You are on page 1of 35

 KÜRT SORUNU

Mehmet Salih ÖZALP

BAŞLIKLAR

— Kürt Kelimesi ve Kürtlerin Doğuşu Hakkında “2”


— Kürt Sorununun Tarihçesi “4”
— I-II. Kürt Sorunu ve PKK “11”
— Kürt Sorununu Düşünmek “22”
— Kürt Sorunu ve İslamcılar “25”
— “Özel Birlikler” Tartışması “30”
— Derin Devlete Felsefi Bir Bakış “32”

www.meytisi.com
***
Kürt Kelimesi ve Kürtlerin Doğuşu Hakkında

Kürtler, Toros dağlarından Zagros'a kadarki Coğrafyada yaşayan en eski


milletlerdendir. Tarihi kaynaklar Kürt Tarihinin geçmişinin beşbin yıla kadar
götürmektedirler. Bu halkın bölgelerine verilen isim ise Kürdistandır. veya diğer
adıyla Mezopotamya. Hint-Avrupa dili grubuna dahil edilir. Kürtdistan bölgesi kadar
ismide eskiye dayanır. Etimolojik olarak bakıldığında Kürt kelimesi KUR
kelimseinden türemiştir. Kur kelimesi ise Sümmerlerde DAĞ demektir. Tİ eki aidiyeti
ifade etiğinden ''Kürti'' DAĞ HALKI anlamına gelmektedir. Kürt Halkı dağlık
bölgelerde yaşadıklarından dolayı bu isim verilmiştir. Yine Kürtçede kuçurlara kort
denilir. Bu açıdan baktığımızda Kürt kelimesinin Etimolojisi ortaya çıkmaktadır. Bir
başka açıdan bakarsak Greklerde 2200 yılları öncesinde Sümmercede geçen Kurti ''dağ
halkına'' ''Kurdienne'' yani ''Kürt Memleketi'' dediklerini görürüz.

Evrensel Tarih gösterirki Kürtler çok eskiye dayanan bir halktır. Ünlü Rus Tarihçi
Lazarev; Kürtlerin etnik atalarının Huriler, Lulubalar, Kassiler, Karduklar ve bir çok
boylardır.

Mezopotamya sahnelerinde oynayan bir çok halkın Kürt olduğu kayd ediliyor.
Bunlardan bazılarını söyleyecek olursak:
Cyrtii, Gord, Kord, Kurti, Guti, Lulu, Kusi, Kassit, Mitanni, Med, Mannai, Urartu,
Karduk, KardakesSubaru ve benzeri halklar.

Dr. Asad Khailany nin yaptığı araştırmalarda binlerce yıllık tarihi kaynaklar Kürtleri
şöyle kaydetmiştir:

Sümerler (Sumerians) - Karda, Kurti ve Guti,


Babiller (Babylonians) - Garda ve Karda,
Asuriler (Assyrians) - Qurti ve Guti,
Grekler (Greks) - Kardukh ve Gordukh,

2
Ermeniler (Armenians) - Kortukh ve Gortai-kh,
Persler (Persians) - Gurd veya Kurd,
Süryaniler - (Syrians) Kardu ve Kurdaye,
ibraniler ve Keldaniler (Hebrews and Chaldeans)- Kurdaye,
Aramaik ve Nesturiler (Armamic and Nestorians)- Kadu,
Erken islamik dönemlerin Arap yazarları (Arabs) - Kurd (çoğul Akrad),
Avrupalılar ise M.S. 7. yüzyıldan itibaren (Europeans) - Kurd demişlerdir.

Kürtler sadece Tarihleriyle değil Dil zenginlikleriylede Tarihe damga vuran bir
Halktır. Filolog Abdulmelik FIRAT'a göre Kürtçede yüzbinin üzerinde kelime vardır.

Bilim ve Medeniyetinde temelinin atanların Kürtler olduğunu görmekteyiz. Nitekim


Mezopotamya Bilim ve Medeniyetin beşiği kabul edilir. Bu bölgede en önemli
kralıklar ise Sabarılar diğer adı ile Suvar yani Çoban devleti vardır. Yine Hurriler 400-
300 ve Gutiler vardır.

Sadece Bilim ve Kültür açısından değil İlahiyat bakımındada Kürtler önemli görevlere
mazhar olmuşlardır. Nitekim ilahi Dinlerin kurucusu olarak kabul edilen ve
simtemleştici olarak ad edilen Hazreti İbrahim'de Kürt halkındandır. Yine
Peygamberliğine büyük ihtimal verilen Zerdüştün'de peygamber olduğu söylenir.
Zerdüş'ün Dini gerçekten Dinler arasında İslam'a çok yakınlığıyla tanınır. Kur'an'da ise
Mecusiler iki ayete anlatılır ve her iki ayetede Mecusiler Ehl-i Kitap arasında sayılır ve
''onların ecri Allah katındadır'' denilir.

Felsefenin beşiği kabul edilen Yunanistandan önce Zend ve Avesta Felsefi


muhtevasıyla meşhurdur. Batı Felsefesine ilham everen bu Kürdi kitap daha sonra
büyük bir Felsefe kaynağı olmuştur. Yunanistan Felsefe bakımından meşhur olmasının
nedeni sistemli bir Felsefe mantığına sahip olduklarındandır. Yoksa daha önce Hint-
İran'da içerik bakımında Felsefe faaldı.***

3
***
Kürt Sorununun Tarihçesi

Kürtler MÖ 7000 yıllarından bu yana yaşadıkları bölgede inşa edilen


uygarlıkların mirasçılarıdır. Hint Avrupa dil grubuna ait dilleri vardır. Kendilerin has
kültürleri vardır. Kürtler bu gün yaklaşık kırk milyon nüfusa sahiptirler. Türkiye, Irak,
İran ve Suriye devletleri ortasında toprakları serpilmiş durumdadır. Kürtlerin en büyük
parçası Türkiye topraklarında yer almaktadır. Türkiye sınırları içerindeki Kürtlerin
sayıları üzerinde yapılan tartışmalara rağmen on beş ile yirmi milyon arasında nüfusa
sahip oldukları bilinir. Resmi rakamlar bile bunun on iki-on üç civarı olduğunu
kabullenmektedir. Cumhuriyetin kuruluşun da 1921’de anayasasında Türk lafzı yoktu.
“Büyük Millet Meclisi” tabiri kullanılıyordu. On kıtalık İstiklal Marşında bile Türk
lafzı yoktur.

İmha Politikası

Daha sonra kuruluş Felsefesinde uzaklaşan resmi mantık 1921–1938 arası


“Türkleştirme” politikasına başvuruldu. Kürtçe konuşanlara ceza verildi. Türkçe
Konuş kampanyası başlatan Mustafa Kemal bu uygulamayı kendince şöyle ifade
ediyordu: “Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk Milleti’ndenim diyen
insan her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan
Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse doğru olmaz.” Soyadı kanunuyla
her tarafa Türk dili adapte edilmeye çalışıldı.

Yapılan Türkleştirme Kürtler ile Türkleri birleştiricileri unsurların ortadan kalkmasıyla


dönemin etkin ağaların-şeylerin büyük tepkilerine de neden olmuştu. Birçoğu ihanete
uğrayarak kıskıvrak yakalandılar ve bir kısmı uzlaşma adı altında tuzağa düşürülerek
idam edildiler. Yirmi dokuz isyan birbirini takip etti. Habur’dan giriş yapıp içeri
atılanlar gibi.

4
Murat Belge “Kart Kurt” “Kürt Yoktur” meselesini bir askeri yayından şöyle
aktarıyor: 1982 tarihli (K.K.K. Ankara Basımevi), başlığı Türkiye'de Yıkıcı ve Bölücü
Akımlar olan bir kitap. "P.Alb." 43–44. sayfaları: "KÜRT: "Dağların yüksek
kısımlarında, tepelerde yaz ve kış aylarında erimeyen karlar vardır. Bu karların üzeri,
güneş açınca hafif eriyerek buzlaşır, camsı parlak ve sert bir tabaka ile kaplanır. Üst
kısmı sert, altı yumuşak kardır. "Bu karın üzerinde yürüyünce, ayağın bastığı yer
içeriye çöker ve Kart-Kürt diye bir ses çıkarır. İşte bu sese izafeten sıkışmış kara-
yatkın kara Kürt kar veya Kürtün denmektedir. Kenan Evren ise bunu kendisine isnat
edenlere “ben halkın huzurunda böyle bir şey demedin” diyerek işten sıyırmak istiyor.
Neden mi? Çünkü kendisi Kürt realitesi konusunda şöyle düşünüyor: “Evren 12 Eylül
askeri darbesinden sonra ´Devlet Başkanı´ olduğu dönemde ´Kürt diye bir şey yoktur.
Onlar dağ Türküdür. Bu, Güneydoğu´daki insanlarımızın, dağlarda karda yürürken
ayaklarından çıkan kart kurt diye seslerden oluşmuş bir kavramdır. Onun için bu
isimle anılmışlardır.´ diyen darbeci Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, bugün
Türklerin Kürt devleti fikrine alışması gerektiğini söyledi ve Türkiye´nin eyalet
sistemine geçebileceğini savundu”. (HABER7)

Yüzleşme Dönemi ve Zikzaklar

Türkleştirme politikaları ve sindirme-gözdağları karşısında Kürtlerin kentli-


öğrenci kısmı silahlanmaya başladı. Üniversitede hatta Ankara göbeğinde çıkan
Apocular daha sonra Diyarbakır varlıklarını hızla devam ettirdiler. 12 Eylül darbesine
denk gelmeleri onlar için özel bir kadro sağlayabilmişti. Çünkü kimisince Diyarbakır
Cezaevi PKK’nin çıkış noktasıdır. İşkenceleri protesto etme adına ölümle protesto,
kendini yakma gibi eylemler işkencelerin son bulmasına neden olmuştu. 1984 yılında
Şemdinli ve Eruh baskını PKK’nin ilk eylemidir. Fiilen PKK savaş ilan etmiş oluyor.
İktidardaki parti Anavatan Partisiydi. Başbakan ise Turgut Özal’dı. Turgut Özal’a
mesaj iletilince, Küçük bir maceraperest grup diye geçiştiriyordur. Turgut Özal daha
sonra Kürt realitesine önem vermeye başladı. Özelikle Kürtçe eğitimini
öngörmekteydi. Özal gerekirse “federasyon kurulabileceğini” de dile getirmeye
başladı. Irak’taki Kürtlerin Türkiye Kürtleriyle akraba olduklarını dile getirerek onları

5
Türkiye’ye dâhil edilip Federasyonun konuşulabileceğini söylüyordu. Ardından
Süleyman Demirel ile Erdal İnönü, Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz Kürt varlığını ve
realitesini kabul etmişler, kendilerince çözüm önerileri sunmuştular. Yürütülen bu
devlet politikasında ise son olarak Başbakan Erdoğan 12 ağustos 2005 tarihinde
Diyarbakır’da bir konuşmasında "İlla her soruna bir ad koymak da gerekmez. Çünkü
sorunlar hepimizindir. Ama illa Ad koyalım diyorsanız “Kürt sorunu” bu milletin bir
parçasının değil, hepsinin sorudur… Büyük devlet, güçlü millet kendisi ile yüzleşerek,
-hatalarını ve günahlarını- masaya yatırarak geleceğe yürüme güvenine sahip millet ve
devlettir" Geçen yıl ağustos aylarında aydınlar bu konuyu masaya yatırmaya başladı.
2009’da Polis Akademisinde "Kürt meselesinin çözümü: Türkiye modeline doğru" adı
altında “Kürt Sorunu” üzerinde bazı sonuçlar elde edildi. Polis Akademisinde yapılan
“beyin fırtınası” var durumculardan büyük tepkilere de neden olmuştu.

Artılar

Özal ile başlayan devlet politikası Erdoğan dönemine dek birçok aşama kat
edildi. Bu artılarda her aydın kabul ediyor ki PKK’nin rolü büyüktür. PKK zaten
devlet tarafında masa başında muhatap kabul edilmediği gibi terör olarak kabul edildi.
O yüzden PKK silah zoruyla Kürtleri kabul ettirdiği kabul edilemez. Fakat her insaflı
kabul eder ki PKK Türkiye’de Kürt varlığına dikkat çekmiştir. Farkındalık yaratmıştır.
Barzani’nin bölgesel Kürdistan yönetimi Kürtler açısında büyük bir moral rol
oynamışsa da Türkiye şartlarında PKK gibi dönemin şartlarını iyi takip edememiştir.
Türkiye yönetimi çoktandır etnik millete dayalı politikasında vazgeçtiği ve bu
ideolojinin iflas ettiği malumdur/aşikârdır. PKK’ye neden olan devlet politikaları ve
bunu izleyen önlemler birbirinden bağımsız değillerdir. İşin en önemli gelişmesi ise
“Kürtlerden söz etmek, Kürt sorununu konuşmak” suç sayılmaktan çıktı.

Eksiler

Erdoğan grubu siyasi tecrübeleriyle yıllardan beri siyasetin içerisindeler. Buna


rağmen Kürt sorununa başlarken gayet rahat davranmaları laçkalaşmaya götürdü. Kürt

6
Sorununu demokrasi, özgürlük, insan hakları değil de “dağ yolunu kesme sorunu”
olarak gördüler. Hele şu PKK bitsin, hele şu belayı atlayalım Allah büyüktür tarzında
seçtiği açıklamalar yaptılar. Kördüğüm bir sürece sürüklendi her şey. Kürt Açılımı
ismiyle başlayan macera “Demokratik Açılım” “Milli Birlik Projesi” gibi isimlerle geri
atılma sorusunu meydana getirdi. Sürekli isimleri çocuk oyuncağı olması AKP’nin
Kürt Sorununa iyi çalışmadığını gösteriyordu. AKP’nin en büyük yanlış
okumalarından biride PKK’den kurtulayım derken her şeyi PKK görmesidir. BTP’ye
PKK’nin silah bırakması için resmen muhataplık teklif ediyordu. Bir taraftan kalkıp
PKK siyasallaşsın diğer taraftan silahı siyasilerle konuşacaksın. BTP’yi sadece dağdan
indirmek için konuşulmaya değer olduğunu görüyordu. Yaptığı her faaliyette PKK
dağdan ne zaman inecek gibi gözlemlerde süreci kördüğüm bir çembere hapis etti.
İnsanlar artık meselenin ne olduğu konusunda ciddi şüphelere düştüler. BTP’ye gel
PKK’ye çağrı yap silah bıraksınlar diyordu. Şimdi BTP net bir şekilde silah benim
elimde değildir. Silahı eline alan kandildir, onun lideri ise Öcalan’dır. Gidin onlarla
konuşun benim konuşacağınız şeyler siyasi şeylerdir. PKK’yi bitirmek için girişilen
“Kürt Sorunu” gerçek adı “dağ yolunu kesme sorunu” KCK adı altında birçok Kürt
siyasetçilerin yakalanmasına vardı. Halkın seçtiği insanlara kelepçe takarak güven
kaybına neden oldu. Dağdan indirmek için giriştiği dönüm noktalardan biride
Habur’dan giriştir. Habur’dan gerilla giriş yapıyor. Yüz elli bin insan orada bulunuyor.
Coşkuyla bir karşılama oluyor. BTP’nin tabanı zaten siyasi iradesini her seferinde
ortaya koyabilen bir özeliğe sahip. O yüzden o insan seline hiçbir güvenliğin engel
olamayacağı açıktı. Bunu AKP’nin bilmemesi veya bilmek istememesi gösteriyor ki
AKP “şu PKK bitsinde nasıl biterse bitsin” yöntemini uyguluyordu. Üstelik Habur’dan
giriş yapan gerillaları yakalayıp hapse tıkaması, Kürt halkının büyük kesiminde bir
aldatılma hissi uyandırdı.

Siyasetten Silaha

Polis Akademisinde başlayan Kürt Sorununu çözme girişimleri gedik tepede


Erdoğan’ın silah ve toplarla görüntü vermesine vardı. Kürt Sorununda yeni bir sayfa
açılmadı. Çünkü zaten AKP baştan beri “PKK Sorununa” Kürt Sorunu diyordu.

7
Siyasete gelin diyor sonra teslim olanları ise içeri alıyordu. Siyasallaşın diyor sonra
siyasetçileri yakalıyordu. İşte burada AKP diyalog yolunda daha net kararını vermemiş
gibiydi. Erdoğan’ın ne yaptığı belli değil. Habur’dan giriş yapanları yakalama
girişimlerine sahiplenmiyordu. Resmen yanlış yapıldı fakat ben yapmadım diyordu.
Bir siyasi iktidar ne yapacağını bilmeyecek derece tutarsız olamazdı. Erdoğan her
şeyin farkındaydı belki. Kim bilir herkesten daha samimiydi. Buna herkes inanmak
ister. Hatta MHP’nin bile samimi olduğuna inanmam istiyoruz. Kürt Sorunu gizli
adıyla PKK’yi dağdan indirme sorunu AKP’nin bir bütün olarak sahiplenmediğini
gösterdi. Erdoğan OHAL’ı unutun derken M.Ali Şahin OHAL’ı öneriyordu. OHAL
hangi hal bilmem ama her zaman zaten OHAL Kürtler için normal hal olmuştur. Bir
satır yazı yazmaktan bile içeri girenler varsa OHAL hangi hal diye sormayın.

PKK Gerçeği

AKP zan ediyor ki PKK bir iki çağrıyla dağdan inecek ve ucuzdan kahraman
ilan edilecek. PKK’yi Erdoğan siyaset ile çözmek isterse ve başarırsa ilk olarak onu
kahraman ilan edecek biziz. Fakat PKK silahı var, medyası var, siyasi kanadı var,
yayın organları var varda var. Resmen doğu ve güney doğuda bir inanç haline
gelmiştir. Altmış kişiye yakın kişi Apo Şamdan çıkarınca ve içeri girene dek
kendilerini yaktılar. Ve kendilerini yakanlar düşünerek taşınarak bunu bilinçli olarak
yaptılar. Arkalarında kendilerini tatmin eden açıklamalar yaptılar. Soruyorum hangi
tarihte hangi kişi için bu kadar kişi kendini yakmıştır? İçinizde yanlış, yanlış, yanlış
diyenler vardır. Ben doğru veya yanlış demiyorum. Bir realiteyi somut olarak gözler
önüne seriyorum ve diyorum ki toplum biliminde bir halkın bastırırsan o halkta
kahramanlar türer. Müslümanlar neden peygamberleri için göz kırpmadan can
veriyorlar? Çünkü kendilerini sömüren ve ezen batıya-emperyalizme bir cevap
veriyorlar. Emperyalizmin düşman olduğu bir toplum her zaman kendi kahramanına
sahip çıkar. Bir toplum bastırıldıkça o toplumda militan yetişir, fedai türer. Filistin de
İsrail tanklarına kendilerini bağlayıp patlatanları anlıyorsunuz da neden Kürtlerin
militan olabileceklerine akıl erdiremiyorsunuz. Küçük çocuklar işeyince kedi işedi
denir. Neden mi? Çünkü çocuğun yapabileceğini unutturmak için. Kürtlerinde

8
özgürlük mücadelesi vermeleri bazılarını çıldırtırcasına “bunlar Kürt değil Ermeni”
deyip unutturmak istiyorlar.

Yine Güvenlik Tartışması

Kürt sorunu güvenlik sorunudur mantığı yine tartışmada. AKP yine orduyu
tartışıyor. Yine yeni ordu yeni özel eğitimli birlikler düşünüyorlar. Halkı bir otuz yıl
daha uyutmak için bu işi asker başaramadı o halde orduya destek verelim dercesine
yeni ordular tartışıyor. AKP özel eğitimli palavralarıyla halka sadece biraz daha gaz
veriyor. Çünkü zaten “Bordo Bereliler” vardır. Emniyette “Çevik Kuvvet” orduda
“Bordo Bereliler” karşılını alır. Gedik tepede şehit olanlar, Aktütün’de avlananlar,
İskenderun’da köprü üzerinde adeta şehre inercesine operasyonlar yapılırken bordo
bereliler neredeydi? Bülen Arınç çıkmış bir TV programına bu özel birliğe
karılacakları konuşuyor. İşte on beş yaşlarında işsiz olanlara ücret vereceğiz
savaşsınlar. Türkiye’nin trajikomik bir serüvenidir işsizlik. İşsiz bırak sonra can
karşılığı karını doyur. İkinci Abdulhamit döneminde korucular denebilecek Hamidiye
alayları kuruldu. Yine PKK’ye karşı “Kürd’ü Kürd’e Karşı” tarzı bir siyasetle köyler
sürgün edildi. Sonra ya sürgün ya silah denilip ücret karşılığı koruculaştırdılar. Gerçi
bunlar arasında gönüllü korucularda yok değiller. İlker Baştuğ Arena programında
Uğur Dündar’a şunları söylüyordu “Korcular bizim elimiz ayağımız”… Fakat elli bin
insan şehit oldu. Ve bunların hepsi genç delikanlılar. Bir medeniyetin yapılanmasında
yer alması gereken genç dinamik ve hayata yeni giriş yapan gençler. Ağlayanlar Türk
Anneleri ve Kürt Anneleri. Sorunu Gerilla ile Ordu arasında çözmek isteyen oy
avcıları hiçbir zaman çocukları şehit olmayacaktır. Onların çocukları özel kolejlerde,
yabancı ülkelerde, iş adamları olurken şehit düşenler Türk gençleri ve Kürt gençleri
olacaktır. Hepsi Proleter sınıfıdır. Hepsi insan sever kişilerdir. Zerre kadar milliyet
duygusuyla hareket edene, zerre kadar Irk kisvesiyle hareket edenler kav ile
beslenenlerdir. Çünkü onlar Kan Irkçılarıdır. Onlar muhtaç oldukları kudretin kanda
odlularına inanlardır.

Sonuç

9
Abdullah Öcalan bir konuşmasında “biz silahla neler yapabileceğimizi
gösterdik, fakat biz bu işi siyasetle çözmek istiyoruz…” Ordunun bütün generalleri
Yaşar Büyük Anıt, Kenan Evren ve bütün işi bilenler son olarak şuan Genelkurmay
başkanı olan İlker Baştuğ açık ve net bir biçimde diyorlar ki “bu işin siyaset ayağı
olmalı, silahla bitmez” diyorlar… Hala siyasi partiler Silah pazarlığı yapıyorlar. Sanki
PKK yeni çıkmışta AKP özel birlikler kuralım diyor. 1999’dan 2004’te ateşkeste olan
bir örgütü sen Kandil’de, Hakurt’ta, Mahmur’da olduğunu bilmiyor muydun? O
zamanda ordu içerisinde özel birlikler yok muydu? 2004’den sonra aralıklarla saldırlar
olmadı mı? Peki, neden güvenlik çözüm ise o zamanlardan bu yana, daha doğrusu otuz
yıldır doğru düzgün bir ordu olmadı? Dünya’ya karşı ordumuz büyüktür diyeceksiniz
sonra dönüp orduda hatalar var diyeceksiniz. Japon’ya da ordu var mıdır? Asker var
mıdır? Yoktur. Niye orada güvenlik sorunu yoktur… Çünkü orada Faşizm yoktur.
Uyguladığın şu politikaları kaldırsanız Kürt sorunu haliyle çözülür. İrlanda, İspanya,
İngiltere tarzı bir diyalogla PKK rahat bir şekilde ülkeye dönüp siyaset yapabilecekler.
Ama eğer Kürt Sorunu biter PKK biter diyorsanız buyurun BTP’ ye çağrı yapın. Sanki
BTP “Ey PKK silah bırak derse hepsi teslim olur” Tam tersine BTP PKK’ye silah
bırak derse BTP siyaseti bırakır. Üstelik bütün siyasi partiler PKK’ye silah bırak diyor
buna yirmi milletvekili daha eklenirse ne yazar. PKK’ye taşeron vb. demediniz bir şeyi
değiştirmez. Bu adamların elbisesi Rus malı olsun, ayakkabısı Çin malı, silahı İsrail,
yemeği ABD malı olsun… Peki, içindeki İnsan nereli? İşte o önemlidir. Eğer o insan
oraya giderse onun anlaşma yapacak olacaktır. Sanki Gerillanın kullandığı gâvur malı
da Askerin kullandığı Türk malı mı? İstihbaratı ordu kimden alıyor ABD, Heron
uçakları kimden İsrail vb. Bunlar birilerinin zoruna gidebilir. Keşke Dünya’nın süper
gücü olup biz ABD içerisinde örgütlere yardım edip onu parçalayabilseydik. Ne ABD
bizim gibi halkını parçalamış nede biz onun gibi halkımızı eyaletlerle onlara kolektif
haklar sunmuşuz. Eğer bir Kürt Kürtçe konuşuyorsa bir başka Kürt ile konuşacaktır. O
yüzden bireysel haklarla kimse özgürleşemez. Siz bir Türkü yalnızlaştırıp sonra
Türkçeyi kendi kendine konuş diyebilir misiniz? Kürtlerde bir dilleri vardır. Bunlar üç
beş kişi değil koskoca Türkiye’nin iki parçasından biri. Bu halk dilini konuşmak için
kolektif bir birlikteliğe, anadilde eğitime ihtiyacı vardır. PKK ancak bu Kolektif yapı

10
içerisinde eritilebilir. Ayrıca Federatif sonradan ayrışmaya dönüşmez. Bakın Irak’da
Kürtler beş yıla yakındır özel bölgeleri vardır. İran’da Kürt bölgesi vardır. Şimdiye
kadar hangisi bağımsız devlet oldu? Eğer siz ayrılmayı kafanıza koymuşsanız Ertuğrul
Özkök gibi, oda Kürtlerin sorunu değildir.

Kolektif hakların sunulduğu mozaik bir yaşam için…

***
I. Kürt Sorunu ve PKK

Batıda “Ulus Devlet Teorisi” ortaya atıldığı andan bu yana en hızlı şekilde Türk
Faşizmini savunanlar sahip çıktı ve hayata geçirdi. Arplar kısmen de olsa Türkleri
arkadan vurdu ve etnik kimlikleriyle sınırlarını ayırdılar. Kürtlerin birkaç Avrupa da
eğitim almış aydını hariç topyekûn Osmanlıya sadık kaldılar. Ne zamanki “Türk Dili”
“Türk Devleti” “Türk Ulusu” “Türk Kanı” kutsandı Kürtler aldatıldıklarını anladılar.
Ne yazık ki İslam çatısı altında yaşayacaklarını söyleyen Mustafa Kemal 1924’te
hilafeti bir anda silip süpürdü. Daha sonra Kürt dili inkâr edilip Kürt diye bir dilin var
olmadığını söylediler. Kürtçe konuşmayı bile yasakladılar. İşin trajikomik yanı
asimilasyona kurban giden Musa ANTER Kürtçe ıslık çaldığı için tutuklanmıştı.
Kürtler, Türklerle aralarında kesilen bütün damarların kesildiğini anlayınca başta
İslami hareketler olmak üzere Kürdistan da toplu bir başkaldırıya imza attılar. Daha
sonra damarları Osmanlı döneminde yeşeren ilk seslenişi ta Ahmed-i Xaniye dayanan
Kürdistan davası tekrar Med imparatorluğunu hatırlattı. “Xoybun” gibi ulusal
hareketlerde ilham kaynağı oluşturuyordu. Sosyalist hareketlerde yer alan yüzlerce
Kürt genci hapishanelerde işkencelerden geçirildi. Bu işkencelerin kökeni
Cumhuriyetin kuruluşunda yer alıyordu. İşkenceler ve asimilasyon Siyasi partilerin
sorunu değil bizzat Türkiye’nin resmi ideolojisinde yer alıyordu. Sesini çıkaranın
kafasına vur mantığı!

Diyarbakır hapishanelerinde işkencelerden geçirilen yüzlerce gençlerden tutun


dilleri yasaklanan köylülere kadar PKK’nin tabanını oluşturuldu. PKK Sosyalist bir

11
hareketti. Zaten PKK’nin kurucusu Abdullah Öcalan bu gerçeği şöyle ifade ediyordu:
“Ben Kürt olduğum için değil, Sosyalist olduğum için bu hareketi başlattım” PKK
mevcut ağalık, şeyhlik makamlarından faydalanmak bie için onları kabul etmedi.
Beklide PKK’nin en çok zarara uğratan bu realiteydi. Feodal yapıyı kabul etmeyen
modern bir hareket olarak doğdu. Diğer taraftan Kadını dağlara çıkarıp diriltiyordu.
Mutfakta ve evdeki kadını yok ediyordu. PKK’nin bir diğer realitesi ise İslam
gerçeğini görmezden geliyordu. Kürtlerin bin yıla aşkın dinleri olan İslam’ı Kürt halkı
arasında koparıp atıyordu. Türk aydın Mustafa AKYOL’ un da dediği gibi “bazı
aydınların zan etiği gibi, PKK, dış mihrakların çıkardığı bir örgüt değildi... PKK’nin
varlığını isteyen dış güçlerde olabilir. Ve menfaat düzeyinde bazı pazarlıklarda
derinden olabilir”. Ama bir gerçeği göz ardı etmemek lazım; PKK doğuda ciddi tabanı
olan bir örgüttür. 1990 yıllarda PKK siyasi kanadını geliştirdi. Ve meclise girdi.
Defalarca kapatılmasına rağmen Kürt halkından büyük bir kitle oluşturdu. Zaten
PKK’yi besleyen ve destekleyen de doğu halkının ta kendisiydi. 1999’da PKK lideri
Öcalan’ın yakalanmasıyla beraber PKK Irak sınırlarına çekilip bir nevi ateşkes ilan
etti. Kim bilir sırf Abdullah Öcalan’ın idam edilmemesi için idam yasası kaldırıldı.
MHP’nin de içerisinde olduğu koalisyon hükümetin zamanında idam cezası resmen
kaldırıldı.

AKP dönemi PKK ile mücadele etmek için yeni bir mücadele yöntemi
geliştirildi. “Siyasal Mücadele”..! Askeri saldırlar yine devam etti tabi. Fakat PKK ile
mücadele etmek için PKK’nin tabanı üzerinde ve kültürel anlamda bazı açılımlar
soyutta olsa kale alındı. Şu an Kürtçe yayın yapan 10’un üzerinde zaten özel Kürt
kanalları vardır. Defalarca baskılara rağmen hala yayın yapıyorlar. Roj TV, Me TV,
Kürt SAT vb. bir sürü Kürt kanalının varlığına rağmen resmi devlet kanalında TRT
ŞEŞ açıldı. TRT’nin Kürtçe yayın yapması belki devrim niteliğindeydi ama bununla
sınırla kalmak adeta 50.000’ne aşkın insanın kanını küçümsemekti. Çünkü zaten
Kürtçe yayın yapan bir sürü kanal vardı. Köy ve şehir isimlerinin eski isimlerine
dönmesi için yapılan bütün çabalar ve söylemler sadece soyut kaldı. Somut adınlar bir
türlü atılmadı. AKP’nin en büyük yanlışı PKK’ yi bitirmek için Kürt sorunuyla
ilgileniyordu. Ucuzdan bitirmek için!

12
Kürt Sorununu bitirmek için karınlarını doyurmak lazımdır gibi söylemlerle
yola çıktılar. Oysa Türkiye’nin her tarafında ekonomi sıkıntılar vardır. Elbette Kürt
sorunun içerisinde ekonomik bazı sorunlar da vardır. Fakat Kürt sorunu etnik bir
sorundur. Kürt Açılımını başlatan AKP adeta hafife alırcasına bu sefer Roman
Açılımı, Alevi Açılımı gibi –sorun ama- kıyaslanamaz sorunlarla beraber anınca
Kürtlerin onurlarıyla oynuyordu. Dağ fare doğurdu anlayacağınız. Bir iki festival ile
PKK’yi bitirmek AKK’nin hoşuna gidebilir fakat olan ile olması gerekenler farklıdır
her zaman. Yükselen bir ateşi üflemekle söndürmek istiyor AKP… Doğru veya yanlış
AKP farklı bir siyaset izlemesine rağmen; Kürt sorununu olabildiğince hafife aldı. İşin
ilginç tarafı batıda daha gencecik çocuklara nefret tohumları ekilerek doğudaki
Kürtlere karşı kışkırtılıyorlar. Hala bazıları düşünüyor, ya kardeşim, bu Kürtler ne
istiyorlar! Türk kelimesi onların kulağını Kur’an sesinden bile daha hoş getirtmişler.
Allah için dersen, Türk için dersen batıda çocuklar Türk kelimesinden vazgeçmezler.
Kürt kelimesi ise şeytan kelimesinden daha itici getirtmişler. Ve Kürtlerin yaşadığı
bölgeye “Şeytan Üçgeni” demekten çekinmemişler. Çocukları anlıyoruz da Türk
aydınları hatta doğuda görev yapmış generaller bile doğuyu doğru-düzgün bilmiyorlar.
Hala Kürtlerin karnı doyunca susacaklarını zan ediyorlar. İspanya ve Fransa gibi
ülkelerde ekonomik sorunlar olmamasına rağmen etnik sorunlar vardı.

Sorunun çözümü için her Türk linç hırsıyla doldurulmuş. Öldür hal olur
mantığı. Bakın taraf gazetesinin bir yazarı geçen gün Apo’yu öldürün tehdit edin sorun
biter diyor. Apo yakalanınca bir sürü Kürt genci kendini ateşe vererek yaktı. Biz
bunun ne kadar doğru veya yanlış olduğunu tartışmıyoruz, sadece bir tespit yapıyoruz.
Şimdi Kürtler arasında büyük çapta etkili ve yine bir kısmında sempati oluşturan bir
şahsiyeti siz öldürerek ne elde edeceksiniz? Bir kendini rahatlama yöntemleri vardır
ikincisi ise toplumu rahatlama. Başımıza halkçı ve milliyetçi kesilenler halkı rencide
ederek neye hizmet ediyorlar? Başbakan İsrail’e çattı. Sonra yapılan PKK’e
operasyonlarına çıkıştı ve PKK’ye İsrail taşeronu olduğunu söyledi. Acaba otuz yıldır
İsrail mi, Kürtleri ez, Türlere karşı çık dedi.

13
24 Aralık 2009 tarihinde aralarında halkın seçtiği belediye başkanlarının da
bulunduğu 34 şahsiyet gözaltına alındı. İki gün sonra da 7'si belediye başkanı
olmak üzere 23 Kürt siyasetçisi tutuklandı. KCK operasyonu kapsamında 24
Aralık'ta başlayan gözaltılar la, önce aralarında yedi belediye başkanının da
bulunduğu 23 kişi, daha sonra da ayrıca 24 kişi tutuklanmıştı. Diyarbakır Baro
Başkanı Mehmet Emin Aktar, bu sürecin her aşamasında hukukun ve insan
haklarının ihlal edildiğini bianet'e söylemişti. (TK)

PKK’nin saldırılarının nedeni:

1: “soyut açılım” döneminde yakalanan Kürt aydınları, çocukları, gençleri ve


halkı arasında yapılan ani baskınlar.
2: Zaten yaz girişiyle beraber PKK saldırıları başlıyor.
3: ise PKK’nin muhatap alınmamasıdır. Ve daha sayacağımız alt başlıklar
olabilir.

Uluslar arası karşılıklı menfaat pazarlıklarından söz etmiyoruz. Çünkü PKK’nin


kullandığı silah ile istediği arasında fark vardır. Türkiye’nin de kullandığı silah Türk
malı değildir. Eğer biz her faturayı gâvura çıkarırsak sorunu doğru okumamış oluruz.
Ülkemizde huzurun ve ferahın kendi ideolojisi çevresinde şekillenmesini şiddet ile
oluşacağına inanlar zan ediyorlar ki Türkiye’de ne olup bitiyorsa ABD, İsrail,
Ergenekon, PKK yapıyor. Yahu tabiî ki bazı komplolular olabilir. Ama her şeyi
karanlık bir odada düğmeyle başlatılacağına inanmaya ne gerek vardır. Kusura
bakmayın bütün bunlar sorunu hafifletip faturayı gâvura çıkarmanın ucuz kaçış
yöntemleridir. Başbakanın samimi olduğunu veya olmadığını konuşacak değiliz ama
ona verilen bütün bilgiler yanlıştır. Nasıl ki sahabeyi melekleştirmek için sahabenin
bütün savaşlarını Yahudi planı olduğunu söyleyenler vardır, aynı şekilde Türkiye’de
ne oluyorsa İsrail-ABD yapıyor diyorlar. Bir kere Başbakan bile PKK ve Kürtleri
anlayamamış, nasıl sorun çözülecek. Gerçekten de Başbakan Türkiye tarihinde bir ilke
imza attı. Diyalogu en azından soyut anlamda dillendirdi. Hakkını yememek gerekir.
Fakat Başbakan sorunu hafife alıyor. Bakın Zaman Gazetesi yazarı Ali BULAÇ

14
defalarca hem kitaplarında hem de TV programlarında diyalogu ön görüyor. Üstelik
adresi İmralı gösteriyor. Şimdi BTP siyasi bir partidir. Silahı alan kendisi değildir.
Zaten muhatap benim derse resmen gerilla ile arasında fark kalmaz. Hem BTP gerilla
bile olsa PKK’nin lideri o değil İmralıdır. Kimse Apo’yu cumhurbaşkanı yapın
demiyor. Gurur-kibirden uzak bir şekilde halkın ferahı düşünülüyorsa her çözüme
başvurulmalı. Savaşan ile savaşa izin verenler bir değildir. Savaşa karar verenler hiçbir
zaman rahatsız olmuyorlar. Ölen Türk emekçileri-Türk yoksulları ve yine ölenler Kürt
emekçileri-Kürt yoksullarıdır. Olan üstü hal ilan edilmesi MHP veya AKP partisinin
huzurunu bozmayacaktır. Sadece anne-babaların çocukları ölecektir. Savaşta
generallerin çocukları ölmüyor. Biz kimsenin ölmesini istemeyiz ama savaşan onlar
değildir. Savaşan aydınlar değildir. Aydınlar okudukları kitaplarla Osmanlı hayali
içerisinde çıkıp savaş bölgesini gezmeleri daha doğrudur. Her halükarda Apo’nun
muhatap alınması binlerce insanın ölmesinden daha doğrudur. Bakın ha şuraya
yazıyorum muhatap alacaklar fakat o zamana dek binlerce insan daha ölecektir.

14 Mayıs Tarihli Avukat Görüşmelerinde Abdullah Öcalan, ANF’ ajansının


yayınladığı haberde şöyle dedi: ’Ben buradan Başbakan’a sesleniyorum. Sayın
Başbakan! Demokratik çözüm için ciddi yaklaşın. Önümü açarsanız ben,
etkimin olduğu bütün kesimleri silahların susması konusu dahil, bir hafta
içerisinde ikna etmezsem bana ne derseniz deyin, bana ne yaparsanız yapın.
Ben bunu yapma gücümün olduğuna inanıyorum ve bunu yapabilirim.
Yapmazsam o zaman haklısınız derim. Ama ciddi yaklaşmıyorlar, ciddi
değiller, çözüme yaklaşmamaktadırlar. Ciddi yaklaşsınlar, ben bir hafta içinde
silahlı güçleri bir yerde toplarım, çatışmalı süreci bitirebilirim, buna gücüm
vardır. Bunun için öncelikle Hükümetin ve Büyük Millet Meclisi’nin önümü
açması gerekir. AKP de demokratik çözüme ciddi yaklaşmalıdır.”
(SerçavaNEWS)

Diyalog ve konuşarak sorunları çözeceğimize neden emperyalizmin silahlarıyla


birbirimizi öldürüp onlara güç kazandıralım? PKK komple kaç defa yok edildi, yine
kendi kendini toparladı. Yani PKK silahla bitemez. Çünkü beslendiği bir tabanı vardır.

15
Keşke hiçbir şekilde ne asimilasyon-zulümler nede PKK olsaydı. Ama vardır ve
gerçektir. Kim ister kan dökülsün, kim ister askerler ölsün. Kimse istemez ama bu bir
gerçektir. Ben şahsen Başbakanı anlayamadım siz anladıysanız bilmem. Sayın Altan'ın
dediği gibi “Hangisi Recep Tayyip, hangisi başbakan? Anlayamadık gitti”. Eğer Sayın
Başbakan samimi ise bu savaşa bir son verebilir. Kokuşmuş “kafasını kaldıranı vur”
anlayışıyla devam etmek istiyorsa buyrulsun. Tıpkı A. TAN’ın dediği gibi: “Türkiye,
kendi içerisinde sorunları çözmeden bırakın büyük ülke olmayı, Habur’u bile
geçemez”…

Yine haberler yine savaş yine ölüler… Yine şehitler. Yine sınır ötesi tartışması,
yine olan üstü hal tartışması. Kaç defa denendi bu kokuşmuş çözümler. Hiçbirisi
çözüm değildir. Siz ağlayan, yaralananın vurarak iyileştireceğinize inanıyorsanız
büyük felakete hazırlanın. Yüreğimiz ölümlere güçlüyse, Kürt anneleri olsun, Türk
anneleri olsun siz kaç tane öldürdük havalarına giriyorsanız buyurun on tane öldürün
ama bir tane vermeniz sizi zarara uğratır. Oğlu dağa çıkmış bir Kürt annesini
anlayabiliyorsanız samimisinizdir. Kürt gençleri her iki tarafında acısını anlıyor.
Çünkü her iki tarafında acını paylaşıyor. Roj’u da TRT’yi de izliyor. Bir kısım Türk
aydınları ve Türk gençleri anlamaya çalışıyorlar. Samimi olan büyük bir Türk seli
vardır. Milliyetçi duyguları körelmiş Tür olsun, Türk olsun bu barışta hiçbir katkıları
olmayacaktır. Onlar kanı görmeyen kan kusanlardır. Birçoğu sorunu anlayabiliyorlar.
Ama bu yeterli değil hemen yılmamak gerekir. Her Kürt sorunuyla ilgileneni hain ilan
ederseniz sorunu görmüyorsunuz demektir. Savaşsız bir ortam için hep beraber
duygudaşlık kuralım.

Barışın ufkuna doğru savaşız bir yaşam için hep beraber…

II. Kürt Sorunu ve PKK

Çatışmaların ve kanın sebebi; Zorbalıklar-Faili meçhul cinayetler, kültürel


soykırımlar, kısaca Faşizmdir. Yaptıklarımızın burnumuzdan gelişidir. Yüzyıldır
Kürtler ve Türkler arasına nifak tohumlar ekilmek isteniyor. Bunu yapanlar Türkiye’de

16
oluşmuş dış mihraklı düşünsel Faşistler ve buna tepki olarak doğmuş acımasız PKK…
Türkiye’nin içerisinde uygulanan yanlış politikalar “kafasını kaldıranı vur, halkı küçük
gör” uygulamaları ve buna karşı “dağda Kürt gençlerinden oluşan ve dış güçlerinde
var olmasını istediği PKK örgütü” örgütün zamanlı-zamansız saldırıları artık
Türkiye’de kimsenin huzurunu bırakmadı. Otuz yıldır devam ediyor. Kürt sorunu ile
PKK sorunu iç içe girmiş aynı zamanda ayrı sorunlar olduğu bellidir. Fakat dağ sorunu
ve arkasındaki sorunu çözmek için çeşitli teoriler ortaya atılmış:

I. PKK zaten Kürtlerle bir alakası yoktur. Birkaç maceraperestin dağa çıkıp kötü
oldukları için yaptıkları bazı gösterilerdir. PKK ile mücadele kararlılık ve savaş
gerektirir. O yüzden PKK’yı bitirmek için her an, olan üstü hal ilan etmek
gerekir. PKK’ yi düşünce olarak benimseyen, fiili benimseyen kim varsa yakala-
öldür ta ki bitene dek. PKK’nin beslendiği kaynak Kürtlerdir o yüzden onları geri
bırak ve dillerini yasakla. PKK ancak silahla biter.

 Statükonun ortaya atığı fakat başaramadığı bir teoridir. Çünkü onca olan üstü
haller, yakalanmalar, yasaklara rağmen PKK tam aksine güçlenmiştir.
Kürtçenin yasaklanması veya Kürtlerin Türkleştirilmesi sorunu bitirmez tam
aksine PKK’ yi güçlendirir. Çünkü soruna neden olan örgüt değil sorunun
sonucudur örgüt. O yüzden Cumhuriyetin kuruluşundan beri uygulanan bu teori
ne yazık ki hem Türkiye’yi geriletmiştir hem de sorunu daha da güçleştirmiştir.
Binlerce Kürdün meydanları doldurması ve siyasi olarak PKK’nin
desteklenmesi gösteriyor ki PKK’yi salt bir çete görmemek gerekir.

II. PKK’nin beslendiği kaynak Kürtlerin ferah bir hayat yaşamamasındandır. Onlara
para, iş sunuldu mu susarlar. Bu görüşü genellikle

 Karadeniz de, Akdeniz de, Ege de Türkiye’nin her yerinde işsizlik ve yoksulluk
vardır. Üstelik PKK’nin çıkış noktasına baktığımızda genellikte şehirde
yaşayan, işi gücü olan kesimdir. Hapishanelerde işkence görenler olduğu gibi,
sırf bir sorunu fark eden entelektüel kesimde de vardır. Üstelik PKK’nin kurucu

17
üyelerinin hepsi, Kürt değil Türk asıllı olanlarda vardır. Her ne kadar ekonomik
sorunlar doğruda olsa da sorunun kökeninde ekonomi yoktur. Tıpkı başörtüsü
sorunu olan biri için “karnını doyur susar” örneğine benzer. Veya Cem evleri
ibadethane olursa Alevilerin karnını doyar önce doyuralım demeye gelir. Kürt
sorunun temelinde dil sorunu vardır o yüzden bu sorunu çözmek için karın
doyurmaktan çok kültürel ve etnik açılımlara önem vermek gerekir. Ayrıca
Kürt sorunu çözülürse bile PKK sorunu eş değer bitmez.

III. PKK, Kürtlerin dil mağduriyetleri ve üzerlerinde olan baskıdan nemalanarak


dağa çıkmış. O yüzden Kürtlerin dili ve üzerlerindeki baskı kalkarsa PKK haliyle
biter.

 Üçüncü şık son dönem Ak Parti döneminde kabul edildi. PKK’nin en azından
çıkış noktasını tespit edebildiler. Çünkü daha önce PKK tamamıyla
maceraperest birkaç kötü oldukları için dağa çıkmış kandırılmış genç olarak
görülüyorlardı. Hatta onu icat edenlerin Türkiye’nin iç siyasetiyle alakalı
olmadığı tamamıyla gâvurlar tarafından icat edildiği ve kullanıldığı
söyleniyordu. Peki, Kür dili, Kürt kültürü özgürleştirilirse PKK biter mi?

Birinci şık yani PKK’yi silah ile bitir-Kürt sorunu yoktur zaten Kürt diye bir şeyde
yoktur aslında dağda gezdikleri zaman ayaklarında çıkan kart-kurt sesinden çıkmış bir
Dağ Türkü ırkıdır. Bu şık bir kere teori olarak saçmadır. Çünkü Kürtler zaten bağımsız
bir ırktır. Cümle yapısı ve kültürüyle… Ayrıca bunlar Türk olsa bile dilleri
yasaklanacak diye bir öneride olamaz. Pratiğe gelince zaten PKK’nin çıkışı bu teorinin
pratiğe dönüşmesiyle gerçekleşti. O yüzden birinci şık tamamıyla ütopyadır. Resmi
Statüko için sevimli bir teori olabilir. Yine aşırı bir Türk milliyetçisi için sevimlide
gelebilir. Ne yazık ki bazen insanın düşündükleri ile hayatı bir olmaz. Evdeki hesap
bazen çarşıya uymaz. Kaldık ki olan üstü hal, silah, baskı, asimilasyon zaten çözüm
olamadı. Yani söylenecek her söz sadece söz sahibini ırk ve taasup yüzünden
rahatlatmaktan öteye geçmeyecek. Biz Türk’üz oğuzun torunuyuz mantığına saygı
duyarız fakat öldürerek ve zülüm ederek hiçbir yere varamayız. Üstelik medeni bir

18
toplum olmak için silah ile değil siyaset ve diyalog ile ancak sorunlara çözülür.
Binlerce Kürdü öldürmek ne fayda sağlayacak, zarardan başka? “Olan Üstü Hal” ilan
edilerek PKK’nin dağdan indirilmesi mümkün değildir. Çünkü zaten şu an bile olan
OHAL kısmi olarak uygulanıyor. Örgütün askere vurduğu darbelerin acısını halktan
çıkarmak yetkililerin siyasetini sadece güçlendirebilir. Yoksa çözüm değildir.

İkinci şıktaki “karnını doyur kurtul” teorisi sorunu fark edip ama görmezden
gelenler için geçerlidir. Önce bu sorun yoktur, Kürt yoktur fakat doğuda sokakların
taşması, şehit cenazeleri ve Türkiye’nin dağlara harcanan ekonomi gösteriyor ki bir
şeyler vardır. Gönül ister ki hiçbiri olmasın ama vardır. Var olan bir şeyi ise yok
denerek bitiremezsin. Doğudaki savaş ve kargaşa artık entelektüellerin “Kürtler
yoktur, Kürt sorunu da yoktur” önerini gerersiz kılacaktır. Çünkü birileri çıkıp “yahu
bunlar ne istiyor diyecektir” kalkıp diyemezler herhalde “biz bunları bir zamanlar
ezdik, dillerini yasakladık” diyemeyecekler. Mecburen “Ya bunların karnı aç
kültürsüzdürler. Eğitimleri de yoktur. Tıpkı sendikalara gibi bunlar ekmek istiyor”
diyecekler. Fakat eğitim çözemeyecek. Çünkü bazen eğitimli gençler görülecek,
üniversiteli genler sokaklarda görülecek, üstelik PKK’nin kurucularından tutun
üyelerine kadar hep kentli-okumuş kimseler. Şimdi birileri rahatsız olacak “ya sen niye
PKK’ yi mi savunuyorsun onu sevimlimi gösteriyorsun diye”. Efendim ben PKK’yi
savunmuyorum sadece bir tespit yapıyorum. PKK budur diyorum. Bunu bilin öyle
PKK’yi tanımadan öneriler sunmayın diyorum. Peki, biri kalkıp diyeceki şu örgüte
katılanlar yanlıştır. Tabiî ki yanlıştırlar. Çünkü hiçbir şey şiddet ile hal olmaz. Aksine
etki tepkiyi uyandırır. Ekonomik sorun demek bence yanlıştır. Çünkü İtalya gibi
ülkelerden anlıyoruz ki etnik sorunlar ekonomi ile çözülmez.

Üçüncü şık AKP hükümetinin PKK’yi bitirme teşhisidir. Oysa PKK Kürt
sorunundan yola çıkarak taban kazandığı gibi, salt bir milliyetçilikle de taban
kazanabilir. Kürt sorunu zaten Kürtlerin dili, kültürü ve etnik bir sorundur. Ekonomik
yönü de vardır ama etnik bir sorundur. Zaten anayasal değişiklikler ve demokrasinin
şeffaflaşmasıyla sorun kendiliğinden çözülür. PKK’nin tabanı, Kürt sorununa
dayandığı gibi artık salt bir “Kürt Ezikliğinden” değil aynı zamanda PKK ve APO

19
söylemleriyle otuz yıldan beri inanç şeklini oluşturmuştur. PKK bir kurtarıcıdan çok,
bir sığınaktan çok artık bölgenin bir kesiminde ideoloji durumuna gelmiştir.

PKK dağdan nasıl inebilir?

Bazıları BDP’nin bir çağrısıyla PKK’nin dağdan ineceğini zan eder veya böyle
davranarak bütün suçu BDP’ye yüklemeye çalışır. BTP ile PKK’nin aynı kitleden
beslendiği aşikârdır. Fakat PKK kendi içerisinde ideolojisi ve ideologları tarafından
yön verilen askeri bir örgüttür. Velev tek militanı bile biterse yinede halk arasında o
ideolojiyi tekrar eyleme dökecekler vardır. O yüzden askeri yöntemlerle hiçbir şekilde
dağdan indirilemez. Zaten otuz yıldır süregelen askeri mücadele göstermiştir ki kırk-
elli bin insanın ölmesine rağmen haşla varlığına güçlü bir şekilde sürdürüyor. İstediği
zaman istediği yerde hem demokratik hem de silah yoluyla eylemler
gerçekleştirebiliyor. Eski Genel Kurmay Başkanı Y.Büyük Anıt “bütün asker sınıra
dökülse yine terör bitmez” demişti. Bu sorun kesinlikle silahla, uçakla öldürmekle
çözülmez. Siyasi bir diyalog gerçekleşmeden PKK orada barınabilecek ve
yaşayabilecek hem düşünceye, hem de silaha sahiptir. Silahların nereden geldiği onun
için hiç önemli değildir. Çünkü eğer örgüt olmayı göze almışsa her ülkeyle anlaşma
yapacağı anlamına gelir. İster taşeron olsun, ister müteahhit… Dün Suriye ile iş birliği
yapıyordu fakat bugün Türkiye Suriye ile iş birliği yapıyor. O yüzden örgütlerin
suçunu başka ülkelere atmak için basit yöntemlere başvurmanın da çaresi yoktur.

İmralı’nın PKK üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Özellikle Kürt gençliği arasında
sempatizanları bir hayli fazladır. Onun için kendisini ateşe verenler ne derece etkili
olduğunu gösteriyor. O yüzden örgüt böyle bir lideri hiçbir zaman devre dışı
bırakamaz. Gençlerde avukatlarıyla yaptığı görüşmede “yirmi dört saate bütün
gerillayı bir yere toplayabileceği güce” sahip olduğunu söylemişti. Bunun karşılığında
“yolumu açsınlar” demişti. Yolunun açılması “muhatap alınması” demektir. Nazlı
Ilıcak başta olmak üzere birçok aydının tartışmaya açtığı muhatap alma meselesi hala
tartışıyor. Zaman Gazetesi Yazarı Ali BULAÇ, İmralı’nın muhatap alına bileceğini
hem kitabın da hem de katıldığı programlarda dile getiriyor. PKK sorunu ayrı bir

20
meseldir, Kürt sorunu ayrıdır. PKK Kürt sorunundan dolayı çıkmıştır. Fakat PKK ayrı
bir meseldir. Kürt sorunu kalmasa bile yine PKK var olacaktır. Çünkü PKK kendi
kendine diyecektir “bu kadar mücadele ettim boşuna mıdır?” militanların af
edilmesiyle PKK’nin biteceğini zan etmiyorum. Çünkü takılmadığını his ettiğini için
Kürtler üzerindeki etkinside unutturmamak için doğal olarak direnecektir. Velev hiçbir
amacı olmasa bile dağda barınacaktır. PKK medyası olan, yayın organları olan, siyasi
kolu olan bir harekettir. Peki, böyle bir örgüt sırf var olmak için bile var olmayı
istemez mi? O zaman tek çare İmralı’yı muhatap almaktır. Çünkü İmralı muhatap
alınırsa PKK’nin kale alındığı psikolojik olarak örgütü rahatlatacaktır ve kendisini bir
devlet parçası görecektir. Muhatap alındıktan sonra eğer “muhatap almaktan öte” bir
şey olmasa sanırım PKK’ yi daha da güçlendirecektir. Çünkü “devlet bizlere ihanet
etti” deyip bu sefer tekrar çatışmalara girecek. Muhatap alınma işi hassas bir iştir. Bazı
vaatlerin olması lazımdır. Genel bir af ile gerillanın bitmesi mümkün değildir. Otuz
yıllık tecrübe ile bu örgüt siyasi menfaatler düzeyinde Türkiye içerisinde Türkiye
yanlısı bir örgüt olabilir. Suriye nasıl A.Öcalan’ı Türkiye’ye karşı bir koz olarak kendi
ülkesinde barındırıyordu; İran nasıl PKK’ ye gâh saldırıp gâh anlaşıyor; aynı şeklide
Türkiye PKK’ yi karşına alacağına yanına alabilir. PKK’nin Türkiye ile anlaşması
mümkündür. Çünkü ne PKK Türkiye ordusunu yenebilir, nede Türkiye askeri PKK’ yi
bitirebilir. Bunu biz söylemiyoruz. Bunu söyleyenler bizzat savaşanlardır. Y.Büyük
Anıt’ın sözleri buna örnek gösterilebilir.

Irak bir örnektir. Kuzey Irak Kürtleri Federal bir yapıdır. Türkiye tıpkı peşmerge
gibi Türkiye’ye “Kürdistan Bölgesi” olabilir. Hem bunun örnekleri tarihimizde de
vardır. Osmanlı döneminde Bitlisli İdris’in karşılıklı menfaatlerine karşı Osmanlı
“Kürdistan Eyaleti” oluşturmuştu. Yani Kürtlerin Türkiye torakları içerisinde bir
bölgede hak sahibi olmaları bir gâvur isteği değil tam tersine “Osmanlı örneğidir”…
Kürt sorunu çözülebilir bu kolaydır. Soyut bir sorundur. Sadece anayasal haklar ve
anadilde eğitim gibi açılımlarla bu sorun kökten çözülebilir. Fakat PKK sorunu buy
sorun ile ilişkili olmasına rağmen bağımsızdır. Eğer biz duygusal düşünmesek,
sorunları silah ile değil diyalog ile çözülebileceğine inanıyorsak “Her şey
mümkündür”

21
***
Kürt Sorununu Düşünmek

Kürtlerinde kökeni üzerinde tartışmalar ve çeşitli teoriler vardır. Kökeni ne


olursa olsun, Kürtler, Mezopotamya’nın eski halklarından biridir. Mustafa Kemal
“Güneş Dil Teorisi” yani bütün diller Türkçeden türemiştir iddiası gibi, bazı Kürt
aydınlar da, bütün dillerin Kürtçeden türediğini öne sürerler. “Ulus Devlet Teorisi”
yani her ırk bir devlet olmalı teorisi ortaya atıldığından bu yana bu iddia da
bulunmayan sanırım yoktur. Hindutva’dan Hitlere… Hitler’den Türkçülüğe bütün
etnik hareketler, ırklarını en eski ırklara dayandırmışlardır. İşin ilginci bütün ırkçı
şovenlerde her şeye sahip çıkma duygusu vardır. Kendi dinini ve ırkını dünyanın
hâkimi yapmak için uğraşan her birey garip iddialarda bulunur. Dinci, nasıl her şeyin
kendi dininde var olduğunu geçtiğini iddia eder, aynı şekilde ırkçılıkta aynı hastalığa
sahiptir. Batı güzel bir bilimsel mesafe kat etmişse hemen bunu örtmek için “zaten
bizde vardı bunlar bizim eserimiz” demekle dinciliğini ortaya atar. Doğuyu veya doğu
dinlerini alt etmek için “batı insanlık getirdi doğuda hiçbir şey yoktu” diyerek
geçmişine küfür ederler. Aslında bu hastalık ailede temel atar. Baba her zaman
evladının her şeyiyle övünür. Oğlu eğer iyi ise onunla övünür ve kendini bu iyiliğin
sebebi görür. Eğer kötü ise ona sahip çıkmaz. Yine asi bir çocukta babasını inkâr
edebilir. Sahip olduğu bütün imkânları ve gelişmeleri sadece kendine has kılabilir.
Babasının sahip olduğu konumunu geçen biri, babasının kendi üzerinde hiçbir
emeğinin olmadığını söyleyebilir. İşte bütün bu hastalıklar bir nevi “kendini kanıtlama
ihtiyacıdır.” Batı kendini kanıtlamak için babası olan doğuyu, doğuda batıya sahip
çıkmak için onu bağımsız değil kendisi sanır. Ama bir türlü kimse başkasını bağımsız
ve birey görme eğiliminde değil.

Kürtlerin kimliği üzerinde birçok tartışma vardır. Bu tartışmalarında kökenine


baktığımızda “tarafçılık” mevcuttur. Bazen bilimin en büyük kanıtları “tarafçılığın”
taassubunu yenemez. Güneş gibi bir gerçek bazen kör taassuptan dolayı yıldız gibi
görülebilir. Ben burada Kürtlerin kökeni üzerinde fazla durmayacağım. Çünkü
kökenden çok biz var olan durumu kökenini konuşacağız. Eğer siz Türklüğü yüce

22
kabul ederseniz sizin için her şey değerini kayıp eder. O yüzden bazen göz önüne
gelen bütün belgeleri tevil edersiniz. Her konu böyledir. Bazen Kuran’ın açık bir ayeti
mezhep taassubunu yenemez. İnsan önce iyi bir kafaya sahip olmalı. Önce düşüncesini
sade bırakmalı. Sonra Kuran’ı açıp okumalı. Sonra tarihe bakmalı, sonra bilime
bakmalı. Mükemmel bir çiçek düşünün. Bilim bu çiçeğin nasıl oluştuğunu anlatır.
Çiçeğin nasıl meydana gelebileceğini çok iyi anlattığı için “çiçek bunun için vardır”
deme hakkı yoktur. Çiçeğin nasıl oluştuğunu, “bilim”, Çiçeğin niye olduğu sorusu,
“felsefe”, niye var olduğunu ise “din” anlatır. Dinci biri çiçeğin nasıl oluştuğunu dinde
arar, bilimci biri niye olduğunu bilimde arar. Bilimcilik, Dincilik, Ruhçuluk vb. bütün
kavramlar birer gözlüktürler. İbn-i Rüşt’ün dediği gibi, Belki bilim ile din
sütkardeştirler ama kesinlikle bir değiller. Belki bunlar birbirlerine bağlanmış iki
çengel ve birbirinden farklı düşünülemez iki kardeş gibidirler ama kesinlikle bir
değiller.

Irkçılıkta aynı şekildedir. Her miller kendisini öz sayar. Olmasa olmaz ve


kurtarıcı zan eder. Bazı devirlere din, bazı devirlere ırk ve bazı devirlerede ekonomi
damgasını vurur. Her ne kadar ekonomi hepsinin temeli olsa da onu harekete geçiren
yine “ırk” ve “din” kavramlarıdır. O yüzden Materyalizm yanıldı. Çünkü her şeyin
temeli ekonomi değildir. Bazen “Allah” kavramı ekonomiyi epey geçer. Allah kavramı
her zaman ekonomi için olabilir fakat bağımsız bir Allah kavramı da mevcuttur.
Kürtçe bir dildir. Farsça bir dildir. Türkçe bir dildir. Sümerce bir dildir. Ama Sümerce
konuşulmuyor. Kürtçe konuşulmalımıdır sorusu ile Kürtlerin kökeni aynı konu
içerisinde tartışıldığı an kafalar bulanır. Kürtlerin beklide son yüzyılda Kemalizm’den
çektiği de budur. Bir kere Kürtçe ve Türkçe bilen her kişi bilir ki bu dillerin cümle
yapısı tamamen farklıdır. İkincisi Türkçe eklemeli dil iken Kürtçe eklemeli dil
değildir. Bunları anlamak için iyi bir filolog olmaya da gerek yoktur. Kürtlerin Türk
olması sanırım resmi ırkçılığın ne denli gözü kapalı olduğunu gösterir. Varsayalım
Kürtler Türklerden gelmiştir. Azeriler, Kırgızlar ve diğer Türkî halklar kurtuluş
savaşında nerdeydiler? Yani aynı kökten gelmek aynı ülkede yaşamak demek değildir.
Demek ki Kürtler Türklerle aynı ırktan geldiği için aynı ülkede değiller. Kurtuluş
savaşında önce Kürtlere şöyle denildi “Kürtler ve Türkler İslam’ın ana esasıdırlar”

23
bunu diyen ise Mustafa Kemal idi. Aynı M. Kemal 1924’te hilafeti kaldırdı. Hilafet
denilen şey giyilen içilen bir şey değildi. Sadece isim farklıydı. Yani seçimin olması
için illa hilafeti kaldırmaya gerek yoktu. Hilafeti kaldırmak dini kaldırmak değildi
belki ama Kürtleri yok saymaktı. Çünkü Kürtlerin tek birleştirici unsuru hilafetti.
Yüzyıllardı hilafet için Kürtler cesetlerini siper ediyordular. Hilafet 1924’te kaldırıldı
Şeyh Sait ise 1925’te isyan etti. Kürt milliyetçiliği hala yoktu. Daha önceleri her ne
kadar Avrupa da okumuş modern Kürt aydınları -Kürtlük adına bazı faaliyetler ve
taleplerde bulunmuşsalar da- geniş bir halkı bağlayamazdı. Ne zamanki Anadolu da
Türk kelimesi ön plana çıktı, Kürtler var olduklarını his ettiler. Kürtlerde hiçbir zaman
ulus bilinci veya Kürt olma duygusu ağır basmadı. Bazı Kürt aydınların dediği gibi
kandırılma değildi bu. Çünkü yakın döneme kadar “ırk duygusu” henüz belirmemişti.

Resmi devlet politikası Kürtleri yok etme planı uzun sürelerle değil kısa
sürelerle yapılmak istendi. O yüzden Kürler “Kürt oldukları” için ezildikleri ve
dillerinin yasak edildiği için siyasette ve dağlarda boy gösterdiler. Toplu sürgünler,
hapishanelerde dünya tarihinde az rastlanmış işkencelerle beraber PKK zorla ortaya
çıktı. O yüzden bazı Türk aydınların sandığı gibi PKK dış güçlerin çıkardığı bir örgüt
değildir. Belki PKK’ yi kışkırtmak isteyenler olmuştur. Çünkü uluslar arası ilişkilerin
karşılıklı menfaattir.

Batı ulusu aştı. Ulus teorisi çöktü artık. Çünkü ırka dayalı bir ülke artık
yeryüzünde, çabuk yayılmasına rağmen, çabuk yok oldu. Şuanda var olan bütün
çarpışmalar sancılardır. Peki, ulus bittiği zaman dert bitecek mi hayır. Yine sorunlar
çıkacak. Her devrin putları farklıdır. Her devrin afyonu farklıdır. Einstein iki şey
sonsuzdur der “insanın aptallığı ve evren.” İnsan kendini fark ettirmek için icat eder ve
yarışır. Bu yarış ailede başlar, ta ki ölene dek. İnsanın bu hareketli ve araştırmaya
eğilimli yönü belki de ruhu çağrıştırır(insanda yapışık veya bağımsız bir cevheri). Yani
İnsan’ın makine mi yoksa özgür bir birey mi olduğu tartışılmıştır/tartışılabilir. Her ne
olursa olsun İnsan diğer canlılardan çok farklıdır. Sanki insan özel bir varlık. Cisim
olarak bir hayvandan farkı yoktur, bu doğrudur. Cisim olarak aynı olabilir ama
Farkındadır insan… Ayrıca fark ettiğinin de farkında. İşte budur bizleri hayvanlardan

24
ayıran. Hayvanlar görüyor, kim bilir belki farkta edebiliyorlar. İnsan ise bu farkı
görüyor. Fark etiği içindir zaten sorun yaratıyor. Hayvanlar oturup sorunları hal
etmiyorlar. Çünkü sorunu yaratmıyorlar. Biz çok şeyler yaratıyoruz. Boyumuzu aşan
şeyleri... Hatta çağları aşan şeyleri… Çağlar sonra oturup sorunları fark ediyoruz.
İnsan bence iki şeyde çok ileridir, inkârda ve imanda. Yani kabullenmede ve kabul
etmemede... Bazen insan o kadar özünden ayrılıyor ki artık hiçbir şeyi göremiyor.
Bazen o kadar tarafsızdır ki nasıl tarafsız olabileceğini düşünüyor. Doğru içsel midir
acaba? Yoksa Hintlerin dediği gibi hikmet içimizden gelen sezgidir? İşte şu kabul
etmek ile kabul etmemek büyük ihtimal ile olaylara göre şekillenmez. Ama onu
dirilten dış bilgidir.

***
Kürt Sorunu ve İslamcılık

Dünyanın ve Türkiye’nin doğu tarafları geleneği temsil eder durumdadır.


Gelenekten kastım değişmeden devam eden ahlaki kurallar ve adetlerdir. Doğuda
dinler yeşerdiği gibi en çok dini kurumlar varlıklarını bu bölgelerde sürdürmektedirler.
Kürt Sorununu ilgilendiren başlıca konulardan biride dindir. Çünkü Kürtlerin coğrafi
dağılımları onların dinin-kültürün tamda ortasında yer almaktadır. Kudüs bölgesinde
tebliğe başlayan İsa Peygamberin öğretileri Irak, Suriye, Türkiye, İran ile yakından
ilgili olan Roma topraklarında revaca ulaşır. Muhammed Peygamberin öğretisi ise
Mekke-Medine bölgesinde başlamasına rağmen Irak-Suriye-İran-Türkiye dediğimiz
ortamda dünyaya hâkimiyetlerini duyururlar. Muhammed Nebi döneminde Medine
başken iken vefatından sonra Şam-Bağdat-İstanbul vb. önemli şehirler başkent olurlar.
Horasan bölgesi İslam Tarihinde önemli bir unvana sahiptir. Dünyanın merkezinde yer
alan bu dört ülkenin dört parçasında yaşayan Kürt halkı Fırat-Dicle gibi nehirlerinde
üzerinde tarih yazdırmışlardır. Dinlerin, Mezheplerin, Siyasetin ve Ekonominin
kucağında yetişen Kürtler hala bütün sömürgeci-gözü paradan başka şey göremeyen
Batı Medeniyetinin dikkatini çekmektedir.

25
İslamcılık

Kürtler, İslam’ın ikinci halifesi sayılan Ömer İbn-ul Hattap döneminde büyük
bir kısmıyla bu dini seçtiler. Araplardan sonra Kürtler ve Farslar İslam’ın ikinci etnik
halkı sayılırlar. Türkler ise yaklaşık iki yüz yıl sonraları Talat savaşında bu yeni dini
beğenirler. İslam’dan önceleri Zerdüşti olan Kürt halkı birçok dine şahit olmuştur.
Zerdüşt, Nuh, İbrahim, Yunus vb. birçok önderin/peygamberin bu yörede
yetişmesi/öğretilerini ilan etmeleri din ile ne kadar iç içe olduklarını göstermektedir.
Kürtlerin işçi-emekçi sınıfı genel anlamda hiçbir zaman toplu olarak İslam’dan sonra
başka dinlere girdikleri görülmemiştir. İslam’ın Kürtler açısından değeri bir hayli
fazladır. Üst değer Kült halkı için daha çok din olmuştur. Osmanlı döneminde olsun
daha önceki dönemlerde olsun toplu olarak Kürt hiçbir zaman üst değeri Irk olarak
görmemişler. Abdullah Öcalan ile başlayan Sol düşüncede bile destek veren halk
“Üstün Irk” anlamında bir tezleri olmamıştır. Fakat her zaman din karşıtı, etnik
milliyetçiliği savunan Kürt aydınları da olmuştur.

İslam’ın Kürtler açısından değerini, az çok her birey tahmin edebiliyordur.


İslam dediğimiz kavram boş bırakılacak değildir elbette. İslam’a eklenilen –Cılık –İzm
ekleri kavramı bir daha da zenginleştirmektedir. Çünkü İslam din olarak kabul edilir.
Fakat İslam Tarihinde İslam’ın kendisine has bir hukukunun/yönetiminin var olduğunu
savunanlarda yok değildir. İslam karşıtı laikliği savunanlar İslam Hukukunu kabul
etmemekle beraber böyle düşünenlere Şeriatçı demişlerdir. Her ne kadar kendisine
İslamcı denilmesinden hoşlanmayan amatör İslamcılar olsa da böyle düşünenlere
İslamcı denilir.

Peki, nedir İslamcılık? Karşılaşılabilecek her soruna İslam’da cevabının var


olduğuna inananlara İslamcı denir. Kürt geleneğinde “şeriata gidelim” sözü
meşhurdur. Özelikle kırsal alanlarda hala karşılaşılan sorunlara “şeriata gidelim” denir.
İslam Fıkhı ile ilgilenen mollalara gidilir ve verilecek karara sadık kalmak şartıyla
sorun sorulur. Kentleşmeye yönelen bölge, molla-şeriat gibi kavramlara da yabancı

26
kalmıştır. Bu kadar İslam ile iç içe olan bu halkın sorunları için ebetteki İslamcılar
ilgilenmeli diye düşünebiliriz.

İslamcılar Soruna Bakarken!

Acaba İslamcılar gereken cevabı verdiler mi? Maalesef hayır. Bunun birkaç
nedeni vardır. İslamcılıkta “ümmet” kavramı hem yönetenler açısından hem
hukukçular hem de halk açısından çok önemlidir. Ümmet kavramı Müslüman olan
herkesin dinde kardeş olmasıdır. Türk-Kürt-Arap-Fars gibi halklar bunun başında
gelir. Çünkü az bir kısmı hariç genellikle bu halkların tümü İslam dinini kabul
etmişler. Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü sırasında “Din kavramı” ikinci-üçüncü
hatta değerini kayıp ettiği için dönemin popülist kavramı “millet” -tek bir ulusa dayalı
devle- inancı ön plana çıktı. Parçalanan Müslümanlar neye uğradıklarını şaşırdılar. Bir
yandan ekonomi yönünde çökerken diğer yönden fikri anlamda çökmeye başladı.
Dünyanın “global köy” haline gelmesi İslamları hızlı yakalamıştı. Müslümanlar bir
yandan Osmanlı özlemini çekerken, diğer yönden Muhammed Peygamberin dönemini
beyinlerinde teorik anlamda kurtuluş yolu gördüler. Osmanlının son dönemlerinde
tarikatlara tepki olarak doğan Vahabilik hareketi bütün sorunları statükoda görmüştü.
O yüzden bütün kültürü-tarihi bir yana bırakarak sadece Ayetler ve Hadislerle
sorunları çözmenin peşine düştüler. Müslüman akıl neye uğradığını düşünürken Batıda
okumuş aydın kafa “Tek millete dayalı devlet” anlayışını empoze etmişti bile. Hızlı
gelişen usul devlet anlayışı İslamcıları paniğe sürükledi. Halklar anında devlet
oluvermişken Kürtlerle Türkler kim bilir kapalı toplum olacaklar ki birlikte yaşamaya
karar verdiler. Batıda okumuş bir kısım Kürt Aydını da Kürdistan fikirlerini
duyurmaya çalışsalar da rağbet görmediler. Halk artık “parçalandık” “Osmanlı çöktü”
feryatlarını yüreklerine gömerken yeni bir parçanın daha kopmasına el vermiyordu.
Duygu bağlarıyla Türklerle birlikte yaşamaya çalışan Kürtler yönetimin şamarını
yerken sadece feryat edebiliyordu. Hasta olduğu belliydi fakat neden bilinmiyordu.
Bilinçli-bilinçsiz girişilen isyanlar bastırılarak katliamlara varacak düzeyde
yaralandıkları için düşünme fırsatları olamıyordu. Kürt kelimesini ağızlarında
aldıklarında bir yandan çöken İslam ümmetini düşünüyorlardı. Çünkü Kürtler

27
feryatları sadece millet bilincinden değil aynı zamanda içerinde-kamusal alanda
süpürülen dinlerinde de sızlıyordular. Bir yandan İslam bilinçleri parlak iken diğer
yandan Kürt oldukları için bu kadar zulme uğramaları akıllarına bile gelmeyecekti.
Bütün sorunun dinsizlikten kaynaklandığını düşündükleri için çözümün sadece İslam
olduğuna da kanaatkârdılar. Halklarını savunmak için söylenen kavramların ümmet
bilincini zedelediğini düşündükleri için “Kürt Kavramını” unutmanın daha iyi
olacağını da düşünüyorlardı. Kürtlerin aydın takımı halk ile barışamadıkları için ulusal
bir hareket düşünülemezdi. Şeyhlerin, Mollalar ve ağaların feodal yapılarına maruz
kalan bu halk içine kapanık bir gelenek olmaya mecbur kılındı. Kürtlere en başta bilgi
lazımdı. Çünkü mollalar ve şeyler gelişen gündemden habersiz dünyada olan bitenden
habersizdiler. Nurculaştırılan Said-i Kürdi’den iki laf söz etmeden geçemeyeceğim.
Said-i Kürdi İslamcı biriydi. Gerçekten Said-i Kürdi Kürtlerin İslam Hukukundaki
yerlerini belirtecek düzeyde dünyadan haberdar ve batıyı da iyi tanıyan bir insandı.
Bütün çabası Van gölünün kenarında bir Üniversite kurup dini, ilmi ve pozitif bilimleri
Kürtlerin aydınlanmasını sağlamaktı. Vefatıyla mezarı bile kayıp edilen sonra bütün
kitapları sansüre uğrayan Said-i Kürdi hep Ümmet bilinci için çalışmıştı. Kendi
döneminde Kürtlerin bağımsız bir halk olduğunu, dili ve kültürü için yasakların yanlış
olduğunu ve Kürtlerin baskılara uğraması gelecekte büyük bir sorun olacağını o zaman
görebiliyordu. Celal Bayar’a yazdığı mektuplarda yanlış politikalara vurgu yapmıştır.
Gerek mektuplarında, gerek sohbetlerinde gerekse kitaplarında siyasetten uzak
durmasına rağmen delikanlı duruşunu sergilemiştir. Düşüncesi bir yana duruşu hiç
kimse tarafından yadsınamaz. Yeni Sait bilime, ilme değer biçerek kalem ile
savaşmanın en yüce cihat olduğunu belirtmiştir. Diyalog ile her şeyin çözüme
varacağına da inanmıyor değildi. Siyasete girmenin yanlış olduğunu biliyordu. Çünkü
particilik vardı temelde. Ama şimdiki Nursuzlar gibi devletle bütünleşenler gibi
siyasetten uzak durayım derken tepkisizde kalmıyordu. Her zaman devlet karşıtı
devrimci-yenilikçi yönüyle ön plandaydı. Nursuzlar onu takip ederken makam ve
statüko adına tek bir tepki bile vermemektedirler. Tam tersine Kürtlerin asimile
edilmesi bile yardımcı olmuşlar. Türkiye’de en büyük sayıya ulaşan Nurcu hareket
Kürt Sorunu hakkında hiçbir çözüm üretememiştir. Mezd Zehra ve Zehracılar

28
“Nubihar” yayınları ise Said-i Kurdi’nin siyasi yönüne vurgu yaparak onun
çözümlerini duyurmaya çalışmaktadırlar.

Yaşadığımız coğrafyada sayısı ikinci derece öneme sahip olan Tarikatlarda Kürt
Sorunu ile ilgili sessiz kalmışlar hep. Bunun başlıca nedenleri Seyh Sait isyanından
sonra içlerine kapanmalarıdır. Seyh Sait’ten sonra şeyhler-liderler idam edilmiş bütün
tarikatlar takip edilmiştir. Şeyhlik bu dönemde ağalıktan öte bir âmâcıda kalmamıştır.
Daha önceleri insanlar ağaların zulmünden kurtulmak için şeyhlere sığınırken sonraları
fakirlerin sırtından rant devşirmişler.

İhva-i Müslimin Ümmet için “İslam gelecek, zülüm bitecek” sloganıyla yola
çıkarken, Kürtler hakkında hiçbir ön görüsü veya çözümü olmamıştır. Suriye, Irak ve
Türkiye’ye de sızan bu grup sorunları tamamıyla ütopik-uçuk bir şekilde Müslümanlar
Kardeştir mısrasıyla çözmeye çalışmışlardır. Sadece Kürt sorunu değil aynı zaman
ekonomi modelleri de ilkel kalmıştır. Bir kısmı batıdan devşirme olan ekonomi
modelleri bir kısmı da uygulanamaz dikta yöntemlerle çözülebileceğine inanılmıştır.
Bu açıdan baktığımızda Siyasal İslam hem model olamamıştır, hem de şu yaşadığımız
yüzyılda insanların dertlerine çözüm geliştiremedikleri için çökmüştür. Erbakan
oylarının aslan payını Kürt coğrafyasında alırken Kürtler hakkında hiçbir çözüm
sunmamıştır. Şimdi oturup şu sorunun cevabını alabiliriz “Kürtlerin bir kısmı neden
Apoya taparcasına uyuyorlar?” “Kürtlerin bir kısmı neden PKK’yi çözüm olarak
görüyorlar?” Mustafa İslamoğlu gibi İslam aydınları Kürt Sorununa çözümler
geliştirmeye çalıştıkları ve ceza evlerine girdikleri de malumdur. Ne yazık ki hala
güçlü olan İslamcılık Kürtleri tatmin edecek ve komple harekete geçirecek hiçbir
İslamcı ideolog yetişememiştir. Ali Bulaç, Hakan Albayrak, Abdurrahman Dilipak,
Abrurahman Arslan, Hayrettin Karaman ve son olarak ta Altan Tan gibi İslamcı
aydınların çabaları küçümsenemez. Fakat son on yılda böyle girişimlerin olması ne
kadar geç kalındığına işarettir. Hem ortaya atılan metinlerin çoğu özgün olmakla
beraber bir kısmı Sosyalist güruhlardan etkilenilerek ortaya atılmıştır. Birkaç makale
ile bir halkı aydınlatmakta güçtür. O yüzden İslamcılık gerici tavrıyla devam edeceği
sürece, devşirmeyi bırakmadığı sürece ve ütopik sloganlarla halkları “lafla karın

29
doyurmaya” çalışmasını bırakmadığı sürece bu siyasal teori çökmeye mahkum
olacaktır. İran gibi İslamcı bir ülkede Kürt Sorunu devam edebiliyorken İslamcılığın
çıkmazını gösterecektir/göstermektedir. Mısırlı bilgin Şinavi “Ümmetin yetimleri
Kürtler” adlı eserinde Kürt Sorunu İran’ın sınavıdır der. Biz sahip çıkmadık, solcular
sahip çıktı gibi sahiplenici laflarla bir halkı küçümsemek ve onu içine kapatmak bu
gün uluslar arası sorun haline getirtmiştir. Mustafa Kemal, İnönü, Evren, Özal,
Demirel, Erdoğan vb. bütün siyasetçiler generaller bu sorunu Türkiye’nin büyük hatta
en büyük sorunu olarak görüp kimi yerlerde bastırarak kimi yerde kandırarak çözmeye
çalışmışlardır. Babalarımız bu sorunla büyüdü, biz bu sorunu yaşıyoruz ve
önümüzdeki nesil bu sorunla yüzleşecek midir? Türkiye Cumhuriyeti bu sorunu kabul
etmesine rağmen hala topu birilerine atıyorsa demek ki daha suçlu olduğunu kabul
etmiyor “Nasıl gasp ettiği hakkı geri verecek?” İslamcılar Kürt lafını duyunca hala
Irkçılık diyebiliyorlarsa iki yüzyıl öncesinde yaşıyorlardı demek ki. Türkleri Allah’ın
kılıcı yapıp gölgesinde yaşamak isteyen kafa sosyalist kafayı hiçbir zaman
çözümleyemez. Bir zamanlar Arapları üstün kendilerini mevali görenler, dün Türkleri
yarında başka bir halkı göreceklerdir. Türkçülüğün doğuşu Osmanlının arkasında
ağlamaktır. Türkçü olmak hala Osmanlının çöküşünü kabul edemeyip bütün halkları
kendine bağlı olarak düşünmektir. Ey dostlar Osmanlı çöktü ve bir daha geri
gelmeyecektir. Çünkü hiç kimse iki defa bir suda yüzmez bunu diyen Tahles’tir.
Kimse siz değilsiniz herkes kendisidir. Kürt Milliyetçiğinin yükselişi de bir tepkidir
tüm yapılanlara. Miller kavramı çökmüştür ve bir daha geri gelmeyecektir.
Zamanlarda yaşadığımız son kırıntıları bir zamanlar Tarih yazacaktır. Hala anadilde
eğitimi çok görenler, tek dili savunanlar yarın ülke bölününce Ertuğrul Özkök gibi ne
olacak ayrılırsak ayrılalım diyeceklerdir. Bugün vücudun sağlığı için parmağını
kesemeyenler yarın kollarını keserse “oh be bu hastalıktan kurtuldum” diyecektir.
Bugün olayı gurur meselesi yapanlar yarın yalvaracaklar. Bunu ben demiyorum kimse
demiyor yaşadığımız bunlar. Tarih diyalektik bir mekaniğe sahiptir.

30
***
“Özel Birlikler” Tartışması

Dünya’da ilk altı ordudan biride Türkiye’nindir. NATO’da ise ikinci orduya
sahiptir. Dünya’da ilk altı orduya dâhil edilebilen TSK bırakın Türkiye’nin
bütünlüğünü kendisi gibi birkaç ülkeyi daha da savunabilecek durumdadır. O halde
TSK’nın otuz yıldır PKK’ ye karşı verdiği mücadelede başarısız olması neyle izah
edilebilir? İlker Baştuğ sayı bakımında 5–6 defa PKK’ yi yok ettiklerini fakat bunun
İnsan kaynağının kurutulamadığını ifade etmesi gösteriyor ki sorun sadece güvenlik
sorunu değildir. Militan öldürerek bir zafere ulaşacağını zan edenler varsa bunlar
kesinlikle asker olamazlar. Çünkü asker diyor ki “silahla çözülecek sorun değildir”.
Hükümetin PKK saldırılarına karşı oluşturacağı Hudut Birlikleri veya Özel Ordu
tartışması neyin nesidir peki? AKP hükümeti kanımca PKK’yi tavsiye ederek
bitiremeyeceğini anlayınca bu sefer nasıl olsa PKK bitmeyecek o zaman kendime
uygun bir ordu oluşturayım. Çünkü Başbakan geçenlerde “bu yeni ordu emniyetin mi,
ordunun mu emrinde olacak” gibi söylemlere varacak farklı bir özel birlik düşüncesi
düşündürücüdür. Bilindiği gibi Polis Fethullahçı Gladyonun emrindedir. Yeni ordunun
nasıllığı sanırım bizlere bazı ipuçları veriyordur. Ordunun içerisinde zaten özel
eğitimli askerler vardır. Hudut birliği varsayalım sınırda kuruldu peki Erzincan’da,
Elazığ’da, İstanbul’da, İç Anadolu veya Egede olacak olası saldırılara ne demeli?

ABD, Sovyet Birliğine karşı nasıl El-Kaide’yi kurdu ve şu anda bu örgüt


Dünya’nın başına başka bir bela. PKK’ye karşı kurulan JİTEM Kürtler arasında nasıl
başka yara açmışsa aynı şekilde bu yeni orduda başka bir bela olacaktır. Özel ordu
olduğuna göre hunlara özel görevlerde verilecek. Doğu ve Güney doğu bölgesinde
zaten Olan Üstü Hal vardır. Birde buna Özel Birlikler Eklenince durum daha da vahim
olacaktır. Koruculuk teşkilatı bilindiği gibi köylerde bir çete konumundadır. JİTEM
kendi halindeki adamı tokatlama ile uğraşırken yaralar kaşındığı gibi bu yeni güvenlik
tartışmaları da aynı şekilde sadece Türkiye’nin başına başka bir bela olacaktır.
Anlaşılan Siyaset-diyalog yolları çözüm olmaktan çıkmıştır.

31
Hükümet olayı güvenliğe dökerek madem bitiremedim bari idare ederek bu
arada kendime bir yol açayım der gibi. Üstelik özel birliklerde yer alacaklar şuan ki
işçi parasından daha çok bir para alacaklar. Dört bin dolardan bile söz ediliyor. Bunun
ekonomik zemini -hazır mıdır, değil midir- ayrı bir meseledir. Fakat Türkiye’deki
işsizlik oranı bunun en iyi cevabıdır diye düşünüyorum. Üstelik özel birliklerde yer
alacak olanlar, özel eğitilecek askerler, emekli olduklarında çete kuracaklarını biz
JİTEM’de her türlü haltı edip İstanbul’da zabıt tutmakla yetinmeyeceğinden
öğreniyoruz. İstanbul’da rahat bir şekilde eylem yapabilen bir örgüte karşı sınırda özel
güvenlik savunma sağlamak ne kadar doğrudur? Kentte her türlü eylemi düzenleme
gücüne sahip olabilen bir örgüt ancak siyaset yollarıyla engellenebilir. Yoksa salt bir
güvenlik tartışması ile hiçbir sorun çözülmeyecektir. Türkiye’yi günlük tartışmalarla
ve heyecanlarla meşgul edip yapılan-yapılacak haltları ise örtbas etmek/bastırmak
sadece sorunu çözümsüzlüğe mahkûm etmektir. PKK, Olan Üstü Hal dönemlerinde,
ordu tartışmaları dönemlerinde, Kürtlere yayılırken bu yeni tartışmalarla (eyleme
dönüşecek olan olaylarla) beraber diğer Kürtlere de kök salacaktır. Çünkü Kürtlerin
büyük bir kısmı diyalog ve siyasetin kapılarını beklerken onların arasında şiddetin
derinleşmesi demek, PKK’nin (kent yapılanmasıyla KCK) yeni insan kaynağı
kazanacaktır. Oluşacak sonuçlar gösteriyor ki hiçbir şey Türkiye’nin/halkın yararına
değildir. Tam tersine bir etnik çatışmaya sürüklemektedir. Karanlık ellerin ancak
kulvarına yeni adam, yeni kadro, yeni ekonomik kaynak temin edecektir.

***
Derin Devlete Felsefi Bir Bakış

Son üç bin yılda yaklaşık beş bin savaşın yapıldığı saptanır. Yapılan bütün
savaşlar birkaçı istisna hep ya “savunma” ya da “barış” için yapılmıştır. Halk savaşa
teşvik edilirken mutlaka bir bahane üretilir. Barış, güç, adalet, demokrasi vb. gizemli
kavramlar kullanılır. Arka planda ise mevcut iktidarın güçlenmesi hedeflenir. Meşhur
12 Eylül darbesi malumunuzdur. Asker darbe yaparken Kenan Enver yapılan darbeyi
“Demokrasi için yaptığını söylüyordu”. Yine 12 Eylül sürecinde darbeye karşı
çıkanlarda Sosyalizm ve Demokrasi adına savaşlarını dillendiriyorlardı. Gerilla askeri

32
vururken “demokrasi için” Asker gerillayı vururken huzur-güvenlik-demokrasi için
vurduğunu söyler. Geçen Sırrı Sakık emekli generale soruyor “şimdiye kadar bir tane
general oğlu ödlümü” diye. Epey gevelediler sonuç: hiçbir general veya üst düzey
yetkinin oğlu cephede ölmemiş. General dönüp Sakık’a sordu “Sizin üst düzey
yetkililerin çocukları gerilla olup öldüler mi?” Sonuç: sıfır. Program kapandığı zaman
muhtemelen bir kısım insan “bak işte BTP’li yetkililerin çocukları dağa gitmiyor” yine
bir kısımda “bak işte generallerin çocukları askerde ölmüyor” diyerek herkes bağlı
olduğu partinin yetkililerini masumlaştırmak istemiştir.

Savaşanlar karar vermezler. Çalışanlar karar vermezler. Okuyanlar karar


vermezler. Peki, kim karar verir? Güçlüler karar verir. Savaşmayanlar, çalışmayanlar
karar verir. Ölenlerin hepsi mazlum kişilerdir. Şu gazetelere manşet olan askerlerin
kimliklerine bir yönelin. Bakın bakalım kimdir bunlar. Çoğu evinin tek çalışan
kişisidir, emekçidir, ayak takımıdır ve günlük hayatını geçirmenin peşindedir. Meşhur
bir söz vardır “fakir ya sağcıdır ya solcudur, zengin ise …” Fikir sahibi olan kaygı
sahibi olanların hepsi ayak takımıdır. Kaygısı olanların hepsi günün geçimi peşinde
olanlardır. Beyin yormak bir emektir. Bir beyin var ki Matematik sorularını çözerken
emek sarf eder. Bu beyin emek karşılığını hak eder. Bir beyinde var ki borç, harç,
kredi, banka derken bir Matematikçiden daha fazla beyin yorar işte buda bir emektir.
Mevcut statüko her zaman bir sınıf oluşturur. Burjuva her zaman toplum arasında
sanki emek karşılığı bir hayat yaşıyormuş gibi yaşar. Ülkenin kasasını soyup soğana
çevirenler hiçbir zaman şaibe taşımazlar. Binlerce işçiyi köle gibi çalıştırıp onların alın
teriyle son model arabayla gezenlerin hepsi toplumun emekçileri olarak görülür. Fakat
kendi el emeğiyle bir şeyler yapan her zaman şaibe taşır. Burjuva yaparsa hakkıdır,
emekçi yaparsa şüphelidir.

Sermaye hırsızlıktır. Hiç kimse bir aylık ücretle sermaye yapamaz. O yüzden
sermayenin kendisi hırsızlık malıdır. Hırsızlık tatlı çalmak değildir. Ekonomi her şeyi
belirlediği için doğal olarak sermayeyi elinde bulunduran her zaman haklıdır. Toplum
tarafında göklere çıkartılmış bir para babası sembolik olarak çalıştığı zaman marifet
sayılır. Çünkü gücü elinde bulunduran yaptığı her şey meşrudur. Eğer her insan

33
emeğinin karşılığını alırsa kimse yatay-dikey ilişkiye girmeyecektir. İnsanın emeğini
çalacaksın sonra ona sadaka vereceksin ve minnet edeceksin. İşsiz bıraktığını ucuza
çalıştıracaksın üstelik açlıkla tehdit edeceksin. Dediğim emekçi ile patron arasındaki
uçurumu meşrulaştırmak için/insanları sistemli olarak köleleştirmek için kurulan
teşkilata kısaca “Derin Devlet” diyebiliriz. Böyle saçma! Bir tanım görmemişsinizdir.
Çünkü çok saçma bir tanım yaptım “derin devletin varlığı ne alaka” diye sorabilirsiniz.
Nedir Derin Devlet o halde? Derin devleti tanımlamak için tek kelimeye gerek vardır
“Derin Devlet” “Devlettir”… Devlet nedir? İnsanları kolektif olarak köleleştirme
kumudur. Başkanlık nedir? Medya nedir? Ordu nedir? Hepsi İnsanları bütün olarak
çalıştırmanın sanatıdır. Devletsiz yaşam mı Olur diyebilirsiniz. Devlet olmaz ise
mümkün değildir diyebilirsiniz. Ki gerçeği de budur. Yani devletsiz olmaz. İnsan
yönetilmeye mahkûmdur. Yönetenlerin kendileri bile yönetilmeye mahkûmdur.

Demokrasi sihirli bir kavramdır. Halkın kendi kendini yönetmesidir tanım


olarak. Adalette sihirli bir kavramdır. Adalet halkın eşitliğidir. Peki, hangi yönde
eşitlik? Hak-Hukuk neye göre belirlenir. Bırak yarışsınlar isteyen istediğini sömürüp
makam yapsın yönetimi adalet midir? Dinler, Felsefeler hepsi ama hepsi İnsanın güzel
yaşaması için öğütler vermeye çalışır. Doğrudan demokrasi mümkün değildir. Temsili
demokrasi uygulanıyor. Temsili demokrasi temsil etmiyor. Çoğunluğun azınlığı
ezmesiyse eğer kimse kabul edemez. Azınlığın çoğunluğu ezmesi ise eğer bu hiç
olmaz zaten. Fakat devletin kuruluş Felsefesinde “bir avucun ilke olmasıdır”… Ne
kadar saçma değil mi? Birkaç politikacının çizdiği sınırlar, bayraklar, değerler için
İnsan çatışacak ve kan dökülecek. Ordu güvenlik için var ise, bayrak insan için var ise,
sınırlar insan için var ise neden insan bunları korumak için canını feda ediyor? Demek
ki hiçbir şey insan için değildir. Her dönemde bir Put inşa edilir. Bir dönemde değerler
Irk olur, bir dönem din, bir dönem vatan, bir dönem demokrasi vb. Fakat bu değerlerin
hepsi bir avucun “güçler birliği” için çalışır. Devlet birkaç kişinin gücünü birleştirip
bütün halkı yönetmesidir. Bir zamanlar müşrikler helvadan put yaparlardı. Seyahate
çıktıklarında eğer acıkırlarsa bu putlarını yerlerdi. Putlarını sever ibadet ederlerdi zora
düştüklerinde o putlarını yererdi. Devlette hukuk vardır, demokrasi vardır, insan
hakları vardır. Çıkarılan bütün yasalar bir avucun halkı yönetmesi için meşrutiyet

34
kazanması içindir. İşte o bir avuç çıkardıkları putlaştırdıkları hukuka karşı zora
düştüklerin de hukuk-demokrasiyi yerler. Putlaştırdıkları kendi elleriyle yaptıkları
yasaları yeri gelince ayakları altına alıp onlara rağmen çeteleşirler. Derin devlet bir
çetedir. Devlet resmi çetedir. Derin devlet ise devlet içerisinde yasal olmayan çetedir.
Devlet derin çetenin gizlenmiş halidir. Bütün ülkelerde derin çeteler vardır. Devlet ne
kadar güçlü ise “çeteleri de” o kadar güçlüdür. Türkiye’de Ergenekon, FTÖ derler.
Kimi Ergenekon deyip kendi gizli servisini oluşturur, kimi Ergenekon yok deyip FTÖ
vardır. Kimi Polislerde çeteyi arar, kimi askerde. Ecevit zamanında muhalefet iken S.
Demirel’i sıkıştırıyordu. Kon gerilla-Derin devletin üzerine git diyordu. Demirel ise
tepki veriyordu “derin devlet yoktur” diyordu. Ecevit başa geldiğinde bu sefer Demirel
“derin devletin üzerine git diyordu” bu sefer Ecevit “derin devlet yoktur” diyordu.
Mesele “A” veya “B” partisi meselesi değildir. Mesele zaten statükonun halkın
duygularına göre kişileri seçmesidir. Her şey karanlık bir odada yönetilmiyor. Ben o
kadar gizli-kapalı şeylerin var olduğuna inananlardan değilim. Her şey açıktır. Derin
devlet kadar açık bir şey yoktur. Fakat halkı onlar yönettiği için halkın onlardan hesap
sorması mümkün değil. Halk devrim yaparsa bile halkın kendisi değil halktan bir
kısım orada derin olacak. Çünkü zaten derin devletin kendisi halktandır. Devrime o
yüzden hep hayal demişimdir. Devrim sadece yüzlerin ve değerlerin döneme göre
değişmesidir. Nabza göre şerbet misali… Halk bir yönetimden bıktığı zaman yeni
değerler üretilerek bu sefer yeni yüzler oluşur. Değişen bir şey yoktur. Orada olan
herkes haktandır. Buralıdır. Fakat değişiktir. Sümerlerde Rahipler sürekli mitoloji
üretirlerdi. İbadethanelerde din adamları hep yeni mitolojiler üretirler. Yeni kıssalar,
yeni masallar, yeni söylemler geliştirirler. Çünkü insanlara ne kadar yeni şeyler
verirsen o kadar sana inanır. O kadar heyecanlı olur.

Derin devlet ortadadır. Herkes tanıyor. En çok bilinenin şeyler en çok unutulan
şeylerdir denir ya. AKP’nin çetelerin üzerine gitmesi tamamıyla bir kadro değişimdir.
Yoksa derin devlet ordadır. Derin devlet kendisidir. Kendisi oraya gelirken bile
devletin statükosu içerisinde geldi. Devlet halk mıdır peki? Evet devlet halktır. Fakat
halk kendini yönetmiyor. Halkı yöneten çetelerdir. Bu çetelerin çıkardığı şeyler ise
sınır, hukuk, demokrasi oluyor.

35