MARİFETNAME

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Sınırsız hamd, sayısız şükür, ebedî, senâ tek ve benzersiz olan Allah'a olsun. O, âlemlerin her işini, ezelî ilmiyle takdir edip, belirlemiştir. Cihanın görüntülerini, bitmez feyziyle tertip edip, tespit eylemiştir. Cihanın gül bahçesini, insan gülünün kokusuyla süslemiştir. Bütün cihanı insan için, insanı da kendisinin bilinmesi için var edip; eşyanın hakikatiyle mânâların inceliklerini hep insanda toplayıp, ortaya çıkarmıştır. İnsan ruhunu, "Câmi" ismine sûret yapmış, onu emânetlerin yüklenicisi ve sırların mahalli kılmıştır. Alemin bütününde olan nice bin hikmetine, âlimleri vâkıf eylemiştir. Cihan kitabının her bir harfinden, marifetinin belirtilerini mütalaa edenleri ârif eyleyip, gönül âlemine dalan kullarını, kendi huzurundaki Kâbe'de ibadet edici eylemiştir. Salavatların en faziletlisi, tahiyyatların en mükemmeli, teslimatların en güzeli, kâinatı efendisi, yaratıkların en şereflisi, varlıkların hülasası Peygamberimiz aleyhissalatüvesselam hazretlerinin en büyük ismine ve akl-i evvel olan en mükemmel ruhuna olsun ki; O, "Sen olmasaydın, sen olmasaydın felekleri yaratmazdım," hitabıyle yüceltilmiştir. O, halkı cehalet karanlıklarından, hidayet nurlarına çıkarmıştır. Kendi nefsini bilen ümmeti, Hak bilgisini bulmuştur. Selam ve hürmet onun ashabına olsu ki, onlar, sözlerinde, işlerinde, imanlarında ve ahlakın her hususunda ona uyup, iman nuru ve irfan huzuruyla gönülleri dolmuştur. Allah'ın rızası, hepsinin üzerine olsun. Bu hakir ve hakiki fakir İbrahim Hakkı, bu kitabı, aziz ve şerif mahdumu Seyyit Ahmet Naîmî için kaleme alıp, ona hitap eder ki: Allah, seni her iki cihanda aziz etsin. Öncelikle malum olsun ki, Hak Teala iki cihanı insanoğulları için ve insanoğullarını da ancak kendisini tanımaları için yarattığını cümleye duyurmuştur. Nitekim lûtuf ve keremiyle: "Ben gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim ve beni tanımaları için varlıkları yarattım," buyurmuştur. Şu halde âlemin ve insanın yaratılmasından nihaî maksat ve yüce istek, Mevla'nın bilinmesidir. Bu ebedî devlet ve tükenmez saadet, her şeyden öncedir. Ancak bu, nefsini bilmeye bağlı olup, nefsini bilmek de bedeni bilmeye dayanır. Bedenin bilinmesi, âlemin bilinmesiyle olur. Alemin bilinmesi ise hakiki ilimlerledir. Bu sebepden dolayı bir miktar astronomi ve felsefeden alıp toplayarak, bir miktar anatomi ilminden devşirip seçerek, bir miktar da kalb ilmi ve irfandan iktibas edip ele alarak, bu güzel kitabı, Türk diline tercüme edip, bir mukaddime, üç kitap ve bir sonuç üzere telif ve tasnif ettim. Mukaddimesi, genil İslam bilgisi, dünya ve ahiret âlemlerinin özetidir. İlk kitap, âlemin durumu, eşyanın ve görüntülerin tafsilidir. İkinci kitap, şekiller bilgisi, bedenlerin terkibi ve insan nefsinin mahiyetidir. Üçüncü kitap, irfana ulaşma keyfiyeti, Allah'a varmanın hakikatıdır. Sonuç, âdap ve erkân bilgisi, dostların sohbeti, akrabalıklar ve komşuluklardır. Tertip ve tanzimi böyle yaptım ki, evvela mukaddimeden, açık âyetler ile sabit olan kâinatın acaip durumlarını özet olarak öğrenip, iki cihanın hallerinin garabetlerini yakinen bildikte; bütün bir itimatla tam itikat edip, cümlenin yaratıcısını ve düzenleyicisini bilesin. Büyüklük ve kudretini fikredip düşünesin. Bundan sonra birinci kitaptan Yaratıcının güzel sanatlarını âlemin ufukları içinde ayrıntılarıyle seyredip, cihanın sırlarına vâkıf oldukta; âlem insanın kabuğu, insan âlemin dili olduğunu bilip, cümleden âsûde olasın, kendi kendine gelesin. Bundan sonra ikinci kitaptan Yaratıcının

kudretinin şaşırtıcılığını, kendi cisim ve canında toplu olarak görüp, büyük âlemde her ne varsa, hepsinin benzerini kendi vücudunda buldukta; vücudun bir küçük âlem olduğunu bilip, kendi nefsine gelesin. Nefisler âleminde, Mevla'yı temaşa kılasın ve kendi ruhunu, vücudunun ikliminin sultanı bilip, kadr ve kıymetine vâkıf olup, nefsi tanıma mertebesini bulasın; kendi âleminde sultan olasın. Bundan sonra üçüncü kitaptan kalblerin evirip çeviricisi Allah'ın acaip ilhamlarını, garip tasarruflarını, zat ve sıfatının kalblere yakınlığı, en büyük âlem olan gönülde kesin bilgiyle bilip, masivadan (Allah'dan başkalarından) âzat olup, her şeyi unutup, her şeyi çekip çevirici bir onu buldukta; vahdet, âlemine erip, o tek ve yegâne Allah'ın birliğini basiretinle katiyetle görüp, Allah'ı tanıma devletine eresin. Allah'a yakınlığın saadetini kesinlikle bilip, hududunu koruyup kollayarak, Hüda'nın yaratıklarına sevgi ve şefkatle, kalblerin sevgilisi oldukta; selametle toplumu gönlünce bulasın. Rahatla âlemin azizi olasın. Çünkü bu kitab-ı şerifte nizam, bu güzel üslup üzere tamam olup, alıcı gözüyle mütalaa edenleri, Mevla'nın âyetlerinin hakikatini bildirmiştir. Bu kitabın adı "MARİFETNAME" olup, bitiş tarihi: Binyüzyetmişe, yetmiştir. (1170 H./1756 M.) Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın ansiklopedisi...(Sabır)

1-BÖLÜM: İTABIN MUKADDİMESİ Kur'an âyetleri ve Peygamber hadislerinin bildirdiği şekilde itimat ve itikat olunacak dinî hususlara ve kesinlikle ihtiyaç ola İslâm bilginlerinin görüşlerine göre; Arş'ın yaratılışının tertibini, Kürs'ü, Cennetleri, gökleri, yerleri, denizleri, ışıkları, kıyamet alâmetlerini, kıyametin hal ve durumlarını, cihanın harap oluşunu ve yokoluşunu, Rahman'a kavuşma âleminin (Ahiretin) ebediliğini dört bölümle tafsil eder.

BİRİNCİ BÖLÜM
Özet olarak âlemin yaratılış tertibini, Arş-ı Azam'ın büyüklüğünün keyfiyetini, Arş'ın taşıyıcılarını, o muhterem kürenin, çevresinde olan nehirleri, melekleri ve sair toplulukları ve altında olanr Kürs'ü, Sidre'yi, Levh-i Mahfuz'u ve Kalem'i altı madde ile beyan eder. Birinci Madde: Cihanın yaratıcısının, âlemde olan güzel sanatlarını derin derin düşünmeye sevkeden açık alâmetleri bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, Hak Teala bu âlemi, varlık ve birliğine alâmet edip, bütün eşyada, görecek gözü olanlara sanatını ortaya çıkarmakla hikmetinin hakikatlerini duyurmuştur. Kullarını, kendini tanıma hususunda rağbete getirmek için Kelam-ı Kadim'inde azametle şöyle buyurmuştur: (Burada yazılan âyetler, Kur'an'daki tertib üzerinedir.) Bismillahirrahmanirrahim

"Hamd, âlemlerin Rabbine Mahsustur." (1/2)¥ "Göklerin ve yerin hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (2/107) "Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, kendisini uyuklama ve uyku tutmayan, diri, her an yaratıklarını gözetip durandır. Göklerde olan ve yerde ola ancak onundur. Onun izni olmadan katında şefaat edecek kimdir? Onların işlediklerini ve işleyeceklerini bilir, dilediğinden başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. Hükümdarlığı, gökleri ve yeri kaplamıştır, onların gözetmesi ona ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür." (2/255) "Şüphesiz gökte ve yerde hiçbir şey Allah'dan gizli kalmaz. Ana rahminde sizi, dilediği gibi şekillendirir. ondan başka tanrı yoktur. Güçlüdür, hakimdir." (3/5-6) "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. İşler Allah'a varacaktır. (3/109) "Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde akıl sahiplerine şüphesiz deliller vardır. onlar, ayakta iken, otururlarken, yan yatarlarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru," derler. (3/190-191). "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatır." (4/126) "Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümdarlığı Allah'ındır. Dönüş onadır." (5/18) "Göklerin, yerin ve onlarda olanların hükümdarlığı Allah'ındır. Allah, her şeye kadirdir." (5/120) "Göklerin ve yerin Allah'ı, içinizi, dışınızı bilir, kazandıklarınızı da bilir." (6/3) "Gaybın anahtarları onun katındadır, onları ancak o bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık bir Kitap'dadırancak o bilir." (6/59) "Göklerde ve yerde olanlar onundur; hepsi ona boyun eğmiştir." (30/26) "Yakinen bilenlerden olması için İbrahim'e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösterdik." (6/75) "Doğrusu ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratana, doğruya yönelerek çevirdim, ben puta tapanlardan değilim." (6/79) "Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan sonra arşa hükmeden, gündüzü -durmadan kovalayan- gece ile bürüyen, güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'dır. Bilin ki, yaratma da, emir de onun hakkıdır. Alemlerin Rabbi olan Allah yücedir."(7/56) "Göklerin ve yerin hükümdarlığı elbette Allah'ındır. Dirilten ve öldüren odur. Allah'dan başka dost ve yardımcınız yoktur." (9/116) "Yerde ve gökte hiç bir zerre Allah'dan gizli değildir; bundan daha küçüğü veya daha

büyüğü şüphesiz apaçık bir Kitaptadır." (10/61) "Göklerde ve yerde olana bakın, de" (10/101) "Göklerde ve yerde olan herşey Rahman'ın kulundan başka bir şey değildir. And olsun ki ilmi onları kuşatmış ve teker teker saymıştır." (19/93-94) "Eğer yerle gökte Allah'dan başka tanrılar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Arşın Rabbi olan Allah, onların vasıflandırdıklarından münezzehtir." (21/22) "Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmez misin? İsteseydi onu durdururdu. Sonra biz, güneşi, ona delil kılıp yavaş yavaş kendimize çekmişizdir." (25/45-46) "Dağları yerinde donmuş sanırsın, oysa onlar bulutlar gibi geçerler. Bu herşeyi sağlam tutan Allah'ın işidir. Doğrusu o, yaptıklarınızdan haberdardır." (27/88) "Rüzgarı gönderip bulutları yürüten, oları gökte dilediği gibi yayan ve kısım kısım yığan Allah'dır. Artık sen de aralarından yağmurun çıktığını görürsün. Allah'ın kullarından dilediğine verdiği yağmurla daha önceden kendilerine yağmur indirilmesinden ümitlerini kesmiş oldukları için onlar seviniverirler. Allah'ın rahmetinin belirtilerine bir bak; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz ölüleri o diriltir, her şeye kadirdir." (30/48-50) "Allah'ın geceyi gündüze, gündüzü geceye kattığını, her biri belirli bir süreye doğru hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruk altında tuttuğunu; Allah'ın yaptıklarınızdan haberdar olduğunu bilmez misin?" (31/29) "Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'dır. Ondan başka bir dost ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?" (32/4) "Hamd, göklerde olanlar ve yerde bulunanlar kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd, ahirette de ona mahsustur. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. o, merhametlidir, mağfiret sahibidir. Gaybı bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile onun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık Kitaptadır." (34/1-3) "Doğrusu zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'dır. Eğer onlar zevale uğrarsa ondan başka, and olsun ki, onları kimse tutamaz. O, şüphesiz halimdir, bağışlayıcıdır." (35/41) "Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız. Onu ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi? Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir. Onlara bir delil de gecedir: Gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler. Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir. Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler. Onlara da bir delil: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır." (36/34-42)

"Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü o, yaratan ve bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, onun buyruğu sadece, o şeye: 'Ol' demektir, hemen olur. Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah yücedir." (36/81-83) "Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi, güçlüdür, çok bağışlayandır." (38/66) "Onlar, Allah'ı gereği gibi değerlendiremediler. Bütün yeryüzü, kıyamet günü onun avucundadır; gökler onun kudretiyle dürülmüş olacaktır. O, putperestlerin ortak koştuklarından yüce ve münezzehtir. (39/67) "Sur'a üflenince, Allah'ın dilediği bir yana, göklerde olanlar, yerde olanlar baygın düşer. Sonra sura ir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakışır dururlar. Yeryüzü Rabbinin nuruyla aydınlanır, kitap açılır, peygamberler ve şehitler getirilir ve onlara haksızlık yapılmadan, aralarında adaletle hüküm verilir. Her kişiye işlediği ödenir. Esasen Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. inkar edenler, bölük bölük cehenneme sürülür. Oraya vardıklarında kapıları açılır. Bekçileri onlara: "Size, içinizden, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugüne kavuşacağınızı ihtar eden peygamberler gelmedi mi?" derler. "Evet geldi," derler. Lakin azap sözü inkarcıların aleyhine gerçekleşir. Onlara: "Temelli kalacağınız cehennemin kapılarından girin; böbürlenenlerin durağı ne kötüdür!" denir. rabblerine karşı gelmekten sakınanlar, bölük bölük cennete götürülürler. Oraya varıp da kapıları açıldığında, bekçileri onlara: "Selam size, hoş geldiniz! Temelli olarak buraya girin," derler. Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere vâris kılan Allah'a hamdolsun. Cenette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler. (39/68-74) "Sizin içi yeri durak, göğü bina eden, size şekil verip de şeklinizi güzel yapan, sizi temiz şeylerle rızıklandıran Allah'dır. İşte Rabbiniz olan Alah budur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir." (40/64) "Dikkat edin; onlar Rabblerine kavuşmaktan şüphededirler; dikkat edin, Allah şüphesiz her şeyi bilgisiyle kuşatandır." (41/54) "Göklerin ve yerin yaratanı, size içinizden eşler, çift çift hayvanlar var etmiştir. Bu suretle çoğalmanızı ağlamıştır. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (42/11) "Gökte de tanrı, yerde de tanrı odur. Hakim olan, her şeyi bilen odur. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı kendisinin olan Allah ne yücedir! Kıyamet saatini bilmek ona aittir. Ona döneceksiniz." (43/84-85) "Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık. Ama insanların çoğu bilmezler." (44/38-39) "Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Göklerde ve yerde azamet onundur. O, güçlüdür, hakimdir." (45/36-37) "Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu

bunlarda düşünenler için dersler vardır." (45/13) "Göklerdeki ve yerdeki ordular Allah'ın. Allah, bilendir, hakimdir." (48/4) "Göklerin ve yerin hükümralığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir." (48/14) "Göklerde ve yerde olan kimseler, her şeyi ondan isterler; o, her an kainatı tasarruf etmektedir. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?" (55/29-30) "Yeryüzünde bulunan her şey fanidir, ancak yüce ve cömert olan Allah'ın varlığı bakidir." (55/29-30) "Göklerde ve yerde olanlar Allah'ı tesbih ederler. O, güçlüdür, hakimdir. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur; diriltir, öldürür. O, her şeye kadidir. O, her şeyden öncedir, kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı âşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, her şeyi bilir. Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen odur. Nerede olursanız olun, o sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. Bütün işler Allah'a döndürülür. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; o, kalblerde olanı bilendir." (57/1-6) "Göklerde olanları da, yerde olanları da Allah'ın bildiğini bilmez misin? Üç kişinin gizli bulunduğu yerde dördüncü mutlaka odur; bunlardan az veya çok, ne olursa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka onlarla beraberdir. Sonra kıyamet günü, işlediklerini onlara haber verir. Doğrusu Allah, her şeyi bilendir." (58/7) "Göklerde olanlar da, yerde olanlar da Allah'ı tesbih ederler. Hükümdarlık onundur, övülmek ona mahsustur. O, her şeye kadirdir." (64/1) "Gökleri ve eri gerektiği gibi yaratmıştır. Size şekil vermiş ve şeklinizi güzel yapmıştır. Dönüş onadır. Göklerde ve yerde olanları bilir; gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir; Allah, kalblerde olanı bilendir." (64/3-4) "Yedi göğü ve yerden bir o kadarını yaratan Allah'dır. Allah'ın her şeye kadir olduğunu ve ilminin her şeyi kuşattığını bilmeniz için Allah'ın buyruğu bunar arasında iner durur." (65/12) "Hükümdarlık elinde olan Allah yücedir ve her şeye kadirdir. Hanginizin daha iyi iş işlediğini belirtmek için ölümü ve dirimi yaratan odur. O, güçlüdür, bağışlayıcıdır. Gökleri yedi kat üzere yaratan odur. Rahman'ın bu yaratmasında düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir aksaklık görebilir misin." (67/1-3) "And olsun ki yakın göğü şıklarla donattık, onlarla şeytanların taşlanmasını sağladık ve şeytanlara çılgın alev azabı hazırladık." (67/5) "Sizi yerde yaratıp yayan odur ve onun huzurunda toplanacaksınız." (67/24) "Allah'ın göğü yedi kat üzerine nasıl yarattığını görmez misiniz? Aralarında aya aydınlık vermiş, güneşin ışık saçmasını sağlamıştır. Allah sizi yerden bitirir gibi yetiştirmiştir.

Sonra sizi oraya döndürür ve yine oradan çıkarır. Yeryüzünde dolaşabilmeniz, orada yollardan ve geniş geçitlerden geçebilmeniz için onu size yayan odur." (71/15-20)

İkinci Madde
Alemin yaratılış düzenini özet olarak bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki; Allah Teala Hazretleri, birlik mertebesinde gizli bir hazineyken, tanınmayı ve bilinmeyi istemesi ve sevmesiyle, ruhlar ve cesetler âlemini yaratıp, kendi rahmetinin güzelliğini, celal ve azametini, bağış ve nimetini, sanatının çeşitliliğini ve hikmetinin sırlarını göstermeyi diledikte; bütün yaratıklarından önce yokluğun sırrından pırıl pırıl yeşil cevheri vücuda getirmiştir. Bazı rivayetlere göre, kendi nurundan oldukça hoş ve büyük bir cevher var edip, ondan kâinatın tümünü derece derece ve düzenli biçimde ortaya çıkarmıştır. Buna, ilk cevher, nur-u Muhammedî, Cevh-i mahfuz, akl-ı kül, izafî ruh diye adlandırırlar ki, bütün ruhların ve cesetlerin başlangıcı ve kaynağı bu cevherdir. Çünkü Hak Teala muhabbetle o cevhere bir bakmıştır; o anda cevher, utancından eriyip su gibi akmıştır, halis özü üstüne çıkmıştır. O özden ilk olarak küllî nefsi yaratmıştır. Sonra meleklerin ruhlarını, bitkilerin ruhlarını, tabiatların ruhlarını sırasıyla yaratmıştır. Bu ruhlar için mertebelerine göre belirli makamlar tayin edip, her sınıf kendi belli makamlarına gitmiştir. Her ruh, kendi cinsini bulup, topluluklar oluşturmuş ve her topluluk makamında kalmıştır. Ruhlar ve melekler âlemi, bu ondört çeşit ruhla tamam olmuştur. Bu âlemin en yüksek, en saf ve en güzel olanını gayb âlemi, lâhut âlemi, ceberut âlemi diye adlandırırlar. Ortasına, ruhlar âlemi, mânâlar âlemi, emirler âlemi, derler. Alt kısmına, en kesif ve cisimlere yakın olan kısmına mücerret âlemi, berzah âlemi, misal âlemi derler. Melekler ve ruhlar âleminin yaratılmasından ikibin yıl sonra Hak Teala'nın ezeli iradesi diledi ki, nam ve şanını ortaya çıkarmak için cisimler âlemini yarattı. Bunun üzerine ilk cevhere muhabbetle bir daha bakmıştır. Onun yüzü suyu, utancından harekete gelip dalgaları yükselmişti r ve cevherin yüce özünden arş-ı âzam vücuda gelmiştir. Öteki özlerinden kürsü, cennet, cehennem, yedi gök, dört unsur vücuda gelip şekillenmiştir. Arş-ı âlâdan esfel-i sâfiline dek bu sûret âlemi, bu tertip üzere düzen bulup, onbeş çeşit cisimle mülk âleminin ortaya konuşu tamam olmuştur. Bu âlemin üst tabakasına ulvî âlem, beka âlemi, ahiret âlemi derler; orta tabakasına orta âlem, gök cisimleri âlemi, felekler âlemi, gökle âlemi derler; alt tabakasına süflî âlem, cisimler âlemi, unsurlar âlemi, oluş ve bozuluşlar âlemi, dünya âlemi derler. Ruhlar ve melekler âlemindekilerle mülk âlemindekilerin toplamı yani ruhların çeşitleri ile basit cisimlerin sınıflarının hepsi, harfler misali yirmi dokuzda tamam olmuştur. Her iki âlemin varlıklarının birleşmesinden üç kısım bileşik cisim vücuda gelmiştir: Madenler, bitkiler ve hayvanlar. Tıpkı hece harflerinden isim, fiil ve harflerin vücuda gelip, insanların lisanı olduğu gibi, her iki âlemdekilerden de üç bileşim ortaya çıkıp, onlardan cihan kitabı sonsuz mânâlar kazanmıştır. Şu halde ibret gözüyle âleme bakan ârifler, her nesnede nice hikmetler görmüşlerdir ve Allah dostları, Allah'ın yüce sanatının sırlarını anlayarak, birer harf olan eşyadan mânâya ulaşıp, Hak'kın huzuruna ermişlerdir. Rubai

Alem ki tamam nüsha-i hikmettir Mânâsını fehm eyleyene cennettir Mahrum-u şuhûd olanların çeşminde Zinda-ı belâ çah ve gam-ı mihnettir.

Üçüncü Madde
Arş-ı âzamı ve muhterem taşıyıcılarının keyfiyetini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler, söz birliği ile demişlerdir ki; Hak Taâlâ, âlemin tamamını bir anda yaratmaya kâdirken altı günde yaratması, yani pazar gününden başlayıp âlemde bulunanları cuma gününde tamam eylemesi, kullarına her işte sabır ve ihtiyatı öğretmek ve anlatmak içindir. Nitekim buyurmuşlardır ki: "And olsun ki gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yarattık ve biz bir yorgunluk da duymadık." (51/38). Hak Teala kudretiyle, yeşil cevherin yüksek özünden arş-ı âzâmı yaratmıştır ki, onun nurunun büyüklüğü anlatılamaz. Bunun etrafı kırmızı yakut olup, bütün yaratıkların sıfat ve sûretleri burada nakşolunmuş, resmedilmiştir. Göklerin üstünde Rahman'ın arşı, meleklerin kıblesi kılınmıştır. Nitekim yeryüzünde Kâbe, yerdekilerin kıblesi kılınmıştır. Arş-ı âzamın yetmiş bin lisanı vardır ki, her bir lisanı başka bir lügatla Hak Taala'ya tesbih eder, zikredicidir. Arş-ı âzamın dört sütunu vardır ki, her biri yerin derinliklerine ulaşır. Arş-ı âzam su üzerinde, su rüzgâr üzerindeyken Hak Taala dört büyük melek yaratmıştır; halen arşı taşıyanlar onlardır. Kıyamet gününde başka dört büyük melek yaratsa gerektir ve arşın taşıyıcıları o gü sekiz olsa gerektir. Arşın taşıyıcılarının her birinin dört yüzü vardır ki; bir yüz insan sûretinde tasvir olunmuştur. Her bir yüz, yeryüzünde kendi benzeri olan yaratıklar için Allah'dan rızık istemektedir. Arşın taşıyıcıları daima ayakta durup, arş-ı âzamı boyunları üzerinde yüklenmişlerdir. ayakları ise yedi kat yerden aşağıdadır. Allah'a yakın meleklerin hepsinden, Allah katında daha muhterem olan arşın taşıyıcılarıdır. Bu meleklerin birinin adı israfil'dir ki, arşın bir ayağı onun boynu üzerinde sapasağlamdır. Hak Taala'ın katında hepsinden daha aziz ve kerim olan odur. Sûrun sahibi odur ki, kıyamete dek Levh-i Mahfuza bakar. Sûra üflemek için hazır durur. Levh-i Mahfuzdan, Cebrail, Mikail ve Azrail aleyhisselamların işlerini, durumlarını ve amellerini açıklamakta, haber vermekte ve kendilerine ulaştırmakta mahirdir. Arşın taşıyıcılarından her birinin dört kanadı vardır ki, dört yöne yayılmışlardır. Arşın taşıyıcılarının yarısı kar, yarısı ateştir ki, biribirlerini söndürmeyip, yıldız böceği gibi biribiriyle kaynaşmışlardır. Arşın taşıyıcılarının cüsseleri öyle büyüktür ki, kulak memeleriyle boyunları arası kuş uçuşuyla yediyüz yıllık mesafedir. Arşın taşıyıcılarına "büyük melekler" adı da verilmiştir. Arşın taşıyıcılarının kelimeleri, sürekli tesbih olup, şu sözler lisanlarının virdi kılınmıştır: "Sübhane zi'l' mülki ve'l-melekut. Sübhane zi'l-arşi ve'l-izzeti ve'l-azameti ve'l-heybeti ve'l-kudreti ve'lkibriyai ve'l-ceberuti Sübhane'l-meliki'l-mabudi Sübhane'l-meliki'l-mevcudi Sübhane'lmeliki'l-hayyi'llezi Lâ yenâmü ve lâ yemutü sübbuhun kuddûsün Rabbünâ ve Rabbü'lmelaiketi ve'r-ruh." Dördüncü Madde

Arş-ı âzamın çevresinde olan nehirleri ve melekleri bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müfessirler ve muhaddisler tam bir ittifakla demişlerdir ki: Hak Taala, arş-ı âzamın çevresinde sekiz nehir yaratmıştır ki, dördü kardan beyaz ve soğuk, dördü baldan tatlı ve temizdir. Bu sekiz nehir, sürekli akarak, arş-ı âzamı tavaf ederler. Hak Taala, orada Harkail namında bir melek yaratmıştır ki, bütün eşyanın sırlarına yetmiştir. O melek, arşa gitmek isteyip, Hak Taaladan destur isteyerek arşı tavafa gitmiştir. Üç bin sene boyunca, sekizbin kanadıyla uçmuş ve bitkin düşmüştür. Hak Taala ona kuvvet verip, tekrar uçmasını murat etmiştir. Üç bin yıl daha arşın çevresinde gitmiştir ve acze düşmüştür. Hak Taala ona tekrar kuvvet ve kudret vermiş ve uçmayı emretmiştir. Üç bin yıl kadar yine gitmiştir ve tekrar acze düşüp görmüştür ki, dokuzbin senede ancak arşın bir ayağından ötekine yetmiştir. O, hayretteyken, Hak'dan şöyle nida gelmiştir: "Ey Harkail! Eğer kıyamete dek uçsan, arşımı tamamıyle tavaf edemezsin." Sekiz nehrin gerisinde arş-ı âzamın çevresinde bin perde nurdan, bin perde karanlıktan yaratılmıştır; ta ki, arşın nurunun şiddetinden çevresinde bulunan melekler yanmasınlar, iye onları perdelemiştir. Bu perdelerin arasında yetmişbin melek yaratılmıştır; arşı kuşatan Rahman'a sürekli tesbih ederler. Arşı tavaf için çevresinde giderler ve günde iki defa arşı yüklenenlere selam verirler. Bunlara "saf tutan melekler" derler. Bunların arasında da yetmişbin saf melek yaratılmıştır. Bunlar ebedî ayakta durup: "Sübhanallahü ve'l-hamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü ve'llahü ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvee illâ billahi'l-aliyyi'l-azim."2 Bu safların gerisinde bir büyük yılan vardır ki, arş-ı âzamı kuşatır. Yılan, başını kuyruğu üzerine koymuştur. Başı beyaz inciden, vücudu sarı altından, gözleri kırmızı yakuttan yaratılmıştır. Onun yüz bin kanadı vardır ki, kanatlarının her saçağının yanında bir melek tesbih eder bulunmuştur. O sarı yılanın tesbihinin sadasından melekleri titreme alır. Zira, bu, bütün meleklerin tesbihinin sadasına galip gelmiştir. ağzını açtıkça, gökleri ve yeri bir lokma etmesi mümkündür. Eğer o büyük yılan tesbihinde taltif ile ilham olunsaydı, onun sadasının mehabetinden bütün yaratıklar helak olurlardı. Hak Taala, melekleri, değişik nurlardan ve çeşitli tavırlardan yaratmıştır. Arşa yakın olan meleklerin nurları şiddetli ve belirgindir. Arş meleklerinin nurlarına, sidre melekleri tahammül edemezler. Sidre meleklerinin nurlarına, göklerin ve yerin melekleri tahammül edemeyip, yanarlar. Bütün melekler, Hak'kın emirlerine göre amel ederler. Onar, insanlar gibi Hak Taala'ya âsi olmazlar. Gıdaları tesbihtir: Yemezler, içmezler, uyumazlar ve cinsi münasebette bulunmazlar. Çoğu insan suretinde olup, kanatları kuş kanatlarına benzer. Cisimleri latif olduğundan çeşitli suretlerde teşekkül ederler. Hak'kın emri ile hizmette göz kamaştıran şimşek gibi giderler. Her biri bir hizmettedir. Kimi, arşın çevresinde tesbih ve tavaf eder, kimi kürsüde, kimi sidrede, kimi cennette, kimi cehennemde, kimi gökte, kimi yerde, kimi ayakta, kimi kuutta, kimi rükuda, kimi secdede; sürekli tesbih ederler. Kimi, insanların hizmetine vekildir; gece-gündüz onları koruyup, amellerini yazarlar. Bunlara "Kiramenkatibin" ve "hafaza/koruyucu" derler. Meleklerin de kendilerinden peygamberleri vardır. Biri İsrafil aleyhisselamdır ki, sureti yukarıda anlatılmıştır. Biri Cebrail aleyhisselamdır ki, altıyüz kanadı vardır, her kanadının yüz saçağı vardır. Her saçağının uzunluğu doğu ile batı arası kadardır. Bütün kanatları değişik renkte nurlardandır. Büyük cüssesi kardan beyazdır. Ayakları yerin altındadır ve öyle kuvvetlidir ki bir saçağıyla dağları unufak eyler. O, Hak Taala'dan yeryüzündeki

Onun içinde mürekkebi beyaz nur çıkardı. Beşinci Madde Arş-ı azamın altında olan kürsü. Her biri. onun huzurunda bir sofra misalidir. can almaya vekildir. cüssece Cebrail aleyhisselam gibidir. her nazarda bir nesne mahvedip yerine bi nesne koyar. Zira bu görev ona verilmiştir. kürsüden murat da Allah'ın ilmidir. Yağmur tanelerinin her birini bir melek indirir. Onun sütunları yerin derinliklerine erişmiştir. âyet ve hadislere muhalif gitmişlerdir. büyüklüklerini anlatmaktır. her gece ve gündüzde levh-i mahfuza üçyüzaltmış kere nazır edip. iyi olan iyi. Bütün yeryüzü. levh-i mahfuzu ve kalemi inkar eden münafıktır. O da. Peygamberlerden biri de Azrail aleyhisselamdır. kanatlarının çokluğunda Mikail aleyhisselam gibidir. çölde bir sofra misalidir. Bütün ruhları kabzeden odur. Çünkü Hak Taala. O. göklerde ve yerde olan meleklerin hepsi bunların emrine itaatkâr ve boyun eğmiş durumdadır. ıstıraba gelmiştir ve gök gürültüsü sadası gibi bir sada ile tesbih edip. Yaprakları yeşil zümrüttendir. levh-i mahfuz.peygamberlere selam ve kelam getirmeye vekildir. Nitekim: "Allah dilediği hükmü kaldırır. malim olsun ki. kürsü karşısında. cebrail'in ve ona yakın meleklerin makamı buradadır. Gökler. Biri Mikail aleyhisselamdır. yağmur yağdırmak gibi nica hizmetlere memurdur. kırmızı yakut renginde arşın ayağına bitişik dört sütun üzerinde bir büyük kürsü yaratmıştır. sidretülmünteha ve tuba ağacının asıl beslendiği yerdir. Lakin Hak taala. O halde. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala arş-ı azamın nurundan ve onun altında. Şekil ve azamette İsrafil aleyhisselam gibidir. uzunluğu yüz yıllık mesafe gitmiştir. kanatlarının sayısını ancak Hak Taala bilir. Etrafını kırmızı yakut renginde yer etmiştir. kötü olan kötü olmuştur. Zümrüt renginde bir yeşil kalem yaratmıştır ki. O an. Levh-i mahfu yazıyla dolmuştur. denizdeki meleklerin vekilidir. Murat ettiğini işler. bu. miktarları sınırlamak değildir. yerler ve kaf dağı kürsünün boşluğunda. Çeşitli meyveleri . Arştan murat. hata etmişlerdir. taht mülküdür. Dallaı kırmızı mercandandır. arş-ı azamın altında. O." (13/39) buyurmuştur Hak Taala bütün kulların işlerini levh-i mahfuza yazmıştır ki. cenetlerin üstünde beyaz inci benzeri bir boşluk yaratmıştır ki. tuba ağacı. Hak Taala. Çünkü onların miktarlarını ancak onları var eden âlemin yaratıcısı bilir. Bütün kitapların esası onun katındadır. sidretülmünteha. Mikail aleyhisselamın reyi ve tedbiriyledir. Hak Taala sidretülmüntehada büyük bir ağaç yaratmıştır ki. Çünkü gökler ve yer meleklerle doludur. Ey aziz. dilediğii de yerinde bırakır. kıyamete dek de bir daha ona nöbet gelmez. göklerdekiler ve yerdekiler şunu bilsinler: Bütün yaratıkların hükümleri oradaki ilim üzere yürür ve ona uyar. bu heybetten kalem. diye itikat edenler. İsrafil'in uru ve ruhların berzahını bildirir. kalem kuruyup kalmıştır. Rahmet ve gazap meleklerinden nice yüzbin ordusu vardır. Hak'kın yürütmesiyle levh-i mahfuz üzerinde yürümüştür ve kıyamete dek hep olup olacakları yazmıştır. Hazreti İsrafil. Onun aslı sarı altındandır. Ondan sonra 5akan aktı kalem kurudu) tabirince. Her yere inen yağmur. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan. Cebrail. kalem. Ama u tür benzetmelerden muart. Şekil ve büyüklükte. ona tuba ağacı derler. Mikail ve Azrail (selam onlara olsun) dördü de bütün meleklerin reisi ve peygamberidirler ki. ona: "Ey kalem yaz!" diye nida kılmıştır. onun nurundan yeşil bir zebercet renginde büyük ve yeşil bir levha yaratmıştır.

mertebelerine göre kıyamete kadar yuva ve makam tutup. onun saçaklarından cennettekiler üzerine nisan yağmuru gibi Hak'kın izniyle rahmet iner. Birinci satırda: "Bismillahirrahmanirrahim". Kanatlarının her bir saçağından başka bir sada peyga olup. içi boş bir nesne yaratmıştır. (Kudretiyle . çeşitli cevherler renginde bir acaip melek yaratmıştır. cennet köşklerine sartmıştır. Ruhlar. yazılmıştır. İsrafil'in surudur. ikinci safta bulunan melekler." Bu hitap ile arş horozu hoşnut olmuştur. Bu kuşatıcı boşluk. boynuz ve kovan şeklinde. ilk berzah aleminde. büyük bir cüssede ve acaip şekilde yaratmıştır. ben onlar için senden rahmet isterim. sidrede. kıyamda durup: "Allahü ekber" derler. Ey aziz. göklerin ve yerlerin tabakaları yuvarlak ekmekler gibi onda düzülüp. mümin kulların dünyada sana ibadete yöneldikçe. Şimdi hepsi ibadetle meşguldür. o kanatlarını yaydıkça. Onun iç düzeyi. O direğin başında beyaz inciden büyük bir kubbe yaratmıştır. Hak Taala. Her dili. Her ağzında yetmiş dili vardır. birbirlerini müjdelerler ki. onlara dokunmaksızın hepsini kuşatmıştır. Her bir saçağı üzerinde üç satır yeşil yazıyla yazılmış yazılar vardır. Dördüncü safta kalan melekler. cennettekiler zevkle toplarlar. minare şeklinde bir büyük direk yaratmıştır ki. Naim cennetleriyle onları hisselendirir ve sevindiririm.şekerdendir. malum olsun ki. her biri kendi makamında ikamet kılmıştır. üçüncü satırda: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkumdur" (28/88). odalardan başlarını çıkarıp. başka bir lügatla Hak Taalayı devamlı tesbih eder. feryat ile öter. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Taala. ikinci satırda: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah". Her kanadında yüzbin saçağı vardır. Birinci safta olan melekler. Hak Taala arş-ı azamın altında ve onun nurundan arşın ayağına bitişik." Hak Taâlâ. Onun boşluğunda birinci ve ikinci berzahı kılıp. sidrede olan melekler. sidretülmüntehada vekil kıldığı meleği. sürekli secdeye varıp: "Sübhanallah" derler. Onun yetmiş yüzü vardır. İşte buna arş horozu derler ki. daima oturup: "Elhamdülillah" derler. yeşil zümrütten. o. Sonsuz dalları. arşın nurunun şiddetinden yanmayalar. Hak Taala. Sidretülmünteha ve arş-ı azam arasında yetmişbin perde tabakası yaratılmıştır. Hak'kın hitabı gelir ki: "Ey kuş. yani insanların bedenlerine gelecek olan ruhların ve gelip gitmiş ruhların mekanı olup. cehennem ateşinden azat ederim. ta ki. Üçüncü safta duran melekler. dünyada beş vakit namazını eda eden kullarıma rahmet edip. Namaz vakitlerinde. Onun ötüşünden. Her yüzünde yetmiş ağzı vardır. Altıncı Madde Sidretülmüntehada olan meleklerin vasıflarını ve durumlarını. Sayısız meyvelerinden. Oun bin beşyüz kanadı vardır. sidrede dörtbin saf melek yaratmıştır. niçin böyle feryat edersin?" O melek der ki: "Ey Allahım. hep rükua varıp: "La ilahe illallah" derler. bedenlere gidecek ruhlar için. Her saffın meleklerinin sayısı onbine yetmiştir. oldukça büyük ve uzun. cennetlerin ağaçlarının dallarını sabah rüzgarı gibi sallar. "Muhammed sallallahüaleyhivesselamın ümmetinin namaz vakti gelmiştir. cennette olan huri ve gılman mesrur olup. ikinci berzahta bedenlerden çıkıp haşrı bekleyen ruhlar için o yüzeyin gözenekleri mesken ve sığınak olmuştur." O zaman ona. O kubbenin üzerinde tavus kuşu şeklinde. sidreden yüksekliği yetmişbin fersah mesafededir. arş horozuna nida eder ki: "Ey kuş. kanatlarını birbirine vurup. arşın horozu olan tavusun renklerini ve zikirlerini bildirir. kırmızı mercan renginde. bal kovanındaki mumun yüzündeki gözenekler gibi göz göz olup. o çukurcuklarda. o arş horozu.

sevgili Habibi Muhammed sallallahu aleyli vesellem hazretlerine vermiştir. Bütün cennetlerin toprağı misk. Mevla'nın görülme yeridir. Meyveleri sürekli tazedir. Sarayları terleyen incidir. biribirinden yüksektir. Bunlar. arş ve kürsün altında. biri tertemiz şarap. beyaz gümüştendir. bitkileri. hepsine komşu. En yükseği adn cennetidir ki. Bütün cennetlerin içinde ve ortasında olduğundan. surlarla çevrili bir şehrin ortasındaki yüksek dağın üzerinde bulunan iç kale gibidir. binalarının çeşitlerini. uzunluğu ve genişliği yüz yıllık yoldur. Nehirlerin etrafı meyveli ağaçlarla baştan aşağı bezenmiştir. cennetülme'vadır ki. Bu adn cenneti. Çeşitli renklerde cevherle işlenmiş ve nice bin nakış ile süslenmiştir. onu. darülcelaldir ki. Rahman'ın tecelli mahallidir. misktendir. kıpkırmızıdır. beyaz incidendir. cennetünnaimdir ki. yedi göğün üstünde. bir cephesi gümüş ve sıvası anberdendir. Sekizinci cennetin ismi. Cennet nehirlerinin biri dahi kevser nehridir. yeşil zebercettendir.) 2-BÖLÜM İKİNCİ BÖLÜM Cennetlerin isimlerini. Hak Taala. Üçüncü cennetin ismi.kainatı yaratan Allah münezzehtir. hâfızların makamıdır. Altıncı cennetin ismi. Bunlardan biri rahmet nehridir ki. zaferan çiçeklerinin renginde. cennetüladndir ki. vasıflarını ve sayılarını onlarda olan nehirleri. Kum inciden üstündür. yaprakları dökülüp çürümez. Her sarayın önünde dört nehir akar. Cennet ağaçlarının dalları kurumuz. biri halis süt. Nitekim ona hitap edip: "Biz sana kevseri verdik. Yedinci cennetin ismi. bütün cennetleri dolaşır. yüksek şatoları ve gözalıcı elbiseleri bildirir. hepsinden saf ve baldan tatlıdır. arşın nuru ile sudan ekiz cennet yaratmıştır. malum olun ki. İlmiyle her şeyi kuşatmış ve her şeyi tek tek saymıştır. Öteki kapıları üzerinde: "La ilahe illallah diyene azap etmem" yazılmıştır. Suyu. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala. O. Her kapı iki kanatlıdır ve tek parça sarı altındandır. kainatları hikmetiyle benzersiz yaratmıştır. Birinci Madde Cennetlerin isimlerini ve sıfatlarını ve onlarda olan nehirleri. Dördüncü cennetin ismi cennetülhulddur ki. ağaçları. Onun . Nehirlerden biri abıhayat. cennetülfirdevsdir ki. Rengi kardan beyazdır. sarı mercandandır. kırmızı altındandır. biri saf baldır. Ey aziz. Binalarının bir cephesi altın. Her cennetin bir kapısı vardır ki. cennetülkarardır ki. taşları cevher. hurilerini ve gılmanlarını dört madde ile açıklar. cennetlerin nehirlerinin çoğunun kaynağıdır. ağaçları ve meyvelerini. O nehrin genişliği üçyüz fersah mesafedir. nimetlerini. terleyen incidendir. İkinci cennetin ismi. köşkleri sarı yakuttur." (108/1) buyurmuştur. Birinci cennetin kapısı üzerinde: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah" yazılmıştır. Birinci cennetin ismi. şereflendirilmiş bir mekandır. Yedi cennetin en âlâsı olan sekizinci cennette nice akan ırmaklar daha vardır. kırmızı yakuttandır. Burası sıddıkların. darüsselamdır ki. Sarayların ve binaların kapıları hep mücevherdir. Beşinci cennetin ismi.

güneş yüzlü. Rengi sütte beyaz. Çeşitli cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerinde . Biri tesnim nehri. Ümmetlerin haşrinden sonra. Nice çeşit lezzetli yiyecekler ve tertemiz içecekler vardır ki. şirin sözlü. dalları ve meyveleri cennet saraylarının içindedir. biri mühürlü rahik nehridir. sayısız dalları cennet saraylarına inmiştir. Renkleri çeşitli. İlk cennetin kapısı yanında. cennetin yukarısında olan sidrede bulunup. malum olsun ki. tadı şekerden şirin. Bu nehirlerden başka yüksek cennetler içinde nice bin akan nehir vardır ki. her demde nice lezzet bulmuşlardır. Cennet nehirlerinin biri. Müminler için renkli döşeklerle süslü saraylarda ve şatolarda. Tubanın aslı. yastıklar üzerinde aner saçlı. Cennetlikler. gülden taze ve taravetli huri kızları vardır. Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem cennete girmeden önce ümmetiyle ondan içseler gerektir. sayıları yıldızlardan çoktur. cehennem köprüsünden geçenler. Zira cennette zahmet ve ateş olmaz. Fakat cennetlerin derecelerinin tümü. hilal kaşlı. Kevser nehrinin kenarlarında. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere beyan etmişlerdir ki: Cennetlikler için olan nimetler. kevser nehrinin kenarında. Her hurinin taravetli teni cam gibi şeffaftır. arzu ettiklerinde önlerine gelir. altıbin altı yüz altmışyedi derece bilinmiştir. kokusu anberden hoştur. kara gölü. Öyle süratli akar ki. gül yanaklı. Ey aziz. kâfur nehridir. Yüksek ağaçların sarkan meyveleri. ölçüleri hafiftir. nice bin gözalıcı elbise vardır. yer ve gök arası kadar farz olunup. işveli ve nazlı. O halde Kur'an hâfızları. güzel huylu. oradan cennet-i firdevse dökülür. Cennet ağaçlarının en büyüğü tuba ağacıdır ki. Her birisi yetmiş kat elbise giymiştir. terleyen inciden ve kırmızı yakuttan daha saf yüksek ağaçlar vardır ki. Dallar üzerinde cins cins kuşlar değişik seslerle tesbih ederler. cennetlerin uzunluğu hudutsuz ve sınırsız sayılmıştır. Her iki derecenin arası. etraflarında nice yüzbin meyveli ağaçlar vardı. Bunlar cennetliklerin temiz eşleridir. Başlarına nur renkleriyle ışıldayan taçlar koymuşlardır. ondan bi kere içen bir daha susamaz. onun çeşitli meyvelerinden meyvelenip. cennetlikler için nice ipek döşekler gibi. asla bir illet ve hastalık görmez. Çünkü cennetlikler. İkinci Madde Cennet nimetlerinin çeşitlerini ve cennetlerde bulunan huri ve gılmanları. renkli cevherlerden kâseler vardır. Lezzeti ebedi damağından gitmez. cennetlerin en üstününü bulmuşlardır ve adın cennetinin ortasına ulaşmışlardır. Her ne yiyecek ve içecek isterlerse hazır bulurlar. yani sekiz sûrundan her iki sûrun arası. Kur'an âyetleri sayısınca hesaplanmıştır. inci dişli. biri selsebil nehri. Tıpkı dünyada güneşin yukarıda bulunup. oradan sidreye gelir. selvi boylu. Rahman'a kavuşmayı ve görmeyi bildirir. dalları çeşitli sadalarla nağme ederler. beşyüz yıllık mesafe bulunmuştur. ezberledikleri Kur'an ayetleri adedince derecelere nail olmuşlardır. yaydan fırlayan ok gibi firdevs-i âlayı ve altında olan cennetleri geçerek dolaşır. hesabını ancak Hak Taala bilir. kökü sidrede. Cennetlerin genişliği. işaretleriyle ellerine gelir ve her anca çeşitli meyvelerle lezzetlenirler. Kazanmaya ve pişirmeye hacet yoktur. mercan dudaklı.kaynağı arşın altı olup. ışığı bütün evlere girdiği gibi. her durumda hazır olup.

Hak Taalanın misafirhanesine varıp. Her bir tabakta başka çeşit yemek vardır. boş sözle asla hatır yıkmazlar. incelik ve zerafetlerinden dolayı biribirini gizlemeyip. Hak Taalanın selam ve davetini tebliğ ederler. Hak'kın cemalini gözleriyle müşahede ederler. Her bir kuş yetmişbin çeşit sada ile bana tesbih eder. selam ve kelamını işitip.oturup. hayızdan. Hak Taala kutsî hadiste azametle şöyle buyurmuştur: "Ey insanoğlu! Sen dünyaya nice rağbet ve iltifat edersin ki. Gönülleri zengin. Her bir ağacın yetmişbin çeşit meyvesi ve yetmişbin renk yaprağı vardır. müjdelerler. Yerler. malum olsun ki. Ey aziz. Bütün cennetler bir an ışıksız kalmazlar. çeşitli nimetlerini yiyip.r asla çıkmazlar. bir şeyler tedarik etmekten kurtulmuşlardır. Elbiseleri eskimez. Her bir döşek üzerinde bir huri kızı ve her bir hurinin önünde sarı altından bir sini vardır. Selamla şirin sohbetler edip. Her bir belde içinde kırmızı yakutta yetmişbin saray vardır. Her bir nehrin kenarında yetmiş bin ağaç vardır. Müminler için Rahman'ın melekleri. Kapıları dahi sekizdir. Bütün cennetleri bekçisi ve hâkimi. Benim itaatkar kullarıma bunlardan başka her bir saatte yetmişbin çeşit hediye bahşederim ki. Gerçekten benim katımda. gamdan. ikram ve izzetlerini görüp. cennetlerden ne çıkarlar. içerler fakat ayak yoluna gitmezler. her hafta bir kere mücevherle donatılmış buraklar getirip. Her bir cennette zaferandan yetmiş bin bahçe vardır. gül suyu gibi bedenlerinden sızar. nifasdan ve buna benzer şeylerden uzak ve pak olmuşlardır. Cennetlikler her an ve her zaman emniyet içindedirler. buraklara binip. alttaki elbiselerin renkler pırıl pırıl olup. Hastalıklardan ve sakatlıklardan selamet bulmuşlardır. Her bir dairede sarı altından yetmişbin oda vardır. ne . sevimli ve büyük bir melektir. hayatı sınırlıdır. Onlar da. asla küçük su dökmezler. Cennetlikler. Cennetliklerin elbiseleri yetmiş kat cennet elbisesidir. Oradan Hak'kın izniyle yine kendi makamlarına dönerler. Üzüntüden. Her an arşın nurları onları ışıklandırır. Bunlardan biri su. ne de ölüm görürler. ismi Rıdvan'dır. Saadetleri sonsuzdur. müminlere bakarlar. biri süt. Her bir saray altında akan dört nehir vardır. ne ihtiyarlar. üsttekilerin renkleriyle karışarak ortaya çıkar. Her bir bahçede inci ve mercandan yetmiş bin belde vardır. Her bir yatak üzerinde süslü ipekten yetmiş bin döşek döşenmiştir. Oradaki huriler ve kadınlar. Sıhhat ve âfiyette ebedî sevinçlidirler. gözleri toktur. Her bir sarayda zebercetten yetmişbin daire vardır. ne gam yerler. ne hüzün çekerler. Ne namaz kılarlar. Her bir sinide renkli cevherlerde yitmişbin tabak vardır. Karşılarında hizmet için nice bin çocuk ve gılman saf saf dizilmişlerdir. Çünkü cennetlerin gökyüzü Rahman'ın arşıdır. Her bir ağaç üzerinde renkli kuşlardan yetmişbin çeşit kuş vardır. Cennetler içinde gece ve gündüz olmaz. cennet nimetlerini unutup giderler. biri saf baldır. biri şarap. Şekli insan. Ne korku. adn cennetine yükselip giderler. Üçüncü Madde Cennet nimetlerinin hülasası ve o devlete nail olanı bildirir. bana itaat eden insan için sekiz cennet hazırlamışımdır. ne kulaklar işitmiş ve ne gönüllerden geçmiştir. o fanidir. Nimetleri geçicidir. Cennetlikler için asla ihtiyarlama yoktur. Görüntüsünün lezzetinden mest olup. ne gözler görmüş. Bunlar. Cennetlere giren müminler ebedî orada kalırlar. Yiyip içtikleri latif bir buhar gibi olup. Her bir oda içinde sarı yakuttan yetmiş bin yatak vardır.

o arazi halen Kabe4nin haremi olmuştur. Gönderi beyaz gümüştendir.oruç tutarlar. Uzunluğu bin yıllık mesafedir. Onların ışığı. Hak'kın emriyle. hazreti Adem aleyhisselamdan sonra hazreti Nuh aleyhisselamın zamanına değin yeryüzündeydi. yeşil zebercettendir. dünyadan az ile kanaat edip. tufanda Hak'kın emri ile hacer-i esved (siyah taş) olmuştur. Adem aleyhisselam içi cennet yadigârı olup. yedi gökte sakin melekler. hazreti İbrahim aleyhisselam. Beyt-i mamurun yeryüzünde olan mekanında. Beyt-i mamurun içinde nurdan üç kandil vardı. O halde. ne büyük su. onun yolunda gitsin. Biri doğuya. Adem aleyhisselaı cennetten yeryüzüne indirdiğinde. biri batıya açılmıştı. tufandan önce dünya göğüne kaldırılmıştır. üçüncü satır: "Elhamdü lillahi Rabbilalemin. Yerdeki Kabe ile gökteki Beyt-i mamurun arası haram-ı şeriftir. Her bir safta yetmişbin melek durup. Beyt-i mamur. Ta ki bu. Kabe'nin üzerine iner. kendisine vaad edilen makam-ı mahmuda erip. Ona ikram içi Beyt-i mamuru yüksek cennetten bu dünyaya indirip. Eğer Beyt-i mamur." Beyt Ebedî cennet nimetleri helaldir o kimseye Elini dudağını sürmez cihan nimetlerine Dördüncü Madde Liva-yı hamd ve Beyt-i mamuru bildirir. Bu taş. Beyt-i mamurun dünya semasında bulunuşu odur ki. Her birinin altıda yetmişbin melek safı vardır. Hak Tealaya tesbih ederler. Ey aziz. ne ağlarlar. Hak Taala. her iki köşesinin arası beşyüz yıllık mesafedir. mahşer gününde Muhammed ümmeti onun altında toplanıp o ümmetinnin şefaatçisi olan Peygamber. Kıyamete kadar orada kalıp. malum olsun ki. ancak gül suyu gibi ter dökerler. kırmızı yakut iken. Halen Kabe'nin duvarında bulunan ve öpülen hacer-i es'ad." ikinci satır: "La ilahe illallah Muhammedün resulüllah". Buradan. onda . sonra yine cenette yolan mekanına kaldırılsa gerektir. Her bir satırın uzunluğu beşyüz yıllık mesafedir. Halen o Liva-yı hamd." büyük livanın altına yetmiş bin liva daha vardır. Üzerinde nurdan üç satır yazılmıştır. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taala. tevbesini kabul eylemişti. Habibime uyarak. Ne hastalanırlar. Ne küçük su dökerler. ne kadar yeri aydınlatmışsa. nöbetle inip. gökten düşse. beyt-i mamurdan yadigâr kalmıştır. cennetin en yüksek yerinde. Hak'kın emriyle Kâbe'yi bina etmiştir. Beyt-i mamurun iki kapısı vardı. liva-yı hamd altında bulunan ümmetine şafaat eylese gerektir. Beyt-i mamur. onu tavaf ve ziyaret kıla. firdevs cennetinde kırmızı yakuttan bir yüksek kubbe idi. her gün ona yetmiş bin melek girip. alemi kırmızı yakuttandır. Birinci satır: "Bismillahirrahmanirrahim. Habib-i Ekrem sallallahü taala aleyhi vesellem hazretlerine bahşeylediği Liva-yı hamd ismiyle adlandırılan sancak-ı şerifdir ki. Kâbe'nin yerine koymuştu. sonsuz bir sahrada hamd dağı üzerinde dikilmiş büyük bir alemdir. kim ki benim rızamı ve cennetimi isterse. hazreti Adem aleyhisselamla Beyt-i mamuru tavaf ederlerdi. dünyanın gâni olan izzet ve lezzetlerini terk etsin. Onun üç köşesi vardır ki.

Meleklerle doludur. derler. Allah korkusundan ayakta durup. yedi göğün keyfiyetini ve he birinde sakin olan melekleri ve onların şekillerini ve tesbihlerini bildirir. Reislerinin ismi: Semhail'dir. Birbirlerine dahi bakmazlar. Bütün bu denizler. çiçekli nurdandır. Birinci Madde Yüksek cennetlerin altında olan perde meleklerin çeşitlerini. Onların altında karanlıktan yetmişbin perde yaratmıştır. Bunun altında dördüncü gök vardır ki. Onun altında su denizi vardır. Onun altında nimetler denizi vardır. Bu denizlerin altında yedi gök vardır. Onun altında hayat denizi vardır. yüzleri gülden tazedir. zira ki "iblis) onlardandır. sarı yakuttandır. altıncı göğün bekçisidir. kıyamete kadar ağlarlar. Bütün bu perdeler çeşitli meleklerden ibarettir. beyaz gümüştendir. Hak'kın hazinelerini. Buradaki melekler adam suretindedir. Onların sayıları o kadar çoktur ki. Bu. Buradaki melekler oğlan suretinde. Bunun izmi ariba'dır. Kırmızı altındandır. müfessirler ve muhaddisler ittifak üzere demişlerdir ki: Hak Teâlâ yüksek cennetlerin altında güneş ışığından yetmişbin perde icat etmiştir. malûm olsun ki. Taze incidendir. Reislerinin adı: Kemhail'dir. Bunun melekleri kartal suretindedir. Buranın melekleri huri suretindedir. Bu. ay ve yıldızların hareketlerini. İsmi: Mâun'dur. Bunlara mukarrabin melekler. Buranın melekleri at suretindedir. "Sübhane Rabbi külli şeyin"4 tesbihini dillerine vird etmişlerdir. Ey aziz. Bunların altında altıncı gök vardır. Tesbihleri: Sübhane'l-melik'el-hayyi'llezi ve lâ yemût"7 kelimesidir. yedi göğün bekçisidir. ruhaniyyin melekler. Bunun altında beşinci gök vardır. Onlar Hak Teâlâ'dan gayri kimseyi bilmezler. beşinci göğün bekçisidir. üçüncü göğün bekçisidir. Hepsi Allah korkusundan rükûa gitmişlerdir. kâinatın durumu ve atmosferi dört madde ile açıklar. Bu dördüncü göğün bekçisidir. Reislerinin ismi: Kakail'dir. Tesbihleri: "Sübhane hâlikunnur ve bi hamdihi"5 olmuştur. Onların reislerinin ismi: Rakyail'dir. Bunun altında . Buranın ismi: Raka'dır. Tesbihleri: "Sübhane melikil kuddüsi Rabbena ve Rabbil melaiketi ver ruh"6 olmuştur. denizleri. Onların altında ay ışığından yetmişbin perde ortaya çıkarmıştır. Onlar bir sınıf melektir ki. Onların altında taksim edilmiş rızıklar denizi vardır. onlardan beyt-i mamura bir kere girene kıyamete değin bir dahi sıra gelmez. Bunun ismi: Dineka'dır. Bu. Bir rivayette. 3-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Cennet altında olan perde melekleri. Bu. Tesbihleri daima: "Sübhanallah ve bi hamdihi adade halkihi ve zineti arşihi ve midadi kelimatihi"3 dir.namaz kılarlar. denizleri. yedi göğü ve her gökte olan melekleri. onlara "cin" dahi derler. Hak'kın nimetlerinden kinayedir. güneş. Bunların hepsi Allah korkusundan oturup kalmışlardır. İsmi: Erkalun'dur. kırmızı yakuttandır. Reislerinin ismi: Safdail'dir Bu. hazineleri. Bunun altında üçüncü gök vardır ki.

büyük ve güzel bir melektir ki. güneş için üçyüz altmış kulplu elmas cevherinden bir araba yaratıp. Sonra Cibril aleyhisselâm kanadıyla ayın yüzünü mesh edip. Bütün yıldızlardan. Onunla senelerin sayısı ve ayların hesabı malûm ola. güneşi. nuru sönük olup. Bunun dalgaları. güneşi arabasıyle o denizde doğudan batıya çekip götüreler. Buranın melekleri deve suretindedir. Yine ay için lacivert cevherden altmış kulplu bir mahfaza yaratmıştır ki." (17/12) Bunun içindir ki. Tesbihleri: "Sübhane zil izzeti vel ceberut"8 olmuştur. Göklerin alt kısımları bu dağlar üzere nihayet bulmuştur.ikinci gök vardıry ki. bu su denizinin içinde balıklar gibi yüzücü eylemiştir. yukarıda işaret olunduğu üzere yedi göğün tasnifini tekrarlamaktan murat. Ta ki onlar. Bu. Buranın melekleri öküz suretindedir. kırmızı yakuttandır. İsmi: Berkia'dır. Yedi göğün kırmızı altından hesapsız kapıları vardır. hava üzerinde Hak'kın emriyle karar ve sükûnet bulmuştur. Zira Allah'ın kudreti nihayetsizdir. malûm olsun ki. Buradakilerin reisinin ismi: İsmail'dir. güneşi daha büyük ve nurlu edip. yeşil zebercettendir. Her bir kulpu kavramak için bir melek tayin etmiştir. Yedi gökten her birinin kalınlığı ve yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Hak Taâlâ ay için de üçyüz kulplu. güneşi üzerine koymuştur. bu deniz. Hak Taâlâ bu deniz içinde. Hepsi kilitlidir ve anahtarlarının ismi: Allahü ekber'dir. Mikail'in vekilidir. ismi: Kaydum'dur. Her göğün reisinin desturuyle kapılarını kapıcıları açarlar. sarı yakuttan bir araba yaratmıştır. Bu. Ta ki onlar. Ey aziz. Her kulpu tutan bir elek yaratmıştır. ayı arabasıyla doğudan batıya götüreler. arabasını yöneten melekler tarafından güneşten gün gün uzaklaştırıldıkça. Sekizinci kaf dağı. kaldırıp. yerin çevresinde bulunan ekiz kaf dağının yedisi üzerinde karar etmişlerdir. ay güneşe yakın oldukta. bir damlası havaya düşmez. Bunun altında birici gök vardır ki. Tesbihleri: "Sübhane zil mülki vel melekut"9 olmuştur. ikinci göğün bekçisidir. mahfazasını tamamıyla ona giydirirler. Bu minval üzere . ayın yüzünde çizgiler gibi görünen siyah belirtiler nurunun mahvolmasındandır. İkinci Madde Yedi göğün altında. ona altmış melek tayin etmiştir. Unutmamalıdır ki. ışığını yoketmiştir ki. mahfazasını tutan melekler de. bundan sonra da ayı büyük ve nurlu etmiştir. Yağmuru her yere taksim eden odur. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde buyurmuştur: "Bir delil olan geceyi. dünya göğünün içini kaplar. ay ve yıldızların doğuş ve batışını ve bazı durumlarını bildirir. Reislerinin ismi: Mihail'dir. Yağmur damlaları onun hesabıyle iner ve bulutlar onun sevkeylediği yere gider. Yedi göğün toplulukları ve şekilleri sahih rivayetler üzere çadırlar misali olup. yine bir delil olan gündüzü aydınlık kıldık. Allah. Ayı onun üzerine koymuştur. ayı ve yıldızları kendi arşının nurundan yaratıp. aydan mahfazasını azar azar yaklaştırdıkça. Ay. dünya göğü altında ve ona bitişik bir su denizi yaratmıştır ki. sayı ve mesafelerinin tayini değildir. dünya göğünün içinde yeri kuşatmıştır. dünya göğüne bitişik olan denizin içinde güneş. gece gündüzden fark ola. bazı müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ. Her iki göğün arası beşyüz yıllık yoldur. Belki Allah'ın kudretinin büyüklüğünü beyandan kinayedir. Dünya göğünün bekçisidir. mahfazasını dahi öte taraftan gün gün yaklaştırıp.

Ta ki. yaz günlerinde kuzey yönünde doğar ve batar. onu Tanrı edinirlerdi diye haber ve vârit olmuştur. Senenin bitiminde tekrarına gelir. yeryüzünde bulunan yaratıklar tümden yanarlardı. Güneş. tayin edilmiş olan üçyüz altmış güneş meleği. güneş doğdukta. Ta ki. ay ve yıldızlardan ancak beşi için yerin iki tarafında müteaddit doğuş ve batış yerleri yaratmıştır. Hak Taâlâ kudretiyle güneş. bazan hilâl. batı tarafında da siyah balçıktan çıkan yüz eksen kaynak var etmiştir ki şiddetli ateş üzerinde kaynayan kazanlar misali kaynarlar. bir günlük nurdan elbisesini giydirir. cihanın Rahman'ına secde edip. doğuş yerinden doğarak. Cibril-i emin aleyhisselam. Bundan sonra gecenin saatleri tamam oldukta. o denizde hareket ettirip. gündüzün beyaz cevherini göklerden doğu tarafına asıp. ayın güzelliğine meftun ve hayran olup. Gökte kayan ateş parçalarıyla. melekler dahi onunla secdeye giderler. Ey aziz. müfessirlerin ve muhaddislerin büyük çoğunluğu demişlerdir ki: Her gün. tesbih ve tehlil ederek doğup. ay bazan kaybolur. cihan halkı. gecenin siyah cevherini yavaş yavaş göğe kaldırır. yeni bir batış yeri içinde batar. küçüklerine birer melek tayin olunmuştur. gece karanlığı olur. onun gökten göğe süratle kaldırıp. Eğer güzel ayın nurlu yüzü. o günün saat ve dakikaları miktarınca hareket ettirip. Bunun içindir ki. başka bir yere batarlar. gökten doğu tarafına asıp. güneşin batma vakti olduğunda gece için tayin olunan melek. Güneş için doğu tarafında kaynayan siyah balçıktan yüz seksen ateş çıkartıp. dördüncü gün battığı yerden .kıyamete kadar gider. Bunun içindir ki. güneşe. Yıldızların büyüklerine onar melek. iki saat miktarı zaman içinde arş-ı azam altına götürürler. Eğer bu yakıcı güneş ışınları. aziz ve alim olan Allah'ın takdiriyle. hakim ve güçlü olan Allah'ın takdiri üzere onları. o denizle örtülü olmayıp. Güneşi. açıktan müşahede olunsaydı. cihan aydınlık olur. malûm olsun ki. oralarda kulak misafiri olan şeytanları taşlarlar ve yakarlar. güneşin secdelerini. Ta kıyamete dek bu minval üzere gider. Kıyamet gününde üç gün miktarı durup. Güneş melekleri dahi. kıyamet oluncaya değin böyle gelip gider. ufukları kuşatıp. ona vekil olan melekler. yaydıkça. gecenin cevheri ufukları kuşatıp. gündüzün cevheri. Seni boyunca güneyden kuzeye. bunlara yedi gezegen derler. gecenin meleği de. yavaş yavaş ufuklara gönderip. gökten göğe süratle indirip. Bunlar. kanatlarını yayarlar. altı ay boyunca her gün yeni bir doğuş yerinden doğup. Bunun için. güneşin doğuşundan iki saat önce. güneşi. iki saatte önceki doğma yerine getirirler. batıya götürüp giderler. arşın nurundan. tedricen ufuklardan gündüzün beyaz cevherini kaldırır. batış yerinde batıp. gündüz için tayin olunan melek. belirli vakitlerinde doğdurup batırırlar. kuzeyden güneye kayarak hareket eder. bazan da dolunay olur. Kaf dağının gerisindeki o deniz içinde. o bize yakın olup. bazan yarım. kışın güneşin doğuş ve batış yerleri güneyde olup. her gün başka bir yerden doğup. o deniz içinden süzülmeyip doğrudan havaya gelseydi. ay ve güneş tutulmalarını bildirir. Üçüncü Madde Geceyi. gündüzü. Güneşin nuru battıkta. Altı ay sonunda yine önceki doğuş ve batış yerlerine döner. Bu minval üzere güneş. yıldızların her birini yine kendi doğuş yerlerine götürürler. Ta ki. Burada güneş. gecenin siyah cevherini.

yeryüzünde bulunan kulları. Eğer yarısı denize düşerse. Bir fırykası. Bu esnada yine güneşi batı tarafına alıp giderler. Melekler onu alıp. Ondan rüzgâra yükleyip. Nitekim Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem: "Emniyeti bekleyerek belâda olmayı. Ta ki. Güneş tutulması durumunda güneş melekleri iki fırka olur. bulutlara bildirir. Onun melekleri de iki fırka olup. Güneş ve ay tutulmasının bir faideleri dahi budur ki. müfessirler ve muhaddisler demişlerdir ki: Hak Taâlâ. yıldızları örten ışığı kalmayıp. Hak Taâlâ. âleme ışık vererek battığı yere yederler. güneş ve ay tutulmaları için belirli vakitler tayin etmiştir ki. Ay ve güneş tutulmasının faideleri vardır. ay. gökler üzerinde ola rızıklar denizinden belli vakitlerde. Çünkü melekler. bu olay süresince ay tutulması hasıl olur. tesbih ederek. Eğer tamamıyle düşerse. kıyamet gününde yüzlerin beyaz ve siyah omalarıı hatırlayıp.doğsa gerektir. Hak Taâlâ. ayın ve güneşin değişmesini görüp. kulun tedarikli olması her dem Hak'kın rızasını gözetmesidir. göğe doğru denizin derinliklerine gider. malûm olsun ki. Çünkü Allah bir kuluna ancak belâ için emniyet verir. iki üç saat miktarı zamanda. battığı yere götürürler. görünmez olduğu ve tam dolunay halindeyken tutulduğu. Aynen bunun gibi. Bu denizin suyuyla Nuh Tufanı olmuştur. küfür ve isyandan pişmanlık yarar sağlamaz. Güneş tutulması vakti geldikte. büyük yıldızlar meydana çıkar." buyurmuştur. arabayı güneşten yana yaklaştırırlar. ayı arabasına koyarlar. Güneş ve ay tutulmalarını görenlerin. Bu durum. kıyamet şartlarının en meşhuru ve kıyamet alâmetlerinin en büyüğüdür ki. kalbur misali eleyip. değişikliğe uğrayan nesne. arabasından düşüp. güneş tam tutulup. taksim edilmiş rızıkları göğe indirir ve yasaklanmış denize ulaştırır. yağmur indirmek murat eyledikte. Zira. karanlık geceyi ışıklandırır. ya yarısı düşüp. kendi mevziine koyar. tıpkı güneş tutulması vaktindeki minval üzere hareket ederek. Böylece güneşi. düştüğü kadarı tutulur. onun için yağmur indirmek . Şu hale emniyette bulunan kemal sahiplerine. yukarıda anlatılan denizin altında olan hava denizinin ortasında. bundan sonra tevbeler kabul olmaz. uyanarak. nurdan yaratılmıştır. tanrı olamaz. ay. Onda. yerle gök arasında bir su denizi daha yaratmıştır. güneş. Ona yasak deniz. bunun da kemale ermenin noksana yakınlaşmak olduğunu gösterdiği. hazreti Hak'ka yönelmek lâzımdır. Nuh kavmi onunla helâk bulmuştur. arabasından denize ya tamamı. tevbe ve istiğfarla Allah'a yönelmeleri lâzım olur. Ta ki rızıklarla donatılan suyu. Hak'kı emriyle bir melek indirip. Ondan hem damlayı. önceki gibi arabası üzerine koyarlar. onu arabasından yana çekerler. Biri dahi budur ki. Bir fırkası dahi tesbih ederek. gezerler. çünkü her kemalin bir zevali olduğunun kaçınılmazlığıdır. emniyetteyken belâdan sakınmaktan daha çok severim. güneş ve ayı tanrı edinenlerin sözlerinin çürüklüğü ortaya çıkar. Ey aziz. balıklar gibi çeşitli yaratıklar yüzüp. ayın son üç gününde güneşin ışığından kurtuldukta. derler. Biri budur ki. ay tutulması vakti geldikte. Dördüncü Madde Kâinatı bazı durumlarını ve atmosferi bildirir. belâdan emniyet olmayıp. ay tekrar parlayıp. yağmur damlaları eyleye. kendisine tevbe edeler ve yöneleler.

denizde incilere ulaşır. bu havayı yaratıklarının ruhlarına nefes etmiştir. yağmur damlası rızık ile donanmış ise. Hak'kı hamd ile tesbih eder. onun buharından rüzgârı yaratmıştır. içleri boş ve latif biçimde yaratmıştır. bulutların sevki için Ra'd adlı bir küçük melek yaratıp. Yerin bir tarafına kar. O. Hak Taâlâ. orada bulutlara. kar ve dolu dağlarını yüklenip. havada ortaya çıka yeşil ve kırmızı kavis Kuzah kavsi değildir. yeşil cevherden suyu yarattıkta. Yüzleri güzelleştirme. Eğer o ateşin kıvılcımı yere düşerse. Yer ve gök arasında olan rüzgâr üç kısımdır. bulutları yerlerine sevkedip gider. yıldızlar denizini. yağmur ve kar inecek yerlere akıp gider. O korkutucu gök gürültüsü. onlardan da karaya ve denize iner. Vuruşunun şiddetiyle kırbacından ateş çıkar ki. bir tarafına dolu gönderecek oldukta. Şimşeğin parıltısı neredeyse gözleri alıverecek. Çünkü rüzgâr olmasa. Üçüncü rüzgâr. Gökten yere inen her yağmur damlası. Mikail aleyhisselama tâbi kılmıştır. bütün canlılar yerde helâk bulurdu. Mikail aleyhisselamın yardımcıları havada toplayıp. ondan kara nebatlar hasıl olur. koklayarak teneffüs edip. Nitekim Hak Taâlâ Kelam-ı Kadim'inde: "*ök gürültüsü." (24/43). ne yeryüzünde . O dahi vekili olan İsmail adlı meleğe emredip. Ad kavmine gönderilmiştir. tartılıdır. Rüzgârın yağmuru ve bitkileri beslemesi gibi faydaları çoktur. İşte görüyorsun ki. hayat bularak yaşayalar. atmosferde tutmuştur. ona şimşek derler. yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Bu havanın üstünde duman. küçücük bir melek olan Ra'd'ın sadasıdır ki. kuşların ne yasaklanmış denizde yuvaları vardır. zira Kuzah şeytanın namıdır. kamçıyla bulutları develer gibi sevk eder. Ta ki yeryüzünde bulunan yaratıklar onu. onun üstünde beyaz bulutlar. kesif bir bulut olurlar. sonra bulutların arasını topluyor." (13/13). onları. sonra onu bir yığın haline getiriyor. murat eylediği yere. lâtif yaratmıştır. yere yakın getirdikte. buyurmuştur. dilediği kimseye bununla musibet veriyor. dilediğinden de onu bertaraf ediyor. atmosferde. Belki o Allah'ın kavsidir ki. güney-kuzey yönlerinden hareket eden havadır. ışık şuaları gibi birbirinden geçerler. yağmurlar denizini. Şu halde rüzgâr esmesi de Mikail aleyhisselamın tedbirine uygundur ve onun hareket ettirmesine bağlıdır: Onun izniyle esip. Onun demirden bir kırbacı vardır ki. gökyüzünü örtüp. hayatı koruma ve hayata nefes verme gibi özelliklerinin nihayeti yoktur. Eğer. yerdekilerin rüzgârıdır ki. Hak Taâlâ. Nitekim Hak Taâlâ: "Görmedin mi ki Allah. Hak Taâlâ. onun üstünde uça kuşlar yaratmıştır ki. Hadis-i şerifte vârif olmuştur ki. kudret belirtisi ve bereket habercisidir. onun üstünde yağmur bulutları. ölçülü. bunlara vekil olan Mikail aleyhisselama emreder. doğu-batı. Birisi kısır rüzgârdır ki. izniyle kesilir. yağmur bunların arasından çıkıyor.gibi işlerde birbiri üzerine yığılmayıp. Allah'ı hamd ile tesbih eder. karaya ve denize yararı çoktur. Allah. gökte dağlar halindeki birikintilerden dolu indiriyor da. yeryüzüne komşu olan havayı. istediği kadar her tanesini bir melek koyar. Hak Taâlâ. melekler de Allah'dan korkarak tesbih ederler. O halde rızıklar. O. buyurmuştur. bulutları ve buharları birleştirip ayırır. bulutları. bulutları sürüklüyor. eşyanın ve işlerin düzenleyicisi etmiştir. Hak Taâlâ. ona yıldırım derler. Bu rüzgârı. her şey kokar ve bozulurdu. Hak Taâlâ. Birisi kara rüzgârdır ki. onu. denizden yağmur denizine. fera ve sürûr. rahmet alâmeti.

4-BÖLÜM DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Yedi denizin. Hak Taâlâya yöneleler ve itaatkâr olalar. güneş ile yer arasıda bütün bunlar. her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. bütün dağların damarını. o melek. dağları. malûm olsun ki. ilk denizle yerin çevresi arasında ve yedinci denizin ötesinde birer yeşil kaf dağı yaratmıştır ki. bunun özü yüzüne çıkıp. nâmı: Mırmas'dır. Dnun ötesindeki altıncı denizdir ki. Bundan sonra yedi denizi yaratmıştır ki. namı: Kaynes'tir. daha önce anlattığımız yeşil cevherlerin suyundan. yeşil cevherin artığından her iki deniz arasında. âlemin yokoluşunun ve mahşerin durumlarının yaratılış keyfiyetini. Yedi denizin sonuncusu odur. birbirini kuşatmıştır. Bundan sonra da yukarı doğru uçup. nâmı: Muzlem'dir. Bunların bulunduğu havanın üstünde. yeri kuşatmış olan kaf dağına bağlamıştır. Onun gerisindeki ikinci denizdir ki. Hak'kın emriyle o yerin damarını hareket ettirir. bunun üstünde lâtif hava ve bunun üstünde yıldızlar denizini yaratmıştır. onlarla bizim aramızda bulunan lâtif hava. Hak Taâlâ. Bu dağların her birinin eni beşyüz yıllık yoldur. havada uyurlar. o öz ve dalgalarını dondurmuştur: Yerler ve dağlar olmuştur. o zelzeleden korkuyla kendilerine gelip. Onlar ancak hava yerler. dalgaları yükseldikte. kuş olup uçana dek düşerler. Bundan sonra Hak Taâlâ. sekiz kaf dağının. ruh bulup yavru olur ve kanatları tamamlanana kadar. Yumurtaları havadan düşerken. Şu halde Hak Taâlâ. cehennemi ve şedi tabakasını ve her bir tabakasında bulunanların. Onun ötesindeki yedinci denizdir ki. çadırla misali yedi dağı üzerine yedi . Bütün bu denizler. cennetler ve hazineler altında kalan artığının saf ve lâtifinden yedi göğü yaratıp. yedi yerin ve her tabakanın sakinlerini. bunun üstünde yasaklanmış deniz. Onun nâmı bahr-i muhit olmuştur. bu kadarcık engel teşkil etmeseydi. ay ve yıldızların nurları büyük ve şiddetli olup. kudretiyle. Bir büyük meleği. kar ve bulutlar az olduğundan büyük bir engel teşkil etmez. güneşin sıcağına asla tahammül olunmazdı. zelzeleye müvekkel edip.yuvaları vardır. Sonra Hak Taâlâ. beş madde ile beyan eder. Ta ki oranın halkı. Onun ötesindeki dördüncü denizdir ki. O zaman. Birinci Madde Yedi denizi. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ yerleri ve gökleri yaratmak murat eyledikte. nâmı: Bâki'dir. Onun ötesindeki üçüncü denizdir ki. ondan kalan bulanık suyu ve tortuyu birbirine vurmuştur. Dağlar dahi yerin direkleri olmuştur. Eğer. hava içerler. kar ve dolu dağları. onun ötesindeki beşinci denizdir ki. dağların damarlarını onun eline vermiştir. nâmı: Sâkin'dir. nâmı: Esam'dır. Ey aziz. Güneş. bir yein halkını isyanlardan men ve yasak etmek murat eyledikte. en küçüğü yerin çevresini. kaf dağının ötesinden kuşatır. kıyamet şartlarının ve kıyamet hallerinin. sayıları sekize yetmiştir. havada çiftleşirler. yerleri ve cehennemi özet olarak bildirir. saf deniz. hemcinslerine giderler.

balıklar gibi binlerce çeşit yaratıkla dopdolu etmiştir. uçarlar. cehenneme bırakırlar. Beşinci tabakanın adı: melsa'dır. yedi deniz onun ağzında bir damla gibidir. o denizi altıda. şuaları kaf dağından havaya aksettiğinden. Onda cehennemlikler için azabın he türlüsü hazırdır. yedi göğün her birisini. bir omuzu üzerinde sâki kılmıştı. bu büyük denizde sükûn ve karar etmiştir. sair ve sakar (cehennemin iki tabakası) onun üzerinde karar kılmıştır. her birini bir deniz ile ve her denizi binlerce çeşit yaratıkla doldurmuştur. Daha sonra Hak Taâlâ. Onun sakinleri bir hasis taifedir ki onlara: Kabes derler. Onda dağlar gibi ejderhalar vardır ki. yedi tabaka cehennem yaratmıştır. o meleğin ayağı sağlam dursun için yeşil yakuttan bir büyük kare biçiminde kaya yaratmıştır ki. Ey aziz.göğün kenarlarını kubbeler gibi kuymuştur. hem azap vardır. Kayayı. dünya göğünün içinde. Onda katır gibi akrepler vardır ki. kırkbin boynuzu. Onların ne gözleri. Orada kükürtten dağlar gibi taşlar vardır ki. kuyrukları mızraklar benzeridir. Mülkünü ve mülkünde olanları Allah daha iyi bilir. Her yerin genişliği ve her iki yerin ara mesafesini beşyüz yıllık yol edip. bahr-i muhit ile yer arasında hepsinden mücerre ve sade kalmıştır. o kayayı sabit tutmak içi bir büyük kırmızı öküz yaratmıştır ki. ne ayakları vardır. renksiz hava yeşil renk gösterip. Hak Taâlâ. Birbirlerini yerler. Berşem nâmıyle meşhurdur. boynuzları ve sırtı üzerine yüklenmiştir. Biribirlerini yerler. içeceği rutubettir. büyük alık. başını kuyruğu üzerine koymuştur. eğer birinin zehiri bahr-i muhite karışsa. Yedi göğün duvarı olan kaf dağının ötesinde bir büyük yılan yaratmıştır. Sonra Hak Taâlâ. göğün içinden güneş ışığı. onun ayaklarını sabitleştirmek için bir büyük balık yaratmıştır ki. ancak iki kanatları vardır ki. Üçüncü tabakanın adı: Celde'dir. Bu denizler ortasında yedi yer. kavminin adı: Muhtat'dır. Birbirlerini yerler. Hak Taâlâ bir büyük melek tayin etmiştir ki. Üçüncü tabakanın ismi: Arka'dır. Sayıları hesaba gelmez. onun en üst düzeyinde bin vâdi yaratıp. öldürücü zehir ile dolmuştur. onun kırkbin başı. İlk tabakanın nâmı: Dimka'dır. kuyrukları uzun hurma ağacı gibidir. Hak Taâlâ o yeşil dağı. Onların yiyeceği toprak. Buranın kavminin ismi: Tamas'ıdr. O büyük deniz. Altıncı tabakanın . malûm olsun ki. o balığın altında bir büyük deniz yaratmıştır ki. kudretiyle yerleri birbirinin altında yedi tabaka yaratmıştır. kâfirlerin boyunlarına bağlayıp. Kıyamete dek Hak Taâlâ'ya yüksek savtıyle tesbih eder. Sonra Hak Taâlâ. denizdeki yaratıkların cümlesi helak olurlardı. kırkbin ayağı vardır. o rüzgârın altında karanlık ve onun altında pere yaratmıştır. Sonra Hak Taâlâ. Daha sonra Hak Taâlâ. halk bunu göğün rengi zannederler. Onda cehennemlikler için azabın her türlüsü hazırdır. Kısır rüzgâr gibi havası nâhoştur. Her iki ayağı arası bir yıllık yoldur. hava ile dolu eylemiştir. yerlerin etrafını kavrayıp. Yaratıkların ilmi o perdeye dek yetmiştir. ay e yıldızların nuruyla aydınlatıp. bir gemi gibi hareketli ve huzursuz iken. Sonra Hak Taâlâ. Yılan. Her birinin kuyruğunda üçyüz boğum vardır ki. yedi cehennemin altında sert rüzgâr yaratmıştır ki. onlara hem hesap. Sekizinci kaf dağı ise. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ. İkinci Madde Yedi yerin durumlarını ve her tabakanın sâkinlerini. Dördüncü tabakanın adı: Harba'dır. Buranın kavminin ismi: Tamas'dır. Onun sâkinlerine: Cülhan deler. cehennemin yedi tabakasını ve her birinin isimlerini ve oralarda bulunanları ayrıntılarıyla bildirir. Bu öküzün adı: Liyunan'dır. İkinci tabakanın adı: Celde'dir. Sonra Hak Taâlâ. büyük dağı halkı gibi kuşatıp. cehennem üzerinde sâkin olmuştur. Onda bi çeşit yaratık vardır ki.

zürriyetiyle yeryüzünün imaratını ve onun neslinden Habib-i Ekrem Muhammed sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin doğuşunu. ayakları koyun ayağı gibidir. yedi yer altında bulunan yeşil kaya. ikibin yıl kadar müddetten sonra cesetler âlemini dahi icat eyleyip. bukağılar. Üçüncü tabakanın adı: sakar'dır. siyah habeşli gibidir. altıncı tabakanın adı: Leza'dir. affınla ey bağışlayıcı!) Üçüncü Madde Alem ağacının meyvesi olan Adem aleyhisselâmın ruhu. yılanlar. her biri yeryüzünde insanoğlunu sapıtmakla ettikleri fesat ve fitneleri. Gayya kuyusu ondadır. Muhammed Ümmetinin âsileri için yapılmıştır. Her tabakanın arası beşyüz yıllık mesafedir. sandıklar. topuzlar. ruhlar âlemini yaratıp. Amin. bizi cehennem azabından koru. Yedinci tabakanın adı: Ucba'dır. sahte övgüler düzüp. büyük bir meleğin omuzunda karar kılmıştır. Halen. ona Mâlik derler. büyük balık ve büyük denizden aşağıda kendi haşmetinden yedi tabaka cehennem yaratmıştır ki. kıyamete kadar orada hapsolmuşlardır. onun ateşi. malûm olsun ki. Cümlesi kısa boylu. azap ve şiddeti hepsinden üstündür. harareti. Daima Hak Taâlâ'ya ibadet ederler. Cehennemliklerin amel defterleri oradadır. kırmızı öküz. müfessirler ve muhaddisler ittifak ile demişlerdir ki: Hak Taâlâ. onun şeriat ve efendiliğinin bâkî olduğunu bildirir. Bu yedi tabaka yer. Hak Taâlâ. Ey aziz. O. İblis'e arz ederler. kaynar ve irinli sular. ateşe tapanlar ve sihirbazlar için hazırdır. daha zariftir. Lâkin elleri adam eli gibi. Öyle çoktur ki hesabı yoktur. zındıkları. tokmaklar. zehirli akrepler. Hak Taâlâ. kulakları öküz kulağı gibi. (Allahım. Her kalede ateşten yetmişbin ev vardır. Hıristiyanlar onda eserdir. taraftarlarıyla onda sâkindir. mülhitleri. Yandaşları etrafında saf saf durup. Puta tapanlar. Her dağda ateşten yetmişbin vâdi vardır. uyumazlar ve cinsî ilişkide bulunmazlar. ateşliklerin ruhları. yedibin tabakadan ziyadedir. Yedi cehennemin hâkimi ve kapıcısı odur. Mürtedler ve şeytanlar için azabı elimdir. Hak Taâlâ. Onlar.adı: Siccin'dir. Sakinlerine: Kutata derler. Dördüncü tabakanın adı: Cahim'dir. Beşinci tabakanın adı: Hutame'dir. Yahudiler için kararlaştırılmış ebedî duraktır. yırtıcı hayvan pençesi gibidir. Her bir vâdide ateşten yetmişbin kale vardır. Cehennemin yedi kapısı vardır ki. Onlardan her kimin şer ve fesadı çok ve büyük ise. İblis onu yanına alıp. Ümmet-i Muhammed'i onların şerlerinden korusun. içmezler. cümlesi sağırdır ve onlarda merhamet duygusu yaratılmamıştır. cümleden önceyken. altı günde arş-ı âlâdan karanlık ve perdeye varıncaya dek cümlenin tamamiyle nizamını . Bir rivayette. cümleden sonra ortaya çıkmasını ve cennete çıkmasını ve oradan inmesini. Anlatılan bu yerin ortasında karanlıktan bir perde vardır. her birinin içinde ateşten yetmişbin dağ vardır. Elleri ve ayakları. Yedinci tabaka ki. Kendisi bir taht üzerinde oturur. Bu. İkinci tabakanın adı: Sair'dir. köpekler. ötekilerinden hafif. Ye'cüc. Ye'cüc ve Me'cüc'ü onlar helak etseler gerektir. melekle gibidir. yemezler. Me'cüc ve kâfirlerin yeridir. Cehennemin tabakalarının tümü. zincirler. birbirinden aşağıdadır. lânetlenmiş İblis. yalancıları ve münafıkları kucaklayıcıdır. Onda kara yüzlü. Her ev içinde ipler. gök gözlü zebani melekleri vardır ki. Cümlesi kuş şeklindedir. zehir ve zakkum emsali bin türlü azap vardır. zebanilere bir büyük ve heybetli melek vekil etmiştir ki. ta diptedir ve adı: Haviye'dir. iltifat ederek yakınlarından sayar. İlk cehennemin adına: Cehennem derler ve azabı. Kavminin adı: Cüsum'dur.

Bu durumda kuş. âlemin efendisi. bu köhne dünya ne zamandan beri bu nizamı bulmuştur. Diğer kerim meleklerin mertebelerince her zümresine belirli bir makam ihsan edip. Bundan sonra Hak Taâlâ. Cin taifesi o derece çoğalmıştır ki. cinlerin babasıdır. hak Taâlâ'ya ibadetle meşgul olup. Mücerret ruhlar. Onların evlenmesinden cin taifesi doğup. Böylece yedibin sene geçtikten sonra yeryüzünde kalanları. insanların babası olan Hazreti Adem aleyhisselamı yaratmak murat eyledikte. yeryüzünü doldurmuştur. bütün yeryüzünü iyice doldurdukta. Kendi ruhundan onun başına üfleyip. korkusundan günde on tanesini yerinden kaldırırdı. akıl sahiplerine son derece ibret tevhası olmuştur. on adet vâdide darı kaldıkta. Ta ki. gökleri ve yeri yarattığı gün. denizler ve cehennemler dolmuştur. Melekler gibi lâtif cisimli olduklarından. yerde olan cinleri bir yere topladıkta. kuşun eceli gelmiştir. onda sakin olmuştur. Yeryüzü boş kalmasın için. bin yıl dahi bu minval üzere gitmiştir ki. yaratıklar ile dopdolu kılmıştır. gece ve gündüz Allah Taâlâ'ya ibadet edip. cinlerin babası Mearic yaratılalıdan beri yılların sayısı yirmibin yıla yetmiştir. dünya göğünden melekler indirip. . Allah'a gayet itaatkar ve boyun eğici olduğundan. cümlesini yakmıştır. Mearic ismiyle dahi isimlendirmiştir. lânetlenmiş İblis. yerlerde ve denizlerde olan yaratıklarına hizmetçi kılmıştır. gökleri ve yerleri kuşatmış olan İsrafil'in surunun içinde. İblis. Bir kere fikrolunsa ki. bölük bölük askerler olup. o. iskân etmiştir. o çamuru en güzel biçim üzere Numan vâdisinin içinde şekillendirmiştir. onu yedinci göğe kaldırmıştır. o vakitte çıplak zeminin bütün vâdilerinde ve dağlarında darı bitirip. Ondan eşini yaratıp. günde bir tane ile kanaat etmiştir. İtaatı terk edip. Bir zaman sonra bir vâdi darı kalmıştır. nice yüzbin kabile vücuda gelmiştir. allah onu cennete sokmuştur. ilahî dergahta makbul olmuş. bir sınıfını sidrede. bir sınıfını kürsüde. gökten bir ateş inip. türlü bozgunculuklara ve kan dökmeye başladılar. isyan işlediler. kendisine ayrılan rızık bittikte. Lanetlenmiş İblis. cisimler âleminin her semtini arş-ı âlâdan en aşağı perdeye varıncaya dek melekler. bir sınıfını liva-yı hamd altında ve daha birçok sınıflarını cennette huri ve gılmanlar ile iskân eylemiştir. cisimler. onlardan peyda olmuştur. Bütün melekler ona secde eyledikte. Ve nelerden geri kalmıştır. murat ettikleri suretlerde teşekkül ederler. Onların aslî suretleri insan suretindedir. Cebrail aleyhisselamı gönderip. Bütün cinler. asla âsi olmazlardı. Mearice nâmıyle ad vermiştir. çocuklarıyla dünya göğüne çıkıp. Meleklerin nice bin sınıflarıyle gökler. Sonra kendisine yakın melekleri arş-ı azamın ayağında iskân edip. dünya göğünde sakin olan iblis'i çocuklarıyla yeryüzüne gönderip. "Gökten gönderdiği iblis soyunu denizlerdeki adalarda iskân edip. Bundan sonra Hak Taâlâ. yeryüzündeki yedi iklimden toprak aldırmıştır. Bundan sonra Hak Taâlâ. İblis. Azrail aleyhisselamı gönderip. Bu dünyayı dahi yani yeryüzünü hem çeşitli yaratıklardan hâli koymayıp.vermiştir. yerler. İblis. Bundan sonra Hak Taâlâ. ruhlar. Onlar da. kudretiyle bir tavus kuşu yaratıp. dünya dolusu darıyı ona rızık etmiştir. onlara hışmedip. Onların zürriyeti çok olduğundan yeryüzüne sığmayıp. Çünkü Hak Taâlâ. Cehenneme dolan melekler zebaniler olmuştur. Mearic. korkan ve saf tutan melekler için arşın çevresini mekan eylemiştir. onu helâk edip onikibin senede yüzyirmi peygamber katletmiş8lerdir. her yüz yılda bir kere kendilerinden peygamber gönderdikçe. hikmetiyle bu yeryüzünde renksiz ve dumansız ateşten cinleri yaratıp. Onları. Bundan sonra tavus kuşu. kendisine verilen rızkı yıllarca yiyip. yeryüzünde onu meleklerin secde yönü ve insanlara peygamber etmiştir. her zümre mertebesince makamını bulmuştur. Bundan sonra Hak Taâlâ. kuru toprağı kırk gün yoğurmuştur.

sarmaşıp. Hindistan'da yüksek bir dağ üzerine inmiştir. bir nimeti verdikçe: "Bu nimetle kanaat eder misin?" deyip." diye tenbih buyurmuştur. ondan kırk yıl sonra hazreti Havva Cidde'de vefat etmişlerdir. Bundan sonra Şam'a gelip. tevbesi kabule yetmiştir. Hazreti Adem'den altıbin sene geçtikte. İnsanoğlunun bedeninin her yerinden girip. sol kaburga kemiğinden Hazreti Havva anamızı yarattıkta. cümleden büyük bulmuşumdur. ona: "Ey Adem! Havva ile cennetimde sâkin olup. onda kalıp. Hak Taâlâ. Mekke-i Mükerreme'de hazreti İsmail evladından. Hazreti Adem aleyhisselamın neslinden ice bin kimseler nübüvvete ermişlerdir. Adem aleyhisselama bir gaflet verip. adem babamızı isteyip ikiyüz yıllık hasretle Arafat dağı üzerinde kavuşmak müyesser olmuştur. yoldan çıkarmaya çalışır. cümlemizi onun şerrinden korusun. Lâkin hiç kimseyi cebren âsi ve kâfir edemez. cennet elbiseleri giydirip. Böylece onunla sohbet. Kureyş Kabilesinden. O dahi: "Kâni değilim ya Rabbi!" diye cevap vermiştir. yine Hindistan'a gitmişlerdir. Kıyamete kadar da mühlet almıştır. her nimetten lezzet alasınız. Bununla kanaat kılmışımdır. Amin! Hak Taâlâ. hazreti Adem aleyhisselam Serendib adasında. Bu nimetini. Ta ki. Haşim Oğullarından Abdullahl'ın sulbünden Muhammed Mustafa sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretleri dünyaya gelip. yine hitap edip buyurmuştur ki "Ey Adem! Bu nimetimle nicesin?" O dahi cevap vermiştir ki: "Ya Rabbi! Hesapsız ynimetinin denizine batmışımdır. Hak Taâlâ. görüştüler. çok nimetler ihsan etmiştir. görmüştür ki. Ömürlerinin süresi ikibin sene oldukta. Çünkü Havva ile sükûnet bulup. Hak Taâlâ aleyhisselam. Ondan yiyip. bu ihsanının şükür ve sürûruyla dolmuşumdur. NAZM İki canibden ol iki müştak İkisi bile mübtela-yı firak Birbirine heman eriştiler Ağlaşıp. firdevs cennetine sokup. Bundan sonra Adem babamız. ikisi de yedikte. Sayısız zürriyetiyle Adem'in zürriyetine tasalluta fırsat bulmuştur. ülfet ve vuslat hâsıl oldukta. ondan kâm almışımdır. Habil ve Kabil orada dünyaya gelip. Bundan sonra Adem ile Havva'nın zürriyetleri yeryüzünü meskûn ve mamur etmişlerdir. bana âsi olmayasınız. Adem aleyhisselama hitap etmiştir. Havva ile bin yıl kadar cennet safalarını sürmüşlerdir. Ancak buğday ağacına yakın gelmeyesiniz. günahları lezzetli ve kolay göstermekle vesvese eder." Bundan sonra Hak Taâlâ. Ancak ibadetleri acı ve zor. buğday ağacından alıp. Bu minval üzere hazreti Adem. yanında kendi benzeri bir sevimli insan oturmuştur. tevbeye meşgul oldukta. damarlar içinde kan gibi akıp. Kırkbir yaşında bütün insanlara ve cinlere peygamber olup. gözünü açıp. kırk sene velayet zevkiyle safalar sürmüştür. Adem peygamber aleyhisselamı yeryüzünde yarattıktan kırk yıl sonra onu göklere kaldırıp. Ona. Adem. Havva anamızın sözüne uyup. İkiyüz yıl o dağda ağlayıp.buna "hayır" deyip. Havva anamız dahi. Bundan gayri ikrama hacet kalmayıp. ülfetiyle ünsiyet kılıp. secde etmediği için lânetlenmişlerden ve kovulmuşlardan olmuştur. onüç sene .

takva. surun üfürülüşünü. ondan sonra peygamber gelmez. 6. 3. kadınların ve çocukların hakimiyeti ele geçirmesi. yedi iklimi istilâ etmesi. ahde vefa. Hicretten bu zamana gelinceye dek ay senesine göre tarih.Büyük bir dumanın her tarafı kaplaması. 1170 / M. homoseksüelliğin ve kadınlar arasında seviciliğin yaygınlaşması.İsa aleyhisselamın Şam'daki beyaz minare üzerine inip. malûm olsun ki. Mekke'de mağlûp iken.Üç gece üstüste ay tutulması. Ey aziz.Ye'cüc ve Me'cüc'ün İskender seddinden çıkarak. 4. akraba ziyaretinin ve şeriata uygun alışverişin kesilmesi. şeriatı kıyamete dek bâkidir. Bizim Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem odur ki: Peygamberlerin sonuncusudur.Mekke'de kâfirlerden cefalar görmüştür. kırk yıl adâlet üzere gidip. vefa. değiştirilmez. Medine'ye hicret etmiştir. doğruluk. muhabbet.Üç sene boyunca yedi iklimde kıtlık olması. yetmiştir. Deccal'ı öldürerek. biri de açık alâmetlerdir. haya. kötülerin hürmet görmesi. bunlara kıyametin şartları dahi derler. 7. Biri gizli alâmetler. Kıyamet yakın olup. fisk ve fücurun artması ve kabirlerin süslenmesi gibi işlerdir ki. erkeklerin kadınlara benzemesi. kıyametin alâmetlerini. doğruluk ve safa yitmiş ve batmıştır.Deccalın çıkışı. 2.Resul-ü Ekrem'in soyundan Mehdi çıkıp. cariyelerin efendilerini doğurması. cömertlik. sevgi. hürmet. dostluk. O seni Medine'de yaşı altmışüç yıla yetmiştir. (H. haya. yaratıkların helakini ve göklerin harap olmasını bildirir. zelzele ve insanların perişanlığını. ortadan kaldırılmaz. 5. binaların yüksek olması. Gizli alâmetler: İnsandan izzet. Açık alâmetler: Kıyametin açık alâmetleri ondur.Dâbbe-tül-Arz'ın vücuda gelmesi. kan dökülmesi. Şehirlerde mescitlerin çoğalması ve cemaatin azalması. edep. edep. Şu halde zamanın sonu olup. yine Medine'ye gitmiştir. 1756). Zira ki Peygamberimiz sallallahü taâlâ aleyhi ve sellem hazretlerinin haber verdiği kıyamet şartlarının nicesi zuhur etmiştir. O sene de Medine'de vefat etmiştir. kadınların erkekler. (Ey Allahım! Ahirzamanın fitnesinden bizi koru. 8. Bizi şehadet ve iman ile dünyadan çıkar. Hazreti İsa aleyhisselamı bulması. 1. şeriatın yürürlükten kalkması gibi. safa. . Hicretin onuncu senesi Mekke4ye galip gelip fethederek. dünyanın ömrü geçip gitmiştir. eşyanın bereketinin azalması. sadece muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Kıyametin şartları ve kıyametin alâmetleri iki çeşittir. iyilerin hakir görülmesi. elbiselerin incelmesi. binyüz yetmişe. rahmetinle ey Rahman ve Rahim olan Allah!) Dördüncü Madde Kıyametin şartlarını. hükümleri bozulmaz. şefkat. Şeriat-ı Muhammediyye ile amel etmesi.

atılmış pamuk gibi bulut olurlar. Kırk yıl dahi bu minval üzere gider. müminlerin ruhları bu rüzgârın tatlılığıyla çıkar. kırk yıl daha bu durum üzere kalır. kendi kendisine cevap eder. kendi olgunluğuna yeter. tenha virane gibi. kapkara olurlar. kıyamet koptu sanıp. yeryüzüne su gibi eriyip dökülürler. Yüz yıl dahi öyle gider. narasının sadası gökleri geçip. Ve kimse olmadığından yine kendisi: "Her şeye galip olan tek Allah'ın!" (40/16) deyip. Şu halde her can. ölülerin diriltilişini. Nasıl ki. Cihanı karanlık kaplayıp. hamileler doğurup. her ne kadar yaratık ve melek varsa cümleten helâk olup. fena bulurlar. ondan bu heybetleri alırlar. Ey aziz. sakallar ağarıp. arşın taşıyıcılarıdır ki. Gökler ve yerler titreyiş ve sarsıntıyla düşüp. surun ilk üfürülüşüdür ki. çamur tabakasında toprak olan insan ve hayvan bedenlerinin tümü. yıldızlar dökülür. ölümü tadıp. malûm olsun ki. boş. Arş altındaki hayat denizinden kırk gün devamlı olarak insan menisi gibi bu dünyaya yağmur iner. birisi İsrafildir. her can kendi kafesini bulur. Öteki dördü. Beşinci Madde Surun üçüncü üfürülüşünü. İsrafil aleyhisselama yine sura üfürmekle emreder. pare pare olup. bundan sonra da Kâbe'nin yıkılması. Rıdvan ve Azrail'dir.Güneşin batıdan doğup. sarhoşlar misali kalırlar. buradan ahirete gitmesi. yeryüzünde bakla gibi biter. Bu âlem. Bundan sonra Azrail aleyhisselam. arş-ı âlâdan aşağıların aşağısına belki perde altına dek. Hemen o an surun narasının heybetinden yedi gökte ola meleklerin ve yedi yerde olan yaratıkların cümlesi. orada dolanması. cesetlerin haşrini. Şam sahrasının hizasında mahşer yerini yüzbin yeryüzü kadar geniş eder. havaya çıkıp. En son kendi ruhunu kabzederken bir çığlık atar ki. halkın cümlesi cehalette kalır. Sonra Hak Taâlâ. hesabı. Her beden. güneş ve ayın ışığı gidip. o demde ufuklara yayılıp. o yağmuru çekip. şiddetinden bütün dağlar o demde düzlenerek yerlerinden kopup. kendilerinden geçerler. bunun gibi her . O dahi. o yedi meleğin dahi ruhlarını kabzeder. sırat köprüsünü. arafı özet olarak bildirir. Bütün yeryüzü deniz gibi doldukta.9. Bu şartların ve alâmetlerin ortaya çıkmasından sonra misk ve anber kokusu gibi serin ve temiz rüzgâr esip. ancak Celal ve ikram sahibi olan Allah Taâlâ kalır. mizanı. İki âlemde bir kimse kalmayıp. Bundan sonra Kur'an-ı Kerim'in hükümleri yeryüzünden kalkıp. surun içinde sakin olan ruhlar. İsrafil aleyhisselama: "Suru üfle!" diye emreder. Bunun üzerine o dahi ikinci üfleyişte suru öyle güçlü üfler ki. bütün parçaları bir yere gelip. en son ölen sekiz meleği diriltip. Onlar. üçüncü üfleyişi öyle zarif ve lâtif üfler ki. müfessirler ve muhaddisler ittifak etmişlerdir ki: Hak Taâlâ. yüzleri üzere düşüp. İsrafil aleyhisselama suru üfürmekle emreder. Bu. harap. Ancak Allah'a yakın meleklerden sekiz melek kalırlar. Saçlar. yeryüzünü şiddetli bir rüzgâr ile dümdüz edip. amel defterlerini. Müfessirle dahi ittifak etmişlerdir ki: Bütün bunlardan sonra Hak Taâlâ. Mikail. koyun sürüsü içinde her kuzu kendi anasını bilir. insanların cümlesi kendinden gidip. her ceset evvelki görünümünde olup. Bundan sonra Hak Taâlâ. yok olur. yerlere gider. Cebrail. 10. Denizlerin suyu kupkuru olup.Hazreti İsa aleyhisselamın Mekke-i Mükerreme'ye gelip. Yedi gök.

Zerre kadar iman ile giden elbette cehennemden çıkıp huzura erer. mahşer halkının cümlesi onun üzerinden geçip giderler. Her kefesi yeryüzü kadar boldur. mazlumun günahlarını zâlime yükler. herkes mertebesince makamını bulur. Kevser havuzundan içerler. Cennet semtine bakıp. Mahşer halknı. Araftakiler. her bir direğinin uzunluğu beşyüz yıllık yoldur. Ona araf adı verirler. melekler.. kıyametin bir anında tamamen ruh bulurlar ve mahşer yerine her taraftan toplanırlar. giyip ve binip. Sırat köprüsü. bin yıl düz. Cennete girip. Mevla'ya kavuşmakla mest ve hayran olurlar. susuz. İyilikleri ağır gelenler cennete. Hak Taâlâ. bin yıl iniş yoldur. kimi göğsüne. kimine itap eyler. benim ateşimi söndürmüştür. mağfiret veya şefaat erişmedi ise. O. Dünyada. bütün haşereler. Cennetle cehennemin arasında kale duvarı misali burç ve mazgalları yüksek bir büyük sur vardır ki. Ebediyyen onda zevk ve safa ile kalır. oradakileri nimetlenmiş gördükte. günahı kadar cehennemde yanıp. Kâfirer. Müminlee ve itaatli olanlara sağdan. Hak Taâlâ keremiyle kulunu affeyleye veya peygamberlerden. Onda yıkanıp. hatırlara gelmeyen devletler bulurlar. kötülükleri ağır gelenler cehenneme giderler. başları açık. Tepelerine güneş. Zira ki dünyadan imansız gidenlere cennet. cinler. kimi dizine. Sıklaşıp. yüksekliği beşyüz yıllık mesafedir. Cehennemi. cehennem üzerine kurulup. şeytanlar. kimi cehenneme düşüp yanar. huriler. arşın gölgesine gidip. bütün yaratıklarına orada vasıtasız kelam söyler. insanlar. kimi boğazına dek ter içinde kalırlar. kâh . kâh mahzun. velilere. yoksa. mağfiret ve şefaat olmaz ve hiç bir şekilde cehennemden kurtuluş bulmaz. Genişliği nihayetsiz. Eğer iman ile gidip. bir rivayette ebediyyen onda karar edip. âlimlere ve salihlere cennetten elbiseler ve buraklar gelip. bir mil miktarı yakın olup. kendi selametleriyle mesrur ve şükredici olurlar. hararetten çok ter dökerler. kıldan ince kılıçtan keskindir. oradakileri azapta gördükçe. Kimi topuğuna. arzu ile mahzun olurlar. hayvanlara gıpta edip. günahları ağır gelip. yazdığı amel defterlerini sahiplerine verirler. iki direk üzerinde. minber ve kürsüler üzerinde rahat ve selametle otururlar. kâfirlere ve bozgunculara soldan verirleri. yapısı renkli cevherlere süslüdür. Deliler. Mahşer yerinde. kimi seğirtir at gibi. veya salihlerden şefaat erişe: Eğer imanla vefat eylemiş ise. İlk ve son yaratıklar. Kimi günahlarını yüklenmiş yürür. yalınayak yürüyerek. düşe kalka arasat meydanına gelip. kimi ok gibi. kimine hitap. Peygamberlere. Niceleri ter denizinde gömülürler. çeşitli nimetlerden zevk alırlar. Cehennem semtine bakıp. müşriklerin çocukları onun üzerinde kalırlar. Bu terazi ile mahşer gününde iyilikleri ve kötülükleri ölçerler. derler. Kıyametin bir anında hepsinin hesabını görüp. Hesaptan sonra hayvanları toprak eder. Kiramen kâtibin. Bin yıl yokuş." Şu halde müminler selametle sıratı geçerler. Hak Taâlâ. geçerler. ellibin yıl kadar hesabı beklemekle o halde sıkıntı içinde kalırlar. Gözler görmeyip.can kendi cismini bilip ve bulup onunla kalır. veya velilerden. kulaklar işitmeyip. ondan sonra cennete gider. ayıp ve noksanlarını tekmil ederler. çıplak. veya âlimlerden. ayak üzerinde dururlar. zâlimin hasenâtı varsa mazluma verir. yeraltından mahşer meydanına yetmişbin saf zebaniler getirirler. Mahşer halkı. Cehennem ise feryat eder ki: "Ey mümin! Tez geç ki hakikatte senin nurun. mazlumun hakkını zâlimden alıp. bir büyük terazi kurulur ki.. Uzunluğu üçbin yıllık yoldur. deniz hayvanları ve her hayvanları. keşke biz de toprak olaydık. aç. halka gibi kuşatırlar. Kimi şimşek gibi. mahşer yerinde haşrolurlar. Meğer ki. Geri kalan yaratıkların cümlesi. o. Zira ki cennetlikler.

Amin. âlemin tasviri. insan aklı. Seçilmiş Habib'inin hürmetine bizi orada karar kıldır. vecedsin. Ancak bizim en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur'an âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce. cehalet zindanından çıkasın. Sen münezzehsin ey Allah'ım! Senin öğrettiğinden başkasını biz bilemeyiz. Eşyanın hakikatına vâkıf olup. raufsun. mânânın inceliklerini bilesin. Amin! Ey rahmetiyle yardımcı. Senin ilham ettiğinden başka marifetimiz yoktur. Cihanın sırlarına muttali olup. âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin. Kendini tanıma olgunluğuna erip. Ey affedici!) Tenbih Unutulmamalı ki. İlim ve hikmet mahfeline girip. aklî delillerle kıyas etmek caiz değildir. buraya gelinceye değin yazılan satırların cümlesi. Ta ki.sevinç ile kalırlar. hakimsin.Arşın taşıyıcılarının makamı 4.Arş-ı azamın sütunlarının sonu 5. alimsin. Zira ki. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri.Ceberût âlemi 7. tedkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: "Astronomi ilmi. (Ey Allahım! Ey günahları örtücü! Bizi cehennem ateşinden koru. (Ey vacib'ül-vücud olan Allah'ım! Ey hayırlar verici! Rahmetinin nurlarını üzerimize saç! Seni kemaliyle tanımakta bize kolaylık ver. anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp. ey bağışlayıcıların en bağışlayıcısı!) ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA 1. bilginler zümresine giresin. bu miktarca açıklama ile bunda yetinilmiştir. kerimsin. bunları idrak etmekten yoksun ve âcizdir.Kürsünün sütunlarının sonu 6. senin anlattığından başkasını anlayamayız.Yerin altı 2. Zira ki.Arş-ı azam 3. Sen.Kürsü . Bunları. Hikmetin özüne hulül edip. iyilerle beraber cennete koy. allah'ı tanımakta acze düşer. bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen. açıklanmak münasip görülmüştür." buyurup. bunlar din işlerinden. rahimsin. göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan. mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp. ondan Allah'ı tanıma devletini bulasın. hepimize çok mühim ve çok gereklidir. Bizi. din usulündendir. dini işlerden olmakla. bunların hepsini kesin tasdik ve iman ile inanmak. âhirette cemalini görmeyi nasip eyle. hakikatın zirvesine yükselesin.

Levh-i mahfuz 15.Cennetin kapıları 17.Beyt-i mamur 28.Gece cevheri 27.Kâbe 32.Yedi gök 25.Tuba ağacı 14.Ruhlar âlemi 9.8.Kalem 13.Melek perdeleri 18.Alevli deniz 19.Bulutlar 31.Kamkam denizi 23.Melekler âlemi 10.Yedi yerin taşıyıcısı meleğin mekânı 34.İsrafil'in suru 11.Yeşil kaya .Sidre-i münteha 12.Nimetler denizi 22.Yayılmış deniz 20.Gündüz cevheri 26.Dolu ve kar dağlar 30.Liva-yı hamd 16.Kaf dağı 33.Taksim edilmiş rızıklar denizi 21.Hayat denizi 24.Yasaklanmış deniz 29.

Arşın taşıyıcılarının makamı 4.Katran kazanı 41.Zakkum ağacı 42.Hamd dağı .İsrafil'in sonu 11.Sırat köprüsü 38.Kırmızı öküz 36.Birinci berzahın dibi 43.Ceberût âlemi 7.Ruhlar âlemi 9.Yerin altı 2.Kürsünün sütunlarının sonu 6.Cehennemin kapıları 40.Sidre-i münteha 12.Karanlık ve perde ALEM-İ LAHUT LA HALA VELA MELA 1.Arş-ı azam 3.Balık ve deniz 37.Arş-ı azamın sütunlarının sonu 5.Kürsü 8.İkinci berzahın dibi 44.35.Surun içinde ikinci berzah 39.Levh-i mahfuz 15.Tuba ağacı 13.Melekler âlemi 10.Veyl vâdisi 45.Kalem 14.

Katran kazanı 28.Amel defterleri 39.Cehennemin tabakaları 29.Zakkum ağacı 27.Alimlerin kürsüleri 37.Mahşer yeri 34.Veyl vâdisi 31.16.Güneş 32.İniş 24.Sırat köprüsü 21.Amellerin terazisi 38.Cennet yolu 20.Cehennem kapıları 26.Makam-ı Mahmud 35.Sırat köprüsü 5-BÖLÜM: .Gayya kuyusu 30.Cennetlerin kapıları 17.Düzlük 23.Liva-yı hamd 33.Peygamberlerin minberleri 36.Peygamber aleyhisselamın havzu 19.Yokuş 22.Sırat köprüsünün sonu 25.Arafat suru (delilerin ve müşriklerin çocuklarının yeri) 18.

canlıların. nur üstüne nurdur. o cam mahfaza sanki incimsi bir yıldız. Bu lamba. yaratılış tertibini. onlara. Allah'ın zatı ümleden ayrı ve mücerrettir. esaslar ve cisimler âleminin görüntü ve hikmetini. Allah. bâki ve ayaktadır. hem bizzat nefislerinde âyetlerimizi öyle göstereceğiz ki. O kâdir. hep ona döndürüleceksiniz. Bu öyle bir yağdır ki. Her nesne fâni. varlıkların durumları. Birinci Madde Vacib'ül-vücud Allah Taâlâ hazretlerini aklî delillerle ispat edip onun eşyaya yakın olup. Allah dilediği kimseyi nuruna kavuşturur. ve hakîm olan Allah'ın hikmet ve kudretinin eserleri. nihayet peygamberin söylediği şeyin hak olduğu kendilerine zahir . Bu aydınlık. onlara ürünmüş olmadığını âlimlerin bulduklarını bildirir. Allah insanlara böyle misaller verir. hem yeryüzü etrafında. neredeyse ateş dokunmaz da aydınlık verecek. kâinatın hal ve hareketleri basiret gözüyle mütalaa kılınsa. bileşiklerin ve unsurların bozuşum ve oluşumunu. malûm olsun ki. İslâm filozoflarının aklî delillerle buldukları üzere üç bölüm ile tafsil eder. Müminin kalbinde nurunun sıfatı: Sanki bmir hücre ki. varlıkları mümkün olan cevherleri ve arazları kısaca üç madde ile açıklar. içinde bir lamba var. Nihayet dönüş O'nadır. Hüküm ancak onundur. Nitekim kendi Kitab'ında buyurmuştur: "Onun zatından başka her şey yokluğa mahkûmdur.BİRİNCİ KİTAP Yüzeyleriyle kâinatın aynası olan âlemlerin. âlemin bütün parçalarının Allah'ın sanatıyle sonradan olduğuna sağlam bir aklın delillerinin şehadet etmesi kaçınılmaz bir iştir. özlerin ve eşyanın şekil ve durumlarını. Ey aziz. göklerin ve yerin nurudur. BİRİNCİ BAHİS Alemlerin yaratılış tertibini. Kelam-ı Kadim'indi buyurmuştur: "Allah. lamba da cam bir mahfaza içinde. gökleri ve yeri üstün ir hikmetle yarattı. Nitekim Hak Taâlâ. onunla ayaktadır. cihanın arazlarının ve cevherlerinin mahiyet ve keyfiyetini. hakimane üç babla belirtir ve beyan eder. düşünülse. BİRİNCİ BÖLÜM Vacib'ül-vücud olan Allah'ı ispat edip." (28/88). âlemin ufuklarında ve nefislerde. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de buyurmuştur: "İleride biz. Size şekil verdi ve şekillerinizi güzel yaptı. filozoflar demişlerdir ki: Allah'dan başka bütün varlıklara âlem adı verilir. görecek gözü olanların gözüne cihanı aydınlatan güneşten daha parlak olarak çarpar. Nitekim Hak Taâlâ buyurmuştur: "Allah. o. güneşin doğuşunda ve batışında gölgeye düşmeyen mübarek bir zeytin ağacının yağından tutuşturulur." (64/3) O varlığı mutlak olanın cömertliğiyle varlığı mümkün olanlar varolmuş. cihanın cevher ve arazlarının mahiyet ve keyfiyetini. her şeyi bilir." (24/35) Özlerin keyfiyeti ve eşyanın mahiyeti inceden inceye araştırılıp.

Cümlesi. Hangi tarafa yönelirseniz. Nitekim Hak Taâlâ. Kelam-I Kadim'inde buyurmuştur: "Yeryüzünde de gerçekten tasdik edenler için birçok ibretler var. Her ne ki yok olması lâzımdır. var olduğu için vardır. zannederler ki yok olan var olur. orası Allah'a ibadet yönüdür. Furkan-ı Mübin'inde buyurmuştur ki: "Doğu da. filan nesneye filan nesne muhtaçtır demek doğru ola." (2/115) İslâm filozoflarının hepsinin. gezegenler. bu değişimleri seyrettikte. gece ve gündüzün her anında. varlığı mutlak olandır ki. bileşikler ve her ne ki var. O nesne ki mevcut değildir. Her nesne ki ne varlığı lâzım olur. sâbit ve âyân olmuştur. o parlak güneşin varlığının gölgesinde varolmak için hisselerini almışlardır. Şimdi vacib'ül-vücudun ispatı ortadadır. o her şeyi bilendir. O halde her şey ki mevcuttur: Ya varlığı lüzumludur veya varlığı mümkündür. bağışlayıcı. gerçekten halîmdir. yok olan sürekli yoktur.olacaktır. affedici olan Hak Taâlâ hazretlerine senâ edici olup. malûm olsun ki. Halk. yargılayıcıdır. Allah'ı tesbih ederler. Şu delil ile ki: Mümkün olanlara mevcut derler. Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Yedi gök ve yer. o. ona "mümkün'ül-vücut / varlığı lâzım olur. var olan yok olur. halbuki mümkünlerin var olması başkasındandır. batı da Allah'ındır. İkinci Madde Varlığı mümkün olan beş cevheri özet olarak bildirir. cevher derler. apaçıktır. belki dönen feleklerin her parçası. Eğer değişikliğe uğrarsa. Eğer başkasına muhtaç değilse. yağmur damlaları. Zira ki. onu hamd ile tesbih etmesin." (17/44). Belki var olan sürekli vardır. dağlar. o tek. din âlimlerinin de çoğunun kesin ve isabetli görüşleri böyledir ki: O bir şey ki varlığı gereklidir. cümlesi. Zira ki. Zira ki filozoflar demişlerdir ki: Mümkün değildir ki var olan yok ola. O. elbette o başkası varlığı gerekli ve mutlak olana gider. bu Allah'dır. ona. denizler ve ırmaklar. filozoflar demişlerdir ki: Varlığı mümkün olan nesne. Nefislerinizde de birçok âlametler var. yoktur. Eğer muhtaç ise. eğer varlığının devamında değişikliğe uğramazsa. bir nitelikten bir niteliğe dönüşür ve değişir: Basit cisimlerin bileşik. Yani önce kendisine muhtaç olunan varlık gereklidir ki. Allah'ın cemalinin nurunu göstermek için basiret sahiplerine saf ve parlak aynalardır. irinin . varlığı mümkün olan da olmaz. ona. bunların içinde bulunanlar. O halde. ne yokluğu lüzum bulur. Şüphesiz ki Allah'ın mağfireti geniştir. Nitekim Hak Taâlâ. âriflere gün gibi ortadadır. o. unsurlar. Hâlâ görmeyecek misiniz?" (51/20-21) Havadaki zerreler. Lâkin birinin bekâsı yüzyıla dek varır. Fakat siz. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi?" (41/53). araz derler. onun birliğini açığa çıkarmak ve bildirmek için her biri bir lisandır. Nitekim Allah. ona "mümkün'ül vücu / varlığı mümkün" adı verirler. iki şahıs var olmakta müşterektir derler. Hiç bir varlık yoktur ki. Allah Taâlâ'nın ortağıdır ki. kendi varlığı için ya başkasına muhtaçtır ya muhtaç değildir. Zira ki. ona "münteni'ül-vücut / olamazdı" derler. varlığı mümkün olandır ki. taşlar. varlığı gerekli olan olmadıkça. varlığın devamı başkadır. bütün bu deliller ile varlığı lüzumlu olan Allah Taâlâ hazretleri. Ey aziz. var olan. Nitekim görürsün ki. bu âlemdir. onların tesbihini anlamazsınız. Belki cihanın zerreleri. Lâkin mümkündür ki var olan bir mertebeden bir mertebeye. O benzersiz sanatkârın sanat ve icadının sırlarını görünen ve görünmeyen âlemde müşahede. bileşik cisimlerin basit olduğu gibi. ne yokluğu lüzum bulur. varlık başkadır. ona "vacib'ül-vücud" derler.

babaları esîrî cisimler. Nefs. O halde bütün felekler. Tam olmayan bileşik bunun tersi olup. konuşma vermediyse. gümüş. Altın. bitkiler. unsurlar küre şeklindedir. Şu halde nefs. biri heyula (kaos). bunlar aynı olmaz. biri tabii cisimdir. bileşik cisimlere hem büyüme ve gelişme. onların şekli küreye benzerdir. o cisimlere: maden derler. Akılların en şereflisi ve en lâtifi küllî akıldır ve ona yakın olan akıllardır. Eğer nefs. bu mertebelerde cümleye tamamıyle tasallut edip. dik açılar üzere bölmek şartıyla farz olunarak ölçmek mümkün ola. tamamıyle mutasarrıf olur. isimlere tedbir ve tasarrufla bağlı olmazlarsa. ağaçlar. Otlar. vahşi hayvanlar ve kuşlar gibi. Cihan ağacının meyvesi ve kâinatın tamamlayıcısı odur. onunla zatı gerekli olanın arasında vâsıta olmadıysa ona: İlk akıl derler ve külli akıl dahi derler. yıldızlar. tek yol üzere çıka. ona: Konuşmayan hayvan derler. biri tam. . Cansız cisimlerde ona: Tabii nefs. lâkim hareket vermedi ise. Basit süflî cisim. la'l ve taş gibi. Eğer akıl. hayvanlarda: Hayvanî nefs. Eğer ihtiyaç bir taraftan olup. Duman ve bulut gibi. yani uzunluk. Üç bileşik gibi. Cisim. ya ulvidir veya süflidir. unsurî nefs derler. Eğer nefs. her mevcudun hülasası odur. bitkilerde: Nebatî nefs. onlara: Esirî cisimler ve ulvî âlem dahi derler. Atmosfer gibi diğer basit cisimler. onun tabiatı bir ola ki.bekâsı on yıldan ziyade kalmaz. Bu dördüne ve bunların zımnında bulunan bileşik cisimlere: Süflî âlem ve oluşum ve bozuşum âlemi dahi derler. Eğer her ikisi de birbirine muhtaç olurlar karışmazlarsa. Ulvi dahi ya ışıklıdır veya ışıksızdır. değişik zamanlarda kendi bileşiğinin suretini koruya. Bileşik cisim dahi iki kısımdır ki. varlıktan başkadır. öteki cevher adını alır. Eğer nefs. Öteki ikisi dahi birbirinden farklıdır ki: Biri nefs ve biri akıldır. çiçekler. onlara dört esas dahi derler. Cisim ise. o tabiattan çıkan şey. Basit cisim. dört unsurdu ki. Bileşik cisim odur ki. Eğer karışır ve geçerse o. Eğer aklın altında başka akıl olmadıysa ona: Aşır akıl. genişlik ve derinlik. onun zatında cisimlerin boyutları. O halde varlığın devamı. varlığın zübdesi. Cevherler beş kısımdır ki. onlara gelişme ve büyüme sağlamıyorsa. Eğer ışıklı ise yıldızlardır. kendi bileşiminin suretini korumaz. her mertebede başka bir isimle isimlendirilir. hayvanlar gibi. O halde araz. Yani dönen top görünümündedirler. şekil ve tabiatları muhtelif olan cisimlere bölünüp. biri cismî suret. biri tam olmayandır. fakat akıl derler. dört unsurdan oluşmuş ola. Madenler. tabii bir cevherdir ki. Tam bileşik odur ki. kendi tabiatlarıyle kalsalar. hem his ve hareket bahşedip. basit cisimlerde mutasarrıf olduysa ona: Feleki (atmosferik) nefs. ancak araz cevhere muhtaç olursa. onun parçalarıyle tabiatı benzer olmayıp. insanda: İnsâni nefs ve konuşan nefs derler. Yani suretleri ve tabiatları muhtelif olan cisimler bölünmeyip. Eğer ışıksız ise feleklerdir ki. meyveler gibi. hava. onun parçalarıyle aslı benzer olur. Eğer nefs. Onlar: Ateş. Bu üç cevher birbirine yakındır. Zira ki. anaları dört unsurdur. ona: İnsanî nefs veya atmosferik nefs derler. o cevhere mevzu (yapıntı). bu duruma kaos ve bu hale cismî benzerlik veya nevî benzerlik derler. bileşik cisimlerde mutasarrıf olup. Bunlara üç bileşik derler ki. ona: İnsan derler ki. ötekine de araz (ilinek) derler. atlar. Basit cisim odur ki. bileşik cisimlerde büyüme ve gelişme sağladıysa. ya basit olar veya bileşik olur. o cisimlere: bitki derler. Bütün olabilirler ya cevherdir veya arazdır. Eğer araz ve cevher bileşimine uğrarsa ona: Tabii cisim derler Eğer araz ve cevher birleşmeyip. araz. bir nesne bir nesneye ya karışıp ona geçer ya geçmez. Davarlar. Eğer aklın iki yönünde akıllar olduysa ona: Mutavassıt (aracı) akıl derler. mevzuda var olan nesnedir: Renkler gibi. su ve topraktır. bileşiklerinden ayrılarak. Eğer konuşma dahi bahşederse.

Veya zatı karar etmeyen bitişiktir ki. kaos. Babalar ve oğullar gibi. eşyanın tesirleri sebebiyle onlara o keyfiyet hasıl olur.Mülk. 2. yüzey ve hacimdir. Balın tatlılığı. keyfe. eşyaya hasıl olur. Sertlik ve yumuşaklık gibi. 3. madem ki keser. zatında eşitliği ve eşitsizliği kabul ede. suret ve cisimdir. fiil ve infialdir. 5. Kem. 1. intikalleri müntakil olmak sebebiyle bu keyfiyet bulunur. nefsanîden yana bölünür. va'. İlk yaratılışta ilim ve yazmak gibi Keyfiyetler. onları bir nesne kuşatıp. madem ki ısıtır. 4. metâ. çizgi. bir keyfiyettir ki. Kesici gibi. bir keyfiyettir ki. eşyada heyettir ki.Anlatılan beş cevher ki. ayaktadır ve süreklidir. filozoflar demişlerdir ki: Mevzuda (yapıntı) mevcut olan arazlar dokuz kısımdır.Fiil. korkmanın sarartısı gibi. 9. zamandır. .Vaz'.Metâ (ne zaman). 7. deniz suyunun tuzluluğu gibi. malk. İnsanın sarıklı ve gömlekli olduğu gibi.İzafet (bağlılık). Utanmanın kızartısı. eşyaya hasıl olur. Veya kuvvetli olmayanlara bölünür. bir keyfiyettir ki. bir keyfiyettir ki. bir keyfiyettir ki. 6. Bu. Satıhtan yana bölünür.İnfial.Eyne (nerede). bir keyfiyettir ki. bir heyettir ki. eşyaya zamanda bulundukları için hasıl olur. eşyaya mekânda bulunmaları sebebiyle hasıl olur. Isıtıcı gibi. nispette tekrar edilmiştir. Kemmiyetlere özgü olan keyfiyetten yana bölünür. Bir nesne parçalarının bazısını bazısına nispeti sebebiyle ve dış işlere nispetleri sebebiyle o heyet bulunur. istidadiyeden yana bölünür. Ey aziz. eyne. 8. teklik ve çiftlik gibi. ya ayrıdır ki. nefs.Kem (nicelik): O nesnedir ki. RUBAİ Bil ol kâinatı akl ve candır Bu hissolunan nüh felek-i gerdandır Pes nar ü hava ve hab ü hâk erkândır Madenle nebat ve hayvan ve insandır Üçüncü Madde Varlığı mümkün olan arazların dokuz kısmını kısaca bildirir. zatına bölünme ve nispet iktiza etmeyip duygusal niteliklere ve kuvvetlere bölünür. eşyaya hasıl olur. akıl. onlar başkasından etkilenmemeleriyle o keyfiyet bulunur. izafet. nokta ve sayıdır. Bunların tümünü bu rubaimiz toplamıştır ve bunlarla iki âlem. Adedten yana bölünür.Keyfe (nitelik). Veya zatı karar eden bitişiktir ki. malûm olsun ki. Kalkmak ve oturmak gibi. Keyfiyetler. Üçgen ve dörtgen gibi.

dokuz nefs ve dokuz felek sâdır olmuştur ki: Bu dokuz akıl feleklerin akıllarıdır. Cümlesi lisan-ı halle Allah Taâlâ'nın birliğine ve varlığına nâtık ve şâhittir. tabiatların mertebelerini. yönlerin sınırlayıcısı ve külli cisim dahi derler. bir nefsi ve bir cismi vardır. Buna: İl akıl. tekten tek çıkagelmiştir. ilk cevher dahi derler. ruhların geldikleri ve gittikleri yeri. İhtiyacı bilmekten bir cisim ortaya çıkmıştır ki. Cevher. bu dokuz nefs feleklerin nefsleridir. nefsi bilmek. nefi ikinci nefstir. yine bu tertip üzere. bütün sabit yıldızlar ondadır. Zira ki. maden. ta dokuz mertebeye dek bu ilk akıldan dokuz akıl. hayvan ve insanın doğuşunu ve bunların arasında aracı olanı. bu beytimiz içine almaktadır ve hep buna aittir. özlerin değişimini. bitki. Buna: İlk akıl. ilk cevher dahi derler. ona: Külli nefs derler. ki bununla mevla'sına muhtaç olduğunu bilmiştir. Hak'kı tanımak. ihtiyacı bilmekten ikinci bir felek sâdır olmuştur. Ey aziz. kendi zatıyle kaim ve sabittir. ikinci akıldır. biri kendini (nefsini) bilmektir. Bu üç bilginin her birinden başka bir nesne vücuda gelmiştir. bir cevher sayıp. Cevheri bil kem ve keyfe ondan izafetle metâ Vaz' ve eyne ve mülk ve yefalü yenfaildir ey fetâ 6-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Feleklerin. biri ihtiyacını bilmektir. nefslerin ve akılların ortaya çıkışındaki tertibi. ihtiyacı bilmek. nefsi. Nefsi bilmekten bir nefs dahi mevcut olmuştur ki. Bütün âlem.Beş cevheri. Hak'kı tanımaktan bir üçüncü akıl. ona: En büyük felek. biri Hak'kı tanımaktır. Hak'kı tanımaktan bir akıl dahi peyda olmuştur ki. Hak Taâlâ bu akla üç bilgi bahşetmiştir ki. Ama büyük felek hepsinden yüksek ve hepsini kuşatmış bir basit cisimdir. parçalarının tümüyle on makulâttan bileşik tek bir cisimdir. dört unsurdan çıkan dört keyfiyeti bildirir. Birinci Madde Feleklerin. bedenlerin devranının keyfiyetini dört madde ile hakîmâne beyan eder. filozoflar demişlerdir ki: Hak Taâlâ bütün eşyalardan önce küllî aklı icat ve mevcut etmiştir. ona: İkinci akıl derler. Bu feleğin aklı. atlas feleği. başka bir akıl. nefsi bilmekten ikinci nefs. Onun içinde zühaldir (satürn) ki onda zühalden başka yıldız . On makulâtı. hava. bütün eşyalardan önce küllî aklı icat ve mevcut etmiştir. Onun içinde burçlar feleğidir ki.. başka bir nefs ve başka bir cisim ortaya çıkmıştır ki.. dokuz araza eklemişler ve böylece toplamına "on makulât" demişler. Bu feleğin aklı üçüncü akıl. sabit yıldızların feleği dahi derler. nefslerin ve akılların ortaya çıkmasındaki tertibi. külli nefstir. feleklerin feleği. Fakat üçüncü akıldan hem bu üç bilgi vücuda gelip. malûm olsun ki. Ama ikinci akıldan dahi şu üç bilgi ortaya çıkmıştır ki. Buna burçların feleği. Hak Taâlâ. Yedi felekten her bir feleğin bir aklı. Araz ise cevher ile kaim ve onu sıfatlandırandır. su ve toprağın dönüşümlerinin delillerini. ateş.

faal akıl. malûm olsun ki. Onun altında merih feleğidir ki. Hava tabakasının suyun üstünde olduğuna delil odur ki. Toprak dahi ateş suretine girip. hava suretine girerek. Bu yolla ve tersiyle dört unsur. Çünkü toprak suyun altındadır. hava su olur. Bütün eşyanın da altındadır. hava. Kendi tabakalarında duran dört unsur. cihan ağacının meyvesi olduğu için hepsinden sonra vücuda gelmiştir. Hayvan cinsinin en şereflisi insan nevî olmuştur. varlık dairesi onunla tamam olmuştur. bu başkalaşıma başlangıç yolu derler ve öyle olur ki. Onun nefsine: Vahib'ül-sur. Unsurlar da. Hava su ile rutubette müşterektir. su ve topraktır. ateş sıcak ve rutubetli olup havaya çevrilir. Suyun tabiatı yaş ve soğuktur. yavaş yavaş hava suretini terk edip su suretine girer.vücuda gelmiştir. Su tabakasının toprağın üstünde olduğuna delil odur ki. Onun altıda su küresidir. su soğuk ve kuru olup toprağa döner.vücut bulmuştur. tabiat-ı mutlaka derler. su toprak olur. kuruluktur. Su dahi yavaş yavaş toprak suretini tutup. ateşin sıcaklığı toprağın soğukluğuna bürünüp. Bu unsurların suret değiştirmesine istihale (başkalaşım) derler. onda bir odur. Suyun rutubeti toprağın kuruluğuna bürünse. Onun altında toprak küresidir ki. onda aydan başka bir nesne yoktur. Kâinatın ortaya çıkışı insanda son bulmuştur. onda bir o sultandır. suyun soğukluğu havanın sıcaklığına bürünüp.bu tertip üzere hasıl olmuştur. soğukluk. Onun altında güneş feleğidir ki. Su toprak ile soğuklukta müşterektir. hayvandır. feyyaz akıl derler. İnsan. Onun altında utarit (merkür) feleğidir ki o felekte. havanın rutubetine dönse. Bunların kaynaşmasından. hava su olur. toprak ateş olur ki. bu o yıldızdır. Unsurların kaynaşmasından dahi üç bileşik -ki maden. bir suretten bir surete döner. suyun altında durmayıp. Hava dahi. hava ateş olur. ateş küresidir. Ey aziz. eğer bir taşı veya bir demiri suyun üstüne koysalar. Havanın tabiatı sıcak ve rutubetlidir. günlerin geçmesiyle ateş suretini terk edip.yoktur. Onun altında zühre (venüs) feleğidir ki onda bir odur. Onun içinde ay feleğidir ki. ateş dumanıyle yukarılara gidip müşahede olunduğu gibi aslında meyl eder ve döner. Toprağın soğukluğu ateşi sıcaklığına bürünse. Nitekim ateş. O halde ateşin kuruluğu. dört keyfiyet -ki sıcaklık. üstüne çıkar. bitki. dört unsur bu başkalaşımı aksi üzere kabul edip. ateş . Şüphe yoktur ki. eğer bir hava dolu balonu su havuzunun dibine götürseler. İkinci Madde Dört unsurun mertebe ve tabiatlerini ve birbirine çevrilmelerini ve dönüşmelerini bildirir. toprağın kuruluğu suyun rutubetine bürünüp. Yani ateş hava olur. su hava olur. Onun içinde müşteri (jüpiter) feleğidir ki buna mahsustur. toprak ateş olur. yaşlık. toprak kuru ve sıcak olup ateşe döner. ateş hava ile sıcaklıkta müşterektir. havanın rutubeti ateşin kuruluğuna dönüşüp. dünya göğü adını verirler. birbirine yavaş yavaş değişirler. su toprak olur. ateş havaya çevrilir. Havanın sıcaklığı suyun soğukluğuna bürünse hava rutubetli ve soğuk olup suya döner. Onun altında hava küresidir. suyun üstünde durmayıp aslına meyl ile dibine iner. Ateşin tabiatı kuru ve sıcaktır. Toprağın tabiatı soğuk ve urudur. sonunda yine kendi suretlerine geçerler. filozoflar ve astronomlar söz birliği etmişlerdir ki: Ay feleğinin altında. ay feleğinin altında dört unsur -ki ateş. Onun aklına: Aşır akıl. Ona. Toprak ateş ile kurulukta müşterektir. O halde devranın hülasası insan olmuştur. Ateş tabakasının havanın üstünde olduğuna delil odur ki. hepsinden aşağı ve sudan ağırdır. toprak su olur.

Bu başkalaşıma da sonuç yolu derler.o havadır ki seher vakti soğuk olup. o şuleler hava olurlar. Zira ki o. Nitekim müşahede olunur. ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. o anda ateşi kuruluğu havanın rutubetine bürünüp. O. Bu dört bileşik cismin bileşik aracısı da vardır. onun külü çok az kalır. hayvan ve insanın doğuşunu ve bunların arasındaki aracıyı bildirir. unsurların parçalarından bilenmiş olup. suyun yüzünden yukarı gelip. kıl ve kuyruğundan başka. Onun için. kuruldukta. yedi yüksek babanın ve dört aşağı ananın ve üç bileşiğin son hülasaları insan bedenidir. unsurların. suya çevrilmiştir. ateş küresine bitişirlerdi. alevleri yükseğe meyl ile gidip. neticesi hurma olmaz. toprağın hissesinden az bir kül kalır. hamur etmişlerdir.. şerif ve muhteremdir. dört unsuru anlatılan başkalaşım üzere birbirine kaynaştırıp. mumlar yandıkta. Hak Taâlâ'nın tesiriyle felekler. bahar ve güz mevsimleri sabahında. parçaları ateşe dönüşüp. su toprak olur. Aziz. insana hizmetçidir O. Bu durumda damlaların rutubeti toprağın kuruluğuna bürünüp. suyun soğukluğuna bürünse hava su olur. Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır. . o damlalar toprak olup gözden yiterler. Zira ki. Ta ki unsurların kaynaşmasından. Bu feleklerin. hava küresinin ortasında hatlar gibi yukarıya gidip. Şu halde zaman devrinin tamamlayıcısı. bileşiklerin kabuğu. Bu aracıların vücudunda hikmet budur ki. Ey aziz. Lâkin bu şulelerin kuruluğu. Zira ki o damlaların rutubeti. kuru ve yapraksız. cümlesinin iliği ve özünün özüdür. ilk damlalar ki toprağa erişir. bitki iken hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça. insan ortaya çıkmıştır. bitkiler üzerinde olan rutubet ki -ona şebnem ve çiğ derler. varlıkların mertebeleri tek silsileyle bileşik ola ve insanlık mertebesinde nihayet bula. her biri kendi mertebesi altından son yükseklik mertebesine ulaşıp. cihanın parçalarının zübdesi. önce madenler hasıl olup. Havanın suya dönüştüğüne delil budur ki. bitki. toprağın kuruluğuna nispetle azdır. Zira ki o. toprak parçası onlarda ziyade bulunmuş iken odun ateş ile yandıkta. Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır. Suyun toprağa dönüştüğüne delil: Yağmur damlaları indikte. havanın rutubetine nispetle azdır. cümleden güzel ve yücedir. Belki her iki cihandan gaye ancak hazreti insandır. dönüp ve hareket eyleyip. filozoflar demişlerdir ki: Unsurların başkalaşımının delilleri açıktır. havaya karışırlar. dışı ve içi insana benzer. Üçüncü Madde Dört unsurun başkalaşımın delillerini. cümle azası. meyvesiz kalır. Bazı yererde odun yerine taş kömürü yakarlar. zarfı ve kabıdır. Bundan sonra damlalar çoğalıp. Bütün eşya. hizmet ve ikram edilendir. havanın sıcaklığı. maden.toprak olur. Ateşin havaya dönüştüğüne açık delil budur ki. Hayvan kemalini buldukta. toprak olmayıp çamur olur. sert olur. rutubet galip oldukta. ondan bitkiler peyda olup. Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur. yıldızlar. Zira ki. Zira ki salabette taş gibidir ve bitki gibi zerre zerre denizin dibinde bitip. Başını kesseler helak olup. Toprağın ateş olduğuna açık delil odur ki: Bitkiler ve ağaçlar. malûm olsun ki. Eğer ateş havaya çevrilmeseydi her mumun alevi bitişik bir aydınlık çizgi olup.

akıllar. yenmeden önce zail olur. Şu halde aslî muhabbed hükmüyle ve oluş hakikatlerinin yönelişleriyle. Sonra ondan taşlar mertebesine yükselmiştir. bir hayvan. kâh bitki suretinde. süratle buğday. hayvan yeygisi olmaya kabiliyeti olur da. Bu hemen o ilâhî nurdur ki. kâh hayvan suretinde. İlahî nur ve sonsuz feyz. o nur. maden. O vücut ki. malûm olsun ki. Bu yolla nice yıllar gecikir. kalay. kâh hava suretinde. bitki olamaz. bitki. Kâh olur ki. meni suretini bulup. iniş ve çıkış mertebelerinde duraklama olup. lâkin kemâl mertebesine ulaşamaz. Bu dönüşe: Dönüş yeri. Bu geçişler. insan suretine gelir. Kâh olur ki. dünyaya hayvan gelir nâdân gider. kâh su suretinde. buna: Başlangıç ve iniş kavsi dahi derler. o umumî vücudun düşüşlerinden ibarettir. kan pıhtısı ve et parçası olup. Kâh olur ki. Bu yolla nice yıllar gecikir. itidalden uzak olan bitkiye dönüşüp. ana rahmine dolup. kâmil insandan hazreti Hak'ka vâsıl olur. inişlerde duraklama olmaz. Topraktan. Fakat o vücut ki. insan suretine gelip kemâle erinceye değin türlü tutkularla haps olup kalır. akıllı. arpa. Kâh olur ki. Onun seyri. o mazharın özelliğiyle nitelenir. nefsler. Lâkin ilk akla ulaşamaz ve kemâlini bulamaz." buyurmuştur. onların başlangıcı kaygan çamurdur. aslına gider. tavır ve mazharların her birine ulaştıkça. onun kemâle ermeye liyakati olmaz Onun seyri. meni suretini bulup. Bundan . O. (Her şey aslına döner) düsturunca. birinde takılıp kalmaz. gümüş ve altın gibi madenlerdir. Çıkış mertebelerinde kâh maden suretinde. felekler ve unsurlardan toprağa gelinceye dek süratle olup. ondan bitkiye ve ondan hayvana ve ondan insana ve ondan kâmil insana yükselip dönerek. itidalden uzak olan bitkiye dönüşüp. olgun ve ârif olur ve ilk akla ulaşır ve çıkışı tam hasıl olur. yerden tekrar bitmeye muhtaç olur. iniş mertebelerinde kâh ateş suretinde.Dördüncü Madde Ruhların çıkış ve dönüş yerini. teklik mertebesinden akıllar üzere ve onlardan unsurlar ve toprak üzere iner ve feyz verir ki. Kâh olur ki. Bundan sonra topraktan madene. İnsanlar tarafından yenmeden bozulur ve hayvanı insan mertebesine naklettiremez. Ondan eriyen cevherler mertebesine ulaşmıştır. darı şekline girip. vücutlarda devrinin keyfiyetini bildirir. devresini tamam eyler. bakır. Yahut bitki olur lâkin kemâline ermezden önce bozulup. insan gıdası olup. Bu şerefli vücudun yükseliş başlangıcı madenler olmuştur ki. kâh toprak suretinde nice gecikmelere uğrayıp duraklar. filozoflar demişlerdir ki: Umumun feyzi ve onlardan dokuz feleğe ve onlardan dört tabiata ve onlardan dört unsura ta toprağa gelinceye dek yolların tümü başlangıçtır. hayvan yeygisine layık olmaz. Bu geçici vücudun işinin devretmek olduğunu duyurmuştur. başlangıçta o makamdan gelip. demir. O ki: "İşin başlangıcı ondandır. Kâh olur ki. Kâh olur ki. çıkış kavsi dahi derler. Topraktan madene ve ondan bitkiye ve ondan hayvana v ondan olgun insana gelinceye dek bunların cümlesi sonuç yoludur. insan şekline gelip. insan mertebesine geçer. Ey aziz. topraktan ağaçlara gelir ve meyve suretine girip. dünyada kâmil olsa gerektir. sonucu onadır. yükseliş mertebesini kısaltıp. akıllı ve ârif olur. hayvan yeygisi olmaya kabiliyeti olur da. kemâlini bulmaz. Meselâ o geçici vücut. yenmeden önce zail olur. o tavrın rengiyle renklenip. Külli aklı bulamaz. hayvan yeygisine layık olmaz. eti yenenlerden olmuşken. geçici olan umumî vücut. hayvan ve kâmil insana gelinceye dek yükselişinde süratle gelir. bitkiler âlemine girerken bazı âfetler ârız olup. bu makamları geçip yine kendi makamına gidip. Kâh olur ki. insan yiyeceği olup.

çok mertebelere yakın olmuştur. bitkisel belirtilerle gelişip. Böylece vücut dairesinin sonu öne gelip. o kimse hakkı unutup kendine tapar olmuştur. Ta iş ve surette insana benzeyen goril ve maymun mertebesini bulmuştur. ebedî saadeti bulmuştur. muradı hasıl olmuştur. yakut ve zümrüt gibi cevherlerin mertebesine yükselmiştir. külli akla ulaşmıştır. Bütün vakitlerinde âlelem halkıyle kavga ve münakaşa edip. insan suretine gelmiştir. Bir varlık iken çeşitli suretler ile ortaya çıkmıştır. kendi bağlı olduğu rabbin terbiyesinde kalmıştır. tohumsuz biten bitkiler mertebesine gitmiştir. Her nesnenin bir ismi vardır ki. kendi rabbinin terbiyesinden çıkıp Rabler Rabbinin dairesine girmiştir. külli akla ulaşmıştır. o semte yönelik ve bakıcıdır. Zira ki. Kim ki. İşlerinde gam ve keder denizine dalmıştır. hayvan mertebesine yükselip yıllarca o mertebede yaşamıştır. Bütün vakitlerinde halkın tümüyle barış ve iyilik içinde olup. çeşitli görünüşlerde ortaya çıkıp. nihayet bulmuştur. bilginin olgunluğuna erip. İlâhî ahlâk ile dolmuştur. yani kendi tabiatının zindanından ruhun fezasına gelmiştir: O kimse nefsin putunu kırıp. Bundan sonra tohumla biten bitkiler mertebesine ve ondan ağaç suretine varıp. Hurma mertebesinden. kamil bir insan kendi halini beyan ile şöyle mânalandırmıştır: Devredip geldim cihanı yine bir devran ola Ben girem bütün sarayı yıkıp virân ola Beher can tuğyan edip cismim gemisin dağıda Yerler altında bu cismim hâk ile yeksân ola Dört yanımdan nâr ve bâd ve âb ve hâk edip hücum Benliğim onlar alıp bu varlığım tâlân ola Dağılıp terkibim otuz iki harf ola tamam Nokta-i ruhum kamunun gevherine kân ola Bu vücudum dağı kalkıp itile yükler gibi Şeş cihâtım âçılıp bir haddi yok meydan ola . O mertebeden dahi yükselip. Çünkü geçici varlık olan Rabbanî feyz. O. kâmil insanda birleşip. bütün varlıklara beraber ulaşır. Herkes kabiliyeti kadar feyiz verici Allah'ın feyzine naildir. O halde her ortaya çıkış ve suretin boyasıyla boyanıp. Her kim ki. Onun başlangıcı ilk akıl.sonra la'l. Bütün varlıklar. Allah'a tapar olmuştur. o mertebeden dahi yükselip. ona uygun parıltı almıştır. umumî vücut işinin devri böylece bulunmuştur ve bu geçici vücut. kemâl mertebelerinin suret ve sîretinde ilerleyip. bir daire şeklinde resmolonmuştur. Zira ki. üzüntülerden kurtularak. o isim ona rab olmuştur. Rabbanî feyz. Devresini tamam edip. tamam bilinmiştir. Bu varlık dairesini bir filozof ilahi şekline getirip. sonucu kâmil insan kılınmıştır. kamil insan olup. yükseliş kavsini beş beyit ile işaret edip belirtmiştir. Bu mertebede varlık dairesi birleşip. Filozofun farsça mesnevisini. Ta mercana varıp. kendini inkâr ve itiraz ateşine salmıştı. O insan ki. ta hurma ağacı olmaya yetmiştir. kâmil insan mertebesine gidip.

mutlak sayıyı. on kolay yöntem üzere. benliğimi onlar alıp. Bütün fikir ve duygularım o arsada haşrolup. Ruhumun noktası. Her can. Birinci Madde Sayının tarifini. varlığın devranını bu miktar beyan ile. kamunun gevherine maden ola. sanki baharistan ola. dokuz kesiri. Bir doğru çizgi onu iki eşit parçaya böler. dönüş vaktinde asla ulaşmak ile aradan kaldırılır. Şimdi filozofların yöntemi üzere. halkalar hep yeniden. Ateş. O zaman her kim bu dertli niyazı ister. 7-BÖLÜM ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Maddede ve zihinde hasıl olan eşyanın sayılarını beyan eden matematiğin. . O gün karışıklık günüdür. her mâna bir suret giyip. bu bölüm bitip. Ona hayalî çizgi ve dairenin çapı derler. sahih sayıları. Bileşiğim dağılıp. Altı yönüm açılıp. yerler altında toprakla bir ola. yükler gibi itile. tam sayıları. on madde ile açıklar. su. virân ola. şaşkın ve hayran ola. Bu cismim. ki kavis şeklinde görünür. bu varlığım tâlan ola.Cümle efkâr ve havâssım haşr olup ol arsada Kalkalar hep yeniden sankim bahiristan ola Yevm-i tübladır o gün her mânâ bir sûret giyip Hem kimi sebze kimi hayvan kimi insan ola Kabrime yârân gelip fikredeler anvâlimi Her biri bilmekte hâlim vâleh-i hayran ola Her kim ister bu niyâz-ı derdmendi ol zaman Sözlerini okusun kim sırrına mihman ola (Dolanıp geldim cihanı yine bir dolanma ola. Dostlar kabrime gelip. Ey aziz. Çünkü bu hayalî sayıdan ibaret olan hayalî çizgi. kimi insan. cismin gemisini dağıda. Ben bütün sarayı yıkıp gidem. çok önemli ve çok lüzumlu olan kaidelerini.) Mümkündür ki. Bu durumda varlık dairesi olduğu gibi bir görünür. Bu vücudumun dağı kalkıp. taşkınlık edip. dört yanımdan hücum edip. sınırı yok bir meydan ola. astronomi ilmine vasıta ve mukaddime olan matematik ve hendeseden birer bölüm yazılmak münasip görülmüştür. yarım sayıyı. her biri halimi bildiğinde. sözlerini okusun ki sırrına konuk ola. malum olsun ki. hava ve toprak. Şimdi bu çizgi ile bir daire. tamam otuz iki harf ola. İki kaş arası veya daha yakın olma sırrı onda bilinir. kimi hayvan ola. varlığı gerekli olan ile varlığı mümkün olanı bir daire farz edesin. durumlarımı fikredeler. matematikçiler demişlerdir ki: Matematik ile özel bilgilerden. kimi sebze. tam sayıyı ve artık sayıyı özet olarak bildirir.

o. beşin beşte biri olduğu gibi. o sayının kökünün üç olduğu gibi. 1/8 (sekizde bir). 1/3) (üçte bir). bir'e ve ondan türeyene denir. beşte biri olduğu gibi. Ama sayı eğer mutlak ise. çarpmanın. iki kat almanın. Birin tekrarı iki olduğu gibi. İkinci Madde Sayıların usul ve füruunu. Bu durumda olmayanlara asal sayı derler. kendi parçalarından eksik olursa ona: Artık sayı derler. ikibuçuk olduğu gibi. altıda biri (1)'dir. bölenin bölünene nispeti gibidir. (12) gibi. basamaklarını. çıkarmanın. Oniki. onun bire nispeti. Eğer tam sayının. Bundan sonra sırasıyla: Onalr. (2) paydadır. onmilyonlar. 1/6 (altıda bir). Zira ki (12)'in yarısı (6). Bir sayıdan. dörde bölündükte. Bulunan sayıya ise: Karesi derler. Bunun için payda olan (8)'e eksik sayı derler. (12)'den fazla olduğundan ona: Artık sayı derler. bölmenin. kendi kesirlerinden olan parçalarıyle eşit olursa ona: Tam sayı derer. Üçün karesinin alınmasından. matematikçiler demişlerdir ki: Sayıların basamaklarının usulü üçtür: Birler. yirmi sayısının dörtte biridir. (6) gibi. dört sayısı. 1/5 (beşte bir). Eğer temel sayı. 1/9 (dokuzda bir) 1/10 (onda bir). Bir sayıyı bir kere tekrar etmeye: İki kat alma derler. birin diğer çarpılana nispeti gibidir. yani başka bir sayıya bağlı değilse ona: Sahib (tam) sayı derler. Fakat asal sayı (11) gibi olur ki. Dördün yarısı. dörtte biri (2). üçe bölünce. yüzler. 1/7 (yedide bir). 1/4 (dörtte bir). kare kök almanın tariflerini. Özet olarak tarifler: Toplama bir sayıyı. diğer bir sayıya bölmeye: Bölme derler. birbuçuk. Üçü. Bir ayıyı. Eğer temel sayı. diğer bir sayıyı çıkarmaya: çıkarma derler. Bir sayıyı ikiye bölmeye: Yarısını alma derle. zira ki. yüzler. yirmi sayısının beşte biridir. toplamı dokuz basamağa ulaşmıştır. bölüm. burada (1) pay. (6)'nın yarısı (3). Bir ayıyı. kendi parçalarından fazla olursa ona: Eksik sayı derler. Bir sayısı. kendisiyle çarpmaya: Karesini alma derler. dörtte biri (3). Bir sayısı. ikiye bölmenin. basamakları vardır. (4)'ün kökü (2). Mesela dördü. (8) gibi. Çarpım. sekizde biri 51)'dir ki toplamı (7)'dir. Eğer temel sayı. Zira ki (8)'i yarısı (4). çarpım ve bölümün sonuçlarını bildirir. milyonlar. birin üç mislidir. malum olsun ki. Bölme ise çarpmanın tersidir. beşe ya beşi dörde çarpmaktan yirmi sayısı elde edildikte. yüzbinler. üçte biri (4). bir sayı istemektir ki. toplamanın. Asıl çarpılan sayıya da: Kök derler. binler. beşin. Füruu da altı olup. üçtebiri (2). beş kere üç: onbeş olduğu gibi. Bir sayıyı. Dokuz kesir şunlardır: 1/2 (yarım). istenen sayı üçtür ki. iki. yüzmilyonlar. Mesela oniki. Eğer farz olunun bir ybaşka sayıya bağlı olduysa ona: Kesir derler. diğer sayıyla çarpmaya: Çarpma derler. başka bir sayı üzerine eklemektir. bir. altıda biri (2)'dir ki. Üç ile beşin toplamı sekiz ettiği gibi. İlk başta birler basamağıdır. bunların toplamı (15)'tir. (9)'un kökü (3)'tür.bilinmeyen sayı ortaya çıkar. . kök almanın. saydığımız dokuz kesirinden bir kesiri varsa yahut kökü varsa ona: Temil sayı derler. Zira ki. öyle bir sayı elde etmektir ki. ne kesiri ne kökü vardır. beşe çarpmaktan. beşin yarısı. Üçü. ki toplamı tamam (6)'dır. (15). Bu tertibin tablosu şu şekildedir: Birler Onlar Yüzler Binler Onbinler Yüzbinler Milyonlar Onmilyonlar Yüzmilyonlar. altıya bölünce yarım ulunduğu gibi. ikiye bölünce. Sayı bir kemmiyettir ki. Yarım gibi 1/2. Ey aziz. iki çarpılandan birin ona nispeti. dokuz elde edilip. onlar. onbinler. Beş sayısı. Beşten iki eksilse üç kaldığı gibi.

onlar. Eğer toplanacak sayılar. sağdaki her basamağın on'u. fazlayı. onu. yüzler basamaklarında bulunan rakamlarını kendi basamaklarında yazarsın ve sayı bulunmayan basamağa sıfır koyup. her bir ismin sayısını rakamlarla onun sağında hizalarında birler. Sureti budur: 00373 Mushaf-ı şerif 0032 02318 Tefsir-i mealim 0654 73514 sağlama: 2/2 Tefsir-i gâzi 0710 _______ Tefsir-i kebir 76205 _____ Toplam 2287 Sağlaması: 4/4 Cami-i buhari 0921 Lugat-ı kamus 0567 _____ 3775 . o basamağın altına yazarsın. ona toplama çizgisi derler. matematikçiler demişlerdir ki: Toplamanın en kolay yolu budur ki. o basamağı yani o sayıyı aynıyle toplama çizgisi altında toplam satırına geçirirsin. toplama çizgisinin altına ve o basamağın hizasına yazıp.dördün üç misli olduğu gibi. birler basamaklarını biribirinin altına. tutulan sayıyı. Zira ki. kendi altında bulunan sayılara eklersin. ona ulaşırsa. yüzler basamaklarını aynı şekilde biribirlerinin altına yazıp. toplama çizgisi altına. solunda olan basamağın bir'idir. Eğer toplam. solda bulunan basamağın sayısına eklersin. üçten ya dörtten fazla olursa: Her dört sayıyı bir çizgi altında toplayıp. altlarındakiler üzerine ekleyip. Her on için bir sayısını tutup. toplamı. Her sayının ismini yani her kıymetin metaının adını. onlar basamaklarını. Ey aziz. işlemi tamamlamak için anlatılan tarz üzere gidersin. her basamakta bulunan sayıları. toplama çizgisinin üzerinde kalan rakamlara itibar etmeyip. on'u bir itibar ederek yüzler basamağına nakledersin. buna karşılık alta bir sıfır yazıp. toplama çizgisi altında sayısız basamağın hizasına yazarsın. iki veya daha fazla sayıyı toplamak murat eyledikte. her bir basamak tamam oldukça bakarsın. on'dan fazla olursa. Üçüncü Madde Toplamanın en kolay yolunu bildirir. Ta sayılar bitinceye dek bu minval üzere gidersin. Eğer soldaki basamakta sayı yoksa. Bu belirtmenin kanunu budur ki. sol tarafta kendi mukabilinde belirtirsin. Her basamağınki yerinde sayı bulunmaz. o on sayısını bir sayarsın ve solunda olan onlar basamağındaki sayı üzerine eklersin. Bundan sonra sağdan başlayarak. Eğer ondan az ise. Eğer bu basamaktakilerin de toplamı. malum olsun ki. altı bir çizgi çekersin ki. toplanacak sayıların eşyasının isimlerini bir uzun kâğıdın sol tarafına biribirinin altına yazdıkça.

toplamada yazıldığı gibi. matematikçiler demişlerdir ki: Yarıya bölmenin kolay yolu . geride 2 kalır. alınan iki sayıyı. bu rakamlara: Kara cümle derler. Çıkarmanın sağlaması. O halde işlem doğrudur. Misali budur: 320573 ______ 641146 Sağlaması: Üstteki sayı dizisinin toplamından (9) lar atılınca. Eğer toplanan sayıların rakamları toplamından dokuz ve katları çıkarılınca bulunan sayı. yazıp sağdan başlarsın. Altıncı Madde Yarıya bölmenin kolay yolunu bildirir. Değilse yanlıştır. 270753 029872 ______ 240881 Beşinci Madde İki kat almanın kolay yolunu bildirir. o bir. Toplamanın sağlamasını yapmak için her sayıdaki rakamlar toplamında dokuz ve katları çıkarılır. Her basamağı kendi hizalarından çıkarıp. yüzler basamağından bir alırsın ki. Dördüncü Madde Çıkarmanın kolay yolunu bildirir. Eğer onlar basamağında sayı kalmadıysa. üstteki yani kendisinden çıkarılan sayılar dizisine eşitse. yoksa yanlıştır. malûm olsun ki. Eğer bir şey kalmadıysa sıfır yazarsın. çıkarılan sayılarla çıkan sayıların toplamı. toplamdaki rakamların toplamından dokuz ve katları çıkarılınca elde edilen sayıya eşitse. işlem doğrudur. Ey aziz. Bu durumda öteki basamaklarda da aynı işlemi sürdürürsün. matematikçiler demişlerdir ki: Hakikatte iki kat alma. Ey aziz. Ey aziz. Bunun iki katı dörttür. Alttaki sayıların toplamından dokuzlar atılınca (4) kalır. Belki her basamağı kendi misliyle toplarsın. kalanını çizginin altına yazarsın. İşlemi gereksizdir. kalanını çıkarma çizgisi altında yazarsın. matematikçiler demişlerdir ki: Çıkarmanın kolay yolu budur ki. onlar basamağına nispetle on'dur. Eğer çıkarılacaksa işlemi yapıp. malûm olsun ki. yapılan toplama işlemi doğrudur.Üzerinde toplama yapılan kâğıda: Dilli defter. iki misli toplamaktır.

Tek ise o kesir için beş sayı tutup. sonra yirmiye çarparsın. sonra da yirmiye çarparsın. Bu kaide çok önemlidir. önceki çeşide dönersin. kesir kalırsa. ikinciyi iki defa bölersin. Birincisi üç kısımdır. iki çarpımı toplarsın: Binüçyüz seksene ulaşır. basamaklar üçtür ki ikincisi yüzler basamağıdır. O halde tek sayıları birbirine çarpıp. Yedinci Madde Çarpma çeşitlerinin en kolay yolunu bildirir. İkinci surette yirmiyi binler kabul edersin. yüzler. İkinci surette yirmiyi. matematikçiler demişlerdir ki: Çarpma üç çeşittir. Üçüncüsü bileşik sayıyı bileşik sayıya çarpmaktır. Bu durumda basamaklar tamam oldukta. Mesela yirmibeş'i. o bir için yine beş sayı tutup. mesela otuz sayısı kırk sayısına veya kırk sayısı beşyüz sayısına çarpmak gerekse. İkincisi tek sayıyı. O çarpmanın sonucu cevap olur. Ama üçüncü çeşitte. çizgi altına yazarsın. her birine başka çarpıp. son çarpılanı dahi onun sayısı kadar eşit parçaya bölersen. Ama ikinci ve üçüncü çeşitte bileşik sayı. onlar. elde edileni tutarsın.budur ki. Birleri birlere çarparsın. malûm olsun ki. onaltı'ya çarpmak gerektiğinde birinciyi iki kere katlar. Üçüncü kısımda. katlama ve parçalamadan sonra her ne miktar sayıya ulaşırsa. Yatay çizgiyi çekersin ve solundan başlayarak. . birer. Şu şekil üzere: 8730313 _______ Sağlama: 7/7 4365156 Yarıya bölmenin sağlaması. meselâ dört sayısını elli sayısına veya üç sayısına dörtyüz sayısına çarpmak murat eyledikte. Ey aziz. mesela ondördü yirmibeş'e çarpmak murat eyledikte. yarılayanın yarısı sağlamasıyla uyuşuyorsa işlem doğrudur. Bundan sonra iki çarpılanın basamaklarını toplarsın. Bu sonucu toplarsın: Üçyüz elli olur. tutulanı öteki basamağın önceki cinsinden kabul edersin. Orada bir'den gayri sayı varsa o tuttuğun beşi. önceki surette onikiyi yüzler itibar edersin. bundan sonra onu. tek sayıyı bileşik sayıya çarpmaktır. Kaide: Eğer iki çarpılanın birini. Birincisi. bir kere ya ziyade katlayıp. beşe. Eğer yarılananın yarısı. Sayı çift ise tam yarısını yazarsın. Birincisi. yoksa yanlıştır. dörtyüz olur. bu minval üzere basamakların sonuna gidersin. bu surette önce dördü beşe. Zira ki basamaklar beştir ki dördüncüsü yüzler basamağıdır. tekine indirilse. Zira ki. tek sayıyı tek sayıya çarpmaktır. onu önceki basamakta bulunan sayının yarısı üzerine eklersin. önceki basamağın altına yazarsın. çizginin sağında elif (1) şeklinde başka çizgi çekersin. önceki gibi yirmiyi onlar itibar edersin. sayıları yukarıda geçen minval üzere yazarsın. yarılayanın toplamı alarak olur. İkincisinde. Bunu bilen. hesabını tez bilir. Dört sayısını yüz sayısına çarpmağa döndürme olup. Orada bir veya sıfır varsa. iki çarpımı toplarsın: Üçyüz yirmi dört olur. binler basamakları olan sayıya çarpmaktır. Bu iki kısımı çarpmakta kolay yol budur ki: Bu iki kısımda bulunan birlerin gayrisini birlerden olan tarafa verirsin. birbirine çarparsın. her basamağın yarısını kendi hizasına. Zira ki basamaklar dörttür ki o üçüncüsü yüzler basamağıdır.

Nitekim Hazreti Ali kerremullahü vecheye. Bu durumda çarpımın sağlaması ötekilerinkine uygun geldiyse işlem doğrudur. sıfıra çarparsan. değilse yanlıştır. onu bölene çarpasın ve onun sonucu bölünene eşit ola. ayn sahibi dört. çarpımın birlerini. malûm olsun ki. birler basamağının altına yazarsın. Vakta ki teki bileşiğe çarpmak murat edersin. Zira ki. o sıfırın altına sıfır koyarsın. ki tek sayıdır." Eğer önce dördü yediye. İkisini dahi anlatılan şekilde yazarsın. Eğer birleri. Eğer o sonuç bölünenden az geldiyse ve bölenden eksik olduysa. altmışüç bin kırküç sayısına çarpılsa: İşlemin sureti şöyle yazılır: 63043 5 ______ 315215 Eğer çarpan elli sayısı olursa. Eğer harf-i ayn olan kesirlerin paydalarını birbirine çarparsan yine dokuz kesirin paydasını bulma yoluna gidersin. Onlar için sayılarınca birler tutup. o eksik sayıyı bölene nispet edersin. . Eğer sonrasında sıfıra varsa. o istenen bölümdür. onun çarpım sonucu üzerine eklersin. Sekizinci Madde Bölmenin kolay yolunu bildirir. O halde eğer ona eşit olursa. dokuz kesirin paydası elde edilir ki: İkibin beşyüz yirmidir. Latife: Eğer ayın günlerini. iki sıfır koyarsın. Her on için bir tutup. Bundan sonra teki. yukarıdaki minval üzere işlemi tamamlarsın. öyle bir sayı istersin ki. Eğer çarpan beşyüz sayısı olursa. birler bulunmadıysa altına sıfır koyarsın. haftanın günlerine çarparsan. çarpılanın sağlamasına çarpmakla olur. önceki basamakta bulunan kendi suretine çarpıp. onarı satırın sağının dışına yazarsın. o onlar sayısını sıfırın altına koyarsın. Ey aziz. sonra çarpımı dokuza sonra da ona çarparsan: İkibinbeşyüzyirmi elde edilir ki. kesirlerin paydasından soruldukta: "Haftanın günlerini çarp seninin günlerine." buyurmuştur. sonrasında sayı varsa. Mesela beş. dokuz ve ondur. çarpım satırında önce bir sıfır koyarsın. Şu şekilde: 63043 500 ______ Sağlama: 8/8 31521500 Çarpmanın sağlaması: Çarpanın sağlamasını. Veya bölenden az ve eksik gele. matematikçiler demişlerdir ki: Bölmenin kolay yolu budur ki. yılın aylarıyla çarparsak. yedi. dokuz kesirin paydalarıdır.Eğer sayıların basamakları çok olur ve işlem zor olursa kalemle kolay olur. elde edilen üçyüzaltmış günü. Eğer birler ile sıfırlar olursa. Eğer onlar bulunup.

Aranan sayının çarpım sonucunun bölünen ile eşit olduğuna misal: Onikiyi dörde bölmek gibidir. bölenden eksiktir. Bölüm. Bundan sonra soldan bölünenin sonundan başlayıp. Bu ekleme üzere gidersin. Mesela: Onüçü. O. Sonra bölenin iki katını alıp. Eğer bir basamak eklemekle çıkarmak mümkün olmadıysa. Ta o basamaktan dört evin birini çıkarmak mümkün oluncaya dek ve evin sayısını. Onun hizasında çizginin altında çıkarılan evin aynı sayısını yazarsın. onun üzerine yazıp. Eğer bir sayı kalırsa. Eğer öteki basamaktan çıkarmak mümkün değilse. Ondan dört evin mümkün olan fazlasını o basamaktan çıkarırsın. Bu durumda o sayı kesirdir ki. Şimdi o eksik olan bir sayıyı bölen olan dörde. Fazla sayıları bölmek için matematikçiler arasında makbul ve meşhur olan şekil. bölüm üçbuçuk olur. Eğer bölünenden birşey kaldıysa ki ondan böleni eksiltmek mümkün olmaz. ikincisi onun katlamasıdır. bölünenden bir sayı eksiktir. bölüm altıyüz doksandokuz olup. sonucu altına kaydedersin. dördüncüsü onun katlamasıdır. o basamakların sağında olan önceki basamağın altına koyarsın. Eğer bölünen ondört olursa. üç artar. evlerin sayılarının biri vaki olmadıysa. ilk ev bölendir. bölüm üçbuçuk olur. o sonuç onikidir. onun sonucu bölünenden az olur. son basamağa bakarsın. Eğer çizgi altında bölünenin basamaklarından birinin hizasında. aranan sayı üç olur. Ondan onu iki kat alıp yine altına yazarsın. oraya bir sıfır koyarsın. Birincisi. onun sağında olan basamağı ona ekleyip bu minval üzere işlem yaparsın. Bundan sonra bölüneni bu çizginin üzerinde ve bölenin solunda yazarsın. Bu. bir başka basamak daha eklersin. Onu bölen sayı olan dörde çarparsan. o basamağı yok edersin. Şimdi buna: Dört ev derler.O halde o nispetin sonucu. Bundan sonra çizginin altında yazılan sayıları toplarsın ki. onun paydası bölendir. Bu surette bölüm üç sayısıdır. Bu çizgiyi bölenin altına kadar uzatırsın. Zira ki. altına bir çizgi çekersin. Mesela dokuzbin yediyüz seksendokuz sayısını. O bölüm. elde edilen bu sayı ile bölümdür. dört yoldur. bölenden eksik olur. Bundan sonra ikinci bölümü dahi iki kat alıp. üçüncüsü katlamanın katlamasıdır. artık bir kesirdir ki onun paydası ondörttür. altına koyarsın. ondörde böldükte. bölüneni yazıp. toplam olur. Ta bölünenin basamaklarının evveline ulaşınca dek işlemi tamamlarsın. ki. dörtte birle nispet edersen. Dört ev işleminin sureti böyledir: 11 kesir _____ 121 _____ 2323 _____ 4167 _____ 9789 bölünen . dörde bölmek murat eyledikte.

yedi bölü yedi bir ettiğinden onaltının kökü dört olur ve tam sayı olur. Diğer sayıların kökleri de bunlara kıyas ile ortaya çıkıp bilinir. Seksenbirin kökü dokuzdur. Kırkdokuzun kökü yedidir. O halde onun kökü üç tam ve altı bölü yedidir. Bayağı Kesirler Bayağı kesir. Ona tam kök olan ikiyi katları ve bir eklersen beş olur. Bir kalır. Dokuzun kökü üçtür. Mesela beşin kökü alınmak istense. onun dahi sağlamasını sonucun üzerine eklemekle olur. Eğer istenen asal sayı olsa. Altmışdördü kökü sekizdir. onun en yakın kökü alınabilir sayısı dokuzdur. Bu durumda altının kökü iki ve beşte ikidir. Yirmibeşin kökü beştir. kökü tamsayı olmasa onun kökünü çıkarmakta kolay yol budur ki: O asal sayının küçüğü. Bu durumda beşin kökü iki ve 1/5 olur. Ama onun kökü murat olunsa. Yüzün kökü ondur. malûm olsun ki.) Sağlama: Bölünenin sağlamasını. Altının en yakın kökü alınan sayısı dörttür. Eğer küçüğünü büyüğü götürürse mütedahildir (geçişlidir). matematikçiler demişlerdir ki: Eğer istenen sayı küçük ve tam sayı olursa onun kökünü almak kolay olur. birden başka iki sayıdır. Onaltının kökü üç tam yedi bölü yedi olur ki. tekrarlamak gerekir. bir ilave edersin. Dokuzuncu Madde Sayıların kökünü. Uygun değilse unutma ve yanlışlık olmuştur. onun altında en yakın ve kökü tam olan dördü. bölünenin sağlamasına uygun olduysa işlem doğrudur. kesirlerini ve bayağı kesirlerin hesabının kolay yolunu bildirir. takriben o asal sayının köküdür. Otuzaltının kökü altıdır. sekizin kökü iki ve beşte dörttür. Altıdan dördü çıkarırsan iki kalır. Mesela dördün kökü ikidir. bu asal sayılara en yakın kökü alınabilen sayı örttür. Eğer iki sayı eşitse mütemasildir (benzerdir). kökü tam olan en yakın sayı ile bu sayının farkını alırsın. Dokuzun tam kökünü ikiye katlar ve bir eklersen yedi olur. artık kesir varsa. Ey aziz. Bunların hepsi tam sayıdır. Kökleri de tamsayıdır. Onaltının kökü dörttür. Eğer her ikisini bir üçünü sayı .___________ evler 1 014 bölen 2 028 0488 4 056 211 8 112 699 bölüm _____ 140 (Tarif eski usule göre olduğundan şekilde de kitaptaki şekil muhafaza edilmiştir. Yedinin kökü iki ve beşte üçtür. Şimdi toplamanın sağlaması. beşten çıkarırsın. Zira ki. Tam kökün iki katını alıp. bölenin sağlamasına çarpıp. Dokuzu ondan çıkarırsan bir kalır. Şimdi bu.

Veya mükerrerdir ki üçte bir gibi onbirden iki cüz gibi. Mütemasil açıktır. paydası ya tam sayıdır ki ikiden ona kadar dokuz kesirdir. Bunlar mütebadiyen ise birbiriyle çarparsın. ister ymütedahil olsunlar. Eğer tam bölünürse. o kesir iki sayının vakfıdır (uygunudur). Sekizde birin dörtte biri muzaf kesirinin paydası otuzikidir. Kesir. Eğer sonunda bir kalırsa o iki sayı mütebayindir. Bu paydalar ister mütebayin. eğer onunla tam sayı olduysa. üçüncü sayı onun paydasıdır. ona cüz denmiştir.11 143 Kesirlerin paydasına: Mahrec. Kaçan kesiri yazarsan. onu kesirin üstünde ve kesiri onun altında ve paydanın üstünde yazarsın. 121 O halde bir tam iki bölü üçü böyle yazarsın: 2 (1 ____) bir tam bir bölü üçü böyle =1 1 0 1 3 0 1 3 (1__) bir bölü üçü böyle = 1 (___) yarımın altıda birini böyle ___ (___) beşte iki ve 3 3 3 1 12 2 0023611 dörtte üçü böyle = 2 ve 3 (___ ___ onüçte birin onbirde birini böyle __ min __ 5 4 5 4 11 13 11 (_____ = ____) 13. Veya paydası asaldır ki. İki ybölü dört. Sekizde birin altıda biri muzaf kesirinin paydası kırksekizdir. ünam derler. Müfret ve mükerrer kesirlerin paydası aynıdır. ister mütevakıf. mütedahil ise büyüğünü alırsın: bu çarpımları üçüncü bir kesirin paydası olarak yazarsın. o iki sayı mütedahildir. mükam. Bağlı kesirlerde araya ve (+) yazarsın. Fakat ötekilerin çoklarını azına bölersin. Veya muzaftır ki altıdabirin yarısı gibi onüçten bir cüzün onbirden bir cüz gibi ve onbirden bir cüz ve onüçten bir cüz gibi. . Muzaf kesirin paydası. Beşte birin altıda biri muzaf kesirinin paydası otuzdur. Eğer kaldıysa. Matuf kesirin paydalarını ybulmak için iki payda alırsın.götürürse mütevakıftır (bağımlıdır). Yine hepsi birbiriyle çarpılır. Bu iki sayı da mütevakıftır. birbirlerine izafe edilen kesirlerin tek tek paydalarının çarpımına eşittir. Bu ikisinden her biri ya tek sayıdır ki üçtebir gibi onbirden bir cüz gibi. Mesela bir bölü dördün paydası dörttür. Eğer iki sayıyı bir başka sayı götürmezse mütebayindir (uyuşmazdır). böleni. bölünenden kalan sayıya bölersin ta kalmayıncaya değin gidersin. O kesir ki. Eğer kesir ile tam olmadıysa onun yerine sıfır koyarsın. üç bölü dört gibi mükerrer kesirlerin de paydaları dörttür. Muzaf asal kesirlerde araya min (=) yazarsın.

Mesela onbeş bölü dört kesirinin ref'i. bir ile toplarsın yedi olur. payı küçükse aynı kalır. Payı büyük olursa tam sayılı kesir olur. Mesela iki tam bir bölü dört. paydasına bölersin. bir bölü üç. tam sayılı kesire çevirmeye ref' denir. Yedi ile altmış mütebayin oldukları için çarpar. 1 1 1 6 4 3 13 1 ___ + ___ + ___ = ___ + ___ + ___ = ___ = ___ 2 3 4 12 12 12 12 2 111231 ___ + ___ = ___ + ___ = ___ = ___ 636662 1113216 ___ + ___ + ___ = ___ + ___ + ___ = ___ = 1 2366666 13361 3 x ___ = ___ -. payın yarısını alırsın. Elde ettiğin oniki ile mütebayin olan beşi çarparsın. Tecnis. . tam sayı kısmı olur. Kalan da kesirin payı olur. payı paydasına eşitse bir olur. Matuf kesirler bittiği zaman bulduğun sayı. üç tam üç bölü dört olur. bileşik kesire çevrilse payda dokuz olur. küçüğü olan paydasına bölersin. o kesirlerin paydası olur. Bölüm.2 x ___ = ___ = 1___ 55555 Kesirleri ikiye bölmek için payı çift ise. bir bölü dört toplanırsa. Bir bölü altı ve bir bölü üç toplanırsa bir bölü iki olur. tam sayılı kesiri bileşik kesir yapmaktır. Altı ile dört mütevakıf sayılar olup. O halde dördü ikiye böler altı ile çarparsın. Mesela bir bölü iki. Altı tam üç bölü beş için otuzüç ve dört tam üçte birin yedide biri için seksenbeş olur. payı olduğu gibi bırakırsın. ortak bölenleri ikidir. Bulduğun kesirin payını. Altı ise elde ettiğin altmış ile mütedahildir. mütehayin olan iki ile üçü çarparsın altı olur. Paydaları ikiden ona kadar olan dokuz bayağı kesirin paydalarını bulmak için. kesirin paydasıyla çarpılır ve paya eklenir. Üç tane bir bölü beşin iki katı alınırsa. Bir bölü iki. Bulunan sayı bileşik kesirin payı olur ve payda değişmez. Tek ise paydayı ikiye katlarsın. Sonra paydalarını eşitlersin. Bunun için büyük sayı olan payı. bir bölü üç. bir tam altıda birin yarısı olur. bir bölü altı toplanırsa bir tam olur. Bayağı kesirleri toplamak ve iki kat almak: Verilen kesirlerin ortak paydasını bulursun. bir tam bir bölü beş olur.Kesirler çok ise aynı işleme devam edersin. Bunun için tam sayı. dörtyüzyirmi bulursun. Bileşik kesiri.

Çarpılacak kesirler tam sayılı ise. Kesirin paydası dört olduğundan dörde bölersin ve beş tam bir bölü dört olur. bir tam üç bölü dört bulursun. Zira ki. Elde edilen kesirin payı büyükse paydasına böler ve tam sayılı olarak yazarsın. ortak paydaya pay alırsın. Mesela: İki tam bir bölü iki. Üçü. dörtte biri olan üçü çıkarırsan bir kalır. Bulunan paylar bölünür. on tam iki bölü beş eder. Kesir tam sayılı olursa. Önce tam sayılı kesirler. ___ in yarısı ___ dur. üçte birden çıkarsa üçte birin yarısı olur. Üç tam bir bölü dördü beş tam bir bölü yedi ile çarparsan. 5 5 5 10 Çıkarma yapmak için iki kesiri ortak payda cinsinden yazarsın ve birini diğerinden çıkarırsın. beş tam bir bölü dörde bölersen. Öteki misalleri bunlara kıyas ederek yapabilirsin. İki kesiri çarpmak için payları ve paydaları çarparsın. 1 21 21 7 3 . tam sayı payda ile çarpılır. Artanı. üç tam bir bölü üç ile çarpılırsa sekiz tam bir bölü üç olur. önce onları bileşik kesir haline çevirir sonra çarparsın. ya tam veya bileşiktir. Bölünen veya bölenden biri tam sayı olursa. bölünen ya kesir. paydayı aynen yazarsın. 1 1 5 10 50 2 1 2 ___ 3 ___ = ___ + ___ = ___ = ___ = 8 ___ 2323863 1 1 13 36 468 20 5 3 ___ x 5 ___ = ___ x ___ = ___ = 16 ___ = 16 ___ 4 7 4 7 28 28 7 Bayağı kesirlerin bölmesi: Kesirlerin bölmesi sekiz kısımdır.4233 ___ in yarısı ___ . Mesela dörtte bir. üçe bölersen. bileşik kesire çevrilir. Kesiri kesre bölerken. Önce elde edilen büyükse. Bayağı kesirlerin çarpımı: Tam sayı ile kesiri çarpmak için tam sayı ile kesirin payını çarpar. Üç bölü dördü yediyle çarparsan yirmibir bölü dört olur. Önce elde ettiğini ikiye bölersin. Dört ile çarparsan elliiki bölü beş bulursun ki. çarpmadan önce kesiri bileşik kesir haline getirirsin. Bölen dahi ya tam ya kesir veya tam sayılı kesirdir. Çünkü üçte bir ile dörtte birin ortak paydası onikidir. Bu ise onikinin altıda birinin yarısıdır. onaltı tam beş bölü yedi bulursun. paydalar ortak olacak şekilde çarpma işlemi yapılır. dört bölü yedi bulursun. Mesela iki tam üç bölü beş ile dört tamı çarpmak için iki tam üç bölü beş bileşik hale getirilir ve onüç bölü beş olur. kesir tam sayılı olur. Mesela: Beş tam bir bölü dördü. Onikinin üçte biri olan dörtten.

ya toplamaya veya çarpmaya ilişkin olur. malûm olsun ki. bu dörtlü orantı yoluyla çözülebilir. Problemler: Gaflet olunmasın ki probmlemler ya fazlaya. Aranan üç bulunur. Eğer iki bilinmese. iki ve altıdan ibaret olan yanları çarpar. Mesela: İki. Elde ettiğin bölümü diğer orta ile çarparsın ve istenen tarafı bulursun. üç ile dördün çarpımına eşittir. dokuza bölersin. dokuzu. birincinin ikinciye oranı. Ey aziz. Ortalardan biri olan altı bilinmese.5 ___ : 3 = ___ : 3 = ___ = ___ = 1 ___ 4 4 12 4 4 1 21 12 4 3 : 5 ___ = 3 : ___ = ___ = ___ 4 4 21 7 Onuncu Madde Bilinmeyen sayının bulunmasının kolay yolunu bildirir. kullanışlı. ikinin dörde oranı üçün altı'ya oranına eşittir şeklinde bi dörtlü orantı kurulabilir. her yerde uygulanabilen. Eğer üç bilinmese. bilinen tarafa bölersin. iki ortadan birini bilinen tarafa bölersin. ortalardan biri olan altıyı diğer taraf olan ikiye böler. Eğer iki ortanın biri bilinmezse iki tarafı çarpar bilinene bölersin. istenen üç bulunur. İstenen dokuz bulunur. üçüncünün dördüncüye oranına eşittir. üç ve altı sayıları arasında. taraflardan biri olan dokuzu üçe böler. diğer orta olan üç ile çarparsın. Bu dört sayının biri bilinmezse diğer üç sayının yardımı ile bulunur. üçü. Eğer bilinmeyen iki ise ortalar olan üç ile dördü çarparsın. her zaman doğru ve hesabın esasıdır. Elde ettiğin onikiyi. Dörtlü orantının bölme yolu ise şudur ki: İki ortadan biri bilinmese ortalardan birini. matematikçiler demişlerdir ki: Bilinmeyen sayıyı bulmak için kurulmuş olan dörtlü orantı kaidesi. Bu orantıda yanlar ve ortalar çarpımı birbirine eşittir. . Bulduğun bir bölü üç ile altıyı çarparsan istenen iki bulunur. Meselâ: 26 ___ = ___ dörtlü orantısını düşün. Elde ettiğin bölümü diğer taraf ile çarparsın. Fazlaya bağlı olan soruya misal budur ki: Hangi sayı dörtte biri ile toplandığında üç olur: Bunu dörtlü orantı ile çözmek için verilen kesirin paydası olan dört sayısını alır mehaz dersin. dörtlü orantının çarpma yoludur. Bilinmeyen altı olsa onikiyi ikiye böler aradığın altıyı bulursun. istenen ikidir. üç ile altıya ortalar 3 9 denir. Eğer taraflardan biri olan dokuz bilinmese. Bu anlatılan usûl. ya muamelâta. Bölüm. Burada iki ile dokuza taraflar. altıya bölersin. İstenen orta bulunur. belli olan ortaya bölersin. Eğer ortalardan biri olan dört bilinmezse. dört. ya eksiğe. İki taraftan yanlardan beri bilinmese. iki ortayı çarpar. Çıkan sonuç bilinmeyendir. Mehazda soruya göre işlem yaparsın. diğer taraf olan iki ile çarparsan istenen altı bulunur. Dörtlü orantı öyle bir dört sayıdır ki. bilinmeyen bulunmuş olur. Bulduğun bir tam bir bölü iki ile ikiyi çarparsın. bilinen taraf olan altıya bölersin. yanlışsız. İki ile altının çarpımı. bilinen orta olan dörde bölersin. Eğer yanlardan biri bilinmeyen olursa. Zira bütün bilinmeyenli problemler.

ortaya bölersen isteneni bulursun. netice üç rıtıl ve bir bölü üç rıtıl olurdu. eksiltme yapılmışsa eksiltirsin. Toplamaya bağlı soruya misal: Hangi sayının üçte biri ile dörtte birinin toplamı ondur? Buna benzer sorularda. Bilinen sayı altıdır. İki ile üçü çarpıp beşe bölersen. bilinmeyenin soruda verilene oranla eşittir. iki tam iki bölü beştir. Orta Bilinen 2 6 Üç ile altıyı çarparsan.Yani soruda ekleme yapılmışsa eklersin. yediye bölersen istenen sayı olarak onyedi tam bir bölü yediyi bulursun. biri orta. Bir çıkarınca orta iki olur. mehaz dersin. Misali budur: 4 x 12 2 ___ = ___ 5 . Soruda verilen on olduğuna göre: Me'haz Bilinmeyen 12 2 ______ = _________ kaidesine göre ___ = ___ Orta Bilinen 7 10 O halde oniki ile onu çarpar. ortak paydayı bulur ve soruya göre hareket edersin. orta bir eklenerek beş. Me'haz Bilinmeyen 3 x ______ = _________ orantısına göre ___ = ___ yazılır. Çünkü soruların değeri farklı cinsi ile çarpılıp. Onikinin üçte biri ile dörtte biri toplamı yedi olduğundan orta yedi olur. Eksiğe ilişkin olan soruya misal: Kendisinden üçtebiri çıkarılınca altı olan sayıyı bulunuz? Kesrin paydası olan mehaz üçtür. Mehazın vasıtaya oranı. verilen sayı da üçtür. Mehaz ile bilineni çarpıp. Ortak payda onikiye. bir dirhem ve bir bölü beş dirhem bulursun. iki rıtlın fiatı kaç dirhemdir? 5 2 5 rıtl 2 dirhem ederse ___ = ___ veya 3 rıtl x dirhem eder 3x Bilinmeyen dördüncü ortadır. biri de soruda verilen sayıdır. elde edileni. x = 12 x = ___ = 2 ___ 5355 O halde kendisi ile dörtte birinin toplamı üç olan sayı. Eğer soru üç dirheme beş rıtl gelirse iki dirheme kaç rıtıl gelir diye sorulsaydı: İki ile beşi zarpar üçe bölerdim. . elde ettiğin onsekizi ikiye bölerek istenen dokuz sayısını bulursun. Böylece üç bilinen bulunmuş olur ki biri mehaz. Muamelâta ait soruya misal: Beş rıtlın fiatı üç dirhem olsa. Bu problemde mehaz dört. aynı cinsine bölünür. Bulduğun sayıya orta dersin.

Dörtlü orantıda üç sayı bulunup ortalar eşit olursa. Bu nesne. yüzey ve cismin tariflerini. yanları birbiri ile çarpar ve kare kökünü alırsın. malûm olsun ki. cüzü olmayan nesnedir. İstenen altı sayısı bulunur. hakikatte yer tutup. Me'haz Bilinmeyen 12 x ______ = _________ kaidesine göre ___ = ___ Orta Bilinen 6 24 O halde oniki ile yirmidördü çarparsın. kendisinin iki katına eşittir? Dörtte bir ile altıda birin paydaları dört ve altı olup ortak payda onikidir. ortanın karesini bilinen yana bölersin ve bilinmeyen yanı bulursun. ancak duyularla işareti kabul olup. Allah'ı tanımakta yardımcı olan astronomi ilminin tahsilini kolaylaştıran matematik ilminin özetinden bu kadarla yetinilip.Çarpma ile ilgili soruya misal: Hangi sayının dörtte biri ile altıda birinin çarpımı. ona: Nokta derler ki. Yahut da dördün hangi sayıya oranı. üçte biri iki olup. beşin hangi sayıya oranına eşittir? denilse: Beşin karesini ikiye bölersin. Onikinin dörtte biri üç. uzunluğu. çizgi ve yüzeyin kısımlarını ve özelliklerini özet olarak bildirir. Ey aziz. çarpımları altı olduğundan orta altı olur. hiçbir cihetle bölünme kabul etmese. çizgi. yanlardan biri de bilinmeyen olsa. geometriciler demişlerdir ki: Arazın kısımlarından her nesne ki. ancak duyularla işaretlenip ancak bir cihetle bölünme kabul etse. genişliği ve derinliği olmayan bir nesnedir. meselâ birincinin ikiciye oranı. çizginin son iki ucudur. ikincinin üçüncüye oranına eşit olsa. İstenen sayı oniki tam bir bölü iki olur. Arazların kısımlarından bir nesne ki. Eğer ortalar bilinmeyen olsa. O halde mehaz onikidir. Meselâ: İkinin beşe oranı. bulduğun ikiyüz seksensekizi altıya bölersin ve istenen kırk sekiz sayısını bulursun. 8-BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Cisimlerin miktarlarını. ona: Çizgi derler ki. bilinmeyen orta bulunur. Birinci Madde Nokta. astronomi için önemli ve lüzumlu olan şekillerini kolay bir yöntem üzere dört madde ile beyan eder. o sayının dokuza oranı gibidir? denilse: Yanların çarpımı olan otuzaltının kare kökünü alırsın. arazların kısımlarından her nesne . boyutlarını beyan eden geometrinin. astronominin başlangıcı olan geometriye de sıra gelmiştir. noktayla biten. Soruda verilen iki kat olduğu için yirmi dört olur.

bir tarafı göze mukabil oldukta. bunun tersi olup. düz olan iki ya fazla çizgilerdir ki. mesafesi üzere farz olunan noktalar toplamı birbirinin hizasında ola. onu bir çizgi veya ziyade çizgi kuşatır. üç cihete göre bölünme kabul etse. Mesela koninin üst açısı gibi. dik açı bulundukta. birine: Doğu açı derler ki. yani bazı cüzleri yüksek. Ey aziz. Yüzey ise. açıları dik olmayana: Eşkenar dörtgen derler. dört çizgi kuşatırsa. Birine: İkizkenar üçgen derler ki. kiriş. ona: Üçgen derler. Bu minval üzere on kenara varıncaya kadar ongen derler. bir ucundan bir ucuna varıncaya dek o yüzey üzerinde farzolunan cüzlerinin çizgileri birbirine karşılıklı ve paralel ola. Açıları dik olup. dokuzgen. bir veya daha faza yüzeyin kuşatmasından bir cisimde meydana gelir. geniş üçgen adı verirler. bilinir. iki yanlarından doğruluk üzere sonsuza dek uzatılsalar. Bunların dışındakilere yamuk derler. geometriciler demişlerdir ki: Her yüzey ki. Kenarları eşit olmayıp. öteki tarafıyle ortasının ve diğer tarafının görünmesine bir engel olmaya.ki. kenarları eşit olmayana: Dikdörtgen. birbirlerinden uzaklıkları. öteki tarafıyle ortasının görünüşüne eğri parçalar engel ola. bir noktada bitişmeksizin uzayan iki çizginin arasında yumrusudur. ancak iki kenarı beraberdir. matematikte bahsolunan cisim bilgisidir. ya düzdür. Aynen bunun gibi. Bunun aksine ki. Eğer kenarları eşit olursa: Kare. derler. dik üçgen. Eğer beş çizgi kuşatırsa. beşgen. ona: Yüzey şekli derler. dar açılı üçgendir. çizgilerin paralelleri ve paralel olmayanlarıyla kıyaslanırsa. malûm olsun ki. İkinci Madde Üçgenlerin kısımlarını. çizgiyle biter. Doğru çizgi odur ki uzunluğu. ongen derler. bütün cüzleri eşit oyup. Kenarları dörtten fazla olan şekile: Çokgen dahi derler.Açı. lakin kenar ve açılarından karşılıklı ikisi eşit olsa. üç çizgi kuşatırsa. Doğru çizgiler dahi ya paraleldir ya paralel değildir. bir tarafı göze mukabil oldukta. sekizgen. yani uzunluk. Düz olmayan yüzey. ona eşkenar dörtgen derler. Doğru . yay. bazı cüzleri alçak olmayıp. kenarlarının üçü dahi birbirinden farklıdır. kenarları bir noktada birleşir ki o iki çizgi bitişik olmaya. uzunluk mesafesinin cüzleri eğrilik üzere olup. dairenin merkez ve çevresini. Geniş açı bulunduğu takdirde. kenarları eşit olup. Bu dahi üç kısımdır. Paralel çizgiler. Ama üçgen ve dörtgen dahi kısımlara ayrılırlar. Bunların yarımlarına: Yarım değirmi yumru ve yarım değirmi bükey derler. düz olmayan yüzeylerin bazısına değirmi deler. ona: kare derler. o nesne uzunluk ve genişlikle olup. yani uzunluk ve genişlik yönünden bölünme kabul etse. Eğri çizgi. Açı iki kısım olup. açıları dahi dik olmasa. pay ve sintüsü özet olarak bildirir. Üçgende. Kürenin dış yüzeyinin yumruluğu gibi. birbirlerine kavuşmaları mümkün olmaz. iki çizgiyle kuşatılmış bir yüzeydir ki. Birine: Çeşitkenar üçgen derler ki. ya değildir. çap. beşgen derler. doğru ile eğriye ayrılır. Eğer yüzeyi. Birine geometrik cisim derler ki. Arazlardan bir nesne ki. Yüzeylerin paralelleri ve paralel olmayanları. doğru çizgilerin tersidir. bunun tersidir ki. her üç kenarı birbirine eşittir. altıgen. iki cihetle bölünme kabul etse. Birisine: Eşkenar üçgen denir ki. Eğer yüzeyi. duyularla işareti kabil olup. Paralel olmayan çizgiler. dörtgen derler. Düz yüzey odur ki. dörtgenlerin çeşitlerini. çokgenlerin açı kısımlarını. ona: Yüzey derler ki. yedigen. Çizgi. dört kenarı olan şeklin. Geniş ve dar açıların bulunduğu üçgen. dört kenarı eşit olursa ve dört dik açısı olursa. genişlik ve derinlik bakımından bölünmesi kabul olsa. ona: Cisim derler ki.

onlara küre kutbu. Eğer o yüzey kürenin merkezini geçerse. daireyi iki eşit parçaya bölmeyip. Ona: Küre kuşağı derler. o: Dik konidir. Onu çevreleyen eğri çizgiye. Merkezlerini birleştiren çizgi. o halde şüphe yoktur ki . kendi benzeri dik bir çizgi olup. Kürenin iki kutbu. ona paralellik eden bütün dairelerin en büyüğüdür. O noktaya: Kürenin merkezi ve o çizgilere: Kürenin çaplarının yarıları derler. her iki uca ulaşan doğru çizgiye -ki belirtilen yarıçaplardan her ikisinin tamamıdır dairenin çapı derler.Şekil bir uzamdır ki. onun ortasından bir nokta farz olunup. düz bir yüzeyi bir yönüyle kuşatır ki. koni. bu dairelerin dahi kutuplarıdır. Bir şekil o şekilde olursa ki. Anlatılan dairelerden o daire ki. merkez ve çevresini. hareket kutbu dahi derler. iki kutbun arasını yarıya bölmekle. dairenin yarıçapı derler. o daireyi iki eşit parçaya bölüp. iki tarafında oluşan iki eşit açıların biridir. Kirişin yarısına: Düz sinüs derler. Bu iki kısmın kenarları doğru olmak lazım gelmez. o silindirin payıdır ki. Bu iki kısmın her birine: Parça adını verirler ve çevrenin her parçasına kavs (yay) adı verirler. Bu çap ki. eksen ve hareketini. Dairenin çapının yarısına: mutlak sinüs derler. Dik olan doğru çizgiye: Dikey derler. bir kısmına: Dar açı tabir ederler ki dik açıdan küçüktür. malûm olsun ki. kürenin merkezinin aynıdır. bir daire çizer. Kirişin yarısından çıkıp. küre şekillerini. o dairenin tabanıdır. Değilse: Eğik silindir derler. Merkezi. o şekile: Küre ve o yüzeye: Kürenin çevresi ve değirmi yüzey derler. doğru bir çizginin üzerinde. eğer bu pay o tabanlar üzerine dikey olursa. o cisme: Silindir derler ki. biri büyük ve biri küçük olmak üzere iki kısma böler. altı eşit kare kuşatırsa. merkezden çam kozalağı yüzeyi gibi dar bir noktaya yükselip. bir eğri çizgi. o iki daire onun tabanlarıdır. küp. Bu düz yüzey. o koninin payıdır. o ortada var sayılan noktaya. O daire. çapın tamamıyle çevrenin bir yarısını kuşatır ve o daireyi iki parça edip. onun kutbu. geometriciler demişlerdir ki: Her cisim ki. Merkezden o noktaya çıkan çizgi. Merkezi geçip. Ancak iki karşılıklı nokta ki. ona: Küp derer. ötekilerine küçük daire adı verilir. silindir. Şimdi o çevrelenen yüzeye daire derler. gaflet olunmaya. bir küreyi iki parça eyledikte. Ey aziz. o noktadan o cismin yüzeyine çekilen çizgilerin cümlesi eşit olsa. Eğer iki eşit paralel daire çevreleri arasını birleştiren düz yüzey ile bir cismi kuşatırlarsa. Üçüncü Madde Mücessem şekillerden. bir cismi kuşatırsa. kutbunu. o noktadan çevreye çekilen çizgilerin cümlesi eşit olur. Eğer bir daire. o daireye. ona: Eksen derler. o: Dik silindirdir. bir daire ortaya çıkar. Birine: Dik açı derler ki. iki kutbun arasını birleştirir. kuşağa oranla boyutları eşit olan her iki daire eşittir. bir devrini tamam ettikte. dairelerle dönencelerini. yüzeyin içinde bir nokta farz olunsa. dairenin merkezi derler. yavaş ve hızlı hareketlerini özet olarak bildirir. Bir kısmına dahi geniş açı derler ki. onlara: var sayılan devir noktaları denir. Eğer o pay taban üzere dikey olsa. ona: Koni derler ki. büyük. Eğer bir cismi. O daireler birbirinden küçüktür ki. Merkezden çevreye uzanan çizgilerin her birine. yayın yarısına ulaşan dikeye: Sinüs eğrisi derler. kuşağını. Değilse eğik konidir. İki tarafta bulunup. kürenin kutbunun aynısıdır. daire çizgisi ve değirmi çizgi derler.açı dahi üç kısımdır. ona: Mücessem şekil derler. dik açıdan büyüktür. Kürenin çevresinde her nokta ki farz olunur. Bir çap ki. merkezi geçmeyen doğru çizgiye: Veter (kiriş) denir ki. ou bir veya daha fazla yüzey kuşatır.

öteki kenarına çarpmakla elde edilir. Her muhtelif hareket bileşiktir. bölüm o dairenin . kendi yarısına çarpmakla elde edilir. Bileşik hareket odur ki. o haraketle hareket eylese. üçe ve yediye çarpılsa. Geniş açılı olan üçgenin ölçümü. önceki saatte oluşturduğu açı.Dik açılı olan bir üçgenin ölçümü. çapının üç ve yedi katıdır. dik açısını kuşatan iki kenarının birini. Eğer dairenin çevresi. ipe hacet kalmaz. Ey aziz. ikinci saatte kat eylediği onbeş derece kavsi eşittir. Yani bir şeklin ölçüm bilimi. Eğer dairenin çapı. benzerlinin tersi ola. Alemin merkezi çevresinde. bir felekten çıka. Kürenin tamamı kendi yerinde durup. kuşağına en yakın olan haraketinden çok daha yavaştır. Feleğin hareketi ya tektir ya bileşiktir. kirişin yarısına çarpmakla veya aksiyle elde edilir. birden fazla felekten çıka. onun yüzeyinin miktarını bildirir. onbeş derece mesafe kateder. Eğer böyle olmasa benzerli demezler. bir kenarının karesinin dörtte birinin iki katını üçe çarpmakla elde edilir. muhtelif değildir. Açıları eşit olan üçgen ölçümü. Diğer saatleri dahi buna kıyas ile bilinir. çaplarının yarısını kenarlarını toplamının yarısına çarpmakla elde edilir. Bu işin bizzat kendisine bağlı olan farklılığı. Tek hareket odur ki. o feleğin çevresinde eşit zamanlarda eşit açılar oluştura.Dairenin ölçümü. Feleğin hareketi. Mesela dokuzuncu felek ki. hareketi bu minval üzere iken hareketinin sürat ve yavaşlıkta farklılık göstermesi tabii bir iştir. Lâkin her bileşik hareket. Çok kenarın ölçümü. hızlı olup. Dördüncü Madde Yüzeysel şekillerin ölçülerini. Zira ki. üçyüzaltmış eşit dereceye bölünüp. onun kuşağı üzerinde bulunan hareketi. âlemin merkezinin çevresinde doğudan batıya hareketle. çevresine bir ip tatbik edip. kuşağa paralel olan küçük daireler üzerinde bulunan hareketi. Eşkenar dikdörtgenin ölçümü. herhangi bir açısından kirişine çıkan dikeyi. çapına gerek kalmaz. çevresinin ölçümü elde edilip. Muhtelif hareket odur ki. bu feleğin yüzeyinde farzolunan nokta o hareketle eşit zamanlarda eşit mesafeler kateder. Bu minval üzere hareketle âlemin merkezi çevresinde. bir kenarını. Yani bu feleğin çevresinde kuşak misilli farz olunan daire. Lâkin her tek hareket. çapının yarısına çarpmakla elde edilir. O halde. mücessem şekillerin miktarlarını ve yüksekliği olan eşyanın yüksekliklerini bildirir. Dikdörtgenin ölçümü. ona: Benzerli hareket derler. her dairenin çevresi. Basit olan haraketi ki. o çapının tamamına çarpmakla elde edilir. Kutuplarına yakın olan hareketi. anlatılan şekilde hareket eyledikçe her bir yıldız saatinde. eşit zamanlarda.bir küre. Onun için bir dairenin çapı. üçe ve yediye bölünse. kendi yerinde hareketiyle merkezi üzere dönerse. Odur ki. çarpım yediye bölünse. feleğin yüzeyinde ya içinde var sayılan bir nokta ki. merkez çevresinde benzerli hareket derle. ya basittir veya muhteliftir. en büyük felektir. Önceki saatte kat eylediği onbeş derece kavse. Eşkenar olan üçgenin ölçümü. kuşakta bulunan hareketine kıyasla yavaştır. bunun yarısını. bu kuşak üzerinde farz olunan o feleğin noktası. bu açısından kirişine çıkan dikeyi. basit değildir. Her basit hareket. iki çapından birinin yarısını. eşit açılar oluşturur. Bu harekete. kirişin yarısına çarpmakla veya aksiyle elde edilir. feleklerin hareketinde sabit bir şekilde sürer. kenarlarından birini. geometriciler demişlerdir ki: Bir yüzeyin miktarı onun ölçümüdür. yirmi ikiye çarpılıp. ikinci saatte oluşturduğu açıya eşittir. bir gün bir geceye yakın bir sürede bir dönüşünü tamam eder. malûm olsun ki. tektir. öteki kenarın yarısına çarpmakla elde edilir. Eşkenar olan çokgenlerin ölçümleri.

tıpkı dairede olduğu gibidir. Küpün ölçümü. Vakta ki. Allah Taâlâ'nın: "Göklerin ve yerin melekûtuna bakmazlar mı?" (7/185) remzi. ne miktara ulaştıysa.Bir yolu dahi budur ki: Bir asa dikip. işte o yüksek şeyin yüksekliği odur. âlemin yapısından da bir miktarca yazmağa gerektiren sebep olmuştur. Sonra ayna ile yüksek şeyin arasındaki mesafeyi boyuna çarparsın ve çarpımı. Burada bilinmeyen üçüncüdür. her nesnenin gölgesi. boyunun. Dik koninin yüzölçümü. Ta ki. Bunlara kıyasla bulutların miktarları. o yüksek şeyin ayna ile kendi aslı arasında olan oranı gibidir. Sonra elde ettiğin sayıyı. ya başka eşya ile ölçüp. Kürenin bütün miktarları. çevresinin yarısına çarpmakla elde edilir. durduğun yerle aynanın arasındaki mesafeye bölersin ve işte bölüm o yüksek şeyin yükseklik mesafesidir. Yüksek şeyin yüksekliği ise üçüncüdür. küpünden yedisini ve yedisinin yarısını atıp. durduğun yerle aynanın arasındaki oranı. o yüksek şeyin tepesine vara. bütün miktarı elde edilir. en büyük dairesinin çevresine çarpmakla elde edilir. o aynada yüksek şeyin tepesini seyredesin. ondan o kadar uzaklaşırsın ki. 9-BÖLÜM: İKİNCİ BAHİS Alemin şeklinin yuvarlak olduğunun isbatını. Yahut çapı. Şu halde yüksek olan şeyin gölge vaktinden. çapını. yükse şeyin yüksekliğini bilirsin.Yüksekteki şeylerin yüksekliklerinin ne miktar olduğunu bilmenin kolay yolu budur ki: düz bir yerde bulunan yüksek nesnenin taşının düşüş yerine ulaşmak mümkün ise. çapının yarısını.çevresi olur.Öteki çözüm yolu da budur ki: O yüksek şeyin yakınında olan düz yer üzerinde bir ayna koyup. Ayna ile yüksek şeyin aslı dördüncüdür. iki tarafın çarpımını bilinen ortaya bilersin. bir tabanını çevresine çarpmakla elde edilir. mızrağın senin boyundan fazla olan kısmına çarparsın. geometriden bu miktarca yazıldıkta. karenin ölçümünden bilinir. o yüksek şeyin taşının düşüş yeri olan aslına varıncaya değin. Bundan sonra durduğun yerden. gölgesinin sana olan oranını bilirsin. BİRİNCİ BÖLÜM Cisimler âleminin biçiminin yuvarlak olduğunu ve âlem küresi üzerinde . Şimdi. Zira ki. O kadar gidersin ki. yıldızların ve feleklerin durumlarının keyfiyetini. Eğer dairenin çevresi. Kürenin yüzölçümü. bulduğun toplamı. kalandan dahi aynı şekilde kalandan doksanı atmakla. mızrağın tamamının arasındaki mesafeye bölüp. üçgeninin yüzeyine çarpmakla elde edilir. bölüme kendi boyunu eklersin. bilinmeyen bölüm olur. (Karenin ölçümünün altıya çarpımı) Dik silindirin yüzölçümü. ortalardan biridir. Şu halde bilinmeyen. kendisi kadar olur. tepesiyle tabanı çevresini birleştiren dikeyi. feleklerin cisimlerinin ve yıldızların ölçümleri ortaya çıkar. çarpım yirmiikiye bölünse. görüşün o mızrağın tepesinden geçip. ondan uzaklaşırsın. tabanlarnın yüzölçümleri ise. Çünkü dörtlü orantıdan boyun yüksekliği ilktir ve ayna ile durulan yerin arası mesafesi ikincidir. Güneş ufuktan kırkbeş derece yükseldikte. o düz yerde boyundan daha uzun bir mızrak dikip. durduğun yerle o yüksek şeyin. hakîmâne on bölümle tafsil eder. en yüze istek olan Mevla'yı tanımaya yardımcı ola. bölüm o dairenin çapı olur. yediye çarpılıp. ayak ile.

Yer ise küredir ve gök her taraftan yeri kuşatmıştır. Meselâ: Ay tutulması. Bundan başkasına imkan yoktur. Zira ki. ışığını güneşten alır. cevheri. Zira ki ay. güneşin ışığı ondan kesilir. Ne zaman ay. cisimler âleminin ve yerin yuvarlak olması kabul edile. İkinci kısımdaki çekişmeler. bu ilmin kaideleri hepten bu esas üzere kurulmuştur. Ve dahi güneşin tutulmasının mânâsı. Birinci Madde Feleklerin yuvarlaklığının kabulünü ve unsurları ve yuvarlaklığa erişkin olan hayret verici meseleleri bildirir. Bu durum güneşle ayın baş ve kuyruk düğümlerinde bir anda birleştikleri vakitte olur dedikleri . astronomi ilminde gereklidir ki. Bu felsefî görüş. Meselâ: Filozoflar. kalbin yatışması için bitmeyen feyz kaynağı İmam Muhammed Gazali (Allah ona rahmet etsin) hazretlerinin "Tehafüt-ü Felasife" adlı kitabında yazdığı arapça ibareleri aynıyle burada tercüme kılınmıştır ve o büyük imam hazretleri buyurmuştur ki: "Malûm olsun ki. endişenin atılıp. onları yalanlamayı veya aksini gerektirmez.çizilen büyük daireleri ve feleklerin tabakalarının tertibini ve cisimlerin özlerini ve en büyük feleğin şekil ve yapısını altı madde ile beyan eder. yerkürenin güneş ile ay arasına girmesiyle ayın ışığının görünmemesinden ibarettir. zatıyle kâim varlık ile tefsir eyledikleri gibi. dinden bir esasa ilişkin olmayan işlerdedir. mekândan münezzeh. şeriata aykırı sanılırsa. yerin gölgesinde kalsa. peygamberleri tasdik zaruretinden değildir. alemin yaratıcısına cevher deyip. malûm olsun ki. Ey azizi. Yani o işleri kabul. mücerret söze dayanır. filozoflar ile halk arasında olan ihtilaf üç kısımdır ki: Bir kısımda münakaşa. O halde onlarla münakaşa etmek. dedikleri gibi. astronomlar demişlerdir ki: Unsurların ve feleklerin yuvarlaklığının inkârı için ileri sürülen delillerden uzaklaşmak. yerden güneşe bakan şahıs ile güneşin arasında ayın bulunması ve gölge olmasıdır.

güneş ve ay tutulmaları hususundaki Hadîs-i Şerifi nakledip. bu işlerin olmasına geometrik ve matematiksel deliller delalet eder. demişlerdir ki: "Hadîs-i Şerifin sonunda buyurulduğu üzere: "Ay tutulması İlahî tecelli sebebiyle saygıdır." Buna rağmen o kimse kesinlikle bildiği bu işte şüphe etmez.. Zira ki. yoluyla tan edenlerin zararından. beşki şeriatta şüphe eder ki: "Kesin bilgiye aykırı şeriat nasıl olur?" diye tereddüde başlar. Sahih olduğu takdirce dahi kesin işlerde. Alemin sonradan olduğu sâbit olduktan sonra. nerede kaldı ki nakli sahih olmayan. Alem her nice olursa olsun. Bu görüşleri dahi münakaşa ile çürütmekle durumu değiştirmek mümkün değildir. yolsuz yardım edenlerin zararı daha çoktur. sebebinden ve vaktinden. onüç tabaka olsun." demişler. onda tartışma. felekleri ve unsurları buldukları gibi. Filozoflarla İslâm âlimleri arasında tartışılan konu: Alemin sonradan olduğu ve sonradan olmadığı meselesidir. söylenmiş bu işleri çürütmekte münazarayı. o kimse dine zarar vermiş olur. düz olsun. cesetlerin haşri gibi. Bir kimse ki. onun Allah'ın kudretiyle vücuda geldiğidir.. dine zarar vermez." bu fazlalığın nakli sahih değildir. Nitekim "akıllı düşman akılsız dosttan iyidir. İmdi. Çok açık deliller. Bundan sonra İmam Gazali hazretleri. din esaslarından birine ilişkin ola: Alemin sonradan yaratılması. o kimse ki. yuvarlak olsun.gibi. Bu durumda. daha az veya çok olsun. Allah'ın sıfatları. miktarından ve süresinden haber verir. dinin gereklerinden zanneder. Üçüncü kısım odur ki. kastolunan şey. ona muttali olup. ona denilse ki: "Bu şeriata aykırıdır. tahkikine gücü yeter. Bu maddelerde onlarla gerektiğince tartışmak ve sözlerini çürütmek lazımdır. . kesinlikle bu noktaya ulaşmayan kati işler karşısında te'vil olunmuştur. iddialaşmaktansa te'vili ehvender. şeriata.

" İmam Gazali hazretlerinin bu sözleri. Ta ki dine bağlı olanlar. O halde âlem kadimdir. hayalî vehmin mağlûbudur. âlemin kutbunun çevresinde paralel daireler üzere dönüp. dünya düzdür fikrini edenler. malûm olsun ki. Her değişikliğe uğrayan hâdistir. Alem. Ey aziz. değişik şekilleriyle toptan bir küre olup. deniz. Her kuşağın bir kavis olduğu nazarî ve fikrî kanun ve insan aklının tecrübesiyle bilinir. Kürevî şekil.Meselâ: Onlar derler ki: "Alem sonradan yaratılmamıştır. şeriate muhaliftir diye reddetmekle reddolunmuş olur kabilinden zannetmeyeler ve inkâr yoluna gitmeyeler. kürevîden gayride olmak muhaldir. yumru görünür. ta bir hadde varıncaya değin . Zira ki kadime dayanır ve her kadime dayanan kadimdir. Kara. yerin gölgesiyle ay tutulduğu ve tutulma anında yerin gölgesinin ayıp yüzünde dönücü bulunduğu ve yeryüzünde seyyahların hareketiyle enlem ve boylam yerlerinin değişiklik üzere bulunduğu hep yuvarlaklığın delilleridir. vâdiler. şekillerin en genişi olduğundan başka gökte ve yerde müşahede olunan durumlar. ulvî ve süflî cisimlerle dolmuştur ve âlemin tabii yapısı yuvarlak şekil üzere olmaktır. Sabit yıldızlar. İkinci Madde Alemin yuvarlaklığını isbat eden akli delilleri bildirir. hâdistir. anlatılacak şaşırtıcı işleri. deriz ki: "Alem sonradan yaratılmıştır. kutba yakın olan yerde küçük daireler çizerek görünmesi ve ufuk dairesine teğet görünen sabit yıldızdan ekvatora varıncaya değin zaman boyutu hesabiyle gizlilik zamanının artması." Biz bu sözleri çürütüp. Yuvarlak zemini düzeysel zannedip. dağlar. astronomlar demişlerdir ki: Alemin işlerinin tümü birbirine bağlıdır. burada yazılmıştır. çünkü değişicidir. Tabiatının gereği olan nice deliler ile bu dava ispat edilmiştir. birbirini çevreleyen ve birbirine teğet kürelerdir ki. Alemin her ne tarafına bakılsa. iğne atacak bir boş mekân olmayıp. kadimdir.

gölgenin düz bir çizgi üzere doğu ve batı noktalarına karşılık ve iki gölgenin birbirine eşit olması. ya altıgen şeklinde olsa. güney tarafına gidenlere. ayın yüzünde daire şeklinde ortaya çıkan yer kürenin gölgesi olduğu. ya altıgen şeklinde görünmek iktiza ederdi.. ya kare. görünme zamanı azala. Bütün bunlar. önce en yüksek tarafları görünüp. Bundan sonra gizlilik zamanı yavaş yavaş artıp. deniz suyu yumruluğunun. Atmosferik olaylar değişik yerlerde gözetlenip. Ay tutulması vaktinde. doğup ve batacak.ki. Oysaki görüntü hep daire şeklinde olmuştur. görünme ve gizlenme zamanları eşit ola. yerin ve göğün yuvarlaklığına delalet eder. eğer yer. yaklaştıkça en aşağılarının dahi görünmesi. kuzey kutup yıldızı ve diğer kuzey yıldızlarının yüksekliklerinin artması ve güney yıldızlarının düşüşünün artması. ya kare. seher vaktinde vaki olan ay tutulması ve doğuş anında beliren güneş tutulması. doğması ve yine aynı minval üzere batması ve yıldızın büyüklüğü ufkun üstünde değişmeyip. Doğan yıldızların ufuktan günün yarısına gelinceye dek yavaş yavaş yükselip. yıldızların görünme süresince yükseklik ve düşüşünün eşit olması. bakanlara. güneşin ekvator üzerinde iken görünmesi ve görünmemesi süreleri eşit oldukta. batış ve doğuş sırasında yerin buğusuyla değişir ve büyük görünmesi ve daima yeryüzünden göğün yarısı ya yarısına yakını görünmesi ve yıldızın doğudakiler üzerine. küre şeklinde olmayıp. yerin küreliğine açık delildir. ya üçgen. . batıdakilerden önce doğası ve batması. ay tutulması ile ayın yüzünde ortaya çıkan yerin gölgesi dahi daire şeklinde belirmeyip. kuzey tarafına gidenlere. Zira ki. Hatta öbür kutbun yakınında hiç görünmeye. ya üçgen. doğu tarafında. ay ve güneş tutulmalarının saatiyle meydana gelmesi. gemiden örttüğü sahillerin ve dağların. kutup yıldızının ve güney yıldızlarının yüksekliğinin artması ve kuzey yıldızlarının düşüşünün artması..

Bütün bunları bir yana bırakalım. güneş ve ay tutulmalarıyle bulunur. yerinde durana göre cuma olsa. yerin alt yüzünde oturanlara görünmez. doğudakilerden önce görünür. Mesela batıdakilere ya seher veya kuşluk vakti görünür. hem şaşılır. bütün delillerin mühürü olup. Hind-i Şarkî adı verilen Hindistan'a ve Hind-i Garbî adı verilen Yeni Dünya'ya (Amerika) deniz yoluyla sefer edenlere şarken ve garben gidip-gelme imkanı ortaya çıkıp. Batıda. yerin altından dolaşıp doğudan gelen gemiler. doğru bir çizgi üzere. doğudakilere görünmez. hem sorulur. bir günde yerinde duran şahsın yanında toplansalar. doğudakilere ya akşam veya ikindi vakti görünür. Mesela: Belirli bir yerden. Bütün bu durumların. kürenin gayrisinde olmak ihtimali yoktur. üç şahsın biri doğuya. batılılarınkinden önce olduğu ay ve güneş tutulmalarıyle bilinir. biri de orada kalsa. Nitekim şehirler arası uzaklıklar. batıya . Hareket günü. malum olsun kip astronomlar demişlerdir ki: Yuvarlaklık kaidesine dayanan astronomi ilminin şaşırtıcı meseleleri vardır ki. yerin üst tarafında oturanlara görünmez. biri batıya gidip. batıya giden doğudan gelip. Yerin üstünde ve göğün ortasında meydana gelen güneş ve ay tutulmaları. doğuya giden batıdan.batıdakilere görünmez. doğuş anındaki ay tutulması ve akşam vaktindeki güneş tutulması. Ey aziz. yerin yuvarlaklığı davasını ispat edip. O halde doğuluların sabah ve akşamı. Göğün ortasında ortaya çıkan güneş ve ay tutulmaları. tartışma kapısını kapamıştır. Üçüncü Madde Dünyanın yuvarlaklığı kaidesi üzerine bina edilen şaşırtıcı meseleleri bildirir. Birinci esele: bir günün üç şahsa nisbetle değişik olmasıdır. batıdan gidip. Yerin altı tarafında ve göğün ortasında vaki olan güneş ve ay tutulmaları. batıdakilere. ve aynı hızla yürüyüp. ve gidenler.

batıya gidenin aksine o. yedi günde bu eksikliklerin toplamından bir gün bir gece hasıl olup. Bunun için yerine geldiği gün. Bu gecikmeden. altı ay gündüz altı ay gece . almayıp fazla gelir. Zira ki. kuyunun dibinde ye merkezine yakın olup. Üçüncü mesele budur ki: Gayet yüksek bir minare şerefesinde. İkinci mesele budur ki: Yeryüzünde derin bir kuyu üzerinde yüksek bir minare olsa. gittikçe yakınlıkları artarak. Mesela şerefenin bir kenarından bir kenarına uzaklık beş metre olsa. Yine yuvarlaklık kaidesine dayanan şer'î meseleler sorulur. güneşin devrinin yedide biri kadar geç olur. iki taşın düşüş yeri arası. o kuyunun dibinde bir kâseyi su doldurup. Aynen bunun gibi iki duvarın tabanlarındaki mesafesiyle. bunun sırrı budur ki. geliş günü ona göre cumartesi düşer. ona nisbetle perşembe düşer. merkez daireden uzaklaştıkça yumulma yayı az olur ve unsurların cüzleri ise her nerede bulunursa. bunun gün batımı vakti. bir miktar fazla su alır. duranın gün batımında. Şimdi kâsenin ağzında bulunan dairenin kavsi. âlem küresinden bir damladır. ona oranla düz olmaya yakın olmakla. şerefedeki atılış yerleri arasındaki mesafeden az olur. Bunun gibi doğuya gidenin seyri güneşin hareketine ters olduğundan. o suyu minarenin tepesinde o kâseye koşalar. Şimdi. yerin merkezinde birleşseler gerektir. doğuya gidene göre cumartesidir. iki yerden birer taş atılsa. Birinci mesele: Zeyd. eğri olu ve minarenin tepesinde. İngiliz gemileriyle kutuplara vardıkta. yedi günde bir gün bir gece eksilmiş olur.gidene göre perşembe. durandan günbatımı güneşin devrinden yedide bir kadar önce olup. mesela batıya gidenin seyri yedi gün olsa. taşların düşüş yerleri arasındaki mesafe beş metreden az olur. iki şakülün başlangıç ve sonuçları eşit olmaz. yukarıdaki mesafesi aynı değildir Zira ki. güneşin hareketine uygun gitmesiyle.

Meşhur daireleri iki kısım itibar edip. . Zeyd. Ama büyük daireler odur ki.5 derece) geçip. deyip. Büyük daireler. bu mümkün değildir.olmakla. talak vaki olur mu? Üçüncü mesele: Zeyd Mekke şehrinden başka bir yerde bir mekan vardır ki o mekanda. ikisi de 'benim sözüm doğru değilse kölelerimiz azat olsun' deseler. Değirmi kuşaklar gibi. bu müddette beş vakit namazı ve ramazan orucunu ne şekilde eda eder. Ey aziz. âlem küresine oranla büyük ise de. Amr inkâr edip. malum olsun ki. Takiyüddin Rasit'in sözüne göre. bir kısmını küçük daireler saymışlardır. yukarıda açıklandığı gibi. dese ve eğer mümkün olursa karım boş olsun dese. bir kısmını küçük daireler saymışlardır. on tanedir ki: Muaddilünnehar (güneşitleyici) dairesi. âlem üzerinde konuları ve çizilen on büyük daireyi bildirir. batıdan doğmuş olur. diğer gezegenlerin kuşakları da onun gibi çakışmakla. bir kısmını büyük daireler. uzun sürede ekvator hattıyla çakışıp. astronamlar. burçlar dairesi genel meyli (23. hangisinin yemini bozulur? Bu üç sorunun cevabı arz olunmadı. Dördüncü Madde Feleklerde ve yerde ortaya çıkan olayları açıklamak için. durumu böyle açıklasa. feleklerdeki ve yerdeki işleri tespit ve biribirine bağlamak için. Ama büyük daireler. Amr ise inkârında ısrar edip. Zeyd bu meseleyi. nice muhtelif daireleri kutuplarıyla beraber ispat etmişlerdir. dese: Amr inkâr etse. Amr ile kıyamet alâmetlerinden olan güneşin batıdan doğması meselesinde bahse tutuşup. İkinci mesele: Zeyd. dört yön kıbledir ki ayakucu notasındadır dese. astronomi kaidelerine tatbik mümkündür. Nitekim halen altmış altını enlemde güneş. ona küçük derler. batıdan doğar. âlem üzerinde.

biri yükselme dairesi. Sayılan bu dairelerin bazısı âlem küresi üzerinde ayrı ve hareket edici olarak konulmuştur. Buna düz felek dahi derler. Bazısı bitişik ve sabit resmolunmuştur. semtler ilk dairesi. yükseklik dairesi. alemi böler farzolundukta: Ekvator. Bu daireler dahi günlük dönüş . sayılan bu dairelerden gayrisi olan büyük dairelerdir ve küçük dairelerdir. Bunlar hayal edilen küçük dairelerdir ki. (Burçlar kuşağı dairesi) dört kutuptan geçen daire. bunun üzerinde itibar olunduklarından buna: Burçlar dairesi dahi derler. On büyük daireden ilk daire: Gün eşitleyici dairesidir. yerküre üzerinde çizilen daireye: Ekvator derler. bunlara: Günlük dönüş yerleri derler. İkinci daire. Şimdi o yıldızın enlemi.e burçlar kuşağı dairesidir. Buna paralel olan dairelere: Enlem daireleri derler. onun üzerinde iki kutbu olan âlemin kutbu ile kuşağı olan eşitleyici dairenin arasında çizilirler. eğilim dairesi. Zira ki. biri ufuk dairesi. Bitişik ve sabit olan daireler. altı tanedir. büyük felekte farzolunan her noktadan bu feleğin dönmesiyle. Zira ki fele onda uzaklığını kuruyarak. Biri gün yarısı dairesi. Bu daireler. yıldızın merkezi onların birinin yüzeyinde bulunsa: Burçlar dairesinden kuzeye ya güneye eğilimli olmuş olur. o daire ile burçlar dairesi arasında olan mesafedir. ufuk dairesi gündüz yarısı dairesi. Bu dairenin yüzeyinde. burçlar feleği dahi derler. günlük hareketle çizildiklerinden. enlem dairesi. Yani gün eşitleyici daire. görünen gök ortası dairesi. Buna onun için muaddil (eşitleyici) derler ki: Güneş buna teğet oldukta. dolap gibi döner. Doksanıncı enlemden başka her yerde gece ve gündüz yaklaşık olarak eşit olur. Buna. Ayrı ve hareket edici olan büyük daireler. Ekvatora paralel olan dairelere: Günlük dönüş yerleri derler. Oniki burç. biri ilk semtler dairesi.mıntıkatül buruç dairesi. yer düzeyi üzerinde ondan meydana gelen dairenin çevresidir. biri eğilim dairesi ve biri enlem dairesidir.

Bu daire âlemin iki kutbundan ve iki kutup burcundan. orta noktadır. Üçüncü daire. Şimdi lazımdır ki. yarı dairelerinin ortasında iki nokta yanında olur ki: Biri kuzey kutbu sebtindedir ve ona: Yaz dönümü derler. Bu altı hayalî dairenin biri o dairedir ki. ona: Bahar eşitlik noktası (21 mart) derler. gün eşitleyicisinden nihaî uzaklığı. o iki çeyrek üzerinde farzolunan dört noktadan ve o dördün karşısında bulunan öteki dört noktadan geçmişlerdir. burçlar dairesinin iki kutbudur. iki orta noktadan geçmiştir. Zira ki. iki karşılıklı nokta yanında kesişirler. Yine azımdır ki.daireleri gibi hayalî küçük dairelerdir Çünkü burçlar feleğinin iki kutbu ki. gün eşitleyicisinden kuzeye meylini ondan başlar. burçlar dairesi gün eşitleyicisi gibi büyüktür. Bundan sonra altı büyük daire hayal olunmuştur ki. Zira ki. Bundan sonra bu dört çeyrekten iki çeyrek bitişiğin her biri üzerinde iki nokta farzolunmuştur ki. dört kutuptan geçen dairedir ki: Adı geçen altı dairenin biridir. güneş buraya geldikte0 Çok yerde bahar mevsimi belirir. Altı daireden geriye kalan dört daire. burçlar dairesinin. onlarla o çeyrekler üzer eşit bölüme bulunmuştur. hepsi iki karşılıklı noktada yani iki burçlar kutbu üzerinde kesişmişlerdir. Onlar da dörtte bire bölünür. Öbürü güney kutbu semtindedir ve ona: Kış dönümü noktası derler. iki değişim noktası olmuştur. Kutupları. iki değişim noktasından geçmiştir. Onun için bulan: Dört kutbu geçen daire derler. âlemin iki kutbu olan gün eşitleyici dairenin kutuplarından başkadır. O noktanın biri ki. o noktaların arasında her birinden yarım daire meydana gele. Bunların kutupları burçlar dairesi . ki. gün eşitleyicisi daire ile burçlar dairesi âlemin çevresi üzerinde. Bunun karşısındaki noktaya: Güz eşitlik noktası (21 aralık) derler. Bunun âlem küresi üzerinde iki kutbu. burçlar feleği. Şimdi bu iki kesişme ve iki nihaî uzaklık ile burçlar dairesinin dört noktası belirlenmiştir.

gündönümünü iki noktada kesmiştir ki. Bunun iki kutbu. iki yarım daire kuşatmıştır. Ufuk dairesinin üstündekilere yüksek köprüler derler. Dördüncü daire. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki feleğin görünen yarısından görünmeyen yarısını ayırmıştır. âlemi keser farzolunsa. Bunun iki kutbu. Bu dahi hareket eden bir büyük dairedir ki. Her kısmında. Bu ufuk dairesinin burçlar dairesi ile kesiştiği iki noktaya. ufuk dairesini iki noktada kesmiştir. birine batı noktası ve batı güneşitleyici derler. Doğu noktası ile burçlar dairesi. Bu iki noktanın arasını birleştiren çizgiye. âlemin iki kutbundan ve başucu. bu altı daire ile oniki kısım olmuştur. doğan ve batan derler. Bunların hepsi dokuz enlemin gayrisindedir. ayakucu (nadir) bulunan iki noktadır. Beşinci daire. Bu altı daire. Biri güney noktası. gün yarısı çizgisi. başucu (zenit). güney ve kuzey çizgisi derler. . doğu noktası ile onların arasında bulunan kavse batı siası derler. Bu gün yarısı dairesi. Altında bulunanlara alçak köprüler derler. ufuk dairesidir. birine doğu noktası ve doğu güneşitleyici. biri kuzey noktasıdır. ya yıldız merkezi arasında ufuk dairesinden vâki olan kısa kavse doğu siası (Amplitude). ayakucu noktalarından geçmiştir. Bu ufuk dairesine paralel olan küçük dairelere köprüler derler.üzerinde farzolunan noktalardır. Onun için sekizinci feleğin ismi: Burçlar feleği olmuştur. zeval çizgisi. Bu iki nokta arasını birleştiren doğru çizgiye: Doğu ve batı çizgisi ve güneşitleyici çizgi derler. Buna nispetle yıldızların doğuş ve batışları belirlenmiş ve bilinmiştir. Şimdi sekizinci felek. oniki burca bölünür. burçlar kuşağında bulunanlar burçlar kavsi adıyla şöhret bulmuştur. gün yarısı dairesidir. Her bir kısmını. Ufuk dairesi. büyük felek ve benzer feleklerin cümlesi. doğu noktası ve batı noktasıdır.

ile başucu ve ayakucu noktasında dik açılar üzere kesişmiştir. dördü ufkun altında bulunmuştur. o bölgelerde oturanların başucu dönüm noktalarıdır. . burçlar feleğinin iki kutbundan geçip. ufuk dairesi üzerinde yıldız ve güneşin intikali sebebiyle yer değiştirirler. üst feleğin yüzeyine çıkmıştır. başucu ve ayakucu noktasından. Bu noktalarla doğu ve batı noktaları arasında ufuk dairesinde bulunan kavse. bölge dönüm noktaları derler ki. enlem dairesidir. Dokuzuncu daire. gün yarısı noktası. Bu yükseklik dairesi.Altıncı daire. başucu noktası derler. güneşin merkezinden ya yıldızdan geçip. o çizginin başucundan geçmiştir. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki. Bu dahi hareket eden bir büyük dairedir ki. Buna başucu dairesi dahi derler. Sekizinci daire. Bu yükseklik dairesi. başucu. o çizginin tepesinden geçmiştir ki o çizgi. Semtler ilk dairesine teğet olan günlük dönüm noktalarına. Bu hareket eden bir büyük dairedir ki. gün yarısı dairesine bir gün bir gecede iki defa çakışır. O noktalar sabit olmayıp. Bunun kutupları güney ve kuzey noktalarıdır. Bu daire. Bu daireye onun için semtler ilk dairesi derler. Güneşitleyici dairenin iki kutbundan geçmiştir. Güneşitleyiciden. başucunun bütünü derler. bu dahi hareket eden bir büyük dairedir. Bu iki başucu noktasıyla güney ve kuzey noktaları arasında bulunan kavse. Her birine başucu noktası adı verilir. âlemin merkezinden gelip. yıldız ve burçlar kuşağının eğilimi bununla bilinmiştir. ufuk dairesini dik açılar üzere iki ortada kesmiştir. semtlerin ilk dairesidir. başucu ve ayakucundan geçip. Alem küresi bu daire ile ve gün yarısı dairesi ile sekiz eşit kısım olmuştur ki: Dördü yerin üzerinde. başucu bütünü kalmaz. Yükseklik dairesi bunun üzerine çakıştıkta. onun kavsi. doğu ve batı noktasından geçer. yükseklik dairesidir. eğilim dairesidir ki. Buna ilk eğilim denmiştir. Yedinci daire.

bütün İslâm filozoflarının ve din âlimlerinin çoğunun birbirlerine yakın görüşleriyle şöyle alınıp. Bu şaşırtıcı ve garip bileşim heykelinin şekil ve yapısı. görünen iklim enlemidir. malum olsun ki. yıldızın enlemi bilinmiştir. doğu ve batı noktalarıdır. lahana yaprakları gibi biribirinin içinde dürülmüş olup. burçlar feleğinin yüzeyine çıkmıştır.O çizgi âlemin merkezinden gelip. toprağa varıncaya kadar dört unsur. yüksek gök cisimlerinin mahiyetini özet olarak bildirir. Bunun iki kutbu. burçlar kuşağının ve ufuk dairesinin kutuplarından geçmiştir. Ey aziz. Onuncu daire. yerleri geldikçe yazılmak hoş gelmiştir. yönlerin sınırlanmasını. Beşinci Madde Feleklerin bütün tabakalarının yapısını. hepsi bir tek küre şekline girip. bu büyük daireleri açıklamakla yetinip. biribirini kuşatan küreler ve unsurlar üzerinde soğan kabukları gibi tabakalar halinde olup. kalan daireleri. Bu enlem dairesi ile. görünen göğün orta dairesidir. bütün yüksek cisimlerin ve alçak unsurların iç gözeneğinde varsayılan bir cüz bulunur ki. Bu daire. Güneşitleyiciden. bir düzen üzere büyüğü küçüğünü kuşatmış ve her yönden birbirine teğet ve sürekli. feleklerin parçalarının hareketlerini: Günlük dönüş hareketinin keyfiyetini. kabul edilmiştir: Cisimler âlemi. yıldızın merkezinden geçip. âlemin . cisimler âleminin Rabbani hikmetle güzel bir nizam üzere temeli atılmış ve tesis olunmuştur. o. burçlar feleğinin ikinci eğilimi bununla bulunmuştur. astronomlar demişlerdir ki: Kainatın yaratıcısı ve düzenleyicisi olan Cenab-ı Hak'kın murad ve yaratmasıyla bütün feleklerin cisimleri. Ufuk dairesi ile burçlar kuşağının ufku arasında veya aksiyle bu dairede oluşan kısa kavis. Esîrî cisimler yani külli felekler dokuz tane olup. Burada. hepsi bir top şekline girmiştir.

bazen cüzî tutulma olduklarını görüp. Bu dokuz göğün en büyüğü. ay feleğidir. atlas feleğidir ki. Yani bu gezegenlerde kâh doğruluk. Gerçek feleklerin cüzlerinin tamamı ve unsurların parçalarının arasında fazlalık ve boşluk olmadığında filozofların hepsi birleşmişlerdir. saffetlerinin kemalinden bunlara: Kâh billur. Lakin büyük feleğin gerisinde ısrarla sözü edilen hoşluğu. kâh buzlu. gece ve gündüz. olaylar üzerinde . aydınlık ve karanlık sürekli böyle oluşur. kâh sulu demişlerdir. Her durumda çevre tarafı üst yön. Bu doğuş ve batış ki. yeryüzünde ve suda ayakta duran ve gezenlerin başları. ayakları âlemin merkezi tarafına olduğu bir gerçektir. kâh yavaşlık. ilk filozofar maddeden soyutlanmış bir bulut mevcuttur demişler. eşyayı her taraftan kuşatmıştır. Bu dokuz feleğin sonuncusu. Bu dokuz felek ve içindekiler. Çünkü tüm feleklerin belirlenmesi. ki. yedi gezegene ârız olan işleri gözetlediler. kâh güneş gibi genel eğilimden ibaret olan iki değişim noktası arasında gezindiklerini ve kâh diğer gezegenler gibi değişim noktalarının güney ve kuzeye iyice kaydığını ve kâh ışıkları çoğaldığını ve kâh ışıkları azalıp böyle durumlarla kâh yere yakın kâh uzak olduklarını: Ay ve güneş tutulmaları dahi belirli olmayıp. ay feleği tarafına. ışıldayan. oluşum ve bozuşum âlemini. ışıklı ve şeffaf olup. astronomlar. Dört unsurun küreleri. merkez tarafı al yön olup. bazen tam. Bu felek. kâh sürat ve kâh geri dönüş görüp. göklerin durumlarını kavramaya yetmeyip. cihanın yönlerinin sınırlayıcısı ve zamanın vakitlerinin belirleyicisi odur. saf. ay feleğinin içinde mertebelerince durmuş ve yerleşmişlerdir. yirmidört saatte bir kere.merkezi ve herşeyin esasıdır. sabit ve gezegen yıldızları tümüyle doğudan batıya devreder. kâh durgunluk. öteki felekleri avucunun içine alıp. atmosferi. kelam bilginleri bunu hayalî boşluk ile tabir ve tefsir etmişlerdir. Hepsi onun hareketine dayalı ve bağlıdır.

Şimdi biz. Rabbini bulmak için göklerin tertibini açıklamak ve yazmakta yukarıdan aşağıya inme yolunu tutmuşuzdur. Takvimde düzeltme yaptılar. o göklerin ve yerin yoktan varedicisi hâkim yaratıcı Allah'ın sanatının inceliklerini. ay feleğine nispetle dokuzuncudur. bedenin azalarına benzetip. ayrı. Ey aziz.düşünceye daldılar. kalınlık ve incelikte eşit ola ve olmayan nice nice cüzi felekler varsaymaya muhtaç olup. kutbu. Düzenlemede külli feleğin içlerinde yani merkezleri bitişik olan iki paralel düzlem arasında bulunan boşluklarda. gerçeküstü ve cihanın sınırlayıcısı olmuştur. yeryüzünü içine alan ve almayan merkezleri ve kutupları. Elhasıl. oradan kendine gelip. cisimler âlemi kendinde son bulup. Böylece sebeblerini. dönen ikinci felekler olarak itibar ettiler. Yukarıda açıklandığı üzere nice namv e şan ile şöhret bulmuştur. hikmetinin hakikatlerini fikredip düşünerek. Bundan sonra feleklerden toprağa inip. ekleme ve çıkarmalarda bulundular. feleklerin cüzlerinin tahlili kolaylaştırıp bu hususları ve benzerlerini anlatmak üzere. Bütün gök ve yer cisimlerini kuşatmış olmakla. göklerin bu gibi çeşitli işlerini incelediler. âlemin kutbu olup. sürat ve günlük hareketini ve bütün feleklere ve unsurlara olan tahakküm ve tasullutunu ve boşluğunun genişliğini bildirir. malum olsun ki. atlas feleği adını almıştır. astronomlar demişlerdir ki: Yüksek felek ki. âlemin merkezi. bitişik. Merkezi. Göklerin ötesinde boşluk ve doluluk olmadığı . ta ki onlar. illetlerini şerh ve beyan ettiler. Bütün feleklerin sureti budur: Altıncı Madde Atlas feleğinin yapısını. somut bir şekil olsun için feleklerin tümünün şekil ve suretlerini tasvir etmişizdir. bunları. iki paralel düzeyle kuşatılmış bir yuvarlak cisim ve yıldızlardan arınmış olmakla. onu tanımak isteyenlere.

Bu büyük feleğin altında cüzî felekler farzolunmaya ihtiyaç olmayıp. Bu sürate evvela Hadisi şerif şehadet eder ki. kutru yerküreden büyük olan güneşi feleğiyle alıp gider. cins atın koşu anında iki ayağını kaldırıp koyuncaya kadar. Habibi Ekrem sallallahüaleyhivesellem. deyinceye dek beşyüz mil yolu katedip.a. Cebrail aleyhisselema: Zeval vaktinden sormuştur ki: "Ey kardeşim Cebrail.kuşağındaki hareketi oldukça süratlidir. doğudan batıya süratli vaziyette hareketiyle. feleklerin ve yıldızların . bir lahzada. ondan asla ayrılmaz.v. Onun için evet..farzolunmakla. Billur gibi saf ve basit bir cisimdir. bunun çevresinde ve iki yarım kutbunda eğim dairesi var sayılmıştır. Her feleğin bir yeri ve meydanı vardır ki. zeval vakti mi?" Cebrail cevap vermiştir ki: "Hayır." (36/38) Gerçi matematikçiler ve geometriciler. Bu ne şaşırtıcı sürat ve acaip kuvvettir ki. yirmi dört saatte bir dönüşünü tamam eder. kendi hoşluğunda olan sabit feleklerin yumru düzeylerine teğettir. ancak büyük dairelerden güneşitleyici dairesi. Büyük felek.) sormuştur ki: "Hayır'dan sonra niçin evet dedin?" Cebrail cevap vermiştir ki: "Sen sorduğunda. Lakin çukurumsu düzeyi. büyük felek üçbin mil mesafe kateder. dedim. her şeyden münezzehtir." Hak Taala bunu.. Büyük feleğin. Bütün süslerden arınmıştır. Bir göz kırpması kadar bile duraklamaz. Lakin kendi mekânında bütün cüzleriyle düzenli bir şekilde hareket edicidir. nass ile bildirmiştir ki: "Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Ben. bunun yumru düzeyi. bir nesneye dokunmaktan uzaktır. bu denli genişlik ve büyüklüğüyle âlemin merkezi çevresinde. hayır." Habib-i Ekrem (s. Evet. gün yarılayıcı noktadan zeval noktasına gelmişti. Nitekim geometrik delillerle sabittir ki. Bu. Yaratıcı ve hakîm olan Allah. güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur. içinde olan felekleri toptan ve ateş küresi ve hava süresinden bir miktarı döndürüp. henüz güneş zeval noktasına gelmemişti.

burada bir miktar işaretle beyan etmek münasip görülmüştür. gece ile gündüzün biribirini takip etmesini misalsiz var eden Allah münezzehtir. ne soğuktur. sen gökleri ve yeri boşuna yaratmadın. yıldızlar basit cisimlerdir: Ne hafiftir." (3/191) Bizi. kudret ve azametinin eserlerini temaşa eden akıl sahiplerine kolaylık olup. insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. oldukça latif ve saftırlar. Nitekim Hak Taala buyurmuştur: "Göklerin ve yerin yaratılması. kendilerini tanıyıcı olalar. Bizi ateşin azabından koru. gece ile gündüzün değişimini düşünen kullarından eyle! . "Rabbimiz. ne sıcaktır. Lakin büyük feleğin azametinin ölçüsünü bilmekte. demişlerdir. hikmetlerinin sırlarını düşünmek. eski filozoflara göre felekler. Alemi örneksiz yaratan. hepsini kendi vücutlarında mevcut görüp. Fakat diğer felekleri. cebir hesaplarından habersiz olan kimselere uzak ve muhal görünür. Buradan da Allah'ı tanımaya yol bulalar. Ama yüksek cisimlerin mahiyeti. onu ancak yaratan Yaratıcı bilir. sabit yıldızları ve gezegenleri. ne kurudur. Ta ki bizim maksadımız olan Mevla'yı tanımaya vesile bulan. Lakin bunlar. gök gözetim âletleriyle ölçüp takdir ettikleri üzere. genişlik ve uzunluğunu belirlemekte ve âlemin merkezinden yumru düzeyinin uzaklığını hesap ve kıyas etmekten acz ve kusurlarını itiraf ve ikrar edip. Gerçi felekleri ve yıldızları ölçüp takdir etmek.uzaklıklarının ve cisimlerinin ölçülerini hesap ve kıyas ile uzun uzadıya beyan edip açıklamışlardır. ne yanma ne yapışma kabul ederler. Fakat insanların çoğu bilmezler. matematikçiler ve geometriler. feleklerin hareketini. onun ince sanatlarını fikretmek. aslında gerçek ve sabit olan kesin ilimlerin kaideleri üzerine kurulu aklî hükümlerdir. ne yaştır. sen münezzehsin. göklerin ve yerin yaratılışını." (40/57) Kudret ve celal sahibi büyük Allah münezzehtir.

paralel iki yüzüyle kuşatılmış bir kürevî cisimdir. gök cisimlerinin uzaklıklarını dört madde ile bildirir. Birinci Madde Sekizinci feleği bildirir. biri birine bir derece teğet ve çakışır olmuştur ki. Büyük felek boşluğunda durması ve sabit olması ile anılmıştır. bütün uydularıyla yirmi dört saatte bir devresini tamamladığından başka.5 derece eğilimli olup. Hepsinin dönüşü başka türlü olup. âlemin merkezi olup. Merkezi. en dışta olan kuşak. Umumi eksen olan felekler feleği (büyük felek) ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. Dip yüzeyinde olan boşluğunda. Sayısız sabit yıldızlarla işlenmiş ve süslenmiştir. kutbu. Yumru sathının üzerinde olan büyük feleğin dip yüzeyine teğettir. sekizinci felektir ki. . feleklerde ve unsurlarda zerre kadar boşluk kalmayıp. astronomlar demişlerdir ki: Feleklerin ve unsurların üç tabakası birbirini kuşatıp. burçların şekillerini ve isimlerini. kendine has hareketiyle âlemin kutbundan başka olan kutbu üzere ve güneşitleyiciden gayri iki tarafa kutbu kadar eğilmiş olan kuşağı üzere. malum olsun ki. âlemin kutbundan bir tarafa 23.10-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Burçlar sahibi göğü. Onun içinde bulunan kuşak. kuşakları kendilerine kabuk ve zarf olmuştur. Ey aziz. ayın menzillerini. yukarıda anlatıldığı gibi büyük felektir. Hayallerde şekillenen on iki burçla nakışlanmış ve renklenmiştir. burçların katlarını ve sabit yıldızları. her tarafı dopdoludur. Şimdi. zühal feleğinin yumru yüzeyine teğet olmuştur. burçlar feleği ve sabit yıldızlar feleği namıyle meşhurdur.

bir burcu geçer ve yirmibeşbin ikiyüz senede bir devresini tamam eder. her bir kısmına bir isim ile burç adı verilip: Meselâ. bu feleğin iki kutbu üzerinde kesişir farzolunup. denilmiştir. bu altı daire ile kavun ve karpuz üzerindeki çizgiler şeklinde oniki kısım olup. Altı büyük daire dahi. sekizinci feleğin sahasında bir dilimdir ki. Mesela koç burcu. kova burcu vs. eski filozofların gözlemleri gereğince. koç burcu. bütün âlemin işleri. İkinci Madde Belirlenmiş yıldızlar ile bulunan şekilleri ve burçlar semasının dört katını bildirir. Aheste hareketiyle altında dikilmiş olan sabit yıldızları toptan o tarafa alıp gider. o burçların isimleri görüntülerine göredir. onun dilimlerinde gözlenen yıldızlar. binyirmiiki ışıklı yıldızı içeren hayvan ve eşyaya benzer kırksekiz suret hayal . O halde ikibinyüz senede bir. Öteki burçlar da böyledir ve görünüşlerine göre isim alırlar. astronomlar demişlerdir ki: Oniki burcun her birinde. birer çizgi ile birbirlerine bağlansa. sırları en iyi bilen Allah'ın takdiri ile baştan ayağa değişir.batıdan doğuya yavaş yavaş döner. iki kutbu arasında farzolunup. küçük felekler varsaymaya hacet kalmayıp. Filozoflar: Bu süre tamamında. oniki burcun şekilleri bu kuşağının bizzat kendinde olarak belirlenmiştir. mesela karpuzun her dilimi ortasında yani sekizinci feleğin oniki diliminin her birinin yarısında. ancak büyük dairelerden burçlar dairesi. ondan koç şekli görünür. demişlerdir. Yetmiş güneş senesinde kendi kuşağı yörüngesinde ancak bir derece yol alır. bir şekle benzer olarak gözetlenip. sekizinci felek. Ey aziz. denizlerin ve karaların yer değiştirmesinden. malum olsun ki. belirlenmiş yıldızların toplu görünümü. Bu feleğin dahi altında. bu feleğin çevresinde. Bu feleğin tamamen boşluğunu dolduran sayısız yıldızlardan.

onların onikisi. kuşağın güneyinde bulunup. merhum yazarın (İbrahim Hakkı) saydığı üzere. her birine bir şekil üzere isimler vermeyi uygun görüp ve her bir şekle. yıldızlar iki kısma ayrılıp. eski filozoflar arasında şöhret yapmış kimselerin isminden. Onlar. bazen bir yerde toplanıp kümelenerek. Bunlar yedi gezegendir ki. Sabit yıldızların miktarı. Kırk sekiz suretin kalanı olan onbeş suret. fazlalaşıp. bu bahiste anlatılan sabit feleklerdir. gözetlenmiş yıldızlardan üçyüzonaltı yıldız dahi bunların sahasında belirlenip. binyüzoniki adet yıldız olup. eksilmediklerine dayanır.Koç. Üçyüzkırkaltı gözetlenmiş yıldızın şekillenmesiyle oniki şekil belirlenmiş ve oniki burç adıyla isimlendirilmiştir. Birbirlerinden ayrılmak ve her birine bir isim konulmak imkânsız olmakla: Bilginler toplu görünümlerini altmışa bölüp. birbirlerine kâh uzak kâh yakın olduklarına binaendir. bazı hayvan. aşağıya konulan felekler şeklinde görülmektedir. Öteki kısmına gezegen denilmesinin sebebi: Bunlar başka başka yürüyüp hareket ettikçe. Adları geçen seksen şeklin her biri. birkaç yıldızdan bir topluluk olarak düşünülüp. Bu suretlerin yirmibiri kuşağın kuzeyinde bulunup. her biri bir felekte bulunur. cisim ve âlet isimlerinden birer isim koymuşlardır ki. ufuk dairesinin birbirine karşı derecelerinde karşı karşıya bulunurlar. burçlar kuşağındadır. ışıklı cisimler oldukları belirlenmiştir. onlarla üçyüzaltmışaltı yıldız zat olunmuştur. Ek: Malûm olsun ki. sonraki filozofların sözüne göre. bitki. Bir kısmına sabit adı verilmesinin sebebi: Birbirlerine olan uzaklığın miktarı daima eşit olup. sayılan binyirmiiki yıldız tamamıyla tesbit edilmiştir. Oniki burcun isimleri şunlardır: 1.edilmiştir. Bu gezegenler. bir kısmına sabit yıldızlar ve diğerine gezegen adı verilir. . Bu yıldızlardan ayılan üçyüzkırkaltı yıldızı içine alır.

Güneşin yengece girmesiyle zaman. Bunlara sabit denmesinin sebebi: Ne değiştirenler gibi değişme noktasında kalır. Sabit burçlarsa: Boğa. güneşitleyici dairenin kuzeyinde olmakla. terazi burcunun başlangıcına. büyük ayı. yirmiyedi surete benzeyip. 12. yay. aslan. akrep. 7. yengeç.İkizler. 11. sonbahardan kışa döner. ne karıştıranlar gibi iki surette belirirler. akrep. arslan ve başaktır..Balık. Değiştiren burçlar: Koç. yazdan sonbahara döner.Boğa. isimleri böyledir: Kitas. onlara: Güney burçları derler. kış dönümü derler. oğlak burcunun başlangıcına. Ama koçta güneş bulunduğunda. zaman. Oniki burcun altısı. Bu burçların dördüne: Değiştiren derler. Güney burçları: Terazi. köpek. sonbahar noktası. İsimleri şunlardır: Küçük ayı. yaz dönümü. 9. zaman. 6. yirmi bir surete tatbik edilmiştir. 3.. Doğrusunu ancak Allah Taâlâ bilir. Güneydeki dörtyüzaltı yıldıza. ikizler. Öte yandan yıldızların. ilkbahar noktası. kuş. boğa. . kova burçlarıdır.Yay. 8. kova ve balıktır.Yengeç. Altısı dahi güneşleyicinin güneyinde olduğu için. 5. yere uzaklığı ve yakınlığından mı küçük veya büyük göründükleri henüz meçhuldür.Oğlak. Burçlar kuşağının kuzeyinde üçyüzaltmış yıldız gözlenmiş olup. Kuzey burçları: Koç. Koç burcunun başlangıcına. Mesela kehkeşan (samanyolu) da bulunan yıldızların henüz sayıları tesbit edilememiştir.Akrep. Keykavuş. Bütün bunlar sadece gözetlenebilen yıldızlardır.Başak. 4. 10.Kova. Güneş oğlağa girdiğinde.Terazi. Güneş teraziye girdiğinde. bunlara: Kuzey burçları derler. tilki.2. gemi. dördüne: Sabit ve dördüne: Karıştıran derler. zaman kıştan bahara döner. terazi ve oğlaktır.Aslan.. yengeç.. cebbar. başak. (Bugünkü bulgularla bu sayı seksensekiz olarak tesbit edilmiştir). Bunlara değiştiren denmesinin sebebi: Güneş unlardayken bir mevsimden bir mevsime geçmiş olur. Karıştıranlar: İkizler. oğlak. yengeç burcunun başlangıcına. bahardan yaza döner.

Boğa. İkizlerde. Oniki burcu bu minval üzere sayarlar. koç burcundan başlayıp. topraksal burç. Onlar. Şimdi. nazarında oniki burçla yedi gezegen. sırasıyla burçları. sıcaklık ve rutubettir. aslan ve yay burçlarına ateş üçlüsü derler ki. havaî burç ve susal burç derler. Sonraki filozoflar. Başakta zaman. akrep ve balık. hava üçlüsüdürler ki. topraksal ve susal üçlülerin tümü dişi bulunup: Gündüzsel erkek ve gecesel dişi olmuştur. bulunduğu durumla diğer durum arasında karışmıştır. yaza dönüp yazla karışır. toprak üçlüsüdürler ki. sonbahardayken kışla karışır. zaman. her birinin tabiatı. her birin tabiatı. başak. Yengeç. aslan. yengeç. İkizlerde. yay ve kova burçlarıdır ki. altısı dişidir. akrep. Burcun durumları İlkbahar Yaz Sonbahar Kış Değiştirenler Koç Yengeç Terazi Oğlak . Burçlarla ilgili tablolar aşağıdadır. her üç burcu bir tabiatta bulup. her birinde zaman. su üçlüsüdürler ki. her birinin tabiatı. terazi. yazdayken sonbaharla karışır. bazısını dişi tabiatte bulup. ikizler. İkizler. rutubet ve soğukluktur. zaman. bunlar ikildir. Dişiler0 Boğa. oğlak ve balıktır ki. yazdayken. soğukluk ve kuruluktur. Ateşî ve havaî üçlerde erkek burçlar bulunup. Öte yandan oniki burcun bazısını erkek. başak ve oğlak. terazi ve kova. tıpkı dört unsur gibi değişik tabiatlar üzeredirler. bir dişi sayarlar ve oniki burcun tamamına değin giderler. zaman. Erkek olanlar: Koç. sıcaklık ve kuruluktur.her birinin tabiatı. kıştayken ilkbaharla karışır. Şimdi sırasıyla bu burçlara: Ateşsel burç. Bunlara bu ismin verilmesinin sebebi: Güneş bu burçların paralelinde iken. bir erkek. bazılarını geceye nispet etmişlerdir ki: Altı burç erkek.yay ve balıktır. bazılarını gündüze. bunlar tekil burçlardır. burçlar tirigonometresi adını vermişlerdir Koç. ilkbahardayken.

kendi feleği kuşağında batıya hareketiyle koç burcunun yarısında güneş ile karşılaştıkça. ay. yine yerine döndüğünden. yirmisekiz konak bulunmuştur. Hak Taala Kelam-ı Kadim'inde: "Ay için de konaklar tayin etmişizdir. o yıldız bir konak itibar olunmuştur." (36/39) buyurduğu ayın konakları yirmi sekizdir ki. altı sene önce yazılmış olan şu manzumede anlatılmıştır. burçlar feleğinde olan mekanlarıyla ve kırk enlemde doğuş ve batışlarını yerleri ve vakitleriyle bildirir. oniki burcun her biri yirmisekiz konaktan iki konak ve üçtebir konağı yaklaşık olarak içermiştir. Ey aziz. son konak ise reşa olarak isimlendirilmiştir. Her iki konak arası oniki derece elliiki saniye olmakla. her gece bir yıldız beraberine geldikçe.Sabitler Boğa Aslan Akrep Kova Karıştıranlar İkizler Başak Yay Balık Üçüncü Madde Sabit yıldızlardan olan ayın konaklarını isimleri ve şekilleriyle. burçlar feleğinde sabit olan gözlenmiş yıldızlardan burçlar kuşağının yakınında bulunup. Bu durum. bu. süratli hareketiyle oniki burcu yirmisekiz günde kat edip ve devredip. MANZUME Allah adıyle başlarız haberi Kıldı takdir şems ile kameri Hamd lillah Habibine salavat Şems ve mah eyledikçe hoş harekât Badehü Hakkı der ey ehl-i hitab Ehl-i hey'et ysözüncedir bu kitab Nazm kıldım kitab-ı muteberi Dedim ismin menâzil-i kameri . İlk konak şeratin. malum olsun ki. Ay.

Oldu ebyatı cümle yüz doksan Binyüz altmışbeş idi sâl ey cân Çarh-ı Sâmin ki oniki bölünür Her bölükte otuz sehm bulunur Oniki burcu oniki ay olur Üç bahar olur dahi yay olur Üç harif olur üç dahi kıştır Çâr fasl oniki ay olmuştur Evvel azar ikinci nisandır Ü eyyar râbi hazirandır Hâmis oldu temmuz ve sâdisi âb Oldu eylül sâbii behesab Sâmin ve tâsi oldu teşrineyn Kış dü kânun ve yek şubat ey zeyn Gelmeden gün bürûc âvâiline On gün akdem şuhur-ı rum biline Oniki burca bunlar esmâdır Bir hamel iki sevr ve cevzâdır Seretân ve esedle sünbüledir Burc-u mîzan ve akrabî biledir Kavs ile cedî ve delv ve hût eğilir Yılbaşı ol hamel sayılır Çünkü şeş burc otuz pâyı geçmiştir Bil yıl eyyâmın üçyüz altmışbeş Çarh-ı Sâmindedir bu kısm-ı rüsum Ondadır cümle sâbitan-ı nücum Devr-i şarkî seri' seyrandır .

Hep tulu ve gurup o devrandır Oniki burc yirmidört saat İçre bir devri hatm eder râhat Çün döner nısf-ı burc bir saat Saat onbeş derecedir âdet Çarh-ı çaremde gün musana'dır Üstünde zemin murassa'dır Ol felek devr eder güneş seyri Onda yok necm ü şemsten gayri Garbdan şarka gün gider her gün Üçyüz altmışbeşinde biri göğün Seyr eder şems günde bir derece Ayda bir burcu kat' eder böylece çün tahavvül eder her ay birine Yıl tamamında hem gelir birine Ruz-u şeb hatt-ı üstüvada sevâ Arzı kırk cüz' olan mekânda ola Ol cedîye gelse gün rahşân Zemherîr ibtidasıdır o zaman Saat-ı şeb o gece onbeş olur Gündüzün saatı dokuzu bulur Pes gece günden altı saat alır Üç gün üç gece bir karara kalır Badehü gün be gün etval olur Ta hamel evvelin bu şems bulur Nakledende gün ol hamele Gece gündüz beraberine gele .

Gün doğandan bitene dek o zaman Oniki saat ola bî noksan Gün bitenden doğana dek gece hem Oniki saat oa olmaya kem Hem yine gün be gün etval olur Seratan evvelin güneş ki bulur Saat-i ruz o günde onbeş olur Ol şebin saatı dokuzu bulur Pes gündüz şebden altı saat alır Üç gün üç gece ol karara kalır Badehü gün be gün şeb etval olur Ta ki mîzanın evveline gelir Gelse mîzanın ibtidasına gün Ruz ve şeb hem beraber olur o gün Çün hamel evvelile bu birdir Şark ve garb ikisine bir yerdir Pes yine gün be gün şeb etval olur Ta güneş cedînin evveline gelir Yılda bir yol bu devr-i dâimdir Arz-ı mimde bu tavrı kâimdir Çarh-ı çaremde şems her nicedir Hem kamer bu felekte öylecedir Çarh-ı evveldedir kamer mirât Ol musaykal-ı kesiftir bizzat Cerm-i şemsir ziyası daimdir Şems ile nur-u mah kaimdir Cerm-i mah muzlem ve müdavverdir .

Ol güneşten yana münevverdir Câyî çün günle arzın arasıdır Arza doğru muhak karasıdır Ertesi gece çün hilal görünür Nurlu yandan bize hayal görünür Gün be gün ay güneşten olup ırak Arza doğru yüzü olur berrak Çarde menzilin mah eylese seyr Şems ve mah beynine karib ola yer Şems ile mah hoş mukabil olur Görünür nur-u bedr kâmil olur Çünki mir'at-ı şemsdir bu kamer Zulmet-i leyli nur mahz eyler Şemse oldukça mukarreb hem ay Azar azar görüne nursuz cây Çün bulur hem o şems-i tâbânı Bize doğru döner donuk yanı Ayda bir yol bu devr-i daimdir Bu muhak ve bu bedri kaimdir Oniki burcu gün keser bir yıl Kat' eder meh bir ayda cümleyi bil Garbdan şarka hem kaber dolaşır Günde onüç derece yol yer oluşur Şems ile çün kamer muhak bulur ertesi gece ay mukaddem olur Günde oniki cüz'ü o şems geçer Oniki burc bist heşt ölçer .

Pes menâzil yirmi sekiz olur Her birine nişanı yıldız olur Her nişanın bir ismi resmi var Say müretteb yeriye bil ey yar Şeratin ve betin ve pervin şâ' Debran hak'a hen'a ile zira' Nesre ve tarafa cebhe ve zîre Sarafa ava semak ve pes gafera Hem zebânen ve badehü eklil Kalb ve şol niayimi hoş bil Belde zâbin bel'-ı suud ihya Pes mukaddem muahhar oldu reşa Gökyüzünde menâzil-i kameri Bilmek istersen eyle şeb nazarı Gözle hem âfıtab-ı tâbânı Çün bulur ibtida-yı mîzanı Ol gün oldukta şems ufukta ayan Nokta-i maşrık oldur eyle nişan Hem edende o gün ufukta gurub Nokta-i mağrib ol yeri bil hub İki yandan dü nokta evsatı al Kıl nişan nokta-i cenub ve şimal Kıl bu dört nokta evsatın tahmin Heşt nokta ufuktan et tayin Ufku farzet üçyüz altmış ay Pes ul ve gurubu ondan say Kırk derece arzda menâzil ede zuhur .

Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem yirminci cüz'ü hilalinden Şeratin iki necm-i âlidir Bir cenubî biri şimalîdir Bir zirâ ikisi arasını say Bist ve heşt hameldir onlara cây Ol cenubî yanında râsıhtır Bir küçük yıldız ismi bâtıhtır Şeratinden muahhar olan berah Hem betîn ol ikinci menzil-i mah Nokta-i maşrıkın şimaline bak Noktadan doğa kırk derece ırak Üç küçük nemedir müselles var Burc-u sevrin önünde buldu karar Çün iki saat ol şeb ede ubur Ülker üçüncü menzil ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuz derece kemalinden Hûşe şeklinde altı kevbdir. Sevrin yirmi dördü munsabdir Ol şeb üç saat ve rubu'da heman Doğa dördüncü menzil debran Noktadan on sekiz derece şimal Berk urur necm-i hâmisi fi'l-hal Dal şeklinde penç yıldızdır Burc-u cevzada câyı sekizdir dört Buçuk saat ol şeb etme hücum .

Menzil-i hâmis ede huka tulu' Nokta-i maşrıkın şimali hemin Cüz-ü sâminde şekl nokta-i şin Re's-i cebbar adı seh necm-i nihan Burc-u cevzada bistemde ayan Beş buçuk saat ol şeb etse mürur Hüna altıncı nokta ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimaline bak Noktadan onsekiz derece ırak İki yıldız şimal ve garbı kebir Seretan cüz'-ü hâmisinde münir bekle beş saat ol şeb ile nigâh Göresin tâ zıra'-ı heftem mâh Nokta-i maşrıkın şimaline git Noktadan kırk derece tahmin et İki rûşen sitâredir be akab Garbı şuara-yı Şâmi4dir bel'akab Oldur ol şimali bir yıldız Seretandan beridir on sekiz Olsa saat yedi o şeb-i kâmil Görünür nesre heştem menzil Nokta-i şarkın şimaline gel Her yirmibeşinci cüzünü al Hurde encümden öbür paresidir Çâr necm murabba arasıdır İsmi şura-yı yemanîdir bil Hem eset evvelindedir hasıl çün .

sekiz saat ol şeb etse güzar Görünür tarafa tâsi ile nazar Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuzuncu cüzü kemalinden İki yıldız biri eseddendir Esedin onbeşinde rûşendir heşt Ve nîm saat ol şeb etse mürur Aşır-ı mah cebhe ede zuhur Nokta-i maşrıkın şimalini al Ta yirmibeşinci cüzüne gel Bir muavvec hat üzere dört kevkeb Ol cenuhu azim ve ruşen hep Oldu kalb'ül-esed büyük yıldız Hem esedden biri yirmisekiz olsa saat dokuçbuçuk o seher Zîredir onbirinci doğa meğer Nokta-i maşrıkın şimaline var Kıl yirmibeşinci cüzde karar Koşa yıldız cenubîdir ruşen Sünbüle onbeşi ona mesken Çün doğar gün onunla bir doğa Noktadan sarfa kırk şimal iva Sarfa ol necmi ol kadarın On ikinci menazil-i kamerin Horde encüm muhit oldu nişan Sünbüle âhiridir ona mekan Oldu iva beş encüm ruşen .

Tuttu mizanın onbeşinde vatan Çün menazilden onüçüne heman Maşrıkından o şeb bilindi mekan Bâkisin mağrib ile bil o zaman Mağribe bak o şeb hem eyle nişan Çünkü bir saat ol şeb ede güzar Menzil-i çâr hem ufukta gider Nokta-i mağribe nazar hoş kıl Batar onda ysemak eazli bil ismidir fahz-ı sünbüle ey can Resmidir bîst-i pençem mizan tâ kim Üç saat ol şeb ede duhul Panzed hem gufre ancak ede nüzul Nokta-i mağribin şimalini al Her yirmisekiz derecede kal Bir mukavves hat üzere üç kevkeb Yeridir cüz-ü evvel akreb Hem bir ismi samek ramıh'dır Üstü ramh ve kendi çârıhdır Çâr menzil ala't-tevali ol On beşinden evvel ede nüzul pes Rübue saat olsa ol şeb hub Şânezd hem zebane ede gurub Nokta-i mağribin gurubuna var Ondan ondokuzuncu cüzüde biter İki yıldız mukabil ve berrak İkinin arası bir mızrak .

Hem bir ismi de pele-i mizan Burc-u akreb önüdür ona mekan Çün iki saat ola ol şeb târ Oldum eklil on yedinci batar Nokta-i mağribin cenubuna bak Noktadan otuz derece ırak Yer var bî hat üzere üç kevkeb Ruşeni oldu cebhe'tül-akreb Akreb oldu bir ismi hem ey yar Burc-u akrebde cây-ı bist çıhar Bekle saat ikibuçuk ola tâ Hejde hem kalb-i akreb onda bata Nokta-i mağribin cenubunu bul Otuzüçüncü cüzü garbını bul Bir mukavves hat üzere üç kevkeb Sâdis burc-u kavs ona matlub Kalb-i akreble bile şöyle varıb Nokta-i mağribin cenubuna bak Noktadan kırk dokuz derece ırak Koca yıldızdır ikisi berrak Buldu kavsin yirmisinde durak Bekle dört saat ol gece oturup Bîstemdir niayim ide gurup Nokta-i mağribin cenubunu bul Otuzüçüncü cüzüdür ona yol Çâr necmi sağar ve çârı kibar Tuttular cedî evailinde karar .

Dahi beş saat ol şeb uyuma tâ Kim yirmi birinci belde bata Nokta-i mağribin cenubunu al Ta yirmisekiz dereceye gel Kıta-i Çarhdir ki sâde olur Encüm etrafına kılade olur her bir adı kıladedir ey can Evsat-ı cedî burcun etti mekan Ger yedi saat olsa şeb-i rayih Bata bist ve düm adı zâbih Nokta-i mağribin cenubunu al Ondan ensekizinci cüzde kal İki yıldız şimalidir a'zam Bir küçük necm anında adı ganem Zâbih anı eder gibi kurban Ol devl üçüne oldu mekan Heft ü nîm saat ol şeb olma melül Bîst ve sevm belidir ede nüzul Nokta-i mağribin cenubunu nice Noktadan say yirmiüç derece iki ruşen sitaredir ki karib Bir küçük yıldız aralıkta garib Ol küçük yıldız ol şimale yakın Delvin ondördüdür mekanı hemin Ger dokuz saat ol şeb etse güzar sit ü çârem suud o demde gider Nokta-i mağribin cenubuhu bul .

Cüz-ü sâmin ufuktadır ona yol Bir mukavves hat üzere üç yıldız Delv burcunda cây onsekiz Onbuçuk saat ol şebeyle nazar Ahbih ü bist ü pençemine seher Nokta-i mağribe garib ve cenub Çâr kevkeb üçü müselsel olup Râbii sa'd ve hem redif ana nâm Hâmisi burc-u hutu kıldı makam Şarka bak hem o akşam et tevfik İrtifaiyle her birin tahkik Kim mukaddem dahi muahhar hem Doğalar şems batmadan akdem Birbuçuk saat akşama var iken İkisi dahi doğmuş ola maan Nokta-i maşrıkın şimalinden Bist-ü pençem cüz' kelalinden Doğa fer'i mukaddem onda ayan Aslı bir necmdir cenubu heman İkisinin arası bir mızrak Hatdan panzdehem o ferğa durak Nokta-i maşrıkın şimaline git Her otuzbir derece tahmin et Onda doğmuş ola muahhar nur Ferği aslından akdem ede zuhur İki yıldız ki suudu bir mızrak Ferği hut âhirinde hoş burak .

Şarka bak bul o şeb mahall-i ışa Doğmuş yirmisekizinci raşa Kalmış iken guruba bir saat Şarktan doğmuş ola ol rahat Nokta-i maşrıkın şimalinden Hem otuzuncu cüz kemalinden İki yıldız ki şarkı ve garbı Saf-ı encümledir sefine gibi Şekl-i ehlilcidir ol güya Hem hamel onbeşindedir hâlâ Nıfs-ı burc-u hamelde olsa muhak Meh güneşten bu resme ola ırak Menzil-i ûla olur şeratin Hem bu tertib ile raşaye değin Çün yirmisekiz gün içre kamer Bu menazilden ede cümle güzar Ol yirmisekiz günüyle gece Hem geçer şems ügünde bir derce Çün yirmidokuzbuçuk gün olur Şems ile hem kamer muhakı bulur Ol sebebden bir ay yirmidokuz Gün hesap olunur öbür ay otuz Badehü her ne şeb kılınsa murad Bu menazil tamam olur tâdad Olduğun gece şemse bir derece Kim ne burcun kaçındadı o gece Kıl hesab ibtida-yı mizandan .

bu kitab. Allah adıyla başlarız. astronomlar sözüncedir. salavat Habibine: Güneş ve ay hoş hareketler eyledikçe. Sonra hakkı. ey sözümü dinleyenler. Muteber kitabı nazm kıldım.Bil ne miktarı geçti şems ondan Geçe bir burcu iki saat o dem Hep menazil doğup batar akdem Pes her onbeş gecede bir saat İleri sâbitan eder sürat kim güneş her gün iki kursu kadar Seyr edip şarka geç guruba gider Her ne geçse buna kıyas olunur Bu hesab üzere cümlesi bulunur Çün geçer şems evvel ol hamele Emr ber aks olur kolaylı gele Maşrıktan ayan olan kevkeb Mağribiyle bilinmek olur hep Mağribinden beyan olan el'ân Maşrıkından bilinmeli o zaman Nereden doğa karşısında batar Kande batsa mukabilinde doğar Çün menazil bilindi bi't-tayin Oniki burcu bundan et tahmin Ta ki seyyar ve sâbit ola ayan Kim ne kevkeb ne burcu kıldı mekan Hoş bilindi kevakib ey Hakkı Seyr et eflâkı fikr kıl Hak'kı. Güneş ile ayı takdir kıldı. der. Hamd Allah için. (Haberi. Bütün beyitleri yüz . Ay menzillerinin ismini dedim.

Ey can. yengeç. Yengeç evvelini güneş ki bulur. Sekizinci felek ki. akrep. Yer üstünde kıymetli taşlardır. üçyüz altmışbeş derecesinden bir derece güneş günde seyr eder. Böylece ay da bir burcu kat eder. balık. Eşitlik çizgisinde. aslan. Eylül yedinci. oniki ay olmuştur. dördüncü hazirandır. Gün bitenden doğana dek gece de. Günün saati o günde onbeş olur.doksan oldu. yılbaşı sayılır. Saat onbeş derecedir. gece gündüz eşitliğine gele. Üç bahar olur. O zaman gün doğandan bitene dek. Oniki burca isimler bunlardır: Koç. Sonra gün. oniki bölünüyor. Üç gün üç gece bir karara kalır. Beşinci temmuz. Batıdan doğuya gün gider her gün. yirmidört saat içre bir dönüşü rahat tamamlar. Dördüncü felekte gün süslenmiştir. günden altı saat alır. Kış iki kanun ve bir de şubat oldu. Gün koça nakledende. noksansız oniki saat ola. Gecenin saati o zaman onbeş olur. Yılın günlerini üçyüz altmışbeş bil. oğlak. Her ay birine geçer. Üç gün . altıncı ağustostur. Oğlağa gelse. başak. gece ile gündüz eşittir. Hep doğuş ve batış o dönüştür. O felek. O zaman gündüz. Gündüzün saati. üçü dahi kıştır. Koç. Üçü güz olur. O zaman gece. Dört mevsim. Üçüncü mayıs. Oniki burcu. oniki ay olur. Çünkü altı burç. Onda yıldız ve güneşten gayri yoktur. ikinci nisandır. Birinci mart. yay. dahi yay olur. Yıl tamamında yerine gelir. Sekizinci felektedir resimler parçası. teşrin-i evvel. eksik olmaya. Ta koç evvelini bu güneş bulur. Oniki burç. dokuzu bulur. O zaman en soğuk günler başlangıcıdır. Burcun yarısı yarım saat döner. sekizinci ve dokuzuncu. geceden altı saat alır. ikizler. Burçlar ortasına gün gelmeden. sene binüçyüz altmışbeş idi. teşrin-i sani oldu. güneş seyrini devreder. terazi. Gecenin saati dokuzu bulur. otuz payı geçmiştir. Bütün sabit yıldızlar ondadır. kova. oniki saat ola. on gün önce rumî aylar biline. Enlemi kırk olan yerde ola bu. boğa. Göğün. gün aydındır. yavaş yavaş uzar. Hem yeni gün gün uzar. Her bölükte otuz pay bulunuyor. Doğuya dönüşü hızlıdır.

O halde menziller yirmisekiz olur. Gün oniki burcu bir yıl keser. Bu yılda bir yol daimi dönüştür. Ertesi gece. Yeri çünkü yerle güneşin arasıdır. Bu çakışma ve bu bedridir. Oniki burç. Birinci felekte ay. Dördüncü menzilini ay seyr eylese. aynadır. Batıdan doğuya ay da dolaşır. (Burada tali yıldızların adları sayılıyor. yere doğur yüzü berrak olur. Sonra gün gün gece uzar. Ay. yirmisekiz ölçer. Çünkü koç evveliyle bu. Terazinin başlangıcını bulduğunda. güneşten ırak olup. yıldız olur. Her nişanın bir ismi ve resmi var. Gün gün ay. Terazinin başlangıcına gün gelse. Yere doğru çakışma. Mim enleminde bu halde durmaktadır. Dördüncü felekte güneş her nicedir? Ay da bu felekte öylecedir. karasıdır. Nurlu yandan bize hayal görünür. Gözle hem parlak güneşi. Çünkü güneşin aynasıdır bu ay. hilal görünür. Her birine nişanı. Bu dört nokta ortasını tahmin kıl. Güneş ile ayın nuru kaimdir. tertiplenmiş say. ayda bir yol sürekli devirdir. güney ve kuzey noktalarını nişan kıl. ertesi gece ay önce olur.) Gökyüzünde ayın menzillerini bilmek istersen. Güneş ile ay hoş mukabil olur. Ey dost. o bizzat parlak ve yoğundur. geceye bak. Bu. ay bir ayda hepsini kateder. O güneşten yana münevverdir. O halde yine gün gün gece uzar. Güneş ile ay çakışmayı bulur. nişan eyle. Parlak güneşi bulduğunda. azar azar görünür nursuz yer. Ta güneş oğlağın evveline gelir. karanlık ve yuvarlaktır. ikisine bir yerdir. güneş ve ay arasına yakın la yer. doğu noktası odur. Ondördü görünür. yeriyle bil. Hem o gün ufukta batanda. güneş ufukta göründüğü gün. Doğu ve atı. gece ve gündüz de beraber olur o gün. Güneşin ziyasi süreklidir. bize doğru donuk yanı döner. olgun olur. İki yandan iki nokta ortasını al. birdir. Gece karanlığını salt nur eder.üç gece o kararda kalır. batı noktası o yeri bil. Ay da güneşe yakın oldukça. Ufku . ufuktan ekiz nokta belirle. Günde oniki derece yer oluşur. Günde oniki cüzü o güneş geçer. Ta ki terazinin evveline gelir.

Üç küçük yıldız. Bir küçük yıldız. İsmi Yemen şairleridir. üçgen var. Hem aslan evvelindedir hasıl çünkü. adı üç gizli yıldız. Noktadan kırk derece ırak doğa. o kuzeyli bir yıldız. yedi arşında ayı göresin. hem yirminci cüzü hilalinden. Doğu noktanın kuzeyi. Batın da ayın ikinci menzili. Batısı. Odur. dördüncü menzile zebran doğa. biri güneyde. Kırkıncı enlemde menziller. yirmi sekiz. onlara yer. o gece beş buçuk saat geçse. o durumda beşinci yıldızı doğar. ismi batındır. Doğu noktasının kuzeyine git. Dal şeklinde beş yıldızdır. Yarım saat evvel gece geçe. olsa saat yedi o gece tam görünür sekiz seçkin konak. Doğu noktasının kuzeyine bak. iki parlak yıldız yüksektir. bil. Boğanın yirmidördü bellidir. Beş saat bekle o gece ile uyanık. yengecin beşinci cüzünde parlak. hüna altıncı nokta zuhur ede. Boğa burcunun önünde karar kıldı. her yirmibeşinci cüzünü al. otuz derece bitiminden huşe şeklinde altı yıldızdır. O gece dört buçuk saat. sekiz saat o gece geçse. ikizlerde yere sekizdir. menzillerin başlangıcı ortaya çıka. İki parlak yıldızdan geri ola biraz. iki parlak yıldızdır hemen sonra. şının noktası şeklidir. O güneydeki sabittir. Çünkü o gece iki saat geçe. Doğu . sekizinci cüzde. O gece üç saat ve çeyrekte heman. noktadan kırk derece tahmin et. koştur. hücum etme. İkizler burcunda gözle. O halde doğu ve batıyı ondan say. Doğu noktasının kuzeyinden. Noktadan on sekiz derece kuzey. biri kuzeydedir. kuzey ve batısı büyük iki yıldız. o ufuktan bu resme doğru doğa bata. Dört yıldız karenin arasıdır. Başı cebbar. noktadan onsekiz derece ırak. görünür tarafa dokuz kere bak. Doğu noktasının kuzeyine bak. İkisi arasını bir zira ay.üçyüz altmış ayak farzet. Doğu noktasının kuzeyinden. Doğu noktasının kuzeyine gel. beşinci menzil huka doğa. üçüncü menzilde ülker ortaya çıkar. Yengeçten beridir onsekiz. küçük yıldızlardan bulut parçasıdır. Şam şairlerinin sanıdır.

İki yıldız karşılıklı ve berrak. ikinin arası bir mızrak. Menzilden onüçüne hemen doğuşundan o gece bulundu mekan. ikinin arası bir mızrak. Doğu noktasının kuzeyini al. Çünkü o gece geçe. ondan ondokuzuncu cüzde batar. sarfa o yıldızı. Batıya bak o gece. Noktadan şarka kuzeye farkı iva. O gece iki saat karanlık olur. Hem gufre onbeşte ancak iner. İki yıldız karşılıklı ve berrak. Hem aslandan beri yirmisekiz olsa saat dokuz buçuk o seher. Ey dost. ayın onuncu yüzü ortaya çıkar. güneylidir parlak. hem akrebin kalbi onda bata. İsmi başak fahzı ey can. Batı noktasının güneyine bak. akrep burcu önüdür ona mekan. burçlar sırası üzere.noktasının kuzeyinde. Koşa yıldız. doğu noktasının kuzeyine var. noktadan otuz derece ırak yer var. ışıklısı akrebin cephesi oldu. güneş parlayarak batar. nişan başak sonudur ona mekan. Çünkü doğar onunla gün bile. Akrep burcunda yirmidört yer. Oldu iva beş yıldız parlak. bir ismi de terazi pelesi. Betar onda semak silahsız bil. Batı noktasının güneyine var. Aynı çizgide olmayan üç yıldız. İşte zeyrek saat o gece. ta yirminci cüzüne gel. hem de nişan eyle. Terazinin onbeşinde mekan tuttu. Tac oldum. onbeşinden evvel ine. Kalanını batı ile bil o zaman. İniş-çıkışlı bir çizgi üzere dört yıldız. onyedinci batar. bekle saat ikibuçuk ola ta onsekiz. Batı . Üçtü mızrak ve kendi yaralayıcıdır. dört menzil de ufukta gider. Bir kavisli çizgi üzere üç yıldız. Bir ismi semek ve bir ismi ramıhdır. Dört menzil. Resmi yirmibeş terazidir ta ki. Batı noktasına iyi bak. bir cüzde batar. başak onbeşi ona mesken. o kadarını ayın onikinci menzili küçük yıldız kuşattı. biri aslandandır. Batı noktasının kuzeyini al. sekiz ve yarım saat o gece geçse. güneyi büyük ve ışıklı hep oldu aslanın yıldızı büyük yıldız. akrepin birinci cüzü yeridir. her yirmisekiz derecede kal. kıl yirmibeşinci cüzde karar. bir ismi de akrep oldu. aslanın onbeşinde parlaktır. ziredir onbirinci doğa meğer. hem otuzuncu cüzü bitiminden iki yıldız. üç saat o gece gire.

Yirmidir ay durağı bata. ikisi birlikde doğmuş ola. yeri kovanın ondördüdür. Ey can. bata yirmi iki. Akrebin kalbiyle birlik şöyle varıp. Batı noktasının güneyini al. Kova burcu üçüne mekan oldu. balıktan panzede hem o şubeye durak. önceki dahi gecikmiş hem doğalar güneş batmadan önce. Altıncı yay burcu ona tâlibtir.noktasının güneyini bul. adı zebayih. O gece beş saat daha uyuma. ehbib yirmibeşine seher batı noktasına yakın ve güney dört yıldız. buldu ayın yirmisinde durak. yirmibeşinci cüzün bitiminden doğa önce bir kolu açıkça. noktadan kırkdokuz derece ırak koca yıldızdır. Beşincisi balık burcunu kıldı mekan. Ondan onsekizinci cüzde kal. Doğu noktasının kuzeyinden. ta ki yirmibirinci belde bite. Kavisli bir çizgi üzre üç yıldız. O gece oturup dört saat bekle.. oğlak burcunun ortasını etti mekan.. dördü büyüktür. felek kuşağıdır ki sâde olur. Dört yıldızı küçük. Sekizinci cüz. yirmidördüncü yükseliş o demde gider. üçü üçgen olup. Batı notasının güneyini bul. Bir küçük yıldız. dördüncü saad ve de redif ona isim. Doğu . Batı noktasının güneyini bul. Şayet gece yedi saat gidici olsa. herbir adı gerdanlıktır. ikisi berrak. Zebayih onu kurban eder gibidir. O gece yedibuçuk saattir. O küçük yıldız kuzeye yakın. otuzüçüncü cüzüdür ona yol. üzülme. Eğer o gece dokuz saat geçse. Doğuya bak hem o akşam tevfik et yükselişiyle her birin incele ki. bir küçük yıldız aralıkta garip. İki aydınlık yıldızdır ki yakın. Kavisli bir çizgi üzere üç yıldız. ufukta ona yoldur. Otuzüçüncü cüzünün batısını bul. kova burcunda yer onsekiz. yıldız etrafına gerdanlık olur. Kuzeyde iki yıldız büyüktür. Batı noktasının güneyini nice noktadan say yirmiüç derece. Akşama birbuçuk saat varken. batı noktasının güneyine bak. Onbuçuk saat o geceyle bak. güneyi hemen ikisinin arası bir mızrak. Oğlak evvelinde karar tuttular. Yirmiüç inince yutucudur. Aslı bir yıldızdır. ta yirmisekiz dereceye gel. adı koyun. Batı noktasının güneyini al.

güneş ile ay çakışır. hem otuzuncu cüz bitiminden iki yıldız ki. güneşten bu resme ırak ola.) Dördüncü Madde Burçlar feleğinin ve onda olan sabit yıldızların uzaklık ve cisimlerini . Güneşe bir derece olduğun gece ki. Hâlâ hem koç onbeşindedir. Menziller belirlemeyle bilindi. sabit yıldızlar hızlanır ki. doğmuş yirmisekizinci serpinti. hem otuzbir derece tahmin et. Ne zaman güneş koçun evveline geçer. yatsı yerini bul. Nereden doğa. İlk menzil şeratin olur. bu hesap üzere hepsi bulunur. batısıyla bilinmek olur hep. bu menzilin sayılışı tamam olur. bundan tahmin et. karşısında batar. öbür ay otuz. onda gecikmiş nur doğmuş ola. Oniki burcu. Sonra her ne gece istense. Doğuya bak. Koç burcunun yarısında çakışsa ay. felekleri seyret.noktasının kuzeyine git. Her ne geçse buna kıyas olunur. Doğudan çıkan yıldız. O sebebden bir ay yirmidokuz gün hesap olunur. Ta ki gezegen ve sâbit ola ayân. batıya geç gider. olur. Hak'kı fikir kıl. kolaylı gelir. ne yıldız. Kolu aslından önce ortaya çıka. O yirmisekiz günüyle geçer güneş de geçer günde bir derece. hesap kıl terazinin başlangıcından. batısıyla bilinmek olur hep. Kolu balık sonunda hoş burak. İki yıldız ki uzaklığı bir mızrak. İş ters olur. ne burcun kaçındadır o gece. Doğudan doğmuş ola o rahat. Bir burcu iki saat geçe o dem hep menziller önce doğup batar. Güneş ondan ne miktarı geçti bil. Doğudan çıkan yıldız. ne burcu mekan kıldı? Yıldızlar hoş bilindi ey Hakkı. Çün yirmidokuzbuçuk gün olur. batısından açıklanan el'an doğusundan bilinmeli o zaman. Doğu noktasının kuzeyinden. Bu tertip ile raşaya deği. doğu ve batısı gemiler gibi dizili yıldızlarladır. guruba bir saat kalmış iken. yirmisekiz ygün içre ay bu menzillerden hep geçe. kolaylı gelir. Kande batsa karşısında doğar. Şu halde her onbeş gecede bir saat ileri. Şekilleri sanki yumurta biçimindedir. güneş her gün iki kursu kadar seyredip doğuya.

rasatçılar. üçüncü değerin cisimlerini dörtbuçuk yer cismi miktarı. ikinci değer. Her bir fersahı üç mil ve her bir milli üçbin zera ve her bir zeraı." mazmununca işin sırrına ermişlerdir. hesabını almışlardır. Büyük feleğin yüzeyinin uzunluğunun mesafesini ki. dördüncü değerin cisimlerini üçbuçuk yerküre gibi ve beşinci değerin cisimlerini üç buçuk yerküre kadar. Bunları geometrik delillerle ispat edip. yıldızların cisimlerinin miktarını yerküreye oranla açıklamışlardır. atın altı kılı miktarı itibar edip. üçüncü değer. burçlar feleğinin yüzey yumruluğunun uzaklığıdır. Birinci değerin cisimlerini takriben altıbuçuk yer cismi kadar ölçüp ve farzedip. Sabit yıldızları altı ayrı kısım bulup. Burçlar feleğinin dip yüzeyinin bu merkezden uzaklığını takriben otuzüç kere bin ve beşyüzonbin dörtyüzelli fersah ve burçlar feleğinin kalınlığını takriben onbeşbin dörtyüzotuzbir fersah bulmuşlardır. cisimler âleminin uzaklığının hesabını bilmişlerdir. kendi yerlerinde belirli bir hareket ile merkezleri çevresinde hareket eder ve döner görüp: "Feleklerde duran hiçbir şey yoktur. malûm olsun ki. birinci değer. Birinci değerin tabakalarını. Her bir parmağı. beşinci değer ve altıncı değer diye isimlendirmişlerdir. otuziki parmak genişliği kadar farz ve takdir kılmışlardır. âlemin merkezinden takriben otuzüçbin kere bin ve beşyüzyirmibeşbin sekizyüz seksenbir fersah bulmuşlardır. altıncı değerin cisimlerini birbuçuk yeryuvarlağı miktarı bulmuşlardır. altı arpa eni kadar ve her bir arpayı. Bütün sabit ve gezegenleri. ikinci değerin cisimlerini beşbuçuk yer cismi miktarı. Ey aziz.bildirir. . geometriciler ve matematikçiler. burçlar feleğinin kalınlığına mutabık ve eşit onbeşbin dörtyüz otuzbir fersah bulup. dördüncü değer. yıldızların ve feleklerin cisim ve uzaklıklarını kesin kanunlar ile hesaplarında görüş birliğine varmışlardır.

Yaratıcı. Fakat küçük saadet olan güzel yüzlü zühredir. cellat görünüşlüdür. Güneş feleğinin üzerinde bulunup. cümlesine başka bir nâm ile beş şaşırmış derler. merih. . Işıklı güneşe büyük ışıklı. Ey aziz. geyvan lakabıyla lakaplanıp. hızlı hindi demişlerdir. kuşakta ve harekette burçlar feleğine benzediği için buna: Mümessil felek demişlerdir. eksende. mümessili altında iki paralel yüzeyde bulunup. zühal yıldızı için üç adet felek ispat edip. kutupta. dönüş merkezi dayanıklı olduğundan. Müşteri yıldızı. hepsi de yedi gezegen nâmıyla meşhur olmuştur. Üçüncü feleğe: Döndürücü felek derler ki. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenin biri zühal feleğidir ki. ay feleğinden itibaren sayılınca yedinci felektir. birinci felek ki küllî felektir. güzel görünümlü aya küçük ışıklı denilip. Büyüklüğünün celaletine ve kudretinin illetine aklın idraki erişemez. buna: Taşıyıcı felek demişlerdir. merkez dışı felektir ki. malûm olsun ki. üç yüksek ve iki alçak denilip. Zühal yıldızı. yüksek felekler ismiyle şöhret bulmuş olan üç feleğin e büyüğü ve en yükseğidir. merkezde. Birinci Madde Zühal yıldızının mümessil feleğini bildirir. güzel yüzlü güneş feleğinin altında karar kılmalarıyla iki aşağılıklar olarak isimlendirilip. Astronomlar. Bu feleğin hâkimi sadece zühaldir. İkincisi. Bu felekte zühalden gayri yıldız yoktur. hakîm ve kudretli olan Allah münezzehtir. 11-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Yedinci göğün yapısını ve onda olan zühal (satürn) feleğini altı madde ile bildirir. Zühal ve karışık sofra görünümlü Utarit. en büyük saadet. ona küçük uğursuz demişlerdir. astronomlar on: Büyük uğursuz.

döndürücü felek kendi merkezi üzere hareketiyle döndükçe. malûm olsun ki. Bu kürenin yumru yüzeyi ilk feleğin yumru yüzeyiyle bir noktada temas etmişlerdir ki. O nokta âlemin merkezine nispetle en uzak noktadır. Yüksek yüzeyi üstünde olan sabit yıldızlar feleği. İki paralel yüzeyle çevrili yuvarlak bir cisimdir. döndürdüğü için buna: Döndürücü felek demişlerdir. Bu feleğin üstünde ve altında bulunan diğer küllî felekler gibi büyük feleğin hareketine uyup. küllî felektir. Ey aziz. sekizinci feleğin hareketi kadar. İkinci Madde Zühal yıldızının. cüzi ve ikinci feleklerin çeşitli dönüş ve tavırlarının isbatı gerekir. zühali. yedi gezegen yıldıza ârız olan çeşitli işlerin tanzim ve tesviyesi. batıdan doğuya âheste gider.zühal yıldızı onun tarafında çakılmış olup. hareket ettirip. astronomlara göre. Zühal yıldızı o noktaya geldikte. Açıklaması gelecektir. Zühal yıldızının durumunun nizamı için mümessil feleğin cisminin içinde yani iki paralel yüzeyle kuşatılmış olan gövdesi içinde Hamil (taşıyıcı) nâmıyle ikinci bir felek takdir etmişlerdir. Anlatılan bu feleğin altında ola felek küreleri dahi aynı şekilde doğuya yönelik hareketle muttasıf olup ve bizzat da batıya yönelik hareketle muttasıf olmuşlardır. İkinci olarak. onun çukur yüzeyine ve alt yüzü. küllî feleklerin içlerinde. ilk hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğuda batıya hareket eder. altında ola müşteri feleğinin yumru yüzeyine teğettir. o nokta evc (doruk) ismiyle isimlendirilmiştir. âlemin merkezinden kendi çapının parçalarıyle altıbuçuk derece uzaklık ile en üst tarafında. kendi hareketiyle âlemin merkezi çevresinde. Bu takdir olunan ikinci felek yere şâmil ve merkezi. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek . merkezinin dışındaki feleğinin yapısını bildirir. dış iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. Mümessil felek.

mümessil feleğin tamamlamakta katkıları olduğundan birine dolanın tamamlayıcısı ve birini boşalanın tamamlayıcısı adını vermişlerdir. kendine mahsus eksen ve kutuplar üzerinde deveran edip. yirmidokuz sene beş ay altı günde bir devresini tamamiyle tamamlar. ilk felekten zorunlu olarak değişik kalıklıkta iki küre geriye kalır ki. Öteki kürenin kalın ve ince tarafı bunun tersinedir. bunlara: Döndürücü felekler . yerden çok uzak ve dairesi geniş olmakla. bu ikinci feleğin iç yüzeyi. O halde zühal yıldızı onunla gidip. astronomlar yine yıldızlarının durumlarının tanzimi için bu kadar miktarla yetinmeyip. Taşıyıcı felek. Şu halde bu hareket ettirme takdirince o ilk felekten bu taşıyıcı nâmıyle meşhur olan ikinci felek ayrılıp. Zühal yıldızı bu taşıyıcı feleğin hareketiyle bu noktaya geldikte. yerin merkezine oldukça yaklaşmış ve alçalmış olur. Bu iki kürenin. Ey aziz. malûm olsun ki. altında bulunan diğer gezegenlerden ağır görünür. kalın tarafı eteğe doğrudur. burçlar feleğinin altında. zühal feleğinin taşıyıcı feleği. Taşıyıcı feleği kuşatan kürenin ince tarafı. doruk noktaya. Lakin diğer gezegenlerde yere şâmil olmayan küçük gezegenler tespit edip. birinci feleğin iç yüzeyine doğu noktasında teğettir. âlemin merkezine nispetle en yakın noktadır. Bu nokta. zühal yıldızının hareketi. yıldızları kendisiyle beraber hareket ettirir. O noktaya haziz (etek) adı verirler. Bunun gibi. Allah her şeyden münezzehtir. biri ikinci felekten boşalır. mümessil feleğin altında kendi hareketiyle batıdan doğuya hareket edip.olmuştur. dönüşünü tamam etmek kesin bir iş olmakla. oniki burcun her birinde ikibuçuk sene ikamet edip. bu surette boşaldıkta. Her feleğin özel bir hareketle dahi hareketi kararlaştırılmış olup. Üçüncü Madde Zühal yıldızının döndürücü feleğini bildirir. biri ikinci feleği içine alır. ancak güneşte merkez dışı olan bir başka ikinci felekten söz etmişlerdir.

Yani zühalin cismi. Zühal. çapı. kendi mekânında belirli bir hareketle batıdan doğuya yani burçlar sırası üzere dönüp. . döndürücü feleğin kuşağı üzerinde onun yüzeyine ortak bir noktada teğet olmuştur. Döndürücü felek tek bir yüzeyle kuşatılmış bir küredir. Zühal. senede bir kere devresini tamam eder. bu zühal feleğine benzerliklerinden. zühal yıldızını da döndürür. Taşıyıcı feleğin içinde. taşıyıcı ve merkez dışı olan ikinci feleğin kuşağında yerleşmiştir ki. her birinin hareketlerinin miktarlarını. Buna: Yıldızın değişik hareketi derler. İmdi bu kıyas ile bunun boşluğunda olan müşteri feleğinin ve onun içinde olan merih feleğinin ve güneş feleğinin içinde bulunan zühre feleğinin şekil e durumlarını her yönleriyle. uzaklıklarını ve kürevî cisimlerini birer bölüm ile tafsil ve kendilerine özgü özelliklerini beyan etmek lazımdır. bir tarafında iki kutbu arasında çakılmış olan. döndürücününkine tamamen temas etmiştir ve taşıyıcının bir tarafında döndürücü feleğin hareketi gibi belirli bir sıra üzere zühal yıldızının dahi kendi merkezi etrafında dönücü olduğunu rasatçıların çoğu görmüşlerdir. kendi merkezi çevresinde batıya doğru hareketiyle bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden bir dereceye yakın hareketiyle. taşıyıcının iki yüzeyine teğettir. Şimdi zühalin döndürücü feleği. bu yıldızı. yıldızın kendisi. güneşin ortasına mutabık hareket ettirir ki. yıldızlarını ve sıfatlarını. zühalin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. tamamiyle bilinmiştir. değişik ve yıldızlarının nitelikleri farklı. Çünkü zühal feleğinin durumu özetle yazılıp ve parçalarının tertibi takrir ve yapısı ve şekli bu kadarca beyan ve tasvir olunmuştur. uzaklık ve cisimleri farklı olmakla. içi dolu ve ışıklıdır. Lakin bunlardaki üç feleğin hareketleri. yıldızın yüzeyi. döndürücü feleğin içindedir ki.adını vermişlerdir. Bu döndürücü felek. bir yüzey ile çevrili bir kürevî cisimdir.

yıldız duraklar görünür. geri dönmesini ve şaşkınlığını. Yıldızın geriye dönüşünden önceki durağına ilk makam. döndürücünün merkezi hareketine. kendi merkezinin hareketi. döndürücüye bir miktar meylettikte. Ey aziz. döndürücünün eteğine yakı oldukta. beş şaşırmış denilmesinin sebebi. kendi merkezi inişte olduğu için hareketi görünmez olup. kendi dönüşüne düz hareket devresini ihtilâfsız tamam eder. sonrakine ikinci makam derler. yavaşlama ve süratini. kâh durur. yıldız. Zühal yıldızının geriye dönüşü dört ay. geriye döner görünür. Zira ki. Yıldızın dönüşü tamam olup. kâh yavaş giderler. Bu duruştan sonra yükselme halinde kendi hareketi yine görünmez olur. döndürücünün merkezininkinden fazla olduğu için yıldız. Bu yavaş hareketten sonra yine düz hareket eder görünür. bunlar kâh düz. Yıldız. kendi küreleri kuşağına oranla ebediyyen basit ve benzerlidir. Bu durumların açıklanması budur ki: Döndürücünün doruğunda oldukta. hızlı hareket eder görünür. malûm olsun ki. eteğe indikte. kendi merkezinin sıraya aykırı hareketi. burçlar sırası üzere muvafakat edip. durma. Yıldız. kendi merkezi. Yıldız yine yavaş hareket eder görünür. . bazen da düz ve süratli giderler. yani üç yüksek ile bir alçağa. döndürücünün merkezi. Güneşe kıyasla beş şaşırmışa bağlantı ve yaklaşma ârız olmuştur. düz hareket eder. Yine bazen durup yavaş yavaş hareket ederler. taşıyıcının hareketiyle uygunluk üzere olmayıp iki hareket birbirine karşı ve muarız olduğu için. güneş ile olan bağlantı ve güneşe yaklaşmasını bildirir. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden güneşle aydan gayrisine. yıldız durur görünür. Halbuki yıldız. Yıldız. ikinci kez durur görünür. Eteğe inmesi halinde. düz hareketi sekiz ay ve yirmi gündür.Dördüncü Madde Zühal yıldızının düz gitme. feleklerin ve yıldızların hareketleri. kâh geri dönerler. iki hareket yine eşit geldikte.

Ey aziz. Tâ güneş. tepe ve kuyruk düğümlerini bildirir. Müşteri ve merih yıldızlarının dahi güneşle bağlantıları bunun gibi bulunur. Zira ki her üçyüz yetmişsekiz günde bir kere. eğilimli feleğinden kâh güneye kâh kuzeye dört buçuk derece kadar eğilimli olduğundan. bir sene onüç gündür. Zühal yıldızının taşıyıcı feleğinin.Zühalin. döndürücünün merkezinden uzak oldukça. o. güneş ile karşılıklı olması. döndürücünün merkezine karşı oluncaya değin. bundan dolayı şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. Zirvenin karşıtı olan yere: Ete derler . döndürücünün eteğinde bulunduğu halde olur. döndürücüsünün zirvesinde bulunduğu halde uygun olur. hep orta bir yakınlıkla güneşe yakın olur. döndürücüsünün ortasının doruk noktasında bulunduğu halde. ona ulaştıkta. Zühal yıldızının her iki yaklaşması arasında olan müddeti. döndürücüsünün orta yerinden kendi merkezine uzaklığı. döndürücünün orta zirvesinden yıldızın merkezi dahi güneşin uzaklığı kadar uzak olur. bu yıldızın seyrinde enlem değişikliği bulunup. Zühal yıldızı. güneşin mekânına gelip. malûm olsun ki. Her biri kendi bölümünde anlatılacaktır. burçlar kuşağından güneye ve kuzeye ikişer buçuk derece eğilimi mevcut iken döndürücü feleğin dahi zirvesi ile eteği. Zira ki güneşin merkezi. şaşırmış gibi görünüp. burçlar feleğinde. yıldız dahi döndürücünün eteğine iner. güneşin merkezinin burçlar feleğinden olan orta yerinden döndürücünün merkezinin orta yerinin uzaklığı gibidir. bu yüzden görünmeyip yakın olması itibariyle bu duruma iki gezegenin çakışması ve güneşe yaklaşması denilmiştir. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden her yıldızın bir doruğu vardır ki. Beşinci Madde Zühal yıldızının doruk ve etek noktalarını. kendi feleğinden ve yerden oldukça yüksek ve uzak olmuş olur. O halde zühal yıldızının güneş ile uzaklık ve yakınlığı.

onun enlemi güneyde olur. yay burunun dokuzbuçuk derecesinde olup. onların karşıtı etek yerleri itibar olunur. O noktanın karşısında olan noktaya kuyruk derler ve bu o noktadır ki. kuyruğu dahi yengeçin karşısında olan oğlak burcunun bunun gibi ondokuzbuçuk derecesinde belirlenmiştir. Burada enlemden murat. şu anda ikibin altmış dokuz seneye başlamıştır. Şu halde. kuyrukların yerleri dahi bilinir. eteğe geldikte zayıf olur. tepeler mukabili de kuyruklardır. Zira ki. iki kesişme noktası oluşmuştur ve birbirine karşılıklı gelmiştir. Zira ki burçlar feleğinden zirve yerleri bilinse. Bu o yerdir ki. Lakin halen rumî tarih. eteğe inici olup ikinci yarısında zirveye yükselici olur. Zirvelerle etekler arası uzaklığı belirlidir. onda gezegenlerin felekleriyle burçlar feleği kesişmiştir. yıldız ona geldikte. yere yakın olmakla kendi feleğinden oldukça aşağıya inmiş olur. Şimdi rumî tarihin binbeşyüz onyedi senesinde zühalin zirvesi. Tepelerin yerleri bilindikçe. eğer dahi yay burcunun karşısında olan ikizler burcunun aynı şekilde dokuzbuçuk derecesinde belirlenmiştir. güneşin yolundan. O halde yıldız. zirveler mukabili etekler olduğu gibi. aksiyle de belirlenir. Tepesi yengeç burcunun dokuzbuçuk derecesinde olup. tepe ve kuyruk noktaları ortasında yani eğilimli feleğin burçlar kuşağından kuzey tarafına fazla meylinden elli derece geridedir. asla değişmez. Feleğin ilk yarısında oldukça. binyüzyetmiştir. sözbirliğiyle zirvelerin ve eteklerin her yetmiş güneş yılında bir derece hareketleri hesabiyle. astronomların çoğu. yıldız yondan ayrıldıkta onun enlemi kuzey olur. birine kuyruk derler. o . yıldızın güneyde ve kuzeyde bulunan uzaklığıdır. Çünkü ayın zirvesinden başka zirveler ve öteki noktalar. Hicrî sene de. zirvesinde yoldukça kuvvet bulup.ki. Tepe o noktadır ki. İki yerde. ondan yıldız geçtikte. aksiyle dahi bulunur. Zühalin doruğu. sabit feleklerin yavaş hareketine uygun hareket edicidirler. Bu durumda o iki noktanın birine tepe.

cahil. onbin kere bin ve beşyüzonyedibin dokuzyüz altmışüç fersah takdir ve tahmin kılınmıştır. keder ve üzüntü vericidir. Altıncı Madde Zühal yıldızının tabiat ve vasıflarını. Buna bakmak. Gündüzsel erkek bulunup. malûm olsun ki. hayran olmak ve yaratıcısını . bunun tabiatı ve vasıfları. Halen zühalin zirvesi. en büyük uğursuz bilinmiştir. gamlı. cimri. cisminin ölçüsünü bildirir. bu vasıfların ortaya çıkması tecrübe olunmuştur. Bu yıldız. lanetli.tarihten bu tarihe gelinceye değin her biri yaklaşık olarak sekiz derece hareket etmiştir. kalın kafa ve zararlı sıfatları nispet kılınmıştır. Bizim bu felekler ve yıldızların durumlarını özetle aradığımız. ilahî cilveleri görüp. Bu ölçülen feleğin kalınlığı. Bu yıldıza. yengeç burcunun yirmiyedibuçuk derecesine ve kuyruk noktası. rahimlere düşen döllere şans olsa. Nitekim çiçek zühreye bakmak. kıskanç. ibretlerle dolu kâinatta. uzaklık mesafesini. Şimdi buna kıyasla her tarihte tepe ve etek noktaları bilinir. astronomlar demişlerdir ki: Bu zühal yıldızının tabiati son derece soğuk ve kurudur. Rasatçılar. oğlak burcunun aynı derecesine yetmiştir. Zühal yıldızının cisminin yerküre kadar bulunduğu geometrik deliller ve matematik hesaplarla ispat olunmuştur. ahmak. O gece ve gündüzün ilk saatleri buna nispet kılınmıştır. Bu yıldız. yalancı. ikizlerin aynı derecesine gitmiştir. yay burcunun onyedi buçuk derecesine ve eteği. tenbel. geometriciler ve matematikçilerin ittifakıyle zühal feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı takriben otuzüçbin kere bin ve beşyüz onbin dörtyüzelli fersah ölçülmüştür. o döllere Allah'ın izniyle sirayet edip olan çocukta. Ey aziz. sevinç ve safra verici bulunmuştur. Tepe noktası. çarşamba gecesiyle cumartesi gündüzüne hâkim bulunmuştur.

İkinci felek. Yüksek yüzeyi. birinci felek. Biz bu kitapta yazdığımız yıldızların cisimlerinden murat. mümessil feleğin altında ve iki paralel yüzeyde bulunup. döndürücü merkezin taşıyıcısıdır. güneşe yaklaşması. müşteri yıldızı.bilmektir. Her şeyden geçip ona yönelmektir. Müşteri yıldızının mümessil feleği ki. küllî felektir. O. düzenlemişlerdir ki. ay feleğine nispetle altıncı felektir. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. Astronomik ölçülere feleklerin çakışması. Ey aziz. müşteri yıldızı onun bir tarafında çakılmış olup. Astronomlar. Güneş feleğinin üzerinde bulunup. merkezde. malûm olsun ki. kuşakta. Birinci Madde Müşteri yıldızının mümessil feleğini bildirir. bu yıldız dahi onunla dönücüdür. astronamlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden müşteri feleğidir ki. kaybolması ve vakitlerin tayini için yıldızın yakınlık ve uzaklığı sebebiyle ve gözetleme hesabıyle tahmin olunan itibarî cisimler değildir. 12-BÖLÜM: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Altıncı göğün yapısını ve orada hâkim olan müşteri (Jüpiter) yıldızının vasıflarını beş madde ile beyan eder. iki paralel yüzeyle çevrili kürevî bir cisimdir. hakiki cisimlerdir ki ölçü ve tartı hesabiyle ilk iş olarak cisimlerin ölçüleridir. Tabiatının adaletli oluşundan ona: En saadetli adı verilmiştir. Üçüncü felek. saadet verici olarak tanınmıştır. o kendi merkezi üzerinde hareket ettikçe. Bunlar kesin bilgilerdir. döndürücü felektir ki. merkez dışındadır ki. yüksek felekler nâmıyle şöhret bulan üç feleğin ortancası olup. müştere yıldızının yapısı için dahi üç adet felek ispat edip. kendi üzerinde olan .

alt yüzeyi. ilk hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. ona teğettir. O halde doruk ve etek. birinci felekten zorunlu olarak iki değişik kalınlıkta küre kalır ki. kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde sekizinci feleğin hareketi kadar batıdan doğuya âheste gider. altında olan merih feleğinin yumru yüzeyine temas etmiştir. O nokta. tepe ve kuyruk bununla yetmiş yılda bir derece gider. Şimdi bu belirleme üzere. müşteri yıldızı o noktaya geldikte. anlatılan şekile sokuldukta. İkinci olarak. birinci feleğin çukurumsu yüzeyine bir noktada temas etmiştir ki. âlemin merkezinden kendi çapıyla beşbuçuk derece uzaklıkla doruk noktasına dışarda eğilimli iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. malûm olsun ki. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızının nizam ve hali için mümessil feleğinin içinde taşıyıcı nâmıyle tayin olunan ikinci felektir ki. biri ikinci felekle birlikte boşaltılmıştır. Zühal yıldızı. ilk feleğin yumru yüzeyine bir noktada müşterektir ki. âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olmakla. Bu kürenin çukurumsu yüzeyi. bu taşıyıcı feleğin hareketiyle o noktaya indikte.zühal feleğinin çukurumsu yüzeyine. yerin merkezine oldukça yakınlaşmış olur. dolu kürenin . yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olur. o noktaya: Doruk derler. kalın tarafı eteğe doğrudur. ilk felekten ikinci felek ayrılıp. kendi üzerinde ve altında bulunan öteki felekler gibi. âlemin merkezin nispetle en yakın nokta odur. İçine alanın ince tarafı doruğa. Bunun gibi bu ikinci feleğin yumru yüzeyi. Sekizinci feleğin hareket ettirmesiyle hareket eder. Ey aziz. biri ikinci feleği içine almıştır. Bu mümessil felek. Bu noktaya etek adı verirler. Boş kürenin ince ve kalın tarafı. yere şamil ve merkezi. Zira ki. önce büyük feleğin hareketine uyucu olup. İkinci Madde Müşteri yıldızının merkez dışı feleğini şekil ve hareketiyle bildirir.

yapısı ve hareketiyle bildirir. yere şâmil olmayan bir başka küçük felek de ispat edip. belirlenmiş ölçülerle tayin konusunda yetinmeyip. bu müşteri yıldızının dahi durumlarının tanzimini. çapı. oniki senede bir dönüşünü tamamlar. Bu iki kürenin. bir tarafında çakılmış olan müşteriyi kendisiyle beraber döndürür. Döndürücü felek. zühalin mümessil feleğinin altında. Şu halde bu yıldız. taşıyıcı feleğin her iki yüzeyine teğettir. astronomlar. Adı geçen yıldız. ona: Döndürücü felek demişlerdir. Her feleğin bir özel hareketi belirlenmiş olup. yıldızı da hareket ettirir. Üçüncü Madde Müşteri yıldızının döndürücü feleğini. eğilimli feleğin cismine düzenli hareketle batıdan doğuya dönüp. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden takriben bir derece kadar mesafe alıp gider. kendi altında olan feleklere nispetle yerden uzak ve dairesi geniş olduğundan. müşterinin altında bulunan diğer gezegenlerin hareketlerinden daha ağır görünür. onunla her burçta bir sene durarak. Kendi mekanında. Ey aziz. Yani orta bir hareketle güneşinki kadar hareket .tersinedir. dönüşünü tamamlamak kaçınılmaz olmakla. bu yıldızın kendisini taşıyan ve merkez dışı olan ikinci feleğe eğimli kuşağına dahil ve ona gömülmüştür ki. kendi belirli hareketiyle batıdan doğuya hareket edip. müşterinin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki. kendi mümessil feleği içinde. bir tek yüzeyle kuşatılmış dolu bir küredir. yıldızın hareketi. Bu feleğin kendi merkezi çevresinde olan batıya yönelik hareketiyle bu felek. feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olmakla birine dolunun tamamlayıcısı ve birine boşun tamamlayıcısı derler. bir talimli feleğin cisminde düzenli hareketle batıdan doğuya dönü. malûm olsun ki. eğik felek müşteri. Döndürücü felek. müşteri yıldızını. kendine mahsus dönme ve kutuplar üzerinde deveran edip.p.

astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızı aynı zamanda kâh sürat ve kâh istikamet ve kâh yavaşlama ve kâh duraklama ve kâh geri dönme ve kâh bu durumların tekrarı halindeki şaşırmışlığının açıklanması budur ki: Bu yıldız. döndürücü feleğin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uymasıyla. Bu harekete: Yıldızın farklı hareketi ve yıldızın kendine özgü hareketi derler. iki hareket birbirine mukabil gelip. güneş ile olan bağlantı ve yakınlığını bildirir. kendi merkezi üzerinde dönücü hareketini. Dördüncü Madde Müşteri yıldızının sürat ve istikametini. kendi merkezinin hareketi. Zira ki. Bu müşteri yıldızı dahi bir yüzeyle kuşatılmış kürevî bir isim. malûm olsun ki. döndürücünün alt tarafına bir miktar eğimli olup. muarız olduğu için yıldız durur görünür. yıldızın kendi merkezi. yüzeyi. döndürücü feleğin kendine has hareketi gibi bu yıldızın dahi döndürücüsü tarafında.ettirir ki." demişlerdir. kendi merkezinin hareketi. döndürücünün en yükseğinde bulundukta. döndürücünün en altına yakın oldukta. ortak bir noktada dördüncüsüyle temas etmiştir. Yani yıldız. kendi merkezinin burçlar sırasına ters hareketi. Ne zaman yıldız. inişte olduğundan hareketi görünmez olur. geriye dönüş ve şaşırmışlığını. düz hareket eder ve yıldız döndürücünün eteğine inmesi durumunda yavaş hareket eder görünür. döndürücünün aşağısında bulundukta. rasatçıların çoğu gözetleyip: "Feleklerde duran bir şey yoktur. Ey aziz. yüzeyine teğet olmuştur. yıldız hızlı hareket eder görünür. Taşıyıcının bir tarafında. . tamamiyle döndürücünün cisminde bulunup. senede bir dönüşümü tamam eder. içi dolu ve ışıklıdır. Yıldız. Yıldız. yavaşlama ve duraklamasını. döndürücüsünün merkezinin taşıyıcısı hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup. Döndürücü feleğin bir yanında gömülü bulunan kuşağı yanında.

döndürücünün merkezinden uzaklaştıkça. sonrakine: İkinci makam derler. yıldızın kendi merkezine uygun olmakla. yıldız geri döner görünür. . güneşin merkezinin burçlar feleğinde olan ortasından döndürücünün merkezinin ortası gibidir. yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp. kendi döndürücüsünde dönüşünü ihtilâfsız tamam eder. Bu duruştan sonra yine yavaş hareket ediyor görünür. ikinci olarak durur görünür. döndürücüsünün eteğindeyken olur. ikibuçuk derece enlem farkı bulunmakla. bu yıldızın. döndürücünün orta doruğundan yıldızın merkezi dahi güneşin uzaklığı kadar uzak olur. şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. güneşe nispetle ârız olan bağlantı ve yaklaşma beyanı budur ki. düzgün hareketi sekiz ay dokuz gündür. sürekli döndürücüsünün zirvesinde bulunduğu halde vâki olur.döndürücüsünün merkezinin hareketinden fazla olup. yıldız dahi döndürücünün eteğine inmiş olur. Yıldızın geriye dönüşünden önceki durağına: Makam. Müşteri yıldızının geriye dönüşü dört ay. Bu müşteri yıldızına. bu durumda. Bu yıldızın eğilimli feleği. bu yıldızın güneşle yakınlığı. iki hareket yine eşitlendikte. döndürücünün merkezine karşı oldukta. bir sene otuzüç gündür. hareketi görünmez olup. Güneşle karşı karşıya gelmesi. yıldızların ve feleklerin hareketleri kendi küreleri kuşağına kıyasla benzer ve düzgündür. Zira ki. ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. yıldızın dönüşü tamam olup. kâh kuzey tarafına eğilimli olup. müşteri yıldızı. zühal gibi daima döndürücüsünün ortasından kendi cisminin merkezi uzaklığı. Zira ki. döndürücüsünün doruğunda bulunduğunda sürekli güneşle aynı hizada olur. Halbuki yıldız. Bu yıldızın güneşe iki yaklaşışı arasında olan süre. Bu durumda. döndürücü feleğinin dahi doruğu ve eteği dahi eğilimli felekten kâh güney tarafına. Bundan sonra yavaş hareketi yine düzelir ve süratli görünür. güney ve kuzeye burçlar kuşağından birer buçuk derece eğimi var ise. Güneş. Zira ki güneşin merkezi.

rahimlere düşen döllere tali olsa. Bu yıldız. "Annesinin karnında kutlu olan kutludur. Ey aziz. her yetmiş seneyi bir dereceye dağıtmakla bütün noktalar takriben sekiz derece gitmiştir. Hak'kın emriyle bunun selîm tabiatı ve övülmüş vasıfları. talileri müşteri hüküm olunur. tepe düğümünden yetmiş derece geridedir. büyük uğurlu nâmıyle isimlendirilmiştir. Müşterinin doruğunun burçlar feleğindeki mekanı rumî tarihin asiz senesinde başak burcunun ondokuz buçuk derecesinde belirlenmişti. Bu minval üzere hesap etmek. iffet. hicrî tarih de binyüzyetmiş seneye yetmiştir. müneccimler sözbirliği edip.Beşinci Madde Müşteri yıldızının doruk ve eteğini. talakât ve fasihlik bulunmuştur. Zühal ile müşteriden başka şaşırmış yıldızların dorukları. ikibin altmışdokuz seneye erip. Halen rumî tarih. bu yıldızın vasıfları: Din gayreti. astronomlar demişlerdir ki: Müşteri yıldızının doruğu. Müşteri yıldızının tabiatında ve övgüye değer vasıflarında. ilim. tepe ve kuyruk düğümlerini. . cömertlik. akıl. Çünkü doruklar ve etekler. Tepe düğüm noktası. malum olsun ki. demişlerdir ki: Müşterinin tabiatı itidal üzere sıcak ve rutubetli olup. tabiat ve vasıflarını. uzaklığını mesafesini ve cismin ölçüsünü bildirir. Eteği dahi balık burcunun ondokuzbuçuk derecesine ulaşmıştı." hadisi gereğince. sâbit feleklere uygun hareket ederler. O halde asîz tarihinden bu tarihe gelinceye dek. Kuyruk düğümü. tevazu. yukarıda açıklandığı üzere. gündüz erkeği olmakla. haya. onlara sirayetle yaratılıp ve huy olup. her tarihte bütün noktaların yerlerini belirler. tepe düğümlerinden doksan derece kuzeyde bulunurlar. hilim. yengeç burcunun dokuçbuçuk derecesine gelmişti. burçlar feleğinden kuzeye fazla eğiminden yirmi derece öndedir. Şimdi müşterinin doruğu. oğlak burcunun dokuçbuçuk derecesinde kalmıştı. tepe ve kuyruk noktaları arasından yani eğilimli feleğinin.

nizamını vermişlerdir ki: Birinci . Çukur yüzeyinin ise. her biri sait (kutlu) bulunur. merih yıldızının yapısı için dahi üç adet felek ispat edip. Bu yıldız.) 13-BÖLÜM: BEŞİNCİ BÖLÜM Beşinci göğün yapısını ve burada hâkim ola merih yıldızının vasıflarını beş madde ile açıklar. pazartesi gecesine ve perşembe gününe hakimdir. Müşteri yıldızının ve mümessil feleğinin uzaklık mesafelerinde ve kalınlıklarında ve cisimlerinde rasatçılar. demişlerdir ki: Müşterinin mümessil feleğinin yumuk yüzeyinin. hepsi delillerle ispat olunmuştur. ay feleğine nispetle beşinci felektir.onlar o saadetle dünyaya gelip. geometriciler ve matematikçiler ittifak edip. yüksek felekler nâmıyle meşhur olan üç feleğin en aşağıda olanı ve yere en yakını olup. Astronomlar. Birinci Madde Merih yıldızının mümessil feleğini bildirir. Ey aziz. takriben yer cisminin yarısı kadar bulunup. âlemin merkezinden uzaklık mesafesi takriben yirmiiki bin kere bin ve dokuzyüz doksan ikibin dörtyüzseksenyedi fersah ölçülmüştür. uzaklığı takriben ondörtbin kere bin ve yediyüzyetmişbin dokuzyüs kırkdört fersah hesap kılınmıştır. küçük uğursuz adını almıştır. bu yıldıza nispet kılınmıştır. kırmızı merih yıdızı onda hâki bulunup. O gecenin günbatımından sonra ve bu gündüzün gün doğumundan sonra birer zaman saatleri. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden sayılan merih feleğidir ki. (Allah daha iyi bilir. Bu mümessil feleğin kalınlığı takriben sekizbin kere ybin ve ikiyüz yirmi bin beşyüzkırküç fersah bulunmuştur. Güeş feleğinin üstünde bulunup. malum olsun ki. Müşteri yıldızının cismi.

yere şâmil. İkinci olarak. mümessil feleğinin gövdesi içinde. taşıyıcı nâmıye tayin olunan ikinci felektir ki. O nokta. döndürücü kendi merkezi üzerinde hareket eyledikçe. kendi hareketiyle âlemin merkezi etrafında sekizinci feleğin yavaş hareketi kadar bir hareketle batıdan doğuya âheste gider. o noktaya doruk derler. merkez dışıdır ki. Aynı zamanda sekizinci feleğin hareket ettirmesiyle hareket eder. bu kürenin yumru yüzeyi birinci feleğin yumru yüzeyi ile ortak bir noktada temas etmiştir ki. kuşakta. külli felektir. ikinci felek. kendi üstünde ve altında olan öteki gezegenler gibi. Merih yıldızının mümessil feleği ki. âlimin merkezinden kendi çapı parçalarıyle. yapısı ve hareketiyle bildirir. bu hareketle her yetmiş senede ancak bir derece kadar kendi kuşağından yol alır. İki paralel yüzeyle kuşatılmış kürevî bir cisimdir.felek. Doruk. Üçüncü felek. taşıyıcının hareketiyle o noktaya geldikte. İkinci Madde Merih yıldızının merkez dışı feleğini. merkezi. . kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. döndürücünün merkezini taşıyıcıdır. oniki derece mesafe ile doruk yönü dışında iki paralel yüzeyle kuşatılmış bir küre isimdir. merihi dahi kendisiyle birlikte hareket ettirir. etek. Mümessil felek. Ey aziz. o birici hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. tepe ve kuyruk noktaları. malum olsun ki. merkezde. astronomlar demişlerdir ki: Bu merih yıldızının durumunun düzeni için. merih yıldızı onun bir tarafında çakılmış olup. En üst yüzeyi üzerinde bulunan müştei feleğinin çukur yüzeyine ve alt yüzeyi altında olan güneş feleğinin yumru yüzeni eteğettir. âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olduğundan. ilk feleğin içinde iki paralel yüzeyde bulunup. önce büyük feleğin süratli hareketine tâbi olup. merih yıldızı. döndürücü felektir ki.

kendi merkezi çevresinde kendine özgü hareketiyle batıdan doğuya hareket edip. kendi altında bulunan feleklere nispetle yerden uzak ve dairesi geniş olduğundan. kendi mümessil feleği içinde. Ey aziz. merih yıldızı altında olan öteki gezegenlerin hareketinden daha ağır hareket ediyor görünür. Zira ki. şekil ve hareketiyle bildirir. Bu noktaya etek derler. Birinci felekten ikinci felek ayrılıp. bu merih yıldızının dahi durumlarının tanzimini belirlemek konusunda bu kadarla yetinmeyip. ilk felekten zorunlu olarak iki değişik cüssede küre meydana gelir ki. yaklaşık olarak iki senede bir dönüşü tamam eder. merihin eğilimli feleği dahi. âlemin merkezine nispetle en yakın nokta olup. Bu iki kürenin. kalın tarafı eteğe doğrudur. düz gidişte bir burçta kırk gün miktarı kalıp. merih yıldızını da hareket ettirir. geri dönüşü halinde bir burçta iki ay kadar durup. Üçüncü Madde Merih yıldızının döndürücü feleğini. o. Her bir feleğin kendine has belirli bir hareketi olup. biri ikinci feleği içine alır. feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olmakla. birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada teğettir. taşıyıcı feleğin hareketiyle bu noktaya geldiğinde. dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz olmakla. biri ikinci felekle birlikte boştur. Ona: Döndürücü felek demişlerdir. Boş kürenin ince ve kalın tarafları. astronomlar. . malim olsun ki. adı geçen küre boşaltıldıkta. birine içine alanı tamamlayan. ötekine boşalanı tamamlayan derler. dolu kürenin ince tarafı doruğa. yere şâmil olmayan bir küçük felekten daha sözederler. yerin merkezine çok yaklaşmış ve alçalmış olur. kendine mahsus eksen ve kutuplar üzerinde dönüp. müşterinin külli feleği altında. yıldız. İkinci feleğin çukur yüzeyi. Yıldız. dolunun tersine gelir. Bu felek.yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olur.

Kendi mekanında eğilimli feleğin cisminde. bir tek yüzeyle kuşatılmış dolu bir kürevî cisimdir. düz gidişini. yere şâmil olmayan ve kendi taşıyıcı feleğine nispetle bir küçük felektir ki. güneşin mümessil feleğinden daha büyük ve geniştir. kâh duraklama ve kâh geriye dönüş . bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüz altmış derecesinden yaklaşık bir derece kadar mesafe alıp. gider. malum olsun ki.Döndürücü felek. Merih yıldızına dahi kâh sürat. bir tarafında çakılmış olan merihi de hareket ettirir. kâh istikâmet. yıldızın değişik hareketi. döndürücü feleği tarafında. Döndürücü felek. Merih yıldızı dahi. yavaş gidişini ve duraklayışını. merihin mümessil feleğinde. geri dönüş ve şaşırmışlığını ve güneş ile olan bağlılık ve yaklaşımını bildirir. Merkez dışı olan ikinci eğilimli feleğin kuşağında gömülmüştür ki. Yani yıldız tamamiyle döndürücünün yüzeyine teğettir. kendi merkezi çevresinde dönücü hareketi yeni rasatçılar gözetleyip. Bu harekete. kâh yavaşlık. yüzeyi yüzeyine temas etmiştir. merihi. belirli bir hareketle batıdan doğuya dönüp. Yani yıldız tamamiyle döndürücünün cisminde bulunup. Taşıyıcının bir tarafında. Yıldızın kendisini taşıyıcı ve onunla bezenmiştir. Böylece senede bir dönüşünü tamam eder. Dördüncü Madde Merih yıldızının süratini. Kendi döndürücüsünün cisminde gömülmüştür ki. yıldızın yüzeyi. döndürücünün iki kutbu ortasında. bir yüzeyle kuşatılmış dolu ve ışıklı bir kürevî cisimdir. döndürücünün çapı taşıyıcının iki yüzeyine teğettir. Ey aziz. kuşağı yanında bir tarafta bulunan bir ortak noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. döndürücünün açıklanan hareketi gibi bu yıldızın dahi. Bu felek kendi merkezi çevresinde batıdan hareketiyle. astronomlar demişlerdir ki. yıldızın özel hareketi derler. incelemişlerdir.

basit ve düzdür. Zira ki. döndürücünün hareketinden fazla olup. Yıldız. döndürücünün doruğuna yükselmiş olmakla. döndürücünün altına indikte. döndürücüsü merkezinin taşıyıcı hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup. iki ay onyedi gündür. iki hareket yine eşit oldukta. döndürücünün aşağısına inişte. eşlik etmesiyle. hareketi görünmez olup. Güneşe nispetle bu . yıldızların ve feleklerin hareketleri. Bu durumların çalışması budur ki: Bu yıldız. yıldız. hızlı hareket eder görünür. Yıldızın dönüşü tamam olup. Yıldız. Çünkü. Merihin geri dönüş süresi. döndürücü tarafına bir miktar eğik. kendi merkezinin hareketi. o demde düz hareket eder görünür. burçlar kuşağından güney ve kuzeye bir derece eğilimli iken. yürüyüşünde şaşırmış gibi görünür. Düz gidişi. burçlar sırasının aksine hareketi. hareketi görünmez olup. yıldız duruyor görünür. Ne zaman ki yıldız. yıldızın kendi merkezi. Bu duruştan sonra yine yavaş hareket eder görünür. yaklaşık olarak ikibuçuk derece enlem farkı dahi bulunup. Yaldızın geri dönüşünden önceki duruşuna: İlk makam. Zira ki. kendi döndürücüsünde dönüşünü ihtilâfsız tamam eder. Halbuki yıldız. döndürücü feleğinin dahi doruğu ve eteği. inişte olduğundan. yirmiüç ay üç gündür. Bunun için: Şaşırmışlıkla isimlendirilmiştir. geri dönüyor görünür. ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Bu yıldızın eğilimli feleği. Yıldız döndürücünün aşağısına yakın oldukta. kendi merkezinin hareketi. sadece döndürücünün hareketi görünür. yavaş hareket eder görünür. Yavaşlamadan sonra yine düz ve hızlı hareket eder görünür. döndürücü feleğinin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyup. yıldız. kuşaklarına nispetle benzerli. kâh kuzeye eğik olup. döndürücü feleği üzerinde bulundukta. eğilimli felekten kâh güneye. iki hareket biribirine karşı olmakla. sonrakine ikinci makam derler. tekrar durur görünür.ve yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. yıldızın kendi merkezi.

uzaklık mesafesini ve cisminin ölçüsünü bildirir. her şeyden münezzehtir. tabiat ve vasıflarını. döndürücünün merkezine karşı oluncaya değin yıldız dahi döndürücünün eteğine iner. güneşin merkezinin burçlar feleğinde olan orta notasından döndürücüsünün orta noktasına uzaklığı gibidir.) Beşinci Madde Merih yıldızının doruk ve eteğini. astronomlar demişlerdir ki: Merih yıldızını doruğu. karşılıklı haldeyken olan mesafeden uzak ve fazla olarak gözetlenmiştir. sürekli döndürücüsünün doruğunda olduğu halde vâki olur. çakışma anında güneş ile merih arasında bulunan döndürücünün çapı. Çünkü doruk ve öteki noktalar. Güneş ile karşılıklı olması. karşılıklı durumdaki güneşin mümessil feleğinin çapından büyük ve uzun bulunmuştur. malûm olsun ki. yukarıda belirtildiği üzere. güneşi de bütün bunlardan büyük ve ışıklı yaratan Allah. tepe ve kuyruk düğümlerini. güneşe orta bir yaklaşımla yaklaşmış olur. Şu halde merih de onlar gibi. Merih yıldızı. (Merihin döndürücüsünü. merih yıldızının güneş ile uzaklık ve yakınlığı. döndürücüsünün doruğunda bulunduğunda. Merihin güneşe iki yaklaşımı arasında bulunan süre: İki sene kırkdokuz gün hesap olunmuştur. Ey aziz. Zira ki. Zira ki. güneşi merkezi. Merihin doruğunun yeri.merih yıldızına ârız olan bağlantı ve yaklaşımın beyanı budur ki: bu. burçlar feleğindin rumî . döndürücüsünün eteğinde olduğunda hâsıl olur. güneşle birleşmede. aralarında bulunan mesafe. yıldızın merkezi dahi. güneşin feleğinden büyük. döndürücünün doruğunda güneşin uzaklığı miktarı uzak olur. eğilimli feleğinin burçlar kuşağından kuzey tarafına en fazla eğildiği noktadır ve tepe düğümünden doksan derece sonradır. zühal ve müşteir gibi sürekli döndürücüsünün doruğundan kendi cisminin merkez uzaklığı. burçlar feleğinin hareketine uygun hareket ederler. döndürücünün merkezinden uzak oldukça. O halde. ta güneş.

hiyanet. Bu feleğin çukur yüzeyinin. Bu durumda. ikibin kere bin ve yirmidokuzbin ikiyüzaltı fersah hesaplanmıştır. O gecenin ve bugünün ilk saatleri. yerin cisminin dörtte biri kadardır. yaklaşık olarak. bu yıldız. Bütün bunlar kesin delillerle sabittir. Merih yıldızının tabiat ve vasıflarında müneccimler ittifak üzere demişlerdir ki: Merihin tabiatı.) . hiddet. Bu tecrübe ile sabittir. bunun vasıfları onlara Hak'ın emriyle sirayet eder. Merih. her yetmiş güneş senesinde bir derece hareketleriyle yaklaşık olarak sekiz derece gitmişlerdir. yaklaşık. Bu yıldızın vasıfları: Şenlik. sefahet. Halen ki rumî tarihin seneleri: İkibin altmışdokuza gitmiştir ve hicri tarihin seneleri: Binyüz yetmişe. yaklaşık olarak ondörtbin kere bin ve yediyüz yetmişbir bin dokuzyüz kırkdört fersah ölçülmüştür. etek ve kuyruk noktaları. akrep burcunun onbirinci derecesinde belirlenmişti. kuyruk yeri. geometriciler ve matematikçiler söz birliği ile demişlerdir ki: Merihin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin merkezinin âlemin merkezinden uzaklığı mesafesi. rahimlere düşen menilere tali düşerse. Gece erkeği olup. buna nispet olunmuştur. kuvvet. Merih yıldızının ve mümessil feleğini uzaklık mesafelerinde ve cisimlerinin ölçülerinde. Merih yıldızının cismi. inat ve baş olma hırsı bulunmuştur. eteğinin yeri. küçük uğursuz olarak isimlendirilmiştir. kova burcunun onbirinci derecesinde tayin olunmuştur. yetmiştir. cumartesi gecesi ve salı gününe hâkim bulunmuştur. aşırı sıcaklık ve kuruluktur.tarihin azsiz senesinde aslan burcunun onbirinci derecesinde. edepsizlik. şecaat. Mümessil feleğin kalınlığı. boğa burcunun onbirinci derecesinde. âlemi merkeziden uzaklığı. Tepe noktası. O halde doruk. öke. takriben onikibin kere ve bin yediyüz kırkikibin yediyüzotuzsekiz fersah bulunmuştur. (Allah en iyisini bilir. rasatçılar.

nurdan bir fânus. O halde bu muhteşem sultan. 14-BÖLÜM: ALTINCI BÖLÜM Dördüncü göğün yapısını ve burada sultan olan güneşin. astronomlar demişlerdir ki: Merih feleğinin altında ay feleğine nispetle altıncı felektir ki. kuşakta. hakkıyle düşünen ve fikreden göz sahiplerine göstermektir. dünyayı aydınlatan güneş. yumru yüzeyi. bütün yıldızların en meşhuru ve en nurlusu ve bilginlerin çoğuna göre en büyük olup. kendini öğrenip. buradan da Hak'kı tanımaya ulaşalar. cihanın ayrıntılarından kendisinin muhtasar ve öz varlığını bilip.Bizim bu açıklama ve izahlarımızdan murat. üstünde olan merih feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi. cihanı şerh ve açıklama ile yaratıcının inceliklerini. merkezde. Yedi gezegenin ortasında güya ki. gündüzler. güneş feleği nâmıyle meşhur olmuştur. Nice büyük işler onun hükümleriyle meydana gelmiştir. Birinci Madde Güneşin özelliklerini özetler ve mümessil feleğini bildirir. malim olsun ki. mümessil ve merkez dışı nâmında iki felekle bütün durumları nizam olmuştur. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. âlemin merkezi yani büyük felek ve yere şâmil iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki. orada ancak bir güneş bulunmakla. Ey aziz. aylar ve seneler bunun hareketiyle nizam bulmuştur. Ta ki. öteki gezegenlerin feleklerinden daha basit olup. Güneş feleğinin merkezi. Onun için mümessil adı . Feleği dahi. hükümlerini ve durumlarını dört madde ile açıklar. Aşağısındakilere ve üstündekilere ışık bahşetmek için orta makam kendisine dinlene yeri olmuştur. geceler. altında olan zührenin yumru yüzeyine teğettir. Bu felek dahi üç yüksek feleğin mümessilleri gibi.

âlemin merkezine en yakın nokta budur. irinci feleğin yumru yüzeyi ile ortak bir noktada teğetdir ki. âlemin merkezinden en uzak nokta budur. Şu halde doruk ve etek noktaları. Bu kürenin yumru yüzeyi. Güneş. önce büyük feleğin hızlı hareketine tâi olup. bu şekilde boşaldığında zorunlu olarak iki küre kalır ki. âlemin merkezi çevresinde. İkinci Madde Güneşin merkez feleğinin yapısını ve hareketini bildirir. astronomlar demişlerdir ki: Rasatçılar güneşin hareketinde kâh yavaşlama. birinci feleğin içinde. kâh sürat muayne edip. yerin merkezine yaklaşıp.verilmiştir. bu hareketle her yetmiş senede birer derece gider. Ey aziz. Güneşin mümessili. kendi altında ve üstünde olan öteki gezegenlerin mümessilleri gibi. burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar batıdan doğuya âheste gider. İkinci olarak kendine özgü hareketiyle. İkinci feleğin çukur yüzeyi. yere şamil ve merkezi. güneşin cismini kâh büyük. malum olsun ki. aşağı inmiş olur. Güneş. o noktaya doruk derler. Bu ikinci felek. Sanki burçlar feleğinin hareket ettirmesiyle hareket eder. taşıyıcısının hareketi ile bu noktaya geldiğinde. Mümessil felekten merkez dışı felek ayrılıp. ikisinin dahi yüzeyleri paralel olmayıp . bu zorunlu hareket ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. âlemin merkezine ikibuçuk derece uzaklıkla doruk tarafına hariç iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. kâh küçük müşahede etmeleri. yerin merkezinden oldukça uzak ve yüksek olmuş olur. yerin merkezinden kâh uzak kâh yakın olmak gerekip. taşıyıcı feleği ile bu noktaya geldikte. Bu felekde. bu müşkülü çözümlemek için güneşin mümessil feleğinin altında merkez dışı bir feleğin varlığını kabul etmişlerdir. Bu felekte. birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada tema etmiştir ki o noktaya etek derler. tepe ve kuyruk düğümleri.

bazı parçası kalın bazısı ince olur. Bu iki kürenin biri ikinci feleği içine alır ve biri ikinci felekle birlikte boşalır. İçine alan kürenin ince tarafı doruğa ve kalın tarafı eteğe doğrudur. Boş kürenin kalın ve ince tarafları dokununkinin tersine olur. Her ikisi de ikinci feleğe eklenmeleri ile birinci felek tamam olup, tek bir felek hükmüne girdiğinden, birine içine alanın tamamlayıcısı ve birine boşalanın tamamlayıcısı derler. Güneşin kendisi ancak bir tek yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki dolu ve sıkışıktır. Merkez dışı feleği içinde iki kutbu arasında çakılmış ve gömülmüştür ki, güneş küresinin çapı, merkez dışı olan ikinci feleğin karanlığına eşit olup; güneşin çevresi merkez dışının çevreleri ile iki ortak noktada temas etmişlerdir. Güneş, mümessil feleği içinde, merkez dışı felek kendine mahsus başka merkez, eksen ve kutuplar üzerinde yani burçlar feleğinin eksenine ve kutuplarına paralel eksenler ve kutuplarla kendi kuşağını teğet kuşak üzerinde batıdan doğuya hareket edip; güneş her bir burçta yaklaşık otuz gün kalıp, üçyüzaltmışbeş ve dörtte bir günde bir dönüşünü tamam eder. Bu çark kuşağın yüzeyinden kuzey tarafına hiçbir zaman eğilmeyip, kendi kuşağında çakılı olan güneş küresi, daima buçlar feleğinin yüzeyinde dümdüz ve bir karar hareket ile gider. Bütün felek ve yıldız küreleri durucu olmayıp her biri kendi merkezi çevresinde başka bir dönüşle döner. Güneş dahi kendi yerinde, merkezi çevresinde, burçlar sırası üzere dönücüdür.

Üçüncü Madde
Güneşin doruk ve eteğini, tepe ve kuyruğunu, yavaş ve süratli gidişini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Güneşin doruğunun burçlar feleğinden mekanı, rumî tarihin asiz senesinde ikizler burcunun yirmiyedinci derecesinde tesbit edilmiştir. Çünkü halen rumî tarh ikibin

altmoşdokuzu bulmuştur. Hicrî tarih binyüzyetmiş senesine ulaşmıştır. Yukarıda açıklanan mihval üzere doruk ve eteğin her biri, yaklaşık sekiz derece hareket etmiştir. Güneşin doruğu, yengeç burcunun dördüncü derecesine, eteği oğlak burcunun aynı şekilde dördüncü derecesine gelmiştir. Çünkü güneşin merkez dışı kuşağı, burçlar kuşağının yüzeyinde bulunmuştur. Onun için bunun tepe ve kuyruk düğümleri, ancak burçlar kuşağı ile gün eşitleyicisinin iki kesişen noktası sayılmıştır ki, biri koç burcudur ve biri terazi burcudur. Şu halde güneş, koç burcunun başlangıcında tepe noktasına gelmiş olur. Terazi burcunun başlangıcında kuyruk noktasında olmuş olur. Öteki gezegenlerin doruk ve diğer noktaları, taşıyıcı felekleri ile burçlar kuşağının kesişmelerinden oluşan iki karşılıklı nokta bulunmuştur. Kuşaktan Taşıyıcı feleklerin kuzeye eğimli oldukları nokta, tepe noktası ve güneye eğimli oldukları nokta, kuyruk noktası adını almıştır. Nitekim yukarıda ayrıntıları ile anlatılmıştır. Güneşin asla enlem farkı bulunmayıp, öteki gezegenlerin hareketlerinde enlem farkı gözlenmiştir. Güneşin, ancak doğuş yeri farkı bulunmuştur. Yani kuzey burçlarındaki, koç, boğa, ikizler, yengeç, aslan ve başaktır. Bu altı burçta güneşin hareketi yavaş görünmüştür. Güney burçlarındaki terazi, akrep, yay, oğlak, kova ve balıktır. Bu altı burçta güneşin hareketi hızlı bulunmuştur. Bütün feleklerin hareketleri, benzerli ve belirli zamanlarda eşit hızdayken, güneşin hareketinde hızlanma ve yavaşlanmanın sebebi budur ki: Güneşin doruk noktası, halen burçlar feleğinden yengeç burcunun evvelinde ve eteği dahi oğlak burcunun evvelinde bulunmakla; güneşin güney burçlarını katetme süresinden kuzey burçlarını katetmesinde bir hafta kadar fazla gecikme olur. Bunun açıklanması budur ki: Güneşin merkezi öyle bir dairenin çevresi üzerinde hareket edip döner ki, o dairenin merkezi, âlemin merkezinin dışındadır. Şu halde burçlar feleğinin bir yarısında, merkez

dışı dairenin yarısındakinden fazla bulunmuştur. Bu, o yarımdır ki, güneşin eteği ona gelmiştir, çünkü güneş hareketiyle burçlar feleğinin yarısını katetme zamanı, ikinci yarısını katetme zamanına muhalif ola. Kaçınılmaz olarak burçlar feleğinin eteği olan yarısından, doruğu olan yarısına güneşin hareketi yavaş görünür. Zira ki, doruk yarısını katetme zamanı, etek yarısını katetme zamanından sekiz gün uzun bulunur. Halbuki güneşin hareketi, merkez dışı dairesinde farklı olmayıp, sürekli ve benzerli harekettir. (Bu, bilici, âziz olan Allah'ın takdiridir. Şanı yüce hakîm yaratıcı münezzehtir.)

Dördüncü Madde
Güneşin tabiat ve sıfatlarını yarar ve etkilerini, uzaklık ve büyüklüğünü bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, müneccimler demişlerdir ki: Güneşin tabiatı, orta derece sıcaklık ve kuruluk olup, gündüzsel erkek bulunmuştur. Orta kutlu nâmıyle isimlendirilmiştir. Bunun sıfatları: Kuvvet, şiddet, kahr, gazap, rağbet, his incelik, haya ve iffet bulunmuştur. Yukarıda beyan olunduğu üzere, bunun sıfatları tali düştüğü menilerde aynen gözlenmiştir. Güneşin pazar güne ve perşembe gecesine hâkim olduğu bulunmuştur.O gündüz ve gecenin evvelki saatleri ona nispet ounmuştur. Cenab-ı Hak'kın takdiriyle esirî cisimlerin süflî cisimlerin tesirleri fazla olup, her yıldız nice nice özellikleriyle tesir etmektedir. Allah, bu büyük güneşe, kedi kudretiyle nice özellikler vermiştir ki, güneşin etkileri, yüksek cisimlerde ve aşağı cisimlerde kendisinden daha belirgindir. Öteki gezegenlerden daha belirgindir. Öteki gezegenlerden daha büyüktür ve bütün yıldızlardan parlaktır. Aya, ışık verir. Denizleri ısıtıp, buharlar çıkarıp, yukarılarda yağmur bulutları meydana getirip, yağdırarak yere hayat verir: Bitkiler, ağaçlar ve meyveler olur. Karlardan ve yağmurlardan

nehir kaynakları olur. Bitkilere ve hayvanlara hayat bahşeder. Güneşle madenler oluşur, meyveler olgunlaşırlar. Güneşin doğuşuyla hayvanlar ve insanlar kuvvet bulup, sıcaklık ve ışığıyla menfaatlenirler. Güneşin batmasıyle hepsi şaşırıp, ölüler misali yerlerinde uyurlar kalırlar. Güneşin etkisiyle irinci iklim kuşağının ahalisi hep siyah olup, sıcaklığının şiddetiyle huy ve bünye edinirler. Tepelerine güneş yakın olduğundan, cüsseleri hafif ve akılları zayıf olup, ahlakları dar, meşrepleri keskin ve ince olur. Aynı zamanda inatçı olurlar. Fakat yedinci iklim kuşağındakilerin tepesinden güneş uzak olup, sıcaklığı zayıf ve tesirleri az olduğundan, hepsi beyaz ve sarı olurlar. Yaratılış ve huyda, her biri öküz ve koyun gibi ebleh ve eksik olur. Güneşin birçok tesirlerinden biri budur ki: Doruk noktası kuzey burçlarında oldukça, kuzey tarafları mamur olup, güney taraflar denizlerle kaplı olur. Güneşin doruk noktası güney burçlarına geçtiğinde, bu kez güney yarım küre mamur olup, kuzey yarım küre deniz sularıyle kaplı olur. Yukarıda açıklanan doruk noktasının hareketiyle, yirmibeşbin ikiyüz güneş senesinde bir kere, karalar ve denizler tamamen yer değiştirip, âlem yeniden nizam bulur. Belki güneşin tesiriyle günler ve geceler, sıcaklık ve gölge, nur ve ışık, yaz ve kış, kar ve yağmur, madenler ve taşlar, itkiler ve ağaçlar vücuda gelip; bütün bunların tabiatları, bileşiklerin oluşması, hayvanların ve insanların yaşaması, yılların bilinmesi hep Allah'ın takdiriyle güneşin hareket ve ışığına bağlıdır. Güneşin büyüklüğü ve miktarında, mümessil feleğinin uzaklığında rasatçılar, matematikçiler ve geometriciler söz birliğiyle demişlerdir ki: Güneşin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin, âlemin merkezinden uzaklaştığı yaklaşık ikibin kere bin ve yirmidokuzbin ikiyüzaltı fersah ölçülmüştür. Bu feleğin çukur yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı, yaklaşık bin kere bin ve

sekizyüzellibin yüzellidört fersah hesap kılınmıştır. Bu mümessil feleğin kalınlığı, yaklaşık yüzyetmişdokuzbin elli iki fersah bulunmuştur. Güneş küresinin cismi yaklaık yüzaltmışaltı yerküre kadar bulunup; bütün bunlar geometrik delillerle ispat olunmuştur. (Allah daha iyi bilir.) Bizim bunları anlatmaktan maksadımız; bu büyük güneşi, günde ir kere etrafımızda döndürüp, başımızda döndüren güçlü ve kayyum olan Allah'ın kudret ve büyüklüğünü açıklamaktır. Ta ki akıl sahiplerine rabler rabbinin yaratma ve inceliklerini fikretmeyi ve düşünmeyi kolaylaştırıp; yaratıklardan yaratıcıyı bulup, her şeyden ona yönelip, onunla kalalar. 15-BÖLÜM: YEDİNCİ BÖLÜM Üçüncü göğün yapısı ve burada hükmeden zühre yıldızının (venüs) durumlarını beş madde ile açıklar.

Birinci Madde
Zühre yıldızının mümessil feleğini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden biri de zühredir ki, ay feleğine oranla üçüncü felektir. Güneş feleğinin altıda olup, iki aşağı nâmıyle bilinen iki feleğin yukarıda olanıdır. Güneş feleğine yakın bulunmuştur. Zühre yıldızı, küçük kutlu ismiyle isimlenmiştir. Bilginler, üç yüksek feleğin yapısı gibi, zühre yıldızı için de üç adet felek ispat edip, nizamını vermişlerdir. Birinci felek, merkezde, kuşakta, kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzer ve mümessildir. İkinci felek, merkez dışıdır ki, yine birinci feleğin gövdesinde iki paralel yüzeyde bulunup, döndürücünün merkezini taşıyıcıdır. Üçüncü felek, döndürücü felektir ki, zühre yıldızı onun bir tarafında çakılmıştır. Döndürücü felek, kendi merkezi üzerinde hareket ettikçe,

zühreyi dahi kendisiye beraber hareket ettirir, zühre yıldızının mümessil feleği ki, küllî felektir. Merkez ve mihverde, kuşak e kutuplarda, harekette burçlar feleğine uyumlu ve diğer gezegenler gibi mutabıktır. iki paralel yüzeyle kuşatılmış bir kürevî cisimdir. Üst yüzeyi, üzerinde olan güneş feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi, altında bulunan utaritin yumru yüzeyine teğettir. Mümessil felek, kendi üzerinde ve altında olan öteki felekler gibi, önce büyük feleğin günlük hareketine uyup, bu hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya hareket eder. İkinci olarak, burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar, kendi özel hareketiyle âlemin merkezi çevresinde batıdan doğuya âheste gider. Sanki burçlar feleği onu döndürür. Doruk, etek, tepe ve kuyruk noktaları bu hareketle her yetmiş senede bir derece yer kateder. ikinci Madde Zühre yıldızının merkez dışı feleğinin, yapı ve hareketini bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Bu zühre yıldızının düzenin halletmek için mümessil felek gövdesinde taşıyıcı nâmıyle belirlenen ikinci felektir ki; yere şâmil ve âlemin merkezinden kendi çapı ve cüzleriyle iki derece mesafe ile doruk tarafı dışında iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir. Bu kürenin yumru yüzeyi, birinci feleğin yumru yüzeyiyle bir noktada temas etmiştir ki, o noktaya: Doruk derler. Bu nokta, âlemin merkezine kıyasla en uzak nokta olduğundan, zühre yıldızı, taşıyıcısının hareketiyle bu noktaya geldikte; yerin merkezinden oldukça uzak olur ve yüksek olur. İkinci feleğin çukur yüzeyi, birinci feleğin çukur yüzeyine ortak bir noktada teğettir ki, o noktaya: Etek derler. O nokta, âlemin merkezine nispetle en yakın noktadır. Zühre yıldızı, taşıyıcı feleğinin hareketiyle o noktaya indikte; yerin merkezine çok yakı olup, alçalmış olur. Birinci felekten ikinci felek ayrılıp boşaldıkta; zorunlu

olarak değişik kalınlıkta iki küre meydana gelir ki, biri ikinci feleği içine alır, öteki ikinci felekle beraber boştur. Doğu kürenin ince tarafı doruk tarafa, kalın tarafı eteğe dönük olur. Boş kürenin ince ve kalın tarafları ötekinin tersine gelir. Bu iki kürenin, feleğin tamamlanmasında katkıları tamam olduğundan; birine dolunun tamamlayıcısı, öbürüne boşun tamamlayıcısı derler. Her feleğin özel bir hareketi belirlenmiş olup, kendi kutupları üzerinde dönüp, dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz bir iş olmakla; zührenin eğilimli feleği dahi, güneşin küllî feleği altında, kendi mümessil feleği gövdesinde; kendi merkezinin çevresinde özel hareketiyle batıdan doğuya güneşin merkez dışı feleğinin hareketine uygun olarak hareket edip; zühre yıldızını da, kendisiyle beraber hareket ettirir. Şu halde zühre, her burçta yirmidört gü gider. Bazı burçlarda tereddüt eylese, dört ay kalıp, senede bir dönüşünü güneşle birlikte tamam eder. Bu yıldızın döndürücü merkezi, güneşin merkezinden hiç ayrılmayıp, güneşin tepe noktasıyla birlikte seyre hareket eylediğinden, bu yıldızın güneşten uzaklığının mesafesi, yaklaşık döndürücüsünün çapının yarısı kadardır. Ortalama, zühre yıldızının güneşten uzaklığı kırk derecedir. Üçüncü Madde Zühre yıldızının döndürücü feleğini şekil ve hareketiyle bildirir. Ey aziz, malum olsun ki, astronomlar; zühre yıldızının dahi durumlarının tanzimine üç yüksek felek gibi anlatılanlar kadarıyle yetinmeyip, yere şâmil olmayan bir küçük felek daha ispat edip, ona: Döndürücü felek demişlerdir. Döndürücü felek, mümessil felekte arza şâmil olmayan küçük bir felektir ki, bu yıldızın kendisini taşıyıcıdır. Yere şâmil merkez dışı olan ikinci eğilimli feleğin kuşağında çakılmış ve gömülmüştür. Döndürücünün çapı, taşıyıcının iki yüzeyine teğet ve eşittire. Döndürücü felek, bir yüzeyle kuşatılmış odlu ve küre bir cisimdir. Eğilimli feleğin cisminde,

kendi merkezi çevresinde belirli bir hareketle batıdan doğuya burçlar sırası üzere dönüp; bir tarafında çakılmış olan zühreyi kendisiyle birlikte döndürerek alıp gider. Döndürücü felek, kendi merkezi çevresinde zühreyi, bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden yarım dereceden fazla döndürüp, hareket ettirip, yaklaşık ondokuzbuçuk ayda bir dönüşünü tamam eder. Bu harekete, yıldızın değişik hareketi ve yıldızın özel hareketi derler. Zühre yıldızı dahi bir yüzeyle kuşatılmış bir küre cisimdir. dolu ve ışıklıdır. Döndürücü feleğinin cisminde gömülüdür ki, yıldızın yüzeyi, döndürücünün iki kutbu arasında, kuşağı yanında, bir tarafında bulunan ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. Yani zühre, tamamıyle döndürücünün cisminde bulunup, yüzeyi, yüzeyine temas etmiştir. Taşıyıcının bir tarafında döndürücü feleğin açıklanan hareketi gibi, zühre yaldızının dahi döndürücüsü tarafından ve kendi merkezi çevresinde burçlar sırası üzere kendine özgü hareketi, yeni rasatçılar tarafgından gözlenmiştir. Dördüncü Madde Zühre yıldızının sürat, istikamet, yavaşlama, duraklama ve şaşırmışlığını ve güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımını bildirir. Ey aiz, malum olsun ki, astronomlar demişlerdir ki: Zühre yıldızına dahi kâh sürat, kâh yavaşlık, kâh duraklama, kâvh geri dönüş ve kâh dönüşünde şaşırmışlık ârız olur. Bu durumların açıklanması budur ki: Bu yıldız, döndürücü feleği yukarısında bulundukta; kendi merkezinin hareketi, döndürücü feleğinin merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uymasıyle, yıldız, hızlı hareket eder görünür. Ne zaman yıldız, döndürücünün doruğundan tarafa bir miktar eğilir, o zaman düz hareket eder görünür. Yılız, döndürücünün eteğine indikte; yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi, inişte olduğundan, hareketi görünmez olup, ancak

döndürücüsünün merkezinin hareketi görünür. Yıldız, döndürücünün eteğine yakın oldukta; kedi merkezinin burçlar sırasına aykırılığı, döndürücüsünün merkezinin hareketiyle sıraya uygun olan hareketine eşit olup, iki hareket birbirine karşı ve muarız olmakla; yıldız, geri döner görünür. Yıldızın geri dönüşü tamam olup, iki hareket yine eşit oldukta; yıldız ikinci kez durur görünür. bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. Zira ki, yıldızın kendi merkezi, döndürücünün doruğuna çıkmakla; hareketi görünmez olup, ancak döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Yavaş hareketten sonra yine düz ve hızlı hareket eder görünür. Halbuki yıldız, döndürücüsünün içinde, dönüşünü aynı hızla tamamlar. Zira ki, yıldızların ve feleklerin hareketleri, kendi küreleri kuşağına oranla benzerli, basit ve düzdür. Yıldızın geri dönüşünden önceki yerine: birinci makam; sonrakine ikinci makam derler. Zühre yıldızının dönüş süresi, bir ay onbir gündür. Düz hareketi, sekiz buçuk aydır. Yıldızın taşıyıcı feleği, burçlar kuşağından güneye ve kuzeye dörtte bir derece kadar eğilimli iken, döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği, eğilimli feleğinden kâh kuzey tarafa, kâh güney tarafa eğilimli olur. Yaklaşık ikibuçuk derece enlem farkı dahi bulunmuştur. bu durumlardan dolayı yıldız, yürüyüşünde şaşırmış gibi görünür. Bundan dolayı şaşırmış olarak isimlendirilmiştir. Güneşe oranla bu zühre yıldızının bağlantı ve yaklaşımını böyle açıklamışlardır ki: Bu yıldızın taşıyıcısının hareketi, sürekli güneşin merkez dışı hareketiyle eşit olmakla; döndürücüsünün merkezi dahi güneşin merkezine sürekli teğet bulunmuştur. Şu halde zühre yıldızı, güneş kurslarının çevresinde, döndürücüsünün hareketiyle döndükçe, döndürücüsünün çapının yarısı kadar ondan uzakta olur. Güneşi tavaf ederek iki uzaklığın ortasına geldikte; kâh sabah, kâh akşam meşale gibi parlayıp; kâh güneşle birlik hareket edip, öteki gezegenler gibi güneş kursundan uzak düşmeyip,

sevgi. cinsel güç ve güzel yaratılış . Bu yıldıza bakmanın kalbe sürûr verdiği tecrübe kılınmıştır. yaklaşık dokuz ay yirmi gündür. bir kere dahi geri dönüşünde yani döndürücüsünün doruğunda bulundukta.her bir devresinde iki kere güneş ile çakışıp. orta derecede soğukluk ve rutubettir. Çünkü doruk ve etek. ferah. tepe ve kuyruk yukarıda açıklandığı üzere. astronomlar demişlerdir ki: Zühre yıldızının doruğu. yay burcunun yirmiyedinci derecesinde belirlenmişi. Tepe noktasının yeri.) Beşinci Madde Zühre yıldızının doruk ve eteğini. (Hakikatini en iyi bilen Allah'tır. tepe ve kuyruk düğümlerini. hicrî tarih dahi binyüzyetmişe. Tepe düğümünden doksan derece geridedir. ötekiler gibi hareket edip. temennî. yaklaşık sekiz derece öne geçmişlerdir. Ey aziz. küçük kutlu adını almıştır. malum olsun ki. Halen rumî tarih. burçlar feleğinin hareketine uygun olan mümessil feleklerin hareketiyle hareket ederler. güneş ile sürekli yakınlık ve çakışması bulunur. ikibinaltmışdokuza gelip. gece erkeği olmakla. öteki noktaları ortasında yani eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzey tarafa faza eğiliminde bulunur. rikkat. Zühre. yetmiştir. oyun. eteği ise. güneşin doruğu gibi ikizler burunun yirmibirinci derecesinde. tabiat ve vasıflarını. sürekli güneşe yakın olup ve bir kere dahi geri dönüşünün tam ortasında yani döndürücüsünün eteğinde oldukta. O halde bu iki nokta. balık burcunun yirmiyedinci derecesinde ve kuyruk noktasının yeri yaşak burcunun yirmiyedinci derecesinde belirlenmişti. uzaklığının ve cisminin ölçüsünü bildirir. teganni. Zührenin doruğunun burçlar feleğindeki mekânı rumî tarihin asiz senesinde. Zührenin tabiat ve vasıflarında müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Zührenin tabiatı. Bu yıldızın vasıfları: Yumuşaklık. İki yaklaşımı arasında olan süre.

salı gecesi ve cuma gününe hâkimdir. ay feleğine oranla sekizinci. Birinci Madde Utarit (merkür) yıldızının mümessil feleğini ve hareketinin görüntüsünü bildirir. ikiyüzyetmişaltıbin altıyüzelliiki fersah hesaplanmıştır. bir kere bin ve sekizyüzellibin dört fersah ölçülmüştür. iki aşağı nâmıyle meşhur olan iki feleğin altta olanıdır. O gecenin ve bugünün ilk saatleri. malum olsun ki. güçlü ve hakîm olan allah münezzehtir. zühre feleğinin altında olup. buna nispet kılınmıştır. yaklaşık yerin cüzünün onaltıda biri kadar bulunup. Bu yıldızın tali düştüğü menilerde bütün bu vasıflar aynen müşahede olunmuştur. delillerle ispatlanmıştır. Yüce. öteki gezegenlerden farklıdır.bulunmuştur. Yumru yüzeyinin uzaklığı ise yaklaşık. parçaları bakımından. Utarit yıldızı burada tek başına hakim olup. karıştırıcı ismi ile tanınmıştır. Astronomlar. Bu feleğin durumu ve yapısı. astronomlar demişlerdir ki: Utarit feleği. Utarit yıldızı için yere şâmil . Zühre yıldızının mümessil feleğinin uzaklık mesafelerinde ve cismiyle kalınlığının ölçülerinde rasatçılar. bin kere bin ve beşyüzyetmişüçbin beşyüziki fersah bulunmuştur. Bu feleğin kalınlığı yaklaşık. Ay feleğine yakındır. geometriciler ve matematikçiler ittifakla demişlerdir ki: Zürenin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklığı yaklaşık. Ey aziz. Bu yıldız.) 16-BÖLÜM: SEKİZİNCİ BÖLÜM İkinci göğün yapısını ve burada hâkim olan utarit yıldızının durumlarını beş madde ile bildirir. (Gerçeğini Allah daha iyi bilir. yedi gezegenden sayılmıştır ki. Zührenin cismi.

Yönetici felek. malûm olsun ki. üst yüzeyi üzerinde olan zührenin alt yüzeyine ve alt yüzeyi altında olan ağın üst yüzeyine teğettir. astronomlar demişlerdir ki: Utaritin yöneticisi. merkezde. kuşakta. Bu felek. tepe ve kuyruk noktaları bu hareket üzere her yetmiş güneş senesinde bir derece mesafe kat eder. kendi üstünde ve altında bulunan diğer felekler gibi önce büyük feleğin günlük hareketine uyup. Bu mümessil felek. zira ki bu dördü. ikincisi dolu felektir ve utaritin dört feleğinden ikincisidir. merkez dışı olan iki feleğinin birincisidir. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine uygun ve mümessildir. Birinci felek küllî felektir ki.üç büyük felek ve yere şâmil olmayan bir küçük felek tesbit etmişlerdir. doğudan batıya hareket ettirerek idare ettiği için buna yönetici . İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar kendi özel hareketi ile âlemin merkezi çevresinde batıdan doğuya âheste gider. içine aldığı merkez dışı ikinci feleğin merkezini. eksende. etek. onlara muhalif bulunup doğudan batıya hareket ederler-. İkinci Madde: Utarit Yıldızının merkez dışı olan yönetici feleğini ve taşıyıcı feleğini apı ve hareketleri ile bildirir. İkinci olarak burçlar feleğinin yavaş hareketi kadar kendi özel hareketi ile âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. Ey aziz. Şu halde doruk. nizamını vermişlerdir. Utaritin açıklanacak döndürücü feleğinde bulunan ikinci doruğundan başka ve ayın açıklanacak doruğundan ve mümessilinden ve diğer noktalarından başkadır. Gözetleme sureti ile değişik durumlarını bu dört felekle belirleyip. iki paralel yüzeyle kuşatılmış küre bir cisimdir ki. öteki mümessiller gibi yere şâmil ve merkezi âlemin merkezidir. mümessil feleği ile birlikte boş bir felektir ki. Sanki burçlar feleğini hareket ettirmesi ile hareket eder gibidir. âlemin merkezî çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder.

Diğerleri dahi yöneticiden parça oldukları görünümünden dolayı yönetici doruğu ve yönetici eteği adıyla isimlendirilmişlerdir. Yönetici felek. Döndürücünün merkezini taşır. bu taşıyıcı felek dahi yönetici feleğin içindedir.derler. Mümessil felekten yönetici felek ayrıldıkta. yöneticiden iki küre kalır ki. mümessil doruğu ve mümessil eteği namıyla şöhret bulmuşlardır. âlemin merkezinden altı derece kadar doruğu tarafına çıkmıştır. mümessil feleklerin içinde oldukları gibi bu yönetici felek dahi mümessilinin içindedir. Yöneticiye mensup doruk ve eteğe dahi ikinciler derler. Yönetici felekten taşıyıcı felek ayrıldıkta. diğer mümessilleri tamamlayıcı olan ikişer küre şeklinde benzerleri. mihver. yöneticinin çukur yüzeyine ikinci etek tabir olunur bir noktada teğettir. bu mümessilden dahi meydana gelmiştir. onun tamamlayıcısıdır. utarit yıldızının üçüncü feleğidir. Mümessilin doruk ve eteğine birinciler dahi derler. Taşıyıcının merkezi. Utarit bu tertip ve tecrübe ile bu şekil ve görünüşe gelir ki: Kendisinde iki doruk ve iki etek bulunur. yöneticinin merkezinden üç derece ve âlemin merkezinden dokuz derece doruk tarafına çıkmıştır. kendi merkez. Her feleğin kendine özgü hareketi olup. Yöneticinin yumru yüzeyi. mümessilinin içinde bulunduğu üzere. Yönetici feleğin merkezi. mümessilin yumru yüzeyine birinci doruk namıyle meşhur olan ortak bir noktada teğettir. mümessilin çukur yüzeyine birinci etek adıyla bilinen ortak bir noktada temas etmiştir. Bunlar mümessilden parça gibi olduklarından. Yöneticinin çukur yüzeyi. Bundan sonra merkez dışının ikincisi. Taşıyıcının çukur yüzeyi ve yumru yüzeyi. Taşıyıcının yumru yüzeyi. Bu yönetici felekten boşalmıştır. Merkez dışı olan diğer felekler. kuşak ve . yöneticinin yumru yüzeyine ikinci evc namıyle bilinen bir noktada yetmişdir.

iki ay kalıp. yüzeyi. şekil ve hareketiyle bildirir. zühreninki gibi sürekli güneşin merkezine mutabık olup asla muhalefet etmez. Utaritin taşıyıcı feleği dahi yönetici feleğin içinde. Merkez dışı olan üçüncü taşıyıcı feleğin kuşağında. zührenin altında kendi mümessili içinde ve kendi merkezi çevresinde hareketi ile batıdan doğuya burçlar sırasına uymayan utaridin ikinci doruğunu idare eder. taşyıcı durumdaki döndürücünün iki yüzeyine yukarıda ve aşağıda birer noktada teğettir. çapı taşıyıcının kalınlığına eşit olup. yere şâmil olmayan bir küçük felek dahi tespit edip. astronomlar. dönüşünü tamam etmek kaçınılmaz olduğu için utaritin yönetici feleği de. Utaridin döndürücüsünün merkezi. utarit her burçta onyedi gün bekleyip. utaritin dört feleğinden dördüncüsüdür. senede bir derecesini güneşle beraber tamamlar. Güneşin ortası kadar hareket edip bir güneş senesinde bir devresini tamamlar. Ey aziz. Bunun için utarit yıldızı döndürücüsünün çapının yarısından fazla güneşten ırağa gitmez. ona: Döndürücü felek demişlerdir. (Allah daha iyi bilir). yani iki kutbu arasında çakılmıştır ki. belirlenen ölçülerle yetinmeyip. Aynı zamanda yıldızın cisminin taşıyıcısıdır.kutupları üzerinde dönüp. Döndürücü felek. Üçüncü Madde Utarit yıldızının döndürücü feleğini. Çapının yarısı ortasında yirmi dereceden fazla uzağa yetmez. malûm olsun ki. teki taşıyıcı felekler gibi kendi merkezi çevresinde özel hareketi ile batıdan doğuya burçlar sırası üzere utaridin döndürücü feleğini idare ile güneşin ortasının iki katı kadar hareket edip. bu utarit yıldızının dahi durumlarının tanzimine diğer şaşırmış gezegenler gibi. bazı burçlarda tereddüt etse. hareketinin yarısı yöneticinin sıraya uygun hareketine karşıdır. Diğer yarısı güneşin ortasına eşit gelip. . utaritin mümessil feleğinde yere şâmil olmayan bir küçük felektir ki.

Bu harekete: Değişik hareket. utarit yıldızının dahi döndürücüsü tarafında. Utarit yıldızı dahi tek yüzeyle kuşatılmış dolu. utarit yıldızını bir gün bir gecede.Döndürücü felek. rasatçılar günyarısında bulunan güneş tutulmasında müşahede etmişlerdir. döndürücünün yüzeyinin iki kutbu yarısında. bir tarafta bulunup. kendi merkezinin hareketi. özel hareket dahi derler. döndürücünün dönüşü gibi. döndürücüsünün yukarısında bulundukta. kâh duraklama. yavaşlama ve duraklamasını. Ne zaman döndürücü tarafına bir miktar eğilse. astronomlar demişlerdir ki: Bu utarit yıldızına da. Dördüncü Madde Utarit yıldızının sürat ve düz gidişini. güneş ile olan bağlantı ve yaklaşımı bildirir. Zira ki. Taşıyıcı feleğin cisminde. düz hareket eder görünür. Bu felek. tamamiyle döndürücünün cismine dahil bulunmuştur. dört ayda bir dönüşünü tamamlar. döndürücüsünün merkezinin hareketine burçlar sırası üzere uyar ve yıldız hızlı hareket eder görünür. Yaklaşık. ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine temas etmiştir. yıldızın kendi merkezi inişte olduğundan. Ey aziz. kâh sürat. kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden üç dereceden fazla mesafeye alıp gider. dolu ve küre bir cisimdir. . kendi merkezi çevresinde kendine özgü hareketiyle batıdan doğuya burçlar sırası üzere deveran edip. ışıklı ve kürevî bir cisimdir. Yıldız. bir tek yüzeyle kuşatılmıştır. Taşıyıcı felek. Yani yıldızın cismi. kâh geri dönüş ve kâh yürüyüşünde şaşırmışlık ârız olur. Döndürücü feleğini cisminde gömülmüştür ki. bir tarafında çakılı olan utaridi kendisiyle birlik hareket ettirir. kâh düz gidiş. kuşağı yanında. döndürücünün aşağısına inişte yavaş hareket eder görünür. bir tarafında. kâh yavaşlama. kendi merkezi çevresinde. Bu durumların açıklanması budur ki: Yıldız. geri dönüş ve şaşırmışlığını. burçlar sırası üzere sürekli dönüş hareketini incelemeyle.

Bundan sonra yine yavaş hareket eder görünür. iki uzaklığın ortalarına geldikte. yaklaşık altı derece enlem farkı dahi bulunmuştur. yıldız ikinci kez durur görünür. güneşin çevresinde döndürücüsünün hareketiyle deveran eyledikçe. döndürücünün en aşağısına yakın oldukta. benzerli ve düzdür. bu yıldız dahi yürüyüşünde şaşırmış gibi görünüp. ancak tedvirin merkezinin hareketi görünür. Yıldızın geri dönüşü tamam olup. hareketler birbirine muarız ve karşı olmakla. Bir kere süratli gidişinin yarısında yani . yıldız durur görünür. Zühre gibi güneş kursuna yakın olup. Utarit yıldızının geri dönüş süresi yirmibir gündür. Zira ki feleklerin hareketi. kendi merkezinin burçlar sırasına uymayan hareketi. kendi döndürücüsünde dönüşünü tek düze sürdürür. ötekine: İkinci makam derler. döndürücünün merkezi dahi sürekli güneşin merkezininkine eşit bulunmuştur. onu tavaf edip. döndürücünün merkezinin. Halbuki yıldız. kâh güneye eğilimi olup. güneşin merkez dışı feleğinin hareketiyle eşit olduğundan.hareketi görünmez olup. Yavaşlamadan sonra tekrar hızlı hareket eder görünür. Bu yıldızın. Güneşe nispetle bu yıldıza ârız olan bağlantı ve yaklaşımın açıklanması budur ki: bu yıldızın taşıyıcısının hareketi. döndürücüsünün dahi doruğu ve eteği. eğilimli feleğinden kâh kuzeye. döndürücünün merkezinin hareketi görünür. Düz gidişi üç ay beş gündür. geri dönüşünden önceki duruşuna: Birinci makam. kâh güneşle yakın olur. Şu halde utarit yıldızı. Yıldız. kâh akşam meşale gibi çakıp. döndürücüsünün yarıçapı miktarı güneşten uzaklıkta. kendi küreleri kuşağına nispetle basit. şaşırmış adıyla isimlendirilmiştir. her bir dönüşünde iki kere güneşle yakın olur. Zira ki yıldızın kendi merkezi. taşıyıcı feleğinin burçlar kuşağından kuzeye ve güneye üç ve dörtte bir derece eğimli iken. iki hareket birbirine eşit geldikte. kâh sabah. Yıldızın. taşıyıcının hareketiyle burçlar sırası üzere olan hareketine eşit olup.

güneşle sürekli çakışması ve yaklaşımı bulunur. Kendinden başka yıldızın tabiatiyle uyuşucu olduğundan. gündüz erkeği bulunmuştur. dikkat. belagat. kitabet. rumî tarihin asiz senesinde terazi burcunun yirmi altı buçuk derecesindeydi. uyuşan ve münafık nâmıyle isimlendirilmiştir. tepe ile kuyruk düğümleri arasında yani eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzeye oldukça eğiliminde vâki olmuştur ki. utaritin burçlar feleğinden eri. kendi tabiat ve vasıflarını. İlk doruk. sürekli çakışması ve yaklaşması olur. feleğinin uzaklık mesafesini ve cisminin miktarını bildirir. Zira ki. zihin. nakış. yukarıda açıklandığı üzere. aynı şekilde koç burcunun yirmialtı buçuk derecesindeydi. İki yaklaşımı arasında olan müddet iki aydır. Beşinci Madde Utarit yıldızının ilk doruk ve eteğinin. anlayışlılık. Eteği. zekâ. tepe ve kuyruk dahi yukarıda defalarca açıklandığı üzere halen. tepe düğümünden doksan derece sonradır. demişlerdir ki: Utaritin tabiatı soğukluk ve kuruluk olup. Utarit yıldızının tabiat ve vasıflarında müneccimler sözbirliği edip.döndürücüsünün zirvesinde bulundukta. astronomlar demişlerdir ki: Utarit yıldızının doruğu. zeyreklik. Ey aziz. hesap. isabet. Çünkü üst ve aşağı noktalar. yaklaşık sekiz derece mesafe hareket etmişlerdir. hile ve hıyanet bulunmuştur. burçlar feleğinin hareketine uygun olan mümessillerin hareketleriyle hareket ederler. Hicrî tarih ise binyüzyetmişe. yetmiştir. Bu yıldız. pazar gecesi ve çarşamba gününe hâkim olduğu . tepe ve kuyruk düğümlerinin burçlar feleğindeki yerlerini. Bu yıldızın vasıfları: Edeb. nutuk. feraset. rumî tarih halen ikibin altmışdokuzdur. malûm olsun ki. sanat. Bir kere dahi geri dönüşünün yarıksında yani döndürücünün eteğinde oldukta. dirayet. Şu halde doruk ve etek. Bu yıldızın tali düştüğü menilerde bu vasıflarıyla etkili olduğu gözlenmiştir.

Biri yere şâil olmayan küçük felektir. Bu feleğin kalınlığı yaklaşık yüzseksendokuzbin altıyüzyirmisekiz fersah ölçülmüştür. mümessil feleğinin uzaklığı mesafesinde rasatçılar. Ay feleğinin küllî feleği. aya mütaallik olan eşyayı altı madde ile açıklar. delillerle hepsi ispatlanmıştır. pazar gecesi ve çarşamba gününe hâkim bulunmuştur. Birinci Madde Ayın mümessil feleğini ve eğilimli feleğini. değişik parçalara bölündüğünden. Üçü yere şâmil olan büyük felektir. âlemin . âlemin merkezinden uzaklığı. yerkürenin cisminin takriben otuzikidebir miktarı bulunup. astronomlar demişlerdir ki: Yedi gezegenden biri de aydır ki. buna nispet kılınmıştır. merkezi. gezegen yıldızlardan daha hızlı seyreden ay. geometriciler ve matematikçiler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Utaritin mümessil feleğinin yumru yüzeyinin. Utaritin cismi. Ey aziz. dünya göğünde tek başına hâkimdir. Şu halde küllî felek. şekil ve yapı bakımından diğer gezegenlerin feleklerinde farklıdır. dört feleği kuşatmıştır. Utarit feleğinin altında bulunup. Kendisine küçük nurlu adı verilmiştir. çukur yüzeyinin uzaklığı ise yaklaşık seksenyedibin beşyüzyirmidört fersah ölçülmüştür. Utarit yıldızının ölçü ve cisminde. 17-BÖLÜM: DOKUZUNCU BÖLÜM Dünya göğünün yapısını ve orada hâkim olan ayın durum ve vasıflarını. O gecenin ve bu gündüzün ilk saatleri. yapı ve hareketleriyle bildirir. malûm olsun ki. Üç felekten ilk ikisinin merkezleri. âleme nispetle dokuz feleğin ilkidir. yaklaşık ikiyüz yetmişaltıbin altıyüzelliiki fersah hesaplanmıştır. Bu yıldız.gözlenmiştir.

güneşitleyici daireden ve burçlar kuşağından ve kutuplardan belirtilen eğim kadar eğilimli olarak. Alem küresiyle merkezi aynı olan iki feleğin ikincisi. âlemin merkezidir. üstünde olan utarit feleğinin çukur yüzeyine ve çukur yüzeyi. başka kuşak ve kutup . eksende. Merkezde. önce büyük feleğin günlük hareketine uyup. bu hareketle âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya zorunlu hareket eder. Ayın eğilimli feleği dahi birinci ve ikinci hareketinden başka. döndürücünün merkezinin taşıyıcısıdır. Döndürücü ise döndürücü felektir ki. iki paralel yüzeyle kuşatılmış ve ikinci feleği çevreleyen küre bir cisimdir. kendi içinde bulunan feleklerle. cevzher feleğinin çukur yüzeyi altında yerleşip. Üçüncüsü ise merkez dışıdır ki. kendi felekleriyle doğudan batıya gider. lâkin kuşağı. tepe ve kuyruk hareketi derler. burçlar kuşağına teğet olan mümessil feleğin kuşağından kuzey ve güneye beş derece eğimli olduğundan. Çevresinde tepe ve kuyruk noktaları bulunmakla -ki bu iki noktaya cevzher denir. Alem küresiyle merkezi aynı olan iki feleğin birincisi. kendi feleklerinden ikinci feleğin yumru yüzeyine temas etmiştir. Bu cevzher adlı felek. Buna.kendisi cevzher namıyla şöhret bulmuştur. bu feleğin yumru yüzeyi. kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde burçlar sırası üzere doğudan batıya. Bu eğilimli felk. Bir gün bir gecede üç dakikadan fazla hareket eder. yumru yüzeyi onun çukur yüzeyine teğettir. burçlar feleğinin hareketine aykırı ve muhalif olarak kendine özgü hareketiyle âlemin merkezi çevresinde burçlar sırasına uymaksızın. Gerçi merkezi. birinci feleğin altında ise paralel yüzeyle kuşatılmış küre cisimdir. kutuplarda ve harekette burçlar feleğine benzerliğinden mümessil nâmını dahi bulmuştur. ikinci olarak.merkezidir. eğilimi felek nâmıyle şöhret bulmuştur. ayın cismini taşıyıcıdır. kendi üzerinde ve altında bulunan diğer felekler gibi. kuşakta.

Çukur yüzeyi. ayın döndürücü feleğinin merkezini de beraber hareket ettirerek döner. âlemin merkezinden. geri götürür. Yirmidokuzbuçuk günde bir .üzerinde bir gün bir gecede onbir dereceden fazlaca hareket eder. eğilimliden iki küre kalır ki. yirmisekiz günde burçlar feleğini katedip. kendi merkezi çevresinde. Bu feleğin merkezi. muarız olup. taşıyıcının eğilimli çukur yüzeyine etek adı verilen bir ortak noktada etğet olmuştur. ayın taşıyıcısının sıraya uygun olarak yaklaşık onüç derece gündük hareketi kalır. oniki burcun her birinde yaklaşık iki gün ve üçtebir gün kadar kalıp. Buna: Ayın doruğunun hareketi derler. İkinci Madde Ayın taşıyıcı feleğini yapı ve hareketini bildirir. merkez dışı olan öteki gezegenlerin mümessil feleklerinde yerleştikleri gibi. Çünkü bu taşıyıcı feleğin burçlar sırasına uygun olarak yaptığı onbir dereceden fazla hareketine. yumru yüzeyi. taşıyıcı feleğidir ki. astronomlar demişlerdir ki: Ayın üçüncü feleği. taşıyıcının eğilimli çukur yüzeyine etek adı verilen ortak bir noktada temas etmiştir. Ey aziz. Taşıyıcı felek. bir devresini tamamlar. kendi çapı ve cüzleriyle on derece ve dörtte bir derece doruk noktasının dışındadır. batıdan doğuya burçlar sırası üzere bir gün bir gecede yirmidört dereceden fazlaca. üç hareketinden başka. Eğilimli felekten taşıyıcı felek ayrıldıkta. eğilimli feleğin tamamlayıcısıdırlar. Bu durumda. eğilimli feleği içinde. bu taşıyıcı elek dahi eğilimli feleğinin içine yerleşmiştir ki. malûm olsun ki. eğilimlisi kuşağına. Çukur yüzeyi. Ayın hareketi hızlı ve felekleri küçük olduğundan. taşıyıcının eğilimli yumru yüzeyine doruk adı verilen bir ortak noktada teğet olmuştur. kuşak teğetliğinde ve eksenine paralel eksen üzerinde kendine özgü hareketiyle. mümessil ve eğilimli feleklerin sıraya uygun olmayan hareketleri mukabil gelip.

astronomlar demişlerdir ki: Ayın dördüncü feleği. döndürücü feleğin belirtilen hareketi gibi ay küresinin dahi döndürücüsü tarafında kendi merkezi . bir tek yüzeyle kuşatılış dolu ve küre bir cisimdir. Merkez dışı feleğin kuşağında. Ey aziz. Buna farklı hareket ve özel hareket ederler. öteki beş gezegenin döndürücüsünün tersine hareket eder. şekil ve hareketiyle bildirir. kuşağı yanında bir tarafta bulunu. zira ki güneşin günlük dönüş noktaları. bir gün bir gecede kendi kuşağının üçyüzaltmış derecesinden onüç dereceye kadar hareket ettirip. ayı. Üçüncü Madde Ayın döndürücü feleğini. Bu yüzden kamerî ayların biri yirmidokuz gün ve biri otuz gün gözetleme hesabıyla hesap olunur. Taşıyıcı feleğin bir tarafında. ortak bir noktada döndürücünün yüzeyine teğettir. güneş batar batmaz batmayıp. karanlıktır. Şu halde ay. ufuktan yukarıda olur. Beş şaşırmış gezegen gibi. döndürücünün çapı. yüzü yüzeyine temas etmiştir. taşıyıcının iki yüzeyine teğet ve eşittir Döndürücü felek. Taşıyıcı feleğin içinde. Ekvatora yakın olanlara ay. tek bir yüzeyle çevrili küre biçiminde bir cisimdir. döndürücüsünün iki kutbu arasında. kendi merkezi çevresinde burçlar sırasına uymaksızın doğudan batıya dönüp. kuzeyde eğilimlidir. Ayın döndürücü feleği. yirmisekiz günde taşıyıcısı gibi bir dönüşünü tamamlar. güneyde dike yakındır. onunla çakışır. malûm olsun ki.kere güneşe erişip. onun döndürücü feleğidir ki. bir tarafında çakılmış olan ayı da birlikte hareket ettirir. Yani ayın cismi tamamıyle döndürücünün cisminde bulunup. rahat görünür. döndürücü feleğinde ay gömülmüştür ki. yere şâmil olmayan bir küçük felektir. Ayın kendisini taşıyıcıdır. Ay. Bu döndürücü felek. doludur ve parlaktır. kendi merkezi çevresinde doğudan batıya dönerek. çakılmış ve gömülmüştür ki.

Yani ayın güneşe dolunaydan sonra yaklaşması hasebiyle güneşin nurunun ayın yüzünde . birbirinden asla ayrılmazlar ve eğilmezler. Bir durumu dahi dolunaydır. ne durucu görünür. Çakışma değildir. Yoksa güneş ile ayın aryasında yerin gölge olmasıyle çakışma olmaz. Ayın bir durumu dahi fazlalıktır. Ey aziz. Yani ayın bize dönük olan yüzünün yarısının dolunaydan önce güneşin nuruyla aydınlanmasıdır. Döndürücünün çevresi üzerinde bu ayın merkezi. "Feleklerde durucu hiçbir şey yoktur. eğilimli feleğininkine teğet olup. Bir durumu dahi azalmadır. kendine özgü hareketiyle doğudan batıya dönüşünü. astronomlar demişlerdir ki: Güneşe nispetle aya ârız olan durumların birisi çakışmadır. malûm olsun ki. Ayın taşıyıcı feleğinin kuşağı. Zira ki güneşe ay arasında yerin bulunması. açıklaması yukarıda geçen ayın eğilimli feleğinin burçlar feleğinden kuzey ve güneye olan beşer derece eğiminden gayri ay yıldızının enlemi bulunmaz. Yani ayın yüzdeki nurun artmasının tamamlanmasıdır. taşıyıcı feleğin kuşağına erişmiş bulunduğu cihetten. Yani ayın güneşten uzaklaşması sebebiyle. güneşten üzerine düşen ışıktan hâli olmasıdır. Bu dört felekle. Zira ki. ayın durumları nizam bulmuştur. ayın eğilimli. rasatçılar gözle müşahede etmişlerdir.çevresinde burçlar sırasına uymadan. taşıyıcının çevresinin hareketi üzerinde döndürücünün merkezinin hareketinden az olduğundan ebedî olarak ay. taşıyıcı ve döndürücü felekleri tek bir yüzeyde birbirine teğet bulunup. Yani bize dönük olan yüzünün. ay tutulmasıdır." deyip gitmişlerdir. güneşin ışığının ayın yüzünde fazla görünmesidir. Bir durumu dahi ilk dördündür. döndürücü feleğin zirvesi dahi. ne geri dönücü bulunur. öteki gezegenler gibi enlem farkı olmaz. Dördüncü Madde Güneşe nispetle aya ârız olan durumları bildirir. Ancak dorukta yavaş hareketi müşahede olunur.

ay küresinden büyük olduğundan. yani güneşle ayın bir burcun aynı yerinde ulunmaları halinde. yuvarlak ve parlak bir top şeklinedir. güneşe dönük ola yarısının çoğu sürekli ışık bulmuştur. Zira ki güneşin merkezi. Eğer aralarında yerin gölgesi bulunmazsa bu böyle devam eder. İşte hilâl budur. Yani ayın bize dönük olan yüzünün yarısının dolunaydan sonra ışıklı kalmasıdır. bir miktar bize meyleder. onüç derece kadar hareket eder. bir gün bir gecede. bizle güneş arasına girip. Bu. Bir durumu dahi ikinci dördündür. burçlar kuşağına teğet olmak lazımdır. ayın güneşe uzak olan batı tarafından . aslında siyaha yakın lacivert olup. Yani nurlu güneşin bile dönük olan yüzünün tamamını veya bir kısmını ayın bizden gizlemesidir. Madenî bir ayna gibi karanlık ve kesif olup. nur ve ışığını ancak güneşten alıp. merkez dışı kuşağında sürekli burçlar kuşağının yüzeyine ulaşmıştır. Hilalden sonra ay. Çünkü ay. ay. Ayın bir durumu dahi tutulmasıdır.eksilmesidir. Güneş te bu müddet içinde bir derece kadar gider. karanlık yüzünün yarısı bize dönük olur ve ayın aydınlık yüzeyinin yarısı bize görünmez olur. ayın yarısından çoğuna ışık verip. Onun bize bir tarafı görünür. Böylece ay. Bu durumda toplanma sırasında. gizlenmeden bir gün sonra olur. koni şeklinde olup. ondan uzaklaşır. Şu halde ay. bir yere aksettirmeye kabiliyetlidir. Bir yerden aldığı nuru. güneşten gün gün onikişer derece uzaklaştıkça. Ayın bir durumu dahi güneşi gölgelemesidir. zühre feleğinin çukur yüzünde son bulmuştur. Ayın nurlu yüzünün yarısı. Zira ki ay. hızlı gidişiyle güneşi oniki derece kadar geçip. Ayın bu safhalarının açıklanması budur ki: Ay. güneşten her gün oniki derece kadar uzaklaşır. Yerin gölgesi. yarısından azı karanlık kalmıştır. Yani güneş ile ayın arasına yerin girmesiyle ayın tamamının veya bir kısmının güneş ışığından hâli kalmasıdır. Güneş küresi. ne gök rengi ne de siyahtır. Şu halde çakışma budur. Koninin tepesinin gölgesi.

güneşe yaklaştıkça. karanlığı her gece fazlalaşıp. döndürür. nuru azalır. güneşe gün gün yaklaştıkça. Beşinci Madde Güneş ve ay tutulmalarını. ikisinin arasında yine döndürür. güneşten uzaklaştıkça. Bundan sonra ay. Ay. karanlık yarısı. kâdir. eğilimli feleğinden hâsıl olan tepe ve kuyruk düğümleri yanında. "Bu aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir. ayla doruğu arasına güneşin girmesini. Bundan sonra güneşten uzaklaşmaya. dolunay denir. güneşten uzaklaştıkça. İşte buna. İşte fazlalaşma budur. altı burç kadar yol aldıkta. batı tarafından yana yine bize meyleder: Bu miktar aydınlık tarafı da doğu tarafından güneşten yana gider ve bize nispetle karanlığı fazla ve aydınlığı noksan olur. Ey aziz. tepe ve kuyruk noktalarının hareketini bildirir. bu durumlarıyla konaklarını katedip. Ay. Bundan sonra ay. kesif ve karanlık olduğundandır ki.aydınlık yarısının bize eğimi fazla olur. güneşi karşısından ayrıldıkta. İşte bu ilk dördündür." (36/38) Kadîm. burçlar kuşağında . güneşe karşı olmakla. ayın güneşe uzak olan batı tarafından aydınlık yarısının bize eğimi fazla olur. Tekrar bize nurlu yüzünün yarısı görünür işte ikinci dördün budur. karanlığı artıp. Bundan sonra ay. bundan sonra ay. son yarısından gün gün güneşe yaklaşması sebebiyle. güneşle bir araya gelmesi vaktinde. ayın doruk. bizler ikisinin arasında bulunuruz. İşte fazlalaşma budur. İlk defa üç burç kadar güneşten uzaklaştıkça. İşte noksanlık budur. malûm olsun ki. kâh güneşe karşı. ay. kâh çakışık olmasıyla yaklaşık her yirmidokuzbuçuk günde bir kere güneşle yakınlaşması ve çakışması olur. astronomlar demişlerdir ki: Bu ay küresi. Aydınlık yüzünün yarısı tamamıyle bize dönük olup. Ta ki güneşle bir arada tekrar çakışır. etek. ay ondört olur. hakîm ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. ışığı her gece bize nispetle fazla olup. ayın nurlu yüzünün yarısı görünür.

ay batıdan gelip. gidişinin süratinden. ayın önce doğu tarafı gölgeye dahil olup. yani bu hizalarda güneş ile karşılıklı olsa. burçlar kuşağından iki cüzün karşısı yanında. Ayın önce doğu tarafı karanlıktan çıkıp yine önce o taraf parlar. Zira ki. güneş yine batı tarafından parlamaya başlar. ayın cismi bizimle güneş arasında bulunup. Bu kararma (ayın gölgesinden meydana geldiğindendir ki. ay aslî karanlığı üzere kalır. ay tutulması sürekli bedir ve dolunay haline mahsustur. . Zira ki. Bundan sonra güneşi geçtikçe. güneşin doğuya yönelik hareketiyle hareket eden dünyanın koni gölgesinin batı tarafına. önce o taraf tutulur. Zira ki. döndürücüsünün merkezi arasında ebediyen tavassut eyler. güneşin merkeziyle. ayın doruğuyla. yerküre ikisinin arasına girip. ayın batıya yönelik hareketiyle batı tarafından ulaşıp. ayın cisminin rengidir. Ayın kararması ve parlamaya başlaması ilk doğu tarafından ortaya çıkar.güneşin yoluna rastlasa. Bu durum yerin gölgesinden dolayıdır ki. ayın batıya yönelik hareketi. Yine güneşe kıyasla aya ârız olan durumların biri budur ki: Güneş orta hareketiyle hareket ettikçe. güneşin batıya yönelik hareketinden daha hızlı olduğundan. İşte ay tutulması budur. bundan sonra o noktadan ayın kuyruk düğümüyle eğilimli feleğinin burçlar sırasına uymayan hareketleriyle ayın doruğu. araya girer. Ve güneşin yüzünde o vakit ortaya çıkan siyahlık. ayı döndürücüsünün merkezi kendi doruğundayken. burçlar feleğinden bir nokta yanında çakışsalar. güneşe erişip. sair durumlarda asla bulunmamıştır. güneş tutulması sürekli olarak. ayın güneşe dönük olan yüzüne yerin gölgesinin düştüğü kadarına ulaşamayıp. Başka zamanlarda asla tutulma olmamıştır. ışığının tamamını veya bir kısmını bizden örter. Şu halde güneş tutulması budur. Tutulma sırasında güneşin siyahlığı batı tarafından başlar. Ay tutulmasının açıklanması budur ki: Eğer ay küresinin tepe ve kuyruk düğümleri. ayla çakışması durumuna mahsus olup.

" Ayın doruk ve etek noktaları eğilimli feleğiyle. Ayın tali bulunduğu menilerde bu vasıflar gözlenmiştir. acz. cehl. hıfz. aziz ve alim olan Allah'ın takdiridir. ayın döndürücüsünün merkezi. Bu tavassuttan lâzım gelir ki. tee ve kuyruk düğümleri mümessil feleğiyle hareket ettirildiklerinden. Şu halde o günün ve bu gecenin evvelki saatleri bulan nispet kılınmıştır. kendi doruğunda buluna. cisminin miktarını ve feleğinin uzaklığını bildirir. Şu halde ayın döndürücü feleğin merkezi. Ay. gece dişisi bulunmuştur. pazartesi günü ve cuma gecesine hâkim bulunuştur. hakaret. vasatî her dönüşünde iki defa doruğuna yükselip. Güneş dahi aynı sıra üzere batıdan doğuya hareket eder. Ezelî takdirle o iki hareket. deliller. müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Bu ay yıldızının tabiatı. "Bu. iki kere eteğine iner. ikisi arasında aracı bulunur. Orta kutlu nâmıyle isimlendirilmiştir. güneş ile iki dördün vaktinde kendi eteğinde buluna. Ey aziz.doğudan batıya ve döndürücünün merkezi o noktadan burçlar sırası üzere batıdan doğuya hareket ederler. ebediyen güneş. matematikçiler ve geometriciler ittifak üzere demişlerdir ki: Ayın mümessil feleğinin yumru yüzeyinin. malûm olsun ki. sair doruklar ve etekler gibi. âlemin merkezinden . ihbar. hareket ve ses bulunmuştur. Ay yıldızının cisminin miktarında. Eğilimli ve mümessil feleğin hareketleriyle seyyar ve dönücüdürler. nemime. burçlar feleğinde yerleri belirli değildir. acele. Altıncı Madde Ayın tabiat ve sıfatlarını. mümessil ve eğilimli feleklerinin uzaklık mesafelerinde rasatçılar. itidal üzere soğuk ve rutubetli olup. ayın doruğu ile batıya döndücürü feleğinin merkezinin hareketiyle doğuya öyle bir tarz ve tavır üzere hareket ederler ki. Güneşle bir araya gelme vakitlerinde ay. Ayın vasıfları: Zaaf.

yaklaşık seksenyedibin beşyüzyirmidört fersah ölçülmüştür. atmosferin ve gök boşluğunun ahillidir. Unsurlar ve bileşikler mekanı. yaklaşık kırküçbin yüzdoksansekiz fersah hesap kılınmıştır. geometrik bürhanlarla ve aklî tecrübelerle hepsi ispat olunmuştur. oluşum ve bozuşum âleminin değişikliğe uğrayan eşyasıdır. sayı belirlemesi değildir ki ölçü itibar oluna. Şu halde yeryüzünün her tarafından ayın feleğine varıncaya değin gökle yer arasındaki hakiki uzaklık. Ayın eğilimli feleğinin kalınlığı. açıklanan yıldızların ve feleklerin uzaklıkları ve cisimleri. Ay küresinin cismi ise. 18-BÖLÜM: . yaklaşık seksenikibin beşyüzkırkaltı fersah ölçülmüştür. kırkbirbin dokuzyüzyirmialtı fersah kalır ki. kitapta açıklanan genel islamî bilgilerde. Mümessil feleğin kalınlığı. Allah'ın kudreti sonsuzdur.Bu feleğin çukur yüzeyinin uzaklığı.uzaklığı mesafesi. belki bu. yaklaşık seksenikibin beşyüzkırkaltı fersah heap kılınmıştır. o binikiyüz yetmişiki fersahtı. yaklaşık yerin yarıçapının otuziki katı yüksekliktir. dörtlü orantıyle rasatçılarla belirlenip. Eğer bu hesaplanmış mesafeden yerin yarıçapı çıkarılsa ki. büyüklüklerinde mübalağadan kinayedir. yaklaşık otuzdokuzbin üçyüzkırksekiz fersah bulunmuştur. Zira ki. nice hesabî delillerle. Bu mesafedir ki. yerkürenin yaklaşık kırkikide biri olup. yaklaşık dörtbin dokuzyüz yetmişsekiz fersah bulunmuştur. 1. Ayın eğilimli feleğinin yumru yüzeyinin âlemin merkezinden uzaklık mesafesi. Mülkünde olanı en iyi Allah bilir. Bu feleğin çukur yüziyinin âlemin merkezinden uzaklık mesafesi. Suret ve şehadet âlemi ve daracık dünya evidir. yerlerin ve göklerin cisimlerini uzaklığını beşyüz yıllık yol ile tariften murat.

kendi kudreti ile nice özellikler bahşetmiştir. rutubeti iledir. Bunlardan biri. Deniz suyu onunla med olup sahiline yükselir. büyüme ve gelişme az olur. Ayın özelliklerindendir ki. Ay. Ay. ayın özelliklerindendir ki. ayın artışı zamanında yani ayın ilkyarısında sıcaklık ve rutubet çok olup kanın kabarmasıyle dolan insan ve hayvan bedenleri kuvvet bulur. denizdeki gün yarısına geldiğinde denizin meddi bitip. Dolunaydan sonra yani ayın ikinci yarısında kuruluk ve soğukluğun çoğalması ile dört unsurun karışımı bedenlerde bulunduğundan kanın kabarması azalıp. ufuktan indiğinde cezr de nihayet bulur. yedi gezegenin tesirli saatlerini. Ey azizi. merkezlerini hareketleriyle dairelerin meydana gelişlerini. Ay. gün yarısı dairesinden indiğinde denizin suyu sahilleride cezr olup çekilir. Ay. hastalıkları çoğalır. sıcaklığı ile olduğu gibi. Birinci Madde Ayın. Ayın özelliklerindendir ki. ay deniz ufkundan doğar. İnsan ve hayvan bedelleri zaaf bulur. ayın nurunun çoğaldığı günlerde ruh sahiplerinin beyin dokuları ziyade olup. Allah. bu aya.ONUNCU BÖLÜM Ayın. esiri cisimlerin tesirlerinin başlangıçlarını beş madde ile açıklar. seslerini ve nağmelerini. Ayın ikinci yarısında hasta olanların bedenleri zayıf olup. feleklerin sayılarını. deniz ufkuna ininceye kadar cezr devam eder. ayın nurunun azıldığı günlerde beyin dokuları dahi azalır. alçak cisimlere çeşitli tesirleri vardır. Şu halde med ve cezr bu minval üzere olur. çoğunun hastalığı defolur. Güneşi en fazla tesiri. filozoflar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Kadir ve aziz olan Allah'ın takdiri ile yüksek cisimlerin mertebelerine göre. ayın ilk yarısında hasta olanların bedelleri kuvvetli bulunup. Ayın . Allah'ın kudretiyle. malûm olsun ki. Allah'ın kudretiyle tesirlerini bildirir. ayın dahi en fazla tesiri. tesirlerini ve burçlar itibariyle hallerini.

Ayın özelliklerindendir ki. vadileri. bitkiler fazla büyür ve gelişir. Ayın ikinci yarısında bu durum az olur. Ayın özelliklerindendir ki. aylı gecede hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir. ayın ilk yarısında kamış. keten. dağları. Bu felekler. bitki gibi şeylerin kurusu üzerine ayın ışığı düşse hemen çürüyüp parçalanır. Rasatçılar o aynada yerin yüzünü tamamen seyrederler. dalgaları. Ayın özelliklerindendir ki. Lâkin o saf ayna bizden çok uzak olduğundan eşyanın şekilleri teşhis olunmayıp. Ayın özelliklerindendir ki. yıldızlar ve tabiatlar dolap. âlet ve hayaller misali bulunmuştur. Bu durum alır fikretmek ve düşünmek. Halbuki âlemin bütün cüzlerinde hakiki müessir ancak hak Taâlâ bilinmiştir. İkinci yarısında dikilenle zayıf olur veya kurur. ayın nurunun çoğaldığı günlerde nehirlerde ve denizlerde balıklar yağlı olup suyun yüzüne çıkarlar. ay küresi ayna gibi yer ve su küresine dönük bulunduğu için deniz ve karanın adaları ve sahilleri gemileri. açıklanan güneş ve ayın tesirlerine kıyas olunmuştur. Yırtıcı hayvanlar ceset yemeye çok hırslı olur. Allah'ı tanımaya . köyleri ve şehirleri bütün şekil ve rengi ile şahıs ve kurumları ile bize aksettirip gösterir. ayın ilk yarısında yerdeki haşereler yeryüzüne çıkar ve çoğalır. ona ay lekeleri derler. otlar. Ayın nurunun azıldığı günlerde balıklar zayıf olup suyun dibine giderler. ayın özelliklerindendir ki ayı ilk yarısında dikilen ağaçlar fazla uzar ve gelişir. Ayın ikinci yarısında haşerele ve yırtıcı hayvanla aksi hareket ederler. aylı gecede insan aya karşı uyusa veya çok otursa bedenine gevşeme ve tembellik gelip baş ağrısı ve nezle olur.özelliklerindendir ki. Ayın özelliklerindendir ki. renkleri ziyade olur. çiçekler. ayın ilk yarısında bütün meyveler. Diğer gezegenlerin sayılan sıfatlarının özel saatlerde canlılara ve cansızlara gizli tesirleri. Ayın özelliklerindendir ki. ayın yüzü bu akisler ile bulanık görülür ki.

vesile olmak için ve hepsini insanda bulmak için yıldızların ve feleklerin durum alır bu Marifetnâme'de bu miktarca açıklanarak yazılmıştır. malûm olsun ki. ayın her burç ile başka bir tesirini tecrübe ettiklerini takvim ile yazmışlardır. bundan önce Türkçe olarak nazmetmiş iken o manzumemizi buraya yazmak münasip görülmüştür. NAZM Hamd o Allah'a ki yektadır ol Dahi dâna ve tüvânâdır ol Ona mahsus ve müsellemdir hem Mû be mû cümle umur-u âlem Mutasarrıf odur eşyaya tamam Ne havas arada her giz ne avam İkinci Madde Ay yıldızının burçlar itibari ile olan özellikleri ve ihtiyarlarını bildirir. NAZM Bismike Allahümme yâ emine'l-hutar İbtede'nâ bi ihtiyarhât'il-kamer Hamd lillah çok salât ve çok selâm Ol Resul ve âll ü suhhune müdam Badehü der Hakkı bilgil ey beğim Ehl-i hey'et kavlidir bu dediğim Çâr unsur üzeer çarh-ı kürrât Kaplamış birbirin sık tabakât Pes besal misli olur mecmuu top Merkez-i arz olmuş esgal-i cezûb . müneccimler. Ey aziz. Şimdi o takvimi.

Ol vasattır merkez-i âlem heman Her cihetten esgal ol nokta nihan Çarh-ı a'zam kim muhit-i cümledir Cüm-ı atlastır deyme encümledir Her cihetten o mahdud fevktir Günde bir devr etmede bir şevkdir Kim yirmidört saatte müdam Şarkdan garba eder devrin tamam Hem içinde olan eflâkı bile Döndürür kendiyle şarkî garb ile Gece gündüz her tulu ve her gurub Kutb-u âlem üzre devrinden olup Çarh-ı sâminde oniki burç bil Mıtıkada her birin sî sehm kıl Hep sevabitle ol olmuş muhteşem Kutb-u âlemden cüda kutb üzre hem Garbdan şarka döner âhestece Olsa yetmiş yıl gider bir derece Garbdan şarka zühal dahi gider O iki burcu otuz yıl kateder Müşteri hem garbdan şarka gider Oniki yılda heman bir devr eder Garbdan merih hem deveran eder Bir yıl onbir ayda bir devre gider Çarh-ı sâmin kutbu doğrusunda tam Şems hem çarhıyle devr eyler müdam Garbdan şarka güneş dahi gider .

yılda bir oniki burcu kat' eder Yılda bir hem çarh-ı zühre ydevr eder Garbdan şarka utarit hem gider Cümlenin tahtındadır devr-i kamer Sürat üzre kendi çarhıyle döner Gardan şarka dahi ay devr eder Devresin yirmisekiz günde gider Çarh-ı sâmin oniki kısm olunur San kavun oniki dilim bulunur Her kısım bir burc adıyla asl olur Kevn her üçünde ike bir fasl olur Çün hamel sevr ile cevzâdır bahar Fasl-ı yay sertan esed sünbüe dâr Fasl-ı güz mizan ve akreb gas tut Hem şitadır burc-u cedî ve delv ve hut Oniki burc oniki aydıry müdam Rum ayın otuz gün akdem bil tamam Bu buruca etmeden tahvil gün On gün akdem rum ayın başla bütün Bil bahar âzar nisan ve eyâr Yaz haziran temmuz tabah-ı hâr Hem harîf eylal ve teşrinin nâm Kış dü kanun ve şubat olmuş tamam Bil her ayda hangi burca gün gider Her ayın kaçında gün tahvil eder Mâh-ı âzar ol fasl-ı bahar Olmuş eyyamı otuzbir gün nehar .

Onbirinci gün güneş tahvil eder Hem hamek burcunda otuz gün gider Ol burc-u hamel nevruz olur Pes beraber ol şibih ol ruz olur Mah-ı nisan evsat-ı fasl-ı rebi' Olmuş eyyamı otuz gün ey şeci' Aşırında şems hem tahvil eder Burc-u sevr içre otuçbir gün gider Mah-ı mayıs ahir-i fasl-ı bahar Olmuş eyyamı otuzbir gün nehar On birinci gün güneş tahvil eder Hem hamek burcunda otuz gün gider Ol burc-u hamel nevruz olur Pes beraber ol şibih ol ruz olur Mah-ı nisan evsat-ı fasl-ı rebi' Olmuş eyyamı otuz gün ey şeci' Aşırında şems hem tahvil eder Burc-u sevr içre otuzbir gün gider Mah-ı mayus ahir-i fasl-ı bahar Bil otuzbirdir ona leyl ve nehar Onbirinci gün güneş tahvil eder Burc-u cevzada otuzbir gün gider Bil haziran ol sayf ey beşer Hem otuz gün on içinde gün döner Onbirinde şems hem tahvil eder Seretan burcun otuzbir gün geçer Mah-ı temmuz evsat-ı sayf ey hümam .

Sünbüle burcun otuzbir gün geçer Mah-ı eylül evvel-i fasl-ı harif Olmuş eyyamı otuz gün ey zarif Onikinci gün güneş tahvil eder Burc-u mizan içre otuz gün gider Burc-u mizan evveline gelse gün O geceye hem beraberdir o gün Mah-ı teşrin ol evsattır güze Ermiş eyyamı otuzbir gündüze Onikinci gün güneş tahvil eder Burc-u akrebden otuz günde gider Bil güzün teşrin-i sâni âhiri Ol otuz gündür tamam ol mahrî Onbirinde güneş hem tahvil eder Burc-u kavs içine otuz gün gider Mah-ı kanun ol fas-ı şita Hem otuzbir gün anı bil ey fetâ Onbirinde burc-u cediye gün gelir Rebinin evveli ol gün olur Gün döner uzanmayı şebden alır burc-u Gedî içre gün otuz gün kalır .Olmuş eyyamı otuzbir gün tamam Onikinci günü gün tahvil eder Hem esed burcun otuzbir gün keser Bil ağustos ahir-i sayf ol zaman Olmuş eyyamı otuzbir gün heman Onikisine güneş tahvil eder.

Evsatı kanun-u sânidir kışın Hem otuzbir gündür anı sayışın Aşırinde burc-u delve gün gider Hem otuz günde o burcu kat' eder Bil kışın sonu şubatı gücük ay Üç yirmisekiz gün rebi say Sal-ı râbi dört rubu' bir gün olur Pes şubat yirmidokuzu bulur Tasiinde burc-u huta gün gider Hem otuz günde o yburcu seyr eder Çün hamel burcunda gün firuz olur Bil tamam olup yine nevruz olur İbtiday.ı sal şemsi mart bil Hem şuhur-u rumî istihrac kıl Lafz-ı ebced hevvez olmuş heft harf Her biri bir aya mahsu oldu zarf Mart hâ ebril elf cim mayıs al Ve o haziran hemze temmuz âb dal Za'dır eylül ve dü teşrin ba ve ha Hem kanun za cim eşşbat ve o şeha Hıfz et ebced ve zevabid hevvez beced Hez ebced hevvez hüve ile ad Kim bu yirmisekiz harfin geri Harf-ı bâzâr ola her yılda biri Bil yüzaltmışaltıdır tarih-i sal Marttadır bâzâr ebced lafzında dal Ertesi sal ol bâzâr ha'ya gider .

Hem bu tertib üzre daim devr eder Olsa âzerle muharrem bir o yıl Sal tedahül ede bir ysa tarh kıl Kim otuzüç yıl otuzüç mark olur Sal muharremle otuzdördü bulur Gel dilerysen şehr-i rumun gurresin Harfini cem et hazâr harfiyle hîn İbtida hafta durur yevm-i ahad Başla ol mecmuu bundan eyle ad iki haftadan ne gün gâyet bulur Gurresi ol ayn ol günden olur Çün muharremdir Arabda res-i sal Gurre-i şehri kamerdir hem hilâl Za muharrem ba safer ha'dır âd Dü rebia ve o elifdir dü cemad Ba receb şaban dal ha ramazan Za'yı şevval ka'de elf cim hicce dân Heşt harf oldu ehec zedbud heman Her biridiry bir sene hâkim olan Binyüzaltmışaltıya çün geldi sal Hâkim sal ol muharrem oldu dal Ertesi yıl hâkim-i saldır elif Devr-i daimdir hiç olmaz muhtelif Bilmek istersen hilal ne gündür ol Harini hâkimle cem et gurre bul Gurre-i şehr-i hilali hem tamam İki hafta günlerinde bul ümdam .

İbtida şemsin mekanın bulasın Ta buruc-u mâhı andan bilesin Bir derece gün gider her gün heman Ay gider onüç derece ol zaman Ay günü her gün oniki derece Çün geçer böyle hesap et her gece Pes şuhur-u rumdan bil şemse ay Kaç gece geçmiş hilal ol mahı say Ta ki malum ola andan cay-ı mah Maha ne burcun kaçıdır seyrgâh Anda iken meh ne iştir ihtiyar Kim ayın her burcda bir hükmü var Ya ayın geçmiş şebin tazif kıl Beş aded hem zam edib kaç oldu bil ol aded kaç kere beş olduysa say Kangı burc olmuş dahi bil şemse ay Şemsden başla beşer her burca ver Baştan azı sayma burc-u maha er Çün hamel burcunda hoş bulunsa ay Her işi bede' etmeği sen yahşi say Gelse bur-u sevre tezvic ve nikâh Kıl ticaret hem bina hayr ve salah Gelse meh cevzâya kat eyle siyab İlm oku hem al akar ve al devvab Seretana hoştur irsal-i haber Şurb-i müshil yahşidiry nakl ve sefer Meh esedde arz-ı hâcet yahşidir .

Muhit: Kuşatıcı. Tabah-ı hâr: Ağustos. Kavl: Söz. Çarh: Felek.i ecsâmı çün buldun hayal Alem-i ervaha gel hoş bunda kal. Hamel: . Sâmin: Sekizinci. (Tehlikelerden emin eden Allah'ın ismiyle ayın ihtiyarlarına başladık. Kürrat: Küreler. Harif: Sonbahar. Eyyar: Mayıs. Siise: Altı: sevabit: Sabitler. Esgal: Ağırlık. çok salat ve çok selam Resule.Zür' ve tamir ve hacamat yahşidir Sünbüle burcunda olsa key cedîd Sohbet-i nisvan münasib al abîd Gelse meh mizana kıl bey' ve şira Eyle sohbet dinle lehan iç deva Burc-u akrebde gerek tuhr ve ifaf Uzlet ve semt ve firag ve itikâf Kıl hacamat gelse burc-u kavse ay Lebs ve istihmam ve halkı yahşi say Gelse burc-u cedîye kıl sayd ve şikâr Hufr âbar ve ziraat eyle kâr Gele burc-u delve hoştur kevb Vaz'-ı bünyad duhul-ü belde hûb Huta gelse eyle deryada sefer Ahd ve şirkettir ticaret-u muteber Binyüz altmışaltı tarihinde tam Buldu yüz beyt içre takvim ihtitam Hakkı ettin ihtiyârâtı beyan Hakka her halde tevekkül kıl heman Alem. Çâr: Dört. Fevk: Üst . Besal: Soğan. Dü: İki. Near: Gündüz. Azer: Mart. Hamd Allah için. Şems: Güneş. aline ve ashabına olsun sürekli Ehl-i heyet: astronomlar.

burçlar . Ay vezir. Devvab: Hayvan. Cevza: İkizler. zühre sâzende. soğuğun şiddetiyle tabiatlar bozulurdu. hufr âbâr: Kuyular kazmak. Şuhur: Aylar. yıldızlar anası ve Acemler: Kehkeşan derler.ı harif: Sonbahar. Mizan: Terazi. ne nihayetsiz kudret ve azamettir. Bede': Başlama. Esed: Arslan. Burada bulunan samanyoluna. sıcaklığının şiddetinden yeryüzü yanardı. utarip kâtip. ay feleğinde olsaydı. Sevr: Boğa. Gurre: Ayın ilk on günü. Duhul: Girmek. Eğer burçlar feleğinde olsaydı. Râbi: Dördüncü. misli görülmemiş ne şaşırtıcı bir icattır! Bu felekler ne garib sanat ve hikmettir! Bu cihanı tanzim. Fasl. Lebs: Giyim. İstihmam: Hamam. Hakim ve yaratıcı her şeyden münezzehtir. Kâbe yolu derler. Ey aziz. Araplar: Gök kandili. Fasl-ı şita: Kış. güneşi gezegenler ortasına koymuştur ki. Sayf: Yaz. Şeb: Gece. Yevm-i ahad: Pazartesi. bu tesiriyle. Aşır: Ounncu. zühal hazinedâr benzeridirler. Sayd: Av. Delv: Kova. Leyl: Gece. Res-i sal: Sene başı. Tarh: Çıkarma. merih asker. müşteri kadı. Hut: Balık. Bunun hakikati. Cay: Yer. Sal: Yıl. Samt: Susma. İrsal: Gönderme. bu görüntü ve tertip üzere yaratan Allah Taâlâ'ya nice yüzbin kenre hamd ve senalar olsun ki. Cedî: Oğlak. Gavs: Yay. Vaz'-ı bünyad: Binalar yapmak. Nisvan: Kadınlar. Faslı rebi': İlkbahar. yeryüzüne itidal üzere hayat bahş eder. Siyab: Elbise. Bu yıldızları ve felekleri. Şikâr: Avlanma.Koç. Sünbüle: Başak. Şürb: İçeki. Şu halde yedi gezegen ortasında cihan sultanı ve öteki gezegenler ona asker ve yardımcı olmuştur. bizlere lütuf ve inayet edip. Bey' ve şira: Alış-veriş. malûm olsun ki. Tedahül: Geçme. Zür': Ziraat. ibret alanlar ve hayret edenler demişlerdir ki: Bu âlem. Seretan: Yengeç.) Üçüncü Madde Yedi gezegenin birbirine nispetle benzerliklerine ve yeryüzünde âfâk itibariyle tesir saatlerini bildirir. Mah: Ay. Eğer güneş.

birbirine temas edip. bize nispetle değirmen gibi dönmesinin hakikatinde akıllar hayrette kalmıştır. saat be saat nöbete olan tesir saatlerini. yeryüzünde. NAZM Hüda'ya şükür kim halk etti bunca encüm ve eflak Salat ol dostuna olsun ki şanında demiş "lavlak" Ve bade Hakkı der lim-i felek sırrın ayan ettim Otuz beyt içre nahs ve sa'd sââtı beyan ettim İki âlemde bir bildim müessir zât-ı Mevlayı Veli rabt eylemiş esbaba ednâyı hem a'lâyı Eğer bilmek dilersen olduğun saat ne saattir Ne kevkeb hükm eder ol dem nehûset ya saadettir Yedi gece yedi gün gün batıb doğduğu ân içre Yedi seyyareden bul kangı hâkimdir zaman içre Ki her gün haftadan her gece bir seyyarenindir kim O eb ol ruzun evvel saatinde hem odur hâkim Heman hıfz et yedi lafzını yedi gün ybil yedi kevkeb Edes biyr çahh deld hesi ve reh zühaldir hep Evail-i harf için hevvez olmuş hafta eyyamı . bu tarihten önce tabir ve beyan eylediğimiz Türkçe manzume. gece yarısında güney başı batıya ve kuzey başı doğuya varıp.geleğinde anlatılan altıncı değerin en küçüklerinden olan sabit yıldızlardır. Fakat yedi gezegen yıldızın. gecenin sonunda batı başı kuzey ve doğu başı güney olup. Lakin bu yolun. beyaz bulutlar gibi görünmüştür. Gerçi bu konuda çok şey söylenmiştir. bu makama münasip görülüp yazılmıştır. Mülkünde olanların hakikatlerini Allah daha iyi bilir. bir başı kuzeyde bulunup. birbirine yakın olduklarından. Bunlar. ufuklarda. gece evvelinde bir başı güneyde.

Huruf-u sâniye şeb-i sâlise gün hâkimi nâmı Şeb-i pazar utarit ertesi müşteri talib Şeb-i se şebneye zühre zühal çarşamba şeş gâlip Hamîs akşamı şems ve cuma akşamında meh şâmil Şeb-i sebt oldu merih ol huruf-u sâniye kâmil Pazar şems ertesi meh salı merih erbaaya tîr Hamîse müşteri cumaya zühreye sebte keyyân-ı mîr Yedi lafz içre şeb hem ruz-u evâil saatinden al Yukarıdan yedi seyyareyi tertib ie say gel Zühalden müşteri merih ve şems ve zühreye hoş yet Utaritle kamerden geç bu tertib üzre hem devr et Birer saat hükümetle olur seyyareler kaim Gecedir oniki saat gündüz hem oniki daim Gece gündüz yirmidört olur ysaat ki sânîdir Değildir müstevî bunda murad ancak zamanîdir Zamanî ysaatin miktarı artar eksilir bile Adedle muhtellif olmaz şeb ve rûz tûl ve kasr ile Neharın kavsini hem onikiye kısmet kıl Bu saatin iri daim ona nısf-ı südüsdür bil Şeb ve rûz tûl ve kasr ile kıyas et saati böyle Tulu ve hem gurubun geçmişin bul hoş hesab eyle Geçen saati bul zulemden ya rubu öğren ya üstürlab Gaymde yapma saati bu saatten zamanı ya Zamanî saati beraber yedi seyyareye ver gil Ne kevkeb olduğu vakte gelirse hâkim anı bil Zühaldir nahs-ı ekber saati hem ağır olurmuş Mekânı çarh-ı sâbidir bina yap başlama hiç iş .

o dem ne yıldız hükmeder. yedi gün bil yedi yıldız. alçağı ve yükseği sebeblere bağlamış. Hemen ezberle yedi lafzını.Mübarek müşteridir su'd-u ekber saatin hoş bil Nakl ü bey' ve şira tezvic edip her şuğula ol mail Cihan-ı merihe mahkum oluğu ysaat hiç iş etme Çün oldur nahs-ı asgar pes kan aldır kimseye gitme Mübarek şems hükmünde taleb kıl cümle yârânı Mekanı çarh-ı râbidir ziyaret eyle sultanı Çün zühre su'd-u asgardır o saat ictima eyle Müferreh sohbet et hoş söz güzel savt istima eyle Utarit müntezicdir ol zaman yaz nüsha hem mektub Kitab oku okut nakş et hesab etek olur mergub Kamer su'd oldu bu gökte o saatte sefer hoştur Ticaret şirket ve irsal-i mektub ve haber hoştur Yedi seyare ahkâmı bu tertib üzere kanundur Gel ey Hakkı bil ol Hak'kı ki cümle hükm anındır Kamu nahsi kau su'du kamu şerri kamu hayrı Hep edib eyleyen Hak'dır bir anı bil unut gayri Ko üç mevlidi dört ümmü yedi âbâî ne tâkı Kamusu hâlik ve fâni hüve'l-hayyü hüve'l-bakî (Hüda'ya şükür ki bunca yıldızlar ve felekler yarattı. Otuz eyt içre uğursuz ve kutlu saatlerini açıkladım. şanında "Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım" demiş. İki âlemde Mevla'nın zatını müessir bildim. Sonra Hakkı. dery. Eğer olduğun saat ne saattir bilmek dilersen. felek ilminin ırrını açıkladım. uğursuz ya saadettir? Yedi gece yedi gün batıp doğduğu an içre. pazar gecesi . yedi gezegenden bil hangisi hâkimdir zaman içre. Salat o peygambere olsun ki. o gece ve güdüzün ilk saatinde odur hâkim. Evet. Haftadan her gün bir gezegenindir ki.

o zaman nüsha ve mektup yaz. hoş söz. Yukarıdan yedi gezegeni tertip ile say. Şu halde ka aldır. nakş et. hiç iş etme. Cumartesi gecesi merih. Nakl. o saatte sefer hoştur. salı merih. Çünkü küçük uğursuz odur. Uzatma ve kısaltma ile günün yayını da onikiye böl. cumartesi zühal. gayriyi unut. Zühaldir başlama hiç iş. kamu şerri. Kamu uğursuzu. Zamanî saatle birlik yedi gezegene var gil. alış-veriş ve nikah edip. kamu saadeti. ertesi ay. Bu saatin her biri ona altıda birin yarısıdır bil. her şuğula meyyal ol. Yedi gezegen hükümleri bu tertip üzere kanundur. sultanı ziyaret eyle. bil o Hak'kı ki bütün hükm onundur. şirket. çarşamba zühal galip. Gel ey Hakkı. Gece ve gündüz uzama ve kısaltma ile kıyas et saati böyle. Yed ilafz içre günün ilk saatlerini al. ertesi güne müşteri talip. hesap etmek rağbet olunur.) . Gaymde yapma saati bu saatten zamanı yap.utarid. olduğun vakte gelirse hâkim onu bil. Mübarek güneş hükmünde iste bütün dostları. Bunda eşitleme yesas değil. sohbet et. Birer saat hükümetle gezegenler kaim olur. Cihan. Bu tertip üzere devr et. çarşamba utarit. o saat topla. Yeri dördüncü felektir. mektup ve haber gönderme hoştur. Gece oniki saat. Perşembe akşamı güneş. Hepsi yaratık ve geçici. Ticaret. Mübarek müşteridir büyük saadet. kimseye gitme. Zühre küçük saadettir. cuma zühre. Doğuş ve her batışın geçmişini ubl hoş hesap eyle. perşembe müşteri. okut. Zühalden müşeri. Yalnız Allah diri ve bâkidir. Utaritle aydan geç. mümtezictir. Sayıyla muhtelif olmaz gece ve gündüz. merih ve güneş ve zühreye gel. Hangi yıldız. Utarit. Üç bileşiği. kamu hayrı hep edip eyleyen Hak'tır. yedi babaları bırak. merihe mahkum olduğu saat. Kitap oku. Zaman saatinin miktarı da artar eksilir. Geçen saati bul karanlıktan ya rubu öğren ya üstürlab. saatini hoş bul. Pazar güneş. zaman esastır. Bir onu bil. dört anayı. güzel ses dinle. ay saadet oldu bu gökte. Gece ve gündüz yirmidör olur. gündüz de daiim oniki saat. cuma akşamında da ay. Salı gecesine zühre.

rasatçılar âletlerle gözetleyerek işitip temaşa edip. Bu ilmi: Ruhanî tıb. hareketleri muhtelif olduğundan. nice derde deva ve nice hastalığa şifa ve nice tab'a safa ve nice kalbe cila ve nice ruha gıda bulmuşlardır. Ey aziz. seslerini. canfezâ nağmelerle tesbih ve tehlil edip. malûm olsun ki. nice esrarına vâkıf olmuşlardır. ruhanî kuvvet ve musikî bilgisi diye isimlendirmişlerdir. nağmelerini. yazıldığı üzere. ruhanî geometri. üst ve lat makamları itibariyle ybirbirine karıştırıp. üç yükseğin üçer felekleri. bu yirmidört felek. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Feleklerin sayısı. merkezlerinin hareketleriyle meydana gelen itibarî daireleri bildirir.. yirmidörttür ki büyük felek. sürekli Yaratıcı'nın aşkıyle raks ve deveran ederler. birbirini kuşatıcı ve birbirine teğet bulunup. Her bir canfeza makamı.. güneşin iki feleği. Feleklerin bu hallerini.Dördüncü Madde Feleklerin sayılarını. her bir felek başka bir yerden. sabitler feleği. utaridin ve ayın dörder feleği. ruhlar için nice in türlü macun ve lezzetli şerbetler yapmışlardır. Feleklerin seslerini ve nağmelerini perdeleriyle zab edip. NAZM Musiki hikmete dair fendir Bilene bilmeyene ruşendir Nice esrarı var idrak edecek Pür gelir sinelieri çak edecek İtibarat ve tekâsim ve füsul İtiyazat-ı makamat ve usul Perde ve peşrev ve savt u amel Kâr ü nakş ü şa'b ü kavl ü gazel . zührenin üç feleği.

hikmete dair ilimdir. iş . İtibarlar. Sineleri çak edecek pür gelir.Her biri hikmet ile memludur Can riyazın suvarır bir sudur Nağme-i yabis ve hâr ve bârid Çeşme-i mahz-ı hikemden vârid Her biri bir maraza nâfidir Zıddını her birisi dâfidir Zîr ve belâsı hevadıry amma Dair olur mu havaız dünya Hikmeti canda revân muzmardır Anlamaz lütfunu ol kim kördür Böylece zevkin eder ehl-i reşad Eylesin zevkini Allah ziyad Verir insana hayat-ı tâze Nağme-i bülbül hoş avâze Guş kıl nağmesini mürgânın İktiza eyler ise insanın Nağme-i şuh hoş âheng-i beşer Hâh nâ hâh eder insana eser Nağme bir mantık-ı ruhanidir Nağmenin lezzeti vicdanidir Canfezâdır nefs-i insanî Dilrübadır niğam-ı ruhanî Eğer hakikiatle olursan sâmi Olmaz evkat-ı hayatın zâyi (Musiki. makamların imtiyazları ve usul. İdrak edecek nice sırları var. ses ve amel. perde ve peşrev. bilmeyene aydınlıktır. fasıllar ve taksimler. bilene.

topluluk. havasız dünya döner mi? Hikmeti. Bu dairelerin isimlendirildiği felekler. onlara: Eğilimli felekler derler. noktaların dönüşüyle çizilen dairelerden iryisi. burçlar feleğinden eğilimli oldukları için. o feleğin ismiyle isimlendirilmiştir. döndürücü feleklerin çevreleri üzerinde çizilen dairelerdir ve bu daireler. Taşıyıcı felekler nâmiyle lakaplanan beşdaire ve ayın eğilimli feleğinin kuşağı.. hangi felekte çizilmişse. mümessil feleklerin ve burçlar feleğini ve büyük feleğin yüzeylerinde oluşan daireler. Can riyazeini suvarır bir sudur. Yıldızların merkezlerinin hareketinden. sıcak ve soğuk nağme salt hikmet çeşmesinden vârittir. ruhanî bir mantıktır. Her biri hastalığa faydalıdır. güneşin merkezinin hareketinden. allah zevkini artırsın. nağme. merkez dışı felekleri üzerinde çizilen daireye: Merkez dışı felek denilir. Bu altı daire âlemi keser farz olunsalar. hayatının zamanları zâyi olmaz. insan nefesi canfezâdır. canda akan muzmardır. mümessillerin yüzeyleri üzerinde kesişirler. Nağmenin lezzeti vicdanîdir. Mesela. Diğerleri buna kıyas olunur.) Feleklerin çizdiği dairelerin açıklanması budur ki: Gezegenlerin feleklerinin içlerinde. Zıddını her birisi defedicidir. taşıyıcı feleklerin çevreleri üzerinde çizilen dairelerdir. bu çizilen daireler dahi burçlar feleğinden eğilimlidirler. Böylece reşat olanlar zevkini eder.ve nakş. Şu halde. Bu . insanın hoş ahengi ister istemez eder insana eser. İnsana taze hayat verir. İktiza eyler ise insanın şuh nağmesi. söz ve gazel her biri hikmet ile doludur. o dairedir ki. Kör olan lütfunu anlamaz. Ruhanî nağme. kuru.. dilrübadır. bülbül nağmesi ve hoş âvâze. âlemin kutbundan ve burçların kutbundan gayri kutuplar üzerinde hareket ettiklerinden. Alt ve üstü havadır ama. yukarıda açıklandığı üzere. Eğer hakikatle dinleyici olursan. Döndürücünün merkezinin hareketlerinden. güneşin merkezinin hareketinden merkez dışı feleğin çevresi üzerinde çizilmiştir. Kuşların nağmesini dinle.

O zaman sevinip. Yaratıcı olan Allah'ı tanımaktan mahrum olmuşlardır. Zira ki. hastalıkların ilâçları gereksiz ve âtıl olurdu. o müneccim misalidir ki. İşte feleklerin suretleri ve daireleri bunlardır. Onların bütün işleri. kendi dahi bilmeyip hataya gitmiştir. görür ki. onu öğrenmeye izinliyiz. Ey aziz. Karıncanın öbürü dahi dikkatle bakıp. tabiatların tasarrufta katkısı vardır. tasarrufu tabiatlara isnat eylemiştir. Bilmez ki. işlerin tasarruflarının tümünü yıldızlara isnat yetmiştir. dalalette kalmışlardır. O. O anda karıncanın biri şâd olup.noktalar. Şu halde o tabiatçının hatası ancak budur ki. bir kâğıt üzerinde yürürken bir nakş ortaya çıkar. Beşinci Madde Yedi gezegen yıldızın ve dört keyfiyetin tesirlerinin başlangıçlarını bildirir. görüşü zayıf olup. sözü gerçek söylemiştir. Bunların misali o iki karıncadır ki. önceki karıncaya der ki: "Sen galat etmişsin ve durumun hakikatini idrakten ırak gitmişsin. Hak Taâlâ'nın emrine itaatkâr ve boyun eğicidir. Zira ki. o. Meleklerse. Hepsi onun iradesiyle sâkin ve hareketlidir. soğukluğa. Kalem ise parmaklar arasında mecbur ve boyun eğmiştir. yukarıda belirtilen tepeler ve eteklerdir. en son derecede olan tabiatçı gibidir ki. yıldızlar meleklerin elinde mecbur ve çaresizdir. parmakların iradesiyle olmuştur. topal eşek . Zira ki. sıcaklığa. malûm olsun ki. işlerin oluşu kalemden değildir." Bu karınca ise. bütün tasarrufları." Bu karınca. kalemin hareketi kendisinden değildir. yıldızlara ve tabiatlara dayanıp. kelamcılar demişlerdir ki: O müneccimler ve tabiatçılar ki. Belki bütün tasarruflar parmaklardandır. Biçare tabiatçı ki. rutubete ve kuruluğa havale etmiştir. Eğer katkısı olmasaydı tab ilmi bâtı olup. Halbuki insan anatomisi meşrudu ki. der ki: "İşlerin hakikatinin kalemden vücuda geldiğine muttali oldum.

misali o menzilde yatmıştır da orasını bilmemiştir. Mesela bir padişah. belki yıldızlar ve tabiatlar. kendi tuttuğu uzvun vasfında doğru söylemektedir. Hak'kın emriyle bu tasarruflara yetmiştir. şaşırtıcı renkler ve lezzetler bulunmazdı. Yıldızlar ise. Işık onunladır. âletler misali hizmetçileridir. ta ki vezir-i âzam. Ay bir yıldızdır ki. meyvelerin lezzeti onunladır. bir büyük saray bina edip. Gecenin nuru onunladır. Gece ve gündüz fark olunmazdı. Tabiatçı dahi hak Taâlâ'nın yed-u kudretindedir ve tasarrufları onun tesiriyledir. Yaratıcı ve Hakim olan Allah'ın. O . âlemde sıcaklık onunladır. bütün eşyada mutasarrıf ve müessir ancak Hak Taâlâ'dır. biri filin hortumunu ve biri ayağını tutmuştur. dediklerinde hata etmişlerdir. Güneş. müneccim bunu idrak etmemiştir ki. Müneccim bu sözlerinde sâdıktır. Öbürü der ki: Fil. Biri der ki: Fil. meyvelerin lezzeti onunladır. bir oluk gibi nesnedir. bir direk gibi nesnedir. Müneccimle tabiatçının ihtilâfları. sıcak ve kurudur. Biçare müneccim de demiştir ki: Güneş bir yıldızdır ki. ay ve sene fark olunmazdı. Yıldızların ve tabiatların tesir ve tasarrufta katkıları vardır. onda kendi veziri için bir özel örş hazırlasa ve o köşkü etrafında bir avlu peyda edip. Lâkin filin bir uzvuna tamam fil budur. Gece ve gündüz fark olunmazdı. Eğer güneş olmasa idi bitkiler ve canlılar bulunmazdı. o iki köre benzer ki. onlara münhasır ve mahsus değildir. Eğer güneş olmasa idi bitkiler ve canlılar bulunmazdı. Eğe ay olmasa idi çiçeklerde ve meyvelerde tabii kokular. ancak şunda yalancıdır ki. Ay bir yıldızdır ki. içeriden her ne buyurursa onun emrini taşraya tebliğ edeler. Her biri. Lâkin tesir ve tasarruf. Hafta. işleri yıldızlara isnat etmiştir. onda oniki hücre bina eylese ve her bir hücrede bir nâib nasb eylese. ay soğuk ve rutubetlidir Şu halde yıldızlar bu keyfiyetleriyle (nitelik) âlemde mutasarrıftır.

padişahın emriyle bazı insanları bağlayıp. cüzî akılla aslına ermemişlerdir. malihülya illetini bulmuştur. Atlı nakibler yedi gezegendir ki. âlemlerin rabbi olan Allah'dır. hava. onlar gecegündüz o burçların kapılarını dolaşıp hizmet ederler Yaya zâbitler dört unsurdur ki. onu hakkına tabib der ki: Buna sevda hastalığı üstün gelmiştir. uturidle merihtir. ta ki hizmette hazır olalar. oniki burcunda oniki melek vardır. sevda ârız olmuştur. Tabiatçı dahi der ki: Bunun hastalığı. o kimseye iki kuvvetli nakib havale eder ki. süreler. soğukluk. Bahar gelip. Neylesinler ki. Taşrada da dört yaya zâbit koysa. Sevda ise utarid ile merih arasında kötü bezerlik oluşmasından meydana gelir. bu misalimizde padişahtan murat. Ama hakikatte onun aslı budur ki: Kaçan bir kimseye saadet ikbal edip. Büyük saray arş-ı azamdır. Bunu etimon şerbeti ile ilaçlamak lazımdır. Hak Taâlâ ona hidayet etmek murat eylese. su ve toprağın ellerindedir. Tabiatının kuruluğuna sebeb kış havasıdır. tabiatına kuruluk üstün geldiğindendir ki dimağı üzere istila etmiştir. Utaride iki kutlunun yaklaşmasıyle üçlenme erişmedikçe bunun hali iyiye gitmez.hücrelerin kapıları üzerinde yedi atlı nakib yani beyler tayin eylese. Halbuki bunların hepsi sözlerinde doğrudur. Bir kimsenin durumu değişikliğe uğrasa. Onlar dahi . el çekmek zamanı gelse. Köşk kürsüdür ki. rutubet. Zira ki. Müneccim de der ki: Buna. Avlu sekizinci felektir ki. rutubet havası üstün olmadıkça buna ilaç olmaz. ta ki ellerinde kementler tutup. Padişahtan vezire ve ondan nâiblere ve onlardan nakiblere ârit olan emir ve hükümleri taşrada icra kılalar. üzüntü ve gam istilasıyla şaşırıp kalsa ve dünyadan yüz çevirip. vezir-i azamın makamıdır. Vezir-i azam ilk akıldır. kuruluk ört kement benzeridir ki. dergâha getireler. Sıcaklık. ateş. Bazısını dahi derghahdan reddedip. kendi vatanlarından hareket etmezler. her biri aklı erdiği kadar söylemiştir. İmdi.

yapılarında oluşum ve bozuşum olanların esrarını a açıklamak uygun görülmüştür. Belki Nübüvvet ilmiyle ortaya çıkar ki. önce peygamberlere. Zira ki. vekil olur. Ey Rabbimiz. sonra velilere. kuruluğu başına ve dimağına havale ederle." Nitekim haberde: "Muhakkak ki bela.unsurlarla yaya olan zâbitlerle emrederler ki: Kuruluk kemendii o kimsenin boynuna takıp. Astronominin hikmetlerinden bu miktarca açıklamayla irfana vesile olan fikretme ve düşünme. irade yularıyla Hak'ın huzuruna yedeler. Onu dünya lezzetinden yü çevirtip. sürur ve huzur ile gönülleri dolup. Mabutların meliki münezzehtir. meleklerin ve ruhların rabi. (Melekûtun ve mülkün sahibi Allah münezzehtir. ." diye vârid olmuştur.. Hak Taala kendi sevdiği kullarını. sonra benzerlerine. hüzün ve gam kamçısıyle sevk edip. lisanlarının virdi Mevla'nın tesbihi ola. ölümsüz ve uykusuz olan diri melik münezzehtir. benim lutuf ve sevgimin kemendidir ki. huzurumda muhterem olan kullarımı onunla kendi rıza ve cennetime ve huzur-u izzetime davet ve cezb ederim. Ta ki mütalaa eden akıl sahiplerine ibret verici olup. Celle celalihi ve amme nevalihi!). Bu hakikati bu şekilde idrak. cihanın yaratıcısının sanatlarını öğrenme kolaylaşıp. ne tıp ilmiyle ve ne tabiî hikmetle ve ne yıldızların hükümleriyle hâsıl olur. Kuddüs. sübbuh.. kâh mihnet ve bela ile ve kâh sevda hastalığıyle cenab-ı izzetine davet eder ki: "Ey benim kullarım! Sizin bela ve mihnet sandığınız. benzerlerine. 19-BÖLÜM: ÜÇÜNCÜ BAHİS Yapısında oluşum ve bozuşum olan sülfî cisimlerin mahiyet ve keyfiyetini. her şeyi kuşatan ezelî ve ebedî padişahı bilmiş ola. yüce isteğimiz olan Mevla'yı tanıma hâsıl olmuştur. Şimdi bir miktar dahi unsurların ve bileşiklerin durumlarını açıklayıp. Mevcutların belli ki münezzehtir.

Kendisi mutlak ulvî. halis ve diğer unsurlar gibi renksiz ve hepsine üstüdür. ay feleğinin alt yüzeyine ve alt yüzeyi havanın üst yüzeyine teğettir. o. Bu dört unsurun bir araya gelmesinden ve biri birine dönüşüp kaynaşmasından bileşiklere oluşum ve bozuşum ârız olduğu için bunlara dört esas (erkan-ı erbaa) derler. Eğer ateş küresi. ay feleğinin altında yani ayın alt yüzeyinin altında. her biri kendi yerinde karar etmiştir. hepsini yakıp. Onu göz idrak edemez. su ve topraktır. BİRİNCİ BÖLÜM Ateş unsurunun mahiyetini. bunlara: Unsurlar derler. yeni astronominin bazı makalelerini on bölümle hakîmâne tafsil eder. yukarıda açıklanan tertip üzere. ateş küresine erişirse de. tavır ve durumlarının keyfiyetini dört madde ile açıklar. bileşmiş ve doğmuş olup. Birinci Madde Ateş küresinin bazı durumlarını bildirir. üç bileşiğin vasıflarını ve hallerini ve esirilerin etkileriyle olan şekil değişikliklerini. Güneşin sıcaklığının etkisiyle topraktan ve sudan her ne kadar katı dumanlar. latif. yıldızlar ve felekler âlemini seyretmekten . ateş unsurudur ki. yine dörde ayrıştıkarından. Bu unsurlar ve dört esas. biri birinin içinde. paralel iki yüzeyle kuşatılmış basit bir cisim ve üre bir cevherdir.yani dört unsurun yerlerini ve durumlarını. Üst yüzeyi. Ey aziz. bizim yanımızda olan ateş gibi renkli ve ışıklı olsaydı. malim olsun ki. Ateş küresinin yeri. hava. hâlis ateş eder. Bu dördünden. Türklerin yılının hükümleriyle olan keyfiyetlerin değişimini. astronomlar demişlerdi ki: Basit cisimler: Ateş. ay feleğinin altında ve hava küresinin üstündedir. üç bileşik (mevalid-i selâse) olan bileşik cisimler. Tümünün en latif ve en yüksek olanı. yoğun buharlar yükselip.

ateş küresini birinci tabaka saymışlardır. ikinci olarak. sert demiri ve katı taşı eritip toprak . yaklaşık kırkbirbin dokuzyüz yirmialtı fersah ölçülmüştür. bu ayet-i kerimenin mazmununa tatbi için. İlk olarak bu ateş unsurudur ki. taşta ve yeşil ağaç ta gizli olan ateştir ki. sıcaklık ve kuruluk olup.gözümüzü men ederdi. kendi yerinde sükû ve karar iken ay feleğinin günlük hareketine uyarak. onu teşyî edip. Yakma ve kapanma kabul ettiğinden. Üçüncü Madde Ateşi çeşitlerini bildirir. Alt yüzeyin yer yüzünden uzaklığı. Bu unsurun tabiatı. hava unsurunu üç tabaka ve toprak unsurunu iki tabaa farzetmişler. filozoflar demişlerdir ki: Ateş cinsi nice çeşittir. Ey aziz. ateş küresinin kalınlığı ve derinliği. âlemin merkezi çevresinde doğudan batıya gider ve bütün parçaları birlikte bir karar üzere sürekli döner. suflî unsurları. mutlak ulvi bulunduğundan. Tamamına yedi tabaka itibar edip. demirde. muhtemel şekiller almaya kabiliyetlidir. yedi kat gökleri ve bunlar kadar da yer yarattı. Ey aziz. oluşum ve bozuşma. yaklaşık onbeşin yirmialtı fersah bulunmuştur. Nitekim yukarıda açıklandığı üzere. uzaklık ve büyüklüğünü bildirir. Şu alde filozoflar. öteki unsurlara muhaliftir. diğer unsurlara dönüşüp. geometriciler ve matematikçiler ittifak üzere demişlerdir ki: Ateş küresinin üst yüzeyinin yeryüzünden uzaklığı. malum olsun ki. Sıcaklığı şiddetlidir. bu açıktır. Çünkü Hak Taala Kelam-ı Kadim'inde: "O Allah ki. yaklaşık altıbin dokuzyüz fersahtır. bunun tesiri yakıcıların çeşitlerinin tümünden kuvvetlidir." (65/12) buyurmuştur. başkalaşır. malûm olsun ki astronomlar demişlerdir ki: Ateş unsurunun tabiatı. İkinci Madde Ateş küresinin tabiat ve kabiliyetini. Rasatçılar. kendi yerinde inen parçaları.

halk onu yıldız parlaması sanır. onla dahi yürüyüp. ruhun bedene bağlanmasının birkaç yönden benzerliğini bildirir. soğukluktan etkilenmeden ateş tabakasına ulaşan dumandı. nefes alamaz. gök gürültüsü. karanlık. bedenin tabii rutubeti bitiminde. Ateşin söndüğü yerde. üç günlük mesafeden develerini görürdü. Şu halde. cehennem ateşidir. ruhun bağlılığının iptali de bir çekiştirmeyle kolay olur. şaşılacak bir hikmet ve garip bir sanattır. kül eder. Üçüncü olarak yıldırım ateşidir ki. Lambanın yağı bittiğinde. Dördüncü olarak haramen ateşidir ki.eder. Dördüncü Madde Ateşin ışığa bitişmesine. O halde. bir mağaraya girmek isteseler. içeri . orada insan dahi hava alabilip ölmez. Bundan sonra. madenciler ve kazıcılar. mağaranın içine sokarlar. Eğer o kandil sönmediyse. Bir zamanlar halk onu seyran ederdi. gündüzleri duan görünüp. önce bir uzun asanın ucuna bir kandil asıp. Bitkileri ve ağaçları yakıp. Onun ışığında Benî Tay kabilesi. insan dahi helak olup. Ey aziz. filozoflar demişlerdir ki: Hayvanî ruhun bedende yüreğe bağlılığı ve bitişikliği aynen ateşin lambanın fitiline bağlılık ve bitişikliği gibidir. Halbuki o. o kuyu içinde kayboldu. Her yerde ki. söndüğü gibi. latif cisimlerden geçip. yerden havaya çıkıp. o ateşi. nefes ondan ayrı düşer. malum olsun ki. ateş hava alıp sönmez. soğuk ve kesif olan bu üç cisimden. ateş ayrılıp. o nar. şimşek ve bulut olmadan geceleyin gökten parlardı. derin bir kuyu kazdırıp. İsmail aleyhisselam evladından Halit bin Binan. geceleri ateş olurdu. Bu ateş. Altıncı olarak. latif bir cisim olan sıcak ve nuranî ateşi çıkarmak. buraya kapatmıştı. latif bir cisim olan sıcak ve nuranî soğuk ve kesif olan bu üç cisimden. Nitekim bu bağlılığın ibtali bir nefesle kolay olduğu gibi. kesif cisimleri yakar. kendisine yakın olanları yakıp. o. Beşinci olarak şihab-ı kabesdir ki.

Alt yüzeyi. kendi yerindeyken bile. malum olsun ki.girerler. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Dört unsurdan ikincisi havadır. hava küresinin tabii yeri. ruhu bedenden ayrılır. kaçarlar. keyfiyet ve durumlarını. Hava unsuru. Eğer kandilin şulesi söndüyse. orta ve birinci tabakalarda oluşan kainat boşluğunu (atmosfer) dört madde ile açıklar. Ayı şekilde insan da ölüm anında kuvvetlenir ki. ona: Rüzgâr derler. Kendi yerinde tabii olarak sakindir ve ancak kendine özgü hareketleri vardır. Sâkin oldukça ismi: Havadır. ateş küresinin alt yüzeyine temas etmiştir. latif. ondan sonra söner. ateş küresinin altında ve ysu küresinin üstündedir. Üst yüzeyi yükselmiş olup. başkalaşır. Zira ki hava. matematikçiler ve geometriciler . öteki unsurlara muhaliftir. Nitekim kandilin yağı. Tabiatı. Hareke ederse. 20-BÖLÜM: İKİNCİ BÖLÜM Hava unsurunun mahiyetini. İki paralel yüzeyle kuşatılmış basit bir cevher ve küre bir cisimdir. Birinci Madde Hava küresinin yerini ve tabiatını. sıcaklık ve rutubettir. Sonra. üç tabakasından üst. Ey aziz. iki üç defa şulesi hareket edip. altında olan denizlerle yerin yüzeyine teğet olduğu için dağlar ve dalgalar nedeniyle havanın yüzeyi düzgün değildir. Yükselici özelliğinden dolayı. ışık verir. bu duruma ölüm sıhhati derler. hemen geri dönerler. fitilinde bittiğinde. Rasatçılar. Şu halde. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmağa kabiliyetlidir. şeffaf ve renksizdir. diğer unsurlara dönüşüp. uzaklık ve büyüklüğünü ve hareketini bildirir.

Çünkü ateş şulesi. İkinci Madde Havanın üst tabakasında gözlenen atmosferi bildirir. üç tabaka itibar olunmuştur. ateşten uzaklaştıkça. Çok süratli yandığından söner gibi görünür. kaybolduğundan. o latif duman dahi alevlenip ateşe dönüşür. kendi tabiatı olan keyfiyette kalmıştır. Günlerce. Dairesel hareketi dahi yavaş yavaş olup. Ey aziz. onunla ay feleğinin hareketine uyarak. ateşe komşu olduğundan sıcak olup. güneş ışınlarının yansımasıyle yerden havaya çıkıp. önce o dumanı üst tarafına düşüp sonuna kadar yakar. dumanın sonuna vardığında üst tarafa uzayıp. aylarca sönmeyip. fişek gibi hareketli görünür. Üst tabakası. pamuk fitilin ucunun mum alevine dokunup yanması gibi. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun üst tabakasının yukarı tarafında kuyruklu yıldızlar ve çeşitli şihab oluşur. duman tabakasından ateş küresine ulaşır. yerden kesikse. Şihabın aslı. Bu tabakanın kalınlığı ve derinliği. ateş tabakasına nispetle ikinci tabaka sayılmıştır. malum olsun ki. Bu tabakanın tarafları. maddesi latif oan dumandır ki.sözbirliğiyle demişlerdir ki: Havanın kalınlık ve derinliğinin toplam mesafesi. O dumanda bulunan yersel parçalar ayrışıp. sıcaklığı az olup. buna: Duman tabakası adını vermişlerdir Bunun nice sırlarına yetmişlerdir. soğuk tabakadan soğumadan geçip. yaklaşık onbeşbin yirmialtı fersah bulunup. Eğer bu dumanın alt tarafı. kesif ve koyu ise. İşte şihab dedikleri budur. doğudan batıya onu teşyi ile döner. O şule. Eğer ateş tabakasına ulaşan duman. koyuluğu bir süre aklır. en alt tarafı sâkin olmuştur. ateş unsuru gibi halis ateş ve renksiz olarak görünmez olur. Aşağıdan yükselen dumanlar. bunda ayrışıp. oa ateş değdiğinde. dumanın maddesinin gereği olan renk ile ortaya çıkar: Ya örülü . onbin fersah bulunup.

Üçüncü Madde Hava küresinin orta tabakasının ölçüsünü. yu kuyruklu yıldız veya kısa ok veya dik koni şekillerinde veyahut ahna suretinde görünür. Bu tabakaya ateş üresinin sıcaklığı inmeyip. üstünde bulunan lambanın ateşi inip sönmüş lambayı yaktığı gibi . Çünkü bütün kainatın atmosferi. Bu tabakanın kalınlığı. havanın içi ve yerin yüzü aydınlanır.sa. yere kadar iner ki. vasıflarını. Bu tabaka. ya yuvarlak top. hemen o anda bozuşumu uğrayıp. (Allah'ın gazabından yine Allah'a sığınırız. günün ilk dokuz saatinden sonra. Eğer dumansal maddesi kesif ise. güneşin yeryüzünden akseden şuaları dahi buraya yükselmediğinden. dört unsurdan karışmayla bileşen üç bileşik gibi bir zaman sâbit olmayıp. Ey aziz. onlardan oldukça soğuk bir nitelik kazanmıştır. malum olsun ki. başka bir surete girip. dört unsura karışmaksızın meydana gelir. tavırlarını ve burada oluşan bazı atmosferik olayları bildirir. yok olurlar veya şekillerini koruyamayarak. buna: Doğa yangını derler. . Bunu içindir ki. mesela sönmüş olan lambanın dumanıyle.) Eğer ateş tabakasına ulaşan duman kesif ve koyu olup. filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Hava küresinin orta tabakası. hava su buharlarıyla karışıp. ateşe ilk ulaştığında. yağmurların. Hazreti İsa aleyhisselamdan çok sonra gökte. tam bir sene kalmıştı. kuzey kutbu tarafında bir ateş parlayıp. takriben beşbinon fersah mesafedir. Meşhurdur ki. bulutların. ondan öyle büyük bir şue zuhur eder ki.ateş unsuru o dumandan tutuşup. Onun için soğuk tabaka namıyle şöhrete yetmiştir. onun dumanı yeryüzünü öylesine kuşatıştı ki. Gökyüzünden kül gibi parçalar indiğinden. o ateşin altında insanlar duramazlarmış. alt tarafı yere bitişik ise. kimse ybir nesne göremezmiş. ateş tabakasına nispetle üçüncü tabakadır ve kendi yerine sâkindir. gökte olanlar. başka bir keyfiyete ererler. bu.

Eğer buharın yükselişi gece olup. vurucu bir biçimde düşmeye başlar. Üstten soğuk tabakanın soğuğu. Eğer soğuk şiddetli değilse. şimşekler ve yıldırımlar buradan kaynaklanmıştır. ondan yağmur. şualarının aksinden oluşan sıcaklığıyle suyun küçük parçalarını çıkarıp. kar ve dolu hâsıl olur. eğer soğuk çok şiddetli olsa bulut zerrelerini toplanmalarından sonra bulsa hemen dolu olup. bazı zamanlarda şiddetli soğukla hava kapanmış olur ve bu durumda soğuk tabakada bulut oluşur ki. bu sıcak buhar ve dumanı havanın yukarı tabakasına çekerken. Buhar zerrecikleri suya dönüştüğünden. Çünkü güneş. ya siyah veya beyaz bulut olur ki. letafetinden ve sıcaklığının düşüklüğünden dolayı havaya dönüşür. kar olup. o kavgalar arasında. yolda soğuk tabakaya rastlar. Bu damlacıklar. bunun durumları kendi mahilli olan aşağı tabakada açıklansa gerektir. bulut zerrelerine toplanmalarından önce ulaşırsa. Bütün bunlar. burada oluşup. o kadar buhar zerreciği birbirine eklenip. deniz ve toprak üzerine ışık saçıp. bu yoğunlaşmadan ağırlık hâsıl olduğu için yağmur olup aşağıya damlamaya başlar.buhar toplanıp. güzel güzel iner. Hava. Eğer yukarı çıkan buharın sıcaklığı. havanın soğukluğu şiddet ve kuvvet bulup.karların menşei olmuş. . Bulutlar ne kadar yukarı çıkarsa. soğuk vasıtasıyle yoğunlaşma olur. Bunların çoğunlukla sebebi küçük su damlacıklarıdır. duman ederek. güneşin sıcaklığıyle incelip. gök gürültüleri. sonra aşağı tabakaya inmişlerdir. alttan da su buharı ve duman biribirine sokulup. yukarıya yükselip buharlaşan parçaların yoğunlaşmasıdır. hava parçacıklarıyle karışarak. Eğer sıcaklığı az olan bu buharın kendisi de az ise. havanın soğukluğuna nispetle az olursa ve soğuk tabakaya da ulaşamazsa. Öyle olur ki. bunlarla harekete geçip çeşitli yönlere hareket eder. duman da havaya dönüşüp hareketiyle rüzgâr olur. bahar günlerinde atılmış pamuklar misali bir birinin üzerinde dağlar gibi toplanıp. ondan bulutlar meydana gelir. çeşitli şekillere girip.

ayrışmayan cisimleri yakar. Baza olur ki. bu anda sıcaklığı baki ola duman yukarıya çıkmak istedikte. ayrışan cisimlerden geçip. buharın dumanı az olduğundan. böylece beraber yükselip. İşitme. malum olsun ki. Büyük bir dağa düşüp. soğuk tabakaya ulaştığında. yıldırım oldukça kesif olup. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Gök gürültüsü. şimşek ve yıldırım olmaz. o dumanlar. keseyi yakmaz. yere ulaşana dek sönmezse. kese içindeki altın ve gümüşü eritip. Nitekim. Öyle olu ki. bir zaman sonra sesi kulağına erer. buhardan bulut oluşup. Ey aziz. şimşek ve yıldırımın sebebi budur ki. çamaşırcıya bakarsın ki. Zira ki kar inen bulutlarda asla duman buharı bulunmaz. ancak içinde eriyenlerin sıcaklığı yakar. Lakin. bu duman. duman da bulutun içine hapsolsa. yukarıda anlatılan buhar ile karışıp. İşte gök gürültüsü budur. Sesin ulaşması ise mesafe ve hava titreşimlerine bağlıdır. şimşek görülür Zira ki bu. Eğer yoğun olup. veya sıcaklığı giden duman aşağıya inmek murat eyledikte. yani gök gürültüsü ve yıldırımı hakimâne bildirir. göz şualırın ulaşımı. şimşek ve yıldırım nâdiren olur. ona: Yıldırım derler. bu yıldırım incelip.Dördüncü Madde Hava küresinin orta tabakasında oluşan atmosferik olayları. Mesela. Oysa ki. güneşin şiddetli hareketinden iyice incelen küçük yersel parçalar ve küçük ateşî parçalar birbirine karışır ki. onu yakar. buna: Duman derler. sesin kulağa ulaşmasına bağlıdır. çamaşırı taşa vurur. parçaladığı bile olur. her neye isabet eylese. iniş ve çıkışta bulutu öylesine hızlı yarar ki. Hızlı sürtünmeden o duman ateş alsa: Eğer latif olup çabuk sönerse ona: Şimşek derler. gök gürültüsü işitilmezden önce. . sesten daha hızlıdır. Kış mevsiminde. gözle görülür ve o kulakla hissedilir. Gök gürültüsü ve şimşek beraber olur. bundan korkunç bir ses hâsıl olur. Onun için soğuk ülkelerde kar yağarken asla gök gürültüsü.

toprak ve sudan kazandığı soğukluğu. ateş tabakasına nispetle dördüncü tabakadır. ırağı ve çiğ. Birinci Madde Hava unsurunun alt tabakasının bazı durumlarını bildirir. şimşek ve yıldırım dahi çoğalır. Yağmur fazla olduğunda. Bu alt tabaka. Bulutlar çok yoğun olduğunda. malum olsun ki. hava öyle bir derecede soğuk olur ki. yaklaşık onaltı fersahtan fazla mesafedir. güneşin ve yıldızların sıcaklığıyle ılımlı olmasaydı. eseri bile kalmaz. Eğer bu tabaka. toprağa ve suya komşu olup. Onun için. Ey aziz. (Hakim ve shani olan Allah münezzehtir. Bunun kalınlığı ve derinliği. çeşitli hareketlerle hareket halindedir.Soğuğun şiddetiyle buharın dumanı sönüp. Ondan başka ilah yoktur. kardan boş hiç bir yer kalmaz.) 21-BÖLÜM:021: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hava küresinin alt tabakasını. duman. gündüz ve rüzgârlar bu tabakada oluşur. tabiat ve vasıflarını. tan vakitleri. deniz donup. üzerinde olan soğuk tabakanınkinden fazla ve şiddetli olurdu. filozoflar ve astronomlar sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hava unsurunun alt tabakası. Nitekim bir yerde mahpus olan su ondan yol bulsa kuvvetli akar. yağmurun suyu onlarda hapsolmuştur. Bu tabakanın havası. orada imaret mümkün . Soğuğun şiddetiyle bitkiler ve hayvanlar helak olup. Gökkuşağı. hareket ve isimlerini ve sair durumlarını sekiz madde ile açıklar. tepe noktasından güneş uzak olduğundan. kesif bir havadır ki. hâle. gök gürültüsü. buna ârız olan kara ve denizlerin soğukluğuyle kalmamıştır. onlardan yağmur şiddetle iner. bulut zerreleri yoğun olduğundan. gece. Nitekim kutup altında. onlara düşen güneş şuaları ve yıldızların akislerinin sıcaklığıyle ılımlılık kazanıp. Celle celalihi ve amme nevalihi.

yere ve suya komşudur. Yerin gölgesi ancak bunda yürüyüp. bir cüzünün bir cüzünü değişik yönlere yitmesiyle vücut bulur. unsurunun değişik yönlere hareketi ve dalgalanmasıyle olur. Hava unsuru ile su unsuru iki sâkin deniz iken. onaltı fersahtan fazlacadır.olmaz. döner. onda ay küresinin kesif cisminden gayri lâtif cisimlerde yansıma ile ortaya çıkmaz. gök rengi görünmüştür. eğer onların sıcaklığı kırıldıysa. Bu durumda. güneş ve yıldızların nurlu ışıkları. ne şarkîdir. filozoflar nazarında. Ey aziz. Orta tabakası. Alt tabakası. deniz dibinde hava. ifrat derecede soğuktur. Buhar ve dumanla karışık olduğundan. bu . Orada sabah ve akşam yoktur.) Bu tabakanın yeryüzünden yüksekliği belirtilen kalınlığı miktarıdır ki. Bu tabakanın havası kesif olduğundan. Lakin feleklerin gündüzü pâk bir nurdur ki. lakin şuaların aksiyle tabiatı ılımlıdır. aşağıdan yükselen su buharıyle komşu olduğundan. güneşin ışığı ancak bunda zâhirdir. buna: Buhar küresi ve duman küresi de derle. aşağıya inmek için hareket edip. soğu tabakaya ulaştığında. Zira ki. Onun için bu tabakaya: Kürre-i nesîm derler. bu tabakanın üstünde gece ve gündüz olmaz. filozoflar demişlerdir ki: çeşitli rüzgârların meydana gelmesi. Nitekim denizin yüzündeki su unsurunun dalgalanması. hava zerrelerinin hareketi hafif olmuştur. Su zerrelerinin hareketleri ağrılık bulmuştur. hava küresi üç tabakaya bölünüp. Onun için buna: Gece küresi ve gündüz küresi denilmiştir. üst tabakası ateşe komşu olduğundan oldukça sıcaktır. Bu kürenin rengidir ki. malûm olsun ki. Rüzgarların meydana gelmesinin sebebi budur ki: Güneşin tesirinden ya başkasından hâsıl olan dumanlar yerden yükselip. (Allah dilediğini nuruna hidayet eder. İkinci Madde Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen çeşitli rüzgârları ve cihanın yönlerini bildirir. ne garbîdir.

devran ile kendi kendine . yerden yükselen dumanların bazısı. sıcak araziden geçmesinden. komşusu olan havayı iter. İşte bu hareketle hava dalgalanıp. bizzat kendileri hareketli rüzgâr olur. Bu geriye dönüşle hava dalgalanıp. rüzgâr olur. giderek hava sakinleşir. böyle böyle hava dalgalanarak gider. Böylece rüzgâr eser. Ateş ise o duanların yersel maddelerini yakıp. havanın ısınmasıyle bir taraftan yayılır. yine hava dalgalanası olur. sam yeli olur. kalan havaî maddesini dönüsel hareketiyle aşağı tarafa iter. Bir sebebi dahi budur ki.yüzden hava denizi dahi dalgalanır. hafif bulutlar bir taraftan yürüyüp. iniş hareketiyle suhunet bulup. havanın dalgalanmasından rüzgâr meydana gelir. dalgalanır. Bir ebedi dahi budur ki. merkezden uzaklaştıkça. Bu itişme yavaş yavaş zayıflayan. Bir sebebi de budur ki. Yahut halis havanın. Zira ki. ona başka bir cisim karışmaksızın miktarı fazlalaştığından. bulutların biribirine yığılmasından ve izdihamından hava yine hareketlenip. ateş küresine yükselirler. şihab maddesinin kalıntıları olan göktaşlarıyla karışarak yakıcılaşan havanın hareketleridir. yukarıdan aşağıya yöneldiğinden. havaya dönüşerek. Mesela bir durgun suyun ortasına bi taş atıldığında. Sam yelinin sebebi ise. bunlar. yeryüzünü süpürür. boşluk nedeniyle çevredeki hava zorunlu olarak o tarafa hareket ederek. bir taraftan bir tarafa hareketle rüzgâr olur. Bir sebebi dahi budur ki: Hava yoğunlaşmasıyle ir tarafta toplandığında. Böylece rüzgar olur. durgun hava dahi onun gibi dalgalanır.rüzgâr peyda olur. Rüzgârın bir sebebi de budur ki: soğuk tabakada bulutlar ağır olup. ne şekilde dalgalanırsa. itilen komşusunu iter. Veyahut bulutlar kıvamda uyuşamayıp kesifi hafifini ittiğinden. yakıcı niteliği ile nitelenip. Kasırganın sebebi: O ki. Eğer sıcaklıklarını yitirmedilerse. rüzgâr olur. soğuk tabakaya ulaşmazdan önce havaya dönüşüp. havanın hacmi iyice yoğunlaşıp.

kuzey taraflarından hareket eden dört rüzgârı. O anda. uzuvları var gibi.sarılıp ayağa kalkar gibi görünür. doğu. sağı ve soludur. Bu yele: Ümm-ü zevba (burgan) derler. önü. cihanın dört yönünden. havaya yükselir. minare gibi yükselir. İmdi. onu havada döndürürken. çeşitli yönlerden esen rüzgârlar birbirine rastlayıp. tertip etmişlerdir. sol tarafına. sekiz rüzgâr nispet ve tayin edip: Doğu. çalı-çırpı ve toz-toprak ne bulursa döndürüp. Doğu ile kuzey arasına: Yaz doğusu (kuzeydoğu). yerden kopardıklarıyla birbirlerine saldırırlar. Doğuya dönük olan kimsenin sağ tarafına güney. batı. rüzgârlar gönderici olan kâdır ve kayyumun kudret ve azametini bir kere fikredip düşünsen ki. Şahıslara göre cihanda yönler altıdır ki: Şahsın altı. batı adını vermişlerdir. güneyle batı arasına: Kış batısı (güneybatı). bulutlar da çeşitli rüzgârlarla deveran etmekteyken. birbiriyle sarmaş dolaş görünürler. denizde geriye rastlayıp. güney. bize gönderdiği bu rüzgârların. doğu ile güney arasına: Kış doğusu (güneydoğu). Kâh olur ki. Güya ki. üstü. adlarını vermişlerdir. bu buragan ortasına bir bulut düşüp. Bunun çoğunlukla sebebi odur ki: Soğuk tabakadan inen rüzgâr. temel rüzgârlar itibar etmişlerdir. endamıyle bir daire görünür ve kâh olur ki. İstenen sahillere yetmişlerdir. Bu sayılan dört yönün aralarında dört yön daha koyup. Bu rüzgârlarla yelkenli gemiler denizlerde her yöne gitmişlerdir. O anda. arkası. itişerek. battığı tarafa. rüzgârların arasında kalan şeyler sıkılıp. büyük bir hortum şeklinde görünür. Bunların aralarında esen rüzgârları. Lakin astronomlar. Şu halde cihanın bu altı yönüne. tâli rüzgârlar itibar ederler. bu haliyle yere iner. bulutlarla karşılaşıp. batı ile kuzey arasına: Yaz batısı (kuzeybatı). o inen rüzgâr dahi dönmeye başlayıp. kuzey demişlerdir. güneşin doğduğu tarafa. bükülüp. Kâh olur ki. ağır gemileri . döndürür.

herkese ayan olup. diğeri temizlemedir." denilmiştir. Demek ki. Temizlenme. bulutları yayışı gibi nice büyük faydaları vardır ki. buharsı rutubetinin cevheri yok olmadan onu en eder.bizi kuşatan hava. iri rahatlandırma. gayet soğuktur. Üçüncü Madde Bizi kuşatan havanın. . Çünkü havanın yönlere hareketi bu kadarlık açıklandı. nefes dışarı çıkarken teslim etmesidir. karıştığında. herkes kendini nimete batmış bilip. ona akciğerden ve can damarlarına bitişik olan nabz mesamelerinden hava vermektir.yürütüşü. havanın candan dışarı çıkmasıyle olur. Bu hava. Bu tür havadan ruh. Şimdi de fayda ve özelliklerini açıklayalım. ruhun niteliğiyle nitelenip ısınsa. bizi kuşatmış olan havanın bedenlerimize tesiri çok açıktır. burunu çekilen havanın tadili. Bu durumda havadan ruhlarımızda hâsıl olan tadil. ta ki he bi nefeste iki nimet olduğu. binde biri ancak bilinmiştir. ruhlarımıza ulaşan âdaletli bir fâil gibi sıhha ve âfiyetimizin sebebi olmuştur. Rahatlandırma: Ruhunhararetli mizacı hapsolunarak şiddetlendikçe. Zira ki tadil için alınan hava. faydası bâtıl olur. bedenlerimize ve ruhlarımıza olan tesirlerini ve menfaatlerini bildirir. havanın ruh üzerine gelmesiyle olur. nimet vericiye şükredici olalar. bedenlerimizin ve ruhlarımızın unsuru olduğundan. filozoflar demişlerdir ki: Hak'ın tesiriyle. önce soğuktur. Zira ki. ruhumuzun aziz mizacına kıyasla. Zira ki. malum olsun ki. Şu halde havanın sadmesi ruha ulaşıp. iki şekildedir. uzun süre hapsedilip. ayırıcı yeteneğiyle içimize aldığımız havanın dumansı buharını ayrıştırıp. "Rüzgâr olmasaydı. hayatımızın sebebi olan nefesin etkisinin kabulü yeteneğinden ruhu men eden kötü mizaca neden olan ateşe dönüşmesinden ruhu koruyup. Temizlenme ise: Bu bedenin en feyizli karışımı gibi olan ruhun. Ey aziz. Ama içeride. herşey bozulurdu.

Gerçi tıp âlimlerine göre. yaz mevsiminde. Hakikatte zarar veren ve fayda veren yaratıcı olan Hüda iken. hemen ardınca gelecek havaya boş yer kala ve o havanın çıkmasıyle birlik onun fazla cevherlerini (karbondioksit) ruh dışarı ite. Ama dört evsimin mizaçlarının biribirinden farklılığı.istiğna edip yeni havaya muhtaç olur ki. ilkbahar eşitlik noktasından başlayarak koç. aslan ve başaktayken yazdır. Şu halde. Zar ki. güneşin tepe noktamıza yakın olup. her mevsimde başka bir mizaca bürünür. geniş açı üzere . malum olsun ki. ruhun mizacına uymayan garip cevherler ona karışmamıştır. onun işi de. yeni hava akciğeri içine girip öncekinin yerini ala. Terazi. akrep ve yaydayken sonbahardır. şuaların akisleri. Lakin müneccimler nazarında. Dördüncü Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan tabiî değişmeleri bildirir. değişmeler muteber değildir. Yengeç. Hava mutedil ve saf olup. Bahar havası mutedildir. şuası kuvvet bulduğundandır. bu hava. iklimlere ve bölgelere göre değişiktir. beden ve ruhlar zarar vermektir. bölgelere göre dar ve dik açılar üzere olmayıp. mevsimsel değişmelerdir. Kış havası soğuktur. kova ve balıktayken kıştır. bu dört mevsimin havası. edenleri ve ruhları sebeblere ve havaya bağlamıştır. dört mevsim şöyledir: Güneşin. Ey aziz. temizleme ve rahatlandırma suretiyle bedenlere ve ruhlara sıhhat ve âfiyet vermektir. Eğer hava bozuşuma uğradıysa. Havanın işi. Onlara göre. filozoflar demişlerdir ki: Bizi sara havaya tabii ve tabii olmayan değişiklikler. güneşin tepe noktamıza yakın ve uzak olması nedeniyledir. Sonbahar havası ılımlıya yakındır. boğa ve ikizlerde bulunduğu süre ilkbahardır. korumak ve siyanet etmektir. Şu halde yaz mevsiminin sıcak olması. zorunlu olarak alına havayı vermek gereklidir. Ta ki. Oğlak. Yaz havası sıcaktır. Zira ki. tabii akımın zıddı olan değişmelere ârız olur Tabii değişmeler.

Kışınsa ya şuanın düştüğü yerin çevresinde veya çevresinin yakınında bulunuruz. Kışınsa. doruğuna çıkıp. Şua okunun. tabii olmayan göksel değişmeleri bildirir. Zira ki. Zira ki ışıklı yıldızlar bir yerde toplanıp. bazısı. yaz mevsiminde güneş bizim tepe noktamıza yakın olur. malum olsun ki. Yersel değişmeler nedeniyle olan hava değişmelerinin bazısı.olur. bizi sara havayı çok ısıtır. bölgeleri enleme sebebiyle. yazın güneş. kış mevsiminde ise uzak olur. Fakat ilkbahar ve sonbaharda. yere yaklaştığı halde. Ey aziz. bölgenin yerinin yüksekliği ve alçaklığı sebebiyle. ifrat derecede güzelleştirirler. Bunun için. yıldızların etkisiyle Olan değimelerdir. bölgemize ışığı zayıf gelip. yerin başucu noktasına veya yakınına düşen gölgeleri kuşatan havayı. Halbuki şuanın etkisinin gücü okunun yanındadır. Bazan bu birleşme başucu noktasından uzakta olur ve havanın güzelliği eksilir. güneşin şuasının dik düştüğü veya dike yakın düştüğü yerde bulunuruz. Bunun esas sebebi budur ki: Güneşi şualarının bazısının kaynağı silindir ve konu biçiminde olur Güya ki. Göksel işler nedeniyle olan hava değişimleri. şuaların düştüğü noktalar çevremizde bulunduğundan hava ılımlı olur. düştüğü yere göre çevreye etkisi zayıf olur. güneş eteğine inip. Şuaların kaynaklarının bazısı basit bir çevrim veya basite yakın çevrim biçimindedir. Bu duruma şualar kesif olup. bazısı. hava soğuk olur. güneşle dahi biraraya gelmeleri sırasında. Beşinci Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan. bazısı yersel işlere bağlıdır. Yaz mevsiminde. yerden uzak olsa bile. güneşin şuası. merkezden çıkıp. dağlar sebebiyle. bölgemize ışığı fazla ve etkilidir. bazısı rüzgârlar ve bazısı toprak . karşısında bulunan nesnenin içine işler. sıcaklığı iki kat olduğu için. filozoflar demişlerdir ki: Bizi saran havaya ârız olan tabii olmayan değişmelerin bazısı göksel işlere.

Bölgelerin enlem farkından olan hava değişmeleri açıktır. güneş. ikizler burcunun tepesinde iken havaya yaptığı tesirden. Onlar en sıcak bölgelerdir. yengeç burcunun doruğundan meyl edip biraz güneye inse sıcaklığı şiddetli olur. onların kutuplarından yana olan taraflarında ve güneşitleyiciden yana olan taraflarında onbeşer dereceye değin enlemi bulunan beldelerdir. Belki dönüm noktasının yanında olan artışın hareketi. Şu halde gün eşitleyici dairesi altında bulunan yerlerin havasını mizacı itidale daha yakındır. Bunun içindir ki. Bu sebepten gün yarısı vaktinde olan güneşin sıcaklığı. orada bir müddet yakın bir yerde kalıp havanın ısınmasına sebep olur. ikindiden önce çoğalır. Zira ki aslanın tepesinde iken ışınların dik gelmesi süreklidir. aslan burcunun tepesine geldiğinde daha çok tesir eder. hızla uzaklaşır. Elbette güneş. Altıncı Madde Bizi kuşatan havaya harız olan tabii olmayan yerel değişmeleri yani . İki dönüm noktası arasındakiler de bunlar gibidir. üç dört güne mahsus olmaz. Güneş. Zira ki burada havanın sıcaklığının sebebi güneşi tepe noktasına gelmesidir. mümessil feleğin eğiliminde bulunduğundan henüz yengeç burcunun doruğuna ulaşmıştır. dönüm noktasının yanında bulunan eğim fazlalığından çok büyüktür. Halbuki ışınların tepeden ve dik gelmesi çok tesir etmez. genel meğil enlemlerine yakındır. o bölgede ki. Mesela güneş. Zira ki he belde ki kuzey tarafta yengeç dönencesine ve güney tarafta oğlak dönencesine yakındır. birkaç gün tepede bulunup. Onlardan sonra en sıcak yerler. Şu halde bundan malum oldu ki. Zira ki eşitlik noktasının yakınında olan gün ışınlarının eğim fazlalığı. belki bunun sürekliliği çok tesir eder.sebebiyle hâsıl olur. Halbuki ekvatora çakışık olan yerlerde güneş. O bölgenin yazı ekvator tarafında olan bölgelerin yazından ve kuzey tarafa yakın olan bölgelerin yazından daha sıcaktır.

filozoflar demişlerdir ki: Bölgenin yüksek ve alçak yerde bulunması ile havanın değişmeleri muhakkaktır. bölgenin havasını tamamiyle ısıtır. bölge üzerine esmekten men edip veya bölge üzerine sevkedip yardımcı olmak yönlerindendir. ışınlarını o dağ üzerine serpip. ikinci tesiri.yeryüzünün bölgelerinin yükseklik ve alçaklık sebebiyle. dağ bölgenin kuzeyi yakınında olmak gibidir. her saat yaklaşıp. malum olsun ki. Tesirin biri. O bölgenin havası ânifen açıklanan kısımdan sayılmıştır. bu dağın doğu tarafından uzaklaşıp. yere komşu olan semtidir. rüzgârı. bölgenin komşusu bulunmuştur. Zira ki güneş ışınlarının yerden aksetmesi ile kazandığı sıcaklığın şiddeti. doğusu açık olursa. Eğer alçak yer. iki yönde tecrübe olunmuştur. o bölgeyi saran havada onun tesiri. Zira ki. Birincisi. batısı açık olursa yarı ısıtır. Zira ki bu dağ üzerine güneş. Lakin dağın batısından yana güneş geldiğinde. güney ışınlarına o bölge üzerine akis ve hasretmek veya bölgeyi ışınlardan örtmek yönlerindendir. Eğer dağ. Dağlar sebebiyle bulunan hava değişmeleri ortadadır. o dağ ki bölgenin oturduğu yerdir. bir derin vâdi olursa sıcak şuaları hapsedip. havayı çok sıcak ve kesif olur. enlemi ne kadar farklı olursa olsun orayı kuşatan havayı ısıtır. Yüksek yerde bulunan bölgenin havası sürekli soğuk olur. bizi kuşatan nesîmi kürenin en sıcak yeri. Yerden uzaklaştıkça soğuk tabakaya yaklaşıp ona komşu olunduğundan buralar soğuk olur. güneşin tesiri orada yine tamamıyle havayı ısıtmaktır.O dağ ki. Eğer dağ. rüzgârlar ve toprak sebebiyle havaya ârız olan değişmeleri bildirir. şuası o bölgeye aksederek. O zaman güneş. yere yakın olan tarafı bulunduğundan. Eğer . zevalden sonra ışıklarını septiğinde saat saat gittikçe. bölgenin doğusunda bulunup. Alçak yerde bulunan bölgenin havası sürekli sıcak olur. Ey aziz. bölgenin batı tarafında bulunup. dağlar denizler. şuanın keyfiyeti azalıp havanın ısınması tamam olmaz.

iki büyük dağ arasında bulunup. o beldenin havasına fazla soğukluk bahşeder. Dağın ikinci yönden olan tesiri. bir miktar kurudur. sıcaklık ve soğuklukta mutedildir. beldenin kuzey tarafı yakınında olursa. Batı rüzgârları dahi mutedildir. kuzey tarafı açık olup. batı ve güney tarafları kapalı ola. Eğer belde. Eğer deniz. bölgenin güneyi yakınında olsa bölgenin havasını hiç ısıtamaz. Zira ki güneş. Doğu rüzgarları.dağ. doğu ve batı rüzgârlarıdır ki. Şu halde dağ bakımından beldelerin en ılımlısı o beldenin havasıdır ki. Zira ki güneş. bölge üzerinden kaldırmasıyladır veyahut bölge. denizin güney tarafında olursa. Kuruluğu. onun havasına fazla rutubet verir. Özellikle kuzeyinde dağ bulunup. rüzgârın esmesine mâni olursa onun havası oldukça ağır ve kesif olur. rüzgâr tarafına açık olmasıyledir. O zaman orada rüzgârın esmesi. bütün etkisiyle o beldenin üzerine ısrarla yaklaşır. kuzey rüzgârı gibi soğuktur. o beldeyi yalayarak uzaklaşır. burada deniz buharlaşması az olduğundandır. kuzey. muzır olan güney rüzgârıdır. Eğer deniz. Lakin dağlardan ve karalardan geçtiğinden. güneş ışınları o tarafa zayıf olup. beldenin batısında olursa. Zira iki suyun tabiatı. Eğer deniz beldenin doğu tarafında olursa. Rüzgârlar sebebiyle olan hava değişmeleri tecrübe edilmiştir ki: Kuzey rüzgârları soğuk ve kurudur. tıpkı bir akar su gibi burada rüzgârın akıntısı sükun bulmaz ve durmaz. düzlükte bulunan belde üzerine esmesinden daha şiddetli ve fazladır. Deniz sebebiyle çevrede olan bütün beldelerin havası rutubetli olur. onun havasına rutubet vermesi az olur. o beldenin havasına fazla ağırlık verir. soğuk dağlardan geçip bize geldiğindendir. Çünkü rüzgârın şanındandır ki. bir dar yere çekilse. Lakin denizlerden geçip geldiğinden bir . bölge üzerinden soğuk kuzey rüzgârının esmesini dağın engellemesiyledir: Ya sıcak güney rüzgârıın esmesini. su üzerinde kuzey rüzgârı esip. Bu mânâya uygun rüzgârlar. Soğukluğu.

miktar rutubetlidir. Lakin hareketlerinin başlangıcı. bazısının taşlık. her ne yönden hareket etseler. ya havanı dönüşmesinden veya havada bulunan istihaledendir. Ey aziz. güney denizleri güneşin sıcaklığıyle çözülüp. Her ne ederlerse Allah'ın iradesi ve kudretiyle ederler. hava cevherinin bozulmasının mümkün olmasıdır. helak ederler. Sıcaklığı. güneşin yakınlığı ile ısınmış olan yönden bizlere geldiğindendir. insana rehavet verir. Ama sam yani helak yelleri yukarıda beyan olunduğu üzere. Rutubeti ondandır ki. bütün şiddetli rüzgârların ilk başlangıcı gerçi zayıf rüzgârlar gibi aşağıdandır. havayı dahi değiştirirler. bazısının kara. o rüzgarlara karışır. esmesi ve esası yukarıdandır. kainatın bütün zerreleri vücuda gelip giderler. Havanın cevherinde olan istihale. O farklılığın sebebi budur ki. Onun için güney rüzgarları. beldelerin bazısının toprağı killidir. Toprak sebebiyle olan hava değişmeleri ki. maulm olsun ki. Bilinen bütün bu kuralları. Kadir ve kayyum olan ancak Allah Taala'dır. filozoflar demişlerdir ki: Tabii akıntılara zıt olan değişmeler. tabii akıntının zıddı değişmeleri bildirir. sıcaklığın kuvvetiyle denizlerden buharlar çıkıp. veya havanın keyfiyetinde bulunan istihale ve değişimdendir. Yedinci Madde Bizi kuşatan havaya ârız olan. Celle celalih. Zira ilk. Güney rüzgârları ekseri beldelerde sıcak ve rutubetlidir. Şu halde bunların hepsi suyu değiştirdikleri gibi. sam yelleri altüst ederler. bazısının madendir. simsiyah edip. Hak'ın tesiri ile tasarruf ederler. bazısının kumluk. Yoksa havanın bir keyfiyeti şiddetli . ya çok sıcak olan sahralardan geçip gelen rüzgârlardır veyahut duman tabakasında ateş benzeri dehşetli âlâmetler ortaya çıkaran duanların artıkları aşağıya inip karıştığı rüzgârdır ki. tesadüf ettikleri bedenleri saatinde yakıp. her beldeye göre farklı olur.

o vebadır ki. helak etmesidir. ondan Hak'ın izniyle bedenlerimize hastalıklar ârız olur. su adını vermemiz gibidir. mücerret basit cisimlerin hiç biri kokuşmaz. su ve buhar zerreciklerinden.olduğunda veya eksik bulunduğunda değişim olmaz. bedenlerimize ve ruhlarımıza olan çeşitli tesirlerini ve faydalarını. basit ve mücerret değildir. bedenlerimizin içinde olan dört karışıma dahi tesir eder. Önce yürekte olan karışıma kokuşma eriştirir. Sekizinci Madde Bizi kuşatan havanın. Zira ki. Havanın fazla kokuşması ve vebanın çoğalması genellikle yaz sonunda ve sonbaharda olur. Zira ki. Bu kokuşma. Ey aziz. Belki bizi çevreleyen buhar ve duman küresidir ki. su adı verilmiştir. cevheri onlara dönüşüp. taş kesilir Bunun gibi hava da kokuşup veba kesilir. cevheri kötüleşir Nitekim çakıllı geniş derelerin suyu kokuşup. buna hava adını vermemiz. Zira ki. Belki havanın cevheri bizzat çevirici olsa. sıcaklığında ya soğukluğunda tahammül olunmayan keyfiyete çıkıp. filozoflar demişlerdir ki: Eğer hava ifratla sıcak . Lakin onda su üstün olduğundan. başka bir basite dönüşür. Belki topraktan ve sudan ve havadan ve ateşten bileşmiştir. Ama havanın keyfiyetinde bulunan değişmesi. hava kokuştuğunda Hak'ın tesiriyle. ancak keyfiyetinde ya cevherinde. Bizim havadan muradımız. sen rüzgârların değişmeleri ve faydalarını bildirir. havanın hakiki cüzlerinden. renk ve kokuyu ve yemeği değiştirici olan suyun kokuşması gibidir. deniz suyu dahi saf değildir. deniz suyuna. havanın içinde olup. Şu halde bu karışık hava. malum olsun ki. sayılan bu değişimlerin biriyle değişime uğrasa. buhar ve duman ile yükselen topraksal ve taeşsel cüzlerden karışmış olan bir cisimdir ki. ziraati ve nesli fesada verip. havaya ârız olan kokuşmadır ve ona taun dahi derler. Yukarıda açıklanan unsurların dönüşümü gibi. Fakat bizim havadn muradımız. Bu durumda hava. bazı kere kokuşup. o basit ve mücerret olan hava değildir.

rutubetli hava. Bu rüzgârların esmesi. kuzey rüzgârı üzerine geçip. Eğer havanın soğukluğu mutedil olursa. rutubeti az. çoğu bedenleri mizacına uygun gelip cildi yumuşak. görünüşü hoş edip. rutubeti tahlil eder. nesim-i seher derler. Karnı ve mideyi çalıştırıp. metanet bahşeder. öksürük. kuzey rüzgârı insanın içini pekleştirip. Bu sebepten.olsa. Şu halde. bedene kuvvet verip. göğüs. idrarı kolaylaştırır. Doğu rüzgârları eğer. idrar zorluğu. mafsal ağrıları ve titreme görülür. Kuzey rüzgârlarıdır ki. Susuzluğu artırır ve kuvveti azaltır. Mesameleri açar. dışarı açılmaya sebeb olur. Karışımları dışa hareket ettirip. Mesameleri kapatıp. güney rüzgârı terletir. Görünen akıntıları men eder ve bedenin mesamelerini kapatır. Lakin kokuşmaya hazırlar. o anda. baştan akan maddeler çoğalıp. Sinirleri zayıflatıp. Hazma kuvvet verir. hemen kuzey rüzgârı esse. Güney rüzgârı. bedenin sıhhatine uygun değildir. hazmı tebdil eder. kemik boşluklarını sıkıştırır. sıcak hava. Hastalıkları artırır. açıklanan rutubetli havanın tesirlerinin tam zıddını yapar. Şu halde. Batı havası kokuşmuş olsa. yaraları bozar. kuruluğu matedildir. gecenin sonunda ve günün evvelinde eserlerse. mesane ve rahim hastalıkları belirir. hazma ve bedenin bütün uzuvlarına kuvvet ve sağlamlık verip. mesameleri temizler. sıhhatli bedenlere uygun gelir. unlara: Sabah rüzgârı. Fakat soğuk algınlığı olanlara ve bazı felçlilere uygun ve faydalıdır. duyu organlarına ağırlık verip. baş ağrısını çoğaltır. Ama soğuk hava bedenin hararetini hasredip. Bir tabiat âleti ola bedenin hararetini tahlil edip. akciğere ve damarlara şiddetli zarar verir. bedeni gevşetir. sabah . Kan dokusunu tahlil ve safrayı diğer salgılar üzerine üstün ederek. maddeleri akmaktan alıkoyar ve nezleyi tahrik eder. rengi güzel. o saatler çok olduğundan. Uykuyu getirip. bedendeki mafsallara rehavet verip. Eğer güney rüzgârı. bu rüzgâr onu ıslah eder. güneşle ılımış olan hava latiftir ki. rengi sarartır. sıtmayı sardırır. Kuru hava ise.

Burada havanın faydalarından bu kadar anlatmakla yetinilmiştir. Zira ki. sabah rüzgârının yararlarının aksinedir. şeffaf. ayları ve yılları ve zamanları beş madde ile açıklar. Bunun açıklanması budur ki: bu zerrecikler. hâle. Hadisi şerifte: "Sabah rüzgârı yardımcıdır. sis. yağmurdan veya bahardan meydana gelen. hava kesiftir ki. celal sahibi Allah münezzehtir. hastalıklara şifa bahşeder. Rablerin rabbidir. malum olsun ki. Ad kavmi dübür rüzgârıyle helak oldu. kırağı jaleyi. Eğer seher vakti eserse. ötekinin tersinedir. Doğu bölgelerinin havası.rüzgârı bedenlere safa ve uykuya lezzet. bunun tesiri. Her sebebi müsebbii odur. filozoflar demişlerdir ki: Ebe kuşağı dedikleri gökkuşağı. yuvarlak ve küçük su zerreciklerine güneşin ışığını vurmasından ortaya çıkar. (Rüzgârın gönderen. çok kesif ve çok ağırdır. bundan ibret almışlardır. 22-BÖLÜM:022: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Hava küresinin alt tabakasında meydana gelen diğer atmosferik olayları. Batı rüzgârı eğer. basiret sahipleri. batı bölgelerinin havasından latif ve safadır. güneşle ılımayan havadır ki. deniz buharı yüklüdür. Ey aziz. saf. bu zerreciklerin her birinde göz şuası güneşe . her ne vakit eserse. Batı rüzgârı. bunun tesiri. Buna: Dübür rüzgârı derler. hâleyi. gün sonunda ve gece öncesinde eserse. kendisinden başka ilah olmayan. şafağı. yani samanyolu. kırağıyı ve jâleyi bildirir. sabahı. gölgeyi." diye vârit olmuştur. sisi. Eğer gün sonunda ve gece öncesinde eserse. ruhları cilalandıran ve vücutları ferahlandıran Allah münezzehtir. güneşin karşı tarafında öyle bir yerde bulunmak lazımdır ki. Birinci Madde Gökkuşağını. gece ve gündüz saatlerini.

Ta ki ben eteğe ulaştığımda. mukabili olan dairesinin ufuk üstünde azı kalır. zaferan kırmızısı görünür. Bakan. o daire kayboldu. Güneş ufka inip. O su zerreciklerini dairenin yarısından azı. karşısında bulunan ışıklı nesnenin ancak ışığını ve rengini gösterir. büyük bir dağ üzerinde idim. Çünkü göz şuasından akseden cilalı nesne. ufka teğet olan iki tarafından çoğalır ki. Alt tarafı. Zira ki güneş. dolunay iken orada ufka bitişik. Ben o karanlık buluta bakıp gökkuşağı renginde tam bir daire gördüm." Bu gökkuşağının renkleri. Şekli aşağıdadır. ayna misali olur.güneşin yükselmesi sebebiyle eksilir. Yani güneşle o zerreciklerin arasında ola. Gök açıktı. sonbaharda. bu zerreciklerin gerisinde karanlık bulut gibi kesif nesne bulunup. sırtını güneşe verip. Bu kavis. Güneş dahi ufka yakın olup. Çünkü üst tarafı güneşe yakın olduğundan parlaklığı fazla olup. dağın ortasında bulut var idi. Ben o dağdan indikçe. . yakın olduğunda. Hazreti Şeyh İbn-i ŞSina Şifa adlı kitabında yazmıştır ki: "Tus ile Maverd arasında. şekli görünmez. o dairenin. ta ki göz şuası. oldukça küçük olduğundan. İki rengin arası. güneşten uzak olduğu için parlaklığı azalıp. o daire küçülürdü. o yarım dairenin kavsi. Van'da. Bu aksetme o zaman olur ki. gök kuşağı ortaya çıkıp görülmüştür. turuncu görünür. ay. Hizan kalesinde. belirtilen renklerde. o zerreciklere döner. güneş ışınlarının çeşitli renklerdeki bulutlarla karışmasındandır. Güneşin düşüşü kadar da çoğalır. Hava rutubetliydi. ufuktan yükseldikçe. Sahra ile aramızda. merkezinde olduğunda. O anda. ikisinden bileşen çimen yeşili görünür. o iki taraf zerrelerinden gözün şuası güneşe aksetmiş olmaya başlar. ışıklı bir kavis şeklinde olur.aksetmiş ola. o zerreciklerden güneşe aksetmiş ola. o bakana o zerreciklerin er birinden ancak güneşin şuası görünür. şeklini ve heyetini göstermez. sıcaklığı az olur.

şimdi bunu dahi seyrettim. yeryüzüne dağılıp. bizimle birlikte yüzkırkiki yaşında bir ihtiyar bulunup. hâle odur. ufuktan uzak oldukça. ibn-i Sina merhum. her birinde ayın ışığını görür.Hâle: O dahi şeffaf küçük daire şeklindeki su zerreciklerinde ay ışığının Renk oluşturmasından. Şifa adlı kitabında yazmıştır ki: "Güneşin çevresinde gökkuşağı renginde. Pasin ovasında. soğuk isabet etmediyse. o zerrelere baktığında. Bakan. Çok acayiplikler görmüşüm. yuvarlak bir dairedir. Bunların toplamı ya tam veya eksik bir daire şeklinde olur ki. Ay ışığının yedi hâlesi gözlenmiştir. yere inmeğe başlar. Zira ki güneş. soğuk tabakaya ulaşmayıp. yağmurun yağacağına delalet eder. ayın çevresinde harman misali oluşan beyaz. demiştir. ömrüm içinde güneşin harman eylediğini görmemiştim. O nâdir bulunur. bu kitabı yazmaktan ir sene önce. tam hâle ve eksik hâle müşahede etmişimdir. Alttaki bize yakın olduğundan daha büyük görünür. hem kendisi az. Zufera: Güneş hâlesidir." Bu hakir müellif. kendi aşağı tabakasında kalıp. duman gibi . hâle dahi onların sayısınca olur. ilk bahar sonunda. her birinde göz şuası aya aksetmiş ola. kırağının ve çisenin maddi sebepleri: Yukarı çıkan buhardır ki. bu zerrecikler öyle bir yerde bulunmalıdır ki. aynı nitelikleri taşıyan iki bulut üst üste bulunsa. o dahi o hâleye şaşkınlıkla bakıp: Ben bu yaşıma geldim. hem harareti zayıf olduğundan. Lâkin o zerreler çok küçük olduğu için ayın şekil ve görüntüsünü göremez. zeval vaktinde. Eğer bulutlar ikiden fazla olursa. tam güneş hâlesini dostlarla hayret ederek müşahede eylerken. dağ başlarını kuşatıp. o zaman iki hâle oluşur. Havanın rutubetinden meydana geldiğindendir ki. Eğer. Eğer o esnada ona. hareketinin tesiri şiddetli olduğundan. sisin. hâlenin niteliklerini taşıyan bulutlar gibi ince bulutları çözüp. Bunun açıklanması budur ki: Hâleye bakan kimseyle ayın arasında. havaya döndürür.

Fakat gün yarısı dairesi nedeniyle burçlar feleğinin kavis farkı her enlemde eşittir. o soğukla donmazsa. kırağı dedikleri odur. yine batışına değindir.. nimet verici ve celâl sahibi. (Kendisinden başka ilah olmayan. Halka göre gece ve gündüz. Zira ki burçlar feleğinden birer yay olan doğu ve batı farkları. aşağıya inişte soğukla karşılaştıysa.. sis odur. Ey aziz. Lâkin müneccimler. Az bir hararetle havaya dönüşür gider. Lâkin unsurlardan başkalaşmadan. bileşmiştir onun için böyle çabuk değişime uğrar bulunmuştur. burçlar kuşağının her bir noktasını geçmesinden farz etmek mümkündür. Din bilginleri katında. ufak ve berrak olup. o anda soğuğun şiddetiyle donarsa. suya dönüşüp. astronomlar ve matematikçilere göre: Bir gün bir gecesiyle. matematikçilere göre. malûm olsun ki. Üçüncü Madde Gece ve gündüzün itibarî sınırını ve saat miktarını bildirir. bitki yaprakları üzerine inip. Durumun gerçeği budur ve açıklanan atmosferin cümlei bileşik cisimlerden sayılmıştır. gün yarısı dairesinden başlamayı ıstılah etmişlerdir. güneşin batımından. burçlar feleğinden batıya değin hareketiyle seyrettiği doğuş yerleri miktarı fazla olur. Zira ki gün yarısı dairesi bütün duraklara ekvator ufuklarının birisi olduğu için onun ufku makamında durucu olur. güneşin doğuşundan batışına varıncaya değindir. o sürede. küllî hareketin bir devresi üzerine güneşin. inciler benzeri damlalar olur ki. Eğer o buhar. hakîm ve sânî bulunan Allah münezzehtir. Bir gün bir gecenin zamanı. Bir gün bir gecenin başlangıcını. şebnem ve çise dedikleri odur. küllî hareketle yine ona döndüğü zamanıdır. jâle. . güneşin gün yarısı dairesinden ayrılıp. aslına sadık kaldık.. Eğer o zayıf buhar. güneşin.) ikinci madde kitapta yoktu.gerisini örter ki. ufuklar nedeniyle duraklarda çok olur. Gündüzün zamanı. zerreler benzeri iner ki.

burçlar feleğinin farz olunan bir noktasından güneş kursu. Matematikçiler kendi gece ve gündüzlerinin her birin ortalama saatlere ve zamanî saatlere taksim etmişlerdir. Şu halde bu zamanî saatler. Şu halde gecenin zamanı. Bu ortalama saatlerin her biri. Zamanî saatlerin miktarları. Matematikçiler. günlerin ve gecelerin miktarları farkıyle değişik olduğundan. rumî ayların isimlerini bildirir. Zira ki bölümleri daia onbeş derecedir. Zira ki gündüz geceden uzun olursa. yıldızlara ve burçlara göre ayları. malûm olsun ki. başlangıçta eşit olduğundan. gündüz ve geceyi döndüren Allah münezzehtir. ortalama saatler değişir. gündüzün saatleri gecenin saatlerinden uzun olur. ikinci fecrin doğmasından güneşin batmasına dektir. Ortalama saatlerin miktarları. ta yine o noktaya dönünceye dek geçen zamandır. küllhi hareketin onbeş derece devretmesinin miktarıdır. (Zamanları.şer'î gün. gece ve gündüz eşitliğinde eşit olur. sayıları farklı olmaz. sair hesalar için ortalama saatle seçmişlerdir. astronomlar ve müneccimler sözbirliğiyle demişlerdir ki: Hakiki güneş senesini müddeti. Ey aziz. güneşin koç burcunun tepesine girmesinden . bunlara: Eğri saatler dahi derler. iki mezhebe nispetle gizli değildir. saatleri. saatleri dahi onunkilerden kısa olur. zamanları ve bölümleri değişmez.) Dördüncü Madde Hakiki güneş senesini. bunlara: Eşit saatler dahi derler. Şimdi bundan anlaşıldı ki. yıldızların hükümlerinde zamanî saatler itibar edip. Eğer gündüz geceden kısa olursa. gündüzün ya gecenin ilk oniki cüzünden bir cüzdür. Gündüzün uzaması ve kısalması hasebiyle zamanî saatlerin zaanları farklı olur. Çünkü daima onikidir. kendine özgü batıya yönelik hareketiyle ayrılıp. ama müneccimler. Eşit saatler ile eğri saatlerin sayı ve parçaları. güneş senesinin başlangıcını. gündüzün uzaması ve kısalmasıyle.

Burada günden murat. bir gün bir gecesiyledir. he bir mevsim için. kamerî ayların başlangıçlarını. güneş ile ayın toplanmasından ve ayın . Her bir ayı bir isimle tahsis edip. rumî aylar nâmıyle şöhret vermişlerdir. Kasım'dır. Beşinci Madde Kamerî saneyi ve aylarını.başlatmışlardır. bölge frakları sebebiyle değişiktir. üç ay tayiniyle sonuca ermişlerdir. Araplara göre ayın ilk günleri hilâldir. Bu yıldızların burçlarına göre ayların gün sayısı. üçyüzlatmışbeş ve dörttebir gündür. hilâlin görünmesidir. Ekim. ayın güneşten farzolunan yerinden kendi batıya yönelik hareketiyle ayrılmasından yine o yere dönünceye dek geçen zamandır. Her bir ayı bir isimle tahsis edip. Oniki burcun her birine geçişini. Temmuz. Şubat'tır. Mayıs'tır. güneşten farzolunan konumlarının ortaya çıkışı hilâldir. Ağustos'tur. Ocak. Lâkin hilâlin görünmesi. gün sayıları şu beyitte malûmdur. Halen diyarınızda meşhur ruznâmelerde yazılmış olan bu aylardır ki. Nisan. ayların başları itibar edip. Ey aziz. güneş senesinin başlangıcını güneşin koç burcunun tepesine girmesinden on gün önce başlatmışlardır. Dinî işlerde belirleyici olan. arabî ve rumî ayların ilk günlerini bildirir. astronomlar ve matematikçiler ittifak üzere demişlerdir ki: Ay senesi. Ama ilkbahar ayları: Mart. arabî ayların isimlerini. güneş senesinin gün sayısı. ebced hesabıyle şu beytin lafızlarıdır: Gerçi güneş senesinin burçlar hesabıyle ayları budur. Ayın. Lâkin İskender İbn-i Filozof'-i Rumî. her burcun geçiş süresini bir ay saymışlardır. oniki kamerî aydır. Her bir kamerî ay. müneccimlerin farz eylediği burçların evvellerinden onar gün önce itibar edip. Yaz ayları: Haziran. Kış ayları: Aralık. Bunun için matematikçiler. malûm olsun ki. güneş senesinin aylarının başlangıçlarını. Sonbahar ayları: Eylül.

Sonra Cemadülüla bir mübarek aydır ki renklidir. Onuncu günü hacılar (kurban) bayramadır. Onun arkadaşı safer'ül-hayrdır. muharrem ayının başlangıcıdır. Habib-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellemin oğlumudur. o dört mevsimi anlatıldığı gibi devredip. bir yılda. onikinci gecesi. iki toplanma arasındadır. aynı gün olsa. mart ayından onbir gün önce görünür. yirmidokuzbuçuk gündür. arkasından camazil ahirdir. Şaban bir hayırlar ayıdır ki. Onun için bunar. onuncu günü asure bayramıdır. kadir gecesidir. hicrî seninin binyüzellidördüncü senesi gibi. onbeşinci gecesi berat gecesidir. senenin başlangıcını. senenin . Arabî ay senisi. bir mevsimde karar bulmazlar. rumî seneden on gün yirmibuçuk saat noksan olduğundan. nevruzla aşure bir günde tesadüf kılsalar: Kaçınılmaz olarak gelecek senede muharrem hilâli. Çünkü bu kameri ay. bir muhterem aydır ki. Bu kamerî senenin başlangıcı. Sonra Rebiülahir muhteremdir. yirmiyedinci gecesi. yaklaşık onbir gün önce gelir. Günlerinin sayısı. otuzüç senede bir devresini tamamlayıp. bu iki ay birbirine uygun gelse.görünmemesinden itibar etmişlerdir. Ondan sonra zilkadedir ki. Mesela bir sene mart ayıyla muharrem ayının başlangıçları. muharrem ayından saymışlardır. bir muazzam aydır ki. Şeval-i saiddir ki. Ayın zamanı. Kamerî ayların isimleri: İlk ay muharrem. Bu kamerî seninin zamanı: Üçyüzelidört ve beştebir ve altıdabir gündür. Sonra Rebiülevvel. ilk cuma gecesi regaib gecesidir. Lâkin bir ay senesi. Bu ay. martın başlangıcı olur. Sonra Receb-i esam rağbet görmüş bir aydır ki. Ramaz-ı şerif bir mübarek aydır ki. Güneş senesinden on gün yirmibuçuk saat noksandır. Zira ki otuzdördüncü muharremdir ki. birini yirmidokuz gün ve birini otuz gün sayıp. Şu halde beher sene bu öne geçmeyle. Şu halde her iki ayı. yine muharremin başlangıcı. bir eş itibariyle. onun arkadaşı zilhiccedir. bir mevsime mensup olmazlar. başı fıtır (Ramazan) bayramıdır. güneş seneleri içinde yok olur. otuzüçüncü martla aynı gelir.

mührüdür. NAZM Hak'ka hamd ve Habibine selam et Her ayda ruz-u şeb saat be saat Çün dört beyt iki gurre mücmelidir Hurufun şehr.i şer'a hâkim sal Üçüncü beyttir tertib-i manzum Şuhur-u rumidir anınla malûm Oniki kelimedir beyt oniki ay Evail-i hurufu şehr erkamıdır say Şuhur-u ruma âzerle bile bede' et Muharremden şuhur-u şer'î say git Şuhur-u ruma tâbi beyt-i râbi .i hâkim bilmelidir Şuhur-u hâkimin cem' etmelisin İki hafta anınla gitmelisin O mecmuu ne günde kim bulursun O şehrin gurresin ol gün bulursun Kaçında şehr-i rumun gurredir bil Bul anda rumiden hem şehr-i şer'î Burucu aslî bil her şehri fer'i Mukaddem beyt oniki kelimedir tam Hurufudur şuhur-u şer'a erkam ikinci beyti sekiz kelimedir al Hurufun şehr. Bu hevalardan hevesimiz yorulmuştur. Arabî ve rumî ayların ilk günlerini bulmayı ikişer beyt ile eda eden "gurrenâmemiz"in bölümün sonu olması münasip görülmüştür.

aradıkları ayı ve günü .Ve yekşenbe hurufun oldu ami çün yirmisekiz huruf oldu her yıl Şuhur-u ruma hâkimdir biri bil Ehe zed bûd o sekiz harf olur kim Şuhur-u şer'a her yıl biri hâkim Çu hicret-i sâli binyüzaltmış ve beş Bu şehrin hâkimi vardır rakam-ı şeş Bu şal içre çün âzâr gurre buldu Eced-i cimîde ruma hâkim oldu Çün altmışaltı olur sal-i hicret İki hâkim iki da olur elbet Bu tertib üzere hâkimler gider kim Ehe zed bûdun oluş devri daim Velîkin hâkim-i rum ahrafı çok Bu sal-i hicrile devr ettiğiçin Bu salın eşhuru eyler tahavvül Otuzüç yılda bir yıldır tedahül Mutabık gelse âzerle muharrem Bu hicret salini bir tarh et ol dem Çü gurrenâmeler nazm etti Hakkı Şuhur-u dehr ile bil sun'-u Hak'kı (Bu şiirde ebced hesabıyle ayların başlangıçları anlatılmaktadır. rumî veya miladî senenin hangi ayının hangi gününe rastladığı gösterilmiştir. Günümüzde bu konuda çeşitli kitaplar yayımlanmış olup. Daha sonra bir cedvelle hicrî ve rumî senelerin ve ayların birbirine çevrilesi anlatılmakta ve gösterilmektedir. Bu kitaplardan herhangi birini edinen okuyucularımız. hicrî senenin hangi ayının hangi gününün.

bitimi koçun yirmibirindedir. bulut. murat almasını. yağmur. kaynak ve nehir ve yine buhar olmasını. isimlerini. kar. Güney saatleri de karşılıklı altı burca taksim olunmuştur. Gece de oniki saattir. yer ve deniz devr olunup. denizlerle karaların yer değiştirmesini. karşılıklı altı burca tiksim olunmuştur. . Şubatın başı kovanın yirmiüçündedir. denizlerde ve karalarda bulunanların sudan faydalanmasını.) Bu iki sayfanın başlarında çizilmiş olan felekî burçlarla rumî ayların yukarıdaki ve aşağıdaki rakamlarından murat budur ki: Meselâ koç burcunun başlangıcı artın onbirindedir. dakika yoktur. Gün ortası altı saattir. mart ayı otuzbir gündür. Koç burcu otuz gündür. Meselâ koç burcunun başlangıcında gün. değişik hareketlerle hareket bulmasını. burçların önündedir. bitişi ise nisanın dokuzundadır. Başağın bitimi koçun başlangıcında tamam olur. farklılık ve vasıflarını. 23-BÖLÜM:023: BEŞİNCİ BÖLÜM Su unsurunun mahiyetini. bitişi balığın yirmisindedir. yatsı bir saat otuziki dakika ve imsak on saat onüç dakikadır. buradaki karmaşık çizelgeyi vermeyi gereksiz bulduk. suda hayvanların vücuda gelmesini. Martın onuncu günü balığın sonudur ve martın başlangıcı balığın yirmibirindedir. Saat rakamlarının yazılışı. batıya giden gemilerin doğu semtine gelmesini yedi madde ile açıklar. oniki saattir. Kuzey saati.kolaylıkla bulabileceklerinden. keyfiyet ve durumlarını. Yalnızca burçlarla ilgili iki çözelgeyi veriyoruz. Öteki burçlar bu kıyasla malûm olur. İlk ikindi dokuz saat yirmialtı dakika. yeni dünya (Amerika) bulunup. denizken buhar. Mesela koç burcunun sonu. denizle gemilerin yürümesini ve gemilerle halkın her tarafa varıp. su tabakasının kalınlığı sayılan denizlerin derinliklerinin ölçülmesini. başak burcunun başlangıcıdır.

Su küresinin üt yüzeyi dalgalı olup. başka unsurlara dönüşür. güneş. yer hayvanlarının. kuzey burçlarında doruğundan bulundukça. Şu halde deniz suyu. Kendi tabiatıyle yerinde sâkin iken nice değişik hareketlerle hareket halindedir.Birinci Madde Su unsurunun mahiyetini. havanın altı ve toprağın üstü olup. yerin bazı kısımları açıkta kaldığından. altında olan toprak yüzeyine teğet olduğundan. kendi seyriyle senede bir kere eteğine indikçe. malûm olsun ki filozoflar ve astronomlar ittifak üzere demişlerdir ki: Dört unsurun üçüncüsü su unsurudur ki. renksiz ve şeffaf küre bir cisimdir. demişlerdir. yerküreyi her yönden örtüp. Alt yüzeyi. Oluşum ve bozuşumla suretler bulmaya kabiliyetlidir. o basit bir cevher. ilahî âdettir. güneşin merkez dışı feleği hasebiyle doruk ve eteği olduğunda ve hâlen eteği güney burçlarından oğlak burcunun başlarında bulunduğundan. Ey aziz. Yerinde iken bile unsurlara dönüşür. Kendi yerinden çıktığında. Havaya nispetle kesif bulunup. özellikle insan nevinin yaratılışına ve yeryüzünde havadan teneffüsle neslini sürdürmesine ve hayatını devam ettirmesine ilahî yüce iradeye bağlamışlardır ki. Tabiatı nemli ve soğuktur. yerden ırak gitmiştir. eteğinde oldukça yere yakı olup. Çoğu dahi teslim olu. üstünde bulunan hava küresinin hareketli yüzeyine tema etmiştir. Bu su küresinin tabiî yeri. dünya küresini tamamen örtmediğinin sebebi budur ki. tabiat ve tavırlarını bildirir. hikmetinde bazı astronomlar. görünüşte bir sebebi malûm değildir. içine alıp. demişlerdir ki: bu sebebler âleminde herşey sebebler yoluyla vücuda gelmek. vâdilerin ve dağların iniş çıkışı nedeniyle suyun yüzeyi dahi iniş-çıkışlıdır. ağırlığı sebebiyle öteki unsurlardan farklıdır. yeri tamamen örtmeyip. tam yuvarlak olmak tabiatı gereği iken. Çünkü güneş. Hak'kın inayetine yapışıp. o güney burçlarında. yerin merkezine yakın olup sıcaklığı fazla tesir eder. Bu durumda .

Kara ile deniz ikisi bir küre olduktan sonra. yerin kuzey semtinde açık yerler kalmış. Şu halde güneşin etekte bulunması. zira ki az bir su. astronomlar ve filozoflar ittifak üere demişlerdir ki: Toprak unsurunu kuşatan su unsuru ki. belki bütün madenler ve özlerin hayat bulmasını ve yine suyun buhar olup aslına dönmesini bildirir. asırların geçmesiyle rüzgârların esmesi. Bunlar: Doğu okyanus. Deniz suyu hareket ettikçe alçak yerlere inip.) O tek bir deniz iken. dağlar. Vallahi a'lem. Bunun gibi deniz suyu.eteğine geldikçe. kar. bahr-ı muhit'tir. deniz iken buhar. sellerin akması. dere ve nehir olmasını ve onunla bitki hayvan ve insan. açık araziye tesir edip. harekete getirip. kara parçalarının kalmasına tek sebeb bilinmeyip. o. kırık gelmesi sıcaklığın azlığına sebebtir. (Okyanusların genel adı. sair tarafları sudan hâli kalıp. bahr-i muhittir. su unsurunu ısıtıp. çeşitli imkanlara nispetle muhtelif denizlere bölünmüştür. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. bir büyük kazanın bir kenarında kaynasa. Zira ki Amerika'nın yarısı etek noktasının (oğlak dönencesinin) altında kalmıştır. yerin o tarafına çekmiştir. açıkta olur. demişlerdir. güney tarafında güneşin sıcaklığının şiddetinden harekete gelip. Cihanın dört yönüne nispetle. kazanın öbür taraflarından o tarafa varıp. vâdiler. sıcaklığının şiddeti. Belki güneş ışınlarının dik gelmesi sıcaklığı. İkinci Madde Su unsurunun değişik vasıflarını ve isimlerini. sadece güneşin yakınlığı ve uzaklığı değildir. sadece önemli sebeb bilinmiştir. soğukluk ve sıcaklık. elbette o su. Lâkin araştırıcılara göre. yağmur. menba. deniz suları diğer kutuplardan o tarafa çekilmiş olup. Ey aziz. malûm olsun ki. batı okyanusu. bulut. inişler-çıkışlar oluşmuştur. toprak üzerinde yer yer göller ve gölcükler kalmıştır. güney . dört kısım bulunmuştur.

onun tabiatını alır. tuzlu ve sıcak olur. Mutlak su . bulut.okyanusu ve kuzey okyanusudur. kar ve yağmur olup. o da ba olur. denizlere dökülür. hayat ve can bulur. deniz suyunun ince parçaları havaya yükseldiğinden. denizlere nehirler gelir. havanın komşuluğuyle tatlılık ve letafet bulur. deniz sularından güneş vasıtasıyle havanın içinde buhar. Zemzem suyu. Fars okyanusu. hoş ve tatlı su our. Hint okyanusu. su sirke olur. yavaş yavaş kaynaklar ve nehirler olup ve ondan madenler. bütün hayvanlar ve insanlar. Su unsurunun dahi. ötekiler gibi rengi olmayıp. denizlere eksiklik gelmez. Cümleye hayat verdikten sonra kalan fazlası büyük nehirler olup ve ondan madenler. Umman okyanusu. Lâkin güneşin sıcaklığıyle ısınmış ola toprağa karışmasıyle renkler. bütün hayvanlar ve insanlar. Ama susuzluğu gidermesinden büyüğü yoktur. karıştığı nesneye dönüşür. Cümleye hayat verdikten sonra kalan fazlası büyük nehirler oup. Yukarıda açıklandığı üzere.) Deniz suyu. Nitekim güney okyanusuna: Çin okyanusu. taşlar. Güneş şuasının sıcaklığıyle. Deniz suyu acı ve kesifken. itkiler ve ağaçlar nasiplenip. bir dahi havaya komşu olduğunda. tadı böye acı ve tuzlu bulunmuştur. Deniz suyu bu minval üzere dolap gibi sürekli devr edip. Acem okyanusu. bütün hastalıklara devadır. Bunun için yükselen buharlarla. (Su ile her şeye hayat veren Allah münezzehtir. bitkiler ve ağaçlar nasiplenip. Bunların her biri kendi sahillerine bitişik olan memleket ve beldelere izafetle nispet kılınmıştır. yine letafet ve halavet bulup. denizlerden giden buharlara karşılık. Arap okyanusu. Mesela suyun karıştığı nesne sirke ise. ateş tabakasına nispetle beşinci tabaka sayılmıştır. ateş. hava ve toprak parçalarıyle karışmış olan kesif parçaları kalıp. tatlar ve nitelikler kazanıp. Bal ise. Habeş okyanusu. hayat ve can bulur. Tatlı suyun faydaları çoktur. sudan okyanusu denilmiştir. Su unsuru. Nehirlerin karışmasıyle de denizler artmaz. taşlar. yere indiğinde.

yumurtanın beyazının kendi içinde sarısını kuşattığı gibi. Doğusunda. yeni dünya (Amerika) ve binlerce ada mamur nice nâm ve nişan ile şöhret bulmuştur Bu dörtte bir meskûn yerlerde olan küçük denizler. O. Bu. kuzey kutbunu görmezler. meddi ve dalgalanması okyanusa benzer. Bütün kirleri ve yağları yok edip. Ona bitişik olan Narencek ve Habeş denizinin yolcuları. dönücü olan toprak unsurunun çoğunu kuşatmıştır. güney kutbunu görüp. Derinliği. Zira ki. Firavn askeriyle onda boğulmuştur. En derin yeri yüz kulaç gelmez. deniz sahilinde bulunmuştur. Güneyinde Ca dağları ve Keylan'dır. Muhit okyanus. okyanus derler. Geçişi kolay ve nâdiren helak edicidir. Akdeniz'dir. okyanusa bitişik değildir. Ortaya çıkan yerlerin dörtte biri meskûn. cezri. Kuzeyinde Hazer şehirleri. adalarının çoğu mamur ve meskûn bulunmuştur. Harezm. Kulzüm. altıyüz mil bulunmuştur. Devredici değildir. Batısında Şirvan. Taberistan ve Cürcan'dır. bir şehrin ismidir ki.O küçük denizlerin en büyüğü Hazer denizidir ki. Bahr-i Rum ki. güney okyanusundan kuzeye dolanıdır. Cezri ve meddi olmaz. Dağistan ve Ezderhan'dır. Mongay ve Türkistan bulunur. Toprak küre. ikiyüz kulaçtan fazla bulunmuştur. Zira ki çok dalgalı ve çabuk helak edicidir. Lâkin hiçbirinde imaret yoktur. Yunan filozofları bahr-i muhite. ekvatorun güney semtinde bulunurlar. yaklaşık sekizyüzelli mildir. Doğuya doğru . Bu denizin adaları çoktur. O deniz. yaklaşık üçbin mil mesafe ölçülmüştür. Genişliği doğudan batıya. akar gider. denizden yer yer ortaya çıkmıştır. Uzunluğu. Okyanusa bitişik olduğundan.iken bütün renkleri ve tatları kabul eder. Bu denizin çevresi. o büyük okyanusun artıklarından yer yer birer göl emsali kalmıştır. Kızıldenizin uzunluğu ve genişliği Hazer kadardır. o şehre nispet kılınmıştır. batı okyanusundan çıkmıştır. Kızıldeniz ile Yemen arasında bir büyük bağ bulunur.

Yunan. Karadeniz. Kefe. Tunus ve Cezayir memleketleri vardır. Doğudan batıya giden gemilere kolay geçit verir. Batısında: Batı okyanusu bulunur. Firenk. O. Derinliği. Karadeniz boğazının doğusunda. Akdeniz ise. Libya. Batıdan doğuya gelen gemileri çoğunlukla helak eder. doğudan batıya dolanır. Dimişk'e (Şam) değin akmıştır. Genişliği güneyden kuzeye yani Sinop'tan Kefe'ye. meskûn ve mamurdur. Güneyinde: Trabzon. yüksek bir dağ üzerinde olan uzun mezar. o Belde-i Tayyibe önünde iki denizi birleştiği yere dökülür. bazı yerleri dary. dört-beş saat mesafe bir boğaz içinden gelip. Batı tarafından genişliği. Karaharman ve Tuna nehridir. Rumeli ve Anadolu memleketleri bulunur. Oradan Akdeniz'e dahil olur. Güneyinde: Mısır. Doğusunda: Fas ve Gürcistan kaleleri ve Rize bulunur. Doğu tarafı bin milden ziyade ölçülmüştür. Mıknatıs taşı ve mercan ancak onda oluşur. Hazer'den daha geniş ve derindir. Batısında. Bu denizin uzunluğu batıdan doğuya. Sebte boğazından batı okyanusu ulaşır. Bir gün bir gecede med ve cezri dörde ulaşır. Kuzeyinde: Akgerman. İstanbul. Doğusunda: Halep. geçişi kolay. genişliği güneyden kuzeye aynı ölçüde değil. Aak ve Abaza şehirleri vardır.gelip. Karadeniz'dir. Bu denizin kuzeyinde: Endülüs. sahilleri meskûn. faydaları çok yararlı bir denizdir. derler. yaklaşık altı aylık yoldur. Uzunluk mesafesi doğudan batıya. bazı yerleri geniştir. Bu denizde çok adalar vardır ki. üç kulaçtan fazla değildir. adaları mamur. En derin yeri. üçyüz kulaçtan çoktur. Yuşa nebinin kabridir. Bu denizin memleketleri büyük. yaklaşık binbeşyüz mildir. yaklaşık yediyüz mildir. yaklaşık yediyüz mildir. bu denizin bulunduğu meşhurdur. kırkbeş günlük . Sinop ve Ereğli eyaletleri vardır. Ortası ikibin mildir. Giresun. Bu denizin ortasında adaları yoktur. Bu denizin çevresi. Bahr-i Esved ki. Şam ve Kudüs eyaletleri vardır. Kur'an'da yazılmış olan iki denizin birleşmesi durumlarının. yaklaşık beşbin mildir Uzunluğu. İstanbul'a.

Ey aziz. astronomlar ve filozoflar ittifak üzere demişlerdir ki: su unsuru olan denizlerin muhtelif hareketleri vardır. Zira ki. tabiatı gereği yer gibi.yoldur. Üçüncü hareket. yeraltından Hint'e gidip gelirlerken. Akdeniz'de de tecrübe olunmuştur. birinci hareket. toprak unsuruna bitişik olduğundan. Tuna nehri ve sair nehirler Karadeniz'e dökülür. Kuzey taraf güneşten uzak ve soğuğu şiddetli olduğundan.) Üçüncü Madde Denizlerin çeşitli hareketlerini bildirir. Bu hareket ahi denizcilerin tecrübesiyle ispat olunmuştur. Dörtbeş ayda ancak doğuya doğru gelirler. güney semtine akar gider. felekler gibi onu dahi döndürür bulunmuştur. Bu hareketin sebebi büyük feleğin günlük hareketinden bilinmiştir. Meselâ Akdeniz'in sebte boğazından okyanusla batıya doğru Amerika'ya birbuçuk ayda varırlar. Beşinci hareket. merkez tarafına harekettir. Nitekim Don nehri Azak denizine. kuzeyden güneye harekettir. okyanusun doğudan batıya akması vardır. Dördüncü hareket. malûm olsun ki. Portakal (Portekiz) tayfaları okyanusla Amerika'dan geçip. doğudan batıya harekettir. Bütün denizciler katında denenmiş ve sabittir ki. aşağıya doğru olan harekettir. İkinci hareket. Bu hareket. Bu hareket Akdeniz'de olur. O taraflarda nice büyük nehirler vardır ki denizlere akar bulunmuştur. rüzgârların hareket ettirmesiyle olan dalgalanma hareketidir. . doğuya yönelik harekettir ki. Bu irinci hareket. burunlara ve körfezlere rastlayıp geri gelir. okyanusun doğuya hareketini seyretmişlerdir. onda çok sular oluşup. okyanusa gizlice tesir edip. bu su unsuru. Bu hareketin sebebi. (Denizlerin yaratıcısı münezzehtir. Bu hareketin sebebi. yayvan harekettir. Böylece o sahillerde yayvan hareket meydana gelir. tabiî olan süflî harekettir. kuzeyde toprağın bir miktar yüksek oluşundandır.

hareketiyle kokuşma gider. güneşin hareketine oluşan rüzgârların hareketinden vücuda gelir. Bazıları demişlerdir ki: Med ve cezir. çakılıp kalmaz. filozoflar ve astronomlar demişlerdir ki: Deniz ile kara yer değiştirirler. zımnında nice faideler vardır. ayın tesirine isnat etmişlerdir. Zira ki. bu işi tecrübe ile anlar ve şüphesi kalmaz.Altıncı hareket. Bazıları demişlerdir ki: Me ve cezir. oturan kadar sıcaktan etkilenmez. med ve cezir hareketidir. medsi onlara yaklaşma ve girmek mümkün olmaz ve cezir zamanında gemiler kolaylıkla çıkar. etrafına çıkıp. Bazıları da. akıl ve ruh ile kaim ve bir tek nefs ile hareket eden ve duran bir canlıdır ki. Zira ki. med ve cezir ile deniz suyu temizlenir. Ey aziz. Önce deniz. Meselâ bir kimse güneş yönüne itidal üzere yürüyüp gelse. okyanus içinde olan hayvanların ve etrafında olan ruhların teneffüsünden olur. Bunun sebebi konusunda filozoflar ihtilâf etmişler: Çoğu demişler ki: Bu âlemdekilerin çoğu dört unsurdan bileşik. elhasıl her şeye ve her işte nice hikmetler ve faydalar olmakla. bu med ve cezirin gemilere genel kolaylığı vardır. Bu hareketle deniz suları tereddüt üzere sahillere gelip. suyu temiz kalır. hareket ettiğinden dolayı kokuşmaz. Zira bazı iskeleler vardır ki. bu su unsurunun sürekli hareketi dahi mânâsız olmayıp. güneşe karşı ayakta duran. Dördüncü Madde Denizle karanın değişimini ve birbirinin yerini almasını bildirir. Üçüncü olarak. İkinci olarak. yine geri gider. çoğunlukla pis ve bozulmuş olur Halbuki hareketli denizde pislikler eğlenmeyip. altı saat kadar durup. Zira ki durgun su. med ve cezri. bir hareketi dahi med ve cezirdir. malûm olsun ki. Zira ki zamanların geçmesiyle sulardan toprakta nice sebeble büyük değişiklikler hâsıl olur. Evvela toprağın bazı yerleri . Nitekim yukarıda açıklanması geçmiştir.

o boğazı açıp. Kâh bir ülkeyi basıp örter ve kendine mahsus eder. seyyal ve seyyardır. İmam Fahrüddin Razi (Allah ona rahmet etsin) demiştir ki: Binlerce yıl önce şimdi mamur olan dünyanın dörtte biri deniz suyuyle dolu ve örtülüydü. Azak denizi etrafında olan Pira misalî. mürüc adlı kitabında yazmıştır ki: Deniz suları devirlerin geçmesiyle hareketli. Bundan sonra zamanların geçmesiyle batı okyanusu azıp. su hayvanlarının parçaları ortaya çıkar. Onun bu görüşü doğrudur ki. güya insanlara o yeri bahşeder. güya ki deniz. deniz haddinden fazla azar. su altından çıkan yapışık çamurdur ki. Bu yönden derler ki: Eskiden Sebte boğazından beri olan akdenizin yeri. nice şehirleri basıp dibine salmıştır. Dördüncü olarak. Bu bakımdan toprak. hâlen olduğu yerlere gelmiştir. verdiği yerlere mükâfat için bazı şehirleri ve adaları alıp. kara iken Yunan arazisi idi. hayvan ve insana benzer. Kâh bir başka kenarından çekilip. aşağıda bir büyük ada varken. Zira ki. yeri açar ki. felekî cisimlerin kuvvetinden çıktığında ve kâh fırtına ve tufanı harekete geçiren yıldızların bakışları. denizle örtülür. dibini balçıklı ve otlu bulmuşlardır. Kâh civan kâh elden ayaktan düşmüş pîr olur.çorak ve kuru olmuşken. Üçüncü olarak. güneşle taşlaşmıştır. Sahillerini geçip gider. denizden ona itidal gelir ve tam tersi olur. şimdi bu delalet eder ki. Bazı büyük adalar da karaya bitişerek. eyaletlere katılmıştır. denizin hareketi. karaya bitişik bazı yerler. o tarafı ölçerlerken. o arazide geçip. günlerin geçmesiyle ada olmuştur. bir tarihte yine batı okyanusu azıp içine almıştır. İkinci olarak bazı yerler açıkken. Atlas denizi kenarında. denizin hareketine uygun gelmekle. Kâh deniz altındaki yerler açılıp. o er sonradan deniz tarafından basılmıştır. Zira ki. Mesudî. âkin kapladığı yerin . Kıbrıs gibi. mamur olur. Onun için denizin derinliğini ölçenler. taşların çoğu kırılsa.

batıdakiler vde Endülüs'e geçerlerdi. hikmet bilimlerinin usul ve füruunu yazıp. ilk başlangıcı ispat etmiştir. her burçta ikibinyüz sene seyredip. Filistin ile Kıbrıs adası arasında bir yol vardı ki. Zira ki. çevresini ile basmıştır. giderdi. deniz sularının batıdan doğuya akışını delâlet eder. Gemiler. alçak cisimlerde olan tesirlerini açıklayarak. Yüksek cisimlerin. derler. Hint meliklerinin en eskisi büyük Brahman'dır. okyanusa dökülürdü. yerin imareti dahi kuzeyden güneye değişir. demiştir ki: Güneşin doruğu. eski yerlerinde sâkin sanılır. necef'e varanlar ihtiyarın doğruluğunu bilmiştir. Necef'e erişmiştir. meskûn ve mamur olur. Bunlara benzer binlerce belirti vardır ki. Nitekim Hazreti Halit Bin Velit (Allah ondan razı olsun) Hazreti Ebubekir (Allah ondan razı olsun) hazretlerinin halifeliği zamanında Hîre fethine varmıştır. iddia etmiştir ki. Sebte boğazında taşlardan yapılmış. bu mamur yer.genişliğinden ve yavaş hareketlerinden intikalleri his olunmayıp. halen denizle dolu olan yerler. Mesudî demiştir ki: halen deniz ile Hîre'nin arası nice merhaledir. Hind ve Sind adlı kitabında. o köprünün altından akıp. uzunluğu oniki mil sağlam bir köprü vardı ki. ondan şaşırtıcı haberler sormuştur ve acaip haberlerinden biri budur ki: Ben yetiştiğimde Far denizinin (Basra körfesi) senindi şim indiğin yere ulaşıp. yirmibeşbin ikiyüz güneş yılında ybir devresini tamamar. Vakta ki güneşin doruğu kuzey burçlarından güney burçlarına geçer. buradan endülüslüler batı tarafına. Filistinliler karadan Kıbrıs'a giderlerdi. Bundan sonra günlerin geçmesiyle. Rum denizinin (Akdeniz) suyu. denizle dolup. o köprüyü örtüp. söylemiştir. güneşin doruğunun her devresinde bir kere . Halen o denizin safa ve sükûnu vaktinde. dalgaları şu anda ayaklarıın bastığı yerde çırpınırdı. ind ve Hint mallarıyle buraya gelip. o köprü görünür. İşin hikmetini o bilip. Hîrelilerden abdülmesih adlı bir ihtiyar görüp.

şaşırtıcı sanatlarını ve garip hikmetlerini. Tatlı su içinde yüzmek. o sıcaklık. ağır gemileri taşımak için kuvvet bulur. acı su içinde yüzmekten kolay gelir. Lâkin okyanusun kuzey sahillerinde ve güney sahillerinde olan suları. acı suyun cevherî kesif olduğundan. batırır. Mamurun harap olması ve başka bir âlemin vücuda gelmesi dahi. imaret dahi o tarafa geçer. Ama tatlı suyun cevheri talif olduğu için. bu kaide üzerine mebnidir. havaye çekilmeyip. defaten değil. Hak'kı tanımaya erişip. Bütün bunları yazmaktan muradımız. su unsuru dahi o semte gider. içilecek kadar tatlıdır. yerin imârâtı. o sahillerden. kara ve denizdekilere menfaat ve faydalarını ve kendi içinde bulunan bazı hayvanların bazı vasıflarını bildirir. Zira ki. güneşin doruğunun yer değiştirmesiyle farz olunup. kendini tanımaya nâil olmakla. Belki hakîm ve yaratıcı olan Allah'ın. bu rutubeti o tarafa çekip. Şu halde bu iki deniz ile gemilerin getirdiği yük. Çünkü doruk ve eteğin yer değiştirmesi yavaştır. suları letafeti üzere kalmıştır. güney. güneşin eteğinin deniz sularını çekmesi. ağır gemileri taşımaya gücü olmayıp. malûm olsun ki. Ey ziz. ârif olanlar her şeyi kendi vücudunda bulup. her dileği kendi gönlünde hâsıl olmak içindir. kesif araçları yarmaktan. Sürekli olarak. O iki yerin tepe noktalarından güneş uzak olduğundan tesiri az ve sıcaklığı zayıf olur.dünyadakiler yok olup. latif parçaları . yeniden vücuda gelir. Bunun sebebi budur ki. güney burçlarına geçmesi halinde. Zira ki. tedricendir. o iki kutubun dağlarından büyük nehirler ve çok seller akıp. filozoflar demişlerdir ki: Bütün denizlerin suyu acıdır. acı denizlerle getirdiği yükün yarısı kadar ancak gelir. Mesudî demiştir ki: Şu halde. itikat için değildir. O halde mademki güneşin eteği güney burçlarındadır. kuzeyden daha sıcak olup. o iki denize dökülür. Beşinci Madde Denizin. O iki denizin lâtif su zerrecikleri.

Kokusu latif olup. Yeryüzünde olan yaratıkların çeşidinden çok. deniz yaratıklarıyle cenk ve savaştır. sessiz ve sedasız bulunmuştur. mercan ve mıknatıs ve anber ve nice faydalı sünger ve çeşitli taze etler çıkartılır. hikmetiyle deniz hayvanlarının. kokusu helak edici olur. O. hava teneffüsü. Bunun için ciğeri olmayan canlıların ne teneffüsü olur. geleler. balık çeşitleri gibi ve hava teneffüsüne ihtiyacı kalmaz. Lâkin deniz hayvanlarının hepsine galip bulunmuştur. durgun su tatlı olsa. Onun için tuzsuz denizlerin dalgaları. onun kokusundan helak olmayıp. Ta ki. daha zarif. Zira ki. Bir kısmının ciğeri olduğundan hem teneffüs eder. münkariz olmayıp. Bir kısmının akciğeri olmaz. hem ses ve seda verip. büyük gemilerden daha büyük görünmüştür. inci. daha güzel ve daha şereflidir. hava unsuru lâtif olduğu için hava ile beslenen kara canlıları. nefessiz bulunduğu gibi. bazısını yiyici ve bazısını yenici edip. Deniz hayvanları genellikle iki kısım olmuştur. Bu kısım. Deniz sularının acı olmasında faydalar çoktur. denizde de yaratıklar bulunur. ses ve seda. Hak Taâlâ inayetiyle denizleri dahi insanı emrine vermiştir ki. Deniz hayvanlarının en büyüğü hût'tur. Tabiatı. onların içinden çeşitli taşlar. selamet kalalar. tuzlularınkinden büyüktür. gerçi cüssede üç adam kadardır. (Balina) ki. yenilenin neslini çok yaratmıştır.yararak hareket daha kolaydır. akciğerde bulunan buru iledir. kara hayvanları gibi. selametle gemiler sahillere gidip. tabiatı suya göre yaratılmıştır. cüssede insan misali ve son yarısı çataldır. En belirgini budur ki: Kendi kesafet bulup. su ile beslenen deniz canlılarından daha latif. Lâkin su unsurundan. Hak Taâlâ. Zira ki. içinde bulunan yaratıklar. Balık cinsinden bir cins balık olur ki. kurbağa gibi söyler. ne sesi gelir. devam . timsah namıyle isimlendirilmiştir. Zira ki. uzun bekleyişte kokuşup.

kuzeyle güney arasına poyraz. nice bin uzak sahillere nakledip. Sonra bunların her ikisi arasına orta ve her biriyle orta arasına kerte yani dört ıstılah yapıp. batıya batı. doğuya gündoğusu. batı ile kuzey arasına karayel. Denizin dibinde sâkin sadef namında bir hayvan vardır ki. Akdeniz ve Karadeniz'de sefer eden müslümanlardan gemi kaptanları. gemilerin yürüyüşü için otuziki rüzgâr tabir ve taksim edip. hepsini on aded ismiyle açıklamışlardır. yine denize dalıp. nisan yağmurundan beş-on damla alıp. götürürler. o damlalar inci olur. hepsini pusula ile bulup. kertelerin her birine izafetle tayin ederek.etsin. deniz yüzünde gemiler. nice günler ve aylar içinde nice köy ve şehirlere götürdüğü. az aman içinde. kolaylıkla yüklenip. güneye kıble. nice bin devenin ve katırın nice bin güçlük ve meşakkatle. (Bâri ve yaratıcı Allah münezzehtir. doğu ile güney arasına keşişleme.) Altıncı Madde Denizin faydalarından olan gemilerin. otuziki rüzgârı. malûm olsun ki. her yönün uygun rüzgârıyle. yakın yönüyle onbeş doğma yeri ve iki kutup. Güney okyanusunda gelenlerle sefer eden Çinliler ve Mazinliler. baharın ortalarında denizin yüzüne çıkıp. istenilen yönlere süratle seyredip. aslına yetmişlerdir ve her rüzgâr ile bir semte gitmişlerdir. Ey aziz. hepsini onyedi isimle. ağzını açıp. Hintliler ve Sindliler. mesela. demişlerdir. nice bin kantar ağır yükleri. filozoflar demişlerdir ki: Hak'kın inayetiyle denizin menfaatlerindendir ki. Arap ve Fars gemicileri. çevreye ve sahillere seyir ve seferini bildirir. güney ile batı arasına lodos. yıldızın poyrazdan yana kertesi deyip. Kuzey rüzgârına yıldız. doğma yönlerinin karşısını batma yeri ile isimlendirmişlerdir. Ve bu onyedi sabit ıldızdan onyedi . otuziki rüzghar bilip.

kutu ile haritanın kuzey noktası ibreden onbir derece doğuda bulunsa. çoğu . bununla gemicilere bütün yönler belirli ve bütün rüzgârlar anlaşılmış olup. ona: alî doğma yeri dahi derler. Kutunun merkezinde bulunan milin tepesine ibrenin ortası konulup. sühely. simak-ı râmih. O tarafın rüzgârı. Kuzey ibresinin tepesi mıknatıs ile mıknatıslanmıştır. asıl itibar olunmuştur. onbeşinin doğa ve batma yerlerine ve iki karşılıklı kutba gitmişlerdir. silbar ve kutb-u cenubî doğma yerleri ki. onları ıstılah edip. Bundan sonra ferkadan. haritanın kuzey noktasına uygun konulsa. Kutb-u sühelyden sonra: Silbar. Pusula. bir kutu içine konulmuştur. na'ş. O kutuya ibre evi denilmiştir. kuzey noktasından batı tarafa onbir derece farklı durur. cevza ve tair batma yerleridir ki. kalbi akrep. ibresi kuzey noktasından onbir derece batıda durduğundan. nâka. İlk olarak kutup noktasıdır ki. kutunun ağzı cam kapatılmıştır. iklil. aslî batma yerleridir ki bunlarla otuziki yönden esen rüzgârları pusula ile bulup. O kuzey kutbu yakınında bulunan yıldızdır ki. ne taraftan gelip ne tarafa gidecekleri ortaya çıkmış ve açıklığa kavuşmuş olur. doğu yönünden. süreyya ve nesr-i tair'dir. yine anılan yıldızların batma yerleri ile isimlendirilir. Şu halde kutunun kuzey noktası. ona kutb-u süheyl dahi derler. Denizciler. güey noktasından tertip ile itibar etmişlerdir. onda otuziki rüzgâr yazılıp. Ta ki kutunun içine rüzgâr yol bulmaya ve ibrenin hareket ve duruşuna engel olmaya. Batı yarım. süheyl. nesr-i vâki. her biriyle karşı yönüne seyr ve sefer etmişlerdir. Kuzey noktasından başlayıp.yıldız ismidir ki. Bu semtin rüzgârı dahi asıldır. iklil. akrep. ayyuk-u azam. bir yuvarlak mukavvadır ki. O nokta doğu yönünde olduğundan. batıdır. fariseyn. fariseyn. tir-i yemânî. O taksimâtın birinde kuzey noktası siyah ile işaret kılınmıştır. tir. Bundan sonra: Cevzâ. astronomlar ona: Cedî derler. Zira ki pusula ibresi.

Ey aziz. ayağa minnet etmeden gezesin âlemi. filozoflar.) Yedinci Madde Su tabakasının kalınlığı bulunan denizlerin derinliğini. âsude ve berduş olup. Batı okyanusunun derinliği. dörtyüz kulaçtır. defalarca teftiş ve tecrübe olunmuştur. . (Denizleri emrimize veren Allah münezzehtir. denizlerin derinliğini ve yüz ölçümünü defalarca inceleyip. o sevk ve safa nedir ki. Dört denizin derinliği yukarıda bildirilmiştir. gümüş aynasına bakasın. malûm olsun ki. yelkenden kanat açmış ördek san. okyanusların büyüklüğünü ve kara ve deniz küresinin gemi ile seyr ve dolaşımını bildirir. olasın deniz yüzünde olan. Hayli sahiller seyredesin.gece ve gündüzlerde dağların tepesini bile göremezler.) NAZM Keşti-yi sâyiri san vakt-i şitab Bâd-ı bandan kanat açmış mürgab Havf dursun. denizden doğup yine denizde batar. ittifak üzere demişlerdir ki: Su tabakasının kalınlığı bulunan denizlerin derinliği. Bu durumda. nedir ol zevk-ü safa K'olasın tair-i ruy-u derya ittikâ eyleyesin bâlina Bakasın âyine-i sîmîne Olasın pâre-i bâd ile vezan Edesin hayli sevahil seyran Olup âsude-i berduş-u heva Gezesin âlemi bî minnet pâ (Seyreden gemiyi sür'atlendiği vakit. onlara nispetle güneş ve yıldızlar. Koluna dayanasın. rüzgâr parçasıyla hareketli olasın. Korku dursun. Almanya ve Portekiz taraflarında okyanusun derinliği.

bundan sonra batı ve güney arasına otuzüç gün gidip. ikibuçuk fersah mesafesindedir. bu minval üzere sekiz ayda. kuzey taraflarında dört . yüzon kimse alıp. On günde bin mil ve bir ayda üçbin mil miktarı deniz mesafesi katolunur.çoklarınca. güneşin batışını gözetip. Güney taraflarında yedibin kulaçtan fazla ölçülmüştür. bazı yerleri altıyüz kulaçtan çok bulunmuştur. Kuzey okyanusunun derinliği. bir gün bir gecede yüz mil kadar gemi yürüyüşü bulunmuştur. Lâkin kuzey taraflarıda okyanusun derinliği. Amerika etrafında okyanusun derinliği. Oldukça derin olan yerlerini. Güney okyanusunun derinliği. Sudan. dörtyüz kulaçtan fazladır. iki gemi ile Sebte boğazına gelmiştir. adalar denilmiştir. Acem. Nitekim hicrî tarihin dokuzyüz yirmiyedi senesinde Macellan namında bir kaptan. altmış zira ancaktır. Okyanusların yüzölçümü. orta bir rüzgâr ile doğudan batıya. sekizbin fersah mesafe bulunur. yeni dünyanın (Amerika) güneyi yakınında Avret burnu adlı adada nice gün . yerküreyi tamamen dolaşmak mümkün bilinir. Hint ve Çin ve Tataristan taraflarında. altıbin kulaça yakındır. oldukça derin olan yerleri sekizbin kulaçtan az ölçülüp kesinlikle bilinmiştir. Nitekim okyanusun içinde olan yüksek dağların tepeleri görünmüştür. Nihayet denizlerin derinliğindeki en yüksek dağlar. tamam dörtbin bil okyanusun sahilinden uzaklaşıp. Buna: Bir mecrî denilir. uygun bir rüzgâr ile otuzsekiz gün seyredip.beşbin kulaç kadardır. yüz zira'dan eksik bulmuşlardır. Habeş ve Umman taraflarında. yumurta misali tek bir küre hükmünde farzolunup. bazı erleri beşyüz kulaçtan fazla. Zira ki. Batı okyanusunun sahilinde Sivilya limanından çıkıp. bazı yerlerinde üçyüz kulaç ve bazı yerlerinde dörtyüz kulaçtır. bir ada bulmuştur. Okyanusun yerin altında olan ortalarında. geometrik delillerle yerkürenin kuşağı yirmidörtbin mil mesafe kıyas olunur ki. Onlara. deniz ile kara.

onu kırmızı çuha ile örttürmüştür. Yerin altından gidişi sırasında. bu kaptan olmuştur. oradan tamam altmış gün batı ve kuzey arasına gitmiştir. her birinde nice renkli taşlar. yetmiş kimse ile selamete yetmiştir. kendi yerinde karar etmiştir. Sebte boğazı karşısına geldiğinde. birçok adalara uğrayıp. Bu sürenin kalan günlerini. oraya çıkıp nice gün dinlenmiştir. o ülkede olanlar. yanına almıştır. Hint'in güneyine gelip. Acem. zencefil. Sonra yeni dünyanın güneyini tamamen kırk gün içinde geçip.dinlenip. doğru batı tarafına ve bir itibarla doğu tarafına gitmiştir. diye. düz bir hat üzere seyr etmeyip. şehirlerde ve adalarda alış-verişle geçirip. onaltıbuçuk ayda ancak seyredip. üç seneden ondört gün eksik olmuştur. sekiz aylık deniz mesafesini. Böylece dokuzyüzotuz senesinde yine sivilya yakınında Senlüka limanına gelip. yeni dünyanın güney tarafına yetmiştir. Bu müddet içinde ellibin mil deniz kat etmiştir. Arap ve Habeş ülkeleri güneyinden yine okyanusla geçip. Kendi gemisi. o gemiyi ziyarete . mal yüklü gemisi batmıştır. Bize nispetle. Hint adalarına yetmiştir. ispanya kralı ondan hoşlanıp. çeşitli parçalar ve kokular ve hudutsuz karanfil. oradan yine batı ve güneye doğru otuz gün dahi gidip. Sonra. bir yüksek tersane yaptırıp. Onun için o kaptan. sonunda yine karaya çıkıp. önceki gibi günbatımını gözetip. tarzın alıp. Kamer dağları ve Sudan güneyinden gidip. kalmıştır. yerkürenin altı olan batıdan doğuya geçip. O gemiyi. sefer esnasında. Çünkü Macellan kaptanın gemisi. nice günler orada dinlenmiştir. Onun için yeryüzünde bu nâmla meşhur bulunmuştur. Bir ay kadar orada dinlenmiştir. batı ülkeleri ve Sebte şehirlerinin batısı semtinden geçmiştir. yerküreyi dolanarak. Oradan Hint deniziyle. Çünkü yeraltından seyr ve sefer edenlerin ilki. Yerküreyi seyr ile tamamen dolaşıp Adem'den beri olmamış bir iş etmiştir. Seferinin süresi. Hindistan'a can atmıştır. kah güneye ve kâh kuzeye salmıştır. Orada boş bir ada görüp. âlemde kam almıştır.

tabiî yeri unsurların altı olup. feleğin ortasında sâkin olur. bir basit cevher. o şişe sürat ve kuvvetli döndürülse. âlemin merkezi ve bütün ümmetlerin ayağının altıdır. parçalarını korumasını. Nitekim bir şişe içine bir taş konulup.O kürenin merkezi. kendi parçalarını çekme ve kurumayla yerinde sükun ve karar etmiştir. yerkürenin iki tabakaya bölünmesini ve yeni dünyanı ortaya çıkmasıyle çizilişini. Birinci Madde Toprak unsurunun mahiyetini. malum olsun ki. faydalarını. şişenin ortasında hareket etmeyip sâkin olur. keyfiyet ve tabiatı soğuk ve kuru olduğundan. vâdi ve dağlarını. diğer unsurlara muhaliftir. kaynakların fışkırmasını ve yerin sarsılmasını dört madde ile hâkimâne açıklar. 24-BÖLÜM:024: ALTINCI BÖLÜM Toprak unsurunun mahiyetini. üzerinde bulunan su küresi ve hava küresinin alt yüzeylerine temas etmiştir. o. . sâkin tutmuştur. özelliklerini. vadilerini ve dağlarını. parçalarındaki çekiciliği bildirir. Aşağıdaki daireler bu durumları açıklamaktadır. Mutlak ağır ulunduğundan. bir tek yüzeyle çevrili küre bir cisimdir. o taş. vâdiler ve dağlarla girintili-çıkıntılı olup. filozoflar ve astronomlar ittifakla demişlerdir ki: Dört unsurdan dördüncüsü ve esası toprak unsurudur ki. feleğin dönüşü. Felekler ve unsurlar. keyfiyetini. yerkürenin etrafında hareket edici olup. o süratli hareketiyle bu unsuru her yönden ortaya itip. Yüzeyi. Bunun gibi yer. sükûn ve kararını. Denizlerin durumları bununla nihayete yetmiştir. keyfiyet ve durumlarını. Bu toprak unsuru. Ey aziz.gitmiştir. durumlarını ve görünüşünü. sükûn ve kararını.

Şu halde âlem. Şeklinin küre olduğu nice delillerle ispatlanmıştır. başkalaşır. hem kendi etrafında daima hareket edicidir. dağlar dahi yerin küreliğine zarar verme ve veremez. ancak cihanın yaratıcısını tanımaktır. yerin küre olmasına mâni değildir. Felekler ve yıldızlarsa. oluşu ve bozuşumla çeşitli suretler bulmaya kabiliyetlidir. bir arpa eninin bir ziraa oranı gibidir. ancak yerin dönmesiyle dönücü ve hareketli sanılmıştır. sürekli sâkin ve sâbit olup. gözünün gördüğünü geçmeyip. yeni astronomi nâmıyle beyan olunacaktır. Bu konunun bir miktarca açıklanması. Çünkü dağların en fazla yüksekliğinin yerin çapına oranı. Gerçi bazıları demişlerdir ki. yerin tamamı düz yüzey zanneder. Bu toprak unsurunun soğukluk ve kuruluğunun birlikte bulunmasına sebeb. tanelerin yarıları dışarıda bulunsa. Nitekim yürüyen bir gemiye binmiş olan kimseye. hem güneş etrafında. . kendi yerindeyken bile. cihan değildir. dokuzuncu bölümde. Zira ki. Şu halde bu dağlar. zayıf ve çoğunluğa aykırı bulunmuştur. Lakin bu görüş. yerküre. Onun için felsefeden habersiz olanların aklı. hepsi o göklerin ve yerin yaratıcısının kudretinin kemâline ve azametine delalet eder. diğer unsurlara dönüşüp. Toprak unsuru da. Çünkü bu kitapta Alemin durumlarını açıklamaktan muradımız. Halbuki gerçeğe uygun değildir. ötekiler gibi. ne yapıda olursa olsun ve ne yöne hareke kılarsa kılsın. olduğu yeri düz gördüğünden.o elmanın yuvarlaklığına onlar zarar vermediği gibi.Bir karar üzere karar etmiştir. düz görünür. sırtı canlılara yer ve sığınak. Lakin yerküre fazla büyük olduğundan. karnı maden ve bitkilere başlangıç ve kaynak bulunmuştur. Bütün yeryüzünde ikibuçuk fersahtan ziyade yüksek dağ olmadığı yakinen bilinmiştir. Mesela bir yuvarlak elma üzerinde pirinç tanelerini saplansa. Bizlere de lazım olan ancak bu ibret bakışıyle kemâl kazanmaktır. denizin sahili hareket ediyor görünür. katılık ve yapışma olduğundan.

bazı âyet-i kerime ve hadis-i şeriflere bu durumun bir yönden uyduğunu bildirir. göğün o miktarı o taraftan meydana çıkar. Ey aziz malum olsun ki. gök dairesinin kavsi uzun bulunmuştur. . onun üst nahiyesinde oluşup. İkinci Madde Toprak unsurunun iki tabaka bulunduğunu ve bazı filozofların görüşlerine. bir küre iken iki tabakaya bölünmüştür. kendi ayağı altında bulunur. Zira ki. bu topak unsuru renksizken. vücuda gelmiştir. yaklaşık yerin bir derecesidir. ona. onlarla karıştığından nice muhtelif renklerle renklenmiştir. göğün dahi bir derecesi meydanda olup. göğün dahi bir derecesi öyledir. hayvanlar. Lakin bu kıyas ile bütün dereceler. yeryüzünün her ne yerinde dikilirse. ağır cisimler biribirini itme sebebiyle veya merkezin çekmesi yoluyle. onun ufku dairesinin merkezi. buharlar. onun tepesi sürekli gök tarafına gelip. ne miktar hareket etse. ayağı merkeze doğru olur. Bütün yönlerden ağır cisimler ona meyledip. Ona göğün yarısı görünür. Bu tabakanın kalınlık ve derinliğini. Şu halde yerin bir derecesi. karşısında bir derecesi görünmez. Gerçi yer dairesinin kavsinden. kendi kuşağının üçyüzaltmış cüzünden bir cüzü olduğu gibi. engeller olmasa. feleklerin kuşağı ve yıldızların yükseklik alçaklığı bilinmiştir. Yerin hangi tarafına. yer. gizlenmiş olur. kaynaklar. Her yönden yerin göğe uzaklığı eşit olduğu halde. zelzeleler. âlemin merkezi ve gerçek dip odur. Şu halde insan. varıp onu bulur. bu toprak unsuru unsurların ortasında yerleşmiştir. şu halde yirmiiki fersah mesafe ki. Zira ki. bitkiler. karşısında ve paralelinde bulunan göğün bir derecesine uygun ve eşit sayılmıştır. Önceki tabakası çamur tabakasıdır ki. Hindistan filozofları. filozoflar ve kelamcılar demişlerdir ki: Bu toprak unsuru. bal mumları yakıp.Yerkürenin ortasında bir hayalî nokta vardır ki. her o kadar hareket için. bütün madenler. Öteki tarafından o iktar gök.

ateş ile şulelendirip. Halen o kuyuların dördü. Ziraki aslî unsurların rengi olmaz. sekizbin fersah mesafe olduğundan. kabın rengidir Bu halis tabakanın derinliği merkeze varıncaya dek binikiyüz altmışyedi fersah mesafe hesap olunmuştur. inceleyip. binikiyüz yetmişiki fersah mesafe bulunmuştur. onun altında duman tabakası. kuyunun içine indikçe küçük görünüp.çeşitli fenlerle değişik yerlerde derin kuyular kazmak. onun içinde buhar tabakası. . kalan halis tabakanın kalınlığı olur. bu tabaka. ta yıldız kadar olur. Şu halde ay feleğinin altında ateş tabakası. O. deve büyüklüğünde yanan ateş. Bu yedi tabaka biribirini kuşatmıştır ve "Allah yedi göğü ve bir o kadar da yeri yarattı. bir yıldız miktarı görünür." (65/12) âyetine uygun gelmiştir. onun içinde soğu tabaka. yedinci tabakadır. Altın Çeşme semtinde. Zeydanî sahrasındadır ki. onun içinde de hâlis tabakadır ki. O semtin halkı. geceleyin bir dağda. Sabittir ki. Hindistan'ın sonu olan Kenkeder sahrasındadır. Toprak unsurunun ikinci tabakası. Şeddad kuyusu. O kadar yerin dibini kazdıkta. Nitekim suyun rengi.o kuyuya atarlar. Yağlı hırkalardan deve kadar büyük demetler bağlayıp. Nice sahralarda yedibin kulaçtan fazla ve deniz yakınında onbeşbinbeşyüz kulaç ki. çamur tabakasının mesafesi bilinir. Şu halde bu kıyasla. Şam'da. beş fersah mesafeden. takriben beş fersah mesafedir. merkezi kuşatan aslî unsurdur. ona Haviye kuyusu derler. ateş tabakasına nispetle altıncı tabaka sayılır. Şu halde yerin yarıçapından beş fersah çamur tabakasının kalınlığı çıkarıldıkta. zira ki. yerkürenin kuşağı. onu temaşa etmek için giderler. renklenmiş değildir. çevreden merkeze varıncaya dek yarıçapı. çamur tabakasının sonunu bulmuşlardır Ve halis renksiz ve kuru toprağa ulaşmışlardır. derler. tamamen soğuk ve kurudur ve renksizdir ki. onun içinde su tabakası ve onun altında çamur tabakası. O zaman o şuleyi seyredip görürler ki. denemişlerdir. halis topraktır ki.

boğa burcu ve balık burcu ile tevcih olup ona uygun olmuştur. sayıları hep çokluk makamında kullanılmıştır. Yerkürenin iki kutbu doksanıncı enlemlerdir ki. ellibin. beşyüz. kendilerine ayın değişik şekillerinden sorulduğunda: "Sana yeni doğan aylardan soruyorlar. Nitekim: "Ey resulüm. din işlerinden olmayan suallere: "İnsanlara akılları seviyesinde söyleyin. yetmiş. Zira ki elli. bin. yukarıda açıklandığı üzere. Bazı eski kitaplarda. o müafıklar için ister mağrifet dile. ancak mesafenin çokluğunu belirtmektir. Zira ki Ashab-ı Kiram'ın bu tür işlerden akla uygun yorumları galiba İslâm'ın başlangıcında din işleri henüz yerleşmeden. felsefî görüşlere halk meşgul olup. sayı değildir. Şu halde Hızır ve İskender karanlığı. Elbette peygamberlerin ve ashab-ı kiramın görevi. onlardan soracaklarının ne olduğunu bilsin ve din işlerinden olmayan durumları onlardan sual etmesin.." (2/189) buyurulmuştur. eski Tataristan'ın kuzeyinde bir yerdedir. altı ay gece ve altı ay gündüzdür. ister dileme. Onlar için . yüzbin. eşyanın hakikatlerinin açıklanması onları vazifesi olmadığından. yerin mesafesi beşyüz yıllık yol ve yerle göğün arası beşyüz yılık yol yazılıp. yedinci iklimin doğu semtinde. yetmişbin. Ye'cüc ve Me'cüc seddi. Nitekim hurma ağacının dikilmesi ve aşılanması konusunda." buyurmuştur. Yoksa sürekli karanlık olan yer. De ki: Onlary insanların muameleleri ve hac için vakit ölçüleridir. halka din işlerini öğretmek olup. Lakin murat." hadisince hakimâne cevaplar vermişlerdir. yediyüz. İslam dininin kaidelerini zabt ve rivayetten kalmasınlar diye. Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem: "Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz. kuzey kutbunda olan altı ay geceden ibarettir. bilim adamları katında sabit değildir.. Sümmüvâ'ta bu anlamları içine alan hadis-i şerif dahi rivayet olunmuştur.İbn-i Abbas (Allah ondan razı olsun) hazretlerinden naklolunan boğa ve balık kıssası gerçeklik kazandığı takdirde. Ta ki halk.

okyanusu gemiyle dolaşarak. astronomi âlimlerinden Nasîr Tusî ve ondan önce gelen filozofla demişlerdir ki: Güneşitleyici daire ile ufuk dairesinin kesişmesinden yerkürede hâsıl olan dört kısmın. Ey aziz. Şu halde bunun gibi tevillerle. Lakin sonraki bilginler. böylece dünyanın dörtte biri meskun olmuş olur. ilim adamlarının birçok görüşleri dine uydurulmuştur.yetiş kere mağrifet istesen de. otuzüç gün seyretmiştir.. nice kere itap edip: bizi bela girdabına uğrattın ve hepimizi bu engin deniz içinde kaybettin. mamur yerleri dörtte bire hasretmeye mecal kalmamıştır. o. Allah onları asla bağışlayacak değil.. Gemilerde bulunanlar ona. okyanusun durumlarını incelemek için iç denizin dış denize döküldüğü Sebte boğazı dışında. Nice defa yanındakiler pişmanlıkla geri dönmeyi kastetmiştir. kalan dörtte üçünü bütün durumlarını keşf ve ispat etmişlerdir. diye Kolomb'a hücum ettiklerinde. Yani kırküç derece enleminde giderdi. miladî tarihin bindörtyüz doksaniki senesinde. onlara cevap . ki hicrî tarihin dokuzyüzüçüncü senesiydi. batı tarafına doğru salmıştır. Üçüncü Madde Yeni dünyayı (Amerika) bildirir. Eskilerin bilmediği yerler bulunup. çokluktan kinaye bulunmuştur." (8/80) âyet-i kerimesinde sayı tayini murat olunmayıp. Sürekli güneşin batışını gözetip. iki kuzey kısmından birisi mamurdur ki. Devamlı yengeç dönencesinden yirmi derece kuzeyi almıştır. O müddet içinde okyanusun sahilinde tamam üçbin sekizyüz mil mesafe kat etmiştir. namına Kolon (Kristof Kolomb) derlerdi. Zira ki iki tarafından sıcaklık ve soğukluk altına düşmekten çekinirdi. malum olsun ki. Endülüs memleketinden. O. İspanya limanından üç gemide yüzyirmi adam ile yelkenler açıp. Geri kalan dörtte üçünün durumu meçhuldür: Ya mamur ve meskun veya okyanusla doludur. cebir ilminde mahir bir mühendis korsan ki. Zira ki.

Sonra dördüncü senede Kolomb. O zaman canları bir miktar rahat bulup. Nice günler o sahilin etrafında kuzey ve güney taraflarına seyretmişlerdi. ancak beş ayda gelmişlerdir. Onun ada olduğunu bilmişlerdi. Kurtuluştan ümidi kesip. onlar dahi altın. onlara yetişip. Buradan geçip sekizyüz mil dahi karayel üzere gitmişlerdi. ansızın hoş bir ada görünmüştür ki. bir kadın tutmuşlardı. Orada bir kavim bulmuşlardı ki. Ona çok hediyeler verip. O zaman bir sahile yetmişlerdi. Bundan sonra ikinci ve üçüncü senelerde varıp geldikçe yeni dünyalıların lisanlarını ve âdetlerini tamam bilmişlerdir. kavmini getirmeyi işaretle anlatmışlardı. Nice günle ve aylar burada alış . ancak denizi bilir ve astronomi âletleri kullanabilir adamla olur. Siz beni öldürürseniz. oraya batı Hint deyip. gemi ve sandal bilmezler imiş. Lakin okyanusun doğuya doğru hareketinden dolayı elli günde gidip. bunların seyrine gelip. sonra insan olduklarını bilmişler ve korkup kaçmağa kalkmışlardı. bulduğu yeni dünyaya ulaştığında. O zaman o kadın. orada kırk adam koyup. temaşaya gelmişler. altı boş ada bulmuşlardı. yine doğuya doğru selametle gelip. toplanıp sahile yetmişlerdi. Kolomb'a teslim olmuşlardı. akan nehirleri ve yüksek ağaçları vardı. gümüş. varıp kavmini gemiler yanına gönderip. İspanya hâkimine yeni dünya hediyelerini hediye etmişler. İspanyol adını vermişlerdi. hepiniz denizde kalıp. iskele yanına yetmişlerdi. gözetmişler. Önce gemileri balık sanıp. helak olup gidersiniz. Zira ki onlar. Bunlar sahile yaklaştığında. lisanını bilmediklerinden. meyveler. oranın Kâşk adlı hâkimi. şaşırmış kalmışken. diye kâh müjde kah korkutma ile onları yatıştırırdı.etmiştir ki: Sizin kurtuluşunuz. Kolomb'u gemiden . onların hepsi firar etmişlerdi. Hepsinden büyük olan adaya. Yolunu beşbin ikiyüz il deniz yolu bulmuşlardır. Altı gün yine günbatımına doğru gidip.veriş edip. Bunlar gemilerden çıkıp. gitmişlerdi. ekmek ve çeşitli kuşlarla ve hayvanlarla gelmişler.

Yeni dünyanın birçok nehirleri. yerin içinde oluşan buhar. Kuzey yarısı ahalisini beyaz ve esmer. meyveli ağaçları. Ey aziz. O zaman bu sözden onlar vehme düşüp.çıkmaya komayıp. Kolomb'a hediyelerle gelmişlerdir. orada hapsoldukta. oradakiler korkuya düşüp. ona boyun eğip. yirmi senede birçok yerini zabt edip almıştır. ovaları vardır ki. adamlarıyle yeni dünyada kalıp. Kolomb bunu bilmiştir. Kolomb. hile yoluna sapıp. demiştir ki: Siz. Önceki kitaplarda sözü yedilmemiş ve hazreti Adem'den beri gidilmemiş olan bu yeni kıta. Yaratıcının sanatının eserlerini ve kudretini tasdik etmektedir. Sulh edip. Kolomb'a uyup. orada soğuyarak suya dönüşür. tafsilini ancak Allah bilir. Dördüncü Bölüm Kaynakların fışkırmasını ve yer sarsıntısını hakîmâne bildirir. sabahı beklemişlerdir. Oranın rengârenk kuşları ve vahşi hayvanları sayısızdır. Kelam-ı Kadiminde: "Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. bir tarafa yönelip. Alameti odur ki. olup. Meğer ertesi günü." (6/59) buyurmuştur. hıristiyan olmuşlardır. Burasının büyüklüğü. güney yarısında oturanlarını. Burası o kadar geniştir ve o kadar çeşitli dağları. Onun için rabbiniz size gazap etmiştir. malûm olsun ki. filozoflar demişlerdir ki: Kaynakların kaynamasının ve yerin sarsılmasının sebebleri budur ki. dünyanın meskün olan diğer dörtte bire kadardır ki. boylarını ondört karıştan fazla uzun bulmuştur. ahalinin çoğu dönüp. . Kolomb'un ona karşı koymaya kudreti olmadığından. Habeşî ve siyahî. itaat kılmışlardır. Kolomb'un haber verdiği saatte güneş tutulduğu için. yeni dünya adını almıştır. bize nispetle orada güneş tutulması. garip tavırları ve acayip halleri. yarın güneşin ışığını alsa gerektir. yüksek dağları ve derin vâdileri vardır. bize cefa eylediniz. Hepsi puta tapıcı iken. menettiğinde.

Bu sebebtendir ki. Zira ki yağmur ve kar suları. insan ve hayvanların hayat maddesi olan tatlı sular için Hak Taâlâ yerin dağlarını hazineler kılmıştır. kıyamete kadar sürer. yerlerine sığmayıp. Ta ki gelecek kışta yağmur ve karı dağların mağaralarına sızdırıp. kaynayan kaynaklar budur. dağların altında mağaralar ve taşlar içinde ve yeraltında toplanıp. kuyu suları budur. Eğer çorak yerlerden gelirse. çıkar ki. nehirler ve kaynaklar çıkarmakta dolap misali etmiştir. Onun için yerin içi kış günlerinde sıcak olup. kar ve yağmurun çokluğu ile kaynaklar ve pınarlar çoğalıp. güneşin sıcaklığı yerin altına firar eder ki. Bundan sonra dar yarıklardan azar azar sızdırıp. dağlar tarafından saklanmıştır. Şu halde o yüce Yaratıcı. Pınar ve kaynakların bir sebebi dahi budur ki: Karlanan ve yağmurlardan dağların içine sızarak akan sulardır. insanlara ve hayvanlara yetmiştir. mağara ve taşlardan akan suların yerine dolduruncaya kadar. Zira ki. vâdilerde seller olup. Eğer fazla ise. çokluğuna ve azlığına göre çekip. ince yerlerden kolaylıkla çıktığında. feryat ile denizlere gitmiştir. o su tuzlu olur. o su. yerkabuğunun ince yerlerini yararak. madenler çevresinde kaynayan ılıca suların tatları ve . sularından. yeryüzünde olan yaratıklar için dağlara yağmur ve kar verip. o taşların altlarında olan küçük gözelerden yavaş yavaş sızan nehir ve kaynak suları. iki zıt bir yerde toplanmaz. Fazlası. sıcaklığı.Eğer az ise buhar parçalarıyle karışıp kalır. Şu halde yeryüzünde akıp. eğer taşların veya temiz toprağın yakınında ise. ondan kullarına yetecek kadar pınarlar ve nehirler akıtmıştır. kükürtlü araziler ve madenler. Yeraltında buharlardan oluşan veya yağmurdan biriken sular. onların azalmasıyle bunlar dahi eksilmiştir. Zira ki kış mevsiminde havanın soğukluğu galip olduğundan. Bu dolapların dönüşü süreklidir ki. Eğer kükürtlü arazilerden ve madenlerden çıkarsa o su sıcak olur. yerin içine sığmayıp. soğuk ve tatlı olur. daima korumuşlardır.

demişlerdir. Allah'ın şaşılacak sanatlarındandır.) 25-BÖLÜM:025: YEDİNCİ BÖLÜM Yerkürenin üzerinde belirlenen ve varsayılan kutup dairelerini ve kutupları. yeri şiddetle yardıkta. İsfahan ile Şiraz arasında bir su çıkar ki. hapsolan buhar. Yerin içinde oluşup. o suya sayısız sığırcık tâbi olup. Yerin içinde oluşan dumanların ve rüzgârları ahkâmı. yedi iklimin ötesinin durumlarının doksanıncı enleme dek keşfedildiğini ve incelendiğini. atmosferdekilerin ahkâmı gibidir. Çünkü o. donup civa olur. Kâh olur ki bunlar oldukça kuvvetli olup. yerin altında toplanıp dışarı çıkmak isteyen o buhar. dörtte bir meskun kısmın yedi iklime bölündüğü ve yedi iklimin sınırlarını. neft. yeri öyle hızlı yarar ki. Kaçan bir yere çekirge istila edip. onu tamam bitirinceye dek aylarca hatta yıllarca yanar. o çekirgeleri öldürdüğünü tevatür ile naklederler. havanın soğukluğu isabet ederse. yedi iklimin her birinde en . öyle bir mertebe kalın olsa ki. yeryüzünün beş kısma bölünmesini gerektirir sebepleri. o yer hareket eder ki. nehirler ve ne şekil insanların ve hayvanların bulunduğunu. Zift. bir madende ortaya çıkarsa. şab veya tuz olur. arkasına bakmadan ve şişeyi yere komadan o araziye getirse. mahsullerini yese. Kâh olur ki dumanın tabiatı gereği ateş almasına neden olan şiddetli hareketlerle yerden ateş çıkar. yerin sarsıntısı odur. Eğer ateş. yer kabuğunu yarıp çıkması mümkün olmasa veya yerkabuğu kesif ve salp olup buharın çıkmasına mâni olsa. bir kimse varıp o sudan bir şişe alıp. Eğer bu suya. Sığırcık suyu nâmıyle meşhurdur. ondan büyük gürültü hâsıl olur.kokuları ve hararetleri ve özelliklerini almışlardır. (En doğrusunu Allah bilir. dağlar. muhakkak sebeblerin yaratıcısıdır. her iklimde nice memleketler.

Dördüncüsü gün yarısı dairesidir. Bu sekiz dairenin beşi paraleldir ki. kendi batısal hareketiyle üzerine geldikte. Ta ki onlarla yerdeki işleri dahi zabtetmiş olurlar. birbiriyle kesişirler. beldelerin mizaçlarının ve sâkinlerinin farklı bulunduğunu altı madde ile hakîmâne açıklar. kuzey kutbudur. yerküre üzerinde bir büyük dairedir ki. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. güney kutbudur. her ikisi arasında bulunan uzaklı eşittir. Burada güneş feleğinin hareketi eşit ve düz olduğundan buna: Hatt-ı üstüva (ekvator) derler. Ekvator dairesi. küre üzerinde çizilmiştir ve sabittir. yerküreyi güney ve kuzey iki eşit kısma . sekiz dairenin dördü büyük. yerin iki kutbundan uzaklığı eşit olup. Ey aziz. güneşin iki eşitlik noktasına (21 mart. malum olsun ki. O iki vakit. Birinci Madde Yerkürenin üzerinde belirlenen ve varsayılan daireleri ve kutupları bildirir. biri koç burcunun başlangıcıdır ve biri terazi burcunun başlangıcıdır. Küçük dairelerin ikisi dönence daireleridir. Ekvatorun. büyük feleğin kuşağı olan güneşitleyici dairenin yüzeyinde bulunup. ikisi burçlar kutbu daireleridir. senede iki defa güneş.uzun günü bulmayı ve en uzun günden şehirlerin semtlerinin çıkarıldığını. Bunun karşısı. Üçü eğiktir ki. İkinci burçlar dairesidir. Üçüncüsü ufuk dairesidir. yerküre üzerinde çizilmeyip. Diğerleri. astronomlar feleklerdeki işleri zabt için. birçok yerlerde gece ve gündüz eşit olur. ayrı ve yer değiştirici konulmuştur. Bunların ikisi yani ufuk dairesiyle günyarısı dairesi. dördü küçüktür. İki kutbun birisi. 23 eylül) geldiği zamandır ki. Büyü dairelerin evvelkisi ekvator dairesidir. varsaymışlardır. âlem küresi üzerinde ispat ettikleri dairelerden ve kutuplardan sekiz daire ve kutup yerküre üzerinde de belirleyip.

yerküreyi ikiye böler. yeryüzünde. . Burçlar dairesi. çeşitli yerlerde oturanların görüşüne göre değişir. âlemin kutbundan yirmiüçbuçuk derece kadar birer tarafa düşmüştür. Şu halde feleğin ve yerin her yönünde olan her cüzünde. Biri düz ufuktur ki. Güneşitleyici ile kesişip. denilmiştir. yirmiikibin beşyüz adımdan fazla değildir. büyüktür. yer değiştiren bir büyük dairedir ki. iki dönence (oğlak ve yengeç) noktalarına dek açılıp. düz uygun gayrisi bilinmiştir. Her birine. Hissî ufkun çapının mesafesi. ekvatora mahsustur. Biri eğimli ufuktur ki. eşitlik noktaları (ekinoks) makamındadır. güneşin doğuş ve batışı düz bir biçimde döner bulunmuştur. Onun için bana düz ufuk denilmiştir. Şu halde bu daire üçyüzaltış derece bulunup. Bu daire oniki kısma ybölünmüştür. Bu dairede. eğik bulunmuştur. kutupları bitişik sayılmıştır. küçüktür. Ekvator. Yirmiüçbuçuk derece kadar güney ve kuzeye gitmiştir. Feleklerin dönüşü burada değirmen bilinmiştir. Doğuş ve batış. burçlar dairesi ile iki yerde kesişmiştir ki. Biri hakiki ufuktur ki. Biri hissî ufuktur ki. âlemin görünür kısmını görünmez kısmından ayırıp ve sınırlayıp. Doksanıncı enlemdeki o yer. Altı burcu ekvatorun kuzeyinde. yani bütün eğilimli ufuklar. yerin kutbudur. onların çoğunda düz olmayıp. yukarıda açıklanan birer isimle burc denilmiştir. Her burc otuz dereceye ve er derece altmış dakikaya bölünmüştür. altı burcu güneyinde bulunmuştur. yerküre üzerinde çizilmiştir. Ufuk dairesi. yerkürenin altı ve üstü bununla bilinmiştir. büyüktür. âlemin iki kutbundan bir tarafa eğilimli bulunmuştur. Bu dairenin kutupları dahi. ufuk itibar olunmuştur. birer tarafa meyletmiştir. Bu eğime genel eğim derler. yerkürenin durumları onunla bilinmiştir. Bu ufuk dairesi nice kısım bulunmuştur.bölmüştür. Şu halde doksanıncı enlemde ufuk ile güneşitleyici biri birine çakışık olup. biri ayak noktasıdır. Zira ki ufuk dairesinin iki kutbunun biri tepe noktası.

Zira ki bunlar. çok soğuktur. meskun değil sanmışlardır.) İkinci Madde Yerkürenin dört daire ile beş kısma bölündüğünü bildirir. Bunun için eskiler meskûn değil sanmışlardır. güneşin yürüyüş yolundan uzak olduğundan. yerin kutbuna varıncaya dek yirmiüçbuçuk derece bulunmuştur. güney . Ey aziz malum olsun ki. Bu iki kısım. âlemin iki kutbundan ve belirlenmiş olan başucu noktasından geçip. bir günyarısı itibarı mümkün olmuştur. (kuzey kutup. Gece yarısı ve gün ortası bununla bilinip. Çok sıcak olduğundan dolayı. bir kısmı doğu. burçlar kutbunun iki dönüş yeri arasında iki dönüş uzaklığıdır. Felekleri ve yeri ikiye bölüp. belirlenmiştir. soğuk bölge denilmiştir. yerkürenin tamamını beş kısım etmiştir ki. (Ekvatorun her derecesinden bir günyarısı dairesi (meridyen) geçtiği farz olunmuştur. her bir kısmı iki küçük daire arasında veya bir daire ortasında bulunan mesafedir. Topla üçyüzaltmış eder. eskiler. Bu iki kısım dahi kendi kutupları adıyla isimlendirilmiştir. iki kısmına. astronomlar demişlerdir ki: İki kutup ve iki dönenceleri olan dört küçük daire. güneşitleyici daire ile ve ekvator ile kesişir bulunmuştur. Şimdi bu sekiz daire ile yerin bütün işleri belirlenmiş ve zabtedilmiştir. bir kısmı batı olmuştur. Şimdi bu beş kısmın biri dönenceler arasında olduğundan. Güneşitleyici ve ekvatorun her parçasına. ekvator buranın ortasında bulunmuştur. ekvatora paraleldirler. Onların ikisi burçlar kutbu dönenceleri ve biri yaz dönüm noktasıdır ki yengeç dönencesidir. buna: Yakıcı bölge adı verilmiştir.Günyarısı dairesi.) Dört küçük daire ki. Biri kış dönüm noktasıdır ki oğlak dönencesidir. (Hakim ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. Her birinin enlemi. Bu iki dönence arası kırkyedi derece mesafedir ki. yer değiştiren bir büyük dairedir ki.

Yer yönünden hepsi üç kısma bölünmüştür. kâh kuzeye düşer görülmüştür. sürekli ortada görünmüştür. dönenceye vardığında bulunmuştur. başuçlarına gelip. kırküç derece ölçülmüştür. Gölge yönünden. İkinci kısım. Mutedil bölge sâkinlerine eğimli denilmiştir. günortasında gölgeleri yok oluştur. Onlardan güneşin en uzak oluşu. güneşin doğuşundan sonuna dek bir dönüş yerinde ve bir enlemde düzülüp kalanlardır. gölge ve yer yönüyle biribirinden ayrılmıştır. günortasında gölge yok olmuştur. günortasında gölgeleri yok olmuştur. Kuzey kısmı yengeç dönencesi ve burçlar kutbunun kuzey dönüş yeriyle sınırlanmıştır. ufkun yüzeyinde değirmen taşı gibi döner bulunmuştur. Her birinin enlemi mesafesi. Zira ki ekvatorda bulunanların gölgesi. (Vallahi âlem. biri başucunda biri ayakucunda (kutuplar) sâkin olanlardır. Çünkü bunların gölgesi. dönenceye vardığında bulunmuştur. imar edilmiştir. ekvatordan iki tarafa aynı uzaklıkta olan enlemlerde düzülüp. Dönenceler ahalisinin başucu noktalarına yakın olan âlemin kutbu. Sıcak bölge sakinlerine iki gölgeli denilmiştir. soğuk bölge sakinlerine değirmentaşı adı verilmiştir. öğle vaktinde kâh güneye. İki dönence altında bulunanların başuçlarına güneş. Güney kısmı oğlak dönencesinden burçlar kutbunun güney dönüş yerine varıncaya dek olan mesafe bulunmuştur. nizam bulanlardır.kutup). Geri kalan iki kısım ise mutedil bulunmuştur. iki dönence altında bulunanların başuçlarına güneş. Bir kısmı ekvator sâkinleridir ki. Bunların gölgeleri bir bulunmuştur. batıdan doğuya. Bu beş bölgenin sakinleri.) . senede iki defa iki eşitlik noktasında bulunduğunda. Güneş. Zira ki onların gölgesi. senede bir kere gelip. Bunlar meskûn olup. senede bir kere gelip. öğle vakti olduğunda bir tarafa eğilir bulunmuştur. ekvatora iki taraftan paralel enlemlerde. Üçüncü kısım. Onlardan güneşin en uzak oluşu. Karşısı olan âlemin kutbu ise sürekli gizli kalıştır.

kâh en uzun gün ile ve kâh aylar sayısıyle belirlemişlerdir. tabiat ve yer bakımından müşterek olup. Çünkü ekvatorda oturanlara göre. Hakiki iklimleri bölümünü. bir enlemde bulunan beldeler. ona kıyasla. Ey aziz. Birinci iklimde üç daire farz olunmuştur. Zira ki geçen her iklimin sonuç dairesi. gece ve gündüz sürekli onikişer saattir. ellinci enlemden yukarıda iklim düşünmemişlerdir. biri ortasıdır. Eski filozoflar. Bundan sonra kuzey kutbu ve güney kutbu tarafına ekvatordan uzaklaştıkça. Yerkürenin kuzey yarısını açıklayıp. güney semtine gitmişlerdir. dörtte bir meskunu. gece ve gündüz farkları itibariyle bir nice bölüm edip. her iki daire arasına bir iklim demişlerdir. gece ve gündüz farkları toplu olarak belirlenmiş ve bilinmiştir. biri ortası ve biri sonundur. ekvator semtinde bulunan bir öncekinden yarım saat fazla ola. altmışaltıbuçukuncu enleme dek yani burçlar kutbu dönüş noktasına varıncaya dek. her birine bir iklim adını vermişlerdir. O şartla ki. malum olsun ki. Biri iklimin başlangıcı. eşit gelmiştir. iklimleri yedi iklime hasredip. astronomlar. Kalan iklimlerin her birinde ikişer daire farz olunmuştur ki.Üçüncü Madde Meskun olan dörtte birin hakikî yedi iklime bölündüğünü bildirir. onda en uzun gün. Bu durumda bu ekvatora paralel enlem daireleri farz edip. Bu taksimle beldelerin tabiatları ve yerleri. ondan en uzun güne birer ay ekleyerek. . yedi iklimin ötesinde olan yerleri mamur ve meskun bulup. doksanıncı enleme ulaşıncaya dek bölmüşler ve hepsini otuz iklim itibar ve tayin etmişlerdir. öncekinin başlangıcını belirlemiştir. en uzun gününe yarım saat ekleyerek yirmidört iklim bulup. iri iklimin sonu. Zira ki. Bütün yerküreyi altmış iklime bölmeye yetmişlerdir. lakin sonrakiler. gece ve gündüz farkı ona göre çoğalır.

Bu durumda. (Kanarya adalarının batı tarafında bulunan adalar. Hint ve Çin'den geçip. Lâkin bu iklimler biribirinden küçüktür. atı okyanusundan. astronomlar demişlerdir ki: Dörtte bir oturulan yeri yedi iklime taksim eden eski filozoflar. yarım saat eklemek şartıyle. araştırmasına yetmişlerdir. akan büyük nehirleri ve ahalisinin renklerini bildirir. O bölgenin en uzun günü dahi. bütün iklimler bu tertip üzere biribirinden dar ve az bulunmuştur.Ekvator bölgelerinin çoğu deniz olduğundan. çoğunluğa göre birinci iklimin başlangıcı onikibuçuk derece enleminde farz olunmuştur. Berber ülkesinden. Birinci iklimin mesafesi. En uzun günün onüç saat olduğu yer. Zira ki otuz ve kırk sene zarfında niceleri bu dörtte bir meskun yeri seyahatle baştan başa gitmişlerdir. ikinci ikliminki daha kısa ve daha küçük olup. En uzun iklim.) Dördüncü Madde Yedi meşhur iklimin hududuna bulunan mamur memleketleri ve her birinde olan yüksek dağları. Burası. doksanıncı enlemde tamam olmuştur. Bu ikimde yirmi yüksek dağ ve otuz büyük nehir telaşa ve seyrolunmuştur. En uzun güne birer çeyrek saat eklendiği yer. bu iklimin ortasıdır. yaklaşık onikibuçuk saat bulunmuştur. bu minval üzere. iklimlerin enlemi. malûm olsun ki. belirlemişlerdir. kuzey burçları kutbunun dönüş yeridir. doğu okyanusunun bazı adalarına uğrar. Nice delillerle tecrübe ederek sınayıp. birinci iklimin sonu ve ikincinin başlangıcıdır. Zira ki. her iklimde en uzun gün. İkinci iklimin mesafesi. Ey aziz. Hadramut'tan. bilinmiştir. yirmidördüncü iklimde en uzun gün yirmidört saata ulaşmıştır. Güney Sind. birinci iklimin ienişliği ve uzunluğu mesafesinden. Sebe'den. Habeş'ten. her bir iklimi nice meşhur memleketlerle sınırlayıp. Nebür'den. batı . Buranın ahalisinin hepsi siyah bulunmuştur. batı okyanusunda olan Halidat adalarından başlatılıp doğu okyanusunda son bulmuştur. Güney Yemen'den. ekvatordan başlatılıp.

İspanya ve Galyanın. sivas. Maçin ve Çin'in kuzeyinden geçerek. İran dağlarının kuzeyi. Dördüncü iklimin mesafesi akdenizin tamamıdır. Erdebil. Sonra bunun iki tarafında . Yemen'i. Çin seddinin kuzeyi. Beşinci iklimin mesafesi. Kudüs. Bu iklimde yirmibeş yüksek dağ ve yirmiiki büyük nehir seyr ve temaşa kılınmıştır. Maveraünnehr. Bu iklimde otuzüç yüksek dağ ve onbeş büük nehir sayılmıştır. Buranın ahalîsi buğday benizli esmer bulunmuştur. Erzincan. Diyarbakır. İsfahan ve Fars memleketinin tümünden. Türkistan ve Tataristan'ın güneyi. Tebük'ün güneyi. Halep. Hint ve çin'in kuzeyinden geçip. Bahreyn ve hürmüz şehirlerini. Tebriz. İskenderun. Bu iklimde yirmiyedi yüksek dağ ve yedi büyük nehir seyr ve temaşa kılınmıştır. Maçin ve Çin ortalarında bulunan şehirleri geçip. Çind. iklimlerin en ılımlısı dördüncü iklimdir. Musul. Okyanus olan Sebte boğazından.ve kuzey şehirlerinin tümünü. Tus. Erzurum. İspanya kuzeyinden. Endülüs. doğu okyanusa uğrar bilinmiştir. Mekke. Firengistan ve Rumeli'nin güney taraflarından geçip. Harezm. Antakya. Keşmir ve Horasan'dan. kuzey Afrika şehirlerinden ve Mısır'dan geçip. doğu okyanusunda bulunan adalara ulaşır bilinmiştir. Kazvin. Buranın ahalisinin tümü beyaz bulunmuştur. Kuzey Arap adasını. Şiraz. Bu iklimde otuzüç yüksek dağ ve yirmi büyük nehir seyrolunmuştur. Hint. Hıta ve Hıtan memleketlerinden geçip. Sudan'ı. Akdeniz'in ve Anadolu'nun güney yarılarından geçer. Tibet. Katif. Deşt-i Kebir. Buranın ahalisinin tümü beyaza yakın esmer müşahede olunmuştur. Buranın ahalisi siyaha yakın esmer müşahede olunmuştur. batı okyanusundan gelip. Şirvan ve Hazer denizinin güney yarısında olan Keylan ve Cam emsali şehirleri geçip. Akdenizin kuzey yarısından geçip. Lahor. sind. Anadolu şehirlerinin çoğu. Basra. Üçüncü iklimin mesafesi. Hint. Taif. doğu okyanusu adalarının ortalarına ulaşır bulunmuştur. Şam. Küfe. batı okyanusundan. Trablus. Semerkant ve Buhara. Medine. Bağdat. doğu okyanusu adalarına ulaşmıştır.

Tiflis. Derbent kalesinden Dağıstan ve Ejderhane memleketlerine uğrayıp. . Esi filozofların görüşlerine göre. bu iklimde onbir yükse dağ ve kırk büyük nehir sayılmış ve temaşa kılınmıştır. En uzun gün onda. Hazer denizinin kuzey yarısından geçip. esi Tataristan'ın kuzeyinden ve İskender seddinden geçip. Varna ve Gökçe denizden (Hazer) Şirvan'ın kuzeyine. Tesalya. ki açıklanmıştır. Bu iklimde onbir yüksek dağ ve kırk büyük nehi seyrolunmuştur. Hazer şehirlerinin kuzeyinden geçip. Ulungay ve Türkistan memleketlerinden. hüner ve olgunlukta itidal üzere bulunmuştur. Çağatay ve Kaşgar. Portekiz ve İngiltere'den geçip. batı okyanusu sahilinden. Yedinci iklimin mesafesi. Zira ki bu üç iklimin suyu ve havası letafetinden ahalisinin çoğu batınî ve zâhiri kuvvette. tamam onaltı saat bulunmuştur. Tataristan ve Dest-i Kebir'in kuzey yarılarından. güzellik. Gürcistan'a. batı okyanusta bulunan adalara uğrar bilinmiştir. Hıta ve Hıtan memleketlerinin kuzeyinden geçip. Buranın ahalisi kızıla meyyal beyaz bulunmuştur. batı okyanusundan. Gece. doğu okyanusunda bulunan adalara ulaşır bulunmuştur. Seyhun nehrinin geriinde olan Karakalpak ve Özbek.komşuları bulunan üçüncü ve beşinci iklim ona eklenmiştir. Deşt-i Kebir'den. Kıpçak. Bu iklimin soğuğu şiddetli iken yine itidal üzere bilinmiştir. ilerideki cetvelde olan rakamlara havale kılınmıştır. Bu yedinci iklimin sonu ellini enlem tayin olunmuştur. Fakat sonraki filozofların görüşleri üzere taksim olunan yirmidört iklimin hudutlarının belirlenmesi. Buranın ahalisi sarıya meyyal beyaz müşahede olunmuştur. Bulgaristan ve Rusya'dan. yedi iklim bunlardır. altıncı iklimin mesafesi. firenk memleketlerinin kuzeyinden ve Rumeli memleketleri kuzeyinde bulunan şehirlerden ve İstanbul'dan ve Karadeniz'in güney ve kuzeyinde bulunan memleketlerden ve Azak'tan geçip.

suretleri icabı muamele ederler.Beşinci Madde Yedi iklimin ötesinin mamur bulunduğunu. ki o burclar kutbu dönencesidir. gerçi eski astronomlar. ılımıştır. şehirlerinin yerinin belirlendiğini bildirir. halkını surette insan. doksanıncı enleme değin keşfederek. . Kışın şiddetinden on ay müddetinde it gibi yerlere girerler. Lakin sonraki astronomlar. ne meşrep ne de sanat ederler. biri biriyle itlik ederler ve it gibi yaşayıp. Ey aziz. Dağın etrafından çok sıcak kaynaklar fışkırıp. ne iffet. sîrette hayvan emsali eksik ve bilgisiz müşahede etmişlerdir. doksanıncı enleme dek. en uzun gün birer ay arttıkça. ikibuçuk fersah yüksekliği alınmıştır. tümünü otuz iklim belirlemişlerdir. tepesinden dumansız ateşin havaya çıktığını görmüşlerdir. büyük nehirler olmuştur ve uz tutmuş olan kuzey okyanusa dökülüp. suların sıcaklığıyle çözülüp. ne mezhep. yirmidört iklim seçmişlerdir. bir iklim itibariyle iki kutup arasını dahi altı iklime taksim edip. Orada bir büyük dağ bulunmuştur ki. Yedi iklimin ötesini araştırmak için kutup dönencesi altına değin gitmişlerdir. Oraları meskûn bulup. deniz. Onlar ne din bilirler. Lakin ondan yerin kutbuna yani âlemin kutbu altına varıncaya dek yarım saat ekleme kaidesinin yürümesi mümkün olduğundan. tıpkı yedi iklimdeki gibi. Ne süs ne ibadet bilirler. Dağın altında altın madeni yanıp. it dirliğinde olurlar. yedi ikile hasar ve kasr etmişlerdir. malum olsun ki. Denizin o sahilleri donmuş olmayıp. Ne âdet. ne letafet ve ne nezafet bilirler. ekvatordan en uzun günün yirmidört saat olduğu yere değin. Kutup dönencesi altında bir kavme yetmişlerdir ki hepsi it ağızlı ve it huylu. iklimler itibar olunduğunu ve yedi iklimi her birinde en uzun günün bilindiğini ve en uzun günden her bir iklimde.en uzun gününe yarım saat eklendikçe bir iklim itibar edip. yedi iklimin ötesini iltifat ve itibar etmeyip.

onbeş olur. Altı ayda o burçları kat edinceye dek. doksanıncı kuzey enleminde karanlık olan bir derece kadar yere doğup. en uzun gün hafta ve ay ilavesiyle altı aya ulaşır. Bu kıyas üzere. o kaçıncı iklimse yarısını. kuzey semtinde yerin bir derecesi yine karanlıkta kalıp. Mesela şehrimiz Erzurum'un en uzun günü. hamamlardan dışarıya çıkarlar. uzak beldelere satıp. Kuzey yarısı ufkun üstünde olduğundan sürekli görünüp. kuzeye kıyasla bilinir. doksanıncı güney enleminde bir derece kadar yeryüzünden batıp doksanıncı kuzey enleminde karanlık oan bir deree kadar yeryüzünden batıp. açıklanan batıya yönelik hareketiyle koç burcunun başlangıcına geldiğinde. iki ay kadar yaz olur ki. on ay sıcak nehirler ile ılımanlaşmış hamamlarda kalırlar. güney kutbunda bir gece. onbeş saat oniki dakikadır. Çünkü güneş. oralarda bulunan deniz donar. o yerden doksanıncı enleme varıncaya değin. kuzeyin gecesidir. Zira ki güneş. şehrin kaçıncı iklimin ne semtine düştüğü de bilinir. beşinci iklimde en uzun gün onbeş saattır. giyinirler. Bir iklimde en uzun günü bulmak lazım gelirse. atı ayda kuzey burçlarını dolaşıncaya dek. Mesela beşinci iklimde bulunan erzurum'da iklim sayısının yarısı olan ikibuçuk. onikibuçuk üzerine ekense. güneyin gecesidir. buraların ahalisi. en uzun günden. yıldızların ve feleklerin hareketi burada değirmen gibi döndüğünden. oniki buçuk saat üzerine eklemekle elde edilir. Yerin kuzey kutbundan batıp yine güneyinde doğar.balıklar o semte gelip doluştur. Orada yaşayanlara. Oraya sürekli kar yağdığından. Bu durumda açıklığa kavuşmuş olur ki. Şu halde kuzeyin gündüz zamanı. Şu halde bu sayının onikibuçuğu . kuzey kutbunda bir gün olur. âlemin güney yarısı sürekli ufkun altında olduğundan hiç görünmez. güneyin gündüz zamanı. o balıkları avlayıp ve yiyip. Güney semtinin dahi durumları. (Gece ile gündüzü birbirine dönüştüren Allah münezzehtir. terazinin başlangıcına oluşur ve güney burçlarında olu. onunla hayvan derileri alıp.

dörde bölünse paralel dairenin sayısı elde edilir. Kamer dağlarından geçip. enlemleri ve mesafeleri bütün bunların sayıları bulunmak murat olunursa. Ey aziz. (Mülkünde olanı en iyi bilen Allah'dır). Yani bilinir ki. Altıncı Madde Oturulan yerlerin ve şehirlerin mizacını bildirir. filozoflar demişlerdir ki: su ve hava. çeyrek saattir ki. Kalanları buna kıyas ile bulunur. en uzun günleri. Bu durumda onbeş dakikada bulunan şehir. sonraki astronomlar o tarafta otuzüç derece enleminde nice memleketleri bulmuşlardır. Nil nehrinin kaynağından dolaşır. kalan ikibuçuk. Eğer onikibuçuk çıkarılıp. yirmidört dakikadan şehrin yeri ortaya çıkar. Buraların ahalisinin tümü putperesttir. Şu halde iklimlerin tümünün sayısı ve paralel daireleri. Zira ki. malum olsun ki.çıkarılıp. kış dönüm noktası altından geçip Kortanş burnuna uğrar. İkinci iklim. onbeşten eksik bulunan şehir. Yani orada da otuz iklim taksim olunur. kalan ikibuçuk ile oniki dakikanın iki katı alınsa elde edilen beşten iklim sayısı. İklimi yarısı. iklimin evvelindedir. Zira ki beş iklimin on dairesi olur. oturulan yerlerin farklılığı hasebiyle değişik olmuştur. onbeş dakikadır. her bir iklimi enlem mesafesi yarım saat fazladır ki. Allah'ın kudretiyle çeşitli tesirlerinden yerin mizacı . Mesela dörtte bir meskun yerin ekvatorun güney tarafında iklim ola. şehrimiz Erzurum beşinci iklimin ikinci yarısının sonlarında bulunmuştur. az sonra vereceğimiz cedvelden malum olur. Şehrimiz Erzurum gibi onbeşten fazla bulunan şehir. sonraki astronomlara göre güney tarafının durumları aynen böyle bilinir. Şu halde ekvatordan doksanıncı kuzey enleme varıncaya dek iklimlerin durumları e tavırlarla bilindiyse. Zira ki. arazi farklarına bağlı olduğundan. otuz dakikadır. Zira ki dünyanın yarısı. ekvatordan kuzey tarafa düşmüştür. iklimin ortasında. iklimin ikinci yarısındadır.

kışlarının soğuğu şiddet bulmuştur. kendi ehline şecaat ve kuvvet bahşedip. kendi ehlini. yağlı. hazımlarını kolay ve rahat kılmıştır. Soğuk yerlerde oturanların mizacları. Çukur yerlerin mizacı. kendi çevresindekilerin bedenlerini kuvvetli. cüsseli ve geniş edi. Karlı dağların mizacı. hazmı zayıf. kendi mahpuslarına gam ve kede içinde sıcak ve durgun su verip. Her yerin mizacı aşka bir tarz olduğu için. . Şu halde soğuk yerler rutubetli de olursa. kendi sakinlerine sıhhat ve kuvvet verip. anlayışlarını az ve mizaçlarını illetli etmiştir.ile aynı olup. düşüş ve ihtiyarlığı çabuk etmiştir. güzel yüzlü. Açık ve taşlı yerlerin mizacı. güzellik ve cemal ile nurlu. ishal ve cilt hastalıklarını çoğaltmıştır. su ve hava. Yüksek yerlerin mizacı. onları havasıyle hummalı. humma. çoğunu iyi ahlakla mesrur. çoğunu çekî ve reşit. endi ehlinin deri. Yazları mutedil olup. bozuşması kuvvetli. saçlarını çok ve boylarını kısa edip. yazlarını sıcak ve kışlarını soğuk eylemiştir. ancak otuz seneye gitmiştir. kalbi korkulu. toprağa uymuştur. Rutubetli yerlerin izacı. kendi ehlini kara ve kıvırcık saçlı. Habeş şehirleri gibi. her şehir kendi ehlini. Onlarda kuruluk ve seher çok olduğundan. uzun ömürle ömürlü etmiştir. öteki soğuk şehirler gibi kendi ehlini tertip edip. Yaşı kırka varan pek nâdir olur. Sıcak yerlerin mizacı. rutubeti az. basur. Deniz çevresindeki yerlerin mizacı. genellikle bedenleri arave ve nezaket bulup. temiz rüzgârıyle onları temiz etmiştir. karı bâki kaldıkça. etli. kendi ehlini. ilim ve kemal ile mamur. savaş ve dövüşe galip olmuşlardır. onlara gevşeklik ve mutedil bir yazla kış verip. bedeni yumuşak. azlarını sıcak ve şiddetli etmiştir. yumuşak sözlü edip. kendi mizacı gereğince terbiye etmiştir. Zira ki onları sâkinlerinin ömrü. beyaz ve berrak olmuştur. mizaç ve dimağlarını kurutup. Kuru yerlerin mizacı. kesafetiyle sıkıntılı.

onlarda bozuşma az ve damarları dolu olduğundan ve damarları da geniş olduğundan burun kanaması çok olmuştur. soğuk beldeler ve soğuk mevsimler gibi olup. rutubetini kuruluğu üzerine üstün etmiştir. buraların halkı balgamla olmuştur. Hatta otuz yaşını geçen. üzerlerine fecaatle doğup. çocukları az ve hayızları çok olur Cümlesine sara ve çeşitli humma isabet edip. kendi ehlinde asrî hastalıklar çok. O bölgelerin mizacı. mide ve şehvetleri zayıf müşahede olunmuştur. . Zira ki batı bölgeleri ahalisi üzerine güneş. hisleri illetli. önce o yerin yükseklik ve alçaklığında. Şu halde onların soğuk geceleri ardınca güneş. iştihaları az. doğusu açık olan şehirlerin mizacı sahih ve hoş bulunmuştur. hastalıklarla çocuklarını düşürüp. rutubetli ve yoğun kalmıştır. Yaraları zor şifa bulur. O şehirlerinin sakinlerinin hazımları kuvvetli ve ömürleri uzun olmuştur. çoğu yırtıcı hayvan vasıflarıyle dolmuştur. Batı bölgeleri i doğudakilerin aksi olmuştur. ehlinin başları rutubet maddeleriyle dolu. karınlarında safra toplanmasını az etmiştir. o şehirlerin ahalisi üzerin doğup. azaları gevşek. on an içinde sıcaklığıyle istila ettiğinden. Zira ki onların çoğu yüz yıldan fazla yaşamıştır. Yaraları az olup. Kadınları. Zira yki güneş. vatan murat eyleyen seyyahlara gereklidir ki. sıcak şehirler ve mevsimler hükmünde olup. gündüzde şule salmaz. ondan şehir halkının hastalık ve sıhhatle. açıklık ve kapalılığında olan özelliklerini ve o şehrin komşusu bulunan dağlar.kendi ehline sıcaklık ve soğukluğu mutedil edip. ta yükselip etrafı ısıtmadıkça üzerlerine gelmez. felçli olup gitmiştir Doğudaki oturulur yerler ki. çabuk şifa buluştur. Güney taraflarının izacı. Kuzey memleketlerinin mizacı. sularının çoğu acı ve tuzlu bulunmuştur. Açıklanan yerlerin birini seçip. bedenleri kuvvetli. havalarını ılımlı ve temiz kılmıştır. kanları temiz ve yürekleri ateşli olduğundan. madenler ve buharların mizaçlarını ve yönlerini bilip. basur istila etmiştir.

eserek dolaşıp gelen seher yeli ile nedim ve yâr olup. kapı ve pencereleri doğuya açık veya kuzeye dönük müdür. Bundan sonra binalarının dışını. Onunla ev mamur olup. cana safa. evdekiler ondan her an hayat ve can bulurlar. enlem ve boylamın tayini ile yeryüzünde bulunan beldelerin ve yerlerin yerlerinin ve yönlerinin birbirlerine uzaklık ve yakınlık bakımından nispetlerini. dörtte bir oturulan yerin burçlar üçgeniyle yedi gezegene mensup olan belde ve . evin içi geniş ve yüksek. cisme şifa ve kalbe ciladır. 26-BÖLÜM:026: SEKİZİNCİ BÖLÜM Boylam ve enlem daireleri ile yerkürenin satranç ve evleri misali bölünmesini. Zira ki. şu halde bina işlerinde önemli ve lüzumludur ki. ölçü ve seyirle çeşitli noktalarının mesafelerini. ahlak ve sürette.hazım ve şehvette. hint dairesiyle zeval çizgisi. Bu konuları resmeden dairelerin burada toplu olarak verilmesi münasip görülmüştür. kapı ve pencereleri y a doğuya veya kuzeye açık ola. akıcı. bilsin. ta ki sabah rüzgârı ve kuzey rüzgârı o eve dola. seher yelini ve kuzey rüzgârını evin içine dâhil ve güneşin şuası yerine âsıl ve havasının salahı doğu güneşi ile hâsıl ola. soğuk ve tatlı olan nehirleri. temiz. binanın şartlarındandır ki . latif. mezheb ve iffette haim olan durumlarını tecrübe kılsın. güzellik ve surette. meşrep âdette. âlemin kutbu tarafında bulunan kutup yıldızının yüksekliği ve alçaklığıyle meridyen derecelerinin mesafe ve miktarını ve bunların bilinmesiyle yerkürenin çapının çevresini ve yüzölçümünü bulmayıp kara ve denizi. itidal çizgisi ve kıble tesbitini. Gerçekte ki. iştiyak ile teneffüs etmek. bedenleri sıhhat ve âfiyetle kala. Gönülleri hoş olup. genişliği ve içi yüksek midir.

astronomlar ve geometriciler. zamanın oniki hayvan üzerinde deveranından yeryüzünde olan tesirleri altı madde ile hakîmâne açıklar ve ortaya koyar. enlem ve boylamın belirlenmesiyle yeryüzünde olan belde ve yörelerin ve yönlerini. Beldenin enlemi. birbirlerine uzaklık ve yakınlık yönüyle nispetlerini bildirir. Biri kuzey enlemi. İklim enleminin başlangıcı ve beldenin enlemi. güneşitleyiciden vâki olan yay ile o beldenin boylamı bilinmiştir. Bu enlem ve boylam tayiniyle yeryüzünde vâki olan belde ve yörelerin yerleri ve yönleri. Şu halde günyarısı daireleri ile boylam dereceleri ve ekvatora paralel olan enlem daireleri ile enlem dereceleri belirmenmiş olup. yerküre üzerinde onsekiz günyarısı dairesi ve ekvatordan kuzey ve güneye sekiz enlem dairesi resim ve farzedip. biri güney enlemi bulunmuştur. Ey aziz.yönlerini. ekvatordan iki tarafa seçilmiş ve itibar olunmuştur. birbirlerine uzaklık ve yakınlık yönüyle olan nispetleri yaklaşık olarak bilinmiştir. her daireyi üçyüzaltmış dereceye bölmüşlerdir. İki beldenin birbirinin ne semtinde bulundukları açıktır. hery iki daire arası onar derece olarak belirlenmiştir. İklimin başlangıç boylamı ve beldenin başlangıç boylamı itibar olunan batı okyanusunda Halidan adalarının günyarısı dairesi ile (Green Wich meridyeni) güneşitleyici dairenin kesişme noktasından farzolunan beldenin günyarısı dairesiyle güneşitleyici dairenin kesişme noktası arasında. gerek güney ve gerek kuzey semtinde olan âlemin kutbunun yüksekliğine ve semt farkı kutbunun düşüşüne eşit bulunmuştur. yetmişyedi derecedir. Mesela temiz beldeniz Erzurum'un (Grinviç)'ten boylamı. Bu beldenin enlemi. Ekvatordan . malûm olsun ki. başucu noktası ile güneşitleyici arasında o beldenin günyarısı dairesinde vâki olan yaya ıtlak olunmuştur. Birinci Madde Enlem ve boylam daireleri ile yerkürenin satranç evleri gibi bölünmesini.

doğusunda ve enlemi dahi fazla olduğundan. enlemi otuz derecedir denildiğinde: Mısır. Toplamın kökü yaklaşık olarak onyedi bulunmuştur. Bununla kıble tarafı dahi bulunur. Mısır'ınkinden fazla bulunduğundan. Erzurum'un güney batısı yönünde ve Erzurum. aralarındaki uzaklığı verir. Eğer iki beldenin hem enlemleri ve hem boylamları farklı ise.ı istenen beldenin enlem dairesinden bir yaydır. denilip. Mesela Erzurum ile Kahire'nin aralarındaki boylam farkı ondört derece ve elem farkı on derecedir.enlemi. Mısır'ın boylamı altmışüç derece. iki beldenin başucu noktalarından geçen daireden. Şu halde bu iki bilinen kenar ile ve kiriş olan bilinmeyen kenarın miktarını bilmekte kolay yol budur ki: İki bilinen kenarın kareleri toplamının karekökünü alırız ki. Mısır'ın boylamı Erzurum'dan eksik olduğundan. İşte iki belde arasındaki uzaklık odur. Zira ki. Çünkü bu üç kanattan iki kanadın miktarı malûmumuzdur. Erzurum ile Musul gibi. Şu halde Erzurum ile Mısır'ın arasının onyedi derece olduğu muhakkak bilinmiştir. dik dik açılı üçgenin kirişi (hypotonuse) olur ki. batısına ve enlemi eksik olduğundan güneyine düşmesi gerekir. açının bir kenarı. Kahire'nin kuzey doğusu tarafında bulunduğu bilinir. Erzurum'un boylamı. iki beldenin arasında bulunan mesafenin uzaklığını bilmek için kaidesi budur ki: Önce bakılır eğer iki beldenin enlemi uygun ve boyları farklı ise. o. kuzeyinde bulunmak gerekir. bilinmeyen kenarın miktarıdır. Bir kenara. aralarındaki uzaklığı verir. bu surette aralarındaki uzaklık. Eğer iki beldenin boylamı aynı. enlemi farklı bulunsa. Ondört ile onun kareleri toplamı ikiyüz doksanaltı hesap olunmuştur. bu surette de enlemleri arasındaki farklılık. Onun kirişi bulunan kenar. yaklaşık kırk derecedir. beldenin günyarısı dairesinden bir aydır. boylamlarının farkı. iki belde arasında vâki olan yaydır. Nitekim . Diğerlerini de bu yolla biliriz. Erzurum ile Tokat gibi. boylam ve enlem farklarıdır.

ta ki çubuğun tepesinin gölgesi o daireye girdiğinde. Bu. o bölümde tafsil olunacaktır. Onun dik olduğunu şakül ölçüsüyle veya dairenin çevresinin üç yerinden çubuğun tepesi arası eşit olduğundan bulursun. Zeval çizgisini ve itidal çizgisini bulmanın bir yolu budur ki0 Öce yeri öyle düzlersin ki. merkezinde dik bir çubuk dikersin. öğle vaktinin başlangıcı olur. astronomlar ve geometriciler. onun daireden çıkışı vaktinde. doğu tarafından çevreye ulaştığı noktayı işaretle bilirsin. o yarıdan bir düz çizgi çıkarırsın ve merkezden geçirip çevreye değin gidersin. Bu işlem. Zira ki gölgenin girişi ile çıkışında asla farklılık olmaz. en uzun günde daha sıhhatli olur. batı semtinden çevreye ulaştığı noktayı nişan edip. Çubuğun gölgesi o çizgiden uzaklaştığında. Sonra onda bir daire çizip. ikinci Madde Hint dairesi ile zeval çizgisi. O anda iki nokta arasında dairenin çevresinin kuzeyi bulunan yayı ikiye bölüp. malûm olsun ki. İşte günyarısı çizgisi odur. hemen güneşin ya doğuşunun ya batışının gölgesinin istikameti üzere ufuk noktası . dairenin çapının dörtte biri kadar olmalıdır. Hepsinin daireleri ise bölümün sonunda verilecektir. O iki bölümün ortalarından bir düz çizgi çekersin ki. zevalden sonra. bu durumu tesbit murat olunsa. Öteki yolu budur ki: Güneş iki itidal noktasının birine iken. itidal çizgisi ve kıble yönünün tesbitini bildirir. Zevalden önce gözetlersin. Bu çizgi o daireyi ikiye böler. günyarısı çizgisini merkezde dik bir açıyle keser. ortasına su dökülse dört tarafına birden akar.bu. doğu ve batı çizgisi odur. Hint filozoflarının icadı bulunan hint dairesinden zeval çizgisi olan günyarısı çizgisini ve itidal çizgisini ve itidal çizgisi olan doğu ve batı çizgisini ve Mekke yönü olan kıble semtini tespit etmişlerdir. Ey aziz.

hint dairesinin merkezine uğrayıp. günyarısı çizgisidir. batı okyanusunda. çizilmiş hit dairesinin çevresini. çevresine ulaşan benzer çizgi. Kıble yönünü bilmek için. güney noktasına yönelse. onda namaz kılacak olan. Zira ki beldemiz. batı ve doğu çizgisinin ufuk çevresine bitişik olduğu batı noktasıdır. beldenin boylamı Mekke'den eksik gelirse. o beldenin kıble semti. enlemi Mekke'den noksan olursa o beldenin kıble semti. Kıble yönünü bilmenin bir yolu dahi budur ki: Güneş. şimdi denizle dolu olan Halidan adalarından yetmişyedi derece olduğunu bilirsin. kuzey noktasında vâki olmuştur. kıble yönünün onun hangi noktası olduğunu bulursun ki. Mekke'nin enleminden fazla olursa. doğru kıbleye yönelmiş olur. her dörtte biri. Mekke'ninkiyle aynı olup. Ekvator enleminden yirmiiki derece olduğunu bulursun. işte zeval çizgisi odur. Eğer beldenin boylamı Mekke ile aynı olup. Onunla merkezde dik bir açı üzere kesişen çizgi. beldenin enlemi. Onu meskûn beldenin ufku farzedip. doksan bölüm olur. o beldenin kıble semti. Mekke-i Mükerreme'nin güney noktasında vâki olan Yemen beldesi gibi. Eğer beldenin enlemi. Şimdi aranan bu noktayı bilmenin yolu budur ki: Önce Mekke-i Mükerreme'nin boylamı. ikizler burcunun sekizinci derecesinde veya yengeç burcunun yirmiikinci derecesinde . günyarısı çizgisinin ufku çevresine ulaştığı güney noktasıdırki. doğu ve batı çizgileridir. batı ve doğu çizgisinin ufuk çevresine kavuştuğu doğu noktasıdır. Şehrimiz Erzurum gibi. üçyüzaltmış bölüme taksim edersin ki. Eğer beldenin enlemi. o beldenin kıble semti. boylamı fazla olursa. Eğer beldenin boylamı Mekke'nin boylamı ile eşit gelip. eskiden mamur. günyarısının ufuk çevresine kavuştuğu kuzey noktasıdır. Mekke-i Mükerremenin.paralelinden çıkıp. ona dönük olan Kâbe'ye yönelmiş olursun. Bundan sonra meskîn beldenin boylam ve enlemini Halidan adalarından ve ekvatordan alırsın. Mekke ile aynı olup.

çubuğun gölgesi o saatte kıble semti hizasında vâki olur. güney noktasından başlayıp. başucu. muhite ulaştırırsın ki. Beldenin kıblesi gölgenin yönünün hilafına doğru bulunur. Zira ki. Ta ki. Zira ki güneş. hint dairesinin çevresi. Kıble yine gölgenin yönünün hilafına gelir. dairenin merkezi olan farz olunmuş şehrimizden.bulunduğu günde. iki boylamın arasında bulunan fazlalık kadar. o yay miktarı sapmış olmak lazımdır. Mekke'den noksan ise. güneş o günde günyarısını alınan dakikalar ve saatler kadar geçtiğinde. gözetlersin. güneşin o günde günyarısına gelmesine alınan saat ve dakikalar kadar kaldığında. Bu iki muhal çizgi birbiriyle kesişirler. Zira ki. Eğer beldenin boylamı Mekke'ninkinden fazla ise. Kuzey noktasından da batıya o kadar sayıp. Mekke'nin boylamı ile belde arasında olan farkın her onbeş derece mesafesi için bir saat ve her bir derece mesafesi için dört dakika alıp. kıble semti. Dairenin batı noktasından. Mekke'nin enlem ve boylamından ziyade bulunursa. Sudan beldeleri gibi. Eğer beldenin enlem ve boylamı. o kesişme noktasından geçirip. o çizginin çevreye birleştiği noktadır. kıblesinin sapma yayıdır ki. Mekke-i Mükerreme'nin batısı bulunmuştur. güney noktasından batıya. batı noktası semtine doğru sayarsın. Acem . çubuğun gölgesi o anda kıble tarafında vâki olmuş bilinir. varsaydığımız şehrimizde Mekke. iki sonun arasını yine düz bir çizgi ile bağlarsın. onda namaz kılacak olan. güneybatıdır. oniki derecede bulunduğu gün. iki sonun arasını bir düz çizgi ile birleştirirsin. Şimdi dairenin merkezinden bir çizgi çıkarıp.Mükerreme güneye vâki olmuştur. Onunla güney noktasının arasında ufuk çevresinde bulunan farz olunmuş beldemizin yayı. Umman beldeleri gibi. iki enlem arasında bulunan fazlalık miktarı güney noktasına doğru ve doğu noktasından aynı şekilde sayıp. Şimdi bu surette kıble semti. Eğer beldenin boylamı. kıbleye yönelmiş ola. Mekkelilere gelir bulunmuştur.

batı ve doğu noktasından kuzey tarafına enlem fazlalığını sayıp. Mekke'nin enlem ve boylamından eksik bulunursa. Bazı beldelerin enlem ve boylamları bu bölümün sonunda açıklanacaktır. Habeş beldeleri gibi. Eğer beldenin enlem ve boylamı. Eğer beldenin boylamı. Bu suretin kıble semti kuzeydoğu olur. çizgilerle birleştirip. bu surette kıble semti kuzeybatı olur. işlemi tamam edersin. malûm olsun ki. Mekke'nin boylamından eksik. belirtilen minval üzere kuzey ve güney noktasından doğu semtine boylam fazlalığı ölçülüp. yedibin altıyüz elli mil bulunmuştur. enlemi Mekke'den eksik bulunup. Ey aziz. Mekke'inn enleminden fazla olursa kuzey ve güney noktasından doğuya boylam fazlalığını ve batı ve doğu noktasından güneye enlem fazlalığını sayar ve çizgilerle birleştirip. Yarıçapı. üçin sekizyüz onsekiz mil bilinmiştir. Alemin merkezinden ay feleğinin alt yüzeyinin uzaklığı yukarıda açıklandığı üzere. Bu kıyas üzere yüksek cisimlerin dahi göklere uzaklıkları belirlenmiştir. işlem tamamlansa. beldenin enlemi. Eğer beldenin boylamı Mekke'den fazla. Çapının mesafesi. Yerkürenin yüzölçümünün tamamı. denizlerin ve karaların toplamıdır. kuzey ve güney noktasından batıya boylam fazlalığı ve batı ve doğu noktasından kuzeye enlem fazlalığını sayıp ve çizgilerle birleştirip. Bu surette kıble semti güneydoğu olur. yaklaşık yirmidörtbin mil olduğu kararlaştırılmıştır. astronomlar ve geometriciler. yerkürenin kuşağının ölçüsü ki. ona kıyasla.beldeleri gibi. işlemi tamamlarsın. yaklaşık. yirmibeşbin kere bin ve üçyüzaltmışüçbin altıyüz otuzaltı fersah hesap olunmuştur. Üçüncü Madde Alemin kutbu yakınında bulunan "cedy" adı verilen sâbit yıldızın yükseklik ve alçaklığıyle yer derecelerinin uzaklık miktarını ve onunla yerkürenin daire ve çap ve yüzölçümünü kıyas ile bildirir. Rum beldeleri gibi. .

ondan yarıçapa ve ondan şüphesiz yerkürenin yüzölçümünün tamamına vâkıf olmuşlardır. kuzeye gidenlere bir derece fazla olmakla. Onun yüksekliğini rubu' ve üsturlap ile almışlardı. altmışaltı mil ve üç bölü iki mil bulmuşlardır. ona sâbit ve demir kazık derler. iki taraftan üç işaret arasını ölçüp. bir derece yeri. Şu halde yerkürenin bir derece mesafesi kaç mil yer olur? Onu belirlemek için geometriciler nice sahrada kıyas ve yüzölçümü alıp. her iki taife yıldızın yüksekliğini almışlardır. şimdi o yerden iki taife düz bir hat üzere hareket edip. Gece olduğunda. biri kuzey noktasına doğru gelmişlerdir. bir taife güney noktasına doğru gidip. Her irinde bir işaret dikip. geceleyin onda cedy yıldızı ki. . üçyüzaltmışa çarpmakla dairenin tamamına. O zaman altmışaltı tam üçte iki mil. Yine tamamen birer derece yükselme ve alçalma ile farkını bulmuşlardır. Aynı kıyasa birçok ülkelerde aynı sonuca varmışlardır. Sonra o iki taife. Çünkü feleklerde ve yer üzerinde sipat ve farz olunan dairelerin hepsi. ondan çapa. iki mesafeyi eşit olarak altmışaltı tam üçte iki mil yer bulmuşlardır. o iki yerin farkından yine kuzey ve güney dosdoğru gidip.yaklaşık otuziki yeryarıçapı kadar olduğu dört orantı kaidesiyle dahi zabtolunmuştur. üçyüzaltmış dereceye ve her bir derece altmış dakikaya bölünmüştür. Sabit yıldızları belirli yerdeki yüksekliğinden güneye gidenlere bir derece noksan. kutup) yıldızının yüksekliğini alıp.Bu kıyası o yolla yapmışlardır ki. sonsuz bir sahranın bir yerinde. nihayette kalmışlardır. farklılık gösterdiği iki yerde durmuşlardır. bir işaret nasb edip. o işaretler arasının ölçülen milleri sayısınca mesafe ölçüp. gündüz oldukça düz olarak yola devam etmişlerdir. Gece oldukça o iki taife cedy (demir kazık. Dördüncü Madde Kara ve denizi ölçme ve seyr ile mesafelerinin cüzlerini bildirir.

mesafesi üzere yeryüzü dümdüz dağsız. mesela şehrimizden bir günde yaklaşık Karakulak'a varmak gibi. Şu halde bir günde kat olunan mesafe. ortasında kuşak misali farzolunan daire. bir yürüyüş adımı ile bir saatte kat olunduğu tecrübe kılınmıştır. astronomlar ve geometriciler ittifak ile demişlerdir ki: Bu yer unsuru her şeyiyle bir tek küre yani bir yuvarlak top şeklinde olup. Kervan hareketi ve askerî yürüyüşle bir eyr derecesi üç merhaleye bölünmüştür. Okyanusun kenarlarında ve körfezlerinde ve karada olan küçük denizlerde bulunan gemilerin. yerin bir derecesi onunla bir merhale olup.takdir olunmuştur. Yerin bir derecesi mesafesi. Şu halde bu takdirce yerin bir derecesi altmışaltı tam üçte iki mil bilinmiştir. tahmin olunmuştur. Yerin bir derecesi. Eğer yürüyüş ve hareket bundan hızlı olursa. Eğer hareket ve yürüyüş bundan daha süratli olursa. Bir fersah. Geometriciler. üç merhale kılınmıştır. malûm olsun ki. tamam yüzbin adım ve her bir adım dört ayak ve her yaak onaltışar parmak hesap olunmuştur. denizciler katında bir mecra tabiriyle bir derece yer takdir olunmuştur. Şu halde birinci kısımda üçtebir . Her fersah üç il ve her il üçbin zira ve her zira otuziki parmak ve her parmak altı arpa -biri dik biri yan sıralanarak. itibar olunmuştur. Mesela bir atlının Erzurum'dan bir günde Aşkale'ye yürüyüşü gibi. Bir merhale yedibuçuk fersah mesafe belirlenmiştir. yaya yürüyüşle. yirmiikibuçuk mil bulunmuştur. boylam ve enlem olarak yani gerek batıdan doğuya ve gerek güneyden kuzeye. ona orta yürüyüş derler. vâdisiz farzıyla yerin bir derecesi yirmiiki fersahta ziyadece bulunmuştur. orta bir yüzüşle bir güne altmış milden ziyade deniz mesafesi kat olunup. kıyas olunmuştur.Ey aziz. Zira hesabıyle bir fersah yer dokuzbin ziar bulunmuştur. Bir yer derecesi onunla iki merhale bulunmuştur. üçyüzaltmış dereceye bölünmüştür. Mesela Erzurum'dan bir günde Nendiban köyüne hareket etmek gibi.

Buhara ve Turan'dan geçerek Şirvan denizinin güney yarısından geçmekle. İkiyüzbin ziradan ziyade değildir. güneyden gelmiş olur. moskova diyarından. güneşin yürüyüşüne uyarak. Abaza ve Azak'tan. Firenkistan'dan geçerek. yeni dünyadan dolayıp. Medine-i Münevvere'den ve çölden geçip Musul'dan yine temiz beldemiz Erzurum'a ulaşır. Bir kimse bize nispetle batıdan gidip. yarım adımdır. Tokat'tan Anadolu'dan ve İstanbul'dan. düz bi çizgi üzere yürüyüşle ne kadar zamanda dolaşılacağı ortaya çıkmıştır. Böylece muradı hâsıl olur. binseksen konak olur.derece. tamamen devri. Gence ve Revan eyaletlerinden yine şehrimiz Erzurum'a ulaşır. Buradan Hit. Bunun gibi top zemini enlemler doğrultusunda dolaşmak isteyen kimse. bu hesap üzere yüzbin adımdır. Sint ve Türkistandan.Rumelinden. Yemen'den. bulunmuştur. Buradan okyanusla geçer ve Habeş memleketinden. toprak ve sudan ibaret olan top zemini. üçyüzaltmış günde tamamen top zemin düz bir çizgi üzere ulaşılmak ve yürümek mümkündür demişlerdir. atlı yürüyüş gibi. Semerkant. . güney kutba ulaşır. şehrimiz Erzurum'dan çıkıp. Fas. Bu kaideye göre zihin akıl sahiplerine. seri olursa yediyüzyirmi konak olur. Ulak gibi çok hızlı yürünürse. artık değildir. kuzeye azimetle Karadeniz'in doğu sahilinden. Bu kimse kuzeyden gidip. ikinci kısımda yarım derece. Zira ki bir zira iki ayakır ki. üçüncü kısımda tamam bir derece bir güne kat olunur. Mekke-i Mükerremie'den. doğudan gelmiş olur. Mesela temiz beldemiz Erzurum'dan yerküreyi dolaşmak niyetiyle bir kimse batıya doğru hareketle. güneş güney burçlarına vardığında. Çin ve Maçin'e ulaşır. yeni keşfolunan Növözemle yerlerinden geçer ve güneş kuzey burçlarında iken. top zeminin bir derece mesafesi. kuzey kutbu altından geçmekle bize nisbet taban tabana ve yeraltından yürüyerek. dağları ve denizleri hesaba katmadan. mutedil bir yürüyüşle olursa. Velhasıl. Bu takdirce top zemimi enlem ve boylam doğrultusuyla yürüyüp dolaşmak.

âhalisinin tavır ve sıfatlarını bildirir. memleketlerin ve beldelerin her biriyle oniki burç arasında alâka ve bağlantı ispat olunmuştur. yedi gezegene mensup olduğundan gayri. gece müşteridir. Dördüncü üçlü. Bu erkek burçlar. havahi ve erkektir. Burada . Yönlerde kuzeyle dübür arası buna nispet olunmuştur. Bunun gibi dörtte ybir meskûn dahi burçlar üçlülerine benzer dört kısım itibar olunup. ühal ve utarit olduğundan. suya mensup ve dişidir. güneş. İkinci üç burç. dört üçlü bulunmuştur. Kuzeyle Saba arası buna nispet kılınmıştır. unsurlar âleminde Hak'kın emriyle tesir eder. Üçüncü üçlü doğuda. İslâm filozofları. Birinci kısım. Bu unsurların ve bileşiklerin feleklere ve yıldızlara bağlantısı ve intisabı vardır. Güneş ile dübür arası buna nispet kılınmıştır. Bunlar. gece utarittir. batıda. gece utarittir. zühre ve ay olduğundan. beldelerin burçlar üçgenine nispeti bulunmuştur. Yönlerden güneyle Saba arası buna mensup bulunmuştur. Bunlar. gece aydır. bu üçlünün müdebbiri gündüz güneş. Ey aziz. güneyde topraksal ve dişidir. Halbuki hakiki müessir ancak Rabblerin Rabbidir. kuzeydeki ateşsel erkek burçlardır. müşteri ve merih olduğundan. zühal ve utarit olduğundan. bu üçlünün müdebbiri gündüz zühre. bu üçlünü müdebbiri gündüz zühre. felekî konumlar.Beşinci Madde Dörtte bir oturulur yerin burçlar üçgeni ile yedi gezegene mensup olan belde ve yönlerini. Bu alâka. her bir kısım bir üçlüye nispet kılınmıştır. zühre. Yedi iklim hakikatte anlatılan tertip üzere. Burçlar üçlüleri yukarıda kendi bölümünde tafsil olunup. bu üçlünün müdebbiri gündüz zühal. Avrupa namıyla isimlendirilen batı ve kuzey arası olduğundan önceki üçlüye mensup bulunmuştur. malûm olsun ki. bu oluşum ve bozuşum âlemi içinde câri olan durumlar ve eserler hakikatte Allah'ın tesiriyle olduğunu ispat edip demişlerdir ki: Esîrî cisimler. Bunlar. Yıldızlar ve felekler aletler misalidir ve sebebdir. Birincisi.

Orada oturanlar bu gezegenlere çok itibar eder bulunmuştur. oğlak burcu ile zühal yıldızına benzer. asya nâmıyle isimlendirilmiştir. ahlâkı yırtıcı hayvan ahlakına eğilimlidir. bedeneri tedbirinde. gayretli olmazlar. ilim ve öğrenmeye meyyal olup. günah bilmezler. Onun için büyükleri mülk ve riyasete nâil oluşturlar. Çünkü bu üçlünün müdebbiri. lâkin ikinci üçlüye benzerdir. Kadınlardan ziyade oğlanlara sevgi duyup. gündüz zühal ve zühredir. elbise ve yaygılarında nakış ve süse tâlip. İkinci kısım. Girit. gerçi üçlünün evveline dahildir. sema ve raks. kadınlara hırs ve muhabbet galip olup. refahet ve . Çoğunluğu. hareket ve cima. yorgunluk ve meşakkate dayanıklı. Fransa aslan burcunda ve güneşe nispet olunmuştur. lâtif ve temiz bulunmuştur. O doğu ve güney arası olduğundan onun beldeleri ikinci üçlüye nispet kılınmıştır. Aşık meşrep ve dost canlısı olurlar. Onun için ahalisi genellikle ahlaklı. Onun için sâkinleri vahşî ve mütehavvin olup.oturanlar. Özellikle İstanbul. Akdeniz ve Karadeniz nihayetleri arası. temiz ve sevimlidir. Bunlardan sonra meskûn bölümün ortasına yakın olan Rumeli ve İstanbul çevresi. Bu sebebten halkının çoğu riyaset ehli bulunmuştur. birbirine yakın ve sağlam mizaçlı. İspanya ve Portekiz. Şu halde bunların tedbirinde zühre ve utarit müşterek olduğundan. yay ile müşteriye mensuptur. sonraki parçaları dişidir Bu kavim ya çoğunca kadınları emrinde gaflet üzere olup. Roma. silah kullanmaya ve siyasete yönelik. riyaset ehli. anlayışlı firasete mail. önceki üçlüde olan riyaset sebebiyle işlerin çoğunda akıcı ve serkeş görünmüştür. Kıbrıs ve küçük Asya sahilleri yani Anadolu. musikiyi sevip ondan lezzet alırlar. sâkinlerinin çoğu siyasetçi. Yöneticisi zühre olduğundan. lâtif suretli ve sirette mutedil bulunmuştur. Üçlünün önceki parçaları erkek. Zühre yıldızına benzeşme iktizasınca bunlarda. Özellikle İngiliz ve Nemçe koç urcuna ve merihe benzerdir. Çünkü gece müşteri ve merih tedbirde müşterektir.

merih . Yemen ve Arap yarımadasının tümü önceki üçlüye benzer kılınmıştır. müşteri ve utarit olduğundan. kadınlara benzemeye özenip. Çünkü bu üçlünün tedbirinde gündüz. Bunun beldeleri olan Mısır. Özellikle Azerbaycan memleketleri ikizler ve utarite mensup olduğunda halkının çoğu hareket.şehvete rağbet edici olmuşlardır. Bu kısım üçüncü üçlüye mensup kılınmıştır. ağır davranma onlarına şanına gelmiştir. müşteri. büyük iltifat ve rağbet kılmışlardır. temiz ve iffetli müşahede olunmuştur. hikmetli ve fıtnet dolu. nefesleri müessir ve güçlü. halkının çoğu nakışlı elbise giyip. vehimleri yüksek ola. Hatta gömlekleri dahi sade değildir. Mizaç ve tabiatlarında hararet üstün bulunmuştur. mazarrat ve hıyanet üzere bulunmuştur. Gürcistan. tembellik. Dağıstan. Lâkin tedbirde zühalin iştiraki iktiza eder ki. boğa burcu ve zühreye mensup olduğu için. merih ve utarit bulunmuştur. Sudran ve Mağrip kendi misali bulunmuştur. Dördüncü kısım. Afrika ismi verilen batı ve güney arasındadır. evlerinde nakışlı yaygılar sermişlerdir. Bu kısım dördüncü üçlüye mensup bulunmuştur. Hile. Arabistanın mamur yerleri yay ile müşteriye mensup olduğundan. selim. tuzak. Üçüncü kısım. halkının çoğu vahşî ve gaddar bilinmiştir. Şu halde bunların müdebbiri. Lâkin cüzlerinin tek tek nispetleri hükümleri bu tarz iledir ki: Acem beldeleri. halkının çoğu halim. Erkeklere meyl etmeyip. Bunun müdebbiri zühal. yürekleri şecaatli ve şiddetli. o diyarın çoğu rahatlık üzere olmuştur. Maveraünnehir yani Türkistan Hıta ve Hotan memleketleri ve Tataristan bu kısımda kılınmıştır. Saksonya ismi verilen doğu ve kuzey semti bulunmuştur. Onun için halkının çoğu üstün ve tüccar olmuştur. Fırat ile Dicle arası ve Bağdat çevresi başak burcuna ve utarite. Maveraünnehr semtleri kova ve zühale mensup olduğundan. Bu kısmın bu üçlüye genel benzerliğinin hükmü budur.

Halkının meliklerinin işlerine kadınları müdahalede geri kalmaz. Erkek ve kadın çoğu işlerde karışık olup. Özellikle Akdeniz sahilleri yengeç ve aya mensup olup. halkının ahlakı yırtıcı hayvanlara benzeyip. halkının çoğu. Bunların zayıf nefislileri korkak ve alçak bir kavimdir. birbirini öldürmekten korkmazlar. ölülerini tazim ederler. hükümleriyle gitmişlerdir. Sait ve Habeş memleketleri. bir kadını birkaç kimse zevce edinip. Diyarları yeterlilik ve rahat üzere olduğu bilinmiştir. Yaşayış ve içkileri hayvanlar gibidir. tedbirinde zühal. Uzak batı ülkeleri akrep ve merihe mensup olduğundan. Özellikle Mısır ve İskenderiye ikizlere ve utarite mensup olduğundan. çoğunca husumet edip. halkının çoğu tüccar bulunmuştur. Türkistan ahalisi genellikle ona itibar edip. Ey aziz. Altıncı Madde Zamanın. Hindistan filozofarı. Çoğu kâhin ve remilci olup azarlar. o diyarın halkı muhtelif gelenekler üzere olup. Habeş memleketleri ve ortaları kova ile zühale mensup olduğundan halkı balık yemeyi sever. müşteri ve utarit müşterek olduğundan. oniki hayvan üzere dönüp.ve zühre müşterektir. Her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratan Allah münezzehtir. tecrübe ve sınama ile tesirlerini hükümlerini ispat etmişlerdir. Onun için zamanın hükümlerini "Türkistan Senesi" ismiyle adlandırmışlardır. idrak ve anlayış sahibi olup. Şimdi zamanın hükümlerini açıklayan manzumemiz . Dışarıdan gelen hâkimlere tâbi ve teslim olurlar. cihandakilere böyle Hak'kın emriyle sirayeteni bulup. Kadınlara fazla rağbet edip. gizli sırlar çıkarmaya ve garip ilimleri öğrenmeye oldukça eğilimli bulunmuştur. cimaa çok hırslı ve meşgul olurlar. zamanın oniki hayvan üzerine deveran edip. her sene birine benzemeyle değişmesinden yeryüzünde olan tesirlerini bildirir. yılda birini ahlakıyle nitelenip. malûm olsun ki. erkekleri de kadın kıyafetinde gezerler.

NAZM Allah adı hoş işler evveldir Her dem Allah diyen kişi velîdir Hamd lillah dahi salat ve selam Fahr-ı kavneyn ve âline be-devam Bade ism-i ilah ve hamd ve salat Sal-i Türk oldu seksenüç ebyat Hakkı der sal-i Türkü nazm ettim Nisbet-i hüküm remzine yettim Cümle ahkâmı sali Türkanı Hükema mezhebince bil anı Hükema kavlin itimad edemem Hem de küllî yala deyip gidemem Ekser ahvale vâkıf olmuşlar Akl ile tecrübe ile bulmuşlar Sal-i Türkan ki devr-i daimdir Oniki canvar huyuyle revam Muttasıl ola cümle halk-ı zaman Faredir pes bakarla kaplandır Sonra tavşan sinekle yılandır Andan attır ganemle maymundur Mürugdan sekle huk ol oyundur binyüzaltmışbeş oldu çünki bu yıl ikibin altmoşüçte rumî yıl Mah-a âzerdle bir muharrem hem Sal-i hicrin birini tarh et o dem .bunda yazılmak münasip görülmüştür.

Bilmek istersen olduğun sali Nisbeti kangı canavar hali bak bu tarih-i hicrette o zal Vâki olan sinin-i rumien al Ol üç sali tarh kıl be neşat Sonra onikişer edip iskat Kaç sene kalsa fareden başla Bir sene her birine bağışla Kangı hayvanda âhir olsa heman Ol yılın hâkimidir ol hayvan Yıldır üç fal ve evveli dört ay Dört ay ortası dört ay âhiri say Sal-i şemsiledir çün nisbet-i hal ibtida-yı hameldir ol sal Bulsa bir kimse doğduğu sali Bilinir tab' ve huy ve ahvali Çün gelir sal-i fare hoşluk ola Evsat-ı salde çok yağışlık ola Ahir-i salde fitneler uyanır Cenk olur niceler deme boyanır Kışıdır hem dıraz hem sırma Fareler gılleyi eder yağma Doğsa mevlüt fi evail-i sal Zeyrek olur ziyade hûb hısal ol yılın evasıtında doğsa veled Dediler ol yalancıdır huyu bed Ahir-i salde doğa bed kerdar .

Olur ol husut hem mekkar Çün bakar sali gelse bimari Çoğ olur hem sudadan zari Fitnelerden mülük olur gamnâk Çappâ nevine erişe helak Kışı müşted olur dahi kütah Meyveler hem soğuktan ola tebah Ol salde doğsa kız ya oğul Gayriler işine olur meşgul Evsatında doğan olur pür nur Zeyrek ve huyruy ve hem mesrur Ahir-i salde doğsa peyveste Gönlü gamlı olur teni hasta Çünkü kaplan yılı gelir be te'ab Halka düşer adavet ile gazab Nasa çok nakz-ı had olur pişe Pes düşer cümle havf ve teşvişe ihtilaf-ı mülük olur o zaman Isıran canavar çok olur ol an Zelzele ola bazı sahrada Keştiye âfet ere deryada Kışı kısa ziyade soğuk ola Gözler nehirler suyu çok ola Ol yılın evvelde doğan uşak Ali himmetlidir yüzü yumuşak Evasıtında doğarsa kâmil olur Ahirinde cebban ve kâhin olur .

Çünkü tavşan yılı olur vüsat Çoğ olur meyvelerle her nimet Sulh ile dola hep zemin ve zaman Halk sıhhatle bula emn ve eman Hoş kışı mutedil baharı bahar Yazı yaz çar fazlı hub ve nigâr Ol salde doğsa malı olur Bed huy olur velî vefalı olur Evasıtında doğan olur yahşi Ahii mükesser ola hem vahşi Çünkü mahi yılı gelir bisyar Ola harb ile fitneer bîdar Kendüm ve cüv çoğ ola hem erzan Kim kesir ola berf ile baran Kışı gayte dıraz olur hem serd Kim ziyan eyleye ağçalara berd Ol yılın evveli doğan nâçar Ahmak ve bed güher olur ber kâr Evsatında doğan halim ola nerm ahiri bed huy ola hem bî şerm Çok gelir nevbetiyle sal-i yılan AHer taamın ola bahası giran Kışı gayetle nerm ve kısa olur Kaht olup her gönülde gussa olur Ol sal doğan olur hâmuş Bil ki sözleri hem işleri hoş Evsatı doğan oa bed etvar .

Ahiri ber şekl olur bed kâr Çün gelir sal-i esb ba şer ve şur Eyleye cenk ve harb ve fitne zuhur Sayfi hoşzer' ve gılle çoğ ola p¹ak Çar paya erişe renc ve helak Kışı nerm ve dıraz olur gayet Erişe meyve cinsine âfet ol say doğan çeker zahmet Hem olur pür muhabbet ve hikmet Evsatı yahşi işlidiry hoş huy Ahiri gamlı bed huy ve bed guy Çünkü Sal-i ganem gelür gamnak Keştiler bahr içinde bula helak Harb olur sürat ile sulhü bulur Hayr olur sürat ile sulhü bulur Hayr ve ihsana say' eden çoğ olur Kışı nerm ve dıraz olur vâki Ol sal doğan olur nâfi Evsatında doğandır âsude Ahir olur pelid ve fersude Çünkü maymun yılı gelir hayırsız Çoğ olur yankesici hem pîrsiz Ol sene halka çok sitemler olur Hastalık eşter ile esbi bulur Kışı gayet kasîr ve soğuk ola Ineb az dişiyle yiyiciler çok ola ol sal doğan olur bed ruy .

Lik handan ve şad olur hoş ruy Evsatında doğarsa olur hasud Ahirinde doğar olur bî sud Sal-i mürg olsa hastalık yoğ ola Gılle erzan ve meyveler çoğ ola kışı nerm ve dıraz olur gyaet Hamile zenlere erer âfet Ol sal doğanda hüsn ve cemal Olur az kısmeti fakir'ül-hal Evsatı müezzi halk ona düşman Ahiridir sehi sever mihman Çünkü it sali gelse gılle ve nan Hem aziz ola hem bahası giran Çoğ olur mevt ve katl-i insanî Hem de düzd ve muhil ve şeştanî Kış hafif ola meyveler hem ucuz kışınde emn ve eman olur şeb ve ruz Ol salde doğa kız ya oğul Ola her guy ve hem haris ve ekül Evsatında doğan eder gavga Ahirinde kanaat ee vefa Çün gelir sal-i huk olur hasta Emir ve ayan şehr peyveste Padişahlar aralarına hilaf Vâki olup çoğ ola cenk ve mesaf Çoğ olur hınta ve şair kalil Afet eyler darıya hem tacil .

. Binyüz altmışbeş oldu şimdi bu yıl. Bu oniki hayvan: Faredir. koyundur. Bunları akıl ve tecrübe ile bulmuşlar. kuştur. fakat hepsi de yalandır deyip gidemem. Türklerin senesinin bütün hükümlerini filozoflar mezhebince bil. Türkleri senesi. Zamanın halkı hep ona bağlıdır. Türk yılı seksenüç beyit oldu. Hamd Allah için salat ve selam.Halk yerden yere kona ve göçe Hem reaya müşevveş ola kaça Çoğ olur onda düzd tarraran Ola kış nerm hem dıraz o zaman O salde doğsa bir ferzend Olur ol tez gûy ve hîş pesend Evsatında doğarsa kâzib olur Ahirinde halim ve ragıp olur. hoş işlerin evvelidir. Rumî yıl ise ikibi altmışüçtür. Allah adından. Onlar durumların çoğuna vâkf olmuşlar. köpektir. domuz eniğidir. Hem olur sal-i fare devr-i zaman Hoş bu tertip ile eder deveran Halkı fehm eyledinse ey Hakkı Masivayı yok eyle bul Hak'kı (Allah adı. Mart ayında altmışdörttü. tavşandır. kaplandır. Filozofların sözüne itamat edemem. remzine yettim. Allah'a hamd ve peygambere salattan sonra. yılandır. Otuzüç yılda bir yıl eksilir. sürekli devreder ve oniki canavar huyla akıp gider. Hakkı der: Türk senesini nazmettim ve hükmüne nispet edip. Her dem Allah diyen kişi velîdir. attır. iki cihanın fahri ve onun âline olsun devamlı. sinektir. inektir. maymundur.

Hangi hayvanda son bulursa. o yılın hâkimi o hayvandır. huyu ve durumları bilinir. Dört ayaklılara helak erişir. Senenin sonunda doğan. O sene doğan kızlar. Herkes korku ve karışıklığa düşer. Zenaatkârların çoğu insanlara verdiği sözde durmazlar. Yıl üç mevsimdir. o zaman hicrî yılın birini çıkar. Denizlerde gemiler âfet erer. Bazı yerlerde zelzele olur. inek senesi gelince: Hastalık çok olur. Tavşan yılı geniş olur. Fitnelerden dolayı melikler gamlı olurlar. Kış çok soğuk olur. oğlanlar. Bir kimse doğduğu yılı bulursa. güzel yüzlü ve mesrur olur. baş ağrısı artar. o sene. Fareler buğdayı yağma eder. Kışı şiddetli ve kısa olur. Her mevsim dört aydır. Gözler ve nehirlerin suyu çok olur. Her yerde sulh olur. tabiati. gönlü gamlı ve teni hasta olur. nurlu. Sene sonunda doğanlar. O yılın ortasında doğanlar. Sonunda doğan peynirci ve tembel olur. niceleri kana boyanır. Ortasında doğan. Senenin başlarında doğanlar zeki ve iyi huylu olurlar. Isıran canavar çok olur o zaman. Senenin başı ise koç burcunun evvelidir. kötü huylu ve yalancıdırlar. Sene ortasında çok yağış olur.Mart ile muharrem aynı zamana rastlasa. Cek olur. rumî senelerden hangisine düşer. haset ve düzenbaz olurlar. Eğer bilmek itersen hangi senede olduğunu ve hangi canavara nispet olduğunu: Bak o hicrî tarihte. Sene sonunda fitneler uyanır. Meyveler ve her nimet çok olur. . olgun olur. Senenin ortasında doğan. Meyveler soğuktan mahvolur. Melikler arasında ihtilaf olur. kötü işli. Kış. Durumun nispeti güneş senesiyledir. Kaç sene kaldıysa fareden başla. hem uzun hem soğuk olur. zeyrek. başkalarını işiyle meşgul olurlar. her oniki yseneye karşılık bir seneyi at. Fare senesi gelince hoşluk olur. O üç seneyi çıkar sonra onikişere bölerek düş. Kaplan yılı gelince: Halka düşmanlıkla öfke düşer.

Sonunda doğan ötü huylu ve utanmaz olur. kötü tavırlı olur. Ortasında doğan. zahmet çeker. kötü yüzlü olur. yazı yaz olur. Buğday arpa çok olur. baharı bahar. O senenin evvelinde doğan. kötü huylu fakat vefalı olur. Sonunda doğan. Üzüm az. Sonunda doğa kötü şekilli ve kötü işli olur. Ortasında doğan. gönüllerde gussa olur. harb ve fitne ortaya çıkar. Koyun yılı gamlı olarak gelince: Denizde gemiler helak olur. O sene doğan faydalı olur. O yıl doğanın malı olur. sessiz olur. hasetçi olur. fakat yiyicisi çok olur. Kıtlık olur. Aynı zamanda bilgili ve sözleri hoş olur. âsude olur. o sene doğan. Sene başında doğan. Eki ve buğday çok ve temiz olur. Kışı yumuşak ve uzun olur. O yıl halka çok sitemler olur. Yılan yılı geldiğinde: Yiyecekleri fiyatı artar. Kar ve yağmur çok olur. At yılı. O sene doğan. Meyvelere âfet erişir. . kötü huylu ve kötü sözlü olur. gamı. Kışı oldukça yumuşak ve uzun olur. Ortasında doğan halim ve yumuşak olur. Sonunda doğan kırıcı ve vahşi olur. Kışı gayet kısa ve soğuk olur. Dört mevsim de sevimli ve sevgilidir.Halk emniyet içinde sıhhat bulur. Ortasında doğan. fakat güler yüzlü ve iyi huylu olur. Maymun yılı gelince: Hayırsız ve yankesici çok olur. Deve ve atlar hastalanır. Sonunda doğan. aynı zamanda muhabbet ve hikmet dolu olur. kötü huylu ve kötü işlidir. Ortasında doğan. Ortasında doğan yahşidir. Harb olur. Dört ayaklılara illet ve helak erer. Hayır ve ihsana çalışan çok olur. kötülük ve karışıklıkla gelince: Cenk. güzel işli ve hoş huyludur. çaresiz. ahmak. Ağaçlara soğuk zarar verir. kötü ve donuk olur. Kışı uzun ve sert olur. hemen sulh olur. Balık yılı gelir Çok harb olur ve fitneler uyanır. Kışı hoş ve ılımlı. Kış oldukça kısa ve yumuşak olur. Yazı hoştur. Sonunda doğan.

sene. Köpek yılı gelince: Buğday ve ekmek hem kıymetli. hem pahalı olur. Neşat: Sevinç. Buğday çok olur. Hırsızlık. Sonunda doğan vefalı ve kanaatlı olur. Darıya âfet dokunur. savaş çok olur. 27-BÖLÜM:027: DOKUZUNCU BÖLÜM Yeni astronominin şöhret bulduğunu. Ortasında doğan. kaidelerinin kolay ve muhtasar olduğunu. halim ve istekli olur. meyveler ucuz olur. Sek: Köpek. Sal-i şems: Güneş yılı. âlemin . Ganem: Koyun. bolluk ve meyve çok olur. Hâmile kadınlara hep âfet erer. İbtida: Başlangıç. çabuk konuşur ve kendini beğenmiş olur. Sonunda doğan. O sene doğan iyi ve güzel olur. Kışın gece-gündüz emniyet olur. Mah-ı âzer: Mart ayı. Bu düzen ile denir. ortasında doğan. kavga eder. Hamel: Koş burcu. kısmeti az. gecikme. O seni doğan oğlan. cömert ve misafirperverdir. Tedahül: Geri kalma. Zamanın dönüşü yine fare yılına gelir. Be: İle. Tarh: Çıkarma. Reaya karışır ve kaçar. hırslı ve obur olur. Hırsız ve soyguncu çok olur. Müruğ: Kuş. Sonunda doğan. Huk: Domuz eniği. Tavuk yılı gelince: Başkan ve şehrin ileri gelenleri hep hasta olur. Halk yerden yere konar ve göçer. Halkı anladınsa ey Hakkı! Masivâyı yok anla. Fasl: Mevsim. eza edici olur ve halk ona düşmandır. Kışı yumuşak ve oldukça uzun olur. yalancı olur. Kuş senesi olunca: Hastalık yok olur. Kış ılık ve uzundur. Çâr: Dört. kötü sözlü. O sene doğan kız veya oğul. Sal-i Türkân: Türklerin yılı. hile ve şeytanlık artar. Hak'kı bul.) (Sal: Yıl. Padişahlar arasına anlaşmazlı düşer. arpa az. Sinin: Seneler.faydasız olur. yerin dönüşüle hareket kıldığını ve yerin ekseninin. Kış hafif olur. Ortasında doğan. Cinayet ve ölüm çok olur. hali fakir olur.

Sonra.eksenine paralel ve kutbuna karşı olduğunu. hareket ve duruş halindeki keyfiyetlerini. Zira ki onlar. filozof ve astronom olan eski ve yeni bilginler. bu görüşlerine düzen verip sağlamlaştırmak için çalışıp ihtimam ettikçe. Filozofların çoğunluğunun isabetli görüşleri üzere birini seçip onda karar etmeleriyle. geri döndügünü ve düz gittiğini. bütün cisimlerin merkezi olmak üzere. gezegenlerin bu astronomiye nispetle duyduğunu. güneşin çevresinde gezegenlerden biri gibi hareketli ve dönücü. onlara. hepsine cevap verildiğini. yazılmış ve açıklanmıştır. âlemin merkezinde hareketsiz durup topzemini. Böylece insanlardan soğukluk ve öfke ve buğz bulurlardı. gökleri bir hal üzere hareketsiz farz ve itibar etmişlerdir. halkın akıl ve idrakine muhalif ve gördüklerine aykırı olan yerin hareketine kail olurlardı. ta'n ve saldırı taşlarını vururlardı. yeni astronomların bunu ispat ettiğini. sade dil olan avam. eski astronomi nâmiyle şöhret bulmuştur. Eflatun dahi ömrünün sonunda yerin . esiri cisim küreleri (felekler) ve unsurî cisimlerden (dört unsur) ibaret olan âlem küresinin yapı ve mahiyetini. konumlarını tertibini ve tavırlarını. bütün unsurların en mükemmeli. Bu görüşü seçen eski astronomidir ki. feleklerin tabiatlarinde astronomların ihtilaf kıldığını dokuz madde ile açıklar. Ey aziz. İkinci görüşe meyl ve rağbet eden filozofların görüşlerine göre: Ateşten ibaret olan güneşi. eski zamandan son günlere gelinceye değin yerin döndüğü konusunda görüşler eksik olmayıp. bu yeni astronomiye itirazlar olup. Birinci Madde Yeni astronominin şöhret bulup itibar kazandığını bildirir. sair gizli durumlarını açıkladıklarında iki görüşe ayrılmışlardır. malûm olsun ki. kendini tanımak ve Alah'ın yarattıklarını düşünmek için bu "Marifetnâme" de buraya gelinceye dek. Lakin bu cümle ile bile.

dini işlerden ve kesin şeylerden değildir. Ancak gaflet olunmasın ki. üç ayda dairesini kateder görünmüştür. ortada. cihanın yaratıcısının acaip sanatındandır. Burada utarit yıldızı. feleklerin durumları belirlenmiş olup. âlem küresi ne şekil ve yapıda olursa olsun. Bundan sonra zührenin dairesini kuşatır bir büyük daire . âlemin yapısını taklitle evlerinde ve kiliselerde çerağ ve ateş yakarlar imiş. muhal bir iş olduğuna itimat ve itikat etmek dinî gereklerden ve kesin işlerdendir. gök ve yer cisimlerinin terkibi her ne keyfiyette bulunursa bulunsun ve bu çarh-ı felek her ne takdir ile dönerse dönsün. Ey aziz. bu durumlara itikat ve itimat etmek. âlemin merkezinde. dairesinin sekiz ayda dolaşır. İkinci Madde Yeni astronominin kaidelerinin kolay ve mazbut olduğunu bildirir. malûm olsun ki. kuşatıcı ve sâkin konulmuştur. yeni astronomlar demişlerdir ki: Önce güneş sabit bir yıldız bulunmuştur ki. Zira ki. meşhur olmuştur. sonraki bilginler zamanında rasat âletleri ve kanunları fazla kihtimam ve tecrübe edilip. Böylece sonrakiler çoğunun tercihi olup. o yönle devranı âlemin yaratıcısının kudretinin kemalindendir. rasatçılık gelişmiş ve gözetleme işleri sürmüş olup. gerekli gözlemlerle feleklerin durumları nizam buldukça. Hata bu görüşe katılanlar. güneşin çevresinde seyr ve deveran edip.hareketine kail ve bu görüşe yönelmiştir. hiçbir zaman âlemin sonradan yaratıldığını inkâra mecal olmadığına ve bütün bunları Allah'ın olgun bir şekilde yarattıkları olduğundan gayri hayal. yeni astronomi nâmıyle yaygınlaşıp. ikinci görüş bir mertebe revaç bulmuştur. Bundan sonra utaridin dairesini kuşatan zühre dairesinin dairesidir. güneşin cismini lâvi bulunan utarit dairesinin dairesidir. Bu âleme ne zan ile bakılsa. Filozofların bu cihanı çeşitli biçimlerde anlatması. Zühre. Bundan sonra güneşe yakın olup. Asırlar ilerledikçe devirler geçtikçe.

büyük bir güneş cismi menendi olup. Bu dokuz yıldız. kendi dairesinde bir devresini tamam eder. Yine bu büyük daire üzere yer cisminin çevresinde ayın dairesi tayin olunmuştur. o yıldız. merih yıldızı iki seneye yakın zamanda. zühali merkez edinip. âlemin yapısını tahlil içi vazolunan şekiller ve daireler. hoşluğunun genişliği sayısız sabi yıldızlarla süslü bulunmuştur. çevresinde seyr ve deveran edip bir ayda tamam kendi dairesini kateder bulunmuştur. o dairesini otuz senede kateder hesap olunmuştur. yeri merkez edip. bu bölümün sonuna bırakılmıştır. Bundan sonra merih dairesi. Onun kalınlığı. Yerküre su ve hava unsuruyle kuşatılmış olup. Bütün bunlardan sonra bu dairelerin tümünü kuşatan sabit yıldızlar feleği burçlar göğünden bilinmiştir. yerin büyük dairesini kuşatıp. ay. nice gezegen yıldızın hareket ve dönüş üzere oldukları rasat üzere bilinmiştir. yeni astronomlar demişlerdir ki: Evvela yerküre . yerin büyük dairesinde zikrolunduğu üzere. Üçüncü Madde Ey aziz. beş yıldız. Bundan sonra müşteri dairesini kuşatanzühal dairesidir ki. Yeni isimlerle bunlara: Aycıklar adı verilmiştir. Sabit yıldızlardan her biri. basitlerden her birinin cismi çevrecinde. müşteriyi. bulunmuştur. kendisine merkez edip. Bu görüşe göre. Bundan sonra merih dairesini kuşatan müşteri dairesidir ki. çevresinde seyir ve dev eran eylediği misali dört yıldız. onlarla beraber yıldız misali geniş daireyi bir sene tamamında dolaşır bulunmuştur.ispat olunmuştur. Ay dahi. müşteri yıldızı o özel dairesini oniki senede kateder müşahede kılınmıştır. malûm olsun ki. yeri. Bu yıldızlardan başka. dördü müşteri etrafında ve beşi zühal etrafında hareket eder ve döner görünmüştür. âlemin merkezinde konulmuş ve kuşatıcı güneşin beyan olunan tavır ve tarzı üzerine. sonraki bilginler zamanında asat olunmuştur.

ikinci olarak.kendi büyük dairesi üzerinde hareketiyle. koçun hizasında iken. yengecin karşısında olan oğlak burcunda gözlenmiştir. güney burçları . elbette güneş onun karşısında olan terazide bulunmuştur. çevresinde dönüyor farzolunsa. Yer. koç ile güneş arasında bulunup. yerküre dahi kendi büyük dairesinde batıdan doğuya hareket ve seyir ile burçlar feleğinin meydanını tamamiyle dolanıncaya dek. dolanmadan geri kalmadığı gibi. Çünkü yer. Mesela yer. burçlardan birinin hizasına gelse. elbette o anda güneş. burçlar dairesini beher gün terti üzere kat ederek. beher gün yirmidört saatte bir dönüşünü tamam eder hesap olunmuştur. yine batıdan doğuya kendi ekseni üzerinde hareketiyle dönüp. Çünkü yer. yer o senelik hareketinden başka. güneş ile burçlar feleği arasında vâki bulunmuştur. Şu halde yer. güneş ile burçlar feleği arasında vâki bulunmuştur. kaçınılmaz olarak o vakitte güneş. kendi merkezi çevresinde kendi ekseni üzere dönüp. elbette o esnada güneş dahi kuzey burçlarının karşısında bulunan güney burçlarının birinde görünmüştür. o düz yerin uzunlamasına meydanına tamamen geçinceye dek kendi ekseni üzere hareketiyle dönüp. yerin güney burçlarında o kadar zaman gecikmesinden bulunmuştur. Aksi dahi buna kıyas ile bilinmiştir. günlük hareketiyle batıdan doğuya hareket eylediğinden. bize nispetle güneş ve bütün yıldızlar günlük hareketle doğudan batıya hareket eder görünmüştür. Güneşin kuzey burçlarında sekiz-dokuz gün kadar fazla eğlenmesi. Velhasıl yer. Yerin bu iki hareketinin misali budur ki: Mücessem bir küre. o burçların karşısında olan burcu gelir görünmüştür. düz bir araziye atılıp. sene tamamında o büyük dairesini tamamen bir kere devreder bilinmiştir. kuzey burçlarının birinin hizasında olduğunda. batıdan doğuya hareket edip. Bunun gibi yer. Yengeçte olduğunda yani yengecin hizasına geldiğinde. Zira ki yer. dönen küre. sürekli dolanır bulunmuştur.

kutuplarının hizasında olduğunu ve onunla gece ve gündüz saatlerinin muhtelif olup. malûm olsun ki. senelik dairesiyle güneşitleyicinin yüzeyinden güney ve kuzeyde bulunmuştur. ki (V K H) açısı yanına eğilir bulunmuştur. kutupları. Şu halde bu surette güneşin şuası. (Durumun hakikatini en iyi Allah bilir. asla bir vakitte ve hiçbir mekanda dört mevsimin değişimi ve birbirini takibi olmazdı. her anda burçlar feleğinin hissedilen ve özel olan tarafına yönelik olarak değişir görünmüştür.) Dördüncü Madde Yerkürenin ekseni. dairesinin ekseni gibi burçlar dairesinin eksenine paralel bulunsaydı. senelik hareketiyle güneşin etrafını dolaşır oldukça. Yirmiüçbuçuk derece burçlar dairesinin ekseninden uzaklaşıp. âlemin eksenine farz olunan hizalanmasını daima koruyarak. yeni astronomlar demişlerdir ki: Yerkürenin ekseni. Yerin kuşağı olan ekvator. Şu halde yer dairesinin ekseni. mevsimlerin değişimi belirli zamanlarda olur. Çünkü yer. daima her yerde gece ile gündüz eşit olup. dik olmak üzere ulaşır . Eğer yerin ekseni. güneş onun karşısında olan yengeç burcunda göründüğünde yer. senelik dairesinin üzerinde kendisine ve güneşitleyicinin yani âlemin eksenine paralel ve kutupları kutuplarının hizasında bulunmuştur. senevî dairesinin üzerinde güneşitleyici dairenin eksenine paralel. Ey aziz. âlemin eksenine paralel kılınmıştır. yerin ekseni olan (SM) hattı. âlemin eksenine paralel olmayıp. yani yer oğlak burcuna hizalanıp. burçlar ekseninin dairesi gibi yirmiüçbuçuk derece uzak olur bulunmuştur. Elbette yer.hizasından hareket ederken senelik dairesini bir miktar genişletmekle. Mesela Yaz mevsimi geldiğinde. dört mevsimin oluştuğunu bildirir. dairesinin güney yarısında ziyadece duraklamak lazım gelir bilinmiştir. noktasında konulup. yerin senelik dairesinin yüzeyine altmışaltıbuçuk derecesinde.

Bu sebepten güneş. gece ve gündüzün birbirini takibi ve uzaması: Dört mevsimin değişim ve farklılığı iki kutup altında doksanıncı enlemin gece ve gündüzü bu . belki yengeç dönencesinde yirmiüçbuçuk derece güneşitleyici daireden kuzey kutbu semtine doğru uzak olmak üzere ulaşır bilinmiştir. Bu sırada yer. yerin kuzey yarısını tamamen aydınlatıp. yer günlük hareketiyle noktasına vardığında yani terazi burcunun başlangıcına eriştiğine. sonbahar mevsiminin başlangıcında (A) noktasına geçtiğinde. Lakin güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua. yerkürenin güney yarısını tamamen aydınlatıp. Bahar mevsiminin başlangıcında. güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua ki. kuzey burçlarıda görünür oldukça. yeryüzüne güneşitleyicinin koçun başlangıcına vâki olan noktasına ulaşır bulunmuştur. O yerin yüzeyine. kendine ve âlemin eksenine paralellik üzere farz olunmuştur.görünmüştür. Zira ki şekil dışı bir yerde bulunmuştur. güneşitleyici dairenin terazi burcunun başlangıcı itibar olunan noktasından ulaşır müşahede olunmuştur. güney kutbu tarafında bir derece kadar yeri terk eder bulunmuştur. güneş onun karşısında olan terazide görünmekle. yer (H) noktasına geldiği sırada (SM) ekseninin eşitliği olduğu üzere kalıp. Bu surette yine iki kutbun taraflarına eşitlik üzere ışık saçılır bilinmiştir. güneşe dönük bulunduğundan. İki kutbun taraflarında olan yere eşitlik üzere yayılır bilinmiştir. kuzey kutbu tarafına bir derece yeri terk eder müşahede olunmuştur. yerin ekseni olan (SM) hattı. koç burcunun hizasında bulunup. Şu halde güneşin merkezinden yerin merkezine çıkan şua. yerin güneşitleyici dairesinde ulaşmayıp. Şu halde yeni astronomiye göre. âlemin eksenine dik olur bulunmuştur. güneşin şuası oğlak dönencesi yerinde yerin yüzeyine dik eriştiğinden. bizlere açık olmaz. Lakin bu takdirce yerin aydınlık semti. Bundan sonra kış mevsiminin başlangıcı erişip. Bundan sora yer. güneş o vakitte koçta görünmüştür. yerin yüzeyine.

kendi tabiatleri gereğince batıdan doğuya hareket ederlerken. yahut (D Y) noktası. büyük feleğin yirmidört saat müddetinde kendi içinde kuşatılmış olan feleklerin hareketleri ve hareketlerinde bulunan süratleridir ki. ilk hareket ettiricinin yani büyük feleğin genişlik ve büyüklüğüyle o acaip ve garip sürattir ki. Kudret-i İlahiyede son tayin etmeye cesaret edenlerin yanında sözü edilen iş. bize gayet uzak olduğundan. (Vallahi a'lem. Yer kutunun yüksekliği daima aynı tarafa ve tepemizde olan aynı yıldıza ve bir ölçüye bakış ile ortaya çıkmış buluna. Ey aziz. büyük feleği muhalefet ederek. fikir ve mülahaza lazımdır ki. Şu halde bunda ellbette lazım gelir ki. yerin ekseni. halbuki bizden pek uzak olan sâbitler feleğine nispetle yerin senelik dairesi ancak bir nokta kadar gelmiştir. ziyadesiyle uzak ve garip ise de. sâbitler feleğinin daima onun aynısı bir noktasına dönük olmuş görüne. yine .yolla bilinmiştir. kendi senelik dairesinin herhangi noktasında bulunursa. Gerçi yer. Biri dahi.) Beşinci Madde Yeni astronominin kaideleri kuvvet bulup. Bunlardan biri. bir nokta kadar görünmüştür. mesela (B C) noktasına. her biri. onunla beher gün doğudan batıya olan dönüşünü tamamlar bilinmiştir. Bu yeni astronominin gereği olan yerin hareketini uzak görüp. eski astronominin dahi bundan ziyade nice işleri kabulden uzak görünür ve bilinir olmuştur. gerçekte burçlar feleğinde yani kendi senelik dairesinde bulunan hareketiyle kâh oy yıldıza. malûm olsun ki. Şu halde yerin sâbitler feleğinden uzaklığı ve yakınlığı fark olunmaz olmuştur. muteber olduğunu bildirir. kâh bu yıldıza. işin aslında uzaklaşma yoktur. kabul etmeyenlere. kâh güneye ve kâh kuzeye ziyade yakın olursa da. dikkatli bir bakışla düşünülse. yeni astronomlar demişlerdir ki: Yerin senelik dairesinin hizasında bulunan şâbitler feleğinin.

yerin bu hareketinden çıkar bilinmiştir. Bu harekete onun için gece ile gündüz eşitliğinin tekaddümü denilmiştir.büyük feleğe uymakla her gün doğudan batıya bir kere dönüş hareketlerini tamam ederler denilmiştir. o günlak hareketle ilk hareket ettiricinin mıntıkasında olan sürat. kuzeyden . O iki nokta burçlar sırası hilafı üzere yani doğudan batıya geçerler. karışık bulunmuştur. üçyüzbin kat fazla ve şiddetli olmak gerek. Zira ki sâbitlerin burçlar sırası yüzere bulunan hareketleri. yerin ekseni asla bir vakitte ve hiçbir cihetle konumunu değiştirmeye. harekete daha fazla isidatlı olan yerin küçük cisminin. akla daha yakın olmuştur. Yerin bu hareketi bir tertip üzere olmayıp. burçlar kuşağı dairesiyle güneşitleyici dairenin kesişme yerleri ki. kâh yetmiş senede bir derece ve kâh altmış senede bir derece miktarı muayene kılınmıştır. denildiği öyle demek değildir ki. kâh yüz senede bir derece. Yerkürenin o senelik dairesinde hareket eder oldukça ekseni aynı eşitliğini korur. Zira ki yerin eksenin gayet yavaş olan hareketle yirmibeşbin sekizyüz onaltı güneş senesinde burçlar feleğinin çevresindeki bir daire çizer bulunmuştur. üst yüzeyinin şekli henüz bilinmeyen büyük feleğin içinde bulunan büyük feleklerin kendilerine nispetle bir habbe ve bir nokta kadar olan yerin çevresinde dolanmalarından bu küre şeklinde olup. şu halde o büyük cisim olup. işin aslına muvafık gelip. Yerin bu hareketinden lazım gelir ki. durumun gerçeğine uygun. Şu halde yerin ekseni. Ta ki bu müddette bir dönüşünü tamamlamak mümkün ola. Şu halde sâbit yıldızların burçlar sırası üzere yani batıdan doğuya olan hareketlerinin ortaya çıkması ve gece ile gündüz eşitliği noktasından doğuya doğru bulunan uzaklıklarının fazlalaşması. büyük güneşin etrafını senede bir kere dolanması çok daha kolay ve layık olup. Halbuki bir tüfeğin kurşunu seyrinde bulunan süratten. gece ve gündüzün eşit olduğu nokta bulunmuştur.

Zira ki beş şaşırmışın duraklama ve geri dönüş gibi muhtelif durumları ancak bizim hareket halinde bulunan yerde bu yıldızlara baktığımızdandır. yeni astronomlar demişlerdir ki: Gezegen yıldızlardan beş şaşırmışta bulunan yavaş hareket.T. Ancak faraza âlemin merkezi olan güneş üzerinde bulunmuş olaydık. Nitekim daha önce açıklanmıştır ki. gözümüze bu tür hayaller asla görünmez olurdu. duraklama.K. farz olunmuştur. Bundan sona yer (L) noktasından (B) .güneye ve güneyden kuzeye yalnız yirmidört dakika miktarı hareket eder bulunmuştur. Yerin senelik dairesi (B.B) dairesi olsun ki merih bu dairenin bir yayını kat edinceye dek yer kendi dairesinde olan dönüşünü tamam eder. kâh geri dönüşle nitelinmiş görünmüştür. Şimdi deriz ki.R.H. yer (L) noktasında ve merih (T) noktasında bulundukları vakitte merih yıldızı.A. kolaylıkla bilinmiştir. Zira ki onların dönüş hareketi benzerli ve düzgün bulunmuştur. müştei ve zühalden önce bitirir. Onlar bize kâh yavaşlıkla. Bu sebeptendir ki utarit ile zühre bazen güneş ile yer arasında ve yer yine güneş ile üç yıldız arasında bulunurlar. Ey aziz. Öyle ki yerin mihverinin ucu bu tür bükük ve sarmaşık hareketle bir bükük ve sarmaşık daire meydana getirir hayal edilip.K.) Altıncı Madde Yeni astronomiye nisbetle beş şaşırmış gezegenin yavaş hareket etme ve duraklama keyfiyetini. geri dönme ve düz gidiş bu yeni görüşe göre döndürücü feleğe muhtaç olmayıp. kâh duraklama ile. Mesela merihin dairesi dahi (T. (Durumun hakikatini en iyi Allah bilir.Y.D. sabitler dairesinden (M) noktasında görülür.F. utarit ile zühre güneşin etrafında bulunan senelik dairesini geri kalan üç yıldızdan yani merih. Bundan sonra sabit felek (M. düz gidiş ve geri dönüş mahiyetini bildirir.C. üç yükseğin açıklanmasında farz ederiz ki düz şekile güneş (A) noktasında olsun.N) dairesi olun. malûm olsun ki.L) dairesi olsun.

yıldız ile güneş arasında yakın olmak üzere intikal eder. . sabitler dairesinden (La) noktasında muayene olunur. Bundan sonra yer (B) noktasından (H) noktasına ve yıldız (D) noktasından (K) noktasına varır. utaritten ziyade zamanda kendi dairesini dolaşır görülmüştür. Elbette bu surette olan durumuna geri dönüş adı verilir. ikinci duraklama ve ikinci yavaşlama hasıl olur. bu değişiklikler onda yavaş bulunmuştur. Şu halde burçlar tertibinin hilafında geri dönüş görülür. Bu tafsil ki utarit hakkında tasvir olunmuştur. malûm olsun ki. Bundan sonra (T) noktasında görünür. Ey aziz. dinî konularda ve rasat ve astronomi ile ilgili kanunlarda önce şöyle itiraz olunmuştur ki: Bu yeni görüş tabir olunan görüşler. Zühre hakkında da aynısı geçerlidir. yavaş gidiş ve duraklama önce hasıl olur. sürat ve düzgün gidiş denilir. Nitekim yukarıda açıklanmıştır. Ancak farkı budur ki. zühre. Bu vakitte yıldız. Bu sırada yine (La) noktasında hissedilip. Şu halde bu surette burçların tertibine göre olan hareketin (M) noktasından (La) noktasına tacil etmesi müşahede olunup. semavî kitapların bildirdiklerine aykırıdır. Öyle ki yer. Bundan sonra yer (C) noktasına ve yıldız (Y) noktasına ulaştıklarında bu sırada yine yıldız (F) noktasında görülmüş olup.noktasına ve yıldız dahi (T) noktasından (D) noktasına geçsin. Bu bölümde yazılan açıklamalar yeni astronomiye belki pek eskiye nümune olmaya kifayet ettiğinden şimdi bu görüşe yönelen sorular ve cevapların yazılmasına geçilmiştir. yeni astronomlara. Burçlar tertibi üzerinde hareket eder bulunur ki düz gidiş ve sürat denilir. Zira ki. Yedinci Madde Bu yeni astronomlara yöneltilen soruları ve cevapları bildirir. Bundan sonra yer (A) noktasına ve yıldız (R) noktasına vardıklarında o vakit yine yıldız (F) noktasında bulunur.

Zira ki yer. demektir. hakikatte hareke edici olan kendisini. mücerret görüşümüze göre. Küçükler de. o girdabı olan ince ve yumuşak maddenin belirli parçaları arasında daima kuşatılış olup. hükmü ki. durumu ve şanı böyle ola. daima sakindir. Şu halde siyak ve sibaka göre yer. Asla bir vecihle kendisine rağbet ve iltifat olunmaya layık ve şaheste değildir.Ve her şeye ki. Faraza olduğu itibariyle de asla rağbet ve iltifata layık ve seza değildir. Kastedilen mânâ ile gizli ve gerçektir. inkılap ve değişimden uzaktır: Her ne kadar ki bazen kendisinde oluşum ve bozuşum vâki olursa da. çok katı hükümer semavî kitaplarda irat olunmuştur bu cümleden olarak. denilirse memnudur. Bununla beraber ki. demek. bu yeni astronomiye göre dahi haddizatında hareket ile nitelinmiş olmayıp. deyip cevap . biri gelir. toplam itibariyle asla ne dağılır. Böyle olunca sözün tamamı budur ki: Yer daima sakindir. Yer daima sakindir. Tevrat'ta aya: Büyük kandil. vâkıa bakar olduğumuzda. bu yeni görüş tabir olunan tahayyüllere dahi asla rağbet ve iltifat olunmak layık ve seza değildir. konuşarak bu minval üzere cevap etmişlerdir ki: Yer. İmdi. adı verildiği vârittir. Bir daha bu tarz ile cevap vermişlerdir ki: Dinî işlere ve yaratılışa bağlı oldukları takdirde. her ne kadar ki kabullenilirse de asla faydası yoktur. ne de bozulma kabul eder. nurunu dahi güneşten alır bulunmuştur. yani yeri kuşatan o yumuşak maddeden ola girdabıdır. ay diğer yıldızlardan küçük olduğundan başka. cevabını dahi büyüklerde reddederek böyle vermişlerdir ki: İşin aslı olmak üzere rağbet ve iltifat olunmağa mahal yoktur denilirse. Diğer kitapların söyledikleri bu mânâya irca olunmuştur. yer daima olduğu gibi baki kalır. Zira ki yer. Zira ki bu sözün o yerde başlangıcı böyledir ki: Oluşumun biri gider. Tevat ciltlerinde şerh olunmuştur. hemen gemiye giren kimsenin gemi içinde sakin olduğu gibi yer dahi yumuşak maddenin muayyen parçaları içinde daima sakin olur.

etmişlerdir. mesela kuzey kutbunun yüksekliği her zaman bir üslup üzere kalmazdı. Çünkü önce dediğimiz gibi. bize. belirli yerimizi başucu noktamızda bulunan belirli noktayı değiştirdiğimiz zamanda elbette bize feleğin bir başka kıtası zâhir olur. Yani bu şart. daima yerin bir belirli kıtasında sabit ve durucu olmaz. Bunların cevapları dahi böyle olmuştur ki: Yer. önce görür olduğumuz kıtası. Doruk ile etek dahi bu minval üzere tayin bulmazdı. kendi senelik dairesinde hareket eder olsaydı. Onun için şart olunmuştur ki. baktığımız yer olurdu. Ona bedel. âlemin ekseni ile daima aynı hizada bulunur. başucu noktamızda bulunan yıldız. Şu kadar var ki. bizim için bulunan belirli ufku ve başucu noktamızda olan belirli noktayı kaybettiğimiz ve değiştirdiğimiz vakitte bulunmuştur. asla göremezdir. Başucu noktamızda bulunan yıldızlar. tamamıyle gizli olur. Felek küresinin belirli bir yarısı yani belirli dokuz burcu tamamıyle er vakitte bizim karşımızda olup. bir nokta kadar görünür. Yerin daima bir belirli yerinde olduğumuz zamanda bir kararda görünmüştürki. âlemin merkezinden uzak olup. Zira ki. Astronomi ve rasat kanunlarına dayanılarak. kuzey kutbunun daima tek yol üzere olan yüksekliği bizim görüşümüze göre bulunmuştur. daima zâhir olur. Çünkü yerin ekseni. ona nispetle yerin büyük senelik dairesi. ekseni yüzere hareket ettiği takdirce. Daha önce onu biz. Adı geçen kutbun yüksekliği ve başucumuzda olan . mesela kuzeyden güneye doğru veya güneyden kuzeye doğru yerküre üzerinde hareket edip. Şu halde belirtilen üç hükme göre. daima yerin bir belirli noktasında durmamız şart ve lazım gelir. bu görüştekilere itiraz olunmuştur ki: eğer yer. sabitler feleği bizden o kadar uzaktır ki. daima ortada olmazdı. Her vakitte sâbitler feleğinin belirli bir yarısı bize mukabil gelmezdi. kuzey kutbunun yüksekliği her zaman bir üslup üzere olup.

Kuzey burçları hizasında harekette iken yine güneşe yakın olmak durumuna geldiğinde. bu görüşe göre yerin hareketinden bulunmuştur. Sekizinci Madde Bu yeni astronomlara. bir nokta kadar görüne. bununla beraber. Bu astronominin dour ve eteği hükümleri aynen eski astronomideki gibidir. mekanların en aşağısı. sözü edilen küçüklük ile asıl maksadımız bulunan feleklerin durumlarının nizamı ispat olunmuştur. Ancak farkı budur ki. tabiat kaidelerine dayanarak olan itirazları ve cevaplarını bildirir. Bu görüş inanılmayacak mertebe uzak bulunmuştur. Doruk ile eteğin tayinleri lüzumuyle olan çelişkiye böyle karşı olmuştur ki. güney burçları hizasında harekette iken dahi güneşten uzak olmak ve konumunu bulmağa doruk hâsıl olur. Binaların ve ağaçların dahi aşları aşağı gelip yıkılırlardı. (Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır). yerin bir noktası. . onunla yerin senelik büyük dairesi. Bundan başka. burçlar feleğinin hareketinden ve bunda yine yerin yavaşlamasından bilinmiştir. eğer yer hareketli olsa. Onda değişen doruk ve etek. eteği peyda olur. Şu halde bu tür ilimlerde bunun gibi olmaz görülecek kati işler çok bulunmuştur. elbette hissolunurdu. Sabitler feleğinin bizden ta o miktarı uzaklık mesafesi ki. Bu itiraza böyle cevap olunmuştur ki: Çünkü kabul edilmeyen bu hüküm. o senelik dairesinde. âlemin merkezidir ve mekanların en aşağında yine ağır cisimlerden olan yerkürenin sakin olması en uygun ve en gereklidir. Ey aziz. oda uzaklık ve yakınlık güneşin hareketinden. malum olsun ki. senede dayanmamıştır. bu yön üzere yer. Onun için zarar vermez denilmiştir.yıldızlar dahi değişken olur. Bundan sonra bu cevapların koruyucusu bulunan mukaddimeye itiraz olunmuştur. yeni astronomlara tabiat kaidelerine dayanılarak itirazlar olunmuştur ki.

Çünkü ağırın inişi. Zira ki ok. Kuşlar havada uçarken. batıya giderken. batıdan doğuya gelen yerin yüzeyi. İspat delilleri şüpheli ve reddedilmiştir. su görüntüsü gibi yerle beraber hareket eder olduğumuzdan. Gerçi büyük taşlar ve ağır cisimler. lakin yerküre hemen ağır bir cisim gibi kendi yerinden hareket etme olmak lazım gelmez. doğu tarafına atılan oktan pek çok ziyade menzil alırdı. ayniyle o taş gibidir. Zira ki. Zira ki. sair yıldızlardan ağır olması dahi henüz malum değildir.Ağır cisimler yukarıdan aşağıya dik olarak inemez olurdu. Bu. yer yüzeyiyle beraber harekette olurdu. Bu itirazların tek tek cevapları böyle verilmiştir ki: Yer. yerin hareketini hissedemeyiz. onu karşılamakla. Belki aşağıda ve yukarıda olmaları bize kıyasla bulunmuştur. bunların ayakta durması ve sebatı lazım gelir. dümdüz varacak oldukları noktalar. belirlenmiş değildir. Bundan başka yerin tabiatına bakıldığında. yerden ayrıldıkları anda yine yere dönerlerse de. hareketinden gayri sözü edilen yumuşak maddenin hareketinden dahi pay alması muhakkaktır. geminin sereninden dibine doğru atılmıştır. çünkü yer onların yuvalarını alıp birlikte götürür. doğu tarafına doğru yuvarlandığı zamanda bulunan hareketinden pek çok yavaş olurdu. yuvalarını bir daha bulamazlardı. bu durumda onlar. bu tür taşların yukarıdan aşağıya atıldığı halde serenin dibine düştüğü tecrübe ile . mekanların en aşağısı mıdır. değil midir? Henüz tespit edilip. ağır cismin yukarıdan aşağı doğru dik olarak inmesine bir engel yoktur. yerle birlik o yumuşak madde içinde kuşatılmış olup. Yine cevap olunmuştur ki: Biz. Belki bu delilden. o okun yerin yüzeyinden kat ettiği mesafe çok olurdu. Yer sakin olsun yahut yumuşak madde ile hareketli olsun. Elbette batı semtine atılan. ki. Onun doğuya gitmesinde bu hareket olmazdı. Bundan başka batıya doğru atılıp yuvarlanan top nesnenin hareketi. binaların ve ağaçların dahi eğilip kırılmadıkları bundan bilinir.

yani denizin kenarından bakanlara o taşta iki hareket olur ki. tıpkı buna benzer ki. Evvelki gök. Lakin geminin dışından. feleklerde artma. biriyle dik olarak iner. feleklerin tabiatlarında yani feleklerin maddelerinde ihtilaf edip. demişlerdir. yani hacim. Bu yeni astronomiye taraftar olanlar. denizde balıklar suyun hareketinin etkisinde kaldıkları gibi. filozoflar. kuşlar dahi havanın hareketinin etkisinde kaldıklarından. yoğunlaşma. göklerin tabiatlarını ve sayılarını bildirir. geri dönüş ve duraklama ve yerlerinden çıkma kabul etmezler. Ey aziz. salabet. Belki bu hususta doğrusu budur ki: Ne ağır cismin ve ne adı geçen taşın inişi denilen hareketi kesinlikle düz değildir. azalma. belki kavisli bir hat çizerek hâsıl olur. saffet ve şeffet üzere olup. yuvalarından uzaklaşmaları ve ayrılmaları lazım gelmez. harekette şiddet ve zayıflama. Geri bizim görüşümüze göre ki geminin içinde dik tahayyül olunursa da. feleklerin tabiatları sulu ve yumuşaktır: Yarılma ve birleşme kabul eder cisimlerdir. Böyle olunca. esirî cisimlerin maddesine ve musammat cisimlere.bilinmiştir. Batıya doğru atılan okun düşüş mesafesi ziyade bulunmaz. eski astronomiye rağbet edenler yukarıda açıklandığı üzere. Bu yeni görüşe göre: Göklerin sayısı üçe hasredilmiştir. yarılma ve birleşme olmayıp. Öyle ki. bir kimse bir geminin güvertesinden sereni dibine bir taş attığında. göklerin maddelerinden hacim ve salabeti kaldırıp. Doğuya doğru atılan yuvarlanan kürenin hareketi daha hızlı olmaz. biriyle dahi geminin hareketine uygunluk eder. o iki hareketiyle bir eğri çizgi çizdiğini gözlerler. aşın düşüşünden gayri geminin hareketinden dahi hissedar olmasıdır. Dokuzuncu Madde Bu yeni astronomiye göre. demişlerdir. doğru hareketle indiğini muayene eder. . malum olsun ki. seyrelme. bu. Gemi sakin olsun veya hareket halinde olsun ve buna dahi aynen öyle sebeb.

yaratıcıyı tanımaya vesile bulunan insanlar âlemine ayna olarak konulan büyük âlemi. cisimler ve tabiatlar hep suretlerdir bil! Çünkü hakîm olan Allah'ın sanatı âleme şâmildir. bileşikler. sâbitler feleğinin kalınlığı mesafesi her ne kadar geniş ise de. saadetnâmemizden dahi güzelliklere ve sanatlara yol açıcı ve iletici olmak için onaltı rubai yazarak. unsurlar. Bu yeni astronominin. İkinci gök. bu ibretgâhı yarattın: Felekleri unsurları.) Eflak ile devr eder kevakib her an . felekler.) Eflak ve anasır ve mevalîd ey dil Ecsam ve tabayi ve suverdir hep bil Çün âlemdir hakîm-i sun'u şâmil Pes heyet-i âlemi tefekkür hoş kıl (Ey gönül. O halde âlemin hey'Etine iyi tefekkür kıl. ötesinde bu feleği kuşatan büyük feleğin sınırsız ve sonsuz olması araştırılarak kesinleşip. İlahî. beş yüzyıldan bu ana gelinceye dek. Bizim muradımız ve maksadımız olan. güneşi e ayı. bu cevihle bu yönden dahi seyr için bu miktarca yazma ve açıklama ile yetinilip." (2/115) dedin. bize nâzır olup gözetlediğimiz sabitler feleğidir.unsurları ve gezegenlerin tümünden ibaret olan topluluktur. eşyanın hakikatini bize göster. Üçüncü gök. sonraki bilginleri makbulü bulunmuştur. Halk eyledi ey Hüda bu ibretgâhı Eflak ve anasır ve bu şems ve mâhı Kur'an'da dedin fe semme vech'ullah (Ey Hüda. Kur'an'da: "Hangi tarafa yönelirseniz orası Allah'a ibadet yönüdür. eski astronomiye uygun bütün kaide ve hükümleri kuvvet bulup. metinde sözü edilen şekillerin buraya çizilmesi münasip görülmüştür. saadet ehli için dinlenme yeri tayin kılınmıştır. bu bölüm tamamlanıp.

bu kelimeleri iyi anla mânaya dal. Felekleri ve unsurları harfler ve kudret. bütün bileşikleri İzzet'in kelamı bil. ne görüp işitse Meva'yı yâdeder. Dalgaları koyup. Rabin kelimelerini anla.) Bulan kelimat-ı Rabbi'den mânâyı Hiç olmaz o harfgîr ve kor kavgayı Tuba ona kim o fehm eder eşyayı Ne görü işitse yâd eder Mevla'yı (Rabbî kelimelerden mânayı bulan. cihanı ibret kitabı bil. Bu Rabbin kelimeleri ola eşyaya bak. çok ibret al. hayvan ve insan olur.) Hakkı dile gel kılma heves dünyaya Emvacı koyup kendini sal deryaya bak bu kelimat-ı Rab olan eşyaya Hoş bu kelimatı anla dal mânaya (Hakkı. Eşyayı anlayana ne mutlu ki.Tesir edib imtizac eder bu erkan Dört tab-ı muhalif olsa memzuc ey can Madenle nebat olur ve hayvan insan (Her an yıldızlar feleklerle döner.) Bu bahr ne eksilir ne artar asla .) Hakkı bu cihanı bil kitab-ı hikmet Eflak ve anasırı huruf ve kudret Terkib ve mevalid ve kela-ı izzet Fehm et kelimat-ı Rabbi al çok ibret (Hakkı. Dört farklı tabiat karışınca ey can. kendini denize sal. gönüle gel! Dünyaya heves kılma. madenlerle bitkiler. Onların tesiriyle karışır bu özler. harflere takılmaz ve kavgayı bırakır.

) Hakkı. ha için ver ehline dünyayı Ednayı unut seversen ol âlayı Emvac ile boş yorulma bul deryayı Yoğ anla bu mâsivayı bil Mevlâ'yı (Hakkı. Yüceyi seversen alçakları unut.) Ah savmla bağlasam dehanı hani Akl okusu nüsha. Dalgalarla boşuna yorulma. Hak için dünyayı ehline ver. asla eksilmez ve artmaz. Allah'ı iste. dalgalar ona bitişik olarak gelir gider. Masivayı yok anla. akıl cihan nüshasını okusa hani Gönül o gizli manayı bilse hani.Emvacı gelir gider o bahre asla Alem ki o mevcler gibidir mesela Kalmaz iki an içinde bâki fasla (Bir deniz ki. cihanı geçici bil. Alem ki. denizi bul. Hani hani!. Can bulsa canın canını!) Ah sumtla bağlasam dehanı hani . sen onu terk et. Caın hayatını iradî ölümde bul. onu iste bil cihanı fânî Bul mevt-i iradide hayat-ı canı "Mütü kable en temütü"ü tanı Dünya seni terk etmeden sen eyle anı (Hakkı. Mevla'yı bil. o dalgalar gibidir mesela. iki an içinde tek fasıl bâki kalmaz. ağzı oruçla bağlasam.) Hakkı.. Dünya seni terk etmeden. "Ölmeden önce ölünüz" hadisini tanı.i cihanı hani Dil bilse o mana-yı nihânı hani Dil bilse o mana-yı nihânı hani Can bulsa o can-ı canı hani hani (Hani.

Dil söylese dinlesem nihanı hani Can görse o mâna-yı cihanı hani Aşkıle bulaydım anı hani hani (Sükûtla bağlasam ağzı hani.) Bir bildim iki cihanı mağrur oldum Ahkam-ı meratibin koyup dûr oldum Çün halile vahdet-i vücuda buldum Pes fız-ı meratibiyle mesrur oldum (İki cihanı bir bildim. Hani hani.. Çünkü bildirimi görüp de hayran oldum ve her mertebede fermana itaatkâr oldum. dinlesem gizliyi hani! Hani o cihanın mânasını can görse. Her mertebesinde Allah'la beraber oldum.) Zannımca yakîn ve sıdkla sıddıkam . uzak oldum. Mertebelerinin hükümlerinde yolumu şaşırdım. Çün hâl ile vahdet-i vücudu buldum. aşk ile bulaydım O'nu.) Hep varlığı bir bilince şadân oldum Ahkam-ı meratibinde nâdân oldun Çün bildiğimi görüb de hayran oldum Her mertebede muti-i ferman oldum (Varlığı hep bir bilince şâdân oldum. Mertebelerin hükümlerinde nâdân oldum. Müşahede zevkini erdim âgah oldum. Mertebelerin hükümlerini koyup.) Tevhid-i vücuda çünki hemrah oldum Ahkam-ı meratibinde gümrah oldum Çün zevk-i şühude erdim âgah oldum Her mertebesinde hoş maa'llah oldum (Çünkü tevhid-i vücuda yoldaş oldum. gönül söylese. mağrur oldum. o anda mertebeleri korumakla mesrur oldum..

Hepsini yedi madde ile açıklar. Hak'kın arzı bil. bütün yedi gezegen yıldızın dört unsurda olan tesirlerinden hâsıldır. Ey aziz. Cihanın sırlarını söyleyen ahmaktır. O şeh ki gayurdur. Şimdi mertebeleri korusam zındığım. varlığı birliğiyle dolu ve araştırıcıyım. Her mertebede varlık diğer hüküm eder. bu muğlak sırdır. gece gündüz. yani tam bileşik cisimler olan üç bileşiği (mevalid-i selâse) ki maden. Hepsi onun güç ve kuvveti ile . Koruyanı koruyan mutlak şehtir. yüksek babaların aşağı analarda bulunan tesirlerinin neticesidir. filozoflar demişlerdir ki: Oluşum ve bozuşum âlemi içinde meydana gelen atmosfer ve üç bileşik. Yedi gezegen ise. Birinci Madde Tabiilerden bulunan bileşikleri tümünün asıllarını ve maddelerini. Yani ay feleğinin içinde vücuda gelen bileşik cisimlerin tamı ve tam olmayanı. Hak'kın emrine itaatkâr ve boyun eğicidir. tam mürekkep cisimlerin cinslerini ve nevilerini toplucu bildirir.) 28-BÖLÜM:028: ONUNCU BÖLÜM Bileşiklerin oluşum keyfiyetini. malum olsun ki.Tevhid-i vücud ile dolu tahkikam Her mertebe çün vücud eder hükm-ü diğer Pes hıfz-ı meratib etsem zındıkam (Zannımca yakînim ve sıdkıla sıddıkım. bitki ve hayvandır.) Bil vahdet-i âlemi ki arz-ı hakdır Ol şeh ki gayûrdur bu sırr-ı muğlakdır Esrar-ı cihanı söyleyen ahmaktır Hıfz edeni hıfz eden şeh mutlaktır (Alemin birliğini.

hem yaratmak hem de emretmek ona mahsustur. onunla karışır. sonu bitkiye bitişiktir. Suların özleri karlar ve yağmurlardır ki. Zira ki madenlerin evveli toprak ve suya. Hayvanların evveli bitkiye ve sonu insana bitişiktir. Üç bileşik çocuk sürekli doğmaktadır. Başlangıçta dumanlar ve buharlar. gayet lâtiftir. dikkat ediniz ki. Bu dördün birbiri ile kaynaşıp birleşmesinden meydana gelen tam bileşik cisimlerin. Bütün bunları yapın. yine güneşin ısıtması ile havaya çıkıp onunla karışır. Nitekim Nazm-ı Kerim'inde buyurmuştur: "Güneşi. yukarıda açıklanan atmosferdir. su. yerin karnına çekildiğinde. Bitkileri nevveli madene ve sonu hayvana bitişiktir. Son mertebeleri temiz nefstir ki. nehir ve deniz sularının incelikleridir ki. Buhar ve dumandan yarı bileşikler oluşur ki. ateş.) Dört unsur ki."(7/54) BEYT Çün yedi erden müdam hâmiledir çâr-zen Tıfl-ı mevâlid hem doğmadadır dembedem (Yedi erkekten dört kadın sürekli hamiledir. hava ve topraktır. lâtif nizamla suret bulmuştur. İnsanî nefislerin . Bundan sonra yerin derinliğine sirayet eden güneşin harareti o koyulaşan özleri kaynatarak maden. orada toprak parçaları ile karışarak koyulaşır. güneşin ısıtması ile havaya yükselir. bitki ve hayan maddesi eder. Alemlerin Rabbi olan Allah ne kadar yücedir. Allah. unsurlara geçer ve değişir. Allah'dır. zalimlerin söylediklerinden yüce olan. yani üç bileşiğin birincisi maden cinsidir ki. taş nevileri dahi ondandır. emrine bağlı kıldı. ayı ve yıldızları.hareketli ve tesirlidir. Buharlar. Bu kâinatın ilk mertebeleri kesif topraktır. Ama dumanlar yerin incelikleridir ki. Bu üç bileşik ancak birbirine şaşırtıcı bir tertiple.

Aşk. o. yağmur ve ysel olur. daii Mürebbi'den kemalini ister. Olgunluğu ancak onda hâsıldır. aslını bulur ve uzak ve yakın. Çünkü dalgalı deniz olur ve ondan buhar. İnsanın kemali. oluşum ve bozuşum cihanı içire rağbetle. Oluşum ve bozuşum her anda yeni ve başka bir yaratılış oldu. gönül ehlidir. cihanı bu hikmetle seyreder. hayvanın kemali insandır. Ey Hakkı! O ki.) . Mecid'in arşı oldu.evveli hayvan ve sonu melekî temiz nefislere ulaşır. Celil'in aşkına ulaşmaktır ki odur muratların aslı ve her ümidin gayesi. Toprağın kemali bitkidir.O geniş gönül. bulut. bitkinin kemali hayvandır. NAZM Bu kâinat-ı cihan hep tebeddül eyler ümîd Semadan arza dek ve zerrelerle tâ hurşîd Cihan kevn ve fesâd içre cümle rağbetle Kemalini talib eyler mürebbiden cavid Kemal-i hak nebat ve kemal-i hayvandır Kemal-i hayvan insandır oldur asl-ı nüvîd Kemal-i âde olur hem visâl-i aşk-ı cemil Ki oldur asl-ı muradât gayet-i her ümid Çü bahr-i mevc olur ondan buhar ve gıym ve matar Matar ki sel olur aslın bulur garib ve bayid Çü aşk seyreder eşyayı devreder daim Her anda kevn ve fesad oldu başka halk-ı cedîd O ki cihanı bu hikmetle seyreder Hakkı Ol ehl-i dildir o vası-i dil oldu arş-ı mecîd (Bu cihan kâinatı ümit hep değiştirir. eşyayı seyreder ve sürekli devreder. gökten yere dek zerrelerle ta güneşe. Hepsi. müjdenin aslı odur.

tuzlu cisimler gibi. taş cinsidir ki: Elmas. Ey aziz. yerin altında oluşup. malum olsun ki. la'l. yakut. Yedi meşhur cismin oluşumu. billur. yedi meşhur cisimdir ki: Altın. Cıvanın oluşumu. yüksek hareketle kaynaşmıştır. Eğer buhar. yerin içinde hapsolan buhar ve dumanlardan oluşan cisimlerdir ki. nişadır ve şap gibi. civa vesair şeffaf olan cevherler oluşur. seylan ve pîruze gibidir. Kükürt ise. Eğer bileşimi kavi olup. Yumuşak ise. onlardan füruu. mermer. Bazı taşlar.İkinci Madde Üç bileşiğin ilki olan madenlerin durumlarını ayrıntılı olarak ve çeşitlerin toplu olarak bildirir. karbonat. bir süre durduktan sonra onlardan füruu ve dalları zamanların geçmesiyle havaya çıkmaktadır. Nitekim bütün bitkilerin ve ağaçların asılları. ancak cıva ile kükürtün nicelik ve nitelikte farklılıklarından ve karışmalarından hâsıl olur. hareketinden . gümüş. nicelik ve nitelikte muhtelif bulunan karışımlar ve bileşimler olmuştur. yeşim. bir miktar yer içinde oluşup durdukta. toprağın ince parçalarına karışıp. zebercet. tuz. kalay. kalsiyum ve kükürt gibi. zümrüt. bakır. rutubetle çözülür. Bütün madenlerin asılları. çekiş kabul ederse. Bazısı ateşle çözülür. kükürt. Şeffaf ve katı cisimlerin oluşumu. Bileşimi kavi olup. madenlerde sert taşlar içinde nice bin yıl uzun bekleyişle safa bulup. duman üzere üstün gelirse. o tatlı sulardandır ki. çekiçle ezilmezse. cıva olur. şiddetli hareketle karşılaşan ve su toprak parçalarından oluştur ki. o su parçalarındandır ki. demir. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin başlangıcı bulunan madenlerin cümlesi. asırların geçmesiyle zeminin dibine girip ve inip gitmektedir. madeni. sıcaktan yağ gibi olmuştur. Eğer duman buhar üzere üstün olursa. kurşun ve tunçtur.

O madenin oluşumu. Tuz. o cıvanın rutubetini emdiyse ve o kükürtün boyama gücü olup. Eğer kükürt ve cıva safî olup. yumuşak yerlerde hâsıl olur. Onların hepsi ancak kükürtler ile cıvadan oluşurlar. Rutubetle ayrışan cisimlerin oluşumu. taş madenler. güneşin harareti ona.taşlaşmıştır. bölgenin toprağına karıştığında. Yağlı cisimlerin oluşumu. yerin içinde bekleyen rutubetlerdendir ki. Eğer kükürt ve cıva saf olup. . nemli. o bölgenin özelliklerinden bilinmiştir. ıslak. Ey aziz. Gümüş ve benzerleri. o yapışkan çamurla suyun kaynaşmasındandır ki. yağlı madenler. yerin yakıcı ve kuru maddelerine suyun şiddetli karışımından hâsıl olur. dağların içinde yumuşak toprak ile karışan taşlar içine oluşurlar. cıva ile uygun bir ölçü bulduysa. adı geçen yedi meşhur cisimdir. kireç ile karışan kumlu yerlerde oluşur. bir bölgeye mahsus bulunmuştur. Kükürt madenleri. filozoflar demişlerdir ki: Üç tür madenden evvelkisi katılardır ki. suyun rutubetini çeker ki. yer. dağlar içinde ve yumuşak taşlı. yağlı ve yumuşak toprakta oluşurlar. pişirmekle yağ gibi koyu olmuştur. madenin hararetiyle incelip ve çözülüp. Şu halde altın madeni. hararetiyle nice bin yıl pişip yandıysa. tabiatlarını ve vasıflarını bildirir. biribirine tamamen kaynaştılarsa. nice bin sene tesir etmiştir. madenin harareti onu. Zaclar ve şaplar. o kükürt. Bu kıyas üzere her maden. o kaynaşıp sarı altın olur. Üçüncü Madde Madenlerden katı cisimlerin oluşumunu. madeni. madenler üç neve münhasır kılınmıştır: Katı madenler. kıraç ve sert yerlerde vücuda gelirler. tamamen karıştıysa. Şeffaf olmayan cisimlerin oluşumu. Tek tek çok olmalarına rağmen. malum olsun ki. kumlu yerlerde oluşur. Kireç madeni.

Letafet ve nezafeti. Zira ki sarı altın. kalay oluşur. Herkes ona muhtaç olmuştur. Dünya erkeklerine kuvvet ve izzettir. yumuşak ve latiftir.ölçüleri de uygun gelip uzun zamanda pişip yandılarsa ve kükürt beyaz olup. kükürt nevileriyle cıvanın ya niceliklerinden veya keyfiyetlerinden hâsıl olduğu tecrübe ile bilinmiştir. Lekesi olmaz. o kaynaşıp. Değerlidir. ateş rengi sarılığı olduğundandır. din ve dünyanın kıvamıdır. Su zerreciklerinin toprak zerreciklerine şiddetli kaynaşmasından. suyu saf kaldığındandır. Şu halde katı madenlere ârız olan farklılık. Cismi paktır. Her iklimde revaç bulmuştur. ayrışmasına ateş bile kâdir olmaz. tabii nefsin ona şua saldığındandır. Güzellik ve değeri. kokusu hoştur. Nitekim denilmiştir: NAZM Ey altın bütün lezzetlerin toplayıcısının Cihandakilerin her zaman sevgilisi sensin Şüphesiz Hüda değilsin velakin Hüda'ya yemin olsun Ayıpların örtücüsü ve ihtiyaçların kadısısın . nakittir. kurşun hâsıl olur. Ama katıların sultanı bulunan altının tabiati sıcak. Rengi sarı ve berraktır. Ağırdır. yağlılığı fazla olduğundandır. Süs isteyen kadınlara lezzettir. Eğer kükürt ve cıva ikisi de bozuk olursa. beyaz gümüş olur. Tadının tatlılığı ve kokusunun temizliği kükürtünün saf olduğundandır. Hüda'nın nimetlerinin en şereflisidir. Berraklığı. Şu halde tabii harareti. cıvası saf ve pak olduğundandır. Eğer cıva saf ve kükürt bozuk olup. Ağırlığı. topraktan olmasındandır. Toprak içinde bin yıl kalsa çürümez. paslanmaz. Eğer bozuk kükürt yanmadıysa. Yumuşaklığı. piştiyse bakır oluşur. Eşyanın en değerlisidir. Tabiatı tatlı. Bu sarı altın. Alem halkının nizamıdır. rutubetten kaldıysa. kaynaşıp tunç olur. Kendi güzeldir. Ateşle yanmaz. Eğer pişmezden önce ona soğuk isabet ederse. İki cihanın ender sermayesidir.

Bakır: Gümüşe yakındır. oluşumu ve bozuşumu onun gibidir. Üç âfet: Değişken su. filozoflar demişlerdir ki: Bütün şeffaf taşlar. kötü kokuya rehavettir. beyazlığı simsiyah olur. Onun kırmızılığının fazlalığı. Tunç: Tabiatı hepsinden daha soğuk ve daha kurudur. her ihtiyacına zafer bulmuştur. Şeffat taşları oluşumu ve renklenişi. Gümüş. Kükürt isabet ettiğinde. Farkı. Ey aziz. Muteber . hararetinin aşırılığından bilinmiştir. Demir'in siyahlığı. tadının kekreliği ve kokusudur. zemin ve maden taşları ve mağaralar içinde hapsolup.Beyaz gümüş: Madeninde maddesi olan kükürt beyaz olmayıp. Şeffaf olmayan taşlarsa. Diğer katı madenlerden ziyade sulu bulunmuştur. Lekesi en yakınına gider. Toprak içinde uzun zamanla çürür. kirinin çokluğu. Dördüncü Madde Madenlerden taş cisimlerin oluşum ve renklenişini kısaca bildirir. nice bin yıl onda kalmakla ziyade safa ve sertleşme ve katılık kazanıp. o sarı altın olurdu. yağmur suları ve rutubet. su ve ateş ile etkilenip kırılmazlar. kırılır. kükürtünün hareketindendir. madenler ile karışmayıp. Şu halde onu. sürekli ateşle erir. karışım parçaları eksik kalsa. tabiatının kuruluğu. Zira ki. doğarlar. beyaz gümüş iken simsiyah olur. Kalay: Beyaz gümüş cinsindendir. güneşin hararetinin tesiriyle olan su ve yapışkan çamurun birleşmesinden oluşurlar. Ona cıva yaklaşsa çekiç kabul demeyip. Lâkin ana karnında cenine âfet erişip zayi olduğu gibi yerin karnında gümüşe üç âfet eriştikte kalaya dönüşür. yağmur sularından yerde hapsolan rutubetlerden oluşup. malum olsun ki. onlardan öyle sert taşlar oluşur ki. Kokusu dahi pistir. sadece renginin kırmızılığı. Allah'ın sanatının tefekkürü için katıların durumları bu miktar yeterlidir. beyazlatmaya ve yumuşatmaya gücü yeten kimse. Kurşun: Bozuk sınıfıdır.

şuasını o dağlar üzerine salıp. yerde kalmazlar. Cevherlerin çeşitleri oldukça çoktur. zührenin maviliği. utaritin rengi ve ayın beyazlığı onları renklendirmiştir. o madenlere böyle istila etmiştir. Kâh olur ki. Kâh olur ki. Nitekim ateşin tesirinden soğuk süt yoğurt olmuştur. merihin kırmızılığı. havada taş oluşur. onları yaratan alemin yaratıcısı Allah bilir. Zira ki. güneşin sarılığı. ona bakanın gözü nur ve gönlü sürur bulur. fakat kurşunla mağlup ve etkilenmesi Hak'kın gayretinden bilinmiştir. toprak ve sıcak çamurdan bulunduysa. yukarıda anlatıldığı üzere. zühalin siyahlığı. taş suda oluşur. zamanların geçmesiyle güneşin hararetinin tesirlerinden kaynaşan su ve yapışkan çamurdandır ki. bu kadarca açıklama üzerine kısa kesilmiştir. Renklerinin farklılığı. madenlerin tümünden daha sert ve daha kavi muayene kılınmıştır. Şuasından yılan kör olur. yerlerine bağlıdır. İmdi. Hepsinin sultanı ve kıymette pahalısı elmas cevheridir ki.cevherle olup. mutlak taş olunur Eğer sıcak yerde olursa. düşe ki. bütün madenlerden daha değerli ve daha saf yaratılmıştır. müşterinin yeşilliği. Buna yakın cevher zümrüttür ki. o çamur taşlaşıp kalmıştır. Eğer kıraç yerlerde bulunduysa. Hepsine üstün ve etkili iken. havaya yükselen duman zerreciklerinin sıcaklığı soğuk isabetiyle soğuyup. ondan tuz ve şaplar oluşur. Kâh olur ki. Taşların farklılığı. Zümrüt cevherinin faydaları ve özellikleri çoktur. yıldırım ile taş veya demir yahut bakır vâki olur.o yapışkan çamurdan kırmızı. taş yağdı derler. madenlerin üç çeşidinin ikinci nevi olan taşlar. Şu halde her yerin bir başka özellikleri vardır ki. o suyun veya o yerin özelliklerindendir. . sarı ve yeşil zaclar oluşur. Eğer yer. Bunun sebebi. Lakin burada kısa kesilmiştir. Şeffaf taşların doğuşu. Her yıldız cevherlerin nice nevillerine delalet edip. gezegenlerin ışıklarıyle vücut bulmuştur.

Madenlerin üçüncü çeşidi bulunan yağlı cisimler. malum olsun ki. Onun namlı kuvveti vardır ki. ona benzediği ile yapışır. su gibi olan öteki cismi kendi bulduğu cismin miraç. mizaç itidaline yakın olduğundan çeşitleri onlardan az bulunmuştur. artış ve beslenme yönünden ilk kemalidir. kendi benzeri vücut bulmak için başlangıç ve madde olur. çeşitleri dahi ondan daha az olup. Bitkilerin cinsi. Bu o kudrettir ki. Tâ o cisim tabiatı gereğince yetişme olgunluğuna ulaşıncaya dek gider. Onların bir şuursuz kuvveti vardır. Şu halde Yaratıcı'nın sanatını düşünmek için madenlerin durumları bu miktar ile yetinilmiştir. her nevhi. şahsın olgunluğu onunla hasıldır. Hayvan cinsi mizaç itidaline bitkilerden daha yakın olduğundan. Onun üreme kuvveti vardır ki cinsinin bekası onunladır. daha izzetli ve nâdir bulunmuştur. Zira ki Allah'ın kudreti sonsuz bilinmiştir. mizaç itidalinin olgunluğu üzere bulunduğundan. Yani bitki cinsinin bir tabiatı vardır ki. Bir nevi dahi. genişlik ve derinlik taraflarından artırır. ey aziz. ondan farklı hareketler ve değişik âletler vasıtasıyla muhtelif hareketler çıkar. Beşinci Madde Üç bileşiğin ikincisi olan bitkilerin durumlarını topluca bildirir. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin ikincisi bitkilerdir. Zira ki madenlerin sınıfları. kıvam. Ona bitki tohumu . onsekizbin nevi bulunup. insanlık âlemi bilinmiştir. o tabii cismin ancak doğuş. fertleri hepsinden az olup. olduğu cismi uzunluk. şahsın bekası onunladır. Ve bitkisel nefsin gıda kuvveti vardır ki. Bu o kudrettir ki kendi cisminden bir cüzü olup. Bu o kuvvettir ki. O kuvvete bitkisel nefs derler ki. unlara kıyas ile tamamiyle atlanmıştır. tabii hararetle cisminden çözülen eksikliğe bedel. bir âlem olarak isimlendirilmiştir. renk ve cevheri benzerine değişip. unsurların mizaçlarının itidalinden uzak olduğundan. gayet çok bulunmuştur. Bu insan cinsi.

Ey aziz. filozoflar demişlerdir ki: Üç bileşiğin üçüncüsü hayvan cinsidir ki. Sonra fazlasını atar. O âciz olduğunda bitkiye ölüp erişip. malum olsun ki. BEYT Her bitki ki yerde biter Allah birdir ve benzersizdir der BEYT Akıllı olanın gözünde ağazların yeşil yaprakları He yaprağı Allah'ı tanıtan bir defterdir. Sonra hazmeder. Bu hayvani nefs için mahsus olan eserlerden iki kuvveti vardır ki: Anlama kuvveti ve hareket kuvvetidir.denir. Ama beslenme kuvveti âciz oluncaya dek işini sürdürür. ya bedenin dışında olur veya içinde olur. Nitekim bitki cinslerine ibretle bakmak için denilmiştir. hazım kuvveti ve atma kuvvetidir. bütün vasıfları ile insanların dillerinde meşhur olduğundan. besinleri çeker. Beslenme kuvveti. kurur. Ama bitkilerin bütün sınıf ve çeşitlerinin sınırını ve hesabını ancak onların yaratıcısı bilir. Anlama kuvveti. İradi hareketle hareket eder. Doktorlara lazım olan bazı parçalar ve ilaçlar. bitki yetişme olgunluğunu bulduğunda duraklar. Altıncı Madde Üç bileşiğin üçüncüsü olan hayvanların durumunu topluca bildirir. Sonra tutar. o hayvani nefstir. Bütün bitkiler. çekme kuvveti. batki cinsinin nevi ve sınıflarının isim ve özelliklerini saymakla mevzu uzatılmayıp: Tek yaratıcısına ve Allah'ı bilmeye vesile olmak için kühn ve mahiyetini bu miktarca açıklama ile yetinilmiştir. tabii cismin ilk kemalidir. Şu halde onun dört hizmetçisi vardır ki. Mümtaz olmayan nefs. Halka lazım olan sebzeler ve meyveler. Namlı kuvvet. yerin bir miktar derinliğinde oluşup eğlendiğinde yavaş yavaş havaya çıkar. özellikleri ile tıp kitaplarında yazılmıştır. . tutma kuvveti.

Dış duyulara ulaşan suretlerin hepsini. Dokunma bir kuvvettir ki.Bedenin dışında olan beş kuvvettir ki: İşitme. yakın olursa. koklama. görme. Tatma bir kuvvettir ki: Dilin cismi üzerine döşenmiş olan sinirler içinde bulunur. Hayvan cisminin çoğuna karışmış olan sinirlerde konulmuştur. hafıza ve tasarruftur. nakşeder. Dimağın önünde bitip biribirine yaklaşması ile raslaşıp ve kesişip ondan uzaklaşmakla gözün yağ tabakalarına ulaşan iki içi boş sinirin ulaştığı yerde konulmuştur. Ona yiyecekten ince zerrecikler karımış olup. Koklama bir kuvvettir ki: Dimağın önünde olan ee başları gibi iki fazlalık içere konulmuştur. o sinirlere ulaşıp onu titrettiğinde orada bulunan işitme duyusu o sesi idrak eder. Bu sinirlerde davul gibi hava hopsolmuştur. müşterek histen alıp. tatma ve dokunmadır. yiyeceğin tadını hisseder. İşitme bir kuvvettir ki: Kulağın alt yüzeyinde döşenmiş olan sinirlerde konulmuştur. Hissedilen bütün suretleri. vehmetme. hayal. kabul edip iç güçlere tev zi eder. Ona iki nurun toplanması dahi derler. Hayvanın içinde olan kuvvetler beştir ki: Müşterek his. bu suretlerin koybolmasından sonra hepsini korur. Müşterek his bir kuvvettir ki: Dimağda olan üç boşluğun birinci boşluğu önüne bağlanmıştır. tasvir eder ve temsil eder. müşterek his. . Görme bir kuvvettir ki. Eğer şiddetli mağaradan veya kuvvetli kaleden hasıl olan sesin keyfiyeti ile nitelenen hava dalgalandığında. ondan dilin cismine değdiğinde. Hayal bir kuvvettir ki: Dimağın birinci boşluğunun sonunda konulmuştur. Onun idraki tükrük rutubetinin aracılığı iledir.

Tasarruf bir kuvvettir ki: Dimağdan orta boşluğun önünde konulmuştur. bağ. müşterek hissin hazinesidir. sinir. yapcıyı lezzetlerin meydana gelmesi için olan hayal edilen yararlı eşyayı veya zararlıyı isteyecek tahrike sevkederse. o bir kuvvettir ki. vehmetmenin hazinesidir. bazısını bazısından ayırmaktır. kurt kendisinden kaçılması gereken bir hayvandır. kendi hissetliklerinden kullanırsa buna: Hayal etme derler. hissolunanlarda mevcut olup. şevk kuvveti dahi derler. yapıcıyı üstün istek için hayal olunan zararlı eşyayı veya faydalıyı defedecek tahrike sevkederse. ona: Şehvanî kuvvet derler. hayal ve hafızadan olan suret ve mânaların bazısını bazısına bileştirip. Hayvanî nefsin hareket etme kuvveti iki kısımdır ki: Sebeb olucu kuvvet ve yapıcı kuvvettir. Nitekim vehmetme kuvveti hükmeder ki. vehmetme kuvveti. Yapıcı. akıl.Bu hayal. sebeb olucu ki. yapıcı kuvveti azaları tahrike sevk eder. Hafıza bir kuvvettir ki: Dimağın arka boşluğunun önünde konulmuştur. Yedinci Madde Hayvan cinsini en şerefli nevileri ve en güzel sınıfları bulunan insan fertlerinin mahiyetini topluca bildirir: . dış hislerle idrak olunmayan cüzî mânaları idrak eder. kendi algıladıklarında kullanırsa buna: Düşünme derler. Vehmetme bir kuvvettir ki: Dimağda olan orta boşluğun sonunda konulmuştur. et ve zardan bileşen kasları. ona: Gazap kuvveti derler. bir kuvvettir ki. Bu kuvvetin durum ve şânı. sıkmak ve gevşetmekle azaların hareketi için hazırlar. Eğer sebeb olucu. Eğer bunu. Bu kuvvet. kaçan hayalde istenen ybir suret veya istenmeyen bir suret resmolunsa. Eğer bir tasarruf etme kuvvetini. Vehmetme kuvvetinin cüzî mânaların hissolunamayanlarından idrak ettiklerini hıfzeder. Bu hafıza. Eğer sebeb olucu.

Bu konuşucu nefsin akıl edilenlerin tümünden halî olup. vasıf ve durumlarını ancak onları yaratan Allah Teâlâ Hazretleri bilir. malum olsun ki.Her nevi başka alemdir. Bu kuvvete nazari akıl ve nazari kuvvet derler. onunla tasavvur ve tasdik edilen işleri idrak eder. yanında bi haysiyetle saklanmaktır ki. bir cevherdir ki: Kendisi hattızatında maddeden mücerrettir. varlıkların şerefi. Konuşan nefs. terbiye eden ve öldüren Allah'ın . Bu akıl öyle latif olsa ki. meleke ile akıl derler. fikir ile nazarıyata geçiştir. Konuşucu nefsin bir yapıcı kuvveti dahi vardır ki. Şu halde toplamı onsekizbin âlem olur.Ey aziz. Bunda. ona bütün nazarıyat düşünmeden hasıl olup. Külli işleri ve mücerret cüz'ileri idrak edip. Lakin işlerinde maddeye yakındır. akla uygun şeyleri mütala etmesidir. Ona akla uygun nazarî şeyler mütalaasız hasıl olup. filozoflar demişlerdir ki: Hayvan cinsinin en güzel nevileri bu insan nevidir ki. tabiat ve şekillerini. Hayvanların bütün nev'i ve isimlerini. Kutsî kuvvet derler. fikre ihtiyacı kalması. Bu onsekizbin âlemi icad ve halkedip. Üçüncü mertebesi. Bunda nefse: Fiille akıl derler. Dördüncü mertebesi: kazanılmış. ona. Bazı kitaplarda yazılmış ve dillerde meşhur olan budur ki: Hayvan cinsi onsekizbin nevidir. onunla insan bedeni cüz'i fiillerden yana kendine mahsus olan görüş ve itikat gereği üzere tahrik eder. kâinatın neticesi ve konuşucu nefse sahip ve ayna odur. Bu mertebede ona kaos akıl derler. fikri işler etmek yönünden vasıta ve âlet olan tabii cismin ilk kemalidir. İkinci mertebesi: Ona bedihi akla uygun şeyler hasıl olup bedihi olanlardan. Bu mertebede konuşucu nefse: Mutlak akıl derler. istediğinde ihtiyaçsız hepsini hazır etmesidir. buna. çocuğun yazı yazma istidadı gibi akıl edilen şeylerin hepsine istidadı olmasıdır. Bu konuşan nefsin akıl edici bir kuvveti vardır ki. sayısı hesaba gelmeyen sınıfları ve ferteri her an dirilten.

âlemin durumları ile meşgul olmak. âlemi seyret. padişahın huzurunda bulunan köle. büyük âlemin durumları ve içinde bulunan âlemleri bu miktar açıklama ile yetinilip. Zira ki. Bu cihanın yapısına hayran olmalı.kudret ve azametini fikretme ve düşünmeye vesile olmakla. kâinatın aynası olan birinci kitap burada bitmiştir. sultandan yüz döndürüp sarayın süslerini seyre dalıp kalmak misali bilinmiştir. Gönül ve can göklerine gel.) NAZM Nazar eyle bu devr-i eflâke / Daire oldu nokta-i hâke Daire içre âlem-i imkân / Alem içre behâim ve insan Oldu insan içinde arş-ı âzîm / Kâbe'tullah yani kalb-i selîm Kalb içinde muhabbet-i şüphân / Ahsen'el-hâlikîn ve âlişân Anın ile vücuda geldi cihân / Bahr ile sanki mevc-i bîpayân Katreden âdemi kılur peydâ / Anı bahr-ı ulûm eder mahzâ . Çünkü yüce istek ve en kısa maksat Hazreti Mevla'nın huzuru bulunmuştur. sonsuz sırların hakikatleri ve bediî sanatların yaratıcısı bulunan cismanî âlem ilminde sınırsız deniz olan rabbanî hikmete bundan ziyade dalınmayıp. cihanın özlerinin öçü nişansız sultanın dergah ve kapusu olan insanın can ve cisminin anatomi ilmine girilmiştir. Bilmeyen evi ister. bitkiler ve hayvandan geçilip. Şu halde âlemin yaratıcısından gaflet edip. Nitekim şu beyitler ile ona işaret kılınmıştır: BEYT Hanenin lazım olan sahibidir Bilmeyen hanesinin talibidir Tâ ki bu cihan hey'etine olmalı hayran Eflâk u dil câna gel et âlemi seyrân (Lazım olan evin sahibidir. insanın emrinde olan madenler. insanın zarfı ve kabuğu bulunan felekler ve unsurlar âleminden geçilip.

29-BÖLÜM:029: . Özünü iyice gözet.(Bu dönen feleklere bak. Allah'ın kâbesi yani selim kalb. âlemin bütün halkı divanındadır. Görünüşte feleklerin hükümlerinin mahkumusun. Onunla cihan vücuda geldi. sana bak. dışarıya bakmayı bırak. "kendini bilen. Mâna yüzünde ne varsa hepsi senin harmanındadır. Sûretâ bu harman-ı âlemde sen bi danesin Mânâ yüzünde ne kim var cümle harmanındadır Saykal ur mirât-ı kalbe taşraya bakmağı ko ASen sana bak cümle âlem halkı divanındadır Vech-i Hakk'a âyinesin sen özünü bir hoş gözet Men arafe sırrındaki mâden senin kânındadır (Bilgisizlikle ykaranlık nerdedir? Doymayan nefsindedir. Rabbi'ni bildi" sırrındaki maden. İmkân âlemi daire içinde âlem içere hayvanlar ve insanlar: İnsan içinde oldu büyük arş. sanki denizle ölçüsüz dalga. gün ve felekler hepsi senin fermanındadır. senin kanındadır. Kalp aynasına cilâ vur. onu ilimler denizi kılar. Hakk'ın yüzüne aynasın sen. Sureta bu âlem harmanında bir tanesin. yaratıcıların en güzeli süphan olan Alah'ın sevgisi vardır. aslında ay.) NAZM Kendedir cehl ile zulmet nefs-i şebânındadır Kandedir ilim ile hikmet bil ânı cânındadır Zâhiren ahkâm-ı eflâkin eğer mahkûm isen Bâtınen ây u gün felekler cümle fermanındadır. Damladan insanı peyda eder. Sen. ilimle hikmet nerdedir? Onun canındadır bil. toprağın noktasına daire oldu. Kalb içinde şanı yüksek.

İKİNCİ KİTAB Bedenlerin aynası olan anatomi ilmi. Birinci Madde Anatomi ilminin faydalarını topluca bildirir. mütehassıs tabiblerin sermayesi. İmam Şafiî (Allah ondan razı olsun) hazretleri: "İlim ikidir: Bedenler. BİRİNCİ BAHİS Anatomi ilminin faydalarını. bedenler ilminin (anatomi) önemli ve lüzumlu ilimlerden olduğunu duyurmuştur. malûm olsun ki. Şu halde anatomi. yakine ulaşanların nefislerinin gıdası. cisim ve canın yükseliş ve inişini. Ey aziz. hakikatin hikmetine ermişlerin neticesi. bedenin değişimini. hayvanî ve bitkisel ve üçleri. din ve dünya hasletlerinin vesilesi. hikmetten ve kendini tanımaktan gafil. dinler ilmi. hayvanî ruhun bedende bazı tasarruflarını. geçici ruhun bekasını. BİRİNCİ BÖLÜM Anatomi ilminin faydalarını. Mevla'yı tanımaya vasıta ve yardımcıdır. isimlerini ve kısımlarını üç bölüm ile anlatır. insan cisminin bileşim ve karışımının. cisim ve canın hürriyetini. bir aziz ve leziz ilimdir ki. tıptan. Halbuki insanların . açık ve gizli uzuvların özelliklerini. Hak'kı tanımaya ulaşmaktan uzaktır. insan bedeninin geliş ve gidiş yerini. bedenlerin bileşimi ilmine: Anatomi ve hürriyet adını vermişlerdir. bedene ilişkin olan insanî ruhu ve geçici olan ruhun bazı durumlarını beş bahisle hakîmâne açıklar. anne gibi olan cihan terbiyesini altı madde ile açıklar." hadisi üzere. filozoflar. can ve cismin geldikleri ve gidecekleri yeri. doğuşunu. anatomi ilmini bilmeyen. Bedenlerin ve ruhların sırlarına ve tavırlarına yetmişlerdir. uzuvların tabiatlarını. Zira ki.

yılanlar ve karıncaların hayat ve bekasına. hepsini en mükemmel yapmıştır. Ama nefsi tanımak. hepsini kemal üzere tasvir ve tadil etmiştir. durumlarında ve tavırlarında hiçbir kusur koymayıp. ondan Rabbinin seni. yaratıcının kudretinin şaşırtıcılığını onda müşahede edersen. Üçüncü fayda budur ki: Hak Taâlâ'nın sana ondan çeşitli lütûf ve inayetlerini. hakîm olan Yaratıcının kudretini kesin ilimle bilirsin. en mükemmel nizam ve en güzel yaratılış ve intizam üzere yaratan Hallak-ı zü'l-Celal'de acz ve kusur tasavvuru muhal iştir.çoğu onu bilmekte aldanmıştır. Şu halde. hikmetlerden. ziynet ve yaşayışına gerçek sebeb olan. şefkat ve merhametlerinin kemalini idrak edip. . Şu halde anatomi. Alemlerin Rabbinin bu lütûf ve keremleri. Allah'ı tanımanın anahtarıdır. Zira ki Yaratıcı Taâlâ. Şu halde ondan. bu mânâyı duyurmuştur. bunun gibi bütün eşyanın benzerlerini toplayıcı olan muhtasar binayı ve süslü şekli." buyurup. insan nefsini tanımanın anahtarıdır. sadece insana mahsus değildir. Eğer tahsil eden olursa da. he an terbiye kıldığını yakın bir gerçekle müşahede edersin. sinekler. Şu halde ondan yaratıcı olan Allah'ın alîm ve hakîm olduğunu yakîn gözüyle mütalaa edersin. Ancak Allah'ı tanımak için onu tahsil eden metanet bulup. bedenlerin bileşiminde. bilirsin ki. faydalardan ve zinetlerden bir kusur koymayıp. kediler. tıpla mâhir olmak için eğilir. anlayışlı ve süslü bileşiği icat eden yorulmaz Yaratıcı'da ilmin kemali olmamak ne ihtimaldir. eğer anatomiyi mütalaa edip. Belki onsekizbin âleme şâmildir. kuşlar. Hak'kı tanımaya nispetle. arılar. canavarlar. İkinci fayda budur ki: Bunculeyin faydalı. Nitekim İmam Gazali (Allah ona rahmet etsin): "İmkanlar âleminde daha bediî durum olamaz. Hatta atlar. Birinci fayda budur ki: Böyle bir bileşim eserini seyredip. güneşten zerre. kendini tanımaya ve ondan Hak'kı tanımaya ulaşır. sana üç türlü faydası olur.

bedenin yaratılışında o kadar acayip sanatlar. bedenlerin azalarının bazı özelliklerini bildirir. kendi yiyeceği ve içeceği olmayıp. sınırlanamaz ve özetlenemez ve sayılamazdır. Rahman'ın evidir. ona sevgi duyup. Allah'ı tanımak. ya Rahim! İkinci Madde İnsan bedeninde olan Yaratıcı'nın garip eserlerini. filozoflar demişlerdir ki: İnsanın en büyük rüknü kalbi. nefsini idrak etmeksizin. Beden bir bileşimdir ki. bizi kendimizi tanımayı ve kendini tanımayı nasip et. Hak'kın emriyle hayvanî nefsin bazı tasarruflarını. beldenin fakirlerini toptan ziyafete davet eder.denizden damladır. anatomi dahi kalb ilmine yardımcı ve yol göstericidir. sonra Rabbini bilmeye yönele. o kimse öyle bir müflise benzer ki. Ta ki muhabbete nâil ve sevgiliye ulaşıcı. onunla karşılaşmayı gönülden arzu edersin. muradını elde edici ola. Ey Allah'ımız. Herkese lazımdır ki. bedenlerin özüdür. halkın çoğu onlardan habersizdir. asıl maksattır. Açık ve gizli olan azanın her birinde nice faideler vardır ki. malûm olsun ki. Mesela insanda nice yüz adet kemikler ve nice yüz adet sinirler ve nice yüz adet damarlar ve nice yüz adet . Ya Vedut. Zira ki. Nitekim insan bedeni. Bunun gibi insan kalbi. önce kendi nefsini bilmeye. ya Rahman.renkli süsler ve çeşitli hizmetler vardır ki. ya Allah. O dahi sana dost olup muhabbet ve muvafakat eyler. Mesela güzel bir yazıyı veya fasih bir şiiri görüp okursan ve bunların yazıcısını bilip. Hak'kı tanımak dahi sevgisini gerektirir. cihanın özüdür. garip hikmetler. en küçük rüknü kalıbıdır ki kalbin kabuğudur. Ey aziz. Şu halde özlerin özü olan gönül. Alemlerin Rabbini tanıma davasını eylese. Şu halde bir kimse bedeninden. Zira ki nefsi tanımak. Astronominin anatomiye yardımı olduğu gibi. insan nefsi ona binmiş gibidir. Hak'kı tanımayı gerektirdiği gibi. Sevginle rızıklandır.

pişmiş gıdaların kesifini latifinden ayırıp. Elde kaç kemik. Her biri kendi hizmetinde kaim. Her biri kendi hizmetinde kaim. Onun üzerinde ortaya çıkan siyah köpük ki. Eğe o tabakaların birine halel gelse. hazmetme. ona sevda derler. kendinde değişime uğratmaktadır. her ân müdavim bulunmuştur. Onda kalan sarı köpük ki.ihtiyarî hareketler konulmuş ve tertip kılınmıştır. Ondan midede kalan latifi. bedende hizmetçi tayin olunmuştur. ona safra derer. Yakînen anlarsın ki. bir başka hizmette ve bir başka harekette bulunmuştur. hepsi topluca kaleme alınmıştır. mide. öd kesesi gibi uzuvlar. göz görmekten kalır. İnsanlar ancak bunu bilirler ki. Her biri bir başka yapıda bir başka sıfatta. Lakin göz ki. dalak. onu dalak çekip. Midede olan çekme kuvveti muhtelif yemekleri mideye çekip. Mesela içeride yürek. bunlardan bilgisi ve keyfiyetlerinden gafil bulunmuştur. her ân müdavim bulunmuştur. O halel neden gelir ve niçin göz görmez olur. bilmezler. O tabakalar nedendir ve faydaları nelerdir bilmezler. öddür. göz bakmak ve el tutmak için yaratılmıştır. ciğer. çekme. dışarı atma. her birin kuvvet ve hizmeti nedir ve nefs kuvvetlerinin san'at ve menfaati nedir bilmezler. onu kan renginde boyamaktadır. dembedem bu uzuvlara çeşitli areket ve kuvvet vermektedir. ciğerde olan şekillendirme kuvveti. Onda olan balgamı dahi akciğere çekip. . tutma. Bedenin içinde olan ruh uzuvlarının şekil ve tabiatları nicedir. kaç sinir ve kaç damar olduğunu ve her biri ne yapıda düzen bulduğunu ve ne tarz ile hareket ettiğini bilmezler. onu safra kesesi ki. Zira ki hayat kaynağı olan yürek. Ayırıcı kuvvet. nefesle gırtlak yoluna itmektedir. kendine çekip değiştirmektir. ciğer kendine çekip. İnsanların çoğu. tutma kuvveti koruyup ve hazmetme kuvveti pişirmektedir. Her biri bir başka yararlı iş için yaratılmıştır. on tabakadır. atma kuvveti kesif olanları mideden bağırsaklara itmektedir. şekil verme ve üreme kuvveti gibi kuvvetlerin hepsi.

Eğer bunların biri noksan olsa ya hizmetten kalsa çeşitli hastalıklar ortaya çıkması ile beden helak olup. Böbreklerde kalan tortu sidiğe dönüşüp. cüzzam ve delilik gibi hastalıklar meydana gelir. kaynaşmaları bir miktar itidal buldukta. insan gıdası olduğundan. kıvam bulduğundan. Sonra damarla içinde kalan kandan. tutma . bedenin uzuvlarına gelip.Daha sonra bunlardan hâsıl olan kan. et ve yağ gibi kuvvet ve kudret hâsıl olmaktadır. Eğer dalağa bir illet erişip. Büyüme kuvveti. ondan humma. kadınlarda yumurta ve süt meydana getirip. Nitekim Hak Taâlâ Kelâm-ı Kadim'inde: "Sizi yerden yarattık. filozoflar demişlerdir ki: Bedenlerin başlangıcı ve sonu topraktır. ciğer içinde suyla karışıp. Sonra ciğerde kalıp. o kandan sarılık gibi safravî hastalıklar peyda olur. yine ölümünüzden sonra sizi toprağa döndüreceğiz. insan nefsi onda tasarruftan kalır. gıdayı çekip. ondan o suyu böbrek kendine çekip değiştirmektedir. mesaneye gitmektedir. safrayı kadan ayırmasa. Ey aziz." (20/55) buyurmuştur. bedende olan aza ve kuvvetlerin her biri kendi hizmetinde olur. malûm olsun ki. Eğe öd kesesine bir illet erişip. ondan uzuvlara büyüme ve gelişme verip. Böylece ekmek ve hayvan. kandan siyah köpüğü ayırıp. Hem de ondan sizi başka bir defa aha çıkaracağız. Zira ki yukarıda açıklandığı üzere yıldızların şualarının tesirleri ile dört unsur toplanıp. bitki suretine gelir. damarlar yoluyla bütün uzuvlara ulaşmaktadır. devretmese. Üçüncü Madde İnsan bedeninin başlangıç ve sonunu bildirir. üreme kuvveti erkeklerde meni. sözü edilen kuvvetler bu minval üzere hizmetlerinde bulunup. Bunun benzerleri. toprak kendi suretini terkedip. ki iştihadır. kıvamına gelenden saf kan. her biri kendi yerlerine gelmekte ve dolmaktadır. O bitki ya ekmek veya hayvan yemi olur. o köpük ile karışmış kalan kan. çekme kuvveti.

Ve bir kırk gün daha geçtiğinde yani seksen gün sonra o kan pıhtısı et parçası olur. buna ikinci hazım derler. belirli bir kuvvette birleşme vasıtası ile kadınınki ile birleşir. göğüste balgam olur. cerahat gibi hastalıklar olur. Damarlar içinde kalan latif kanın her cüz'ü bir uzva bölünüp. Bir kısmı akciğer tarafına gelip. üreme kuvveti erkeklerin sulbüne çekip. Sonra o gıda hülasası olan meni. hazmetme kuvveti pişirir. Bu durumlar. kulak kiri. o cismi güzel ve yağlı eder. ter ve uzuvların kiri olur. Belki fazla et ve yağ olup. onda hem meni ve hem süt eder. şekil verme kuvveti o cüzleri bulunduğu uzuvlar rengi ile tasvir eylediği halde. Rahme düşer. buna dördüncü hazım derler. kıl. Onda kalan latif halis kan olup. nezle. onda meni eder. Bir kısmı safra kesesine gidip safra olur.kuvveti hıfzedip. Kadınların göğsüne çekip. dört saatte ciğerde meydana gelir ki. ciğer kendine çekip sözü edilen kuvvetler midedeki işlemleri bir daha orada işlerler. Eğer bunlardan fazla o tortudan bir nesne kalırsa akıntı. çapak. Bir kısmı böbreğe gidip sidik olarak mesaneyi bulur. burun kiri. Yani uyuşmuş kan olur. işlemlerini bir daha damarlar içinde belirli bir müddetle tamamlarlar ki. O zaman orada kesif olan dört kısım olu ki: Bir kısmı dalağa gidip siyah köpük olur. itme kuvveti kalını bağırsaklar yolundan çıkartıp gider. buna üçüncü hazım derler. kan pıhtısı suretine gelir. Ayırt etme kuvveti kalını inceden ayırıp. ana damarlara ve azaya akıp gider. tırnak. üç. Bu hazmın tortusu deliklerden çıkıp. ona ilk hazım derler. Üçüncü kırk gün tamamında yani yüzyirmi gün sonunda o et . Orada kırk güne dek meni suretini terk edip. Bu durumlar dahi kuvvet ve zayıflığa göre iki. Bu kuvvetler. tamamlar. Sonra inceyi. o kuvvetler o işleri o müddette o damarlar içinde bir dahi ederler ki. Kalan latifin özünü. Bu hazmın kalıntısı bedenden eksilen kısımları doldurur. kuvvet ve zayıflığa göre iki saatte veya üç saatte veya dört saatte midede meydana gelir ki. yara.

dördüncü ayda güneşin. o et parçasını da kemikler haline çevirdik. Dördüncü ay tamamlandığında ceninin bütün azaları olgunlaşıp. saçlar.parçası içinde kemikler. Zira ki. ya ekmek veya hayvan yeygisi olmuştur. Zira ki müşteri rutubetli ve sıcaktır. tabiatı hayat olur. Toprak önce bitkiye gelip. ruh bulup. etler. kan pıhtısı. doğup ortaya çıkmıştır. beşinci ayda zührenin. sinirler. Çünkü nutfe rahimde karar bulup: Evvelki ayda zühalin terbiyesinde olur. Ya yaşayıp kemalini bulmuştur. Ondan sonra kan pıhtısını bir parça et yaptık. altıncı ayda utaritin ve yedincide ayın terbiyesini bulur. Anlatılan başlangıç yolunu. Kemiklere de et giydirdik. et parçası olup. damar. Hak Taâlâ beyan edip buyurmuştur: "Biz insanı muhakkak ki çamurun özünden yarattık. Sonra ana rahminde nutfe. göbek bağı yolundan gıdası kan olur. tırnaklar vücuda gelir. yağlar. Halbuki feleklerin hareketleri ve yıldızların şuaları ile toprak unsurunun bin cüz'ünden ancak bir cüz'ü bitki olur. İkinci ayda müşterinin terbiyesine gelir. soğuk ve kuru olduğunda tabiatı ölüm olur. Sonra ona başka bir yaratılış verdik. Veya akıl baliğ olmayıp çocuk iken ölmüştür. Eğer dokuz aylık doğarsa müşterinin terbiyesinde olduğundan ölmez. Eğer sekiz aylık doğarsa ölür. onda hayvanî ruh tasarruf sahibi olup. Üçüncü ayda merihin. O halde eğer yedi aylık doğarsa o çocuk yaşar. Bak ki şekil verenlerin en güzeli olan Allah'ın şani ne yücedir!" (23/1214) Bu tafsilin özü böyle olmuştur ki: İnsan bedeninin madde ve aslı topraktır. Sora o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. yaşar. ondan erkeklerde ve kadınlarda meni suretini bulmuştur. sekizinci ayda zühalin terbiyesine gelir. kemik. Sonra ya kız veya erkek oldukta. Zühal. damarlar. sinir. Bitkinin bin cüz'ünden bir cüz'ü ancak ekmek ve hayvan olur. . O ekmek ve hayvan insan gıdası olup. Sonra Adem'in neslini sağlam bir yerde (rahimde) az bir su nutfe yaptık. uzuvlar. et ve yağ ile dolmuştur.

Dördüncü Madde Cismin ve canın iniş ve çıkış keyfiyetini.Hayvanın binde biri ancak insan gıdası olur. hemen bunu bilsin ki. Nice bin âlimin ancak biri hakikatı araştırır. bu açıklama ile ortaya çıkmıştır. Rahimlere düşen nutfelerden binde biri çocuk olarak doğar." denilmiştir. Nice bin mü'minin ancak biri âlim olur. Nice bin akıllının ancak biri mü'min olur. hizmetçi ve tâbi kılınmıştır. Bunca doğanın binde biri yaşar." hükmünce. bedenin değişimini ve geçici ruhun bekasını bildirir. Nice bin ârifin ancak biri kemale ulaşır. bileşiklerin ortaya çıkması ve bütün kâinatın yapısından murat ve maksadımız ancak kamil insanın varlığının şerefi bulunmuştur. Bu mânâ bu beyt ile bilinmiştir: BEYT Her bin senede bir gönül burcuna gelir Aşk göklerinden olmuş bir yıldız İnsanın bedeninin başlangıcı. Bunca yaşayanın binde biri akıl baliğ olur. O. Gıdanın bin cüz'ünden bir damlası meni olur. Ey aziz. bedenlerin sonu dahi bundan ortaya çıkıp anlaşılmıştır. Nice bin araştırıcının ancak biri ârif olur. filozoflar demişlerdir ki: Eğer bir kimse murat eylese ki. Şu halde: "Her şey aslına döner. Şu halde feleklerin hareketleri ve unsurların birleşmesinde. Kamil insanın gayrisi hep ona çocuk. sen olmasaydın felekleri yaratmazdım. insanî ruhu. Nitekim insanoğlunun en mükemmeli Habib-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin şanında: "Sen olmasaydın. ihtiyarlıktan . kendisine vad olunan dönüş yerini araştıra ve dönüşünün menzillerini kat edip aslına gide. malûm olsun ki. Bin damla meniden ancak bir damlası rahme düşer. bedenin konaklarını kat ederek dönüşünü.

Ondan önce hayvanî olmuş idi. genişlikte ve derinlikte hareketle büyük olmuştur. Topraktan önce mutlak cisimdi. Ondan önce mücerret cevherdi. nice sıfatlar bulmuştur. cisimden başka olduğuna hikmet kitaplarında deliller çoktur. Ondan önce unsurların cüzleriyle karışmış toprak idi. Burada uzatmaya hacet yoktur. O halde bir kimse ki. işleriyle bedene yoldaştır. Ondan önce kan pıhtısı olmuş idi. Bu değişimlerden ortaya çıkan budur ki. kadının ve erkeğin dölünden birleşmiş nutfe olmuş idi. Ondan öne küllî tabiattı. hal ile bu makama yetmiştir. Ondan önce. ölçüp biçebilmiştir. birbirinden fark etmiş ve ayırmıştır. Ruhun. Ondan önce rahimde. bu beden beş yaşında idi ama beden o değildir. tezekkürle nihayetine gitmiştir. gerçi insanî ruh. Kendi nefsini anlayıp bilmiştir. Civanlıktan önce çocuk olmuş idi. Bu ruhanî miracla he müşkülü çözüp. Uzunlukta. Zira ki ruh. ârif ve Hak'ka ulaşıcı olmuştur. ancak o ruhtur ki. Şu halde o kimse ki. Mevlasını tanımış ve bilmiştir. Ya önce civan . o. Lâkin zatıyle başkadır ve ondan ayrıdır. gayri olmuştur. her muradı hâsıl olmuştur. Ruh o yönden bedenden gayridir ki. bir hal üzere bakidir. Ondan önce et parçası olmuş idi. Lâkin burada münasip delil budur ki: Ruh. mücerret bir cevherdir ki. bedenin menzillerinin hepsini seyir edip. Tahkik ve yakîn ile gereği gibi durumların hakikatine yetmiştir. Başlangıç ve sonu tefekkürle geçip. Ondan önce bitkisel olmuş idi. Zira beden bunca şekillere girip. cisimlerin ve ruhların yollarını tamamıyle kat edip gitmiştir.önce kırarmıştı. karanlık ve nur perdelerini toptan kaldırmıştır. Beden ise her anda değişici ve fânidir. Çocukluktan önce ana rahminde cenin olmuş idi. babanın sulbünde ve ananın göğsünde meni olmuş idi. kanden gelip gittiğini anlayıp. Ondan önce babanın ve ananın gıdası olmuş idi. Başlangıç ve sonunu bilip. O. Ondan önce civan olmuş idi. o kimse o nesnein aynısı olmayıp. Ondan önce damarlar içinde kan olmuş idi.

parça dahi bütüne dönücü ve meyledicidir. bedeni değişici olduğunun sebebi budur ki: Ruh ulvî âlemden gelmiştir. âyet-i kerimesi. lakin insan ruhu yine önceki durumda kalır. Veya güçlü idi. şimdi ihtiyar olmuştur. bu oluşum ve bozuşum âleminin bir cüzü bulunmuştur. Şu halde bütün. Bütünün parçaya meyl ve feyzinin delili budur ki: Daima İlâhî fazlın feyzi. buna şahit ve âdildir. ayrıldığı bedenden ki. Gerçi bedene bunca değişim ve farklılık gelip. Şu halde gerçekte ihtiyar olan beden. Halbuki süflî âlem oluşum ve bozuşuma mahâl kılınmıştır. bütün tarafına dönüşü her â olur. onu kabirde ve mahşerde bulur. bu süflî âlemden alınmıştır. "Biz Allah'ın kuluyuz ve yine ona döneceğiz. Nitekim: "Hamd âlemlerin Rabbine mahsustur." (1/1). Bu bedenin parçaları. Şu halde insanın bu bileşimi. Zira ki bedenin parçalarının. çocuk olan bedenin gayrisidir. hükmünü bulur. kesif olmuştur. Parçanın bütüne dönüşünün bir delili dahi budur ki: İnsan acıkıcı ve susayıcı olur. Çünkü beden dört unsurdan yaratılmıştır. Beşinci Madde Bedenlerin değişiminin keyfiyetini ve geçici ruhun bekasını bildirir. Ey aziz. . cân âlemine döner." (2/156) âyet-i kerimesi. Şu halde ondan bedene za'f ve noksan gelir. bütün dahi cüzüne eğilimli ve feyiz verici bilinmiştir. Parçalar ise daima bütüne dönücü olup. parçaya meyledici ve feyz verici olduğu gibi. filozoflar demişlerdir ki: İnsan ruhu değişici olmayıp. Latif idi. malûm olsun ki. onun cüzü bulunan ruh dahi bir karar üzere kalmıştır. Civan olan beden dahi. Cüzün külle dönüşünün delili budur ki: İnsan ihtiyar olup.idi. külli akıl vasıtasıyle mülk âlemine incidir. Onunla ya cehennemde elem çeker ve cennette nimetlenmiş olup kalır. genç olan bedenin gayrisidir. zayıf olmuştur. Tabii ölüm vaktinde. Ulvi âlemde oluşum ve bozuşum olmadığından.

malûm olsun ki. bütüne gitmiştir. Yani unsurlar tarafına giden bedensel parçaların yerine. o zaman bu değişikliğin farkına varmayanlara o çadır. Zira ki bu beyaz kazıklar ve ipler. Bunun misali böyledir ki: Bir kimse bir sahrada ir çadır kurup. bir siyah kazık çıkarıp. bilinmiştir. filozoflar demişlerdir ki: Bu âlem. Şu halde hakikatte bedenlerimizin beş senelik parçaları tümden ayrışıp. Çünkü bedenin gıdası. yine yavaş yavaş bedenimize parçalar olup. bizi müşfik bir anne gibi terbiye eylediğini bildirir. Şu halde parçanın bütüne. çocuk elde . bedeni. elli yaşımızda olanın gayrisidir ki. ayrışanların yerine gıdadan toplandığından. yine kendi aslı bulunan unsurlardan hâsıl olan bitki ve hayvandır. onun kazıkları ve ipleri hep siyah olsa ve o haftada bir defa varıp. bütüne giden parçaların yerine dolup. beden için eksilen yerine gelici olur. farklılık bulur. Nitekim anne. yerine bir beyaz kazık çaksa. Aynen bunun gibi insan bedeni dahi her an açık ve gizli ayrışıp. o siyah kazıkların ve ipleri gayrisi bulunmuştur.Yeme ve içmeye koyulmakla. bütünün parçaya meyli bu deliller ile ispat olunmuştur. yine geçen senede kurulduğu hal üzeredir ve bütün parçalarıyla sâbit görünmüştür. bir siyah ipini çözüp. Altıncı Madde Bu cihanın. Hakikatini en iyi bilen Allah'dır. O gıdaları ki. Ey aziz. Mesela ellibeş yaşımızda iken bedenlerimizde olan parçalar. Halbuki onun bütün kazıkları ve ipleri yenilenip. yerlerine başka beyaz kazıklar ve ipler çakıp ve bağlasa. bizim şefkatli annemizdir. dembedem tedric ile bedenlerimizden dışarı çıkıp. her beş senede bir kere tamamen değişip. çocuğunu terbiye eder. Lakin bu durumlara vâkıf olmayanlar. bedenin şekillerinde teşekkül etmiştir. gıdadan bedene gelip yine beden ondan kuvvet bulur. değiştirilmiştir. ayrışanların bedeli gıdadan gelip. ruh gibi bi durum üzere sâbit kalır zannetmişlerdir.

BEYT Kim ki bu dünyada ârif-i Hak olmadı Ta ebed bigâne kaldı bulmadı Bu mânâ çok açıktır ki. halen biz kendi annemizin karnında sâkinleriz ki: "Sait." hadis-i şerifini bazıları böyle tevil etmişlerdir.edemez. bu âlem dahi bizim üşfik annemizdir ki. Kendini bilme vasıtasıyle. bu âyet-i kerimeye uygundur ki. Ta ki bize bakıcı olup. tevhid ilmi. bir kâmil bir beyt ile duyurmuştur. annesi onları yer ki. Bunun gibi. Başka annelerin aksi bulunmuştur. Şu halde. göklerin ve yerin yaratıcısı. peygamberler. doğuştan kör olana asla ilâç olmaz. anası karnında şakidir. Şu halde iki cihan saadetini hemen bu durumda elde etmek mümkündür. kendi hakikatine ermeye. Bu anne ki. anası karnında saittir. âlem bilinmiştir. çeşitli renkte lezzetli meyveler ve nefis yemeklerle bizi yetiştirir. Memenin yolundan çocuğunu verilip. irfan ve Rahman'a ibadetle körlük illetinden kurtulalar. Hüda'ya âşina ve seçilmişlerin seçilmişi olalar. artık o. halkı. Cihan halkı. ahirette de kördür ve yol bakımından da daha sapıktır. Onun için. Hak Taâlâ: "Kim bu dünyada kör olursa. o kimse iki âlemde kör kalır. Zira ki kendini bilmeyen çocuk sayılır. mülkün sahibi . Zira ki bütün anneler. Şu halde hakikatte henüz. Burada kör olmak budur ki: İnsan kendini bilmeye ve görmeye. onlardan süt hâsıl olup. yetişmemizde hazır ola. onunla beslene. Ey hay ve kayyum olan. Ebeden onunla kalalar. Alem ise kendi içine yönelmiştir. iki göğüs mesabesinde bulunan bitki ve hayva yolundan layıkımız olan gıdalarımızı bize ulaştırıp. Mevlasını dahi bilmemiş ve bulmamış olur. Bu mânâyı. yani bu âlemdeyiz. Henüz anne karnındayız. Yaratan'a davet kılarlar. Bu mânâ. buyurmuştur. Kur'an nuru. veliler ve âlimler gelmişlerdir ki. Şaki. görünenlere yönelmişlerdir." (17/72). çocuğuna gıda olmaya layık ola.

Eğer dört . unsurların anneleridir. dört keyfiyettir. Zira ki bileşik cisimlerin çeşitli nevileri. uzuvların hareket ve hayatlarına yardımcı olur. özlerin birleşmesiyle meydana gelir. uzuvların sükûn ve oluşumuna metin madde olur. (rükün) basit cisimlerdir. Halbuki tabiî suretlerin her iri. dört rüknün karışım ve bileşiminin. gözlerimizi seni tanıma nuruyla nurlandırmanı dileriz. Hafifler: Ateş ile havadır. onlar. rutubet ve kuruluktur. İlk esasların kuvvetleri ki. malûm olsun ki. soğukluklarını kırar. karışımların sebeblerini. durumlarını ve faydalarını ve onlardan oluşanı dört madde ile uzun uzun açıklar. tabiî suretler üzerine eklenmiştir. soğukluk. Şu halde iki ağır unsur. Ağırlar: Su ile topraktır. Birinci Madde Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini bildirir. sıcaklık. uzuvların tabiatlarının mahiyetini. Çünkü ateş unsuru. Ey Allah! 30-BÖLÜM:030: İKİNCİ BÖLÜM Bedenlerin bileşiminin keyfiyetini. iki hafif unsur. Bu dördü. sıcaklık ve soğukluk gibi keyfiyetlerde geçici ve değişicidir. Ey aziz. insan hayatının mizaçlarını. Bu unsurî keyfiyetler. Esaslarda mevcuttur. bileşip. havaî cevherinin sirayetiyle diğer unsurlarda cereyan edip. hararetiyle iki ağır ve soğuk unsurun. Onlar.celal ve ikram sahibi olan Allahımız! izzetinle kalblerimizi diriltmeni. mizaçlık mertebesine giderler. kendi zatıyle bakidir. unsurluklarını terkedip. Zira ki onlar. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esas ki. insan bedeni ve diğer hayvanların ilk cüzleridir. Esaslar ise dörttür: İkisi hafif. ikisi ağırdır.

mutlak kanın zarflarıdır. muttasıldır. Sonra saçlardır. Onun için süratle yok olurlar. Bedende fazla sıcak olan o ruhtur ki. sabit kalmazlardı. Sonra kirişlerdir. Sonra yürektir ki. Sonra . Sonra kulak kemiğidir ki. kanı azdır. Sonra toplar damarlardır ki. malûm olsun ki. anatomi bilginleri demişlerdir ki: O şekil verici ve yaratıcı olan Allah Taâlâ hazretleri. münasip ve muvafık yerli yerinde. onlar dahi değişici olup. Lakin yarı bileşik cisimler olan bulut ve şihap gibi atmosferik şeyler. o zıt keyfiyetler arasında her birinden tümünde eşit ve benzer aracı keyfiyet hâsıl olur ki. bu zıt keyfiyetleriyle birbirine tesir etseler ve o bsitlerin her biri öbürünün şiddetli keyfiyetini kırsa. ona: Mizaç derler. bazısını ziyade soğuk. kıkırdaktır. Sonra halis olan ettir. Her canlıya uygun ve her uzvunun haline muvafık olan mizacı vermiştir. her bir uzvuna en münasip ola mizacı bahşetmiştir. kan ondan doğmadır. İkinci Madde Beden uzuvlarının tabiatlarının mahiyetini bildirir. Şu halde eğer basit cisimler olan dört esas. Sonra atardamarlardır ki. ruhun menşeidir.keyfiyet. küçülüp biraraya gelseler. Sonra kemiklerdir. unsurlardan mizaçsız meydana gelirler. Ey aziz. bazısını ziyade rutubetli ve bazısını ziyade kuru etmiştir. tabiî suretlerin aslı olsaydı. Sonra dalaktır ki. Sonra sinirdir ki. Bedende gayet soğuk olan balgamdır. ruhun çevresinde olan kanın zarflarıdır. güzel ve mutedil yaratmıştır. Sonra kandır ki. latif buhardır. Sonra karaciğerdir ki. âlemde her nesneyi. Sonra böbrektir ki. Üç bileşik yani maden. alemin cüzlerinin tümünde olan mizaçların en layık ve en uygununu insan bedenine kerem kılıp. Sonra el derisidir. onda kan vardır. Bazı cüzlerini ziyade sıcak. tam bileşik cisimler olan üç bileşikde (mevalid-i selase) teğet olup. et ile karışmış olan sinirdir. bitki ve hayvan hep onunla vücuda gelirler.

Duraklama çağının müddetinden sonra sıcaklığın maddesi olan rutubeti. Ey aziz. hararet söner. Lakin delikanlılık çağı da iki kısımdır. Zira ki. delikanlılık çağının sonuna dektir. Bedende gayet kuru olan saçtır ki. Sonra kiriştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yaşların mizaçları muhtelif olduğundan. Sonra toplar damarlardır. Bunun müddeti ömrün sonuna varıncaya dektir. uzuvların en sertidir. Ayrışanların bedeli için eşitlik ve bir minval üzere sürekli soğumadır. Sonra açık düşüş yaşıdır ki. buna ihtiyarlık dönemi dahi derler. Sonra iç yağıdır. Delikanlılığın mizacı sıcaklık ve rutubettir. Sonra murdar iliktir. Sonra deridir. Bunun müddeti insanın altmış yaşına dektir. Çocukların mizacı mutedildir. Lakin bozulma gün gün arttığından ayrışan rutubetle beraber karşılığı gelmez. Üçüncü Madde İnsanın yaşlarının mizaçlarını bildirir. Sonra hareket sinirleridir. Bunun müddeti insanın otuz yaşına dektir. Tabii ölüm budur. Sonra delikanlılık çağıdır ki. Sonra deridir. Sonra duraklama çağıdır. Sonra kemiktir ki. geçen bölümde açıklandığı üzere cismanî kuvvetlerin ve cüzlerin hepsi nihayete erer. rutubet yok olup. Biri büyüme çağıdır ki delikanlı yaşı da derler. Sonra damarlardır. onbeş yaşına dektir. Sonra sinirlerdir. Biri çocukluk çağıdır ki. Sonra kıkırdaktır.perdelerdir. Gençliğin mizacı sıcak ve hiddetlidir. Buna gençlik yaşı dahi derler. duman buharındandır. Sonra kemik başlarıdır. Sonra bedenin sinirleridir. Sonra zardır. Şu halde gelen ile sarfolunan bedende eksilme ve geri dönme üzere olduğundan. bizi kuşatmış olan hava çektiğinden sıcaklık noksan bulmağa başlar. Şu halde her bir şahsın ilk mizacı . malûm olsun ki. Sonra dimağ (beyin)dir. insanın yaşları topluca dörttür. Sonra yürektir.

sevgi. güzellik. düşmanlık. Her kim ki şakî gelmiştir. ceninin cisminin levh-i mahfuzudur Levh-i mahfuz bu âlemin aynasıdır. anlayış. Nitekim Habib-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri: "sait anası karnında saittir. vasıfları ve mizaçları felikî konumlar gereğince rahimlerde muhtelif bulunmuştur.hasebince rutubeti içine alan kuvveti ne miktar ise. uğursuz." buyurmuştur. Kırarma ve ihtiyarlık bedenleri. kanaat. cimrilik. alçaklık. hırs. zenginlik. Kadınların mizacı erkeklerden daha soğuk ve daha rutubetli olduğu tecrübe kılınmıştır. şekavet. Zira ki o nutfe. o dahi şekavetini anası karnında almıştır. hamakat. itidal üzere sıcak ve rutubetli müşahede kılınmıştır. fakirlik. Allah'ın kudreti ile ulvî cisimlerin süflî cisimlerde çeşitli tesirleri daima birbirini takip ettiğinden bütün halkın şekil ve durumları ahlak ve tavırları henüz anaların rahimleri içinde nutfe iken tesadüf eden baht ve talihleri tesirleri ile ortaya çıkmıştır ki. Şu halde her kim ki. Çünkü halkın bütün şekilleri. o saadetini ana karnında bulmuştur. Şaki anası karnında şakidir. Herkesin talihinin tesirini remz ile duyurmuştur. himmet. kemal. Mesela saadet. . ömrü de odur. sıcak bilinmiştir. şecaat. yorgunluk ve üzüntü her ne konum üzerine ise o mutfenin zatına tâi olur. buhar ruhu ve sıcak kandan yukarıda anlatıldığı üzere geçkin oldukları için soğuk ve kuru bulunmuştur. Gençlik bedenleri hiddetli. Eğer dışardan bir kazaya uğramazsa odur ki. o nutfenin zatına tesiri ile nakşedilir. onun tabii ecel miktarı odur. sait olmuştur. rahat. korku. Şu halde eceli müsemmaları dahi mizaçları hasebi ile onda muhtelif takdir olunmuştur. Elhasıl delikanlı ve çocuk bedenleri. cömertlik. ana karnına nutfe düştüğü saatte baba ve ananın talihleri ne işte ise ve herbirinin yıldızı neye bakıyorsa: Eğer kutlu. Zira ki.

Dördüncü Madde Bedenlerin dört karışımının keyfiyetini bildirir. midenin ağzı kapanıp. gıdalar önce ona dönüşüp. bütün bunların hararetleri ile . Acıdır. faydası olmaz. Tabiî olmayanı kuru mizaçlı ve değişik renktedir. yağ ve uzuvların gıdası olmaktır. Lakin sadece midenin harareti ile değildir. sol taraftan dalağın ve onda olan atar ve toplar damarların. Ey aziz. Tabiî safra sıcak ve kırmızıya yakın. Sonra balgam cinsidir. harekete kabiliyetli olan iç yağının. ya tuzlu veya asitli olur. onlardan bedenin cüzleri gıdalanır. Sonra çiğnenmiş gıda mideye vardığında. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedenin ilk rutubetleri olan dört karışım akıcı ve rutubetli cisimlerdir ki. Belki ağ taraftan karaciğerin. ağız yüzeyi ve mide yüzeyi ile bitişik ve bağlantılıdır. malûm olsun ki. Şu halde onda dahi hazmetme kuvveti hâsıldır. Tabiî siyah köpük tabiî kanın altında kalan tortudur. Tadı tatlıya yakındır. Rengi kırmızı. Sonra safra cinsidir. yapışkandır. yakıcıdır ve zehir cevheridir. O. Tabiî olmayanı soğuktur ve rengi bulanıktır. tamamen ona hazmolunur. midenin üstünde ve zarının ötesinde yüreğin. Tadı tatlıdır. soğukçadır. sıcak ve rutubetlidir. Faydası et. Tadı acı olup. tadı tatlıdır. Tabiî kan. Tabiî olmayanı. Değerleri karışımın rutubetleri dört cinstir ki: En faziletlisi kan cinsidir. Faydası ya kan veya kanın yerini tutup. çiğnenmiş nesnenin önceki tad ve kokusu gitmiştir. Faydası kana karışıp ve yardımcı olup bedenin cüzleri olmaktır. Sonra siyah köpük cinsidir. Bu karışımların her biri tabiî ve tabiî değildir. Zira ki. Faydası açlığı ve şehveti tahriktir. Tabiî balgam. Tabiî olmayanına zehirli kara köpük derler. uzuvların gıdası olmaktır. Yeri dalaktır. Dört karışımın doğuş keyfiyeti böyledir ki: Önce gıdanın çiğnenme ile hazm olması vardır ki. Rengi yumurtanın beyazı gibidir.

Kıvam bulmuş halis kan. O pişen kırmızı rengi boyanıp. böbreklere inen damarlarla çekilip. Midede keşkek suyu gibi akıcı cevher olur. Hit kavunu. ondan ayrılan atardamarlara akar. onun yüzünde kaymak gibi nesne ve dibinde tortu gibi nesne hâsıl olur. mutedil hararettir. Tam sebebi. gıdaların ve içeceklerin mutedil olmasıdır. Maddî sebebi. Sonra yüreğe ve buradan bütün vücuda yayılır. mutedil hararettir. kan karışımı ve bedenin beslenmesidir. tatlı ve yağlı gıdadır. Eğer ifrat derecede pişerse bir yakıcı nesne hâsıl olur. kesifi itilen siyah köpüktür. karaciğerden ayrılmazdan önce suyu. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Tabiî kanın fail sebebi. O kaymak safradır veya siyah köpüktür. Beşinci Madde Karışımların oluş sebeblerini. artığı mesaneye süzülüp. karaciğerin aşırı hararetidir. latif. dışarı çıkmaya yol bulur. Sonra onun kesifi mideden bağırsaklara çıkışa yol bulur.tabiî balgamdır. sünger gibi emer. Yakıcı olanın latifi itilen safradır. İkinci hazım da hasıl olur. Ey aziz. Bu ikisi tabiîdir. kendilerine gıda olacak yağ ve kanı alıp. Maddî sebebi. Hepsinden saf ve hasi olanı kandır. tabiat ve faydalarını ve hareket sebeblerini. Yakıcı safranın fail sebebi. Latifi mideye bitişik olan damarlar yolundan karaciğere bitişik olan ince kıllar gibi damarlar ile süzülüp. malûm olsun ki. karaciğere çekilir. Bu ikisi tabiî değildir.tamam olup iki üç saatte ilk hazım hasıl olur. Lakin suyu fazladır ki. Tam sebebi bedenin beslenmesidir. Onda da önceki sindirim süresi kadar zamanda pişer. . karaciğer üstünde doğan büyük damara çekilip. Eğer az pişerse hint kavunu gibi bir nesne peyda olur. uzuvların besini olur. buharlardan doğan tabiî ruhu bildirir. Şu halde karaciğer o latif cevhere kavuşup. Sureta olan sebebi. fazla çiğnenmektir. Tabii safranın fail sebebi. sıcak.

o uzuv henüz hayattadır. her uzuvda kendi nasibinin bu müddet içinde de dördüncü hazmı vardır. soğukta balgam doğmuştur. sa ve tırnak suretini bulup. Lakin hareketsizlik. Güzel şeyler düşünmek de dört karışımı harekete geçirir. karışıkların doğuş sebebleri. Maddî sebebi. Bunun gibi karışımın latif buharlarından. Ancak bu tabiî ruh vasıtasıyle olur. rutubeti az olan çok sıcak ve katı gıdalardır. yara ve cerahat şeklinde vücuttan atılır. sonra bütün uzuvlara. bedenin gıdası yapmaktır. Sureta olan sebebi. Eğer bedenin bir uzvu nefsanî ve hayvanî kuvvetlerden kesilip. uzuvdur veya uzvun bir cüzüdür. Kan ile damarlardan akan karışımların. tabiî ruhtur. az çiğnemektir. Sözü edilen karışımların doğuş sebebleri olduğu gibi. mutedil hararettir. kanı kuvvetlendirip. sıcaklık ve soğukluktur. balgama kuvvet verir. Zira ki mutedil hararetten kan. fazla hararetten yakıcı safra ve çok fazla hararetten yakıcı siyah köpük. bedenin azalarından ayrışan ter. kir. kanı ve safrayı tahrik eder. Zira ki bedenin hareketi ve sıcak eşya. Azaya tevzi edildiğinde. Şu halde nefsanî ve hayvanî kuvvetler insan bedeninin uzuvlarında hâsıl olmaz. tabiî ruhtan kesilse. Hayvanî ruhu kabul istidadını bulmuştur. burun kiri olup. Zira . bir mizaç hasebiyle latif bir cevher doğar ki. Tam sebebi. Şu halde. Yakıcı siyah köpüğün fail sebebi.Tabii siyah köpüğün fail sebebi. damarlar içinde dahi iki üç saat müddetinde üçüncü hazmı vardır. Damarlar içinde olan üçüncü hazmın ve azada olan dördüncü hazmın fazlaları geçen bölümde açıklandığı gibi kulak kiri. Tam sebebi. bir kesif cevher doğar ki. akmayan ve ayrışmayan gıdalardır. göz çapağı. Mizaç üzere önce bu ruh doğup. Bazı kere siyah köpüğü dahi tahrik eder. az hararettir. kan karışımı ve bedenin beslenmesidir. nefsanî kuvvetleri ve başkalarını kabul istidadını veren budur. Maddî sebebi. Nitekim dört karışımın kesafetinden. hareket sebebleri de vardır.

Sonra sinirlerdir ki. hangi his olunan cüzünü alsan. dimağdan ve omurilikten bitmişlerdir. yüzün bir cüzü. onu koruyan bir kuvvet vardır ki. Sonra kıkırdaktır ki. yüz değildir. his ve hareket kuvvetini yitirmişken yine hayatiyeti vardır. Katlanabilir. sayı ve cisimde cüzü bütününe ortak olur. 31-BÖLÜM:031: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Azanın fayda. Bileşik uzuv odur ki. Ey aziz. Birinci Madde Azaların mahiyet ve keyfiyetini bildirir. kokuşur ve bozuşurdu. . mahiyet ve keyfiyetlerini. et ve sinir gibi. Eğer ölmüş olsa. hangi cüzünü alsan. ne sayıda. Ta ki yumuşak ile sertin vasıtası olup. ne isimde bütününe ortak olmaya. cüzleri benzeşen azalar denir. O. Cüzleri benzeşen azanın birincisi kemiktir. Şu halde felç olmuş uzuvda. dört karışımın dahi birinci mizacından doğan beden azalarının cisimleri olmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dört esasın birinci mizacından doğan bedenin karışık cisimleri olduğu gibi. Yüz. Zira ki kemik. yumuşaktır. Bazı aza tek ve bazısı bileşik suret bulmuştur. Sert yaratılmıştır. Bunlara: Alet uzuvlar derler. kemikten daha yumuşak. malûm olsun ki. bedenin esası. Zira ki hareket ve işlerde tamamen nefsin âletleri olmuşlardır. Bunlara. yumuşak olan uzuv incinmeye. Zira ki. isim ve kuvvetlerini. Tek uzuv odur ki. uzuvların hareketinin direği bulunmuştur. Kemik. sair uzuvlardan daha sert kılınmıştır. doğuş ve özelliklerini dört madde ile ayrıntılı olarak açıklar. yumuşak uzuvlara kemiklerin bağlantısı bununla gökçek olmaktadır. vurma ve düşme zamanlarında her uzuvdan. Bunun yararı.ki uyuşmuş veya felç olmuş olan uzuv. bu tabiî ruhtur. el ve ayak gibi.

Katlanmakta esnek, gerilmekte sert olan beyaz cisimlerdir. His ve hareket için olan aza, bütünüyle sinirlerle tamamlanır. Sonra kirişlerdir ki, adalelerin çevresinde bitmiş, sinirlere benzer cisimlerdir. Hareketli uzuvlara tam bağlıdır. Kâh adalelerin sıkılması ile kirişler dahi çekilmiş olup; hareketli uzuvları çeker. Kâh adalenin yayılmasıyla ve kendi yerine dönmesiyle kirişler rahatlayıp, uzuvları durumu üzere yayarlar. Sonra kemik başlarındaki iplikçiklerdir ki, kemiklerden bitmiş, sinirlere benzeyen cisimlerdir. Bunların adalelere uzananlarına, mutlak bağ derler. Kemiklerin mafsallarını ve sair uzuvları bağlayanlara ökçe bağı derler. Bu Adı geçen bağların hiçbirin hissi yoktur. Ta ki kendilerine lazım gelen hareket fazlalığıyla diğer işlerde incinmeyeler. Bunların faydası, uzuvları birbirine bağlamaktır. Sora atar damarlardır ki,yürekten çıkarlar. Uzun ve içleri boştur ki; uzunları sinirlere, cevherleri bağlara benzerler. Bunların öyle açılıp kapanan hareketleri vardır ki, sükûnet ile ayrılmıştır. Bunlar can damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar, yürekten duman buharını saçmakla,ona rahat verip, ruhu bedenin uzuvlarına tevzi için halk olunmuştur. Sonra toplar damarlardır ki, toplar damarlara benzer cisimlerdir. Karaciğerden bitmişlerdir. Hepsi de sakindir. Bunlar kan damarlarıdır. Faydaları budur ki, bunlar karaciğerden kanı, bedene tevzi için yaratılmıştır. Sonra zarlar (perdeler)dir ki, ince ve hisleri olmayan latif sinirlerden dokunmuş cisimlerdir. Sair cisimlerin yüzeylerini örterler. Nice faydaları vardır ki: Biri, bütün uzuvları yapı ve şekilleri üzere korurlar. Biri dahi kendi lifine bitişik olan sinir ve bağlar vasıtasıyla uzuvları birbirine bağlarlar. Böbrekleri sulbe bağladıkları gibi. Bir faydası dahi akciğer, karaciğer, böbrek, dalak benzeri hissî olmayan uzuvların cevherlerinde, bu zarların kendilerine değen bizzat hassas olup, lifli olan cisimlerine değeni ârizî olarak hissedici

olmalarıdır. Sonra ettir ki, bedende olan bütün bu azanın aralarındaki boşlukları doldurur. Alet olan uzuvlar, bunlardan bileşen uzuvlardır ki, inşaallah bundan sonra onlar dahi açıklanır.

İkinci Madde
Uzuvların isimlerini ve kuvvetlerini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: bedende olan azadan her bir uzvun kendi nefsinde tabii bir kuvveti vardır ki, o uzvun beslenmesi işi, ancak o kuvvetle olur. O kuvvet gıdayı, çeker, tutar ve ondan fazlayı dışarı atar. Uzuvların hepsinden kuvvetli olan, dimağ ve karaciğerdir. Zira ki bu ikisi yürekten hayati kuvvet, tabiî hararet ve ruhu kabul edip, dimağ bütün hislerin başlangıcı olup; karaciğer, bedenin bütün uzuvlarının besleyicisi olmuştur. Yürekten gayri. Zira ki yürek, göğsün içinde sol meme altında karaciğer nevinden ve onun renginde fincan şeklinde şerefli ir uzuv ve latiftir ki, onun aşağı tarafında, alt yüzeyi ortasında gözbebeği, benzeri siyah bir nokta vardır ki, en latif azadır. ismi süveydadır. Ruhun kaynağı ve kuvvetlerinin toplamıdır. Hayvanî ruhun ve insanî nefsin birlikte bulunduğu yer ve Rabbanî ilhamların iniş yeri, Hüda'nın nazargâhıdır. Bütün uzuvlara hayat, hareket, idrak ve gıda verip, besleyendir. Bütün kuvvetlerin ve uzuvların hizmetçisi ve uşağıdır. O, bedenin emîridir. Şu halde bedenin bazı uzuvları reis, bazısı reis hizmetçisi ve bazısı ne reistir ne de hizmetçi. Reis uzuvlar, o azadır ki; bedende olan ilk kuvvetlerin başlangıç yerleridir. Şahsın bekası ve nevin bekası onlara muhtaçtır. Şahsın bekası hasebiyle olan reis uzuvlar üçtür: Biri yürektir ki, hayat kuvvetinin başlangıcıdır. Biri dimağdır ki, his ve hareket kuvvetinin başlangıç yeridir. Biri dahi karaciğerdir ki beslenme kuvvetinin başlangıç yeridir.

Nevin bekası hasebiyle reis ola uzuvlar, yine yukarıda sayılan bu üçüdür. Nevin bekasına mahsus olan dördüncü uzuv tenasüldür ki, onlar nesli koruyan meniyi doğurmak için kendilerine muhtaç olunandır. Erkek ve kadın organlarının tam yapısı olan mizacı ifade ederler. Hizmetçi olan uzuvların bazısına hazırlayıcılık, bazısına yerine getiricilik gibi hususi hizmetler vardır. Hazırlayıcılık hizmeti reisin işinden önce, yerine getiricilik hizmeti reisin işinden sonradır. Yüreğin hazırlayıcılık hizmetini gören akciğer, yerine getiricilik hizmetini gören atar damarlar gibi. Dimağın hazırlayıcı hizmetçisi karaciğer ve sair ruh uzuvları ve gıda uzuvları gibidir. Yerine getirici hizmetçisi sinirler gibidir. Karaciğerin hazırlayıcı hizmetçisi mide gibidir. Yerine getirici hizmetçisi toplar damarla gibidir. Tenasül uzuvlarının hazırlayıcı hizmetçisi, onlardan önce meniyi doğuran aza gibidir. Yerine getirici hizmetçisi, erkeklerde zekerin deliği ve husyeler arasında olan damarlardır. Kadınlarda meniyi iten damarlardır. Rahimdir ki, meninin yararlanışı onda tamam olup, cenin oluşacak yerdir.

Üçüncü Madde
Ceninin azasını oluşumunu bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cüzleri benzer olan beden uzuvlarının hepsi, iki meniden oluşur. Et ve yağ buna girmez. Zira ki bu ikisi, kandan oluşur. Şu halde et ve yağdan başka cüzleri benzer olan uzuvlar, peynir mayadan bağlandığı gibi, babanın menisinden bağlanır. Bütün bu uzuvlar peynir sütten oluştuğu gibi ananın menisinden oluşur. Nitekim mayanın ve sütün her biri, kendilerinden hâsıl olan peynirin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bunun gibi menin her birisi, rahimde olan ceninin bütün cevherlerinden birer cüzdür. Bundan sonra hamile kadının hayız kanı, rahimde oluşan ceninin göbeği yolundan gıdası olup, onunla

büyüyüp gelişir. Pıhtılaşıp, öneki azası arasında olan boş yerleri doldurup, et ve yağ olur. Kanın fazlası, nifas vaktine kadar kalıp, ondan analık tabiatı dışarı atar. Doğumda sonra, çocuğun karaciğerinin oluşturduğu gıda kanı, göbekten aldığı kanın yerine gidip, göbeği kapayıp, o kandan oluşan et ve yağ, bu kandan oluşmaya başlar. Et, kanın metininden oluşup, sıcaklık ve kurulukla bağlanır. Yağ, kanın sulu ve yağlısından oluşup, bağlanır. Onun için sıcaklıkla çözülür. İki meniden oluşan azanın birisi bedenden ayrılsa, bir daha o uzuv hakiki bir bitişmeyle yerine gelmez. Bir cüzü eksik olsa, onun karşılığında bir şey bitmez. Ancak çocukluk çağında, çocuğun dişi biter. Kandan oluşan uzuv, telef olmasından sonra yine tamam bitip, benzerine bağlanır. Et gibi. Dördüncü Madde Beden uzuvlarının faydalarını ve özelliklerini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hassasve hareketli olan bütün uzuvların his ve hareketinin başlangıç yeri kâh biry sinir olur ve kâh farklı olup, her kuvvetin başlangıç yeri bir başka sinir olur. Zarlara sarılmış ola iç organların zarlarının kaynağı, göğüs ve karnın iki tarafında bulunan zarların birisindendir. Göğüste olan zarlar; akciğer, atar ve toplar damarlar gibi azanın zarlarının kaynağı kaburga kemiğidir. Boşlukta olan aza ve damarların zarlarının kaynağı karın adalesindendir. Etten olan bütün aza, ya liflidir, adalede olan et gibi. Veya onda lif olmaz, karaciğer gibi. Bedenin hareketleri ise ancak lifi ile olur. Gerek iradî olsun, gerek tabiî olsun: İradî hareket, adale lifiyle olur. Tabiî hareket, et ve damar gibi. İradî hareketle tabiî hareketten bileşen hareket: Bu iki hareket uzunluk ve en bulunan bir yapıya mahsus lif olur. Şu hale çekmek için uzlaşan, itmek için tersi ve tutmak için ikisi arası lif

gereklidir. Azadan aort gibi bir tabakalı olan uzvun üç kısım lifi birbirine benzerdir. İki tabakalı olan uzvun dış tabakasında lif birbirine muhaliftir. İç tabakasında lif enlidir. İçinin iç yüzeyinde lif uzunlamasınadır. Ancak bir tarz üzere yaratılmıştır ki, çekme lifi ile itme birlikte olmayıp, belki çekme lifi ile tutma lifi birlikte olsunlar. Ancak bağırsaklarda değil. Zira ki, bağırsakların tutmaya şiddetle ihtiyacı yoktur. Her zaman çekmeye ve itmeye muhtaçtırlar. Kendi cevherinden uzak olan cisimleri kuşatan sinirsel azaların bazısı bir tabakalı, bazısı iki tabakalı bulunmuştur. İki tabakalı yaratılanlarında nice faydalar vardır. Birinci fayda: İçlerinde olan cisimlerin hareketi kuvvetiyle yarılmaktan korumaktır. Can damarları gibi. İkinci fayda budur ki: İçlerinde bulunan saklı cisimler, ayrışma ve çıkmadan iki kat korunmuş olur. Can damarlarında olan ruh ve kan gibi. Üçüncü fayda budur ki: İtme ve çekmede, o uzuv kuvvetli harekete muhtaç olduğunda, itme âleti bir tabakasında, çekme âleti bir tabakasında başka bulunsunlar. mide ve bağırsaklar gibi. Dördüncü fayda budur ki: O uzvun sinirsel iç tabakasını korumak için, dış et tabakası hazım için ayrılmış olsun. Zira ki hazmeden, hazmedenle karşılaşmaksızın kuvvetiyle ulaşır olmak mümkündür. Bazı uzuvların mizacı kana yakın olup, kan ona gıda olmak için birçok değişikliklerde tasarruf etmeğe muhtaç olmaz. Et gibi. Onun için ete ulaşan gıda, bir müddet kalıp sonra et gıdası olmak için onda boşluk ve karıncık yoktur. gıda, ete düştüğü saatte, ona meyledici olur. Bazı aza, kandan uzak mizaçlı olup, kan ona değişmekte çok değişime muhtaç olur; kemik gibi. Onun için gıdası, onda bir müddet kalacak ya bir boşluk vardır; ayak ve bilek kemiği gibi. Veya ayrı boşluklar vardır; alt çene kemiği gibi. Böyle olan aza, vaktinde gıdadan ihtiyaç üstü alır ve çeker. Ta ki yavaşlıkla kendi nefsine dönüştüre. Kuvvetli aza, kendi fazlalıklarını zayıf olan

komşularına iter. Yürek iç organlara, dimağ kulak arkasına, karaciğer bunun iki yanına ittikleri gibi.

33-BÖLÜM:033: İKİNCİ BÖLÜM Omurga kemikleri, boyun kemikleri, kaburgalar, eğe kemikleri ve köprücük kemiklerinin bileşim keyfiyetini beş madde ile açıklar.

Birinci Madde
Omurga kemiğinin bileşim keyfiyetini bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilgileri demişlerdir ki: Omurga kemiği nice faydalar için yaratılmıştır. Bir faydası budur ki, canlının bekasında kedisine muhtaç olunan murdar iliği (omurilik) içinde bulundurmuştur. zira ki bütün uzuvların sinirlerinin çakış yeri dimağ olsaydı, insanın başı şimdiki görünüşünden fazla büyük olmak gerekirdi. Bedene ağır bir yok olurdu. sinirler, uzak uzuvlara ulaşmakta, uzun mesafeye muhtaç olup; âfetlere ve kopuntulara açık olmaktan başka, ağır uzuvları yerlerine çekmekte kuvvetleri az olurdu. Şu halde yaratıcı Allah Taâlâ, hikmet ve inayetiyle dimağdan bir cüz olan omuriliği bedenin aşağısına erimiş bir maden gibi akıtıp, omurgayı ona muhafız etmiştir. Ta ki omurga etrafında sinirlerin bölümleri tevzi olunmak uygun olup, daha güzel ola. Omurganın bir faydası budur ki: Önünde konulmuş olan azaların koruyucu kalkanı bulunmuştur. Onun için boğumlar ve çıkıntıları vardır ki, onlar: Senaşen ismiyle isimlendirilmişlerdir. Bir faydası dahi budur ki, beden kemiklerinin yaratılışına esas ve temel bulunmuştur. Nitekim gemi omurgası gibi olduğu yukarıda bilinmiştir. Onun için omurga kemiği gayet metin ve muhkem yaratılmıştır. Bir faydası dahi budur ki, insanın ayağa kalkması için ve hareketine imkan içi müstakil bulunmuştur. Onu için omurga kemiğinin düzeni

omurlarla nazm olunmuştur. Hepsi tek kemik veya büyük kemikler olmayıp, güzel intizamı, en iyi yaratılış üzere kılınmıştır. Omurlar arasında bulunan mafsallar e yumuşaktır ki, kıvamı za'f bula ve ne serttir ki katlanmaya engel ola. Belki böyle ara ara yaratılmıştır. Omurganın omurları bir kemiktir ki, ortasından omurilik nüfuz edecek delikleri vardır. Bazı omurların sağ ve solundan deliğin iki tarafından dört çıkıntısı bilinmiştir. Bazısı yukarıya ait, bazısı aşağıya aittir. Bazı omurların atı çıkıntısı olup, dördü bir tarafında, ikisi bir tarafında bulunmuştur. Bazı omurların sekiz çıkıntısı müşahede kılınmıştır. Bu çıkıntıların faydalarının biri budur ki: Bunlarla afsala nasb ve bitişme ile omurlar arası muntazam olup; birinin çıkıntılarının başları, birinin oyuklarına grimiş olup, metanet bulmuştur. Bu omurga omurlarının çıkıntılarındın gayri, başka çıkıntıları vardır ki, onların faydaları; çarpmadan koruyup, mukavemetleriyle kalkan olmaktır. Bu çıkıntılar, sert ve geniş kemikler bulunmuştur ki, omurların uzunlaması üzerine konulmuştur. Bunların gerisinden yana yerlerine şevk ve senasen denilmiştir. Sağda ve solda ulunanlarına kanatlar derler. Bunlar, bedenin uzunlamasında olan sinir, damar ve adaleleri korurlar. Kenarlara yakın olan kanatların bir faydası dahi budur ki: Kenarların üst tepeleri bunlara çakılmış olup, oyuklarıyla raptedilmiş olu. Zira ki her kanadın iki çukuru ve her kenarın iki yumru çıkıntısı vardır. Bu omurların orta deliklerinden başka ince delikleri vardır ki onlardan sinirler çıkıp, damarlar girer. Bu delikler onun için omurların iki tarafından yaratılıp, gerisinde bulunmamıştır. Zira ki onda, giren ve çıkan damarları çarpmadan koruma gerekmez. Damarlar ve sinirler, eğer omurganın önünde yaratılsaydı, bedenin tabiî ağırlığıyle ve iradî hareketiyle meyilli olan yerlerde vaki olmakla, zayıf olup, raptedemezlerdi. Bu, koruma için olan çıkıntıların üzerine sinir ve

rutubet akıcı olup, kaplamış ve örtmüştür ki, teğet olduğu et, incinmesin. Mafsalların çıkıntılarının da durumu budur. Onar, birbirini takip ile muhtem tutup, her taraftan raptederler. Lakin önden olan takip gayet sağlamdır. Geride ola selistir. Zira ki ön tarafa eğilme, arkaya eğilmekten ziyade gerekir. Şu halde omurganın omurları, takip ve irtibatlarıyle böyle muhkem olduklarından, tek bir kemik gibi sebat ve sükûn için yaratılmamıştır. Eğime ve katlanmayı kabul etmeleriyle esnek olduklarından, birçok kemikler gibi hareket ve esneklik için konulmuştur. İkinci Madde Boyun omurlarını bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omurları akciğer için, akciğer nice faydalar için yaratılmıştır ki, açıklansa gerektir. Boyun omurlarının, omurga omurlarının üstündeki, altında olan omurun üzerinde yüklenmiş olduğundan, her bir omur, kendi taşıyıcısından küçük ve hafif yaratılmıştır. Ta ki âzanın hareketi hikmeti bir düzen üzere bulunmuştur. Omurganın en altında ve sonunda olan omur, hepsinden daha büyük ve daha sert yaratılmıştır. Ana karnında, kemiklerin nizamından önce bulunmuştur. Kair içinde hepsinden sonra çürüyüp, toprak olur denilmektedir. Omuriliğin en üstü, yer altındaki su yolu gibi çok ve katı olduğu için boyun omurlarının delikleri daha geniş kılınmıştır. Zira, sinir bölümlerinden yukarıya mahsus olan, aşağıya mahsus olandan çoktur. Şu halde boyun omurları küçük ve delikleri geniş olması, ince cisimlerin gereği olarak, hepsinden sert ve sağlamdır. Senasenleri küçük, kanatları büyük ve ikişer başlı yaratılmıştır. Bu omurların harekete ihtiyacı, sebata ihtiyacından fazla olduğundan, üst mafsalları alt mafsallarından selis ve yumuşak kılınmıştır. Bu mafsalların şiddet ve sağlamlığa ihtiyacı az olduğundan boyun altındaki gibi, üst alta bağlı olan mafsal çıkıntıları

büyük ve geniş olmayıp, küçük bulunmuştur. Boyun omurlarının sayısı yedi olması, uzunluğu mutedil olmak içindir. Bu omurların birincisinden başka, her birinin onbirer çıkıntısı vardır ki, birer sinüse, ikişer şube, ikişer kanat ve yukarı tarafa çıkmış olan dörder çıkıntı ve aşağıya dörder çıkıntılıdır. Sinirlerin çıkış yerinin yuvarlak deliği, her iki omur arasında, yarım üzere taksim olunmuştur. Fakat ilk omur ile ikinci omurun nice özellikleri vardır ki, sair omurlarda bulunmaz. Zira ki, başın sağ ve sola olan hareketi, kendi ile birinci omur arasında bulunan mafsal ile bağıntılı olmuştur. Başın ön ve arkaya olan hareketi, kendisi ile ikinci omur arasından bulunan mafsal ile vücut bulmuştur. Ama ilk mafsal, birinci omurun şahsiyeti üzerinde sabit olmuştur. Bu omurun üt tarafında iki oyuğu vardır ki, onlara baş kemiğinin iki çıkıntılı tarafı girmiştir. Vakta ki bu iki çıkıntının birisi oyuğundan yukarı çıkıp, öbürü oyuğuna tamamiyle gömülse; baş ondan yana meyledip, o tarafa eğilir. Ama ikinci mafsal, ikinci omurda bulunmuştur. Bu omurun ön tarafında uzun bir çıkıntı yaratılmıştır ki, birinci omurun omuriliğin önünde olan deliğinden girip, baş kemiğinde bulunan omuruna ulaşır. Vakta ki, sözü edilen çıkıntı, o omurun deliğinden geçip, omura girse, baş ön tarafa meyledip eğri olur. Eğer çıkıntı oyuğundan çıkarsa, baş düz durur. Eğer çıkıntı, deliğinden dahi çıkarsa baş arka tarafa kaykılır. İkinci omurun gerisinde dahi kısa bir çıkıntı vardır ki, ancak birinci omurda olan çukuru itçinde hareket edip,onu geçmez. Ama birinci omurun özelliğidir ki, sensenesi olmaz. Olmadığının faydası budur ki, ağır olmayıp çevresinde olan sinir ve adalelere zahmet vermez. Bu çukur baş kemiğinde gömülmüş gibi olduğu için kanatları dahi yoktur. Zira ki, sinirlerin başlangıç yerine yakın olup, yerleri dar olduğundan kanatları bulunmaması hikmet-i ilâhidir. Bu omurun özelliklerindendi ki, sinirle ondan doğarlar. Sair omurlar gibi iki

Ancak geri tarafının üstünden iki delikten hepsi lif gibi ince oldukları halde dışarı çıkarlar. onbirinin sensenesi ve kanatları vardır. Ey aziz. o çukurlara girip. kısa ve geniş suret bulmuştur. Aşağıya doğru olan çıkıntıları yumru tarafları. Birinin kanadı yoktur. kaburgalar onlara ulaşmazlar. altıyla birlikte . Çünkü bu omurların cisimleri. Onuncu omurun üzerinde bulunan omurların üst tarafa doğru olan mafsal çıkıntılarında setli çukurları vardır. Bu ikincinin çıkıntıları sağlam bağlarla birinci omura bağlanmıştır. Üçüncü Madde Göğüs omurlarını bildirir. Senseneleri eşit değildir. üstü. önemli azaları toplayıcı ve muhafızdır. bitişik oanı daha büyük ve daha kuvvetlidir. sensene ve kanatlarına gitmiştir. Zira ki. birinci omur ile selis bulunmuştur. senseneri aşağıya varmıştır. Göğsün yedi üst omurunun senseneleri büyük ve kanatları kalın olup metanet bulmuştur. onda sinir çıkış yeri deliği mümkün olmadığından. metanet bulurlar. Bunlar oniki omurdur ki. malûm olsun ki. kaburga kemiklerine bitişik olup. Şu halde bunların mafsal çıkıntıları. Mafsal çıkıntılarının iki tarafında olan çukurları setsiz bulunmuştur. İkinci omur ile sair omurlar mafsallardan daha selis kılınmıştır zira ki. Ta ki. Uzadıkça yavaş yavaş alınlaşırlar. gerisinin üstünde bulunup. Göğüs omurlarının kanatları diğerlerinden sert olup. Hepsi yaratıcının san'atı bilinmiştir. yerlerine göre kalın olup. baş mafsalı. İkinci omurun kısa çıkıntısı. bu iki mafsal ile olan baş hareketlerine ihtiyaç faza bulunmuştur. bunlardan yürek gibi mühim azaya en yakın olup. uzuvların demiri olan yüreği en iyi şekilde koruyalar. bunun delikleri sensenesinin yanlarında kırılmıştır. Zira ki.tarafından ve ortak noktadan doğmazlar. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omurlar kemiklerdir ki. Onuncu omurun sensenesi kubbe gibidir.

üç kıkırdak omurdan meydana gelmiştir. mafsalları daha sıkı ve kanatları daha geniş bulunmuştur. Üçüncü omur tarafından bir sinir çıkmıştır. Onikinci omurun kanatları olmaz: Zira ki. Onun için omurga . Çıkıntıları yoktur Küçük olduklarından. Böğür. Zira ki çarpma âfetlerini kabul etmekten en uzak şekiller. boyun omurlarından büyük olduğu için müşterek delikleri iki omur arasında eşit bölünmeyip. Onuncunun altındaki çıkıntıları üst tarafına ve çukurları aşağı tarafına meyilli olup. Kuyruk kemiği. o direk kemiğin taşıyıcısı ve bacak sinirlerinin çıkış yeri olmuştur. bu onikinci omura bitişiktir bu omurun üstü küçük yapılı olduğundan. boyun omurları gibi sinirleri ortak deliklerden bitmiştir. Midenin zarları tarafı. koruyucu kanatlara benzer genişliklerdir. Böğürün omurları beş kemik olmuştur. Göğüsün omurlarının üzerinde sensene ve geniş kanatları vardır. Şu halde bu açıklamadan anlaşılmıştır ki. kuyruk sokumu ile beraber kasığın tamamına kaide gibi olup. senseneleri üst tarafına kavisli bilinmiştir. omurganın tamamı bir tek nesne gibidir.setlenmiştir. kendisinde fazla mafsal çıkıntısı yoktur. bu delikleri tamamiyle içine aldığı için onların olmaları ve sinirlerin çıkışı için bu omurların sağ ve solunda birer delik yaratılmıştır. Göğüs omurları. Mafsal çıkıntılarının aşağıları. onda kaburga kemiği varken gerek kalmaz. derece derece yukarıdakinde fazla ve aşağıdakinde az olup. Göğsün diğer omurları ve iki uyluk arası olan böğürün bütün umurları. sinirler için ön ve arka taraflarında delikler vardır ki. yuvarlak şekillerdir. Böğür kemikleri üçtür ki. Bu böğür kemikleri açıklanan böğür kemiklerine benzer. oyluk mafsalları onlara mâni olmaya. onlar bütün omurlardan daha sert. Fazlalık ve şekillerse yuvarlaktır. sinir deliği tamamıyle onuncu omurda bulunmuştur.

kuşattıkları nefs âdetlerini ve gıda âletlerinin yükseklerini korumak için yaratılmıştır. nizam bulalar. incinmiş olmasın. omurganın uzunluğu hasebiyle senasenin ortası olup. yirmialtı omuru bulmuştur. o azalara ârız olan âfetlerin tesiri. Zira ki bu şekil. Onun için üstteki yedi kaburga.omurlarının yukarıdakinin başı aşağıya. iki ortaları büyük ve uzun. iki yönden birine bükülmüştür. Şu halde bunlara ağırlık olmak için ve birine eren âfet hepsine ermek için gıda ve nefesten göğüs boşluğu dolup. midein yeri geniş olup. Dördüncü Madde Kaburga kemiklerini bildirir. Zira ki. her taraftan yedişer kaburgadır ki. hepsi tek kemik olmamıştır. göğüs yanında birleşip. birbirine bitişik olmayıp derece derece kısalmıştır. Ey aziz. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kaburga kemikleri. etrafı kısa kılınmıştır. Üstteki yedi kaburga. Bu onuncu omur. karaciğer dalak vesair azayı korumak içindir ki. Ta ki. yüreği her yönden korumakla her yönden kuşatmışlardır. kedi içlerinde olan nefsanî aza üzerinde. baş aza olan yüreği ve onun ardında bulunan azayı kuşatmışlardır. malûm olsun ki. Yukarıdakilerin uçarı arası yakın ve aşağıdakilerin uzak bulunmuştur. Ama gıda azasına komşu olan alt kaburgalar. arka taraftan koruyucu kalkan gibi. gıda ve nefesten dolduğunda güçlük çekip. Şu halde boyun omurları ile omurga omurlarının toplamı. Ta ki iki taraftan her irinde bulunan dokuz omur. göğüs kaburgaları ismiyle isimlendirilmiştir. geniş yere muhtaç olduğundan açılmak kolay olmak için ve teneffüs işlerine tayin olunan göğüs adalesi çözülmemek için müteaddit kaburga kemikleri olup. Bunlar. her yönden insanın uzuvlarını daha iyi . Bu göğüs kemikleri. orta omur olan onuncusu yanında hepsi toplanmıştır. büyük iş olduğundan. bu onuncu omurun üzerine toplanmış olup. onları tam bir ihtiyat ile korumak lazımdır. aşağıdakinin başı yukarıya kaykılmış olup.

Bu kemiklerin sayısı. Uçları sivridir. omurga omurlarının her bir kanadında olan iki çukur omura girip. Ta ki ondan dimağa yükselen damarlar ve inen sinirler geçip yol bulmuştur. sardıkları mekan geniş bulunsun. yumuşaklıkla sertlik arasında ota bir kıkırdak cisim ile yumuşak uzuvlara bitişik ve gömülüktür. göğüse bitişmiştir ki. malûm olsun ki. Kırılmaktan emin. Kendi. Beşinci Madde Köprücük kemiğini bildirir. Ey aziz. onun aşağı tarafı yuvarlak gibi olup. aynen omurga omurlarının omurga ile olan bileşimi gibi suret bulmuştur. Nitekim kaburgaların her birinden iki çıkıntı. kemikler. Göğüs kemiğinin en altına geniş bir kıkırdak kemik bitişmiştir ki.sarmıştır. bu yedi kaburganın göğüs kemikleri ile bulunan bileşimi. önce aşağıya meyledip. hançer kemiği nâmıyle şöhret bulmuştur. katmerli mafsal hâsıl olmuştur. ondan yukarıya dönerek. göğüs kemiği ile yumuşak uzuvlar arasında aracılık edip. arka kemiklerdir. yumruları üzere. solunum organlarının genişlemesinde yumuşaklıkla müsaadeleri bulunsun. Bunun gibi. sert ile yumuşak arasını birleştirmekte uyuntu vermektir. Ta ki. Göğüs kemiği. onun boşluğundan boğazın yanında boş bir açıklık kalmıştır. yedi kemikten oluşmuştur. Geri kalan beş kısa kaburga. yine hafiflik için bilinmiştir. Bu . Onun tek kemik olduğu. kendilerine bağı olan kaburgaları sayısınca yedi bulunmuştur. Bu kaburgalar. yumuşak kıkırdaklarla bağlanmış ve mafsalları sağlam yaratılmıştır. Bu kemiğin faydaları: Midenin ağzını koruyup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Köprücük kemiği. hançere benzemekle. Uçları kıkırdaklarla korunmuştur ve çarpmalardan uzaktır. göğüs kemiğinin iki yanından her birinin üzerine konulmuş bir kemiktir ki.

göğse bitişsin. isim ve özelliklerini yedi madde ile açıklar. omurga omurlarının senasini yerinde koruyucu olmuştur. Şu halde göğüsten yana uzaklaştıkça. Onunla omuz. karga burnu nâmını bulmuştur. göğse âfet ermesin. ikisi birilikte kol kemiğine bağlanmıştır. 34-BÖLÜM:034: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM İki el ve iki ayak kemiklerinin bileşik keyfiyetini. iki kolun hareketi geniş kalıp. O çıkıntıdır ki. onun kaidesi. Bunun içi çıkıntısı vardır ki. kolun dönen tarafı ona girmiştir. yayılmıştır. Bu çıkıntının dışı üzerinde üçgen gibi bir çıkıntı vardır ki. . Omuz kemiği ince faydalar için vücuda gelmiştir. Bu çıkıntıya bitişik olan kıkırdağın yuvarlak tarafıyle omuz genişliği son bulmuştur. birbirine hareketi kolay olup.kemik. aşağı ve ön tarafa gelmiştir. diğer kıkırdaklar gibi bilinmiştir. Bir faydası budur ki: Göğse hasredilmiş olan uzuvlara kalkan olup. dar açısı göğüste yana gelmiştir. enseden yana kalın olmuştur. Bir faydası budur ki: Omuz. geniş olup. bu kemikle bağlanmış olup. Bu kıkırdağın bitişmesi de. boşluğa meyledip. kaburga kemiklerinden uzak olup. engel olmasın. omurga omurlarının senasin ve kanatları makamında durup. Bu omuz kemiği. selasetten kalmasın. omuz tarafınada bitişmiştir. iki elin. köprücüğe bağlanmıştır. Ta ki sırtın düz olmasına halel gelmemek için. Boşluk tarafı üzerinde bükülmemiş bir boşluk vardır ki. Yine kol kemiğinin çıkmasına engel olmuştur. birisi arka ve süt tarafına kalkılmıştır. kolun ucunu üst tarafa eğilmekten engel olmuştur İkinci çıkıntısı. göğüs boşluğundan yana ince. Bir faydası budur ki: Kol ile el ondan asılı olup. boşluktan yana. O. Omuz.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Pazu kemiği yuvarlak şekil üzere suret bulmuştur. iç tarafında olan uzun ve inci bulunup. Pazunun alt tarafını üzerine iki bitişik çıkıntı bileşmiştir ki. Fakat ikinci oyuk. Üst tarafı yumru olu. biri emniyet ve selamettir. boşluktan yana yumru kılınmıştır. Lakin o hareket. iki el. sair mafallar gbi kuşatıcı olmuştur. Bu gevşeklikte iki fayda vardır: biri ihtiyaçtır. İhtiyaç: Bütün yönlerde selamet harekettir. İkisi sonundan inmiştir. sâbittir. Bu mafsala gevşekliğinden. her taraftan yana hareket etmeğe muhtaçtır. omuz çukuruna gevşek bir mafsalla girmiştir. emniyet ise. onda çok ve devamlı gelir. onun iki tarafında iki oyuk vardır. Ta ki. malûm olsun ki. Göğüs oyuğuna yakın . bağlarının kopmasından korkula. bir nesne ile mafsalı olmayıp. Üstteki oyuk önde ve alttaki oyuk arkada vâki olmuştur. çok çıkma ârız olmuştur. Dış tarafında olan çıkıntı ie ve üstte olan çukurda bulunan lokma ile dirsek mafsalı tamam olmuştur. avuçladığı nesne gökçek ve kolay avuçlansın. dördüncü bağ ile kargaburun çıkıntısından inmiştir. o mafsal. biri büyük ve sert olup. Belki pazu. Üst oyuğun engeli yoktur. çoğu durumlarda sâkin ve sair mafsalları hareketli bulunmuştur. Zira ki pazu. pazuya temas etmiştir. ancak sinir ve damarları korumak için yaratılmıştır. Ey aziz. Şekilleri geniş olup. Pazu mafsalını dört bağ tutmuştur.Birinci Madde iki pazu kemiklerini bildirir. Ta ki üzerinde toplanmış ve tertip edilmiş olan adaleler. Birinin tarafı geniş olup. birbirinin üzerine rahat ulaşsın. pazu tarafını çevrelemiştir. Ta ki âfet kabulünden uzak olmuştur. enine perde gibidir ki. Düzgündür. sinirler ve damarlar örtülmüş olup. Biri. daha büyüktür. O mafallar pazudan ziyade muhkem yaratılmıştır. Pazu kemiği göğüsten yana çukur olup. İkisi arasında bir yeri vardır ki.

boşluk tarafından yana hareket edip. Ta ki onda. üst bilek kemiği derler. adale ile süt ve alt kemi mafsallarındandır. Vakta ki giren yer. Alt bilek kemiğinin iki çıkıntısı vardır ki. kalın adaleler onları sıkmasıyle ağırlık veren kalınlıklarından kurtulmuş olalar. et ve adaleden arınmış ve bağlar ile gizlenmiş oldukları için. duvar gibi düz yaratılmıştır. uzunlamasına iki kemikten oluşmuştur. mafsalların hareketiyle sert çarpmalara uğradıkları için kalın ve metin kılınmıştır. ama etrafı. malûm olsun ki. İkinci Madde Bilek kemiklerini bildirir. bu çıkıntının dönmesiyle eğri hareketler hâsıl olmuştur. dirsek mafsalı ondan bileşe. Ey aziz. Dirsek mafsalı. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek. Bu mafsallar. oyuğu dahi yuvarlak bulunmayıp. girintili-çıkıntılı olup. ona. iki atabe adı vermişlerdir. Ta ki. kol çıkıntısı. Bunların başparmağa yakın ola üstteki ince olup. Küçük parmağa yakın olan alttaki. Onun çukurunda olan yüzeyi yumru kılınmıştır. Onlara: iki bilek kemiği derler. yumma ve açmaya yaradığı için düz yaratılmıştır. pazunun boşluk tarafında olan çıkıntı onda raptedilmiştir. faydası. Üst kemik. Alt kemiğin faydası: Onunla bilek kavrama ve yayılmadan yana hareket eder. bükülücü olmaktır. aralarında (sin) harfine benzer benzer bir yer bulunmuştur. Bu iki kemiğin her birinin ortası ince ve latif yaratılmıştır. taşıyıcı olduğundan alt kemik adını almıştır. eğik hareketlere kabiliyeti olmak bilinmiştir. O çukurda. Üst kemiğin tarafında küçük bir çukur vardır ki.olan yeri düz olmayıp. bu yapı üzere düzen tutmuştur. çukur yer üzerinde geri ve süt . Ta ki pazunun çukur tarafında olan yere girip. Üst bilek kemiğinin faydası: Onunla bileğin hareketi eğilip. Bu iki oyuğa. ona ulaştığında dursun. alt kemik.

el yayılır. Aya kemikleri yedi ve bir de fazla kemik yaratılmıştır. sağlam bağlayıp. belki . bileği pazuda ön tarafa teğet olur. kayganların tutulması mümkün olsun. el yumulup. onlardan geniş ve ortak bir çukur meydana gelir ki. Bu kemiklerin mafsalları birbirine zaptolunmuştur. bir çok kemiklerden meydana gelmiştir. Ama yedi asıl kemik. İkinci safın kemikleri. eli yumduğunda. o kemiklerle çukurlaşmakta ve büyük cisimler üzerinde avucun çukur olmasıyle. Hatta ayanın derisi soyulsa. Bir safı. Üçüncü Madde El ayasının kemiklerini bildirir. geniş ve bitişiklikleri az kılınmıştır. iki saf kılınmıştır. ta ki dağılmasın. El ayası. Ta ki cüzüne erişen âfet. faydası: Korumak ve kollamaktır. İki çıkıntının aşağı tarafları. Şu halde üçü araya sıkıştırılıp. sayısı dört bilinmiştir. bileğe yakın olan tarafı ince ve gayet bitişik bulunmuştur. Ta ki avucun içinde kavramaya yarayan çukurluk meydana gelsin. Alt bilek kemiğinin çukuru gerisinde uzunlamasına bir çıkıntı vardır ki. bir miktar mutavaat vermiştir. eli ziyade yayılmaktan haps ve men edip. Ey aziz. Kaçan çıkıntıyı haseden çukurdan duvar eri ayrılsa. el ayasının iki safını düzenlemek için değil. bilekten yanadır ki.taraflarına hareket eylese. Kaçan iki yer birbirinin üzerinde ön ve üst taraflarına hareket eylese. cisimleri ince ve sayları üç bulunmuştur. malûm olsun ki. çoğunlukla alt çıkıntıda bulunmuştur. bütününe erişmesin. tek bir şey gibi toplanmış olup. adale ile bilek istikametine yakın olur. Öteki safa yakın olan tarafı. Bu çukurdan fazla kalan âfetlerden uzak olmak için yumru ve kaygan yaratılmıştır. Bu bitişme ile bile bu kemikleri birbirine birçok bağlar. Avucun aldığı nesnelerde tutuşu zayıf olmasın. Sekizinci kemik ise. anatomi bilginleri demişlerdir ki: El ayası. bu kemiklerin hepsi bitişik ve tek görünür. parmak taraklarından yana bulundukları için geniş olup.

Her parmak üç kemikten yaratılmıştır. Gerçi muhtelif hareketleri sülük ve balık hareketleri gibi mümkün idi. Lakin parmakların işleri. Bu tarak kemikleri. Ta ki âfetlerden korunmuş kalsınlar. iki bilek kemiği uçlarından hâsıl olan geni çukura girip. aya etrafında olan çukurlara. ondan mafsal yumulur ve açılır. Üsttekiler alttakilerden boy boy büyük yaratılmıştır. Aya mafsalı ile tarak kemikleri. dört parmağa mukabil gelmiştir. Boşluksuz ve iliksiz. Ta ki yüklenici ve yüklenen arasında münasebet gökçek olsun. anatomi bilginleri demişlerdir ki: El parmakları eşyayı kavramakta yardımcı âletlerdir. Ta ki bitişik gibi olan kemikleri ayaya bitişmesi gökçek olsun. kaideleri geniştir. ta ki genişlik ve sıkışıklığa yardımcı olsun. Ta ki işleri zor olmasın. İç tarafından çukur olmuştur. kıkırdaklara bürünmüş olan tarak kemiklerinden çıkıntılar girişiyle telif edilmiş yaratılmıştır. Parmak kemiklerinin uçları ince. Ta ki kemikler. farklı açıklıklara güzel bitişsin. Ey aziz. . parmakların hareketleri eksik olurdu. onunla mafsal. Bu kemikler yuvarlak kılınmıştır. Üçten az olsa.ayaya yakın olan siniri korumak içindir. aya kemiklerini yakın ola kemiğin çukuruna girip. Alt bilek kemiğinde açıklanan çıkıntı. el titremesi gibi zayıf olmayıp. kemiklerden hâli yaratılmadı. Dördüncü Madde Parmak kemiklerini bildirir. metin ve kavi olmak için kemiklerle dolu yaratılmıştır. Tarak kemikleri dört olup. onun tek ucu hâsıl olup. ağır eşyayı zaptetmekten âciz kalırdı. Parmaklar tarafından yana bir miktarca açık olmuştur. üçden ziyade olsa. birer kemikten yaratılmayıp. ayaya yakın olan tarafta birbirine yakın olmuştur. Bu parmaklar. eğik ve açık olmuştur. Zira ki. üç kemiğin açlarının birleşmesinden. müteaddit kemiklerle bulunmuştur. malûm olsun ki. Parmakların eti.

Baş parmaklar. Ta ki kendi ile dört parmak arasında mesafe dar olmaya. ziyade uzak olup. yararı kalmazdı. Eğer baş parmak. muntazam olsu. Ta ki birine yapıştığında iyice tutsun. avucun kavradığı nesnenin azası benzeridir ki. Dışları yumru. diğer dördünden daha kısa ve kalın yaratılmıştır. elin. İçlerinde et az olmuştur. Ta ki hepsine mukavemette muadil kalsın. bir nesneyi kuşatıp. Eğer elin sırtına olsaydı. Kavranan yuvarlak üzerinde el ayası ve parmaklar çukurlaşıp. Ta ki. iki el. vakta ki. elin içinde olsaydı. Ta ki onları koruyup ve örtüp. ötekilerininki daha kısa olmuştur. onu örter. Ta ki. bir büyük nesneyi alıp kavraması mümkün olur ve bir tarafla başparmak. kavrama sırasında parmakların etrafı eşit olup. Orta parmağın mafsalı uzun olup. ağır olmayıp. ta ki sıkışma anında âfetlerden korunmuş olan yuvarlak şekle benzesin. Zira ki eğer baş parak. her taraftan ona temas kılsın. Dış tarafları dahi baş parmak ve küçük parmak gibi parmak olmayan taraflar yumru kılınmıştır. tarak kemiğine bağlanmadı. avucun içinde boş yer kalmayı. başparmak ta onlara mukavemet eylese. Bütün parmakların asâyişi. etkili silah yerini tutsun. kavrama ile temas olunan nesnelerin altında eğilici olsun. Eğer küçük parmak tarafında konulsaydı. faydası kalmayıp. Dış tarafları etsiz kılınmıştır. rutubetli ve yapışkan kılınıp. ta ki tutma ve oğma kolay olsun. birbirine mukabil ve uygun gelmezdi ve birbirine yardım edebilmezdi. Ta ki uçları. birine giren rutubetli ve yapışkan kıkırdak ve çukurlara . engelleri peyda olurdu. Şu halde.sertlik üzere yaratılmıştır. kendi yeri gerisinde konulsaydı. Parmakların etrafında tırnaklar olmuştur. Parmakların uç etleri çoktur. el içiyle ola işlerin çoğu yapılamazdı. kavradıkları nesnede. hafiflik bulsun. içleri çukur bulunmuştur. Ta ki çekme ve kavrama hareketlerinde metanetleri sağlam ve kuvvetli olsun. Başparmak. dört parmak bir taraftan.

Zira ki. kuyruk sokumu yanında sağlı ve sollu iki kemiktendir ki. uzar kılınmışlardır. bularda. Uzadıkça. Yumuşak kemiklerden yaratılmıştır. Boşluktan yana olan parçalarına hâsıla kemiği ve harkafe kemiği adı verilmiştir. Bu iki kemiğin her biri dört cüze taksim olunmuştur. malûm olsun ki. kuvvetli bağlar sarıp. küçük kemikler ile doldurulup.bitişik yaratılmıştır. yuvarlak kılınmıştır. onlara hareketlerinden kuruluk gelmesin. Bunlar. metanet verilmiştir. içe ve aşağıya olan parçalarına kalça payı denilmiştir. Bunlara: Semsemaniye derler. Ta ki sert nesnelerle karşılaşmada kolaylıkla eğilip. Beşinci Madde Kasık kemiklerini ve kalçayı bildirir. silah gibi onlarla düşmandan intikam almaktır. Kazınma ve törpülenme taraflarında bulunmuşlardır. O. iki kalça kemiklerinin yumru uçları girecek oyuklar . selametle bükülsünler. Dördüncüsü: Bazı vakitler. Ta ki muhkem olsunlar. Tırnakların etrafı. Birinci faydası: Bir nesneyi bağlayıp düğümlemekte. Ziyade sağlamlık için mafsallarında bulunan açıklıkları. Onun için büyüyüp ve gelişip. parmaklara dayanak olmaktır. Ey aziz. kasığın ortasında sağlam bir mafalla birbirine bitişmiştir. Alttaki kemiklerin hepsinin yüklenicisi ve nakledicisi bulunmuştur. kıkırdak örtüleriyle bitişik yaratılmıştır. Ta ki onunla rutubetleri sürekli olup. Ta ki çarpma âfetlerinden korunsunlar. Mafsallarını. kesmekle karar bulsunlar. Tırnaklar dört fayda için yaratılmıştır. Önden yana olan parçalarına kasık kemiği denmiştir. Arkadan yana olan parçalarına virek kemiği denilmiştir. İkincisi: Onlarla ufak nesneleri kaldırıp toplamaya kudret bulmaktır. Mukavemetle yarılıp ve kırılmayıp. gerektiğinde. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende bulunan kemiklerin biri dahi kasık kemiğidir. sağlam kalsınlar. adı geçen üstteki kemiklerin yesası gibi bilinmiştir. Ta ki çarpmalarda mahvoldukça yine tamam olsunlar.

hakk'u-l vikete olan çukura girmiştir. iki ayak ile sabit ve kaimdir. mesane gibi latif azalar konulmuştur. önden ve boşluktan yana yumru. eğer ayağa bir âfet erişse. yamuk olurdu. geri ve içeriden yana çukur ve kesik kılınmıştır. Eğer hakk'u-l virek beraberinde düz konulsaydı. Küçük kasba. iki kalça ve iki ayak ile bu intikaller yapılır. alt tarafta içten yana yumru yaratılmıştır. Bu iki kemiğin üst tarafları kubbe gibi yumru olup. üst tarafı kalça kemiğine bitişik olmayıp. Ta ki büyük adleleri. Zira ki. Eğer kalça ve baldır adalesine bir âfet erişse. rahim. Biri küçük ve kısadır ki. Kalça gibi baldır kemiğinin boşluktan yana yumruluğu bulunmuştur. Ey aziz. İki ayağın faydası: iki nesnedir. Ta ki onlarla baldır adaleleri ve sinirleri . Ayak kemiklerinin birincisi iki kalça kemiğidir ki. intikal zor olur. ona büyük kasba denilmiştir. inme ve düz durma durumlarında intikallerdir. ayakta durma düzeni zor olur. üstlerinde olanı yüklenici ve altlarında olanı nakledicidir. malûm olsun ki. hepsinden düz bir nesne hâsıl olup. Bu iki kemik üzerinde meni âletleri. Biri büyük ve uzundur ki. o vakitte ayakta durma kolay olur. Altıncı Madde Baldır kemikleri ve iki diz mafsalını bildirir.bulunmuştur. Biri nizam. İntikal kolay ve rahat olur. ta ki ondan diz mafsalı ortaya çıka. Bu iki kemiğin alt tarafında diz mafsalları için her birinin iki çıkıntısı vardır. sinirleri. ona küçük kasba adı verilmiştir. bedende olan kemiklerin en büyüğüdür. Diz mafsalından önce baldır kemiklerini beyan ederiz. anatomi bilginleri demişlerdir ki: bilek gibi baldır dahi iki kemikten yaratılmıştır. iki oyluk arası uygunsuz ve geniş olup. Zira ki. onula oturuş daha güzel olsun. birçok damarı gökçek koruyup. Biri yukarı çıkma. bu iki kemik. makat. Bu iki kemik. üzere ayakta durmaktır ki.

Diz kapağı ayrı bir yuvarlak kemiktir ki. bilinmiştir. yürüme düzeni uygun olsun. Mafsal önünde büyük kasbaya iştirakle yumulma ve yayılmaya kuvvet vermek için yaratılmıştır. ama geri taraftan yana ani çarpma olmayıp. hareketi ile kuvvet verip. Ta ki üzerine dayanma ve dinelmeye yardımcı olsun. ayakucu tarafına uzamış bulunmuştur. ona direk olmaktır.muntazam olsun. Ve bu kemiğin yeri bu mafsalın önünde bulunmuştur. birer lif bağı ile bağlanmış olup. Ta ki. İç taraftan yana beli ince kılınmıştır. Hakikatte baldır. malûm olsun ki. Bunlar. Yedinci Madde Ayak kemiklerini bildirir. o büyük kasbadır ki. Küçük kasbanın bu sağlamlığından dahi büyük kasba ie aralarında olan sinirleri ve damarları örtücü ve koruyucu bulunmuştur. Şekli. yürürken atılacak ayağın dayanmakla. ayakta sebat için âlet yaratılmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak. Bu ağır bedeni taşıyan mafsal. . emniyet bulmaktır. zira ki bu mafsala ani saldırı ve çarpma çoğu zaman ön taraftan olur. kalça kemiğinden kısa bulunmuştur. diz üzerinde oturma anında diz mafsalını ayrılmaktan bu kemik ile koruyup. iki taraftan iki metin bağ ile muhkem düğümlenmiştir. ne üstünü taşımaktan âciz olur. hareket için hafif olsun. Bunun faydası. ne hareketten zorluk bulur. Diz mafsalı: Kalça kemiğinin alt tarafında olan iki çıkıntının baldır kemiğinin üst tarafında bulunan iki çukura girmek ile hâsıl olmuştur. Ey aziz. ona diz gözü denilmiştir. Bu baldıra bir mutedil miktar verilmiştir ki. Bununla bile küçük kasba ile dahi ona kuvvet ve sağlamlık verilmiştir. İkisinin önleri diz kapağı kemiğinde yerleşmiştir. Ta ki ayakta durma durumunda ön tarafı ayaktan yana dönük olup. sağ ve sol tarafa eğilmesi az bulunmuştur. Şu halde ani kalkma ve oturmalarda diz mafsalına ön taraftan zor zahmet gelmekle ihtiyat kılınmıştır.

geri tarafından ökçe kemiğine. Topuk. Ta ki. mafsal bağı ile bağlanmıştır. Biri ökçe kemiğidir ki. Ayağın çok kemikten oluştuğundan nice faydaları bilinmiştir. Sair faydaları. onu üst tarafından. metin olmuştur. Ayak bileğinin dört kemiği vardır ki. ön tarafından bilek kemiğinin üstüne. onunla birbirine gökçek bitişmesi bulunmuştur. kolay ve sağlam basıp. insanın ayak topuğu diğer hayvanların topuğundan daha çıkıntılı kılınmıştır. topuğun altında konulup. ayakta durmanın temel direği onunla bulunmuştur. Biri budur ki: Ayak. bacak ile ökçe arasında bir vasıtadır ki. Biri merdiven kemiğidir ki. yer üzerinde o tarafın sebatı gökçek bulunsun. kendi sert. Biri topuk kemiğidir ki. Bu topuk. bir tarafa kayıp gitmesin. O ikisi arasında mafsal. dış tarafından ve iç tarafından kuşatmıştır. çok kemikli olan azanın sayılan faydalarının aynısı bulunmuştur. topuk kemiğindeki çukura girmiştir. bastığı nesneyi el ayasının kavradığı gibi kavrar bilinmiştir. diken ona şiddetle batmasın. Ayağın hareketinde faydalı olan kemiklerin en yararlı topuk bulunmuştur. Topuk ortada bulunup önünden kayık kemiğine. O. Biri kayık kemiğidir ki. onunla bacak mafsalı tamamlanmıştır. ayak bastığında tabanı üzere olup. Nitekim ayağın sebatında faydalı olan kemiklerin en lüzumlusu topuk bilinmiştir. ayağın ortası onuna yerden kalkıp ön tarafı dahi onunla yere gelir.Dikenli olan yere. Yuvarlak nesnelere ayak ayası. arka tarafı . Onun iki tarafı. Kayık kemiği. Bir ayağın kemikleri yirmialtı adet olmuştur. ökçe. onlarla ayak taraklara bağlanır. altıgen şeklindedir. kafasından. Beş kemik dahi tarak için yaratılmıştır. dış taraftan yana bacak kemiğine bitişmiştir. bastığı nesneyi gerektiğinde sağlam basıp sabit olmaya kadir bulunmuştur. daha önce açıklanan iki baldır kemiğinin yuvarlak tarafları arasında konulmuştur ki. ayağın dış tarafından yana konulmuştur. Zira ki ayak.

münezzehtir. beş kemikten bileştirilmiştir. Ta ki. bedenin yükünü taşımaya kudreti yetsin. Zira ki. Ayaktan istenen. ayakta istenen metanet. elde çok bulunmuştur. ayağın ortasında dış tarafına ulaştığında son bulmuştur. Şaşanlar. deyip hayrette kalmıştır. insan ayağı bu biçimde yaratılmıştır. yürüyüşünde âhenk olsun. nice izzet ve lezzet bulmuştur. Ta ki. yoklukları dahi sebat ve sağlamlığa zararlı olduğundan. Ta ki. Ayağın parmakları. bastığı nesne üzerinde rahatla karar etsin. Şekli. Ta ki. ondan az kılınmıştır. Ta ki. ayağın çukuru arkadan ortaya doğru yavaşlıkla gitsin. düz basması kolay olup. Alt tarafı düz kılınmıştır. akıl sahiplerine ibret olmuştur.yuvarlak yaratılmıştır. yavaş yavaş incelip. el bileğine uymaz. Ta ki. Ayak bileği. kavrama ve harekete ihtiyaç. Bu bileğin kemik sayısı. her birine beş parmaktan biri bitişip. Ama baş parmak iki büyük boğumdan ve ondan başka parmakların hepsi üçer boğumdan yaratılmıştır. elinkilerden daha kısadır. 35-BÖLÜM:035: ÜÇÜNCÜ BAHİS . uzun üçgen olup. bir safta dizilsinler. Mafsal ve kemiklerin çokluğu sebat ve sağlamlığa zararlı olduğu gibi. afetlere mukavemet edip. Yaratıcı ve şekil veren Allah. Ayak tarağı. Bu bileşim üzere bulunan şaşırtıcı terkipler. sebat ve sağlamlık bilinmiştir. Zira ki. bu sanat şaheseri binadan çok ibret alıp. Ölçüsü büyük olmuştur. yürüme hareketi düzenini bulup. Böylece insan bedeni semsemelerle (susam şeklinde kemik) birlikte toplam üçyüz kemikten oluşmuştur. Zira ki. elde kavramak bulunmuştur. Şaşırtıcı şekillerinde benzersiz yaratıcıyı fikreden ve düşününe akıllılara hayret gelmiştir. sertlikle isabet eden nesneleri iyi tarafa atsın. el bileğininkiler iki saf bilinmiştir. ayak bileğinin kemikleri bir saf.

sinirler ile tek bir şey gibi toplamış ve birleştirmiştir. O durumda o uzuv buruşup. zar ile perde çekip. BİRİNCİ BÖLÜM Adalelerin diziliş keyfiyetini.Uzuvların hareketleri keyfiyetini. Ondan uzuv tarafına giden kirişi çeker. sinirlerle bağlardan bileşen uzuvları az yaratmakla kalın edip. beyin e omuriliğin hacimleri tahammülünce çıktığı yerde ince bulunup. özellikle uzuvlara bölünüp ve yayıldığına her bir kemiğin payı. liften. . adalelerin mahiyetini. uzuv kemiklerinden sinire benzer bağlar bitirip. Bağlar ile sinirlerden bileşen baş. malûm olsun ki. Yine bu adale kendi yayılması ile uzadığında. çekilmiş olur. aralarını et ile doldurup. O vakitte. metanet ve özelliklerini üç bölümde ayrıntılı olarak bildirir. onlarla baş ve boyunda bulunan hareketleri yedi madde ile açıklar. oldukça ince zayıf olup. hareketli azanın temeli bulunan sert kemikler ile ince sinirlerin bitişmesi uyumsuz olduğundan yaratıcı olan Allah. o uzuv açılıp. inayeti ile lutfedip. Birinci Madde Adalelerin dizilişini ve onlarla hâsıl olan hareketleri topluca bildirir. ondan uzuvlara ulaşan kuvvetle hâsıl olup. sinir cevherinden olan belkemiğini ortasında korumuştur. etten ve zardan meydana gelmiş bir uzuv olmuştur ki. Bu adale toplandığında kısalır. hikmeti ile tedbir edip. anatomi bilginleri demişlerdir ki: İnsan bedeninde mevcut olan dörtyüzyirmi tane irade-i ihtiyarî hareketin tamamı sinirler vasıtasıyle yürekten dimağa. uzar. Ey aziz. çeşitli nevilerle yerine göre suret bulur. asıl çıkış yerinden uzaklaştıkça bozuşumu ortaya çıktığı için yaratıcı Allah. Şu halde bunun hepsi sinirden. o kiriş gevşer. İradî hareketlerin hepsi bu keyfiyetle hâsıl olup. cüzlerini. ona adale derler.

göz kapakları. ona kendi perdeleri ile metânet veriştir. ince. ikisi. Onlarla göz bebeğinin daire üzere olan hareketi bulunmuştur. Bu adale. Dördü. Gözbebeğinin gerisinde bir adale vardır ki. alnın derisinden bir cüz olup. onda olan hareketli uzuvların hareketleri sayısınca bulunmuştur. Alnın hareketi. ondan tecridi imkansız bulunmuştur. gözün dört tarafındadır ki. gözün yumulması gerçekleştiğinden alt kapakları hareketine gerek kalmamıştır. burun uçları. Gözbebeği ki. açıklanacak içi boş sinire dayanak olup. işleri çıkış yerine daha yakın olmakla sinir ona ulaştığında bükülme ve değişime muhtaç olmadığı bilinir. alt kapağın hareketli olması mümkündü. âletlerin çokluğunda âfetler çok bulunmuştur. gözün gerisinde yani kaykacında korunmuştur. Üst kapak sakin olup. her biri göz bebeğini kendi yönüne hareket ettirmişti. yanaklar. malûm olsun ki. ona bir derece karışmıştır ki. göz kırpmalarına dahi yardımcı kılınmıştır. Zira ki. Hakk'ın inayeti ise mümkün oldukça âletlerin azalmasına sarf olunuştur. geniş ve örgütlü bir adale iledir. Onu hareket ettiren altı adaledir. alın. Bu adalenin toplanması ile iki kaş kalkıp. Onu yumrulaşma sırasında gevşemekten men ile zaptetmiştir Fakat gözün üst kapakları hareketi ile maksat tama olup. Üst kapak için gözün açılması sırasında kalkma hareketi ve kapanması vaktinde inme hareketi gerekip. Alnın derisi adaleden hareketli olan uzva kiriş bitişmiştir. kapanma ise aşağı tarafa çeken adalelere muhtaç . Ey aziz. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yüz adaleleri. gevşemesi ile inip. gözün içindedir. Lakin Hakîm olan Allah'ın inayeti. göz. alt çene ve dudaklardır.İkinci Madde Yüz adalelerinin bazılarını ve onlarla hâsıl olan hareketleri bildirir. Yüzün hareketli uzuvları. alnın derisi altında yayılmış olup.

Şu halde ağdan gelen lif. kirpiklerin bittiği yerin atında yayılmıştır. kirişinin tarafı kapağının tarafına yayılmıştır ki.olduğundan gözün iki tarafında iki adale yaratılmıştır ki. Göz kapağının açılması için ortasına bir adale inip. Üçüncü cüz. omuzda olan kemik yanında bitip. ağzı yana ve aşağıya çekmiştir. lifleri yanlara gitmiştir. göz bebeğini korumak için ve kirpikler onu tozlardan korumak için yaratılmıştır. nice hikmetler ve faydalar için yaratılmıştır. dudaklar ön tarafa gelir. Bir cüzü köprücük kemiğinden çıkıp. alt taraftan bitişik olup. Ey aziz. dört cüzden bileşik bulunmuştur. bu isim ile bilinmiştir. sonları iki dudağın iki tarafına. alt çeneye tâbidir. Onun için bir adale yaratılıp. göz kapağını aşağıya çeker bulunmuştur. dudağa ortak olarak. Biri. İkinci cüz. Üçüncü Madde Yanakların. Onun için yanak ile o uzvun müşterek bir adaleleri vardır. Sağdan çıkan. Dördüncü cüz. Bu iki hareketin iki adalesinin her biri. Göz kapağı. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yanağın iki hareketi vardır. onun üst sağ tarafına yetmiştir. boyundaki . o adalenin bitiştiği yerin üstünde bitişmiştir Dudağı iki tarafa eşit ve imale ile meyilli kalmıştır. ağız daralıp. Bu iki lifin toplanmasıyle. Biri. dudakların ve burun kanatlarının hareketlerine vesile olan adaleleri bildirir. kesenin ipliği. geçmiştir. O adale her bir tarafta geniş olup. böğür ve köprücük kemiğinden çıkıp. iki tarafta. diğer bir uzvun hareketine tâbi olan kendi hareketidir. doğru inip. o kısılıp toplandığında gözün açılması hâsıl olur. kendi ağzını topladığı biçimde olur. dudağın sol alt tarafına ve soldan gelen lif. malûm olsun ki. Şu halde bütün beden azaları. kapağın iki perdesi arasında kıkırdak gibi geniş bir cisim olup. Zira ki her birine dört yerden lif gelmiştir. soldan çıkanla kesişip.

Sağlam oldukları. hareketle zahmet çeken uzuvları kuşatmayanı hareket ettirmek daha doğru ve daha güzeldir. yanak cüzlerine ulaşmıştır. yanak ile müşterek olan adaledir ki. mafsalı ile . Müşterek olan adalelerin etrafı dudağa bir derece kaynaşmıştır ki. Biri budur ki. iki adale dahi aşağıdan gelip. kusuru kalmaz. dudağı kendi tarafına hareket ettirir. bu adalelerin her biri tek başına hareket ettiğinde. Burun kanatlarıdır ki. Küçük olduklarına. Bunlardan gayrı onun hareketi olmaz. en hafif olanın hareketi uygun ve kolaydır. elmacıkların lifine karışmış olup. Dudağa mahsus adaleler dört bulunmuştur. Ey aziz. İkisi iki taraftan beraber hareket etseler. Dudağın hareketinde bu dördü yeterli olmuştur. dudağa ulaşmıştır. ikisine iki küçük sağla adalenin birleşmesi âdildir. dudak iki tarafa yayılıp gider. onlarda kemik olmadığındandır. çok hareketli olan yanak ve dudağın adalelerini yerlerinin lüzum ve genişliği yol açmıştır. faydalarını ve adalelerini bildirir. O harekete dudak dahi uymuştur. malûm olsun ki. Bu iki adalenin çıkış yeri elmacık kemikleri tarafında bulunmuştur. açıklanmıştır. Zira ki. Biri budur ki. üst çene sakin olduğundan. onunla öyle açık harekete gelmiştir.susamcıklardan gelip. iki kulak hizasından geçip. Biri budur ki. Dördü birlik hareket etseler. Dudağın adalelerinin biri. Hepsi Allah'ın hikmeti ile konulmuştur. elmacık kemikleri üzerinden galip. İkisi. alt çene hareketli olduğunda nice faydalar vardır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Üst çene hareket etmeyi. Dördüncü Madde Alt çenenin hareketini. onun cevheri olan etten fark olunmaz. dudağın hareketleri dört tarafa tamam olup. Çizgi. burun kanatlarını o tarafa hareket ettirir bilinmiştir. Zira ki. dudağın iki tarafına bitişmiştir.

birleştiğinde çeneyi arka tarafa çekip aşağıya indirici olur. toplanıp. Şu halde ona iki adale kifayet edip. adalelerinin lifleri kulağın arkasında olan ebriye çıkıntılarından inip. bunların çıkış yerleri kılınmıştır. üst çeneye bitiştirirler. onlar ağzın içinden gelip alt çenede boşluğa inmiştir. çeneyi yukarıya kaldırır. Kapama hareketi. Biri çiğneme ve öğütme hareketidir. Açma hareketi. her tarafta birer üçgen . çeneyi aşağıya indirir. Beyine yakın oldukları için bunlar dahi yumuşak bulunmuştur. Ağzın açılması ve çenenin indirilmesi. Şu halde kapama için iki adale yaratılmıştı ki.alt enenin kenarını çevirmiştir. Çünkü bu çenenin tabii ağırlığı inişine yardımcı kılınmıştır. Zira ki bu adalelerle dimağ arasında ancak bir kemik yaratılmıştır. Hareketli olan alt çenenin üç hareketi vardır ki: Biri ağzı açma hareketidir. Ağzın içinden gelen adalelerden biten kirişlerin metanetleri için ortalarından çıkmıştır. çene kemiğine ağlanacak yerde bitişip. hayvan gibi kesme ve koparmaya fazla muhtaç olmadığından bu iki adalenin miktarı küçük yaratılmıştır. Dimağdan çıktıkları yer yanında bir çift kemik içinde o yaratıcı Allah bunları defnedip. çeneyi iki tarafa meyil ile döndürür.mafsal ucu metin ve sağlamdır. öğütme hareketi. tek bir adale olmuştur. Ondan ziyade sağlamlık için kısa ve halis bir kiriş oyup. bu kemik sinirlerin başlangıç yerinden uzaklaşmakla cevherleri bir miktar sertleşmiş olsun. Ta ki. üst taraftan inip. perdeden geçirmiştir. Bu iki adaleye iki adale dahi yardımcı olmuştur ki. başka bir yardımcıya ihtiyacı kalmamıştır. çeneyi yukarıya çekerler. Çiğneme ve öğütme için iki adale yaratılmıştır ki. Toplandıkça o çeneyi yukarı kaldırıp. Biri kapama hareketidir. Oldukça yumuşak olan beyin cismi ki. Bu iki adaleden her birinin birer büyük kirişi vardır ki. İnsan çenesi hafif olup.

Üçgenlerin tabanları. biri alt çeneye iner ve biri çift kemiğe yükselir. her bi açı. Bir çifti. daire şeklini bulur.mafsalın üstünde bulunmuştur. Bu iki tür hareket ki. Bu çiftlerin bitiş yeri. Baş ile boyunu birlikte ön tarafa eğer adaleler bir çiftti ki. boyun da ön tarafa eğik olur. Kaçan açılarının darı olan tarafı elmacık kemiğine girse. aralarında düz olarak birleşip. başı. açıklanan bir çift adalenin altında örtülmüştür. Veya sağ tarafa eğik veya sol tarafa eğiktir. çiğneme ve öğütme onunla hâsıl olsun. . itidal üzere ön tarafa düşmüş olur. Şu halde. Beşinci Madde Baş ve boyunun hareketlerini ve adalelerini bildirir. Ta ki sözü edilen üçgen adalesinin toplanmasından. İkisi birlikte hareket etseler. Başı geri tarafına kaykıltan adaleler dört çifttir ki. malûm olsun ki. Başın aşağı düşmesi ve kendine has olan hareketinin iki adalesi vardır. yemek borusu altında konulmuştur. Ey aziz. muhtelif yönleri meydana gelip. başa çıkmıştır. eğer yemek borusuna yakın olan cüzleri toplandıysa. Birinci omura ve ikinci omura ulaşıp. Şu halde eğer biri hareket eylese. tek bir bağlantı gibi olup. Zira ki lifleriyle yukarıda kulak gerisinden ve aşağıda böğür kemiğinde çıkıp. birinci omurun iki kanadına gelmiştir. iki kenarı uzayıp.adale bulunmuştur. baş aşağı düşer. kendi yerine gider. baş. Başın iki nahiyesinden gelmiştir. onarla kaynaşmış bulunmuştur. özel ve ortaktır. Her biri ya ön tarafa veya arka tarafa doğrudur. Bir çift. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Baş için kendine özgü hareketler vardır Boğazın beş kemiğiyle dahi ortak hareketleri vardır ki. başın eğilmesine boynun eğilmesi denir. o tarafa eğik ve düşük eder. Kâh bu iki tür hareket arasında iltiat doğar ki. eğer omurlara kaynaşmış olan cüzleri dahi toplandıysa.

boyun omurlarının iki tarafıyle aşağıya inmiştir. Bunun özelliği. baş ile birinci omurun arasını sağ taraftan. biri sol taraftan toplamıştır. . birinci omurun kanadına gelmiştir. onun biri. tabii haline getirmektir. öndedir ki. Altıncı Madde Sesin yeri olan hançerenin kıkırdaklarını. Lakin yerleri yakın ve düzenleri sair adalelerin altında muntazam olduğundan. onları kuşatmıştır. baş. dimağın bir başka kemiği olmuştur. Dördüncü çiftin başlangıç yeri. arkadır ki. dördüncünün altında örtülü olup. düz tutar. büyük adalelerin görevini görmüşlerdir. Bunun altında yayılmış olan üç çiftin birisi. sağ taraftan. Bir çiftin yerleri. kısılırsa. Bir çifti dahi omurların iki tarafıyle. fazlaca kanatlara meyl ile gitmiştir. kaykılma sırasında düz edip. o. baş onların tarafına dümdüz meyl eder. iki tarafa meylettiren adaleler iki çifttir ki. yerinde düz olarak sâkin olur. baş. iki önceki çift. başın eğilmesini. adalelerini ve hareketlerini bildirir. kısalırsa. İkinci çiftin yeri. eğik olarak geri tarafa döndürür. Bu adale. onun biri baş ile ikinci omurun arasını. üçüncü çiftin altında dıştan yana geçip. Onda olan. boyun ile birlik geri tarafına eğer adaleler dört çifttir ki. Dördüncü çift. biri sol taraftan birleştirmiştir. diğer adalelerden küçüktür. Bu dördüncü çiftin her biri bir üçgendir ki. üç çifti. Şu halde bu dört adalenin. başı. Başı.ikinci omurun sensenesine (susamsı) bitişik olmuştur. baş mafsalına bitişmiştir. Üçüncü çift. hangisi toplanıp. kanatların arasını bağlamıştır. boyuna inmiştir. onun tarafına meyleder. onların üzeri olup. Eğer bunların dördü birlikte hareket ederse. Bunların hangi ikisi bir tarafta beraber toplanıp. Başı. tabanı. başı iki tarafa meyilsiz geri tarafına döndürürler. Bir çifti. başı.

Hançere önünde üçgen bir kemik vardır ki. dışı yumru olduğundan. üzerine yayılıp. ön ve üst tarafına çekse. kalkan kıkırdağının önüne gelip. kalkandan yana olan iç kemik kısmındandır. boğaza raptolunmuştur. ikinciye bitişip. büzülme ile toplanıp. gerisinden ona bitişmiştir. Onlar kapanmış kıkırdağa gelip. ikinci kıkırdağın. hançere açılma ile genişler. kıkırdaktan bir uzuvdur ki. Bunların çıkış yerleri. Vakta ki aynı büzülmeyle toplansa. onun latif adaleleri bundan çıkmıştır. Şu halde kalkan kıkırdağına. Üçüncü kıkırdak. Hançereyi açan adaleler bir çifttir ki. ikinci kıkırdağın iki çıkıntısı o iki çukura girip. onun içi çukur. kapanmış kıkırdağın ii . kalkan kıkırdak üzerine kapanma ve kavuşmasıyle ve odan uzaklaşmasıyle hançerenin kapanması ve açılması bulunur. İki çift adalesi dahi vardır ki. üçüncü kıkırdağı ikisine tatbik için ve üçüncüyü ikisinden uzaklaştırmak ile hançereyi açmak için nice adaleler gerekmiştir. boğazı aşağıya çeken adalelerle müşterektir. yunanca lam şeklinde olduğundan. geri tarafa çekse. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hançere. Bu hançere üç kıkırdaktan oluşmuştur. Vakta ki. kalkandan uzaklaşıp. lam kemiğinden çıkıp. ikinci kıkırdağı yapıştırmak için. Kapanmış kıkırdak ile bitişik olduğu ikinci arasında çukurlu bir mafsal vardır ki. boğazın önünde ve çenenin altında. ona: Kalkan derler. Bu kemiğin faydası budur ki: Hançereye dayanak olup. ona: Lam kemiği denilmiştir. onun gerisinde. ses için âlet yaratılmıştı.Ey aziz. hançzere genişler. malûm olsun ki. Biri o kıkırdaktır ki. kapanmış kıkırdağı. İkinci çiftin iki adalesi. bir çifti iki adaledir. hissedilen ve dokunulandır. bitişmiştir. birbirinden uzaklaşır ve birbirine ayrı düşerler. ikinci üzerinde tas gibi kapanmış olup. hançerenin daralma ve genişlemesinde. kalkana bitişiksiz kavuşmuştur. Bir çift adale. İkinci kıkırdak. Nitekim kemiklerle açıklanmıştır. kapanmış kıkırdağı yukarı kaldırıp. boğaza yakın konulup.

tarafına gelip. Onlar. ikinci kıkırdağa sarılıp. yukarı kalksalar. nefesi hapsetmekte göğüs adaleleri ve zarlarına mukavemet ederler. Hançereyi kuşatan bir çift adaledir ki. Onun iki çift adalesi vardır ki. üst tarafa çıkıp. Ta ki hançerenin içinde sıkışmasız. Şu halde bunlar büzüldükçe. Dört adalesi dahi kalkan kıkırdağıyle. böğür kemiğinden bitip. hançere daralır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boğaz bir cümledir. düz olarak yükselmiştir. Kalkan kıkırdağıyle ikinci kıkırdağın aralarını birleştirmeğe gitmişlerdir. büzülseler. boğazın içine konulmuş iki et parçasıdır ki. kalkan kıkırdağına bitişir. Boğazın adaleleri. Bir çifti. hançereyi öyle kaplarlar ki. kapananı kalkandan yerine uzatıp. İki adale de kapanmış olanın altında adı geçen küçük adalelere yardımcı olmak için konulmuştur. içinden gidi. öteki çifti. Şu halde vakta ki. ikinci kıkırdağın köküne kapanmış olup. Ey aziz. Vakta ki büzülseler. onu aşağıya çekerler. hançerenin aşağı tarafı daralır. kalkan kıkırdağının kökünden çıkıp. Bu iki adalenin eğimleri az olup. Hançereyi daraltan adalelerin bir çifti. üçüncünün etrafına sağ ve solundan bitişmiştir. onu aşağıya çeker. hançerede adı geçendir. yutmağa yardımcı olmak için . lam kemiğinden gelip. onun gerisinde iki adalenin iki tarafı bitişik olmuştur. sonra genişleyip. onun iki adalesi onlar bulunmuştur. Vakta ki. kuvvetle onu kaplayıp. ikinci kıkırdağı iki tarafı arasını birleştirmiştir. lam kemiğine ve ondan boğaza bitişip. mafsalı raptedip. Bunlarda nice sanat bulunmuştur. lam kemiğini ve boynun adalelerini ve hareketlerini bildirir. Sübhanallah! Yedinci Madde Boğazın. yayılmıştır. nefesi hasreylesinler. malûm olsun ki. hançerenin yayılmasına yardımcı olur. Bu iki adaleler. küçük ve sağlam yaratılmıştır.

iki kulak yanında olan çıkıntılardan çıkıp. insanın sadece baş ve boynunda yaraıcı olan Allah'ın nice benzersiz sanatları bulunmuştur. Eğer dördü beraber büzülseler boyun eğilmeksizin yerinde kısa olur. adı geçenlerin altında olup. onu hareket ettirir. üç çifttir ki. dilin ortasına bitişmişlerdir. kemiği çene tarafına çekmiştir. Eğer dördü birlik durumu üzere kalırlarsa boyu dahi durumu üzere kalır. İkisi dahi dili yayar. Boynu hareket ettiren iki çift adaledir ki. onu aşağıya çekmiştir. bu kemiği çene tarafına çekmiştir. bu kemiğin üzerinde bulunan düz çizginin aşağı tarafına bitişip. Ama kendine özgü olan adaleleri. Lam kemiğinin hem kendine özgü. Bu dahi. lam kemiğinin aşağı kaburgasından bitip. çene altından çıkıp. bir çifti. Onların yerleri. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir). Biri dil ie lâm kemiği arasını birleştirir ve birbirine çeker bilinmiştir. dilin iki tarafında bitişmişlerdir. yakında açıklanacaktır. uzun ve geniş adaleler arasından dili geçip. toplanırsa boyun onun tarafına çekilir. ikisi çıkıntılardan bitip. Ama dili hareket ettiren dokuz adaledir ki. İkisi. Şu halde bir kere düşünülsün ki.yaratılmıştır. bulunmuştur. bu kemik üzerinde olan düz çizgiye bitişip. İkisi lam kemiğinin yukarısından bitip. Lam kemiğinin ortak olan adaleleri. alt çene kemiğinin tümüne bitişik kılınmıştır. bir çifti sağda ve bir çifti soldadır. boyun o tarafa eğik olur. çenenin iki tarafından gelip. hem de öteki adale ile ortak adaleleri vardır. . Bir çifti. dil altından geçip. ikisi birlik bir taraftan büzülürse. lifleri dil atında genişlemesine döşenmiştir. bu emiğin üst tarafına yetmiştir. Şu halde bu iki adale. geniş olup. uzun olup. Şu halde herhangisi tek başına büzülüp. Bir çifti.

çene ile hançere arasında bitişip. Göğsün birinci kaburgasına sağ ve soldan bitişip. arkadaki kaburgalara gitmiştir. İki çift adale dahi bu çifte yardımcı kılınmıştır. el ve parmak adalelerinin keyfiyet ve hareketlerini altı madde ile açıklar. bir çift adalesinin iki kat ferdinin iki cüzünün üstleri boyuna bitişik olup. boyunun yedinci omurundan ve göğsün birinci ve ikinci omurundan çıkıp. üst kaburgaların esasları altında uzayıp. göğsü yayan adaleler bunlardır. Göğsü kavrayan adalelerin biri tali olarak kavrayıcı perdeden ve bizzat kavrayan adalelerden bir çift adaledir ki. onu hareket ettirmiştir. anatomi bilgileri demişlerdir ki: Göğsü hareket ettiren adalelerin bazısı. Ey aziz. böğür kaburgalarına bitişik olmuştur ki. aşağıda anlatılacak. Göğsün beşinci ve altıncı kaburgasına bitişik olan. o kaburgayı çekmek içindir. Bir çift adalesi dahi omuzdan bir çukur yerden bitmiştir ki. göğsü bağlamış ve toplamıştır.36-BÖLÜM:036: İKİNCİ BÖLÜM Göğüs. bir adaleye karışıp gitmiştir. Bir çift adale dahi boyun kemiği altında konulmuştur ki. . karnın düz adalelerine karışmıştır. İkisi bir adale gibi olup. malûm olsun ki. Aşağıları. birinci omurdan omuza inen bir çift adaleye yetmiştir. Göğsün bu adalelerindendir ki. ancak yayar kavramaz. nefs uzuvlarıyle gıda uzuvları arasında perde olan açıklanacak adaleler bunlardandır. Dördüncü çift adalesi. Bir çifti dahi bu kaburgaların etrafı yanında. göğsü hareket ettirmeğe yetmiştir. Birinci Madde Göğsü kavrayan ve yayan adaleleri bildirir. omuz. bitiş yeri omuz başına uzayan adı geçecek cüzden bulunmuştur.

Yedinci çift. Dördüncü çift. pazuyu kaldırmasıyla göğüse yakın eder. Göğsün yayılmasında dahi yardım ederler. liflerinin bazısı. eğer üstteki cüz'ü lifi ile amel . evvelki kaburgaya sağ ve soldan bitişmiştir. sadece omuzu aşağıya ve öne çekerler. geriye ve aşağıya hareket ettire gitmiştir. pazuya yakın olan omurun önü yanında pazunun önüne bitişik olup. meme altından çıkıp. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Omuz mafsalını hareket ettiren pazu adaleleridir ki. onu boyuna yakın etmek için yetmiştir. Baş nahiyetinde eğim ile omuzu kaldırmıştır. İki çift adale. onu kaldırmıştır.Göğsü hem kavran. göğüs omurlarında ve boyun omurlarında olan susamsılardan bitip. bağır kemiğinden çıkıp. boyun kemiğine varıncaya dek yetmiştir. Omuzu adale ile beraber yukarı tarafa kaldırırlar. Üçüncü büyük adale. bazısı içine varıp bitişmişlerdir. Bu üç adalenin biri. Onu yukarıya kaldırıp. bir çifti omuzun üstüne. pazuyu aşağıya çekerler. göğsün ayrılmasına yardımcı kılınmıştır. pazunun ön aşağısına bitişmiştir. Ey aziz. omuz üstüne bitişip. Adı geçen üç adalenin biri dahi bağır kemiklerinden çıkıp. kalandan çıkıp. Öbür çifti dahi. Omuzu hareket ettire yedi çift adaledir ki. omuzun aslına bitişik olup. baş hizasına kaldırmıştır. iki çifti başın sonundan gelip. lam kemiğinden bitip. İki adale boynun omuz tarafına gelip. onların üçü göğüsten gelip. İkinci Madde Omuz mafsalını pazu ile hareket ettiren adaleleri bildirir. Şu halde göğüs adalelerinin hepsi doksana ulaşmıştır. hem de yayan adaleler onlardır ki. pazunun ucu iç tarafında bitişip. yine omuzun üzerine gidip. onu. malûm olsun ki. Şu halde her kaburga arasında dört adale vardır ki. kaburga aralarını birleştirmişlerdi. kaburgaların dışına. pazuyu göğüse yakın eder. Bir çift adale dahi birinci omurdan gelip. omuzu aşağı getirmek ile. omuzu.

Dördüncü adale omuz kemiğinin çukur yerini doldurup. pazuyu kuşatmaktır. Pazunun iki başlı bir adalesi dahi vardır ki. pazuyu geriden yana kaykıltmıştır. . meme semtinden üst tarafa çıkan adalenin kirişine bitişip. Bunun bir başı pazuya girmiştir.ederse pazuyu kaldırarak. arka tarafa eğilip. onu dıştan yana eğik kılmıştır. Bunların biri. pazuyu bu kaburgalar tarafına düz olarak çeker. Eğer iki cüz'ü ile beraber amel ederse pazuyu düz olarak göğüse getirir Pazunun iki adalesi koltuk altından çıkıp. batmıştır. hepsi omuz kemiğinden çıkmıştır. Kirişi koltuk altının üstünden yükselip. birincisine bitişik olup. küçük adalenin birleşimi üstünde pazuda bitişik olmuştur. Biri büyüktür ki. Pazunun ucuna dış taraf sonunda bitişip. pazuyu dıştan yana meyil ile uzaklaştırmıştır. Biri omuz mafsalında gömülmüştür. bununla bunun görevini yerine getire gelmiştir. Bu adalenin işi. göğüse getirir. pazunun üt ucunu yukarı tarafa çekmektir. onun işi boyunun altından ve boyundan gelip. Bu pazunun beş adalesi dahi vardır ki. omuz üstüne bağlı olup. İkincisi. bir büyüğü böğür kemiğinden ve kaburgalar gerisinden gelip. Öteki ucu pazunun dışından omuz altından hasıldır. pazuyu düz olarak kaldırır. kirişi pazunun ucunun iç tarafından giren adalenin cüz'lerine bitişip. Bir miktar dolaşık şekilde dışa eğimlidir. Şu halde eğer iki cüz'ü ile amel ederse. Pazunun iki küçük adalesi dahi vardır ki. büyük adalenin bitişmesinden ziyade bitişip. İkinci incesi koltuk altı derisinden ortaya eğik gelip. Evvelki adaleye yardımcı olmuştur. diyafram ile alt eğenin arasını doldurmuştur. ucu pazu tarafından dış tarafın üst cüz'üne geçip gitmiştir. lifii alttaki cüz perdelerine gönderip. Beşinci adalenin bitiş yeri omuzun alt eğesinin aşağı tarafındandır. Lakin ikinci adale. omuzun üst kaburgası ile diyaframı doldurup. pazunun dışına bitişip. biri meme üstünden gelir. Bunların ikisinin çıkış yereri omuzun üst eğesi olmuştur.

Bunların bazısı pazunun yüzü üzerine kapanır. Bunlar pazu üzerinde konulmuştur. biri önünden geçip. Bu iki adale. iki et başı vardır. Zira ki bu adalenin kafasından gelip. bilek mafsalı olmuştur. Bazısı yayar ve gevşektir. bu iki işte birleştiğinde kolu düz olarak toplarlar. Bu iki adale. Bu adaleler pazu üzerinde değildir. lifi geniş. ikincisi dışarıya meyleder. dirseğe iç cüzleri yanında bitişmiştir. Lakin yayanlar. Zira ki bu. Kolu yayar. dirseğin üstüne bitişip. omuzun alt çıkıntısından karga burnun tepesinden çıkıp. ikisinden biri içeride meyl ile kolu açar. pazunun önü altında ve omuzun alt eğesinden çıkıp. Bilek üstüne kirişsiz bitişmiştir. kolu düz olarak yayarlar. dışı üzere yayan adaleler. kavrar. bilek mafsalı yanında bilek kemiği üstüne bitişmiştir. Ta ki. Biri pazunun arkasından. pazu kemiğini kuşatıp kavrar.Üçüncü Madde Kolun adalelerini ve hareketlerini bildirir. Bu iki yayıcı adalenin içinde bir adale vardır ki. bir çifttir ki. Bu iki adalenin birisi pazu başının iç tarafının üstünden çıkıp. içe meyl ile kavrar. işte toplandığında. dirseğin altından doğup. dirseğin ön üst kirişine bitişir ikincisi kol dışına meyledip. dışarıda konulmuştur. ikincisinin çıkış . uçları sinirli olup. Bu bir adaledir ki. İkincisi. alt dirseğin alt önüne ve içine meyl ile kavrayanı üstüne bitişmiştir. dirsekten çıkan cüzlere bitişir. Zira ki bu. dışarıya meyl ile kavrayan. bazısı kavrar. bir çift adaledir ki. Ey aziz. ondan küçük. Kolu. Kolu yüzü üzere kapayan adaleler. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kolu hareket ettiren adalelerin bazısı yayar. sağla çekeler. ikisinden biri iki bileğin dışında konulmuştur. bir çifttir ki. Kavrayanlar. bir çift adaledir ki. malûm olsun ki. Zira ki bunun çıkış yeri pazunun dış gerisindendir.ikisinden büyüğü kolu. pazunun içine meyledip.

onun üstünden çıkıp. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bilek mafsalını hareket ettire adalelerin bazısı yayıcı. açıklanan iki adalenin yerleri arasına girmiştir. onunla işaret parmağından uzaklaşır. nüfuz etmiştir. eğer yalnız pazu hareket eylese. kirişi başparmağa bitişik olup. Bunun iki ucu vardır ki. Bileği kavrayan adalelerin bir çifti. Ey aziz. pazunun alt cüzlerinden çıkıp. bazısı dışı üzere yaycı. öbür başı bilek yanında bileğin üstü üzerine dayanıp. Eğer sadece ikinci adale hareket eylese. işaret parmağından uzaklaştırır. bazısı kavrayıcı. Bu ikisi birlikte hareket ettiğinde. Ta bilek mafsalına yakın oluncaya değin gitmiştir. Şu . kolun dış tarafı üzerindedir ki. bileği sırtı üzere eğer. Onunla bi adalesi. koldan geçerek. işaret parmağıyle ortası arasında olan yere bitişmiştir. Üst adalesi. kiriş perdeleriyle bu adaleye bitişmiştir. Dördüncü Madde Bilek adalelerini ve hareketlerini bildirir. onun bir adalesi pazu ucu tepesinden bitip. bilek üstünün dış tarafından yana konulup. iki başlı bir kirişini gönderip. malûm olsun ki. Bir adale. kirişi bilek kemiğinden başparmağın hizasıa konulan evvelki kemiğe bitişmiştir. pazunun dış ucundan yana. Böylece bileğin üst tarafından iç cüzüne gelip. pazunun uç altlarından çıkıp. işaret parmağıyle ön ortasında konan tarağın ortasına bitişik olup.yeri. üstteki cüzünden uzayan ince kemikten olup. serçe parmağın önünde olan tarağa bitişmiştir. Biri dahi üst bilek kemiğinden çıkıp. Bileği yayan adalelerin bazısı birbirine bitişik olup. Bu ikisi bile hareket ettiğinde bileği biraz açarlar. yine sözü edilen tarağa bitişmiştir. bileği yaymıştır. bir başı. hem bileği düşürür ve hem başarmağı. birine haç gibi girmiş olup. bileği kavrarlar. birbirinin alt ortasından çıkıp. bazısı yüzü üzere kapanmıştır.

kapamış olur. avucu tamamen katlamış. bu adaleye yardım ederse. Hareketli azaya bitişmeleri için. aya kemiklerinde hâsıldır. Çünkü bilek adaleleri parmaklardan uzak olmuştur. Şu halde pamakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur ki. Şu halde parmakları aşağıya hareket ettirmekle açan adalelerin biri bileğin sırtının üzerinde konulmuştur. avucu bir miktar sırtı üzere döndürür.halde açıklanan kavrayıcı ve yayıcı adaleler bizzat bileği eğri ve bombeli dahi ederler. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Elin parmaklarını hareket ettiren adalelerin bazısı. metin ve uzun olup. Bu açan adalelerin üçü dahi bir tarafta. Şu halde onun için kirişleri yuvarlak. Parmakları açıp. hafiflik olmazdı. kirişlerden dört parmağa gönderip. Bazısı bilek kemiklerine bitişiktir. Bu bitişik o an adalelerin ikincisi pazu kemiğinin iki çıkıntısı altından ve alt çıkıntı tarafından çıkmış. Eğer hepsi ayada olsalardı. ortası ile küçük parmağa iki kiriş . pazunun alt ucunun dış cüzünden çıkıp. biri pazunun uç ve dışının iki çıkıntısı arasında orta cüzünden çıkıp. etin çoğalmasıyle aya büyük olup. küçük parmakla yanındakine iki kiriş göndermiştir. malum olsun ki. avucu bir miktar yüzü üzere katlar. Eğer küçük parmağın açıklanacak adalesi buna yardımcı olsa. avucu tamam döndürür. biri irine bitişik olup. Beşinci Madde Parmakların adalelerini ve hareketlerini bildirir. Eğer başparmağın açıklanacak adalesi. lifleri geniş ve kuşatıcı kılınmıştır. Ey aziz. Eğer başparmak önünde bileğe bitişik olan adale tek ve hareketli olsa. onları aşağıya hareket ettirmekle açmış ve yaymıştır. Onda bu letafet kalmazdı. aşağıya hareket ettiren adalelerin hepsi bilek kemiği üzerinde konulmuştur. her taraftan gelen perdelerle sağlamlık bulmuştur. Eğer küçük parmağın önünde bulunan tarağa itişen adale yalnız hareket ederse.

aya içinde genişlemiş ve yayılmıştır. bunun üstünde. kolun ortasında biri birini üzerinde tertip üzere konulmuştur. her bir parmağa girip. Lakin kirişiyle avuç içine girip. dördünün en önemli işleri. Bu adale yanında bir adale dahi vardır ki. ikinci ve üçüncü mafsalını kavramıştır. Bu alt adale. açılmak ve işaret parmağından uzaklaşmaktır. İkinci adale. onun kirişi küçük parmaktan başparmağı uzak etmiştir. dört parmak. kavramaktır. bileğin alt ortasıdır ki. bilek altına bitişmesi azdır. önemli olduğundan yeri dahi korunmuştur. pazunun dış ucunun ortasından çıkıp. ikişer adale ile kavranmış olmalarında hikmet budur ki. beş kirişe ayrıldıkta. anatomi bilginleri demişlerdi ki: Kol adalelerinden başparmağı kavramak için bir tek adaleye ihtiyaç olup. içeriye meyledip. Bunun işi. üç adaledir ki. Başparmağın ise en lüzumlu işleri. onun üzerinden geçip. Ta ki el ayasına dokunma ve his duygusu bahsedip. Onun çıkış yeri. malum olsun ki. Ama bilek üzerinde olanlar. iç ve dış tarafa müşterektir. Ama üçüncü adale. kirişlerini dört parmağın mafsallarına gönderiştir. . ondan kirişi geniş olup. Bileğin üt yüzeyi ki. dört parmağın evvelki.göndermiştir. Altıncı Madde El ayasındaki adaleleri ve faydalarını bildirir. bundan küçük olup. bazısı avuç içinde konulmuştur. Ey aziz. ikinci ve üçüncü mafsallarını kavramıştır. ki bitmesinden ani olup alma ve yakalamada kuvvet ve metanet vere. Başparmağın kirişi. pazu kemiğinin ucu içinden çıkıp. bilek adalelerinde açıklanmıştır. baş parmak tarafına ulaştıkta. başparmağa bir kiriş göndermiştir. Üçüncüsü üst bileğin üstünden çıkıp. Parmakları açan ve kapayan adalelerin bazısı. bilek kemiği üzerinde. Ta ki onları kavrasınlar. En değerlileri aşağıda gömülü olup. bileğin alt kemiğine bitişik ola adale bulunmuştur. kavramak için değildir.

ucu ve ortası hizasında tarak kemiğine bağlanmıştır. 37-BÖLÜM:037: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Karın ve bel adalelerini. ön tarafa ve bazısı arka tarafa eğer ve . sekizinden her ikisi. küçük parmağı aşağı indirmişti. Ta ki evvelki mafsalları sağlam kavrayalar. başparmağa bitişik olup. tenasül uzuvlarının. küçük parmak yanında olan tarağın kemiğinden çıkıp. Ama üst safta muntazam olan onbir adaledir ki. biri birinin üzerinde iki saf kılınıp. biri. Belki beşi yukarı kaldırmak ve ikisi indirmek içindir. lifi kıvrımlı kılınmıştır ki. Başparmağın adalesi bilek kemiklerinin evvelinden çıkıcıdır. Birinci saf. onu aşağıya göndermiştir. onsekiz bulunmuştur ki. tertip ile düzen olmuştur.El ayasının kendinde olan adaleler. kaldırıcısı birer adale yaratılmıştır. Altıncı adalesi. Yedini adalesi. Kirişi. parmakları üst tarafa çekip. malûm olsun ki anatomi bilginleri demişlerdir ki: Beli hareket ettiren adalelerin bazısı. biri birinin üzerinde bitişiktirler. el ayasının dış üstünde kılnmıştır. dört parmak mafsallarından evvelki mafsallarına. Ama aşağı safta muntazam olan yedi adaledir ki. Bu yedi adaleden hiçbiri parmakları kavramak için değildir. bunların hareketlerini ve faydalarını yedi madde ile açıklar. el ayasının iç aşağısında ve bu saf. Ey aziz. Her parmağın kavrayıcısı dört. kısa ve geniş bulunup. Ama üçü başparmak ile küçük parmağa üçer adale indirici tayin olunup. geri kalan üçünün her birine ikişer adale indirici verilmiştir. meğilli edenlerdir. ayak ve ayak parmaklarının adaleleri keyfiyetini. onu. Birinci Madde Bel adalelerini bildirir.

birinci omurdan gayri. Beli. malum olsun ki. iki adale dahi. itidal üzere uzasalar. göğsün üstteki omurlarından beş omura bitişip. Bu çift. Bi faydası dahi diyaframa destek olup. aşağıya inip. bükülmesinde. beli ön tarafa ziyadece eğik eder. etrafını kasık üzerine yaymıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Karın adaleleri sekiz adaledir ki. Bu ad geçen adaleler. Bu çiftin cevheri. nice faydaları müşterektir. Zira ki bu iki adalenin her birine. Şu halde bu adalelerin hepsi. Zira ki belin her semtine eğilip. bel o zamanda öbür tarafa eğiklik ve bükülür. beli arka tarafına eğik ve bükük ederler. Beli arka tarafa eğik ve bükük eden iki adaledir ki. Her biri yirmiüç adaleden meydana gelmiştir. beli düz olarak tutarlar. üst tarafı boyun ve başa gelmiştir. yemek borusunun iki tarafından geçip. er bir omurdan birer adale gelmiştir. onlara. ön ve arka hareketlerine uyumu bulunmuştur. lifi kasığa varıncaya dek uzunlamasına uzamış olup. İkinci Madde Karın adalelerini bildirir. Ey aziz. Belin diğer hareketleri dahi bu iki hareketten hâsıl olur. kuvvet verip yel ve kabızla dolu oldukta. Eğer sadece bir tarafta olan adaleler hareket edip. başlangıcından sonuna dek ettendir. boynun ucunun hareket ettiren adalelerden bilinmiştir. yardımcı olmaktır. Eğer ifrat ile uzasalar. karın . Bunun ikisi dahi göğsün onuncu ve onbirinci omurlarından çıkıp. Bir çifti üst tarafta konulmuştur. belin diğer normal hareketlerine kafî gelmişlerdir. Bir faydası dahi mideyi ve bağırsakları sıcaklıkları ile ısıtmaktır. O. alt tarafı. Bir faydası mesanede bulunan fazla idrarı ve rahimde bulunan cenini tutma ve korumaya yardım etmektir. Şu halde o sekiz adaleden bir çift düz adale hançere kıkırdağı yanından düz olarak inip. ön tarafa eğen adaleler iki çifttir. uzasalar.büker. belin iki adalesi derler.

çarpmalardan yumurtalar korunmuş olsun. geniş adale üzerine konulan iki uzun adale üzerine konulmuştur. aşağıya gitmiştir. Ey aziz. Ama kadınlar için onlara bir çift adale yeter. her biri bir tarafta. tabiatleri sıcak bulunduğu için. hayza dek rahmin ağzını sağlam kavrayıp. Bu iki çift adalenin dahi cevherleri. Hayz zamanı olduğunda gevşemektir. Zira ki onların iki husyesi. gevşeklikle aşağı inmeyip. sağ ve solda bulunmuştur. malûm olsun ki. öbür ikisinin iki tarafı dahi hançere yanında kavuşmuştur. Ama rahimin ağzı üzerinde ir adale vardır ki. Şu halde onun her biri için bir çift adale tayin olunmuştur.üzerinde uzanmış olan perdenin üzerinden çıkıp. Her çifti iki adaledir ki eğeden kasığa dek. O yumurtalar sert olup. Bu ikisi her taraftan iki geniş adalenin et cüzleri üzerine konulmuştur. içerde yapışıktır. Zira ki. Onları korumak ve kaldırmak için yaratılmıştır. koltuk altından hançere kıkırdağını dek çapraz olarak kesişip. Bu iki çift. yumurtası olmayanın veya sıcak olmayanın sakalı olmaz. dumanından erkeklerin yüzünde sakal bitmiştir. erkeklerinki gibi dışarıda asılı değildir. Yumurtalar koparılsa. Şu halde her bir husye için bir adale tayin olunmuştur. Ta ki husyler aşağı sarkmayı. kalmaz. Üçüncü Madde Tenasül adalelerini bildirir. İki çift adalesi dahi bu adalelerin kıvrımı üzere dik olup. ta düz adaleye perde gibi geniş kirişlerle temas edinceye dek ettendir. o uzamış iki adale ile enlemesine dik açılar üzere kesişip. onun lifi oldukça geniş olup rahmi ve ağzını tümde kuşatmıştır. rahim kanını onda hapsetmektir. Bu adalenin bir faydası. Ta ki toplanmış kandan rahim boşalsın ve . sakalı varsa dökülür. iki adalenin iki tarafı sağ ve soldan kasık yanında kavuşup. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Erkekler içi iki husye adaleleri dört bulunmuştur. Bu dahi Allah'ın sanatı bilinmiştir.

Eğer yürekten şehvet rüzgârı gelip. içine alsın. Ta ki rahmin ağzı açılıp. cenini korumaktır. idrar vaktine dek idrarı hapsetmektir. kasık tarafına eğik olur. Ta ki doğum mümkün olsun. zekerin kökünde kıvrımlarla bitişmiştir. biri onun çıkışı etrafını tutmuştur. bir çifti kasık kemiğinden bitip. Kaçan idrar dökmek istense. kadınlarda fercin etrafını kuşatmıştır. Zekeri hareket ettiren adale iki çifttir ki. Vakta ki bunlar gevşek olurlar. zekerin iki yanından geçmiştir. Menfezde kalan fazlalığı sıkma ve indirme ile atmıştır. içeriye çekmek içindir. nutfeyi çekip. karın adaleleri dahi mesaneyi sıkıp. Bu adalenin faydası.temizlensin. Onda bir adale daha konulmuştur ki. Bundan sonra oldukça gevşek ve yaygın olmaktır. etine gayet karışması gereklidir. Şu hale bunun ikisi beraber uzasa. âlet kıvama gelir. Eğer bu uzama adı edilen çift adalenin birine ârız olduysa. Bunun gevşemesi ile makat dışarıya çıkar bulunmuştur. idrar yolu açılıp. Sonra rahmin ağzını yine sağlam bağlayıp. makatın etini kaldırıp. akar. Ta ki doğum zamanı gelsin. genişlik bulur. sözü edilen adalenin üzerinde yani makatın içinde olup. zekerde olan damarlara dolduysa. âlet büyük ve sert olup. Mesane ağzı üzerinde bir adale vardır ki. mesaneyi ve ağzını kuşatmıştır. Bu iki adalenin üzerinde bir çift adale vardır ki. . âlet öbür tarafa meyl ile yayılır. Eğer şiddetle dolduysa. onun dahi lifi enli olup. kesenin ipi gibi makatın etrafına toplama ve büzme ile kapamış ve düğümlemiştir. itme kuvvetinin yardımıyle idrar ondan çıkar. Bu adale. bu adale gevşeyip. Makat adaleleri dörttür ki. Bir çifti yine kasık kemiğinden bitip. Bir faydası dahi cima anında gevşemektir. O zaman ondan idrar ve meni kolaylıkla akar. âlet düz olarak yayılır. Bu adalelerin hepsi şekil verici ve hakîm olan Allah'ın icadı bilinmiştir. bacak tarafında zekerin köküne bitişip.

oyluğu düz olarak yayar. malum olsun ki: Anatomi bilginleri demişlerdir ki: Oyluğu hareket ettiren adalelerin büyüğü onun mafsalını yayan ve açan adalelerdir. işlerin en önemlisi oyluğun yayılması ve kavranmasıdır. Sonra onu kapayan adalelerdir. Bir adalesi. İki ucu oyluğun tepesinden öbür cüz'üne bitişiktir. Sonra oyluğu arka tarafına eğik eden adaleler büyüktür. diz kapağına dek ulaşmıştır. Yayılma ile ayağa kalkma hasıl olduğundan yayılma kavramadan daha önemlidir. Bir adalenin bitiş yeri leğen kemiğinin bütün yüzeyinden olup. Bunun liflerinin başlangıç yerleri muhtelif olduğundan türlü işleri dahi muhtelif olmuştur. oyluğu düz olarak yayar. . Bu bir adaledir ki. yaymıştır. Eğer iki tarafı ile çekerse. birisi zardandır. oyluğu ancak üst tarafa kaldırmıştır. zira ki. bir tarafı ile çekerse. Bazı lifinin bitiş yeri bunun bir miktar üstünden olup. Bazı lifinin bitiş yeri bunun az üstünden olup. oyluğu yine düz olarak yaymıştır. oyluğu kendine meyl ile yayar. oylu iç tarafa imale ile kaldırmıştır Bazı lifinin bitiş yeri kuyruk sokumu kemiğinden olup. Zira ki.oyluk kemiğinden ve kuyruk sokumundandır ki. üç enli kirişi ve iki ucu vardır Bu üç kirişin bitiş yerleri leğen kemiğinden.Dördüncü Madde Oyluk adalelerini ve hareketlerini bildirir. kuyruk sokumu kemiği ve kasık kemiğini kuşatıp. Ey aziz. Bu üç kirişten ikisi ettendir. bedende olan adalelerin hepsinden daha büyüktür. o makat yanında olan büyüktür. oyluğu iç tarafa meylettirerek. Bundan sonra oylukları birbirine yaklaştıran büyük adalelerdir. Oyluk mafsalını yayan adalelerin en büyüğü. büyük çıkıntının üst semtine bitişip. Şu halde bu adale eğer. kuyruk sokumu mafsalını önünden yana kuşatıp. bazı lifinin başlangıcı kasık kemiğinin altından olup. oyluğun arka ve iç taraflarına bitişik olup. bir miktar ön tarafta uzadıkça. Bir adalesi kuyruk sokumu mafsalını arkadan yana kuşatmıştır ki.

anatomi bilginleri demişlerdir ki: Diz mafsalını hareket ettiren adalelerin üçü oyluk önünde konulmuştur. bunun yayılması az ve eğilmesi çoktur. oyluğu o tarafa az bir meyil ile ve iç tarafa çok meyil ile yayar. Dördüncü adalesi leğen kemiğinden dikilen dik nesneden çıkıp. Bunların hangisi çekerse. oyluğu iç tarafına az meyil ile kavrar Bu bir düz adaledir ki. Bir adalesi dahi oyluk kemiğinin altından arka tarafına eğik bitip. büyük çıkıntıdan yir cüz gibi olmuştur. Bir adalesi dahi. Bütün bunları ibretle düşünen kimse Allah Taâlâ'nın şaşırtıcı sanatını bilir. bu ikinci adalenin tarafına kıvrım üzere uzayıp. oyluk az yayılma ile onun tarafına meyl eder. Oyluk mahsalını kavrayan adalenin biri. biri kasık kemiğinin dış tarafından ve biri iç tarafından çıkıp. küçük çıkıntının alına bitişmiştir. Bunlar oylukta . oyluğu kavrayarak baldırı dahi çekmiştir. birbirine kavuşma ile kıvrımlı olup. Ey aziz malum olsun ki. Oyluğu iç tarafa eğen adalelerin bazısı yayma ve kavrama bahsinde açıklanmıştır. iki kirişinin biri metin kemiğinin sonuna. Oyluğu dış tarafa eğen iki özel adaledir ki. oyluk düz olarak arka tarafına eğik olur. Eğer ikisi birlik çekerlerse. biri küçük çıkıntıya bitişmiştir. ondan inip. Çıkış yeri leğen kemiğinin dış altındadır. evvelki adalenin işini görürler. Bunun benzerleri adaleler önce küçük çıkıntının altına bitişip. leğen kemiğinden bitip.oyluğu içe doğru eğerek yayar. Beşinci Madde Diz mafsalı adalelerini ve hareketlerini bildirir. dize ulaşmıştır. kasık kemiğinden bitip. Bir adalesi kasık kemiğinden bitip. büyük çıkıntının sonu yakınında olan çukur yerde etle karışmıştır. bitiş yerleri enli kemiktendir Oyluğu arka tarafa eğen yine iki adaledir ki. Bu tür hareket ettirmenin bir hususi adalesi vardır ki. ondan inip. Bu adalenin farkı budur ki. oldukça yuvarlak olup.

Baldır kemiğinin üstünden olan çukura yetmiştir. dıştan yana meyl . ayağı dış tarafına eğim ile kavramıştır. üst tarafa çekilip. yine oyluk kemiğinin tabanından olup. dizi yayma ile baldırı uzatmıştır. Dış taraftan oyluk üzere inip. Kalan iki adalenin birisi oyluğu kavrayan adaleler ile açıklanmıştır ki. Baldırı. Dıştaki ile ortadakinin bitiş yerleri. leğen kemiğinden olan köprüden çıktığı bilinmiştir. Baldırı dış tarafına eğim ile yaymıştır. Bir yayıcı adalesi kasık kemiği bitişiğinden çıkıp. bir diğer adale oyluk kemiğinden yetmiştir. Diz altı çukurunda son bulup. derin yere gitmiştir. Bu üç adalenin biri iki kat gibi görünmüştür. ucuna doğru meyillendirmiştir. kasık kemiğinden bitmiştir. oyluğun iç tarafında son bulmuştur. ona bitişmiştir. İkincisi. baldırın yayılması düz olur. biri büyük çıkıntıdan ve biri oyluk önünden bitmiştir. Öbür ucu zardan olup. iç tarafına eğime yayıp. Lakin bunun ikisi çukur cüze bitişmede. ondan yetmiştir. leğen kemiğinden. İşleri yaymak bilinmiştir. bir ince ve uzun adaledir ki. ona yapışmıştır. biri dışta ve biri ortada bulunmuştur. Üç adalesi dahi vardır ki. yeşile yakın gelmiştir. sözü edilen adalenin mukabiline yetmiştir. Dıştaki ile ortadaki. Bunun iki ucu vardır ki. Baldırı kavrayan adalelerde biri. Yayıcı iç adalenin bitiş yerine leğen kemiği ortasında bulunan köprüye yakın gitmiştir. Ve bu iki ucun biri etten olup. dış çıkıntıdan bitip.bulunan adalelerin en büyüğü ve en nefisi bulunmuştur. Odan geçip. Eğer bu ikisi bereler yaysalar. diz kapağı kemiğini kuşatarak. ayağı. oyluğun iç tarafından kıvırım üzere inip gitmiştir. kıvrım ile oyluğun gerisine geçip. Ama içtekinin bitiş yeri oyluk kemiği tabanından olup. ta iç tarafta baldırda olan oyuğa varıp. Ondan baldır kemiğine yetip. altında olan cüzlere metanet vermek için gitmiştir. biri içte. kiriş olmadan diz kapağı kemiğine bitişmiştir. Bununla baldır. ondan giren dışa gelmiştir. Onun rengi. Odan dizin iki tarafına kıvrım üzere girip.

ayak ucunun dış cüzünden bitip. topuk arkasına birinci adalenin birleştiği yerin üstünde bitişmiştir. başparmak tarafına geçme ile baldıra meyilli gitmiştir. Özellikle birinci adale buna mutabık olunca. ayağı kaldırmıştır. Ey aziz. maum olsun ki.etmiştir. Eğer bu iki adaleye veya kirişlerine bir âfet ârız olsa. Baş parmağın köküne yakın yere bitişip. ortadakinin yardımına yetmiştir? Şu halde bu sanatları seyreden hayrete gitmiştir. Küçük parmağa yakın yere bitişip. ayağın öbür içine meyledip. Bir adale yine dış ucundan bitip. biri başparmak önünde bilek altına bitişmiştir. aşağı düşmüş ve toplanmıştır. İkinci kiriş. Topuk kirişi nâmıyle şöhret bulmuştur. Bir adale dahi topuk ucunu içinden bitip. Altıncı Madde Ayak mafsalını hareket ettiren adaleleri bildirir. ayağı üst tarafına kaldırır. topuk kemiğine bitişmiştir. Bazısı aşağıya kaldırır. başparmağın evvelki mafsalına gidip. topuğu dış tarafına kıvrımlı çekici olmuştur. Onlardan bir büyük kiriş bitip. et yolmuştur. birinci kirişi geçip. ayak kötürüm olur. rengi patlıcanî olmuştur. ondan bir kiriş yetmiştir. Ayağı aşağıya indiren adalelerin bir çifti. Bedeni tanımakla. Şu halde bu kirişle ayak. ikisi birlik ayağı düz olarak kaldırmıştır. sonra bitişip. onu iç tarafa kıvrımlı . aşağıya gidip. iki kiriş ayrılmıştır ki. Kendine gelip acayip hikmet seyretmiştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak mafsalını hareket ettiren adalelerin bazısı. Diz mafsalında gömülmüş bir adale vardır ki. Ayağı aldıranlarda bir büyük adale vardır ki ayağın iç önünde konulup. Şu halde bu kiriş. Ta ki ayak. Buna bir adale yardımcı olmuştur ki. kiriş göndermeksizin et olduğu halde kendi inip. kendini tanımaya yetmiştir. oyluk ucundan bitip. yer üzerinde sâbit olsun. Dış uçtan bitip. ayağı kaldırmıştır.

yaymıştır. Sâni ve hakîm olan Allah münezzehtir. ortası ile küçük parmağı kavramıştır. kavrayıcı adalelerdir. . Her ayıp ve noksandan tenzih ve takdis olunsun. Ayak topuğunda konulan adalelerden. Şu halde eğer ikisi birlik hareket ederlerse. Sonra baldırın içini geçtikte. ayağı kavramak için göndermiştir. malum olsun ki. her birine sağ ve soldan bitişik bulunmuştur. onu kavramıştır. yukarıda geçmiştir. bu iki adalenin birine yetmiştir. kuşatmıştır. Üçüncü adale ki. Bir kiriş göndermiştir ki. iki topuğun arasından aşağıya inmiştir. onun üzerinde uzama ve inme ile gitmiştir. Allah'ın kudretinden nice ibretler alınsın. Onların biri topuğun dış ucundan bitip. orta parmak ile küçük parmağı kavramaya gitmiştir. ayak tabanında da bulunsun. Bunlar baldır kemiği üzerine konulup. Bir cüzünü. Oyluğun dış ucundan bir adale bitip. öbüründen ayrılan kirişe bitişip. ayağın aşağısına geçip. Ey aziz. iç topuğun dış tarafından bitmiştir. beş parmağa gelip. Eğer biri yalnız hareket ederse. parmağı düz olarak kavrarlar. Öbür cüzünü başparmağı kavramak ve hareket ettirmek için onun evvelki boğumuna indirmiştir. başparmağa gelip. ikisi bir kiriş oldukta. yine iki kirişe bölünüp. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ayak parmaklarını hareket ettiren adalelerden çoğu. Bir adale dahi budan küçük olup. yine ondan ayrı gitmiştir. Ta ki el ayasında bulunan faydalar. baldır gerisinden gelip. Bundan sonra bu iki kısmın her birinden birer kiriş ayrılıp. parmakları kavramak ve hareket ettirmek için kılınmıştır. O. on adale. ayak sırtına bir kiriş göndermiştir ki. iki kirişe bölünüp. denilsin. Kirişi. ayağın içine yayılan adale gibi bu dahi ayağın altına tamamıyle yayılıp. Bu sanatlarda nice hikmetler bilinsin. Şanının azametine huşu ile huzu' kılınsın. Yedinci Madde Ayak parmaklarının adalelerini bildirir.

.kedi tarafına eğimle kavrar. (Ey Allah'ımız! Bizi işlerini düşünenlerden kıl. Seni isimlerinle zikreden. ayak parmaklarının adalelerinden beş adale. Ayağı kavrayan adalelerin çokluğunda hikmet budur ki: Parmakların hepsine sağlamlık ve kuvvet vermiştir. Vücununun cüzlerini senin nimetlerinden görenlerden kıl. bütün durumlarda senin rızanı isteyen kimselerden ki. Bu sanattan sanatkârını bilmiştir. kazâna rıza gösteren. böyle nizam bulmuştur. onu kavramıştır. her biri bir parmağa bitişip. ayağın üstünde konulmuştur. sıfatlarınla tanıyan. bunu düşünen akıllı kimse çok ibret almıştır. Hakka ki. Nimetlerine şükredenlerden kıl. Yürüme durumunda iyi gidişle. Ta ki oturmada ve kalkmada bedenin ağırlığına metanetleriyle mukavamet edeler. İki adale dahi baş parmak ile küçük parmağa has olup.) Bu ne sanattır ki bu şaşırtıcı tertip üzere. onları kavramaya yetmiştir. uzuvların şekil farklılığı haseiyle olan insanî vasıflar. her biri. Dört adale bilek üzerinde konulup. onu iç tarafa eğmiştir. Beş adale dahi ayak altında konulup. iç yarıktan kendine yakın olan parmağa gidip. insan edeninde bulunan dörtyüzyirmi adet iradî ve ihtiyarî hareketlerin tamam ve kemaline vâsıta olan adalelerin hepsi açıklandığı üzere tamam. kıyafetle insanların ahlâk ve tavırlarının bilinmesini. uzuvların çekme ve seyrilmesine bağlı olan durumları beş bölüm ile hakimâne tafsil eder. beşyüz otuz adet adaleye ulaşmıştır. düzen üzere gideler. Ta ki parmakları dış tarafa eğeler.) 38-BÖLÜM:038: DÖRDÜNCÜ BAHİS Sinirlerin. bedenlerin kuvvetlerini. O halde. Sübhanallahi ve bi hamdihi Sübhanallahü'l-azim. atar ve toplar damarların keyfiyetini. (Yaratıcı ve şekil verici olan Allah münezzehtir.

Dolaylı olan faydası budur ki. üçüncü yer göğsün altıdır. ikinci yer kaburgaların kökleri. üç yerde kıkırdaklarla sinir arasında kıvamı orta olan cisimler ile perdelemiştir ki: Birinci yer hançere. ihsanı genel olan Hannan ve Mennan Allah Taala hazretleri. bazısının dolaylıdır. lutf ve inayet edip. dimağdan iç organlara inen hareket sinirlerini koruma ve himayede büyük ihtiyat etmiştir. Zatî olan faydası budur ki. Ama başlangıç yeride bulunan tesiri kavrayıcı ve kuvvetli olmak için o sinir kastedilen uzva en yakın tarafından girmiş ve bitişmiştir. Ey aziz. o şânı celil olan. Birinci Madde Sinirlerin konuluş hikmetlerini ve şekillerini bildirir. yüz ve iç organlar his ve hareket bulmuştur. Bazısına. Sinirlerin köklerinin başlangıç yeri dimağ. dallarının bitiş yeri insan cildidir. onun faydası azaya his vermektir. omurilikten his ve hareket almıştır. Dimağın sair sinirlerinden o sinir ki.BİRİNCİ BÖLÜM Sinirlerin bitme yerlerini ve faydalarını beş madde ile açıklar. Zira ki başlangıçlarından uzak oldukları için. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan sinirlerin bazısının faydası. Ama dimağın kendisinden biten sinirlerde ancak baş. kendisinden omurga omurlarına akan omuriliğin vasıtasıyle başlangıç yeri bilinmiştir. Dimağ (beyin) iki yönle sinirlerin başlangıç yeri olmuştur. eti sağlam ve bedeni kuvvetli etmiştir. malum olsun ki. bizzat. Bu his sinirleri ziyade yumuşak oldukça. diğer uzuvlara his ve hareket bahşeder. Diğer uzuvların sinirleri. . Zira ki dimağ sinirlerin bazısına bizzat başlangıç bulunmuştur. sinirler vasıtasiyle dimağ. ziyade metanet gerektiğinden. Gerçekte ki. his kuvvetini ziyade eda ederler.

hareket sinirleri öbür taraftan yaratılmıştır. meme ucuna benzer iki çıkıntı yakınında dimağdan ön boşluğun içindendir ki. Yaratıcı ve şekil verici olan Allah Taala'nın bu işlerinden çok ibret alınmıştır. Onun için şaşı kimse bir nesneyi iki görür zira ki. soldan gelen sol göze gitmiştir. göz ile kanalın kesişmesine doğru nüfuzu bâtıl olmuştur. açıklanan birinci çiftin bitiş yeri . ey aziz. ikisinin görüşü. Dimağ sinirlerinin ikinci çifti. İkinci faydası.Metanete muhtaç oldukları için bunlar. latif ve yumuşak bulunmuştur. Üçüncü faydası budur ki. biri birine dayanak olup. Bu kesişmenin faydası üçtür. Ta ki görünen bir nesne müşterek çizgide bir şekillensin. Züccâciye (camsı) adı verilen rutubeti kuşatmak için ağızları geniştir. İkinci Madde Dimağdan biten karşılıklı sinirleri bildirir. sinir kırılmasından bir başka çizgiyi vücut bulmuştur. Zira ki kapalı gözün nuru ona akar. Bu çiftin solundan biten teki sağına. Müşterek çizgi önünde. Onun için bir göz kapandığında. biri birine kavuşup. sağdan biten sağ göze. sözü edilen iki sinir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimaın kendisinden biten sinirlerin hepsi. öbürüne dahi akmasın. kesişme içinde tek görüş olsun. his sinirleri önden. Birine âfet erdiğinde. iki gözün kavraması birlikte olup. onun bir gözü üst tarafa. çapraz şekilde kesişmiştir. Sonra bükülüp. yedi çift sinir bilinmiştir. Biri budur ki. Dimağın önü. açık gözün görüşü kuvvet bulur. sağından biten teki soluna gelip. iki gözün birine akan ruh. biri birini dayanma ile kuvvet bulsun ve bir yaklaşma ile bitiş yerleri göze yakın olsun. Birinci çifti koklama âletinin başlangıcı olan. bir gözü alt tarafa kayıp. hareket sinirleri gibi sert ve metin olmayıp. öbürü onun yerini tutsun. malum olsun ki. öbür tarafından daha yumuşak ve ziyade hassas olduğundan. o bir küçük boşluktur.

Gözün on tabakasının tafsili uzun olup. Birinci kısmı göz pınarına meyledip. Ta ki onun kalınlığı başlangıcına yakınlığından lazım gelne yumuşaklığına mukavamet kılsın. gözü kuşatan çukurun deliğinden çıkıp. elmacıklar. elmacık kemiğinde bulunan boşluğa inip. hareket ettirmeye gücü yetsin. Üçüncü şubenin maksadı. müşterek bir çizgiyle dimağın önü. ne güzel yardımcı. şekil verici ve güçlü olan Allah müezzehtir. dış taraftan bitip. bu özetleme dahi Mevla'nın kudretinin kemaline delil olduğundan. Onunla kuvvet bulup. azanın açıklanmasında uzatmaya hacet kalmamıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağ sinirlerinden üçüncü çift. boyundan inip. Ne güzel Mevla. Ey Rabbimiz. arkası ve tabası arasından bitip. Yaratıcı. ağı ziçi . Ey aziz. üç kısma bölünmüştür.arkasından. dört şubeye bölünmüştür. İkinci şubesi. görücüdür. izdiham ile onun boşluğunu doldurmuştur. ondan ayrılıp. açıklanacak boyun damarı girişinden çıkıp. onun altında bulunan organlarda dağıtılmıştır. iki göz pınarı. Üçüncü Madde Dimağdan biten sinirlerin geri kalan beş çiftini bildirir. Şu halde bu şube. o delikten ayrıldıkta. ikinci çift çıktığı delikten önemi sinirler olan birinci çiftin boş menfezinden geçmeyip. yüz önünde konulan sinirler olup. bâri. Bir kolu. ikinci kısmı. bağış senden. burnun içi tabakasında gömülmüştür. göz ucu yanında olan deliklerden burun içine geçip. kaşlar ve alın adalelerine bitişmiştir. dönüş sana! Büyük ve yüce Allah'dan başka güçlü ve korkulacak yoktur. iki göz kapağı. ayrıldıkta. malum olsun ki. Üçüncü kısmı büyük olup. O işiticidir. Evvelki şubesi. göz adalelerine bölünmüştür. Bu çift sinir gayet kalın bulunmuştur. mide zarını geçip. açıklanacak beşinci çiftten ayrılan sinire bitişmiştir. elmacık kemiği deliğinden çıkıp. Hiçbir şey onun dengi değildir. iki kol olmuştur. önce dördüncü çifte bir miktar karışıp.

lam kemiği yivinin sonunda olan delikten çıkıp. üçüncü çiftin üçüncü şubesinin üç kısmıdır. hançere paraleline geldiğinde. yedinci çiftin hareket ettirmesine yardım için. Beşinci çiftin her bir siniri. Ondan iç organlara inerken. İkisinin çoğu. onun içinde hepsi dağılmıştır. hançere kemiğinde âmâ adı verilen (kör delik) delikten girmiştir. Dördüncü çiftin bitiş yeri. dil ondan tatma duygusunu bulmuştur. Hançereyi kıkırdaklarıyle kaldıran etrafı üstünde olan adaleleri bitişmiştir. Diğerleri şakak adalelerine varıp. dağılmıştır. ondan şubeler ayrılmıştır. dimağın iki tarafından biterek vücut bulmuştur. elmacık adalesi tarafına gelmiştir. Bunlar. boğaz adalelerine ulaşan dile gelmiştir. Onun ziyadesi. İkinci kısım. dış tabakasında dağılıp. omuz adalelerine dağılmıştır. Bu dördüncü çift. Öbür kolu. Kulağa duyma hissi ondan gelmiştir. boyun damarının yükseleceği yerde ona bağlanmıştır. Ortaya çıktıkta. Üçüncü kısım. alt dişler arasıda ve köklerinde bulunan etlerine. onda olan elmacığın. sonra ondan ayrılmakla damağa çıktıkta. Dile gelen şube. üs dişlere ve onların köllerinde olan etlere dağılma ile ulaşmıştır. göz sinirinden inme olduğundan daha sert olmuştur. alt dudağın içine dağılmıştır. Bunun her bir çiftinin birinci kısmı kulağın iç perdesine dayanıp.boşluğuna girip. üçüncü çiftin sinirine karışmıştır. burun uçlarının ve dudağın derisi gibi görünen uzuvlara dağılmıştır. Bunu sertliği. Altıncı çift. ikisinden daha büyük bulunup. Ama onun dördüncü şubesi. muadil gelmiştir. üçüncü çiftten daha küçük ve daha sert olmuştur. İkinci kısım. üst çene deliğinden dile geçip. Üçüncü çifte bir miktar karışıp. Hançerden yükseldikte. onun kalınlığına eşit olup. dimağın arka tarafından beşinci çifte bitişik bitip. bundan damak his bulmuştur. üçüncü çiftin gerisinden dimağın tabanına eğimli olmuştur. üç kısma bölünmüştür. bir çift olup. birinciden küçük olup. ondan yine . Bir kısmı.

metanet bulup. Ama kalanı diyaframa geçip. olmuştur. Yedici çiftin bitişik yeri. dimağdan inip gelmiştir. sertlik ve kuvvet kazandırmaktır. çoğu. Ondan şubelere ayrılıp. sonu kıvrımlı olduğundan. Bu sinir. ondan inip. yükselme ve dönüşe kabiliyetli olurlar. şubeleri diyafram ve göğsün zar ve adalelerine gidip. Sonra bu sinirin ziyadesi. Bu dönen şubeleri. dağılmıştır. malum olsun ki. Onun için tıpçılar nazarında bunun ismi: Dönen sinir. omurlarından ilerleyen sinirlerin hepsi sekiz çift sinir bilinmiştir. ince ve küçük kılınmıştır. adalelerin örtüsüne yayıcı olan sinirdir. mücerret adale uçlarıyle dağılmıştır. Ey aziz. hançereyi.şubeler çıkıp. akciğer aort ve atar damarlara dağılmıştır. Ta ki çıkış yeri dar olsun ve omur kemiği metaneti üzere kalsın. Dördüncü Madde Boyun omurları omuriliğinden biten sinirleri bildirir. Ta ki düz olup. birinci omurun iki deliğinden çıkıp. İkinci çiftin çıkış yeri. onda yürek. Bu şaşırtıcı tertip ve acaip bileşim. bunlara komşu olan sinirlere dağılmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Boyun omuriliğinden çıkıp. çekilmesi sağlam olsun. Zira ki bunun başlangıcı yumuşak. Azı. kalkan kemiğiyle lam kemiğinin ortak olan adalelerine varıp. başlangıçlarından uzaklaştırmanın hikmeti. Birinci çifti. omurilikten çıkmayıp. iç organların zarlarına dağılıp. . kürek kemiğinde son bulmuştur. Bu çift. açıklanan üçüncü çiftten inen şubeye iştirakle. Dönen sinirlerin en sağlamı. beşinci çiftten ve yedinci çiftten olmayıp. altıncı çiftten olmuştur. dimağ ile omuriliğin ortaklaşmasından olup. Bu sinir. hançerenin üçüncü kıkırdağını kapayan ve açan alt çevresini kuşatmış olan adalelere gelmiştir. o yaratıcı Allah'ın kudret ve hikmetiyle nizam bulmuştur. bunun gibi sertlik ve düzlükle inmezler ki. dili hareket ettiren adalelere gelmiştir.

Başı. açıklanan küçük çiftin eksiğini tedarik kılmıştır. onların köküne yapışmıştır. İkinci kolu. ona damar ve adaleler rastlamıştır. iki kulak etrafına eğilmiştir. iki kulağa ulaşmıştır. ön tarafa eğilip. Çıkışa başladığında. Özellikle aş ile boyunu bağlayan adalelere bu sinirin şuberi gelmiştir. baş ve boyun adaleleri ile müşterek olan adalelere dağılmıştır. beşinci çifte karışmıştır. Üçüncü çiftin çıkış yeri. her bir siniri. Onda ola omurların dikenlerine yükselip. üçüncü omur ile dördüncü arasında müşterek olan Deliklerden olmuştur. baş önüne eğilmiştir. kafanın üstü dolaşıp yükselip. ön cüzü küçük olduğundan. ön tarafa eğilimli edip. bir kolu onda bulunan adalelere dağılmıştır. Beşinci çiftin çıkış yeri. Onlar onunla hareket bulmuştur. Yine yukarıdaki gibi iki yok olup. o adalelere şubeler gönderip. Üzerinde bulunan üçüncü çift gibi bir cüzü öne. bir cüzü geriye bölünüp. hayvanlarda şakak ve kulak adalelerine karışmıştır. Dördüncü çiftin çıkış yeri. dördüncü omur ile beşinci arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. ondan omurgaya inip. geniş adaleye gelmiştir. Bunun kalanı boyun arkasında olan adalelere ve geniş adaleye gelmiştir. Ondan geçip. bir şubesi ön kol ile ikinci şube arasında aracı olmuştur. iki şube olup. Hayvanların bedenlerinde iki kulağı hareket ettirmek için. Öbür kolu. Bu çiftin çoğundan uzuv uçları his ve dokunma duygusu bulmuştur ki. Bu ikinci kol. son bulmuştur. ön kolu küçük olduğundan yanak adalelerine gelmiştir.birinci omur ile ikincinin aryasında açıklanan ortak deliklerden bulunmuştur. Onlarla metanet ve sağlamlık bulmuştur. Ondan onların başlarına çıkıp. İki kulağın duş tabakalarında yerleşip. . ikinci omur ile üçüncü arasında müşterek olan deliklerdendir ki. Öbür cüzü. geriye dönüp.o susamsılardan biten zar bağları ile karışmıştır. iki kola ayrılıp.

sert adalelere ve kaburgalara dağılmıştır. Yaratıcı. Diyafram. çoğu adale ve kola dağılmıştır. Ta ki bu başlangıç yerlerine isabet eden âfetle işi bâtıl olmasın. boyun sinirlerinin sekizinci çifti eşliğiyle birlik el . göğüs omurlarından birinci omurla ikincinin arasında müşterek olan deliklerden bulunmuştur. boyun omurlarının cüzleriyle omurga omurlarının evvelsi arasında müşterek olan deliklerden olmuştur. biri birine karışmıştır. dördüncü ve beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. Beşinci Madde Göğüs ve omurga omurlarının omuriliklerinden biten sinirleri bildirir. Altıncı ve yedinci çiftin çıkış yerleri. diyafram ortasına geçmiştir. sözü edilen sinirlerden nasibini aldığından hikmet budur ki.Omuzun üstlerine gelip. iki cüze bölünmüştür. boyun ve omurganın adalelerine ve ondan diyaframa ulaşmıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs omurlarının iliğinden biten sinirlerin cümlesi oniki çift sinir yaratılmıştır. Küçük cüzü. şekil verici ve şanı yüce Allah her şeyden münezzehtir. azı beşinci çiftin azlarıyla diyaframa inmiştir. diyaframa gelen yukarıdan indiğinden. altıncı ve yedinci çiftin şubelerine karışıp. İkinci şube dahi. Bu üç çiftin şubeleri. Diyaframın işi önemli olduğundan. bölünmesi kolay olmuştur. bâri. malum olsun ki. azı beşinci çiftin azıyle baş. sinirleri müteaddit yerlerden gelmiştir. açıklanan deliklerin düzeni üzere altında bulunan deliklerden olmuştur. Birinci çiftin çıkış yeri. Yedinci çiftin çoğu gelip. Sekizinci çiftin azı. Azı. iki evvelki kaburgaya uzanıp. Ey aziz. Yedinci çiftin çoğu gelip. Büyük cüzü. omuza galip. omuz yüzeyine gelmiştir. Altıncı çiftin çoğu. altıncı ve yedinci çiftin birer miktarına karışmıştır. Sekizinci çiftin çıkış yeri.

açıklanan sinir çıkış yerlerinden hepsi içeri girmiştir. Onun bir cüzü. karın ve bel sinirleriyle müşterek bulunmuştur Zira ki kasık sinirleri. sinir karışmıştır. adaleleri altı çift olduğu şaşırtıcıdır Onun ir çifti. İkini cüzü ki. Sekizinci çiftin çıkış yeri ise açıklanan müşterek deliklerden olup. Bel omurlarından biten sinirlerin omuza gelmeyen şubeleri. Katan (kasık) sinirleri. Kuyruk sokumudur ki. Bir cüzü. hepsi biri birine karışmıştır. karın adaleleri onlar kılınmıştır. üç çift kılınmıştır ki. pazunun dışına yönelip. Diğer cüzü. mesane ve rahim . bazıları baldırlar aşağısına inmiştir. omuz mafsalını ve beli hareket ettiren adalelere gitmiştir. kol ve omuzlara ulaşmıştır.taraflarına gelip. iki cüze bölünmüştür. husyeler içine inen kanala varıp. ancak kaburgalar arasında bulunan adalelere ve karın adalelerine ulaşmıştır. Bu sinirlerin şubeleriyle beraber atar ve toplar damarlara akıp. Ta ki kasık adalelerine yönelip. Kaburga omurlarından biten sinirler. evvelki cüzünün ikinci çiftinden onlara şubeler gelmiştir. bel ve kaburga adalelerine gelmiştir. Bir cüzü dahi diğer cüzlerle toplanıp. Ama bedenin arkasında ve oyluklar içinde çok damarlar ve çok adaleler olduğundan. bacak adaleleri için özel sinirlerden bir cüz. kasık kemiği tarafından biten adalelerin bedenin gerisinden ve oyluklar içinden ayaklar tarafına yolu olduğundan. karından gelen iki çift adale olmuştur. On baldırlar tarafına büyük şubeler gönderip. adaleler onlarla bilinmiştir. iki cüze bölünmüştür. Bazıları kasıkta alıp. ona his ve dokunma bahşetmiştir. Kalanı beş çift sinir. kasık adalesine karışmıştır. zeker. kuyruk sokumu yanından biten bir tek sinir. iki çift bulunmuştur ki. bunlardan hepsi makat. Bir cüzü dahi kuyruk sokumu sinirlerinin evvelkisinden gelip. ondan dizlere inip gitsin. girmiştir. Evelki cüzüne dimağdan inip.

beşyüzotuz sinirde son bulmuştur. karın zarlarına. Bunların bitiş yeri. Bunlar hareket eden can damarlarıdır. insan türüne olan büyük nimetine. Kalça damarları ki. Zira ki bunlar. daha önce anlatılan adalelerin sayısı miktarı tamamen. bütün bunlara dağılmıştır. Şu halde bu surette toplanan sanatları seyreden uyanık kimse. kasık kemiğinin içinin dışa bakan taraflarına ve kuyruk sokumu kemiğinden gelen adalelere. onlara. ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. Açıklanan bedeninince sanatları. malum olsun ki. Yüreğin sol . hepsinden önce ve küçük olmuştur. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. Kendisini nimet denizine gark olmuş bulmuştur. 39-BÖLÜM:039: İKİNCİ BÖLÜM Atar damarların bittiği yerleri ve faydalarını ayrıntılı olarak beş madde ile açıklar. İçindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. beden azalarının cüzleri her an şahadet kılmıştır. Her halde ona yönelmiştir. Bu bölümde açıklanan sinirlerin sayısı. şiryan derler. yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. Mevla'sına can ve gönülden muhabbet kılmıştır. Ey aziz. o sâni ve hakîm Allah'ın kudretinin kemaline delalet edip. Birinci Madde Yürekten biten atar damarları bildirir. yaratıcısını bilmiştir.adalelerine. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir.

yürekten akciğer içine saçıldıkta. yine iki kısım olmuştur ki. Akciğer cevherine. Bu iki şubenin çokları. iki şube olmuştur. yüreğin etrafını tavaf ve devredip. şubeleriyle el ve avuca çıkışını bildirir. Küçük şubesi dahi yüreğin arkasından geçip. ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir.boşluğundan bitip. cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Özellikle bunun yeri yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti. Sübhanallah! İkinci Madde Yürekten biten büyük atardamarın vücudunu. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. unun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. kolaylıkla ulaşmıştır. yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. yüreğin cüzleriyle karışmıştır. mülayim bunlara mensup olan latif kan. akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. Bu atardamarlar. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun. akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. Bu damarların bitiş yeri. Önünden kollara ayrıldıkta. azı. inayetinin kemaline şehadet kılmıştır. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki. ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur. Büyük şubesi. ondan o saçılma kolaylık bulsun. büyük . Ey aziz. küçük kısmı yukarıya çıkıp. çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: büyük atardamar yüreğin sol boşluğundan bitip. lakin omurga yakınında. malum olsun ki. Bunlar dahi Bâri Taala hazretlerinin kudretine delalet edip. akciğere arka tarafından gelmiştir. sağ boşluğa yayılmıştır. Bu damar.

Ey aziz. tertip ve nizamını türlü uzuvlarla kılmıştır. Bu büyük atardamarın çıkış yeri üzerinde üç sağla kapak vardır ki. çıkan kısımdan daha büyük olduğunda bu hikmet bu olmuştur ki. yürekten aşağıda konulan büyük ve küçük uzuvları sıcaklığıyle yetiştirip.kısmı aşağıya inmiştir. Bunun iki kısmı. küçük kılınmıştır. açıklanacak şahdamarlarla boyunun sağ ve solundan başa çıkıp. Yukarı çıkan kısmın. kan damarlarından gıda bahşetmiştir. şiryan derler. onlarda dağılmıştır ve son bulmuştur. inen kısım. can damarlarından hayat. üst boyun omurlarının altısına ve boynun halka kemiğine dağılıp. Şu halde atardamarlar vasıtasıyle beden uzuvları hayat ve can bulmuştur. içindekileri korumak için bütün damarlardan daha sert yaratılmıştır. ona sağlamlık veregelmiştir. Zira ki bunlar. Bular hareket eden can damarlarıdır. böğüre ve iki evvelki kaburgalara. iki sübab olup. Bunların birden maade hepsi hareketli bulunmuştur. Her uzva. ruh cevherinin kastedilen kuvvetli hareketinin artmasına yararlar. bedenlerin bileşimini. Ondan iki el uzuvlarına inip. Üçüncü kısmı. Bu iki kısmın. bu dahi üç kısım olmuştur. Bunun büyük kısmı gerdana çıkıp. yukarı çıkan kısmı. Yaratıcı ve bâri olan Allah ne büyüktür ki. hemen büyük kısmın üçüncü kısmı gibi dağılmıştır. malum olsun ki. yüreğin üstünde yine iki kısım olmuştur. ondan sağ tarafa kıvrımlı dönüp. yüreğin içinden onunla beraber dışarı yay çıkıp. küçük kısmı sol omuza çıkıp. . omuz üzerine varmıştır. onları besleyen yukarı çıkan kısım. küçük ve az olduğundan. onda olan yumuşak ete eriştikte. İnen kısmın miktarı. Üçüncü Madde Baş uzuvlarına çıkan atar damarları bildirir. can ve güç vermek olmuştur. Yüreğin üstünde bulunan önemli uzuvlar. onlara. bölünmede onlara eşlik etmiştir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bedende olan atar damarlar ki.

önce yürekten düz . ondan o saçılma kolaylık bulsun. yüreğe yakın olmuştur: Buna sıcaklıkla pişiren ısıtma kuvveti. cüz ve şubeleri akciğer içine nüfuz bulmuştur. Ama açıklanacak boş kan damarı gerçi akciğerin komşusudur. Bu kan damarının iki perdesi vardır ki. Bu atardamarlar. çıkış yeri dışından içine nüfuz etmiştir. Bunun sağlamlığa ihtiyacı olmadığından iki perde ile yetinilmiştir. Sübhanallah! Dördüncü Madde Yürekten aşağıya inen atar damarın büyük kısmını bildirir. malum olsun ki.Bunların bitiş yeri. Bu damar. Akciğer cevherine. yürekten akciğer içine saçıldıkta. lakin omurga yakınında. kolaylıkla ulaşmıştır. akciğerin gıdası olan kanı yürekten ona ulaştırmışlardır. Yüreğin sol boşluğundan bitip. Özellikle bunun yeri. niyetinin kemaline şehadet kılmıştır. Ey aziz. ötekilerin hilafınca bir tabakadan vücuda gelmiştir. hepsinden önce ve küçük olmuştur. akciğere arka tarafından gelmiştir Önünden kollara ayrıldıkta. yüreğin boyun cüzlerinden kan damarlarına geçecek yerden olmuştur. Zira ki sağ boşluğu karaciğere yakın olduğundan gıdayı çekmek ve sindirmekle meşgul bilinmiştir. akciğerde bölünme ve teneffüs yeri olan derinliğe gelmiştir. Bunlar dahi Bâri Taala hazretlerinin kudretine delalet edip. Zira ki akciğer gıdasını yürekten almıştır. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Yürekten beden uzuvlarına dağıla atardamarın açıklanan büyük kısmı. yüreğin iki boşluğundan sol boşluğu kılınmıştır. Bu damarların bitiş yeri. Kalça damarları ki. Ta ki duman buharının ve sıcak olarak pişirilmiş kanın akciğer semtine gönderilmesi kolay olsun. Açıklanacak kan damarı içinden akacak kanın ziyade pişmesine muhtaç olduğu gibi bunda ihtiyaç olmaya. mülayim bunlara mensup olan latif kan. Ta ki açılma ve kapanma için daha yumuşak ve daha selis olsun.

Onlardan iki böbrek. O böbreğin liflerine ve onu kuşatanlara dağılmıştır. bir dalağa. göğsün hizasında olan omurlara geldiğinde. göğsün hizasına geldikte. iki böbrek içine girmiştir. her birine birer şube göndermiştir ki. birisi tenasül organı cildine varıp. erkeklerde ve kadınlarda . Zira ki onun yeri yüreğin başı karşısında olmuştur. böbreklere dolup. Zira ki karaciğerin içinde ikinci hazımdan kıvama gelmeyen kanın latif suyu. bir küçük şube göndermiştir ki akciğerin göğüsten olan tarafına dağılıp. mesaneye dahi gelmiştir. ikisi leğen kemiğine. Sonra bu inen kısımdan üç damar uzanıp. Sonra bu inen kısımdan üç atardamar ayrılmıştır ki. kan suyu gibi karaciğeri anlatılan biçimde çekici olmuştur. akciğerin soluk borusu etrafına dahi ulaşmıştır. Adı geçen omurdan aşağıya eğilip. ondan iki atardamar ayrılıp. bağırsakların çevresinde olan ince deriyi bulmuştur. Sağ böbrekten ayrılan. omurga omurları üzerinde inip. kuyruk sokumu kemiğine ulaşmıştır. omurlar deliklerinde omuriliğe girip. Sonra bu inen kısımdan bir atardamar uzanmıştır ki. sağ ve soldan diyaframa gidip. onda dağılıştır. O iki büyüğü. onun cüzlerine ayrılmıştır. düz bağırsağın çevresinde bulunan çaba. Sonra inenin kökünden bir küçük çift atardamar ayrılıp. Sonra bu inen kısımdan birçok damarlar ayrılıp. o. omurilik ve kaburga aralarına dağılmıştır. en küçüğü özellikle sol böbreğe gelmiştir. Karaciğer şubesi ondan geçip. Sonra bu inen kısımdan atardamar uzanmıştır ki. erkeklerde ve kadılarda tenasül uzuvlarına inmiştir. mesaneye gelmiştir. Sol böbrekten ayrılan sol yumurtaya gelmiştir. Bu büyük kısım inerken yüreğin sağ boşluğunda dağılan atardamar. onda hepsi dağılmıştır. bir şube karaciğere. böbreklerden dahi iki damar ayrılıp. onlarda kalan kesif su. sağ yumurtayı bulmuştur. o damarlara ayrılmıştır. bundan hayat bulmuştur. Sonra bu inen kısım.olarak beşinci omura dayanmıştır. Sonra göğsü geçtikte. ondan gıdalardan aldıkta. Şubeleri. biri dahi makada ulaşmıştır.

Ey aziz. rahme gelip. Sanatlarının benzersizliğinde akılları hayrete düşüren Allah münezzehtir. Sonra inenin kökünden ki. içe katlanıp. Açıklanan atardamarlar ki. Onlardan bir kısmını erkek. yine onda yapışmıştır. onda iki oyluğa inmiştir. kusursuz olarak en güzel suretle suretlendiren Allah münezzehtir. Her birinden kuyruk sokumu altında birer şube ayrılıp. o. can damarlarıdır. ön tarafa baş parmak ile orta parmak arasına büyük şubesiyle meyletmiştir. açıklanacak damarlarla birlik iki kısım olmuştur. ikisinden birçok kollar ayrılmıştır. İnsanı. Kalan şubeleri. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Bacaklar tarafına inen iki kısımdan her biri. bir kısmı sola. biri mesaneye. Bazısının uçları. Acizlikten unutkanlıktan ve eksiklikten uzak olan Allah münezzehtir. Kadınlarda önlerin ucuna gelip. bir şubesi iç nâmıyle şöhret bulmuştur. Onda olan damarlara karışmıştır. bunların bazısı atar kan damarlarının şubesi gibi beşinci omura giren atar damarı şubeleri gibi omuz mevziine çıkan atardamar şubeleri gibi içlere meyleden atar damarın . bir kısmını kadın yapmıştır. omurga omurlarının sonuna vardıkta. Ondan bir küçük çift kalmıştır ki. Sonra bacaklara inerken. ayak cüzlerinin çoğunda gömülmüştür.öne gelmiştir. mesane yolundan erkeklerde düz olarak âlete gelmiştir. malum olsun ki. Sonra ayağa inip. büyük kısımdır. Baldırda konulan adalelere şubeler göndermiştir. biri göbeğe ulaşmıştır. gidip. Göbek yanında biri birine kavuşup. her biri kuyruk sokumu kemiğini kuşatıp. onda olan adalelere dahi şubeler indirmiştir. baldırlara ve ayaklara inen atardamarları bildirir. ikişer büyük şube olmuştur. Bir kısmı sağa. Açıklanacak kan damarı şubelerinin altından geçip. Beşinci Madde Oyluklara. Bir şubesi dış. Bazısı kasık kemiği üzerinde konulan adalelere dağılmıştır. girmiştir. diğer parmaklara gelmiştir.

onlara teğet olan aza. tabibler arasında. Atar damarlar adı verilen can damarları. mideye. malum olsun ki. ikisinden kan ve can istifade ederler. Ey âlemlerin Rabbi! bizi âlimlerden ve amel edenlerden kıl! 40-BÖLÜM:040: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Sakın damarların bitiş yerlerini ve faydalarını altı madde ile ayrıntılı olarak açıklar. iki fayda için biri birine yakın olmuştur. ikiyüz adet atardamara ulaşmıştır. dalağa ve bağırsaklara inen atar damarlar gibi. şebekede dağılan iki sübab ve meşime gibi. gıdayı mideden karaciğere çekmektir. Ey aziz. Şu halde insan bedeninde onulan ve düzenlenen can damarları bunlardır ki. bir şube ile omuza nüfuz eden atar damar gibi. Aort adı verilen damarlar ki. Bizim için büyük ve yüce Allah'dan başka kudret. Bu damar. İnsanı en güzel surette yaratan Allah münezzehtir. Birinci Madde Karaciğerden biten bâb damarının dallarını ve faydalarını bildirir. kan damarları. Hepsi tamam. açıklanması kaleme gelmiştir. Onun çoğunlukla faydası. can damarları ile kan damarları biri birlerinden can ve kan kazanır. atardamarlara kalkan gibi koruyucu olmuştur. İkinci faydası budur kik. kan damarlarıdır. karaciğere.şubeleri gibi. çarpmalardan korunmak için damarlar altında örtülü kalıp. diyaframa gelen atar damarın şubeleri gibi. biri karaciğerden. Karaciğerden önce iki damar vücuda gelmiştir ki. anatomi bilginleri emişlerdir ki: Sakin damarların hepsi karaciğerden bitmiştir. iç organlarda olan atar damarların hepsi. karın tarafından kuyruk sokumu kemiğine tek başına inen atar damarlar gibi. dip tarafından vucütu bulmuştur. . Birisi budur ki. kan damarına (aort) parmak bir zar ile bağlı olup. kuvvet ve korkulacak kimse yoktur.

Şehve ve iştihayı uyarıp. altı kısmı büyük suret bulmuştur. Altı kısmın ikincisi.bâb ismiyle şöhret bulmuştur. Bunun şubeleri. Ama geri kalan altı kısmın biri. Bu damar. Dalağın ortasında . önce beş kısma yetmiştir. yeraltında olan kökler gibi karaciğer içinde dağınık bitmiştir. ondan gıda cezbetmiştir. Fuduldan çıkıp. Bâb olan damarın. Onun çoğunlukla faydası. iki cüze bölünüp. karaciğerin yumru tarafından meydana gelmiştir. Bundan dahi şubelere ayrılıp. onda iki cüz olup. Ondan gıdayı çeke gelmiştir. midenin altına inip. mide ağzını duraklatmaya ve hareket ettirmeye yetmiştir. Ama babın karaciğer dibine bitişik olan ucu. dalağa ulaşmıştır ki. gıdayı karaciğerden uzuvlara ulaştırmak ve dağıtmaktır. Bir şubesi. İkinci damar. Dalağa bitişmesiyle bile ondan bir şube geri dönüp. o taraf ondan gıdasını bulmuştur. iki küçük kısmın biri. oniki parmak adı verilen bağırsağın kendisine bitişmiştir. bir cüzü yukarı çıkmış. ecvef nâmını almıştır. öd kesesine gitmiştir. pankreasa gelmiştir ki. bir cüzü aşağı inmiştir. Yukarı çıkan cüzü. Uçları karaciğerin yumru tarafına yettikte. budur ki. midenin dışında gıdasını ondan almıştır. Dalağa giren şulbe ortaya geldikte. o yarıya onlardan gıda gelmiştir. pankreas adı verilen cisme dağılmıştır. sekiz kısım olmuştur. İkinci cüzü dışa gelip. idenin alt ağzı olan kapakçıklar yanında dağılıştır ki. Bir cüzü mide ağzına dağılmıştır ki. bir cüzünden dalağın üst cüzünde yani yarısında şubeler ayrılmıştır ki. şubelere ayrılmıştır. dalgalandırmıştır. Zira ki mideni n içinde gıdalara kavuşmakla gıdalanır olmuştur. iki cüze bölünmüştür ki. siyah köpüğün fazla asidini ona itmiştir. İkinci kısım. karaciğer boşluğunda ayrılan tarafı. mide yüzeyi tarafına gelmiştir ki. İki kısmı küçük. o taraf gıdasını ondan almıştır. dalağa ulaşmasından önce ondan şubeler ayrılıp. midenin yumrusu sonuna erip. ona gıda vermiştir. ondan ayrıldıkta. midenin sol tarafında bölünmüştür ki. biri midenin sol dışı tarafına dağılmıştır ki.

malûm olsun ki. sol tarafa varıp. azaeti celal bulmuş olan. dalak damarının şubelerinden ve midenin solundan sağına glen cüze karşı olduğu halde dağılmıştır. İkinci cüzü içyağından meydana çıkıp. karaciğerin dibinden boşluğa gelmiştir. İkinci Madde Karaciğerden biten ecvef damarın bazı kollarını ve faydalarını bildirir. anatomi bilginleri demişlerdir ki: ecvef damarın kökü önce karaciğer içinde kıl gibi dağılıştır ki. Birinin şubeleri. Bazısı içyağının sağına yönelip. Sübhanallah! Kudreti kemal bulmuş. düz bağırsağın çevresinde olan damarların ince kanallarına dağılmıştır ki. Ama altıncı kısmın çoğu. Altı kısmın beşincisi. büyük kısmı aşağı inmiştir. biri büyük. karaciğerin yumru dış boşluğunda vârit olmuştur. Bab damarının şubeleri.olan şubeden inen cüz dahi iki cüz olmuştur. saç gibi ince şubelere ayrılıp. dalağın alt yarısına dağılmıştır ki. gıdayı onlardan almıştır. Altı bölümün üçüncüsü. bazısı midenin yumrusunun sağ tarafı dışında dalak tarafından idenin soluna gelen cüze karşılık olduğu halde dağılmıştır. Şu halde bu ecvefin gövdesi. biri küçüktür. Yukarı çıkan küçük kısmı. iki kısım olmuştur ki. karaciğerin yumru yüzünde doğup. diyafram içine geçip. ona iki damar . kalınbarğısakların çevresinde olan ince kanallara dağılmıştır ki. Küçük kısmı. gıdanın aşağıda bulunan hâsılından gıdasını almıştır. Ey aziz. yukarı çıkanın çevresinde. onda dağılmıştır ki. bazısı a'ver (coecum)e bitişik olan ince lifler çevresinde ağılmıştır ki. rızık verici ve yaratıcı Allah münezzehtir. yine kıl gibi şubelere ayrılan bab damarının şubelerinden gıdayı çekegelmiştir. Ecvef damarın şubeleri. o yarı ondan gıdalanmıştır. gıdayı ondan alagelmiştir. ondan içyağına gıda gelmiştir. yukarı çıkmış. Altı kısmın dördüncüsü.

verip. Bunun faydası bu olmuştur ki. yürekte çok az kaldığından. ona üç perde vermiştir ki. bundan saçılan kan oldukça incelmiştir. yüreğin örtüsü hizasına gelip. ona gıdayı lutfetmiştir. Sonra yukarı çıkan kısım ikiye bölünmüştür ki. Yukarıya çıkan kısım. biri yürekten akciğere gitmiştir. onun sağ kulakçığı yanında içine girmiştir. ondan . gıda için kalmıştır. yürek damarlarının en büyüğü olduğunda hikmet bu olmuştur ki. Ama küçük damar budur ki. Atar damarların bitiş yeri yanında yüreğin ağına yakın yerde bitmiştir. şiryan (atar damar) adını vermişlerdir. bunda pişme olmayıp. Onda kıl gibi dağılmıştır. Bu büyük damar yüreğe girdiğinde. Üç kısmın ikincisi. Bu damar. Bu damar. Üçüncü kısmı. faydaları dışarıdan içeriye gelmiştir. ona birçok kollar göndermiştir. geri dönmesin. yüreğe gıda ondan gelmiştir. Diyaframa gıda ondan gelmiştir. yürek çevresinde dolaşıp. ona üç ısım damar göndermiştir ki. Bu üç perde. biri büyük. öbürüyle birlikte çıktıkta. sekiz alt kaburgaya ve onlara yakın olan kaburgalara dağılmıştır. menfezi daha geniş. özellikle insandan sol tarafa meyledip. onda dağılmıştır ki. ondan göğsü ikiye bölen perdelerin ve kılıfların yukarılarına ve tev'e adı verilen yumuşak ete saç gibi şubelerle dağılmıştır. Akciğer cevherine benzemiştir. göğüs omurlarından beşinci omura gidip. Ama büyük kısım yüreğe gelip. Sağ boşlukta akciğer tarafına dönüp. atardamarlar gibi iki zardan bitmiştir. içinde dağılmıştır ki. Sonra yukarı çıkan kısım. biri küçük suret bulmuştur. bu büyük damar. Ta ki yürek uzama sırasında onardan gıdayı çekip. diğer damarlar. Gıda ise havadan kalın olduğundan. havayı çıkarmak için bulunup. Sonra yukarı çıkan kısım boyun kemiği hizasına geldikte. zira ki bu ince kan. ona yetmiştir. yayıldıkta. atar kan damarına girdikte. yüreğin nahiyesini geçtikte. Onun için tabibler buna. onda hararetle pişmiştir. diğerlerinden daha sert olmuştur. ona dayanıp. zarfı daha büyük olmağa muhtaç olmuştur.

Bu iki şubeden birçok damar. her bir damarı beşer şubedir. Her bir damarın birer şubesi. göğüste dağılmıştır ki. üstteki dört kaburgaya onlardan gıda gelmiştir. boyun kemiği nahiyesine gelmiştir. o iki yerde olan adaleler.iki şube ayrılmıştır ki. omuzlar. Şubeleri onlara dağılmıştır. baş ve yanak ayasına çıkan kıllarını bildirir. o adaleler onlardan gıda bulmuştur. biri bağır kemiği üzerinde sağ ve soldan inmiştir. Ey aziz. Sübhanehü ve Taâlâ! Üçüncü Madde Kara ciğerden biten ecvef damarın. . malûm olsun ki. Bu iki şubeden bir bölük damar dahi. açıklanacak kuyruk sokumu kan damarında. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Göğüs ve omuz adalelerine dağılan iki şubenin geri kalanı bir çift şubedir ki. birbirinden uzaklaşarak. Dördüncü şubeleri boynun üstteki dokuz omuru deliklerine bölünmüştür. İki tarafından onlara girip. Bu ne yaratılıştır ve bu ne sanattır ve ne hikmettir ki. Ta ki hançereye varmıştır. Sonra yukarı çıkan. Sonları. onlardan gıdalarını almıştır. iki şubesi. gerçeklerinin inceliğinde akıl sahipleri şaşırıp kalmıştır. düz adalelerin altında aşağı inmiştir. çeneler. Ağızları onda dağılmış olan atar damarların ağızlarına kavuşmak ile mutabık gelmiştir. onda sıralanan adalelere dağılmıştır. iki omuza gıda vere gelmiştir. kaburgalar arasında bulunan adalelere dağılmıştır. yukarı çıkan adalelere ve atar damarlara bitişmiştir. İkinci şubeleri omuzlara dağılmıştır ki. Yaratıcı. üç şubeye ayrılmıştır. bir bölük damar dahi omuzu tamir edip. Onda olan adalelere bunlardan gıda gelmiştir. göğüsten dışarı olan adalelere dağılmıştır. iki kola bölünmüştür. Her taraftan. göğüs. başa yükselmiştir. Hançereyi tamamladıkta. iki taraftan boyunda gömülmüş olan adalelere dağılmıştır ki. boyun. Üçüncü şubeleri. bâri ve şekil verici olan Allah münezehtir. Her bir şube. Yukarı çıkan kısmın üçüncü şubesi.

Tıpçılar onlara. boyuna çıkarken iki kısım olmuştur ki. boynun dışına gidip. ön tarafa yükselmekle gelmiştir. boyun kemiğine yükseldikte. her biri ikişer şube olmuştur. Ama her şubenin birer koku. içeri gireceği yerde. her biri üçer cüze bölünüp. Bu iki çift damardan örümcek ağı gibi dağılıp. ondan yükselip. yumuşak kısma inmiştir. Onda olan büyük adalelere ve küçük adalelere ve içinde olan büyük adalelere dağılmıştır. iki kısım olmuştur ki. ikişer cüzleri omuz diplerine gelmiştir. İkinci kısmı. onda dağılmıştır. birinci kısma karışmadan önce. öne ön tarafa inip. omuz üzerinde uzadıklarından. her biri omuz damarı nâmıyle şöhret bulmuştur ki. Dördüncü kolları büyüktür ki. Göğüs üzerinden geçip. ikisini dahi geçip. böğür kemiği üzerinde. ikinci kolları yumuşak ete ve atar damarlar içlerine dağılmıştır. Üçüncü kolları. bundan iki cüz ayrılmıştır ki. Şu halde iki kısımdan. onlarda olan adalelere dağılmıştır. bir cüzü enlemesine gidip. biri omuz üstünü geçip pazu başına gidip. sonra iki damarından ayrılmıştır. Lakin biri onda haps olup.Beşinci şubeleri. boyunun dışında kıvrımlı olup. hepsinden daha büyük olup. Dış şah damarının iki damarı karışmalarından sonra iki kısım olmuştur. ıbti (koltukaltı) adını vermiştir. Bu iki omuz damarının iki tarafından iki damar. göğü üzerinde geçip. dağılmıştır. İkinci cüz. ellerin sonuna gitmiştir. dış damar. yine birleşmiştir. evvelki kısma ulaşmış ve karışmıştır. baş damarı dahi bunda olmuştur. Ondan yükselip. biri ondan ayrıldıkta. boyun kemiğinin dışına ulaşmıştır. biri dış. bilinen şah damarı meydana gelmiştir. Bu ikinci kısım. Yukarı çıkan kısmın. Biri içe . her biri dört kol olmuştur. Omuz damarı. iki boyun halka kemiğinin kovuştuğu yerde. iki el nahiyesine gidip. Üçüncü cüzleri büyük olup. omuz üstüne dek buna eşlik etmiştir. biri iç şah damarı suretini bulmuştur. iki taraftan omuz içine gelip. üçüncü şubesi. omu mafsalını hareket ettiren adalelere dağılmıştır.

gömülüp. sıkıcı nâmını almıştır. Kafa kemiğinin iki hacminin birleştiği yere çıkıp onda kafa kemiğinin içine gömülmüştür. küçük kollara ayrılmıştır ve üst çeneye dağılmıştır. Ondan kollanan kanallardan kanı çekip. Sonra ondan nice şubeler dağılmıştır ki. şanı yüce olan. yemek borusuna eşlik edip. Ondan dimağ zarlarına şubeler dağılmıştır. Ondan kollar hâsıl olup. Bunların hepsi.) Dördüncü Madde Karaciğerden biten ecvef damarın kol ve ellere gelen kollarını ve . Adı geçen kolları gönderdikten sonra kalan damarlar. Sonra iki tak arasına dağılmıştır ki. şekil verci ve yaratıcı Allah her şeyden münezzehtir. çevrelerinde bulunan cüzlerle bu şubeler raptedip. ondan ayrılmıştır. oraya yükselen atar damarlara kavuşmuştur. lam yivi sonunda. Sert zarları. sonu nihayet lam yivine gelmiştir. o. atar damarların dağılması gibi. şube göndermiştir ki. İkinci kısım dışta olup. Ondan bir saç gibi baş damarı ve boyun mafsalanı gelmiştir. Allah Taâlâ'nın kudretinin kemaline delalet kılmıştır. Bunlardan kafatasının perde mahalline gıda gelmiştir. iki kulak ve başa şakın olan yerlere dağılmıştır İç şah damarı. onlarda toplanıp. Bütün atar damarları sağlam raptedip geniş yerde karşılamıştır ki. (Herkese rızık veren. O zarlar gıdasını bu şubelerden almıştır. ağızlarına kan dökülüp. Bu iki sınıf şubelerden ince damar cüzleri dilin çevresine gelmiştir. İşte bu perde meşime şebekesi ile örülmüştür. pişsin. hançereye ve gömülmüş adalelere bölünüp. onuna doğru üst tarafa gidip. kafa kemiği boşluğuna girmiştir. Sonra ince perdelerden dimağa inip. birinci ve sekizinci omurdan çıkan sinirle dağılmıştır. beyin üstündeki kafa kemiği perdesi mahalline ulaşmıştır. Hepsi yemek borusuna. onda dağılmıştır. ondan orta karından iki ön karna uzanıp. dış şah damarından gene şubelerle karışmıştır. Onlardan büyük şube ayrılmış ve alt çenede dağılmıştır.

iki kısım olmuştur. işaret parmağı ile orta parmağın arasına gelip. kol kemiğine varmıştır. İkinci kolu. üst oynağa çıkıp. Kalanları. iç taraftan bitip. Bu kısım üst oynağın dışı üzerinde uzanmıştır.faydalarını bildirir. ondan dış tarafa gidip. malûm olsun ki. omuz damarıdır. onda olan adalelere dağılıp. Bir kısmı derine gidip. ikisinden ekhal damarı vücut bulmuştur. Aşağı kolu. İçtekinin ikinci kısmı. Ondan dış tarafa dağılmıştır. Ekhal damarı. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kol damarının aslı. ondan pazunun dış cüzlerine ve derisine dağılan şubelerdir. o. üst oynağın tarafına inip. bir kolu. basilik damarıdır ki. ikinci kolu ki. üstte ve dışta olup. Bu. İkici mafsala yükselen kemiklere temas eden et cüzlerine bölünmüştür. kafa damarından gömülen şubeye bir miktar bitişip. üç kol olmuştur ki. biri kol ipidir. Şu halde bu mafsalın biri. derine gitmiştir. İkinci kısmı kolun dışında dirsek boğumuna yönelip. dirseğin iç mafsalına yakın geldikte. bir kolu. aşağı oynağın tarafına inip. üst kolan işaret parmağına gelen damarın bir şubesine bitişip. onun bir kolu. yunan lamı şeklinde iki kol olmuştur. dirseğe yönelmiştir. Üçüncü kısmı derine inip. . Başparmağın arkasında ve onunla işaret parmağı arasına ve işaret parmağının kendinde dağılıştır. son bulmuştur. bir dahi gömülüp. pazuya hizalandıkta. birinci kolun üstünde onun gibi dağılmıştır. Üçüncü kolu. onunla tek bir damar olmuştur. Sonra dirseğin mafsalın yakın olmasıyle üç kısım olmuştur ki. sonra ayrılmıştır. esîlmdir. ikisinden ekhal hâsıl olmuştur. hepsinden büyük gelip. Ancak bir şubesi. içeriden bir şubeye bitişmeye gidip. üst kolu. Ey aziz. kol damarının bir şubesine bitişip. kol içinde dört kol olmuştur ki. kolun aşağılarında bileğe varıncaya dek dağılmıştır. iç tarafa inen serçe parmak ve yanındakinin hepsine ve orta yarıma varmıştır. Ondan ayrışan şulelerin başlangıcı kol damardır ki.

tenasül organları içine. sağdan şubelere ayrılıp. bu doğanlar dahi böbreklerin gıdalarını çekici olmuştur ki. Sonra bu inen kısımdan büyük damar dağılmıştır ki. inerken her bir omur . büyü kısmıdır. Böbreklerden. karaciğer kan suyu onlara gıda gelmiştir.Orta parmak ile yanındaki arasında dağılmıştır. onda ve ona yakın olan cüzlerde dağılmıştır. İnsanın en güzel şekilde yaratan hakîm ve sâni Allah münezzehtir. sağ yumurtaya gelmiştir. erkekler ve kadınlarda sol yumurtaya inmiştir. Bir damar dahi. O kara ciğerden doğdukta. malûm olsun ki. Sonra bu inen kısımdan bir büyük damar ayrılıp. sağdan sağa ve soldan sola gelen iki sert damar tarafına bükülmüş ve şekilleri yuvarlak olduğundan. kılcal damarlara dağılmıştır. ondan bir büyük damar ayrılıp. İki damar dahi omurgadan iki yumurtaya ulaşmıştır. Beşinci Madde Ecvef damarın kara ciğerden bedenin aşağısına inen büyük kısmının kollarını ve faydalarını bildirir. Bunların hepsi. Üçüncü kolu serçe parmak ile yanındaki arasına yönelmiştir. Sonra bu inen kısım omurgaya dayanıp. onlara doğnalar ismi uygun gelmiştir. onun liflerini bulup. anatomi bilginleri demişlerdir ki 0 Ecvefin inen cüzü ki. gıda vermek için iki böbrek içine girmiştir. Zira ki açıklanan atar damarlar gibi. Ey aziz. Sağ böbreğe gelip. Hepsine gıda vermiştir. Hepsine bu dallarla gıda gelmiştir. Bu doğnaların solundan bir damar ayrılıp. omurgaya dayanmazdan önce. bu duarlar zekerde. böbreklerden onlarda yumurtalara akan halis kan sıcaklıkla pişip. Bunlar. Bunlardan iki elin parmakları her an Allah'ın kudretiyle beslenmiştir. ferçde ve rahmin derinliğinde kaybolmuştur. yine kılcallar gibi damarlara dallanmıştır. civarında olan cisimlerde dağılmıştır. kırmızı kan döken beyaz meni olmuştur. parmak mafsallarına bölünmüştür. Sağ böbreğin liflerine ulaşıp.

yanında ondan yine şubelere ayrılmıştır ki, bazıları o omurlara girip, omuriliğe ulaşmıştır. Bazıları yanında konulan adalelere dağılmıştır. Bazıları iki leğen kemiğine gelip, karın adalelerinde son bulmuştur. Bu inen kısım anlatılan durumları ile omurga omurlarının sonuna ulaştığında, onda iki kısmı bölünmüştür ki, bir kısmı sağ oyluğa ve bir kısmı sol oyluğa yol bulmuştur. Bu iki kısım oyluklara inmezden önce her birinden on tabaka damar ayrılmıştır. Evvelki tabakaları sert yerlere gelmiştir. İkinci tabakaları kıllar gibi dağılıp, kuyruk sokumu altlarına yayılmıştır. Üçüncü tabakalar kuyruk sokumu kemiği üzerinde olan adalelere dağılmıştır. Dördüncü tabakaları makat adalelerine ve kuyruk sokumu dışına bölünmüştür. Beşinci tabakaları, kadınlarda rahme yönelip, bazısı onda ve ona bitişik olan cüzlerde dağılmıştır. Kalanları mesane tarafına gelip, iki kısım olmuştur. Biri mesanede dağılıp, biri mesanenin boynuna gelmişti. Bu beşinci tabaka erkeklerde çok olmuştur ki, hem mesaneyi kuşatıp, hem zeker olmuştur. Altıncı tabakaları oyluk kemiği üzerinde konulan adalelere yönelip, onda dağılmıştır. Yedinci tabakaları karın üzerinde beden doğrultusunda giden adalelere yükselmiştir. Bu damarlar, o damarların uçlarına bitişmiştir. Göğüsten onlar karın boşluğuna inmiştir. Bu damarların kökünden kadınlarda dört damar bitip, dört taraftan rahme gelmiştir. Onlardan sekiz damar iki meme tarafına yükselmiştir ki, bu damarlarla rahim, memelere eş olmuştur. sekizinci tabakaları erkeklerde zeere, kadınlarda bız'a gelip, onlarda dağılmıştır. Dokuzuncu tabakaları, oyluğun iç adalelerine inip, onlarda dağılıştır onuncu tabakaları iki leğen kemiğine çıkıp, eller tarafından inen damarların içlerine ulaşmıştır. Hepsinden bir cüz'ü büyük hasıl olup, yumuşak adalelere inip, onda bölünmüştür ki, yirmi tabakaya varmıştır. Bu damarların bu tevzi ve ayrılmalarından nice kimseler ibret almıştır. (Damarlarda kanı nehirler gibi

akıtan kahredici ve tek olan Allah münezzehtir.) Altıncı Madde Ecvef damarın inen kısmında oyluklar altına giden dallarını ve faydalarını bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Sözü edilen iki kısmın adı geçen tabakalarından arta kalanı, oyluklar içine inip, her bir kısım bir oyluk içinde onbeşer şube olmuştur ki, biri oyluğun önü üzerinde konulan adalelere bölünmüştür. Biri oyluğun arkasında olan adalelere dağılmıştır. Biri iç taraf adalelerine dağılmıştır. Biri dış taraf adalelerine inmiştir. ikisi diz mafsalı adalelerine gelmiştir. Üçü şubenin kalanlarının dıştakileri küçük kemik üzerinde topuk mafsalına dek uzanmıştır. Orta şubesi diz sonundan baldır içi adalelerinde şubeler bırakarak inmiştir. Ondan iki şube kaldıkta, biri baldır cüzlerinin içinde kaybolur. Biri iki kemik arasında uzayıp, ayak önüne inişte sözü edilen dış damarın bir şubesine karışmıştır. üçüncü iç şubesi baldır derinliğine yönelip, büyük kemiğin yumru tarafından topuğun altına gidip, ayağın iç tarafına gelmiştir. Açıklanan üç şube, onda dört şueye bölünmüştür. ikisi içtedir ki, küçük kemiğin tarafından ayağa girmiştir. ikisi içtedir ki, iki dıştakinin birine içtekinin en içteki ulaşmıştır. Ayağın üstüne çıkıp, üstlerinde dağılmıştır. ikincisine iç kısmın dış şubesi bitişip, ayağın alt cüz'lerine dağılıp son bulmuştur. Şu halde insan bedeninin tümünde bulunan kan damarları bunlardır ki, açıklamaya gelmiştir. Hepsi tamam üçyüzaltmış kan damarına varmıştır. Hakîm ve şekil verici olan Allah'ın en güzel şekilde yarattığı insan bedeninde olan benzersiz sanatları fikiretmeye ve düşünmeye vesile olmak için onda bulunan birbirine benzer parçaları bu miktarca açıklamakla yetinilmiştir. Bundan sonra bazı güç ve hisleri, uzuvların şekil farklılığını dahi iki bölüm ile açıklamağa lüzum

görülmüştür. Bedende bulunan sonsuz ince sanatlardan açıklanan azaların anlatımı kısa kesilmiştir. Zira ki, bedende yaratılan bütün uzuvların çeşitli cüzlerinin uzun uzun anlatılması ve durumlarını filozoflar nice yüz kitap ile ancak açıklamışlardır. (Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir.)

41-BÖLÜM:041: DÖRDÜNCÜ BÖLÜM İnsan bedeninde bulunan cinsleri ve kuvvet çeşitlerini, uzuvlarının içlerinin başlangıcını ve hayat verici dört nefsi, his ve kuvvet gibi hizmetçileri olan eşyayı altı madde ile açıklar.

Birinci Madde
insan bedeninde olan kuvvetlerin tür ve cinslerini, uzuvların içlerinin başlangıçlarını kısaca bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Kuvvetler ile fiiller birbirinden anlaşılmıştır. Zira ki, her bir kuvvetin başlangıcı bir fiil olup, her bir fiil ancak bir kuvvetten çıkmıştır. Şu halde fiiller gibi kuvvetler dahi iki cins olmuştur ki, biri tabii kuvvetler, biri nefsanî kuvvetler bulunmuştur. Bu kuvvetlerden her birisi için bir baş uzuv vardır ki, o uzuv o kuvvetin madeni olup, fiilleri o uzuvdan vücuda gelmiştir. Tabii cins ki, bitkisel nefs olmuştur. O iki türü içine almıştır. Bir türünün gayesi, bedeni tedbir ile korumaktır. Bu tür gıda işinde mutasarrıftır ki, bedenin bekası sonuna dek ona gıda vermiştir. Büyümesi sonuna dek ona gelişme vermiştir. Bu türün yeri ve fiilinin çıkışı karaciğer bulunmuştur. ikinci türün gayesi bedenin o türünü korumak bilinmiştir. Bu tür tenasül işinde mutasarrıftır ki, beden karışımından meni cevherini ayırıp, ondan Hak'kın emri ile bedenin benzeri

şekillenmiştir. Bu türün yeri ve fiilini çıkışı tenasül organları bulunmuştur. Nefsanî cins ki, ona hayvanî nefs denilmiştir. O iki türe kuşatıcı bilinmiştir. Onun bir türü müdrike kuvveti iki, bir tür hareket kuvveti bulunmuştur. Müdrike kuvveti ki, iki kısımdır. Birine dış ve birine iç denilmiştir. Bedenin dışında idrak edici olan beş kuvvettir ki: Duyma, görme, koklama, tatma ve dokunmadır. Bedenin içinde idrak eden dahi beş kuvvettir: His, hayal, fikir, vehim ve hafızadır. Bu tür müdrikenin yeri ve fiilinin çıkışı dimağ bulunmuştur. Ama hareket kuvveti bir türdür ki, hareketlerin başlangıcı hasebince kısımlara bölünmüştür. Zira ki her bir adele, bir başka tabiatta yaratılmıştır. Bir tür damarların hareketi olup, bedenin kirişlerini, titreşim ile kavrama ve salıvermeyle yayan kuvvetlerdir ki, bunlarla mafsallar yayılıp, uzuvlar hareket kılmıştır. Bu kuvvetlerin yerleri ve menfezleri adalelere bitişik olan sinirler olmuştur. Bu hareket kuvvetinin bir kısmı gazap kuvveti, bir kısmı şehvet kuvveti kılınmıştır. Hayvanî nef gazabına ârız olan, kavrama bilinmiştir. Şehvet de ona ârız olan yayılma bulunmuştur. Gazapla şehvetin yerleri ve hareketlerinin çıkış yerleri yürek kılınmıştır. Hakikatte bütün kuvvetlerin başlangıcı yürek bulunmuştur. Lakin bu merkezler, nitelendirilen kuvvetlerin fiillerinin ortaya çıkış yeri bulunduğundan her biri başlangıç yeri adını almıştır. Nitekim hislerin başlangıç yeri dimağ iken yine her his için tek bir uzuv olunmuştur. Zira ilk o hissin fiili kendine mahsus o uzuvdan meydana çıkmıştır. ama bazı tek fiiller, gıdayı hazmetmek gibi, tek bir kuvvet ile tamam olmuştur. Bazısı yemek iştihası gibi iki kuvvetle kemalini bulmuştur. Zira ki bu iştiha çekici bir kuvvetle, bir de hem midede konulan hassas kuvvetle tamam olmuştur. Çekme kuvvetini uzun lif, rutubetle

harekete geçirir. Midenin girişindeki his kuvveti, bu işlemle iştihayı uyaran siyah köpüğü ekşidir. Zira ik bu hisse bir âfet ârız olsa, acıkma ve iştiha bâtıl olup gider. Sebeblerin müsebbibi Allah münezzehtir. Rablerin rabbi Allah münezzehtir.

İkinci Madde
insan bedeninde olan tabii nefsi ve bitkisel nefsi, bunların hizmetçileri bulunan kuvvetleri ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Ana karnından dünyaya gelen çocuk, dört can ile zinde olduğu halde doğmuştur. O dört ruhun birisi tabii nefs, biri bitkisel nefs, biri hayvanî nefs ve biri insanî nefs bilinmiştir. Tabiî nefs: Bir kuvvetten ibarettir ki, cismin cüzlerini koruyup, birbirinden ayrılıp dağılmaktan mâni bulunmuştur. Bütün beden bu nefsin yeri kılınmıştır. Bunun iki hizmetçisi vardır. Birine hafiflik, birine ağırlık adı verilmiştir. Hafiflik o kuvvettir ki, çevreye meyilli bulunmuştur. Ağırlık, onun aksidir ki, merkez tarafına meyilli bulunmuştur. Bitkisel nefs: Bir kuvvetten ibarettir ki, cismi, uzunluk, genişlik ve derinlikte uzatıp, miktarını büyük kılmıştır. Bu nefsin yeri kara ciğer olmuştur. Sözü edilen tabiî nefs, iki hizmetçisiyle birlikte bu bitkisel nefsin hizmetini kılmıştır. Bitkisel nefsin, bunlardan başka kendisi için dokuz yardımcısı dahi bulunmuştur: çekme kuvveti, tutma kuvveti, hazmetme kuvveti, ayırt etme kuvveti, itme kuvveti, üreme kuvveti, şekil verme kuvveti, gıda alma kuvveti ve büyüme kuvveti. Çekme: Bir kuvvettir ki, faydalı gıdayı dışarıdan cismin içine çeker, demişler. Bu kuvvet bu fiili, kendi yeri olan idenin üst ağının uzun lifi ile işler. Tutma: Bir kuvvettir ki, gıdayı içeride korur. Bu kuvvet bu fiili, kendi

yeri bulunan midenin alt ağzının enlemesine kıvrık lifi ile eder. Hazmetme: Bir kuvvettir ki, çekmenin çektiği, tutmanın koruduğu faydalı gıdayı değiştirir. Onu bir kıvama getirir ki, üremenin açıklanacak fiili için hazırlar. Kalanı karışıp, uzuvların gıdası olur, gider. Bu işleme hazm adı verilir. Bu kuvvet, bu pişirme ve karıştırmayı kendi yeri olan mide, karaciğer ve damarlar içinde onların hararetiyle işler. Ayırma: Bir kuvvettir ki, gıdayı içeride korur. Bu kuvvet bu fiili, kendi yeri bulunan midenin alt ağzının enlemesine kıvrık lifi ile eder. İtme: Bir kuvvettir ki, gıdadan gıda almaya layık olmayan fazlayı veya yeterli miktardan ziyade kalan fazlayı iki yoldan, ya ona mutad olan menfezlerden çıkarır. Nitekim ağaçtan zamkı çıkarır. Veya o ziyade yolan fazlayı, önemli azadan daha az önemli azaya ve katıdan yumuşağa iter. Bu kuvvet bu fiilleri, mide altında konulmuş olan enli ve sıkıcı lifin bir kirişinden toplamasıyle eder. Üreme: Bir kuvvettir ki, en latif gıdayı toplar. Ta ki ondan o cismin benzeri hâsıl ola. Nitekim o toplama bitkilerde tohum, hayvanlarda nutfe denilmiştir. Bu kuvvet iki türdür ki, bir türü erkek ve dişide meniyi doğurur. Bir türü, rahmin içine gelen nutfede olan kuvvetleri, birbirinden ayırıp, her uzva mahsus bir mizaç hâsıl oluncaya dek meczeder. Bu kuvvet, bu fiilleri, kendi yerleri olan beden damarlarında işler. Şekil verme: Bir kuvvettir ki, Hak'kın kudretiyle bütün azanın teşekkül, karışım, miktar, yer, boşluk ve delikleri sonlarına bağlı olan bütün işleri görüp, korumak için gıda türünde tasarruf sahibi olup, onu cismin rengi eder. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan atar damarlar içinde eder. Gıda alma: Bir kuvvettir ki, alınan gıdanın benzerliğine çevirip, bedenden ayrılanın yerine verir. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan bütün azalarda eder.

Büyüme: Bir kuvvettir ki, cismin bütün çaplarını tabii uygunluğu üzere ziyade eder. Büyümesinde imdat eder ki, cisme giren gıda ile gelişir ve büyür. Bu kuvvet bu fiilleri, kendi yerleri olan bedenin tümünde işler. Bu iki nefs, adı geçen hizmetçileriyle, açıklanacak hayvanî nefin hizmetçisi olmuştur. Hakîm ve kadîr olan Allah'ın boyun eğdirmesiyle, o nefse boyun eğerek itaat kılmıştır. Hayvanî nefs dahi, konuşucu nefsin binek ve atı olmuştur. (Bunu bizim emrimize veren ve bizi onun emrinde etmeyen Allah münezzehtir. Şüphesiz biz Rabbimize dönücüleriz.) Üçüncü Madde insan bedeninde olan hayvanî nefsi ve onun bedende olan hizmetçilerinden dıştaki beş duyuyu ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Hayvanî nefs, bir kuvvetten ibarettir ki, o bedenin tümünde sirayet kılmıştır. Beden onun ihtiyarıyle hareketli olup, hissiyle eşyayı bilmiştir. Bu hayvanî nefsin yukarıda açıklanan hizmetçilerinden başka oniki hizmetçisi dahi vardır ki; onu, on duyudur, biri gazap ve biri şehvettir. On histen beşi bedenin dışınadır ki, yerleri: Kulak, göz, burun, ağız ve bedenin tümüdür. Beşi bedenin içindedir ki; onların yerleri, dimağ boşluklarıdır. Onlar: Ortak his, hayal, vehm, fik ve hâfızadır. Bütün bu on histen her birinin özel bir şuğulu vardır ki, onun işi o hizmettir. Beş dış hissin biri işitme kuvveti, biri görme kuvveti, biri koklama kuvveti, biri tatma kuvveti ve biri dokunma kuvvetidir. İşitme kuvvetinin şuğulu budur ki, sesleri ve harfleri işitip, birbirinden ayırt eder. Ancak bunun vasıtasıyle kelam işitilip, anlanıp, intikal olunur. Bu idrak, bu kuvvete mahsustur ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu işitmenin yeri, kulak içinde sıvı olmuştur. O bir nohut kabı kadar zarf içinde latif buhar dolmuştur.

Görme kuvvetinin şuğulu budur ki, şekilleri ve renkleri görüp, idrak eder ki; beyazı ve siyahı, uzun ve kısayı, büyük ve küçüğü, uzak ve yakını, güzel ve çirkini, aydınlık ve karanlığı birbirinden fark edip ayırmıştır. Bu idrak ise, bu kuvvetin kendine özgü şanına gelmiştir ki, sair kuvvetler, bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, gözbebeği olmuştur. Koklama kuvvetinin şuğulu bu olmuştur ki, güzel kokuları ve kötü kokuları idrak edip, birbirinden fark edip, ayırmıştır. Bu idraki bu özel kuvvet almıştır ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, dimağın önünde meme ucu gibi iki pâre et gelmiştir. Tatma kuvvetinin şuğulu, eşyanın tadını tatmaktır. Şu halde acıyı tatlıdan, ekşiyi tuzludan ayırmaktır. Bütün yiyecek ve meyvelerin tat ve lezzetleri idrakine yetmek bu kuvvete mahsus olmuştur. Bu idrak ancak bu kuvvetin şanına gelmiştir ki, sair kuvvetler bu tat ve lezzetten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, boğaz içi ile di üstüne yayılmış olan adale olmuştur. Dokunma kuvvetinin şuğulu budur ki, yumuşağı sertten, sıcağı soğuktan, yaşı kurudan, hafifi ağırdan teşhis edip, ayırmıştır. Bu idrak ise ancak bu kuvvetle vücuda gelmiştir ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, bedenin dışının tümü olmuştur. Lakin el ayasında ve parmaklarda ziyade ortaya çıkıp başın ortasında kemalini bulmuştur. Bu konum ve düzen, o yaratıcı Allah'ın kudretinin kemalini, nimet vericiliğinin nimetini açıklamıştır. Hayret ediciler bu sanattan nice ibret almıştır. Dördüncü Madde Hayvanî nefsin insan bedeninde olan beyan olunan hizmetçilerinden beş iç duyguyu ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Dimağın üç boşluğunda olan beş iç hissin biri müşterek his, biri hayal kuvveti, biri

fikretme kuvveti, biri vehmetme kuvvet i ve biri hafıza kuvvetidir. Müşterek his kuvveti: ilk hizmetçidir. Buna iki mânâ yönünden müşterek his denilmiştir. Birinci mânâ budur ki, iki gözün idrak eylediği bir nesnenin sureti, müşterek hisde yine bir müşahade kılmıştır. Zira ki bir kimsenin gözüyle müşterek hissi arasında bir bozulma vâki olsa, o kimse şaşı olup, bir nesneyi iki görmüştür. İkinci mânâsı budur ki, müşterek his, dış hislerin sonunda ve iç hislerin evvelinde aracı olduğundan, dış hisler ile idrak olunan eşya, önce bu müşterek hisse gelip, o nehirler bu denizde toplandıkta; ondan iç hislere ulaşmıştır. Kalbe gelen fikirler, önce dimağa çıkıp, onda olan hisleri geçip bu müşterek hisse gelip, o pınar ve kaynaklar ona doldukta; ondan dış hislere ulaşmıştır. Şu halde onun için bu kuvvete üşüterek his denilmiştir. Bunun şuğulu, yazılan tercümanlık bulunmuştur. Bu kuvvetin şanı, bir tercümanlık bilinmiştir ki, sair kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu kuvvetin yeri, fiilin başlangıcı beyan olunduğu üzere üç boşluktan birinci boşluğun ön cüzü olmuştur. ikincisi hayal kuvvetidir. Bunun işi ve sanatı budur ki, dış hislerden bir nesne idrak olunsa, mesela bir kimseyi görmüş bulunsa, o kimse hazır bulunmasa, bu hayal kuvveti, onu kayıp iken müşahede edebilir. Yahut bir kimse bir şehri seyredip, bir başka yere gitmiş olsa, o şehri murat eyledikçe, gaip iken müşahede edebilir. Çünkü hayalin işi, hayal emekle mânâları idraktir. Şu halde hakikatte hayal, kâtib misalidir ki, mânâları suretten uzak etmek onun halidir. Yani madem ki bir kelam, telaffuzla suret bulmadıkça mânâsı hâsıl olmaz ve bir kimseye ulaşmaz. Lakin suretsiz, kâtip, suret ve lafız olan mânâları gayriye ulaştırabilir. Bunun gibi hayal de, sureti hazır olmayan eşyayı, diğer hislere gösterebilir. Bu mânâların idraki, bu kuvvete mahsus olmuştur. diğer kuvvetler bu işten âciz kalmıştır. Bu hayal kuvvetinin yeri ve fiilinin başlangıcı, müşterek hissin

arkasında, ona bitişik olan birinci boşluğun diğer cüzü olmuştur. Üçüncüsü fikretme kuvvetidir. Eğer bunu, insanî konuşma kuvveti kendi faydasına kullanırsa, o anda bu kuvvete mütefekkire, müfekkire, mutasarrıfa ve zâkire derler. Eğer hayvanî vehmetme kuvveti bunu kullanıp, onun fiili için hazır olursa, o durumda bu kuvvete, hayal etme derler. Bu fikretme kuvvetinin işi budur ki dış ve iç hislerden hafıza kuvvetide her ne yazılış ise, bu, o şekilleri görüp, okur. Bu kuvvetle, birinci ve ikinci kuvvetlerin farkı budur ki, hissolunanlardan çıkarak onlara gelenleri ancak biri kabul ve toplayıp, biri o toplamı hıfzeder Lakin bu üçüncü kuvvet, ikinci kuvvette olan suretlere mutasarrıf olduktan başka o suretlere uygun ve uygunsuz olan muhalleri dahi hazır edebilir. Onun için bu fikretme kuvveti, vehmetmeye âlet gibi gelmiştir. Bu idrak ancak buna mahsus olmuştur ki, sair kuvvetler bu sanattan âciz kalmıştır. Bu fikretmenin yeri ve fiilinin başlangıcı, dimağdan orta boşluğun ön cüzü olmuştur. Dördüncü vehmetme kuvvetidir ki, bunun şuğulu ve sanatı odur ki, gördüğü ve görmediği nesneleri, doğruyu ve yalanı nefse gösterir. Şehadetler âleminde (dünyada) sureti olan ve olmayan mânâları idrak eder bulunmuştur. Vehmetme kuvveti, mesela âlemde yüzbin güneş vehmedebilir. Halbuki âlemde ütrü ferdine münhasır olan güneş, birden ziyade değildir. Veyahut cıvadan bin deniz vehmeder. Halbuki biri dahi bulunmaz. Veyahut altın ve gümüşten ve türlü cevherlerden binlerce tepe ve dağ vehmedebilir. Halbuki âlemde iri dahi olmaz. konuşmayan hayvanın aklı, ancak bu vehmetme kuvvetidir ki, bununla kuzu, bir sürüde annesi benzeri bin koyun içinde kendi annesini bilir. Çobanın sadakatiyle kurdun düşmanlığını bu kuvvetle hissedip, bilir. Şu halde bu vehmetme kuvveti diğer hayvanlardan insana mahsus olan akıl makamında olur. Zira ki hisle değil akılla algılanan sadakat ve düşmanlığı, koç, vehmetmenin hükmüyle bilir. İnsan dahi bu kuvvetin bazı hükümlerine

tâbi olup, hayvanlık eder. Zira ki vehmetme kuvveti, hayal etme kuvvetini kullanıp, olan duruma aykırı ve işin gerçeğine ters nice yollara gider Nice yalancı hayaller icat eder ki, akıl hükmünce muhal ve âtıldır. Nakil hükmünde sapık ve bâtıldır. Onun için vehmetme kuvvetine beden şeytanı adı vermişlerdir. Zira ki beden kuvvetlerinin tümü, insan aklının hükmü altında emriyle gitmişlerdir. illa ki, vehmetme insana itaatkâr ve boyun eğici değildi. Nice ki Rahman'ın mekleklerinin tümü, hazreti Adem'e secde etmişlerdir, ancak iblis ona secde eder değildir. Habib-i Ekrem Sallallahü Aleyhi ve Sellem hazretleri, hadis-i şerifte0 "Her doğan ki, ana rahminden dünyaya gelir. Onunla şeytanı beraber doğar," buyurduğu vehmetme kuvvetinden kinayedir, demişler. İra ki vehmetme kuvveti, yalan söylemekten ve eşyayı ters gösterip, hile yapmaktan asla hâli kalmaz. Onun tasallutu oldukta; aklın hükmü kalmaz. Vehmin fehme galebesinden Allah'a sığınırız. Bu kuvvetin yeri, dimağı tümüdür. Lakin fiilinin başlangıcı, orta boşluğun sonu olmuştur. Beşincisi hâfıza kuvvetidir. Bu kuvvet levhaya benzer olmuştur. İnsanın levh-i mahfuzu bilinmiştir. Zira ki iç ve dış hisler, buna her ne şekil ve suret gelirse, onun nakşı olduğu gibi bu levha üzerinde sâbit olup, görünmüştür. Mesela iki kimse birbirini bir kere görmüş olsalar, sonra bir dahi görüşmeseler, elbette birbirini tanıyıp bilirler. Zira ki önce görüştüğünde, ikisinin de sureti hâfıza kuvvetlerinde resim ve nakşolunmuştu. Şu halde o evvelki nakş ki, hâfızalarda yazılmıştı. Bu ikinci kerede yazılan nakşa tatbik olunduğunda, iki nakş uygun gelip, beraber olurlar. Ondan bilir ki, bundan önce bir dahi görüşmüşlerdir. Bu hâfıza kuvveti, hissolunan ve olunmayan suretlerden,vehmetme kuvvetine gelen mânâların hazinesi bulunmuştur. Nitekim hissolunan suretler müşterek hisse gelen mânâların hazinesi hayal bilinmiştir. Bu hıfz, ancak bu kuvvete

mahsustur ki, sair kuvvetler bu işten me'yustur. Bu hâfızanın yeri ve fiilinin başlangıcı, dimağın üç karnından son karnının cüzünün başlangıcıdır. Şu halde hakikatte bu hâfıza kuvveti yazılmış bir levha misalidir. Fikretme kuvveti onu okuyan âlim gibidir. Hayal kuvveti kâtip misalidir, vehmetme kuvveti şeytan gibidir, müşterek his bir deniz misalidir ki, dış nehirler ve iç kaynakların hem toplamı, hem taksim edicisi bulunmuştur. Hemen yukarıda açıklanmıştır. Beden şehrinin sultanı insanî ruh, nefsler ve kuvvetleri onun avanesi bilinmiştir. NAZM Tenin şehr oldu canın pâdişahı Gönlün arş ve dimağın tahtgâhı Hayalin kâtib hıfzın çü defter Ulûm-u fikr o defterde musavver Ases akl ve behimî nefs bîdad Çü şeytan vâhime aşk oldu cellad (Tenin şehir oldu, canın onun padişahı. Gönlün arş, dimağın onun tahtgâhıdır. Hayalin kâtib, hıfın defterdir. Fikrin ilimleri o defterde şekillenmiştir. Polisi akıldır. Hayvanî, adaletsiz nefstir. Vehmetme şeytan gibidir. Aşksa cellat gibidir.)

Beşinci Madde
Hayvanî nefsin insan bedeninde bulunan bu hizmetçilerinden, ahlakın kaynağı olan asabî kuvveti ve şehvanî kuvveti ayrıntılı olarak bildirir. Ey aziz, malûm olsun ki, anatomi bilginleri demişlerdir ki: Her bir hareket ki o, muzırı def için veya gayre üstünlük için hayvanî nefsten yürekte meydana gelmiştir; o hareketin ismi gazap kuvveti olmuştur. Bu gazap, o def ve galebeyi, kendisine şuğul ve rehber kılmıştır. Bunun yeri ve fiilinin başlangıcı yürek olmuştur. Gazabın itidali şecaattir ki, onunla öne

açıklanacak insani nefsin hükmü altına gelip. kendini bilmez. şereh ve hamuttur. onunla şeriat ve mürüvvete uygun gelmeyen arzulara girişilmiştir.onun gibi kötü bilinmiştir. cübün. Nice kötü ahlak. Onunla öne alınacak işlerden imtina olunmuştur. öne alınmıştır. onu hükümleri altına alıp. esir ve eksiktir ki. onunla öne alınmayacak iş. biri şecaat. O kötü ahlak bulunmuştur. şeriat ve mürüvvette makbul bulunmuştur. iki iyi ahlak hâsıl olur ki. Bu kötü ahlak. Bu iyi ahlak. O. Bu şehvetin itidali iffettir ki. köleler gibi kullandılarsa. Şehvetin ifratı şerehtir ki. Çün nefs-i behimî kuluyuz kıl bizi âzad Kul eyle sana kıl gazab ve şehvete mâlik . Bu kötü ahlak. güzel bulunmuştur.O harekete şehvet kuvveti denilmiştir. Gazabın ifratı. Gazap ve şehvete mağlup olan insanî nefs. O övülmüş ahlak olup.alınacak işler. o zaman gazap ve şehve itidalden kalıp. bu dördünden doğup. o menfaati çekmek için veya lezzeti istemek için hayvanî nefsten yürekte bulunmuştur. onunla yararlanılması lazım gelen arzuları edadan kusur olunmuştur. çoğalır. tehevvür gibi bulunmuştur. tehevvürdür ki. nefs. onunla şeriat ve mürüvvete uygun olan arzulara girişilmiştir. ikisinden dört kötü ahlak vücuda gelir ki. Mevla'sından dahi gâfildir. aksine dönüp. gazap ve şehvet insani nefsin üzerie üstün gelip. Her bir hareket ki. kötü ahlak bilinmiştir. Gazap ve şehvete üstün ve mâlik olan insâni. ikisi dahi itidal bulup. Şu halde eğer gazap kuvveti ve şehevhi kuvvet. Bu şehvetin şuğulu ve sanatı o çekme ve isteme bilinmiştir. Şehvetin azlığı hamuttur ki. köleler gibi her durumda emrine itaatli ve boyun eğici oldularsa. onlar: Tehevvür. Cahildir. öne alınmıştır. Bunun dahi yeri ve filinin başlangıcı yürek fiili bulunmuştur. Eğer iş. hür ve olgundur. biri iffettir. Gazabın azlığı cübündür.

seçilir. lakin bu ayna. O bir cevherdir ki. Bu şerifli nefsin bir semtini. Halbuki sözü edilen üç nefs. Onun vasıtasıyle beden cüzlerenin tümünde mutasarrıf olmağa yer bulmuştur. Bununla kesif bedene milli olan latif ruh münasebet kazanmıştır. Şu halde nutkun durum ve . Bu nutkun itidali hikmettir ki. bir idrak kuvvetidir ki. filozoflar demişlerdir ki: Konuşan insanî nefs ki. onunla sevap hatadan fark olunmuştur. hizmetçileriyle hakimâne bildirir. biri nutuk. belâdettir ki. Hayvanî nefs ile kucaklaşmaktan bu ulvi ruhun ismi gönül olmuştur. malûm olsun ki. biri nazarî akıl ve biri amelî akıldır. ikisi eşit bilinmiştir.Altıncı Madde insan bedeninde mutasarrıf olan dört nefin sonuncusu insanî nefsi. anlaşılması mümkün olmayan mânâların idraki arzu kılınmıştır. Zira ki toprak cisim gayet kesif. onunla mânâların incelikleri birbirinden fark edilip. beden memleketine hizmetçiler ve reaya gelmiştir. hizmetçilerle bile bu insanî nefs sultanı için. izzet ve şeref bulmuştur. hayvanî sıflarla tozlanmıştır. Onun için Cemal'in aynası ve Zü'l-Celal'in nazargâhı olmuştur. Onun içi bu ruh. kendini bilmez ve Mevla'yı bulmaz olmuştur. hayvanî nefsin kesafeti karanlık kılmıştır. onunla hayır şerden farkolunmaz. insanî ruh ve rabbanî emridir. Bu mertebe itibar. kendi zatında her maddeden mücerret iken aşk ile bağlandığı bedenin işlerini tedbir için hayvanî nefsin yeri olan yüreğin ortasında bulunan siyah nokta süveydada hayvanî nefs ile yakınlaşmış ve kucaklaşmıştır. Nutuk. pak ruh gayet latif ve hayvaî nefs önemli ve önemsiz arasında olduğundan ikisinin arasında aracı olmuştur. Kendi hizmetçisinin hizetinde esir olup kalmıştır. Ey aziz. hayvanî nefsin hükmü altına gelmiştir. Nutkun azlığı. Bu sultanın bunca hizmetçisinden başka üç özel hizmetçisi dahi vardır ki. Kendi âleminden yüz çevirmiştir. Nutkun ifratı cerbezedir ki. Enâniyet kılıfında örtülü kalmıştır.

Bu cihan görüntülerinden. Zira ki. bu nizamı bulmuştur. âlemde vardır. Ameli aklın onlara itaatinden bilfiil vücude gelmiştir. kaç oda ve kaç penceresi olmak lazımdır hepsini münasebeti ile tasavvur eder ki. amelî akıl ise nazarî akıl bilinmiştir. lisanlar. çizgiler. Şu halde kendisine hizmet edilen bu mükerrem insanî nefs bedende bulunan hizmetçileri tamamen yirmisekiz kuvvettir ki. Bu insanî nefse gölge akıl odur ki. yiyecekler. Şu halde bu yeryüzünde olan bütün şehir ve kasabalarda bulunan binalar. nizam ve işleri tasavvur etmektir. Ruhu. Amelî aklın şuğul ve rehberi budur ki. kitaplar. izafî ruh ve ilâhî aşk namını almıştır. amel etmiştir. kal âlemine göçüp aslî vatanına dönmüştür. Şu halde iradî ölümle bu nefsten fena bulan o ruh ile zinde olmuştur. lügatlar. nutkun idrakini ve nazari akıl ile tasavvurunu kuvvetten fiile getirip. bu cisim ve candan geçip. o akıl. Nazarî aklın iş ve sanatı. umumî ve hususî âdetler ki. onun bir . olmazdan evvel olup. Nitekim bu yaratıklar âlemi o emirler âleminden ortaya çıkmıştır. hepsi nutuk kuvvetinden ve nazarî akıl kuvveti ile vücut bulmuştur. bunun işi budur. Hepsi ona boyun eğici ve itaatli bulunmuştu. giyecekler. vacib'ül-vücut olan Allah'ın nurundan vücut bulmuştur. dolunay gibi zevalsiz güneşe mukabil gelmiştir. açıklanmıştır.şânı mânâları idraktir. ilimler. önce bu nazari akıl tasavvur eder ki. Meselâ insan bedeni bir duvar benzeridir ki. huzur ve sürûr ile dolmuştur. Gönlü nûr. Nereden gelip gittiğini bilip. zinetler.nakışlar. düşmandan kurtulup. Mesela bina olacak imaretleri. muradını alıp. Bu küllî akıl. kedini ve rabbini bilmiştir. kendi vücudunda bulunmuştur Gönül yüzünde enaniyet perdesi kalkıp. nazarî akıldan ve nutuk kuvvetinden amelî akıl vasıtası ile vücuda gelip. dostu ile kalmıştır. Her ne ki âlemde vardır. Bunun gibi adı geçen eşyalar. sanatlar. bostanlar. ebedî ahayt bulup.

yeme ve içme uyku ile gün gün adettir. Açık durumlar ise uyuyanın uykusu ve gidenin gölgesidir. kemik boşlukları ve damarlara işarettir. onu gazap ve şehvet sarmıştır. Hakk'ı anmaktan yüz çevirip. Zira ki o gönül. hisler ve kuvvetlerdir ki. bu gurur dünyası ile mağrur olmuştur. Onun kalınlığı içinde bin kadar boş çatlaklar ve değişik açıları vardır ki. O lambanın nuru. onlar beş ruhî ış duyudur. Kendi kılıfında örtülmüştür ki.onlar hararet ve ruhî rutubettir. bu nikbeti nimet ve bu hapishaneyi cennet sanıp. kötü ahlakı ile dolmuştur. O duvarın şehadet semtinde beş penceresi açık olup. onun için gazap şehvetine mağlup ve enaniyetinde mahcup olan gönül. Enaniyet gölgesi ile cehalet karanlığında şaşkın olmuştur. bu gurbeti vatan ve bu mezbeleyi mesken. O duvarı yenilenmesi ve tamiri. Hayvanî nefsin esiri olup. nefsanî .o durum insanî ruhtur.o gönülden ibarettir. kendi nefsini cahildir ve Mevlasından gafildir. öbür semti şehadet alemidir. hayvanî ruh misalidir. enaniyetinde mahcup ve şaşkın kalmıştır. Billûrun arkası duvar içinde gölgelidir ki. iki âlemde ör kalmıştır. bu dalı kök ve bu ayrılığı kavuşma. Şu halde o âlemden tamamıyle yüz çevirmekle zuhur etmiştir. Aynanın arkası o yalımlı lambanın mekanıdır ki. O ancak beş pencereden duvarın yüzüne eğiktir. Halkı tarafına dönücü ve beş his penceresinden şehadet âlemine tam bir iltifatla yönelik ve meyledicidir. Kendini duvar ve lamba anladığı bâtıl bir hayaldir. O halde. O bütün azaların hayatıdır. Çünkü o aynanın kılıfı kendisi ile gayp âlemi arasında gölgedir. O aynanın yüzüne tozlar durulmuştur ki. kötü ahlaktan ona bulanıklık gelmiştir.semti mücerret kayıplar âlemi. Onun billûr yüzü gayba yöneliktir ki. O duvarın gayıp semtinde bir ayna konulmuştur ki. duvarın açıları ve yarıkları onunla aydınlanmıştır. bu bulanığı saf ve bu karanlığı aydınlık. İnsan suretinde hayvan olup. Onun bekası fitili ile yağın kavuşması zamanıdır ki. bu gerilemeyi ilerleme ve bu noksanı kemal.

Zira ki Mevlâ'nın huzurundan düşmanın kucağına gelmiştir. vacib'ü-l vücudun güneşine karşıdır. masiva fikirlerine dalmıştır. nefse galip olur ve cihan nimetinden kendi âlemine kaçar. kendini yüksekten alçağa salmıştır. Her muradı onunla hâsıldır. lamba ve aynadan geçmiş dolunaydır. Ve kendisini ayın gözü bilmiştir ki. âleme şamildir. NAZIM Gnöül hülasa-i âlemsin esfer-i eflak Veli ne faide kim kendin etmedin idrak Çü âfitab-ı ıyansın zemin-i tende nihan Misal-i gevherkânsın mekarin-i kül ve hâk . Cemiyet nimetinden mahrum olup. bütün durumlarla anlatmıştır ki. Mevlâ'nın muhabbet ve marifetini talip olan gönül enaniyet perdesini yırtıcı ve açıcı. nefsini ve Rabbini müahedeci ve ârif. tefrika gazabına düşüp kalmıştır. O duvar. Küllî akıl ise ruhalrı vatanı benzerlerin aslıdır ki. kendi âleminde bu devlete naildir. işimiz hemen Hakk'ın hidayetine kalmıştır. dünya nimetini almıştır. Eşyanın en lezzetlilerini verip.vesveselerle belasını bulmuştur. Ömrünün vakitlerini ziyan edip. onu bulan ârif ve Rabbi'ne ulaşıcıdır. Küllî aklın ışığını kendinde bulmuştur ki. Hakk'ın huzurunda uzak olup. NAZIM Ahir-i dirhem ki hemdir ahir-i dinar nâr Ahir-i devlet ki lettir âhir-i timâr mâr Zevk-i ruhâniden ol kim meyl-i zevk-i cism eder Saltanattan eylemiştir irtikâb-ı zül-ü dâr Iz ve câh-ı fâniyi bil zül-ü akl ve çah-ı cân Ey azîzim çâh-ı zilletten hazer kıl zinhâr Gazaba ve şehvet. Şu halde o gönül ki. gayp semasının nûrû o aynaya ulaşır.

okyanus dalgası bil. insan uzuvlarının seğrimesinin bükümlerini sekiz madde ile hakîmâne açıklar. Cihan seninle şâd. Güneş gibi açıksın. gül ve toprakla birliksin.Cemal-i aşk-i ilâhî için bir âyinesin Veli ne hâsıl ol âyineden ki olmaya pâk Vücud-u cümle cihandan garaz vücudundur Femâ tekünü fi'l-kevn keenne levlak Cümle seninle olur şâd ve hurrem ve handan Niçin yatıp oturursun hemişe sen gamnâk O ruhu nur-u basit anla mevc-i bahr-i muhit Bu cismi ko ki budur zulme ve has ve hâşâk Hayat buldu o kim bildi nefsin ey Hakkı Kim olduğun bilen asla ne gam görür ve helâk (Gönül. senin varlığındır. hayat buldu ey Hakkı! Kim olduğunu bilen asla ne gam ne helak görür. kendini idrak etmedin. Niçin sürekli gam çekerek yatıp oturursun?Y O ruhu. Bütün cihanı varlığından maksat. ten zemininde gizlisin.basit bir nur anla. Bu cismi kor ki. yararsız ot ve çerçöp. Benzersiz bir cevhersin. Fakat pak olmayana aynadan ne hâsıl olur. âlemin hülasasısın ve feleklerin tacısın.) 42-BÖLÜM:042: BEŞİNCİ BÖLÜM Beden uzuvlarındaki şekillerin hikmetini. sevinçli ve handan olur. Birinci Madde Baş uzuv şekillerinin hikmetini bildirir. budur karanlık. . kıyafetlerin farklılığı hasebiyle muhtelif olan canın vasıflarını. İlâhî aşkın cemali için bir aynasın. O ki nefsini bildi. Fakat ne fayda ki. Sen olmasaydın cihanda hiçbir şey olmazdı.

Kaşlar ile de hepsi ünvanlanmış olsun. Çekici güzellik ve tatlı can ile cihanın sevgilisi. İki kaş. BEYT Serv-i kadlerde olan şive-i reftarındır Gonca-i femlerde olan lezzet-i güftarındır. Onun pâk ruhu. mekruhlara . Onun uzuvlarının uygunluğu bir mertebe letafet. Alnın nuru. Hararetin za'fı. sonsuz bir deniz olmuştur. Onda âşıklara nice hâlet gelmiştir. Beyaz olması. şerefli başına latif saçlar ihsan edip. Ta ki saç ile kadınlar süslenmiş ve sakalı erkekler belirlenmiştir. insan bedenini kâmil bir güzellik üzere en latif cisimler ve en güzel şekiller kılmıştır. Göz kapakları. Gonca ağızlarda olan sözlerinin lezzetidir.) O halde imdi. nimet verici ve şekil verici Allah. (Servi boylarda olan gidişinin şivesidir. dumanın çokluğundandır. ilim ve hikmetle öyle dolmuştur ki. insan bedeninde olan dört karışımın dumanından. Güzel yürüyüş. malûm olsun ki. çok cimadanve şiddetli gamdandır. Sarı olması balgamın çokluğundandır. gözlere gölge olup. anlayış ve ferasetle. irfan ehlinin rağbet edileni olmuştur. iki yumurta dumanından erkeklerin yüz ve göğsünde kıllar ortaya çıkarmıştır. çarpmalardan korunmuş olmasına yarar. anatomi bilginleri demişlerdir ki: Cihanın yaratıcısı. bir dolunay üzerinde iki hilal olmuştur. Güzel suret ve olgun siretle güzel bahçe ve fasih lehçe ile cihana benzersiz gelmiştir. cismin öne alacağı işlerde ona görücü olmak içindir. şirin söz. güzel eda ve latif sada ile âlemin aklını almıştır. çok inzalden. tabiî hararetin zayıflığındandır. Saçın siyah olması. nezaket ve melahat olmuştur ki. gönüller sürûrudur. onun vasıflarında nutuk ve açıklama âciz kalmıştır.Ey aziz. Gözlerin yeri kaşlar ve buruna arasında olduğu. İki gözün önde yaratıldığı.

İnsan yüzünün yuvarlak olduğu. baş ile uygunluk ve onu taşımaya metanet içindir. kelamı yükseltmek içindir. lokmayı hareket ettirme ve harfleri eda içindir. İnsan başının bütün azasından yüksek olduğu. . çiğneme ve öğütme içindir. büyüklüğü bu miktar olduğu uygun olmak içindir. Düzenli oldukları. Dilin dişler ve dudaklarla haps olduğu. göz ve kulağın iki olduğu. İnsanın başının yuvarlak olduğu. yoluna doğru gitmiştir. ses. hafiflik ve çarpmalardan ihtiyat içindir. gözün beyaz olduğu. Kıkırdak olduğu.bakmaktan mâni olup. Bütün on hissi şerefli başında olduğu.hafiflik. sesleri çekmekle uyanmak içindir. Deliğinin çevresi bu yapıda olduğu. Burun kanatlarının geniş olduğu. Kıkırdak olduğu. Burnun iki delikli olduğu. çarpmalardan emniyet bulmak içindir. konuşma anında sadanın cüzleri içindir. ona tazim içindir. uyku hâlinde perde olmaktır. Kulakların iki tarafta oldukları. Bunca aza ve kuvvetlerin birbirine topladığı. onu şereflendirmek ve keremlendirmek içindir. az kelam içindir. Bu yapıya bulunduğu. Genişleri. ebru gibi gözü süsleyip. Dudakların kırmızı. zinet ve letafet içindir. letafet ve çarpmalardan korunmak içindir. hakim Allah'ın sanatını göstermek içindir. toplandığına gözleri toz ve dumandan korumuştur Aralarından bakan. Dişlerin dar olanları. fazla hava almak içindir. Boyun eni ve boyu bu miktar olduğu. Dilin bir. kerim Allah'ın kudretini ortaya çıkarma. Akıl cevherinin başında olduğu. Dilin kemiksiz olduğu. her taraftan gelen sesleri duymak içindir. her tarafa dönme ile nezaket içindir. dişlerin beyaz inci olduğu. biri teneffüs ve biri temizlik içindir. Tek kemik olmayıp. Ve dimağ azasına geniş mekan olmak içindir. kesmek ve kırmak içindir. fazlalıkların inmesi ve nezle içindir. şanının yüceliği ile mehabet içindir. göz bebeğinin siyah. süs içindir. Kirpikler. güzellikle güneş ve aya benzemek içindir. yedi omur olduğu. çok görme ve çok dinleme içindir.

uzuvların olgunluğunu sağlamak içindir. Meme ve göbek menfezlerinde çevredeki havanın beden içine ulaşması ruha ferah ermek içindir. Ey aziz. Ellerin. Et. beyin damarlarının gevşemesidir ki. ahbabı sineye çekip. Omurga kemiği. Gülmek. öksürmek. kadınlarda zinet ve çocuklara süt içindir. Baş parmağın kalın ve kısa olduğu. Uyku ise. Ağlamak. Esnemek. dıştaki uzuvları süslemek içindir. filozoflar demişlerdir ki: bu insan türünün itidal üzere dik kılındığı ve iki ayağı ile yürür bulunduğu onu tadil ve faziletlendirmek içindir.balgamın soğukluğunu yürekten atmak içindir. sinirlerin gevşemesindendir ki. Koltuk altlarında ve kasık gibi yerlerde kıl olduğu.İkinci Madde İnsanın sair uzuvlarının şekillerinin hikmetini bildirir. yüzbinler menfaat ve sanat içindir. gönülde olan sevinç ve hayreti ortaya çıkarmak içindir. kabul etmek içindir. malûm olsun ki. Titreme. yemeğin buharının çıkması içindi. Çarpmalardan korunmak içindir. Deri iç organları örtmek. Uyuklama. beden içini korumak ve dışını güzelleştirmek içidir. uyku ve yemeği istemek içindir. gönülde bulunan dert ve elemi dışa vurmak içindi. otururken çocuğu emzirilmesi kolay olmak içindir. Süt memesinin göğüste bulunduğu. tek olmayıp. Tırnaklar büyük ve yumuşak oldukları. omurları ile nizam bulduğu. cisim ve can rahat bulmak içindir. dört parmağa karşı geldiğinde mukavemet içindir. menfezlerinden karışık kokuyu dışarıya vermek içindir. gümüş sine levhası üzerinde gül ve nar gibi iki meme erkeklerde güzellik. . her tarafa bükülme ve eğilme içindir. İki omuz ve iki kolun bu şekil ve yapıda kılındığı. uzuvların derilerini kaşımak eşyayı toplamak ve yarmak içindir. İnsan derisinin latif ve ince olduğu. ondan terin kolaylıkla seçilip. kuvvetlerin rahatını ve gıdanın hazmını. intizam ve sağlamlık isteği içindir. parmakların ve tırnakların böyle oldukları. Aksırmak genize kaçan şeyi dimağa nüfuzdan men içindir.

kavuşma ve birleşme bulmak içindir. zekere uygun olduğu erkek aleti gibi rahim ağzına yakın gelip. ondan geri dönüp. onda âletin cevelanı kolay olmak içindir. katlanma yeri hurma şeklinde akıp. Erkeklerde yumurtaların dışarıda bulunduğu. bızırın iç etine uygun gelip. yürekten damarlarla gelen şehvet rüzgârlarıyla büyüyüp.yemek şehveti ve inzal içindir. rahat bulmak içindir. yürüme ve oturma halinde. Rahim ağzının iki çeşme arasıda bulunduğu ondan doğan mütevazi olmak içindir. Ferc rutubeti. rahim ağzına ulaşıp. her biri kendisine yapışma ile yine bızırın içine katlanıp. Kadınlarda. sabit olmak içindir. Belalı başı kertek olduğu kendisinde ve bızır içinde bulunan can damarların sürtüşmesiyle meninin inmesi lezzetli olmak içindir. Kavga dolu başının et bulunduğu. Bızırın harareti. büyük ve sert olmak içindir. ayrıldığına yine evvelki şekline gelip. İnzal şehveti. Büyük oldukları. Tekrar tekrar ileri geri götürme. sahibi yiğit olup. nutfeyi ona verip. Ama bızırın uzunlamasına olduğu erkeğin emnisinin incelmesinin kolaylıkla olması içindir. âletin dik silindir şeklinde bulunduğu. cebri cimadan emniyet gelip.Erkeklerde. cesaret bulmak . bu lezzetlerin sonucu evlat olmasaydı. oyluklar arasında bulunduğundan hareketi kolay olmak içindir. Şehvet. kılıfına çekilip. Eğer celal sahibi olan yaratıcı Allah. Cevheri kemik olmayıp. çocukların meydana gelmesi içindir. nutfenin tabiatı bozulmadan onu selametle rahimine sokmak içindi. bir kime ihtiyar ve iradesiyle bu fitne ve belalara kail ve meyilli olmazdı. Bızırın sinir ve damarları. çocukların meydana gelmesini bu lezzetler ile kayıtlı ve bağlı kılmasaydı. yer yüzünde kimse kalmazdı. Şu halde insan nesli kesilip. ta ki. makat hizasına gelip. girme temasının tamamen hissedip. tam vuslat hasıl olmak içindir. ferc iki oyluk arasında bulunduğu. ona can cana katılmak içindir. sinirler ve damarlar olduğu. dolmak.

yüz ve sineleri tüysüz. Sert olmaları . nitekim.içindir. nutfeleri sarı ve sıvı bulunmuştur. Zarta yani kavara (yellenme) geldiği midede gıdadan hasıl olup. en tamı. tenasül uzuvlarının bızır içinde bulunduğu. oyluklar arasında sıkıldığında zarfı içinde genişliğe erip. İki bulunmaları. Eğer birine âfet isabete dese. derece derece incelip. temiz. Kadınların yumurtaları küçük ve yumuşak olduğundan. ayaklara mukavemet verip.nutfe cevherine sertlik verip.ı Kadîm'inde: "Gerçekten biz. Kadınlarda. meme eti ona gelen kırmızı kanı beyaz süt etmek içindir. en doğrusu. kendileri çekingen olup. selamet bulmak içindir. taze. Açıklanan insan vücudu uzuvlarının hikmetinde mevcut olan fayda ve menfatalerin azının azıdır. Oyluk adalelerinin kalın olması. insanları üstün kıldık. yürüme bir karar üzere bulunmak içindir. kırmızı iken beyaz kılmak içindir. kalbe ve karna ağırlık veren kötü rüzgâr çıkıp gitmek içindir. Onu yıkan mel'undur. Oyluklar. ayak parmakları bu yapılarında yaratıldığı dört ayaklılar gibi. Derileri ince ve nazik olduğu. oturma durumunda yumuşak döşek gibi makat halkasını korumak içindir. Yumurta zarfının geniş bulunduğu. en güzeli. tam vuslata imkan bulunmak içindir. nesli baki bulunmak içindir. türlü yürüme ve oturma mümkün olmak içindir. karada ve denizde taşıtlara . en önemlisi. alttaki uzuvlar ve öteki uzuvları uygun kılmak içidir. parlak. ayakta durmak mümkün olup. Diz kapakları ve topuklar bu şekil üzere bulundukları. mühim olan birleşme işinde ihtimam olunmak içindir. güzel ve öpmeye layık olmak içindir. Rabbin binasıdır. en olgunu ve en güzeli insanın bedeninin olduğunun delili: İnsan.) Hadis-i Şerifi bürhan ve delildir. biri selamet kalıp. erkekler onlara meyil ve muhabbet kılmak içindir. en sağlamı. Ama iki yumurta onlarda daha küçük ve daha yumuşak olduğu. etli olduğu. Ayakların ön tarafa uzun olup. Nitekim Hak Taâlâ Kitab. Bütün cisimlerin en güzel duranı.

Yaratıcıların en güzeli Allah. en güzel şekil üzere olduğu surette tasvir edip. Lakin ademoğlu fertlerini suret ve sirette birbirine muhalif ve farklı etmiştir. Ab-ı hayatın gözü irfan meşrebi oldu. Gerçi adem oğlunun hepsini zinet ve yaratılışta bir yaratmıştır.yükledik ve onlara hoş rızık verdik. İrfanın meşrebi bilinse. hayat ve can bulunur. Hayvan cinsinde bu insanı güzellik ile en güzel ve en mutedil kılıp. malûm olsun ki. sana bin kere bu sözü dedim. lütuf ve kerametini bildirir. İnsanı en güzel şekilde yaratan Allah münezzehtir. bu insan türü bütün âlemin mahdum ve mükerremi. hazreti insan iki cihanın zübdesidir. ey devranın özeti. O halde. Kendilerini." (17/70) buyurmuştur. kendi benzeri olan insan âlemini. Sonra lütûf ve inayetiyle hikmetinin hakikatlerini ve sanatının inceliklerini . nutuk ve beyan ile en faziletli ve en mükemmel kılmıştır. NAZM Muin etti bu mânâyı hüccet burhân Ki zübde-i dü-cihândır hazret-i insân Hezâr kerre sana bu sözü dedim tahkîk Ki kendi kadrini bil ey hülasa-yi devrân Bilinse meşreb-i irfân hayat-ı cân bulunur Ki ayn-ı âb-ı hayât oldu meşreb-i irfân (Muin olan Allah bu mânâyı hüccet ve bürhan etti. Ey aziz. filozoflar demişlerdir ki: Alemi bu kapıda yaratan ve takdir eden hakîm ve kadîr Allah'ın.) Üçüncü Madde İnsan uzuvları şekillerinin kıyafetlerine anlayış ve firasetle bakmanın gönül ve cana ola emniyet ve selametini. ruh üflemekle süslemiş ve nurlandırmıştır. yarattıklarımızdan çoğunun üzerine üstün kıldık. yaratıkların çoğunun en faziletlisi ve muhteremi olduğunu cümleye duyurmuştur. ne Yücedir.kendi kadrini bil.

ihtimamıyle ahlâkını güzelleştirsin." buyurmuştur." (17/84) vaad ve müjdesini işaret buyurmuştur. Zira ki herkes kendi layıkını işlediğini. Dördüncü Madde Baş ve boyun uzuvlarının kıyafetini bildirir. Şu halde herkese karşı gafur. filozoflar demişlerdir ki: Kim ki boyudur tavil Sade dil olu cemil . Ey aziz. işitildiğini. Veya hepsinden uzlet edip. rauf ve rahim olduğunu lafzıyle duyurmuştur. Gönül boşluğuyla tenha oturup. Ta ki önce insan kendi kıyafetinden kendi vasıflarını tamamıyle biip. herkes yaratılışına göre davranır. yatsın. kerim. halim.) Hak Taâlâ kemal-i keremiyle: "De ki. onlara ya ahlâkınca rağbet ve muhabbetle muamele etsin veya aklınca iyi idare ile geçinip gitsin. izzet ve rahata yetsin. Yani gökçek insandan güleç yüz ve şirin söz görülüp. emniyet ve selamete. cevat. sureti sirete. Ne kimseden incinip. güzel huylar ve yahşi işler vücuda geldiğini herkese duyurmuştur.e azayı ahlâka âlamet ve nişan etmiştir. ne kimseyi incitsin. NAZM Cihan bağında ey âkıl budur makbul-i ins ve cin Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin Hadis-i şerifte: "Hayrı. BEYT Kim ki hikmetle nâsal kıldı nazar Her işi mukteza-ı zat sezer (Hikmetle insanlara bakan. güzel yüzlüler yanında arayın. her birinin zatında gizli olan durumlarına ve ahlâkına vâkıf ve muttali oldukta.bu insan âleminde açıklayarak ortaya çıkarıp. her işi atı gereğince sezer. herkes görmüştür. malûm olsun ki. sonra akranı ve yârânı kıyafetlerine anlayış ve ferastle bakıp.

Kim ki boyudur kasir Hilesi vardır kesir Kim ki vasat boyludur Akıl ve hoş huyludur Kim ki saçı sert olur Akılla cür'et bulur Kim ki saçı nerm olur Ebleh ve bî şerm olur kim ki saçı sarıdır Kibr ve gazab kârıdır Kim ki saçıdır kara Sabrı var onu ara Kumral ise saç güzel Sahibidir bî bedel Saçı az olan latif Oldu ârif ü zarif Saçı çok olsa zenin Fehmi az olur anın Başı küçük aklı az Olsa ona deme raz Başı büyük olanın Aklı çok olur anın Yassı ise fark-ı ser Sahibi çekmez keder Cild-i seri berk olan Hayır eder etmez ziyan Ekra'a olma yakın Bed huy olur pek sakın Cebhesi zıyk olanın Zıyk ola hulki anın Yumru olursa cebin Sahibi zişt ve gabin Cebhesi olan ariz Bed huy olur çün mariz Mutedil olsa cebin Sahibini bil emin Cebhesi bî çîn olan Kâhil olur bîgüman Çini uzundur fehim Az ise olmuş kerim Kaş arası çîn olan Gam yüküdür ol heman Üznü kebir olsa bol Cahil ve kâhildir ol Üznü küçük uğrudur Evsat olan doğrudur İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur İnce olan kaş ucu Fitnedir işi gücü .

Kaşta çok olan kılı Mükesser olur gussalı Kaşı açık doğrudur Çatma ise uğrudur İnce ka olur cemil Kibre tavili delil Kaşı mukavves olan Dilber olur her zaman Göz çukur olsa kalil Olmuş o kibre delil Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi kızıldır şeci Gözleri göktür lebib Lik ela gözlü edib Çeşmi küçüktür hafif Çeşmi büyüktür zarif Didesi yumru hasut Evsat olandır vedût Çeşmi kıpık oldu şin Bakışı süst oldu zîn Noktalı göz ok olur Değmesi pek çok olur A'vere olma yakın Zîk bakan olmaz emin Şaşıya etme nazar Kim sana eğri bakar Çeşmi güleçtir güzel Kirpiği zîk bî bedel Vechi büyüktür alil Kibre küçüktür delil Yumru olandır bahîl Yassı olandır cemil Vechi arıktır muhil Etli olandır sakil Vechi pek uzun olan Laf ile söyler yalan Kim ki tireştir yüzü Telh olur ekser sözü Vechi müdevver gerek Bedrden enver gerek Çün mütebessim olur Anı gören kâm alır Benzi kızıldır edib Esmer olandır lebib Benzi sarıdı alil Esvede mâil muhil Gözleri gök ışkırak Olsa ol ondan ırak Levni olan mutedil Hem ak olur hem kızıl Enf eğer olursa dıraz Sahibidir fehmi az Enf eğer olsa kasir Havf olur onda kesir .

Enf ucu ger ola top Sahibi olur turup Enf ucu ağza yakın Olan adamdan sakın Sükbe-i enf olsa bol Kibr ve haset dolmuş ol Olsa kulkul-i kanat Cem' ola kah ve inat Enfi kim olsa ariz Şehvet iledir mariz Enfi o kim eğridir Himmeto nun fikridir Ağzı küçüktür güzel Lakin olur pür vecel Ağzı büyüktür şeci' Eğri olandır şeni' Ağzı gibidir zenin Hey4et-i bız'ı onun Gunneli söz olsa ger Kibirden oldur haber Savt dakik er kişi Şehvet-i zendir işi Er kişi sesli zenan Ekseri söyler yalan Sözde kim olsa seri Fehmidir onun refi Kim ki sesidir kaba Himmeti var merhaba Ses çatal olsa o can Halka eder bed güman Handesi çok olsa ha Umma sen onda haya Yüz güleç ve söz leziz Olsa o candır aziz Yufka ve ahmerdudak Sahibi anlar sebak Şefe galiz olsa bil Sahibi muğzip sakil Dişleri iri olan İşler ol ekser yaman Mutedil olan dişi Sıdk ve safadır işi Nükheti hoş olanın Hulki de hoştur onun İnce zekanlı herif Aklı da onun hafif Ger zekan enli olur Sahibi gılzat bulur Mutedil olsa zekan Akıl olur hem hasan Lihye tavil olsa ger Sahibidir bî hüner Lihyesi sıktır sakil Sohbeti eyler tavil .

onu ara. Boyu kısa olanın çok hilesi vardır. Başının derisi parlak olan. sabırlıdır. o kibre delil olmuştur. Saçı sarı olan. ziyan vermez. Göz çukuru az ise. akıllı ve hoş huylu olur. Kaşı açık olan doğrudur. her zaman gam yüklüdür. alnı uzun olan anlayışlı. Küçük kulaklı olan uğursuz. uzunu kibre delildir. mutlaka tembel olur. anlayışsız olur. emin olarak bil. kırık ve gussalıdır. Başı küçük olanın aklı azdır. hayır yapar. siyah gözlü olan itaatli. Saçı kara olan. Kulağı uzun ve bol olan. kele yaklaşma sakın. Alnı kırışıksız olan. Boyu orta olan. her zaman dilber olur. aklı çok olur.Riş i siyah ve kalil Oldu zekaya delil köse ki hiç rişi yok Onun olur mekri çok Olsa değirmi sakal Sahibidir pür kemal Olsa kafası ariz Ahmak iledir ol mariz Boynu olan çok dıraz Rüştü onun olur az İnce ki gerdan olur Sahibi nâdan olur Boynu galiz olsa ol Ruz ve şeb olur ekül Boynu olursa kasir Cümlesi olur kesir Boynu olan mutedil Hayr iledir müşteğil Her yeri evsat olan Dilber olur bî güman (Boyu uzun olan güzel ve sâde dil olur. Saçı çok olan kadın. Saçı yumuşak olan. ona sır söyleme. Saçı kumral ise güzeldir ve sahibi bedelsizdir. sahibi kede çekmez. kızıl . İnce kaş güzel olur. Alnı normal olanı. ebleh ve arsız olur. Kaş ucu ince olanın işi gücü fitnedir. Başının tepesi yassı ise. bilgili ve nazik olur. Başı büyük olanın. cahil ve tembeldir. Kaşının kılı çok olan. Kaş arası kırışık olan. orta olan doğrudur. kibirli gazalı olur. çatma olan uğursuzdur. Sazı az olan lütüfkâr. Kaşı kavisli olan. kötü huylu olur alnı dar olanın ahlakı da dar olur Alnı yumru olan. Saçı sert olan akıllı ve atılgan olur.kötü ve aldatıcı olur. az ise cömert olur.

Noktalı göz ok olur. çoğu sözü acı olur. aydan daha nurlu olsa gerektir. hafif.gözlü olan cesurdur. Kadının tenasül uzvunun yapısı ağzı gibidir. sürekli halktan kuşkulanır. yüzü sert olanın. Çünkü böyleleri mütebessim olur ve onu gören kâm alır. kirpiği sık olansa bedelsizdir. Uzun yüzlü olan. Çatal sesli olan. fakat çok korkak olur. Burun ucu top olan. söz lezzetli olan. Kıpık gözlü olan. o. Tek gözlüye yakın olma. siyahımsı olan tevekkeli olur. ela gözlü olan edîb olur. Ağzı büyük olan cesur. kalın ve etli yüzlü sevimsizdir. çoğunca yaman işler yapar. Burnu geniş olan. orta olan dost olur. İnce çeneli olanın aklı . ahlakı da hoştur. Yuvarlak yüzlü olan. hem kızıl olur. yassı olan güzeldir.sık bakan olmaz emin. Rengi normal olan hem ak. yaramazdır. Genizden gelen söz. ondan ırak ol. demesi pek çok olur. Şaşıya bakma. Burnu eğri olanın fikri himmettir. Burnu kısa olan. Burun kanatları hareketli olanda kahır ve inat toplanmıştır. küçük olan kötü olur. Yüz güleç. küçük yüz kibre delildir. Büyük yüzlü olan illetlidir. esmer olan zeki olur. Kalın dudaklıların muzipliği ağırdır. büyük gözlü olan zarif olur. Gözü yumru olan hasetçi. sahibinin anlayışı kıttır. neşeli olur. İri dişli olan. sözü seri olanın anlayışı yüksektir. çünkü sana eğri bakar. şehvet düşkünüdür. candır. çok korkak olur. Burun deliği bol olsa. Güleç gözlü lan güzeldir. Küçük gözlü olan. Küçük ağızlı olan güzel. Ağız kokusu hoş olanın. İnce sesli erkek. kadına düşkündür. Benzi kızıl olan edib. Burun ucu ağza yakın olan adamdan sakın. Gülmesi çok olandan haya umma. azizdir. Arık yüzlü olan borcuna sadık değildir. Burun eğer uzun olsa. Mutedil dişli olanın işi hoş ve doğrudur. Kaba sesli olanın himmeti vardır. Gözleri gök ve mavi olsa.lafla yalan söyler. Yufka ve kırmızı dudaklı olan dersi iyi anlar. kibirden olsa gerek. bakışı tembeldir. Yumru yülü olan cimridir. Gök gözlü olan zeki. Benzi sarı olan hastalıklı. Erkek seli kadınlar çoğunca yalan söyler. kibir ve haset dolmuştur.

Ey aziz. zekaya delildir. hünersiz olur. ahmaktır. Bu ikisinin biri nasib olmazsa. Çenesi normal olan. Her yeri orta olan. Hiç kılı olmaya kösenin hilesi çok olur. boynu orta olanın işi hayır yapmaktır. filozoflar demişlerdir ki: Omuzu sivri olan Düzd olur işler yaman Eğri omuzlu kişi Eğrilik olur işi Kısa omuz eblehin Düşkün omuz esfehin Mutedil olan omuz Sahibi anlar rumuz Saidi eğri kasir Olsa olur ol şerir Rusgi olura dıraz Bahşiş eder bî niyaz Ger küçük olduysa el Bî bedel oldur güzel Üsbuu olan uzun Ehl-i Hüner zü fünun Üsbuu yumuşak olan Zeyrek olur î güman Züfri ariz olmasa Sev onu süb ve mesa . Ya bir latif sevgili ve güzel sözlüyü bul.) RUBAİ Cehd eyle bir ârif-i dânâyı bul Ya bir sanem-i latif ü ra'nâyı bul Bu ikisinin biri nasib olmazsa Evkatını zâyi etme tenhayı bul (Çalış. şüphesiz dilber olur. bilgin bir ârif bul. tenhayı bul. Sık sakallı olan kabadır ve sohbeti uzatır. Boynu ince olan.) Beşinci Madde Kalan beden uzuvlarının kıyafetini bildirir. malûm olsun ki. Boynu çok uzun olanın olguluğu azdır. Siyah ve az sakal. Boynu kalın olan. gece gündüz obur olur. nâdân olur. Uzun sakallı olan. Enli kafalı olan. Değirmi sakallının olgunluğu çoktur. akıllı ve güzel olur. kaba olur. Boynu kısa olanın hilesi çok olur. vaktini zayi etme.hafiftir. Enli çeneli olan.

Tırnağı yumru çizik Olsa o bilmez yazık Tırnağı yassı ve düz Olsa olur desti uz Sadrı çıkık olanın Hulki de beddir onun Sadrı eğer olsa dar Gam yer ol leyi ve nehar Sine ariz olsa o Gönlü hiç olmaz melül Sadr ve omuzdaki kıl Cür'ete olmuş delil Sedy-i zen olsa kebir Şehveti olur kesir Sedy-i ger olsa tavil Onda lebendir kalil Sedy-i zen olsa sağır Şîr olur onda kesir Südü memeli velüt Zevcinedir ol vedüt Mutedil olsa meme Zevci hem onu eme Lahmi mülayim olan Tende olur lütf-i can Lahmi olan hoş latif Oldu arîf ve zarîf Lahmi olan pek katı Oldu kavi gılzatı Arkası yassı kişi Oldu sefahet işi arkası güzek âdem Züşt olur ahlakı hem Zahri arîz olanın Kuvveti çoktur oun Ger beli ince olur Şekli yerince olur Arkada bittiyse kıl Şehvete olmuş delil Batnı büyüktür gabi Batnı küçük çelebi Batnı büyük hem akisr Bed huy olur pek asir Anede bitmezse kıl Vahşi olur tabı bil Oyluğu enli olan Tenbel olur bî güman Aleti olan sagir Oldu reşit ve habir Aleti olan tavil Humkuna olmuş delil Ger zeker olsa azim Malikidir pek leim Olsa küçük ünsiyan Sahibi olmuş ceban .

olur eli uz. Bileği uzun olursa. rumuz anlar. Göğsü çıkık olanın ahlakı da kötüdür. Parmağı uzun olan. Eğri omuzlu kişinin. istemeden bahşiş verir. işi eğri olur. Kadının göğsü büyük olsa. akşam sabah sev onu. Kolu eğri ve kısa olsa.Olsa büyük husyetan Hamilidir pehlivan Bız'ı olsa sagir Sahibesidir hatîr Olsa mülehhem kebir Şehvet-i zendir kesir Fahzi olan pek tavil Şehveti olur kalil A'raç olan bir kıçı Kibir ve hasettir içi rukbesi olan büyük Yüklenir o hayli yük sakı galiz olanın Olmaya lütfu onun ka'bı mülehhem zeni Şiveli addet onu Ökçesi yufka olan Dilber olur bî güman Ökçesi kalın o mert Oldu şecaatte fert Ayağı enli kişi Cevr ü cefadır işi Ger uzun olursa pa Sahibidir pür hâya Ubuu olan uzun Fehm ileir pür fünun Hatvesi dar olanın Cünbüşü hoştur onun Çünkü hıraman olur Akıl ona hayran olur BEYT Ademi öldürür o reftarı Mürde ihya eder o güftarı (Omuzu sivri olan hırsız ve işleri yaman olur. Kısa omuz eblehin. eğer küçük olduysa el. efilindir. Mutedil olan omuz sahibi. Göğüs ve omuzdaki kıl. Parmağı yumuşak olan. şüphesiz zeyrek olur. o misilsiz ve güzeldir. Geniş olsa. o bilmez yazık. düşkün omuz. gece gündüz o. o şerli olur. onun gönlü hiç melûl olmaz. şehveti çok . cür'ete delil olmuştur. bilgi sahibi ve hüner ehlidir. Tırnağı yassı ve düz olsa. Tırnağı yumru ve çizik olsa. Göğsü eğer dar olsa. gam yer. Tırnağı geniş olmasa.

şehvete delil olmuştur. şiveli say. Karnı büyük olan gabidir. süt onda çok olur. Ökçesi kalın olan mert. cevr ve cefadır işi. malûm olsun ki. Eğer aleti büyük olsa.olur. ökçesi yufka olan. çok kötülük sahibidir. Ayağı enli kişinin. kadının şehveti çoktur.bilgili ve zarif olur. Aleti küçük olan. Husyeler küçük olsa sahibi korkak oldu. Eğer ökçe uzun olursa. sefahet oldu. sahibi çok hâyâlıdır. Husyeler büyük olsa. Orta memeli olanın memesini eşi emer. Göğsü uzun olsa onda süt az olur. topuğu etli kadını. Sırtı geniş olanın. Karnı küçük olan çelebidir. Ey aziz. tabiati vahşi olur. Eti yumuşak olan tende. kötü huylu ve zorlu olur. Kadının göğsü küçük olsa. şekli yerince olur. Dizi büyük olan. Arkası kambur adamın huyu da kötü olur. Aleti uzun olan. Eti hoş ve latif olan. Arkada kıl bittiyse. şecaatte tek oldu. eşine dosttur. filozoflar. akıl ona hayran olur. Eti pek katı olanın kabalığı katı oldu. şüphesiz tembel olur. Sütlü memeli ve doğurgan kadın. şüphesiz dilber olur. Baldırı kalın olanın. Oyluğu pek uzun olanın şehveti az olur. o kadın tehlikelidir.kuvveti çoktur. Oyluğu enli olan. hayli yük yüklenir. Eğer beli ince olursa. olgu ve bilgili oldu. Karnı hem büyük hem kısa olursa. Parmağı uzun olan. anlayışla bilgi doludur. Kasıkta kıl bitmezse. Bir kıçı eğri olanın içi kibir ve hasettir. ahmaklığına delildir. kadın uzuvları kıyafeti konusunda demişlerdir ki: Hüsn-ü zenane delil Otuziki resm bil . Adımı dar olanın cünbüşü hoştur Çünkü salınarak yürür.) (Adamı öldürür o güzel yürüyüşü.) Altıncı Madde Kadınların güzellik alâmetlerini ve güzellik çizgilerinin delillerini bildirir. Ferci eğer küçük olsa. Eğer etli büyük olsa. Arkası yassı kişinin işi. can ve lütuf olur. ölüyü diriltir o güzel sözleri. o kişi pehlivandı. lütfu olmaz.

göz.Dört yeri lazım siyah Saç kaş kirpik gö âh dört yeri ak ola zeyn Levn ve diş ve zufr ve ayn Dört yeri lazım kızıl Had ve leb ve lisse dil Dört yeri vâsi gerek Kaş göz ve sine göbek Dört yeri ziyk ola derc Enf ve simah ıbt ve ferc Dördü kebir ola niz Sedy ve serin bız' ve diz dördü küçük olmalı Enf ağız ayağ eli Savt beli ince hem Şekli de bir nice hem Lahmi semin ve tari Olmalı kıldan beri Böyle kıyafetli ten Olsa güzeldir ol zen böyle ki zen Hûb olur Hulki de mahbub olur (Kadının güzelliğine delil olarak otuziki resim bil. Dördü küçük olmalı: Burun. Dört yeri geniş gerek: Kaş. güzeldir o kadın. kulak. kasık. Sesi ve beli ince. koltukaltı ve ferç. Böyle kıyafetli ten olsa. hazreti Züleyha'nın şanında şöyle açıklamıştır: NAZM Greçi hüsnü beyana sığmaz idi Nitekim aşkı cana sığmaz idi Lik bir harf işit kitabından Diye ben zerre âfitabıdan Kameti serv-ü bağ-ı rağmet idi Berk ü bârı safa ve lezzet idi Ab-ı lütfiyle buldu nemâ Hıl'at olmuş idi letafet ona Dam-ı akl idi farkının mûyi Fark olunmazda miskten bûyi . ayak ve el. Dört yeri siyah lazım: Saç. Dört yeri kızıl lazım: Yanak. dişeti ve dil. kadınların güzellik belirtilerini. kaş. diş. tırnak ve göz. şekli de nice! Eti dolgun ve tazi olmalı. kirpik ve göz. ağız. Dört yeri ak ola: Renk. bız've diz. Dört yeri dar olmalı: Burun. Ahlakı da sevimli olur. göğüs ve göbek. Dördü de büyük olmalı: Göğüs. Böyle kadın güzel olur. kıldan da beri olmalı.) Nitekim Hamdi-i Sirin. dudak.

İnce kıl yardı şâe sa'y ile cüst Farkı nâzın kodu miyane dürüst İki dîçür-i târ zülfeyni Leyl içinde nehar mabeyni alnını levh-i ur edip allah Sebk-i hüsn alırdı ondan mâh Kaşı ol safha-i sürur üzre Nurdan san yazıldı nur üzre Nunu altında any ü sad misal ikisinden göründü nass-ı cemal gözleri ehl-i mekrin ellisidir Ay yüzünün güneş zevallisidir Lale haddinde hâl.i anberveş Güyiya gülistanda tıfl-ı Habeş Elif-i ünf ve safer nokta-i ha! Cem' oup bir iken on oldu cemal Arızı cennete ümune idi Gülleri anda gûne gûne idi diheni sığmadı onun suhane Bir suhan sığmaz ien ol dihene Ne denilsin leb-i zülalinden Sulanırken dihen hhayalinden Diheni dürr-ü feşan tekellümde Lebleri kuvvet-i can tebessümle Gülse nur akıtır süreyyadan Sözü lezzetli kand ü helvadan Gülse lutfile lal-i handanı Ukde-i dil açardı dendanı Dürr-i dendan la'l-i handandan Görünür nur-u hak gibi candan zenhan kıldı Hak şekerden sîb Hüsna ıdeyne verdi zinet ü zîb Şeker-i sîb iken zehandanı Çâh âsib olurdu endanı Nice dili can verirdi ol sîbe Düşer idi o çâh-ı âsîbe Zehanı sîbinin halaveti can Gabgabı siminin zekat-ı cihan Gabgabı kim muallak-ı âb idi Sanki ter şişede gülab idi Boynu olmuşdu zülf ile mestur Birisi kâfir ve biri kâfur Gün gibi doğru çün o sîmin ber Bildi noksanını kul oldu kamer Bir gümüş levh idi o sine hemen Ol gümüş levha nakşibend cihan İki nakş eylemiş turunca gibi Bir gül üstünde iki gonca gibi İki said idi sebîke-i sim Umar ondan ekatı dürr-ü yetim Hüsnü i'cazına onun bürhan Yed-i beyzası kâfi idi heman Kâfi uşşaka rahat'ül-ervah Parmağı dil kilidine miftah .

gönül huzuru bulur. BEYT Tahayyül eylesem anı gönül huzuru bulur Tezekküründe visali kadar telezzüz olur (Onu hayale etsem.) BEYT Bana biganedir dilber hayali cana mahremdir Enisim munisim yarim odur kim dilde hemdem olur.) Gerçi dilberdir hoş âyindir kadın Nakısat-ül-akl ve ve'd-dindir inan Zinhar ey merd-i âkıl zinhar Kâmil isen nâkıs ile olma yâr Hiç olur mu lâyık ehl-i kemal Sahra-i her âkıs olmak mah ü sal Nefs eline verme bu can yakasın Şehvet oduyle niçin can yakasın Nutfe tende mâye-i canbahştır Şensüvar ruha çabu rahştır Etme onu râh-ı Hak'da lenk ü lük Edemezsin çünkü ybî merkeb sülük . güzelliğini hayal etmek bin kat daha lezzetli ve evladır. olgunluk ve güzelliğ emâlik olanın bile tatlı kavuşmasından ise. merhametli olmayıp. cana mahremdir. başa kakıcı oldukları için.Hüsnün ol dilberin kim ede ıyan Ki beyanında âciz idi beyan Lakin ondan yazılsa bir parmak Kaleme şu kadar gelir ancak Kim onun parmağın gören âdem Oldu divane ref' olundu kalem Kollarını güher koçardı heman İnce belin kemer koçardı heman Öyle hûb idi beli kim onu Kılca kalırdı görenin canı Seyr eden ol hümayı tâkından Bir kebuter sanırdı sakından Alem-i hüsn ona musahhar idi Mehr ile mah keniz ü çaker idi Yoğ iken zib ü zivere hâcet Eyledi meyl ziver ü zinet Zamane kadınları. munisim ve yarim sürekli gönülde olandır. kavuşmak kadar lezzetli olur. onu düşünmek. (bana yabancı olan dilberin hayali. Enisim.

suretpereste kıble olduysa. Kadın. hepsini itidal üzere mamur ve şen eyler. Halk ise onu faydalanma sanır. Zinhar. Zira ki itidal bulmuştur. Eğer yüzü de nurânî olduysa. fakat inan ki.o kösedir diye ona ta'n olunmaz. sineni mânâların aynası eyle. Ey aziz. Onu Hak yolunda topal etme. Ta için hak nurundan dopdolu ola. filozoflar demişlerdir ki: Uzuvların kıyafetinde anılan zıt deliller. edemezsin. tende can behşeden sudur iyi binici. Gönül ashabının kıblesi. Mesela kösenin boyu uzun olsa. Ne zaman ki dilber hayaline can meyleder. nutfeden peyda olur. malûm olsun ki. dilberdir ve hoş resimdir. ey akıllı kişi zinhar! Olgun isen eksikle yâr olma. Aşıklara kadından murat hayal etmedir. Kadın ve erkeğin arzusu birleşmedir. Çünkü bineksiz süluk. âyineni Eyle mir'ât-ı meâni sineni Ta derunun nur-u Hak'dan ola pür Derc-i ruhun marifette doladür (Gerçi kadın. bir şahısta toplansalar. ihsan verici Allah'dır. Ruhun kanatlarına cima kırar. Ay ve yıl eksiğin büyüsüne tutulmak hiç olgunlara layık olur mu? Bu can yakasını nefs eline verme. Suret nakşından aynanı uyup.) Yedinci Madde Uzuvların kıyafet tadilinin zıt delillerini ve nefslerin ihtilafıyla olan hükümlerini bildirir. o kanaty ile en yüksek semte gider. cevelanı çabuk attır. onda akıl ve din eksiktir. Şehvet ateşiyle niçin can yakasın? Nutfe. O kanat. görenler artık onu . Canın kanatları hayal sevgisi olur.Çü hayal-i dilbere an eyl eder Ol per ile semt-i a'lâya gider Per ü bâl can olur hubb-ı hayal Nutfeden peyda olur ol per ü bâl Per ü bâl-i ruhu kesr eyler cima' Halk ise za eyler onu intifa' Arzu-yu mert ü zendir ittihat Uşşaka enden tahayyüldür murat Kıble-i suretperest oduysa zen Kıble-i ashab-ı dildir zül-menen Ham= ü bunekkeh şuşu. onun marifetinden inci dola. Ruh kutun.

kâh ona galip olduğundan. Habibi Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem hazretlerinden: "Mü'minin ferasetinden sakının. Bütün varını terk ettiğinden. Eğer insanî nefs.) KITA Zamane halkını fehm eyle olma sen mağrur Gönülde dostu buup her nazardan ol mestur Ne lütfu var bir alay kalbi hasta bestelerin . Muhabetiyle âdeti yırtıp. emmâre ise. şu halde eğer insanî nefs. onun hükmünün içindedir ki. Onun vasfı. mülhime ise. Kâh şeytan sıfatlı. o kimse o tarafta bilinmiştir. Çünkü anılan alâmetlerin hepsi. unu halkı Bu benlikten geçip. mutmainne olduysa cengi sulha ve nizayı rızaya döndürüp. bu hayır ve şer onun kaydı olmayı. hayvanînin üzerine galip olup. kâh hayvanî nefsin mağlûbu olup. kendini toprak eyle ve nazargâhı Hüda olan kalbini. mutlak ruh olur. kâh insan sıfatlı bilinmiştir. levvâme ise." naklolunmuştur. adı geçen delillerden müstağni bulunmuştur. Eğer bir kimseye Hak'kın nuru göz olsa. Şu halde bir kimsede hangi tarafın delilleri çok bulunduysa. mâsivadan pak eyle. şerler ona hayır olur. hayvanî nefsin ahlakv e vasıflarının delilleridir. çâk eyle. ağyarı ona yâr olur. onun feraseti. Halbuki sureta insan görünmüştür. Eğer insanî nefs. kâh yırtıcı hayvan sıfatlı. Zira ki haberde. beyana gelmez. sevgilisini mâsivaya vermesin. Ondan onun kalblerin enisi olduğunu idrak eyle. bu nefs. nefsi. zulüm ve zulmetten.nur anlar. Gel ey Hakkı. cehil ve bulanıklıktan vasıfları arınmış değildir. hayvanîye esiri olduğundan. kâh hayvan sıfatlı. Kim ki isterse üns-i dildârın Vermesin mâsivaya dildârın (Sevgilinin ünsiyetini isteyen. çünkü o Allah'ın nuruyla bakar. Kendinde nişan ve alâmet kalmaz. kâh hayvan sıftalı bulunmuştur.o nefs.

i gaflet ve cehli sen eyle dilde huzur Çü nâsa nâsdır âfet bu nâsı ol nâsi Ki Rabb-i nâs ile bulsun dil üns olup huzur (Zamane halkını anla.) Sekizinci Madde İnsan bedeninde damarlar içinde akan kanın sebebiyle deri üzerinde görünen uzuvların ihtilacını (seğrime ve titreme gibi hareketleri hükümleriyle bildirir. Çünkü insanlara insanlardır yâfet. bu insanları unut ki. Gönülde dostu bulup. sen mağrur olma. he bakıştan örtünmüş ol. insanların Rabbi ile gönül ünsiyet bulsun. Kalbi hasta ve bağlı olanların ne lütfu var? Gafilleri ve cahilleri bırak. gönülde huzur eyle. filozoflar demişlerdir ki: ihtilac-ı far-ı ser Cahden verir habir İhtilac-ı piş-i ser Oldu devlete eser İhtilac-ı cenb-i ser Sağ ve solu hayr eder ihtilac-ı cebhe ter Sağ iyş ve sol haber İhtilac-ı hHacib ol Dostluk oldu sağ ve sol Evsat ederse ger Sağı zevk sol keder İhtilac etse enb Sağı hüzn ve sol tareb İhtilac-ı zahr-ı ayn Sağda levm ve solda zeyn ihtilac-ı beyt-i nur Sağı renc ve sol sürur ihtilac-ı dünbal Sağda mehrve solda mal İhtilac-ı zir-i çeşm Sağda mihrve solda hışm ihtilac-ı rahda dal Sağda hayr ve solda mal İhtilac-ı enfe rah Sağda kahrve solda câh ihtilac-ı fek-i leb Sağda rızk ve solda tareb Usbu-u sâni eder Sağda solda hoş haber . malûm olsun ki. Ey aziz.Koy ehl.

sağda rızık. Burun kaşınması yoldur: Sağda kahır. sağ ve solda hoş haberdir. sağda rızık. gerek sağ ve gerek sol. hayırdır. Döş seğrirse. solda hışımdır. Göz kuyruğu seğrimesinde. Dil seğrirse. Alın seğrimesinde. sağda iyş. solda şenliktir. solu kederdir. makamdan haber verir. Başparmak seğrimesine. . solda kederdir. solda maldır. sağda kötüleme. sağda mal. solda şenliktir. sağda sevinç. Kolların seğrimesi. El seğirmesi. devlete yeser oldu. soldazinettir. Kulak seğrir. sağda hüzün. sağda hüzün. Göz altı seğrimesinde. Dudak altı seğirmesi. sağda hayır solda maldır. sağda mevki. sağı zevk. solda gamdır. solu sürurdur. solda güzelliktir. sağ ve sola rızık ve maldı. Boğaz da kulakla seğirirse. Kaşların ortası seğrirse. sağda yük. Bilek seğrimesi. Sağı ağrı. Şahadet parmağı titrerse. solda manevî ayıptır. solda maldır. sağda ve solda hoş haberdir. sağ iyş. el üstü seğirmesinde. sağda kötüleme. sağda mal. göz bebeği seğrimesinde.Usbu-u vustadan al Sağda ve solda cidal Usbu-u binsır bulur Sağda cedl ve ysol sürur Usbu-u hınsırda kal Sağ ü solu rızk ü mal Muhtelic olsa eğer Bir yerin eyle nazar Bunda kim ahkâmı yâd Şüphesiz et itimad Kim dmar oynar neden Hak'dır onu debreden Anla işârâtını Bekle beşarâtını (Başın tepesinin seğrimesi. Serçe parmak seğrimesi. Dudak ucu seğrimesinde. Pazu ve el seğrimesi. sağda sevinç. sağ ve sol dostluktur. olda meşakkattir. Başın önünün seğrimesi. Yanak seğrimesinde. Dudak üstü seğrimesinde. solda mevkidir. sağda ve solda sebeblerdir. solu şenliktir. sağı hüzün. sağ ve solda yahşidi. solda kâmdır. Gözün dışının seğrimesinde. solda şenliktir. sağda zarar. Dirsek seğirir. solda gamdır. sol haberdir Kaş seğrimesinde. Orta parmak. sağda hüzün solda şereftir. Başın yan tarafının seğrimesi. Seğriyen çene.

Topuk seğrimesi. solu maldı. Baldır seğrimesi. İkinci parmak seğrimesi. Kasık seğrimesi. Serçe parmak seğrimesi. oyluk seğrimesi. solda sürurdur Bedenin bir yanının seğrimesi. Bacak seğrimesi. solu rızık. solda şereftir. sağda ve solda cidaldir. solda şenliktir. sol seferdir. Serçe parmak yanındakinin seğrimesi. beden durumlarının açıklanması. Karının tam seğrimesi. solda sürurdur. sağı mihr. solu sürurdur. sağda mal. Ayak arkası seğrimesi. solda seferdir. Başparmak seğrimesi. Eğer bir yerin seğrise. azanın kuvvetlerinin ayrıntılı olarak anlatılması uzun olup. Göbek seğrimesi. sağda kavuşma. sağ iyş. Göğüs seğrimesi olur. Böğür seğrimesi. insanlık âleminde uzatılmadan kısa . sağda hüzün. Orta parmak.Yüzük parmağı seğrimesi. sağda cidal. sağı mevkidir. solda ayrılıktır. Meme seğrimesi. Damar neden oynar? Hak'dır onu depreten O an işaretlerini anla ve müjdelerini bekle. sağda mal. solda maldır. Taban seğrirse. Diz seğrimesi. sağ ve solu rızık ve maldır. sağa ve solda hoş haberdir. sağı sevinç. Topuk ve el seğrimesi. Makat seğrimesi. solu oğuldur. sağda maldır. sağda maldır. solda sürurdur. sağda birleşme. solda safadır. sağda yol. sağda mal. Bacak dışı seğrimesi. bak. ağı hüzün. sağda yürüme. solda erzaktır Bacak içi seğrimesi. sol seferdir Husye seğrimesi. sağ cima. solda hayır. bizim maksadımız olan Hak'kı tanımaya bunca temsil ve teshille bu özetleme dahi yardımcı ve delil olmakla. solda kâmdır. sağda yürüme. solda gamdır. solda kâmdır. sağda hüzün. sağda hüzün. burada hükümleri hatırla ve şüphesiz itimat et. sağda çocuk. sağda mevki. solda kaderdir. solda yol. sağda yol.) BEYT Her ne can kim duyar işâretten Hürrem olsun dili beşaretten Anatomi ve bedenle canın özgürlüğünün faydaları ve menfaatleri. Diz alı seğrimesi. solda mevkidir ve yolculuktur.

izamın düzenlenmesi ve makamın tamamlanması olmuştur. TEFVİZNAME Dilden gami dûr eyle Rabbınla huzûr eyle Tefvîz-i umûr eyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzl eyler Sen adli zulüm sanma Teslim ol oda yanma Sabret sakın usanma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Deme şu. düşünme ve fikretmeyle hayal olundukta. ne güzel mevla.söz ile meramın elde edilmesi. anlayış ve idrakte. şekil verici bâri ve yaratıcı olan Allah münezzehtir. öyle Bak sonuna sabreyle Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Hiç kimseye hor bakma İncitme gönül yıkma . vasıf ve beyanında şaşkın bulunmuştur. ne güzel yardımcıdır. Zira ki en güzel biçimde yaratılan ve iki cihanı toplamış bulunan insanın şerefi bedeninin. ibretle seyir ve temaşa kılınıp. her bir latif uzvunda oln yaratıcı ve bâri Allah'ın ince kanatlarına hayretle bakıp. niçin şöyle Yerincedir o. Yaratıcıların en güzeli olan Allah yücedir. benzersiz hakîm. insanı en güzel şekilde yaratan.O. akıllar âciz ve kısa kalıp.

cenk olmaz årif dili tenk olmaz Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Hoş sabr-ı cemilimdir Takdir.Sen efsine yan çıkma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Mümin işi renk olmaz åkıl huyu. kefilimdir Allah ki vekilimdir Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Her dilde ânın adı Her canda ânın yâdı Her kuladır imdâdı Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Nâçar kalacak yerde Nagâh açar ol perde Dermân eder ol derde Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler TEFHİZNAME Her kuluna her anda Geh kahr-u geh ihsanda Her anda o bir şanda .

Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh mu'ti-u geh mâni Geh dar-u gehi nafi Geh hâfız-u geh râfi Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh abdin eder ârif Geh eymen-u geh hâif her kalbi odur sârif Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh kalbini boş eyler Geh hulkunu hoş eyler Geh aşka duş eyler Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geh sade ve geh rengin Geh tabın eder sengin Geh hürrem-u geh gamgin Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Az ye az uyu az iç Ten mezbelesinden geç Dil gülşenine gel göç Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler .

Hepsinin benzerini kendi vücudunda buldukta. tabii ölümle ruhun bedenden ayrılmasını dört bölüm ile ayrıntılı olarak anlatır. Ta ki âlemde olan sanatlara bakıp. nefsini bilmeye erip.Bu nas ile yorulma Nefsine dahi kalma Kalbinden irağ olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler Geçmişle geri kalma Müstakbele hem dülma Hal ile dahi olma Mevlâ görelim neyler Neylerse güzel eyler 43-BÖLÜM:043: BEŞİNCİ BAHİS İnsanı âleme tatbik. bedenin sıhhatinin korunma ve devamlılığını. ârifler demişlerdir ki: Hak Taâlâ iki cihanı ve onlarda olanın tamamını insan için icat ve mevcut eylemiştir. ådem için yaratıldığını bildirir. BİRİNCİ BÖLÜM İnsan bedeninin zamanlara ve mekanlara benzerliği sekiz madde ile bildirir. Birinci Madde ålem. enfüsü âfaka tevfik edip. cihanın mânâ ve cüzlerinin benzerlerini bu insan vücudunda bulup. bedeninde olan aza e kuvvetlerin bütün eşyaya tek tek vücuh il benzerliğini. ondan Allah'ı tanıma kolay . malûm olsun ki. eşyada bulunan hikmetleri bilsin. Ey aziz.

Zira ki Hak Taâlâ Nazm-ı Kerim'inde: Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.È vârit olmuştur. ulvî âlimin durum ve sırlarına gereği gibi vâkıf ola. feleklerin nefs ve akıllarını müşahede kıla. feleklerin ve yıldızların incelik ve hakikatlerine tamamiyle erip. kendi nefsini bilmek istidadını vermiştir.olsun. nefsi bilmek bilinmiştir. sırlarına ermek. nefsi bilmenin Rabbi tanımaya vesile olduğunu duyurmuştur. denizlerin dibine ine ve yerin içine görüp. dağların tepesine çıka. Rabbini bildi. kendi tanınmasını. yaratıcısını bilmeye erişsin. ondan zatını tanımaya yol bula. Lakin Hak Taâlâ'nın âlemin ufuklarında olan eserlerinin benzersiz sanatını herkes görüp. âlemi bilmek kılınmıştır. Çünkü Hak Taâla insanı. ruhlar âleminin durum ve sırlarını gereği gibi vâkif ola. mümkün ve müyesser değildir ki.È (51/56). inayetinin sonsuzluğundan. Ta ki nefsini bilmekten. Nitekim haberde: Nefsini bilen. yetiştirmesinden işlerini temaşa ile isim ve sıfatlarına muttali olup. Şu halde rauf ve rahim olan âlemlerin Rabbi hazretleri. esirgemesinin olgunluğundan. Zira ki insana. Allah'ı tanımanın anahtarı. emr-i şerifiyle. Hadis-i kudside: Ey insan! Beni tanımak için nefsini bil. ondan yüce istek olan Mevla'yı tanımaya ermek çok suğul. buyurmuştur. zor ve esrarlı iş bulunmuştur. süflî âlemin her birini görebile ve bütün durumlarına ve sırlarına muttali ola. insanın nefsini tanımasına bağlı kılmıştır. Şu halde elbette insana. Ondan alemin yaratıcısının bunca kâinatı yaratmasından ve âlimin cüzlerini zerre zerre an an değiştirip. iç ve dış âlemde. insana nefslerinde bulunan kudretinin kemal ve tavırlarını tamamıyla bilip. kendi tanınması için yaratıp. Göklerin melekût âlemine giremez ki. nurlarını görmek. . Nefsi bilmenin anahtarı. Göğün üstüne çıkamaz ki. ulvi ve süflî eşyadan her ne ki bu insan vücudunun dahi iç ve dışını o tavır ve tarz ile en güzel biçimde üzere âlimin nümunesi olarak yaratmış ve tasvir etmiştir.

malûm olsun ki. pak zâtına muhabbet ve ibadet kılsın. bütün cüzleriyle kendisine itaatli ve boyun eğici eylemiştir. pak zatı sıfatlanmıştır.Her ne vasıflar ile ki. küçük . âriflerden olsun. Kendi ruhunun cisminde olan türlü tasarruf ve tedbirlerinden Hak Taâlâ'nın âlemde olan türlü tasarruf ve tesirlerini bulsun. Ey aziz. bu insan ruhu dahi o vasıflar ile sıfatlanmıştır. kendini âlemin numunesi bilsin. topla dağınıklığını / Kalbin Rahmen'ın evidir Beyanını yüksek ve geniş ) Ey ârif kadrini bil Güzel tatlı latifelerin / Bilgiler sendedir uyan Dostlar içinde giy taç / Zamanlar içinde an hayatını Sabit ve sakin ey şaşkın / Dairelerin kutbu sensin Gözler senden ışıklanır / Ondan öğren ey insan Sen elbette hazreti insansın İkinci Madde İnsan âlemini. kendi vücuduna bakıp. Ta ki bu insan. Nitekim âlemi. Ondan fiillerine ve sıfatlarına vâkıf olup. azasının bileşiminden ve kuvvetlerinin düzeninden süflî ve ulvî âlemde kolaylık üzere benzer ve alâmetlerini bulup. Onu tanıma saadetine erip. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeni. NAZM Bil ey insan / Elbet sen kâinatın toplamısın Varlığı içine alansın / Varlık senin yanında göresin Görünmez sana görünür / Basiret ve irfanla Onu şu anda hatır bil / Cismin karanlık ve süflî Ruhun nurlu ve ulvî / Sırrın Rabbanî ve safî Zatınla sevin / Sıfatını anla ve oku Müjde sana. büyük âlime tatbik ve bazı uzuvlarını yeryüzüne uydurmak yolunu bildirir.

. Dört mevsime misal. göz yaşı ve burun akıntısı gibi değişik tatlarda kaynaklar vardır. gözün akı yağdandır. mekândır. Berzah âlemine misal. bütün âlemin nüshasıdır. Mesele bütün hissedilen cansızlara misal uzuvlarıdır. beden damarlarında akan kan vardır. insan uykuda iken kulağına yer haşereleri girmek istediğinde. güneşten zerre. bedende de saç ve uzuvlar olur. bedende uzuvlar vardır.âlemdir. böyle yüzbin kitaba sığmaz. Onunla Allah'ı tanıma kolay ola. Şu halde insanın cisim ve canlı. İnsan bedeninin yere bir benzerliği budur ki. Yerde zelzele olduğu gibi. sürekli gözü aydınlık olsun. akı taze kalıp. büyük âlem olduğunu öğrenip. her ne ki âlemde yaratılmıştır. yerde iklimler ve kıtalar olduğu gibi. Yerde ağaçlar ve bitkiler olduğu gibi. büyük âlemdir. Kulak akıntısının acı olduğuna hikmet budur ki. Bu kitaba değil. bedende titreme ve aksırma vardır. Gözyaşı o yönden tuzludur ki. zamandır. Yerde değişik tatta kaynaklar varsa. insan dişleridir. bedende de. Yağ ise tuzsuz bozulur. insanın his ve kuvvetleridir. bedende de kemikler olur. nefsi bilmeye bürhan ola. Ta ki bu insan. yer ve gökler mesabesindedir ki. yerde dağlar olduğu gibi. O uyuyanın kulağına girmekle onu helak etmesinler. İnsan ruhu. bu cihandır. kulak akıntısı. hepsinin benzeri insan vücudunda bulunmuştur. Bu misal ve benzerliklerin ayrıntısı sınırsızdır. Zira ki. Bütün canlılara misal. ålemin nüshası olan insanın şerefli bedeni. Belde mesabesindedir ki. geri dönsünler. Bir benzerliği budur ki. insanın hatıra ve fikirleridir. Ancak ârifin kalbine sığar. insanın gönül ve canıdır. Ay ve yıl mesabesindedir ki. deryadan damla açıklarız. Biz burada. İki âlem tamamıyle insanda mevcut ve belirli bilinmiştir. insan ahlakıdır. Yer vadileri arasıda akan nehirler var ise. Melekût âlemine misal. Ta ki. kulak akıntısının hissine ulaşıp. Adet ve sanayie misal.

burçlar sahibi göğün oniki burcu olduğu gibi. bedenin de bu tavır üzere türlü zorunlu ve ihtiyarî hareketleri vardır. böbrek zühreye. karaciğer müşterie. onda olan koklama hissi. güzel kokulardan kokulanıp. feleklerde yedi gezegen olduğu gibi bedenin içinde de yedi aslî uzuv vardır: Akciğer aya. Ey aziz. daima lezzette bulunsun. İnsan bedeninde bulunan ilahî hikmet sonsuz bilinmiştir. bedenin de dışından içene oniki yolu vardır: İki kulak. bedende de yirmisekiz his ve sayılan güçler vardır. safra merihe. dalak zühale benzer bulunmuştur. iki göz. yürek güneşe. ağız. Gökte bir çok sabit yıldız olduğu gibi. lezzet alsın. malûm olsun ki. göbek ve iki abdest yolları. beden dahi dört karışımı kuşatmıştır ki: Safra. zıtlarıyle bilinir. bedende de çok sinir vardır. iki meme. iki burun deliği. Bir benzerliği dahi budur ki. dilde olan tat alma kuvveti. Felekte yirmsekiz meşhur menzil olduğu gibi. Burada ancak iki âlem birbirine tatbike ve uyuma ihtimam olunmuştur. ateş gibi kuru ve . RUBAİ Ey ilahî nüsha ki sensin Alemde olanlar hep sendedir Ey Şah'ın cemal aynası ki sensin İstediğini kendinde ara ki sensin Üçüncü Madde İnsan âleminin feleklere benzerliğini bildirir. Felek dört unsuru kuşattığı gibi. Küllî ve cüzî feleklerin. bedende de açıklanan üçyüzaltmış kan damarı vardır.Burun karışımları onun için nâhoştur ki. sabit ve gezegen yıldızların türlü tabii hareketleri olduğu gibi. Zira ki eşya. Ağız suyu onun için hoştur ki. mide utarite. Felekte üçyüzaltmış derece olduğu gibi. insan âleminde bulunan eşyaya nümune bulunmuştur. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin göklere bir benzerliği budur ki. Nitekim dış âlemde bulunan eşya.

Sonbahara uygun duraklama yaşıdır. onun nefesleridir. ruhun sultana benzerliğini bildirir. bu insan âleminin açıklanan benzerliklerinden gayri. ârifler demişlerdir ki: İnsan bedeninin ay ve yıla benzerliği budur ki. yuvarlak yüzüdür. Gece karanlığına misal. Rüzgâra misal. Dördüncü Madde İnsan bedeninin zaman ve mekana yani ay ve yıla ve onda. onun saçıdır. Şimşeğe misal. su gibi rutubetli ve soğuktur. bir senede dört mevsim olduğu gibi bedende de dört karışım vardır ki: Balgam. hava gibi sıcak ve rutubetlidir. Dış âlemin. bedende de dört karışımdan uzuvlar doğmuştur. yaz gibi sıcak ve kurudur. malûm olsun ki. Yağmura misal. onun gülmesidir. Ey aziz. Dört unsurdan üç ana bileşim doğduğu gibi. Yaza benzer. Lakin ârife işaret yetmekle. Siyah köpük. toprak gibi soğuk ve kurudur. çocukluk yaşıdır. Geceye misal. Siyah köpük. Bir benzerliği dahi budur ki. uzatmaya hacet yoktur. Gündüze misal. açık havaya misal. Dolunaya misal. Gök gürültüsüne misal. İlkbahara uygun. kış gibi kuru ve soğuktur. Bir . onun hüznüdür. yayılmasıdır. Gökkuşağına misal. Buluta misal. Safra. Kan. insanın sürurudur. onun ağlamasıdır. kulağıdır. Hilale misal. Kan. ilkbahar gibi rutubetli ve soğuktur. gençlik ve olgunluk yaşıdır. sonbahar gibi sıcak ve rutubetlidir. sıkılmasıdır. yay kaşıdır. Balgam.sıcaktır. NAZM Can vilayetinde gökler sınırsız Ruh yolunda alt ve üstler vardır Cihan gökleri gibi iş yaparlar Yüksek dağlar engin denizler vardır. Sabaha misal onun alnıdır. sesidir. benzerliği çoktur. kelamının lafızlarıdır. Oluşum ve bozuşuma misal. Kışa uygun ihtiyarlık yaşıdır.

ellerdir. tutma kuvvetidir. bineği. büyütme kuvvetidir ki. Hazinedarı. ekmekçi. Bu padişahın sarayı. bedende de yedi uzuv vardır. beden şehrinden fazlalıkları itip. Bedende de sanayi erbabı vardır ki: Mimar. yürektedir. Tabası. diri ve dost olan Allah'ın halifesi olmuştur. şehrin sultanıdır ve vücut ve bedende. Tabib. NAZM Seyyid-i âlemdir âdem gayriden sevdayı kes Zâhidin vehmi gerçi ıraktan sevk eyler feres Dilde dildarın misali mahmil içre yârdır . kuyumcu vesaire olduğu gibi. memleketi. Hakimi. Bineği. emniyet âmiri. şehre bir padişah olur. çıkarır. sindirim kuvvetidir. Kuyumcu.benzerliği dahi budur ki. tabası. âlemin padişahıdır. hazinedarı. tatma kuvvetidir. Casusları. maliyecidir. kulaklardır. ameli akıldır. bedenin sair kuvvetleridir. bu açıklamadan ortaya çıkan budur ki. itme kuvvetidir ki. gözlerdir. bekçileri. çekme kuvvetidir. Bir haftada yedi gün olduğu gibi bedende de o sayıda kan damarı vardır. beden uzuvlarıdır. Değirmen. koku alma kuvvetidir. gazap kuvveti emniyet âmiridir. bedende de oniki menfez vardır. bir senede oniki ay olduğu gibi. Bedenin şehre benzerliği budur ki. elçileri. hayvanî nefstir. şekil verme kuvvetidir. maliyecisi olur. Şimdi. Şehir içinde sanatkârlar olur. ayırma kuvvetidir. insan bedeninde de bütün bunların benzeri vardır ki: İnsan ruhu. Bina tabiattır. Padişahın sarayı. beden şehrine neşvü nema verip. Nazari akıl. Sonra veziri. zengin eder. Polisleri. Bir haftada yedi gün olduğu gibi. insan ruhu. Marangoz. Memleketi bu bedendir. Çöpçü. kasap. Mesela mimar. yapı ustası. Şehvet kuvveti. tabib. veziri azamdır. Bekçileri. Şehrin sair sanat erbabı benzerleri. Kasap. dişlerdir. Ekmekçi. Elçileri. casusları ve hakimleri olur.

aslana benzerdir. ayrılık olayından önce. kendini eşeğin altında bulur. vecdin sureti. sair hayvanların şekillerine benzerdir. tama sureti. . gayriden sevdayı kes.Bu maiyyetten habir olmaz figan eyler çeres (İnsan. faredir. inektir. âlemin efendisidir. cimrilik sureti. ezanın sureti. kırmızı devedir. ârifler demişlerdir ki: ëlemde insan ahlâkı. kurda benzerdir. malûm olsun ki. Bu beraberliği bilmediği için çeres figan eyler. sarı arıdır ve diğer ahlâk suretleri. vakaların ve rüyaların tabirlerini harf sırasıyla bildirir. onlara: Onu kurt yemesinden korkarım. oburluk şehvetini sureti. Onun için çocukları ona: Onu bizimle gönder. Ey aziz. gönülde gazap sureti. Eğer mağlup ise. rüyada kendini o surette olan hayvana dahi galip görür. Nitekim hazreti Yakub aleyhisselam evladının hazreti Yusuf aleyhisselama olan hasetlerinden. Diğer ahlaklar dahi bu kıyas ile malûm olur. Tasallut sureti. rüyasında bile eşeğe binici olur. Hatta kötü ahlaktan birine galip olan gönül. karıncadır. kin sureti. yedi kurt suretinde Yusuf aleyhisselamın üzerine hamle ile hücum eder görmüştü. dediklerinde. hayvanî kötü ahlâklardır. mahmil (hayvan sırtındaki kafes) içinde yârdir. Şu halde. Zahidin vehmi gerçi ıraktan at sevk eder. akreptir. demesiyle bahane buyurmuştu. Gönülde sevgili misali. kaplana benzerdir. rüyasında. Mesela ferce yönelik şehvete üstün gelen kimse. vesvese sureti. koyundur. düşmanlık sureti. dolayıcı berzah ve her şeyin ortaya çıktığı yerdir. gaflet sureti.) Beşinci Madde İnsanın kalbinde bulunan kötü ahlakın hayvan suretlerine benzemesini. midevî şehvetin sureti. köpektir: hile sureti. Haset sureti. Çünkü insan. türlü hayvanların şekil ve suretlerinin benzer ve misalleri. tavşandır. tilkidir. insan nefsinde de vardır ki. arkadan yaklaşma sureti domuzdur. eşektir. Meselâ kibir sureti. ferce yönelik şehvet sureti. beyaz devedir. yılandır.

bütün hayvan suretleri ve kâinatın şekilleri. Gereğince meydana gelmiştir. bu manzume ile açık olmuştur. Ahlakını güzelleştiren gönül. uyku halinde rüya ile geçmiş ve gelecek işlerden haber almıştır. NAZM Çün buhar-ı gıda dimağa gelir Ruh-u hayvanî ol zaman ne eder Pes havass-ı burun muattal olur Çün dimağın havassı kalbe iner Kalbe ilham olur işaretler Bî vesait bulursa nâfiadır Kalb eğer vasıta ile olsa habîr Pes gelir kalbe gördüğü rüya Arabî ismin evveli alınır Elif ululuğa işaret olur Evvel havas buruna hail olur Zahir-i cismi kor derune gider Halet-i nevmi cism onunla bulur Kalb o dem enderun-u ruha döner Asıldan kalb alır beşaretler Aynı vâki olur ki vâkıadır Gördüğü düşten olunur tabir Ya işaret veya beşaret ona Ne ise ol huruf ile bilinir Ref'at-i gadrine beşaret olur . ya misal ile veya tabir ile bilmiştir.Bu durumda. Safî olmayan gönül. ayna gibi safia olup. Anlaşılması güç olan rüya. şekillenmiştir. insanın içinde ve dışında suret bulup. her şeyi kendinde bulmuştur.

Ba ise cism ve cana rahattır Se ise düşman üzre nusrettir Ha ise izzet ve saadettir Dal ise zahme ve meşakkattir Ra dahi devlete delalet eder Sin emin olmağa alâmettir Sat kâm olmağa beşarettir Tı ise düşmanı helak olacak Ayn ise dilde bula teşvişi Fe ise rütbesi olur âli Kef ise gaibi gelr hurrem Mim olursa muradını alacak Vav ise işleri olur âsân Ya ise taate muvaffak olur Ta ise ol husul-ü hacettir Cim ise fırsat ve ganimettir Hı ise her murada vuslettir Zel ise malü ülkü devlettir Zı metin itakade kalbi yeder Şin ise fiiline nedamettir Dad mal bulmağa işarettir Zı ise kalbi hüzün ile dolacak Gayn ise zulmü nefs olur işi Kaf ise bula devlet ve mali Lem ise ol emin olur hoş dem Nun ise hâtırı melül olacak He ise hüzün ile olur giryan Hep bu tabirler muhakkak olur .

hüzün ile gözyaşı döker. mülk ve devlettir. Ne ise o harflerle bilinir. kâm almağa müjdedir. Dal ise. hatırı melûl olacak.(Gıdanın buharı beyne geldiğinde. Vav ise. zahmet ve meşakkattir. kalbi hüzün ile dolacak. Kef ise. Şin. Kalbe işaretler ilham olur. işleri kolay olur. Beynin hisleri kalbe indiğinde. Sin. cisim ve cana rahattır. insan âlemi şeklinin büyük âlemin yapısının aksi kılındığını ve iki âlemin gönül âleminde tamamen bulunduğunu bildirir. He ise. hacetin elde edilmesidir. Elif. Zira ki. her murada kavuşmaktır. Se ise. izzet ve saadettir.) Altıncı Madde Ufukların ve nefslerin birbirine tatbik olunduğunu. Ye ise. Bu tabirler hep. Ha ise. Zı ise. Asıldan kalb muştular alır. gördüğü düşten tabir olunur. onunla bulur. gönülde karışıklık bula. Dad. Hı ise. Nun ise. ona ya işaret veya müjdedir. Zel ise mal. devlete delalettir. Aynısı çıkarsa vakıadır. düşmanı helak olacak. Kaf ise. rütbesi yükselir. ululuğa işaret olur. Zı. Be ise. mal bulmağ işarettir. nefsine zulüm olur işi. kalb o an ruhun içine döner. Ayn ise. Hayvanî ruh o zaman ne eder? Vücudun dışını bırakıp. bütün âlemin bazı . Kalb eğer vasıta ile haberdar olsa. Sad. Rı ise. Tı ise. yaptığına nedâmettir. O an burun hisleri muattal olur. içine gider. fırsat ve ganimettir. ârifler demişlerdir ki: Her yönden afâka her vecihle nefsler uygun ve mutabık bulunmuştur. Lem ise. o emin olur hoş dem. emin olmağa alâmettir. O an gelir kalbe gördüğü rüya. düşman üzere yardımdır. Ey aziz. Mim olursa. Fe ise. Vasıtasız bulursa faydalıdır. malûm olsun ki. metin itikade kalbe yeder. Uyku halini cisim. taate muvaffak olur. Rüyada görülen şeyin arapça isminin ilk harfi alınır. devlet ve malı bula. önce burun hislerine hail olur. Cim ise. muradını alacak. Gayn ise. Te ise. kaybettiği sevinçli gelir. muhakkak olur. kadrinin yükseleceğine müjde olur.

Gizli olanlar. Onun içinde ateştir ki. Zira ki. Ruh ile âlemin babasıdır. Huzur ile hepsinden öncedir. Onun içinde burçlar feleğidir ki. yürekte hayvanî ruhtur. bazı cüzleri gizli kılınmıştır. büyük âlemde bulunan feleklerin ve unsurların benzerleri. kalbin yedi tavrıdır. insan âlemi ondan vücuda gelmiş meyvedir. on histir ki. bu bedenin derisidir. Şu halde bu Hazreti insan. Bu insan sureti. Zira ki. Onun içinde su küresidir. Gerçi bedenle insanın çocuğudur. Bir mecmua kılınmıştır ki. Bu insan ruhu. Onun içinde zühal feleğidir. Onun altında utarit feleğidir. dokuz nefstir. Gerçi meydana gelişle hepsinden sonradır. büyük âlemin yapısı aksince bilinmiştir. onda da bulunmuştur. Onun içinde sudur ki. İçi. Gönül içinde insanî ruhtur ki. bütün eşyayı idrak edendir. dokuz felekler. mânâda en büyük âlemdir.cüzleri açık. Nitekim Hak Taâlâ: 'Yere göğe sığmam. Nitekim defalarca açıklanmıştır. Gerçi surette en küçük âlemdir. bir küçük âlemdir ki. Şu halde insan vücudu cihan kitabıdır. Onun altında güneş feleğidir. Lakin bu küçük âlem. onun içinde müşteri feleğidir.' buyurmuştur. dört unsur ve üç bileşiktir. o kürsüden ibarettir. büyük âlemin dış kabuğu çevresi hududu bulunan atlas feleğidir ki. kandır Onun içinde havadır ki canın buharıdır. bir insanda da bulunmuştur. âlemde her ne bulunmuşsa. en büyük âlem olduğunu duyurmuştur. Zira ki. Açıktakiler. şeriatçıların dili ile en büyük yerdir. büyük âlemin yapı ve şekli böyledir. lakin vera' sahibi mü'min kulumun kalbine sığarım. Onun içinde merih feleğidir. âriflerin kalbe Hazret-i Rahman'ın evidir.. Onun altında zühre feleğidir. bunun kuşatıcı kabuğu topraktır ki. İnsanın dahi dışı ve için vardır ki. dışı beden uzuvlarının hepsidir. İnsan âleminin yapı ve şekli onun aksidir. on akıl. onun dışı kürsi ve içi Rahman'ın Arş'ıdır. Meselâ: Büyük âlem cüz'leri ile bir ağaçtır ki. Onun içinde âlemin iç dudağı olan toprak küresidir ki. Ondan içeri ay feleğidir. Onun içinde yedi yedi göktür ki. Şu halde âlemin .

bir zarar ve bir özellik alıp. bu insan ruhudur. hepsini toplayarak ortaya çıkmıştır.) BEYT İki görmek şaşılıktır. Küllî akıl ise bütün cihan cüz'lerini kuşatıcıdır. fazilet ve en güzel şekil ile bu yüksekliğe yetmiştir.) Çünkü cihanın başlangıcı ve aslı bu insan ruhu bulunmuştur. sen ister insan hayal et. gerek âlem hayal eyle (Dört unsurdan bileşmiş tek nefstir cihân. Nitekim meyvenin cüz'leri ağacın bütün cüz'lerinden yükselip. bu derece ile sair yaratıklar arasında tek olup. Onun gibi bu insan ruhunda bütün kâinat toplu olarak mevcuttur. . bu insanî ruh. Başka bilmek göz yanılmasıdır. Nitekim her meyvenin çekirdeklerinde kendi ağacı topluca mevcuttur. Feyz kabulüne istidatlı olup. Nitekim meyvenin vücudu. Halbuki ilâhi aşk küllî akıl ve izâfî ruhtur.son gayesi bu insan türüdür. Nitekim ağacın neticesi ortadadır. Her anda bütün işleri tedbir edicidir. bunca kerem. Bunun gibi cihanın aslı. dalların olgunluğu sonucudur. ilâhi aşkın feyzi bilinmiştir. gayr-ı bilmek ayn-ı ceh! ålemi hem âdemi bir kendi nefsin buldu eh! (İki görmek şaşılıktır. Cihanın dönüş yeri yine bu ruh kılınmıştır. ister âlem hayal et. Onun gibi insanın vücudu esasların mizası sonucudur. Onun gibi âlemin sonucu insan bedenidir. Nitekim ağacın aslı meyvenin çekirdeğidir. årifler. BEYT Çâr unsurdan mürekkep nefs-i vâhittir cihân Sen gerek âdem-i hayal eyle. tepesinden ortaya çıkmıştır. âlemi de insanı da sadece kendi nefsi buldu. Zira ki. Onun gibi insan vücudunun cüz'leri bütün cihan cüz'lerinin yükseklerinden geçme ve alçaklarından yükselme ile her cüz'ünden bir menfaat.

Onun gibi insan âleminin dahi dört denizi bulunup. O. filozoflar demişlerdir ki: İnsana önce kendi nefsini bilmek lâzımdır. O ilâhî sevgi. büyük âlemin üçüncü denizidir. Çünkü Hak Teâlâ ezeli sevgisiyle: 'Ben gizli bir hazine idim. iç ruh ve dış bedendir. en büyük âlem olmuştur. büyük âlemin cevher vücuda gelmiştir. onun benzeri bu küçük âlemde de bulunmuştur. ona uydurulmuştur.' buyurmuştur. ondan dışta bulunan büyük âlemdir. onun isim ve fiillerini. Nitekim büyük âlemin. O cevherin dışından felekler ve unsurlar olan basit cisimler vücuda gelmiştir.Şimdi nefsi böyle müşahade eden ârif. görmüyorsun Cisminin küçük olduğunu sanırsın En Büyük âlem sende toplanmıştır. mülk âlemidir . Zira ki insan suretinde bir küçük âlemdir ki. büyük âlemin ikinci denizi olmuştur. ilk cevher. Ey aziz. âlemin yaratılma esası olduğunu duyurmuştur. Mevlâ'sını bilmiştir. malûm olsun ki. O cevherin içi ve dışı vardır ki. Çünkü büyük âlemde her ne var ise. Ona eşyanın hakikatleri ve mânanın incelikleri açık ola. melekût âlemidir ki. İnsan âleminin dört denizi: Baba sülbünde meni. cihanın iç ve dışına uygun olduğu hâkimâne bildirir. İç ve dışı ne hakikat ve yaratılışta. Yani sevgi. Yedinci Madde İnsanın iç ve dışının. ana rahminde nutfe. bilinmeyi sevdim. O. şuurunda değilsin İlacın senden. tecelli ve tasarruflarını âlemin içinde ve dışında bula. cihana can olup ebedi hayat bulmuştur. bu mânâyı eda kılmıştır: NAZM Devan sendedir. Huzur ve ünsiyet ile ebedî kala. Büyük âlemin dört denizi: Gizli hazine sevgisi. Büyük âlemi gönlünde görüp. Rabbine gönül yolundan dönüşle revan ola. melekût âlemi ve mülk âlemidir. Nitekim bir ârif. O. Nefsinden. Ta ki bu sanattan sanatkârını bilip. dört denizi bilinmiştir. ne özellikler taşımakta. içinden felekler ve unsurların hayatı hâsıl olmuştur.

bu bileşik cisimler vücuda gelmededir ki. onun ikinci denizi bilinmiştir. bu insan âlemine . Nutfenin iç ve dışı vardır ki. unsurlara ve dört tabiata aşağı analar denilmiştir. Nitekim Hak Taâlâ: 'Nun ve kalem. insan âlemi vücuda gelmiştir. ana rahminde bulunan nutfedir ki. onun dördüncü denizi itibar olunmuştur. melekût ve mülk âlemlerine tatbik olunmuştur. Nutfenin içinden ceninin his ve kuvvetleri hâsıl olmşutur ki. (kalem) ilk cevher. baba sülbünde olan menidir ki. Bunlardan üç bileşik vücuda gelmektedir. NAZM Aya nice bir devr ide bu çâr anâsır Kim ona ne evvel ola malûm ve ne âhir Kâh eyleyeler âlem-i tefridde seyran Kâhi olalar âlem-i terkibde sâir Tefridde çâr ola ve nâçâr ola devri Terkibe gelince se mevalid ola zâhir Bu cümle mezahirde ola muteber İnsanın ola cümle tufeylisi mezahir insan İnsan âleminin yaratılış mâyesi. Ondan bir hareketle ortaya çıkıp. buyurmuştur. Hak Taâlâ bize lütûyle duyurmuştur. Zira ki meni. baba sülbünde gizli iken. Yedi gezegen feleğine yüksek babalar. onun evvelki denizi bulunmuştur. İnsan âleminin dahi dört denizi bununla son bulmuştur. onun üçüncü denizi kılınmıştır. o. o. Büyük âlem. ana rahminde birinci cevher olmuştur ki. Yani (nun) gizli hazine sevgisi. büyük âlemin dördüncü denizi olmuştur. bir de yazdıklarına andolsun. Onun dört denizi bununla son bulmuştur. Birinci cevher. (yazdıkları) mülk âleminin müfredatı ve melekût âleminin mücerretleri olduğunu duyurmuştur. Bu babalar ve analar sürekli hareket kılmaktadır. Fertler ile mücerretler an an yazılmadadır. Dışından cüz ve uzuvları vücuda gelmiştir ki. iç ve dışı. doğanın can ve cismi olup. İlâhî kelimeler sonsuz olduğunu. Nitekim Kur'an'da: 'Allah'ın kelimeleri tükenmez. buyurmuştur.' (31/27). salt sevgi idi.' /63/1). bunlar kitabın kelimeleri benzeri hikmetle düzen bulmuştur. O yazılmadan.ki.

NAZM Nedir hikayet-i leylî ki doldu arsa-i hak Ne idi halet-i mecnun-u mest damen-i çak Şarab-ı aşk idi nuş etti hüsn-ü leylîden Zehi şarab-ı mustafa zehi piyale-i pâk Cemal ü aşk-ı hüdadan bulur bu mevcudât İlâhî ente ilahî ve la ilahe sivak Cihan mezahir-i sun'-u sıfat-ı Mevladır Bu seyr zevkin eder can-ı ârif çâlâk Velik mazhar-ı insan ki hâs mazhar odur Kıyas olunmaz ona gayri mazhar et hâşâk Felek-i mülkte yoğ insan misali bir cevher Hezâr bâr aradım onu bulmuşum derrâk Kemal-i illet-i gaiye nev-i insandır Delil Hakkı edersen taleb oku levlâk (Leyla hikayesi nedir ki.) . lakin insanın ortaya çıkışı ki. sensin İlah. Cihan. has mazhar odur. bulmuşum onu süratli idrak edici. delil istersen. Mülk feleğinde insan benzeri bir cevher yok. Arifin hareketli canı. Hakkı. insan türüdür. Görünen hiçbir şey ona kıyas olunmaz. yeryüzü doldu? Ni idi mest olmuş ve eteği parçalanmış Mecnun'un hali? Leyla'nın güzelliğinden içtiği aşk şarabıydı. Bu sebebin kemalinin gayesi. Mustafa'nın şarabı ne hoş. oku 'levlak' hadisini. Binlerce kez aradım onu.hizmetçi ve dalkavuk olmuştur. pâk piyale ne hoş! Güzelliği ve aşkı Hüda'dan bulur bu varlıklar. bu seyr zevkini eder. Mevla'nın sanat ve sıfatlarının tezahürüdür. ilahî. senden gayri ilah yok.

Sekizinci Madde İnsan âleminin âhiret âlemine çeşitli yönlerle benzerlik ve ortaklıklarını bildirir. kötü ahlaktır. şirk ve hevadır. dördüncü hazımdır ki. Kabir nuruna misal. Kabir karanlığına misal. Sırata misal. Hesap. babanın mesane yoludur. Münker ve nekire misal. Cesetlerin haşrine misal. malûm olsun. gıdanın hazmıdır. kendini bilmektir. Sura misal. muhabbet şarabıdır. onda nimet türleri olan his ve kuvvetler ile hayat ve can bulur. nutfe cevherinde hâsıl olan felek konumlarının tesirleridir. insanın güzellik ve cemalini görüp. insan âlemidir. vehmetmedir. fikretmedir. fercin içidir. Sırata misal. İsrafil'e misal. uykudur. Mezara misal. amel defterine misal. Kabir nimetine misal. halis kan vücut bulur. Berzaha misal. Şeytana misal. Cehenneme misal. ölüme misal. Cennet-i . Mahşere misal. beka âleminin giriş yeri olan ölüme misal. Cehenneme misal. meni onda toplanır. ikinci hazmdır. İlâhî aşktır. kitab ve mizana misal. Kabir azabına misal. üçüncü hazımdır ki. sadık rüyadır. Melekûta misal. menî hâsıl olur. nazarî akıldır. Cennete misal. Zebanilere misal. Birinci. yerin diyarına hayran olur. hafıza kuvvetidir. babanın sülbüdür ki. kendini bilmemektir. Kevsere misal. ondan doğmaktır ki. rahimdir ki. Bir benzerliği budur ki. İtiraz ve şikayettir. müşterek histir. Hak'dan gaflettir. tedbir ve ihtiyardır. yani insan âleminin bekâ âlemine bir benzerliği budur ki. İkincisi neşveye misal. ki. insan boğazıdır. Acıklı azaba misal. Ey aziz. Maşheşe misal. göğsün içidir. ananın nutfesidir. Mizana misal. Kevser havuzuna misal. Masivayla şuğullanmaktır. Bedenin yok olmasına misal. ârifler demişlerdir ki: Peygamberlerin (selam onlara olsun) rumuzlarının bir münasebeti. rüyadır. tabiat zindanıdır. Zira ki hep edip eyleyen bir Mevla'dır. Mevla'ya kavuşmaya misal. gönül huzurudur.

turbanın alları gibi aşağıya doğrudur. O Hak'ka ulaşıcıdır. insanın başı ve yüzüdür. ilim sütü. bedenin his ve kuvvetleridir. fâni olmaktır. Hak Taâlâ'nın misali olmaz ki. Allah'ın misilden münezzeh olduğunu duyurmuştur. kadınların saçıdır.'(42/9) buyurmuştur. hayal kuvvetidir. toplulukta halvettir. insan ruhuna misal ola. güzel ahlaktır. Büyük arşa misal. dimağın tamıdır. rıza balı ve aşk şarabıdır. Dört nehre misal. arş üzerine hükümrandır. BEYT Ebediyet nimeti helâldir Elini ve dudağını dünya nimetlerine sürmeyene Mevla'ya kavuşmaya misal. Levh-i mahfuza misal. Nitekim Kur'an'da: 'Hiç bir şey onun misli olmadı. kâmil insanın sırrıdır. ilim suyu. Ebedî nimete misal. BEYT Gönül tahtı mamur ve hevadan pak oldu Rahman olan Allah. Süslü tubaya misal. Geniş kürsiye misal. düzenli beden uzuvlarıdır.âlâya misal ârifin kalbidir. çoklukta teklik bulmaktır ki. Kaleme misal. Sidreye misal. NAZM Ey gönül sendedir ol kaf-ı kanaat sende Sendedir akl ü edeb nutk ü belagat sende Sendedir baht-ı âla necm-i saadet sende Sendedir ilm-i ledün remz-i beşaret sende Sendedir sırr-ı Hüda bâr-ı emanet sende Sendedir genc-i nihan ayn-ı keramet sende . hakiki fakrı bulup. Onda olan yerde ve gökte bulunan meleklere misal. ayaklar ve parmaklar. Huri ve gılmana misal. hâfıza kuvvetidir. Tuba ağacına misal. Zira ki eller.

Akıl ve edeb. sende nihayet buldu. Sendedir aşk ile can. büyük âlem sensin. Zabt ile rabt ve emre itaat sendedir. sen de feragat eyle. Müjde remzi ve ledün ilmi sendedir. Hüda'nın sırrı ve binler emanet sendedir. Sende bunca feraset varken özünü tanı. Kararlar. Gafil olma.Sendedir dürr-ü kan-ı kerem zât-ı hidayet sende Sendedir hamr-ı ezel sekr ü feragat sende Var iken tanı özün bunca feraset sende Sendedir nur-u Hüda lütf ü inayet sende Hâsılı sendedir ol gayet-i gayet sende Sendedir dürlü hüner dürlü maharet sende Sendedir zabt ile rabt emre itaat sende Sendedir hulk-ı cihan cümle imaret sende Sendedir bahr ile ber cümle vilayet sende Bu cihan varlığı hoş buldu nihayet sende Varlığın aşka değiş eyle ferağat sen de Sendedir dûzih-i sûzan dahi cennet sende Sendedir iki cihan mülkü tamamet sende Gafil olma gözün aç âlem-i kübra sensin Sidre ü levh üalem arş-ı mualla sensin (Ey gönül. o gayelerin gayesi sendedir. güzellik ve melahat. Saadet yıldızı ve yüce baht sendedir. o kanaat dağı sendedir. türlü maharet sendedir. Hidayet verici zat. Hüda'nın nuru. Varlığını aşka değiş. sekr ve feragat sendedir. levh. İki cihan mülkünün tamamı sendedir. gözünü aç. Bu cihan varlığı. Hâsılı. kalem ve arş . Cihanın halkı ve bütün imaret sendedir. denizler ve bütün beldeler hep sendedir. Türlü hüner. Ezel şarabı. lütfu ve inayeti sendedir. Cehennem ateşi ve cennet sendedir. Keramet pınarı. konuşma belagati sende. Sidre. kerem ve kâm incisi sendedir. gizli hazine sendedir.

bağırsaklar. safra. karaciğer. Bedenin his ve hareketi. husyeler. Dimağ (beyin): Yumuşak ve bağımlı bir cevherdir ki. bu sayılandır ki: Dimağ.) 45-BÖLÜM:045: ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Muhafazası lazım olan cânın bileşik uzuvlarının mahiyet. dimağın anası olan zardan ve kafatasına bitişik olan zardan bileşmiştir. O. Dimağın yapısı bir üçgene benzer ki. Gözler: İkisinden her birisi yedişer tabakadan ve üçer rutubetten bileşmiştir. muhafazası vâcib olandır. insan bedeninin sıhhatinin esaslarını. mide. diyafram. bazı münferit gıda ve ilaçların tabiat ve hükümlerini. böbrekler. Birinci tabaka. yer ve menfaatlerini. Birinci Madde Ruhun. kulaklar. Ey aziz. mesane. akçiğer. . yer ve menfaatlerini bildirir. dil. Bunların hepsi. tabibler demişlerdir ki: insan bedeninde bulunan canın bileşik uzuvları. iki kenarı ile kuşatılmış olan açıları başın arka nahiyesinde kılınmıştır. onun tabanı başın ön tarafında. dalak. kalb. gözler. Toplamı. sert sinirler vasıtasıyle bulunmuştur.sensin. atar ve toplar damarların özünden. göğüs. bazı yiyecek ve meyvelerin fayda ve faziletlerini. beden hisleri yumuşak sinirler ve uzuvların hareketleri. Hikmetleri yukarıda bilinmiştir. muhafazası lazım gelen bileşik uzuvlarının mahiyet. on tabaka demekle bilinmiştir. rengi beyaz bulunmuştur. kamış ve kadınlarda rahim ve memelerdir. malum olsun ki. dimağ ile tamamlanmıştır ki. insan vücudunu ısıtan ve güzelleştiren bazı elbisenin şekil ve renklerini onbir madde ile bildirir.

Bunun menfaati. bundan sonra camsı rutubettir ki. altında olan tabakanın rengiyle renkli kılınmıştır. Yürek: Kozalak şeklinde koni bir cisimdir ki. akciğerden yüreğe ferah hava gelmiştir. Onun iki karıncığı vardır ki. Rengi kırmızı nar bulunmuştur. kariniyyedir ki mültehimeden sonradır. salbeyidir ki. yemeğin tadını almak. havaya temas eden tabakadır. O. meşimiyedir ki. atar ve toplar damarlar ile hassas sinirden ve yemek borusuna bitişik olan zardan bileşmiştir. atardamarların bitiş yeri olmuştur. Menfaati. lokmayı çevirmek. Mültehimenin altında. sağ karıncığı. Menfaatleri. hepsinden sert ve göz kemiğine bitişik bulunmuştur. tepesi sol tarafta konulmuştur. camsı rutubetten sonradır. Onun sol karıncığı. Bu tabakaların faydaları uzun bir zeyl olduğundan. yürekte doğan tabii hareketten bedeni revaçlandırmak bilinmiştir. Lakin zarının az bir hissi vardır. O. kendi zatında hissizdir. İkinci tabaka. ya siyah veya şehlâdır. erimiş cama benzer. az kan ve çok ruh ile dolmuştur. Kulaklar: İkisinden her birisi sadece et. hassas ve hareketli sinirden . Akciğer: Kırmızı gül renginde olan etten ve kendi borusunun kıkırdaklarından ve yürekten biten atar damarlardan bileşmiştir. şeffaf ve berraktır. O. Diyafram yani göğüs perdesi: Sağlam et. Üçüncü tabaka. latif et ile sert zardan bileşmiştir. renksiz yaratılmıştır ki. Dil: Et. ayniyyedir ki. sesi kabul etmek bilinmiştir. rengiyle benzeşmiş zehradır. Ayniyye tabakasından sonra beyaz rutubettir ki. onlarla yürekten akciğer tarafına gıda gidip. Yedinci tabaka. Beşinci tabaka. tabanı göğsün ortasında. ona benzemiştir. kelamı eda etmek ve yutmayı tamamlamak bulunmuştur. O. tabii hareketin menbaı bilinmiştir. Onun kanalları vardır ki. şebekiyedir ki. kıkırdak ve hassas sinirden bileşmiştir. Ya sarı veya mavidir. Akciğer.mültehimedir ki. kısa geçilmiştir. az ruh ve çok kan ile dolu olmuştur. altıncı tabaka.

Safra: Karaciğere yapışık yaratılmıştır. birine eğri. Karaciğer: Et. üstü göğüs diyaframına yetişik. Bunun menfaati. sağ tarafta uygundur. Karaciğer ki. safra (öd) kesesi kılınmıştır. etli yaratılmıştır. Bunun rengi. birine oniki parmak. etsiz kılınmıştır. et. karaciğere benzer bulunmuştur. kan üretmek bilinmiştir. Mide ağzı. altı. Dışı. Bunların menfaatleri artık gıdayı atmak bilinmiştir. Sinri. Yeri. O. atar ve toplar damarlardan bileşmişlerdir. zarının hissi çok bulunmuştur. Bir cüzüne yemek borusu. Bunun menfaati. et ve atardamarlardan bileşmiştir. içi mideye mutabık. bağır kemiği bitiminde son bulmuştur. donmuş kana benzetilmiştir. Bunun yeri. az kırmızı olan sert et ile çok yağdan ve . leğen kemiğine ulaşık bulunmuştur. Bunun kendi zatında hissi olmayıp. Bunun yeri. birine tutucu. Böbrekler: İkisinden her birisi. birine kolon ve birine düz denilmiştir. üç cüze bölünmüştür. Bunun menfaati. sinir. Yemek borusu. ağızdan gelip. Bunlar sayıca yedidir ki. Kendi zatında hissi olmayıp. arka kaburgalara bitişik. Bunun menfaati. birine mide ağzı ve birine mide dibi denilmiştir. gıdayı hazmetme bilinmiştir. sol tarafta. arka kaburgalar ile midenin arasında tayin olunmuştur. Mide dibi. makat halkasına bitişiktir. yağ. Mide: Yumru bir organdır ki. birine kapakçık. safrayı. Siyah köpüğe kese bulunmuştur.bileşmiştir. uzuvlara gıda vermek için. Rengi. göğsün yayılması ve büzülmesi bulunmuştur. Bağırsaklar: Katlanmış hassas sinirsi cisimler bulunmuştur. zarı hassas kılınmıştır. Düz barsak. O. kandamarlarının bitişik yeri bulunmuştur. Midenin menfaati. karaciğerden çekmek bilinmiştir. birine ince. yemek borusu bitimindedir ki. atar ve toplar damarlar ile kendini örten zardan bileşmiştir. Dalak: Boğumlu bir cisimdir ki. göbeğin üstüdür. atar ve toplar damarlardan bileşmiştir. o ödü karaciğerden kendine çekmek bilinmiştir.

sınıf sınıf imaretlerle tamir edip güzelleştirmek. yukarıda uzuvların hikmeti bahsinde bilinmiştir. Menfaati. Menfaati. ciğerden idrarı çekip. Mesâne: Damarlar ile katlanmış sinirsel bir cisimden ve atar damarlardan bileşmiştir. makat ile kasık arası bulunmuştur. (İnsanı en güzel biçimde yaratan. çok sayıda atar ve toplar damardan bileşmiştir. meniyi pişirip. göbek ve mesâne arasında kılınmıştır. beden ilmidir . sırtın altında kılınmıştır. dibinde iki husye konulmuştur. mesaneye akıtmak bilinmiştir. Menfaati. Yeri. malum olsun ki. kanı pişirmek ve süt oluşturmak bilinmiştir. Husyeler: İkisinden her birisi. bâri ve hâlik olan Allah münezzehtir. Menfaati. sinenin dışında. Yeri. dışını ve içini türlü kemallerle süsleyip. Kadın memeleri: İkisinden her birisi yumuşak et. Ey aziz. oluşturmak bulunmuştur. musavvir. Bunun yeri. beyaz yağ. hakîm. hepsinden daha önemli ve lüzumlu bulunmuştur. tabibler demişlerdir ki: Tıb ilmi. düz barsak. ferce ulaşıp. Menfaatleri. Böbrek ki. nutfeyi çekme ve cenini koruma bulunmuştur. İşte böyle sanat şaheseri bir binayı. zarının hissi çok bulunmuştur. kadınlarda yaratılmıştır. Bu sanatları hayretten nice yüz ibret alınmıştır. yağlı beyaz etten ve çok sayıda atardamardan bileşmiştir. Menfaati. Rahim: Sinirsel bir cisimdir ki. Kamış: Az etten. onun kendi nefsinde hissi olmayıp. Yaratıcıların en güzeli Allah ne yücedir!) İkinci Madde İnsanın beden sıhhatinin korunması esasları olan mizacları bildirir. idrarı toplama ve dışarı atma bilinmiştir. güzelleştirmek. müşahede kılınmıştır.atar damarlardan bileşmiştir. çok sayıda atar ve toplar damarlardan bileşmiştir. Bunun yeri. Onun boynu uzun olup.

Her şahsın kendine mahsus olan mizac ve kuvveti hasebiyle ömrü müddeti ve mukadder eceli bulunan tabii ölüm ancak budur. Hak'kın yardımı ile vücut sıhhatine malik olabilir. beden sıhhati bir büyük nimettir. Şu halde bu tabii hararet. O îrâdı noksan bulur ki. Mevla'nın marifetine nail olur. ecele varıncaya dek. Tedbir ve ilaca ihtiyacı kalmayıp. o rutubetle mümkündür ki. Özellikle zaruri iş bulunan tabii ölümün vakti geldiğinde. bol vakit bulup.ki onun nazarisi ve amelîsi haddizatında iki ilimdir. gıda hazmı da zayıf olur. âfiyet bulur. tedavidir. Birinci ilim. Vücudu korumak saadettir. fazlalarını atan sıcaklığa yakındır. Bu durumda sıhhati korumanın gayesi budur ki. Sıhhati korumanın kaidelerini bili. Zira ki bedenin oluşum ve bekası. gençlik ve kuvveti baki edemez. rahat bulur. Şu halde 'Marifetnâme' de ancak sıhhati korumanın kaide ve esaslarını yazmak ve açıklamak lazım gelir. hıfsızsıhha. Cismine illet ârız olmayıp. Mevla'yı tanımaya meşgul olasın. . Çünkü vücudunun sıhhatini koruyan akıllı kimse. selamet kalır. Ta tabii rutubet yok olduğunda. amel eden kimse. fırsat elde iken onu koruyasın. Her şahıs. Ta ki. Din ve dünya ehline devlet serayesidir. bu hararet dahi azalıp. eğer o îrat olmasaydı. o devlet ve saadetin kadir ve kıymetini bilip. önce mizacları bilip. sıhhati koruma ve ikincisi tedbir-i illet. en uzun ecel olan yüzyirmi sene yaşına gidemez. Kadir ve kıymetini bilip. O halde bedene dahi gün gün zaaf ve noksan gelir. Ömrün oldukça sıhhat ve âfiyette kalasın. o maddesi olan tabi rutubeti ayrıştırarak. bu beden oluşum müddetinde beka bulmazdı. o nu bir kimse tehir edemez. Lakin mütahassıs tabib olsa bile. tabii hararet dahi söner. onu gıda edip. Halbuki. o rutubet az kaldığında. Allah ile dolup. onda zaruri sebebleri. kaide ve erkanıyle âmil olmak hoş ganimettir. açık sebeblerle bedende bulunan tabii rutubeti bozulmaktan korumak ve fazla ayrışmadan koruyup.

yağ ve iç yağdır. nabzın fazla hareketi. uyanıklığın çokluğu. Altıncısı infial keyfiyetidir ki. bunun zıttı bedenin soğukluğuna alâmettir. uykunun çokluğu bedenin soğukluk ve rutubetine. o bedenin soğukluğuna telalet eder. ayak ve kemiklerin büyüklüğü. Buğday rengi. itidale alâmettir. onun beyazı. damarların dışta oluşu ve kalınlığı. . Kırmızılığı. göğsün genişliği. soğukluğuna ve balgam çokluğuna alâmettir. beden rengidir ki. bedenin soğukluğuna alâmettir. Bedenin mizacları. kendi itidaline. İkisinin itidali bedenin itidaline alâmettir. Sekizincisi uyku ve uyanıklıktır ki. bedenin rutubet ve hararetine. sadece yağ ve içyağın çokluğu. yavaşlığı soğukluğuna alâmettir. hararet ve kuruluğuna alâmettir. fiillerinde olgun olan tabiat. azlığı kuruluğuna alâmettir. el. dört çağdan her yaşı. hararetine ve kan üstünlüğüne alâmettir. Siyahlığı. Dördüncüsü. Beşinci. hararetine alâmettir. sıhhat ve âfiyette gönül safasıyle ömrünü tamam eder. Bunların çokluğu bedenini rutubetine. onun keskin kokulusu ve sağlam renklisi bedenin hararetine. Yedincisi tabii fiillerdir ki. uzuvların yapısıdır ki. Dokuzuncusu büyük abdesttir ki. Bu uzuvların zıt olması. Sarılığı. Mesela soğukluk keyfiyetinden süratle müteessir olmak. kedi gereğince koruyarak.dışarıdan bir zarar isabet etmezse. hararetine ve safra üstünlüğüne alâmettir. İkincisi: Et. Fakat etin çokluğu. yavaş bulunan hararetine alâmettir. eksik veya bâtıl olan soğukluğuna. bedenin rutubet ve soğukluğuna alâmetidir. on alâmetle bilinmiştir. Zarurî sebebleri altı adet bulunmuştur. soğukluğunun ifratına ve siyah köpük üstünlüğüne alâmettir. İkisinin bileşimi. süratli infial hangi keyfiyetten olursa beden dahi o keyfiyette olduğuna delalet eder. Tabiat sürati hararetine. bedenin hararetine alâmettir.

ağız kuruması. Tıpçıların tecrübe ile bildikleri bunlardır. kusma çokluğu. düşte ateş görme ve uyanınca ağız ekşiliğidir. Birinci sebeb: Bizi kuşatan havadır ki. vakar ve haya çokluğu soğukluğuna. kalp zaafı rutubetine. ruha . cür'et ve hiddet. deri yumuşaklığı. Üçüncü Madde İnsan bedeninin sıhhatini koruma kaide ve esaslarından olan altı zarurî sebebi bildirir. onların kuvvet. Sayılan bu on alâmetten başka insan bedeninde olan dört karışımdan her birinin ziyadeleşme ve galebesinin nice almetleri vardır ki. durgunluk. bu söyleneceklerdir: Kan üstünlüğünün alâmeti. tabibler demişlerdir ki: Bedenin oluşum bekasının zarurî sebebleri altıdır. burun ucu kuruması. hissizlik. Balgam üstünlüğü: Beyaz renk. iştah zayıflığı. malum olsun ki. çabuk bitişi rutubetine alamettir. yüz yarılması ve burun kanamasıdır. kelamda sürat ve çokluk bedenin hararetine. tükürük çokluğu. Gazap ve şiddet. dil sertleşmesi. Ey aziz. hislerin bulanıklığı. dil kızarması. şiddetli susama. yavaş hissi bedenin soğukluğuna alâmettir. geğirme. uyanma anında ağız tatlılığıdır. onu teneffüs edip. akciğer içinde ruhun dumansı buharı olan fazlalıklarını nefesin itilmesiyle çıkarıp. uyanma anında ağzın tuzluluğudur. çok uyuma. baş ağrısı. sürat ve çokluğu bedenin hararetine. çıban ve basur çıkması. hazım zayıflığı. Rüyada kızıl eşya görmek.Onuncusu nefsânî intikallerdir ki. Safra üstünlüğünün alametleri: Renk sarılığı. sallanma. korkaklık ve ürkeklik onun kuruluğuna alâmettir. susama azlığı. esneme. Devamlılık ve sebatı bedenin kuruluğuna. vurdumduymazlık. göz sararması. Her şeyi en iyi bilen Allah'dır. deri soğukluğu. rüyada su ve kar görme.

Hareket ve sükunun ifratı bedeni soğutur. gece ve gündüzü. sıcaklık ve soğukluğu değiştirmekle hastalıkları çoğaltıp. karışımları hareket ettirmekle bademcikleri şişirip. yavaşlık ve süratte muhtelif olduğundan. ferah ve lezzet sırasında bulunduğu gibi. İkinci sebeb cismani sükun ve harekettir. Bu nefs hareketi. Kış mevsimi. Bu durumda ruh.itidal vermek için zorunlu olmuştur. kötü duman ve rüzgârlarla değiştiyse. Bedenin oluşum bekasını ve vücut sıhhatini koruyucu bulunmuştur. kanı çoğaltma ile maddeli hastalıkları ortaya çıkarır. ya bedenin dışına defaten hareket eder. Sonbahar. rutubeti ayrıştırma ve kalbi ısıtma ile susuzluk ve hareketi ortaya çıkarır. mevsimlerin en sıhhatlisidir. madem ki hali üzere safî ve mutedil kalıp. Eğer hava. zaaf ve kuvvete. hüzün ve keder vaktinde bulunduğu gibi. yeme ve içmeyi düzenler ve hazma yardım eder. hükmü dahi değişmiş bilinmiştir. yaz mevsimi. ruh ile kanın hareketiyle olur. şu halde dört mevsimin her biri. Veya ruh bedenin içine defaten hareket eder. kendine uygun olan hastalığı verip. Bu beden hareketi. Hacalet zamanında bulunduğu gibi. Veya tedric ile hareket eder. safrayı çoğaltmakla hastalıklar verip. meyveleri çoğaltma ile kanı azaltır. İlkbahar. Üçüncü sebeb: Nefsanî hareket ve sükundur. Hayat ve sıhhat için en uygun ve en latif ve en tatlıdır. Zayıf ve yavaş olan çok hareketin tesiri. onun aksi bilinmiştir. balgamı çoğaltma ile hastalıkları verip. sevdayı çoğaltır. Veya yavaşlıkla hareket eder. Ruhun bu anılan hareketlerinde . Korku ve ürperme halinde olduğu gibi. Gerçekten. Hareketin itidali. başın maddelerini sıkma ile nezle ve öksürüğü ortaya çıkarır. az ama çok kuvvetli ve süratli hareketin. Bu mevsim. şiddetli gazap halinde olduğu gibi. Bu hava. Veyahut iç ve dışa ard arda hareket eder. zıttını giderir. bedeni ayrıştırmasından ısıtması daha çok bulunmuştur. azlık ve çoğunlukta. piş rüzgârlar ve çirkin dumanlarla karışmamıştır.

bedenin dışı. Onun için beden. bedeni ziyadesiyle rutubetlendirir ve soğutur. dalağa zarar verir ve üzüntüyü artırır. O. Zira ki. bedeni ısıtır. bedenin ısınması kanın hararetindendir. o halis gıdadır. o has gıdadır. bedene ya keyfiyetiyle tesir eder ki. Eğer uyku. Zira ki. Elam gibi. o halis ilaçtır. soğutucudur. maddeyi ayrıştırarak tabii rutubetle açlığı verir. Dördüncü sebeb. Veya hem keyfiyeti hem suretiyle tesir eder ki. Gündüz uykusu dahi iyi değildir. rengi bozar. soğukluğu üzere kalır. uyku sükuna benzer. hem keyfiyetiyle tesir eder ki. bedeni soğutur. Bu durgunluğun ifratı. kendi hararetiyle yemeği hazım içim beden içine yönelip. Veya sadece suretiyle tesir eder ki. Eğer gündüz uykusu itiyat olunup. Zira ki uyku halinde. o. Veya hem maddesiyle hem suretiyle tesir eder ki. Sekmoniya gibi. Soğuması.bedenin üzerine hareket olunan tarafının suhuneti ve kendisinden hareket olunan tarafın soğukluğu lazımdır. Gıda ise kâh latif. terki caiz olmaz. onu hazmedip. dimağı zayıf. eğer onun özelliği bedenin mizac ve hayatına uygun ise tiryaka şamildir. uyanıklık harekete benzer. ikinci tabiat bulunduysa. özelliği olan gıdadır. hazmı bozuk edip. Veya hem maddesiyle. uyurken uyanıklık halinden ziyade örtünmeye muhtaç kalır. Bu hareketin ifratı helak edicidir. azlığındandır. Ya salt maddesiyle tesir eder ki. o. Uyku ile uykusuzluk arasında tereddüt dahi kötü olup. kâh kalın ve kâh orta olur. şaşkınlık ve eleme sebep olur. Eğer hazmı kabil olmayan gıdayı veya karışımı bulduysa harareti hareket ettirmekle onu neşredip. Eğer muhalif ise. Ancak yavaş yavaş terki gereklidir. ruh. özel etkisi olan ilaçlar böyledir. Gece uykusuzluğunun çokluğu. ruhun girmesiyle beden içinde hazmı kabil gıda bulduysa. o. öldürücü zehir gibidir. bunların her birinin bedene . Uykunun ifratı. uyku ve uyanıklıktır ki. Beşinci sebeb yiyecek ve içeceklerdir.

Bunda . Meğer ki o istifra olunan kan ve safraya üstün olan balgam ve sevda gibi soğuk ve kuru ola. İlkbaharı kan aldırma. her hareketi itip. fenalığı önler. tabii harekete takviye verip. kusmaktan. Hıyar. ile karşılayıp.gıdası ya çok olur veya az olur. et ve keşkek gibi çok sıcak gıdaları seçe. rutubet. gıdayı yumuşatmak ve pişirmek için ve onu dar yollara geçirmek için kullanılır. Altıncı sebeb istifra ve hapsetmedir. soğuk içeceklerden. bunların mutedili cisme faydalı ve sıhhati koruyucudur. Ancak ârif ve âgah olan hepsini Allah' dan bilir. baş açmaktan. sayılan altı zaruri sebebi tedbir ile gözete. safrayı mahveden latif soğuk gıdaları yiyip. Bu mevsimde ani ve kuvvetli hareketler bedene faydalıdır. tatlılar. yaş meyve yemekten. bedeni soğutur ve boşaltır. nar gibi teskin edici maddeleri yiye. Sonbaharda çok cimadan. İfrat derecede hapsetme. gıdayı azaltma ve elbiseyi hafiflete. beyaz elbise ve soğukluk veren keten giye. gölgeye sığınma. vücudunu gözetme gerekli iştir ki. Ama kuşatan havayı gözetmek önce gereklidir. Kış mevsimini kürk ve kalın giyeceklerle karşılayıp. Soğuk su ile gül suyu yüze çarpılsa. Mutlak su basit olduğundan bedene gıda olmaz. ancak o. kokuşma. İstifranın ifratı. kan kanallarını doldurur. bedeni rutubetlendirir. soğuk su ile yıkanmaktan ve bütün kuru şeylerden kaçınıp. kavun ve karpuz gibi rutubetli meyveleri seçip. O surette ifrat derecede istifra. iştah kesilmesi ve ağırlık yapar. Dördüncü Madde Altı zaruri sebebden üç sebebin tadillerini bildirir. Kuvvetli hareketler. Kavrulmuş şeyleri kullanıp. malum olsun ki. kusarak istifra ede. her ısıtan ve boşaltan gıdadan sakına. Yaz mevsiminde hareketsizliğe devam. sıcak hamamlar gibi sıcaklıklardan kaçınıp. gecenin soğuğundan ve öğle sıcağından sakına. tıb bilginleri demişlerdir ki: Sıhhati koruma. Ey aziz.

Şu halde eğer o fazlalar terk olunup. Bütün maddi hastalıklardan emin edip. o . ona iltifat kılmaz.kusmak. Hiç bir gıda yendiği şekilde bir uzva cü olmaz. hiçbir hazım yanında bir fazla kalmaz. İfrat ola odur ki. gıdaya muhtaç olmakla. O fazlanın atılmasına. kuruyup rutubeti gider. tabiat fırsat bulduğundan. ya pörsütür. fazlalıklarının öyle bir derece izale eder ki. Eğer o toplanan madde istifra olursa elbette beden o tedaviden incinir. Mutedil hareket odur ki. mizaci hastalıkların çoğundan uzak eder. bedene keyfiyetle zarar verir. bedene yararlı olan karışımı dışarı çıkarmaktan hali değildir. Zira ki istifra edilenin çoğu zehirlidir ki. ya soğutup yahut sıcaklığını söndürür. kabızlık hastalıklarını verir. karaciğer ve damarlar içinde hazm olunup. onunla yüz rengi kızarıp. Cismanî hareket ve sükunda itidal: çünkü bedenin içinden ve dışından bulunan sebebler ile daima ondan ayrışan cüzlere bedel. Bu riyazetlerin vakti. rutubetleri ayrıştırma ile sinir ve damarlara metanet verir. uzun müddetle çoğalırsa. Veya kemiyeti ile zarar verir. Halbuki riyazet adı verilen beden hareketi o fazlalıkların doğurduğunu bile men eder. istifra olunsa da zararlıdır. Yani akşam yemeği. gıdanın alınması ve hazmının tamamlanmasından sonradır. kuvveti zayıf edendir. Zira ki beden hareketi bütün uzuvları ısıtıp. onda bir fayda kalmaz. ama o hareketler ki. deride damar ortaya çıkar. Şu halde biriken fazlalıklar terk olunsa da. Hangi uzvun mutedil hareketi çok olursa. Yani bedeni ya ısıtır. Yani kan kanallarını kapatıp bedene ağırlık verip. onda kanın akışı çoğalır. beden gıdasız beka bulmaz. son yemeğin vakti geldiği zamandır. o kadar madde toplanır ki. Mafsallara sertlik verir. onu gıdayı kabul edici eder. Eğer mutedil hareket açıklanacak zamanlarında yapılırsa o bir riyazettir ki. mide. onunla bedene hararet gelip. cisme sürur ve hafiflik verip. belki dört hazmdan her birisi yanında gıdadan bir farzla bir lahza kalır ki.

Mağlup olan gamlı ve gazaplıdır. Zira ki. Bu. titreme. hareket etme kuvvetinin adaleyi hareket ettirmekten aczi sırasında hâsıl olur. Eğer ovmak sert hırka ile olursa. Mutedil olan at binme güzel bir beden riyazetindendir. Şu halde dimağın riyazeti aksırmak olur ki. beden gayet faydalıdır. gam ve gayretten meydana gelir. Onda yavaşlıkla başlayıp derece derece sesi yükseltmek rahattır. zihin karışıklığı. o hareketle tabiat. Elin riyazeti. Mesela elin hareketi. Özellikle o hareketin türünde ziyade kuvvet bulur. o yel onlardan ayrılsa. Gemiye binme. Kulağın riyazeti güzel sesler ile leziz nameleri dinlemektir. kanı derinin dışına çekip. onunla adaleler ve onlara yapışık olan deri hareket eter. Tak ki. nefs onda ferah ve elemi ardarda toplayıcıdır. onda olan galiz balgamı veya göğüse isabet eden şiddetli soğuğu ondan atar. . Göğüsün riyazeti okumadır. eğer onda kusma gerekirse. hıfza devam edenin hafıza kuvveti kuvvet bulur. Bağlanılmış iple (salıncak) sallanmaktır. Çünkü her uzvun bir özel riyazeti olur. galip olan sevinçli ve neşelidir. tutması ki.uzuv dahi kuvvetli olur. bu riyazetten sayılır. o. yakalamak ve ayağın riyazeti gitmektir. yük taşımada çok olsa. onda bulunan ezayı ve onu genizden bitişen habis rüzgarları iter. onun kuvveti eşyayı itmede ham ellerden ziyade olur. karışımları hareket ettirici ve mideye faydalıdır. o hareketle tabiat. Gözün riyazeti. öksürüktür ki. Bedeni ısıtmasından ziyade ayrıştırandır. güzel eşyaya bakmaktır. Nitekim. İstiska ve cüzzam gibi müzmin hastalıkları def edicidir. Nitekim. Uzuvların ihtilaç (seğrime) illeti bir galiz rizgardır ki. Uzuvları ovma dahi. Akciğerin riyazeti. Zira ki. gazap. Belki her kuvvetin şanı uzvun hareketi gibidir. top ve çevgan oyunu nefislerin ve bedenlerin riyazetidir. rengi kırmızı görünür. Müsabaka dahi nefs ve bedenlerin riyazevtidir. korku. at sırtında mutedil gitme gibidir. Normal ovma uzuvlara kuvvet verip. ifratı zahmet verir.

azlığı humut ve itadali iffettir. yağ kuruması. nice akran ve yaranı vasıflarını saysa. o sevdadan vazgelir. sevgilinin şekil ve şemalini aşırı derecede güzelleştirme ile fikretme ve düşünmeye yapışma ve devam etmedir. ona mecezi aşk derler ki. nefse izzet. Bunun alameti renk sararması. âşık olduklarından başkasından onları yüz çevirttirir. azı cüben ve itadali şecaattır. Bu âşığın gözünün hareketi güleç ve sevinçlidir. Eğer bir tabib onun nabzına el basıp. düzensiz olur. hangi isim il enabzı değişip. aşk onun tabiatına tahi istila edip. Çoğunca o fikir ile cima. sesi hazin gelir. ona sevgilisini kötüleme ve buğuz etme ile ilaç verilir. nefse lezzet ve iki cihanda rahat ve selamettir. Mesih ona tabib olsa bile . beden zaafı. Bu mutedil hareket bedene sıhhat. BEYT Aşka feda olana ilaç yoktur. aşka delilik ve sevda deme bu hastalıktan kurtarır.Nefsani sükûn ve hareketin itidali gerçekten ruh hareketlerinin kaynağı onun kendisinde olan gazap ve şehvettir. Eğer dinlemeyi terk ve cimayı çoğaltma ile acilen ilaç olunsa. dünya ve diyaneti korumaktır. göz morarması bilinir. Ancak onu küçümseme ve alay etme. Bu aşkın sır ve sebebi. şehveti dahi bulunur. Eğer. o akıllardan ise. az uyumaktan seherlerde uykusuz kalır. Şere nefsin istilasi ile aklı yendi ise. Eğer ona sevgiliye kavuşma meşru yol üzere mümkün değilse. Gazabın aşırısı tehevvür. helak olur. sanki bir leziz nesneye bakar gibidir. O bir hastalıktır ki. Şehvetin aşırısı şere. İçiah ile. Ona kavuşma gibi ilaç olmaz. nasihat kabul edip. yüzünün rengi değişirse o ismi. Bu mutedil hareket bedene sıhhat. çoğunlukla gençlere ve bekarlara ârız olup. mal-i hülyanın bir türüdür. Onun tavır ve halleri. onun sevgilisi olduğunu bilir.

onu ısıtıp. birinci hazımda mideye yardımcı ola. gıda. karaciğerin harareti onu ısıta. maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. o. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan. Eğer midesi zayıf olan kimse yemek hazmına uyku il yardımcı olursa. ömrünün sonuna dek sıhhat afiyetle gide. süresi mutedil ola. itidal bulur. karaciğer mide üzerine yorgan gibi örtülüp. ikinci hazımda bulunma. sağ tarafa eğit olan mideye karaciğerin çekmesi ile kolay olup. Ta ki. yani yirmidört saatte . önce yarım saat kadar sağ tarafı üzerine yatmak lazımdır. kuru gıdalarla uykusu hafif olup. Sonra yine iki saat kadar sağ tarafı üzerine yatıp uyumak gerektir. Kimin ki uykuda terlemesi sebebsiz çok olur. uyanıklığın terletmesi. maddeye ziyade üstün olur. maddeye ziyade üstün olur. maddeyi ayrıştırır ve akıtır. Ta ki ikinci hazm içi karaciğer gıdanın inişine yardım ede. maddenin rutubetini istila bakımından daha çoktur. Tak ki. Kimin ki uykusu ağır ve uzun olur. Yani dört saat geçecek kadar değin ola. Zira ki uyku halinde hararet içeride ziyade olduğundan. O. Uyanıklığın terletmesi. top âlimleri demişlerdir ki: Bedenin sıhhatını korumaya taahhüt ve iltizam eden kimseye gerekli iştir ki. Uykunun itidali ve uyanıklığın itidali: Uykunun en iyisi odur ki. uykunun içteki hareketi uyanıklıktan fazladır: Maddenin tabiatını istila bakımından. Zira ki uyanıklıkta hararet dışa yönelip. Kim ki uykusuzlukla mübtela olur. meşhur altı sebebin kalan üçünü dahi tedbir ile itidal edip. gıda ile ya karışım ile dolu olur. yani sekiz saatten ziyade uyur kalır. Hazmolunduktan sonra kestirirse yani yemem içmeden sonra iki üç saat geçmesinde uyku bastırıp. Ey aziz malum olsun ki. onun dimağında rutubet üstün olur. İki saat kadar solu üzerine yatıp uyumak lazımdır.Beşinci Madde Zaruri altı sebebden kalan üçünün itadalini bildirir.

onu sokup.ziyade uykusuz kalır. Ekşi gıdalar zararlıdır. o bedenin keyfiyetinde benzeri ona verilmek gerektir. onun hali üzere kalması murat olunur. Zinhar iştihasız yemek yemeye. bu boğucu kâbus buharı ayrıştıran uyanıklık ve hareketinin yokluğu sırasında kanın ya balgamın veya sevdanın buharı dimağa çıkmasından ortaya çıkar. Hazmolunmuş yemek üzerine başka yemek sokmaya. gıdalardan siah taneler gibi pisliklerden temizlenmiş buğday ekmeğiyle. Zararlı tatlıyı. koyun eti. mideyi rahatlatıcı. Yaz günlerinde soğuk gıdalar. ondan el çekmek lazımdır. üzüm kuru üzüm seçe. çiğnemeyi çok ede. Ta ki gıdanın evveliyle sonuncusu hazımda karışmaya. Yiyeceklerde itidal: Her sıhhat ki. tatlı ile gider. o hamam ile rahat bulur. kümes hayvanları eti ile yetine. geri bırakmaya. Meğer ki. Boğucu kâbus ki. nefsini daraltır. Yemek saatlerini uzatmaya. Ama ilaç olan meyvelere iltifat etmeye. mülayim tatlılar. ta ki hazımda tabiata şaşkınlık gelmeye. hareketten menedip. bedeni ısıtıcı ve safrayı hareket ettiricidir. Çok olmazsa leziz gıdalar en faydalıdır. Tatlı gıdalar. İstihasını giderip. uyuyan uyku esnasında tahayyül eder ki. Tuzsuzlar tuzluyu. mizac itidali için yenile. bedeni kurutucu. Veyahut hazır yiyecek onda buluna. tuzlular tuzsuzu mutedil eder. Lokmayı küçük alıp. yemek çeşitlerini çoğaltmaya. Tuzlu gıdalar. Eğer bozulmuş bir sıhhati. ekşi defeder. Süt ve arpa suyu benzeri rutubetler ile uyku gelir. safrayı doğurucu ve uzuvlarla kuvvetlere zarar vericidir. istifra ile beynin temizlenmesidir. üzerine bir ağır nesne düşüp. kışta sıcak gıdalar ala. ona zıttı verilmek lazımdır. Şu halde bunun ilacı. kendisinden daha iyi olan sıhhate nakletmek murat olunsa. Nefsinden gıda iştihası kalmış iken. Şu halde vücudunun sıhhatini hali üzere korumaya özenen kimseye lazımdır ki. ihtiyarlığı çabuklaştırıcı ve uzuvları kurutucudur. Meyvelerden ancak incir. Yemek vakitlerini gözetmek elbette . ekşiler.

İnceliğinden ağırlığı hafif ola. şiddetli aka gele. hamam. susuzluk dahi gider. hastalığı körükler. o zaaf. Bu vasıflar ile vasıflanmış olan bir sudur ki. Her nefeste. Su içmek. yavaş yavaş terk etsin. bir kere gecede yemek. Eğer bu vakitlerde susuzluğa tahammül olunmazsa. bunun gibi susuzluk maddesini bal gibi sıcak şeyler yatıştırır. özellikle cima. Toprak altında olan kerizler içinde akan sular sertlik bulmuştur. Menba suyu hareketinin azlığından kalın kalmıştır. birle yetinsin. müshil içme kaplarında. devam etmeyip. biri birine incelik ve kalınlıkta uygun değildir. Çok olup. Özellikle pak yerde akıp. Kaynağı uzak olup. karıştırmak tabiata müşküldür. Zira ki. Lakin midesi sıcak olan kimse yemeğin arasında ve akabinde su içmekle istifade eder. uzun süre akmakla incele.lazımdır. vacibtir. Yemek vakitlerini düşürerek. Suların en iyisi nehir suyudur. Her zaman ayakta su içmek hatalıdır. çocuğun meme emdiği gibi. yemekten iki üç saat geçmesinden sonra faydalı bilinmiştir. susuzluk çoğalır. Mübarek nil suyu bu güzelliklerin çoğunu toplamıştır. Zira ki gündüzde bir kere gıdalanmak. hararet çokluğundan gelir. Ancak zemzem . Eğer o susuzlukta sabır olunsa. Yüksek bir yeden aşağıya inip gide. Halbuki su içmeye iltifat olundukça. Zira ki bu iki su. meyveler üzerine özellikle kavun üzerine su içmek. Yemek arasında su içmek. tabiat o susatan maddeyi eritip. iştihası zayıf olan kuvvet bulur. susuzluk yapışıcı balgamdan veya tuzlu balgamdan dolayı olur. bozucu ve kötüdür. her şeyden saf gele veya taşar üzerinde akıp. özellikle kuzeye veya batıya aka. Aç karnına ve terli iken. zira ki. Hemen sonra içmek. faziletten nihayet bulmuştur. kokuşmuş şeylerden uzak ola. Lakin kötü gıdalar alışmış olan. Şu halde su içmekle hararet mutedil olur. üç yudumdan ziyade içmesin. çok olur ki. dudak ile kâse kenarı arasında yalama ile içip üç nefesten geçmesin. soğuk içecekler oldukça kötüdür. çok olur ki. Mağara suları ve kuyu suları onlardan daha serttir.

Veyahut bir parmak bala ince tuz katsın. sakızla kaynamış sıcak su içip. Ta ki. Sonra elma gibi mideye kuvvet veren şeyleri yiyip hamamda yatsın. İnsan hayatının temeli mide Eğer bağlanırsa ki açılmamalı Eğer bağlanmamacasına açılırsa Dört tabiat muhalif ve serkeş . Eğer dolarsa gıda fazlalığından midede hasıl olup. özellikle ihtiyarlık tabiatına yumuşaklık. ermeni çamuru. o saat kusmaya can atsın. onu sumak ve kavruk gibi şeylerle tutsun. tebeşir ve kimyon gibi kuru şeylerden yesin. rahat ve selamettir. onu incir ve sinemaki gibi içeceklerle yumuşatsın. Alışılmış olan boşalmaların en kolayı cima ve hamamdır. Eğer tabiatı kabız olursa. yorgunluk akabinde Yemek akabinde ve yatakta Tutma ve istifrada itidal: Vücut sıhhatini muhafaza edene gereklidir ki. Ta ki. Eğer ishal olursa gül yaprağı. geğirmekle çakan duman ile ekşime ile veya sadece ağırlıkla gıdayı bozucu bulursa. Küçük ve büyük abdesti fazla tutmak zararlıdır. fesleğen tohumu. yumuşaklık bulup rahatla o bozucu gıda gitsin. Eğer tabiatında aşırı yumuşaklık bulursa. daima kendi tabiatını mukayyet ve gözetleyici ola. sefercen ve ekşi nar gibi meyveler yesin. tabiatın yine normale yetsin. Titreme verir ve ihtiyarlığı çabuklaştırır. Ve pamuk ile makatında yarım saat kadar taşımaya tahammül etsin. NAZM Beş yerde su içmekten sakın Çünkü o hastalığı çeker Hamam. Eğer kusmak ona zorsa veya vakti değilse. sağ yanı üzerine yatsın. nohut sakızı.suyu şifadır. Veyahut elma. dövülmüş mazı.

tam neşe. Yemem ve beslenmeye bedeni hazırlar. zira ki mutedil cima. Eğer o. Faydalı cimaın alâmetleri odur ki: Onun akabinde vücuda hafiflik. bedenin . malum olsun ki. kötü vesveseyi ve sevda düşüncelerini giderir. baş dönmesi ve göz kararması gibi belalar başına gelir. Meni buharı. rutubet ve doluluğunda bulunan cimaın zararı. Gazabı zayıflatıp. Ta ki fazla maddenin boşalımı hâsıl olmuş ola. onun soğukluk. Cima şehveti kuvvet bulmadıkça. yemek isteği ve uyku gele. cima ve hamamdır. Ey aziz. hata ile bu itidallerin dışında bulunduysa. rutubet ve kuruluğunda. kuruluk ve boşluğunda bulunandan daha az ve daha kolaydır. âlet düşünmeksizin ve bakmaksızın yayılmadıkça. bedenin hararet. boşluk ve doluluğunda itidali sırasında bulunandır. Balgam hastalıklarının çoğu onunla gider. ona öne alma ile girişme. tabii harareti def ile bedeni ferahlandırır. Çok olur ki. Bedenin hararet. top bilginleri demişlerdir ki: Sıhhatteyken alışılan boşalımların en kolay ve en faydalısı. Cimanın en faydalısı. birinci hazımdan sonra vâki olanıdır.Eğer gâlib olursa dörtten biri Elbette ârif ve kâmil olanlar Yavaş yavaş gitmeli olmamalı gam Bağlanırsa gönüle elem verir dünya hayatından götürür ölüme Nice günler hoş kaynaşmışlar Söker kalıptan can koymaz diri Geçici dünyaya gönül bağlamazlar Altıncı Madde Sıhhat durumunda alışılan istifranın en güzel türleri bulunan cima ve hamamın itidalini bildirir. cimayı terk edenin menisinden kötü buharlar dimağına çıkıp. vücuda zararlı bir oyundur.

çok cima. Tam bir çocuk vücuda gelip. Pişmanlığa sebep olur. meni boşalması çok olup. kadın dahi ondan lezzet ala. önce uyun. ta ki şehvetin şiddetinde ikisi de eşit ola. insanların cima ettiğine muttali olmaktır. kasık acısı ve beden ağırlığı hâsıl olur. ondan. hastılak olmasın. konuşma ve iltifat ile göğüs. Zinhar kendi yatıp kadını üzerine almasın. O zaman üzerine düşüp. Mübtelasını titretip. Evlat arzu eden bu âdab üzere hareket kıla. tabiata aykırı ve zararlıdır. Ta ki artan meni mesane yolunda kalmasın ve onda kokuşup. rahme girmeye yol bula. sokma ve çekme ile inzali vaktine hazır ola. Ta ki inzalı kolay olup. Sonra âletiyle bız'a sürmeli ve kadının gözüne bakmalı. küçük bâkireye ve uzun süredir cima olunmayan dula cimadan kaçınılmak elzemdir.içinde hapsolup. Biri dahi hayvanların cima ettiğini görmektir. mesane iltihabı kalmasın. ondan. vücuda sıhhat. kaplarına dolduğunda husyeleri şişer. Boşalma tamam ola. tabiatı mesrur ve kalbi huzur dolu eder. inzal zevkini önler. hepsi âfiyet bula. dudak ve yanağını öpmeli. Bu durumda başka şeyler düşünerek. sinirlerini boşaltır. göğsünden menisi ayrılmakla ister ki erkeği göğsüne ala. Acuzeye. İnzalden sonra kadının karnı üzerinde bir miktar kala. endamı boşaltır. Cimaı tahrik eden şeylerin biri. açılmış baldırları arasında dize gele. elbette kuvveti çeker. rutubeti kurutur ve üzüntü verir. âleti yumuşatır. Livata. Bız'ın rutubeti ona damlayıp. Ta ki iki meni karışıp. hastaya. biri de cima ile ilgili hikayelerdir. çirkine. Zira ki tabiat ona eğilimli olduğundan. Zira ki bular. Biri kadın seslerinin nağmesini duymaktır. zira ki ihanet ve eziyeti toplar. Cima şekillerinin en iyisi odur ki: Kadını sırtı üzerine yatırıp. Göğüs ve kasığını ovmalı. o fazla madde bedenden gider. Genç ve güzel kadınla cima. Kasık kıllarını kesmek te şehveti uyandırır. bu arzuyu yenmek . kuvveti düşürür ve gözü zayıflatır. Vakta ki kadının gözü değişip. hislere kuvvet verip. Cima yapıldığında sürakte hafiflik ve şifa bulur.

bu derece çoğalır ki. ıztırap. Onun ilk odası soğuk ve rutubetli. Mizacı kuru olan. Hamamdan sonra. rutubetli ve kızarmıştır. Şu halde rutubete şiddetli ihtiyacından. o vakit süratle dışarıya gelmelidir. su kullanmadan önce. üçüncüsü sıcak ve kuru olandır. harekitiyle ürer. ter boşalımı için hamama giden onun sıcak olan üçüncü odasına yavaşlıkla girsin. rengi sarartıp. suyu tatlı. Rutubetli buharı çoğaltmak için. Sonra tatlı su ile yıkanma ve ipek gömlek ile tamamdır. BEYT Nazar-ı şehvet için rup-u zenan ağ olsun Zeni olmazsa kişinin sağ eli sağ olsun Deyip. eliyle istimna etmek. Beden hamamın suyundan emip. Böylece vücud sıhhatini koruyup. hamamın havasından daha soğuk olan havaya çıkar. ikincisi sıcak ve rutubetli. bulanıklık. Tuzlu su ile yıkanmaktır. sudan çok kullanmalıdır. Mizacı rutubetli olan havayı. binası eski. suyu havadan çok kullanmalıdır. örtünme ve kurulanma her mevsimde ziyade kılınmalıdır. Hamamın içinde uzun bekleme. Onun ilacı beden ve elbiseyi temizlemede ihtimamdır. üzüntü ve sıkıntıya sebebtir. Beden pörsümeye ve sıkıntı gelmeye başlarsa. Zira ki beden. kuruluk ve hafakan verir. sıcaklığı orta olandır. . Onun için erkekler ziyade bitli olur. çok terlemelidir. uykuyu kaçırır ve şehveti keser. içi geniş. Cima ile boşalımı terk edinin cildinin içinde olan hararetle rutubetten bit oluşup. Zira ki cildi. hamamın içine su dökmeli ve hapsetmelidir.gerekir. bit bedende defaten hâsıl olur. Sıhhatini koruma bakımından hamamda çok ter ayrışması gerekir. Ondan çıktığında yine yavaş yavaş dışarı gelsin. Kâh olur ki. baygınlık. Şu halde ayrışma ve kurumaya ihtiyacının çokluğundan. Hamamın en iyisi. evinin döşemesine su serpip yatmalıdır.

Bu boşalma ile vücut. gençlerin bedenine güç verir. Yaz günlerinde. Kullandığı ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini bilmelidir. Gerçek o ilaç. malûm olsun ki. yemekten sonra vâki olduysa. hamamda terlemeyi çoğaltsın. Bu ilaçların vücuda olan menfaatlerini Allah Taâlâ en iyi bilir. Zira ki aslî hareket ile arazî harareti toplar. Ey aziz. Kültürlü kaplıcaları kullanma. Eğer hazmolunduktan sonra hamama giderse. İtidal üzere yağlanır. hamam ile ter olup gitsin. Midenin boş olduğu zaman hamam yapmak. mafsal ve romatizmaya şifa verir. soğukluğunu bulduğunda. mizacının itidaline yetsin. yani kükürtten kaynayan ve galeyan eden sıcak su ile yıkanma. hazmı eksik olanın bedenine zarar ve ziyan eder. tabii olarak soğuk olan su. ondan süretle gidiy. Her birisini hükmüyle kullanmalıdır. hastalıktan emin olur. Ama ihtiyarların. titreme ve felce ilaçtır. onun ârizî hareketi. ishal ve nezlesi olanın. insan bedeninde keyfiyetiyle tesir eder. özellik ve hükümlerini (ebced) harflerinin terkibince bildirir.çektiğinden. öğle öncesi sıcak mizaclı ve normal etli olan kimselere sıhhattir. insan bedenine gelip. Gıdalardan her birinden her bir deva ki. Uyuzu iyileştirir. Soğuk su ile yıkanma. Yedinci Madde Çok kullanılan ilaç ve gıdaların tabiat ve menfaatlerini. yağlanır ve hastalıktan emin olur. onunla beden kendi tabii . bedenin yağlanmasına sebeb olur. Riyazeti az olan kimse. Lakin sirke balı içerse. Ta ki vücudu sıhhat üzere kalmalıdır. Ta ki riyazî hareketlerle ayrışacak fazlalıklar. bedeni kurutur. tıp bilginleri demişlerdir ki: Herkes kendi vücudunun hekîmi olmalıdır. fazlalıkları atıcı. Eğer hamam. yaralara merhemdir. beden kokularını giderir. bedeni dahi soğutur. çocukların. Madenî suların hepsi.

Eksisi. o ilaç itidallerden ve o keyfiyetten yana dışarıdadır. karaciğer ve dalak tıkanıklıklarını açar. tatlısından daha az ishal eder. safrayı söker. Ezilmişi gülyağı ile kulağa damlatırsan. birinci derecede kuru ve ikinci derecede sıcaktır. Baş ağrısı ve safravî hastalıkları teskin için buhar ve suyu faydalıdır. Eğer bedene zarar verirse. Ona zehir ilaç adı verilmiştir. kulak içinde çarpma ve düşmeden ârız olan ağrıları dindirir. Ekşisi. Ispanak: Birinci derecede soğuk ve rutubetlidir. lakim zararı helak edici değilse. Sıcak ve kuru olan akciğere ve göğse faydalıdır. düşkün ve yaşlılara faydalıdır. Süt ve meniyi çoğaltıcı. Böbrek. Gıdası iyidir. Kokusu müsekkin. Özellikle hamı faydalıdır. hissedilmezse. eğer bedene keyfiyyetten ziyade tesir ederse. Karnı yumuşatır. Sara ve malihülyayı defedicidir. o ilaç birinci derecedir. Hepsinin hükümleri hece harfleri tertibiyle açıklanmıştır. bit türemesine engeldir. bu ilaçlar gibi bulunmuştur. İcsas (erik): İkinci derecede soğuk ve rutubetlidir. Sevda hastalıklarını ve balgamı gidericidir. (ELİF) İbrişim: Sıcak ve rahattır. Bevli ve hayzı söker. Gençleri ve hararetlileri susatır.hareketinden uyanırsa. o ilaç dördüncü derecededir. Eğer zararı ölüme varırsa. o ilaç üçüncü derecededir. üçüncü derecede kurutucu ve ısıtıcıdır. rahim. . o ilaç mutedil. Şu halde eğer o tesir az olup. Onun tatlısı mideyi bozar ve ishal eder. Yeli ayrıştırmada tam etkisi vardır. Eftimon: Bir kuru ottur ki. Bel ve sırttaki kan ağrılarını giderir. Kurusu. Gıdaların da hükümleri. mesane. Anason: Bilinen bir tohumdur ki. kalbi teskin edip. eğer bedene insanî keyfiyetten ziyade tesir etmezse. Balgamdan doğan susuzluğa faydalıdır.

Süt ile pişirilmesi meniyi fazlalaştırır. Gözü kuvvetlendirir. burun kanını keser. Suyuyla yıkanmak. Beyazı. En faydalısı. Bedeni kirden açar.zehrin zararını gidericidir. Pişmiş soğan çok gıdalıdır. basur ağızlarını açıcıdır. (BE) Basal (soğan): İkinci derecede kurutucudur. Yemek ile yenmesi faydalıdır. Pişmişi yaranın üzerine sarılırsa. mideyi temizler. ağrıyı dindirir. ayrıştırıcı. taze olan yumurtadır. Damarların ağızlarının açmak. yüzdeki sivilcelere sürülse. O. ikisi dahi rutubetli ve faydalıdır. Sarısı bal ile karıştırılıp. Bıttıh-ı ahzar (karpuz): İkinci derecede rutubet verici ve soğutucudur. nefes darlığına. Mesanede oluşan ve böbrekte peydalanan taşları düşürücüdür. birinci derecede ısıtıcı ve ikinci derecede kurutucudur. Üçüncü derecede ısıtıcıdır. mide ve iştihaya kuvvet verir. Beyz (yumurta): En iyisi. baş ağrısı yapar ve aklı hafifletir. yüzü kızartır. kesici. Kuvvetlisi. Yenmesi. uzuvları kirden pak eder. Öldürücü kurşun madeninin cevheridir. İdrarı çoğaltır. Lakin susatıcıdır. çok yenmesi. onun halidir. Parlamaya faydalı. yumuşatıcı ve açıcıdır. İdrarı kuvvetlendirici. göz ağrılarına. zehirli rüzgâra faydalıdır. Beyazı yüze sürülse. Sarısı hararete. boğaz sertliğine. onu giderir. ses kesilmesine. güneş tesirini ve ateş sıcaklığını manidir. Ekşisiz kurutucu ve kabız edicidir. Onu sirke balı düzeltir. Birinci derecede soğutucu ve ikinci derecede kurutucudur. beyazı soğukluğa ziyade meyilli olmuştur. tabiatı yumuşatıcı. yağ içinde yarı pişirilen tavuk yumurtasının sarısıdır. Tuz ile siğili sökker. öksürüğe . Normal olarak yenmesi. İsmet: İsfahan sürmesi denir. Süratle safraya dönüşür. Ürüz (pirinç): Bilinen gıdadır ki. Bıttıh-ı asfar (kavun): Birinci derecede ısıtıcıdır.

Dövülmüş mazı ile ishali kesicidir. Hazmı güz ve harareti çoktur. Dimağa yararlı olup. özelliği. en iyi kimyon ve en çok gıda ve meni vericidir. Tavuk yumurtası. Yumurta et kuvvetindedir. sarı ve siyah eder. . tıkanıklıkları açıcıdır. Mesanede taş yapar. Kokusu güzel. Normali gıda vericidir. idrarı getirici ve tabiatı kabzedicidir. rutubetli ve soğutucudur. ağzı tebşirdir. Onun baş ağrısı vardır. Hindistan cevizi: İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Bayat yumurtanın sarısı kabız edicidir. Onun yağı. Cübn (peynir): Tazesi. Rengi bozar. açıcı. Onun tohumu idrarı getirir. ısıtıcı ve kurutucudur. Hazmı ağırdır. yemeği hazmettiricidir. Bazican (patlıcan): İkinci derecede ısıtıcı ve kurutucudur. (DAL) Darçın: Üçüncü derecede ısıtıcı ve kurutucudur. Sevda. dalak ve mideyi kuvvetlendirici. Gözü kuvvetlendirici ve sebel hastalığına faydalıdır. Oldukça latif ve çekicidir. zira ki o. hayvanın cüzüdür. Eskisi.ve kanın havalandırılmasına faydalıdır. Tuzlusu eski olursa zayıflatıcıdır. Mideyi üfürücü ve şehveti dalgalandırıcıdır. Baş ağrısı ve mide bulantısı doğurur. Cüzür (havuç): Aslı ikinci derecede hararet verici ve birinci derecede rutubetlidir. Bindük (fındır): Hararet ve kuruluğa meyillidir. Cinsî kuvveti artırır. Her bozukluğu düzelticidir. baş dönmesi. çabuk nüfuz edici. öksürüğü defeder. karaciğer. tıkanıklık. uyuz ve cüzzamı doğurur. Bal ile soğuk mideye faydası iyidir. Belki kuvvetli hayvandır. (CİM) Ceviz: Birinci derecede kurutucu ve ikinci derecede ısıtıcıdır.

Göz perdelenmesini ve kararmasını defedicidir. karaciğer tıkanıklığına. Baş ve göğüs ağrılarına faydalıdır. kalbi açıcıdır. yüzdeki siğillere ve titremelere çoktur. . Mideyi kuvvetlendirici. Faydası.ayrıştırıcı ve eriticidir. rutubetli öksürüğü defeder. Soğuk nezleyi. rahim ve böbrek ağrılarına faydalıdır.