You are on page 1of 3

İsmail BEŞİKÇİ: Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur

Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş,
Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü
Halife Ali8217;yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar
adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının,
kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür.
Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar
artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de
boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi
çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda
gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır.
Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Böyle bir damarın
bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında
belirleyici olan da bu damardır.

İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon
uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz
yıla yakın bir zamandır temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan
bir devlet politikasıdır.

Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır.
Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler
ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı,
8220;Aleviyiz ama, İslamız8221;, 8220;İslamız ama Aleviyiz8221; deyip durmaktadırlar.
Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri
oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla,
Dördüncü Halife Ali8217;yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12
İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi
olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir
görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar, 8220;Alevi
İslam8221; dan, 8220;İslamın sufi bir kolu olan Alevilik8221;ten, 8220;İslamın üç büyük
yolundan biri olan Alevilik8221;ten söz etmektedir. Hükümetin, 8220;Alevi İslam8221; la
ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz
edilmektedir. Devlet Bakanı, 8220;Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır8221;
demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna
dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya
Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, 8220;evladı Resul8221;, 8220;Seydi Saadet Evladı
Resul8221; olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması
lideri Seyit Rıza8217;nın, zulüm gördüklerini anlatırken, 8220;evladı Kerbelayız8221;
diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. 8220;Evladı
Kerbela8221; olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik
nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela8217;da katledilenler, 72 kişidir. Dersim
ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine
çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği 8220;heterodoks İslam8221; içinde
değerlendirmektedir.

Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü
Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir
ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de
İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan,
İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü
Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.

Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar
için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin
Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela8217;da katledildiği günün
yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını
sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına
nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya
uğradığıdır.

Haşim Kutlu8217;nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-
Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır.
Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş
ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla
anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik
inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve
Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı
olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu8217;da meydana gelen Babai
ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu
lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir.
Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi
yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).

Ondördüncü asırda ise İran8217;da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır.


Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da
gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası8217;nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu
dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında
Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu
bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi
yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas
alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).

Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin


girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt8217;in (ölümü 1460),
Şeyh Haydar8217;ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler
iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir
kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732
yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır8217;ın oğludur. İmam
Cafer8217;in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15.
yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki
vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler
düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için 8220;bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de
biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed8217;in önünde, onun
düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir8221; demiştir (age, s. 128). Örneğin,
15108217;larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde
değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran8217;a, Şah
İsmail8217;e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara
dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer8217;in bu sözü, 19908217;ların ortalarında,
Tansu Çiller8217;in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı
öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet
yöneticilerine Aleviler hakkında 8220;ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz
Şiileştirelim8221; demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar
hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise
Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi
gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın 8220;ille de
Müslüman olma8221; ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir.
Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları
dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de var deniyor. Onları,
artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Haşim Kutlu8217;nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu
konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu8217;nun, Alamut Ocağı ile ilgili
düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye8217;nin,
Nizarilik8217;in Alevilik olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur. Öbür
düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında 8220;Kürt ya da Türk
Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup
olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır8221; demektedir (s.397). Bunu,
8220;Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile
yanlıştır8221; şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile
getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı
yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.