MARİFETNAME

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Sınırsız hamd, sayısız şükür, ebedî, senâ tek ve benzersiz olan Allah'a olsun. O, âlemlerin her işini, ezelî ilmiyle takdir edip, belirlemiştir. Cihanın görüntülerini, bitmez feyziyle tertip edip, tespit eylemiştir. Cihanın gül bahçesini, insan gülünün kokusuyla süslemiştir. Bütün cihanı insan için, insanı da kendisinin bilinmesi için var edip; eşyanın hakikatiyle mânâların inceliklerini hep insanda toplayıp, ortaya çıkarmıştır. İnsan ruhunu, "Câmi" ismine sûret yapmış, onu emânetlerin yüklenicisi ve sırların mahalli kılmıştır. Alemin bütününde olan nice bin hikmetine, âlimleri vâkıf eylemiştir. Cihan kitabının her bir harfinden, marifetinin belirtilerini mütalaa edenleri ârif eyleyip, gönül âlemine dalan kullarını, kendi huzurundaki Kâbe'de ibadet edici eylemiştir. Salavatların en faziletlisi, tahiyyatların en mükemmeli, teslimatların en güzeli, kâinatı efendisi, yaratıkların en şereflisi, varlıkların hülasası Peygamberimiz aleyhissalatüvesselam hazretlerinin en büyük ismine ve akl-i evvel olan en mükemmel ruhuna olsun ki; O, "Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım," hitabıyle yüceltilmiştir. O, halkı cehalet karanlıklarından, hidayet nurlarına çıkarmıştır. Kendi nefsini bilen ümmeti, Hak bilgisini bulmuştur. Selam ve hürmet onun ashabına olsu ki, onlar, sözlerinde, işlerinde, imanlarında ve ahlakın her hususunda ona uyup, iman nuru ve irfan huzuruyla gönülleri dolmuştur. Allah'ın rızası, hepsinin üzerine olsun. Bu hakir ve hakiki fakir İbrahim Hakkı, bu kitabı, aziz ve şerif mahdumu Seyyit Ahmet Naîmî için kaleme alıp, ona hitap eder ki: Allah, seni her iki cihanda aziz etsin. Öncelikle malum olsun ki, Hak Teala iki cihanı insanoğulları için ve insanoğullarını da ancak kendisini tanımaları için yarattığını cümleye duyurmuştur. Nitekim lûtuf ve keremiyle: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim ve beni tanımaları için varlıkları yarattım," buyurmuştur. Şu halde âlemin ve insanın yaratılmasından nihaî maksat ve yüce istek, Mevla'nın bilinmesidir. Bu ebedî devlet ve tükenmez saadet, her şeyden öncedir. Ancak bu, nefsini bilmeye bağlı olup, nefsini bilmek de bedeni bilmeye dayanır. Bedenin bilinmesi, âlemin bilinmesiyle olur. Alemin bilinmesi ise hakiki ilimlerledir. Bu sebepden dolayı bir miktar astronomi ve felsefeden alıp toplayarak, bir miktar anatomi ilminden devşirip seçerek, bir miktar da kalb ilmi ve irfandan iktibas edip ele alarak, bu güzel kitabı, Türk diline tercüme edip, bir mukaddime, üç kitap ve bir sonuç üzere telif ve tasnif ettim. Mukaddimesi, genil İslam bilgisi, dünya ve ahiret âlemlerinin özetidir. İlk kitap, âlemin durumu, eşyanın ve görüntülerin tafsilidir. İkinci kitap, şekiller bilgisi, bedenlerin terkibi ve insan nefsinin mahiyetidir. Üçüncü kitap, irfana ulaşma keyfiyeti, Allah'a varmanın hakikatıdır. Sonuç, âdap ve erkân bilgisi, dostların sohbeti, akrabalıklar ve komşuluklardır. Tertip ve tanzimi böyle yaptım ki, evvela mukaddimeden, açık âyetler ile sabit olan kâinatın acaip durumlarını özet olarak öğrenip, iki cihanın hallerinin garabetlerini yakinen bildikte; bütün bir itimatla tam itikat edip, cümlenin yaratıcısını ve düzenleyicisini bilesin. Büyüklük ve kudretini fikredip düşünesin. Bundan sonra birinci kitaptan Yaratıcının güzel sanatlarını âlemin ufukları içinde ayrıntılarıyle seyredip, cihanın sırlarına vâkıf oldukta; âlem insanın kabuğu, insan âlemin dili olduğunu bilip, cümleden âsûde olasın, kendi kendine gelesin. Bundan sonra ikinci kitaptan Yaratıcının

kudretinin şaşırtıcılığını, kendi cisim ve canında toplu olarak görüp, büyük âlemde her ne varsa, hepsinin benzerini kendi vücudunda buldukta; vücudun bir küçük âlem olduğunu bilip, kendi nefsine gelesin. Nefisler âleminde, Mevla'yı temaşa kılasın ve kendi ruhunu, vücudunun ikliminin sultanı bilip, kadr ve kıymetine vâkıf olup, nefsi tanıma mertebesini bulasın; kendi âleminde sultan olasın. Bundan sonra üçüncü kitaptan kalblerin evirip çeviricisi Allah'ın acaip ilhamlarını, garip tasarruflarını, zat ve sıfatının kalblere yakınlığı, en büyük âlem olan gönülde kesin bilgiyle bilip, masivadan (Allah'dan başkalarından) âzat olup, her şeyi unutup, her şeyi çekip çevirici bir onu buldukta; vahdet, âlemine erip, o tek ve yegâne Allah'ın birliğini basiretinle katiyetle görüp, Allah'ı tanıma devletine eresin. Allah'a yakınlığın saadetini kesinlikle bilip, hududunu koruyup kollayarak, Hüda'nın yaratıklarına sevgi ve şefkatle, kalblerin sevgilisi oldukta; selametle toplumu gönlünce bulasın. Rahatla âlemin azizi olasın. Çünkü bu kitab-ı şerifte nizam, bu güzel üslup üzere tamam olup, alıcı gözüyle mütalaa edenleri, Mevla'nın âyetlerinin hakikatini bildirmiştir. Bu kitabın adı "MARİFETNAME" olup, bitiş tarihi: Binyüzyetmişe, yetmiştir. (1170 H./1756 M.) Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi...(Sabır)

1-BÖLÜM: İTABIN MUKADDİMESİ Kur'an âyetleri ve Peygamber hadislerinin bildirdiği şekilde itimat ve itikat olunacak dinî hususlara ve kesinlikle ihtiyaç ola İslâm bilginlerinin görüşlerine göre; Arş'ın yaratılışının tertibini, Kürs'ü, Cennetleri, gökleri, yerleri, denizleri, ışıkları, kıyamet alâmetlerini, kıyametin hal ve durumlarını, cihanın harap oluşunu ve yokoluşunu, Rahman'a kavuşma âleminin (Ahiretin) ebediliğini dört bölümle tafsil eder.

BİRİNCİ BÖLÜM
Özet olarak âlemin yaratılış tertibini, Arş-ı Azam'ın büyüklüğünün keyfiyetini, Arş'ın taşıyıcılarını, o muhterem kürenin, çevresinde olan nehirleri, melekleri ve sair toplulukları ve altında olanr Kürs'ü, Sidre'yi, Levh-i Mahfuz'u ve Kalem'i altı madde ile beyan eder. Birinci Madde: Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin düşünmeye sevkeden açık alâmetleri bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala bu âlemi, varlık ve birliğine alâmet edip, bütün eşyada, görecek gözü olanlara sanatını ortaya çıkarmakla hikmetinin hakikatlerini duyurmuştur. Kullarını, kendini tanıma hususunda rağbete getirmek için Kelam-ı Kadim'inde azametle şöyle buyurmuştur: (Burada yazılan âyetler, Kur'an'daki tertib üzerinedir.) Bismillahirrahmanirrahim

"Hamd, âlemlerin Rabbine Mahsustur." (1/2)¥ "Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (2/107) "Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde ola ancak onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Hükümdarlığı, gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetmesi ona ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür." (2/255) "Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'dan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi, dilediği gibi şekillendirir. ondan başka tanrı yoktur. Güçlüdür, hakimdir." (3/5-6) "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır. (3/109) "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır. onlar, ayakta iken, otururlarken, yan yatarlarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru," derler. (3/190-191). "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatır." (4/126) "Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümdarlığı Allah'ındır. Dönüş onadır." (5/18) "Göklerin, yerin ve onlarda olanların hükümdarlığı Allah'ındır. Allah, her şeye kadirdir." (5/120) "Göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi, dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir." (6/3) "Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık bir Kitap'dadırancak o bilir." (6/59) "Göklerde ve yerde olanlar onundur; hepsi ona boyun eğmiştir." (30/26) "Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösterdik." (6/75) "Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben puta tapanlardan değilim." (6/79) "Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'dır. Bilin ki, yaratma da, emir de onun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir."(7/56) "Göklerin ve yerin hükümdarlığı elbette Allah'ındır. Dirilten ve öldüren odur. Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (9/116) "Yerde ve gökte hiç bir zerre Allah'dan gizli değildir; bundan daha küçüğü veya daha

büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitaptadır." (10/61) "Göklerde ve yerde olana bakın, de" (10/101) "Göklerde ve yerde olan herşey Rahman'ın kulundan başka bir şey değildir. And olsun ki ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır." (19/93-94) "Eğer yerle gökte Allah'dan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir." (21/22) "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz, güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir." (25/45-46) "Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu herşeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu o, yaptıklarınızdan haberdardır." (27/88) "Rüzgarı gönderip bulutları yürüten, oları gökte dilediği gibi yayan ve kısım kısım yığan Allah'dır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler. Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri o diriltir, her şeye kadirdir." (30/48-50) "Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye doğru hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?" (31/29) "Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'dır. Ondan başka bir dost ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?" (32/4) "Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd, ahirette de ona mahsustur. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. o, merhametlidir, mağfiret sahibidir. Gaybı bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile onun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitaptadır." (34/1-3) "Doğrusu zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'dır. Eğer onlar zevale uğrarsa ondan başka, and olsun ki, onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halimdir, bağışlayıcıdır." (35/41) "Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız. Onu ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir. Onlara bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara da bir delil: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır." (36/34-42)

"Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü o, yaratan ve bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye: 'Ol' demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah yücedir." (36/81-83) "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır." (38/66) "Onlar, Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü onun avucundadır; gökler onun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koştuklarından yüce ve münezzehtir. (39/67) "Sur'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın düşer. Sonra sura ir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şehitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir. Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. inkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara: "Size, içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet geldi," derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir. rabblerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin," derler. Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah'a hamdolsun. Cenette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler. (39/68-74) "Sizin içi yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'dır. İşte Rabbiniz olan Alah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir." (40/64) "Dikkat edin; onlar Rabblerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin, Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır." (41/54) "Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle çoğalmanızı ağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (42/11) "Gökte de tanrı, yerde de tanrı odur. Hakim olan, her şeyi bilen odur. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek ona aittir. Ona döneceksiniz." (43/84-85) "Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık. Ama insanların çoğu bilmezler." (44/38-39) "Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve yerde azamet onundur. O, güçlüdür, hakimdir." (45/36-37) "Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu

bunlarda düşünenler için dersler vardır." (45/13) "Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ın. Allah, bilendir, hakimdir." (48/4) "Göklerin ve yerin hükümralığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir." (48/14) "Göklerde ve yerde olan kimseler, her şeyi ondan isterler; o, her an kainatı tasarruf etmektedir. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" (55/29-30) "Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allah'ın varlığı bakidir." (55/29-30) "Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, hakimdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur; diriltir, öldürür. O, her şeye kadidir. O, her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı âşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen odur. Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. Bütün işler Allah'a döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; o, kalblerde olanı bilendir." (57/1-6) "Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka odur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir." (58/7) "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. Hükümdarlık onundur, övülmek ona mahsustur. O, her şeye kadirdir." (64/1) "Gökleri ve eri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş onadır. Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalblerde olanı bilendir." (64/3-4) "Yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah'dır. Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunar arasında iner durur." (65/12) "Hükümdarlık elinde olan Allah yücedir ve her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve dirimi yaratan odur. O, güçlüdür, bağışlayıcıdır. Gökleri yedi kat üzere yaratan odur. Rahman'ın bu yaratmasında düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin." (67/1-3) "And olsun ki yakın göğü şıklarla donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabı hazırladık." (67/5) "Sizi yerde yaratıp yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız." (67/24) "Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş, güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir.

Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan odur." (71/15-20)

İkinci Madde
Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri vücuda getirmiştir. Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır. O özden ilk olarak küllî nefsi yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip, her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır. Ruhlar ve melekler âlemi, bu ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler. Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından ikibin yıl sonra Hak Teala'nın ezeli iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir. Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah'ın yüce sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hak'kın huzuruna ermişlerdir. Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir Mânâsını fehm eyleyene cennettir Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.

Üçüncü Madde
Arş-ı âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler, söz birliği ile demişlerdir ki; Hak Taâlâ, âlemin tamamını bir anda yaratmaya kâdirken altı günde yaratması, yani pazar gününden başlayıp âlemde bulunanları cuma gününde tamam eylemesi, kullarına her işte sabır ve ihtiyatı öğretmek ve anlatmak içindir. Nitekim buyurmuşlardır ki: "And olsun ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz bir yorgunluk da duymadık." (51/38). Hak Teala kudretiyle, yeşil cevherin yüksek özünden arş-ı âzâmı yaratmıştır ki, onun nurunun büyüklüğü anlatılamaz. Bunun etrafı kırmızı yakut olup, bütün yaratıkların sıfat ve sûretleri burada nakşolunmuş, resmedilmiştir. Göklerin üstünde Rahman'ın arşı, meleklerin kıblesi kılınmıştır. Nitekim yeryüzünde Kâbe, yerdekilerin kıblesi kılınmıştır. Arş-ı âzamın yetmiş bin lisanı vardır ki, her bir lisanı başka bir lügatla Hak Taala'ya tesbih eder, zikredicidir. Arş-ı âzamın dört sütunu vardır ki, her biri yerin derinliklerine ulaşır. Arş-ı âzam su üzerinde, su rüzgâr üzerindeyken Hak Taala dört büyük melek yaratmıştır; halen arşı taşıyanlar onlardır. Kıyamet gününde başka dört büyük melek yaratsa gerektir ve arşın taşıyıcıları o gü sekiz olsa gerektir. Arşın taşıyıcılarının her birinin dört yüzü vardır ki; bir yüz insan sûretinde tasvir olunmuştur. Her bir yüz, yeryüzünde kendi benzeri olan yaratıklar için Allah'dan rızık istemektedir. Arşın taşıyıcıları daima ayakta durup, arş-ı âzamı boyunları üzerinde yüklenmişlerdir. ayakları ise yedi kat yerden aşağıdadır. Allah'a yakın meleklerin hepsinden, Allah katında daha muhterem olan arşın taşıyıcılarıdır. Bu meleklerin birinin adı israfil'dir ki, arşın bir ayağı onun boynu üzerinde sapasağlamdır. Hak Taala'ın katında hepsinden daha aziz ve kerim olan odur. Sûrun sahibi odur ki, kıyamete dek Levh-i Mahfuza bakar. Sûra üflemek için hazır durur. Levh-i Mahfuzdan, Cebrail, Mikail ve Azrail aleyhisselamların işlerini, durumlarını ve amellerini açıklamakta, haber vermekte ve kendilerine ulaştırmakta mahirdir. Arşın taşıyıcılarından her birinin dört kanadı vardır ki, dört yöne yayılmışlardır. Arşın taşıyıcılarının yarısı kar, yarısı ateştir ki, biribirlerini söndürmeyip, yıldız böceği gibi biribiriyle kaynaşmışlardır. Arşın taşıyıcılarının cüsseleri öyle büyüktür ki, kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir. Arşın taşıyıcılarına "büyük melekler" adı da verilmiştir. Arşın taşıyıcılarının kelimeleri, sürekli tesbih olup, şu sözler lisanlarının virdi kılınmıştır: "Sübhane zi'l' mülki ve'l-melekut. Sübhane zi'l-arşi ve'l-izzeti ve'l-azameti ve'l-heybeti ve'l-kudreti ve'lkibriyai ve'l-ceberuti Sübhane'l-meliki'l-mabudi Sübhane'l-meliki'l-mevcudi Sübhane'lmeliki'l-hayyi'llezi Lâ yenâmü ve lâ yemutü sübbuhun kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü'lmelaiketi ve'r-ruh." Dördüncü Madde

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki: Hak Taala, arş-ı âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-ı âzamı tavaf ederler. Hak Taala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Taaladan destur isteyerek arşı tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, sekizbin kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür. Hak Taala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Taala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş ve uçmayı emretmiştir. Üç bin yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür ki, dokuzbin senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken, Hak'dan şöyle nida gelmiştir: "Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı tamamıyle tavaf edemezsin." Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunun şiddetinden çevresinde bulunan melekler yanmasınlar, iye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında yetmişbin melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman'a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara "saf tutan melekler" derler. Bunların arasında da yetmişbin saf melek yaratılmıştır. Bunlar ebedî ayakta durup: "Sübhanallahü ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü ve'llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi'l-aliyyi'l-azim."2 Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir. ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı. Hak Taala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hak'kın emirlerine göre amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Taala'ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir: Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli suretlerde teşekkül ederler. Hak'kın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi kuutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi, insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar. Bunlara "Kiramenkatibin" ve "hafaza/koruyucu" derler. Meleklerin de kendilerinden peygamberleri vardır. Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır. Biri Cebrail aleyhisselamdır ki, altıyüz kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları unufak eyler. O, Hak Taala'dan yeryüzündeki

Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki. yağmur yağdırmak gibi nica hizmetlere memurdur. her nazarda bir nesne mahvedip yerine bi nesne koyar. Bütün ruhları kabzeden odur. kanatlarının çokluğunda Mikail aleyhisselam gibidir. kötü olan kötü olmuştur. Yaprakları yeşil zümrüttendir. Cebrail. miktarları sınırlamak değildir. sidretülmünteha. tuba ağacı." (13/39) buyurmuştur Hak Taala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki. cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir. kanatlarının sayısını ancak Hak Taala bilir. Murat ettiğini işler. Biri Mikail aleyhisselamdır. denizdeki meleklerin vekilidir. Yağmur tanelerinin her birini bir melek indirir. levh-i mahfuz. büyüklüklerini anlatmaktır. malim olsun ki. kalem kuruyup kalmıştır. Nitekim: "Allah dilediği hükmü kaldırır. sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. Dallaı kırmızı mercandandır. Rahmet ve gazap meleklerinden nice yüzbin ordusu vardır. bu heybetten kalem. iyi olan iyi. Bütün kitapların esası onun katındadır. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. onun huzurunda bir sofra misalidir. Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. Hak Taala. Lakin Hak taala. Ey aziz. Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. ona: "Ey kalem yaz!" diye nida kılmıştır. O. Mikail ve Azrail (selam onlara olsun) dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki. kürsü karşısında. yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda. levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır. ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir sada ile tesbih edip. Bütün yeryüzü. uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala arş-ı azamın nurundan ve onun altında. kalem. her gece ve gündüzde levh-i mahfuza üçyüzaltmış kere nazır edip. diye itikat edenler. ona tuba ağacı derler. O an. Ondan sonra 5akan aktı kalem kurudu) tabirince. göklerde ve yerde olan meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır. göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. İsrafil'in uru ve ruhların berzahını bildirir. Onun aslı sarı altındandır. Ama u tür benzetmelerden muart. O da. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan. bu. Zira bu görev ona verilmiştir.peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. Peygamberlerden biri de Azrail aleyhisselamdır. cenetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki. hata etmişlerdir. Gökler. Her yere inen yağmur. Çünkü Hak Taala. Şekil ve azamette İsrafil aleyhisselam gibidir. arş-ı azamın altında. Arştan murat. can almaya vekildir. Hazreti İsrafil. Beşinci Madde Arş-ı azamın altında olan kürsü. O. cebrail'in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır. Hak Taala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki. onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır. Şekil ve büyüklükte. Her biri. Çeşitli meyveleri . O halde. taht mülküdür. dilediğii de yerinde bırakır. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. kürsüden murat da Allah'ın ilmidir. âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir. çölde bir sofra misalidir. Hak'kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır.

(Kudretiyle . o kanatlarını yaydıkça. yeşil zümrütten. Onun ötüşünden. cennette olan huri ve gılman mesrur olup. o çukurcuklarda. niçin böyle feryat edersin?" O melek der ki: "Ey Allahım. Ey aziz. O direğin başında beyaz inciden büyük bir kubbe yaratmıştır. üçüncü satırda: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkumdur" (28/88). büyük bir cüssede ve acaip şekilde yaratmıştır. sürekli secdeye varıp: "Sübhanallah" derler. Oun bin beşyüz kanadı vardır." O zaman ona. Her ağzında yetmiş dili vardır. Her saffın meleklerinin sayısı onbine yetmiştir. Sonsuz dalları. cennetlerin ağaçlarının dallarını sabah rüzgarı gibi sallar. yazılmıştır. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Taala. Bu kuşatıcı boşluk. Hak'kın hitabı gelir ki: "Ey kuş. bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup. Her yüzünde yetmiş ağzı vardır. Hak Taala. minare şeklinde bir büyük direk yaratmıştır ki. Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında yetmişbin perde tabakası yaratılmıştır. cehennem ateşinden azat ederim. hep rükua varıp: "La ilahe illallah" derler. Namaz vakitlerinde. Ruhlar. Birinci safta olan melekler. Naim cennetleriyle onları hisselendirir ve sevindiririm. Her bir saçağı üzerinde üç satır yeşil yazıyla yazılmış yazılar vardır. boynuz ve kovan şeklinde. ta ki. Şimdi hepsi ibadetle meşguldür. yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup. çeşitli cevherler renginde bir acaip melek yaratmıştır. mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup. göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp. sidrede. Onun yetmiş yüzü vardır. İsrafil'in surudur. sidreden yüksekliği yetmişbin fersah mesafededir. Sayısız meyvelerinden. birbirlerini müjdelerler ki. kanatlarını birbirine vurup." Hak Taâlâ. Kanatlarının her bir saçağından başka bir sada peyga olup. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik. o arş horozu. arşın horozu olan tavusun renklerini ve zikirlerini bildirir. başka bir lügatla Hak Taalayı devamlı tesbih eder. o. ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşrı bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur. Birinci satırda: "Bismillahirrahmanirrahim". kırmızı mercan renginde. oldukça büyük ve uzun. sidrede dörtbin saf melek yaratmıştır. Hak Taala. onun saçaklarından cennettekiler üzerine nisan yağmuru gibi Hak'kın izniyle rahmet iner. sidretülmüntehada vekil kıldığı meleği. ikinci safta bulunan melekler. Üçüncü safta duran melekler. mümin kulların dünyada sana ibadete yöneldikçe. içi boş bir nesne yaratmıştır. ben onlar için senden rahmet isterim. arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. bedenlere gidecek ruhlar için. sidrede olan melekler. arş horozuna nida eder ki: "Ey kuş. ikinci satırda: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah"." Bu hitap ile arş horozu hoşnut olmuştur. "Muhammed sallallahüaleyhivesselamın ümmetinin namaz vakti gelmiştir. cennettekiler zevkle toplarlar. Onun iç düzeyi. dünyada beş vakit namazını eda eden kullarıma rahmet edip. O kubbenin üzerinde tavus kuşu şeklinde. Altıncı Madde Sidretülmüntehada olan meleklerin vasıflarını ve durumlarını. malum olsun ki. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp. Her dili. cennet köşklerine sartmıştır. Her kanadında yüzbin saçağı vardır. feryat ile öter. Dördüncü safta kalan melekler. odalardan başlarını çıkarıp. her biri kendi makamında ikamet kılmıştır. daima oturup: "Elhamdülillah" derler. ilk berzah aleminde. kıyamda durup: "Allahü ekber" derler. onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. İşte buna arş horozu derler ki.şekerdendir.

Her cennetin bir kapısı vardır ki. beyaz gümüştendir. uzunluğu ve genişliği yüz yıllık yoldur. Sarayları terleyen incidir. vasıflarını ve sayılarını onlarda olan nehirleri. Rengi kardan beyazdır. yaprakları dökülüp çürümez. Yedinci cennetin ismi.) 2-BÖLÜM İKİNCİ BÖLÜM Cennetlerin isimlerini. binalarının çeşitlerini. Her kapı iki kanatlıdır ve tek parça sarı altındandır. Nitekim ona hitap edip: "Biz sana kevseri verdik. bütün cennetleri dolaşır. Çeşitli renklerde cevherle işlenmiş ve nice bin nakış ile süslenmiştir. Bunlardan biri rahmet nehridir ki. Dördüncü cennetin ismi cennetülhulddur ki. arşın nuru ile sudan ekiz cennet yaratmıştır. malum olun ki." (108/1) buyurmuştur. cennetlerin nehirlerinin çoğunun kaynağıdır. darülcelaldir ki. beyaz incidendir. Cennet ağaçlarının dalları kurumuz. bir cephesi gümüş ve sıvası anberdendir. Bu adn cenneti. cennetüladndir ki. biri saf baldır. Altıncı cennetin ismi. O nehrin genişliği üçyüz fersah mesafedir. yedi göğün üstünde. Burası sıddıkların. şereflendirilmiş bir mekandır. Üçüncü cennetin ismi. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala. Beşinci cennetin ismi. surlarla çevrili bir şehrin ortasındaki yüksek dağın üzerinde bulunan iç kale gibidir. köşkleri sarı yakuttur. Meyveleri sürekli tazedir. cennetünnaimdir ki. kırmızı yakuttandır. ağaçları ve meyvelerini. sarı mercandandır. Hak Taala. Öteki kapıları üzerinde: "La ilahe illallah diyene azap etmem" yazılmıştır. Birinci cennetin kapısı üzerinde: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah" yazılmıştır. hurilerini ve gılmanlarını dört madde ile açıklar. ağaçları. cennetülme'vadır ki. arş ve kürsün altında. Mevla'nın görülme yeridir. Suyu. onu. biri halis süt. Her sarayın önünde dört nehir akar. Sekizinci cennetin ismi. Binalarının bir cephesi altın. zaferan çiçeklerinin renginde. taşları cevher. İkinci cennetin ismi. cennetülfirdevsdir ki. nimetlerini. Onun . Cennet nehirlerinin biri dahi kevser nehridir. biribirinden yüksektir. Sarayların ve binaların kapıları hep mücevherdir. misktendir. hepsine komşu. Bütün cennetlerin toprağı misk. hâfızların makamıdır. Yedi cennetin en âlâsı olan sekizinci cennette nice akan ırmaklar daha vardır. hepsinden saf ve baldan tatlıdır. yüksek şatoları ve gözalıcı elbiseleri bildirir. darüsselamdır ki. Kum inciden üstündür. İlmiyle her şeyi kuşatmış ve her şeyi tek tek saymıştır. kırmızı altındandır. yeşil zebercettendir. Ey aziz. sevgili Habibi Muhammed sallallahu aleyli vesellem hazretlerine vermiştir. Bunlar. bitkileri. En yükseği adn cennetidir ki. cennetülkarardır ki. Nehirlerden biri abıhayat. terleyen incidendir. O. biri tertemiz şarap. kıpkırmızıdır. kainatları hikmetiyle benzersiz yaratmıştır. Nehirlerin etrafı meyveli ağaçlarla baştan aşağı bezenmiştir.kainatı yaratan Allah münezzehtir. Bütün cennetlerin içinde ve ortasında olduğundan. Birinci Madde Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri. Birinci cennetin ismi. Rahman'ın tecelli mahallidir.

hilal kaşlı. Ey aziz. gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda. Ümmetlerin haşrinden sonra. İlk cennetin kapısı yanında. Cennet nehirlerinin biri. sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. asla bir illet ve hastalık görmez. Fakat cennetlerin derecelerinin tümü. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. ışığı bütün evlere girdiği gibi. kokusu anberden hoştur. O halde Kur'an hâfızları. yer ve gök arası kadar farz olunup. oradan cennet-i firdevse dökülür. İkinci Madde Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları. kökü sidrede. ondan bi kere içen bir daha susamaz. Biri tesnim nehri. gül yanaklı. ezberledikleri Kur'an ayetleri adedince derecelere nail olmuşlardır. ölçüleri hafiftir. beşyüz yıllık mesafe bulunmuştur. renkli cevherlerden kâseler vardır. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. her durumda hazır olup. Rengi sütte beyaz. Cennetlikler. Nice çeşit lezzetli yiyecekler ve tertemiz içecekler vardır ki. güzel huylu. tadı şekerden şirin. onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip. yani sekiz sûrundan her iki sûrun arası. malum olsun ki. sayıları yıldızlardan çoktur. biri selsebil nehri. cennetlerin en üstününü bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır. yastıklar üzerinde aner saçlı. Her iki derecenin arası. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. kara gölü. Cennetlerin genişliği. işveli ve nazlı. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. Kur'an âyetleri sayısınca hesaplanmıştır. Tubanın aslı. her demde nice lezzet bulmuşlardır. cennetin yukarısında olan sidrede bulunup. dalları çeşitli sadalarla nağme ederler. oradan sidreye gelir. kâfur nehridir. Rahman'a kavuşmayı ve görmeyi bildirir. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz. altıbin altı yüz altmışyedi derece bilinmiştir. Renkleri çeşitli. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde . dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. selvi boylu. cehennem köprüsünden geçenler. Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem cennete girmeden önce ümmetiyle ondan içseler gerektir. inci dişli. Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki. Kevser nehrinin kenarlarında. Lezzeti ebedi damağından gitmez. nice bin gözalıcı elbise vardır. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. arzu ettiklerinde önlerine gelir. Öyle süratli akar ki. Bu nehirlerden başka yüksek cennetler içinde nice bin akan nehir vardır ki. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler. şirin sözlü. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. terleyen inciden ve kırmızı yakuttan daha saf yüksek ağaçlar vardır ki. etraflarında nice yüzbin meyveli ağaçlar vardı. kevser nehrinin kenarında. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri. cennetlerin uzunluğu hudutsuz ve sınırsız sayılmıştır. Çünkü cennetlikler. hesabını ancak Hak Taala bilir. güneş yüzlü. cennetlikler için nice ipek döşekler gibi. biri mühürlü rahik nehridir. yaydan fırlayan ok gibi firdevs-i âlayı ve altında olan cennetleri geçerek dolaşır. mercan dudaklı.kaynağı arşın altı olup. Dallar üzerinde cins cins kuşlar değişik seslerle tesbih ederler.

Cennetlikler. bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Her bir kuş yetmişbin çeşit sada ile bana tesbih eder. ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. asla küçük su dökmezler. nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Her bir oda içinde sarı yakuttan yetmiş bin yatak vardır. çeşitli nimetlerini yiyip. o fanidir. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. hayızdan. adn cennetine yükselip giderler. ne ihtiyarlar. Her bir tabakta başka çeşit yemek vardır. Her bir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. incelik ve zerafetlerinden dolayı biribirini gizlemeyip. müminlere bakarlar. Her bir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Müminler için Rahman'ın melekleri. cennetlerden ne çıkarlar. Her bir sinide renkli cevherlerde yitmişbin tabak vardır. ne hüzün çekerler. Hak Taala kutsî hadiste azametle şöyle buyurmuştur: "Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki. ikram ve izzetlerini görüp. Bunlardan biri su. Oradan Hak'kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler. Her bir ağaç üzerinde renkli kuşlardan yetmişbin çeşit kuş vardır. Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler. malum olsun ki. ne . Saadetleri sonsuzdur. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir. Nimetleri geçicidir.r asla çıkmazlar. bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışımdır. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Her bir saray altında akan dört nehir vardır. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi. ne de ölüm görürler. Bunlar. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. Hak'kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. müjdelerler. içerler fakat ayak yoluna gitmezler. Her an arşın nurları onları ışıklandırır. Kapıları dahi sekizdir. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Ey aziz. her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip. Gönülleri zengin. üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Ne korku. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup. Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar. Hak Taalanın misafirhanesine varıp. Gerçekten benim katımda. Her bir döşek üzerinde bir huri kızı ve her bir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. biri şarap. Her bir belde içinde kırmızı yakutta yetmişbin saray vardır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. ne gözler görmüş. alttaki elbiselerin renkler pırıl pırıl olup. selam ve kelamını işitip. Elbiseleri eskimez. Her bir ağacın yetmişbin çeşit meyvesi ve yetmişbin renk yaprağı vardır. Onlar da. Şekli insan. buraklara binip. ismi Rıdvan'dır. hayatı sınırlıdır. Benim itaatkar kullarıma bunlardan başka her bir saatte yetmişbin çeşit hediye bahşederim ki. gül suyu gibi bedenlerinden sızar. Her bir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin döşek döşenmiştir. Her bir dairede sarı altından yetmişbin oda vardır. Üzüntüden. Ne namaz kılarlar. biri saf baldır. Üçüncü Madde Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir. biri süt. ne gam yerler. gözleri toktur. Yerler. gamdan.oturup. Her bir sarayda zebercetten yetmişbin daire vardır. Oradaki huriler ve kadınlar. boş sözle asla hatır yıkmazlar. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman'ın arşıdır. Her bir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. cennet nimetlerini unutup giderler. Görüntüsünün lezzetinden mest olup. Selamla şirin sohbetler edip. sevimli ve büyük bir melektir.

Ne hastalanırlar. hazreti İbrahim aleyhisselam. ancak gül suyu gibi ter dökerler. Hak'kın emriyle. Her birinin altıda yetmişbin melek safı vardır. Biri doğuya. üçüncü satır: "Elhamdü lillahi Rabbilalemin. dünyadan az ile kanaat edip. kim ki benim rızamı ve cennetimi isterse. Buradan. her gün ona yetmiş bin melek girip. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip. malum olsun ki. Birinci satır: "Bismillahirrahmanirrahim. Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında. Her bir satırın uzunluğu beşyüz yıllık mesafedir. Kıyamete kadar orada kalıp. tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. Ey aziz. sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. onda . cennetin en yüksek yerinde. Hak Tealaya tesbih ederler. Adem aleyhisselam içi cennet yadigârı olup. yeşil zebercettendir.oruç tutarlar. sonra yine cenette yolan mekanına kaldırılsa gerektir. Hak Taala. kırmızı yakut iken. Gönderi beyaz gümüştendir. Onların ışığı. tevbesini kabul eylemişti. Adem aleyhisselaı cennetten yeryüzüne indirdiğinde. dünyanın gâni olan izzet ve lezzetlerini terk etsin. ne kadar yeri aydınlatmışsa. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. Kabe'nin üzerine iner." ikinci satır: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah". o arazi halen Kabe4nin haremi olmuştur. Her bir safta yetmişbin melek durup. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. tufanda Hak'kın emri ile hacer-i esved (siyah taş) olmuştur. Hak'kın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Halen Kabe'nin duvarında bulunan ve öpülen hacer-i es'ad. ne büyük su. biri batıya açılmıştı. Ta ki bu. Halen o Liva-yı hamd. firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerifdir ki. yedi gökte sakin melekler. ne ağlarlar. O halde. Bu taş. Beyt-i mamur. hazreti Adem aleyhisselamdan sonra hazreti Nuh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi." büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinnin şefaatçisi olan Peygamber. Onun üç köşesi vardır ki. nöbetle inip. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki. Eğer Beyt-i mamur. Ne küçük su dökerler. kendisine vaad edilen makam-ı mahmuda erip. Habibime uyarak. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. her iki köşesinin arası beşyüz yıllık mesafedir. gökten düşse. beyt-i mamurdan yadigâr kalmıştır. alemi kırmızı yakuttandır." Beyt Ebedî cennet nimetleri helaldir o kimseye Elini dudağını sürmez cihan nimetlerine Dördüncü Madde Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir. Kâbe'nin yerine koymuştu. onu tavaf ve ziyaret kıla. liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şafaat eylese gerektir. Beyt-i mamur. onun yolunda gitsin.

Birbirlerine dahi bakmazlar. Tesbihleri: "Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh"6 olmuştur. Buradaki melekler oğlan suretinde. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Bunun altında . Buranın ismi: Raka'dır. derler. Reislerinin adı: Kemhail'dir. güneş. Hepsi Allah korkusundan rükûa gitmişlerdir. sarı yakuttandır. onlardan beyt-i mamura bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez. beyaz gümüştendir. Bunun altında dördüncü gök vardır ki. Onun altında hayat denizi vardır. Onun altında su denizi vardır. yedi göğün keyfiyetini ve he birinde sakin olan melekleri ve onların şekillerini ve tesbihlerini bildirir. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. ay ve yıldızların hareketlerini. Bu. Allah korkusundan ayakta durup. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Kırmızı altındandır. Hak'kın hazinelerini. hazineleri. üçüncü göğün bekçisidir. beşinci göğün bekçisidir. Bunun melekleri kartal suretindedir. malûm olsun ki. Bu. Hak'kın nimetlerinden kinayedir. Onların reislerinin ismi: Rakyail'dir. Buranın melekleri huri suretindedir. denizleri. Bu. Bunun altında üçüncü gök vardır ki. Onların sayıları o kadar çoktur ki. Buranın melekleri at suretindedir. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. kıyamete kadar ağlarlar. yedi göğün bekçisidir. İsmi: Erkalun'dur. "Sübhane Rabbi külli şeyin"4 tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Bütün bu denizler. Bunun altında beşinci gök vardır. Meleklerle doludur. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. Tesbihleri daima: "Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi"3 dir. yedi göğü ve her gökte olan melekleri. onlara "cin" dahi derler. Bu. zira ki "iblis) onlardandır. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır. 3-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Cennet altında olan perde melekleri. Bir rivayette. Birinci Madde Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini. Taze incidendir. Onlar bir sınıf melektir ki. Reislerinin ismi: Semhail'dir. çiçekli nurdandır. Bunun izmi ariba'dır. yüzleri gülden tazedir. Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Bunların altında altıncı gök vardır. kâinatın durumu ve atmosferi dört madde ile açıklar. ruhaniyyin melekler. Reislerinin ismi: Safdail'dir Bu. altıncı göğün bekçisidir. kırmızı yakuttandır. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. Bunun ismi: Dineka'dır. Reislerinin ismi: Kakail'dir. denizleri. Bunlara mukarrabin melekler. Onun altında nimetler denizi vardır. Onlar Hak Teâlâ'dan gayri kimseyi bilmezler. Ey aziz. İsmi: Mâun'dur. Tesbihleri: Sübhane'l-melik'el-hayyi'llezi ve lâ yemût"7 kelimesidir. Buradaki melekler adam suretindedir.namaz kılarlar. Tesbihleri: "Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi"5 olmuştur.

ikinci gök vardıry ki. Yedi göğün kırmızı altından hesapsız kapıları vardır. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malûm ola. kırmızı yakuttandır. Her göğün reisinin desturuyle kapılarını kapıcıları açarlar. Hak Taâlâ bu deniz içinde. gece gündüzden fark ola. sayı ve mesafelerinin tayini değildir. dünya göğüne bitişik olan denizin içinde güneş. Bütün yıldızlardan. yeşil zebercettendir. sarı yakuttan bir araba yaratmıştır. Yedi gökten her birinin kalınlığı ve yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. hava üzerinde Hak'kın emriyle karar ve sükûnet bulmuştur. bazı müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ. yukarıda işaret olunduğu üzere yedi göğün tasnifini tekrarlamaktan murat. Bu minval üzere . Bu." (17/12) Bunun içindir ki. Ta ki onlar. Bu. Buranın melekleri öküz suretindedir. arabasını yöneten melekler tarafından güneşten gün gün uzaklaştırıldıkça. bu deniz. ayı arabasıyla doğudan batıya götüreler. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider. Hepsi kilitlidir ve anahtarlarının ismi: Allahü ekber'dir. Ey aziz. güneşi. Bunun altında birici gök vardır ki. kaldırıp. Zira Allah'ın kudreti nihayetsizdir. yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık. Yağmuru her yere taksim eden odur. Dünya göğünün bekçisidir. Her bir kulpu kavramak için bir melek tayin etmiştir. ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir. Ayı onun üzerine koymuştur. dünya göğünün içini kaplar. Yedi göğün toplulukları ve şekilleri sahih rivayetler üzere çadırlar misali olup. güneşi daha büyük ve nurlu edip. ismi: Kaydum'dur. aydan mahfazasını azar azar yaklaştırdıkça. nuru sönük olup. Unutmamalıdır ki. Her kulpu tutan bir elek yaratmıştır. dünya göğünün içinde yeri kuşatmıştır. mahfazasını dahi öte taraftan gün gün yaklaştırıp. Ta ki onlar. bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. Reislerinin ismi: Mihail'dir. dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır ki. ikinci göğün bekçisidir. ışığını yoketmiştir ki. ay güneşe yakın oldukta. İsmi: Berkia'dır. Yine ay için lacivert cevherden altmış kulplu bir mahfaza yaratmıştır ki. Ay. mahfazasını tamamıyla ona giydirirler. İkinci Madde Yedi göğün altında. Belki Allah'ın kudretinin büyüklüğünü beyandan kinayedir. ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde buyurmuştur: "Bir delil olan geceyi. büyük ve güzel bir melektir ki. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip. bundan sonra da ayı büyük ve nurlu etmiştir. Bunun dalgaları. güneş için üçyüz altmış kulplu elmas cevherinden bir araba yaratıp. ona altmış melek tayin etmiştir. ayın yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler nurunun mahvolmasındandır. mahfazasını tutan melekler de. Sekizinci kaf dağı. Her iki göğün arası beşyüz yıllık yoldur. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail'dir. Allah. Tesbihleri: "Sübhane zil mülki vel melekut"9 olmuştur. Tesbihleri: "Sübhane zil izzeti vel ceberut"8 olmuştur. Buranın melekleri deve suretindedir. Göklerin alt kısımları bu dağlar üzere nihayet bulmuştur. güneşi arabasıyle o denizde doğudan batıya çekip götüreler. malûm olsun ki. bir damlası havaya düşmez. yerin çevresinde bulunan ekiz kaf dağının yedisi üzerinde karar etmişlerdir. Mikail'in vekilidir. güneşi üzerine koymuştur. Hak Taâlâ ay için de üçyüz kulplu.

gökten göğe süratle indirip. bir günlük nurdan elbisesini giydirir. açıktan müşahede olunsaydı. iki saatte önceki doğma yerine getirirler. Güneş. gecenin siyah cevherini yavaş yavaş göğe kaldırır. Kıyamet gününde üç gün miktarı durup. cihan aydınlık olur. gökten doğu tarafına asıp. yıldızların her birini yine kendi doğuş yerlerine götürürler. yavaş yavaş ufuklara gönderip. iki saat miktarı zaman içinde arş-ı azam altına götürürler. müfessirlerin ve muhaddislerin büyük çoğunluğu demişlerdir ki: Her gün. aziz ve alim olan Allah'ın takdiriyle. arşın nurundan. bazan hilâl. o bize yakın olup. Gökte kayan ateş parçalarıyla. gecenin siyah cevherini. başka bir yere batarlar. Ey aziz. gece karanlığı olur. hakim ve güçlü olan Allah'ın takdiri üzere onları. batıya götürüp giderler. Ta ki. Kaf dağının gerisindeki o deniz içinde. Burada güneş. ayın güzelliğine meftun ve hayran olup. Bunun için. Güneş için doğu tarafında kaynayan siyah balçıktan yüz seksen ateş çıkartıp. Üçüncü Madde Geceyi. ona vekil olan melekler. dördüncü gün battığı yerden . o denizde hareket ettirip. o deniz içinden süzülmeyip doğrudan havaya gelseydi. belirli vakitlerinde doğdurup batırırlar. Bunlar. altı ay boyunca her gün yeni bir doğuş yerinden doğup. Cibril-i emin aleyhisselam. o denizle örtülü olmayıp. Bundan sonra gecenin saatleri tamam oldukta. güneşin secdelerini. tedricen ufuklardan gündüzün beyaz cevherini kaldırır. o günün saat ve dakikaları miktarınca hareket ettirip. bazan yarım. onu Tanrı edinirlerdi diye haber ve vârit olmuştur. Bu minval üzere güneş. Yıldızların büyüklerine onar melek. Güneşi. gündüz için tayin olunan melek. Ta kıyamete dek bu minval üzere gider.kıyamete kadar gider. yeryüzünde bulunan yaratıklar tümden yanarlardı. tesbih ve tehlil ederek doğup. doğuş yerinden doğarak. kışın güneşin doğuş ve batış yerleri güneyde olup. gecenin cevheri ufukları kuşatıp. Altı ay sonunda yine önceki doğuş ve batış yerlerine döner. küçüklerine birer melek tayin olunmuştur. kuzeyden güneye kayarak hareket eder. her gün başka bir yerden doğup. Eğer güzel ayın nurlu yüzü. Senenin bitiminde tekrarına gelir. Hak Taâlâ kudretiyle güneş. güneşi. güneş doğdukta. Eğer bu yakıcı güneş ışınları. Ta ki. ufukları kuşatıp. Ta ki. ay ve güneş tutulmalarını bildirir. gündüzün cevheri. cihanın Rahman'ına secde edip. gecenin meleği de. bunlara yedi gezegen derler. gündüzü. melekler dahi onunla secdeye giderler. oralarda kulak misafiri olan şeytanları taşlarlar ve yakarlar. tayin edilmiş olan üçyüz altmış güneş meleği. kıyamet oluncaya değin böyle gelip gider. Seni boyunca güneyden kuzeye. onun gökten göğe süratle kaldırıp. güneşin doğuşundan iki saat önce. ay bazan kaybolur. yaydıkça. güneşin batma vakti olduğunda gece için tayin olunan melek. güneşe. Güneş melekleri dahi. batı tarafında da siyah balçıktan çıkan yüz eksen kaynak var etmiştir ki şiddetli ateş üzerinde kaynayan kazanlar misali kaynarlar. gündüzün beyaz cevherini göklerden doğu tarafına asıp. malûm olsun ki. bazan da dolunay olur. Bunun içindir ki. yeni bir batış yeri içinde batar. ay ve yıldızlardan ancak beşi için yerin iki tarafında müteaddit doğuş ve batış yerleri yaratmıştır. kanatlarını yayarlar. batış yerinde batıp. Bunun içindir ki. cihan halkı. yaz günlerinde kuzey yönünde doğar ve batar. Güneşin nuru battıkta.

doğsa gerektir. Güneş ve ay tutulmalarını görenlerin. Melekler onu alıp. bulutlara bildirir. Ondan hem damlayı. ayı arabasına koyarlar. âleme ışık vererek battığı yere yederler. ay tutulması vakti geldikte. yağmur indirmek murat eyledikte. müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ. ay. Onda. onun için yağmur indirmek . yukarıda anlatılan denizin altında olan hava denizinin ortasında. Ey aziz. Hak Taâlâ. Bir fırkası dahi tesbih ederek. Biri dahi budur ki. düştüğü kadarı tutulur. gezerler. arabasından denize ya tamamı. Ondan rüzgâra yükleyip. değişikliğe uğrayan nesne. Aynen bunun gibi. Biri budur ki. yeryüzünde bulunan kulları. Şu hale emniyette bulunan kemal sahiplerine. Böylece güneşi. Çünkü Allah bir kuluna ancak belâ için emniyet verir. yerle gök arasında bir su denizi daha yaratmıştır. iki üç saat miktarı zamanda. Bu esnada yine güneşi batı tarafına alıp giderler. kendi mevziine koyar. güneş. Güneş tutulması durumunda güneş melekleri iki fırka olur. Bu denizin suyuyla Nuh Tufanı olmuştur. derler." buyurmuştur. uyanarak. kulun tedarikli olması her dem Hak'kın rızasını gözetmesidir. Ta ki. Bir fırykası. Eğer yarısı denize düşerse. kıyamet şartlarının en meşhuru ve kıyamet alâmetlerinin en büyüğüdür ki. güneş tam tutulup. tanrı olamaz. göğe doğru denizin derinliklerine gider. Nitekim Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: "Emniyeti bekleyerek belâda olmayı. tesbih ederek. tevbe ve istiğfarla Allah'a yönelmeleri lâzım olur. Ay ve güneş tutulmasının faideleri vardır. büyük yıldızlar meydana çıkar. Güneş ve ay tutulmasının bir faideleri dahi budur ki. Zira. arabayı güneşten yana yaklaştırırlar. Ona yasak deniz. emniyetteyken belâdan sakınmaktan daha çok severim. kıyamet gününde yüzlerin beyaz ve siyah omalarıı hatırlayıp. hazreti Hak'ka yönelmek lâzımdır. ayın son üç gününde güneşin ışığından kurtuldukta. yağmur damlaları eyleye. kendisine tevbe edeler ve yöneleler. malûm olsun ki. güneş ve ayı tanrı edinenlerin sözlerinin çürüklüğü ortaya çıkar. ayın ve güneşin değişmesini görüp. ay. onu arabasından yana çekerler. tıpkı güneş tutulması vaktindeki minval üzere hareket ederek. bu olay süresince ay tutulması hasıl olur. Eğer tamamıyle düşerse. belâdan emniyet olmayıp. bunun da kemale ermenin noksana yakınlaşmak olduğunu gösterdiği. Hak Taâlâ. ya yarısı düşüp. taksim edilmiş rızıkları göğe indirir ve yasaklanmış denize ulaştırır. Güneş tutulması vakti geldikte. bundan sonra tevbeler kabul olmaz. Dördüncü Madde Kâinatı bazı durumlarını ve atmosferi bildirir. Onun melekleri de iki fırka olup. arabasından düşüp. battığı yere götürürler. görünmez olduğu ve tam dolunay halindeyken tutulduğu. küfür ve isyandan pişmanlık yarar sağlamaz. Hak'kı emriyle bir melek indirip. önceki gibi arabası üzerine koyarlar. Çünkü melekler. çünkü her kemalin bir zevali olduğunun kaçınılmazlığıdır. ay tekrar parlayıp. güneş ve ay tutulmaları için belirli vakitler tayin etmiştir ki. yıldızları örten ışığı kalmayıp. gökler üzerinde ola rızıklar denizinden belli vakitlerde. balıklar gibi çeşitli yaratıklar yüzüp. kalbur misali eleyip. Bu durum. Ta ki rızıklarla donatılan suyu. Nuh kavmi onunla helâk bulmuştur. nurdan yaratılmıştır. karanlık geceyi ışıklandırır.

kar ve dolu dağlarını yüklenip. dilediği kimseye bununla musibet veriyor. Hak'kı hamd ile tesbih eder. Hak Taâlâ. kuşların ne yasaklanmış denizde yuvaları vardır. içleri boş ve latif biçimde yaratmıştır. Yüzleri güzelleştirme. fera ve sürûr. Yerin bir tarafına kar. yere yakın getirdikte. Mikail aleyhisselama tâbi kılmıştır. yağmur bunların arasından çıkıyor. murat eylediği yere. Hak Taâlâ. sonra bulutların arasını topluyor. ışık şuaları gibi birbirinden geçerler. O. Ta ki yeryüzünde bulunan yaratıklar onu. yeryüzüne komşu olan havayı. Nitekim Hak Taâlâ: "Görmedin mi ki Allah. hayatı koruma ve hayata nefes verme gibi özelliklerinin nihayeti yoktur.gibi işlerde birbiri üzerine yığılmayıp. Hak Taâlâ. hayat bularak yaşayalar. dilediğinden de onu bertaraf ediyor. ölçülü. ona şimşek derler. Eğer o ateşin kıvılcımı yere düşerse. Ad kavmine gönderilmiştir. bütün canlılar yerde helâk bulurdu. kudret belirtisi ve bereket habercisidir. lâtif yaratmıştır. orada bulutlara. Belki o Allah'ın kavsidir ki. O dahi vekili olan İsmail adlı meleğe emredip. Allah'ı hamd ile tesbih eder. havada ortaya çıka yeşil ve kırmızı kavis Kuzah kavsi değildir. Vuruşunun şiddetiyle kırbacından ateş çıkar ki. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek. Birisi kara rüzgârdır ki. onun üstünde beyaz bulutlar." (24/43). bir tarafına dolu gönderecek oldukta. Onun demirden bir kırbacı vardır ki. yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Bu havanın üstünde duman. O. rahmet alâmeti. Hak Taâlâ. onun üstünde uça kuşlar yaratmıştır ki. onu. istediği kadar her tanesini bir melek koyar. eşyanın ve işlerin düzenleyicisi etmiştir. bulutları yerlerine sevkedip gider. Üçüncü rüzgâr. bulutların sevki için Ra'd adlı bir küçük melek yaratıp. Hadis-i şerifte vârif olmuştur ki. bu havayı yaratıklarının ruhlarına nefes etmiştir. karaya ve denize yararı çoktur. koklayarak teneffüs edip. yağmur ve kar inecek yerlere akıp gider. zira Kuzah şeytanın namıdır. Birisi kısır rüzgârdır ki. gökyüzünü örtüp. yağmurlar denizini. onlardan da karaya ve denize iner. onları. onun buharından rüzgârı yaratmıştır. atmosferde. O korkutucu gök gürültüsü. güney-kuzey yönlerinden hareket eden havadır. onun üstünde yağmur bulutları. Yer ve gök arasında olan rüzgâr üç kısımdır. izniyle kesilir. kesif bir bulut olurlar. buyurmuştur. Mikail aleyhisselamın yardımcıları havada toplayıp. kamçıyla bulutları develer gibi sevk eder. denizden yağmur denizine. yıldızlar denizini. melekler de Allah'dan korkarak tesbih ederler. bulutları ve buharları birleştirip ayırır. O halde rızıklar. Rüzgârın yağmuru ve bitkileri beslemesi gibi faydaları çoktur. yerdekilerin rüzgârıdır ki. Allah. Çünkü rüzgâr olmasa. her şey kokar ve bozulurdu. yeşil cevherden suyu yarattıkta. Eğer. yağmur damlası rızık ile donanmış ise. İşte görüyorsun ki. gökte dağlar halindeki birikintilerden dolu indiriyor da. atmosferde tutmuştur. buyurmuştur. Şu halde rüzgâr esmesi de Mikail aleyhisselamın tedbirine uygundur ve onun hareket ettirmesine bağlıdır: Onun izniyle esip. Hak Taâlâ. sonra onu bir yığın haline getiriyor. doğu-batı. ona yıldırım derler. küçücük bir melek olan Ra'd'ın sadasıdır ki. Bu rüzgârı. denizde incilere ulaşır. ondan kara nebatlar hasıl olur. bulutları. tartılıdır. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde: "*ök gürültüsü. ne yeryüzünde ." (13/13). Gökten yere inen her yağmur damlası. Hak Taâlâ. bunlara vekil olan Mikail aleyhisselama emreder. bulutları sürüklüyor.

Güneş. her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. dalgaları yükseldikte. güneş ile yer arasıda bütün bunlar. yeşil cevherin artığından her iki deniz arasında. bunun üstünde lâtif hava ve bunun üstünde yıldızlar denizini yaratmıştır. o zelzeleden korkuyla kendilerine gelip. ondan kalan bulanık suyu ve tortuyu birbirine vurmuştur. nâmı: Bâki'dir. Hak'kın emriyle o yerin damarını hareket ettirir. Yedi denizin sonuncusu odur. bu kadarcık engel teşkil etmeseydi. kar ve bulutlar az olduğundan büyük bir engel teşkil etmez. 4-BÖLÜM DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Yedi denizin. hemcinslerine giderler. nâmı: Muzlem'dir. dağların damarlarını onun eline vermiştir. Bunların bulunduğu havanın üstünde. kaf dağının ötesinden kuşatır. âlemin yokoluşunun ve mahşerin durumlarının yaratılış keyfiyetini. namı: Kaynes'tir. çadırla misali yedi dağı üzerine yedi . yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir. kuş olup uçana dek düşerler. Ey aziz. Bundan sonra da yukarı doğru uçup. Dağlar dahi yerin direkleri olmuştur. Şu halde Hak Taâlâ. Onun ötesindeki dördüncü denizdir ki. Ta ki oranın halkı. Hak Taâlâ. sayıları sekize yetmiştir. Bütün bu denizler. hava içerler. nâmı: Mırmas'dır. o melek. Onlar ancak hava yerler. Bundan sonra yedi denizi yaratmıştır ki. Dnun ötesindeki altıncı denizdir ki. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ yerleri ve gökleri yaratmak murat eyledikte. bütün dağların damarını. Onun ötesindeki üçüncü denizdir ki. Bir büyük meleği. ay ve yıldızların nurları büyük ve şiddetli olup. nâmı: Esam'dır. Sonra Hak Taâlâ. dağları. en küçüğü yerin çevresini. Bu dağların her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. ruh bulup yavru olur ve kanatları tamamlanana kadar. Eğer. bunun özü yüzüne çıkıp. güneşin sıcağına asla tahammül olunmazdı. yeri kuşatmış olan kaf dağına bağlamıştır. bunun üstünde yasaklanmış deniz. Onun nâmı bahr-i muhit olmuştur. Onun ötesindeki yedinci denizdir ki. Onun gerisindeki ikinci denizdir ki. Bundan sonra Hak Taâlâ. birbirini kuşatmıştır. bir yein halkını isyanlardan men ve yasak etmek murat eyledikte. ilk denizle yerin çevresi arasında ve yedinci denizin ötesinde birer yeşil kaf dağı yaratmıştır ki. kıyamet şartlarının ve kıyamet hallerinin. Yumurtaları havadan düşerken. saf deniz. havada uyurlar. sekiz kaf dağının.yuvaları vardır. beş madde ile beyan eder. cehennemi ve şedi tabakasını ve her bir tabakasında bulunanların. o öz ve dalgalarını dondurmuştur: Yerler ve dağlar olmuştur. yedi yerin ve her tabakanın sakinlerini. daha önce anlattığımız yeşil cevherlerin suyundan. kar ve dolu dağları. havada çiftleşirler. nâmı: Sâkin'dir. onun ötesindeki beşinci denizdir ki. onlarla bizim aramızda bulunan lâtif hava. Birinci Madde Yedi denizi. Hak Taâlâya yöneleler ve itaatkâr olalar. zelzeleye müvekkel edip. cennetler ve hazineler altında kalan artığının saf ve lâtifinden yedi göğü yaratıp. malûm olsun ki. O zaman. kudretiyle.

cehennem üzerinde sâkin olmuştur. eğer birinin zehiri bahr-i muhite karışsa. Kısır rüzgâr gibi havası nâhoştur. kavminin adı: Muhtat'dır. Daha sonra Hak Taâlâ. halk bunu göğün rengi zannederler. büyük alık. kırkbin boynuzu. cehennemin yedi tabakasını ve her birinin isimlerini ve oralarda bulunanları ayrıntılarıyla bildirir. kuyrukları mızraklar benzeridir. sair ve sakar (cehennemin iki tabakası) onun üzerinde karar kılmıştır. ancak iki kanatları vardır ki. onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. Onun sakinleri bir hasis taifedir ki onlara: Kabes derler. ne ayakları vardır. Sayıları hesaba gelmez. o rüzgârın altında karanlık ve onun altında pere yaratmıştır. hava ile dolu eylemiştir. Üçüncü tabakanın adı: Celde'dir. Onda cehennemlikler için azabın he türlüsü hazırdır. Onların ne gözleri. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki. hem azap vardır. Sekizinci kaf dağı ise. Sonra Hak Taâlâ. Sonra Hak Taâlâ. öldürücü zehir ile dolmuştur. Buranın kavminin ismi: Tamas'dır. kâfirlerin boyunlarına bağlayıp. Onda katır gibi akrepler vardır ki. Ey aziz. içeceği rutubettir. Onun sâkinlerine: Cülhan deler. Altıncı tabakanın . onun en üst düzeyinde bin vâdi yaratıp. o meleğin ayağı sağlam dursun için yeşil yakuttan bir büyük kare biçiminde kaya yaratmıştır ki. O büyük deniz. Birbirlerini yerler. Onda cehennemlikler için azabın her türlüsü hazırdır. Birbirlerini yerler. kudretiyle yerleri birbirinin altında yedi tabaka yaratmıştır. yedi tabaka cehennem yaratmıştır. o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki. Daha sonra Hak Taâlâ. onun kırkbin başı. renksiz hava yeşil renk gösterip. bu büyük denizde sükûn ve karar etmiştir. Sonra Hak Taâlâ. Hak Taâlâ. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ. uçarlar. ay e yıldızların nuruyla aydınlatıp. denizdeki yaratıkların cümlesi helak olurlardı. İlk tabakanın nâmı: Dimka'dır. Sonra Hak Taâlâ. İkinci tabakanın adı: Celde'dir. Yaratıkların ilmi o perdeye dek yetmiştir. onlara hem hesap. Biribirlerini yerler. Onların yiyeceği toprak. Yılan. yedi göğün her birisini. cehenneme bırakırlar. Yedi göğün duvarı olan kaf dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Her yerin genişliği ve her iki yerin ara mesafesini beşyüz yıllık yol edip. bahr-i muhit ile yer arasında hepsinden mücerre ve sade kalmıştır. yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. Kıyamete dek Hak Taâlâ'ya yüksek savtıyle tesbih eder. İkinci Madde Yedi yerin durumlarını ve her tabakanın sâkinlerini. bir omuzu üzerinde sâki kılmıştı. yedi cehennemin altında sert rüzgâr yaratmıştır ki. Orada kükürtten dağlar gibi taşlar vardır ki. Mülkünü ve mülkünde olanları Allah daha iyi bilir. Hak Taâlâ o yeşil dağı. Onda bi çeşit yaratık vardır ki. balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. Kayayı. malûm olsun ki. Sonra Hak Taâlâ. o denizi altıda. Hak Taâlâ bir büyük melek tayin etmiştir ki. boynuzları ve sırtı üzerine yüklenmiştir. başını kuyruğu üzerine koymuştur. büyük dağı halkı gibi kuşatıp. Dördüncü tabakanın adı: Harba'dır. Bu öküzün adı: Liyunan'dır. kırkbin ayağı vardır. Üçüncü tabakanın ismi: Arka'dır. Beşinci tabakanın adı: melsa'dır. kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir. dünya göğünün içinde.göğün kenarlarını kubbeler gibi kuymuştur. o kayayı sabit tutmak içi bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki. her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Buranın kavminin ismi: Tamas'ıdr. şuaları kaf dağından havaya aksettiğinden. Bu denizler ortasında yedi yer. yerlerin etrafını kavrayıp. Berşem nâmıyle meşhurdur. bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken. Her birinin kuyruğunda üçyüz boğum vardır ki. göğün içinden güneş ışığı.

Beşinci tabakanın adı: Hutame'dir. Amin. Lâkin elleri adam eli gibi. Hıristiyanlar onda eserdir. uyumazlar ve cinsî ilişkide bulunmazlar. kırmızı öküz. Yahudiler için kararlaştırılmış ebedî duraktır. cümleden önceyken. (Allahım. yalancıları ve münafıkları kucaklayıcıdır. Ye'cüc ve Me'cüc'ü onlar helak etseler gerektir. onun şeriat ve efendiliğinin bâkî olduğunu bildirir. birbirinden aşağıdadır. ateşliklerin ruhları. İblis'e arz ederler. altıncı tabakanın adı: Leza'dir. Elleri ve ayakları. Ye'cüc. melekle gibidir. Yandaşları etrafında saf saf durup. yedibin tabakadan ziyadedir. bukağılar. ateşe tapanlar ve sihirbazlar için hazırdır. büyük bir meleğin omuzunda karar kılmıştır. Gayya kuyusu ondadır. Her ev içinde ipler. Puta tapanlar. malûm olsun ki. Her dağda ateşten yetmişbin vâdi vardır. altı günde arş-ı âlâdan karanlık ve perdeye varıncaya dek cümlenin tamamiyle nizamını . yırtıcı hayvan pençesi gibidir. İkinci tabakanın adı: Sair'dir. Dördüncü tabakanın adı: Cahim'dir. Kavminin adı: Cüsum'dur. Kendisi bir taht üzerinde oturur. Muhammed Ümmetinin âsileri için yapılmıştır. Cümlesi kuş şeklindedir. Bu yedi tabaka yer. Cehennemin yedi kapısı vardır ki. onun ateşi. Sakinlerine: Kutata derler. kıyamete kadar orada hapsolmuşlardır. sahte övgüler düzüp. Onlardan her kimin şer ve fesadı çok ve büyük ise. Her kalede ateşten yetmişbin ev vardır. her biri yeryüzünde insanoğlunu sapıtmakla ettikleri fesat ve fitneleri. yemezler. gök gözlü zebani melekleri vardır ki. Cümlesi kısa boylu. Hak Taâlâ. cümleden sonra ortaya çıkmasını ve cennete çıkmasını ve oradan inmesini. yılanlar. İblis onu yanına alıp. Her tabakanın arası beşyüz yıllık mesafedir. Me'cüc ve kâfirlerin yeridir. ayakları koyun ayağı gibidir. Hak Taâlâ. Onda kara yüzlü. Mürtedler ve şeytanlar için azabı elimdir. büyük balık ve büyük denizden aşağıda kendi haşmetinden yedi tabaka cehennem yaratmıştır ki. topuzlar. ötekilerinden hafif. Üçüncü tabakanın adı: sakar'dır. sandıklar. Ey aziz. bizi cehennem azabından koru. ruhlar âlemini yaratıp. ona Mâlik derler. zehirli akrepler. tokmaklar. zebanilere bir büyük ve heybetli melek vekil etmiştir ki. müfessirler ve muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Hak Taâlâ. affınla ey bağışlayıcı!) Üçüncü Madde Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu. siyah habeşli gibidir. azap ve şiddeti hepsinden üstündür. cümlesi sağırdır ve onlarda merhamet duygusu yaratılmamıştır. taraftarlarıyla onda sâkindir. Cehennemin tabakalarının tümü. daha zariftir. lânetlenmiş İblis. Onlar. kulakları öküz kulağı gibi. Ümmet-i Muhammed'i onların şerlerinden korusun. köpekler. Yedi cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur.adı: Siccin'dir. Hak Taâlâ. Daima Hak Taâlâ'ya ibadet ederler. O. Bu. İlk cehennemin adına: Cehennem derler ve azabı. Yedinci tabaka ki. ta diptedir ve adı: Haviye'dir. içmezler. zehir ve zakkum emsali bin türlü azap vardır. her birinin içinde ateşten yetmişbin dağ vardır. kaynar ve irinli sular. Yedinci tabakanın adı: Ucba'dır. zürriyetiyle yeryüzünün imaratını ve onun neslinden Habib-i Ekrem Muhammed sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin doğuşunu. iltifat ederek yakınlarından sayar. harareti. Her bir vâdide ateşten yetmişbin kale vardır. zındıkları. Öyle çoktur ki hesabı yoktur. Anlatılan bu yerin ortasında karanlıktan bir perde vardır. Halen. zincirler. ikibin yıl kadar müddetten sonra cesetler âlemini dahi icat eyleyip. Cehennemliklerin amel defterleri oradadır. Bir rivayette. mülhitleri. yedi yer altında bulunan yeşil kaya.

insanların babası olan Hazreti Adem aleyhisselamı yaratmak murat eyledikte. korkan ve saf tutan melekler için arşın çevresini mekan eylemiştir. akıl sahiplerine son derece ibret tevhası olmuştur. dünya dolusu darıyı ona rızık etmiştir. Bundan sonra Hak Taâlâ. Bundan sonra Hak Taâlâ. bin yıl dahi bu minval üzere gitmiştir ki. onlara hışmedip. cisimler. bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur. âlemin efendisi. iskân etmiştir. isyan işlediler. bir sınıfını liva-yı hamd altında ve daha birçok sınıflarını cennette huri ve gılmanlar ile iskân eylemiştir. bir sınıfını sidrede. yeryüzünü doldurmuştur. Onlar da. bölük bölük askerler olup. Ta ki. gece ve gündüz Allah Taâlâ'ya ibadet edip.vermiştir. ruhlar. hak Taâlâ'ya ibadetle meşgul olup. Mearic ismiyle dahi isimlendirmiştir. onlardan peyda olmuştur. günde bir tane ile kanaat etmiştir. "Gökten gönderdiği iblis soyunu denizlerdeki adalarda iskân edip. Kendi ruhundan onun başına üfleyip. Bütün cinler. Ve nelerden geri kalmıştır. gökleri ve yerleri kuşatmış olan İsrafil'in surunun içinde. . Çünkü Hak Taâlâ. cinlerin babası Mearic yaratılalıdan beri yılların sayısı yirmibin yıla yetmiştir. Meleklerin nice bin sınıflarıyle gökler. kuru toprağı kırk gün yoğurmuştur. Onların zürriyeti çok olduğundan yeryüzüne sığmayıp. Ondan eşini yaratıp. kuşun eceli gelmiştir. allah onu cennete sokmuştur. Bu durumda kuş. yerde olan cinleri bir yere topladıkta. Bundan sonra Hak Taâlâ. Allah'a gayet itaatkar ve boyun eğici olduğundan. Bu dünyayı dahi yani yeryüzünü hem çeşitli yaratıklardan hâli koymayıp. Cebrail aleyhisselamı gönderip. Onları. gökleri ve yeri yarattığı gün. bir sınıfını kürsüde. onda sakin olmuştur. o. Bir kere fikrolunsa ki. İtaatı terk edip. Bundan sonra Hak Taâlâ. denizler ve cehennemler dolmuştur. dünya göğünde sakin olan iblis'i çocuklarıyla yeryüzüne gönderip. yeryüzündeki yedi iklimden toprak aldırmıştır. çocuklarıyla dünya göğüne çıkıp. cisimler âleminin her semtini arş-ı âlâdan en aşağı perdeye varıncaya dek melekler. cümlesini yakmıştır. Bir zaman sonra bir vâdi darı kalmıştır. Lanetlenmiş İblis. murat ettikleri suretlerde teşekkül ederler. İblis. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. hikmetiyle bu yeryüzünde renksiz ve dumansız ateşten cinleri yaratıp. Cin taifesi o derece çoğalmıştır ki. Mearic. yeryüzünde onu meleklerin secde yönü ve insanlara peygamber etmiştir. her yüz yılda bir kere kendilerinden peygamber gönderdikçe. dünya göğünden melekler indirip. o çamuru en güzel biçim üzere Numan vâdisinin içinde şekillendirmiştir. ilahî dergahta makbul olmuş. o vakitte çıplak zeminin bütün vâdilerinde ve dağlarında darı bitirip. Diğer kerim meleklerin mertebelerince her zümresine belirli bir makam ihsan edip. her zümre mertebesince makamını bulmuştur. bütün yeryüzünü iyice doldurdukta. Böylece yedibin sene geçtikten sonra yeryüzünde kalanları. Azrail aleyhisselamı gönderip. asla âsi olmazlardı. gökten bir ateş inip. Mücerret ruhlar. kudretiyle bir tavus kuşu yaratıp. kendisine verilen rızkı yıllarca yiyip. yaratıklar ile dopdolu kılmıştır. yerler. kendisine ayrılan rızık bittikte. Sonra kendisine yakın melekleri arş-ı azamın ayağında iskân edip. Onların aslî suretleri insan suretindedir. Onların evlenmesinden cin taifesi doğup. korkusundan günde on tanesini yerinden kaldırırdı. Yeryüzü boş kalmasın için. Mearice nâmıyle ad vermiştir. Bütün melekler ona secde eyledikte. türlü bozgunculuklara ve kan dökmeye başladılar. onu helâk edip onikibin senede yüzyirmi peygamber katletmiş8lerdir. İblis. Bundan sonra tavus kuşu. İblis. yerlerde ve denizlerde olan yaratıklarına hizmetçi kılmıştır. cinlerin babasıdır. Melekler gibi lâtif cisimli olduklarından. Bundan sonra Hak Taâlâ. lânetlenmiş İblis. onu yedinci göğe kaldırmıştır. on adet vâdide darı kaldıkta. nice yüzbin kabile vücuda gelmiştir.

ülfet ve vuslat hâsıl oldukta. Böylece onunla sohbet. Hazreti Adem'den altıbin sene geçtikte. tevbesi kabule yetmiştir. Sayısız zürriyetiyle Adem'in zürriyetine tasalluta fırsat bulmuştur. Ona. Ancak buğday ağacına yakın gelmeyesiniz. Çünkü Havva ile sükûnet bulup. Amin! Hak Taâlâ. Bu minval üzere hazreti Adem. ona: "Ey Adem! Havva ile cennetimde sâkin olup. cennet elbiseleri giydirip. Adem aleyhisselama bir gaflet verip. Havva ile bin yıl kadar cennet safalarını sürmüşlerdir. bu ihsanının şükür ve sürûruyla dolmuşumdur. buğday ağacından alıp. Hazreti Adem aleyhisselamın neslinden ice bin kimseler nübüvvete ermişlerdir. Bu nimetini. Mekke-i Mükerreme'de hazreti İsmail evladından. gözünü açıp. Hak Taâlâ aleyhisselam. secde etmediği için lânetlenmişlerden ve kovulmuşlardan olmuştur. Bundan sonra Adem ile Havva'nın zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve mamur etmişlerdir. Havva anamız dahi. cümlemizi onun şerrinden korusun. görmüştür ki. Hindistan'da yüksek bir dağ üzerine inmiştir. adem babamızı isteyip ikiyüz yıllık hasretle Arafat dağı üzerinde kavuşmak müyesser olmuştur." diye tenbih buyurmuştur. Kırkbir yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olup. firdevs cennetine sokup. Adem. yine hitap edip buyurmuştur ki "Ey Adem! Bu nimetimle nicesin?" O dahi cevap vermiştir ki: "Ya Rabbi! Hesapsız ynimetinin denizine batmışımdır. Hak Taâlâ. NAZM İki canibden ol iki müştak İkisi bile mübtela-yı firak Birbirine heman eriştiler Ağlaşıp. Kureyş Kabilesinden. Bundan gayri ikrama hacet kalmayıp. ondan kâm almışımdır. görüştüler. damarlar içinde kan gibi akıp. yanında kendi benzeri bir sevimli insan oturmuştur." Bundan sonra Hak Taâlâ. Bundan sonra Adem babamız. İkiyüz yıl o dağda ağlayıp. çok nimetler ihsan etmiştir. ondan kırk yıl sonra hazreti Havva Cidde'de vefat etmişlerdir. Lâkin hiç kimseyi cebren âsi ve kâfir edemez. her nimetten lezzet alasınız. Ömürlerinin süresi ikibin sene oldukta. Bununla kanaat kılmışımdır. ülfetiyle ünsiyet kılıp. O dahi: "Kâni değilim ya Rabbi!" diye cevap vermiştir. Haşim Oğullarından Abdullahl'ın sulbünden Muhammed Mustafa sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretleri dünyaya gelip. tevbeye meşgul oldukta. Havva anamızın sözüne uyup. Bundan sonra Şam'a gelip. Ancak ibadetleri acı ve zor. günahları lezzetli ve kolay göstermekle vesvese eder. sarmaşıp. Hak Taâlâ. bir nimeti verdikçe: "Bu nimetle kanaat eder misin?" deyip.buna "hayır" deyip. sol kaburga kemiğinden Hazreti Havva anamızı yarattıkta. Adem aleyhisselama hitap etmiştir. Ondan yiyip. İnsanoğlunun bedeninin her yerinden girip. cümleden büyük bulmuşumdur. hazreti Adem aleyhisselam Serendib adasında. bana âsi olmayasınız. Adem peygamber aleyhisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra onu göklere kaldırıp. ikisi de yedikte. onda kalıp. kırk sene velayet zevkiyle safalar sürmüştür. yine Hindistan'a gitmişlerdir. Habil ve Kabil orada dünyaya gelip. Kıyamete kadar da mühlet almıştır. Ta ki. onüç sene . yoldan çıkarmaya çalışır.

yetmiştir. hükümleri bozulmaz. 5. haya. ortadan kaldırılmaz. Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi. Deccal'ı öldürerek. surun üfürülüşünü. Zira ki Peygamberimiz sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin haber verdiği kıyamet şartlarının nicesi zuhur etmiştir. ahde vefa. dünyanın ömrü geçip gitmiştir. akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alışverişin kesilmesi. kıyametin alâmetlerini. şefkat. rahmetinle ey Rahman ve Rahim olan Allah!) Dördüncü Madde Kıyametin şartlarını. vefa. kan dökülmesi. sevgi. biri de açık alâmetlerdir. yine Medine'ye gitmiştir. kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi. elbiselerin incelmesi.Üç gece üstüste ay tutulması. Bizi şehadet ve iman ile dünyadan çıkar. binyüz yetmişe. Ey aziz.Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması. kadınların erkekler.Deccalın çıkışı. kötülerin hürmet görmesi. Mekke'de mağlûp iken.İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip. dostluk.Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi. (H. safa. .Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp. cömertlik. Medine'ye hicret etmiştir. Gizli alâmetler: İnsandan izzet. Hazreti İsa aleyhisselamı bulması. hürmet. homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması. edep. sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. doğruluk ve safa yitmiş ve batmıştır. Hicretten bu zamana gelinceye dek ay senesine göre tarih. 2. 6. bunlara kıyametin şartları dahi derler. Biri gizli alâmetler. 1170 / M. doğruluk. Bizim Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur. O seni Medine'de yaşı altmışüç yıla yetmiştir. 8. 7. değiştirilmez. Kıyamet yakın olup. Hicretin onuncu senesi Mekke4ye galip gelip fethederek. zelzele ve insanların perişanlığını. yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması. haya. edep. kırk yıl adâlet üzere gidip. ondan sonra peygamber gelmez. takva. Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur.Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması. şeriatın yürürlükten kalkması gibi. malûm olsun ki. cariyelerin efendilerini doğurması. eşyanın bereketinin azalması. erkeklerin kadınlara benzemesi. 3.Mekke'de kâfirlerden cefalar görmüştür. fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki. muhabbet. O sene de Medine'de vefat etmiştir.Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak. Şu halde zamanın sonu olup. (Ey Allahım! Ahirzamanın fitnesinden bizi koru. 4. binaların yüksek olması. 1756). şeriatı kıyamete dek bâkidir. yedi iklimi istilâ etmesi. iyilerin hakir görülmesi. 1.

Ve kimse olmadığından yine kendisi: "Her şeye galip olan tek Allah'ın!" (40/16) deyip. boş. yeryüzünde bakla gibi biter. Bundan sonra Kur'an-ı Kerim'in hükümleri yeryüzünden kalkıp.Güneşin batıdan doğup. arşın taşıyıcılarıdır ki. Bütün yeryüzü deniz gibi doldukta. bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması. yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. harap. amel defterlerini. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp. atılmış pamuk gibi bulut olurlar. o demde ufuklara yayılıp. Bundan sonra Azrail aleyhisselam. yeryüzünü şiddetli bir rüzgâr ile dümdüz edip. tenha virane gibi. insanların cümlesi kendinden gidip. surun ilk üfürülüşüdür ki. Şu halde her can. orada dolanması. Nasıl ki. Yedi gök. şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup. Rıdvan ve Azrail'dir. Her beden. bunun gibi her . o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. buradan ahirete gitmesi. pare pare olup. Sonra Hak Taâlâ.9. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. narasının sadası gökleri geçip. Müfessirle dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ. kapkara olurlar. mizanı. İsrafil aleyhisselama: "Suru üfle!" diye emreder. o yağmuru çekip. Şam sahrasının hizasında mahşer yerini yüzbin yeryüzü kadar geniş eder. İki âlemde bir kimse kalmayıp. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki. en son ölen sekiz meleği diriltip. cesetlerin haşrini. ölümü tadıp. kıyamet koptu sanıp. hesabı. birisi İsrafildir. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ. ondan bu heybetleri alırlar. güneş ve ayın ışığı gidip. O dahi. Bu âlem.Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip. ölülerin diriltilişini. koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir. Mikail. bütün parçaları bir yere gelip. Bu. yıldızlar dökülür. her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup. 10. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte ola meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi. Denizlerin suyu kupkuru olup. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. yüzleri üzere düşüp. sakallar ağarıp. İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan bedenlerinin tümü. havaya çıkıp. malûm olsun ki. kendi kendisine cevap eder. Onlar. Ancak Allah'a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Bundan sonra Hak Taâlâ. Öteki dördü. fena bulurlar. İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. her ceset evvelki görünümünde olup. ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. surun içinde sakin olan ruhlar. kendi olgunluğuna yeter. Ey aziz. kendilerinden geçerler. sırat köprüsünü. üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki. her can kendi kafesini bulur. Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip. müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. sarhoşlar misali kalırlar. kırk yıl daha bu durum üzere kalır. yok olur. yerlere gider. Cebrail. Saçlar. Beşinci Madde Surun üçüncü üfürülüşünü. hamileler doğurup. Cihanı karanlık kaplayıp. halkın cümlesi cehalette kalır. arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek. arafı özet olarak bildirir. Yüz yıl dahi öyle gider.

Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve kötülükleri ölçerler. Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun. hayvanlara gıpta edip. bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. yapısı renkli cevherlere süslüdür. arzu ile mahzun olurlar. Kıyametin bir anında hepsinin hesabını görüp. kıldan ince kılıçtan keskindir. düşe kalka arasat meydanına gelip. Eğer iman ile gidip. Mevla'ya kavuşmakla mest ve hayran olurlar. arşın gölgesine gidip. giyip ve binip. bir mil miktarı yakın olup. Sırat köprüsü. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. mağfiret veya şefaat erişmedi ise. o. yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. oradakileri azapta gördükçe. mazlumun günahlarını zâlime yükler. yoksa. veya âlimlerden. Mahşer halknı. cinler. oradakileri nimetlenmiş gördükte. çıplak. Geri kalan yaratıkların cümlesi. İyilikleri ağır gelenler cennete. kulaklar işitmeyip. âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip. derler. Deliler. benim ateşimi söndürmüştür. Dünyada. Peygamberlere. mazlumun hakkını zâlimden alıp." Şu halde müminler selametle sıratı geçerler. kimi göğsüne. müşriklerin çocukları onun üzerinde kalırlar. Cehennem semtine bakıp. Onda yıkanıp. her bir direğinin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. iki direk üzerinde. Tepelerine güneş. Ona araf adı verirler. O. Cennet semtine bakıp. veya salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise. cehennem üzerine kurulup. Zira ki dünyadan imansız gidenlere cennet. ellibin yıl kadar hesabı beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. kimi seğirtir at gibi. kıyametin bir anında tamamen ruh bulurlar ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. yalınayak yürüyerek. mahşer yerinde haşrolurlar. Sıklaşıp. Hak Taâlâ. Cennete girip. kimine itap eyler. bin yıl iniş yoldur. Mahşer halkı. aç. Her kefesi yeryüzü kadar boldur. kâh mahzun. şeytanlar. Hak Taâlâ keremiyle kulunu affeyleye veya peygamberlerden. herkes mertebesince makamını bulur. Kâfirer. bir rivayette ebediyyen onda karar edip. ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Meğer ki. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür. günahları ağır gelip. bin yıl düz. halka gibi kuşatırlar. Cennetle cehennemin arasında kale duvarı misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki. Kimi topuğuna. Niceleri ter denizinde gömülürler.. Cehennemi. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. ayak üzerinde dururlar. keşke biz de toprak olaydık. Genişliği nihayetsiz.can kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. Bin yıl yokuş. susuz. kötülükleri ağır gelenler cehenneme giderler. günahı kadar cehennemde yanıp. Müminlee ve itaatli olanlara sağdan. kâh . Gözler görmeyip. zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir. velilere. Zira ki cennetlikler. kimi ok gibi. hatırlara gelmeyen devletler bulurlar. Mahşer yerinde. bütün haşereler. başları açık. Kimi şimşek gibi. Zerre kadar iman ile giden elbette cehennemden çıkıp huzura erer.. çeşitli nimetlerden zevk alırlar. yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. melekler. mahşer halkının cümlesi onun üzerinden geçip giderler. kimine hitap. ondan sonra cennete gider. huriler. kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar. İlk ve son yaratıklar. geçerler. veya velilerden. Araftakiler. bir büyük terazi kurulur ki. Hesaptan sonra hayvanları toprak eder. minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selametle otururlar. yeraltından mahşer meydanına yetmişbin saf zebaniler getirirler. hararetten çok ter dökerler. kimi cehenneme düşüp yanar. Kevser havuzundan içerler. Kiramen kâtibin. deniz hayvanları ve her hayvanları. insanlar. kimi dizine. kâfirlere ve bozgunculara soldan verirleri. kimi boğazına dek ter içinde kalırlar. Hak Taâlâ.

sevinç ile kalırlar. vecedsin. Eşyanın hakikatına vâkıf olup. kerimsin.Arş-ı azam 3. âhirette cemalini görmeyi nasip eyle. Amin. Seçilmiş Habib'inin hürmetine bizi orada karar kıldır. Ta ki. bilginler zümresine giresin. âlemin tasviri. açıklanmak münasip görülmüştür. İlim ve hikmet mahfeline girip. insan aklı. Cihanın sırlarına muttali olup. mânânın inceliklerini bilesin. dini işlerden olmakla. iyilerle beraber cennete koy. ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!) ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA 1. bunlar din işlerinden. Kendini tanıma olgunluğuna erip. Ey affedici!) Tenbih Unutulmamalı ki. hepimize çok mühim ve çok gereklidir. bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak. mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp. âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin.Kürsünün sütunlarının sonu 6. raufsun. hakimsin. Hikmetin özüne hulül edip. bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen. buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi. Ancak bizim en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur'an âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce.Yerin altı 2. Zira ki. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp. rahimsin.Arş-ı azamın sütunlarının sonu 5. allah'ı tanımakta acze düşer. (Ey vacib'ül-vücud olan Allah'ım! Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle tanımakta bize kolaylık ver. (Ey Allahım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem ateşinden koru. Zira ki. Sen. din usulündendir.Kürsü . bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir. ondan Allah'ı tanıma devletini bulasın. aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir." buyurup. cehalet zindanından çıkasın. bu miktarca açıklama ile bunda yetinilmiştir. Sen münezzehsin ey Allah'ım! Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz. Bunları. Amin! Ey rahmetiyle yardımcı. göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan. senin anlattığından başkasını anlayamayız. alimsin.Ceberût âlemi 7.Arşın taşıyıcılarının makamı 4. hakikatın zirvesine yükselesin. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri. tedkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: "Astronomi ilmi. Bizi.

Sidre-i münteha 12.Yedi gök 25.Yayılmış deniz 20.Liva-yı hamd 16.Hayat denizi 24.Yasaklanmış deniz 29.Kalem 13.Yeşil kaya .Ruhlar âlemi 9.Kaf dağı 33.Alevli deniz 19.Kamkam denizi 23.Dolu ve kar dağlar 30.Gündüz cevheri 26.Kâbe 32.8.Beyt-i mamur 28.Gece cevheri 27.Nimetler denizi 22.Yedi yerin taşıyıcısı meleğin mekânı 34.İsrafil'in suru 11.Tuba ağacı 14.Taksim edilmiş rızıklar denizi 21.Melekler âlemi 10.Melek perdeleri 18.Levh-i mahfuz 15.Cennetin kapıları 17.Bulutlar 31.

Birinci berzahın dibi 43.35.Yerin altı 2.Kürsünün sütunlarının sonu 6.Melekler âlemi 10.İsrafil'in sonu 11.Tuba ağacı 13.Surun içinde ikinci berzah 39.Ruhlar âlemi 9.Kürsü 8.İkinci berzahın dibi 44.Arş-ı azam 3.Hamd dağı .Arşın taşıyıcılarının makamı 4.Arş-ı azamın sütunlarının sonu 5.Balık ve deniz 37.Sırat köprüsü 38.Sidre-i münteha 12.Cehennemin kapıları 40.Veyl vâdisi 45.Kırmızı öküz 36.Karanlık ve perde ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA 1.Katran kazanı 41.Zakkum ağacı 42.Kalem 14.Ceberût âlemi 7.Levh-i mahfuz 15.

Alimlerin kürsüleri 37.İniş 24.Gayya kuyusu 30.Peygamber aleyhisselamın havzu 19.Sırat köprüsü 5-BÖLÜM: .16.Cehennemin tabakaları 29.Güneş 32.Veyl vâdisi 31.Yokuş 22.Arafat suru (delilerin ve müşriklerin çocuklarının yeri) 18.Düzlük 23.Amel defterleri 39.Cennet yolu 20.Mahşer yeri 34.Zakkum ağacı 27.Makam-ı Mahmud 35.Sırat köprüsü 21.Peygamberlerin minberleri 36.Sırat köprüsünün sonu 25.Cennetlerin kapıları 17.Cehennem kapıları 26.Liva-yı hamd 33.Katran kazanı 28.Amellerin terazisi 38.

BİRİNCİ BAHİS Alemlerin yaratılış tertibini. hep ona döndürüleceksiniz. o. varlıkları mümkün olan cevherleri ve arazları kısaca üç madde ile açıklar. neredeyse ateş dokunmaz da aydınlık verecek. Her nesne fâni. hem yeryüzü etrafında. Allah'ın zatı ümleden ayrı ve mücerrettir. Size şekil verdi ve şekillerinizi güzel yaptı. nur üstüne nurdur. nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir . görecek gözü olanların gözüne cihanı aydınlatan güneşten daha parlak olarak çarpar. Allah. varlıkların durumları. o cam mahfaza sanki incimsi bir yıldız. bâki ve ayaktadır." (64/3) O varlığı mutlak olanın cömertliğiyle varlığı mümkün olanlar varolmuş. Nihayet dönüş O'nadır. O kâdir. her şeyi bilir. BİRİNCİ BÖLÜM Vacib'ül-vücud olan Allah'ı ispat edip. Bu öyle bir yağdır ki.BİRİNCİ KİTAP Yüzeyleriyle kâinatın aynası olan âlemlerin. Nitekim Hak Taâlâ buyurmuştur: "Allah. yaratılış tertibini. hem bizzat nefislerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki. Birinci Madde Vacib'ül-vücud Allah Taâlâ hazretlerini aklî delillerle ispat edip onun eşyaya yakın olup. cihanın cevher ve arazlarının mahiyet ve keyfiyetini. onunla ayaktadır. âlemin ufuklarında ve nefislerde. Nitekim kendi Kitab'ında buyurmuştur: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkûmdur. özlerin ve eşyanın şekil ve durumlarını. Kelam-ı Kadim'indi buyurmuştur: "Allah. onlara ürünmüş olmadığını âlimlerin bulduklarını bildirir. Hüküm ancak onundur. malûm olsun ki. içinde bir lamba var. filozoflar demişlerdir ki: Allah'dan başka bütün varlıklara âlem adı verilir. Nitekim Hak Taâlâ. lamba da cam bir mahfaza içinde. İslâm filozoflarının aklî delillerle buldukları üzere üç bölüm ile tafsil eder. kâinatın hal ve hareketleri basiret gözüyle mütalaa kılınsa. göklerin ve yerin nurudur. hakimane üç babla belirtir ve beyan eder. Müminin kalbinde nurunun sıfatı: Sanki bmir hücre ki. onlara. gökleri ve yeri üstün ir hikmetle yarattı. cihanın arazlarının ve cevherlerinin mahiyet ve keyfiyetini. canlıların." (24/35) Özlerin keyfiyeti ve eşyanın mahiyeti inceden inceye araştırılıp. âlemin bütün parçalarının Allah'ın sanatıyle sonradan olduğuna sağlam bir aklın delillerinin şehadet etmesi kaçınılmaz bir iştir. Bu aydınlık. Allah insanlara böyle misaller verir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de buyurmuştur: "İleride biz. esaslar ve cisimler âleminin görüntü ve hikmetini. güneşin doğuşunda ve batışında gölgeye düşmeyen mübarek bir zeytin ağacının yağından tutuşturulur. Bu lamba. bileşiklerin ve unsurların bozuşum ve oluşumunu. ve hakîm olan Allah'ın hikmet ve kudretinin eserleri. Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. Ey aziz. düşünülse." (28/88).

" (17/44). o tek. âriflere gün gibi ortadadır. iki şahıs var olmakta müşterektir derler. Eğer başkasına muhtaç değilse.olacaktır. zannederler ki yok olan var olur. yargılayıcıdır. onun birliğini açığa çıkarmak ve bildirmek için her biri bir lisandır. Nitekim Allah. Zira ki filozoflar demişlerdir ki: Mümkün değildir ki var olan yok ola. belki dönen feleklerin her parçası. yok olan sürekli yoktur. Her ne ki yok olması lâzımdır." (2/115) İslâm filozoflarının hepsinin. Furkan-ı Mübin'inde buyurmuştur ki: "Doğu da. varlığı gerekli olan olmadıkça. varlığı mümkün olandır ki. irinin . bileşikler ve her ne ki var. unsurlar. bağışlayıcı. halbuki mümkünlerin var olması başkasındandır. yağmur damlaları. ona "münteni'ül-vücut / olamazdı" derler. gezegenler. Her nesne ki ne varlığı lâzım olur. O halde her şey ki mevcuttur: Ya varlığı lüzumludur veya varlığı mümkündür. Lâkin birinin bekâsı yüzyıla dek varır. o parlak güneşin varlığının gölgesinde varolmak için hisselerini almışlardır. var olan. Zira ki. O nesne ki mevcut değildir. affedici olan Hak Taâlâ hazretlerine senâ edici olup. ne yokluğu lüzum bulur. denizler ve ırmaklar. Halk. Şimdi vacib'ül-vücudun ispatı ortadadır. Nitekim görürsün ki. kendi varlığı için ya başkasına muhtaçtır ya muhtaç değildir. Cümlesi. varlık başkadır. Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Yedi gök ve yer. ona "mümkün'ül-vücut / varlığı lâzım olur. Ey aziz. Allah'ın cemalinin nurunu göstermek için basiret sahiplerine saf ve parlak aynalardır. Zira ki. araz derler. Kelam-I Kadim'inde buyurmuştur: "Yeryüzünde de gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler var. varlığı mümkün olan da olmaz. Hiç bir varlık yoktur ki. Belki var olan sürekli vardır. onu hamd ile tesbih etmesin. batı da Allah'ındır. varlığı mutlak olandır ki. gece ve gündüzün her anında. İkinci Madde Varlığı mümkün olan beş cevheri özet olarak bildirir. O halde. ona "vacib'ül-vücud" derler. O benzersiz sanatkârın sanat ve icadının sırlarını görünen ve görünmeyen âlemde müşahede. sâbit ve âyân olmuştur. Yani önce kendisine muhtaç olunan varlık gereklidir ki. Nefislerinizde de birçok âlametler var. apaçıktır. yoktur. bunların içinde bulunanlar. Eğer değişikliğe uğrarsa. cevher derler. Zira ki. Hangi tarafa yönelirseniz. cümlesi. Allah'ı tesbih ederler. Eğer muhtaç ise. din âlimlerinin de çoğunun kesin ve isabetli görüşleri böyledir ki: O bir şey ki varlığı gereklidir. onların tesbihini anlamazsınız. bileşik cisimlerin basit olduğu gibi. varlığın devamı başkadır. eğer varlığının devamında değişikliğe uğramazsa. ne yokluğu lüzum bulur. var olan yok olur. taşlar. malûm olsun ki. Nitekim Hak Taâlâ. Lâkin mümkündür ki var olan bir mertebeden bir mertebeye. bir nitelikten bir niteliğe dönüşür ve değişir: Basit cisimlerin bileşik. Fakat siz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" (41/53). Şu delil ile ki: Mümkün olanlara mevcut derler. dağlar. filan nesneye filan nesne muhtaçtır demek doğru ola. var olduğu için vardır. bu Allah'dır. filozoflar demişlerdir ki: Varlığı mümkün olan nesne. gerçekten halîmdir. o her şeyi bilendir. ona. bütün bu deliller ile varlığı lüzumlu olan Allah Taâlâ hazretleri. Belki cihanın zerreleri. o. Allah Taâlâ'nın ortağıdır ki. elbette o başkası varlığı gerekli ve mutlak olana gider. Nitekim Hak Taâlâ. Şüphesiz ki Allah'ın mağfireti geniştir. bu değişimleri seyrettikte. orası Allah'a ibadet yönüdür. o. O. ona "mümkün'ül vücu / varlığı mümkün" adı verirler. ona. bu âlemdir. Hâlâ görmeyecek misiniz?" (51/20-21) Havadaki zerreler.

Bütün olabilirler ya cevherdir veya arazdır. unsurî nefs derler. bitkiler. Tam olmayan bileşik bunun tersi olup. Atmosfer gibi diğer basit cisimler. Otlar. atlar. hava. o cisimlere: bitki derler. ağaçlar. her mertebede başka bir isimle isimlendirilir. yıldızlar. vahşi hayvanlar ve kuşlar gibi. Eğer her ikisi de birbirine muhtaç olurlar karışmazlarsa. Cisim ise. bitkilerde: Nebatî nefs. kendi tabiatlarıyle kalsalar. basit cisimlerde mutasarrıf olduysa ona: Feleki (atmosferik) nefs. Zira ki. ona: Konuşmayan hayvan derler. Eğer ışıksız ise feleklerdir ki. Eğer aklın iki yönünde akıllar olduysa ona: Mutavassıt (aracı) akıl derler. ona: İnsan derler ki. ancak araz cevhere muhtaç olursa. onlara gelişme ve büyüme sağlamıyorsa. bir nesne bir nesneye ya karışıp ona geçer ya geçmez. onlara: Esirî cisimler ve ulvî âlem dahi derler. Cevherler beş kısımdır ki. O halde varlığın devamı. Eğer araz ve cevher bileşimine uğrarsa ona: Tabii cisim derler Eğer araz ve cevher birleşmeyip. lâkim hareket vermedi ise. hayvanlar gibi. tek yol üzere çıka. Eğer nefs. çiçekler. bileşik cisimlere hem büyüme ve gelişme. bileşik cisimlerde mutasarrıf olup. dik açılar üzere bölmek şartıyla farz olunarak ölçmek mümkün ola. biri cismî suret. Eğer aklın altında başka akıl olmadıysa ona: Aşır akıl. Eğer akıl. Ulvi dahi ya ışıklıdır veya ışıksızdır. araz. bileşik cisimlerde büyüme ve gelişme sağladıysa. bunlar aynı olmaz. ona: İnsanî nefs veya atmosferik nefs derler. onun parçalarıyle aslı benzer olur. onlara dört esas dahi derler. varlığın zübdesi. Bileşik cisim dahi iki kısımdır ki. Üç bileşik gibi. o cevhere mevzu (yapıntı). Öteki ikisi dahi birbirinden farklıdır ki: Biri nefs ve biri akıldır. O halde araz. dört unsurdan oluşmuş ola. anaları dört unsurdur. Onlar: Ateş. Bileşik cisim odur ki. unsurlar küre şeklindedir.bekâsı on yıldan ziyade kalmaz. Bu üç cevher birbirine yakındır. onunla zatı gerekli olanın arasında vâsıta olmadıysa ona: İlk akıl derler ve külli akıl dahi derler. Cisim. o cisimlere: maden derler. Basit süflî cisim. Yani dönen top görünümündedirler. . insanda: İnsâni nefs ve konuşan nefs derler. babaları esîrî cisimler. onların şekli küreye benzerdir. Madenler. Basit cisim. bileşiklerinden ayrılarak. Cansız cisimlerde ona: Tabii nefs. la'l ve taş gibi. ötekine de araz (ilinek) derler. konuşma vermediyse. isimlere tedbir ve tasarrufla bağlı olmazlarsa. Davarlar. O halde bütün felekler. biri tam olmayandır. Eğer nefs. tabii bir cevherdir ki. Akılların en şereflisi ve en lâtifi küllî akıldır ve ona yakın olan akıllardır. şekil ve tabiatları muhtelif olan cisimlere bölünüp. bu duruma kaos ve bu hale cismî benzerlik veya nevî benzerlik derler. yani uzunluk. her mevcudun hülasası odur. Eğer nefs. Bu dördüne ve bunların zımnında bulunan bileşik cisimlere: Süflî âlem ve oluşum ve bozuşum âlemi dahi derler. meyveler gibi. Bunlara üç bileşik derler ki. gümüş. Şu halde nefs. fakat akıl derler. varlıktan başkadır. mevzuda var olan nesnedir: Renkler gibi. bu mertebelerde cümleye tamamıyle tasallut edip. Basit cisim odur ki. öteki cevher adını alır. su ve topraktır. biri heyula (kaos). ya ulvidir veya süflidir. Duman ve bulut gibi. biri tam. Nefs. değişik zamanlarda kendi bileşiğinin suretini koruya. o tabiattan çıkan şey. Altın. Yani suretleri ve tabiatları muhtelif olan cisimler bölünmeyip. tamamıyle mutasarrıf olur. genişlik ve derinlik. Eğer nefs. Eğer ışıklı ise yıldızlardır. kendi bileşiminin suretini korumaz. hem his ve hareket bahşedip. Eğer konuşma dahi bahşederse. ya basit olar veya bileşik olur. Eğer karışır ve geçerse o. onun parçalarıyle tabiatı benzer olmayıp. biri tabii cisimdir. Eğer ihtiyaç bir taraftan olup. onun tabiatı bir ola ki. onun zatında cisimlerin boyutları. hayvanlarda: Hayvanî nefs. Cihan ağacının meyvesi ve kâinatın tamamlayıcısı odur. dört unsurdu ki. Tam bileşik odur ki.

bir keyfiyettir ki. İnsanın sarıklı ve gömlekli olduğu gibi. zamandır. RUBAİ Bil ol kâinatı akl ve candır Bu hissolunan nüh felek-i gerdandır Pes nar ü hava ve hab ü hâk erkândır Madenle nebat ve hayvan ve insandır Üçüncü Madde Varlığı mümkün olan arazların dokuz kısmını kısaca bildirir. Balın tatlılığı. Babalar ve oğullar gibi. Veya zatı karar eden bitişiktir ki. 8. . madem ki ısıtır. akıl. eşyaya hasıl olur. eşyada heyettir ki. onları bir nesne kuşatıp. Üçgen ve dörtgen gibi. nefsanîden yana bölünür. ya ayrıdır ki. eşyaya zamanda bulundukları için hasıl olur.Eyne (nerede). teklik ve çiftlik gibi. eşyaya mekânda bulunmaları sebebiyle hasıl olur. izafet. madem ki keser. 4.Mülk. kaos. suret ve cisimdir. metâ.İzafet (bağlılık). nokta ve sayıdır. eşyanın tesirleri sebebiyle onlara o keyfiyet hasıl olur.Kem (nicelik): O nesnedir ki.İnfial.Keyfe (nitelik). onlar başkasından etkilenmemeleriyle o keyfiyet bulunur. malk. keyfe. 2.Anlatılan beş cevher ki. Ey aziz. malûm olsun ki. çizgi. 9. Veya zatı karar etmeyen bitişiktir ki. eyne. Bu. bir keyfiyettir ki. zatında eşitliği ve eşitsizliği kabul ede.Metâ (ne zaman). Bunların tümünü bu rubaimiz toplamıştır ve bunlarla iki âlem. Adedten yana bölünür. İlk yaratılışta ilim ve yazmak gibi Keyfiyetler. 5. fiil ve infialdir.Vaz'. Utanmanın kızartısı. eşyaya hasıl olur.Fiil. Kesici gibi. nefs. Kalkmak ve oturmak gibi. 1. istidadiyeden yana bölünür. Sertlik ve yumuşaklık gibi. Satıhtan yana bölünür. yüzey ve hacimdir. 6. filozoflar demişlerdir ki: Mevzuda (yapıntı) mevcut olan arazlar dokuz kısımdır. bir keyfiyettir ki. zatına bölünme ve nispet iktiza etmeyip duygusal niteliklere ve kuvvetlere bölünür. bir keyfiyettir ki. va'. Keyfiyetler. bir heyettir ki. deniz suyunun tuzluluğu gibi. Kem. eşyaya hasıl olur. ayaktadır ve süreklidir. bir keyfiyettir ki. Isıtıcı gibi. 7. Veya kuvvetli olmayanlara bölünür. Kemmiyetlere özgü olan keyfiyetten yana bölünür. 3. bir keyfiyettir ki. nispette tekrar edilmiştir. intikalleri müntakil olmak sebebiyle bu keyfiyet bulunur. Bir nesne parçalarının bazısını bazısına nispeti sebebiyle ve dış işlere nispetleri sebebiyle o heyet bulunur. korkmanın sarartısı gibi.

ilk cevher dahi derler. Yedi felekten her bir feleğin bir aklı. yine bu tertip üzere. Buna: İl akıl. On makulâtı. ikinci akıldır. nefsi bilmek. nefsi bilmekten ikinci nefs. nefsi. malûm olsun ki. külli nefstir. Cümlesi lisan-ı halle Allah Taâlâ'nın birliğine ve varlığına nâtık ve şâhittir. Hak Taâlâ. nefi ikinci nefstir.Beş cevheri. dokuz araza eklemişler ve böylece toplamına "on makulât" demişler. biri kendini (nefsini) bilmektir. Onun içinde burçlar feleğidir ki. nefslerin ve akılların ortaya çıkmasındaki tertibi. sabit yıldızların feleği dahi derler. ateş.. biri ihtiyacını bilmektir. dokuz nefs ve dokuz felek sâdır olmuştur ki: Bu dokuz akıl feleklerin akıllarıdır.. biri Hak'kı tanımaktır. Nefsi bilmekten bir nefs dahi mevcut olmuştur ki. bütün eşyalardan önce küllî aklı icat ve mevcut etmiştir. tabiatların mertebelerini. hayvan ve insanın doğuşunu ve bunların arasında aracı olanı. Onun içinde zühaldir (satürn) ki onda zühalden başka yıldız . yönlerin sınırlayıcısı ve külli cisim dahi derler. Hak'kı tanımaktan bir akıl dahi peyda olmuştur ki. Buna burçların feleği. Buna: İlk akıl. özlerin değişimini. başka bir nefs ve başka bir cisim ortaya çıkmıştır ki. tekten tek çıkagelmiştir. Birinci Madde Feleklerin. Fakat üçüncü akıldan hem bu üç bilgi vücuda gelip. bu beytimiz içine almaktadır ve hep buna aittir. ona: İkinci akıl derler. ihtiyacı bilmek. Araz ise cevher ile kaim ve onu sıfatlandırandır. Bu feleğin aklı üçüncü akıl. Cevher. ruhların geldikleri ve gittikleri yeri. Zira ki. Ama ikinci akıldan dahi şu üç bilgi ortaya çıkmıştır ki. filozoflar demişlerdir ki: Hak Taâlâ bütün eşyalardan önce küllî aklı icat ve mevcut etmiştir. Cevheri bil kem ve keyfe ondan izafetle metâ Vaz' ve eyne ve mülk ve yefalü yenfaildir ey fetâ 6-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Feleklerin. bir cevher sayıp. Ama büyük felek hepsinden yüksek ve hepsini kuşatmış bir basit cisimdir. Bu üç bilginin her birinden başka bir nesne vücuda gelmiştir. ona: Külli nefs derler. atlas feleği. ona: En büyük felek. su ve toprağın dönüşümlerinin delillerini. Hak Taâlâ bu akla üç bilgi bahşetmiştir ki. ilk cevher dahi derler. ihtiyacı bilmekten ikinci bir felek sâdır olmuştur. Ey aziz. Hak'kı tanımaktan bir üçüncü akıl. başka bir akıl. ta dokuz mertebeye dek bu ilk akıldan dokuz akıl. dört unsurdan çıkan dört keyfiyeti bildirir. kendi zatıyle kaim ve sabittir. bitki. Hak'kı tanımak. Bütün âlem. bedenlerin devranının keyfiyetini dört madde ile hakîmâne beyan eder. hava. feleklerin feleği. parçalarının tümüyle on makulâttan bileşik tek bir cisimdir. Bu feleğin aklı. nefslerin ve akılların ortaya çıkışındaki tertibi. bütün sabit yıldızlar ondadır. bu dokuz nefs feleklerin nefsleridir. maden. İhtiyacı bilmekten bir cisim ortaya çıkmıştır ki. ki bununla mevla'sına muhtaç olduğunu bilmiştir. bir nefsi ve bir cismi vardır.

su soğuk ve kuru olup toprağa döner. suyun üstünde durmayıp aslına meyl ile dibine iner. havanın rutubeti ateşin kuruluğuna dönüşüp. Bu yolla ve tersiyle dört unsur. Kendi tabakalarında duran dört unsur. eğer bir hava dolu balonu su havuzunun dibine götürseler. ateş sıcak ve rutubetli olup havaya çevrilir. bitki. yavaş yavaş hava suretini terk edip su suretine girer. onda bir o sultandır. toprak ateş olur ki. su ve topraktır. Toprağın tabiatı soğuk ve urudur.vücuda gelmiştir. ateş hava ile sıcaklıkta müşterektir. bu o yıldızdır. soğukluk. cihan ağacının meyvesi olduğu için hepsinden sonra vücuda gelmiştir. onda bir odur. İnsan. sonunda yine kendi suretlerine geçerler. faal akıl. suyun soğukluğu havanın sıcaklığına bürünüp. toprak ateş olur. ateş küresidir. Ey aziz. Toprak dahi ateş suretine girip. Bu unsurların suret değiştirmesine istihale (başkalaşım) derler. Unsurların kaynaşmasından dahi üç bileşik -ki maden. Kâinatın ortaya çıkışı insanda son bulmuştur. Onun aklına: Aşır akıl.yoktur. Şüphe yoktur ki. bir suretten bir surete döner. bu başkalaşıma başlangıç yolu derler ve öyle olur ki. hava su olur. Havanın tabiatı sıcak ve rutubetlidir. onda aydan başka bir nesne yoktur. Onun nefsine: Vahib'ül-sur. toprak su olur. varlık dairesi onunla tamam olmuştur. dört unsur bu başkalaşımı aksi üzere kabul edip. birbirine yavaş yavaş değişirler. hava ateş olur. dünya göğü adını verirler. Bütün eşyanın da altındadır. Ateşin tabiatı kuru ve sıcaktır. su hava olur. Unsurlar da. Nitekim ateş. Hava su ile rutubette müşterektir. su toprak olur. İkinci Madde Dört unsurun mertebe ve tabiatlerini ve birbirine çevrilmelerini ve dönüşmelerini bildirir. ateşin sıcaklığı toprağın soğukluğuna bürünüp. ateş . Onun altında utarit (merkür) feleğidir ki o felekte. hepsinden aşağı ve sudan ağırdır. hava su olur. O halde ateşin kuruluğu. Ona. Onun altında güneş feleğidir ki. su toprak olur. Onun altında merih feleğidir ki. Ateş tabakasının havanın üstünde olduğuna delil odur ki. günlerin geçmesiyle ateş suretini terk edip. filozoflar ve astronomlar söz birliği etmişlerdir ki: Ay feleğinin altında. yaşlık. Onun altında zühre (venüs) feleğidir ki onda bir odur. Onun altında hava küresidir. Suyun rutubeti toprağın kuruluğuna bürünse. hava. Su dahi yavaş yavaş toprak suretini tutup. Bunların kaynaşmasından. Onun içinde ay feleğidir ki. ay feleğinin altında dört unsur -ki ateş. Onun içinde müşteri (jüpiter) feleğidir ki buna mahsustur. tabiat-ı mutlaka derler. toprak kuru ve sıcak olup ateşe döner. ateş havaya çevrilir. Toprak ateş ile kurulukta müşterektir. feyyaz akıl derler. üstüne çıkar. suyun altında durmayıp. kuruluktur. Toprağın soğukluğu ateşi sıcaklığına bürünse. Su tabakasının toprağın üstünde olduğuna delil odur ki. havanın rutubetine dönse. toprağın kuruluğu suyun rutubetine bürünüp. O halde devranın hülasası insan olmuştur. Suyun tabiatı yaş ve soğuktur. Onun altında toprak küresidir ki. Hava tabakasının suyun üstünde olduğuna delil odur ki.bu tertip üzere hasıl olmuştur. hava suretine girerek. Yani ateş hava olur. Su toprak ile soğuklukta müşterektir. Onun altıda su küresidir. dört keyfiyet -ki sıcaklık. Havanın sıcaklığı suyun soğukluğuna bürünse hava rutubetli ve soğuk olup suya döner.vücut bulmuştur. eğer bir taşı veya bir demiri suyun üstüne koysalar. malûm olsun ki. Hayvan cinsinin en şereflisi insan nevî olmuştur. Çünkü toprak suyun altındadır. hayvandır. ateş dumanıyle yukarılara gidip müşahede olunduğu gibi aslında meyl eder ve döner. Hava dahi.

su toprak olur. zarfı ve kabıdır. Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır. Başını kesseler helak olup. bitkiler üzerinde olan rutubet ki -ona şebnem ve çiğ derler. alevleri yükseğe meyl ile gidip. ilk damlalar ki toprağa erişir. toprak parçası onlarda ziyade bulunmuş iken odun ateş ile yandıkta. Şu halde zaman devrinin tamamlayıcısı. insan ortaya çıkmıştır. kuruldukta. hayvan ve insanın doğuşunu ve bunların arasındaki aracıyı bildirir. cümleden güzel ve yücedir. Havanın suya dönüştüğüne delil budur ki.o havadır ki seher vakti soğuk olup. cihanın parçalarının zübdesi. hamur etmişlerdir. Nitekim müşahede olunur. ateş küresine bitişirlerdi. suyun yüzünden yukarı gelip. Lâkin bu şulelerin kuruluğu. maden. Bu aracıların vücudunda hikmet budur ki. her biri kendi mertebesi altından son yükseklik mertebesine ulaşıp. Zira ki o. Üçüncü Madde Dört unsurun başkalaşımın delillerini. Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur. o anda ateşi kuruluğu havanın rutubetine bürünüp. Suyun toprağa dönüştüğüne delil: Yağmur damlaları indikte. bitki iken hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça. Zira ki. Bu feleklerin. Zira ki. ondan bitkiler peyda olup.toprak olur. Aziz. Bütün eşya. dört unsuru anlatılan başkalaşım üzere birbirine kaynaştırıp. Onun için. unsurların parçalarından bilenmiş olup. mumlar yandıkta. hava küresinin ortasında hatlar gibi yukarıya gidip. havanın rutubetine nispetle azdır. bileşiklerin kabuğu. Bu dört bileşik cismin bileşik aracısı da vardır. Hak Taâlâ'nın tesiriyle felekler. o şuleler hava olurlar. kıl ve kuyruğundan başka. filozoflar demişlerdir ki: Unsurların başkalaşımının delilleri açıktır. neticesi hurma olmaz. suya çevrilmiştir. parçaları ateşe dönüşüp. bitki. toprak olmayıp çamur olur. hizmet ve ikram edilendir. meyvesiz kalır. Zira ki o.. rutubet galip oldukta. dışı ve içi insana benzer. Bu durumda damlaların rutubeti toprağın kuruluğuna bürünüp. Bundan sonra damlalar çoğalıp. cümlesinin iliği ve özünün özüdür. varlıkların mertebeleri tek silsileyle bileşik ola ve insanlık mertebesinde nihayet bula. Bu başkalaşıma da sonuç yolu derler. Toprağın ateş olduğuna açık delil odur ki: Bitkiler ve ağaçlar. havaya karışırlar. cümle azası. dönüp ve hareket eyleyip. Bazı yererde odun yerine taş kömürü yakarlar. ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. Hayvan kemalini buldukta. kuru ve yapraksız. o damlalar toprak olup gözden yiterler. önce madenler hasıl olup. O. onun külü çok az kalır. toprağın hissesinden az bir kül kalır. Eğer ateş havaya çevrilmeseydi her mumun alevi bitişik bir aydınlık çizgi olup. havanın sıcaklığı. unsurların. . yedi yüksek babanın ve dört aşağı ananın ve üç bileşiğin son hülasaları insan bedenidir. Belki her iki cihandan gaye ancak hazreti insandır. Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır. Zira ki salabette taş gibidir ve bitki gibi zerre zerre denizin dibinde bitip. Zira ki o damlaların rutubeti. Ey aziz. insana hizmetçidir O. bahar ve güz mevsimleri sabahında. suyun soğukluğuna bürünse hava su olur. toprağın kuruluğuna nispetle azdır. yıldızlar. sert olur. malûm olsun ki. Ta ki unsurların kaynaşmasından. Ateşin havaya dönüştüğüne açık delil budur ki. şerif ve muhteremdir.

Bu geçici vücudun işinin devretmek olduğunu duyurmuştur. insan suretine gelir. Sonra ondan taşlar mertebesine yükselmiştir. ondan bitkiye ve ondan hayvana ve ondan insana ve ondan kâmil insana yükselip dönerek. İlahî nur ve sonsuz feyz. eti yenenlerden olmuşken. itidalden uzak olan bitkiye dönüşüp. Kâh olur ki. hayvan yeygisine layık olmaz. Lâkin ilk akla ulaşamaz ve kemâlini bulamaz. itidalden uzak olan bitkiye dönüşüp. Topraktan madene ve ondan bitkiye ve ondan hayvana v ondan olgun insana gelinceye dek bunların cümlesi sonuç yoludur. Ondan eriyen cevherler mertebesine ulaşmıştır. akıllar. insan yiyeceği olup. birinde takılıp kalmaz. kâmil insandan hazreti Hak'ka vâsıl olur. Bu dönüşe: Dönüş yeri. dünyada kâmil olsa gerektir. maden. Meselâ o geçici vücut. hayvan yeygisi olmaya kabiliyeti olur da. o mazharın özelliğiyle nitelenir. o tavrın rengiyle renklenip. akıllı. hayvan ve kâmil insana gelinceye dek yükselişinde süratle gelir. kâh hava suretinde. felekler ve unsurlardan toprağa gelinceye dek süratle olup. yükseliş mertebesini kısaltıp. Kâh olur ki. onun kemâle ermeye liyakati olmaz Onun seyri. meni suretini bulup. Topraktan. bakır. iniş ve çıkış mertebelerinde duraklama olup. Külli aklı bulamaz. Bu şerefli vücudun yükseliş başlangıcı madenler olmuştur ki. filozoflar demişlerdir ki: Umumun feyzi ve onlardan dokuz feleğe ve onlardan dört tabiata ve onlardan dört unsura ta toprağa gelinceye dek yolların tümü başlangıçtır. insan suretine gelip kemâle erinceye değin türlü tutkularla haps olup kalır. bitkiler âlemine girerken bazı âfetler ârız olup. Bu yolla nice yıllar gecikir. kâh su suretinde. Kâh olur ki. çıkış kavsi dahi derler. süratle buğday. malûm olsun ki. kâh hayvan suretinde. tavır ve mazharların her birine ulaştıkça. insan mertebesine geçer. meni suretini bulup. Çıkış mertebelerinde kâh maden suretinde. devresini tamam eyler. yenmeden önce zail olur. O vücut ki. darı şekline girip. insan gıdası olup. Bu geçişler. kemâlini bulmaz. gümüş ve altın gibi madenlerdir. (Her şey aslına döner) düsturunca. dünyaya hayvan gelir nâdân gider. bir hayvan. insan şekline gelip. başlangıçta o makamdan gelip. Kâh olur ki. sonucu onadır. Kâh olur ki. arpa. geçici olan umumî vücut. Kâh olur ki. Ey aziz. O ki: "İşin başlangıcı ondandır. kâh toprak suretinde nice gecikmelere uğrayıp duraklar. Şu halde aslî muhabbed hükmüyle ve oluş hakikatlerinin yönelişleriyle. buna: Başlangıç ve iniş kavsi dahi derler. ana rahmine dolup. Kâh olur ki. inişlerde duraklama olmaz. teklik mertebesinden akıllar üzere ve onlardan unsurlar ve toprak üzere iner ve feyz verir ki. nefsler. bu makamları geçip yine kendi makamına gidip. hayvan yeygisine layık olmaz. kâh bitki suretinde. Yahut bitki olur lâkin kemâline ermezden önce bozulup. bitki olamaz. akıllı ve ârif olur. İnsanlar tarafından yenmeden bozulur ve hayvanı insan mertebesine naklettiremez. Bundan sonra topraktan madene." buyurmuştur. kalay. o umumî vücudun düşüşlerinden ibarettir. vücutlarda devrinin keyfiyetini bildirir. Kâh olur ki. Bundan . Bu yolla nice yıllar gecikir. kan pıhtısı ve et parçası olup. hayvan yeygisi olmaya kabiliyeti olur da. yerden tekrar bitmeye muhtaç olur. onların başlangıcı kaygan çamurdur.Dördüncü Madde Ruhların çıkış ve dönüş yerini. olgun ve ârif olur ve ilk akla ulaşır ve çıkışı tam hasıl olur. iniş mertebelerinde kâh ateş suretinde. lâkin kemâl mertebesine ulaşamaz. Fakat o vücut ki. o nur. Bu hemen o ilâhî nurdur ki. O. Onun seyri. bitki. aslına gider. demir. topraktan ağaçlara gelir ve meyve suretine girip. yenmeden önce zail olur.

kamil bir insan kendi halini beyan ile şöyle mânalandırmıştır: Devredip geldim cihanı yine bir devran ola Ben girem bütün sarayı yıkıp virân ola Beher can tuğyan edip cismim gemisin dağıda Yerler altında bu cismim hâk ile yeksân ola Dört yanımdan nâr ve bâd ve âb ve hâk edip hücum Benliğim onlar alıp bu varlığım tâlân ola Dağılıp terkibim otuz iki harf ola tamam Nokta-i ruhum kamunun gevherine kân ola Bu vücudum dağı kalkıp itile yükler gibi Şeş cihâtım âçılıp bir haddi yok meydan ola . o kimse hakkı unutup kendine tapar olmuştur. tamam bilinmiştir. Bütün varlıklar. yükseliş kavsini beş beyit ile işaret edip belirtmiştir. kendi rabbinin terbiyesinden çıkıp Rabler Rabbinin dairesine girmiştir. Kim ki. Ta iş ve surette insana benzeyen goril ve maymun mertebesini bulmuştur. ta hurma ağacı olmaya yetmiştir. yakut ve zümrüt gibi cevherlerin mertebesine yükselmiştir. O. nihayet bulmuştur. Zira ki. İşlerinde gam ve keder denizine dalmıştır. İlâhî ahlâk ile dolmuştur. kâmil insan mertebesine gidip. Her kim ki. Rabbanî feyz. Bütün vakitlerinde halkın tümüyle barış ve iyilik içinde olup. kendini inkâr ve itiraz ateşine salmıştı. Ta mercana varıp. Çünkü geçici varlık olan Rabbanî feyz. o semte yönelik ve bakıcıdır. kemâl mertebelerinin suret ve sîretinde ilerleyip. Her nesnenin bir ismi vardır ki. Bütün vakitlerinde âlelem halkıyle kavga ve münakaşa edip.sonra la'l. tohumsuz biten bitkiler mertebesine gitmiştir. bilginin olgunluğuna erip. kamil insan olup. kâmil insanda birleşip. o mertebeden dahi yükselip. O halde her ortaya çıkış ve suretin boyasıyla boyanıp. üzüntülerden kurtularak. sonucu kâmil insan kılınmıştır. Devresini tamam edip. çok mertebelere yakın olmuştur. bütün varlıklara beraber ulaşır. O insan ki. Hurma mertebesinden. umumî vücut işinin devri böylece bulunmuştur ve bu geçici vücut. yani kendi tabiatının zindanından ruhun fezasına gelmiştir: O kimse nefsin putunu kırıp. Bundan sonra tohumla biten bitkiler mertebesine ve ondan ağaç suretine varıp. Onun başlangıcı ilk akıl. Bir varlık iken çeşitli suretler ile ortaya çıkmıştır. Böylece vücut dairesinin sonu öne gelip. külli akla ulaşmıştır. Bu mertebede varlık dairesi birleşip. ebedî saadeti bulmuştur. Allah'a tapar olmuştur. ona uygun parıltı almıştır. çeşitli görünüşlerde ortaya çıkıp. hayvan mertebesine yükselip yıllarca o mertebede yaşamıştır. Herkes kabiliyeti kadar feyiz verici Allah'ın feyzine naildir. Filozofun farsça mesnevisini. Zira ki. muradı hasıl olmuştur. bir daire şeklinde resmolonmuştur. kendi bağlı olduğu rabbin terbiyesinde kalmıştır. O mertebeden dahi yükselip. külli akla ulaşmıştır. bitkisel belirtilerle gelişip. Bu varlık dairesini bir filozof ilahi şekline getirip. o isim ona rab olmuştur. insan suretine gelmiştir.

yarım sayıyı. şaşkın ve hayran ola. Bu durumda varlık dairesi olduğu gibi bir görünür. su. sözlerini okusun ki sırrına konuk ola. tam sayıları. Dostlar kabrime gelip. tamam otuz iki harf ola. matematikçiler demişlerdir ki: Matematik ile özel bilgilerden. dört yanımdan hücum edip. her biri halimi bildiğinde. Şimdi bu çizgi ile bir daire. on kolay yöntem üzere. Ateş. mutlak sayıyı. kimi sebze. tam sayıyı ve artık sayıyı özet olarak bildirir. hava ve toprak. taşkınlık edip. Çünkü bu hayalî sayıdan ibaret olan hayalî çizgi. Ey aziz. varlığı gerekli olan ile varlığı mümkün olanı bir daire farz edesin. Bütün fikir ve duygularım o arsada haşrolup. malum olsun ki. kimi hayvan ola. İki kaş arası veya daha yakın olma sırrı onda bilinir. on madde ile açıklar. Bileşiğim dağılıp.Cümle efkâr ve havâssım haşr olup ol arsada Kalkalar hep yeniden sankim bahiristan ola Yevm-i tübladır o gün her mânâ bir sûret giyip Hem kimi sebze kimi hayvan kimi insan ola Kabrime yârân gelip fikredeler anvâlimi Her biri bilmekte hâlim vâleh-i hayran ola Her kim ister bu niyâz-ı derdmendi ol zaman Sözlerini okusun kim sırrına mihman ola (Dolanıp geldim cihanı yine bir dolanma ola. O gün karışıklık günüdür. durumlarımı fikredeler. Bu cismim. ki kavis şeklinde görünür. Bir doğru çizgi onu iki eşit parçaya böler. dönüş vaktinde asla ulaşmak ile aradan kaldırılır. dokuz kesiri. varlığın devranını bu miktar beyan ile. Şimdi filozofların yöntemi üzere.) Mümkündür ki. kimi insan. sanki baharistan ola. bu varlığım tâlan ola. benliğimi onlar alıp. yükler gibi itile. 7-BÖLÜM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Maddede ve zihinde hasıl olan eşyanın sayılarını beyan eden matematiğin. Ona hayalî çizgi ve dairenin çapı derler. kamunun gevherine maden ola. Bu vücudumun dağı kalkıp. Ruhumun noktası. halkalar hep yeniden. astronomi ilmine vasıta ve mukaddime olan matematik ve hendeseden birer bölüm yazılmak münasip görülmüştür. Ben bütün sarayı yıkıp gidem. sahih sayıları. Birinci Madde Sayının tarifini. bu bölüm bitip. cismin gemisini dağıda. yerler altında toprakla bir ola. O zaman her kim bu dertli niyazı ister. çok önemli ve çok lüzumlu olan kaidelerini. Altı yönüm açılıp. virân ola. . sınırı yok bir meydan ola. her mâna bir suret giyip. Her can.

basamakları vardır. Beş sayısı. Çarpım. Mesela dördü. beşte biri olduğu gibi. matematikçiler demişlerdir ki: Sayıların basamaklarının usulü üçtür: Birler. başka bir sayı üzerine eklemektir. kare kök almanın tariflerini. birin diğer çarpılana nispeti gibidir. Zira ki (12)'in yarısı (6). 1/9 (dokuzda bir) 1/10 (onda bir). Bir sayısı. Üçü. istenen sayı üçtür ki. basamaklarını. Bir sayıdan. bölmenin. beşe çarpmaktan. toplamanın. ki toplamı tamam (6)'dır. bir'e ve ondan türeyene denir. (9)'un kökü (3)'tür. Dördün yarısı. (6) gibi. İlk başta birler basamağıdır. Eğer farz olunun bir ybaşka sayıya bağlı olduysa ona: Kesir derler. o sayının kökünün üç olduğu gibi. beşe ya beşi dörde çarpmaktan yirmi sayısı elde edildikte. Bu durumda olmayanlara asal sayı derler. Üçü. . onun bire nispeti. beşin beşte biri olduğu gibi. 1/8 (sekizde bir). Bölme ise çarpmanın tersidir. yüzbinler. dört sayısı. 1/4 (dörtte bir). kök almanın.bilinmeyen sayı ortaya çıkar. Eğer tam sayının. (12)'den fazla olduğundan ona: Artık sayı derler. Bir ayıyı. altıda biri (1)'dir. Beşten iki eksilse üç kaldığı gibi. Üç ile beşin toplamı sekiz ettiği gibi. üçe bölünce. burada (1) pay. bunların toplamı (15)'tir. birbuçuk. Füruu da altı olup. Dokuz kesir şunlardır: 1/2 (yarım). Bu tertibin tablosu şu şekildedir: Birler Onlar Yüzler Binler Onbinler Yüzbinler Milyonlar Onmilyonlar Yüzmilyonlar. malum olsun ki. Bir sayıyı. Mesela oniki. binler. Zira ki. ikiye bölmenin. Ama sayı eğer mutlak ise. Eğer temel sayı. Bulunan sayıya ise: Karesi derler. Bunun için payda olan (8)'e eksik sayı derler. (8) gibi. 1/7 (yedide bir). (6)'nın yarısı (3). altıya bölünce yarım ulunduğu gibi. onbinler. yani başka bir sayıya bağlı değilse ona: Sahib (tam) sayı derler. yüzler. Eğer temel sayı. Bundan sonra sırasıyla: Onalr. zira ki. çıkarmanın. ikiye bölünce. Bir sayıyı ikiye bölmeye: Yarısını alma derle. Bir ayıyı. altıda biri (2)'dir ki. Özet olarak tarifler: Toplama bir sayıyı. Birin tekrarı iki olduğu gibi. dörtte biri (2). sekizde biri 51)'dir ki toplamı (7)'dir. saydığımız dokuz kesirinden bir kesiri varsa yahut kökü varsa ona: Temil sayı derler. öyle bir sayı elde etmektir ki. (2) paydadır. beşin. onmilyonlar. 1/5 (beşte bir). iki. yüzler. çarpım ve bölümün sonuçlarını bildirir. ne kesiri ne kökü vardır. dörtte biri (3). çarpmanın. (4)'ün kökü (2). onlar. kendisiyle çarpmaya: Karesini alma derler. üçtebiri (2). Bir sayısı. kendi parçalarından fazla olursa ona: Eksik sayı derler. Zira ki (8)'i yarısı (4). milyonlar. Sayı bir kemmiyettir ki. Asıl çarpılan sayıya da: Kök derler. Ey aziz. diğer sayıyla çarpmaya: Çarpma derler. birin üç mislidir. diğer bir sayıyı çıkarmaya: çıkarma derler. Eğer temel sayı. kendi parçalarından eksik olursa ona: Artık sayı derler. İkinci Madde Sayıların usul ve füruunu. dokuz elde edilip. beşin yarısı. iki kat almanın. bölüm. bir. Bir sayıyı bir kere tekrar etmeye: İki kat alma derler. üçte biri (4). yirmi sayısının dörtte biridir. 1/6 (altıda bir). diğer bir sayıya bölmeye: Bölme derler. bir sayı istemektir ki. (12) gibi. yüzmilyonlar. Yarım gibi 1/2. bölenin bölünene nispeti gibidir. beş kere üç: onbeş olduğu gibi. o. toplamı dokuz basamağa ulaşmıştır. Fakat asal sayı (11) gibi olur ki. 1/3) (üçte bir). kendi kesirlerinden olan parçalarıyle eşit olursa ona: Tam sayı derer. ikibuçuk olduğu gibi. dörde bölündükte. iki çarpılandan birin ona nispeti. Üçün karesinin alınmasından. yirmi sayısının beşte biridir. Oniki. (15).

Sureti budur: 00373 Mushaf-ı şerif 0032 02318 Tefsir-i mealim 0654 73514 sağlama: 2/2 Tefsir-i gâzi 0710 _______ Tefsir-i kebir 76205 _____ Toplam 2287 Sağlaması: 4/4 Cami-i buhari 0921 Lugat-ı kamus 0567 _____ 3775 . toplama çizgisinin altına ve o basamağın hizasına yazıp. altlarındakiler üzerine ekleyip. ona toplama çizgisi derler. Eğer toplam. Her on için bir sayısını tutup. Her basamağınki yerinde sayı bulunmaz. solunda olan basamağın bir'idir. o basamağı yani o sayıyı aynıyle toplama çizgisi altında toplam satırına geçirirsin. on'u bir itibar ederek yüzler basamağına nakledersin. Eğer ondan az ise. fazlayı. Eğer bu basamaktakilerin de toplamı. Her sayının ismini yani her kıymetin metaının adını. o basamağın altına yazarsın. toplanacak sayıların eşyasının isimlerini bir uzun kâğıdın sol tarafına biribirinin altına yazdıkça. onlar.dördün üç misli olduğu gibi. malum olsun ki. matematikçiler demişlerdir ki: Toplamanın en kolay yolu budur ki. Eğer soldaki basamakta sayı yoksa. birler basamaklarını biribirinin altına. her basamakta bulunan sayıları. işlemi tamamlamak için anlatılan tarz üzere gidersin. toplama çizgisi altına. Eğer toplanacak sayılar. on'dan fazla olursa. buna karşılık alta bir sıfır yazıp. Bu belirtmenin kanunu budur ki. solda bulunan basamağın sayısına eklersin. Bundan sonra sağdan başlayarak. sol tarafta kendi mukabilinde belirtirsin. her bir basamak tamam oldukça bakarsın. toplamı. her bir ismin sayısını rakamlarla onun sağında hizalarında birler. o on sayısını bir sayarsın ve solunda olan onlar basamağındaki sayı üzerine eklersin. altı bir çizgi çekersin ki. sağdaki her basamağın on'u. Üçüncü Madde Toplamanın en kolay yolunu bildirir. yüzler basamaklarında bulunan rakamlarını kendi basamaklarında yazarsın ve sayı bulunmayan basamağa sıfır koyup. kendi altında bulunan sayılara eklersin. tutulan sayıyı. Zira ki. iki veya daha fazla sayıyı toplamak murat eyledikte. üçten ya dörtten fazla olursa: Her dört sayıyı bir çizgi altında toplayıp. onlar basamaklarını. Ey aziz. onu. ona ulaşırsa. toplama çizgisinin üzerinde kalan rakamlara itibar etmeyip. yüzler basamaklarını aynı şekilde biribirlerinin altına yazıp. Ta sayılar bitinceye dek bu minval üzere gidersin. toplama çizgisi altında sayısız basamağın hizasına yazarsın.

Bu durumda öteki basamaklarda da aynı işlemi sürdürürsün. yazıp sağdan başlarsın. Alttaki sayıların toplamından dokuzlar atılınca (4) kalır. çıkarılan sayılarla çıkan sayıların toplamı. Toplamanın sağlamasını yapmak için her sayıdaki rakamlar toplamında dokuz ve katları çıkarılır. üstteki yani kendisinden çıkarılan sayılar dizisine eşitse. Çıkarmanın sağlaması. Ey aziz. Ey aziz. işlem doğrudur.Üzerinde toplama yapılan kâğıda: Dilli defter. kalanını çıkarma çizgisi altında yazarsın. Eğer toplanan sayıların rakamları toplamından dokuz ve katları çıkarılınca bulunan sayı. o bir. toplamada yazıldığı gibi. alınan iki sayıyı. matematikçiler demişlerdir ki: Hakikatte iki kat alma. O halde işlem doğrudur. matematikçiler demişlerdir ki: Yarıya bölmenin kolay yolu . Dördüncü Madde Çıkarmanın kolay yolunu bildirir. yapılan toplama işlemi doğrudur. Değilse yanlıştır. bu rakamlara: Kara cümle derler. matematikçiler demişlerdir ki: Çıkarmanın kolay yolu budur ki. Eğer çıkarılacaksa işlemi yapıp. toplamdaki rakamların toplamından dokuz ve katları çıkarılınca elde edilen sayıya eşitse. Altıncı Madde Yarıya bölmenin kolay yolunu bildirir. Belki her basamağı kendi misliyle toplarsın. kalanını çizginin altına yazarsın. Bunun iki katı dörttür. İşlemi gereksizdir. Misali budur: 320573 ______ 641146 Sağlaması: Üstteki sayı dizisinin toplamından (9) lar atılınca. yüzler basamağından bir alırsın ki. malûm olsun ki. Ey aziz. 270753 029872 ______ 240881 Beşinci Madde İki kat almanın kolay yolunu bildirir. yoksa yanlıştır. Eğer onlar basamağında sayı kalmadıysa. onlar basamağına nispetle on'dur. iki misli toplamaktır. Eğer bir şey kalmadıysa sıfır yazarsın. Her basamağı kendi hizalarından çıkarıp. malûm olsun ki. geride 2 kalır.

Ama üçüncü çeşitte. önceki basamağın altına yazarsın. birbirine çarparsın. Birleri birlere çarparsın. Eğer yarılananın yarısı. meselâ dört sayısını elli sayısına veya üç sayısına dörtyüz sayısına çarpmak murat eyledikte. son çarpılanı dahi onun sayısı kadar eşit parçaya bölersen. iki çarpımı toplarsın: Binüçyüz seksene ulaşır. İkincisinde. yarılayanın yarısı sağlamasıyla uyuşuyorsa işlem doğrudur. Orada bir veya sıfır varsa. Birincisi üç kısımdır. matematikçiler demişlerdir ki: Çarpma üç çeşittir. Ey aziz. Ama ikinci ve üçüncü çeşitte bileşik sayı. her birine başka çarpıp. Orada bir'den gayri sayı varsa o tuttuğun beşi. Zira ki basamaklar dörttür ki o üçüncüsü yüzler basamağıdır. Üçüncü kısımda. İkinci surette yirmiyi. O halde tek sayıları birbirine çarpıp. o bir için yine beş sayı tutup. bu surette önce dördü beşe. tutulanı öteki basamağın önceki cinsinden kabul edersin. bundan sonra onu. önceki çeşide dönersin. önceki gibi yirmiyi onlar itibar edersin. dörtyüz olur. bu minval üzere basamakların sonuna gidersin. Sayı çift ise tam yarısını yazarsın. Bu sonucu toplarsın: Üçyüz elli olur. tek sayıyı bileşik sayıya çarpmaktır. mesela ondördü yirmibeş'e çarpmak murat eyledikte. İkincisi tek sayıyı. tekine indirilse. sonra yirmiye çarparsın. Üçüncüsü bileşik sayıyı bileşik sayıya çarpmaktır. malûm olsun ki. iki çarpımı toplarsın: Üçyüz yirmi dört olur. sayıları yukarıda geçen minval üzere yazarsın. onu önceki basamakta bulunan sayının yarısı üzerine eklersin. İkinci surette yirmiyi binler kabul edersin. basamaklar üçtür ki ikincisi yüzler basamağıdır. Tek ise o kesir için beş sayı tutup. yarılayanın toplamı alarak olur. birer. mesela otuz sayısı kırk sayısına veya kırk sayısı beşyüz sayısına çarpmak gerekse. önceki surette onikiyi yüzler itibar edersin. Dört sayısını yüz sayısına çarpmağa döndürme olup. bir kere ya ziyade katlayıp. onlar. Zira ki. Birincisi. yoksa yanlıştır. sonra da yirmiye çarparsın. yüzler. katlama ve parçalamadan sonra her ne miktar sayıya ulaşırsa. çizginin sağında elif (1) şeklinde başka çizgi çekersin. Birincisi. kesir kalırsa.budur ki. Mesela yirmibeş'i. Bunu bilen. Bu durumda basamaklar tamam oldukta. Zira ki basamaklar beştir ki dördüncüsü yüzler basamağıdır. Yatay çizgiyi çekersin ve solundan başlayarak. Bu iki kısımı çarpmakta kolay yol budur ki: Bu iki kısımda bulunan birlerin gayrisini birlerden olan tarafa verirsin. ikinciyi iki defa bölersin. binler basamakları olan sayıya çarpmaktır. hesabını tez bilir. O çarpmanın sonucu cevap olur. çizgi altına yazarsın. Bundan sonra iki çarpılanın basamaklarını toplarsın. Yedinci Madde Çarpma çeşitlerinin en kolay yolunu bildirir. . Bu kaide çok önemlidir. onaltı'ya çarpmak gerektiğinde birinciyi iki kere katlar. tek sayıyı tek sayıya çarpmaktır. her basamağın yarısını kendi hizasına. Şu şekil üzere: 8730313 _______ Sağlama: 7/7 4365156 Yarıya bölmenin sağlaması. beşe. elde edileni tutarsın. Kaide: Eğer iki çarpılanın birini.

Vakta ki teki bileşiğe çarpmak murat edersin. Eğer harf-i ayn olan kesirlerin paydalarını birbirine çarparsan yine dokuz kesirin paydasını bulma yoluna gidersin. . Ey aziz. Onlar için sayılarınca birler tutup. sonrasında sayı varsa. yukarıdaki minval üzere işlemi tamamlarsın. Eğer birleri. haftanın günlerine çarparsan. İkisini dahi anlatılan şekilde yazarsın. Her on için bir tutup. onu bölene çarpasın ve onun sonucu bölünene eşit ola. o onlar sayısını sıfırın altına koyarsın. Mesela beş. Zira ki. malûm olsun ki. Veya bölenden az ve eksik gele. birler basamağının altına yazarsın. Eğer o sonuç bölünenden az geldiyse ve bölenden eksik olduysa. altmışüç bin kırküç sayısına çarpılsa: İşlemin sureti şöyle yazılır: 63043 5 ______ 315215 Eğer çarpan elli sayısı olursa. çarpım satırında önce bir sıfır koyarsın. yedi. Sekizinci Madde Bölmenin kolay yolunu bildirir. değilse yanlıştır. o eksik sayıyı bölene nispet edersin. Şu şekilde: 63043 500 ______ Sağlama: 8/8 31521500 Çarpmanın sağlaması: Çarpanın sağlamasını. Bu durumda çarpımın sağlaması ötekilerinkine uygun geldiyse işlem doğrudur. öyle bir sayı istersin ki. o sıfırın altına sıfır koyarsın. kesirlerin paydasından soruldukta: "Haftanın günlerini çarp seninin günlerine. onarı satırın sağının dışına yazarsın. iki sıfır koyarsın. dokuz kesirin paydası elde edilir ki: İkibin beşyüz yirmidir. elde edilen üçyüzaltmış günü. çarpımın birlerini. birler bulunmadıysa altına sıfır koyarsın. o istenen bölümdür. Eğer birler ile sıfırlar olursa. önceki basamakta bulunan kendi suretine çarpıp. Nitekim Hazreti Ali kerremullahü vecheye. çarpılanın sağlamasına çarpmakla olur. matematikçiler demişlerdir ki: Bölmenin kolay yolu budur ki. Latife: Eğer ayın günlerini. Bundan sonra teki. sıfıra çarparsan." buyurmuştur. dokuz kesirin paydalarıdır. sonra çarpımı dokuza sonra da ona çarparsan: İkibinbeşyüzyirmi elde edilir ki." Eğer önce dördü yediye. ki tek sayıdır. Eğer sonrasında sıfıra varsa. O halde eğer ona eşit olursa. dokuz ve ondur. Eğer onlar bulunup. yılın aylarıyla çarparsak. onun çarpım sonucu üzerine eklersin. ayn sahibi dört.Eğer sayıların basamakları çok olur ve işlem zor olursa kalemle kolay olur. Eğer çarpan beşyüz sayısı olursa.

Ta o basamaktan dört evin birini çıkarmak mümkün oluncaya dek ve evin sayısını. Ta bölünenin basamaklarının evveline ulaşınca dek işlemi tamamlarsın. Birincisi. ikincisi onun katlamasıdır. oraya bir sıfır koyarsın. son basamağa bakarsın. Bu durumda o sayı kesirdir ki. bölüm üçbuçuk olur. dörtte birle nispet edersen. üç artar. Bundan sonra soldan bölünenin sonundan başlayıp. dört yoldur. o sonuç onikidir. Bundan sonra ikinci bölümü dahi iki kat alıp. onun paydası bölendir. Onun hizasında çizginin altında çıkarılan evin aynı sayısını yazarsın. bölüm altıyüz doksandokuz olup. Eğer öteki basamaktan çıkarmak mümkün değilse. Bu çizgiyi bölenin altına kadar uzatırsın. onun sonucu bölünenden az olur. altına koyarsın. Eğer bölünenden birşey kaldıysa ki ondan böleni eksiltmek mümkün olmaz. O. altına bir çizgi çekersin. Mesela: Onüçü. Sonra bölenin iki katını alıp. Eğer çizgi altında bölünenin basamaklarından birinin hizasında. ondörde böldükte. Bundan sonra çizginin altında yazılan sayıları toplarsın ki. Onu bölen sayı olan dörde çarparsan. Eğer bir basamak eklemekle çıkarmak mümkün olmadıysa. bir başka basamak daha eklersin. Eğer bölünen ondört olursa. Bundan sonra bölüneni bu çizginin üzerinde ve bölenin solunda yazarsın. aranan sayı üç olur. bölenden eksik olur. Ondan onu iki kat alıp yine altına yazarsın. O bölüm. artık bir kesirdir ki onun paydası ondörttür. sonucu altına kaydedersin. ilk ev bölendir. onun sağında olan basamağı ona ekleyip bu minval üzere işlem yaparsın. Bölüm. Bu surette bölüm üç sayısıdır. evlerin sayılarının biri vaki olmadıysa. bölüm üçbuçuk olur. o basamağı yok edersin. Fazla sayıları bölmek için matematikçiler arasında makbul ve meşhur olan şekil. bölünenden bir sayı eksiktir. Bu ekleme üzere gidersin. bölenden eksiktir. Eğer bir sayı kalırsa. Ondan dört evin mümkün olan fazlasını o basamaktan çıkarırsın. Zira ki. üçüncüsü katlamanın katlamasıdır. Şimdi o eksik olan bir sayıyı bölen olan dörde. Mesela dokuzbin yediyüz seksendokuz sayısını. Aranan sayının çarpım sonucunun bölünen ile eşit olduğuna misal: Onikiyi dörde bölmek gibidir. elde edilen bu sayı ile bölümdür. bölüneni yazıp. onun üzerine yazıp. Şimdi buna: Dört ev derler. dördüncüsü onun katlamasıdır. Dört ev işleminin sureti böyledir: 11 kesir _____ 121 _____ 2323 _____ 4167 _____ 9789 bölünen . toplam olur. Bu. o basamakların sağında olan önceki basamağın altına koyarsın.O halde o nispetin sonucu. dörde bölmek murat eyledikte. ki.

onun dahi sağlamasını sonucun üzerine eklemekle olur. Mesela dördün kökü ikidir. Yirmibeşin kökü beştir. Altının en yakın kökü alınan sayısı dörttür. takriben o asal sayının köküdür. beşten çıkarırsın. yedi bölü yedi bir ettiğinden onaltının kökü dört olur ve tam sayı olur. Dokuzun tam kökünü ikiye katlar ve bir eklersen yedi olur. Şimdi bu. sekizin kökü iki ve beşte dörttür. matematikçiler demişlerdir ki: Eğer istenen sayı küçük ve tam sayı olursa onun kökünü almak kolay olur. onun altında en yakın ve kökü tam olan dördü. bölenin sağlamasına çarpıp. Yedinin kökü iki ve beşte üçtür. Bir kalır. Yüzün kökü ondur. Kökleri de tamsayıdır. Kırkdokuzun kökü yedidir. Diğer sayıların kökleri de bunlara kıyas ile ortaya çıkıp bilinir. Altıdan dördü çıkarırsan iki kalır. Tam kökün iki katını alıp. Altmışdördü kökü sekizdir. Zira ki. onun en yakın kökü alınabilir sayısı dokuzdur. Dokuzuncu Madde Sayıların kökünü. Eğer her ikisini bir üçünü sayı . bölünenin sağlamasına uygun olduysa işlem doğrudur. Eğer küçüğünü büyüğü götürürse mütedahildir (geçişlidir). Bayağı Kesirler Bayağı kesir. O halde onun kökü üç tam ve altı bölü yedidir. Mesela beşin kökü alınmak istense. Dokuzun kökü üçtür. Onaltının kökü dörttür. Uygun değilse unutma ve yanlışlık olmuştur. Bu durumda altının kökü iki ve beşte ikidir. kökü tamsayı olmasa onun kökünü çıkarmakta kolay yol budur ki: O asal sayının küçüğü. Onaltının kökü üç tam yedi bölü yedi olur ki. Bu durumda beşin kökü iki ve 1/5 olur. Eğer istenen asal sayı olsa. Bunların hepsi tam sayıdır. bir ilave edersin. Ama onun kökü murat olunsa. tekrarlamak gerekir. bu asal sayılara en yakın kökü alınabilen sayı örttür. artık kesir varsa. birden başka iki sayıdır. Seksenbirin kökü dokuzdur. Dokuzu ondan çıkarırsan bir kalır. Ona tam kök olan ikiyi katları ve bir eklersen beş olur. Eğer iki sayı eşitse mütemasildir (benzerdir). Otuzaltının kökü altıdır. Şimdi toplamanın sağlaması. malûm olsun ki.) Sağlama: Bölünenin sağlamasını. kökü tam olan en yakın sayı ile bu sayının farkını alırsın.___________ evler 1 014 bölen 2 028 0488 4 056 211 8 112 699 bölüm _____ 140 (Tarif eski usule göre olduğundan şekilde de kitaptaki şekil muhafaza edilmiştir. Ey aziz. kesirlerini ve bayağı kesirlerin hesabının kolay yolunu bildirir.

Müfret ve mükerrer kesirlerin paydası aynıdır. bölünenden kalan sayıya bölersin ta kalmayıncaya değin gidersin. Bu iki sayı da mütevakıftır. o kesir iki sayının vakfıdır (uygunudur). Sekizde birin altıda biri muzaf kesirinin paydası kırksekizdir. Kesir. Veya mükerrerdir ki üçte bir gibi onbirden iki cüz gibi. üç bölü dört gibi mükerrer kesirlerin de paydaları dörttür.götürürse mütevakıftır (bağımlıdır). Eğer iki sayıyı bir başka sayı götürmezse mütebayindir (uyuşmazdır). Mütemasil açıktır. Kaçan kesiri yazarsan. paydası ya tam sayıdır ki ikiden ona kadar dokuz kesirdir. Bu ikisinden her biri ya tek sayıdır ki üçtebir gibi onbirden bir cüz gibi. Bağlı kesirlerde araya ve (+) yazarsın. Eğer tam bölünürse. Bu paydalar ister mütebayin. böleni. ünam derler. ister mütevakıf. Veya muzaftır ki altıdabirin yarısı gibi onüçten bir cüzün onbirden bir cüz gibi ve onbirden bir cüz ve onüçten bir cüz gibi. O kesir ki. Matuf kesirin paydalarını ybulmak için iki payda alırsın. 121 O halde bir tam iki bölü üçü böyle yazarsın: 2 (1 ____) bir tam bir bölü üçü böyle =1 1 0 1 3 0 1 3 (1__) bir bölü üçü böyle = 1 (___) yarımın altıda birini böyle ___ (___) beşte iki ve 3 3 3 1 12 2 0023611 dörtte üçü böyle = 2 ve 3 (___ ___ onüçte birin onbirde birini böyle __ min __ 5 4 5 4 11 13 11 (_____ = ____) 13.11 143 Kesirlerin paydasına: Mahrec. mükam. . Eğer sonunda bir kalırsa o iki sayı mütebayindir. Sekizde birin dörtte biri muzaf kesirinin paydası otuzikidir. Bunlar mütebadiyen ise birbiriyle çarparsın. eğer onunla tam sayı olduysa. Fakat ötekilerin çoklarını azına bölersin. Eğer kesir ile tam olmadıysa onun yerine sıfır koyarsın. Muzaf asal kesirlerde araya min (=) yazarsın. mütedahil ise büyüğünü alırsın: bu çarpımları üçüncü bir kesirin paydası olarak yazarsın. onu kesirin üstünde ve kesiri onun altında ve paydanın üstünde yazarsın. Eğer kaldıysa. Muzaf kesirin paydası. o iki sayı mütedahildir. Mesela bir bölü dördün paydası dörttür. ona cüz denmiştir. ister ymütedahil olsunlar. üçüncü sayı onun paydasıdır. Veya paydası asaldır ki. İki ybölü dört. Yine hepsi birbiriyle çarpılır. Beşte birin altıda biri muzaf kesirinin paydası otuzdur. birbirlerine izafe edilen kesirlerin tek tek paydalarının çarpımına eşittir.

Kesirler çok ise aynı işleme devam edersin. payı paydasına eşitse bir olur. Yedi ile altmış mütebayin oldukları için çarpar. Bulduğun kesirin payını. mütehayin olan iki ile üçü çarparsın altı olur. payın yarısını alırsın. payı küçükse aynı kalır. Üç tane bir bölü beşin iki katı alınırsa. Payı büyük olursa tam sayılı kesir olur. Elde ettiğin oniki ile mütebayin olan beşi çarparsın. tam sayı kısmı olur. bir bölü altı toplanırsa bir tam olur. bir bölü üç. Sonra paydalarını eşitlersin. Altı ise elde ettiğin altmış ile mütedahildir. Kalan da kesirin payı olur. Bileşik kesiri. bir ile toplarsın yedi olur. Matuf kesirler bittiği zaman bulduğun sayı. bir tam bir bölü beş olur. Tek ise paydayı ikiye katlarsın. küçüğü olan paydasına bölersin. bir bölü dört toplanırsa. 1 1 1 6 4 3 13 1 ___ + ___ + ___ = ___ + ___ + ___ = ___ = ___ 2 3 4 12 12 12 12 2 111231 ___ + ___ = ___ + ___ = ___ = ___ 636662 1113216 ___ + ___ + ___ = ___ + ___ + ___ = ___ = 1 2366666 13361 3 x ___ = ___ -. paydasına bölersin. Mesela iki tam bir bölü dört. bir tam altıda birin yarısı olur. tam sayılı kesiri bileşik kesir yapmaktır. Paydaları ikiden ona kadar olan dokuz bayağı kesirin paydalarını bulmak için. O halde dördü ikiye böler altı ile çarparsın. ortak bölenleri ikidir. Bir bölü iki. dörtyüzyirmi bulursun. Bunun için büyük sayı olan payı. Bayağı kesirleri toplamak ve iki kat almak: Verilen kesirlerin ortak paydasını bulursun. o kesirlerin paydası olur. Bunun için tam sayı. . bir bölü üç. Tecnis. Bölüm. Mesela bir bölü iki. Bulunan sayı bileşik kesirin payı olur ve payda değişmez. Mesela onbeş bölü dört kesirinin ref'i. tam sayılı kesire çevirmeye ref' denir. Altı tam üç bölü beş için otuzüç ve dört tam üçte birin yedide biri için seksenbeş olur. üç tam üç bölü dört olur. Bir bölü altı ve bir bölü üç toplanırsa bir bölü iki olur. bileşik kesire çevrilse payda dokuz olur. payı olduğu gibi bırakırsın. Altı ile dört mütevakıf sayılar olup. kesirin paydasıyla çarpılır ve paya eklenir.2 x ___ = ___ = 1___ 55555 Kesirleri ikiye bölmek için payı çift ise.

kesir tam sayılı olur. bölünen ya kesir. önce onları bileşik kesir haline çevirir sonra çarparsın. tam sayı payda ile çarpılır. Kesir tam sayılı olursa. Mesela: Beş tam bir bölü dördü. 1 1 5 10 50 2 1 2 ___ 3 ___ = ___ + ___ = ___ = ___ = 8 ___ 2323863 1 1 13 36 468 20 5 3 ___ x 5 ___ = ___ x ___ = ___ = 16 ___ = 16 ___ 4 7 4 7 28 28 7 Bayağı kesirlerin bölmesi: Kesirlerin bölmesi sekiz kısımdır. 5 5 5 10 Çıkarma yapmak için iki kesiri ortak payda cinsinden yazarsın ve birini diğerinden çıkarırsın. paydayı aynen yazarsın. Kesirin paydası dört olduğundan dörde bölersin ve beş tam bir bölü dört olur. Öteki misalleri bunlara kıyas ederek yapabilirsin. Önce elde ettiğini ikiye bölersin. Bölünen veya bölenden biri tam sayı olursa. Çünkü üçte bir ile dörtte birin ortak paydası onikidir. Bu ise onikinin altıda birinin yarısıdır. üçe bölersen. Üçü. Üç bölü dördü yediyle çarparsan yirmibir bölü dört olur. üçte birden çıkarsa üçte birin yarısı olur. Elde edilen kesirin payı büyükse paydasına böler ve tam sayılı olarak yazarsın. Dört ile çarparsan elliiki bölü beş bulursun ki.4233 ___ in yarısı ___ . Mesela dörtte bir. 1 21 21 7 3 . Önce elde edilen büyükse. ortak paydaya pay alırsın. Zira ki. dörtte biri olan üçü çıkarırsan bir kalır. Önce tam sayılı kesirler. Çarpılacak kesirler tam sayılı ise. bileşik kesire çevrilir. çarpmadan önce kesiri bileşik kesir haline getirirsin. ya tam veya bileşiktir. Artanı. Mesela: İki tam bir bölü iki. Bayağı kesirlerin çarpımı: Tam sayı ile kesiri çarpmak için tam sayı ile kesirin payını çarpar. bir tam üç bölü dört bulursun. Bölen dahi ya tam ya kesir veya tam sayılı kesirdir. Bulunan paylar bölünür. Üç tam bir bölü dördü beş tam bir bölü yedi ile çarparsan. İki kesiri çarpmak için payları ve paydaları çarparsın. onaltı tam beş bölü yedi bulursun. Mesela iki tam üç bölü beş ile dört tamı çarpmak için iki tam üç bölü beş bileşik hale getirilir ve onüç bölü beş olur. on tam iki bölü beş eder. Onikinin üçte biri olan dörtten. ___ in yarısı ___ dur. Kesiri kesre bölerken. dört bölü yedi bulursun. üç tam bir bölü üç ile çarpılırsa sekiz tam bir bölü üç olur. beş tam bir bölü dörde bölersen. paydalar ortak olacak şekilde çarpma işlemi yapılır.

Elde ettiğin bölümü diğer orta ile çarparsın ve istenen tarafı bulursun. Ey aziz. ya eksiğe. diğer orta olan üç ile çarparsın. iki ortadan birini bilinen tarafa bölersin. İstenen orta bulunur. Mehazda soruya göre işlem yaparsın. İki ile altının çarpımı. malûm olsun ki. Fazlaya bağlı olan soruya misal budur ki: Hangi sayı dörtte biri ile toplandığında üç olur: Bunu dörtlü orantı ile çözmek için verilen kesirin paydası olan dört sayısını alır mehaz dersin. İki taraftan yanlardan beri bilinmese. dörtlü orantının çarpma yoludur. Bu dört sayının biri bilinmezse diğer üç sayının yardımı ile bulunur. her zaman doğru ve hesabın esasıdır. Eğer ortalardan biri olan dört bilinmezse. her yerde uygulanabilen. üç ve altı sayıları arasında. üçüncünün dördüncüye oranına eşittir. Eğer yanlardan biri bilinmeyen olursa. üç ile dördün çarpımına eşittir. Zira bütün bilinmeyenli problemler. belli olan ortaya bölersin. Bu anlatılan usûl. bilinmeyen bulunmuş olur. bilinen tarafa bölersin. Bu orantıda yanlar ve ortalar çarpımı birbirine eşittir. Elde ettiğin bölümü diğer taraf ile çarparsın. ya toplamaya veya çarpmaya ilişkin olur. Dörtlü orantının bölme yolu ise şudur ki: İki ortadan biri bilinmese ortalardan birini. ortalardan biri olan altıyı diğer taraf olan ikiye böler. Bölüm. üç ile altıya ortalar 3 9 denir. istenen ikidir. İstenen dokuz bulunur. dört. Eğer iki bilinmese. Burada iki ile dokuza taraflar. Eğer bilinmeyen iki ise ortalar olan üç ile dördü çarparsın. Dörtlü orantı öyle bir dört sayıdır ki. taraflardan biri olan dokuzu üçe böler. bu dörtlü orantı yoluyla çözülebilir. bilinen taraf olan altıya bölersin. matematikçiler demişlerdir ki: Bilinmeyen sayıyı bulmak için kurulmuş olan dörtlü orantı kaidesi. altıya bölersin. ya muamelâta.5 ___ : 3 = ___ : 3 = ___ = ___ = 1 ___ 4 4 12 4 4 1 21 12 4 3 : 5 ___ = 3 : ___ = ___ = ___ 4 4 21 7 Onuncu Madde Bilinmeyen sayının bulunmasının kolay yolunu bildirir. diğer taraf olan iki ile çarparsan istenen altı bulunur. ikinin dörde oranı üçün altı'ya oranına eşittir şeklinde bi dörtlü orantı kurulabilir. Meselâ: 26 ___ = ___ dörtlü orantısını düşün. Bulduğun bir tam bir bölü iki ile ikiyi çarparsın. Mesela: İki. . birincinin ikinciye oranı. Bulduğun bir bölü üç ile altıyı çarparsan istenen iki bulunur. iki ve altıdan ibaret olan yanları çarpar. üçü. dokuza bölersin. Aranan üç bulunur. Problemler: Gaflet olunmasın ki probmlemler ya fazlaya. Eğer üç bilinmese. dokuzu. iki ortayı çarpar. istenen üç bulunur. bilinen orta olan dörde bölersin. Eğer taraflardan biri olan dokuz bilinmese. Ortalardan biri olan altı bilinmese. Eğer iki ortanın biri bilinmezse iki tarafı çarpar bilinene bölersin. kullanışlı. Çıkan sonuç bilinmeyendir. yanlışsız. Bilinmeyen altı olsa onikiyi ikiye böler aradığın altıyı bulursun. Elde ettiğin onikiyi.

biri de soruda verilen sayıdır. Me'haz Bilinmeyen 3 x ______ = _________ orantısına göre ___ = ___ yazılır. İki ile üçü çarpıp beşe bölersen. Bu problemde mehaz dört. elde edileni. orta bir eklenerek beş. Bir çıkarınca orta iki olur. Eksiğe ilişkin olan soruya misal: Kendisinden üçtebiri çıkarılınca altı olan sayıyı bulunuz? Kesrin paydası olan mehaz üçtür. Çünkü soruların değeri farklı cinsi ile çarpılıp. ortak paydayı bulur ve soruya göre hareket edersin. ortaya bölersen isteneni bulursun. eksiltme yapılmışsa eksiltirsin. aynı cinsine bölünür. Onikinin üçte biri ile dörtte biri toplamı yedi olduğundan orta yedi olur. mehaz dersin. verilen sayı da üçtür. Toplamaya bağlı soruya misal: Hangi sayının üçte biri ile dörtte birinin toplamı ondur? Buna benzer sorularda. elde ettiğin onsekizi ikiye bölerek istenen dokuz sayısını bulursun. Ortak payda onikiye. iki rıtlın fiatı kaç dirhemdir? 5 2 5 rıtl 2 dirhem ederse ___ = ___ veya 3 rıtl x dirhem eder 3x Bilinmeyen dördüncü ortadır. yediye bölersen istenen sayı olarak onyedi tam bir bölü yediyi bulursun. netice üç rıtıl ve bir bölü üç rıtıl olurdu. Misali budur: 4 x 12 2 ___ = ___ 5 . Böylece üç bilinen bulunmuş olur ki biri mehaz. Muamelâta ait soruya misal: Beş rıtlın fiatı üç dirhem olsa.Yani soruda ekleme yapılmışsa eklersin. Soruda verilen on olduğuna göre: Me'haz Bilinmeyen 12 2 ______ = _________ kaidesine göre ___ = ___ Orta Bilinen 7 10 O halde oniki ile onu çarpar. Mehaz ile bilineni çarpıp. Mehazın vasıtaya oranı. Bilinen sayı altıdır. x = 12 x = ___ = 2 ___ 5355 O halde kendisi ile dörtte birinin toplamı üç olan sayı. Orta Bilinen 2 6 Üç ile altıyı çarparsan. . bir dirhem ve bir bölü beş dirhem bulursun. iki tam iki bölü beştir. bilinmeyenin soruda verilene oranla eşittir. biri orta. Bulduğun sayıya orta dersin. Eğer soru üç dirheme beş rıtl gelirse iki dirheme kaç rıtıl gelir diye sorulsaydı: İki ile beşi zarpar üçe bölerdim.

meselâ birincinin ikiciye oranı. üçte biri iki olup. astronomi için önemli ve lüzumlu olan şekillerini kolay bir yöntem üzere dört madde ile beyan eder. Me'haz Bilinmeyen 12 x ______ = _________ kaidesine göre ___ = ___ Orta Bilinen 6 24 O halde oniki ile yirmidördü çarparsın. noktayla biten. ortanın karesini bilinen yana bölersin ve bilinmeyen yanı bulursun. ancak duyularla işaretlenip ancak bir cihetle bölünme kabul etse. çizgi. İstenen altı sayısı bulunur. cüzü olmayan nesnedir.Çarpma ile ilgili soruya misal: Hangi sayının dörtte biri ile altıda birinin çarpımı. hiçbir cihetle bölünme kabul etmese. İstenen sayı oniki tam bir bölü iki olur. Ey aziz. arazların kısımlarından her nesne . ikincinin üçüncüye oranına eşit olsa. boyutlarını beyan eden geometrinin. çizginin son iki ucudur. Dörtlü orantıda üç sayı bulunup ortalar eşit olursa. bulduğun ikiyüz seksensekizi altıya bölersin ve istenen kırk sekiz sayısını bulursun. genişliği ve derinliği olmayan bir nesnedir. 8-BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Cisimlerin miktarlarını. yüzey ve cismin tariflerini. Yahut da dördün hangi sayıya oranı. ona: Çizgi derler ki. ancak duyularla işareti kabul olup. o sayının dokuza oranı gibidir? denilse: Yanların çarpımı olan otuzaltının kare kökünü alırsın. Soruda verilen iki kat olduğu için yirmi dört olur. yanları birbiri ile çarpar ve kare kökünü alırsın. Birinci Madde Nokta. kendisinin iki katına eşittir? Dörtte bir ile altıda birin paydaları dört ve altı olup ortak payda onikidir. beşin hangi sayıya oranına eşittir? denilse: Beşin karesini ikiye bölersin. malûm olsun ki. Meselâ: İkinin beşe oranı. Onikinin dörtte biri üç. geometriciler demişlerdir ki: Arazın kısımlarından her nesne ki. astronominin başlangıcı olan geometriye de sıra gelmiştir. ona: Nokta derler ki. bilinmeyen orta bulunur. Allah'ı tanımakta yardımcı olan astronomi ilminin tahsilini kolaylaştıran matematik ilminin özetinden bu kadarla yetinilip. Bu nesne. yanlardan biri de bilinmeyen olsa. O halde mehaz onikidir. uzunluğu. hakikatte yer tutup. çizgi ve yüzeyin kısımlarını ve özelliklerini özet olarak bildirir. çarpımları altı olduğundan orta altı olur. Arazların kısımlarından bir nesne ki. Eğer ortalar bilinmeyen olsa.

Arazlardan bir nesne ki. ona: Üçgen derler. pay ve sintüsü özet olarak bildirir. Üçgende. Kenarları dörtten fazla olan şekile: Çokgen dahi derler. birine: Doğu açı derler ki. Kenarları eşit olmayıp. dik üçgen. Çizgi. iki cihetle bölünme kabul etse. yay. ona eşkenar dörtgen derler. duyularla işareti kabil olup. ona: kare derler. çap. geniş üçgen adı verirler. birbirlerinden uzaklıkları. çizgiyle biter. ya düzdür. Düz yüzey odur ki. kenarları eşit olmayana: Dikdörtgen. o nesne uzunluk ve genişlikle olup. yani uzunluk ve genişlik yönünden bölünme kabul etse. bilinir. Ey aziz. bir noktada bitişmeksizin uzayan iki çizginin arasında yumrusudur. Paralel çizgiler. beşgen derler. bunun tersidir ki. dört kenarı olan şeklin. bazı cüzleri alçak olmayıp. Bunların dışındakilere yamuk derler. Doğru çizgi odur ki uzunluğu. birbirlerine kavuşmaları mümkün olmaz. Mesela koninin üst açısı gibi. genişlik ve derinlik bakımından bölünmesi kabul olsa. Eğer beş çizgi kuşatırsa. dörtgen derler. malûm olsun ki. doğru çizgilerin tersidir.Açı. Ama üçgen ve dörtgen dahi kısımlara ayrılırlar. ancak iki kenarı beraberdir. kenarları eşit olup. Eğer yüzeyi. açıları dik olmayana: Eşkenar dörtgen derler. düz olan iki ya fazla çizgilerdir ki. altıgen. açıları dahi dik olmasa. uzunluk mesafesinin cüzleri eğrilik üzere olup. dar açılı üçgendir. dokuzgen. kiriş. Bunun aksine ki. yani bazı cüzleri yüksek. Birine geometrik cisim derler ki. her üç kenarı birbirine eşittir. Bu minval üzere on kenara varıncaya kadar ongen derler. lakin kenar ve açılarından karşılıklı ikisi eşit olsa. ona: Cisim derler ki. üç cihete göre bölünme kabul etse. geometriciler demişlerdir ki: Her yüzey ki. Eğri çizgi. ya değildir. ona: Yüzey şekli derler. Geniş ve dar açıların bulunduğu üçgen. Birine: İkizkenar üçgen derler ki. bir tarafı göze mukabil oldukta. ona: Yüzey derler ki. bütün cüzleri eşit oyup. matematikte bahsolunan cisim bilgisidir. Doğru çizgiler dahi ya paraleldir ya paralel değildir. Birine: Çeşitkenar üçgen derler ki. Düz olmayan yüzey. Eğer kenarları eşit olursa: Kare. Açıları dik olup. İkinci Madde Üçgenlerin kısımlarını. mesafesi üzere farz olunan noktalar toplamı birbirinin hizasında ola. bir ucundan bir ucuna varıncaya dek o yüzey üzerinde farzolunan cüzlerinin çizgileri birbirine karşılıklı ve paralel ola. üç çizgi kuşatırsa. ongen derler. bir tarafı göze mukabil oldukta. Yüzey ise. dörtgenlerin çeşitlerini. Doğru . dört kenarı eşit olursa ve dört dik açısı olursa. düz olmayan yüzeylerin bazısına değirmi deler. öteki tarafıyle ortasının görünüşüne eğri parçalar engel ola. bir veya daha faza yüzeyin kuşatmasından bir cisimde meydana gelir. yedigen. bunun tersi olup. onu bir çizgi veya ziyade çizgi kuşatır. doğru ile eğriye ayrılır. iki yanlarından doğruluk üzere sonsuza dek uzatılsalar. sekizgen. derler.ki. Kürenin dış yüzeyinin yumruluğu gibi. öteki tarafıyle ortasının ve diğer tarafının görünmesine bir engel olmaya. iki çizgiyle kuşatılmış bir yüzeydir ki. Geniş açı bulunduğu takdirde. Açı iki kısım olup. çokgenlerin açı kısımlarını. yani uzunluk. kenarlarının üçü dahi birbirinden farklıdır. kenarları bir noktada birleşir ki o iki çizgi bitişik olmaya. Bu dahi üç kısımdır. Bunların yarımlarına: Yarım değirmi yumru ve yarım değirmi bükey derler. dik açı bulundukta. Yüzeylerin paralelleri ve paralel olmayanları. Birisine: Eşkenar üçgen denir ki. dairenin merkez ve çevresini. dört çizgi kuşatırsa. çizgilerin paralelleri ve paralel olmayanlarıyla kıyaslanırsa. Aynen bunun gibi. Eğer yüzeyi. Paralel olmayan çizgiler. beşgen.

İki tarafta bulunup. o: Dik silindirdir. koni. Bir kısmına dahi geniş açı derler ki. O noktaya: Kürenin merkezi ve o çizgilere: Kürenin çaplarının yarıları derler.açı dahi üç kısımdır. Bir şekil o şekilde olursa ki. bir eğri çizgi. küre şekillerini. Üçüncü Madde Mücessem şekillerden. Eğer o pay taban üzere dikey olsa. gaflet olunmaya. bir kısmına: Dar açı tabir ederler ki dik açıdan küçüktür. Merkezden o noktaya çıkan çizgi. Merkezden çevreye uzanan çizgilerin her birine. malûm olsun ki. o daireyi iki eşit parçaya bölüp. merkez ve çevresini. Anlatılan dairelerden o daire ki. ona: Küp derer. kutbunu. onlara: var sayılan devir noktaları denir. o: Dik konidir. merkezi geçmeyen doğru çizgiye: Veter (kiriş) denir ki. Bu düz yüzey. Kirişin yarısına: Düz sinüs derler. hareket kutbu dahi derler. onlara küre kutbu. o halde şüphe yoktur ki . Eğer bir daire. ona: Eksen derler. Bu çap ki. bir daire çizer. Ona: Küre kuşağı derler. dairenin yarıçapı derler. Şimdi o çevrelenen yüzeye daire derler. Değilse eğik konidir. o daireye. o cisme: Silindir derler ki. ona paralellik eden bütün dairelerin en büyüğüdür. Kürenin çevresinde her nokta ki farz olunur. Merkezi geçip. Eğer bir cismi. geometriciler demişlerdir ki: Her cisim ki. Dairenin çapının yarısına: mutlak sinüs derler. bir daire ortaya çıkar. kuşağını. o koninin payıdır. Ancak iki karşılıklı nokta ki. O daireler birbirinden küçüktür ki. bir küreyi iki parça eyledikte. düz bir yüzeyi bir yönüyle kuşatır ki. Değilse: Eğik silindir derler. yayın yarısına ulaşan dikeye: Sinüs eğrisi derler. merkezden çam kozalağı yüzeyi gibi dar bir noktaya yükselip. Merkezi. kürenin merkezinin aynıdır. dairelerle dönencelerini. o ortada var sayılan noktaya. her iki uca ulaşan doğru çizgiye -ki belirtilen yarıçaplardan her ikisinin tamamıdır dairenin çapı derler. bir cismi kuşatırsa. büyük. Eğer iki eşit paralel daire çevreleri arasını birleştiren düz yüzey ile bir cismi kuşatırlarsa. Kürenin iki kutbu. o şekile: Küre ve o yüzeye: Kürenin çevresi ve değirmi yüzey derler. çapın tamamıyle çevrenin bir yarısını kuşatır ve o daireyi iki parça edip. onun ortasından bir nokta farz olunup. kuşağa oranla boyutları eşit olan her iki daire eşittir. kürenin kutbunun aynısıdır. O daire. Ey aziz. küp. silindir. Dik olan doğru çizgiye: Dikey derler. bir devrini tamam ettikte. daireyi iki eşit parçaya bölmeyip. iki tarafında oluşan iki eşit açıların biridir. eğer bu pay o tabanlar üzerine dikey olursa. o noktadan o cismin yüzeyine çekilen çizgilerin cümlesi eşit olsa. ou bir veya daha fazla yüzey kuşatır. eksen ve hareketini. bu dairelerin dahi kutuplarıdır. dik açıdan büyüktür. Merkezlerini birleştiren çizgi. o dairenin tabanıdır. yavaş ve hızlı hareketlerini özet olarak bildirir. ona: Mücessem şekil derler. yüzeyin içinde bir nokta farz olunsa. o noktadan çevreye çekilen çizgilerin cümlesi eşit olur. Bir çap ki. dairenin merkezi derler. altı eşit kare kuşatırsa. Bu iki kısmın her birine: Parça adını verirler ve çevrenin her parçasına kavs (yay) adı verirler. biri büyük ve biri küçük olmak üzere iki kısma böler. ötekilerine küçük daire adı verilir.Şekil bir uzamdır ki. Bu iki kısmın kenarları doğru olmak lazım gelmez. kendi benzeri dik bir çizgi olup. onun kutbu. o iki daire onun tabanlarıdır. o silindirin payıdır ki. Eğer o yüzey kürenin merkezini geçerse. daire çizgisi ve değirmi çizgi derler. Kirişin yarısından çıkıp. iki kutbun arasını yarıya bölmekle. doğru bir çizginin üzerinde. Onu çevreleyen eğri çizgiye. iki kutbun arasını birleştirir. ona: Koni derler ki. Birine: Dik açı derler ki.

herhangi bir açısından kirişine çıkan dikeyi. Feleğin hareketi ya tektir ya bileşiktir. merkez çevresinde benzerli hareket derle. Dikdörtgenin ölçümü. âlemin merkezinin çevresinde doğudan batıya hareketle. onbeş derece mesafe kateder. Eğer böyle olmasa benzerli demezler. kuşakta bulunan hareketine kıyasla yavaştır. Çok kenarın ölçümü. benzerlinin tersi ola. çarpım yediye bölünse. kenarlarından birini. geometriciler demişlerdir ki: Bir yüzeyin miktarı onun ölçümüdür. ona: Benzerli hareket derler. üçe ve yediye çarpılsa. çevresinin ölçümü elde edilip. önceki saatte oluşturduğu açı. Kürenin tamamı kendi yerinde durup. Yani bir şeklin ölçüm bilimi. Ey aziz. kendi yerinde hareketiyle merkezi üzere dönerse. Önceki saatte kat eylediği onbeş derece kavse.bir küre. Alemin merkezi çevresinde. dik açısını kuşatan iki kenarının birini. malûm olsun ki. çapının üç ve yedi katıdır. muhtelif değildir. Odur ki. Eşkenar olan üçgenin ölçümü. Bileşik hareket odur ki. mücessem şekillerin miktarlarını ve yüksekliği olan eşyanın yüksekliklerini bildirir. en büyük felektir. çaplarının yarısını kenarlarını toplamının yarısına çarpmakla elde edilir. Açıları eşit olan üçgen ölçümü. çapına gerek kalmaz. Eşkenar dikdörtgenin ölçümü. Bu işin bizzat kendisine bağlı olan farklılığı. yirmi ikiye çarpılıp. Eşkenar olan çokgenlerin ölçümleri. bu kuşak üzerinde farz olunan o feleğin noktası. her dairenin çevresi. ikinci saatte kat eylediği onbeş derece kavsi eşittir. ipe hacet kalmaz. çevresine bir ip tatbik edip. o feleğin çevresinde eşit zamanlarda eşit açılar oluştura. hareketi bu minval üzere iken hareketinin sürat ve yavaşlıkta farklılık göstermesi tabii bir iştir. Lâkin her bileşik hareket. Kutuplarına yakın olan hareketi. Yani bu feleğin çevresinde kuşak misilli farz olunan daire. onun yüzeyinin miktarını bildirir. Bu harekete. eşit zamanlarda. iki çapından birinin yarısını. kirişin yarısına çarpmakla veya aksiyle elde edilir. Tek hareket odur ki. Her muhtelif hareket bileşiktir. Onun için bir dairenin çapı. Mesela dokuzuncu felek ki. kirişin yarısına çarpmakla veya aksiyle elde edilir. ya basittir veya muhteliftir. üçyüzaltmış eşit dereceye bölünüp. Muhtelif hareket odur ki. öteki kenarın yarısına çarpmakla elde edilir. tektir. bir gün bir geceye yakın bir sürede bir dönüşünü tamam eder. o çapının tamamına çarpmakla elde edilir. anlatılan şekilde hareket eyledikçe her bir yıldız saatinde.Dik açılı olan bir üçgenin ölçümü. Her basit hareket. kuşağa paralel olan küçük daireler üzerinde bulunan hareketi. O halde. bu feleğin yüzeyinde farzolunan nokta o hareketle eşit zamanlarda eşit mesafeler kateder. Dördüncü Madde Yüzeysel şekillerin ölçülerini. öteki kenarına çarpmakla elde edilir. Basit olan haraketi ki. basit değildir. Bu minval üzere hareketle âlemin merkezi çevresinde. onun kuşağı üzerinde bulunan hareketi. ikinci saatte oluşturduğu açıya eşittir. bir kenarının karesinin dörtte birinin iki katını üçe çarpmakla elde edilir. feleğin yüzeyinde ya içinde var sayılan bir nokta ki. bu açısından kirişine çıkan dikeyi. hızlı olup. Zira ki. feleklerin hareketinde sabit bir şekilde sürer. Lâkin her tek hareket. bölüm o dairenin . bunun yarısını. kuşağına en yakın olan haraketinden çok daha yavaştır. Eğer dairenin çapı. o haraketle hareket eylese. Feleğin hareketi. çapının yarısına çarpmakla elde edilir. bir felekten çıka.Dairenin ölçümü. Eğer dairenin çevresi. bir kenarını. birden fazla felekten çıka. eşit açılar oluşturur. üçe ve yediye bölünse. Geniş açılı olan üçgenin ölçümü. Diğer saatleri dahi buna kıyas ile bilinir. kendi yarısına çarpmakla elde edilir.

Küpün ölçümü. Şimdi. 9-BÖLÜM: İKİNCİ BAHİS Alemin şeklinin yuvarlak olduğunun isbatını. iki tarafın çarpımını bilinen ortaya bilersin. en yüze istek olan Mevla'yı tanımaya yardımcı ola. mızrağın tamamının arasındaki mesafeye bölüp. Yüksek şeyin yüksekliği ise üçüncüdür. Bunlara kıyasla bulutların miktarları. o yüksek şeyin ayna ile kendi aslı arasında olan oranı gibidir. bulduğun toplamı. Dik koninin yüzölçümü. durduğun yerle o yüksek şeyin. ayak ile. bir tabanını çevresine çarpmakla elde edilir. kendisi kadar olur. bölüm o dairenin çapı olur. Allah Taâlâ'nın: "Göklerin ve yerin melekûtuna bakmazlar mı?" (7/185) remzi. Sonra elde ettiğin sayıyı. Sonra ayna ile yüksek şeyin arasındaki mesafeyi boyuna çarparsın ve çarpımı. Şu halde bilinmeyen. ne miktara ulaştıysa. durduğun yerle aynanın arasındaki mesafeye bölersin ve işte bölüm o yüksek şeyin yükseklik mesafesidir. Şu halde yüksek olan şeyin gölge vaktinden. çapının yarısını. yıldızların ve feleklerin durumlarının keyfiyetini. durduğun yerle aynanın arasındaki oranı. ondan uzaklaşırsın. Bundan sonra durduğun yerden. kalandan dahi aynı şekilde kalandan doksanı atmakla. çapını. BİRİNCİ BÖLÜM Cisimler âleminin biçiminin yuvarlak olduğunu ve âlem küresi üzerinde .Bir yolu dahi budur ki: Bir asa dikip. boyunun.Yüksekteki şeylerin yüksekliklerinin ne miktar olduğunu bilmenin kolay yolu budur ki: düz bir yerde bulunan yüksek nesnenin taşının düşüş yerine ulaşmak mümkün ise. geometriden bu miktarca yazıldıkta. Eğer dairenin çevresi. bölüme kendi boyunu eklersin. en büyük dairesinin çevresine çarpmakla elde edilir. çarpım yirmiikiye bölünse. Yahut çapı. o yüksek şeyin tepesine vara. mızrağın senin boyundan fazla olan kısmına çarparsın. karenin ölçümünden bilinir. yediye çarpılıp.Öteki çözüm yolu da budur ki: O yüksek şeyin yakınında olan düz yer üzerinde bir ayna koyup. üçgeninin yüzeyine çarpmakla elde edilir. Ayna ile yüksek şeyin aslı dördüncüdür. görüşün o mızrağın tepesinden geçip. Ta ki. gölgesinin sana olan oranını bilirsin. yükse şeyin yüksekliğini bilirsin. âlemin yapısından da bir miktarca yazmağa gerektiren sebep olmuştur. Kürenin bütün miktarları. Güneş ufuktan kırkbeş derece yükseldikte. ortalardan biridir. çevresinin yarısına çarpmakla elde edilir. ya başka eşya ile ölçüp. tepesiyle tabanı çevresini birleştiren dikeyi.çevresi olur. feleklerin cisimlerinin ve yıldızların ölçümleri ortaya çıkar. (Karenin ölçümünün altıya çarpımı) Dik silindirin yüzölçümü. o aynada yüksek şeyin tepesini seyredesin. bütün miktarı elde edilir. bilinmeyen bölüm olur. Vakta ki. Çünkü dörtlü orantıdan boyun yüksekliği ilktir ve ayna ile durulan yerin arası mesafesi ikincidir. Kürenin yüzölçümü. O kadar gidersin ki. o yüksek şeyin taşının düşüş yeri olan aslına varıncaya değin. ondan o kadar uzaklaşırsın ki. tıpkı dairede olduğu gibidir. hakîmâne on bölümle tafsil eder. Zira ki. her nesnenin gölgesi. Burada bilinmeyen üçüncüdür. işte o yüksek şeyin yüksekliği odur. küpünden yedisini ve yedisinin yarısını atıp. o düz yerde boyundan daha uzun bir mızrak dikip. tabanlarnın yüzölçümleri ise.

alemin yaratıcısına cevher deyip. malûm olsun ki. şeriata aykırı sanılırsa. Meselâ: Ay tutulması. kalbin yatışması için bitmeyen feyz kaynağı İmam Muhammed Gazali (Allah ona rahmet etsin) hazretlerinin "Tehafüt-ü Felasife" adlı kitabında yazdığı arapça ibareleri aynıyle burada tercüme kılınmıştır ve o büyük imam hazretleri buyurmuştur ki: "Malûm olsun ki. yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır. ışığını güneşten alır. yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının görünmemesinden ibarettir. peygamberleri tasdik zaruretinden değildir. İkinci kısımdaki çekişmeler. dedikleri gibi. Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır. yerin gölgesinde kalsa. Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı. filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda münakaşa. bu ilmin kaideleri hepten bu esas üzere kurulmuştur. mekândan münezzeh. Birinci Madde Feleklerin yuvarlaklığının kabulünü ve unsurları ve yuvarlaklığa erişkin olan hayret verici meseleleri bildirir. Ne zaman ay. onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez. dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. cevheri. mücerret söze dayanır. cisimler âleminin ve yerin yuvarlak olması kabul edile. Bundan başkasına imkan yoktur. Yani o işleri kabul. Bu felsefî görüş. endişenin atılıp. astronomlar demişlerdir ki: Unsurların ve feleklerin yuvarlaklığının inkârı için ileri sürülen delillerden uzaklaşmak. Zira ki ay. O halde onlarla münakaşa etmek. zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur dedikleri .çizilen büyük daireleri ve feleklerin tabakalarının tertibini ve cisimlerin özlerini ve en büyük feleğin şekil ve yapısını altı madde ile beyan eder. güneşin ışığı ondan kesilir. Zira ki. Meselâ: Filozoflar. Ey azizi. astronomi ilminde gereklidir ki.

" Buna rağmen o kimse kesinlikle bildiği bu işte şüphe etmez. yolsuz yardım edenlerin zararı daha çoktur. Sahih olduğu takdirce dahi kesin işlerde. nerede kaldı ki nakli sahih olmayan. . Bundan sonra İmam Gazali hazretleri. Zira ki. dine zarar vermez. ona muttali olup. cesetlerin haşri gibi. iddialaşmaktansa te'vili ehvender. din esaslarından birine ilişkin ola: Alemin sonradan yaratılması. Allah'ın sıfatları. düz olsun. felekleri ve unsurları buldukları gibi. onüç tabaka olsun. güneş ve ay tutulmaları hususundaki Hadîs-i Şerifi nakledip. onun Allah'ın kudretiyle vücuda geldiğidir. tahkikine gücü yeter. o kimse ki. kesinlikle bu noktaya ulaşmayan kati işler karşısında te'vil olunmuştur. ona denilse ki: "Bu şeriata aykırıdır. daha az veya çok olsun. şeriata. o kimse dine zarar vermiş olur. dinin gereklerinden zanneder. yoluyla tan edenlerin zararından. kastolunan şey. bu işlerin olmasına geometrik ve matematiksel deliller delalet eder. Çok açık deliller.. Alemin sonradan olduğu sâbit olduktan sonra. Filozoflarla İslâm âlimleri arasında tartışılan konu: Alemin sonradan olduğu ve sonradan olmadığı meselesidir. miktarından ve süresinden haber verir. Üçüncü kısım odur ki. söylenmiş bu işleri çürütmekte münazarayı. yuvarlak olsun. Nitekim "akıllı düşman akılsız dosttan iyidir. Alem her nice olursa olsun. İmdi. onda tartışma. Bu durumda. beşki şeriatta şüphe eder ki: "Kesin bilgiye aykırı şeriat nasıl olur?" diye tereddüde başlar. Bu görüşleri dahi münakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir." demişler. demişlerdir ki: "Hadîs-i Şerifin sonunda buyurulduğu üzere: "Ay tutulması İlahî tecelli sebebiyle saygıdır. sebebinden ve vaktinden. Bu maddelerde onlarla gerektiğince tartışmak ve sözlerini çürütmek lazımdır.gibi." bu fazlalığın nakli sahih değildir.. Bir kimse ki.

birbirini çevreleyen ve birbirine teğet kürelerdir ki.Meselâ: Onlar derler ki: "Alem sonradan yaratılmamıştır. kürevîden gayride olmak muhaldir. burada yazılmıştır. yerin gölgesiyle ay tutulduğu ve tutulma anında yerin gölgesinin ayıp yüzünde dönücü bulunduğu ve yeryüzünde seyyahların hareketiyle enlem ve boylam yerlerinin değişiklik üzere bulunduğu hep yuvarlaklığın delilleridir. kadimdir. dağlar. kutba yakın olan yerde küçük daireler çizerek görünmesi ve ufuk dairesine teğet görünen sabit yıldızdan ekvatora varıncaya değin zaman boyutu hesabiyle gizlilik zamanının artması. hayalî vehmin mağlûbudur. Tabiatının gereği olan nice deliler ile bu dava ispat edilmiştir. iğne atacak bir boş mekân olmayıp. hâdistir." Biz bu sözleri çürütüp. Her kuşağın bir kavis olduğu nazarî ve fikrî kanun ve insan aklının tecrübesiyle bilinir. şeriate muhaliftir diye reddetmekle reddolunmuş olur kabilinden zannetmeyeler ve inkâr yoluna gitmeyeler. Her değişikliğe uğrayan hâdistir. malûm olsun ki." İmam Gazali hazretlerinin bu sözleri. deniz. Kara. İkinci Madde Alemin yuvarlaklığını isbat eden akli delilleri bildirir. ta bir hadde varıncaya değin . Alem. anlatılacak şaşırtıcı işleri. deriz ki: "Alem sonradan yaratılmıştır. şekillerin en genişi olduğundan başka gökte ve yerde müşahede olunan durumlar. vâdiler. Kürevî şekil. Ey aziz. astronomlar demişlerdir ki: Alemin işlerinin tümü birbirine bağlıdır. Ta ki dine bağlı olanlar. Alemin her ne tarafına bakılsa. Zira ki kadime dayanır ve her kadime dayanan kadimdir. yumru görünür. Yuvarlak zemini düzeysel zannedip. ulvî ve süflî cisimlerle dolmuştur ve âlemin tabii yapısı yuvarlak şekil üzere olmaktır. O halde âlem kadimdir. âlemin kutbunun çevresinde paralel daireler üzere dönüp. çünkü değişicidir. dünya düzdür fikrini edenler. Sabit yıldızlar. değişik şekilleriyle toptan bir küre olup.

yıldızların görünme süresince yükseklik ve düşüşünün eşit olması. Hatta öbür kutbun yakınında hiç görünmeye. görünme ve gizlenme zamanları eşit ola. küre şeklinde olmayıp. kutup yıldızının ve güney yıldızlarının yüksekliğinin artması ve kuzey yıldızlarının düşüşünün artması. Bundan sonra gizlilik zamanı yavaş yavaş artıp. ya üçgen. doğu tarafında. . yaklaştıkça en aşağılarının dahi görünmesi. güney tarafına gidenlere. deniz suyu yumruluğunun. doğup ve batacak. bakanlara.. seher vaktinde vaki olan ay tutulması ve doğuş anında beliren güneş tutulması. ay tutulması ile ayın yüzünde ortaya çıkan yerin gölgesi dahi daire şeklinde belirmeyip. Atmosferik olaylar değişik yerlerde gözetlenip. Ay tutulması vaktinde. ya altıgen şeklinde olsa.ki. Zira ki. kuzey kutup yıldızı ve diğer kuzey yıldızlarının yüksekliklerinin artması ve güney yıldızlarının düşüşünün artması. ya kare. yerin ve göğün yuvarlaklığına delalet eder. ya altıgen şeklinde görünmek iktiza ederdi. eğer yer.. doğması ve yine aynı minval üzere batması ve yıldızın büyüklüğü ufkun üstünde değişmeyip. güneşin ekvator üzerinde iken görünmesi ve görünmemesi süreleri eşit oldukta. yerin küreliğine açık delildir. görünme zamanı azala. Bütün bunlar. Oysaki görüntü hep daire şeklinde olmuştur. ya üçgen. Doğan yıldızların ufuktan günün yarısına gelinceye dek yavaş yavaş yükselip. kuzey tarafına gidenlere. batıdakilerden önce doğası ve batması. gemiden örttüğü sahillerin ve dağların. ya kare. ayın yüzünde daire şeklinde ortaya çıkan yer kürenin gölgesi olduğu. gölgenin düz bir çizgi üzere doğu ve batı noktalarına karşılık ve iki gölgenin birbirine eşit olması. batış ve doğuş sırasında yerin buğusuyla değişir ve büyük görünmesi ve daima yeryüzünden göğün yarısı ya yarısına yakını görünmesi ve yıldızın doğudakiler üzerine. önce en yüksek tarafları görünüp. ay ve güneş tutulmalarının saatiyle meydana gelmesi.

Hareket günü. doğru bir çizgi üzere. batılılarınkinden önce olduğu ay ve güneş tutulmalarıyle bilinir. Mesela batıdakilere ya seher veya kuşluk vakti görünür. Yerin altı tarafında ve göğün ortasında vaki olan güneş ve ay tutulmaları. Birinci esele: bir günün üç şahsa nisbetle değişik olmasıdır. Yerin üstünde ve göğün ortasında meydana gelen güneş ve ay tutulmaları. biri de orada kalsa. malum olsun kip astronomlar demişlerdir ki: Yuvarlaklık kaidesine dayanan astronomi ilminin şaşırtıcı meseleleri vardır ki. yerin altından dolaşıp doğudan gelen gemiler. yerin yuvarlaklığı davasını ispat edip. doğudakilere ya akşam veya ikindi vakti görünür. Bütün bu durumların. doğudakilere görünmez. batıdakilere. bütün delillerin mühürü olup. Ey aziz. batıdan gidip. ve gidenler. yerin üst tarafında oturanlara görünmez. güneş ve ay tutulmalarıyle bulunur. hem sorulur. ve aynı hızla yürüyüp. Mesela: Belirli bir yerden. O halde doğuluların sabah ve akşamı. Hind-i Şarkî adı verilen Hindistan'a ve Hind-i Garbî adı verilen Yeni Dünya'ya (Amerika) deniz yoluyla sefer edenlere şarken ve garben gidip-gelme imkanı ortaya çıkıp. Göğün ortasında ortaya çıkan güneş ve ay tutulmaları. tartışma kapısını kapamıştır. Nitekim şehirler arası uzaklıklar. doğuş anındaki ay tutulması ve akşam vaktindeki güneş tutulması.batıdakilere görünmez. doğuya giden batıdan. biri batıya gidip. Bütün bunları bir yana bırakalım. kürenin gayrisinde olmak ihtimali yoktur. Batıda. batıya . hem şaşılır. bir günde yerinde duran şahsın yanında toplansalar. batıya giden doğudan gelip. Üçüncü Madde Dünyanın yuvarlaklığı kaidesi üzerine bina edilen şaşırtıcı meseleleri bildirir. doğudakilerden önce görünür. yerin alt yüzünde oturanlara görünmez. üç şahsın biri doğuya. yerinde durana göre cuma olsa.

âlem küresinden bir damladır. yukarıdaki mesafesi aynı değildir Zira ki. geliş günü ona göre cumartesi düşer. bunun sırrı budur ki. yedi günde bir gün bir gece eksilmiş olur. merkez daireden uzaklaştıkça yumulma yayı az olur ve unsurların cüzleri ise her nerede bulunursa. İkinci mesele budur ki: Yeryüzünde derin bir kuyu üzerinde yüksek bir minare olsa. taşların düşüş yerleri arasındaki mesafe beş metreden az olur. o kuyunun dibinde bir kâseyi su doldurup. doğuya gidene göre cumartesidir. iki şakülün başlangıç ve sonuçları eşit olmaz. Aynen bunun gibi iki duvarın tabanlarındaki mesafesiyle. yedi günde bu eksikliklerin toplamından bir gün bir gece hasıl olup. güneşin devrinin yedide biri kadar geç olur. almayıp fazla gelir. bunun gün batımı vakti. durandan günbatımı güneşin devrinden yedide bir kadar önce olup. Zira ki. Şimdi. İngiliz gemileriyle kutuplara vardıkta. gittikçe yakınlıkları artarak. Birinci mesele: Zeyd. o suyu minarenin tepesinde o kâseye koşalar. batıya gidenin aksine o. altı ay gündüz altı ay gece . Bunun için yerine geldiği gün. iki yerden birer taş atılsa. ona nisbetle perşembe düşer. Üçüncü mesele budur ki: Gayet yüksek bir minare şerefesinde. güneşin hareketine uygun gitmesiyle. Yine yuvarlaklık kaidesine dayanan şer'î meseleler sorulur. şerefedeki atılış yerleri arasındaki mesafeden az olur. bir miktar fazla su alır. yerin merkezinde birleşseler gerektir. Şimdi kâsenin ağzında bulunan dairenin kavsi. mesela batıya gidenin seyri yedi gün olsa. eğri olu ve minarenin tepesinde. Bunun gibi doğuya gidenin seyri güneşin hareketine ters olduğundan. iki taşın düşüş yeri arası. kuyunun dibinde ye merkezine yakın olup. Bu gecikmeden.gidene göre perşembe. Mesela şerefenin bir kenarından bir kenarına uzaklık beş metre olsa. duranın gün batımında. ona oranla düz olmaya yakın olmakla.

Değirmi kuşaklar gibi. yukarıda açıklandığı gibi. nice muhtelif daireleri kutuplarıyla beraber ispat etmişlerdir. batıdan doğar. Nitekim halen altmış altını enlemde güneş. Amr ise inkârında ısrar edip. âlem küresine oranla büyük ise de. uzun sürede ekvator hattıyla çakışıp. âlem üzerinde. bu mümkün değildir. Ama büyük daireler. durumu böyle açıklasa. Zeyd bu meseleyi. âlem üzerinde konuları ve çizilen on büyük daireyi bildirir.5 derece) geçip. Zeyd. diğer gezegenlerin kuşakları da onun gibi çakışmakla. . feleklerdeki ve yerdeki işleri tespit ve biribirine bağlamak için. Ama büyük daireler odur ki. Büyük daireler. ona küçük derler. malum olsun ki. bir kısmını küçük daireler saymışlardır. Meşhur daireleri iki kısım itibar edip. talak vaki olur mu? Üçüncü mesele: Zeyd Mekke şehrinden başka bir yerde bir mekan vardır ki o mekanda. bu müddette beş vakit namazı ve ramazan orucunu ne şekilde eda eder. on tanedir ki: Muaddilünnehar (güneşitleyici) dairesi. astronomi kaidelerine tatbik mümkündür. Amr ile kıyamet alâmetlerinden olan güneşin batıdan doğması meselesinde bahse tutuşup.olmakla. dese ve eğer mümkün olursa karım boş olsun dese. astronamlar. dese: Amr inkâr etse. Ey aziz. deyip. Amr inkâr edip. batıdan doğmuş olur. Takiyüddin Rasit'in sözüne göre. İkinci mesele: Zeyd. bir kısmını küçük daireler saymışlardır. bir kısmını büyük daireler. burçlar dairesi genel meyli (23. dört yön kıbledir ki ayakucu notasındadır dese. Dördüncü Madde Feleklerde ve yerde ortaya çıkan olayları açıklamak için. ikisi de 'benim sözüm doğru değilse kölelerimiz azat olsun' deseler. hangisinin yemini bozulur? Bu üç sorunun cevabı arz olunmadı.

Biri gün yarısı dairesi. altı tanedir. Bu dairenin yüzeyinde. enlem dairesi. sayılan bu dairelerden gayrisi olan büyük dairelerdir ve küçük dairelerdir. Ayrı ve hareket edici olan büyük daireler. Zira ki fele onda uzaklığını kuruyarak. o daire ile burçlar dairesi arasında olan mesafedir. Buna düz felek dahi derler. Oniki burç. Bu daireler dahi günlük dönüş . Buna. dolap gibi döner. bunlara: Günlük dönüş yerleri derler. yükseklik dairesi. ufuk dairesi gündüz yarısı dairesi. (Burçlar kuşağı dairesi) dört kutuptan geçen daire. Ekvatora paralel olan dairelere: Günlük dönüş yerleri derler. bunun üzerinde itibar olunduklarından buna: Burçlar dairesi dahi derler. Bu daireler. görünen gök ortası dairesi. Buna paralel olan dairelere: Enlem daireleri derler. İkinci daire. biri ilk semtler dairesi.e burçlar kuşağı dairesidir. Zira ki. Buna onun için muaddil (eşitleyici) derler ki: Güneş buna teğet oldukta. biri ufuk dairesi. yıldızın merkezi onların birinin yüzeyinde bulunsa: Burçlar dairesinden kuzeye ya güneye eğilimli olmuş olur. burçlar feleği dahi derler. Sayılan bu dairelerin bazısı âlem küresi üzerinde ayrı ve hareket edici olarak konulmuştur. Bitişik ve sabit olan daireler. büyük felekte farzolunan her noktadan bu feleğin dönmesiyle. biri eğilim dairesi ve biri enlem dairesidir. Şimdi o yıldızın enlemi. yerküre üzerinde çizilen daireye: Ekvator derler. alemi böler farzolundukta: Ekvator. biri yükselme dairesi. eğilim dairesi. onun üzerinde iki kutbu olan âlemin kutbu ile kuşağı olan eşitleyici dairenin arasında çizilirler. Doksanıncı enlemden başka her yerde gece ve gündüz yaklaşık olarak eşit olur. günlük hareketle çizildiklerinden. Bunlar hayal edilen küçük dairelerdir ki. Yani gün eşitleyici daire. Bazısı bitişik ve sabit resmolunmuştur. yer düzeyi üzerinde ondan meydana gelen dairenin çevresidir. On büyük daireden ilk daire: Gün eşitleyici dairesidir.mıntıkatül buruç dairesi. semtler ilk dairesi.

Bu daire âlemin iki kutbundan ve iki kutup burcundan. yarı dairelerinin ortasında iki nokta yanında olur ki: Biri kuzey kutbu sebtindedir ve ona: Yaz dönümü derler.daireleri gibi hayalî küçük dairelerdir Çünkü burçlar feleğinin iki kutbu ki. iki değişim noktasından geçmiştir. âlemin iki kutbu olan gün eşitleyici dairenin kutuplarından başkadır. Kutupları. Onun için bulan: Dört kutbu geçen daire derler. gün eşitleyicisinden kuzeye meylini ondan başlar. iki orta noktadan geçmiştir. burçlar dairesinin. Üçüncü daire. o iki çeyrek üzerinde farzolunan dört noktadan ve o dördün karşısında bulunan öteki dört noktadan geçmişlerdir. Şimdi lazımdır ki. gün eşitleyicisi daire ile burçlar dairesi âlemin çevresi üzerinde. Yine azımdır ki. Onlar da dörtte bire bölünür. o noktaların arasında her birinden yarım daire meydana gele. hepsi iki karşılıklı noktada yani iki burçlar kutbu üzerinde kesişmişlerdir. orta noktadır. Öbürü güney kutbu semtindedir ve ona: Kış dönümü noktası derler. burçlar feleği. onlarla o çeyrekler üzer eşit bölüme bulunmuştur. Bundan sonra altı büyük daire hayal olunmuştur ki. O noktanın biri ki. gün eşitleyicisinden nihaî uzaklığı. Bunun karşısındaki noktaya: Güz eşitlik noktası (21 aralık) derler. dört kutuptan geçen dairedir ki: Adı geçen altı dairenin biridir. Altı daireden geriye kalan dört daire. burçlar dairesinin iki kutbudur. Bundan sonra bu dört çeyrekten iki çeyrek bitişiğin her biri üzerinde iki nokta farzolunmuştur ki. Şimdi bu iki kesişme ve iki nihaî uzaklık ile burçlar dairesinin dört noktası belirlenmiştir. ki. güneş buraya geldikte0 Çok yerde bahar mevsimi belirir. Zira ki. iki değişim noktası olmuştur. burçlar dairesi gün eşitleyicisi gibi büyüktür. Bunların kutupları burçlar dairesi . iki karşılıklı nokta yanında kesişirler. Bu altı hayalî dairenin biri o dairedir ki. Bunun âlem küresi üzerinde iki kutbu. ona: Bahar eşitlik noktası (21 mart) derler. Zira ki.

doğu noktası ve batı noktasıdır. Bu altı daire. ayakucu (nadir) bulunan iki noktadır. birine batı noktası ve batı güneşitleyici derler. Bu gün yarısı dairesi. Bu dahi hareket eden bir büyük dairedir ki. doğan ve batan derler. Dördüncü daire. Beşinci daire. güney ve kuzey çizgisi derler. . başucu (zenit). Ufuk dairesinin üstündekilere yüksek köprüler derler. zeval çizgisi. ayakucu noktalarından geçmiştir. Biri güney noktası. Bu ufuk dairesinin burçlar dairesi ile kesiştiği iki noktaya. ufuk dairesini iki noktada kesmiştir. biri kuzey noktasıdır. Her bir kısmını. Bu iki noktanın arasını birleştiren çizgiye. bu altı daire ile oniki kısım olmuştur.üzerinde farzolunan noktalardır. ufuk dairesidir. burçlar kuşağında bulunanlar burçlar kavsi adıyla şöhret bulmuştur. oniki burca bölünür. gündönümünü iki noktada kesmiştir ki. Doğu noktası ile burçlar dairesi. Bu ufuk dairesine paralel olan küçük dairelere köprüler derler. Bu iki nokta arasını birleştiren doğru çizgiye: Doğu ve batı çizgisi ve güneşitleyici çizgi derler. Şimdi sekizinci felek. Bunların hepsi dokuz enlemin gayrisindedir. Altında bulunanlara alçak köprüler derler. Bunun iki kutbu. âlemi keser farzolunsa. gün yarısı çizgisi. Bunun iki kutbu. Buna nispetle yıldızların doğuş ve batışları belirlenmiş ve bilinmiştir. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki feleğin görünen yarısından görünmeyen yarısını ayırmıştır. âlemin iki kutbundan ve başucu. büyük felek ve benzer feleklerin cümlesi. doğu noktası ile onların arasında bulunan kavse batı siası derler. ya yıldız merkezi arasında ufuk dairesinden vâki olan kısa kavse doğu siası (Amplitude). birine doğu noktası ve doğu güneşitleyici. Her kısmında. iki yarım daire kuşatmıştır. Ufuk dairesi. Onun için sekizinci feleğin ismi: Burçlar feleği olmuştur. gün yarısı dairesidir.

başucu ve ayakucundan geçip. eğilim dairesidir ki. Buna ilk eğilim denmiştir. o çizginin tepesinden geçmiştir ki o çizgi. Buna başucu dairesi dahi derler. Güneşitleyici dairenin iki kutbundan geçmiştir. Bu yükseklik dairesi. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki. O noktalar sabit olmayıp. Her birine başucu noktası adı verilir. Bu yükseklik dairesi. enlem dairesidir. Yedinci daire. Dokuzuncu daire. yıldız ve burçlar kuşağının eğilimi bununla bilinmiştir. Bu noktalarla doğu ve batı noktaları arasında ufuk dairesinde bulunan kavse. âlemin merkezinden gelip. dördü ufkun altında bulunmuştur. burçlar feleğinin iki kutbundan geçip. ufuk dairesi üzerinde yıldız ve güneşin intikali sebebiyle yer değiştirirler. Sekizinci daire. . başucunun bütünü derler. Yükseklik dairesi bunun üzerine çakıştıkta. üst feleğin yüzeyine çıkmıştır. Güneşitleyiciden. başucu. gün yarısı dairesine bir gün bir gecede iki defa çakışır. Bu daireye onun için semtler ilk dairesi derler. Alem küresi bu daire ile ve gün yarısı dairesi ile sekiz eşit kısım olmuştur ki: Dördü yerin üzerinde. güneşin merkezinden ya yıldızdan geçip. ufuk dairesini dik açılar üzere iki ortada kesmiştir. o çizginin başucundan geçmiştir. Bunun kutupları güney ve kuzey noktalarıdır. bölge dönüm noktaları derler ki. ile başucu ve ayakucu noktasında dik açılar üzere kesişmiştir. başucu noktası derler.Altıncı daire. bu dahi hareket eden bir büyük dairedir. onun kavsi. o bölgelerde oturanların başucu dönüm noktalarıdır. Semtler ilk dairesine teğet olan günlük dönüm noktalarına. Bu iki başucu noktasıyla güney ve kuzey noktaları arasında bulunan kavse. doğu ve batı noktasından geçer. başucu bütünü kalmaz. Bu dahi hareket eden bir büyük dairedir ki. başucu ve ayakucu noktasından. semtlerin ilk dairesidir. Bu daire. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki. gün yarısı noktası. yükseklik dairesidir.

bütün İslâm filozoflarının ve din âlimlerinin çoğunun birbirlerine yakın görüşleriyle şöyle alınıp. görünen göğün orta dairesidir. kabul edilmiştir: Cisimler âlemi. burçlar feleğinin ikinci eğilimi bununla bulunmuştur. yönlerin sınırlanmasını. doğu ve batı noktalarıdır. toprağa varıncaya kadar dört unsur. Beşinci Madde Feleklerin bütün tabakalarının yapısını.O çizgi âlemin merkezinden gelip. Burada. malum olsun ki. görünen iklim enlemidir. Ey aziz. Ufuk dairesi ile burçlar kuşağının ufku arasında veya aksiyle bu dairede oluşan kısa kavis. Bu daire. cisimler âleminin Rabbani hikmetle güzel bir nizam üzere temeli atılmış ve tesis olunmuştur. Bu enlem dairesi ile. hepsi bir top şekline girmiştir. Esîrî cisimler yani külli felekler dokuz tane olup. burçlar kuşağının ve ufuk dairesinin kutuplarından geçmiştir. lahana yaprakları gibi biribirinin içinde dürülmüş olup. kalan daireleri. o. yüksek gök cisimlerinin mahiyetini özet olarak bildirir. yıldızın merkezinden geçip. Bunun iki kutbu. bir düzen üzere büyüğü küçüğünü kuşatmış ve her yönden birbirine teğet ve sürekli. bütün yüksek cisimlerin ve alçak unsurların iç gözeneğinde varsayılan bir cüz bulunur ki. astronomlar demişlerdir ki: Kainatın yaratıcısı ve düzenleyicisi olan Cenab-ı Hak'kın murad ve yaratmasıyla bütün feleklerin cisimleri. biribirini kuşatan küreler ve unsurlar üzerinde soğan kabukları gibi tabakalar halinde olup. Güneşitleyiciden. âlemin . burçlar feleğinin yüzeyine çıkmıştır. feleklerin parçalarının hareketlerini: Günlük dönüş hareketinin keyfiyetini. hepsi bir tek küre şekline girip. Onuncu daire. bu büyük daireleri açıklamakla yetinip. yıldızın enlemi bilinmiştir. Bu şaşırtıcı ve garip bileşim heykelinin şekil ve yapısı. yerleri geldikçe yazılmak hoş gelmiştir.

kâh yavaşlık. merkez tarafı al yön olup. ay feleği tarafına. atlas feleğidir ki. kâh sürat ve kâh geri dönüş görüp. Çünkü tüm feleklerin belirlenmesi.merkezi ve herşeyin esasıdır. yirmidört saatte bir kere. ilk filozofar maddeden soyutlanmış bir bulut mevcuttur demişler. Bu doğuş ve batış ki. kelam bilginleri bunu hayalî boşluk ile tabir ve tefsir etmişlerdir. ışıklı ve şeffaf olup. Hepsi onun hareketine dayalı ve bağlıdır. ay feleğidir. kâh durgunluk. gece ve gündüz. saf. kâh buzlu. kâh güneş gibi genel eğilimden ibaret olan iki değişim noktası arasında gezindiklerini ve kâh diğer gezegenler gibi değişim noktalarının güney ve kuzeye iyice kaydığını ve kâh ışıkları çoğaldığını ve kâh ışıkları azalıp böyle durumlarla kâh yere yakın kâh uzak olduklarını: Ay ve güneş tutulmaları dahi belirli olmayıp. ki. sabit ve gezegen yıldızları tümüyle doğudan batıya devreder. ay feleğinin içinde mertebelerince durmuş ve yerleşmişlerdir. Bu dokuz feleğin sonuncusu. Lakin büyük feleğin gerisinde ısrarla sözü edilen hoşluğu. eşyayı her taraftan kuşatmıştır. göklerin durumlarını kavramaya yetmeyip. ışıldayan. bazen tam. yeryüzünde ve suda ayakta duran ve gezenlerin başları. ayakları âlemin merkezi tarafına olduğu bir gerçektir. cihanın yönlerinin sınırlayıcısı ve zamanın vakitlerinin belirleyicisi odur. bazen cüzî tutulma olduklarını görüp. öteki felekleri avucunun içine alıp. oluşum ve bozuşum âlemini. Yani bu gezegenlerde kâh doğruluk. saffetlerinin kemalinden bunlara: Kâh billur. Bu dokuz felek ve içindekiler. Bu felek. yedi gezegene ârız olan işleri gözetlediler. astronomlar. Dört unsurun küreleri. Bu dokuz göğün en büyüğü. Gerçek feleklerin cüzlerinin tamamı ve unsurların parçalarının arasında fazlalık ve boşluk olmadığında filozofların hepsi birleşmişlerdir. kâh sulu demişlerdir. Her durumda çevre tarafı üst yön. olaylar üzerinde . aydınlık ve karanlık sürekli böyle oluşur. atmosferi.

illetlerini şerh ve beyan ettiler. astronomlar demişlerdir ki: Yüksek felek ki. Şimdi biz. atlas feleği adını almıştır. ta ki onlar. onu tanımak isteyenlere.düşünceye daldılar. Düzenlemede külli feleğin içlerinde yani merkezleri bitişik olan iki paralel düzlem arasında bulunan boşluklarda. sürat ve günlük hareketini ve bütün feleklere ve unsurlara olan tahakküm ve tasullutunu ve boşluğunun genişliğini bildirir. o göklerin ve yerin yoktan varedicisi hâkim yaratıcı Allah'ın sanatının inceliklerini. gerçeküstü ve cihanın sınırlayıcısı olmuştur. bedenin azalarına benzetip. oradan kendine gelip. âlemin merkezi. ayrı. feleklerin cüzlerinin tahlili kolaylaştırıp bu hususları ve benzerlerini anlatmak üzere. Göklerin ötesinde boşluk ve doluluk olmadığı . göklerin bu gibi çeşitli işlerini incelediler. cisimler âlemi kendinde son bulup. dönen ikinci felekler olarak itibar ettiler. Böylece sebeblerini. bitişik. somut bir şekil olsun için feleklerin tümünün şekil ve suretlerini tasvir etmişizdir. Bütün gök ve yer cisimlerini kuşatmış olmakla. Bundan sonra feleklerden toprağa inip. Ey aziz. kutbu. Takvimde düzeltme yaptılar. Bütün feleklerin sureti budur: Altıncı Madde Atlas feleğinin yapısını. âlemin kutbu olup. iki paralel düzeyle kuşatılmış bir yuvarlak cisim ve yıldızlardan arınmış olmakla. ekleme ve çıkarmalarda bulundular. Yukarıda açıklandığı üzere nice namv e şan ile şöhret bulmuştur. hikmetinin hakikatlerini fikredip düşünerek. kalınlık ve incelikte eşit ola ve olmayan nice nice cüzi felekler varsaymaya muhtaç olup. yeryüzünü içine alan ve almayan merkezleri ve kutupları. Elhasıl. malum olsun ki. Rabbini bulmak için göklerin tertibini açıklamak ve yazmakta yukarıdan aşağıya inme yolunu tutmuşuzdur. Merkezi. bunları. ay feleğine nispetle dokuzuncudur.

Ben. Büyük felek.. kendi hoşluğunda olan sabit feleklerin yumru düzeylerine teğettir. kutru yerküreden büyük olan güneşi feleğiyle alıp gider. bu denli genişlik ve büyüklüğüyle âlemin merkezi çevresinde. gün yarılayıcı noktadan zeval noktasına gelmişti. Bu sürate evvela Hadisi şerif şehadet eder ki. Büyük feleğin. Habibi Ekrem sallallahüaleyhivesellem. Onun için evet. Bu. ondan asla ayrılmaz. her şeyden münezzehtir." Habib-i Ekrem (s.kuşağındaki hareketi oldukça süratlidir. Her feleğin bir yeri ve meydanı vardır ki. cins atın koşu anında iki ayağını kaldırıp koyuncaya kadar. deyinceye dek beşyüz mil yolu katedip. zeval vakti mi?" Cebrail cevap vermiştir ki: "Hayır. Bu ne şaşırtıcı sürat ve acaip kuvvettir ki." (36/38) Gerçi matematikçiler ve geometriciler. dedim. Bu büyük feleğin altında cüzî felekler farzolunmaya ihtiyaç olmayıp. Yaratıcı ve hakîm olan Allah. nass ile bildirmiştir ki: "Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bütün süslerden arınmıştır. Lakin kendi mekânında bütün cüzleriyle düzenli bir şekilde hareket edicidir. Lakin çukurumsu düzeyi. bir lahzada. henüz güneş zeval noktasına gelmemişti. güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.) sormuştur ki: "Hayır'dan sonra niçin evet dedin?" Cebrail cevap vermiştir ki: "Sen sorduğunda.a.farzolunmakla. bunun çevresinde ve iki yarım kutbunda eğim dairesi var sayılmıştır. ancak büyük dairelerden güneşitleyici dairesi. bunun yumru düzeyi. Bir göz kırpması kadar bile duraklamaz. Nitekim geometrik delillerle sabittir ki.v. Evet. büyük felek üçbin mil mesafe kateder.. hayır. içinde olan felekleri toptan ve ateş küresi ve hava süresinden bir miktarı döndürüp. doğudan batıya süratli vaziyette hareketiyle. bir nesneye dokunmaktan uzaktır. Billur gibi saf ve basit bir cisimdir." Hak Taala bunu. Cebrail aleyhisselema: Zeval vaktinden sormuştur ki: "Ey kardeşim Cebrail. yirmi dört saatte bir dönüşünü tamam eder. feleklerin ve yıldızların .

Ta ki bizim maksadımız olan Mevla'yı tanımaya vesile bulan. Fakat diğer felekleri. onun ince sanatlarını fikretmek. Gerçi felekleri ve yıldızları ölçüp takdir etmek." (40/57) Kudret ve celal sahibi büyük Allah münezzehtir. Alemi örneksiz yaratan. oldukça latif ve saftırlar. Nitekim Hak Taala buyurmuştur: "Göklerin ve yerin yaratılması. demişlerdir. ne soğuktur. göklerin ve yerin yaratılışını. sabit yıldızları ve gezegenleri. gök gözetim âletleriyle ölçüp takdir ettikleri üzere. cebir hesaplarından habersiz olan kimselere uzak ve muhal görünür. Lakin büyük feleğin azametinin ölçüsünü bilmekte. Lakin bunlar." (3/191) Bizi. onu ancak yaratan Yaratıcı bilir. sen gökleri ve yeri boşuna yaratmadın. Bizi ateşin azabından koru. ne sıcaktır. hikmetlerinin sırlarını düşünmek. gece ile gündüzün değişimini düşünen kullarından eyle! . ne kurudur. aslında gerçek ve sabit olan kesin ilimlerin kaideleri üzerine kurulu aklî hükümlerdir. eski filozoflara göre felekler. burada bir miktar işaretle beyan etmek münasip görülmüştür. ne yaştır. genişlik ve uzunluğunu belirlemekte ve âlemin merkezinden yumru düzeyinin uzaklığını hesap ve kıyas etmekten acz ve kusurlarını itiraf ve ikrar edip. hepsini kendi vücutlarında mevcut görüp. insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. kendilerini tanıyıcı olalar. sen münezzehsin. "Rabbimiz. Buradan da Allah'ı tanımaya yol bulalar. yıldızlar basit cisimlerdir: Ne hafiftir.uzaklıklarının ve cisimlerinin ölçülerini hesap ve kıyas ile uzun uzadıya beyan edip açıklamışlardır. Ama yüksek cisimlerin mahiyeti. feleklerin hareketini. kudret ve azametinin eserlerini temaşa eden akıl sahiplerine kolaylık olup. gece ile gündüzün biribirini takip etmesini misalsiz var eden Allah münezzehtir. matematikçiler ve geometriler. ne yanma ne yapışma kabul ederler. Fakat insanların çoğu bilmezler.

Büyük felek boşluğunda durması ve sabit olması ile anılmıştır. malum olsun ki. Hayallerde şekillenen on iki burçla nakışlanmış ve renklenmiştir. . Onun içinde bulunan kuşak. sekizinci felektir ki. Ey aziz. âlemin merkezi olup. burçların katlarını ve sabit yıldızları. Sayısız sabit yıldızlarla işlenmiş ve süslenmiştir. astronomlar demişlerdir ki: Feleklerin ve unsurların üç tabakası birbirini kuşatıp. Yumru sathının üzerinde olan büyük feleğin dip yüzeyine teğettir. kutbu. ayın menzillerini. en dışta olan kuşak. âlemin kutbundan bir tarafa 23. Birinci Madde Sekizinci feleği bildirir. burçlar feleği ve sabit yıldızlar feleği namıyle meşhurdur. bütün uydularıyla yirmi dört saatte bir devresini tamamladığından başka. kendine has hareketiyle âlemin kutbundan başka olan kutbu üzere ve güneşitleyiciden gayri iki tarafa kutbu kadar eğilmiş olan kuşağı üzere. Dip yüzeyinde olan boşluğunda.5 derece eğilimli olup. her tarafı dopdoludur. biri birine bir derece teğet ve çakışır olmuştur ki. paralel iki yüzüyle kuşatılmış bir kürevî cisimdir. Umumi eksen olan felekler feleği (büyük felek) ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. yukarıda anlatıldığı gibi büyük felektir. kuşakları kendilerine kabuk ve zarf olmuştur. burçların şekillerini ve isimlerini. Hepsinin dönüşü başka türlü olup.10-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Burçlar sahibi göğü. Şimdi. zühal feleğinin yumru yüzeyine teğet olmuştur. gök cisimlerinin uzaklıklarını dört madde ile bildirir. feleklerde ve unsurlarda zerre kadar boşluk kalmayıp. Merkezi.

astronomlar demişlerdir ki: Oniki burcun her birinde. küçük felekler varsaymaya hacet kalmayıp. Ey aziz. demişlerdir. bir şekle benzer olarak gözetlenip. bütün âlemin işleri. kova burcu vs. bu feleğin iki kutbu üzerinde kesişir farzolunup. onun dilimlerinde gözlenen yıldızlar. sekizinci feleğin sahasında bir dilimdir ki. ancak büyük dairelerden burçlar dairesi. sırları en iyi bilen Allah'ın takdiri ile baştan ayağa değişir.batıdan doğuya yavaş yavaş döner. O halde ikibinyüz senede bir. Aheste hareketiyle altında dikilmiş olan sabit yıldızları toptan o tarafa alıp gider. bu feleğin çevresinde. Filozoflar: Bu süre tamamında. Yetmiş güneş senesinde kendi kuşağı yörüngesinde ancak bir derece yol alır. Altı büyük daire dahi. iki kutbu arasında farzolunup. binyirmiiki ışıklı yıldızı içeren hayvan ve eşyaya benzer kırksekiz suret hayal . Öteki burçlar da böyledir ve görünüşlerine göre isim alırlar. o burçların isimleri görüntülerine göredir. oniki burcun şekilleri bu kuşağının bizzat kendinde olarak belirlenmiştir. Mesela koç burcu. her bir kısmına bir isim ile burç adı verilip: Meselâ. bu altı daire ile kavun ve karpuz üzerindeki çizgiler şeklinde oniki kısım olup. ondan koç şekli görünür. sekizinci felek. denizlerin ve karaların yer değiştirmesinden. malum olsun ki. Bu feleğin tamamen boşluğunu dolduran sayısız yıldızlardan. bir burcu geçer ve yirmibeşbin ikiyüz senede bir devresini tamam eder. eski filozofların gözlemleri gereğince. denilmiştir. mesela karpuzun her dilimi ortasında yani sekizinci feleğin oniki diliminin her birinin yarısında. Bu feleğin dahi altında. birer çizgi ile birbirlerine bağlansa. belirlenmiş yıldızların toplu görünümü. koç burcu. İkinci Madde Belirlenmiş yıldızlar ile bulunan şekilleri ve burçlar semasının dört katını bildirir.

binyüzoniki adet yıldız olup. bu bahiste anlatılan sabit feleklerdir.edilmiştir. Birbirlerinden ayrılmak ve her birine bir isim konulmak imkânsız olmakla: Bilginler toplu görünümlerini altmışa bölüp. ufuk dairesinin birbirine karşı derecelerinde karşı karşıya bulunurlar. yıldızlar iki kısma ayrılıp. Bunlar yedi gezegendir ki. birkaç yıldızdan bir topluluk olarak düşünülüp. eksilmediklerine dayanır. bazı hayvan.Koç. bazen bir yerde toplanıp kümelenerek. Adları geçen seksen şeklin her biri. ışıklı cisimler oldukları belirlenmiştir. sonraki filozofların sözüne göre. Üçyüzkırkaltı gözetlenmiş yıldızın şekillenmesiyle oniki şekil belirlenmiş ve oniki burç adıyla isimlendirilmiştir. bitki. Kırk sekiz suretin kalanı olan onbeş suret. her biri bir felekte bulunur. Öteki kısmına gezegen denilmesinin sebebi: Bunlar başka başka yürüyüp hareket ettikçe. eski filozoflar arasında şöhret yapmış kimselerin isminden. bir kısmına sabit yıldızlar ve diğerine gezegen adı verilir. merhum yazarın (İbrahim Hakkı) saydığı üzere. burçlar kuşağındadır. her birine bir şekil üzere isimler vermeyi uygun görüp ve her bir şekle. Bu gezegenler. fazlalaşıp. Sabit yıldızların miktarı. aşağıya konulan felekler şeklinde görülmektedir. sayılan binyirmiiki yıldız tamamıyla tesbit edilmiştir. Ek: Malûm olsun ki. gözetlenmiş yıldızlardan üçyüzonaltı yıldız dahi bunların sahasında belirlenip. onların onikisi. Onlar. kuşağın güneyinde bulunup. . onlarla üçyüzaltmışaltı yıldız zat olunmuştur. Bir kısmına sabit adı verilmesinin sebebi: Birbirlerine olan uzaklığın miktarı daima eşit olup. birbirlerine kâh uzak kâh yakın olduklarına binaendir. cisim ve âlet isimlerinden birer isim koymuşlardır ki. Bu yıldızlardan ayılan üçyüzkırkaltı yıldızı içine alır. Oniki burcun isimleri şunlardır: 1. Bu suretlerin yirmibiri kuşağın kuzeyinde bulunup.

bunlara: Kuzey burçları derler. yirmiyedi surete benzeyip.Kova.Akrep. ne karıştıranlar gibi iki surette belirirler. terazi burcunun başlangıcına. sonbahar noktası.İkizler. Oniki burcun altısı.. 7. Güney burçları: Terazi.Aslan. Öte yandan yıldızların. (Bugünkü bulgularla bu sayı seksensekiz olarak tesbit edilmiştir). . yay. cebbar. tilki. zaman kıştan bahara döner. yengeç burcunun başlangıcına. yirmi bir surete tatbik edilmiştir. 12. Güneşin yengece girmesiyle zaman.Terazi. terazi ve oğlaktır.2.. Değiştiren burçlar: Koç.Boğa. güneşitleyici dairenin kuzeyinde olmakla. yere uzaklığı ve yakınlığından mı küçük veya büyük göründükleri henüz meçhuldür. Bütün bunlar sadece gözetlenebilen yıldızlardır. Burçlar kuşağının kuzeyinde üçyüzaltmış yıldız gözlenmiş olup. 10. ilkbahar noktası. akrep. akrep. arslan ve başaktır. büyük ayı. gemi. bahardan yaza döner.Balık. Kuzey burçları: Koç. zaman. Güneş oğlağa girdiğinde. yaz dönümü. Bu burçların dördüne: Değiştiren derler. Ama koçta güneş bulunduğunda. aslan. sonbahardan kışa döner. Karıştıranlar: İkizler. İsimleri şunlardır: Küçük ayı. oğlak burcunun başlangıcına.Başak.Oğlak. kuş. Bunlara değiştiren denmesinin sebebi: Güneş unlardayken bir mevsimden bir mevsime geçmiş olur.Yengeç. kova ve balıktır. 8. zaman. yengeç. Güneş teraziye girdiğinde. isimleri böyledir: Kitas. kış dönümü derler. onlara: Güney burçları derler. 6. dördüne: Sabit ve dördüne: Karıştıran derler.Yay. Keykavuş. Mesela kehkeşan (samanyolu) da bulunan yıldızların henüz sayıları tesbit edilememiştir. Altısı dahi güneşleyicinin güneyinde olduğu için. kova burçlarıdır. köpek... Koç burcunun başlangıcına. 4. Doğrusunu ancak Allah Taâlâ bilir. 3. başak. 5. Bunlara sabit denmesinin sebebi: Ne değiştirenler gibi değişme noktasında kalır. ikizler. oğlak. 9. 11. yazdan sonbahara döner. Güneydeki dörtyüzaltı yıldıza. yengeç. boğa. Sabit burçlarsa: Boğa.

bulunduğu durumla diğer durum arasında karışmıştır. topraksal ve susal üçlülerin tümü dişi bulunup: Gündüzsel erkek ve gecesel dişi olmuştur. sıcaklık ve kuruluktur. bir dişi sayarlar ve oniki burcun tamamına değin giderler. başak ve oğlak. her birinin tabiatı. toprak üçlüsüdürler ki. terazi ve kova. Öte yandan oniki burcun bazısını erkek. su üçlüsüdürler ki. Şimdi. altısı dişidir. yazdayken sonbaharla karışır. bunlar tekil burçlardır. Bunlara bu ismin verilmesinin sebebi: Güneş bu burçların paralelinde iken. oğlak ve balıktır ki. burçlar tirigonometresi adını vermişlerdir Koç. İkizler. topraksal burç. her birinin tabiatı. Sonraki filozoflar. Burçlarla ilgili tablolar aşağıdadır. her birinde zaman. yengeç. yay ve kova burçlarıdır ki. bunlar ikildir. yazdayken. Ateşî ve havaî üçlerde erkek burçlar bulunup. Başakta zaman. zaman. Boğa. koç burcundan başlayıp. her üç burcu bir tabiatta bulup. soğukluk ve kuruluktur. her birin tabiatı. sırasıyla burçları. Erkek olanlar: Koç. terazi. İkizlerde. aslan. kıştayken ilkbaharla karışır. İkizlerde. tıpkı dört unsur gibi değişik tabiatlar üzeredirler. hava üçlüsüdürler ki. havaî burç ve susal burç derler. bazısını dişi tabiatte bulup. başak. Burcun durumları İlkbahar Yaz Sonbahar Kış Değiştirenler Koç Yengeç Terazi Oğlak . nazarında oniki burçla yedi gezegen. rutubet ve soğukluktur. Onlar. Oniki burcu bu minval üzere sayarlar. bazılarını geceye nispet etmişlerdir ki: Altı burç erkek. Şimdi sırasıyla bu burçlara: Ateşsel burç. bazılarını gündüze. Yengeç. sıcaklık ve rutubettir.yay ve balıktır. sonbahardayken kışla karışır. akrep ve balık. akrep. aslan ve yay burçlarına ateş üçlüsü derler ki. zaman. zaman. Dişiler0 Boğa. yaza dönüp yazla karışır.her birinin tabiatı. bir erkek. ilkbahardayken. ikizler.

her gece bir yıldız beraberine geldikçe. Bu durum.Sabitler Boğa Aslan Akrep Kova Karıştıranlar İkizler Başak Yay Balık Üçüncü Madde Sabit yıldızlardan olan ayın konaklarını isimleri ve şekilleriyle. Hak Taala Kelam-ı Kadim'inde: "Ay için de konaklar tayin etmişizdir. Ay. ay. burçlar feleğinde sabit olan gözlenmiş yıldızlardan burçlar kuşağının yakınında bulunup. yirmisekiz konak bulunmuştur. İlk konak şeratin. MANZUME Allah adıyle başlarız haberi Kıldı takdir şems ile kameri Hamd lillah Habibine salavat Şems ve mah eyledikçe hoş harekât Badehü Hakkı der ey ehl-i hitab Ehl-i hey'et ysözüncedir bu kitab Nazm kıldım kitab-ı muteberi Dedim ismin menâzil-i kameri . son konak ise reşa olarak isimlendirilmiştir. bu. yine yerine döndüğünden. Her iki konak arası oniki derece elliiki saniye olmakla. malum olsun ki. kendi feleği kuşağında batıya hareketiyle koç burcunun yarısında güneş ile karşılaştıkça. süratli hareketiyle oniki burcu yirmisekiz günde kat edip ve devredip." (36/39) buyurduğu ayın konakları yirmi sekizdir ki. burçlar feleğinde olan mekanlarıyla ve kırk enlemde doğuş ve batışlarını yerleri ve vakitleriyle bildirir. altı sene önce yazılmış olan şu manzumede anlatılmıştır. Ey aziz. o yıldız bir konak itibar olunmuştur. oniki burcun her biri yirmisekiz konaktan iki konak ve üçtebir konağı yaklaşık olarak içermiştir.

Oldu ebyatı cümle yüz doksan Binyüz altmışbeş idi sâl ey cân Çarh-ı Sâmin ki oniki bölünür Her bölükte otuz sehm bulunur Oniki burcu oniki ay olur Üç bahar olur dahi yay olur Üç harif olur üç dahi kıştır Çâr fasl oniki ay olmuştur Evvel azar ikinci nisandır Ü eyyar râbi hazirandır Hâmis oldu temmuz ve sâdisi âb Oldu eylül sâbii behesab Sâmin ve tâsi oldu teşrineyn Kış dü kânun ve yek şubat ey zeyn Gelmeden gün bürûc âvâiline On gün akdem şuhur-ı rum biline Oniki burca bunlar esmâdır Bir hamel iki sevr ve cevzâdır Seretân ve esedle sünbüledir Burc-u mîzan ve akrabî biledir Kavs ile cedî ve delv ve hût eğilir Yılbaşı ol hamel sayılır Çünkü şeş burc otuz pâyı geçmiştir Bil yıl eyyâmın üçyüz altmışbeş Çarh-ı Sâmindedir bu kısm-ı rüsum Ondadır cümle sâbitan-ı nücum Devr-i şarkî seri' seyrandır .

Hep tulu ve gurup o devrandır Oniki burc yirmidört saat İçre bir devri hatm eder râhat Çün döner nısf-ı burc bir saat Saat onbeş derecedir âdet Çarh-ı çaremde gün musana'dır Üstünde zemin murassa'dır Ol felek devr eder güneş seyri Onda yok necm ü şemsten gayri Garbdan şarka gün gider her gün Üçyüz altmışbeşinde biri göğün Seyr eder şems günde bir derece Ayda bir burcu kat' eder böylece çün tahavvül eder her ay birine Yıl tamamında hem gelir birine Ruz-u şeb hatt-ı üstüvada sevâ Arzı kırk cüz' olan mekânda ola Ol cedîye gelse gün rahşân Zemherîr ibtidasıdır o zaman Saat-ı şeb o gece onbeş olur Gündüzün saatı dokuzu bulur Pes gece günden altı saat alır Üç gün üç gece bir karara kalır Badehü gün be gün etval olur Ta hamel evvelin bu şems bulur Nakledende gün ol hamele Gece gündüz beraberine gele .

Gün doğandan bitene dek o zaman Oniki saat ola bî noksan Gün bitenden doğana dek gece hem Oniki saat oa olmaya kem Hem yine gün be gün etval olur Seratan evvelin güneş ki bulur Saat-i ruz o günde onbeş olur Ol şebin saatı dokuzu bulur Pes gündüz şebden altı saat alır Üç gün üç gece ol karara kalır Badehü gün be gün şeb etval olur Ta ki mîzanın evveline gelir Gelse mîzanın ibtidasına gün Ruz ve şeb hem beraber olur o gün Çün hamel evvelile bu birdir Şark ve garb ikisine bir yerdir Pes yine gün be gün şeb etval olur Ta güneş cedînin evveline gelir Yılda bir yol bu devr-i dâimdir Arz-ı mimde bu tavrı kâimdir Çarh-ı çaremde şems her nicedir Hem kamer bu felekte öylecedir Çarh-ı evveldedir kamer mirât Ol musaykal-ı kesiftir bizzat Cerm-i şemsir ziyası daimdir Şems ile nur-u mah kaimdir Cerm-i mah muzlem ve müdavverdir .

Ol güneşten yana münevverdir Câyî çün günle arzın arasıdır Arza doğru muhak karasıdır Ertesi gece çün hilal görünür Nurlu yandan bize hayal görünür Gün be gün ay güneşten olup ırak Arza doğru yüzü olur berrak Çarde menzilin mah eylese seyr Şems ve mah beynine karib ola yer Şems ile mah hoş mukabil olur Görünür nur-u bedr kâmil olur Çünki mir'at-ı şemsdir bu kamer Zulmet-i leyli nur mahz eyler Şemse oldukça mukarreb hem ay Azar azar görüne nursuz cây Çün bulur hem o şems-i tâbânı Bize doğru döner donuk yanı Ayda bir yol bu devr-i daimdir Bu muhak ve bu bedri kaimdir Oniki burcu gün keser bir yıl Kat' eder meh bir ayda cümleyi bil Garbdan şarka hem kaber dolaşır Günde onüç derece yol yer oluşur Şems ile çün kamer muhak bulur ertesi gece ay mukaddem olur Günde oniki cüz'ü o şems geçer Oniki burc bist heşt ölçer .

Pes menâzil yirmi sekiz olur Her birine nişanı yıldız olur Her nişanın bir ismi resmi var Say müretteb yeriye bil ey yar Şeratin ve betin ve pervin şâ' Debran hak'a hen'a ile zira' Nesre ve tarafa cebhe ve zîre Sarafa ava semak ve pes gafera Hem zebânen ve badehü eklil Kalb ve şol niayimi hoş bil Belde zâbin bel'-ı suud ihya Pes mukaddem muahhar oldu reşa Gökyüzünde menâzil-i kameri Bilmek istersen eyle şeb nazarı Gözle hem âfıtab-ı tâbânı Çün bulur ibtida-yı mîzanı Ol gün oldukta şems ufukta ayan Nokta-i maşrık oldur eyle nişan Hem edende o gün ufukta gurub Nokta-i mağrib ol yeri bil hub İki yandan dü nokta evsatı al Kıl nişan nokta-i cenub ve şimal Kıl bu dört nokta evsatın tahmin Heşt nokta ufuktan et tayin Ufku farzet üçyüz altmış ay Pes ul ve gurubu ondan say Kırk derece arzda menâzil ede zuhur .

Sevrin yirmi dördü munsabdir Ol şeb üç saat ve rubu'da heman Doğa dördüncü menzil debran Noktadan on sekiz derece şimal Berk urur necm-i hâmisi fi'l-hal Dal şeklinde penç yıldızdır Burc-u cevzada câyı sekizdir dört Buçuk saat ol şeb etme hücum .Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem yirminci cüz'ü hilalinden Şeratin iki necm-i âlidir Bir cenubî biri şimalîdir Bir zirâ ikisi arasını say Bist ve heşt hameldir onlara cây Ol cenubî yanında râsıhtır Bir küçük yıldız ismi bâtıhtır Şeratinden muahhar olan berah Hem betîn ol ikinci menzil-i mah Nokta-i maşrıkın şimaline bak Noktadan doğa kırk derece ırak Üç küçük nemedir müselles var Burc-u sevrin önünde buldu karar Çün iki saat ol şeb ede ubur Ülker üçüncü menzil ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuz derece kemalinden Hûşe şeklinde altı kevbdir.

Menzil-i hâmis ede huka tulu' Nokta-i maşrıkın şimali hemin Cüz-ü sâminde şekl nokta-i şin Re's-i cebbar adı seh necm-i nihan Burc-u cevzada bistemde ayan Beş buçuk saat ol şeb etse mürur Hüna altıncı nokta ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimaline bak Noktadan onsekiz derece ırak İki yıldız şimal ve garbı kebir Seretan cüz'-ü hâmisinde münir bekle beş saat ol şeb ile nigâh Göresin tâ zıra'-ı heftem mâh Nokta-i maşrıkın şimaline git Noktadan kırk derece tahmin et İki rûşen sitâredir be akab Garbı şuara-yı Şâmi4dir bel'akab Oldur ol şimali bir yıldız Seretandan beridir on sekiz Olsa saat yedi o şeb-i kâmil Görünür nesre heştem menzil Nokta-i şarkın şimaline gel Her yirmibeşinci cüzünü al Hurde encümden öbür paresidir Çâr necm murabba arasıdır İsmi şura-yı yemanîdir bil Hem eset evvelindedir hasıl çün .

sekiz saat ol şeb etse güzar Görünür tarafa tâsi ile nazar Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuzuncu cüzü kemalinden İki yıldız biri eseddendir Esedin onbeşinde rûşendir heşt Ve nîm saat ol şeb etse mürur Aşır-ı mah cebhe ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimalini al Ta yirmibeşinci cüzüne gel Bir muavvec hat üzere dört kevkeb Ol cenuhu azim ve ruşen hep Oldu kalb'ül-esed büyük yıldız Hem esedden biri yirmisekiz olsa saat dokuçbuçuk o seher Zîredir onbirinci doğa meğer Nokta-i maşrıkın şimaline var Kıl yirmibeşinci cüzde karar Koşa yıldız cenubîdir ruşen Sünbüle onbeşi ona mesken Çün doğar gün onunla bir doğa Noktadan sarfa kırk şimal iva Sarfa ol necmi ol kadarın On ikinci menazil-i kamerin Horde encüm muhit oldu nişan Sünbüle âhiridir ona mekan Oldu iva beş encüm ruşen .

Tuttu mizanın onbeşinde vatan Çün menazilden onüçüne heman Maşrıkından o şeb bilindi mekan Bâkisin mağrib ile bil o zaman Mağribe bak o şeb hem eyle nişan Çünkü bir saat ol şeb ede güzar Menzil-i çâr hem ufukta gider Nokta-i mağribe nazar hoş kıl Batar onda ysemak eazli bil ismidir fahz-ı sünbüle ey can Resmidir bîst-i pençem mizan tâ kim Üç saat ol şeb ede duhul Panzed hem gufre ancak ede nüzul Nokta-i mağribin şimalini al Her yirmisekiz derecede kal Bir mukavves hat üzere üç kevkeb Yeridir cüz-ü evvel akreb Hem bir ismi samek ramıh'dır Üstü ramh ve kendi çârıhdır Çâr menzil ala't-tevali ol On beşinden evvel ede nüzul pes Rübue saat olsa ol şeb hub Şânezd hem zebane ede gurub Nokta-i mağribin gurubuna var Ondan ondokuzuncu cüzüde biter İki yıldız mukabil ve berrak İkinin arası bir mızrak .

Hem bir ismi de pele-i mizan Burc-u akreb önüdür ona mekan Çün iki saat ola ol şeb târ Oldum eklil on yedinci batar Nokta-i mağribin cenubuna bak Noktadan otuz derece ırak Yer var bî hat üzere üç kevkeb Ruşeni oldu cebhe'tül-akreb Akreb oldu bir ismi hem ey yar Burc-u akrebde cây-ı bist çıhar Bekle saat ikibuçuk ola tâ Hejde hem kalb-i akreb onda bata Nokta-i mağribin cenubunu bul Otuzüçüncü cüzü garbını bul Bir mukavves hat üzere üç kevkeb Sâdis burc-u kavs ona matlub Kalb-i akreble bile şöyle varıb Nokta-i mağribin cenubuna bak Noktadan kırk dokuz derece ırak Koca yıldızdır ikisi berrak Buldu kavsin yirmisinde durak Bekle dört saat ol gece oturup Bîstemdir niayim ide gurup Nokta-i mağribin cenubunu bul Otuzüçüncü cüzüdür ona yol Çâr necmi sağar ve çârı kibar Tuttular cedî evailinde karar .

Dahi beş saat ol şeb uyuma tâ Kim yirmi birinci belde bata Nokta-i mağribin cenubunu al Ta yirmisekiz dereceye gel Kıta-i Çarhdir ki sâde olur Encüm etrafına kılade olur her bir adı kıladedir ey can Evsat-ı cedî burcun etti mekan Ger yedi saat olsa şeb-i rayih Bata bist ve düm adı zâbih Nokta-i mağribin cenubunu al Ondan ensekizinci cüzde kal İki yıldız şimalidir a'zam Bir küçük necm anında adı ganem Zâbih anı eder gibi kurban Ol devl üçüne oldu mekan Heft ü nîm saat ol şeb olma melül Bîst ve sevm belidir ede nüzul Nokta-i mağribin cenubunu nice Noktadan say yirmiüç derece iki ruşen sitaredir ki karib Bir küçük yıldız aralıkta garib Ol küçük yıldız ol şimale yakın Delvin ondördüdür mekanı hemin Ger dokuz saat ol şeb etse güzar sit ü çârem suud o demde gider Nokta-i mağribin cenubuhu bul .

Cüz-ü sâmin ufuktadır ona yol Bir mukavves hat üzere üç yıldız Delv burcunda cây onsekiz Onbuçuk saat ol şebeyle nazar Ahbih ü bist ü pençemine seher Nokta-i mağribe garib ve cenub Çâr kevkeb üçü müselsel olup Râbii sa'd ve hem redif ana nâm Hâmisi burc-u hutu kıldı makam Şarka bak hem o akşam et tevfik İrtifaiyle her birin tahkik Kim mukaddem dahi muahhar hem Doğalar şems batmadan akdem Birbuçuk saat akşama var iken İkisi dahi doğmuş ola maan Nokta-i maşrıkın şimalinden Bist-ü pençem cüz' kelalinden Doğa fer'i mukaddem onda ayan Aslı bir necmdir cenubu heman İkisinin arası bir mızrak Hatdan panzdehem o ferğa durak Nokta-i maşrıkın şimaline git Her otuzbir derece tahmin et Onda doğmuş ola muahhar nur Ferği aslından akdem ede zuhur İki yıldız ki suudu bir mızrak Ferği hut âhirinde hoş burak .

Şarka bak bul o şeb mahall-i ışa Doğmuş yirmisekizinci raşa Kalmış iken guruba bir saat Şarktan doğmuş ola ol rahat Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuzuncu cüz kemalinden İki yıldız ki şarkı ve garbı Saf-ı encümledir sefine gibi Şekl-i ehlilcidir ol güya Hem hamel onbeşindedir hâlâ Nıfs-ı burc-u hamelde olsa muhak Meh güneşten bu resme ola ırak Menzil-i ûla olur şeratin Hem bu tertib ile raşaye değin Çün yirmisekiz gün içre kamer Bu menazilden ede cümle güzar Ol yirmisekiz günüyle gece Hem geçer şems ügünde bir derce Çün yirmidokuzbuçuk gün olur Şems ile hem kamer muhakı bulur Ol sebebden bir ay yirmidokuz Gün hesap olunur öbür ay otuz Badehü her ne şeb kılınsa murad Bu menazil tamam olur tâdad Olduğun gece şemse bir derece Kim ne burcun kaçındadı o gece Kıl hesab ibtida-yı mizandan .

Bil ne miktarı geçti şems ondan Geçe bir burcu iki saat o dem Hep menazil doğup batar akdem Pes her onbeş gecede bir saat İleri sâbitan eder sürat kim güneş her gün iki kursu kadar Seyr edip şarka geç guruba gider Her ne geçse buna kıyas olunur Bu hesab üzere cümlesi bulunur Çün geçer şems evvel ol hamele Emr ber aks olur kolaylı gele Maşrıktan ayan olan kevkeb Mağribiyle bilinmek olur hep Mağribinden beyan olan el'ân Maşrıkından bilinmeli o zaman Nereden doğa karşısında batar Kande batsa mukabilinde doğar Çün menazil bilindi bi't-tayin Oniki burcu bundan et tahmin Ta ki seyyar ve sâbit ola ayan Kim ne kevkeb ne burcu kıldı mekan Hoş bilindi kevakib ey Hakkı Seyr et eflâkı fikr kıl Hak'kı. Muteber kitabı nazm kıldım. (Haberi. Güneş ile ayı takdir kıldı. Ay menzillerinin ismini dedim. Hamd Allah için. Sonra hakkı. Bütün beyitleri yüz . Allah adıyla başlarız. salavat Habibine: Güneş ve ay hoş hareketler eyledikçe. astronomlar sözüncedir. bu kitab. der. ey sözümü dinleyenler.

Burçlar ortasına gün gelmeden. Yıl tamamında yerine gelir. Yılın günlerini üçyüz altmışbeş bil. Eylül yedinci. Üçüncü mayıs. Kış iki kanun ve bir de şubat oldu. Her bölükte otuz pay bulunuyor. Üç gün üç gece bir karara kalır.doksan oldu. teşrin-i evvel. yavaş yavaş uzar. O zaman gündüz. Yengeç evvelini güneş ki bulur. Üç bahar olur. kova. Doğuya dönüşü hızlıdır. on gün önce rumî aylar biline. yirmidört saat içre bir dönüşü rahat tamamlar. Onda yıldız ve güneşten gayri yoktur. oniki bölünüyor. yılbaşı sayılır. güneş seyrini devreder. Burcun yarısı yarım saat döner. yay. oniki ay olmuştur. Sekizinci felektedir resimler parçası. O zaman gün doğandan bitene dek. Üçü güz olur. yengeç. üçü dahi kıştır. Gecenin saati dokuzu bulur. Üç gün . günden altı saat alır. Koç. oğlak. sene binüçyüz altmışbeş idi. geceden altı saat alır. ikizler. noksansız oniki saat ola. Gecenin saati o zaman onbeş olur. sekizinci ve dokuzuncu. oniki saat ola. Sonra gün. O zaman gece. Böylece ay da bir burcu kat eder. dahi yay olur. Her ay birine geçer. Oniki burcu. otuz payı geçmiştir. Batıdan doğuya gün gider her gün. Günün saati o günde onbeş olur. dokuzu bulur. Gün koça nakledende. terazi. Oniki burç. Hem yeni gün gün uzar. boğa. oniki ay olur. Bütün sabit yıldızlar ondadır. Birinci mart. Eşitlik çizgisinde. Dördüncü felekte gün süslenmiştir. O felek. dördüncü hazirandır. Sekizinci felek ki. Ta koç evvelini bu güneş bulur. aslan. O zaman en soğuk günler başlangıcıdır. Gündüzün saati. Dört mevsim. gece gündüz eşitliğine gele. Ey can. teşrin-i sani oldu. başak. Hep doğuş ve batış o dönüştür. Saat onbeş derecedir. üçyüz altmışbeş derecesinden bir derece güneş günde seyr eder. Çünkü altı burç. Yer üstünde kıymetli taşlardır. altıncı ağustostur. Gün bitenden doğana dek gece de. Oğlağa gelse. eksik olmaya. gece ile gündüz eşittir. akrep. gün aydındır. Enlemi kırk olan yerde ola bu. Göğün. ikinci nisandır. Oniki burca isimler bunlardır: Koç. Beşinci temmuz. balık.

Bu çakışma ve bu bedridir. yere doğur yüzü berrak olur. Her birine nişanı. Ay. tertiplenmiş say. Terazinin başlangıcını bulduğunda. karanlık ve yuvarlaktır. azar azar görünür nursuz yer. Ertesi gece. Güneşin ziyasi süreklidir. (Burada tali yıldızların adları sayılıyor. yeriyle bil. ay bir ayda hepsini kateder. Birinci felekte ay. Güneş ile ay hoş mukabil olur. geceye bak. Çünkü koç evveliyle bu. güneş ufukta göründüğü gün. olgun olur. Yere doğru çakışma. ertesi gece ay önce olur. Dördüncü menzilini ay seyr eylese. güneş ve ay arasına yakın la yer. güney ve kuzey noktalarını nişan kıl. Ta güneş oğlağın evveline gelir. Gece karanlığını salt nur eder. O halde menziller yirmisekiz olur.üç gece o kararda kalır. doğu noktası odur. Güneş ile ayın nuru kaimdir. Bu yılda bir yol daimi dönüştür. Doğu ve atı. o bizzat parlak ve yoğundur. ayda bir yol sürekli devirdir. gece ve gündüz de beraber olur o gün. ufuktan ekiz nokta belirle. hilal görünür. Ay da güneşe yakın oldukça. Mim enleminde bu halde durmaktadır. Günde oniki cüzü o güneş geçer. bize doğru donuk yanı döner. Gözle hem parlak güneşi. nişan eyle. ikisine bir yerdir. Günde oniki derece yer oluşur. Batıdan doğuya ay da dolaşır. Nurlu yandan bize hayal görünür. Gün gün ay. Ondördü görünür. Çünkü güneşin aynasıdır bu ay. Terazinin başlangıcına gün gelse. Hem o gün ufukta batanda. Oniki burç.) Gökyüzünde ayın menzillerini bilmek istersen. batı noktası o yeri bil. Her nişanın bir ismi ve resmi var. Ta ki terazinin evveline gelir. Yeri çünkü yerle güneşin arasıdır. Ey dost. Ufku . aynadır. yirmisekiz ölçer. Bu. Bu dört nokta ortasını tahmin kıl. birdir. O güneşten yana münevverdir. Parlak güneşi bulduğunda. güneşten ırak olup. İki yandan iki nokta ortasını al. Güneş ile ay çakışmayı bulur. Dördüncü felekte güneş her nicedir? Ay da bu felekte öylecedir. karasıdır. yıldız olur. Gün oniki burcu bir yıl keser. O halde yine gün gün gece uzar. Sonra gün gün gece uzar.

O halde doğu ve batıyı ondan say. o gece beş buçuk saat geçse. o ufuktan bu resme doğru doğa bata. menzillerin başlangıcı ortaya çıka. Doğu noktasının kuzeyine git. Beş saat bekle o gece ile uyanık. bil. biri güneyde. Batın da ayın ikinci menzili. ikizlerde yere sekizdir. kuzey ve batısı büyük iki yıldız. Yengeçten beridir onsekiz. adı üç gizli yıldız. her yirmibeşinci cüzünü al. şının noktası şeklidir. Doğu . Noktadan on sekiz derece kuzey. yirmi sekiz. hüna altıncı nokta zuhur ede. küçük yıldızlardan bulut parçasıdır. yengecin beşinci cüzünde parlak. Doğu noktasının kuzeyine gel. üçüncü menzilde ülker ortaya çıkar. Doğu noktasının kuzeyine bak. İkisi arasını bir zira ay. sekiz saat o gece geçse. dördüncü menzile zebran doğa. Odur. o durumda beşinci yıldızı doğar. noktadan onsekiz derece ırak. Başı cebbar. onlara yer. koştur. Noktadan kırk derece ırak doğa. biri kuzeydedir. Şam şairlerinin sanıdır. Doğu noktasının kuzeyinden. ismi batındır. iki parlak yıldız yüksektir. Doğu noktasının kuzeyine bak. iki parlak yıldızdır hemen sonra. hücum etme. o kuzeyli bir yıldız. hem yirminci cüzü hilalinden. görünür tarafa dokuz kere bak. Yarım saat evvel gece geçe. yedi arşında ayı göresin. Doğu noktasının kuzeyinden. O gece üç saat ve çeyrekte heman. Boğanın yirmidördü bellidir. Çünkü o gece iki saat geçe. sekizinci cüzde. Dört yıldız karenin arasıdır. Bir küçük yıldız. O güneydeki sabittir. İki parlak yıldızdan geri ola biraz. Dal şeklinde beş yıldızdır. otuz derece bitiminden huşe şeklinde altı yıldızdır. noktadan kırk derece tahmin et.üçyüz altmış ayak farzet. Doğu noktanın kuzeyi. olsa saat yedi o gece tam görünür sekiz seçkin konak. İkizler burcunda gözle. Kırkıncı enlemde menziller. Hem aslan evvelindedir hasıl çünkü. Batısı. Üç küçük yıldız. İsmi Yemen şairleridir. O gece dört buçuk saat. üçgen var. beşinci menzil huka doğa. Boğa burcunun önünde karar kıldı.

ayın onuncu yüzü ortaya çıkar. kıl yirmibeşinci cüzde karar. bir ismi de akrep oldu. aslanın onbeşinde parlaktır. Batı noktasının kuzeyini al. Terazinin onbeşinde mekan tuttu. her yirmisekiz derecede kal. Çünkü o gece geçe. Batı noktasının güneyine bak. Noktadan şarka kuzeye farkı iva. Dört menzil. Ey dost. Bir ismi semek ve bir ismi ramıhdır. sarfa o yıldızı. Hem gufre onbeşte ancak iner. burçlar sırası üzere. hem otuzuncu cüzü bitiminden iki yıldız. Üçtü mızrak ve kendi yaralayıcıdır. Çünkü doğar onunla gün bile. akrep burcu önüdür ona mekan. ikinin arası bir mızrak. Batı noktasına iyi bak. onyedinci batar. ışıklısı akrebin cephesi oldu. İniş-çıkışlı bir çizgi üzere dört yıldız. ikinin arası bir mızrak. güneyi büyük ve ışıklı hep oldu aslanın yıldızı büyük yıldız. akrepin birinci cüzü yeridir. İki yıldız karşılıklı ve berrak. noktadan otuz derece ırak yer var.noktasının kuzeyinde. Menzilden onüçüne hemen doğuşundan o gece bulundu mekan. Hem aslandan beri yirmisekiz olsa saat dokuz buçuk o seher. hem akrebin kalbi onda bata. Doğu noktasının kuzeyini al. İki yıldız karşılıklı ve berrak. sekiz ve yarım saat o gece geçse. bir cüzde batar. Betar onda semak silahsız bil. Batı . Oldu iva beş yıldız parlak. başak onbeşi ona mesken. İsmi başak fahzı ey can. Kalanını batı ile bil o zaman. Bir kavisli çizgi üzere üç yıldız. Resmi yirmibeş terazidir ta ki. doğu noktasının kuzeyine var. hem de nişan eyle. İşte zeyrek saat o gece. O gece iki saat karanlık olur. güneylidir parlak. ziredir onbirinci doğa meğer. ondan ondokuzuncu cüzde batar. nişan başak sonudur ona mekan. Aynı çizgide olmayan üç yıldız. onbeşinden evvel ine. Akrep burcunda yirmidört yer. ta yirminci cüzüne gel. dört menzil de ufukta gider. biri aslandandır. üç saat o gece gire. Batıya bak o gece. güneş parlayarak batar. Koşa yıldız. Tac oldum. Batı noktasının güneyine var. bekle saat ikibuçuk ola ta onsekiz. bir ismi de terazi pelesi. o kadarını ayın onikinci menzili küçük yıldız kuşattı.

Ondan onsekizinci cüzde kal. buldu ayın yirmisinde durak. Zebayih onu kurban eder gibidir. noktadan kırkdokuz derece ırak koca yıldızdır. Ey can. önceki dahi gecikmiş hem doğalar güneş batmadan önce. İki aydınlık yıldızdır ki yakın. Batı noktasının güneyini bul. O küçük yıldız kuzeye yakın. Yirmidir ay durağı bata. Doğuya bak hem o akşam tevfik et yükselişiyle her birin incele ki. adı zebayih. Beşincisi balık burcunu kıldı mekan. dördü büyüktür. Batı noktasının güneyini al. Onbuçuk saat o geceyle bak. batı noktasının güneyine bak. Dört yıldızı küçük. O gece beş saat daha uyuma. Batı notasının güneyini bul. Doğu noktasının kuzeyinden. herbir adı gerdanlıktır. Eğer o gece dokuz saat geçse. Oğlak evvelinde karar tuttular. ta ki yirmibirinci belde bite. balıktan panzede hem o şubeye durak.. üzülme. ehbib yirmibeşine seher batı noktasına yakın ve güney dört yıldız. Bir küçük yıldız. yirmibeşinci cüzün bitiminden doğa önce bir kolu açıkça. üçü üçgen olup. Sekizinci cüz. Doğu . adı koyun. ufukta ona yoldur. oğlak burcunun ortasını etti mekan.noktasının güneyini bul. ikisi berrak. bata yirmi iki. kova burcunda yer onsekiz. Yirmiüç inince yutucudur. Batı noktasının güneyini al. otuzüçüncü cüzüdür ona yol. Altıncı yay burcu ona tâlibtir. Aslı bir yıldızdır. Kavisli bir çizgi üzre üç yıldız. yıldız etrafına gerdanlık olur.. felek kuşağıdır ki sâde olur. ta yirmisekiz dereceye gel. ikisi birlikde doğmuş ola. Kuzeyde iki yıldız büyüktür. Akşama birbuçuk saat varken. dördüncü saad ve de redif ona isim. Şayet gece yedi saat gidici olsa. Otuzüçüncü cüzünün batısını bul. O gece oturup dört saat bekle. Akrebin kalbiyle birlik şöyle varıp. Batı noktasının güneyini nice noktadan say yirmiüç derece. yirmidördüncü yükseliş o demde gider. bir küçük yıldız aralıkta garip. yeri kovanın ondördüdür. Kavisli bir çizgi üzere üç yıldız. Kova burcu üçüne mekan oldu. güneyi hemen ikisinin arası bir mızrak. O gece yedibuçuk saattir.

Menziller belirlemeyle bilindi. Bir burcu iki saat geçe o dem hep menziller önce doğup batar. Sonra her ne gece istense. batısından açıklanan el'an doğusundan bilinmeli o zaman. Doğudan doğmuş ola o rahat. İş ters olur. yirmisekiz ygün içre ay bu menzillerden hep geçe. hem otuzuncu cüz bitiminden iki yıldız ki. Nereden doğa. O sebebden bir ay yirmidokuz gün hesap olunur. güneşten bu resme ırak ola. Doğuya bak. Hak'kı fikir kıl. batısıyla bilinmek olur hep. güneş her gün iki kursu kadar seyredip doğuya. yatsı yerini bul. sabit yıldızlar hızlanır ki. kolaylı gelir. doğmuş yirmisekizinci serpinti. onda gecikmiş nur doğmuş ola. Kande batsa karşısında doğar. ne burcun kaçındadır o gece. bu menzilin sayılışı tamam olur.) Dördüncü Madde Burçlar feleğinin ve onda olan sabit yıldızların uzaklık ve cisimlerini . bu hesap üzere hepsi bulunur. olur. öbür ay otuz. doğu ve batısı gemiler gibi dizili yıldızlarladır. batıya geç gider. felekleri seyret. hesap kıl terazinin başlangıcından. bundan tahmin et. Kolu aslından önce ortaya çıka. Hâlâ hem koç onbeşindedir. O yirmisekiz günüyle geçer güneş de geçer günde bir derece. Güneşe bir derece olduğun gece ki. Oniki burcu. Doğu noktasının kuzeyinden. İlk menzil şeratin olur. ne yıldız. ne burcu mekan kıldı? Yıldızlar hoş bilindi ey Hakkı. güneş ile ay çakışır. Ta ki gezegen ve sâbit ola ayân. İki yıldız ki uzaklığı bir mızrak. Ne zaman güneş koçun evveline geçer. batısıyla bilinmek olur hep. Doğudan çıkan yıldız. Şu halde her onbeş gecede bir saat ileri. guruba bir saat kalmış iken. Şekilleri sanki yumurta biçimindedir. Doğudan çıkan yıldız. Bu tertip ile raşaya deği. hem otuzbir derece tahmin et. karşısında batar. Koç burcunun yarısında çakışsa ay. Her ne geçse buna kıyas olunur. Çün yirmidokuzbuçuk gün olur. kolaylı gelir. Güneş ondan ne miktarı geçti bil.noktasının kuzeyine git. Kolu balık sonunda hoş burak.

rasatçılar. Birinci değerin cisimlerini takriben altıbuçuk yer cismi kadar ölçüp ve farzedip. cisimler âleminin uzaklığının hesabını bilmişlerdir. Bütün sabit ve gezegenleri. Her bir fersahı üç mil ve her bir milli üçbin zera ve her bir zeraı. altı arpa eni kadar ve her bir arpayı. atın altı kılı miktarı itibar edip. . yıldızların cisimlerinin miktarını yerküreye oranla açıklamışlardır. ikinci değerin cisimlerini beşbuçuk yer cismi miktarı. altıncı değerin cisimlerini birbuçuk yeryuvarlağı miktarı bulmuşlardır. Büyük feleğin yüzeyinin uzunluğunun mesafesini ki. dördüncü değerin cisimlerini üçbuçuk yerküre gibi ve beşinci değerin cisimlerini üç buçuk yerküre kadar. yıldızların ve feleklerin cisim ve uzaklıklarını kesin kanunlar ile hesaplarında görüş birliğine varmışlardır. Birinci değerin tabakalarını. Sabit yıldızları altı ayrı kısım bulup. burçlar feleğinin yüzey yumruluğunun uzaklığıdır. malûm olsun ki. Burçlar feleğinin dip yüzeyinin bu merkezden uzaklığını takriben otuzüç kere bin ve beşyüzonbin dörtyüzelli fersah ve burçlar feleğinin kalınlığını takriben onbeşbin dörtyüzotuzbir fersah bulmuşlardır. beşinci değer ve altıncı değer diye isimlendirmişlerdir. ikinci değer. geometriciler ve matematikçiler. Her bir parmağı. Bunları geometrik delillerle ispat edip. kendi yerlerinde belirli bir hareket ile merkezleri çevresinde hareket eder ve döner görüp: "Feleklerde duran hiçbir şey yoktur. birinci değer. üçüncü değer. otuziki parmak genişliği kadar farz ve takdir kılmışlardır.bildirir. dördüncü değer. hesabını almışlardır." mazmununca işin sırrına ermişlerdir. üçüncü değerin cisimlerini dörtbuçuk yer cismi miktarı. burçlar feleğinin kalınlığına mutabık ve eşit onbeşbin dörtyüz otuzbir fersah bulup. âlemin merkezinden takriben otuzüçbin kere bin ve beşyüzyirmibeşbin sekizyüz seksenbir fersah bulmuşlardır. Ey aziz.

birinci felek ki küllî felektir. Ey aziz. güzel görünümlü aya küçük ışıklı denilip. hızlı hindi demişlerdir. ay feleğinden itibaren sayılınca yedinci felektir. ona küçük uğursuz demişlerdir. kutupta. eksende. güzel yüzlü güneş feleğinin altında karar kılmalarıyla iki aşağılıklar olarak isimlendirilip. Bu felekte zühalden gayri yıldız yoktur. Fakat küçük saadet olan güzel yüzlü zühredir. astronomlar on: Büyük uğursuz. Güneş feleğinin üzerinde bulunup. malûm olsun ki. buna: Taşıyıcı felek demişlerdir. . yüksek felekler ismiyle şöhret bulmuş olan üç feleğin e büyüğü ve en yükseğidir.Yaratıcı. dönüş merkezi dayanıklı olduğundan. hakîm ve kudretli olan Allah münezzehtir. en büyük saadet. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenin biri zühal feleğidir ki. Işıklı güneşe büyük ışıklı. merkez dışı felektir ki. Zühal yıldızı. cellat görünüşlüdür. Astronomlar. kuşakta ve harekette burçlar feleğine benzediği için buna: Mümessil felek demişlerdir. cümlesine başka bir nâm ile beş şaşırmış derler. mümessili altında iki paralel yüzeyde bulunup. zühal yıldızı için üç adet felek ispat edip. Bu feleğin hâkimi sadece zühaldir. geyvan lakabıyla lakaplanıp. Müşteri yıldızı. hepsi de yedi gezegen nâmıyla meşhur olmuştur. 11-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yedinci göğün yapısını ve onda olan zühal (satürn) feleğini altı madde ile bildirir. Birinci Madde Zühal yıldızının mümessil feleğini bildirir. Zühal ve karışık sofra görünümlü Utarit. Büyüklüğünün celaletine ve kudretinin illetine aklın idraki erişemez. Üçüncü feleğe: Döndürücü felek derler ki. üç yüksek ve iki alçak denilip. İkincisi. merkezde. merih.

zühali. Bu takdir olunan ikinci felek yere şâmil ve merkezi. İkinci olarak. o nokta evc (doruk) ismiyle isimlendirilmiştir. sekizinci feleğin hareketi kadar. Bu kürenin yumru yüzeyi ilk feleğin yumru yüzeyiyle bir noktada temas etmişlerdir ki. döndürdüğü için buna: Döndürücü felek demişlerdir. dış iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. Zühal yıldızı o noktaya geldikte. hareket ettirip. küllî feleklerin içlerinde. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek . Yüksek yüzeyi üstünde olan sabit yıldızlar feleği. batıdan doğuya âheste gider. onun çukur yüzeyine ve alt yüzü. Zühal yıldızının durumunun nizamı için mümessil feleğin cisminin içinde yani iki paralel yüzeyle kuşatılmış olan gövdesi içinde Hamil (taşıyıcı) nâmıyle ikinci bir felek takdir etmişlerdir. astronomlara göre.zühal yıldızı onun tarafında çakılmış olup. döndürücü felek kendi merkezi üzere hareketiyle döndükçe. İki paralel yüzeyle çevrili yuvarlak bir cisimdir. kendi hareketiyle âlemin merkezi çevresinde. ilk hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğuda batıya hareket eder. altında ola müşteri feleğinin yumru yüzeyine teğettir. malûm olsun ki. yedi gezegen yıldıza ârız olan çeşitli işlerin tanzim ve tesviyesi. Ey aziz. Bu feleğin üstünde ve altında bulunan diğer küllî felekler gibi büyük feleğin hareketine uyup. merkezinin dışındaki feleğinin yapısını bildirir. Anlatılan bu feleğin altında ola felek küreleri dahi aynı şekilde doğuya yönelik hareketle muttasıf olup ve bizzat da batıya yönelik hareketle muttasıf olmuşlardır. İkinci Madde Zühal yıldızının. âlemin merkezinden kendi çapının parçalarıyle altıbuçuk derece uzaklık ile en üst tarafında. Mümessil felek. Açıklaması gelecektir. küllî felektir. cüzi ve ikinci feleklerin çeşitli dönüş ve tavırlarının isbatı gerekir. O nokta âlemin merkezine nispetle en uzak noktadır.

Bu nokta. biri ikinci feleği içine alır. Her feleğin özel bir hareketle dahi hareketi kararlaştırılmış olup. ilk felekten zorunlu olarak değişik kalıklıkta iki küre geriye kalır ki. kendine mahsus eksen ve kutuplar üzerinde deveran edip. yıldızları kendisiyle beraber hareket ettirir. Taşıyıcı feleği kuşatan kürenin ince tarafı.olmuştur. zühal yıldızının hareketi. mümessil feleğin altında kendi hareketiyle batıdan doğuya hareket edip. Allah her şeyden münezzehtir. biri ikinci felekten boşalır. altında bulunan diğer gezegenlerden ağır görünür. astronomlar yine yıldızlarının durumlarının tanzimi için bu kadar miktarla yetinmeyip. kalın tarafı eteğe doğrudur. âlemin merkezine nispetle en yakın noktadır. bunlara: Döndürücü felekler . dönüşünü tamam etmek kesin bir iş olmakla. Üçüncü Madde Zühal yıldızının döndürücü feleğini bildirir. Şu halde bu hareket ettirme takdirince o ilk felekten bu taşıyıcı nâmıyle meşhur olan ikinci felek ayrılıp. birinci feleğin iç yüzeyine doğu noktasında teğettir. bu ikinci feleğin iç yüzeyi. O noktaya haziz (etek) adı verirler. zühal feleğinin taşıyıcı feleği. Öteki kürenin kalın ve ince tarafı bunun tersinedir. Bunun gibi. yerin merkezine oldukça yaklaşmış ve alçalmış olur. ancak güneşte merkez dışı olan bir başka ikinci felekten söz etmişlerdir. Ey aziz. yerden çok uzak ve dairesi geniş olmakla. oniki burcun her birinde ikibuçuk sene ikamet edip. Bu iki kürenin. bu surette boşaldıkta. Lakin diğer gezegenlerde yere şâmil olmayan küçük gezegenler tespit edip. doruk noktaya. Taşıyıcı felek. yirmidokuz sene beş ay altı günde bir devresini tamamiyle tamamlar. mümessil feleğin tamamlamakta katkıları olduğundan birine dolanın tamamlayıcısı ve birini boşalanın tamamlayıcısı adını vermişlerdir. burçlar feleğinin altında. Zühal yıldızı bu taşıyıcı feleğin hareketiyle bu noktaya geldikte. malûm olsun ki. O halde zühal yıldızı onunla gidip.

yıldızın yüzeyi. değişik ve yıldızlarının nitelikleri farklı. Lakin bunlardaki üç feleğin hareketleri. her birinin hareketlerinin miktarlarını. zühal yıldızını da döndürür. uzaklık ve cisimleri farklı olmakla. zühalin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. İmdi bu kıyas ile bunun boşluğunda olan müşteri feleğinin ve onun içinde olan merih feleğinin ve güneş feleğinin içinde bulunan zühre feleğinin şekil e durumlarını her yönleriyle. bir yüzey ile çevrili bir kürevî cisimdir. tamamiyle bilinmiştir. kendi mekânında belirli bir hareketle batıdan doğuya yani burçlar sırası üzere dönüp. bir tarafında iki kutbu arasında çakılmış olan. taşıyıcının iki yüzeyine teğettir. Zühal. kendi merkezi çevresinde batıya doğru hareketiyle bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden bir dereceye yakın hareketiyle. Şimdi zühalin döndürücü feleği. taşıyıcı ve merkez dışı olan ikinci feleğin kuşağında yerleşmiştir ki. Taşıyıcı feleğin içinde. döndürücü feleğin kuşağı üzerinde onun yüzeyine ortak bir noktada teğet olmuştur. Çünkü zühal feleğinin durumu özetle yazılıp ve parçalarının tertibi takrir ve yapısı ve şekli bu kadarca beyan ve tasvir olunmuştur. bu zühal feleğine benzerliklerinden. uzaklıklarını ve kürevî cisimlerini birer bölüm ile tafsil ve kendilerine özgü özelliklerini beyan etmek lazımdır. Döndürücü felek tek bir yüzeyle kuşatılmış bir küredir. yıldızın kendisi. döndürücü feleğin içindedir ki. yıldızlarını ve sıfatlarını. içi dolu ve ışıklıdır.adını vermişlerdir. güneşin ortasına mutabık hareket ettirir ki. Bu döndürücü felek. Zühal. Buna: Yıldızın değişik hareketi derler. senede bir kere devresini tamam eder. bu yıldızı. çapı. döndürücününkine tamamen temas etmiştir ve taşıyıcının bir tarafında döndürücü feleğin hareketi gibi belirli bir sıra üzere zühal yıldızının dahi kendi merkezi etrafında dönücü olduğunu rasatçıların çoğu görmüşlerdir. Yani zühalin cismi. .

Zira ki. Yıldız. yıldız. geri dönmesini ve şaşkınlığını. geriye döner görünür. malûm olsun ki. kendi merkezi. Eteğe inmesi halinde. Yıldız. Yıldızın dönüşü tamam olup. kendi merkezi inişte olduğu için hareketi görünmez olup. ikinci kez durur görünür. düz hareketi sekiz ay ve yirmi gündür. kendi merkezinin hareketi. yıldız duraklar görünür. döndürücünün eteğine yakı oldukta. Yıldız. güneş ile olan bağlantı ve güneşe yaklaşmasını bildirir. Bu yavaş hareketten sonra yine düz hareket eder görünür. yani üç yüksek ile bir alçağa. Güneşe kıyasla beş şaşırmışa bağlantı ve yaklaşma ârız olmuştur. Zühal yıldızının geriye dönüşü dört ay. yavaşlama ve süratini. düz hareket eder. Ey aziz. beş şaşırmış denilmesinin sebebi. sonrakine ikinci makam derler. feleklerin ve yıldızların hareketleri. Yine bazen durup yavaş yavaş hareket ederler. Yıldızın geriye dönüşünden önceki durağına ilk makam. kendi dönüşüne düz hareket devresini ihtilâfsız tamam eder. bazen da düz ve süratli giderler. kendi merkezinin sıraya aykırı hareketi. Halbuki yıldız. kâh yavaş giderler. Bu duruştan sonra yükselme halinde kendi hareketi yine görünmez olur. eteğe indikte. Yıldız yine yavaş hareket eder görünür. hızlı hareket eder görünür. döndürücünün merkezininkinden fazla olduğu için yıldız. döndürücüye bir miktar meylettikte. . kendi küreleri kuşağına oranla ebediyyen basit ve benzerlidir. durma. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden güneşle aydan gayrisine. taşıyıcının hareketiyle uygunluk üzere olmayıp iki hareket birbirine karşı ve muarız olduğu için. döndürücünün merkezi hareketine. Bu durumların açıklanması budur ki: Döndürücünün doruğunda oldukta. döndürücünün merkezi. bunlar kâh düz. kâh geri dönerler.Dördüncü Madde Zühal yıldızının düz gitme. kâh durur. yıldız durur görünür. iki hareket yine eşit geldikte. burçlar sırası üzere muvafakat edip.

Zühalin. o. burçlar feleğinde. eğilimli feleğinden kâh güneye kâh kuzeye dört buçuk derece kadar eğilimli olduğundan. döndürücünün merkezinden uzak oldukça. güneşin merkezinin burçlar feleğinden olan orta yerinden döndürücünün merkezinin orta yerinin uzaklığı gibidir. bu yüzden görünmeyip yakın olması itibariyle bu duruma iki gezegenin çakışması ve güneşe yaklaşması denilmiştir. Beşinci Madde Zühal yıldızının doruk ve etek noktalarını. döndürücüsünün orta yerinden kendi merkezine uzaklığı. güneş ile karşılıklı olması. döndürücünün eteğinde bulunduğu halde olur. Zühal yıldızının taşıyıcı feleğinin. şaşırmış gibi görünüp. Zühal yıldızının her iki yaklaşması arasında olan müddeti. Zirvenin karşıtı olan yere: Ete derler . astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden her yıldızın bir doruğu vardır ki. Zira ki her üçyüz yetmişsekiz günde bir kere. Zira ki güneşin merkezi. döndürücüsünün zirvesinde bulunduğu halde uygun olur. burçlar kuşağından güneye ve kuzeye ikişer buçuk derece eğilimi mevcut iken döndürücü feleğin dahi zirvesi ile eteği. kendi feleğinden ve yerden oldukça yüksek ve uzak olmuş olur. Her biri kendi bölümünde anlatılacaktır. hep orta bir yakınlıkla güneşe yakın olur. malûm olsun ki. tepe ve kuyruk düğümlerini bildirir. bundan dolayı şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. Müşteri ve merih yıldızlarının dahi güneşle bağlantıları bunun gibi bulunur. bu yıldızın seyrinde enlem değişikliği bulunup. O halde zühal yıldızının güneş ile uzaklık ve yakınlığı. ona ulaştıkta. döndürücünün orta zirvesinden yıldızın merkezi dahi güneşin uzaklığı kadar uzak olur. Zühal yıldızı. bir sene onüç gündür. güneşin mekânına gelip. döndürücüsünün ortasının doruk noktasında bulunduğu halde. Ey aziz. döndürücünün merkezine karşı oluncaya değin. yıldız dahi döndürücünün eteğine iner. Tâ güneş.

iki kesişme noktası oluşmuştur ve birbirine karşılıklı gelmiştir. yıldız yondan ayrıldıkta onun enlemi kuzey olur. eteğe inici olup ikinci yarısında zirveye yükselici olur. kuyruğu dahi yengeçin karşısında olan oğlak burcunun bunun gibi ondokuzbuçuk derecesinde belirlenmiştir. sözbirliğiyle zirvelerin ve eteklerin her yetmiş güneş yılında bir derece hareketleri hesabiyle. Zira ki burçlar feleğinden zirve yerleri bilinse. Şimdi rumî tarihin binbeşyüz onyedi senesinde zühalin zirvesi. sabit feleklerin yavaş hareketine uygun hareket edicidirler. Zira ki. aksiyle dahi bulunur. Tepesi yengeç burcunun dokuzbuçuk derecesinde olup. yıldızın güneyde ve kuzeyde bulunan uzaklığıdır. O noktanın karşısında olan noktaya kuyruk derler ve bu o noktadır ki. kuyrukların yerleri dahi bilinir. birine kuyruk derler. Çünkü ayın zirvesinden başka zirveler ve öteki noktalar. zirveler mukabili etekler olduğu gibi. Burada enlemden murat. Bu o yerdir ki. Zirvelerle etekler arası uzaklığı belirlidir. Feleğin ilk yarısında oldukça. Tepe o noktadır ki. eğer dahi yay burcunun karşısında olan ikizler burcunun aynı şekilde dokuzbuçuk derecesinde belirlenmiştir. onların karşıtı etek yerleri itibar olunur. eteğe geldikte zayıf olur. o . zirvesinde yoldukça kuvvet bulup. Hicrî sene de. O halde yıldız. Lakin halen rumî tarih. yere yakın olmakla kendi feleğinden oldukça aşağıya inmiş olur. aksiyle de belirlenir. şu anda ikibin altmış dokuz seneye başlamıştır. onda gezegenlerin felekleriyle burçlar feleği kesişmiştir. güneşin yolundan.ki. asla değişmez. İki yerde. onun enlemi güneyde olur. yıldız ona geldikte. Şu halde. binyüzyetmiştir. Bu durumda o iki noktanın birine tepe. Zühalin doruğu. yay burunun dokuzbuçuk derecesinde olup. tepeler mukabili de kuyruklardır. ondan yıldız geçtikte. tepe ve kuyruk noktaları ortasında yani eğilimli feleğin burçlar kuşağından kuzey tarafına fazla meylinden elli derece geridedir. astronomların çoğu. Tepelerin yerleri bilindikçe.

rahimlere düşen döllere şans olsa. malûm olsun ki. Halen zühalin zirvesi. Bu yıldız. ikizlerin aynı derecesine gitmiştir. Gündüzsel erkek bulunup. tenbel. Nitekim çiçek zühreye bakmak. cisminin ölçüsünü bildirir. keder ve üzüntü vericidir. gamlı. ibretlerle dolu kâinatta. o döllere Allah'ın izniyle sirayet edip olan çocukta. ahmak. Buna bakmak. cimri. Bu yıldız. Zühal yıldızının cisminin yerküre kadar bulunduğu geometrik deliller ve matematik hesaplarla ispat olunmuştur. yengeç burcunun yirmiyedibuçuk derecesine ve kuyruk noktası. Tepe noktası. O gece ve gündüzün ilk saatleri buna nispet kılınmıştır. Altıncı Madde Zühal yıldızının tabiat ve vasıflarını. oğlak burcunun aynı derecesine yetmiştir. Bizim bu felekler ve yıldızların durumlarını özetle aradığımız.tarihten bu tarihe gelinceye değin her biri yaklaşık olarak sekiz derece hareket etmiştir. bunun tabiatı ve vasıfları. cahil. Bu yıldıza. Ey aziz. astronomlar demişlerdir ki: Bu zühal yıldızının tabiati son derece soğuk ve kurudur. Şimdi buna kıyasla her tarihte tepe ve etek noktaları bilinir. bu vasıfların ortaya çıkması tecrübe olunmuştur. hayran olmak ve yaratıcısını . ilahî cilveleri görüp. çarşamba gecesiyle cumartesi gündüzüne hâkim bulunmuştur. en büyük uğursuz bilinmiştir. kalın kafa ve zararlı sıfatları nispet kılınmıştır. uzaklık mesafesini. yay burcunun onyedi buçuk derecesine ve eteği. kıskanç. onbin kere bin ve beşyüzonyedibin dokuzyüz altmışüç fersah takdir ve tahmin kılınmıştır. Bu ölçülen feleğin kalınlığı. yalancı. Rasatçılar. geometriciler ve matematikçilerin ittifakıyle zühal feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı takriben otuzüçbin kere bin ve beşyüz onbin dörtyüzelli fersah ölçülmüştür. lanetli. sevinç ve safra verici bulunmuştur.

astronamlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden müşteri feleğidir ki. merkezde. güneşe yaklaşması. kendi üzerinde olan . Birinci Madde Müşteri yıldızının mümessil feleğini bildirir.bilmektir. malûm olsun ki. iki paralel yüzeyle çevrili kürevî bir cisimdir. döndürücü felektir ki. küllî felektir. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. hakiki cisimlerdir ki ölçü ve tartı hesabiyle ilk iş olarak cisimlerin ölçüleridir. o kendi merkezi üzerinde hareket ettikçe. Tabiatının adaletli oluşundan ona: En saadetli adı verilmiştir. O. 12-BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Altıncı göğün yapısını ve orada hâkim olan müşteri (Jüpiter) yıldızının vasıflarını beş madde ile beyan eder. Üçüncü felek. Güneş feleğinin üzerinde bulunup. kuşakta. Yüksek yüzeyi. Biz bu kitapta yazdığımız yıldızların cisimlerinden murat. düzenlemişlerdir ki. Astronomik ölçülere feleklerin çakışması. Bunlar kesin bilgilerdir. bu yıldız dahi onunla dönücüdür. Her şeyden geçip ona yönelmektir. saadet verici olarak tanınmıştır. İkinci felek. Ey aziz. ay feleğine nispetle altıncı felektir. müştere yıldızının yapısı için dahi üç adet felek ispat edip. kaybolması ve vakitlerin tayini için yıldızın yakınlık ve uzaklığı sebebiyle ve gözetleme hesabıyle tahmin olunan itibarî cisimler değildir. döndürücü merkezin taşıyıcısıdır. yüksek felekler nâmıyle şöhret bulan üç feleğin ortancası olup. müşteri yıldızı. Müşteri yıldızının mümessil feleği ki. merkez dışındadır ki. müşteri yıldızı onun bir tarafında çakılmış olup. birinci felek. Astronomlar. mümessil feleğin altında ve iki paralel yüzeyde bulunup.

ilk felekten ikinci felek ayrılıp. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızının nizam ve hali için mümessil feleğinin içinde taşıyıcı nâmıyle tayin olunan ikinci felektir ki. kalın tarafı eteğe doğrudur. Zira ki. Bu noktaya etek adı verirler. Ey aziz. alt yüzeyi. kendi üzerinde ve altında bulunan öteki felekler gibi. O halde doruk ve etek. tepe ve kuyruk bununla yetmiş yılda bir derece gider. Boş kürenin ince ve kalın tarafı. malûm olsun ki. âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olmakla. altında olan merih feleğinin yumru yüzeyine temas etmiştir. âlemin merkezin nispetle en yakın nokta odur. O nokta. Bu kürenin çukurumsu yüzeyi. dolu kürenin . Şimdi bu belirleme üzere. anlatılan şekile sokuldukta. ilk hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. birinci felekten zorunlu olarak iki değişik kalınlıkta küre kalır ki.zühal feleğinin çukurumsu yüzeyine. önce büyük feleğin hareketine uyucu olup. biri ikinci feleği içine almıştır. kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde sekizinci feleğin hareketi kadar batıdan doğuya âheste gider. âlemin merkezinden kendi çapıyla beşbuçuk derece uzaklıkla doruk noktasına dışarda eğilimli iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. o noktaya: Doruk derler. ona teğettir. Bunun gibi bu ikinci feleğin yumru yüzeyi. Bu mümessil felek. Zühal yıldızı. İkinci olarak. ilk feleğin yumru yüzeyine bir noktada müşterektir ki. İkinci Madde Müşteri yıldızının merkez dışı feleğini şekil ve hareketiyle bildirir. yerin merkezine oldukça yakınlaşmış olur. Sekizinci feleğin hareket ettirmesiyle hareket eder. bu taşıyıcı feleğin hareketiyle o noktaya indikte. müşteri yıldızı o noktaya geldikte. yere şamil ve merkezi. birinci feleğin çukurumsu yüzeyine bir noktada temas etmiştir ki. biri ikinci felekle birlikte boşaltılmıştır. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olur. İçine alanın ince tarafı doruğa.

yere şâmil olmayan bir başka küçük felek de ispat edip. bu müşteri yıldızının dahi durumlarının tanzimini. kendi belirli hareketiyle batıdan doğuya hareket edip. bir talimli feleğin cisminde düzenli hareketle batıdan doğuya dönü. ona: Döndürücü felek demişlerdir. çapı. astronomlar. Her feleğin bir özel hareketi belirlenmiş olup.tersinedir. bir tarafında çakılmış olan müşteriyi kendisiyle beraber döndürür. Döndürücü felek. dönüşünü tamamlamak kaçınılmaz olmakla. müşteri yıldızını.p. Ey aziz. müşterinin altında bulunan diğer gezegenlerin hareketlerinden daha ağır görünür. belirlenmiş ölçülerle tayin konusunda yetinmeyip. Kendi mekanında. eğilimli feleğin cismine düzenli hareketle batıdan doğuya dönüp. bir tek yüzeyle kuşatılmış dolu bir küredir. Adı geçen yıldız. Bu feleğin kendi merkezi çevresinde olan batıya yönelik hareketiyle bu felek. kendine mahsus dönme ve kutuplar üzerinde deveran edip. yapısı ve hareketiyle bildirir. taşıyıcı feleğin her iki yüzeyine teğettir. müşterinin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. yıldızın hareketi. malûm olsun ki. yıldızı da hareket ettirir. bu yıldızın kendisini taşıyan ve merkez dışı olan ikinci feleğe eğimli kuşağına dahil ve ona gömülmüştür ki. oniki senede bir dönüşünü tamamlar. onunla her burçta bir sene durarak. Üçüncü Madde Müşteri yıldızının döndürücü feleğini. kendi altında olan feleklere nispetle yerden uzak ve dairesi geniş olduğundan. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden takriben bir derece kadar mesafe alıp gider. eğik felek müşteri. kendi mümessil feleği içinde. Yani orta bir hareketle güneşinki kadar hareket . Şu halde bu yıldız. Döndürücü felek. zühalin mümessil feleğinin altında. Bu iki kürenin. feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olmakla birine dolunun tamamlayıcısı ve birine boşun tamamlayıcısı derler.

iki hareket birbirine mukabil gelip. muarız olduğu için yıldız durur görünür. kendi merkezinin burçlar sırasına ters hareketi. senede bir dönüşümü tamam eder. döndürücüsünün merkezinin taşıyıcısı hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup. . döndürücünün en altına yakın oldukta. Yani yıldız. döndürücünün aşağısında bulundukta. Dördüncü Madde Müşteri yıldızının sürat ve istikametini. Ne zaman yıldız. Döndürücü feleğin bir yanında gömülü bulunan kuşağı yanında. tamamiyle döndürücünün cisminde bulunup. Yıldız." demişlerdir. Bu müşteri yıldızı dahi bir yüzeyle kuşatılmış kürevî bir isim. Taşıyıcının bir tarafında. Bu harekete: Yıldızın farklı hareketi ve yıldızın kendine özgü hareketi derler. güneş ile olan bağlantı ve yakınlığını bildirir. rasatçıların çoğu gözetleyip: "Feleklerde duran bir şey yoktur. kendi merkezinin hareketi. düz hareket eder ve yıldız döndürücünün eteğine inmesi durumunda yavaş hareket eder görünür. döndürücü feleğin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uymasıyla. inişte olduğundan hareketi görünmez olur. döndürücü feleğin kendine has hareketi gibi bu yıldızın dahi döndürücüsü tarafında. döndürücünün alt tarafına bir miktar eğimli olup. yüzeyi. kendi merkezinin hareketi. içi dolu ve ışıklıdır. Zira ki. yüzeyine teğet olmuştur. kendi merkezi üzerinde dönücü hareketini. malûm olsun ki. yıldızın kendi merkezi. yavaşlama ve duraklamasını. yıldız hızlı hareket eder görünür. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızı aynı zamanda kâh sürat ve kâh istikamet ve kâh yavaşlama ve kâh duraklama ve kâh geri dönme ve kâh bu durumların tekrarı halindeki şaşırmışlığının açıklanması budur ki: Bu yıldız. geriye dönüş ve şaşırmışlığını. döndürücünün en yükseğinde bulundukta. Ey aziz. ortak bir noktada dördüncüsüyle temas etmiştir. Yıldız.ettirir ki.

yıldız geri döner görünür. güney ve kuzeye burçlar kuşağından birer buçuk derece eğimi var ise. yıldızların ve feleklerin hareketleri kendi küreleri kuşağına kıyasla benzer ve düzgündür. Güneş. güneşe nispetle ârız olan bağlantı ve yaklaşma beyanı budur ki. ikibuçuk derece enlem farkı bulunmakla. Güneşle karşı karşıya gelmesi. Zira ki. döndürücünün merkezine karşı oldukta. yıldızın dönüşü tamam olup. iki hareket yine eşitlendikte. Bu yıldızın güneşe iki yaklaşışı arasında olan süre. döndürücü feleğinin dahi doruğu ve eteği dahi eğilimli felekten kâh güney tarafına. güneşin merkezinin burçlar feleğinde olan ortasından döndürücünün merkezinin ortası gibidir. ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. yıldız dahi döndürücünün eteğine inmiş olur. ikinci olarak durur görünür. kendi döndürücüsünde dönüşünü ihtilâfsız tamam eder. Bu duruştan sonra yine yavaş hareket ediyor görünür.döndürücüsünün merkezinin hareketinden fazla olup. müşteri yıldızı. sonrakine: İkinci makam derler. zühal gibi daima döndürücüsünün ortasından kendi cisminin merkezi uzaklığı. bu yıldızın güneşle yakınlığı. döndürücünün orta doruğundan yıldızın merkezi dahi güneşin uzaklığı kadar uzak olur. hareketi görünmez olup. Zira ki. yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp. Bu yıldızın eğilimli feleği. . Halbuki yıldız. bu durumda. Bundan sonra yavaş hareketi yine düzelir ve süratli görünür. sürekli döndürücüsünün zirvesinde bulunduğu halde vâki olur. döndürücüsünün doruğunda bulunduğunda sürekli güneşle aynı hizada olur. döndürücünün merkezinden uzaklaştıkça. düzgün hareketi sekiz ay dokuz gündür. Zira ki güneşin merkezi. Müşteri yıldızının geriye dönüşü dört ay. Bu durumda. yıldızın kendi merkezine uygun olmakla. kâh kuzey tarafına eğilimli olup. bir sene otuzüç gündür. bu yıldızın. Bu müşteri yıldızına. Yıldızın geriye dönüşünden önceki durağına: Makam. döndürücüsünün eteğindeyken olur. şaşırmış olarak isimlendirilmiştir.

Beşinci Madde Müşteri yıldızının doruk ve eteğini. tevazu. ilim. burçlar feleğinden kuzeye fazla eğiminden yirmi derece öndedir. . malum olsun ki. talileri müşteri hüküm olunur. tepe düğümlerinden doksan derece kuzeyde bulunurlar. Zühal ile müşteriden başka şaşırmış yıldızların dorukları. her yetmiş seneyi bir dereceye dağıtmakla bütün noktalar takriben sekiz derece gitmiştir. "Annesinin karnında kutlu olan kutludur. Bu minval üzere hesap etmek. hilim. O halde asîz tarihinden bu tarihe gelinceye dek. Bu yıldız. yukarıda açıklandığı üzere. haya. Kuyruk düğümü. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızının doruğu. onlara sirayetle yaratılıp ve huy olup. uzaklığını mesafesini ve cismin ölçüsünü bildirir. ikibin altmışdokuz seneye erip. tepe düğümünden yetmiş derece geridedir. Tepe düğüm noktası. büyük uğurlu nâmıyle isimlendirilmiştir. demişlerdir ki: Müşterinin tabiatı itidal üzere sıcak ve rutubetli olup. gündüz erkeği olmakla." hadisi gereğince. talakât ve fasihlik bulunmuştur. hicrî tarih de binyüzyetmiş seneye yetmiştir. Çünkü doruklar ve etekler. müneccimler sözbirliği edip. Halen rumî tarih. rahimlere düşen döllere tali olsa. akıl. Ey aziz. Eteği dahi balık burcunun ondokuzbuçuk derecesine ulaşmıştı. her tarihte bütün noktaların yerlerini belirler. Müşteri yıldızının tabiatında ve övgüye değer vasıflarında. iffet. tepe ve kuyruk noktaları arasından yani eğilimli feleğinin. yengeç burcunun dokuçbuçuk derecesine gelmişti. Müşterinin doruğunun burçlar feleğindeki mekanı rumî tarihin asiz senesinde başak burcunun ondokuz buçuk derecesinde belirlenmişti. bu yıldızın vasıfları: Din gayreti. sâbit feleklere uygun hareket ederler. Şimdi müşterinin doruğu. oğlak burcunun dokuçbuçuk derecesinde kalmıştı. tabiat ve vasıflarını. tepe ve kuyruk düğümlerini. cömertlik. Hak'kın emriyle bunun selîm tabiatı ve övülmüş vasıfları.

geometriciler ve matematikçiler ittifak edip. Bu mümessil feleğin kalınlığı takriben sekizbin kere ybin ve ikiyüz yirmi bin beşyüzkırküç fersah bulunmuştur.onlar o saadetle dünyaya gelip. her biri sait (kutlu) bulunur. Ey aziz. merih yıldızının yapısı için dahi üç adet felek ispat edip. Bu yıldız. malum olsun ki. pazartesi gecesine ve perşembe gününe hakimdir. uzaklığı takriben ondörtbin kere bin ve yediyüzyetmişbin dokuzyüs kırkdört fersah hesap kılınmıştır. kırmızı merih yıdızı onda hâki bulunup. demişlerdir ki: Müşterinin mümessil feleğinin yumuk yüzeyinin. O gecenin günbatımından sonra ve bu gündüzün gün doğumundan sonra birer zaman saatleri. Müşteri yıldızının cismi. küçük uğursuz adını almıştır. Çukur yüzeyinin ise. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden sayılan merih feleğidir ki. (Allah daha iyi bilir. âlemin merkezinden uzaklık mesafesi takriben yirmiiki bin kere bin ve dokuzyüz doksan ikibin dörtyüzseksenyedi fersah ölçülmüştür. Güeş feleğinin üstünde bulunup. hepsi delillerle ispat olunmuştur. Birinci Madde Merih yıldızının mümessil feleğini bildirir. Astronomlar. nizamını vermişlerdir ki: Birinci . yüksek felekler nâmıyle meşhur olan üç feleğin en aşağıda olanı ve yere en yakını olup. takriben yer cisminin yarısı kadar bulunup. bu yıldıza nispet kılınmıştır.) 13-BÖLÜM: BEŞİNCİ BÖLÜM Beşinci göğün yapısını ve burada hâkim ola merih yıldızının vasıflarını beş madde ile açıklar. ay feleğine nispetle beşinci felektir. Müşteri yıldızının ve mümessil feleğinin uzaklık mesafelerinde ve kalınlıklarında ve cisimlerinde rasatçılar.

döndürücünün merkezini taşıyıcıdır. kuşakta. merkezde. İkinci Madde Merih yıldızının merkez dışı feleğini. merih yıldızı. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. döndürücü kendi merkezi üzerinde hareket eyledikçe. İkinci olarak. En üst yüzeyi üzerinde bulunan müştei feleğinin çukur yüzeyine ve alt yüzeyi altında olan güneş feleğinin yumru yüzeni eteğettir. âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olduğundan. döndürücü felektir ki. İki paralel yüzeyle kuşatılmış kürevî bir cisimdir. Doruk. o birici hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. astronomlar demişlerdir ki: Bu merih yıldızının durumunun düzeni için. merkez dışıdır ki. bu kürenin yumru yüzeyi birinci feleğin yumru yüzeyi ile ortak bir noktada temas etmiştir ki. merihi dahi kendisiyle birlikte hareket ettirir. kendi hareketiyle âlemin merkezi etrafında sekizinci feleğin yavaş hareketi kadar bir hareketle batıdan doğuya âheste gider. ikinci felek. o noktaya doruk derler. merkezi. etek. külli felektir.felek. bu hareketle her yetmiş senede ancak bir derece kadar kendi kuşağından yol alır. tepe ve kuyruk noktaları. oniki derece mesafe ile doruk yönü dışında iki paralel yüzeyle kuşatılmış bir küre isimdir. taşıyıcının hareketiyle o noktaya geldikte. kendi üstünde ve altında olan öteki gezegenler gibi. . yere şâmil. ilk feleğin içinde iki paralel yüzeyde bulunup. merih yıldızı onun bir tarafında çakılmış olup. malum olsun ki. O nokta. Mümessil felek. önce büyük feleğin süratli hareketine tâbi olup. Merih yıldızının mümessil feleği ki. Aynı zamanda sekizinci feleğin hareket ettirmesiyle hareket eder. taşıyıcı nâmıye tayin olunan ikinci felektir ki. Üçüncü felek. Ey aziz. mümessil feleğinin gövdesi içinde. yapısı ve hareketiyle bildirir. âlimin merkezinden kendi çapı parçalarıyle.

yıldız. İkinci feleğin çukur yüzeyi. birine içine alanı tamamlayan. âlemin merkezine nispetle en yakın nokta olup.yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olur. feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olmakla. Ona: Döndürücü felek demişlerdir. adı geçen küre boşaltıldıkta. merih yıldızını da hareket ettirir. kendi mümessil feleği içinde. kalın tarafı eteğe doğrudur. Bu noktaya etek derler. o. ilk felekten zorunlu olarak iki değişik cüssede küre meydana gelir ki. bu merih yıldızının dahi durumlarının tanzimini belirlemek konusunda bu kadarla yetinmeyip. taşıyıcı feleğin hareketiyle bu noktaya geldiğinde. yere şâmil olmayan bir küçük felekten daha sözederler. Ey aziz. Boş kürenin ince ve kalın tarafları. dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz olmakla. Üçüncü Madde Merih yıldızının döndürücü feleğini. dolu kürenin ince tarafı doruğa. merih yıldızı altında olan öteki gezegenlerin hareketinden daha ağır hareket ediyor görünür. ötekine boşalanı tamamlayan derler. kendi merkezi çevresinde kendine özgü hareketiyle batıdan doğuya hareket edip. yaklaşık olarak iki senede bir dönüşü tamam eder. yerin merkezine çok yaklaşmış ve alçalmış olur. birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada teğettir. biri ikinci feleği içine alır. şekil ve hareketiyle bildirir. Bu felek. merihin eğilimli feleği dahi. dolunun tersine gelir. kendine mahsus eksen ve kutuplar üzerinde dönüp. biri ikinci felekle birlikte boştur. müşterinin külli feleği altında. Yıldız. Her bir feleğin kendine has belirli bir hareketi olup. Zira ki. Birinci felekten ikinci felek ayrılıp. . kendi altında bulunan feleklere nispetle yerden uzak ve dairesi geniş olduğundan. malim olsun ki. astronomlar. Bu iki kürenin. geri dönüşü halinde bir burçta iki ay kadar durup. düz gidişte bir burçta kırk gün miktarı kalıp.

yüzeyi yüzeyine temas etmiştir. astronomlar demişlerdir ki. Yani yıldız tamamiyle döndürücünün yüzeyine teğettir. Dördüncü Madde Merih yıldızının süratini. Döndürücü felek. bir yüzeyle kuşatılmış dolu ve ışıklı bir kürevî cisimdir. yıldızın yüzeyi.Döndürücü felek. malum olsun ki. bir tarafında çakılmış olan merihi de hareket ettirir. yere şâmil olmayan ve kendi taşıyıcı feleğine nispetle bir küçük felektir ki. Kendi mekanında eğilimli feleğin cisminde. döndürücünün çapı taşıyıcının iki yüzeyine teğettir. bir tek yüzeyle kuşatılmış dolu bir kürevî cisimdir. Böylece senede bir dönüşünü tamam eder. incelemişlerdir. döndürücünün iki kutbu ortasında. Yıldızın kendisini taşıyıcı ve onunla bezenmiştir. yıldızın özel hareketi derler. merihin mümessil feleğinde. döndürücü feleği tarafında. yavaş gidişini ve duraklayışını. Ey aziz. Merih yıldızına dahi kâh sürat. gider. merihi. Kendi döndürücüsünün cisminde gömülmüştür ki. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüz altmış derecesinden yaklaşık bir derece kadar mesafe alıp. Yani yıldız tamamiyle döndürücünün cisminde bulunup. Merkez dışı olan ikinci eğilimli feleğin kuşağında gömülmüştür ki. kâh istikâmet. belirli bir hareketle batıdan doğuya dönüp. kâh duraklama ve kâh geriye dönüş . Bu felek kendi merkezi çevresinde batıdan hareketiyle. Bu harekete. Merih yıldızı dahi. kendi merkezi çevresinde dönücü hareketi yeni rasatçılar gözetleyip. kuşağı yanında bir tarafta bulunan bir ortak noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. kâh yavaşlık. geri dönüş ve şaşırmışlığını ve güneş ile olan bağlılık ve yaklaşımını bildirir. Taşıyıcının bir tarafında. güneşin mümessil feleğinden daha büyük ve geniştir. yıldızın değişik hareketi. döndürücünün açıklanan hareketi gibi bu yıldızın dahi. düz gidişini.

burçlar sırasının aksine hareketi. döndürücünün doruğuna yükselmiş olmakla. Düz gidişi. hareketi görünmez olup. hızlı hareket eder görünür. eşlik etmesiyle. sonrakine ikinci makam derler.ve yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. Halbuki yıldız. basit ve düzdür. yıldız. Bu yıldızın eğilimli feleği. sadece döndürücünün hareketi görünür. Yaldızın geri dönüşünden önceki duruşuna: İlk makam. yavaş hareket eder görünür. Zira ki. yaklaşık olarak ikibuçuk derece enlem farkı dahi bulunup. tekrar durur görünür. burçlar kuşağından güney ve kuzeye bir derece eğilimli iken. hareketi görünmez olup. yıldızın kendi merkezi. döndürücünün altına indikte. döndürücüsü merkezinin taşıyıcı hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup. döndürücünün aşağısına inişte. yıldız duruyor görünür. Yıldız. Yavaşlamadan sonra yine düz ve hızlı hareket eder görünür. o demde düz hareket eder görünür. Merihin geri dönüş süresi. Çünkü. eğilimli felekten kâh güneye. döndürücü feleğinin dahi doruğu ve eteği. kendi merkezinin hareketi. döndürücü feleği üzerinde bulundukta. inişte olduğundan. Yıldızın dönüşü tamam olup. kendi merkezinin hareketi. iki hareket yine eşit oldukta. ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. iki ay onyedi gündür. Bu duruştan sonra yine yavaş hareket eder görünür. yıldız. Ne zaman ki yıldız. döndürücünün hareketinden fazla olup. Zira ki. yıldızın kendi merkezi. Yıldız döndürücünün aşağısına yakın oldukta. Yıldız. kâh kuzeye eğik olup. kuşaklarına nispetle benzerli. yirmiüç ay üç gündür. Güneşe nispetle bu . Bunun için: Şaşırmışlıkla isimlendirilmiştir. döndürücü feleğinin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyup. geri dönüyor görünür. iki hareket biribirine karşı olmakla. döndürücü tarafına bir miktar eğik. Bu durumların çalışması budur ki: Bu yıldız. yıldızların ve feleklerin hareketleri. kendi döndürücüsünde dönüşünü ihtilâfsız tamam eder. yürüyüşünde şaşırmış gibi görünür.

uzaklık mesafesini ve cisminin ölçüsünü bildirir.) Beşinci Madde Merih yıldızının doruk ve eteğini. güneşle birleşmede. Şu halde merih de onlar gibi. sürekli döndürücüsünün doruğunda olduğu halde vâki olur. döndürücünün merkezine karşı oluncaya değin yıldız dahi döndürücünün eteğine iner. karşılıklı haldeyken olan mesafeden uzak ve fazla olarak gözetlenmiştir. güneşi de bütün bunlardan büyük ve ışıklı yaratan Allah. burçlar feleğinin hareketine uygun hareket ederler. güneşe orta bir yaklaşımla yaklaşmış olur. yukarıda belirtildiği üzere. her şeyden münezzehtir. güneşi merkezi. güneşin merkezinin burçlar feleğinde olan orta notasından döndürücüsünün orta noktasına uzaklığı gibidir. döndürücünün doruğunda güneşin uzaklığı miktarı uzak olur. Güneş ile karşılıklı olması. döndürücüsünün doruğunda bulunduğunda.merih yıldızına ârız olan bağlantı ve yaklaşımın beyanı budur ki: bu. eğilimli feleğinin burçlar kuşağından kuzey tarafına en fazla eğildiği noktadır ve tepe düğümünden doksan derece sonradır. Zira ki. malûm olsun ki. Merihin doruğunun yeri. ta güneş. döndürücünün merkezinden uzak oldukça. astronomlar demişlerdir ki: Merih yıldızını doruğu. burçlar feleğindin rumî . tabiat ve vasıflarını. döndürücüsünün eteğinde olduğunda hâsıl olur. aralarında bulunan mesafe. O halde. Merih yıldızı. tepe ve kuyruk düğümlerini. zühal ve müşteir gibi sürekli döndürücüsünün doruğundan kendi cisminin merkez uzaklığı. (Merihin döndürücüsünü. Ey aziz. yıldızın merkezi dahi. Zira ki. karşılıklı durumdaki güneşin mümessil feleğinin çapından büyük ve uzun bulunmuştur. Çünkü doruk ve öteki noktalar. merih yıldızının güneş ile uzaklık ve yakınlığı. çakışma anında güneş ile merih arasında bulunan döndürücünün çapı. güneşin feleğinden büyük. Merihin güneşe iki yaklaşımı arasında bulunan süre: İki sene kırkdokuz gün hesap olunmuştur.

inat ve baş olma hırsı bulunmuştur. Bütün bunlar kesin delillerle sabittir.tarihin azsiz senesinde aslan burcunun onbirinci derecesinde. cumartesi gecesi ve salı gününe hâkim bulunmuştur. boğa burcunun onbirinci derecesinde. öke. Bu feleğin çukur yüzeyinin. Bu yıldızın vasıfları: Şenlik. yerin cisminin dörtte biri kadardır. şecaat. Merih. edepsizlik. (Allah en iyisini bilir. etek ve kuyruk noktaları. kuvvet. geometriciler ve matematikçiler söz birliği ile demişlerdir ki: Merihin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin merkezinin âlemin merkezinden uzaklığı mesafesi. Merih yıldızının cismi. kova burcunun onbirinci derecesinde tayin olunmuştur. Tepe noktası. bunun vasıfları onlara Hak'ın emriyle sirayet eder. yetmiştir. Gece erkeği olup. eteğinin yeri. buna nispet olunmuştur.) . Bu tecrübe ile sabittir. O halde doruk. Merih yıldızının ve mümessil feleğini uzaklık mesafelerinde ve cisimlerinin ölçülerinde. yaklaşık. Halen ki rumî tarihin seneleri: İkibin altmışdokuza gitmiştir ve hicri tarihin seneleri: Binyüz yetmişe. bu yıldız. her yetmiş güneş senesinde bir derece hareketleriyle yaklaşık olarak sekiz derece gitmişlerdir. yaklaşık olarak. hiyanet. Mümessil feleğin kalınlığı. rahimlere düşen menilere tali düşerse. Merih yıldızının tabiat ve vasıflarında müneccimler ittifak üzere demişlerdir ki: Merihin tabiatı. takriben onikibin kere ve bin yediyüz kırkikibin yediyüzotuzsekiz fersah bulunmuştur. aşırı sıcaklık ve kuruluktur. küçük uğursuz olarak isimlendirilmiştir. Bu durumda. âlemi merkeziden uzaklığı. O gecenin ve bugünün ilk saatleri. hiddet. ikibin kere bin ve yirmidokuzbin ikiyüzaltı fersah hesaplanmıştır. yaklaşık olarak ondörtbin kere bin ve yediyüz yetmişbir bin dokuzyüz kırkdört fersah ölçülmüştür. akrep burcunun onbirinci derecesinde belirlenmişti. kuyruk yeri. sefahet. rasatçılar.

Bu felek dahi üç yüksek feleğin mümessilleri gibi. öteki gezegenlerin feleklerinden daha basit olup. kuşakta. gündüzler. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. O halde bu muhteşem sultan. dünyayı aydınlatan güneş. Ey aziz. Nice büyük işler onun hükümleriyle meydana gelmiştir. hakkıyle düşünen ve fikreden göz sahiplerine göstermektir. hükümlerini ve durumlarını dört madde ile açıklar. Güneş feleğinin merkezi. kendini öğrenip. altında olan zührenin yumru yüzeyine teğettir.Bizim bu açıklama ve izahlarımızdan murat. astronomlar demişlerdir ki: Merih feleğinin altında ay feleğine nispetle altıncı felektir ki. Feleği dahi. cihanı şerh ve açıklama ile yaratıcının inceliklerini. cihanın ayrıntılarından kendisinin muhtasar ve öz varlığını bilip. malim olsun ki. Birinci Madde Güneşin özelliklerini özetler ve mümessil feleğini bildirir. âlemin merkezi yani büyük felek ve yere şâmil iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki. mümessil ve merkez dışı nâmında iki felekle bütün durumları nizam olmuştur. geceler. 14-BÖLÜM: ALTINCI BÖLÜM Dördüncü göğün yapısını ve burada sultan olan güneşin. Onun için mümessil adı . aylar ve seneler bunun hareketiyle nizam bulmuştur. nurdan bir fânus. bütün yıldızların en meşhuru ve en nurlusu ve bilginlerin çoğuna göre en büyük olup. yumru yüzeyi. buradan da Hak'kı tanımaya ulaşalar. Ta ki. güneş feleği nâmıyle meşhur olmuştur. Yedi gezegenin ortasında güya ki. üstünde olan merih feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi. merkezde. orada ancak bir güneş bulunmakla. Aşağısındakilere ve üstündekilere ışık bahşetmek için orta makam kendisine dinlene yeri olmuştur.

âlemin merkezi çevresinde. yerin merkezinden kâh uzak kâh yakın olmak gerekip. Şu halde doruk ve etek noktaları. bu hareketle her yetmiş senede birer derece gider. âlemin merkezine ikibuçuk derece uzaklıkla doruk tarafına hariç iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. yere şamil ve merkezi. ikisinin dahi yüzeyleri paralel olmayıp . Güneş. âlemin merkezinden en uzak nokta budur. önce büyük feleğin hızlı hareketine tâi olup. bu müşkülü çözümlemek için güneşin mümessil feleğinin altında merkez dışı bir feleğin varlığını kabul etmişlerdir. Bu kürenin yumru yüzeyi. Bu felekte. astronomlar demişlerdir ki: Rasatçılar güneşin hareketinde kâh yavaşlama. malum olsun ki. taşıyıcı feleği ile bu noktaya geldikte. bu şekilde boşaldığında zorunlu olarak iki küre kalır ki. güneşin cismini kâh büyük. kendi altında ve üstünde olan öteki gezegenlerin mümessilleri gibi. kâh sürat muayne edip. taşıyıcısının hareketi ile bu noktaya geldiğinde. birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada tema etmiştir ki o noktaya etek derler. aşağı inmiş olur. o noktaya doruk derler. yerin merkezine yaklaşıp. Güneşin mümessili.verilmiştir. bu zorunlu hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. İkinci olarak kendine özgü hareketiyle. Ey aziz. Güneş. İkinci feleğin çukur yüzeyi. birinci feleğin içinde. burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar batıdan doğuya âheste gider. Sanki burçlar feleğinin hareket ettirmesiyle hareket eder. İkinci Madde Güneşin merkez feleğinin yapısını ve hareketini bildirir. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olmuş olur. Bu ikinci felek. Bu felekde. âlemin merkezine en yakın nokta budur. irinci feleğin yumru yüzeyi ile ortak bir noktada teğetdir ki. Mümessil felekten merkez dışı felek ayrılıp. kâh küçük müşahede etmeleri. tepe ve kuyruk düğümleri.

bazı parçası kalın bazısı ince olur. Bu iki kürenin biri ikinci feleği içine alır ve biri ikinci felekle birlikte boşalır. İçine alan kürenin ince tarafı doruğa ve kalın tarafı eteğe doğrudur. Boş kürenin kalın ve ince tarafları dokununkinin tersine olur. Her ikisi de ikinci feleğe eklenmeleri ile birinci felek tamam olup, tek bir felek hükmüne girdiğinden, birine içine alanın tamamlayıcısı ve birine boşalanın tamamlayıcısı derler. Güneşin kendisi ancak bir tek yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki dolu ve sıkışıktır. Merkez dışı feleği içinde iki kutbu arasında çakılmış ve gömülmüştür ki, güneş küresinin çapı, merkez dışı olan ikinci feleğin karanlığına eşit olup; güneşin çevresi merkez dışının çevreleri ile iki ortak noktada temas etmişlerdir. Güneş, mümessil feleği içinde, merkez dışı felek kendine mahsus başka merkez, eksen ve kutuplar üzerinde yani burçlar feleğinin eksenine ve kutuplarına paralel eksenler ve kutuplarla kendi kuşağını teğet kuşak üzerinde batıdan doğuya hareket edip; güneş her bir burçta yaklaşık otuz gün kalıp, üçyüzaltmışbeş ve dörtte bir günde bir dönüşünü tamam eder. Bu çark kuşağın yüzeyinden kuzey tarafına hiçbir zaman eğilmeyip, kendi kuşağında çakılı olan güneş küresi, daima buçlar feleğinin yüzeyinde dümdüz ve bir karar hareket ile gider. Bütün felek ve yıldız küreleri durucu olmayıp her biri kendi merkezi çevresinde başka bir dönüşle döner. Güneş dahi kendi yerinde, merkezi çevresinde, burçlar sırası üzere dönücüdür.

Üçüncü Madde
Güneşin doruk ve eteğini, tepe ve kuyruğunu, yavaş ve süratli gidişini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Güneşin doruğunun burçlar feleğinden mekanı, rumî tarihin asiz senesinde ikizler burcunun yirmiyedinci derecesinde tesbit edilmiştir. Çünkü halen rumî tarh ikibin

altmoşdokuzu bulmuştur. Hicrî tarih binyüzyetmiş senesine ulaşmıştır. Yukarıda açıklanan mihval üzere doruk ve eteğin her biri, yaklaşık sekiz derece hareket etmiştir. Güneşin doruğu, yengeç burcunun dördüncü derecesine, eteği oğlak burcunun aynı şekilde dördüncü derecesine gelmiştir. Çünkü güneşin merkez dışı kuşağı, burçlar kuşağının yüzeyinde bulunmuştur. Onun için bunun tepe ve kuyruk düğümleri, ancak burçlar kuşağı ile gün eşitleyicisinin iki kesişen noktası sayılmıştır ki, biri koç burcudur ve biri terazi burcudur. Şu halde güneş, koç burcunun başlangıcında tepe noktasına gelmiş olur. Terazi burcunun başlangıcında kuyruk noktasında olmuş olur. Öteki gezegenlerin doruk ve diğer noktaları, taşıyıcı felekleri ile burçlar kuşağının kesişmelerinden oluşan iki karşılıklı nokta bulunmuştur. Kuşaktan Taşıyıcı feleklerin kuzeye eğimli oldukları nokta, tepe noktası ve güneye eğimli oldukları nokta, kuyruk noktası adını almıştır. Nitekim yukarıda ayrıntıları ile anlatılmıştır. Güneşin asla enlem farkı bulunmayıp, öteki gezegenlerin hareketlerinde enlem farkı gözlenmiştir. Güneşin, ancak doğuş yeri farkı bulunmuştur. Yani kuzey burçlarındaki, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan ve başaktır. Bu altı burçta güneşin hareketi yavaş görünmüştür. Güney burçlarındaki terazi, akrep, yay, oğlak, kova ve balıktır. Bu altı burçta güneşin hareketi hızlı bulunmuştur. Bütün feleklerin hareketleri, benzerli ve belirli zamanlarda eşit hızdayken, güneşin hareketinde hızlanma ve yavaşlanmanın sebebi budur ki: Güneşin doruk noktası, halen burçlar feleğinden yengeç burcunun evvelinde ve eteği dahi oğlak burcunun evvelinde bulunmakla; güneşin güney burçlarını katetme süresinden kuzey burçlarını katetmesinde bir hafta kadar fazla gecikme olur. Bunun açıklanması budur ki: Güneşin merkezi öyle bir dairenin çevresi üzerinde hareket edip döner ki, o dairenin merkezi, âlemin merkezinin dışındadır. Şu halde burçlar feleğinin bir yarısında, merkez

dışı dairenin yarısındakinden fazla bulunmuştur. Bu, o yarımdır ki, güneşin eteği ona gelmiştir, çünkü güneş hareketiyle burçlar feleğinin yarısını katetme zamanı, ikinci yarısını katetme zamanına muhalif ola. Kaçınılmaz olarak burçlar feleğinin eteği olan yarısından, doruğu olan yarısına güneşin hareketi yavaş görünür. Zira ki, doruk yarısını katetme zamanı, etek yarısını katetme zamanından sekiz gün uzun bulunur. Halbuki güneşin hareketi, merkez dışı dairesinde farklı olmayıp, sürekli ve benzerli harekettir. (Bu, bilici, âziz olan Allah'ın takdiridir. Şanı yüce hakîm yaratıcı münezzehtir.)

Dördüncü Madde
Güneşin tabiat ve sıfatlarını yarar ve etkilerini, uzaklık ve büyüklüğünü bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müneccimler demişlerdir ki: Güneşin tabiatı, orta derece sıcaklık ve kuruluk olup, gündüzsel erkek bulunmuştur. Orta kutlu nâmıyle isimlendirilmiştir. Bunun sıfatları: Kuvvet, şiddet, kahr, gazap, rağbet, his incelik, haya ve iffet bulunmuştur. Yukarıda beyan olunduğu üzere, bunun sıfatları tali düştüğü menilerde aynen gözlenmiştir. Güneşin pazar güne ve perşembe gecesine hâkim olduğu bulunmuştur.O gündüz ve gecenin evvelki saatleri ona nispet ounmuştur. Cenab-ı Hak'kın takdiriyle esirî cisimlerin süflî cisimlerin tesirleri fazla olup, her yıldız nice nice özellikleriyle tesir etmektedir. Allah, bu büyük güneşe, kedi kudretiyle nice özellikler vermiştir ki, güneşin etkileri, yüksek cisimlerde ve aşağı cisimlerde kendisinden daha belirgindir. Öteki gezegenlerden daha belirgindir. Öteki gezegenlerden daha büyüktür ve bütün yıldızlardan parlaktır. Aya, ışık verir. Denizleri ısıtıp, buharlar çıkarıp, yukarılarda yağmur bulutları meydana getirip, yağdırarak yere hayat verir: Bitkiler, ağaçlar ve meyveler olur. Karlardan ve yağmurlardan

nehir kaynakları olur. Bitkilere ve hayvanlara hayat bahşeder. Güneşle madenler oluşur, meyveler olgunlaşırlar. Güneşin doğuşuyla hayvanlar ve insanlar kuvvet bulup, sıcaklık ve ışığıyla menfaatlenirler. Güneşin batmasıyle hepsi şaşırıp, ölüler misali yerlerinde uyurlar kalırlar. Güneşin etkisiyle irinci iklim kuşağının ahalisi hep siyah olup, sıcaklığının şiddetiyle huy ve bünye edinirler. Tepelerine güneş yakın olduğundan, cüsseleri hafif ve akılları zayıf olup, ahlakları dar, meşrepleri keskin ve ince olur. Aynı zamanda inatçı olurlar. Fakat yedinci iklim kuşağındakilerin tepesinden güneş uzak olup, sıcaklığı zayıf ve tesirleri az olduğundan, hepsi beyaz ve sarı olurlar. Yaratılış ve huyda, her biri öküz ve koyun gibi ebleh ve eksik olur. Güneşin birçok tesirlerinden biri budur ki: Doruk noktası kuzey burçlarında oldukça, kuzey tarafları mamur olup, güney taraflar denizlerle kaplı olur. Güneşin doruk noktası güney burçlarına geçtiğinde, bu kez güney yarım küre mamur olup, kuzey yarım küre deniz sularıyle kaplı olur. Yukarıda açıklanan doruk noktasının hareketiyle, yirmibeşbin ikiyüz güneş senesinde bir kere, karalar ve denizler tamamen yer değiştirip, âlem yeniden nizam bulur. Belki güneşin tesiriyle günler ve geceler, sıcaklık ve gölge, nur ve ışık, yaz ve kış, kar ve yağmur, madenler ve taşlar, itkiler ve ağaçlar vücuda gelip; bütün bunların tabiatları, bileşiklerin oluşması, hayvanların ve insanların yaşaması, yılların bilinmesi hep Allah'ın takdiriyle güneşin hareket ve ışığına bağlıdır. Güneşin büyüklüğü ve miktarında, mümessil feleğinin uzaklığında rasatçılar, matematikçiler ve geometriciler söz birliğiyle demişlerdir ki: Güneşin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin, âlemin merkezinden uzaklaştığı yaklaşık ikibin kere bin ve yirmidokuzbin ikiyüzaltı fersah ölçülmüştür. Bu feleğin çukur yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı, yaklaşık bin kere bin ve

sekizyüzellibin yüzellidört fersah hesap kılınmıştır. Bu mümessil feleğin kalınlığı, yaklaşık yüzyetmişdokuzbin elli iki fersah bulunmuştur. Güneş küresinin cismi yaklaık yüzaltmışaltı yerküre kadar bulunup; bütün bunlar geometrik delillerle ispat olunmuştur. (Allah daha iyi bilir.) Bizim bunları anlatmaktan maksadımız; bu büyük güneşi, günde ir kere etrafımızda döndürüp, başımızda döndüren güçlü ve kayyum olan Allah'ın kudret ve büyüklüğünü açıklamaktır. Ta ki akıl sahiplerine rabler rabbinin yaratma ve inceliklerini fikretmeyi ve düşünmeyi kolaylaştırıp; yaratıklardan yaratıcıyı bulup, her şeyden ona yönelip, onunla kalalar. 15-BÖLÜM: YEDİNCİ BÖLÜM Üçüncü göğün yapısı ve burada hükmeden zühre yıldızının (venüs) durumlarını beş madde ile açıklar.

Birinci Madde
Zühre yıldızının mümessil feleğini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden biri de zühredir ki, ay feleğine oranla üçüncü felektir. Güneş feleğinin altıda olup, iki aşağı nâmıyle bilinen iki feleğin yukarıda olanıdır. Güneş feleğine yakın bulunmuştur. Zühre yıldızı, küçük kutlu ismiyle isimlenmiştir. Bilginler, üç yüksek feleğin yapısı gibi, zühre yıldızı için de üç adet felek ispat edip, nizamını vermişlerdir. Birinci felek, merkezde, kuşakta, kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. İkinci felek, merkez dışıdır ki, yine birinci feleğin gövdesinde iki paralel yüzeyde bulunup, döndürücünün merkezini taşıyıcıdır. Üçüncü felek, döndürücü felektir ki, zühre yıldızı onun bir tarafında çakılmıştır. Döndürücü felek, kendi merkezi üzerinde hareket ettikçe,

zühreyi dahi kendisiye beraber hareket ettirir, zühre yıldızının mümessil feleği ki, küllî felektir. Merkez ve mihverde, kuşak e kutuplarda, harekette burçlar feleğine uyumlu ve diğer gezegenler gibi mutabıktır. iki paralel yüzeyle kuşatılmış bir kürevî cisimdir. Üst yüzeyi, üzerinde olan güneş feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi, altında bulunan utaritin yumru yüzeyine teğettir. Mümessil felek, kendi üzerinde ve altında olan öteki felekler gibi, önce büyük feleğin günlük hareketine uyup, bu hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. İkinci olarak, burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar, kendi özel hareketiyle âlemin merkezi çevresinde batıdan doğuya âheste gider. Sanki burçlar feleği onu döndürür. Doruk, etek, tepe ve kuyruk noktaları bu hareketle her yetmiş senede bir derece yer kateder. ikinci Madde Zühre yıldızının merkez dışı feleğinin, yapı ve hareketini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Bu zühre yıldızının düzenin halletmek için mümessil felek gövdesinde taşıyıcı nâmıyle belirlenen ikinci felektir ki; yere şâmil ve âlemin merkezinden kendi çapı ve cüzleriyle iki derece mesafe ile doruk tarafı dışında iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. Bu kürenin yumru yüzeyi, birinci feleğin yumru yüzeyiyle bir noktada temas etmiştir ki, o noktaya: Doruk derler. Bu nokta, âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olduğundan, zühre yıldızı, taşıyıcısının hareketiyle bu noktaya geldikte; yerin merkezinden oldukça uzak olur ve yüksek olur. İkinci feleğin çukur yüzeyi, birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada teğettir ki, o noktaya: Etek derler. O nokta, âlemin merkezine nispetle en yakın noktadır. Zühre yıldızı, taşıyıcı feleğinin hareketiyle o noktaya indikte; yerin merkezine çok yakı olup, alçalmış olur. Birinci felekten ikinci felek ayrılıp boşaldıkta; zorunlu

olarak değişik kalınlıkta iki küre meydana gelir ki, biri ikinci feleği içine alır, öteki ikinci felekle beraber boştur. Doğu kürenin ince tarafı doruk tarafa, kalın tarafı eteğe dönük olur. Boş kürenin ince ve kalın tarafları ötekinin tersine gelir. Bu iki kürenin, feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olduğundan; birine dolunun tamamlayıcısı, öbürüne boşun tamamlayıcısı derler. Her feleğin özel bir hareketi belirlenmiş olup, kendi kutupları üzerinde dönüp, dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz bir iş olmakla; zührenin eğilimli feleği dahi, güneşin küllî feleği altında, kendi mümessil feleği gövdesinde; kendi merkezinin çevresinde özel hareketiyle batıdan doğuya güneşin merkez dışı feleğinin hareketine uygun olarak hareket edip; zühre yıldızını da, kendisiyle beraber hareket ettirir. Şu halde zühre, her burçta yirmidört gü gider. Bazı burçlarda tereddüt eylese, dört ay kalıp, senede bir dönüşünü güneşle birlikte tamam eder. Bu yıldızın döndürücü merkezi, güneşin merkezinden hiç ayrılmayıp, güneşin tepe noktasıyla birlikte seyre hareket eylediğinden, bu yıldızın güneşten uzaklığının mesafesi, yaklaşık döndürücüsünün çapının yarısı kadardır. Ortalama, zühre yıldızının güneşten uzaklığı kırk derecedir. Üçüncü Madde Zühre yıldızının döndürücü feleğini şekil ve hareketiyle bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar; zühre yıldızının dahi durumlarının tanzimine üç yüksek felek gibi anlatılanlar kadarıyle yetinmeyip, yere şâmil olmayan bir küçük felek daha ispat edip, ona: Döndürücü felek demişlerdir. Döndürücü felek, mümessil felekte arza şâmil olmayan küçük bir felektir ki, bu yıldızın kendisini taşıyıcıdır. Yere şâmil merkez dışı olan ikinci eğilimli feleğin kuşağında çakılmış ve gömülmüştür. Döndürücünün çapı, taşıyıcının iki yüzeyine teğet ve eşittire. Döndürücü felek, bir yüzeyle kuşatılmış odlu ve küre bir cisimdir. Eğilimli feleğin cisminde,

kendi merkezi çevresinde belirli bir hareketle batıdan doğuya burçlar sırası üzere dönüp; bir tarafında çakılmış olan zühreyi kendisiyle birlikte döndürerek alıp gider. Döndürücü felek, kendi merkezi çevresinde zühreyi, bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden yarım dereceden fazla döndürüp, hareket ettirip, yaklaşık ondokuzbuçuk ayda bir dönüşünü tamam eder. Bu harekete, yıldızın değişik hareketi ve yıldızın özel hareketi derler. Zühre yıldızı dahi bir yüzeyle kuşatılmış bir küre cisimdir. dolu ve ışıklıdır. Döndürücü feleğinin cisminde gömülüdür ki, yıldızın yüzeyi, döndürücünün iki kutbu arasında, kuşağı yanında, bir tarafında bulunan ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. Yani zühre, tamamıyle döndürücünün cisminde bulunup, yüzeyi, yüzeyine temas etmiştir. Taşıyıcının bir tarafında döndürücü feleğin açıklanan hareketi gibi, zühre yaldızının dahi döndürücüsü tarafından ve kendi merkezi çevresinde burçlar sırası üzere kendine özgü hareketi, yeni rasatçılar tarafgından gözlenmiştir. Dördüncü Madde Zühre yıldızının sürat, istikamet, yavaşlama, duraklama ve şaşırmışlığını ve güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımını bildirir. Ey aiz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Zühre yıldızına dahi kâh sürat, kâh yavaşlık, kâh duraklama, kâvh geri dönüş ve kâh dönüşünde şaşırmışlık ârız olur. Bu durumların açıklanması budur ki: Bu yıldız, döndürücü feleği yukarısında bulundukta; kendi merkezinin hareketi, döndürücü feleğinin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uymasıyle, yıldız, hızlı hareket eder görünür. Ne zaman yıldız, döndürücünün doruğundan tarafa bir miktar eğilir, o zaman düz hareket eder görünür. Yılız, döndürücünün eteğine indikte; yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi, inişte olduğundan, hareketi görünmez olup, ancak

döndürücüsünün merkezinin hareketi görünür. Yıldız, döndürücünün eteğine yakın oldukta; kedi merkezinin burçlar sırasına aykırılığı, döndürücüsünün merkezinin hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup, iki hareket birbirine karşı ve muarız olmakla; yıldız, geri döner görünür. Yıldızın geri dönüşü tamam olup, iki hareket yine eşit oldukta; yıldız ikinci kez durur görünür. bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi, döndürücünün doruğuna çıkmakla; hareketi görünmez olup, ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Yavaş hareketten sonra yine düz ve hızlı hareket eder görünür. Halbuki yıldız, döndürücüsünün içinde, dönüşünü aynı hızla tamamlar. Zira ki, yıldızların ve feleklerin hareketleri, kendi küreleri kuşağına oranla benzerli, basit ve düzdür. Yıldızın geri dönüşünden önceki yerine: birinci makam; sonrakine ikinci makam derler. Zühre yıldızının dönüş süresi, bir ay onbir gündür. Düz hareketi, sekiz buçuk aydır. Yıldızın taşıyıcı feleği, burçlar kuşağından güneye ve kuzeye dörtte bir derece kadar eğilimli iken, döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği, eğilimli feleğinden kâh kuzey tarafa, kâh güney tarafa eğilimli olur. Yaklaşık ikibuçuk derece enlem farkı dahi bulunmuştur. bu durumlardan dolayı yıldız, yürüyüşünde şaşırmış gibi görünür. Bundan dolayı şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. Güneşe oranla bu zühre yıldızının bağlantı ve yaklaşımını böyle açıklamışlardır ki: Bu yıldızın taşıyıcısının hareketi, sürekli güneşin merkez dışı hareketiyle eşit olmakla; döndürücüsünün merkezi dahi güneşin merkezine sürekli teğet bulunmuştur. Şu halde zühre yıldızı, güneş kurslarının çevresinde, döndürücüsünün hareketiyle döndükçe, döndürücüsünün çapının yarısı kadar ondan uzakta olur. Güneşi tavaf ederek iki uzaklığın ortasına geldikte; kâh sabah, kâh akşam meşale gibi parlayıp; kâh güneşle birlik hareket edip, öteki gezegenler gibi güneş kursundan uzak düşmeyip,

uzaklığının ve cisminin ölçüsünü bildirir. yaklaşık dokuz ay yirmi gündür. yetmiştir. Bu yıldızın vasıfları: Yumuşaklık. Halen rumî tarih. rikkat. Zührenin doruğunun burçlar feleğindeki mekânı rumî tarihin asiz senesinde. sürekli güneşe yakın olup ve bir kere dahi geri dönüşünün tam ortasında yani döndürücüsünün eteğinde oldukta. eteği ise. balık burcunun yirmiyedinci derecesinde ve kuyruk noktasının yeri yaşak burcunun yirmiyedinci derecesinde belirlenmişti. malum olsun ki. Zührenin tabiat ve vasıflarında müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Zührenin tabiatı. O halde bu iki nokta. öteki noktaları ortasında yani eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzey tarafa faza eğiliminde bulunur. temennî. ferah. güneşin doruğu gibi ikizler burunun yirmibirinci derecesinde. güneş ile sürekli yakınlık ve çakışması bulunur. teganni. astronomlar demişlerdir ki: Zühre yıldızının doruğu. İki yaklaşımı arasında olan süre. (Hakikatini en iyi bilen Allah'tır.her bir devresinde iki kere güneş ile çakışıp. bir kere dahi geri dönüşünde yani döndürücüsünün doruğunda bulundukta. ikibinaltmışdokuza gelip. hicrî tarih dahi binyüzyetmişe. tepe ve kuyruk yukarıda açıklandığı üzere. yay burcunun yirmiyedinci derecesinde belirlenmişi.) Beşinci Madde Zühre yıldızının doruk ve eteğini. burçlar feleğinin hareketine uygun olan mümessil feleklerin hareketiyle hareket ederler. Zühre. cinsel güç ve güzel yaratılış . orta derecede soğukluk ve rutubettir. yaklaşık sekiz derece öne geçmişlerdir. Ey aziz. sevgi. oyun. gece erkeği olmakla. Tepe noktasının yeri. tabiat ve vasıflarını. tepe ve kuyruk düğümlerini. ötekiler gibi hareket edip. küçük kutlu adını almıştır. Tepe düğümünden doksan derece geridedir. Bu yıldıza bakmanın kalbe sürûr verdiği tecrübe kılınmıştır. Çünkü doruk ve etek.

öteki gezegenlerden farklıdır. Bu feleğin durumu ve yapısı. bin kere bin ve beşyüzyetmişüçbin beşyüziki fersah bulunmuştur. ay feleğine oranla sekizinci. Ey aziz. Bu yıldız.bulunmuştur. Utarit yıldızı burada tek başına hakim olup. Astronomlar. güçlü ve hakîm olan allah münezzehtir. O gecenin ve bugünün ilk saatleri. (Gerçeğini Allah daha iyi bilir. Zühre yıldızının mümessil feleğinin uzaklık mesafelerinde ve cismiyle kalınlığının ölçülerinde rasatçılar. Bu feleğin kalınlığı yaklaşık. parçaları bakımından. Birinci Madde Utarit (merkür) yıldızının mümessil feleğini ve hareketinin görüntüsünü bildirir. geometriciler ve matematikçiler ittifakla demişlerdir ki: Zürenin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı yaklaşık. iki aşağı nâmıyle meşhur olan iki feleğin altta olanıdır. ikiyüzyetmişaltıbin altıyüzelliiki fersah hesaplanmıştır. Bu yıldızın tali düştüğü menilerde bütün bu vasıflar aynen müşahede olunmuştur. astronomlar demişlerdir ki: Utarit feleği. Yüce. Utarit yıldızı için yere şâmil . salı gecesi ve cuma gününe hâkimdir. yaklaşık yerin cüzünün onaltıda biri kadar bulunup. Ay feleğine yakındır. Zührenin cismi. karıştırıcı ismi ile tanınmıştır. buna nispet kılınmıştır. delillerle ispatlanmıştır.) 16-BÖLÜM: SEKİZİNCİ BÖLÜM İkinci göğün yapısını ve burada hâkim olan utarit yıldızının durumlarını beş madde ile bildirir. Yumru yüzeyinin uzaklığı ise yaklaşık. malum olsun ki. zühre feleğinin altında olup. bir kere bin ve sekizyüzellibin dört fersah ölçülmüştür. yedi gezegenden sayılmıştır ki.

Gözetleme sureti ile değişik durumlarını bu dört felekle belirleyip. zira ki bu dördü. Birinci felek küllî felektir ki. Bu felek. Sanki burçlar feleğini hareket ettirmesi ile hareket eder gibidir. kuşakta. öteki mümessiller gibi yere şâmil ve merkezi âlemin merkezidir. âlemin merkezî çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. etek.üç büyük felek ve yere şâmil olmayan bir küçük felek tesbit etmişlerdir. İkinci Madde: Utarit Yıldızının merkez dışı olan yönetici feleğini ve taşıyıcı feleğini apı ve hareketleri ile bildirir. Şu halde doruk. İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar kendi özel hareketi ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. nizamını vermişlerdir. ikincisi dolu felektir ve utaritin dört feleğinden ikincisidir. merkezde. tepe ve kuyruk noktaları bu hareket üzere her yetmiş güneş senesinde bir derece mesafe kat eder. mümessil feleği ile birlikte boş bir felektir ki. üst yüzeyi üzerinde olan zührenin alt yüzeyine ve alt yüzeyi altında olan ağın üst yüzeyine teğettir. merkez dışı olan iki feleğinin birincisidir. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine uygun ve mümessildir. Bu mümessil felek. Yönetici felek. malûm olsun ki. onlara muhalif bulunup doğudan batıya hareket ederler-. astronomlar demişlerdir ki: Utaritin yöneticisi. Utaritin açıklanacak döndürücü feleğinde bulunan ikinci doruğundan başka ve ayın açıklanacak doruğundan ve mümessilinden ve diğer noktalarından başkadır. eksende. içine aldığı merkez dışı ikinci feleğin merkezini. İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar kendi özel hareketi ile âlemin merkezi çevresinde batıdan doğuya âheste gider. iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki. kendi üstünde ve altında bulunan diğer felekler gibi önce büyük feleğin günlük hareketine uyup. Ey aziz. doğudan batıya hareket ettirerek idare ettiği için buna yönetici .

âlemin merkezinden altı derece kadar doruğu tarafına çıkmıştır. mümessilin çukur yüzeyine birinci etek adıyla bilinen ortak bir noktada temas etmiştir. bu taşıyıcı felek dahi yönetici feleğin içindedir. Diğerleri dahi yöneticiden parça oldukları görünümünden dolayı yönetici doruğu ve yönetici eteği adıyla isimlendirilmişlerdir. mümessilin yumru yüzeyine birinci doruk namıyle meşhur olan ortak bir noktada teğettir. Taşıyıcının çukur yüzeyi ve yumru yüzeyi. mihver. yöneticinin merkezinden üç derece ve âlemin merkezinden dokuz derece doruk tarafına çıkmıştır. yöneticinin çukur yüzeyine ikinci etek tabir olunur bir noktada teğettir. Utarit bu tertip ve tecrübe ile bu şekil ve görünüşe gelir ki: Kendisinde iki doruk ve iki etek bulunur. Döndürücünün merkezini taşır. kendi merkez. Yönetici felek. mümessil doruğu ve mümessil eteği namıyla şöhret bulmuşlardır. kuşak ve . mümessilinin içinde bulunduğu üzere. utarit yıldızının üçüncü feleğidir. yöneticiden iki küre kalır ki. yöneticinin yumru yüzeyine ikinci evc namıyle bilinen bir noktada yetmişdir. Yöneticinin çukur yüzeyi.derler. Bunlar mümessilden parça gibi olduklarından. Yöneticinin yumru yüzeyi. Mümessil felekten yönetici felek ayrıldıkta. Merkez dışı olan diğer felekler. Yöneticiye mensup doruk ve eteğe dahi ikinciler derler. Yönetici felekten taşıyıcı felek ayrıldıkta. bu mümessilden dahi meydana gelmiştir. Taşıyıcının merkezi. Yönetici feleğin merkezi. Her feleğin kendine özgü hareketi olup. onun tamamlayıcısıdır. Taşıyıcının yumru yüzeyi. diğer mümessilleri tamamlayıcı olan ikişer küre şeklinde benzerleri. Mümessilin doruk ve eteğine birinciler dahi derler. mümessil feleklerin içinde oldukları gibi bu yönetici felek dahi mümessilinin içindedir. Bu yönetici felekten boşalmıştır. Bundan sonra merkez dışının ikincisi.

Aynı zamanda yıldızın cisminin taşıyıcısıdır. iki ay kalıp. taşyıcı durumdaki döndürücünün iki yüzeyine yukarıda ve aşağıda birer noktada teğettir. utaritin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. zührenin altında kendi mümessili içinde ve kendi merkezi çevresinde hareketi ile batıdan doğuya burçlar sırasına uymayan utaridin ikinci doruğunu idare eder. (Allah daha iyi bilir). . Çapının yarısı ortasında yirmi dereceden fazla uzağa yetmez. senede bir derecesini güneşle beraber tamamlar. Bunun için utarit yıldızı döndürücüsünün çapının yarısından fazla güneşten ırağa gitmez. Güneşin ortası kadar hareket edip bir güneş senesinde bir devresini tamamlar. zühreninki gibi sürekli güneşin merkezine mutabık olup asla muhalefet etmez. yüzeyi. Döndürücü felek. şekil ve hareketiyle bildirir. Utaritin taşıyıcı feleği dahi yönetici feleğin içinde. Ey aziz. ona: Döndürücü felek demişlerdir. Üçüncü Madde Utarit yıldızının döndürücü feleğini. belirlenen ölçülerle yetinmeyip. utarit her burçta onyedi gün bekleyip. Diğer yarısı güneşin ortasına eşit gelip. bu utarit yıldızının dahi durumlarının tanzimine diğer şaşırmış gezegenler gibi. Merkez dışı olan üçüncü taşıyıcı feleğin kuşağında. yani iki kutbu arasında çakılmıştır ki. yere şâmil olmayan bir küçük felek dahi tespit edip. malûm olsun ki. Utaridin döndürücüsünün merkezi. bazı burçlarda tereddüt etse. çapı taşıyıcının kalınlığına eşit olup. astronomlar.kutupları üzerinde dönüp. utaritin dört feleğinden dördüncüsüdür. hareketinin yarısı yöneticinin sıraya uygun hareketine karşıdır. dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz olduğu için utaritin yönetici feleği de. teki taşıyıcı felekler gibi kendi merkezi çevresinde özel hareketi ile batıdan doğuya burçlar sırası üzere utaridin döndürücü feleğini idare ile güneşin ortasının iki katı kadar hareket edip.

tamamiyle döndürücünün cismine dahil bulunmuştur. yıldızın kendi merkezi inişte olduğundan. Yani yıldızın cismi. kâh duraklama. utarit yıldızını bir gün bir gecede. ışıklı ve kürevî bir cisimdir.Döndürücü felek. Yaklaşık. kendi merkezi çevresinde kendine özgü hareketiyle batıdan doğuya burçlar sırası üzere deveran edip. bir tarafında çakılı olan utaridi kendisiyle birlik hareket ettirir. kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden üç dereceden fazla mesafeye alıp gider. düz hareket eder görünür. bir tarafında. döndürücünün yüzeyinin iki kutbu yarısında. özel hareket dahi derler. kâh geri dönüş ve kâh yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. utarit yıldızının dahi döndürücüsü tarafında. Ne zaman döndürücü tarafına bir miktar eğilse. bir tarafta bulunup. Utarit yıldızı dahi tek yüzeyle kuşatılmış dolu. kâh sürat. Bu felek. Yıldız. bir tek yüzeyle kuşatılmıştır. dört ayda bir dönüşünü tamamlar. güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımı bildirir. burçlar sırası üzere sürekli dönüş hareketini incelemeyle. kuşağı yanında. Bu durumların açıklanması budur ki: Yıldız. döndürücüsünün yukarısında bulundukta. geri dönüş ve şaşırmışlığını. kâh yavaşlama. döndürücünün aşağısına inişte yavaş hareket eder görünür. . Taşıyıcı feleğin cisminde. kendi merkezi çevresinde. Ey aziz. yavaşlama ve duraklamasını. döndürücünün dönüşü gibi. kendi merkezinin hareketi. dolu ve küre bir cisimdir. Zira ki. ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine temas etmiştir. astronomlar demişlerdir ki: Bu utarit yıldızına da. Taşıyıcı felek. Döndürücü feleğini cisminde gömülmüştür ki. Dördüncü Madde Utarit yıldızının sürat ve düz gidişini. rasatçılar günyarısında bulunan güneş tutulmasında müşahede etmişlerdir. kâh düz gidiş. döndürücüsünün merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyar ve yıldız hızlı hareket eder görünür. Bu harekete: Değişik hareket.

şaşırmış adıyla isimlendirilmiştir. döndürücünün en aşağısına yakın oldukta. kâh güneye eğilimi olup. kendi döndürücüsünde dönüşünü tek düze sürdürür. Zira ki feleklerin hareketi. Utarit yıldızının geri dönüş süresi yirmibir gündür. taşıyıcının hareketiyle burçlar sırası üzere olan hareketine eşit olup. kâh sabah. döndürücüsünün yarıçapı miktarı güneşten uzaklıkta. yaklaşık altı derece enlem farkı dahi bulunmuştur. güneşin çevresinde döndürücüsünün hareketiyle deveran eyledikçe. Yıldız. Yıldızın. yıldız durur görünür. kendi küreleri kuşağına nispetle basit. döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği. eğilimli feleğinden kâh kuzeye. yıldız ikinci kez durur görünür. Bir kere süratli gidişinin yarısında yani .hareketi görünmez olup. her bir dönüşünde iki kere güneşle yakın olur. onu tavaf edip. Halbuki yıldız. Düz gidişi üç ay beş gündür. Yavaşlamadan sonra tekrar hızlı hareket eder görünür. döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Zira ki yıldızın kendi merkezi. taşıyıcı feleğinin burçlar kuşağından kuzeye ve güneye üç ve dörtte bir derece eğimli iken. Bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. Yıldızın geri dönüşü tamam olup. iki hareket birbirine eşit geldikte. Bu yıldızın. geri dönüşünden önceki duruşuna: Birinci makam. döndürücünün merkezinin. kâh güneşle yakın olur. döndürücünün merkezi dahi sürekli güneşin merkezininkine eşit bulunmuştur. Zühre gibi güneş kursuna yakın olup. kendi merkezinin burçlar sırasına uymayan hareketi. Şu halde utarit yıldızı. güneşin merkez dışı feleğinin hareketiyle eşit olduğundan. Güneşe nispetle bu yıldıza ârız olan bağlantı ve yaklaşımın açıklanması budur ki: bu yıldızın taşıyıcısının hareketi. hareketler birbirine muarız ve karşı olmakla. benzerli ve düzdür. ancak tedvirin merkezinin hareketi görünür. ötekine: İkinci makam derler. bu yıldız dahi yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp. iki uzaklığın ortalarına geldikte. kâh akşam meşale gibi çakıp.

kendi tabiat ve vasıflarını. İlk doruk. dikkat. belagat. uyuşan ve münafık nâmıyle isimlendirilmiştir. feleğinin uzaklık mesafesini ve cisminin miktarını bildirir. sanat. Zira ki. utaritin burçlar feleğinden eri. feraset. Hicrî tarih ise binyüzyetmişe. zihin. yetmiştir. Beşinci Madde Utarit yıldızının ilk doruk ve eteğinin. hile ve hıyanet bulunmuştur. güneşle sürekli çakışması ve yaklaşımı bulunur. hesap. kitabet. Eteği. zeyreklik. Utarit yıldızının tabiat ve vasıflarında müneccimler sözbirliği edip. dirayet. Kendinden başka yıldızın tabiatiyle uyuşucu olduğundan. astronomlar demişlerdir ki: Utarit yıldızının doruğu. demişlerdir ki: Utaritin tabiatı soğukluk ve kuruluk olup. zekâ. Bir kere dahi geri dönüşünün yarıksında yani döndürücünün eteğinde oldukta. rumî tarih halen ikibin altmışdokuzdur. Çünkü üst ve aşağı noktalar. isabet. tepe ile kuyruk düğümleri arasında yani eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzeye oldukça eğiliminde vâki olmuştur ki. rumî tarihin asiz senesinde terazi burcunun yirmi altı buçuk derecesindeydi. Bu yıldızın vasıfları: Edeb. tepe düğümünden doksan derece sonradır. gündüz erkeği bulunmuştur. yukarıda açıklandığı üzere. pazar gecesi ve çarşamba gününe hâkim olduğu . nakış. Ey aziz. malûm olsun ki. tepe ve kuyruk dahi yukarıda defalarca açıklandığı üzere halen. yaklaşık sekiz derece mesafe hareket etmişlerdir.döndürücüsünün zirvesinde bulundukta. tepe ve kuyruk düğümlerinin burçlar feleğindeki yerlerini. Bu yıldızın tali düştüğü menilerde bu vasıflarıyla etkili olduğu gözlenmiştir. aynı şekilde koç burcunun yirmialtı buçuk derecesindeydi. nutuk. İki yaklaşımı arasında olan müddet iki aydır. sürekli çakışması ve yaklaşması olur. Bu yıldız. burçlar feleğinin hareketine uygun olan mümessillerin hareketleriyle hareket ederler. Şu halde doruk ve etek. anlayışlılık.

17-BÖLÜM: DOKUZUNCU BÖLÜM Dünya göğünün yapısını ve orada hâkim olan ayın durum ve vasıflarını. çukur yüzeyinin uzaklığı ise yaklaşık seksenyedibin beşyüzyirmidört fersah ölçülmüştür. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden biri de aydır ki. mümessil feleğinin uzaklığı mesafesinde rasatçılar. Utaritin cismi. değişik parçalara bölündüğünden. Şu halde küllî felek. Ay feleğinin küllî feleği.gözlenmiştir. yerkürenin cisminin takriben otuzikidebir miktarı bulunup. Ey aziz. geometriciler ve matematikçiler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Utaritin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin. Üç felekten ilk ikisinin merkezleri. Üçü yere şâmil olan büyük felektir. Bu feleğin kalınlığı yaklaşık yüzseksendokuzbin altıyüzyirmisekiz fersah ölçülmüştür. O gecenin ve bu gündüzün ilk saatleri. buna nispet kılınmıştır. Biri yere şâil olmayan küçük felektir. âleme nispetle dokuz feleğin ilkidir. merkezi. aya mütaallik olan eşyayı altı madde ile açıklar. dört feleği kuşatmıştır. yapı ve hareketleriyle bildirir. delillerle hepsi ispatlanmıştır. yaklaşık ikiyüz yetmişaltıbin altıyüzelliiki fersah hesaplanmıştır. dünya göğünde tek başına hâkimdir. Utarit feleğinin altında bulunup. âlemin . malûm olsun ki. Kendisine küçük nurlu adı verilmiştir. Bu yıldız. Utarit yıldızının ölçü ve cisminde. Birinci Madde Ayın mümessil feleğini ve eğilimli feleğini. şekil ve yapı bakımından diğer gezegenlerin feleklerinde farklıdır. pazar gecesi ve çarşamba gününe hâkim bulunmuştur. gezegen yıldızlardan daha hızlı seyreden ay. âlemin merkezinden uzaklığı.

yumru yüzeyi onun çukur yüzeyine teğettir. kendi içinde bulunan feleklerle. iki paralel yüzeyle kuşatılmış ve ikinci feleği çevreleyen küre bir cisimdir. Bir gün bir gecede üç dakikadan fazla hareket eder. kendi üzerinde ve altında bulunan diğer felekler gibi. Gerçi merkezi. ayın cismini taşıyıcıdır. âlemin merkezidir. cevzher feleğinin çukur yüzeyi altında yerleşip. kendi felekleriyle doğudan batıya gider. Alem küresiyle merkezi aynı olan iki feleğin ikincisi. ikinci olarak.merkezidir. kuşakta. Bu eğilimli felk. bu feleğin yumru yüzeyi. kendi feleklerinden ikinci feleğin yumru yüzeyine temas etmiştir. Çevresinde tepe ve kuyruk noktaları bulunmakla -ki bu iki noktaya cevzher denir. önce büyük feleğin günlük hareketine uyup. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzerliğinden mümessil nâmını dahi bulmuştur. eğilimi felek nâmıyle şöhret bulmuştur. Döndürücü ise döndürücü felektir ki. başka kuşak ve kutup . Alem küresiyle merkezi aynı olan iki feleğin birincisi. birinci feleğin altında ise paralel yüzeyle kuşatılmış küre cisimdir. döndürücünün merkezinin taşıyıcısıdır. Ayın eğilimli feleği dahi birinci ve ikinci hareketinden başka. burçlar kuşağına teğet olan mümessil feleğin kuşağından kuzey ve güneye beş derece eğimli olduğundan. burçlar feleğinin hareketine aykırı ve muhalif olarak kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde burçlar sırasına uymaksızın. tepe ve kuyruk hareketi derler. güneşitleyici daireden ve burçlar kuşağından ve kutuplardan belirtilen eğim kadar eğilimli olarak. bu hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. lâkin kuşağı. Buna. üstünde olan utarit feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi. Bu cevzher adlı felek.kendisi cevzher namıyla şöhret bulmuştur. kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde burçlar sırası üzere doğudan batıya. Merkezde. Üçüncüsü ise merkez dışıdır ki. eksende.

ayın döndürücü feleğinin merkezini de beraber hareket ettirerek döner. eğilimlisi kuşağına. Bu feleğin merkezi. oniki burcun her birinde yaklaşık iki gün ve üçtebir gün kadar kalıp. geri götürür. kuşak teğetliğinde ve eksenine paralel eksen üzerinde kendine özgü hareketiyle. batıdan doğuya burçlar sırası üzere bir gün bir gecede yirmidört dereceden fazlaca. taşıyıcı feleğidir ki. kendi çapı ve cüzleriyle on derece ve dörtte bir derece doruk noktasının dışındadır. Ayın hareketi hızlı ve felekleri küçük olduğundan. Eğilimli felekten taşıyıcı felek ayrıldıkta. muarız olup. İkinci Madde Ayın taşıyıcı feleğini yapı ve hareketini bildirir.üzerinde bir gün bir gecede onbir dereceden fazlaca hareket eder. eğilimliden iki küre kalır ki. âlemin merkezinden. Ey aziz. Çünkü bu taşıyıcı feleğin burçlar sırasına uygun olarak yaptığı onbir dereceden fazla hareketine. taşıyıcının eğilimli yumru yüzeyine doruk adı verilen bir ortak noktada teğet olmuştur. merkez dışı olan öteki gezegenlerin mümessil feleklerinde yerleştikleri gibi. yumru yüzeyi. malûm olsun ki. üç hareketinden başka. Taşıyıcı felek. Çukur yüzeyi. Çukur yüzeyi. ayın taşıyıcısının sıraya uygun olarak yaklaşık onüç derece gündük hareketi kalır. eğilimli feleği içinde. bu taşıyıcı elek dahi eğilimli feleğinin içine yerleşmiştir ki. taşıyıcının eğilimli çukur yüzeyine etek adı verilen ortak bir noktada temas etmiştir. eğilimli feleğin tamamlayıcısıdırlar. taşıyıcının eğilimli çukur yüzeyine etek adı verilen bir ortak noktada etğet olmuştur. yirmisekiz günde burçlar feleğini katedip. Bu durumda. Yirmidokuzbuçuk günde bir . kendi merkezi çevresinde. mümessil ve eğilimli feleklerin sıraya uygun olmayan hareketleri mukabil gelip. astronomlar demişlerdir ki: Ayın üçüncü feleği. Buna: Ayın doruğunun hareketi derler. bir devresini tamamlar.

Ey aziz. güneyde dike yakındır. kendi merkezi çevresinde burçlar sırasına uymaksızın doğudan batıya dönüp. Ay. şekil ve hareketiyle bildirir.kere güneşe erişip. Bu döndürücü felek. bir tarafında çakılmış olan ayı da birlikte hareket ettirir. tek bir yüzeyle çevrili küre biçiminde bir cisimdir. Merkez dışı feleğin kuşağında. yere şâmil olmayan bir küçük felektir. yirmisekiz günde taşıyıcısı gibi bir dönüşünü tamamlar. döndürücü feleğin belirtilen hareketi gibi ay küresinin dahi döndürücüsü tarafında kendi merkezi . Bu yüzden kamerî ayların biri yirmidokuz gün ve biri otuz gün gözetleme hesabıyla hesap olunur. ayı. Ayın kendisini taşıyıcıdır. zira ki güneşin günlük dönüş noktaları. rahat görünür. Taşıyıcı feleğin bir tarafında. bir tek yüzeyle kuşatılış dolu ve küre bir cisimdir. yüzü yüzeyine temas etmiştir. Üçüncü Madde Ayın döndürücü feleğini. taşıyıcının iki yüzeyine teğet ve eşittir Döndürücü felek. karanlıktır. güneş batar batmaz batmayıp. kendi merkezi çevresinde doğudan batıya dönerek. Yani ayın cismi tamamıyle döndürücünün cisminde bulunup. Ekvatora yakın olanlara ay. onun döndürücü feleğidir ki. öteki beş gezegenin döndürücüsünün tersine hareket eder. Beş şaşırmış gezegen gibi. kuşağı yanında bir tarafta bulunu. ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. Şu halde ay. döndürücünün çapı. kuzeyde eğilimlidir. Buna farklı hareket ve özel hareket ederler. Ayın döndürücü feleği. doludur ve parlaktır. çakılmış ve gömülmüştür ki. döndürücü feleğinde ay gömülmüştür ki. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden onüç dereceye kadar hareket ettirip. onunla çakışır. astronomlar demişlerdir ki: Ayın dördüncü feleği. döndürücüsünün iki kutbu arasında. malûm olsun ki. Taşıyıcı feleğin içinde. ufuktan yukarıda olur.

" deyip gitmişlerdir. Ayın taşıyıcı feleğinin kuşağı. döndürücü feleğin zirvesi dahi. Ey aziz. Bir durumu dahi dolunaydır. ayın durumları nizam bulmuştur.çevresinde burçlar sırasına uymadan. Yoksa güneş ile ayın aryasında yerin gölge olmasıyle çakışma olmaz. Zira ki. malûm olsun ki. güneşin ışığının ayın yüzünde fazla görünmesidir. Bir durumu dahi ilk dördündür. Ayın bir durumu dahi fazlalıktır. Ancak dorukta yavaş hareketi müşahede olunur. Bu dört felekle. Yani ayın yüzdeki nurun artmasının tamamlanmasıdır. Bir durumu dahi azalmadır. Yani ayın güneşe dolunaydan sonra yaklaşması hasebiyle güneşin nurunun ayın yüzünde . ay tutulmasıdır. Zira ki güneşe ay arasında yerin bulunması. Dördüncü Madde Güneşe nispetle aya ârız olan durumları bildirir. ne geri dönücü bulunur. Yani ayın güneşten uzaklaşması sebebiyle. taşıyıcı ve döndürücü felekleri tek bir yüzeyde birbirine teğet bulunup. taşıyıcının çevresinin hareketi üzerinde döndürücünün merkezinin hareketinden az olduğundan ebedî olarak ay. astronomlar demişlerdir ki: Güneşe nispetle aya ârız olan durumların birisi çakışmadır. ne durucu görünür. Döndürücünün çevresi üzerinde bu ayın merkezi. öteki gezegenler gibi enlem farkı olmaz. rasatçılar gözle müşahede etmişlerdir. güneşten üzerine düşen ışıktan hâli olmasıdır. kendine özgü hareketiyle doğudan batıya dönüşünü. Yani bize dönük olan yüzünün. eğilimli feleğininkine teğet olup. Yani ayın bize dönük olan yüzünün yarısının dolunaydan önce güneşin nuruyla aydınlanmasıdır. birbirinden asla ayrılmazlar ve eğilmezler. açıklaması yukarıda geçen ayın eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzey ve güneye olan beşer derece eğiminden gayri ay yıldızının enlemi bulunmaz. Çakışma değildir. ayın eğilimli. taşıyıcı feleğin kuşağına erişmiş bulunduğu cihetten. "Feleklerde durucu hiçbir şey yoktur.

merkez dışı kuşağında sürekli burçlar kuşağının yüzeyine ulaşmıştır. Çünkü ay. Zira ki güneşin merkezi. bir yere aksettirmeye kabiliyetlidir. gizlenmeden bir gün sonra olur. onüç derece kadar hareket eder. güneşe dönük ola yarısının çoğu sürekli ışık bulmuştur. hızlı gidişiyle güneşi oniki derece kadar geçip. yuvarlak ve parlak bir top şeklinedir. ne gök rengi ne de siyahtır. güneşten gün gün onikişer derece uzaklaştıkça. bir miktar bize meyleder. Bir durumu dahi ikinci dördündür. karanlık yüzünün yarısı bize dönük olur ve ayın aydınlık yüzeyinin yarısı bize görünmez olur. koni şeklinde olup. Eğer aralarında yerin gölgesi bulunmazsa bu böyle devam eder. Güneş küresi. Ayın nurlu yüzünün yarısı. yani güneşle ayın bir burcun aynı yerinde ulunmaları halinde. Hilalden sonra ay. Şu halde çakışma budur. ayın güneşe uzak olan batı tarafından . burçlar kuşağına teğet olmak lazımdır. Bir yerden aldığı nuru. ay küresinden büyük olduğundan. İşte hilâl budur. aslında siyaha yakın lacivert olup. Onun bize bir tarafı görünür.eksilmesidir. Şu halde ay. Zira ki ay. zühre feleğinin çukur yüzünde son bulmuştur. bir gün bir gecede. yarısından azı karanlık kalmıştır. ondan uzaklaşır. Yani güneş ile ayın arasına yerin girmesiyle ayın tamamının veya bir kısmının güneş ışığından hâli kalmasıdır. Bu durumda toplanma sırasında. Güneş te bu müddet içinde bir derece kadar gider. Koninin tepesinin gölgesi. Madenî bir ayna gibi karanlık ve kesif olup. Böylece ay. Ayın bu safhalarının açıklanması budur ki: Ay. Yerin gölgesi. Ayın bir durumu dahi tutulmasıdır. Bu. ayın yarısından çoğuna ışık verip. bizle güneş arasına girip. güneşten her gün oniki derece kadar uzaklaşır. Ayın bir durumu dahi güneşi gölgelemesidir. Yani nurlu güneşin bile dönük olan yüzünün tamamını veya bir kısmını ayın bizden gizlemesidir. ay. Yani ayın bize dönük olan yüzünün yarısının dolunaydan sonra ışıklı kalmasıdır. nur ve ışığını ancak güneşten alıp.

İşte fazlalaşma budur. Ay. İşte fazlalaşma budur. ayla doruğu arasına güneşin girmesini. güneşe karşı olmakla. dolunay denir. "Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir.aydınlık yarısının bize eğimi fazla olur. tepe ve kuyruk noktalarının hareketini bildirir. nuru azalır. astronomlar demişlerdir ki: Bu ay küresi. eğilimli feleğinden hâsıl olan tepe ve kuyruk düğümleri yanında. Aydınlık yüzünün yarısı tamamıyle bize dönük olup. ikisinin arasında yine döndürür. hakîm ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. bu durumlarıyla konaklarını katedip. etek. son yarısından gün gün güneşe yaklaşması sebebiyle. ışığı her gece bize nispetle fazla olup. kâh çakışık olmasıyla yaklaşık her yirmidokuzbuçuk günde bir kere güneşle yakınlaşması ve çakışması olur. kâdir. Ay. güneşle bir araya gelmesi vaktinde. Ey aziz. altı burç kadar yol aldıkta. güneşe gün gün yaklaştıkça. Bundan sonra ay. İşte buna. Tekrar bize nurlu yüzünün yarısı görünür işte ikinci dördün budur. karanlık yarısı. güneşten uzaklaştıkça. İşte noksanlık budur. Bundan sonra ay. İşte bu ilk dördündür. güneşten uzaklaştıkça. ay. ayın nurlu yüzünün yarısı görünür. güneşe yaklaştıkça. malûm olsun ki. karanlığı her gece fazlalaşıp." (36/38) Kadîm. bizler ikisinin arasında bulunuruz. burçlar kuşağında . karanlığı artıp. kesif ve karanlık olduğundandır ki. ayın güneşe uzak olan batı tarafından aydınlık yarısının bize eğimi fazla olur. Ta ki güneşle bir arada tekrar çakışır. Bundan sonra ay. ayın doruk. İlk defa üç burç kadar güneşten uzaklaştıkça. kâh güneşe karşı. Beşinci Madde Güneş ve ay tutulmalarını. Bundan sonra güneşten uzaklaşmaya. bundan sonra ay. ay ondört olur. döndürür. batı tarafından yana yine bize meyleder: Bu miktar aydınlık tarafı da doğu tarafından güneşten yana gider ve bize nispetle karanlığı fazla ve aydınlığı noksan olur. güneşi karşısından ayrıldıkta.

Ve güneşin yüzünde o vakit ortaya çıkan siyahlık. burçlar feleğinden bir nokta yanında çakışsalar. gidişinin süratinden. yerküre ikisinin arasına girip. sair durumlarda asla bulunmamıştır. ayın batıya yönelik hareketi. Ayın önce doğu tarafı karanlıktan çıkıp yine önce o taraf parlar. . yani bu hizalarda güneş ile karşılıklı olsa. Bu durum yerin gölgesinden dolayıdır ki. ay tutulması sürekli bedir ve dolunay haline mahsustur. ay aslî karanlığı üzere kalır. Zira ki. ay batıdan gelip. döndürücüsünün merkezi arasında ebediyen tavassut eyler. ayın batıya yönelik hareketiyle batı tarafından ulaşıp. Şu halde güneş tutulması budur. güneş tutulması sürekli olarak. Bundan sonra güneşi geçtikçe. bundan sonra o noktadan ayın kuyruk düğümüyle eğilimli feleğinin burçlar sırasına uymayan hareketleriyle ayın doruğu. önce o taraf tutulur. burçlar kuşağından iki cüzün karşısı yanında. güneş yine batı tarafından parlamaya başlar. İşte ay tutulması budur. Ayın kararması ve parlamaya başlaması ilk doğu tarafından ortaya çıkar. güneşin merkeziyle.güneşin yoluna rastlasa. Ay tutulmasının açıklanması budur ki: Eğer ay küresinin tepe ve kuyruk düğümleri. araya girer. Yine güneşe kıyasla aya ârız olan durumların biri budur ki: Güneş orta hareketiyle hareket ettikçe. Tutulma sırasında güneşin siyahlığı batı tarafından başlar. ayın doruğuyla. Bu kararma (ayın gölgesinden meydana geldiğindendir ki. ayı döndürücüsünün merkezi kendi doruğundayken. güneşin doğuya yönelik hareketiyle hareket eden dünyanın koni gölgesinin batı tarafına. ayın güneşe dönük olan yüzüne yerin gölgesinin düştüğü kadarına ulaşamayıp. Başka zamanlarda asla tutulma olmamıştır. güneşin batıya yönelik hareketinden daha hızlı olduğundan. ayın cisminin rengidir. ayın önce doğu tarafı gölgeye dahil olup. Zira ki. ışığının tamamını veya bir kısmını bizden örter. güneşe erişip. ayla çakışması durumuna mahsus olup. Zira ki. ayın cismi bizimle güneş arasında bulunup.

Ezelî takdirle o iki hareket. vasatî her dönüşünde iki defa doruğuna yükselip. Şu halde ayın döndürücü feleğin merkezi. "Bu. Ay yıldızının cisminin miktarında. pazartesi günü ve cuma gecesine hâkim bulunuştur. burçlar feleğinde yerleri belirli değildir. Orta kutlu nâmıyle isimlendirilmiştir. Bu tavassuttan lâzım gelir ki. Ayın vasıfları: Zaaf. ihbar. Ayın tali bulunduğu menilerde bu vasıflar gözlenmiştir. aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir. acz. acele. sair doruklar ve etekler gibi. Güneş dahi aynı sıra üzere batıdan doğuya hareket eder." Ayın doruk ve etek noktaları eğilimli feleğiyle.doğudan batıya ve döndürücünün merkezi o noktadan burçlar sırası üzere batıdan doğuya hareket ederler. cehl. gece dişisi bulunmuştur. mümessil ve eğilimli feleklerinin uzaklık mesafelerinde rasatçılar. cisminin miktarını ve feleğinin uzaklığını bildirir. ikisi arasında aracı bulunur. malûm olsun ki. ayın doruğu ile batıya döndücürü feleğinin merkezinin hareketiyle doğuya öyle bir tarz ve tavır üzere hareket ederler ki. deliller. kendi doruğunda buluna. nemime. iki kere eteğine iner. Şu halde o günün ve bu gecenin evvelki saatleri bulan nispet kılınmıştır. itidal üzere soğuk ve rutubetli olup. âlemin merkezinden . Güneşle bir araya gelme vakitlerinde ay. Altıncı Madde Ayın tabiat ve sıfatlarını. hakaret. matematikçiler ve geometriciler ittifak üzere demişlerdir ki: Ayın mümessil feleğinin yumru yüzeyinin. hıfz. ayın döndürücüsünün merkezi. Eğilimli ve mümessil feleğin hareketleriyle seyyar ve dönücüdürler. Ey aziz. Ay. hareket ve ses bulunmuştur. güneş ile iki dördün vaktinde kendi eteğinde buluna. tee ve kuyruk düğümleri mümessil feleğiyle hareket ettirildiklerinden. ebediyen güneş. müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Bu ay yıldızının tabiatı.

yaklaşık kırküçbin yüzdoksansekiz fersah hesap kılınmıştır. sayı belirlemesi değildir ki ölçü itibar oluna. kitapta açıklanan genel islamî bilgilerde. büyüklüklerinde mübalağadan kinayedir. 1. Ayın eğilimli feleğinin kalınlığı. yaklaşık otuzdokuzbin üçyüzkırksekiz fersah bulunmuştur. Şu halde yeryüzünün her tarafından ayın feleğine varıncaya değin gökle yer arasındaki hakiki uzaklık. yerkürenin yaklaşık kırkikide biri olup. oluşum ve bozuşum âleminin değişikliğe uğrayan eşyasıdır. yaklaşık seksenikibin beşyüzkırkaltı fersah ölçülmüştür. yaklaşık dörtbin dokuzyüz yetmişsekiz fersah bulunmuştur. atmosferin ve gök boşluğunun ahillidir. Zira ki. nice hesabî delillerle.uzaklığı mesafesi. Eğer bu hesaplanmış mesafeden yerin yarıçapı çıkarılsa ki. Suret ve şehadet âlemi ve daracık dünya evidir. dörtlü orantıyle rasatçılarla belirlenip. Allah'ın kudreti sonsuzdur. 18-BÖLÜM: . Ay küresinin cismi ise. Ayın eğilimli feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklık mesafesi. yerlerin ve göklerin cisimlerini uzaklığını beşyüz yıllık yol ile tariften murat. Mülkünde olanı en iyi Allah bilir. açıklanan yıldızların ve feleklerin uzaklıkları ve cisimleri. kırkbirbin dokuzyüzyirmialtı fersah kalır ki. Bu feleğin çukur yüziyinin âlemin merkezinden uzaklık mesafesi. Unsurlar ve bileşikler mekanı. belki bu. geometrik bürhanlarla ve aklî tecrübelerle hepsi ispat olunmuştur. yaklaşık seksenyedibin beşyüzyirmidört fersah ölçülmüştür. Bu mesafedir ki. Mümessil feleğin kalınlığı. yaklaşık seksenikibin beşyüzkırkaltı fersah heap kılınmıştır. yaklaşık yerin yarıçapının otuziki katı yüksekliktir.Bu feleğin çukur yüzeyinin uzaklığı. o binikiyüz yetmişiki fersahtı.

Ay. yedi gezegenin tesirli saatlerini. ayın artışı zamanında yani ayın ilkyarısında sıcaklık ve rutubet çok olup kanın kabarmasıyle dolan insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur. deniz ufkuna ininceye kadar cezr devam eder. Deniz suyu onunla med olup sahiline yükselir. Şu halde med ve cezr bu minval üzere olur. denizdeki gün yarısına geldiğinde denizin meddi bitip. İnsan ve hayvan bedelleri zaaf bulur. Ayın . Güneşi en fazla tesiri. Birinci Madde Ayın. merkezlerini hareketleriyle dairelerin meydana gelişlerini. ay deniz ufkundan doğar. Ayın özelliklerindendir ki. esiri cisimlerin tesirlerinin başlangıçlarını beş madde ile açıklar. Ayın özelliklerindendir ki.ONUNCU BÖLÜM Ayın. alçak cisimlere çeşitli tesirleri vardır. hastalıkları çoğalır. Ay. malûm olsun ki. büyüme ve gelişme az olur. ayın nurunun çoğaldığı günlerde ruh sahiplerinin beyin dokuları ziyade olup. Allah. tesirlerini ve burçlar itibariyle hallerini. kendi kudreti ile nice özellikler bahşetmiştir. ayın özelliklerindendir ki. rutubeti iledir. ayın nurunun azıldığı günlerde beyin dokuları dahi azalır. gün yarısı dairesinden indiğinde denizin suyu sahilleride cezr olup çekilir. Bunlardan biri. Allah'ın kudretiyle tesirlerini bildirir. filozoflar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Kadir ve aziz olan Allah'ın takdiri ile yüksek cisimlerin mertebelerine göre. Allah'ın kudretiyle. çoğunun hastalığı defolur. Ey azizi. bu aya. ufuktan indiğinde cezr de nihayet bulur. Ayın ikinci yarısında hasta olanların bedenleri zayıf olup. seslerini ve nağmelerini. Dolunaydan sonra yani ayın ikinci yarısında kuruluk ve soğukluğun çoğalması ile dört unsurun karışımı bedenlerde bulunduğundan kanın kabarması azalıp. feleklerin sayılarını. Ay. ayın ilk yarısında hasta olanların bedelleri kuvvetli bulunup. ayın dahi en fazla tesiri. sıcaklığı ile olduğu gibi. Ay.

köyleri ve şehirleri bütün şekil ve rengi ile şahıs ve kurumları ile bize aksettirip gösterir. yıldızlar ve tabiatlar dolap. keten.özelliklerindendir ki. İkinci yarısında dikilenle zayıf olur veya kurur. ayın ilk yarısında kamış. Ayın ikinci yarısında bu durum az olur. Ayın özelliklerindendir ki. Ayın özelliklerindendir ki. ayın ilk yarısında yerdeki haşereler yeryüzüne çıkar ve çoğalır. Yırtıcı hayvanlar ceset yemeye çok hırslı olur. dalgaları. ayın nurunun çoğaldığı günlerde nehirlerde ve denizlerde balıklar yağlı olup suyun yüzüne çıkarlar. Ayın özelliklerindendir ki. Ayın nurunun azıldığı günlerde balıklar zayıf olup suyun dibine giderler. ayın özelliklerindendir ki ayı ilk yarısında dikilen ağaçlar fazla uzar ve gelişir. Diğer gezegenlerin sayılan sıfatlarının özel saatlerde canlılara ve cansızlara gizli tesirleri. Ayın özelliklerindendir ki. çiçekler. ayın ilk yarısında bütün meyveler. vadileri. Halbuki âlemin bütün cüzlerinde hakiki müessir ancak hak Taâlâ bilinmiştir. ona ay lekeleri derler. Lâkin o saf ayna bizden çok uzak olduğundan eşyanın şekilleri teşhis olunmayıp. Allah'ı tanımaya . Rasatçılar o aynada yerin yüzünü tamamen seyrederler. bitkiler fazla büyür ve gelişir. ay küresi ayna gibi yer ve su küresine dönük bulunduğu için deniz ve karanın adaları ve sahilleri gemileri. Ayın ikinci yarısında haşerele ve yırtıcı hayvanla aksi hareket ederler. Bu felekler. aylı gecede insan aya karşı uyusa veya çok otursa bedenine gevşeme ve tembellik gelip baş ağrısı ve nezle olur. dağları. açıklanan güneş ve ayın tesirlerine kıyas olunmuştur. Ayın özelliklerindendir ki. âlet ve hayaller misali bulunmuştur. aylı gecede hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir. bitki gibi şeylerin kurusu üzerine ayın ışığı düşse hemen çürüyüp parçalanır. renkleri ziyade olur. otlar. ayın yüzü bu akisler ile bulanık görülür ki. Bu durum alır fikretmek ve düşünmek. Ayın özelliklerindendir ki.

NAZM Hamd o Allah'a ki yektadır ol Dahi dâna ve tüvânâdır ol Ona mahsus ve müsellemdir hem Mû be mû cümle umur-u âlem Mutasarrıf odur eşyaya tamam Ne havas arada her giz ne avam İkinci Madde Ay yıldızının burçlar itibari ile olan özellikleri ve ihtiyarlarını bildirir. bundan önce Türkçe olarak nazmetmiş iken o manzumemizi buraya yazmak münasip görülmüştür. ayın her burç ile başka bir tesirini tecrübe ettiklerini takvim ile yazmışlardır. müneccimler. Şimdi o takvimi. Ey aziz. NAZM Bismike Allahümme yâ emine'l-hutar İbtede'nâ bi ihtiyarhât'il-kamer Hamd lillah çok salât ve çok selâm Ol Resul ve âll ü suhhune müdam Badehü der Hakkı bilgil ey beğim Ehl-i hey'et kavlidir bu dediğim Çâr unsur üzeer çarh-ı kürrât Kaplamış birbirin sık tabakât Pes besal misli olur mecmuu top Merkez-i arz olmuş esgal-i cezûb . malûm olsun ki.vesile olmak için ve hepsini insanda bulmak için yıldızların ve feleklerin durum alır bu Marifetnâme'de bu miktarca açıklanarak yazılmıştır.

Ol vasattır merkez-i âlem heman Her cihetten esgal ol nokta nihan Çarh-ı a'zam kim muhit-i cümledir Cüm-ı atlastır deyme encümledir Her cihetten o mahdud fevktir Günde bir devr etmede bir şevkdir Kim yirmidört saatte müdam Şarkdan garba eder devrin tamam Hem içinde olan eflâkı bile Döndürür kendiyle şarkî garb ile Gece gündüz her tulu ve her gurub Kutb-u âlem üzre devrinden olup Çarh-ı sâminde oniki burç bil Mıtıkada her birin sî sehm kıl Hep sevabitle ol olmuş muhteşem Kutb-u âlemden cüda kutb üzre hem Garbdan şarka döner âhestece Olsa yetmiş yıl gider bir derece Garbdan şarka zühal dahi gider O iki burcu otuz yıl kateder Müşteri hem garbdan şarka gider Oniki yılda heman bir devr eder Garbdan merih hem deveran eder Bir yıl onbir ayda bir devre gider Çarh-ı sâmin kutbu doğrusunda tam Şems hem çarhıyle devr eyler müdam Garbdan şarka güneş dahi gider .

yılda bir oniki burcu kat' eder Yılda bir hem çarh-ı zühre ydevr eder Garbdan şarka utarit hem gider Cümlenin tahtındadır devr-i kamer Sürat üzre kendi çarhıyle döner Gardan şarka dahi ay devr eder Devresin yirmisekiz günde gider Çarh-ı sâmin oniki kısm olunur San kavun oniki dilim bulunur Her kısım bir burc adıyla asl olur Kevn her üçünde ike bir fasl olur Çün hamel sevr ile cevzâdır bahar Fasl-ı yay sertan esed sünbüe dâr Fasl-ı güz mizan ve akreb gas tut Hem şitadır burc-u cedî ve delv ve hut Oniki burc oniki aydıry müdam Rum ayın otuz gün akdem bil tamam Bu buruca etmeden tahvil gün On gün akdem rum ayın başla bütün Bil bahar âzar nisan ve eyâr Yaz haziran temmuz tabah-ı hâr Hem harîf eylal ve teşrinin nâm Kış dü kanun ve şubat olmuş tamam Bil her ayda hangi burca gün gider Her ayın kaçında gün tahvil eder Mâh-ı âzar ol fasl-ı bahar Olmuş eyyamı otuzbir gün nehar .

Onbirinci gün güneş tahvil eder Hem hamek burcunda otuz gün gider Ol burc-u hamel nevruz olur Pes beraber ol şibih ol ruz olur Mah-ı nisan evsat-ı fasl-ı rebi' Olmuş eyyamı otuz gün ey şeci' Aşırında şems hem tahvil eder Burc-u sevr içre otuçbir gün gider Mah-ı mayıs ahir-i fasl-ı bahar Olmuş eyyamı otuzbir gün nehar On birinci gün güneş tahvil eder Hem hamek burcunda otuz gün gider Ol burc-u hamel nevruz olur Pes beraber ol şibih ol ruz olur Mah-ı nisan evsat-ı fasl-ı rebi' Olmuş eyyamı otuz gün ey şeci' Aşırında şems hem tahvil eder Burc-u sevr içre otuzbir gün gider Mah-ı mayus ahir-i fasl-ı bahar Bil otuzbirdir ona leyl ve nehar Onbirinci gün güneş tahvil eder Burc-u cevzada otuzbir gün gider Bil haziran ol sayf ey beşer Hem otuz gün on içinde gün döner Onbirinde şems hem tahvil eder Seretan burcun otuzbir gün geçer Mah-ı temmuz evsat-ı sayf ey hümam .

Olmuş eyyamı otuzbir gün tamam Onikinci günü gün tahvil eder Hem esed burcun otuzbir gün keser Bil ağustos ahir-i sayf ol zaman Olmuş eyyamı otuzbir gün heman Onikisine güneş tahvil eder. Sünbüle burcun otuzbir gün geçer Mah-ı eylül evvel-i fasl-ı harif Olmuş eyyamı otuz gün ey zarif Onikinci gün güneş tahvil eder Burc-u mizan içre otuz gün gider Burc-u mizan evveline gelse gün O geceye hem beraberdir o gün Mah-ı teşrin ol evsattır güze Ermiş eyyamı otuzbir gündüze Onikinci gün güneş tahvil eder Burc-u akrebden otuz günde gider Bil güzün teşrin-i sâni âhiri Ol otuz gündür tamam ol mahrî Onbirinde güneş hem tahvil eder Burc-u kavs içine otuz gün gider Mah-ı kanun ol fas-ı şita Hem otuzbir gün anı bil ey fetâ Onbirinde burc-u cediye gün gelir Rebinin evveli ol gün olur Gün döner uzanmayı şebden alır burc-u Gedî içre gün otuz gün kalır .

ı sal şemsi mart bil Hem şuhur-u rumî istihrac kıl Lafz-ı ebced hevvez olmuş heft harf Her biri bir aya mahsu oldu zarf Mart hâ ebril elf cim mayıs al Ve o haziran hemze temmuz âb dal Za'dır eylül ve dü teşrin ba ve ha Hem kanun za cim eşşbat ve o şeha Hıfz et ebced ve zevabid hevvez beced Hez ebced hevvez hüve ile ad Kim bu yirmisekiz harfin geri Harf-ı bâzâr ola her yılda biri Bil yüzaltmışaltıdır tarih-i sal Marttadır bâzâr ebced lafzında dal Ertesi sal ol bâzâr ha'ya gider .Evsatı kanun-u sânidir kışın Hem otuzbir gündür anı sayışın Aşırinde burc-u delve gün gider Hem otuz günde o burcu kat' eder Bil kışın sonu şubatı gücük ay Üç yirmisekiz gün rebi say Sal-ı râbi dört rubu' bir gün olur Pes şubat yirmidokuzu bulur Tasiinde burc-u huta gün gider Hem otuz günde o yburcu seyr eder Çün hamel burcunda gün firuz olur Bil tamam olup yine nevruz olur İbtiday.

Hem bu tertib üzre daim devr eder Olsa âzerle muharrem bir o yıl Sal tedahül ede bir ysa tarh kıl Kim otuzüç yıl otuzüç mark olur Sal muharremle otuzdördü bulur Gel dilerysen şehr-i rumun gurresin Harfini cem et hazâr harfiyle hîn İbtida hafta durur yevm-i ahad Başla ol mecmuu bundan eyle ad iki haftadan ne gün gâyet bulur Gurresi ol ayn ol günden olur Çün muharremdir Arabda res-i sal Gurre-i şehri kamerdir hem hilâl Za muharrem ba safer ha'dır âd Dü rebia ve o elifdir dü cemad Ba receb şaban dal ha ramazan Za'yı şevval ka'de elf cim hicce dân Heşt harf oldu ehec zedbud heman Her biridiry bir sene hâkim olan Binyüzaltmışaltıya çün geldi sal Hâkim sal ol muharrem oldu dal Ertesi yıl hâkim-i saldır elif Devr-i daimdir hiç olmaz muhtelif Bilmek istersen hilal ne gündür ol Harini hâkimle cem et gurre bul Gurre-i şehr-i hilali hem tamam İki hafta günlerinde bul ümdam .

İbtida şemsin mekanın bulasın Ta buruc-u mâhı andan bilesin Bir derece gün gider her gün heman Ay gider onüç derece ol zaman Ay günü her gün oniki derece Çün geçer böyle hesap et her gece Pes şuhur-u rumdan bil şemse ay Kaç gece geçmiş hilal ol mahı say Ta ki malum ola andan cay-ı mah Maha ne burcun kaçıdır seyrgâh Anda iken meh ne iştir ihtiyar Kim ayın her burcda bir hükmü var Ya ayın geçmiş şebin tazif kıl Beş aded hem zam edib kaç oldu bil ol aded kaç kere beş olduysa say Kangı burc olmuş dahi bil şemse ay Şemsden başla beşer her burca ver Baştan azı sayma burc-u maha er Çün hamel burcunda hoş bulunsa ay Her işi bede' etmeği sen yahşi say Gelse bur-u sevre tezvic ve nikâh Kıl ticaret hem bina hayr ve salah Gelse meh cevzâya kat eyle siyab İlm oku hem al akar ve al devvab Seretana hoştur irsal-i haber Şurb-i müshil yahşidiry nakl ve sefer Meh esedde arz-ı hâcet yahşidir .

Muhit: Kuşatıcı. Eyyar: Mayıs. Kavl: Söz. çok salat ve çok selam Resule.Zür' ve tamir ve hacamat yahşidir Sünbüle burcunda olsa key cedîd Sohbet-i nisvan münasib al abîd Gelse meh mizana kıl bey' ve şira Eyle sohbet dinle lehan iç deva Burc-u akrebde gerek tuhr ve ifaf Uzlet ve semt ve firag ve itikâf Kıl hacamat gelse burc-u kavse ay Lebs ve istihmam ve halkı yahşi say Gelse burc-u cedîye kıl sayd ve şikâr Hufr âbar ve ziraat eyle kâr Gele burc-u delve hoştur kevb Vaz'-ı bünyad duhul-ü belde hûb Huta gelse eyle deryada sefer Ahd ve şirkettir ticaret-u muteber Binyüz altmışaltı tarihinde tam Buldu yüz beyt içre takvim ihtitam Hakkı ettin ihtiyârâtı beyan Hakka her halde tevekkül kıl heman Alem. Çâr: Dört. Esgal: Ağırlık.i ecsâmı çün buldun hayal Alem-i ervaha gel hoş bunda kal. (Tehlikelerden emin eden Allah'ın ismiyle ayın ihtiyarlarına başladık. Siise: Altı: sevabit: Sabitler. Şems: Güneş. Near: Gündüz. Çarh: Felek. Harif: Sonbahar. aline ve ashabına olsun sürekli Ehl-i heyet: astronomlar. Hamd Allah için. Hamel: . Dü: İki. Fevk: Üst . Kürrat: Küreler. Sâmin: Sekizinci. Azer: Mart. Besal: Soğan. Tabah-ı hâr: Ağustos.

Hut: Balık. bizlere lütuf ve inayet edip. Delv: Kova. Seretan: Yengeç. Sevr: Boğa. İstihmam: Hamam. burçlar . güneşi gezegenler ortasına koymuştur ki. sıcaklığının şiddetinden yeryüzü yanardı. Bey' ve şira: Alış-veriş. Şu halde yedi gezegen ortasında cihan sultanı ve öteki gezegenler ona asker ve yardımcı olmuştur. Samt: Susma. bu görüntü ve tertip üzere yaratan Allah Taâlâ'ya nice yüzbin kenre hamd ve senalar olsun ki. Hakim ve yaratıcı her şeyden münezzehtir. Gavs: Yay. Bede': Başlama. Tarh: Çıkarma. Vaz'-ı bünyad: Binalar yapmak.) Üçüncü Madde Yedi gezegenin birbirine nispetle benzerliklerine ve yeryüzünde âfâk itibariyle tesir saatlerini bildirir. Yevm-i ahad: Pazartesi. Siyab: Elbise. Cay: Yer. İrsal: Gönderme. bu tesiriyle. Şürb: İçeki. malûm olsun ki. Esed: Arslan. Ey aziz. müşteri kadı. Gurre: Ayın ilk on günü. soğuğun şiddetiyle tabiatlar bozulurdu. utarip kâtip. Faslı rebi': İlkbahar. Cevza: İkizler. Bu yıldızları ve felekleri. ay feleğinde olsaydı. Duhul: Girmek. Nisvan: Kadınlar. Kâbe yolu derler. Sayd: Av. Sal: Yıl. hufr âbâr: Kuyular kazmak. Eğer burçlar feleğinde olsaydı. Res-i sal: Sene başı. Şuhur: Aylar. Eğer güneş. Zür': Ziraat. Mizan: Terazi. Bunun hakikati. Leyl: Gece.Koç. Râbi: Dördüncü. zühal hazinedâr benzeridirler. misli görülmemiş ne şaşırtıcı bir icattır! Bu felekler ne garib sanat ve hikmettir! Bu cihanı tanzim. Lebs: Giyim.ı harif: Sonbahar. Sünbüle: Başak. Şikâr: Avlanma. Şeb: Gece. Devvab: Hayvan. yeryüzüne itidal üzere hayat bahş eder. zühre sâzende. Ay vezir. Burada bulunan samanyoluna. Araplar: Gök kandili. ne nihayetsiz kudret ve azamettir. ibret alanlar ve hayret edenler demişlerdir ki: Bu âlem. Aşır: Ounncu. Fasl-ı şita: Kış. yıldızlar anası ve Acemler: Kehkeşan derler. Cedî: Oğlak. Tedahül: Geçme. Mah: Ay. Sayf: Yaz. Fasl. merih asker.

birbirine temas edip. birbirine yakın olduklarından. Lakin bu yolun. bu tarihten önce tabir ve beyan eylediğimiz Türkçe manzume. NAZM Hüda'ya şükür kim halk etti bunca encüm ve eflak Salat ol dostuna olsun ki şanında demiş "lavlak" Ve bade Hakkı der lim-i felek sırrın ayan ettim Otuz beyt içre nahs ve sa'd sââtı beyan ettim İki âlemde bir bildim müessir zât-ı Mevlayı Veli rabt eylemiş esbaba ednâyı hem a'lâyı Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattir Ne kevkeb hükm eder ol dem nehûset ya saadettir Yedi gece yedi gün gün batıb doğduğu ân içre Yedi seyyareden bul kangı hâkimdir zaman içre Ki her gün haftadan her gece bir seyyarenindir kim O eb ol ruzun evvel saatinde hem odur hâkim Heman hıfz et yedi lafzını yedi gün ybil yedi kevkeb Edes biyr çahh deld hesi ve reh zühaldir hep Evail-i harf için hevvez olmuş hafta eyyamı . saat be saat nöbete olan tesir saatlerini. bu makama münasip görülüp yazılmıştır. beyaz bulutlar gibi görünmüştür. Bunlar. yeryüzünde. Mülkünde olanların hakikatlerini Allah daha iyi bilir. gece yarısında güney başı batıya ve kuzey başı doğuya varıp. Gerçi bu konuda çok şey söylenmiştir. gece evvelinde bir başı güneyde. bize nispetle değirmen gibi dönmesinin hakikatinde akıllar hayrette kalmıştır.geleğinde anlatılan altıncı değerin en küçüklerinden olan sabit yıldızlardır. ufuklarda. bir başı kuzeyde bulunup. gecenin sonunda batı başı kuzey ve doğu başı güney olup. Fakat yedi gezegen yıldızın.

Huruf-u sâniye şeb-i sâlise gün hâkimi nâmı Şeb-i pazar utarit ertesi müşteri talib Şeb-i se şebneye zühre zühal çarşamba şeş gâlip Hamîs akşamı şems ve cuma akşamında meh şâmil Şeb-i sebt oldu merih ol huruf-u sâniye kâmil Pazar şems ertesi meh salı merih erbaaya tîr Hamîse müşteri cumaya zühreye sebte keyyân-ı mîr Yedi lafz içre şeb hem ruz-u evâil saatinden al Yukarıdan yedi seyyareyi tertib ie say gel Zühalden müşteri merih ve şems ve zühreye hoş yet Utaritle kamerden geç bu tertib üzre hem devr et Birer saat hükümetle olur seyyareler kaim Gecedir oniki saat gündüz hem oniki daim Gece gündüz yirmidört olur ysaat ki sânîdir Değildir müstevî bunda murad ancak zamanîdir Zamanî ysaatin miktarı artar eksilir bile Adedle muhtellif olmaz şeb ve rûz tûl ve kasr ile Neharın kavsini hem onikiye kısmet kıl Bu saatin iri daim ona nısf-ı südüsdür bil Şeb ve rûz tûl ve kasr ile kıyas et saati böyle Tulu ve hem gurubun geçmişin bul hoş hesab eyle Geçen saati bul zulemden ya rubu öğren ya üstürlab Gaymde yapma saati bu saatten zamanı ya Zamanî saati beraber yedi seyyareye ver gil Ne kevkeb olduğu vakte gelirse hâkim anı bil Zühaldir nahs-ı ekber saati hem ağır olurmuş Mekânı çarh-ı sâbidir bina yap başlama hiç iş .

Sonra Hakkı. şanında "Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım" demiş. Eğer olduğun saat ne saattir bilmek dilersen. o dem ne yıldız hükmeder. İki âlemde Mevla'nın zatını müessir bildim. pazar gecesi . Salat o peygambere olsun ki. Haftadan her gün bir gezegenindir ki. uğursuz ya saadettir? Yedi gece yedi gün batıp doğduğu an içre. alçağı ve yükseği sebeblere bağlamış. yedi gün bil yedi yıldız. dery. o gece ve güdüzün ilk saatinde odur hâkim. yedi gezegenden bil hangisi hâkimdir zaman içre.Mübarek müşteridir su'd-u ekber saatin hoş bil Nakl ü bey' ve şira tezvic edip her şuğula ol mail Cihan-ı merihe mahkum oluğu ysaat hiç iş etme Çün oldur nahs-ı asgar pes kan aldır kimseye gitme Mübarek şems hükmünde taleb kıl cümle yârânı Mekanı çarh-ı râbidir ziyaret eyle sultanı Çün zühre su'd-u asgardır o saat ictima eyle Müferreh sohbet et hoş söz güzel savt istima eyle Utarit müntezicdir ol zaman yaz nüsha hem mektub Kitab oku okut nakş et hesab etek olur mergub Kamer su'd oldu bu gökte o saatte sefer hoştur Ticaret şirket ve irsal-i mektub ve haber hoştur Yedi seyare ahkâmı bu tertib üzere kanundur Gel ey Hakkı bil ol Hak'kı ki cümle hükm anındır Kamu nahsi kau su'du kamu şerri kamu hayrı Hep edib eyleyen Hak'dır bir anı bil unut gayri Ko üç mevlidi dört ümmü yedi âbâî ne tâkı Kamusu hâlik ve fâni hüve'l-hayyü hüve'l-bakî (Hüda'ya şükür ki bunca yıldızlar ve felekler yarattı. felek ilminin ırrını açıkladım. Evet. Otuz eyt içre uğursuz ve kutlu saatlerini açıkladım. Hemen ezberle yedi lafzını.

Pazar güneş. kamu hayrı hep edip eyleyen Hak'tır. Şu halde ka aldır. perşembe müşteri. Zaman saatinin miktarı da artar eksilir. o saat topla. şirket. sohbet et. Gaymde yapma saati bu saatten zamanı yap. mümtezictir. cumartesi zühal. hoş söz. Doğuş ve her batışın geçmişini ubl hoş hesap eyle. Hangi yıldız. Kitap oku. Yeri dördüncü felektir. kimseye gitme.utarid. Cumartesi gecesi merih.) . Hepsi yaratık ve geçici. gayriyi unut. Sayıyla muhtelif olmaz gece ve gündüz. gündüz de daiim oniki saat. Mübarek güneş hükmünde iste bütün dostları. çarşamba utarit. Çünkü küçük uğursuz odur. okut. Gel ey Hakkı. Kamu uğursuzu. Bu saatin her biri ona altıda birin yarısıdır bil. ertesi güne müşteri talip. Mübarek müşteridir büyük saadet. Yalnız Allah diri ve bâkidir. her şuğula meyyal ol. kamu şerri. o zaman nüsha ve mektup yaz. alış-veriş ve nikah edip. ay saadet oldu bu gökte. Bu tertip üzere devr et. cuma zühre. hesap etmek rağbet olunur. nakş et. Üç bileşiği. çarşamba zühal galip. Utaritle aydan geç. Yukarıdan yedi gezegeni tertip ile say. Yedi gezegen hükümleri bu tertip üzere kanundur. Gece oniki saat. mektup ve haber gönderme hoştur. merihe mahkum olduğu saat. Bir onu bil. yedi babaları bırak. Cihan. Salı gecesine zühre. Uzatma ve kısaltma ile günün yayını da onikiye böl. Utarit. salı merih. Birer saat hükümetle gezegenler kaim olur. Zamanî saatle birlik yedi gezegene var gil. Bunda eşitleme yesas değil. olduğun vakte gelirse hâkim onu bil. dört anayı. Geçen saati bul karanlıktan ya rubu öğren ya üstürlab. sultanı ziyaret eyle. Yed ilafz içre günün ilk saatlerini al. kamu saadeti. Nakl. Gece ve gündüz uzama ve kısaltma ile kıyas et saati böyle. Zühre küçük saadettir. bil o Hak'kı ki bütün hükm onundur. cuma akşamında da ay. Ticaret. Zühaldir başlama hiç iş. güzel ses dinle. merih ve güneş ve zühreye gel. hiç iş etme. saatini hoş bul. zaman esastır. Zühalden müşeri. o saatte sefer hoştur. ertesi ay. Perşembe akşamı güneş. Gece ve gündüz yirmidör olur.

ruhanî kuvvet ve musikî bilgisi diye isimlendirmişlerdir. birbirini kuşatıcı ve birbirine teğet bulunup. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Feleklerin sayısı. yazıldığı üzere. Her bir canfeza makamı. nağmelerini. sabitler feleği. sürekli Yaratıcı'nın aşkıyle raks ve deveran ederler. üç yükseğin üçer felekleri. nice derde deva ve nice hastalığa şifa ve nice tab'a safa ve nice kalbe cila ve nice ruha gıda bulmuşlardır. hareketleri muhtelif olduğundan. ruhanî geometri. seslerini. ruhlar için nice in türlü macun ve lezzetli şerbetler yapmışlardır. Feleklerin seslerini ve nağmelerini perdeleriyle zab edip. yirmidörttür ki büyük felek. Feleklerin bu hallerini. merkezlerinin hareketleriyle meydana gelen itibarî daireleri bildirir.. canfezâ nağmelerle tesbih ve tehlil edip. rasatçılar âletlerle gözetleyerek işitip temaşa edip. güneşin iki feleği. nice esrarına vâkıf olmuşlardır. bu yirmidört felek. her bir felek başka bir yerden. Bu ilmi: Ruhanî tıb.Dördüncü Madde Feleklerin sayılarını.. zührenin üç feleği. NAZM Musiki hikmete dair fendir Bilene bilmeyene ruşendir Nice esrarı var idrak edecek Pür gelir sinelieri çak edecek İtibarat ve tekâsim ve füsul İtiyazat-ı makamat ve usul Perde ve peşrev ve savt u amel Kâr ü nakş ü şa'b ü kavl ü gazel . üst ve lat makamları itibariyle ybirbirine karıştırıp. utaridin ve ayın dörder feleği. Ey aziz. malûm olsun ki.

makamların imtiyazları ve usul. fasıllar ve taksimler. perde ve peşrev. ses ve amel. bilene. iş . hikmete dair ilimdir. Sineleri çak edecek pür gelir. bilmeyene aydınlıktır.Her biri hikmet ile memludur Can riyazın suvarır bir sudur Nağme-i yabis ve hâr ve bârid Çeşme-i mahz-ı hikemden vârid Her biri bir maraza nâfidir Zıddını her birisi dâfidir Zîr ve belâsı hevadıry amma Dair olur mu havaız dünya Hikmeti canda revân muzmardır Anlamaz lütfunu ol kim kördür Böylece zevkin eder ehl-i reşad Eylesin zevkini Allah ziyad Verir insana hayat-ı tâze Nağme-i bülbül hoş avâze Guş kıl nağmesini mürgânın İktiza eyler ise insanın Nağme-i şuh hoş âheng-i beşer Hâh nâ hâh eder insana eser Nağme bir mantık-ı ruhanidir Nağmenin lezzeti vicdanidir Canfezâdır nefs-i insanî Dilrübadır niğam-ı ruhanî Eğer hakikiatle olursan sâmi Olmaz evkat-ı hayatın zâyi (Musiki. İdrak edecek nice sırları var. İtibarlar.

ruhanî bir mantıktır. güneşin merkezinin hareketinden merkez dışı feleğin çevresi üzerinde çizilmiştir. Yıldızların merkezlerinin hareketinden. Can riyazeini suvarır bir sudur. Döndürücünün merkezinin hareketlerinden. onlara: Eğilimli felekler derler. hangi felekte çizilmişse. Taşıyıcı felekler nâmiyle lakaplanan beşdaire ve ayın eğilimli feleğinin kuşağı. mümessil feleklerin ve burçlar feleğini ve büyük feleğin yüzeylerinde oluşan daireler. taşıyıcı feleklerin çevreleri üzerinde çizilen dairelerdir. Alt ve üstü havadır ama. döndürücü feleklerin çevreleri üzerinde çizilen dairelerdir ve bu daireler. Bu dairelerin isimlendirildiği felekler. o feleğin ismiyle isimlendirilmiştir. topluluk. Zıddını her birisi defedicidir. kuru. yukarıda açıklandığı üzere. insan nefesi canfezâdır. İktiza eyler ise insanın şuh nağmesi. dilrübadır. insanın hoş ahengi ister istemez eder insana eser. Nağmenin lezzeti vicdanîdir. Eğer hakikatle dinleyici olursan.) Feleklerin çizdiği dairelerin açıklanması budur ki: Gezegenlerin feleklerinin içlerinde. mümessillerin yüzeyleri üzerinde kesişirler. burçlar feleğinden eğilimli oldukları için. Kör olan lütfunu anlamaz. havasız dünya döner mi? Hikmeti. Kuşların nağmesini dinle. allah zevkini artırsın. bu çizilen daireler dahi burçlar feleğinden eğilimlidirler. Mesela. sıcak ve soğuk nağme salt hikmet çeşmesinden vârittir. Şu halde.. Ruhanî nağme. o dairedir ki.. canda akan muzmardır. âlemin kutbundan ve burçların kutbundan gayri kutuplar üzerinde hareket ettiklerinden. güneşin merkezinin hareketinden. noktaların dönüşüyle çizilen dairelerden iryisi. Diğerleri buna kıyas olunur. İnsana taze hayat verir. nağme. hayatının zamanları zâyi olmaz. Her biri hastalığa faydalıdır.ve nakş. Böylece reşat olanlar zevkini eder. bülbül nağmesi ve hoş âvâze. Bu altı daire âlemi keser farz olunsalar. merkez dışı felekleri üzerinde çizilen daireye: Merkez dışı felek denilir. Bu . söz ve gazel her biri hikmet ile doludur.

Şu halde o tabiatçının hatası ancak budur ki. Hak Taâlâ'nın emrine itaatkâr ve boyun eğicidir. kelamcılar demişlerdir ki: O müneccimler ve tabiatçılar ki." Bu karınca. tasarrufu tabiatlara isnat eylemiştir. yıldızlar meleklerin elinde mecbur ve çaresizdir. O zaman sevinip. Eğer katkısı olmasaydı tab ilmi bâtı olup. Bilmez ki. bütün tasarrufları. Hepsi onun iradesiyle sâkin ve hareketlidir. önceki karıncaya der ki: "Sen galat etmişsin ve durumun hakikatini idrakten ırak gitmişsin. Ey aziz. görür ki. o. Zira ki. kendi dahi bilmeyip hataya gitmiştir. görüşü zayıf olup. Bunların misali o iki karıncadır ki. o müneccim misalidir ki. parmakların iradesiyle olmuştur. rutubete ve kuruluğa havale etmiştir. bir kâğıt üzerinde yürürken bir nakş ortaya çıkar. Kalem ise parmaklar arasında mecbur ve boyun eğmiştir. Biçare tabiatçı ki. Beşinci Madde Yedi gezegen yıldızın ve dört keyfiyetin tesirlerinin başlangıçlarını bildirir. İşte feleklerin suretleri ve daireleri bunlardır. Zira ki. dalalette kalmışlardır. malûm olsun ki. soğukluğa. yukarıda belirtilen tepeler ve eteklerdir. hastalıkların ilâçları gereksiz ve âtıl olurdu. en son derecede olan tabiatçı gibidir ki. sözü gerçek söylemiştir." Bu karınca ise. Meleklerse. der ki: "İşlerin hakikatinin kalemden vücuda geldiğine muttali oldum.noktalar. onu öğrenmeye izinliyiz. işlerin tasarruflarının tümünü yıldızlara isnat yetmiştir. Halbuki insan anatomisi meşrudu ki. işlerin oluşu kalemden değildir. yıldızlara ve tabiatlara dayanıp. Karıncanın öbürü dahi dikkatle bakıp. Onların bütün işleri. Yaratıcı olan Allah'ı tanımaktan mahrum olmuşlardır. Belki bütün tasarruflar parmaklardandır. O anda karıncanın biri şâd olup. O. Zira ki. kalemin hareketi kendisinden değildir. sıcaklığa. topal eşek . tabiatların tasarrufta katkısı vardır.

Biçare müneccim de demiştir ki: Güneş bir yıldızdır ki. Lâkin filin bir uzvuna tamam fil budur. O . meyvelerin lezzeti onunladır. âlemde sıcaklık onunladır. ay soğuk ve rutubetlidir Şu halde yıldızlar bu keyfiyetleriyle (nitelik) âlemde mutasarrıftır. Güneş. sıcak ve kurudur. bir direk gibi nesnedir. Gece ve gündüz fark olunmazdı. Biri der ki: Fil. müneccim bunu idrak etmemiştir ki. onda oniki hücre bina eylese ve her bir hücrede bir nâib nasb eylese. ay ve sene fark olunmazdı. Işık onunladır. Eğer güneş olmasa idi bitkiler ve canlılar bulunmazdı. bir oluk gibi nesnedir. Gecenin nuru onunladır. dediklerinde hata etmişlerdir. Yıldızların ve tabiatların tesir ve tasarrufta katkıları vardır. bütün eşyada mutasarrıf ve müessir ancak Hak Taâlâ'dır. Yıldızlar ise.misali o menzilde yatmıştır da orasını bilmemiştir. ancak şunda yalancıdır ki. belki yıldızlar ve tabiatlar. Müneccimle tabiatçının ihtilâfları. Eğer güneş olmasa idi bitkiler ve canlılar bulunmazdı. Yaratıcı ve Hakim olan Allah'ın. onlara münhasır ve mahsus değildir. Lâkin tesir ve tasarruf. işleri yıldızlara isnat etmiştir. o iki köre benzer ki. Gece ve gündüz fark olunmazdı. meyvelerin lezzeti onunladır. şaşırtıcı renkler ve lezzetler bulunmazdı. Mesela bir padişah. bir büyük saray bina edip. Eğe ay olmasa idi çiçeklerde ve meyvelerde tabii kokular. ta ki vezir-i âzam. biri filin hortumunu ve biri ayağını tutmuştur. Ay bir yıldızdır ki. âletler misali hizmetçileridir. Hafta. Ay bir yıldızdır ki. Hak'kın emriyle bu tasarruflara yetmiştir. Öbürü der ki: Fil. içeriden her ne buyurursa onun emrini taşraya tebliğ edeler. onda kendi veziri için bir özel örş hazırlasa ve o köşkü etrafında bir avlu peyda edip. Müneccim bu sözlerinde sâdıktır. Her biri. kendi tuttuğu uzvun vasfında doğru söylemektedir. Tabiatçı dahi hak Taâlâ'nın yed-u kudretindedir ve tasarrufları onun tesiriyledir.

Zira ki. ta ki hizmette hazır olalar.hücrelerin kapıları üzerinde yedi atlı nakib yani beyler tayin eylese. el çekmek zamanı gelse. su ve toprağın ellerindedir. ta ki ellerinde kementler tutup. bu misalimizde padişahtan murat. Müneccim de der ki: Buna. Halbuki bunların hepsi sözlerinde doğrudur. Bahar gelip. oniki burcunda oniki melek vardır. Neylesinler ki. ateş. kuruluk ört kement benzeridir ki. tabiatına kuruluk üstün geldiğindendir ki dimağı üzere istila etmiştir. sevda ârız olmuştur. Büyük saray arş-ı azamdır. Onlar dahi . soğukluk. cüzî akılla aslına ermemişlerdir. Bazısını dahi derghahdan reddedip. Utaride iki kutlunun yaklaşmasıyle üçlenme erişmedikçe bunun hali iyiye gitmez. o kimseye iki kuvvetli nakib havale eder ki. âlemlerin rabbi olan Allah'dır. malihülya illetini bulmuştur. Tabiatçı dahi der ki: Bunun hastalığı. vezir-i azamın makamıdır. rutubet havası üstün olmadıkça buna ilaç olmaz. padişahın emriyle bazı insanları bağlayıp. Avlu sekizinci felektir ki. onlar gecegündüz o burçların kapılarını dolaşıp hizmet ederler Yaya zâbitler dört unsurdur ki. onu hakkına tabib der ki: Buna sevda hastalığı üstün gelmiştir. rutubet. Taşrada da dört yaya zâbit koysa. Köşk kürsüdür ki. Sıcaklık. Tabiatının kuruluğuna sebeb kış havasıdır. Hak Taâlâ ona hidayet etmek murat eylese. Bunu etimon şerbeti ile ilaçlamak lazımdır. Atlı nakibler yedi gezegendir ki. üzüntü ve gam istilasıyla şaşırıp kalsa ve dünyadan yüz çevirip. Bir kimsenin durumu değişikliğe uğrasa. uturidle merihtir. her biri aklı erdiği kadar söylemiştir. kendi vatanlarından hareket etmezler. hava. süreler. Sevda ise utarid ile merih arasında kötü bezerlik oluşmasından meydana gelir. dergâha getireler. Ama hakikatte onun aslı budur ki: Kaçan bir kimseye saadet ikbal edip. Vezir-i azam ilk akıldır. Padişahtan vezire ve ondan nâiblere ve onlardan nakiblere ârit olan emir ve hükümleri taşrada icra kılalar. İmdi.

ne tıp ilmiyle ve ne tabiî hikmetle ve ne yıldızların hükümleriyle hâsıl olur. yüce isteğimiz olan Mevla'yı tanıma hâsıl olmuştur. benim lutuf ve sevgimin kemendidir ki. ölümsüz ve uykusuz olan diri melik münezzehtir. Onu dünya lezzetinden yü çevirtip. Celle celalihi ve amme nevalihi!). Bu hakikati bu şekilde idrak.. Ta ki mütalaa eden akıl sahiplerine ibret verici olup. benzerlerine. meleklerin ve ruhların rabi. lisanlarının virdi Mevla'nın tesbihi ola.. hüzün ve gam kamçısıyle sevk edip. Mabutların meliki münezzehtir. (Melekûtun ve mülkün sahibi Allah münezzehtir.unsurlarla yaya olan zâbitlerle emrederler ki: Kuruluk kemendii o kimsenin boynuna takıp. sürur ve huzur ile gönülleri dolup. her şeyi kuşatan ezelî ve ebedî padişahı bilmiş ola. cihanın yaratıcısının sanatlarını öğrenme kolaylaşıp. vekil olur. Kuddüs. Belki Nübüvvet ilmiyle ortaya çıkar ki. Hak Taala kendi sevdiği kullarını. huzurumda muhterem olan kullarımı onunla kendi rıza ve cennetime ve huzur-u izzetime davet ve cezb ederim. Zira ki. sonra benzerlerine. irade yularıyla Hak'ın huzuruna yedeler." diye vârid olmuştur. . Astronominin hikmetlerinden bu miktarca açıklamayla irfana vesile olan fikretme ve düşünme. Mevcutların belli ki münezzehtir. 19-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BAHİS Yapısında oluşum ve bozuşum olan sülfî cisimlerin mahiyet ve keyfiyetini. kâh mihnet ve bela ile ve kâh sevda hastalığıyle cenab-ı izzetine davet eder ki: "Ey benim kullarım! Sizin bela ve mihnet sandığınız. sübbuh. yapılarında oluşum ve bozuşum olanların esrarını a açıklamak uygun görülmüştür. sonra velilere. kuruluğu başına ve dimağına havale ederle. Şimdi bir miktar dahi unsurların ve bileşiklerin durumlarını açıklayıp. Ey Rabbimiz. önce peygamberlere." Nitekim haberde: "Muhakkak ki bela.

Ateş küresinin yeri. Birinci Madde Ateş küresinin bazı durumlarını bildirir. hava. ay feleğinin altında yani ayın alt yüzeyinin altında. o. bileşmiş ve doğmuş olup. astronomlar demişlerdi ki: Basit cisimler: Ateş. biri birinin içinde. her biri kendi yerinde karar etmiştir. halis ve diğer unsurlar gibi renksiz ve hepsine üstüdür. su ve topraktır. Bu unsurlar ve dört esas. Kendisi mutlak ulvî. bizim yanımızda olan ateş gibi renkli ve ışıklı olsaydı. Türklerin yılının hükümleriyle olan keyfiyetlerin değişimini. yıldızlar ve felekler âlemini seyretmekten . Bu dört unsurun bir araya gelmesinden ve biri birine dönüşüp kaynaşmasından bileşiklere oluşum ve bozuşum ârız olduğu için bunlara dört esas (erkan-ı erbaa) derler. Onu göz idrak edemez. ateş küresine erişirse de. tavır ve durumlarının keyfiyetini dört madde ile açıklar. Üst yüzeyi. bunlara: Unsurlar derler. yoğun buharlar yükselip. üç bileşik (mevalid-i selâse) olan bileşik cisimler. yeni astronominin bazı makalelerini on bölümle hakîmâne tafsil eder. yukarıda açıklanan tertip üzere. hâlis ateş eder. malim olsun ki. latif. üç bileşiğin vasıflarını ve hallerini ve esirilerin etkileriyle olan şekil değişikliklerini.yani dört unsurun yerlerini ve durumlarını. Güneşin sıcaklığının etkisiyle topraktan ve sudan her ne kadar katı dumanlar. ateş unsurudur ki. ay feleğinin alt yüzeyine ve alt yüzeyi havanın üst yüzeyine teğettir. BİRİNCİ BÖLÜM Ateş unsurunun mahiyetini. Bu dördünden. yine dörde ayrıştıkarından. Ey aziz. paralel iki yüzeyle kuşatılmış basit bir cisim ve üre bir cevherdir. ay feleğinin altında ve hava küresinin üstündedir. hepsini yakıp. Tümünün en latif ve en yüksek olanı. Eğer ateş küresi.

gözümüzü men ederdi. kendi yerinde inen parçaları. mutlak ulvi bulunduğundan. bunun tesiri yakıcıların çeşitlerinin tümünden kuvvetlidir. malum olsun ki. yaklaşık kırkbirbin dokuzyüz yirmialtı fersah ölçülmüştür. filozoflar demişlerdir ki: Ateş cinsi nice çeşittir. oluşum ve bozuşma. Çünkü Hak Taala Kelam-ı Kadim'inde: "O Allah ki. Üçüncü Madde Ateşi çeşitlerini bildirir. Rasatçılar. uzaklık ve büyüklüğünü bildirir. Alt yüzeyin yer yüzünden uzaklığı. öteki unsurlara muhaliftir. bu açıktır. taşta ve yeşil ağaç ta gizli olan ateştir ki. malûm olsun ki astronomlar demişlerdir ki: Ateş unsurunun tabiatı. sert demiri ve katı taşı eritip toprak . muhtemel şekiller almaya kabiliyetlidir. onu teşyî edip. Nitekim yukarıda açıklandığı üzere. diğer unsurlara dönüşüp. başkalaşır. Ey aziz. hava unsurunu üç tabaka ve toprak unsurunu iki tabaa farzetmişler. Tamamına yedi tabaka itibar edip. kendi yerinde sükû ve karar iken ay feleğinin günlük hareketine uyarak. Sıcaklığı şiddetlidir. yaklaşık onbeşin yirmialtı fersah bulunmuştur." (65/12) buyurmuştur. ateş küresinin kalınlığı ve derinliği. İlk olarak bu ateş unsurudur ki. bu ayet-i kerimenin mazmununa tatbi için. Ey aziz. ikinci olarak. yedi kat gökleri ve bunlar kadar da yer yarattı. suflî unsurları. yaklaşık altıbin dokuzyüz fersahtır. sıcaklık ve kuruluk olup. Bu unsurun tabiatı. geometriciler ve matematikçiler ittifak üzere demişlerdir ki: Ateş küresinin üst yüzeyinin yeryüzünden uzaklığı. Şu alde filozoflar. âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya gider ve bütün parçaları birlikte bir karar üzere sürekli döner. ateş küresini birinci tabaka saymışlardır. demirde. İkinci Madde Ateş küresinin tabiat ve kabiliyetini. Yakma ve kapanma kabul ettiğinden.

şaşılacak bir hikmet ve garip bir sanattır. üç günlük mesafeden develerini görürdü. kesif cisimleri yakar. orada insan dahi hava alabilip ölmez. ateş hava alıp sönmez. Halbuki o. soğukluktan etkilenmeden ateş tabakasına ulaşan dumandı. nefes alamaz. Bir zamanlar halk onu seyran ederdi. önce bir uzun asanın ucuna bir kandil asıp. Ateşin söndüğü yerde. Nitekim bu bağlılığın ibtali bir nefesle kolay olduğu gibi. buraya kapatmıştı. O halde. Onun ışığında Benî Tay kabilesi. Her yerde ki. şimşek ve bulut olmadan geceleyin gökten parlardı. o kuyu içinde kayboldu. o. Beşinci olarak şihab-ı kabesdir ki. İsmail aleyhisselam evladından Halit bin Binan. soğuk ve kesif olan bu üç cisimden. malum olsun ki. o ateşi. söndüğü gibi. yerden havaya çıkıp. mağaranın içine sokarlar. gök gürültüsü. Eğer o kandil sönmediyse. derin bir kuyu kazdırıp. Altıncı olarak. Ey aziz. kül eder. Bundan sonra. latif bir cisim olan sıcak ve nuranî soğuk ve kesif olan bu üç cisimden. ruhun bedene bağlanmasının birkaç yönden benzerliğini bildirir. ateş ayrılıp. kendisine yakın olanları yakıp. onla dahi yürüyüp. ruhun bağlılığının iptali de bir çekiştirmeyle kolay olur. geceleri ateş olurdu. Şu halde. latif cisimlerden geçip. o nar. Bu ateş. nefes ondan ayrı düşer. gündüzleri duan görünüp. Lambanın yağı bittiğinde. insan dahi helak olup. içeri .eder. filozoflar demişlerdir ki: Hayvanî ruhun bedende yüreğe bağlılığı ve bitişikliği aynen ateşin lambanın fitiline bağlılık ve bitişikliği gibidir. Bitkileri ve ağaçları yakıp. bir mağaraya girmek isteseler. Üçüncü olarak yıldırım ateşidir ki. cehennem ateşidir. halk onu yıldız parlaması sanır. latif bir cisim olan sıcak ve nuranî ateşi çıkarmak. Dördüncü Madde Ateşin ışığa bitişmesine. madenciler ve kazıcılar. bedenin tabii rutubeti bitiminde. karanlık. Dördüncü olarak haramen ateşidir ki.

ruhu bedenden ayrılır. Sonra. iki üç defa şulesi hareket edip. Hareke ederse. orta ve birinci tabakalarda oluşan kainat boşluğunu (atmosfer) dört madde ile açıklar. ona: Rüzgâr derler. keyfiyet ve durumlarını. latif. diğer unsurlara dönüşüp. altında olan denizlerle yerin yüzeyine teğet olduğu için dağlar ve dalgalar nedeniyle havanın yüzeyi düzgün değildir. Ayı şekilde insan da ölüm anında kuvvetlenir ki. Üst yüzeyi yükselmiş olup. üç tabakasından üst. uzaklık ve büyüklüğünü ve hareketini bildirir. Ey aziz. Sâkin oldukça ismi: Havadır. Birinci Madde Hava küresinin yerini ve tabiatını. sıcaklık ve rutubettir. 20-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Hava unsurunun mahiyetini. hemen geri dönerler. Eğer kandilin şulesi söndüyse. Alt yüzeyi. şeffaf ve renksizdir. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmağa kabiliyetlidir. hava küresinin tabii yeri. başkalaşır. Tabiatı. Zira ki hava. Hava unsuru. kaçarlar. Yükselici özelliğinden dolayı. ateş küresinin alt yüzeyine temas etmiştir. kendi yerindeyken bile. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Dört unsurdan ikincisi havadır. fitilinde bittiğinde. ondan sonra söner. Nitekim kandilin yağı. matematikçiler ve geometriciler . Şu halde.girerler. bu duruma ölüm sıhhati derler. Kendi yerinde tabii olarak sakindir ve ancak kendine özgü hareketleri vardır. ateş küresinin altında ve ysu küresinin üstündedir. malum olsun ki. ışık verir. Rasatçılar. İki paralel yüzeyle kuşatılmış basit bir cevher ve küre bir cisimdir. öteki unsurlara muhaliftir.

aylarca sönmeyip. onunla ay feleğinin hareketine uyarak. Bu tabakanın kalınlığı ve derinliği. koyuluğu bir süre aklır. ateşten uzaklaştıkça. ateş unsuru gibi halis ateş ve renksiz olarak görünmez olur. güneş ışınlarının yansımasıyle yerden havaya çıkıp. üç tabaka itibar olunmuştur. Bu tabakanın tarafları. kaybolduğundan. ateşe komşu olduğundan sıcak olup. O şule. pamuk fitilin ucunun mum alevine dokunup yanması gibi. yaklaşık onbeşbin yirmialtı fersah bulunup. Günlerce. Üst tabakası. ateş tabakasına nispetle ikinci tabaka sayılmıştır. kendi tabiatı olan keyfiyette kalmıştır. oa ateş değdiğinde. soğuk tabakadan soğumadan geçip. kesif ve koyu ise. fişek gibi hareketli görünür. İşte şihab dedikleri budur. en alt tarafı sâkin olmuştur. yerden kesikse. onbin fersah bulunup. Şihabın aslı. doğudan batıya onu teşyi ile döner. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman. maddesi latif oan dumandır ki. Aşağıdan yükselen dumanlar. Eğer bu dumanın alt tarafı. sıcaklığı az olup. Dairesel hareketi dahi yavaş yavaş olup. malum olsun ki. Ey aziz. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun üst tabakasının yukarı tarafında kuyruklu yıldızlar ve çeşitli şihab oluşur. buna: Duman tabakası adını vermişlerdir Bunun nice sırlarına yetmişlerdir. duman tabakasından ateş küresine ulaşır. O dumanda bulunan yersel parçalar ayrışıp. dumanın sonuna vardığında üst tarafa uzayıp. Çok süratli yandığından söner gibi görünür. bunda ayrışıp. önce o dumanı üst tarafına düşüp sonuna kadar yakar. o latif duman dahi alevlenip ateşe dönüşür. dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya çıkar: Ya örülü . Çünkü ateş şulesi. İkinci Madde Havanın üst tabakasında gözlenen atmosferi bildirir.sözbirliğiyle demişlerdir ki: Havanın kalınlık ve derinliğinin toplam mesafesi.

filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Hava küresinin orta tabakası. üstünde bulunan lambanın ateşi inip sönmüş lambayı yaktığı gibi . gökte olanlar. Meşhurdur ki. başka bir keyfiyete ererler. Bu tabakaya ateş üresinin sıcaklığı inmeyip. mesela sönmüş olan lambanın dumanıyle. buna: Doğa yangını derler. (Allah'ın gazabından yine Allah'a sığınırız. alt tarafı yere bitişik ise. Bunu içindir ki. yok olurlar veya şekillerini koruyamayarak. onun dumanı yeryüzünü öylesine kuşatıştı ki. ateş tabakasına nispetle üçüncü tabakadır ve kendi yerine sâkindir. . vasıflarını. başka bir surete girip.ateş unsuru o dumandan tutuşup. hemen o anda bozuşumu uğrayıp.) Eğer ateş tabakasına ulaşan duman kesif ve koyu olup.sa. günün ilk dokuz saatinden sonra. Hazreti İsa aleyhisselamdan çok sonra gökte. yu kuyruklu yıldız veya kısa ok veya dik koni şekillerinde veyahut ahna suretinde görünür. tavırlarını ve burada oluşan bazı atmosferik olayları bildirir. hava su buharlarıyla karışıp. o ateşin altında insanlar duramazlarmış. dört unsura karışmaksızın meydana gelir. malum olsun ki. Gökyüzünden kül gibi parçalar indiğinden. havanın içi ve yerin yüzü aydınlanır. Onun için soğuk tabaka namıyle şöhrete yetmiştir. güneşin yeryüzünden akseden şuaları dahi buraya yükselmediğinden. yere kadar iner ki. Bu tabaka. yağmurların. Eğer dumansal maddesi kesif ise. dört unsurdan karışmayla bileşen üç bileşik gibi bir zaman sâbit olmayıp. Üçüncü Madde Hava küresinin orta tabakasının ölçüsünü. ondan öyle büyük bir şue zuhur eder ki. takriben beşbinon fersah mesafedir. tam bir sene kalmıştı. onlardan oldukça soğuk bir nitelik kazanmıştır. bu. Ey aziz. Bu tabakanın kalınlığı. bulutların. kimse ybir nesne göremezmiş. Çünkü bütün kainatın atmosferi. kuzey kutbu tarafında bir ateş parlayıp. ateşe ilk ulaştığında. ya yuvarlak top.

buhar toplanıp. şimşekler ve yıldırımlar buradan kaynaklanmıştır. Eğer soğuk şiddetli değilse. havanın soğukluğuna nispetle az olursa ve soğuk tabakaya da ulaşamazsa. bu sıcak buhar ve dumanı havanın yukarı tabakasına çekerken. Hava. yolda soğuk tabakaya rastlar. çeşitli şekillere girip. Bütün bunlar. kar ve dolu hâsıl olur. ondan bulutlar meydana gelir. hava parçacıklarıyle karışarak. alttan da su buharı ve duman biribirine sokulup. Eğer yukarı çıkan buharın sıcaklığı. bulut zerrelerine toplanmalarından önce ulaşırsa. Bu damlacıklar. şualarının aksinden oluşan sıcaklığıyle suyun küçük parçalarını çıkarıp. duman ederek. bazı zamanlarda şiddetli soğukla hava kapanmış olur ve bu durumda soğuk tabakada bulut oluşur ki. o kavgalar arasında. Buhar zerrecikleri suya dönüştüğünden.karların menşei olmuş. Eğer buharın yükselişi gece olup. kar olup. o kadar buhar zerreciği birbirine eklenip. yukarıya yükselip buharlaşan parçaların yoğunlaşmasıdır. bu yoğunlaşmadan ağırlık hâsıl olduğu için yağmur olup aşağıya damlamaya başlar. bunun durumları kendi mahilli olan aşağı tabakada açıklansa gerektir. güzel güzel iner. bahar günlerinde atılmış pamuklar misali bir birinin üzerinde dağlar gibi toplanıp. Üstten soğuk tabakanın soğuğu. Öyle olur ki. Bulutlar ne kadar yukarı çıkarsa. deniz ve toprak üzerine ışık saçıp. Çünkü güneş. bunlarla harekete geçip çeşitli yönlere hareket eder. sonra aşağı tabakaya inmişlerdir. burada oluşup. soğuk vasıtasıyle yoğunlaşma olur. ondan yağmur. letafetinden ve sıcaklığının düşüklüğünden dolayı havaya dönüşür. Bunların çoğunlukla sebebi küçük su damlacıklarıdır. Eğer sıcaklığı az olan bu buharın kendisi de az ise. vurucu bir biçimde düşmeye başlar. eğer soğuk çok şiddetli olsa bulut zerrelerini toplanmalarından sonra bulsa hemen dolu olup. havanın soğukluğu şiddet ve kuvvet bulup. gök gürültüleri. güneşin sıcaklığıyle incelip. ya siyah veya beyaz bulut olur ki. . duman da havaya dönüşüp hareketiyle rüzgâr olur.

Sesin ulaşması ise mesafe ve hava titreşimlerine bağlıdır. Gök gürültüsü ve şimşek beraber olur. İşitme. çamaşırı taşa vurur. yani gök gürültüsü ve yıldırımı hakimâne bildirir. yukarıda anlatılan buhar ile karışıp. sesin kulağa ulaşmasına bağlıdır. güneşin şiddetli hareketinden iyice incelen küçük yersel parçalar ve küçük ateşî parçalar birbirine karışır ki. bu anda sıcaklığı baki ola duman yukarıya çıkmak istedikte. sesten daha hızlıdır. her neye isabet eylese. yere ulaşana dek sönmezse. Baza olur ki. şimşek ve yıldırım olmaz. gök gürültüsü işitilmezden önce. kese içindeki altın ve gümüşü eritip. ayrışan cisimlerden geçip. göz şualırın ulaşımı. veya sıcaklığı giden duman aşağıya inmek murat eyledikte. onu yakar. Eğer yoğun olup. buna: Duman derler. . Zira ki kar inen bulutlarda asla duman buharı bulunmaz. Mesela. şimşek ve yıldırım nâdiren olur. bu yıldırım incelip. bir zaman sonra sesi kulağına erer. şimşek görülür Zira ki bu. Öyle olu ki. ona: Yıldırım derler. bu duman. iniş ve çıkışta bulutu öylesine hızlı yarar ki. malum olsun ki. Hızlı sürtünmeden o duman ateş alsa: Eğer latif olup çabuk sönerse ona: Şimşek derler. Büyük bir dağa düşüp. yıldırım oldukça kesif olup. buhardan bulut oluşup. böylece beraber yükselip. buharın dumanı az olduğundan. İşte gök gürültüsü budur. Nitekim. keseyi yakmaz. parçaladığı bile olur. Lakin. Ey aziz. Kış mevsiminde. ancak içinde eriyenlerin sıcaklığı yakar. şimşek ve yıldırımın sebebi budur ki. duman da bulutun içine hapsolsa. Onun için soğuk ülkelerde kar yağarken asla gök gürültüsü. soğuk tabakaya ulaştığında. o dumanlar. çamaşırcıya bakarsın ki. Oysa ki. gözle görülür ve o kulakla hissedilir. ayrışmayan cisimleri yakar.Dördüncü Madde Hava küresinin orta tabakasında oluşan atmosferik olayları. bundan korkunç bir ses hâsıl olur. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Gök gürültüsü.

şimşek ve yıldırım dahi çoğalır. Bulutlar çok yoğun olduğunda. tabiat ve vasıflarını. (Hakim ve shani olan Allah münezzehtir. onlara düşen güneş şuaları ve yıldızların akislerinin sıcaklığıyle ılımlılık kazanıp.) 21-BÖLÜM:021: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hava küresinin alt tabakasını. güneşin ve yıldızların sıcaklığıyle ılımlı olmasaydı. gece. Bu alt tabaka. Birinci Madde Hava unsurunun alt tabakasının bazı durumlarını bildirir. hava öyle bir derecede soğuk olur ki. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun alt tabakası. onlardan yağmur şiddetle iner. Soğuğun şiddetiyle bitkiler ve hayvanlar helak olup. buna ârız olan kara ve denizlerin soğukluğuyle kalmamıştır. toprağa ve suya komşu olup. Ey aziz. Yağmur fazla olduğunda. ateş tabakasına nispetle dördüncü tabakadır. yağmurun suyu onlarda hapsolmuştur. Eğer bu tabaka. deniz donup. Onun için. malum olsun ki. hareket ve isimlerini ve sair durumlarını sekiz madde ile açıklar. üzerinde olan soğuk tabakanınkinden fazla ve şiddetli olurdu. gök gürültüsü. eseri bile kalmaz. tepe noktasından güneş uzak olduğundan. hâle. kardan boş hiç bir yer kalmaz. duman. ırağı ve çiğ. toprak ve sudan kazandığı soğukluğu. yaklaşık onaltı fersahtan fazla mesafedir. Nitekim kutup altında. bulut zerreleri yoğun olduğundan. orada imaret mümkün .Soğuğun şiddetiyle buharın dumanı sönüp. çeşitli hareketlerle hareket halindedir. Ondan başka ilah yoktur. kesif bir havadır ki. Celle celalihi ve amme nevalihi. gündüz ve rüzgârlar bu tabakada oluşur. Gökkuşağı. tan vakitleri. Bunun kalınlığı ve derinliği. Bu tabakanın havası. Nitekim bir yerde mahpus olan su ondan yol bulsa kuvvetli akar.

(Allah dilediğini nuruna hidayet eder. güneş ve yıldızların nurlu ışıkları. ifrat derecede soğuktur. onaltı fersahtan fazlacadır.) Bu tabakanın yeryüzünden yüksekliği belirtilen kalınlığı miktarıdır ki. hava küresi üç tabakaya bölünüp. bir cüzünün bir cüzünü değişik yönlere yitmesiyle vücut bulur. malûm olsun ki. onda ay küresinin kesif cisminden gayri lâtif cisimlerde yansıma ile ortaya çıkmaz. deniz dibinde hava. Bu durumda. üst tabakası ateşe komşu olduğundan oldukça sıcaktır. Buhar ve dumanla karışık olduğundan. Bu tabakanın havası kesif olduğundan. Ey aziz. Hava unsuru ile su unsuru iki sâkin deniz iken. Orada sabah ve akşam yoktur. Alt tabakası. bu . unsurunun değişik yönlere hareketi ve dalgalanmasıyle olur. hava zerrelerinin hareketi hafif olmuştur. filozoflar nazarında. güneşin ışığı ancak bunda zâhirdir. Bu kürenin rengidir ki. gök rengi görünmüştür. ne şarkîdir. aşağıya inmek için hareket edip. Rüzgarların meydana gelmesinin sebebi budur ki: Güneşin tesirinden ya başkasından hâsıl olan dumanlar yerden yükselip. ne garbîdir. lakin şuaların aksiyle tabiatı ılımlıdır. soğu tabakaya ulaştığında. Zira ki. Nitekim denizin yüzündeki su unsurunun dalgalanması. filozoflar demişlerdir ki: çeşitli rüzgârların meydana gelmesi.olmaz. Orta tabakası. Onun için bu tabakaya: Kürre-i nesîm derler. bu tabakanın üstünde gece ve gündüz olmaz. Onun için buna: Gece küresi ve gündüz küresi denilmiştir. döner. İkinci Madde Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen çeşitli rüzgârları ve cihanın yönlerini bildirir. Lakin feleklerin gündüzü pâk bir nurdur ki. buna: Buhar küresi ve duman küresi de derle. Su zerrelerinin hareketleri ağrılık bulmuştur. Yerin gölgesi ancak bunda yürüyüp. aşağıdan yükselen su buharıyle komşu olduğundan. eğer onların sıcaklığı kırıldıysa. yere ve suya komşudur.

Böylece rüzgâr eser. merkezden uzaklaştıkça. yukarıdan aşağıya yöneldiğinden. dalgalanır. şihab maddesinin kalıntıları olan göktaşlarıyla karışarak yakıcılaşan havanın hareketleridir. yerden yükselen dumanların bazısı. Zira ki. havanın dalgalanmasından rüzgâr meydana gelir. Bu itişme yavaş yavaş zayıflayan. Bir sebebi dahi budur ki. havaya dönüşerek. rüzgâr olur.yüzden hava denizi dahi dalgalanır. bulutların biribirine yığılmasından ve izdihamından hava yine hareketlenip. rüzgâr olur. ona başka bir cisim karışmaksızın miktarı fazlalaştığından. iniş hareketiyle suhunet bulup. bir taraftan bir tarafa hareketle rüzgâr olur. Bir ebedi dahi budur ki.rüzgâr peyda olur. yine hava dalgalanası olur. itilen komşusunu iter. yeryüzünü süpürür. Veyahut bulutlar kıvamda uyuşamayıp kesifi hafifini ittiğinden. Sam yelinin sebebi ise. Eğer sıcaklıklarını yitirmedilerse. devran ile kendi kendine . bizzat kendileri hareketli rüzgâr olur. kalan havaî maddesini dönüsel hareketiyle aşağı tarafa iter. İşte bu hareketle hava dalgalanıp. Ateş ise o duanların yersel maddelerini yakıp. Böylece rüzgar olur. komşusu olan havayı iter. Bir sebebi dahi budur ki: Hava yoğunlaşmasıyle ir tarafta toplandığında. durgun hava dahi onun gibi dalgalanır. sam yeli olur. soğuk tabakaya ulaşmazdan önce havaya dönüşüp. Bir sebebi de budur ki. hafif bulutlar bir taraftan yürüyüp. bunlar. havanın ısınmasıyle bir taraftan yayılır. ateş küresine yükselirler. giderek hava sakinleşir. havanın hacmi iyice yoğunlaşıp. boşluk nedeniyle çevredeki hava zorunlu olarak o tarafa hareket ederek. Kasırganın sebebi: O ki. böyle böyle hava dalgalanarak gider. Bu geriye dönüşle hava dalgalanıp. Rüzgârın bir sebebi de budur ki: soğuk tabakada bulutlar ağır olup. yakıcı niteliği ile nitelenip. ne şekilde dalgalanırsa. Yahut halis havanın. Mesela bir durgun suyun ortasına bi taş atıldığında. sıcak araziden geçmesinden.

Kâh olur ki. döndürür. doğu ile güney arasına: Kış doğusu (güneydoğu). İmdi. çalı-çırpı ve toz-toprak ne bulursa döndürüp. Bu rüzgârlarla yelkenli gemiler denizlerde her yöne gitmişlerdir. kuzey demişlerdir. sekiz rüzgâr nispet ve tayin edip: Doğu. ağır gemileri . İstenen sahillere yetmişlerdir. bu buragan ortasına bir bulut düşüp. cihanın dört yönünden. üstü. doğu. O anda. endamıyle bir daire görünür ve kâh olur ki. Lakin astronomlar. Doğu ile kuzey arasına: Yaz doğusu (kuzeydoğu).sarılıp ayağa kalkar gibi görünür. kuzey taraflarından hareket eden dört rüzgârı. çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirine rastlayıp. minare gibi yükselir. batı ile kuzey arasına: Yaz batısı (kuzeybatı). sağı ve soludur. temel rüzgârlar itibar etmişlerdir. büyük bir hortum şeklinde görünür. güneşin doğduğu tarafa. Şu halde cihanın bu altı yönüne. Kâh olur ki. rüzgârların arasında kalan şeyler sıkılıp. battığı tarafa. önü. Bu sayılan dört yönün aralarında dört yön daha koyup. yerden kopardıklarıyla birbirlerine saldırırlar. onu havada döndürürken. bulutlarla karşılaşıp. Bu yele: Ümm-ü zevba (burgan) derler. havaya yükselir. Doğuya dönük olan kimsenin sağ tarafına güney. itişerek. Bunun çoğunlukla sebebi odur ki: Soğuk tabakadan inen rüzgâr. batı adını vermişlerdir. Şahıslara göre cihanda yönler altıdır ki: Şahsın altı. arkası. bu haliyle yere iner. bize gönderdiği bu rüzgârların. bulutlar da çeşitli rüzgârlarla deveran etmekteyken. sol tarafına. birbiriyle sarmaş dolaş görünürler. Bunların aralarında esen rüzgârları. O anda. bükülüp. Güya ki. adlarını vermişlerdir. güney. güneyle batı arasına: Kış batısı (güneybatı). tâli rüzgârlar itibar ederler. o inen rüzgâr dahi dönmeye başlayıp. tertip etmişlerdir. rüzgârlar gönderici olan kâdır ve kayyumun kudret ve azametini bir kere fikredip düşünsen ki. uzuvları var gibi. batı. denizde geriye rastlayıp.

Çünkü havanın yönlere hareketi bu kadarlık açıklandı. Rahatlandırma: Ruhunhararetli mizacı hapsolunarak şiddetlendikçe. Zira ki.yürütüşü. hayatımızın sebebi olan nefesin etkisinin kabulü yeteneğinden ruhu men eden kötü mizaca neden olan ateşe dönüşmesinden ruhu koruyup. "Rüzgâr olmasaydı. ayırıcı yeteneğiyle içimize aldığımız havanın dumansı buharını ayrıştırıp. filozoflar demişlerdir ki: Hak'ın tesiriyle. nefes dışarı çıkarken teslim etmesidir. bizi kuşatmış olan havanın bedenlerimize tesiri çok açıktır. buharsı rutubetinin cevheri yok olmadan onu en eder. nimet vericiye şükredici olalar. karıştığında. herşey bozulurdu. uzun süre hapsedilip. Demek ki. havanın ruh üzerine gelmesiyle olur. ruhlarımıza ulaşan âdaletli bir fâil gibi sıhha ve âfiyetimizin sebebi olmuştur. iri rahatlandırma. önce soğuktur. diğeri temizlemedir. iki şekildedir. ta ki he bi nefeste iki nimet olduğu. Zira ki. bulutları yayışı gibi nice büyük faydaları vardır ki. herkes kendini nimete batmış bilip. Zira ki tadil için alınan hava. Ey aziz. herkese ayan olup. Bu tür havadan ruh. ona akciğerden ve can damarlarına bitişik olan nabz mesamelerinden hava vermektir. . faydası bâtıl olur. binde biri ancak bilinmiştir. bedenlerimizin ve ruhlarımızın unsuru olduğundan. Şimdi de fayda ve özelliklerini açıklayalım. gayet soğuktur. Üçüncü Madde Bizi kuşatan havanın. bedenlerimize ve ruhlarımıza olan tesirlerini ve menfaatlerini bildirir. burunu çekilen havanın tadili." denilmiştir. Bu durumda havadan ruhlarımızda hâsıl olan tadil. ruhun niteliğiyle nitelenip ısınsa. Temizlenme. Şu halde havanın sadmesi ruha ulaşıp.bizi kuşatan hava. Temizlenme ise: Bu bedenin en feyizli karışımı gibi olan ruhun. ruhumuzun aziz mizacına kıyasla. havanın candan dışarı çıkmasıyle olur. Ama içeride. Bu hava. malum olsun ki.

istiğna edip yeni havaya muhtaç olur ki. Lakin müneccimler nazarında. aslan ve başaktayken yazdır. temizleme ve rahatlandırma suretiyle bedenlere ve ruhlara sıhhat ve âfiyet vermektir. geniş açı üzere . Hakikatte zarar veren ve fayda veren yaratıcı olan Hüda iken. kova ve balıktayken kıştır. şuası kuvvet bulduğundandır. ruhun mizacına uymayan garip cevherler ona karışmamıştır. boğa ve ikizlerde bulunduğu süre ilkbahardır. Ta ki. korumak ve siyanet etmektir. Dördüncü Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan tabiî değişmeleri bildirir. ilkbahar eşitlik noktasından başlayarak koç. onun işi de. bölgelere göre dar ve dik açılar üzere olmayıp. iklimlere ve bölgelere göre değişiktir. Gerçi tıp âlimlerine göre. Oğlak. Yaz havası sıcaktır. güneşin tepe noktamıza yakın olup. zorunlu olarak alına havayı vermek gereklidir. filozoflar demişlerdir ki: Bizi sara havaya tabii ve tabii olmayan değişiklikler. Onlara göre. beden ve ruhlar zarar vermektir. Ey aziz. Kış havası soğuktur. yeni hava akciğeri içine girip öncekinin yerini ala. değişmeler muteber değildir. edenleri ve ruhları sebeblere ve havaya bağlamıştır. Zira ki. hemen ardınca gelecek havaya boş yer kala ve o havanın çıkmasıyle birlik onun fazla cevherlerini (karbondioksit) ruh dışarı ite. şuaların akisleri. her mevsimde başka bir mizaca bürünür. Şu halde yaz mevsiminin sıcak olması. Şu halde. Hava mutedil ve saf olup. Eğer hava bozuşuma uğradıysa. akrep ve yaydayken sonbahardır. tabii akımın zıddı olan değişmelere ârız olur Tabii değişmeler. Havanın işi. Zar ki. yaz mevsiminde. bu dört mevsimin havası. Ama dört evsimin mizaçlarının biribirinden farklılığı. Sonbahar havası ılımlıya yakındır. Yengeç. malum olsun ki. Bahar havası mutedildir. mevsimsel değişmelerdir. güneşin tepe noktamıza yakın ve uzak olması nedeniyledir. dört mevsim şöyledir: Güneşin. Terazi. bu hava.

kış mevsiminde ise uzak olur. bazısı. Yaz mevsiminde. bizi sara havayı çok ısıtır. Bunun için. Ey aziz. filozoflar demişlerdir ki: Bizi saran havaya ârız olan tabii olmayan değişmelerin bazısı göksel işlere. Zira ki ışıklı yıldızlar bir yerde toplanıp. Fakat ilkbahar ve sonbaharda. Bazan bu birleşme başucu noktasından uzakta olur ve havanın güzelliği eksilir. Kışınsa. bazısı yersel işlere bağlıdır. yıldızların etkisiyle Olan değimelerdir. sıcaklığı iki kat olduğu için. tabii olmayan göksel değişmeleri bildirir. bazısı rüzgârlar ve bazısı toprak . yere yaklaştığı halde. bölgemize ışığı zayıf gelip.olur. Halbuki şuanın etkisinin gücü okunun yanındadır. yazın güneş. Bu duruma şualar kesif olup. dağlar sebebiyle. Göksel işler nedeniyle olan hava değişimleri. yerin başucu noktasına veya yakınına düşen gölgeleri kuşatan havayı. güneşin şuası. hava soğuk olur. güneşle dahi biraraya gelmeleri sırasında. yaz mevsiminde güneş bizim tepe noktamıza yakın olur. ifrat derecede güzelleştirirler. güneşin şuasının dik düştüğü veya dike yakın düştüğü yerde bulunuruz. bölgeleri enleme sebebiyle. Bunun esas sebebi budur ki: Güneşi şualarının bazısının kaynağı silindir ve konu biçiminde olur Güya ki. Kışınsa ya şuanın düştüğü yerin çevresinde veya çevresinin yakınında bulunuruz. merkezden çıkıp. Beşinci Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan. bölgemize ışığı fazla ve etkilidir. karşısında bulunan nesnenin içine işler. bölgenin yerinin yüksekliği ve alçaklığı sebebiyle. Şua okunun. güneş eteğine inip. doruğuna çıkıp. Yersel değişmeler nedeniyle olan hava değişmelerinin bazısı. Zira ki. bazısı. Şuaların kaynaklarının bazısı basit bir çevrim veya basite yakın çevrim biçimindedir. şuaların düştüğü noktalar çevremizde bulunduğundan hava ılımlı olur. düştüğü yere göre çevreye etkisi zayıf olur. malum olsun ki. yerden uzak olsa bile.

birkaç gün tepede bulunup. onların kutuplarından yana olan taraflarında ve güneşitleyiciden yana olan taraflarında onbeşer dereceye değin enlemi bulunan beldelerdir. Halbuki ışınların tepeden ve dik gelmesi çok tesir etmez. orada bir müddet yakın bir yerde kalıp havanın ısınmasına sebep olur. Belki dönüm noktasının yanında olan artışın hareketi. Zira ki eşitlik noktasının yakınında olan gün ışınlarının eğim fazlalığı. üç dört güne mahsus olmaz. Bunun içindir ki. Zira ki aslanın tepesinde iken ışınların dik gelmesi süreklidir. Onlar en sıcak bölgelerdir. mümessil feleğin eğiliminde bulunduğundan henüz yengeç burcunun doruğuna ulaşmıştır. İki dönüm noktası arasındakiler de bunlar gibidir. genel meğil enlemlerine yakındır. Onlardan sonra en sıcak yerler. Bölgelerin enlem farkından olan hava değişmeleri açıktır. Bu sebepten gün yarısı vaktinde olan güneşin sıcaklığı. Şu halde gün eşitleyici dairesi altında bulunan yerlerin havasını mizacı itidale daha yakındır. belki bunun sürekliliği çok tesir eder. Zira ki he belde ki kuzey tarafta yengeç dönencesine ve güney tarafta oğlak dönencesine yakındır. dönüm noktasının yanında bulunan eğim fazlalığından çok büyüktür. Halbuki ekvatora çakışık olan yerlerde güneş. Zira ki burada havanın sıcaklığının sebebi güneşi tepe noktasına gelmesidir. ikindiden önce çoğalır.sebebiyle hâsıl olur. güneş. Güneş. Şu halde bundan malum oldu ki. Elbette güneş. o bölgede ki. Mesela güneş. yengeç burcunun doruğundan meyl edip biraz güneye inse sıcaklığı şiddetli olur. O bölgenin yazı ekvator tarafında olan bölgelerin yazından ve kuzey tarafa yakın olan bölgelerin yazından daha sıcaktır. hızla uzaklaşır. aslan burcunun tepesine geldiğinde daha çok tesir eder. Altıncı Madde Bizi kuşatan havaya harız olan tabii olmayan yerel değişmeleri yani . ikizler burcunun tepesinde iken havaya yaptığı tesirden.

bölge üzerine esmekten men edip veya bölge üzerine sevkedip yardımcı olmak yönlerindendir. filozoflar demişlerdir ki: Bölgenin yüksek ve alçak yerde bulunması ile havanın değişmeleri muhakkaktır. O zaman güneş. şuası o bölgeye aksederek. Birincisi. dağ bölgenin kuzeyi yakınında olmak gibidir. bölgenin havasını tamamiyle ısıtır. şuanın keyfiyeti azalıp havanın ısınması tamam olmaz. güneşin tesiri orada yine tamamıyle havayı ısıtmaktır. bölgenin doğusunda bulunup. her saat yaklaşıp. Zira ki. Eğer . doğusu açık olursa. Eğer dağ. Eğer alçak yer.yeryüzünün bölgelerinin yükseklik ve alçaklık sebebiyle. Zira ki güneş ışınlarının yerden aksetmesi ile kazandığı sıcaklığın şiddeti. Dağlar sebebiyle bulunan hava değişmeleri ortadadır. zevalden sonra ışıklarını septiğinde saat saat gittikçe. rüzgârlar ve toprak sebebiyle havaya ârız olan değişmeleri bildirir. bölgenin batı tarafında bulunup. rüzgârı. malum olsun ki. havayı çok sıcak ve kesif olur. Alçak yerde bulunan bölgenin havası sürekli sıcak olur. iki yönde tecrübe olunmuştur. ışınlarını o dağ üzerine serpip. Yüksek yerde bulunan bölgenin havası sürekli soğuk olur. güney ışınlarına o bölge üzerine akis ve hasretmek veya bölgeyi ışınlardan örtmek yönlerindendir. yere komşu olan semtidir. bölgenin komşusu bulunmuştur. Yerden uzaklaştıkça soğuk tabakaya yaklaşıp ona komşu olunduğundan buralar soğuk olur. Ey aziz. Zira ki bu dağ üzerine güneş. enlemi ne kadar farklı olursa olsun orayı kuşatan havayı ısıtır. Eğer dağ.O dağ ki. yere yakın olan tarafı bulunduğundan. O bölgenin havası ânifen açıklanan kısımdan sayılmıştır. bizi kuşatan nesîmi kürenin en sıcak yeri. o dağ ki bölgenin oturduğu yerdir. bu dağın doğu tarafından uzaklaşıp. o bölgeyi saran havada onun tesiri. ikinci tesiri. bir derin vâdi olursa sıcak şuaları hapsedip. Tesirin biri. dağlar denizler. batısı açık olursa yarı ısıtır. Lakin dağın batısından yana güneş geldiğinde.

bölge üzerinden kaldırmasıyladır veyahut bölge. Zira iki suyun tabiatı. güneş ışınları o tarafa zayıf olup. onun havasına fazla rutubet verir. muzır olan güney rüzgârıdır. Lakin denizlerden geçip geldiğinden bir . Bu mânâya uygun rüzgârlar. O zaman orada rüzgârın esmesi.dağ. Eğer deniz beldenin doğu tarafında olursa. Çünkü rüzgârın şanındandır ki. kuzey tarafı açık olup. kuzey. onun havasına rutubet vermesi az olur. bölgenin güneyi yakınında olsa bölgenin havasını hiç ısıtamaz. doğu ve batı rüzgârlarıdır ki. soğuk dağlardan geçip bize geldiğindendir. Kuruluğu. Rüzgârlar sebebiyle olan hava değişmeleri tecrübe edilmiştir ki: Kuzey rüzgârları soğuk ve kurudur. Zira ki güneş. Şu halde dağ bakımından beldelerin en ılımlısı o beldenin havasıdır ki. burada deniz buharlaşması az olduğundandır. Doğu rüzgarları. Eğer deniz. kuzey rüzgârı gibi soğuktur. Eğer deniz. bir dar yere çekilse. o beldenin havasına fazla ağırlık verir. o beldeyi yalayarak uzaklaşır. Dağın ikinci yönden olan tesiri. Zira ki güneş. denizin güney tarafında olursa. Lakin dağlardan ve karalardan geçtiğinden. rüzgârın esmesine mâni olursa onun havası oldukça ağır ve kesif olur. sıcaklık ve soğuklukta mutedildir. düzlükte bulunan belde üzerine esmesinden daha şiddetli ve fazladır. bütün etkisiyle o beldenin üzerine ısrarla yaklaşır. su üzerinde kuzey rüzgârı esip. bölge üzerinden soğuk kuzey rüzgârının esmesini dağın engellemesiyledir: Ya sıcak güney rüzgârıın esmesini. Deniz sebebiyle çevrede olan bütün beldelerin havası rutubetli olur. iki büyük dağ arasında bulunup. beldenin batısında olursa. o beldenin havasına fazla soğukluk bahşeder. batı ve güney tarafları kapalı ola. Batı rüzgârları dahi mutedildir. Eğer belde. tıpkı bir akar su gibi burada rüzgârın akıntısı sükun bulmaz ve durmaz. Özellikle kuzeyinde dağ bulunup. bir miktar kurudur. beldenin kuzey tarafı yakınında olursa. rüzgâr tarafına açık olmasıyledir. Soğukluğu.

bazısının kara. ya havanı dönüşmesinden veya havada bulunan istihaledendir. Sıcaklığı. Bilinen bütün bu kuralları. Ey aziz. bazısının madendir. Lakin hareketlerinin başlangıcı. Zira ilk. O farklılığın sebebi budur ki. Kadir ve kayyum olan ancak Allah Taala'dır. veya havanın keyfiyetinde bulunan istihale ve değişimdendir. Rutubeti ondandır ki. Yedinci Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan. güney denizleri güneşin sıcaklığıyle çözülüp. güneşin yakınlığı ile ısınmış olan yönden bizlere geldiğindendir. Toprak sebebiyle olan hava değişmeleri ki. maulm olsun ki. filozoflar demişlerdir ki: Tabii akıntılara zıt olan değişmeler. Onun için güney rüzgarları. havayı dahi değiştirirler. bazısının taşlık. Yoksa havanın bir keyfiyeti şiddetli . tabii akıntının zıddı değişmeleri bildirir. simsiyah edip. esmesi ve esası yukarıdandır. sıcaklığın kuvvetiyle denizlerden buharlar çıkıp. beldelerin bazısının toprağı killidir. insana rehavet verir. kainatın bütün zerreleri vücuda gelip giderler. Havanın cevherinde olan istihale. hava cevherinin bozulmasının mümkün olmasıdır. Hak'ın tesiri ile tasarruf ederler. her beldeye göre farklı olur. her ne yönden hareket etseler. bazısının kumluk. helak ederler. tesadüf ettikleri bedenleri saatinde yakıp. Her ne ederlerse Allah'ın iradesi ve kudretiyle ederler. bütün şiddetli rüzgârların ilk başlangıcı gerçi zayıf rüzgârlar gibi aşağıdandır. Ama sam yani helak yelleri yukarıda beyan olunduğu üzere. ya çok sıcak olan sahralardan geçip gelen rüzgârlardır veyahut duman tabakasında ateş benzeri dehşetli âlâmetler ortaya çıkaran duanların artıkları aşağıya inip karıştığı rüzgârdır ki. Şu halde bunların hepsi suyu değiştirdikleri gibi. o rüzgarlara karışır. Güney rüzgârları ekseri beldelerde sıcak ve rutubetlidir. Celle celalih.miktar rutubetlidir. sam yelleri altüst ederler.

o vebadır ki. havanın içinde olup. cevheri onlara dönüşüp. bazı kere kokuşup. deniz suyuna. Belki topraktan ve sudan ve havadan ve ateşten bileşmiştir. Ey aziz. sen rüzgârların değişmeleri ve faydalarını bildirir. Zira ki. Zira ki. ancak keyfiyetinde ya cevherinde. buna hava adını vermemiz. Yukarıda açıklanan unsurların dönüşümü gibi. bedenlerimizin içinde olan dört karışıma dahi tesir eder. cevheri kötüleşir Nitekim çakıllı geniş derelerin suyu kokuşup. havaya ârız olan kokuşmadır ve ona taun dahi derler. Belki havanın cevheri bizzat çevirici olsa. Sekizinci Madde Bizi kuşatan havanın. Şu halde bu karışık hava. Lakin onda su üstün olduğundan. başka bir basite dönüşür. Belki bizi çevreleyen buhar ve duman küresidir ki. mücerret basit cisimlerin hiç biri kokuşmaz. Bizim havadan muradımız. ziraati ve nesli fesada verip. o basit ve mücerret olan hava değildir. malum olsun ki. Fakat bizim havadn muradımız. renk ve kokuyu ve yemeği değiştirici olan suyun kokuşması gibidir. buhar ve duman ile yükselen topraksal ve taeşsel cüzlerden karışmış olan bir cisimdir ki. helak etmesidir. hava kokuştuğunda Hak'ın tesiriyle. su ve buhar zerreciklerinden. havanın hakiki cüzlerinden. Ama havanın keyfiyetinde bulunan değişmesi. filozoflar demişlerdir ki: Eğer hava ifratla sıcak . Zira ki.olduğunda veya eksik bulunduğunda değişim olmaz. taş kesilir Bunun gibi hava da kokuşup veba kesilir. su adı verilmiştir. su adını vermemiz gibidir. Bu kokuşma. basit ve mücerret değildir. Önce yürekte olan karışıma kokuşma eriştirir. sıcaklığında ya soğukluğunda tahammül olunmayan keyfiyete çıkıp. sayılan bu değişimlerin biriyle değişime uğrasa. deniz suyu dahi saf değildir. ondan Hak'ın izniyle bedenlerimize hastalıklar ârız olur. bedenlerimize ve ruhlarımıza olan çeşitli tesirlerini ve faydalarını. Havanın fazla kokuşması ve vebanın çoğalması genellikle yaz sonunda ve sonbaharda olur. Bu durumda hava.

Eğer güney rüzgârı. hazmı tebdil eder. rengi sarartır. idrarı kolaylaştırır. idrar zorluğu. hazma ve bedenin bütün uzuvlarına kuvvet ve sağlamlık verip. Bu sebepten. kemik boşluklarını sıkıştırır. Mesameleri kapatıp. kuzey rüzgârı insanın içini pekleştirip. Bir tabiat âleti ola bedenin hararetini tahlil edip. rengi güzel. mafsal ağrıları ve titreme görülür. Eğer havanın soğukluğu mutedil olursa. maddeleri akmaktan alıkoyar ve nezleyi tahrik eder. Karışımları dışa hareket ettirip. sıhhatli bedenlere uygun gelir. rutubeti az. Sinirleri zayıflatıp. Güney rüzgârı. Mesameleri açar. açıklanan rutubetli havanın tesirlerinin tam zıddını yapar. baş ağrısını çoğaltır. Ama soğuk hava bedenin hararetini hasredip. mesameleri temizler. sıtmayı sardırır. güney rüzgârı terletir. kuzey rüzgârı üzerine geçip.olsa. Uykuyu getirip. metanet bahşeder. o anda. rutubetli hava. Hazma kuvvet verir. Şu halde. kuruluğu matedildir. görünüşü hoş edip. Şu halde. nesim-i seher derler. bedeni gevşetir. Karnı ve mideyi çalıştırıp. rutubeti tahlil eder. Hastalıkları artırır. sıcak hava. Fakat soğuk algınlığı olanlara ve bazı felçlilere uygun ve faydalıdır. Kan dokusunu tahlil ve safrayı diğer salgılar üzerine üstün ederek. unlara: Sabah rüzgârı. Kuzey rüzgârlarıdır ki. mesane ve rahim hastalıkları belirir. dışarı açılmaya sebeb olur. göğüs. Lakin kokuşmaya hazırlar. yaraları bozar. Doğu rüzgârları eğer. Batı havası kokuşmuş olsa. o saatler çok olduğundan. bedendeki mafsallara rehavet verip. bedenin sıhhatine uygun değildir. Görünen akıntıları men eder ve bedenin mesamelerini kapatır. çoğu bedenleri mizacına uygun gelip cildi yumuşak. baştan akan maddeler çoğalıp. bedene kuvvet verip. bu rüzgâr onu ıslah eder. gecenin sonunda ve günün evvelinde eserlerse. öksürük. sabah . Susuzluğu artırır ve kuvveti azaltır. duyu organlarına ağırlık verip. güneşle ılımış olan hava latiftir ki. Kuru hava ise. hemen kuzey rüzgârı esse. Bu rüzgârların esmesi. akciğere ve damarlara şiddetli zarar verir.

saf. sabahı. bunun tesiri. (Rüzgârın gönderen. 22-BÖLÜM:022: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen diğer atmosferik olayları. ayları ve yılları ve zamanları beş madde ile açıklar. Eğer seher vakti eserse. Bunun açıklanması budur ki: bu zerrecikler. Rablerin rabbidir. Hadisi şerifte: "Sabah rüzgârı yardımcıdır." diye vârit olmuştur. çok kesif ve çok ağırdır. batı bölgelerinin havasından latif ve safadır.rüzgârı bedenlere safa ve uykuya lezzet. sisi. güneşle ılımayan havadır ki. Batı rüzgârı eğer. basiret sahipleri. şafağı. yani samanyolu. bundan ibret almışlardır. malum olsun ki. her ne vakit eserse. şeffaf. bunun tesiri. celal sahibi Allah münezzehtir. bu zerreciklerin her birinde göz şuası güneşe . hâle. gölgeyi. gün sonunda ve gece öncesinde eserse. Doğu bölgelerinin havası. kırağı jaleyi. hastalıklara şifa bahşeder. yuvarlak ve küçük su zerreciklerine güneşin ışığını vurmasından ortaya çıkar. Eğer gün sonunda ve gece öncesinde eserse. Birinci Madde Gökkuşağını. sis. filozoflar demişlerdir ki: Ebe kuşağı dedikleri gökkuşağı. kırağıyı ve jâleyi bildirir. Buna: Dübür rüzgârı derler. Zira ki. Ey aziz. Batı rüzgârı. deniz buharı yüklüdür. güneşin karşı tarafında öyle bir yerde bulunmak lazımdır ki. sabah rüzgârının yararlarının aksinedir. hava kesiftir ki. hâleyi. kendisinden başka ilah olmayan. Ad kavmi dübür rüzgârıyle helak oldu. yağmurdan veya bahardan meydana gelen. ruhları cilalandıran ve vücutları ferahlandıran Allah münezzehtir. Burada havanın faydalarından bu kadar anlatmakla yetinilmiştir. gece ve gündüz saatlerini. Her sebebi müsebbii odur. ötekinin tersinedir.

Ben o karanlık buluta bakıp gökkuşağı renginde tam bir daire gördüm. sıcaklığı az olur. Bu aksetme o zaman olur ki. dolunay iken orada ufka bitişik. sırtını güneşe verip. Güneş dahi ufka yakın olup. o zerreciklerden güneşe aksetmiş ola. Bakan. . merkezinde olduğunda. o bakana o zerreciklerin er birinden ancak güneşin şuası görünür. Şekli aşağıdadır. O su zerreciklerini dairenin yarısından azı. Çünkü göz şuasından akseden cilalı nesne. Güneş ufka inip. zaferan kırmızısı görünür. oldukça küçük olduğundan. Ta ki ben eteğe ulaştığımda. o yarım dairenin kavsi. şekli görünmez. o iki taraf zerrelerinden gözün şuası güneşe aksetmiş olmaya başlar. ufuktan yükseldikçe. Hizan kalesinde. ta ki göz şuası. güneşten uzak olduğu için parlaklığı azalıp. karşısında bulunan ışıklı nesnenin ancak ışığını ve rengini gösterir. O anda. ay. Hava rutubetliydi. Çünkü üst tarafı güneşe yakın olduğundan parlaklığı fazla olup. Alt tarafı. şeklini ve heyetini göstermez. Hazreti Şeyh İbn-i ŞSina Şifa adlı kitabında yazmıştır ki: "Tus ile Maverd arasında. o zerreciklere döner. ayna misali olur. büyük bir dağ üzerinde idim.güneşin yükselmesi sebebiyle eksilir. o daire küçülürdü. Bu kavis. Zira ki güneş. gök kuşağı ortaya çıkıp görülmüştür.aksetmiş ola. ufka teğet olan iki tarafından çoğalır ki. mukabili olan dairesinin ufuk üstünde azı kalır. Ben o dağdan indikçe. güneş ışınlarının çeşitli renklerdeki bulutlarla karışmasındandır. İki rengin arası. turuncu görünür. Güneşin düşüşü kadar da çoğalır. o daire kayboldu. yakın olduğunda. sonbaharda. Yani güneşle o zerreciklerin arasında ola. ikisinden bileşen çimen yeşili görünür. belirtilen renklerde." Bu gökkuşağının renkleri. bu zerreciklerin gerisinde karanlık bulut gibi kesif nesne bulunup. ışıklı bir kavis şeklinde olur. dağın ortasında bulut var idi. Sahra ile aramızda. Gök açıktı. Van'da. o dairenin.

Lâkin o zerreler çok küçük olduğu için ayın şekil ve görüntüsünü göremez. hâle odur. Eğer o esnada ona. duman gibi . bu kitabı yazmaktan ir sene önce. Bunun açıklanması budur ki: Hâleye bakan kimseyle ayın arasında. ibn-i Sina merhum. tam güneş hâlesini dostlarla hayret ederek müşahede eylerken." Bu hakir müellif. ilk bahar sonunda. havaya döndürür. bizimle birlikte yüzkırkiki yaşında bir ihtiyar bulunup. hem harareti zayıf olduğundan. tam hâle ve eksik hâle müşahede etmişimdir. dağ başlarını kuşatıp. soğuk isabet etmediyse. bu zerrecikler öyle bir yerde bulunmalıdır ki. yuvarlak bir dairedir. her birinde göz şuası aya aksetmiş ola. Çok acayiplikler görmüşüm. Bakan. yağmurun yağacağına delalet eder. sisin. aynı nitelikleri taşıyan iki bulut üst üste bulunsa. Zufera: Güneş hâlesidir. Şifa adlı kitabında yazmıştır ki: "Güneşin çevresinde gökkuşağı renginde. o zerrelere baktığında. hâle dahi onların sayısınca olur. ayın çevresinde harman misali oluşan beyaz. O nâdir bulunur. Eğer. Zira ki güneş. hareketinin tesiri şiddetli olduğundan. Pasin ovasında. Eğer bulutlar ikiden fazla olursa.Hâle: O dahi şeffaf küçük daire şeklindeki su zerreciklerinde ay ışığının Renk oluşturmasından. Alttaki bize yakın olduğundan daha büyük görünür. her birinde ayın ışığını görür. o zaman iki hâle oluşur. zeval vaktinde. yere inmeğe başlar. Bunların toplamı ya tam veya eksik bir daire şeklinde olur ki. hem kendisi az. kendi aşağı tabakasında kalıp. o dahi o hâleye şaşkınlıkla bakıp: Ben bu yaşıma geldim. demiştir. soğuk tabakaya ulaşmayıp. ufuktan uzak oldukça. kırağının ve çisenin maddi sebepleri: Yukarı çıkan buhardır ki. şimdi bunu dahi seyrettim. Ay ışığının yedi hâlesi gözlenmiştir. Havanın rutubetinden meydana geldiğindendir ki. hâlenin niteliklerini taşıyan bulutlar gibi ince bulutları çözüp. yeryüzüne dağılıp. ömrüm içinde güneşin harman eylediğini görmemiştim.

. jâle.) ikinci madde kitapta yoktu. Zira ki burçlar feleğinden birer yay olan doğu ve batı farkları. bileşmiştir onun için böyle çabuk değişime uğrar bulunmuştur. matematikçilere göre. Durumun gerçeği budur ve açıklanan atmosferin cümlei bileşik cisimlerden sayılmıştır. aşağıya inişte soğukla karşılaştıysa. Din bilginleri katında. Ey aziz. güneşin gün yarısı dairesinden ayrılıp. aslına sadık kaldık. inciler benzeri damlalar olur ki. nimet verici ve celâl sahibi. malûm olsun ki. o sürede. ufuklar nedeniyle duraklarda çok olur. Lâkin unsurlardan başkalaşmadan. yine batışına değindir. güneşin doğuşundan batışına varıncaya değindir. şebnem ve çise dedikleri odur. kırağı dedikleri odur. burçlar feleğinden batıya değin hareketiyle seyrettiği doğuş yerleri miktarı fazla olur... Üçüncü Madde Gece ve gündüzün itibarî sınırını ve saat miktarını bildirir. astronomlar ve matematikçilere göre: Bir gün bir gecesiyle. Lâkin müneccimler. Eğer o zayıf buhar. Zira ki gün yarısı dairesi bütün duraklara ekvator ufuklarının birisi olduğu için onun ufku makamında durucu olur. suya dönüşüp. o soğukla donmazsa. güneşin. sis odur. Eğer o buhar. zerreler benzeri iner ki. bitki yaprakları üzerine inip. Az bir hararetle havaya dönüşür gider. Fakat gün yarısı dairesi nedeniyle burçlar feleğinin kavis farkı her enlemde eşittir.. Gündüzün zamanı. Bir gün bir gecenin zamanı. gün yarısı dairesinden başlamayı ıstılah etmişlerdir. (Kendisinden başka ilah olmayan. hakîm ve sânî bulunan Allah münezzehtir.gerisini örter ki. burçlar kuşağının her bir noktasını geçmesinden farz etmek mümkündür. Bir gün bir gecenin başlangıcını. güneşin batımından. küllî hareketle yine ona döndüğü zamanıdır. o anda soğuğun şiddetiyle donarsa. Halka göre gece ve gündüz. küllî hareketin bir devresi üzerine güneşin. ufak ve berrak olup.

burçlar feleğinin farz olunan bir noktasından güneş kursu. Şu halde bu zamanî saatler. Gündüzün uzaması ve kısalması hasebiyle zamanî saatlerin zaanları farklı olur. Bu ortalama saatlerin her biri. zamanları ve bölümleri değişmez. saatleri. Ortalama saatlerin miktarları. ta yine o noktaya dönünceye dek geçen zamandır.) Dördüncü Madde Hakiki güneş senesini. başlangıçta eşit olduğundan. Çünkü daima onikidir. güneşin koç burcunun tepesine girmesinden . iki mezhebe nispetle gizli değildir. Eğer gündüz geceden kısa olursa. gündüzün saatleri gecenin saatlerinden uzun olur. malûm olsun ki. gündüzün ya gecenin ilk oniki cüzünden bir cüzdür. Ey aziz. Eşit saatler ile eğri saatlerin sayı ve parçaları. Matematikçiler. günlerin ve gecelerin miktarları farkıyle değişik olduğundan. gece ve gündüz eşitliğinde eşit olur. bunlara: Eşit saatler dahi derler. sair hesalar için ortalama saatle seçmişlerdir. ortalama saatler değişir. gündüz ve geceyi döndüren Allah münezzehtir. ama müneccimler. astronomlar ve müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hakiki güneş senesini müddeti. güneş senesinin başlangıcını. sayıları farklı olmaz. Zamanî saatlerin miktarları. yıldızların hükümlerinde zamanî saatler itibar edip. Zira ki gündüz geceden uzun olursa.şer'î gün. küllhi hareketin onbeş derece devretmesinin miktarıdır. (Zamanları. ikinci fecrin doğmasından güneşin batmasına dektir. gündüzün uzaması ve kısalmasıyle. Matematikçiler kendi gece ve gündüzlerinin her birin ortalama saatlere ve zamanî saatlere taksim etmişlerdir. saatleri dahi onunkilerden kısa olur. bunlara: Eğri saatler dahi derler. rumî ayların isimlerini bildirir. Şu halde gecenin zamanı. kendine özgü batıya yönelik hareketiyle ayrılıp. yıldızlara ve burçlara göre ayları. Şimdi bundan anlaşıldı ki. Zira ki bölümleri daia onbeş derecedir.

Mayıs'tır. Her bir kamerî ay. Yaz ayları: Haziran. Lâkin hilâlin görünmesi. Her bir ayı bir isimle tahsis edip. arabî ve rumî ayların ilk günlerini bildirir. Ayın. güneşten farzolunan konumlarının ortaya çıkışı hilâldir. Her bir ayı bir isimle tahsis edip. müneccimlerin farz eylediği burçların evvellerinden onar gün önce itibar edip. ebced hesabıyle şu beytin lafızlarıdır: Gerçi güneş senesinin burçlar hesabıyle ayları budur. Halen diyarınızda meşhur ruznâmelerde yazılmış olan bu aylardır ki. Ocak. he bir mevsim için. Kasım'dır.başlatmışlardır. Ekim. Temmuz. güneş senesinin başlangıcını güneşin koç burcunun tepesine girmesinden on gün önce başlatmışlardır. Araplara göre ayın ilk günleri hilâldir. güneş senesinin aylarının başlangıçlarını. oniki kamerî aydır. üçyüzlatmışbeş ve dörttebir gündür. Beşinci Madde Kamerî saneyi ve aylarını. Lâkin İskender İbn-i Filozof'-i Rumî. Kış ayları: Aralık. Şubat'tır. bir gün bir gecesiyledir. her burcun geçiş süresini bir ay saymışlardır. ayın güneşten farzolunan yerinden kendi batıya yönelik hareketiyle ayrılmasından yine o yere dönünceye dek geçen zamandır. Ağustos'tur. Bu yıldızların burçlarına göre ayların gün sayısı. hilâlin görünmesidir. üç ay tayiniyle sonuca ermişlerdir. gün sayıları şu beyitte malûmdur. astronomlar ve matematikçiler ittifak üzere demişlerdir ki: Ay senesi. güneş senesinin gün sayısı. rumî aylar nâmıyle şöhret vermişlerdir. Burada günden murat. ayların başları itibar edip. Nisan. kamerî ayların başlangıçlarını. arabî ayların isimlerini. Dinî işlerde belirleyici olan. Sonbahar ayları: Eylül. malûm olsun ki. bölge frakları sebebiyle değişiktir. Oniki burcun her birine geçişini. Ama ilkbahar ayları: Mart. Bunun için matematikçiler. güneş ile ayın toplanmasından ve ayın . Ey aziz.

Sonra Cemadülüla bir mübarek aydır ki renklidir. bir yılda.görünmemesinden itibar etmişlerdir. Çünkü bu kameri ay. Sonra Receb-i esam rağbet görmüş bir aydır ki. mart ayından onbir gün önce görünür. iki toplanma arasındadır. Bu ay. o dört mevsimi anlatıldığı gibi devredip. Bu kamerî seninin zamanı: Üçyüzelidört ve beştebir ve altıdabir gündür. yaklaşık onbir gün önce gelir. yine muharremin başlangıcı. Lâkin bir ay senesi. Sonra Rebiülevvel. martın başlangıcı olur. onuncu günü asure bayramıdır. nevruzla aşure bir günde tesadüf kılsalar: Kaçınılmaz olarak gelecek senede muharrem hilâli. Ramaz-ı şerif bir mübarek aydır ki. arkasından camazil ahirdir. bir muazzam aydır ki. Şaban bir hayırlar ayıdır ki. aynı gün olsa. Kamerî ayların isimleri: İlk ay muharrem. Sonra Rebiülahir muhteremdir. bir mevsime mensup olmazlar. rumî seneden on gün yirmibuçuk saat noksan olduğundan. onikinci gecesi. otuzüç senede bir devresini tamamlayıp. onbeşinci gecesi berat gecesidir. Arabî ay senisi. onun arkadaşı zilhiccedir. Onuncu günü hacılar (kurban) bayramadır. birini yirmidokuz gün ve birini otuz gün sayıp. hicrî seninin binyüzellidördüncü senesi gibi. Onun için bunar. başı fıtır (Ramazan) bayramıdır. Ayın zamanı. yirmidokuzbuçuk gündür. ilk cuma gecesi regaib gecesidir. senenin başlangıcını. senenin . bu iki ay birbirine uygun gelse. yirmiyedinci gecesi. Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemin oğlumudur. Şu halde her iki ayı. bir eş itibariyle. güneş seneleri içinde yok olur. Güneş senesinden on gün yirmibuçuk saat noksandır. otuzüçüncü martla aynı gelir. Mesela bir sene mart ayıyla muharrem ayının başlangıçları. Onun arkadaşı safer'ül-hayrdır. Şeval-i saiddir ki. Günlerinin sayısı. bir muhterem aydır ki. bir mevsimde karar bulmazlar. muharrem ayının başlangıcıdır. muharrem ayından saymışlardır. kadir gecesidir. Bu kamerî senenin başlangıcı. Şu halde beher sene bu öne geçmeyle. Ondan sonra zilkadedir ki. Zira ki otuzdördüncü muharremdir ki.

i şer'a hâkim sal Üçüncü beyttir tertib-i manzum Şuhur-u rumidir anınla malûm Oniki kelimedir beyt oniki ay Evail-i hurufu şehr erkamıdır say Şuhur-u ruma âzerle bile bede' et Muharremden şuhur-u şer'î say git Şuhur-u ruma tâbi beyt-i râbi .i hâkim bilmelidir Şuhur-u hâkimin cem' etmelisin İki hafta anınla gitmelisin O mecmuu ne günde kim bulursun O şehrin gurresin ol gün bulursun Kaçında şehr-i rumun gurredir bil Bul anda rumiden hem şehr-i şer'î Burucu aslî bil her şehri fer'i Mukaddem beyt oniki kelimedir tam Hurufudur şuhur-u şer'a erkam ikinci beyti sekiz kelimedir al Hurufun şehr. Arabî ve rumî ayların ilk günlerini bulmayı ikişer beyt ile eda eden "gurrenâmemiz"in bölümün sonu olması münasip görülmüştür. Bu hevalardan hevesimiz yorulmuştur.mührüdür. NAZM Hak'ka hamd ve Habibine selam et Her ayda ruz-u şeb saat be saat Çün dört beyt iki gurre mücmelidir Hurufun şehr.

Daha sonra bir cedvelle hicrî ve rumî senelerin ve ayların birbirine çevrilesi anlatılmakta ve gösterilmektedir. Bu kitaplardan herhangi birini edinen okuyucularımız. rumî veya miladî senenin hangi ayının hangi gününe rastladığı gösterilmiştir. hicrî senenin hangi ayının hangi gününün.Ve yekşenbe hurufun oldu ami çün yirmisekiz huruf oldu her yıl Şuhur-u ruma hâkimdir biri bil Ehe zed bûd o sekiz harf olur kim Şuhur-u şer'a her yıl biri hâkim Çu hicret-i sâli binyüzaltmış ve beş Bu şehrin hâkimi vardır rakam-ı şeş Bu şal içre çün âzâr gurre buldu Eced-i cimîde ruma hâkim oldu Çün altmışaltı olur sal-i hicret İki hâkim iki da olur elbet Bu tertib üzere hâkimler gider kim Ehe zed bûdun oluş devri daim Velîkin hâkim-i rum ahrafı çok Bu sal-i hicrile devr ettiğiçin Bu salın eşhuru eyler tahavvül Otuzüç yılda bir yıldır tedahül Mutabık gelse âzerle muharrem Bu hicret salini bir tarh et ol dem Çü gurrenâmeler nazm etti Hakkı Şuhur-u dehr ile bil sun'-u Hak'kı (Bu şiirde ebced hesabıyle ayların başlangıçları anlatılmaktadır. aradıkları ayı ve günü . Günümüzde bu konuda çeşitli kitaplar yayımlanmış olup.

batıya giden gemilerin doğu semtine gelmesini yedi madde ile açıklar.) Bu iki sayfanın başlarında çizilmiş olan felekî burçlarla rumî ayların yukarıdaki ve aşağıdaki rakamlarından murat budur ki: Meselâ koç burcunun başlangıcı artın onbirindedir. murat almasını. Şubatın başı kovanın yirmiüçündedir.kolaylıkla bulabileceklerinden. dakika yoktur. denizlerle karaların yer değiştirmesini. kar. Koç burcu otuz gündür. . Martın onuncu günü balığın sonudur ve martın başlangıcı balığın yirmibirindedir. Öteki burçlar bu kıyasla malûm olur. yer ve deniz devr olunup. yağmur. mart ayı otuzbir gündür. Kuzey saati. yeni dünya (Amerika) bulunup. İlk ikindi dokuz saat yirmialtı dakika. farklılık ve vasıflarını. değişik hareketlerle hareket bulmasını. suda hayvanların vücuda gelmesini. Başağın bitimi koçun başlangıcında tamam olur. kaynak ve nehir ve yine buhar olmasını. karşılıklı altı burca tiksim olunmuştur. Meselâ koç burcunun başlangıcında gün. bitişi balığın yirmisindedir. keyfiyet ve durumlarını. buradaki karmaşık çizelgeyi vermeyi gereksiz bulduk. denizlerde ve karalarda bulunanların sudan faydalanmasını. Güney saatleri de karşılıklı altı burca taksim olunmuştur. Gece de oniki saattir. Mesela koç burcunun sonu. başak burcunun başlangıcıdır. bulut. denizken buhar. burçların önündedir. yatsı bir saat otuziki dakika ve imsak on saat onüç dakikadır. Saat rakamlarının yazılışı. oniki saattir. isimlerini. bitişi ise nisanın dokuzundadır. bitimi koçun yirmibirindedir. Yalnızca burçlarla ilgili iki çözelgeyi veriyoruz. su tabakasının kalınlığı sayılan denizlerin derinliklerinin ölçülmesini. denizle gemilerin yürümesini ve gemilerle halkın her tarafa varıp. Gün ortası altı saattir. 23-BÖLÜM:023: BEŞİNCİ BÖLÜM Su unsurunun mahiyetini.

vâdilerin ve dağların iniş çıkışı nedeniyle suyun yüzeyi dahi iniş-çıkışlıdır. Alt yüzeyi. Hak'kın inayetine yapışıp. havanın altı ve toprağın üstü olup. içine alıp. yerküreyi her yönden örtüp. demişlerdir. Çoğu dahi teslim olu. Tabiatı nemli ve soğuktur. o güney burçlarında. Ey aziz. üstünde bulunan hava küresinin hareketli yüzeyine tema etmiştir. kendi seyriyle senede bir kere eteğine indikçe. Bu su küresinin tabiî yeri.Birinci Madde Su unsurunun mahiyetini. yerin merkezine yakın olup sıcaklığı fazla tesir eder. eteğinde oldukça yere yakı olup. Su küresinin üt yüzeyi dalgalı olup. özellikle insan nevinin yaratılışına ve yeryüzünde havadan teneffüsle neslini sürdürmesine ve hayatını devam ettirmesine ilahî yüce iradeye bağlamışlardır ki. güneş. Şu halde deniz suyu. renksiz ve şeffaf küre bir cisimdir. Kendi tabiatıyle yerinde sâkin iken nice değişik hareketlerle hareket halindedir. malûm olsun ki filozoflar ve astronomlar ittifak üzere demişlerdir ki: Dört unsurun üçüncüsü su unsurudur ki. Havaya nispetle kesif bulunup. tam yuvarlak olmak tabiatı gereği iken. görünüşte bir sebebi malûm değildir. Çünkü güneş. Kendi yerinden çıktığında. Bu durumda . demişlerdir ki: bu sebebler âleminde herşey sebebler yoluyla vücuda gelmek. tabiat ve tavırlarını bildirir. güneşin merkez dışı feleği hasebiyle doruk ve eteği olduğunda ve hâlen eteği güney burçlarından oğlak burcunun başlarında bulunduğundan. yer hayvanlarının. başka unsurlara dönüşür. ilahî âdettir. altında olan toprak yüzeyine teğet olduğundan. Yerinde iken bile unsurlara dönüşür. dünya küresini tamamen örtmediğinin sebebi budur ki. o basit bir cevher. ağırlığı sebebiyle öteki unsurlardan farklıdır. yeri tamamen örtmeyip. yerin bazı kısımları açıkta kaldığından. yerden ırak gitmiştir. hikmetinde bazı astronomlar. kuzey burçlarında doruğundan bulundukça. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmaya kabiliyetlidir.

sadece güneşin yakınlığı ve uzaklığı değildir. elbette o su. dağlar.eteğine geldikçe. bahr-ı muhit'tir. Kara ile deniz ikisi bir küre olduktan sonra. sıcaklığının şiddeti. Bunlar: Doğu okyanus. deniz suları diğer kutuplardan o tarafa çekilmiş olup. belki bütün madenler ve özlerin hayat bulmasını ve yine suyun buhar olup aslına dönmesini bildirir. kırık gelmesi sıcaklığın azlığına sebebtir. bulut. kar. dört kısım bulunmuştur. vâdiler. (Okyanusların genel adı. kazanın öbür taraflarından o tarafa varıp. dere ve nehir olmasını ve onunla bitki hayvan ve insan. Deniz suyu hareket ettikçe alçak yerlere inip. soğukluk ve sıcaklık. malûm olsun ki. kara parçalarının kalmasına tek sebeb bilinmeyip. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. yağmur. güney tarafında güneşin sıcaklığının şiddetinden harekete gelip. asırların geçmesiyle rüzgârların esmesi. demişlerdir. zira ki az bir su. bir büyük kazanın bir kenarında kaynasa. deniz iken buhar. yerin kuzey semtinde açık yerler kalmış. güney . su unsurunu ısıtıp. astronomlar ve filozoflar ittifak üere demişlerdir ki: Toprak unsurunu kuşatan su unsuru ki. harekete getirip. Zira ki Amerika'nın yarısı etek noktasının (oğlak dönencesinin) altında kalmıştır. Ey aziz. Lâkin araştırıcılara göre. İkinci Madde Su unsurunun değişik vasıflarını ve isimlerini. bahr-i muhittir. yerin o tarafına çekmiştir.) O tek bir deniz iken. Belki güneş ışınlarının dik gelmesi sıcaklığı. sellerin akması. açıkta olur. menba. sair tarafları sudan hâli kalıp. çeşitli imkanlara nispetle muhtelif denizlere bölünmüştür. Bunun gibi deniz suyu. sadece önemli sebeb bilinmiştir. Cihanın dört yönüne nispetle. Şu halde güneşin etekte bulunması. Vallahi a'lem. açık araziye tesir edip. toprak üzerinde yer yer göller ve gölcükler kalmıştır. batı okyanusu. o. inişler-çıkışlar oluşmuştur.

deniz sularından güneş vasıtasıyle havanın içinde buhar. taşlar. Arap okyanusu. bulut. denizlere nehirler gelir. Nehirlerin karışmasıyle de denizler artmaz. bir dahi havaya komşu olduğunda. ateş tabakasına nispetle beşinci tabaka sayılmıştır. Habeş okyanusu. Su unsurunun dahi. ateş. hava ve toprak parçalarıyle karışmış olan kesif parçaları kalıp. yavaş yavaş kaynaklar ve nehirler olup ve ondan madenler.) Deniz suyu. Acem okyanusu. Nitekim güney okyanusuna: Çin okyanusu. (Su ile her şeye hayat veren Allah münezzehtir. hoş ve tatlı su our. hayat ve can bulur. Yukarıda açıklandığı üzere. Cümleye hayat verdikten sonra kalan fazlası büyük nehirler olup ve ondan madenler. bütün hayvanlar ve insanlar. tuzlu ve sıcak olur. Tatlı suyun faydaları çoktur. Bunun için yükselen buharlarla. Mutlak su . Zemzem suyu. onun tabiatını alır. Cümleye hayat verdikten sonra kalan fazlası büyük nehirler oup. Bal ise. tatlar ve nitelikler kazanıp. havanın komşuluğuyle tatlılık ve letafet bulur. su sirke olur. Deniz suyu acı ve kesifken. deniz suyunun ince parçaları havaya yükseldiğinden. ötekiler gibi rengi olmayıp. kar ve yağmur olup. Bunların her biri kendi sahillerine bitişik olan memleket ve beldelere izafetle nispet kılınmıştır. tadı böye acı ve tuzlu bulunmuştur. yere indiğinde. itkiler ve ağaçlar nasiplenip. Umman okyanusu. Hint okyanusu. Mesela suyun karıştığı nesne sirke ise. denizlerden giden buharlara karşılık. bütün hayvanlar ve insanlar. Su unsuru. Güneş şuasının sıcaklığıyle. hayat ve can bulur. Ama susuzluğu gidermesinden büyüğü yoktur. bütün hastalıklara devadır. yine letafet ve halavet bulup. Lâkin güneşin sıcaklığıyle ısınmış ola toprağa karışmasıyle renkler. taşlar. karıştığı nesneye dönüşür. denizlere eksiklik gelmez. o da ba olur. sudan okyanusu denilmiştir. Fars okyanusu. denizlere dökülür. bitkiler ve ağaçlar nasiplenip.okyanusu ve kuzey okyanusudur. Deniz suyu bu minval üzere dolap gibi sürekli devr edip.

Mongay ve Türkistan bulunur. Toprak küre. bir şehrin ismidir ki. Firavn askeriyle onda boğulmuştur. Okyanusa bitişik olduğundan. Akdeniz'dir. altıyüz mil bulunmuştur.iken bütün renkleri ve tatları kabul eder. adalarının çoğu mamur ve meskûn bulunmuştur. Harezm. batı okyanusundan çıkmıştır. Taberistan ve Cürcan'dır. Cezri ve meddi olmaz. yumurtanın beyazının kendi içinde sarısını kuşattığı gibi. Bu. deniz sahilinde bulunmuştur. Bahr-i Rum ki. Güneyinde Ca dağları ve Keylan'dır. O. Uzunluğu. dönücü olan toprak unsurunun çoğunu kuşatmıştır.O küçük denizlerin en büyüğü Hazer denizidir ki. o şehre nispet kılınmıştır. Yunan filozofları bahr-i muhite. Devredici değildir. yaklaşık sekizyüzelli mildir. Ortaya çıkan yerlerin dörtte biri meskûn. Muhit okyanus. yeni dünya (Amerika) ve binlerce ada mamur nice nâm ve nişan ile şöhret bulmuştur Bu dörtte bir meskûn yerlerde olan küçük denizler. güney okyanusundan kuzeye dolanıdır. Bu denizin adaları çoktur. Zira ki. O deniz. güney kutbunu görüp. Lâkin hiçbirinde imaret yoktur. akar gider. Kulzüm. cezri. Derinliği. yaklaşık üçbin mil mesafe ölçülmüştür. Genişliği doğudan batıya. okyanusa bitişik değildir. Geçişi kolay ve nâdiren helak edicidir. okyanus derler. denizden yer yer ortaya çıkmıştır. Doğuya doğru . Bütün kirleri ve yağları yok edip. Bu denizin çevresi. Kızıldenizin uzunluğu ve genişliği Hazer kadardır. ekvatorun güney semtinde bulunurlar. Kuzeyinde Hazer şehirleri. Kızıldeniz ile Yemen arasında bir büyük bağ bulunur. Zira ki çok dalgalı ve çabuk helak edicidir. kuzey kutbunu görmezler. Batısında Şirvan. meddi ve dalgalanması okyanusa benzer. En derin yeri yüz kulaç gelmez. Doğusunda. o büyük okyanusun artıklarından yer yer birer göl emsali kalmıştır. Ona bitişik olan Narencek ve Habeş denizinin yolcuları. ikiyüz kulaçtan fazla bulunmuştur. Dağistan ve Ezderhan'dır.

üçyüz kulaçtan çoktur. Bu denizin çevresi. Hazer'den daha geniş ve derindir. Karadeniz. Aak ve Abaza şehirleri vardır. Doğudan batıya giden gemilere kolay geçit verir. bazı yerleri dary. bu denizin bulunduğu meşhurdur. üç kulaçtan fazla değildir. Tunus ve Cezayir memleketleri vardır. meskûn ve mamurdur. Güneyinde: Trabzon. yaklaşık binbeşyüz mildir. Güneyinde: Mısır. En derin yeri. Kuzeyinde: Akgerman. Yunan. Bu denizin uzunluğu batıdan doğuya. adaları mamur. Doğu tarafı bin milden ziyade ölçülmüştür. Bu denizde çok adalar vardır ki. yaklaşık yediyüz mildir. Doğusunda: Halep. Libya. O. dört-beş saat mesafe bir boğaz içinden gelip. Batısında: Batı okyanusu bulunur. faydaları çok yararlı bir denizdir. Oradan Akdeniz'e dahil olur. Bu denizin memleketleri büyük. İstanbul. bazı yerleri geniştir. Sinop ve Ereğli eyaletleri vardır. Yuşa nebinin kabridir. Genişliği güneyden kuzeye yani Sinop'tan Kefe'ye. Batıdan doğuya gelen gemileri çoğunlukla helak eder. Rumeli ve Anadolu memleketleri bulunur.gelip. Batı tarafından genişliği. yaklaşık yediyüz mildir. yaklaşık beşbin mildir Uzunluğu. Mıknatıs taşı ve mercan ancak onda oluşur. İstanbul'a. sahilleri meskûn. geçişi kolay. Firenk. Kefe. Akdeniz ise. doğudan batıya dolanır. Şam ve Kudüs eyaletleri vardır. Giresun. genişliği güneyden kuzeye aynı ölçüde değil. Ortası ikibin mildir. Karadeniz'dir. Karaharman ve Tuna nehridir. Bu denizin kuzeyinde: Endülüs. Kur'an'da yazılmış olan iki denizin birleşmesi durumlarının. yaklaşık altı aylık yoldur. Karadeniz boğazının doğusunda. Bahr-i Esved ki. Sebte boğazından batı okyanusu ulaşır. derler. Bu denizin ortasında adaları yoktur. kırkbeş günlük . yüksek bir dağ üzerinde olan uzun mezar. Bir gün bir gecede med ve cezri dörde ulaşır. o Belde-i Tayyibe önünde iki denizi birleştiği yere dökülür. Dimişk'e (Şam) değin akmıştır. Doğusunda: Fas ve Gürcistan kaleleri ve Rize bulunur. Derinliği. Batısında. Uzunluk mesafesi doğudan batıya.

Bu hareket. okyanusun doğudan batıya akması vardır. Meselâ Akdeniz'in sebte boğazından okyanusla batıya doğru Amerika'ya birbuçuk ayda varırlar. Bu hareketin sebebi. felekler gibi onu dahi döndürür bulunmuştur. Bu hareketin sebebi büyük feleğin günlük hareketinden bilinmiştir. Ey aziz. Üçüncü hareket. Zira ki. Akdeniz'de de tecrübe olunmuştur. bu su unsuru. birinci hareket. okyanusa gizlice tesir edip. Tuna nehri ve sair nehirler Karadeniz'e dökülür. onda çok sular oluşup. Nitekim Don nehri Azak denizine. güney semtine akar gider. İkinci hareket.yoldur. Dörtbeş ayda ancak doğuya doğru gelirler. (Denizlerin yaratıcısı münezzehtir. Böylece o sahillerde yayvan hareket meydana gelir. doğudan batıya harekettir. tabiî olan süflî harekettir. kuzeyde toprağın bir miktar yüksek oluşundandır. Bu hareketin sebebi. Dördüncü hareket. tabiatı gereği yer gibi. yeraltından Hint'e gidip gelirlerken. . merkez tarafına harekettir. doğuya yönelik harekettir ki. toprak unsuruna bitişik olduğundan. okyanusun doğuya hareketini seyretmişlerdir. yayvan harekettir. rüzgârların hareket ettirmesiyle olan dalgalanma hareketidir. astronomlar ve filozoflar ittifak üzere demişlerdir ki: su unsuru olan denizlerin muhtelif hareketleri vardır. malûm olsun ki. Beşinci hareket. Bu hareket Akdeniz'de olur. Kuzey taraf güneşten uzak ve soğuğu şiddetli olduğundan. kuzeyden güneye harekettir. Portakal (Portekiz) tayfaları okyanusla Amerika'dan geçip.) Üçüncü Madde Denizlerin çeşitli hareketlerini bildirir. Bu hareket ahi denizcilerin tecrübesiyle ispat olunmuştur. Bu irinci hareket. burunlara ve körfezlere rastlayıp geri gelir. Bütün denizciler katında denenmiş ve sabittir ki. aşağıya doğru olan harekettir. O taraflarda nice büyük nehirler vardır ki denizlere akar bulunmuştur.

çakılıp kalmaz. güneşin hareketine oluşan rüzgârların hareketinden vücuda gelir. hareketiyle kokuşma gider. Zira ki. bu işi tecrübe ile anlar ve şüphesi kalmaz. Dördüncü Madde Denizle karanın değişimini ve birbirinin yerini almasını bildirir. yine geri gider. suyu temiz kalır. hareket ettiğinden dolayı kokuşmaz. med ve cezir ile deniz suyu temizlenir. Bazıları demişlerdir ki: Me ve cezir. elhasıl her şeye ve her işte nice hikmetler ve faydalar olmakla. Bu hareketle deniz suları tereddüt üzere sahillere gelip. güneşe karşı ayakta duran. bu med ve cezirin gemilere genel kolaylığı vardır. malûm olsun ki. Bazıları da. ayın tesirine isnat etmişlerdir. Ey aziz. Zira bazı iskeleler vardır ki. Evvela toprağın bazı yerleri . Bunun sebebi konusunda filozoflar ihtilâf etmişler: Çoğu demişler ki: Bu âlemdekilerin çoğu dört unsurdan bileşik. Üçüncü olarak. altı saat kadar durup. İkinci olarak. okyanus içinde olan hayvanların ve etrafında olan ruhların teneffüsünden olur. med ve cezri. med ve cezir hareketidir. akıl ve ruh ile kaim ve bir tek nefs ile hareket eden ve duran bir canlıdır ki.Altıncı hareket. bu su unsurunun sürekli hareketi dahi mânâsız olmayıp. Meselâ bir kimse güneş yönüne itidal üzere yürüyüp gelse. Önce deniz. Bazıları demişlerdir ki: Med ve cezir. medsi onlara yaklaşma ve girmek mümkün olmaz ve cezir zamanında gemiler kolaylıkla çıkar. Zira ki durgun su. Zira ki zamanların geçmesiyle sulardan toprakta nice sebeble büyük değişiklikler hâsıl olur. Zira ki. filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Deniz ile kara yer değiştirirler. Nitekim yukarıda açıklanması geçmiştir. bir hareketi dahi med ve cezirdir. zımnında nice faideler vardır. çoğunlukla pis ve bozulmuş olur Halbuki hareketli denizde pislikler eğlenmeyip. oturan kadar sıcaktan etkilenmez. etrafına çıkıp.

mamur olur. Kâh deniz altındaki yerler açılıp. yeri açar ki. Bu bakımdan toprak. Bazı büyük adalar da karaya bitişerek. Onun için denizin derinliğini ölçenler. hâlen olduğu yerlere gelmiştir. günlerin geçmesiyle ada olmuştur. mürüc adlı kitabında yazmıştır ki: Deniz suları devirlerin geçmesiyle hareketli.çorak ve kuru olmuşken. hayvan ve insana benzer. o arazide geçip. denizden ona itidal gelir ve tam tersi olur. güya insanlara o yeri bahşeder. güya ki deniz. eyaletlere katılmıştır. taşların çoğu kırılsa. Zira ki. seyyal ve seyyardır. denizle örtülür. Mesudî. Kâh civan kâh elden ayaktan düşmüş pîr olur. karaya bitişik bazı yerler. su hayvanlarının parçaları ortaya çıkar. denizin hareketine uygun gelmekle. dibini balçıklı ve otlu bulmuşlardır. felekî cisimlerin kuvvetinden çıktığında ve kâh fırtına ve tufanı harekete geçiren yıldızların bakışları. Atlas denizi kenarında. İkinci olarak bazı yerler açıkken. Üçüncü olarak. Zira ki. o tarafı ölçerlerken. Kıbrıs gibi. deniz haddinden fazla azar. Azak denizi etrafında olan Pira misalî. Kâh bir ülkeyi basıp örter ve kendine mahsus eder. güneşle taşlaşmıştır. verdiği yerlere mükâfat için bazı şehirleri ve adaları alıp. İmam Fahrüddin Razi (Allah ona rahmet etsin) demiştir ki: Binlerce yıl önce şimdi mamur olan dünyanın dörtte biri deniz suyuyle dolu ve örtülüydü. âkin kapladığı yerin . Dördüncü olarak. Onun bu görüşü doğrudur ki. Bu yönden derler ki: Eskiden Sebte boğazından beri olan akdenizin yeri. Bundan sonra zamanların geçmesiyle batı okyanusu azıp. su altından çıkan yapışık çamurdur ki. denizin hareketi. şimdi bu delalet eder ki. kara iken Yunan arazisi idi. nice şehirleri basıp dibine salmıştır. aşağıda bir büyük ada varken. Sahillerini geçip gider. bir tarihte yine batı okyanusu azıp içine almıştır. o boğazı açıp. o er sonradan deniz tarafından basılmıştır. Kâh bir başka kenarından çekilip.

Filistinliler karadan Kıbrıs'a giderlerdi. Bunlara benzer binlerce belirti vardır ki. iddia etmiştir ki. o köprünün altından akıp. Necef'e erişmiştir. Rum denizinin (Akdeniz) suyu. çevresini ile basmıştır. Gemiler. o köprüyü örtüp. ind ve Hint mallarıyle buraya gelip. Sebte boğazında taşlardan yapılmış. meskûn ve mamur olur. halen denizle dolu olan yerler. buradan endülüslüler batı tarafına. uzunluğu oniki mil sağlam bir köprü vardı ki. necef'e varanlar ihtiyarın doğruluğunu bilmiştir. Hind ve Sind adlı kitabında. Bundan sonra günlerin geçmesiyle.genişliğinden ve yavaş hareketlerinden intikalleri his olunmayıp. yirmibeşbin ikiyüz güneş yılında ybir devresini tamamar. Halen o denizin safa ve sükûnu vaktinde. deniz sularının batıdan doğuya akışını delâlet eder. batıdakiler vde Endülüs'e geçerlerdi. Filistin ile Kıbrıs adası arasında bir yol vardı ki. alçak cisimlerde olan tesirlerini açıklayarak. Hîrelilerden abdülmesih adlı bir ihtiyar görüp. derler. güneşin doruğunun her devresinde bir kere . Zira ki. denizle dolup. eski yerlerinde sâkin sanılır. dalgaları şu anda ayaklarıın bastığı yerde çırpınırdı. ondan şaşırtıcı haberler sormuştur ve acaip haberlerinden biri budur ki: Ben yetiştiğimde Far denizinin (Basra körfesi) senindi şim indiğin yere ulaşıp. Yüksek cisimlerin. Mesudî demiştir ki: halen deniz ile Hîre'nin arası nice merhaledir. bu mamur yer. söylemiştir. her burçta ikibinyüz sene seyredip. Hint meliklerinin en eskisi büyük Brahman'dır. demiştir ki: Güneşin doruğu. Vakta ki güneşin doruğu kuzey burçlarından güney burçlarına geçer. o köprü görünür. hikmet bilimlerinin usul ve füruunu yazıp. ilk başlangıcı ispat etmiştir. İşin hikmetini o bilip. yerin imareti dahi kuzeyden güneye değişir. Nitekim Hazreti Halit Bin Velit (Allah ondan razı olsun) Hazreti Ebubekir (Allah ondan razı olsun) hazretlerinin halifeliği zamanında Hîre fethine varmıştır. giderdi. okyanusa dökülürdü.

o sahillerden. Lâkin okyanusun kuzey sahillerinde ve güney sahillerinde olan suları. yerin imârâtı. havaye çekilmeyip. kesif araçları yarmaktan. o sıcaklık. acı denizlerle getirdiği yükün yarısı kadar ancak gelir. ağır gemileri taşımaya gücü olmayıp. kara ve denizdekilere menfaat ve faydalarını ve kendi içinde bulunan bazı hayvanların bazı vasıflarını bildirir. güneşin doruğunun yer değiştirmesiyle farz olunup. bu rutubeti o tarafa çekip. Zira ki. acı su içinde yüzmekten kolay gelir. Şu halde bu iki deniz ile gemilerin getirdiği yük. Belki hakîm ve yaratıcı olan Allah'ın. O iki yerin tepe noktalarından güneş uzak olduğundan tesiri az ve sıcaklığı zayıf olur. itikat için değildir. Bütün bunları yazmaktan muradımız. kuzeyden daha sıcak olup. Mesudî demiştir ki: Şu halde. o iki denize dökülür. Ey ziz. O iki denizin lâtif su zerrecikleri. filozoflar demişlerdir ki: Bütün denizlerin suyu acıdır. o iki kutubun dağlarından büyük nehirler ve çok seller akıp. güney. Hak'kı tanımaya erişip. su unsuru dahi o semte gider. Çünkü doruk ve eteğin yer değiştirmesi yavaştır. şaşırtıcı sanatlarını ve garip hikmetlerini. bu kaide üzerine mebnidir. acı suyun cevherî kesif olduğundan. suları letafeti üzere kalmıştır. Bunun sebebi budur ki. ârif olanlar her şeyi kendi vücudunda bulup. imaret dahi o tarafa geçer. latif parçaları . ağır gemileri taşımak için kuvvet bulur. her dileği kendi gönlünde hâsıl olmak içindir. defaten değil. malûm olsun ki. güneşin eteğinin deniz sularını çekmesi. Zira ki. kendini tanımaya nâil olmakla. Mamurun harap olması ve başka bir âlemin vücuda gelmesi dahi. Ama tatlı suyun cevheri talif olduğu için. yeniden vücuda gelir. Tatlı su içinde yüzmek. Beşinci Madde Denizin. O halde mademki güneşin eteği güney burçlarındadır. tedricendir. güney burçlarına geçmesi halinde. batırır.dünyadakiler yok olup. içilecek kadar tatlıdır. Sürekli olarak.

Lâkin deniz hayvanlarının hepsine galip bulunmuştur.yararak hareket daha kolaydır. hem ses ve seda verip. sessiz ve sedasız bulunmuştur. münkariz olmayıp. Bu kısım. Balık cinsinden bir cins balık olur ki. O. (Balina) ki. yenilenin neslini çok yaratmıştır. su ile beslenen deniz canlılarından daha latif. ses ve seda. onun kokusundan helak olmayıp. nefessiz bulunduğu gibi. Ta ki. uzun bekleyişte kokuşup. selamet kalalar. onların içinden çeşitli taşlar. gerçi cüssede üç adam kadardır. Deniz hayvanlarının en büyüğü hût'tur. mercan ve mıknatıs ve anber ve nice faydalı sünger ve çeşitli taze etler çıkartılır. selametle gemiler sahillere gidip. büyük gemilerden daha büyük görünmüştür. devam . içinde bulunan yaratıklar. Yeryüzünde olan yaratıkların çeşidinden çok. hava unsuru lâtif olduğu için hava ile beslenen kara canlıları. Bir kısmının akciğeri olmaz. Lâkin su unsurundan. Bunun için ciğeri olmayan canlıların ne teneffüsü olur. ne sesi gelir. hikmetiyle deniz hayvanlarının. kokusu helak edici olur. daha zarif. kurbağa gibi söyler. Zira ki. Hak Taâlâ inayetiyle denizleri dahi insanı emrine vermiştir ki. Kokusu latif olup. tuzlularınkinden büyüktür. Bir kısmının ciğeri olduğundan hem teneffüs eder. durgun su tatlı olsa. En belirgini budur ki: Kendi kesafet bulup. bazısını yiyici ve bazısını yenici edip. geleler. timsah namıyle isimlendirilmiştir. daha güzel ve daha şereflidir. hava teneffüsü. akciğerde bulunan buru iledir. Onun için tuzsuz denizlerin dalgaları. denizde de yaratıklar bulunur. Zira ki. Deniz hayvanları genellikle iki kısım olmuştur. tabiatı suya göre yaratılmıştır. deniz yaratıklarıyle cenk ve savaştır. balık çeşitleri gibi ve hava teneffüsüne ihtiyacı kalmaz. Tabiatı. Zira ki. inci. cüssede insan misali ve son yarısı çataldır. Hak Taâlâ. kara hayvanları gibi. Deniz sularının acı olmasında faydalar çoktur.

çevreye ve sahillere seyir ve seferini bildirir. doğuya gündoğusu. güney ile batı arasına lodos. nisan yağmurundan beş-on damla alıp. Arap ve Fars gemicileri. malûm olsun ki. (Bâri ve yaratıcı Allah münezzehtir. otuziki rüzgârı. götürürler. ağzını açıp.) Altıncı Madde Denizin faydalarından olan gemilerin. mesela. nice bin devenin ve katırın nice bin güçlük ve meşakkatle. nice günler ve aylar içinde nice köy ve şehirlere götürdüğü. hepsini pusula ile bulup. Akdeniz ve Karadeniz'de sefer eden müslümanlardan gemi kaptanları. o damlalar inci olur. yıldızın poyrazdan yana kertesi deyip. kertelerin her birine izafetle tayin ederek. az aman içinde.etsin. deniz yüzünde gemiler. Ve bu onyedi sabit ıldızdan onyedi . doğma yönlerinin karşısını batma yeri ile isimlendirmişlerdir. batıya batı. Sonra bunların her ikisi arasına orta ve her biriyle orta arasına kerte yani dört ıstılah yapıp. yine denize dalıp. istenilen yönlere süratle seyredip. hepsini onyedi isimle. nice bin kantar ağır yükleri. nice bin uzak sahillere nakledip. aslına yetmişlerdir ve her rüzgâr ile bir semte gitmişlerdir. Kuzey rüzgârına yıldız. Ey aziz. gemilerin yürüyüşü için otuziki rüzgâr tabir ve taksim edip. batı ile kuzey arasına karayel. doğu ile güney arasına keşişleme. güneye kıble. otuziki rüzghar bilip. baharın ortalarında denizin yüzüne çıkıp. her yönün uygun rüzgârıyle. hepsini on aded ismiyle açıklamışlardır. filozoflar demişlerdir ki: Hak'kın inayetiyle denizin menfaatlerindendir ki. Hintliler ve Sindliler. kuzeyle güney arasına poyraz. demişlerdir. kolaylıkla yüklenip. Denizin dibinde sâkin sadef namında bir hayvan vardır ki. Güney okyanusunda gelenlerle sefer eden Çinliler ve Mazinliler. yakın yönüyle onbeş doğma yeri ve iki kutup.

cevza ve tair batma yerleridir ki. çoğu . Zira ki pusula ibresi. süreyya ve nesr-i tair'dir. Ta ki kutunun içine rüzgâr yol bulmaya ve ibrenin hareket ve duruşuna engel olmaya. O taksimâtın birinde kuzey noktası siyah ile işaret kılınmıştır. O nokta doğu yönünde olduğundan. Bundan sonra: Cevzâ. O kuzey kutbu yakınında bulunan yıldızdır ki. iklil. akrep. Pusula. simak-ı râmih. Kuzey noktasından başlayıp. güey noktasından tertip ile itibar etmişlerdir. onda otuziki rüzgâr yazılıp. astronomlar ona: Cedî derler. iklil. bir yuvarlak mukavvadır ki. Denizciler. onları ıstılah edip. süheyl. O tarafın rüzgârı. Bundan sonra ferkadan. haritanın kuzey noktasına uygun konulsa. fariseyn. nesr-i vâki. bir kutu içine konulmuştur. ibresi kuzey noktasından onbir derece batıda durduğundan. ayyuk-u azam. onbeşinin doğa ve batma yerlerine ve iki karşılıklı kutba gitmişlerdir. doğu yönünden. İlk olarak kutup noktasıdır ki. Kuzey ibresinin tepesi mıknatıs ile mıknatıslanmıştır. silbar ve kutb-u cenubî doğma yerleri ki. aslî batma yerleridir ki bunlarla otuziki yönden esen rüzgârları pusula ile bulup. Bu semtin rüzgârı dahi asıldır. tir. kalbi akrep. kutu ile haritanın kuzey noktası ibreden onbir derece doğuda bulunsa. fariseyn. asıl itibar olunmuştur. ona kutb-u süheyl dahi derler. kutunun ağzı cam kapatılmıştır. Kutunun merkezinde bulunan milin tepesine ibrenin ortası konulup.yıldız ismidir ki. ona: alî doğma yeri dahi derler. tir-i yemânî. her biriyle karşı yönüne seyr ve sefer etmişlerdir. yine anılan yıldızların batma yerleri ile isimlendirilir. kuzey noktasından batı tarafa onbir derece farklı durur. batıdır. na'ş. Şu halde kutunun kuzey noktası. O kutuya ibre evi denilmiştir. sühely. Batı yarım. nâka. bununla gemicilere bütün yönler belirli ve bütün rüzgârlar anlaşılmış olup. Kutb-u sühelyden sonra: Silbar. ne taraftan gelip ne tarafa gidecekleri ortaya çıkmış ve açıklığa kavuşmuş olur.

malûm olsun ki. yelkenden kanat açmış ördek san. gümüş aynasına bakasın. olasın deniz yüzünde olan. okyanusların büyüklüğünü ve kara ve deniz küresinin gemi ile seyr ve dolaşımını bildirir. Ey aziz. Hayli sahiller seyredesin. dörtyüz kulaçtır.) NAZM Keşti-yi sâyiri san vakt-i şitab Bâd-ı bandan kanat açmış mürgab Havf dursun. rüzgâr parçasıyla hareketli olasın. ayağa minnet etmeden gezesin âlemi. Batı okyanusunun derinliği. nedir ol zevk-ü safa K'olasın tair-i ruy-u derya ittikâ eyleyesin bâlina Bakasın âyine-i sîmîne Olasın pâre-i bâd ile vezan Edesin hayli sevahil seyran Olup âsude-i berduş-u heva Gezesin âlemi bî minnet pâ (Seyreden gemiyi sür'atlendiği vakit. Almanya ve Portekiz taraflarında okyanusun derinliği. Korku dursun. o sevk ve safa nedir ki. denizden doğup yine denizde batar.gece ve gündüzlerde dağların tepesini bile göremezler. defalarca teftiş ve tecrübe olunmuştur. onlara nispetle güneş ve yıldızlar. Koluna dayanasın. âsude ve berduş olup. (Denizleri emrimize veren Allah münezzehtir. Bu durumda. denizlerin derinliğini ve yüz ölçümünü defalarca inceleyip. filozoflar. Dört denizin derinliği yukarıda bildirilmiştir. ittifak üzere demişlerdir ki: Su tabakasının kalınlığı bulunan denizlerin derinliği.) Yedinci Madde Su tabakasının kalınlığı bulunan denizlerin derinliğini. .

Zira ki. On günde bin mil ve bir ayda üçbin mil miktarı deniz mesafesi katolunur. dörtyüz kulaçtan fazladır. bazı yerlerinde üçyüz kulaç ve bazı yerlerinde dörtyüz kulaçtır. Okyanusların yüzölçümü. geometrik delillerle yerkürenin kuşağı yirmidörtbin mil mesafe kıyas olunur ki. bir ada bulmuştur. altmış zira ancaktır. bir gün bir gecede yüz mil kadar gemi yürüyüşü bulunmuştur. yumurta misali tek bir küre hükmünde farzolunup. bu minval üzere sekiz ayda. oldukça derin olan yerleri sekizbin kulaçtan az ölçülüp kesinlikle bilinmiştir. bundan sonra batı ve güney arasına otuzüç gün gidip. Lâkin kuzey taraflarıda okyanusun derinliği. adalar denilmiştir. bazı erleri beşyüz kulaçtan fazla. Güney okyanusunun derinliği. Hint ve Çin ve Tataristan taraflarında.beşbin kulaç kadardır. Acem. uygun bir rüzgâr ile otuzsekiz gün seyredip. Oldukça derin olan yerlerini. Amerika etrafında okyanusun derinliği. Güney taraflarında yedibin kulaçtan fazla ölçülmüştür. orta bir rüzgâr ile doğudan batıya. Batı okyanusunun sahilinde Sivilya limanından çıkıp. bazı yerleri altıyüz kulaçtan çok bulunmuştur. yüz zira'dan eksik bulmuşlardır. güneşin batışını gözetip. sekizbin fersah mesafe bulunur. Kuzey okyanusunun derinliği. iki gemi ile Sebte boğazına gelmiştir. Onlara. Sudan. Habeş ve Umman taraflarında. yerküreyi tamamen dolaşmak mümkün bilinir. deniz ile kara.çoklarınca. altıbin kulaça yakındır. Nitekim okyanusun içinde olan yüksek dağların tepeleri görünmüştür. kuzey taraflarında dört . Buna: Bir mecrî denilir. tamam dörtbin bil okyanusun sahilinden uzaklaşıp. Nitekim hicrî tarihin dokuzyüz yirmiyedi senesinde Macellan namında bir kaptan. yüzon kimse alıp. ikibuçuk fersah mesafesindedir. yeni dünyanın (Amerika) güneyi yakınında Avret burnu adlı adada nice gün . Okyanusun yerin altında olan ortalarında. Nihayet denizlerin derinliğindeki en yüksek dağlar.

kalmıştır. Hint'in güneyine gelip. sonunda yine karaya çıkıp. yerküreyi dolanarak. oradan tamam altmış gün batı ve kuzey arasına gitmiştir. Acem. Bu sürenin kalan günlerini. Böylece dokuzyüzotuz senesinde yine sivilya yakınında Senlüka limanına gelip. diye. sekiz aylık deniz mesafesini. yanına almıştır. Sonra. doğru batı tarafına ve bir itibarla doğu tarafına gitmiştir. onaltıbuçuk ayda ancak seyredip. yerkürenin altı olan batıdan doğuya geçip. Onun için yeryüzünde bu nâmla meşhur bulunmuştur. Seferinin süresi. ispanya kralı ondan hoşlanıp. nice günler orada dinlenmiştir. birçok adalara uğrayıp. Çünkü yeraltından seyr ve sefer edenlerin ilki. tarzın alıp. Bir ay kadar orada dinlenmiştir. bir yüksek tersane yaptırıp. o ülkede olanlar. Onun için o kaptan. âlemde kam almıştır. onu kırmızı çuha ile örttürmüştür. her birinde nice renkli taşlar. Sebte boğazı karşısına geldiğinde. Hint adalarına yetmiştir. düz bir hat üzere seyr etmeyip. kah güneye ve kâh kuzeye salmıştır. yetmiş kimse ile selamete yetmiştir. şehirlerde ve adalarda alış-verişle geçirip. zencefil. o gemiyi ziyarete . O gemiyi. oradan yine batı ve güneye doğru otuz gün dahi gidip. çeşitli parçalar ve kokular ve hudutsuz karanfil. kendi yerinde karar etmiştir. Çünkü Macellan kaptanın gemisi. Sonra yeni dünyanın güneyini tamamen kırk gün içinde geçip. Bu müddet içinde ellibin mil deniz kat etmiştir. Oradan Hint deniziyle. Orada boş bir ada görüp. önceki gibi günbatımını gözetip. üç seneden ondört gün eksik olmuştur. Yerin altından gidişi sırasında. Kamer dağları ve Sudan güneyinden gidip.dinlenip. mal yüklü gemisi batmıştır. yeni dünyanın güney tarafına yetmiştir. Arap ve Habeş ülkeleri güneyinden yine okyanusla geçip. Yerküreyi seyr ile tamamen dolaşıp Adem'den beri olmamış bir iş etmiştir. Kendi gemisi. batı ülkeleri ve Sebte şehirlerinin batısı semtinden geçmiştir. oraya çıkıp nice gün dinlenmiştir. Hindistan'a can atmıştır. bu kaptan olmuştur. Bize nispetle. sefer esnasında.

feleğin dönüşü.O kürenin merkezi. Felekler ve unsurlar. o şişe sürat ve kuvvetli döndürülse. Ey aziz. diğer unsurlara muhaliftir. Yüzeyi. âlemin merkezi ve bütün ümmetlerin ayağının altıdır. Nitekim bir şişe içine bir taş konulup. o. vâdi ve dağlarını. . üzerinde bulunan su küresi ve hava küresinin alt yüzeylerine temas etmiştir.gitmiştir. o taş. tabiî yeri unsurların altı olup. feleğin ortasında sâkin olur. parçalarındaki çekiciliği bildirir. o süratli hareketiyle bu unsuru her yönden ortaya itip. 24-BÖLÜM:024: ALTINCI BÖLÜM Toprak unsurunun mahiyetini. faydalarını. keyfiyet ve tabiatı soğuk ve kuru olduğundan. Aşağıdaki daireler bu durumları açıklamaktadır. kendi parçalarını çekme ve kurumayla yerinde sükun ve karar etmiştir. bir tek yüzeyle çevrili küre bir cisimdir. yerkürenin etrafında hareket edici olup. vâdiler ve dağlarla girintili-çıkıntılı olup. Bunun gibi yer. keyfiyetini. kaynakların fışkırmasını ve yerin sarsılmasını dört madde ile hâkimâne açıklar. filozoflar ve astronomlar ittifakla demişlerdir ki: Dört unsurdan dördüncüsü ve esası toprak unsurudur ki. yerkürenin iki tabakaya bölünmesini ve yeni dünyanı ortaya çıkmasıyle çizilişini. Birinci Madde Toprak unsurunun mahiyetini. sükûn ve kararını. keyfiyet ve durumlarını. sükûn ve kararını. özelliklerini. şişenin ortasında hareket etmeyip sâkin olur. malum olsun ki. Bu toprak unsuru. Mutlak ağır ulunduğundan. bir basit cevher. vadilerini ve dağlarını. durumlarını ve görünüşünü. Denizlerin durumları bununla nihayete yetmiştir. parçalarını korumasını. sâkin tutmuştur.

ötekiler gibi. Şu halde bu dağlar. ancak yerin dönmesiyle dönücü ve hareketli sanılmıştır. başkalaşır. Gerçi bazıları demişlerdir ki. yerin tamamı düz yüzey zanneder.Bir karar üzere karar etmiştir. sürekli sâkin ve sâbit olup. zayıf ve çoğunluğa aykırı bulunmuştur. Bu toprak unsurunun soğukluk ve kuruluğunun birlikte bulunmasına sebeb. hem kendi etrafında daima hareket edicidir. Bu konunun bir miktarca açıklanması. yerküre. Çünkü bu kitapta Alemin durumlarını açıklamaktan muradımız. kendi yerindeyken bile.o elmanın yuvarlaklığına onlar zarar vermediği gibi. sırtı canlılara yer ve sığınak. karnı maden ve bitkilere başlangıç ve kaynak bulunmuştur. düz görünür. diğer unsurlara dönüşüp. tanelerin yarıları dışarıda bulunsa. Şu halde âlem. Toprak unsuru da. Zira ki. . Bütün yeryüzünde ikibuçuk fersahtan ziyade yüksek dağ olmadığı yakinen bilinmiştir. Felekler ve yıldızlarsa. ne yapıda olursa olsun ve ne yöne hareke kılarsa kılsın. hem güneş etrafında. denizin sahili hareket ediyor görünür. cihan değildir. Şeklinin küre olduğu nice delillerle ispatlanmıştır. gözünün gördüğünü geçmeyip. Lakin yerküre fazla büyük olduğundan. bir arpa eninin bir ziraa oranı gibidir. Lakin bu görüş. Onun için felsefeden habersiz olanların aklı. oluşu ve bozuşumla çeşitli suretler bulmaya kabiliyetlidir. Çünkü dağların en fazla yüksekliğinin yerin çapına oranı. Nitekim yürüyen bir gemiye binmiş olan kimseye. hepsi o göklerin ve yerin yaratıcısının kudretinin kemâline ve azametine delalet eder. Bizlere de lazım olan ancak bu ibret bakışıyle kemâl kazanmaktır. olduğu yeri düz gördüğünden. Halbuki gerçeğe uygun değildir. yeni astronomi nâmıyle beyan olunacaktır. dokuzuncu bölümde. ancak cihanın yaratıcısını tanımaktır. katılık ve yapışma olduğundan. dağlar dahi yerin küreliğine zarar verme ve veremez. Mesela bir yuvarlak elma üzerinde pirinç tanelerini saplansa. yerin küre olmasına mâni değildir.

onun ufku dairesinin merkezi. Bütün yönlerden ağır cisimler ona meyledip. vücuda gelmiştir. Önceki tabakası çamur tabakasıdır ki. âlemin merkezi ve gerçek dip odur. göğün dahi bir derecesi meydanda olup. onun tepesi sürekli gök tarafına gelip. gizlenmiş olur. her o kadar hareket için. kendi ayağı altında bulunur. ne miktar hareket etse. feleklerin kuşağı ve yıldızların yükseklik alçaklığı bilinmiştir. ayağı merkeze doğru olur. bütün madenler. Şu halde insan. varıp onu bulur.Yerkürenin ortasında bir hayalî nokta vardır ki. İkinci Madde Toprak unsurunun iki tabaka bulunduğunu ve bazı filozofların görüşlerine. karşısında ve paralelinde bulunan göğün bir derecesine uygun ve eşit sayılmıştır. Ey aziz malum olsun ki. Lakin bu kıyas ile bütün dereceler. onun üst nahiyesinde oluşup. Zira ki. Her yönden yerin göğe uzaklığı eşit olduğu halde. buharlar. Bu tabakanın kalınlık ve derinliğini. göğün o miktarı o taraftan meydana çıkar. hayvanlar. Hindistan filozofları. Gerçi yer dairesinin kavsinden. ona. bal mumları yakıp. kaynaklar. Öteki tarafından o iktar gök. Şu halde yerin bir derecesi. . gök dairesinin kavsi uzun bulunmuştur. yeryüzünün her ne yerinde dikilirse. bu toprak unsuru unsurların ortasında yerleşmiştir. yer. Ona göğün yarısı görünür. Zira ki. ağır cisimler biribirini itme sebebiyle veya merkezin çekmesi yoluyle. onlarla karıştığından nice muhtelif renklerle renklenmiştir. yaklaşık yerin bir derecesidir. engeller olmasa. göğün dahi bir derecesi öyledir. bazı âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere bu durumun bir yönden uyduğunu bildirir. karşısında bir derecesi görünmez. zelzeleler. bitkiler. filozoflar ve kelamcılar demişlerdir ki: Bu toprak unsuru. şu halde yirmiiki fersah mesafe ki. Yerin hangi tarafına. kendi kuşağının üçyüzaltmış cüzünden bir cüzü olduğu gibi. bu topak unsuru renksizken. bir küre iken iki tabakaya bölünmüştür.

sekizbin fersah mesafe olduğundan. inceleyip. bu tabaka. onun altında duman tabakası. denemişlerdir. çamur tabakasının sonunu bulmuşlardır Ve halis renksiz ve kuru toprağa ulaşmışlardır. kuyunun içine indikçe küçük görünüp. beş fersah mesafeden. O kadar yerin dibini kazdıkta. derler. Şeddad kuyusu. Zeydanî sahrasındadır ki. zira ki. Halen o kuyuların dördü. Toprak unsurunun ikinci tabakası. O. Şu halde bu kıyasla. deve büyüklüğünde yanan ateş. O semtin halkı. renklenmiş değildir. yedinci tabakadır. ateş ile şulelendirip. Bu yedi tabaka biribirini kuşatmıştır ve "Allah yedi göğü ve bir o kadar da yeri yarattı." (65/12) âyetine uygun gelmiştir. onun içinde de hâlis tabakadır ki. çamur tabakasının mesafesi bilinir. Yağlı hırkalardan deve kadar büyük demetler bağlayıp. tamamen soğuk ve kurudur ve renksizdir ki. Sabittir ki. kabın rengidir Bu halis tabakanın derinliği merkeze varıncaya dek binikiyüz altmışyedi fersah mesafe hesap olunmuştur.o kuyuya atarlar. Ziraki aslî unsurların rengi olmaz. ta yıldız kadar olur. yerkürenin kuşağı. onun içinde su tabakası ve onun altında çamur tabakası. halis topraktır ki. ateş tabakasına nispetle altıncı tabaka sayılır. ona Haviye kuyusu derler. Şu halde yerin yarıçapından beş fersah çamur tabakasının kalınlığı çıkarıldıkta. Şam'da. Şu halde ay feleğinin altında ateş tabakası. binikiyüz yetmişiki fersah mesafe bulunmuştur. takriben beş fersah mesafedir. çevreden merkeze varıncaya dek yarıçapı. onun içinde soğu tabaka. onu temaşa etmek için giderler. Altın Çeşme semtinde. bir yıldız miktarı görünür.çeşitli fenlerle değişik yerlerde derin kuyular kazmak. Nitekim suyun rengi. onun içinde buhar tabakası. kalan halis tabakanın kalınlığı olur. . merkezi kuşatan aslî unsurdur. O zaman o şuleyi seyredip görürler ki. Hindistan'ın sonu olan Kenkeder sahrasındadır. geceleyin bir dağda. Nice sahralarda yedibin kulaçtan fazla ve deniz yakınında onbeşbinbeşyüz kulaç ki.

yetmiş. yediyüz." (2/189) buyurulmuştur. boğa burcu ve balık burcu ile tevcih olup ona uygun olmuştur. din işlerinden olmayan suallere: "İnsanlara akılları seviyesinde söyleyin. beşyüz.İbn-i Abbas (Allah ondan razı olsun) hazretlerinden naklolunan boğa ve balık kıssası gerçeklik kazandığı takdirde. eski Tataristan'ın kuzeyinde bir yerdedir. kendilerine ayın değişik şekillerinden sorulduğunda: "Sana yeni doğan aylardan soruyorlar. Lakin murat. Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: "Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz.. Yerkürenin iki kutbu doksanıncı enlemlerdir ki. sayıları hep çokluk makamında kullanılmıştır. yetmişbin. Nitekim hurma ağacının dikilmesi ve aşılanması konusunda. Zira ki elli. o müafıklar için ister mağrifet dile. yedinci iklimin doğu semtinde. ellibin. sayı değildir. felsefî görüşlere halk meşgul olup. Yoksa sürekli karanlık olan yer. İslam dininin kaidelerini zabt ve rivayetten kalmasınlar diye. Zira ki Ashab-ı Kiram'ın bu tür işlerden akla uygun yorumları galiba İslâm'ın başlangıcında din işleri henüz yerleşmeden. De ki: Onlary insanların muameleleri ve hac için vakit ölçüleridir. eşyanın hakikatlerinin açıklanması onları vazifesi olmadığından. bin. ister dileme. kuzey kutbunda olan altı ay geceden ibarettir. bilim adamları katında sabit değildir. yüzbin.. Ta ki halk. Elbette peygamberlerin ve ashab-ı kiramın görevi. Ye'cüc ve Me'cüc seddi." hadisince hakimâne cevaplar vermişlerdir. Nitekim: "Ey resulüm. altı ay gece ve altı ay gündüzdür. Sümmüvâ'ta bu anlamları içine alan hadis-i şerif dahi rivayet olunmuştur. halka din işlerini öğretmek olup. yukarıda açıklandığı üzere." buyurmuştur. onlardan soracaklarının ne olduğunu bilsin ve din işlerinden olmayan durumları onlardan sual etmesin. Onlar için . Şu halde Hızır ve İskender karanlığı. yerin mesafesi beşyüz yıllık yol ve yerle göğün arası beşyüz yılık yol yazılıp. Bazı eski kitaplarda. ancak mesafenin çokluğunu belirtmektir.

o.. iki kuzey kısmından birisi mamurdur ki." (8/80) âyet-i kerimesinde sayı tayini murat olunmayıp. otuzüç gün seyretmiştir. ki hicrî tarihin dokuzyüzüçüncü senesiydi. Eskilerin bilmediği yerler bulunup. diye Kolomb'a hücum ettiklerinde. mamur yerleri dörtte bire hasretmeye mecal kalmamıştır. Şu halde bunun gibi tevillerle. kalan dörtte üçünü bütün durumlarını keşf ve ispat etmişlerdir. batı tarafına doğru salmıştır. Ey aziz. Allah onları asla bağışlayacak değil. astronomi âlimlerinden Nasîr Tusî ve ondan önce gelen filozofla demişlerdir ki: Güneşitleyici daire ile ufuk dairesinin kesişmesinden yerkürede hâsıl olan dört kısmın. cebir ilminde mahir bir mühendis korsan ki. böylece dünyanın dörtte biri meskun olmuş olur. Üçüncü Madde Yeni dünyayı (Amerika) bildirir. çokluktan kinaye bulunmuştur. Zira ki. Lakin sonraki bilginler. Nice defa yanındakiler pişmanlıkla geri dönmeyi kastetmiştir. ilim adamlarının birçok görüşleri dine uydurulmuştur. miladî tarihin bindörtyüz doksaniki senesinde.yetiş kere mağrifet istesen de.. Yani kırküç derece enleminde giderdi. okyanusu gemiyle dolaşarak. namına Kolon (Kristof Kolomb) derlerdi. Zira ki iki tarafından sıcaklık ve soğukluk altına düşmekten çekinirdi. okyanusun durumlarını incelemek için iç denizin dış denize döküldüğü Sebte boğazı dışında. Gemilerde bulunanlar ona. Sürekli güneşin batışını gözetip. Endülüs memleketinden. nice kere itap edip: bizi bela girdabına uğrattın ve hepimizi bu engin deniz içinde kaybettin. İspanya limanından üç gemide yüzyirmi adam ile yelkenler açıp. O. Devamlı yengeç dönencesinden yirmi derece kuzeyi almıştır. onlara cevap . Geri kalan dörtte üçünün durumu meçhuldür: Ya mamur ve meskun veya okyanusla doludur. malum olsun ki. O müddet içinde okyanusun sahilinde tamam üçbin sekizyüz mil mesafe kat etmiştir.

Sonra dördüncü senede Kolomb. ekmek ve çeşitli kuşlarla ve hayvanlarla gelmişler. ancak beş ayda gelmişlerdir. diye kâh müjde kah korkutma ile onları yatıştırırdı. oraya batı Hint deyip. gözetmişler.etmiştir ki: Sizin kurtuluşunuz. yine doğuya doğru selametle gelip. varıp kavmini gemiler yanına gönderip. İspanya hâkimine yeni dünya hediyelerini hediye etmişler. Bundan sonra ikinci ve üçüncü senelerde varıp geldikçe yeni dünyalıların lisanlarını ve âdetlerini tamam bilmişlerdir. akan nehirleri ve yüksek ağaçları vardı. Siz beni öldürürseniz. gitmişlerdi. ansızın hoş bir ada görünmüştür ki. Yolunu beşbin ikiyüz il deniz yolu bulmuşlardır. sonra insan olduklarını bilmişler ve korkup kaçmağa kalkmışlardı. gümüş. bunların seyrine gelip. helak olup gidersiniz. Kolomb'u gemiden . meyveler. bulduğu yeni dünyaya ulaştığında. Lakin okyanusun doğuya doğru hareketinden dolayı elli günde gidip. bir kadın tutmuşlardı. Önce gemileri balık sanıp. onlara yetişip. orada kırk adam koyup. onlar dahi altın. Nice günle ve aylar burada alış . gemi ve sandal bilmezler imiş. Kurtuluştan ümidi kesip. Kolomb'a teslim olmuşlardı. Altı gün yine günbatımına doğru gidip.veriş edip. O zaman bir sahile yetmişlerdi. Nice günler o sahilin etrafında kuzey ve güney taraflarına seyretmişlerdi. onların hepsi firar etmişlerdi. lisanını bilmediklerinden. Zira ki onlar. kavmini getirmeyi işaretle anlatmışlardı. Buradan geçip sekizyüz mil dahi karayel üzere gitmişlerdi. Bunlar gemilerden çıkıp. Onun ada olduğunu bilmişlerdi. O zaman canları bir miktar rahat bulup. oranın Kâşk adlı hâkimi. Ona çok hediyeler verip. Bunlar sahile yaklaştığında. ancak denizi bilir ve astronomi âletleri kullanabilir adamla olur. O zaman o kadın. temaşaya gelmişler. toplanıp sahile yetmişlerdi. İspanyol adını vermişlerdi. iskele yanına yetmişlerdi. Orada bir kavim bulmuşlardı ki. Hepsinden büyük olan adaya. altı boş ada bulmuşlardı. hepiniz denizde kalıp. şaşırmış kalmışken.

ona boyun eğip. garip tavırları ve acayip halleri. Oranın rengârenk kuşları ve vahşi hayvanları sayısızdır. hıristiyan olmuşlardır. adamlarıyle yeni dünyada kalıp. yeni dünya adını almıştır. ahalinin çoğu dönüp. dünyanın meskün olan diğer dörtte bire kadardır ki. O zaman bu sözden onlar vehme düşüp. Kuzey yarısı ahalisini beyaz ve esmer. olup. Habeşî ve siyahî. Meğer ertesi günü. yirmi senede birçok yerini zabt edip almıştır. Yaratıcının sanatının eserlerini ve kudretini tasdik etmektedir. Hepsi puta tapıcı iken. boylarını ondört karıştan fazla uzun bulmuştur. Yeni dünyanın birçok nehirleri. Alameti odur ki. Dördüncü Bölüm Kaynakların fışkırmasını ve yer sarsıntısını hakîmâne bildirir. Sulh edip. bize cefa eylediniz. oradakiler korkuya düşüp. Kolomb. meyveli ağaçları. menettiğinde. yerin içinde oluşan buhar. malûm olsun ki. orada soğuyarak suya dönüşür. yüksek dağları ve derin vâdileri vardır. Burası o kadar geniştir ve o kadar çeşitli dağları. orada hapsoldukta. Kolomb'un ona karşı koymaya kudreti olmadığından. bir tarafa yönelip. Kolomb'un haber verdiği saatte güneş tutulduğu için. Burasının büyüklüğü. Kolomb'a uyup." (6/59) buyurmuştur. Kolomb bunu bilmiştir.çıkmaya komayıp. demiştir ki: Siz. Kelam-ı Kadiminde: "Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. itaat kılmışlardır. sabahı beklemişlerdir. . güney yarısında oturanlarını. Ey aziz. tafsilini ancak Allah bilir. yarın güneşin ışığını alsa gerektir. Onun için rabbiniz size gazap etmiştir. filozoflar demişlerdir ki: Kaynakların kaynamasının ve yerin sarsılmasının sebebleri budur ki. bize nispetle orada güneş tutulması. Kolomb'a hediyelerle gelmişlerdir. hile yoluna sapıp. Önceki kitaplarda sözü yedilmemiş ve hazreti Adem'den beri gidilmemiş olan bu yeni kıta. ovaları vardır ki.

Zira ki yağmur ve kar suları. dağların altında mağaralar ve taşlar içinde ve yeraltında toplanıp. Zira ki kış mevsiminde havanın soğukluğu galip olduğundan. kıyamete kadar sürer. mağara ve taşlardan akan suların yerine dolduruncaya kadar. madenler çevresinde kaynayan ılıca suların tatları ve . güneşin sıcaklığı yerin altına firar eder ki. kükürtlü araziler ve madenler. Bu dolapların dönüşü süreklidir ki. kuyu suları budur. o su tuzlu olur. vâdilerde seller olup. yeryüzünde olan yaratıklar için dağlara yağmur ve kar verip. onların azalmasıyle bunlar dahi eksilmiştir. ince yerlerden kolaylıkla çıktığında. nehirler ve kaynaklar çıkarmakta dolap misali etmiştir. o su. Onun için yerin içi kış günlerinde sıcak olup. yerlerine sığmayıp.Eğer az ise buhar parçalarıyle karışıp kalır. Fazlası. Şu halde o yüce Yaratıcı. yerkabuğunun ince yerlerini yararak. çokluğuna ve azlığına göre çekip. Şu halde yeryüzünde akıp. iki zıt bir yerde toplanmaz. Bu sebebtendir ki. Yeraltında buharlardan oluşan veya yağmurdan biriken sular. sıcaklığı. yerin içine sığmayıp. kar ve yağmurun çokluğu ile kaynaklar ve pınarlar çoğalıp. Eğer fazla ise. insan ve hayvanların hayat maddesi olan tatlı sular için Hak Taâlâ yerin dağlarını hazineler kılmıştır. Eğer çorak yerlerden gelirse. Zira ki. Bundan sonra dar yarıklardan azar azar sızdırıp. soğuk ve tatlı olur. eğer taşların veya temiz toprağın yakınında ise. sularından. Pınar ve kaynakların bir sebebi dahi budur ki: Karlanan ve yağmurlardan dağların içine sızarak akan sulardır. daima korumuşlardır. o taşların altlarında olan küçük gözelerden yavaş yavaş sızan nehir ve kaynak suları. ondan kullarına yetecek kadar pınarlar ve nehirler akıtmıştır. insanlara ve hayvanlara yetmiştir. Ta ki gelecek kışta yağmur ve karı dağların mağaralarına sızdırıp. kaynayan kaynaklar budur. feryat ile denizlere gitmiştir. dağlar tarafından saklanmıştır. Eğer kükürtlü arazilerden ve madenlerden çıkarsa o su sıcak olur. çıkar ki.

İsfahan ile Şiraz arasında bir su çıkar ki. dörtte bir meskun kısmın yedi iklime bölündüğü ve yedi iklimin sınırlarını. şab veya tuz olur. atmosferdekilerin ahkâmı gibidir. Kâh olur ki bunlar oldukça kuvvetli olup. Yerin içinde oluşan dumanların ve rüzgârları ahkâmı. yeri şiddetle yardıkta. Eğer bu suya.) 25-BÖLÜM:025: YEDİNCİ BÖLÜM Yerkürenin üzerinde belirlenen ve varsayılan kutup dairelerini ve kutupları. o çekirgeleri öldürdüğünü tevatür ile naklederler. Eğer ateş. her iklimde nice memleketler. ondan büyük gürültü hâsıl olur. bir kimse varıp o sudan bir şişe alıp. muhakkak sebeblerin yaratıcısıdır. nehirler ve ne şekil insanların ve hayvanların bulunduğunu. mahsullerini yese. havanın soğukluğu isabet ederse. onu tamam bitirinceye dek aylarca hatta yıllarca yanar. o suya sayısız sığırcık tâbi olup. donup civa olur. neft. yerin altında toplanıp dışarı çıkmak isteyen o buhar. o yer hareket eder ki. bir madende ortaya çıkarsa. demişlerdir. yedi iklimin her birinde en . dağlar. arkasına bakmadan ve şişeyi yere komadan o araziye getirse. yer kabuğunu yarıp çıkması mümkün olmasa veya yerkabuğu kesif ve salp olup buharın çıkmasına mâni olsa. Çünkü o. Allah'ın şaşılacak sanatlarındandır. yerin sarsıntısı odur. yedi iklimin ötesinin durumlarının doksanıncı enleme dek keşfedildiğini ve incelendiğini. Kâh olur ki dumanın tabiatı gereği ateş almasına neden olan şiddetli hareketlerle yerden ateş çıkar.kokuları ve hararetleri ve özelliklerini almışlardır. hapsolan buhar. yeri öyle hızlı yarar ki. öyle bir mertebe kalın olsa ki. yeryüzünün beş kısma bölünmesini gerektirir sebepleri. Kaçan bir yere çekirge istila edip. Zift. Yerin içinde oluşup. Sığırcık suyu nâmıyle meşhurdur. (En doğrusunu Allah bilir.

büyük feleğin kuşağı olan güneşitleyici dairenin yüzeyinde bulunup. Ekvatorun. birbiriyle kesişirler. malum olsun ki. yerküre üzerinde bir büyük dairedir ki. yerin iki kutbundan uzaklığı eşit olup. kendi batısal hareketiyle üzerine geldikte. birçok yerlerde gece ve gündüz eşit olur. Üçüncüsü ufuk dairesidir. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. Küçük dairelerin ikisi dönence daireleridir. biri koç burcunun başlangıcıdır ve biri terazi burcunun başlangıcıdır. Dördüncüsü gün yarısı dairesidir. yerküreyi güney ve kuzey iki eşit kısma . beldelerin mizaçlarının ve sâkinlerinin farklı bulunduğunu altı madde ile hakîmâne açıklar. Büyü dairelerin evvelkisi ekvator dairesidir. güneşin iki eşitlik noktasına (21 mart. varsaymışlardır. Birinci Madde Yerkürenin üzerinde belirlenen ve varsayılan daireleri ve kutupları bildirir. 23 eylül) geldiği zamandır ki. Ta ki onlarla yerdeki işleri dahi zabtetmiş olurlar. âlem küresi üzerinde ispat ettikleri dairelerden ve kutuplardan sekiz daire ve kutup yerküre üzerinde de belirleyip. kuzey kutbudur. yerküre üzerinde çizilmeyip. Ey aziz. ayrı ve yer değiştirici konulmuştur. Üçü eğiktir ki. Ekvator dairesi. O iki vakit. İki kutbun birisi. Burada güneş feleğinin hareketi eşit ve düz olduğundan buna: Hatt-ı üstüva (ekvator) derler. Bunun karşısı. sekiz dairenin dördü büyük. küre üzerinde çizilmiştir ve sabittir. İkinci burçlar dairesidir. astronomlar feleklerdeki işleri zabt için. senede iki defa güneş. Bu sekiz dairenin beşi paraleldir ki. Diğerleri. ikisi burçlar kutbu daireleridir. Bunların ikisi yani ufuk dairesiyle günyarısı dairesi. her ikisi arasında bulunan uzaklı eşittir.uzun günü bulmayı ve en uzun günden şehirlerin semtlerinin çıkarıldığını. güney kutbudur. dördü küçüktür.

yerkürenin altı ve üstü bununla bilinmiştir. yerin kutbudur. yukarıda açıklanan birer isimle burc denilmiştir. birer tarafa meyletmiştir. Her burc otuz dereceye ve er derece altmış dakikaya bölünmüştür. ufuk itibar olunmuştur. Ufuk dairesi. âlemin görünür kısmını görünmez kısmından ayırıp ve sınırlayıp. yerkürenin durumları onunla bilinmiştir. yirmiikibin beşyüz adımdan fazla değildir. iki dönence (oğlak ve yengeç) noktalarına dek açılıp. yani bütün eğilimli ufuklar. Bu ufuk dairesi nice kısım bulunmuştur. Altı burcu ekvatorun kuzeyinde. ekvatora mahsustur. Bu dairenin kutupları dahi.bölmüştür. kutupları bitişik sayılmıştır. Biri düz ufuktur ki. yerküreyi ikiye böler. Bu dairede. Feleklerin dönüşü burada değirmen bilinmiştir. çeşitli yerlerde oturanların görüşüne göre değişir. Biri hakiki ufuktur ki. Güneşitleyici ile kesişip. Yirmiüçbuçuk derece kadar güney ve kuzeye gitmiştir. düz uygun gayrisi bilinmiştir. Doğuş ve batış. Doksanıncı enlemdeki o yer. Hissî ufkun çapının mesafesi. biri ayak noktasıdır. . Biri eğimli ufuktur ki. güneşin doğuş ve batışı düz bir biçimde döner bulunmuştur. yerküre üzerinde çizilmiştir. onların çoğunda düz olmayıp. eğik bulunmuştur. büyüktür. küçüktür. burçlar dairesi ile iki yerde kesişmiştir ki. Zira ki ufuk dairesinin iki kutbunun biri tepe noktası. yeryüzünde. Biri hissî ufuktur ki. Şu halde bu daire üçyüzaltış derece bulunup. Onun için bana düz ufuk denilmiştir. Bu eğime genel eğim derler. altı burcu güneyinde bulunmuştur. Şu halde doksanıncı enlemde ufuk ile güneşitleyici biri birine çakışık olup. Şu halde feleğin ve yerin her yönünde olan her cüzünde. Her birine. büyüktür. Ekvator. âlemin iki kutbundan bir tarafa eğilimli bulunmuştur. Burçlar dairesi. Bu daire oniki kısma ybölünmüştür. yer değiştiren bir büyük dairedir ki. âlemin kutbundan yirmiüçbuçuk derece kadar birer tarafa düşmüştür. denilmiştir. eşitlik noktaları (ekinoks) makamındadır.

Çok sıcak olduğundan dolayı. güneşitleyici daire ile ve ekvator ile kesişir bulunmuştur. Şimdi bu beş kısmın biri dönenceler arasında olduğundan. Biri kış dönüm noktasıdır ki oğlak dönencesidir. (Ekvatorun her derecesinden bir günyarısı dairesi (meridyen) geçtiği farz olunmuştur. Zira ki bunlar. Bunun için eskiler meskûn değil sanmışlardır. soğuk bölge denilmiştir. buna: Yakıcı bölge adı verilmiştir. güney . meskun değil sanmışlardır. âlemin iki kutbundan ve belirlenmiş olan başucu noktasından geçip. yer değiştiren bir büyük dairedir ki. Onların ikisi burçlar kutbu dönenceleri ve biri yaz dönüm noktasıdır ki yengeç dönencesidir. bir kısmı doğu. Felekleri ve yeri ikiye bölüp. belirlenmiştir. bir kısmı batı olmuştur.Günyarısı dairesi. (Hakim ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. Bu iki kısım dahi kendi kutupları adıyla isimlendirilmiştir. ekvator buranın ortasında bulunmuştur. ekvatora paraleldirler.) İkinci Madde Yerkürenin dört daire ile beş kısma bölündüğünü bildirir. her bir kısmı iki küçük daire arasında veya bir daire ortasında bulunan mesafedir. astronomlar demişlerdir ki: İki kutup ve iki dönenceleri olan dört küçük daire. Güneşitleyici ve ekvatorun her parçasına. çok soğuktur. bir günyarısı itibarı mümkün olmuştur. Şimdi bu sekiz daire ile yerin bütün işleri belirlenmiş ve zabtedilmiştir. güneşin yürüyüş yolundan uzak olduğundan. Her birinin enlemi. iki kısmına. Topla üçyüzaltmış eder. Ey aziz malum olsun ki. Gece yarısı ve gün ortası bununla bilinip.) Dört küçük daire ki. Bu iki kısım. yerkürenin tamamını beş kısım etmiştir ki. eskiler. yerin kutbuna varıncaya dek yirmiüçbuçuk derece bulunmuştur. burçlar kutbunun iki dönüş yeri arasında iki dönüş uzaklığıdır. (kuzey kutup. Bu iki dönence arası kırkyedi derece mesafedir ki.

nizam bulanlardır. Güneş. iki dönence altında bulunanların başuçlarına güneş. Yer yönünden hepsi üç kısma bölünmüştür. İki dönence altında bulunanların başuçlarına güneş. gölge ve yer yönüyle biribirinden ayrılmıştır. kırküç derece ölçülmüştür. Geri kalan iki kısım ise mutedil bulunmuştur. Zira ki ekvatorda bulunanların gölgesi. Zira ki onların gölgesi. sürekli ortada görünmüştür. ufkun yüzeyinde değirmen taşı gibi döner bulunmuştur. başuçlarına gelip. öğle vakti olduğunda bir tarafa eğilir bulunmuştur. Bunların gölgeleri bir bulunmuştur. (Vallahi âlem. senede iki defa iki eşitlik noktasında bulunduğunda. Onlardan güneşin en uzak oluşu. Mutedil bölge sâkinlerine eğimli denilmiştir. Bu beş bölgenin sakinleri. Bir kısmı ekvator sâkinleridir ki. ekvatora iki taraftan paralel enlemlerde. imar edilmiştir. güneşin doğuşundan sonuna dek bir dönüş yerinde ve bir enlemde düzülüp kalanlardır. İkinci kısım. Onlardan güneşin en uzak oluşu. senede bir kere gelip. Bunlar meskûn olup. Çünkü bunların gölgesi. Kuzey kısmı yengeç dönencesi ve burçlar kutbunun kuzey dönüş yeriyle sınırlanmıştır. senede bir kere gelip. günortasında gölgeleri yok oluştur. Karşısı olan âlemin kutbu ise sürekli gizli kalıştır. öğle vaktinde kâh güneye. Güney kısmı oğlak dönencesinden burçlar kutbunun güney dönüş yerine varıncaya dek olan mesafe bulunmuştur. Her birinin enlemi mesafesi. Üçüncü kısım. günortasında gölgeleri yok olmuştur. kâh kuzeye düşer görülmüştür. dönenceye vardığında bulunmuştur. Sıcak bölge sakinlerine iki gölgeli denilmiştir. günortasında gölge yok olmuştur. Dönenceler ahalisinin başucu noktalarına yakın olan âlemin kutbu. Gölge yönünden. ekvatordan iki tarafa aynı uzaklıkta olan enlemlerde düzülüp.kutup).) . biri başucunda biri ayakucunda (kutuplar) sâkin olanlardır. soğuk bölge sakinlerine değirmentaşı adı verilmiştir. dönenceye vardığında bulunmuştur. batıdan doğuya.

Kalan iklimlerin her birinde ikişer daire farz olunmuştur ki. gece ve gündüz sürekli onikişer saattir. Bundan sonra kuzey kutbu ve güney kutbu tarafına ekvatordan uzaklaştıkça. Hakiki iklimleri bölümünü. ona kıyasla. iklimleri yedi iklime hasredip. her birine bir iklim adını vermişlerdir. lakin sonrakiler. doksanıncı enleme ulaşıncaya dek bölmüşler ve hepsini otuz iklim itibar ve tayin etmişlerdir. iri iklimin sonu. ellinci enlemden yukarıda iklim düşünmemişlerdir. öncekinin başlangıcını belirlemiştir. Yerkürenin kuzey yarısını açıklayıp. Bütün yerküreyi altmış iklime bölmeye yetmişlerdir. kâh en uzun gün ile ve kâh aylar sayısıyle belirlemişlerdir. Ey aziz. biri ortası ve biri sonundur. dörtte bir meskunu. . onda en uzun gün. Zira ki geçen her iklimin sonuç dairesi. yedi iklimin ötesinde olan yerleri mamur ve meskun bulup. Biri iklimin başlangıcı. O şartla ki. güney semtine gitmişlerdir. Çünkü ekvatorda oturanlara göre. Eski filozoflar. bir enlemde bulunan beldeler. gece ve gündüz farkları toplu olarak belirlenmiş ve bilinmiştir. Birinci iklimde üç daire farz olunmuştur.Üçüncü Madde Meskun olan dörtte birin hakikî yedi iklime bölündüğünü bildirir. tabiat ve yer bakımından müşterek olup. eşit gelmiştir. ondan en uzun güne birer ay ekleyerek. astronomlar. Bu durumda bu ekvatora paralel enlem daireleri farz edip. Bu taksimle beldelerin tabiatları ve yerleri. altmışaltıbuçukuncu enleme dek yani burçlar kutbu dönüş noktasına varıncaya dek. her iki daire arasına bir iklim demişlerdir. en uzun gününe yarım saat ekleyerek yirmidört iklim bulup. ekvator semtinde bulunan bir öncekinden yarım saat fazla ola. malum olsun ki. biri ortasıdır. gece ve gündüz farkı ona göre çoğalır. Zira ki. gece ve gündüz farkları itibariyle bir nice bölüm edip.

araştırmasına yetmişlerdir. Hadramut'tan. Nebür'den. malûm olsun ki. yaklaşık onikibuçuk saat bulunmuştur. birinci iklimin ienişliği ve uzunluğu mesafesinden. belirlemişlerdir. bu iklimin ortasıdır. bilinmiştir. Ey aziz. akan büyük nehirleri ve ahalisinin renklerini bildirir. ikinci ikliminki daha kısa ve daha küçük olup. kuzey burçları kutbunun dönüş yeridir. Berber ülkesinden. her iklimde en uzun gün. atı okyanusundan. Buranın ahalisinin hepsi siyah bulunmuştur. doksanıncı enlemde tamam olmuştur. Bu ikimde yirmi yüksek dağ ve otuz büyük nehir telaşa ve seyrolunmuştur. Zira ki. Nice delillerle tecrübe ederek sınayıp. Güney Sind. iklimlerin enlemi. bu minval üzere. En uzun güne birer çeyrek saat eklendiği yer. yirmidördüncü iklimde en uzun gün yirmidört saata ulaşmıştır. astronomlar demişlerdir ki: Dörtte bir oturulan yeri yedi iklime taksim eden eski filozoflar. Lâkin bu iklimler biribirinden küçüktür. batı . Hint ve Çin'den geçip. En uzun günün onüç saat olduğu yer. her bir iklimi nice meşhur memleketlerle sınırlayıp. doğu okyanusunun bazı adalarına uğrar. Bu durumda. İkinci iklimin mesafesi. ekvatordan başlatılıp. O bölgenin en uzun günü dahi. birinci iklimin sonu ve ikincinin başlangıcıdır. Birinci iklimin mesafesi.) Dördüncü Madde Yedi meşhur iklimin hududuna bulunan mamur memleketleri ve her birinde olan yüksek dağları. (Kanarya adalarının batı tarafında bulunan adalar. Habeş'ten. batı okyanusunda olan Halidat adalarından başlatılıp doğu okyanusunda son bulmuştur. Güney Yemen'den. çoğunluğa göre birinci iklimin başlangıcı onikibuçuk derece enleminde farz olunmuştur. yarım saat eklemek şartıyle. En uzun iklim. Burası. bütün iklimler bu tertip üzere biribirinden dar ve az bulunmuştur. Sebe'den.Ekvator bölgelerinin çoğu deniz olduğundan. Zira ki otuz ve kırk sene zarfında niceleri bu dörtte bir meskun yeri seyahatle baştan başa gitmişlerdir.

Taif. sind. Sudan'ı. Bu iklimde otuzüç yüksek dağ ve onbeş büük nehir sayılmıştır. sivas. Erzincan. Şam. Bağdat. Hıta ve Hıtan memleketlerinden geçip. Endülüs. İskenderun. Sonra bunun iki tarafında . Dördüncü iklimin mesafesi akdenizin tamamıdır. Beşinci iklimin mesafesi. Şiraz. İsfahan ve Fars memleketinin tümünden. Bu iklimde yirmiyedi yüksek dağ ve yedi büyük nehir seyr ve temaşa kılınmıştır. doğu okyanusunda bulunan adalara ulaşır bilinmiştir. Tibet. Küfe. Erdebil. doğu okyanusu adalarına ulaşmıştır. Firengistan ve Rumeli'nin güney taraflarından geçip. Çin seddinin kuzeyi. Maveraünnehr. Buranın ahalisinin tümü beyaz bulunmuştur. Hint ve çin'in kuzeyinden geçip. Trablus. İspanya kuzeyinden. Buranın ahalîsi buğday benizli esmer bulunmuştur. Kazvin. Kuzey Arap adasını. Musul. Semerkant ve Buhara. doğu okyanusu adalarının ortalarına ulaşır bulunmuştur. Katif. Hint. Bu iklimde otuzüç yüksek dağ ve yirmi büyük nehir seyrolunmuştur. Lahor. Medine. Akdenizin kuzey yarısından geçip. İspanya ve Galyanın. Bu iklimde yirmibeş yüksek dağ ve yirmiiki büyük nehir seyr ve temaşa kılınmıştır. Tus. İran dağlarının kuzeyi. Kudüs.ve kuzey şehirlerinin tümünü. Deşt-i Kebir. Basra. Tebük'ün güneyi. Diyarbakır. batı okyanusundan. Buranın ahalisinin tümü beyaza yakın esmer müşahede olunmuştur. kuzey Afrika şehirlerinden ve Mısır'dan geçip. Maçin ve Çin'in kuzeyinden geçerek. Bahreyn ve hürmüz şehirlerini. Okyanus olan Sebte boğazından. Akdeniz'in ve Anadolu'nun güney yarılarından geçer. Halep. Maçin ve Çin ortalarında bulunan şehirleri geçip. Yemen'i. iklimlerin en ılımlısı dördüncü iklimdir. Keşmir ve Horasan'dan. Harezm. Hint. Şirvan ve Hazer denizinin güney yarısında olan Keylan ve Cam emsali şehirleri geçip. Çind. Buranın ahalisi siyaha yakın esmer müşahede olunmuştur. Türkistan ve Tataristan'ın güneyi. Anadolu şehirlerinin çoğu. Mekke. Üçüncü iklimin mesafesi. Erzurum. doğu okyanusa uğrar bilinmiştir. Tebriz. Antakya. batı okyanusundan gelip.

En uzun gün onda. Fakat sonraki filozofların görüşleri üzere taksim olunan yirmidört iklimin hudutlarının belirlenmesi. güzellik. ki açıklanmıştır. firenk memleketlerinin kuzeyinden ve Rumeli memleketleri kuzeyinde bulunan şehirlerden ve İstanbul'dan ve Karadeniz'in güney ve kuzeyinde bulunan memleketlerden ve Azak'tan geçip. Portekiz ve İngiltere'den geçip. . Bu iklimin soğuğu şiddetli iken yine itidal üzere bilinmiştir. hüner ve olgunlukta itidal üzere bulunmuştur. Tesalya. Hıta ve Hıtan memleketlerinin kuzeyinden geçip. Seyhun nehrinin geriinde olan Karakalpak ve Özbek. Çağatay ve Kaşgar. Bu yedinci iklimin sonu ellini enlem tayin olunmuştur. Tataristan ve Dest-i Kebir'in kuzey yarılarından. Ulungay ve Türkistan memleketlerinden. Deşt-i Kebir'den. batı okyanusundan. Zira ki bu üç iklimin suyu ve havası letafetinden ahalisinin çoğu batınî ve zâhiri kuvvette. Bulgaristan ve Rusya'dan. Bu iklimde onbir yüksek dağ ve kırk büyük nehi seyrolunmuştur. Hazer denizinin kuzey yarısından geçip. Buranın ahalisi sarıya meyyal beyaz müşahede olunmuştur. Gece. bu iklimde onbir yükse dağ ve kırk büyük nehir sayılmış ve temaşa kılınmıştır. Buranın ahalisi kızıla meyyal beyaz bulunmuştur. altıncı iklimin mesafesi. Tiflis. batı okyanusu sahilinden. doğu okyanusunda bulunan adalara ulaşır bulunmuştur. Yedinci iklimin mesafesi.komşuları bulunan üçüncü ve beşinci iklim ona eklenmiştir. Varna ve Gökçe denizden (Hazer) Şirvan'ın kuzeyine. Hazer şehirlerinin kuzeyinden geçip. Gürcistan'a. batı okyanusta bulunan adalara uğrar bilinmiştir. esi Tataristan'ın kuzeyinden ve İskender seddinden geçip. Esi filozofların görüşlerine göre. Kıpçak. yedi iklim bunlardır. tamam onaltı saat bulunmuştur. ilerideki cetvelde olan rakamlara havale kılınmıştır. Derbent kalesinden Dağıstan ve Ejderhane memleketlerine uğrayıp.

halkını surette insan. tümünü otuz iklim belirlemişlerdir. biri biriyle itlik ederler ve it gibi yaşayıp. Lakin ondan yerin kutbuna yani âlemin kutbu altına varıncaya dek yarım saat ekleme kaidesinin yürümesi mümkün olduğundan. yedi iklimin ötesini iltifat ve itibar etmeyip. Ey aziz. ikibuçuk fersah yüksekliği alınmıştır. Yedi iklimin ötesini araştırmak için kutup dönencesi altına değin gitmişlerdir. Denizin o sahilleri donmuş olmayıp. yedi ikile hasar ve kasr etmişlerdir. Lakin sonraki astronomlar. şehirlerinin yerinin belirlendiğini bildirir. bir iklim itibariyle iki kutup arasını dahi altı iklime taksim edip. it dirliğinde olurlar. yirmidört iklim seçmişlerdir. Dağın etrafından çok sıcak kaynaklar fışkırıp. Ne âdet. deniz. suların sıcaklığıyle çözülüp. . doksanıncı enleme dek. Orada bir büyük dağ bulunmuştur ki. ılımıştır. ne letafet ve ne nezafet bilirler. gerçi eski astronomlar. Oraları meskûn bulup. Kutup dönencesi altında bir kavme yetmişlerdir ki hepsi it ağızlı ve it huylu. ne meşrep ne de sanat ederler. büyük nehirler olmuştur ve uz tutmuş olan kuzey okyanusa dökülüp. ki o burclar kutbu dönencesidir.en uzun gününe yarım saat eklendikçe bir iklim itibar edip. sîrette hayvan emsali eksik ve bilgisiz müşahede etmişlerdir.Beşinci Madde Yedi iklimin ötesinin mamur bulunduğunu. tıpkı yedi iklimdeki gibi. Kışın şiddetinden on ay müddetinde it gibi yerlere girerler. ne iffet. Dağın altında altın madeni yanıp. Onlar ne din bilirler. iklimler itibar olunduğunu ve yedi iklimi her birinde en uzun günün bilindiğini ve en uzun günden her bir iklimde. tepesinden dumansız ateşin havaya çıktığını görmüşlerdir. ekvatordan en uzun günün yirmidört saat olduğu yere değin. doksanıncı enleme değin keşfederek. en uzun gün birer ay arttıkça. suretleri icabı muamele ederler. ne mezhep. Ne süs ne ibadet bilirler. malum olsun ki.

uzak beldelere satıp. kuzey semtinde yerin bir derecesi yine karanlıkta kalıp. âlemin güney yarısı sürekli ufkun altında olduğundan hiç görünmez. Zira ki güneş. o yerden doksanıncı enleme varıncaya değin. hamamlardan dışarıya çıkarlar. Altı ayda o burçları kat edinceye dek. en uzun gün hafta ve ay ilavesiyle altı aya ulaşır. doksanıncı güney enleminde bir derece kadar yeryüzünden batıp doksanıncı kuzey enleminde karanlık oan bir deree kadar yeryüzünden batıp. o balıkları avlayıp ve yiyip. Bir iklimde en uzun günü bulmak lazım gelirse. onunla hayvan derileri alıp. beşinci iklimde en uzun gün onbeş saattır. kuzey kutbunda bir gün olur. Güney semtinin dahi durumları. giyinirler. yıldızların ve feleklerin hareketi burada değirmen gibi döndüğünden. Mesela şehrimiz Erzurum'un en uzun günü. (Gece ile gündüzü birbirine dönüştüren Allah münezzehtir. buraların ahalisi. Yerin kuzey kutbundan batıp yine güneyinde doğar. kuzeye kıyasla bilinir. Bu durumda açıklığa kavuşmuş olur ki. kuzeyin gecesidir. onbeş saat oniki dakikadır. en uzun günden. Oraya sürekli kar yağdığından. oniki buçuk saat üzerine eklemekle elde edilir. güneyin gündüz zamanı. o kaçıncı iklimse yarısını. onbeş olur. açıklanan batıya yönelik hareketiyle koç burcunun başlangıcına geldiğinde. Kuzey yarısı ufkun üstünde olduğundan sürekli görünüp. doksanıncı kuzey enleminde karanlık olan bir derece kadar yere doğup. şehrin kaçıncı iklimin ne semtine düştüğü de bilinir. Şu halde kuzeyin gündüz zamanı. Bu kıyas üzere. iki ay kadar yaz olur ki. Orada yaşayanlara. terazinin başlangıcına oluşur ve güney burçlarında olu. on ay sıcak nehirler ile ılımanlaşmış hamamlarda kalırlar. Mesela beşinci iklimde bulunan erzurum'da iklim sayısının yarısı olan ikibuçuk. Çünkü güneş. güney kutbunda bir gece. Şu halde bu sayının onikibuçuğu .balıklar o semte gelip doluştur. atı ayda kuzey burçlarını dolaşıncaya dek. güneyin gecesidir. onikibuçuk üzerine ekense. oralarda bulunan deniz donar.

Şu halde ekvatordan doksanıncı kuzey enleme varıncaya dek iklimlerin durumları e tavırlarla bilindiyse. (Mülkünde olanı en iyi bilen Allah'dır). Yani bilinir ki. iklimin evvelindedir. enlemleri ve mesafeleri bütün bunların sayıları bulunmak murat olunursa. Eğer onikibuçuk çıkarılıp. Buraların ahalisinin tümü putperesttir. Zira ki dünyanın yarısı. Ey aziz. Kalanları buna kıyas ile bulunur. Altıncı Madde Oturulan yerlerin ve şehirlerin mizacını bildirir. iklimin ortasında. İklimi yarısı. sonraki astronomlara göre güney tarafının durumları aynen böyle bilinir. az sonra vereceğimiz cedvelden malum olur. Yani orada da otuz iklim taksim olunur. çeyrek saattir ki. malum olsun ki. Zira ki. kalan ikibuçuk ile oniki dakikanın iki katı alınsa elde edilen beşten iklim sayısı. onbeş dakikadır. onbeşten eksik bulunan şehir. Nil nehrinin kaynağından dolaşır. Mesela dörtte bir meskun yerin ekvatorun güney tarafında iklim ola. Zira ki beş iklimin on dairesi olur. Şehrimiz Erzurum gibi onbeşten fazla bulunan şehir. Şu halde iklimlerin tümünün sayısı ve paralel daireleri. kalan ikibuçuk. oturulan yerlerin farklılığı hasebiyle değişik olmuştur. otuz dakikadır. iklimin ikinci yarısındadır.çıkarılıp. filozoflar demişlerdir ki: su ve hava. Zira ki. arazi farklarına bağlı olduğundan. en uzun günleri. her bir iklimi enlem mesafesi yarım saat fazladır ki. İkinci iklim. Bu durumda onbeş dakikada bulunan şehir. dörde bölünse paralel dairenin sayısı elde edilir. Allah'ın kudretiyle çeşitli tesirlerinden yerin mizacı . ekvatordan kuzey tarafa düşmüştür. şehrimiz Erzurum beşinci iklimin ikinci yarısının sonlarında bulunmuştur. kış dönüm noktası altından geçip Kortanş burnuna uğrar. yirmidört dakikadan şehrin yeri ortaya çıkar. sonraki astronomlar o tarafta otuzüç derece enleminde nice memleketleri bulmuşlardır. Kamer dağlarından geçip.

humma. kendi mahpuslarına gam ve kede içinde sıcak ve durgun su verip. çoğunu iyi ahlakla mesrur. Onlarda kuruluk ve seher çok olduğundan. kendi ehlini. su ve hava. Kuru yerlerin mizacı. düşüş ve ihtiyarlığı çabuk etmiştir. Açık ve taşlı yerlerin mizacı. mizaç ve dimağlarını kurutup. basur. Sıcak yerlerin mizacı. onlara gevşeklik ve mutedil bir yazla kış verip. endi ehlinin deri. kesafetiyle sıkıntılı. savaş ve dövüşe galip olmuşlardır. yumuşak sözlü edip. güzel yüzlü. etli. kendi çevresindekilerin bedenlerini kuvvetli. kendi sakinlerine sıhhat ve kuvvet verip. kalbi korkulu. her şehir kendi ehlini. ancak otuz seneye gitmiştir. karı bâki kaldıkça. genellikle bedenleri arave ve nezaket bulup. Deniz çevresindeki yerlerin mizacı. Her yerin mizacı aşka bir tarz olduğu için. hazmı zayıf. toprağa uymuştur. rutubeti az. kışlarının soğuğu şiddet bulmuştur. uzun ömürle ömürlü etmiştir. Yüksek yerlerin mizacı. . hazımlarını kolay ve rahat kılmıştır.ile aynı olup. Habeş şehirleri gibi. Soğuk yerlerde oturanların mizacları. kendi ehlini kara ve kıvırcık saçlı. Karlı dağların mizacı. bozuşması kuvvetli. güzellik ve cemal ile nurlu. ishal ve cilt hastalıklarını çoğaltmıştır. cüsseli ve geniş edi. Yaşı kırka varan pek nâdir olur. beyaz ve berrak olmuştur. çoğunu çekî ve reşit. Zira ki onları sâkinlerinin ömrü. kendi ehline şecaat ve kuvvet bahşedip. saçlarını çok ve boylarını kısa edip. yazlarını sıcak ve kışlarını soğuk eylemiştir. kendi ehlini. Çukur yerlerin mizacı. bedeni yumuşak. öteki soğuk şehirler gibi kendi ehlini tertip edip. Şu halde soğuk yerler rutubetli de olursa. yağlı. anlayışlarını az ve mizaçlarını illetli etmiştir. onları havasıyle hummalı. ilim ve kemal ile mamur. temiz rüzgârıyle onları temiz etmiştir. kendi mizacı gereğince terbiye etmiştir. azlarını sıcak ve şiddetli etmiştir. Rutubetli yerlerin izacı. Yazları mutedil olup.

doğusu açık olan şehirlerin mizacı sahih ve hoş bulunmuştur. Zira yki güneş. on an içinde sıcaklığıyle istila ettiğinden. Kadınları. mide ve şehvetleri zayıf müşahede olunmuştur. Zira ki batı bölgeleri ahalisi üzerine güneş. hisleri illetli. felçli olup gitmiştir Doğudaki oturulur yerler ki. Kuzey memleketlerinin mizacı. ta yükselip etrafı ısıtmadıkça üzerlerine gelmez. onlarda bozuşma az ve damarları dolu olduğundan ve damarları da geniş olduğundan burun kanaması çok olmuştur. Batı bölgeleri i doğudakilerin aksi olmuştur. Zira ki onların çoğu yüz yıldan fazla yaşamıştır. çoğu yırtıcı hayvan vasıflarıyle dolmuştur. iştihaları az. havalarını ılımlı ve temiz kılmıştır. Şu halde onların soğuk geceleri ardınca güneş. açıklık ve kapalılığında olan özelliklerini ve o şehrin komşusu bulunan dağlar. önce o yerin yükseklik ve alçaklığında. buraların halkı balgamla olmuştur. o şehirlerin ahalisi üzerin doğup. hastalıklarla çocuklarını düşürüp. rutubetli ve yoğun kalmıştır. O bölgelerin mizacı. sularının çoğu acı ve tuzlu bulunmuştur. ehlinin başları rutubet maddeleriyle dolu. gündüzde şule salmaz. ondan şehir halkının hastalık ve sıhhatle. O şehirlerinin sakinlerinin hazımları kuvvetli ve ömürleri uzun olmuştur. rutubetini kuruluğu üzerine üstün etmiştir. kendi ehlinde asrî hastalıklar çok. Hatta otuz yaşını geçen. üzerlerine fecaatle doğup. Açıklanan yerlerin birini seçip. çabuk şifa buluştur. Yaraları zor şifa bulur. . madenler ve buharların mizaçlarını ve yönlerini bilip. Yaraları az olup. çocukları az ve hayızları çok olur Cümlesine sara ve çeşitli humma isabet edip. sıcak şehirler ve mevsimler hükmünde olup. kanları temiz ve yürekleri ateşli olduğundan. karınlarında safra toplanmasını az etmiştir.kendi ehline sıcaklık ve soğukluğu mutedil edip. basur istila etmiştir. soğuk beldeler ve soğuk mevsimler gibi olup. Güney taraflarının izacı. vatan murat eyleyen seyyahlara gereklidir ki. bedenleri kuvvetli. azaları gevşek.

Gönülleri hoş olup. dörtte bir oturulan yerin burçlar üçgeniyle yedi gezegene mensup olan belde ve . cisme şifa ve kalbe ciladır. binanın şartlarındandır ki . eserek dolaşıp gelen seher yeli ile nedim ve yâr olup. itidal çizgisi ve kıble tesbitini. evin içi geniş ve yüksek. evdekiler ondan her an hayat ve can bulurlar. cana safa. kapı ve pencereleri y a doğuya veya kuzeye açık ola. genişliği ve içi yüksek midir. seher yelini ve kuzey rüzgârını evin içine dâhil ve güneşin şuası yerine âsıl ve havasının salahı doğu güneşi ile hâsıl ola. şu halde bina işlerinde önemli ve lüzumludur ki. Zira ki. kapı ve pencereleri doğuya açık veya kuzeye dönük müdür. Bundan sonra binalarının dışını. 26-BÖLÜM:026: SEKİZİNCİ BÖLÜM Boylam ve enlem daireleri ile yerkürenin satranç ve evleri misali bölünmesini. enlem ve boylamın tayini ile yeryüzünde bulunan beldelerin ve yerlerin yerlerinin ve yönlerinin birbirlerine uzaklık ve yakınlık bakımından nispetlerini. mezheb ve iffette haim olan durumlarını tecrübe kılsın. ta ki sabah rüzgârı ve kuzey rüzgârı o eve dola. iştiyak ile teneffüs etmek. güzellik ve surette. bilsin. temiz. akıcı. soğuk ve tatlı olan nehirleri. Onunla ev mamur olup. bedenleri sıhhat ve âfiyetle kala. Bu konuları resmeden dairelerin burada toplu olarak verilmesi münasip görülmüştür. latif. ölçü ve seyirle çeşitli noktalarının mesafelerini. âlemin kutbu tarafında bulunan kutup yıldızının yüksekliği ve alçaklığıyle meridyen derecelerinin mesafe ve miktarını ve bunların bilinmesiyle yerkürenin çapının çevresini ve yüzölçümünü bulmayıp kara ve denizi.hazım ve şehvette. Gerçekte ki. meşrep âdette. hint dairesiyle zeval çizgisi. ahlak ve sürette.

her daireyi üçyüzaltmış dereceye bölmüşlerdir. hery iki daire arası onar derece olarak belirlenmiştir. Ekvatordan . İklim enleminin başlangıcı ve beldenin enlemi. yetmişyedi derecedir. Mesela temiz beldeniz Erzurum'un (Grinviç)'ten boylamı. güneşitleyiciden vâki olan yay ile o beldenin boylamı bilinmiştir. Biri kuzey enlemi. Şu halde günyarısı daireleri ile boylam dereceleri ve ekvatora paralel olan enlem daireleri ile enlem dereceleri belirmenmiş olup. İklimin başlangıç boylamı ve beldenin başlangıç boylamı itibar olunan batı okyanusunda Halidan adalarının günyarısı dairesi ile (Green Wich meridyeni) güneşitleyici dairenin kesişme noktasından farzolunan beldenin günyarısı dairesiyle güneşitleyici dairenin kesişme noktası arasında. başucu noktası ile güneşitleyici arasında o beldenin günyarısı dairesinde vâki olan yaya ıtlak olunmuştur. enlem ve boylamın belirlenmesiyle yeryüzünde olan belde ve yörelerin ve yönlerini. Bu beldenin enlemi. astronomlar ve geometriciler. Beldenin enlemi. birbirlerine uzaklık ve yakınlık yönüyle olan nispetleri yaklaşık olarak bilinmiştir. İki beldenin birbirinin ne semtinde bulundukları açıktır. zamanın oniki hayvan üzerinde deveranından yeryüzünde olan tesirleri altı madde ile hakîmâne açıklar ve ortaya koyar. Birinci Madde Enlem ve boylam daireleri ile yerkürenin satranç evleri gibi bölünmesini. Ey aziz.yönlerini. ekvatordan iki tarafa seçilmiş ve itibar olunmuştur. gerek güney ve gerek kuzey semtinde olan âlemin kutbunun yüksekliğine ve semt farkı kutbunun düşüşüne eşit bulunmuştur. birbirlerine uzaklık ve yakınlık yönüyle nispetlerini bildirir. malûm olsun ki. biri güney enlemi bulunmuştur. Bu enlem ve boylam tayiniyle yeryüzünde vâki olan belde ve yörelerin yerleri ve yönleri. yerküre üzerinde onsekiz günyarısı dairesi ve ekvatordan kuzey ve güneye sekiz enlem dairesi resim ve farzedip.

Şu halde Erzurum ile Mısır'ın arasının onyedi derece olduğu muhakkak bilinmiştir. yaklaşık kırk derecedir. iki belde arasında vâki olan yaydır. Onun kirişi bulunan kenar. Zira ki. Diğerlerini de bu yolla biliriz. bu surette aralarındaki uzaklık. aralarındaki uzaklığı verir. Ondört ile onun kareleri toplamı ikiyüz doksanaltı hesap olunmuştur. Erzurum'un güney batısı yönünde ve Erzurum. doğusunda ve enlemi dahi fazla olduğundan. Mısır'ınkinden fazla bulunduğundan. Kahire'nin kuzey doğusu tarafında bulunduğu bilinir. Erzurum ile Musul gibi. aralarındaki uzaklığı verir. Toplamın kökü yaklaşık olarak onyedi bulunmuştur. denilip. açının bir kenarı. bilinmeyen kenarın miktarıdır. Eğer iki beldenin boylamı aynı. batısına ve enlemi eksik olduğundan güneyine düşmesi gerekir. Eğer iki beldenin hem enlemleri ve hem boylamları farklı ise. beldenin günyarısı dairesinden bir aydır. Mısır'ın boylamı altmışüç derece. bu surette de enlemleri arasındaki farklılık. Erzurum'un boylamı. Mısır'ın boylamı Erzurum'dan eksik olduğundan. kuzeyinde bulunmak gerekir. Çünkü bu üç kanattan iki kanadın miktarı malûmumuzdur. Şu halde bu iki bilinen kenar ile ve kiriş olan bilinmeyen kenarın miktarını bilmekte kolay yol budur ki: İki bilinen kenarın kareleri toplamının karekökünü alırız ki.ı istenen beldenin enlem dairesinden bir yaydır. enlemi otuz derecedir denildiğinde: Mısır. boylamlarının farkı. o.enlemi. Nitekim . dik dik açılı üçgenin kirişi (hypotonuse) olur ki. Bir kenara. boylam ve enlem farklarıdır. iki beldenin arasında bulunan mesafenin uzaklığını bilmek için kaidesi budur ki: Önce bakılır eğer iki beldenin enlemi uygun ve boyları farklı ise. İşte iki belde arasındaki uzaklık odur. iki beldenin başucu noktalarından geçen daireden. Bununla kıble tarafı dahi bulunur. Erzurum ile Tokat gibi. Mesela Erzurum ile Kahire'nin aralarındaki boylam farkı ondört derece ve elem farkı on derecedir. enlemi farklı bulunsa.

Sonra onda bir daire çizip. O iki bölümün ortalarından bir düz çizgi çekersin ki.bu. itidal çizgisi ve kıble yönünün tesbitini bildirir. zevalden sonra. Bu çizgi o daireyi ikiye böler. Öteki yolu budur ki: Güneş iki itidal noktasının birine iken. İşte günyarısı çizgisi odur. günyarısı çizgisini merkezde dik bir açıyle keser. ta ki çubuğun tepesinin gölgesi o daireye girdiğinde. Hepsinin daireleri ise bölümün sonunda verilecektir. Zevalden önce gözetlersin. öğle vaktinin başlangıcı olur. malûm olsun ki. merkezinde dik bir çubuk dikersin. Bu işlem. bu durumu tesbit murat olunsa. Çubuğun gölgesi o çizgiden uzaklaştığında. doğu ve batı çizgisi odur. en uzun günde daha sıhhatli olur. astronomlar ve geometriciler. Onun dik olduğunu şakül ölçüsüyle veya dairenin çevresinin üç yerinden çubuğun tepesi arası eşit olduğundan bulursun. ikinci Madde Hint dairesi ile zeval çizgisi. dairenin çapının dörtte biri kadar olmalıdır. Ey aziz. doğu tarafından çevreye ulaştığı noktayı işaretle bilirsin. onun daireden çıkışı vaktinde. hemen güneşin ya doğuşunun ya batışının gölgesinin istikameti üzere ufuk noktası . o bölümde tafsil olunacaktır. ortasına su dökülse dört tarafına birden akar. o yarıdan bir düz çizgi çıkarırsın ve merkezden geçirip çevreye değin gidersin. Bu. O anda iki nokta arasında dairenin çevresinin kuzeyi bulunan yayı ikiye bölüp. Zira ki gölgenin girişi ile çıkışında asla farklılık olmaz. batı semtinden çevreye ulaştığı noktayı nişan edip. Zeval çizgisini ve itidal çizgisini bulmanın bir yolu budur ki0 Öce yeri öyle düzlersin ki. Hint filozoflarının icadı bulunan hint dairesinden zeval çizgisi olan günyarısı çizgisini ve itidal çizgisini ve itidal çizgisi olan doğu ve batı çizgisini ve Mekke yönü olan kıble semtini tespit etmişlerdir.

işte zeval çizgisi odur. şimdi denizle dolu olan Halidan adalarından yetmişyedi derece olduğunu bilirsin. beldenin enlemi. boylamı fazla olursa. beldenin boylamı Mekke'den eksik gelirse. Kıble yönünü bilmek için. batı ve doğu çizgisinin ufuk çevresine kavuştuğu doğu noktasıdır. Şimdi aranan bu noktayı bilmenin yolu budur ki: Önce Mekke-i Mükerreme'nin boylamı. Mekke'nin enleminden fazla olursa. Kıble yönünü bilmenin bir yolu dahi budur ki: Güneş. kuzey noktasında vâki olmuştur. Eğer beldenin enlemi. o beldenin kıble semti. onda namaz kılacak olan.paralelinden çıkıp. çevresine ulaşan benzer çizgi. Eğer beldenin boylamı Mekke ile aynı olup. Bundan sonra meskîn beldenin boylam ve enlemini Halidan adalarından ve ekvatordan alırsın. çizilmiş hit dairesinin çevresini. Onu meskûn beldenin ufku farzedip. kıble yönünün onun hangi noktası olduğunu bulursun ki. o beldenin kıble semti. Mekke'ninkiyle aynı olup. Mekke-i Mükerreme'nin güney noktasında vâki olan Yemen beldesi gibi. Mekke-i Mükerremenin. Eğer beldenin enlemi. günyarısının ufuk çevresine kavuştuğu kuzey noktasıdır. batı ve doğu çizgisinin ufuk çevresine bitişik olduğu batı noktasıdır. doğu ve batı çizgileridir. Şehrimiz Erzurum gibi. doksan bölüm olur. Onunla merkezde dik bir açı üzere kesişen çizgi. eskiden mamur. enlemi Mekke'den noksan olursa o beldenin kıble semti. ikizler burcunun sekizinci derecesinde veya yengeç burcunun yirmiikinci derecesinde . doğru kıbleye yönelmiş olur. Ekvator enleminden yirmiiki derece olduğunu bulursun. güney noktasına yönelse. hint dairesinin merkezine uğrayıp. ona dönük olan Kâbe'ye yönelmiş olursun. günyarısı çizgisidir. Zira ki beldemiz. batı okyanusunda. Mekke ile aynı olup. her dörtte biri. üçyüzaltmış bölüme taksim edersin ki. günyarısı çizgisinin ufku çevresine ulaştığı güney noktasıdırki. o beldenin kıble semti. Eğer beldenin boylamı Mekke'nin boylamı ile eşit gelip.

dairenin merkezi olan farz olunmuş şehrimizden. Kuzey noktasından da batıya o kadar sayıp. iki sonun arasını yine düz bir çizgi ile bağlarsın. Zira ki güneş. Onunla güney noktasının arasında ufuk çevresinde bulunan farz olunmuş beldemizin yayı. Kıble yine gölgenin yönünün hilafına gelir.Mükerreme güneye vâki olmuştur. Umman beldeleri gibi. Ta ki. muhite ulaştırırsın ki. güneş o günde günyarısını alınan dakikalar ve saatler kadar geçtiğinde. güney noktasından batıya. Şimdi bu surette kıble semti. Sudan beldeleri gibi. Zira ki. güneşin o günde günyarısına gelmesine alınan saat ve dakikalar kadar kaldığında. o kesişme noktasından geçirip. o yay miktarı sapmış olmak lazımdır.bulunduğu günde. Beldenin kıblesi gölgenin yönünün hilafına doğru bulunur. hint dairesinin çevresi. batı noktası semtine doğru sayarsın. iki enlem arasında bulunan fazlalık miktarı güney noktasına doğru ve doğu noktasından aynı şekilde sayıp. Zira ki. çubuğun gölgesi o saatte kıble semti hizasında vâki olur. Mekke'nin enlem ve boylamından ziyade bulunursa. kıble semti. varsaydığımız şehrimizde Mekke. iki sonun arasını bir düz çizgi ile birleştirirsin. Dairenin batı noktasından. Mekke'den noksan ise. kıbleye yönelmiş ola. oniki derecede bulunduğu gün. Mekke-i Mükerreme'nin batısı bulunmuştur. çubuğun gölgesi o anda kıble tarafında vâki olmuş bilinir. o çizginin çevreye birleştiği noktadır. başucu. Mekke'nin boylamı ile belde arasında olan farkın her onbeş derece mesafesi için bir saat ve her bir derece mesafesi için dört dakika alıp. onda namaz kılacak olan. Mekkelilere gelir bulunmuştur. Eğer beldenin boylamı. Bu iki muhal çizgi birbiriyle kesişirler. Eğer beldenin boylamı Mekke'ninkinden fazla ise. Eğer beldenin enlem ve boylamı. güneybatıdır. güney noktasından başlayıp. kıblesinin sapma yayıdır ki. Acem . gözetlersin. Şimdi dairenin merkezinden bir çizgi çıkarıp. iki boylamın arasında bulunan fazlalık kadar.

Üçüncü Madde Alemin kutbu yakınında bulunan "cedy" adı verilen sâbit yıldızın yükseklik ve alçaklığıyle yer derecelerinin uzaklık miktarını ve onunla yerkürenin daire ve çap ve yüzölçümünü kıyas ile bildirir. yirmibeşbin kere bin ve üçyüzaltmışüçbin altıyüz otuzaltı fersah hesap olunmuştur. yerkürenin kuşağının ölçüsü ki. astronomlar ve geometriciler. enlemi Mekke'den eksik bulunup. Yerkürenin yüzölçümünün tamamı. Eğer beldenin boylamı. Habeş beldeleri gibi. Yarıçapı. batı ve doğu noktasından kuzey tarafına enlem fazlalığını sayıp. kuzey ve güney noktasından batıya boylam fazlalığı ve batı ve doğu noktasından kuzeye enlem fazlalığını sayıp ve çizgilerle birleştirip. yaklaşık yirmidörtbin mil olduğu kararlaştırılmıştır. Çapının mesafesi. Ey aziz. çizgilerle birleştirip. Bu kıyas üzere yüksek cisimlerin dahi göklere uzaklıkları belirlenmiştir. işlemi tamamlarsın. denizlerin ve karaların toplamıdır. işlem tamamlansa. işlemi tamam edersin. Bu surette kıble semti güneydoğu olur. Bu suretin kıble semti kuzeydoğu olur. . üçin sekizyüz onsekiz mil bilinmiştir. ona kıyasla. Mekke'nin boylamından eksik. Eğer beldenin boylamı Mekke'den fazla. beldenin enlemi. malûm olsun ki. belirtilen minval üzere kuzey ve güney noktasından doğu semtine boylam fazlalığı ölçülüp. Mekke'nin enlem ve boylamından eksik bulunursa. yedibin altıyüz elli mil bulunmuştur.beldeleri gibi. Bazı beldelerin enlem ve boylamları bu bölümün sonunda açıklanacaktır. bu surette kıble semti kuzeybatı olur. yaklaşık. Eğer beldenin enlem ve boylamı. Mekke'inn enleminden fazla olursa kuzey ve güney noktasından doğuya boylam fazlalığını ve batı ve doğu noktasından güneye enlem fazlalığını sayar ve çizgilerle birleştirip. Rum beldeleri gibi. Alemin merkezinden ay feleğinin alt yüzeyinin uzaklığı yukarıda açıklandığı üzere.

. Şu halde yerkürenin bir derece mesafesi kaç mil yer olur? Onu belirlemek için geometriciler nice sahrada kıyas ve yüzölçümü alıp. ona sâbit ve demir kazık derler. farklılık gösterdiği iki yerde durmuşlardır. Sabit yıldızları belirli yerdeki yüksekliğinden güneye gidenlere bir derece noksan. şimdi o yerden iki taife düz bir hat üzere hareket edip. Dördüncü Madde Kara ve denizi ölçme ve seyr ile mesafelerinin cüzlerini bildirir. kutup) yıldızının yüksekliğini alıp. iki mesafeyi eşit olarak altmışaltı tam üçte iki mil yer bulmuşlardır. her iki taife yıldızın yüksekliğini almışlardır. biri kuzey noktasına doğru gelmişlerdir. gündüz oldukça düz olarak yola devam etmişlerdir.yaklaşık otuziki yeryarıçapı kadar olduğu dört orantı kaidesiyle dahi zabtolunmuştur.Bu kıyası o yolla yapmışlardır ki. ondan yarıçapa ve ondan şüphesiz yerkürenin yüzölçümünün tamamına vâkıf olmuşlardır. Aynı kıyasa birçok ülkelerde aynı sonuca varmışlardır. o iki yerin farkından yine kuzey ve güney dosdoğru gidip. Gece oldukça o iki taife cedy (demir kazık. bir işaret nasb edip. kuzeye gidenlere bir derece fazla olmakla. nihayette kalmışlardır. O zaman altmışaltı tam üçte iki mil. üçyüzaltmış dereceye ve her bir derece altmış dakikaya bölünmüştür. ondan çapa. o işaretler arasının ölçülen milleri sayısınca mesafe ölçüp. bir taife güney noktasına doğru gidip. Onun yüksekliğini rubu' ve üsturlap ile almışlardı. bir derece yeri. sonsuz bir sahranın bir yerinde. Gece olduğunda. üçyüzaltmışa çarpmakla dairenin tamamına. iki taraftan üç işaret arasını ölçüp. geceleyin onda cedy yıldızı ki. Çünkü feleklerde ve yer üzerinde sipat ve farz olunan dairelerin hepsi. Sonra o iki taife. altmışaltı mil ve üç bölü iki mil bulmuşlardır. Her irinde bir işaret dikip. Yine tamamen birer derece yükselme ve alçalma ile farkını bulmuşlardır.

Geometriciler. boylam ve enlem olarak yani gerek batıdan doğuya ve gerek güneyden kuzeye. yaya yürüyüşle. astronomlar ve geometriciler ittifak ile demişlerdir ki: Bu yer unsuru her şeyiyle bir tek küre yani bir yuvarlak top şeklinde olup. üçyüzaltmış dereceye bölünmüştür. vâdisiz farzıyla yerin bir derecesi yirmiiki fersahta ziyadece bulunmuştur. Şu halde birinci kısımda üçtebir . mesafesi üzere yeryüzü dümdüz dağsız. Yerin bir derecesi. bir yürüyüş adımı ile bir saatte kat olunduğu tecrübe kılınmıştır. Şu halde bu takdirce yerin bir derecesi altmışaltı tam üçte iki mil bilinmiştir. Kervan hareketi ve askerî yürüyüşle bir eyr derecesi üç merhaleye bölünmüştür. Mesela bir atlının Erzurum'dan bir günde Aşkale'ye yürüyüşü gibi. Zira hesabıyle bir fersah yer dokuzbin ziar bulunmuştur. ortasında kuşak misali farzolunan daire. tamam yüzbin adım ve her bir adım dört ayak ve her yaak onaltışar parmak hesap olunmuştur.takdir olunmuştur. mesela şehrimizden bir günde yaklaşık Karakulak'a varmak gibi.Ey aziz. Eğer yürüyüş ve hareket bundan hızlı olursa. malûm olsun ki. Şu halde bir günde kat olunan mesafe. tahmin olunmuştur. Mesela Erzurum'dan bir günde Nendiban köyüne hareket etmek gibi. denizciler katında bir mecra tabiriyle bir derece yer takdir olunmuştur. yirmiikibuçuk mil bulunmuştur. Her fersah üç il ve her il üçbin zira ve her zira otuziki parmak ve her parmak altı arpa -biri dik biri yan sıralanarak. Bir merhale yedibuçuk fersah mesafe belirlenmiştir. yerin bir derecesi onunla bir merhale olup. Okyanusun kenarlarında ve körfezlerinde ve karada olan küçük denizlerde bulunan gemilerin. itibar olunmuştur. Eğer hareket ve yürüyüş bundan daha süratli olursa. Bir yer derecesi onunla iki merhale bulunmuştur. ona orta yürüyüş derler. Yerin bir derecesi mesafesi. kıyas olunmuştur. üç merhale kılınmıştır. Bir fersah. orta bir yüzüşle bir güne altmış milden ziyade deniz mesafesi kat olunup.

artık değildir. Bir kimse bize nispetle batıdan gidip. güney kutba ulaşır. Abaza ve Azak'tan. doğudan gelmiş olur. bu hesap üzere yüzbin adımdır. Gence ve Revan eyaletlerinden yine şehrimiz Erzurum'a ulaşır. kuzey kutbu altından geçmekle bize nisbet taban tabana ve yeraltından yürüyerek. güneşin yürüyüşüne uyarak.derece. toprak ve sudan ibaret olan top zemini. yeni keşfolunan Növözemle yerlerinden geçer ve güneş kuzey burçlarında iken. Bunun gibi top zemini enlemler doğrultusunda dolaşmak isteyen kimse. İkiyüzbin ziradan ziyade değildir. Medine-i Münevvere'den ve çölden geçip Musul'dan yine temiz beldemiz Erzurum'a ulaşır. moskova diyarından. Buhara ve Turan'dan geçerek Şirvan denizinin güney yarısından geçmekle. üçüncü kısımda tamam bir derece bir güne kat olunur. Ulak gibi çok hızlı yürünürse. kuzeye azimetle Karadeniz'in doğu sahilinden. Velhasıl. güneş güney burçlarına vardığında. tamamen devri. üçyüzaltmış günde tamamen top zemin düz bir çizgi üzere ulaşılmak ve yürümek mümkündür demişlerdir. mutedil bir yürüyüşle olursa. Sint ve Türkistandan. Çin ve Maçin'e ulaşır. Bu takdirce top zemimi enlem ve boylam doğrultusuyla yürüyüp dolaşmak. güneyden gelmiş olur. Fas. . ikinci kısımda yarım derece. Mekke-i Mükerremie'den. yarım adımdır. seri olursa yediyüzyirmi konak olur. Buradan okyanusla geçer ve Habeş memleketinden. Böylece muradı hâsıl olur. Yemen'den. Buradan Hit.Rumelinden. Mesela temiz beldemiz Erzurum'dan yerküreyi dolaşmak niyetiyle bir kimse batıya doğru hareketle. düz bi çizgi üzere yürüyüşle ne kadar zamanda dolaşılacağı ortaya çıkmıştır. dağları ve denizleri hesaba katmadan. Tokat'tan Anadolu'dan ve İstanbul'dan. şehrimiz Erzurum'dan çıkıp. bulunmuştur. Firenkistan'dan geçerek. atlı yürüyüş gibi. binseksen konak olur. Bu kimse kuzeyden gidip. Bu kaideye göre zihin akıl sahiplerine. Semerkant. Zira ki bir zira iki ayakır ki. yeni dünyadan dolayıp. top zeminin bir derece mesafesi.

Yedi iklim hakikatte anlatılan tertip üzere. güneyde topraksal ve dişidir. Yönlerden güneyle Saba arası buna mensup bulunmuştur. kuzeydeki ateşsel erkek burçlardır. bu üçlünü müdebbiri gündüz zühre. İslâm filozofları. bu oluşum ve bozuşum âlemi içinde câri olan durumlar ve eserler hakikatte Allah'ın tesiriyle olduğunu ispat edip demişlerdir ki: Esîrî cisimler. gece utarittir. Birinci kısım. Bunlar. felekî konumlar. Üçüncü üçlü doğuda. güneş. bu üçlünün müdebbiri gündüz zühal. Bunun gibi dörtte ybir meskûn dahi burçlar üçlülerine benzer dört kısım itibar olunup. yedi gezegene mensup olduğundan gayri. Kuzeyle Saba arası buna nispet kılınmıştır. Yıldızlar ve felekler aletler misalidir ve sebebdir. zühre. Halbuki hakiki müessir ancak Rabblerin Rabbidir. Birincisi.Beşinci Madde Dörtte bir oturulur yerin burçlar üçgeni ile yedi gezegene mensup olan belde ve yönlerini. âhalisinin tavır ve sıfatlarını bildirir. Bunlar. bu üçlünün müdebbiri gündüz güneş. beldelerin burçlar üçgenine nispeti bulunmuştur. Avrupa namıyla isimlendirilen batı ve kuzey arası olduğundan önceki üçlüye mensup bulunmuştur. bu üçlünün müdebbiri gündüz zühre. Yönlerde kuzeyle dübür arası buna nispet olunmuştur. gece müşteridir. İkinci üç burç. Ey aziz. ühal ve utarit olduğundan. her bir kısım bir üçlüye nispet kılınmıştır. dört üçlü bulunmuştur. unsurlar âleminde Hak'kın emriyle tesir eder. suya mensup ve dişidir. Bu erkek burçlar. Burada . memleketlerin ve beldelerin her biriyle oniki burç arasında alâka ve bağlantı ispat olunmuştur. Dördüncü üçlü. gece utarittir. malûm olsun ki. zühal ve utarit olduğundan. Bu unsurların ve bileşiklerin feleklere ve yıldızlara bağlantısı ve intisabı vardır. Burçlar üçlüleri yukarıda kendi bölümünde tafsil olunup. zühre ve ay olduğundan. batıda. Güneş ile dübür arası buna nispet kılınmıştır. havahi ve erkektir. Bu alâka. gece aydır. Bunlar. müşteri ve merih olduğundan.

Aşık meşrep ve dost canlısı olurlar. hareket ve cima. Bu sebebten halkının çoğu riyaset ehli bulunmuştur. oğlak burcu ile zühal yıldızına benzer. birbirine yakın ve sağlam mizaçlı. Kıbrıs ve küçük Asya sahilleri yani Anadolu. kadınlara hırs ve muhabbet galip olup. ahlâkı yırtıcı hayvan ahlakına eğilimlidir. Girit. elbise ve yaygılarında nakış ve süse tâlip. sema ve raks. Onun için ahalisi genellikle ahlaklı. refahet ve . Kadınlardan ziyade oğlanlara sevgi duyup. Zühre yıldızına benzeşme iktizasınca bunlarda. Onun için sâkinleri vahşî ve mütehavvin olup. riyaset ehli. Fransa aslan burcunda ve güneşe nispet olunmuştur. Üçlünün önceki parçaları erkek. ilim ve öğrenmeye meyyal olup. silah kullanmaya ve siyasete yönelik. İkinci kısım. Şu halde bunların tedbirinde zühre ve utarit müşterek olduğundan. lâkin ikinci üçlüye benzerdir. Özellikle İstanbul. Bunlardan sonra meskûn bölümün ortasına yakın olan Rumeli ve İstanbul çevresi. asya nâmıyle isimlendirilmiştir. yorgunluk ve meşakkate dayanıklı. Orada oturanlar bu gezegenlere çok itibar eder bulunmuştur. Çünkü bu üçlünün müdebbiri. İspanya ve Portekiz. sâkinlerinin çoğu siyasetçi. Akdeniz ve Karadeniz nihayetleri arası. temiz ve sevimlidir. musikiyi sevip ondan lezzet alırlar. Çoğunluğu. Onun için büyükleri mülk ve riyasete nâil oluşturlar. gayretli olmazlar. gündüz zühal ve zühredir. Çünkü gece müşteri ve merih tedbirde müşterektir. Roma. sonraki parçaları dişidir Bu kavim ya çoğunca kadınları emrinde gaflet üzere olup. O doğu ve güney arası olduğundan onun beldeleri ikinci üçlüye nispet kılınmıştır. lâtif suretli ve sirette mutedil bulunmuştur. lâtif ve temiz bulunmuştur. Yöneticisi zühre olduğundan. gerçi üçlünün evveline dahildir.oturanlar. Özellikle İngiliz ve Nemçe koç urcuna ve merihe benzerdir. önceki üçlüde olan riyaset sebebiyle işlerin çoğunda akıcı ve serkeş görünmüştür. günah bilmezler. yay ile müşteriye mensuptur. anlayışlı firasete mail. bedeneri tedbirinde.

tembellik. kadınlara benzemeye özenip. Özellikle Azerbaycan memleketleri ikizler ve utarite mensup olduğunda halkının çoğu hareket. Erkeklere meyl etmeyip. hikmetli ve fıtnet dolu. Lâkin tedbirde zühalin iştiraki iktiza eder ki. Maveraünnehr semtleri kova ve zühale mensup olduğundan. temiz ve iffetli müşahede olunmuştur. Bu kısım dördüncü üçlüye mensup bulunmuştur. Bu kısmın bu üçlüye genel benzerliğinin hükmü budur. müşteri ve utarit olduğundan. Mizaç ve tabiatlarında hararet üstün bulunmuştur. Dördüncü kısım. Saksonya ismi verilen doğu ve kuzey semti bulunmuştur. Lâkin cüzlerinin tek tek nispetleri hükümleri bu tarz iledir ki: Acem beldeleri. Fırat ile Dicle arası ve Bağdat çevresi başak burcuna ve utarite. evlerinde nakışlı yaygılar sermişlerdir. Çünkü bu üçlünün tedbirinde gündüz. Yemen ve Arap yarımadasının tümü önceki üçlüye benzer kılınmıştır. o diyarın çoğu rahatlık üzere olmuştur. Bunun beldeleri olan Mısır. Üçüncü kısım. halkının çoğu halim. nefesleri müessir ve güçlü. mazarrat ve hıyanet üzere bulunmuştur. Sudran ve Mağrip kendi misali bulunmuştur. Hatta gömlekleri dahi sade değildir. vehimleri yüksek ola.şehvete rağbet edici olmuşlardır. Bunun müdebbiri zühal. merih . Maveraünnehir yani Türkistan Hıta ve Hotan memleketleri ve Tataristan bu kısımda kılınmıştır. Şu halde bunların müdebbiri. halkının çoğu vahşî ve gaddar bilinmiştir. merih ve utarit bulunmuştur. Hile. halkının çoğu nakışlı elbise giyip. ağır davranma onlarına şanına gelmiştir. müşteri. Afrika ismi verilen batı ve güney arasındadır. büyük iltifat ve rağbet kılmışlardır. Bu kısım üçüncü üçlüye mensup kılınmıştır. Onun için halkının çoğu üstün ve tüccar olmuştur. tuzak. yürekleri şecaatli ve şiddetli. Arabistanın mamur yerleri yay ile müşteriye mensup olduğundan. Dağıstan. boğa burcu ve zühreye mensup olduğu için. Gürcistan. selim.

Çoğu kâhin ve remilci olup azarlar. Habeş memleketleri ve ortaları kova ile zühale mensup olduğundan halkı balık yemeyi sever. erkekleri de kadın kıyafetinde gezerler. birbirini öldürmekten korkmazlar. tedbirinde zühal. halkının çoğu tüccar bulunmuştur. ölülerini tazim ederler. oniki hayvan üzere dönüp. zamanın oniki hayvan üzerine deveran edip. halkının ahlakı yırtıcı hayvanlara benzeyip. gizli sırlar çıkarmaya ve garip ilimleri öğrenmeye oldukça eğilimli bulunmuştur. tecrübe ve sınama ile tesirlerini hükümlerini ispat etmişlerdir. Hindistan filozofarı. halkının çoğu. Türkistan ahalisi genellikle ona itibar edip. Bunların zayıf nefislileri korkak ve alçak bir kavimdir. Dışarıdan gelen hâkimlere tâbi ve teslim olurlar. Uzak batı ülkeleri akrep ve merihe mensup olduğundan. Erkek ve kadın çoğu işlerde karışık olup. Özellikle Mısır ve İskenderiye ikizlere ve utarite mensup olduğundan. hükümleriyle gitmişlerdir. Ey aziz. cihandakilere böyle Hak'kın emriyle sirayeteni bulup. o diyarın halkı muhtelif gelenekler üzere olup. Özellikle Akdeniz sahilleri yengeç ve aya mensup olup.ve zühre müşterektir. Diyarları yeterlilik ve rahat üzere olduğu bilinmiştir. her sene birine benzemeyle değişmesinden yeryüzünde olan tesirlerini bildirir. malûm olsun ki. Kadınlara fazla rağbet edip. Sait ve Habeş memleketleri. yılda birini ahlakıyle nitelenip. idrak ve anlayış sahibi olup. Halkının meliklerinin işlerine kadınları müdahalede geri kalmaz. Altıncı Madde Zamanın. Yaşayış ve içkileri hayvanlar gibidir. Onun için zamanın hükümlerini "Türkistan Senesi" ismiyle adlandırmışlardır. bir kadını birkaç kimse zevce edinip. Her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratan Allah münezzehtir. Şimdi zamanın hükümlerini açıklayan manzumemiz . müşteri ve utarit müşterek olduğundan. çoğunca husumet edip. cimaa çok hırslı ve meşgul olurlar.

bunda yazılmak münasip görülmüştür. NAZM Allah adı hoş işler evveldir Her dem Allah diyen kişi velîdir Hamd lillah dahi salat ve selam Fahr-ı kavneyn ve âline be-devam Bade ism-i ilah ve hamd ve salat Sal-i Türk oldu seksenüç ebyat Hakkı der sal-i Türkü nazm ettim Nisbet-i hüküm remzine yettim Cümle ahkâmı sali Türkanı Hükema mezhebince bil anı Hükema kavlin itimad edemem Hem de küllî yala deyip gidemem Ekser ahvale vâkıf olmuşlar Akl ile tecrübe ile bulmuşlar Sal-i Türkan ki devr-i daimdir Oniki canvar huyuyle revam Muttasıl ola cümle halk-ı zaman Faredir pes bakarla kaplandır Sonra tavşan sinekle yılandır Andan attır ganemle maymundur Mürugdan sekle huk ol oyundur binyüzaltmışbeş oldu çünki bu yıl ikibin altmoşüçte rumî yıl Mah-a âzerdle bir muharrem hem Sal-i hicrin birini tarh et o dem .

Bilmek istersen olduğun sali Nisbeti kangı canavar hali bak bu tarih-i hicrette o zal Vâki olan sinin-i rumien al Ol üç sali tarh kıl be neşat Sonra onikişer edip iskat Kaç sene kalsa fareden başla Bir sene her birine bağışla Kangı hayvanda âhir olsa heman Ol yılın hâkimidir ol hayvan Yıldır üç fal ve evveli dört ay Dört ay ortası dört ay âhiri say Sal-i şemsiledir çün nisbet-i hal ibtida-yı hameldir ol sal Bulsa bir kimse doğduğu sali Bilinir tab' ve huy ve ahvali Çün gelir sal-i fare hoşluk ola Evsat-ı salde çok yağışlık ola Ahir-i salde fitneler uyanır Cenk olur niceler deme boyanır Kışıdır hem dıraz hem sırma Fareler gılleyi eder yağma Doğsa mevlüt fi evail-i sal Zeyrek olur ziyade hûb hısal ol yılın evasıtında doğsa veled Dediler ol yalancıdır huyu bed Ahir-i salde doğa bed kerdar .

Olur ol husut hem mekkar Çün bakar sali gelse bimari Çoğ olur hem sudadan zari Fitnelerden mülük olur gamnâk Çappâ nevine erişe helak Kışı müşted olur dahi kütah Meyveler hem soğuktan ola tebah Ol salde doğsa kız ya oğul Gayriler işine olur meşgul Evsatında doğan olur pür nur Zeyrek ve huyruy ve hem mesrur Ahir-i salde doğsa peyveste Gönlü gamlı olur teni hasta Çünkü kaplan yılı gelir be te'ab Halka düşer adavet ile gazab Nasa çok nakz-ı had olur pişe Pes düşer cümle havf ve teşvişe ihtilaf-ı mülük olur o zaman Isıran canavar çok olur ol an Zelzele ola bazı sahrada Keştiye âfet ere deryada Kışı kısa ziyade soğuk ola Gözler nehirler suyu çok ola Ol yılın evvelde doğan uşak Ali himmetlidir yüzü yumuşak Evasıtında doğarsa kâmil olur Ahirinde cebban ve kâhin olur .

Çünkü tavşan yılı olur vüsat Çoğ olur meyvelerle her nimet Sulh ile dola hep zemin ve zaman Halk sıhhatle bula emn ve eman Hoş kışı mutedil baharı bahar Yazı yaz çar fazlı hub ve nigâr Ol salde doğsa malı olur Bed huy olur velî vefalı olur Evasıtında doğan olur yahşi Ahii mükesser ola hem vahşi Çünkü mahi yılı gelir bisyar Ola harb ile fitneer bîdar Kendüm ve cüv çoğ ola hem erzan Kim kesir ola berf ile baran Kışı gayte dıraz olur hem serd Kim ziyan eyleye ağçalara berd Ol yılın evveli doğan nâçar Ahmak ve bed güher olur ber kâr Evsatında doğan halim ola nerm ahiri bed huy ola hem bî şerm Çok gelir nevbetiyle sal-i yılan AHer taamın ola bahası giran Kışı gayetle nerm ve kısa olur Kaht olup her gönülde gussa olur Ol sal doğan olur hâmuş Bil ki sözleri hem işleri hoş Evsatı doğan oa bed etvar .

Ahiri ber şekl olur bed kâr Çün gelir sal-i esb ba şer ve şur Eyleye cenk ve harb ve fitne zuhur Sayfi hoşzer' ve gılle çoğ ola p¹ak Çar paya erişe renc ve helak Kışı nerm ve dıraz olur gayet Erişe meyve cinsine âfet ol say doğan çeker zahmet Hem olur pür muhabbet ve hikmet Evsatı yahşi işlidiry hoş huy Ahiri gamlı bed huy ve bed guy Çünkü Sal-i ganem gelür gamnak Keştiler bahr içinde bula helak Harb olur sürat ile sulhü bulur Hayr olur sürat ile sulhü bulur Hayr ve ihsana say' eden çoğ olur Kışı nerm ve dıraz olur vâki Ol sal doğan olur nâfi Evsatında doğandır âsude Ahir olur pelid ve fersude Çünkü maymun yılı gelir hayırsız Çoğ olur yankesici hem pîrsiz Ol sene halka çok sitemler olur Hastalık eşter ile esbi bulur Kışı gayet kasîr ve soğuk ola Ineb az dişiyle yiyiciler çok ola ol sal doğan olur bed ruy .

Lik handan ve şad olur hoş ruy Evsatında doğarsa olur hasud Ahirinde doğar olur bî sud Sal-i mürg olsa hastalık yoğ ola Gılle erzan ve meyveler çoğ ola kışı nerm ve dıraz olur gyaet Hamile zenlere erer âfet Ol sal doğanda hüsn ve cemal Olur az kısmeti fakir'ül-hal Evsatı müezzi halk ona düşman Ahiridir sehi sever mihman Çünkü it sali gelse gılle ve nan Hem aziz ola hem bahası giran Çoğ olur mevt ve katl-i insanî Hem de düzd ve muhil ve şeştanî Kış hafif ola meyveler hem ucuz kışınde emn ve eman olur şeb ve ruz Ol salde doğa kız ya oğul Ola her guy ve hem haris ve ekül Evsatında doğan eder gavga Ahirinde kanaat ee vefa Çün gelir sal-i huk olur hasta Emir ve ayan şehr peyveste Padişahlar aralarına hilaf Vâki olup çoğ ola cenk ve mesaf Çoğ olur hınta ve şair kalil Afet eyler darıya hem tacil .

sinektir. tavşandır. Rumî yıl ise ikibi altmışüçtür. fakat hepsi de yalandır deyip gidemem. Türkleri senesi. . Mart ayında altmışdörttü. Allah adından. kuştur. Hakkı der: Türk senesini nazmettim ve hükmüne nispet edip. domuz eniğidir. Bu oniki hayvan: Faredir. Hamd Allah için salat ve selam. yılandır. sürekli devreder ve oniki canavar huyla akıp gider. Zamanın halkı hep ona bağlıdır. attır. Türklerin senesinin bütün hükümlerini filozoflar mezhebince bil.Halk yerden yere kona ve göçe Hem reaya müşevveş ola kaça Çoğ olur onda düzd tarraran Ola kış nerm hem dıraz o zaman O salde doğsa bir ferzend Olur ol tez gûy ve hîş pesend Evsatında doğarsa kâzib olur Ahirinde halim ve ragıp olur. koyundur. Binyüz altmışbeş oldu şimdi bu yıl. remzine yettim. kaplandır. hoş işlerin evvelidir. iki cihanın fahri ve onun âline olsun devamlı. inektir. maymundur. Allah'a hamd ve peygambere salattan sonra. köpektir. Her dem Allah diyen kişi velîdir. Filozofların sözüne itamat edemem. Bunları akıl ve tecrübe ile bulmuşlar. Hem olur sal-i fare devr-i zaman Hoş bu tertip ile eder deveran Halkı fehm eyledinse ey Hakkı Masivayı yok eyle bul Hak'kı (Allah adı. Türk yılı seksenüç beyit oldu. Onlar durumların çoğuna vâkf olmuşlar. Otuzüç yılda bir yıl eksilir.

kötü huylu ve yalancıdırlar. zeyrek. nurlu. niceleri kana boyanır. Sonunda doğan peynirci ve tembel olur. kötü işli. Denizlerde gemiler âfet erer. Kaç sene kaldıysa fareden başla. Her mevsim dört aydır. Durumun nispeti güneş senesiyledir. her oniki yseneye karşılık bir seneyi at. Fitnelerden dolayı melikler gamlı olurlar. Kış. Hangi hayvanda son bulursa. Kışı şiddetli ve kısa olur. Zenaatkârların çoğu insanlara verdiği sözde durmazlar. o yılın hâkimi o hayvandır. Her yerde sulh olur. tabiati. Melikler arasında ihtilaf olur. o sene. . Fare senesi gelince hoşluk olur. Sene ortasında çok yağış olur. güzel yüzlü ve mesrur olur. huyu ve durumları bilinir. O üç seneyi çıkar sonra onikişere bölerek düş.Mart ile muharrem aynı zamana rastlasa. Senenin başlarında doğanlar zeki ve iyi huylu olurlar. haset ve düzenbaz olurlar. Senenin ortasında doğan. O yılın ortasında doğanlar. Bazı yerlerde zelzele olur. Dört ayaklılara helak erişir. Meyveler soğuktan mahvolur. gönlü gamlı ve teni hasta olur. Kış çok soğuk olur. Kaplan yılı gelince: Halka düşmanlıkla öfke düşer. Yıl üç mevsimdir. rumî senelerden hangisine düşer. Senenin başı ise koç burcunun evvelidir. Sene sonunda doğanlar. Senenin sonunda doğan. hem uzun hem soğuk olur. Meyveler ve her nimet çok olur. Sene sonunda fitneler uyanır. O sene doğan kızlar. Cek olur. başkalarını işiyle meşgul olurlar. Ortasında doğan. Tavşan yılı geniş olur. Fareler buğdayı yağma eder. Isıran canavar çok olur o zaman. Eğer bilmek itersen hangi senede olduğunu ve hangi canavara nispet olduğunu: Bak o hicrî tarihte. oğlanlar. Gözler ve nehirlerin suyu çok olur. Bir kimse doğduğu yılı bulursa. Herkes korku ve karışıklığa düşer. o zaman hicrî yılın birini çıkar. olgun olur. inek senesi gelince: Hastalık çok olur. baş ağrısı artar.

Ortasında doğan yahşidir. kötü ve donuk olur. Kışı yumuşak ve uzun olur. Sonunda doğan. Sonunda doğan kırıcı ve vahşi olur. Meyvelere âfet erişir. hemen sulh olur. kötü tavırlı olur. kötü huylu ve kötü sözlü olur. Ortasında doğan halim ve yumuşak olur. gönüllerde gussa olur. Ortasında doğan. ahmak. Sonunda doğan ötü huylu ve utanmaz olur. baharı bahar. âsude olur. sessiz olur. Hayır ve ihsana çalışan çok olur. kötü huylu ve kötü işlidir. Kışı uzun ve sert olur. Dört mevsim de sevimli ve sevgilidir. Maymun yılı gelince: Hayırsız ve yankesici çok olur. Koyun yılı gamlı olarak gelince: Denizde gemiler helak olur. O yıl doğanın malı olur. harb ve fitne ortaya çıkar. Ortasında doğan. kötülük ve karışıklıkla gelince: Cenk. Ortasında doğan. fakat yiyicisi çok olur. zahmet çeker. Yılan yılı geldiğinde: Yiyecekleri fiyatı artar. güzel işli ve hoş huyludur. Eki ve buğday çok ve temiz olur. aynı zamanda muhabbet ve hikmet dolu olur. O sene doğan faydalı olur. O yıl halka çok sitemler olur. Dört ayaklılara illet ve helak erer. Buğday arpa çok olur. Yazı hoştur. Ortasında doğan. At yılı. Sonunda doğan. gamı. Sonunda doğan. Sene başında doğan.Halk emniyet içinde sıhhat bulur. Ağaçlara soğuk zarar verir. Balık yılı gelir Çok harb olur ve fitneler uyanır. fakat güler yüzlü ve iyi huylu olur. Harb olur. Aynı zamanda bilgili ve sözleri hoş olur. Kışı oldukça yumuşak ve uzun olur. Sonunda doğa kötü şekilli ve kötü işli olur. O senenin evvelinde doğan. kötü yüzlü olur. Kışı gayet kısa ve soğuk olur. hasetçi olur. o sene doğan. kötü huylu fakat vefalı olur. Üzüm az. Kış oldukça kısa ve yumuşak olur. Kar ve yağmur çok olur. çaresiz. Kıtlık olur. yazı yaz olur. Kışı hoş ve ılımlı. O sene doğan. . Deve ve atlar hastalanır.

Kışın gece-gündüz emniyet olur. Hâmile kadınlara hep âfet erer. Tavuk yılı gelince: Başkan ve şehrin ileri gelenleri hep hasta olur. kısmeti az. Tarh: Çıkarma. Kuş senesi olunca: Hastalık yok olur. Neşat: Sevinç. Padişahlar arasına anlaşmazlı düşer. çabuk konuşur ve kendini beğenmiş olur. Halkı anladınsa ey Hakkı! Masivâyı yok anla. Çâr: Dört. Ortasında doğan. 27-BÖLÜM:027: DOKUZUNCU BÖLÜM Yeni astronominin şöhret bulduğunu. Sonunda doğan. hırslı ve obur olur. halim ve istekli olur. Zamanın dönüşü yine fare yılına gelir. Sal-i şems: Güneş yılı. bolluk ve meyve çok olur.) (Sal: Yıl. savaş çok olur. yerin dönüşüle hareket kıldığını ve yerin ekseninin. Buğday çok olur. Ganem: Koyun. Mah-ı âzer: Mart ayı. gecikme. Ortasında doğan. âlemin . meyveler ucuz olur. yalancı olur. Cinayet ve ölüm çok olur. Müruğ: Kuş. Tedahül: Geri kalma. O sene doğan kız veya oğul. hile ve şeytanlık artar.faydasız olur. Sonunda doğan vefalı ve kanaatlı olur. Darıya âfet dokunur. Be: İle. Sek: Köpek. Hırsız ve soyguncu çok olur. Sal-i Türkân: Türklerin yılı. Kışı yumuşak ve oldukça uzun olur. Huk: Domuz eniği. Köpek yılı gelince: Buğday ve ekmek hem kıymetli. Sonunda doğan. Fasl: Mevsim. Hak'kı bul. Kış ılık ve uzundur. kavga eder. sene. hali fakir olur. O seni doğan oğlan. ortasında doğan. Kış hafif olur. İbtida: Başlangıç. Halk yerden yere konar ve göçer. eza edici olur ve halk ona düşmandır. hem pahalı olur. Reaya karışır ve kaçar. arpa az. Hamel: Koş burcu. Bu düzen ile denir. Sinin: Seneler. O sene doğan iyi ve güzel olur. Hırsızlık. cömert ve misafirperverdir. kötü sözlü. kaidelerinin kolay ve muhtasar olduğunu.

Birinci Madde Yeni astronominin şöhret bulup itibar kazandığını bildirir. Sonra. Lakin bu cümle ile bile. filozof ve astronom olan eski ve yeni bilginler. âlemin merkezinde hareketsiz durup topzemini. yazılmış ve açıklanmıştır. halkın akıl ve idrakine muhalif ve gördüklerine aykırı olan yerin hareketine kail olurlardı. sade dil olan avam. eski astronomi nâmiyle şöhret bulmuştur.eksenine paralel ve kutbuna karşı olduğunu. bütün unsurların en mükemmeli. eski zamandan son günlere gelinceye değin yerin döndüğü konusunda görüşler eksik olmayıp. geri döndügünü ve düz gittiğini. gökleri bir hal üzere hareketsiz farz ve itibar etmişlerdir. bütün cisimlerin merkezi olmak üzere. kendini tanımak ve Alah'ın yarattıklarını düşünmek için bu "Marifetnâme" de buraya gelinceye dek. sair gizli durumlarını açıkladıklarında iki görüşe ayrılmışlardır. Zira ki onlar. konumlarını tertibini ve tavırlarını. Eflatun dahi ömrünün sonunda yerin . feleklerin tabiatlarinde astronomların ihtilaf kıldığını dokuz madde ile açıklar. yeni astronomların bunu ispat ettiğini. Filozofların çoğunluğunun isabetli görüşleri üzere birini seçip onda karar etmeleriyle. bu görüşlerine düzen verip sağlamlaştırmak için çalışıp ihtimam ettikçe. bu yeni astronomiye itirazlar olup. hepsine cevap verildiğini. Ey aziz. Böylece insanlardan soğukluk ve öfke ve buğz bulurlardı. İkinci görüşe meyl ve rağbet eden filozofların görüşlerine göre: Ateşten ibaret olan güneşi. onlara. malûm olsun ki. esiri cisim küreleri (felekler) ve unsurî cisimlerden (dört unsur) ibaret olan âlem küresinin yapı ve mahiyetini. gezegenlerin bu astronomiye nispetle duyduğunu. güneşin çevresinde gezegenlerden biri gibi hareketli ve dönücü. Bu görüşü seçen eski astronomidir ki. ta'n ve saldırı taşlarını vururlardı. hareket ve duruş halindeki keyfiyetlerini.

ortada. Bundan sonra zührenin dairesini kuşatır bir büyük daire . meşhur olmuştur. rasatçılık gelişmiş ve gözetleme işleri sürmüş olup. yeni astronomi nâmıyle yaygınlaşıp. gök ve yer cisimlerinin terkibi her ne keyfiyette bulunursa bulunsun ve bu çarh-ı felek her ne takdir ile dönerse dönsün. cihanın yaratıcısının acaip sanatındandır. dini işlerden ve kesin şeylerden değildir. Zira ki. kuşatıcı ve sâkin konulmuştur. Ancak gaflet olunmasın ki. gerekli gözlemlerle feleklerin durumları nizam buldukça. Hata bu görüşe katılanlar. muhal bir iş olduğuna itimat ve itikat etmek dinî gereklerden ve kesin işlerdendir. Zühre. Burada utarit yıldızı. dairesinin sekiz ayda dolaşır. ikinci görüş bir mertebe revaç bulmuştur. bu durumlara itikat ve itimat etmek. feleklerin durumları belirlenmiş olup. güneşin cismini lâvi bulunan utarit dairesinin dairesidir. Asırlar ilerledikçe devirler geçtikçe. güneşin çevresinde seyr ve deveran edip. Filozofların bu cihanı çeşitli biçimlerde anlatması. üç ayda dairesini kateder görünmüştür. Bu âleme ne zan ile bakılsa. o yönle devranı âlemin yaratıcısının kudretinin kemalindendir. âlemin merkezinde. Ey aziz. yeni astronomlar demişlerdir ki: Önce güneş sabit bir yıldız bulunmuştur ki. âlemin yapısını taklitle evlerinde ve kiliselerde çerağ ve ateş yakarlar imiş. hiçbir zaman âlemin sonradan yaratıldığını inkâra mecal olmadığına ve bütün bunları Allah'ın olgun bir şekilde yarattıkları olduğundan gayri hayal. Böylece sonrakiler çoğunun tercihi olup. İkinci Madde Yeni astronominin kaidelerinin kolay ve mazbut olduğunu bildirir.hareketine kail ve bu görüşe yönelmiştir. malûm olsun ki. âlem küresi ne şekil ve yapıda olursa olsun. Bundan sonra utaridin dairesini kuşatan zühre dairesinin dairesidir. Bundan sonra güneşe yakın olup. sonraki bilginler zamanında rasat âletleri ve kanunları fazla kihtimam ve tecrübe edilip.

malûm olsun ki. çevresinde seyir ve dev eran eylediği misali dört yıldız. basitlerden her birinin cismi çevrecinde. kendisine merkez edip. Bu yıldızlardan başka. müşteri yıldızı o özel dairesini oniki senede kateder müşahede kılınmıştır. âlemin yapısını tahlil içi vazolunan şekiller ve daireler. Sabit yıldızlardan her biri. yerin büyük dairesinde zikrolunduğu üzere. Onun kalınlığı. onlarla beraber yıldız misali geniş daireyi bir sene tamamında dolaşır bulunmuştur. yeni astronomlar demişlerdir ki: Evvela yerküre . merih yıldızı iki seneye yakın zamanda. Bundan sonra merih dairesini kuşatan müşteri dairesidir ki. Ay dahi. çevresinde seyr ve deveran edip bir ayda tamam kendi dairesini kateder bulunmuştur. bu bölümün sonuna bırakılmıştır. ay. beş yıldız. Bundan sonra müşteri dairesini kuşatanzühal dairesidir ki. müşteriyi. dördü müşteri etrafında ve beşi zühal etrafında hareket eder ve döner görünmüştür. yeri. Bundan sonra merih dairesi. sonraki bilginler zamanında asat olunmuştur. hoşluğunun genişliği sayısız sabi yıldızlarla süslü bulunmuştur. Yine bu büyük daire üzere yer cisminin çevresinde ayın dairesi tayin olunmuştur. Bu görüşe göre. yeri merkez edip. âlemin merkezinde konulmuş ve kuşatıcı güneşin beyan olunan tavır ve tarzı üzerine. o yıldız. yerin büyük dairesini kuşatıp. Yeni isimlerle bunlara: Aycıklar adı verilmiştir. Yerküre su ve hava unsuruyle kuşatılmış olup. Bütün bunlardan sonra bu dairelerin tümünü kuşatan sabit yıldızlar feleği burçlar göğünden bilinmiştir. büyük bir güneş cismi menendi olup. nice gezegen yıldızın hareket ve dönüş üzere oldukları rasat üzere bilinmiştir. zühali merkez edinip. bulunmuştur. Üçüncü Madde Ey aziz.ispat olunmuştur. o dairesini otuz senede kateder hesap olunmuştur. Bu dokuz yıldız. kendi dairesinde bir devresini tamam eder.

kaçınılmaz olarak o vakitte güneş.kendi büyük dairesi üzerinde hareketiyle. batıdan doğuya hareket edip. Yerin bu iki hareketinin misali budur ki: Mücessem bir küre. koç ile güneş arasında bulunup. yerküre dahi kendi büyük dairesinde batıdan doğuya hareket ve seyir ile burçlar feleğinin meydanını tamamiyle dolanıncaya dek. Velhasıl yer. Çünkü yer. kuzey burçlarının birinin hizasında olduğunda. düz bir araziye atılıp. elbette o anda güneş. dolanmadan geri kalmadığı gibi. bize nispetle güneş ve bütün yıldızlar günlük hareketle doğudan batıya hareket eder görünmüştür. Çünkü yer. yine batıdan doğuya kendi ekseni üzerinde hareketiyle dönüp. koçun hizasında iken. burçlar dairesini beher gün terti üzere kat ederek. sürekli dolanır bulunmuştur. yengecin karşısında olan oğlak burcunda gözlenmiştir. o düz yerin uzunlamasına meydanına tamamen geçinceye dek kendi ekseni üzere hareketiyle dönüp. çevresinde dönüyor farzolunsa. Bunun gibi yer. ikinci olarak. Şu halde yer. güneş ile burçlar feleği arasında vâki bulunmuştur. elbette güneş onun karşısında olan terazide bulunmuştur. Mesela yer. Güneşin kuzey burçlarında sekiz-dokuz gün kadar fazla eğlenmesi. kendi merkezi çevresinde kendi ekseni üzere dönüp. o burçların karşısında olan burcu gelir görünmüştür. sene tamamında o büyük dairesini tamamen bir kere devreder bilinmiştir. elbette o esnada güneş dahi kuzey burçlarının karşısında bulunan güney burçlarının birinde görünmüştür. dönen küre. güney burçları . Zira ki yer. Yer. yer o senelik hareketinden başka. Yengeçte olduğunda yani yengecin hizasına geldiğinde. burçlardan birinin hizasına gelse. günlük hareketiyle batıdan doğuya hareket eylediğinden. yerin güney burçlarında o kadar zaman gecikmesinden bulunmuştur. Aksi dahi buna kıyas ile bilinmiştir. güneş ile burçlar feleği arasında vâki bulunmuştur. beher gün yirmidört saatte bir dönüşünü tamam eder hesap olunmuştur.

asla bir vakitte ve hiçbir mekanda dört mevsimin değişimi ve birbirini takibi olmazdı. âlemin eksenine farz olunan hizalanmasını daima koruyarak. âlemin eksenine paralel olmayıp. yerin senelik dairesinin yüzeyine altmışaltıbuçuk derecesinde. Elbette yer. (Durumun hakikatini en iyi Allah bilir. Eğer yerin ekseni. Mesela Yaz mevsimi geldiğinde. kutuplarının hizasında olduğunu ve onunla gece ve gündüz saatlerinin muhtelif olup. noktasında konulup. her anda burçlar feleğinin hissedilen ve özel olan tarafına yönelik olarak değişir görünmüştür. âlemin eksenine paralel kılınmıştır. dört mevsimin oluştuğunu bildirir. malûm olsun ki. güneş onun karşısında olan yengeç burcunda göründüğünde yer. yani yer oğlak burcuna hizalanıp. dairesinin güney yarısında ziyadece duraklamak lazım gelir bilinmiştir. kutupları. daima her yerde gece ile gündüz eşit olup. burçlar ekseninin dairesi gibi yirmiüçbuçuk derece uzak olur bulunmuştur. yeni astronomlar demişlerdir ki: Yerkürenin ekseni. senelik hareketiyle güneşin etrafını dolaşır oldukça. ki (V K H) açısı yanına eğilir bulunmuştur. Şu halde bu surette güneşin şuası. senelik dairesinin üzerinde kendisine ve güneşitleyicinin yani âlemin eksenine paralel ve kutupları kutuplarının hizasında bulunmuştur.hizasından hareket ederken senelik dairesini bir miktar genişletmekle. Çünkü yer. dairesinin ekseni gibi burçlar dairesinin eksenine paralel bulunsaydı. Şu halde yer dairesinin ekseni. senevî dairesinin üzerinde güneşitleyici dairenin eksenine paralel. mevsimlerin değişimi belirli zamanlarda olur. Ey aziz.) Dördüncü Madde Yerkürenin ekseni. senelik dairesiyle güneşitleyicinin yüzeyinden güney ve kuzeyde bulunmuştur. yerin ekseni olan (SM) hattı. dik olmak üzere ulaşır . Yirmiüçbuçuk derece burçlar dairesinin ekseninden uzaklaşıp. Yerin kuşağı olan ekvator.

koç burcunun hizasında bulunup. güneşe dönük bulunduğundan. Şu halde güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua. yerin yüzeyine. âlemin eksenine dik olur bulunmuştur. Bu sebepten güneş. Bahar mevsiminin başlangıcında. güney kutbu tarafında bir derece kadar yeri terk eder bulunmuştur. kuzey kutbu tarafına bir derece yeri terk eder müşahede olunmuştur. Bundan sora yer. Şu halde yeni astronomiye göre. kuzey burçlarıda görünür oldukça. güneş onun karşısında olan terazide görünmekle. sonbahar mevsiminin başlangıcında (A) noktasına geçtiğinde. Lakin güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua. yerin ekseni olan (SM) hattı. belki yengeç dönencesinde yirmiüçbuçuk derece güneşitleyici daireden kuzey kutbu semtine doğru uzak olmak üzere ulaşır bilinmiştir. yerin kuzey yarısını tamamen aydınlatıp. yer (H) noktasına geldiği sırada (SM) ekseninin eşitliği olduğu üzere kalıp.görünmüştür. bizlere açık olmaz. Bu sırada yer. yer günlük hareketiyle noktasına vardığında yani terazi burcunun başlangıcına eriştiğine. Zira ki şekil dışı bir yerde bulunmuştur. güneşitleyici dairenin terazi burcunun başlangıcı itibar olunan noktasından ulaşır müşahede olunmuştur. güneşin şuası oğlak dönencesi yerinde yerin yüzeyine dik eriştiğinden. güneş o vakitte koçta görünmüştür. yeryüzüne güneşitleyicinin koçun başlangıcına vâki olan noktasına ulaşır bulunmuştur. kendine ve âlemin eksenine paralellik üzere farz olunmuştur. Bundan sonra kış mevsiminin başlangıcı erişip. güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua ki. Bu surette yine iki kutbun taraflarına eşitlik üzere ışık saçılır bilinmiştir. O yerin yüzeyine. yerin güneşitleyici dairesinde ulaşmayıp. İki kutbun taraflarında olan yere eşitlik üzere yayılır bilinmiştir. gece ve gündüzün birbirini takibi ve uzaması: Dört mevsimin değişim ve farklılığı iki kutup altında doksanıncı enlemin gece ve gündüzü bu . Lakin bu takdirce yerin aydınlık semti. yerkürenin güney yarısını tamamen aydınlatıp.

dikkatli bir bakışla düşünülse. işin aslında uzaklaşma yoktur.yolla bilinmiştir. kâh bu yıldıza. her biri. kendi senelik dairesinin herhangi noktasında bulunursa. Bunlardan biri.) Beşinci Madde Yeni astronominin kaideleri kuvvet bulup. bir nokta kadar görünmüştür. büyük feleğin yirmidört saat müddetinde kendi içinde kuşatılmış olan feleklerin hareketleri ve hareketlerinde bulunan süratleridir ki. yahut (D Y) noktası. fikir ve mülahaza lazımdır ki. Gerçi yer. sâbitler feleğinin daima onun aynısı bir noktasına dönük olmuş görüne. Şu halde yerin sâbitler feleğinden uzaklığı ve yakınlığı fark olunmaz olmuştur. kabul etmeyenlere. bize gayet uzak olduğundan. kâh güneye ve kâh kuzeye ziyade yakın olursa da. malûm olsun ki. Kudret-i İlahiyede son tayin etmeye cesaret edenlerin yanında sözü edilen iş. Ey aziz. ziyadesiyle uzak ve garip ise de. (Vallahi a'lem. mesela (B C) noktasına. Biri dahi. ilk hareket ettiricinin yani büyük feleğin genişlik ve büyüklüğüyle o acaip ve garip sürattir ki. kendi tabiatleri gereğince batıdan doğuya hareket ederlerken. yine . gerçekte burçlar feleğinde yani kendi senelik dairesinde bulunan hareketiyle kâh oy yıldıza. Yer kutunun yüksekliği daima aynı tarafa ve tepemizde olan aynı yıldıza ve bir ölçüye bakış ile ortaya çıkmış buluna. eski astronominin dahi bundan ziyade nice işleri kabulden uzak görünür ve bilinir olmuştur. Şu halde bunda ellbette lazım gelir ki. Bu yeni astronominin gereği olan yerin hareketini uzak görüp. onunla beher gün doğudan batıya olan dönüşünü tamamlar bilinmiştir. muteber olduğunu bildirir. büyük feleği muhalefet ederek. yerin ekseni. yeni astronomlar demişlerdir ki: Yerin senelik dairesinin hizasında bulunan şâbitler feleğinin. halbuki bizden pek uzak olan sâbitler feleğine nispetle yerin senelik dairesi ancak bir nokta kadar gelmiştir.

büyük feleğe uymakla her gün doğudan batıya bir kere dönüş hareketlerini tamam ederler denilmiştir. büyük güneşin etrafını senede bir kere dolanması çok daha kolay ve layık olup. karışık bulunmuştur. kâh yetmiş senede bir derece ve kâh altmış senede bir derece miktarı muayene kılınmıştır. denildiği öyle demek değildir ki. Yerin bu hareketi bir tertip üzere olmayıp. işin aslına muvafık gelip. kuzeyden . o günlak hareketle ilk hareket ettiricinin mıntıkasında olan sürat. üçyüzbin kat fazla ve şiddetli olmak gerek. Zira ki sâbitlerin burçlar sırası yüzere bulunan hareketleri. Yerkürenin o senelik dairesinde hareket eder oldukça ekseni aynı eşitliğini korur. akla daha yakın olmuştur. üst yüzeyinin şekli henüz bilinmeyen büyük feleğin içinde bulunan büyük feleklerin kendilerine nispetle bir habbe ve bir nokta kadar olan yerin çevresinde dolanmalarından bu küre şeklinde olup. Şu halde yerin ekseni. Bu harekete onun için gece ile gündüz eşitliğinin tekaddümü denilmiştir. harekete daha fazla isidatlı olan yerin küçük cisminin. Halbuki bir tüfeğin kurşunu seyrinde bulunan süratten. Ta ki bu müddette bir dönüşünü tamamlamak mümkün ola. yerin ekseni asla bir vakitte ve hiçbir cihetle konumunu değiştirmeye. durumun gerçeğine uygun. şu halde o büyük cisim olup. O iki nokta burçlar sırası hilafı üzere yani doğudan batıya geçerler. kâh yüz senede bir derece. gece ve gündüzün eşit olduğu nokta bulunmuştur. Zira ki yerin eksenin gayet yavaş olan hareketle yirmibeşbin sekizyüz onaltı güneş senesinde burçlar feleğinin çevresindeki bir daire çizer bulunmuştur. Yerin bu hareketinden lazım gelir ki. burçlar kuşağı dairesiyle güneşitleyici dairenin kesişme yerleri ki. yerin bu hareketinden çıkar bilinmiştir. Şu halde sâbit yıldızların burçlar sırası üzere yani batıdan doğuya olan hareketlerinin ortaya çıkması ve gece ile gündüz eşitliği noktasından doğuya doğru bulunan uzaklıklarının fazlalaşması.

Zira ki onların dönüş hareketi benzerli ve düzgün bulunmuştur.B) dairesi olsun ki merih bu dairenin bir yayını kat edinceye dek yer kendi dairesinde olan dönüşünü tamam eder. duraklama. (Durumun hakikatini en iyi Allah bilir. sabitler dairesinden (M) noktasında görülür.K.Y.A. Yerin senelik dairesi (B. Bu sebeptendir ki utarit ile zühre bazen güneş ile yer arasında ve yer yine güneş ile üç yıldız arasında bulunurlar.L) dairesi olsun. kolaylıkla bilinmiştir. yer (L) noktasında ve merih (T) noktasında bulundukları vakitte merih yıldızı.C. kâh geri dönüşle nitelinmiş görünmüştür. Şimdi deriz ki. malûm olsun ki.) Altıncı Madde Yeni astronomiye nisbetle beş şaşırmış gezegenin yavaş hareket etme ve duraklama keyfiyetini. Bundan sona yer (L) noktasından (B) . müştei ve zühalden önce bitirir. geri dönme ve düz gidiş bu yeni görüşe göre döndürücü feleğe muhtaç olmayıp.D.T. Mesela merihin dairesi dahi (T. Bundan sonra sabit felek (M. Öyle ki yerin mihverinin ucu bu tür bükük ve sarmaşık hareketle bir bükük ve sarmaşık daire meydana getirir hayal edilip. gözümüze bu tür hayaller asla görünmez olurdu. Nitekim daha önce açıklanmıştır ki. düz gidiş ve geri dönüş mahiyetini bildirir. Ancak faraza âlemin merkezi olan güneş üzerinde bulunmuş olaydık.güneye ve güneyden kuzeye yalnız yirmidört dakika miktarı hareket eder bulunmuştur. üç yükseğin açıklanmasında farz ederiz ki düz şekile güneş (A) noktasında olsun. kâh duraklama ile.K. Ey aziz.R. yeni astronomlar demişlerdir ki: Gezegen yıldızlardan beş şaşırmışta bulunan yavaş hareket. Onlar bize kâh yavaşlıkla. Zira ki beş şaşırmışın duraklama ve geri dönüş gibi muhtelif durumları ancak bizim hareket halinde bulunan yerde bu yıldızlara baktığımızdandır. utarit ile zühre güneşin etrafında bulunan senelik dairesini geri kalan üç yıldızdan yani merih.N) dairesi olun.F.H. farz olunmuştur.

malûm olsun ki. Öyle ki yer. Bundan sonra yer (C) noktasına ve yıldız (Y) noktasına ulaştıklarında bu sırada yine yıldız (F) noktasında görülmüş olup.noktasına ve yıldız dahi (T) noktasından (D) noktasına geçsin. Bu sırada yine (La) noktasında hissedilip. Bundan sonra yer (A) noktasına ve yıldız (R) noktasına vardıklarında o vakit yine yıldız (F) noktasında bulunur. Şu halde burçlar tertibinin hilafında geri dönüş görülür. Bundan sonra yer (B) noktasından (H) noktasına ve yıldız (D) noktasından (K) noktasına varır. Bundan sonra (T) noktasında görünür. yıldız ile güneş arasında yakın olmak üzere intikal eder. semavî kitapların bildirdiklerine aykırıdır. yeni astronomlara. Elbette bu surette olan durumuna geri dönüş adı verilir. Burçlar tertibi üzerinde hareket eder bulunur ki düz gidiş ve sürat denilir. Bu tafsil ki utarit hakkında tasvir olunmuştur. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. Ancak farkı budur ki. Zühre hakkında da aynısı geçerlidir. Ey aziz. sürat ve düzgün gidiş denilir. Yedinci Madde Bu yeni astronomlara yöneltilen soruları ve cevapları bildirir. . sabitler dairesinden (La) noktasında muayene olunur. Şu halde bu surette burçların tertibine göre olan hareketin (M) noktasından (La) noktasına tacil etmesi müşahede olunup. dinî konularda ve rasat ve astronomi ile ilgili kanunlarda önce şöyle itiraz olunmuştur ki: Bu yeni görüş tabir olunan görüşler. Bu vakitte yıldız. Zira ki. bu değişiklikler onda yavaş bulunmuştur. yavaş gidiş ve duraklama önce hasıl olur. zühre. Bu bölümde yazılan açıklamalar yeni astronomiye belki pek eskiye nümune olmaya kifayet ettiğinden şimdi bu görüşe yönelen sorular ve cevapların yazılmasına geçilmiştir. utaritten ziyade zamanda kendi dairesini dolaşır görülmüştür. ikinci duraklama ve ikinci yavaşlama hasıl olur.

Tevrat'ta aya: Büyük kandil. Zira ki bu sözün o yerde başlangıcı böyledir ki: Oluşumun biri gider. bu yeni astronomiye göre dahi haddizatında hareket ile nitelinmiş olmayıp. demek. her ne kadar ki kabullenilirse de asla faydası yoktur. Bununla beraber ki. durumu ve şanı böyle ola. ne de bozulma kabul eder. hemen gemiye giren kimsenin gemi içinde sakin olduğu gibi yer dahi yumuşak maddenin muayyen parçaları içinde daima sakin olur. hakikatte hareke edici olan kendisini. Tevat ciltlerinde şerh olunmuştur. mücerret görüşümüze göre. Zira ki yer. İmdi. biri gelir. Küçükler de. konuşarak bu minval üzere cevap etmişlerdir ki: Yer. Diğer kitapların söyledikleri bu mânâya irca olunmuştur. çok katı hükümer semavî kitaplarda irat olunmuştur bu cümleden olarak. demektir. denilirse memnudur. Zira ki yer. bu yeni görüş tabir olunan tahayyüllere dahi asla rağbet ve iltifat olunmak layık ve seza değildir. Kastedilen mânâ ile gizli ve gerçektir. nurunu dahi güneşten alır bulunmuştur. Asla bir vecihle kendisine rağbet ve iltifat olunmaya layık ve şaheste değildir. vâkıa bakar olduğumuzda. hükmü ki. adı verildiği vârittir. yer daima olduğu gibi baki kalır. Faraza olduğu itibariyle de asla rağbet ve iltifata layık ve seza değildir. toplam itibariyle asla ne dağılır. deyip cevap . Bir daha bu tarz ile cevap vermişlerdir ki: Dinî işlere ve yaratılışa bağlı oldukları takdirde. ay diğer yıldızlardan küçük olduğundan başka.Ve her şeye ki. yani yeri kuşatan o yumuşak maddeden ola girdabıdır. Şu halde siyak ve sibaka göre yer. Böyle olunca sözün tamamı budur ki: Yer daima sakindir. cevabını dahi büyüklerde reddederek böyle vermişlerdir ki: İşin aslı olmak üzere rağbet ve iltifat olunmağa mahal yoktur denilirse. o girdabı olan ince ve yumuşak maddenin belirli parçaları arasında daima kuşatılış olup. inkılap ve değişimden uzaktır: Her ne kadar ki bazen kendisinde oluşum ve bozuşum vâki olursa da. Yer daima sakindir. daima sakindir.

Bunların cevapları dahi böyle olmuştur ki: Yer. kendi senelik dairesinde hareket eder olsaydı. Çünkü önce dediğimiz gibi. başucu noktamızda bulunan yıldız. baktığımız yer olurdu. daima yerin bir belirli noktasında durmamız şart ve lazım gelir.etmişlerdir. bizim için bulunan belirli ufku ve başucu noktamızda olan belirli noktayı kaybettiğimiz ve değiştirdiğimiz vakitte bulunmuştur. asla göremezdir. Onun için şart olunmuştur ki. kuzey kutbunun daima tek yol üzere olan yüksekliği bizim görüşümüze göre bulunmuştur. bize. Astronomi ve rasat kanunlarına dayanılarak. âlemin merkezinden uzak olup. ona nispetle yerin büyük senelik dairesi. Doruk ile etek dahi bu minval üzere tayin bulmazdı. kuzey kutbunun yüksekliği her zaman bir üslup üzere olup. daima ortada olmazdı. Çünkü yerin ekseni. tamamıyle gizli olur. Felek küresinin belirli bir yarısı yani belirli dokuz burcu tamamıyle er vakitte bizim karşımızda olup. sabitler feleği bizden o kadar uzaktır ki. ekseni yüzere hareket ettiği takdirce. bir nokta kadar görünür. önce görür olduğumuz kıtası. bu görüştekilere itiraz olunmuştur ki: eğer yer. daima zâhir olur. Şu kadar var ki. Ona bedel. Zira ki. Adı geçen kutbun yüksekliği ve başucumuzda olan . mesela kuzey kutbunun yüksekliği her zaman bir üslup üzere kalmazdı. Yani bu şart. Her vakitte sâbitler feleğinin belirli bir yarısı bize mukabil gelmezdi. Daha önce onu biz. âlemin ekseni ile daima aynı hizada bulunur. daima yerin bir belirli kıtasında sabit ve durucu olmaz. Yerin daima bir belirli yerinde olduğumuz zamanda bir kararda görünmüştürki. mesela kuzeyden güneye doğru veya güneyden kuzeye doğru yerküre üzerinde hareket edip. belirli yerimizi başucu noktamızda bulunan belirli noktayı değiştirdiğimiz zamanda elbette bize feleğin bir başka kıtası zâhir olur. Başucu noktamızda bulunan yıldızlar. Şu halde belirtilen üç hükme göre.

Sekizinci Madde Bu yeni astronomlara. eğer yer hareketli olsa. Doruk ile eteğin tayinleri lüzumuyle olan çelişkiye böyle karşı olmuştur ki. bir nokta kadar görüne. Ancak farkı budur ki. oda uzaklık ve yakınlık güneşin hareketinden. sözü edilen küçüklük ile asıl maksadımız bulunan feleklerin durumlarının nizamı ispat olunmuştur. Onda değişen doruk ve etek. yerin bir noktası. eteği peyda olur. senede dayanmamıştır. Bu astronominin dour ve eteği hükümleri aynen eski astronomideki gibidir. bu görüşe göre yerin hareketinden bulunmuştur. burçlar feleğinin hareketinden ve bunda yine yerin yavaşlamasından bilinmiştir. Sabitler feleğinin bizden ta o miktarı uzaklık mesafesi ki. Bu görüş inanılmayacak mertebe uzak bulunmuştur.yıldızlar dahi değişken olur. (Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır). Kuzey burçları hizasında harekette iken yine güneşe yakın olmak durumuna geldiğinde. elbette hissolunurdu. Bu itiraza böyle cevap olunmuştur ki: Çünkü kabul edilmeyen bu hüküm. onunla yerin senelik büyük dairesi. bu yön üzere yer. malum olsun ki. o senelik dairesinde. . Binaların ve ağaçların dahi aşları aşağı gelip yıkılırlardı. Bundan başka. güney burçları hizasında harekette iken dahi güneşten uzak olmak ve konumunu bulmağa doruk hâsıl olur. âlemin merkezidir ve mekanların en aşağında yine ağır cisimlerden olan yerkürenin sakin olması en uygun ve en gereklidir. bununla beraber. Şu halde bu tür ilimlerde bunun gibi olmaz görülecek kati işler çok bulunmuştur. Onun için zarar vermez denilmiştir. Ey aziz. Bundan sonra bu cevapların koruyucusu bulunan mukaddimeye itiraz olunmuştur. yeni astronomlara tabiat kaidelerine dayanılarak itirazlar olunmuştur ki. mekanların en aşağısı. tabiat kaidelerine dayanarak olan itirazları ve cevaplarını bildirir.

çünkü yer onların yuvalarını alıp birlikte götürür. lakin yerküre hemen ağır bir cisim gibi kendi yerinden hareket etme olmak lazım gelmez. dümdüz varacak oldukları noktalar. batıdan doğuya gelen yerin yüzeyi. Yine cevap olunmuştur ki: Biz. Bu. binaların ve ağaçların dahi eğilip kırılmadıkları bundan bilinir. Belki bu delilden. yuvalarını bir daha bulamazlardı. yerden ayrıldıkları anda yine yere dönerlerse de. ayniyle o taş gibidir. su görüntüsü gibi yerle beraber hareket eder olduğumuzdan. doğu tarafına atılan oktan pek çok ziyade menzil alırdı. Zira ki. bunların ayakta durması ve sebatı lazım gelir. onu karşılamakla. İspat delilleri şüpheli ve reddedilmiştir. Zira ki. Yer sakin olsun yahut yumuşak madde ile hareketli olsun. doğu tarafına doğru yuvarlandığı zamanda bulunan hareketinden pek çok yavaş olurdu. yerin hareketini hissedemeyiz. yer yüzeyiyle beraber harekette olurdu. Elbette batı semtine atılan. geminin sereninden dibine doğru atılmıştır. Bundan başka yerin tabiatına bakıldığında. o okun yerin yüzeyinden kat ettiği mesafe çok olurdu. Onun doğuya gitmesinde bu hareket olmazdı. Zira ki ok. bu tür taşların yukarıdan aşağıya atıldığı halde serenin dibine düştüğü tecrübe ile . değil midir? Henüz tespit edilip. Bundan başka batıya doğru atılıp yuvarlanan top nesnenin hareketi. Kuşlar havada uçarken. hareketinden gayri sözü edilen yumuşak maddenin hareketinden dahi pay alması muhakkaktır.Ağır cisimler yukarıdan aşağıya dik olarak inemez olurdu. Belki aşağıda ve yukarıda olmaları bize kıyasla bulunmuştur. belirlenmiş değildir. Bu itirazların tek tek cevapları böyle verilmiştir ki: Yer. mekanların en aşağısı mıdır. yerle birlik o yumuşak madde içinde kuşatılmış olup. ki. sair yıldızlardan ağır olması dahi henüz malum değildir. Çünkü ağırın inişi. batıya giderken. Gerçi büyük taşlar ve ağır cisimler. bu durumda onlar. ağır cismin yukarıdan aşağı doğru dik olarak inmesine bir engel yoktur.

filozoflar. yani denizin kenarından bakanlara o taşta iki hareket olur ki. salabet. Öyle ki. Dokuzuncu Madde Bu yeni astronomiye göre. Ey aziz. harekette şiddet ve zayıflama. biriyle dik olarak iner. biriyle dahi geminin hareketine uygunluk eder. Böyle olunca. Evvelki gök. esirî cisimlerin maddesine ve musammat cisimlere. Doğuya doğru atılan yuvarlanan kürenin hareketi daha hızlı olmaz. eski astronomiye rağbet edenler yukarıda açıklandığı üzere. demişlerdir. Batıya doğru atılan okun düşüş mesafesi ziyade bulunmaz. yoğunlaşma. göklerin maddelerinden hacim ve salabeti kaldırıp. bir kimse bir geminin güvertesinden sereni dibine bir taş attığında. doğru hareketle indiğini muayene eder. . malum olsun ki. azalma. yani hacim. göklerin tabiatlarını ve sayılarını bildirir. Geri bizim görüşümüze göre ki geminin içinde dik tahayyül olunursa da. belki kavisli bir hat çizerek hâsıl olur. Belki bu hususta doğrusu budur ki: Ne ağır cismin ve ne adı geçen taşın inişi denilen hareketi kesinlikle düz değildir. Gemi sakin olsun veya hareket halinde olsun ve buna dahi aynen öyle sebeb. saffet ve şeffet üzere olup. tıpkı buna benzer ki. geri dönüş ve duraklama ve yerlerinden çıkma kabul etmezler. feleklerin tabiatları sulu ve yumuşaktır: Yarılma ve birleşme kabul eder cisimlerdir. feleklerde artma. denizde balıklar suyun hareketinin etkisinde kaldıkları gibi. bu. kuşlar dahi havanın hareketinin etkisinde kaldıklarından.bilinmiştir. aşın düşüşünden gayri geminin hareketinden dahi hissedar olmasıdır. o iki hareketiyle bir eğri çizgi çizdiğini gözlerler. feleklerin tabiatlarında yani feleklerin maddelerinde ihtilaf edip. demişlerdir. yarılma ve birleşme olmayıp. yuvalarından uzaklaşmaları ve ayrılmaları lazım gelmez. Lakin geminin dışından. seyrelme. Bu yeni görüşe göre: Göklerin sayısı üçe hasredilmiştir. Bu yeni astronomiye taraftar olanlar.

sonraki bilginleri makbulü bulunmuştur. Bu yeni astronominin. bize nâzır olup gözetlediğimiz sabitler feleğidir. O halde âlemin hey'Etine iyi tefekkür kıl. saadetnâmemizden dahi güzelliklere ve sanatlara yol açıcı ve iletici olmak için onaltı rubai yazarak. metinde sözü edilen şekillerin buraya çizilmesi münasip görülmüştür. güneşi e ayı. eski astronomiye uygun bütün kaide ve hükümleri kuvvet bulup.) Eflak ve anasır ve mevalîd ey dil Ecsam ve tabayi ve suverdir hep bil Çün âlemdir hakîm-i sun'u şâmil Pes heyet-i âlemi tefekkür hoş kıl (Ey gönül. Halk eyledi ey Hüda bu ibretgâhı Eflak ve anasır ve bu şems ve mâhı Kur'an'da dedin fe semme vech'ullah (Ey Hüda. Üçüncü gök." (2/115) dedin. yaratıcıyı tanımaya vesile bulunan insanlar âlemine ayna olarak konulan büyük âlemi. felekler. bileşikler. Bizim muradımız ve maksadımız olan. saadet ehli için dinlenme yeri tayin kılınmıştır. bu bölüm tamamlanıp. unsurlar. Kur'an'da: "Hangi tarafa yönelirseniz orası Allah'a ibadet yönüdür. İlahî.) Eflak ile devr eder kevakib her an . İkinci gök. ötesinde bu feleği kuşatan büyük feleğin sınırsız ve sonsuz olması araştırılarak kesinleşip. bu cevihle bu yönden dahi seyr için bu miktarca yazma ve açıklama ile yetinilip. eşyanın hakikatini bize göster.unsurları ve gezegenlerin tümünden ibaret olan topluluktur. bu ibretgâhı yarattın: Felekleri unsurları. sâbitler feleğinin kalınlığı mesafesi her ne kadar geniş ise de. cisimler ve tabiatlar hep suretlerdir bil! Çünkü hakîm olan Allah'ın sanatı âleme şâmildir. beş yüzyıldan bu ana gelinceye dek.

gönüle gel! Dünyaya heves kılma. Bu Rabbin kelimeleri ola eşyaya bak. cihanı ibret kitabı bil. Onların tesiriyle karışır bu özler. çok ibret al. harflere takılmaz ve kavgayı bırakır.Tesir edib imtizac eder bu erkan Dört tab-ı muhalif olsa memzuc ey can Madenle nebat olur ve hayvan insan (Her an yıldızlar feleklerle döner.) Hakkı bu cihanı bil kitab-ı hikmet Eflak ve anasırı huruf ve kudret Terkib ve mevalid ve kela-ı izzet Fehm et kelimat-ı Rabbi al çok ibret (Hakkı. Rabin kelimelerini anla. Felekleri ve unsurları harfler ve kudret. ne görüp işitse Meva'yı yâdeder. kendini denize sal.) Bulan kelimat-ı Rabbi'den mânâyı Hiç olmaz o harfgîr ve kor kavgayı Tuba ona kim o fehm eder eşyayı Ne görü işitse yâd eder Mevla'yı (Rabbî kelimelerden mânayı bulan.) Bu bahr ne eksilir ne artar asla . Eşyayı anlayana ne mutlu ki. Dalgaları koyup. hayvan ve insan olur. bütün bileşikleri İzzet'in kelamı bil. madenlerle bitkiler. bu kelimeleri iyi anla mânaya dal.) Hakkı dile gel kılma heves dünyaya Emvacı koyup kendini sal deryaya bak bu kelimat-ı Rab olan eşyaya Hoş bu kelimatı anla dal mânaya (Hakkı. Dört farklı tabiat karışınca ey can.

Hak için dünyayı ehline ver. iki an içinde tek fasıl bâki kalmaz. onu iste bil cihanı fânî Bul mevt-i iradide hayat-ı canı "Mütü kable en temütü"ü tanı Dünya seni terk etmeden sen eyle anı (Hakkı. Dalgalarla boşuna yorulma.) Hakkı. cihanı geçici bil. denizi bul. Yüceyi seversen alçakları unut. Dünya seni terk etmeden.) Hakkı. Hani hani!. asla eksilmez ve artmaz. akıl cihan nüshasını okusa hani Gönül o gizli manayı bilse hani. o dalgalar gibidir mesela. Can bulsa canın canını!) Ah sumtla bağlasam dehanı hani . Allah'ı iste. ağzı oruçla bağlasam.. Masivayı yok anla. dalgalar ona bitişik olarak gelir gider.i cihanı hani Dil bilse o mana-yı nihânı hani Dil bilse o mana-yı nihânı hani Can bulsa o can-ı canı hani hani (Hani. Mevla'yı bil. ha için ver ehline dünyayı Ednayı unut seversen ol âlayı Emvac ile boş yorulma bul deryayı Yoğ anla bu mâsivayı bil Mevlâ'yı (Hakkı.) Ah savmla bağlasam dehanı hani Akl okusu nüsha. Caın hayatını iradî ölümde bul.Emvacı gelir gider o bahre asla Alem ki o mevcler gibidir mesela Kalmaz iki an içinde bâki fasla (Bir deniz ki. "Ölmeden önce ölünüz" hadisini tanı. sen onu terk et. Alem ki.

) Zannımca yakîn ve sıdkla sıddıkam . o anda mertebeleri korumakla mesrur oldum. Mertebelerin hükümlerinde nâdân oldum. Çün hâl ile vahdet-i vücudu buldum. Çünkü bildirimi görüp de hayran oldum ve her mertebede fermana itaatkâr oldum. Mertebelerin hükümlerini koyup. gönül söylese. aşk ile bulaydım O'nu.) Hep varlığı bir bilince şadân oldum Ahkam-ı meratibinde nâdân oldun Çün bildiğimi görüb de hayran oldum Her mertebede muti-i ferman oldum (Varlığı hep bir bilince şâdân oldum. Mertebelerinin hükümlerinde yolumu şaşırdım. Hani hani. Müşahede zevkini erdim âgah oldum.Dil söylese dinlesem nihanı hani Can görse o mâna-yı cihanı hani Aşkıle bulaydım anı hani hani (Sükûtla bağlasam ağzı hani. dinlesem gizliyi hani! Hani o cihanın mânasını can görse. uzak oldum. mağrur oldum.. Her mertebesinde Allah'la beraber oldum.) Bir bildim iki cihanı mağrur oldum Ahkam-ı meratibin koyup dûr oldum Çün halile vahdet-i vücuda buldum Pes fız-ı meratibiyle mesrur oldum (İki cihanı bir bildim.) Tevhid-i vücuda çünki hemrah oldum Ahkam-ı meratibinde gümrah oldum Çün zevk-i şühude erdim âgah oldum Her mertebesinde hoş maa'llah oldum (Çünkü tevhid-i vücuda yoldaş oldum..

) Bil vahdet-i âlemi ki arz-ı hakdır Ol şeh ki gayûrdur bu sırr-ı muğlakdır Esrar-ı cihanı söyleyen ahmaktır Hıfz edeni hıfz eden şeh mutlaktır (Alemin birliğini. Hepsi onun güç ve kuvveti ile . gece gündüz. malum olsun ki. Hak'kın arzı bil. Cihanın sırlarını söyleyen ahmaktır. Her mertebede varlık diğer hüküm eder. Yani ay feleğinin içinde vücuda gelen bileşik cisimlerin tamı ve tam olmayanı. Şimdi mertebeleri korusam zındığım.Tevhid-i vücud ile dolu tahkikam Her mertebe çün vücud eder hükm-ü diğer Pes hıfz-ı meratib etsem zındıkam (Zannımca yakînim ve sıdkıla sıddıkım. varlığı birliğiyle dolu ve araştırıcıyım. yani tam bileşik cisimler olan üç bileşiği (mevalid-i selâse) ki maden. bitki ve hayvandır. Hak'kın emrine itaatkâr ve boyun eğicidir. Birinci Madde Tabiilerden bulunan bileşikleri tümünün asıllarını ve maddelerini. filozoflar demişlerdir ki: Oluşum ve bozuşum âlemi içinde meydana gelen atmosfer ve üç bileşik. yüksek babaların aşağı analarda bulunan tesirlerinin neticesidir.) 28-BÖLÜM:028: ONUNCU BÖLÜM Bileşiklerin oluşum keyfiyetini. Yedi gezegen ise. bu muğlak sırdır. Hepsini yedi madde ile açıklar. tam mürekkep cisimlerin cinslerini ve nevilerini toplucu bildirir. bütün yedi gezegen yıldızın dört unsurda olan tesirlerinden hâsıldır. Koruyanı koruyan mutlak şehtir. Ey aziz. O şeh ki gayurdur.

İnsanî nefislerin . orada toprak parçaları ile karışarak koyulaşır."(7/54) BEYT Çün yedi erden müdam hâmiledir çâr-zen Tıfl-ı mevâlid hem doğmadadır dembedem (Yedi erkekten dört kadın sürekli hamiledir. Allah'dır. nehir ve deniz sularının incelikleridir ki. Alemlerin Rabbi olan Allah ne kadar yücedir. Allah. gayet lâtiftir. ayı ve yıldızları. Son mertebeleri temiz nefstir ki. Bitkileri nevveli madene ve sonu hayvana bitişiktir. Başlangıçta dumanlar ve buharlar. Buhar ve dumandan yarı bileşikler oluşur ki. Hayvanların evveli bitkiye ve sonu insana bitişiktir. bitki ve hayan maddesi eder. güneşin ısıtması ile havaya yükselir. Bu üç bileşik ancak birbirine şaşırtıcı bir tertiple. hava ve topraktır. Bütün bunları yapın. onunla karışır. Bundan sonra yerin derinliğine sirayet eden güneşin harareti o koyulaşan özleri kaynatarak maden.hareketli ve tesirlidir. yerin karnına çekildiğinde. taş nevileri dahi ondandır. yine güneşin ısıtması ile havaya çıkıp onunla karışır. hem yaratmak hem de emretmek ona mahsustur. zalimlerin söylediklerinden yüce olan. lâtif nizamla suret bulmuştur.) Dört unsur ki. Bu kâinatın ilk mertebeleri kesif topraktır. Zira ki madenlerin evveli toprak ve suya. emrine bağlı kıldı. yani üç bileşiğin birincisi maden cinsidir ki. Suların özleri karlar ve yağmurlardır ki. yukarıda açıklanan atmosferdir. ateş. unsurlara geçer ve değişir. Bu dördün birbiri ile kaynaşıp birleşmesinden meydana gelen tam bileşik cisimlerin. Nitekim Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Güneşi. Ama dumanlar yerin incelikleridir ki. su. dikkat ediniz ki. Buharlar. Üç bileşik çocuk sürekli doğmaktadır. sonu bitkiye bitişiktir.

eşyayı seyreder ve sürekli devreder. o. Celil'in aşkına ulaşmaktır ki odur muratların aslı ve her ümidin gayesi. müjdenin aslı odur. Hepsi. Aşk. hayvanın kemali insandır. bulut. Mecid'in arşı oldu. Olgunluğu ancak onda hâsıldır. Toprağın kemali bitkidir. oluşum ve bozuşum cihanı içire rağbetle.evveli hayvan ve sonu melekî temiz nefislere ulaşır. daii Mürebbi'den kemalini ister. gönül ehlidir. Çünkü dalgalı deniz olur ve ondan buhar. İnsanın kemali. NAZM Bu kâinat-ı cihan hep tebeddül eyler ümîd Semadan arza dek ve zerrelerle tâ hurşîd Cihan kevn ve fesâd içre cümle rağbetle Kemalini talib eyler mürebbiden cavid Kemal-i hak nebat ve kemal-i hayvandır Kemal-i hayvan insandır oldur asl-ı nüvîd Kemal-i âde olur hem visâl-i aşk-ı cemil Ki oldur asl-ı muradât gayet-i her ümid Çü bahr-i mevc olur ondan buhar ve gıym ve matar Matar ki sel olur aslın bulur garib ve bayid Çü aşk seyreder eşyayı devreder daim Her anda kevn ve fesad oldu başka halk-ı cedîd O ki cihanı bu hikmetle seyreder Hakkı Ol ehl-i dildir o vası-i dil oldu arş-ı mecîd (Bu cihan kâinatı ümit hep değiştirir. gökten yere dek zerrelerle ta güneşe. yağmur ve ysel olur. cihanı bu hikmetle seyreder. bitkinin kemali hayvandır.O geniş gönül. Ey Hakkı! O ki. aslını bulur ve uzak ve yakın. Oluşum ve bozuşum her anda yeni ve başka bir yaratılış oldu.) .

zebercet. seylan ve pîruze gibidir. yakut. nicelik ve nitelikte muhtelif bulunan karışımlar ve bileşimler olmuştur. cıva olur. bir miktar yer içinde oluşup durdukta. hareketinden . yüksek hareketle kaynaşmıştır. şiddetli hareketle karşılaşan ve su toprak parçalarından oluştur ki. kurşun ve tunçtur. onlardan füruu. kükürt. Eğer buhar. Kükürt ise. Cıvanın oluşumu. Bütün madenlerin asılları. Bileşimi kavi olup. duman üzere üstün gelirse. tuzlu cisimler gibi. taş cinsidir ki: Elmas. Bazısı ateşle çözülür. Ey aziz. bir süre durduktan sonra onlardan füruu ve dalları zamanların geçmesiyle havaya çıkmaktadır. madeni. asırların geçmesiyle zeminin dibine girip ve inip gitmektedir.İkinci Madde Üç bileşiğin ilki olan madenlerin durumlarını ayrıntılı olarak ve çeşitlerin toplu olarak bildirir. yerin altında oluşup. kalsiyum ve kükürt gibi. tuz. toprağın ince parçalarına karışıp. kalay. Eğer duman buhar üzere üstün olursa. bakır. Yumuşak ise. rutubetle çözülür. demir. civa vesair şeffaf olan cevherler oluşur. nişadır ve şap gibi. o su parçalarındandır ki. Nitekim bütün bitkilerin ve ağaçların asılları. gümüş. yerin içinde hapsolan buhar ve dumanlardan oluşan cisimlerdir ki. madenlerde sert taşlar içinde nice bin yıl uzun bekleyişle safa bulup. billur. Bazı taşlar. ancak cıva ile kükürtün nicelik ve nitelikte farklılıklarından ve karışmalarından hâsıl olur. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin başlangıcı bulunan madenlerin cümlesi. la'l. yedi meşhur cisimdir ki: Altın. malum olsun ki. çekiçle ezilmezse. Şeffaf ve katı cisimlerin oluşumu. Eğer bileşimi kavi olup. Yedi meşhur cismin oluşumu. mermer. sıcaktan yağ gibi olmuştur. yeşim. zümrüt. çekiş kabul ederse. o tatlı sulardandır ki. karbonat.

Eğer kükürt ve cıva safî olup. yağlı madenler. Yağlı cisimlerin oluşumu. kireç ile karışan kumlu yerlerde oluşur. dağlar içinde ve yumuşak taşlı. Eğer kükürt ve cıva saf olup. pişirmekle yağ gibi koyu olmuştur. madenin hararetiyle incelip ve çözülüp.taşlaşmıştır. tamamen karıştıysa. bölgenin toprağına karıştığında. Şu halde altın madeni. Ey aziz. madenler üç neve münhasır kılınmıştır: Katı madenler. kıraç ve sert yerlerde vücuda gelirler. Kireç madeni. Tek tek çok olmalarına rağmen. Kükürt madenleri. adı geçen yedi meşhur cisimdir. Tuz. nemli. o kükürt. Onların hepsi ancak kükürtler ile cıvadan oluşurlar. madenin harareti onu. cıva ile uygun bir ölçü bulduysa. O madenin oluşumu. kumlu yerlerde oluşur. bir bölgeye mahsus bulunmuştur. hararetiyle nice bin yıl pişip yandıysa. Bu kıyas üzere her maden. Üçüncü Madde Madenlerden katı cisimlerin oluşumunu. madeni. güneşin harareti ona. . yağlı ve yumuşak toprakta oluşurlar. yumuşak yerlerde hâsıl olur. nice bin sene tesir etmiştir. ıslak. tabiatlarını ve vasıflarını bildirir. Gümüş ve benzerleri. suyun rutubetini çeker ki. yerin içinde bekleyen rutubetlerdendir ki. malum olsun ki. yerin yakıcı ve kuru maddelerine suyun şiddetli karışımından hâsıl olur. Şeffaf olmayan cisimlerin oluşumu. Zaclar ve şaplar. taş madenler. o kaynaşıp sarı altın olur. o bölgenin özelliklerinden bilinmiştir. dağların içinde yumuşak toprak ile karışan taşlar içine oluşurlar. biribirine tamamen kaynaştılarsa. filozoflar demişlerdir ki: Üç tür madenden evvelkisi katılardır ki. o cıvanın rutubetini emdiyse ve o kükürtün boyama gücü olup. yer. o yapışkan çamurla suyun kaynaşmasındandır ki. Rutubetle ayrışan cisimlerin oluşumu.

Ağırlığı. ateş rengi sarılığı olduğundandır. Letafet ve nezafeti. Lekesi olmaz. İki cihanın ender sermayesidir. paslanmaz. tabii nefsin ona şua saldığındandır.ölçüleri de uygun gelip uzun zamanda pişip yandılarsa ve kükürt beyaz olup. Alem halkının nizamıdır. Rengi sarı ve berraktır. yumuşak ve latiftir. Eşyanın en değerlisidir. Eğer bozuk kükürt yanmadıysa. Ateşle yanmaz. Dünya erkeklerine kuvvet ve izzettir. Ağırdır. Şu halde katı madenlere ârız olan farklılık. Kendi güzeldir. Bu sarı altın. Her iklimde revaç bulmuştur. ayrışmasına ateş bile kâdir olmaz. Toprak içinde bin yıl kalsa çürümez. o kaynaşıp. Süs isteyen kadınlara lezzettir. Eğer pişmezden önce ona soğuk isabet ederse. nakittir. Tadının tatlılığı ve kokusunun temizliği kükürtünün saf olduğundandır. Eğer cıva saf ve kükürt bozuk olup. Su zerreciklerinin toprak zerreciklerine şiddetli kaynaşmasından. Herkes ona muhtaç olmuştur. Hüda'nın nimetlerinin en şereflisidir. yağlılığı fazla olduğundandır. Nitekim denilmiştir: NAZM Ey altın bütün lezzetlerin toplayıcısının Cihandakilerin her zaman sevgilisi sensin Şüphesiz Hüda değilsin velakin Hüda'ya yemin olsun Ayıpların örtücüsü ve ihtiyaçların kadısısın . beyaz gümüş olur. kaynaşıp tunç olur. kurşun hâsıl olur. Tabiatı tatlı. Değerlidir. Cismi paktır. Eğer kükürt ve cıva ikisi de bozuk olursa. suyu saf kaldığındandır. Şu halde tabii harareti. topraktan olmasındandır. Güzellik ve değeri. Zira ki sarı altın. Yumuşaklığı. din ve dünyanın kıvamıdır. kokusu hoştur. piştiyse bakır oluşur. Berraklığı. kükürt nevileriyle cıvanın ya niceliklerinden veya keyfiyetlerinden hâsıl olduğu tecrübe ile bilinmiştir. cıvası saf ve pak olduğundandır. rutubetten kaldıysa. kalay oluşur. Ama katıların sultanı bulunan altının tabiati sıcak.

tadının kekreliği ve kokusudur. Muteber . her ihtiyacına zafer bulmuştur. doğarlar. Kokusu dahi pistir. madenler ile karışmayıp. hararetinin aşırılığından bilinmiştir. sürekli ateşle erir. Onun kırmızılığının fazlalığı. Ey aziz. oluşumu ve bozuşumu onun gibidir. Şu halde onu. Gümüş. Şeffat taşları oluşumu ve renklenişi. Diğer katı madenlerden ziyade sulu bulunmuştur. nice bin yıl onda kalmakla ziyade safa ve sertleşme ve katılık kazanıp. Lekesi en yakınına gider. Tunç: Tabiatı hepsinden daha soğuk ve daha kurudur. Toprak içinde uzun zamanla çürür. Zira ki. yağmur sularından yerde hapsolan rutubetlerden oluşup. güneşin hararetinin tesiriyle olan su ve yapışkan çamurun birleşmesinden oluşurlar. Bakır: Gümüşe yakındır. tabiatının kuruluğu. Kükürt isabet ettiğinde. Dördüncü Madde Madenlerden taş cisimlerin oluşum ve renklenişini kısaca bildirir. kükürtünün hareketindendir. Ona cıva yaklaşsa çekiç kabul demeyip. beyazlığı simsiyah olur. Farkı. kötü kokuya rehavettir. Demir'in siyahlığı. o sarı altın olurdu. Allah'ın sanatının tefekkürü için katıların durumları bu miktar yeterlidir. beyaz gümüş iken simsiyah olur. malum olsun ki. su ve ateş ile etkilenip kırılmazlar. Kurşun: Bozuk sınıfıdır. sadece renginin kırmızılığı. karışım parçaları eksik kalsa. Kalay: Beyaz gümüş cinsindendir. yağmur suları ve rutubet. onlardan öyle sert taşlar oluşur ki. Üç âfet: Değişken su. Lâkin ana karnında cenine âfet erişip zayi olduğu gibi yerin karnında gümüşe üç âfet eriştikte kalaya dönüşür. kirinin çokluğu. Şeffaf olmayan taşlarsa. beyazlatmaya ve yumuşatmaya gücü yeten kimse.Beyaz gümüş: Madeninde maddesi olan kükürt beyaz olmayıp. kırılır. filozoflar demişlerdir ki: Bütün şeffaf taşlar. zemin ve maden taşları ve mağaralar içinde hapsolup.

bu kadarca açıklama üzerine kısa kesilmiştir. yerlerine bağlıdır. zamanların geçmesiyle güneşin hararetinin tesirlerinden kaynaşan su ve yapışkan çamurdandır ki. toprak ve sıcak çamurdan bulunduysa. yukarıda anlatıldığı üzere. ona bakanın gözü nur ve gönlü sürur bulur. Eğer kıraç yerlerde bulunduysa. Hepsine üstün ve etkili iken. o çamur taşlaşıp kalmıştır. Bunun sebebi. taş suda oluşur. utaritin rengi ve ayın beyazlığı onları renklendirmiştir. Şuasından yılan kör olur. Zira ki. onları yaratan alemin yaratıcısı Allah bilir. Kâh olur ki. fakat kurşunla mağlup ve etkilenmesi Hak'kın gayretinden bilinmiştir. İmdi. Her yıldız cevherlerin nice nevillerine delalet edip. gezegenlerin ışıklarıyle vücut bulmuştur. o suyun veya o yerin özelliklerindendir. merihin kırmızılığı. zühalin siyahlığı. Zümrüt cevherinin faydaları ve özellikleri çoktur. Eğer yer. Cevherlerin çeşitleri oldukça çoktur. madenlerin üç çeşidinin ikinci nevi olan taşlar. Buna yakın cevher zümrüttür ki.cevherle olup. Şu halde her yerin bir başka özellikleri vardır ki. . Hepsinin sultanı ve kıymette pahalısı elmas cevheridir ki. taş yağdı derler. Nitekim ateşin tesirinden soğuk süt yoğurt olmuştur. müşterinin yeşilliği. o madenlere böyle istila etmiştir. mutlak taş olunur Eğer sıcak yerde olursa. sarı ve yeşil zaclar oluşur. Lakin burada kısa kesilmiştir. Renklerinin farklılığı. havada taş oluşur. düşe ki. Kâh olur ki. Kâh olur ki. madenlerin tümünden daha sert ve daha kavi muayene kılınmıştır. zührenin maviliği. ondan tuz ve şaplar oluşur. havaya yükselen duman zerreciklerinin sıcaklığı soğuk isabetiyle soğuyup. yıldırım ile taş veya demir yahut bakır vâki olur. şuasını o dağlar üzerine salıp. bütün madenlerden daha değerli ve daha saf yaratılmıştır. güneşin sarılığı. Şeffaf taşların doğuşu.o yapışkan çamurdan kırmızı. Taşların farklılığı. yerde kalmazlar.

onsekizbin nevi bulunup. mizaç itidalinin olgunluğu üzere bulunduğundan. bir âlem olarak isimlendirilmiştir. olduğu cismi uzunluk. O kuvvete bitkisel nefs derler ki. mizaç itidaline yakın olduğundan çeşitleri onlardan az bulunmuştur. Beşinci Madde Üç bileşiğin ikincisi olan bitkilerin durumlarını topluca bildirir. unsurların mizaçlarının itidalinden uzak olduğundan. ondan farklı hareketler ve değişik âletler vasıtasıyla muhtelif hareketler çıkar. Bu insan cinsi. insanlık âlemi bilinmiştir. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin ikincisi bitkilerdir. ona benzediği ile yapışır. Bir nevi dahi. çeşitleri dahi ondan daha az olup. Hayvan cinsi mizaç itidaline bitkilerden daha yakın olduğundan. Ve bitkisel nefsin gıda kuvveti vardır ki. unlara kıyas ile tamamiyle atlanmıştır. artış ve beslenme yönünden ilk kemalidir. malum olsun ki. fertleri hepsinden az olup. gayet çok bulunmuştur. Zira ki madenlerin sınıfları. Yani bitki cinsinin bir tabiatı vardır ki. Bu o kudrettir ki kendi cisminden bir cüzü olup. Bu o kudrettir ki. şahsın olgunluğu onunla hasıldır. Onun namlı kuvveti vardır ki. genişlik ve derinlik taraflarından artırır. Ona bitki tohumu . su gibi olan öteki cismi kendi bulduğu cismin miraç. daha izzetli ve nâdir bulunmuştur. Zira ki Allah'ın kudreti sonsuz bilinmiştir. kendi benzeri vücut bulmak için başlangıç ve madde olur. o tabii cismin ancak doğuş. şahsın bekası onunladır. her nevhi. Bu o kuvvettir ki. Onun üreme kuvveti vardır ki cinsinin bekası onunladır.Madenlerin üçüncü çeşidi bulunan yağlı cisimler. renk ve cevheri benzerine değişip. Tâ o cisim tabiatı gereğince yetişme olgunluğuna ulaşıncaya dek gider. tabii hararetle cisminden çözülen eksikliğe bedel. Şu halde Yaratıcı'nın sanatını düşünmek için madenlerin durumları bu miktar ile yetinilmiştir. kıvam. ey aziz. Bitkilerin cinsi. Onların bir şuursuz kuvveti vardır.

İradi hareketle hareket eder. bütün vasıfları ile insanların dillerinde meşhur olduğundan. Nitekim bitki cinslerine ibretle bakmak için denilmiştir. hazım kuvveti ve atma kuvvetidir. Şu halde onun dört hizmetçisi vardır ki. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin üçüncüsü hayvan cinsidir ki. Doktorlara lazım olan bazı parçalar ve ilaçlar. Sonra fazlasını atar. Halka lazım olan sebzeler ve meyveler.denir. yerin bir miktar derinliğinde oluşup eğlendiğinde yavaş yavaş havaya çıkar. Anlama kuvveti. tabii cismin ilk kemalidir. Ama beslenme kuvveti âciz oluncaya dek işini sürdürür. bitki yetişme olgunluğunu bulduğunda duraklar. o hayvani nefstir. Bütün bitkiler. batki cinsinin nevi ve sınıflarının isim ve özelliklerini saymakla mevzu uzatılmayıp: Tek yaratıcısına ve Allah'ı bilmeye vesile olmak için kühn ve mahiyetini bu miktarca açıklama ile yetinilmiştir. O âciz olduğunda bitkiye ölüp erişip. kurur. . Ama bitkilerin bütün sınıf ve çeşitlerinin sınırını ve hesabını ancak onların yaratıcısı bilir. tutma kuvveti. Sonra hazmeder. besinleri çeker. malum olsun ki. Beslenme kuvveti. Mümtaz olmayan nefs. Ey aziz. çekme kuvveti. BEYT Her bitki ki yerde biter Allah birdir ve benzersizdir der BEYT Akıllı olanın gözünde ağazların yeşil yaprakları He yaprağı Allah'ı tanıtan bir defterdir. Namlı kuvvet. özellikleri ile tıp kitaplarında yazılmıştır. Sonra tutar. Altıncı Madde Üç bileşiğin üçüncüsü olan hayvanların durumunu topluca bildirir. ya bedenin dışında olur veya içinde olur. Bu hayvani nefs için mahsus olan eserlerden iki kuvveti vardır ki: Anlama kuvveti ve hareket kuvvetidir.

müşterek his. Dokunma bir kuvvettir ki. Hayvan cisminin çoğuna karışmış olan sinirlerde konulmuştur. tasvir eder ve temsil eder. Hayal bir kuvvettir ki: Dimağın birinci boşluğunun sonunda konulmuştur. Tatma bir kuvvettir ki: Dilin cismi üzerine döşenmiş olan sinirler içinde bulunur. bu suretlerin koybolmasından sonra hepsini korur. müşterek histen alıp. Bu sinirlerde davul gibi hava hopsolmuştur. Hayvanın içinde olan kuvvetler beştir ki: Müşterek his. Eğer şiddetli mağaradan veya kuvvetli kaleden hasıl olan sesin keyfiyeti ile nitelenen hava dalgalandığında.Bedenin dışında olan beş kuvvettir ki: İşitme. ondan dilin cismine değdiğinde. Müşterek his bir kuvvettir ki: Dimağda olan üç boşluğun birinci boşluğu önüne bağlanmıştır. Dış duyulara ulaşan suretlerin hepsini. görme. tatma ve dokunmadır. koklama. nakşeder. o sinirlere ulaşıp onu titrettiğinde orada bulunan işitme duyusu o sesi idrak eder. Görme bir kuvvettir ki. vehmetme. yiyeceğin tadını hisseder. Ona iki nurun toplanması dahi derler. Onun idraki tükrük rutubetinin aracılığı iledir. Hissedilen bütün suretleri. hayal. Koklama bir kuvvettir ki: Dimağın önünde olan ee başları gibi iki fazlalık içere konulmuştur. yakın olursa. kabul edip iç güçlere tev zi eder. İşitme bir kuvvettir ki: Kulağın alt yüzeyinde döşenmiş olan sinirlerde konulmuştur. . hafıza ve tasarruftur. Dimağın önünde bitip biribirine yaklaşması ile raslaşıp ve kesişip ondan uzaklaşmakla gözün yağ tabakalarına ulaşan iki içi boş sinirin ulaştığı yerde konulmuştur. Ona yiyecekten ince zerrecikler karımış olup.

sinir. akıl. yapıcıyı üstün istek için hayal olunan zararlı eşyayı veya faydalıyı defedecek tahrike sevkederse. yapcıyı lezzetlerin meydana gelmesi için olan hayal edilen yararlı eşyayı veya zararlıyı isteyecek tahrike sevkederse. ona: Şehvanî kuvvet derler. Eğer sebeb olucu.Bu hayal. hayal ve hafızadan olan suret ve mânaların bazısını bazısına bileştirip. Bu hafıza. o bir kuvvettir ki. Eğer bir tasarruf etme kuvvetini. sıkmak ve gevşetmekle azaların hareketi için hazırlar. bir kuvvettir ki. şevk kuvveti dahi derler. Yapıcı. Eğer sebeb olucu. kendi hissetliklerinden kullanırsa buna: Hayal etme derler. kaçan hayalde istenen ybir suret veya istenmeyen bir suret resmolunsa. Nitekim vehmetme kuvveti hükmeder ki. Eğer bunu. sebeb olucu ki. Yedinci Madde Hayvan cinsini en şerefli nevileri ve en güzel sınıfları bulunan insan fertlerinin mahiyetini topluca bildirir: . hissolunanlarda mevcut olup. müşterek hissin hazinesidir. vehmetme kuvveti. kendi algıladıklarında kullanırsa buna: Düşünme derler. et ve zardan bileşen kasları. ona: Gazap kuvveti derler. kurt kendisinden kaçılması gereken bir hayvandır. Hafıza bir kuvvettir ki: Dimağın arka boşluğunun önünde konulmuştur. dış hislerle idrak olunmayan cüzî mânaları idrak eder. bazısını bazısından ayırmaktır. yapıcı kuvveti azaları tahrike sevk eder. vehmetmenin hazinesidir. Tasarruf bir kuvvettir ki: Dimağdan orta boşluğun önünde konulmuştur. Bu kuvvet. Vehmetme kuvvetinin cüzî mânaların hissolunamayanlarından idrak ettiklerini hıfzeder. bağ. Hayvanî nefsin hareket etme kuvveti iki kısımdır ki: Sebeb olucu kuvvet ve yapıcı kuvvettir. Vehmetme bir kuvvettir ki: Dimağda olan orta boşluğun sonunda konulmuştur. Bu kuvvetin durum ve şânı.

onunla tasavvur ve tasdik edilen işleri idrak eder. Konuşucu nefsin bir yapıcı kuvveti dahi vardır ki. Bunda. onunla insan bedeni cüz'i fiillerden yana kendine mahsus olan görüş ve itikat gereği üzere tahrik eder. Bu konuşan nefsin akıl edici bir kuvveti vardır ki. Ona akla uygun nazarî şeyler mütalaasız hasıl olup. Bu mertebede ona kaos akıl derler.Her nevi başka alemdir.Ey aziz. Bu kuvvete nazari akıl ve nazari kuvvet derler. fikre ihtiyacı kalması. vasıf ve durumlarını ancak onları yaratan Allah Teâlâ Hazretleri bilir. Dördüncü mertebesi: kazanılmış. terbiye eden ve öldüren Allah'ın . Bazı kitaplarda yazılmış ve dillerde meşhur olan budur ki: Hayvan cinsi onsekizbin nevidir. Bu onsekizbin âlemi icad ve halkedip. ona bütün nazarıyat düşünmeden hasıl olup. fikri işler etmek yönünden vasıta ve âlet olan tabii cismin ilk kemalidir. malum olsun ki. meleke ile akıl derler. Bu konuşucu nefsin akıl edilenlerin tümünden halî olup. Konuşan nefs. buna. İkinci mertebesi: Ona bedihi akla uygun şeyler hasıl olup bedihi olanlardan. Kutsî kuvvet derler. Bu akıl öyle latif olsa ki. tabiat ve şekillerini. Hayvanların bütün nev'i ve isimlerini. Bunda nefse: Fiille akıl derler. kâinatın neticesi ve konuşucu nefse sahip ve ayna odur. fikir ile nazarıyata geçiştir. filozoflar demişlerdir ki: Hayvan cinsinin en güzel nevileri bu insan nevidir ki. Üçüncü mertebesi. varlıkların şerefi. Külli işleri ve mücerret cüz'ileri idrak edip. ona. Şu halde toplamı onsekizbin âlem olur. yanında bi haysiyetle saklanmaktır ki. Bu mertebede konuşucu nefse: Mutlak akıl derler. sayısı hesaba gelmeyen sınıfları ve ferteri her an dirilten. çocuğun yazı yazma istidadı gibi akıl edilen şeylerin hepsine istidadı olmasıdır. istediğinde ihtiyaçsız hepsini hazır etmesidir. bir cevherdir ki: Kendisi hattızatında maddeden mücerrettir. Lakin işlerinde maddeye yakındır. akla uygun şeyleri mütala etmesidir.

kâinatın aynası olan birinci kitap burada bitmiştir. insanın emrinde olan madenler. Bu cihanın yapısına hayran olmalı. âlemi seyret. sonsuz sırların hakikatleri ve bediî sanatların yaratıcısı bulunan cismanî âlem ilminde sınırsız deniz olan rabbanî hikmete bundan ziyade dalınmayıp. Nitekim şu beyitler ile ona işaret kılınmıştır: BEYT Hanenin lazım olan sahibidir Bilmeyen hanesinin talibidir Tâ ki bu cihan hey'etine olmalı hayran Eflâk u dil câna gel et âlemi seyrân (Lazım olan evin sahibidir. cihanın özlerinin öçü nişansız sultanın dergah ve kapusu olan insanın can ve cisminin anatomi ilmine girilmiştir. Zira ki. insanın zarfı ve kabuğu bulunan felekler ve unsurlar âleminden geçilip.) NAZM Nazar eyle bu devr-i eflâke / Daire oldu nokta-i hâke Daire içre âlem-i imkân / Alem içre behâim ve insan Oldu insan içinde arş-ı âzîm / Kâbe'tullah yani kalb-i selîm Kalb içinde muhabbet-i şüphân / Ahsen'el-hâlikîn ve âlişân Anın ile vücuda geldi cihân / Bahr ile sanki mevc-i bîpayân Katreden âdemi kılur peydâ / Anı bahr-ı ulûm eder mahzâ . Bilmeyen evi ister. Şu halde âlemin yaratıcısından gaflet edip. bitkiler ve hayvandan geçilip. Çünkü yüce istek ve en kısa maksat Hazreti Mevla'nın huzuru bulunmuştur. Gönül ve can göklerine gel.kudret ve azametini fikretme ve düşünmeye vesile olmakla. büyük âlemin durumları ve içinde bulunan âlemleri bu miktar açıklama ile yetinilip. âlemin durumları ile meşgul olmak. sultandan yüz döndürüp sarayın süslerini seyre dalıp kalmak misali bilinmiştir. padişahın huzurunda bulunan köle.

dışarıya bakmayı bırak. ilimle hikmet nerdedir? Onun canındadır bil. Sureta bu âlem harmanında bir tanesin. sana bak. Görünüşte feleklerin hükümlerinin mahkumusun. yaratıcıların en güzeli süphan olan Alah'ın sevgisi vardır. Kalp aynasına cilâ vur. onu ilimler denizi kılar. Damladan insanı peyda eder. sanki denizle ölçüsüz dalga. Sen. gün ve felekler hepsi senin fermanındadır. Hakk'ın yüzüne aynasın sen.) NAZM Kendedir cehl ile zulmet nefs-i şebânındadır Kandedir ilim ile hikmet bil ânı cânındadır Zâhiren ahkâm-ı eflâkin eğer mahkûm isen Bâtınen ây u gün felekler cümle fermanındadır. "kendini bilen. İmkân âlemi daire içinde âlem içere hayvanlar ve insanlar: İnsan içinde oldu büyük arş. Kalb içinde şanı yüksek. âlemin bütün halkı divanındadır. Onunla cihan vücuda geldi. Rabbi'ni bildi" sırrındaki maden. aslında ay. Mâna yüzünde ne varsa hepsi senin harmanındadır. senin kanındadır. Sûretâ bu harman-ı âlemde sen bi danesin Mânâ yüzünde ne kim var cümle harmanındadır Saykal ur mirât-ı kalbe taşraya bakmağı ko ASen sana bak cümle âlem halkı divanındadır Vech-i Hakk'a âyinesin sen özünü bir hoş gözet Men arafe sırrındaki mâden senin kânındadır (Bilgisizlikle ykaranlık nerdedir? Doymayan nefsindedir.(Bu dönen feleklere bak. 29-BÖLÜM:029: . Özünü iyice gözet. toprağın noktasına daire oldu. Allah'ın kâbesi yani selim kalb.

uzuvların tabiatlarını. BİRİNCİ BAHİS Anatomi ilminin faydalarını. geçici ruhun bekasını. insan bedeninin geliş ve gidiş yerini. can ve cismin geldikleri ve gidecekleri yeri. bedene ilişkin olan insanî ruhu ve geçici olan ruhun bazı durumlarını beş bahisle hakîmâne açıklar. tıptan. Ey aziz. hakikatin hikmetine ermişlerin neticesi. Şu halde anatomi. Mevla'yı tanımaya vasıta ve yardımcıdır. mütehassıs tabiblerin sermayesi.İKİNCİ KİTAB Bedenlerin aynası olan anatomi ilmi. Halbuki insanların . dinler ilmi. cisim ve canın hürriyetini. yakine ulaşanların nefislerinin gıdası. doğuşunu. Hak'kı tanımaya ulaşmaktan uzaktır. bedenlerin bileşimi ilmine: Anatomi ve hürriyet adını vermişlerdir. isimlerini ve kısımlarını üç bölüm ile anlatır. açık ve gizli uzuvların özelliklerini." hadisi üzere. din ve dünya hasletlerinin vesilesi. Zira ki. hayvanî ruhun bedende bazı tasarruflarını. anne gibi olan cihan terbiyesini altı madde ile açıklar. Bedenlerin ve ruhların sırlarına ve tavırlarına yetmişlerdir. filozoflar. bedenler ilminin (anatomi) önemli ve lüzumlu ilimlerden olduğunu duyurmuştur. İmam Şafiî (Allah ondan razı olsun) hazretleri: "İlim ikidir: Bedenler. Birinci Madde Anatomi ilminin faydalarını topluca bildirir. hikmetten ve kendini tanımaktan gafil. anatomi ilmini bilmeyen. malûm olsun ki. insan cisminin bileşim ve karışımının. BİRİNCİ BÖLÜM Anatomi ilminin faydalarını. bedenin değişimini. cisim ve canın yükseliş ve inişini. bir aziz ve leziz ilimdir ki. hayvanî ve bitkisel ve üçleri.

Alemlerin Rabbinin bu lütûf ve keremleri. şefkat ve merhametlerinin kemalini idrak edip. hepsini kemal üzere tasvir ve tadil etmiştir. ziynet ve yaşayışına gerçek sebeb olan. Hak'kı tanımaya nispetle.çoğu onu bilmekte aldanmıştır. tıpla mâhir olmak için eğilir. bilirsin ki. yaratıcının kudretinin şaşırtıcılığını onda müşahede edersen. eğer anatomiyi mütalaa edip. Hatta atlar. arılar. canavarlar. sadece insana mahsus değildir. kuşlar. hakîm olan Yaratıcının kudretini kesin ilimle bilirsin. hepsini en mükemmel yapmıştır. bu mânâyı duyurmuştur. Nitekim İmam Gazali (Allah ona rahmet etsin): "İmkanlar âleminde daha bediî durum olamaz. Ancak Allah'ı tanımak için onu tahsil eden metanet bulup. kediler. durumlarında ve tavırlarında hiçbir kusur koymayıp. Allah'ı tanımanın anahtarıdır. Şu halde. sana üç türlü faydası olur. güneşten zerre. insan nefsini tanımanın anahtarıdır. sinekler. Zira ki Yaratıcı Taâlâ. ondan Rabbinin seni. yılanlar ve karıncaların hayat ve bekasına." buyurup. Eğer tahsil eden olursa da. Ama nefsi tanımak. bunun gibi bütün eşyanın benzerlerini toplayıcı olan muhtasar binayı ve süslü şekli. Üçüncü fayda budur ki: Hak Taâlâ'nın sana ondan çeşitli lütûf ve inayetlerini. . kendini tanımaya ve ondan Hak'kı tanımaya ulaşır. Şu halde anatomi. hikmetlerden. bedenlerin bileşiminde. he an terbiye kıldığını yakın bir gerçekle müşahede edersin. Birinci fayda budur ki: Böyle bir bileşim eserini seyredip. faydalardan ve zinetlerden bir kusur koymayıp. İkinci fayda budur ki: Bunculeyin faydalı. Şu halde ondan yaratıcı olan Allah'ın alîm ve hakîm olduğunu yakîn gözüyle mütalaa edersin. Belki onsekizbin âleme şâmildir. en mükemmel nizam ve en güzel yaratılış ve intizam üzere yaratan Hallak-ı zü'l-Celal'de acz ve kusur tasavvuru muhal iştir. Şu halde ondan. anlayışlı ve süslü bileşiği icat eden yorulmaz Yaratıcı'da ilmin kemali olmamak ne ihtimaldir.

Mesela insanda nice yüz adet kemikler ve nice yüz adet sinirler ve nice yüz adet damarlar ve nice yüz adet . O dahi sana dost olup muhabbet ve muvafakat eyler. Ya Vedut. o kimse öyle bir müflise benzer ki. bedenlerin özüdür. onunla karşılaşmayı gönülden arzu edersin. Zira ki. Şu halde bir kimse bedeninden. cihanın özüdür. Sevginle rızıklandır. asıl maksattır. ona sevgi duyup. garip hikmetler. Herkese lazımdır ki. en küçük rüknü kalıbıdır ki kalbin kabuğudur.renkli süsler ve çeşitli hizmetler vardır ki. ya Allah. Mesela güzel bir yazıyı veya fasih bir şiiri görüp okursan ve bunların yazıcısını bilip. ya Rahman. bedenin yaratılışında o kadar acayip sanatlar. sonra Rabbini bilmeye yönele. beldenin fakirlerini toptan ziyafete davet eder. sınırlanamaz ve özetlenemez ve sayılamazdır. Ey aziz. ya Rahim! İkinci Madde İnsan bedeninde olan Yaratıcı'nın garip eserlerini. Nitekim insan bedeni. Ey Allah'ımız. muradını elde edici ola. nefsini idrak etmeksizin. Ta ki muhabbete nâil ve sevgiliye ulaşıcı. bizi kendimizi tanımayı ve kendini tanımayı nasip et. filozoflar demişlerdir ki: İnsanın en büyük rüknü kalbi. Alemlerin Rabbini tanıma davasını eylese. Hak'kı tanımayı gerektirdiği gibi. Astronominin anatomiye yardımı olduğu gibi. Hak'kı tanımak dahi sevgisini gerektirir. halkın çoğu onlardan habersizdir. Rahman'ın evidir. bedenlerin azalarının bazı özelliklerini bildirir. Beden bir bileşimdir ki. anatomi dahi kalb ilmine yardımcı ve yol göstericidir. Şu halde özlerin özü olan gönül. Açık ve gizli olan azanın her birinde nice faideler vardır ki. insan nefsi ona binmiş gibidir. Bunun gibi insan kalbi. Zira ki nefsi tanımak. kendi yiyeceği ve içeceği olmayıp. Hak'kın emriyle hayvanî nefsin bazı tasarruflarını. malûm olsun ki. Allah'ı tanımak. önce kendi nefsini bilmeye.denizden damladır.

kaç sinir ve kaç damar olduğunu ve her biri ne yapıda düzen bulduğunu ve ne tarz ile hareket ettiğini bilmezler. mide. ona safra derer. Onun üzerinde ortaya çıkan siyah köpük ki. Her biri bir başka yapıda bir başka sıfatta. Mesela içeride yürek. atma kuvveti kesif olanları mideden bağırsaklara itmektedir. ciğer kendine çekip. tutma. Onda kalan sarı köpük ki. öddür. pişmiş gıdaların kesifini latifinden ayırıp. Eğe o tabakaların birine halel gelse. şekil verme ve üreme kuvveti gibi kuvvetlerin hepsi. göz bakmak ve el tutmak için yaratılmıştır. her ân müdavim bulunmuştur. hepsi topluca kaleme alınmıştır. bedende hizmetçi tayin olunmuştur. Zira ki hayat kaynağı olan yürek. İnsanlar ancak bunu bilirler ki. İnsanların çoğu. her birin kuvvet ve hizmeti nedir ve nefs kuvvetlerinin san'at ve menfaati nedir bilmezler. Her biri kendi hizmetinde kaim. ona sevda derler. ciğer. Midede olan çekme kuvveti muhtelif yemekleri mideye çekip. on tabakadır. Ondan midede kalan latifi. öd kesesi gibi uzuvlar. hazmetme. kendine çekip değiştirmektir. tutma kuvveti koruyup ve hazmetme kuvveti pişirmektedir.ihtiyarî hareketler konulmuş ve tertip kılınmıştır. dalak. kendinde değişime uğratmaktadır. bilmezler. dışarı atma. Bedenin içinde olan ruh uzuvlarının şekil ve tabiatları nicedir. . Lakin göz ki. O halel neden gelir ve niçin göz görmez olur. Elde kaç kemik. onu dalak çekip. O tabakalar nedendir ve faydaları nelerdir bilmezler. ciğerde olan şekillendirme kuvveti. göz görmekten kalır. onu kan renginde boyamaktadır. nefesle gırtlak yoluna itmektedir. Yakînen anlarsın ki. dembedem bu uzuvlara çeşitli areket ve kuvvet vermektedir. Her biri kendi hizmetinde kaim. çekme. onu safra kesesi ki. bunlardan bilgisi ve keyfiyetlerinden gafil bulunmuştur. Onda olan balgamı dahi akciğere çekip. her ân müdavim bulunmuştur. Her biri bir başka yararlı iş için yaratılmıştır. bir başka hizmette ve bir başka harekette bulunmuştur. Ayırıcı kuvvet.

bitki suretine gelir. Böbreklerde kalan tortu sidiğe dönüşüp. O bitki ya ekmek veya hayvan yemi olur. malûm olsun ki. Böylece ekmek ve hayvan. bedende olan aza ve kuvvetlerin her biri kendi hizmetinde olur. damarlar yoluyla bütün uzuvlara ulaşmaktadır. Büyüme kuvveti." (20/55) buyurmuştur. filozoflar demişlerdir ki: Bedenlerin başlangıcı ve sonu topraktır. her biri kendi yerlerine gelmekte ve dolmaktadır. Sonra damarla içinde kalan kandan. Eğer dalağa bir illet erişip. kıvamına gelenden saf kan. safrayı kadan ayırmasa. tutma . insan gıdası olduğundan. kadınlarda yumurta ve süt meydana getirip. yine ölümünüzden sonra sizi toprağa döndüreceğiz. o kandan sarılık gibi safravî hastalıklar peyda olur. Ey aziz. Bunun benzerleri. ki iştihadır. o köpük ile karışmış kalan kan. çekme kuvveti. bedenin uzuvlarına gelip. devretmese. üreme kuvveti erkeklerde meni. cüzzam ve delilik gibi hastalıklar meydana gelir. kandan siyah köpüğü ayırıp. et ve yağ gibi kuvvet ve kudret hâsıl olmaktadır. gıdayı çekip. ondan uzuvlara büyüme ve gelişme verip. kaynaşmaları bir miktar itidal buldukta. ondan humma. toprak kendi suretini terkedip. Üçüncü Madde İnsan bedeninin başlangıç ve sonunu bildirir. Sonra ciğerde kalıp. Hem de ondan sizi başka bir defa aha çıkaracağız. Eğer bunların biri noksan olsa ya hizmetten kalsa çeşitli hastalıklar ortaya çıkması ile beden helak olup. ciğer içinde suyla karışıp. Zira ki yukarıda açıklandığı üzere yıldızların şualarının tesirleri ile dört unsur toplanıp.Daha sonra bunlardan hâsıl olan kan. ondan o suyu böbrek kendine çekip değiştirmektedir. Eğe öd kesesine bir illet erişip. kıvam bulduğundan. Nitekim Hak Taâlâ Kelâm-ı Kadim'inde: "Sizi yerden yarattık. sözü edilen kuvvetler bu minval üzere hizmetlerinde bulunup. insan nefsi onda tasarruftan kalır. mesaneye gitmektedir.

burun kiri. kan pıhtısı suretine gelir. o kuvvetler o işleri o müddette o damarlar içinde bir dahi ederler ki. dört saatte ciğerde meydana gelir ki. ter ve uzuvların kiri olur. buna ikinci hazım derler. Bir kısmı akciğer tarafına gelip. Kalan latifin özünü. Ayırt etme kuvveti kalını inceden ayırıp. tamamlar. Damarlar içinde kalan latif kanın her cüz'ü bir uzva bölünüp. işlemlerini bir daha damarlar içinde belirli bir müddetle tamamlarlar ki. kuvvet ve zayıflığa göre iki saatte veya üç saatte veya dört saatte midede meydana gelir ki. üreme kuvveti erkeklerin sulbüne çekip. Üçüncü kırk gün tamamında yani yüzyirmi gün sonunda o et . Rahme düşer. cerahat gibi hastalıklar olur. kulak kiri. üç. ona ilk hazım derler. Orada kırk güne dek meni suretini terk edip. nezle. O zaman orada kesif olan dört kısım olu ki: Bir kısmı dalağa gidip siyah köpük olur. şekil verme kuvveti o cüzleri bulunduğu uzuvlar rengi ile tasvir eylediği halde. göğüste balgam olur. belirli bir kuvvette birleşme vasıtası ile kadınınki ile birleşir. onda hem meni ve hem süt eder. Bir kısmı safra kesesine gidip safra olur. yara. Bu durumlar. o cismi güzel ve yağlı eder. itme kuvveti kalını bağırsaklar yolundan çıkartıp gider. buna üçüncü hazım derler. Yani uyuşmuş kan olur. Sonra inceyi. Bu durumlar dahi kuvvet ve zayıflığa göre iki.kuvveti hıfzedip. çapak. Bir kısmı böbreğe gidip sidik olarak mesaneyi bulur. ciğer kendine çekip sözü edilen kuvvetler midedeki işlemleri bir daha orada işlerler. ana damarlara ve azaya akıp gider. Ve bir kırk gün daha geçtiğinde yani seksen gün sonra o kan pıhtısı et parçası olur. Sonra o gıda hülasası olan meni. Bu hazmın kalıntısı bedenden eksilen kısımları doldurur. hazmetme kuvveti pişirir. onda meni eder. tırnak. Onda kalan latif halis kan olup. kıl. Belki fazla et ve yağ olup. Bu hazmın tortusu deliklerden çıkıp. buna dördüncü hazım derler. Kadınların göğsüne çekip. Bu kuvvetler. Eğer bunlardan fazla o tortudan bir nesne kalırsa akıntı.

etler. Eğer dokuz aylık doğarsa müşterinin terbiyesinde olduğundan ölmez. İkinci ayda müşterinin terbiyesine gelir. Sonra ya kız veya erkek oldukta. sinirler. Hak Taâlâ beyan edip buyurmuştur: "Biz insanı muhakkak ki çamurun özünden yarattık. Zira ki müşteri rutubetli ve sıcaktır. Veya akıl baliğ olmayıp çocuk iken ölmüştür. Zira ki. Sonra ana rahminde nutfe. Eğer sekiz aylık doğarsa ölür. o et parçasını da kemikler haline çevirdik. Zühal. Toprak önce bitkiye gelip. ya ekmek veya hayvan yeygisi olmuştur. Çünkü nutfe rahimde karar bulup: Evvelki ayda zühalin terbiyesinde olur. Ya yaşayıp kemalini bulmuştur. Sonra ona başka bir yaratılış verdik. . onda hayvanî ruh tasarruf sahibi olup. yağlar. Kemiklere de et giydirdik. Anlatılan başlangıç yolunu. Halbuki feleklerin hareketleri ve yıldızların şuaları ile toprak unsurunun bin cüz'ünden ancak bir cüz'ü bitki olur. sinir. Dördüncü ay tamamlandığında ceninin bütün azaları olgunlaşıp. Üçüncü ayda merihin. ruh bulup. doğup ortaya çıkmıştır. kemik. et parçası olup. damar. Sonra Adem'in neslini sağlam bir yerde (rahimde) az bir su nutfe yaptık. soğuk ve kuru olduğunda tabiatı ölüm olur. kan pıhtısı. altıncı ayda utaritin ve yedincide ayın terbiyesini bulur. uzuvlar. O ekmek ve hayvan insan gıdası olup. et ve yağ ile dolmuştur. Bak ki şekil verenlerin en güzeli olan Allah'ın şani ne yücedir!" (23/1214) Bu tafsilin özü böyle olmuştur ki: İnsan bedeninin madde ve aslı topraktır. sekizinci ayda zühalin terbiyesine gelir. saçlar. dördüncü ayda güneşin.parçası içinde kemikler. ondan erkeklerde ve kadınlarda meni suretini bulmuştur. Bitkinin bin cüz'ünden bir cüz'ü ancak ekmek ve hayvan olur. göbek bağı yolundan gıdası kan olur. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. yaşar. tabiatı hayat olur. Sora o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. beşinci ayda zührenin. tırnaklar vücuda gelir. O halde eğer yedi aylık doğarsa o çocuk yaşar. damarlar.

bu açıklama ile ortaya çıkmıştır. Nice bin mü'minin ancak biri âlim olur. bedenin değişimini ve geçici ruhun bekasını bildirir. Nice bin araştırıcının ancak biri ârif olur. Nice bin âlimin ancak biri hakikatı araştırır. sen olmasaydın felekleri yaratmazdım." hükmünce. Şu halde feleklerin hareketleri ve unsurların birleşmesinde." denilmiştir. Nice bin akıllının ancak biri mü'min olur. bedenin konaklarını kat ederek dönüşünü. Nitekim insanoğlunun en mükemmeli Habib-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin şanında: "Sen olmasaydın. Bunca doğanın binde biri yaşar. Kamil insanın gayrisi hep ona çocuk. Bunca yaşayanın binde biri akıl baliğ olur. hizmetçi ve tâbi kılınmıştır. kendisine vad olunan dönüş yerini araştıra ve dönüşünün menzillerini kat edip aslına gide. bileşiklerin ortaya çıkması ve bütün kâinatın yapısından murat ve maksadımız ancak kamil insanın varlığının şerefi bulunmuştur. ihtiyarlıktan . Bin damla meniden ancak bir damlası rahme düşer. O. hemen bunu bilsin ki. Ey aziz. insanî ruhu.Hayvanın binde biri ancak insan gıdası olur. Dördüncü Madde Cismin ve canın iniş ve çıkış keyfiyetini. Rahimlere düşen nutfelerden binde biri çocuk olarak doğar. malûm olsun ki. Şu halde: "Her şey aslına döner. filozoflar demişlerdir ki: Eğer bir kimse murat eylese ki. Nice bin ârifin ancak biri kemale ulaşır. Bu mânâ bu beyt ile bilinmiştir: BEYT Her bin senede bir gönül burcuna gelir Aşk göklerinden olmuş bir yıldız İnsanın bedeninin başlangıcı. Gıdanın bin cüz'ünden bir damlası meni olur. bedenlerin sonu dahi bundan ortaya çıkıp anlaşılmıştır.

önce kırarmıştı. Ondan önce et parçası olmuş idi. Tahkik ve yakîn ile gereği gibi durumların hakikatine yetmiştir. Uzunlukta. Ruhun. cisimlerin ve ruhların yollarını tamamıyle kat edip gitmiştir. Ondan önce unsurların cüzleriyle karışmış toprak idi. o kimse o nesnein aynısı olmayıp. genişlikte ve derinlikte hareketle büyük olmuştur. Ondan önce kan pıhtısı olmuş idi. Zira beden bunca şekillere girip. bir hal üzere bakidir. Civanlıktan önce çocuk olmuş idi. bu beden beş yaşında idi ama beden o değildir. işleriyle bedene yoldaştır. Başlangıç ve sonu tefekkürle geçip. Bu değişimlerden ortaya çıkan budur ki. birbirinden fark etmiş ve ayırmıştır. babanın sulbünde ve ananın göğsünde meni olmuş idi. Kendi nefsini anlayıp bilmiştir. gayri olmuştur. O halde bir kimse ki. Ruh o yönden bedenden gayridir ki. nice sıfatlar bulmuştur. Ondan önce. bedenin menzillerinin hepsini seyir edip. Ya önce civan . Ondan öne küllî tabiattı. ârif ve Hak'ka ulaşıcı olmuştur. Ondan önce hayvanî olmuş idi. Ondan önce damarlar içinde kan olmuş idi. Başlangıç ve sonunu bilip. Lâkin burada münasip delil budur ki: Ruh. Bu ruhanî miracla he müşkülü çözüp. Ondan önce babanın ve ananın gıdası olmuş idi. kadının ve erkeğin dölünden birleşmiş nutfe olmuş idi. hal ile bu makama yetmiştir. tezekkürle nihayetine gitmiştir. Ondan önce rahimde. kanden gelip gittiğini anlayıp. Beden ise her anda değişici ve fânidir. Şu halde o kimse ki. gerçi insanî ruh. Topraktan önce mutlak cisimdi. Çocukluktan önce ana rahminde cenin olmuş idi. Mevlasını tanımış ve bilmiştir. Ondan önce bitkisel olmuş idi. mücerret bir cevherdir ki. cisimden başka olduğuna hikmet kitaplarında deliller çoktur. ölçüp biçebilmiştir. Zira ki ruh. Burada uzatmaya hacet yoktur. o. karanlık ve nur perdelerini toptan kaldırmıştır. her muradı hâsıl olmuştur. ancak o ruhtur ki. Lâkin zatıyle başkadır ve ondan ayrıdır. Ondan önce civan olmuş idi. O. Ondan önce mücerret cevherdi.

Civan olan beden dahi. Şu halde ondan bedene za'f ve noksan gelir. parçaya meyledici ve feyz verici olduğu gibi. genç olan bedenin gayrisidir. cân âlemine döner. bu oluşum ve bozuşum âleminin bir cüzü bulunmuştur. Ey aziz. parça dahi bütüne dönücü ve meyledicidir. buna şahit ve âdildir. Parçalar ise daima bütüne dönücü olup. Bu bedenin parçaları. külli akıl vasıtasıyle mülk âlemine incidir. Zira ki bedenin parçalarının. Tabii ölüm vaktinde. . malûm olsun ki. "Biz Allah'ın kuluyuz ve yine ona döneceğiz. bütün dahi cüzüne eğilimli ve feyiz verici bilinmiştir. Çünkü beden dört unsurdan yaratılmıştır." (1/1). bu süflî âlemden alınmıştır. Şu halde bütün. hükmünü bulur. Nitekim: "Hamd âlemlerin Rabbine mahsustur. Şu halde insanın bu bileşimi. Cüzün külle dönüşünün delili budur ki: İnsan ihtiyar olup. bütün tarafına dönüşü her â olur. âyet-i kerimesi. ayrıldığı bedenden ki. Halbuki süflî âlem oluşum ve bozuşuma mahâl kılınmıştır. bedeni değişici olduğunun sebebi budur ki: Ruh ulvî âlemden gelmiştir." (2/156) âyet-i kerimesi. Gerçi bedene bunca değişim ve farklılık gelip. filozoflar demişlerdir ki: İnsan ruhu değişici olmayıp. Latif idi. zayıf olmuştur. Veya güçlü idi. Ulvi âlemde oluşum ve bozuşum olmadığından. Şu halde gerçekte ihtiyar olan beden. Parçanın bütüne dönüşünün bir delili dahi budur ki: İnsan acıkıcı ve susayıcı olur. onu kabirde ve mahşerde bulur. Bütünün parçaya meyl ve feyzinin delili budur ki: Daima İlâhî fazlın feyzi.idi. kesif olmuştur. şimdi ihtiyar olmuştur. Onunla ya cehennemde elem çeker ve cennette nimetlenmiş olup kalır. lakin insan ruhu yine önceki durumda kalır. onun cüzü bulunan ruh dahi bir karar üzere kalmıştır. Beşinci Madde Bedenlerin değişiminin keyfiyetini ve geçici ruhun bekasını bildirir. çocuk olan bedenin gayrisidir.

bizi müşfik bir anne gibi terbiye eylediğini bildirir. malûm olsun ki. O gıdaları ki. ruh gibi bi durum üzere sâbit kalır zannetmişlerdir. yine kendi aslı bulunan unsurlardan hâsıl olan bitki ve hayvandır. Mesela ellibeş yaşımızda iken bedenlerimizde olan parçalar. onun kazıkları ve ipleri hep siyah olsa ve o haftada bir defa varıp. yerine bir beyaz kazık çaksa. bedeni. Yani unsurlar tarafına giden bedensel parçaların yerine. elli yaşımızda olanın gayrisidir ki. Şu halde hakikatte bedenlerimizin beş senelik parçaları tümden ayrışıp. yine yavaş yavaş bedenimize parçalar olup. bizim şefkatli annemizdir. yine geçen senede kurulduğu hal üzeredir ve bütün parçalarıyla sâbit görünmüştür. Aynen bunun gibi insan bedeni dahi her an açık ve gizli ayrışıp. o siyah kazıkların ve ipleri gayrisi bulunmuştur. Lakin bu durumlara vâkıf olmayanlar. bir siyah ipini çözüp. o zaman bu değişikliğin farkına varmayanlara o çadır. Zira ki bu beyaz kazıklar ve ipler. dembedem tedric ile bedenlerimizden dışarı çıkıp. bilinmiştir. bütünün parçaya meyli bu deliller ile ispat olunmuştur. farklılık bulur. Bunun misali böyledir ki: Bir kimse bir sahrada ir çadır kurup. bütüne giden parçaların yerine dolup. çocuğunu terbiye eder. Şu halde parçanın bütüne. beden için eksilen yerine gelici olur. Nitekim anne. değiştirilmiştir. filozoflar demişlerdir ki: Bu âlem. bir siyah kazık çıkarıp. Hakikatini en iyi bilen Allah'dır. Çünkü bedenin gıdası. her beş senede bir kere tamamen değişip. ayrışanların yerine gıdadan toplandığından. gıdadan bedene gelip yine beden ondan kuvvet bulur. bütüne gitmiştir.Yeme ve içmeye koyulmakla. Ey aziz. Halbuki onun bütün kazıkları ve ipleri yenilenip. çocuk elde . bedenin şekillerinde teşekkül etmiştir. ayrışanların bedeli gıdadan gelip. yerlerine başka beyaz kazıklar ve ipler çakıp ve bağlasa. Altıncı Madde Bu cihanın.

veliler ve âlimler gelmişlerdir ki. Bu mânâ. bir kâmil bir beyt ile duyurmuştur. Alem ise kendi içine yönelmiştir. Başka annelerin aksi bulunmuştur. Hak Taâlâ: "Kim bu dünyada kör olursa. Şu halde iki cihan saadetini hemen bu durumda elde etmek mümkündür. Zira ki bütün anneler. tevhid ilmi. Zira ki kendini bilmeyen çocuk sayılır. o kimse iki âlemde kör kalır. halkı. kendi hakikatine ermeye. peygamberler. BEYT Kim ki bu dünyada ârif-i Hak olmadı Ta ebed bigâne kaldı bulmadı Bu mânâ çok açıktır ki. Şaki. onunla beslene. Ey hay ve kayyum olan. ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır. Bu anne ki. çeşitli renkte lezzetli meyveler ve nefis yemeklerle bizi yetiştirir. çocuğuna gıda olmaya layık ola. Bu mânâyı. Ta ki bize bakıcı olup. anası karnında şakidir. Mevlasını dahi bilmemiş ve bulmamış olur. Kur'an nuru. bu âyet-i kerimeye uygundur ki. Onun için. mülkün sahibi . doğuştan kör olana asla ilâç olmaz. Ebeden onunla kalalar." (17/72). Yaratan'a davet kılarlar. bu âlem dahi bizim üşfik annemizdir ki. görünenlere yönelmişlerdir. buyurmuştur. Şu halde hakikatte henüz. halen biz kendi annemizin karnında sâkinleriz ki: "Sait. iki göğüs mesabesinde bulunan bitki ve hayva yolundan layıkımız olan gıdalarımızı bize ulaştırıp. Cihan halkı. Bunun gibi. Kendini bilme vasıtasıyle." hadis-i şerifini bazıları böyle tevil etmişlerdir. Henüz anne karnındayız. âlem bilinmiştir. anası karnında saittir. Burada kör olmak budur ki: İnsan kendini bilmeye ve görmeye. Şu halde. Memenin yolundan çocuğunu verilip. annesi onları yer ki. yetişmemizde hazır ola.edemez. göklerin ve yerin yaratıcısı. artık o. Hüda'ya âşina ve seçilmişlerin seçilmişi olalar. onlardan süt hâsıl olup. yani bu âlemdeyiz. irfan ve Rahman'a ibadetle körlük illetinden kurtulalar.

gözlerimizi seni tanıma nuruyla nurlandırmanı dileriz. Bu dördü. Eğer dört . Hafifler: Ateş ile havadır. insan bedeni ve diğer hayvanların ilk cüzleridir. mizaçlık mertebesine giderler. Zira ki onlar. kendi zatıyle bakidir. Şu halde iki ağır unsur. Zira ki bileşik cisimlerin çeşitli nevileri. insan hayatının mizaçlarını. uzuvların hareket ve hayatlarına yardımcı olur. Halbuki tabiî suretlerin her iri. Ey aziz. rutubet ve kuruluktur. Çünkü ateş unsuru. Ey Allah! 30-BÖLÜM:030: İKİNCİ BÖLÜM Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini. tabiî suretler üzerine eklenmiştir. iki hafif unsur. Bu unsurî keyfiyetler. Birinci Madde Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini bildirir. Ağırlar: Su ile topraktır. malûm olsun ki. dört keyfiyettir. onlar. karışımların sebeblerini. Esaslarda mevcuttur. uzuvların tabiatlarının mahiyetini. Onlar. havaî cevherinin sirayetiyle diğer unsurlarda cereyan edip. uzuvların sükûn ve oluşumuna metin madde olur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esas ki. özlerin birleşmesiyle meydana gelir. soğukluklarını kırar. Esaslar ise dörttür: İkisi hafif. dört rüknün karışım ve bileşiminin.celal ve ikram sahibi olan Allahımız! izzetinle kalblerimizi diriltmeni. bileşip. (rükün) basit cisimlerdir. sıcaklık. ikisi ağırdır. unsurluklarını terkedip. sıcaklık ve soğukluk gibi keyfiyetlerde geçici ve değişicidir. İlk esasların kuvvetleri ki. soğukluk. hararetiyle iki ağır ve soğuk unsurun. durumlarını ve faydalarını ve onlardan oluşanı dört madde ile uzun uzun açıklar. unsurların anneleridir.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: O şekil verici ve yaratıcı olan Allah Taâlâ hazretleri. onlar dahi değişici olup. et ile karışmış olan sinirdir. bu zıt keyfiyetleriyle birbirine tesir etseler ve o bsitlerin her biri öbürünün şiddetli keyfiyetini kırsa. tam bileşik cisimler olan üç bileşikde (mevalid-i selase) teğet olup. Sonra kemiklerdir. Sonra toplar damarlardır ki. Sonra kandır ki. sabit kalmazlardı. âlemde her nesneyi. ruhun menşeidir. Sonra atardamarlardır ki. Onun için süratle yok olurlar. bitki ve hayvan hep onunla vücuda gelirler. kan ondan doğmadır. Sonra böbrektir ki. malûm olsun ki. her bir uzvuna en münasip ola mizacı bahşetmiştir.keyfiyet. Sonra saçlardır. Sonra dalaktır ki. Sonra kulak kemiğidir ki. İkinci Madde Beden uzuvlarının tabiatlarının mahiyetini bildirir. küçülüp biraraya gelseler. Sonra halis olan ettir. Lakin yarı bileşik cisimler olan bulut ve şihap gibi atmosferik şeyler. Bedende fazla sıcak olan o ruhtur ki. Üç bileşik yani maden. bazısını ziyade soğuk. güzel ve mutedil yaratmıştır. Her canlıya uygun ve her uzvunun haline muvafık olan mizacı vermiştir. Sonra kirişlerdir. Şu halde eğer basit cisimler olan dört esas. onda kan vardır. Sonra sinirdir ki. bazısını ziyade rutubetli ve bazısını ziyade kuru etmiştir. münasip ve muvafık yerli yerinde. kanı azdır. latif buhardır. o zıt keyfiyetler arasında her birinden tümünde eşit ve benzer aracı keyfiyet hâsıl olur ki. mutlak kanın zarflarıdır. Bedende gayet soğuk olan balgamdır. Bazı cüzlerini ziyade sıcak. muttasıldır. unsurlardan mizaçsız meydana gelirler. Sonra karaciğerdir ki. tabiî suretlerin aslı olsaydı. ruhun çevresinde olan kanın zarflarıdır. Ey aziz. kıkırdaktır. Sonra yürektir ki. Sonra el derisidir. ona: Mizaç derler. alemin cüzlerinin tümünde olan mizaçların en layık ve en uygununu insan bedenine kerem kılıp. Sonra .

insanın yaşları topluca dörttür. uzuvların en sertidir. Sonra yürektir. rutubet yok olup. Sonra kemiktir ki. Tabii ölüm budur. Sonra damarlardır. malûm olsun ki. Sonra zardır. Ey aziz. buna ihtiyarlık dönemi dahi derler.perdelerdir. Bunun müddeti insanın otuz yaşına dektir. Biri çocukluk çağıdır ki. Sonra delikanlılık çağıdır ki. geçen bölümde açıklandığı üzere cismanî kuvvetlerin ve cüzlerin hepsi nihayete erer. hararet söner. Buna gençlik yaşı dahi derler. Sonra dimağ (beyin)dir. Zira ki. Sonra kemik başlarıdır. Sonra hareket sinirleridir. Sonra toplar damarlardır. Sonra kiriştir. Bedende gayet kuru olan saçtır ki. Sonra murdar iliktir. Lakin delikanlılık çağı da iki kısımdır. Bunun müddeti ömrün sonuna varıncaya dektir. Bunun müddeti insanın altmış yaşına dektir. Biri büyüme çağıdır ki delikanlı yaşı da derler. Gençliğin mizacı sıcak ve hiddetlidir. Sonra deridir. Ayrışanların bedeli için eşitlik ve bir minval üzere sürekli soğumadır. Sonra açık düşüş yaşıdır ki. delikanlılık çağının sonuna dektir. Şu halde gelen ile sarfolunan bedende eksilme ve geri dönme üzere olduğundan. Sonra duraklama çağıdır. Duraklama çağının müddetinden sonra sıcaklığın maddesi olan rutubeti. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yaşların mizaçları muhtelif olduğundan. Lakin bozulma gün gün arttığından ayrışan rutubetle beraber karşılığı gelmez. Üçüncü Madde İnsanın yaşlarının mizaçlarını bildirir. onbeş yaşına dektir. Delikanlılığın mizacı sıcaklık ve rutubettir. Sonra sinirlerdir. Şu halde her bir şahsın ilk mizacı . duman buharındandır. Sonra deridir. Sonra kıkırdaktır. Sonra bedenin sinirleridir. Sonra iç yağıdır. Çocukların mizacı mutedildir. bizi kuşatmış olan hava çektiğinden sıcaklık noksan bulmağa başlar.

Eğer dışardan bir kazaya uğramazsa odur ki. cömertlik. kanaat. zenginlik. Mesela saadet. anlayış. Allah'ın kudreti ile ulvî cisimlerin süflî cisimlerde çeşitli tesirleri daima birbirini takip ettiğinden bütün halkın şekil ve durumları ahlak ve tavırları henüz anaların rahimleri içinde nutfe iken tesadüf eden baht ve talihleri tesirleri ile ortaya çıkmıştır ki. uğursuz. Kırarma ve ihtiyarlık bedenleri. o saadetini ana karnında bulmuştur. hırs. ömrü de odur. Gençlik bedenleri hiddetli. onun tabii ecel miktarı odur. buhar ruhu ve sıcak kandan yukarıda anlatıldığı üzere geçkin oldukları için soğuk ve kuru bulunmuştur. şekavet. vasıfları ve mizaçları felikî konumlar gereğince rahimlerde muhtelif bulunmuştur. ana karnına nutfe düştüğü saatte baba ve ananın talihleri ne işte ise ve herbirinin yıldızı neye bakıyorsa: Eğer kutlu. sevgi. Çünkü halkın bütün şekilleri. itidal üzere sıcak ve rutubetli müşahede kılınmıştır. Şaki anası karnında şakidir. Nitekim Habib-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri: "sait anası karnında saittir. Şu halde eceli müsemmaları dahi mizaçları hasebi ile onda muhtelif takdir olunmuştur. Zira ki. Şu halde her kim ki. fakirlik. Kadınların mizacı erkeklerden daha soğuk ve daha rutubetli olduğu tecrübe kılınmıştır." buyurmuştur. düşmanlık. sıcak bilinmiştir. o dahi şekavetini anası karnında almıştır. yorgunluk ve üzüntü her ne konum üzerine ise o mutfenin zatına tâi olur. Zira ki o nutfe. şecaat. kemal. Elhasıl delikanlı ve çocuk bedenleri. hamakat. alçaklık. korku. ceninin cisminin levh-i mahfuzudur Levh-i mahfuz bu âlemin aynasıdır. cimrilik.hasebince rutubeti içine alan kuvveti ne miktar ise. o nutfenin zatına tesiri ile nakşedilir. rahat. himmet. sait olmuştur. Herkesin talihinin tesirini remz ile duyurmuştur. güzellik. Her kim ki şakî gelmiştir. .

Sonra balgam cinsidir. Faydası et. sıcak ve rutubetlidir. Dört karışımın doğuş keyfiyeti böyledir ki: Önce gıdanın çiğnenme ile hazm olması vardır ki. uzuvların gıdası olmaktır. Tabiî safra sıcak ve kırmızıya yakın. Tabiî olmayanı. Faydası açlığı ve şehveti tahriktir. Tabiî siyah köpük tabiî kanın altında kalan tortudur. Lakin sadece midenin harareti ile değildir. ya tuzlu veya asitli olur. yakıcıdır ve zehir cevheridir. Faydası ya kan veya kanın yerini tutup. Tabiî olmayanına zehirli kara köpük derler. soğukçadır.Dördüncü Madde Bedenlerin dört karışımının keyfiyetini bildirir. Şu halde onda dahi hazmetme kuvveti hâsıldır. malûm olsun ki. bütün bunların hararetleri ile . Zira ki. Tabiî olmayanı kuru mizaçlı ve değişik renktedir. Tabiî olmayanı soğuktur ve rengi bulanıktır. Tabiî kan. midenin ağzı kapanıp. harekete kabiliyetli olan iç yağının. Sonra safra cinsidir. onlardan bedenin cüzleri gıdalanır. Yeri dalaktır. Rengi kırmızı. Sonra siyah köpük cinsidir. Değerleri karışımın rutubetleri dört cinstir ki: En faziletlisi kan cinsidir. Bu karışımların her biri tabiî ve tabiî değildir. Tadı acı olup. yağ ve uzuvların gıdası olmaktır. çiğnenmiş nesnenin önceki tad ve kokusu gitmiştir. Tadı tatlıdır. faydası olmaz. sol taraftan dalağın ve onda olan atar ve toplar damarların. Ey aziz. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedenin ilk rutubetleri olan dört karışım akıcı ve rutubetli cisimlerdir ki. Rengi yumurtanın beyazı gibidir. Acıdır. tadı tatlıdır. gıdalar önce ona dönüşüp. midenin üstünde ve zarının ötesinde yüreğin. Tadı tatlıya yakındır. ağız yüzeyi ve mide yüzeyi ile bitişik ve bağlantılıdır. Faydası kana karışıp ve yardımcı olup bedenin cüzleri olmaktır. O. yapışkandır. Sonra çiğnenmiş gıda mideye vardığında. tamamen ona hazmolunur. Tabiî balgam. Belki ağ taraftan karaciğerin.

malûm olsun ki. mutedil hararettir. İkinci hazım da hasıl olur. Hepsinden saf ve hasi olanı kandır. karaciğere çekilir. Beşinci Madde Karışımların oluş sebeblerini. dışarı çıkmaya yol bulur. O pişen kırmızı rengi boyanıp. Lakin suyu fazladır ki. . Tam sebebi. Sonra yüreğe ve buradan bütün vücuda yayılır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Tabiî kanın fail sebebi. Tam sebebi bedenin beslenmesidir. ondan ayrılan atardamarlara akar. sünger gibi emer. artığı mesaneye süzülüp. Onda da önceki sindirim süresi kadar zamanda pişer. tabiat ve faydalarını ve hareket sebeblerini. Eğer ifrat derecede pişerse bir yakıcı nesne hâsıl olur. tatlı ve yağlı gıdadır. böbreklere inen damarlarla çekilip. Tabii safranın fail sebebi. Yakıcı safranın fail sebebi. onun yüzünde kaymak gibi nesne ve dibinde tortu gibi nesne hâsıl olur. O kaymak safradır veya siyah köpüktür. karaciğer üstünde doğan büyük damara çekilip. Eğer az pişerse hint kavunu gibi bir nesne peyda olur. Latifi mideye bitişik olan damarlar yolundan karaciğere bitişik olan ince kıllar gibi damarlar ile süzülüp. gıdaların ve içeceklerin mutedil olmasıdır. fazla çiğnenmektir. kesifi itilen siyah köpüktür. Midede keşkek suyu gibi akıcı cevher olur. buharlardan doğan tabiî ruhu bildirir. kan karışımı ve bedenin beslenmesidir. Bu ikisi tabiî değildir. karaciğerden ayrılmazdan önce suyu. Sonra onun kesifi mideden bağırsaklara çıkışa yol bulur.tamam olup iki üç saatte ilk hazım hasıl olur. Şu halde karaciğer o latif cevhere kavuşup.tabiî balgamdır. latif. mutedil hararettir. Kıvam bulmuş halis kan. Hit kavunu. Sureta olan sebebi. Maddî sebebi. Ey aziz. uzuvların besini olur. kendilerine gıda olacak yağ ve kanı alıp. sıcak. Yakıcı olanın latifi itilen safradır. Bu ikisi tabiîdir. karaciğerin aşırı hararetidir. Maddî sebebi.

Yakıcı siyah köpüğün fail sebebi. sıcaklık ve soğukluktur. Güzel şeyler düşünmek de dört karışımı harekete geçirir. Tam sebebi. Zira . Zira ki mutedil hararetten kan. karışıkların doğuş sebebleri. o uzuv henüz hayattadır. Mizaç üzere önce bu ruh doğup. balgama kuvvet verir. Hayvanî ruhu kabul istidadını bulmuştur. kir.Tabii siyah köpüğün fail sebebi. Tam sebebi. damarlar içinde dahi iki üç saat müddetinde üçüncü hazmı vardır. tabiî ruhtur. bedenin azalarından ayrışan ter. Sözü edilen karışımların doğuş sebebleri olduğu gibi. rutubeti az olan çok sıcak ve katı gıdalardır. kanı ve safrayı tahrik eder. kanı kuvvetlendirip. Bunun gibi karışımın latif buharlarından. bir kesif cevher doğar ki. soğukta balgam doğmuştur. Azaya tevzi edildiğinde. sa ve tırnak suretini bulup. Maddî sebebi. Kan ile damarlardan akan karışımların. az çiğnemektir. her uzuvda kendi nasibinin bu müddet içinde de dördüncü hazmı vardır. Bazı kere siyah köpüğü dahi tahrik eder. mutedil hararettir. akmayan ve ayrışmayan gıdalardır. az hararettir. Şu halde nefsanî ve hayvanî kuvvetler insan bedeninin uzuvlarında hâsıl olmaz. Maddî sebebi. uzuvdur veya uzvun bir cüzüdür. nefsanî kuvvetleri ve başkalarını kabul istidadını veren budur. Sureta olan sebebi. Şu halde. Ancak bu tabiî ruh vasıtasıyle olur. yara ve cerahat şeklinde vücuttan atılır. Damarlar içinde olan üçüncü hazmın ve azada olan dördüncü hazmın fazlaları geçen bölümde açıklandığı gibi kulak kiri. sonra bütün uzuvlara. fazla hararetten yakıcı safra ve çok fazla hararetten yakıcı siyah köpük. göz çapağı. Lakin hareketsizlik. Zira ki bedenin hareketi ve sıcak eşya. bir mizaç hasebiyle latif bir cevher doğar ki. bedenin gıdası yapmaktır. tabiî ruhtan kesilse. Eğer bedenin bir uzvu nefsanî ve hayvanî kuvvetlerden kesilip. hareket sebebleri de vardır. kan karışımı ve bedenin beslenmesidir. Nitekim dört karışımın kesafetinden. burun kiri olup.

kemikten daha yumuşak. Birinci Madde Azaların mahiyet ve keyfiyetini bildirir. Bunun yararı. vurma ve düşme zamanlarında her uzuvdan. Cüzleri benzeşen azanın birincisi kemiktir. Bunlara: Alet uzuvlar derler. Katlanabilir. ne sayıda. Tek uzuv odur ki. Ta ki yumuşak ile sertin vasıtası olup. Yüz. uzuvların hareketinin direği bulunmuştur. hangi his olunan cüzünü alsan. Zira ki kemik. yumuşak uzuvlara kemiklerin bağlantısı bununla gökçek olmaktadır. kokuşur ve bozuşurdu. ne isimde bütününe ortak olmaya. Sonra kıkırdaktır ki. his ve hareket kuvvetini yitirmişken yine hayatiyeti vardır. yüz değildir. Bazı aza tek ve bazısı bileşik suret bulmuştur. . et ve sinir gibi. onu koruyan bir kuvvet vardır ki. Sert yaratılmıştır. dimağdan ve omurilikten bitmişlerdir. dört karışımın dahi birinci mizacından doğan beden azalarının cisimleri olmuştur. Bileşik uzuv odur ki. el ve ayak gibi. malûm olsun ki. bedenin esası. yumuşak olan uzuv incinmeye. hangi cüzünü alsan. yumuşaktır. Ey aziz. Eğer ölmüş olsa. 31-BÖLÜM:031: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Azanın fayda. O. mahiyet ve keyfiyetlerini. isim ve kuvvetlerini. Zira ki hareket ve işlerde tamamen nefsin âletleri olmuşlardır. cüzleri benzeşen azalar denir. bu tabiî ruhtur. Bunlara. sair uzuvlardan daha sert kılınmıştır.ki uyuşmuş veya felç olmuş olan uzuv. yüzün bir cüzü. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esasın birinci mizacından doğan bedenin karışık cisimleri olduğu gibi. Şu halde felç olmuş uzuvda. doğuş ve özelliklerini dört madde ile ayrıntılı olarak açıklar. Kemik. sayı ve cisimde cüzü bütününe ortak olur. Zira ki. Sonra sinirlerdir ki.

Katlanmakta esnek, gerilmekte sert olan beyaz cisimlerdir. His ve hareket için olan aza, bütünüyle sinirlerle tamamlanır. Sonra kirişlerdir ki, adalelerin çevresinde bitmiş, sinirlere benzer cisimlerdir. Hareketli uzuvlara tam bağlıdır. Kâh adalelerin sıkılması ile kirişler dahi çekilmiş olup; hareketli uzuvları çeker. Kâh adalenin yayılmasıyla ve kendi yerine dönmesiyle kirişler rahatlayıp, uzuvları durumu üzere yayarlar. Sonra kemik başlarındaki iplikçiklerdir ki, kemiklerden bitmiş, sinirlere benzeyen cisimlerdir. Bunların adalelere uzananlarına, mutlak bağ derler. Kemiklerin mafsallarını ve sair uzuvları bağlayanlara ökçe bağı derler. Bu Adı geçen bağların hiçbirin hissi yoktur. Ta ki kendilerine lazım gelen hareket fazlalığıyla diğer işlerde incinmeyeler. Bunların faydası, uzuvları birbirine bağlamaktır. Sora atar damarlardır ki,yürekten çıkarlar. Uzun ve içleri boştur ki; uzunları sinirlere, cevherleri bağlara benzerler. Bunların öyle açılıp kapanan hareketleri vardır ki, sükûnet ile ayrılmıştır. Bunlar can damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar, yürekten duman buharını saçmakla,ona rahat verip, ruhu bedenin uzuvlarına tevzi için halk olunmuştur. Sonra toplar damarlardır ki, toplar damarlara benzer cisimlerdir. Karaciğerden bitmişlerdir. Hepsi de sakindir. Bunlar kan damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar karaciğerden kanı, bedene tevzi için yaratılmıştır. Sonra zarlar (perdeler)dir ki, ince ve hisleri olmayan latif sinirlerden dokunmuş cisimlerdir. Sair cisimlerin yüzeylerini örterler. Nice faydaları vardır ki: Biri, bütün uzuvları yapı ve şekilleri üzere korurlar. Biri dahi kendi lifine bitişik olan sinir ve bağlar vasıtasıyla uzuvları birbirine bağlarlar. Böbrekleri sulbe bağladıkları gibi. Bir faydası dahi akciğer, karaciğer, böbrek, dalak benzeri hissî olmayan uzuvların cevherlerinde, bu zarların kendilerine değen bizzat hassas olup, lifli olan cisimlerine değeni ârizî olarak hissedici

olmalarıdır. Sonra ettir ki, bedende olan bütün bu azanın aralarındaki boşlukları doldurur. Alet olan uzuvlar, bunlardan bileşen uzuvlardır ki, inşaallah bundan sonra onlar dahi açıklanır.

İkinci Madde
Uzuvların isimlerini ve kuvvetlerini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bedende olan azadan her bir uzvun kendi nefsinde tabii bir kuvveti vardır ki, o uzvun beslenmesi işi, ancak o kuvvetle olur. O kuvvet gıdayı, çeker, tutar ve ondan fazlayı dışarı atar. Uzuvların hepsinden kuvvetli olan, dimağ ve karaciğerdir. Zira ki bu ikisi yürekten hayati kuvvet, tabiî hararet ve ruhu kabul edip, dimağ bütün hislerin başlangıcı olup; karaciğer, bedenin bütün uzuvlarının besleyicisi olmuştur. Yürekten gayri. Zira ki yürek, göğsün içinde sol meme altında karaciğer nevinden ve onun renginde fincan şeklinde şerefli ir uzuv ve latiftir ki, onun aşağı tarafında, alt yüzeyi ortasında gözbebeği, benzeri siyah bir nokta vardır ki, en latif azadır. ismi süveydadır. Ruhun kaynağı ve kuvvetlerinin toplamıdır. Hayvanî ruhun ve insanî nefsin birlikte bulunduğu yer ve Rabbanî ilhamların iniş yeri, Hüda'nın nazargâhıdır. Bütün uzuvlara hayat, hareket, idrak ve gıda verip, besleyendir. Bütün kuvvetlerin ve uzuvların hizmetçisi ve uşağıdır. O, bedenin emîridir. Şu halde bedenin bazı uzuvları reis, bazısı reis hizmetçisi ve bazısı ne reistir ne de hizmetçi. Reis uzuvlar, o azadır ki; bedende olan ilk kuvvetlerin başlangıç yerleridir. Şahsın bekası ve nevin bekası onlara muhtaçtır. Şahsın bekası hasebiyle olan reis uzuvlar üçtür: Biri yürektir ki, hayat kuvvetinin başlangıcıdır. Biri dimağdır ki, his ve hareket kuvvetinin başlangıç yeridir. Biri dahi karaciğerdir ki beslenme kuvvetinin başlangıç yeridir.

Nevin bekası hasebiyle reis ola uzuvlar, yine yukarıda sayılan bu üçüdür. Nevin bekasına mahsus olan dördüncü uzuv tenasüldür ki, onlar nesli koruyan meniyi doğurmak için kendilerine muhtaç olunandır. Erkek ve kadın organlarının tam yapısı olan mizacı ifade ederler. Hizmetçi olan uzuvların bazısına hazırlayıcılık, bazısına yerine getiricilik gibi hususi hizmetler vardır. Hazırlayıcılık hizmeti reisin işinden önce, yerine getiricilik hizmeti reisin işinden sonradır. Yüreğin hazırlayıcılık hizmetini gören akciğer, yerine getiricilik hizmetini gören atar damarlar gibi. Dimağın hazırlayıcı hizmetçisi karaciğer ve sair ruh uzuvları ve gıda uzuvları gibidir. Yerine getirici hizmetçisi sinirler gibidir. Karaciğerin hazırlayıcı hizmetçisi mide gibidir. Yerine getirici hizmetçisi toplar damarla gibidir. Tenasül uzuvlarının hazırlayıcı hizmetçisi, onlardan önce meniyi doğuran aza gibidir. Yerine getirici hizmetçisi, erkeklerde zekerin deliği ve husyeler arasında olan damarlardır. Kadınlarda meniyi iten damarlardır. Rahimdir ki, meninin yararlanışı onda tamam olup, cenin oluşacak yerdir.

Üçüncü Madde
Ceninin azasını oluşumunu bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cüzleri benzer olan beden uzuvlarının hepsi, iki meniden oluşur. Et ve yağ buna girmez. Zira ki bu ikisi, kandan oluşur. Şu halde et ve yağdan başka cüzleri benzer olan uzuvlar, peynir mayadan bağlandığı gibi, babanın menisinden bağlanır. Bütün bu uzuvlar peynir sütten oluştuğu gibi ananın menisinden oluşur. Nitekim mayanın ve sütün her biri, kendilerinden hâsıl olan peynirin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bunun gibi menin her birisi, rahimde olan ceninin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bundan sonra hamile kadının hayız kanı, rahimde oluşan ceninin göbeği yolundan gıdası olup, onunla

büyüyüp gelişir. Pıhtılaşıp, öneki azası arasında olan boş yerleri doldurup, et ve yağ olur. Kanın fazlası, nifas vaktine kadar kalıp, ondan analık tabiatı dışarı atar. Doğumda sonra, çocuğun karaciğerinin oluşturduğu gıda kanı, göbekten aldığı kanın yerine gidip, göbeği kapayıp, o kandan oluşan et ve yağ, bu kandan oluşmaya başlar. Et, kanın metininden oluşup, sıcaklık ve kurulukla bağlanır. Yağ, kanın sulu ve yağlısından oluşup, bağlanır. Onun için sıcaklıkla çözülür. İki meniden oluşan azanın birisi bedenden ayrılsa, bir daha o uzuv hakiki bir bitişmeyle yerine gelmez. Bir cüzü eksik olsa, onun karşılığında bir şey bitmez. Ancak çocukluk çağında, çocuğun dişi biter. Kandan oluşan uzuv, telef olmasından sonra yine tamam bitip, benzerine bağlanır. Et gibi. Dördüncü Madde Beden uzuvlarının faydalarını ve özelliklerini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hassasve hareketli olan bütün uzuvların his ve hareketinin başlangıç yeri kâh biry sinir olur ve kâh farklı olup, her kuvvetin başlangıç yeri bir başka sinir olur. Zarlara sarılmış ola iç organların zarlarının kaynağı, göğüs ve karnın iki tarafında bulunan zarların birisindendir. Göğüste olan zarlar; akciğer, atar ve toplar damarlar gibi azanın zarlarının kaynağı kaburga kemiğidir. Boşlukta olan aza ve damarların zarlarının kaynağı karın adalesindendir. Etten olan bütün aza, ya liflidir, adalede olan et gibi. Veya onda lif olmaz, karaciğer gibi. Bedenin hareketleri ise ancak lifi ile olur. Gerek iradî olsun, gerek tabiî olsun: İradî hareket, adale lifiyle olur. Tabiî hareket, et ve damar gibi. İradî hareketle tabiî hareketten bileşen hareket: Bu iki hareket uzunluk ve en bulunan bir yapıya mahsus lif olur. Şu hale çekmek için uzlaşan, itmek için tersi ve tutmak için ikisi arası lif

gereklidir. Azadan aort gibi bir tabakalı olan uzvun üç kısım lifi birbirine benzerdir. İki tabakalı olan uzvun dış tabakasında lif birbirine muhaliftir. İç tabakasında lif enlidir. İçinin iç yüzeyinde lif uzunlamasınadır. Ancak bir tarz üzere yaratılmıştır ki, çekme lifi ile itme birlikte olmayıp, belki çekme lifi ile tutma lifi birlikte olsunlar. Ancak bağırsaklarda değil. Zira ki, bağırsakların tutmaya şiddetle ihtiyacı yoktur. Her zaman çekmeye ve itmeye muhtaçtırlar. Kendi cevherinden uzak olan cisimleri kuşatan sinirsel azaların bazısı bir tabakalı, bazısı iki tabakalı bulunmuştur. İki tabakalı yaratılanlarında nice faydalar vardır. Birinci fayda: İçlerinde olan cisimlerin hareketi kuvvetiyle yarılmaktan korumaktır. Can damarları gibi. İkinci fayda budur ki: İçlerinde bulunan saklı cisimler, ayrışma ve çıkmadan iki kat korunmuş olur. Can damarlarında olan ruh ve kan gibi. Üçüncü fayda budur ki: İtme ve çekmede, o uzuv kuvvetli harekete muhtaç olduğunda, itme âleti bir tabakasında, çekme âleti bir tabakasında başka bulunsunlar. mide ve bağırsaklar gibi. Dördüncü fayda budur ki: O uzvun sinirsel iç tabakasını korumak için, dış et tabakası hazım için ayrılmış olsun. Zira ki hazmeden, hazmedenle karşılaşmaksızın kuvvetiyle ulaşır olmak mümkündür. Bazı uzuvların mizacı kana yakın olup, kan ona gıda olmak için birçok değişikliklerde tasarruf etmeğe muhtaç olmaz. Et gibi. Onun için ete ulaşan gıda, bir müddet kalıp sonra et gıdası olmak için onda boşluk ve karıncık yoktur. gıda, ete düştüğü saatte, ona meyledici olur. Bazı aza, kandan uzak mizaçlı olup, kan ona değişmekte çok değişime muhtaç olur; kemik gibi. Onun için gıdası, onda bir müddet kalacak ya bir boşluk vardır; ayak ve bilek kemiği gibi. Veya ayrı boşluklar vardır; alt çene kemiği gibi. Böyle olan aza, vaktinde gıdadan ihtiyaç üstü alır ve çeker. Ta ki yavaşlıkla kendi nefsine dönüştüre. Kuvvetli aza, kendi fazlalıklarını zayıf olan

komşularına iter. Yürek iç organlara, dimağ kulak arkasına, karaciğer bunun iki yanına ittikleri gibi.

33-BÖLÜM:033: İKİNCİ BÖLÜM Omurga kemikleri, boyun kemikleri, kaburgalar, eğe kemikleri ve köprücük kemiklerinin bileşim keyfiyetini beş madde ile açıklar.

Birinci Madde
Omurga kemiğinin bileşim keyfiyetini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilgileri demişlerdir ki: Omurga kemiği nice faydalar için yaratılmıştır. Bir faydası budur ki, canlının bekasında kedisine muhtaç olunan murdar iliği (omurilik) içinde bulundurmuştur. zira ki bütün uzuvların sinirlerinin çakış yeri dimağ olsaydı, insanın başı şimdiki görünüşünden fazla büyük olmak gerekirdi. Bedene ağır bir yok olurdu. sinirler, uzak uzuvlara ulaşmakta, uzun mesafeye muhtaç olup; âfetlere ve kopuntulara açık olmaktan başka, ağır uzuvları yerlerine çekmekte kuvvetleri az olurdu. Şu halde yaratıcı Allah Taâlâ, hikmet ve inayetiyle dimağdan bir cüz olan omuriliği bedenin aşağısına erimiş bir maden gibi akıtıp, omurgayı ona muhafız etmiştir. Ta ki omurga etrafında sinirlerin bölümleri tevzi olunmak uygun olup, daha güzel ola. Omurganın bir faydası budur ki: Önünde konulmuş olan azaların koruyucu kalkanı bulunmuştur. Onun için boğumlar ve çıkıntıları vardır ki, onlar: Senaşen ismiyle isimlendirilmişlerdir. Bir faydası dahi budur ki, beden kemiklerinin yaratılışına esas ve temel bulunmuştur. Nitekim gemi omurgası gibi olduğu yukarıda bilinmiştir. Onun için omurga kemiği gayet metin ve muhkem yaratılmıştır. Bir faydası dahi budur ki, insanın ayağa kalkması için ve hareketine imkan içi müstakil bulunmuştur. Onu için omurga kemiğinin düzeni

omurlarla nazm olunmuştur. Hepsi tek kemik veya büyük kemikler olmayıp, güzel intizamı, en iyi yaratılış üzere kılınmıştır. Omurlar arasında bulunan mafsallar e yumuşaktır ki, kıvamı za'f bula ve ne serttir ki katlanmaya engel ola. Belki böyle ara ara yaratılmıştır. Omurganın omurları bir kemiktir ki, ortasından omurilik nüfuz edecek delikleri vardır. Bazı omurların sağ ve solundan deliğin iki tarafından dört çıkıntısı bilinmiştir. Bazısı yukarıya ait, bazısı aşağıya aittir. Bazı omurların atı çıkıntısı olup, dördü bir tarafında, ikisi bir tarafında bulunmuştur. Bazı omurların sekiz çıkıntısı müşahede kılınmıştır. Bu çıkıntıların faydalarının biri budur ki: Bunlarla afsala nasb ve bitişme ile omurlar arası muntazam olup; birinin çıkıntılarının başları, birinin oyuklarına grimiş olup, metanet bulmuştur. Bu omurga omurlarının çıkıntılarındın gayri, başka çıkıntıları vardır ki, onların faydaları; çarpmadan koruyup, mukavemetleriyle kalkan olmaktır. Bu çıkıntılar, sert ve geniş kemikler bulunmuştur ki, omurların uzunlaması üzerine konulmuştur. Bunların gerisinden yana yerlerine şevk ve senasen denilmiştir. Sağda ve solda ulunanlarına kanatlar derler. Bunlar, bedenin uzunlamasında olan sinir, damar ve adaleleri korurlar. Kenarlara yakın olan kanatların bir faydası dahi budur ki: Kenarların üst tepeleri bunlara çakılmış olup, oyuklarıyla raptedilmiş olu. Zira ki her kanadın iki çukuru ve her kenarın iki yumru çıkıntısı vardır. Bu omurların orta deliklerinden başka ince delikleri vardır ki onlardan sinirler çıkıp, damarlar girer. Bu delikler onun için omurların iki tarafından yaratılıp, gerisinde bulunmamıştır. Zira ki onda, giren ve çıkan damarları çarpmadan koruma gerekmez. Damarlar ve sinirler, eğer omurganın önünde yaratılsaydı, bedenin tabiî ağırlığıyle ve iradî hareketiyle meyilli olan yerlerde vaki olmakla, zayıf olup, raptedemezlerdi. Bu, koruma için olan çıkıntıların üzerine sinir ve

rutubet akıcı olup, kaplamış ve örtmüştür ki, teğet olduğu et, incinmesin. Mafsalların çıkıntılarının da durumu budur. Onar, birbirini takip ile muhtem tutup, her taraftan raptederler. Lakin önden olan takip gayet sağlamdır. Geride ola selistir. Zira ki ön tarafa eğilme, arkaya eğilmekten ziyade gerekir. Şu halde omurganın omurları, takip ve irtibatlarıyle böyle muhkem olduklarından, tek bir kemik gibi sebat ve sükûn için yaratılmamıştır. Eğime ve katlanmayı kabul etmeleriyle esnek olduklarından, birçok kemikler gibi hareket ve esneklik için konulmuştur. İkinci Madde Boyun omurlarını bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omurları akciğer için, akciğer nice faydalar için yaratılmıştır ki, açıklansa gerektir. Boyun omurlarının, omurga omurlarının üstündeki, altında olan omurun üzerinde yüklenmiş olduğundan, her bir omur, kendi taşıyıcısından küçük ve hafif yaratılmıştır. Ta ki âzanın hareketi hikmeti bir düzen üzere bulunmuştur. Omurganın en altında ve sonunda olan omur, hepsinden daha büyük ve daha sert yaratılmıştır. Ana karnında, kemiklerin nizamından önce bulunmuştur. Kair içinde hepsinden sonra çürüyüp, toprak olur denilmektedir. Omuriliğin en üstü, yer altındaki su yolu gibi çok ve katı olduğu için boyun omurlarının delikleri daha geniş kılınmıştır. Zira, sinir bölümlerinden yukarıya mahsus olan, aşağıya mahsus olandan çoktur. Şu halde boyun omurları küçük ve delikleri geniş olması, ince cisimlerin gereği olarak, hepsinden sert ve sağlamdır. Senasenleri küçük, kanatları büyük ve ikişer başlı yaratılmıştır. Bu omurların harekete ihtiyacı, sebata ihtiyacından fazla olduğundan, üst mafsalları alt mafsallarından selis ve yumuşak kılınmıştır. Bu mafsalların şiddet ve sağlamlığa ihtiyacı az olduğundan boyun altındaki gibi, üst alta bağlı olan mafsal çıkıntıları

büyük ve geniş olmayıp, küçük bulunmuştur. Boyun omurlarının sayısı yedi olması, uzunluğu mutedil olmak içindir. Bu omurların birincisinden başka, her birinin onbirer çıkıntısı vardır ki, birer sinüse, ikişer şube, ikişer kanat ve yukarı tarafa çıkmış olan dörder çıkıntı ve aşağıya dörder çıkıntılıdır. Sinirlerin çıkış yerinin yuvarlak deliği, her iki omur arasında, yarım üzere taksim olunmuştur. Fakat ilk omur ile ikinci omurun nice özellikleri vardır ki, sair omurlarda bulunmaz. Zira ki, başın sağ ve sola olan hareketi, kendi ile birinci omur arasında bulunan mafsal ile bağıntılı olmuştur. Başın ön ve arkaya olan hareketi, kendisi ile ikinci omur arasından bulunan mafsal ile vücut bulmuştur. Ama ilk mafsal, birinci omurun şahsiyeti üzerinde sabit olmuştur. Bu omurun üt tarafında iki oyuğu vardır ki, onlara baş kemiğinin iki çıkıntılı tarafı girmiştir. Vakta ki bu iki çıkıntının birisi oyuğundan yukarı çıkıp, öbürü oyuğuna tamamiyle gömülse; baş ondan yana meyledip, o tarafa eğilir. Ama ikinci mafsal, ikinci omurda bulunmuştur. Bu omurun ön tarafında uzun bir çıkıntı yaratılmıştır ki, birinci omurun omuriliğin önünde olan deliğinden girip, baş kemiğinde bulunan omuruna ulaşır. Vakta ki, sözü edilen çıkıntı, o omurun deliğinden geçip, omura girse, baş ön tarafa meyledip eğri olur. Eğer çıkıntı oyuğundan çıkarsa, baş düz durur. Eğer çıkıntı, deliğinden dahi çıkarsa baş arka tarafa kaykılır. İkinci omurun gerisinde dahi kısa bir çıkıntı vardır ki, ancak birinci omurda olan çukuru itçinde hareket edip,onu geçmez. Ama birinci omurun özelliğidir ki, sensenesi olmaz. Olmadığının faydası budur ki, ağır olmayıp çevresinde olan sinir ve adalelere zahmet vermez. Bu çukur baş kemiğinde gömülmüş gibi olduğu için kanatları dahi yoktur. Zira ki, sinirlerin başlangıç yerine yakın olup, yerleri dar olduğundan kanatları bulunmaması hikmet-i ilâhidir. Bu omurun özelliklerindendi ki, sinirle ondan doğarlar. Sair omurlar gibi iki

Bunlar oniki omurdur ki. uzuvların demiri olan yüreği en iyi şekilde koruyalar. yerlerine göre kalın olup. Zira ki. sensene ve kanatlarına gitmiştir. Hepsi yaratıcının san'atı bilinmiştir. Zira ki. bitişik oanı daha büyük ve daha kuvvetlidir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omurlar kemiklerdir ki. Şu halde bunların mafsal çıkıntıları. Ey aziz. o çukurlara girip. malûm olsun ki. kaburga kemiklerine bitişik olup. Göğsün yedi üst omurunun senseneleri büyük ve kanatları kalın olup metanet bulmuştur. Ta ki. Çünkü bu omurların cisimleri. Ancak geri tarafının üstünden iki delikten hepsi lif gibi ince oldukları halde dışarı çıkarlar. kaburgalar onlara ulaşmazlar. İkinci omurun kısa çıkıntısı. Göğüs omurlarının kanatları diğerlerinden sert olup. bu iki mafsal ile olan baş hareketlerine ihtiyaç faza bulunmuştur. Onuncu omurun üzerinde bulunan omurların üst tarafa doğru olan mafsal çıkıntılarında setli çukurları vardır. bunlardan yürek gibi mühim azaya en yakın olup. baş mafsalı. Bu ikincinin çıkıntıları sağlam bağlarla birinci omura bağlanmıştır. senseneri aşağıya varmıştır. Birinin kanadı yoktur. altıyla birlikte . İkinci omur ile sair omurlar mafsallardan daha selis kılınmıştır zira ki. önemli azaları toplayıcı ve muhafızdır. onbirinin sensenesi ve kanatları vardır. bunun delikleri sensenesinin yanlarında kırılmıştır. Uzadıkça yavaş yavaş alınlaşırlar. birinci omur ile selis bulunmuştur. Senseneleri eşit değildir. Mafsal çıkıntılarının iki tarafında olan çukurları setsiz bulunmuştur. kısa ve geniş suret bulmuştur. onda sinir çıkış yeri deliği mümkün olmadığından. Aşağıya doğru olan çıkıntıları yumru tarafları.tarafından ve ortak noktadan doğmazlar. üstü. gerisinin üstünde bulunup. Üçüncü Madde Göğüs omurlarını bildirir. metanet bulurlar. Onuncu omurun sensenesi kubbe gibidir.

Böğür. boyun omurlarından büyük olduğu için müşterek delikleri iki omur arasında eşit bölünmeyip. Onuncunun altındaki çıkıntıları üst tarafına ve çukurları aşağı tarafına meyilli olup. Mafsal çıkıntılarının aşağıları. yuvarlak şekillerdir. Onun için omurga . o direk kemiğin taşıyıcısı ve bacak sinirlerinin çıkış yeri olmuştur. Üçüncü omur tarafından bir sinir çıkmıştır. boyun omurları gibi sinirleri ortak deliklerden bitmiştir. kuyruk sokumu ile beraber kasığın tamamına kaide gibi olup. kendisinde fazla mafsal çıkıntısı yoktur. sinir deliği tamamıyle onuncu omurda bulunmuştur. derece derece yukarıdakinde fazla ve aşağıdakinde az olup. senseneleri üst tarafına kavisli bilinmiştir. Fazlalık ve şekillerse yuvarlaktır. Çıkıntıları yoktur Küçük olduklarından. Midenin zarları tarafı. Göğüs omurları. onda kaburga kemiği varken gerek kalmaz. Kuyruk kemiği. sinirler için ön ve arka taraflarında delikler vardır ki.setlenmiştir. üç kıkırdak omurdan meydana gelmiştir. bu onikinci omura bitişiktir bu omurun üstü küçük yapılı olduğundan. Böğürün omurları beş kemik olmuştur. bu delikleri tamamiyle içine aldığı için onların olmaları ve sinirlerin çıkışı için bu omurların sağ ve solunda birer delik yaratılmıştır. mafsalları daha sıkı ve kanatları daha geniş bulunmuştur. koruyucu kanatlara benzer genişliklerdir. omurganın tamamı bir tek nesne gibidir. Onikinci omurun kanatları olmaz: Zira ki. oyluk mafsalları onlara mâni olmaya. Bu böğür kemikleri açıklanan böğür kemiklerine benzer. onlar bütün omurlardan daha sert. Böğür kemikleri üçtür ki. Göğsün diğer omurları ve iki uyluk arası olan böğürün bütün umurları. Şu halde bu açıklamadan anlaşılmıştır ki. Göğüsün omurlarının üzerinde sensene ve geniş kanatları vardır. Zira ki çarpma âfetlerini kabul etmekten en uzak şekiller.

Zira ki bu şekil. Bu göğüs kemikleri. karaciğer dalak vesair azayı korumak içindir ki. Bu onuncu omur. orta omur olan onuncusu yanında hepsi toplanmıştır. omurganın uzunluğu hasebiyle senasenin ortası olup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kaburga kemikleri. Dördüncü Madde Kaburga kemiklerini bildirir. Yukarıdakilerin uçarı arası yakın ve aşağıdakilerin uzak bulunmuştur. yüreği her yönden korumakla her yönden kuşatmışlardır. Üstteki yedi kaburga. Bunlar. birbirine bitişik olmayıp derece derece kısalmıştır. göğüs yanında birleşip. hepsi tek kemik olmamıştır. büyük iş olduğundan. o azalara ârız olan âfetlerin tesiri. Ama gıda azasına komşu olan alt kaburgalar. etrafı kısa kılınmıştır. Ey aziz. arka taraftan koruyucu kalkan gibi. her yönden insanın uzuvlarını daha iyi . kedi içlerinde olan nefsanî aza üzerinde. her taraftan yedişer kaburgadır ki. onları tam bir ihtiyat ile korumak lazımdır. malûm olsun ki. yirmialtı omuru bulmuştur. incinmiş olmasın. bu onuncu omurun üzerine toplanmış olup. Şu halde boyun omurları ile omurga omurlarının toplamı. Ta ki. iki yönden birine bükülmüştür.omurlarının yukarıdakinin başı aşağıya. baş aza olan yüreği ve onun ardında bulunan azayı kuşatmışlardır. Zira ki. gıda ve nefesten dolduğunda güçlük çekip. Ta ki iki taraftan her irinde bulunan dokuz omur. nizam bulalar. geniş yere muhtaç olduğundan açılmak kolay olmak için ve teneffüs işlerine tayin olunan göğüs adalesi çözülmemek için müteaddit kaburga kemikleri olup. göğüs kaburgaları ismiyle isimlendirilmiştir. aşağıdakinin başı yukarıya kaykılmış olup. kuşattıkları nefs âdetlerini ve gıda âletlerinin yükseklerini korumak için yaratılmıştır. iki ortaları büyük ve uzun. Onun için üstteki yedi kaburga. Şu halde bunlara ağırlık olmak için ve birine eren âfet hepsine ermek için gıda ve nefesten göğüs boşluğu dolup. midein yeri geniş olup.

Ta ki ondan dimağa yükselen damarlar ve inen sinirler geçip yol bulmuştur. onun aşağı tarafı yuvarlak gibi olup. yedi kemikten oluşmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Köprücük kemiği. Kendi. yumuşak kıkırdaklarla bağlanmış ve mafsalları sağlam yaratılmıştır. yumuşaklıkla sertlik arasında ota bir kıkırdak cisim ile yumuşak uzuvlara bitişik ve gömülüktür. hançere benzemekle. göğüs kemiğinin iki yanından her birinin üzerine konulmuş bir kemiktir ki. Ta ki. Bu kemiklerin sayısı. Kırılmaktan emin. önce aşağıya meyledip. göğüse bitişmiştir ki. omurga omurlarının her bir kanadında olan iki çukur omura girip. Nitekim kaburgaların her birinden iki çıkıntı. yine hafiflik için bilinmiştir. Göğüs kemiği. sardıkları mekan geniş bulunsun. Bu kaburgalar. hançer kemiği nâmıyle şöhret bulmuştur. Bu kemiğin faydaları: Midenin ağzını koruyup. Bunun gibi. solunum organlarının genişlemesinde yumuşaklıkla müsaadeleri bulunsun. onun boşluğundan boğazın yanında boş bir açıklık kalmıştır. Bu . sert ile yumuşak arasını birleştirmekte uyuntu vermektir. yumruları üzere. arka kemiklerdir. kendilerine bağı olan kaburgaları sayısınca yedi bulunmuştur.sarmıştır. aynen omurga omurlarının omurga ile olan bileşimi gibi suret bulmuştur. Geri kalan beş kısa kaburga. göğüs kemiği ile yumuşak uzuvlar arasında aracılık edip. malûm olsun ki. Uçları sivridir. bu yedi kaburganın göğüs kemikleri ile bulunan bileşimi. ondan yukarıya dönerek. katmerli mafsal hâsıl olmuştur. Ey aziz. Uçları kıkırdaklarla korunmuştur ve çarpmalardan uzaktır. Beşinci Madde Köprücük kemiğini bildirir. Onun tek kemik olduğu. kemikler. Göğüs kemiğinin en altına geniş bir kıkırdak kemik bitişmiştir ki.

omurga omurlarının senasin ve kanatları makamında durup. enseden yana kalın olmuştur. bu kemikle bağlanmış olup. köprücüğe bağlanmıştır. Yine kol kemiğinin çıkmasına engel olmuştur. ikisi birilikte kol kemiğine bağlanmıştır. iki elin. Şu halde göğüsten yana uzaklaştıkça. . Bu çıkıntının dışı üzerinde üçgen gibi bir çıkıntı vardır ki. aşağı ve ön tarafa gelmiştir. selasetten kalmasın. boşluktan yana. Bir faydası budur ki: Göğse hasredilmiş olan uzuvlara kalkan olup. diğer kıkırdaklar gibi bilinmiştir. Boşluk tarafı üzerinde bükülmemiş bir boşluk vardır ki. iki kolun hareketi geniş kalıp. birbirine hareketi kolay olup. Bir faydası budur ki: Omuz. omurga omurlarının senasini yerinde koruyucu olmuştur. karga burnu nâmını bulmuştur.kemik. yayılmıştır. Bu çıkıntıya bitişik olan kıkırdağın yuvarlak tarafıyle omuz genişliği son bulmuştur. Bunun içi çıkıntısı vardır ki. dar açısı göğüste yana gelmiştir. kolun ucunu üst tarafa eğilmekten engel olmuştur İkinci çıkıntısı. 34-BÖLÜM:034: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İki el ve iki ayak kemiklerinin bileşik keyfiyetini. isim ve özelliklerini yedi madde ile açıklar. Omuz kemiği ince faydalar için vücuda gelmiştir. kolun dönen tarafı ona girmiştir. Omuz. kaburga kemiklerinden uzak olup. birisi arka ve süt tarafına kalkılmıştır. engel olmasın. O. Bir faydası budur ki: Kol ile el ondan asılı olup. Bu kıkırdağın bitişmesi de. Bu omuz kemiği. geniş olup. göğüs boşluğundan yana ince. göğse bitişsin. omuz tarafınada bitişmiştir. boşluğa meyledip. Ta ki sırtın düz olmasına halel gelmemek için. onun kaidesi. göğse âfet ermesin. Onunla omuz. O çıkıntıdır ki.

İhtiyaç: Bütün yönlerde selamet harekettir. sair mafallar gbi kuşatıcı olmuştur. Birinin tarafı geniş olup. Lakin o hareket. dördüncü bağ ile kargaburun çıkıntısından inmiştir. sinirler ve damarlar örtülmüş olup. Bu gevşeklikte iki fayda vardır: biri ihtiyaçtır. enine perde gibidir ki. bir nesne ile mafsalı olmayıp. Pazu kemiği göğüsten yana çukur olup. çok çıkma ârız olmuştur. onda çok ve devamlı gelir. bağlarının kopmasından korkula. Ta ki üzerinde toplanmış ve tertip edilmiş olan adaleler. Üstteki oyuk önde ve alttaki oyuk arkada vâki olmuştur. Biri. Ta ki. Pazunun alt tarafını üzerine iki bitişik çıkıntı bileşmiştir ki. Bu mafsala gevşekliğinden. Dış tarafında olan çıkıntı ie ve üstte olan çukurda bulunan lokma ile dirsek mafsalı tamam olmuştur. sâbittir. omuz çukuruna gevşek bir mafsalla girmiştir. her taraftan yana hareket etmeğe muhtaçtır. iç tarafında olan uzun ve inci bulunup. birbirinin üzerine rahat ulaşsın. Zira ki pazu. Göğüs oyuğuna yakın . Pazu mafsalını dört bağ tutmuştur. pazu tarafını çevrelemiştir. daha büyüktür. ancak sinir ve damarları korumak için yaratılmıştır. onun iki tarafında iki oyuk vardır. pazuya temas etmiştir. Üst tarafı yumru olu. Fakat ikinci oyuk. Belki pazu. O mafallar pazudan ziyade muhkem yaratılmıştır. Düzgündür.Birinci Madde iki pazu kemiklerini bildirir. Şekilleri geniş olup. iki el. malûm olsun ki. Ta ki âfet kabulünden uzak olmuştur. İkisi arasında bir yeri vardır ki. biri büyük ve sert olup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Pazu kemiği yuvarlak şekil üzere suret bulmuştur. o mafsal. avuçladığı nesne gökçek ve kolay avuçlansın. boşluktan yana yumru kılınmıştır. Üst oyuğun engeli yoktur. çoğu durumlarda sâkin ve sair mafsalları hareketli bulunmuştur. Ey aziz. emniyet ise. biri emniyet ve selamettir. İkisi sonundan inmiştir.

olan yeri düz olmayıp. ona. et ve adaleden arınmış ve bağlar ile gizlenmiş oldukları için. Ta ki. bükülücü olmaktır. Küçük parmağa yakın olan alttaki. çukur yer üzerinde geri ve süt . oyuğu dahi yuvarlak bulunmayıp. eğik hareketlere kabiliyeti olmak bilinmiştir. bu yapı üzere düzen tutmuştur. Bu mafsallar. Ta ki pazunun çukur tarafında olan yere girip. boşluk tarafından yana hareket edip. duvar gibi düz yaratılmıştır. aralarında (sin) harfine benzer benzer bir yer bulunmuştur. Onun çukurunda olan yüzeyi yumru kılınmıştır. taşıyıcı olduğundan alt kemik adını almıştır. bu çıkıntının dönmesiyle eğri hareketler hâsıl olmuştur. girintili-çıkıntılı olup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek. uzunlamasına iki kemikten oluşmuştur. Üst bilek kemiğinin faydası: Onunla bileğin hareketi eğilip. Üst kemik. yumma ve açmaya yaradığı için düz yaratılmıştır. Bu iki oyuğa. O çukurda. alt kemik. faydası. Ey aziz. İkinci Madde Bilek kemiklerini bildirir. pazunun boşluk tarafında olan çıkıntı onda raptedilmiştir. Vakta ki giren yer. malûm olsun ki. adale ile süt ve alt kemi mafsallarındandır. ama etrafı. Alt kemiğin faydası: Onunla bilek kavrama ve yayılmadan yana hareket eder. Bu iki kemiğin her birinin ortası ince ve latif yaratılmıştır. dirsek mafsalı ondan bileşe. üst bilek kemiği derler. Dirsek mafsalı. Onlara: iki bilek kemiği derler. iki atabe adı vermişlerdir. Ta ki onda. kol çıkıntısı. Alt bilek kemiğinin iki çıkıntısı vardır ki. Bunların başparmağa yakın ola üstteki ince olup. mafsalların hareketiyle sert çarpmalara uğradıkları için kalın ve metin kılınmıştır. ona ulaştığında dursun. kalın adaleler onları sıkmasıyle ağırlık veren kalınlıklarından kurtulmuş olalar. Üst kemiğin tarafında küçük bir çukur vardır ki.

bileğe yakın olan tarafı ince ve gayet bitişik bulunmuştur. Hatta ayanın derisi soyulsa. Ey aziz. bileği pazuda ön tarafa teğet olur. İki çıkıntının aşağı tarafları. onlardan geniş ve ortak bir çukur meydana gelir ki. Kaçan çıkıntıyı haseden çukurdan duvar eri ayrılsa. çoğunlukla alt çıkıntıda bulunmuştur. Avucun aldığı nesnelerde tutuşu zayıf olmasın. Ama yedi asıl kemik. faydası: Korumak ve kollamaktır. ta ki dağılmasın. Bir safı. sağlam bağlayıp. Alt bilek kemiğinin çukuru gerisinde uzunlamasına bir çıkıntı vardır ki. Öteki safa yakın olan tarafı. el ayasının iki safını düzenlemek için değil. Ta ki avucun içinde kavramaya yarayan çukurluk meydana gelsin. Bu bitişme ile bile bu kemikleri birbirine birçok bağlar. iki saf kılınmıştır. bir çok kemiklerden meydana gelmiştir. eli ziyade yayılmaktan haps ve men edip. el yayılır. bir miktar mutavaat vermiştir. malûm olsun ki. Kaçan iki yer birbirinin üzerinde ön ve üst taraflarına hareket eylese. anatomi bilginleri demişlerdir ki: El ayası. cisimleri ince ve sayları üç bulunmuştur. o kemiklerle çukurlaşmakta ve büyük cisimler üzerinde avucun çukur olmasıyle. bu kemiklerin hepsi bitişik ve tek görünür. Bu kemiklerin mafsalları birbirine zaptolunmuştur. İkinci safın kemikleri. bütününe erişmesin.taraflarına hareket eylese. sayısı dört bilinmiştir. adale ile bilek istikametine yakın olur. Şu halde üçü araya sıkıştırılıp. Aya kemikleri yedi ve bir de fazla kemik yaratılmıştır. Bu çukurdan fazla kalan âfetlerden uzak olmak için yumru ve kaygan yaratılmıştır. El ayası. belki . eli yumduğunda. parmak taraklarından yana bulundukları için geniş olup. Sekizinci kemik ise. el yumulup. Üçüncü Madde El ayasının kemiklerini bildirir. bilekten yanadır ki. geniş ve bitişiklikleri az kılınmıştır. Ta ki cüzüne erişen âfet. tek bir şey gibi toplanmış olup. kayganların tutulması mümkün olsun.

iki bilek kemiği uçlarından hâsıl olan geni çukura girip. üç kemiğin açlarının birleşmesinden. Parmakların eti. Ey aziz. onun tek ucu hâsıl olup. el titremesi gibi zayıf olmayıp. Üsttekiler alttakilerden boy boy büyük yaratılmıştır. ağır eşyayı zaptetmekten âciz kalırdı. Bu tarak kemikleri. Parmak kemiklerinin uçları ince. Ta ki bitişik gibi olan kemikleri ayaya bitişmesi gökçek olsun. Lakin parmakların işleri. Aya mafsalı ile tarak kemikleri. eğik ve açık olmuştur. kaideleri geniştir. Ta ki kemikler. Gerçi muhtelif hareketleri sülük ve balık hareketleri gibi mümkün idi. dört parmağa mukabil gelmiştir. onunla mafsal.ayaya yakın olan siniri korumak içindir. birer kemikten yaratılmayıp. Ta ki âfetlerden korunmuş kalsınlar. parmakların hareketleri eksik olurdu. Ta ki işleri zor olmasın. Ta ki yüklenici ve yüklenen arasında münasebet gökçek olsun. Üçten az olsa. malûm olsun ki. . metin ve kavi olmak için kemiklerle dolu yaratılmıştır. kemiklerden hâli yaratılmadı. Bu kemikler yuvarlak kılınmıştır. Tarak kemikleri dört olup. Boşluksuz ve iliksiz. Her parmak üç kemikten yaratılmıştır. İç tarafından çukur olmuştur. ayaya yakın olan tarafta birbirine yakın olmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: El parmakları eşyayı kavramakta yardımcı âletlerdir. aya etrafında olan çukurlara. Zira ki. ondan mafsal yumulur ve açılır. Parmaklar tarafından yana bir miktarca açık olmuştur. Bu parmaklar. Dördüncü Madde Parmak kemiklerini bildirir. kıkırdaklara bürünmüş olan tarak kemiklerinden çıkıntılar girişiyle telif edilmiş yaratılmıştır. ta ki genişlik ve sıkışıklığa yardımcı olsun. üçden ziyade olsa. farklı açıklıklara güzel bitişsin. Alt bilek kemiğinde açıklanan çıkıntı. müteaddit kemiklerle bulunmuştur. aya kemiklerini yakın ola kemiğin çukuruna girip.

etkili silah yerini tutsun. Ta ki hepsine mukavemette muadil kalsın. muntazam olsu. avucun içinde boş yer kalmayı. Ta ki. kavrama sırasında parmakların etrafı eşit olup. ta ki tutma ve oğma kolay olsun. Eğer baş parmak. Orta parmağın mafsalı uzun olup. ağır olmayıp. Dış tarafları dahi baş parmak ve küçük parmak gibi parmak olmayan taraflar yumru kılınmıştır. Ta ki birine yapıştığında iyice tutsun. başparmak ta onlara mukavemet eylese. ta ki sıkışma anında âfetlerden korunmuş olan yuvarlak şekle benzesin. ziyade uzak olup. kavradıkları nesnede. Başparmak. faydası kalmayıp. Zira ki eğer baş parak. Ta ki uçları. onu örter. Ta ki kendi ile dört parmak arasında mesafe dar olmaya.sertlik üzere yaratılmıştır. Ta ki çekme ve kavrama hareketlerinde metanetleri sağlam ve kuvvetli olsun. dört parmak bir taraftan. tarak kemiğine bağlanmadı. kavrama ile temas olunan nesnelerin altında eğilici olsun. bir büyük nesneyi alıp kavraması mümkün olur ve bir tarafla başparmak. Eğer elin sırtına olsaydı. ötekilerininki daha kısa olmuştur. Ta ki. iki el. bir nesneyi kuşatıp. Parmakların uç etleri çoktur. Parmakların etrafında tırnaklar olmuştur. Dışları yumru. birine giren rutubetli ve yapışkan kıkırdak ve çukurlara . her taraftan ona temas kılsın. İçlerinde et az olmuştur. engelleri peyda olurdu. içleri çukur bulunmuştur. Kavranan yuvarlak üzerinde el ayası ve parmaklar çukurlaşıp. Baş parmaklar. vakta ki. el içiyle ola işlerin çoğu yapılamazdı. elin içinde olsaydı. birbirine mukabil ve uygun gelmezdi ve birbirine yardım edebilmezdi. Şu halde. Eğer küçük parmak tarafında konulsaydı. Bütün parmakların asâyişi. rutubetli ve yapışkan kılınıp. Dış tarafları etsiz kılınmıştır. hafiflik bulsun. avucun kavradığı nesnenin azası benzeridir ki. kendi yeri gerisinde konulsaydı. yararı kalmazdı. diğer dördünden daha kısa ve kalın yaratılmıştır. Ta ki onları koruyup ve örtüp. elin.

Arkadan yana olan parçalarına virek kemiği denilmiştir. kuyruk sokumu yanında sağlı ve sollu iki kemiktendir ki. adı geçen üstteki kemiklerin yesası gibi bilinmiştir. küçük kemikler ile doldurulup. Dördüncüsü: Bazı vakitler. Ziyade sağlamlık için mafsallarında bulunan açıklıkları. parmaklara dayanak olmaktır. Alttaki kemiklerin hepsinin yüklenicisi ve nakledicisi bulunmuştur. yuvarlak kılınmıştır. uzar kılınmışlardır. İkincisi: Onlarla ufak nesneleri kaldırıp toplamaya kudret bulmaktır. selametle bükülsünler. Bu iki kemiğin her biri dört cüze taksim olunmuştur. kasığın ortasında sağlam bir mafalla birbirine bitişmiştir. Uzadıkça. Boşluktan yana olan parçalarına hâsıla kemiği ve harkafe kemiği adı verilmiştir. bularda. kesmekle karar bulsunlar. Zira ki. kuvvetli bağlar sarıp. Yumuşak kemiklerden yaratılmıştır. metanet verilmiştir. Ta ki onunla rutubetleri sürekli olup. Mukavemetle yarılıp ve kırılmayıp. sağlam kalsınlar. onlara hareketlerinden kuruluk gelmesin. Onun için büyüyüp ve gelişip. Tırnaklar dört fayda için yaratılmıştır.bitişik yaratılmıştır. O. Ey aziz. Bunlara: Semsemaniye derler. Tırnakların etrafı. silah gibi onlarla düşmandan intikam almaktır. Önden yana olan parçalarına kasık kemiği denmiştir. malûm olsun ki. Ta ki sert nesnelerle karşılaşmada kolaylıkla eğilip. Mafsallarını. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende bulunan kemiklerin biri dahi kasık kemiğidir. Beşinci Madde Kasık kemiklerini ve kalçayı bildirir. Ta ki muhkem olsunlar. Kazınma ve törpülenme taraflarında bulunmuşlardır. iki kalça kemiklerinin yumru uçları girecek oyuklar . Ta ki çarpmalarda mahvoldukça yine tamam olsunlar. Birinci faydası: Bir nesneyi bağlayıp düğümlemekte. kıkırdak örtüleriyle bitişik yaratılmıştır. Ta ki çarpma âfetlerinden korunsunlar. Bunlar. içe ve aşağıya olan parçalarına kalça payı denilmiştir. gerektiğinde.

Biri büyük ve uzundur ki. geri ve içeriden yana çukur ve kesik kılınmıştır. Ta ki büyük adleleri. Diz mafsalından önce baldır kemiklerini beyan ederiz. Eğer kalça ve baldır adalesine bir âfet erişse. Biri yukarı çıkma. birçok damarı gökçek koruyup. iki oyluk arası uygunsuz ve geniş olup. Bu iki kemik. üst tarafı kalça kemiğine bitişik olmayıp. yamuk olurdu. o vakitte ayakta durma kolay olur. Zira ki. inme ve düz durma durumlarında intikallerdir. ayakta durma düzeni zor olur. hakk'u-l vikete olan çukura girmiştir. Küçük kasba. üstlerinde olanı yüklenici ve altlarında olanı nakledicidir. İki ayağın faydası: iki nesnedir. onula oturuş daha güzel olsun. sinirleri. Bu iki kemiğin alt tarafında diz mafsalları için her birinin iki çıkıntısı vardır. Kalça gibi baldır kemiğinin boşluktan yana yumruluğu bulunmuştur. rahim. Zira ki. eğer ayağa bir âfet erişse. alt tarafta içten yana yumru yaratılmıştır. Biri nizam. Bu iki kemiğin üst tarafları kubbe gibi yumru olup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: bilek gibi baldır dahi iki kemikten yaratılmıştır. ona büyük kasba denilmiştir. bu iki kemik. Ey aziz. ona küçük kasba adı verilmiştir. Ayak kemiklerinin birincisi iki kalça kemiğidir ki. iki ayak ile sabit ve kaimdir. ta ki ondan diz mafsalı ortaya çıka. Eğer hakk'u-l virek beraberinde düz konulsaydı. önden ve boşluktan yana yumru. bedende olan kemiklerin en büyüğüdür. Biri küçük ve kısadır ki. intikal zor olur. hepsinden düz bir nesne hâsıl olup. Altıncı Madde Baldır kemikleri ve iki diz mafsalını bildirir. Ta ki onlarla baldır adaleleri ve sinirleri . Bu iki kemik üzerinde meni âletleri. iki kalça ve iki ayak ile bu intikaller yapılır. mesane gibi latif azalar konulmuştur.bulunmuştur. üzere ayakta durmaktır ki. malûm olsun ki. İntikal kolay ve rahat olur. makat.

diz üzerinde oturma anında diz mafsalını ayrılmaktan bu kemik ile koruyup. ona diz gözü denilmiştir. Bununla bile küçük kasba ile dahi ona kuvvet ve sağlamlık verilmiştir. Bu ağır bedeni taşıyan mafsal. Mafsal önünde büyük kasbaya iştirakle yumulma ve yayılmaya kuvvet vermek için yaratılmıştır. Ve bu kemiğin yeri bu mafsalın önünde bulunmuştur. ama geri taraftan yana ani çarpma olmayıp. ne üstünü taşımaktan âciz olur. ayakucu tarafına uzamış bulunmuştur. Diz mafsalı: Kalça kemiğinin alt tarafında olan iki çıkıntının baldır kemiğinin üst tarafında bulunan iki çukura girmek ile hâsıl olmuştur. zira ki bu mafsala ani saldırı ve çarpma çoğu zaman ön taraftan olur. İç taraftan yana beli ince kılınmıştır. iki taraftan iki metin bağ ile muhkem düğümlenmiştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak. Ta ki. İkisinin önleri diz kapağı kemiğinde yerleşmiştir. Ta ki ayakta durma durumunda ön tarafı ayaktan yana dönük olup. Diz kapağı ayrı bir yuvarlak kemiktir ki. hareket için hafif olsun. hareketi ile kuvvet verip. Bunun faydası. Bunlar. ne hareketten zorluk bulur. Ta ki üzerine dayanma ve dinelmeye yardımcı olsun. bilinmiştir. Şekli. kalça kemiğinden kısa bulunmuştur. Bu baldıra bir mutedil miktar verilmiştir ki. ayakta sebat için âlet yaratılmıştır. o büyük kasbadır ki. malûm olsun ki. yürüme düzeni uygun olsun. Küçük kasbanın bu sağlamlığından dahi büyük kasba ie aralarında olan sinirleri ve damarları örtücü ve koruyucu bulunmuştur. Ey aziz. Şu halde ani kalkma ve oturmalarda diz mafsalına ön taraftan zor zahmet gelmekle ihtiyat kılınmıştır. ona direk olmaktır. Hakikatte baldır.muntazam olsun. . Yedinci Madde Ayak kemiklerini bildirir. yürürken atılacak ayağın dayanmakla. sağ ve sol tarafa eğilmesi az bulunmuştur. birer lif bağı ile bağlanmış olup. emniyet bulmaktır.

Sair faydaları. kolay ve sağlam basıp. Ayak bileğinin dört kemiği vardır ki. Bu topuk. dış tarafından ve iç tarafından kuşatmıştır. ayakta durmanın temel direği onunla bulunmuştur. topuğun altında konulup. Beş kemik dahi tarak için yaratılmıştır. kendi sert. onlarla ayak taraklara bağlanır. Biri merdiven kemiğidir ki. Biri kayık kemiğidir ki. Ta ki. insanın ayak topuğu diğer hayvanların topuğundan daha çıkıntılı kılınmıştır. ayağın dış tarafından yana konulmuştur. Ayağın hareketinde faydalı olan kemiklerin en yararlı topuk bulunmuştur. Nitekim ayağın sebatında faydalı olan kemiklerin en lüzumlusu topuk bilinmiştir. topuk kemiğindeki çukura girmiştir. Biri ökçe kemiğidir ki. yer üzerinde o tarafın sebatı gökçek bulunsun. bacak ile ökçe arasında bir vasıtadır ki. Bir ayağın kemikleri yirmialtı adet olmuştur. onunla birbirine gökçek bitişmesi bulunmuştur. çok kemikli olan azanın sayılan faydalarının aynısı bulunmuştur. altıgen şeklindedir. daha önce açıklanan iki baldır kemiğinin yuvarlak tarafları arasında konulmuştur ki. Topuk. mafsal bağı ile bağlanmıştır. O. onu üst tarafından. bastığı nesneyi gerektiğinde sağlam basıp sabit olmaya kadir bulunmuştur. arka tarafı . O ikisi arasında mafsal.Dikenli olan yere. Topuk ortada bulunup önünden kayık kemiğine. Yuvarlak nesnelere ayak ayası. metin olmuştur. bastığı nesneyi el ayasının kavradığı gibi kavrar bilinmiştir. dış taraftan yana bacak kemiğine bitişmiştir. ayağın ortası onuna yerden kalkıp ön tarafı dahi onunla yere gelir. kafasından. Biri budur ki: Ayak. bir tarafa kayıp gitmesin. Ayağın çok kemikten oluştuğundan nice faydaları bilinmiştir. Zira ki ayak. ön tarafından bilek kemiğinin üstüne. geri tarafından ökçe kemiğine. Kayık kemiği. ökçe. diken ona şiddetle batmasın. ayak bastığında tabanı üzere olup. onunla bacak mafsalı tamamlanmıştır. Biri topuk kemiğidir ki. Onun iki tarafı.

Bu bileğin kemik sayısı. Bu bileşim üzere bulunan şaşırtıcı terkipler. bedenin yükünü taşımaya kudreti yetsin. el bileğininkiler iki saf bilinmiştir. yürüme hareketi düzenini bulup. beş kemikten bileştirilmiştir. Mafsal ve kemiklerin çokluğu sebat ve sağlamlığa zararlı olduğu gibi. düz basması kolay olup. Ta ki. münezzehtir. afetlere mukavemet edip. Ama baş parmak iki büyük boğumdan ve ondan başka parmakların hepsi üçer boğumdan yaratılmıştır. el bileğine uymaz. Yaratıcı ve şekil veren Allah. Alt tarafı düz kılınmıştır. Ayak tarağı. Zira ki. Şaşanlar. Zira ki. deyip hayrette kalmıştır. Şekli. Zira ki.yuvarlak yaratılmıştır. ayağın ortasında dış tarafına ulaştığında son bulmuştur. uzun üçgen olup. Ta ki. ayakta istenen metanet. Ayak bileği. yürüyüşünde âhenk olsun. akıl sahiplerine ibret olmuştur. elde kavramak bulunmuştur. kavrama ve harekete ihtiyaç. ayağın çukuru arkadan ortaya doğru yavaşlıkla gitsin. Ayaktan istenen. ayak bileğinin kemikleri bir saf. Ta ki. yavaş yavaş incelip. insan ayağı bu biçimde yaratılmıştır. Ayağın parmakları. yoklukları dahi sebat ve sağlamlığa zararlı olduğundan. bastığı nesne üzerinde rahatla karar etsin. Ta ki. elinkilerden daha kısadır. Böylece insan bedeni semsemelerle (susam şeklinde kemik) birlikte toplam üçyüz kemikten oluşmuştur. sebat ve sağlamlık bilinmiştir. bir safta dizilsinler. Ta ki. ondan az kılınmıştır. Ölçüsü büyük olmuştur. 35-BÖLÜM:035: ÜÇÜNCÜ BAHİS . elde çok bulunmuştur. Ta ki. sertlikle isabet eden nesneleri iyi tarafa atsın. Şaşırtıcı şekillerinde benzersiz yaratıcıyı fikreden ve düşününe akıllılara hayret gelmiştir. bu sanat şaheseri binadan çok ibret alıp. nice izzet ve lezzet bulmuştur. her birine beş parmaktan biri bitişip.

metanet ve özelliklerini üç bölümde ayrıntılı olarak bildirir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: İnsan bedeninde mevcut olan dörtyüzyirmi tane irade-i ihtiyarî hareketin tamamı sinirler vasıtasıyle yürekten dimağa. uzuv kemiklerinden sinire benzer bağlar bitirip. liften. Bu adale toplandığında kısalır. çeşitli nevilerle yerine göre suret bulur. ona adale derler. zar ile perde çekip. cüzlerini. . sinirler ile tek bir şey gibi toplamış ve birleştirmiştir. hikmeti ile tedbir edip. aralarını et ile doldurup. onlarla baş ve boyunda bulunan hareketleri yedi madde ile açıklar. inayeti ile lutfedip. Ey aziz. oldukça ince zayıf olup. adalelerin mahiyetini. Birinci Madde Adalelerin dizilişini ve onlarla hâsıl olan hareketleri topluca bildirir. Bağlar ile sinirlerden bileşen baş. malûm olsun ki. Yine bu adale kendi yayılması ile uzadığında. Ondan uzuv tarafına giden kirişi çeker. o kiriş gevşer. özellikle uzuvlara bölünüp ve yayıldığına her bir kemiğin payı. beyin e omuriliğin hacimleri tahammülünce çıktığı yerde ince bulunup. o uzuv açılıp. asıl çıkış yerinden uzaklaştıkça bozuşumu ortaya çıktığı için yaratıcı Allah. hareketli azanın temeli bulunan sert kemikler ile ince sinirlerin bitişmesi uyumsuz olduğundan yaratıcı olan Allah. etten ve zardan meydana gelmiş bir uzuv olmuştur ki. Şu halde bunun hepsi sinirden.Uzuvların hareketleri keyfiyetini. uzar. O durumda o uzuv buruşup. sinirlerle bağlardan bileşen uzuvları az yaratmakla kalın edip. BİRİNCİ BÖLÜM Adalelerin diziliş keyfiyetini. O vakitte. sinir cevherinden olan belkemiğini ortasında korumuştur. çekilmiş olur. İradî hareketlerin hepsi bu keyfiyetle hâsıl olup. ondan uzuvlara ulaşan kuvvetle hâsıl olup.

göz kırpmalarına dahi yardımcı kılınmıştır. Bu adale. Gözbebeğinin gerisinde bir adale vardır ki. Yüzün hareketli uzuvları. ondan tecridi imkansız bulunmuştur. Onlarla göz bebeğinin daire üzere olan hareketi bulunmuştur. kapanma ise aşağı tarafa çeken adalelere muhtaç . Alnın hareketi. Ey aziz. Üst kapak sakin olup. Bu adalenin toplanması ile iki kaş kalkıp. Üst kapak için gözün açılması sırasında kalkma hareketi ve kapanması vaktinde inme hareketi gerekip. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yüz adaleleri. gözün yumulması gerçekleştiğinden alt kapakları hareketine gerek kalmamıştır. göz. burun uçları.İkinci Madde Yüz adalelerinin bazılarını ve onlarla hâsıl olan hareketleri bildirir. açıklanacak içi boş sinire dayanak olup. alt kapağın hareketli olması mümkündü. yanaklar. ona bir derece karışmıştır ki. âletlerin çokluğunda âfetler çok bulunmuştur. alnın derisi altında yayılmış olup. alın. Onu hareket ettiren altı adaledir. gözün dört tarafındadır ki. malûm olsun ki. her biri göz bebeğini kendi yönüne hareket ettirmişti. gevşemesi ile inip. Lakin Hakîm olan Allah'ın inayeti. Hakk'ın inayeti ise mümkün oldukça âletlerin azalmasına sarf olunuştur. ikisi. Gözbebeği ki. onda olan hareketli uzuvların hareketleri sayısınca bulunmuştur. gözün içindedir. göz kapakları. gözün gerisinde yani kaykacında korunmuştur. Dördü. alnın derisinden bir cüz olup. ona kendi perdeleri ile metânet veriştir. Onu yumrulaşma sırasında gevşemekten men ile zaptetmiştir Fakat gözün üst kapakları hareketi ile maksat tama olup. ince. Zira ki. işleri çıkış yerine daha yakın olmakla sinir ona ulaştığında bükülme ve değişime muhtaç olmadığı bilinir. Alnın derisi adaleden hareketli olan uzva kiriş bitişmiştir. geniş ve örgütlü bir adale iledir. alt çene ve dudaklardır.

dudağın sol alt tarafına ve soldan gelen lif. Bu iki lifin toplanmasıyle. Bu iki hareketin iki adalesinin her biri. Onun için yanak ile o uzvun müşterek bir adaleleri vardır. alt çeneye tâbidir. Biri. ağız daralıp. diğer bir uzvun hareketine tâbi olan kendi hareketidir. o adalenin bitiştiği yerin üstünde bitişmiştir Dudağı iki tarafa eşit ve imale ile meyilli kalmıştır. soldan çıkanla kesişip. kapağın iki perdesi arasında kıkırdak gibi geniş bir cisim olup. o kısılıp toplandığında gözün açılması hâsıl olur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yanağın iki hareketi vardır. ağzı yana ve aşağıya çekmiştir. onun üst sağ tarafına yetmiştir. göz bebeğini korumak için ve kirpikler onu tozlardan korumak için yaratılmıştır. dört cüzden bileşik bulunmuştur. geçmiştir. nice hikmetler ve faydalar için yaratılmıştır. Göz kapağının açılması için ortasına bir adale inip. Zira ki her birine dört yerden lif gelmiştir. boyundaki . Şu halde ağdan gelen lif. Göz kapağı. Üçüncü Madde Yanakların. iki tarafta. Biri. göz kapağını aşağıya çeker bulunmuştur. Dördüncü cüz. Üçüncü cüz. O adale her bir tarafta geniş olup. İkinci cüz.olduğundan gözün iki tarafında iki adale yaratılmıştır ki. malûm olsun ki. dudaklar ön tarafa gelir. sonları iki dudağın iki tarafına. Ey aziz. bu isim ile bilinmiştir. omuzda olan kemik yanında bitip. dudakların ve burun kanatlarının hareketlerine vesile olan adaleleri bildirir. Onun için bir adale yaratılıp. Şu halde bütün beden azaları. alt taraftan bitişik olup. kendi ağzını topladığı biçimde olur. kirişinin tarafı kapağının tarafına yayılmıştır ki. dudağa ortak olarak. kirpiklerin bittiği yerin atında yayılmıştır. böğür ve köprücük kemiğinden çıkıp. Bir cüzü köprücük kemiğinden çıkıp. kesenin ipliği. lifleri yanlara gitmiştir. Sağdan çıkan. doğru inip.

en hafif olanın hareketi uygun ve kolaydır. iki adale dahi aşağıdan gelip. elmacık kemikleri üzerinden galip. burun kanatlarını o tarafa hareket ettirir bilinmiştir. elmacıkların lifine karışmış olup. dudağa ulaşmıştır. Çizgi. Dudağın hareketinde bu dördü yeterli olmuştur. Müşterek olan adalelerin etrafı dudağa bir derece kaynaşmıştır ki. malûm olsun ki. Ey aziz. dudağı kendi tarafına hareket ettirir. alt çene hareketli olduğunda nice faydalar vardır. İkisi iki taraftan beraber hareket etseler. onlarda kemik olmadığındandır. Zira ki. onun cevheri olan etten fark olunmaz. iki kulak hizasından geçip. açıklanmıştır. Sağlam oldukları.susamcıklardan gelip. Dudağın adalelerinin biri. Zira ki. ikisine iki küçük sağla adalenin birleşmesi âdildir. Dudağa mahsus adaleler dört bulunmuştur. İkisi. Burun kanatlarıdır ki. Dördüncü Madde Alt çenenin hareketini. O harekete dudak dahi uymuştur. yanak ile müşterek olan adaledir ki. Biri budur ki. Biri budur ki. Bunlardan gayrı onun hareketi olmaz. dudak iki tarafa yayılıp gider. Hepsi Allah'ın hikmeti ile konulmuştur. Biri budur ki. kusuru kalmaz. onunla öyle açık harekete gelmiştir. mafsalı ile . anatomi bilginleri demişlerdir ki: Üst çene hareket etmeyi. hareketle zahmet çeken uzuvları kuşatmayanı hareket ettirmek daha doğru ve daha güzeldir. yanak cüzlerine ulaşmıştır. çok hareketli olan yanak ve dudağın adalelerini yerlerinin lüzum ve genişliği yol açmıştır. bu adalelerin her biri tek başına hareket ettiğinde. Küçük olduklarına. faydalarını ve adalelerini bildirir. dudağın iki tarafına bitişmiştir. dudağın hareketleri dört tarafa tamam olup. üst çene sakin olduğundan. Dördü birlik hareket etseler. Bu iki adalenin çıkış yeri elmacık kemikleri tarafında bulunmuştur.

onlar ağzın içinden gelip alt çenede boşluğa inmiştir. Çiğneme ve öğütme için iki adale yaratılmıştır ki. üst taraftan inip. Şu halde ona iki adale kifayet edip. bu kemik sinirlerin başlangıç yerinden uzaklaşmakla cevherleri bir miktar sertleşmiş olsun. perdeden geçirmiştir. Açma hareketi. Ondan ziyade sağlamlık için kısa ve halis bir kiriş oyup. Biri çiğneme ve öğütme hareketidir. İnsan çenesi hafif olup. Şu halde kapama için iki adale yaratılmıştı ki. toplanıp. Hareketli olan alt çenenin üç hareketi vardır ki: Biri ağzı açma hareketidir. çeneyi aşağıya indirir. adalelerinin lifleri kulağın arkasında olan ebriye çıkıntılarından inip. Oldukça yumuşak olan beyin cismi ki. hayvan gibi kesme ve koparmaya fazla muhtaç olmadığından bu iki adalenin miktarı küçük yaratılmıştır. Çünkü bu çenenin tabii ağırlığı inişine yardımcı kılınmıştır. çeneyi yukarıya çekerler. tek bir adale olmuştur.mafsal ucu metin ve sağlamdır. Bu iki adaleye iki adale dahi yardımcı olmuştur ki. Ağzın içinden gelen adalelerden biten kirişlerin metanetleri için ortalarından çıkmıştır. her tarafta birer üçgen .alt enenin kenarını çevirmiştir. birleştiğinde çeneyi arka tarafa çekip aşağıya indirici olur. Ağzın açılması ve çenenin indirilmesi. çeneyi iki tarafa meyil ile döndürür. üst çeneye bitiştirirler. çene kemiğine ağlanacak yerde bitişip. çeneyi yukarıya kaldırır. bunların çıkış yerleri kılınmıştır. Dimağdan çıktıkları yer yanında bir çift kemik içinde o yaratıcı Allah bunları defnedip. Ta ki. Beyine yakın oldukları için bunlar dahi yumuşak bulunmuştur. Zira ki bu adalelerle dimağ arasında ancak bir kemik yaratılmıştır. Kapama hareketi. başka bir yardımcıya ihtiyacı kalmamıştır. Bu iki adaleden her birinin birer büyük kirişi vardır ki. Biri kapama hareketidir. Toplandıkça o çeneyi yukarı kaldırıp. öğütme hareketi.

Ey aziz. yemek borusu altında konulmuştur. açıklanan bir çift adalenin altında örtülmüştür. Şu halde eğer biri hareket eylese. biri alt çeneye iner ve biri çift kemiğe yükselir. Beşinci Madde Baş ve boyunun hareketlerini ve adalelerini bildirir. Her biri ya ön tarafa veya arka tarafa doğrudur. Bu iki tür hareket ki. o tarafa eğik ve düşük eder. Bir çifti. birinci omurun iki kanadına gelmiştir. Bir çift. Baş ile boyunu birlikte ön tarafa eğer adaleler bir çiftti ki.adale bulunmuştur. iki kenarı uzayıp. baş. aralarında düz olarak birleşip. Şu halde. Bu çiftlerin bitiş yeri. Kâh bu iki tür hareket arasında iltiat doğar ki. daire şeklini bulur. eğer yemek borusuna yakın olan cüzleri toplandıysa. özel ve ortaktır. çiğneme ve öğütme onunla hâsıl olsun. . Veya sağ tarafa eğik veya sol tarafa eğiktir. başa çıkmıştır. Kaçan açılarının darı olan tarafı elmacık kemiğine girse. İkisi birlikte hareket etseler. başı. baş aşağı düşer. Zira ki lifleriyle yukarıda kulak gerisinden ve aşağıda böğür kemiğinde çıkıp. Ta ki sözü edilen üçgen adalesinin toplanmasından. tek bir bağlantı gibi olup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Baş için kendine özgü hareketler vardır Boğazın beş kemiğiyle dahi ortak hareketleri vardır ki. boyun da ön tarafa eğik olur. kendi yerine gider. eğer omurlara kaynaşmış olan cüzleri dahi toplandıysa. malûm olsun ki. her bi açı. Birinci omura ve ikinci omura ulaşıp. Başın iki nahiyesinden gelmiştir.mafsalın üstünde bulunmuştur. Başın aşağı düşmesi ve kendine has olan hareketinin iki adalesi vardır. muhtelif yönleri meydana gelip. Başı geri tarafına kaykıltan adaleler dört çifttir ki. itidal üzere ön tarafa düşmüş olur. onarla kaynaşmış bulunmuştur. Üçgenlerin tabanları. başın eğilmesine boynun eğilmesi denir.

Bunun altında yayılmış olan üç çiftin birisi. Bu dördüncü çiftin her biri bir üçgendir ki. Şu halde bu dört adalenin. Başı. yerinde düz olarak sâkin olur. baş onların tarafına dümdüz meyl eder. iki tarafa meylettiren adaleler iki çifttir ki. kanatların arasını bağlamıştır. öndedir ki. fazlaca kanatlara meyl ile gitmiştir. hangisi toplanıp. Dördüncü çiftin başlangıç yeri. İkinci çiftin yeri. adalelerini ve hareketlerini bildirir. sağ taraftan. başı iki tarafa meyilsiz geri tarafına döndürürler. Bunların hangi ikisi bir tarafta beraber toplanıp. kısalırsa. diğer adalelerden küçüktür. onun biri baş ile ikinci omurun arasını. Dördüncü çift. baş. . baş. onların üzeri olup. Bir çifti. iki önceki çift. üç çifti. Eğer bunların dördü birlikte hareket ederse. başı. düz tutar. dördüncünün altında örtülü olup. kaykılma sırasında düz edip. biri sol taraftan birleştirmiştir. o. baş mafsalına bitişmiştir. Onda olan. Üçüncü çift. birinci omurun kanadına gelmiştir. tabanı. baş ile birinci omurun arasını sağ taraftan. Bir çifti dahi omurların iki tarafıyle. boyun ile birlik geri tarafına eğer adaleler dört çifttir ki. onun tarafına meyleder. başın eğilmesini. Bir çiftin yerleri. başı. Başı. Bunun özelliği. biri sol taraftan toplamıştır. üçüncü çiftin altında dıştan yana geçip. Bu adale. dimağın bir başka kemiği olmuştur. tabii haline getirmektir. büyük adalelerin görevini görmüşlerdir. boyun omurlarının iki tarafıyle aşağıya inmiştir. onları kuşatmıştır. onun biri. Lakin yerleri yakın ve düzenleri sair adalelerin altında muntazam olduğundan. kısılırsa. Altıncı Madde Sesin yeri olan hançerenin kıkırdaklarını. eğik olarak geri tarafa döndürür. arkadır ki. boyuna inmiştir.ikinci omurun sensenesine (susamsı) bitişik olmuştur.

Nitekim kemiklerle açıklanmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hançere. onun latif adaleleri bundan çıkmıştır. İki çift adalesi dahi vardır ki. kalkandan uzaklaşıp. üçüncü kıkırdağı ikisine tatbik için ve üçüncüyü ikisinden uzaklaştırmak ile hançereyi açmak için nice adaleler gerekmiştir. kapanmış kıkırdağın ii . Üçüncü kıkırdak. ikinci kıkırdağın iki çıkıntısı o iki çukura girip. kalkandan yana olan iç kemik kısmındandır. boğazı aşağıya çeken adalelerle müşterektir. Hançereyi açan adaleler bir çifttir ki. hançerenin daralma ve genişlemesinde. hissedilen ve dokunulandır. onun içi çukur. ona: Kalkan derler. Bu hançere üç kıkırdaktan oluşmuştur. ses için âlet yaratılmıştı. Onlar kapanmış kıkırdağa gelip. İkinci kıkırdak. boğaza yakın konulup. üzerine yayılıp. hançzere genişler. boğazın önünde ve çenenin altında. Bir çift adale. ona: Lam kemiği denilmiştir. Vakta ki aynı büzülmeyle toplansa. İkinci çiftin iki adalesi. Kapanmış kıkırdak ile bitişik olduğu ikinci arasında çukurlu bir mafsal vardır ki. malûm olsun ki. kalkana bitişiksiz kavuşmuştur. Bunların çıkış yerleri. ön ve üst tarafına çekse. Biri o kıkırdaktır ki. kalkan kıkırdağının önüne gelip. lam kemiğinden çıkıp. birbirinden uzaklaşır ve birbirine ayrı düşerler. ikinciye bitişip. Bu kemiğin faydası budur ki: Hançereye dayanak olup. büzülme ile toplanıp. ikinci üzerinde tas gibi kapanmış olup. hançere açılma ile genişler. gerisinden ona bitişmiştir. kalkan kıkırdak üzerine kapanma ve kavuşmasıyle ve odan uzaklaşmasıyle hançerenin kapanması ve açılması bulunur. bir çifti iki adaledir. Şu halde kalkan kıkırdağına. Hançere önünde üçgen bir kemik vardır ki. ikinci kıkırdağı yapıştırmak için. geri tarafa çekse. boğaza raptolunmuştur. Vakta ki. kapanmış kıkırdağı yukarı kaldırıp. ikinci kıkırdağın. dışı yumru olduğundan. onun gerisinde.Ey aziz. kapanmış kıkırdağı. bitişmiştir. kıkırdaktan bir uzuvdur ki. yunanca lam şeklinde olduğundan.

yayılmıştır. onu aşağıya çekerler. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boğaz bir cümledir. onun iki adalesi onlar bulunmuştur. ikinci kıkırdağı iki tarafı arasını birleştirmiştir. üçüncünün etrafına sağ ve solundan bitişmiştir. onun gerisinde iki adalenin iki tarafı bitişik olmuştur. Ey aziz. hançerenin aşağı tarafı daralır. lam kemiğinden gelip. küçük ve sağlam yaratılmıştır. Hançereyi kuşatan bir çift adaledir ki. kalkan kıkırdağına bitişir. Ta ki hançerenin içinde sıkışmasız. Vakta ki. Vakta ki büzülseler. Bu iki adalenin eğimleri az olup. hançerenin yayılmasına yardımcı olur. sonra genişleyip. kapananı kalkandan yerine uzatıp. büzülseler. hançere daralır. nefesi hasreylesinler. Şu halde bunlar büzüldükçe. Onlar. Hançereyi daraltan adalelerin bir çifti. ikinci kıkırdağa sarılıp. Onun iki çift adalesi vardır ki. yukarı kalksalar. nefesi hapsetmekte göğüs adaleleri ve zarlarına mukavemet ederler. İki adale de kapanmış olanın altında adı geçen küçük adalelere yardımcı olmak için konulmuştur. Bu iki adaleler. Şu halde vakta ki. lam kemiğini ve boynun adalelerini ve hareketlerini bildirir. mafsalı raptedip. hançerede adı geçendir. böğür kemiğinden bitip. Dört adalesi dahi kalkan kıkırdağıyle. onu aşağıya çeker. hançereyi öyle kaplarlar ki. lam kemiğine ve ondan boğaza bitişip. kuvvetle onu kaplayıp. öteki çifti. yutmağa yardımcı olmak için . ikinci kıkırdağın köküne kapanmış olup. üst tarafa çıkıp. kalkan kıkırdağının kökünden çıkıp. Bir çifti. içinden gidi.tarafına gelip. Boğazın adaleleri. Sübhanallah! Yedinci Madde Boğazın. düz olarak yükselmiştir. boğazın içine konulmuş iki et parçasıdır ki. malûm olsun ki. Kalkan kıkırdağıyle ikinci kıkırdağın aralarını birleştirmeğe gitmişlerdir. Bunlarda nice sanat bulunmuştur.

Lam kemiğinin hem kendine özgü. Onların yerleri. Ama dili hareket ettiren dokuz adaledir ki. İkisi lam kemiğinin yukarısından bitip. Eğer dördü beraber büzülseler boyun eğilmeksizin yerinde kısa olur. bulunmuştur. Şu halde herhangisi tek başına büzülüp. uzun ve geniş adaleler arasından dili geçip.yaratılmıştır. Bir çifti. adı geçenlerin altında olup. bir çifti. Bir çifti. toplanırsa boyun onun tarafına çekilir. Ama kendine özgü olan adaleleri. yakında açıklanacaktır. geniş olup. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir). kemiği çene tarafına çekmiştir. onu aşağıya çekmiştir. Şu halde bu iki adale. insanın sadece baş ve boynunda yaraıcı olan Allah'ın nice benzersiz sanatları bulunmuştur. İkisi dahi dili yayar. hem de öteki adale ile ortak adaleleri vardır. bu kemiği çene tarafına çekmiştir. lifleri dil atında genişlemesine döşenmiştir. onu hareket ettirir. Boynu hareket ettiren iki çift adaledir ki. çenenin iki tarafından gelip. Bu dahi. lam kemiğinin aşağı kaburgasından bitip. Şu halde bir kere düşünülsün ki. iki kulak yanında olan çıkıntılardan çıkıp. boyun o tarafa eğik olur. çene altından çıkıp. dil altından geçip. bu kemiğin üzerinde bulunan düz çizginin aşağı tarafına bitişip. dilin ortasına bitişmişlerdir. alt çene kemiğinin tümüne bitişik kılınmıştır. ikisi çıkıntılardan bitip. Lam kemiğinin ortak olan adaleleri. bu kemik üzerinde olan düz çizgiye bitişip. bir çifti sağda ve bir çifti soldadır. ikisi birlik bir taraftan büzülürse. uzun olup. Biri dil ie lâm kemiği arasını birleştirir ve birbirine çeker bilinmiştir. bu emiğin üst tarafına yetmiştir. . üç çifttir ki. Eğer dördü birlik durumu üzere kalırlarsa boyu dahi durumu üzere kalır. dilin iki tarafında bitişmişlerdir. İkisi.

Birinci Madde Göğsü kavrayan ve yayan adaleleri bildirir. o kaburgayı çekmek içindir.36-BÖLÜM:036: İKİNCİ BÖLÜM Göğüs. Aşağıları. nefs uzuvlarıyle gıda uzuvları arasında perde olan açıklanacak adaleler bunlardandır. omuz. onu hareket ettirmiştir. el ve parmak adalelerinin keyfiyet ve hareketlerini altı madde ile açıklar. bir çift adalesinin iki kat ferdinin iki cüzünün üstleri boyuna bitişik olup. Bir çifti dahi bu kaburgaların etrafı yanında. göğsü yayan adaleler bunlardır. Göğsün beşinci ve altıncı kaburgasına bitişik olan. karnın düz adalelerine karışmıştır. boyunun yedinci omurundan ve göğsün birinci ve ikinci omurundan çıkıp. Göğsün bu adalelerindendir ki. bir adaleye karışıp gitmiştir. aşağıda anlatılacak. üst kaburgaların esasları altında uzayıp. böğür kaburgalarına bitişik olmuştur ki. birinci omurdan omuza inen bir çift adaleye yetmiştir. Dördüncü çift adalesi. Bir çift adalesi dahi omuzdan bir çukur yerden bitmiştir ki. ancak yayar kavramaz. göğsü hareket ettirmeğe yetmiştir. Ey aziz. göğsü bağlamış ve toplamıştır. Göğsün birinci kaburgasına sağ ve soldan bitişip. Göğsü kavrayan adalelerin biri tali olarak kavrayıcı perdeden ve bizzat kavrayan adalelerden bir çift adaledir ki. bitiş yeri omuz başına uzayan adı geçecek cüzden bulunmuştur. Bir çift adale dahi boyun kemiği altında konulmuştur ki. İkisi bir adale gibi olup. arkadaki kaburgalara gitmiştir. malûm olsun ki. İki çift adale dahi bu çifte yardımcı kılınmıştır. . çene ile hançere arasında bitişip. anatomi bilgileri demişlerdir ki: Göğsü hareket ettiren adalelerin bazısı.

Yedinci çift. hem de yayan adaleler onlardır ki. onu boyuna yakın etmek için yetmiştir. Ey aziz. göğüs omurlarında ve boyun omurlarında olan susamsılardan bitip. sadece omuzu aşağıya ve öne çekerler. İki çift adale. baş hizasına kaldırmıştır. Bu üç adalenin biri. pazuyu göğüse yakın eder. Üçüncü büyük adale. onların üçü göğüsten gelip. boyun kemiğine varıncaya dek yetmiştir. meme altından çıkıp. İki adale boynun omuz tarafına gelip. omuzun aslına bitişik olup. malûm olsun ki. bağır kemiğinden çıkıp. evvelki kaburgaya sağ ve soldan bitişmiştir. kaburgaların dışına. liflerinin bazısı. omuzu aşağı getirmek ile. Öbür çifti dahi. bazısı içine varıp bitişmişlerdir. yine omuzun üzerine gidip. pazuyu aşağıya çekerler. Şu halde göğüs adalelerinin hepsi doksana ulaşmıştır. omuzu. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omuz mafsalını hareket ettiren pazu adaleleridir ki. İkinci Madde Omuz mafsalını pazu ile hareket ettiren adaleleri bildirir. kaburga aralarını birleştirmişlerdi. Bir çift adale dahi birinci omurdan gelip.Göğsü hem kavran. pazunun ön aşağısına bitişmiştir. geriye ve aşağıya hareket ettire gitmiştir. Omuzu adale ile beraber yukarı tarafa kaldırırlar. Onu yukarıya kaldırıp. Göğsün yayılmasında dahi yardım ederler. pazuya yakın olan omurun önü yanında pazunun önüne bitişik olup. pazuyu kaldırmasıyla göğüse yakın eder. göğsün ayrılmasına yardımcı kılınmıştır. Şu halde her kaburga arasında dört adale vardır ki. eğer üstteki cüz'ü lifi ile amel . lam kemiğinden bitip. onu. kalandan çıkıp. Adı geçen üç adalenin biri dahi bağır kemiklerinden çıkıp. iki çifti başın sonundan gelip. Baş nahiyetinde eğim ile omuzu kaldırmıştır. omuz üstüne bitişip. Omuzu hareket ettire yedi çift adaledir ki. bir çifti omuzun üstüne. onu kaldırmıştır. pazunun ucu iç tarafında bitişip. Dördüncü çift.

Eğer iki cüz'ü ile beraber amel ederse pazuyu düz olarak göğüse getirir Pazunun iki adalesi koltuk altından çıkıp. göğüse getirir. onun işi boyunun altından ve boyundan gelip. hepsi omuz kemiğinden çıkmıştır. Biri omuz mafsalında gömülmüştür. lifii alttaki cüz perdelerine gönderip. Pazunun iki küçük adalesi dahi vardır ki. pazuyu düz olarak kaldırır. İkincisi. Bunun bir başı pazuya girmiştir. pazuyu kuşatmaktır. pazunun üt ucunu yukarı tarafa çekmektir. Bu pazunun beş adalesi dahi vardır ki. kirişi pazunun ucunun iç tarafından giren adalenin cüz'lerine bitişip. arka tarafa eğilip. bir büyüğü böğür kemiğinden ve kaburgalar gerisinden gelip. küçük adalenin birleşimi üstünde pazuda bitişik olmuştur. pazunun dışına bitişip. büyük adalenin bitişmesinden ziyade bitişip.ederse pazuyu kaldırarak. Bunların ikisinin çıkış yereri omuzun üst eğesi olmuştur. Lakin ikinci adale. Biri büyüktür ki. Pazunun ucuna dış taraf sonunda bitişip. omuz üstüne bağlı olup. meme semtinden üst tarafa çıkan adalenin kirişine bitişip. pazuyu bu kaburgalar tarafına düz olarak çeker. onu dıştan yana eğik kılmıştır. . birincisine bitişik olup. Bir miktar dolaşık şekilde dışa eğimlidir. Kirişi koltuk altının üstünden yükselip. Beşinci adalenin bitiş yeri omuzun alt eğesinin aşağı tarafındandır. Pazunun iki başlı bir adalesi dahi vardır ki. İkinci incesi koltuk altı derisinden ortaya eğik gelip. Bunların biri. biri meme üstünden gelir. omuzun üst kaburgası ile diyaframı doldurup. bununla bunun görevini yerine getire gelmiştir. Öteki ucu pazunun dışından omuz altından hasıldır. Evvelki adaleye yardımcı olmuştur. Şu halde eğer iki cüz'ü ile amel ederse. ucu pazu tarafından dış tarafın üst cüz'üne geçip gitmiştir. Bu adalenin işi. pazuyu dıştan yana meyil ile uzaklaştırmıştır. diyafram ile alt eğenin arasını doldurmuştur. pazuyu geriden yana kaykıltmıştır. batmıştır. Dördüncü adale omuz kemiğinin çukur yerini doldurup.

bu iki işte birleştiğinde kolu düz olarak toplarlar. Zira ki bunun çıkış yeri pazunun dış gerisindendir. dirseğin ön üst kirişine bitişir ikincisi kol dışına meyledip. bilek mafsalı yanında bilek kemiği üstüne bitişmiştir. Bu iki adale. bazısı kavrar. bilek mafsalı olmuştur. dışı üzere yayan adaleler. dışarıya meyl ile kavrayan. Bu adaleler pazu üzerinde değildir. dirseğin üstüne bitişip. Ta ki. dirseğin altından doğup. Bilek üstüne kirişsiz bitişmiştir. uçları sinirli olup. ikisinden biri içeride meyl ile kolu açar. Kolu yüzü üzere kapayan adaleler. Ey aziz. Kolu. bir çifttir ki. malûm olsun ki. bir çifttir ki. Zira ki bu adalenin kafasından gelip. pazunun içine meyledip. ikincisi dışarıya meyleder. kolu düz olarak yayarlar. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kolu hareket ettiren adalelerin bazısı yayar.Üçüncü Madde Kolun adalelerini ve hareketlerini bildirir. Bu iki adale. biri önünden geçip. alt dirseğin alt önüne ve içine meyl ile kavrayanı üstüne bitişmiştir. içe meyl ile kavrar. İkincisi. pazu kemiğini kuşatıp kavrar. Bu bir adaledir ki. ondan küçük. kavrar. Bunların bazısı pazunun yüzü üzerine kapanır. dirsekten çıkan cüzlere bitişir. Bu iki adalenin birisi pazu başının iç tarafının üstünden çıkıp. pazunun önü altında ve omuzun alt eğesinden çıkıp. iki et başı vardır. Bazısı yayar ve gevşektir. sağla çekeler. dışarıda konulmuştur. Bu iki yayıcı adalenin içinde bir adale vardır ki. Kolu yayar. ikisinden biri iki bileğin dışında konulmuştur. lifi geniş. Lakin yayanlar. Biri pazunun arkasından. Zira ki bu. bir çift adaledir ki. Kavrayanlar. ikincisinin çıkış . Bunlar pazu üzerinde konulmuştur. işte toplandığında.ikisinden büyüğü kolu. bir çift adaledir ki. dirseğe iç cüzleri yanında bitişmiştir. Zira ki bu. omuzun alt çıkıntısından karga burnun tepesinden çıkıp.

bazısı yüzü üzere kapanmıştır. bileği kavrarlar. Bileği kavrayan adalelerin bir çifti. Ta bilek mafsalına yakın oluncaya değin gitmiştir. Şu . bir başı. Onunla bi adalesi. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek mafsalını hareket ettire adalelerin bazısı yayıcı. kirişi bilek kemiğinden başparmağın hizasıa konulan evvelki kemiğe bitişmiştir. pazunun alt cüzlerinden çıkıp. onun bir adalesi pazu ucu tepesinden bitip. onunla işaret parmağından uzaklaşır. işaret parmağıyle ön ortasında konan tarağın ortasına bitişik olup. birine haç gibi girmiş olup. bileği yaymıştır. yine sözü edilen tarağa bitişmiştir. Bu ikisi bile hareket ettiğinde bileği biraz açarlar. Böylece bileğin üst tarafından iç cüzüne gelip. birbirinin alt ortasından çıkıp. Bunun iki ucu vardır ki. malûm olsun ki. üstteki cüzünden uzayan ince kemikten olup. Üst adalesi. Bir adale. işaret parmağıyle ortası arasında olan yere bitişmiştir. Biri dahi üst bilek kemiğinden çıkıp. kirişi başparmağa bitişik olup. pazunun uç altlarından çıkıp. Eğer sadece ikinci adale hareket eylese. koldan geçerek. pazunun dış ucundan yana. hem bileği düşürür ve hem başarmağı. bazısı dışı üzere yaycı. Bileği yayan adalelerin bazısı birbirine bitişik olup. bileği sırtı üzere eğer. işaret parmağından uzaklaştırır. açıklanan iki adalenin yerleri arasına girmiştir. onun üstünden çıkıp. nüfuz etmiştir. Ey aziz. kiriş perdeleriyle bu adaleye bitişmiştir. bilek üstünün dış tarafından yana konulup. iki başlı bir kirişini gönderip.yeri. Dördüncü Madde Bilek adalelerini ve hareketlerini bildirir. bazısı kavrayıcı. Bu ikisi birlikte hareket ettiğinde. öbür başı bilek yanında bileğin üstü üzerine dayanıp. kolun dış tarafı üzerindedir ki. eğer yalnız pazu hareket eylese. serçe parmağın önünde olan tarağa bitişmiştir.

avucu tamam döndürür. Bu bitişik o an adalelerin ikincisi pazu kemiğinin iki çıkıntısı altından ve alt çıkıntı tarafından çıkmış. bu adaleye yardım ederse. malum olsun ki. Şu halde pamakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur ki. Ey aziz. kirişlerden dört parmağa gönderip. her taraftan gelen perdelerle sağlamlık bulmuştur. küçük parmakla yanındakine iki kiriş göndermiştir. Bu açan adalelerin üçü dahi bir tarafta. Parmakları açıp.halde açıklanan kavrayıcı ve yayıcı adaleler bizzat bileği eğri ve bombeli dahi ederler. avucu bir miktar sırtı üzere döndürür. Onda bu letafet kalmazdı. biri pazunun uç ve dışının iki çıkıntısı arasında orta cüzünden çıkıp. ortası ile küçük parmağa iki kiriş . hafiflik olmazdı. Şu halde onun için kirişleri yuvarlak. onları aşağıya hareket ettirmekle açmış ve yaymıştır. Hareketli azaya bitişmeleri için. Bazısı bilek kemiklerine bitişiktir. aya kemiklerinde hâsıldır. Eğer küçük parmağın açıklanacak adalesi buna yardımcı olsa. Çünkü bilek adaleleri parmaklardan uzak olmuştur. avucu bir miktar yüzü üzere katlar. pazunun alt ucunun dış cüzünden çıkıp. aşağıya hareket ettiren adalelerin hepsi bilek kemiği üzerinde konulmuştur. Eğer başparmak önünde bileğe bitişik olan adale tek ve hareketli olsa. kapamış olur. Eğer başparmağın açıklanacak adalesi. Şu halde parmakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur. avucu tamamen katlamış. etin çoğalmasıyle aya büyük olup. metin ve uzun olup. Eğer küçük parmağın önünde bulunan tarağa itişen adale yalnız hareket ederse. Eğer hepsi ayada olsalardı. biri irine bitişik olup. Beşinci Madde Parmakların adalelerini ve hareketlerini bildirir. lifleri geniş ve kuşatıcı kılınmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Elin parmaklarını hareket ettiren adalelerin bazısı.

Ama üçüncü adale. malum olsun ki. Onun çıkış yeri. bilek adalelerinde açıklanmıştır. Üçüncüsü üst bileğin üstünden çıkıp. onun kirişi küçük parmaktan başparmağı uzak etmiştir. dört parmağın evvelki. bilek altına bitişmesi azdır. Bu adale yanında bir adale dahi vardır ki. dördünün en önemli işleri. En değerlileri aşağıda gömülü olup. Parmakları açan ve kapayan adalelerin bazısı. anatomi bilginleri demişlerdi ki: Kol adalelerinden başparmağı kavramak için bir tek adaleye ihtiyaç olup. kavramaktır. beş kirişe ayrıldıkta. ikinci ve üçüncü mafsalını kavramıştır. Ta ki onları kavrasınlar. Ey aziz. baş parmak tarafına ulaştıkta. Başparmağın kirişi. içeriye meyledip. bazısı avuç içinde konulmuştur. ondan kirişi geniş olup. Bunun işi. üç adaledir ki. . onun üzerinden geçip. başparmağa bir kiriş göndermiştir. Başparmağın ise en lüzumlu işleri. Ta ki el ayasına dokunma ve his duygusu bahsedip. dört parmak. Bileğin üt yüzeyi ki. Bu alt adale. açılmak ve işaret parmağından uzaklaşmaktır. kavramak için değildir. önemli olduğundan yeri dahi korunmuştur. bilek kemiği üzerinde. kolun ortasında biri birini üzerinde tertip üzere konulmuştur. pazu kemiğinin ucu içinden çıkıp. bundan küçük olup. bunun üstünde. Altıncı Madde El ayasındaki adaleleri ve faydalarını bildirir. bileğin alt kemiğine bitişik ola adale bulunmuştur. kirişlerini dört parmağın mafsallarına gönderiştir. Ama bilek üzerinde olanlar. Lakin kirişiyle avuç içine girip. pazunun dış ucunun ortasından çıkıp. her bir parmağa girip. bileğin alt ortasıdır ki.göndermiştir. ikinci ve üçüncü mafsallarını kavramıştır. ikişer adale ile kavranmış olmalarında hikmet budur ki. iç ve dış tarafa müşterektir. İkinci adale. aya içinde genişlemiş ve yayılmıştır. ki bitmesinden ani olup alma ve yakalamada kuvvet ve metanet vere.

tertip ile düzen olmuştur. biri birinin üzerinde bitişiktirler. lifi kıvrımlı kılınmıştır ki. bunların hareketlerini ve faydalarını yedi madde ile açıklar. Ta ki evvelki mafsalları sağlam kavrayalar. dört parmak mafsallarından evvelki mafsallarına. başparmağa bitişik olup. onu aşağıya göndermiştir. Ey aziz.El ayasının kendinde olan adaleler. malûm olsun ki anatomi bilginleri demişlerdir ki: Beli hareket ettiren adalelerin bazısı. ucu ve ortası hizasında tarak kemiğine bağlanmıştır. Birinci saf. Ama üst safta muntazam olan onbir adaledir ki. Bu yedi adaleden hiçbiri parmakları kavramak için değildir. tenasül uzuvlarının. Belki beşi yukarı kaldırmak ve ikisi indirmek içindir. ayak ve ayak parmaklarının adaleleri keyfiyetini. el ayasının dış üstünde kılnmıştır. kısa ve geniş bulunup. meğilli edenlerdir. Yedini adalesi. Başparmağın adalesi bilek kemiklerinin evvelinden çıkıcıdır. kaldırıcısı birer adale yaratılmıştır. Ama aşağı safta muntazam olan yedi adaledir ki. onsekiz bulunmuştur ki. küçük parmak yanında olan tarağın kemiğinden çıkıp. Birinci Madde Bel adalelerini bildirir. onu. Ama üçü başparmak ile küçük parmağa üçer adale indirici tayin olunup. Her parmağın kavrayıcısı dört. 37-BÖLÜM:037: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Karın ve bel adalelerini. el ayasının iç aşağısında ve bu saf. Altıncı adalesi. biri birinin üzerinde iki saf kılınıp. parmakları üst tarafa çekip. geri kalan üçünün her birine ikişer adale indirici verilmiştir. Kirişi. biri. küçük parmağı aşağı indirmişti. ön tarafa ve bazısı arka tarafa eğer ve . sekizinden her ikisi.

Bir çifti üst tarafta konulmuştur. kuvvet verip yel ve kabızla dolu oldukta. karın . Bunun ikisi dahi göğsün onuncu ve onbirinci omurlarından çıkıp. beli düz olarak tutarlar. Beli arka tarafa eğik ve bükük eden iki adaledir ki. ön tarafa eğen adaleler iki çifttir. Bir faydası dahi mideyi ve bağırsakları sıcaklıkları ile ısıtmaktır. uzasalar. bükülmesinde. aşağıya inip. belin diğer normal hareketlerine kafî gelmişlerdir. beli ön tarafa ziyadece eğik eder. Şu halde bu adalelerin hepsi. lifi kasığa varıncaya dek uzunlamasına uzamış olup. bel o zamanda öbür tarafa eğiklik ve bükülür. etrafını kasık üzerine yaymıştır. İkinci Madde Karın adalelerini bildirir. birinci omurdan gayri. Belin diğer hareketleri dahi bu iki hareketten hâsıl olur. Bu çift. Şu halde o sekiz adaleden bir çift düz adale hançere kıkırdağı yanından düz olarak inip. Bu çiftin cevheri. O. üst tarafı boyun ve başa gelmiştir. başlangıcından sonuna dek ettendir. yemek borusunun iki tarafından geçip. Zira ki belin her semtine eğilip. yardımcı olmaktır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Karın adaleleri sekiz adaledir ki. alt tarafı. Bu ad geçen adaleler. Beli. belin iki adalesi derler. Eğer sadece bir tarafta olan adaleler hareket edip. Zira ki bu iki adalenin her birine. er bir omurdan birer adale gelmiştir. beli arka tarafına eğik ve bükük ederler. Her biri yirmiüç adaleden meydana gelmiştir.büker. Ey aziz. boynun ucunun hareket ettiren adalelerden bilinmiştir. itidal üzere uzasalar. göğsün üstteki omurlarından beş omura bitişip. malum olsun ki. Eğer ifrat ile uzasalar. onlara. nice faydaları müşterektir. ön ve arka hareketlerine uyumu bulunmuştur. Bi faydası dahi diyaframa destek olup. iki adale dahi. Bir faydası mesanede bulunan fazla idrarı ve rahimde bulunan cenini tutma ve korumaya yardım etmektir.

O yumurtalar sert olup. sağ ve solda bulunmuştur. Ta ki husyler aşağı sarkmayı. sakalı varsa dökülür. ta düz adaleye perde gibi geniş kirişlerle temas edinceye dek ettendir. Bu iki çift adalenin dahi cevherleri.üzerinde uzanmış olan perdenin üzerinden çıkıp. Zira ki. iki adalenin iki tarafı sağ ve soldan kasık yanında kavuşup. Şu halde onun her biri için bir çift adale tayin olunmuştur. o uzamış iki adale ile enlemesine dik açılar üzere kesişip. Bu adalenin bir faydası. çarpmalardan yumurtalar korunmuş olsun. Bu iki çift. Hayz zamanı olduğunda gevşemektir. Bu ikisi her taraftan iki geniş adalenin et cüzleri üzerine konulmuştur. Ey aziz. dumanından erkeklerin yüzünde sakal bitmiştir. koltuk altından hançere kıkırdağını dek çapraz olarak kesişip. Şu halde her bir husye için bir adale tayin olunmuştur. onun lifi oldukça geniş olup rahmi ve ağzını tümde kuşatmıştır. gevşeklikle aşağı inmeyip. geniş adale üzerine konulan iki uzun adale üzerine konulmuştur. yumurtası olmayanın veya sıcak olmayanın sakalı olmaz. her biri bir tarafta. Ama kadınlar için onlara bir çift adale yeter. erkeklerinki gibi dışarıda asılı değildir. aşağıya gitmiştir. kalmaz. Her çifti iki adaledir ki eğeden kasığa dek. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Erkekler içi iki husye adaleleri dört bulunmuştur. içerde yapışıktır. Onları korumak ve kaldırmak için yaratılmıştır. Ama rahimin ağzı üzerinde ir adale vardır ki. öbür ikisinin iki tarafı dahi hançere yanında kavuşmuştur. İki çift adalesi dahi bu adalelerin kıvrımı üzere dik olup. Üçüncü Madde Tenasül adalelerini bildirir. tabiatleri sıcak bulunduğu için. Zira ki onların iki husyesi. Yumurtalar koparılsa. hayza dek rahmin ağzını sağlam kavrayıp. rahim kanını onda hapsetmektir. Bu dahi Allah'ın sanatı bilinmiştir. Ta ki toplanmış kandan rahim boşalsın ve . malûm olsun ki.

nutfeyi çekip. bacak tarafında zekerin köküne bitişip. âlet büyük ve sert olup. Menfezde kalan fazlalığı sıkma ve indirme ile atmıştır. itme kuvvetinin yardımıyle idrar ondan çıkar. akar. Şu hale bunun ikisi beraber uzasa. . Eğer bu uzama adı edilen çift adalenin birine ârız olduysa. idrar yolu açılıp. zekerin iki yanından geçmiştir. karın adaleleri dahi mesaneyi sıkıp. sözü edilen adalenin üzerinde yani makatın içinde olup. Vakta ki bunlar gevşek olurlar. kasık tarafına eğik olur. Eğer yürekten şehvet rüzgârı gelip. cenini korumaktır. âlet düz olarak yayılır. Bunun gevşemesi ile makat dışarıya çıkar bulunmuştur. içeriye çekmek içindir. makatın etini kaldırıp. Onda bir adale daha konulmuştur ki. zekerin kökünde kıvrımlarla bitişmiştir. idrar vaktine dek idrarı hapsetmektir. Bu iki adalenin üzerinde bir çift adale vardır ki. kadınlarda fercin etrafını kuşatmıştır. etine gayet karışması gereklidir. Bir çifti yine kasık kemiğinden bitip. Bundan sonra oldukça gevşek ve yaygın olmaktır. zekerde olan damarlara dolduysa. âlet öbür tarafa meyl ile yayılır. Ta ki doğum mümkün olsun. Mesane ağzı üzerinde bir adale vardır ki. kesenin ipi gibi makatın etrafına toplama ve büzme ile kapamış ve düğümlemiştir. Ta ki rahmin ağzı açılıp. Makat adaleleri dörttür ki. Eğer şiddetle dolduysa. Kaçan idrar dökmek istense. genişlik bulur. Bu adalelerin hepsi şekil verici ve hakîm olan Allah'ın icadı bilinmiştir. içine alsın. Bir faydası dahi cima anında gevşemektir. bu adale gevşeyip. biri onun çıkışı etrafını tutmuştur. Zekeri hareket ettiren adale iki çifttir ki. Bu adale. âlet kıvama gelir. O zaman ondan idrar ve meni kolaylıkla akar.temizlensin. bir çifti kasık kemiğinden bitip. Ta ki doğum zamanı gelsin. Bu adalenin faydası. mesaneyi ve ağzını kuşatmıştır. onun dahi lifi enli olup. Sonra rahmin ağzını yine sağlam bağlayıp.

. oyluğu kendine meyl ile yayar. bazı lifinin başlangıcı kasık kemiğinin altından olup. yaymıştır. Sonra oyluğu arka tarafına eğik eden adaleler büyüktür. oyluğu yine düz olarak yaymıştır. oylu iç tarafa imale ile kaldırmıştır Bazı lifinin bitiş yeri kuyruk sokumu kemiğinden olup. İki ucu oyluğun tepesinden öbür cüz'üne bitişiktir. oyluğun arka ve iç taraflarına bitişik olup. zira ki.Dördüncü Madde Oyluk adalelerini ve hareketlerini bildirir. işlerin en önemlisi oyluğun yayılması ve kavranmasıdır. Bir adalenin bitiş yeri leğen kemiğinin bütün yüzeyinden olup. Yayılma ile ayağa kalkma hasıl olduğundan yayılma kavramadan daha önemlidir. Zira ki. birisi zardandır. Bunun liflerinin başlangıç yerleri muhtelif olduğundan türlü işleri dahi muhtelif olmuştur. Şu halde bu adale eğer. bir miktar ön tarafta uzadıkça.oyluk kemiğinden ve kuyruk sokumundandır ki. Bir adalesi kuyruk sokumu mafsalını arkadan yana kuşatmıştır ki. üç enli kirişi ve iki ucu vardır Bu üç kirişin bitiş yerleri leğen kemiğinden. Bazı lifinin bitiş yeri bunun az üstünden olup. oyluğu ancak üst tarafa kaldırmıştır. oyluğu düz olarak yayar. oyluğu düz olarak yayar. büyük çıkıntının üst semtine bitişip. Bundan sonra oylukları birbirine yaklaştıran büyük adalelerdir. malum olsun ki: Anatomi bilginleri demişlerdir ki: Oyluğu hareket ettiren adalelerin büyüğü onun mafsalını yayan ve açan adalelerdir. Bir adalesi. o makat yanında olan büyüktür. Bu bir adaledir ki. kuyruk sokumu mafsalını önünden yana kuşatıp. Bazı lifinin bitiş yeri bunun bir miktar üstünden olup. diz kapağına dek ulaşmıştır. Ey aziz. Oyluk mafsalını yayan adalelerin en büyüğü. Bu üç kirişten ikisi ettendir. kuyruk sokumu kemiği ve kasık kemiğini kuşatıp. bir tarafı ile çekerse. bedende olan adalelerin hepsinden daha büyüktür. Eğer iki tarafı ile çekerse. oyluğu iç tarafa meylettirerek. Sonra onu kapayan adalelerdir.

Bu adalenin farkı budur ki. iki kirişinin biri metin kemiğinin sonuna.oyluğu içe doğru eğerek yayar. Bir adalesi dahi oyluk kemiğinin altından arka tarafına eğik bitip. Bu tür hareket ettirmenin bir hususi adalesi vardır ki. büyük çıkıntıdan yir cüz gibi olmuştur. oyluğu kavrayarak baldırı dahi çekmiştir. Bunların hangisi çekerse. Bunlar oylukta . oldukça yuvarlak olup. Oyluğu iç tarafa eğen adalelerin bazısı yayma ve kavrama bahsinde açıklanmıştır. Beşinci Madde Diz mafsalı adalelerini ve hareketlerini bildirir. biri küçük çıkıntıya bitişmiştir. Bir adalesi kasık kemiğinden bitip. biri kasık kemiğinin dış tarafından ve biri iç tarafından çıkıp. Oyluk mahsalını kavrayan adalenin biri. bitiş yerleri enli kemiktendir Oyluğu arka tarafa eğen yine iki adaledir ki. oyluğu o tarafa az bir meyil ile ve iç tarafa çok meyil ile yayar. oyluk az yayılma ile onun tarafına meyl eder. küçük çıkıntının alına bitişmiştir. leğen kemiğinden bitip. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Diz mafsalını hareket ettiren adalelerin üçü oyluk önünde konulmuştur. Dördüncü adalesi leğen kemiğinden dikilen dik nesneden çıkıp. birbirine kavuşma ile kıvrımlı olup. Bunun benzerleri adaleler önce küçük çıkıntının altına bitişip. bunun yayılması az ve eğilmesi çoktur. Oyluğu dış tarafa eğen iki özel adaledir ki. Ey aziz malum olsun ki. bu ikinci adalenin tarafına kıvrım üzere uzayıp. büyük çıkıntının sonu yakınında olan çukur yerde etle karışmıştır. evvelki adalenin işini görürler. ondan inip. kasık kemiğinden bitip. dize ulaşmıştır. Çıkış yeri leğen kemiğinin dış altındadır. Bir adalesi dahi. ondan inip. Eğer ikisi birlik çekerlerse. oyluğu iç tarafına az meyil ile kavrar Bu bir düz adaledir ki. oyluk düz olarak arka tarafına eğik olur. Bütün bunları ibretle düşünen kimse Allah Taâlâ'nın şaşırtıcı sanatını bilir.

Eğer bu ikisi bereler yaysalar. İşleri yaymak bilinmiştir. Kalan iki adalenin birisi oyluğu kavrayan adaleler ile açıklanmıştır ki. İkincisi. dıştan yana meyl . ona yapışmıştır. oyluğun iç tarafında son bulmuştur. Bununla baldır. ayağı. diz kapağı kemiğini kuşatarak. Ama içtekinin bitiş yeri oyluk kemiği tabanından olup. Lakin bunun ikisi çukur cüze bitişmede. kasık kemiğinden bitmiştir. ayağı dış tarafına eğim ile kavramıştır. biri dışta ve biri ortada bulunmuştur. üst tarafa çekilip. yeşile yakın gelmiştir. ondan giren dışa gelmiştir. ucuna doğru meyillendirmiştir. Yayıcı iç adalenin bitiş yerine leğen kemiği ortasında bulunan köprüye yakın gitmiştir.bulunan adalelerin en büyüğü ve en nefisi bulunmuştur. Baldırı dış tarafına eğim ile yaymıştır. oyluğun iç tarafından kıvırım üzere inip gitmiştir. Ondan baldır kemiğine yetip. Bir yayıcı adalesi kasık kemiği bitişiğinden çıkıp. ondan yetmiştir. leğen kemiğinden olan köprüden çıktığı bilinmiştir. Dış taraftan oyluk üzere inip. Öbür ucu zardan olup. kiriş olmadan diz kapağı kemiğine bitişmiştir. dizi yayma ile baldırı uzatmıştır. Baldır kemiğinin üstünden olan çukura yetmiştir. Üç adalesi dahi vardır ki. Bu üç adalenin biri iki kat gibi görünmüştür. ta iç tarafta baldırda olan oyuğa varıp. derin yere gitmiştir. Bunun iki ucu vardır ki. dış çıkıntıdan bitip. altında olan cüzlere metanet vermek için gitmiştir. ona bitişmiştir. Baldırı. bir ince ve uzun adaledir ki. Odan dizin iki tarafına kıvrım üzere girip. biri içte. bir diğer adale oyluk kemiğinden yetmiştir. yine oyluk kemiğinin tabanından olup. sözü edilen adalenin mukabiline yetmiştir. Odan geçip. Dıştaki ile ortadaki. baldırın yayılması düz olur. Onun rengi. Baldırı kavrayan adalelerde biri. Dıştaki ile ortadakinin bitiş yerleri. Diz altı çukurunda son bulup. Ve bu iki ucun biri etten olup. leğen kemiğinden. iç tarafına eğime yayıp. kıvrım ile oyluğun gerisine geçip. biri büyük çıkıntıdan ve biri oyluk önünden bitmiştir.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak mafsalını hareket ettiren adalelerin bazısı. Küçük parmağa yakın yere bitişip. başparmağın evvelki mafsalına gidip. et yolmuştur. Ta ki ayak. ayak ucunun dış cüzünden bitip. Bedeni tanımakla.etmiştir. kendini tanımaya yetmiştir. kiriş göndermeksizin et olduğu halde kendi inip. ayağı üst tarafına kaldırır. onu iç tarafa kıvrımlı . topuk kemiğine bitişmiştir. topuğu dış tarafına kıvrımlı çekici olmuştur. Onlardan bir büyük kiriş bitip. ayağı kaldırmıştır. ikisi birlik ayağı düz olarak kaldırmıştır. oyluk ucundan bitip. Kendine gelip acayip hikmet seyretmiştir. Ayağı aşağıya indiren adalelerin bir çifti. Ey aziz. Ayağı aldıranlarda bir büyük adale vardır ki ayağın iç önünde konulup. ortadakinin yardımına yetmiştir? Şu halde bu sanatları seyreden hayrete gitmiştir. Baş parmağın köküne yakın yere bitişip. Eğer bu iki adaleye veya kirişlerine bir âfet ârız olsa. Bir adale yine dış ucundan bitip. başparmak tarafına geçme ile baldıra meyilli gitmiştir. ondan bir kiriş yetmiştir. yer üzerinde sâbit olsun. Buna bir adale yardımcı olmuştur ki. biri başparmak önünde bilek altına bitişmiştir. Diz mafsalında gömülmüş bir adale vardır ki. Altıncı Madde Ayak mafsalını hareket ettiren adaleleri bildirir. Topuk kirişi nâmıyle şöhret bulmuştur. rengi patlıcanî olmuştur. Bir adale dahi topuk ucunu içinden bitip. sonra bitişip. iki kiriş ayrılmıştır ki. ayak kötürüm olur. Şu halde bu kirişle ayak. Şu halde bu kiriş. Bazısı aşağıya kaldırır. ayağı kaldırmıştır. aşağı düşmüş ve toplanmıştır. İkinci kiriş. aşağıya gidip. Dış uçtan bitip. maum olsun ki. topuk arkasına birinci adalenin birleştiği yerin üstünde bitişmiştir. birinci kirişi geçip. ayağın öbür içine meyledip. Özellikle birinci adale buna mutabık olunca.

ayak tabanında da bulunsun. Ta ki el ayasında bulunan faydalar. Bundan sonra bu iki kısmın her birinden birer kiriş ayrılıp. iki kirişe bölünüp. Oyluğun dış ucundan bir adale bitip. ikisi bir kiriş oldukta. Şanının azametine huşu ile huzu' kılınsın. Bir adale dahi budan küçük olup. Bir cüzünü. denilsin. .yaymıştır. Ayak topuğunda konulan adalelerden. Her ayıp ve noksandan tenzih ve takdis olunsun. iç topuğun dış tarafından bitmiştir. Öbür cüzünü başparmağı kavramak ve hareket ettirmek için onun evvelki boğumuna indirmiştir. parmakları kavramak ve hareket ettirmek için kılınmıştır. yine ondan ayrı gitmiştir. ayağın aşağısına geçip. Yedinci Madde Ayak parmaklarının adalelerini bildirir. Eğer biri yalnız hareket ederse. başparmağa gelip. O. Sonra baldırın içini geçtikte. iki topuğun arasından aşağıya inmiştir. Bir kiriş göndermiştir ki. ayağın içine yayılan adale gibi bu dahi ayağın altına tamamıyle yayılıp. ayak sırtına bir kiriş göndermiştir ki. Sâni ve hakîm olan Allah münezzehtir. bu iki adalenin birine yetmiştir. kavrayıcı adalelerdir. her birine sağ ve soldan bitişik bulunmuştur. parmağı düz olarak kavrarlar. yukarıda geçmiştir. Kirişi. ayağı kavramak için göndermiştir. beş parmağa gelip. onun üzerinde uzama ve inme ile gitmiştir. on adale. Bunlar baldır kemiği üzerine konulup. orta parmak ile küçük parmağı kavramaya gitmiştir. Üçüncü adale ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak parmaklarını hareket ettiren adalelerden çoğu. baldır gerisinden gelip. Onların biri topuğun dış ucundan bitip. ortası ile küçük parmağı kavramıştır. Allah'ın kudretinden nice ibretler alınsın. kuşatmıştır. onu kavramıştır. yine iki kirişe bölünüp. malum olsun ki. Bu sanatlarda nice hikmetler bilinsin. Şu halde eğer ikisi birlik hareket ederlerse. Ey aziz. öbüründen ayrılan kirişe bitişip.

uzuvların şekil farklılığı haseiyle olan insanî vasıflar. iç yarıktan kendine yakın olan parmağa gidip. Ta ki oturmada ve kalkmada bedenin ağırlığına metanetleriyle mukavamet edeler. Ayağı kavrayan adalelerin çokluğunda hikmet budur ki: Parmakların hepsine sağlamlık ve kuvvet vermiştir. İki adale dahi baş parmak ile küçük parmağa has olup. Seni isimlerinle zikreden. bunu düşünen akıllı kimse çok ibret almıştır. atar ve toplar damarların keyfiyetini. onu iç tarafa eğmiştir. Vücununun cüzlerini senin nimetlerinden görenlerden kıl. onları kavramaya yetmiştir. her biri bir parmağa bitişip. kıyafetle insanların ahlâk ve tavırlarının bilinmesini. uzuvların çekme ve seyrilmesine bağlı olan durumları beş bölüm ile hakimâne tafsil eder. onu kavramıştır. beşyüz otuz adet adaleye ulaşmıştır. Hakka ki. Beş adale dahi ayak altında konulup. Yürüme durumunda iyi gidişle. bedenlerin kuvvetlerini. insan edeninde bulunan dörtyüzyirmi adet iradî ve ihtiyarî hareketlerin tamam ve kemaline vâsıta olan adalelerin hepsi açıklandığı üzere tamam. sıfatlarınla tanıyan. kazâna rıza gösteren. düzen üzere gideler. ayak parmaklarının adalelerinden beş adale. böyle nizam bulmuştur. . (Ey Allah'ımız! Bizi işlerini düşünenlerden kıl. ayağın üstünde konulmuştur. Ta ki parmakları dış tarafa eğeler. O halde. Dört adale bilek üzerinde konulup. (Yaratıcı ve şekil verici olan Allah münezzehtir. Nimetlerine şükredenlerden kıl. Bu sanattan sanatkârını bilmiştir.kedi tarafına eğimle kavrar. bütün durumlarda senin rızanı isteyen kimselerden ki.) 38-BÖLÜM:038: DÖRDÜNCÜ BAHİS Sinirlerin. Sübhanallahi ve bi hamdihi Sübhanallahü'l-azim. her biri.) Bu ne sanattır ki bu şaşırtıcı tertip üzere.

dimağdan iç organlara inen hareket sinirlerini koruma ve himayede büyük ihtiyat etmiştir. Dimağın sair sinirlerinden o sinir ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan sinirlerin bazısının faydası. Dimağ (beyin) iki yönle sinirlerin başlangıç yeri olmuştur. Ama başlangıç yeride bulunan tesiri kavrayıcı ve kuvvetli olmak için o sinir kastedilen uzva en yakın tarafından girmiş ve bitişmiştir. Gerçekte ki. o şânı celil olan. omurilikten his ve hareket almıştır. bazısının dolaylıdır. dallarının bitiş yeri insan cildidir. malum olsun ki. Diğer uzuvların sinirleri. ziyade metanet gerektiğinden. Dolaylı olan faydası budur ki. ikinci yer kaburgaların kökleri. Sinirlerin köklerinin başlangıç yeri dimağ. Zira ki başlangıçlarından uzak oldukları için. Zira ki dimağ sinirlerin bazısına bizzat başlangıç bulunmuştur. Ey aziz. sinirler vasıtasiyle dimağ. Bu his sinirleri ziyade yumuşak oldukça. onun faydası azaya his vermektir. kendisinden omurga omurlarına akan omuriliğin vasıtasıyle başlangıç yeri bilinmiştir. yüz ve iç organlar his ve hareket bulmuştur. Bazısına. eti sağlam ve bedeni kuvvetli etmiştir. lutf ve inayet edip. Ama dimağın kendisinden biten sinirlerde ancak baş. . üç yerde kıkırdaklarla sinir arasında kıvamı orta olan cisimler ile perdelemiştir ki: Birinci yer hançere.BİRİNCİ BÖLÜM Sinirlerin bitme yerlerini ve faydalarını beş madde ile açıklar. his kuvvetini ziyade eda ederler. Birinci Madde Sinirlerin konuluş hikmetlerini ve şekillerini bildirir. diğer uzuvlara his ve hareket bahşeder. üçüncü yer göğsün altıdır. ihsanı genel olan Hannan ve Mennan Allah Taala hazretleri. bizzat. Zatî olan faydası budur ki.

öbürü onun yerini tutsun. Sonra bükülüp. Birine âfet erdiğinde.Metanete muhtaç oldukları için bunlar. Dimağ sinirlerinin ikinci çifti. biri birine dayanak olup. ey aziz. hareket sinirleri öbür taraftan yaratılmıştır. Zira ki kapalı gözün nuru ona akar. öbürüne dahi akmasın. onun bir gözü üst tarafa. kesişme içinde tek görüş olsun. his sinirleri önden. iki gözün birine akan ruh. Birinci çifti koklama âletinin başlangıcı olan. Üçüncü faydası budur ki. soldan gelen sol göze gitmiştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimaın kendisinden biten sinirlerin hepsi. açıklanan birinci çiftin bitiş yeri . latif ve yumuşak bulunmuştur. ikisinin görüşü. sözü edilen iki sinir. Bu kesişmenin faydası üçtür. Onun için şaşı kimse bir nesneyi iki görür zira ki. çapraz şekilde kesişmiştir. öbür tarafından daha yumuşak ve ziyade hassas olduğundan. biri birine kavuşup. iki gözün kavraması birlikte olup. Biri budur ki. İkinci Madde Dimağdan biten karşılıklı sinirleri bildirir. Bu çiftin solundan biten teki sağına. sağdan biten sağ göze. Ta ki görünen bir nesne müşterek çizgide bir şekillensin. Müşterek çizgi önünde. İkinci faydası. Dimağın önü. bir gözü alt tarafa kayıp. açık gözün görüşü kuvvet bulur. sağından biten teki soluna gelip. o bir küçük boşluktur. göz ile kanalın kesişmesine doğru nüfuzu bâtıl olmuştur. Yaratıcı ve şekil verici olan Allah Taala'nın bu işlerinden çok ibret alınmıştır. meme ucuna benzer iki çıkıntı yakınında dimağdan ön boşluğun içindendir ki. hareket sinirleri gibi sert ve metin olmayıp. malum olsun ki. yedi çift sinir bilinmiştir. Onun için bir göz kapandığında. sinir kırılmasından bir başka çizgiyi vücut bulmuştur. biri birini dayanma ile kuvvet bulsun ve bir yaklaşma ile bitiş yerleri göze yakın olsun. Züccâciye (camsı) adı verilen rutubeti kuşatmak için ağızları geniştir.

dönüş sana! Büyük ve yüce Allah'dan başka güçlü ve korkulacak yoktur. gözü kuşatan çukurun deliğinden çıkıp. müşterek bir çizgiyle dimağın önü. izdiham ile onun boşluğunu doldurmuştur. Ne güzel Mevla. önce dördüncü çifte bir miktar karışıp. göz ucu yanında olan deliklerden burun içine geçip. Ey aziz. onun altında bulunan organlarda dağıtılmıştır. Bir kolu. iki kol olmuştur. Evvelki şubesi. görücüdür. ne güzel yardımcı. dört şubeye bölünmüştür. Yaratıcı. Üçüncü Madde Dimağdan biten sinirlerin geri kalan beş çiftini bildirir. kaşlar ve alın adalelerine bitişmiştir. dış taraftan bitip. Üçüncü şubenin maksadı. üç kısma bölünmüştür. ağı ziçi . bâri. Üçüncü kısmı büyük olup. ikinci çift çıktığı delikten önemi sinirler olan birinci çiftin boş menfezinden geçmeyip. Bu çift sinir gayet kalın bulunmuştur. bu özetleme dahi Mevla'nın kudretinin kemaline delil olduğundan. boyundan inip. bağış senden. elmacık kemiği deliğinden çıkıp. iki göz kapağı. ikinci kısmı. elmacık kemiğinde bulunan boşluğa inip. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağ sinirlerinden üçüncü çift. açıklanacak beşinci çiftten ayrılan sinire bitişmiştir. açıklanacak boyun damarı girişinden çıkıp. Onunla kuvvet bulup. iki göz pınarı. O işiticidir. arkası ve tabası arasından bitip. ondan ayrılıp. burnun içi tabakasında gömülmüştür. Gözün on tabakasının tafsili uzun olup. Ta ki onun kalınlığı başlangıcına yakınlığından lazım gelne yumuşaklığına mukavamet kılsın. Şu halde bu şube. mide zarını geçip. ayrıldıkta. yüz önünde konulan sinirler olup. hareket ettirmeye gücü yetsin. elmacıklar. İkinci şubesi.arkasından. malum olsun ki. o delikten ayrıldıkta. Birinci kısmı göz pınarına meyledip. şekil verici ve güçlü olan Allah müezzehtir. azanın açıklanmasında uzatmaya hacet kalmamıştır. Ey Rabbimiz. Hiçbir şey onun dengi değildir. göz adalelerine bölünmüştür.

İkinci kısım. Dile gelen şube. Bir kısmı. göz sinirinden inme olduğundan daha sert olmuştur. sonra ondan ayrılmakla damağa çıktıkta. dış tabakasında dağılıp. onda olan elmacığın. omuz adalelerine dağılmıştır. Hançerden yükseldikte. onun içinde hepsi dağılmıştır. dimağın iki tarafından biterek vücut bulmuştur. Öbür kolu. üst çene deliğinden dile geçip. hançere paraleline geldiğinde. Dördüncü çiftin bitiş yeri. Üçüncü kısım. hançere kemiğinde âmâ adı verilen (kör delik) delikten girmiştir. Ama onun dördüncü şubesi. Beşinci çiftin her bir siniri. yedinci çiftin hareket ettirmesine yardım için. üçüncü çiftin üçüncü şubesinin üç kısmıdır. elmacık adalesi tarafına gelmiştir. dil ondan tatma duygusunu bulmuştur. boğaz adalelerine ulaşan dile gelmiştir. Bunun her bir çiftinin birinci kısmı kulağın iç perdesine dayanıp. üçüncü çiftin sinirine karışmıştır. Ondan iç organlara inerken. Diğerleri şakak adalelerine varıp. üçüncü çiftten daha küçük ve daha sert olmuştur. Bu dördüncü çift. üçüncü çiftin gerisinden dimağın tabanına eğimli olmuştur. birinciden küçük olup. Ortaya çıktıkta. ondan yine . Üçüncü çifte bir miktar karışıp. İkisinin çoğu. bir çift olup. lam kemiği yivinin sonunda olan delikten çıkıp. ondan şubeler ayrılmıştır. üs dişlere ve onların köllerinde olan etlere dağılma ile ulaşmıştır. onun kalınlığına eşit olup. burun uçlarının ve dudağın derisi gibi görünen uzuvlara dağılmıştır. Bunu sertliği. üç kısma bölünmüştür.boşluğuna girip. bundan damak his bulmuştur. dimağın arka tarafından beşinci çifte bitişik bitip. alt dişler arasıda ve köklerinde bulunan etlerine. boyun damarının yükseleceği yerde ona bağlanmıştır. dağılmıştır. İkinci kısım. Altıncı çift. ikisinden daha büyük bulunup. Hançereyi kıkırdaklarıyle kaldıran etrafı üstünde olan adaleleri bitişmiştir. Onun ziyadesi. alt dudağın içine dağılmıştır. muadil gelmiştir. Bunlar. Kulağa duyma hissi ondan gelmiştir.

Sonra bu sinirin ziyadesi. Bu çift. malum olsun ki. mücerret adale uçlarıyle dağılmıştır. ondan inip. dimağdan inip gelmiştir. Bu dönen şubeleri. bunun gibi sertlik ve düzlükle inmezler ki. dimağ ile omuriliğin ortaklaşmasından olup. sonu kıvrımlı olduğundan. yükselme ve dönüşe kabiliyetli olurlar. çoğu. hançerenin üçüncü kıkırdağını kapayan ve açan alt çevresini kuşatmış olan adalelere gelmiştir. omurilikten çıkmayıp. Dördüncü Madde Boyun omurları omuriliğinden biten sinirleri bildirir. Yedici çiftin bitişik yeri. dağılmıştır. Dönen sinirlerin en sağlamı. metanet bulup. kürek kemiğinde son bulmuştur. Azı. bunlara komşu olan sinirlere dağılmıştır. altıncı çiftten olmuştur. hançereyi. iç organların zarlarına dağılıp. Bu sinir. Ondan şubelere ayrılıp. başlangıçlarından uzaklaştırmanın hikmeti. ince ve küçük kılınmıştır. Zira ki bunun başlangıcı yumuşak. Onun için tıpçılar nazarında bunun ismi: Dönen sinir. o yaratıcı Allah'ın kudret ve hikmetiyle nizam bulmuştur. beşinci çiftten ve yedinci çiftten olmayıp. Bu sinir. adalelerin örtüsüne yayıcı olan sinirdir. Ta ki çıkış yeri dar olsun ve omur kemiği metaneti üzere kalsın. çekilmesi sağlam olsun. şubeleri diyafram ve göğsün zar ve adalelerine gidip. . Ama kalanı diyaframa geçip. Birinci çifti. kalkan kemiğiyle lam kemiğinin ortak olan adalelerine varıp. onda yürek. İkinci çiftin çıkış yeri. Bu şaşırtıcı tertip ve acaip bileşim. Ey aziz. olmuştur.şubeler çıkıp. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omuriliğinden çıkıp. sertlik ve kuvvet kazandırmaktır. dili hareket ettiren adalelere gelmiştir. açıklanan üçüncü çiftten inen şubeye iştirakle. birinci omurun iki deliğinden çıkıp. Ta ki düz olup. akciğer aort ve atar damarlara dağılmıştır. omurlarından ilerleyen sinirlerin hepsi sekiz çift sinir bilinmiştir.

Bu çiftin çoğundan uzuv uçları his ve dokunma duygusu bulmuştur ki.birinci omur ile ikincinin aryasında açıklanan ortak deliklerden bulunmuştur. geriye dönüp. son bulmuştur. o adalelere şubeler gönderip. ön kolu küçük olduğundan yanak adalelerine gelmiştir. kafanın üstü dolaşıp yükselip. iki kulak etrafına eğilmiştir. ona damar ve adaleler rastlamıştır. ondan omurgaya inip. iki şube olup. İki kulağın duş tabakalarında yerleşip. Öbür kolu. İkinci kolu. Onda ola omurların dikenlerine yükselip. bir cüzü geriye bölünüp. üçüncü omur ile dördüncü arasında müşterek olan Deliklerden olmuştur. Öbür cüzü. Ondan onların başlarına çıkıp. iki kola ayrılıp. Onlarla metanet ve sağlamlık bulmuştur. ön tarafa eğilimli edip. Üçüncü çiftin çıkış yeri. Bunun kalanı boyun arkasında olan adalelere ve geniş adaleye gelmiştir. baş önüne eğilmiştir. ikinci omur ile üçüncü arasında müşterek olan deliklerdendir ki. hayvanlarda şakak ve kulak adalelerine karışmıştır. ön tarafa eğilip. Yine yukarıdaki gibi iki yok olup. bir şubesi ön kol ile ikinci şube arasında aracı olmuştur. iki kulağa ulaşmıştır. Dördüncü çiftin çıkış yeri. Bu ikinci kol. dördüncü omur ile beşinci arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. ön cüzü küçük olduğundan. Üzerinde bulunan üçüncü çift gibi bir cüzü öne. geniş adaleye gelmiştir. beşinci çifte karışmıştır. . Çıkışa başladığında. bir kolu onda bulunan adalelere dağılmıştır. açıklanan küçük çiftin eksiğini tedarik kılmıştır. Ondan geçip. Hayvanların bedenlerinde iki kulağı hareket ettirmek için. Başı. Onlar onunla hareket bulmuştur. her bir siniri. baş ve boyun adaleleri ile müşterek olan adalelere dağılmıştır. Beşinci çiftin çıkış yeri. Özellikle aş ile boyunu bağlayan adalelere bu sinirin şuberi gelmiştir. onların köküne yapışmıştır.o susamsılardan biten zar bağları ile karışmıştır.

sert adalelere ve kaburgalara dağılmıştır. diyafram ortasına geçmiştir. altıncı ve yedinci çiftin şubelerine karışıp. diyaframa gelen yukarıdan indiğinden. açıklanan deliklerin düzeni üzere altında bulunan deliklerden olmuştur. Yedinci çiftin çoğu gelip. sözü edilen sinirlerden nasibini aldığından hikmet budur ki. şekil verici ve şanı yüce Allah her şeyden münezzehtir. biri birine karışmıştır. İkinci şube dahi. azı beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. Yedinci çiftin çoğu gelip. Azı. sinirleri müteaddit yerlerden gelmiştir. göğüs omurlarından birinci omurla ikincinin arasında müşterek olan deliklerden bulunmuştur. Beşinci Madde Göğüs ve omurga omurlarının omuriliklerinden biten sinirleri bildirir. iki cüze bölünmüştür. boyun sinirlerinin sekizinci çifti eşliğiyle birlik el . Sekizinci çiftin azı. omuza galip. Bu üç çiftin şubeleri. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs omurlarının iliğinden biten sinirlerin cümlesi oniki çift sinir yaratılmıştır. Altıncı ve yedinci çiftin çıkış yerleri. Birinci çiftin çıkış yeri. omuz yüzeyine gelmiştir. altıncı ve yedinci çiftin birer miktarına karışmıştır. Altıncı çiftin çoğu. Yaratıcı. boyun omurlarının cüzleriyle omurga omurlarının evvelsi arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. Ta ki bu başlangıç yerlerine isabet eden âfetle işi bâtıl olmasın.Omuzun üstlerine gelip. Diyaframın işi önemli olduğundan. Büyük cüzü. bölünmesi kolay olmuştur. çoğu adale ve kola dağılmıştır. Diyafram. malum olsun ki. bâri. dördüncü ve beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. Ey aziz. azı beşinci çiftin azıyle baş. Küçük cüzü. iki evvelki kaburgaya uzanıp. boyun ve omurganın adalelerine ve ondan diyaframa ulaşmıştır. Sekizinci çiftin çıkış yeri.

üç çift kılınmıştır ki. hepsi biri birine karışmıştır. Bazıları kasıkta alıp. iki cüze bölünmüştür. iki cüze bölünmüştür. Bir cüzü. Diğer cüzü. mesane ve rahim . sinir karışmıştır. pazunun dışına yönelip. Bel omurlarından biten sinirlerin omuza gelmeyen şubeleri. Kuyruk sokumudur ki. bazıları baldırlar aşağısına inmiştir. Kaburga omurlarından biten sinirler. evvelki cüzünün ikinci çiftinden onlara şubeler gelmiştir. bacak adaleleri için özel sinirlerden bir cüz. karın adaleleri onlar kılınmıştır. kasık kemiği tarafından biten adalelerin bedenin gerisinden ve oyluklar içinden ayaklar tarafına yolu olduğundan. Bir cüzü dahi diğer cüzlerle toplanıp. Sekizinci çiftin çıkış yeri ise açıklanan müşterek deliklerden olup. karından gelen iki çift adale olmuştur. adaleler onlarla bilinmiştir. bunlardan hepsi makat. karın ve bel sinirleriyle müşterek bulunmuştur Zira ki kasık sinirleri. adaleleri altı çift olduğu şaşırtıcıdır Onun ir çifti. Ta ki kasık adalelerine yönelip. Ama bedenin arkasında ve oyluklar içinde çok damarlar ve çok adaleler olduğundan. husyeler içine inen kanala varıp. Onun bir cüzü. kasık adalesine karışmıştır. kol ve omuzlara ulaşmıştır. ondan dizlere inip gitsin. Evelki cüzüne dimağdan inip.taraflarına gelip. zeker. İkini cüzü ki. Bu sinirlerin şubeleriyle beraber atar ve toplar damarlara akıp. ona his ve dokunma bahşetmiştir. Katan (kasık) sinirleri. Kalanı beş çift sinir. On baldırlar tarafına büyük şubeler gönderip. Bir cüzü dahi kuyruk sokumu sinirlerinin evvelkisinden gelip. kuyruk sokumu yanından biten bir tek sinir. ancak kaburgalar arasında bulunan adalelere ve karın adalelerine ulaşmıştır. girmiştir. iki çift bulunmuştur ki. omuz mafsalını ve beli hareket ettiren adalelere gitmiştir. açıklanan sinir çıkış yerlerinden hepsi içeri girmiştir. bel ve kaburga adalelerine gelmiştir.

Zira ki bunlar. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. şiryan derler. daha önce anlatılan adalelerin sayısı miktarı tamamen. Bunlar hareket eden can damarlarıdır. Mevla'sına can ve gönülden muhabbet kılmıştır. malum olsun ki. yaratıcısını bilmiştir. kasık kemiğinin içinin dışa bakan taraflarına ve kuyruk sokumu kemiğinden gelen adalelere. onlara. insan türüne olan büyük nimetine. Yüreğin sol . Kalça damarları ki. yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. beşyüzotuz sinirde son bulmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki. Şu halde bu surette toplanan sanatları seyreden uyanık kimse. Birinci Madde Yürekten biten atar damarları bildirir. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir. 39-BÖLÜM:039: İKİNCİ BÖLÜM Atar damarların bittiği yerleri ve faydalarını ayrıntılı olarak beş madde ile açıklar. ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. Ey aziz.adalelerine. İçindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. Bunların bitiş yeri. Her halde ona yönelmiştir. bütün bunlara dağılmıştır. karın zarlarına. beden azalarının cüzleri her an şahadet kılmıştır. Açıklanan bedeninince sanatları. hepsinden önce ve küçük olmuştur. Bu bölümde açıklanan sinirlerin sayısı. Kendisini nimet denizine gark olmuş bulmuştur. o sâni ve hakîm Allah'ın kudretinin kemaline delalet edip.

iki şube olmuştur. Bu damar. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. unun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. büyük . malum olsun ki. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. inayetinin kemaline şehadet kılmıştır. lakin omurga yakınında.boşluğundan bitip. akciğere arka tarafından gelmiştir. Önünden kollara ayrıldıkta. yüreğin cüzleriyle karışmıştır. Küçük şubesi dahi yüreğin arkasından geçip. şubeleriyle el ve avuca çıkışını bildirir. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki. Bu damarların bitiş yeri. ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. Akciğer cevherine. Bunlar dahi Bâri Taala hazretlerinin kudretine delalet edip. Büyük şubesi. anatomi bilginleri demişlerdir ki: büyük atardamar yüreğin sol boşluğundan bitip. Sübhanallah! İkinci Madde Yürekten biten büyük atardamarın vücudunu. yine iki kısım olmuştur ki. Ey aziz. Bu iki şubenin çokları. kolaylıkla ulaşmıştır. küçük kısmı yukarıya çıkıp. yüreğin etrafını tavaf ve devredip. mülayim bunlara mensup olan latif kan. cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. Bu atardamarlar. Özellikle bunun yeri yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti. akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur. çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. azı. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. ondan o saçılma kolaylık bulsun. sağ boşluğa yayılmıştır. akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. yürekten akciğer içine saçıldıkta.

ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. ondan sağ tarafa kıvrımlı dönüp. onlara. iki sübab olup. tertip ve nizamını türlü uzuvlarla kılmıştır. küçük ve az olduğundan. Bunun büyük kısmı gerdana çıkıp. yüreğin üstünde yine iki kısım olmuştur. Bu iki kısmın. böğüre ve iki evvelki kaburgalara. üst boyun omurlarının altısına ve boynun halka kemiğine dağılıp.kısmı aşağıya inmiştir. yüreğin içinden onunla beraber dışarı yay çıkıp. bölünmede onlara eşlik etmiştir. Üçüncü kısmı. içindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. küçük kılınmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki. omuz üzerine varmıştır. Zira ki bunlar. kan damarlarından gıda bahşetmiştir. . onları besleyen yukarı çıkan kısım. Her uzva. Yüreğin üstünde bulunan önemli uzuvlar. bedenlerin bileşimini. Ey aziz. Bu büyük atardamarın çıkış yeri üzerinde üç sağla kapak vardır ki. Yukarı çıkan kısmın. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. Üçüncü Madde Baş uzuvlarına çıkan atar damarları bildirir. onlarda dağılmıştır ve son bulmuştur. ona sağlamlık veregelmiştir. can damarlarından hayat. Bunun iki kısmı. küçük kısmı sol omuza çıkıp. Yaratıcı ve bâri olan Allah ne büyüktür ki. yukarı çıkan kısmı. çıkan kısımdan daha büyük olduğunda bu hikmet bu olmuştur ki. açıklanacak şahdamarlarla boyunun sağ ve solundan başa çıkıp. Bular hareket eden can damarlarıdır. can ve güç vermek olmuştur. şiryan derler. yürekten aşağıda konulan büyük ve küçük uzuvları sıcaklığıyle yetiştirip. bu dahi üç kısım olmuştur. hemen büyük kısmın üçüncü kısmı gibi dağılmıştır. İnen kısmın miktarı. Ondan iki el uzuvlarına inip. Şu halde atardamarlar vasıtasıyle beden uzuvları hayat ve can bulmuştur. malum olsun ki. onda olan yumuşak ete eriştikte. inen kısım.

akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. niyetinin kemaline şehadet kılmıştır. Akciğer cevherine. ondan o saçılma kolaylık bulsun. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. malum olsun ki. Bunun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. Ey aziz.Bunların bitiş yeri. Özellikle bunun yeri. hepsinden önce ve küçük olmuştur. yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yürekten beden uzuvlarına dağıla atardamarın açıklanan büyük kısmı. yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir. cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Bu damarların bitiş yeri. Ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur. önce yürekten düz . akciğere arka tarafından gelmiştir Önünden kollara ayrıldıkta. Kalça damarları ki. mülayim bunlara mensup olan latif kan. çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. kolaylıkla ulaşmıştır. yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. Bu atardamarlar. Bunlar dahi Bâri Taala hazretlerinin kudretine delalet edip. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. yürekten akciğer içine saçıldıkta. Sübhanallah! Dördüncü Madde Yürekten aşağıya inen atar damarın büyük kısmını bildirir. ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki. lakin omurga yakınında. Bu damar. Yüreğin sol boşluğundan bitip. akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir.

bundan hayat bulmuştur. göğsün hizasına geldikte. Zira ki onun yeri yüreğin başı karşısında olmuştur. omurlar deliklerinde omuriliğe girip. erkeklerde ve kadılarda tenasül uzuvlarına inmiştir. o damarlara ayrılmıştır. her birine birer şube göndermiştir ki. Sonra bu inen kısımdan bir atardamar uzanmıştır ki. Sonra göğsü geçtikte. sağ ve soldan diyaframa gidip. Adı geçen omurdan aşağıya eğilip. göğsün hizasında olan omurlara geldiğinde. Sonra bu inen kısımdan üç damar uzanıp. O böbreğin liflerine ve onu kuşatanlara dağılmıştır. sağ yumurtayı bulmuştur. Sonra bu inen kısımdan atardamar uzanmıştır ki. onun cüzlerine ayrılmıştır. mesaneye gelmiştir. iki böbrek içine girmiştir. onda dağılıştır. düz bağırsağın çevresinde bulunan çaba. Şubeleri. ikisi leğen kemiğine. Onlardan iki böbrek. ondan gıdalardan aldıkta. mesaneye dahi gelmiştir. omurga omurları üzerinde inip. bir şube karaciğere. o. böbreklerden dahi iki damar ayrılıp. ondan iki atardamar ayrılıp. onlarda kalan kesif su. en küçüğü özellikle sol böbreğe gelmiştir. Bu büyük kısım inerken yüreğin sağ boşluğunda dağılan atardamar. Sonra inenin kökünden bir küçük çift atardamar ayrılıp. akciğerin soluk borusu etrafına dahi ulaşmıştır. Karaciğer şubesi ondan geçip. onda hepsi dağılmıştır. biri dahi makada ulaşmıştır. Sonra bu inen kısımdan üç atardamar ayrılmıştır ki. Sağ böbrekten ayrılan. kan suyu gibi karaciğeri anlatılan biçimde çekici olmuştur. Sonra bu inen kısımdan birçok damarlar ayrılıp. kuyruk sokumu kemiğine ulaşmıştır. Sonra bu inen kısım. erkeklerde ve kadınlarda . bir küçük şube göndermiştir ki akciğerin göğüsten olan tarafına dağılıp. bağırsakların çevresinde olan ince deriyi bulmuştur. Sol böbrekten ayrılan sol yumurtaya gelmiştir. O iki büyüğü. birisi tenasül organı cildine varıp. omurilik ve kaburga aralarına dağılmıştır. bir dalağa. böbreklere dolup. Zira ki karaciğerin içinde ikinci hazımdan kıvama gelmeyen kanın latif suyu.olarak beşinci omura dayanmıştır.

o. açıklanacak damarlarla birlik iki kısım olmuştur. Bazısının uçları. Göbek yanında biri birine kavuşup. Açıklanacak kan damarı şubelerinin altından geçip. Sonra ayağa inip. Bir kısmı sağa. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bacaklar tarafına inen iki kısımdan her biri. ikişer büyük şube olmuştur. Bir şubesi dış. Acizlikten unutkanlıktan ve eksiklikten uzak olan Allah münezzehtir. Ey aziz. bir kısmı sola. içe katlanıp. Sanatlarının benzersizliğinde akılları hayrete düşüren Allah münezzehtir. İnsanı. rahme gelip. girmiştir. bir kısmını kadın yapmıştır. Her birinden kuyruk sokumu altında birer şube ayrılıp.öne gelmiştir. bir şubesi iç nâmıyle şöhret bulmuştur. mesane yolundan erkeklerde düz olarak âlete gelmiştir. Beşinci Madde Oyluklara. ön tarafa baş parmak ile orta parmak arasına büyük şubesiyle meyletmiştir. ayak cüzlerinin çoğunda gömülmüştür. ikisinden birçok kollar ayrılmıştır. Sonra bacaklara inerken. yine onda yapışmıştır. onda iki oyluğa inmiştir. bunların bazısı atar kan damarlarının şubesi gibi beşinci omura giren atar damarı şubeleri gibi omuz mevziine çıkan atardamar şubeleri gibi içlere meyleden atar damarın . Sonra inenin kökünden ki. Ondan bir küçük çift kalmıştır ki. Kalan şubeleri. Onlardan bir kısmını erkek. biri göbeğe ulaşmıştır. omurga omurlarının sonuna vardıkta. biri mesaneye. her biri kuyruk sokumu kemiğini kuşatıp. onda olan adalelere dahi şubeler indirmiştir. Açıklanan atardamarlar ki. büyük kısımdır. diğer parmaklara gelmiştir. baldırlara ve ayaklara inen atardamarları bildirir. malum olsun ki. Baldırda konulan adalelere şubeler göndermiştir. Bazısı kasık kemiği üzerinde konulan adalelere dağılmıştır. Kadınlarda önlerin ucuna gelip. can damarlarıdır. gidip. kusursuz olarak en güzel suretle suretlendiren Allah münezzehtir. Onda olan damarlara karışmıştır.

Ey âlemlerin Rabbi! bizi âlimlerden ve amel edenlerden kıl! 40-BÖLÜM:040: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Sakın damarların bitiş yerlerini ve faydalarını altı madde ile ayrıntılı olarak açıklar. şebekede dağılan iki sübab ve meşime gibi. biri karaciğerden. kuvvet ve korkulacak kimse yoktur. bir şube ile omuza nüfuz eden atar damar gibi. kan damarına (aort) parmak bir zar ile bağlı olup. Hepsi tamam. iki fayda için biri birine yakın olmuştur. mideye. karın tarafından kuyruk sokumu kemiğine tek başına inen atar damarlar gibi. ikisinden kan ve can istifade ederler. Birinci Madde Karaciğerden biten bâb damarının dallarını ve faydalarını bildirir. onlara teğet olan aza. Birisi budur ki. diyaframa gelen atar damarın şubeleri gibi. karaciğere. dip tarafından vucütu bulmuştur.şubeleri gibi. kan damarlarıdır. Ey aziz. malum olsun ki. Aort adı verilen damarlar ki. Karaciğerden önce iki damar vücuda gelmiştir ki. can damarları ile kan damarları biri birlerinden can ve kan kazanır. çarpmalardan korunmak için damarlar altında örtülü kalıp. Atar damarlar adı verilen can damarları. Onun çoğunlukla faydası. iç organlarda olan atar damarların hepsi. açıklanması kaleme gelmiştir. dalağa ve bağırsaklara inen atar damarlar gibi. İnsanı en güzel surette yaratan Allah münezzehtir. tabibler arasında. gıdayı mideden karaciğere çekmektir. Bizim için büyük ve yüce Allah'dan başka kudret. ikiyüz adet atardamara ulaşmıştır. anatomi bilginleri emişlerdir ki: Sakin damarların hepsi karaciğerden bitmiştir. atardamarlara kalkan gibi koruyucu olmuştur. Şu halde insan bedeninde onulan ve düzenlenen can damarları bunlardır ki. kan damarları. Bu damar. İkinci faydası budur kik. .

Bundan dahi şubelere ayrılıp. bir cüzünden dalağın üst cüzünde yani yarısında şubeler ayrılmıştır ki. ona gıda vermiştir. midenin altına inip. midenin yumrusu sonuna erip. Bu damar. bir cüzü yukarı çıkmış. Zira ki mideni n içinde gıdalara kavuşmakla gıdalanır olmuştur. mide yüzeyi tarafına gelmiştir ki. Onun çoğunlukla faydası. altı kısmı büyük suret bulmuştur. İkinci damar. Şehve ve iştihayı uyarıp. o yarıya onlardan gıda gelmiştir. Dalağa bitişmesiyle bile ondan bir şube geri dönüp. o taraf gıdasını ondan almıştır. pankreas adı verilen cisme dağılmıştır. midenin sol tarafında bölünmüştür ki. şubelere ayrılmıştır. İki kısmı küçük. Ama babın karaciğer dibine bitişik olan ucu. sekiz kısım olmuştur. idenin alt ağzı olan kapakçıklar yanında dağılıştır ki. Dalağın ortasında . Ama geri kalan altı kısmın biri. onda iki cüz olup. Uçları karaciğerin yumru tarafına yettikte. Dalağa giren şulbe ortaya geldikte. mide ağzını duraklatmaya ve hareket ettirmeye yetmiştir. dalgalandırmıştır. o taraf ondan gıdasını bulmuştur. dalağa ulaşmıştır ki. Yukarı çıkan cüzü. Bir şubesi. Altı kısmın ikincisi. dalağa ulaşmasından önce ondan şubeler ayrılıp. iki küçük kısmın biri. öd kesesine gitmiştir. siyah köpüğün fazla asidini ona itmiştir. oniki parmak adı verilen bağırsağın kendisine bitişmiştir. İkinci kısım. Fuduldan çıkıp. karaciğer boşluğunda ayrılan tarafı.bâb ismiyle şöhret bulmuştur. ecvef nâmını almıştır. ondan gıda cezbetmiştir. biri midenin sol dışı tarafına dağılmıştır ki. Bir cüzü mide ağzına dağılmıştır ki. Ondan gıdayı çeke gelmiştir. budur ki. karaciğerin yumru tarafından meydana gelmiştir. ondan ayrıldıkta. Bunun şubeleri. İkinci cüzü dışa gelip. bir cüzü aşağı inmiştir. önce beş kısma yetmiştir. midenin dışında gıdasını ondan almıştır. yeraltında olan kökler gibi karaciğer içinde dağınık bitmiştir. Bâb olan damarın. iki cüze bölünüp. iki cüze bölünmüştür ki. pankreasa gelmiştir ki. gıdayı karaciğerden uzuvlara ulaştırmak ve dağıtmaktır.

Yukarı çıkan küçük kısmı. rızık verici ve yaratıcı Allah münezzehtir. Birinin şubeleri. gıdayı ondan alagelmiştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: ecvef damarın kökü önce karaciğer içinde kıl gibi dağılıştır ki. Ama altıncı kısmın çoğu. karaciğerin yumru yüzünde doğup. İkinci Madde Karaciğerden biten ecvef damarın bazı kollarını ve faydalarını bildirir. karaciğerin dibinden boşluğa gelmiştir.olan şubeden inen cüz dahi iki cüz olmuştur. diyafram içine geçip. sol tarafa varıp. Bab damarının şubeleri. Ey aziz. karaciğerin yumru dış boşluğunda vârit olmuştur. büyük kısmı aşağı inmiştir. Ecvef damarın şubeleri. düz bağırsağın çevresinde olan damarların ince kanallarına dağılmıştır ki. azaeti celal bulmuş olan. Altı bölümün üçüncüsü. Sübhanallah! Kudreti kemal bulmuş. yine kıl gibi şubelere ayrılan bab damarının şubelerinden gıdayı çekegelmiştir. onda dağılmıştır ki. kalınbarğısakların çevresinde olan ince kanallara dağılmıştır ki. yukarı çıkmış. gıdanın aşağıda bulunan hâsılından gıdasını almıştır. gıdayı onlardan almıştır. biri küçüktür. dalağın alt yarısına dağılmıştır ki. biri büyük. Altı kısmın beşincisi. Altı kısmın dördüncüsü. Küçük kısmı. bazısı a'ver (coecum)e bitişik olan ince lifler çevresinde ağılmıştır ki. Şu halde bu ecvefin gövdesi. ona iki damar . saç gibi ince şubelere ayrılıp. ondan içyağına gıda gelmiştir. yukarı çıkanın çevresinde. o yarı ondan gıdalanmıştır. malûm olsun ki. dalak damarının şubelerinden ve midenin solundan sağına glen cüze karşı olduğu halde dağılmıştır. Bazısı içyağının sağına yönelip. bazısı midenin yumrusunun sağ tarafı dışında dalak tarafından idenin soluna gelen cüze karşılık olduğu halde dağılmıştır. iki kısım olmuştur ki. İkinci cüzü içyağından meydana çıkıp.

onda dağılmıştır ki. Sonra yukarı çıkan kısım boyun kemiği hizasına geldikte. atardamarlar gibi iki zardan bitmiştir. Bu büyük damar yüreğe girdiğinde. içinde dağılmıştır ki. Onda kıl gibi dağılmıştır. Gıda ise havadan kalın olduğundan. ona yetmiştir. Akciğer cevherine benzemiştir. biri küçük suret bulmuştur. Üç kısmın ikincisi. gıda için kalmıştır. Sağ boşlukta akciğer tarafına dönüp. bundan saçılan kan oldukça incelmiştir. yürek çevresinde dolaşıp. onun sağ kulakçığı yanında içine girmiştir. yürekte çok az kaldığından. Bu damar. Atar damarların bitiş yeri yanında yüreğin ağına yakın yerde bitmiştir. zira ki bu ince kan. yüreğin nahiyesini geçtikte. özellikle insandan sol tarafa meyledip. sekiz alt kaburgaya ve onlara yakın olan kaburgalara dağılmıştır. diğerlerinden daha sert olmuştur. zarfı daha büyük olmağa muhtaç olmuştur. Bunun faydası bu olmuştur ki. Üçüncü kısmı. geri dönmesin. Sonra yukarı çıkan kısım ikiye bölünmüştür ki. ona üç perde vermiştir ki. yürek damarlarının en büyüğü olduğunda hikmet bu olmuştur ki. Ama büyük kısım yüreğe gelip. ondan göğsü ikiye bölen perdelerin ve kılıfların yukarılarına ve tev'e adı verilen yumuşak ete saç gibi şubelerle dağılmıştır. göğüs omurlarından beşinci omura gidip. havayı çıkarmak için bulunup. yüreğe gıda ondan gelmiştir. bu büyük damar. Onun için tabibler buna. Bu damar. öbürüyle birlikte çıktıkta. Sonra yukarı çıkan kısım. yüreğin örtüsü hizasına gelip. menfezi daha geniş. Bu üç perde. ona üç ısım damar göndermiştir ki. diğer damarlar. Ama küçük damar budur ki. biri büyük. faydaları dışarıdan içeriye gelmiştir. atar kan damarına girdikte. şiryan (atar damar) adını vermişlerdir. Diyaframa gıda ondan gelmiştir. ona birçok kollar göndermiştir. Ta ki yürek uzama sırasında onardan gıdayı çekip. Yukarıya çıkan kısım.verip. biri yürekten akciğere gitmiştir. onda hararetle pişmiştir. yayıldıkta. ondan . ona gıdayı lutfetmiştir. ona dayanıp. bunda pişme olmayıp.

Ağızları onda dağılmış olan atar damarların ağızlarına kavuşmak ile mutabık gelmiştir. Her bir şube. Bu ne yaratılıştır ve bu ne sanattır ve ne hikmettir ki. çeneler. Ta ki hançereye varmıştır. bâri ve şekil verici olan Allah münezehtir. Her bir damarın birer şubesi. kaburgalar arasında bulunan adalelere dağılmıştır. iki kola bölünmüştür. İki tarafından onlara girip. her bir damarı beşer şubedir. malûm olsun ki. başa yükselmiştir. gerçeklerinin inceliğinde akıl sahipleri şaşırıp kalmıştır. göğüsten dışarı olan adalelere dağılmıştır. biri bağır kemiği üzerinde sağ ve soldan inmiştir. iki taraftan boyunda gömülmüş olan adalelere dağılmıştır ki. baş ve yanak ayasına çıkan kıllarını bildirir. açıklanacak kuyruk sokumu kan damarında. İkinci şubeleri omuzlara dağılmıştır ki. Yukarı çıkan kısmın üçüncü şubesi. göğüs. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs ve omuz adalelerine dağılan iki şubenin geri kalanı bir çift şubedir ki. Her taraftan. düz adalelerin altında aşağı inmiştir. iki omuza gıda vere gelmiştir. boyun. onda sıralanan adalelere dağılmıştır. boyun kemiği nahiyesine gelmiştir. Yaratıcı. bir bölük damar dahi omuzu tamir edip. omuzlar. Dördüncü şubeleri boynun üstteki dokuz omuru deliklerine bölünmüştür. Onda olan adalelere bunlardan gıda gelmiştir. yukarı çıkan adalelere ve atar damarlara bitişmiştir. Sonra yukarı çıkan. o iki yerde olan adaleler.iki şube ayrılmıştır ki. Şubeleri onlara dağılmıştır. Ey aziz. . o adaleler onlardan gıda bulmuştur. Üçüncü şubeleri. birbirinden uzaklaşarak. onlardan gıdalarını almıştır. Bu iki şubeden birçok damar. Sübhanehü ve Taâlâ! Üçüncü Madde Kara ciğerden biten ecvef damarın. göğüste dağılmıştır ki. Hançereyi tamamladıkta. Sonları. Bu iki şubeden bir bölük damar dahi. üstteki dört kaburgaya onlardan gıda gelmiştir. üç şubeye ayrılmıştır. iki şubesi.

Ama her şubenin birer koku. biri dış. Üçüncü kolları. boyun kemiğinin dışına ulaşmıştır. bir cüzü enlemesine gidip. Şu halde iki kısımdan. Bu ikinci kısım. boyun kemiğine yükseldikte. biri omuz üstünü geçip pazu başına gidip. üçüncü şubesi. boyuna çıkarken iki kısım olmuştur ki. dağılmıştır. ellerin sonuna gitmiştir. öne ön tarafa inip. ondan yükselip. Lakin biri onda haps olup. bundan iki cüz ayrılmıştır ki. evvelki kısma ulaşmış ve karışmıştır. Bu iki omuz damarının iki tarafından iki damar. İkinci kısmı. sonra iki damarından ayrılmıştır.Beşinci şubeleri. ikişer cüzleri omuz diplerine gelmiştir. biri iç şah damarı suretini bulmuştur. birinci kısma karışmadan önce. omuz üzerinde uzadıklarından. biri ondan ayrıldıkta. ıbti (koltukaltı) adını vermiştir. boyunun dışında kıvrımlı olup. omuz üstüne dek buna eşlik etmiştir. göğü üzerinde geçip. Üçüncü cüzleri büyük olup. iki boyun halka kemiğinin kovuştuğu yerde. omu mafsalını hareket ettiren adalelere dağılmıştır. iki taraftan omuz içine gelip. Onda olan büyük adalelere ve küçük adalelere ve içinde olan büyük adalelere dağılmıştır. hepsinden daha büyük olup. Tıpçılar onlara. Ondan yükselip. dış damar. her biri omuz damarı nâmıyle şöhret bulmuştur ki. Dördüncü kolları büyüktür ki. onlarda olan adalelere dağılmıştır. Biri içe . ön tarafa yükselmekle gelmiştir. her biri üçer cüze bölünüp. İkinci cüz. yine birleşmiştir. ikinci kolları yumuşak ete ve atar damarlar içlerine dağılmıştır. böğür kemiği üzerinde. Omuz damarı. boynun dışına gidip. bilinen şah damarı meydana gelmiştir. her biri ikişer şube olmuştur. yumuşak kısma inmiştir. Yukarı çıkan kısmın. her biri dört kol olmuştur. Göğüs üzerinden geçip. ikisini dahi geçip. içeri gireceği yerde. iki kısım olmuştur ki. baş damarı dahi bunda olmuştur. Dış şah damarının iki damarı karışmalarından sonra iki kısım olmuştur. iki el nahiyesine gidip. Bu iki çift damardan örümcek ağı gibi dağılıp. onda dağılmıştır.

ondan orta karından iki ön karna uzanıp. (Herkese rızık veren. atar damarların dağılması gibi. İkinci kısım dışta olup. dış şah damarından gene şubelerle karışmıştır. Ondan kollar hâsıl olup.) Dördüncü Madde Karaciğerden biten ecvef damarın kol ve ellere gelen kollarını ve . sonu nihayet lam yivine gelmiştir. hançereye ve gömülmüş adalelere bölünüp. Bunlardan kafatasının perde mahalline gıda gelmiştir. kafa kemiği boşluğuna girmiştir. o. Sonra iki tak arasına dağılmıştır ki. şekil verci ve yaratıcı Allah her şeyden münezzehtir. beyin üstündeki kafa kemiği perdesi mahalline ulaşmıştır. ağızlarına kan dökülüp. onuna doğru üst tarafa gidip. sıkıcı nâmını almıştır. Sert zarları. O zarlar gıdasını bu şubelerden almıştır. küçük kollara ayrılmıştır ve üst çeneye dağılmıştır. ondan ayrılmıştır. Ondan dimağ zarlarına şubeler dağılmıştır. lam yivi sonunda.gömülüp. Hepsi yemek borusuna. şube göndermiştir ki. Onlardan büyük şube ayrılmış ve alt çenede dağılmıştır. Bunların hepsi. Bu iki sınıf şubelerden ince damar cüzleri dilin çevresine gelmiştir. iki kulak ve başa şakın olan yerlere dağılmıştır İç şah damarı. Bütün atar damarları sağlam raptedip geniş yerde karşılamıştır ki. şanı yüce olan. çevrelerinde bulunan cüzlerle bu şubeler raptedip. pişsin. yemek borusuna eşlik edip. onlarda toplanıp. Ondan bir saç gibi baş damarı ve boyun mafsalanı gelmiştir. oraya yükselen atar damarlara kavuşmuştur. İşte bu perde meşime şebekesi ile örülmüştür. birinci ve sekizinci omurdan çıkan sinirle dağılmıştır. onda dağılmıştır. Adı geçen kolları gönderdikten sonra kalan damarlar. Kafa kemiğinin iki hacminin birleştiği yere çıkıp onda kafa kemiğinin içine gömülmüştür. Ondan kollanan kanallardan kanı çekip. Allah Taâlâ'nın kudretinin kemaline delalet kılmıştır. Sonra ondan nice şubeler dağılmıştır ki. Sonra ince perdelerden dimağa inip.

üst oynağa çıkıp. dirseğe yönelmiştir. ikisinden ekhal hâsıl olmuştur. kol damarının bir şubesine bitişip. dirseğin iç mafsalına yakın geldikte. Ondan dış tarafa dağılmıştır. o. Kalanları. ondan dış tarafa gidip. kol içinde dört kol olmuştur ki.faydalarını bildirir. Üçüncü kolu. basilik damarıdır ki. malûm olsun ki. aşağı oynağın tarafına inip. onun bir kolu. iç tarafa inen serçe parmak ve yanındakinin hepsine ve orta yarıma varmıştır. işaret parmağı ile orta parmağın arasına gelip. yunan lamı şeklinde iki kol olmuştur. üst oynağın tarafına inip. Ancak bir şubesi. üç kol olmuştur ki. Başparmağın arkasında ve onunla işaret parmağı arasına ve işaret parmağının kendinde dağılıştır. birinci kolun üstünde onun gibi dağılmıştır. bir dahi gömülüp. üst kolu. ondan pazunun dış cüzlerine ve derisine dağılan şubelerdir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kol damarının aslı. üst kolan işaret parmağına gelen damarın bir şubesine bitişip. ikisinden ekhal damarı vücut bulmuştur. İçtekinin ikinci kısmı. derine gitmiştir. iç taraftan bitip. Aşağı kolu. omuz damarıdır. Ondan ayrışan şulelerin başlangıcı kol damardır ki. Bu. iki kısım olmuştur. ikinci kolu ki. kafa damarından gömülen şubeye bir miktar bitişip. Ekhal damarı. Bir kısmı derine gidip. hepsinden büyük gelip. bir kolu. onunla tek bir damar olmuştur. Sonra dirseğin mafsalın yakın olmasıyle üç kısım olmuştur ki. Bu kısım üst oynağın dışı üzerinde uzanmıştır. sonra ayrılmıştır. esîlmdir. biri kol ipidir. içeriden bir şubeye bitişmeye gidip. kol kemiğine varmıştır. son bulmuştur. . pazuya hizalandıkta. İkici mafsala yükselen kemiklere temas eden et cüzlerine bölünmüştür. İkinci kısmı kolun dışında dirsek boğumuna yönelip. bir kolu. Şu halde bu mafsalın biri. kolun aşağılarında bileğe varıncaya dek dağılmıştır. İkinci kolu. Ey aziz. onda olan adalelere dağılıp. üstte ve dışta olup. Üçüncü kısmı derine inip.

ondan bir büyük damar ayrılıp. onlara doğnalar ismi uygun gelmiştir. Beşinci Madde Ecvef damarın kara ciğerden bedenin aşağısına inen büyük kısmının kollarını ve faydalarını bildirir. kırmızı kan döken beyaz meni olmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki 0 Ecvefin inen cüzü ki. erkekler ve kadınlarda sol yumurtaya inmiştir. büyü kısmıdır. Zira ki açıklanan atar damarlar gibi. O kara ciğerden doğdukta. Sağ böbreğe gelip. karaciğer kan suyu onlara gıda gelmiştir. Bunların hepsi. böbreklerden onlarda yumurtalara akan halis kan sıcaklıkla pişip. bu duarlar zekerde. onun liflerini bulup. Bunlardan iki elin parmakları her an Allah'ın kudretiyle beslenmiştir. Hepsine bu dallarla gıda gelmiştir. İki damar dahi omurgadan iki yumurtaya ulaşmıştır. sağdan sağa ve soldan sola gelen iki sert damar tarafına bükülmüş ve şekilleri yuvarlak olduğundan. civarında olan cisimlerde dağılmıştır. ferçde ve rahmin derinliğinde kaybolmuştur. Böbreklerden. kılcal damarlara dağılmıştır. Sonra bu inen kısımdan bir büyük damar ayrılıp. Ey aziz. Üçüncü kolu serçe parmak ile yanındaki arasına yönelmiştir. gıda vermek için iki böbrek içine girmiştir. malûm olsun ki. yine kılcallar gibi damarlara dallanmıştır. Bu doğnaların solundan bir damar ayrılıp. sağdan şubelere ayrılıp. tenasül organları içine. onda ve ona yakın olan cüzlerde dağılmıştır. Sonra bu inen kısımdan büyük damar dağılmıştır ki. Hepsine gıda vermiştir. Bir damar dahi. Sağ böbreğin liflerine ulaşıp. İnsanın en güzel şekilde yaratan hakîm ve sâni Allah münezzehtir. parmak mafsallarına bölünmüştür. inerken her bir omur . sağ yumurtaya gelmiştir. Sonra bu inen kısım omurgaya dayanıp. Bunlar.Orta parmak ile yanındaki arasında dağılmıştır. omurgaya dayanmazdan önce. bu doğanlar dahi böbreklerin gıdalarını çekici olmuştur ki.

yanında ondan yine şubelere ayrılmıştır ki, bazıları o omurlara girip, omuriliğe ulaşmıştır. Bazıları yanında konulan adalelere dağılmıştır. Bazıları iki leğen kemiğine gelip, karın adalelerinde son bulmuştur. Bu inen kısım anlatılan durumları ile omurga omurlarının sonuna ulaştığında, onda iki kısmı bölünmüştür ki, bir kısmı sağ oyluğa ve bir kısmı sol oyluğa yol bulmuştur. Bu iki kısım oyluklara inmezden önce her birinden on tabaka damar ayrılmıştır. Evvelki tabakaları sert yerlere gelmiştir. İkinci tabakaları kıllar gibi dağılıp, kuyruk sokumu altlarına yayılmıştır. Üçüncü tabakalar kuyruk sokumu kemiği üzerinde olan adalelere dağılmıştır. Dördüncü tabakaları makat adalelerine ve kuyruk sokumu dışına bölünmüştür. Beşinci tabakaları, kadınlarda rahme yönelip, bazısı onda ve ona bitişik olan cüzlerde dağılmıştır. Kalanları mesane tarafına gelip, iki kısım olmuştur. Biri mesanede dağılıp, biri mesanenin boynuna gelmişti. Bu beşinci tabaka erkeklerde çok olmuştur ki, hem mesaneyi kuşatıp, hem zeker olmuştur. Altıncı tabakaları oyluk kemiği üzerinde konulan adalelere yönelip, onda dağılmıştır. Yedinci tabakaları karın üzerinde beden doğrultusunda giden adalelere yükselmiştir. Bu damarlar, o damarların uçlarına bitişmiştir. Göğüsten onlar karın boşluğuna inmiştir. Bu damarların kökünden kadınlarda dört damar bitip, dört taraftan rahme gelmiştir. Onlardan sekiz damar iki meme tarafına yükselmiştir ki, bu damarlarla rahim, memelere eş olmuştur. sekizinci tabakaları erkeklerde zeere, kadınlarda bız'a gelip, onlarda dağılmıştır. Dokuzuncu tabakaları, oyluğun iç adalelerine inip, onlarda dağılıştır onuncu tabakaları iki leğen kemiğine çıkıp, eller tarafından inen damarların içlerine ulaşmıştır. Hepsinden bir cüz'ü büyük hasıl olup, yumuşak adalelere inip, onda bölünmüştür ki, yirmi tabakaya varmıştır. Bu damarların bu tevzi ve ayrılmalarından nice kimseler ibret almıştır. (Damarlarda kanı nehirler gibi

akıtan kahredici ve tek olan Allah münezzehtir.) Altıncı Madde Ecvef damarın inen kısmında oyluklar altına giden dallarını ve faydalarını bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Sözü edilen iki kısmın adı geçen tabakalarından arta kalanı, oyluklar içine inip, her bir kısım bir oyluk içinde onbeşer şube olmuştur ki, biri oyluğun önü üzerinde konulan adalelere bölünmüştür. Biri oyluğun arkasında olan adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf adalelerine inmiştir. ikisi diz mafsalı adalelerine gelmiştir. Üçü şubenin kalanlarının dıştakileri küçük kemik üzerinde topuk mafsalına dek uzanmıştır. Orta şubesi diz sonundan baldır içi adalelerinde şubeler bırakarak inmiştir. Ondan iki şube kaldıkta, biri baldır cüzlerinin içinde kaybolur. Biri iki kemik arasında uzayıp, ayak önüne inişte sözü edilen dış damarın bir şubesine karışmıştır. üçüncü iç şubesi baldır derinliğine yönelip, büyük kemiğin yumru tarafından topuğun altına gidip, ayağın iç tarafına gelmiştir. Açıklanan üç şube, onda dört şueye bölünmüştür. ikisi içtedir ki, küçük kemiğin tarafından ayağa girmiştir. ikisi içtedir ki, iki dıştakinin birine içtekinin en içteki ulaşmıştır. Ayağın üstüne çıkıp, üstlerinde dağılmıştır. ikincisine iç kısmın dış şubesi bitişip, ayağın alt cüz'lerine dağılıp son bulmuştur. Şu halde insan bedeninin tümünde bulunan kan damarları bunlardır ki, açıklamaya gelmiştir. Hepsi tamam üçyüzaltmış kan damarına varmıştır. Hakîm ve şekil verici olan Allah'ın en güzel şekilde yarattığı insan bedeninde olan benzersiz sanatları fikiretmeye ve düşünmeye vesile olmak için onda bulunan birbirine benzer parçaları bu miktarca açıklamakla yetinilmiştir. Bundan sonra bazı güç ve hisleri, uzuvların şekil farklılığını dahi iki bölüm ile açıklamağa lüzum

görülmüştür. Bedende bulunan sonsuz ince sanatlardan açıklanan azaların anlatımı kısa kesilmiştir. Zira ki, bedende yaratılan bütün uzuvların çeşitli cüzlerinin uzun uzun anlatılması ve durumlarını filozoflar nice yüz kitap ile ancak açıklamışlardır. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir.)

41-BÖLÜM:041: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İnsan bedeninde bulunan cinsleri ve kuvvet çeşitlerini, uzuvlarının içlerinin başlangıcını ve hayat verici dört nefsi, his ve kuvvet gibi hizmetçileri olan eşyayı altı madde ile açıklar.

Birinci Madde
insan bedeninde olan kuvvetlerin tür ve cinslerini, uzuvların içlerinin başlangıçlarını kısaca bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kuvvetler ile fiiller birbirinden anlaşılmıştır. Zira ki, her bir kuvvetin başlangıcı bir fiil olup, her bir fiil ancak bir kuvvetten çıkmıştır. Şu halde fiiller gibi kuvvetler dahi iki cins olmuştur ki, biri tabii kuvvetler, biri nefsanî kuvvetler bulunmuştur. Bu kuvvetlerden her birisi için bir baş uzuv vardır ki, o uzuv o kuvvetin madeni olup, fiilleri o uzuvdan vücuda gelmiştir. Tabii cins ki, bitkisel nefs olmuştur. O iki türü içine almıştır. Bir türünün gayesi, bedeni tedbir ile korumaktır. Bu tür gıda işinde mutasarrıftır ki, bedenin bekası sonuna dek ona gıda vermiştir. Büyümesi sonuna dek ona gelişme vermiştir. Bu türün yeri ve fiilinin çıkışı karaciğer bulunmuştur. ikinci türün gayesi bedenin o türünü korumak bilinmiştir. Bu tür tenasül işinde mutasarrıftır ki, beden karışımından meni cevherini ayırıp, ondan Hak'kın emri ile bedenin benzeri

şekillenmiştir. Bu türün yeri ve fiilini çıkışı tenasül organları bulunmuştur. Nefsanî cins ki, ona hayvanî nefs denilmiştir. O iki türe kuşatıcı bilinmiştir. Onun bir türü müdrike kuvveti iki, bir tür hareket kuvveti bulunmuştur. Müdrike kuvveti ki, iki kısımdır. Birine dış ve birine iç denilmiştir. Bedenin dışında idrak edici olan beş kuvvettir ki: Duyma, görme, koklama, tatma ve dokunmadır. Bedenin içinde idrak eden dahi beş kuvvettir: His, hayal, fikir, vehim ve hafızadır. Bu tür müdrikenin yeri ve fiilinin çıkışı dimağ bulunmuştur. Ama hareket kuvveti bir türdür ki, hareketlerin başlangıcı hasebince kısımlara bölünmüştür. Zira ki her bir adele, bir başka tabiatta yaratılmıştır. Bir tür damarların hareketi olup, bedenin kirişlerini, titreşim ile kavrama ve salıvermeyle yayan kuvvetlerdir ki, bunlarla mafsallar yayılıp, uzuvlar hareket kılmıştır. Bu kuvvetlerin yerleri ve menfezleri adalelere bitişik olan sinirler olmuştur. Bu hareket kuvvetinin bir kısmı gazap kuvveti, bir kısmı şehvet kuvveti kılınmıştır. Hayvanî nef gazabına ârız olan, kavrama bilinmiştir. Şehvet de ona ârız olan yayılma bulunmuştur. Gazapla şehvetin yerleri ve hareketlerinin çıkış yerleri yürek kılınmıştır. Hakikatte bütün kuvvetlerin başlangıcı yürek bulunmuştur. Lakin bu merkezler, nitelendirilen kuvvetlerin fiillerinin ortaya çıkış yeri bulunduğundan her biri başlangıç yeri adını almıştır. Nitekim hislerin başlangıç yeri dimağ iken yine her his için tek bir uzuv olunmuştur. Zira ilk o hissin fiili kendine mahsus o uzuvdan meydana çıkmıştır. ama bazı tek fiiller, gıdayı hazmetmek gibi, tek bir kuvvet ile tamam olmuştur. Bazısı yemek iştihası gibi iki kuvvetle kemalini bulmuştur. Zira ki bu iştiha çekici bir kuvvetle, bir de hem midede konulan hassas kuvvetle tamam olmuştur. Çekme kuvvetini uzun lif, rutubetle

harekete geçirir. Midenin girişindeki his kuvveti, bu işlemle iştihayı uyaran siyah köpüğü ekşidir. Zira ik bu hisse bir âfet ârız olsa, acıkma ve iştiha bâtıl olup gider. Sebeblerin müsebbibi Allah münezzehtir. Rablerin rabbi Allah münezzehtir.

İkinci Madde
insan bedeninde olan tabii nefsi ve bitkisel nefsi, bunların hizmetçileri bulunan kuvvetleri ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ana karnından dünyaya gelen çocuk, dört can ile zinde olduğu halde doğmuştur. O dört ruhun birisi tabii nefs, biri bitkisel nefs, biri hayvanî nefs ve biri insanî nefs bilinmiştir. Tabiî nefs: Bir kuvvetten ibarettir ki, cismin cüzlerini koruyup, birbirinden ayrılıp dağılmaktan mâni bulunmuştur. Bütün beden bu nefsin yeri kılınmıştır. Bunun iki hizmetçisi vardır. Birine hafiflik, birine ağırlık adı verilmiştir. Hafiflik o kuvvettir ki, çevreye meyilli bulunmuştur. Ağırlık, onun aksidir ki, merkez tarafına meyilli bulunmuştur. Bitkisel nefs: Bir kuvvetten ibarettir ki, cismi, uzunluk, genişlik ve derinlikte uzatıp, miktarını büyük kılmıştır. Bu nefsin yeri kara ciğer olmuştur. Sözü edilen tabiî nefs, iki hizmetçisiyle birlikte bu bitkisel nefsin hizmetini kılmıştır. Bitkisel nefsin, bunlardan başka kendisi için dokuz yardımcısı dahi bulunmuştur: çekme kuvveti, tutma kuvveti, hazmetme kuvveti, ayırt etme kuvveti, itme kuvveti, üreme kuvveti, şekil verme kuvveti, gıda alma kuvveti ve büyüme kuvveti. Çekme: Bir kuvvettir ki, faydalı gıdayı dışarıdan cismin içine çeker, demişler. Bu kuvvet bu fiili, kendi yeri olan idenin üst ağının uzun lifi ile işler. Tutma: Bir kuvvettir ki, gıdayı içeride korur. Bu kuvvet bu fiili, kendi

yeri bulunan midenin alt ağzının enlemesine kıvrık lifi ile eder. Hazmetme: Bir kuvvettir ki, çekmenin çektiği, tutmanın koruduğu faydalı gıdayı değiştirir. Onu bir kıvama getirir ki, üremenin açıklanacak fiili için hazırlar. Kalanı karışıp, uzuvların gıdası olur, gider. Bu işleme hazm adı verilir. Bu kuvvet, bu pişirme ve karıştırmayı kendi yeri olan mide, karaciğer ve damarlar içinde onların hararetiyle işler. Ayırma: Bir kuvvettir ki, gıdayı içeride korur. Bu kuvvet bu fiili, kendi yeri bulunan midenin alt ağzının enlemesine kıvrık lifi ile eder. İtme: Bir kuvvettir ki, gıdadan gıda almaya layık olmayan fazlayı veya yeterli miktardan ziyade kalan fazlayı iki yoldan, ya ona mutad olan menfezlerden çıkarır. Nitekim ağaçtan zamkı çıkarır. Veya o ziyade yolan fazlayı, önemli azadan daha az önemli azaya ve katıdan yumuşağa iter. Bu kuvvet bu fiilleri, mide altında konulmuş olan enli ve sıkıcı lifin bir kirişinden toplamasıyle eder. Üreme: Bir kuvvettir ki, en latif gıdayı toplar. Ta ki ondan o cismin benzeri hâsıl ola. Nitekim o toplama bitkilerde tohum, hayvanlarda nutfe denilmiştir. Bu kuvvet iki türdür ki, bir türü erkek ve dişide meniyi doğurur. Bir türü, rahmin içine gelen nutfede olan kuvvetleri, birbirinden ayırıp, her uzva mahsus bir mizaç hâsıl oluncaya dek meczeder. Bu kuvvet, bu fiilleri, kendi yerleri olan beden damarlarında işler. Şekil verme: Bir kuvvettir ki, Hak'kın kudretiyle bütün azanın teşekkül, karışım, miktar, yer, boşluk ve delikleri sonlarına bağlı olan bütün işleri görüp, korumak için gıda türünde tasarruf sahibi olup, onu cismin rengi eder. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan atar damarlar içinde eder. Gıda alma: Bir kuvvettir ki, alınan gıdanın benzerliğine çevirip, bedenden ayrılanın yerine verir. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan bütün azalarda eder.

Büyüme: Bir kuvvettir ki, cismin bütün çaplarını tabii uygunluğu üzere ziyade eder. Büyümesinde imdat eder ki, cisme giren gıda ile gelişir ve büyür. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan bedenin tümünde işler. Bu iki nefs, adı geçen hizmetçileriyle, açıklanacak hayvanî nefin hizmetçisi olmuştur. Hakîm ve kadîr olan Allah'ın boyun eğdirmesiyle, o nefse boyun eğerek itaat kılmıştır. Hayvanî nefs dahi, konuşucu nefsin binek ve atı olmuştur. (Bunu bizim emrimize veren ve bizi onun emrinde etmeyen Allah münezzehtir. Şüphesiz biz Rabbimize dönücüleriz.) Üçüncü Madde insan bedeninde olan hayvanî nefsi ve onun bedende olan hizmetçilerinden dıştaki beş duyuyu ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hayvanî nefs, bir kuvvetten ibarettir ki, o bedenin tümünde sirayet kılmıştır. Beden onun ihtiyarıyle hareketli olup, hissiyle eşyayı bilmiştir. Bu hayvanî nefsin yukarıda açıklanan hizmetçilerinden başka oniki hizmetçisi dahi vardır ki; onu, on duyudur, biri gazap ve biri şehvettir. On histen beşi bedenin dışınadır ki, yerleri: Kulak, göz, burun, ağız ve bedenin tümüdür. Beşi bedenin içindedir ki; onların yerleri, dimağ boşluklarıdır. Onlar: Ortak his, hayal, vehm, fik ve hâfızadır. Bütün bu on histen her birinin özel bir şuğulu vardır ki, onun işi o hizmettir. Beş dış hissin biri işitme kuvveti, biri görme kuvveti, biri koklama kuvveti, biri tatma kuvveti ve biri dokunma kuvvetidir. İşitme kuvvetinin şuğulu budur ki, sesleri ve harfleri işitip, birbirinden ayırt eder. Ancak bunun vasıtasıyle kelam işitilip, anlanıp, intikal olunur. Bu idrak, bu kuvvete mahsustur ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu işitmenin yeri, kulak içinde sıvı olmuştur. O bir nohut kabı kadar zarf içinde latif buhar dolmuştur.

Görme kuvvetinin şuğulu budur ki, şekilleri ve renkleri görüp, idrak eder ki; beyazı ve siyahı, uzun ve kısayı, büyük ve küçüğü, uzak ve yakını, güzel ve çirkini, aydınlık ve karanlığı birbirinden fark edip ayırmıştır. Bu idrak ise, bu kuvvetin kendine özgü şanına gelmiştir ki, sair kuvvetler, bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, gözbebeği olmuştur. Koklama kuvvetinin şuğulu bu olmuştur ki, güzel kokuları ve kötü kokuları idrak edip, birbirinden fark edip, ayırmıştır. Bu idraki bu özel kuvvet almıştır ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, dimağın önünde meme ucu gibi iki pâre et gelmiştir. Tatma kuvvetinin şuğulu, eşyanın tadını tatmaktır. Şu halde acıyı tatlıdan, ekşiyi tuzludan ayırmaktır. Bütün yiyecek ve meyvelerin tat ve lezzetleri idrakine yetmek bu kuvvete mahsus olmuştur. Bu idrak ancak bu kuvvetin şanına gelmiştir ki, sair kuvvetler bu tat ve lezzetten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, boğaz içi ile di üstüne yayılmış olan adale olmuştur. Dokunma kuvvetinin şuğulu budur ki, yumuşağı sertten, sıcağı soğuktan, yaşı kurudan, hafifi ağırdan teşhis edip, ayırmıştır. Bu idrak ise ancak bu kuvvetle vücuda gelmiştir ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, bedenin dışının tümü olmuştur. Lakin el ayasında ve parmaklarda ziyade ortaya çıkıp başın ortasında kemalini bulmuştur. Bu konum ve düzen, o yaratıcı Allah'ın kudretinin kemalini, nimet vericiliğinin nimetini açıklamıştır. Hayret ediciler bu sanattan nice ibret almıştır. Dördüncü Madde Hayvanî nefsin insan bedeninde olan beyan olunan hizmetçilerinden beş iç duyguyu ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağın üç boşluğunda olan beş iç hissin biri müşterek his, biri hayal kuvveti, biri

fikretme kuvveti, biri vehmetme kuvvet i ve biri hafıza kuvvetidir. Müşterek his kuvveti: ilk hizmetçidir. Buna iki mânâ yönünden müşterek his denilmiştir. Birinci mânâ budur ki, iki gözün idrak eylediği bir nesnenin sureti, müşterek hisde yine bir müşahade kılmıştır. Zira ki bir kimsenin gözüyle müşterek hissi arasında bir bozulma vâki olsa, o kimse şaşı olup, bir nesneyi iki görmüştür. İkinci mânâsı budur ki, müşterek his, dış hislerin sonunda ve iç hislerin evvelinde aracı olduğundan, dış hisler ile idrak olunan eşya, önce bu müşterek hisse gelip, o nehirler bu denizde toplandıkta; ondan iç hislere ulaşmıştır. Kalbe gelen fikirler, önce dimağa çıkıp, onda olan hisleri geçip bu müşterek hisse gelip, o pınar ve kaynaklar ona doldukta; ondan dış hislere ulaşmıştır. Şu halde onun için bu kuvvete üşüterek his denilmiştir. Bunun şuğulu, yazılan tercümanlık bulunmuştur. Bu kuvvetin şanı, bir tercümanlık bilinmiştir ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, fiilin başlangıcı beyan olunduğu üzere üç boşluktan birinci boşluğun ön cüzü olmuştur. ikincisi hayal kuvvetidir. Bunun işi ve sanatı budur ki, dış hislerden bir nesne idrak olunsa, mesela bir kimseyi görmüş bulunsa, o kimse hazır bulunmasa, bu hayal kuvveti, onu kayıp iken müşahede edebilir. Yahut bir kimse bir şehri seyredip, bir başka yere gitmiş olsa, o şehri murat eyledikçe, gaip iken müşahede edebilir. Çünkü hayalin işi, hayal emekle mânâları idraktir. Şu halde hakikatte hayal, kâtib misalidir ki, mânâları suretten uzak etmek onun halidir. Yani madem ki bir kelam, telaffuzla suret bulmadıkça mânâsı hâsıl olmaz ve bir kimseye ulaşmaz. Lakin suretsiz, kâtip, suret ve lafız olan mânâları gayriye ulaştırabilir. Bunun gibi hayal de, sureti hazır olmayan eşyayı, diğer hislere gösterebilir. Bu mânâların idraki, bu kuvvete mahsus olmuştur. diğer kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu hayal kuvvetinin yeri ve fiilinin başlangıcı, müşterek hissin

arkasında, ona bitişik olan birinci boşluğun diğer cüzü olmuştur. Üçüncüsü fikretme kuvvetidir. Eğer bunu, insanî konuşma kuvveti kendi faydasına kullanırsa, o anda bu kuvvete mütefekkire, müfekkire, mutasarrıfa ve zâkire derler. Eğer hayvanî vehmetme kuvveti bunu kullanıp, onun fiili için hazır olursa, o durumda bu kuvvete, hayal etme derler. Bu fikretme kuvvetinin işi budur ki dış ve iç hislerden hafıza kuvvetide her ne yazılış ise, bu, o şekilleri görüp, okur. Bu kuvvetle, birinci ve ikinci kuvvetlerin farkı budur ki, hissolunanlardan çıkarak onlara gelenleri ancak biri kabul ve toplayıp, biri o toplamı hıfzeder Lakin bu üçüncü kuvvet, ikinci kuvvette olan suretlere mutasarrıf olduktan başka o suretlere uygun ve uygunsuz olan muhalleri dahi hazır edebilir. Onun için bu fikretme kuvveti, vehmetmeye âlet gibi gelmiştir. Bu idrak ancak buna mahsus olmuştur ki, sair kuvvetler bu sanattan âciz kalmıştır. Bu fikretmenin yeri ve fiilinin başlangıcı, dimağdan orta boşluğun ön cüzü olmuştur. Dördüncü vehmetme kuvvetidir ki, bunun şuğulu ve sanatı odur ki, gördüğü ve görmediği nesneleri, doğruyu ve yalanı nefse gösterir. Şehadetler âleminde (dünyada) sureti olan ve olmayan mânâları idrak eder bulunmuştur. Vehmetme kuvveti, mesela âlemde yüzbin güneş vehmedebilir. Halbuki âlemde ütrü ferdine münhasır olan güneş, birden ziyade değildir. Veyahut cıvadan bin deniz vehmeder. Halbuki biri dahi bulunmaz. Veyahut altın ve gümüşten ve türlü cevherlerden binlerce tepe ve dağ vehmedebilir. Halbuki âlemde iri dahi olmaz. konuşmayan hayvanın aklı, ancak bu vehmetme kuvvetidir ki, bununla kuzu, bir sürüde annesi benzeri bin koyun içinde kendi annesini bilir. Çobanın sadakatiyle kurdun düşmanlığını bu kuvvetle hissedip, bilir. Şu halde bu vehmetme kuvveti diğer hayvanlardan insana mahsus olan akıl makamında olur. Zira ki hisle değil akılla algılanan sadakat ve düşmanlığı, koç, vehmetmenin hükmüyle bilir. İnsan dahi bu kuvvetin bazı hükümlerine

tâbi olup, hayvanlık eder. Zira ki vehmetme kuvveti, hayal etme kuvvetini kullanıp, olan duruma aykırı ve işin gerçeğine ters nice yollara gider Nice yalancı hayaller icat eder ki, akıl hükmünce muhal ve âtıldır. Nakil hükmünde sapık ve bâtıldır. Onun için vehmetme kuvvetine beden şeytanı adı vermişlerdir. Zira ki beden kuvvetlerinin tümü, insan aklının hükmü altında emriyle gitmişlerdir. illa ki, vehmetme insana itaatkâr ve boyun eğici değildi. Nice ki Rahman'ın mekleklerinin tümü, hazreti Adem'e secde etmişlerdir, ancak iblis ona secde eder değildir. Habib-i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem hazretleri, hadis-i şerifte0 "Her doğan ki, ana rahminden dünyaya gelir. Onunla şeytanı beraber doğar," buyurduğu vehmetme kuvvetinden kinayedir, demişler. İra ki vehmetme kuvveti, yalan söylemekten ve eşyayı ters gösterip, hile yapmaktan asla hâli kalmaz. Onun tasallutu oldukta; aklın hükmü kalmaz. Vehmin fehme galebesinden Allah'a sığınırız. Bu kuvvetin yeri, dimağı tümüdür. Lakin fiilinin başlangıcı, orta boşluğun sonu olmuştur. Beşincisi hâfıza kuvvetidir. Bu kuvvet levhaya benzer olmuştur. İnsanın levh-i mahfuzu bilinmiştir. Zira ki iç ve dış hisler, buna her ne şekil ve suret gelirse, onun nakşı olduğu gibi bu levha üzerinde sâbit olup, görünmüştür. Mesela iki kimse birbirini bir kere görmüş olsalar, sonra bir dahi görüşmeseler, elbette birbirini tanıyıp bilirler. Zira ki önce görüştüğünde, ikisinin de sureti hâfıza kuvvetlerinde resim ve nakşolunmuştu. Şu halde o evvelki nakş ki, hâfızalarda yazılmıştı. Bu ikinci kerede yazılan nakşa tatbik olunduğunda, iki nakş uygun gelip, beraber olurlar. Ondan bilir ki, bundan önce bir dahi görüşmüşlerdir. Bu hâfıza kuvveti, hissolunan ve olunmayan suretlerden,vehmetme kuvvetine gelen mânâların hazinesi bulunmuştur. Nitekim hissolunan suretler müşterek hisse gelen mânâların hazinesi hayal bilinmiştir. Bu hıfz, ancak bu kuvvete

mahsustur ki, sair kuvvetler bu işten me'yustur. Bu hâfızanın yeri ve fiilinin başlangıcı, dimağın üç karnından son karnının cüzünün başlangıcıdır. Şu halde hakikatte bu hâfıza kuvveti yazılmış bir levha misalidir. Fikretme kuvveti onu okuyan âlim gibidir. Hayal kuvveti kâtip misalidir, vehmetme kuvveti şeytan gibidir, müşterek his bir deniz misalidir ki, dış nehirler ve iç kaynakların hem toplamı, hem taksim edicisi bulunmuştur. Hemen yukarıda açıklanmıştır. Beden şehrinin sultanı insanî ruh, nefsler ve kuvvetleri onun avanesi bilinmiştir. NAZM Tenin şehr oldu canın pâdişahı Gönlün arş ve dimağın tahtgâhı Hayalin kâtib hıfzın çü defter Ulûm-u fikr o defterde musavver Ases akl ve behimî nefs bîdad Çü şeytan vâhime aşk oldu cellad (Tenin şehir oldu, canın onun padişahı. Gönlün arş, dimağın onun tahtgâhıdır. Hayalin kâtib, hıfın defterdir. Fikrin ilimleri o defterde şekillenmiştir. Polisi akıldır. Hayvanî, adaletsiz nefstir. Vehmetme şeytan gibidir. Aşksa cellat gibidir.)

Beşinci Madde
Hayvanî nefsin insan bedeninde bulunan bu hizmetçilerinden, ahlakın kaynağı olan asabî kuvveti ve şehvanî kuvveti ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Her bir hareket ki o, muzırı def için veya gayre üstünlük için hayvanî nefsten yürekte meydana gelmiştir; o hareketin ismi gazap kuvveti olmuştur. Bu gazap, o def ve galebeyi, kendisine şuğul ve rehber kılmıştır. Bunun yeri ve fiilinin başlangıcı yürek olmuştur. Gazabın itidali şecaattir ki, onunla öne

Bu şehvetin şuğulu ve sanatı o çekme ve isteme bilinmiştir. Bu kötü ahlak. öne alınmıştır. iki iyi ahlak hâsıl olur ki. açıklanacak insani nefsin hükmü altına gelip. çoğalır.O harekete şehvet kuvveti denilmiştir. güzel bulunmuştur. tehevvür gibi bulunmuştur. Gazabın azlığı cübündür. Gazap ve şehvete mağlup olan insanî nefs. O övülmüş ahlak olup. kendini bilmez. ikisi dahi itidal bulup. O kötü ahlak bulunmuştur. Bunun dahi yeri ve filinin başlangıcı yürek fiili bulunmuştur. Gazabın ifratı. o menfaati çekmek için veya lezzeti istemek için hayvanî nefsten yürekte bulunmuştur. Bu iyi ahlak. onu hükümleri altına alıp. biri iffettir. onunla şeriat ve mürüvvete uygun gelmeyen arzulara girişilmiştir. esir ve eksiktir ki.onun gibi kötü bilinmiştir. Bu kötü ahlak. Şehvetin ifratı şerehtir ki. hür ve olgundur. şeriat ve mürüvvette makbul bulunmuştur. nefs. kötü ahlak bilinmiştir. köleler gibi her durumda emrine itaatli ve boyun eğici oldularsa. Şu halde eğer gazap kuvveti ve şehevhi kuvvet. onunla şeriat ve mürüvvete uygun olan arzulara girişilmiştir. onunla öne alınmayacak iş. Mevla'sından dahi gâfildir. ikisinden dört kötü ahlak vücuda gelir ki. o zaman gazap ve şehve itidalden kalıp. cübün. Çün nefs-i behimî kuluyuz kıl bizi âzad Kul eyle sana kıl gazab ve şehvete mâlik . Onunla öne alınacak işlerden imtina olunmuştur. Cahildir. gazap ve şehvet insani nefsin üzerie üstün gelip. Şehvetin azlığı hamuttur ki. tehevvürdür ki. Gazap ve şehvete üstün ve mâlik olan insâni. bu dördünden doğup. köleler gibi kullandılarsa. onunla yararlanılması lazım gelen arzuları edadan kusur olunmuştur. Nice kötü ahlak. biri şecaat. Her bir hareket ki. şereh ve hamuttur. aksine dönüp. öne alınmıştır. Bu şehvetin itidali iffettir ki. onlar: Tehevvür. O. Eğer iş.alınacak işler.

Kendi hizmetçisinin hizetinde esir olup kalmıştır. onunla sevap hatadan fark olunmuştur. Bu sultanın bunca hizmetçisinden başka üç özel hizmetçisi dahi vardır ki. filozoflar demişlerdir ki: Konuşan insanî nefs ki. Zira ki toprak cisim gayet kesif. hayvanî nefsin kesafeti karanlık kılmıştır. hayvanî sıflarla tozlanmıştır. Halbuki sözü edilen üç nefs. hayvanî nefsin hükmü altına gelmiştir. onunla mânâların incelikleri birbirinden fark edilip. ikisi eşit bilinmiştir. Onun için Cemal'in aynası ve Zü'l-Celal'in nazargâhı olmuştur. insanî ruh ve rabbanî emridir. Bu nutkun itidali hikmettir ki. Ey aziz. Hayvanî nefs ile kucaklaşmaktan bu ulvi ruhun ismi gönül olmuştur. onunla hayır şerden farkolunmaz. anlaşılması mümkün olmayan mânâların idraki arzu kılınmıştır. Kendi âleminden yüz çevirmiştir. bir idrak kuvvetidir ki. biri nazarî akıl ve biri amelî akıldır. biri nutuk. Nutkun azlığı. hizmetçileriyle hakimâne bildirir. Bu mertebe itibar. lakin bu ayna. Nutkun ifratı cerbezedir ki.Altıncı Madde insan bedeninde mutasarrıf olan dört nefin sonuncusu insanî nefsi. kendini bilmez ve Mevla'yı bulmaz olmuştur. Bununla kesif bedene milli olan latif ruh münasebet kazanmıştır. Onun içi bu ruh. Şu halde nutkun durum ve . Nutuk. kendi zatında her maddeden mücerret iken aşk ile bağlandığı bedenin işlerini tedbir için hayvanî nefsin yeri olan yüreğin ortasında bulunan siyah nokta süveydada hayvanî nefs ile yakınlaşmış ve kucaklaşmıştır. beden memleketine hizmetçiler ve reaya gelmiştir. Onun vasıtasıyle beden cüzlerenin tümünde mutasarrıf olmağa yer bulmuştur. hizmetçilerle bile bu insanî nefs sultanı için. belâdettir ki. izzet ve şeref bulmuştur. malûm olsun ki. Bu şerifli nefsin bir semtini. O bir cevherdir ki. pak ruh gayet latif ve hayvaî nefs önemli ve önemsiz arasında olduğundan ikisinin arasında aracı olmuştur. Enâniyet kılıfında örtülü kalmıştır. seçilir.

Gönlü nûr. açıklanmıştır. kitaplar. Nereden gelip gittiğini bilip. âlemde vardır. Her ne ki âlemde vardır. ilimler. bostanlar.şânı mânâları idraktir. Bunun gibi adı geçen eşyalar. Meselâ insan bedeni bir duvar benzeridir ki. önce bu nazari akıl tasavvur eder ki.nakışlar. yiyecekler. sanatlar. lisanlar. Bu insanî nefse gölge akıl odur ki. Ruhu. onun bir . lügatlar. çizgiler. olmazdan evvel olup. dostu ile kalmıştır. o akıl. Nazarî aklın iş ve sanatı. huzur ve sürûr ile dolmuştur. nutkun idrakini ve nazari akıl ile tasavvurunu kuvvetten fiile getirip. Mesela bina olacak imaretleri. nazarî akıldan ve nutuk kuvvetinden amelî akıl vasıtası ile vücuda gelip. kendi vücudunda bulunmuştur Gönül yüzünde enaniyet perdesi kalkıp. izafî ruh ve ilâhî aşk namını almıştır. Şu halde iradî ölümle bu nefsten fena bulan o ruh ile zinde olmuştur. Şu halde kendisine hizmet edilen bu mükerrem insanî nefs bedende bulunan hizmetçileri tamamen yirmisekiz kuvvettir ki. giyecekler. kaç oda ve kaç penceresi olmak lazımdır hepsini münasebeti ile tasavvur eder ki. Hepsi ona boyun eğici ve itaatli bulunmuştu. Amelî aklın şuğul ve rehberi budur ki. bu nizamı bulmuştur. kal âlemine göçüp aslî vatanına dönmüştür. kedini ve rabbini bilmiştir. Zira ki. nizam ve işleri tasavvur etmektir. amel etmiştir. Bu küllî akıl. hepsi nutuk kuvvetinden ve nazarî akıl kuvveti ile vücut bulmuştur. vacib'ül-vücut olan Allah'ın nurundan vücut bulmuştur. amelî akıl ise nazarî akıl bilinmiştir. bunun işi budur. Şu halde bu yeryüzünde olan bütün şehir ve kasabalarda bulunan binalar. zinetler. Nitekim bu yaratıklar âlemi o emirler âleminden ortaya çıkmıştır. bu cisim ve candan geçip. dolunay gibi zevalsiz güneşe mukabil gelmiştir. Bu cihan görüntülerinden. düşmandan kurtulup. umumî ve hususî âdetler ki. ebedî ahayt bulup. muradını alıp. Ameli aklın onlara itaatinden bilfiil vücude gelmiştir.

O duvarın gayıp semtinde bir ayna konulmuştur ki. Aynanın arkası o yalımlı lambanın mekanıdır ki. Zira ki o gönül. duvarın açıları ve yarıkları onunla aydınlanmıştır. hayvanî ruh misalidir. Şu halde o âlemden tamamıyle yüz çevirmekle zuhur etmiştir. Onun kalınlığı içinde bin kadar boş çatlaklar ve değişik açıları vardır ki.o gönülden ibarettir. Kendi kılıfında örtülmüştür ki. O halde.o durum insanî ruhtur. enaniyetinde mahcup ve şaşkın kalmıştır. bu gurbeti vatan ve bu mezbeleyi mesken. Billûrun arkası duvar içinde gölgelidir ki.onlar hararet ve ruhî rutubettir. Çünkü o aynanın kılıfı kendisi ile gayp âlemi arasında gölgedir. İnsan suretinde hayvan olup. Onun billûr yüzü gayba yöneliktir ki. Hayvanî nefsin esiri olup. Enaniyet gölgesi ile cehalet karanlığında şaşkın olmuştur. iki âlemde ör kalmıştır. bu gerilemeyi ilerleme ve bu noksanı kemal. Kendini duvar ve lamba anladığı bâtıl bir hayaldir. bu bulanığı saf ve bu karanlığı aydınlık. O duvarın şehadet semtinde beş penceresi açık olup. Açık durumlar ise uyuyanın uykusu ve gidenin gölgesidir. kötü ahlakı ile dolmuştur. Halkı tarafına dönücü ve beş his penceresinden şehadet âlemine tam bir iltifatla yönelik ve meyledicidir. Hakk'ı anmaktan yüz çevirip. kötü ahlaktan ona bulanıklık gelmiştir. O lambanın nuru. Onun bekası fitili ile yağın kavuşması zamanıdır ki.semti mücerret kayıplar âlemi. O aynanın yüzüne tozlar durulmuştur ki. hisler ve kuvvetlerdir ki. O duvarı yenilenmesi ve tamiri. kemik boşlukları ve damarlara işarettir. onu gazap ve şehvet sarmıştır. yeme ve içme uyku ile gün gün adettir. öbür semti şehadet alemidir. O ancak beş pencereden duvarın yüzüne eğiktir. bu nikbeti nimet ve bu hapishaneyi cennet sanıp. bu gurur dünyası ile mağrur olmuştur. onlar beş ruhî ış duyudur. bu dalı kök ve bu ayrılığı kavuşma. nefsanî . O bütün azaların hayatıdır. onun için gazap şehvetine mağlup ve enaniyetinde mahcup olan gönül. kendi nefsini cahildir ve Mevlasından gafildir.

Mevlâ'nın muhabbet ve marifetini talip olan gönül enaniyet perdesini yırtıcı ve açıcı. onu bulan ârif ve Rabbi'ne ulaşıcıdır.vesveselerle belasını bulmuştur. O duvar. gayp semasının nûrû o aynaya ulaşır. Zira ki Mevlâ'nın huzurundan düşmanın kucağına gelmiştir. Hakk'ın huzurunda uzak olup. NAZIM Ahir-i dirhem ki hemdir ahir-i dinar nâr Ahir-i devlet ki lettir âhir-i timâr mâr Zevk-i ruhâniden ol kim meyl-i zevk-i cism eder Saltanattan eylemiştir irtikâb-ı zül-ü dâr Iz ve câh-ı fâniyi bil zül-ü akl ve çah-ı cân Ey azîzim çâh-ı zilletten hazer kıl zinhâr Gazaba ve şehvet. nefse galip olur ve cihan nimetinden kendi âlemine kaçar. nefsini ve Rabbini müahedeci ve ârif. masiva fikirlerine dalmıştır. Küllî akıl ise ruhalrı vatanı benzerlerin aslıdır ki. kendi âleminde bu devlete naildir. dünya nimetini almıştır. vacib'ü-l vücudun güneşine karşıdır. NAZIM Gnöül hülasa-i âlemsin esfer-i eflak Veli ne faide kim kendin etmedin idrak Çü âfitab-ı ıyansın zemin-i tende nihan Misal-i gevherkânsın mekarin-i kül ve hâk . Cemiyet nimetinden mahrum olup. Ve kendisini ayın gözü bilmiştir ki. işimiz hemen Hakk'ın hidayetine kalmıştır. kendini yüksekten alçağa salmıştır. Küllî aklın ışığını kendinde bulmuştur ki. bütün durumlarla anlatmıştır ki. âleme şamildir. lamba ve aynadan geçmiş dolunaydır. tefrika gazabına düşüp kalmıştır. Eşyanın en lezzetlilerini verip. Ömrünün vakitlerini ziyan edip. Şu halde o gönül ki. Her muradı onunla hâsıldır.

basit bir nur anla.Cemal-i aşk-i ilâhî için bir âyinesin Veli ne hâsıl ol âyineden ki olmaya pâk Vücud-u cümle cihandan garaz vücudundur Femâ tekünü fi'l-kevn keenne levlak Cümle seninle olur şâd ve hurrem ve handan Niçin yatıp oturursun hemişe sen gamnâk O ruhu nur-u basit anla mevc-i bahr-i muhit Bu cismi ko ki budur zulme ve has ve hâşâk Hayat buldu o kim bildi nefsin ey Hakkı Kim olduğun bilen asla ne gam görür ve helâk (Gönül. Fakat ne fayda ki. Birinci Madde Baş uzuv şekillerinin hikmetini bildirir. okyanus dalgası bil. Cihan seninle şâd. budur karanlık. sevinçli ve handan olur. Sen olmasaydın cihanda hiçbir şey olmazdı. insan uzuvlarının seğrimesinin bükümlerini sekiz madde ile hakîmâne açıklar. Benzersiz bir cevhersin. O ki nefsini bildi. Bütün cihanı varlığından maksat. gül ve toprakla birliksin. senin varlığındır. kendini idrak etmedin. ten zemininde gizlisin. yararsız ot ve çerçöp. İlâhî aşkın cemali için bir aynasın. . Güneş gibi açıksın.) 42-BÖLÜM:042: BEŞİNCİ BÖLÜM Beden uzuvlarındaki şekillerin hikmetini. kıyafetlerin farklılığı hasebiyle muhtelif olan canın vasıflarını. Niçin sürekli gam çekerek yatıp oturursun?Y O ruhu. hayat buldu ey Hakkı! Kim olduğunu bilen asla ne gam ne helak görür. Bu cismi kor ki. âlemin hülasasısın ve feleklerin tacısın. Fakat pak olmayana aynadan ne hâsıl olur.

iki yumurta dumanından erkeklerin yüz ve göğsünde kıllar ortaya çıkarmıştır. BEYT Serv-i kadlerde olan şive-i reftarındır Gonca-i femlerde olan lezzet-i güftarındır. Beyaz olması. şerefli başına latif saçlar ihsan edip. onun vasıflarında nutuk ve açıklama âciz kalmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cihanın yaratıcısı. dumanın çokluğundandır. Göz kapakları. Gözlerin yeri kaşlar ve buruna arasında olduğu. Onun pâk ruhu. Ta ki saç ile kadınlar süslenmiş ve sakalı erkekler belirlenmiştir. Güzel suret ve olgun siretle güzel bahçe ve fasih lehçe ile cihana benzersiz gelmiştir. irfan ehlinin rağbet edileni olmuştur. insan bedenini kâmil bir güzellik üzere en latif cisimler ve en güzel şekiller kılmıştır. Saçın siyah olması. anlayış ve ferasetle. gözlere gölge olup. güzel eda ve latif sada ile âlemin aklını almıştır.) O halde imdi. bir dolunay üzerinde iki hilal olmuştur. nezaket ve melahat olmuştur ki.Ey aziz. Güzel yürüyüş. insan bedeninde olan dört karışımın dumanından. Çekici güzellik ve tatlı can ile cihanın sevgilisi. sonsuz bir deniz olmuştur. İki kaş. Sarı olması balgamın çokluğundandır. (Servi boylarda olan gidişinin şivesidir. Alnın nuru. çok cimadanve şiddetli gamdandır. Onun uzuvlarının uygunluğu bir mertebe letafet. nimet verici ve şekil verici Allah. çarpmalardan korunmuş olmasına yarar. Onda âşıklara nice hâlet gelmiştir. tabiî hararetin zayıflığındandır. ilim ve hikmetle öyle dolmuştur ki. Kaşlar ile de hepsi ünvanlanmış olsun. İki gözün önde yaratıldığı. malûm olsun ki. çok inzalden. mekruhlara . cismin öne alacağı işlerde ona görücü olmak içindir. Hararetin za'fı. şirin söz. gönüller sürûrudur. Gonca ağızlarda olan sözlerinin lezzetidir.

toplandığına gözleri toz ve dumandan korumuştur Aralarından bakan. hafiflik ve çarpmalardan ihtiyat içindir. sesleri çekmekle uyanmak içindir. ses. büyüklüğü bu miktar olduğu uygun olmak içindir. şanının yüceliği ile mehabet içindir. Burun kanatlarının geniş olduğu. zinet ve letafet içindir. onu şereflendirmek ve keremlendirmek içindir. Genişleri. Dudakların kırmızı. Bu yapıya bulunduğu. kerim Allah'ın kudretini ortaya çıkarma. Tek kemik olmayıp. İnsan yüzünün yuvarlak olduğu. Dilin bir. gözün beyaz olduğu. çiğneme ve öğütme içindir. ona tazim içindir. yedi omur olduğu.bakmaktan mâni olup. lokmayı hareket ettirme ve harfleri eda içindir. Boyun eni ve boyu bu miktar olduğu. letafet ve çarpmalardan korunmak içindir. her tarafa dönme ile nezaket içindir. Kıkırdak olduğu. baş ile uygunluk ve onu taşımaya metanet içindir. Dilin dişler ve dudaklarla haps olduğu. dişlerin beyaz inci olduğu. Bütün on hissi şerefli başında olduğu. İnsan başının bütün azasından yüksek olduğu. konuşma anında sadanın cüzleri içindir. fazlalıkların inmesi ve nezle içindir. Bunca aza ve kuvvetlerin birbirine topladığı.hafiflik. fazla hava almak içindir. göz ve kulağın iki olduğu. Dilin kemiksiz olduğu. az kelam içindir. Kulakların iki tarafta oldukları. her taraftan gelen sesleri duymak içindir. ebru gibi gözü süsleyip. İnsanın başının yuvarlak olduğu. Kirpikler. çarpmalardan emniyet bulmak içindir. hakim Allah'ın sanatını göstermek içindir. göz bebeğinin siyah. Akıl cevherinin başında olduğu. Dişlerin dar olanları. uyku hâlinde perde olmaktır. . çok görme ve çok dinleme içindir. Ve dimağ azasına geniş mekan olmak içindir. Deliğinin çevresi bu yapıda olduğu. güzellikle güneş ve aya benzemek içindir. Düzenli oldukları. Kıkırdak olduğu. biri teneffüs ve biri temizlik içindir. kesmek ve kırmak içindir. yoluna doğru gitmiştir. Burnun iki delikli olduğu. süs içindir. kelamı yükseltmek içindir.

beyin damarlarının gevşemesidir ki. Deri iç organları örtmek. Omurga kemiği. . uzuvların derilerini kaşımak eşyayı toplamak ve yarmak içindir. dört parmağa karşı geldiğinde mukavemet içindir. İnsan derisinin latif ve ince olduğu. Koltuk altlarında ve kasık gibi yerlerde kıl olduğu. uyku ve yemeği istemek içindir. Gülmek. yüzbinler menfaat ve sanat içindir. otururken çocuğu emzirilmesi kolay olmak içindir. parmakların ve tırnakların böyle oldukları. öksürmek. gümüş sine levhası üzerinde gül ve nar gibi iki meme erkeklerde güzellik. Ellerin. intizam ve sağlamlık isteği içindir. Çarpmalardan korunmak içindir. kuvvetlerin rahatını ve gıdanın hazmını. cisim ve can rahat bulmak içindir. uzuvların olgunluğunu sağlamak içindir.balgamın soğukluğunu yürekten atmak içindir. Esnemek. Tırnaklar büyük ve yumuşak oldukları. Uyku ise. menfezlerinden karışık kokuyu dışarıya vermek içindir. dıştaki uzuvları süslemek içindir. yemeğin buharının çıkması içindi. sinirlerin gevşemesindendir ki. kabul etmek içindir. Ağlamak. Süt memesinin göğüste bulunduğu. beden içini korumak ve dışını güzelleştirmek içidir. ahbabı sineye çekip. filozoflar demişlerdir ki: bu insan türünün itidal üzere dik kılındığı ve iki ayağı ile yürür bulunduğu onu tadil ve faziletlendirmek içindir. gönülde olan sevinç ve hayreti ortaya çıkarmak içindir. Baş parmağın kalın ve kısa olduğu.İkinci Madde İnsanın sair uzuvlarının şekillerinin hikmetini bildirir. Meme ve göbek menfezlerinde çevredeki havanın beden içine ulaşması ruha ferah ermek içindir. Titreme. İki omuz ve iki kolun bu şekil ve yapıda kılındığı. gönülde bulunan dert ve elemi dışa vurmak içindi. Aksırmak genize kaçan şeyi dimağa nüfuzdan men içindir. kadınlarda zinet ve çocuklara süt içindir. malûm olsun ki. Et. tek olmayıp. ondan terin kolaylıkla seçilip. Ey aziz. her tarafa bükülme ve eğilme içindir. Uyuklama. omurları ile nizam bulduğu.

Şehvet. Ama bızırın uzunlamasına olduğu erkeğin emnisinin incelmesinin kolaylıkla olması içindir. kavuşma ve birleşme bulmak içindir. Rahim ağzının iki çeşme arasıda bulunduğu ondan doğan mütevazi olmak içindir. ferc iki oyluk arasında bulunduğu. çocukların meydana gelmesi içindir. Şu halde insan nesli kesilip. büyük ve sert olmak içindir. yer yüzünde kimse kalmazdı. girme temasının tamamen hissedip. Cevheri kemik olmayıp. her biri kendisine yapışma ile yine bızırın içine katlanıp. yürekten damarlarla gelen şehvet rüzgârlarıyla büyüyüp. bir kime ihtiyar ve iradesiyle bu fitne ve belalara kail ve meyilli olmazdı.Erkeklerde. Tekrar tekrar ileri geri götürme. rahat bulmak içindir. İnzal şehveti. yürüme ve oturma halinde. Büyük oldukları. Ferc rutubeti. oyluklar arasında bulunduğundan hareketi kolay olmak içindir. ondan geri dönüp. katlanma yeri hurma şeklinde akıp. Erkeklerde yumurtaların dışarıda bulunduğu. bu lezzetlerin sonucu evlat olmasaydı. Eğer celal sahibi olan yaratıcı Allah. tam vuslat hasıl olmak içindir.yemek şehveti ve inzal içindir. Kavga dolu başının et bulunduğu. âletin dik silindir şeklinde bulunduğu. kılıfına çekilip. çocukların meydana gelmesini bu lezzetler ile kayıtlı ve bağlı kılmasaydı. rahim ağzına ulaşıp. onda âletin cevelanı kolay olmak içindir. makat hizasına gelip. zekere uygun olduğu erkek aleti gibi rahim ağzına yakın gelip. ayrıldığına yine evvelki şekline gelip. sahibi yiğit olup. sabit olmak içindir. Kadınlarda. Bızırın harareti. cesaret bulmak . bızırın iç etine uygun gelip. ta ki. Bızırın sinir ve damarları. sinirler ve damarlar olduğu. ona can cana katılmak içindir. dolmak. Belalı başı kertek olduğu kendisinde ve bızır içinde bulunan can damarların sürtüşmesiyle meninin inmesi lezzetli olmak içindir. cebri cimadan emniyet gelip. nutfeyi ona verip. nutfenin tabiatı bozulmadan onu selametle rahimine sokmak içindi.

mühim olan birleşme işinde ihtimam olunmak içindir. Onu yıkan mel'undur. oyluklar arasında sıkıldığında zarfı içinde genişliğe erip. erkekler onlara meyil ve muhabbet kılmak içindir. ayak parmakları bu yapılarında yaratıldığı dört ayaklılar gibi. Ayakların ön tarafa uzun olup. nutfeleri sarı ve sıvı bulunmuştur. Kadınların yumurtaları küçük ve yumuşak olduğundan. Eğer birine âfet isabete dese. Derileri ince ve nazik olduğu. oturma durumunda yumuşak döşek gibi makat halkasını korumak içindir. kırmızı iken beyaz kılmak içindir. Ama iki yumurta onlarda daha küçük ve daha yumuşak olduğu. Bütün cisimlerin en güzel duranı. meme eti ona gelen kırmızı kanı beyaz süt etmek içindir. en olgunu ve en güzeli insanın bedeninin olduğunun delili: İnsan. etli olduğu. en doğrusu. en tamı. kalbe ve karna ağırlık veren kötü rüzgâr çıkıp gitmek içindir. türlü yürüme ve oturma mümkün olmak içindir.nutfe cevherine sertlik verip. taze. Sert olmaları . nesli baki bulunmak içindir. karada ve denizde taşıtlara . tam vuslata imkan bulunmak içindir. alttaki uzuvlar ve öteki uzuvları uygun kılmak içidir. Rabbin binasıdır. Zarta yani kavara (yellenme) geldiği midede gıdadan hasıl olup. biri selamet kalıp. nitekim. Açıklanan insan vücudu uzuvlarının hikmetinde mevcut olan fayda ve menfatalerin azının azıdır.) Hadis-i Şerifi bürhan ve delildir. kendileri çekingen olup. temiz. ayaklara mukavemet verip. yürüme bir karar üzere bulunmak içindir. Oyluklar. en güzeli. parlak. Yumurta zarfının geniş bulunduğu. Oyluk adalelerinin kalın olması. Nitekim Hak Taâlâ Kitab. Kadınlarda. yüz ve sineleri tüysüz. Diz kapakları ve topuklar bu şekil üzere bulundukları.ı Kadîm'inde: "Gerçekten biz.içindir. ayakta durmak mümkün olup. en önemlisi. tenasül uzuvlarının bızır içinde bulunduğu. selamet bulmak içindir. İki bulunmaları. insanları üstün kıldık. derece derece incelip. güzel ve öpmeye layık olmak içindir. en sağlamı.

filozoflar demişlerdir ki: Alemi bu kapıda yaratan ve takdir eden hakîm ve kadîr Allah'ın. hayat ve can bulunur.) Üçüncü Madde İnsan uzuvları şekillerinin kıyafetlerine anlayış ve firasetle bakmanın gönül ve cana ola emniyet ve selametini. Ey aziz. sana bin kere bu sözü dedim. kendi benzeri olan insan âlemini. İrfanın meşrebi bilinse. hazreti insan iki cihanın zübdesidir. yarattıklarımızdan çoğunun üzerine üstün kıldık. ruh üflemekle süslemiş ve nurlandırmıştır. Sonra lütûf ve inayetiyle hikmetinin hakikatlerini ve sanatının inceliklerini . nutuk ve beyan ile en faziletli ve en mükemmel kılmıştır. O halde. Gerçi adem oğlunun hepsini zinet ve yaratılışta bir yaratmıştır. malûm olsun ki. Kendilerini. yaratıkların çoğunun en faziletlisi ve muhteremi olduğunu cümleye duyurmuştur. en güzel şekil üzere olduğu surette tasvir edip. Yaratıcıların en güzeli Allah.yükledik ve onlara hoş rızık verdik. NAZM Muin etti bu mânâyı hüccet burhân Ki zübde-i dü-cihândır hazret-i insân Hezâr kerre sana bu sözü dedim tahkîk Ki kendi kadrini bil ey hülasa-yi devrân Bilinse meşreb-i irfân hayat-ı cân bulunur Ki ayn-ı âb-ı hayât oldu meşreb-i irfân (Muin olan Allah bu mânâyı hüccet ve bürhan etti. ey devranın özeti. Lakin ademoğlu fertlerini suret ve sirette birbirine muhalif ve farklı etmiştir. ne Yücedir. İnsanı en güzel şekilde yaratan Allah münezzehtir. Ab-ı hayatın gözü irfan meşrebi oldu.kendi kadrini bil. Hayvan cinsinde bu insanı güzellik ile en güzel ve en mutedil kılıp. lütuf ve kerametini bildirir." (17/70) buyurmuştur. bu insan türü bütün âlemin mahdum ve mükerremi.

" buyurmuştur. Dördüncü Madde Baş ve boyun uzuvlarının kıyafetini bildirir.) Hak Taâlâ kemal-i keremiyle: "De ki. Ne kimseden incinip. her birinin zatında gizli olan durumlarına ve ahlâkına vâkıf ve muttali oldukta. yatsın. herkes yaratılışına göre davranır. güzel huylar ve yahşi işler vücuda geldiğini herkese duyurmuştur. güzel yüzlüler yanında arayın. halim. ne kimseyi incitsin. Zira ki herkes kendi layıkını işlediğini. her işi atı gereğince sezer. izzet ve rahata yetsin. sonra akranı ve yârânı kıyafetlerine anlayış ve ferastle bakıp.bu insan âleminde açıklayarak ortaya çıkarıp. emniyet ve selamete. işitildiğini. Veya hepsinden uzlet edip. sureti sirete. malûm olsun ki. cevat. herkes görmüştür. rauf ve rahim olduğunu lafzıyle duyurmuştur.e azayı ahlâka âlamet ve nişan etmiştir." (17/84) vaad ve müjdesini işaret buyurmuştur. ihtimamıyle ahlâkını güzelleştirsin. onlara ya ahlâkınca rağbet ve muhabbetle muamele etsin veya aklınca iyi idare ile geçinip gitsin. kerim. BEYT Kim ki hikmetle nâsal kıldı nazar Her işi mukteza-ı zat sezer (Hikmetle insanlara bakan. filozoflar demişlerdir ki: Kim ki boyudur tavil Sade dil olu cemil . Ta ki önce insan kendi kıyafetinden kendi vasıflarını tamamıyle biip. NAZM Cihan bağında ey âkıl budur makbul-i ins ve cin Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin Hadis-i şerifte: "Hayrı. Yani gökçek insandan güleç yüz ve şirin söz görülüp. Gönül boşluğuyla tenha oturup. Ey aziz. Şu halde herkese karşı gafur.

Kim ki boyudur kasir Hilesi vardır kesir Kim ki vasat boyludur Akıl ve hoş huyludur Kim ki saçı sert olur Akılla cür'et bulur Kim ki saçı nerm olur Ebleh ve bî şerm olur kim ki saçı sarıdır Kibr ve gazab kârıdır Kim ki saçıdır kara Sabrı var onu ara Kumral ise saç güzel Sahibidir bî bedel Saçı az olan latif Oldu ârif ü zarif Saçı çok olsa zenin Fehmi az olur anın Başı küçük aklı az Olsa ona deme raz Başı büyük olanın Aklı çok olur anın Yassı ise fark-ı ser Sahibi çekmez keder Cild-i seri berk olan Hayır eder etmez ziyan Ekra'a olma yakın Bed huy olur pek sakın Cebhesi zıyk olanın Zıyk ola hulki anın Yumru olursa cebin Sahibi zişt ve gabin Cebhesi olan ariz Bed huy olur çün mariz Mutedil olsa cebin Sahibini bil emin Cebhesi bî çîn olan Kâhil olur bîgüman Çini uzundur fehim Az ise olmuş kerim Kaş arası çîn olan Gam yüküdür ol heman Üznü kebir olsa bol Cahil ve kâhildir ol Üznü küçük uğrudur Evsat olan doğrudur İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü .

Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur İnce ka olur cemil Kibre tavili delil Kaşı mukavves olan Dilber olur her zaman Göz çukur olsa kalil Olmuş o kibre delil Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi kızıldır şeci Gözleri göktür lebib Lik ela gözlü edib Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi büyüktür zarif Didesi yumru hasut Evsat olandır vedût Çeşmi kıpık oldu şin Bakışı süst oldu zîn Noktalı göz ok olur Değmesi pek çok olur A'vere olma yakın Zîk bakan olmaz emin Şaşıya etme nazar Kim sana eğri bakar Çeşmi güleçtir güzel Kirpiği zîk bî bedel Vechi büyüktür alil Kibre küçüktür delil Yumru olandır bahîl Yassı olandır cemil Vechi arıktır muhil Etli olandır sakil Vechi pek uzun olan Laf ile söyler yalan Kim ki tireştir yüzü Telh olur ekser sözü Vechi müdevver gerek Bedrden enver gerek Çün mütebessim olur Anı gören kâm alır Benzi kızıldır edib Esmer olandır lebib Benzi sarıdı alil Esvede mâil muhil Gözleri gök ışkırak Olsa ol ondan ırak Levni olan mutedil Hem ak olur hem kızıl Enf eğer olursa dıraz Sahibidir fehmi az Enf eğer olsa kasir Havf olur onda kesir .

Enf ucu ger ola top Sahibi olur turup Enf ucu ağza yakın Olan adamdan sakın Sükbe-i enf olsa bol Kibr ve haset dolmuş ol Olsa kulkul-i kanat Cem' ola kah ve inat Enfi kim olsa ariz Şehvet iledir mariz Enfi o kim eğridir Himmeto nun fikridir Ağzı küçüktür güzel Lakin olur pür vecel Ağzı büyüktür şeci' Eğri olandır şeni' Ağzı gibidir zenin Hey4et-i bız'ı onun Gunneli söz olsa ger Kibirden oldur haber Savt dakik er kişi Şehvet-i zendir işi Er kişi sesli zenan Ekseri söyler yalan Sözde kim olsa seri Fehmidir onun refi Kim ki sesidir kaba Himmeti var merhaba Ses çatal olsa o can Halka eder bed güman Handesi çok olsa ha Umma sen onda haya Yüz güleç ve söz leziz Olsa o candır aziz Yufka ve ahmerdudak Sahibi anlar sebak Şefe galiz olsa bil Sahibi muğzip sakil Dişleri iri olan İşler ol ekser yaman Mutedil olan dişi Sıdk ve safadır işi Nükheti hoş olanın Hulki de hoştur onun İnce zekanlı herif Aklı da onun hafif Ger zekan enli olur Sahibi gılzat bulur Mutedil olsa zekan Akıl olur hem hasan Lihye tavil olsa ger Sahibidir bî hüner Lihyesi sıktır sakil Sohbeti eyler tavil .

emin olarak bil. Kaşı kavisli olan. çatma olan uğursuzdur. bilgili ve nazik olur. cahil ve tembeldir. her zaman gam yüklüdür. Göz çukuru az ise. kırık ve gussalıdır. siyah gözlü olan itaatli. orta olan doğrudur. o kibre delil olmuştur. ona sır söyleme. aklı çok olur. Başının derisi parlak olan. İnce kaş güzel olur. kibirli gazalı olur. Boyu orta olan. Alnı normal olanı. alnı uzun olan anlayışlı. Boyu kısa olanın çok hilesi vardır. Sazı az olan lütüfkâr. Küçük kulaklı olan uğursuz. Başının tepesi yassı ise. Saçı sarı olan.Riş i siyah ve kalil Oldu zekaya delil köse ki hiç rişi yok Onun olur mekri çok Olsa değirmi sakal Sahibidir pür kemal Olsa kafası ariz Ahmak iledir ol mariz Boynu olan çok dıraz Rüştü onun olur az İnce ki gerdan olur Sahibi nâdan olur Boynu galiz olsa ol Ruz ve şeb olur ekül Boynu olursa kasir Cümlesi olur kesir Boynu olan mutedil Hayr iledir müşteğil Her yeri evsat olan Dilber olur bî güman (Boyu uzun olan güzel ve sâde dil olur. onu ara. Başı büyük olanın. Saçı kumral ise güzeldir ve sahibi bedelsizdir. her zaman dilber olur. Alnı kırışıksız olan. Kaşının kılı çok olan. Saçı kara olan. Kaş ucu ince olanın işi gücü fitnedir. hayır yapar. anlayışsız olur. sabırlıdır. sahibi kede çekmez. az ise cömert olur. kötü huylu olur alnı dar olanın ahlakı da dar olur Alnı yumru olan. Kulağı uzun ve bol olan. kızıl . ziyan vermez. kele yaklaşma sakın. Saçı çok olan kadın. uzunu kibre delildir. mutlaka tembel olur. akıllı ve hoş huylu olur.kötü ve aldatıcı olur. Kaş arası kırışık olan. Saçı yumuşak olan. Kaşı açık olan doğrudur. Saçı sert olan akıllı ve atılgan olur. Başı küçük olanın aklı azdır. ebleh ve arsız olur.

siyahımsı olan tevekkeli olur. kadına düşkündür. Gözleri gök ve mavi olsa. Tek gözlüye yakın olma. orta olan dost olur. ahlakı da hoştur. Benzi sarı olan hastalıklı. Ağzı büyük olan cesur. Burnu geniş olan. Burun ucu ağza yakın olan adamdan sakın. Yufka ve kırmızı dudaklı olan dersi iyi anlar. neşeli olur. yassı olan güzeldir. kibirden olsa gerek. demesi pek çok olur. Gülmesi çok olandan haya umma. şehvet düşkünüdür. yaramazdır. hem kızıl olur. sahibinin anlayışı kıttır. o. Kadının tenasül uzvunun yapısı ağzı gibidir. Gök gözlü olan zeki. Küçük gözlü olan. Yumru yülü olan cimridir. esmer olan zeki olur. Gözü yumru olan hasetçi. ela gözlü olan edîb olur. Güleç gözlü lan güzeldir. çok korkak olur. Yuvarlak yüzlü olan. Kıpık gözlü olan. Burun ucu top olan. Şaşıya bakma. candır. kibir ve haset dolmuştur. aydan daha nurlu olsa gerektir. İnce çeneli olanın aklı .gözlü olan cesurdur. Büyük yüzlü olan illetlidir. Mutedil dişli olanın işi hoş ve doğrudur.lafla yalan söyler. sürekli halktan kuşkulanır. çünkü sana eğri bakar. kirpiği sık olansa bedelsizdir. çoğunca yaman işler yapar. büyük gözlü olan zarif olur. Burun deliği bol olsa. Genizden gelen söz. hafif. Yüz güleç. çoğu sözü acı olur. Arık yüzlü olan borcuna sadık değildir. Burnu kısa olan. İri dişli olan. İnce sesli erkek. Kaba sesli olanın himmeti vardır. Küçük ağızlı olan güzel. Burun kanatları hareketli olanda kahır ve inat toplanmıştır. Noktalı göz ok olur. Uzun yüzlü olan. Çünkü böyleleri mütebessim olur ve onu gören kâm alır. Çatal sesli olan. yüzü sert olanın. kalın ve etli yüzlü sevimsizdir. Kalın dudaklıların muzipliği ağırdır. söz lezzetli olan. Ağız kokusu hoş olanın. küçük olan kötü olur. Benzi kızıl olan edib. azizdir. fakat çok korkak olur. ondan ırak ol. sözü seri olanın anlayışı yüksektir. Burnu eğri olanın fikri himmettir. Rengi normal olan hem ak. küçük yüz kibre delildir. Burun eğer uzun olsa. Erkek seli kadınlar çoğunca yalan söyler. bakışı tembeldir.sık bakan olmaz emin.

Boynu kısa olanın hilesi çok olur.) Beşinci Madde Kalan beden uzuvlarının kıyafetini bildirir. malûm olsun ki. Siyah ve az sakal. Çenesi normal olan. filozoflar demişlerdir ki: Omuzu sivri olan Düzd olur işler yaman Eğri omuzlu kişi Eğrilik olur işi Kısa omuz eblehin Düşkün omuz esfehin Mutedil olan omuz Sahibi anlar rumuz Saidi eğri kasir Olsa olur ol şerir Rusgi olura dıraz Bahşiş eder bî niyaz Ger küçük olduysa el Bî bedel oldur güzel Üsbuu olan uzun Ehl-i Hüner zü fünun Üsbuu yumuşak olan Zeyrek olur î güman Züfri ariz olmasa Sev onu süb ve mesa .) RUBAİ Cehd eyle bir ârif-i dânâyı bul Ya bir sanem-i latif ü ra'nâyı bul Bu ikisinin biri nasib olmazsa Evkatını zâyi etme tenhayı bul (Çalış. tenhayı bul. Uzun sakallı olan.hafiftir. ahmaktır. şüphesiz dilber olur. Boynu ince olan. Değirmi sakallının olgunluğu çoktur. Her yeri orta olan. kaba olur. gece gündüz obur olur. bilgin bir ârif bul. Enli kafalı olan. Hiç kılı olmaya kösenin hilesi çok olur. Sık sakallı olan kabadır ve sohbeti uzatır. boynu orta olanın işi hayır yapmaktır. Ya bir latif sevgili ve güzel sözlüyü bul. Ey aziz. nâdân olur. Boynu çok uzun olanın olguluğu azdır. akıllı ve güzel olur. hünersiz olur. Bu ikisinin biri nasib olmazsa. zekaya delildir. vaktini zayi etme. Boynu kalın olan. Enli çeneli olan.

Tırnağı yumru çizik Olsa o bilmez yazık Tırnağı yassı ve düz Olsa olur desti uz Sadrı çıkık olanın Hulki de beddir onun Sadrı eğer olsa dar Gam yer ol leyi ve nehar Sine ariz olsa o Gönlü hiç olmaz melül Sadr ve omuzdaki kıl Cür'ete olmuş delil Sedy-i zen olsa kebir Şehveti olur kesir Sedy-i ger olsa tavil Onda lebendir kalil Sedy-i zen olsa sağır Şîr olur onda kesir Südü memeli velüt Zevcinedir ol vedüt Mutedil olsa meme Zevci hem onu eme Lahmi mülayim olan Tende olur lütf-i can Lahmi olan hoş latif Oldu arîf ve zarîf Lahmi olan pek katı Oldu kavi gılzatı Arkası yassı kişi Oldu sefahet işi arkası güzek âdem Züşt olur ahlakı hem Zahri arîz olanın Kuvveti çoktur oun Ger beli ince olur Şekli yerince olur Arkada bittiyse kıl Şehvete olmuş delil Batnı büyüktür gabi Batnı küçük çelebi Batnı büyük hem akisr Bed huy olur pek asir Anede bitmezse kıl Vahşi olur tabı bil Oyluğu enli olan Tenbel olur bî güman Aleti olan sagir Oldu reşit ve habir Aleti olan tavil Humkuna olmuş delil Ger zeker olsa azim Malikidir pek leim Olsa küçük ünsiyan Sahibi olmuş ceban .

Tırnağı yassı ve düz olsa. Mutedil olan omuz sahibi. şüphesiz zeyrek olur. Parmağı uzun olan. rumuz anlar. Tırnağı geniş olmasa. gece gündüz o. efilindir. o misilsiz ve güzeldir. istemeden bahşiş verir. Bileği uzun olursa. onun gönlü hiç melûl olmaz. işi eğri olur. o bilmez yazık. cür'ete delil olmuştur. Geniş olsa. düşkün omuz. bilgi sahibi ve hüner ehlidir. gam yer. şehveti çok . Kısa omuz eblehin.Olsa büyük husyetan Hamilidir pehlivan Bız'ı olsa sagir Sahibesidir hatîr Olsa mülehhem kebir Şehvet-i zendir kesir Fahzi olan pek tavil Şehveti olur kalil A'raç olan bir kıçı Kibir ve hasettir içi rukbesi olan büyük Yüklenir o hayli yük sakı galiz olanın Olmaya lütfu onun ka'bı mülehhem zeni Şiveli addet onu Ökçesi yufka olan Dilber olur bî güman Ökçesi kalın o mert Oldu şecaatte fert Ayağı enli kişi Cevr ü cefadır işi Ger uzun olursa pa Sahibidir pür hâya Ubuu olan uzun Fehm ileir pür fünun Hatvesi dar olanın Cünbüşü hoştur onun Çünkü hıraman olur Akıl ona hayran olur BEYT Ademi öldürür o reftarı Mürde ihya eder o güftarı (Omuzu sivri olan hırsız ve işleri yaman olur. Tırnağı yumru ve çizik olsa. akşam sabah sev onu. olur eli uz. Parmağı yumuşak olan. eğer küçük olduysa el. Göğsü eğer dar olsa. o şerli olur. Kolu eğri ve kısa olsa. Eğri omuzlu kişinin. Kadının göğsü büyük olsa. Göğsü çıkık olanın ahlakı da kötüdür. Göğüs ve omuzdaki kıl.

Oyluğu enli olan. Parmağı uzun olan. Eti pek katı olanın kabalığı katı oldu. Karnı küçük olan çelebidir. filozoflar. şüphesiz tembel olur. kötü huylu ve zorlu olur. Oyluğu pek uzun olanın şehveti az olur. Adımı dar olanın cünbüşü hoştur Çünkü salınarak yürür. Husyeler küçük olsa sahibi korkak oldu. Arkada kıl bittiyse. Eğer etli büyük olsa. hayli yük yüklenir. Ökçesi kalın olan mert. topuğu etli kadını.) Altıncı Madde Kadınların güzellik alâmetlerini ve güzellik çizgilerinin delillerini bildirir. Dizi büyük olan. şekli yerince olur. Ey aziz. Arkası yassı kişinin işi. Sütlü memeli ve doğurgan kadın. Baldırı kalın olanın. Eğer aleti büyük olsa. şüphesiz dilber olur. o kişi pehlivandı. Eti hoş ve latif olan. kadın uzuvları kıyafeti konusunda demişlerdir ki: Hüsn-ü zenane delil Otuziki resm bil . süt onda çok olur. Eğer beli ince olursa. malûm olsun ki. çok kötülük sahibidir. Ayağı enli kişinin. Karnı hem büyük hem kısa olursa.) (Adamı öldürür o güzel yürüyüşü. Göğsü uzun olsa onda süt az olur. Orta memeli olanın memesini eşi emer. Kadının göğsü küçük olsa. tabiati vahşi olur. akıl ona hayran olur. ökçesi yufka olan. şecaatte tek oldu. can ve lütuf olur. Kasıkta kıl bitmezse. Eti yumuşak olan tende. cevr ve cefadır işi. Aleti küçük olan. lütfu olmaz. ölüyü diriltir o güzel sözleri. şiveli say.kuvveti çoktur. sahibi çok hâyâlıdır. Arkası kambur adamın huyu da kötü olur. şehvete delil olmuştur. ahmaklığına delildir. kadının şehveti çoktur. eşine dosttur. Bir kıçı eğri olanın içi kibir ve hasettir. sefahet oldu.bilgili ve zarif olur. Karnı büyük olan gabidir. Sırtı geniş olanın. olgu ve bilgili oldu. Eğer ökçe uzun olursa.olur. Husyeler büyük olsa. anlayışla bilgi doludur. o kadın tehlikelidir. Ferci eğer küçük olsa. Aleti uzun olan.

kirpik ve göz. göğüs ve göbek.) Nitekim Hamdi-i Sirin. bız've diz. koltukaltı ve ferç. kulak. güzeldir o kadın. kasık. dudak. Dört yeri geniş gerek: Kaş. hazreti Züleyha'nın şanında şöyle açıklamıştır: NAZM Greçi hüsnü beyana sığmaz idi Nitekim aşkı cana sığmaz idi Lik bir harf işit kitabından Diye ben zerre âfitabıdan Kameti serv-ü bağ-ı rağmet idi Berk ü bârı safa ve lezzet idi Ab-ı lütfiyle buldu nemâ Hıl'at olmuş idi letafet ona Dam-ı akl idi farkının mûyi Fark olunmazda miskten bûyi . kıldan da beri olmalı. Sesi ve beli ince. Böyle kadın güzel olur. Dört yeri kızıl lazım: Yanak. tırnak ve göz.Dört yeri lazım siyah Saç kaş kirpik gö âh dört yeri ak ola zeyn Levn ve diş ve zufr ve ayn Dört yeri lazım kızıl Had ve leb ve lisse dil Dört yeri vâsi gerek Kaş göz ve sine göbek Dört yeri ziyk ola derc Enf ve simah ıbt ve ferc Dördü kebir ola niz Sedy ve serin bız' ve diz dördü küçük olmalı Enf ağız ayağ eli Savt beli ince hem Şekli de bir nice hem Lahmi semin ve tari Olmalı kıldan beri Böyle kıyafetli ten Olsa güzeldir ol zen böyle ki zen Hûb olur Hulki de mahbub olur (Kadının güzelliğine delil olarak otuziki resim bil. kaş. Dört yeri ak ola: Renk. ayak ve el. Dördü de büyük olmalı: Göğüs. Dört yeri siyah lazım: Saç. dişeti ve dil. ağız. Dördü küçük olmalı: Burun. Dört yeri dar olmalı: Burun. Ahlakı da sevimli olur. Böyle kıyafetli ten olsa. şekli de nice! Eti dolgun ve tazi olmalı. diş. göz. kadınların güzellik belirtilerini.

İnce kıl yardı şâe sa'y ile cüst Farkı nâzın kodu miyane dürüst İki dîçür-i târ zülfeyni Leyl içinde nehar mabeyni alnını levh-i ur edip allah Sebk-i hüsn alırdı ondan mâh Kaşı ol safha-i sürur üzre Nurdan san yazıldı nur üzre Nunu altında any ü sad misal ikisinden göründü nass-ı cemal gözleri ehl-i mekrin ellisidir Ay yüzünün güneş zevallisidir Lale haddinde hâl.i anberveş Güyiya gülistanda tıfl-ı Habeş Elif-i ünf ve safer nokta-i ha! Cem' oup bir iken on oldu cemal Arızı cennete ümune idi Gülleri anda gûne gûne idi diheni sığmadı onun suhane Bir suhan sığmaz ien ol dihene Ne denilsin leb-i zülalinden Sulanırken dihen hhayalinden Diheni dürr-ü feşan tekellümde Lebleri kuvvet-i can tebessümle Gülse nur akıtır süreyyadan Sözü lezzetli kand ü helvadan Gülse lutfile lal-i handanı Ukde-i dil açardı dendanı Dürr-i dendan la'l-i handandan Görünür nur-u hak gibi candan zenhan kıldı Hak şekerden sîb Hüsna ıdeyne verdi zinet ü zîb Şeker-i sîb iken zehandanı Çâh âsib olurdu endanı Nice dili can verirdi ol sîbe Düşer idi o çâh-ı âsîbe Zehanı sîbinin halaveti can Gabgabı siminin zekat-ı cihan Gabgabı kim muallak-ı âb idi Sanki ter şişede gülab idi Boynu olmuşdu zülf ile mestur Birisi kâfir ve biri kâfur Gün gibi doğru çün o sîmin ber Bildi noksanını kul oldu kamer Bir gümüş levh idi o sine hemen Ol gümüş levha nakşibend cihan İki nakş eylemiş turunca gibi Bir gül üstünde iki gonca gibi İki said idi sebîke-i sim Umar ondan ekatı dürr-ü yetim Hüsnü i'cazına onun bürhan Yed-i beyzası kâfi idi heman Kâfi uşşaka rahat'ül-ervah Parmağı dil kilidine miftah .

merhametli olmayıp. Enisim. cana mahremdir. kavuşmak kadar lezzetli olur. (bana yabancı olan dilberin hayali. başa kakıcı oldukları için. olgunluk ve güzelliğ emâlik olanın bile tatlı kavuşmasından ise. gönül huzuru bulur. BEYT Tahayyül eylesem anı gönül huzuru bulur Tezekküründe visali kadar telezzüz olur (Onu hayale etsem. onu düşünmek.) BEYT Bana biganedir dilber hayali cana mahremdir Enisim munisim yarim odur kim dilde hemdem olur. munisim ve yarim sürekli gönülde olandır. güzelliğini hayal etmek bin kat daha lezzetli ve evladır.Hüsnün ol dilberin kim ede ıyan Ki beyanında âciz idi beyan Lakin ondan yazılsa bir parmak Kaleme şu kadar gelir ancak Kim onun parmağın gören âdem Oldu divane ref' olundu kalem Kollarını güher koçardı heman İnce belin kemer koçardı heman Öyle hûb idi beli kim onu Kılca kalırdı görenin canı Seyr eden ol hümayı tâkından Bir kebuter sanırdı sakından Alem-i hüsn ona musahhar idi Mehr ile mah keniz ü çaker idi Yoğ iken zib ü zivere hâcet Eyledi meyl ziver ü zinet Zamane kadınları.) Gerçi dilberdir hoş âyindir kadın Nakısat-ül-akl ve ve'd-dindir inan Zinhar ey merd-i âkıl zinhar Kâmil isen nâkıs ile olma yâr Hiç olur mu lâyık ehl-i kemal Sahra-i her âkıs olmak mah ü sal Nefs eline verme bu can yakasın Şehvet oduyle niçin can yakasın Nutfe tende mâye-i canbahştır Şensüvar ruha çabu rahştır Etme onu râh-ı Hak'da lenk ü lük Edemezsin çünkü ybî merkeb sülük .

filozoflar demişlerdir ki: Uzuvların kıyafetinde anılan zıt deliller. onda akıl ve din eksiktir. Halk ise onu faydalanma sanır.) Yedinci Madde Uzuvların kıyafet tadilinin zıt delillerini ve nefslerin ihtilafıyla olan hükümlerini bildirir. Aşıklara kadından murat hayal etmedir. Ne zaman ki dilber hayaline can meyleder. Kadın ve erkeğin arzusu birleşmedir. O kanat. nutfeden peyda olur. Ruhun kanatlarına cima kırar. bir şahısta toplansalar. suretpereste kıble olduysa. görenler artık onu . Canın kanatları hayal sevgisi olur. âyineni Eyle mir'ât-ı meâni sineni Ta derunun nur-u Hak'dan ola pür Derc-i ruhun marifette doladür (Gerçi kadın. dilberdir ve hoş resimdir. Ruh kutun. Kadın. Suret nakşından aynanı uyup. Mesela kösenin boyu uzun olsa. sineni mânâların aynası eyle. o kanaty ile en yüksek semte gider. hepsini itidal üzere mamur ve şen eyler. fakat inan ki. onun marifetinden inci dola. Ay ve yıl eksiğin büyüsüne tutulmak hiç olgunlara layık olur mu? Bu can yakasını nefs eline verme. Zinhar. tende can behşeden sudur iyi binici. ey akıllı kişi zinhar! Olgun isen eksikle yâr olma.o kösedir diye ona ta'n olunmaz. Zira ki itidal bulmuştur. Ey aziz. Onu Hak yolunda topal etme. Gönül ashabının kıblesi. Çünkü bineksiz süluk. malûm olsun ki. edemezsin. Eğer yüzü de nurânî olduysa. Şehvet ateşiyle niçin can yakasın? Nutfe. ihsan verici Allah'dır.Çü hayal-i dilbere an eyl eder Ol per ile semt-i a'lâya gider Per ü bâl can olur hubb-ı hayal Nutfeden peyda olur ol per ü bâl Per ü bâl-i ruhu kesr eyler cima' Halk ise za eyler onu intifa' Arzu-yu mert ü zendir ittihat Uşşaka enden tahayyüldür murat Kıble-i suretperest oduysa zen Kıble-i ashab-ı dildir zül-menen Ham= ü bunekkeh şuşu. Ta için hak nurundan dopdolu ola. cevelanı çabuk attır.

sevgilisini mâsivaya vermesin. Gel ey Hakkı. kâh yırtıcı hayvan sıfatlı. adı geçen delillerden müstağni bulunmuştur. kâh ona galip olduğundan. şerler ona hayır olur. Muhabetiyle âdeti yırtıp. kâh hayvanî nefsin mağlûbu olup. çünkü o Allah'ın nuruyla bakar. unu halkı Bu benlikten geçip. Çünkü anılan alâmetlerin hepsi. levvâme ise. kâh hayvan sıftalı bulunmuştur. hayvanî nefsin ahlakv e vasıflarının delilleridir." naklolunmuştur. kâh hayvan sıfatlı. Bütün varını terk ettiğinden. çâk eyle. Halbuki sureta insan görünmüştür. Onun vasfı. beyana gelmez. Kendinde nişan ve alâmet kalmaz. ağyarı ona yâr olur. Ondan onun kalblerin enisi olduğunu idrak eyle. şu halde eğer insanî nefs.) KITA Zamane halkını fehm eyle olma sen mağrur Gönülde dostu buup her nazardan ol mestur Ne lütfu var bir alay kalbi hasta bestelerin . kâh insan sıfatlı bilinmiştir.nur anlar. o kimse o tarafta bilinmiştir. mâsivadan pak eyle. emmâre ise.o nefs. cehil ve bulanıklıktan vasıfları arınmış değildir. hayvanînin üzerine galip olup. Şu halde bir kimsede hangi tarafın delilleri çok bulunduysa. mutmainne olduysa cengi sulha ve nizayı rızaya döndürüp. bu hayır ve şer onun kaydı olmayı. mutlak ruh olur. kendini toprak eyle ve nazargâhı Hüda olan kalbini. mülhime ise. onun hükmünün içindedir ki. zulüm ve zulmetten. Kim ki isterse üns-i dildârın Vermesin mâsivaya dildârın (Sevgilinin ünsiyetini isteyen. nefsi. Habibi Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinden: "Mü'minin ferasetinden sakının. hayvanîye esiri olduğundan. bu nefs. Eğer insanî nefs. Zira ki haberde. Kâh şeytan sıfatlı. Eğer bir kimseye Hak'kın nuru göz olsa. Eğer insanî nefs. onun feraseti.

insanların Rabbi ile gönül ünsiyet bulsun. bu insanları unut ki. Ey aziz.Koy ehl. Gönülde dostu bulup. filozoflar demişlerdir ki: ihtilac-ı far-ı ser Cahden verir habir İhtilac-ı piş-i ser Oldu devlete eser İhtilac-ı cenb-i ser Sağ ve solu hayr eder ihtilac-ı cebhe ter Sağ iyş ve sol haber İhtilac-ı hHacib ol Dostluk oldu sağ ve sol Evsat ederse ger Sağı zevk sol keder İhtilac etse enb Sağı hüzn ve sol tareb İhtilac-ı zahr-ı ayn Sağda levm ve solda zeyn ihtilac-ı beyt-i nur Sağı renc ve sol sürur ihtilac-ı dünbal Sağda mehrve solda mal İhtilac-ı zir-i çeşm Sağda mihrve solda hışm ihtilac-ı rahda dal Sağda hayr ve solda mal İhtilac-ı enfe rah Sağda kahrve solda câh ihtilac-ı fek-i leb Sağda rızk ve solda tareb Usbu-u sâni eder Sağda solda hoş haber . malûm olsun ki. sen mağrur olma. Çünkü insanlara insanlardır yâfet.i gaflet ve cehli sen eyle dilde huzur Çü nâsa nâsdır âfet bu nâsı ol nâsi Ki Rabb-i nâs ile bulsun dil üns olup huzur (Zamane halkını anla. he bakıştan örtünmüş ol. gönülde huzur eyle.) Sekizinci Madde İnsan bedeninde damarlar içinde akan kanın sebebiyle deri üzerinde görünen uzuvların ihtilacını (seğrime ve titreme gibi hareketleri hükümleriyle bildirir. Kalbi hasta ve bağlı olanların ne lütfu var? Gafilleri ve cahilleri bırak.

Seğriyen çene. devlete yeser oldu. sağda iyş. el üstü seğirmesinde. sağda hüzün. Kolların seğrimesi. sağda kötüleme. solda şenliktir. sağı hüzün. solda hışımdır. solda gamdır. Kaşların ortası seğrirse. solu şenliktir. Gözün dışının seğrimesinde. solda şenliktir. soldazinettir. solda kederdir. sağda ve solda sebeblerdir. Alın seğrimesinde. sağda mal. sağı zevk. . Burun kaşınması yoldur: Sağda kahır. sağda yük. sağda rızık. solu sürurdur. Bilek seğrimesi. solda şenliktir. sağ ve sola rızık ve maldı. sağda sevinç. Pazu ve el seğrimesi. hayırdır. solu kederdir. göz bebeği seğrimesinde. sağda ve solda hoş haberdir. olda meşakkattir. sağda hüzün. solda mevkidir. solda maldır. solda manevî ayıptır. sağda hayır solda maldır. sağda hüzün solda şereftir. Başın önünün seğrimesi. sağda kötüleme. sağda zarar. Döş seğrirse. sağ ve solda hoş haberdir. sağda sevinç. solda kâmdır. sağ ve sol dostluktur. sağda mal. solda maldır. Serçe parmak seğrimesi. Başın yan tarafının seğrimesi. Dil seğrirse. solda güzelliktir. makamdan haber verir. sağda rızık. sağ iyş. Göz kuyruğu seğrimesinde. sağda mevki. Başparmak seğrimesine. Sağı ağrı. Boğaz da kulakla seğirirse. El seğirmesi. gerek sağ ve gerek sol. sağ ve solda yahşidi. Yanak seğrimesinde. Orta parmak. solda gamdır. Kulak seğrir. Dirsek seğirir.Usbu-u vustadan al Sağda ve solda cidal Usbu-u binsır bulur Sağda cedl ve ysol sürur Usbu-u hınsırda kal Sağ ü solu rızk ü mal Muhtelic olsa eğer Bir yerin eyle nazar Bunda kim ahkâmı yâd Şüphesiz et itimad Kim dmar oynar neden Hak'dır onu debreden Anla işârâtını Bekle beşarâtını (Başın tepesinin seğrimesi. Dudak ucu seğrimesinde. Dudak altı seğirmesi. Şahadet parmağı titrerse. Göz altı seğrimesinde. Dudak üstü seğrimesinde. sol haberdir Kaş seğrimesinde.

sağda maldır. solda erzaktır Bacak içi seğrimesi. oyluk seğrimesi. Topuk seğrimesi. sol seferdir. sağda cidal. Baldır seğrimesi. solu oğuldur. Diz seğrimesi. Serçe parmak seğrimesi. sağı sevinç. sağda mal. solu maldı. Orta parmak. sağ iyş. Göğüs seğrimesi olur. Meme seğrimesi. beden durumlarının açıklanması. sağ ve solu rızık ve maldır. Eğer bir yerin seğrise. Serçe parmak yanındakinin seğrimesi. ağı hüzün. sağ cima. sağda ve solda cidaldir. Kasık seğrimesi. sağda mal. burada hükümleri hatırla ve şüphesiz itimat et. sağda hüzün. Bacak seğrimesi. sağda yol. sağda kavuşma.) BEYT Her ne can kim duyar işâretten Hürrem olsun dili beşaretten Anatomi ve bedenle canın özgürlüğünün faydaları ve menfaatleri. sağda yol. sağda yürüme. sağda mevki. solu sürurdur. solda ayrılıktır. solda kaderdir. sağda hüzün. Diz alı seğrimesi. solda kâmdır. solda maldır. sağda mal. Damar neden oynar? Hak'dır onu depreten O an işaretlerini anla ve müjdelerini bekle. Taban seğrirse. sağda maldır. bak. azanın kuvvetlerinin ayrıntılı olarak anlatılması uzun olup. sol seferdir Husye seğrimesi. Makat seğrimesi. solda mevkidir ve yolculuktur. sağı mevkidir. solda kâmdır. solda sürurdur. solda şenliktir.Yüzük parmağı seğrimesi. solda seferdir. Göbek seğrimesi. sağı mihr. insanlık âleminde uzatılmadan kısa . sağda hüzün. Bacak dışı seğrimesi. sağa ve solda hoş haberdir. Topuk ve el seğrimesi. solda sürurdur Bedenin bir yanının seğrimesi. solda yol. Böğür seğrimesi. bizim maksadımız olan Hak'kı tanımaya bunca temsil ve teshille bu özetleme dahi yardımcı ve delil olmakla. İkinci parmak seğrimesi. sağda yürüme. sağda birleşme. solda safadır. Ayak arkası seğrimesi. solu rızık. solda sürurdur. sağda çocuk. Başparmak seğrimesi. solda şereftir. Karının tam seğrimesi. solda gamdır. solda hayır.

Zira ki en güzel biçimde yaratılan ve iki cihanı toplamış bulunan insanın şerefi bedeninin. izamın düzenlenmesi ve makamın tamamlanması olmuştur. ne güzel yardımcıdır.söz ile meramın elde edilmesi. ibretle seyir ve temaşa kılınıp. akıllar âciz ve kısa kalıp.O. ne güzel mevla. TEFVİZNAME Dilden gami dûr eyle Rabbınla huzûr eyle Tefvîz-i umûr eyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzl eyler Sen adli zulüm sanma Teslim ol oda yanma Sabret sakın usanma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Deme şu. öyle Bak sonuna sabreyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Hiç kimseye hor bakma İncitme gönül yıkma . anlayış ve idrakte. insanı en güzel şekilde yaratan. niçin şöyle Yerincedir o. vasıf ve beyanında şaşkın bulunmuştur. düşünme ve fikretmeyle hayal olundukta. şekil verici bâri ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. Yaratıcıların en güzeli olan Allah yücedir. benzersiz hakîm. her bir latif uzvunda oln yaratıcı ve bâri Allah'ın ince kanatlarına hayretle bakıp.

cenk olmaz årif dili tenk olmaz Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Hoş sabr-ı cemilimdir Takdir.Sen efsine yan çıkma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Mümin işi renk olmaz åkıl huyu. kefilimdir Allah ki vekilimdir Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Her dilde ânın adı Her canda ânın yâdı Her kuladır imdâdı Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Nâçar kalacak yerde Nagâh açar ol perde Dermân eder ol derde Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler TEFHİZNAME Her kuluna her anda Geh kahr-u geh ihsanda Her anda o bir şanda .

Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh mu'ti-u geh mâni Geh dar-u gehi nafi Geh hâfız-u geh râfi Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh abdin eder ârif Geh eymen-u geh hâif her kalbi odur sârif Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh kalbini boş eyler Geh hulkunu hoş eyler Geh aşka duş eyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh sade ve geh rengin Geh tabın eder sengin Geh hürrem-u geh gamgin Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Az ye az uyu az iç Ten mezbelesinden geç Dil gülşenine gel göç Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler .

tabii ölümle ruhun bedenden ayrılmasını dört bölüm ile ayrıntılı olarak anlatır. malûm olsun ki. eşyada bulunan hikmetleri bilsin. bedenin sıhhatinin korunma ve devamlılığını. ârifler demişlerdir ki: Hak Taâlâ iki cihanı ve onlarda olanın tamamını insan için icat ve mevcut eylemiştir. ådem için yaratıldığını bildirir. Hepsinin benzerini kendi vücudunda buldukta. Birinci Madde ålem. Ey aziz. cihanın mânâ ve cüzlerinin benzerlerini bu insan vücudunda bulup. nefsini bilmeye erip. enfüsü âfaka tevfik edip. BİRİNCİ BÖLÜM İnsan bedeninin zamanlara ve mekanlara benzerliği sekiz madde ile bildirir. ondan Allah'ı tanıma kolay . Ta ki âlemde olan sanatlara bakıp. bedeninde olan aza e kuvvetlerin bütün eşyaya tek tek vücuh il benzerliğini.Bu nas ile yorulma Nefsine dahi kalma Kalbinden irağ olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geçmişle geri kalma Müstakbele hem dülma Hal ile dahi olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler 43-BÖLÜM:043: BEŞİNCİ BAHİS İnsanı âleme tatbik.

insana nefslerinde bulunan kudretinin kemal ve tavırlarını tamamıyla bilip. feleklerin ve yıldızların incelik ve hakikatlerine tamamiyle erip. . Rabbini bildi. zor ve esrarlı iş bulunmuştur. Ondan alemin yaratıcısının bunca kâinatı yaratmasından ve âlimin cüzlerini zerre zerre an an değiştirip. kendi nefsini bilmek istidadını vermiştir.È (51/56). esirgemesinin olgunluğundan. âlemi bilmek kılınmıştır. yaratıcısını bilmeye erişsin. ondan zatını tanımaya yol bula. kendi tanınmasını. feleklerin nefs ve akıllarını müşahede kıla. Şu halde elbette insana. Zira ki insana. nefsi bilmek bilinmiştir. Zira ki Hak Taâlâ Nazm-ı Kerim'inde: Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. dağların tepesine çıka. iç ve dış âlemde. Nitekim haberde: Nefsini bilen. sırlarına ermek. buyurmuştur. ondan yüce istek olan Mevla'yı tanımaya ermek çok suğul. nefsi bilmenin Rabbi tanımaya vesile olduğunu duyurmuştur.È vârit olmuştur. Göklerin melekût âlemine giremez ki. ulvi ve süflî eşyadan her ne ki bu insan vücudunun dahi iç ve dışını o tavır ve tarz ile en güzel biçimde üzere âlimin nümunesi olarak yaratmış ve tasvir etmiştir. Ta ki nefsini bilmekten. insanın nefsini tanımasına bağlı kılmıştır. mümkün ve müyesser değildir ki. emr-i şerifiyle. Hadis-i kudside: Ey insan! Beni tanımak için nefsini bil. süflî âlemin her birini görebile ve bütün durumlarına ve sırlarına muttali ola. kendi tanınması için yaratıp. yetiştirmesinden işlerini temaşa ile isim ve sıfatlarına muttali olup. Şu halde rauf ve rahim olan âlemlerin Rabbi hazretleri. Göğün üstüne çıkamaz ki. ulvî âlimin durum ve sırlarına gereği gibi vâkıf ola. denizlerin dibine ine ve yerin içine görüp. Nefsi bilmenin anahtarı. nurlarını görmek. ruhlar âleminin durum ve sırlarını gereği gibi vâkif ola. Lakin Hak Taâlâ'nın âlemin ufuklarında olan eserlerinin benzersiz sanatını herkes görüp. Çünkü Hak Taâla insanı.olsun. Allah'ı tanımanın anahtarı. inayetinin sonsuzluğundan.

Nitekim âlemi. Ta ki bu insan. bütün cüzleriyle kendisine itaatli ve boyun eğici eylemiştir. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeni. Onu tanıma saadetine erip. kendi vücuduna bakıp. topla dağınıklığını / Kalbin Rahmen'ın evidir Beyanını yüksek ve geniş ) Ey ârif kadrini bil Güzel tatlı latifelerin / Bilgiler sendedir uyan Dostlar içinde giy taç / Zamanlar içinde an hayatını Sabit ve sakin ey şaşkın / Dairelerin kutbu sensin Gözler senden ışıklanır / Ondan öğren ey insan Sen elbette hazreti insansın İkinci Madde İnsan âlemini. büyük âlime tatbik ve bazı uzuvlarını yeryüzüne uydurmak yolunu bildirir. malûm olsun ki. azasının bileşiminden ve kuvvetlerinin düzeninden süflî ve ulvî âlemde kolaylık üzere benzer ve alâmetlerini bulup. Kendi ruhunun cisminde olan türlü tasarruf ve tedbirlerinden Hak Taâlâ'nın âlemde olan türlü tasarruf ve tesirlerini bulsun. küçük . pak zâtına muhabbet ve ibadet kılsın. kendini âlemin numunesi bilsin. âriflerden olsun. pak zatı sıfatlanmıştır.Her ne vasıflar ile ki. bu insan ruhu dahi o vasıflar ile sıfatlanmıştır. Ondan fiillerine ve sıfatlarına vâkıf olup. NAZM Bil ey insan / Elbet sen kâinatın toplamısın Varlığı içine alansın / Varlık senin yanında göresin Görünmez sana görünür / Basiret ve irfanla Onu şu anda hatır bil / Cismin karanlık ve süflî Ruhun nurlu ve ulvî / Sırrın Rabbanî ve safî Zatınla sevin / Sıfatını anla ve oku Müjde sana. Ey aziz.

Ta ki bu insan. Yer vadileri arasıda akan nehirler var ise. deryadan damla açıklarız. insanın hatıra ve fikirleridir. Ay ve yıl mesabesindedir ki. geri dönsünler. Kulak akıntısının acı olduğuna hikmet budur ki. mekândır. Berzah âlemine misal. her ne ki âlemde yaratılmıştır. böyle yüzbin kitaba sığmaz. Gözyaşı o yönden tuzludur ki. bedende de saç ve uzuvlar olur. Bir benzerliği budur ki. Onunla Allah'ı tanıma kolay ola. Bütün canlılara misal. göz yaşı ve burun akıntısı gibi değişik tatlarda kaynaklar vardır. bu cihandır. Şu halde insanın cisim ve canlı. kulak akıntısı. sürekli gözü aydınlık olsun. insan dişleridir. ålemin nüshası olan insanın şerefli bedeni. Biz burada. güneşten zerre. insan uykuda iken kulağına yer haşereleri girmek istediğinde. Ta ki. yer ve gökler mesabesindedir ki. hepsinin benzeri insan vücudunda bulunmuştur. nefsi bilmeye bürhan ola. Yağ ise tuzsuz bozulur. bütün âlemin nüshasıdır. büyük âlemdir. beden damarlarında akan kan vardır. Zira ki. Melekût âlemine misal. insanın his ve kuvvetleridir. bedende uzuvlar vardır. . akı taze kalıp. Bu kitaba değil. bedende de. Yerde zelzele olduğu gibi. zamandır. yerde iklimler ve kıtalar olduğu gibi. Yerde değişik tatta kaynaklar varsa. Mesele bütün hissedilen cansızlara misal uzuvlarıdır. yerde dağlar olduğu gibi. Bu misal ve benzerliklerin ayrıntısı sınırsızdır. bedende titreme ve aksırma vardır. bedende de kemikler olur. O uyuyanın kulağına girmekle onu helak etmesinler. Dört mevsime misal. İnsan bedeninin yere bir benzerliği budur ki. İki âlem tamamıyle insanda mevcut ve belirli bilinmiştir. gözün akı yağdandır. büyük âlem olduğunu öğrenip. Belde mesabesindedir ki. Yerde ağaçlar ve bitkiler olduğu gibi. kulak akıntısının hissine ulaşıp. insan ahlakıdır. insanın gönül ve canıdır.âlemdir. Ancak ârifin kalbine sığar. İnsan ruhu. Adet ve sanayie misal.

ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin göklere bir benzerliği budur ki. sabit ve gezegen yıldızların türlü tabii hareketleri olduğu gibi. Ağız suyu onun için hoştur ki. ağız. lezzet alsın. RUBAİ Ey ilahî nüsha ki sensin Alemde olanlar hep sendedir Ey Şah'ın cemal aynası ki sensin İstediğini kendinde ara ki sensin Üçüncü Madde İnsan âleminin feleklere benzerliğini bildirir. Burada ancak iki âlem birbirine tatbike ve uyuma ihtimam olunmuştur. bedenin de dışından içene oniki yolu vardır: İki kulak. iki meme. safra merihe. böbrek zühreye. burçlar sahibi göğün oniki burcu olduğu gibi. malûm olsun ki. yürek güneşe. onda olan koklama hissi. ateş gibi kuru ve . iki burun deliği. İnsan bedeninde bulunan ilahî hikmet sonsuz bilinmiştir. karaciğer müşterie. bedende de çok sinir vardır. Bir benzerliği dahi budur ki. bedende de yirmisekiz his ve sayılan güçler vardır. güzel kokulardan kokulanıp. Ey aziz. feleklerde yedi gezegen olduğu gibi bedenin içinde de yedi aslî uzuv vardır: Akciğer aya. mide utarite. Felekte üçyüzaltmış derece olduğu gibi. dilde olan tat alma kuvveti. insan âleminde bulunan eşyaya nümune bulunmuştur. bedende de açıklanan üçyüzaltmış kan damarı vardır. göbek ve iki abdest yolları. bedenin de bu tavır üzere türlü zorunlu ve ihtiyarî hareketleri vardır. iki göz. Küllî ve cüzî feleklerin. zıtlarıyle bilinir. Nitekim dış âlemde bulunan eşya.Burun karışımları onun için nâhoştur ki. beden dahi dört karışımı kuşatmıştır ki: Safra. daima lezzette bulunsun. Zira ki eşya. Gökte bir çok sabit yıldız olduğu gibi. Felekte yirmsekiz meşhur menzil olduğu gibi. dalak zühale benzer bulunmuştur. Felek dört unsuru kuşattığı gibi.

onun nefesleridir. Gökkuşağına misal. yuvarlak yüzüdür. yaz gibi sıcak ve kurudur. çocukluk yaşıdır. Safra. sesidir. Siyah köpük.sıcaktır. insanın sürurudur. Gündüze misal. Sabaha misal onun alnıdır. Kışa uygun ihtiyarlık yaşıdır. kelamının lafızlarıdır. Hilale misal. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin ay ve yıla benzerliği budur ki. Dördüncü Madde İnsan bedeninin zaman ve mekana yani ay ve yıla ve onda. hava gibi sıcak ve rutubetlidir. onun gülmesidir. açık havaya misal. sonbahar gibi sıcak ve rutubetlidir. Oluşum ve bozuşuma misal. Lakin ârife işaret yetmekle. su gibi rutubetli ve soğuktur. onun hüznüdür. onun saçıdır. Kan. sıkılmasıdır. bedende de dört karışımdan uzuvlar doğmuştur. malûm olsun ki. benzerliği çoktur. Siyah köpük. ruhun sultana benzerliğini bildirir. Kan. bu insan âleminin açıklanan benzerliklerinden gayri. uzatmaya hacet yoktur. Buluta misal. Dış âlemin. Rüzgâra misal. ilkbahar gibi rutubetli ve soğuktur. Şimşeğe misal. Sonbahara uygun duraklama yaşıdır. Yaza benzer. gençlik ve olgunluk yaşıdır. Bir benzerliği dahi budur ki. İlkbahara uygun. onun ağlamasıdır. kulağıdır. yay kaşıdır. NAZM Can vilayetinde gökler sınırsız Ruh yolunda alt ve üstler vardır Cihan gökleri gibi iş yaparlar Yüksek dağlar engin denizler vardır. Gece karanlığına misal. yayılmasıdır. Ey aziz. Balgam. kış gibi kuru ve soğuktur. Dört unsurdan üç ana bileşim doğduğu gibi. Dolunaya misal. Gök gürültüsüne misal. Yağmura misal. Bir . Geceye misal. bir senede dört mevsim olduğu gibi bedende de dört karışım vardır ki: Balgam. toprak gibi soğuk ve kurudur.

ellerdir. Bu padişahın sarayı. NAZM Seyyid-i âlemdir âdem gayriden sevdayı kes Zâhidin vehmi gerçi ıraktan sevk eyler feres Dilde dildarın misali mahmil içre yârdır . dişlerdir. sindirim kuvvetidir. yapı ustası. Bedende de sanayi erbabı vardır ki: Mimar. büyütme kuvvetidir ki. bedenin sair kuvvetleridir. zengin eder. Bir haftada yedi gün olduğu gibi. Şimdi. Kuyumcu. Kasap. Bekçileri. şehre bir padişah olur. veziri azamdır. Memleketi bu bedendir. Padişahın sarayı. Marangoz. Casusları. Değirmen. bineği. bedende de oniki menfez vardır. tatma kuvvetidir. casusları ve hakimleri olur. çekme kuvvetidir. bedende de yedi uzuv vardır. beden şehrine neşvü nema verip. Çöpçü. Mesela mimar. Bir haftada yedi gün olduğu gibi bedende de o sayıda kan damarı vardır. Hazinedarı. şekil verme kuvvetidir. ekmekçi. şehrin sultanıdır ve vücut ve bedende. Bineği. koku alma kuvvetidir. Nazari akıl. hayvanî nefstir. çıkarır. maliyecidir. maliyecisi olur. bu açıklamadan ortaya çıkan budur ki. Bedenin şehre benzerliği budur ki. kasap. Şehrin sair sanat erbabı benzerleri. Hakimi. ayırma kuvvetidir. Bina tabiattır. itme kuvvetidir ki. insan bedeninde de bütün bunların benzeri vardır ki: İnsan ruhu. memleketi. Sonra veziri. beden şehrinden fazlalıkları itip. bir senede oniki ay olduğu gibi. Şehvet kuvveti. âlemin padişahıdır. gözlerdir. Şehir içinde sanatkârlar olur. elçileri. diri ve dost olan Allah'ın halifesi olmuştur. Elçileri. tutma kuvvetidir. tabası. hazinedarı. Tabib. insan ruhu.benzerliği dahi budur ki. ameli akıldır. Polisleri. bekçileri. kuyumcu vesaire olduğu gibi. gazap kuvveti emniyet âmiridir. emniyet âmiri. beden uzuvlarıdır. Tabası. Ekmekçi. kulaklardır. tabib. yürektedir.

dediklerinde. hayvanî kötü ahlâklardır. tavşandır. ârifler demişlerdir ki: ëlemde insan ahlâkı. kurda benzerdir. ezanın sureti. Eğer mağlup ise. kırmızı devedir. midevî şehvetin sureti. malûm olsun ki.Bu maiyyetten habir olmaz figan eyler çeres (İnsan. mahmil (hayvan sırtındaki kafes) içinde yârdir. Gönülde sevgili misali. Onun için çocukları ona: Onu bizimle gönder. faredir. Şu halde. sarı arıdır ve diğer ahlâk suretleri. kin sureti. Mesela ferce yönelik şehvete üstün gelen kimse. Bu beraberliği bilmediği için çeres figan eyler. Nitekim hazreti Yakub aleyhisselam evladının hazreti Yusuf aleyhisselama olan hasetlerinden. âlemin efendisidir. rüyasında bile eşeğe binici olur. onlara: Onu kurt yemesinden korkarım. akreptir. . oburluk şehvetini sureti. Meselâ kibir sureti. eşektir. kendini eşeğin altında bulur. arkadan yaklaşma sureti domuzdur. rüyada kendini o surette olan hayvana dahi galip görür. Hatta kötü ahlaktan birine galip olan gönül. gaflet sureti. karıncadır. Zahidin vehmi gerçi ıraktan at sevk eder. Çünkü insan. Diğer ahlaklar dahi bu kıyas ile malûm olur. yedi kurt suretinde Yusuf aleyhisselamın üzerine hamle ile hücum eder görmüştü. ferce yönelik şehvet sureti. beyaz devedir. gönülde gazap sureti. dolayıcı berzah ve her şeyin ortaya çıktığı yerdir. inektir. insan nefsinde de vardır ki. kaplana benzerdir. ayrılık olayından önce. sair hayvanların şekillerine benzerdir. vakaların ve rüyaların tabirlerini harf sırasıyla bildirir. tilkidir. Tasallut sureti. gayriden sevdayı kes. vesvese sureti. rüyasında. köpektir: hile sureti. Ey aziz.) Beşinci Madde İnsanın kalbinde bulunan kötü ahlakın hayvan suretlerine benzemesini. vecdin sureti. aslana benzerdir. koyundur. cimrilik sureti. yılandır. türlü hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve misalleri. Haset sureti. düşmanlık sureti. tama sureti. demesiyle bahane buyurmuştu.

ya misal ile veya tabir ile bilmiştir. NAZM Çün buhar-ı gıda dimağa gelir Ruh-u hayvanî ol zaman ne eder Pes havass-ı burun muattal olur Çün dimağın havassı kalbe iner Kalbe ilham olur işaretler Bî vesait bulursa nâfiadır Kalb eğer vasıta ile olsa habîr Pes gelir kalbe gördüğü rüya Arabî ismin evveli alınır Elif ululuğa işaret olur Evvel havas buruna hail olur Zahir-i cismi kor derune gider Halet-i nevmi cism onunla bulur Kalb o dem enderun-u ruha döner Asıldan kalb alır beşaretler Aynı vâki olur ki vâkıadır Gördüğü düşten olunur tabir Ya işaret veya beşaret ona Ne ise ol huruf ile bilinir Ref'at-i gadrine beşaret olur . ayna gibi safia olup. uyku halinde rüya ile geçmiş ve gelecek işlerden haber almıştır.Bu durumda. bütün hayvan suretleri ve kâinatın şekilleri. Safî olmayan gönül. insanın içinde ve dışında suret bulup. Ahlakını güzelleştiren gönül. Gereğince meydana gelmiştir. bu manzume ile açık olmuştur. her şeyi kendinde bulmuştur. Anlaşılması güç olan rüya. şekillenmiştir.

Ba ise cism ve cana rahattır Se ise düşman üzre nusrettir Ha ise izzet ve saadettir Dal ise zahme ve meşakkattir Ra dahi devlete delalet eder Sin emin olmağa alâmettir Sat kâm olmağa beşarettir Tı ise düşmanı helak olacak Ayn ise dilde bula teşvişi Fe ise rütbesi olur âli Kef ise gaibi gelr hurrem Mim olursa muradını alacak Vav ise işleri olur âsân Ya ise taate muvaffak olur Ta ise ol husul-ü hacettir Cim ise fırsat ve ganimettir Hı ise her murada vuslettir Zel ise malü ülkü devlettir Zı metin itakade kalbi yeder Şin ise fiiline nedamettir Dad mal bulmağa işarettir Zı ise kalbi hüzün ile dolacak Gayn ise zulmü nefs olur işi Kaf ise bula devlet ve mali Lem ise ol emin olur hoş dem Nun ise hâtırı melül olacak He ise hüzün ile olur giryan Hep bu tabirler muhakkak olur .

taate muvaffak olur. hatırı melûl olacak. hüzün ile gözyaşı döker. zahmet ve meşakkattir. insan âlemi şeklinin büyük âlemin yapısının aksi kılındığını ve iki âlemin gönül âleminde tamamen bulunduğunu bildirir. devlete delalettir. Şin. malûm olsun ki. onunla bulur. kâm almağa müjdedir. kadrinin yükseleceğine müjde olur. Vasıtasız bulursa faydalıdır.) Altıncı Madde Ufukların ve nefslerin birbirine tatbik olunduğunu. Ye ise. O an burun hisleri muattal olur. kaybettiği sevinçli gelir. Elif. O an gelir kalbe gördüğü rüya. Vav ise. Dal ise.(Gıdanın buharı beyne geldiğinde. Zı. Te ise. Ayn ise. ululuğa işaret olur. Gayn ise. cisim ve cana rahattır. Bu tabirler hep. Nun ise. bütün âlemin bazı . Ha ise. Sad. Fe ise. izzet ve saadettir. yaptığına nedâmettir. Uyku halini cisim. Tı ise. nefsine zulüm olur işi. düşmanı helak olacak. Be ise. Kef ise. Ey aziz. gönülde karışıklık bula. metin itikade kalbe yeder. gördüğü düşten tabir olunur. mal bulmağ işarettir. He ise. fırsat ve ganimettir. rütbesi yükselir. emin olmağa alâmettir. Rı ise. hacetin elde edilmesidir. Kalbe işaretler ilham olur. her murada kavuşmaktır. kalbi hüzün ile dolacak. Dad. Kalb eğer vasıta ile haberdar olsa. Aynısı çıkarsa vakıadır. işleri kolay olur. muhakkak olur. içine gider. düşman üzere yardımdır. ona ya işaret veya müjdedir. Zira ki. Lem ise. muradını alacak. o emin olur hoş dem. Mim olursa. kalb o an ruhun içine döner. Sin. devlet ve malı bula. önce burun hislerine hail olur. Se ise. ârifler demişlerdir ki: Her yönden afâka her vecihle nefsler uygun ve mutabık bulunmuştur. Hı ise. Asıldan kalb muştular alır. mülk ve devlettir. Zel ise mal. Beynin hisleri kalbe indiğinde. Zı ise. Ne ise o harflerle bilinir. Rüyada görülen şeyin arapça isminin ilk harfi alınır. Hayvanî ruh o zaman ne eder? Vücudun dışını bırakıp. Cim ise. Kaf ise.

bir insanda da bulunmuştur. büyük âlemin yapı ve şekli böyledir. Lakin bu küçük âlem. büyük âlemin dış kabuğu çevresi hududu bulunan atlas feleğidir ki. Onun içinde yedi yedi göktür ki. bir küçük âlemdir ki. o kürsüden ibarettir. Gizli olanlar. âriflerin kalbe Hazret-i Rahman'ın evidir. bunun kuşatıcı kabuğu topraktır ki.. Onun içinde burçlar feleğidir ki.cüzleri açık. bütün eşyayı idrak edendir. büyük âlemin yapısı aksince bilinmiştir. Nitekim defalarca açıklanmıştır. Ondan içeri ay feleğidir. Zira ki. Gönül içinde insanî ruhtur ki. Onun altında utarit feleğidir. yürekte hayvanî ruhtur. Onun içinde su küresidir. on akıl. Onun içinde sudur ki. dokuz nefstir. kalbin yedi tavrıdır. bazı cüzleri gizli kılınmıştır.' buyurmuştur. dışı beden uzuvlarının hepsidir. Bu insan sureti. Bir mecmua kılınmıştır ki. Zira ki. Onun içinde âlemin iç dudağı olan toprak küresidir ki. şeriatçıların dili ile en büyük yerdir. Gerçi meydana gelişle hepsinden sonradır. âlemde her ne bulunmuşsa. dört unsur ve üç bileşiktir. İnsan âleminin yapı ve şekli onun aksidir. en büyük âlem olduğunu duyurmuştur. Meselâ: Büyük âlem cüz'leri ile bir ağaçtır ki. İnsanın dahi dışı ve için vardır ki. lakin vera' sahibi mü'min kulumun kalbine sığarım. İçi. kandır Onun içinde havadır ki canın buharıdır. Açıktakiler. onda da bulunmuştur. Huzur ile hepsinden öncedir. dokuz felekler. on histir ki. Zira ki. Onun içinde zühal feleğidir. büyük âlemde bulunan feleklerin ve unsurların benzerleri. onun içinde müşteri feleğidir. Şu halde bu Hazreti insan. Gerçi bedenle insanın çocuğudur. mânâda en büyük âlemdir. Şu halde âlemin . Şu halde insan vücudu cihan kitabıdır. Ruh ile âlemin babasıdır. insan âlemi ondan vücuda gelmiş meyvedir. Onun altında güneş feleğidir. Nitekim Hak Taâlâ: 'Yere göğe sığmam. bu bedenin derisidir. Onun içinde merih feleğidir. Gerçi surette en küçük âlemdir. Bu insan ruhu. Onun içinde ateştir ki. onun dışı kürsi ve içi Rahman'ın Arş'ıdır. Onun altında zühre feleğidir.

tepesinden ortaya çıkmıştır. Onun gibi insanın vücudu esasların mizası sonucudur. dalların olgunluğu sonucudur. Halbuki ilâhi aşk küllî akıl ve izâfî ruhtur. BEYT Çâr unsurdan mürekkep nefs-i vâhittir cihân Sen gerek âdem-i hayal eyle. Nitekim ağacın aslı meyvenin çekirdeğidir. hepsini toplayarak ortaya çıkmıştır. Başka bilmek göz yanılmasıdır. ilâhi aşkın feyzi bilinmiştir. bu insan ruhudur. fazilet ve en güzel şekil ile bu yüksekliğe yetmiştir. Nitekim her meyvenin çekirdeklerinde kendi ağacı topluca mevcuttur.) Çünkü cihanın başlangıcı ve aslı bu insan ruhu bulunmuştur. Onun gibi insan vücudunun cüz'leri bütün cihan cüz'lerinin yükseklerinden geçme ve alçaklarından yükselme ile her cüz'ünden bir menfaat.son gayesi bu insan türüdür. Bunun gibi cihanın aslı.) BEYT İki görmek şaşılıktır. Nitekim meyvenin cüz'leri ağacın bütün cüz'lerinden yükselip. Nitekim meyvenin vücudu. ister âlem hayal et. âlemi de insanı da sadece kendi nefsi buldu. Onun gibi âlemin sonucu insan bedenidir. Onun gibi bu insan ruhunda bütün kâinat toplu olarak mevcuttur. . årifler. Cihanın dönüş yeri yine bu ruh kılınmıştır. gayr-ı bilmek ayn-ı ceh! ålemi hem âdemi bir kendi nefsin buldu eh! (İki görmek şaşılıktır. bu derece ile sair yaratıklar arasında tek olup. bunca kerem. bu insanî ruh. Zira ki. sen ister insan hayal et. gerek âlem hayal eyle (Dört unsurdan bileşmiş tek nefstir cihân. Nitekim ağacın neticesi ortadadır. bir zarar ve bir özellik alıp. Küllî akıl ise bütün cihan cüz'lerini kuşatıcıdır. Her anda bütün işleri tedbir edicidir. Feyz kabulüne istidatlı olup.

İç ve dışı ne hakikat ve yaratılışta. malûm olsun ki. melekût âlemi ve mülk âlemidir.' buyurmuştur. O ilâhî sevgi. Nefsinden. Çünkü büyük âlemde her ne var ise. büyük âlemin üçüncü denizidir. Yani sevgi. Rabbine gönül yolundan dönüşle revan ola. O. iç ruh ve dış bedendir. ana rahminde nutfe.Şimdi nefsi böyle müşahade eden ârif. Büyük âlemin dört denizi: Gizli hazine sevgisi. Zira ki insan suretinde bir küçük âlemdir ki. Yedinci Madde İnsanın iç ve dışının. Büyük âlemi gönlünde görüp. Nitekim bir ârif. mülk âlemidir . onun isim ve fiillerini. onun benzeri bu küçük âlemde de bulunmuştur. melekût âlemidir ki. bu mânâyı eda kılmıştır: NAZM Devan sendedir. ona uydurulmuştur. O. filozoflar demişlerdir ki: İnsana önce kendi nefsini bilmek lâzımdır. Ey aziz. Ona eşyanın hakikatleri ve mânanın incelikleri açık ola. içinden felekler ve unsurların hayatı hâsıl olmuştur. Huzur ve ünsiyet ile ebedî kala. ilk cevher. en büyük âlem olmuştur. bilinmeyi sevdim. ne özellikler taşımakta. cihanın iç ve dışına uygun olduğu hâkimâne bildirir. görmüyorsun Cisminin küçük olduğunu sanırsın En Büyük âlem sende toplanmıştır. tecelli ve tasarruflarını âlemin içinde ve dışında bula. O cevherin dışından felekler ve unsurlar olan basit cisimler vücuda gelmiştir. âlemin yaratılma esası olduğunu duyurmuştur. Ta ki bu sanattan sanatkârını bilip. Mevlâ'sını bilmiştir. Çünkü Hak Teâlâ ezeli sevgisiyle: 'Ben gizli bir hazine idim. ondan dışta bulunan büyük âlemdir. şuurunda değilsin İlacın senden. dört denizi bilinmiştir. büyük âlemin cevher vücuda gelmiştir. büyük âlemin ikinci denizi olmuştur. Nitekim büyük âlemin. İnsan âleminin dört denizi: Baba sülbünde meni. O cevherin içi ve dışı vardır ki. Onun gibi insan âleminin dahi dört denizi bulunup. cihana can olup ebedi hayat bulmuştur. O.

Onun dört denizi bununla son bulmuştur. onun dördüncü denizi itibar olunmuştur.' (31/27). o. Yani (nun) gizli hazine sevgisi. doğanın can ve cismi olup. onun üçüncü denizi kılınmıştır.ki. buyurmuştur. İlâhî kelimeler sonsuz olduğunu. bu bileşik cisimler vücuda gelmededir ki. insan âlemi vücuda gelmiştir. (yazdıkları) mülk âleminin müfredatı ve melekût âleminin mücerretleri olduğunu duyurmuştur. bu insan âlemine . NAZM Aya nice bir devr ide bu çâr anâsır Kim ona ne evvel ola malûm ve ne âhir Kâh eyleyeler âlem-i tefridde seyran Kâhi olalar âlem-i terkibde sâir Tefridde çâr ola ve nâçâr ola devri Terkibe gelince se mevalid ola zâhir Bu cümle mezahirde ola muteber İnsanın ola cümle tufeylisi mezahir insan İnsan âleminin yaratılış mâyesi. Büyük âlem. ana rahminde birinci cevher olmuştur ki. Zira ki meni. İnsan âleminin dahi dört denizi bununla son bulmuştur. Birinci cevher. baba sülbünde olan menidir ki. O yazılmadan. Bu babalar ve analar sürekli hareket kılmaktadır. o.' /63/1). melekût ve mülk âlemlerine tatbik olunmuştur. baba sülbünde gizli iken. Yedi gezegen feleğine yüksek babalar. Nitekim Kur'an'da: 'Allah'ın kelimeleri tükenmez. büyük âlemin dördüncü denizi olmuştur. Bunlardan üç bileşik vücuda gelmektedir. Fertler ile mücerretler an an yazılmadadır. bir de yazdıklarına andolsun. salt sevgi idi. Ondan bir hareketle ortaya çıkıp. onun ikinci denizi bilinmiştir. Nutfenin iç ve dışı vardır ki. Nitekim Hak Taâlâ: 'Nun ve kalem. Nutfenin içinden ceninin his ve kuvvetleri hâsıl olmşutur ki. buyurmuştur. ana rahminde bulunan nutfedir ki. iç ve dışı. (kalem) ilk cevher. unsurlara ve dört tabiata aşağı analar denilmiştir. onun evvelki denizi bulunmuştur. bunlar kitabın kelimeleri benzeri hikmetle düzen bulmuştur. Hak Taâlâ bize lütûyle duyurmuştur. Dışından cüz ve uzuvları vücuda gelmiştir ki.

) . Mustafa'nın şarabı ne hoş. Cihan. delil istersen. pâk piyale ne hoş! Güzelliği ve aşkı Hüda'dan bulur bu varlıklar. Bu sebebin kemalinin gayesi. Binlerce kez aradım onu. ilahî. yeryüzü doldu? Ni idi mest olmuş ve eteği parçalanmış Mecnun'un hali? Leyla'nın güzelliğinden içtiği aşk şarabıydı. Hakkı. sensin İlah. insan türüdür. Arifin hareketli canı. Görünen hiçbir şey ona kıyas olunmaz. senden gayri ilah yok. has mazhar odur. bu seyr zevkini eder. NAZM Nedir hikayet-i leylî ki doldu arsa-i hak Ne idi halet-i mecnun-u mest damen-i çak Şarab-ı aşk idi nuş etti hüsn-ü leylîden Zehi şarab-ı mustafa zehi piyale-i pâk Cemal ü aşk-ı hüdadan bulur bu mevcudât İlâhî ente ilahî ve la ilahe sivak Cihan mezahir-i sun'-u sıfat-ı Mevladır Bu seyr zevkin eder can-ı ârif çâlâk Velik mazhar-ı insan ki hâs mazhar odur Kıyas olunmaz ona gayri mazhar et hâşâk Felek-i mülkte yoğ insan misali bir cevher Hezâr bâr aradım onu bulmuşum derrâk Kemal-i illet-i gaiye nev-i insandır Delil Hakkı edersen taleb oku levlâk (Leyla hikayesi nedir ki. lakin insanın ortaya çıkışı ki. Mülk feleğinde insan benzeri bir cevher yok. oku 'levlak' hadisini. Mevla'nın sanat ve sıfatlarının tezahürüdür. bulmuşum onu süratli idrak edici.hizmetçi ve dalkavuk olmuştur.

uykudur. Zira ki hep edip eyleyen bir Mevla'dır. vehmetmedir. Kabir azabına misal. ölüme misal. İkincisi neşveye misal. dördüncü hazımdır ki. Ey aziz. tedbir ve ihtiyardır. ikinci hazmdır. yani insan âleminin bekâ âlemine bir benzerliği budur ki. Bir benzerliği budur ki. insanın güzellik ve cemalini görüp. babanın mesane yoludur. Melekûta misal. Masivayla şuğullanmaktır. insan boğazıdır. rahimdir ki. tabiat zindanıdır. malûm olsun.Sekizinci Madde İnsan âleminin âhiret âlemine çeşitli yönlerle benzerlik ve ortaklıklarını bildirir. İtiraz ve şikayettir. şirk ve hevadır. kitab ve mizana misal. onda nimet türleri olan his ve kuvvetler ile hayat ve can bulur. gıdanın hazmıdır. Kabir karanlığına misal. kendini bilmektir. Şeytana misal. Mahşere misal. Hak'dan gaflettir. hafıza kuvvetidir. kötü ahlaktır. Kevsere misal. yerin diyarına hayran olur. Cehenneme misal. sadık rüyadır. babanın sülbüdür ki. Cennet-i . Mizana misal. insan âlemidir. Kabir nuruna misal. muhabbet şarabıdır. nutfe cevherinde hâsıl olan felek konumlarının tesirleridir. müşterek histir. ananın nutfesidir. Mezara misal. üçüncü hazımdır ki. fikretmedir. Sırata misal. Bedenin yok olmasına misal. İsrafil'e misal. Cesetlerin haşrine misal. Mevla'ya kavuşmaya misal. Zebanilere misal. Acıklı azaba misal. Cehenneme misal. gönül huzurudur. göğsün içidir. beka âleminin giriş yeri olan ölüme misal. ârifler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selam onlara olsun) rumuzlarının bir münasebeti. İlâhî aşktır. amel defterine misal. nazarî akıldır. kendini bilmemektir. ondan doğmaktır ki. Sırata misal. Berzaha misal. Münker ve nekire misal. Maşheşe misal. fercin içidir. ki. menî hâsıl olur. Kevser havuzuna misal. Hesap. Sura misal. Kabir nimetine misal. meni onda toplanır. rüyadır. halis kan vücut bulur. Birinci. Cennete misal.

hakiki fakrı bulup. kâmil insanın sırrıdır. fâni olmaktır. O Hak'ka ulaşıcıdır. ayaklar ve parmaklar. Hak Taâlâ'nın misali olmaz ki. Nitekim Kur'an'da: 'Hiç bir şey onun misli olmadı. Ebedî nimete misal. Kaleme misal. arş üzerine hükümrandır. Geniş kürsiye misal. kadınların saçıdır. Onda olan yerde ve gökte bulunan meleklere misal. ilim sütü. Zira ki eller. rıza balı ve aşk şarabıdır. Levh-i mahfuza misal. ilim suyu. hâfıza kuvvetidir. bedenin his ve kuvvetleridir. BEYT Gönül tahtı mamur ve hevadan pak oldu Rahman olan Allah. çoklukta teklik bulmaktır ki. hayal kuvvetidir. dimağın tamıdır. Huri ve gılmana misal. insanın başı ve yüzüdür.'(42/9) buyurmuştur. Allah'ın misilden münezzeh olduğunu duyurmuştur. BEYT Ebediyet nimeti helâldir Elini ve dudağını dünya nimetlerine sürmeyene Mevla'ya kavuşmaya misal. Büyük arşa misal. Süslü tubaya misal. Sidreye misal. toplulukta halvettir. insan ruhuna misal ola. düzenli beden uzuvlarıdır. Tuba ağacına misal. güzel ahlaktır. Dört nehre misal.âlâya misal ârifin kalbidir. turbanın alları gibi aşağıya doğrudur. NAZM Ey gönül sendedir ol kaf-ı kanaat sende Sendedir akl ü edeb nutk ü belagat sende Sendedir baht-ı âla necm-i saadet sende Sendedir ilm-i ledün remz-i beşaret sende Sendedir sırr-ı Hüda bâr-ı emanet sende Sendedir genc-i nihan ayn-ı keramet sende .

gizli hazine sendedir. Keramet pınarı. Bu cihan varlığı. Türlü hüner. Cehennem ateşi ve cennet sendedir. İki cihan mülkünün tamamı sendedir. Saadet yıldızı ve yüce baht sendedir. Sidre. Hâsılı. sen de feragat eyle. Cihanın halkı ve bütün imaret sendedir. gözünü aç. kalem ve arş . o gayelerin gayesi sendedir. Gafil olma. Akıl ve edeb. Zabt ile rabt ve emre itaat sendedir. Hidayet verici zat. konuşma belagati sende. o kanaat dağı sendedir. Sende bunca feraset varken özünü tanı. türlü maharet sendedir. Sendedir aşk ile can. kerem ve kâm incisi sendedir.Sendedir dürr-ü kan-ı kerem zât-ı hidayet sende Sendedir hamr-ı ezel sekr ü feragat sende Var iken tanı özün bunca feraset sende Sendedir nur-u Hüda lütf ü inayet sende Hâsılı sendedir ol gayet-i gayet sende Sendedir dürlü hüner dürlü maharet sende Sendedir zabt ile rabt emre itaat sende Sendedir hulk-ı cihan cümle imaret sende Sendedir bahr ile ber cümle vilayet sende Bu cihan varlığı hoş buldu nihayet sende Varlığın aşka değiş eyle ferağat sen de Sendedir dûzih-i sûzan dahi cennet sende Sendedir iki cihan mülkü tamamet sende Gafil olma gözün aç âlem-i kübra sensin Sidre ü levh üalem arş-ı mualla sensin (Ey gönül. denizler ve bütün beldeler hep sendedir. sekr ve feragat sendedir. Kararlar. güzellik ve melahat. büyük âlem sensin. Ezel şarabı. sende nihayet buldu. Müjde remzi ve ledün ilmi sendedir. Hüda'nın sırrı ve binler emanet sendedir. Hüda'nın nuru. lütfu ve inayeti sendedir. levh. Varlığını aşka değiş.

Ey aziz. onun tabanı başın ön tarafında. beden hisleri yumuşak sinirler ve uzuvların hareketleri. gözler. malum olsun ki. rengi beyaz bulunmuştur. dimağ ile tamamlanmıştır ki. dil. kalb. husyeler. Birinci Madde Ruhun. on tabaka demekle bilinmiştir. mesane. bazı münferit gıda ve ilaçların tabiat ve hükümlerini. bazı yiyecek ve meyvelerin fayda ve faziletlerini. sert sinirler vasıtasıyle bulunmuştur. Birinci tabaka. yer ve menfaatlerini bildirir. tabibler demişlerdir ki: insan bedeninde bulunan canın bileşik uzuvları. Gözler: İkisinden her birisi yedişer tabakadan ve üçer rutubetten bileşmiştir. muhafazası vâcib olandır. bağırsaklar. Bedenin his ve hareketi. muhafazası lazım gelen bileşik uzuvlarının mahiyet. kulaklar.sensin. karaciğer. Hikmetleri yukarıda bilinmiştir. Dimağın yapısı bir üçgene benzer ki. diyafram. insan bedeninin sıhhatinin esaslarını. bu sayılandır ki: Dimağ. iki kenarı ile kuşatılmış olan açıları başın arka nahiyesinde kılınmıştır. dalak. kamış ve kadınlarda rahim ve memelerdir. göğüs.) 45-BÖLÜM:045: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Muhafazası lazım olan cânın bileşik uzuvlarının mahiyet. O. safra. dimağın anası olan zardan ve kafatasına bitişik olan zardan bileşmiştir. Bunların hepsi. insan vücudunu ısıtan ve güzelleştiren bazı elbisenin şekil ve renklerini onbir madde ile bildirir. Dimağ (beyin): Yumuşak ve bağımlı bir cevherdir ki. . atar ve toplar damarların özünden. yer ve menfaatlerini. mide. akçiğer. böbrekler. Toplamı.

onlarla yürekten akciğer tarafına gıda gidip. rengiyle benzeşmiş zehradır. kısa geçilmiştir. O. Diyafram yani göğüs perdesi: Sağlam et. kendi zatında hissizdir. Kulaklar: İkisinden her birisi sadece et. O. Dil: Et. tabii hareketin menbaı bilinmiştir. Ya sarı veya mavidir. Yedinci tabaka. Üçüncü tabaka. latif et ile sert zardan bileşmiştir. atar ve toplar damarlar ile hassas sinirden ve yemek borusuna bitişik olan zardan bileşmiştir. salbeyidir ki. İkinci tabaka. O. altında olan tabakanın rengiyle renkli kılınmıştır. Bunun menfaati. yürekte doğan tabii hareketten bedeni revaçlandırmak bilinmiştir. ona benzemiştir. havaya temas eden tabakadır. tabanı göğsün ortasında. Menfaati. lokmayı çevirmek. şebekiyedir ki. az kan ve çok ruh ile dolmuştur. altıncı tabaka. tepesi sol tarafta konulmuştur. Bu tabakaların faydaları uzun bir zeyl olduğundan. renksiz yaratılmıştır ki. az ruh ve çok kan ile dolu olmuştur. Yürek: Kozalak şeklinde koni bir cisimdir ki. Ayniyye tabakasından sonra beyaz rutubettir ki. yemeğin tadını almak. camsı rutubetten sonradır. Lakin zarının az bir hissi vardır.mültehimedir ki. Beşinci tabaka. ayniyyedir ki. O. kıkırdak ve hassas sinirden bileşmiştir. erimiş cama benzer. Onun sol karıncığı. Menfaatleri. bundan sonra camsı rutubettir ki. sağ karıncığı. hassas ve hareketli sinirden . Akciğer. meşimiyedir ki. atardamarların bitiş yeri olmuştur. kelamı eda etmek ve yutmayı tamamlamak bulunmuştur. Mültehimenin altında. kariniyyedir ki mültehimeden sonradır. Onun iki karıncığı vardır ki. şeffaf ve berraktır. Akciğer: Kırmızı gül renginde olan etten ve kendi borusunun kıkırdaklarından ve yürekten biten atar damarlardan bileşmiştir. hepsinden sert ve göz kemiğine bitişik bulunmuştur. akciğerden yüreğe ferah hava gelmiştir. sesi kabul etmek bilinmiştir. Onun kanalları vardır ki. Rengi kırmızı nar bulunmuştur. ya siyah veya şehlâdır.

Bir cüzüne yemek borusu. Rengi. Dalak: Boğumlu bir cisimdir ki. Bunların menfaatleri artık gıdayı atmak bilinmiştir. arka kaburgalara bitişik. içi mideye mutabık. yağ. az kırmızı olan sert et ile çok yağdan ve . birine kapakçık. gıdayı hazmetme bilinmiştir. Kendi zatında hissi olmayıp. atar ve toplar damarlardan bileşmişlerdir. Bunun yeri. kandamarlarının bitişik yeri bulunmuştur. Safra: Karaciğere yapışık yaratılmıştır. O. birine tutucu. Yeri.bileşmiştir. kan üretmek bilinmiştir. birine kolon ve birine düz denilmiştir. Bunun menfaati. ağızdan gelip. donmuş kana benzetilmiştir. Karaciğer ki. Sinri. göğsün yayılması ve büzülmesi bulunmuştur. Böbrekler: İkisinden her birisi. uzuvlara gıda vermek için. karaciğere benzer bulunmuştur. karaciğerden çekmek bilinmiştir. Dışı. atar ve toplar damarlardan bileşmiştir. O. Bunun menfaati. Bunun menfaati. Bunun yeri. altı. et. Bunlar sayıca yedidir ki. birine eğri. Mide dibi. Düz barsak. birine mide ağzı ve birine mide dibi denilmiştir. birine oniki parmak. Karaciğer: Et. sol tarafta. Mide ağzı. atar ve toplar damarlar ile kendini örten zardan bileşmiştir. sağ tarafta uygundur. Mide: Yumru bir organdır ki. üstü göğüs diyaframına yetişik. Midenin menfaati. safrayı. etli yaratılmıştır. o ödü karaciğerden kendine çekmek bilinmiştir. safra (öd) kesesi kılınmıştır. Bunun rengi. zarı hassas kılınmıştır. Bunun kendi zatında hissi olmayıp. yemek borusu bitimindedir ki. Yemek borusu. zarının hissi çok bulunmuştur. et ve atardamarlardan bileşmiştir. leğen kemiğine ulaşık bulunmuştur. sinir. Siyah köpüğe kese bulunmuştur. makat halkasına bitişiktir. bağır kemiği bitiminde son bulmuştur. arka kaburgalar ile midenin arasında tayin olunmuştur. göbeğin üstüdür. üç cüze bölünmüştür. etsiz kılınmıştır. Bunun menfaati. Bağırsaklar: Katlanmış hassas sinirsi cisimler bulunmuştur. birine ince.

mesaneye akıtmak bilinmiştir. kanı pişirmek ve süt oluşturmak bilinmiştir. sırtın altında kılınmıştır. Menfaati. dışını ve içini türlü kemallerle süsleyip. dibinde iki husye konulmuştur. Bunun yeri. Menfaati. nutfeyi çekme ve cenini koruma bulunmuştur. Yeri. düz barsak. Kadın memeleri: İkisinden her birisi yumuşak et. musavvir. Rahim: Sinirsel bir cisimdir ki. Ey aziz. müşahede kılınmıştır. çok sayıda atar ve toplar damardan bileşmiştir. yukarıda uzuvların hikmeti bahsinde bilinmiştir. göbek ve mesâne arasında kılınmıştır. Menfaatleri. sinenin dışında. yağlı beyaz etten ve çok sayıda atardamardan bileşmiştir. Bunun yeri. ferce ulaşıp. İşte böyle sanat şaheseri bir binayı. idrarı toplama ve dışarı atma bilinmiştir. Yaratıcıların en güzeli Allah ne yücedir!) İkinci Madde İnsanın beden sıhhatinin korunması esasları olan mizacları bildirir. hepsinden daha önemli ve lüzumlu bulunmuştur. ciğerden idrarı çekip. makat ile kasık arası bulunmuştur. onun kendi nefsinde hissi olmayıp. sınıf sınıf imaretlerle tamir edip güzelleştirmek. güzelleştirmek. zarının hissi çok bulunmuştur. Böbrek ki. Menfaati. Mesâne: Damarlar ile katlanmış sinirsel bir cisimden ve atar damarlardan bileşmiştir. Kamış: Az etten. tabibler demişlerdir ki: Tıb ilmi. beden ilmidir . bâri ve hâlik olan Allah münezzehtir. Menfaati.atar damarlardan bileşmiştir. hakîm. malum olsun ki. çok sayıda atar ve toplar damarlardan bileşmiştir. Menfaati. beyaz yağ. oluşturmak bulunmuştur. Onun boynu uzun olup. (İnsanı en güzel biçimde yaratan. Bu sanatları hayretten nice yüz ibret alınmıştır. meniyi pişirip. Yeri. kadınlarda yaratılmıştır. Husyeler: İkisinden her birisi.

Birinci ilim. o rutubetle mümkündür ki. onu gıda edip. amel eden kimse. Vücudu korumak saadettir. gıda hazmı da zayıf olur. Allah ile dolup. ecele varıncaya dek. Cismine illet ârız olmayıp. o maddesi olan tabi rutubeti ayrıştırarak. âfiyet bulur. Ta tabii rutubet yok olduğunda. . hıfsızsıhha. Şu halde bu tabii hararet. o devlet ve saadetin kadir ve kıymetini bilip. bu beden oluşum müddetinde beka bulmazdı. bol vakit bulup. Kadir ve kıymetini bilip. O halde bedene dahi gün gün zaaf ve noksan gelir. Ta ki. Şu halde 'Marifetnâme' de ancak sıhhati korumanın kaide ve esaslarını yazmak ve açıklamak lazım gelir. Mevla'yı tanımaya meşgul olasın. Lakin mütahassıs tabib olsa bile. Tedbir ve ilaca ihtiyacı kalmayıp. Hak'kın yardımı ile vücut sıhhatine malik olabilir. en uzun ecel olan yüzyirmi sene yaşına gidemez. açık sebeblerle bedende bulunan tabii rutubeti bozulmaktan korumak ve fazla ayrışmadan koruyup. rahat bulur.ki onun nazarisi ve amelîsi haddizatında iki ilimdir. Çünkü vücudunun sıhhatini koruyan akıllı kimse. fırsat elde iken onu koruyasın. onda zaruri sebebleri. fazlalarını atan sıcaklığa yakındır. tedavidir. sıhhati koruma ve ikincisi tedbir-i illet. kaide ve erkanıyle âmil olmak hoş ganimettir. o rutubet az kaldığında. O îrâdı noksan bulur ki. beden sıhhati bir büyük nimettir. Özellikle zaruri iş bulunan tabii ölümün vakti geldiğinde. Din ve dünya ehline devlet serayesidir. Bu durumda sıhhati korumanın gayesi budur ki. Halbuki. Her şahıs. eğer o îrat olmasaydı. Sıhhati korumanın kaidelerini bili. bu hararet dahi azalıp. Her şahsın kendine mahsus olan mizac ve kuvveti hasebiyle ömrü müddeti ve mukadder eceli bulunan tabii ölüm ancak budur. tabii hararet dahi söner. gençlik ve kuvveti baki edemez. Mevla'nın marifetine nail olur. o nu bir kimse tehir edemez. Ömrün oldukça sıhhat ve âfiyette kalasın. önce mizacları bilip. Zira ki bedenin oluşum ve bekası. selamet kalır.

hararetine alâmettir. kendi itidaline. on alâmetle bilinmiştir. ayak ve kemiklerin büyüklüğü. Beşinci. uyanıklığın çokluğu. bedenin rutubet ve hararetine. Bu uzuvların zıt olması. Yedincisi tabii fiillerdir ki. göğsün genişliği. Mesela soğukluk keyfiyetinden süratle müteessir olmak. hararet ve kuruluğuna alâmettir. Sekizincisi uyku ve uyanıklıktır ki. yağ ve iç yağdır. uykunun çokluğu bedenin soğukluk ve rutubetine. azlığı kuruluğuna alâmettir. damarların dışta oluşu ve kalınlığı. Altıncısı infial keyfiyetidir ki. el. fiillerinde olgun olan tabiat. Kırmızılığı. hararetine ve safra üstünlüğüne alâmettir. hararetine ve kan üstünlüğüne alâmettir. Dokuzuncusu büyük abdesttir ki. sıhhat ve âfiyette gönül safasıyle ömrünü tamam eder. soğukluğunun ifratına ve siyah köpük üstünlüğüne alâmettir. Buğday rengi. İkisinin itidali bedenin itidaline alâmettir. süratli infial hangi keyfiyetten olursa beden dahi o keyfiyette olduğuna delalet eder. itidale alâmettir. dört çağdan her yaşı. Tabiat sürati hararetine. bedenin soğukluğuna alâmettir. Siyahlığı. kedi gereğince koruyarak. o bedenin soğukluğuna telalet eder. İkisinin bileşimi. uzuvların yapısıdır ki. Bedenin mizacları. Zarurî sebebleri altı adet bulunmuştur. eksik veya bâtıl olan soğukluğuna. bedenin hararetine alâmettir. nabzın fazla hareketi. onun beyazı. onun keskin kokulusu ve sağlam renklisi bedenin hararetine. Sarılığı.dışarıdan bir zarar isabet etmezse. sadece yağ ve içyağın çokluğu. beden rengidir ki. yavaş bulunan hararetine alâmettir. bunun zıttı bedenin soğukluğuna alâmettir. Fakat etin çokluğu. Dördüncüsü. Bunların çokluğu bedenini rutubetine. İkincisi: Et. bedenin rutubet ve soğukluğuna alâmetidir. yavaşlığı soğukluğuna alâmettir. soğukluğuna ve balgam çokluğuna alâmettir. .

tabibler demişlerdir ki: Bedenin oluşum bekasının zarurî sebebleri altıdır. şiddetli susama. cür'et ve hiddet. yüz yarılması ve burun kanamasıdır. onu teneffüs edip. deri yumuşaklığı. baş ağrısı. bu söyleneceklerdir: Kan üstünlüğünün alâmeti. ağız kuruması. vakar ve haya çokluğu soğukluğuna. korkaklık ve ürkeklik onun kuruluğuna alâmettir. kusma çokluğu. sallanma. deri soğukluğu. vurdumduymazlık. Safra üstünlüğünün alametleri: Renk sarılığı. Gazap ve şiddet. malum olsun ki. Üçüncü Madde İnsan bedeninin sıhhatini koruma kaide ve esaslarından olan altı zarurî sebebi bildirir. düşte ateş görme ve uyanınca ağız ekşiliğidir. rüyada su ve kar görme. burun ucu kuruması. kalp zaafı rutubetine. dil sertleşmesi. Sayılan bu on alâmetten başka insan bedeninde olan dört karışımdan her birinin ziyadeleşme ve galebesinin nice almetleri vardır ki. dil kızarması. durgunluk. Balgam üstünlüğü: Beyaz renk. tükürük çokluğu. hislerin bulanıklığı. göz sararması. Ey aziz. akciğer içinde ruhun dumansı buharı olan fazlalıklarını nefesin itilmesiyle çıkarıp. ruha .Onuncusu nefsânî intikallerdir ki. kelamda sürat ve çokluk bedenin hararetine. hissizlik. yavaş hissi bedenin soğukluğuna alâmettir. Tıpçıların tecrübe ile bildikleri bunlardır. onların kuvvet. susama azlığı. çok uyuma. sürat ve çokluğu bedenin hararetine. Devamlılık ve sebatı bedenin kuruluğuna. Her şeyi en iyi bilen Allah'dır. çıban ve basur çıkması. hazım zayıflığı. uyanma anında ağız tatlılığıdır. Rüyada kızıl eşya görmek. uyanma anında ağzın tuzluluğudur. esneme. Birinci sebeb: Bizi kuşatan havadır ki. çabuk bitişi rutubetine alamettir. geğirme. iştah zayıflığı.

Hayat ve sıhhat için en uygun ve en latif ve en tatlıdır. zaaf ve kuvvete. azlık ve çoğunlukta. karışımları hareket ettirmekle bademcikleri şişirip. İlkbahar. Veya tedric ile hareket eder. hükmü dahi değişmiş bilinmiştir. gece ve gündüzü. Bedenin oluşum bekasını ve vücut sıhhatini koruyucu bulunmuştur. kendine uygun olan hastalığı verip. Veya yavaşlıkla hareket eder. ya bedenin dışına defaten hareket eder. İkinci sebeb cismani sükun ve harekettir. sevdayı çoğaltır. sıcaklık ve soğukluğu değiştirmekle hastalıkları çoğaltıp. Korku ve ürperme halinde olduğu gibi. şu halde dört mevsimin her biri. zıttını giderir. mevsimlerin en sıhhatlisidir. Üçüncü sebeb: Nefsanî hareket ve sükundur. başın maddelerini sıkma ile nezle ve öksürüğü ortaya çıkarır. madem ki hali üzere safî ve mutedil kalıp. bedeni ayrıştırmasından ısıtması daha çok bulunmuştur. Veyahut iç ve dışa ard arda hareket eder.itidal vermek için zorunlu olmuştur. kanı çoğaltma ile maddeli hastalıkları ortaya çıkarır. rutubeti ayrıştırma ve kalbi ısıtma ile susuzluk ve hareketi ortaya çıkarır. Bu mevsim. Bu nefs hareketi. meyveleri çoğaltma ile kanı azaltır. hüzün ve keder vaktinde bulunduğu gibi. safrayı çoğaltmakla hastalıklar verip. ruh ile kanın hareketiyle olur. Gerçekten. Kış mevsimi. Bu hava. Ruhun bu anılan hareketlerinde . Bu beden hareketi. Hacalet zamanında bulunduğu gibi. Hareket ve sükunun ifratı bedeni soğutur. Bu durumda ruh. Sonbahar. Veya ruh bedenin içine defaten hareket eder. kötü duman ve rüzgârlarla değiştiyse. onun aksi bilinmiştir. Zayıf ve yavaş olan çok hareketin tesiri. piş rüzgârlar ve çirkin dumanlarla karışmamıştır. şiddetli gazap halinde olduğu gibi. balgamı çoğaltma ile hastalıkları verip. az ama çok kuvvetli ve süratli hareketin. Hareketin itidali. yeme ve içmeyi düzenler ve hazma yardım eder. yaz mevsimi. Eğer hava. ferah ve lezzet sırasında bulunduğu gibi. yavaşlık ve süratte muhtelif olduğundan.

bedenin dışı. Eğer hazmı kabil olmayan gıdayı veya karışımı bulduysa harareti hareket ettirmekle onu neşredip. dalağa zarar verir ve üzüntüyü artırır. maddeyi ayrıştırarak tabii rutubetle açlığı verir. Eğer muhalif ise. Zira ki uyku halinde. hem keyfiyetiyle tesir eder ki. Uyku ile uykusuzluk arasında tereddüt dahi kötü olup. kâh kalın ve kâh orta olur. Zira ki. uyku ve uyanıklıktır ki. Ya salt maddesiyle tesir eder ki. Veya hem keyfiyeti hem suretiyle tesir eder ki. Onun için beden. Bu durgunluğun ifratı. onu hazmedip. azlığındandır. o. o halis ilaçtır. o. o halis gıdadır. bedene ya keyfiyetiyle tesir eder ki. Eğer gündüz uykusu itiyat olunup. Eğer uyku. O. Veya hem maddesiyle. Gıda ise kâh latif. Ancak yavaş yavaş terki gereklidir. soğutucudur. bedeni soğutur. öldürücü zehir gibidir. rengi bozar. Gündüz uykusu dahi iyi değildir. Zira ki. o has gıdadır. terki caiz olmaz. uyku sükuna benzer. soğukluğu üzere kalır. o. Bu hareketin ifratı helak edicidir. Veya sadece suretiyle tesir eder ki.bedenin üzerine hareket olunan tarafının suhuneti ve kendisinden hareket olunan tarafın soğukluğu lazımdır. Uykunun ifratı. ruhun girmesiyle beden içinde hazmı kabil gıda bulduysa. kendi hararetiyle yemeği hazım içim beden içine yönelip. Soğuması. şaşkınlık ve eleme sebep olur. uyanıklık harekete benzer. uyurken uyanıklık halinden ziyade örtünmeye muhtaç kalır. ikinci tabiat bulunduysa. ruh. Gece uykusuzluğunun çokluğu. özelliği olan gıdadır. bedenin ısınması kanın hararetindendir. Beşinci sebeb yiyecek ve içeceklerdir. dimağı zayıf. Veya hem maddesiyle hem suretiyle tesir eder ki. Elam gibi. bunların her birinin bedene . Sekmoniya gibi. bedeni ısıtır. bedeni ziyadesiyle rutubetlendirir ve soğutur. özel etkisi olan ilaçlar böyledir. hazmı bozuk edip. Dördüncü sebeb. eğer onun özelliği bedenin mizac ve hayatına uygun ise tiryaka şamildir.

bedeni rutubetlendirir. kusmaktan. tabii harekete takviye verip. fenalığı önler. Bu mevsimde ani ve kuvvetli hareketler bedene faydalıdır. iştah kesilmesi ve ağırlık yapar. her ısıtan ve boşaltan gıdadan sakına. İlkbaharı kan aldırma. beyaz elbise ve soğukluk veren keten giye. bunların mutedili cisme faydalı ve sıhhati koruyucudur. Soğuk su ile gül suyu yüze çarpılsa. Sonbaharda çok cimadan. Bunda . Ancak ârif ve âgah olan hepsini Allah' dan bilir. ile karşılayıp. Kuvvetli hareketler. Mutlak su basit olduğundan bedene gıda olmaz. İfrat derecede hapsetme. et ve keşkek gibi çok sıcak gıdaları seçe. Meğer ki o istifra olunan kan ve safraya üstün olan balgam ve sevda gibi soğuk ve kuru ola. soğuk içeceklerden. tatlılar. kusarak istifra ede. vücudunu gözetme gerekli iştir ki. soğuk su ile yıkanmaktan ve bütün kuru şeylerden kaçınıp. Altıncı sebeb istifra ve hapsetmedir. nar gibi teskin edici maddeleri yiye. bedeni soğutur ve boşaltır. rutubet. kavun ve karpuz gibi rutubetli meyveleri seçip. Hıyar. malum olsun ki. tıb bilginleri demişlerdir ki: Sıhhati koruma. baş açmaktan. gölgeye sığınma. sıcak hamamlar gibi sıcaklıklardan kaçınıp. Kış mevsimini kürk ve kalın giyeceklerle karşılayıp. kan kanallarını doldurur. gıdayı yumuşatmak ve pişirmek için ve onu dar yollara geçirmek için kullanılır. kokuşma. her hareketi itip. ancak o. gıdayı azaltma ve elbiseyi hafiflete. Dördüncü Madde Altı zaruri sebebden üç sebebin tadillerini bildirir. yaş meyve yemekten. Kavrulmuş şeyleri kullanıp. Ey aziz. Yaz mevsiminde hareketsizliğe devam. sayılan altı zaruri sebebi tedbir ile gözete. safrayı mahveden latif soğuk gıdaları yiyip. gecenin soğuğundan ve öğle sıcağından sakına. O surette ifrat derecede istifra.gıdası ya çok olur veya az olur. Ama kuşatan havayı gözetmek önce gereklidir. İstifranın ifratı.

Bu riyazetlerin vakti. ya soğutup yahut sıcaklığını söndürür. Eğer o toplanan madde istifra olursa elbette beden o tedaviden incinir. onda bir fayda kalmaz. Mafsallara sertlik verir. Eğer mutedil hareket açıklanacak zamanlarında yapılırsa o bir riyazettir ki.kusmak. Yani bedeni ya ısıtır. mide. onunla yüz rengi kızarıp. tabiat fırsat bulduğundan. kuruyup rutubeti gider. kuvveti zayıf edendir. Veya kemiyeti ile zarar verir. Şu halde eğer o fazlalar terk olunup. beden gıdasız beka bulmaz. cisme sürur ve hafiflik verip. kabızlık hastalıklarını verir. o . Şu halde biriken fazlalıklar terk olunsa da. onu gıdayı kabul edici eder. bedene keyfiyetle zarar verir. rutubetleri ayrıştırma ile sinir ve damarlara metanet verir. O fazlanın atılmasına. gıdaya muhtaç olmakla. hiçbir hazım yanında bir fazla kalmaz. İfrat ola odur ki. Bütün maddi hastalıklardan emin edip. Cismanî hareket ve sükunda itidal: çünkü bedenin içinden ve dışından bulunan sebebler ile daima ondan ayrışan cüzlere bedel. bedene yararlı olan karışımı dışarı çıkarmaktan hali değildir. son yemeğin vakti geldiği zamandır. gıdanın alınması ve hazmının tamamlanmasından sonradır. Halbuki riyazet adı verilen beden hareketi o fazlalıkların doğurduğunu bile men eder. fazlalıklarının öyle bir derece izale eder ki. karaciğer ve damarlar içinde hazm olunup. belki dört hazmdan her birisi yanında gıdadan bir farzla bir lahza kalır ki. Hangi uzvun mutedil hareketi çok olursa. onda kanın akışı çoğalır. Mutedil hareket odur ki. ama o hareketler ki. Zira ki istifra edilenin çoğu zehirlidir ki. ona iltifat kılmaz. ya pörsütür. Yani akşam yemeği. Zira ki beden hareketi bütün uzuvları ısıtıp. Yani kan kanallarını kapatıp bedene ağırlık verip. mizaci hastalıkların çoğundan uzak eder. istifra olunsa da zararlıdır. onunla bedene hararet gelip. deride damar ortaya çıkar. Hiç bir gıda yendiği şekilde bir uzva cü olmaz. uzun müddetle çoğalırsa. o kadar madde toplanır ki.

uzuv dahi kuvvetli olur. Uzuvların ihtilaç (seğrime) illeti bir galiz rizgardır ki. yük taşımada çok olsa. onun kuvveti eşyayı itmede ham ellerden ziyade olur. onda olan galiz balgamı veya göğüse isabet eden şiddetli soğuğu ondan atar. Uzuvları ovma dahi. o yel onlardan ayrılsa. hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmekten aczi sırasında hâsıl olur. Özellikle o hareketin türünde ziyade kuvvet bulur. Bağlanılmış iple (salıncak) sallanmaktır. Akciğerin riyazeti. Bu. Mesela elin hareketi. o hareketle tabiat. gazap. tutması ki. öksürüktür ki. yakalamak ve ayağın riyazeti gitmektir. at sırtında mutedil gitme gibidir. beden gayet faydalıdır. bu riyazetten sayılır. Nitekim. Kulağın riyazeti güzel sesler ile leziz nameleri dinlemektir. Müsabaka dahi nefs ve bedenlerin riyazevtidir. İstiska ve cüzzam gibi müzmin hastalıkları def edicidir. Zira ki. Nitekim. gam ve gayretten meydana gelir. onunla adaleler ve onlara yapışık olan deri hareket eter. ifratı zahmet verir. eğer onda kusma gerekirse. Mutedil olan at binme güzel bir beden riyazetindendir. Zira ki. rengi kırmızı görünür. Normal ovma uzuvlara kuvvet verip. titreme. güzel eşyaya bakmaktır. Göğüsün riyazeti okumadır. Tak ki. kanı derinin dışına çekip. top ve çevgan oyunu nefislerin ve bedenlerin riyazetidir. o. Belki her kuvvetin şanı uzvun hareketi gibidir. onda bulunan ezayı ve onu genizden bitişen habis rüzgarları iter. Mağlup olan gamlı ve gazaplıdır. karışımları hareket ettirici ve mideye faydalıdır. hıfza devam edenin hafıza kuvveti kuvvet bulur. . korku. o hareketle tabiat. Eğer ovmak sert hırka ile olursa. zihin karışıklığı. Elin riyazeti. galip olan sevinçli ve neşelidir. Gözün riyazeti. nefs onda ferah ve elemi ardarda toplayıcıdır. Şu halde dimağın riyazeti aksırmak olur ki. Onda yavaşlıkla başlayıp derece derece sesi yükseltmek rahattır. Gemiye binme. Çünkü her uzvun bir özel riyazeti olur. Bedeni ısıtmasından ziyade ayrıştırandır.

azlığı humut ve itadali iffettir. o akıllardan ise. İçiah ile. ona sevgilisini kötüleme ve buğuz etme ile ilaç verilir. Şere nefsin istilasi ile aklı yendi ise. Ancak onu küçümseme ve alay etme. Eğer bir tabib onun nabzına el basıp. göz morarması bilinir. Mesih ona tabib olsa bile . yağ kuruması. âşık olduklarından başkasından onları yüz çevirttirir. sesi hazin gelir. Gazabın aşırısı tehevvür. dünya ve diyaneti korumaktır. Ona kavuşma gibi ilaç olmaz. azı cüben ve itadali şecaattır. onun sevgilisi olduğunu bilir. nice akran ve yaranı vasıflarını saysa. Bu aşkın sır ve sebebi. aşk onun tabiatına tahi istila edip. nasihat kabul edip. az uyumaktan seherlerde uykusuz kalır. Çoğunca o fikir ile cima. helak olur. düzensiz olur. Bunun alameti renk sararması. çoğunlukla gençlere ve bekarlara ârız olup. Bu âşığın gözünün hareketi güleç ve sevinçlidir. aşka delilik ve sevda deme bu hastalıktan kurtarır. Bu mutedil hareket bedene sıhhat. sevgilinin şekil ve şemalini aşırı derecede güzelleştirme ile fikretme ve düşünmeye yapışma ve devam etmedir. BEYT Aşka feda olana ilaç yoktur. Eğer ona sevgiliye kavuşma meşru yol üzere mümkün değilse. yüzünün rengi değişirse o ismi. Bu mutedil hareket bedene sıhhat. şehveti dahi bulunur.Nefsani sükûn ve hareketin itidali gerçekten ruh hareketlerinin kaynağı onun kendisinde olan gazap ve şehvettir. nefse lezzet ve iki cihanda rahat ve selamettir. hangi isim il enabzı değişip. beden zaafı. Eğer dinlemeyi terk ve cimayı çoğaltma ile acilen ilaç olunsa. ona mecezi aşk derler ki. o sevdadan vazgelir. mal-i hülyanın bir türüdür. Eğer. O bir hastalıktır ki. Şehvetin aşırısı şere. nefse izzet. sanki bir leziz nesneye bakar gibidir. Onun tavır ve halleri.

Eğer midesi zayıf olan kimse yemek hazmına uyku il yardımcı olursa. Kim ki uykusuzlukla mübtela olur. O. gıda ile ya karışım ile dolu olur. top âlimleri demişlerdir ki: Bedenin sıhhatını korumaya taahhüt ve iltizam eden kimseye gerekli iştir ki.Beşinci Madde Zaruri altı sebebden kalan üçünün itadalini bildirir. yani yirmidört saatte . Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan. yani sekiz saatten ziyade uyur kalır. Ta ki. uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır: Maddenin tabiatını istila bakımından. Sonra yine iki saat kadar sağ tarafı üzerine yatıp uyumak gerektir. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan. Kimin ki uykuda terlemesi sebebsiz çok olur. karaciğerin harareti onu ısıta. Uyanıklığın terletmesi. Ta ki ikinci hazm içi karaciğer gıdanın inişine yardım ede. maddeyi ayrıştırır ve akıtır. gıda. ömrünün sonuna dek sıhhat afiyetle gide. karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp. ikinci hazımda bulunma. maddeye ziyade üstün olur. süresi mutedil ola. itidal bulur. maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. onun dimağında rutubet üstün olur. Yani dört saat geçecek kadar değin ola. uyanıklığın terletmesi. Tak ki. maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. birinci hazımda mideye yardımcı ola. İki saat kadar solu üzerine yatıp uyumak lazımdır. meşhur altı sebebin kalan üçünü dahi tedbir ile itidal edip. Zira ki uyanıklıkta hararet dışa yönelip. Ey aziz malum olsun ki. Hazmolunduktan sonra kestirirse yani yemem içmeden sonra iki üç saat geçmesinde uyku bastırıp. onu ısıtıp. Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur. Uykunun itidali ve uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki. önce yarım saat kadar sağ tarafı üzerine yatmak lazımdır. kuru gıdalarla uykusu hafif olup. maddeye ziyade üstün olur. o. sağ tarafa eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay olup.

ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları kurutucudur. hareketten menedip. yemek çeşitlerini çoğaltmaya. İstihasını giderip. Meyvelerden ancak incir. Veyahut hazır yiyecek onda buluna. Tatlı gıdalar. üzerine bir ağır nesne düşüp. Şu halde vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya özenen kimseye lazımdır ki. geri bırakmaya. koyun eti. o hamam ile rahat bulur. Meğer ki. uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki. mülayim tatlılar. ona zıttı verilmek lazımdır. Ama ilaç olan meyvelere iltifat etmeye. onun hali üzere kalması murat olunur. üzüm kuru üzüm seçe. ekşi defeder.ziyade uykusuz kalır. kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek murat olunsa. Yemek saatlerini uzatmaya. Ekşi gıdalar zararlıdır. bedeni kurutucu. Tuzlu gıdalar. nefsini daraltır. Hazmolunmuş yemek üzerine başka yemek sokmaya. Zararlı tatlıyı. Nefsinden gıda iştihası kalmış iken. Yemek vakitlerini gözetmek elbette . Tuzsuzlar tuzluyu. Zinhar iştihasız yemek yemeye. ta ki hazımda tabiata şaşkınlık gelmeye. ondan el çekmek lazımdır. ekşiler. Yaz günlerinde soğuk gıdalar. Süt ve arpa suyu benzeri rutubetler ile uyku gelir. gıdalardan siah taneler gibi pisliklerden temizlenmiş buğday ekmeğiyle. Ta ki gıdanın evveliyle sonuncusu hazımda karışmaya. Şu halde bunun ilacı. Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır. çiğnemeyi çok ede. tatlı ile gider. istifra ile beynin temizlenmesidir. tuzlular tuzsuzu mutedil eder. Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki. mizac itidali için yenile. Boğucu kâbus ki. Eğer bozulmuş bir sıhhati. safrayı doğurucu ve uzuvlarla kuvvetlere zarar vericidir. Lokmayı küçük alıp. bedeni ısıtıcı ve safrayı hareket ettiricidir. onu sokup. o bedenin keyfiyetinde benzeri ona verilmek gerektir. bu boğucu kâbus buharı ayrıştıran uyanıklık ve hareketinin yokluğu sırasında kanın ya balgamın veya sevdanın buharı dimağa çıkmasından ortaya çıkar. kümes hayvanları eti ile yetine. mideyi rahatlatıcı. kışta sıcak gıdalar ala.

susuzluk yapışıcı balgamdan veya tuzlu balgamdan dolayı olur. Bu vasıflar ile vasıflanmış olan bir sudur ki. Zira ki. devam etmeyip. faziletten nihayet bulmuştur. Zira ki gündüzde bir kere gıdalanmak. Özellikle pak yerde akıp. Şu halde su içmekle hararet mutedil olur. bunun gibi susuzluk maddesini bal gibi sıcak şeyler yatıştırır. birle yetinsin. üç yudumdan ziyade içmesin. kokuşmuş şeylerden uzak ola. Mağara suları ve kuyu suları onlardan daha serttir. her şeyden saf gele veya taşar üzerinde akıp. hamam. Halbuki su içmeye iltifat olundukça. Lakin kötü gıdalar alışmış olan. iştihası zayıf olan kuvvet bulur. Her zaman ayakta su içmek hatalıdır. Yemek vakitlerini düşürerek. Çok olup. Toprak altında olan kerizler içinde akan sular sertlik bulmuştur. şiddetli aka gele. Mübarek nil suyu bu güzelliklerin çoğunu toplamıştır. meyveler üzerine özellikle kavun üzerine su içmek. çok olur ki. Her nefeste. zira ki. uzun süre akmakla incele. Eğer bu vakitlerde susuzluğa tahammül olunmazsa. Zira ki bu iki su. Eğer o susuzlukta sabır olunsa. bozucu ve kötüdür. Ancak zemzem . susuzluk çoğalır. dudak ile kâse kenarı arasında yalama ile içip üç nefesten geçmesin. İnceliğinden ağırlığı hafif ola. tabiat o susatan maddeyi eritip. o zaaf. bir kere gecede yemek. vacibtir. çok olur ki. müshil içme kaplarında. yavaş yavaş terk etsin. Hemen sonra içmek.lazımdır. Yemek arasında su içmek. Aç karnına ve terli iken. Kaynağı uzak olup. soğuk içecekler oldukça kötüdür. karıştırmak tabiata müşküldür. Menba suyu hareketinin azlığından kalın kalmıştır. çocuğun meme emdiği gibi. Yüksek bir yeden aşağıya inip gide. Lakin midesi sıcak olan kimse yemeğin arasında ve akabinde su içmekle istifade eder. özellikle kuzeye veya batıya aka. yemekten iki üç saat geçmesinden sonra faydalı bilinmiştir. özellikle cima. biri birine incelik ve kalınlıkta uygun değildir. hastalığı körükler. Suların en iyisi nehir suyudur. hararet çokluğundan gelir. susuzluk dahi gider. Su içmek.

Ve pamuk ile makatında yarım saat kadar taşımaya tahammül etsin. daima kendi tabiatını mukayyet ve gözetleyici ola. o saat kusmaya can atsın. Veyahut elma. sakızla kaynamış sıcak su içip. özellikle ihtiyarlık tabiatına yumuşaklık. onu sumak ve kavruk gibi şeylerle tutsun. Eğer ishal olursa gül yaprağı. geğirmekle çakan duman ile ekşime ile veya sadece ağırlıkla gıdayı bozucu bulursa. yumuşaklık bulup rahatla o bozucu gıda gitsin. tabiatın yine normale yetsin. İnsan hayatının temeli mide Eğer bağlanırsa ki açılmamalı Eğer bağlanmamacasına açılırsa Dört tabiat muhalif ve serkeş . Ta ki.suyu şifadır. Titreme verir ve ihtiyarlığı çabuklaştırır. Eğer kusmak ona zorsa veya vakti değilse. onu incir ve sinemaki gibi içeceklerle yumuşatsın. Eğer dolarsa gıda fazlalığından midede hasıl olup. ermeni çamuru. Küçük ve büyük abdesti fazla tutmak zararlıdır. rahat ve selamettir. yorgunluk akabinde Yemek akabinde ve yatakta Tutma ve istifrada itidal: Vücut sıhhatini muhafaza edene gereklidir ki. Sonra elma gibi mideye kuvvet veren şeyleri yiyip hamamda yatsın. Alışılmış olan boşalmaların en kolayı cima ve hamamdır. nohut sakızı. dövülmüş mazı. NAZM Beş yerde su içmekten sakın Çünkü o hastalığı çeker Hamam. Veyahut bir parmak bala ince tuz katsın. Ta ki. Eğer tabiatı kabız olursa. sağ yanı üzerine yatsın. sefercen ve ekşi nar gibi meyveler yesin. fesleğen tohumu. tebeşir ve kimyon gibi kuru şeylerden yesin. Eğer tabiatında aşırı yumuşaklık bulursa.

Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola. rutubet ve kuruluğunda.Eğer gâlib olursa dörtten biri Elbette ârif ve kâmil olanlar Yavaş yavaş gitmeli olmamalı gam Bağlanırsa gönüle elem verir dünya hayatından götürür ölüme Nice günler hoş kaynaşmışlar Söker kalıptan can koymaz diri Geçici dünyaya gönül bağlamazlar Altıncı Madde Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve hamamın itidalini bildirir. Meni buharı. cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp. Çok olur ki. boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır. yemek isteği ve uyku gele. Gazabı zayıflatıp. ona öne alma ile girişme. Bedenin hararet. kuruluk ve boşluğunda bulunandan daha az ve daha kolaydır. bedenin . malum olsun ki. cima ve hamamdır. kötü vesveseyi ve sevda düşüncelerini giderir. birinci hazımdan sonra vâki olanıdır. onun soğukluk. top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken alışılan boşalımların en kolay ve en faydalısı. Balgam hastalıklarının çoğu onunla gider. Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik. tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. Ey aziz. Yemem ve beslenmeye bedeni hazırlar. baş dönmesi ve göz kararması gibi belalar başına gelir. rutubet ve doluluğunda bulunan cimaın zararı. tam neşe. Cima şehveti kuvvet bulmadıkça. bedenin hararet. Eğer o. zira ki mutedil cima. Cimanın en faydalısı. vücuda zararlı bir oyundur. hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa. âlet düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça.

göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala. Acuzeye. Bız'ın rutubeti ona damlayıp. O zaman üzerine düşüp. mesane iltihabı kalmasın. inzal zevkini önler. rahme girmeye yol bula. âleti yumuşatır. İnzalden sonra kadının karnı üzerinde bir miktar kala. bu arzuyu yenmek . sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola. Livata. hastaya. o fazla madde bedenden gider. kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır. zira ki ihanet ve eziyeti toplar. kadın dahi ondan lezzet ala. küçük bâkireye ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir. vücuda sıhhat. Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan. Vakta ki kadının gözü değişip. ondan. Biri kadın seslerinin nağmesini duymaktır. Kasık kıllarını kesmek te şehveti uyandırır. Cimaı tahrik eden şeylerin biri. Göğüs ve kasığını ovmalı. Sonra âletiyle bız'a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. hepsi âfiyet bula. Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın. konuşma ve iltifat ile göğüs. Ta ki iki meni karışıp. meni boşalması çok olup. hastılak olmasın. Ta ki artan meni mesane yolunda kalmasın ve onda kokuşup. sinirlerini boşaltır. Cima yapıldığında sürakte hafiflik ve şifa bulur. ta ki şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola. çirkine. önce uyun. Pişmanlığa sebep olur. Evlat arzu eden bu âdab üzere hareket kıla. rutubeti kurutur ve üzüntü verir. Tam bir çocuk vücuda gelip. ondan. Zira ki bular. elbette kuvveti çeker. Boşalma tamam ola. kaplarına dolduğunda husyeleri şişer. Bu durumda başka şeyler düşünerek. Ta ki inzalı kolay olup. dudak ve yanağını öpmeli. endamı boşaltır. çok cima. Mübtelasını titretip. tabiatı mesrur ve kalbi huzur dolu eder. biri de cima ile ilgili hikayelerdir. insanların cima ettiğine muttali olmaktır. Genç ve güzel kadınla cima. kasık acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. Biri dahi hayvanların cima ettiğini görmektir. Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını sırtı üzerine yatırıp. tabiata aykırı ve zararlıdır. açılmış baldırları arasında dize gele.içinde hapsolup. hislere kuvvet verip.

üzüntü ve sıkıntıya sebebtir. Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye başlarsa. bulanıklık. suyu havadan çok kullanmalıdır. Beden hamamın suyundan emip. Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir. evinin döşemesine su serpip yatmalıdır. Tuzlu su ile yıkanmaktır. içi geniş. Zira ki cildi. binası eski. bu derece çoğalır ki. Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede ihtimamdır. Ondan çıktığında yine yavaş yavaş dışarı gelsin. üçüncüsü sıcak ve kuru olandır. sudan çok kullanmalıdır. su kullanmadan önce. Böylece vücud sıhhatini koruyup. Mizacı kuru olan. Kâh olur ki. BEYT Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun Deyip. ıztırap. harekitiyle ürer. baygınlık. ter boşalımı için hamama giden onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla girsin. Sonra tatlı su ile yıkanma ve ipek gömlek ile tamamdır. Onun için erkekler ziyade bitli olur. ikincisi sıcak ve rutubetli. çok terlemelidir.gerekir. hamamın havasından daha soğuk olan havaya çıkar. . Şu halde rutubete şiddetli ihtiyacından. o vakit süratle dışarıya gelmelidir. hamamın içine su dökmeli ve hapsetmelidir. eliyle istimna etmek. rengi sarartıp. örtünme ve kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır. sıcaklığı orta olandır. Cima ile boşalımı terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup. Onun ilk odası soğuk ve rutubetli. Mizacı rutubetli olan havayı. suyu tatlı. Zira ki beden. Şu halde ayrışma ve kurumaya ihtiyacının çokluğundan. Hamamın en iyisi. Hamamdan sonra. bit bedende defaten hâsıl olur. uykuyu kaçırır ve şehveti keser. Rutubetli buharı çoğaltmak için. kuruluk ve hafakan verir. Hamamın içinde uzun bekleme. rutubetli ve kızarmıştır.

bedeni kurutur. tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi vücudunun hekîmi olmalıdır. Ey aziz. Eğer hamam. mizacının itidaline yetsin. insan bedeninde keyfiyetiyle tesir eder. hamam ile ter olup gitsin. Soğuk su ile yıkanma. çocukların. Eğer hazmolunduktan sonra hamama giderse. mafsal ve romatizmaya şifa verir. Bu ilaçların vücuda olan menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi bilir. Zira ki aslî hareket ile arazî harareti toplar. Yedinci Madde Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini. beden kokularını giderir. Bu boşalma ile vücut.çektiğinden. Madenî suların hepsi. bedeni dahi soğutur. gençlerin bedenine güç verir. Riyazeti az olan kimse. titreme ve felce ilaçtır. insan bedenine gelip. soğukluğunu bulduğunda. Ama ihtiyarların. Ta ki riyazî hareketlerle ayrışacak fazlalıklar. Yaz günlerinde. Uyuzu iyileştirir. yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden sıcak su ile yıkanma. onunla beden kendi tabii . özellik ve hükümlerini (ebced) harflerinin terkibince bildirir. yaralara merhemdir. yağlanır ve hastalıktan emin olur. Midenin boş olduğu zaman hamam yapmak. malûm olsun ki. İtidal üzere yağlanır. ishal ve nezlesi olanın. Gerçek o ilaç. hamamda terlemeyi çoğaltsın. ondan süretle gidiy. bedenin yağlanmasına sebeb olur. Lakin sirke balı içerse. Gıdalardan her birinden her bir deva ki. fazlalıkları atıcı. Ta ki vücudu sıhhat üzere kalmalıdır. Kültürlü kaplıcaları kullanma. yemekten sonra vâki olduysa. hazmı eksik olanın bedenine zarar ve ziyan eder. onun ârizî hareketi. hastalıktan emin olur. öğle öncesi sıcak mizaclı ve normal etli olan kimselere sıhhattir. tabii olarak soğuk olan su. Her birisini hükmüyle kullanmalıdır. Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini bilmelidir.

Kokusu müsekkin. o ilaç itidallerden ve o keyfiyetten yana dışarıdadır. Şu halde eğer o tesir az olup. Sara ve malihülyayı defedicidir. birinci derecede kuru ve ikinci derecede sıcaktır. Yeli ayrıştırmada tam etkisi vardır. Bel ve sırttaki kan ağrılarını giderir. Ekşisi. Kurusu. düşkün ve yaşlılara faydalıdır. Eğer zararı ölüme varırsa. Hepsinin hükümleri hece harfleri tertibiyle açıklanmıştır. Eksisi. eğer bedene keyfiyyetten ziyade tesir ederse. Sevda hastalıklarını ve balgamı gidericidir. karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar. eğer bedene insanî keyfiyetten ziyade tesir etmezse. Eftimon: Bir kuru ottur ki. Gıdası iyidir. mesane. Onun tatlısı mideyi bozar ve ishal eder. Ona zehir ilaç adı verilmiştir. lakim zararı helak edici değilse. o ilaç mutedil.hareketinden uyanırsa. Karnı yumuşatır. Süt ve meniyi çoğaltıcı. Bevli ve hayzı söker. Özellikle hamı faydalıdır. rahim. Balgamdan doğan susuzluğa faydalıdır. o ilaç birinci derecedir. o ilaç dördüncü derecededir. İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir. kalbi teskin edip. Eğer bedene zarar verirse. . Sıcak ve kuru olan akciğere ve göğse faydalıdır. üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır. Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan. Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin için buhar ve suyu faydalıdır. Böbrek. o ilaç üçüncü derecededir. kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız olan ağrıları dindirir. hissedilmezse. Gençleri ve hararetlileri susatır. tatlısından daha az ishal eder. Anason: Bilinen bir tohumdur ki. Gıdaların da hükümleri. bu ilaçlar gibi bulunmuştur. bit türemesine engeldir. safrayı söker. (ELİF) İbrişim: Sıcak ve rahattır. Ispanak: Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir.

güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir. Beyz (yumurta): En iyisi. yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının sarısıdır. boğaz sertliğine. Beyazı. Sarısı hararete. Gözü kuvvetlendirir. Mesanede oluşan ve böbrekte peydalanan taşları düşürücüdür. Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır. yüzdeki sivilcelere sürülse. Onu sirke balı düzeltir. Pişmişi yaranın üzerine sarılırsa. taze olan yumurtadır. Üçüncü derecede ısıtıcıdır. İdrarı çoğaltır. Yemek ile yenmesi faydalıdır. burun kanını keser. onun halidir. Tuz ile siğili sökker. zehirli rüzgâra faydalıdır. Yenmesi. birinci derecede ısıtıcı ve ikinci derecede kurutucudur. Öldürücü kurşun madeninin cevheridir. baş ağrısı yapar ve aklı hafifletir. kesici. Kuvvetlisi.zehrin zararını gidericidir. nefes darlığına. basur ağızlarını açıcıdır. İsmet: İsfahan sürmesi denir. Parlamaya faydalı. yüzü kızartır. ayrıştırıcı. Suyuyla yıkanmak. O. Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur. ses kesilmesine. Ekşisiz kurutucu ve kabız edicidir. Sarısı bal ile karıştırılıp. Bedeni kirden açar. Süratle safraya dönüşür. tabiatı yumuşatıcı. İdrarı kuvvetlendirici. yumuşatıcı ve açıcıdır. göz ağrılarına. mideyi temizler. Beyazı yüze sürülse. öksürüğe . çok yenmesi. uzuvları kirden pak eder. Pişmiş soğan çok gıdalıdır. Damarların ağızlarının açmak. mide ve iştihaya kuvvet verir. ikisi dahi rutubetli ve faydalıdır. Normal olarak yenmesi. onu giderir. (BE) Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur. Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır. Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki. beyazı soğukluğa ziyade meyilli olmuştur. ağrıyı dindirir. Lakin susatıcıdır. En faydalısı. Birinci derecede soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur.

Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır. sarı ve siyah eder. Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır. öksürüğü defeder. Bal ile soğuk mideye faydası iyidir. Hazmı ağırdır. Hindistan cevizi: İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. karaciğer. ısıtıcı ve kurutucudur. Eskisi. Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede rutubetlidir. (CİM) Ceviz: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır. hayvanın cüzüdür. Belki kuvvetli hayvandır. Onun baş ağrısı vardır. Bayat yumurtanın sarısı kabız edicidir. baş dönmesi. . Oldukça latif ve çekicidir. Her bozukluğu düzelticidir. (DAL) Darçın: Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Cübn (peynir): Tazesi. Sevda. açıcı.ve kanın havalandırılmasına faydalıdır. en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir. Onun yağı. Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir. Yumurta et kuvvetindedir. uyuz ve cüzzamı doğurur. Bindük (fındır): Hararet ve kuruluğa meyillidir. özelliği. yemeği hazmettiricidir. Kokusu güzel. Cinsî kuvveti artırır. çabuk nüfuz edici. Rengi bozar. Gözü kuvvetlendirici ve sebel hastalığına faydalıdır. Onun tohumu idrarı getirir. zira ki o. tıkanıklık. Hazmı güz ve harareti çoktur. tıkanıklıkları açıcıdır. Dimağa yararlı olup. idrarı getirici ve tabiatı kabzedicidir. Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur. rutubetli ve soğutucudur. Normali gıda vericidir. Mesanede taş yapar. ağzı tebşirdir. dalak ve mideyi kuvvetlendirici. Tavuk yumurtası.

Faydası. Mideyi kuvvetlendirici. Baş ve göğüs ağrılarına faydalıdır. Soğuk nezleyi. rutubetli öksürüğü defeder. rahim ve böbrek ağrılarına faydalıdır. kalbi açıcıdır.ayrıştırıcı ve eriticidir. . karaciğer tıkanıklığına. yüzdeki siğillere ve titremelere çoktur. Göz perdelenmesini ve kararmasını defedicidir.