü n d e n kustu v e yerine g e l e n hafızası y ü
z ü n d e n de korkuyla t i t r e m e y e başladı.
İçkinin olanlan hatırlanmasına e n g e l olamayışı ç o k kötü bir kusurdu. Ayıldıktan sonraki
travma dayanılmazdı. G e c e n i n hatıralannı zorla toparladım ve bir dahaki s e f e r e kadar, kafamda
bir kenara ittim.
Ertesi sabah, Pir Sain dul kadın için bana bin rupi verdi.
Ü z e r i n d e Allah'ın doksan d o k u z adı işli chaddar'ını giyerken,
"Kıyafet, buğday ve ş e k e r de ver" d e d i . O süprüntüye, Allah'ın böyle sömürülüşüne ve
içimdeki şeytanı gizleyen kendi purdah'ıma ürpertiyle baktım. Kollanırım arasında zorlukla soluyan
küçük kızlann değişen yüzleri gözlerimin önünden gitmiyordu.
Dul kadın "Bibiji, o kadar ç o k sorunum var ki bu para bana y e t m e z . Bize bir iş verirsen, seni
m e m n u n e t m e k t e n asla yorulmayız. İki küçük kızım var ve dünya ç o k zalim. Senin korumana
muhtacız. Lütfen kalmamıza izin ver" diye yalvardı.
index
132
Onun bir an ö n c e gitmesini istiyordum a m a k o c a m ı n , onun e ğ l e n c e s i n i b o z d u ğ
u m u ö ğ r e n e c e ğ i n i de biliyordum. Dul kadın "Bibiji, kızım her g e c e senin bacaklarına masaj
yapar" dey i n c e birden kızardım. Ç o c u k olanian o n a s ö y l e m i ş miydi?
A n n e m , Manni ve Chitki, Guppi'nin düğünü için geldiler.
G u p p i ' n i n m u h t e ş e m çeyizi, ailemin, hayatımızdaki başka şeylerin de m ü k e m m e l
o.lduguna inanması için yeterliydi. Dı-
şanda, erkeklerin b ö l m e s i n d e , kız kardeşlerimin kocalarının, Pir S a i n ' e fazlasıyla saygı
gösterip pohpohladıklannı tahmin e d e b i l i y o r d u m .
M e v s i m sonbahardı. Guppi'nin san kıyafetleri, ağaçlardaki san yapraklarla uyum içindeydi.
Kırmızılar giyinip gelin oldu
ğunda, bir kadının e r k e ğ e kurban edilişine ağladım. C h o t e Sain, Bhai'nin yıllar ö n c e bana
yaptığı gibi, kız kardeşinin kollan arasında ağladı. Rajaji daha farklıydı. O n d a ş i m d i y e d e k
görd ü ğ ü m t e k duygu ifadesi, babasının yanında Maveli'ye girip çıkarken yüzünde beliren
anlatılamaz mutluluktu.
Bu bir kutlama günü müydü? Yoksa m a t e m günü mü?
K o c a m ı n ailesinde bir kızın evliliği şarkılar ve danslarla kutl a n m a z d ı . Çünkü, kızlannın bir
erkeğin yatağına uğurlanışının n e ş e y l e kutlanması, utanç verici bir durum olarak görülürdü.
G u p p i giriş kapısının ö n ü n d e k i tuğla duvara kadar yürüm e k üzere, kız kardeşleri ve
kuzenleriyle çevrilmiş olarak o d a s ı n d a n çıktı. Bu ailenin kadınları bir kutlama ya da m a t e m o l
m a d ı k ç a ziyarete g e l m e d i k l e r i için, o n u bir daha ne z a m a n g ö r e c e ğ i m i
bilmiyordum. Onun arkasında yürürken, vaktiyle, o n u n r a h m i m d e büyüyen bir t o h u m
olduğunu düşündüm. Do
ğ u m u n u , d o ğ u m a g n l a n m ı , onu emzirişimi, kadın o l m a n ı n acılanndan kurtanşımı,
kendi zayıflığıma r a g m e n o n u koruyu
şumu, o n a katliamlara sırtını d ö n m e y i ve hayal dünyasında uçmayı öğretişimi hatırladım.
Şimdi beni terk e d i y o r d u .
Duvann ö n ü n d e birbirimize sanldık ve ağladık. Guppi'nin o m z u n u n üstünden g ö z l e r i
m , bize, gülerek mi yoksa ağlayarak mı baktığı belli o l m a y a n C h e e l ' e takıldı. G ö ğ s ü n d e
kavuşturduğu kollannı, G u p p i ' y e hoşçakal d e m e k için bile ç ö z m e -
index
133
di. Dikkatim tekrar kızımın gidişine yöneldi. S a d e c e bir mil uzağa gidiyordu a m a b e n d e n
ç o k uzağa gitmekteydi. C h o t e Sain'le birlikte dışarı çıkıp da kapı kapanınca, içimdeki bir korku
sona ermiş oldu. Bu n e d e n l e şarkı söyleyip oynamak istiyordum ama yavrumu başka bir
günahkânn evine yolluyordum.
Bu yüzden de ağlamak, bağırmak ve d ö v ü n m e k istiyordum.
O g e c e Haveli, mümkün olan her y e r d e yatıp uyuyan kadınlarla doldu. A n n e m , kız
kardeşlerimle ç o c u k l a n n o d a s ı n d a yattı. Yorgunluktan, Pir Sain g e l m e d e n ö n c e
divanda uyuya-kaldım.
"ilaç mı aldın?" diye bağırdı. Y e r i m d e n fırladım. "Ölü gibi uyunacak bir g e c e değil. Git ve
Yathimri'yi çağır" d e d i . Guppi'nin "Anne, bu b i t e c e k mi yoksa aynı şeyleri Diya ve Munni
içinde y a p m a n g e r e k e c e k mi?" diye sorduğunu hatırladım ve g ö z l e r i m doldu. Sevgili
Guppi, artık s e n ve kardeşlerin için k o r k m a s a m bile, bu başlattığım işi nasıl durdurabileceğimi
bilmiyorum.
Yathimri yatağında yoktu. Başına g e l e c e k l e r i n korkunçlu
ğunu düşünerek, bir savaş alanındaki ölülere b e n z e y e n uyuyan insanlann arasında o n u
aradım. A m a k o c a m ı n öfkesi başkasına y ö n e l m i ş olsa bile dayanılmazdı. Yathimri'nin y e r
i n d e olmayışının da b e n i m s u ç u m olarak görülüp g ö r ü l m e y e c e ğ i n d e n bile e m i n
değildim.
Soyunmuş, e l i n d e içkiyle oturuyordu ve programındaki bir sonraki a d ı m ortadan
kaybolmuştu. Zincirleri kınlmış bir hayvan gibi kükredi. Sinirden ağzı köpürüyordu. Hiç sabn yoktu.
Pir Sain'in, kendisi için bile ç o k küçük olduğunu düşündüğü, dulun küçük kızını getirmeyi ö n e r
d i m . "Çabuk getir" diye ba
ğırdı ve ben koşarak o d a d a n çıktım.
Yığılı vücutlann üstünden atlarken ve arkamdaki uykulu küçük kıza da a c e l e ettirirken,
Guppi'nin ilk g e c e s i n i düşünd ü m a m a onun ne durumda olduğunu d ü ş ü n m e y e bile z a m
a n yoktu. K e n d i m de t e h l i k e d e y d i m . N e y s e ki Pir Sain küçük kuzuyu g ö r ü n c e
sakinleşti.
Odayı bir pus kapladı. Korkunun yerini uyuşukluk aldı.
Sonra da çılgınlık uyuşukluğun yerine geçti.
index
134
Ateşten bir kasırganın içinde dönüyorduk. Kurtların ulumasını d u y d u m ve c e h e n n e m
ateşini hissettim.
S o n u n d a yine her şey bitti ve titreyen çocukla birlikte dışan çıktım.
CHOTE SAİn
Sabah ezanıyla birlikte Pir Sain Yathimri'yi çağırdı, "neredeydin?" diye gürledi. Yathimri alnındaki
ter damlalarını sildi ve k e k e l e y e r e k "Uyuyordum sain. Bibiji beni uyandırmamış sain" dedi.
Şaşınp kaldım. H e m e n kendimi savunmaya başladım. Tabi Yathimri d e . . . Ta ki seslerimiz t a
m a m e n birbirine kanşıp ayırt e d i l e m e z olana kadar.
K o c a m ı n yüzü, durgun bir d e n i z gibi sakindi.
"Misafirlerimi agırlayamayacak durumda bir k a n m olmasını i s t e m e m . O yüzden, bu konuyu
bu akşam halledeceğiz" d e d i ve dışan çıktı.
Kıza bir tokat atmak için ileri atıldım a m a geri sıçradı ve
"Sakın d o k u n m a bana. Seni ş e y h e söylerim" diye bağırdı. Öfk e d e n deliye d ö n m ü ş bir
halde ona dışarı çıkmasını s ö y l e d i m .
Qiyinip dışandaki yüzlerce misafire y e m e k hazırlamam gerekiyordu. Yeni evlilere ö z e l
hazırlanmış kahvaltılarını y o l l a m a vakti de gelmişti. Tekrar Guppi'nin ilk g e c e s i n d e olanlarla
ilgili kaygılanmı bir tarafa ittim. Şimdi a n n e m i ve kız kardeşlerim i ö p m e , gözyaşlanmı i ç i m e
akıtma v e korkulanını g i z l e m e zamanıydı. Yathimri'nin dün akşam n e r e d e olduğunu bulmak
ve ispatlamak için hiç vakit yoktu. C h e e l ' i n bunu bilmesi gerektiğini düşündüm. Peki niye Pir
Sain'e s ö y l e m i y o r d u ? Hem e n A m m a Sain'e gittim. S a d e c e onun C h e e l ' e konuşacak
v e konuyu araştıracak zamanı ve gücü vardı.
index
136
K o c a m geri g e l m e d e n ö n c e , kayınvalidem bana haber yolladı. "Çamaşırcı kadın ve
kızlarının yanında uyuyormuş. Yathimri'nin orada olduğuna y e m i n ediyorlar. Bütün g e c e s o h b
e t etmişler."
Şimdi onun tanıklan vardı ve benim başım da büyük belâdaydı.
K o c a m ı b e k l e m e k , korkumu daha arttırdı. "Dün g e c e neler oldu?" d i y e sorunca birden
kafam çalıştı. Bir m u c i z e oldu.
O n a g ü l ü m s e d i m . Tıpkı Yathimri'nin yaptığı gibi, basımdaki örtüyle oynayıp kıntarak
"Özür dilerim sain. Sana yeni bir kız g e t i r m e k istedim sain. Yathimri'nin sana sunacak yeni bir şeyi
y o k sain" d e d i m .
Açıklamalarım ilerledikçe öfkesi azaldı: "Yalan s ö y l e d i n dem e k ! Yalan s ö y l e m e n e izin
verdiğimi hatırlamıyordum" diye bağırdı, a m a m u h t e m e l bir felaketi atlatmıştım.
Ertesi sabah, a n n e m l e kız kardeşimin bana doğru geldiklerini g ö r ü n c e rahat bir nefes
aldım. Onlar burada misafirken, bana v e r i l e c e k bir c e z a her şeyi bozabilirdi. Bhai hâlâ b e n i
m mutlu o l d u ğ u m a ikna olmamıştı. Ailemin, b e n i m hapis hayatımın getirileriyie yaşadığını
açıkça görüyordu.
A n n e m "Kardeşinin kaygılannı gidermelisin. Ne z a m a n senin evliliğin sayesinde Allah'ın b i
z e ihsan ettiği nimetlerden s ö z etsek, h e m e n odayı terk ediyor. Kocanın adını ağzına bile almıyor.
Kız kardeşlerinin düğünlerinde bile, utanç verici bir ş e k i l d e herkesten uzak durdu. Başanmız
yüzünden sayısı artan d ü ş m a n l a n m ı z , alay e d i p d e d i k o d u yapıyorlar. İnsanlar b i z i m
yalancı o l d u ğ u m u z u düşünüyorlar. G i t m e d e n ö n c e onunla konuşmalısın" d e d i .
Bhai'nin artık yüksek ö ğ r e n i m g ö r m e k l e de ilgilenmediğini duyunca ç o k üzüldüm. Her
z a m a n e k o n o m i y l e ilgili bir konuda u z m a n l a ş m a hayali beslemişti. A m a şimdi bir
dükkânda işe başlamıştı ve işle bile p e k ilgili değildi. S a d e c e e v d e n u z a k l a ş m a k için işe
gidiyor ve akşamları da olabildiğince g e ç d ö n ü y o r d u .
Tabi a n n e m ç o k mutsuzdu. T e k oğlu, kötü bir ç o c u ğ a dönüşüyordu. Yaşadığı hayal
kırıkhgıyla sürekli Bhai'ye kusur bulup o n u azarlıyordu. "Bir kız ç o c u ğ u d o ğ d u ğ u n d a ,
onun onu-137
rumuzu l e k e l e y e b i l e c e ğ i riskini düşünüp ağlarız. Bir e r k e k çocuk d o ğ d u ğ u n d a
ise, bizi koruyacak biri dünyaya geldiği için kutlamalar yaparız. Ben üç o ğ l a n , bir de kız ç o c u k
doğurmu
şum m e ğ e r . Çünkü sen b e n i m için korku, tehlike ve utanç kaynağısın, niye seni dünyaya
getirirken ö l m e d i n sanki?" diyerek her şeyi Bhai'nin başına kakıyordu. Ve tabii bu hakaretler
Bhai'nin günlerce ortadan kaybolmasına n e d e n oluyordu.
Bhai ile boş bir o d a d a buluştuk ve onun endişelerini yatıştırmaya çalıştım. "Bak ne kadar
şanslıyız. Y e ğ e n i n nasıl da görkemli bir şekilde e v l e n d i . Kız kardeşlerimiz de iyi evlilikler
yaptılar. Sen de babamızın namını koru ve kendi hayatını bo
şuna harcama. Ailenin sorumluluğu da nasılsa senin omuzla-nndan kalktı artık" d e d i m .
Alaylı bir edayla güldü ve "Apa, hiç kimse b e n i m omuzlan m d a k i yükü görmüyor. T e k
gördükleri üstümden kalkan yükler" d e d i .
"Senin üzen nedir Bhai?" d e d i m . Hafifçe kafasını salladı ve
"Senin zaten yeterince derdin var apa. A n n e m g ö r m e k istemese de e v l e n e r e k
kurtulduğun sorunlann yerini alan yeni sorunlann var" dedi.
Bhai b a b a m a benziyordu.
K a r d e ş i m için e n d i ş e l e n i y o r o l m a m a r a g m e n , a n n e m gibi a ç g ö z l ü ve kız
kardeşlerim gibi de saf olmadığını g ö r m e k beni rahatlattı. A m a onun için ne yapabilirdim? Quppi
için, Chote Sain için, k e n d i m ya da başka herhangi biri için ne yapabilirdim ki?
Bhai gitti. Dul kadının a ç g ö z l ü suratı o d a d a b e l i r e n e kadar o d a v e içim b o m b o ş
kaldı.
"Bibiji, senin iyiliğinin duacısıyız. Kocanın, s o n s u z a d e k senin ve çocuklarının yanında
olması için dua ediyoruz" d e d i .
O n u tersledim ve "Çekil git. Senin dalkavukluklanna ayıracak z a m a n ı m yok" d e d i m .
Suratını astı ve oturdu. Bana doğru eğilip kötü nefesini burnuma üfleyerek "Yathimri dün g e c e C h o
t e Sain'le birlikteydi. Oğlun, Yathimri'nin dün g e c e onun yanında uyuduğunu s ö y l e m e s i için,
çamaşırcı kadına para verdi" d e d i .
r
index
158
Güçlükle soluk alarak A m a C h o t e Sain s a d e c e on üç yaşında" d e d i m .
Dul kadın kaşlarını kaldırarak "Yathimri de s a d e c e on dört yaşında. G e n ç bir erkekle olması
onun için yaşlı bir e r k e k l e olmasından daha iyi" dedi. "Aman Allah'ım. Sen bize acı" diye i ç i m d
e n dua ettim. Eger Pir Sain duyarsa, C h o t e Sain'i öldürürdü.
"Bunu hiç k i m s e y e s ö y l e m e m e l i s i n . Başka kim biliyor?
C h e e l biliyor mu? Sen n e r e d e n biliyorsun?" diye s o r d u m . Onlan konuşurlarken
duymuştu ve Yathimri'nin o ğ l u m u n odasına girdiğini görmüştü.
ne z a m a n ö l ü m c ü l bir dalgadan kurtulsam, bir diğeri üzer i m e atılıyordu. Yerin dibine g ö
m ü l m e k istiyordum a m a oğlumu kurtarmalıydım. Dul kadın hayatın zorluklannı anlatıyor, d a h a
fazla para istiyor, sürekli şikâyet e d i y o r ve z e k i c e şantaj yapıyordu. O n a bin rupi v e r d i m .
Bunun ç o k az olduğunu söyledi. Beş yüz rupi daha v e r d i m . Biliyordum ki bu alışveriş dev a m e
d e c e k t i . E v i m d e pusuya yatmış bütün tehlikelerden haberdar o l m a k için gözlerini ve
kulaklarını dört açmıştı. Kızlarının vücutlarındaki değişimlerin farkında mı diye m e r a k ettim.
A m a mutlaka farkındaydı. Bunu d ü ş ü n m e k , muhtaç durumda olan birini s ö m ü r ü y o r o
l d u ğ u m u b i l s e m d e , bir anneyi aldatıyor o l m a k t a n dolayı duyduğum suçluluk duygusunu
azalttı.
C h o t e Sain, b e n onu çağırttıktan iki saat sonra geldi. Bu da bana, o n u n babasından
korkmasını sağlamak için yüzlerce yol d ü ş ü n m e m için z a m a n verdi. G e r ç i Pir Sain'den, o ğ
l u m kadar korkan başka kimse de yoktu.
C h o t e Sain, dergâhın devamlılığını sağlayan zalim d ü z e n için fazla yumuşaktı, ne z a m a n
bir hizmetkâr kırbaçlansa, Rajaji'nin aksine, C h o t e Sain, c e z a olarak kadınların b ö l ü m ü n e g
ö n d e r i l e n e kadar, bagınr ve ağlardı. Kadınlann b ö l ü m ü n d e , tekrar babasının dünyasına
çagnlana kadar mutlu olduğu söylenebilirdi. O ğ l u m u n ürkek tavırları. Pir Sain'in uyguladığı bitm e
k b i l m e z sınavlardan g e ç e m e m e s i n i n bir sonucuydu. Chote Sain kayan bir yıldız, d o ğ m a
y a n bir g ü n e ş ve asla dolunay haline g e l e m e y e n aydı. Bir s e v i n ç , acıya dönüşmüştü.
Onun hayatındaki acı, beni yiyip bitiriyordu. Ç o c u ğ u m u n mizacını 139
d e ğ i ş t i r m e m mümkün o l m a d ı ğ ı için, acısını a z a l t m a m da imkânsızdı. Zaten onun
değişmesini de istemiyordum.
O Babaji'ye benziyordu. O b e n i m dualanma verilen yanıttı.
A m a şimdi, tıpkı kızımı kurtardığım gibi, oğlumu da kurtarm a m gerekiyordu. Ona ayak ucuma
oturmasını e m r e t t i m ve
"Senin altında yaşadığın baskıya b e n de katlanmak durumundayım. Tıpkı kendimi
kurtaramadığım gibi, seni de bu baskıdan kurtaramam." K o c a m a n kahverengi gözlerindeki mutsuz
ifadeyle bana bakarken s ö z l e r i m e d e v a m ettim. " Hiç k i m s e babanın beklentilerini yerine g
e t i r e m e z . Belki Rajaji hariç.
Utanman g e r e k e n hiçbir ş e y yok. Yumuşak kalpli o l m a n , güçsüz olduğun anlamına g e l
m e z . Senin güçlü olduğun farklı şeyler var. Tıpkı Babaji gibi, Allah'ın sevdiği şeyler. Bu armağanı
Allah adına kullanmalısın. Bu armağan sana, Allah'ın emirlerine ç o k az riayet edilen bir e v d e
bahşedildi" d e d i m .
Tabi o ğ l u m b e n i m b ö y l e konuştuğumu duymaktan dolayı şaşkınlığa düşmüştü. O ğ l u m
u n içinde bulunduğu tehlike olmasaydı, b e n d e b ö y l e k o n u ş m a z d ı m .
"Senin hayatın Allah'a adanmalı. Bir gün, insanlann beklediği şeyh s e n olabilirsin. A m a
babandan uzak durmalısın.
Onun ayaklannın etrafında sürünen yakın dostlanndan da uzak durmalısın."
ne d e m e k istediğimi anladı. Bu m e l e k gibi ç o c u ğ u n nasıl doğru yoldan çıktığını
anlayamıyordum.
"Babanın öfkesini uyandırmaktan kaçın" diyerek o n u uyard ı m . "Onun e v i n d e bannan
kadınlardan uzak dur. Eger evlen e c e ğ i n kadından başka bir kadına yaklaştığını duyacak olursa,
hayatını bağışlamaz" d e y i n c e C h o t e Sain donakaldı.
Basit aklı, davranışlannın doğurabileceği sonuçları unutm u ş muydu? Uyanlar d a i m a havada
kalsa dahi, birinin bunlan hatırlatmasına mı ihtiyaç duyuyordu?
"Yatağına aldığın kız, babana da eşlik ediyor" d e d i m usulca. " Yalan s ö y l e m e s i için para
verdiğin kadını gizlice dinlemişler." O ğ l u m terliyor, ağlıyor ve Yathimri'yi suçluyordu. "Ben k i m s
e y e para v e r m e d i m . O b e n i m peşimdeydi. Zorla o d a m a girdi. Allah'ıma y e m i n e d e r i
m ki onu dışarı çıkarmayı dened i m . A m a b e n d e n güçlüydü. Onu o d a m d a istemedim" d e d i
.
index
140
A m a bunlan kanıtlamamız imkânsızdı.
Onu yatıştırdım. "Şu anda bu z o r durumu hallettim. A m a g e l e c e k s e f e r e seni kimin ihbar
e d e c e ğ i n i b i l e m e z s i n . Birisi s e n i n yaptıklannı anlatarak Pir Sain'in takdirini k a z a n m a
k isteyebilir. Aynı şeyi başka bir kız da deneyebilir. Allah seni anc a k s e n o n a sığınırsan korur" d e
dim.
G ö z l e r i m e bakmaya utanarak ayaklanma dokundu ve odadan çıktı. Sessizliğin içinde oturdum
ve kız çocuklann babalannın şehvetinin tehlikesi altında yaşadıklan bir e v d e , erkek çocu
ğun nasıl olup da namuslu kalması beklenebilir diye düşündüm.
Bu arada en azından Guppi'nin evliliği mutluluk verici bir hâl aldı. Kocası, günlerini y e m e k
yiyip, arkadaşlarıyla d e d i k o du y a p ı p şakalaşarak g e ç i r e n t e m b e l bir a d a m d ı . Daima
oda-lanna sarhoş bir halde sallanarak g e l i y o r ve arada kızımı baştan çıkarmayı d e n e s e d e g e
n e l d e Guppi'nin o n d a n hiçbir ş e y b e k l e m e m e s i n e daha m e m n u n oluyordu. Guppi o
n d a n seks y e r i n e , yabancı diyarların resimlerini istiyordu. Guppi'nin deli o l d u ğ u n u düşünüyor
a m a onun agaç, ç i ç e k ve turkuaz rengi o k y a n u s resimlerine bakmasına aldırmıyordu.
Erkek resimleri, sesleri ve g ö l g e l e r i yasaktı. Hatta adlarının g e ç m e s i n e bile izin
verilmiyordu. Zaten Guppi'nin "Bir e r k e ğ e d a h a t a h a m m ü l e d e m e m . Benim için ağaçlar
v e ç i ç e k l e r yeterli" d e d i ğ i n i duymuşlardı.
B e n ise, g e c e ve g ü n d ü z o l m a k üzere iki farklı kişiliğe bölünmüştüm. Üç kız
yatağımızda birbirlerini k e ş f e d e r k e n ö n c e leri utançla sarsıldılar a m a şeyhlerine olan
bağlılıktan, h e m e n duyduklan utanca d e r m a n oldu. Her g e c e ruhum c e h e n n e m e iniyor
ve her sabah C h o t e Sain'in Kuran'dan okuduğu ayetlerl e tekrar yükseliyordu. K e n d i m i g e c e
k i şeytandan t e m i z l e m e k için trans halinde yürüyordum. S e c c a d e m e kapanıp Allah'la y ü z
l e ş i y o r ve "Bu kimin günahı? Benim mi?" diye soruyordum.
Bu kimin dünyası? Senin mi?
Pir Sairi, C h o t e Sain'in işlediği suçu duyacağı y e r d e , oğlunun "gerçek" ermiş olduğunu
duydu. Babaji'nin g e r ç e k varisinin kim olduğunun belli olduğuna dair söylentiler yayıldı. Oğlum, k
o c a m ı n bile i z l e n m e s i n e e n g e l o l a m a y a c a ğ ı bir yönü 141
işaret e t m e k t e y d i . Şimdi h e m baba h e m de oğlu, Allah adına konuşuyor, Kutsal Kitap'tan
ayetler yazıyor, zafran suyuyla tavizler yazıyor, acı ç e k e n ve acılarını dindirmeleri için yalvaran
yığınların üzerine kutsal nefeslerini üflüyorlardı. A m a biri bir kral gibi dergâhta otururken, diğeri bir
dilenci gibi asi ağacın altında oturuyordu. Biri tüm a z a m e t i y l e yürürken, diğeri sess i z c e
süzülüyordu. Kısa zamanda, asi ağacın altındaki kalabalık artmaya başladı.
Zaten kokuşmuş e v i m i z i bir de politika istila etti. K o c a m her gün e v e daha da öfkeli g e l
i y o r ve sürekli bagınyordu. Artık küçük kızlar bile ilgisini ç e k m e z olmuştu.
Bir g e c e bagınşlar beni s e c c a d e m d e n ayırdı ve p e n c e r e y e doğru çekti. Orada
gördüklerim karşısında d o n a k a l d ı m .
P e n c e r e l e r d e n bakan herkes donakalmıştı.
Kadınlar ağacın arkasında saklanmışlardı. Kapıyı hafifçe aralık tutan bir el g ö r d ü m . Mutfak
perdesinin ardında dağınık bir g ö l g e vardı. İnsanlar içeriyi gözetliyorlardı. Perdenin asılı olduğu ipin
altından g e ç e r e k dışan fırladılar.
C h o t e Sain iplerle asi ağaca bağlanmıştı. Khajji kırbacı çıplak sırtını d ö v ü y o r d u .
K i m s e o ğ l u m a yardım e t m e y e cesaret e d e m e d i .
K i m s e k o c a m ı durdurmaya cesaret e d e m e d i .
Pir Sain, ancak C h o t e Sain'in acı dolu haykınşlan kesilince, t a m a m e n zehrini akıtıp sinirini
çıkartmış oldu. Onun uzaklaştığını g ö r d ü m . Hizmetçilerin saklandıklan yerlerden çıktıklarını ve
her taraftan C h o t e Sain'e doğru koştuklannı g ö r d ü m . Onu bağlayan ipleri çözdüklerini, bir
battaniye ile üstünü örttüklerini, yüzüne su döküp acı dolu dualar okuduklannı g ö r d ü m .
K o c a m "Heer" diye bağırınca, p e n c e r e n i n yanından aynld ı m . "Senin oğlun Yathimri'ye t
e c a v ü z etmiş" diye haykırdı ve kalbim bir an durdu sanki. "Çık dışan" diye emretti ve kapıya varana
kadar her adımımı kontrollü attım. Kapı kapanınca, bir a n n e gibi koştum.
C h o t e Sain yüzüstü y e r d e yatıyordu. Üstünde bir örtü vardı. Pek ç o k kızı aynı odada, aynı
durumda yatarken görmüş-142
tüm. Khajji'nin vuruşlarıyla oluşmuş şiş kırmızı çizgiler oğlumun sırtında, k o c a m ı n deliliğinin
şeklini gösterir gibiydi. Oğlum kan kusmaya başlayınca, hastaneye kaldırıldı.
O sabahki ezan, o ğ l u m u n savunmasızlıgının tanığı oldu.
Bütün gün, yetim kızın t e c a v ü z e uğraması tartışıldı. Yathimri, C h o t e Sain'in onu odasına
götürdüğü, uyuşturucular içirdigi ve zorla o n a sahip olduğuna dair Kuran üzerine y e m i n ediyordu.
İnsanların, k o c a m ı n bu oyununu anlayıp anlamamalannın bir ö n e m i yoktu. K o c a m kendisine
karşı oluşan bir tehdidi ortadan kaldırmıştı.
A m m a Sain, artık t a m bir churael olan Yathimri'yi cezaland ı r a m a z durumdaydı. Onun için
hizmetçilere, kızı onun gözünün ö n ü n d e n uzak tutmalannı t e m b i h etti ve "Ona söyleyin, e g e r
suratını görürsem, o n u parçalamaktan kendimi alamaya-bilirim" d i y e uyardı. On iki yaşındaki
Rajaji, gururla babasının yanında a ğ a b e y i n d e n boşalan y e r e geçti. Onu s u ç l a m a d ı m .
Bu o n u n yetiştiriliş tarzıydı.
C h o t e Sain iki ay h a s t a n e d e k o m a d a kaldı. Eve döndüğünde artık hiçbir şey y a p a m a
z haldeydi. Babaji'nin ağacının altında oturuyor ve kimseyle konuşmuyordu. Bu durum babasını hiç
rahatsız etmiyordu. B e n s e Allah'ın o n u s a d e c e b e n i m duyabildiğim bir sessizliğe m a h k û
m ettiğini düşündüm.
Ben Yathimri'den ne kadar nefret ediyorsam, şeyh'te de bir tutku haline gelmişti. Gün ortasından g
ü n e ş batana kadar, yem e k t e n sonra ve bütün g e c e ya kızın üstünde, ya altında ya da yanındaydı.
K o c a m ı artık Yathimri o l m a d a n hiç görmüyord u m . Dul kadının kızlan mutfağa koşturuyor, e
m r e d i l e n l e r i ta
şıyıp duruyorlardı. Ev artık yataktan idare ediliyordu. Benim d e n e t i m i m d e n kaynaklanan en
ufak bir aksaklık, a k ş a m yaşanan â l e m i bir katliama dönüştürüyordu.
A m m a Sain yaşlı, g ü ç s ü z v e C h o t e Sain n e d e n i y l e d e ç o k kederliydi. Guppi
gitmişti. Haveli'nin bir yöneticisi yoktu. Artık b e n i m buraya ilk g e l d i ğ i m zamanki gibi düzenli
değildi.
Mutfak hiçbir z a m a n t e m i z d e ğ i l d i . Odalar da ev sahibesi gibi dağınık haldeydi.
Parmaklarımdaki kırmızı ojeler, avlunun zemini gibi bozulmuştı. Ayaklanırım altındaki kuru toprak
çatlıyordu, tnsanlar Pir Sain'in yaptıklarına asla kusur bulmadıkla-n gibi, bu bozulmayı da fark
etmiyorlardı.
index
143
Seks kocamın beynini t a m a m e n e l e geçirmişti. Gözleri s p e r m l e bugulanmıştı.
O d a , seks, alkol ve misk karışımının adi kokusunu taşıyordu. Dolabımdaki nefret ettiğim
giyisilerimin tümü b ö y l e kokuyordu. Kokulu sularla yıkanıyordum. Kurulandığımda bu koku
havluya siniyordu sanki. Ayakkabımı burnuma s o k u p kokladı-g ı m d a bile aynı keskin kokuyu
duyuyordum. Saçıma, e l l e r i m e ve hatta nefesine bile yerleşmişti.
Pir Sain b e n i m l e konuşuyordu. A m a s a d e c e seks hakkında... Yeni bir y ö n t e m i
planlıyor, son s e f e r d e yaptıklarımızı tartışıyor, yeni bir pozisyonla ilgili fikirlerimizi soruyor, eski
bir s e v i ş m e n i n etkilerini defalarca değerlendiriyor, farklı seferlerin karşılaştırmasını yapıyordu.
Bütün hayatım seksten ibaret hale gelmişti. S a d e c e "evet" ve "hayır" diye c e v a p v e r m e m , o
n u yeni kurnazlıklar tasarlamaktan alıkoymuyordu.
Vahşi bir d o m u z ya da çılgın bir kurt gibi kırmızı et yiyor, sürahiler dolusu yağlı süt içiyor,
kâselerce yoğurdu m i d e y e indiriyor ve d ü z i n e l e r c e m a n g o y u silip süpürüyordu. Hamile
bir d o m u z gibi şişmandı. Erkekliğini azdırmak için, hayata ilişkin seksten başka her şeyi kafasından
silen ilaçlar kullanıyordu.
T a m a m e n d o y u m a ulaşmış bir şeytan gibi kuvvetten d ü ş e n e kadar tutkulannın sefasını
sürüyordu. A n c a k o z a m a n , kısa bir süre için normal hayata d ö n e b i l i y o r d u m .
Aklını kaybettiğini düşünüyordum. N a m a z vakitlerini bile kaçırmaya başlamıştı. Bazı günler o
d a d a n dışarı bile çıkmıyordu. Böyle günlerde, yerinden o y n a m a y a n bir dağa benziyordu.
Pir Sain'i meşgul e t m e k imkânsızdı. En ufak bir sıkıntı belirtisi g ö r s e sinirleniyordu. İlgisini
uyandırmak ve sürekli kılmak, beni bir felaketten diğerine sürüklüyordu.
Şehirden yeni kıyafetler geldi. Yathimri siyah dar bir pantolon, b e y a z transparan bir bluz,
yüksek topuklu ayakkabılar ve saçında büyük altın rengi bir bantla o d a d a belirdh Ç o k tuhaf
görünüyordu v e belki d e k o c a m a doğru sallanarak v e tökezley e r e k beceriksizce yürürken,
kendini daha da tuhaf hissediyordu. Ben de şekil değiştirdim. Dizlerimin ç o k üstünde biten 144
kırmızı dar etekten karnım çıkıyordu. Üstümdeki ince siyah b l u z d a n g ö ğ ü s l e r i m fırlıyor
ve o d a d a aşağı yukan yürürken titr e y e n dizlerim gibi sallanıyordu. Artık her ş e y e t a m a m e n
boyun e ğ m i ş t i m .
G ü n d e b e ş k e z Allah'ın ö n ü n d e s e c d e e d i ş i m artık s a d e c e dinsel bir t ö r e n d
e n ibaretti. Yüzümü n e d e n kıbleye döndüğüm ü bilmiyordum. Belki d e yüzümü k o c a m a d ö n
meliydim.
Bir sabah Bhai tren istasyonunda bulduğu yeni işi haber v e r m e k için gelmişti. Girişteki tuğla
duvann ardında b e k l e m e si söylenmişti. Pir Sain de o d a m ı z d a n çıkarken o n a v e r d i ğ i m
t e m i z mendilin üstünde yapışkan bir şey olduğunu fark etti.
rie olduğunu anlamak için yaladı ve birden suratına kara bir g ö l g e düştü.
"Nedir bu?" diye sordu, Nasıl bilebilirdim? Onu ne e l l e m e y e n e d e soru s o r m a y a c e s a
r e t e d e b i l d i m . Aniden, mücevherlerle d o l u elinin bir vuruşuyla s e n d e l e y e r e k
verandaya yuvarl a n d ı m . Bir t e k m e s i y l e kendimi avluda buldum. İkinci tekmeyle de avlunun
ortasına uçtum.
Kafamı kaldırdım ve Bhai'nin yüzünü g ö r d ü m . Sonra her ş e y kayboldu.
Bir ay sonra Bhai'nin sinir krizi geçirdiğini ve hastanede olduğunu ö ğ r e n d i m .
Bütün bu korkunç ve acılı olaylann arasında Guppi ilk ç o cuğunu d o ğ u r m a k için Maveli'ye
geldi. En azından o y e t e r i n c e mutluydu. "Dünyam içinde b ü y ü m e k için ç o k karanlık a m a
ölm e k için de y e t e r i n c e karanlık değil" diye açıkladı. Düşünceli bir halde "Hayal ya ç o k
durağan ya da hiddetli bir fırtına. Senin hayatın ilki gibi. Benimkisi de ikincisi. Eger fırtınada
kontrolünü kaybedersen, kurtulmak için dalgalan idare etmelisin.
A m a boğulmak, dalgalan idare e t m e k t e n daha kolay" d e d i .
Guppi'nin yeni d o ğ a n oğlu, kendini herkesten uzaklaştırm ı ş olan C h o t e Sain'i bir mıknatıs
gibi k e n d i n e çekti. C h o t e Sain b e b e ğ i kollarının arasına alıp, kare avlunun etrafında saa t l e
r c e daireler çiziyordu. O n u n da nasıl tıpkı b e n i m gibi çaresizlik içinde, kare dünyamızı,
başkalarınınki gibi yuvarlak yapm a y ı arzu ettiğini g ö r ü y o r d u m . Guppi kardeşinin deli gibi dur-
145
madan dolanışını izliyordu. Ben o ğ l u m a olanlar için ağlarken, bir yandan da e g e r Babaji'ye
değil de babasına b e n z e s e y d i nasıl biri olacağını düşünüp irkiliyordum.
Bazen C h o t e Sain bize tarladan mısır ve mezarlıktan kuru güller getiriyordu. A m a ne z a m a
n babasını g ö r s e k o ş m a y a başlıyordu. Nefessiz kalıp bitkin d ü ş e n e kadar e v d e n
kilometrelerce uzağa kaçıyor, bir k ö ş e y e ç ö k ü p soğuktan d o n a n a kadar orada oturuyordu.
Guppi'yi ve kendimi, C h o t e Sain'in hüzün verici durumundan başka şeylere y ö n l e n d i r m e
k için, Meesni hakkında sorular s o r d u m .
"Babası onu ne kadar ç o k seviyorsa, annesi de o kadar nefret ediyor" dedi. "Meesni dilediği her
şeyi yapıyor. Kara büyü yaparak babasını kontrol altında tuttuğunu söylüyorlar. A m a annesi, bir e r k
e ğ e günah işleyerek z e v k v e r e n bir kadının, kara büyüye ihtiyacı olmadığını söylüyor."
Guppi kulağını tuttu ve " T ö v b e , t ö v b e anne. Herkesin biliy o r olmasından bile utanmıyor"
d e d i . G u p p i ' y e , kocasının bu konuyu hiç konuşup konuşmadığını sordum. "Bir kere bu konuyu
a ç m a y a kalkıştığımda bana ö y l e şiddetli bir tokat attı ki dilimi ısırdım ve bir ay boyunca y e m e
k yiyemedim" dedi.
Guppi ile birbirimiz hakkında k o n u ş a b i l e c e ğ i m i z kısıtlı zam a n da, eski bir hikâyenin y
e n i d e n canlanmasıyla kaynadı gitti. Bir türlü ç o c u k sahibi o l a m a y a n iki kız kardeşin, Pir
Sain'in m u c i z e v i duaları sayesinde doğurduğu Maharaja ve Maharani'nin hikâyesi ağızdan ağza
dolanıp tüm H a v e l i ' d e konuşulmaya başladı. Daha doğdukları gün beşik kertmesi yapılan
Maharaja ve Maharani'nin düğünü için gün belirlenmiş ve iki aile şeyhin rızasını almak için dergâha
gelmişti. A m a hiç bekl e n m e d i k bir b i ç i m d e , şeyh buna nza göstermiyordu.
G e n ç âşıklar acı çekiyordu. Anneleri her gün dergâha geliy o r "Lütfen sain. Ricamızı kabul et.
Niye buna m e m n u n olmadığını s ö y l e lütfen" diye yalvarıyoriardı. A m a Pir Sain kararını
bildirmişti. "Başka hiçbir ş e y canımı bu kadar sıkamaz. Bu evlilik bir felaket olacaktır" diyordu.
Kâfir/ F: 10
index
146
Birkaç gün sonra Maharaja'nm annesi Waddi malkani'nin, eşarbını şeyhin ayaklarına attığını ve
herkesin ö n ü n d e ağlayıp
"Bu k o n u bütün ailemizi kanştırdı sain. Yaşadığımız mutluluk k a y b o l d u gitti. Lütfen sain, bu
evliliğe nza göster. Lütfen bu a r z u m u z u kabul et" diye yalvardığını duyduk. A m a k o c a m hiç a
l d ı r m a m ı ş ve kadının huzurundan çekilmesini buyurmuş.
Birkaç gün sonra da şeyhin odasına zorla girdiğini ve ağlayıp yalvararak "Bana h e d i y e ettiğin o
ğ l u m hasta. Hiçbir şey yem i y o r ve kimseyle konuşmuyor. Lütfen sain, n z a g ö s t e r bu evliliğe"
dediğini duyduk. Pir Sain yumuşamayıp g e n e reddedinc e , W a d d i malkani bunun nedenini ö ğ r
e n m e k istemiş. Bunu ö ğ r e n e n e kadar da g i t m e y e c e ğ i n i söylemiş. Pir Sain onun bu
ısranna sinirlenip onu bir k ö ş e y e ç e k i n c e y e kadar da bütün gün direnip b e k l e m i ş .
Bir süre sonra başka tuhaf şeyler de duyduk. Marasan D a i ' y e "Pir Sain'in sözleri, evliliğin
imkânsızlığı konusunda W a d d i malkani'yi ikna etti. Ailesi, çocuklannın mutluluğu için ş e y h e o l a
n bağlılıklarını b o z m a y a karar v e r m i ş o l m a s ı n a ragm e n , Waddi malkani o n l a n uyardı
ve onlara bu ç o c u k l a n arm a ğ a n e d e n şeyh, e g e r bu evliliğin korkunç bir felaket olaca
ğını öngörüyorsa, onu d i n l e m e m e n i n aptallık olacağını söyledi" d i y e anlatmıştı.
Maharaja'nm Maharani'yi birlikte kaçmak için ikna e t m e y e çalıştığını a m a kızın. Pir Sain'in
kehanetinden ç o k korkmuş olduğu için bunu reddettiğini duyduk. Sonra da oğlanın intihar e d e c e ğ
i n i söylediğini ö ğ r e n d i k . A m a annesi y u m u ş a m a m ı ş v e
"Ölsen bile Pir Sain'in e m i r l e r i n e uymalıyız" d e m i ş .
Quppi ve ben, ö n c e l e r i . Pir Sain'in n e d e n rıza göstermedi
ğini m e r a k ettik. Waddi m a l k a n i ' y e ne s ö y l e m i ş olabilirdi?
G u p p i , babasının bu b i r l e ş m e d e bir uğursuzluk gördüğünü düşünüyordu.
B e n s e farklı düşünüyordum. "Babanın bir uğursuzluğu fark e d e c e k gücü yok. B e n c e bu s
a d e c e insanlar üstündeki gücünü g ö s t e r m e k için yaptığı bir kapris" d e d i m .
Dai ise daha farklı düşünüyordu. "Bu ç o c u k l a n annelerine b a h ş e d e n şeyhin dualarıdır,
bibiji. Bu y ü z d e n şeyh, onların kaderlerini belirleme hakkına sahiptir" diyordu.
index
147
Tıpkı annemin benim kaderimi belirlediği gibi, diye düşündüm.
Ve tıpkı küçük ç o c u k i a n n kafalannı d e m i r kafeslere kapatıp, onlan beyinsiz farelere
dönüştüren şeyh gibi.
Ve ö n l e n e m e z olan gerçekleşti. Maharaja bileklerini kesti ve uzakta bir barakada kan
kaybından öldü. Bütün köy acı içinde ağladı.
Haveli'nin üzerine hüzün çöktü.
Kırk gün uçup gitmişti. Guppi'nin kocasının e v i n e d ö n m e vakti gelmişti ve Maharaja'nın
kendini öldürdüğü g ü n d e biz de aynlıyorduk. Kızımla Haveli'nin kapısına doğru yürüyord u m ki
birden purdah d i y e seslenildi ve herkes etrafa kaçıştı.
A m m a Sain'in odasına koşarken G u p p i ' y e "Mahalli doktordan başka hiçbir erkek asla bu
avluya g i r m e z . K i m g e l i y o r acaba?" d e d i m .
Acı d o l u keskin çığlıklar, A m m a Sain'in odasının duvarlannı d e l i p geçti. Hapishanemizin
içinde acı patlak verdi. Şaşkınlık içinde Guppi ile birbirimize baktık a m a purdah emri kaldırılana
kadar kapıyı a ç m a y a cesaret e d e m e d i k . Birinin bağırdı
ğını duydum. "Terk edildik. Öksüz kaldık" diyordu. Daha fazlasını d u y m a k için dikkat
kesildim. "Allah bize sabır versin. Allah yardımcımız olsun" d i y e bagırıyorlardı.
Guppi'nin kolunu kavradım ve "Kim bu? Me oluyor?" diye s o r d u m . Birdenbire, hiçbir şey d ü ş
ü n m e d e n dışarı koştuk.
D ö v ü n e n kadınlar arasından g e ç e r k e n kalbim hızla çarpıyordu.
Bilmek istiyordum.
Hayır, b i l m e k istemiyordum.
C h o t e Sain ölmüştü.
O ğ l u m sonunda huzur bulduğu için minnet d u y d u m . Şimdi, Kaali ve Toti gibi, konuşabilir,
şarkı söyleyebilir ve ö z g ü r olabilirdi. Guppi s a d e c e kardeşinin fiziksel kaybını düşünüyor ve k e
d e r e boğuluyordu. Küçük kızlanm, herkesle birlikte, ağlıyor, çığlıklar atıyor, saçlannı yoluyor ve
bayılıyordu. Rajaji'yi g ö r ü n c e , onu kucaklamak için koştum. Vücudu titredi ve sanki acısını
kontrol altında tutmak ister gibi sarsıldı. Onu hiç bır a k m a m a k isteyerek sıkıca sanldım. Oğlumun
o m z u n u n üs-148
tünden, g ö z ü n d e bir damla yaş olmaksızın, g ö ğ s ü n d e kavuşturduğu kollarını bile
kımıldatmadan, bizim ağlayışımızı izley e n C h e e l ' i g ö r d ü m . O n d a n nefret ettim.
A m m a Sain sanki felç g e l m i ş gibiydi. Sessizliği, torununun ö l d ü r ü l m e s i n e gösterdiği
en büyük tepkiydi. Yüzünü K ı b l e ' y e çevirdi ve bir daha asla d ö n ü p dünyaya bakmadı.
Pir Sain sakin kaldı ve ciddi bir şekilde c e n a z e işleriyle uğraştı. Ne yüzünde acısını gösterir bir
iz vardı ne de beni avutm a y a çalıştı. Ona b a k m a k için kafamı kaldırmasam da, kalbini s ö k ü p
akbabalara atabilirdim. Bir daha hiçbir öksüz kızı görüp de şehvetini tatmin e d e m e s i n diye
gözlerini oyabilirdim.
C h o t e Sain'in yılan s o k m a s ı n d a n öldüğü söylendi. Ben ise, o ğ l u m u öldürenin,
babasının zehirli kalbi olabilir mi diye dü
şünüyordum.
B e n i m için k o c a m , o ğ l u m u n katiliydi.
Kızımı ise taciz e d e n d i .
Kutsal kitabı k e m i r e n bir parazit, beni her g e c e gırtlağımd a n tutup günaha sürükleyen a d a
m d ı . Bhai'nin hayatını mahv e d e n , A m m a Sain'e e z i y e t e d e n , a n n e m i alçaltıp küçük

şüren ve insanlan s ö m ü r e n d i . Öksüzlere tecavüz e d e n ve zayıfların kanıyla b e s l e n e n
bir canavardı. A m a bütün bunların ö t e s i n d e ve en kötüsü, Allah'a yakın olduğu düşünülen ve o n
a ulaşarak bizi kurtarabilecek tek kişi olduğuna inanılan insandı.
Rajaji, büyük o ğ l u m u n hiçbir z a m a n olamayacağı küçük tanrı oldu.
Onu, sık sık, hizmetçilerin oğulları ile birlikte oynarken, ş e y h rolünü üstlendiğini g ö r m ü ş t ü
m . Şimdi oyun g e r ç e ğ e d ö nüşüyordu.
insanlara h ü k m e t m e y e t e n e ğ i n e sahipti. Ayaklanna kapanan insanlara karşı nazik
davransa da, onlann acılannı paylaşm a m a eğilimindeydi, islam öğretisini iyi kavramıştı a m a aynı z
a m a n d a onu arzusuna g ö r e d e ğ i ş t i r m e y e yönelik aile g e l e n e
ği olan y e t e n e ğ i de edinmişti. C h o t e Sain'inin olduğu gibi aptal değildi. Matta ağabeyini bir
başarısızlık örneği olarak kabul e d i y o r d u . C h o t e Sain'in reddettiği yolda ilerliyordu.
index
149
C h o t e Sain gibi m ü b a r e k birinin t e c a v ü z e yeltenmesini bir türlü anlayamayan insanlann
şaşkınlıklan, ilgisizlikle her şeyi kafalarından silene kadar bir süre d e v a m etti. Kısa z a m a n d a o ğ
l u m a ait tüm hatıralar da unutulup gidecekti.
Bana mutluluk ve üzüntü getiren Guppi ve C h o t e Sain artık gitmişti. Torunumun d o ğ u m u n
u kutlamaya ve o ğ l u m u n ö l ü m ü n e ağıt yakmaya g e l e n l e r de sonunda gittiler. Waddi
malkani, o ğ l u m için başsağlığı d i l e m e y e g e l m e d i . Ben de onun oğlu için g i d e m e z d i
m.
Avludaki hava gibi kıpırdamadan oturuyordum.
Ö l ü m ve acı dolu manzara, başka birinin hayatına dönüştü.
Ayaklanmın altında yeşil ç i m e n l e r panldadı.
Başka ülkelerin uzun ağaçlan, g ö k y ü z ü n d e boylu boyunca, p e m b e , b e y a z v e turuncu
ç i ç e k l e r açtılar. Mor üzümlere g e b e dallar eğildi. Kırmızı, yeşil ve mavinin en canlı tonlannı
giyinmiş kadınlar, kalçalannda ghara'lar ve kollannda bebekleriyle, sallanıp dans ettiler.
Kaali başını arkaya savurdu ve boynundaki ziller çıngırdadı.
Toti bir gelin gibi giyindi ve damadıyla birlikte mutluluk içinde dans etti.
A m m a Sain, büyülenmiş gibi o n u dinleyen çocuklara hikây e l e r anlattı.
Guppi'nin kocası, kızımın saçına bir ç i ç e k taktı ve kızım utanıp kızardı.
C h o t e Sain hâlâ kollanmda agu sesleri çıkaran bir bebekti.
Bir d e r e . Bir nehrin sesi. Ayaklarım suda şıpırdıyordu ve her şey sisin içinde dağılıyordu.
Kısık kısık nefes alıyor ve Chandi'nin ağabeyi Ranjha'nın içinde bir sızıya dönüşüyordum.
Aşk, kader ç i z g i m d e k i yerini aldı. Bakışlanm, Ranjha'nın ortaya çıkacağı noktaya kilitlendi.
Ayak seslerini, duyulmalan-nın m ü m k ü n olduğu andan ç o k daha ö n c e duydum. Dünya
ayaklarıma g e l e n e kadar bu ayak seslerini saydım. Ranjha kalb i m d e n içeri süzülüverdi.
Bir an geldi ve gitti.
index
150
G e ç m i ş ve g e l e c e k vardı. Aralarında da karanlık bir uçurum.
Ü z e r i m e kara bir soğukluk çöktü ve soğuk dalgaları arasında, Pir Sain'in ardında dolanıp
durdum.
Sonra kapı kapandı ve onunla o d a d a yalnız kaldım.
"Başka bir erkeği mi düşünüyordun?" diye sordu. Zorlukla nefes alıyordum. Masıl bilmişti? K o r
k u m o kadar belirgindi ki
"Başka erkekleri mi düşünüyorsun?" diye bağırdı. Beni öldüreceğini sandım.
"Benim başka bir kadın istediğim gibi, sen de başka bir erkek mi istiyorsun?" diye kükredi. Başka
bir erkeğin sözünün g e ç m e s i bile b e n d e korku yarattı. K e n d i m i ayaklanna attım ve kutsal o
l d u ğ u n u söylediği t ü m ş e y l e r adına, asla başka birisini d ü ş ü n m e d i ğ i m e dair y e m i n
ettim.
"Konuş. Yalanlannı kabul etmiyorum" diye bağırdı a m a hiçbir c e v a b ı m beni kurtarmıyordu.
İ ç i m d e n , Allah'ın bana yard ı m e t m e s i n i sağlaması için C h o t e S a i n ' e haykınyordum
ÖLDÜREN DALGALAR
B e n i m hayatım böylesine fırtınalı ve hareketliyken, Diya ve Munni'nin hayatlan da o kadar
durağandı. On dört ve on üç yaşlanna geldiklerinde, şehvetli amcalarının diğer iki oğluyla
evlendirildiler. Aynı çılgınlık ve riskleri barındıran başka bir haveli'ye g i t m e vakti g e l d i ğ i n d
e , yine aynı kadınlar ve erkekler e v i m i z e doluştu. Sihirli peri işıklannın asla s o l m a y a n
hatırası titredi ve söndü.
Sonrasında her şey ç o k karanlıktı.
C h o t e Sain ve üç kızım g i d i n c e , birbirlerinin yansıması gibi olan, Rajaji ve babasıyla baş
başa kaldım.
Üç yıl, k o c a m a başka erkekler konusunda k a ç a m a k yanıtlar v e r e r e k geçti.
Bazı g e c e l e r , ona başka erkekleri arzuladığımı s ö y l e m e m için n e r e d e y s e
yalvanyordu. Bazı g e c e l e r ise ç o k sert ve acımasız oluyor, "Başka bir e r k e k istiyorsun. S ö y l
e , y o k s a bir tavuk gibi boynunu kınveririm. Başka bir erkek istiyor musun?"
diye ısrar ediyordu. Aynı soruyu binlerce k e z c e v a p l a d ı m a m a tatmin o l m u y o r d u .
Ö t e yandan k o c a m ı n bu takıntısı, Ranjha ile ilgili bastırdı
ğ ı m tüm hayalleri tutuşturdu. Oysa bu hikâye, o n u en s o n olarak arabasının direksiyonunda g
ö r d ü ğ ü m gün bitmişti. Daha fazlasını hayal e t m e y e çalışarak bu hikâyeyi ilerilere götürd ü m .
K o c a m kemiklerimdeki iliği ve içimdeki hayatı kemirirken bile uçmayı, bir yıldızdan diğerine
atlamayı, s o n s u z a d e k g ö k y ü z ü n d e süzülmeyi d e n e d i m .
index
152
Bir gün "Yeni bir ş e y getirdim" d e d i .
Bana getirdiği her yeni şey bir tür kâbusa dönüşmüştü.
Hepsi kabul e t m e s i imkânsız şeylerdi ve a d a p t e o l m a k için hiç z a m a n yoktu. O d a m
ı z d a , biri diğerinden daha büyük iki karton açıldı. Ç o k şaşırmıştım. İçlerinde bir t e l e v i z y o n
ve v i d e o vardı. Bu h i z m e t ç i l e r için, en az, kadınlann b ö l ü m ü n d e k i bir e r k e ğ i n
varlığı kadar tehlikeliydi. A m a şeyhin kararlan, g e n e kendisinin koyduğu ve kimsenin hiçbir soru
s o r m a d a n ve bir a ç ı k l a m a a l m a d a n kabullendiği k u r a l l a r ı kaldırabilirdi. Pir Sain
banyoya girince, i ç i n d e dünyayı barındıran aletin yanına k o ş t u m v e e m i n o l m a k için her
tarafına d o k u n d u m .
K a b l o l a n ve fişleri alete bağladıktan sonra. Pir Sain kadınlan dışan yolladı ve sandalyesine
yerleşti. Bana yanında y e r e o t u r m a m ı emretti, d ü ğ m e y e bastı ve ekran parladı. G ö z l e r i
m ekrana yapıştı. Bir c a d d e g ö r d ü m . Bir ev vardı. Bir kadın, bir e r k e ğ e kapıyı açtı v e h e m
e n ellerimle g ö z l e r i m i kapattım. K o c a m ellerimi g ö z l e r i m d e n çekti. A d a m
elbiselerini çıkarttı v e çırılçıplak kaldı. Kadın utanmazca şeyler y a p m a y a başladı. Bak a m ı y o r
d u m a m a kafamı da ç e v i r e m i y o r d u m . Utançla yanıyor, kızanyor, kıvranıyordum. Bu arada
k o c a m s a d e c e bana bakıyordu.
H e r sabah aletleri b e y a z bir örtü ile kapatıyordum a m a aklıma kazınan görüntüler bana bütün
gün b o y u n c a " T ö v b e , tövbe" dedirtiyordu.
Diğer üç kıza da bunlan g ö s t e r i n c e , onlar da b e n i m kadar şaşırdılar. Kadınlar ve erkekler,
yabani otlar gibi sarmaş d o l a ş
o l m u ş t u . Şehvet, okyanus dalgalan gibi yükseliyor, alçalıyor, sürünüyor ve titriyor, s o n u n d
a da s ö n ü p geri çekiliyordu.
Kutsal ay R a m a z a n boyunca, film bizi yönetti. S o n u n d a ş e h v e t i dindi v e k o c a m
aletleri kapattı.
Yasak kınlmıştı.
A m a sabah o l d u ğ u n d a hiçbir şey d e ğ i ş m e m i ş t i .
Haveli'nin kapılannın kilidi a ç ı l m a m ı ş ve başımızın üstünd e k i g ö k y ü z ü parçası
büyümemişti. Bu hapishanedeki dört kadının, g e c e l e r i çıplak erkekleri izleyip, sabah olunca da
secc a d e l e r i n e kapanmaları, k o c a m a hiç de tuhaf g e l m i y o r d u . Za-153
manı bir bütün olarak g ö r m e eğiliminde değildi. Kendi hayatını, sanki başka insanların
hayatlanymış gibi yaşıyordu. Tann'nın dünyayla oynadığı gibi, o da hayatındaki çelişkilerle oynuyordu.
Bir gün, "Bizim ç o b a n ı Yathimri'ye eş olarak düşünüyorum.
Ne dersin?" diye sordu. Ne s ö y l e y e c e ğ i m i b i l e m e d i m . Dai bana Uthni geleneğini
anlatmıştı. G e l e n e ğ e g ö r e , şeyhin dişi bir d e v e s i , k ö y d e dilediği gibi d o l a ş m a k
üzere serbest bırakılıyordu. S o n u n d a d e v e , bir evin ö n ü n d e oturunca, o evin h e n ü z e v l e
n m e m i ş g e n ç kızı gelin gibi giydirilerek ş e y h e sunuluyordu. Çiçeği koparılan kız daha sonra,
yaşadığı s ü r e c e başka bir e r k e k tarafından d o k u n u l m a m a k üzere, e v i n e geri
gönderiliyordu. Şeyh için helâl olan, başkaları için haramdı.
Pir Sain "Yathimri b e n i m yanımda kalıp yaşlı bir hizmetkâra d ö n ü ş e m e z . Ona bir k o c a
bulmak, b e n i m Allah'a karşı so-rumlulugumdur" diye mırıldandı. K o c a m "Bu oğlan iktidarsız
olduğu için, ilk karısı buradan g e ç e n bir yolcuyla kaçtı" deyinc e , bu evliliği istemesinin nedeni
belli oldu. A m a yine de endişeleri vardı. "Yathimri de bir yolcuyla kaçabilir. Bu riski alam a m . O e
v l e n e m e z " d e d i ve bu konu birkaç gün için kapandı. A m a s a d e c e bir süre sonra y e n i d e
n açılmak üzere...
Bazen kızı sorguluyordu a m a kız kaderiyle ilgili bir s e ç i m y a p m a y a cesaret e d e m i y o r
d u . Sonunda, aylar süren bir kararsızlıktan sonra, Yathimri'nin H a v e l i ' d e kalması şartıyla,
çobanın kansı olmasına izin v e r m e y e karar verdi. K o c a m ı n bu güvensizliği, bana keskin bir
bıçak gibi saplandı. Oğlumun ölüm ü n e n e d e n olan bu kıza olan bağlılığının boyutunu hiç fark e t
m e m i ş t i m . Üç kızla ilişkisinin, bir şekilde bana bağlı olduğunu düşünmüştüm. Tıpkı A m m a
Sain'in söylediği gibi, k o c a m için v a z g e ç i l m e z o l m u ş t u m . A m a s a d e c e bir suç
ortağı olarak... C h o t e Sain'in ö l ü m ü n d e n sonra kendini t a m a m e n sessizliğe adadığı için. A
m m a Sain'den, bana tavsiyede bulunmasını da i s t e y e m e z d i m .
K o c a m , kıza altın m ü c e v h e r l e r , giysiler, yatak takımı ve tüm gerekli mutfak takımlannı
verdi. Bir yatak ve koltuk takımı da yakındaki müştemilattaki bir odaya taşındı. Haveli'nin dışında
insanlar, oğlunun tecavüz ettiği yetim bir kıza gösterdiği ilgiden dolayı Pir Sain'i takdir ediyorlardı.
İçeride ise, herkes kıza imreniyordu.
index
154
Pir Sain, s o n g e c e y e kadar durmadan inleyip sızlandı.
Düğün g ü n ü n d e hiç kimsenin s e v i n m e s i n e de izin yoktu.
K o c a m , i ç i n d e bulunduğu ruh hali ile, yapılan her şeyi kınar durumdaydı. Pir Sain kızı bütün
sabah odasında kilitli tuttu.
Bu arada kadınlar, vücutları d i m d i k ve gözlerini dört a ç m ı ş vaziyette, bir şeyler g ö r m e k
için fırsat kollayarak, a ç ı k g ö z kediler gibi ortalıkta dolandılar. S o n u n d a kızın bu ö n e m l i
olay için hazırlanmasını emretti.
Korku içindeki gelin, s o n u n d a giyinmiş olarak o d a s ı n d a n çıktı. K o c a m ı n yatağının
ayak ucunda oturan, parlak kırmızı elbiseli kızın başına her ş e y gelebilirdi. Pir Sain o n a baktı, ayak
parmaklannı oynattı, elleriyle sakalını sıvazladı, k o c a g ö beğini o k ş a d ı ve derin derin n e f e s
alıp verdi. Bütün bir saat sessizlik i ç i n d e geçti. Birdenbire "Dışan, dışarı'" diye bağırarak y e r i n d
e n fırladı ve bizi yanından k o v d u . Kapıya doğru koştuk.
Kapı kapanınca rahat bir n e f e s aldık.
D a m a t avluda belirince, tıpkı Pir Sain'in buyurduğu gibi marasanlar şarkı s ö y l e m e y e
başladılar. Damadın ailesi korkm u ş görünüyordu. Dulun kızlan ise ç o k neşeliydi. G e l e c e k l e ri
parlak görünüyordu. C h e e l , her zamanki gibi, kollannı göğs ü n d e kavuşturmuş, ayakta duruyordu.
Kafam kanşmıştı. G e lini mi y o k s a başka bir kadını mı g ö n d e r i y o r d u m , t a m farkında d
e ğ i l d i m . Yathimri ayaklanmı elleyip uzaklaşınca, onun için k a l b i m yumuşadı. A m a C h o t e
Sain'i hatırlayınca, tekrar katılaştı.
O g e c e , Pir Sain, kıza neler o l a b i l e c e ğ i n d e n başka hiçbir ş e y k o n u ş m a d ı . Onu
avutmak için, kızın kocasının iktidarsızlığını hatırlatmaya kalkışınca, n e r e d e y s e yüzümü
parçalıyordu. Bağırarak "Ondan kurtulduğun için mutlu musun? Zaferind e n dolayı mutlu musun?" d
e d i . Ve gizli kalmış bütün öfkesini b e n d e n çıkarttı. Sonra birdenbire tekrar Yathimri'ye olabil e c
e k l e r için e n d i ş e l e n m e y e başladı. Allah'a şükür, kız gün d o ğ u m u n d a geri d ö n d ü . K
o c a m , kocasının Haveli'nin kapısında b e k l e m e s i n i , Yathimri'nin de içeri girmesini buyurdu.
Aynadaki g ö r ü n t ü m e baktım.
index
155
Beni hiçbir şeyle b e s l e m e d e n harcamıştı. G ö z l e r i m , içeri kaçmış, durgun bir bataklığa
benziyordu. A ğ z ı m kelimelerini kaybetmişti. Vücudum hissiz gibiydi. Çöplükten t o p l a n m ı ş bir
e n k a z a benziyordu. Etim k e m i k l e r i m d e n , d e r i m e t i m d e n sıynlıyor gibiydi. Ve k o c
a m e b e d i gençlik istiyordu. Aynada ise, g e n ç l i ğ i m hızla uzaklaşıyordu.
Bu kadın ben miydim?
O kimdi?
Ben k i m d i m ?
Aşksızlık beni hasta etmişti. K o c a m ı s e v m e y i hayal bile e d e m i y o r d u m . O bana h ü
k m e d e n d i . Ve b e n , s e v m e y i ve aynı z a m a n d a da onun uşağı olmayı b e c e r e m i y o r
d u m . Zaten beni, bırakın kadın olarak, bir insan olarak bile g ö r m e m i ş t i . Hiçbir n e d e n l e
bana karşı yumuşamamıştı. Onu işte bu kadar az heyecanlandırmıştım. Asla Yathimri'nin yaptığı gibi,
kalbine girem e m i ş t i m .
Dikkatimi zorla aynadaki g ö r ü n t ü m d e n kopardılar. Kadınların "Sakhi baba'nın evi yanıyor.
Herkes ö l d ü . Yangın! Yangın!
Bütün aile yanıyor" diye bağırdığını d u y d u m .
E n g e l l e n e m e z olan s o n u n d a olmuştu. Yangının n e d e n v e nasıl çıktığını anlamak
için dışan koştum.
A m a dışandan Haveli'ye g e l e n bilgiler, bütün gün boyunca ağızdan agıza dolaşarak değişti ve
abartıldı. Ö n c e bütün aile üyelerinin evin içinde kısılıp kaldıklannı d u y d u m . Sonra da e v d e
kimse olmadığını v e herkesi g ü v e n d e olduğunu duyd u m . Evin, mutfakta alev alan bir s o b a
yüzünden yandığı duyuldu. Sonra bu hikâye, evin, Sakhi baba'nın hukkah'ından bir cin gibi sıçrayan
korkunç bir a l e v l e tutuşmuş olduğu şeklinde değişti. Birisi, bir görgü tanığının, herkesi küle
döndüğünü g ö r d ü ğ ü haberini getirdi. A m a başka bir kadın, köylülerin, ç e ş m e d e n taşınan
suyla yangını söndürerek, bütün aileyi kurtardıklannı söyledi. Bir Malshan, en doğru haberi getirdiğini
iddia etti ve "Sakhi baba işte, kansı dua ediyor, oğulları da oyun oynuyor" dedi.
Her kadın, bu trajediye kendi sözlerini katıyordu. Hepsi bag ı n y o r ve "Bu Allah'ın laneti. Sakhi
baba'nın dergâhı reddet-156
m e s i cezalandırılıyor" diyorlardı. Kadınlar, sanki Babaji'nin öfkesinin, kutsal insanları
kirletenlere yöneldiğini kesin olarak biliyorlarmış gibi, kulaklarını kapatıp, kafalarını sallıyorlardı.
Dai, bu durumu en azından b e n i m için açıklığa kavuşturan bir g ö z l e m d e bulundu ve
"Dergâhın etrafında yaşayan herkes o n a saygılı davranmak zorundadır. Me z a m a n birisi bu kuralı b
o z s a , e n i n d e s o n u n d a başına bir felaket gelir. Eger dergâhın g ü c ü n e küfreden sıradan
insanlar cezalandırılmazsa, dergâh da kalmaz" dedi.
Aynı günahı işlerken yakalanmaktan ç e k i n e r e k kelimelerimi dikkatle seçtim ve Dai'ye "Ama
d i n i m i z e küfretmek, imanı, P e y g a m b e r i , halifeleri ve Allah'ı kötüleyip l e k e l e m e k l e
olur; insanları değil" d e d i m .
K o c a m ı n yaşlı dadısı "Allah'ın elçilerine de s ö z söylenem e z " d e r k e n b e n i m kadar
ihtiyatlıydı.
Mihayet söylentiler s o n buldu ve g e r ç e k l e r ortaya çıktı.
Sakhi baba'nın k ö m ü r haline g e l m i ş vücudu, a n c a k metal g ö z l ü k ç e r ç e v e l e r i s
a y e s i n d e tanınabildi. Ç o k kötü yanmış
o l a n Sakhi bibi ise hastaneye kaldırıldı. Ç o c u k da babasının yanına g ö m ü l d ü . Ailenin d i
ğ e r yedi üyesi de aynı mezarlığa d e f n e d i l d i .
G ö z l e r i m yaşlarla d o l d u . C h e e l ' i g ö r d ü m v e "Atalan, onun b ö y l e bir günahkâra
hiç s e s çıkartmadan itaat e d i y o r olmasında dolayı m e z a r l a n n d a ters d ö n ü y o r olmalılar"
diye düşünd ü m v e o n u n tehlikeli bakışlanndan uzaklaştım.
Sakhi bibi, bütün sevdiklerini kaybetmiş a m a sanki, hayatının geri kalan b ö l ü m ü n ü , Allah'ın
v e r m i ş o l d u ğ u bu vahşi d e r s l e ilgili hikâyeleri d i n l e y e r e k g e ç i r m e k için hayatta
kalmıştı. Kutsal sayılan kişilere kuşkuyla bakanlar artık susturulmuştu. D e r g â h a karşı o l a n
düşünceler, insanlann kalplerinde ve kafalannda sıkışıp kalmıştı. Verilen dersin etkisi tam olmuştu.
A m a , hayatın sürekli acılanna r a g m e n y a ş a m d e v a m etti ve hayallerin hiçbir a n l a m
taşımadığı bir dünyada, kâbusun tam ortasında, bir hayal g e r ç e ğ e dönüştü. Yabancı bir ülkeden
misafir g e l e c e ğ i duyuruldu. Avluyu t o p l a m a m ı z söylendi. Odalardan sandalyeler çıkanldı ve
y e m e k l e r baharat kullanılmaksı-157
zın pişirildi. Bana uygunsuz görünse bile, heyecanımı yatıştırmak, Sakhi baba'nın acı sonundan ve
Yathimri'ye karşı duyd u ğ u m kıskançlıktan başka şeyler d ü ş ü n m e k için, gün ortasında işlemeli
elbiseler ve panltılı ayakkabılar giyindim.
Bekleyiş içinde g ö z l e r i m tuğla duvara takıldı.
Gori, esir kadınlarla dolu avluya girdi.
Uçakla okyanusun ö t e s i n d e n , gökyüzünün özgürlüğünden g e ç e r e k g e l m i ş olmalı, diye
düşündüm. Bize ulaşmak için, ç ö l boyunca arabayla yol almıştı, n e r e d e yaşıyordu? Eger evliyse,
kocası nasıl onun b ö y l e dolaşmasına izin veriyordu, babası nasıl m ü s a a d e ediyordu; m e r a k e
diyordum.
Chaddar'ını çıkannca, çıplak bacaklanna hayretle bakan gözlerin huzurunda, n e r e d e y s e
çınlçıplak kaldı.
C h e e l , şaşkınlıkla aptallaşmış, baka kalmıştı.
Ben bile, t e l e v i z y o n ekranında defalarca b ö y l e çıplak bacaklar g ö r m ü ş o l m a m a r a
g m e n , hayretle bakıyordum. Birbirim i z e gülümsedik v e e l sıkıştık. Yarım yamalak ö ğ r e n d i
ğ i m v e çoktan unuttuğum bir d i l d e konuşunca, c e v a p olarak kafamı salladım.
Gori'nin açık renk teninin ç o k narin olduğunu g ö r d ü m . Muhakkak ki, yazın kavurucu
sıcağında çatlayacaktı. T e n i , hafif kışlan bile zor atlatacak gibiydi. Buranın keskin rüzgârlannda
kavrulacaktı. Bir erkeğin zehrini tatmışa b e n z e m i y o r d u . Pir Sain'in içindeki zehir onu ö l ü m e
götürecekti.
Yaşadığı rahat hayat o n u zayıf bırakmıştı.
Benim yaşadığım zorlu dünya ise beni kuvvetli kılmıştı.
Burada hiç kimsenin eğitimi olup olmadığını sorunca, Amma Sain'in b i l g e c e sözlerini
hatırladım ve tekrar ettim "aessi p e r h e hoi nai, pur aessi karhey hoi han." T e r c ü m a n
söylediklerimi o n a çevirdi, "Eğitimimiz o l m a s a da ç o k d e n e y i m i m i z var, diyor."
Gori, b e n i m ç o k akıllı o l d u ğ u m u düşünüyordu.
Bense onun da akıllı olup olmadığını bilmek istiyordum.
Bütün hareketlerini izleyip söylediği her kelimeyi takip ederek, sonunda onun g a z e t e c i
olduğunu anladım.
index
158
A m a Pir Sain'in kadınlan hakkında y a z m a m a y a y e m i n ettim" d i y e açıkladı. "Pir Sain s
a d e c e erkekler hakkında yazmama izin verdi." Bu beni ona, dergâh kavramından ne anladığını s o r
m a y a yöneltti. Engin tecrübelerinin, onu, gerçekleri ne kadar ç a b u k kavrayan biri haline
getirdiğini bilmek istiyordum.
G o r i ' n i n yüzü ışıldadı. "İnsanlar kocanızı seviyorlar. Bunu, k o c a n ı z ı gördükleri z a m a n
gözlerinin ışıldayışından anlıyorum" d e d i . Tüylerim ürperdi. Y e t e r i n c e d e r i n e bakmıyordu.
"Ona ç o k bağlılar" d e d i ve ben, s o n s u z sadakatin ardında d a i m a a c ı m a s ı z bir z o r l
a m a olduğunu fark etmediğini anlad ı m . G ö z l e r i m i z d e k i korkuyu g ö r e m i y o r muydu?
"Kocan bu kadar güçlü o l m a s ı n a r a g m e n ç o k alçakgönüllü.
O n u tanımak büyük ş e r e f d e d i . "Başka?" diye s o r d u m ve koc a m ı ö v m e k için başka
k e l i m e l e r sıraladı. "Yüzünde saflık ve t e m i z l i k var. Ç o k sakin ve huzurlu. Mucizeler
yaratıyor. Bunu, y a r d ı m c ı olduğu p e k ç o k kişiden duydum" d e d i .
Aptal, diye düşündüm.
O bir İngiliz'di sonuçta. Ataları, akıllıca davranıp Müslümanları mezarlara tapınan insanlar haline
getirmiş ve sonra da s a h n e d e n çekilmişlerdi. Bunu bilmiyor m u y d u ? O n a T o -
ti'nin hikâyesini anlatmak istedim a m a cesaret e d e m e d i m .
Anlatacak ç o k şeyim o l m a s ı n a r a g m e n sessiz kalmak zorunda o l m a m ı n yarattığı
hayal kınkhgıyla, moralim iyice bozuldu. Kuru bir yaprak gibi büzüldüm, Sakhi baba'ya ağlamak ve
Yathimri'ye karşı duyduğum kıskançlıkla y a n m a k üzere sandalyem e ç ö k t ü m .
Buradan ayrılışı, b e n d e n başka herkes için p e k ö n e m taşım a d ı . T ü m dünya aptaldı v e
Gori d e onları temsil ediyordu.
Bütün u ç m a isteğimi öldürmüştü. Dış dünyayla olan hayat ba
ğ ı m ı koparmıştı.
K a f a m "Gidecek hiçbir yerin, g ö r e c e k v e d ü ş l e y e c e k hiçbir şeyin olmaksızın sonsuza
kadar burada kalacaksın" diye ugul-duyordu. Dışarıdaki dünyayla ilgili hayallerimi k a y b e t m e
korkusuyla, ayaklarımın arasında koşuşturan tavuklardan kaçınd ı ğ ı m gibi, dış dünyayı d ü ş ü n m e
k t e n de kaçındım.
index
159
Y e n i d e n içerideki şeylere y ö n e l m e l i y d i m , a m a içerideki her ş e y beni sıkıyordu.
Ayın göründüğü ve güneşin battığı zamanı tamı tamına biliyordum. Mevsimler, avludaki asi ağaçla,
yirmi b e ş yıldır aynı renk oyunlarını sürdürüyordu. Kafamın üzerindeki gökyüzü parçasına, aynı anda
kaç bulut sığdığını sayabiliyordum. Avludaki ağacın çoğalıp binlerce ağaca dönüşmesini, gökyüzünün
genişleyip başka manzaralar sunmasını ve uzaklara u ç a b i l m e m için vücudumda kanatlanmın
çıkmasını hayal etmiştim h e p .
A m a artık istemiyordum.
B a z e n aklımı kaçırdığımı hissediyordum. A m a bu s a d e c e daha da kötü şeyler h i s s e t m e
d i ğ i m d ö n e m l e r d e oluyordu. Hayatımda, e g e r k o c a m ı n yarattığı d e h ş e t ara verirse,
kafamın yarattığı d e h ş e t hüküm sürüyordu. B a b a m h e p aklımızın ç o k duyarlı olduğunu
söylerdi. Çılgın bir halde, başım sürekli agnlar içinde, kafamı t o p l a m a k için chunni'mi sıkıca
başıma do-luyordum. Kafamın içindeyse, z a m a n ve yer kavramlarının olmadığı ve öykülerin uzayıp
gittiği bir dünyada, k e n d i m i dinley e b i l m e m için hasta yatağında o l m a m gerekiyordu. Bazen
kendimi, inleyip sürüklenerek, hiçbir şeyin anlam taşımadığı korkunç bir y e r e doğru ilerliyor gibi
hissediyordum. Artık hiçbir ş e y l e baş e d e m e z olmuştum.
Gori'nin yıktığı hayalimdeki dünyaya bir alternatif bulamad ı ğ ı m için, içimdeki boşluğu nikotinle
doldurmayı d e n e d i m .
İlk dayağımı, h e d i y e olarak g e l e n bir kül tablası yüzünden yediğimi hatırladım ve yıllar
sonra bile, n e d e n bunun için dayak y e d i ğ i m i anlayamadım. Ailedeki h e m e n her kadın sigara
içiyordu. Tütünü kâğıda sararak kendi birri'lerini yapan hizmet
çiler sayesinde sigara bulmak ç o k kolaydı. Artık bunlar vücud u m u n bir parçası olmuşlardı.
Sutyenime sıkıştırdığım bir çakmak, küçük bir kutu tütün ile kendi sigaramı yapar hale g e l m i ş t i m .
A m a bir süre sonra bunlar da beni içine gömüldü
ğ ü m hiçlik duygusundan kurtarmaya y e t m e m e y e başladı.
Umutsuzca, beni çıldırmaktan kurtaracak bir şey bulmak umuduyla, Haveli'ye ilk a d ı m attığım g
ü n d e n bu yana, kollannı g ö ğ s ü n d e kavuşturmuş halde, s e s s i z c e ayakta dikilen Cheel'in
etrafında d o l a n m a y a başladım. İlk g ü n d e n beri, yıllar bo-160
yunca, hiçbir şey s ö y l e m e m i ş ve farklı hiçbir şey yapmamıştı.
Sanki s a d e c e bizi izleyip hatalarımızı ş e y h e bildirmek için yaratılmıştı.
Ona bunun nedenini s o r m a k istiyordum.
Onun hikâyesini d i n l e m e k , ağzından bir k e l i m e duymak, sesinin nasıl olduğunu b i l m e
k istiyordum.
Ailesinin y e m i n i n e n e d e n ihanet ettiğini b i l m e k istiyordum.
Onun hakkında bilgi e d i n m e y e yönelik tüm çabalarım b o ş a çıkınca, D a i ' d e n , bana
onunla ilgili bir şeyler anlatmasını isted i m . A m a o da, bana yeni hiçbir şey s ö y l e m e d i .
Dai "Cheel, o t u z yıl ö n c e , ailesinin dergâha bağlılık y e m i n i e d e n ilk üyesiydi" d e d i .
"Pir Sain, bu yüzden o n a güveniyor.
Onun buradaki varlığı, gaddi nashin'in gerçekliğinin ve güvenilirliğinin kanıtı. A m a C h e e l ne
o n u buraya y ö n e l t e n s e b e b i anlatmıştır ne de bir ziyaretçisi gelmiştir. O, içinden s a d e c e
Pir Sain'in bir şeyler ç e k i p çıkartabildiği, derin bir kuyudur" diy e d e v a m etti.
K a f a m hâlâ karışıktı. D a i ' y e " N e d e n böyle yaşıyor? Bir arkadaşı y o k m u ? Hiç e v l e
n m e d i mi?" diye sorunca bana güldü ve
"Onu bir erkeğin kollarında oynaşırken düşünebiliyor musun?"
diye sordu. Bunu hayal bile e d e m i y o r d u m . C h e e l ' e d u y d u ğ u m ilgi arttı. O n u
dergâha bağlılık karan almaya y ö n l e n d i r e n , buradakilerin bildiğinden fazla ş e y l e r olmalıydı.
A m a ç e v r e s i n e ördüğü d e m i r duvar ö y l e s i n e kalındı ki m e r a k ı m d e v a m etti.
A c i l e n ilgimi y ö n l e n d i r e c e k bir şeyler bulma arayışı içinde, y e n i d e n A m m a Sain'i
konuşturmaya çalıştım. C h o t e Sain'in ö l ü m ü y l e d o n u p kalan hayatının sırlarını bilmek
istiyordum.
A m a A m m a Sain d e C h e e l d e dilsiz gibiydi.
Yeni bir hikâye d i n l e m e k umuduyla, ağacın altında toplanıp yardım d i l e n e n kadınlara
tavizler y a z m a k için A m m a Sain'in y e r i n e g e ç e n , Pir Sain'in en büyük ablasına y ö n e l d
im.
A m a o hiç e v l e n m e m i ş t i . Hayatı burada başlamıştı ve aynı noktada da bitecekti. Anlatacak
bir şeyi yoktu. Bu kez, yıllardır buraya g e l e n kadınların yüzlerine baktım. Kadınlar değişiyordu a m
a anlatılan h e p aynı hikâyeler, h e p aynı dertlerdi.
Hiçbir ş e y d e ğ i ş m e m i ş t i .
index
161
Burada yeni bir şey bulmak imkânsız gibi görünüyordu.
Derken birdenbire dul kadını hatırladım. Onun hikâyesini dinl e m e m i ş t i m .
Allah'a şükür ki bir hikâyesi vardı.
Ayak ucuma oturup "Babam tren istasyonunda işçiydi" diye anlatmaya başladı. "Beni dört bin rupi
için bir b a d m a a s h ' a sattığında on iki yaşındaydım. A d a m beni dag başında bir e v e kapattı ve
parasını v e r e n h e r k e s e sattı. Parası o l m a y a n a da mal karşılığında veriyordu."
Hikâyesi herkesinkiyle bir benzerlik taşıyordu a m a g e n e de farklıydı. Sonunda bir şey ilgimi
çekmişti. Sorunlu b e y n i m G o -
ri'yi düşünmekten uzaklaştı ve ona anlatmasını e m r e t t i ğ i m hikâyesinin korkunç hatıralannı
yatıştırsın diye elini kalbine bastınp konuşan dul kadına yöneldi.
"Sonra vahşi bir ayıya b e n z e y e n R e e c h adında bir a d a m a satıldım. Beni bütün k ö y e b
e d a v a y a p e ş k e ş çekti. S o n u n d a R e e c h ' i n borçlu olduğu bir a d a m beni aldı ve bir
daha da ger i v e r m e d i . "
Dul kadın ağlıyordu a m a acı ç e k m i y o r d u . Ç e k i l e c e k acıların hepsini fazlasıyla
çekmişti zaten. Aynı acı, aynı yoğunluğu yıllarca koruyamaz ki... Z a m a n iyileştiricidir. Başka acılar,
eski acılann yerini alır. Belki de ö n ü n e g e ç e r , diye düşündüm.
"Bu a d a m beni bütün gün tarlada, g e c e de yatakta çalıştırdı. Bir gün beni, bir hukkah için
başka bir a d a m a sattı. Böylece d e ğ e r i m tezekten farksız oldu." Ona b ö y l e s i n e e z i y e t
edenlerin elinden nasıl kurtulduğunu ö ğ r e n m e k istiyordum. Doğduğu g ü n d e n beri onu
lanetleyen kötü ruhlara beddualar e d e rek anlatmaya d e v a m etti. "Artık ç o k umutsuzdum bibiji.
Efend i m sırtıma dört bavul yükledi ve başka bir k ö y e g i t m e k üzere onu takip e t m e m i
söyledi. Bir d e r e kenanndan g e ç e r k e n kendimi sulara attım ve n e f e s bile almaksızın kaçtım.
Terk e d i l m i ş bir dergâha varana kadar da hiç durmadım."
Hikâyenin sonuna geldiğini sanarak "Bizim dergâh mı?" ded i m hayal kınklıgıyla.
Allah'a şükür "Hayır. Başka bir köydeki terk edilmiş bir dergâh" dedi.
Kâfir / F:ll
index
162
Hikâyesinin hiç b i t m e m e s i n i umarak d e v a m etmesini söyl e d i m . "Aylarca dilenciler
arasında g i z l e n d i m . Onlann artıklan-nı y e d i m ve onlarla sokakta yattım. Bir gün bir kadın,
oğlu için bir gelin versin d i y e dergâha dua e t m e y e geldi ve bir m u c i z e oldu. Kadın gelin
olarak beni seçti."
"Kocan nasıldı? Düğününde ne giydin? Kimler geldi?" diye s o r d u m . Her detayı ö ğ r e n m e k
istiyordum. Bana güldü ve "Kadının Allah tarafından beni kurtarmak için gönderildiğini sanmıştım
ama..." Başını kaldırıp derin bir nefes aldı ve beni şaşkınlığa sürükleyerek "damat falan yoktu" dedi.
"Damat y o k muydu?" diye s o r d u m . Kafasını iki yana salladı ve "Hayır bibiji, s a d e c e o
kadın vardı. Y e m e k pişirdiğim, temizlik yaptığım ve bu d a e n için yıkandığım zamanlarda beni
zincirle bağlıyor ve s a d e c e yabancı erkeklerin koynuna sokm a k için ç ö z ü y o r d u . R a h m i
m e hangisinin tohumlannı bıraktı
ğını bile b i l e m e d i m " d e d i .
Şaşkın bir h a l d e "Hiç e v l e n m e d i y s e n niye dul olduğunu söylüyordun?" d i y e s o r d u
m . Acıklı bir gülümseyişle "Saygın olduğu için" d e d i .
A n n e m için değil, diye düşündüm. Yalan s ö y l e m e s i n i bekleyerek, "Kaç tane e r k e k l e
oldun?" diye s o r d u m . Ona baktım ve dürüstçe konuştuğunu fark ettim. "Belki bir köy halkı kadar ç
o k bibiji" d e d i . D o n u p kalmıştım.
Dul kadın korkunç hikâyesine d e v a m etti. "Çiğnenip atılmış
ş e k e r kamışı g i b i y d i m . D a e n beni e v d e n atmaya çalıştı a m a b ü y ü m e k t e olan
iki kızımla g i d e b i l e c e ğ i m hiçbir yer yoktu.
Ü z e r i m e bir t e n e k e g a z d ö k ü y o r d u ki itişme sırasında g a z o n u n ü z e r i n e
döküldü. Kibrit çaktım v e o n u yaktım. A l e v l e r içindeydi ve artık özgürdüm."
Bir an için rahat bir nefes aldım. A m a dul kadın "Fakat kad e r i m bu değildi bibiji. Kollarımda
iki kızımla polisten saklan ı y o r d u m ki, tekrar R e e c h ' e rastladım" d e d i . A m a n Allah'ım
diye d ü ş ü n d ü m .
A m a dul kadının hikâyesi y a n d a kesildi.
Başka bir hikâye başlamıştı.
index
163
Rajaji, Maharani'ye âşık olmuştu. Pir Sain bu evliliğe nza g ö s t e r m e y i n c e , Rajaji bunun
nedenini ö ğ r e n m e k istedi. Maharani hiç kimseyle e v l e n e m e z miydi? Bunun cevabını ö ğ r e
n e n e kadar v a z g e ç m e y e c e k t i .
Gori hakkındaki düşüncelerim, dul kadın, C h e e l , Sakhi baba'nın evindeki yangın ve Pir Sain'in
kalabalık yatağı... Hepsi kafamda bir tarafa itildi. Rajaji dışındaki her şey b e n i m için ö n e m i n i
yitirdi. Rajaji a c e l e y l e beni b o ş bir o d a y a iteledi.
O t u r m a m ı istedi ve kapıyı kilitledi.
Endişe içindeydi. "Niye kapıyı kilitledin? Baban b ö y l e gizlice g ö r ü ş m e m i z i anlayışla
karşılamaz" d e d i m . A m a beni zorla oturttu ve "Babamın, Maharani ile Maharaja'nm e v l e n m e
s i n e n e d e n izin vermediğini biliyor musun?" diye sordu. Kafamı hayır d e r c e s i n e salladım.
"Sana yakında söylerim" d e d i . Pir Sain'in ailesiyle, b e n i m farkında o l d u ğ u m d a n daha fazla
sorunu vardı, rie olursa olsun, o ğ l u m u babasının g a z a b ı n d a n koruması için Allah'a dua ettim.
Rajaji'nin bu hevesi, bir saplantı halini almıştı.
K o c a m deli gibi söyleniyor ve kükrüyordu. "Bu a i l e d e babasının aldığı bir karan sorgulayan
ilk erkek ç o c u k o. Bir günahkâr kafasını kaldırdı. B e n i m varisim o l m a k için uygun biri de
ğil" diyordu. Büyük o ğ l u m a yaptıklannı, küçük o ğ l u m a da yapm a m a s ı için k o c a m ı
uyarmak istedim. Ona, babasının onu zorla vazgeçirdigi küçük k ö p e k yavrulannı hatırlatmak isted i
m . Ona, burada birilerinin mutlu olmasına izin v e r m e s i n i s ö y l e m e k de istedim. Ama ağzımı
açmaya bile cesaret e d e m e d i m .
O g e c e o d a d a n dışarı atılmıştım ve verandada titriyordum.
Bir saat geçmişti. İki buçuk yıldır başımda d ö n ü p duran tehlikeyi nasıl atlatacağımı b i l e m i y
o r d u m . Aynı eski konu ve başka erkeklerle yatmamı isteyen aynı sapık arzu...
Başlangıçta, k o c a m ı n , b e n i m zina yapıp y a p m a d ı ğ ı m ı kontrol ettiğini düşünüp onun
g e r ç e k niyetinden ş ü p h e e t m i ş ve isteğini kabul e t m e y e kalkışmamıştım. A m a artık o n
u reddetm e y e cesaret e d e m i y o r d u m . Her iki davranışım da riskliydi.
Bazen o n a "Allah beni a f f e t m e y e c e k sain" diyordum. A m a o n a
"hayır" d e m e m , asla m ü m k ü n değildi. Bu aklımın ucundan bile g e ç m e m i ş t i .
index
164
K o c a m muvafakatimi istiyordu.
Allah ise r e d d e t m e m i e m r e d i y o r d u .
Rajaji'nin ise dualarıma ihtiyacı vardı.
Pir Sain ve Allah, zıt kutuplar gibiydi.
Beni tekrar yanına çağırana kadar bir saat daha geçti. Ondan ö l ü m d e n korkar gibi korkarak,
Allah'a beni affetmesi için yalvararak ve en azından beni, o ğ l u m u korumayarak cezalandırmamasını
dileyerek k o c a m a "Sain, senin emrettiğin gibi davranacağım" d e d i m .
Şaşırmasını bekliyordum. A m a kılı bile kıpırdamadı.
O n u n yanında yatarken g e l e c e ğ i m i düşündüm. Nasıl erkekler g e t i r e c e k t i ? Yıllardır
yaptıklan bu sorunun yanıtını veriyordu. G e n ç olacaklarını biliyordum. Daima genç... Siyah burqa-
lann altında gizlenerek, arka kapıdan getirilip b a n y o d a n geçir i l e r e k o d a m a sokulacaklardı.
K o c a m ı n canının sıkıldığı günler nihayet sona ermişti. Dış
dünya hakkında paramparça o l m u ş hayallerimle yüzleşmekten korkarken, şimdi aniden, içinde
yaşadığım küçücük kare dünyada o l a b i l e c e k l e r d e n korkmaya başlamıştım. Rajaji'nin inadı da
korkulanmı artınyordu.
G e c e yaşananlar k o c a m ı n sabahki davranışlannı hiç etkilem i y o r d u . Sabah kalktığında
terliklerini ıslak bulunca "Bunu nasıl fark e t m e d i n ? " diye sordu. V e r e c e ğ i m hiçbir c e v a p
o n u tatmin e d e m e z d i . B u hatam y ü z ü n d e n ö d e m e m g e r e k e n bedelin korkusuyla,
bir süre için, k o c a m ı n getireceği yabancı erk e k l e r e karşı duyduğum korkuyu unuttum.
O gün ö ğ l e d e n sonra Pir Sain, sinirden çıldırmış bir halde geri geldi. K o n u g e n e
Rajaji'ydi. "Eger bana, beyinsiz e ş e k l e r d o ğ u r a c a ğ ı n a daha ç o k e r k e k evlat v e r m i ş
olsaydın, o n u kesinlikle dergâhtan k o v a r d ı m . A m a şimdi k i m e karşı geldiğini anlaması
gerekiyor" dedi.
C h o t e Sain g ö z l e r i m d e canlandı. K o c a m ı n karşı olduğu birini d e s t e k l e m e m e
asla izin verilmediğini unuttum ve "Onunla konuşurum sain. O n a bu evliliği i s t e m e d i ğ i n e dair
y e m i n ettiririm. Lütfen onu bu seferlik affet sain" d e d i m . Bana, sanki 165
o n a kırbaçla vurmuşum gibi baktı. Sesi titredi ve "Oğlum üzerinde b e n d e n ç o k kontrolün
olduğunu mu iddia ediyorsun?
Bunu itiraf mı ediyorsun?" d e d i . Saçlanmı sıkıca tuttu, başımı arkaya doğru çekti ve g ö z l e r i
m i n içine bakarak "Rajaji'den uzak dur ya da onun c e n a z e s i n e hazırlan. Senin onunla görüşm e
n i yasaklıyorum" dedi.
Bu yeni kriz bana, beni b e k l e y e n g e c e y i unutturdu.
A m a ani bir şimşek gibi çaktığında, her şeyi hatırladım.
Pir Sain b e n i m yatak odasına g i t m e m i emretti ve C h e e l ile b e r a b e r arka kapıya gitti.
Yatağın kenanndaki s e h p a d a duran ve bir g a z e t e d e n kesilm i ş h a b e r e g ö z ü m
takıldı. Qori suratında aptal bir ifadeyle bana sıntıyordu. Pir Sain kameradan kurtulmayı başarmıştı.
Başlıkta:
YAŞAYAN BİR AZİZ. ÇARESİZLER İÇİN UMUT.
FAKİR VE EZİLMİŞLER İÇİN BİR SIĞINAK,
yazıyordu.
İ ğ r e n d i m ve kâğıdı ters ç e v i r d i m .
Ölürcesine korkarak, bir parça güvenlik için k e n d i m i yata
ğ a attım... A m a orada g ü v e n d e m i y d i m yoksa t e h l i k e d e mi?
Yorganı kafama çekip gözlerimi kapattım ve ö l m e y e yattım.
DÎÛER ERKEKLER
Bir yabancının varlığını hissettim.
Yabancı bir el, baldırlanma doğru ilerliyordu. Bir çığlık attım ve yorgana sanldım. A m a Pir Sain
yorganı fırlatıp attı. G ö z lerimi kapattım ve bir çığlık daha attım.
Üstüme birisi abandı.
A d a m ı n nefesi hiç fırçalanmamış diş kokuyordu. Vücudu ise asla yıkanmamış olmaktan dolayı
yapış yapıştı.
Kıllı ve terliydi.
Ekşi bir tadı vardı.
Kafası yağlıydı.
Saçları da azdı.
Çılgınlık sona erdiğinde, kokusunun sonsuza kadar benimle kalacağını anladım. Pir Sain bana
kımıldamamı e m r e d i p oğlanı dışan çıkarttı. H e m e n geri d ö n d ü ve ü z e r i m e e ğ i l e r e k
kulağıma "Oğlan s a d e c e on sekiz yaşındaydı. Sana b e n i m için g e n ç l i k aşıladı" diye fısıldadı.
Her ş e y bitince, şeytan y e n i d e n Rajaji ile ilgili s ö y l e n m e y e başladı.
K e n d i k e n d i m e , hiçbir şey olmadığını s ö y l e d i m . A m a bir numaralı adamın iğrenç
kokusu t e n i m e işlemişti. Ne kadar ovalanırsam ovalanayım, koku çıkmıyordu. Ellerim onunkiler
gibi terliyordu. Dudakianmı ıslatan tükürüğünün ekşi tadı, dilime yapışıp kalmıştı. Sürekli bunu
soluyordum. A b d e s t almak 168
için yıkanırken, havayı adamın kasıklannın adi kokusu kapladı. H e r tarafıma yapışmıştı. Hayal
dünyasına kaçtığımda bile her yer o n u n gibi kötü kokuyordu.
Ben Piyari ismiyle, şehirden getirilen bir orospu olarak tanıtılırken, tüm g e r ç e k l e r öldü. K o c
a m "Seni bir daha n e r e d e g ö r e c e k ki?" dedi.
Diğer kızlann sırrımızı paylaşmasına izin v e r m e d i . Bu, sad e c e b e n i m l e paylaştığı bir
şeydi. A m a hayır, diye düşündüm.
Bu sırrı C h e e l ' l e de paylaşmaktaydı
K o c a m ı n beni zorladığı bu s e ç e n e k , kısa z a m a n d a gırtla-g ı m d a k i i l m e ğ e
dönüştü. B e n i m zayıf karakterinden tiksindiğini s ö y l ü y o r ve bana, kanı b o z u k orospu,
diyordu. Babamın ism i n e kara bir leke sürülüyordu. Ve ben şeyhi m e m n u n e t m e k için, kimin
olduğunu b i l m e d i ğ i m kollara teslim olurken, bir numaralı adamın kokusu diğer adamların agir
kokularıyla birl e ş e r e k hâlâ iliklerime işliyordu.
K o c a m "Kırmızı elbiseyi giyin" diye emretti. Vampire b e n z e r bir halde, yatağıma yayılmış
bir sümüklü b ö c e k için geri geld i m . K o c a m , b e n i m e l i m d e g ö r m e k t e n h e y e c a
n duyduğu viskiden kendisi uzak duruyordu.
Duyulan daima ç o k keskindi.
O y s a b e n , kendi duyulanmı ö l d ü r m e k için üç bardağı ardı ardına d e v i r d i m ve k e n d
i m d e n g e ç t i m . Ayıldıgımda odanın bir k ö ş e s i n d e y d i m . Pir Sain ise yatakta uyuyordu.
S o n u n d a kalktı.
"Dün g e c e ç o k fazla içtin" d e d i ve ses tonu beni şaşırttı. Bir ş e y l e r mınldandı. "Süt iç"
dediğini sandım.
T a m sınırdaydım, her an bana bir şey yapmasını bekliyord u m . A m a yapmadı.
O g e c e büfenin kilidini a ç ı y o r d u m ki "DUR" dedi.
rie d o ğ r u bir davranış. Dizlerim titreyerek uzaklaştım.
A r z u m u bastırmaya ç a l ı ş m a k çıldırtıcıydı.
Sihirli iksir ve viski o l m a d a n , g e r ç e k l e r de v ü c u d u m gibi çırçıplak kaldı.
index
169
Beş numaralı adamın rüzgârdan kavrulmuş derisi geldiği yöreyi belli ediyordu. Kat kat ölü derisi,
nasırları, yumrular ve şişliklerle dolu bedeni, çatlak dirsekleri, ömrü boyunca ihmal e d i l m i ş b e d e
n i y l e ü z e r i m e abandı. Vücudumun her bir g ö z e neği korkuyla büzüldü.
Sert ve tozlu topuklan, taze bir yaraya sürülen çatlak kil gibi d e r i m e sürtünürken, s a n m s a k
ve soğan kokusuyla ağırlaşm ı ş havayı soludum. G ö z l e r i m ayak parmagındaki uzun bir tırnağa
takıldı. Yank, ezik ve pislik içindeydi. Kafamda bu görüntü büyüdü ve tüm d ü ş ü n c e m i kapladı.
Beni elliyor, etimi sıkıy o r ve tırmalıyordu. Bu dehşetin ortasında bile, içinde bulund u ğ u m
çelişkinin gülünçlüğü beni sarstı. Nasıl bir kanun, yabancı bir erkek ü z e r i m e çıkabilirken o ğ l u m
u g ö r m e m i yasaklayabiliyordu?
Pir Sain bizi kameraya alıyordu. Etrafımızda d o l a n ı p duruyordu.
Bizi yönetiyor, sinirleniyor, talimatlarını tekrar e d i y o r ve vücutlarımızı ayarlıyordu. Akla g e l
e b i l e c e k her türlü olasılığı zorluyordu.
Akan serin su, ateş gibi yanan tenim, duşun altındaki sanki kor halde bir k ö m ü r m ü ş gibi
cızırdadı. Şeytanla yapılmış bu anlaşma Allah tarafından kutsanmış mıydı? Düşündüm, ağlad ı m ve
kaderime lanet ettim. Allah beni şeytana mı bağlamıştı?
Ben kimin tarafındaydım?
Pir Sain, bir g e c e iki kız kardeşi kameraya aldı ve b e n alkolsüz o l d u ğ u m için kustum.
Pislik içinde yuvarlanan insanlar g ö r d ü m ve bedenlerinin kavruluşunu hissettim. Bir lâğımın en d i b
i n e düştüm. Bütün g ü c ü m ü toplayıp kendimi kaybetmem e y e çalıştım. En sonunda, bizi bir ay
boyunca akla g e l e n her b i ç i m d e kameraya aldıktan sonra, kamerayı kilitledi ve telev i z y o n u
kapattı.
Rajaji nihayet beni kuyunun arkasında yakaladı ve g e r ç e ğ i ö ğ r e n m e k istediğini söyleyip,
ısrar etti.
"Babamın şeytanlığının ölçüsü nedir?" diye açıkça sordu.
Sözleri, yaklaşmakta olan kıyametin habercisiydi. Sessiz kalm a k için birden fazla s e b e b i m
vardı.
index
170
D ü ş ü n m e n e z a m a n y o k anne. Zaten biliyorsun" d e d i .
Biliyorsunu ö z e l l i k l e vurgulamıştı. Sinirlerim iyice gerilmişti. O ğ l u m u n sorusunun
üzerinde uzun uzun düşündüm a m a c e v a p l a m a k t a n uzak durdum. Birdenbire bütün adamların
yüzü g ö z l e r i m i n ö n ü n e geldi ve kocamın g e r ç e k kimliğini açığa vurma arzusuyla, her şeyi
s ö y l e m e k için yanıp tutuşuyordum.
"Baban her türlü şeytanca şeyi yapabilir" d e m e k istedim a m a hiçbir ş e y s ö y l e m e d i m .
T a m tersine, oğluma, babasını kızdıracak herhangi bir ş e y e kendini kaptırmaması için yalvardım.
"Eger o n u kızdınrsan, senin kafanı kırar ve beynini kıyma haline getirir. Sonunda, ağabeyin gibi
divane bir halde dolanıp durursun" d i y e r e k o n u uyardım. Rajaji g i d i n c e olacakların habercisi
sözleri bir türlü aklımdan çıkmadı.
Allah'a yalvardım v e a ğ l a d ı m . Bazen onu k e n d i m e ö y l e s i n e yakın hissettim ki
"Miye insanlan diğer ölümlülerin mezarlarına y ö n e l e c e k kadar erişilmez görünüyorsun? Dergâhın
ruhları, beni kendi yarattıkları c e h e n n e m d e n kurtarmayacaklarına g ö r e , b e n i m onlara y ö n
e l m e k gibi bir şansım da yok. Dualarıma karşılık v e r Allah'ım. Şimdi c e v a p ver" diye
yalvardım.
G ö r ü n ü ş t e Allah'ın, Pir Sain'in üzerinde hiç kontrolü y o k gibiydi. K o c a m ı n o n u n
elçisi olduğuna inanıldığı için, Allah'ın kendi isminin b ö y l e s i n e kötü amaçlarla kullanılmasına n
e d e n izin verdiğini a n l a y a m ı y o r d u m . Sıradan ölümlüler bile kendi isimlerinin kötüye
kullanılmasına izin v e r m e z d i . Allah'ın tiranları n e d e n b ö y l e koruduğunu anlayamıyordum.
Dai, kafamdaki sorulara c e v a p o l a b i l e c e k nitelikte bir şey söyledi. "Kerbela'nın tiranı Y e
z i d , baş ağrısı bile ç e k m e d i ğ i için, insanlar onun Allah'ın sevgili kulu olduğuna inanmışlardı. A
m a aslında durumu yanlış yorumlamışlardı. G e r ç e k t e Allah o n u t a m a m e n bir tarafa itmiş,
terk etmişti. Onunla görülec e k hiçbir işi yoktu."
Dai'ye "Miye tiranlara s e v d i ğ i insanlara zalimlik e d e b i l e c e k kadar g ü ç veriyor?" diye
sorunca, "Bu aslında K ı y a m e t Günü ö n c e s i n d e , m ü k e m m e l bir ö l ç ü . Çünkü o gün,
dünyada güç sahibi olan insanlar, zayıflara karşı nasıl davrandıklarına g ö r e değerlendirilecekler" d e
di.
index
171
ikna o l m a m ı ş t ı m ve hâlâ merakla düşünüyordum. Benim a c ı l a n m mı, yoksa Pir Sain'in
mutluluğu mu Allah tarafından kutsanmıştı? Yoksa bütün bunlann hiçbir nedeni y o k muydu?
Dini bir karmaşa tüm kafamı kaplamıştı.
N e r e y e gidebilirdim?
Allah'a mı?
Allah'ın kapısı bana kapalıydı.
intihar da Allah katında kabul edilmiyordu.
Beni y e d i kat c e n n e t e g ö n d e r m e s i b e k l e n e c e k bir hararetle m e r h a m e t
dilendim, a m a beni d i n l e m e d i . Allah'ın sessizli-giyle geri ç e v r i l e n e kadar durmadan dua
ettim. H e r y e r d e var olan Allah, aniden kaybolmuştu. Allah yok, diye düşündüm.
O g e c e , islam'dan a n n m ı ş olarak, kırmızı elbiseyi giydim.
Allah, h e p ahlâki bir e n g e l olmuştu. Dini suçlar, s a d e c e bir şantajdan ibaretti. Allah yoksa,
günah da yoktu.
Allah bana karşı işlenen suçlan durdurmadığına, durduramadığına ya da durdurmayacağına g ö r
e , en azından b e n i m için ç o k açıktı ki Allah o r a d a değildi. Odadaki g e n c i n üzerine
çullanıp, kendimi kıyamet gününe kadar kurtarabilirdim. Çünkü Allah ancak o gün ortaya çıkacaktı.
Hatta k ı y a m e t gününde bile ortaya çıkmayabilirdi.
O g ü n e d e k o d a y a getirilen hiçbir e r k e ğ e i ç i m d e n g e l e r e k karşılık v e r m e m e
ve vücudunda g e z i n e n tüm e l l e r e karşı bir m a k i n e gibi davranmış o l m a m a ragmen, bu
defa, altı numaralı a d a m şaşkınlık içinde kaldı.
Pir Sain heyecanlanmıştı. Kuduz bir k ö p e k gibi dili dışanda, şeytani bir h e v e s l e beni
izliyordu. Artık beni ne yanımdaki adamın kokusu rahatsız ediyordu ne de teri ürkütüyordu.
Tükürüğüne gelince... Yaladım gitti.
K o c a m "Artık farkı bildiğine g ö r e ne tür erkekleri tercih ediyorsun?" diye sorunca, dikkatle
"Kötü kokmayanlan sain" diye c e v a p verdim. Bundan sonra, ter ve ıslanmış pudra kokusu ile
birleşmiş adi ağız kokulannı solumaya başladım. Pir Sain onlan azarladı ve "Onlan ö y l e bir yola g e
t i r e c e ğ i m ki banyo yap-172
manın ne d e m e k olduğunu asla unutmayacaklar" d e d i . Bir sonraki a d a m ı n sabun
koktuğunu g ö r ü n c e , k o c a m ı n onun cezasını ne ş e k i l d e verdiğini m e r a k ettim.
İlk yedi a d a m d a n sonra çeşitlilik bitti ve ben artık onlan birbirinden ayırt e d e m e z hale g e l
e n e kadar, yer değiştirip durdular. K o c a m a , g e l i p giden oğlanlar y e t m e y i n c e , o n l a n n
filmlerini seyretti. Filmlerden sıkılınca, dul kadının kızlannı getirdi. İki kızı yatağa atmaktan da
sıkılınca, saatlerce, kendisini e ğ l e n d i r m e m için beni kullandı. Hiçbir şeyin işe yaramadığı z a m a
n l a r d a ise Yathimri d a i m a başarılıydı.
Şükürler olsun, Başbakan ç o k güvendiği bir adamını yolladı ve Pir Sain derhal başkente g i t m e
k üzere yola çıktı. A m a sad e c e iki gün sonra, beni utançtan kıpkırmızı e d e n e l b i s e l e r ve
acayip ş e y l e r l e yüklü olarak geri d ö n d ü . Bana bavulundaki filmleri g e t i r m e m i s ö y l e d
i ğ i n d e , hayat boyu y e t e c e k kadar f i l m olduğunu g ö r d ü m .
K o c a m "Dergâh'tan çıkıp misafir e v i n e uzanan bir koridor var. Bu g e c e b e n i m l e
geleceksin" d e y i n c e , dışan ç ı k m a fikri beni o kadar heyecanlandırdı ki s e b e b i n i u m u r s
amadım.
M a a l e s e f dışarı çıkmak hiçbir ş e y ifade e t m e d i . C h e e l ' i n varlığı ve k o c a m ı n
eşliğinde o l m a k , tünelin karanlığı ve burq a m d a k i iki küçük delik p e k bir ş e y g ö r m e m e
imkân v e r m e di. G i d e c e ğ i m i z y e r e kadar b e ş yüz altmış iki a d ı m saydım.
Y e r d e karmaşık desenli bir halı ve tavanda da kristal bir a v i z e olan bir o d a d a n geçtik. Bir
kapıdan daha g e ç m e d e n hem e n ö n c e Pir Sain burqa'mi çıkartmamı söyledi. Kıvrık bıyıklı ve
şişman bir a d a m oturduğu yataktan zıplayıp ayağa kalkarken b e n de nefesimi tuttum. A d a m k o
c a m a yüksek s e s l e "Sain, baadshah, en büyük sensin. Bu ne keşif! Bu ne nadir bir m ü c e v h e r "
diyerek bana doğru ilerledi. Kalın kıllı kolu, bir ahtapot gibi g ö v d e m i sardı. Ağzının suyu akarak b
o y n u m u yalarken, sarhoş gözleri fini fırıl d ö n ü y o r d u . "Şeyh seni n e r e d e keşfetti, m ü c e
v h e r i m ? n e r e l e r d e y d i n hayatım?" diye mınldandı.
K o c a m ı n kahkahası beni arkadaşının yağlı dudaklanndan bile d a h a fazla irkiltti.
index
173
A d a m jagirdar idi. Yani bir kralın saygınlığına sahip olan bir adam...
İnsanlan y ö n e t e n bu adamlar, dine olan baglılıklan sayesinde saygı görüyorlar ve günahlannı b
e n i m burqamin ardında gizliyorlardı. Burqa, daha ö n c e hiç kimse şeyhin saygıde
ğ e r kansını g ö r m e m i ş olduğundan, b e n i m şehirden getirilen bir o r o s p u olarak
tanıtılmamı sağlıyordu.
Jagirdar'ın şişman parmaklan, kara fareler gibi v ü c u d u m d a gezinirken, b e n i m aklım
tesettür olgusuna takılı kalmıştı. T e settür hayatı yaşarken, kurtanlmak için haykırsan da seni duyan o
l m a z d ı . Terk edilmiş bir tür olarak kadınlar, yasaklarla d o l u bir dünyada kısılıp kalmıştı. Örtünün
altında her türlü kötülük yapılabilirdi. Örtü d ü ş ü n c e ortaya çıkan ise s a d e c e kimliksiz ve
isimsiz kadınlar oluyordu.
Jagirdar'ın kalın dudaklan kulağımın etrafında şapırdarken, i ç i m d e n "Kim o l d u ğ u m u fark
e t s e n e d o m u z u n o ğ l u ! Kim o l d u ğ u m u görsene!" diye haykınyordum.
Dik bir dağa b e n z e y e n vücudunun bir altında kalıp bir üstüne çıkarken, erkeklerin günahlarını
örten tesettürü düşünüy o r d u m . Burqa, kötü e r k e k l e r e fırsat sağlatan bir ruhsata dönüşmüştü.
Bir ton et yığını beni sıkıştınrken, b e n z e r günahların altında g ö m ü l e n p e k ç o k kadını
düşündüm. İ ç i m d e n jagirdar'a s e s l e n d i m . "Aç gözlerini geri zekâlı! Ben şeyhin karışıyım.
Çocuklarının annesi. G ö r beni. Yeterince çıplağım. Tanı beni!"
Bir gün k o c a m b e k l e n m e d i k bir anda "İçkiyi geri getirebilirim" d i y e n e kadar,
beynimin uyuştuğunu düşünüyordum. Anlatılamayacak kadar ç o k rahatladım. O akşam başkentten
misafirlerinin d e g e l e c e ğ i n i söyledi. E ğ l e n c e d e n s ö z ediyordu.
Onları ö n e m s e d i ğ i belliydi. S a d e c e seksle ilgili konulara bu kadar ö n e m verdiğini artık
biliyordum.
Sürme, donuk g ö z l e r i m i s a k l a m a m a yardım etti.
Siyah g e c e elbisesi ö y l e s i n e ince ve şeffaftı ki, hiçbir amaca hizmet etmiyordu.
Kırmızı ruj; kalem ç e k i l m i ş kaşlar, ağır bir parfüm ile meş-rulaştınlmış bir fahişe o l m u ş t u
m.
index
174
Y i n e daha ö n c e jagirdar ile paylaştığım çatının altında dikilm e k t e y d i m . Daha k o c a m
beni büyük çizim odasında beklem e m için yalnız bıraktığında bile, hava, aşın miktarda miskin
bayıltıcı kokusunu taşıyordu. Tavandaki kristal avizeye baktım ve taşlarda yansıyıp çoğalarak binlerce
fahişeye dönüştüğümü görd ü m . Pir Sain iki yabancıyla birlikte içeri girdi. Nefesimi tuttum.
Bir b o ğ a y a b e n z e y e n a d a m yürüyüp, bana doğru geldi. Beni ö y l e sert kavradı ki n e r
e d e y s e bayılıyordum. A ç g ö z l ü bir tavırla "Benim olduğunu s ö y l e . S a d e c e b e n i m l e
birlikte o l m a k istediğini s ö y l e . T a m a m mı güzelim?" dedi. Beni bıraktığında d i ğ e r a d a m
ı n ç o k yakışıklı olduğunu fark ettim. Pir Sain beni Piyari d i y e çagınp, arkadaşlannı m e m n u n e
t m e m için onlara tanıtırken bana ç o k dikkatli bakıyordu.
K o c a m "Onlara senin bir ölüyü bile uyandırabileceğine dair garanti verdim" d e y i p kahkaha
attı.
Bana ç o k resmi bir tavırla bakan a d a m a doğru yürüdüm a m a kaskatı kesilip geri çekildi. K o
c a m beni k e n d i n e doğru çekti. Sarhoş bir halde s e n d e l e d i m ve kulağıma "Şimdi g ö s t e r
kendini" diye fısıldayan sıcak nefesini hissettim.
T e y p t e n kıvrak bir şarkı yükseldi. Odanın ortasına gittim ve m ü z i ğ i n ritmine uyarak
üstümdekileri çıkartmaya başladım.
K o c a m , gösteriye gitmiş bir imparator edasıyla beni izliyordu.
Ü z e r i n d e Allah'ın d o k s a n d o k u z isminin işli olduğu chaddar'ı n e d e n giymiş olduğunu
m e r a k e d e r k e n , kendi üstümdeki i n c e elbiseyi çıkardım.
Çılgınlık d e r e c e s i n d e h e y e c a n l a n m ı ş ve bardak bardak viski d e v i r m i ş olan
boga, beğenisini belirten adi sesler çıkarttı ve bana gürültülü ö p ü c ü k l e r yolladı. K o l l a n m ı ,
yerlerinde o l m a k için c a n attığım kuşlar gibi sallayarak odanın içinde defalarca d o l a n d ı m ve
onlarla y ü z l e ş m e k için tekrar adamlara doğru d ö n d ü m .
K o c a m eli ile g ö b e ğ i n i n ç e v r e s i n d e halkalar çiziyordu.
Elini d ö n d ü r m e y e bir s o n v e r e n e kadar o d a n ı n içinde d o l a n m a y a d e v a m
ettim.
index
175
Bir sonraki hareket olarak kendimi bir oraya bir buraya atarak, v ü c u d u m u ö n e ve arkaya
yatırdım. Sonunda sırt üstü yere yattım. Kalktığımda yakışıklı adamın bana baktığını görd ü m . G ö z l
e r i m , onun gözlerini delip g e ç m e y i d e n e d i a m a o kafasını çevirdi.
Baştan çıkancı bir şekilde y e r d e sürünerek o n a doğru ilerl e d i m v e ayağımla bacağına d o k
undum.
Geri çekildi.
S e b e b i n i anlamaya çalışarak, m ü s t e h c e n hareketlerim arasında o n u i n c e l e m e y e d
e v a m ettim. Ta ki aniden bir elektrik akımı tüm v ü c u d u m u kaplayana kadar. Kendimi
toparlamaya çalıştım.
K a l b i m deli gibi çarpıyordu.
Pir Sain kesinlikle arkadaşının tuhaf davranışlarını fark etmişti. Benim irkildigimi gördü ve
parmağıyla işaret e d e r e k beni çağırdı. Korkuyla ona doğru d ö n d ü m ve yanına ulaşmak için y e
r d e süründüm.
Yakışıklı adamın bakışlanyla sırtımın yandığını hissettim.
K o c a m kulağıma yeni talimatlar fısıldadı. Pir S a i n ' d e n korkum ve bana bakan a d a m a
karşı d u y d u ğ u m utanç arasında sıkışmış halde kendimi, boğayı baştan çıkarmak için zorladım.
Ruhum acıyla kıvranıyordu.
A d a m ü z e r i m e çıkmıştı ve "Sen en iyisisin." diyordu. Dini lid e r ilâhi bir kehanette bulundu
ve "Bu ancak c e n n e t t e sahip o l a b i l e c e ğ i n şeydir dostum" dedi.
Yakışıklı a d a m o d a d a n çıktı.
Etrafımda çirkin sesler, i ç i m d e ise fırtına vardı.
Sonradan b o g a bana para v e r m e y i d e n e y i n c e , elimi çektim. Yanağımı sıkıp, e l i m e
bir d e m e t para sıkıştmrken "Pir Sain'in izni o l m a d a n bunu asla v e r m e z d i m Piyan. Bu
senin muht e ş e m hizmetin için..." diyerek ikna e t m e y e çalıştı.
Haveli'ye d ö n e r k e n a d ı m l a n m ı sayamadım. Bu kez hiçbir ş e y e konsantre o l a m ı y o r
d u m . G ö z l e r i n d e bir tek soru işareti bile olmaksızın kapının yanında beni bekleyen C h e e l ' e
bile...
index
176
Pir Sain derin uykuya dalmış, horluyordu. G e r ç e k l e r ortaya ç ı k m a y a y e l t e n d i ğ i n d
e , onları kalbimin derinliklerine itmiştim.
Artık dışan çıkmalarına izin veriyordum. Yakışıklı yüz Chandi'nin a ğ a b e y i n e aitti.
Ranjha'ya...
B e y a z l a m a y a başlayan saçlan ve olgunlaşmış yüzü dışında, aynen b e y n i m e kazıdığım
resmindeki gibiydi. Haveli'nin kapılan açılmıştı. Sevgilileri rahat bırakmayan korku ve tedirginlik o l m
a k s ı z ı n , onun kollanna doğru yürümüştüm. Eger ç o k isteseydi bütün g e c e birlikte olabilirdik.
A m a bu aşk hikâyesi inanılmaz b i ç i m d e tuhaflaşmıştı.
Bir fotoğraf kâbus olmuştu.
Bir fahişeyle karşılaşmıştı.
Beni tanımıştı. Ben, e v l e n m i ş o l a b i l e c e ğ i kadındım. K i m old u ğ u m u biliyordu.
Yıllar ö n c e k i küçük bir bakışma yüzünden tesettürün sağladığı tüm güvenlik bozulmuştu. Mühür
kınlmıştı. G e r ç e k açığa çıkmıştı.
Bir yara tekrar açılmıştı.
Ahlâksızlık ve y o z l a ş m a kanıtlanmıştı. A m a , korktuğuma ve bunları y a p m a y a
zorlandığıma dair hiçbir belirti y o k k e n , bu iğrençliği nasıl açıklayabilirdim?
Dünyada bu kadar ç o k e r k e k varken, gelenin niye Ranjha o l m a s ı gerektiğini
düşünüyordum. Onunla y e n i d e n karşılaşm a k için p e k ç o k imkânsız y ö n t e m düşündüm.
Oysa biliyord u m ki t e k mümkün olan, Pir Sain'in de bizi izliyor olacağı başka bir â l e m d i . Bunu
d ü ş ü n ü n c e tüm isteğimi kaybettim.
T e k r a r g e l m e s i n i istiyordum.
Hayır, g e l m e m e s i n i istiyordum.
O n u n g ö z ü n d e düştüğüm durumu düşündükçe i ç i m d e ölm e k arzusu kabanyordu. Aklım
beni v a z g e ç m e m için kışkırtıyordu. Ranjha'yı g ö r m e y e , ö l m e k t e n de yaşamaktan da
daha ç o k ihtiyacım vardı.
T i e y a p m a l ı y ı m ? Ne yapabilirim?" diye düşünüp duruyord u m . Bunak bir kadın gibi
hiçbir ş e y d u y m a z o l m u ş t u m . Kaf a m d a başka bir düşünce yoktu. Her şey beni aynı d e h
ş e t e ge-177
ri götürüyordu. İki ay geçti. Klostrofobi nefesimi kesiyordu.
Açık avluda bile boğuluyor, güçlükle soluk alıyordum. Geri zekâlı d o k t o r astım o l d u ğ u m u
söyledi.
H e r g e c e iksir bir süre için beni harekete geçiriyordu. A m a sonra lastik bir b e b e k gibi
güçsüz kalıyordum. Ben uyanık sırt üstü yatıp Ranjha'yı ve şehvetin ortasındaki aşkı düşünürken, Pir
Sain bitkin bir halde uykuya dalıyordu.
Şeytan bu kadar her ş e y e hâkim o l a m a z d ı .
Allah'a muhtaçtım.
Günahlarımı ve Allah'ın bana arkasını d ö n e c e ğ i n i düşünüp, ürperiyordum. Bana hiç kimse
yardım e d e m e z d i . Sadece Allah hayatımda bir m u c i z e yaratabilirdi.
Yüce Yaradan? Beni terk ettiği için ben de onu terk etmiştim.
A m a o geri gelmişti.
A m a onu burada; iyi o l m a y a çalışmanın bir ç a b a d a n ileri gid e m e d i ğ i bu y e r d e ,
onu nasıl m e m n u n e d e b i l i r d i m ? Günahtan kaçış olmayan bu yerde...
Bir yandan Allah, bir yandan Pir Sain çekiştiriyordu.
Pir Sain daha kuvvetliydi.
A m a bana Ranjha'yı s a d e c e Allah verebilirdi. Benim de bir tek o n a ihtiyacım vardı.
Özgürlüğe giden başka yollar da düşündüm. Kaçabilir miyd i m ? A m a nereye? A n n e m i n e v
i n e mi? Beni kabul e t m e z d i . O
z a m a n , başka bir yere mi? Şeyh beni yakalardı. Yabancı adamlarla bir g e c e daha g e ç i r m e
y e mi m a h k û m d u m ? Allah artık beni affetmeyecekti. Bana yardım e t m e y e c e k t i .
Ranjha beni istemeyecekti.
Allah'a inancımın yerine g e l m e s i , performansımı düşürm e k t e n başka bir ş e y e yaramadı.
Pir Sain s ö y l e n m e y e başladı. Suçluluk duygusuyla perişan o l m u ş haldeydim ve şimdi,
inançsızlığın bana hissettirdiklerinin tam tersini hissediyord u m . Her gün Allah'a y ö n e l i y o r d u
m a m a her g e c e şeytan beni kara deliğe geri çekiyordu.
K o c a m "Yaşlandın" diyerek bana sataştı ve i ç i m d e n ona, bütün o gençlik aşılarının nereye
gittiğini s o r d u m .
Kâfir/ F: 12
index
178
S o b a n ı n ö n ü n d e ç ö m e l m i ş , her b a d e m i n tadına bakarak ve her m a l z e m e y i
dikkatle ö l ç e r e k o n a thadai yaparken, yerde çiftleşen iki ö r ü m c e k g ö r d ü m ve Guppi'nin
meraklılıgı ile onları i z l e d i m . Pir Sain'i m e m n u n e t m e k için çift halinde böc e k l e r t o p l
a m a düşüncesi beni güldürdü.
Ö r ü m c e k eşinin altından fırladı ve kaçtı. Birden geri d ö n d ü v e hiçbir ş e y d e n ş ü p h e l
e n m e y e n eşini sokarak ö l ü m e yolladı.
Kurbanı ters d ö n ü p çırpınmaya başlayınca, yüz bacağı ile hızla uzaklaştı.
Bütün bunlar kafamda d o l a n ı p duruyordu.
Küçük oğlum, C h o t e Sain'in tersine, Maharani ile e v l e n m e s e v d a s ı n d a n v a z g e ç e r
e k , tekrardan babasının tarafında olmasını sağlayacak bir m a n e v r a y a p m a y ı becermişti. Pir
Sain, başka bir varisi olmadığı için, Rajaji'nin önceki itaatsizliğine g ö z y u m m u ş t u . Bizimle ilgili
almış o l d u ğ u karan da geri ç e k m i ş ve s o n u n d a y e n i d e n g ö r ü ş m e m i z e izin
verilmişti. O ğ l u m daha büyük gösteriyordu, a m a olgunlaştığı için değil... Olağanüstü d e r e c e d e
babasına benziyordu a m a onun kadar küstah ve serinkanlı değildi. Belki de o n d a eksik olan,
babasının sahip old u ğ u otoriteydi.
"Şimdi babanın desteğini ve onayını aldığın için huzurlu de
ğil misin?" diye s o r d u m .
"Sen onu m e m n u n ettiğin için huzurlu musun?" diye sorarak bana yanıt verdi.
Buna v e r e c e k bir c e v a b ı m yoktu.
O n a e v l e n m e s i n i ö n e r d i m ve "Bir eş senin hayatını doldurur ve b e n i m de oynayacak
t o r u n l a n m olur" d e d i m .
Alaylı bir şekilde güldü ve "O yaşadıkça, sen oyun oynayam a z s ı n ki anne" dedi.
Birden afalladım. Oğlumun imaları, benim, ö r ü m c e ğ i n ölümü sırasındaki düşüncelerimi
yansıtıyordu.
"rie d e m e k istiyorsun?" diye s o r d u m . Rajaji'nin g ö z l e r i n d e kendi v e r d i ğ i m c e v
abı gördüm.
"Sana acı çektiren bütün oyuncaklardan haberim var a n n e .
O yaşadıkça bunlar b i t m e y e c e k " d e d i .
index
179
Gerçeklerin bir bölümünü paylaşıyorduk.
"Ayaklarını nasıl sürüdüğünü gördün mü?" diye sordu. Kafamı salladım. Evet, g ö r m ü ş t ü m .
Pir Sain'in ölümünü, daha ö n c e hiç d ü ş ü n m e m i ş t i m . Bu imkânsız görünmüştü.
Şimdi bunun mümkün olduğunu hissediyordum. Rajaji bundan bahsediyordu. Ö r ü m c e ğ i n
ölümü bir tür kehanetti.
Kapı açılmış ve içeri ışık süzülmüştü. Ranjha'yı ne kadar ç o k düşünürsem, ışığı da o kadar ç o k
görüyordum.
K o c a m kendini güçsüz h i s s e t m e y e başlayınca Rajaji'ye
"Enerjimin, ben uyurken bile ayak tabanlanmdan uçup gittiğini hissediyorum" dedi. Bir süre sonra,
d i n l e n m e k için bütün günlük faaliyetlerinden el ayak çekti.
Yataktan asla kalkmasın diye dua ettim.
O ğ l u m v e ben, k o c a m ı n ö l ü y o r olduğunu düşündük a m a Pir Sain'in h a k e e m ' i bu
d ü ş ü n c e m i z i bertaraf etti. H e m e n dövülmüş inciler ve elmaslarla bir kushta yaptı ve k o c a m
ayağa kalktı. Dergâhtaki görevlerini sürdürdü. Gecelerini ise yeniden yüksek topukların üzerinde
sallanan kızlar ve Cheel'i banyo kapısından geçerek izleyen burqalara bürünmüş erkekler doldurdu.
"Rajaji'ye kushtadan b a h s e d i n c e , bu onu kesin öldürecek"
d e d i . İkimizde kalbimizin derinlerinde biliyorduk ki d o ğ a l bir ö l ü m şeytanı y e n e m e z d i
.
Duşun altında Allah'a yüksek sesle s e s l e n d i m . "Sevgilisi o n a ulaşamadan boğulan kızın
dualannı kabul ettiğin gibi benim dualarımı da kabul et" diye yalvardım. Kız, on iki yıl boyunca d e r e
kenannda oturmuş ve Allah'a, düğün davetinin sudan yükselmesini sağlayacak bir m u c i z e
gerçekleştirmesi için yalvarmış. Ve bir gün bu m u c i z e g e r ç e k l e ş m i ş .
"Onu dinlediğin gibi beni de dinle Allah'ım. B e n i m için de bir m u c i z e gerçekleştir" diye
yalvardım.
Ramazan'ın yirmi altıncı akşamı, caminin minarelerinden naat'lar okundu ve gün boyunca da dualar
edildi. Herkesin kalbi, yüce Yaradan'a karşı tam bir teslimiyet duygusuyla dolmuştu. O g e c e ben A
m m a Sain'in odasına giderken, Pir Sain içeri girip alaylı bir edayla "Hacca gittiğini mi
düşünüyorsun?" dedi.
index
180
O n a bu g e c e n i n Kadir G e c e s i olduğunu hatırlattım.
"Allah için her gün birdir. Yarın da dua edebilirsin. Seni o z a m a n da duyacaktır" diye buyurdu.
Kutsal g e c e bir içki a l e m i n e dönüşürken, Allah sessiz kaldı.
Dua e t m e n i n gizli yollarını bulmuştum.
"Allah'ım, beni fark et artık. Bu akşam n e d e n s e c d e y e kap a n m a d ı ğ ı m ı sor.
Artık g ö r beni.
Burada, şimdi g ö r beni."
V ü c u d u m Pir Sain'in ö n ü n d e yüzükoyun uzanmıştı.
Ruhum ise y ü c e Yaradan'ın ö n ü n d e eğilmişti.
"Bizi şeytandan kurtar Allah'ım. P e y g a m b e r ' i m i z i n Mekkeli-leri jahalianın z u l m ü n d
e n kurtardığı gibi, bizi de kurtar. Bizler uyandır. İnsanlara, senin elçin olmadığını söyle. Onlara, senin
e l ç i y e ihtiyacın o l m a d ı ğ ı n ı göster. İnancımı y e n i d e n kurmama y a r d ı m et. Bizi o n d a
n kurtar Allah'ım" diye için için ağladım.
G ö z l e r i m yaşlarla d o l d u ğ u n d a bunu Allah değil Pis Sain fark etti.
Orucun yirmi yedinci g ü n ü n d e dergâh ışıldaklarla aydınlatıldı. A m a her yer s a d e c e ö l ü
m kokuyordu. Her tarafına küçük siyah b e z parçalan tutturulmuş olan altın telli kafesin yanından g e
ç e r k e n "Ziyaretçiler bu bezleri, duaları g e r ç e k l e ş i n c e ç ö z m e k üzere m a n n a a t olarak
buraya bağlıyorlar. A m a siyah b e z l e r artık t o z l a n m ı ş ve eskimiş. D e m e k ki dualan kabul
olm a m ı ş . A m a onlar hâlâ yenilerini bağlamak için, defalarca ve g e r e k i r s e s o n s u z a kadar,
buraya g e l m e y e d e v a m ediyorlar" diy e d ü ş ü n d ü m .
Toti'nin Balucistanlısını öldüren şeyhin m e z a n n d a ellerimi g ö k y ü z ü n e kaldırdım ve
"Allah'ım. Bu a d a m a Toti'nin çektiği acılan çektir. Bıyıklannı yol onun. Charhhi ile kırbaçla. Bırak
p a m u k mahsulünü m a h v e d e n bit onun kalbini de kemirsin.
Ve bu ricaların, o n u n kendi e v i n d e n biri tarafından, hatta bir sonraki şeyhin annesi
tarafından yapıldığım o da bilsin."
Babaji'nin m e z a n hariç, tüm m e z a r l a n n ö n ü n d e n g e ç e r k e n lanet yağdırdım.
Babaji g e r ç e k bir azizdi a m a onun türbesi, fahişeleri gizleyen p e ç e gibi bu kerhaneyi gizleyen
bir örtü olmuştu.
index
181
C h o t e Sain de Babaji'ye benzemişti. Bu yüzden de kötü m u a m e l e görmüştü. Başımı
kollarımın arasına g ö m d ü m ve Babaji'ye kalbimi açtım. "Allah'a inançlı olmanın, onun yolunda i l
e r l e y e m e y e c e k kadar zayıf olanlara faydası ne? T e r s y ö n e gitmekten başka şansı
olmayanlar için, Allah'ın gösterdiği doğru yolun ne faydası var?" diye sordum.
Birden ürperdim. Yabacı birinin varlığını hissettim.
Kafamı kaldırıp karanlığın içine baktım ve d o n u p kaldım.
Beyaz bir kaftan giymiş, başının ve suratının etrafına muslin bir kumaş sanlmış biri karşımda
dikiliyordu.
T i e istiyorsun?" diye mırıldanınca dilim dolandı.
Boğuk bir sesle, T i e istiyorsun?" diye tekrarladı. K a ç m a k ist e d i m a m a Maveli'deki
tehlikeler kadar büyük başka bir tehlike o l a m a z d ı . "Kocamın ö l m e s i n i istiyorum" d e d i m .
" G e l e c e k P r ş e m b e aynı saatte beni bul" diye mırıldandı. Buraya s a d e c e Perşembeleri g
e l m e m e izin verildiğini n e r e d e n biliyordu? Pir Sain'in casusu muydu? Yoksa Pir Sain'in kendisi
mi? Arkasını d ö n d ü ve kayboldu. Ya da H a v e l i ' y e mi girdi?
Qeri d ö n e r k e n içim korkuyla dolmuştu. Bu sır Haveli'ye, C h e e l ' i n g ö z ü n d e n
kaçmayacak kadar yakındı. Kaftanlı bu a d a m kimdi? K i m olursa olsun, b e n i m tek u m u d u m d
u . Huzuru ya kendi i ç i m d e ya da k o c a m ı n ö l ü m ü n d e bulabileceğimi artık kabullenmiştim.
Ramazan'ın son üç günü, g e c e l e r i çılgınlık içinde, gündüzler ise bütün gün y e m e k
hazırlayarak geçti.
Eid geldi. Bu defa sürekli, bu b e n i m g ö r e c e ğ i m son Eid mi, yoksa k o c a m ı n g ö r e c e
ğ i s o n Eid mi diye e n d i ş e l e n i y o r d u m .
Ve "Allah'ım. Eger ö l e c e k s e m , çabuk ve acısız olsun" diye Allah'a dua e d i y o r d u m .
P e r ş e m b e y i düşününce paniğe kapılıyordum. Hiç işlenmemiş bir cinayetten dolayı suçlu
bulunabilir m i y d i m ?
Bazen de kendimi, dolapta duran Ranjha'nın resmini alm a k için a c e l e y l e a n n e m i n e v i n
d e k i o d a m a g i d e n merdivenleri tırmanırken hayal e d i y o r d u m .
Kapılarda kilit ve p e n c e r e l e r d e de kepenkler yoktu.
index
182
Bhai'nin hayatındaki kınşıklıklan ütülüyordum.
A m c a l a n m , t e y z e l e r i m , arkadaşlarım, onlann çocukları, h e r k e s beni kucaklıyordu.
Beni altı yaşındayken ısıran kuzenimin yaramaz oğlunu ö p ü y o r d u m .
Parkta yürüyor, s i n e m a d a c h a n n a yiyordum. Evi g e ç i p , akan sulann üzerinden atlıyor,
sivrisinek bataklıklannda oynuy o r d u m .
Ben y a t a ğ ı m d a yatarken, r a d y o d a çoktan unutulmuş şarkılar çalıyordu.
Ne z a m a n i s t e r s e m o z a m a n yatıyor ve kalkıyordum. İstediğim gibi giyiniyor, bütün g e
c e t e l e v i z y o n seyrediyor, uçakla dünyayı d o l a ş ı y o r d u m .
Nehrin kenarında oturduğumu hayal ettim.
Ayaklanmla suya vuruyor, Ranjha'ya hikâyemi anlatıyordum.
A m a bana inanmadı! Tanık olsunlar diye o adamlan anyordum.
P e r ş e m b e günü o b i l i n m e y e n a d a m l a buluşmam tehlikeye girmişti. Â d e t i m
başladı. Â d e t d ö n e m i n d e , erkeklerin kadınlarla ilişkiye girmesinin yasak olması gibi,
kadınlann da dergâha gitmesi yasaklanmıştı. Hastalandığımı Pir Sain'den g i z l e m e m imkânsız
olduğu için, özgürlük hayallerim param parça oldu.
K o c a m , bir kadın olarak hayal e t m e k t e zorlanacağı kadar küçük bir kızla birlikte o d a y a
girdi.
"Çocuğu yıka ve bana getir" d i y e emretti ve ne olursa olsun t e k k e y e g i t m e m gerektiğini
d ü ş ü n e r e k kızı h e m e n banyoya g ö t ü r d ü m .
Küçük kız y e r e , kollanyla göğüslerini kapatıp yattı. Çıplaktı ve korkuyla kıvnlmıştı. K o c a m ı
n elbiseleri y e r e düşünce, kız inledi. Kıza alkol v e r y i m mi d i y e k o c a m a s o r d u m .
"Hayır" dedi. Küçük kız, k ö p e k yavrusu gibi viyaklamaya başladı. K o c a m
"Kapa ç e n e n i y o k s a bir d e m i r maşayla ile dilini k o p a n n m " diye bağırdı.
Sesi ö y l e sertti ki kelimelerin bir ö n e m i yoktu. Kız; vahşi, korku d o l u g ö z l e r l e bana
bakıyordu. Senin için hiçbir ş e y yap a m a m küçüğüm, diye d ü ş ü n d ü m , a m a e g e r onu
bugün oya-layabilirsen yann seni kurtarabilirim.
index
183
K o c a m bana bakarak "Sakın kıpırdamaya kalkma" d e d i .
Elini kızın ağzına öylesine şiddetle bastırdı ki b e n i m s e s i m de kızınki gibi boguklaştı.
Küçük kız birden g ö z ü m d e bir dolu ç o c u ğ a dönüştü. Çocukların yüzleri b e n i m
kızlarımın, o d a m a getirilen korkmuş
adamların ve kocamın şehvetli arkadaşlannm yüzlerine dönüştü. K o c a m elini ç e k i n c e g e r
ç e k l e r e geri d ö n d ü m . Küçük kız gözlerini açtı ve derin bir iç ç e k e r e k öldü. O da k o c a m
ı n tüm günahları gibi ortadan kalkmıştı.
Pir Sain, C h e e l ' e seslendi. C h e e l içeri girdi, kızı omuzlarına aldı, kendi chaddan ile kızın
küçük vücudunu kapattı ve sess i z c e dışan çıktı.
Şeytanın gırtlağından horultular y ü k s e l m e y e başlayınca, dı
şan çıktım ve Dai ile birlikte ç a b u c a k yan kapıya yürüdüm.
Uzun, dar koridor boyunca yürürken, Cheel'in ç o c u ğ u n e r e y e g ö m e c e ğ i n i ve Allah'a h
i z m e t e d e c e ğ i n e n e d e n Şaytan'a hizm e t ettiğini merak e d i y o r d u m . Esrarengiz a d a
m ı n k o c a m ı n casusu o l a b i l e c e ğ i n d e n k o r k m a m a ragmen, kalbim umutla
çarpıyordu. Bir şey b e n i m o n a g ü v e n m e m i sağlamıştı. Ö t e yandan i ç i m d e n bir ses de
o n a g ü v e n m e m e m için beni uyan-yordu. A m a ç o k umutsuzdum.
T e k k e d e k i diğer kadınlardan uzaklaştım ve mezardan mezara dolaşıp, her birinde biraz
durarak, tek umut ışığımı aradım.
Babaji'nin mezarının k e n a n n d a dua e t m e k için ellerimi açtım.
"İçimde bir ateş yanıyor Allah'ım. Bizi şeytanın e l i n d e n kurtar bugün Allah'ım. Bizi, senin
adını kullanarak işlediği ve üzerimize yıktığı günahlardan kurtar. Kurban edilen çocuklara acı ve bizi
kurtar."
Z a m a n dolmuştu.
Kimse gelmemişti.
T e r içinde kalmıştım. Geri d ö n e r k e n , b ö y l e aptalca güvendiğim kişinin kim olduğunu
düşündüm.
index
ALLAH ADINA
K o c a m ı n sağlığı, sürekli gidip geliyordu. Bazen enerjik g e n ç bir e r k e k gibi g ü n d e üç
defa üç ayn kadınla yatağa giriyordu ve sonsuza d e k yaşayacak gibi görünüyordu. Başka zamanlarda
ise yüz yaşında bir a d a m gibi kuvvetten düşüyordu.
Her p e r ş e m b e , Babaji'nin m e z a n n a gidip, k o c a m ı n sağlığı için dua e d i y o r gibi
yaptım. O y s a e v e d ö n d ü ğ ü m d e o n u ölü bulmak için dua e d i y o r d u m . En karanlık
arzulanmı açıkladı
ğ ı m kaftanlı siluet ortadan kaybolmuştu. Cheel'in ve k o c a m ı n b ö y l e bir ş e y d e n
haberleri y o k m u ş gibi görünüyor o l m a l a n beni rahatlatıyor olsa da, k o c a m ı n , Kaali'yle
arkadaşlığıma g ö s t e r m i ş olduğu g e c i k m e l i v e ö n c e d e n hesaplanmış tepkisini
hatırladığımda, onun beni her an öldürmesini bekliyordum.
Bir a k ş a m Pir Sain, elleri t e n i m d e o güne kadar gördüklerim i m h e p s i n d e n daha fazla
h e y e c e n uyandıran, p e m b e - b e y a z bir oğlan getirdi. Babaji'nin m e z a n n ı n yanında ve
saygısızlığın s o n h a d d i n d e olduğumuzu d ü ş ü n m e d e n e d e m e d i m . B e n i m
duyarlılığım Pir Sain'i ö y l e s i n e heyecanlandırdı ki aynı oğlanı bir hafta boyunca her akşam getirdi.
Oğlan bir akşam kulağıma "Seni başka bir y e r d e g ö r m e m n e d e n mümkün değil Piyari?"
diye fısıldadı.
Donakaldım ve "Seni öldürür. Sakın böyle bir şeyi d e n e m e ye kalkışma" diye fısıldadım.
A m a g e n e d e sormaya d e v a m etti. "Nerede yaşıyorsun? Seni g ö r m e m lazım. Ne y e m
e k yiyebiliyorum, ne de uyuyabiliyorum" d e d i .
index
186
Aşk bu muydu?
Havalarda uçuyordum.
Bir kaç gün sonra k o c a m "Hiç k i m s e arka avluya gitmesin yoksa bacaklannızı kırarım" diye
bağırdı. H i z m e t ç i l e r d e n biri etrafta koşturup herkesi bu t e h l i k e d e n haberdar e d e r k e n
, C h e e l de n ö b e t ç i olarak her z a m a n k i yerini aldı. Pir Sain beni alıp sürgülü kapıdan geçirdi,
çamaşırcı kadınlann kullandığı kuyunun yanından dolanıp verandaya çıkardı ve bir d ö ş e ğ e attı.
O ö l ü m s ü z d ü . İ ç i m d e n , asla ö l m e y e c e k , diye düşündüm.
Elbiselerini b e n i m k i l e r l e birlikte çıkarttı. Duvann ö t e tarafında bir hareketlilik vardı. Ayak
sürümeler ve erkek sesleri d u y d u m .
Khajji kırbacı havada ıslık çaldı.
Bir a d a m inledi.
Sırtüstü yatıyordum. K o c a m b e n i m üzerimdeydi.
Kurbanın çektiği acılar Pir Sain'in arzusunu körükledi. Kulağıma "Hoşuna g i d i y o r mu?" diye
fısıldadı ve c e v a b ı d u y m a k için kulağını g ö ğ s ü m e bastırdı. Khajji'nin v e r e b i l e c e ğ i n
d e n ç o k daha acılı haykınşlar duyuldu. Pir Sain'in sesi sürekli araya giriyor ve "Hoşuna gittiğini s ö
y l e . Dışarda ne olduğunu sanıyorsun? Bağıranın kim olduğunu düşünüyorsun?" diye soruyordu.
Ç e k i l e n ızdırap s o n s u z d u . K o r k u n ç çığlıklar nihayet s o n a e r i n c e Pir Sain ayağa
kalktı.
S o n r a d a n Dai, "Bibiji, dün g e c e fauji'nin oğlunu bir kıza tec a v ü z ettiği için dövdüler" d e
d i . K a l b i m duracak gibi oldu. "Pir Sain o n u h a d ı m ettirdi" d e d i . n e r e d e y s e b o ğ u l
uyordum.
"Çocuk n e y e benziyordu?" diye s o r d u m .
Dai'nin sözleri g ö ğ s ü m e saplanan bir bıçak gibi kalbimi parçaladı. "Bir m e l e k gibi p e m b
e-beyazdı" dedi.
O p e r ş e m b e Babaji'nin m e z a n n d a kontrolümü kaybetmiş
bir h a l d e ağlayıp i n l e d i m . Ve kaftanlı siluet birdenbire ortaya çıktı.
•Chadar'ın altından b o ğ u k g e l e n bir sesle,"Sana g e l i p g i d e n oğlanların kullandığı
kapıyı açık bırak" d i y e mırıldandı.
index
187
D e m e k onlardan haberi vardı!!!
"Yatak direğinin üzerine üç m e t r e müsün koy. K o c a n a yüksek d o z d a yatıştıncı ver. Ö n ü
m ü z d e k i ayın ilk günü, g e c e yarısından sonra g e l e c e ğ i m " d e d i ve uzaklaştı. Onun
Ranjha olduğunu düşündüm. Hayır, hayır... Babaji'nin hayaleti olsa gerekti...
Siluet kayboldu. Kalbim o n u i z l e m e m i söylüyordu. A k l ı m ise o l d u ğ u m y e r d e
kalmamı.
T ü r b e d e n dışan ç ı k m a k için Dai'yi izlerken, bu siluete ned e n g ü v e n d i ğ i m i
düşünüyordum. N e d e n sanki d o s t u m m u ş gibi hissediyordum? Geri d ö n e r k e n yolda, g e l
e c e k ayın ilk gününü düşündüm. Ondan sonra da hiçbir şey d ü ş ü n e m e z o l d u m .
Pir Sain'in ö l m e s i için d u y d u ğ u m istek, artık tüm duyularımın ö t e s i n e geçmişti. Her g
e ç e n dakika bir rahatlama, her yeni dakika ise bir çileydi. Onunla aynı havayı s o l u m a k bile beni
zehirliyordu. Aynı y e m e ğ i y e m e m i z m i d e m e kramplar sokuyordu. A b d e s t aldığı su
kana bulanıyordu. Dualan ise şeytana sesleniyordu. K o c a m ı n seccadesinin, Rajaji'ye miras
kalmadan ö n c e yanmasını diliyordum. Teşbihinin tanelerinin kınlmasını ve san zafran kâgıtlannın
rüzgârda dağılmasını istiyordum.
K o c a m ı n üzerine eğildim ve ölümü, onu s e v m e s i için baştan çıkarmaya çalıştım. K o c a m
ı n her lokmasında, y e d i ğ i boğazına takılsın diye dua ettim. H e r yudumunda boğulsun diye
yalvardım. Uyuduğu zamanlar, kalbinin durmasını umarak b e k l e d i m . A m a bunlar hayalden ö t e
y e gitmiyordu. Daima sabah çalan saatin tiz sesi ve güneşin ilk ışıklanyla uyanıyordu.
Rajaji her gün aynı saatte çayını hazırlamak için g e l d i ğ i n d e k o c a m "Sen de b e n i m gibi
titizsin. Kardeşin o l a c a k o enik gibi kalın kafalı değilsin" diyordu. C h o t e Sain'e karşı yapılan bu
saygısızlıkla yüzüm geriliyor ve babasına b e s l e d i ğ i m nefretle kalbim büzülüyordu.
Rajaji sorular sormaya başlamıştı. ' S e n c e kalbi iyileşiyor m u , yoksa kötüye mi gidiyor?" Hiç e
m i n o l a m ı y o r d u m ki. A m a ne z a m a n "Sanki g i d e r e k kötülüyor" d e s e m , o ğ l u m
g ü l ü m s e r gibi görünüyordu. Bir ö ğ l e d e n sonra, Rajaji'nin hazırladığı çayı içmesinin h e m e n
ardından. Pir Sain sarsıldı, bir balık gibi 188
titredi ve y e r e devrildi. Pir Sain herkes, özellikle de gırtlaklan-nı avucunun içinde tuttuğu
zavallılar için, sağlığından kuşku duyulamayacak kadar kuvvetli olduğundan geri zekâlı aile d o k t o r
u o n a sara teşhisi koydu.
Ülkenin dört bir yanından uzmanlar geldi ve hepsi de kocamın sara hastası olduğunu söyledi. G ö z
l e r i m o ğ l u m u n g ö z l e riyle bir d a h a hiç karşılaşmadı. Gözlerini kaçıran hangimizdik b i l m
i y o r u m ama, ikimiz de Pir Sain'den sara olmadığını biliyorduk.
Pir Sain artık Rajaji'nin o n a çay hazırlamasına izin v e r m e di. Rajaji ise birinin onu
uyardığından şüphelendi. K o c a m ı n bir e y l e m a d a m ı olduğunu biliyordum. Kendi içeceğini
kendisi yaparak h e m sağlığını g ö z e t i y o r , h e m de şüphelerinin doğru o l u p olmadığını test
ediyordu, nitekim kısa z a m a n d a tekrar ayağa kalktı.
Üç a d e t yatıştıncıyı t o z haline getirip kocamın çayına kattım. Çayı içtikten y a n m saat sonra
Pir Sain yine uyuşuklaştı ve kendini kontrol e d e m e z hale geldi. "Beni hasta e d e n nedir
anlayamıyorum" diye g e v e l e d i . A m a üç gün b ö y l e geçtikten sonra, hastalığından Rajaji'nin
sorumlu olduğu fikrinden vazgeçti.
Ayın bitimine bir hafta kala özgürlük hayallerim korku d o lu bir hâl aldı.
Saatleri saymaya başladım.
Rajaji ise avluda turlayıp duruyordu.
Pir Sain'i öldürmenin sonuçlarını düşünmesi bile yeterince korkunç o l d u ğ u için, en ufak bir
gürültüde sinirlerim zıplıyordu. K e n d i g ö l g e m d e n bile korkar hale gelmiştim. Kaftanlı siluet
her k ö ş e d e beni bekliyordu ve her yüz onunkine benziyordu. G ö z l e r i K ı b l e ' y e dikili oturan
A m m a Sain bile sanki beni izliyordu. Herkesten v e her ş e y d e n kaçıyordum. A m a d a i m a C
h e e l ' e rastlıyordum.
O ğ l u m "Babam daha mı iyi, daha mı kötü?" diye sorduğunda, karmaşayı basitleştirmek ve sırrı ç
ö z m e k maksadıyla niy e soruyorsun?" d e d i m .
Utanarak arkasını d ö n d ü ve "O yaşadığı s ü r e c e Maharani ile e v l e n e m e m " diye
mırıldandı.
index
189
Bunu hâlâ istiyor oluşuna şaşırmış halde ona "Babanın emrine karşı mı geleceksin?" diye sordum.
Gözlerimin içine baktı ve "Kiminle istersem onunla e v l e n m e y i düşünüyorum" d e d i .
O ğ l u m gittiğinde, artık onun babasının ölmesini istediğini kesin olarak biliyordum.
Dikkatle i n c e l e m e y e ve kaftanlı siluet ile Rajaji arasında benzerlikler aramaya başladım.
Bazen onun gibi hareket ediyordu. Bazen de değil. Bazen sanki onun sesiyle konuşuyordu, bazen ise
değil. Türbedeki siluet Toti'nin hayalet sevgilisi olabilir miydi? Ya da ruhianmızı şeytanın p e n ç e s i
n d e n kurtarmaya g e l e n Babaji miydi? Yoksa bizden intikam almaya g e l e n C h o t e Sain mi?
Ya da beni kurtarmaya çalışan Ranjha mı? Ya da babasını zehirlemeyi d e n e y e n Rajaji mi? Onu
yatağında mı öldürecekti? K o c a m ı öldüren ben mi olacaktım, yoksa kaftanlı siluet mi? Ta ki g ö z l
e r i m C h e e l ' e takılana kadar bütün bunlar kafamda dolandı durdu. Kaftanlı siluetin o olması en
son ihtimaldi a m a içimden bir ses, onun olabileceğini söylüyordu.
N e d e n , n e d e n ? O kim olabilirdi? Bundan başka bir ş e y düşün e m i y o r d u m .
Belki de her şeyi hayal etmiştim. Belki de b ö y l e bir cinayet hiç olmayacaktı. Halüsinasyon
görüyordum. Kaftanlı figür, hayal g ü c ü m ü n bir eseriydi. B e n i m çılgın beynimin uydurduğu bir
fikirdi. Fantazi kaybolunca derin bir hüzne g ö m ü l d ü m .
Bu arada Rajaji umutsuzca "Babamın n e d e n Maharani ile e v l e n m e m e izin vermediğini
biliyor musun?" diye soruyordu.
Nasıl bilebilirdim ki?
"Kubbi'ye sor" dedi. "Ona konuşmasını emrettiğimi söyle."
K a m b u r hizmetçi Kubbi ağacın altında m e r c i m e k ayıklıyordu. Rajaji'nin sorduklarını ilk
duyduğunda kafasını korkuyla sallamasına ragmen, etrafa bakındı ve öylesine alçak sesle fısıldadı ki
kulağımı ağzına d a y a m a m gerekti.
"Waddi malkani, dergahtan, şeyhin ona verdiği bilgiyle birlikte d ö n d ü . On sekiz yıl ö n c e ,
kendisi, kız kardeşi kocalany-la birlikte, çocuklan olması için dua e t m e k üzere dergâha gittikleri o
günü hatırladı ve anlattı. Waddi malkani ve kocası, havadaki kokunun onlan sersemlettiği bir odaya
girmişler. İçtik-190
leri bardaklar dolusu i ç e c e k , unutulmayacak kadar güzelmiş.
Pir Sain, onların kafası iyice d ö n m e y e başlayana kadar yüksek s e s l e dualar okumuş, rie o ne
de kocası daha fazlasını hatırlamıyorlar. Derin bir uykudan uyandığında kocasının kollarında
yatıyormuş. Sanki vücuduna bir şeyler o l m u ş . Bütün kemikleri agrıyormuş. Kız kardeşi ve kocası
da aynı şeyleri yaşamış. Kısa bir süre sonra, iki kız kardeş de hamile olduklarını fark etmişler."
Kubbi s o n darbeyi i n d i r m e d e n ö n c e b e n i m tepkimi ö l ç m e k için geri çekildi.
Nefesi nasıl kulağımı yakıyorsa, kelimeleri de kalbimi dağladı.
"Maharaja ve Maharani şeyhin çocuklan. Onlar kardeş" ded i v e b e n d o n a kaldım.
Kubbi d e v a m etti. "Waddi malkani bu utanç verici g e r ç e ğ i , oğlunun b e d e n i y l e birlikte
g ö m d ü . A m a Rajaji, Maharani'ye aşık o l u n c a ve Pir Sain bu evliliği kutsamayı r e d d e d i n c
e , Maharani daha da korktu. Şeyhi o n u bir felaket s e m b o l ü , değersiz bir gelin olarak olarak ilan
ediyordu. Taliplerinin onunla e v l e n e c e k l e r i n e ö l m e l e r i daha iyiydi. Yeğeninin kaderi
yüzünd e n çılgına d ö n e n Waddi malkani g e r ç e ğ i Sakhi bibi'ye anlattı. Sakhi bibi de Rajaji'ye
söyledi."
İşte bu tam bir krizdi.
Rajaji, hâlâ Maharani ile e v l e n m e y i düşündüğünü söylemişti.
O n u v a z g e ç i r m e y e çalıştım. "Başka bir kız bulursun. Ben k e n d i m senin için birini s e ç
erim" dedim.
A m a o ğ l u m kafasını salladı ve "Maharani'den başkasıyla evl e n m e m " d e d i .
Bir koyun gibi sızlanıyordum. "Ama o senin kardeşin. Bu her şeyin ö t e s i n d e bir günah. Ensest
ilişkiden d o ğ a n çocuklan n ı z lanetlenir" d e d i m .
A m a Rajaji kararını vermişti.
"Waddi malkani ve Choti m a l k a n i ' y e ilaç verilmişti. İkisi de hiçbir ş e y hatırlamıyor. Onlan
h a m i l e bırakan babamın adam-lanndan herhangi biri olabilir" d i y e r e k kendini haklı g ö s t e r m
e y e çalışıyordu.
index
191
Bunun ç o k riskli olduğunu s ö y l e y e r e k yalvardım. Eger babası bu evliliği yasakladıysa, bir
şey biliyor olmalıydı. A m a Rajaji'nin g ö z ü hiçbir şey g ö r m ü y o r d u . Aklında günah yoktu.
Maharani'yi kafasına takmıştı.
Hayatım alt üst olmuştu. G e l e c e k daha ş i m d i d e n bir kâbusa dönüşmüştü. Pir Sain'in
hayatta kalması, o ğ l u m u korkunç bir günah işlemekten kurtarabilirdi. Ölümü ise kabul edilem e z
bir evliliği mümkün kılacaktı.
İki gün sonra ay başı geliyordu.
K a l b i m , kocamın dünya y ü z ü n d e n silinmesi için can atıyordu a m a Rajaji'nin planlan
isteğimi azaltıyordu. Bunun bir tuzak olması riski ise sinirlerimi harap ediyordu. Kaftanlı siluet ortaya
çıkacak mıydı, yoksa g e ç e n seferki gibi yine ortadan kaybolmuş muydu? Kalbim küt küt atıyordu.
Onu b e k l e m e l i m i y d i m , yoksa b e k l e m e m e l i m i y d i m ? B e k l e m e m e y e karar v
erdim ama gene de bekledim.
Ayın s o n günü, erkeklerin belki de en ilkeli ile yataktaydım ve ona, üzerimdeki pis kokulu d o m
u z a , sanki b e n i m kayıp Ranjha'mmış gibi karşılık v e r d i m . Bu şeytanın da p e m b e - b e -
yaz ç o c u k l a aynı kaderi paylaşması ya da kara dul örümceğinin zehrini salgılayarak onu ö l ü
m e yollayabilmesi için dua ettim. Pir Sain uyuduğunda b e n i m aklımda ö l ü m vardı. Yann o ö l m
ü ş olabilirdi.
Sinirlerimin zıplamasına s a d e c e nikotin e n g e l olabildiği için, g ü n d e üç paket sigara
içiyordum. Çakmakla s a d e c e ilk sigarayı yakıyor, o n d a n sonra sigaranın biriyle diğerini yakarak
d e v a m ediyordum. Sigarayı d u d a k l a n m d a n çektikten ç o k sonra bile, burun deliklerimden d
u m a n çıkıyordu. Tırnaklanın ve parmak uçlanm sararmış, ciğerlerim yanmıştı a m a bu yangın, i ç i
m d e k i diğer tüm yangınlan söndürüyordu. Yaprağa sardı
ğ ı m tütün ağzımda tükrügümle kanşınca, kafam d ö n m e y e başlıyordu. Tütünü ve yaprağı
yuttuğumda ise dünya yerinden oynuyordu. Tütün olmayınca, g e r ç e k l e r tüm keskinlikleriyle
ortaya çıkıyordu ve ben buna tahammül e d e m i y o r d u m .
index
192
Bu s o n gün diğerlerinden farklı olduğu için, daha iyi ya da d a h a kötü, banyonun dışında
dördüncü paketi içtim. Pencered e k i çatlaktan k o c a m ı n s o n gün d o ğ u m u n u i z l e m e k
için tüm g e c e uyanık kaldım. Ağaçtaki kuşlar şarkı söylüyordu. K o c a m için bu her şeyin sonu
olabilirdi. Kaderin ne olduğunu ö n c e d e n tahmin e t m e k m ü m k ü n değildi. Bu kez onun
kaderini tahmin e t m e k d e m ü m k ü n değildi. A m a n e zaman gırtlağımın o n u n e l l e r i n d
e olduğunu d ü ş ü n s e m , dumana boğuluyordum.
K o c a m ı n işleri, o n d a n yardım dileyenler için kutsama mesajları y a z m a k l a sınırlı hale g
e l m i ş olsa da, insanlar onun, sad e c e bunu yaparak bile o n l a n borçlarından kurtarabileceğine,
hastalıklarını iyileştirebileceğine, kısır rahimlerini canlandıra-b i l e c e g i n e ve soylarını s ü r d ü r e
b i l e c e ğ i n e inanıyorlardı. Onlarca yıl sonra hayatlarında en ufak bir iyileşme o l m a m a s ı n a
ragm e n hâlâ buna inanabiliyorlardı. Ne tarafa d ö n s e l e r fakirlik hüküm sürmekteydi. Perişan
haldeki insanlar, sonunda gidecekleri mezarlarından farklı o l m a y a n m e z b e l e l i k l e r d e
yaşıyorlardı. A m a hâlâ, d e r g â h a her gelişlerinde sahip olduklarından bir parça daha k a y b e d i
y o r olsalar da, şeyhin b o ş charpai'sinin başına üşüşüyor, y e r l e r e kapanıyor ve sürünüyorlardı.
Binlerce cahil insanın dini liderine yönelik bir cinayet planl a m a k için doğaüstü bir c e s a r e t
gerekiyordu. K e n d i m i bir köl e d e n , kendi kaderimin e f e n d i s i n e d ö n ü ş t ü r m e m için
ise bir m u c i z e gerekliydi.
Pir Sain bir munafiqat s e m b o l ü y d ü .
Ben ise mücahittim.
Bu bir cihattı.
B e n i m g ö z ü m d e , burada bugüne d e k İslam'ın emirlerine uygun olarak yapılan tek şey,
yakında i ş l e n e c e k olan cinayetti. Allah adına yapılacak tek doğru şey Pir Sain'in ö l m e s i n i
sağlamaktı.
A m a bu savaş s a d e c e bir şeyhin gidişiyle s o n bulmaya bilirdi. Bu y ü z d e n şeytanı
yaşatacak olan varislerine bu kadar d e ğ e r veriyorlardı.
Gün nihayet bitti.
H e r ş e y bulanıklaştı ve karanlığa g ö m ü l d ü .
index
193
O g e c e , kapımızda ve p e n c e r e l e r i m i z d e ürkütücü bir rüzgâr esti ve ç o ğ u n u
yerlerinden söktü. Verandadaki sandalyeye yığıldım. Yağmur, avluyu ç e v r e l e y e n duvarlara
çarptı. Üzerimizdeki bir parça g ö k y ü z ü n d e şimşekler çaktı.
ilaveli nefretle fokurdadı.
Yine peri ışıklarını ve onlar s ö n d ü ğ ü n d e etrafa ç ö k e n karanlığı anımsadım. Bu bir
uyanydı.
"Cinayet, cinayet, cinayet" sesleri kafamda uguldadı. Ruhlar her tarafta pusuya yatmıştı.
İki yatıştıncı yuttum, y e d i tane sigara içtim, bir paan çiğned i m , a m a kafam hâlâ sallanıyordu.
C h e e l dergâha açılan kapıya doğru yürüyordu. Beyaz chaddar'ı omuzlarına sarılıydı, "neyi
beklediğini biliyorum" d e r c e s i n e bana bakınca nefesimi tuttum. K e n d i m e g e l m e m ç o k
uzun sürdü.
Pir Sain Rajaji'yi çagınnca, o ğ l u m yüzünü buruşturdu. Bana baktı ve "Niye titriyorsun anne?"
diye sordu.
Ben d e , niye sigarasını ö y l e s i n e sıkı tutuyor, niye nikotini bu kadar ç o k içine çekiyor, n e
d e n elleri titriyor diye düşünd ü m . Yoksa o muydu? Alnından ter yerine kan damladığını görür gibi
oldum.
Rajaji endişeliydi ve bana "Pir Sain, Waddi malkani ile buluştuğumu biliyor. Bundan sonra neler
olacağını Allah bilir."
dedi.
Söyledikleri kalbimi sıkıştırdı. Ayaklarımın altındaki pis su birikintisinin içine düştüm ve fırtınaya
doğru haykırdım. "Sonsuza d e k burada hapis mi o l a c a ğ ı m ? Pir Sain'i kim ö l d ü r e c e k ?
Rajaji değil. K o c a m onu ö l d ü r m e k üzere."
O ğ l u m dışan çıktığında daha sakin görünüyordu. Pir Sain bu konuyu bir süre askıya almış
olmalıydı.
"Bu g e c e ağaca bağlanmayacağım" dedi gülerek. "Bu g e c e , tutsak olarak geçirilecek bir g e c
e değil. Yann ise neler olaca
ğını g ö r e c e ğ i z . "
Yoksa katil o muydu? Y e n i d e n e n d i ş e l e n m e y e başladım.
Allah'ım, diye yalvardım, e g e r ö l m e m i z gerekiyorsa ö l e l i m .
Ö l ü m ; kıtlık, v e b a ya da kıyamet günü şeklinde g e l e c e k olsa bile. A m a yalvarırım her ş
e y bu g e c e bitsin.
Kâfir / F: 13
index
194
 d e t z a m a n ı m olduğu için k o c a m Yathimri'yi yanına aldı.
"Dul kadının kızlarını da g ö n d e r e y i m mi sain?" diye s o r d u m aptalca.
"Meden?" diye sordu ve yarım saat boyunca bunu sorguladı, nihayet beni o d a d a n yolladı. Tütün
ve aldığım yatıştırıcılar kafamı bulandırmıştı. Ö l ü m borusunun birisi için çaldığını duy u y o r d u
m.
A m a kim için? Me z a m a n ? Nasıl? C e v a b ı ö ğ r e n e c e k kadar yaşayan kim olacaktı?
Y a ğ m u r durduğunda, saat on biri geçiyordu. Mutfağa gitm e k için kendimi zorla verandadaki
sandalyaden kaldırdım.
Yumurtaları sayar, chapaati'leri sarar ve sabah çayı için sütü kaynatırken kalbim küt küt atıyordu.
Hırsızları uzak tutmak için, kilerdeki t e n e k e kutuların kilitlerini kırdım ve üzerlerini örtüyle
kapattım.
Sonra hızla su birikintilerinin üzerinden atlayarak, b e n i m bütün d ü n y a m olan kare avlunun
etrafında daireler ç i z m e y e başladım. "Kendi dünyamı da herkesinki gibi yuvarlak yapaca
ğ ı m . Allah'ın yarattığı gibi yuvarlak..." diyerek, kendi k e n d i m e k o n u ş u y o r d u m .
Yorgun bir halde yine sandalyeye oturdum.
nihayet, Pir Sain'in yanına çağrıldığımda, bunun son oldu
ğunu u m u y o r d u m .
Üç yatıştırıcı kanştırdıgım sütü de alarak k o c a m ı n yanına gittim. Ben içeri girince sarhoş kız
yatağımdan kalktı ve yerdeki d ö ş e ğ i n e uzandı. Pir Sain sütü m i d e s i n e indirdi. K o c a m
içtiği sütten uyuştuğunda, Yathimri çoktan kendinden geçmişti.
Kaftanlı siluetin söylediği gibi muslin kumaşı k o c a m ı n başu-c u n a bıraktım.
Yanına uzandım ve ö l m e k ü z e r e olan bir adamın horultularını saydım. Henüz hiçbir şey kesin
değildi. Hiçbir şey olmayabilirdi. Eger olursa da, yakalanabilir ve bunun için asılabilirdim.
"Allah'ım beni bu dünyadan kurtar" diye dua ettim. "Buranın adalet anlayışı. Pir Sain'inki kadar
yanlış. A m a ölü ya da diri, ö z g ü r l ü ğ e kavuşmalıyım. Bu hikâye artık bitmeli." Ona arkamı d ö
n d ü ğ ü m d e g e c e yarısını geçiyordu. Uyku, bu d ö n ü m noktasının g ö z l e r i m i n ö n ü n d e
n gitmesini sağladı.
index
195
Yeni bir başlangıçla birlikte uyandım.
Şiddetli bir şaklama duydum.
K o c a m ı n ağırlığının yataktan kalktığını ve tekrar düştüğünü hissettim.
Yeniden kalktı ve bir gümbürtüyle tekrar düştü, rie oluyordu?
Yabancı birinin varlığını hissettiğim. Bütün v ü c u d u m u bir ürperti kapladı. O d a d a biri vardı.
Uzun bir sessizlikten sonra kapı gıcırdadı ve yavaşça kapandı.
Saat tıkırdarken zorlukla nefes alıyordum. Sonunda, sanki uyuyormuş gibi yapıp arkama d ö n m e
y e cesaret ettim.
K o l u m u n altından gizlice bakıncaya kadar saat kafamda tıklamaya d e v a m etti. Pir Sain
sırtüstü yatıyordu.
Uyanık mıydı, uyuyor muydu, yoksa ölü müydü?
Yüzü b e n d e n tarafa bakmıyordu. G ö z l e r i m etrafta dolanmaya başladı.
Bir parça kan!!!
Yastık kılıfında bir l e k e vardı. Saatin vuruşlan sinirlerimi oynatıyordu.
Sonunda, dirseğimin üzerinde yükselip bakacak cesareti t o p l a d ı m .
Gözleri açıktı!
Görüntüsü nefesimi kesti. Yatağa yığıldım. Yataktan kalkacak cesareti t o p l a m a m için uzun z
a m a n g e ç m e s i gerekti. Yavaşça yatağın diğer tarafına yaklaştım.
Pir Sain'in ağzı da gözleri gibi açıktı.
Daha da yakınlaştım ve sonra geri çekildim. Ü z e r i m e atılabilirdi. Cesaretimi t o p l a d ı m ve
nabzını kontrol ettim.
riabzı atmıyordu.
Bir parmağımla yüzüne d o k u n d u m ve diğer tarafa ittim.
Bir kan lekesi daha vardı. İki! Kafasının iki yanında iki leke!
Pir Sain ölmüştü.
index
196
Onun koltuğuna oturdum. Onu hiç böyle yatarken g ö r m e miştim. Buna hiç izin v e r m e m i ş t
i . Şimdi ise onun ölü yüzüne bakıyordum.
Her ş e y bitmişti.
Bir sigara yaktım ve i ç i m e çektim. Hiç ara v e r m e k s i z i n ve m e r h a m e t göstermeksizin
süren fırtına nihayet beni kıyıya atmıştı...
r
AÇILMAK
Sabah saatin zilinin tiz sesi, g e ç e n yirmi dört yılda olduğu gibi beni g e n e aynı z a m a n d a
uyandırdı. Evliliğimin ilk günündeki gibi, korkmuş bir kuş misali yataktan fırladım.
Bu kez, kocamın yerine, saatin zilini ben kapattım.
Y e r d e Yathimri'nin yerine Guppi, Diya ve Munni yatıyordu.
Bir sigara yaktım. K o c a m ı n öldüğü g e c e n i n korkunçluğunu hatırlayınca n e r e d e y s e d
u m a n d a n boğuluyordum. P e n c e r e d e k i çatlaktan içeriye ışık sızdı ve ışığın içeri b ö y l e
süzüldügü geçmişte kalan p e k ç o k gün d o ğ u m u n u hatırladım. Yataktan fırladım ve kepenkleri
açtım.
İçeriyi gün ışığı doldurdu. T e m i z havayı s o l u d u m .
Bütün evlilik hayatım boyunca karanlık olan odaya ışık yayıldı.
Sonra y e n i d e n paniğe kapıldım.
Karanlık duygulan kafamdan atmaya çalışarak k e n d i m e özgürlük hikâyeleri anlatmayı d e n e
d i m ama eski y ö n t e m i ' ı artık işe yaramıyordu. Mevcut durumumun bir d e ğ e r l e n d i r m e s i
n i y a p m a y a çalıştım. Ben bir katil miydim, yoksa bir dul nuı?
Tekrar dumandan boğulur gibi olunca, Guppi uyandı ve yanıma koştu. "İyi misin anne?" diye
sordu. Ö n c e birbirimize sonra da uzaklara baktık. Hayatımızda ilk defa k o c a m ı n tutsa
ğı değildik ve ne s ö y l e y e c e ğ i m i z i bile bilemedik.
Yathimri'yi sordum.
index
198
Quppi "Babamın ö l ü m ü sanki o n a yapılan bir haksızlıkmış
gibi davranıyor" diye c e v a p verdi. Yathimri artık herhangi bir hizmetçi kızdan farksız hale
gelmişti.
Quppi bana qui ve Rajaji'nin dastarbani töreni için yapılan hazırlıklan anlatıyordu. Her ikisi de
yarın yapılacaktı a m a ben daha ç o k Yathimri ile ilgileniyordum. Onu, o ğ l u m u ö l d ü r m e k
için kullanan a d a m artık ölmüştü. Yathimri'nin, k o c a m ı n ölüm ü n d e n sonra hiçbir ş e k i l d e
ayncalıklı bir m u a m e l e g ö r m e mesini sağlamaya kararlıydım.
Artık takip e t m e k zorunda o l d u ğ u m alışılmış g ö r e v l e r i m l e ilgili kaygılanmam g e r
e k m e d i ğ i n d e n , hâlâ yatakta uzanıyord u m . K o c a m ı n ne banyosu ne de kahvaltısı için
hazırlık yapm a m g e r e k i y o r d u . Sanki öldürücü bir hastalık gibi, hiç iz bırakmadan
kaybolmuştu. K ı z l a n m şimdi, babalan hayattayken hiç girmedikleri banyoyu kullanıyorlardı. Onun
yokluğu hayatımızda bir boşluk yaratmamıştı.
Dışanda, zonklayan başımı chunni ile sıkıca s a n p oturuyor ve günün büyük b ö l ü m ü n d e y ü
z ü m ü kollarımın arasına g ö m ü y o r d u m . S a d e c e baş sağlığı d i l e m e k için birisi g e l d i
ğ i n d e ayağa kalkıyor ve o n l a n n ö l ü m ü n e agladıklan adamın bana zorla kabul ettirdiği y a ş a
m b i ç i m i m e gözyaşı d ö k ü y o r d u m . Ağlamak, iiaçlann etkisi altındayken h e p daha kolay
oluyordu.
Waddi malkani, Choti malkani ve Maharani geldiler. A m a arka taraftan g e l e n çığlıklar,
Rajaji'nin korkunç g e l e c e ğ i ile ilgili tüm düşüncelerimi bir tarafa itti. Yathimri kendini
kaybetmişti. Burası yas e v i olduğu için, davranışları açıklanabilirdi a m a kaybı h e p i m i z d e n
büyükmüş gibi davranıyor olması ailem i z e karşı yapılan bir hakaretti. Onun şeyhin kadını olduğunu
herkes biliyordu a m a bu g e r ç e ğ i n k o c a m l a birlikte g ö m ü l m e si g e r e k i y o r d u .
Oysa o tam tersi y ö n d e haraket ediyordu.
Dul kadını y a n ı m a çağırdım ve "Gidip Yathimri'nin ne istediğini ö ğ r e n . Sanki b e n i m için
değil de kendin için soruyor-muşsun gibi davran" d e d i m .
C e n a z e d e n beri C h e e l ' i g ö r m e m i ş t i m . K o c a m ı n ö l ü m ü y l e birlikte onun
da g ö r e v i bitti mi diye m e r a k e d i y o r d u m . A n n e m yalnız konuşabilir miyiz diye
sorunca, i s t e m e d i ğ i m halde onun arkasından yürüdüm.
index
199
K o c a m ı n yatağına oturduk ve a n n e m ellerimi ellerinin arasına alarak fısıldadı. "Allah'ın seni
acı ç e k m e d e n ve g ü v e n l e bu kölelikten kurtarması için dua e t m e d i ğ i m hiçbir türbe
kalmadı" d e d i .
B e n i m özgürlüğümü sağlayanın kendisi olduğunu mu söylüyordu?
A n n e m ağlayarak "Benim s e v g i m e g ü v e n m e n i i s t e m e d i m .
B e n d e n ya da başka birinden yardım umman, senin için burada yaşamaktan daha tehlikeliydi.
Kendi gücünle hayatta kala-bilesin diye kenara çekildim. Her şeyin farkındaydım a m a sana v e r e b i
l e c e ğ i m hiçbir ş e y i m yoktu" dedi.
Bana bunlan şimdi mi söylüyordu? Şimdi b e n zaten artık özgürken mi? Yüzümü ters tarafa ç e v
i r d i m . A m a o tutup tekrar k e n d i n d e n tarafa çevirdi.
"Baban sık sık rüyalarıma giriyor. Her z a m a n rahatsız ve mutsuz. Ondan g e ç e n yirmi dört yıl
için beni affetmesini istiy o r u m a m a beni affetmiyor" d i y e r e k ağladı.
A n n e m , b e n i m hayatımdan çekilmeyi tercih e d e c e k kadar zayıf a m a anneliğini feda e d
e c e k kadar da kuvvetliydi. Sonuçta kuvvetli miydi, yoksa zayıf mı?
Sanki beni duymuş gibi "Beni affet ç o c u ğ u m . Sana gösterec e ğ i m en ufak bir yakınlık seni
zayıf bir dala güvenir hale getirecekti. A m c a n hacca gittiğinde o n a gerçeği anlattım ve bu s i m
saklaması için y e m i n ettirdim. Amcandan, seni o şeytanın elinden kurtarması ve canını alıp ve
cezalandırması için Allah'a dua etmesini istedim" d e d i .
Sonunda, kalbinin derinliklerinde sakladığı acısı g ö z l e r i n e yansımıştı. A n n e m bugüne dek,
sabırlı mı yoksa a ç g ö z l ü mü davranmıştı?
Onun Bhai'ye yaptıklannı düşündüm. Sanki yine beni duym u ş gibi yanıtladı beni: "Çok yumuşak
kalpli o l a n kardeşini senin rahatının yerinde olduğuna ikna e t m e k için e l i m d e n geleni yaptım.
A m a senin dayak yediğini görünce bütün her şey boşa gitti. Bugün, onun g ü l ü m s e m e k için bir
nedeni olduğu ilk gündür" dedi.
index
200
Kardeşimin sıkıntısı a n n e m i s a d e c e vaktinde kendi çıkarla-nna ters düştüğü için mi
ilgilendiriyordu? A n n e m g ö z yaşlarıyla ıslanmış yüzünü baş örtüsüyle sildi. Sürekli bana
bakıyordu. Ben d e ona.
Artık yaşlanmıştı. Sallanan bir diş kadar ömrü vardı. Bir anne olarak b e n i m hayatımla kumar
oynamıştı ve sonuçlannı alnındaki çizgilerde g ö r m e k mümkündü. B e n d e n uzak g e ç e n uzun
yıllar yüzündeki çizgilere yerleşmişti. Birden onun çekti
ği acılan fark ettim ve o n a sanldım. Üzerinden büyük bir yükün kalktığını hissettim. Artık hiçbir
şeyin ö n e m i yoktu.
Bu arada dul kadın koşarak içeri girdi. "Bibiji, Seninle yalnız k o n u ş m a m gerekiyor. Ç o k
acil" dedi.
A n n e m o d a d a n çıktı ve dul kadın ayak ucuma oturdu. Etrafa bakındı ve fısıldayarak
Yathimri, Pir Sain'in cenazesinin kalktığı gün onunla e v l e n e c e k olduğunu söylüyor. Haveli'nin
hanımı olacaktım, diyor. O y ü z d e n böylesine çılgına d ö n m ü ş
durumda" d e d i .
Hayrete düşmüştüm. Kadını Yathimri'yi çağırması için yolladım ve k o c a m ı n oturduğu gibi
koltuğa oturdum. K o c a m gibi o n u d ö v m e k istiyordum a m a ölümünün ikinci g ü n ü n d e bu
uygun o l m a z d ı . Bir skandala yol açabilirdi.
Kız ö y l e s i n e küstah ve m e y d a n okuyan bir tavırla içeri girdi ki mantıklı d a v r a n a m a d
ı m ve üzerine atıldım. Saçlanndan tutarak kafasını arkaya doğru ç e k t i m ve gözlerinin içine baktım.
O da bana baktı ve iğrenç bir şekilde tıslayarak "Pir Sain ö l d ü ğ ü n d e ben u y u m u y o r d u m
bibiji" dedi.
Kafasını kavrayan e l i m g e v ş e d i . G e r ç e k t e n korktuğumu belli e d e c e k şekilde
davranabilirdim ama kendimi kontrol ettim ve o n a sert bir tokat attım. Bağırarak b e n d e n kaçtı ve
kapının k e n a n n d a durarak nefretle bana baktı.
K e n d i m e g e l m e m için ç o k z a m a n g e ç m e s i gerekti. Me biliy o r d u ? rie görmüştü?
Unutmayı en ç o k istediğim anlan tekrar düşündüm. Kızın b e n i m tanığım olacağını düşünmüştüm
çünkü hiçbir şey hatırlamayacaktı. Bu yüzden de bana destek olacaktı.
Oysa şimdi en kötü düşmanım, en tehlikeli sımmı biliyordu.
index
201
Rajaji'nin sevinçli dastarbani töreni ile. Pir Sain'in kutsal qui töreni aynı g ü n d e olunca, ters
duygular birbirine karıştı.
Tıpkı şeytan gibi, şeyhler değişik şekillerde y e n i d e n ortaya çıkıyorlardı. Biri ölünce, diğeri d o
ğ u y o r d u . Benim için, Yathimri'nin gördüklerine karşı duyduğum korku her şeyin ö n ü n e
geçmişti.
Haveli'nin içinde, Rajaji'nin ayakta durmak için bile ç o k yaşlı olan teyzeleri, yeni şeyhin
ayaklarına d o k u n m a k için yerlere eğiliyorlardı. Hizmetçiler onun ö n ü n d e kendilerini yere
atıyorlardı. Dışarıda ise, shamiana'lar açıldı ve altlarına sahne kuruldu. Her taraftan müritler geldi.
Sandıklar parayla doldu.
Rajaji tahtına kuruldu. Arkasına ise, diğer yedi yüz o t u z tane şeyh sıralar halinde oturdu.
Babaji'nin artık parçalanmakta olan pug'ı ağaçtan alındı, Rajaji'nin başına yerleştirildi ve "Allahu,
Allahu" sesleri havayı kapladı.
Başka bir şeyh taç giymişti.
Başka bir tann yaratılmıştı.
İnsanlar iç çekiyor ve bagınyorlardı. "Allah'a başımızdan eksik e t m e d i ğ i iyilikseverliği için
şükürler olsun. Büyük kaybımızı, büyük bir kazançla telafi ettiği için Allah'a şükürler olsun. Seçilmiş
kişiler aracılığıyla lütufiannı bizden esirgemedi
ği için şükürler olsun."
Kırk gün, alnımdaki terleri silerek geçti. Şimdi, C h e e l ' i n yerine Yathimri beni her k ö ş e d e n
izliyordu. C h e e l ' i hatırlayınca Dai'ye onun n e r e y e gittiğini s o r d u m .
Şakayla karışık c e v a p verdi. "Şeyh bizi izlemesi için onu öylesine uzun z a m a n uyanık tuttu ki
şimdi kaçırdığı uykulannı telafi ediyor. Rajaji kendisine başka bir atmaca s e ç e c e k . " Sonra
ciddileşti ve "Cheel p e k iyi değil. D i n l e n m e y e ihtiyacı var"
dedi.
Birdenbire C h e e l ö n ü m d e belirdi. Onu bana doğru yürürken dikkatle izledim. Sonra durdu
ve sanki konuşacakmış gibi ağzını açtı, ama konuşmayıp uzaklaştı. Gözlerimi ondan ayırm a d ı m .
Dergâha açılan kapının ardında kaybolunca, "Allah'ım, kim bu kadın? N e d e n bu kadar tuhaf?" diye
düşündüm.
index
202
Yaklaşmakta olan korkunç bir olayın ö n ü n e g e ç m e y i başaran Sakhi bibi ve Waddi
malkani'nin içeri girmesiyle, dikkatim dağıldı. Maharani kuzenlerinden biriyle evlendirilmişti. Artık
evlilik bağıyla kuzeninin olan Maharani'nin, Rajaji'den uzaklaştırılmış olması beni rahatlatmıştı. Öfkeli
a m a çaresiz haldeki o ğ l u m , çapkın a m c a s ı n d a n farklı o l m a y a n davranışlar içine
girmişti. Böylesi o n u n için nispeten daha iyi olduğundan, bu duruma s e s çıkartmıyordum.
Dul kadını, Yathimri'yi i z l e m e k l e g ö r e v l e n d i r d i m . Bana hab e r v e r e c e ğ i bir şey
olana kadar bir ay geçti. "Bibiji, kızın Dai'ye bir şey söylediğini ve bunun üzerine Dai'nin kulaklan-nı
tutup t ö v b e , t ö v b e dediğini g ö r d ü m . Yanlanna yaklaşınca sustular. Bana güvenmiyorlar" d
edi.
Stresten, v ü c u d u m d a k i bütün sinirler gerildi. Duyduklanmdan dolayı korkuyla titrerken, o n
u "Sana g ü v e n e m e y e c e k l e r i fikrini ne yap et değiştir. Eger bilgi e d i n e m e y e c e k s e n ,
bana ne faydan var?" diye azarladım.
A m a bir yandan da dul kadının Yathimri'nin sırrını öğrenm e s i n d e n korkuyordum.
Pir Sain'in m e z a r ı hâlâ tazeydi. A m a ü r p e r m e d i m bile. Artık bana bir şey y a p a m a z
d ı . . . tabi otopsi yapılmadıkça. Korkum beni y e n i d e n Babaji'nin m e z a n n a yöneltti. Beni
tehdit e d e n yeni tehlike y ü z ü n d e n o n a yalvardım.
"Şeytan beni a v l a m a k için ardında küçük kızı bıraktı. Kocamın kalbi kızın g ö ğ s ü n d e
atıyor. Kız bana k o c a m ı n g ö z l e r i y l e bakıyor" diye ağladım.
Daha ö n c e de hissettiğim aynı ürperti v ü c u d u m d a dolaştı.
Aynı yabancının varlığını hissettim.
Kafamı kaldırdım ve sanki başka bir dünyadan g e l i y o r m u ş
gibi g ö r ü n e n a m a g e n e de b i z d e n biri gibi duran o siluetle kar
şılaştım.
Boğuk bir sesle "rie istiyorsun?" diye sordu.
Dileğim dilimin uçundaydı, "Yathimri'nin ölümünü."
Bana sırtını d ö n ü p ortadan k a y b o l m a d a n ö n c e ç a b u c a k S e n kimsin?" diye s o r d
um.
index
203
C e v a p v e r e c e ğ i n e "Önümüzdeki ayın ilk günü bu iş hallolacak" dedi.
Yürüyüp uzaklaştı. Topallıyordu.
Q e n e aynı soruyu soruyordum ve g e n e c e v a b ı yoktu. Daha kötüsü, g e n e bir başka
cinayeti bekliyordum.
Cinayet g e c e s i Yathimri'nin neler gördüğünü umutsuzca ö ğ r e n m e k i s t e m e m e r a g m
e n , ne b e n i m l e ne de bir başkasıyla konuşmasını istiyordum. G e l e c e k ayın ilk g ü n ü n d e n
ö n c e k i m s e y e bir şey s ö y l e m e s i n diye, o n a daha iyi davranmaya başladım.
Bir gün, kahvaltı tepsimi masaya bırakırken o n a "Hep senin düşmanın o l d u ğ u m u düşündün
a m a o zamanlar başka şansım yoktu. İkimiz de şeyhin yönlendirdiği hayatı sürüyorduk ve burada her
şey şeyh için yapılıyordu" d e d i m .
H e r gün yalnız kaldığımızda o n a hoş şeyler s ö y l ü y o r d u m .
Şeyhin yokluğuna ragmen b e n i m onun tarafında o l d u ğ u m u ve o n u kayıracağıma inanıp,
mutlu oldu ve b e n i m ayak işlerime koşturmaya başladı.
Y e r d e ayaklarımın dibine ç ö m e l i p ağlıyor ve "Bibiji, biz hep i m i z ş e y h e hizmet
ediyorduk. Asla y a p a m a y a c a ğ ı m ı düşünd ü ğ ü m şeyleri kendi ellerimle yaptım. Senin gibi b
e n i m de başka s e ç e n e ğ i m yoktu. Eger şimdi bana bir şans verirsen, sana h i z m e t ederim"
diyor, teselli e d i l e m e z bir halde iç ç e k i y o r ve ayaklanma kapanıyordu. Onu kucaklamak
istedim a m a C h o t e Sain'i hatırladım. Yathimri'ye g ü v e n i l m e z d i .
Bana bakmasını s ö y l e d i m . "Artık olan oldu. G e ç m i ş i unutmalıyız. Artık s e ç m e
şansımız var" d e d i m .
Yathimri ağladı ve "Şeyhin öldüğü g e c e bir kâbus g ö r d ü m bibiji. B e y a z kaftan giymiş
birisi, şeyhi muslin bir kumaşla bo
ğuyordu. Şeyh yataktan havaya yükseldi ve sert bir şekilde tekrar düştü. Kulaklanndan kan
sızıyordu."
Kalbim küt küt atıyordu. Ona katili görüp görmediğini sordum.
"Kaftanlı birinin odadan çıktığını gördüm" dedi. Sanki bir şey daha söylemek istiyor ama tereddüt
ediyordu. Meraktan taş kesilmiş bir halde ona konuşmasını söyledim. Ama konuşmuyordu.
index
204
"Onun kim olduğunu biliyor musun?" diye s o r d u m . Ama o l u m s u z a n l a m d a kafasını iki
yana salladı.
K i m olduğunu s ö y l e m e s i için ısrar ettim.
"Cheel'di, bibiji" d e d i . N e r e d e y s e kalbim duracaktı.
"Cheel mi?"
"Evet, bibiji. Topallayarak içeri süzüldügünü ve şeyhin yatağının arkasında durduğunu g ö r d ü
m . Topallayarak dışarı çıkarken de sırtını gördüm."
C h e e l ? Chell miydi? Hayır, bu mümkün değildi. Yathimri halüsinasyon görüyordu. Peki ya
topallaması? Kaftanlı siluet d e topallıyordu. C h e e l d e topallıyor muydu?
"Beni uyandırdığında rüyam g e r ç e k olmuştu. Kâbus gerçekti. Şeyh öldürüldü bibiji. Onu C h e
e l öldürdü. Şeyhin ona olan g ü v e n i n e ihanet etti. Bundan e m i n i m . O olduğuna y e m i n e d e
rim" d i y e r e k ağladı. Ben ise duyduklanmdan sonra k e n d i m e g e l m e y e çalışıyordum.
Şaşkın h a l d e y d i m . Ona her şeyi unutmasını s ö y l e d i m .
"Geçmiş, bugünü zehirleyip, g e l e c e ğ i de öldürebilir. Rajaji şeyhi korumadığın için seni
öldürür. Sessiz kaldığın için seni asarlar. Seni işbirlikçi o l m a k l a suçlarlar. K i m s e C h e e l ' i n
şeyhe ihanet ettiğine inanmaz. Bunlan h e m e n kafandan çıkar.
H e m e n ! Şeyh öldü ve biz hâlâ hayattayız. O bir rüyaydı. Rüyadan başka bir ş e y değil" d e d i
m.
Aklıma bir ş e y geldi. Eger bu mistik kişi C h e e l ise, kaftanlı siluetin s ö z verdiği halde
buluşmaya g e l m e d i ğ i g e c e , k o c a m ı n ö l ü m ü n e s e b e p olduğu kızı g ö m ü y o r
olmalıydı. Yathimri gittikten sonra alnımdaki teri silerken, o yaşamalı mı yoksa ö l m e l i mi diye
düşünüyordum. O kişi C h e e l olsa da o l m a s a da...
İ z l e y e n üç hafta boyunca, ortalıktan kaybolmuş olan Cheel'in n e r e d e olduğunu s o r m a y a
bile korkuyordum. Şimdi kafamda, topallayan bir hayal vardı. Her akşam, Yathimri'nin öldürülmesi
dileğimi iptal e t m e k için n e d e n dergâha koştum, bilmiyorum. A m a topallayan siluet bir daha
ortaya çıkmadı.
Cinayet için belirlenen g e c e g e l m e d i .
index
205
Umutsuz ve ne y a p m a m gerektiğini k e s t i r e m e z bir halde C h e e l ' i aramak için Dai'nin
yanına koştum. A m a C h e e l ' i n yataktan çıkamayacak kadar hasta olduğunu söyledi. C h e e l ' i n
o siluet olduğunu düşünüp yatakta olmasından dolayı rahatlad ı m ve o d a m a gittim. Bir sürü
yatıştırıcı yutmama ragmen, kaftanlı siluet bütün g e c e kafamda topallayarak dolaşıp durdu.
Gün ağarırken kapıma şiddetle vurulmasıyla rahatsız uykumdan sıyrılıp yataktan fırladım. Kapıyı
açtım. Hizmetçilerin hepsi birden ağlayıp, dövünüyorlardı."Yathimri öldü bibiji. Öksüz kız öldü. Öldü.
Öldü" diye tekrarlıyorlardı.
Yüksek bir kuru ot yığınının üzerine çıkmış sonra da içine düşmüştü. Sokak köpekleri yığının
etrafında havlamaya başlayınca insanlar meraklanmışlar ve yığını karıştırmışlardı.
Yathimri boğularak ölmüştü.
K o c a m ı n cinayeti b e n i m için cihattı. Bir putu yıkmıştım. O
bir sahtekârdı. Peki ya Yathimri? Onun kanı b e n i m ruhumu le-kelemişti. Pir Sain ise gitmemişti.
İşlediği her şeytani suç b e n i m kalbimin derinliklerinde zehirli bir yılan gibi fini fini d ö n e r k e n ,
o kendini yerin altına g ö m d ü r e r e k her şeyden kurtulmuştu.
Dai'yi çağırdım ve "Cheel n e r e d e ? N e d e n artık avluya gelmiyor? Yeterince d i n l e n m e d
i mi?" diye s o r d u m .
Dai, kalbimdeki çarpıntıdan habersiz "Doktor hastalığın C h e e l ' i n vücudunun her tarafına
yayıldığını söylüyor. Eger dikkat e t m e z s e bu yüzden ölebilir bibiji" dedi.
"Hastalığı nedir?" diye s o r d u m ve Dai'nin sözleri esran çözm e y e başladı. "Yıllar ö n c e yer
karıncaları ayaklanndan vücuduna girdi ve C h e e l ' i n vücudundan b e s l e n m e y e başladılar.
Daima bizi i z l e m e k l e görevli olduğundan hastalığını tedavi ettirmek için hiç vakti o l m a d
ı . Yıllardır ayakta durabilecek halde bile değildi a m a şeyh bunun tersini emrediyordu."
Dai'ye C h e e l ' i n topallayıp topallamadığını s o r d u m ve o da Yathimri'nin iddiasını
doğruladı. "Şeyh ö l m e d e n bir kaç gün ö n c e agnsı artık dayanılmaz hale geldi. Öyle olmasa, bu
belirtide bile p e s etmezdi."
Aklım Yathimri'den C h e e l ' e kaymıştı.
index
206
H e m e n o n u n odasına gittim. Y e r e serilmiş p a m u k bir dö
şekte yatıyordu. Şaşkın g ö z l e r l e bana baktı ve kalkmaya çalıştı. A m a zorlanıyordu. O m u z
l a n n a bastırdım ve "Kalkma. Ben senin yanına otururum" d e d i m .
Sessizlik rahatsızlık vericiydi.
G ö z l e r i ağlamaktan şişmişti. Bir kartalınki gibi keskin değildi. Kafası ö n e doğru uzanmıştı a
m a şimdi, her z a m a n düşünd ü ğ ü m gibi bir akbabaya b e n z e m i y o r d u . Artık ne b e n i m
korktuğum kadın gibiydi, ne de kaftanlı siluete benziyordu. Bugün C h e e l , b e n i m o n c a z a m a
n g ö r m e y i başaramadığım kadındı.
Şimdi de her zamanki gibi acılar içindeydi a m a b e n bunu daha ö n c e fark e t m e m i ş t i m .
Yeni fark ettiğim ş e y l e r d e n dolayı şaşkındım. C h e e l ' i n hayatının, b e n i m c e h e n n e m i
m d e n daha iyi o l m a d ı ğ ı n ı , onun da şeyhten b e n i m kadar nefret e t m e s i gerektiğini ş i m
d i y e d e k fark e t m e m i ş t i m .
İkimiz de konuşamadık. Onu nasıl çağıracağımı bilmiyord u m . O n a C h e e l d e m e k şimdi
uygunsuz geliyordu.
K o n u ş m a y ı ben başlattım. "Yathimri'nin öldüğünü duydun mu?" d e d i m . Evet d e r gibi
kafasını salladı.
"Öldürüldü" d e d i m . Tekrar kafasını salladı.
"Bacağınla ilgili daha iyi bir tedavi için Rajaji'yle konuşayım mı?" diye s o r d u m . Bu k e z
kafasını hayır d e r gibi salladı.
K o n u ş m a s ı n ı ve sesini duymayı, b ö y l e c e de artık kafamda ç ö z m ü ş o l d u ğ u m sırrı
bir k e z daha tasdik e t m e k için "Agnn nasıl?" d i y e s o r d u m . A m a s a d e c e o m u z silkti.
O n u tekrar tekrar ziyaret ettim a m a ağzından bir k e l i m e bile d u y a m a d ı m .
H i z m e t ç i l e r d e n biri k a p ı m d a oturan Dai'ye C h e e l ' i n ç o k hasta o l d u ğ u n u s
ö y l e y i n c e , s e c c a d e m d e n kalkar kalkmaz o n u n o d a s ı n a koştum.
C h e e l ölüyordu. Bütün hayatım gözlerimin ö n ü n d e n kayıp g e ç i y o r gibi geldi. Elini
tuttum ve o n a yalvardım. "Eger şimdi bana s e n i n l e ilgili gerçekleri anlatmazsan, bir daha asla
ögre-n e m e m . Lütfen bugün b e n i m l e konuş yoksa ç o k g e ç olabilir."
index
207
Ağzını açtı ve konuştu. Onun sesini duydum. Chaddar'ının altından sesi boğuk geliyordu ama g e n
e de kaftanlı siluetin sesi olduğunu fark ettim.
Birden ürperdim.
"Atalarım Babaji'nin ölüsünü dağlardan getirdiğinden bu yana, ailemin bütün erkekleri öldürüldü.
Büyükbabamı, babamı ve ağabeylerimi bu kutsal a m a ç uğruna kaybettim. Bu yüzd e n ş e y h e
kutsal bağlılık yemini ettim. Bütün hayatım boyunca onun güvenini kazandım."
Toti'nin C h e e l ' d e n s e m p a t i y l e s ö z edişini hatırladım. Tabi Toti bütün bunian biliyor
olmalıydı.
Vücudunun tüm organlannı kemiren yer kanncalanna ragm e n cesur ve hiç kimsenin o l a m a y a
c a ğ ı kadar sabırlı olan C h e e l ' i n , Pir Sain'in asla anlayamayacağı bir a m a c ı vardı. A m a hâlâ
ö ğ r e n m e m g e r e k e n şeyler bulunuyordu v e " N e d e n tüm hayatın boyunca bekledin?" diye
sordum.
Bana baktı, sesini chaddar'ıyla kasten boguklaştırdı ve b ö y l e c e s a d e c e kelimelerin
söylediğinden fazlasını ifade e d e rek "Daha ö n c e sen hazır değildin bibiji" d e d i .
Artık hiçbir şey sormam, onun da cevap vermesi gerekmiyordu.
O g e c e o d a m d a C h e e l ' i n ö l ü m haberini b e k l e d i m v e ç o k g e ç m e d e n haber
geldi.
S e c c a d e m i n üzerinde "Allah'ım" diye seslendim." Acı ç e k e n bu insanı, tam gözlerimin ö n
ü n d e duruyor olmasına r a g m e n nasıl g ö r m e d i m ? Onun acısını nasıl fark e d e m e d i m ? "
C h e e l ' i n korkunç hayatı için, Kaali ve Yathimri'nin hayatla-nna ağladığım kadar ağladım. Belki
de daha fazla... C h e e l ' i n dünyada başardığı tek şeyin bir çift ağlayan g ö z ve bir yaralı kalpden
ibaret olduğunu düşünüp daha ç o k ağladım. A m a o hayatını atalarının misyonunu yerine g e t i r m
e y e adamıştı. Ailesinin e r k e k üyelerinden hiçbirinin cesaret e d e m e d i ğ i bir şeyi g ö z e almıştı.
Altı ay, Cheel'in hayatı ve Yathimri'nin ö l ü m ü yüzünden, Pir Sain'den nefret e d e r e k g e ç i p
gitti. Sonra birden fark ettim ki suçluluk duygusu bir tuzaktan ibaretti. Benim yaşayabil-208
m e m için bu duygunun ö l m e s i gerekiyordu. Tann'ya danıştım ve k o c a m ı n üstüme yapışan
lanetinden kurtulmak ve miras bıraktığı şeytani düzeni değiştirmek için her türlü y ö n t e m i dü
ş ü n d ü m . Kurtulabilmem için tek bir çare kalmıştı. Caminin hoparlörlerinden, bir zamanlar
Piyari d e n e n kadının aslında ben o l d u ğ u m u bir s ö y l e y e b i l s e y d i m , bu yolu kendi
tercihimi yaparak s e ç m e d i ğ i m i ifşa e d e b i l s e y d i m , işte o z a m a n rahatlayacaktım. A m
a kutsal o l m a y a n ve her şeyi ortaya çıkaracak b ö y l e s i n e bir açıklamayla ilgili en ufak bir ima
bile, Rajaji ve amcaları tarafından h e m e n örtbas edilirdi. Daha Piyari ismi duyulmadan ben ö l m ü
ş olurdum. İntikam almadan asla huzur bulamayacaktım.
Piyari'yi açığa çıkarmadan, d ü z e n d e hiçbir değişiklik olmayacaktı.
Karan k a l b i m d e almış, i z l e y e c e ğ i m yolu da kafamda belirlemiştim. Sis birdenbire ç ö z
ü l d ü . G ö z l e r i m i kapattım ve yıllar süren e z a s o n a erdi.
K a l b i m bir k e z daha çarptı.
Yeni ç i ç e k l e r açtı.
K e n d i m i t o p l a d ı m ve beni ikinci bir ten gibi saran giyisilere burundum.
Avluya çıktım ve "TARA'Yl ÇAĞIRIN" diye bağırdım.
Küçük bir kareden ibaret d ü n y a m d a dişi bir kaplan yürüyordu. Uzun boynunun ü z e r i n d e
ş a h a n e başı yükseliyor, g e n i ş
o m u z l a n g ö ğ s ü n e , kalçalanna ve s o n s u z a d e k uzanır gibi duran bacaklarına doğru g
i d e r e k inceliyordu. Efsane ö n ü m d e duruyordu. Yaptığını onaylamayışından g e l e n bir
sertlikle, ayaklarıma d o k u n m a k için eğildi.
Onu terzi olarak işe aldım ve o d a m a götürdüm. Gözleri güm ü ş balığı gibi oynuyordu.
Ölçülerimi alırken bile g ö z l e r i benim ü z e r i m d e değildi. O n a oturmasını işaret e d i n c e ,
ayak u c u m d a bağdaş kurmak için bacaklannı kırdı a m a g ö z l e r i orada burada d o l a n m a y a
d e v a m etti. Gözlerinin içine bakarak onunla bir bağlantı kurmaya çalıştım.
"Sen ve b e n . ikimiz de acı çekiyoruz. Yanlış ve şeytani bir sistemin esirleriyiz. Zehirli bir a h t a
p o t bizi kavramış ve kolla-209
rıyla bizleri mümkün olan her şekilde s ö m ü r m e k için İslam'ın gücünü kullanıyor. Bizi
kavrayıp sıkıyor ama ö l m e m i z e de izin vermiyor" d e d i m .
Tara'nın gözleri hiç yerinde durmasa da beni dinlediğini biliyordum. "Bizim tüm etimizi k e m i r e
n e d e k ü z e r i m i z d e n besl e n m e l e r i n e y e t e c e k nefes a l m a m ı z a izin veriyorlar.
Sen ve ben kurtulduk. Sana bu y ü z d e n güveniyorum" d e d i m .
Birden gözlerini bana dikti. Hiç kimse g ö z l e r i m e b ö y l e derin bakmamıştı. Huzursuz o l d
um.
Asi bir görünümü vardı a m a sözleri bilgeceydi. "Bibiji, adaletsizlikten intikam alma isteği i ç i m
d e kalan tek duygu olmasına r a g m e n , yıllar boyunca yerleşmiş olan düşüncelerle nasıl
savaşacağız? Bize kâfir derler ve h e m e n yakarlar. Güçleri ç o k derinlerde yatıyor. Bizim karşı ç ı k
m a m ı z ise ç o k zayıf. T o h u m bile v e r e m e z " dedi.
Derin iç çekişi, iyi g i z l e n m i ş savunmasızlıgını açığa çıkart-sa da o kendini bana teslim etti.
"Beni ne şekilde kullanmak istersen, b e n senin yanında kalmaya hazırım" d e d i .
Rahatlamıştım. A m a c ı m ı Tara'ya açıkladım. "Dergâh, her türlü sömürünün simgesi. Eger
bazıları Allah'ı zayıflara karşı kullanabiliyorsa, diğer bütün yollan d e n e m e k m u b a h d e m e k
tir. Eger bu dergâha karşı bir savaş verirsek, bütün g e r ç e k l e r ortaya çıkacak."
Ben arka kapının sürgüsünü açıp, sonra da a c e l e y l e banyonun kapısının kilidini ç ö z m e y e
cesaret e d e n e kadar p e k ç o k g e c e geçti. Tara, bir numaralı adamı getirdi. A d a m beni hâlâ
şeytanın ininde görünce hayrete düştü. Ona "Ben Piyari değilim. Ben H e e r ' i m . Pir Sain'in karısı.
Rajaji'nin annesi. S o n gör ü ş m e m i z d e ş e y h e olan inancını yitirmemiştin. Şimdi yitir" deyince
a d a m korkusundan n e r e d e y s e bayılacaktı.
Bir numaralı a d a m ürperdi, titredi ve kafasına yerleşmiş
olan kutsal mit kirlendi. O gittiğinde, kalbim vahşi rüzgârla savrulan bir tüy gibiydi.
H a v e l i ' d e n dışan çıkmak için duyduğum arzu belki d e , tan-nsallıgın ardına gizlenmiş şeytanı
ortaya çıkartmaya duydu
ğ u m g e r e k s i n i m kadar büyüktü. Tara beni cesaretlendiriyordu. "Korku y o l u m u z d a
duran tek şeytan bibiji. Eger adamlar içeri girebiliyorsa, biz de dışan çıkabiliriz."
Kâfir / F: 14
index
210
İnanamayarak "Hasıl?" diye s o r d u m .
"Odanı kilitle ve akşam için d i n l e n m e y e çekil. K i m s e senin arka kapıdan dışan ç ı k m a n
ı b e k l e m e d i ğ i için, kontrol e t m e y e kalkışmaz. Bir burqa'nin altında gizleyerek seni dışan
çıkarac a ğ ı m . Bir ya da iki saat için, n e r e y e istersen gidebiliriz" diye ö n e r d i .
Aklım heyecanlanıyor, kalbim ise korkuyordu.
Tara bir liste yaparken ben, "Allah'ım, ahlâklı o l m a m hiçbir işe yaramıyor. Kişiliğim ise bir şey
ifade etmiyor. Sınırlan aşm a m a izin ver. Bu dergâhın, senin isminin ardına gizlediği şeytanlıkları
ortaya çıkartmak için kendimi feda e t m e m e izin ver. Beni m a h k û m e t m e l e r i n e s e b e p
olacak a m a senin gösterdiğin yolu çarpıtan düşmanlarının da g e r ç e k yüzlerini ortaya çıkartacak
bir yol i z l e m e m e izin ver" diye dua ettim.
H e m her ş e y d e n korkar h e m d e hiçbir ş e y d e n korkmazken, kalbim g ü m g ü m
atıyordu. B o y a n d ı m ve kokular süründ ü m . Tara'nın v ü c u d u m a g ö r e ya da vücudumu
onlara g ö r e ayarladığı dar giyisilere burundum. Burqa ile örtündüm ve Tara'yı i z l e d i m .
Karanlık g e c e bizi yuttu ve biz çabucak o d a m d a n arka kapıya yürürken bizi gizledi. İ ç i m
d e artan heyecan, dışarının serinliği ile karşılaştı. K o k u m g e ç t i ğ i m i z her y e r d e asılı kaldı
ve y ü k s e k t o p u k l a n m ı n sesi yansıdı.
Tara kıkırdadı ve "Bibiji, b e n h e m e n her y e r e hiç iz bırakm a d a n gidebilirken, senin
suçunu duyuran bir sürü ş e y var"
dedi.
Dışan çıktık.
Özgürlüğün kokusunu aldım.
O yıl kış şiddetli g e ç i y o r d u ve çocuklann canavarlardan saklandığı gibi, insanlar da e v l e r i
n d e kıştan saklanıyorlardı.
Kadınlar tıpkı e r k e k l e r d e n kaçıyormuşçasına, soğuk rüzgârdan da kaçıp bir araya
toplanıyorlardı. Erkekler ise kendilerini sahip oldukları bütün kalın giyisilerin altına gömüyorlardı.
Bir s e s duysalar bile duymamazlıktan geliyorlardı. Sonunda, hapishanemin etrafını i n c e l e m e
k için burqami geriye ittim.
Verimsiz topraklar üzerinde ve çıplak ağaçlar arasında yürür-211
ken, dışarı çıkmamın asıl amacını unuttum. Sola d ö n d ü k ve toprak daha da sertleşti. Bir grup
eski kulübe g ö r d ü m . Haveli'nin dışında da her şey b e n i m kadar zavallı görünüyordu.
Küçük bir e v e vardık ve Tara t e k m e l e y e r e k kapıyı açtı. İki a d a m oturdukları
sandalyelerden zıplayarak kalktılar. Tara onlara kim olduğumu söylemişti. Burqami sıyırdım.
Elbisemin yakasından fırlayacak gibi duran göğüslerimi g ö r ü n c e , adamlar n e r e d e y s e
korkudan bayılacaklardı. Küçük toprak sahipleri, bırakın b e n i m l e yakınlaşmayı, Rajaji'ye bile b a
k m a y a cesaret e d e m e z l e r d i . G e ç m i ş t e n duyduğum korku g e n e beni sardı. A m a sert
bir içki korkunun üstesinden geldi.
Bana Bibi Sain d e d i l e r ve sırrımı saklamaya y e m i n ettiler.
G i t m e z a m a n ı m g e l d i ğ i n d e , eski k o c a m ı n arkadaşları gibi konuşuyor ve dergâhı
bir mit o l m a k t a n çıkarıyorduk. Ve sırayla, beni bir zamanlar şehirden getirilen orospu Piyari diye
tanıyan bütün adamlar, b e n i m aslında Pir Sain'in kansı H e e r olduğumu ö ğ r e n d i k ç e , bu mit
yıkılmaya d e v a m ediyordu.
Bu adamlar, o n a tapmaları sayesinde Pir Sain'i tann yapmışlardı. K e n d i m i bir o r o s p u
olarak ortaya k o y m a m , k o c a m ı n da p e z e v e n k olduğunu ortaya çıkanyordu. Onun ne mal
oldu
ğunu sergilemenin tek yolu, üzerinde Allah'ın d o k s a n d o k u z ismi işli olan kaftanı k o c a m ı
n üzerinden sıyırmaktı. Bunu ba
şarmanın tek çaresi de kendi üzerimdeki elbiseleri fırlatıp atm a m d ı . Kendi kimliğimi adamlara
açıkladığım her seferden sonra k o c a m ı n m e z a n n a gidiyor v e tükürüyordum.
Jagirdar yayılan dedikoduları duyunca buna i n a n a m a m ı ş
ve "Bu imkânsız. O sahtekârla tanışmak istiyorum. Bu küfrün bedelini ö d e y e c e k " diye
hırlamış.
Tara o n d a n uzak durmamızın daha iyi olacağını düşünüyordu a m a tesettürümü yırtıp a t m a
ve Pir Sain yaşadığı sürece onun sayesinde gizlediklerini ortaya çıkarma dürtüm her şeyin üstündeydi.
K o c a m ı n miskini v ü c u d u m a serptim ve sırdaşıma "Bu k e z o r o s p u kadın Piyari o l m
a y a c a ğ ı m . Bu defa Pir Sain'in karısı H e e r o l a c a ğ ı m . T e k bir kimlik olacağız" d e d i m .
index
212
Şişman a d a m o d a y a girdiği sırada burqami çıkartıyordum.
Hatıralarla sarsıldım a m a kendimi topladım ve "Beni hatırlıyor musun sain? O z a m a n
buluşmayı Pir Sain ayarlamıştı. Bu k e z tek başımayım" d e d i m .
D o m u z sersemlemişti. Kıvnk bıyıklannın altında ağzı açık kalmıştı.
B e n bir içki isteyince, heykel gibi d o n u p kalmış olan jagirdar k e n d i n e geldi ve bir içki
koydu. Birdenbire kahkaha attı ve "Şimdi anlıyorum. O sensin. Şehirden getirilen kadın sensin" d e d
i . Sonra ciddileşti " N e d e n şeyhin kansı olduğunu söylüyorsun? Bu suç y ü z ü n d e n
öldürülebiiirsin" d e d i .
Bunu s ö y l e y i n c e , o n d a n daha şiddetli bir kahkaha patlattım. G ö z l e r i m i Tara'nın
bana öğrettiği gibi yuvarlayarak "Sain, b e n yirmi dört yıl boyunca Pir Sain'le aynı yatağı paylaştım"
d e d i m . Kudurmuş bir halde "Bunu bir daha söylersen kendini sokakta asılmış bulursun" diye
bağırdı.
Allah'ın ismi üstüne y e m i n ettim. "Ben Rajaji'nin annesiy i m . K e n d i kadınlarını çağır. Bunu
doğrularlar" d e d i m .
Kara yüzünün yağları titredi.
"Benim kimliğimi doğrulaması için herhangi bir hizmetçiyi çağırabilirsin. A m a o ğ l u m u n
bunu duyup da seni ö l d ü r m e m e si için sadık bir hizmetkârını çağır" diye tavsiyede bulundum.
Tatlı bir ş e k i l d e gülümseyip, şakır gibi konuştum ve "Beni dinle sain, burqamin altından
fırlayıp seni tehdit e d e n bir skandali g ö z e alamazsın" d e d i m .
İçki üstüne içki içti ve o d a d a n dışan kaçtı.
Tara endişelenmişti ve t e h l i k e d e n dolayı beni uyardı.
"Endişelenme" diye o n u rahatlattım. "Her büyük a m a c ı n ö n ü n e e n g e l l e r çıkar. Eğer g
e l e c e k t e n v a z g e ç e r s e n , g e ç m i ş e döneriz" d e d i m .
Tara beni anladı. O da Kaali, Toti ve b e n i m gibiydi. C h e e l ve Yathimri bile b i z d e n
sayılırdı.
Kurbanım yaşlı bir h i z m e t ç i y l e birlikte geri geldi. Bana bakarak, "Bu kadını tanıyor
musun?" diye bağırdı.
index
213
Giydiğim dar g ö m l e k vücudumu zar z o r örtüyordu. Bir e l i m d e tuttuğum sigaraya hafif bir
fiske vurdum ve ö b ü r elimde tuttuğum viski bardagındaki buzlar çıngırdadı. Kadın şaşkınlıkla elini
ağzına götürdü. G ö z l e r i yuvalanndan fırladı.
Ayaklanma atıldı ve "Bibiji, pirzadi" dedi.
Dirseğinden tutarak onu kaldırdım ve parmağımı o n a doğru sallayarak, "Eger b e n i m burada o
l d u ğ u m u k i m s e y e söylersen, ailenin s e n d e n sonra g e l e c e k bütün kuşaklannı
mahvederim."
Guppi'nin pilli b e b e ğ i gibi başını sallayarak "Bibiji, şeyhimin onurunu nasıl olur da b e n i m
pis dudaklanmla kirletebilirim? Böyle y ü c e insanlar hakkında k o n u ş m a k için b e n ç o k kü
çük biriyim" dedi.
Şişko jagirdar kadının dışan çıkmasını buyurdu ve iskemlesine çöktü.
Sesini fısıldarcasına alçaittı ve "Gerçekten Pir Sain'in kansı mısın? Şehirden getirilen Piyari değil
misin?" d e d i .
B u r q a ' m m bugüne kadar gizledikleri şimdi açığa çıkmıştı.
Bunun yeterli olacağını düşünüp, dışan çıkabilirdim. A m a onun, kutsal bir kişiye küfretmek
olarak değerlendirdiği şeyi yapmasını s a ğ l a m a m gerekiyordu.
"Şimdi şeyhin kansı o l d u ğ u m u bildiğin için b e n i m hakkımda farklı şeyler mi
hissediyorsun? Eger ilişkimize şeyhin sağlı
ğında izin verilmişse, şimdi bunu yasaklayan ne var?" d e d i m .
K o c a m ı n arkadaşı, kim o l d u ğ u m u unutacak kadar i ç e n e dek, b e n i m yeni kimliğime
alışamadı. İşimi tamamlayınca oradan aynldım.
Bir başka g e c e tara ile birlikte mısır tarlasından g e ç e r e k , kaçak kumaş, haşhaş ve eroin satan
bir Pathan ile buluşmaya gittik. N e f e s n e f e s e tarlada gizlendik ve yanımda g ö z e t l e m e
kulesi gibi dikilen arkadaşıma "Niye dünyayı s a d e c e g e c e l e r i görebiliyorum? Ne z a m a n
gün ışığında da g ö r e c e ğ i m ? " diye s o r d u m .
Tara beni uyardı ve "Bibiji, ç o k fazla şey i s t e m e yoksa yaptığın her şey d ö n ü p seni
mahveder" dedi.
index
214
A m a ç o k istiyordum.
B e n i m sinir krizlerimden dolayı ö f k e l e n e n Tara "Eger bunlan z e v k için yapmıyorsan, g
e c e ya da gündüz o l m a s ı ne fark e d e r ? Eger s a d e c e bir hayaletten öç almaya çalışıyorsan,
bunu karanlıkta da y a p m a n m ü m k ü n . Eger niyetin degiştiyse bana s ö y l e , rie d e r s e n onu
yapanm" d e d i .
A m a uzaklan g ö r m e k için duyduğum gereksinim, ö ç almak için d u y d u ğ u m g e r e k s i
n i m d e n bile daha fazlaydı. Tara beni ikna e t m e y e çalışmaktan v a z g e ç t i ve yanıma oturdu.
G ö z l e r i n d e k i yaşlan g ö r d ü m v e "Ağlamana s e b e p olan b u acı nedir?" d i y e s o r
d u m . Birdenbire zırhı düştü ve Tara bir kâ
ğıt gibi büzüldü.
Yüzünü çevirdi ve hıçkınklarını kontrol e t m e y e çalıştı. "Bu ç o k e s k i d e n , sen beni adımı
bile d u y m a m ı ş k e n olan bir ş e y bibiji" d e d i . i ç i m d e n bir s e s ikimizin de aynı
hayaletten öç almaya çalıştığımızı söylüyordu.
Bana anlatması için ısrar ettim. Tara, kalbindeki acılan anlatacak kadar kendini toparlayana kadar
uzun uzun ağladı.
"Ben altı y a ş ı m d a öksüz kaldım. Dünyada hiç k i m s e m yoktu. Birisi beni dergâha bıraktı ve
başka birisi de beni H a v e l i ' y e getirdi. Pir Sain e l i m d e n tuttu ve beni kendi odasına götürdü."
O d a m a ilk geldiği z a m a n g ö z l e r i n d e k i şaşkın bakışları hatırladım. Elimle Tara'nın
ağzını kapattım ve bana daha fazlasını anlatmasına e n g e l o l d u m . Gerisini zaten biliyordum. Bir
hikâye daha d u y m a k i s t e m i y o r d u m .
A m a e l i m d e n kurtuldu ve bağırdı. "Dinle beni. Bırak konu
şayım. Artık k o n u ş m a m lâzım. K o c a n elbiselerimi ç e k i p çıkarttı. O n a d i r e n d i m a
m a bana tokat attı. Çığlık attım. A ğ z ı m a bir b e z parçası tıktı ve beni y e r e itti. Ü z e r i m e
çıktı. Ağırlığı beni e z i y o r d u . G ö ğ s ü n d e k i kıllar a ğ z ı m a doldu ve nefesimi kesti.
Kurtulmaya ve bağırmaya çalışıyordum. Kafama vurdu, kulaklarımı büktü ve beni iki taraflı
yumruklamaya başladı. Bütün c a n ı m çekiliyor gibiydi. Sonra birdenbire ayağa fırladı. Tep e m d e
dikilen bir d e v g ö r d ü m . Ayağıyla suratım bastırdı. Kelimeleri kulaklarımı o y u p g e ç t i ve
kafama kazındı. 'Eger ağzın-215
dan bir k e l i m e daha çıkarsa, senin canlı canlı derini yüzerim.
Eger bir daha konuşacak olursan, seni bıçakla küçük parçalara ayırır ve pişiririm' dedi. Beni
saçlanmdan tutup kaldırdı ve havada salladı. Diğer eliyle de gırtlağımı tutup sıktı. Boğulacak gibi o l d
u m . "Dışan, dışan, dışan" diye bağırdığını duyunca, canımı kurtarmak için kaçtım."
"Yaşlı bir işçi beni çalılıklarda saklanırken buldu ve e v i n e , karısının yanına götürdü. Yıllar
sonra 'Seni s e v i y o r u m ' diyebil e c e ğ i m bir a d a m bulana kadar bir daha konuşmaya cesaret e
demedim."
İçim nefretle dolu, Tara'ya, büyüyüp güzel bir kadın oldu
ğunda şeyhin n e d e n onun p e ş i n e düşmediğini s o r d u m .
O m z u n u silkti ve kendisi de tam e m i n olmayarak, "Sanınm o n a başansızlıgını
hatırlatıyordum bibiji" d e d i .
Tara'yla birbirimize sanldık ve g ö z y a ş l a n m ı z t ü k e n e n e kadar ağladık. Sonra s e s s i z
c e , dergâhı yıkmaya y ö n e l i k planımızı d e s t e k l e m e k üzere, Pathan'ın e v i n e doğru
yolculuğumuza d e v a m ettik
B e n i m cüzdanımı taşıyışım gibi öldürücü g ö r ü n e n bir tüfek taşıyan Pathan, o n a sunduğun
paha b i ç i l m e z şeyler için pazarlık e t m e y e başladı. Sonunda anlaştık ve o n a Pir Sain'in v i d e
o filmlerini sattım. Mikropların virüsü yaymalan gibi bu filmler de gerçekleri yayacaktı.
O g e c e tam Tara ile birlikte arka kapıdan Maveli'ye girmiştik ki kadınların uzaktan g e l e n
çığlıkları karanlığı yırttı. Güvend e o l m a k için b e n i m o d a m a koştuk.
Başka herkes avluya koştu.
H e r k e s "Kim o? Kim b ö y l e acıyla bagınyor?" diye konuşuyordu.
Tara ve ben de tuğla duvara doğru koşuşan kalabalığa katıldık. Çığlıklar giderek yaklaşıyor ve daha
da korkutucu bir hâl alıyordu. Çığlıklar yeryüzünü ikiye yaracak kadar kuvvetliydi a m a sanki g e n e
de acıyı y e t e r i n c e ifade edemiyorlardı. Bütün g ö z l e r tuğla duvara kitlenmişti. Ve duvann
ardında dul kadın belirdi. Sürünüyordu ve bilekleri kanıyordu.
index
216
Bizi g ö r d ü . Dai onu bir tokatla bayıltıncaya kadar saçlannı yoldu, g ö ğ s ü n ü yumrukladı ve
en yüksek sesiyle çığlıklar attı.
Dai'nin bir tokatıyla da bu kez k e n d i n e geldi.
Kontrol e d i l e m e z bir halde ağlıyordu, nefesi kesilmişti.
Umutsuz çığlıkları arasında, ağzından acı dolu c ü m l e l e r döküldü. "Tarlada R e e c h s e s s i z
c e yanımıza yaklaştı. K l o r o f o r m l a kızlarımı bayılttı ve onları bir çuvala koydu" dedi.
Bu acıya katlanamıyordu. Acıyı içinde h a p s e d e m i y o r ve ne yaparsa yapsın acısını tam ifade
e d e m i y o r d u . Çaresizlik içind e , m o r a r a n a kadar kafasını y e r e vurdu.
"Sonra ne olduğunu anlat, ne oldu? ne oldu?" diye herkes bir ağızdan soruyordu.
A m a kadın konuşamıyordu. Kelimeleri hıçkırıklar arasında kayboluyordu, ne dediğini anlamaya
çalıştık. R e e c h kızlan e ş e k arabasının arkasına atmıştı. Kadın çuvalı ç e k m e y i denemişti a m a
R e e c h , kadının bileklerindeki d a m a d a n kesmişti. O
y ü z d e n arabayı takip e d e m e m i ş t i .
Dul kadın onu yatıştırmaya çalışan herkesi itti ve "Beni yalnız bırakın. Yalnız bırakın. K i m s e
bana yardım e d e m e z " diye d ö v ü n d ü .
Dai o n u sarstı ve "Bu kadar gürültü yaptığın için Rajaji seni ö l d ü r m e d e n ö n c e kendini
toplamalısın" dedi.
Dul kadın s e s s i z c e ağlamaya d e v a m etti ve "Boşu boşuna şeytana yalvardım Dai.
Hayvanlann ardından süründüm. A m a ne y a p s a m o n l a n yakalayamadım. Kızlanm sonsuza d e
k kayboldular. Onlan bir daha asla g ö r e m e y e c e ğ i m . Asla" diye ağlayıp sızlandı. Haklıydı.
O g ü n d e n sonra dul kadın, her şafak vakti sürünerek tarlaya g i d i p kızlarını b e k l e d i . Gün
batınımda da sürünerek geri d ö n d ü . Her gün gidip geldi. Artık hayatında başka hiçbir şey yoktu. H i
z m e t ç i l e r o n a ağlayan dul diye isim taktılar. Rajaji, onun Haveli'nin dışında yıkık dökük bir e v
e taşınmasını emretti. Asla insanlara ders olmayan ve yanlışlann düzeltilmesini sağlamayan bu olaylan
g ö r m e k t e n dolayı ç o k mutsuzdum. Herkesin kaybettiklerini geri v e r m e k arzusuyla kanım
kaynıyordu.
S o n u n başlangıcı artık gelmişti.
index
217
İnsanlar Tara'yı ve beni kastederek, av p e ş i n d e dolanan iki v a m p i r l e ilgili dedikodular
yaymaya başladı. Bunlar, babasının ilk ö l ü m yıldönümünden ö n c e Rajaji'nin kulağına kadar geldi.
Sarhoş ve kafası dumanlı halde s e n d e l e y e r e k o d a m a girdi.
"İnsanlar daha ö n c e bu e v d e n hiçbir kadını, seni gösterdikleri gibi parmaklanyla işaret
etmediler" dedi. Hiçbir şey bilmedi
ğimi v e dedikodulara ç o k şaşırdığımı s ö y l e d i m .
Sesi kükredi ve "Bunu araştıracağım. Ç o k insanın canı yanacak çünkü gerçeği ö ğ r e n m e k için
insanlan ö l d ü r m e m gerekebilir" d e d i .
Y e r i m d e n doğruldum ve o n a t e p e d e n b a k a b i l m e k için oğluma oturmasını s ö y l e
d i m . Ona babasının günahtan ile ilgili her şeyi anlatmayı bitirdiğimde titriyordu.
"Babanın elinde nasıl t e c a v ü z e uğradığımı artık biliyorsun.
Bundan dolayı utanmıyor musun?" diye sordum.
İkimiz de aynı acıyla savaşıyorduk. A m a o bunu gizli tutm a k istiyordu. Ben ise açığa çıkarmak.
"Benim a n n e m olduğunu da herkese s ö y l e d i n mi?" diye sordu.
Tıpkı kocamın yaptıklannı gizleyişi gibi b e n de kendi yaptıklarımı g i z l e d i m ve k o c a m ı n
ö l ü m ü n d e n sonra yaptıklarımı reddettim.
"Geçmişte olanlan konuşuyorlar. Her şey Haveli'nin içinde o l u p bitiyordu. Pek ç o k insan bir
şeyler biliyor ya da en azından şüpheleniyor olmalı. Dışan çıkmaya nasıl cesaret edebilirim ki?
Casuslarla dolu bir y e r d e b ö y l e tehlikeli bir sırn nasıl saklayabilirim? İnan bana. Ben senin
annenim. Doğruyu söylüyorum" dedi. Olanlan r e d d e d i ş i m onu rahatlattıysa bile, utanç dolu
hikâyem o n u mahvetmişti.
Maharani'nin kocası vurularak öldürüldü. K a l b i m bana, bu olayda Rajaji'nin parmağı olduğunu
söylüyordu. O ğ l u m u n kafasındaki tetiği çekenin de ben olduğumu düşündüm.
Rajaji kıpkırmızı bir surat ve yuvalanndan fırlamış g ö z l e r l e o d a m a daldı. A m a onu
rahatsız e d e n bu cinayet değil, ortada dolanan dedikodulardı.
index
218
Suçlamalar birbiri ardına geliyordu. "Sen babamın koynunda uyuyan bir yılandın. Eger bir daha
onun ismini l e k e l e m e y e kalkışırsan, seni tüm a l e m e ibret ederim" dedi.
"Maharani ile evleniyorum" d e y i n c e çığlık attım ve "Evlene-m e z s i n . O senin kız kardeşin"
dedim.
Tıpkı babası gibi tısladı ve "Benim hayatıma m ü d a h a l e etm e y e hakkın yok. A n a m bir o r
o s p u olduğu için insanlann suratına b a k a m ı y o r u m . Senin aşıklanndan biriyle g ö z g ö z e
gelm e m e k için g ö z l e r i m i y e r d e n kaldıramıyorum" d e d i .
Mutfaktaki eski y e r i m e d ö n m e m i söyledi, kapıyı suratıma çarptı, beni korku ve öfke ile
titrer bir halde bırakıp gitti.
O g ü n d e n sonra, o ğ l u m u n hakaretleri tıpkı babasının misk kokusu gibi etrafımı sardı,
nihayet t a m a m e n babasının yerini almıştı. Rajaji'nin, babasının işlediği a f f e d i l e m e z suçlann
hepsini bir tarafa itmesi beni t a m a m e n umutsuzluğa itti. S a d e c e b e n i m suçlanmı kafasına
kazımıştı. Bana adı kötüye çıkmış
bir h i z m e t ç i gibi d a v r a n m a y a başladı. Beni açıkta suçlamasından korkuyordum. Beni
khajji kamçısıyla kırbaçlayabilirdi bile... O ğ l u m u n öfkesi, i ç i m d e hiç iyileşmemiş bir yarayı
deşti.
C a m i n i n hoparlörleri, k o c a m ı n ilk barsi'sinde o n a ö v g ü l e r yağdırdı. K o c a m ı n
ruhunun ş a d o l m a s ı için dualar e t m e y e katlanamayacağını için, hasta o l d u ğ u m u s ö y l e
d i m , yatak o d a m ı n kapısını kapattım ve ilaç alarak derin bir uykuya daldım.
EFSANEYİ YIKMAK
Ölçülerim alınıyormuş gibi yaparak Tara ile birlikte o d a m a kapandık. Tara'nın söylediklerini
duyunca, yeni bir krizle kar
şı karşıya olduğumu fark ettim. Pathan Tara'ya, filmlerde Pir Sain'in hiç g ö z ü k m e d i ğ i n i , b
e n i m ise her tarafta o l d u ğ u m u söylemişti.
Tara, "Onun bunu etrafta anlatmasını bir tek s e n e n g e l l e y e bilirsin. Pir Sain s a d e c e bir g
ö l g e olarak görünüyor. Film, sad e c e sana karşı bir delil olarak kullanılacak" diye bana tavsiy e d e
bulundu.
O n a Pathan ile bir buluşma daha ayarlamasını s ö y l e d i m .
"Yann için bir buluşma ayarla. G e c e yansı gel. Buraya o kadar g e ç saatte g e l m e y i g ö z e
alamazsan, ben tek b a ş ı m a gitm e y i d e n e r i m . Beni arka kapının dışında beklersin" d e d i m .
Aynadaki yüz sertleşti. Bu, b e n i m hiç h o ş l a n m a d ı ğ ı m türde bir yüzdü. Beyazlaşana
kadar b o y a n m ı ş ve pudralanmıştı. Yüzümün çizgileri, sıvayı yarmış çatlaklar gibi duruyordu.
Kırmızı ruj dudaklanmın etrafından akan kan gibiydi. G ö z l e r i m e siyah s ü r m e çekilmişti. Bir
deli pimi aynada bana bakıyordu.
Aynadaki yansımaya baktım. Aynadaki kadın bu b ö l g e d e k i tüm erkekleri baştan çıkartmıştı.
A m a fahişe Piyari yapmıştı bunu. Ben, saf ve t e m i z Heer, b ö y l e bir şey yapmayı hayal dahi e d
e m e z d i m . Pir Sain'in karma'sında ateşleri içinde kalmış
ve tüm ç e v r e m i yakmak için her y ö n e koşturmuştum. Tanrı ve Şeytan, yanlış ve doğru, siyah
ve beyaz... Hayatımda ve kafamda her şey birbirine kanşmıştı.
index
220
Her zamanki gibi yatak o d a m ı n kapısını içeriden ve banyonun kapısını da dışarıdan kilitledim.
Çabucak arka kapıya yürüdüm. Tahta kalaslarla çakılarak kapatılmıştı. Çivilenmişti.
K a p a n a kısılmış bir h a l d e geri d ö n d ü m .
Histerik bir halde, y ü z ü m ü ovalayıp, fırçalayarak boyalan çıkarttım. H e r k e s b e n i m p e ş
i m d e y d i . K i m s e Pir Sain'i suçlamı-y o r d u . H e r k e s b e n i m şimdi yaptıklanmı
konuşuyordu. K i m s e k o c a m ı n kirlettiği g e ç m i ş i m i düşünmüyordu. Tıpkı çektiği
filmlerdeki gibi, o hiçbir y e r d e g ö r ü n m ü y o r d u . B e n i m daha ö n c e d ü ş ü n d ü ğ ü m
gibi dergâha kara sürülmüyordu. S a d e c e bana yükleniliyordu.
O ğ l u m çeyizinin hazırlanmasıyla ilgili olarak beni değil de ha-lalanndan birini görevlendirince,
bu hakaret bol bol konuşuldu.
O ğ l u m bana s a d e c e bağırdı ve "Bizimle birlikte yaşamayı bile hak etmiyorsun. B e n i m k a
n m senin etkinden uzak kalmalı" d e d i .
Sakin sakin, "Babanın bana işlettiği günahlan nasıl unutabilirsin? Benim g ü n a h l a n m nasıl olur
da babanın günahlann-dan ve senin şimdi Maharani ile e v l e n e r e k i ş l e m e k t e olduğun
günahtan daha büyük olabilir?" diye s o r d u m .
"Babam hakkında yalan söylüyorsun" diye bağırdı. "Sen her şeyi yapabilirsin. Kendi b e b e k l e r
i n i n derisinden ayakkabı bile yaparsın."
Söyledikleri beni d e r i n d e n yaraladı a m a bunun o ğ l u m için p e k ö n e m i yoktu.
Bagınyordu.
Sesini alçaltmasını s ö y l e d i m . "Ben hiçbir şey y a p m a d ı m .
D e d i k o d u l a r e s k i d e n kalma söylentilerden kaynaklanıyor. Hav e l i ' d e n dışarı a d ı m ı
m ı atmaya nasıl cesaret e d e b i l i r i m ? Buradaki kadınlar yokluğumu nasıl olur da fark e t m e z l
er?" dedim.
Ayağını y e r e vurdu, masayı t e k m e l e d i , yumruklannı sıktı.
"Yalancısın. Dışan ç ı k m a y a cesaret ettin. Ateşli bir o r o s p u gibi, s a d e c e babamın
kullanımına açık olan arka kapıdan dı
şarı sıvıştın. Jagirdar'ın ö n ü n d e beni utandırdın. Her kapıyı çaldın ve h e r k e s e Haveli'nin
hanımı, t e k e m i z i n onuru H e e r olduğunu açıkladın" d e d i .
index
221
Bütün bunları biliyor olmasına şaşırmıştım a m a o n d a n daha yüksek sesle bağırarak "Ama sana
jagirdar'ın beni, babanın ö l ü m ü n d e n daha ö n c e tanıdığını s ö y l e d i m . Sor ona. Lanetlediğin
bu kadın senin t e k k e n d e bu hale getirildi, anasının karnında değil. Babanı m e m n u n e t m e k
için bir eş olarak görevimin ç o k ö t e s i n d e şeyler yaptım. Burada hiç k i m s e y e b o r c u m
yok" d e d i m .
Bu skandalda babasının rolünü kabullenemiyordu ve benim kafamdaki anılan da y o k e t m e y e
kararlıydı.
Tara Haveli'nin kapısında durduruldu.
Şaşkın ve endişeliydim.
Herkes Rajaji'nin Maharani ile e v l e n m e k için Pir Sain'in iznini almadığını b i l m e s i n e
ragmen, oğlumun yaptıklannı sorgulamaya artık kimse cesaret e d e m i y o r d u . Belki de b e n i m
gibi, a m a b i l m e d e n , Rajaji de efsaneyi yıkıyordu. Belki d e , Rajaji'nin bu ensest ilişkisi
yüzünden, insanlar g e r ç e ğ i göreceklerdi. Belki de insanlar b e n i m aleyhinde konuşacaklanna,
dergâh aleyhinde konuşmaya başlayacaklardı. Belki de Rajaji'nin günahı, uzayıp giden mezarlann
sessizliğini bozacaktı.
Quppi ve kız kardeşleri, Rajaji'nin düğünü için geldiklerind e , aramızda bir gerginlik vardı.
Guppi "Anne, g ö r ü m c e m senin hakkında ç o k kötü şeyler söylüyor. Beni utandıran şeyler
söylüyorlar. Bize neler oluyor?" d e d i .
Ona cevap vermedim.
Diya ve Munni de acı çekiyorlardı. "Seni korumaya kalkışırsak k o c a l a n m ı z bizi dövüyor, n e
d e n anne?" diye sordular.
K a l b i m e r i m e y e hazırdı a m a onu d o n d u r d u m ve o n l a n tersl e y e r e k "Kendi
hayatlannızla başa çıkmayı öğrenmelisiniz. Siz aslında hiçbir zorlukla karşılaşmadınız a m a g e n e de
koyun gibi sızlanıyorsunuz. Siz, kocasının hayatının kötü sonuçlannı yaşayan bir kadının kızlarısınız.
Ne ben, ne de başka biri dedikoduları durduramaz" d e d i m .
Guppi kafasını salladı ve bunlan kardeşlerine açıklamaya çalıştı. Onlar da başlannı salladılar ama
hiçbirinin bir şey anladığını sanmıyordum.
A n n e m ve kız kardeşlerim de geldiler.
index
222
O d a m d a başbaşa kalınca, a n n e m elleriyle göğsünü d ö v d ü ve "Kendine ne yaptın yavrum?
Bize ne yaptın? K o c a n hayattayken, acılanmızı onun sosyal konumunun ardına gizleyip, her ş e y e
s e s s i z c e katlandık. Şimdi sen, onun pisliğini bizim ü z e r i m i z e attın. Çocuklarımı senin
hayatının tehlikelerinden nasıl koruduğumu g ö r m ü y o r musun? A m a şimdi sen bizi bu
tehlikelerin t a m ortasına ittin" diyerek ağladı.
Bhai utanç verici dedikodulardan hiç s ö z e t m e s e d e , bana, kardeşlerim ve kızlanm gibi
mesafeli davrandı. Herkes gibi, Bhai de i ç i n d e bulunduğum çıkmazın farkında değil gibiydi.
A n n e m gibi o da, Pir Sain'in ardında hiçbir şeytani iz bırakmadan ö l ü p g i d e b i l e c e ğ i n i
düşünüyordu.
Sakhi bibi de geldi.
Bu, hayatını m a h v e d e n o yangından sonra, Haveli'ye ilk gelişiydi. Yangından hiç b a h s e t m
e s e d e , yanık cildi yüzünde, ellerinde ve ayaklarında derin izler bırakmıştı. Bütün vücudunda da
aynı izleri taşıdığını tahmin e d e b i l i y o r d u m . Bana eskisi gibi içten d a v r a n m ı y o r ve
yaptıklanmı onaylamadığını gösteren bir s e s l e konuşuyordu.
"Seninle ilgili p e k ç o k hikâye duydum. Yaşlılık yıllannı, seni zalim bir k o c a d a n kurtardığı
için Allah'a dualar e d e r e k ge
çirebilirdin. Oysa şimdi insanlar s e n d e n , kötü ünü olan bir kadın olarak bahsediyorlar" d e d i .
Sinirli bir ş e k i l d e o n a kendi işine bakmasını ve b e n i m işim e k a n ş m a m a s ı n ı s ö y l
edim.
Konuyu değiştirdi ve "Maharani'nin kocası, Rajaji'nin haydutları tarafından öldürüldü. Waddi
malkani, kalbine gömdü
ğü utanç verici sırrını ailesine açıklayamaz. namuslarına sürülen bu lekenin açığa çıkması halinde,
intihar e t m e k t e n başka bir s e ç e n e k l e r i kalmaz. A m a bu evliliği durdurmak benim b o y n
u m u n b o r c u v e sen d e bana yardım etmelisin. H e m d e bugün. Burada o l m a m ı n s e b e b
i bu" dedi.
Sakin bir ş e k i l d e "Oğlum şeytani bir zincirin parçası. Onun Allah'ın e m i r l e r i n e bağlı
kalmasını nasıl beklersin? Burada İslâm'ın hangi kuralına uyuldu ki bu kurala uyulsun? Bu, burada
işlenen ne t e k ne de en kötü günah. Bırak efsane yıkılsın ve etrafı pislik kaplasın" diyerek c e v a p
verdim.
index
223
Açıklamalarımı mantıksız buldu ve "Bu suçun i ş l e n m e s i n e izin verirsen Allah'ın laneti senin
üstünde olacaktır" dedi.
Kafamı iki yana salladım ve "Hayır olmayacaktır. Ancak şeytanın g e r ç e k yüzünü göstermesini
e n g e l l e r s e m , Allah'ın lanetini üzerime çekerim. Ancak bütün bu şeytanlıklar açıkça ortaya
serilirse, insanlar bu çarpık sistemin İslam öğretisine kar
şı olduğunu görebilirler. Ve insanlar bunu kendileri gördüğünd e , bu çarpık sistemi kökünden
yıkabilirler. A n c a k o z a m a n bunu yapabilirler" d e d i m .
Kafasında b e n i m l e ilgili oluşmuş d ü ş ü n c e l e r e bir açıklık getirmeye çalıştım ve "Ne y a
p m a y a çalıştığımı g ö r e m i y o r musun? Pislik ortaya saçıldı çünkü ben burqami çıkardım. Ger
çekleri ortaya çıkartmak için vücudumu ifşa ettim" d e d i m .
Sakhi bibi, duyduklanna inanamayarak bana baktı ve "Ama sen Allah'ın buyrudugundan da ileri
gittin. Allah adına günah işlemek, kocanla aynı şeytani yolu i z l e m e k demektir" d e d i .
Ayağa kalktım ve uzaklaştım.
Onun düşüncesi de digerlerininkinden farklı değildi.
B e n c e , şeytanı g ö m m e k ve namımı korumak, şeytanı korumak demekti. Hiçbir şeyi açığa
çıkarmadan oturmak, her şeyin olduğu gibi kalması d e m e k t i . Doğru bir a m a ç için yanlış
bir iş yaptığımın bilincindeydim. Artık g e r ç e k l e r k ö p ü r m e y e başlamıştı. Ve yakında,
deli adamların mezarlarından bir lav gibi fışkıracaktı.
Herkes Rajaji'nin günahını kutladı.
Eger herhangi bir kişi ensest diye fısıldamış olsa bile, diğerleri bunu t o z gibi süpürüp bir tarafa
ittiler.
"Eger kardeş olduklanna ilişkin anatılan hikâye doğru olsaydı, bu evlilik g e r ç e k l e ş m e z d i .
Rajaji asıl g e r ç e ğ i biliyor olmalı" dediler ve söylentiler kesildi.
Maharani Haveli'nin hanımı olunca, o ğ l u m için ağladım.
Maharani'ye b e n d e n uzak durması söylenmişti. Bu hakareti yalnızca, Maharani'nin kendisi d e ,
efsaneyi yıkacak zincirin bir halkası olduğu için, sineye çektim.
index
224
Tara hastaydı.
Bu haberle düşüncelerim yeniden içinde yaşadığım kafese y ö n e l d i . Eski korkularımla
savaşarak, güvendiği bir hizmetçi aracılıgla o n a mesajlar yolladım a m a bana c e v a p v e r e m e y
e c e k kadar hasta olduğunu ö ğ r e n d i m . Bütün tutkulanm ölmüştü. K o c a m d a n intikam alma
arzum, hamileliğimin ilk aylarında turşuya aş erişim gibi, kaybolup gitti.
Tara'nın yokluğu beni sanki sakat bırakmıştı.
Yatıştırıcılar alarak günlerce uyudum. Her uyanışımda kalan yatıştırıcılardan bir kaç tane daha
yutuyor ve tekrar uyuy o r d u m .
Duyduğum nefretle vahşileşmiştim. Yaralı bir kuş gibi, bilm e d i ğ i m bir tarafa doğru uçuyordum.
A m a böyle bir uçuşu s ü r d ü r m e m imkânsızdı, nitekim Rajaji beni durdurdu.
Rajaji o d a m a girip Tara'nın güvendiği hizmetçi kadını ayaklanmın ö n ü n e savurduğu sırada,
kafamın içinde, Pir Sain, kızlar ve adamlar, a n n e m , Bhai ve kızlanm, C h o t e Sain, hizmet
çiler, C h e e l ve Yathimri, hatta Sahki bibi ve jagirdar ile ilgili d ü ş ü n c e l e r çarpışıyordu.
Rajaji babasının yerini almıştı.
Dimdik ve bir a g a ç gibi uzundu. Kaşlan aynı babası gibi çatıktı ve g ö z l e r i aynı tuhaf ışıkla
parlıyordu. Dudaklan düz bir çizgi halinde büzülüyordu ve yüzünün geri kalanı da siyah kıllarla
kaplıydı. Elinde aynı tespihi tutuyordu. Sesi beni geçmişten b u g ü n e döndürdü.
"Buradaki en büyük otorite b e n i m . Hiçbir kadın, özellikle de a n n e m , b e n i m her şeyi ö ğ
r e n e b i l e c e ğ i m i asla unutmamalı' d e d i ve korku içindeki hizmetçi kadını t e k m e l e d i .
Suçüstü yakalanmıştım. M e r h a m e t dilendim ve "Baban hayatımı mahvetti. H e p i m i z i n
hayatını mahvetti. Ben hiçbir şey y a p m a d ı m . Söylentiler g e ç m i ş e ait. İnsanlar babanın
ölümünd e n ö n c e olanları konuşuyor" d e d i m .
Ayaklanna kapandım.
Ayaklarını ç e k m e d i bile.
index
225
S a d e c e bağırarak hizmetçi kadını dışarı attı ve bana "Babam seni sokaklarda çıplak yürütüp,
herkese b e n i m a n n e m olduğunu s ö y l e m e d i . Torunlarına pislik atmadı. S a d e c e sana
karşı bencil davrandı. A m a sen h e p i m i z e karşı bencil davrandın. Vârislerimi senin g ö l g e n d e
n koruyacağım" d e d i .
Onu daha fazla utandırmamaya y e m i n ettim.
Beni affetmesi için yalvardım a m a gitmek için ayağa kalktı.
Yalvardım ve "Benden uzaklaşma. Dergâhı l e k e l e m e y e c e ğ i me dair s ö z veririm. Bu
skandalin bir an ö n c e unutulması için dua e d e c e ğ i m . İyi bir a n n e o l m a m için bana bir
şans daha ver" d e d i m . Kapıda durdu ve bana d ö n ü p "Suç ortağın olan o orospu öldü" dedi.
Tara ö l m ü ş müydü?
Tara?
Kalbimi kara bir çukura saplanmaktan sakınmaya çalıştım.
Şaşkınlık acıyla kanştı. " Ö l m e d e n ö n c e her şeyi anlattı. Bir kadını konuşturmayı bilirim"
dedi.
Geri d ö n m e s i için s e s l e n d i ğ i m d e avludaydı. Geri geldi. Odanın ortasında durdu ve
bağırarak, dolapta e l i m e g e ç i r d i ğ i m her şeyi ona fırlattım. "Pir Sain ne senin ne de annenin
onurunu korumak için hiçbir şey yapmadı. Herkes her şeyi biliyor.
Hiçbir şey gizli değil. S a d e c e konuşmuyorlar" diye haykırdım.
Kanıtlarımın Pir Sain'i suçlamak için yetersiz olduğunu bilm e m e ragmen, v i d e o f i l m l e r i n
i e l i m e aldım v e o ğ l u m u n gözüne soktum.
"Bana hakaret mi ediyorsun? O z a m a n kız kardeşin olan kannla otur ve babanın anneni nasıl
filme çektiğini seyret. Benim tanımadığım a m a e m i n i m senin tanıdığım p e k ç o k e r k e k
göreceksin" d e d i m .
Rajaji filmleri e l i m d e n kaptı. Sözleri nefesimi kesti.
"Orospu beni Pathan'a götürdü. A d a m ı iyice d ö v d ü r d ü m .
Allah'ın bir lütfudur ki babamın bu filmlerle hiçbir ilgisi yok.
Hiçbir yerde görünmüyor. Utanmaz olan annem" dedi.
Ben mi utanmazdım? Ben mi?
Kâfir / FAS
index
226
Dışan çıkarken, b e n arkasından umutsuzca "Filmlerde sürekli g ö r ü n e n g ö l g e kim peki?"
diye bağırdım.
Sanki birisi sırtına bir tuğla fırlatmış gibi durdu.
A m a sonra yürüyüp gitti. Çünkü gölge yetersiz bir göstergeydi.
Bagırışlanm yüzünden, Maveli'deki tüm kadınlar kapıma toplanmıştı. Küfrederek hepsini dağıttım.
Tara gitmişti. Başka hiç k i m s e y e de ihtiyacım yoktu. Rajaji'nin Tara'ya nasıl zalimce i ş k e n c e
e t m i ş olduğunu düşünüp irkildim. Yoksa Tara onu asla Pathan'a g ö t ü r m e z d i . Rajaji'nin b e n i
m l e ilgili her şeyi bildiğini d ü ş ü n ü n c e de irkildim.
Gün batımı gri ve umutsuzluk yüklüydü.
Duvarlar ü z e r i m e g e l i y o r d u .
D ü n y a m y e n i d e n bu küçük kareye indirgenmişti. Ö l m ü ş ols a m , ç o c u k l a n m b e n
d e n , şimdikinden fazla uzaklaşmış olamazlardı. T u h a f ama, her ş e y Pir Sain hayattayken daha
iyiydi. Şeytanın o l m a d ı ğ ı bu hayatın yükü beni Allah'a bağladı.
Kuran okuyup, C h o t e Sain için ağlayarak, yüzümü Kıble'ye d ö n d ü m v e tıpkı A m m a Sain
gibi taşlaştım.
Maharani h a m i l e kaldı ve bu çürümüşlüğe s e b e p olan oğlum, şimdi k e n d i n e g e ç
kalmış bir soru soruyordu. Babamı olacaktı y o k s a a m c a mı? Bu iğrenç günah kafasının içinde bir
s o l u c a n gibi d o l a n m a y a başlayınca, acı içinde çığlıklar atmaya ve k o r k u n ç g e r ç e k t e
n k a ç m a k için i ç m e y e başladı. Bu da işe y a r a m a z hale g e l i n c e , g ö z ü n e ilişen bütün
g e n ç hizmetçileri koynunu aldı. Ya da kendini kitleyip, annesine ve kansına sesinin en y ü k s e k
tonuyla hakaretler yağdırdı. Dergâhtaki herkes, Rajaji'yi e l e g e ç i r e n bu h u m m a n ı n g e ç m e
s i n i için sabırla dua e d i y o r d u .
Maharani'nin r a h m i n d e büyüyen şeytan tohumu, Waddi malkani'yi ö l ü m e sürükledi. Choti
malkani, üzerine yüklenen trajedilerin acısına d a y a n a m a y a r a k ulumaya başladı.
Kız kardeşinin ö l ü m ü n e d e n i y l e onu avutmaya g e l e n herk e s e , "Bize n e l e r oluyor?
Şeytani bir şeyler oluyor? n e d e n ?
n e d i r bu?" d i y e soruyor ve ağlıyordu. Sakhi bibi, Waddi malkani'nin kalbine g ö m d ü ğ ü ve
kendisiyle birlikte mezara taşı-227
dıgı bu korkunç sırrı ağzından kaçırdı. Bunu ö ğ r e n e n C h o t e malkani h e m e n koşup
kocasına söyledi. Kocası da erkek kardeşine haber verdi.
"Bizim çocuklarımız aslında bizim çocuklarımız değil. Maharaja senin ofjlun değildi ve Maharani
de b e n i m kızım değil."
Adamlar acı içinde kafalannı duvarlara vurdular. Akıllan başlanndan gitmiş ve onurlan z e d e l e n
m i ş bir halde bileklerini keserek intihar ettiler. H e m e n ardından Choti malkani'nin c e s e d i de
onlannkine katıldı.
Kocasının aslında kardeşi olduğunu duyan Maharani, rahmindeki günah tohumunu dünyaya g e t i
r m e d e n ç o k ö n c e akli dengesini kaybetti. D o ğ u m yapana kadar saçlannı yoldu ve yüzünü
paraladı.
İkiz torunlanma baktım ve onlar için n e l e r h i s s e t m e m gerektiğini düşündüm. Vücutlannda
şeytani bir kan dolanıyordu.
Büyükbabalannın birer kopyasıydılar. Burunlannda aynı kemer, kaşlarının arasında aynı yank, ve
kafalannda aynı kapkara saçlar. Yakında kıllar bütün suratlannı kaplayacaktı. Büyükbabalannın m e z a
n n d a n yükselen kokunun aynısının, o n l a n n beşiklerinden yükseldiğini duyuyordum. Onlara hiç
dokunmadım.
Rajaji'yi Tara'nın ö l ü m ü n d e n beri g ö r m e m i ş t i m . Onu çağırdığımda, on b e ş gün
boyunca g e l m e d i .
"Bir derdin var ve sana yardım e t m e k istiyorum" diye s ö z e başladım a m a s ö z ü m ü kesti
ve sarhoş bir halde uzaklaşmak için bana arkasını d ö n d ü . Arkasından bağırdım ve "Evliliğin bir
günah. Maharani'nin çocuklarla birlikte g i t m e s i n e izin ver"
dedim.
Bana güldü ve "Bana günahtan s ö z e d e c e k yüzün var demek. Benden uzak dur, yoksa bir gün
kazığa bağlatıp yaka-nm." dedi.
Sallanarak uzaklaşırken "Daha da iyisi, a m c a l a n m l a konu
şacağım" dedi.
Kalbim duracak gibi oldu.
Amcalannın yöntemleri de kocamınkilerden farklı değildi.
Rajaji ile baş e t m e k bir n e b z e mümkün görünse d e , amcala-nyla baş e d e m e z d i m .
index
228
Kısa bir süre sonra Rajaji, dört amcasıyla birlikte A m m a Sain'in odasına daldı. Dai onlara çay
servisi yaptı ve konuşulan-lan da dinledi. Y o k s a onların kafalarından g e ç e n i n ne olduğunu b i l
m e m i m k â n s ı z olacaktı.
H a p s e d i l m e m d e n aylar sonra bile hakkımda dolaşan dedikodular bir türlü azalmamıştı.
Rajaji'nin evliliği ile ilgili dedikodular b e n i m k i l e r l e kanşmıştı. Rajaji'nin kayınpederi ve
kayınvalidesinin trajik ölümleri, yeni d o ğ a n ikizlerin beşiklerind e n yükselen ö l ü m kokusu ile
ilgili hikâyeler etrafta dolanmaya başlamıştı. A m a k o c a m ı n kardeşleri s a d e c e bana
kızgındılar.
"Bizim gibi y ü c e ve saygın bir aile, daha ö n c e hiç böyle bir utançla karşılaşmamıştı. Bundan
daha korkunç bir şey olam a z . Etrafta ş e y h gibi değil de hırsızlar gibi dolanıyoruz. Yakında, kutsal
m e z a r l a r da değil de skandallar arasında gömülüp kalacağız" d i y e hırlamışlar.
Rajaji'nin s ö z l e r i kalbimi param parça etmişti. Oğlum,
"Eger o n u ö l d ü r e b i l s e y d i m , bu b e n i m için büyük bir z e v k olurdu" d e m i ş .
N e d e n bütün hayatını ensest bir ilişki yaşayarak geçiren amcasını ö l d ü r m e k istemiyor? diye
düşündüm.
A m a bunun t a m tersine, aynı amcası "Ölüm insanlann hafızalannda birikenleri siler. Skandallar
ise bir yangın gibi hızla yayılır. İnsanlar annenin o r o s p u Tara ile birlikte ziyaret ettiği evlerin
listesini yapıyorlar. Erkekler deneyimlerini birbirleriyle kar-
şılaştmyorlar" diyerek Rajaji'nin en zayıf noktasına dokunmuş.
B ö c e k zehiri çalan amcası ise "Bu imkânsız. Haveli'den dı
ş a n çıkması m ü m k ü n değildi ki" d e m i ş ve çapkın amcası yerinden fırlayıp b u n d a n ş ü p
h e duyduğu için diğerini azarlayarak "Ateş o l m a y a n y e r d e n d u m a k ç ı k m a z . Kökü
olmayan hiçbir ş e y büyümez" d e m i ş .
Umutsuzca v e ö f k e y l e , n e d e n kendi dergâhlanndan yükselen zehirli d u m a n l a r a
bakmadıklannı düşündüm. Rajaji n e d e n onlara. Pir Sain'in getirdiği adamlardan hiç s ö z
etmiyordu? Ned e n f i l m l e r d e g ö r ü n e n g ö l g e d e n hiç b a h s e d e n yoktu?
index
229
Kardeşler bu hikâyelerin nasıl yayıldığını, bunu kimlerin körüklediğini, kimin anlattığını ve bitmek
b i l m e z bu söylentileri kimin kışkırttığını tartışmışlar. Bazı isimler söylemişler. Bazıları doğru,
bazıları da yanlış. A m a hiçbiri, özellikle tannsal-lıklarını insanlann sorgulamaya başladığı bu d ö n e
m d e , ger
çeklerle ilgilenmemiş.
Oğluma, beni bir odaya kilitlemesini ve deli o l d u ğ u m u ilan etmesini tavsiye etmişler.
Onu uyanp, "Eger sen y a p m a z s a n , anneni biz kapatacağız.
İnsanlar o z a m a n bizi p e z e v e n k olarak g ö r e c e k l e r i n e , saygı duyarlar" demişler.
Güçleri azalıyor mu? diye düşündüm.
"Burada k a y b e d e c e k ç o k şeyimiz ve tek bir ç a r e m i z var. Bunu yapmalısın a m a
dikkatli olmalısın" diye Rajaji'yi uyarmışlar.
İlahi yaptınm güçlerini kayıp mı ediyorlardı?
"Eger burada alınan kararlar bir k e z bile sorgulanırsa, dergâhın gücü kaybolur. Maruz kaldığın bu
hakareti, lehine çevir.
Yoksa dışan atılırsın" demişler.
Bunu duyan Rajaji'nin yüzü kızarmış.
Dai b e n i m g e l e c e ğ i m için t a h m i n d e bulundu ve "Bibiji, seni m a h k û m ettiler. Sana
kimse yardım etmeyecektir. K i m s e e d e m e z . Rajaji kendi öfkesiyle başbaşayken, korkacak fazla
bir şey yoktu. Şimdi büyükler de işin içine girdi ve onlar şeyhimden bile daha acımasızdırlar" dedi.
Dergâhın ç ö k m e k t e olduğunu g ö r m e k t e n m e m n u n d u m ama b e n i m başıma ç ö k
m e k t e olduğunu da biliyordum. Bana anlattıklan için Dai'ye teşekkür ettim. B e n i m için dua etti, g
ö z yaşlarıyla ıslanmış yüzünü kuruladı ve beni, bugünkü tüm kötü talihimi, yann k e n d i m için iyi
bir şekilde kullanabilir m i y i m diye düşünür halde bırakıp gitti. Bir k e z daha umut e t m e y e
cesaret ediyordum. A m a hiç umut olmadığını hissediyordum.
Rajaji'nin buradaki tek otorite olduğunu düşünmüş ve kur-duklan d ü z e n e karşı bir tehdit
oluşturduğum diğerlerini hiç hesaba katmamıştım. Bir miras devralmıştım. Ve bu şimdi ba-230
na karşı kullanılıyordu. Stogumun bitmiş olduğunu b i l m e m e r a g m e n , k e n d i m e bir içki
k o y m a k için dolaba doğru yürüdüm.
Oturdum ve k e n d i m i , yaptıklarımın sonuçlan yerine, durumum u d ü z e l t e c e k ç a r e l e r
d ü ş ü n m e y e zorladım.
K o c a m ı n kardeşlerinin yüzleri hafızamda canlandı. Pir Sain öldüğü z a m a n içgüdüsel olarak,
hayatımda ö n e m l i bir rol oynayacaklarını hissetmiştim.
A m a n e yapacaklardı?
T ü m hayatım bir dilencinin kışı gibiydi. Hayatımın amacı neydi? S o n u nasıl olacaktı?
Sorular birbiri ardına kafamda dönüyordu.Tıpkı hiç görem e d i ğ i m dünya gibi...
K a f a m d a hiçbir şeyin c e v a b ı yoktu. Odayı sigara dumanı doldurdu. A l d ı ğ ı m
yatıştıncılarla uyuşmuş haldeydim. Uyuyakalmışım. Uyandığımda, ö n c e k i g e c e d e n kalma
bütün fikirler kafamdan silinmişti.
n i h a y e t bir karar v e r d i m .
Onlarla s a v a ş a m a y a c a g ı m a g ö r e , onlan başımdan defetm e m g e r e k i y o r d u .
E l i m d e Kuran'la, s o n s u z a kadar o d a m d a n çıkmayacağıma dair y e m i n e t m e k için
Rajaji'nin yanına koştum. Oğlumun kaldığı o d a l a n n açıldığı v e r a n d a d a b e k l e r k e n g ö z
l e r i m , masanın ü z e r i n d e duran g a z e t e y e ilişti. H e y e c a n l a nefesimi tuttum.
Kapı gıcırdayınca, ışık hızıyla g a z e t e d e n uzaklaştım. Rajaji sallanarak içeri girdi, g a z e t e y
i aldı ve ç ö p kutusuna attı. "ned e n buraya geldin?" diye sordu.
İ ç i m e d o ğ a n yeni bir s e v i n ç l e "Buraya seni g ö r m e k için daha ö n c e de g e l m i ş t i
m . O z a m a n bunu hoşnutsuzlukla karşıla-mamıştın" d i y e c e v a p v e r d i m .
Z a m a n ı yoktu. B e n i m ise z a m a n a ihtiyacım vardı. Buraya s ö y l e m e k için g e l d i ğ i
m şeyleri s ö y l e y e m e d e n , kafamda yeni bir i k i l e m l e o r a d a n aynldım.
Artık hiçbir ş e y y a p m a m m ü m k ü n değildi.
Rajaji iş için H a v e l i ' d e n aynlınca, verandaya geri d ö n d ü m , a c e l e y l e ç ö p kutusuna
ilerledim v e g a z e t e y i alıp chaddar'ımın 231
altına gizleyip, bir hırsız gibi dışan çıktım. G a z e t e iki günlüktü. Bunu Ranjha'nın bırakmış
olduğunu tahmin e d i y o r d u m .
Çünkü gazetenin üzerinde, onun kaldığı misafirhanenin adresi vardı.
Onlar beni kilitlemeden ö n c e Ranjha'yı g ö r m e m gerekiyordu. Ona hikâyemi anlatmalıydım.
"Tara, Tara" diye haykırdım. Dergâhı ç ö k e r t m e k arzusuyla g ö z ü m hiçbir şey g ö r m e z o
l m u ş v e intikam p e ş i n d e kendimi tüketmiştim. Haveli'nin kapılan açılınca, Ranjha kafamdan
uçup gitmişti.
"Allah'ım! Benimle oynadığın nasıl bir oyun böyle?" diye s e c c a d e m i n üzerinde ağladım.
"Beni ö n c e ö l ü m e razı ettin, sonra da tekrar hayata çağırdın."
Yumruklanmla s e c c a d e y i d ö v d ü m ve "Kendimi aşkın peşinde koşmaktan nasıl
vazgeçirebiiirim? Vücudum v a z g e ç s e bile, ruhum geçmiyor." diye haykırdım.
Hayatıma mal olsa bile, Ranjha'mı s o n bir k e z daha g ö r m e liydim. Onunla g ö r ü ş m e z s e
m , bu küçük kare dünyada yaşam a m imkânsız olacaktı.
"Allah'ım duy beni. Duy beni, lütfen" diye ağlayıp dövündüm. S e c c a d e m e kapanıp Allah'a
yalvardım, "Meden b e n i m l e oynuyorsun? Hiçbir s e b e b i y o k k e n mi onu tekrar hatırlamama
n e d e n oluyorsun? Onu bana n e d e n hatırlattığını s ö y l e ? En azından bir soruma c e v a p ver.
Bir soruma...".
Ağladım, yalvardım ve ısrar ettim, "Kendimi Ranjha'nın gözünde t e m i z e çıkarmadan. A m m a
Sain gibi yaşamaya başlamayacağım. Onun g ö z ü n d e k i adi hayalin içinde hapis kalırsam, nasılsa
ö l e c e ğ i m . Allah'ım duy beni. Lütfen duy."
Rajaji'nin odasına geri d ö n e r k e n , Haveli'nin arka kapısının yanından g e ç t i m ve Tara'yı ne
kadar ç o k ö z l e d i ğ i m i fark ettim.
Kapı kalaslar çakılarak kapatılmıştı. Burasının, deli bir kadının m e z a n olduğunu işaret ediyordu.
Savaşın, yazgının v e y a bir orospunun varlığının s e m b o l ü . A m a hepsinden ç o k , b e n i m
Ranjha'ya kaçışımı e n g e l l e y e n bir mühürdü bu. K a ç m a k imkânsızdı. Durumu kabullenmek
ise daha da kötüydü. Zamanı 232
ters çevirip, Tara'nın hayatta olduğu d ö n e m e d ö n e b i l m e y i diledim. Ş i m d i , jagirdar
yerine Ranjha ile buluşabileceğim o özgür g e c e l e r e ö z l e m duyuyordum. Gazeteyi ç ö p
kutusuna attım v e ç a b u c a k o d a m a geri d ö n d ü m .
Me yapabilirdim? Dışan çıkabilir miydim?
Bunu akıl g ü c ü m l e başarabilir m i y d i m ?
Y a p a b i l e c e ğ i m i biliyordum. Yapmalıydım.
Çaresizlik içinde Dai'yi çağırdım. O b e n i m son ve tek umud u m d u . O b e n i m , ben de onun
yüzünü iyice g ö r e b i l e y i m diy e , Dai'yi ö n ü m e oturttum.
"Dai, Yakında ö l e c e ğ i m i hissediyorum ve ö l m e d e n ö n c e yeniden saygınlık kazanmak
istiyorum" d e d i m . Çenesini tuttu ve dişetine yapıştırdığı nasvar'ı ağzının içinde çevirdi. Yüzündeki
ş ü p h e d o l u ifade bana kötü ünümü hatırlattı. G e n e de konuşm a m a d e v a m ettim.
"Yardımına ihtiyacım var. Bana yol g ö s t e r m e s i için İslam hakkında ç o k bilgili bir kişiye
mesaj y o l l a m a m gerekiyor."
Ürktü ve kafasını çevirdi. Konuşurken bana bakmasını söyl e d i m . G ö z l e r i m i g ö z l e r i n
d e n ayırmaksızın, o n u bu isteğimi y a p m a y a ikna e t m e y e çalıştım.
" E n d i ş e l e n m e Dai. Seni z o r l a m a y a c a ğ ı m a m a kalbim, senin bana y a r d ı m e d
e c e ğ i n i söylüyor" diyerek o n u sakinleştirdim.
T a h m i n ettiğim gibi kafasını salladı ve "Bibiji, ben yaşlı bir kadınım. B e n i m atalanmın z a m
a n ı n d a n beri bu dergâhın otoritesinin altında yaşadık. Vefasızlık e d e r e k atalanmın ruhunu l a n e
t l e m e m e v e ö m r ü m ü n s o n yıllarını azap içinde geçirmeme n e d e n o l a c a k bir iyilik y a
p m a m ı i s t e m e b e n d e n . Diri diri derimi y ü z e r l e r benim" d e d i .
Ellerini kavuşturdu ve "Lütfen, bu işi bana yaptırma. Bu ikimizin de ö l ü m ü n e s e b e p olur.
Allah senin tekrar saygınlık kaz a n m a n için g e r e k e n i yapacaktır" diye yalvardı.
K o n u ş m a m işe yaramıyordu ve g ü v e n e b i l e c e ğ i m başka hiç k i m s e yoktu. Tara'ya
yolladığım mesajları engellemişlerdi.
Ş ü p h e l e n m e d i k l e r i tek kişi Dai'ydi. Beni ispiyonlamayacak tek 233
kişi yine oydu. A m a ç o k az vaktim kalmıştı. Ranjha biz konuştuğumuz sırada bile buradan
gidiyor olabilirdi. Dai'yi ikna etm e m gerekiyordu.
Heyecanlanmış gibi numara yaptım ve "Dai, rüyamda seninle birlikte K a b e ' y e Hacca
gidiyorduk" d e d i m .
Ben konuşmaya d e v a m e d e r k e n Dai'nin yaşlı gözleri büyüdü ve dikkatle beni dinledi. "Ben
yardım diliyordum. Gökyüzünden bir ses bana, arkanı d ö n e r s e n bu iş için tayin e d i l e n m e l e ğ
i göreceksin, dedi. Arkama baktığımda s e c d e e t m i ş bir kadın g ö r d ü m . Başını kaldırdığında
da onun s e n olduğunu gördüm" d e d i m .
Allah tarafından m e l e k olarak adlandınlmasını bir tarafa bırakın, K a b e ' y e g i d e b i l m e y
i bile kendisi için imkânsız g ö r m e yen Dai, ağlamaya başladı.
Sesimi onun hıçkınklannın üzerine çıkarttım ve "Senden yardım istedim çünkü Allah bana bu yolu
gösterdi. Sana bu yaşında zorluk yaratmak i s t e m e m a m a Allah seni deniyor. Belki de kendinden
mi, yoksa onlardan mı korkuyorsun g ö r m e k istiyor" d e d i m .
Ve Dai ikna oldu.
Beni daha fazla r e d d e t m e y i g ö z e alamadı ve "Eger Allah sonumun b ö y l e olmasını
istiyorsa, o z a m a n g i d e c e ğ i m bibiji. İn
şallah Allah, onlar almadan e v v e l canımı alır. Allah adına senin istediğini yapacağım" dedi.
Yerimden fırladım. Ç o k az z a m a n vardı.
Bir kuş gibi titreyerek ve kanatlanm olmadan c e n n e t e uçarcasına, "On dakika sonra gel. Ona
bir mesaj yazacağım" d e d i m .
Ranjha'ya, Jumeraat'ta gün batımında b e n i m l e t e k k e d e buluşmasını istediğimi y a z d ı m .
Kaldığı misafirhane buradan uzak değildi. Yavaş yürüyerek bile Dai on b e ş dakikada gidebilirdi. Dai
gittikten sonra, kendimin de o n u ikna e t m e k için, şeyhlerin kullandığı y ö n t e m i uyguladığımı
fark ettim. Zavallı insanlara karşı Allah'ı y e m olarak kullanmak...
Dai gideii ç o k olmuştu. Odanın içinde avuçlanmı birbirine sürterek, bir aşağı, bir yukarı dolanıp
durdum. Nihayet kapı açıldı ve Dai belirdi.
index
254
"Onu buldun mu? Orada mıydı?" diye sordum.
Başını hayır d e r c e s i n e salladı ve bütün umutlanm yıkıldı.
Yürümekten yorgun düşen Dai bağdaş kurarak y e r e oturdu ve
"öğlen vakti d ö n e c e k m i ş . Bu g e c e de gidiyormuş. Senin notunu bırakmayı g ö z e
alamadım" diye fısıldadı. Bir daha g i d e c e k mi d i y e meraktan ö l ü y o r d u m ki Allah'a
şükürler olsun "Bir saat sonra tekrar g i d e c e ğ i m " d e d i .
Dai iyi haberlerle d ö n d ü .
"Onunla görüştüm" d e d i ve s e v i n ç l e g ü l m e y e başladım.
Şüpheli g ö z l e r l e bana bakarak, "Notu okudu ve yüzlerce soru sordu. H e p s i n e c e v a p
verdim" d e d i .
"Bibiji, sana onun m ü b a r e k bir insan olduğunu kim söyledi? Oradaki insanlara onun kim
olduğunu sordum. Bana ermiş değil, bakan olduğunu söylediler. Ben ısrar e d i n c e sanki d e l i y m i
ş i m gibi baktılar ve beni dargâha gönderdiler. Onlara z a t e n dergâhtan g e l d i ğ i m i s ö y l e m e
d i m . Onun mübarek biri olduğunu kim s ö y l e d i bibiji?" d e d i .
D u y d u k l a n m beni ç o k mutlu etmişti. Dai görevini yerine getirmişti.
"Allah s ö y l e d i Dai" d e d i m . "Onu Allah yolladı. Tıpkı seni yolladığı gibi."
K a l b i m d e k i kara delikten mutluluk fışkırdı. Yanan kafamı kına serinletti ve beyazlaşan
saçlarıma renk verdi. Nohut püresi y ü z ü m ü pürüzsüzleştirdi. Jumeraat g e l e n e kadar her gün k e
n d i m i ovalayıp, k e s e l e d i m .
Eger dünya birilerinin ayaklan altında seriliyse, onlar, kav u ş m a k ü z e r e olan âşıklardır.
Aşk, evreni ve ötesini kucaklayan bir sihir yarattı.
T ü m acılar g ö z l e r i m i n ö n ü n d e n kayboldu.
Ne koku süründüm ne de b o y a n d ı m . Bugün zamanda geri gittim. Evliliğimden ö n c e k i , a
n n e m i n y a ş a m a m a izin vermedi
ği mutlu g ü n l e r e geri d ö n d ü m .
Tara'nın gereksiz gürültü k o p a r m a m a m yönündeki tavsiyesini hatırladım ve bileziklerimi
çıkartıp, yumuşak terlikler giydim.
Aynadaki y a n s ı m a m yeniydi. A m a yaşlıydı.
Nihayet aynada H e e r bana gülümsüyordu.
index
255
Dai'ye ziyaretimin amacını söylemeksizin, t e k k e y e g i d e n yolda onu takip ettim. O anda bile
açgözlülük başlamıştı. O
anda bile başka buluşmalar hayal e d i y o r d u m .
"Bu g e r ç e k mi? Bu g e r ç e k mi?" diye kafamda sorular dolanıyordu.
Hâlâ kocamın mezarından yükselmekte olan çürümüş et kokusunu duymamak için nefesimi tuttum.
Babaji'nin m e z a n -
na doğru adımlanır» hızlandırdım ve b e k l e m e k için mezarın kenanna oturdum.
Kuru yaprakların çıtırtısını duydum.
Kalbim küt küt atıyordu.
Ayak sesleri duydum.
Sesler direk kalbime doğru ilerleyip, durdu. Kalbim de durmuştu.
Rajaji?
Amcalan?
Rajaji'nin amcaları karşımda duruyordu.
Ölüm zamanı gelmişti.
Aşk kendimi on altı yaşında gibi h i s s e t m e m i sağlamıştı.
Şimdi ise kendimi yüz yaşında hissediyordum. Derin bir n e f e s alana kadar sanki bir ö m ü r
geçti.
Beni dükkânın arkasındaki odaya kilitlediler. Orada kendim e mektuplar y a z d ı m v e o k u d u
m.
Sevgili H e e r
G e c e y i sona erdiren şafak öldü ve senin hayatının karanlı
ğını, b e n i m hayatıma yaydı. Seninle ilgili bir şeyler ö ğ r e n m e k için, kör bir a d a m gibi
dolanıp durdum. Bir delilik beni içine aldı ve günlerce kendimi bu çılgınlıktan kurtaramadım. Nihayet
çıkış yolunu bulduğumda da, senin gibi b e n de y a n d ı m .
Sana yardım e t m e m mümkün değildi. K i m s e sana ulaşmama izin vermiyordu.
Başka bir erkeğin kansına nasıl yaklaşabilirdim? Bir kocanın her şeye hakkı varken ve b e n i m
hiçbir hakkım y o k k e n , bir kadının peçesini nasıl kaldırabilirdim? Seni, kocanın bana sunduğu
şekilde g ö r m e y e d a y a n a m a z d ı m . Seni bir k e z daha utandıramazdım.
index
236
Senin Ranjha'n
Mektup yığını d o l a p t a kullanılmadan b e k l e y e n giyisiler gibi yığıldıkça, n e d e n aşkımın
h e p kilitli kaldığını s o r d u m kendi k e n d i m e .
Düşsel anlar g e r ç e k oldu. Bir hayalde yaşıyordum. G e r ç e k fantaziye dönüştü ve fantazi de
g e r ç e ğ e . . . Hayalleri boyamaya çalıştım. G ö l g e l e r h e p olduğundan büyük gözüküyordu ama
ç o k güçsüzdüler.
G ö z y a ş l a r ı m l a ıslanan kâğıt, acı ç e k e n ruhum gibi kıvnldı.
B a z e n şiir y a z d ı m . B a z e n de çaresizlik içinde ö l ü m ilânımı: HEER : ŞEYTANIN
KARISI
O R O S P U : HAPİSTE
GERİ D Ö N D Ü : CEHENNEME
C e h e n n e m d e nasıl hayatta kaldığımı y a z d ı m .
Diğer z a m a n l a r d a da bu küçücük kare dünyanın içinde daireler ç i z e r e k d o l a n d ı m ve
hâlâ sesli sesli söyleniyordum.
"Kendi d ü n y a m ı da herkesinki gibi yuvarlak yapacağım. Benim d ü n y a m da Allah'ın
yarattığı gibi yuvarlak olacak."
Umutsuz bir m e k t u p y a z d ı m . Sonra da umut dolu bir tan e . . . Bir m u c i z e g e r ç e k l e
ş m e d i ğ i takdirde, aşkımla buluşmam m ü m k ü n değildi. A m a bir başka kapı açılabilir, bir başka
şans doğabilirdi.
H e r gün o n a y a z d ı m .
H e r g e c e bir umut aradım.
Aşk, çıldırtıcı bir d ü ş kırıklığına dönüştü. Ranjha beni hiç d ü ş ü n m e m i ş bile olabilirdi. Hiç
umurunda olmayabilirdim.
H e e r , hafızasından t a m a m e n silinmiş olabilirdi. Piyari bile silinmiş olabilirdi.
Eski oyunlardan yorulmuştum. Özgürlük sarkılan ve aşk hikâyeleri s a d e c e şarkı ve
hikâyeydiler. Ruhumu kaçmaya kışkırtmak için o d a n ı n i ç i n d e daireler çizip duruyordum.
Ruhumu içine düştüğü donukluktan çıkartmaya çalışıyordum. A m a uzun z a m a n d a n beri, yaşam
ve ö l ü m b e n i m için eş anlamlıydı.
index
237
Kafamın içinde Ranjha ve Pir Sain'in isimleri gidip geliyordu. Kafamın içinde koşturan, eski,
yıpranmış ve işe yaramaz teorilere de bir s o n v e r e m i y o r d u m . Başımın patlamasını eng e l l e
m e k için, başörtümü daha da sıktım.
Kafamın içinde bagırıyordum; öl,öl,öl.
Şeyhin sesi ise kalk, kalk dedi. Sihirli iksirin kanatlarında c e n n e t e yüksel...
Anılar başıma üşüşünce, kendimi tutamadım ve kustum.
Lütfen Allah'ım, sustur k o c a m ı . Allah'a yalvardım.
Birden Chitki h a p i s h a n e m d e n içeri girdi ve h e m e n ağlayıp d ö v ü n m e y e başladı.
"Aman Allah'ım! Aman Allah'ım! Sana ne yaptılar abla? Seni buraya kim kilitledi? Rajaji, sen
hasta olduğun için a n n e m i buraya çağırdı. A m a a n n e m senin bu kadar hasta olabileceğini dü
şünmedi ve beni yolladı. Sana ne yaptılar böyle? Ne yaptılar?"
Yüzümü avcuna aldı ve ö p m e y e başladı. Ağlamasına e n g e l olamıyordu. A m a bununla hiç
ilgilenmiyordum v e ç o k ö n c e Dai'ye yalvardığını gibi, o n a da yalvardım.
"Bana, başka hiç k i m s e d e n i s t e y e m e y e c e ğ i n i bir iyilik yapar mısın? Bana yardım e
d e c e k misin?"
Kız kardeşim, hıçkınklar arasında b e n i m için her şeyi yapacağına dair yemin etti.
"Misafirhanede kalan bilge bir kişiye b e n i m m e k t u b u m u götür ve bana bugün bir c e v a p
getir. G i d e c e ğ i n yer s a d e c e onb e ş dakika uzakta" d e d i m .
Chitki b e n d e n aynlamıyordu.
Ona h e m e n gitmesi için yalvardım. "Şimdi git. Bu artık bekley e m e z . Hiç zaman yok. Eger
gitmezsen ben burada öleceğim" diye ağladım ve eline Ranjha için yazılmış bir not sıkıştırdım.
Gözyaşlannı chunni'm ile kuruladım ve o n u elindeki mektupla birlikte dışanya iteledim. "Git. Git.
Çabucak git. Ve çabuk dön, yoksa burada ö l e c e ğ i m " diye arkasından s e s l e n d i m .
Chitki koşarak gitti.
index
238
O d a m d a daireler ç i z m e y e d e v a m e d e r k e n kafam d a d ö n ü p duruyordu. Chitki d
ö n d ü ğ ü n d e , dünyam sonsuza d e k karardı.
Ranjha orada değildi. Kız kardeşim a n n e m i g e t i r e c e ğ i n e s ö z verdi v e gitti.
Son mektubumu yazdım ve okudum.
Benim sevgili Meer'im
Hayatına mal olacağını bile bile seninle buluşamam. Bu, aşkımın saflığını lekeleyecek bencilce bir
arzu. hayatın tehlikede. Dergâha meydan okuyorsun. Onların mezar taşlannı yıkmaya ve bu çılgın
adamların mezarlarından yükselen elleri koparmaya yelleniyorsun. Bu basit bir şey değil. Onun yarattı
ğı cehennemin bir üyesi olarak, şeytana kendi çöplüğünde meydan okumanın nelere yol açacağını
anlamıyorsun.
Sana bu noktada nasıl yardım edebilirim? Bana ait olmayan bir şey üzerinde hak iddia edemem ki.
Şeyhin annesiyle evlenemem. Sen yeniden evlenemezsin. Bir erkeğin bir kadınla birlikte olmasının ise
başka bir yolu yok. Bizim durumumuzu hiçbir şey değiştiremez.
Ama eğer sen başka birisi olabilirsen...
Eger başka birisi olabilirsen...
Başka biri...
Ş a k a k l a n m d a k i damarlar bu k e l i m e l e r l e zonkluyordu; e g e r başka biri olabilirsen...
Kaali, Tara ve T o t i . Kardeşler, kız çocuklar, eşler ve anneler... T a n ı d ı ğ ı m bütün kadınlar
kabarcıklara dönüşüp patladılar. Bayılmışım.
V ü c u d u m a bir iğne battı.
G ö z l e r i m i Pir Sain'in yatağında açtım.
A n n e m kulağıma fısıldıyordu. "Dolabın anahtarlan n e r e d e ?
Bana anahtarlan ver. Y o k s a ö b ü r mektuplan da bulacaklar" diyordu.
Bhai ü z e r i m e eğildi ve y a v a ş ç a "Apa, Rajaji almadan e v v e l b i z e anahtarlan ver" d e d
i.
G ö z l e r i m görüyor, kulaklanm duyuyor ve kafam da çalışıyordu a m a n e kımıldayabiliyor n
e d e konuşabiliyordum.
index
239
Kapı açıldı.
Gün ışığı beni kör etti.
Rajaji başımda dikildi ve gürledi. "O bir lanet. A i l e m i z e utançtan başka bir şey v e r m e d i .
Bizi bir yılan gibi s o k m a d a n ö n c e ö l m e s i için dua ediyorum" d e d i .
Gün ışığı beni y e n i d e n kör etti ve Rajaji gitti.
Anahtarlanmın annemin e l i n d e sallandığını g ö r d ü m .
Guppi yüzümü elliyor ve ağlıyordu. "Anne, geri gel. Ayda dolaştığımız günler ç o k güzeldi. Sana
ne oldu? Sen d a i m a ç o k kuvvetli, ç o k cesur, ç o k sabırlı, ç o k iyiydin."
Geriliyor, katılaşıyor ve çırpmıyordum. İ ç i m d e bir ateş parladı ve beni yalnız bırakmalan için
bağırdım. Ç o k g e ç kaldınız.
Artık kimseye ihtiyacım yok. S e s i m çıkmaksızın konuşuyord u m ve yine v ü c u d u m a bir
iğne battı.
Uyandığımda a n n e m mektupianmı o k u y o r ve "Allah'a şükürler olsun ki bizi daha fazla
utançtan kurtardı. Kız kardeşinizin yaptıklannı görün. Bu rezaleti görün" diye haykınyordu.
Kız kardeşlerim Ranjha'nın mektuplannı okuyor ve ağlıyorlardı. Onlara mektuplan yazanın ben
olduğumu s ö y l e m e y e çalıştım.
Onlar s a d e c e b e n i m mektuplanmdı. Ranjha'nın değil. Kendime yazdığım mektuplar. Benim
k e n d i m e yazdığım mektuplar.
Daima s a d e c e ben vardım.
S a d e c e ben.
Guppi b o ş viski şişelerini karton bir kutuya dolduruyor, Bhai de dışan taşıyordu. Filmler
Chitki'deydi. A n n e m Filmleri, beni taşlamak için kullanılacak taşlara d ö n ü ş m e s i n l e r diye
Chitki'nin elinden kaptı ve giyisiierin arasına sarıp sakladı.
Bhai çekip çıkarttı a m a a n n e m g e n e Bhai'nin e l i n d e n alıp çantasına tıkıştırdı.
A i l e m her zamanki gibi kaybolup gitti. Tıpkı Kaali, Tara, Yathimri, hatta C h e e l ve dul
kadının kızlannın da kaybolduğu gibi. Toti bile geri g e l m e m i ş t i .
Toti'yi uzaklardan yanıma çağırdı ve "Öbür dünya daha mı iyi, yoksa daha mı kötü Toti? Şeyh n e
r e d e ? Eger ölürsem, gene onunla birlikte mi olacağım?" diye sordum.
index
240
O d a n ı n kapısı açılıp, içerisi ışıkla dolana kadar, kalbimin içindeki kara boşlukta hayır, hayır,
hayır diye bağırdım. Rajaji geri gelmişti. Oturdu ve a n n e m e seslendi. Quppi elleriyle yüzünü
kapattı ve ağladı. Diğer taraftan g e l e n başka hıçkınk sesleri de d u y u y o r d u m . Sesin geldiği
tarafa d ö n m e k istedim ama d ö n e m e d i m .
Ağlayan kimdi?
nanni ve Chitki'nin aralanna aldıklan birine sanlmışlardı.
Hıçkınklar da o r a d a n geliyordu. Ağlayanın Dai olduğunu görd ü m . O n e d e n ağlıyordu ki?
Başım d ö n ü y o r d u . G ö r ü ş ü m bulanıklaşmıştı. Odamın içinde yürüyen bir inek g ö r d ü
m . Onu kim içeri almıştı? İnek mö-ledi. Sanki herkes m ö l ü y o r d u . A n n e m ineği öptü.
Görüşüm düzeldi. Munni yine, yine, yine hamileydi.
A n n e m gözyaşlarını siliyor ve bir c e n a z e d e n s ö z ediyordu.
Ö l m ü ş m ü y d ü m ? Her yanımı huzur kapladı. Yaşam bitmişti.
A m a c e n n e t n e d e n e v i m e benziyordu?
Kadınlar içeri doluştular ve A m m a Sain'in ruhuna dualar etm e y e başladılar.
Ö l e n A m m a Sain'di.
A m m a Sain, diğer p e k ç o k ş e y l e karışıp kaybolana d e k kafamda d ö n ü p durdu.
Bu bir gün mü, bir ay mı, bir yıl mı, yoksa bir ö m ü r müydü? Ya sıcak süt gibi kaynıyor ya da buz
gibi soğuyordum.
Sanki atlıkarıncadaymışım gibi resimler ç e v r e m d e dönüyordu. B a z e n g ö k y ü z ü n d e d
o l a n ı y o r d u m . Durup kalbimdeki kara boşluğa düşüyor, parçalara ayrılıyor ve dünyayı
dolanıyord u m . Her bir p a r ç a m hayatını kurtarmaya çalışan küçük kadınlara d ö n ü ş ü y o r d u .
Rajaji içeri girdi ve Ranjha ile ilgili bir şey söyledi. Onu sevdiğimi hatırladım. O n d a n sonra ne
olmuştu? Bir şeyler hatırlam a k için hafızamı z o r l a d ı m . A m a hafızam b o m b o ş t u .
Bhai Rajaji'ye bağırdı ve "Kardeşim ölüyor. Bu o d a d a kalırsa bir gün biie yaşayamaz" d e d i .
index
241
Rajaji de bağırdı ve "Eger ölürse, bu t e k k e d e g ö m ü l m e y e bile lâyık değil. Mezar taşı t e
k k e m i z e sürülen kara bir leke olur. Burada onu hatırlatacak hiçbir şey istemiyorum" dedi.
Kardeşim, bunları söylediği için oğlumu ö l ü m l e tehdit etti.
Herkes bagnştı. Rajaji kapıyı çarpıp çıktı.
Oda yine sessiz kaldı a m a sanki bütün sesler, ölülerin hayat bulmak için çığlıklar attıkları
kafamın içinde toplandı.
A n n e m , Kaali gibi yas tutmaya başlamıştı. "Ben burada Heer ile birlikte kalabilirim. Rajaji onu
g ö t ü r m e m i z e izin v e r m e y e c e k . Başka ç a r e m i z yok. H e p i m i z burada onun yanında
kalabiliriz."
Bhai, C h o t e Sain gibi bağırdı ve "Kardeşimi g ö t ü r e c e ğ i m .
Ondan bir kez daha v a z g e ç m e y e niyetim yok. Burada bir gün daha kalamaz" dedi.
Chitki, Toti gibi uluyarak, "Rajaji o n u bırakmayacaktır. Burada onun yanında kalmalıyız" dedi.
Bhai, Toti'nin Balucistanlı sevgilisi gibi bağırdı. "O z a m a n ablamın öldüğünü söyleriz. Zaten ölü
gibi değil mi? Onun öldüğünü duyuracağız ve yanımızda g ö t ü r e c e ğ i z . Ona yeni bir kimlik v e r
e c e k ve onu başka biri yapacağız" dedi.
Kalbimdeki kara deliğe ışık d o l d u ; e g e r s e n başka birisi olabilirsen, e g e r sen başka birisi
olabilirsen...
Şeyhin dul eşi değil, şeyhin annesi değil, a m a başka birisi...
Rajaji içeri girdi.
Bhai, "Kardeşim öldü. Anlıyor musun? Öldü. Onu babasının yanına d e f n e d e c e ğ i z . Eger m
e z a n sizin t e k k e d e olmazsa, o zaman buradaki insanlann hafızalanndan silinebilir. Caminin
hoparlörlerinden onun öldüğünü ilan edin" d e d i .
A n n e m torununa yalvardı ve "Eger sizi utandıracaksa ölümünü duyurma. Eger onu g ö t ü r m e
m i z e izin verirsen, herkes onu unutacaktır" dedi.
Chitki yeğeninin ayaklarına kapandı ve "Onu g ö t ü r m e m i z e izin ver. Bırak tekkenizdeki izi
şilinsin. Bir daha onun adını bile duymayacaksın" diye yalvardı.
Kâfir / F: 16
index
242
Rajaji bana doğru yürüdü ve y ü z ü m e baktı.
Ben de onun gözlerinin içine baktım... ve bile bile b e n i m ö l d ü ğ ü m ü ilan etti.
Tıpkı Allah gibi.
Bavullar. Pir Sain'in çalar saati. Terliklerim. Beni ona yollu-yorlardı. Beni Pir Sain'e geri
veriyorlardı. Kuran'da, kan kocalann ö l ü m d e n sonra tekrar birleşecekleri sözü verilmişti.
C h o t e Sain'i g ö r m e k istedim ve bana yardım etmesi için o n u çağırdım. Quppi ve Chitki beni
kollanna alıp banyoya ta
şırlarken, kalbim küt küt atıyordu. Nanni giyisilerimi çıkarttı.
Ben kayıp düşünce çığlık attılar. Bir choki'nin üzerine devrild i m .
Bu s o n b a n y o m d u .
Sabunladılar, sular döktüler ve dualar okudular. Ağzıma p a m u k tıkandı.
Ç e n e m i bağladılar. "Öldü. Öldü. H e e r öldü" diye agladıkla-nnı d u y d u m .
Pir Sain beni m e z a n m d a bulacaktı. Ö l ü m d e n d ö n d ü m ve g i t m e y i reddettim.
A m a charpai'yi kaldırdılar ve havada sürüklendim. Yanımda Quppi'nin yüzünü g ö r d ü m . Diya
ve Munni de diğer tarafım-daydı.
Düğün g ü n ü m d ü ! Hayır, bir k e z daha o l m a z , diye sessiz çığlıklar attım. Beni almasına
izin v e r m e y i n . Benimle evlenm e s i n e izin v e r m e y i n . Beni g ö r m e s i n e izin v e r m e
y i n . Herkese yalvardım a m a k i m s e d u y m a d ı . Pir Sain hepsini uzaklaştırdı.
Yeniden öldüm.
Pir Sain'in y e r i n e Rajaji ö n e çıktı.
Y ü z ü m d e k i çarşafı kaldırdı ve birbirimizin gözlerinin içine baktık. "Elveda anne" d e r k e n
gözleri yaşlarla doldu.
Q u p p i , Diya, Munni ve Rajaji b e n d e n uzaklaşıp kayboluyordu ve ben, ç o c u k l a n m a
geri g e l m e l e r i için b a g m y o r d u m .
Geri gel. Qeri g e l . Lütfen beni affet ve geri gel, diye içimd e n çığlıklar attım. Üstünde yattığım
charpai tuğla duvann ardına g e ç t i ve kapıdan çıktı.
index
243
Bir kamyonetin içindeydim. Hayattan ö l ü m e g e ç i y o r d u m . . .
Ya da ö l ü m d e n hayata. Karanlığın derinliklerine kayıyordum, ta ki...
Gözlerimi açtım. Çarşaf yüzümden kaldırılmıştı. Yüzlerce ışık panidıyordu. Erkekler, kadınlar
etrafta yürüyordu. İnsanlar kapılardan girip çıkıyorlardı, neredeydiler ve ben n e r e d e y d i m ?
Başka bir hayattan tanıdığım bir kapıdan mı geçiyorduk, yoksa bu eski bir rüya mıydı?
Saga, sola döndük, durduk, tekrar hareket ettik ve tekrar durduk. A n n e m kamyonetten indi.
N e r e y e gidiyordum?
Bir charpai'nin üzerinde dar bir m e r d i v e n d e n çıkarılırken, Bhai kulağıma yavaşça "Seni bir
daha asla terk e t m e y e c e ğ i m abla. Bütün bunları telafi e t m e k için e l i m d e n g e l e n her
şeyi yapacağım" diye fısıldadı.
Arkamızdan annemin sesi duyuldu. "Evindesin yavrum.
Evindesin."
Annemin dua ettiğini duydum. "Yavrumu c e h e n n e m e yolladığım için Allah beni affetsin.
Allah o n u n sabnnı mükâfatlandırsın ve yaşaması için bir şans daha versin. Biraz şans Allah'ım."
Asma kilit takılmış bir kapı açıldı.
Uzun örgülü saçlanyla avluda s e k s e k oynayan bir kız çocu
ğunu hatırladım.
Gökyüzüne baktım. Babam bana gülümsüyordu. Yüzü sis gibi bir belirip, bir kayboluyordu.
Sonunda gelmişti.
Bu cennetti.
SON SÖZ
Bir yıl sonra.
Beyaz bir shuttlecock burqa'mn altında g i z l e n m i ş halde, taze çiçeklerle kaplı bir mezarın ö n
ü n d e duruyordum. G ö z lerimi kapatan ağın ardından s a d e m e z a r taşına baktım ve üzerindeki
yazıyı okudum. "HEER"
Bir köylü ailesi mezara yaklaştı. T o m u r c u k güller attılar, agarbatis yaktılar ve toprağa küçük
yeşil kâğıt bayraklar diktiler.
Bir kadının dua ettiğini duydum. "Allah'ım, T e k k e n i n çürümüşlüğünü ifşa ettiği için onun
ruhunu kutsa. Bizi sana daha yakınlaştırdığı için kutsa onu." diyordu.
Gözlerim yaşlarla doldu. Birileri anlamıştı.
Ama bu bir başka T e k k e ' n i n doğuşuydu.
Sersemlemiş halde, arabasının direksiyonunda beni bekleyen Ranjha'ya doğru yürüdüm.
index
246
Kitapta Geçen Yerel Deyimler için Sözlükçe a a m : g e n e l
agarbatis : kokulu küçüK tahta çubuklar
A m m a Sain : büyük hanım. Pir'in annesi
a p a : abla
b a d m a a s h : hergele, kötü adam
b a e d h : kırbaç baraat: damadın verdiği evlilik daveti barsi : vefat etmiş bir akrabanın ölüm
yıldönümünde yapılan tören bhangra : geleneksel bir dans
Bibü'i : saygıdeğer hanım
b i n i : bir tür yerel sigara
budbakth : uğursuz
budrung : çirkin
burqa : baştan ayağa kadar bütün vücudu kaplayan bir peçe chaddar : p e ç e olarak da kullanılan
şal
chanbeli : yasemin
channa : kuru m e r c i m e k
chapatti : düz pide gibi bir e k m e k
charpai : yatak, şilte
chlk : bambudan yapılmış bir tür perde
chimta : demir maşa
choki : küçük tabure
C h o t e Saln : g e n ç efendi
Choti malkani : g e n ç hanımefendi
chunnl : bir tür eşarp
churael : cadı
d a e n : cadı
dai : dadı
dastarbandi : bir şeyhin yerine g e ç e c e k olan varisi için yapılan bir tür taç g i y m e töreni
d e e n : din
d e g : kazan
d h o l : bir tür büyük davul
dholki : küçük, iki taraflı davul
dupatta : başı ve vücudu kapatmak için kadınların giydiği bir tür p e ç e
Eld : Bir dini bayram
index
247
eldi : Eid gününde bağışlanan para
fanjl : asker
gaddi nashin : ermişin mezarının koruyucusu Haveli : ortasında avlu olan büyük, geniş ev Heer :
gerçek bir aşk hikâyesindeki efsanevi karakter hukkah : geleneksel bir pipo
imam zaman : kötülükten korusun diye yazılmış muska jaglrdar : büyük topraklan olan adam, aga
jahalia : İslam'dan önceki d ö n e m . Cehalet ve barbarlık d ö n e m i
jalU : kafes Perşembe
Kaali : kara derili kız
karma : hayatın bir d ö n e m i n d e insanın içinde bulunduğu davranışların, sonradan kaderini
belirlemesi.
khaas : ö z e l
kishmish : kuru üzüm
külli : vasıfsız işçi
langar : fakir insanlara bedava dağıtılan y e m e k leers : bez parçası
Maharaja : kral
Maharani : kraliçe
maion : kadını güzelleştirmek için yapılan tören malang : derviş
malshan : işi mesaj taşımak olan kadın marasan : düşük kasttan gelen ve geleneksel kadın şarkıcı
maulvi : imam
Motl : şişman insan
munafiqat : iki yüzlülük
Munni : küçük kız
nasvar : bitkilerden yapılma bir yatıştırıcı paan : içine kurutulmuş otlar sanlan bir tür yaprak paleet :
pis, lekeli
Pathan : Kuzey Pakistan'lı bir kabileden olan a d a m peerah : alçak tabure
peshwas : bir tür bol elbise
Pir Saln : kutsal efendi, şeyh
pimi : kadın ermiş
pirzadi : şeyhin ailesinden olan kadın 248
Piyari : güzel insan
pug : türban
purdah : kadınları yabancılardan ayrı tutmaya yönelik uyglama; tesettür bir tür p e ç e , çarşaf
q o o r m a : baharatlı köri
qui : ö l ü m d e n iki gün sonra ö z e l dualar okunan bir tören
Ranjha : Heer'in efsanevi sevgilisi
r e e c h : vahşi ayı
s a m o s a : küçük etli börek
sawab : e r d e m , bilgi
sehra : damadın yüzünü kapatan çiçekli örtü
shamiana : renkli tente ve örtüler
s h u t t l e c o c k burqa : yüz kısmı ag gibi olan ve baştan ayağa bütün vücudu örten, geleneksel bir
peçe.
tikka : kadınların alınlarına taktıklan mücevher uthni : bir kadının şeyhin yatağını paylaşmak üzere
seçilmesi geleneği