T.C.

ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI

TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları

Doktora Tezi

Nicolai TUFAR

Ankara - 2010

T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI

TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları

Doktora Tezi

Nicolai TUFAR

Tez Danışmanı Prof. Dr. Melek ERDEM

Ankara - 2010

T.C. ANKARA ÜNĐVERSĐTESĐ SOSYAL BĐLĐMLER ENSTĐTÜSÜ ÇAĞDAŞ TÜRK LEHÇELERĐ VE EDEBĐYATLARI ANABĐLĐM DALI

TÜRK DĐLĐNDE MERONĐMĐ: Organ Adları

Doktora Tezi

Tez Danışmanı:

Prof. Dr. Melek ERDEM

Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı Đmzası

................................................... ................................................... ................................................... ................................................... ................................................... ...................................................

............................... ............................... ............................... ............................... ............................... ...............................

Tez Sınavı Tarihi ...................................................

ÖN SÖZ

Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ilişkilerinden biri olarak ele alınan “meronimi” konusu, sadece dille ilişkili değil, psikoloji ve mantık bilimleriyle de ilişkili bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Meronimi nedir? Parça-bütün ilişkisi nedir? Düşünce sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olan meronimi neden konuşmacı ve dinleyicinin zihninde bir yapı oluşturmuyor? gibi psikolojik sorular doğuran meroniminin, Aristo’dan başlayarak günümüze kadar mantıkçılar tarafından da üzerinde durulan bir konu olduğu, yapısal anlam bilimi üzerine yapılmış çalışmalardan anlaşılmaktadır (Iris 1988, Lyons 1977, Chaffin 1992, vb.). Ancak tarihsel ve modern Türk dili alanında Türk konuşuruna yönelik olarak, daha önce anlam bilimi, psikoloji, mantık üçgeni içerisinde, dil davranışını ve kavram hiyerarşisini tespit eden böyle bir meronimi çalışması bulunmamaktadır. Böylece disiplinler arası bir terim olan meronimiyi tarihsel ve modern Türk dili alanında ele almayı amaçladık. Gerçekte meronimi sadece Türk dilinde değil, diğer yabancı dillerde de ihmal edilmiş bir konudur. Semantik bilimciler alt anlamlılık (hiponymy), parça-bütün ilişkisi, alt kavramlılık, üst kavramlılık gibi anlam ilişkileri içinde en az üzerinde durulan konunun meronimi olduğunu her fırsatta dile getirmişlerdir. Türk Dilinde meronimi özellikle sözsel bir kavram alanı için söz konusu olabilir. Ancak, temel söz varlığı içinde yer alan ve eski metinlerden günümüze bir çok kaynakta yer yer anlam olaylarına maruz kalarak gelen organ adları meronimik ilişkilerin en dikkat çekici şekilde görüldüğü bir kavram alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada organ adları ile ilgili olarak, genel Türk dilinin söz varlığında yer alan isim ve fiil kelime türlerinde parça-bütün ilişkisi içinde bulunan unsurların, ilgili
i

eserler taranarak saptanması, bunların eldeki teorik bilgilere uygun olarak tasnif edilmesi ve bu yolla Türk dilinin türleri arasında ortaya çıkabilecek farklı anlam ilişkilerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Buna ek olarak, dil sisteminin incelenmesinden çok “dil davranışı teorisi” ile ilgili bir kavram olduğu ifade edilen meronimler üzerine yapılacak inceleme sonucunda “Türk dilinin davranış teorisi”nin geliştirilmesi de hedefler arasındadır. Meronimik ilişkilerin daha rahat görülebilmesi açısından Tarihsel ve modern metinlerde tespit edilen organ adlarının nasıl bir sıra ile ele alınacağı bir sorun teşkil etmekle birlikte tarihsel açıdan muhtemel ses değişmelerinin de söz konusu

olabildiklerinden dolayı kavrama göre dolayısıyla anatomik bir tasnif yapılması uygun görülmüştür. Ancak her bir kavram alanı içinde yer alan terimler arasında alfabetik sıraya dikkat edilmiştir. Taranan kaynaklar edebiyat, tarih ve tıp konusunda metinlerdir. Rastlanılan organ terimleri arasında dış organ sayısı, iç organlara nazaran çok daha yüksektir. Günlük hayatta görebileceğimiz kol, el, bacak, ayak, baş, yüz ve yüzde bulunan organlar daha çok karşımıza çıkmaktadır. Đç organlar, daha çok özel tıp metinlerinde görülmektedir. Eldeki çalışmada tarihsel ve modern incelemelerde kavramlar kendi dönemleri içinde eş zamanlı olarak değerlendirilmelerinin yanı sıra anlam olayları ve anlam değişimleri söz konusu edildiğinde art zamanlı yöntem de göz önünde tutulmuştur. Tezin Giriş bölümünde; meronimlerin incelenmesinde izlenen metodoloji ve tarama sırasında faydalanılan eserlerin bibliyografik künyeleri ile listesi verilmiştir. Birinci bölümde; önce meronimi kavramı değerlendirilmiş, ilgili çalışmalara ve yaklaşımlara yer verilmiş, bilim adamlarının ortaya koydukları tasnif denemeleri
ii

incelenmiş ve Türk Diline uygun olacağına inanılan bir tasnif ortaya konulmuştur. Ayrıca meronimlerin geçişli olabilmeleri ve bölünürlüğü gibi konulara da geniş yer verilmiştir. Yine bu bölümde, ayrıca meronimi ve parça-bütün ile arasındaki benzerlik ve farklılıklar incelenmiştir. Birinci bölümde tasnifler değerlendirilirken Đris, Chaffin ve Vossen

tasniflerinden geniş olarak söz edilmekle birlikte eldeki çalışmanın genelinde meroniminin tek ve bölünmez bir olgu olmadığını, ayrı ayrı ilişki gruplarından meydana geldiğini savunan Đris tasnifi, meronimiye psikoloji bilimi açısından yaklaşan Chaffin, ve Eurwordnet bilgisayar semantik sisteminde meronimi

göstermek amaçlı bir tasnif ortaya koyan Vossen’in tasniflerinin Türk diline uygun bir sentezi yapılmıştır. Đkinci bölümde; tarihsel ve modern Türk dili alanından taranan metinlerde yer alan insan vücudu ile ilgili organ adları kavramsal bir tasnif içinde örnekleriyle yer almış, etimolojik değerlendirmeleri, kullanım alanları ve türevleri, anlam olayları ve meronimi içindeki konumları bakımından ayrı ayrı incelenmiştir. Tezin genel amacının meronimi hiyerarşisi açısından kavramların ve kullanım alanlarının tespiti olduğundan, bu bölümde, ayrıntılı bir etimolojik değerlendirmeye gidilmemiştir. Üçüncü bölümünde ise; ikinci bölümde tarihî ve modern alandan tespit edilen şekilleri ile yer alan organ adlarının özellikle meronimi açısından holonim ve meronim olmalarına göre diğer kavram alanları içindeki yerleri de göz önüne alınarak incelemesi yapılmıştır. Bu bölümde yine organ adlarının meronimik ilişkilerine göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu şekilde tarihî ve modern Türk lehçelerinde meronimik ilişkiler incelenerek şema ve tablolarla gösterilmeye çalışılmıştır.
iii

Eldeki bu çalışma genel olarak Türk Dili alanında insan vücudundaki organ adları ile ilgili olarak bir hiyerarşi tespitinin yanı sıra bu konudaki bakış açılarının tarihî ve modern alandaki değişmelerinin ve organ adlarının anlam çerçevelerinin tespiti, metaforik ve metonimik ilgiler ile lehçeler arasındaki bağ ve dil psikolojisi, dil davranışını belirlenmesi ve anlatım yolu özelliklerinin tespiti açılarından elde edilen verilerle ilgili olarak Türk Dilinin bilgisayar dil bilimi içerisinde de incelenmesine büyük imkan sağlayacaktır. Đnsanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olan WordNet için de bir dilin söz varlığının hiyerarşik bir yapı içine yerleştirilmesi söz konusudur. Bu kavramların düzenlenmesi açısından meronimler de bu hiyerarşik düzen içinde parça – bütün ilişkisi ile ilgili olarak söz varlığında yer alır. Türk Dilinin bu yapısının tespiti bilgisayar dil bilimi açısından da büyük önem kazanmaktadır. Çalışma boyunca karşılaştığım sorunları çözmede yardımını esirgemeyen Prof. Dr. Melek ERDEM’e, çalışmamıza yön ve ilham veren değerli Hocamız Prof. Dr. Sema BARUTÇU ÖZÖNDER’e, kaynak bulmakta önemli yardımda bulunan sayın Hocamız Prof. Dr. Önal KAYA’ya, tez çalışmamızda katkıda bulunan Dr. Maria STAMOVA TUFAR’a, tez düzenlemesinde tavsiyelerde bulunan Dr. Selcan SAĞLIK’a şükran borcumu bilhassa ifade etmek isterim.

Nicolai Tufar Ankara 2010

iv

Đ ç ind ek i l er ÖN SÖZ .......................................................................................................................... i Đçindekiler .................................................................................................................... v 0. Giriş ......................................................................................................................... xi 0.1 Konu .................................................................................................................. xi 0.2 Konu Külliyatı (Corpus) ................................................................................... xii 0.3 Metot ................................................................................................................. xv Kısaltmalar ............................................................................................................... xvii 1. Bölüm: Meronimi Kavramı, Bakış ve Yaklaşımlar .............................................. 1

1.1. Meronimi Kavramı ............................................................................................ 1 1.2. Meronimi ve Parça-Bütün Đlişkisi ...................................................................... 3 1.3. Meronimi Kavramının Bölünürlüğü .................................................................. 6 1.4. Meronimi Kavramının Geçişliliği...................................................................... 7 1.5. Meronimi ve Gramer Birimleri ........................................................................ 11 1.6. Meronim Tasnifleri .......................................................................................... 12 2. Bölüm: Türk Dilinde Organ Adları ..................................................................... 25

2.1. Baş Kısmındaki Organlar .................................................................................... 25 2.1.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAŞ ............................................................. 25 2.1.1.1. *balç .......................................................................................................... 25 2.1.2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEYĐN ......................................................... 34 2.1.2.1. *beyŋ .......................................................................................................... 34 2.1.3. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SAÇ ............................................................. 40 2.1.3.1. *kılk............................................................................................................ 40 2.1.3.2. *saç ............................................................................................................ 43 2.1.3.3. *tü:k ........................................................................................................... 47 2.1.4. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ALIN ........................................................... 51 2.1.4.1. *a:lın .......................................................................................................... 51 2.1.4.2. *ka:m/pak .................................................................................................. 54 2.1.5. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KULAK ........................................................ 58 2.1.5.1. *kulγak ....................................................................................................... 58

v

2.1.6. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YÜZ ............................................................ 63 2.1.6.1. *yü:z ........................................................................................................... 63 2.1.6.2. *bät ............................................................................................................ 71 2.1.6.3. *bäŋiz ......................................................................................................... 73 2.1.7. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖZ ............................................................ 76 2.1.7.1. *görs > *göz .............................................................................................. 76 2.1.8. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KAŞ ............................................................ 86 2.1.8.1. *ka:ş ........................................................................................................... 86 2.1.9. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KiRPiK ........................................................ 91 2.1.9.1. *kirpik ........................................................................................................ 91 2.1.10. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BURUN ...................................................... 95 2.1.10.1. burun ........................................................................................................ 95 2.1.11. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YANAK ................................................... 100 2.1.11.1. *eiŋ, *eŋek ............................................................................................. 100 2.1.11.2. *yayŋak .................................................................................................. 102 2.1.12. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ÇENE....................................................... 107 2.1.12.1. *çäŋä ...................................................................................................... 107 2.1.13. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AĞIZ ....................................................... 112 2.1.13.1. *aγız ....................................................................................................... 112 2.1.13.2. *aburt ..................................................................................................... 119 2.1.14. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DUDAK ................................................... 122 2.1.14.1. *du:dak .................................................................................................. 122 2.1.14.2. *erin ....................................................................................................... 125 2.1.15. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiL ......................................................... 128 2.1.15.1. *dilk ....................................................................................................... 128 2.1.16. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiŞ .......................................................... 136 2.1.16.1. *di:ş ....................................................................................................... 136 2.1.16.2. *azıγ ....................................................................................................... 141 2.1.17. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAK ................................................... 144 2.1.17.1. *damγak ................................................................................................. 144 2.2 Beden Kısmındaki Organlar ............................................................................... 148 2.2.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOĞAZ ...................................................... 148

vi

................... *bo:yn .... 216 2....... *çĆkn .................3............................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYA .....................1................................................. 184 2..................................3........2................................................................ 198 2................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EL .....2.............1.....6...2..............................2................ 189 2.10..............................................................2.......... *çaykan .................. *bilek............................. *parŋak .. 168 2..........1.............. *kar .. *boγaz ....2.....................2.............1............................2...........2........................................................................................ 177 2. 172 2............................2.................................................. *a:ya .................. *bokurdak .............................................. 212 2...........1..........2............................................. 202 2....2......2...................................4..................................11.......4.... 148 2..........9............ *ärŋek ................................... 165 2.............7............................................3.....................................2.....................1................................... 192 2.......................................2...............1...................2............ *kol .................................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BiLEK ......6............2......................2..........1.....2.......... *sügsün .............................3.....9.... 198 2..............................................................................6.............................................2..........2........ 165 2................ *ägn .................4.1............2......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ENSE ................. 216 2.2............................................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KÜREK ......3.................4......................................2.........3...... 181 2....................2................11................ 157 2..................2.........3..... *yagrın ...........2.... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KOL ............................................................ 192 2.2......................... 202 2.... *älg ....... 160 2................................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DĐRSEK .........................5................... *öŋeç/öŋüç ..2......................2..................................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOYUN............8........................... 181 2...1..... 210 2................. 174 2............. 172 2..2...............1.. *omuz .............................................2............ 196 2. 218 vii ................. *kekirtek ..........................................2...........2..............7................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde PARMAK .................1.........4...... 166 2.......................................2..................................1...........1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMUZ .....2................. *aδγu-t/ç..........................2...............................5........... 184 2................................... 154 2................................11.........................................7......................10.....................10..... 210 2......................................................................2.............. 156 2..........................2..... *tirs(γ)ek .......1................ *yelkä ...............................8................2... 160 2...........2.............2... *äiŋsä ...............

...............2......... 284 viii ............17.........18...............2................................19............2.....2.........2..............................2......... 256 2. 275 2...................2................................................. *bu:t ........ 263 2.................20. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiZ .........17....... 232 2....2..........1............................................................. *dırŋak ..... 255 2.3................12... *boδ ...................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALÇA .........3.................... 269 2.............21................................. 248 2................... 282 2...........2................16...1............................................................................ 252 2........................18........2..... *gö:küz ........ 224 2............15........18........ *sıyn.............. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EKLEM ...............2................................................. 224 2..............1........14.......................................2........18.................................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BACAK .............1..1.2......................1.....14....................2.............................22..... 258 2... 229 2....1.........14.....2.................................................. *bıkın ....13.......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BUT...........................1.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEL ........ *gebde ............ 278 2.......1.......... *tö:ş ...................................22.................................21..................4........ *eyegü .. *sırt ........2........................22...2.....2.... 278 2...... 275 2........................................................20.......... *sa:n ........................................................ *ömgen ......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEDEN ........... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SIRT ..... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMURGA .....................1... *bogum ................................................ *uδluk........2.2............18......... 241 2............................................ 265 2.........................2....................... 245 2............2.................. 281 2..... *oŋurtka .....2. 272 2....2..............................18.................16............ 269 2................................................2...................... 229 2....... 241 2....... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EĞE ....................................................2........................................................................2......................15.. 248 2.............................................2..........................................................................................................2........15...........................2..2................................................................................................................................. 236 2.........12............................................................................... 252 2....2...23.. *sıynak ........................................... *kökrek ......................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖĞÜS ....14...................................19.......2............ 232 2........................2..................................................................13........................... *be:lk ....................... bacak .............................1... *arka .... 272 2...2................ 238 2...... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TIRNAK ....... 255 2......................5...............22................3.............2..... *köŋül......2.......................

.................. 314 2................................... *öbke .......................1...................................1.................2....26............ 338 2.. 343 ix ...... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AKCĐĞER ........3................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TABAN ................................ 335 2... 335 2........3...............6............... *ki:n .........1.......... 322 2................9. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARIN ......................................................3...... 302 2.................................... 298 2.................................................... 307 2................ 332 2.............................3.....1..............4.......2........................2......................... *ta:pan .................................... 291 2............................4 Genel Organlar . 314 2....................................................................................................... *aδak .................5................ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KEMiK ...... *ögçe .................1......................7.............................. 302 2... *kurugsak .... *tuyzke ............... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde MiDE .........3..................... 317 2...24........................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖBEK .............1............................ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARACĐĞER .....................3 Đç Organlar ....5................2........................1...................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TOPUK ..................... *bagır ................ 307 2............................ *gö:pek .......... 305 2...................2.... 332 2.........................1...............3................ *bagırsuk ...............4.2.3............................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAĞIRSAK....... *karım ..3................................... *yürek ............ 291 2............... 317 2.............................1....... *bögüz-ek > *bögsek.................6......... 340 2................25.............3................................ *d(i)a:l-ak ..... 284 2......1............................9................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BALDIR ......2..26............................1.............................3.............1........ 343 2.......... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYAK ...........1....................... 338 2................3.................................23....................... 325 2.................................3..........2..........................3.....7........................................2.............. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BÖBREK .......................................3....................................................................3....27...........9..................................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DALAK ............2.......................................2.......1...... 325 2......... 328 2..........1..3.............................................................. 298 2................................... 288 2....3............ Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALP.......3........................................27.............................25..........3....27.......2... 322 2.2.............. 288 2.............8....................................24...3............................................1........................ *bögür...4...........................8............. *bögrek . 328 2.............1... *bagırsak............ *baltır ..................3......................................................... 307 2..2................. *topuk .2........

..................3 Grup : Öğe .................................................................................. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAR ...................4....... 350 2............5 Alan : Mekân ................................................. Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Geçişliliği............................1..............................3... 358 3..............................................................4.........................................................................................3......................................1 Nesne : Parça ....................................... Bölüm: Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Đlişkileri ...............................4......................... 423 x ...........................................4..........................................4. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SiNiR... 411 Kaynaklar ..................... 423 Đngilizce Özet ............................................2 Bütün : Kesit .................1...................................................................................... Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DERi .........1................. *siŋir ................................. 346 2.......4........................................................1 Meronimi Türlerine Göre Tasnif ........................ 353 2...........................1.............. 369 3............. 372 3. 343 2....................... *damor ..............3..2.............1......................................................................1...................... 361 3.........2........... *teri .................................................................................. *kemük ...................................4......2......................................... 379 3.......................1..................................................................... 381 Sonuç .........................4 Nesne : Madde ...................... 350 2.................... 371 3.....4............1. 358 2......1.........4......... 416 Türkçe Özet .......................... 353 2......4...................1......................... 361 3............. 363 3...............2.............................. *simgök > *siŋök .. Türk Dilinde Organ Adlarının Farklı Kavram Alanları ile Meronimik Đlişkileri ......................................2.........................1......................... 374 3......

Lyons 1977. Meronimi nedir? Parça-bütün ilişkisi nedir? Düşünce sürecinin vazgeçilmez bir unsuru olan meronimi neden konuşmacı ve dinleyicinin zihninde bir yapı oluşturmamaktadır? gibi psikolojik sorular doğuran meroniminin. Bu çalışmada özellikle yapısal semantik ve sözcük dil bilimi çalışmalarında yer alan yöntemler üzerinde durulmuştur. Murphy 2003) . xi . Meronimi terimi ilk olarak Stanislaw Lisnewski’nin dil bilimiyle ilgili olmayan matematik ve metafizik çalışmasında ortaya konulmuştur. psikoloji ve mantık bilimleriyle de ilişkili bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Chaffin 1992. Dil bilimciler meronimi terimini benimseyerek. parça-bütün mantıksal ilişkisinin sözcük bilimindeki karşılığı olarak kabul etmişlerdir. Gerçekte meronimi konusu birçok yabancı dilde de ihmal edilmiş bir konudur. Anlam bilimciler alt anlamlık (hiponym).0. sadece dille ilişkili değil. parça-bütün ilişkisi. üst kavram gibi anlam ilişkileri konularının az incelenmiş olduğunu her fırsatta dile getirmişlerdir. Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ilişkilerinden biri olarak ele alınan “meronimi” konusu.1 Konu Eldeki çalışmanın konusunu tarihsel ve modern Türk dili alanında organ adları ile ilgili meronim ilişkilerinin tespiti ve bunların incelenmesi oluşturmaktadır. alt kavram. Giriş 0. yapısal anlam bilimi üzerine yapılmış çalışmalardan anlaşılmaktadır (Iris 1988. Aristo’dan başlayarak günümüze kadar mantıkçılar tarafından da üzerinde durulan bir konu olduğu.

Meronimler de hiponimler gibi bir dilin söz varlığını hiyerarşik bir yapı içine yerleştirir ve düzen verir. Sprachmaterial Der Vorislamischen Yürkischen Texte Aus Zentralasien. Vedat xii . Meronimler de bu hiyerarşik / hiponimik düzen içinde tür ilişkisinden ziyade parça ilişkisi ile ilgili olarak söz varlığında yer alır. Clauson’un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish (Oxford 1972). Buna ek olarak. Lieferung 1-4 (Wiesbaden 1977).Günümüzde Almanca. Thomsen’in Orhon Yazıtları Araştırmaları (Çev. Bu çalışmada genel Türk dilinin söz varlığında yer alan insan organ adlarının parça-bütün ilişkisi içinde bulunan unsurların. A. Đspanyolca gibi diller için WordNet modelleri geliştirilmektedir. mevcut sözlükler ve ilgili metinler taranarak saptanması. Röhrborn’un Uigurisches Wörterbuch. Meronimi kavramı bu tip sözlüksel hafıza modellerinde de önemli bir yere sahiptir. WordNet insanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olarak tanımlanabilir. bunların eldeki teorik bilgilere uygun olarak tasnif edilmesi ve bu yolla Türk dilinin türleri arasında ortaya çıkabilecek farklı anlam ilişkilerinin tespit edilmesi amaçlanmaktadır. K. Bu açıdan eldeki çalışma Türk dilinin Söz Ağı (Word Net) modeline sağlayacağı tarihsel ve modern Türk diline ait sözlüksel veri tabanı (database) ile de ayrı bir önem arz etmektedir.G. 0. Türk dili için de Word Net modeli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Fransızca. dil sisteminin incelenmesinin yanı sıra “Türk dilinin davranış teorisi”nin geliştirilmesi de amaçlar arasındadır. Hüseyin Namık Orkun’un Eski Türk Yazıtları (Ankara 1987).2 Konu Külliyatı (Corpus) Tezde Türk Runik harfli metinler için insan organ adlarını gösteren terimleri tespit etmede faydalanılan kaynakların başında Eski Türkçe dönemi için S. von Gabain’in Eski Türkçenin Grameri (Ankara 1988).

Edviye-i Müfrede (Ankara 2007) adlı çalışmalardan faydalanılmıştır. M. IV. Berlin. Önler’in hazırladığı Đshâk bin Murâd. III Dizin-Sözlük (Ankara 1998). Karahanlı Türkçesi metinleri için R. Eski Kıpçak Türkçesi için K. Bang’ın Türkische Turfan Texte I (Berlin 1929). Mahmūd al-Kāšāarī's Dīvān Luāāti't-Turk. R.Köken. Von Gabain ve W. Tıpkıbasım. Arat’ın. Irk Bitig. Ankara 2002). Harezm Türkçesi metinleri için Nuri Yüce’nin Mukaddimetü’lEdeb: Giriş-Dil Özellikleri-Metin-Đndeks (Ankara 1993). Maniheist Türk çevresi metinleri için Clauson’un An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Janos Eckmann. Türkischer Wortindex zu Codex Cumanicus (Kopenhagen 1942).Dankoff ve J. I-II-III (Harward University Pres 1982-1984-1985). Talat Tekin’in Orhon Yazıtları (Ankara 1988). 1975) adlı çalışmalarından faydalanılmıştır. Aysu Ata’nın Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi. Cilt. Semih Tezcan ve Hamza Zülfikar’ın hazırladığı Mahmut b. Türkische Turfan Texte V (Berlin 1931) adlı eserlerden faydalanılmıştır. Giriş-Metin. I Metin. Türkische Turfan Texte IV (Berlin 1930). Canpolat ve Z. Nehcü’l-Feradis. Buddhist Türk çevresi metinleri için A. II Tıpkıbasım (Ankara 1995). Aysu Ata’nın hazırladığı Nehcü’l-Feradis. Kutadgu Bilig I-Metin (Ankara 1979). R. Kelly’in Dīvān Luāāti'tTürk. (Oxford 1972) ve Peter Zieme’nin Manichäisch-türkische Texte (Berliner Turfan-Texte V. (Ankara 1992). (Ankara 1997). Besim Atalay’ın Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi. Đslami Türk çevresinde. Türkische Turfan Texte III (Berlin 1930). The Book of Omens (Wiesbaden 1993) adlı eserleri esas alınmıştır.Gronbech’in. Türkische Turfan Texte II (Berlin 1929). Komanisches Wörterbuch. Ali. Kutadgu Bilig II-Çeviri (Ankara 1974). Kutadgu Bilig III-Đndeks (Ankara 1979). Recep xiii . Kısasü'l-Enbiya.

(Ankara 1992). Mihail Ciachir’ın Pazarların Sabah Evangeliyası (Chişinau 1910). Pokrovskaya. Edviye-i Müfrede (Ankara 2007)..Toparlı. Mammedov. yayınlanmamış doktora tezi. Kitāb al-Đdrāk li-lisān al-Atrāk (Đstanbul 1931). Muharrem Ergin’in Dede Korkut Kitabı I. Đshâk bin Murâd. Häkimov’un Halgımızın Deyimläri ve Duyumları (Bakı 1986). Hanifi Vural. Đndeks-Gramer (Ankara 1997) adlı eserlerinden yararlanılmış ve ayrıca XIII. P. 4. Türkmen Türkçesi için M. baskı (Ankara 1993). Koltsa. Modern Türk dili alanı için özellikle Güney batı (Oğuz) Türk lehçeleri alanında Türkiye Türkçesi için Türkçe Sözlük II c. Gaydarci. Azerbaycan Türkçesi için Ä.Önler’in hazırladıkları. H. M. Oruçov’un redaktörlüğünü yaptığı Azerbaycan Dilinin Đzahlı Lügäti. (1965-88 Ankara) de esas alınmıştır. E. baskı. D. A. Zafer Önler’in Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa). Đlter Uzel’in hazırladığı Şerefeddin Sabuncuoğlu. 9. Dede Korkut Kitabı II. Baskı (Ankara 1998) ve Derleme Sözlüğü. Müntahab-ı Şifâ (Ankara 1990). Memluk Kıpçak Türk çevresi için Ahmet Caferoğlu’nun hazırladığı Abu Hayyan. Maria Stamova’nın Gagauz Türkçesi ve Ağızlarının Karşılaştırmalı Ses Bilgisi. Recep Karaatlı’nın Kıpçak Türkçesi Sözlüğü. Giriş-Metin-Faksimile. Ä. 2. Batı Türkçesi metinleri için M. A. Cerahiyyetü'l-Haniyye (Ankara 1992). Đ.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü. B. Canpolat ve Z. VIII c. Clauson’un Sanglax. 2. (Ankara 2003). Hamzayev’in Türkmen Diliniŋ Sözlügi (Aşgabat 1962). Petr Çebotar’ın Kısa Gagauzca-Rusça Laflık (Komrat 1992). A. Gagauz Türkçesi için G. (Bakı 1966-1980-1983-1987).. Rusçaxiv . Tukan’ın hazırladıkları Gagausko-Russko-Moldavskiy Slovar (Moskova 1973). Doğu Türkçesi metinleri için G. Y. Tanasoglu’nun Uzun Kervan adlı romanı (Chisinau 1985). c. A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammed Mahdi Xan. L. K. (London 1960).

Bir başka deyişle.alt kavram. leksikolojik açıdan incelendiğinde de “meronimi” kavramı kullanılmıştır. Konunun genişliği sebebiyle çalışmanın alanı meronimik ilişkilerin en çok dikkat çektiği bir kavram alanı olan organ adları ile sınırlandırılmıştır. R. Diğer yandan parçanın yerine bütün veya bütünün yerine parça kullanımı ise bir söz sanatı olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmaların yanı sıra genel olarak E.Latınca-Türkmence Anatomiya Sözlügi (Aşgabat 1998). anlam bilimi açısından üst kavram . çalışmasından da yararlanılmıştır. Geldiyew. Ancak tezin araştırma evrenini tarihsel ve modern Türk dili alanı oluşturmaktadır. A.3 Metot adlı Eldeki çalışma meroniminin hem semantik hem de leksikolojik yönlerini kapsamaktadır. Eldeki çalışmada tarihsel ve modern incelemelerde kavramlar kendi dönemleri xv . Meronimi konusunda öncelikle teorik çerçevenin ayrıntılı olarak incelenmesi için Batı’da ve Türkiye’de yapılan çalışmalar öncelikle değerlendirilmiştir. Ancak her bir kavram alanı içinde yer alan terimler arasında alfabetik sıraya dikkat edilmiştir. 0. Tezde meronimik ilişkilerin daha rahat görülebilmesi açısından kavrama göre dolayısıyla anatomik bir tasnif yapılması uygun görülmüştür. G. Dolayısı ile bir ilişki semantik açıdan incelendiğinde “parça-bütün” kavramı. ancak bu ilişkiyi dildeki kelimelerle ifade eden kavramlardan bahsederken “meronimi” terimi kullanılır. Tenişev’in SravnitelnoĐstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Leksika (Moskova 1997). Altyyew’in Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi (Ankara 2002) adlı eserlerden faydalanılmıştır. parça – bütün gibi konular incelenirken “parça-bütün” ilişkisinden bahsedilir.

Taranan kaynaklar edebiyat. yayımlanmış sözlüklerden faydalanılmıştır. Đç organlar. mantıksal anlam bilimi. Bu çalışmada meronimi kavramının teorisi kurulduktan sonra tamamen uygulamalı metotla teorik bilgiler tarihsel ve modern Türk diline art zamanlı ve eş zamanlı yöntemlerle uygulanmıştır. Türk dili üzerine yapacağımız çalışmalar içinse Türk dilinin tarihî dönemlerine ait metinlerden ve modern Türk dili dönemine ait metinlerle. bacak. daha çok özel tıp metinlerinde görülmektedir. Tarihsel Türk dili alanında tespit edilmiş meronimik ilişkiler bugünkü Türk dili alanındaki meronimik ilişkilerin de benzerlik ve farkını sunabilmekte ve bunların kullanım alanları ve anlamları hakkında bilgi verebilmektedir. Meronimik ilişkilerin tespitinden sonra bunların kurdukları semantik diziler araştırılmıştır. Günlük hayatta görebileceğimiz “kol. ayak. el. iç organları nazaran çok daha yüksektir.içinde eş zamanlı olarak değerlendirilmelerinin yanı sıra anlam olayları ve anlam değişimleri söz konusu edildiğinde art zamanlı yöntem de göz önünde tutulmuştur. yüz ve yüzde bulunan organlar daha çok karşımıza çıkmaktadır. sözlüksel anlam bilimi. felsefi anlam bilimi gibi anlam bilim alanları üzerine hazırlanmış mevcut kaynaklardan. xvi . Bu çalışma için gerekli olan verileri toplamada konunun teorik kısmını kurmak için yapısal anlam bilimi. Rast geldiğimiz vücut organları arasında dış organ sayısı. tarih ve tıp konusunda metinlerdir. baş.

Wörterbuch. Grønbech. Tekin. Đnkılâp Yayınları.. Bilgi Yayınevi Altaylı. Ä. Deyimler Sözlüğü. BK Bilge Kağan yazıtı. Đstanbul. 4. Cerahiyyetü'lHaniyye. Ankara. T. (1997): Dede Korkut Kitabı I. Ankara.. Aksoy. Sait Faik (1952). Ergin. CC Codex Cumanicus. Giriş-Metin-Faksimile. Ankara. Sait Faik (1987). Prestij Matbaası.. Đstanbul 1939-1952. Ä. Đlter. Ankara D DD Doğu yüzü Türkiye’de halk ağzından söz derleme dergisi. Türk Dil Kurumu Yayınları:540. Azerbaycan SSR Elmler Akademiyası Neşriyatı. Asım. Bakı. Şerefeddin Sabuncuoğlu. (1988): Orhun Yazıtları. Muharrem. (1992). Türk Dil Kurumu xvii . (1966-1980-1983-1987): Azärbaycan Dilinin Đzahlı Lügäti. (1942): zu Codex Komanisches Cumanicus. DK Dede Korkut. Seyfettin. Einar Munksgaard. Lüzumsuz Adam. Son Kuşlar. Baskı. (2005): Azerbaycan Türkçesi Deyimler Sözlüğü. CH Uzel.Kısaltmalar Eser Kısaltmaları ADĐL Oruçov. I-VI DeyS. Türkischer Wortindex Kopenhagen. Varlık Yayınları Abasıyanık. Türk Tarih Kurumu. Ömer. K. SFA-1 SFA-2 ATDS Abasıyanık. (1988): Deyimler Sözlüğü.

. 3. Besim. V. L. Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov. Dankoff. (1972): An Etymological Dictionary of PreThirteenth Century Turkish. J. (1992): Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi. Ankara. Baskı. (1982-1984-1985): Mahmūd al-Kāšāarī's Dīvān Luāāti't-Turk.Rassadin V. Đshâk bin Murâd. Cilt. TDK Yayınları. IV. (2007). R.-Dıbo. Ankara. Muharrem. Đstanbul. L. baskı. y). Edviye-i Müfrede.. Baskı.) (1989): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Abşçetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvı c. Gerard. Türk Dil Kurumu Yayınları:219. Levitskaya. Moskva. Akademiya Nauk SSSR Đnstitut Yazıkoznaniya. Clarendon Press. (Red. Ergin. Oxford. Izdatel'stvo Nauka Leningradskoe Otdelenie. DLT Dīvān Luāāti't-Türk. (1968) Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü. S. Ankara. S. Türk Dil Kurumu Yayınları. ÖNLER Z. I-II-III. 3. Türk Dil Kurumu Yayınları. (1969): Leningrad. Atalay. (1997): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Abşçetyurkskie i xviii .Yayınları:169. Đ. (1997): Dede Korkut Kitabı II. EDT Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Harward University Pres. EM CANPOLAT M. TDK Yayınları.. EUTS CAFEROĞLU A. j. Đndeks-Gramer. DS Derleme Sözlüğü. (1993): 2.. A. Levitskaya. Kelly. Ankara. Clauson.. DTS Drevnetyurkskih Slovar. ESl.

Atlas Kitabevi Adıvar. HDD Heilkunde.. "Yazıki Russkoy Kulturı". Bakı. Rossiyskaya Akademiya Nauk Đnstitut Yazıkoznaniya. 392 s. A. etc. Handan. k). (1986). Atlas Kitabevi Adıvar.Rassadin V. Halide Edib (2001). M. Kenan Çobanları. Raik'in Annesi. k). Özgür Yayınları Adıvar. Halide Edib (1926 / 1342). II Houts.. Halide Edib (1954). 550s. H I. Halide Edib (1991).. Halide Edib (1997). M. para. Atlas Kitabevi Adıvar. Halide Edib (1991). 21 (3) (d) Houtsma. Rossiyskaya Akademiya Nauk Đnstitut Yazıkoznaniya. Đ. Komrat. Moskva. L. Đzdatelstvo"Đndrik".mejtyurkskie osnovı na bukvı í . Ankara. Gagauz Türkçesi ve Ağızlarının Karşılaştırmalı Ses bilgisi. Halide Edib (2001). Akile Hanım Sokağı. Yayılnalmamış doktora tezi. Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçilik ve Kâğitçilik. Seviye Talip. Đstanbul HEA-5 HEA-6 HEA-7 HEA-8 Adıvar. Dağa Çıkan Kurt. Leiden. Moskva. Petr A. Özgür Yayınları Adıvar. (1894): Ein türkisch-arabisches Glossar. Kısa Gagauzca-Rusça Laflık. Döner Ayna. GS GTA ÇEBOTAR. (1992). Đ. Stamova. Orhaniye Matbaası xix . Halide Edib (1995). Hekimov M. Levitskaya. (2000): Etimologiçeskiy Slovar Tyurkskih Yazıkov (Abşçetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvı í . HEA-1 HEA-2 HEA-3 HEA-4 Adıvar. Maarif. Ateşten Gömlek. T.-Dıbo. S. V. Özgür Yayınları Adıvar. Halgımızın Deyimleri ve Duyumları. (2001).

Semih Tezcan. Tekin... Talat. (1988): Orhun Yazıtları. R. T. (2004): Irk Bitig. Kitāb al-Đdrāk lilisān al-Atrāk. III-Đndeks. KB Kutadgu Bilig. Ankara. Recep-Vural. Hanifi-Karaatlı.. 133 s. Recep. Đstanbul. Boeschoten. R.. Leiden-New York-Köln: E. (1995): Edited by: H. M. Öncü Kitap. I-Metin. Sinekli Bakkal. Türk Dil Kurumu Yayınları. KĐ Kitāb al-Đdrāk li-lisān al-Atrāk. Vandamme. R. Halide Edib (1936). R. (1974): Kutadgu Bilig. (1979): Kutadgu Bilig. Kısasü'l-Enbiya. Qisas al-Anbiya. Tekin. Türk Dil Kurumu Yayınları. 477s. Ankara. KE Kısasu’l-Enbiya. Türk Dil Kurumu Yayınları. (1931): Haz. Arat. Al-Rabghuzi. (1979): Kutadgu Bilig. Abu Hayyan. Wiesbaden.. Can Yayınları Irk Bitig. Arat. Ankara. Giriş-Metin. Aysu. An Eastern Turkish Version.J.Brill.. Ankara. Ankara. xx . KT Kül Tigin yazıtı..E. Arat. R. (1993): Irk Bitig. II-Çeviri. Harrassowitz Verlag.. (2003): Kıpçak Türkçesi Sözlüğü. Tıpkıbasım. (1997): Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi. Talat. Eski Uygurca Fal Kitabı.. Ata. Evkaf Matbaası. Ankara. R.HEA-9 IB Adıvar. Ankara. Tekin. Ahmet Caferoğlu. Türk Dil Kurumu Yayınları. Türk Dil Kurumu Yayınları. Türk Dil Kurumu Yayınları:540 KTS Toparlı. The Book of Omens.

Berlin. Ali. Türk Dil Kurumu Yayınları:518. PSE CĐACHĐR. I // SPAW. Zur Heilkunde der Uiguren. II Rachmati G. St.V. II Tıpkıbasım. M II Le Coq. R. ME Mukaddimetü’l-Edeb. Chişinau. Giriş-Dil Özellikleri-Metin-Đndeks. R Radloff V. Türk Dil Kurumu Yayınları:535. Müntahab-ı Şifâ. II // SPAW. Berlin. Le Coq. Ankara NF Nehcü’l-Feradis. MŞ ÖNLER Z. 4 cilt. (1912): Türkische Manichaica aus Chotscho I. Ali. Mahmut b. Mahmut b. Rach I. (1998): Hazırlayan: Aysu Ata.. (1919): Türkische Manichaica aus Chotscho II. Ankara. (1990). (1922): Türkische Manichaica aus Chotscho III. Yüce. (1995): Tıpkıbasım ve Çeviriyazı: Janos Eckmann. Türk Dil Kurumu Yayınları:518. Nehcü’l-Feradis. (1907). Albert von. Petersborough. Albert von. Yayınlayanlar: Semih Tezcan-Hamza Zülfikar. (1993): Mukaddimetü’l-Edeb. Nuri. MĐHAĐL. Albert von. Pazarların Sabah Evangeliyası. 1932 xxi . Türk Dil Kurumu Yayınları. I Metin. M III Le Coq.MI Manichaica. Ankara. (1899-1911) Opıt Slovarya Türkskih Nareçiy. Berlin. Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa). Nehcü’l-Feradis. 1930. Ankara. III DizinSözlük.

T Tunyukuk yazıtı. (1930): Türkische Turfan-Texte III. Berlin. (2002). (1962): Türkmen Diliniŋ Sözlügi. Sravnitelno-Đstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Leksika.. Gerard. A Persian Guide to the Turkish Language by Muhammed Mahdi Xan. Willi und Annemarie V. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları. R. TT I Türkische Turfan-Texte I. M. TT II Türkische Turfan-Texte II. (1998): II C. Ankara TS Türkçe Sözlük. 9. Türk Dil Kurumu Yayınları.. Gabain. Aşgabat. Besim. Y. (1929): Türkische Turfan-Texte I. Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügat'it Türkiyye. Simurg. E. Bang. “Nauka”. (1994): Tunyukuk Yazıtı. Ankara. Baskı. TNAS Geldiyew G. Tekin. Bang. Faximile Text with An Introduction and Indies. Altyyew A. 74 s. (1960): Sanglax. (1997). Berlin. Gabain. Đstanbul. Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi. Tuh. London.. TT III Türkische Turfan-Texte III. TDS Hamzayev.. Willi und Annemarie V. TEN Tenişev. Clauson. Ankara. Berlin. (1945): Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügat'it Türkiyye.. Atalay. Talat. xxii . Türk Dil Kurumu Yayınları. Willi und Annemarie V. Gabain.Sngl Senglah. Đzdatelctvo Akademi Nauk Turkmenskoy SSR. (1929): Türkische Turfan-Texte II. Bang. Moskova.

Willi. Rahmati (1934): Türkische Turfan-Texte VI. TTS XIII. Gabain. Rahmati (1937): Türkische Turfan-Texte VII.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü (1965-88): VIII Cilt. Akademie Verlag. Annemarie V. Gabain. Orhon Yazıtları Araştırmaları. Bang. Das buddhistische Sutra Säkiz Yükmäk. V.TT IV Türkische Turfan-Texte IV. Gabain. Gabain und R. Annemarie V. (1931): Türkische Turfan-Texte V. baskı. TT V Türkische Turfan-Texte V. Ankara. Berlin. (1954): Türkische Turfan-Texte. Ankara xxiii . Arat. W. Willi und Annemarie V. 2. Bang. Berlin. Berlin. Berlin. TDK Yay. Türk Dil Kurumu Yayınları. Bearbeitet von Tadeusz Kowalski. Eberhard. Bang. TT VIII Türkische Turfan-Texte VIII. (1930): Türkische Turfan-Texte IV. Mit sinologischen Anmerkungen von Dr. Gabain. Berlin. Berlin. THO THOMSEN. TT VII Türkische Turfan-Texte VII. R. Texte in Brahmischrift. TT X Türkische Turfan-Texte X. Annemarie V. TT VI Türkische Turfan-Texte VI. Çeviren ve Yayına Hazırlayan Vedat Köken. Aus den Nachlaβ Herausgegeben. (2002).. Das Avadana des Dämons Ātavaka. (1959): Türkische Turfan-Texte X. Willi und Annemarie V.

Malov herausgegeben. Berlin. I. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften. W. Verlag Der Akademie Der Wissenschaften Der USSR. K. Berlin. X. Leningrad. D. W. Ein vorläufiger Bericht.. F. Radloff. H. 1.. von (1931): Uigurica IV. 2. (1928): Uigurische Sprachdenkmäler. (1920): Uigurica III. W.3. Materialien nach dem Tode des Verfassers mit Ergänzungen von S. Bd. Akademie Verlag. Bang.193-207. Schriften zur Geschichte und Kultur des Alten Orients 4.. Berliner Turfantexte 11. Das Sündenbekenntnis aus dem Suvarnaprabhāsa. Uzun Kervan. F. (1910): Uigurica II. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften.. K. UJb. Von Gabain (1930): Uigurische Studien. Und A. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften. Uigırische AvadānaBruchstücke (I-VIII). Uigurische Sprachdenkmäler. (1908): Uigurica I.UI Uigurica.. Berlin. Chisinau.Die Anbetung der Magier. Roman. U II Müller. (1985). US Uigurische Studien. F. A. s. Die Reste des buddhistischen 'Goldglanz-Sūtra'. Berlin. (1971): Eine Uigurische Totenmesse. UigTot Eine Uigurische Totenmesse. ein christliches Bruchstük. Berlin. W. xxiv . K. Klaus. U IV Gabain. W. Müller. Röhrborn. UK USp Tanasoglu. U III Müller. Abhandlungen der Königlich Preußischen Akademie der Wissenschaften.

Le verbe. Warszawa. Diğer Kısaltmalar Dergi Adı Kısaltmaları AoF AOH JSFOu UJb ZDMG Altorientalische Forschungen. I-ére partie. Asadlı ağzı Azerbaycan Türkçesi Başkurt Türkçesi xxv . (1954): Vocabulaire Arabe-Kıptchak de l'époque de l'Etat Mamelouk. Röhrborn. Zeitschrift der Deutschen Morgenländischen Gesellschaft. As. Warszawa. Polska Akademia Nauk.. Başk. Journal de la Société Finno-Ougrienne. Polska Akademia Nauk. Sprachmaterial Der Vorislamischen Türkischen Texte Aus Zentralasien.Le nom. Ananiasz. Azb. Lieferung 1-4. (1958): Vocabulaire Arabe-Kıptchak de l'époque de l'Etat Mamelouk.UW Uigurisches Wörterbuch. (1977-81-88): Uigurisches Wörterbuch. Acta Orientalia Academia Scientiarum Hungaricae. Franz Steiner Verlag. II-éme partie. Ananiasz. Zaj. Wiesbaden.. Arapça Horasan Türkçesi. Zajaczkowski. K. Dil ve Lehçe Kısaltmaları Ar. Ural Altaische Jahrbücher. Zajaczkowski.

Çaram-Sarjam ağzı Çuvaş Türkçesi Horasan Türkçesi. KKalp.Bud. Hal.Tü. Horasan Türkçesi. Kıp. D 1-2 Do. Gu. KökTü. Douga’ı ağzı Eski Anadolu Türkçesi Eski Kıpçak Farsça Gagauz Türkçesi Horasan Türkçesi. EAT EKıp. Gag.ç. Buddhist Türk çevresi ÇS Çuv. Far. Kırg. Harw-e ‘Olya ağzı Çağatay Türkçesi Kara Kalpak Türkçesi Kıpçak Türkçesi Kırgız Türkçesi Kök Türkçe xxvi . Horasan Türkçesi. Horasan XO Çağ. Harezm. Gujgı ağzı Hakaniye Türkçesi Harezm Türkçesi Halaç Türkçesi Horasan Türkçesi. Hak. Dara-Gaz ağzı Horasan Türkçesi.

Tü. Salır ağzı Sanskritçe Sarı Uygur Türkçesi Tatar Türkçesi Tuva Türkçesi Türkçe(si) Türkiye Türkçesi xxvii . Karahanlı Türkçesi Krh. Tuv. La. Memlük Kıpçak Moğolca Nogay Türkçesi Özbek Türkçesi Proto-Tü. Sal. SUyg. Ma. Tat.ç.-Uyg. Horasan Türkçesi. Özb. Langar ağzı Horasan Türkçesi. Pır-Komaj ağzı Horasan Türkçesi. Moğ. Maniheist Türk Çevresi MKıp. Skr.Krh. Proto-Türkçe PK Ru.Tü. Ruh-Abad ağzı Türkmen Türkçesi. Karahanlı-Uygur Türk Sahası Ku. Mareşk ağzı Man. TTü. Horasan Türkçesi. Nog. Kuçan ağzı Horasan Türkçesi.

dey. s. Anat. HE Đ K krş. Uyg. bkz. BNk. BNs.Trkm. Türkmen Türkçesi Uygur Türkçesi Yakut Türkçesi Yeni Uygur Türkçesi Diğer Kısaltmalar ağ. f. Ağız Bakınız Başvuru Noktası Başvuru Nesnesi Coğrafi Anatomi Deyim Fiil Harfiyen (tercüme) Hâl eki Đsim Kişi Karşılaştırınız Sıfat xxviii . Yak. YUyg. Harf. Coğ.

Metinlerde yazılmayan ünlü ya da ünsüzü gösterir. Metinlerde okunmayan eksik parçaları gösterir. Kaynak şekilden önce ""bundan gelir" anlamındadır.sin. Karşıtlık gösterimleri söz konusu olduğunda karşıtlık çiftlerini gösterir. vb. xxix . Yukarı yönüne işaret eder. vd. Tanıklanmamış. Sözcüklerin ek (işaretleyici) almamış şekilde olduklarını gösterir. Sinonim Standart tür Yüzyıl Ve benzeri Ve diğerleri Zarf Şekiller ve Đşaretler → ↓ ↑ Ø : () [] < > * Bakınız. yy. Aşağı yönüne işaret eder. z. st. Kaynak şekilden sonra "buna gider" anlamındadır. tahmine dayalı şekli gösterir.

1 . meronimi ise biçimsel ve sözlüksel anlam biliminde kullanılan bir sınıflandırma sistemidir. Yunanca meros ‘parça’ ve onoma ‘isim’ iki sözcüklerinin birleşiminden meydana gelmektedir. Eldeki çalışmanın daha çok söz varlığına yönelik olması sebebiyle meronimi terimi tercih edilmiştir. Cruse. sıradan birer isim olarak ele aldığımızda Y’nin X’leri vardır ve X. Y’lerdir. Bakış ve Yaklaşımlar 1. Y’nin parçasıdır diyebileceğimiz taktirde X. Meronimi Kavramı Anlam biliminde “parça-bütün” ilişkisi olarak bilinen kavram. bisikletin bir parçasıdır. Meronimi bazen metonimi ile karıştırılmaktadır. leksikolojide meronimi veya partonomi olarak bilinmektedir. Y’nin bir meronimidir” (1986: 160) şeklinde tanımlamaktadır. “Partonomi” ise parça sözcüğünün Đngilizce karşılığı olan part sözcüğünün kullanılmasıyla meydana gelmiştir.1. Metonimi. Metonimide bulabileceğimiz asıl kavram ve bağlı kavramlar çoğu kez meronimik ilişkide de bulunmaktadır. meronimiyi “X ve Y’yi. Cruise meronimi teriminin yanı sıra aynı kavramı ifade etmek üzere partonomi terimini de kullanmaktadır (Cruise 2003: 248). Murphy. parçanın yerine bütün kullanımı şeklinde bir çeşit metonimi olan sinekdoka da metonimi gibi bir söz sanatı olup malzemesini meronimi ilgisi içinde bulunan kavramlardan almaktadır. Meronimi. Y’nin bir parçasıdır. Metonimi anlam bilimi içerisinde bir söz sanatıdır. X’ler. Bölüm: Meronimi Kavramı. meronimi tanımını genişleterek “X. örneğin: alüminyum.1. Y kısmen X’tir. Bütünün yerine parça. bisiklet kısmen alüminyumdur” (2003:231) şeklinde bir tanım yapmıştır. bir kavramın ilgili veya bağlantılı olduğu başka bir kavram vasıtasıyla anlatılmasıdır (Erdem 2004:56).

Hiponim olan kavram hiperonim olan kavrama dahil olmaktadır. Meronimi. hiponimi.Meronimi konusu Mereoloji içerisinde ele alınmaktadır. Meronim – holonim ilişkileri hiyerarşiktir ve bir tür anlam zinciri oluşturmaktadır. Y’nin türüdür. sandalye hiponimi mobilya hiperonimine dahildir. Hiponim ve onun karşıtı hiperonim (bazen subordinate ve superordinate. Örneğin: tırnak elin 2 . bir nesnenin bir üst sınıfa dahil olduğunu göstermektedir. klarnet. “türü” değildir. başka bir kavramın “parçasıdır”. parça-bütün ilişkileri ile ilgilenir. Lipka 1990. Aynı hiperonimi paylaşan hiponimlere ko-hiponim [co-hyponym] denir. Parmak. Cruse 1986). Her zincirin başında global holonim vardır. vücudun meronimidir. boru (Crystal 2003: 222). Böylece meronimi ilişkisi söz konusu olduğu zaman bir kavram. holoniminin karşıtıdır. Başka bir deyişle. hatta partonomy terimlerini de kullanmaktadırlar (Crystal 2003: 289). meronimi ise X. Stanislaw Lesniewski tarafından ortaya atılan Mereoloji alanı mantık. Örneğin: köpek hiponimi hayvan hiperonimine dahildir. dolayısı ile el. matematik ve metafizik bilimlerine dayanan bir bilim dalıdır. örneğin: flüt. Y’nin parçasıdır. Mereoloji. hiponimi ile de karıştırılabilmektedir. hiponimi ilişkisi söz konusu olduğunda ise bir kavram başka bir kavramın “türüdür” şeklinde düşünülmüştür: el. parmağın holonimidir. köpek bir hayvan türüdür (hiponimi) (Crystal 2003: 289. parça-bütün kavramını belirtirken. vücudun bir “parçası”dır. X. Meronimi. Dilciler çoğu zaman meronimi yerine mereolojik ilişki veya parça-bütün ilişkisi. el. hiponimi. Türkçede ise alt kavram ve üst kavram olarak adlandırılmaktadır) genel ve özel leksik terimler arasında kurulan bir ilişkidir. elin meronimi ise. Örneğin: parmak. Meronimi. elin parçasıdır (meronimi).

bir global holonimdir (Cruse 2003: 248). Cruse.2. Bir nesnenin tüm parçaları meronim olarak tasnif edilemez. parça – bütün gibi konular incelenirken “parça-bütün” ilişkisinden bahsedilir. kolun holonimidir: dolayısıyla vücut. ancak bu ilişkiyi dildeki kelimelerle ifade eden kavramlardan bahsederken “meronim” terimi kullanılmıştır.meronimidir – el. el. Dolayısıyla. meroniminin. Yere düşüp kırılan bardağın her bir parçası bir meronim değildir. kol vücudun meronimidir – vücut. kolun meronimidir – kol. “parça-bütün” ilişkisinin ise iki nesne arasında olan bir ilişki olduğunu. Meronimi ve Parça-Bütün Đlişkisi Eldeki çalışma meroniminin büyük oranda leksikolojik ancak bir o kadar da semantik yönlerini kapsamaktadır. iki anlam arasında olan bir ilişki olduğunu. meronimi ve parça-bütün ilişkisi ile ilgili olarak. meroniminin. 1. o bütünün meronimi olmaktan çıkmaktadır.. Bir bütünün bir parçası bir görev üstleniyorsa meronim – holonim ilişkisine girebilir.alt kavram. Örn. dilcilerin “parça-bütün” ilişkisinde “parça” olarak adlandırdıkları kavramın bazı durumlarda “meronimi” ile ilgili bazen ise ilgisiz olduğunu belirtmektedir (2004: 151). aynı zamanda “parça-bütün” ilişkisi olarak adlandırıldığını ancak bunun tam olarak doğu sayılamayacağını. Holonim (üst terim) ise içermesi gereken meronimleri yitirdiğinde işlevini ya 3 . bir arabanın tekerlekleri arabayı taşıdığı sürece arabanın meronimidir. arabadan ayrıldığı taktirde meronim olmaktan çıkar. anlam bilimi açısından üst kavram . Dolayısı ile bir ilişki semantik açından incelendiğinde “parça-bütün” kavramı. leksikolojik açıdan incelendiğinde de “meronimi” kavramı kullanılmıştır. elin holonimidir. Bir bütünün bir parçası üstlendiği görevi yerine getiremeyecek duruma gelir veya bütünden ayrılır ise. tırnağın holonimidir. Bir başka deyişle.

ancak bir parmağı eksik el işlevini kısmen yerine getirir. anlam bilimi. Dil bilimcilerin incelediği başka bir konu ise. felsefe. Đris’e göre: yetişkin insanlar. Mantık bilimi ilişkileri Aristo’dan bu güne kadar Batı kültüründe tam. bisikletin tekerleği.312). 4 . Psikolog ve dilciler ise bu savı tartışmaktadır (Đris 1988: 262). Semantik ve dilbilimsel açıdan parça-bütün ilişkisinin örnekleri iyelikli tamlamalarla en iyi şekilde örneklendirilebilmektedir: evin kapısı. kesin ve bağımsız birer yapı olarak kabul edilmektedir. yüzün ayrılmaz parçası değildir. matematik. Ayrıca meronimlerin ayrılabilir ve ayrılamaz olma özelliği ve buna bağlı olarak holonim ile bağlılık derecesi de şu şekilde örneklendirilebilir: “sakal”. kolu olmayan kapılar da vardır ancak sapı olmayan kaşık yoktur (Cruse 2003:248). Onlara göre parça-bütün ilişkisinde bulunan kavramlar aynı derecede güçlü bir bağ sergilememektedir: bazıları daha güçlü bazıları ise daha zayıf bir bağ göstermektedirler. elin parmakları. parça-bütün ilişkisinin kültürün ne kadar doğal bir parçası olduğudur (Đris 1988: 262). bu kesin bir yargıdır ve onun daha azı veya daha çoğu olamaz. bir bütünün bir parçası ise.tamamen ya da kısmen yitirebilir: tekerleği olmayan araba işlevini yerine getiremez. parça-bütün ilişkisinin iyelik kavramının bir alt kavramı olduğuna dikkat çekmektedir. bilgisayar dil bilimi gibi kesin mantık savlarına dayalı bilim dallarında çalışanlar tarafından kesin. Birçok bilim adamı. Böylece meronimik parçabütün ilişkisinde parça zorunlu olabilir veya olmayabilir. Bir şey. Parça – bütün ilişkisi. Bazı kavramlar ise bulunduğu ortama göre parça-bütün ilişkisinde bulunabilir veya bulunamayabilirler (Đris 1988: 262). Lyons da meronimiyi parça-bütün kavramları çerçevesinde incelemektedir (Lyons 1977: 311 . tam ve bölünmez bir olgu olarak kabul edilmektedir. yani onun dereceleri olamaz.

bir ilişki incelemeye alındığında araştırmacı. psikolojik testlerle desteklemeye çalışmaktadır. 2. çocukların düşünce sisteminin mantıksal ve matematiksel temellere değil. Đris. Örneğin.parça-bütün kavramını kolayca algılarken. Doğal dil inceleme yaklaşımı. 5 . doğal dilde var olan ifadeleri inceleyerek belli sonuçlara varmaktadır. Bundan yola çıkarak Đris. evin bir parçası mıdır” ve “kapı kolu. Bu yaklaşımda. Çocuklara. semantik ilişkilerin araştırmalarında üç ana yaklaşımı tespit etmektedir: 1. deney sırasında “kapı. Bu yaklaşımda araştırmacı. Yetişkin yaşlarda bizim parça-bütün ilişkisi ve mantıksal bağlar ile tanışmış olmamız. Psikolojik açıklamalara dayalı yaklaşım. Model kurma yaklaşımı. araştırmacı. incelenen konuyu kavramsal. fiziksel dünya temellerine dayalı olduğu sonucuna varır. bu ilişkiyi. mantıksal bağını parçadan bütününe taşımaktadır: “dişler. günümüz Batı dünyasında bilim ve eğitimin Aristo mantık kuramlarının üzerine oturtulmuş olmasından kaynaklamaktadır (Đris 1988: 262). semantik ve leksikolojik olgulara temel getirmek için bir takım ilişkileri bir araya getirerek bir model kurmaktadır. bu kavramı bilmemektedir. ne bir model ne de bir psikolojik deney kullanmadan. evin bir parçası mıdır” gibi iki parça-bütün ifadesini söyleyip deneğin hangi soruya daha hızlı cevap verdiğini ölçmektedir ve cevap verme hızına göre hangi ilişkinin daha yakın hangisinin ise daha uzak olduğunu tespit etmektedir. ağzın bir parçasıdır” yerine “ağzın dişleri vardır” demektedirler. Bu yaklaşımda araştırmacı. onun yerine “bütün-parça” diyebileceğimiz mantıksal bir bağ kurmaktadırlar. çocuklar. çocuklar. 3. bütünün bir parçası ile ilgili bir soru sorulduğunda.

meronimi ve hiponimi ilişkilerinin daha basit temel ilişki öğelerinden meydana geldiklerini savunmaktadır. 1. kişilerin bilgi ve dünya görüşlerinde bulunan temel farklılıkları yansıtmasıdır (Đris 1988: 266). Chaffin. Bunun temelinde yatan varsayım. Böylece biz. 6 . Đris’e göre parça-bütün ilişkisinin temelinde bizim fiziksel dünyadaki nesneler hakkındaki bilgiler ve varsayımlar bulunmaktadır. bu ilişkiyi zihninde kurmuş ve dile meronimi olarak aktarmış topluluğun dünyaya bakışını incelemeye fırsat bulmuş oluruz. çok anlamlılık kazanır (Đris 1988: 284-285). parça-bütün ilişkisini incelediğimizde. Dolayısı ile meronim ve hiponimlerin bölünebilir olduğu sonucuna varmaktadır. Parça-bütün ilişkisini nesnesel bir tasnif olmaktan çıkarıp leksikolojik bir olgu olan meronimiye aktardığımız zaman.3. kişilerin dil icrasında görülen farklılığın. üçüncü yöntemi tercih etmektedir. bu ilişki basit ve geçişli olmaktan çıkar ve parça bütün ilişkisin dile özgü olan niteliği. Ancak psikologlar ve şimdilerde de dilciler bu ilişkinin bu kadar kesin ve bölünmez olmadığını. insanın algılama ve dokunma duyularına bağlı fizyolojik deneyimlerdir (Chaffin 1992: 285). Meronimi Kavramının Bölünürlüğü Aristo felsefesinin mantık temellerinin kültürümüze bu kadar yerleşik olması da mantıkçıların ve matematikçilerin parça-bütün ilişkisini kesin ve bölünmez bir ilişki olduğunu kabul etmelerinin bir nedenidir.Đris. Parça-bütün ilişkisini fiziksel nesne açısından incelediğimiz zaman bu ilişki bölünmez ve geçişli olarak karşımıza çıkmaktadır. Söz konusu temel ilişki öğeleri. çevre şartlarına göre değişebileceğini kabul etmektedirler.

öbür yandan ise meronimi. iki nesnenin temel ilişkisi niteliğini göstermektedir (Đris 1988: 281). Dolayısı ile Đris.Đris. bazen ise geçişsiz olduklarını söylemektedir. Meronimi 7 . işlevsel. meronimileri dört ana duyuya bağlamaktadır. meronimi konusunu işlerken meroniminin sadece bölünmüş bütün çeşidini incelemektedirler. anlam açısından birçok bağlı ve bağımsız türlerinden ibaret olduğu fikrine getirmektedir. meronimlerin çoğu zaman geçişli. 1. Bu da bizi bilim adamlarının ortaya koydukları tasniflerin incelemesine yönlendirmektedir. Lyons. Sonunda Đris parça-bütün ilişkisinin ve meroniminin hem bölünür hem de bölünmez özellikleri gösterdikleri sonucuna varmaktadır: bir yandan meronimi. Bazı araştırmacılar meronimlerin her zaman geçişli olduğu. birçok öğeden oluşan ilişki sınıfı olarak incelenmesi gerektiğini savunmaktadır (Đris 1988: 262). Meroniminin bu sınıfına ait olan örnekler her zaman geçişli ve oldukça basittir.4. bazılar ise bunun çevre şartlarına bağlı olarak bazen geçişli. taksonomik ilişkilerin dile yansımasıdır. Meronimi Kavramının Geçişliliği Dil bilimcilerinin üzerinde durduğu başka bir konu ise “parça-bütün” ilişkisinin ve meronimlerin geçişli (transitive) olup olmayışıdır. “Parça-bütün” ilişkisinin bölünmez ve geçişli olup olmaması bizi “parça-bütün” ilişkisinin tek değil. bazen ise geçişsiz olduğuna kanıt getirmişlerdir. zaman. Ayrıca Đris’in izlenimlerine göre mantık bilimciler ve bilgisayar dil bilimciler. Bundan dolayı tüm meronimlerin temel ve bölünmez oldukları kanıtına varmaktadırlar (Đris 1988: 281). meronimlerin ve parça-bütün ilişkilerinin geçişli olup olmadıkları konusuna değinirken. Ona göre hiponimler her zaman geçişlidir. meroniminin tek bir ilişki olarak değil. mekan.

diğer açıdan meronimi. kapı kolu nesnesi. ele alınacak iki meronimik ilişkinin unsurlarının eşleşmesine bağlı olduğunu belirtmiştir. herhangi bir kapı kolunun herhangi bir evin parçası olduğunu söylememiz mantıksızdır (Lyons 1977: 312). fiziksel açıdan bütünü ve parçasını belirten bir olgudur.konusunda ise bu kesinlik söz konusu değildir. onların birleşmesinden doğan önerme de aynı temel ve prensiplere dayalı olur (Chaffin 1992: 274). Bu ilişkiyi fiziksel dünyadan koparıp sadece kelime anlamlarını dikkate aldığımızda. 8 . Đki fiziksel nesne arasında kurulan meronimik ilişki açıkça geçişlidir: kapı kolu nesnesi. Ona göre. ev nesnesinin bir parçasıdır. Böylece iki meronimi bir önerme içine girdiklerinde. bir dilin söz varlığının kavramları arasındaki yapısal bir ilişkidir. bu önerme. ancak meronimlerin ikisinin de aynı tip meronim olması durumunda. Bu karmaşık açıklamaya karşın Chaffin. Yani. bu ilişki geçişlidir. çünkü fiziksel dünyada biz bu kapı kolunun bu eve ait olduğunu görürüz. meroniminin geçişliliği meselesine daha basit bir açıklama bulmaya çalışarak meronimide geçişliliğin. fiziksel dünyada bir nesne. Bu savı örneklendirmek gerekirse. doğrudur. (Lyons 1977: 312). kapı nesnesinin bir parçası ve kapı nesnesi ev nesnesinin bir parçası ise. Meroniminin geçişli olup olmaması hâlâ bir tartışma konusudur. Ona göre bu belirsizliğin sebebi. iki önermenin unsurlarının ortak temel ve prensiplere dayanması durumunda. meroniminin iki açıdan incelenmesine bağlıdır. Bir açıdan meronimi. Unsur eşleşme prensibi. bu nesnelerin karşılığı olan kelimelerin her zaman parça-bütün ilişkisine girmeleri söz konusu değildir. başka bir nesnenin parçası ise.

(2a) Simpson’un başı. insan duyu organları ile bire bir bağlantılı ise. felsefe bölümünün bir parçasıdır. Đkinci örnekte (2a) ve (2b) meronimik ifadeleri farklı meronimik ilişki türlerine aittir. Bu iki ilişki farklı türden olduğu için (2c) ifadesi mantıksız ve yanlıştır. Bundan yola çıkarak Đris. Đris. felsefe bölümünün bir parçasıdır. Chaffin (2a) ilişkisini parça-nesne. konuşmacıların bir fikri ifade ederken parça-bütün ilişkisini sözlerle nasıl ifade ettiklerini inceleyerek bu ilişkinin temel bir ilişki olup olmadığı konusunda daha net bir cevap verebileceğimizi ortaya koymaktadır (Đris 1988: 262-263). Birinci örnekte gördüğümüz gibi hem (1a) hem de (1b) ifadesi parça-bütün meronimik ilişkide bulunduğundan dolayı. (2c) Simpson’un başı. 9 . (2b) ilişkisini ise grup ve öğesi olarak tasnif etmektedir. arabanın bir parçasıdır. Fakat bilimsel metinlerde ve etimolojik sözlüklerde parçasıdır terimi oldukça yaygın kullanılmaktadır. (Chaffin 1992: 274-275). meronimlerin geçişliliği konusunda: Lyons’ın meroniminin bazen geçişsiz olduğu savını temel alarak. Đris’e göre çocuklar. meroniminin temel bir ilişki olup olmadığını bulmaya çalışmaktadır. (1c) ifadesi mantıklı ve doğrudur. (1c) Karbüratör.(1a) Karbüratör. konuşmalarında parçasıdır terimini çok az kullanmaktadırlar. motorun bir parçasıdır. (1b) Motor. Simpson’un bir parçasıdır (2b) Simpson. arabanın bir parçasıdır. Đris’e göre bir ilişki temel ise ve bu ilişki. bu ilişki geçişlidir (Đris 1988: 262).

yolun meronimi değil ve tırnak. bir ilişkinin bir tek yorumu vardır. 10 . Simpsonun bir parçasıdır (3b) Simpson. Felsefe biliminde parça-bütün ilişkisi genel olarak bölünmez ve geçişli kabul edilmektedir. soyut kavram ve mantıksal kuramlar ile ilgili olmasından kaynaklanmaktadır. felsefe bölümünün bir parçasıdır. Đris. (3c) Simpsonun başı.Bilgisayar bilimciler tarafından geliştirilmiş birkaç adet doğal dil işleme sistem çalışmaları mevcuttur. Bu örneklerde kaldırım taşı. sistemi daha basit ve kullanışlı yapmak istediklerinden seçilmiştir (Đris 1988: 278). Ona göre. Örneğin: Yol:kaldırım:kaldırım taşı. Benzer bir şekilde grup ve öğeleri meronimi türünde geçişlilik sağlanmamaktadır: (3a) Simpson’un başı. Vücut:el:avuç:parmak:tırnak. Felsefede ele alınan kavramlar kesin ve bölünmezdir. sözcükler tek ve belirgindir. Bu çalışmaların tümünde parça-bütün ilişkisi bölünmez ve daima geçişli olarak kabul edilmektedir. meronimlerin geçişli olup olmadığını tespit etmek için kendi tasnifine başvurmaktadır. işlevsel parça ilişkisinde bulunan meronimler genellikle geçişliliğini korumamaktadırlar (Đris 1988: 278). felsefe biliminin çevremizdeki fiziksel nesnelerle ve bu nesnelerin karşılığı olan sözcüklerle değil. Bu yaklaşım. felsefe bölümünün bir parçasıdır. Bu yaklaşım. avucun meronimi sayılamaz. birden fazla yorumu yoktur (Đris 1988: 278).

ata binmek. Halbuki meronimik ilişkiler isimler dışında. üst işlemin meronimi olarak görülebilir.5. Meronimi ve Gramer Birimleri Meronimiyi inceleyen çalışmalar çoğunlukta isimler üzerinde durmaktadır. Burada altın hem isim hem de sıfat olarak kullanılmaktadır (Lyons 1977: 314). Bir işlem. 11 . kendi içerisinde birden fazla işlemi alıyorsa. hem nesnedir. Benzer bir şekilde fiiler arasında da meronimik ilişki kurulabileceğini söyleyebiliriz. parça-bütün ilişkisine giren fiziksel nesneleri dilde yansıtan başka gramer birimleri arasında da kurulabilmektedir. altın. bu alt işlemler. hem de bir nesnenin yapılmış olduğu madde adıdır: bu bir altındır ve altın bir yüzük.Buna karşılık grup ve alt gruplar ve bölünmüş bütün meronimi sınıfında geçişliliğin korunduğunu görüyoruz: Hayvanlar:etobur hayvanlar:aslan (grup ve alt gruplar) Pasta:pasta dilimi:pasta diliminin dilimi (bölünmüş bütün) Böylece Đris’e göre dört meronimi sınıfından ikisi geçişli ikisi de geçişsizdir (Đris 1988: 278-279): Geçişli Bölünmüş bütün Grup ve öğeleri Geçişsiz Đşlevsel parça Gruplar ve alt gruplar 1. örneğin: avlamak: ok atmak. avı takip etmek (Lyons 1977: 315). Örneğin.

6. Meronim Tasnifleri Meronimi üzerinde yapılan çalışmalarda meronim tasniflerinin ortaya çıktığını görüyoruz. birbirinden farklı tasnifler ortaya koymuşlardır. 1.1. filozof ve bilgisayar dil bilimcilerinin parça-bütün ilişkisini incelerken sadece “bölünmüş bütün” grubunu inceledikleri için geçişlilik – geçişsizlik meselesi ile karşılaşmamakta ve tüm meronimlerin geçişli oldukları kanısına varmaktadır (1988: 261-287): 12 .1. daha kapsamlı bir araştırma ile meronimlerin neden bazen geçişli bazen de geçişsiz olduklarına cevap vermeye çalışmıştır. Ona göre parça-bütün ilişkisi aslında tek ve bölünmez değildir.6. dört ayrı ilişki grubundan oluşmaktadır: • • • • Đşlevsel parça Bölünmüş bütün Grup ve öğeleri Gruplar ve alt gruplar Bir grubun içerisindeki ilişkiler her zaman geçişlidir. bir grubun dışına çıktığında geçişlilik zinciri bozulmaktadır: kapı:kapı kolu – işlevsel parça ev: kapı – grup ve öğeleri ev:kapı:kapı kolu ilişkisi içinde 2 ayrı gruptan öğe aldığı için: ev:kapı kolu yanlış ve mantıksız gelmektedir. Đris Tasnifi Đris. Ayrıca Đris. Araştırma yaklaşımına bağlı araştırmacılar. mantıkçı. Bir ilişki.

Ancak araba. insan. vücut:kan bu örneğinde kan olmadan vücut görevini yerine getiremez. Bu ilişki türünde parçalar. insan olmaktan çıkar ve cansız vücut haline dönüşür (Đris 1988: 272). Örneğin: koyun sürüsü:koyun. bütün olmadan parça meydana gelemez. bütünün bölünmesi sonucunda meydana gelmektedir. Bölünmüş Bütün: Bu grupta parçalar. can:insan örneğinde de can olmadan. araba: motor. Đkisi de. Grup ve Öğeleri: Bu grupta. parçadan önce var olmaktadır. ve bu bütün. Bu grupta 13 . Bu ilişkide parça. portakal dilimi örneğinde olduğu gibi belli bir şekle sahip olabilir veya pasta dilimi. Bölünmüş bütün ilişkisinde parça. bir üst grup ve bu üst gruba ait olup belli bir yapı içinde olmayan öğeler yer almaktadır. işlevsel parça ilişkisinin tersine bölünmüş bütün ilişkisinde bütün. Örneğin: araba: tekerlek. ekmek dilimi örneklerinde olduğu gibi belli bir şekle sahip olmayabilir. bütünün bölünebilir olmasını ve parçaların bütün ile aynı maddeden oluştuğunu ima etmektedir. birer bağımsız nesnedir. Ayrıca.Đşlevsel Parça: Bu grupta olan meronimik ilişki parçayı sadece bütünün yapısal bir öğesi olarak görmemektedir. Bu ilişki. ne tekerlek ne de motor olmadan işlevini yerine getiremez. bütünden bağımsız varlığını sürdürebilirler. portakal:portakal dilimi. söz konusu parça eksik olduğunda görevini yerine getirememektedir. Örneğin: pasta:pasta dilimi. Bütün ise parça olmadan var olamaz. bütünün var olma sebebi olan fonksiyonun yerine getirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu örnekte tekerlek ve motor. ekmek:ekmek dilimi. araba olmadan var olabilir ve işlevlerini yerine getirebilirler.

kendi içerisinde birçok ayrıntıyı taşıyan karmaşık bir ilişki olduğunu savunmaktadırlar. başka araştırmacılar meroniminin basit bir ilişki değil. Bu bisikleti parçalara ayırıp yere serdiğimiz zaman. bisikletin parçaları. Bütün. Bu örnek. dikkat etmek istediği özellik ve ayrıntılara göre kullanacağı meronimi sınıfını seçer (Đris 1988: 277). Bir sınıfa giren bir ilişkiyi incelediğimizde. parçaların birleşimi ile meydana gelmektedir. Ona göre konuşmacı. hiyerarşik bir tasnifin örneğidir. portakal et: dana eti. Halbuki Đris. Bu incelemeye göre. parçaları var olduğu sürece vardır. şartlar. et. kendi içerisinde bir grup olan parça. en sık rastlanan meronim türü işlevsel parçadır: Silindir. ayrıca meronimlerin kullanım sıklığını incelemiştir. meroniminin farklı şartlarında farklı özellik göstermesine bağlamaktadır. bu tutarsızlığı. motorun bir parçasıdır Boynuz. bisiklet ile işlevsel parça türü ilişkisine girerler. meronimiyi hiponimi ile karıştırmaktadır. Gruplar ve Alt Gruplar: Bu grupta. Örneğin. ve bakış açısı değiştiğinde başka bir sınıfa girebilir. bir olguyu anlatırken. bu parçalar grup ve öğeleri ilişkisini kurarlar. kuzu eti Ancak bu örneklerden gördüğümüz gibi burada Đris. Đris bu tür meronimi için şöyle bir örnek vermektedir: yemek: meyve. Đris.bütün. ayağın bir parçasıdır 14 . hayvanın bir parçasıdır Diz. Đrise göre. sebze meyve: elma. ortam. bütünün oluşturduğu grubu içinde yer almaktadır.

meronimleri gruplara ayırmanın yanı sıra meronimi tasnifine ikinci bir boyut getirerek. Bütünün parçasını kaybettiği taktirde işlevselliğini kaybetmiş olması 4. Ona göre meronimler şu gruplara ayrılmaktadır (Chaffin 1992: 263): • • • • • • • Nesne-parça Olay-kahraman Grup-öğe Bütün-kesit Süreç-adım Alan-mekan Nesne-madde Ayrıca Chaffin. yani parça ve bütünün aynı maddeden yapılmış olması veya ortak özellik taşımış olması Meronimi Unsurları 15 . ateşin bir parçasıdır Yeşil.6.Đşlevsel parça türü meronim ilişkisinde bulunan öğelerin çoğu ayrı ayrı birer nesne iken bazıları ise birbirinden ayrılamaz ve ayrı olamaz: Alev. parça-bütün ilişkisine psikoloji bilimi açısından yaklaşmaktadır. 1. spektrumun bir parçasıdır (Đris 1988: 268). Homeomeronimi. meronimlerin taşıyabileceği şu dört unsuru tespit etmiştir (Chaffin 1992: 263-265): 1. Parçanın bütününden ayrılabilir nitelikte olması 2. Parçanın mekân ve zaman açısından bütünden ayrılabilir olması 3. Chaffin Tasnifi Chaffin.2.

Ayrıca Chaffin.Meronimik Đlişki Örnekler Ayrılab Zamanilirlik mekan + + + + + Đşlevsel Homeomeronimi NESNE:PARÇA OLAY:KAHRAMAN GRUP:ÖĞE BÜTÜN:KESĐT SÜREÇ:ADIM ALAN:MEKAN NESNE:MADDE el:parmak rodeo:cowboy orman:ağaç pasta:dilim büyüme:erginlik orman:içindeki açıklık lens:cam + + + + - + + - + + - Chaffin’e göre. Eldeki çalışmada daha çok isimler üzerinde durulmakla birlikte fiil görevindeki meronimlerde daima göz önünde bulunacaktır. Meronimler. aynı grupta oldukları halde geçişlilik sergilebilmektedirler. 16 . meronimlerin geçişliliğinin bölünmez bir kavram olmadığını. dereceli bir kavram olduğunu iddia etmektedir. Geçişliliğin derecesi ise bu meronimlerin paylaştığı ortak unsur ile ölçülmektedir: ortak unsur ne kadar çok ise geçişlilik bağı da o kadar güçlü olmaktadır (Chaffin 1992: 263). bir parça-bütün ilişkisi hem aynı grupta bulunmuş oldukları hem de aynı unsur taşımaları durumunda geçişli olabilir. Chaffin’in tasnifinden anlaşıldığı üzere meronimi. hem isim hem de fiil olarak karşımıza çıkabilmektedir.

1. Eurowordnet çalışmalarında parça ve bütün arasındaki ilişkiyi bilgisayar programlarına tanıtmak için bir tasnif geliştirmiştir. Vossen Tasnifi Vossen. kesit (portion): ekmek:dilim yer. Ona göre meronimik ilişkiler beş ayrı bağlı ilişki türüne bölünebilmektedir (Vossen 1998: 105): • • Bütün ve onu oluşturan parçaları: hand HAS_MERO_PART finger Küme ve küme öğeleri (set and set members): fleet HAS_MERO_MEMBER ship • • • Nesne ve onun yapılmış olduğu madde: book HAS_MERO_MADEOF paper Tüm ve onun bir parçası: bread HAS_MERO_PORTION slice Yer ve onun içindeki bir konum: desert HAS_MERO_LOCATION oasis. Böylece Vossen şu beş ayrı meronim sınıfını tespit etmiştir: • • • • • parça (part): el:parmak öğe (member): filo:gemi madde (made of): kitap:kağıt dilim.3.6. mahal (location): çöl:vaha 17 .

Chaffin tasnifi.4.1. Vossen tasnifi ise.6. meronimi incelemeleri için önemli bir araç sunmaktadır. Đris tasnifi. çok kapsamlı ve gramer biliminin en ince ayrıntısına inen bir tasniftir. Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Karşılaştırması Đris. Chaffin ve Vossen tasnifleri. 18 . Đris. Eldeki çalışmada bu her üç tasnifin de bir sentezi yapılarak Türk Dilinde organ adları için en uygun tasnif elde edilmeye çalışılmıştır. bilgisayar dil biliminde kullanılmak üzere pratik ve fazla ayrıntılı olmayan. leksikolojik bir sınıflandırmadır. meronimiye anlam bilimine dayalı olarak holonimi ve meroniminin kullanımı ve maddi dünyada kullanılışı açılarından yaklaşan bir tasniftir.

Chaffin ve Vossen Tasnifleri Đris Đşlevsel Parça Bölünmüş Bütün Grup ve Öğeler Gruplar ve Alt Gruplar Chaffin Nesne-Parça Bütün-Kesit Grup-Öğe Nesne-Madde Alan-Mekân Olay-Kahraman Süreç-Adım Vossen Parça Kesit Öğe Madde Mahal Bu tasniflerinin birçok ortak yönleri olmaklar birlikte farklı yönleri de vardır.Tablo 1: Đris. Ortak yönler Tablo 2’de gösterilmiştir: 19 .

Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Ortak Noktaları Đris Đşlevsel Parça Bölünmüş Bütün Grup ve Öğeler Chaffin Nesne-Parça Bütün-Kesit Grup-Öğe Nesne-Madde Alan-Mekân Vossen Parça Kesit Öğe Madde Mahal Böylece. Bütün-Kesit ve Grup-Öğe. Chaffin ve Vossen tasniflerinde olup. Chaffin ve Vossen Tasniflerinin Ayrı Maddeleri Đris Gruplar ve Alt Gruplar Chaffin Olay-Kahraman Süreç-Adım Vossen 20 . Ancak. tasniflerin üçünde de var olan üç adet meronimik ilişki dikkati çekmektedir: Nesne-Parça. Đris tasnifinde olmayan iki adet meronimik ilişki daha vardır: Nesne-Madde ve Alan-Mekân. tasniflerin arasında ortak olmayan meronimik ilişkiler de vardır: Tablo 3: Đris.Tablo 2: Đris.

deri. Bundan dolayı bu sınıf eldeki çalışmaya edilmemiştir. meronimi tasnifinde Gruplar ve Alt Gruplar ilişkisini ayrı bir sınıfa koymaktadır. hiponimik olduğunu görmekteyiz. durum veya hareket arasında meydana geldiği görülür. çünkü bu ilişkide kahraman. Chaffin tasnifine baktığımızda. Aynı şekilde Chaffin’in tasnifinde yer alan Süreç-Adım ilişkisini diğer tasniflerde görmemekteyiz. kan Bu tür ilişkilere baktığımızda bu ilişkinin aslında meronimik değil. Örneğin: • • • yemek: meyve. bir üst gruptan ve ona dâhil olan alt gruplardan oluşmaktadır. olayın içinde anahtar rolünü oynamaktadır ve kendisi olmadan. Bundan dolayı bu ilişkiyi kapsam dışı bırakılmıştır. Chaffin. Bu ilişkiyi organ adlarına uygulandığında. Yani Gruplar ve Alt Gruplar ilişkisi aslında bir tasnif ilişkisidir. Bu ilişkiye giren öğeler. et.Đris. Đris ve Vossen tasnifinde yer almayan OlayKahraman tasnifini görmekteyiz. Tespit edilen örnekler de Chaffin’in ifade ettiği kriterlere uymamaktadır. organ ve bir olgu. bu tasnife örnek olarak büyüme: erginlik ilişkisini göstermektedir. 21 . sebze vücut: organlar vücut: kas. olayın meydana gelmesi imkânsızdır. Örneğin: • • • yara almak: kan sakatlık: ayak körlük: göz Bu tür ilişki için bulunan örnek sayısı çok azdır. tez konumuz alanında onun aslında vücut organları arasında değil.

göz. burun. alın. bir nesnenin nerede yer aldığında batığımızda alan-mekân meronimik ilişkisini tespit ediyoruz: yüz bir holonim ise onun alan-mekan ilişkisinde bulunan meronimler. Benzer şekilde kalp kapakçığı kalbin bir meronimidir. Bunun gibi eğe. Bu durumda konu külliyatı kapsamında. karaciğer. Bu meronimik ilişki diğer yandan parmağın elin bir parçası olması sebebiyle nesne-parça ilişkisidir. Bu tür ilişki grup-öğe meronimik ilişkisidir.6. bir nesnenin veya birtakım nesne ve olayların zaman içerisinde değişime uğrayıp belli bir sürecin adımları gösteren bir ilişkidir. ağız. 1.Chaffin’in düşündüğü bu ilişki. yanak gibidir. 22 . eldeki çalışmada yer alan insan organ adlarıyla ilgili terimlerin meronimik ilişkilerine göre tasnifi Tablo 4’te gösterildiği gibidir. Sonuncusu olarak. elin meronimidir.5. Nesneleri ve onların hangi maddelerden yapılmış oldukları incelediğimizde holonim olarak bacak ve onun meronimileri olarak deri. parmak. Mesela. Aynı zamanda dalak. mide ve bağırsakları bir grup olarak ele aldığımızda onların iç organlar grubunun meronimi olduğunu söyleyebiliriz. Organ Adlarına Yönelik Meronimi Tasnifi Yapılan tespitlere göre organ adlarının meronimik bir tasnifi yapabilmek için Chaffin ve Vossen tasniflerindeki ortak olan meronimik ilişkiler aynı zamanda organ adlarına da uygulanabilecek özelliklere sahiptir. kas. Bu meronimik ilişki diğer yandan nesne-parça ilişkisidir. göğüs kafesinin bir kesiti olduğundan bu meronimik ilişki bütün kesit ilişkisi olarak ortaya çıkar. Bu tür ilişki nesne-madde meronimik ilişkisidir. sinir ve kemik gösterebiliriz. Vücut organlarında bu tür ilişkilere az rastlanmaktadır. Bundan dolayı bu ilişki de eldeki çalışmaya alınmamıştır.

*aburt *balç : *saç *yü:z : *a:lın. *siŋök. *aburt *kol : *omuz. *yayŋak. *kulγak. *ärŋek : *bogum *gö:küz : *eyegü NESNE : MADDE *saç : *kılk *burun : *teri. *kirpik. *eiŋ. *älg. *çäŋä. *siŋök. Bu ilişkinin görev yapma fonksiyonu taşıdığı görülür. *erin *balç : *beyŋ *balç : *kulγak. *kemük *tirs(γ)ek : *bogum. *görs>göz. *eiñ ~ *eñek. *gö:küz : *eyegü ALAN : MEKÂN *balç : *a:lın. *ärŋek. *ka:mpak. *bäñiz. burun.Tablo 4: Vücut Organları Meronimileri Tasnifi Meronimik Đlişkisi NESNE : PARÇA *boδ : *balç *balç : *kılk. *yü:z. *saç. *du:dak. *tü:k. *bilek. *tü:k *di:ş : *azıγ *älg. *parŋak. *dırŋak. *yayñak. *çaykan. *bät. *ka:m/pak. *ka:ş. *çäñä. *arka. *aγız : *erin BÜTÜN : KESIT GRUP : ÖĞE *saç : *kılk. *kemük *a:ya : *teri. Holoniminin işlevini yerine getirmesi için meronimiye ihtiyacı vardır. 23 . *eŋek. *sırt : *yagrın Örnekler • NESNE : PARÇA Đşlevsel açıdan birbirine bağlı olan holonimi ve meronimiyi gösteren bir ilişkidir. *tirs(γ)ek. *aγız. *aδγu-t/ç : *ärŋek *parŋak.

Bu ilişkinin yapılma fonksiyonu taşıdığı görülür. meronimi. cildinde anlam bilimine genel olarak değinmiştir. Bu ilişkinin bölümleme fonksiyonu taşıdığı görülür. 1978) adlı çalışmasıdır. Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim (üç cilt bir arada 2. Tek başına Türk anlam bilimi üzerine yapılmış bir çalışma yine Doğan Aksan’ın Anlam bilimi ve Türk Anlam bilimi (Ankara. baskı Ankara. tarihsel ve modern Türk dilini kapsayıcı nitelikte değildir. • ALAN : MEKÂN Bu ilişkide holonimi bir mekân kabul edilirse. • GRUP : ÖĞE Bu ilişkide holonimiyi bir grup olarak alındığında. holonimin bir kesitidir. 24 .6. 1. Doğan Aksan. meronimi bu gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Türkiyede Meronimi Konusu Bugüne kadar Türk dilinin anlam bilimi üzerine yapılmış sınırlı sayıdaki çalışmalar.6. Ancak bu çalışmada meronimiye yer verilmemiştir. Bu ilişkisinin yerleşme fonksiyonu taşıdığı görülür. Bu ilişkinin toplanma fonksiyonu taşıdığı görülür. holonimi ile aynı maddeden olup. • NESNE : MADDE Bu ilişkide holonimi bir nesne ise meronimi bu nesnenin yapılmış olduğu maddedir.• BÜTÜN : KESĐT Bu ilişkide meronimi. 1998) adlı çalışmasının 3. bu mekânın içinde bulunduğu bir nesne olur.

26).’. bir şeyin başlangıcı. Proto-Ogur *balç.Tü.1. Baş Kısmındaki Organlar 2. Türk dili içerisinde lehçeler arasında organik bağın belirgin olarak ortaya çıkmasını sağlayan bir grup temel söz varlığı da insanoğluna en yakın kelimelerden oluşan organ adlarıdır. Türk dili konuşurunun dil davranışı teorisi açısından dil sisteminin tespitinde organ adlarının kaynaklarda geçen şekliyle ele alınması önem kazanmaktadır. Türk dilinde organ adları Türk dilinin yazılı en eski belgelerinden itibaren günümüze kadar çeşitliliğini muhafaza ederek gelmiştir.1.ç. caput. öz başıŋa tegdi ‘kendi başına düştü’ (M I 20. tizligig sökürmiş ‘başlıya baş eğdirmiş.: xi.1. KökTü.1. Proto-Oguz *başç. Đslami ç. Đng. Genel Türk dilinin söz varlığında yer alan organ adları ve vücut kısımları genel olarak meronimik ilişkiler içerisinde belli bir hiyerarşi ile Türk konuşurunun zihninde yer alır. coğrafî özellikler’ (EDT 375a). baş ‘baş’ (IB 10). yy. Bud. *balç (Tenişev 1997: 194). yy. Man. baş/ba:ş ‘baş. kayu kişi baş ağırlığ bolsa ‘kimin baş ağrısı olsa’ (TT VIII M. başlıgı yükündürmiş.Tü. Bölüm: Türk Dilinde Organ Adları Genel söz bilimi açısından temel söz varlığının bir dilin çekirdek söz unsurlarını içine aldığı bilinmektedir. *balç Proto-Tü. 2. 2.1. baş ‘id. ix.2.ç. dizliye diz çöktürmüş’ (THO 126). yy. head. baş ‘baş’ başım 25 .1. 2-3). viii. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAŞ ‘baş’ Lat. Krh. ordunun başı.’. baş ‘id. Türk dilinin tarihî ve modern lehçeleri arasında farklı anlam ilişkileri dikkati çekmektedir.

baş ‘id. 7. Doğu Tü. Başlangıç. baş ‘id. en seçme 15. Gag. MKıp. Temel. Başkalarından nispeten daha mühim 14. 4. 6. yy. ucu. pas. Tane’ (GS: 75). Bir kişinin tepesi. 3.’ (EM: 112). esas. Güney-Doğu: *baş. Hayvanları saymak için hesap birim 11. Evcil hayvanın sayım birimi. Arazide en yüksek nokta. Batı Tü. baş ‘id. Harezm ç. Bir şeyin uçlarından biri. hürmetli 10. – xix. yy.8). Bir şeyin genellikle toparlakça ucu. çıkık tepesi 5. 124r. göz. xiv. Bir topluluğu yöneten kimse. baş ‘1. Bir şeyin en yukarı kısmı. topluluğu yöneten. Teknenin ön tarafı 6. zirvesi. Başkan. yan 6. Kenar. Âlâ. Baş 2. en yüksek. 4. (insan ve hayvan sayımında) Tane. kere 16. amir 4. Yukarı taraf. en iyi.’ (KĐ. kulak. Çuvaş: pus(Tenişev 1997: 194). Modern Tü. yy. organları kapsayan. 26 . başlangıç 7. 3. baş ‘id. 2. baş ‘1. Hakas pas. yy. Bir şeyin başlandığı yer. Azb. Esas. Vazifece büyük olan 13. 5. 31).’ (NF III: 50). Bir şeyin kalın. baş iy ùÀlib bilgil kim baş aārısı başuŋ cümlesine vÀúıè olsa (CH I: 143). Bir şeyin en ön tarafı 9. xiii. Zihin. baş ‘1. ser.’ (KE II: 80). ba:ş ‘id. Başak.’ (MŞ: 34). burun. 7. Uzunluğu olan bir şeyin son kısmı. üstü 4. Yara. Defa. buyu. Trkm. xiv. Bir kişinin esası’ (TDS: 79). Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg baş.’ (Sngl. 2. EKıp. baş ‘1. Aile reisi 12. ağız vb. kenarı 8. Başlangıç.: xv. Đnsan ve hayvanlarda beyin. baş ‘1. Başkan. yy. Baş 2. (eski) Su hacim birimi’ (ADĐL I: 212). sebep 17. baş ‘id. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet’ (TS: 228-234). xv. Koçan 3. tepesi.’ (TTS I 413-414). kafa. 3. 8. Yakut bas. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva ba:ş. şuur 3.’ (KTS: 24). Başlangıç.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. bir şeyin başlangıcı 5. kök. baş ‘id. xiv. baş (DK II: 39). SUyg. komutan.kesmesüni keseyin tilim ‘başım kesilmeden önce dilimi keseyim’ (DLT III 166). vücudun üst veya önünde bulunan bölüm. 6. 2. Adamın ya da hayvanın başı. yy.

tepe. bir şeyin başlangıcı. Adamın ya da hayvanın başı. yy. topluluğu yöneten.1. ba:ş ‘yara’ (TDS: 80). Kalmık malzn şeklindeki paralelleri tespit etmiş ve ‘kel’ > ‘baş’ sözlerindeki anlam kaymalarından söz etmiştir (1997: 194). *balç’ın Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. (insan ve hayvan sayımında) Tane. coğrafî özellikler’(EDT 375a) anlamının da olması daha VIII. başkan. Yine bu dönemde ‘lider’ anlamında başlıg (THO 126) sözünün kullanılmış olduğunu görüyoruz. Başlangıç. Bir kişinin esası’ (TDS: 79). 27 . arasındaki eserlerin taranmış olduğu Tarama Sözlüğünde de baş sözünün ilgili metinlerde özellikle ‘1. Eldeki çalışmada taranan metinlerde VIII. üst. ile XIX. ‘organ adı olarak baş’tır. yy. Evcil hayvanın sayım birimi. Ancak. 3. 3. Benzer durum bugün Türkmen Türkçesinin standart türünde de görülmektedir: baş ‘1. ordunun başı. 4. *malja-n ‘kel’. Tenişev de tüm Türk lehçelerinde bu sözcüğün. yy.da kelimenin oldukça işlek olduğunu göstermektedir. bir şeyin başı’ şeklindeki anlamlar ile doğal metaforik gelişmeler gösterdiğini belirtmekte ve Yakut ve Gagauz Türkçelerinde ‘yukarı’ anlamının yanında ‘ileri’ anlamında da kullanıldığını vurgulamaktadır (Tenişev 1997: 194). da baş/ba:ş ‘baş. yy. buyu. Sözün taranan kaynaklarda karşılaşılan temel anlamı. 6.’ (TTS I 413-414) anlamlarında görüldüğü belirtilmektedir. 2. XIII. Moğ. Bir kişinin tepesi. 2. sözün Proto-Türkçe *balç şeklinden geliştiğini belirterek diğer Altay grubu dillerinde meselâ. Yara. Clauson da Eski Kıpçak Türkçesinde sözün hem kısa hem uzun ünlülü şekillerine dikkat çekmiştir. ‘canlılar için sayı birimi. başkan. 7. komutan. Başak.

güneşleniyordu. 28 . havuz başına uzanır gibi oturmuş.. TS 228 Yirmi baş koyun. göz kırpıncaya dek yerleşti.. *balç Sözünün Kullanım Alanı THO 126 başlıgı yükündürmis. nihâdında baş kaldırdı eyitti: Bencileyin cihanda kim var. Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde baş sözünün temel anlamının ‘organ adı’ olduğu ve zaman içerisinde bütün Oğuz grubu Türk lehçelerinde paralel yan anlamlar kazandığı görülmektedir. 2-3 öz başıŋa tegdi ‘kendi başına düştü’ DLT III 166 başım kesmesüni keseyin tilim ‘başım kesilmeden önce dilimi keseyim’ EM 112 bir úaç gez anuŋıla başı yusalar başda olan kepegi ve çirki giderür EM 112 bu kitÀbı başdan başa oúımak óÀcet olmaya EM 116 ger anı dögüp bala úatup yĆseler boyında olan òanÀzìr başını giderür MŞ 27 baş aārısına ve úulaú ve bögrek aārısına […] müfìddür MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek MŞ 128 yan başında sızlaya tÀ topuāa degin èilÀcı budur CH I: 143 baş iy ùÀlib bilgil kim baş aārısı başuŋ cümlesine vÀúıè olsa TTS I 37 Đçildi kamusu açıldı gönül Çok ağır baş esridi oldu yenül TTS I 366 Yolunda yer yüzün düşüp döker yaş Felek bağrında çıktı yelmeden baş TTS I 369 Derdile rengi saz yüzler içün Başlı bağrile yaşlı gözler içün Şu denlü döktü epsem kanlı yaşlı TTS I 369 San uç vermişti anın bağrı başı TTS I 443 Kibr ü nahvet. tizligig sökürmis ‘başlıya baş eğdirmiş. TT VIII M. para. Doerfer. erdemliğin. 2.26 kayu kişi baş ağırlığ bolsa ‘kimin baş ağrısı olsa’ M I 20. TS 228 Gücün. dizliye diz çöktürmüş’. bilimin. TS 228 Güzel bir sonbahar havasında şair. TS 228 Avucumuzun içinde sakladığımız sigaraların yanmış ucu ile fitillerin başını yaktık. her şeyin başı paradır. SFA -1 Başıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden doğuştan gülüş de yerine.Modern Oğuz sahasında Türkiye. Üç baş soğan. *balç sözünün Halaç Türkçesinde boş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). TTS I 528 Sünükleri kaç pâre ise beynisin resmince ol baş sünüğü deliklerini TTS II 1146 On on beş mıktarı baş ve dil getirse zeamete müstahık olup. TS 228 Sağ elinin çevik bir hareketiyle başındaki tülbendi çekip aldı. On baş sığır.

HEA-3 Ertesi sabah. oturuyor. insanüstü bir acı ile kıvranıyordu. PSE 177 O (karı) sa gelip hem ona baş urdu. bir ordu başı. gene gözlerini büzdü.. UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. SFA-2 Üstü başı deri kokardı. gözler. PSE 107 Hem askerler gübem-tikenlerden bir fenets yürüp. PSE 160 Amma sizin başınızdan hiçbir saç kaybolmaycak. HEA-4 Đşte bu küçük canlı yük çuvalı da bu anda başını kaldırdı.. HEA-9 Şişman adam gene başını kaşıdı. yurtanın baş duvarına. HEA-5 Yalnız arkasını görebildiğim sarı uzun saçlı bir baş şüphesiz benim sabahleyin seyrettiğim gümüşî dumanlara dalmıştı. bir şey anlamıyormuş gibi başında siyah bir örtü. amma ellerimi hem başımı da (yıka). HEA-1 Başı ellerinin içinde. küçük odanın eşyası de bir ışık hayali gibi uçuyordu. HEA-7 Çoğu zaman Rauf'un dizleri arasına sokuluyor. artık ne düşündüğümü. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 24 Adeetä dä görä. biräz bozlu. gözleri fırıl fırıl etrafı gözetlerken arada bir başlarını çevirip. HEA-7 Başım çok dağınık. deri kuşaklan baalı belindän. HEA-3 Yaralı kocaman bir bozkurt arka ayakları üstünde oturuyor. hafif bir ateş ve baş ağrısıyle uyanmıştı. dudaklarından yarım ve çeyrek seslerden yaratılan ağır ve garip bir ahenk akmağa başladı. da hepsi ona baş iilärdilar. başı onun göğsüne dayalı. UK 25 Basar-bek. HEA-1 O benim için her zaman başımı sokabileceğim bir sığınak idi. idolcuk. yeşil bir baş kabı UK 54 salt ellär sansın oyneerlar. HEA-4 Ana yolun iki tarafında. başları göğe değen dağlar. Kurog koyardı içeri bir odundan adamcık-allaalık yapısı. gülümseyräk UK 62 il bölmelerin başları ‘ordu bölümlerinin komutanı’ UK 84 tutuşacek onun da başı UK 95 başaarısı. deil sade ayaklarımı. suyun öbür tarafında gözleri kapalı yatan kıza bakıyorlardı. HEA-3 Baş ucunda doktorun sürahinin üzerine mendil örterek gölgelendirdiği mum. idi. ne duyduğumu bilemeyecek bir durumdaydım. etrafını dikkatle süzmeğe başladı. atlı gezeräk kurennär içindä askerci sıralamaa insanı. SFA-2 Başını da şöyle yastığa doğru şakacıktan eğdim. üstleri iki yeşil duvar gibi çamlarla kaplı. Zeynep. nicä Külen kocasınnan savaş÷rlar derileri germää kurusunnar. sonra bütün ince vücudu dalgalanmağa. HEA-9 Sonra içine gizli bir hayat suyu akıyormuş gibi evvelâ başı ve omuzları belli belirsiz. HEA-1 Güzide başını kapıdan içeriye sokarak sözlerimizi kesiverdi. büyük nemli gözleri uzaklara dalardı. PSE 89 Simon Petri Ona dedi: ey Saabi. PSE 51-52 Amma sän oruç tutarkan başını yala hem yüzünü ika. korkunç. uzun saçları. osa yürek mi tuttu bunu? 29 . başlar. HEA-4 Onlar da. tepeleri süt gibi beyaz bir berraklık içinde. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. UK 39 başı baş kabak. hem görüp. HEA-2 Ayşe uzakta. başına koydular hem Ona al-ruba giydirdiler. PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. uzun başı ateşli gözleriyle gözlerimin içine bakıyordu.SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı.

UK 102 iilip baş UK 103 baş sofrada şen UK 107 baş iiltdiydik UK 147 başını uzattı UK 148 keaykaus suvazleer onu başını. Onun başı ile bedeni arasında tenasüb yohtur. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 225 kaybedärdi başını UK 233 başında saçlar kısa. aler ellerini da oturder onu UK 169 uzun saçları omuzlarında. onu başdan etmÊk çalışdı HDD 75 Başından büyük danışanın başı bolalar çeker HDD 122 Baş hara. başı aşak). TNAS 31 Allasız çöp başı gımıldamaz. daş hara HDD 122 Başın serinliği. başda bolar TDS 79 Seresan gep daşa gala. miwesi aşak. 3. Başım aylap şikes berdi bagtıma TNAS 17 Agaç başı dik. TNAS 22 Acal geldi cahana. baldır sızlaman bolmaz. dizini çöktürmüş’. yüreğin rahatlığıdır HDD 122 Başın taçı ağıldır TDS 79 Akıl yaşda bolmaz. baş agırı . gözleri gülümsek UK 240 kaşıyarak başını GTA 182 [»Ôelın bαS i:ldε:»lım »αjçz i:zU»zα sa:bı»jε »bıRıdZıc ÔYnαhsï»zε] [se»nın α »kRUtSεnε bαS i:l»dε:Rız] α GTA 191 [kïStSα»zïm jıkα»sαnα bε. TNAS 68 Baş agırman. *balç Sözünün Türevleri 3.1 *balç’tan Đsimler • başlıg THO 126 başlıgı yükündürmis. tizligig sökürmis ‘başını eğdirmiş. öper annısını. gözler onun daş-gaşı ADĐL I: 212 başımdan ağrı gopur. 3. bisersan gep başa bela TDS 79 Eysem n÷me meniñ başımı agırdarsın? TDS 79 Armanım köp öñki öten vagtıma.»ïm bαSï»mï bıclε»sεnε] α » GTA 193 [kïStSa:»zïm ıkα»sαnα bαStSa:z»mï bıclε»sεnε] α S » ADĐL I: 212 baş bädÊnin tacıdır.bahana. TNAS 68 Baş bolmasa. göwre läş. gözlÊrimÊ garanlıg çökür ADĐL I 212 Đri baş. bıyıklar uzun. miwesi aşak (agaç barlı bolsa-da.2 *balç’tan Fiiller 30 . yengil ayak daşa deger. ADĐL I 216 HanpÊri gardaşı oğlunun suallarına ağızucu cavab verib. kıvırcık kalpaklar başlarında. TNAS 68 Başarmacak işiŋe urunma. TNAS 17 Agaç başı yokarda. yanak omuzları kızıl. TNAS 69 Başıma gelenden malıma gelsin TNAS 19 Agır ayak başa deger.

insan ve hayvan sayımında tane.da ‘ordunun başı. amir. Tarama Sözlüğünde birinci anlam olarak belirtilen ‘başkan. bir şeyin başlangıcı. Gagauz sözlüğünde ‘koçan. Azerbaycan sözlüğünde ‘zihin. başak. 4. bir şeyin uçlarından biri. teknenin ön tarafı. temel. Anlam Olayları Bakımından *balç *balç sözünün tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanıldığı görülmektedir. arazide en yüksek nokta. çıkık 31 . kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet’ (TS: 228-234). Yine bu dönemde ‘lider’ anlamında kullanılan başlıg (THO 126) sözü soyut bir kavramın somutlaştırılması şeklinde bir metafordur. esas. bir şeyin en yukarı kısmı. bir şeyin genellikle toparlakça ucu. son’.• başla- TS 239 Şairliğe on sekiz yaşında gazel ve rubaîlerle başlamıştı TS: 239 Bundan başka. başkan. Clauson. bir şeyin kalın. Türkçe Sözlük’te geçen ‘bir topluluğu yöneten kimse. Kıpçak ve Güney-doğu Türk lehçelerinde ‘uç. bir şeyin başlangıcı. evlenme hayatı da oldukça başarılı başladı • başar- TNAS 68 Başarmacak işiŋe urunma. şuur. yara’ (TTS I: 413-416). zirvesi. ‘bir şeyin tepesi’. Uygur Türkçesinde ise ‘aşağı’ anlamlarının olduğu üzerinde durmuştur (1997: 194). tane’. topluluğu yöneten. yy. Yakut ve Gagauz Türkçelerinde ‘yukarı’ yön gösterme anlamının yanı sıra ‘ileri’. komutan. Sözün VIII. ‘başkan’. başlangıç. coğrafî özellikler’(EDT 375-376) şeklindeki anlamları metaforik kullanımlardır. Tenişev de sözün ‘hayvan sayımında birim’. ‘başlangıç’ gibi bir takım metaforik kullanımlarına da dikkat çekerek. sözün tüm tarihî dönemlerinde ve tüm Türk lehçelerinde hem asıl hem de metaforik anlamlarda görüldüğünü belirtmektedir.

Güzide başını kapıdan içeriye sokarak sözlerimizi kesiverdi (HEA-1). uzunluğu olan bir şeyin son kısmı. Bu deyimde baş. tizligig sökürmis (THO 126) cümlesi metaforların oluşumunda metonimlerin kullanılması durumuna güzel bir örnek teşkil etmektedir. Baş başa önemli bir müzakerede idiler (HEA-8). kök. kenarı. en iyi. Yalnız arkasını görebildiğim sarı uzun saçlı bir baş şüphesiz benim sabahleyin seyrettiğim gümüşî dumanlara dalmıştı (HEA-5). hayvanları saymak için hesap birimi. vazifece büyük olan. bir kişinin esası’ şeklindeki anlamlar aslında metaforik anlamlardır. (eski) su hacim birimi’. Bu cümlede Başlıyı/başı olanı eğdir. gözleri fırıl fırıl etrafı gözetlerken arada bir başlarını çevirip. en yüksek. Türkmen sözlüğünde ‘evcil hayvanın sayım birimi. aile reisi. başlıgı yükündürmis. şimdi piyanonun üstünden odayı seyrettiğinin farkına vardı.tepesi. insan sözü yerine kullanılmıştır. bir kişinin tepesi. boyu. ve beklemediği bir hakikat keşfetmiş gibi heyecanlandı. kenar. başlangıç. ucu. başkalarından daha mühim. sebep. bir şeyin en ön tarafı. Ancak. defa. dört sene evvel piyanoya ancak yetişen başın. esas. Đnsan bedeninin bir meronimidir. başlangıç. suyun öbür tarafında gözleri kapalı yatan kıza bakıyorlardı (HEA-4). Bu deyim kibr ü nahvet. yan. Đnsanla ilgili olan bir kavram ve aynı zamanda insanın bir parçasıdır. nihâdında baş kaldırdı eyitti: bencileyin cihanda kim var (TTS I 443) örneğinde de benzer bir metaforik eğilimle kullanılmıştır. Bu durumda da metafor ortaya çıkmıştır. kere. yukarı taraf. Bu akşam gözleri âdeta görmeden Rabia’ya bakarken birdenbire. Onlar da. Çok ağır baş esridi (TTS I 37) 32 . Đnsan veya kişi sözünün metonimi olan bu kavram diğer yandan ‘asi olma’ soyut kavramının somut bir sembolü veya göstergesi olmaktadır.bir deyimdir. hürmetli. O benim için her zaman başımı sokabileceğim bir sığınak idi (HEA-1). parmakları kaldı (HEA-9).

agaç başı (TNAS 17).cümlelerinde baş sözü. Bu durumda da bir insanın bir parçasının insan kavramının bütününün yerine kullanılmış olduğu görülür. TNAS 69) deyiminde de insanın karşılaştığı olay ve durumlar kastedildiğinden baş sözü doğrudan insan yerine kullanılmış olmakta ve metonimi ortaya çıkmaktadır. üç baş soğan (TS 228). Bu deyimler metaforların oluşumunda metonimlerin nasıl kullanıldığına birer örnek teşkil etmektedir. doğrudan doğruya “insan” kavramının yerine kullanıldığından. metonimdir.(PSE 177) deyiminde insanın somut ya da soyut olarak bir şeye veya bir yere yönelmesi veya gitmesi bunun neticesinde müracaat etmesi anlatılmaktadır. Fitillerin başı (TS 228). Temelinde zihni bir benzetme olduğu anlaşılan başdan başa (EM 112). kısa 33 . 5. her şeyin başı (TS 228) deyimlerinde bir şeyin başlangıcı ve sonu kast edildiğinden metafor yapılmıştır. yirmi baş koyun. Başlı bağır (TTS I 369) ifadesinde baş ‘yara’ anlamında kullanıldığından bir benzetme görüldüğünden metafordur. *balç sözü. Başına gel.(HEA-2.deyimi için de geçerlidir. Bu durumda da baş sözü metonimdir. çöp başı (TNAS 31). havuz başı (TS 228) örneklerinde de temel anlamı itibarıyla canlıya veya insana mahsus olan bir özellik cansız nesneler veya bitkiler için kullanıldığında metafor ortaya çıkar. Baş vur. Aynı durum başdan et. on baş sığır. Meronim Olarak *balç Clauson. ordu başı (UK 25). başından ayağına kadar (HEA-2). Bu deyimde metafor olan aslında vurmak fiilidir. bazı metinlerde baş ve ba:ş yazılışlarının ‘baş’ anlamında kullanılması durumunun bir yazım hatası olduğunu düşünmekte ve ba:ş şeklini ‘yara’. baş şeklini ise organ olan baş’ın karşılığı olarak görmektedir (EDT 375a). başları göğe değen dağlar (HEA-4).

28-2. *kulγak. Man. miyi. *du:dak. *bäñiz. TT I 21-2).. *ka:mpak. Đslami ç.*bät.*ka:mpak. *du:dak. *saç. *kulγak. Proto-Ogur *beyŋ. *eiñ ~ *eñek. teriminin nesne-parça ilgisi sergileyen meronimidir. *aγız. *aburt. *çäñä.. *yayñak. *çäñä.: . *saç. *kirpik.2.ünlülü şekliyle. *erin NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *balç: *teri. *aburt terimleri ise *balç sözünün alan-mekân ilgisi içerisinde olan meronimleridir. *a:lın. taranan metinlerde görülen *beyŋ. *görs>göz. burun. *kulγak. *bäñiz.ç.. Đng. *yü:z. *kirpik. meyi-si (3. *bät. *erin terimleri *balç sözünün nesne-parça ilişkisi sergileyen meronimlerdir.: xi. TT III 50. 34 . *du:dak. burun. TT IV 12-60. *sıynak. *ka:ş. *teri ve *siŋök terimleri.ç. *beyŋ (Tenişev 1997: 195). 2.Tü.2. viii. Proto-Oguz *beyŋ. *aburt *balç : *beyŋ 2.1. yy. *erin terimleri *balç sözünün meronimleridir. Krh. *tü:k. *yayñak. . *görs>göz. *yayñak. cerebrum. *tü:k. *tü:k. brain. *saç. yy. *sıyn .1. *kirpik. *yü:z. *gebde terimlerinin meronimi değildir. *siŋök *balç : *a:lın. *kılk. *beyŋ Proto-Tü.*bät.Tü. *balç sözünün nesne : madde ilgisi içindeki meronimleridir.*ka:mpak. Diğer yandan. kişi iyelik). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEYĐN ‘beyin’ Lat. meŋi-si (TT II 8.1. *çäñä. NESNE : PARÇA *boδ : *balç *balç: *kılk. Bud. *görs>göz. *ka:ş. *a:lın. *yü:z. *eiñ ~ *eñek. *bäñiz. III 43-13. KökTü. *aγız. U II 1029. *ka:ş. Bunların arasında *kılk. burun. *boδ ‘beden’. *eiñ ~ *eñek. *aγız.

(KTS: 62). beynisi ‘beyin. beyindedir’ (KB I836). dimağ’ (KTS: 180). dimağ ‘beyin’ (ATS: 286). vime. çimidi ‘beyin’ Senin çimidini delerim (-Rz. anlayış. meŋesi tolu ‘beyni dolu. 4. Güney-Doğu: YUyg. Muhakeme. şuur. xiv.. imik. meyin/meyn ‘beyin’ (Sngl 319r29). inük ‘beyin’ (-Uş. bayni (KTS: 29). zeka. Merkezi sinir sisteminin en mühim uzvu 2. 5. Gag. beyni ‘1. meŋ ‘beyin. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay me:. yy. zeki’ (KB 57) ukuş ornı üstün meŋede turur ‘akılı yeri üstte.meŋi Krh. akıl’(TDS: 85). usa vurma. yy. Mecazi anlamlar da beyin fonksiyonu ile ilgili: 2. töbe ‘beyin’ (KTS: 281).) (DS III: 1223). xv. Düşünce. alın’ (-Brd. Harezm ç. -Mn. mine (Tenişev 1997: 195) 35 . duyum ve bilinç merkezlerinin bulunduğu organ. -Dz. -Đz. emik ‘insan beyni. düşüncesi yüksek düzeyde olan kimse’ (TS 281). pinç ‘beyin’ Tepesi üstü düşünce pençi çıktı (Varyanlı -Mr. meŋ (CC I).: Güney-batı (Oğuz): TTü. Özb. miŋä. iki yarım yuvar biçiminde sinir kütlesinden oluşan. Kafatasının üst bölümünde beyin zarı ile örtülü. dimaā <Ar.) (DS IX: 3455). Modern Tü.. -Đz. imik ‘beyin. mey(i)n (KE II: 439).: xv. Beyin 2. Yakut meyii. beyni. yy. Trkm.) beyin ‘1. Akıl. xii. yy. meyni ‘beyin’ (KTS: 183). (st. -Isp. EKıp. miyi (ME 236). yy. beyin ‘1. dimÀā <Ar. Çuvaş: mime. mey. hançere. beyni (EM: 115). imirtlek. dimÀā (MŞ: 21). meyin. Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg me: . -Mğ.. dimÀā (CH I: 153). Bilgisi. beyin ile ilgili’ (GS 202).) (DS V: 1735). Bir şeyi yönetmede önemli görevi olan kimse. xiii-xiv. xıv. mini (KE II: 441).) (DS VII: 2536).. boğaz. 3. yy. Hakas mi:. Doğu Tü. -Ay. mıyı ‘beyin’ (Çilehane *Reşadiye -To. Azb. imük. yeni doğan çocukların başındaki bıngıldak. Batı Tü.. Karaçay..) (DS IX: 3194). baş’ (ADĐL I: 226). (NF III: 109). Tuva me:. miya. Akıl.. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. minği ‘beyin’ (DLT IV: 413). nime. beyni’ (TTS I 528).. dimağ (TS: 281). eğitimi.

. ‘zevk. TT IV. EUyg.. his. Kalmık maŋnä ‘alın. anlamlarına geldiğini belirtmiştir (Tenişev 1997: 195). öncü. ‘tepe. Kaz. lider’. Uyg. Kır.1. Trkm. istek’.DTS 341 – ‘aklın mekânı yukarda. Başkurt. Japon mune ‘göğüs. öndeki’. yüz. Tenişev. Baş . ok ucu’. bu sözcüğün orijinal şeklinin beŋi olduğunu düşünmektedir (EDT 348). TTü. Nogay. kalpte olduğu inanışı hakimken Türk-Moğol dünyasında erken çağlarda duygunun beyinde yer aldığına inanıldığını tahmin etmek mümkündür. aynı zamanda *beyn şeklinin Moğol. Altay dil grubunda *beyŋ kavramına paralel olarak şu şekillere rastlanmaktadır: *maŋ-lai ‘alın. bu sözün. Çuv. Tuv. haz. duygu’. Eski Uygur Türkçesinden günümüze kadar ‘beyin’ anlamının yanı sıra ‘akıl. Krh-Uyg.). Kumuk. Yak. TT II 8: etöz meŋisi ‘bedensel zevk’.. Buryat magnai.... Tenişev... bu tespitlere dayanarak. Harezm.Yak. TT III: meŋike ilişmişke ‘geçen hazlara’. Malkar. Clauson. Orta-Kore manam.. 36 . Tat. TT I. Bu durumda Avrupa’da Rönesans çağına kadar aklın. U II: meŋi teginmek emgek teginmek ‘sevinç ve üzüntü yaşamak’. Karakalpak. KB: meŋilik turur kör meŋi yok çığay ‘ve sevinci olmayan fakir sevinecek’).. Proto-Altay dilinde bu terimin birincil anlamının ‘duygu ve akıl barındıran organ’ olduğunun görüldüğünü ve buna bağlı olarak ayrı ayrı dillerde. aklın bulunduğu yer’ (KB meŋisi tolu ‘akıllı’. *beyŋ Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. ukuş orni üstün meŋädä turur . Türk ve diğer Altay dillerindeki “gönül” ve “göğüs” kavramlarını karşılayan terimler ile de bağlantısının kurulabileceğini belirtmiştir: Kore maım ‘ruh. beyinde’. başın tepesi’ Kumuk. keyif. Azb. Karaim. Özb. bu soyut organın somutlaştırmasının o dili konuşan toplumun dünya bakışına göre gerçekleştirildiğini belirtmiştir (1997: 195-196). sevinç’ – (ETü. gönül. his. manlai ‘alın. vişaylığ meŋiler ‘duygusal hazlar’ U III.

HEA-5 Đşte onun için yolları üstünde beynimin parçalanacağını bilsem gözlerimde bir korku gölgesi göstermezdim. beni çürümüş bir organ gibi bütün geçmişimle fırlatmış. diyip.2. boş beyni. Dolayısıyla fonksiyonlarına ilişkin yapılan göndermeler yerine göre metaforik veya metonimik olarak değerlendirilir. Pavlov subut etdi. TDS 85 Ol gızgalañ arasında beynisine giren dürli oyları durlap geçirip bilmedi. sütoğlunun dostu bir Vehbi Dede vardı. beynisi boş TDS 85 Kelle beynisi akıl organıdır. *beyŋ Kullanım Alanı KB I 836 meŋesi tolu ‘beyni dolu. kim bilir. meleklerden sonra şimdiye kadar âdeta tapınırcasına hürmet ettiği. *beyŋ. Taner) ADĐL I: 226 onun beyni yoòdur. HEA-7 Bütün bu büyüklerin patırtılı kavgaları o küçük duygulu beyninde. sağlam bir dolaşma duyardım. kanımda. ‘akıl’ kavramı ile de ilişkili olmaktadır (Tenişev 1997: 195). HEA-9 Đncir çekirdeği kadar dar beyninde karmakarışık duran peygamber. beynimde hareketli. P. beyik Rus alımı Đ. Bu durumda sözün bir 37 . beyindedir’. Ancak fonksiyonlarına işaret eden göndermeler yan anlam olmaktadır. HEA-7 Kendimi insanların tahlil edilecek gizli bir acısı karşısında bulursam daima böyle. HEA-3 Bende beynim ve varlığımla ilgili olmayan yeni bir duygu türemiş. danışığını bilmir TDS 85 özi yaş. 3. Anlam Olayları Bakımından *beyŋ Sözün temel anlamı ‘organ adı olarak beyin’dir. zeki’ KB 57 ukuş ornı üstün meŋede turur ‘akıl yeri üstte. TNAS 12 Aç garın. HEA-7 Rauf'la ikimiz de bu sesi işitir işitmez kan beynimize toplanmıştı. nasıl bir biçim almıştı acaba? HEA-9 Beklediği ve asıl korktuğu darbe nihayet beynine inmişti. HEA-2 Đki doktor çok uzun ve fennî bir münakaşadan sonra beyninden kurşun çıkarılırken ölen Peyami’nin Ateşten Gömleğine çetin ve lâtince bir isim koydular. TS 255 Türkiye’nin yetiştirdiği en değerli beyinlerden biridir (H. MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf À DTS 341 uquş orni üstün meŋädä turur TT III meŋike ilişmişke U II meŋi teginmek emgek teginmek TTS I 528 Yarın kıyamet güneşi ıssısında başlarda beyni çokraduğu vaktın seni Arş gölgesinde gölgelendürem TTS I 528 Sünükleri kaç pâre ise beynisin resmince ol baş sünüğü deliklerini … TTS I 529 Dostlar muradınca beynisin çıkar TTS I 529 Vezire şah eydür ki ey beynisüz Ne düzen ola ki deyem anı düz.

başkan. ok ucu. aklın bulunduğu yer’ anlamı göz önüne alındığında. ‘Zevk. “Beyin” kavramı. Moğolcada *maŋ-lai sözü ‘alın. duygu’ anlamında ise bir iç organın adı soyut bir algı karşılığında. doğrudan onun yerine kullanıldığı için metafor meydana gelmektedir. Türkmen Türkçesinde de ‘alın’ (TDS 428) anlamında kullanılmaktadır. baş’ anlamlarında kullanılmaktadır. Eski Türk ve Moğol dünya görüşü için. haz. 38 . Sema Barutçu Özönder. duygu TT III meŋike ilişmişke ‘geçen zevklerden’ U II meŋi teginmek emgek teginmek ‘mutluluk ve üzüntüyü yaşamak’ Bu anlamlar arasında ‘akıl. eski dönemlerde aklın yanı sıra duyguların de beyinde meydana geldiklerini var sayabiliriz. ön. akıl ise beyinde yer almaktadır (Tenişev 1997: 196). aklın bulunduğu yer KB meŋisi dolu ‘akıllı’ DTS 341 uquş orni üstün meŋädä turur • zevk.çok anlamlılık kazanırken tarihsel açıdan bir anlam genişlemesine de uğradığını söylemek mümkündür. ‘baş’ ve ‘başın üst kısmı’ anlamında alan : mekân ilgisinin görüldüğü bir metonim ortaya çıkmıştır. Daha sonra Moğollar ve Türkler bölgede daha yaygın olan bakışı kabul etmiştir: duygular kalpte. Mañlay sözü. metafor yoluyla akıl anlamında da kullanılmaktadır. Clauson’un etimolojik sözlüğünde *bĆñi ‘beyin’ ve beŋi: ‘sevinç’ (EDT 348b) olmak üzere iki bağımsız söz ve kavram olduğuna işaret etmektedir. haz. BEYĐN kavramı. Eski Uygur döneminden beri tarihsel metinlerde karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 195): • akıl.

Metinlerimizdeki anlamları ile *beyŋ sözü. 39 . “Beyin” kavramının Türkiye Türkçesinde modern çağda tıp alanında kullanılan ancak korpus kapsamındaki metinlerimizde rastlanmayan şu meronimileri vardır: beyin karıncıkları ‘Đçinde beyin-omurilik sıvısı bulunan. nesne – parça ilgisi kapsamında *boδ ve *balç sözlerinin meronimidir. cerebellum. beyin üçgeni ‘Beynin alt tarafındaki üç kıvrımlı yuvarlak çıkıntı’ (TS: 282). *sıyn. Đng. cerebellum. kafa içinin dört boşluğundan her biri’ (TS: 281). *gebde terimleri içerisinde ancak *boδ sözü ile ilişkilidir. *boδ : *balç : *beyŋ şeklinde bir nesne : parça ilgisi aynı zamanda geçişliliği de göstermektedir. korteks’ (TS: 282). *balç sözünün alan : mekân ilgisi içerisinde meronimidir: NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *balç : *beyŋ *balç: *beyŋ *beyŋ sözü.4. *sıynak. beyin zarları ‘Beyni üst üste saran üç zar’ (TS: 282). metinlerimizde BEDEN kavramı için kullanılan *boδ. beyin zarı ‘Beyni üst üste saran zar. beyincik Lat.T. beyin orağı ‘Beynin iki lobu arasındaki zar’ (TS: 282). hareket dengesi merkezi olan organ. kelleçanak) meronimidir. beyin omurilik sıvısı ‘Örümceksi zarla ince zar arasındaki boşlukta bulunan beyinle omuriliği çepeçevre saran sıvı’ (TS: 281). Meronim Olarak *beyŋ Anatomik olarak beyin. ‘Kafatasının art bölümünde ve beynin altında. başın ve kafatasının (Trkm. dimağçe’ (TS: 281).

3.ç. Bud. kıl (CH I: 159). kalın tüy’ (ADĐL I: 511). hair. gıl ‘adamı ve memeli hayvanların bedenlerinden olan incecik tüy’ (TDS 224). -. xv. 11). Hakas hıl. yy. gıl ‘bazı hayvanların ve insanların bedeninde çıkan sert. yy. yy. capillus. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SAÇ ‘saç’ Lat. tüy. Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg kıl. Yakut kıl. Azb. Bazı hayvanların derisinde. EKıp. kıl’ (EUTS: 256). insan vücudunun belli yerlerinde çıkan.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Keçi tüyü. MKıp.: xi. -.1.1. deri (KTS: 59). kıl ‘saz teli’ (TTS IV: 2478). kılça egsümez tegşilmez ‘kıl [kalınlığı] kadar bile değişmez’ (TT VI 205-6). viii. Trkm. Güney-Doğu: *kil. hair. yy. Krh.1. yy. xiv. Đng. Kuzeydoğu (Sibirya): Altay kıl. saç. KökTü. Bitkilerde görülen. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır: 2. ix. *kılk (Tenişev 1997: 196). kıl kudruğ ‘kuyruğu kıl olan’ (DLT I 337). 198v. kıl ‘1. genellikle silindirimsi. Modern Tü. Tuva kıl.2. kıl ‘kıl. Doğu Tü. Proto-Ogur *kılk. Batı Tü.: xv. çok ince uzantı’ (TS: 1288). Gag. kıl kuyruk ‘kuyruğu kıl olan’ (KĐ 74). 5. saç’ (GS 307).Tü. Çuvaş: heleh (Tenişev 1997: 196) 40 . Proto-Oguz *kıl. Đslami ç.3. içi boş. tü. úıl (EUTS: 174). xiii. yy. Đng. *kılk Proto-Tü. pilus. āıl ‘tüy’ (ATS: 510). úıl (DK II: 179). yy. 2. tük ‘saç. ‘kıl’ Lat. üst deri ürünü olan ipliksi uzantı. gıl (RLT: 66). – xix. kıl (Sngl.

Orta-Moğ. Krh-Uyg. kıldan ince’). dikkat ettim. Buryat hilgaahan. 3) Vücuttaki kıllar: TTü. TTü. kılı kıpırdamadı TS 1288 Senin gibi kılı kırk yaran bir kıza name beğendirme başarısından dolayı sevgiliniz beyefendiyi kutlarım SFA-2 Kalın adaleli. karınca üşüşmüş mermer gibi bacağını.1. TTS IV 2479 Çok kişi üzdü kupuzunun kılın Söylemedi kimse Gülşehri dilin TS 1288 Sana kız mı verirler / Kıl şalvar giymeyincek TS 1288 Hikmet Bey yaman adam. genişlik ölçüsü olarak ‘kıl’. *kılk Etimolojik Değerlendirmesi Moğ. sert kıllar’. bir karaltının arasından donuk beyaz derisi bakan. Gag. Azb. Trkm. TTü. ProtoAltay öncesi *k’il. çalgı teli’. pantolonunu sıyırıp gösterecekti. ‘at kuyruğu’. ‘hayvan kılları’ 2) Herhangi bir çeşit kıl (insan dâhil olmak üzere): Krh-Uyg. hiç istifini bozmadı. Trkm. Orta-Kıp. Gag. Kıp. Tat. *kılk için asıl olan anlam ‘tek bir kıl’dır ve benzetme yoluyla incelik sıfatı içeren sözler için bir metonim olur. Orta-Uyg. ‘at kılı. kilhasun. bitki ve nesneler için kullanılmıştır.‘kıl’. *kil-ga-sun.en. Çağ. ‘kıl. Tarihî Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 197): 1) Kuyruktaki kıllar.. (gıl gädär ‘çok az’). Harezm. Kalmık gilğasn. *kılk Kullanım Alanı Tarihî Türk lehçelerinde de *kılk insanlardan daha çok hayvan. . Yukarıda verilen anlamlara göre. 2. Trkm. sakaldaki kıl. Azb. kılları birbirine karışmış. (KB ‘yok. 41 . ‘At kılı’ anlamı öncellikle orta çağ Moğol kültür etkisi altında bulunan bölgelerde rastlanmaktadır (Tenişev 1997: 197).

Boyu kısa. TDS 224 Artığıñ murtı tovlama gelipdir. kömür gibi siyah. Nasırlı işçi elleri titreyerek omzundaki göğsündeki yaralarını gösterdi. HEA-4 Kaleye sığınmak suretiyle alan insanlar darağacına bile kılları kıpırdamadan çıkarlar. sessiz akşamlar.SFA-2 Bir göl kenarı görüyor rüyasında. bu iki sözün yer yer yakın anlamlı olarak kullanıldığını göstermektedir. sıcak gözler. kalın kıl’ (DLT I: 342) anlamında kullanılması. kıllı adamlar. onları öldürürsünüz. ağaclar altında çoh häzäl olan yerdä gururdug. SFA-2 Şöyle kıl kırpıncaya bir beyazlık. kıllı ve korkunç iki el. Onların maddî vasıtalarla fethedilmez bir müdafaa sistemleri vardır. fakat korkutamazsınız. 4. Duruma göre birkaç açıdan 42 . Garatoyug tutmag üçün at gılından cälä hörüp bağda. içeriye çökmüş. pakgaran yüzünde dürterişip galan gılları mäzleşik gözleriñ öñünde oynadı. kıllı esmer göğsü kan içinde bir hamal onun yanına düşmüştü. Burun uzun ve tilki vari. TNAS 69 Başı bir gıllı yüz. kavurucu bir mavilik. 3. At gılı. kor gibi yakıcı. iki sözün anlam çerçevelerindeki kesişmeler. yalañaç eñeğine bolsa iymeşik gara gıllar örüpdir. geniş yenli lâtanın içinde ağır ağır. HEA-9 Şakaktan şakağa giden çatık siyah bir kıl yolu. ıslanan gövresi. *kılk ve *tü:k sözleri *saç ve *ka:ş sözlerinin meronimleridir. DLT’te sırt sözünün de ‘kıl. kalın siyah kaşları altında içinden ağlayan yeşil gözleri vardı. geniş. Sonra içli içli yüzümüze baktı... sallana sallana yürüyüşü ona hususî bir heybet verir. ADĐL 511 Geçi gılı. üşütücü. Bu söz ‘saç’ anlamında kullanıldığında ise bütün yerine parça kullanımı gerçekleştiğinden ayrıca snekdoka ortaya çıkmaktadır. HEA-9 Kısa parmaklı. Onuñ kakasınıñ çişen. burgu gibi keskin iki ufak göz. Kara sakal hayli kırlaşmış. Fakat beyaz sarığın kallâviliği. Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır (TS: 1288). derinin üzerinde birçok yerde rastlanmaktadır.. Meronim Olarak *kılk Anatomik açıdan *kılk. Burada saz telinin yapıldığı madde ilgisi içinde metonimi ortaya çıkmaktadır. Tarama Sözlüğünde kıl sözünün ‘saz teli’ (TTS IV: 2478) anlamı da vardır. bir morluk görür gibi oldum. HEA-3 Kıllı. Anlam Olayları Bakımından *kılk *kılk sözünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldığını anlıyoruz. HEA-9 Kirpi kılları gibi ayakta duran iki kalın kaş. HEA-2 Açık. vücudu cılızdır. bazı evler.

Krh. xv. xiv. saç (EM: 173).b]ıcdı ‘bunca halk saçlarını. EKıp. Öncelikle *kılk ve *tü:k sözleri *saç ve *ka:ş sözlerinin nesne : parça ilişkisi içerisinde meronimi olabilirler. 229v. *tü:k *ka:ş : *kılk. Doğu Tü. Diğer yandan *kılk. kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı’ (THO 194). ãaç (saç) (DK II: 254). *saç (Tenişev 1997: 196). viii. Batı Tü. MKıp. yy. *tü:k GRUP : ÖĞE *saç : *kılk *ka:ş : *kılk. saç (BK 12). Modern Tü. saç (TTS V 3214-3215). *tü:k *ka:ş : *kılk. *tü:k BÜTÜN : KESĐT *saç : *kılk. 1103:XIII). Harezm ç. 18). saç (NF III: 355). saç (MŞ: 30). *saç Proto-Tü. ãaç (KTS: 221).Tü. Proto-Oguz *saç. 2. ürüŋ boldı erse kara saç sakal ‘kara saç sakal beyaz olduğunda’ (KB. *tü:k EKpç. – xix. KökTü.ç. yy. xiv. Bu açıdan da bütün : kesit ilişkisi görülür.meronimik ilişki görülür. saç ‘baş derisini kaplayan kıllar’ (TS 1878). *saç ve *ka:ş sözleri ile bir grup öğe ilişkisi sergiler.3. saç ‘saç’ (DLT I: 321). xiii. Proto-Ogur *saç. kıl kudruğ ‘kuyruğu kıl olan’ (DLT I 337) gibi kullanımlarda da nesne : madde ilişkisi içinde bir meronim ortaya çıkar. yy. NESNE : PARÇA *saç : *kılk.: xv.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy. sac (Sngl. sa:ç (KĐ 56). kıl kuyruk ‘kuyruğu kıl olan’ (KĐ 74). yy. saç (U II 25. bunça budun saçın kulkakın […. çaç ‘saç’ 43 . yy. Bud.: xi. Ama aynı zamanda *kılk ve *tü:k bütünden ayrılabilmektedir de. *kılk ve *tü:k sözleri *ka:ş sözü ile bir grup : öğe ilişkisi sergilemektedir.15) . xiv. saç (KE II: 529). yy. Đslami ç. yy.2.1. sac.

noksansız. kak. çaç. saç ‘saç. Tat. *kılk terimine karşın *saç. hayvanın postu’ (GS: 404). Özb. saç (RLT: 66). tüm saçlar anlamına gelmektedir. Hal. Güney-Doğu: YUyg. Yakut as. EM 173 yÀsemìn yaāına úatalar daòı ãaça saúala dürteler dökülmekden saúlaya MŞ 30 saça ve saúala dürtseler uzadur óayøı sürer TTS V 3215 Ey dili bülbül yüzü gül hulkı hoş Saçlu yıldız doğsa hükmün dinle uş TTS V 3215 Görüp eyleme saçlı yıldız hayâl Eder Zühre raks elde bir destimâl TS 1878 Muntazam taranmış.) (DS III: 1031). tek bir kıl değil. Trkm. 3) ‘Saç örgüsü’ Azb. avluda saç saça baş başa dövüşeceklerdi 44 . Gag. *saç Etimolojik Değerlendirmesi Asıl anlam ‘baştaki saç. Tuva ça:ş. Tuv. sanjig ‘kıvırcık saçlar’. kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı’. Orta-Moğ. Tarihsel Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 197): 1) ‘Đnsan başındaki saç. saç. saç ‘insanın kafasında biten tüy’ (TDS: 587). TS 1878 Eğer bu patırtıdan. Hakas sas. saç ‘insanın başında biten tüyler’ (ADĐL IV: 37). 2. çaç. genç saçlar. säs. saç ‘saç’ (ATS: 1004). sarı. *saç Kullanım Alanı THO 194 bunça budun saçın kulkakın […. Çuvaş: süs (Tenişev 1997: 197) 1. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay çaç. ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa. Kırg çaç. sançig ‘şakaklardaki saçlar’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. soç. 2) ‘Kürk’ (şaşıy) ‘kürkü tüylü olan (tilki)’ Karaim. Trkm. Altay dillerinde tespit edilen paralel sözcükler: Moğ. şaş. Kaz. Eski Türkçeden başlayarak tüm Türk lehçelerinde rastlanmaktadır. Kumuk çaç.(Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Başk. saç şekli’. Azb. çaç. saç şekli’.b]ıcdı ‘bunca halk saçlarını.. iki kadın.. Karaçay-Malkar çaç. Kalmık sanjig ‘alnın üzerindeki kısa saçlar’.

gür saçları kalın bir örgü ile ensesinde toplanmış. çekmiştim. bir insanlık mimarisi kurardı. beki beyaz saçlar. geniş alnının üstüne haşarı bir çocuğunki gibi dökülmüştü. HEA-9 Kır saçlı. klasik kitaplarda tanımıştım. saçlarının iki yanında iki altın renkli gül. burun muntazam. UK 30 artık saçlar da varıncak alaycılarda taranma-düzünmä her sensele adeetiycä UK 39 başı baş kabak. esmer başı. HEA-9 Eğer. içeri girdi. SFA-2 Saçları arkadan sımsıkı bağlanmış şimdi alnı da gözükmiyen bir genç kadın yemek bittikten sonra sessizce bir kaç defa girip çıkarak her şeyi topladı. HEA-8 Senin de benim gibi bu kabarık saçları sevmediğine sevîndim. gözleri güleç. çok beyaz. genç yüzlü bir kadın teklifsizce kapıyı itti.. HEA-1 Saçlı sakallı. SFA-2 Siyah. avluda saç saça. gövdesi heybetli denilecek kadar iri bir ihtiyar. yanak kemikleri çıkıktır. ağzı şefkatli. Kulaklarında tek siyah inciden küpeler var. HEA-5 Saçının her telinin teması ile kendimden geçtiğim bu güzel başa bir şey vurarak onu ebedî bir budala halinde bırakmak arzusu ile kuduruyorum. HEA-8 Belki zaman. HEA-3 Alnına düşen kar gibi beyaz saçların altında ince kaşları. PSE 160 Amma sizin başınızdan hiçbir saç kaybolmaycak. SFA-2 Birinin kırçıl saçları gözüküyor. iki kadın. narin tüysüz baldırlarından tahmin ettiği kapkara. yeşil bir baş kabı 45 . Teni. bu patırtıdan.. çok fedakâr dudaklarıyle onu ünlü resimlerde. beyaz saçlı. ötekinin çıplak. yaşayan gözleri. ikindi uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa. bir gün. HEA-7 Saçları. bir çocuk gibi pembe ve tazedir. özel bir iltifat olarak.SFA-1 Saçı dökülmüş kafasından.. HEA-9 Kiminin saçı uzun. kimi hep frenkçe konuşur. HEA-6 Yanaklarımı saçlarımı oranın tatlı havası okşuyor. HEA-8 Siyah. dümdüz arkaya taranmış. HEA-4 Tarık hemen bu saçları çekmek istedi.. alelâde boyu posundan umulmayan bir ustalıkla çalışıyordu. bütün davranışı. HEA-6 Pembe yüzlü. uzun saçları. teni bembeyaz fakat sıhhatli. SFA-2 Yağlı saçları. uzun saçlar gözükmüyordu. HEA-1 Sarı saçları kısa kesilmiş. biçer. bir gün bana bu deliliği unutturacak. mutlak gözleri dinlendirecek biçimde koyuca bir küme teşkil etsin. bak saçlarım nasıl sarı. azıcık alaycı ve çok ince. HEA-8 Orta yerden ayrılan siyah saçlar bu uzun. alnı geniş. simsiyah saçları ne keskin hatlarla o alnı keser. ne kadar zayıf. ağız. biräz bozlu. oraya bir güzellik. ince vücudun üstündeki ufak. HEA-6 Beyaz saçları uzun. HEA-3 Yoksa gerçekte saçları sonbahar güneşinde pırıldayan altın ekinler gibidir. HEA-5 Bak ellerim.. gözleri sarı elâ. elleri yumuşak olsun. uzun saçlarını. fakat herifin gözleri onu durdurdu. uzun yüzündeki düzgün hatları koyu gölgelerle canlandırıyor. Şeria'nın yeşil sularını içerken meleşen koyunların çıngırakları beni çağırıyor. esmer. PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. bu göz aldatan tabloyu tamamlıyordu. HEA-8 Şakaklarını gererek örülen sıkı. tepesi sivri siyah kalpağının yanlarından boynuna düşüyor. HEA-6 Kır saçları darmadağın. baş başa dövüşeceklerdi. gözlerinde kendi kendini yiyen. hep içi rahatsız insanların tuhaf ateşi var. duruşu sade olsun. kelli felli efendiler arasından geçen kadınlar da hiç birbirine benzemez. yaşına göre.

TNAS 295 Saçı uzınıŋ aklı gısga. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. TNAS 120 Dost öyünde dırnak alma. *saç kavramının oluşturucu parçalarıdır. yanak omuzları kızıl. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. ilişer dudaklarınnan yanaana UK 154 Aynä da başladı yerleştirmää saçlarını. sakgal agarmak ayal belası. yüzük. 5. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. *balç sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. saçını darayar TDS 587 Gızıŋ örme gara saçları Begenci gozgalaŋa saldı TNAS 25 Ak saç adamı garrıtmaz. Bu sebeple nesne : parça ilişkisi içinde meronimleridir.bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 200 saçları taranmış arkalarna UK 205 uzun saçlı oolunnan UK 233 başında saçlar kısa. Anlam Olayları Bakımından *saç Eski Türkçeden günümüze bütün Oğuz grubu Türk lehçelerinde saç sözü ‘baş derisini kaplayan kıllar’ anlamında kullanılmıştır. Bu sözün hayvan için kullanımı metaforik olmaktadır. TNAS 295 Saç agarmak ata mirası. TNAS 295 Saçı uzınıŋ yüregi yuka. Tüm çağdaş Türk lehçelerinde mevcuttur. kıvırcık kalpaklar başlarında. parmaklarnı donaderlar. Karaim Türkçesinde tilki kürkü için de kullanıldığı görülür. eşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. beyaz tenni. Bu sebeple. bıyıklar uzun. TNAS 68 Baş görki saç. Ancak Eski Türkçeden günümüze taranan metinlerden de anlaşıldığı üzere insan için kullanımı temel anlam hükmündedir. *kılk. genel olarak insanın başındaki saç için kullanılmakla beraber (Caluson: 794).saç. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi TDS 587 Ayal doganı duyphalınıŋ üstünd oturıp. Fakat aynı zamanda ayrılabilen unsurlarıdır da. küpe. agız görki diş. duşman öyünde . blezik UK 149 o öper onu saçları. gözleri gülümsek ADĐL II: 127 gara saçları. *tü:k kavramları. ÊrÊbi burnu. Meronim Olarak *saç Anatomik açısından *saç. saçlar . gözleri mavi UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. yakardı kara saçlarınnan UK 144 kula saçlı. TNAS 113 Diliŋ hapa bolsa. depe saçın dim-dik. düzünmää UK 169 uzun saçları omuzlarında. 3.UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän. bu iki kavramın saç kavramının bütün : kesit ilişkisindeki meronimleri 46 .

*tü:k *saç : *kılk *balç : *saç 2. *tü:k Proto-Tü. taç tanesi. Modern Tü. tüy rengi’ (DLT I 406-22. 3-4). yy. Proto-Oguz *tü:k. Đnsan ve hayvan 47 . Baş kavramının bir sathını oluşturması sebebiyle de baş kavramı ile alan : mekân ilişkisi açısından da *balç sözünün meronimi olduğu görülür: NESNE : PARÇA BÜTÜN : KESĐT GRUP : ÖĞE NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *balç : *saç : *kılk. TT VII 23. tüg ‘vücuttaki tüyler’ (Sngl 188 r15). yumuşak ve sık uzantılar’ (TS 2269). Krh. *tü:k (Tenişev 1997: 197). tüy ‘1. Proto-Ogur *tü:k. tü ‘vücuttaki saç. tüy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Suv 348. Saçın ana maddesinin “kıl” olduğu düşünüldüğünde bir nesne : madde ilişkisinden de söz etmek mümkündür.2. 207-3. tü: ‘bedendeki tüyler’ (U II 17-18. *tü:k *saç : *kılk. Azb.3. yün. Đnsan ve hayvan derisi üzerinde bulunan ince. tük ‘vücuttaki saçlar’ (Sngl 183 r4). Kuşların gövdesini örten ince ve tel gibi uzantıların her biri veya tamamı 3. Gag.: xi. kısa. tüy. yy.3. kıl. tüg (NF III: 440). kısa. xiii. DLT III 2071. ix. KB). Batı Tü. tük ‘vücuttaki tüyler’ (U III 38.: xv. Doğu Tü. TT X 436-7. Bazı bitki ve meyvelerle bazı dokumalar üzerinde görülen ince. Harezm ç. 33-4). Diğer yandan *kılk ve *tü:k sözleri. *saç kavramı ile bir grup : öğe ilişkisi de sergiler. tüs (KE II: 662). 117. KökTü. yumuşak ve sık uzantılar 2. tü ‘tüy. yy.ç. tüü ‘kuş tüyü. yy. hayvanın postu’ (GS: 481). tüg. TT V 12. yün’ (TTS V: 3865). – xix.Tü. Đslami ç. tüy. *tü:k *saç : *kılk.1. yy. tük ‘1.olduğunu da söylemek mümkündür. Bud. tü ‘tüy’ (IB 3). tü. 207-5. tüy. xiv.

kılı 3. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. KaraçayMalkar tük ‘saç. Kırg tük ‘insan vücudundaki saç. Başk. insandaki saç ve tüy. Tuva dük ‘baştaki. tüy’. kuş tüyü’. Tofa dük. tüy ‘1. kuşların küçük tüyleri’. tuk ‘vücuttaki saçlar. Kuşların tüyleri 4. tük ‘vücuttaki tüy’. kürk’ anlamında kullanılmaktadır (Tenişev 1997: 198). Herhangi bir mekânizmada veya cihazda ince sap. Saç’ (TDS: 663). tüy. vücuttaki tüyler’. Özb. Hakas tük ‘saç. yün. Harezm Türkçesinde tüy sözünün ‘kürk’ anlamında kullanımına da rastlanmaktadır. hayvan yünü. vücuttaki saç. Çağatay ve Harezm Türkçelerinde de ‘vücuttaki saç. yay’ (ADĐL IV: 216). Çuvaş: tek ‘kuş tüyü. yün. son hecedeki -y ve -k seslerin ek olduğuna inanmaktadırlar. t’uk ‘yün. Kaz. tüy’. Bazı meyvelerin veya yaprakların üzerinde veya altında olan kıllar 5. Tenişev. kuş tüyü’. 48 . buğday kepeği’. tük ‘vücuttaki saç. insan vücudundaki saç’ (Tenişev 1997: 197-198) 1. bitki tüyü’. tök ‘yün. tüy’. Adamların ve kebir havanın bedeninde çıkan kıl 2. yün. buna karşın -y ve -k son seslerinin modern Türk lehçelerinde var olduğunu göstermektedir (1997: 198).derisinin üstünde çıkan kıllar 2. kuşların küçük tüyleri’. Hayvan yünü. Güney-Doğu: YUyg. tüy. Moğoğolcada *tuykikta ‘deri. yün. Nogay tük ‘vücuttaki tüy. yüzdeki. Karahanlı. bedendeki. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tük ‘vücuttaki saç. Trkm. Yakut tü: ‘kuş tüyü. saçtaki tüy. Eski Uygur Türkçesinde ‘tüy. Buna yakın olan bir başka terim *yün ise sadece hayvan için geçerlidir. Kumuk tük ‘hayvandaki yün. kürk’. kuş tüyü’. kuş tüyü’. tüy rengi’ anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. tük ‘saçtaki kıllar. hayvan tüyü’. Karakalpak tük ‘saç. tik ‘kuş tüyü’. Tat. tök ‘vücuttaki tüy. yün’. *tü:k Etimolojik Değerlendirmesi Räsänen ve Clauson. hayvan vücudundaki kısa tüy’.

SFA-1 Daha dün dudaklarını. şeftali. başıña tüy çıkarmıka?! TDS 663 Soñkı yılıñ içinde onuñ kellesinde gara tüy azaldı. 2. *tü:k sözünün Halaç Türkçesinde tük şeklinde tespit etmiştir. *tü:k Kullanım Alanı TTS V 3866 Pes eyerin ve örtüsün aldılar değme tüsünden ter damar idi TTS V 3866 Dua eyle bizim Tanrı’na nedür rengi. diyerek. kaşar peyniri. tü:’nün küçültmesidir ve yalnızca vücuttaki tüyler için kullanılır (Doerfer 1970: 25). başlarının üstünde altın ve siyah renkli tüyleri. mertlik bilen beren coğabına geñ galıp tisgindi. Bu yüz bazen çok haşin. biraz sinirli dizilmişlerdi. ADĐL IV 216 Keçi tükündän tohunmuş örkän ADĐL IV 216 [Martı guşları] öz tüklärini tumarlayırdılar. ağzının. ve dürüst. ADĐL IV 216 Gulunun başının tükläri. HEA-9 Kalın tüylü kaşlarının arasındaki derin çizgi yaştan ziyade sahibinin şiddetini ifade ediyordu. memeni. ADĐL IV 217 Tük gädär gorhmamak. soluk lekelerle sarı ayın sarı ışığında dalgalanıyordu. Gözler gök elâ. HEA-4 Tüy gibi hafif. HEA-4 Bazen yine vâdilere iniyor. hasiyyätini däyişmäz. bazen de mülâyim.ılε»Rï »Ôenε dα. kirli dirseğini. HEA-3 Omzundan boz tüyleri üzerine akan kanlar. Doerfer’e göre tük sözü. fakat aşağı doğru ' çarpılarak yüzüne bir kartal. uzun burunun yukarısı muntazam. tüylü kollarını. TDS 663 Kel ağa. gaşları vä kirpikläri hına rängindä idi. kısılan dişleri arasından en galiz küfürler boşanıyor. SFA-1 Fukara görmez mi tüyleri diken diken olurdu.. HEA-4 Mürsel'in yüzünde tüyleri ürpertecek sırtlanvari bir sırıtma. gözünü öpmüştüm. 49 .. TDS 663 Onuñ tüyi ösgün gara telpeği elmıdama başındadı. HEA-9 Tezgâhın üstündeki teneke kutuyu ayna gibi karsısına almış. üst dudağının tüylerini muhayyel bir cımbızla yoluyordu. garip. uzun bacakları ve kırmızı gagalariyle göllerin üstünde uçuşan kuş sürüleri görüyorlardı. TDS 663 Onuñ tüyi eymenmän. GTA 236 [bı»Rı tY. ekmek. ellerinde kocaman tüy yelpazeler ile vükelâ karıları.ït»sïn sılc»sın tçp…α»sïn] Y ε ADĐL IV 216 Gurt tükünü däyişär. tüsü TTS V 3867 Derisi. biraz resmi. heybeti veriyordu. ADĐL IV 217 Đndi dä bu hadisä yadıma düşändä tüklärim biz-biz durur. HEA-9 Karsısındaki sedirlerde nişanları ve elmaslar ile. ADĐL IV 216 Üzündäki seyräk tüklär biz biz durmuşdu. tüğlü hınzir tüğü gibi TS 2269 Đnce güzel kaşlarının ortasında iki tüyü her zamanki gibi tersine dönmüş. kavun kokan avucunu. dost hattâ rakik bile görünürdü. birdenbire Hanife'yi kayığın içine atıverdi.Doerfer. dilile üst dudağını şişirmiş.

Bu iki sözün yakın anlamlı duruma gelmiş olmasına rağmen *kılk sözünün insandan çok hayvan ve bitki için kullanıldığını söylemek mümkündür. Anlam Olayları Bakımından *tü:k *tü:k sözünün temel anlamı ‘vücuttaki kıl. Diğer yandan *tü:k sözü *saç ve *ka:ş sözleri ile bir grup öğe ilişkisi de sergiler. NESNE : PARÇA *teri : *tü:k *balç : *saç : *tü:k *yü:z : *tü:k *ka:ş : *tü:k BÜTÜN : KESĐT *saç : *tü:k *ka:ş : *tü:k GRUP : ÖĞE *saç : *tü:k *ka:ş : *tü:k 50 . Bu açıdan da *saç ve *ka:ş sözleri ile bütün : kesit ilişkisi görülür. *balç. *saç. 4. *teri.3. tüyler’ ve ‘hayvan derisindeki kıllar’ olmalıdır. *yü:z ve *ka:ş sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronimidir. Ama aynı zamanda *tü:k bütünden ayrılabilmektedir de. *kılk ve *tü:k sözlerinin anlamları arasında benzerlik ve örtüşmeler görülür. Meronim Olarak *tü:k Anatomik açısından *tü:k sözü.

ön tarafı. Tat. yy. Karşı 4.Tü. frons. Bir şeyin karşısı. Tuva alın ‘yüz’. Modern Tü. Đng. 2.2.: xi. xiv. Bazı şeylerin önü. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ALIN ‘alın’ Lat. galeri. arın. V 6.1. Harezm ç. Bir kişinin ön tarafı. Trkm. ön yüzü 3. alın ‘ön’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.) (DS I:320). alnı ‘ön’. Baht. maŋlay ‘1. alın. Bir şeyin ön tarafı’ (ADĐL I: 91). mannay ‘alın’ (Karaçayır -To. Krh. alın ‘ön’.1.4. VII 19). kuyu ve yolun ilerletilmekte olan yüzeyi’ (TS 82). Proto-Oguz *a:lın. Đslami ç.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. a:lın ‘1. baca. alın ‘alın’ (TT I 103-110. Tofa alın ‘yüz’. Azb. annı ‘alın’ (GS: 50). ön tarafı’ (TDS: 41).ç. *a:lın (Tenişev 1997: 198). (madencilik) Bir ocakta her türlü ayak. alın ‘1. Kaşların yukarısındaki başın üst ön tarafı 2. şafak ‘alın’ (-Çr. Đnsanın ve hayvanın baş kemiğinin yüz tarafı. alın ‘alın. bir kişinin karşısı. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay alın ‘ön’. Kelle kemiğin yüz tarafındaki gözden yukarı bölgesi. 2.) (DS X: 3733). forehead. ikbal’ (TDS: 428). arıŋ ‘alın’ (Burhaniye *Dinar -Af. Batı Tü. maŋlay. mangalay. alın ‘alın’ (DLT I: 78). maŋlay (RLT: 102).1. alın ‘1. Gag. alın 1. Hakas alnı ‘ön’. Güney-Doğu: YUyg. yy. al(ı)n (KE II: 21).. Proto-Ogur *a:lın. *a:lın Proto-Tü. Yüzün. ön taraf’ (EUTS: 11). -Yz. alın (DK II: 12).4. al(ı)n (NF III: 14). Bud. mangılay. kaşlarla saçlar arasındaki bölümü 2. Çuvaş: um ‘ön’ (Tenişev 1997: 198-199) 51 . yüz tarafı 3.) (DS IX: 3121).

HEA-2 Terli bir alın siler gibi itina ile kuru alnını sildi. altunlu kadife kaftan. Kıpçak ve Karluk grubunda kullanılan -t eki ile türetilmiş olabileceğini öne sürmüş ve *a:lın sözünün temel anlamı ‘alın’ olmakla beraber ‘yüz’. saç bağı. Bir yükün kapağını açtı. sarı ile doru mâbeyninde renkli atı TS 82 Bütün savaşlardan alnının akıyla çıkmış bir denizci. Geri geri çekildi. HEA-2 Alnını sildi. Đşbu al. alnı çakal iki kıç ayakları sekili at benim idi TT I 110 Alnı depeli iki kıçları sekili. HEA-3 Hikâyesini anlatmaya başladığı zaman gözünde. HEA-3 Nihayet sırmalı çevresiyle. Eski ılımlı sesiyle hikâyesini bitiverdi. HEA-4 Kızın kalbi gümbür gümbür atıyor. alnında insanı şaşırtacak bir şey söyleyeceklerin açık memnunluğu vardı. Gözleri eski kuru parlaklığı aldı. Sonra baş örtüsünü ağzından çekti.. biraz aşırı gittim. HEA-2 Aç kollarını Ayşe... *a:lın Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. ama alnımda. çizgili alnı. Hiç yenik düşmemiş TS 82 Alnımın ne kara yazısı varmış SFA-1 Saçı dökülmüş elli yaşındaki insan kafası bu adalenin kudreti. alnında dizilen terleri sildi. SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı. gözlerinde nâmütenahî bir yorgunluk ve ıstırap vardı. uzun uzun bakakaldı. *a:lın Kullanım Alanı MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar TT I 103 Dört küpe. ‘dağ yamacı’ gibi anlamlarda da kullanıldığını ifade etmiştir (Tenişev 1997: 199). 2. ‘ön’. SFA-2 Saçları arkadan sımsıkı bağlanmış şimdi alnı da gözükmiyen bir genç kadın yemek bittikten sonra sessizce bir kaç defa girip çıkarak her şeyi topladı. etimolojisinin yanlışlıkla *al. SFA-2 O zamanlar ben pek gençtim. enenmiş. Fakat alnım pâktır. HEA-3 Hiç aşağı bakmamayı daha uygun buldum. alın bağı. tıraşı uzamış. geniş. ellerimde soğuk terler akmaya elverişli bir serinlik belirdi. perdenin üstünden dönen hâyat girdabının tam ortasında Hanife bütün varlığı ile dönüyor.. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. rengi az buçuk atmış yüzüyle bile yaş mefhumunu insanlığından ceketini.1. perdenin altındaki tercüme yazılar insanın alın yazısı! 52 . Sanki şimdi o hattâ saçı dökülmüş kafası.‘aşağı’ (EDT 147) ile karıştırılabildiğini belirterek. gömleğini sıyırdığı gibi sıyırmıştı. idi. Evvelâ öyle. alnındaki kırınızı yarayı kaldır. Yedimse kendi paramı yedim. sözün *a:l ‘ön’ sözcüğünden. çalışma denilen şeyin sevgisi ile yaş denilen insan uydurması bir anlayışı bir hamlede silivermişti. TT I 110 .

HEA-8 Alın yazısı bana neler. Tanrı’nın insan kaderini açıklamak için kullandığı saya olarak düşünülmektedir. gözlerindeki gölgeyi. salardı. Türkiye Türkçesinde kullanılan alın yazısı ‘kader’ ifadesinde alın sözü. gözlerinizden kızgınlık. HEA-9 Biraz evvel uyuyan sular gibi dümdüz olan alnında düşünce çizgileri vardı. alından öpdi. Tarihsel ve modern Türk dilinde alın. Türkmen Türkçesinde mañlay sözü a:lın sözünden daha yüksek bir kullanım sıklığına sahiptir. *a:lın. gucağına aldı da. alnından ayrılmış saç dalgaları ile çerçevelenmiş. UK 148 keaykaus suvazleer onu başını. ne gençlikler feda ettirmişti. helâllaşmak istiyordu. toplayıp alnımla secde ediyorum. Anlam Olayları Bakımından *a:lın Eski Uygur Türkçesinde *a:lın hem ‘alın’ hem de ‘ön taraf’ anlamına gelmektedir (EUTS: 11). ne istekler. HEA-5 Onları perişan saçlarımla. HEA-9 Gitmeden Hilmiyi alnından öpmek. büyük gözlü bir kadındı. nasihat vermek. insan eli bozamaz. 53 . öper annısını. HEA-9 Zayıf parmakları tekrar genç alnının görünmez yazıları üstünde dolaştı. insan vücudunun ön ve daima açık ve düz olduğu için bu ifade kullanılıyor olabilir... TDS 41 Gözläp yören zadıñ alınıñda yatır. *a:lın sözünün cansız nesnelerde satıh göstermek üzere ‘ön taraf’ anlamında kullanılması bir metafor ortaya çıkarmaktadır. 3. başını sıpaladı. HEA-6 Size bugün ne oldu? Hepinizin kaşları çatık alnınız bulutlu. yüz ve başın bir parçasını anlatmak üzere anatomik anlamda kullanılmaktadır. öfke akıyor? HEA-6 Efendimin alnındaki karanlığı. *a:lın sözünün temel anlamı insanla ilgili olarak yüzün kaşların üzerindeki kısmı’dır. HEA-5 Çehresi. bu alın yazısı. HEA-8 -Eğer seni bir kardeş gibi sevmesem alnına bir tabanca sıkardım.HEA-4 Evet. ADĐL II 28 alnın damarları görünür TDS 41 Azadı yanına çağırdı. içindeki gamı şimdi anladım. Dar alın. kulaklarından inen. aler ellerini da oturder onu ADĐL I 91 Geniş alın.

DSf. beniz’ (ADĐL I: 381). Tuva havah ‘alın’. ileri 2. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *a:lın: *siŋök. gabag ‘ön. *teri *balç: *a:lın *yü:z: *a:lın 2.4.) Boş kafa 3. *a:lın sözü diğer yandan *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ilişkisi açısından meronimidir. açıklık’. gavah ‘alın. Azb. Ön taraf. önünde 5. Dolayısıyla. Tofa úabaú ‘kaş’ (Tenişev 1997: 199) 54 .: Güney-Batı (Oğuz): TTü.). göz kapağı. *a:lın kavramının temel maddesi deridir. ga:bak ‘göz kapağı’ (TDS 127). uçurum’. gavah (DS VI 1937) ‘ön’. Modern Tü.2. Yakut habağ-al ‘sobanın ön üst tarafı’. Evvelki. GüneyDoğu: Özb.1. Proto-Oguz *ka:m/pak. ön tarafı 4. úabaú ‘alın. Başk. Kırg úabaú ‘göz kapağı. Hakas hamah ‘alın’. *ka:m/pak Proto-Tü. gabağ (DS VI 1882. 804. Nogay úabaú ‘göz kapağı’. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk göz qbqğı ‘göz kapağı’. Evvel. *ka:m/pak (Tenişev 1997: 194). úavaú ‘göz kapağı’. Yüz. karşı taraf 7. kavah ‘ön’ (DS VIII 2686). Bir şeyin ileri tarafı. úabaú(úüz úabağı) ‘göz kapağı’. (mec. nesne : madde ilişkisi açısından *a:lın sözünün meronimidir. úabaú ‘alnın altı. uçurum’. Tat.) Çıplak’ (GS: 224). DSf. kıyı’. ön’ (DD 2. kafata. úabaú ‘göz kapağı. sıfat. Kabak 2. Proto-Ogur *ka:m/pak.). geçmiş 3. Kaz. Đleri 6. úamaú ‘kaş’.4. *teri ve *siŋök sözleri. gabag ‘1. kabak ‘1. DS VIII 2578. (mec. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay úabaú. gabak (DS VI 1882). Karşısında. ileri taraf. Meronim Olarak *a:lın Anatomik olarak baktığımızda *a:lın sözü. yüz. şiirsel: yüz’. Trkm. *yü:z ve *balç kavramlarının meronimidir. yüz’ (ATS: 104). Karakalpak úabaú ‘göz kapağı. Gag.

‘Kafatası’ . Söz ortasındaki -p. Aynı zamanda bu sözcüğü. ‘baş tepesi’. Azb. ‘Korniş’. Hakas. ‘Yüz’.. Özb. ‘Karşı karşıya’. Azb. Tuv.. *kap. ‘Ön’.1. gapag.sesi ile ilgili olarak. Altay dil grubunda *ka:m/pak kavramına paralel olarak şu şekillere rastlanmaktadır: Moğ. Türkmen ve Türkiye Türkçelerinde p > v dönüşümü açısından uzun ünlüden sonra ünsüzün tonlulaşmadığı görülür. alın’ ve gapag ‘göz kapağı’ şeklindeki fonetik farka yorum getirmemektedir (Tenişev 1997: 200). Başkurt Nogay Karakalpak Kaz.. Tuv. Buryat hamar. Altay dillerinde bu terimin birincil / temel anlamının ‘alın’ olduğunu düşünmektedir. Azerbaycan Türkçesinde gabag ‘ön.. Evenk keva ‘yüz’. Söz ortasındaki -bsesine veya uzunluğa ise Özbek Türkçesinde rastlanmaktadır. ‘Kenar’. Anad. ‘Yüz yüze’. *ka:m/pak Etimolojik Değerlendirmesi Doerfer’e göre kapak ‘göz kapağı’ ve kapak ‘kapak’ eşittir ve ALIN olan kapak ile aynı sıradadır.‘kapamak’ fiilinin kısa ünlüler ile yapılan. Başkurt. ‘burun’ (alın > yüz > hayvan yüzü > burun) (1997: 200). honah. Uyg. habar. Kaz. Uyg.. ‘Uçurum’. Anad. gabak.Kaz. ‘şakak’. Eski-Japon kabu ‘baş’. Anad. Anad. Fonetik rekonstrüksiyon bize kelimenin *ka:pak ve *ka(a:)mak şeklinde iki yapısını sunmaktadır (Tenişev 1997: 200). Tarihi ve modern Türk lehçelerinde sözün şu anlamları karşımıza çıkmaktadır: ‘Alın’ Anad. ‘göz kapağı’ anlamına gelen türevlerinden ayırt etmek gerekir: Azb.. ‘nehir veya deniz kıyısı’. Bu anlamdan ikincil olarak şu anlamların çıkması doğaldır: ‘baş’. çok heceli kelimelerde kısalma görülmektedir.Anad. 55 .. ‘Alın altı’ . Azb. Azb. Tenişev.. Udmurt keaemıkta ‘şakak’. *kabar/kamar. Trkm. ‘Ön taraf’. kabar ‘burun’. Ancak Doerfer.. Oğuz Türkçesinden Azerbaycan. Kaz. Kalmık hamr. Kumuk Tat. Kır. Japon *kam-/kab-. Yakut Türkçesinde. Çuv.

‘Uçurum’. ADĐL I 381 Binanın gabağı bağa çıhır. Gutu gapağı. ADĐL I 381 Arabanın gabag çarhı. TDS 127 Trahoma keseli ilkibada peyda bolanda. ADĐL I 421 Sandıg gapağı. lalä yanag. alın. metafor ortaya çıkarmaktadır. yüz > Yak. ADĐL I 381 Kitabın gabag sähifäläri düşmüşdür. 3. Karakalpak ‘Kır’. lalä yanag. uzak bir yere garayardı. ADĐL I 381 Şagird müällimin gabağında durub suallara cavab verirdi ADĐL I 381 Büllur buhag. alın’. 2. Çaynikin gapağı. ay gabag Şahmar zülfü pärişanlar dolanır. TDS 142 Garrınıñ gatañsı barmakları gaynap duran gazanıñ gapağını galdıranda.‘Dağ yamacı’ Tat. çekdirmäniñ ısı tamıñ içini tutdı.. al ‘ön. TTü. TDS 127 Ol gabaklarını galdırman. *ka:m/pak Kullanım Alanı ADĐL I 381 Üç gün bundan gabag gälmişäm. Aynı şekilde ‘alın’ > ‘kaş’ geçişi de doğaldır. Tuv. ADĐL I 381 Gabag zaman. ay gabag (ADĐL I 381) örneğinde ay gabag ‘ay yüzlü’ ifadesinde de gabag ‘yüz’ anlamındadır. Goca göz gapaglarını ağır ağır galdırdı. gabağıñ iç gatı bolan nemli perdede üytgeşiklikler yüze çıkyar. yüz’ (ADĐL I 381) ve gapag ‘göz kapağı’ (ADĐL I 421) sözlerindeki fonetik farklılık dikkat çekicidir. ADĐL I 421 Göz gapağı. ADĐL I 381 Gabaglar bura ağaclıg idi. Gabak ‘göz kapağı’ (TDS 127) ve gapak ‘kapak’ (TDS 142) ayırımı Türkmen Türkçesinde de görülür. sü:s ‘alın’. ‘Tepe’. Ancak burada /b/’li kullanım göz kapağını anlatmaktadır. kirpiklerini gırpman. Gabag sözünün cansız nesnelerin ön taraflarını ifade etmek üzere kullanımı da benzetme temelli bir anlam olayı gerçekleştiğinden.. Büllur buhag. Bu durumda sözün 56 . ADĐL I 381 Paltarımın gabağı batmışdır. Bu durumda gabag sözünün ‘alın’ anlamından ‘yüz’ anlamına doğru bir anlam genişlemesine uğradığını söylemek mümkündür. Anlam Olayları Bakımından *ka:m/pak Azerbaycan Türkçesinde gabag ‘ön. Diz gapağı.

*göz sözünün nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimidir. 4. Bu anlamda *ka:m/pak sözünün temel maddesi deri ve kemik olduğundan nesne : madde ilişkisi içerisinde *siŋök ve *teri sözlerinin holonimi olmaktadır. sözü ‘göz kapağı’ anlamı itibarıyla. *teri *balç : *ka:m/pak ‘alın’ *yü:z : *ka:m/pak ‘alın’ NESNE : PARÇA *göz : *ka:m/pak ‘göz kapağı’ 57 . sözü ‘alın’ anlamı itibarıyla.Türkmen Türkçesinde bir anlam değişmesine veya yerine göre anlam daralmasına uğradığını söylemek mümkündür. *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimi olmaktadır. *ka:m/pak. Meronim Olarak *ka:m/pak Anatomik olarak baktığımızda *ka:m/pak. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *ka:m/pak ‘alın’ : *siŋök.

2. yy. KökTü. (müz. (mec. úulaò ‘kulak’ (YTS: 147). VIII. yapracık ‘kulak’ (Mahmutbey *Bakırköy -Đst. úulaú (NF III: 267). Proto-Ogur *kulγak. III. *kulγak (Tenişev 1997: 204).).1. úulaú. Bud. Kulak organı 2. 2. úulāaú. ear. yy. Lohan. mengilli ‘kulağın küpe takılan yumuşak yeri’ (Brd. xiii.) (DS IX: 3163). – xix.) Seslerin uygunluğunu seçebilme ve değerlendirebilme yeteneği’ (TS 1399). 186). úulaú (KE II: 398). bork ‘kulak’ (Ky. (anat. Đslami ç. viii.Tü. Đng.) Bu organın.) Telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu 5.1. kulak ‘1.5.. Başın her iki yanında bulunan işitme organı 2. kulaò ‘kulak’ (TTS IV: 2715). közin körmädük kulkakın äsidmädük ‘gözüyle görmediği. kulkak (TT II.) (DS XI: 4179). Batı Tü. úulaā. xv. kulağıyla işitmediği’ (THO 198). úulúaú (EUTS: 185. úulaú (DK II: 193). Proto-Oguz *kulγak. yy. Đğnenin 58 . yy. Sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça 6. IX vd. mengil. sesleri toplayıp içeriye almaya yarayan dış bölümü 3. Krh. Balıklarda başın iki yanında bulunan ve ağızdan alıp solungaçlardan geçirdiği suyu dışarıya vermeye yarayan yarıklardan her biri 4. kulak ‘1. úulaú (EM: 156). mengili. úulaú ‘kulak’ (KTS: 45). auris. yy.. xiv.ç.) (DS II: 740). *Nizip -Gaz.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. *Göksun -Mr. kulak ‘kulak’ (DLT I: 383).: xi. xiv. yy. Modern Tü. Harezm ç. (coğ.) Akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri 7.5. VI.1. Gag. EKıp. kulak (MŞ: 34). òulāaú (EUTS: 83). *kulγak Proto-Tü.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KULAK ‘kulak’ Lat. kulak bilgil iy ùÀlib her kaçan kim kulaka sovukdan bir maraø óÀdiå olsa (CH I: 148).

Mançu ulhi. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk kulak. Balığın solungaçları’ (GS: 293). kulak. Hakas hulah. Güney-Doğu: YUyg. Kırg kulak. *kulγak Kullanım Alanı THO 194 bunça budun saçın kulkakın […. Ses işitme organı 2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kulak. duymak’. adil ‘1. THO 198 közin körmädük kulkakın äşidmädük ‘gözüyle görmediği. gulak (RLT: 203). Moğ. kulağıyla işitmediği’ EM 156 ve eger ãuyından úulaāa ùamzursalar yĆli varısa sürer ā EM 156 .b] ıcdı ‘bunca halk saçlarını. kulak. Bir şeyin yanı. Nogay kulak. Kazanın dış yüzeyindeki el tutacağı 5. Kaz. Kulakları örtmek için şapkanın yanlarından sallanan kısımları 3. *kulγak Etimolojik Değerlendirmesi Nemete göre. Karaçay-Malkar kulak. Proto-Türkçe *kul-ga-k. Japon *ki-k. Azb. Ayak basmak için pilin gadalına berkdiliyen demir 4. Altay dillerinde: *k’uyl-ğa ‘kulak. kulak. SUyg. Yakut kulga:h. *kulγak sözünün Halaç Türkçesinde kulak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). Tat. Çuvaş: halha (Tenişev 1997: 204-205) 1. kulaklarını [ve yanaklarını?] bıçakla yaraladı’. kulok. Arabada okların tekerden kenara çıkmış ucu’ (ADĐL I: 567). Başk. Yayda okun yerleştirme yeri 6. Özb. Saz tellerin sapının ucundaki takıldığı yer 3. Su yakan yabın gapdala sobulan erinin sakası’ (TDS: 203). Đnsanın ve hayvanların işitme organı 2. ucu 4. āulaā ‘kulak’ (ATS: 569). hulhi.‘duymak’ (Tenişev 1997: 205). Trkm. Buryat holhi. kulak. Tuva kulak. Doerfer.‘anlamak’ *holi-pun > *hoypun ‘kulak küpesi’.yumurda ãarusıyıla úulaāa úoysalar aārısın giderür úulaā MŞ 27 baş aārısına ve úulaú ve bögrek aārısına […] müfìddür ú 59 . 2. *kulgak organ adı fiilden türemiştir. hulhi.. Karakalpak kulak. gulak ‘1. *kuli-gu ‘iç kulak’. kenarı.< *(h)ul-ki. kulak.kulağı 3. Kalmık hulha.

Hem o saat onun kulakları açıldı. sanki uzak bir kadınsız memleketten buralara düşmüşüm de beraber geceyi geçirecek. kalmaz karşı adadayız. HEA-3 Çekik kara gözlü. SFA-2 Küçük bir iradım var. PSE 81 Kimin kulakları varsa işitmeya. saçları altın gibi parıldayan güzel Şehnaz'ın gözlerinde. bornusuna UK 168 kesmişler bir kulaanı GTA 188 [»kαkU nα sα»nα ble»zıc Y»zYc cY»pε: tYR»lY bYR»lY ıS»lεF ko. öyle muzaffer sırıtıyor ki. HEA-1 Kadının hassas kulakları bunu işitmiş. PSE 146 Zerä ştä açan Senin selämının sesi benim kulaklarıma geldi. tehditkâr sallanışını pek severim. eski zamanda ana oğul bize yetiyordu. parmaklarını onun kulaklarına koydu. On dakika. PSE 150 Ozaman doorular yalabıyeceklar . parmaklarına. söylenen sözleri ezber den bildiği için. onun isterik.. ama donakları hep baker. hem tükürüp onun dilinä deydi. çukur ağzının hırıltılarına hiç kulak asmıyordu. hem doru lafetti. 'Đşkembecinin karşısında yağmurun altında durur. sevmez. UK 149 kız ürküp . fakat gözleri. işitsi. güneş gibi onların Bubaların Padişahlıında. HEA-6 Kulakları olan beni dinlesin Maskeler acı çekmez. sağa sola oynamasın. SFA-2 Kocaman hayvan otomobilin bu ufacık kuyruğunu. SFA-1 Sen denizdeki ipe gözkulak ol. hem dilinin bağı çözüldü. şapkamı kulaklarıma geçirir. . zavallı uşak Ermeniyi hattâ bize isyan ederken severdim fakat Đngilize uşaklık ederken küçük bir şey! HEA-2 Mehmet çavuşun kulakları kabardı.. kalıçını hem urup arhiyerin izmekärına. şimdi devede kulak oldu. HEA-4 Hanife kendisi hakkında verilen hükümleri.. derdimi paylaşacak bir kadın arıyormuşum gibi kocamanlaştığını tahmin ettiğim fena gözlerimle gelen geçene bakar dururum. onun kulaanı kesti. HEA-3 Zeynep elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının dibinde tortop oldu. kimin kulakları var işitmeye. söylediği lakırtıların hiçbirini duymuyordum.. HEA-4 Bugünlerde Satı Nine'nin dişsiz. deneer kulaana. HEA-2 Ağzı kulaklarına kadar açık. gözyaşı dökmez. yumuşak kulaklı başını ellerimin içine aldım.ı kUla:»nα] U » α 60 . birden başını çevirerek ona bakmıştı. PSE 92 Hem ştä Đsuslan barabar bulunanlardan biri elini uzadıp. HEA-1 Münir'in kulakları onda. bütün küçük halk birbirlerine bakıyor ve kapıya geliyorlar. işitsinlär. pek kulak vermedi. karnımda olan çocuk sevinmekläan sıçıradı.TTS IV 2715 Dedi tutun yâ müsülmanlar sözüne siz kulaò ò Kim ne buyurdu Resûlûllah tutunuz siz kulaò ò TTS IV 2715 Gelin dinleyin yarenler Kulak asın bu destana TTS IV 2720 Kulak urdum dinledim TS 1399 Kulaklarımın uğultusu içinde.çekiler. TS 1399 Elleriyle kulaklarını tıkayıp yatağının yanında tortop oldu. nefret etmez! PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip.

bir gulağı gırıldı. TNAS 96 Çaman ata müneniŋ ayagı dınmaz. ADĐL I 567 Günäşin gulağı batdımı.gulagından. TNAS 184 Gulakdan giren yaman söz. gulagı bilin görer. TDS 203 Yabıñ gulağına bövet basmak. TNAS 45 At arrıgı siyek (süyek. Yakından ayal alanıŋ gulagı dınmaz. hopur hopur. TNAS 165 Gazançınıŋ hakı bar. TDS 203 Annagulı tüpeñiñ gulağına barmağını yetirip baryardı. TDS 203 Gulak eşidenini göz görmesin. ADĐL I 567 Kişi çöräkdän bir gulag goparıb e’tinasız vä hätta acıglı bir häräkätlä yerä atdı. ADĐL I 567 Arvadlar gäzeti o gädär dartışdırdılar ki. TNAS 20 Agız agızdan yelli. TNAS 12 Aç garnum. kimsä bu mä’dänin yanından keçäbilmäzdi. gulag iki. TNAS 184 Gulak eşidenin göz görmesin. iş diyse gulak yapır. adam . yar arrıgı-gulag. gulak tamda. düşüncä içindä gälib köprünün gulağında oturdu. TDS 203 Tamdıranıñ gulağı. TNAS 105 Daşdan ayal alanıŋ ulagı dınmaz. akıp gider (akmak gulaga aydan sözüng akıp gider). iştahadan yaman käsilmişäm. Aç başım. süŋ) bolar. yaman ayal alanıŋ gulagı dınmaz. TNAS 203 Haywan agzından semrär. TNAS 103 Damak diyse. kandan gulak çıkarsa. bir geple. TDS 203 Gara gazanıñ dört gulağı boylar. ADĐL I 567 Arabanın gulağı sındı. ADĐL I 567 Här nä varsa. TDS 203 Piliñ gulağını gaydıp govşamaz yalı etdim. gulag-gulagtan eşitgir. TNAS 113 Dil gıybatda. bir gulag getir. dınç gulagum. dınç başım). gulak özgäniŋki. gulağından yapışır. TDS 203 Gulağıñ garnı bolmaz. ADĐL I 567 Papağın gulaglarını salmag. TNAS 69 Badga gaçan eşegiŋ tutulgası . 3. Anlam Olayları Bakımından *kulγak Tarihsel ve modern Türk dilinde *kulγak sözünün anlamının değişmeden günümüze kadar geldiğini görüyoruz. TNAS 133 Ekine öwerenen eşek gulak-burnundan daynar. TDS 203 Gıcağıñ üç gulağı bar. ADĐL I 567 Mämmäd bäy dinmirdi. yürege yetip buz bolar.başa gelmesin. göz gören . TNAS 20 Agız bir.ADĐL I 567 Näväsi onun … burnundan. Đşitme duyu organını ifade etmek için tüm Türk lehçelerinde *kulγak > kulak sözünün kullanıldığı görülmektedir (Tenişev 1997: 61 . dınç bulagum (Aç başum. TNAS 183 Göz özüŋki. TNAS 53 Ayal gözü bilin eşider. iki dingle. TNAS 25 Akmam gulaga guysang. guyruk. boğazının altını gıdıglayır. siñeğiñ erni.gulak.

sayvan’ (TS: 62 . kulak kepçesi ‘Kulağın sesi toplayarak orta kulağa göndermeye yarayan. kulak altı bezi ‘Kulağın yakınında bulunan tükürük bezlerinin en büyüğü’ (TS: 1400). kulak organının işitme fonksiyonu taşıması ile ilgili birçok metaforik kullanım da vardır: kulak vermek. kulak davulu’ (TS: 1400-1401). kulaktan kulağa. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *balç : *kulγak *kulγak : *teri Türkiye Türkçesinde kulak sözünün meronimleri arasında şunları sıralayabiliriz: iç kulak ‘Kulağın işitme sinirlerinin bulunduğu bölümü. Ancak as. Benzer bir şekilde. Konu külliyatı kapsamındaki metinlerimizde *kulγak sözü *teri sözünün nesne : madde ilişkisi açısından holonimi de olmaktadır. kesecik ‘Kulağın dolambacında bulunan ve lenf ile dolu olan küçük zarsı organ’ (TS: 1278). göz kulak olmak. devenin kulağı.fiili metaforiktir. dolambaç’ (TS: 1042). Dolayısıyla bütün bir deyim de metaforik olmaktadır. kulak davulu ‘Dış kulakla orta kulağı birbirine bağlayan zar. Kulak / gulag as.205). Özellikle nesneler için ‘yan taraf’ anlamında kullanılması. Bunun dışındaki bütün anlamlar mecazi olmaktadır. Bu sözün işitme organını ifade etmek üzere kullanımı onun temel anlamıdır. bir nesnenin yan tarafını anlatması. benzetme temelli bir anlam olayı olduğundan metafor ortaya çıkarmaktadır. Meronim Olarak *kulγak Anatomik açıdan baktığımızda *kulγak. *balç sözünün nesne : parça ilişkisi açısından meronimidir. 4.deyiminde kulak / gulag sözü işitme ile ilgili bir kavram olması sebebiyle metonimdir. yarım daire biçimindeki bölümü. Ancak bazı metaforik deyimler metonimler vasıtasıyla da kurulabilmektedir. kulak zarı.

yy. Proto-Oguz *yü:z. orta kulak boşluğu ‘Dış kulakla iç kulak arasındaki boşluk’ (TS: 1699). üzengi kemiklerinin bulunduğu. 2. Kesecik sözü. başka bir kavram alanından bir sözün meronimi olmasına rağmen bir organın bir parçasının meronimi olarak kullanılması benzetmeye dayalı bir anlam olayı olan metaforu ortaya çıkarmıştır.1400).1. *yü:z Proto-Tü. mercimek kemiği ‘Orta kulakta örs ve üzengi kemiği arasında bulunan küçük kemik’ (TS: 1537). *yü:z (Tenişev 1997: 206).1. face. orta kulak ifadeleri kulak holoniminin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimleridir. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YÜZ ‘yüz’ Lat. *bät ve *bäŋiz sözcüklerinin kullanıldığı görülür. Đng. 2.6. yüziŋe: başıŋa bir tegmedi: ‘yüzüne başına bir tane [ok] bile değmedi’ (KT 63 . facies. örs. çekiç. dış kulakla iç kulak arasındaki bölüm’ (TS: 1699). Kulak kepçesi ifadesinde kulak sözünün alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimi görülür. Ancak kepçe sözü yine farklı bir kavram alanının bir meronimi olduğundan burada da bir metafor ortaya çıkmaktadır. örs kemiği ‘Orta kulakta çekiç kemiğiyle üzengi kemiği arasında. Bunların içerisinde iç kulak. Çünkü benzetmeye dayalı bir adlandırma yapılmıştır.6. orta kulak ‘Kulak zarı.1. KökTü. örse benzeyen kemik’ (TS: 1738). Proto-Ogur *yü:z. viii. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan YÜZ kavramını ifade etmek üzere Proto-Türkçe *yü:z. kulak memesi ‘Kulağın yumuşak ve kıkırdaksız olan alt ucu’ (TS: 1401).

.) (DS II: 646). önglük (EUTS: 151). duşka ‘yüz.) (DS IX: 3069). Karşı. lecce ‘yüz. xiv. malak ‘yüz’ (Isp. meŋ(i)z (KE II: 434).. Krş. taraf 10.) (DS II: 648). göz. taraf’ (TTS VI 4778). xiv. Yorgana ve yastığa geçirilen kılıf 6. yüz ‘1. yüz ‘yüz’ (KĐ 93).. yan 2. -Đç.) (DS VIII: 2780). xiv. -Ant.. yüz (KE II: 751). beŋne ‘beniz. dıdık. yüz (EUTS: 307). beyiz ‘beniz’ (*Bartın -Zn.: xv. bet ‘yüz’ (Sngl. çehre. yüz ‘yüz’ (Sngl. 5). Bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri 11.: xi. avurt’ (-Çr. avurt’ Yemeği havırtlarını şişirerek yeme (Uluübey *Senirkent -Isp. xv. avuk. xiii. Başta.) (DS IV: 1610). Yenisu *Silifke -Đç. Batı Tü. bet ‘yüz’ (TT VII 41. yy. MKıp. çehre’ Bugün bizim gelinin dıdığı eğilmiş (Hamurcu *Đncesu -Ky.Bud.. çehre. Birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret 8. beŋiz ‘yüz. yy. betin ‘beniz’ (Sücüllü *Yalvaç -Isp. -Yz.) (DS VII: 2310). Harezm ç. yüz (DK II: 343). yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm. sebebiyle 9. 343r. yüz’ (Kuvvetli. yön. kılavat ‘yüz’ (Deliktaş *Kangal -Sv. 119v. yy.) (DS IV: 1450). avırt.) Utanma’ (TS 2486)..9). havırt ‘ağzın yan tarafları. Bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş 7. yy. dıdıò ‘yüz. yüz ‘yüz’ (DLT III: 143). yüz’ (Đsabey *Çal -Dz.ç. Yan. Man.2-5). – xix. yüz (EM: 199).Tü. 64 . alın.) (DS III: 1186).Tü. burun. Kesici araçlarda ağız 4. Yenice *Ödemiş -Đz.. Modern Tü.) (DS II: 629). renk’ (YTS: 30). *Keskin -Ank.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Krh. Yüzey 3. ağız.. avut ‘avurt. *Zile -To. yüz (MŞ: 18). çıray ‘beniz’ (Kırım Türkleri -Ist. Cihet. çehre’ Leccesi limon gibi olmuş (Ziyere -Ama. (mec. -Ank. sima. Đslami ç.) ‘çene’ (-Ky.) (DS I:383). -Ky. 19). yüzün çene kısmı. surat 2. yüz (NF III: 492). nezd. yy. kıbal. Doğu Tü.ç.) ‘alt dudak’ (*Bozdoğan -Ay.. Bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü 5. yüzüŋüzen ‘yüz’ (M I 10.. avud.E 33). yüz ‘1.. yy. Nedeniyle. yy.

Kuzey-doğu 65 . üst tarafı. yüz.) (DS X: 3638).) (DS IX: 3108). Tat. beniz (ADĐL I: 249).. Bir şeyin geçirilmiş. surat. yüz. Bağlıca *Ardanuç -Ar. sumdu ‘yüz. çehre’ (*Erciş -Vn. Kaz. üz ‘yüz’ (Koyundere *Ahıska -Kr. suma. -Krş.) (DS X: 3697). Bir şeyin ön tarafı. -Bt. Dokuma şeylerin üst tarafı (astar karşılığı). *Bor -Nğ. yukarısı 3. -Krş. *Mut -Đç.) (DS X: 3632). üz ‘yüz’ (ATS: 1185). *Erciş -Vn. aktarılmış.*Mut köyleri -Đç.) ‘çene’ (-Kn. üstü 7. *Akseki ve çevresi -Ant. -Ank. surat. Geometrik şeklin başka bir yüzeyle köşe teşkil eden düz yüzü. Kırg jüz. 3... suma.) (DS XI: 4348). Trkm. Üst taraf’ (TDS: 352). suntur ‘yüz. sıvıların yüzeyi. yüz ‘1. Göğün bizim gördüğümüz tarafı.) (DS X: 3693-3694). “Taraf”. mec. yüz. muş ‘yüz’ (-Kn. zarat ‘yüz’ (Bozhane *Beykoz -Đst. 6. yüz’ (Ildızım -Çkr. şeref’ (GS: 488-489). surat’ Hasan'ın suması aynı bizim arkadaşa benziyor (-Çr.) (DS XI: 4370). yüz’ (*Şavşat köyleri. Azb.) (DS X: 3891). neşesiz’ Darıldı da siğlimini eğdi gitti (Arslanköy *Mersin -Đç..) (DS IX: 3223). 4. -Krş.. jüz. yüz (RLT: 102). Özb. surat’ Hasan'ın suması aynı bizim arkadaşa benziyor (-Çr. Bir şeyin üst tarafı. Yüz 2.) (DS X: 3690). sözlerden sonra kullanılır) 9. Güney-Doğu: YUyg. Erkinis -Yusufeli. *Erciş -Vn. terime ‘yüz.. Nogay yüz. edep. çehre’ (-Ky.. “yan” anlamında (o. yüz. Kumuk yüz. üstü. üz ‘1.. çehre’ (Kadışehri *Çekerek -Yz. Su vb. utanma’ (ADĐL IV: 241-242). ileri tarafı. “semt”. Gag. üz ‘1. sinçe. yazılmış nüshası. 2. o biri vb. Surat. -Ank.) (DS XI: 4084). beri. sinç ‘yüz. muruz ‘surat. sukum ‘yüz. siğlim ‘yüz. SUyg. Dışarıya görülen taraf 4. ‘Haya.. zımır ‘surat. sumdu ‘yüz. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Karakalpak jüz.) (DS IX: 3222). naşat ‘yüz. Đnsan başının ön kısmı.. surat’ Ahmey'in sunturu (Ferenge *Erbaa -To.) (DS X: 3693-3694).. bu. surat’ (Vakıf *Tavas -Dz. yöz. 8.) (DS IX: 3241).Đnsan başının ön tarafı 2. 5. bakış. Yüzey 3. önü.

güzellik’ sözüne işaret etmiş ve Altay dillerinde Moğ. Kore niri ‘benzer’. anatomik olarak yüz ve metaforik olarak ‘yanak’. ‘su yüzü’. düri ‘görünüş. Japon niru ‘benzemek’. erdem ara’ EM 199 ve artuú yĆseler yüzüŋ rengini òarÀb Ćder ŋ MŞ 18 yüzin ve elin ve ayaāın ãovuk ãuyıla yuyalar MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek TTS VI 4778 Pes kaçan Đbrahim’i âdemîler yüzüne getirdiler eyittiler TTS VI 4779 Hacı Ahmet bin Ahmet yüzüne şahadet idüp eyttiler ki.ve sondaki üy çatışması nedeniyle uzunluk kısalmıştır. forma’. güney.. ‘kuzey. Osmanlıcada varlığını sürdürmüştür (EDT 296). 2. *yü:z Etimolojik Değerlendirmesi Yakut Türkçesindeki şekli ünü uzunluğuna işaret etmektedir. TTS VI 4779 Kamus hususunda olan Ahmet Begin hücceti benim yüzüme oldu TTS VI 4779 Ey can bilir misin ki söz ne yüze varur TTS VI 4779 Đstedin ki biz yüzden dahi fikir ve re’y uram TTS VI 4779 Özünü konduğun yüzden tiz aşur Oturma yol yeri yolda yaraşur TS 2486 Bir güzel çocuk yüzüyle gülümsüyor TS 2486 Bu yüzden Fuat Köprülü ile çatışmaya başlamışlardı gazetelerde SFA-1 Adam hesabına fazla şeyler yüklemeden elbisesine bakıp temiz bir adam olduğunu. Tenişev. Yakut sü:s ‘alın’. Tuva çüz. Hakas çüs. niğur ‘yüz. şekil. bazı kuzeybatı ve güneybatı’ anlamlarına da gelerek. Japon *tura ‘yüz’ şekillerinin paralel olabileceğini belirtmiştir (1997: 206-207). ayrıca: Moğ. güler yüzüne bakıp iyi adam olduğunu tahmin etmek güç değildir.(Sibirya): Altay d’üz. yüzey’. Bet.. 66 . Çuvaş: savar ‘ağız’ (Tenişev 1997: 206) 1. Çuvaş Türkçesinde yakın şekil olarak ner ‘dış görünüş. Eski çağda nadiren rastlanan ancak orta çağlarda sık görülen bet sözü de dikkate değerdir. Türkmen Türkçesinde baştaki y. *yü:z Kullanım Alanı DLT III 143 yüzge körme erdem tile ‘yüze bakma..

HEA-8 Sonra. yırtık kasketi. pazuları şişti. HEA-3 Zeynep'in beyaz yüzünde tıpkı ay ışığındaki büyülü şeffaflık ve nur vardı. niçin topalladığını sordukları zaman hiç cevap vermiyordu. keskin hatlı bir yüzü vardır. saçları dikkatle fırçalanmış. muntazam açık kanatlı burnu daima etrafında üstüne atılacak hafif kalpli ittihâtçı kadın avı koklar. iki sarı ateşten göz yüzümü yaktı. HEA-8 Orta boylu. açıklamaya girişti: Necibe'nin annesi bir haber göndermiş. Siyah gözlüdür. çehresi mütebessim ve pembe. SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli. SFA-1 Başıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden doğuştan gülüş de yerine. göz kırpıncaya dek yerleşti. HEA-5 Yüzünden tülünü kaldırarak banyonun yanına çöktü. Zayıf. HEA-4 Yüzü gözü tanınmayacak halde idi. canlı bir hanımdır. 67 . HEA-2 Yüzünün nasıl sarardığını. yüz yüze gelmekten korkmayacağım. uzun. biraz alçak alnının. beyaz bir düzlük gibi görünüyordu. ışıkta büyük yüzü de. başörtüsü kadar yüz etlerim uzak. Bana öyle geliyor ki. Pembe. SFA-1 Çalıştıkça yüzü değişti. vücut yürek saat makinesi gibi olacak. eğer gözleri kafasının içini görebilse. HEA-3 Gece. hissimi okşayan bir benzerlik gördüm ki. deli bir sanatçının elinden çıkan bir maskeye benziyor. insanı kendi kendisinin yarattığı azapta kurtarmak için bundan başka çare yoktur. sümüklü çocuklar. güzel parmakları. gömlekleri ütülü. HEA-2 Uzun. HEA-1 Ayakları çıplak.SFA-1 Belli belirsiz bir gülüşün anadan doğma yüzüne serpildiği bu adamın bütün düşüncelerinin dönüp dolaşıp yanındaki paket üzerine konduğunu görüyoruz. pantolon ve gömlekleri parça parça. Burun kanatları birbirine yapışmıştı. ince boynu. kumral kaşlarının altında birer zambak yaprağı gibi kapanan göz kapaklarında aynı belli belirsiz anlam vardı. fakat bir şey olmamış gibi hareket ediyordu. kapkara parlayan bir yüz delicesine bakıyordu. Köylüler yüzüne ne olduğunu. Karanlık dişleri vardı. SFA-2 Zaten yüzünde. yıllarca tanıyormuşum gibi selâm verdim. ne korkunç manialara muhayyilem güldü durdu. yüz göz toz içinde. buz gibi kış gününde terliyordu. HEA-3 Sokağın iki tarafından şişman ve zengin yüzlü dükkân sahipleri sakin sakin birbirleriyle konuşuyorlardı. açık mavi süt rengi idi. dolaşırlar. HEA-6 Yüzler birer et maskesi. gözlerinin nasıl içinden yandığını. kızlarını bana vermek isteğinde olduklarını çıtlatmış. HEA-5 Küçük eliniz elimde. HEA-7 Sonra yüzümdeki şaşkınlığı. bu sert ve sakin asker vücudünün içinde nasıl bir volkan kaynadığını düşünüyorum. uyandım. Đnsan ölünce çürüyecek ve hayatı dünyada bitecek. iyi giyinmiş. kendisince bir zafer belirtisi saymış gibi olmalı ki. sanki aramızda bir şey geçmemiş. hatta briyantinle biçimlendirilmiş çocuklar mutlak bir eşitlik içinde orada oynar. HEA-7 Bu güzel yüzlü ihtiyarda o kadar ruhuma tanıdık gelen. yatağımın üstünde. her zaman hafif bir gülümseme hiç eksik olmaz. yuvarlak yüzünde daha kırmızı ve çizgileri kusursuz yüz uzuvlarından vazgeçtik. güçlü yapılı. kirli. SFA-2 Gözüme iki kara göz. orada bir sis yığınını fark edecekler. HEA-6 Bütün yüz. pabuçları pırıl pırıl. beyaz. kavi. HEA-1 Yüzünü görmüyorlar. gözleri Nâzımla meşgul. Raik yavaş yavaş başını kaldırıyordu.

düybi. TNAS 381 Yüz bolmasa . PSE 2 Ondansora (bitkidä) göründü öbürlerin onikisinä sofrada oturaklara hem onların yüzlerinä urdu onların inamasızlıı için hem yürek çetinnii için. gözel yüzü vÊ yanagları açıg sÊrin havada gızarmışdı ADĐL IV 242 Üzünün ifadesi. TNAS 382 Yüzüŋe yaldır-yuldır.. TNAS 39 Asıl töre sözüŋe gözler. yüz görki gaş. TNAS 121 Dost yüzünden binler.göze. TNAS 181 Göz bolmasa. ayal gezse-yüzi.göz döner. TNAS 13 Açık yüz . TNAS 75 Beg berse. çıkarsaŋ . TNAS 99 Çorbanıŋ yüzi yagşı. sırtıŋa barmak ildir. betine (yüzüne) bakma (Beryän adamıŋ betine garamazlar. TNAS 21 Agzı gızanda gepläning sowanda yüzi gızarar.gözüm. PSE 142 Ve uçenikleri işidincä yüzüstünä düştülär hem pek korktular. TNAS 147 Är gezse gözi açılar. burgu gibi delici iki küçük göz oluvermişti. hem yüzü basmaylan (makramaylan) sarılmışdı.aşıngdaŋ datlı. PSE 3 Korktular hem yüzlerini yerä yattılar.. ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü. TNAS 382 Yüz yüzden utanır. TNAS 38 Asmana tüy kür seŋ. TNAS 30 Aldap alım gızını.ızından. babalı görsün yüzüni. TNAS 179 Görk yüzden. Beg berse.. pembe dudaklar. palawın . iri tatlı gözleri büzüle büzüle iğne gibi keskin.HEA-9 O beyaz yüzde kalbe çarpıntı veren ince. alagan töre yüzüŋe gözler. TNAS 382 Yüz güblük tetärik . dişine bakma). yüz döner. şimdi vırıltıyı. TNAS 103 Dag görki daş. yüzüne düşer. dırıltıyı yüksek sanatlar derecesine çıkaran eski bir ağız.baş günlük ömre. gazar gözden görüner. mähir gözden. TNAS 329 Tüykürseŋ . TNAS 383 Yüz-yüze düşer. PSE 49 Vu oolu ona dedi: ey buba! genä hem senin yüzünde günahişledim. UK 258 bakmadılar üzüne GTA 181 [se»nın jYzYn»dεn »αtmα be»nı] Y Y » ε ADĐL IV 242 gızın yumru. PSE 66 Ve çıktı ölü ayakları hem elleri sargılarlan balı olarak. TNAS 120 Dostuŋ aybını yüzüne ayt. TNAS 124 Dul yüzün şeytan yalar. yüz görki gaş / (.yüzüm. TDS 352 Begenciŋ güne yanan yüzi gızgılt goŋras bolup görünyer TDS 352 Gögüñ yüzi çuyşe yalı dırlandı TDS 352 Halının yüzi çañcarıptır. agız görki diş).. HEA-9 Tevfiğin geniş yüzü daralmış. PSE 51-52 Amma sän oruç tutarkan başını yala hem yüzünü ika. yüzüŋe düşer. 68 . TNAS 38 Ar yüzden. duşman . TNAS 178 Göge tükürsen. çenesini älläyirdi. TNAS 63 Bahılıŋ yüzüni görme. mähir .

eksiksiz ve başarılı olarak yapıp bitirmek’. insanın kimliği niteliğinde olan ve bir insanı başka insandan en belirgin niteliğinde ayıran organ olduğu için metaforik kullanımı çok yaygındır: iki yüzlü. ‘vücut organı olarak yüz’ anlamından türemekte ve bu anlamın. 2. Yüz. *Yü:z şekli. yüz göstermek ‘ortaya çıkmak’. 2) ‘Yüzey’. anlama bağlı olanlar. Örneğin.3. ‘sebep’. ‘yüzey’ gibi anlamlar bulunmaktadır (EDT 983). Osmanlıcada ‘yüzsüzlük’. yüz değeri. Yakut ve Çuvaş Türkçelerindeki anlamlar. yüz akı ile çıkmak ‘bir işi kendi saygınlığını yitirmeden. yüz vermemek ‘ilgi. daha geniş anlam yelpazesine sahiptir. Anlam Olayları Bakımından *yü:z Tarihi ve modern Türk lehçelerinde bu sözün şu anlamları karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 206): 1) ‘Dış görünüş’. yakınlık göstermemek.(Gag. 3) ‘Yön gösterme anlamları’. yüz çevirmek ‘gösterdiği ilgiyi kesmek’. suratsız. yüz akı. Kuzey-doğu grubu ve Çuvaş dışında tüm Türk Dil gruplarında rastlanmaktadır.) ‘karşı karşıya oturmak’ 69 . tüm tarihî ve modern Türk lehçelerinde olağan ses değişiklikleri ile karşımıza çıkmaktadır. Orta Uygur Türkçesinden başlayarak Kuzey-doğu grubu ve Çuvaş Türkçesi dışında her dilde vardır. Bazı modern lehçelerde yüz. önemsememek’. Orta Uygur Türkçesinden başlayarak Kuzey-doğu grubu ve Çuvaş Türkçesi dışında her dilde vardır. yüz yüze otur. diğer anlamlarından daha arkaik olduğunu göstermektedir (Tenişev 1997: 206).

burun. Meronim Olarak *yü:z Anatomik açıdan baktığımızda *yü:z. *bäŋiz. ağız. *çäŋä.*çäŋä. göz. *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. Diğer yandan meronimlerin geçişliliği de göz önüne alındığında nesne : parça ilşkisi açısından *yü:z : göz : kirpik gibi bir holonim – meronim hiyerarşisi görülür. surat’ olduğu anlaşılmaktadır. ağız. *eŋek. *erin sözleri *yü:z sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. burun. Benzer şekilde *yü:z : ağız : *du:dak. *eiŋ. *ka:ş. *ka:m/pak. *erin şeklinde bir sıralama da mümkündür. *göz. *yayŋak. ‘birinin görülegelen veya umulan hoşgörürlüğüne güvenilerek gösterilen cüret’. *ka:ş. *eiŋ. taraf’. *kirpik. *bät.*aburt. çehre. Bu terimler içerisinde *a:lın. 4. burun. ağız. *bäŋiz. yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm. göz. ‘bir şeyin görünen bölümünde kullanılan kumaş’. *yayŋak. *kirpik. alın. *çäŋä. ‘bir yapının dışa bakan düşey yüzeylerinin her biri’. *ka:m/pak. sima. *yü:z sözünün meronimileri arasında şu organları sayabiliriz: *a:lın. *ka:ş. ‘nedeniyle’. ‘yorgana ve yastığa geçirilen kılıf’. *eŋek. ağız. *kirpik. ‘bir kumaşın dikiş sırasında dışa getirilen gösterişli bölümü’. ‘utanma’ anlamları metaforik anlamlardır. *du:dak.*Yü:z kelimesinin temel anlamının ‘başta. ‘kesici araçlarda ağız’. NESNE : PARÇA *yü:z : göz. ‘yan. *du:dak. *teri sözleri. *balç sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. burun. *çäŋä. Yüzün anatomik anlamı dışında çok sayıda anlamı bulunmaktadır: ‘yüzey’. *erin 70 .*aburt sözleri *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. *erin. *du:dak. *bät.

Karakalpak bet ‘yüz. *bät (Tenişev 1997: 207).2. yanak.: xv. gurur. taraf. bät-bäniz ‘yüz rengi’ (ADĐL I 258). gurur. bet ‘yüz’ (EDT 296b). Güney-Doğu: Özb. Kaz. Tuva beti ‘bu taraf (hitap)’. *aburt 2. *eiŋ. *ka:m/pak. viii. gurur. yüzey. sayfa’. gurur. sayfa. Başk. *teri *balç : *yü:z *yü:z : *a:lın. Proto-Ogur *bät. yy. taraf. 119 v 19). gurur.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Azb. yanak. Doğu Tü. *bäŋiz. Çuvaş: pit ‘yüz. yokuş’. gibi’. sayfa. *bät Proto-Tü. bit ‘yüz. yy.6.1. sayfa’. sayfa’. *yayŋak. *eŋek. sayfa. bet ‘yüz’ (TT VII 41). yön’. yüz. Modern Tü. Yakut beteh ‘buraya. . Karaçay-Malkar bet ‘yüz. yanak. Nogay bet ‘yüz. Bud. bet ‘yüz. Moğol *metü ‘sanki. bet ‘yüz’ (EDT 296b). bet beniz ‘yüz rengi’ (TS 2009: 252). yüzey. Altay dilleri sözlüğünde bu karşılaştırma korunmuş ve genişletilmiştir: Proto-Türkçe *bät. sayfa’. taraf. hayvan yüzü. SUyg. yanak. Tat. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bet ‘yüz. yanak. bu tarafta’. Türkçedeki şekli Kalmık met. gurur. hayvan yüzü’. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bet ‘yüz’. taraf. Orta-Moğ. *çäŋä.NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *yü:z : *bät. yokuş’. *bät Etimolojik Değerlendirmesi Ramstedt. bet ‘yüz’ (EDT 296b). taraf. metü ‘sanki. 1. yakın. möt ‘sanki’ kelimeleri ile karşılaştırmaktadır (KWb 262). KökTü. bet ‘yüz. bit ‘yüz. sayfa’. gurur. Proto-Oguz *bät. sayfa. Kırg bet ‘yanak. yanak.Tü. gurur. ön taraf’ (Tenişev 1997: 207). bet ‘yüz ve yanak’ (Sngl. taraf’. bet ‘yüz. bät ‘yüz. sayfa’. taraf. benzeyen’.ç. 71 .

Bu sözün Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde beniz sözü ile ikileme şeklinde kullanımı yaygındır. dişine bakma). Bu durumda yüz sözü için kullanıldığı taktirde bütünü ifade etmek için parça kullanılmış olacağından bir metonim türü olan sinekdoka ortaya çıkmış olur.. ADĐL I 258 Üçgünlük däniz säfäri çohu gämiyä minmämiş äsgärdä bät-bäniz goymamışdı. gözler yine cin gibi. ‘taraf. Eli ayağı titrmeeye başladı. bĆtĆr ‘benzeyen. Ancak Kuzeybatı Türk Lehçelerinde kısmen *bät sözünün ‘hayvan 72 . balmumu sarısı gibi. Bu sözün ‘gurur. HEA-6 Ya bu sefer gerçekten ölüyorsa. O birilärindä dä bät-bäniz galmadı. ‘hayvan yüzü’ ve ayrıca ‘gurur’ ve ‘sayfa’.. Müşterim bu sesi duyunca arabayı durdurdu. haykırıyordu.. Büyücek pembe dudaklardan gizli bir sıtma beti gibi atan bir ses. sayfa. bät-bänizdän olub özünü itirdi. Beg berse. Bu sözün Türkiye Türkçesindeki temel anlamı ‘yüz rengi’dir. Anlam Olayları Bakımından *bät *bät sözü temelde insan için kullanılan bir sözdür. ince bir kız çocuğu yüzü. TS 252 Baksana. o bet bereket nereye kaybolmuş? TS 252 .Kalmık met. TNAS 75 Beg berse..... yön’ anlamındaki kullanımları modern Oğuz lehçelerinde yoktur. beti benzi kül kesildi. ADĐL I 258 Şiddätli ildırımdan Günäş bağırdı. gibi’. Beti benzi kalmadı. Ancak bu sözün Türkiye Türkçesi dışındaki diğer Türk lehçelerinde ‘insan yüzü. 2. ADĐL I 258 Yoldaşım bunların säsini eşitcäk. möt ‘sanki’ (KWb 262). betine (yüzüne) bakma (Beryän adamıŋ betine garamazlar.... HEA-9 Đki beyaz mum alevi arasında. Buryat bĆtĆ. beyaz örtüsünün çerçevesinde uzun. Bu anlamlar benzetme temeline dayalı metaforik anlamlardır. sanki’ (Tenişev 1997: 207-208). *bät Kullanım Alanı TS 252 Ucuzluklarına hayret etiiğimiz her çeşit staıcılar. Bal rengi gözlerinin içinde yeşil ışıltılar. yanak’ anlamının yanı sıra. yön’ anlamında da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sözün metaforik yan anlamlar kazanarak çok anlamlı duruma geldiği söylenebilir. taraf. Beti benzi uçmuş. mĆtĆ ‘sanki. 3.

Kaz. beŋiz ‘renk. yy. *balç sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. IV 94). *eŋek. meŋze. yüz’ (TTS I: 508). çehre. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *yü:z : *bät ‘yüz rengi’. – xix. beñiz (DK II: 43). beŋ(i)z (EM: 114). benze. yy. Gag. Güney-Doğu: YUyg. Yüz 2. Trkm. Meronim Olarak *bät Anatomik açıdan baktığımızda *bät sözü ‘yüz’ anlamıyla. beŋiz ‘dış görünüşü’ (TTS II 128. beŋze. Yüz 2. *ka:m/pak. Batı Tü. keşbi’ (TDS 438). *yayŋak. Kuzeybatı (Kıpçak): Karay.‘benzemek’. meŋiz ‘adamın yüzü. beŋz ‘yüz. Krh. yüz görünüşü. yy. ‘yüz’ anlamındaki *bät sözünün *a:lın. benze.: xv. Yüz rengi’ (TS 267).6. 321 v8). EKıp. Doğu Tü. xiii. mejiz ‘yüz’ (CCum). 2. meŋiz ‘yüz rengi’ (DLT . *bäŋiz Proto-Tü. bänzä.‘benzemek’. 4. *teri *balç : *bät ‘yüz’ *bät ‘yüz’ : *a:lın. meŋiz ‘ten. Azb. *eiŋ.: xi. *bäŋiz (Tenişev 1997: 208). dış görünüşü’. *bäŋiz. sıfat’ (ADĐL I 248). Proto-Oguz *bäŋiz. Renk 2. xiii-xiv. xv. bäniz ‘yüz rengi’. yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. KB). beŋiz (MŞ: 10).‘benzemek’. bäniz ‘yüz. *eŋek.3.‘benzemek’. *yü:z teriminin ise ‘insan yüzü’ anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür. 73 . beniz ‘1. benza-. yüz’. beniz ‘1. xiv.‘benzemek’. mäŋiz ‘yanak. *ka:m/pak. *yayŋak meronimleri alan : mekân ilişkisini göstermektedir. ten’. Yüz rengi’ (GS: 80). Modern Tü. dış görünüşü’ (Sngl 150 r25.1. *eiŋ. Çehre. III 83. Đslami ç.yüzü’. Proto-Ogur *bäŋiz. yy. *bät ‘yüz rengi’ anlamında *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir. beñiz ‘1. yy.

Tenişev. *men-dü ‘güçlü. SFA-1 Yüzü değişti. beti benzi kül kesildi. haykırıyordu. Uçuk sarı benzi hafifçe kızardı. Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas mi:s ‘yüz’. Moğ. Eli ayağı titrmeeye başladı..‘benzemek’.. kuvvetli. min ‘yanak kırmızılığı’ (Tenişev 1997: 208) 1. sağlam’. HEA-5 Neriman bile bu benzi tamamen ihata eden şeyi sezdi. gözleri ateş gibi parlamaya başladı TS 267 Necdet'in benzi atıyor. kesik kesik soluyordu TS 267 Yirmi dört saat evvel Allah'tan ziyade Abdülhamit'ten korkan kâtiplerin henüz benizlerine kan gelmemişti TS 267 O böyle söylerken yanında bulunanların benzi sararırdı TS 267 . yüzey tarafı’.meŋzew ‘uygun görmek’. TTS I: 508 Yüzüñ beñzi kalmadı her-demleyin Gülef big’ idi oldu çiğdemleyin TTS I: 508 Senin aşkın ile oynar denizler Senin havfinde zer olur beñizler TTS I: 508 Gökte güneşin beñzi soldu TTS I: 508 El-imtikaè: Levn mütegayyir olmak mânasınadır ki beñiz geçmek tâbir olunur TS 267 Benzi limon gibi sararmaya. bu görüşe katılmayarak *bäŋiz teriminin Altay dillerinden tespit ettiği şu paralel kullanımlara işaret etmiştir: Proto-Türkçe beŋi-z. Kore möm ‘kendi. Çuvaş: *pan>*baŋ ‘yüz. 74 . öz’ (1997: 208-209). Japon *mu-i ‘vücut. 2. vücut’. Beti benzi kalmadı. *bäŋiz Kullanım Alanı MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler ŋ MŞ 10 ãovuú havÀ bedeni diŋredür ve hazmı eyü be beŋzi úızıl eyler ŋ MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek ŋ MŞ 13 uyúusu yavuzdur beŋzi ãarardur ùalaāı büyidür ŋ MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ŋ ve gevde alaca olmaú. Karakalpak megze. bu sözün *beŋ kelimesinden türediğini iddia etmektedir. *bäŋiz Etimolojik Değerlendirmesi Radloff. TS 267 Baksana. Müşterim bu sesi duyunca arabayı durdurdu. yanak.

NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *yü:z : *bäŋiz ‘yüz rengi’. Bu durumda bu iki sözün bu lehçelerde eş anlamlı hale gelmiş olduğunu söylemek mümkündür. geniş vä gırmızı bänizindän gäzäb alovları garsırdı TDS 438 Munuñ boşlundan bir zat añlan Baharıñ meñzi gızardı TDS 438 Gızga hata göz gezdirip başlandan. Ancak doğrudan ‘yüz’ anlamında kullanıldığında alan : mekân ilişkisi sergiler.../ meñze- 4. *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren bir meronimidir. Anlam Olayları Bakımından *bäŋiz Tenişev’e göre.. balmumu sarısı gibi. Türk lehçelerinde görülen ‘dış görünüş’ > ‘yüz rengi’ şeklindeki eğilim bir anlam kaymasına işaret etmektedir (1997: 208). *eiŋ.. Azerbaycan ve Türkiye Türkçelerinde *bät ve *bäŋiz sözleri ikileme şeklinde kullanılmaktadır. *teri *balç : *bäŋiz *bäŋiz ‘yüz’ : *a:lın. Gül meñzi saralan arap cenanı 3. hindi zenanı. 75 . ‘yüz rengi’. Beti benzi uçmuş.HEA-6 Ya bu sefer gerçekten ölüyorsa. 5./ menze. *bät. *ka:m/pak. gözün görkez. gözler yine cin gibi. *yayŋak. Meronim Olarak *bäŋiz *Bäŋiz sözü ‘yüz rengi’ anlamında. *eŋek.. ADĐL I 249 uşağın azarlı ve benizi solgun idi..1 *bäŋiz’den Fiiller • benze. ADĐL I 249 zä’färan täk bänzimi döndärdi ol birähm yar ADIL I 249 Toğrulunun gara vä böyükçä közläri yıldırımlar çahır. Orayanı meñzi soldı desense TDS 438 Galkın. *bäŋiz Sözünün Türevleri 3.

enüç ‘göze inen perde’ (DLT I: 52)..: Güney-Batı (Oğuz): TTü. – xix. xiv. Nazar 10. yy. köz (TT III vd. Tarihsel ve modern Türk dilinde GÖZ kavramını karşılayan sözcükler bir tek ProtoTürkçe *görs > göz sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Bölüm. -Ant.: xv. körürmen közin (KB 926). Çekmece 8.2. 29). ginci ‘gözbebeği’ (Kadıçiftliği -Ist. göz ‘1. yy. Suyun topraktan kaynadığı yer. Harezm ç.). yy. közi karam ‘kara gözlüm’ (M II 9. *görs > *göz Proto-Tü. Man. yy.: xi. köz (EUTS: 119). köz ‘göz’ (DLT IV: 369). MKıp. bakanak ‘göz. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖZ ‘göz’ Lat. taraf 2. göz bebeği’ Bakanağın çıksın! (-Isp. xiv.Tü. KökTü. köz ‘göz. göz (EM: 135). yy. Uç. yy. ilgi. Bazı deyimlerde. Proto-Oguz *göz. Hisarcık *Yayladağı. boşluk 7. köz (NF III: 264). Đslami ç. göz (Sngl. Delik. *görs (Tenişev 1997: 209). nazar’ (KE II: 394). karak ‘göz bebeği’ (DLT I: 382). Modern Tü.. gagal ‘göz bebeği’ Gözümün gagalısın (*Şavşat -Ar. Krh. kaynak 6. gile ‘göz bebeği’ (*Erciş -Vn. oculus Đng.. viii. Bu organ adının 2. -To. köz (KĐ 81).ç. görme ve bakma 3. Sevgi. yy. Görme organı 2.ç. -Nğ.19). körür közim körmäztäg ‘gözüm görmez gibi’ (THO 158). xv.) (DS VI: 2076). xiv. kapak ‘göz kapağı’ (DLT I: 382). görüş 5. hane 13. Göz’ (TTS III 1807). xiii. göz (CH I: 155). Batı Tü.Tü. Ağacın tomurcuk veren yerlerinden her biri 12. gozböbeği 76 . Proto-Ogur *gör. Bakış. Doğu Tü. Bud.. 306r.7.1. eye.) (DS VI: 2079). gönül bağlantısı 11.) (DS VI: 1892). yy.1. Terazi kefesi 9. göz ‘1.) (DS II: 491). Bazı yaraların uç bölümü’ (TS 890). *Antakya -Hat.1. karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Oda 4.7. göz (DK II: 127). göz (YTS: 99). göz (MŞ: 10).

Küçük pencere.nazarımda (nazarında). Kumuk göz. Pencerenin gözü 3. göz ‘1. Her hangi bir şeyde hurda delik deşik. Đğne gözü 4. kalmuk ‘göz kapağı’ Gözlerimin kalmuğu şişti (Kayadibi -Gr. Đnsan ve heyvanda görme organı 2. Kaz. garak ‘göz’ (TDS 146). 11. Ağacın dalının çıktığı yer 3. Başk.) (DS XI: 4104).) (DS VI: 2113). 10. Kırg köz.. Sıra sayıları ile birlikte evde.) (DS IX: 3252).. çeşmenin gözü 6. Eski Türkçede kör. görme 3. Özb. 9. 7. Karakalpak köz. göz ‘1. kumbak ‘göz çukuru’ (*Biga -Çkl. Nogay köz. kaynak. pencerenin gözü 7.) (DS VIII: 2608). Ant. kuz. nini. Görme gabiliyyäti. GüneyDoğu: YUyg. göz’ (GS: 116). 12. kefelerinin her biri. son sesin değişmesi durumunun genel Çuvaş ve diğer Türk lehçelerinde ses yapısına uygun olduğu ve sözün.) (DS IX: 3242). Trkm. şah ‘gözbebeği’ (-Sv.) (DS IX: 3303). oynuk ‘göz çukuru’ (Aslıhantepeciği -Ba. Çuvaş: kus (Tenişev 1997: 209) 1. 13. Ambardaki bölüm. menzilde kaç oda ya da pencere olduğunu gösterir.‘gözbebeği’ (Tekeler *Silifke -Đç. vide ‘göz’ (*Saftanbolu -Zn. Azb. Görme organı 2. kez. köz. Nezaret. küδ. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay köz. 8. Tuva kös. şişin irin akan yeri.fillinden -s isim yapım eki ile 77 . Ambarın gözü’ (TDS: 188). *göz Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Gag. Köprünün bir parçası’ (ADĐL III: 174). bakım 5. -Đç. Suyun çıktığı yer. Tüfekte lülenin her biri. göz (RLT: 70). Soyun çıkan yeri. Kısımlara ayrılmış bir şeyin ayrı-ayrı bölmeleri. nazlıkara ‘gözbebeği’ (Karahıdır -Krk. küz. ninni ‘gözbebeği’ (-Kn. koz. 14. Kapı gözü 4. göz ‘göz’ (ATS: 554).) (DS VIII: 2632). köz.) (DS X: 3733). menba. kapçık ‘göz kapağı’ (*Pınarbaşı -Ky. Tüpenin ok salınan eri bilen birlikde nili 5. Terazi. Gözümde (gözünde) şeklinde . Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. 6. göz ‘1. bebenek ‘gözbebeği’ (RLT: 217). Yaranın. Göz 2. benim fikrimce (onun fikrince) 4. -Đç.) (DS VIII: 2999). Alev anlamında. SUyg. bana göre (ona göre). köz..

oluşturulduğunun düşünülebileceğini belirtmiştir (1997: 210). TTS III 1811 Karındaşlık şefkati depreşti eyitti: Karındaşım benim için gözden çıktı bâri sevâhile ileteyim.. Türk lehçelerinde GÖZ için birincil bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. bâşed ki melike duasıyla gözleri rûşence ola deyip. göz kırpıncaya dek yerleşti. kimsenin kapımı çalınmasını istemiyorum. Bu terim. bu pınarın gözlerine taş tıkamak değil de ne olurdu? TS 890 Köprünün gözleri karış karış kazılmıştır TS 890 Đnsanı gözle yiyip bitirirler SFA-1 Başıyla beraber eli de ayni zamanda paketti yeniden hissedince yüzünden birdenbire uçup giden doğuştan gülüş de yerine. yüreğimden pek çok feryat gelirken(?)’ THO 158 bäglärım budunım közi qaşı yablak boldaçy tip sakındım ‘beylerimin ve halkımın gözleri kaşları bozulacak deyip üzüldüm’. Doerfer. ätida(?) köŋültä sığıt kälsär ‘gözlerimde yaş akarken. THO 198 közin körmädük kulkakın äsidmädük ‘gözüyle görmediği. kulağıyla işitmediği’ DLT I 55 agız yese köz uyadhur ‘ağız yese göz utanır’ EM 135 ve gözler ve yaŋaúlar úızıl olmaú MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 37 turpuŋ ãuyı göze cilÀ vĆrür ve Àúreb ãoúdıāına müfìddür ve eydürler ki anuŋ ãuyı èaúrebi öldürür MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TTS III 1807 Đbrenin ucu mıknatısın şimâl gözü ile suvarılmıştır TTS III 1809 Lehhaz: Göz bucağı ve göz ucuyle bakan TTS III 1811 On ün kişi göz deliğine irdi. *göz sözünün Halaç Türkçesinde köz (Doerfer 1970: 24). sığdı.. fakat Sibirya Türk lehçelerinde *göz yerine yer yer ‘gözbebeği’ anlamında olan *karak terimi kullanıldığını görüyoruz. *göz Kullanım Alanı THO 158 körür közim körmäztäg ‘gözüm görmez gibi’ THO 158 közdä yaş kälsär. SFA-2 Gözüm kimseyi görmüyor. 2. 78 şeklinde tespit etmiştir . TS 890 Şu fakir mahallede bir göz evim olsaydı / Nasıl sevinç içinde çıkardım şu yokuşu TS 890 Asıl felaket bu pınara sırt çevirmek.

çılgın ibadet öpücüğü gönderdim. şişman. Yanakları kuruydu. senin bütün güüdän karanlık olur. HEA-5 Saffet. ki gözlerinlän görmesinler hem yüreklerinlän anlamasınlar.sert ve pürtük pürtük. solgun mavi gözleri. sesini yükseltiyor. PSE 84 Onların gözlerini körledi hem onların yüreklerini katılattı. PSE 66 Đisus sa gözlerini yukarı kaldırıp dedi: Ey Buba! şükür sana ederim. siyah birer kaynar su membaı gibiydi. HEA-7 Gözlerim sandala hafif hafif vurup oynaşan su dalgalarına. PSE 91 Hem gelin genä onları uykuda boldu. HEA-6 Efendimize diyarımızın balından armağan getirdik. gözlerimi yaladı. gözleri arayıcı birer ışık gibi Dedenin yüzünde dolaşıyordu.hep iş görmekten olacak . siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda. elleri . Nereye bakıyordu. onun ses ilâhını saklamış kamelya yüzüne ruhumdan. HEA-3 Đkisi ikişer. ayakta durduğum için. hasta gözlerle annelerinin ayakları üzerinde bakınıyorlardı. HEA-2 Fakat o katı elleri ile benim pomat kokan yüzüklü elimi öyle bir sıktı ki. PSE 138 Zerä benim gözlerim gördülär Senin kurtuluşlunu. sesinin son perdesiyle renkli.SFA-2 Osman ağanın mavi gözlerine güneş ışığı gibi bir ışık gönderiyordu. gerilmeden mil yonlarca yaşa girmişti. Siyah gözleri. birdenbire boş ve karanlık bir şeye çarparken gözlerimi kaldırdım. Đtina ile yolunan siyah kaşlar iki ince hilâl gibi. PSE 20 Ozaman sorarlardı onu: nicä gözlerin açıldılar. HEA-3 Yüzü buruşmadan. hiç bir duruşunu gözden kaçırmıyordum. O. HEA-8 Onun. HEA-9 Piyanist ellerini sallayarak konuşuyor. HEA-1 Orta boylu. korkak ihtirazı izale eden şey amcamın bütün gözlerini aydınlatan tebessümü oldu ve hemen onun müşfik kalbinde kendime bir yer yaptığımı duydum. tıpkı birer maymun yavrusu halini almış. 79 . PSE 142 Onlar da gözlerini kaldrdıklarında. göz kamaştırıcı ışıklarla yıkadığı sersemlemiş ruhlarımız. HEA-8 Ben Macide'nin arkasında. Fakat bu siyah yaşlar ortasında Aydın vardı. esmer ve elma yanaklı. Lütfen efendimin gözünde rağbet bulsun. zerä işittin Beni. PSE 25 Eer senin gözün fenaysa. zerä gözleri aırlaşmıştı. cevap verip dedi ki. üçer yaşında. çapaklı. renksiz dudakları ile katiyyen senin sevebileceğin bir kız değil. ki onu tanımadılar. güzel vücuduyla. kara gözleri pırıl pırıl. fakat bir şey olmamış gibi hareket ediyordu. HEA-9 Đri kestane renginde gözlerine bir çocuk bakışı vermek için bir düziye göz kapaklarını yukarı kaldırıyor. Penbe yüzündeki buruşukları sayayım derken kahveci çayları getirdi. ister istemez bu vilâyetli yeğenin yüzüne gözlerimi açarak bakmağa mecbur oldum. PSE 18 Ştä sizä derim ki: gözlerinizi kaldırınız hem tarlalara bakınız. HEA-5 En evvel kalbimdeki soğuk. fakat gözleri tamamıyle siyah yaştı. HEA-7 Gözleri yaşla dolu olduğu halde boynuma atılarak alnımdan öptü. PSE 5 Ozaman onların gözleri açıldılar hem onlar onu tandılar. daldı. HEA-4 Yüzü gözü tanınmayacak halde idi. bilmiyorlardı. PSE 4 Ama onların gözler tutulmuştular. kimseyi görmediler Đisusdan başka.. idi. bir adam denilen Đisus çamur yaptı. SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı.

mavi gözlü ataman Gandi UK 177 Lanka da sevdalı baktı oglanın dooru gözlerne UK 179 çökerek dizce ikonanın önünde çeketti Länka duvasını yaşları gözlerinde UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar.ıdı] [dε:F] Y GTA 188 [tO. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. gülümseyräk UK 76 ama gözleri yaş yerdä UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 169 güzel tenni. gözlerne. kıvırcık kalpaklar başlarında. gözleri gülümsek UK 240 gözleri yanarak UK 247 Tatar büyük gözlerlen bakarak aaç-aaç yedi UK 258 Zananın sa ardına hep gözledärdı UK 262 şafk ürer Todurun gözlerne UK 268 çocuk baker kızın gözlerne. aazlan hem boynuzculan. yüzük. yaşlarna. başlar. küpe. parmaklarnı donaderlar. yakardı kara saçlarınnan UK 125 yaşlar dolu gözlerindä UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne. dudaklarna GTA 130 [bεn dU:»dum bεSÔøz»dε] ε » ε GTA 136 [kαRα»Ôøz88 kαRαÔøz88 kαRαjα. blezik UK 169 uzun saçları omuzlarında.PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. yakardı kara saçlarınnan UK 108 gözel gözlerni UK 108 gözlerini tırmalasın UK 81 angısı çıkardı mavi gözlerinnän.bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 184 baker Hoborun gözüne UK 187 te burada duracan da göz ayırtmaycan hanumdan UK 199 Lanka açıldı gözleri birden UK 202 yaşlan doldu gözleri UK 205 keskinnetmiş mavi gözlerni. sıkmış al dudaklarnı UK 215 yumardı gözlerni UK 233 başında saçlar kısa. yanak omuzları kızıl. dudaklarna.salt göz hem ürek UK 52 bu gözler ama bana uymaz UK 53 büüldüp kıynaşça gözlerini UK 54 salt ellär sansın oyneerlar. bıyıklar uzun. saçlar . beyaz tenni. gözler. kafası uuldadı bir çirkin boran gibi UK 40 çemrek hem açık göz UK 41 başka kerä dä täze mayızlan yapıştırdım gözlerni UK 50 han .ïz8 ınsεn»nε:] α α GTA 148 [dα bıF Ôø»zY »jç] [bıFÔ»øz…αktU:] Y Ô … U GTA 149 [»de:Rım jε bU…dU»lε: tRα»hçm Ôøzlε:m»dε dε URdU»łα: Ôe»Rï] ε » ε GTA 176 [»nα:nï Ôø»zYm Ôø»Ry:sε.. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. UK 25 düzülü gözlärlän. gözleri mavi UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. nice kuzu kafası UK 25 o göz kayarsa UK 37 türlü şafklar şıladılar göz ardlarında.ı»lε bıF cY»tSYc bıF Ôøz»dZa:z] » Z GTA 236 [αmε be»nım vαF bıF Ôø»zYm tepεm»dε] Y 80 . yanaklarna UK 144 kula saçlı.

comart iyer. TNAS 39 Asıl töre sözüŋe gözler. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi ADĐL III: 72 gızarmış yanagları. TNAS 20 Agız iyer . TNAS 42 At ahsar ayagını gözler.it yalagından. ÊrÊbi burnu. TNAS 47 At münen alısı gözler. ağır zähmetden soŋ. TNAS 46 At aylıgını gorar. TNAS 42 Atalar sözi . TNAS 14 Açılan ten (etek) yapılar. mähir . TNAS 12 Aç göze ukı gelmez. iri gözlÊrinin süzgün baòışı ona Ê mÊlahÊt verirdi ADĐL III 174 Göz var görmek üçün. aç göze az görner. gözüni mavı asmanda dikip pikir edyärdi. barışınıng adı bir. TNAS 12 Aç göz iyemez.aşım gözümde . birisinden borıya. TDS 146 Kör ol! Garagıŋ çıksın! TNAS 12 Aç göz ayt (gurbanlık) bayramında öler. TDS 146 Bermeseñ-de çıkararıs garagŋı.yaşım. durmaz burnı nätse bolar. Birisinden gant alarlar.göz utanar. düye menzilini). özgä-de berer. uzun kirpikleri. gözlÊrimÊ garanlıg çökür Ê Ê ADĐL I: 539 [Telli] sol bileyini gözlÊrinin üstünÊ goymuş. Humar-humar bahmag göz gaydasıdır. ÊşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. TNAS 53 Ayal gözü bilin eşider. gulagı bilin görer. gazar gözden görüner. göreniŋ gözünden gitmez. TNAS 35 Arafat dagına çıkanda her kim öz köwmunı gözler. TNAS 31 Alnındakını altı äy gözler. Birin başıng agırıdır. gözi doymaz.GTA 236 [ç Ôelın»nεF O.sizde. TNAS 28 Akıl . özgä-de bermez. eliŋi çek. TDS 188 Gözüŋ agırsa. TDS 188 Đŋŋäniŋ gözi dövlüpdir. TNAS 25 Akmak pälinden mırat gözler. gözler onun daş-gaşı ADĐL I: 212 başımdan ağrı gopur.gözde. TNAS 16 Adamınıŋ aslı birdir. TNAS 20 Agız . içiŋ agırsa – damagıŋı TDS 188 Gözüŋ şar şekilli alma meŋzeş forması bar. TNAS 38 Ar yüzden. biri gözde totıya. TDS 188 Ol ıssı günden. yeŋŋemiŋ sowuk sözi. bir-birinden parhıya. düye-yıllıgını (at basjak yerini gözler. TNAS 44 Ataŋ yüki azıg bolsa-da. TNAS 21 Agzımda . alagan töre yüzüŋe gözler. Suw içinde gammış köpdür. 81 . hamısından Ê artıg gözÊl balca ağzı. segparaz . bütün golu açıgda Ê galmışdı ADĐL II: 127 gara saçları. düye bozlar köşegini gözler. garınja gözün oyar. TNAS 12 Aç gözüŋ garnı doysa-da.gözi yumsa bolar.ı»lε kçR»cε:R…α: αnı hıtSsα»ba:dαnα Ôøzlε:»nï »kïpmε:Rlε: ε» hεp ıS jα»pε:R…αF] GTA 236 [ç»nUn vαF Ôø»zY tepεsın»dε dε ç Ôø»Rε:F »hepsïnï] Y GTA 249 [jα»sï jα»sï la:Ìje»dε:RdılεF][kαRα»ÔøÌY »bıRαz] α ADĐL I: 212 baş bÊdÊnin tacıdır.akılıŋ gözi. TNAS 43 Ata malına göz diken nowasız galar. TNAS 37 Arslan güy jünden düşse (gaçsa). TNAS 18 Agamıŋ ala gözi.

TNAS 84 Bir gözümde yuwaz aylansın. TNAS 98 Çemçe bilen aş berip.gözümiŋ köki. gözi gırda. hatınıŋ gözi . TNAS 64 Balıgıŋ özi suwda bolsa-da. TNAS 135 Elimin eti . gulan yaş. TNAS 383 Yüz-yüze düşer. TNAS 184 Gulak eşidenin göz görmesin. TNAS 67 Başa gelenini göz görer. göz gören başa gelmesin. köŋlüne bol.süŋk agırısı.at. sapı bilen göz çıkarma.dilden. TNAS 128 Düye gırda bolsa-da. Bir gözüm dünyäni görsün. görk agızda. TNAS 183 Gözüŋ agırsa . TNAS 119 Doŋuz gözi yıldız görmez.göz döner. gözüŋ agırsa eliŋi çek.gaş / (Dil goragı diş.göze. yüz döner. TNAS 84 Bir gözi aya bakar. beyleki göz gülmez. gulan ölse.başa gelmesin. megerem göz bolmasa. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek. TNAS 84 Bir göz aglasa.eliŋi çek. TNAS 183 Gözyaş .altında. TNAS 179 Görk yüzden. başa bela . işiŋ agırsa . TNAS 181 Göz bolmasa. TNAS 181 Göz agırısı . TNAS 73 Baytal ölse. TNAS 117 Dogrı gelen keyigiŋ iki gözünden başga aybı yok. bazara bar. bir gözi şetdalı kakar. aklı köŋül.et agırısı. göz terezi. TNAS 243 Körün gözi . mähir .iki eli. TNAS 181 Göze bela gülden geler. TNAS 81 Bir başa bir göz besdir. TNAS 113 Dile diş gala. gözi yerde. gulak özgäniŋki. TNAS 183 Göz yetmeze . mähir gözden.damagıŋı. TNAS 108 Deŋ etmän. TNAS 136 El mizan. 82 . düş etmez. TNAS 67 Başa gelen mala gelsin.TNAS 62 Bagt gözlesiŋ. TNAS 139 Erkeğin gözi hatında bolar. TNAS 121 Doyan mıhmanıŋ gözi yolda. TNAS 179 Görki göz biler. iki gözi kör uçrar. TNAS 84 Bir göz beyleki gözi görmez. pıyada gözi bilen . TNAS 334 Utanç gözde. göz bilen gaşıŋ arasında. TNAS 121 Dostuŋ gözünde bolandan. TNAS 124 Durna gırda-da bolsa. gözi şorda bolarmış. TNAS 75 Bela basan yteriŋde. TNAS 147 Är gezse gözi açılar. TNAS 78 Bialaç ölüm yok. TNAS 183 Göz yaraşıgı gaş.söz yeter. TNAS 103 Dalnan (göwni yyetmeyän) dal uçrar. göze . Diş aşırısı . TNAS 183 Göz özüŋki. gözüŋ yaş. TNAS 381 Yüz bolmasa . ayal gezse-yüzi. göz etmän. gaş etmez. göz goragı gaş). göz gören .gama yoldaş. Agız yaraşıgı diş. TNAS 124 Dul gözi bilen heley (ayal) alma.

Far. Özel bir metafor olarak incelenebilir.1 *göz’den Đsimler • göz yaşı PSE 162 Amma bu ayaklarımı gözyaşlarınlan isladı hem başının saçlarınlan sildi. hem ‘göz’. Đran kültür bölgelerinde rastlanmaktadır: Tajik çaşma. TNAS 183 Gözyaş . özellikle delik veya açık’ anlamında da kullanılmaktadır: iğnenin gözü. Clauson’a göre bu olgu. çaşm. Bu anlam. ‘büyük bir nesne üzerinde küçük bir detay. ‘kaynak. boşluk’. 83 . ‘ağacın tomurcuk veren yerleri’. boşluk’. Farsça metaforik kullanımın da aynı zamanda Arapçanın etkisiyle meydana gelmiş ihtimali olduğundan söz etmektedir (1997: 210). Tüm Türk lehçelerinde *göz sözü ‘görme’ ve ‘bakış’ soyut anlamlarında kullanılmaktadır. Anlam Olayları Bakımından *göz Tarihi ve modern Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 209-210): 1) ‘Görme. Tenişev. Metafor yoluyla *göz. ‘Suyun topraktan kaynadığı yer’.gama yoldaş. Arapçanın al-'ayn kelimesinin bire bir tercümesinden kaynaklanmaktadır. 4. 2) ‘Delik.3. 3) ‘Kaynak’. hane’ anlamları da temel anlam ile bağlantılı metaforik anlamlardır. bakış’. ‘bölüm’. ‘bölüm. hem de ‘kaynak’ anlamına gelmektedir. *göz Sözünün Türevleri 3. ‘çekmece’. ‘delik. Arapça al-'ayn. Birçok Türk lehçesinde göz kelimesi. çeşme’ anlamında kullanılmaktadır. ‘kaynak’.

açıkgözlü. görme. göz açamamak ‘yoğun işler yüzünden bir şeyle ilgilenme imkanı bulamamak’. göz kulak olmak ‘gözetmek. umudunu kesmek. pencerenin gözü ‘pencerenin bölümlerinden biri’. Göz sözünün meronimileri arasında incelediğimiz organlardan *ka:m/pak. *karak ‘göz bebeği’ 84 . umutsuzluğa düşmek’. hoş görmek. göz kuyruğuyla bakmak ‘göz ucuyla bakmak’. enerji dolu’. bakmak. göz yummak ‘kusurları görmemezlikten gelmek. bilmek veya dikkat çekmek amacıyla hafif kısık gözle incelemek. … Benzer deyimler Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde de vardır.Türkiye Türkçesinde ‘görme ve bakma’ ile ilgili bir çok metaforik deyime rastlanır (TS: 882-890): göz kulak olmak ‘dikkat etmek’. işitme yoluyla bilgi edinmeye çalışmak’. *kirpik sözleri de yine nesne : parça ilişkisini gösterirler. Bu nedenle *karak sözünün de göz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. Meronim Olarak *göz *Göz sözü. bakmak’. göze girmek ‘davranış ve yetenekleriyle ilgi ve önem kazanmak’. bağışlamak. 5. NESNE : PARÇA *balç : göz *yü:z : göz göz : *ka:m/pak ‘göz kapağı’. Gagauz Türkçesinde de göz ile ilgili metaforik deyimler oldukça fazladır: gözleri yaneer ‘canlı. kirpik. göz açıp kapayıncaya kadar ‘çok kısa bir zamanda’. Taradığımız metinlerde rastladığımız karak / garak sözü ‘göz bebeği’ni ifade eden bir sözdür. pınarın gözü. korumak. *balç ve *yü:z sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. çekmecenin gözü. göz sürmek ‘iyice tanımak.

ön oda ‘gözde saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluk’ (TS: 1733). katılgan dokudan oluşmuş. gözyaşı bezeleri ‘gözyaşı ve göz kapağında bulunan bezler’ (TS: 894).) ‘gözbebeği’. kornea’ (TS: 1921) ifadeleri de göz sözünün meronimleridir.Göz karartısı (Gag. saydam tabaka ‘gözün ön bölümünde bulunan. göz akı ‘göz yuvarının dışını saran. 893). 85 . dayanıklı beyaz çeper. gözyaşı bezleri. göz merceği ‘gözün ön tarafında bulunan ve dışarıdaki cisimlerin görüntüsünün ağ tabaka üzerine düşmesini sağlayan mercek biçiminde saydam organ’ (TS: 893). göz yuvası ‘göz yuvarlarının içinde bulundukları kemik oyuklardan her biri. göz memesi ‘gözün iç açısındaki kırmızı çıkıntı’ (TS: 891. ışığı geçiren küresel zar. göz etçiği. göz yuvarı ‘kafatasında bir çukur içine yerleşmiş bulunan gözün yuvarlak bölümü’ (TS: 894). sert tabaka’ (TS: 890). gözevi’ (TS: 894).

çatmık ‘kaş’ (Ist. Batı Tü. bağ ve bahçelerde toprak yığarak yapılan sınır. Mücevherde. Đng.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kaş ‘kaş’ (GS: 259). yy. Sarp kayalık. Damın saçağı 4. yy. Modern Tü.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KAŞ ‘kaş’ Lat. 3. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KAŞ kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *ka:ş sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. yy. xiv. Ufuk 5. meŋ ‘kaş’ (KTS: 180). Đslami ç. – xix. bir şeyi ön çıkıntısı. set’ (TS 1228). Proto-Oguz *ka:ş. EKıp. Proto-Ogur *ka:ş. úaş ‘kaş’ (KTS: 130). *ka:ş (Tenişev 1997: 211). brow. kaş ‘gözün üstündeki kaş’ (DLT III: 152). Eyerin ve semerin önünde ve ardında olan yüksekliktir 2. bäglärım budunım közi qaşı yablak boldaçy tip sakındım ‘beylerimin ve halkımın gözleri kaşları bozulacak deyip üzüldüm’ (THO 158). dağ zinciri’ (ATS: 468). yy. dımız ‘kaşın üst köşesi’ (Gözlü. viii. KökTü. Yüzündeki kaş’ (TTS IV: 2327). úaş ‘kaş’ (TT X 48). úaş (KE II: 302). Azb. eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm. Bu organ adının karşılığı genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.) (DS III: 1092). (halk) Duvar. Dağın.: xi. Kavun ve karpuz dilimi 3. Yüzüğe takılan kıymetli taş. kaş (CH I: 158). Kemerli ve çıkıntılı şey veya yer 3. Saiteli -Kn. supercilium. Harezm ç. gaş ‘1.ç. Krh. tepenin ön 86 . Gag. kaş ‘1. uçurum 4. kaş ‘1.1. *ka:ş Proto-Tü.2.8. derenin. xv. xiii.8. yan tarafta ve ön taraftaki çıkık dik. Đnsanın gözleri üstünde uzanan tüylerden ibaret hat 2. Gözlerin üzerinde kemerli birer çizgi oluşturan kısa kıllar 2.1. āaş ‘kaş.) (DS IV: 1461). Eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm 5. yy. Bud. 2.Tü. 4.

çapkın bir ışık dolduruyordu kaşını gözünü. *ka:ş Etimolojik Değerlendirmesi Bu söz Eski Türkçe döneminden beri aynı şekliyle kullanılmaktadır. kaşlarının üstüne doğru sızıyordu TS 1228 Altın yüzük yaptırdım / Kaşı sensin sevdiğim TS 1228 Babam kaşları çatılmış. kas. Nogay kaş. koş. Gözün üstündeki kara tüy 2. Hakas has. Tat. kaş. Kaz. tepeden aşağı yeri’ (ADĐL I: 456). bu sözün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde vermiştir: Evenk gula ‘yöküş’. 87 . kaş. sakal’. gaş ‘1. Udmurt gula ‘kaya’. Kırg kaş. Şor ka:ş. Yakut ha:s. Karakalpak kaş. 2. *ka:ş sözünün Halaç Türkçesinde kaş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). Eyerin ön tarafında duran yüksek yeri’ (TDS: 158). Türkmen Türkçesinde ünlünün uzun olması dikkat çekicidir. Başk. Zeki. *ka:ş Kullanım Alanı THO 158 bäglärım budunım közi qaşı yablak boldaçy tip sakındım ‘beylerimin ve halkımın gözleri kaşları bozulacak deyip üzüldüm’. gaş (RLT: 28). başını sallayarak izliyor bizi SFA-1 Yüzü birdenbire değişiverdi. Tofa haş. Çuvaş: huş (Tenişev 1997: 212) 1. ev gördün kaşan TTS IV 2329 Haramdır yemek ol kişinin aşın Ki sofra bigi karşı büze kaşın TTS IV 2329 Gece saçın çözüp burtardı kaşın Gözün gün yumdu vü dün açtı başın TS 1228 Alnında boncuk boncuk terler birikmişti.tarafı. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar kaş. MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TTS IV 2328 Çü dağlar kaşlarında göz belürdü Sanasın yer yüzünde güz belürdü TTS IV 2328 Bu özrü işidiceğiz şah-ı Çin Kabul etmedi kaşa bıraktı çin TTS IV 2328 Er gördün kuşan. Trkm. Mançu gulaku ‘uçurum’ (1997: 212). guluge ‘bıyık. Tenişev. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kaş. Doerfer. GüneyDoğu: Özb. yalancı.

UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. kaşlar ipince. çekik. gözüne sürme çekip kırıtması cinsi haysiyetlerine dokunuyordu. kaşlarını çatmış. HEA-6 Size bugün ne oldu? Hepinizin kaşları çatık alnınız bulutlu. kaşları çatık içeri girdi. gözlerinizden kızgınlık. Gözleri koyu. o tuhaf kaşlar. dudaklar yalnız uykuya dalarken gevşeyen iki ince ve kısık renksiz hat. hayatınca kim bilir ne kadar önemli olan bu meselenin çözümü ile adeta gerilmiş. odada dolaşmağa başladı.. mekteplere. HEA-3 O keskin ışık içinde. kumral kaşlarıydı. dudaklarının yanlarında büyük çizgiler vardı. HEA-8 Yalnız Karlman'da kabarık saçlarıyla. her şeye girmiş halini düşündürür. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. omuzları biraz düşük. konferanslara. saçlarının dibinden başlıyor. elleri ile şakaklarını tuttu. siyasî müzakerelere. bütün yüzü ile olduğundan fazla solmuştu. Şaşırdım. Đnsanda saygı ve biraz çekinmek duygusu yaratan bir baş! HEA-1 Gözlerine baktım. siyah. kirpikler ve . HEA-2 Yanından ince kaşları altında o siyah kirpik çerçevesine ve biraz uzunca boynuna bakıyordum. korselerinden fırlayan iri göğüsleriyle.. parlak ışıklar. şişman çenesi nefes almak için açılıp kapanan dudakları ile oynuyor. dalgın.bende olsalar! Sendeki yanaklar! 88 . fakat hareketsizdi. HEA-9 Erkekler kendisine pek yüz vermişlerdi. parmaklarnı donaderlar. küpe. o nadide bir çiçek rengini andıran ten. HEA-5 Sister Canet kalın. kıllı kaşları altında küçük gözleri kapalı. çalı gibi korkunç kaşları...SFA-2 Akşam olunca kalın sesli bir kadının gramofonda söylediği “Bir ihtimal daha var” şarkısını. bütün çehresi takallüs etti. biri ötekinden daha yüksek duran kalkık. belki esas ruhunda çizilen derin çizgileriyle dolmuştu. burun koskoca ve uzun. yine unuttururlar. artık öğrenmeye başladığım. Gözleri. kaşını ikiye bölüyor. sağa dönmüş yatıyor. alın geniş. öfke akıyor? HEA-6 Alnı yüksek ve beyaz.. dudakları. kalın kaşları. o soruşturan ve duraksamalı çizgiyi meydana çıkardı. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. mert Anadolulu yüzünü ilk defa görür gibi baktım. yüzük. birbirine paralel iki kalkık ince kaşı. HEA-4 Dudaklârın kenarındaki tebessüm kıvrıntıları. blezik UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. yüzüne lâdenden ben koyup kaşına rastık. gazetelere. HEA-7 Dudakları kısılmış. HEA-7 Kaşlarının ortasında. HEA-5 Bir şey hatırlamak istediği zamanlardaki gibi kaşlar çatıldı. HEA-4 Đlkönce fırıl fırıl dönen tek gözü. Alageyik sokağının başındaki kahveci ile beraber mırıldanan “6” numaranın Aysel'in korkunç kaşları. HEA-1 Bıyıklar tıraşlı. yanan gözleri bir dakika insan oğlunun kitaplara. HEA-2 Beyaz hemşire gömleği kan içinde. sol kaşının üstünde çirkin kocaman bir yara var. saçlar . HEA-9 Fakat onun en çok gözünü alan şey. O siyah. kaşlarının arasındaki. HEA-9 Selim paşa. Ne de olsa semtlerinde yetişmiş bir gencin. ateşli. parlak kırmızı yanaklarıyla dolaşan satıcı kızlar.şiş kapakları altında ışıldayan korkunç gözleri var. o küçük burun. Koltuktaki adama soğuk bir selâm verdi. fırça gibi sık kaşlarının altında birer siyah alev gibi parlıyordu. galiz küfürleriyle Hanife’yi ne kadar ürkütmüştü. kafa kocaman. bütün güzel yüzü.

TNAS 30 Alçak aş iyer. *kılk ve *tü:k 89 . ‘kaş’ > ‘bir şeyin çıkıntılı kenarı’ (Tenişev 1997: 212). Tarihsel ve modern Türk dilinde kaş günümüze dek varlığını sürdürmüştür.gaş / (Dil goragı diş. Anlam Olayları Bakımından *ka:ş Türk lehçelerin arasında anlamı KAŞ’tır. özellikle eyerin ön ve arkasındaki çıkıntılı bölüm. TNAS 108 Deŋ etmän. eyeriŋ gaşına bak yapış. bodul . 3. onuŋ yazılıp yatan gara gaşları biraz yazılıpdır TDS 158 Ayna eceliginiŋ yüzüne çiŋerlende. göz bilen gaşıŋ arasında. ‘kaş’ > ‘yay şeklinde nesne’. çarwa bolsaŋ . yüz görki gaş. TNAS 307 Suw akar daş galar. gaş etmez. Meronim Olarak *ka:ş Anatomik açısından *ka:ş. Agız yaraşıgı diş. gedrini bil ohlarının sinemde.. sürme gider gaş galar. TNAS 75 Bela basan yteriŋde. agız görki diş).. Edib ol gaşı keman bunları en’am sene. Göz yaraşıgı gaş. Kaşın şekline bağlı olarak birkaç metaforik anlamı görüyoruz: 1. yüz görki gaş / (. 2. kaşla göz arası ‘kimsenin sezmesini imkân vermeyecek kadar kısa bir zaman içinde. TNAS 46 At çapanıŋdan geçdik. ADĐL I 456 Kiçikbäyimi tay-tuşu ilä bärabär gälin hamamına apardılar. TNAS 113 Dile diş gala.gaşında. sonra gaş alma vähına goyma oldu. TNAS 106 Dayhan bolsaŋ başında bol. göz işaretleriyle bir şey anlatmaya çalışmak’. bodul . Gagauz Türkçesinde de dürük kaşlı Gag. 4. *yü:z ve *balç sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. ‘kaşları çatık olan’ anlamında metonimik bir deyimdir. göz goragı gaş). *ka:ş sözünün meronimleri de *kılk ve *tü:k sözleridir. göz etmän. ADĐL I 456-457 Täpänin lätif otlarla döşänmiş seyräk ağaçlı gaşı ilä yeriyir(dim). düş etmez. TNAS 183 Göz yaraşıgı gaş. göze .poh). TDS 158 Aysoltanıŋ gıyma gara gaşları biraz yazılıpdır TDS 158 Ayna eceliginiŋ yüzüne çiŋerilende. onuŋ yazılıp yatan gara gaşları hırsızandı TDS 158 Aysoltanıŋ gıyma gara gaşları biraz yazılıpdır TNAS 20 Agız yaraşıgı diş.kaş (Töwekgel tagam iyer. çok çabuk’ gibi bir çok metaforik deyim kullanılmaktadır. TNAS 103 Dag görki daş.ADĐL I 456 Ey könül. Türkiye Türkçesinde kaş göz etmek ‘kaş.

Diğer yandan *kılk ve *tü:k sözleri ayrıldıklarında da özelliklerini yitirmemeleri göz önüne alındığında *ka:ş sözünün bütün : kesit ilişkisi gösteren meronimidir. *tü:k *ka:ş : *kılk. *tü:k 90 . NESNE : PARÇA *yü:z : *ka:ş *balç : *ka:ş NESNE : MADDE GRUP : ÖGE BÜTÜN : KESĐT *ka:ş : *kılk.sözleri *ka:ş sözünün nesne : madde ve ayrıca grup : öğe ilişkilerini gösteren meronimleridir. *tü:k *ka:ş : *kılk.

Modern Tü. yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kirpük (NF III: 251). palpebra. giprük ‘kirpik’ (Hacıahmet *Düzce -Bo. kirpik ‘gözün kabaklarının gırasında çıkan kıl’ (TDS: 384).Tü. kirpik (Sngl. Đng. kirpik (RLT: 164). kayhaş ‘kirpik’ (*Pınarbaşı -Ky. Proto-Ogur *kirpik. kirpik. Göz kapağının kenarındaki kıllar veya bu kıllardan her biri 2. Proto-Oguz *kirpik. kirpik ‘kirpik’ (GS: 271). kaşı kirpiki kök arjawrt öŋlüg ‘kaşı kirpiği turkuaz renginde’ (U IV 30. Trkm. KökTü.1. MKıp. – xix. yy. kırmık. kirpik (KGRL: 37). kirpik. kerpik (KTS: 140). kirpik ‘1. kirpik ‘kirpik’ (DLT I 468).) (DS III: 1207). kirpik. Kaz. EKıp. Đslami ç.1. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KĐRPĐK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *kirpik sözcüğüne dayandığı kanaatindeyiz. küçük ve ince uzantı veya uzantılar’ (TS 1330).) (DS VIII: 2699). Batı Tü. Bud. 2. xiii. 313v. kirpük (KE II: 363). kirmik. 5). kirpik ‘kirpik’ (TTS IV: 2577).ç. çiğik ‘kirpik’ (Almus -To.: xv. 91 .9. yy. kirpik. (bitki ve hayvan biliminde) Tüy gibi. Nogay kirpik. Doğu Tü. eyelash. kiprik (EDT 737b).2. Harezm ç. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Özb. xiv. kirpik’ (KTS: 149). kirfik ‘göz kapağı.9. Azb. *kirpik (Tenişev 1997: 213). Güney-Doğu: YUyg. Tat.) (DS VI: 2079).: xi. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KiRPiK ‘kirpik’ Lat. viii. yy. Başk. kirfik. xiv.1.. Krh. yy.49). Gag. Kumuk kirpik. yy. *kirpik Proto-Tü. kirpik ‘Göz gapağının kenarlarındakı tüycükler’ (ADĐL III: 72). Kırg kirpik. kirpik (KĐ 80: xv).

emniyet ve nikbinlikle dolu gözleri vardı. Siyah kirpikli.Karakalpak kirpik. koyu yeşil gözlerinden yaşlar damla. Altay dillerindeki paralelleri de şu şekilde göstermiştir: Moğ.fiil kökünün. *kirpik sözünün Halaç Türkçesinde kiprik şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). HEA-2 Koyulaşmış yeşil gözleri etrafındaki siyah kirpikleri yaslı Đzmirin zeytinliklerini örten yas örtüsü gibiydi. yaşlarla dolu uzun kirpiklerinin arasından. *kirpik sözü. Tenişev ise bunu şüpheyle karşılayarak *kirpik’teki *kirp. Tuva kirbik. çocuk tebessümü taşıyan ağzıydı.*kirpik bağlantısına işaret etmektedir. kirpi sözünden küçültme eki ile türetilmiş olduğunu ileri sürerek (EDT 737). Çuvaş: harpah (Tenişev 1997: 213) 1. mavi. *kirpik sözünün. Güneşle tunçlaşmış yüzünde ikinci nazarı dikkati celbeden şey yuvarlak. Muzdarip derin yüzünde ne yaş. 2. damla başlayarak ince billûr bir göz yaşı sicimi uzun siyah kirpiklerinin uçlarından yanaklarına akıyordu. gözlerine dolardı TS 1330 Onun. ölünce kirpüğüñ kurumaz TS 1330 Demirin tozu ve pası dev işçilerin kirpiklerine yağar.. 92 . Buryat hümĆdhĆ. Hakas kırbık. *kömü-ske ‘kaş’. bazı fonetik değişmeleriyle tüm modern Türk lehçelerinde mevcuttur. açık. *kirpik Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Bu ilişki ile de Çuvaş ve Sarı Uygur Türkçelerinde kalın ünlülü şekillerin açıklanabildiğini belirtmektedir (1997: 214).‘gözü kırpmak’ fiili ile ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Doerfer. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kirbik. Tenişev. HEA-2 Cemalin gözleri ile yeni hayatımı başlâdım. ne de telâş vardı.. kırp. Kalmık kömskĆ. HEA-2 Yüzü bir azap maskesine benziyor. kirpi . *kirpik Kullanım Alanı MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TTS IV: 2577 O gece subh olunca yatmadılar Seher olunca kirpik çatmadılar TTS IV: 2577 Kirpiğñle süpürme gel òarman TTS IV: 2577 Miskin karıcuk.

hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. uzun. kirpiklärini galdıranda havanın tamam garanlıglaştığını görüp yatağını açdı. HEA-6 Yirmi beş yaşında. Ağızları küçük. kirpikler ve şiş kapakları altında ışıldayan korkunç gözleri var. ÊrÊbi burnu. gülerken. Yanakları turunç gibi altın sarılığıyle yanmış. Erkekler gibi onların da maskeleri bir örnek. kirpiklerinin altına saklanan iki ürkek göz. Kaşlar birer silik ince çizgi. O. HEA-8 Bu. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma gÊldi ADĐL III 72 Uzun kirpiklÊr. güneşte pırıl pırıl yanan âltın gibi sarı kaşları vardı. siyah gözlerini sarar ve yakarken siyah kirpiklerinden taze yanaklarına -kalbini parçalayan günahlarından ziyade. gözleri yeşil. ADĐL III 72 MÊ’sum kişi. kumral kirpikli göz kapakları açılınca. Burunları dar alınları altında eski Yunan heykelleri gibi düzgün. ÊşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. kirpikleri. Boyasız dudakları kalın. omuzlarının arasına sıkışan küçük bir baş gördü. HEA-6 Maskelerinin arkasındaki gözler.. HEA-3 Dar alnının altında ince siyah iki kaş hatta ve altında iki uzun siyah ipek kirpik örtüsü vardı. sarartmış. gözleri siyah kirpik perdesiyle kapanmış. kirpiklerini galdırıb yarıaçılmış gapıya baòdı. HEA-6 Alnı yüksek ve beyaz. birer kızıl nokta. fakat daima önüne baktığı için koyu-fındıkî rengindeki parlak gözlerini örter ve kaymak gibi beyaz yanaklarına gölge salardı. uzun sarı. Anası ne kadar hırçın. değişen. yüz. HEA-9 Amcanın ayni açık mavi gözleri ve beyaz kirpikleri. burnu küçük ve tuhaf. yer yer sarı benekli mavi gözleri. yanaklarına düşen kumral kirpiklerinin durgunluğu altında uyuyordu. küçük gözlerinde fer kalmamıştı. iri gözlÊrinin süzgün baòışı ona mÊlahÊt verirdi.beyaz hasretinin hatırasıyle göz yaşları akar. mütemadiyen kırptığı kirpikleri kısa. yalnız burun bambaşka. altın saçlarını. ADĐL III: 72 gızarmış yanagları. gerilmiş. HEA-3 Fakat o. HEA-4 Kirpikleri yukarı doğru kıvrılır. ok dey kirpikler Avlacaga meŋziyer geltay etini 93 . sun'î ipek kirpikler arasında gayri tabiî bir 'humma ile yanıyor.HEA-3 Sonsuz alevler beyaz vücudunu. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. sinirli görünüyorsa. ağız daha sıkı ve daha anut. âdeta dudaksız. zavallı simanın üzerinde siyah kirpikleri uzun. HEA-4 Đçleri koyu hâreli.. uzun kirpikleri. Çilli. birbirine paralel iki kalkık ince kaşı. dişleri iki sıra inci gibi açılıyordu. fakat inatla kısılmış bir küçük ağız. fakat âzaları muntazam yüzünden sıhhat ve kan fışkırıyor. koyu kestane renginde. Kaşları kalın. sessiz ve neşeli görünüyor. altında insana acıma hissi veren pembe etli bir çocuk ağzı vardı. uzun ve boyasız. ADĐL II 127 gara saçları. büyük gözleri insana gülerdi. delikleri açık ve kıvrık. kısa alnının üstünde uzanan kumral kaşlarıyla. pek uzun esrarlı bir perde gibi onun ruhunun menfezlerini örtüyordu. Ucu uzun. HEA-8 Sonra kumral kirpikleri altında saf birer genç zambak yaprağı gibi örtülen göz kapaklarını çevik bir hareketle kaldırdı. son derece tatlı. dişleri sedef gibi beyaz. HEA-5 Sarı ve gergin çehresi şimdi kırmızı dalgalarla yanıyor ve bu küçülmüş.. kirpikleri uzun ve kıvırcıktır. kızı o kadar sakin.. HEA-8 Fakat hep önüne bakar gibi gözlerini örten. sıcak ve samimî. HEA-9 Üzerinden geçen uzun ve acı seneler onu kurutmuş. esmer.. Çekine çekine ellerimi yavaşça omzuna koydum ve gözlerine baktım. TDS 384 Ay yalı gara gaş. HEA-4 Hacı Murad.

Anlam Olayları Bakımından *kirpik *kirpik sözünün temel anlamı şüphesiz aynıdır. inçeçik iŋŋe yalı yalpıldadı TDS 384 Diŋçileriŋ hemmesi kirpiklerini butnatman seretdiler 3. anlam kayması olmaktadır. Tenişev. *tü:k 94 . Türkiye Türkçesinde kirpiği kirpiğine değmemek ‘hiç uyumamak’ anlamında metonimik deyimler de görülür. *tü:k *kirpik: *kılk. *kılk ve *tü:k sözleri de *kirpik sözünün nesne : madde ilişkisi ve aynı zamanda grup : öğe ve bütün : kesit ilişkileri gösteren meronimleridir. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE GRUP : ÖGE BÜTÜN : KESĐT *göz: *kirpik *kirpik : *kılk. Fakat bu durum. Tarihsel ve modern Türk dilinde *kirpik değişmeden günümüze kadar gelebilmiştir.TDS 384 Dinçileriñ hemmesi kirpiklerini butnatman seretdiler TDS 384 Kirpikleri caytarıp. Meronim Olarak *kirpik Anatomik açıdan baktığımızda *kirpik. *göz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. 4. Sarı Uygur Türkçesinde bu sözün ‘kaş’ ve ‘gözkapağı’ anlamlarını da tespit etmiştir (1997: 213). *tü:k *kirpik: *kılk.

burun (EUTS: 54). 2). xiv. Modern Tü. 2. burun ‘burun. burununda ‘başında.) Kibir.. çıkıntılı.10. tenüŋ ‘burun deliği’ (KTS: 270). (mec. kalak ‘burun. Harezm ç. -Ist.: xv. iki delikli koklama ve solunum organı 2. Batı Tü. burun Proto-Tü. xiv. büyüklenme 4. burun (MŞ: 10).1. 133r.1. fırtılık ‘burun’ (Zaimköyü *Sarıkamış -Kr. -Kc. Krh. -Gr..) (DS V: 1857). Doğu Tü. 19). 30). burun ucu’ (-Brd. evvel’ (DLT I 398).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. burun (DK II: 62). bur(u)n (NF III: 89). türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü’ (TS 158). özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda. xiii. Proto-Oguz burun. 19).. 95 .Tü. yy.) Karanın. burun ‘burun’ (DLT I: 398). Bazı şeylerin ön ve sivri bölümü 3. dağ tepesi. nose.) (DS VI: 1898).ç. Alınla üst dudak arasında bulunan..10. yy. xv. burun (CH I: 157). teve burnı teg ‘devenin burnu gibi’ (DLT I 206).. – xix. burun ‘önce.: xi.1.2.Tü. galak ‘burun kemiği’ (*Uluborlu -Isp. (coğ. burun (KĐ. önceden.46). burun’ (Sngl. EKıp. -Ezc. MKıp. burun ‘burun’ (TTS I: 716). burun (Tenişev 1997: 214). nasus Đng. ol mendin burun bardı ‘o benden önce vardı’ (M II 11. Đslami ç. burnında boz bulıt ünür ‘burnundan gri bulut yükseliyor’ (M II 11. yy. yy. burun (KTS: 38). Peşman *Daday -Ks. Bud. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BURUN ‘burun’ Lat. burun ‘burun’ (YTS: 41). yy. Proto-Ogur burun. önce. burun ‘1. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BURUN kavramını karşılayan sözcüklerin tek bir Eski Türkçe burun sözcüğüne dayandığını kanaatindeyiz.. yy. Man. başlangıçta’ (TT VII 28.ç. bur(u)n (KE II: 144).

3. tarihî Türk lehçelerinde ayrıca ‘kuş gagası. burun Etimolojik Değerlendirmesi Uygur Türkçesinde burun hem ‘vücut organı burun’ anlamına hem de ‘önce.nin uç tarafı. Güneyce *Đkizdere -Rz. *Güneyce -Rz.) (DS X: 3663). 2. Özb. aletlerin vb. Tofa burun (Tenişev 1997: 214-215) 1. Muhtelif şeylerin. (coğ. evvel’. Altay 96 . ‘burun’ anlamına gelen burun ve‘önce’ anlamına gelen burun kavramlarının arasında bağlantı kurulmasının yanlış olduğunu ileri sürmüştür. bir dağ veya kayanın çıkık tarafı’.) Burun’ (GS: 98).) ‘çene’ (*Güneyce -Rz. Tenişev. Başk. Clauson.) (DS IX: 3204). mitisi ufacıktır (Şimşirli. Hakas purun. -Tr. Ona göre. Kumuk burun.) (DS XI: 4346).‘kokmak’ fiilinden türediği varsayımında doğruluk payı olabileceğini belirterek. KaraçayMalkar burun. Adamın ve hayvanın yüzünde yer alan nefes ve koku alma organı 2. ileri çıkan kısmı. Kaz. Gurubun. Gag.) (DS IX: 3220). Đnsan ve hayvanın üzünde koklama ve teneffüs.. Yakut murun. Gaga 3.. muncur ‘burun’ (-Sm. burun. Burun 2. Trkm. Şor purnu. Karakalpak murın. Tuva murnu. burun ‘önce. sonak ‘burun kemiği’ (Ağcakışla *Şarkışla. (coğ. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay burun. borın. burun. ‘burun’ Ağzı. munzur. Tat. boron. kayalık kısmı’ (ADĐL I 330). Ayakkabının ön tarafı 3. *Gemerek -Sv.) Burun’ (TDS: 115). Kırg murun.) (DS VIII: 2608). SUyg. Azb. denizin içine giren dağlık. zamzak ‘burun kemiği’ (Bardakçı *Seyitgazi -Es. murın.) (DS X: 3751). sadece Türk lehçeleri incelendiğinde ‘burun’ anlamına gelen burun sözünün *bur. miti <Yun. burnu ‘1. burun ‘1. hatta metaforik olarak ‘zaman açısından daha önce meydana gelmiş olgu’ anlamına gelebildiğini belirtir (366b). moron. şaşak ‘burun deliği’ (Şalcı *Şavşat -Ar. burun ‘1. burun ‘burun’ (ATS: 158). *Kelkit -Gm. pının. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. burun..-Mr. Nogay burın. Güney-Doğu: YUyg. evvel’ anlamına gelmektedir (EUTS: 54). önceler.

TTS I 714 Düşmenin helvası da burnunda koktu galiba Zannın oldur kim zaman-ı sayfedek etmez karar TTS I 716 Kişi kim burunlu vü hodbin ola Fil veş murdar ü bed-âyın ola TTS I 716 Nâzile ve zükâm ve burun tomurmasında ve Kanda ve sebebinde ve alâmetinde ve ilâcındadur TS 158 Kadıköy vapurunun güvertesinde. Kızsa ne anasını ne babasını ne de kardeşlerini burnuna kor. kirli. burun Kullanım Alanı EM 124 ve burun ve dil úuru olmak MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek MŞ 20 burnı delüklerine panbuú dıúa MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar. Türk lehçelerinde var olan *bur. burun kanatları oynuyor.dillerinden de örnekler getirmiştir: Japon *pana ‘burun’. bu mahalle ve bu mahalleliden nefret ederdi. sivri uç’. burnundan getireceğim TS 158 Oğlan mahalle arkadaşlarıyla samimi idi. küçük bir çocuk gibi burnunu çekerek eliyle içerideki odayı gösteriyor SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli. Tenişev.‘kokmak’ fiilinin Altay dillerinde paralelinin henüz tespit edilmemiş olduğunu belirtmektedir (1997: 215). gidip ta burna oturmuştum. ince boynu. burnak şekillerinde tespit etmiştir. MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú. güzel parmakları. paltoma bürünmüş. uzun. kokmak’. Kore puri ‘gaga. hayvan ağzı. (Doerfer 1970: 24) 2. açık mavi süt rengi idi. SFA-2 Ağziyle nefes alamıyor. TS 158 Madam. Burun kanatları birbirine yapışmıştı. burun sözünün Halaç Türkçesinde burun. Proto-Altay kökü: *pun‘koku. TS 158 Bundan sonra müteahhit eline çay verenin burnuna karıncalar dolsun! TS 158 Hele onu bir elime geçireyim. Doerfer. beyaz. yanağının bir tarafında gözünün altı durmadan seyiriyordu. Zayıf. Karanlık dişleri vardı. Ayrıca Ramstedt’in ortaya koyduğu Kore ve Türk şekilleri arasında paralellikler dikkat çekicidir. yırtık kasketi. 97 . görürsün.

beyaz burunlu. burun koskoca ve uzun. TNAS 133 Ekine öwerenen eşek gulak-burnundan daynar.. HEA-4 Son zamanlarda kadınların her şeye burunlarını sokmalarına karşı içinde hudutsuz bir isyan vardı. güüdesi bataldı ADĐL I 330 Bir buzovun da burnu ganamadı. hangi koyun hangi siyah benli. ÊrÊbi burnu. bornusuna UK 172 işidiler sal beygirlerin ayakları hem burnuları UK 219 burnusu biräz kamburdu. TNAS 51 Aw alan tazı burnundan belli bolar. pencerelerin dışından burunlarını cama yapıştırmış. Timurlenk'in sağında Arap tarihçisi Đbn-i Haldun oturuyor. çeneleri kemikliydi. ince renksiz dudaklar. siyah ayaklı ipek kuzular doğurmuş. iyilik.. burnuŋı dişle. parmaklarına.çekiler. burun delikleri hareketli.. 3. TNAS 46 Atda garın yigitde burun. hepsini biliyorum. durmaz burnı nätse bolar.. HEA-6 Kerevetin üstünde. Anlam Olayları Bakımından burun Burnun insan yüzündeki çıkıntılı şekline benzetilerek bazı şeylerin ön ve sivri bölümlerine de ‘burun’ denilmektedir. gözleri fırlamış. Đnce yüzlü. deneer kulaana. burunla ağız arasındaki tıraşlı mesafe bir gorilinki kadar geniş. yenÊ dÊ dilahları vÊ patronları aparıb. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. kanayan burunların.gözi yumsa bolar. duygulu bakışlı ve zarif. TNAS 278 Öŋ süreniŋ burnı ganar. atılmaya hazırlanan. TNAS 152 Gaharıŋ gelse. kaşlar ipince. sımsıkı kısık. UK 149 kız ürküp . gözler içeriye çökük. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi TDS 115 aysoltan yapragı burnuna tutdı TNAS 20 Agız . akıl fakat aynı zamanda gizli bir alay ifade ediyor. HEA-6 Alınlar arkaya kaçık. HEA-4 Bu koku. alın geniş. büyük gözlerinin kenarlarındaki buruşukluklar artık örümcek ağı şakaklarına doğru uzanıyor. bir nÊfÊrin dÊ burnu ganamadı. kafa kocaman.HEA-1 Bıyıklar tıraşlı. ADĐL I 330 MüvÊffÊg oldug. sivriydi. Đnsanda saygı ve biraz çekinmek duygusu yaratan bir baş! HEA-1 O uzun. TNAS 371 Yetimiŋ agzı aşa yetende. bıçak ve tabanca ile işlenen cinayetlerin. yahut beyaz başlı. bütün kırılan kafaların. dudaklar yalnız uykuya dalarken gevşeyen iki ince ve kısık renksiz hat. en çirkin dil-dalaşlarının âmili olarak hâfızasında yerleşmişti. TNAS 129 Düz yeriŋ gadırını bil. iki düz kır kaşlarının ortasında çok derin tek bir çizgi. seyrediyorlar. HEA-1 Bahçedekiler. ayırık badem gözlü. derya girmezden burun. tÊhvil verdik. Bütün yüzü. Bu şekilde kazanılan yan anlamlar benzetme 98 . hükmeden burun aynı. Maskeler arkasında gözler. bekleyen yırtıcı yaratıkların ışıltılı gözleri gibi parlıyor. äşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. ADĐL II 127 gara saçları. HEA-3 Her yıl. ya da kapıya yığılmış. HEA-9 Arkasında ayak sesi duyunca birdenbire döndü ve Rabia orta yaşlı bir cüce ile burun buruna geldi. burnı ganar. ama donakları hep baker.

*kemük Türkiye Türkçesinde saban kemiği ‘burun boşluklarını birbirinden ayıran çeperi arkasında bulunan ince uzun kemik’ (TS: 1875). Burun boşlukları ‘burun deliklerinden yukarı doğru açılan. burun kanadı ‘burun deliğinin yan tarafındaki kabarık bölüm’ (TS: 362). burun deliği ‘burnun iki boşluğundan her biri’ (TS: 362) ifadeleri ise burun sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleri olmaktadır. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *balç : *yü:z : burun *burun : *teri. Meronim Olarak burun Anatomik açıdan burun. *siŋök. 4. *yü:z ve *balç sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Oğuz grubu Türk lehçelerinde burun bükmek. önem vermemek’. burun şişirmek ‘kibirlenmek’. burun direği ‘burnun kemiği’ (TS: 362) sözleri burun sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. burun perdesi ‘burun boşluğunu ikiye ayıran bölme’ (TS: 362). burun sözü nesne : madde ilişkisi gösteren meronimi *teri ve *siŋök ve *kemük sözleridir. 99 . burnu havada ‘çok kibirli olmak’. mukozayla kaplı boşluklar’ (TS: 362).) ‘sinirlendiği zaman burun deliklerinin büyümesi’ gibi pek çok deyimde metaforik anlamlarda kullanılmaktadır. burun delikleri şişeer (Gag. burun kıvırmak ‘beğenmemek.temeline dayandığından metaforik olmaktadır.

Çuvaş: ana ‘çene’ (Tenişev 1997: 218-219) 100 . alt dudağı’. eŋek ‘yanak’ (TT II B 15). eŋek ‘alt çene’ (TDS 825). KB 477). alt çene’. ve *yayŋak sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.*eŋek. eŋ ‘dış görünüşü. Kaz. eŋek ‘alt çene’ (Sngl 118r2). Hakas ek ‘çene’. Krh. cheek. äng ‘alt çene’ (ADĐL II 280). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde YANAK ‘yanak’ Lat. yüz rengi’. Bud. en ‘beniz. *eŋek (Tenişev 1997: 218). yy. iŋi-lik ‘allık’.Tü.1. e:k ‘çene. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk eŋ ‘yanak. Tat. Azb. iyäk ‘çene’. äŋlik ‘allık’. alt dudağı’. yy. yüz rengi’.1.11.: xv. KökTü. yy.: xi. iyäk ‘çene’. *eiŋ.. Nogay iyek ‘çene’. yanaklar’ (Sngl 117 v28). viii. enek ‘çene.ç. Güney-Doğu: YUyg. eŋ ‘yanaklar.1. Özb. *eŋek Proto-Tü. *eiŋ. gena.2. ä:ŋ ‘alt çene’(TDS 813). *eŋek. Trkm. alt çene. en-lik ‘allık’ (DLT I 140.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay e:k ‘çene. Đng. Kırg en ‘çocuk alerjisi’. 2. Proto-Ogur *eiŋ. alt çene. alt çene’. Başk. bucca. allık’. *eŋek. ene. Doğu Tü. yüz rengi’. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan YANAK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *eiŋ. Tuva eŋ-gis-ke ‘yanak. Proto-Oguz *eiŋ. Modern Tü. iŋäk ‘çene.11. eŋek ‘çene. Karakalpak iyek ‘çene’. çene eklemleri’ (DLT I 135). iyak ‘çene’. Đslami ç. iyek ‘çene’.

*eiŋ ‘yanak. beniz’. *ein ‘yanak. alt çene’. Bu durumda *eiŋ ‘yanak. Eski Anadolu Türkçesinde de eŋek ‘çene’ anlamına geldiği dikkat çekicidir. 2. çene eklemleri. *enike (1997: 219). *eŋek Kullanım Alanı DLT I 40 kızıl anğ ‘kırmızı yanak’ ADĐL II 280 NÊ goyarsin ÊnginÊ Ê ADĐL II 280 Kazım isÊ goz lÊpÊsini o ÊngindÊn o bir Ênginä aparıb. beniz’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. Sözün Altay dillerindeki paralellerini verirken bu sözcüğün iki ayrı kökün birleşiminden meydana geldiğini de belirtmektedir: 1. yanak’ anlamlarında *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. Ancak bu iki sözün Oğuz grubu Türk lehçelerinde zaman zaman bir birlerinin anlamını karşılayacak şekilde kullanıldıkları görülür. 4. Bu söz aynı zamanda ‘alt çene’ anlamında *balç 101 . Karahanlı ve Harezm dönemlerinde de eŋ ‘yanaklar. yüz rengi. yüz rengi. beniz’ ve *eŋek ‘çene. en ‘yanak. anlamına gelirken eŋek / eyek sözünün ‘çene. çene kemiği’ . *eiŋ. *eŋek ‘çene.Moğ. çene kemiği’ sözleri arasındaki anlam farkı açıktır.1. Tenişev. *eŋek Anatomik açıdan *eŋek. *eiŋ. Meronim Olarak *eiŋ. beniz’ ve *eŋek ‘çene. 2. yüz rengi. ‘alt çene. onu ÊzmÊyä Ê çalışırdı 3. aynı etimoloji altında birleştirilmesinin zor olduğunu belirterek Oğuz grubunda iki ayrı şeklin birbirine karışmış olabileceğini ifade etmiştir. çene kemiği’ şekillerinin semantik farklılıklarından dolayı. Anlam Olayları Bakımından *eiŋ. *eŋek Uygur Türkçesi döneminde eŋek sözünün ‘yanak’. yanak rengi’ Kore *s-piam ‘yanak’. *eŋek Etimolojik Değerlendirmesi *eŋek sözünün tüm Türk lehçelerinde ortak olduğu düşünülmektedir.

2. yanāaú (KTS: 310). -Brd. eŋ (KE II: 190). 339r.: xv. yaŋaú. yaaú ‘yanak. Doğu Tü. kulak ve burun arasındaki bölümü 2. Batı Tü. xiv. *yayŋak Proto-Tü. anğ ‘yanak’ (DLT I: 40). *eiŋ (‘yüz rengi. Bu iki söz diğer yandan *teri sözünün de nesne : madde ilişkisi gösteren meronimi olur. xv. alt çene’) *yü:z : *teri : *eŋek. yanaú. yaŋa:k ‘ağzın iki tarafında bulunan kemik. ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *yü:z : *eiŋ. yamuz ‘yanak.) (DS IX: 3343). *yayŋak (Tenişev 1997: 219). Yüzün göz.Tü.ç. Bud. yy. Lastik tekerlekli taşıtlarda lastiğin jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi’ (TS 2380). MKıp. bunlar da *eŋek meronimileri arasında sayılabilir. yaaò.) 102 . *eŋek (‘yanak’) *balç : *eiŋ. Proto-Ogur *yayŋak. viii. xiv. *eŋek (‘alt çene’) : *siŋök. EKıp. yy. xiv. Harezm ç. beniz’) *eiŋ. yaŋağ. öbbe ‘yanak. 14). *eŋek (‘çene. Đslami ç. dişlerin tutulduğu kemik. yy.) (DS XI: 4159). Krh. eÆek (NF III: 123). yanak ‘1. beniz’ anlamında *eiŋ sözü ile birlikte *yü:z sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir. öppe ‘yanak’ (-Isp.11. yy. *eŋek sözü. cayak ‘yanak’ Cayak cayakga dansettiler (Karaçay Aşireti.sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. *teri 2. Proto-Oguz *yayŋak. yañak (DK II: 319). çene’ kapuğ yaŋa:kı: ‘kapı sövesi’ (DLT III 376). yaŋa:k ‘alt çene’ (KĐ 98). çene kemiği’ (KTS: 305). tufa ‘yanak çukuru’ (Kargı *Tosya -Ks. yy. Modern Tü. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. yaŋak ‘yüz. yaŋaú (KE II: 704). eŋek ‘yanak’ (TT II B 15)..) (DS IX: 3307). ‘yüz rengi. öpücük’ (Đğdecik *Keçiborlu -Isp. KökTü. yaŋaú (EM: 194). yy.: xi. Yanakta bazen ben ve gamze olabilir.1.) (DS III: 868). yy.. yüz’ (Üçkuyu *Çal -Dz. yanak’ (Sngl.: GüneyBatı (Oğuz): TTü.

*yayŋak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson'a göre. yanak’ (TDS: 849). SUyg. yinak. fiilden türetilmiştir: ProtoTürkçe *yay-n-gak > *yayŋak ‘çene’. yaŋak. yaŋak (EDT 948b). içeriye yağmurla.(DS X: 3986). yaŋak ‘elmacık kemiğinin aşağısı tarafı. yaŋak (EDT 948b). Tat. yanag ‘Yüzün elmacık kemeğinden çeneye kadar olan kısmı’ (ADĐL II 486). boynu. Tuva ca:k. Azb. Kırg ja:k (EDT 948b). Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk yayak. Moğ. Güney-Doğu: YUyg. Bang’ın etimolojik araştırmasına göre. yanakları. *yan ‘yan. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay d’a:k. Hakas na:h. Kalmık dzädzur (1997: 220). *yayŋak Kullanım Alanı EM 135 ve gözler ve yaŋaúlar úızıl olmaú ŋ ú TS 2380 Dedim dilber yanakların kızarmış / Dedi çiçek taktım gül yarasıdır SFA-1 Kırmızı yanaklarında bir gülümseme.sesi değil. Trkm. ancak Tenişev bu varsayımın. *dzadzi-l. ciγak. yıŋak. Kaz. *yayŋak terimi. yonok. Başk. Karaçay-Malkar cıyak. paltosunun yakası yağ içinde zurnacının pantolonunun düğmelerini ilikleyerek ihtiyar. Karakalpak jak. belki de meslektaşlık gayretile kalktığı iskemleye kurulduğu. yaŋak (RLT: 214). fonetik nedenlerden dolayı doğru olamayacağı görüşündedir. Yakut sıŋah (Tenişev 1997: 219-220) 1. 2. Şor na:k. kurulup da zurnasını korkunç bir sesle üflediği zamanlarda bile uyanmaz. jak. 103 . yaŋak. ancak daha genel anlamda da kullanılmakatdır (EDT 948). yanağ (EDT 948b). yanak ‘yanak’ (GS: 213). taraf’ sözü ile -gak küçültme ekinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Özb. yahut onu görünce nezaketen. yaŋak. pek şişman. yaŋak. bir şaşırma. bıyıkları. bir alay “elma”sı parladı. bitkin hanendelerden birinin boş bıraktığı. SFA-2 Hâttâ bazı geceler. -yses olayları görülmektedir. ja:k. Gag. karla birlikte giren genç îrisi. Tarihî Türk dilinde *ya:nγa:k ‘elmacık kemiği’ anlamına gelmekte.‘çiğnemek’. jaγ. Tenişev’e göre *yayŋak ismi. Orta hecede -ng. saçı.

kara gözleri pırıl pırıl. ilişer dudaklarınnan yanaana UK 171 onun yanaklarına gelip yattı UK 179 sendeki gözler bende de olsa! Kaşlar. PSE 93 Ozaman onun üzüne tükürüp. gözäl yüzü vÊ yanagları açıg sÊrin havada gızarmışdı TDS 849 Aysoltanıŋ güne yanan goŋur yaŋagını yalap geçyän şemalda salkınlık duyulardı. yanak kemikleri çıkıktır. esmer ve elma yanaklı. HEA-2 Annem.bende olsalar! Sendeki yanaklar! UK 206 dolu yanakları UK 233 başında saçlar kısa. yanak omuzları kızıl. yaşına göre. yaşlarna. küçük kara gözlü bir kızcağızdı. gözleri. uzun kirpikläri. HEA-2 Đpekli bol çarşafları içinde buruş yanaklarına yaşlar akarak nineler geliyor. UK 53 doluca yanaklı hem şıralı dudaklı bir kız UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne. sonra onu odasına çıkardık ve Cemal ile yalnız bıraktık. file benzeyen küçük gözleri yanaklarının et katlarına bütün bütün gömüldü.o da karanlık olduğu için arada bir de veda ederken yanaklarımdan öpmek oldu. sinemada elimi tutmak . TNAS 88 Bogazdan giren iki yaŋakdan görner.hep iş görmekten olacak . dudaklarna. kalbini delen bir kurşunla yatıyor. HEA-8 Buna karşılık. gözleri gülümsek ADĐL II 486 Narınc bütün bÊdÊnindÊki ganın yanağına hücüm etdiyini hiss elÊdi ADĐL III: 72 gızarmış yanagları. gülyağı kokusu burnunu îstilâ ediyor. beyaz gergin tenli. HEA-5 Gözlerinden pek kolaylıkla akan yaşlar yanaklarından yuvarlanıyordu. Yanaklarından öptü. HEA-9 Şişman adam başını kaşıdı. pembe yanaklı. başkaları da yanaklarına urdular. yanaklarna UK 149 o öper onu saçları. Ayşe’nin boynuna sarıldı.HEA-1 Washington' daki bu on gün içinde. HEA-4 Şimdi sakalı yanaklarına sürünüyor. solgun yanaklarınâ kan gelmiş.sert ve pürtük pürtük. sokulmuş. yanaklarının çukurlarıyla hâlâ genç yüzü mütebessim. fare kapanı gibi sımsıkı kapanan ince dudaklı. bir çocuk gibi pembe ve tazedir. onu oyun arkadaşı olmaya yeterli görmemiş. HEA-4 Hacı Murad'in karısı Elif. yanakları. elleri . gözlerne. yanakları kızararak büzüldüğünü his eder etmez. Ona yumruk urdular. sönük gözleri ferlenmiş ve son derece memnun görünüyordu. bütün damarlarındaki sıcak kanın atışlarını gösteriyor. artık hiç yanına uğramamıştım. Hanife'nin elini sımsıkı yakalamış. yarı ince bir gülümseme dolaşıyor. iri gözlärinin süzgün baòışı ona mÊlahÊt verirdi ADĐL IV: 242 gızın yumru. HEA-6 Yanakları çökük ve şakakları dar. HEA-9 Bu. sıcak dudakları Huriye'nin kulağına dokunuyordu. elâ gözlerinde yarı alaycı. HEA-1 Orta boylu. bütün sevda gösterisi. HEA-2 Çenesini. iki nişanlı olarak yalnız dolaştığımız zaman. bıyıklar uzun. HEA-6 Teni. 104 . HEA-3 Bana sokulmuş. saçlar .

Uygur ve Karahanlı dönemlerinde eŋ / anğ sözlerinin de ‘yanak. iyi beslenmekten dolayı gürbüz görünmek’. kulak ve burun arasındaki bölümü’ olurken Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde de benzer şekilde ‘yüzün elmacık kemiğinden çeneye kadar olan kısmı’ anlamına gelmektedir. Oğuz grubu Türk lehçelerinde de yanak sözünün kullanıldığı yanağına kan gelmek (TTü) ‘yüzü daha canlı ve renkli olmak. beniz’ anlamlarında. yanak. eŋek ‘alt çene’. eŋek sözünün ‘çene. ene/ enek ‘çene. yanaklar’. XIV. ağzın iki tarafında bulunan kemik. yy. 105 . Osmanlı Türkçesinde eŋek ‘çene’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. dişlerin tutulduğu kemik. Harezm Türkçesinde eŋ sözünün ‘yanaklar’ anlamında kullanılırken eyek. alt çene’. Günümüz Türkiye Türkçesinde yanak ‘yüzün göz. çene’ anlamları dikkati çekmektedir. çene kemiği. yanakları alma gibi (Gag. çene eklemleri.3.) ‘kırmızı yanaklı’ gibi metonim ve benzetmelerden kurulu pek çok deyim de bulunmaktadır. Çağatay Türkçesinde eŋ ‘dış görünüş. yüz rengi’. Anlam Olayları Bakımından *yayŋak Clauson'a göre. Daha genel anlamda yanak olarak kullanılıyor hatta metaforik olarak ‘herhangi bir şeyin yan tarafı’ anlamında da kullanılabilir (EDT 948). Nesnelerin yan yüzeylerini anlatmak üzere kullanıldığında ise metaforik olarak kullanılmış olmaktadır: kapuğ yaŋa:kı: ‘kapı sövesi’ (DLT III 376). 4. yanaklar. Tarihî Türk lehçelerinde *ya:nğa:k ‘elmacık kemiği’ olarak geçiyor. Türkiye Türkçesindeki ‘lastiğin jant ile yere temas eden bölümü arasında kalan yan yüzeyi’ anlatmak için yanak sözünün kullanılması metafor meydana getirmektedir. Meronim Olarak *yayŋak Eski Kıpçak metinlerinde ‘yanak. yanak. en ‘beniz. alt çene’ anlamlarında. alt çene’. yüz rengi’ anlamlarında kullanıldığını ve ayrıca eŋek sözünün ‘çene. Karahanlı döneminde ve daha sonra Çağatay Türkçesinde ‘yüz.

Azerbaycan Türkçesinde Êng ‘alt çene’ anlamında. alt çene’ anlamlarında *eiŋ ve *eŋek sözleri ile birlikte *balç sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *eiŋ. Ancak *eiŋ sözünün ‘yüz rengi’ anlamını da göz önüne almak gerekir. Bu durumda anatomik açıdan *yayŋak sözü de *eiŋ ve *eŋek sözleri gibi ‘yanak’ anlamında *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. *teri 106 . ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *yü:z : *yayŋak. Türkmen Türkçesinde ä:ŋ ve eŋek sözlerinin ‘alt çene’ anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. Bu anlamlar göz önüne alındığında *eiŋ / *eŋek ve *yayŋak sözleri arasında zaman zaman anlam geçişmeleri olmakla birlikte *eiŋ / *eŋek sözlerinin tarihsel ve modern Türk dili alanında daha çok ‘çene. *eiŋ. *yayŋak (‘alt çene’) : *siŋök. alt çene’) *eiŋ. *eŋek. alt çene’. *eŋek (‘yanak’) *balç : *yayŋak. *eŋek ve *yayŋak sözlerinin nesne : madde ilişkisindeki meronimleridir. *yayŋak sözü ‘çene. *eŋek (‘çene. ‘alt çene’ anlamında kullanılan *eiŋ. *siŋök ve *teri sözleri. anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür.

kemik veya kıkırdak ile desteklenen. 1. xiv. çine ‘küçük parmak’ (Manastır. 2.1. çene’ (EUTS: 72).12.) (DS III: 1152).) Çok konuşma huyu.12. Bud. taraf’ (TTS II: 855).) (DS V: 1672). -To. KökTü. Köşe’ (TS 459). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ÇENE ‘çene’ Lat. *Ahlat -Bt. çeyne (MŞ: 23). yy. eŋek ‘yanak’ (TT II B 15). çeñe ‘uç. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan ÇENE kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *çäŋä sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. saúaú ‘çene altı’ (KTS: 223).) (DS IV: 1458). yy. dıdık ‘çene’ (-Af. Salman *Akkuş -Or. bükeç ‘çene’ (Bozan -Es.ç. çarık 4. (denizcilik) Baş bodoslamasının omurga ile birleştiği yer. çeve ‘çene’ (-Kü. engi ‘çene’ (*Iğdır -Kr. çene ‘Far. Canlılarda baş bölümünde yer alan. Đslami ç. (mec.1.. çene kemiği’ (YTS: 83). eŋek ‘çene. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. – xix. çeñi ‘çene’ (TTS II: 856). ängäk ‘çene kemiği..) (DS V: 1754). Batı Tü. Proto-Ogur *çäŋä. eyek ‘alt çene’ 107 . kerpeten vb. chin. çeñe (DK II: 72). egek ‘çene’ (*Kızılcahamam -Ank. çene’ (KTS: 112).1. mentum Đng. xv. yy.: GüneyBatı (Oğuz): TTü. EKıp. altlı üstlü dişleri taşıyan ve ağzın kapanıp açılmasını sağlayan kasları üzerinde barındıran iki parçaya verilen ad 2.. Yugoslavya) (DS III: 1227). Mengene. sakak ‘çene’ (DLT II: 286). iŋek ‘avurt. çeŋe (CH I: 247). *çäŋä Proto-Tü.) (DS V: 1676).: xi. Krh.2. Proto-Oguz *çäŋä. Modern Tü. yy. enk ‘çene kemiklerinin birleştiği yer’ (-Vn.) (DS II: 816).Tü.) (DS V: 1758). araçların eşyayı sıkıştıran karşılıklı iki parçasından her biri 3. yy. *çäŋä (Tenişev 1997: 220). xiii.. viii. gevezelik 5. eğek ‘alt çene kemiği’ (Yukarısölöz *Orhangazi -Brs.

*çäŋä Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. çeneò <Far. -Ant..) (DS IX: 3483). mengene vb. söğe ‘alt çene’ Söğe kemiği (-Sm. -Çkr. Türkçeden alıntıdır.. kıtdik ‘gerdan. Azb. -Çr. ancak. Demir kancası’ (GS: 538).) (DS VI: 2094). Doerfer. hırtik ‘çene altı.) (DS XI: 4317). kança ‘çene’ (Uruş *Beypazarı -Ank. kıdık. Bayburt *Sarıkamış -Kr.) (DS X: 3985). çene ‘1.) (DS IX: 3152). Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk çene. kıdıh. sözün Farsçadan alıntı olduğu varsayımına katılmamaktadır. Halaç Türkçesindeki çana şekli. tufat ‘çene ya da çene kemiği’ (-Ks.(Kerkük) (DS V: 1820). sıkıcı aletlerin bir şeyi sıkan taraflarından her biri’ (ADĐL IV: 430). çene. Kuzey-doğu (Sibirya): Yakut säŋi-yä (Tenişev 1997: 220).) (DS X: 3673). 108 . Tekeler *Silifke -Đç.) (DS VIII: 2619).. kaşaltak ‘çene kemikleri’ (Şabanözü *Polatlı -Ank. *çänä sözünün Halaç Türkçesinde çänä şeklinde tespit edip bunun Farçadan alıntı oluğu fikrini belirtmiştir (Doerfer 1970: 24). çene kemiği’ (Meydan *Mut -Đç. eŋ (RLT: 211) ä:ŋ ‘alt çene (TDS 825)’. 1.) (DS VIII: 2678). Türkçeden Farsçaya ve sonra yine Farsçadan Türkçeye geçmiştir.. Kanca 4.. yüzün yarım daire şeklinde olan aşağı kısmı. Trkm. gogoş ‘çene kemikleri’ (*Posof -Kr. Çene 2. 2. -Kc.. -Ama.) (DS VIII: 2786). *Gazipaşa -Ant. eŋek ‘alt çene’ (TDS 813). puòaò ‘çene altı’ (Đrişli. mekiş ‘alt çene. OrtaOğuzcada çayna-/çeyne. Sv. meke. Sn. çene ‘yanak’ (ATS: 198). alt çene (ATS: 1278). çene’ (-Çkl. çenä ‘1..‘çiğnemek’ fiilinden türemesine bakarak Proto-Türkçe şekil hakkında fikir yürütülebileceğini belirtmiştir (1997: 220). tufa. Çene kemiği 3. -Sm.) (DS VII: 2374).. yumuk ‘çene’ (-Isp. çene ‘çene’ (ATS: 198). gıdık’ (*Ağın -El.. çene altı.. Tenişev’e göre yeni Farsçadaki çänä sözü. Gag.

alnı geniş. buruşan bir çukurdan. SFA-2 Kafası yassıca. 109 .2. burnu çengel gibi ağzının üze rine uzanmış. HEA-1 Saçları her zamanki gibi sımsıkı tepesinde bir topuz halinde. ince dudaklı. dişsiz ağzı. erkek gibi oturttular. adam bulursa çene çalardı. HEA-6 Başında beyaz bir takke. SFA-1 Birden hatırladım ki daha eveli gün üst çeneden dört diş çektirmiştim. üstüne kırmızı bir kumaş yapıştırılmış büst gibi gösteriyor. başının bütün iskeleti peksimeti çiğnedikçe daha açık olarak meydana çıkıyordu. HEA-6 Elâ gözlü. çenesi uzun. otuz yaşlarında tür adamdır. HEA-8 Yumuşak. hâlâ beyaz ve düzgün dişleri vardı. HEA-3 Đkimizin de uzun çenelerimizden derin bir açı çığlık uzanıp aya gitti ve biz kurt soyunun giydiği haince hüküm kalkıncaya kadar dağda kalmaya ant ettik. HEA-2 Herhâlde onun enli omuzlu uzun boyunda.. çenesinin altında düğümlenmiş bir yemeni ile hep o eski Güzide. çenesine kadar örtülü beyaz çarşafın üstüne yuvarlak ve düzgün kesilmiş kır sakalı yayılmış. büyük. *çäŋä Kullanım Alanı DLT II 286 sakak oxşar. saatlerce sağa sola bakar. çıkık çeneli. ibaret. gece olunca çenen açılıyor SFA-1 Üst çene kemiğimde kalmış tek dişimle kaşar peynirini koparmağa çalışıyorum. HEA-1 Boynu çenenin altına kadar kapalı. beyaz tül bulutları içinde onu. gözlerimi açınca onu gördüm!. HEA-4 Çenesi sivri. çukursuz bir çenesi var. çenesinde birer çukur. yanakları çökük. HEA-5 Beni beyaz yeldirmeme. geç vakitlere kadar çene çalarlardı TS 459 Sabahtan akşama kadar uyukluyorsun. Dik. yine yemeni ile çenesi altından bağlanmış küçük başını düşünüyorum. TS 459 Komşu kadınlar akşam yemeğinden sonra onun etrafında toplanırlar. ince bir burnu. çenemin altından bağladığım baş örtümle kocaman bir siyah ata tırmandırdılar. insana sağa sola dönmeyecekmiş hissini veriyor. kolları omuzlara kadar açık. dişleri bembeyaz. SFA-2 Bazen kapının önüne çıkar. HEA-4 Kudretli bir çeneyi çevreleyen yarım ay şeklinde abanoz gibi siyah bir sakal! HEA-5 Fakat gözünün aşağı kısmı kuvvetli çeneleriyle kocaman kırmızı dudaklarını.. HEA-3 Çenesine doğru sivrilen armudî bir yüzü. HEA-2 Şimdi onun başına attığı siyah astar köylü yeldirmesinin altında. iradeli başında Osmanlı imparatorluğunun en kudretli asker örneği teressüm ediyordu.. sakal bıçar ‘çeneyi okşayarak sakalı keser’ (okşayarak ve hile yaparak sakalla oynar ve çeneyi keser) TTS II 855 Cisrin bir çeñesinden öbür çeñesine varınca kâmil yüz yetmiş üç adımdır TTS II 856 Günce: Heğbe ve çeñisinüñ altı şiş eşek TS 459 Çenesinin. muntazam fakat büyük burnunu hiç sevmedim. pek parlak vücuduyla çenesinin altında billur gibi hareketlerle dalgalanan yuvarlak boynu ile. yukarısı bele kadar vücudu sıkıyor. en bariz Trabzon şivesi ile konuşuyordu. HEA-2 Yanaklarında. şakakları ağarmış siyah saçlı. biçimli ellerinde.

deriler sarkık. ‘alt çene. Divan’da sakak ‘çene’ anlamında kullanılması da (DLT II 286 sakak oxşar. *çäŋä sözünün nesne madde ilişkisi gösteren meronimleri olmaktadır. modern Oğuz grubu Türk lehçelerinde konuşma ile ilgili birçok metaforik kullanımı vardır: çenesi düşük ‘çok konuşan. sesini aksileştiriyor. derhal "geçmişlere rahmet" diye cuma akşamı geçen kör dilenci oluveriyor. *teri sözleri. şayet kadın babasını ona misal diye gösterirse.) ‘çok geveze’. çene çalmak ‘gevezelik etmek’ (TTü). sakal bıçar ‘çeneyi okşayarak sakalı keser’) dikkat çekicidir. çeneleri kemikliydi. HEA-9 Çene çene üstünde. çene’ anlamında kullanılmıştır (Tenişev 1997: 220). güüdesi bataldı ADĐL IV 430 Hanım masanın üstündän kitabı götürdü. Anlam Olayları Bakımından *çäŋä Tüm kaynaklarda *çaŋa. imamın en talâkatli üslûbuyla. Meronim Olarak *çäŋä Anatomik olarak *çäŋä. Ê Ê Ê 3. Konuşma sırasında çenenin hareket etmesi dolayısıyla. buruşukların arasına allık. ADĐL IV 430 òanım masanın üstündÊn kitabı götürdü. Türkiye Türkçesinde ‘alt çenenin ucundaki çukur’ anlamında kullanılan çene çukuru ifadesi de *çäŋä sözünün meronimidir. derhal çenesini içeriye çekiyor. çenesi düşük ‘geveze’. yüz buruşuk. muhayyel bir kadınla defin ilmühaberi pazarlığına girişiyordu. geveze’ (TTü).HEA-9 Böyle giderse dileneceklerini kocasına söylerse. çenesi kanameer (Gag. düzgün yer yer toplanmış. dirseyinä dayag verÊrÊk Êlini çÊnÊsinÊ söykÊdi. *siŋök. dirseyine dayağ veräräk älini çÊnÊsinÊ söykedi. sivriydi. Günümüz Türkiye Türkçesinde kullanılan alt çene ve üst çene ifadeleri de *çäŋä sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. Diğer yandan *balç sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. çenesini ÊllÊyirdi. Ê Ê Ê ADĐL IV 430 Bir Êli ilÊ anasının döşündÊn möhkÊm yapışmış körpÊ o biri Êli ilÊ anasının üzünü. *yü:z sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. UK 219 burnusu biräz kamburdu. o. 4. Ayrıca Divan’da karşımıza ‘çene’ anlamında çıkan sakak sözü de günümüz Türkiye Türkçesinde ‘alın ve yanaklarla saçlar ve kulak arasındaki kısım’ı 110 . o.

*teri 111 . ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *yü:z : *çäŋä *balç : *çäŋä *çäŋä : *siŋök.gösterdiğinden sözün anlam daralmasına uğramış olduğu düşünülebilir. Ancak bu sözün ‘çene’ anlamında daha çok üst çeneyi işaret etmiş olduğu düşünülürse sakak sözünün de *çäŋä sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür.

1. aā(ı)z (EM: 105). Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı 4. ağz (Sngl. Gag. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AĞIZ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *aγız ve *aburt sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Açıklık. Bud. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü 3. yerlerin açık tarafı 6. ağız ‘1. (dil bilimi) Aynı dil içinde ses. stoma. Sınır. Proto-Ogur *aγız. (müzik) Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü’ (TS 37). ag(ı)z (KE II: 10). ifade biçimi 10. 2. Çıkış yeri 7. *aγız Proto-Tü. munsap 5. Uç. 6). yy. avuz (KTS: 17). 44r. EKıp. Đng. KökTü. xiii. Proto-Oguz *aγız. yy.13. *aγız (Tenişev 1997: 224).1. aāız (EUTS: 7). yy. kenar 11.1. Koy. Batı Tü. xiv. xiv. hudut 3. ağaz ‘ağız’ (M I 23. ağız ‘1. Đnsan ve hayvan ağzı 2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. körfez.ç. Modern Tü. Man. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer. Kesici aletlerin keskin tarafı 9. belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili 12. söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen. aā(ı)z (NF III: 8). ağız (DK II: 5). kavşak 8. ses çıkarmaya. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer. mouth.Tü. aaz ‘1. yy. ağz:ı ‘ağzı’ (IB 65). Üslup.13. yy.: xv.2. Krh. uç. Đnsan ve hayvan ağzı 2. 112 . soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ 2. aız (KTS: 5). Defa’ (TTS I 43-44). avurtlarla iki çene arasında bulunan. xv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AĞIZ ‘ağız’ Lat. – xix. yy.: xi. agız ‘insanın ve hayvanın ağzı’ (DLT I: 55). Yüzde. yy. os.2). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. şekil. liman vb. ağız arığın ermek ‘ağzı temiz tutmak’ (TT III 140).ç. ağız (TT III 97). Harezm ç. Doğu Tü. ix. ügin (KTS: 297). Đslami ç.Tü. ara 3.

*agui ‘mağara’. çene kemiği’. Başk. Yemek yiyen. Japon ago ‘çene. Đnsan ve hayvan ağzı 2. boşboğaz. 3. Kore aguri ‘ağız’. 9. eγiz. Güney-Doğu: YUyg. Önce. bazı alet ve levazımatın iş gören tarafı. arefe anlamında (çoğu vakit isme getirilerek. alt ve üst çeneleri arasında yerleşen yiyip içmeye ve ses çıkartmaya mahsus uzv 2. Orta-Kore akoi. *aγız Etimolojik Değerlendirmesi Türk dilinin en erken dönemlerden beri ağız sözcüğünün kullanıldığını görüyoruz. Tenişev bu sözün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde vermiştir: Moğ. bokurdak’ (TDS: 20). KaraçayMalkar avuz. Ancak Moğ. Tofa a:s. buhar’ sözü ile karşılaştırılması ise semantik açıdan mümkün görülmemektedir (Tenişev 1997: 225). yanı. Bir yerin girilecek veya geçilecek tarafı. avız. tamlama şeklinde kullanılır). Tuva a:s. Kesici aletlerin keskin tarafı. Kore karşılığı Ramstedt tarafından teklif edilmiştir. yan tarafı. aγız. Kumuk avuz. aγıs. 7. Đnsan ve hayvanların yüzlerinin alt tarafında. 4. Nogay avız. 5. Trkm. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay o:s. Yakut uos. Ateşli silahların lülesinin ön tarafındaki delik mermi çıkan tarafı. Tat. Bir şeyin doğrudan kenarı. Eski-Japon aki ‘balık kulakları’. SUyg. Hakas a:s. Kaz. Daha çok anatomik anlamında kullanılmakla beraber derenin ağzı örneğinde olduğu gibi metaforik kullanım da yaygındır (EDT 98). Özb. yakınlık. oγiz. şeylerin açık tarafı. Azb. Karakalpak avız. Đki dudağın aralığı ve görünüşü 3. Çayın denize dökülen yeri 8. agız ‘1. kapların vb. ağız ‘1. Sayılarda – defa. kapı. ev halkı hesaplamasında kullanılan birim’ (GS: 19). 6. Kapı çengeli 4. Çuvaş: vara (Tenişev 1997: 225) 1. Salar aγız. avız. 113 .Namlu 4. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. avıδ. Şor aksı. avuz. Kırg o:z. yol’ (ADĐL I: 4041). girecek. boğaz. ağur ‘kin.

HEA-1 Đşte. TS 37 Çelik ağızlı. SFA-2 Baş örtüsü ağzına bağlı bembeyaz alınlı. basit ama. söylediklerini anlar. 114 . dili. Karamanlı ağzı konuşuşuna. HEA-1 Hatta kimi kez acı da olsa.6 neteg yeme elig ağazka sevük erür ‘el ağza iyi olduğu gibi’ TT III 97 ağızınta sizni öge alkayu ‘ağızlarıyla sizi överek’ TT III 140 ağız arığın ermek ‘ağzı temiz tutmak’ DLT I 55 agız yese köz uyadhur ‘ağız yese göz utanır’ EM 105 ve eger biregünüŋ dişleri eti yÊnse va aāzı úoúsa yapraāından bir úaç gez ā çeyneye EM 125 aāız leõõetin giderür. sallapatiliğine. geŋizi úurudur ā MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Êsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yÊrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ā ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek TTS I 44 Meclis-i meyde ağız çaktı yarandırdı beni Fülk-i sahbâ ile yâr ağza yamandırdı beni TTS I 45 Kimi der ki dün ağzını kokladım Bakayım ne dermiş deyü yokladım TTS I 45 Çün bu söz ağızlara düştü ve kamu canavarlar işitti TS 37 Ağızları kopmuş bir çay takımının arasına gizlenmiş. sevimli şakalarına karşı hakkında kötü bir hüküm de veremezdiniz. hesaplı fikirlerine. küçük gül makasını kâğıdından çıkardı TS 37 Ertesi günü bazı gazeteler bu haberin bir noktasını yarı resmî bir ağızla tekzip ettiler TS 37 Anlaşılmaz. dişlerini gıcırdatıyordu. bir plân kurmağa hacet kalmadan tam kavgaya kadar gitmeyen büyükçe bir ağız dalaşı ile meseleyi çözüveriyor: selâmı sabahı kesiyoruz. ağzını. bazılarının ayağında çizme.2. SFA-1 Sabahleyin işine kısa kısa adımlarla. çirkin bayan TS 37 Gelgelelim Akif. Berlin'e gidip de oradaki kahveleri gördüğü vakit ağız değiştirmek zorunda kalır SFA-1 Bunun için de uzun uzun düşünmeğe. *aγız Kullanım Alanı IB 65 semi:z at ağzı katığ boltı: ‘şişman atın ağzı katı oldu’ M I 123. SFA-2 Bir lâmbanın ışığından eski fanilâlar giymiş kasketli insanlar. koyu renkli bir cildi oradan alarak bana uzattı. ağızlarında rumca bir lâkırdı. koşarken akşam filesini doldurmuş vapurdan çıkarken görseniz iriliğine. iki kadeh atmışsa yine basit. burnunu örten bir hatuncağız daha! HEA-1 Tatlı bir şey çiğniyormuş gibi ağzını şapırdatıyor. TS 37 Yusuf Efendi biçareye ağız açtırmıyordu TS 37 Âdeta saldırdı üstüme ağzı köpürmüş. SFA-2 Onların ağızlarına bakar. eski Đstanbul kalıntısı yeldirmeli ya da Anadolu'dan gelmiş çarşaflı. dimaāı. garip köylü ağızlarıyla konuşuluyordu. idi. kıskançlık duygusunu denemek istediğimi söylediğim zaman ahbaplarım hep bir ağızdan beni haşlar ya da yapmacık yaptığımı öne sürerlerdi. siyah siyah gözlü bir kadın hayretle büyüyen gözlerle karşımızda.

son derece tatlı. HEA-9 Ucu uzun. tanınmayacak kadar şişmiş. HEA-7 Ağzını açmış bir mezarın karanlığı ile aramdaki biricik ışığım. yok mu.. evini amansız ağız kalabalığı ile kullanan bir Türk hanımı! HEA-5 Fakat ağzım. Fakat gördüm ki. gırmızı dodagları mÊnim hoşuma geldi ADĐL I 40 Ağzını yahalamag. avuçlarımda hissettiğim cehennemle kurumuş. delikleri açık ve kıvrık. aazlan hem boynuzculan. bu lâtif mahlûku seyrediyordu. hükümdar sözüne kapılan bilgin sonu zindan veya terk-i nâm ü şandır. omuzlarının arasına sıkışan küçük bir baş gördü. direğe bağlayıp diri diri yakacağız. kirpiklerinin altına saklanan iki ürkek göz.ïztSα:zï»mï] S » GTA 182 [ε. ÊrÊbi burnu.HEA-2 Sizin paşanızın sakalından tutup. HEA-7 Kadınlığının verdiği temizlik. HEA-8 Ben gelir gelmez. UK 25 düzülü gözlärlän. HEA-4 Oğlanı bıraktıkları zaman. nice kuzu kafası UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da. ağzından çıkan o yarım cümle için onu utandırmıştı. üzeri külle örtülmüş siyah ağzı vardır. kararmış. Kavalerya Rustikana'dan diye başladı. HEA-6 Akıl ve hikmetin eşeklerin ağzına kalacağını kim umardı.ızı»mı εm dY»za:sı be»nım α. sizin beylerin âzalarını birer birer koparacağız. HEA-6 Arada ağzından marpuçu çıkarıyor. bu alevlerini şakaklarımda. HEA-5 Sâbire Hanım da müthiş bir Türk hanımı. mânalı ağızlı bir çocuk koşarak geliyor. çocuklarını. HEA-8 Elleri midesinin üstünde.. HEA-6 Ben bu ağızlara vaktiyle inanmıştım. fakat inatla kısılmış bir küçük ağız. ağzı yuvarlak açık. yanında. hele sizin paşa. sizin gözlerinizdir. bitmişti. ikiye ayırmaya çalıştığı küçük vücudunu ileriye doğru uzatarak. sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 226 kız tuttu elcezinnen onun aazını UK 211 o yaklaştı gelinin güüdesine da onnarın aızları bir yere geldiler GTA 150 [ç α…»tïn U»nU bYc»mYS ç»nUn »nıdZε dε: kαvεsï»nï α:zï»nï] » GTA 177 [Ôel»sεnε pαk…α»jαsïn bε. burnundan kan boşanmağa başlamıştı. HEA-9 Rabianın âdeta ağzı hayretten açık. hamısından artıg gözÊl balca ağzı. iri gözlü. yaprak üstünde yığılı duran kavak incirinden birini ağzına atıyor. Ağzı ile nefes almag.. HEA-4 Hacı Murad. gözleri hayat ve neşe saçarak.. yüzü çürük içinde. HEA-3 Tepesinde bir volkanın sönmüş. ikisinin de ağzını kilitleyen bir konuşma yakaladım. 115 ..ı sa:»bı be»nım dUdαk…αR»mï α»ta:sïn] [hεm be»nım α:»zïm se»nın » metınni:»nε hα»bεF veRε»dZεctıF] GTA 193 [sUvα»sαnα †ï»Rïn a:ztSa:zï»nï] S » ADĐL I: 40 topların ağzı düşman istehkamına çevrildi ADĐL II: 127 gara saçları. eşglÊ dolu uzun kirpikli gözlÊri. kocasını. HEA-7 Maviliğin çerçevelediği melek yüzlü. ağzından. ağzına kurşun akıtacağız. boğazım. ağız daha sıkı ve daha anut.»ım cYldZε..

TNAS 21 Agzı köp aşa yakşı (yakın). TNAS 73 Bayıŋ agzı gışık bolsa-da. TNAS 21 Agzında diş yok. TNAS 22 Agzıŋdan al alsın. agzı dolı yumuşdan.yaşım. agız görki diş). gulag-gulagtan eşitgir. agzı açılsa. 116 . TNAS 21 Agzımı bulamak yandırdı. söz taygak. TNAS 21 Agzıbire Tangrı biyr. çıh ağaca vÊ bu sallanan arıları torbanın içinÊ salıb ağzını büz. TNAS 21 Agzı bilen ak guş alar.gözi yumsa bolar. hödürsiz iymek haywanlıkdan. önge geldi diyip iyi berme.ADĐL I 40 Piri kişi: Gızım. TNAS 22 Agzıŋ dolı gan bolsa da. dişsiz haraz). TNAS 115 Dişsiz agız .daşsız degirmen (. käşge bir aş bolsadı: başımı kesek yardı.aşım gözümde . TNAS 21 Agzı gana degen gurt ol oba yola çıkar. agzalanı ganŋrıbiyr. TNAS 21 Agzı meŋli aşa yakın. agzalalar kaş getirer. eli köp işe. TNAS 21 Agzıbirlik hemme zatdan güıçlüdir. iki dingle. göŋlünde Şeytan. bay oglı geplesin. bir geple. TNAS 21 Agzı açık aç ölmez (açık agız aç bolmaz). TNAS 21 Agzımda . TNAS 371 Yetimiŋ agzı aşa yetende. TNAS 52 Ayagda turan çaŋ ağıza yeter. käşge bir daş bolsadı. TNAS 20 Agız iyer . ADĐL I 40 ĐtlÊr hürÊ-hürÊ mağaranın ağzını aldılar. TNAS 20 Agız . TNAS 21 Agzına güyji yetmedigiŋ dili öz başını iyer. TNAS 21 Agza geldi diyip diye berme. bay gızı yar dannar. durmaz burnı nätse bolar. TNAS 20 Agza garan aç galar. TNAS 52 Ayakda bolandan agızda bol. TNAS 22 Agzıŋa geleni deymek nadanlıkdan.. TNAS 135 El hasası kümüşden. ancag cür’Êt edib içÊri girÊ bilmÊdilÊr TDS 20 Agzımda ekece diş kalmadı TNAS 14 Adam çişirilen yaylık (gap).. TNAS 20 Agız agızdan yelli.göz utanar. yüz görki gaş. sözi dogrı. TNAS 20 Agız aygak. başında huş. TNAS 21 Agzı gışık-da bolsa. TNAS 21 Agzını alart-da (alart) höküm (döwrüŋi) sür. TNAS 21 Agzı gowşak yumşak arar. agız görki diş. TNAS 21 Agzında Alla.. TNAS 20 Agızdan çıkan sözi dolanıp (ızına) alıp bolmaz. sırtıŋdan yel çalsın. eli meŋli işe. TNAS 21 Agzını aç dili bolsa gaç.. TNAS 20 Agız öz rızkını iyer. burnı ganar. gulag iki. TNAS 21 Agzıbirler aş getirer. TNAS 68 Baş görki saç. TNAS 20 Agız bir. TNAS 103 Dag görki daş. TNAS 21 Agzı gızanda gepläning sowanda yüzi gızarar. mıssarar. TNAS 134 El agza yakın. TNAS 21 Agzı gışık-da bolsa. yüz görki gaş / (. yağınıŋ yanında tüykürme. TNAS 22 Agzıŋda aş gatıklama.

Ağız sözcüğünün tarihsel metinlerinde temel anlamının insan veya hayvan organı olarak ağız olduğu. avurtlarla iki çene arasında. yemek yiyen’. Modern Türkiye Türkçesinde ağız sözünün birinci anlamı ‘yüzde. TNAS 203 Haywan öŋüne geleni iyer. Bu iki anlam grubu *aγız teriminin AĞIZ karşılığı olan Türk lehçelerinde olağandır ve Proto-Türkçeye ağız organının asıl adı olarak yansıtılabilir. Yakut ve Çuvaş kaynakları dışında tüm kaynaklarda vardır. Anlam Olayları Bakımından *aγız Eski metinlerde şu anlamlara rastlıyoruz (Tenişev 1997: 225): 1) ‘Ağız’. ses çıkarmaya. adam . Çuvaş Türkçesinde. Asıl anlamının ‘ağız’ olduğuna başka bir anlam da göstermektedir: ‘tüfek namlusu’. soluk alıp vermeye ve besinleri içine almaya yarayan boşluk’tur (TS: 37). Bu anlam büyük ihtimalle asıl ‘ağız’ kavramından metonimi yoluyla oluşmuştur. Bu anlam da ‘ağız’ anlamının standart metaforlarından biridir. 2) ‘Dudaklar’. TNAS 334 Utanç gözde. şişe ağızları) ve doğal çevre detayları (vadi ağzı (girişi) ve ondan geçebilen nehir ağzı). görk agızda. boğaz. daha sonra metaforik yollarla ‘herhangi bir açıklık. en yaygın anlamlar . sözler’. Yakut Türkçesinde.maddi kültür nesnelerinin parçaları (kap ve çanak ağızları. Yine buradan. akmak agzına geleni diyer. 3.gulagından. Buna bağlı olarak bir takım metaforik anlamlar ortaya çıkmaktadır: 1) Şekil açıdan: kapalı bir odaya veya bir hacme giriş deliği. boşluk’ anlamlarını kazandığı anlaşılmaktadır. aralık. bazı maddi kültür nesnelerinde yarı yuvarlak girinti: ok. eyer üzerinde. 3) ‘Akarsu kavşağı’. Türk dilinin en eski dönemlerinden itibaren günümüze 117 . Bu terim.TNAS 203 Haywan agzından semrär. vücut organı olarak AĞIZ için temel terimdir. öbür taraftan ‘yemek yeme. 2) Bir taraftan ‘konuşma.

doğru *aγız sözcüğü. ‘Yanağın iç tarafı. ağız boşluğu’ anlamı açısından *aburt sözü de *aγız sözünün alan : mekân 118 .‘öğrenmek. *azıγ. Dolayısıyla anatomik yapı olarak baktığımızda *aγız. ağız alışkanlığı ‘çok söylendiği için bir sözü sık sık kullanma durumu’ gibi birçok metonimik kullanımını da görmekteyiz. kötü konuşan’. *dilk.‘güzel konuşmak’. ağzın ucunnan lafetmee ‘sert şekilde konuşmak’. konuşmak’. ağzından laf çıkmaz ‘gereksiz konuşmayan’. Diğer yandan *du:dak / *erin. ağız açmak ‘söz söylemek. istenilen şeyi söyletmek’. *di:ş. Anatomik anlamda yüz kavramına bağlıdır. Bu şekildeki metaforik kullanımları modern Oğuz sahasında da oldukça yaygındır. *çäŋä sözü de *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır. ağız yokla. Hem insan hem de hayvan anatomisinde rastlanmaktadır. ne olduğuna bakmadan yiyen’. çok meraklı’. ağzına su almak ‘konuşmamak. 4. ağzını yay. *balç ve *yü:z sözünün hem alan : mekân hem de nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Gagauz Türkçesinde de ağız sözünün kullanıldığı pek çok metaforik deyim görülür: ağzı açık ‘aptal. birçok metaforik kullanımına rastlamaktayız. ağzı kapanma. ağız açtırma. değişmeden günümüze dek varlığını sürdürmektedir. Ağız sözünün pis ağızlı ‘çok yiyen.‘çok konuşmak’ gibi konuşma kabiliyeti ile ilgili.‘çok yemek’. *damγak sözleri *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. anatomik işlevine benzetilerek birçok cansız nesne ve olgularla ilişkilendirilmiştir. susmak’.‘çok konuşarak başkalarının söz söylemesine fırsat vermemek’. Türkiye Türkçesinde ağız sözünün ağzından bal ak. ağzı kapanmeer ‘geveze’. Meronim Olarak *aγız Tarihsel ve modern Türk dilinde *aγız sözü. pis ağızlı ‘küfürbaz.

avurt (Sngl 53v5). Proto-Ogur *aδurt.‘ağza su almak’. ouçi ‘yudum. yanağın iç tarafı’. avurt ‘Yanağın ağız boşluğu hizasına gelen bölümü’ (TS 166). sohbet’ (TTS I 287). yy. Ağız boşluğu.ilişkisi sergileyen bir meronimi olarak düşünülebilir. urt. *azıγ. urt.2. Kırg u:rt. avurt/aurt ‘1. *aburt Proto-Tü. Bu şekilde *aγız sözü aynı zamanda bir holonim de olabilmektedir. Modern Tü. *di:ş. Nogay uvırt. xiii. *aδurt (Tenişev 1997: 225). Kuzey-doğu (Sibirya): Altay u:rt ‘gırtlak’ (u:rta. Çene 2. Kaz. Kalmık ötşi. ALAN : MEKÂN NESNE : PARÇA NESNE : PARÇA *balç : *yü:z : *aγız : *aburt *balç : *yü:z : *aγız : *çäŋä *aγız : *du:dak / *erin. aδurt (TT II 16). Şor o:rta‘yutmak’. Proto-Oguz *aδurt. Karakalpak urt.‘ağza su almak’. Gag. iç boşluğu 2. Başk. Hakas o:rta. o:rtam ‘yudum’. Bud. Tuva a:rta. avurt ‘söz. *aburt sözünün Altay dillerindeki karşılıklarını şu şekilde vermiştir: Moğ. owurt ‘1. Proto-Altay şekli *aburti olarak tespit edilebilir (Tenişev 1997: 226). Yakut omurt (Tenişev 1997: 225) 1. *aburt Etimolojik Değerlendirmesi Ramstedt. adurt ‘avurt. *oğuçin. yy. Batı Tü. Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk uvurt. urt. *damγak 2. *oğuçin. Diş etleri’ (GS: 60).1.Tü.: xv. yanak’ (EUTS: 6). 119 . – xix. laf.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Trkm.13. *dilk. ağız’ (TDS 479). Đki yanağın iç yüzü.ç. Doğu Tü.‘yudumlamak (örneğin: sıcak çay)’. Tat. u:rtam ‘yudum’).

ser savurur. Özb. ovurtları yumralan yalı göründi TDS 479 A.2.. feryad eylemez pervaneler TTS I 288 Sen avurduñ öttürürsün âşık.Orta-Kıp. diğeri zurna üflemeye başlar SFA-2 Karavokiri. Bayram'ın avurtları çökmüş solgun yüzüne bakarak bir varsayım yapmıştı TS 166 Biri avurtlarını şişirip dümbelek çalmaya. TDS 479 Ol aşakı dodagını dişledi.. içeri almak). lâf ü güzaf urur TTS I 288 Âşık onlar. Anlam Olayları Bakımından *aburt Eski Türk metinlerinde *aburt teriminin şu anlamlarda kullanıldığını görüyoruz: 1) ‘Yanağın iç tarafı. Nogay. Trkm. Güney-batı: Kumuk. ellerini havaya kaldırarak. dirseklerini' yana açıp sıkarak. Osman mübalâğa ediyor. Fakat gene o azim ve irade var. sen avurduñ öttürürsün bülbülâ Kül olur eczası. 3) ‘Yanaktaki gamze’ . ve kısmen Kuzey-doğu Türk lehçeleri.. Orta-Kıp. olağan çok anlamlılığa uygun anlamlardır (hacim.. TTS I 287 Bâd-für: Ve avurdu yelli kişi ki kimesine elinden iş gelmez itmediği nesneyi söyler. bazan avurtlarını şişirerek yakamozdan balığı nasıl tanıdığını anlatıyor. men bolsam ovurdımda suv bar yalı dımärın 3. ‘elmacık kemiği’ . 120 . Yak. Ölecek insanın yüzünde böyle -canlı bir ifade olmaz. Rakım biraz teselli buldu..Kumuk.. HEA-9 Yüz soluk.. bu anlamların da Proto-Türkçeye kadar uzanabildiği görüşündedir (1997: 226). Tenişev. Kır. ağza sığan su miktarı’ . Karakalpak. Çağ. Yak. ağız boşluğu’ .Eski-Uyg. ‘dişeti’. avurtlar çökük. Kaz.. Bu anlamlardan (1) ve (2). Başkurt.Gag. *aburt Kullanım Alanı TTS I 287 Bunlar bu avurda meşgul iken. Tat. hey bülbül oldur Yanar od içre girer pervane feryad eylemez TTS I 288 Yanınca olup avurd ura ura giderdi TTS I 288 Yoldaşı kızlar ile avurd urup tebessüm etmeğe başladı TS 166 Hüdai. 2) ‘Yudum.

Diğer yandan *siŋök ve *teri sözleri *aburt sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleri olur.4. *teri 121 . ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *balç : *yü:z : *aγız : *aburt *çäŋä : *siŋök. *balç ve *yü:z sözlerinin alan : mekân ilişkisini gösteren meronimidir. Meronim Olarak *aburt Anatomik yapı açısından *aburt.

2.1.14. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DUDAK
‘dudak’ Lat. labium Đng. lip. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan kavramını

DUDAK

karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *du:dak ve *erin sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.

2.1.14.1. *du:dak Proto-Tü. *du:dak (Tenişev 1997: 226); Proto-Ogur *du:dak; Proto-Oguz *du:dak; Harezm ç. xiv. yy. dudaú (KE II: 173), todaú (NF III: 429); EKıp. dudaú (KTS: 65), erin ‘burun deliği, dudak, diş eti’ (KTS: 74), irin ‘dudak’ (KTS: 113), todaú ‘dudak’ (KTS: 278), totaú ‘dudak’ (KTS: 281), tudaú ‘dudak’ (KTS: 283), tutaú, tutaā ‘dudak’ (KTS: 285); Batı Tü. xv. yy. ùuùak (CH I: 163), ùudaú (DK II: 294); xiii. – xix. yy. tudak ‘dudak’ (TTS V 3847), ùudaú, tutaú ‘dudak’ (YTS: 212, 214); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. dudak ‘1. Ağzın, dişleri örten ve dışarıya doğru az veya çok kıvrılan üst ve alt kenarlarından her biri 2. (mec.) Ağız’ (TS 640), dodaò, dodak ‘dudak’ (Zarşat, *Iğdır -Kr.; Küçükhohne, Dedik, *Sorgun -Yz.) (DS IV: 1534), erin ‘dudak’ (Kadıçiftiği *Yalova -Ist.) (DS V: 1770), muncur, muncuri, muncuru ‘dudak’ (Kaptanpaşa köyleri *Çayeli, -Rz.) (DS IX: 3219), şıpıldak ‘dudak’ (*Bafra -Sm.) (DS X: 3770); Gag. dudak ‘dudak’ (GS: 162); Azb. dodaā ‘dudak’ (ATS: 297), leb <Far. (ATS: 814), dodak ‘dudak’ (Cla 232b), dodag ‘1. Ağız kenarlarını teşkil eden iki müteharrik deri-damar büküklerinden her biri 2. Bir şeyin (kabın vb.nin) kenarı, 3. Muhtelif aletlerin tutucu, sıkıcı kısmı (bu anlamda ancak 122

çoğul kullanılır)’ (ADĐL II: 127); Trkm. dodak, aylag (RLT: 73), dodak ‘dudak’ (TDS: 262); Güney-Doğu: YUyg. to:tak, Özb. dudok; Çuvaş: tuda (Tenişev 1997: 226) 1. *du:dak Etimolojik Değerlendirmesi Türkmen Türkçesinde bu söz do:dak şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ancak telâffuzda ikinci hecedeki /a/ sesi /o/ olarak telâffuz edilir. Bir ek aldığında /o/ya dönen bu /a/ sesi uzar. Bu uzunluk ikincildir. Ancak sözün ilk hecesindeki uzunluk birincil olmalıdır. Eski Türkçede dudak kavramı için erin sözü kullanılıyordu. Çağdaş Türk lehçelerinde, güneydoğu Türk lehçeleri dışında her lehçede varlığını sürdürmektedir. Güneydoğu grubunda ise genellikle dodak/dudak sözü kullanılmaktadır. 2. *du:dak Kullanım Alanı MŞ 104 dudaúlar gÊce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gÊce ú gÊce diş úırcıldamaú MŞ 136 dil evvel ãararur ãoŋra úızarur zaómet ve óarÀret ãuãuzluú ve ùarlıāanmaú artuú olur ve ùudaú yarılur ve dil úurur ú TTS V 3847 Vey yanağın sel se bil-i an de lib-i akl u dil Vey tudağın selse bil-i ravza-i bağ-i cinan TS 640 Birdenbire kavalı dudaklarına götürdü ve üfürmeye başladı TS 640 Eve dudağınızda bir şarkı ile dönüyorsunuz TS 640 Bayram, dudağının ucuna gelen soruyu soramadı SFA-1 Kuşlar pek yakınından geçmişse, seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla dişlerinin arasından onlara seslenirdi. SFA-1 Daha dün dudaklarını, tüylü kollarını; ağzının, kirli dirseğini; şeftali, kaşar peyniri, ekmek, kavun kokan avucunu, memeni, gözünü öpmüştüm. Şimdi kaçıyorsun benden, soğuyayım istiyorsun; soğuyup da gebereyim. SFA-2 Kalın dudakları bir taze incir rengi ile siyah, ballı... SFA-2 O sutiyensiz düşük göğsü, pek fena boyalı dudakları, hiç gülmeyen ince yüzü; dokunaklı, mahzun, azıcık şehlâ gözleri1e kimseyi pek fazla sarmıyordu. HEA-1 Samîm Bey, arada bir dudaklarında beliren o alaycı gülümsemesi ile dinliyordu. HEA-2 Ne genç, ne pembe dudaklı, ateşîn gözlü talebeler, ne uzun ökçeli zarif muallimler vardır. 123

HEA-2 Dudakları sarkmış, gözleri sönmüş, burnunun etrafında ihtiyar çizgiler, uzun kolları dizlerinin yanına düşük, ölü sükûneti ile oturuyordu. HEA-2 Ayasofya tarafından giren herkes uçan Türk bayraklarını siyah görünce dudaklarından bir feryat; kısılmış bir hıçkırık fırlıyordu. HEA-3 On sekiz yaşında körpe bir servi gibi uzun boyu, duru teni üstünde siyah ipek dalgalı saçları, ezici kara gözleri, çapkın kara kaşları, nar çiçeği gibi yumuşak ateşli dudaklarıyle Zeynep'in ünü Đzmir'i yakmış, Đstanbul'a kadar yayılmıştı. HEA-4 Acaba bu dudaklardaki tatlılık irsî bir marka mı, yoksa kızın ruhunun ifadesi miydi? HEA-4 Đpince burnunun altındaki renksiz ve kısık dudakları, anormal denilecek derecede, yamalı bir iradeye sahip olduğunu sezdiriyordu. HEA-5 Saffet. şişman, güzel vücuduyla, solgun mavi gözleri; renksiz dudakları ile katiyyen senin sevebileceğin bir kız değil. HEA-5 Fakat gözünün aşağı kısmı kuvvetli çeneleriyle kocaman kırmızı dudaklarını, muntazam fakat büyük burnunu hiç sevmedim. HEA-6 Alınlar arkaya kaçık, gözler içeriye çökük, sımsıkı kısık, ince renksiz dudaklar, burunla ağız arasındaki tıraşlı mesafe bir gorilinki kadar geniş. HEA-6 Ağızları küçük, âdeta dudaksız, birer kızıl nokta. HEA-7 Fakat dudaklarının yanındaki belirsiz, ince çizgi ve yüzünün aşağı kısmı bu gülüşe katılmadı. HEA-8 Kırmızı dudaklar biraz açık. bir eli yanına düşmüş, öbürü de Hikmet'in karyolasına yakalamıştı. HEA-9 Đşte bunu için yolunun üstünde tebessümler dudaklarda donar, kahkahalar kısılır, çocuklar çil yavrusu gibi dağılır. HEA-9 Çatkın yüzü derhal gülüyor, kısık dudakları açılıyor, Tevfiğe mütemadiyen emirler veriyor. UK 77 sütlär kurumuş dudaklarından UK 102 kalınca dudaklı olan UK 140 Kaykauz bakardı onun üzüne, gözlerne, yaşlarna, dudaklarna, yanaklarna UK 149 o öper onu saçları, ilişer dudaklarınnan yanaana UK 205 keskinnetmiş mavi gözlerni, sıkmış al dudaklarnı UK 268 çocuk baker kızın gözlerne, dudaklarna GTA 182 [ε.ı sa:»bı be»nım dUdαk…αR»mï α»ta:sïn] [hεm be»nım α:»zïm se»nın U α … metınni:»nε hα»bεF veRε»dZεctıF] ADĐL II: 98 [MahirÊ] gurumuş dodaglarını dili ile islatdı. H. Mehdi ADĐL II 127 Gara saçları, eşgle dolu uzun kirpikli közleri, erebi burnu, òamısından artıg gözel balaca ağzı, gırmızı dodagları menim hoşuma geldi. TDS 262 Onuŋ yarılan dodaklarından gan akardı TDS 262 Begenciŋ Aysoltana göni seredip bilmeyän görecinde, birmala yılgıryän dodaklarında utanç yalı bir yagday sızılär. 3. Anlam Olayları Bakımından *du:dak Tarihsel ve modern Türk dilinde *du:dak sözünün anatomik anlamda kullanıldığını görüyoruz. Türkiye Türkçesinde dudak temel anlamının yanı sıra doğrudan ‘ağız’ 124

anlamında da kullanılmaktadır. Dudak sözü ağız sözünün bir parçasıdır. Bu durumda bütün yerine parça kullanılmış olur. Bu da bir metonim içinde sinekdoka olayının ortaya çıkmasıdır. Diğer yandan ‘bir şeyin (kabın vb.nin) kenarı veya aletlerin tutucu, sıkıcı kısmı anlamlarında ise metaforik bir kullanım ortaya çıkar. Türkiye Türkçesinde dudak sözünün kullanıldığı pek çok metaforik deyim vardır: dudak bük‘bir şeyi beğendiğini, küçümsediğini belli etmek, umursamamak, küçümsemek, pek aldırış etmemek’, dudak payı bırak- ‘bardak veya fincan gibi kapları, ağzına kadar doldurmayıp dudağın yanaşabileceği kadar boş bir yer bırakmak’. Gagauz

Türkçesinde de kullanılan baldudaklı, aldudaklı, ince dudaklı, dudağı sarkık ol- ‘küs olmak’ deyimleri de dudak sözünün metonim olarak kullanılması neticesinde oluşturulmuş metaforik deyimlerdir. 4. Meronim Olarak *du:dak Anatomik olarak *du:dak, *yü:z ve *aγız sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Türkiye Türkçesinde kullanılan ‘üst dudağın ortasındaki oluk’ anlamındaki dudak çukuru (TS: 640) *du:dak sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. NESNE : PARÇA *aγız : *du:dak *yü:z : *du:dak

2.1.14.2. *erin Proto-Tü. *erin (Tenişev 1997: 226); Proto-Ogur *erin; Proto-Oguz *erin; Bud.Tü.ç. ol külüŋ erni ‘o gülen dudak’ (TT II 16,15) üstün altın erinleri ‘üst ve alt dudakları’ (I IV 30, 52-3), ärin (EUTS: 74), irin (EUTS: 96); Đslami ç.: xi. yy. Krh. 125

erin, irin ‘dudak’ (DLT I: 77), erin (DLT I 70, 77); Harezm ç. xiv. yy. ir(i)n (KE II: 271); MKıp. xiv. yy. eren ‘dudak’ (KĐ 12:XV); Doğu Tü.: xv. yy. ern ‘dudak’ (Sngl. 100r); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. erin ‘dudak’ (Kadıçiftiği *Yalova Ist.) (DS V: 1770); Güney-Doğu: Özb. irin ‘dudaklar (eski)’; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. erin ‘dudak, ağız; tabak kenarı’, Kumuk erin, Karaçay-Malkar erin, Tat. irin ‘dudak, dudaklar’, Başk. irin ‘dudak’, Kaz. erin, Kırg erin, Nogay erin, Karakalpak erin; Kuzey-doğu (Sibirya): Altay erin, Tuva erin ‘dudak, çanak kenarı’, erin-tiş ‘ağız’, Şor erni, Hakas irin (Tenişev 1997: 226-227) 1. *erin Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev, *erin sözünün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde göstermiştir (1997: 227): Proto-Türkçe *erin ‘dudak’; Moğ. *eri-ğün ‘alt çene’, erü:n ‘çene’; Kalmık örgn ‘çene kemiği, çene’, Buryat ürgü(n) ‘çene, çene kemiği’. Doerfer, *erin sözünün Halaç Türkçesinde änne şeklinde tespit etmiş ve genellikle Türk dilleri bölgesinin doğusunda ärin, batısında ise dodak (fakat Türkmen Türkçesinde batı olmasına rağmen yine ärin) kullanıldığına dikkat etmiştir. (Doerfer 1970: 24) 2. Anlam Olayları Bakımından *erin Türk dili kaynaklarında şu anlamlara rastlanmaktadır (Tenişev 1997: 227): (1) ‘Dudak’. Tüm Türk lehçelerinde vardır. (2) ‘Tabak kenarı’. Metaforik anlam. Karaim, Tuv. Bu metafor, ‘alt dudağı’ olan anlamını birincil pekiştirmektedir. Bütün Lehçelerde ‘kenar’ anlamındaki kullanımları benzetme temeline dayandığından metafor neticesinde ortaya çıkmış olmaktadır. 126

3. Meronim Olarak *erin Anatomik olarak *erin, *aγız ve *yü:z sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Eski Türkçe döneminde *erin sözünün meronimleri olarak üstün altın erinleri ifadesinde anlatılan ‘üst dudak’, ‘alt dudak’ kavramları nesne : parça ilişkisi göstermektedir.

NESNE : PARÇA

*aγız : *erin *yü:z : *erin *erin : üstün altın erinleri

127

2.1.15. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiL
‘dil’ Lat. lingua Đng. tongue. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐL kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *dilk sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. 2.1.15.1. *dilk Proto-Tü. *dilk (Tenişev 1997: 227); Proto-Ogur *dilk; Proto-Oguz *dilk; KökTü. viii. yy. tıl ‘bilgi almak için yakalanan tutsak’, tıl sab ‘konuşma’ (Ton 32, 36); Đslami ç.: xi. yy. Krh. tıl tuttım ‘sorguya çekilecek tutsağı tuttum’ (DLT I 336); Harezm ç. xiv. yy. til (KE II: 632), til (NF III: 425); EKıp. dil (KTS: 61); Doğu Tü.: xv. yy. siziŋ tilçe ‘sizin dilinde’ (Sngl. 200r. 22); Batı Tü. xiv. yy. dil (EM: 124), xv. yy. dil (MŞ: 18), dil (CH I: 250), dil (DK II: 90); xiii. – xix. yy. dil ‘1. Anahtar 2. Sözleşme 3. Körfez, koy 4. Düşman ahvalini söyletmek için alınan esir’ (TTS II: 1145), dil ‘dil’ (YTS: 67); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. dil ‘1. Ağız boşluğunda, tatmaya, yutkunmaya, sesleri boğumlamaya yarayan etli, uzun, hareketli organ, tat alma organı 2. Birçok aletin uzun, yassı ve çoğu hareketli bölümleri 3. Büyükbaş hayvanların haşlanıp pişirildikten sonra yenebilen dili 4. Ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası 5. Coğrafik anlamda burun 6. (denizcilik) Makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan, üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan, çevresi oluklu, küçük döner tekerlek 7. (müzik) Bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak 8. (halk) Anahtar’ (TS 586); Gag. dil ‘dil’ (GS: 145); Azb. dil ‘dil’ (ATS: 279), dil (EDT 489b), dil ‘1. Đnsan ve omurgalı hayvanların ağız 128

boşluğunda olup, gıdanın çiğnenip yutulmasına yardım eden ve onun tadını bildiren, insanda ise, ek olarak, konuşma seslerinin meydana gelmesinde iştirak eden organ 2. Đnsanlar arasında ünsiyyet vasıtası olup onların bir birlerini anlamalarına ve bir birleri ile fikir mübadelesi etmelerine imkan veren ses, söz ve grammatik vasıtalar sistemi 3. Bu veya diğer seciyyevi hususiyete malik olan konuşma veya ifade tarzı; üslup 4. Konuşma kabiliyeti, konuşma, 5. Konuşma, konuşma tarzı, 6. (mec.) Bir şeyi ifade veya izah eden, ünsiyyet vasıtası olabilen şey, 7. Muhtelif aletlerin, cihazların vb.nin uzanan ve çoğunlukla hareket edebilen hareketli kısmı, 8. (coğ.) Denizin, içeriye doğru uzanmış uzun, üstü düz, alçak kumlu kuru kısmı, 9. (mec.) Muharebede düşmanın durumu hakkında bilgi alınabilecek esir’ (ADĐL II 98); Trkm. dil (RLT: 223), dil ‘1. (anat.) Dil 2. Cihazlarda ölçüyü gösteren kısım 3. Lisan’ (TDS: 255); Güney-Doğu: YUyg. til, Özb. til; Kuzey-batı (Kıpçak): Kırg til, Tofa dıl; Kuzey-doğu (Sibirya): Altay til, Tuva dıl (EDT 489b), Şor til, Hakas til, Yakut tıl; Çuvaş: çelhe (Tenişev 1997: 227) 1. *dilk Etimolojik Değerlendirmesi G.Đ. Ramstedt, Ana Türkçedeki /δ/ sesinin Altaycadaki /d/ sesinden geliştiğini Ana Türkçedeki bu sesin eski Uygur Türkçesine v bazıdurumlarda da Çağatay Türkçesinde /z/’ye geliştiğini, Batı ve Güney Türkçelerinde /y/’ye, Kuzey

Türkçelerinde /d/ ve /z/’ye, Yakut Türkçesinde /t/’ye daha önce de Çuvaş Türkçesinde /r/’ye geliştiğini belirtmiştir. Räsänen Ural Altay ortak dilinde /δ/ ve /δ’/ seslerinin bulunduğunu, bu seslere Altaycada /l/ (r) veya /d/ (t) seslerine geliştiğini, Altaycadaki /d/’nin Türkçede /δ/’ye yönelik bir ses olduğunu söylemiştir. Daha sonra N. Poppe da Altaycada /d/ sesini kabul etmiş, bu sesin Türk lehelerinde /d/, /t/, /z/,

129

/y/ seslerine geliştiğini belirtmiştir. Bu görüşlere daha sonra Clauson, Dimitriyev, Serebrenikov, ve Bogoroditskiy de katılmıştır (Tenişev 1984: 280). Araştırmacılarca Ana Türkçede kelime başı /t/ sesi kurularak Oğuz grubu Türk Lehçelerinde /t/ > /d/ gelişiminin görüldüğü vurgulanmıştır. Đlliç-Svitiç, Oğuz Grubu Türk Lehçeleri ile Tuva ve Karagas Türkçelerini karşılaştırarak /t/ > /d/ gelişiminin görüldüğünü ancak Ana Türkçede /t/ ve /d/ olmak üzere iki farklı fonem bulunduğunu söylemiştir (1963/6: 37-38). N.K. Dimitriev de Türkmen

Ağızlarındaki /d/’li ve /t/’li kullanımlara değinerek /d/ ve /t/ seslerinin yoğunlukta olmasının yanı sıra daha sızıcı /d/ ve /t/ seslerin de kullanıldığını ifade etmiştir (Tenişev 1984: 209). Kaşgarlı da Oğuz Türkçesinin en belirgin özelliklerinden birinin söz başı /t/ > /d/ değişimi olduğu söylerken diğer yandan kelime başı /t/’li birçok örneğe yer vermiştir. N. Poppe ve Gombocz’a göre Oğuz Türkçesindeki /d/ diğer Altay Dillerindeki /t/ ile ilişkilidir (Đlliç-Svitiç 1963/6: 45). Altay dillerinde tespit ettiğimiz paraleller: Proto-Mançu-Tunguz *dilgan ‘ses’ (Tenişev 1997: 228). Menges, Kıpçak sahasında ve Rus ve diğer Slav dillerinde karşımıza çıkan tolmaç/talmaç ‘çevirmen; casus’ sözünün etimolojisini incelemiş ve *tıl kökünden türemiş olmakla birlikte bu sözün etimolojisinin kesinlik kazanmadığını ve Slav dillerinden alıntı olabileceğini belirtmiştir (1944: 262-263). Doerfer, *dilk sözünün Halaç Türkçesinde til, Türkmen Türkçesinde dil, Yakut Türkçesinde tıl, Kazak Türkçesinde ise tıl şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). 2. *dilk Kullanım Alanı EM 124 ve burun ve dil úuru olmak 130

sövme. yok gibidir. din. demedim mi? Hadi git semaveri yak. sayma. bazen de haşlanmış bir sebze yemeği. HEA-6 Şarkının dili cennette konuşulan bir tek dildir. gözü var. bunu Hasana sormağa dili varmadı. Sanki iki bin sene evvel Atina'da bir garip dil öğrenmiş küçük bir çocuk. ben. padişaha dil uzatma. fakat Tevfik henüz ona doymamış. içilmiş bir şey yok ya! Sen onun dilini de anlarsın TS 586 Günlerdir doktorun dilinin altında bir şeyler olduğunun farkındaydı. HEA-4 Mamafih hiç bir sır saklamamak için yemin ettiği halde. gürültü. Türkçesine ben bayılırdım. Seninkiler sıçan kuyruğu gibi diye bu yavrunun saçlarını kıskanmak. yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler. şimdi ağzı var·. dili zehir.. bir taraftan ölçüsünü kaçırmış olduğu alkolün. geŋizi úurudur MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Êsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yÊrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek MŞ 136 dil evvel ãararur ãoŋra úızarur zaómet ve óarÀret ãuãuzluú ve ùarlıāanmaú artuú olur ve ùudaú yarılur ve dil úurur TTS II 1145 Urludur zindanda bir mühkem kilit Bu bu külünk anın dilidir gey işit TTS II 1145 Ah kim gam kilidinin dili yok Âşıkın bundna özge müşkülü yok TTS II 1145 Höcreler var gelberi göstereyin Kilidin dilin eline vereyin TTS II 1145 Mümkün olmadı kim bu kaleden bir dil alak TS 586 Ağzımı dolduran kocaman dil. HEA-9 -Galip bey. içine saman doldurur kuruturlar. TS 586 Vehbi dedenin kendini dinlediğinin farkına varır varmaz dili dolaştı TS 586 Bunda yenilmiş. SFA-2 Filozofça söylenen adam. TS 586 Çocuk. HEA-1 Kavga. dimaāı. 131 . SFA-1 Öteki “Todori” Đmrozlu idi. HEA-9 Fakat Peregrini’nin arkasında. HEA-1 Dili. kelimelere yer bırakmıyor ki. Başbakanın yanında pot kırarsın... HEA-2 Anasının yaşları soluk yüzüne akarken o yeni dilini bulmuş gibi konuşmaya başladı. hâlâ dil ağız vermeden yatıyordu. millet bunlar insanların ruh ikliminden başka bir şey değildi. Rumcasına Rumlar gülerlerdi. dudakları titredi. evli değilim” diye kaçan söz kendi kendisini öyle korkutmuştu ki. HEA-1 Kıpkırmızı ve sipsivri bir dil küçük ağzından çıkabildiği kadar çıktı. dili. kafası dar. HEA-4 Hanife'nin ağzından: “Ama. ayıp değil mi?” diyordu. HEA-4 Huriye'ye: “Sana dilini tut. kaşı yok. HEA-9 Dil.EM 125 aāız leõõetin giderür. titiz. SFA-1 Köprü merdivenlerinin bir tanesinin altında bir dilsiz boyacı vardır. dili yok. HEA-6 Korkarım dilini tutamazsın. ince bir iki dilim peynir veya dil. TS 586 Birkaç dilim ekmek. el ya da dil dalaşı. HEA-9 Ne yapsın. Vehbi Dedenin kendini dinlediğinin farkına varır varmaz dili dolaştı. ters amma gene Tevfiğe hâkim. bir taraftan da geçirmiş olduğu heyecanın etkisiyle kelimeleri hep birbirine karıştırıyor. elinden gelse dilini kendi eliyle koparıp atacaktı. velinimetine basıyor küfrü! SFA-2 Dudaklarının kenarından hayal gibi beyaz bir dil geçti. kalbi kuru. artık.

kepän dili bilen dodaklarını yalaşdırärdı TDS 255 Đki kilogram dil alıp govurdım TDS 255 Sagadıŋ dili günortan nahar vagtınıŋ yakınlaşändıgını görkezyärdi TNAS 15 Adam dilinden tapar. hem doru lafetti.dili. TNAS 27 Akıllı işi bilen. TNAS 68 Baş kesmeklik .ıtU…α»nε:F] [α»mın] GTA 250 [bαS»kα dıllε»Rın][ç»U jçk ç»nU »bılmε:Rïm »neRαsïÌsα] ε ADĐL II: 98 [MahirÊ] gurumuş dodaglarını dili ile islatdı. ştä bir dilsiz hem şeytanlı adam Ona getirdiler.jeza... TNAS 89 Boldusız yariŋ dili bir gulaç.kaza. dil var bÊla ADĐL II 98 DÊnizdÊ beş kilometr uzunluğunda sün’i dil yaradılmış. TNAS 67 Başa bela näden geler. TNAS 30 Algılınıŋ dili uzın. Bu şeytanı kuuduktansonra dilsiz lafetti. yeli bir sanaç. UK 98 Oğuz dilinde UK 177 dilim dönmeer UK 196 Dilin kesilsin senin. TNAS 79 Bilbiliŋ dili öz başına bela getirer. oglan! UK 199 ama Rusçukta çözülecek senin dilin UK 219 Darayço da annadırdı kendi dilinin yardımınnan UK 221 buçaklar oynadı ellerinde. 132 . PSE 62 Ey dilsiz hem saar ruh. Bän sana sımarlaerım: ondan çık.ı sa:»bı α……α»hïm be»nım] [bı»lε:Rïm αnı hıtS dı»lım ÔıR»Ôın nε dα » jαkïSïk»…ïkÌcı] [sεn ÔıR»sεn be»nım y:RεdZi:»mε Ôy:dεdZi:»mın ıtSı»nε »neRdε be»nım dZα»nïm ku. parmaklarını onun kulaklarına koydu. TNAS 19 Agıran yere el yeter. TNAS 72 Baylarıŋ sahılıgı elinde. . hem tükürüp onun dilinä deydi. iki barmak dilden geler).dili uzın. Mehdi ADĐL II 98 Dilini çıòartmag. külÊkdÊn yahşı gorunan buhta ÊmÊlÊ gelmişdir ADĐL II 98 Hoş dil ilanı yuvasından çıharar ADĐL II 98 MÊhÊmmÊdhÊsÊn Êmi şirin dillÊ nÊ gÊdÊr oğluna tÊskinlik verdisÊ. Hem o saat onun kulakları açıldı. TNAS 24 Akmağın dilinde. mollanıŋ sahılıgı dilinde. agırdan söze . TNAS 21 Agzına güyji yetmedigiŋ dili öz başını iyer. TNAS 21 Agzını aç dili bolsa gaç.dil. PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip. haywan pälinden (Adam dilinden tutular). göwher saçar. Dille damag ADĐL II 98 Dil var bal getirÊr. akmak dili bilen. H. TNAS 98 Çeperiŋ eli halkı. dil yüwrügi başa. oğlu bir tikÊ ovunmag bilmÊdi TDS 255 Ene sesini çıkarman. nicä ateş dilleri UK 225 ne dilde laf ederler GTA 156 [pεc be»nε:Rım cen»dı α»nα dılımı] GTA 184 [ε. TNAS 24 Aklı kel täŋ . TNAS 112 Dil açar. hem dilinin bağı çözüldü. iki barmak dilden geler (Başa bela geler bolsa. şahırıŋ . dil kesmeklik . akıllınıŋ elinde. TNAS 52 Ayak yüwrügi aşa yeter.PSE 28 Ve o körlär çıkarkan.

TNAS 113 Dil hem gala. bireniŋ bilen gutarmaz.dilden.dilden. TNAS 183 Göz ujundan gözleme. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek.dilime gala bolduŋ. bal agırmaz. iki barmak dilden geler. TNAS 181 Göze bela gülden geler.jan.gala. TNAS 113 Dil gılıçdan yiti. TNAS 113 Diliŋ sakası yürekde bolar. TNAS 113 Dili şıltık (şıltak) il bular. TNAS 145 Är başına bela gelse. TNAS 112 Dilden gelen elden gelse. iŋ ajı zat hem dil. TNAS 254 Molla berseŋ. TNAS 309 Süŋksüz dil . senden närazıdırın başıma bela bolduŋ. TNAS 113 Dili süyjülik döwletden köp dost gazandırar. TNAS 135 Eli uzınıŋ dil uzın. TNAS 113 Dilini gısga tutanıŋ başı aman. TNAS 113 Diliŋde bolsa balıŋ. TNAS 113 Dil gıybatda. başa bela . TNAS 112 Dil bilen böker .dana. TNAS 126 Dünyäde iŋ sğyji zat hem dil. TNAS 112 Dil bir öl yere biten zat / (Dil bir öl yere biten. dil bilmeyän . ayamda bolsa yaların. başa bela . TNAS 113 Diliŋ düwenini diş açmaz. TNAS 114 Dili yamanıŋ güni-de yaman. dil ujundan sözleme. akıl . dil bilmedikler beladır. bar gelday soltan yok. insan . Dil bilmez nöker abrayıŋı (dişini) döker.gaş / (Dil goragı diş. pul müŋ sözlär. TNAS 112 Dil bessesi.dilden. nämäni diymez). diliŋi çek.TNAS 112 Dil . TNAS 112 Dil bir sözlär. TNAS 112 Dil bilen orak orsaŋ.pulum. TNAS 112 Dil bilenler yandır. depe saçın dim-dik.dilinden. TNAS 113 Diliŋ hapa bolsa. ayagı şıplık . TNAS 203 Haywan ayagından asılar. iş hassası. dilim. nämäni diymez? TNAS 114 Dil ten goragı.diwana. güler durar ıkbalıŋ. TNAS 215 Đle bela elden geler. TNAS 115 Dişim. bela . özüŋe zeper yeter. TNAS 113 Dile geldi.baş salamat. TNAS 112 Dil düwügin diş çözmez (Dil düwenin diş açmaz). iş hassası. TNAS 132 Ejemde bolsa dilärin. TNAS 112 Dil bilyän adam . dil yarası bitmez. gulak tamda. TNAS 114 Dil kesik . TNAS 113 Dili süyjüniŋ dostı köp.eliŋi. 133 . diş .süŋk döwer. ussa berseŋ . gözüŋe zeper yeter. bile geldi.bal bilen şeker.suw. senden razıdırın . TNAS 114 Dil süŋksüz. gözüŋ agırsa eliŋi çek.bela. göze . TNAS 329 Tıg yarası biter. TNAS 113 Dile diş gala. TNAS 113 Dilim . hem bela. TNAS 176 Gotur elden yokar. TNAS 114 Dili uzınıŋ ömri gısga. TNAS 114 Dil ussası. göz goragı gaş). TNAS 112 Dil bir hazına.

konuşma’. Trkm. 2) ‘Dil. birincil anlamının Proto-Türkçeden beri organ olarak “dil” olduğu söylenebilir. Türkiye Türkçesinde kullanılan küçük dil ifadesi. EUyg. dile düş. Bu anlamla ilgili birkaç metaforik anlam olayı vardır: a) ‘Müzik aletinin dilciği’ . b) ‘Coğrafî anlamda burun’ . metonimik anlamlardır. de benzetme neticesinde ortaya çıkan bir metafordur.Karaim. Bu kullanımlar arasında ‘ses. ‘saat rakkası’ .. Anlam Olayları Bakımından *dilk Türk Dilinin eski dönemlerinden günümüze *dilk sözünün anlamlarını Tenişev şu şekilde vermiştir (1997: 228): 1) ‘Vücut organı olarak dil’. Oğuz grubu Türk lehçelerinde de ‘duyulanı bildirmek için kelimelerle veya işaretlerle yapılan anlaşma lisan (TS: 586. ‘Bilgi için alınan tutsak’ Orh. Ayrıca eski Türk lehçelerinde ve günümüzde de rastlanan çok önemli üçüncü anlamı olan ‘sorguya çekilmek için yakalanan tutsak’(EDT 489b) anlamı da metonimik bir unsurun metaforik kullanımı ile ortaya çıkmıştır. büyü’ . Oğuz grubunda. Karakalpak Kır. Bunun dışındaki bütün anlamlar ya metaforik ya da metonimik olur.Çuv.Azb. ‘Sihir. dillere destan ‘çok 134 .TNAS 358 Yaman dil il bozar / Yaman ayak yol bozar. dil uzat..‘bir kimseye bir şey için kötü söz söylemek’. ADĐL II: 98) anlamı metonimiktir.TTü. Karakalpak. haber’.. Trkm. TNAS 363 Yaşlıkda eliŋ işlär.diliŋ. ‘Küfür. Yak. garramıŋda .‘hakkında dedikodu yapılmak’. Bu anlam tüm kaynaklarda vardır. 3. Krh-Uyg.. Körfez . Başkurt Nogay. TTü. ‘Ses’ Tat. Başkurt.. Çuv. Metaforik anlamlar en erken kaynaklardan beri vardır. ‘Haber’ Kır. sövme’ . Run. Kır. Tüm kaynaklarda vardır.Karakalpak. Bunun gibi *dilk sözcüğünün temel anlamı ‘organ adı olarak dil’dir.. Çünkü konuşma ile ilgili bir organ adından faydalanılarak gerçekleştirilen bir kullanımdır. Tat. Kır.Trkm. Özb. Buna dayanarak.

*dilk. tatlı dilli.tanınmış. Divan’da kas sözü için ‘kabuk. 4. katılık’ (Dankoff. Meronimik ilişkilerdeki geçişlilik düşünüldüğünde *dilk sözü. dili damağına yapış. *öŋeç/ öŋüç sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır.‘susuzluktan ağzı kurumak. açıklamak. belirtmek.) ‘dedikoducu’ gibi dil ile ilgili pek çok deyim vardır. ifade etmek’. yılan dilli. çok susamak’. sivri dilli (Gag. dili uzamış olan (Gag. Kelly 1982: 261) anlamları verilmiştir. sözünün meronimi içerisinde bulunması gereken bir söz de nesne : madde ilişkisi gösteren *teri ve kas sözleridir.‘konuşturmak. Bu anlamı itibarıyla kas sözü bitki veya cansız nesneler için meronim olabilmektedir.) ‘bir sebepten dolayı net konuşmaması’. anlatmak. Diğer yandan Türkiye Türkçesinde kullanılan ‘damağın arkasında bulunan dile benzer küçük uzantı’anlamına gelen küçük dil ifadesi (TS: 1431) de *boγaz.) deyimler. sertlik. *bokurdak. dile getir. *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. ünlü’. dili kılıçtan keskin ‘kırıcı ve ağır konuşmalar yapan’. Ancak kas sözü. *balç : *yü:z : *aγız şeklinde alan : mekân ilişkisi sergileyen bir hiyerarşi içinde *aγız sözünün meronimi olmaktadır. dilin dişleri arasında dolaşması (Gag. Meronim Olarak *dilk Anatomik olarak *dilk. taranan metinlerde genellikle et terimiyle karşılanmakla beraber. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ağız : *dilk ağız : *teri 135 . her ağacın kabuğu. *kekirtek.

tış ‘diş. tiş (EUTS: 241). Muhtelif aletlerin. 20 ve diğerleri). Bu organ adının karşılıklarının genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Proto-Ogur *di:ş. diş ‘1. ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan sert. beyaz organlardan her biri 2. alku tışlarınıŋ siŋirleri ‘dişlerin tüm sinirleriyle’ (U III 60. Bud.16. diş (EM: 125). diş (DK II: 93). Çark.1. tarak vb. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiŞ ‘diş’ Lat.16.: xi.1. Đnsan ve insandan başkasının dişleri’ (DLT III: 125). cihazların parçaların. 602). Mekanik aletlerin dişleri 3. yy. yy. Bazı dantel ve işlemelerin kenarlarındaki yuvarlak sivri bölüm 5. çentikli şeylerdeki çıkıntıların her biri 3. tiş (Sngl 195r13). yy. diş ‘1. *di:ş Proto-Tü. Proto-Oguz *di:ş.2. EKıp. Diş 2. tış (DLT II 311. yy.nde dişe benzetilen tane 4.1. Modern Tü.Tü. 4). yy. parçalamak ve çiğnemek için ağızda olan kemik türü 2. diş (MŞ: 24). xiv. xiv. üstünde yahut uç tarafında olan ucu sivri çıkıntı 136 . Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐŞ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *di:ş ve *azıγ sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. diş ‘diş’ (ATS: 292). Batı Tü. *di:ş (Tenişev 1997: 228). diş ‘diş’ (TTS II: 1182). Doğu Tü. dens Đng. MKıp. Đslami ç. 2. xiii. Harezm ç. yy. tılıŋnı ködezgil tışıŋ sınmasun ‘dilini gözle ki dişlerin kırılmasın’ (KB 167). tiş (KE II: 638). xv. diş ‘1.: xv. xiv. – xix. Çene kemiklerinin üstüne dizili. diş (KTS: 62). Azb.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy.ç. dişlemek. testere. Sarımsak dişi’ (GS: 149). tiş (KĐ 39). Gag. (hayvan bilimi) Omurgalı hayvanların çenelerinde veya ilkel yapılı omurgalıların gırtlak ve ağızlarında bulunan kemiksi sert parçalar’ (TS 601. Krh. karanfil vb. çarkların kenarlarında. tooth. Yenilen şeyi tutmak. Sarımsak dilimi. diş (CH I: 163).

2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tiş. Karaçay-Malkar tiş. arı iğnesi’. Mançu-Tunguz *sila-fun. *di:ş Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Doerfer. iki diş karanfil. Tuva diş. Güney-Doğu: YUyg. Karakalpak tis. Şor tiş.) (DS VI: 2047). tüm tarihî dönemlerde ve lehçelerde karşımıza çıkmaktadır (EDT 557). Kırg tiş. tiş. tiş. Özb. *di:ş Kullanım Alanı Bu söz. Altay dillerindeki paralelleri şu şekilde vermiştir: Moğ *sidün < *sil-dun ‘diş’.veya delik-delik parçalarından her hangi biri 3. Diş 2. Kuzeybatı (Kıpçak): Karay. diş (RLT: 83). tiş. Bazı meyvelerin dilim şeklinde olan parçalarının her biri 4. Başk. Cihaz ve aletlerin dişleri’ (TDS 259). diş. TS 601 Türk milleti Đstiklal Savaşı'nda varlığını dişini tırnağına takarak göstermişti 137 . Trkm. diş ‘1. gıncık ‘diş eti’ (Gündoğdu -Rz. Kumuk tiş. Kore *sal ‘ok. Tat. *di:ş sözünün Halaç Türkçesinde tiş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 24). Nogay tis. Japon *sasi ‘sivri çöp’ (1997: 228). çiş. EM 105 ve eger biregünüŋ dişleri eti yÊnse va aāzı úoúsa yapraāından bir úaç gez ā çeyneye MŞ 28 ve yaāı az olur ve ãıvuú olur dişleri ve dişler etini berkidür MŞ 104 dudaúlar gÊce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gÊce gÊce diş úırcıldamaú TTS II 1182 Dişim biledim san sözü kogıl Nice bekleyübile aç kurt ağıl TTS II 1182 Buldu fırsat geldi bir dem yanına Her cihetten diş bilerdi canına TTS II 1182 Visali helvasına diş bileyüp TTS II 1182 Şu tırnaklı hayvan ki dişin düze ol: kahir TTS II 1182 Yüzemez iken suyu diler idi Yâri ağzına dişin biler idi TS 601 Çarkın dişleri tebessüm eder gibi tatlı bir ses çıkardı TS 601 Bir diş sarımsak. Hakas tis. Yakut ti:s (EDT 557b) (Tenişev 1997: 228) 1. tiş. Meyvenin bir ısırışta dişlerle ısırılan parçası’ (ADĐL II: 117). Tofa diş.

HEA-6 Amatörlerden yirmi beş (belgede 27) kişilik bir orkestranın piyanisti. ince bir burnu. kadına yiyecek gibi bakıyor. hattâ dişleri bile bembeyaz ve keskin. daha başarılıya ulaşabilmek için dişiyle tırnağıyla son enerji damlası bitene kadar boğuşacak. hepsi yoluna girer. Beethoven'e benzemek için ön dişlerini çıkartmış. gözleri dönüyor. hâlâ beyaz ve düzgün dişleri vardı. Fakat beyaz kirpiklerinin arkasındaki mavi gözlerin ateşi hâlâ sönmemiş. HEA-4 Dinmeyen bir cehennem azabı gibi geceleri gözünü yumdurmayan kıskançlıkla. SFA-1 Kuşlar pek yakınından geçmişse. ciğere işleyen söz işitsem. diş gıcırtısı. mütevazi sözleri yine öyle tatlı.. bu sihirli. Fakat gözlerini açar dinlerdi. UK 182 eski dişsiz dermen ADĐL II 117 ÊllisindÊ Êlif gÊddin çÊkilÊr. şöyle tatlı. HEA-9 Yüzünün derileri yanık ve buruşuk. SFA-1 Şöyle iki dişe dokunan. TS 601 Ama daha üstününe.. arkası ürperirdi. başımın üstünde duman ve ateş var. HEA-1 Fehmi. kahve ile beraber Cemal’in geldiğini haber verdi. SFA-1 Đçlerindeki iki sıska Kürt çocuğu gülen dişleriyle hiç olmazsa sağlamdılar. boş ellerimi kaldırıyor. HEA-4 Bu defa Hacı Murad'ın tebessümü. ciğere işleyen söz işitsem.. HEA-2 Dedim. Uşağın dişi çıòır.. dişleri meydanda. seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla dişlerinin arasından onlara seslenirdi. HEA-5 Fena bir feryatla eğildim. yumruklarım sıktıran hep o gülyağı sakallı zebani! HEA-5 Nihayet Pendiğe yaklaştığımız zaman o kadar şiddetle koşturduk ki haykırmamak için dişlerimi olanca kuvvetimle sıktım. Doumet adlı ateşli bir genç müzisyendi. Dişçi diş söker gibi baş tarafındaki resmi söküp aldı. bu kadın gözlerinin şimşeği. basit bir nağme duysam yok mu. ötekinin lâl renginde şeffaf kanatları vardır. altmışında ön dişlerin tökülÊr ADĐL II 117 Dişi ile tutmag. SFA-2 Sonra doğruldu. Huriye'ye dişlerini gıcırdatan.TS 601 Şöyle iki dişe dokunan. TS 601 Hele biraz dişini sık. şöyle tatlı. HEA-1 Dişlerini gıcırdatıyor. HEA-1 Münir'in iştahlı ve ihtiraslı anlarındaki yüzü. HEA-9 Büyük babası söylerken dişleri kilitlenir. bu tılsımlı saçları dişlerimle tuttum. sonra cevap verdi. Kemal’i itina ile bir koltuğa oturdu. haykırıyorum HEA-3 Çenesine doğru sivrilen armudî bir yüzü. dişlerinin arasındaki bir düşmanı çiğner gibi çenesi çıkıp iniyor. bütün kuvvetimle çektim. basit. 138 . basitçe ifade eden bir musiki. ince omuzlarında birinin firuze renginde. HEA-2 Müziç’in bir diş ağrısından birdenbire kurtulmuş bir adam sevinci duydum ve o zaman Katina. HEA-6 Yüzleri Yemen kahvesi renginde. Beyaz dişlerini baştan başa açarak sırıttı. HEA-3 Dişlerimin altında taş. sigarasını yaktı. HEA-9 Dişleri kilitleniyor. dişleri sedef gibi. fakat itiraf edecek yerde beni tahkir ediyor. saya yumruk atması yanında bir de soyunmağa kalkışsa bilir daha ne kadar korkunç olur. bir nağme duysam yok mu. Cebinden nüfus kâğıdını çıkardı. beyaz dişlerini gösterecek kadar açık.

gala. TNAS 20 Agız yaraşıgı diş. gayalardan tutacag.. Göz yaraşıgı gaş. dokuzı dişlär. TNAS 103 Dag görki daş. Anlam Olayları Bakımından *di:ş Tenişev. yüz görki gaş. agız görki diş). TNAS 115 Diş dişe degenden daş (diş) daşa degsin. Beg berse. sormaga hiç kim gelmez. TNAS 115 Diş agrırdan adam ölmez. göz goragı gaş). goŋşıŋ yaman bolsa. 3. çeynäp bereniŋ aş bolmaz. senden razıdırın . TNAS 75 Beg berse. TNAS 68 Baş görki saç. yüz görki gaş (. TNAS 221 Đşle deriŋ damınçe. TNAS 115 Dişiŋ barka dişläp gel. TNAS 113 Dile diş gala. TNAS 152 Gaharıŋ gelse. TNAS 112 Dil düwügin diş çözmez (Dil düwenin diş açmaz). TNAS 115 Dişiŋ barka malıŋı iy. dilim. TNAS 45 Atası turşı alma iyse. TNAS 113 Diliŋ düwenini diş açmaz.gaş (Dil goragı diş. TNAS 21 Agzında diş yok. TNAS 135 Eliŋ işlese. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek. diş – gala TNAS 20 Agırılı dişing emmi atagzı (çatlawuk). TNAS 85 Biri işlär. ölmi-gurı işi yok. tarihsel kaynaklarda bu sözün şu anlamlarını tespit etmiştir (Tenişev 1997: 228): 1) ‘Vücut organı olarak diş’. TNAS 115 Dişlek at dişin görkezmez. diş . senden närazıdırın başıma bela bolduŋ.ADĐL II 118 YenÊ o insan daşlardan. göç. gözüŋ agırsa eliŋi çek. dişle garnıŋ doyunça.bela. oğlunung dişi gamaşar. dişinin dibindÊn çıhanı tÊngidçinin dalınca dayir. ADĐL II 118 Şair dÊrhal özündÊn çıhır. TNAS 107 Degirmeniŋ dişi yok. göze . TDS 259 Atlar dişleri bilen öŋlerine germelen agaçları gemirdiler TDS 259 Baharıŋ hünci dek düzülen dişleri ak sadap yalı yıldıradı TDS 259 Dil – bela. TNAS 112 Dil . gutul. dırnağı ilÊ torpagdan yapışıb gurtarmağa çalışacagdır. TNAS 88 Bok dişle.. TNAS 105 Daşı çeyne diş bilen. diş dile. başında huş. TNAS 115 Diş çıkana çeynäp berme. TNAS 40 Aş dileme. TNAS 115 Dişiŋ agırsa. dişi ilÊ.dilime gala bolduŋ. bek dişle. gözünü yumub ağzını açır. betine (yüzüne) bakma (Beryän adamıŋ betine garamazlar. agız görki diş. çek (sogur). dişine bakma). TNAS 115 Dişim. 139 . burnuŋı dişle. ahzıŋ (dişiŋ) dişlär. gutul.

Nogay.‘kötülük edemeyecek duruma getirmek’. ‘diş köklerini kaplayan kalın kırmızımtırak et’ (TS: 602) sözü. Türkiye Türkçesinde ‘azı dişleri ile kesici dişler arasında. *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *çäŋä ve ‘alt çene’ anlamında kullanılmaları durumunda. Kumuk. *çäŋä sözü ve ‘alt çene’ anlamında da kullanılabilen *eiŋ. 140 . ‘sıradağ tepeleri’ veya ‘sarımsak dilimi gibi dişe benzetilen tane’ anlamları benzetme temeline dayanan metaforik anlamlardır.2) ‘Bir alet veya nesnenin çıkıntılı parçası. TTü.‘darlığa. ‘pulluk demiri. incidişli (Gag. Buna bağlı olarak tarihsel ve modern lehçelerde görülen ‘bir alet veya nesnenin çıkıntılı parçası. Oğuz grubu lehçelerinde diş bile. iki yanda ve altlı üstlü birer tane bulunan sivri diş’ anlamına gelen köpek dişi ifadesi de *di:ş sözünün grup : öge ilişkisi gösteren meronimidir. ‘pulluk demiri’. Yak..) ‘dişleri çok beyaz olan’ gibi pek çok deyimde kullanılmaktadır. Uyg. ‘sıra dağlardaki tepeler’. katlanmak’. *eiŋ. Diğer yandan *di:ş sözü. *di:ş kelimesinin temel anlamı ‘organ adı olarak diş’tir. Oğuz grubu Türk lehçelerinde rastlanan bir meronim ‘ağzın her iki tarafında altlı üstlü olarak bulunan ve ağıza alınan yiyeceği çiğnemeye yarayan düz ve yassı diş’ olan *azıγ. dişini sök. Trkm. hıncını gösterir durum almak’. Çağ.‘kötülük yapmak için fırsat beklemek. Oğz. nesnesi’. Buna göre. dişini sık.. Başkurt. sıkıntıya dayanmak. ‘tırmıktaki diş’. nesnesi’: Krh-Uyg. Ancak Türkiye Türkçesinde kullanılan diş eti sözü. Özb. *eŋek ve *yayŋak sözlerinin ve *damγak sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. *eŋek ve *yayŋak sözlerinin ve *damγak sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır.. oraktaki dişler’. *di:ş sözünün grup : öge ilişkisi gösteren meronimidir. Meronim Olarak *di:ş Anatomik olarak *di:ş. 4.

Çuvaş: *ora (Tenişev 1997: 229) 141 . *eiŋ. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk azuv. *di:ş sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. azı dişi. *azıγ Proto-Tü. Tuva azıγ. ix. Azb. Đslami ç. ozik. Yakut ahı:. IV 10. Kırg azu:. yiyelen şeyi çiğnemeye mahsus dişler’ (ADĐL I 64). azıg (U I 45. SUyg. Başk. Köpek dişlerinden sonra içeriye doğru. azıg (TT V 24. alt ve üst çenenin iki yanında beşer tane bulunan ve yiyecekleri öğütmeye yarayan dişlerin ortak adı. azı ‘1. KökTü. Proto-Ogur *azıγ. azıg (DLT I 64). Karaçay-Malkar azav. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay azu.Tü. adav.: xi. azığ. Tofa azıγ. *yayŋak : *di:ş *damγak : *di:ş GRUP : ÖĞE *di:ş : *azıγ 2. azu (Sngl 39r13). yy. azı ‘ağzın her iki tarafında altında ve üstünde olup. Bud. Güney-Doğu: Özb. azuv. Şor azıy. azuv. yy. *eŋek. Modern Tü. öğütücü diş 2. Doğu Tü.16. Trkm. yy. Krh.Türkiye Türkçesinde ‘dişlerin diş etlerinin dışında kalan bölümü’ demek olan diş tacı (TS: 604) ifadesi.) Öküz arabalarında ön ve arka yastıkları dingile bağlayan ağaç çivi’ (TS 184).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Karakalpak azuv. azıg (IB 39). Tat. 71). NESNE : PARÇA *aγız : *di:ş *çäŋä.ç. Kaz.2. Proto-Oguz *azıγ.1. (halk. *azıγ (Tenişev 1997: 229).: xv. 48). Hakas azıγ. azı. azav. 17.

Karakalpak ‘hayvandaki köpek dişi’. Karakalpak. Çağ. Kırım Tat.. azı dişine vurmak’ 4.. Japon *ira ‘diken’. Kaz. HEA-4 Bir defa elden kaçırırsa. Tuv.. bir hayvan mürebisinin kaldırdığı acayip.. ‘azı dişi’. ‘kenar’. bir daha ele geçiremez. cin köpek dişi’. Karaçay-Malkar. Kumuk.. Hakas. *arağan ‘köpek dişi’. Tuv. azılı büyük memurlarından pek farklı değildi. Özb. *azıγ Kullanım Alanı HEA-1 Hiçbir zaman olmadığı kadar gemi azıya almış. TTü. Orta-Kıp. (azu:lu: ‘yırtıcı hayvan’).. Anlam Olayları Bakımından *azıγ Türk Dili kaynaklarında şu anlamlara rastlıyoruz (Tenişev 1997: 229): 1) ‘Köpek dişi’. Özb. Kır. Azb..1.. HEA-9 Abdülhamid’in mürteşî. ADĐL I 64 Serjant sevindi vÊ azı dişleri görünÊnÊdÊk ağzını ayırdı 3. HEA-4 -Senin baban da son günlerde gemi azıya almış. 2) ‘Azı dişi’.‘azı dişiyle ısırmak... Yak.. SUyg... başına bir belâ gelmesi muhakkak.. gemi azıya alan mahlûkların damgası var. Bu sözün tarihsel Türk lehçelerinde son seste /g/ ünsüzü ile kullanılmış olduğu görülür. 2. SUyg.. *azıγ Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Trkm.. iğne’. kocasının üzerinde nasıl bir hareketin etkili olacağını bilen azılı aslana. Böyle giderse. Başkurt.. Kır. Hakas. Krh-Uyg. Altay dillerindeki paralelleri şu şekilde vermiştir (1997: 229): Moğ. Harezm ‘kurt köpek dişi’. 3) ‘Kenar’. Altay.. heyecanlı ve canlı bir kadın! HEA-1 Fakat Sadi. onda er geç tahakkümden kurtulan.. *azıg Sözünün Türevleri 3.. Kumuk ‘iğne’ 142 . ‘ustura. Tofa. Şor. EUyg. şekilde bir kamçı gibi idi. Yak. Kaz. bu.1 *azıg’dan Fiiller • azıgla. ‘yabani domuz. Karaçay-Malkar. hattâ vaktiyle Gelibolu mutasarrıfı olan zamanın Dahiliye Nazırı Zâti beye benzemiyor değildi. ‘köpek dişi’.

Bu anlamlar arasında ‘kenar’ ve ‘iğne’ anlamları benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. *yayŋak ve *damγak sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *eŋek. 5. *aγız sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. *eiŋ. *eiŋ. *di:ş sözünün grup : öge ilişkisi gösteren meronimidir. *yayŋak : *azıγ *damγak : *azıγ GRUP : ÖĞE *di:ş : *azıγ 143 . Aynı zamanda *azıγ sözü. Diğer yandan *azıγ sözü. NESNE : PARÇA *aγız : *azıγ *çäŋä. *eŋek. *çäŋä. Meronim Olarak *azıγ Anatomik olarak *azıγ.

Özb. Palha *Divriği -Sv.Tü. tamak.. Proto-Oguz *damγak.: xi. tamgak ‘damak. *damγak Proto-Tü. damak (RLT: 70). Bud. tamak.2. U. palatum. Batı Tü.1. xiv. Başk. tomak. damaú (KTS: 55). damağ (DK II: 79). 2. kanğrak ‘damak’ (DLT III: 383). damag ‘damak’ (ATS: 226). dimaā (EM: 125). Gag. Yakut tamah (Tenişev 1997: 229) 144 . boğaz’ (DLT I: 469). Tat. Damak’ (TDS: 237). tamaā.1. Boğaz 2. gincil ‘damak’ (Şimşirli *Đkizdere -Rz. Modern Tü. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tamak. Karakalpak tamak. tamğak (TT II 16.17.) (DS IV: 1332). Proto-Ogur *damγak. yy. Ağız boşluğunun üst tarafı 2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAK ‘damak’ Lat. At ve eşeklerde damak şişme hastalığı’ (ADĐL II 27). damak ‘Ağız boşluğunun tavanı’ (TS 522). Kumuk tamak. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DAMAK kavramını karşılayan sözcüklerin Proto-Türkçe *damγak sözcüğüne dayandığı kanaatindeyiz. Azb. ùamaú ‘damak’ (YTS: 201). Hakas tamah. 469). tamak.1. dalaò ‘dalak’ (Kızılçakçak *Arpaçay -Kr. Şor tabak.) (DS IV: 1348).ç. yy. tamak. Karaçay-Malkar tamak. III 37b 29-30. Trkm. damak ‘damak’ (GS: 131). yy. xiii. Đslami ç. *damγak (Tenişev 1997: 229). palate. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Ağız manasında 3. ùamaú. pharynx Đng. TT VIII I 1). – xix. Krh. dalah. EKıp. xv. Nogay tamak. Kırg tamak. Güney-Doğu: YUyg. Kaz. damaò ‘damak’ (*Kangal ve köyleri -Sv.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. tamak. tamğak (DLT I 467. damak ‘1. tamaú. Tuva taŋmak. yy. ùamaú (EM: 185).) (DS VI: 2030). tamav ‘damak’ (KTS: 260). tamak ‘damak’ (TTS V: 3709).17. damag ‘1.

*damγak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. dili. Altay taŋday ‘damak’. kâr: iş TTS V 3709 Tamak uyan: damaklı gem. TNAS 103 Damaksöw damakdan tapar. Kaz. serinliği midelerine yayılınca. *damγak Kullanım Alanı EM 125 aāız leõõetin giderür. 2. Özb.tayakdan. taŋglai ‘damak’. taŋlaw. kim şişer şişini giderir TTS V 3709 Dilek: kâm ü hâhiş. taŋğay ‘sert damak’. Tat.eliŋi çek. Tuv. Türk diline dahil etmiş ve eskiden var olan terimleri ortadan kaldırtmıştır. Karaim tanlay ‘damak’. Kır. tağalay ‘damak’ (Tenişev 1997: 230). taŋday. Dunsean tanlei. dimaāı. TNAS 385 Zagara görek. Kalmık taŋna. Başkurt taŋlay ‘yumuşak damak’. tamak kâm. Damak anlamında bu terim. hopur hopur. yarma damak. *taŋg-lai ‘damak’. ta:lay ‘damak’. SUyg.1. Kumuk taŋglaw ‘damak’. Karakalpak taŋlay ‘damak’. Yak.damagıŋı. ogrı . taŋlai. Altay dillerindeki örnekler şöyledir: Moğ. Nogay taŋlay ‘damak’. Mongor taŋli. TNAS 106 Datlı damak Tamuga elter. Bu sözü *boğuz ile aynı anlamda kullanıldığını da tespit etmiştir (EDT 505).. taŋne ‘damak’. iş diyse gulak yapır. Malkar tıŋılawuk ‘damak’. TTS V 3709 Tire-liğâm: uyan tamağı ve tamak uyan TTS V 3710 Ve bir müzehhep bir eyer ve bir kara sığırı tamak uyan ve iki kıt’a dendan-ı mâhi ve bir.. işiŋ agırsa .. geŋizi úurudur ā EM 185 ve ùamaú şişin nuşÀdurıla úaldursalar yavlaú müfìddür ú TTS V 3709 Ve balla duzu tamak ağrısına dürteler. TNAS 183 Gözüŋ agırsa . 145 .. taŋday ‘damak’. *damγak sözünün ‘yumuşak damak’ anlamında da kullanıldığına dikkat çekmiştir. taŋläy ‘damak’. TDS 237 Yaglı damak düye çalını gözler TNAS 103 Damak diyse. Kıp. TS 522 Şerbetin tadı damaklarına. taŋlay. Çağ. ADĐL II 27 Usta papirosu damağına salıb başladı işini ADĐL II 27 Gürdet iri barmagları arasındakı papirosu sakit-sakit övkeleyip damağına goydu.

Tuv. Karaim Karaçay-Malkar Kumuk Tat. Kumuk Tat. tadı damağında 146 . Azerbaycan Türkçesinde damag sözünün hem ‘damak’ hem de ‘ağız’ anlamında kullanıldığı görülür (ADĐL II: 27). ‘solungaçlar’. Hakas. gırtlak’. ‘yemek’. Harezm. Başkurt Nogay tamağ ‘akarsu kavşağı’. EUyg.3. Yak. Orta-Kıp. metonimi ortaya çıkarır. Orta-Uyg. Altay Özb. Oğuz grubu Türk lehçelerinde bu şekilde metaforik ve metonimik yolla oluşturulmuş pek çok deyim görülür. Bu şekilde *damγak sözünün ‘ağız’ anlamında kullanılması. Uyg. Uyg. Şor. Kumuk ‘obur’. Orta-Oğz. Azb. Osm. Çağ. Sözün coğrafî olarak ‘boğaz’ ve ‘akarsu kavşağı’ anlamları ise bütünüyle metaforik anlamdır. Karaim ‘damak’. Başkurt Nogay Karakalpak Kır. TTü. Gag. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. Krh-Uyg. 2) ‘Yemek. ‘damağın arka tarafı ve gırtlak’.’ Tat. TTü. Bu sözün ‘obur’ anlamı ise metonimi yoluyla oluşturulmuş metaforik bir anlam olur. Anlam Olayları Bakımından *damγak Tarihsel Türkl lehçelerinden günümüze *damγak görülmektedir (Tenişev 1997: 230): 1) ‘Damağın arka tarafı ve gırtlak’. Özb. ‘boğaz. Karaim ‘boğaz’. 3) ‘Coğrafî anlamda boğaz’. Kır. Şor. Hakas. Çağ. Bu anlamlar içerisinde Eski Türkçe ve Orta Türkçe dönemlerinde ve günümüz Türk lehçelerinin önemli bir kısmında görülen ‘damağın arka tarafı ve gırtlak’ anlamının sözün temel anlamı olduğunu söylemek mümkündür. Diğer yandan *damγak sözünün ‘yemek’ anlamı da sözünün şu anlamları metonimik bir anlamdır. Ancak Oğuz grubu Türk lehçelerinde sözün anlam daralmasına uğrayarak ağız boşluğundaki kısımların kastedildiği ‘damak’ anlamına geldiği görülmektedir.

4.) ‘yemeği çok beğenmek’ deyimi de metonimik yolla oluşturulmuş bir deyimdir. *eŋek.(Gag. Diğer yandan *damγak sözü *çäŋä. *eiŋ. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *aγız : *damγak *aγız : *damγak *çäŋä.kal. yumuşak damak ‘damağın boğaza yakın bölümü’ (TS: 2472). *yayŋak : *damγak 147 . damak eteği ‘damağın kemiksiz ve yumuşak olan arka bölümü’ sözleri *damγak sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. Meronim Olarak *damγak Anatomik olarak *damγak sözü *aγız sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. Türkiye Türkçesinde kullanılan ön damak ‘damağın ön bölümü’ (TS: 1731). *eŋek. *yayŋak sözlerinin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. *eiŋ.

Bud. insanın vücudunun beden kısmındaki organlarının etimolojik. DĐZ. KÜREK. bogaz. 2. boāaā. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BOĞAZ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *boγaz.2. *kekirtek ve *öŋeç/öŋüç sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. *boγaz Proto-Tü.2. PARMAK. MKıp.2. BEL. AYAK.1. BEDEN. boāaz (NF III: 73). BOYUN. boāaz.35). yy. viii. OMUZ.: xv. Doğu Tü. unaş ‘boğaz’ (KTS: 293). BĐLEK. KALÇA. xiv. uŋaç.1. ùaālava ‘boğazın tavanı’ (KTS: 258). tamaú ‘boğaz. KökTü. yy. yalın boğazı todmaz ‘onun yalnız boğazı doymaz’ (TT VI 14). BACAK. tamaā. guttur.Tü.ç. boğzı (Ton 8). leksikal. BUT. boğaz 148 Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki . boğz (Sngl 136v 4). boā(u)z ‘boğaz. boguz ‘boğaz’ (DLT IV: 99). GÖĞÜS. xiv. Krh. boāuz (CH I: 168). EKLEM. ketelük ‘boğaz’ (KTS: 141). EL. yiyecek’ (KE II: 121). AYA. Proto-Ogur *boγaz. TOPUK. durumu aşağıdaki gibidir. semantik ve mereolojik incelemesine yer vereceğiz. yy. boā(u)z (NF III: 74). boāaz (EM: 116).2 Beden Kısmındaki Organlar Bu bölümde biz.: xi. TIRNAK. Batı Tü. DĐRSEK. ENSE. boāar. boāaz (MŞ: 9). yy. OMURGA. Proto-Oguz *boγaz. boğuz. KOL. larynx. boğa:z (KĐ 33). xiii-xiv. EKıp. fauces. Đncelememiz. boğuz (DLT I 364. yy. KB 993). boğuz (DLT I 364). bovaz (KTS: 33 . xiv. *bokurdak. Đslami ç. yy. hançere’ (KTS: 90). throat. yy. *boγaz (Tenişev 1997: 230). SIRT. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOĞAZ ‘boğaz’ Lat. òalú ‘boğaz. TABAN. Đng. büker (KTS: 39). EĞE. boğaz (CCum).1. şu kavramları içine alacak: BOĞAZ. damak’ (KTS: 260). 2. xv. Harezm ç. BALDIR.

xiii. hombuk ‘boğaz’ Ne homburu büyük çocuk hiç doymak bilmiyor (Hamurcu *Đncesu -Ky. hırtık ‘boğaz’ (*Kemaliye -Ezc.. yy. – xix. bovartlak ‘gırtlak’ (Ilıcaköy.) (DS VI: 1892).. hombur. kıkırdak ‘gırtlak’ (Peşman *Daday -Ks. (coğ. Yedirip içirme yükümü. -To.) Đki kara arasındaki dar deniz’ (TS 321). -Çkl. -Kü.) (DS IX: 3076). güğüm vb. 149 . Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar. -Đç.) (DS IX: 3334). kertlek ‘gırtlak. hançere’ (YTS: 141). -Mğ. Modern Tü.) Yeme içme 7. keş ‘gırtlak’ (*Ulubey -Or. -Ba.) (DS VII: 2373)..) (DS VIII: 2743).. -Nğ.. hömürtlek. *Artova -To. özek ‘gırtlak. (mec. Ky.) (DS VII: 2397). kursak 2. Đki dağ arasında dar geçit 4. hümürtlek ‘gırtlak’ (-Dz. boğaz’ (-Dz.) (DS VII: 2436).) (DS VII: 2374).) (DS VIII: 2791). ömğrdek ‘gırtlak.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. -Dz.) (DS VIII: 2774)..) (DS VII: 2439).) (DS VIII: 2770).) (DS VI: 2198).. -Bo..) (DS VII: 2432).) (DS VII: 2400).) ‘yemek borusu’ (Görece -Đz.. lığlığa ‘boğaz’ (*Erciş -Vn. -Mğ. yemek borusu’ (-Af. kaplarda ağza yakın dar bölüm 3. gogan ‘gırtlak’ (Çamlıca *Karacabey -Brs.) (DS IX: 3229). Çifteler -Af. Şişe.. kirtlik ‘gırtlak başı... hörülük ‘gırtlak’ (*Silifke -Đç. keniz ‘gırtlak’ (-Mr...) (DS II: 731). gagan. -Mn. holkum ‘gırtlak’ (-Ba..) (DS VIII: 2758)....(DK II: 55). höttük ‘gırtlak’ (*Beypazarı Ank. gırtlak’ (Đğdecik ve Sancaklıboz köyleri -Mn.) (DS IX: 3258). kimirtlek. -Ank. ketlek ‘gırtlak’ (-Nğ. boğurdak. hırtlak ‘gırtlak’ (-Isp.. -Đç.) (DS VIII: 2774). boğaz ‘boğaz’ (TTS I: 628). -Çr. hordela ‘gırtlak’ (Beşikdüzü *Vakfıkebir Tr... gurgura ‘gurtlak’ (Limasol Kıbrıs. -Đz. ümük boğaz. iaşe 5. münük ‘boğaz. hançere’ (-Ml.) Yiyeceği içeceği sağlanan kimse 6. ömük. boğaz ‘1. -Đç. imik. -Ba.. -Kn. gırtlak (TS: 2309). -Ant. boāuz ‘boğaz’ (YTS: 36).) (DS IX: 3369).. öyken düdüğü ‘nefes borusu’ (YTS: 170). gırtlak çıkıntısı’ (-Ay.) (DS VII: 2410). boğurtlak.. höğürtlek. *Merzifon -Ama. nünük ‘gırtlak. Argıthan *Ilgın -Kn. -Ada. (mec. kömürtlek ‘gırtlak’ (-Çr.

-Đz. Kırg boγos.somak. Kaz. gıda borusunun ve nefes yollarının yer aldığı tarafı 2. Batı Kıpçak şekillerinde ünlü ortasında -g. Damak 2. boğaz ‘1. çay ağzı 6. Tenişev.) Denizin iki kara arasındaki dar kısmı 8.) (DS X: 3662). boγuz. (anat. Karakalpak buvaz-ak. Derelerin. Başk. Muhtelif kapların (şişelerin) ağızları ile gövdeleri arasındaki dar kısım 3. boγaz. buγiz.. gırtlan ‘gırtlak’ (GS: 126). Gag. -Ay. Boynun ön tarafı 3.) Muayyen saz ustalarının icra sanatında kullandığı ve yalnız ona has olan perde ve müzikle ilgili ibareler’ (ADĐL I 295). Tofa bo:s/boksu.. cihazlarda boğaz’ (GS: 93). Özb. Azb. gırtlak. Yüksek boğazlı kapların boynu’ (TDS: 101). Teknin anlamlarda. boyun’ (-Dz. Değirmenin üst taşındaki delik 4. Tat. *boγaz Etimolojik Değerlendirmesi Eski Türkçede boğuz kelimesi günümüzde birçok lehçede varlığını sürdürmektedir. (coğ. Şişe boğazı 5. buγaz. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva bo:s (EDT 322a). Ayakkabı ve çorabının ayağından yukarı kısmı 5. buaz (EDT 322a). -Mğ. Güney-Doğu: YUyg. (müz. bokurdak (RLT: 71). Çuvaş: pır (Tenişev 1997: 231) 1.sesinin olmadığını ve bu tür 150 . somat ‘boğaz. bo:sta:. Boğaz. bogaz ‘1. soluk borusu’ anlamına gelen Eski Türkçe *öŋeç/öŋüç kelimesi de daha geniş anlamda ‘boğaz’ yerine geçmekte ve günümüzde birçok kuzeydoğu Türk lehçesinde varlığını sürdürmektedir (EDS 172). gırtlak 2. Nogay boγaz. buaz ‘1. Trkm.) Boğaz 3. Daha çok ‘gırtlak. sözün orijinal şeklinin boğuz (boğoz) olduğu ve sözdeki ikinci ünlünün çok kısa ve ünlü ile başlayan ek aldığında düştüğü ve Çağdaş Türk lehçelerinde ikinci ünsüzün /u/ veya /a/ dönüştüğü görüşündedir (EDS 322a). damak (RLT: 71).. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk boγaz. Nehrin boğazı 4. (coğ. boğaz (EDT 172b).. -Ant. Clauson.) Boynun. boğaz ‘boğaz’ (ATS: 141). Đki dağ arasındaki dar geçit 7. nehirlerin baş tarafı.

HEA-5 Fakat ağzım. HEA-3 Ben. boğazımda bir yumru vardı. boğazımdaki yumrunun ekmek mi. birden boğazına bir şey tıkandı ve sustu. Altay dillerindeki paraleller olarak genelde Moğ. HEA-3 Đçimde yenemediğim bir hüzün. ve ãıāır ãuyın úatup yĆrlerise boāazdan úan gelmesin keser ā MŞ 9 anda úan çoāalur aòlÀù óarekete gelür çıbanlar ve şişler ve boāaz aārısı çoú ā olur MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi ā øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 32 boāaz aārısına ãuyıyla āarāara vĆrseler fÀyide Ćder ãafrÀyı keser ùaèÀm ā iştahÀsın getürür TTS I 628 Tilki ne kadar çevik ise bir gün boğazı ele verür TTS I 628 Az kaldı ki boğazı da ele vireyazdım TTS I 628 Bozup kapuyı girdi cümle gazi Tekür gaafil ele verdi bogazı TTS I 628 Boğaz deliği: hulkum. HEA-3 Sanki ağlasam. Doerfer.. boğazını sıkan büyük öfke ile titreyerek başını çevirdi SFA-1 Millet boğaz derdinde sabah sabah HEA-1 Başından böyle bir olay geçmiş gibi. kuşaklarında tabanca ve bıçak asılı. avuçlarımda hissettiğim cehennemle kurumuş. bu alevlerini şakaklarımda. kaç boğazız evde. ciğerlerde biriken havanın boğaza çarpması demektir TS 321 Yol üzerindeki derbentleri ve boğazları işgal ederek ordunun başında bunları takip ediyordu TS 321 Hayat zor anne. boğor-la. inek çukuru: nûnan TS 321 Ses. 151 . 2. annemin sesi mi olduğunu bilmiyorum. bitmişti. *boγaz sözünün Halaç Türkçesinde bokuz şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). *boγaz Kullanım Alanı EM 116 . boğaz boğaza idim.örneklerin büyük ihtimalle Oğuz Türkçesinden alınmış olmasından kaynaklandığını belirterek. ağlayarak mutfağa gitti. HEA-3 Kalbim boğazımda atarak gözlerimi açtım. boğazımdaki katılığı eritsem ne olacaktı? HEA-5 Terler içinde azaplar ve ateşler içinde âdeta cinnetle pençe pençeye. ağabeyim hangi birimize yetişsin TS 321 Her gün evde pişen türlü yemeklerin hiçbiri sensiz boğazımdan geçmiyor TS 321 Müfit. HEA-1 Boğazı kısıldı.. HEA-2 Hepsinin boğazından beline kadar fişekleri var.‘boğazlamak’ örneğini göstermekle birlikte bu kelimenin Türkçeden Moğolcaya geçme ihtimalinin olduğunu da ifade etmiştir (1997: 231). boğazım.

öŋüç. büker. sözüni dovam edipbilmedi TNAS 88 Bogazdan giren iki yaŋakdan görner. diri çıhar (çok diribaş. Yatarken ıhlamur içireceğim. bovaz. öŋeç. Diğer yandan genel olarak modern Türk lehçelerinde şu anlamlar karşımıza çıkmaktadır (Tenişev 1997: 231): 152 . şekli yaygın olarak kullanılırken damak (RLT: 71). Türkmen Türkçesinde bokurdak (RLT: 71). buğaz. bir de terleteceğim. GÊmÊrbanunun boğazından yapışıb divara çırpdı ADĐL I 295 Durna bulağının dar şırranına söykÊnmiş balaca gırmızı sÊnÊyin boğazından çıhan ağappag su pıggıldayır ADĐL I 295 Deyirmanın boğazına ölü salsan. koydum. HEA-9 Rabianın boğazına zeytin döğdüm. TNAS 229 Jan bogazdan geler. UK 54 buvazdan ses ADĐL I 295 Gülnaz dartınıb onun ÊlindÊn çıhdı. buaz şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün Kıpçak kaynaklarında da ‘halk’ anlamında metonimik kullanımları da görülmüştür. diyordu. uŋaç. ısıttım. Bu sözün tarihsel ve modern Türk lehçelerinde yer yer ketelük ‘boğaz’. hÊlÊ bir gözlÊ. boğuz. kirtlik ‘gırtlak başı. zirÊk adam haggında) ADĐL I 295 SÊni o gara köpÊk ilÊ boğaz-boğaza bağladacağam. unaş ‘boğaz’. 3. bogaz düyäni yuwdar.HEA-7 Küçük Raik'ın hıçkırığına boğazıma tıkanan ve karşı koyarak için bütün gücümü toplamaya mecbur olduğum bir hıçkırık karşılık verdi. gırtlan sözü de yer yer ‘boğaz’ (GS: 126) anlamında da kullanılabilmektedir. buğuz. sözü de yer yer aynı anlamda kullanılmaktadır. boāaz. ùaālava ‘boğazın tavanı’. bo:s. boāaā. damak’. tamaā. Gagauz Türkçesinde buaz şeklinde kullanılan söz ‘boğaz’ anlamına gelirken gırtlak. boāar. öyken düdüğü ‘nefes borusu’. HDD TDS 102 Nursoltanın bogazı doldı. boğa:z. Kısasü’l Enbiya’da bu sözün ‘yiyecek’ anlamında metonimik olarak kullanıldığı dikkati çekmektedir. TNAS 88 Bogazı bogmasaŋ. tamaú ‘boğaz. Anlam Olayları Bakımından *boγaz Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak boğaz. hançere’ sözleriyle yakın anlamlı olarak kullanıldığı görülür.

2) ‘Bir nesnenin boğazı’. Uygur ve Türkiye Türkçelerinde bu anlamda ve Çuvaş Türkçesinde de ‘yiyici’ anlamında kullanılması metonimi meydana getirmektedir. gırtlak’. NESNE : PARÇA *boγaz : *damγak 153 . Kıp. Oğuz Türkçesinden alıntı olduğunu gösterdiği görüşündedir. Özb. ‘telli çağlının sapı’. *kekirtek. Karakalpak ‘lamba camı’. *bo:yn sözünün alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimidir. TTü. Karluk ‘boğaz’. Karluk. 4. Tenişev. 4) ‘Evcil hayvanın yemi’. akarsu kavşağı’. Meronim Olarak *boγaz Anatomik olarak baktığımızda *boγaz sözü. *öŋeç/öŋüç sözleri *boγaz sözünün yine alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimleri olur. Diğer yandan *bokurdak. ve Güney-Kırgız ağızlarında bu terimin fonetiğinin. Gag. Harezm. Oğuz. Çuvaş Türkçesi ve tüm Oğuz lehçelerinde ‘boğaz.1) ‘Boğaz. Kıpçak Türkçesinde ‘gırtlak’ için tamak da kullanılmaktadır. Karaim. Kuzey-doğu ve Çuvaş lehçelerinde ses değişimleri ile karşımıza çıkmaktadır. Yerine göre *damγak sözü *boγaz sözünün hem alan : mekân hem de nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimidir. (büğiz) ‘şişe boğazı’. Başkurt ve Nogay lehçelerinde bu kelimenin türevleri vardır ancak Tenişev. 3) ‘Coğrafya terimi olarak boğaz’. Tatar. Bu anlam benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. Çağatay. Azb. bunların Kuzey-doğu lehçelerinden alıntı olduğunu belirtmektedir. Bu anlam da benzetme temeline dayandığı için metaforiktir.

Tenişev. Trkm.2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.Tü. Proto-Mançu-Tunguz *bukse ‘kıkırdak’. boğurtlak ‘gırtlak. TDS 104 Dem alnanda. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar bokkur. Proto-Oguz *bokurdak. şişe boğazı’ (TDS 104). *bokurdak Kullanım Alanı TTS I 634 Galsame boğazda boğurtlak başındaki yumruya denir. gırtlak’. nefes borusu’. buú ‘gırtlak.2. Nogay bogırdak ‘boğaz’ (Tenişev 1997: 232) 1. bokurdak ‘boğaz. Doğu Tü. 137r6). buğardak ‘boğaz. xiv. boğaz’ (TTS I 634). TTS I 634 Türkide boğurtlak ve Fariside nây-i gelû denir. 2. *bokurdak Etimolojik Değerlendirmesi Bu söze Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde Türkmen Türkçesinde rastlanmaktadır. bokurdak.‘boğaz. yy. boğurdak. puğırtak ‘gırtlak’. *öŋeç/öŋüç *boγaz : *damγak 2. – xix.: xv. *bokurdak (Tenişev 1997: 231-232). yerel Kıpçak-Oğuz sözcüğü olduğunu belirterek en belirgin Altay paralellerine dikkat çekmiştir (1997: 232): Proto-Altay *baku. Tat. Modern Tü. *bagzalgzğur ‘boğaz’. Kalmık bahalzur.1. bagalzur. boğurtlak (DS II 731). yy. tozan burna ve ve bokurdaga giryer TDS 104Đlli gızıñı eliñe alsana. bokurdak ‘boğaz kıkırdağı. Batı Tü.ALAN : MEKÂN *bo:yn : *boγaz *boγaz : *bokurdak. Bud. onuñ bokurdagı guradı 154 . *bokurdak sözcüğünün. yy. boğaz’ (EUTS: 51). boğaz üstündeki kıkırdak’. *bokurdak Proto-Tü. xiii. Başk. boğardak (Sngl 136v11. Proto-Türkçe *bokur-dak ‘Âdem elması’.ç. Proto-Ogur *bokurdak. Moğ. *kekirtek.

bokurdak. boğazdaki kıkırdak’ anlamı ile tespit etmiştir (1997: 232). bokurdak ve bokurdak şeklinde kullanımlarına rastlanmaktadır. *bokurdak sözünü Türk lehçelerinin çoğunluğunda ‘âdem elması. Kıpçak. boğaz. 4. Eski Uygur. *bokurdak sözcüğünün *boγaz sözcüğü ile hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi görevinde kullanıldığını görüyoruz. Meronim Olarak *bokurdak Elimizdeki örneklerden *bokurdak sözcüğünün daha çok ‘gırtlak. boğaz’ gibi anlamlarının karşımıza çıkmakla birlikte günümüz Başkurt Türkçesinde ‘nefes borusu’ gibi bir anlam da dikkatimizi çekmektedir. boğaz’ anlamında kullanıldığını görüyoruz.3. Ancak bazı lehçelerde bu sözün boğaz sözüyerine kullanımı metonimik olmaktadır. boğurtlak. Çağatay. boğardak. Türkmen Türkçesinde bokurdak sözünün ‘şişe boğazı’ (TDS 104) anlamı metaforik kullanıma işaret etmektedir. Anlam Olayları Bakımından *bokurdak Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak buú. Tenişev. Eski Anadolu Türkçesinden aldığımız Galsame boğazda boğurtlak başındaki yumruya denir (TTS I 634) örneğinde. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boγaz : *bokurdak *boγaz : *bokurdak 155 . Oğuz sahalarında ‘gırtlak.

Anadolu ağızlarında ‘gırtlak. *kenk. Kıpçak ve Oğuz sahalarında bu sözcüğün boğazın 156 .‘hayvan vücudunun ön tarafı’. úurdan ‘hançere. kigirläk ‘soluk borusu’. Trkm. Çağatay sahasında ‘yemek borusu’. gırtlak’ anlamları dikkat çekmektedir. kekirdevik ‘kıkırdak’ sözleri ve anlamları dikkat çekicidir. úoúurdan. Kırg kekirtek ‘nefes borusu’. kirdelik. kaburgalar. göğüs kafesi’. nefes borusu’ gibi anlamlara geldiğine işaret etmektedir (1997: 232). gırtak’. DS VI 1971). ‘boğaz.‘hayvan vücudunun ön tarafı’. *kekirtek sözcüğünün şu Altay şekillere benzetmektedir (1997: 232): ProtoAltay *kenk-(rek/tirek): Proto-Türkçe (Oğuz) *kegrek ‘yumuşak eğeler. nefes borusu’. Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. *kekirtek Proto-Tü. Proto-Mançu-Tunguz *kenk-t. Bu konuda. keŋirdek ve kakar şeklinde kullanımlarına rastlanmaktadır. nefes borusu’. kıkırdak ‘gırtlak. Nogay Türkçesindeki keŋirdevik ‘kıkırdak. *kekirtek (Tenişev 1997: 232). boğaz’ (KTS 163). gırtlak’. 603. Proto-Oguz *kekirtek. kekirdevik ‘kıkırdak’. EKıp. Tenişev. kigirtäk ‘nefes borusu’. ‘nefes borusu’. Moğ. kekirdeğk ‘gırtlak. soluk borusu’ (DD 2. úurdan. nefes borusu’ (TDS 374).2. kikrtäk. ayrıca güneybatı Türk lehçelerinde gırtlak ‘gırtlak’ ve kıkırdak ‘kıkırdak’ sözlerinin *kekirtek sözünden geldiğini belirterek. Başk. keŋirdek ‘nefes borusu’. Proto-Ogur *kekirtek.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.3. kikirdek. Karakalpak kegirdek ‘nefes borusu’. *kekirtek Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.2. keki(r)däk ‘nefes borusu. Çuvaş: kakar ‘borazan. Kaz. Nogay keŋirdevik ‘kıkırdak. 2. úoúurdan ‘gırtlak’ (KTS 152). kekirdek.1. kikrük. kekirdäk ‘nefes borusu. Özb. Modern Tü. nefes borusu’ (Tenişev 1997: 232) 1. Güney-Doğu: YUyg. Anlam Olayları Bakımından *kekirtek Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde bu sözün genel olarak kekirtek.

Kaz. Başk.4. Proto-Oguz *öŋeç/öŋüç. kızıl üŋäs ‘yemek borusu’.‘yemek ve sindirim sistemi’ anlamından daha çok ‘nefes ve solunum sistemleriyle’ ilgili anlamlarına rastlamaktayız. alan : mekân ilişkisi göstererek bir hiyerarşi oluşturur. öŋülük ‘kadınların boğaza taktıkları süs’ (R I 1206). öngüç ‘boğaz. ‘boğaz. öŋnäç ‘nefes boğazı’ (R I 1206).: xv. Bud. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boγaz : *kekirtek *boγaz : *kekirtek 2. *öŋeç/öŋüç (Tenişev 1997: 233). Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. Meronim Olarak *kekirtek Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *bokurdak sözcüğünün daha çok ‘nefes borusu’. öneş (EDT 172b). üŋas ‘boynunun ön tarafı’. öŋeş ‘yemek borusu’. öŋgäç. öŋüç ağrığ igig ‘gırtlak hastalığı’ (U II 69. *kekirtek sözcüğü. lehçe üŋäs. gırtlak’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. Modern Tü: Güney-Doğu: YUyg. üŋäs tamırı ‘boynundaki damar’. Bu açıdan. Doğu Tü.1. Bunların yanı sıra Çuvaş Türkçesinde görülen kakar sözcüğünün ‘borazan’ anlamı metaforiktir. *boγaz sözcüğünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi görevindedir. Özb.Tü. *öŋeç/öŋüç Proto-Tü.2. yy. kizil oŋaç ‘yemek borusu’. ümäs ‘boynunun ön tarafı’. Diğer yandan meronimideki geçişlilik açısından *bo:yn : *boγaz : *kekirtek sözleri. öŋöç ‘nefes borusu’ (R I 1204).ç. Kırg öŋgöç (EDT 172b). gırtlak’ (EUTS: 151). üŋaç ‘yemek borusu’. öŋöç ‘yemek 157 .4). Proto-Ogur *öŋeç/öŋüç. 3.

gırtlak. Tarihsel ve Modern Türk lehçelerinde *öŋeç/öŋüç sözcüğü ile kurulmuş Eski Uygur sahasında ‘gırtlak hastalığı’ anlamına gelen öŋüç ağrığ igig ifadesinde 158 . Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak öŋüç. ‘boğaz. öŋöç. nefes borusu’ anlamlarında kullanılan *öŋeç/öŋüç sözcüğü günümüzde birkaç Kuzey-Doğu Türk Lehçesinde varlığını ö:ç. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün Altay dillerinden Proto-Mançu-Tunguz *uŋ-gun: Evenk unŋu ‘gökyüzü’. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay öç ‘nefes boğazı’. ös olarak sürdürmektedir (EDT 172b). öngüç. 2. öŋüs şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün Tatar Türkçesinde hem üŋaç ‘yemek borusu’ hem öŋöç ‘nefes borusu’ gibi farklı anlamlarda kullanımına aynı metinde rastlamak mümkündür. üŋaç. öŋgeç. *öŋeç/öŋüç Kullanım Alanı U II 69. Anlam Olayları Bakımından *öŋeç/öŋüç Tarihsel Türk lehçelerinde ‘gırtlak. Genel olarak sözcük. Karakalpak öneş ‘yemek borusu’. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün büyük ihtimalle *öŋ ‘ön taraf’ kelimesinden /-aç/ küçültme ekinin birleşmesi ile meydana geldiğini düşünmektedir.4 öŋüç ağrığ igig ‘gırtlak hastalığı’ 3. uŋne ‘göğüs kemiğin üst tarafı. yemek borusu’ gibi anlamlarda kullanılmaktadır. *öŋeç/öŋüç Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. balığın ön yüzgeci’ şekilleri ile paralellik tespit etmektedir (1997: 233).borusu’. bas ‘boynunun iki tarafındaki kan damarları’ (Tenişev 1997: 233) 1. Aynı zamanda Tenişev. *uŋ-ren ‘geyikte boğazın yan tarafında bir kas’. Yakut öŋüs ‘ense kasları’. nefes borusu. ö:ş. Hakas ögös ‘nefes boğazı’.

nefes borusu ve boğazı’ anlamlarda kullanıldığını ve somut organ adları anlamları oluğundan dolayı fazla metaforik anlama rastlamadığını belirtmektedir (1997: 233). yemek borusu. *kekirtek. Tenişev. Tenişev. ‘gırtlak’ anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. Bu açıdan. 4. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boγaz : *öŋeç/öŋüç *boγaz : *bokurdak. Meronim Olarak *öŋeç/öŋüç Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *öŋeç/öŋüç sözcüğünün ‘boğaz’. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün günümüz Türk lehçelerinde ‘gırtlak.metonimik kullanım görülür. *öŋeç/öŋüç sözcüğü. Çağatay sahasında öŋülük ‘kadınların boğaza taktıkları süs’ anlamı da metonimiktir. *boγaz sözcüğünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olmaktadır. öŋüs bas ‘boynunun iki tarafındaki kan damarları’ gibi kullanımlar dikkat çekicidir. Günümüz Yakut Türkçesinde öŋüs ‘ense kasları’. *öŋeç/öŋüç sözcüğünün *öŋ ‘ön taraf’ sözünden [-aç] küçültme ekinin birleşmesi ile meydana geldiği şeklindeki görüşü göz önüne alındığında Tarihsel olarak bu sözün *bo:yn sözünün de alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. *öŋeç/öŋüç *bo:yn : * öŋeç/öŋüç 159 .

: Güney-Batı (Oğuz): TTü. xiv. xv. boyun (Sngl 142v. nergi ‘boyun’ (*Cide -Ks. boyun (CH I: 168).2. insan boynu. Doğu Tü. boyun ‘1. boğaz’ (-Nş. 2.) (DS III: 1014). 27). boyun ‘1. MKıp.) (DS III: 1157).: xv. Azb. çıbık kemiği ‘boyun kemiği’ (Rumeli göçmenleri. boyun (KĐ 37). culuz ‘boyun’ (-Yz. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BOYUN kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bo:yn sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.) (DS X: 3706). boyun (MŞ: 21). Testi. EKıp. – xix.Tü. boy(u)n (KE II: 134).2. Proto-Oguz *bo:yn. Deve boynu denilen gerdanlık’ (TTS I 652).2.) Dağ sırtlarında geçmeye elverişli alçak yer 4. Proto-Ogur *bo:yn. boyun (KB 101. yy. boyın (EM: 116). şişe. *bo:yn (Tenişev 1997: 233-234). boyn. ense. yy. yy. xiv. 133). yy. Bahçecik -Kc. boyun (DK II: 56). Harezm ç.ç. omuz ‘boyun’ (Kumdanlı *Yaşvaç -Isp. boyun ‘1.) (DS IX: 3247).: xi. Modern Tü. Gag. boynu ‘1. Gövdenin başla omuz arasında kalan bölgesi 2. neck.) (DS IX: 3280). Đslami ç. çege ‘boyunun iki yanında bulunan damarlar’ (KTS: 47). Kefil 2. *bo:yn Proto-Tü. yy. Boyun 2. boyın (TT VIII G 66. Bedenin başı bedenle 160 . Bu organ adının karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. boyun ‘boyun. Bıçağınkine ‘biçek boynı’ derler’ (DLT III: 169). boyun ‘boyun. boyun (CCum 63).2. süğsük ‘boyun.2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BOYUN ‘boyun’ Lat. yy. Bud.1. U IV 38. Üzeri’ (TS 338-339). -Kn. Krh. Batı Tü. Kılıcın tatmağına de ‘kılıç boynı’ denir. (coğ.. xiv. Şişe boynu’ (GS 89). boyun ‘boyun’ (ATS: 148). boyın. güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım 3. xiii. yy. vücut’ (EUTS: 49). 286). cervix Đng.

Hakas moyın. Trkm. boyun ‘1. myjın. Çuvaş: may (Tenişev 1997: 234) 1. boyun. Küyze. Yakut mo:y. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tat. Tofa moen. Altay dillerindeki paraleller olarak Proto-Altay *moyn. 4. Karakalpak moyın. boyun. boynumuzda ve benzeri: üzerinde üzerimde. Elbisesin boğazı saran kısmı. Bedenin kafa ile gödenin birleştiği bölgesi 2. moyın. Başk. boyun (RLT: 212). Tenişev. moyın. moin. boyın. Kaz. kayanın ve benzerinin tepesi ile eteği arasındaki kısım. Proto-Mançu-Tunguz moŋoŋ < *mon-ğon. yapabilecek gücünde. yakası 4. Özb. 6. 2. üzerimizde. muyın. Kuzey ve Kuzey-Doğu Türk Lehçeleri de dahil olmak üzere. 5. moyın şeklini de tespit etmektedir (EDT 386b). *bo:yn sözünün tüm modern Türk lehçelerinde.birleştiren kısmı. Tuva moyun. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay moyun. *bo:yn Kullanım Alanı EM 116 ger anı dögüp bala úatup yĆseler boyında olan òanÀzìr başını giderür TTS I 652 Bu yerde kurt ile yürü koyun. Doerfer. Nogay moyın. *bo:yn sözcüğünün yanı sıra tüm modern Türk lehçelerinde *boyunduruk gibi belirgin bir türevini de tespit etmekte. SUyg. Güney-Doğu: YUyg. Arabaya ve kotana koşulan iki hayvan. çüyşe yalı gap-gaçların azgının inçelyen yeri 3. Dağın.‘boyun’: Proto-Tü. buyin. *mun-dağa ‘at ensesi’ gibi sözcükleri de vermektedir (1997: 234). *bo:yn sözünün Halaç Türkçesinde boyun şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). yapabilecek gücümde. Bulunma durum ekiyle: boynunda. Moğ. boynumda. *bo:yn Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Geyim-gecimin kelle giydirilen yeri. Şor moyun. eğer habbeniz giderse ben boyun TTS I 650 Birbirinin boynuna kol bıraktı bûse-kenar ittiler 161 . Cogapker’ (TDS 106-107). Kırg moyun. 3. Bir şeyin boyuna sarılan kısmı. 2. yapabilecek gücümüzde ve benzerleri’ (ADĐL I: 303-304). *boyn. Kumuk boyun.

TTS I 650 Ol mah-peyker urdu şahzadenin boynuna kol bıraktı. kollarını sıvamış. omuz titretme yaraşmaz. sarı kırmızı çizgili bir kıravat boynunda. HEA-8 Gözlerini birdenbire açtı. derler ki bu iki genç birbirlerini küçükten beri sevmişler de öyle nişanlanmışlar TS 338 Hay. HEA-2 Sol kolu henüz beyaz bir sargı içinde. beyaz. şimdi artık Rauf babasının hiç gelmediğini. HEA-7 Rauf babasının boynuna atıldıklarını. birkaç bûse dudağında ve yüzünde kodu TTS I 650 Anın içün gelmişem işbu kızı ben Ele getürem işit bu dem sözü sen Velid dedi sen anı benim boynuma sal Saraya geldiler ikisi rehal TTS I 651 Bir işi güç ile kişinin boyunan saralar ol işi düzmek ve zabteylemek ana müy esser olmaz TTS I 651 Avrat eydür şatt’a ayruk girmegil Geçmege vü ömr boynun urmagıl TS 338 Ellerini bu defa. açık mavi süt rengi idi. o arabacı amcanın boynu altında kalsın TS 338 Daha bir ay tutunamazlar. yoksa omuzları mı pek düşüktü? Galiba hepsi biraz böyleydi. yırtık kasketi. HEA-5 Boynunda halatla ölen Nâzımın intikamını alabilecek olan bu Hüsnü Paşaya ilk defa olarak kalbimde minnettarlık hissettim. HEA-6 Beyaz saçları uzun. Rauf babasından söz ederse nenesinin kendisine darıldığını anlattı. bir kolunu uyuz bir eşeğin boynuna atmış kulağına bir şeyler söylüyor gibi. HEA-8 Bu artistlerde ne var ki. en haşin güzelleri büyülenmiş ve boyun eğmiş olarak. HEA-4 Bu bir kaza. güzel parmakları. onun boynuna sarıldıkları zaman o Đhsan’ın atını tutan çocuğun yanında dalgın dalgın duruyor. kaza ama. HEA-4 Hanife yüzünü Mürsel'in arkasına sakladı. uzun. cübbesini sırtına toplamış. derinliklerinde hatırlamak istediği bir kızgınlıkla boynuma atılmak için çabalayan bir incelik vardı. Karanlık dişleri vardı. Ferhunde'nin önünde boyun kırdı SFA-1 Üstünde tertemiz açık lacivert bir kostüm. dedi. Zayıf. HEA-1 Buraya göbek atma. sonra. senin de boynuna ip geçirirler. kolları herifin boynuna sımsıkı sarıldı. boynu mu uzundu. biraz açık yakasının üstünde boynu ve siyah kesik saçları ile solgun başı iki fil dişi bir statü gibi görünüyordu. SFA-2 Kafası mı büyüktü. en büyük kadınları. HEA-6 Sarıklı. sakallı bir hoca. boynuna sıkıştırdığı beyaz peçeteye sildi TS 338 Günahı söyleyenlerin boynuna. Tanrım. tepesi sivri siyah kalpağının yanlarından boynuna düşüyor. bunu kimseye söylersen. sade benim değil. kirli. Burun kanatları birbirine yapışmıştı. ince boynu. boyunlarını kırarlar deniliyordu TS 338 Çobanın hekim parasını. saçlarından sürüklüyorlar? 162 . ilaç parasını boyunlarına aldılar TS 338 Hürrem Hakkı. HEA-5 O kadar çözülmez ki onları toprak örtse onlar yine boynumda. SFA-1 Yüzüne baktım: Yüzü kirli. boyun kırma. kolumda kalacaklar. HEA-2 Bütün köy kadınları Ayşe’nin etrafını aldıkları.

Çuv. ADĐL I 303 . belädän çıplak. telli çalgının sapı’ Özb. SUyg. incelediği kaynaklarda *bo:yn sözcüğünün asıl anlamın dışında birçok metaforik kullanımını da tespit etmiştir (1997: 234): 1) ‘Şişe veya kap boyunu. yapyalnız sandalyede oturuyordu. boynularında asılı kemik . 2) ‘Palanın koluna takıldığı kısım.diş muskalar UK 159 atmayeydı Tanas uygun gementi onun boynusuna GTA 144 [sU»lınα bıF mes»tεtSkç kα»Rα denı»zın bçjUn»dα] çU » α ADĐL I 303 Bynundan yapışmag. Gag. ADĐL I 304 onu däòi razı edin.304 Ortadakı täpänin boynunda çoban dayanmışdı TDS 106 Boyunlarda yaglıcak. Yak.. ‘görev. Kumuk Tat. UK 23 hepsi boynularında muska taşıyardılar UK 50 bugacılar da . Altay Özb.şalık. Gag. Kır.geniş arkalı. 163 . Tenişev. dogrı yeri nire diyen. boğazı’ TTü. kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar. boynunda tek taşlı pırlanta bir gerdanlık. Trkm. Uyg. boynunı uzadar. mä’dän garovullarının fit säsäri. Trkm. bir eycecik bir geñsi TDS 107 Boynı uzın çüyşe TNAS 52 Ayal-boyın. Çuv. TNAS 128 Düyä boynıŋ egri diyseler. TNAS 95 Çagalık . boynuna goyun ADĐL I 303 Elektrik çarhının boynuna dolaşan gayışın gäzäblä häräkäti. Anlam Olayları Bakımından *bo:yn Eski Uygur Türkçesi döneminde *bo:yn sözcüğünün hem ‘boyun’ anlamında hem de ‘ense’ gibi metaforik hem de ‘vücut’ gibi metonimik kullanımı dikkat çekicidir. hemmäni boyun eder. 4) Ruhsal metaforlar: TTü. başında bir taç. Başkurt Özb. yär-baş. 3) Coğrafî metaforlar: Kumuk ‘vadi’. Çuv. Karahanlı Türkçesindeki ‘kılıç boynu’ anlamındaki kullanım da yaygın bir metafordur.HEA-9 Kadın. gurur’. Tuv. TNAS 313 Şembe jöhit boynuna. ‘Coğrafî anlamda burun’. SUyg. Krh. TNAS 88 Boka batsan boyuŋ bilen. Azb. Karakalpak Kaz. Kır. TNAS 129 Düyä ot (yandak) gerek bolsa. 3. Kır. ‘kibirlilik. Tuv.. Yak. Özb. baş eğme’.

daralmak’ gibi örnekler de metaforik ve metonimik deyimlerdir. Diğer yandan *sügsün. *sıynak. vecibe’. *sıyn. *boδ ‘beden’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. boyunduruk altına gir. *gebde terimlerinin meronimi değildir. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *bo:yn *boδ : *bo:yn *bo:yn : *sügsün ‘ense’.‘isteyerek veya istemeyerek uymak. Trkm.‘başkasının baskısı altında kalmak’ gibi deyimlerin arasında Gagavuz Türkçesinden boyun eğ. Azerbaycan Türkçesinde ‘atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütunu ile birleşen kısmı’ (ADĐL IV 116) anlamında kullanılan süysün sözü hayvan organ adları içerisinde bir meronim olmaktadır. boynun bükük olması ‘üzgün olmak. *yelkä ve *äiŋsä sözleri ‘ense’ anlamında kullanıldığında *bo:yn sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. boyun borcu ‘yapılması gereken ödev. 4. *yelkä ‘ense’.‘aşağılanmak’. katlanmak’. Modern Türkiye Türkçesinde *bo:yn sözcüğünün boyun bük.5) Metonimi: Azb. *äiŋsä ‘ense’ 164 . ‘elbise yakası’. Meronim Olarak *bo:yn Anatomik anlamında *bo:yn sözü.

Proto-Oguz *sügsün.2. Altay dillerinden şu örnekleri vermiştir: Evenk sulin ‘sırt. sünsün. Oroç suli ‘ense’. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. süysün. Tenişev. Proto-Ogur *sügsün. 1264. yy. Clauson. 2.3. kambur’. 1259. bu sözü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde süsgün şeklinde tespit ederek anlamını ‘arka. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde ENSE ‘ense’ Lat. tüm şekillerin fonetik açıdan *süksün şekline dayanması gerektiği düşüncesindedir.ç.2. *sügsün Proto-Tü. susun. Azb. *sügsün Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.Tü. sügsün. süksün. Bud. Tenişev’e göre bu sözün Proto-Altay kökü *süg. Orta Kıpçak süksün. occiput. MKıp. Ulç suni ‘yabani domuz ensesi’. kıç. nucha Đng. süsgün. süksün. sünsün. Modern Tü. süysün.2. sûsün. Osmanlı sügsün şekillerini vererek Güneybatı Anadolu ağızlarındaki sügsün. sünsür (DD 3. 1269). sünsüğü. 1267. ayı ensesi’. Kuzeydoğu (Sibirya): Altay süksenek (Tenişev 1997: 234) 1.olabilir (1997: 235). süksün (KĐ 44). 165 . *sügsün (Tenişev 1997: 234-235). Eski Uygur süskün. süskün (TT VII). omurganın başlangıç yeri’ olarak vermektedir (EDT 856a). süsgün.1. Tenişev. xiv.1257. susun. sûsün. sünsür şekillerinde de dikkat çekmiştir. geyik.3. süysün ‘Atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütünü ile birleşen kısmı’ (ADĐL IV 116). Orok suli ‘at. sünsüğü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan ENSE kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *sügsün. nape. *yelkä ve *äiŋsä sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.

sırtın üst kısmı. sünsün. Anlam Olayları Bakımından *sügsün Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak süskün / süsgün. yelke ‘hayvan yelesi. Modern Tü. omurga’ anlamlarını da ortaya çıkarmaktadır. süysün. sügsün. *sügsün sözcüğünün günümüzdeki Türk lehçelerindeki şekillerinin ‘boynun arka tarafı. sünsür. ense’ anlamına dayalı olduğunu ileri sürerek.3. süksün. boyun omurları’ (Anad. (1997: 235): 4.2. Tenişev. Proto-Oguz *yelkä. Ê 3. Proto-Türkçede asıl şeklin *eiŋse olduğunu kabul edip. süksenek şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün Azerbaycan Türkçesin kaynaklarında ‘atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütünü ile birleşen kısmı’ gibi hayvan anatomisi ile ilgili kullanımlara rastlanmaktadır. Azb. *sügsün sözcüğünün asıl anlamının ise ‘boynun arka kısmı. *yelkä Proto-Tü. Meronim Olarak *sügsün Anatomik anlamda *sügsün sözü. omurga’ *bo:yn : *sügsün ‘ense’ 2.2. insan ensesindeki 166 . Altay ağızları) olduğunu söylemekte ve Eski Uygur Türkçesinde ‘omuz. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *bo:yn : *sügsün ‘boyun omurları.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.2. *yelkä (Tenişev 1997: 236). sünsüğü. Proto-Ogur *yelkä. *sügsün Kullanım Alanı ADĐL IV 116 [Köroğlu] Êlini atın süysünündÊn goyub sağrısına gÊdÊr çÊkdi. * bo:yn ‘boyun’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir.

arka. yılke ‘ense ve omuzun bir kısmı’. Räsänen’in fikrine dayanarak *yelkä sözcüğünün *yayl ‘at ensesi’ sözcüğünden /-kä/ küçültme eki ile oluşturulduğunu düşünmektedir (1997: 236). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Kırg jelke ‘ense. Güney-Doğu: YUyg. *yelkä Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. jelke ‘ense’. Kaz. *yelkä Kullanım Alanı HEA-9 Yalının önünde durdu. yele’. yĆlkĆ ‘ense. yelka ‘ense’.tüyler. Kadın saçı 2. yelka ‘omuz’. celke ‘ense’. Kumuk yekle ‘ense’. ‘ense’ > ‘omuzlar arasındaki kısım’ > ‘omuzlar’ > ‘omuz’ şeklindeki bir anlam kaymasına bağlamaktadır (1997: 236). Tat. Tenişev *yelkä sözcüğünün ‘omuz’ anlamının ortaya çıkmasını. Nogay yelkä ‘ense’. Bunların dışında *yelkä. Başk. jilke ‘ense ve omuzun bir kısmı’. ense derisi. yelelerini sallıyorlardı. insan ensesindeki tüyler. Azb. kavruklarını sallıyor sabırsızlıkla kaldırımları deşiyorlar. Karakalpak jelke ‘ense’. birçok tarihsel ve modern Türk Lehçesinde ‘ense. Karaçay-Malkar jelke. Özb. 167 . Bu sözün ‘boyundaki kirişler’ anlamında Orta Kıpçak sahasında yelge ve Türkiye Türkçesindeki yelke kullanımı dikkat çekicidir. At yelesi’ (ADĐL II 529). Anlam Olayları Bakımından *yelkä *yelkä sözcüğünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldığını anlıyoruz. Đki doru at yelelerini. arka’. dağın tepesi’ (DD 3: 1509). Çuvaş: çilki ‘yele’ (Tenişev 1997: 236) 1. dağın tepesi. 2. hayvan yelesi’ gibi anlamları ile görülmektedir. 3. omuzun üst kısmı. HEA-9 Kadının dışında arabanın atları yerleri deşiyor. yelkä ‘1.

2.. * bo:yn ‘boyun’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Art. eñse (DK II: 105). iŋse ‘omuz’.) (DS X: 3726). süsün. Proto-Ogur *äiŋsä.4. Ćnse ‘boynun arka tarafı. *äiŋsä (Tenişev 1997: 236-237). boyun’ (Aşağı Kayı *Tosya -Ks. GüneyDoğu: Özb. alında olan etbeni. Meronim Olarak *yelkä Anatomik anlamda *yelkä sözü. Tat. xiv. art saç ‘ensedeki saç’ (DLT I 42. eŋse (CCum 89). ense’. omuzlar arasındaki kısım. Batı Tü. Kaz. Modern Tü. eŋse (KE II: 191). Đncirlik *Havze -Sm. Değirmenin direği dayandığı odun parçası’ (GS: 177)... yy. Ćnsa.. omuzun arkası’ (-Çkl. ense ‘1. Trkm. eŋse (CH I: 150).3.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kelle kemiğin arka tarafı 2. I 247. *äiŋsä Proto-Tü.. Kellenin.) (DS X: 3757). II 47. xv. Bir kişinin arka tarafı’ (TDS: 292). ensä ‘1.3.) (DS II: 748). art (Sngl 36v. süksün. -Ant. -Đst.: xi..) (DS X: 3707).. IV 34-5). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. yy. boyun kökü.) (DS X: 3725).. Aziziye *Ereğli -Kn. Đslami ç. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *bo:yn : *yelkä ‘boyundaki kirişler’ *bo:yn : *yelkä ‘ense. ĆnsĆ. boyun kütüğü ‘ense’ (Kızılköy -To. 168 .: xv. III 32-3. eŋse ‘1. eŋse ‘güç’. 3). arka’ (TS 714). omuz’ 2. süğsün ‘ense’ (-Ba. Doğu Tü. Kumuk yeŋse ‘ense’. At ensesi 3.. Ćnsa ‘ense’. Proto-Oguz *äiŋsä. EKıp. ur’ (-Kıbrıs) (DS IX: 3271). süysün ‘ense. Krh. yy. oturaò ‘insan ensesi’ (Bahçeli *Bor -Nğ. Boynun arkası 2. -Ank. ardınca ‘onun arkasında’ (Sngl 37r. 18). 26). xiii. oğur ‘ense. Gag.. ard (TTS I 33. Harezm ç. Ense 2. – xix. -Bil. süsgün ‘ense. eŋse ‘arka’ (TTS III 1475). -Ada. eÆse (NF III: 124). -Ezm. baş. eŋse (RLT: 69). iŋsä ‘ense’.) (DS IX: 3295). -Gr. -Krş. Boyun 4. yy. şele ‘ense’ (-Ant. eŋse ‘arka’ (YTS: 83). yy.

kumral saçlarının döküldüğü ense çukuruna kenetlerdi SFA-1 Đri tayfa ensesini tokatlayarak: -Bu enseyi o paralarla yaptık Ali Çavuş. *äiŋsä Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.. şakak ve ensesindeki saçlar beyazlanmağa başlamıştı. güç. *äiŋsä Kullanım Alanı TTS III 1475 Ardınca birkimse kodu ki kayış ile ardından eŋsere urudu giderken TTS III 1475 Ok meydanı eŋsesinde Levent Çiftliği nâm mahalde TTS III 1475 Dokuz mânası var. anlamlı ve ateşli bir anlayışla Rigoletto’yu çalıyordu. bol saçlarında o kadar uzak. niska ‘boyun’ ile ilişkili olduğu fikrini aktarmakta ve bunun yanı sıra Altay dillerinden *p’aiŋsa: Proto-Türkçe *eiŋse ‘ense’. ensesine topuz yapmağa çalışıyor. 2. Kırg Ćŋse ‘güç’. râbièakar ve bağèd mânasınadır ki art ve eŋse ve sonrarak ile tâbir olunur TS 714 Kendine geldiğinde. şişman. HEA-3 Yâlnız özel bir Đtalyan odasında kır saçlı. kuvvet’. Räsänen’in *äiŋsä sözünün Fin. Nogay Ćnse ‘kürek kemikleri arası’. beyazlı. lekesiz mermer teninde. UK 50 da şansora dirişmek enselerde ay: hem geriki ayaklarda UK 239 tutardı enselerinden TDS 292 Utulan eŋsesini gaşar 169 ... orta yaşlı bir kadın bir şey örüyor. boyun’ (Tenişev 1997: 237) 1. Proto-Mançu-Tunguz *faisa > fisa ‘hayvan sırtının kürek kısmı’ gibi paralellerine dikkati çekmektedir (1997: 237-238). ensesinde müthiş bir ağrı vardı TS 714 Saydığın üç iskelenin ensesindeki Đsmail Ağa'nın dükkânı. seyircileri de enselerinden yakalayıp Beyoğlu kaldırımlarına fırlatırım.eŋseli ‘güçlü’. siyah saçlı zarif bir genç kız bir piyanoya eğilmiş. HEA-4 Bir kız başörtüsünü çekmiş. HEA-1 Arkasında tirşe bir sabahlık. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay Ćŋze ‘kambur’. saçları sımsıkı ensesinde bir topuz. en emin emanetçi idi TS 714 Ellerini. büyük bir gürültü ve birçok yanlış fakat. HEA-3 Ensesinin kat kat olmuş etleri üstünde kısık bir boynun taşıdığı dört köşe bir kafa vardı. acımaz bir güç var ki! HEA-9 Eğer kapitülâsyonlar olmasa. saçlarını yakalamış. göz kamaştırıcı hatlı omuzlarında. HEA-1 Tepesinin saçları dökülmüş. HEA-8 Onun aşağı düşen. beyaz ensesinde toplanan. mızıkacıları da. Çuvaş: eŋse ‘ense.. ince enseli. Karakalpak eŋse ‘kürek kemikleri arası. solgun bir başak demeti gibi.

ense’ anlamından gelmekte. ‘omuz’ anlamı ise ‘sırtın üst kısmı’ anlamından gelmektedir. vücut. Kır. lehçelerinin yeni dönemine aittir (1997: 237). ‘sırtın üst kısmı’. güç’ anlamları ise Trkm. 4. Anlam Olayları Bakımından *äiŋsä Tarihsel ve Modern Türk lehçelerinde *äiŋsä sözünün Osmanlı sahasında eŋse ‘arka’ anlamında. ensesine bin‘birine bir işi yaptırmak için sürekli baskı altında bulundurmak’. arka. güç. Ona göre ‘sırt’ anlamı.‘ısıtmak. Türkiye Türkçesinde kullanılan ense çukuru ‘ensede boyun hizasında bulunan çukurluk’ (TS: 715). Kırgız Türkçesinde Ćŋse ‘güç’. tedirgin etmek. sürekli çalıştırmak’. ensesine yapışmak ‘yakalayıp sıkıştırmak’ gibi ilgi çekici kullanımları görmekteyiz. *äiŋsä sözcüğünün ‘ense’. birini çok yüzmek. * bo:yn ‘boyun’ teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. güç’ anlamlarının metonimik olduğunu ve ‘arka’ anlamının ise yön gösterme kavramı açısından metafor olduğunu söylemek mümkündür. Eski Türkçedeki ‘sırtın üst kısmı.TDS 292 Aylarıñ şatlıgna bilbil heñ etdi. Modern Türkiye Türkçesinde ensesinde boza pişir. görünüş. Karakalpak Kaz. ense kökü ‘ensenin gövde ile birleştiği yer’ 170 . Nogay Türkçesinde Ćnse ‘kürek kemikleri arası’. kızgın duruma getirmek. ‘boynun arka kısmı’ anlamlarının hangilerinin birincil hangilerinin ise ikincil anlam olduklarının tespitinin zor olduğunu belirtmiştir. Şol vagt eñseden bir gövre etdi 3. Meronim Olarak *äiŋsä Anatomik anlamında *äiŋsä sözü. Kazak Türkçesinde eŋseli ‘güçlü’. Altay Türkçesinde Ćŋze ‘kambur’ kullanımına rastlanmaktadır. kuvvet’. görünüş. Karakalpak Türkçesinde eŋse ‘kürek kemikleri arası. Tenişev. Çağdaş Türk Lehçelerinde sık sık rastlanan ‘sırt. vücut. Diğer yandan ‘sırt.

171 .(TS: 715) sözleri *äiŋsä sözcüğünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleri olmaktadır. ALAN : MEKÂN *bo:yn : *äiŋsä Diğer yandan *yelkä sözcüğünün Orta Kıpçakçada yelge şekliyle ‘boyundaki kirişler’ anlamı Anadolu ağızlarında yelke ‘hayvan yelesi. insan ensesindeki tüyler’ anlamı itibarıyla *äiŋsä sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur.

Proto-Oguz *çĆkn. Güney-Doğu: SUyg.1. *çĆkn Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre. *çĆkn (Tenişev 1997: 238). Ed. çiyin ‘Bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı’ (ADĐL IV 434). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMUZ ‘omuz’ Lat. 353. çiyin ‘hem anatomik hem de ‘elbisenin omuzu’ anlamında rastlanmaktadır’ (ATS: 209).4. çekekte ‘gırtlak.‘boynuna yakın göğüs kısmı’ (1997: 238-239). çiğin ‘omuz.2. Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Evenk çeken. Oğuz lehçelerinde tonlu ünsüzler ve Çağatay lehçelerinde tonsuz ünsüzler. çin (DD 1. umerus. Muhtemel Altay paraleller: Moğ. çigin ‘dirsek ile boyundan kolun başladığı yere kadar olan kısım arasındaki yer. damak’. Azb. ve *omuz sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.4.: xv. 172 . Proto-Altay *çeke.2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan OMUZ kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *çĆkn. omuz başı’ (TTS II 911-913). çan-çuram ‘beden’ (çuram ‘sırt’). Çuvaş: çan ‘beden’.2. Đng. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. egin (RLT: 157). Batı Tü. shoulder. – xix. yy. *çege-rei. Doğu Tü. Proto-Ogur *çĆkn. 2. Urfa 102). çen (DS III 1133). cigin ‘omuz’. çikin ‘boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı’ (Sngl 220r22). çigin. çiğn (Aks. eğin’ (TDS 747). Trkm. kaçan ‘sırt’ (Tenişev 1997: 238) 1. eski Türkçede kelimede asli ünsüz olduğuna işaret etmektedir. Gaz. xiii. *ägn. *çĆkn Proto-Tü. 163). yy.

173 . Bunun yanında Azerbaycan Türkçesinde çiyin sözünün ‘elbise omuzu’ anlamı metaforiktir. boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı. çiğininden ridasını aldı. Bu durumda aslında anlam farkı olan ve bir alt anlamlılık hiyerarşisi içinde yer alan bu kavramların yer yer bir birinin yerine de kullanıldığı görülür. bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı.2. omuz başı. aşağa ucun yukarı kıldı TTS II 911 Çiğini ile kuvvet idüp gey katı Attı kalèadan aşağa bir atı TTS II 911 Sanasın her biri bir ejdehadır Çiğininde otura on bahadır TTS II 912 Andan ol çekice el urdu. omuz. *çĆkn Kullanım Alanı TTS II 911 Yüzünü kıbleye döndü. oflak bıçağıyle sağ elinde ve çiğininde udru TTS II 912 Đki çiğininde bires kıl var idi Đçi taşı toptolu envâr idi ADĐL IV 434 Ağır bir sükutun gäsäbädä hökm sürdüyünü görän Lejläk çiynindäki beşaçılan tüfängini härläyib älinä aldı. ki kasap Haci Veli’nin şâkirdidir. Anlam Olayları Bakımından *çĆkn Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *çĆkn sözcüğünün ‘omuz. *çĆkn sözcüğünün Türkmen Türkçesine ‘el. elin omuzdan dirseğe kadar kısmı’ temel anlamına dikkatimizi çekmiştir (1997: 238). eğin’ olarak (TDS 747) açıklanmıştır. älini onun çiyninä goydu. yukarı ucun aşağa. dirsek ile gerdanın aralığı. çiğinine aldı TTS II 912 Kasap Hasan nam emret oğlanı. boyun ile omuz arasındaki kısım. Ancak Türkmen Diliniñ Sözlüği’nde çigin sözü ‘dirsek ile gerden aralığı. ADĐL IV 434 Bir daha harabalığı közdän keçirdikdän sonra gocaya täräf dönüb. eğin’ gibi anatomik anlamları görülür. ADĐL IV 434 Tapdıg hurcunu götürüb çiyninä aşırdı TDS 747 Annagulı ecesiniñ çigninden tutdı 3. Bunun yanı sıra yanı sıra gerden sözü ‘boyundan kolun başladığı yere kadar olan aralık. revan yerinden çekici götürdü. iki omuz arası ’ (TDS 166) anlamına gelmektedir. Tenişev.

Trkm. eŋin (U II. Harezm ç. ‘omuz’ (KTS: 141). Ćginbaş. Meronim Olarak *çĆkn Anatomik anlamda *çĆkn sözü. xiii. üst. Güney-Doğu: YUyg. iŋiva. Tat. *sıyn.ç. ekin (DLT). *sıynak. ängın (EUTS: 72). xiv. inbaş. iŋ. yy. eg(i)n (KE II: 179). Đslami ç. arka’ (TTS III 1390). Arka. yigin (KTS: 322). *sırt sözlerinin de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. e:nvoş. 1822. eğin ‘1. Karaçay-Malkar imbaş. iin. Beden. 174 . *arka. Diğer yandan bu söz. Bütin gövre üsti. üst-baş 3. çigin <Moğ. egin (TTS: XIV yy’dan başlayarak). *sırt : *çĆkn 2. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. igin. Proto-Oguz *ägn. *boδ ‘vücut’ teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir.4. angın (EUTS: 16). SUyg. üst baş’ (ADĐL II 243). yara (EUTS: 285 egin (TT VII). Ćgin. yy. – xix. omuz (KTS: 205). egin (Sarıyev 2007: 9). Onçaklı ulı bolmadık beyiklik.2. *gebde sözlerinin de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. Ćnvoş. gerden 2. Elbise. depe’ (TDS 790). Krh. EKıp. yy. Modern Tü. in. *ägn Proto-Tü. iŋbaş.’ (TS 676). Azb. (KTS: 51).4. äŋiŋ. Özb. VII 2510). *ägn (Tenişev 1997: 239). igen. Ayrıca *çĆkn sözü. vücut 3. şigin (KTS: 253). endam. eğin/eyin ‘sırt. ıyıú (KTS: 103). Başk. IV).Tü. sırt 2. *gebde : *çĆkn *arka. egin. ketif <Ar.: xi. Ćgin ‘Kolun omuza bağlandığı yer. äyin-baş ‘Elbise. Bedenin baş dışında tüm kısmı 2.2. Boy bos. Bud. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *çĆkn *boδ : *çĆkn *sıyn. eyin (DS V 1821. Kumuk inbaş. Batı Tü.: GüneyBatı (Oğuz): TTü. üst baş’ (ADĐL II 243). *sıynak. Proto-Ogur *ägn. äyin ‘1.

igni. Anad. Çuvaş Türkçesinde ve Kıpçak lehçelerinde *ägn-baş ‘omuz’ şeklinin de yaygın olduğunu. Tenişev. *ägn sözcüğünde Eski Türkçedeki /-gn-/ sesi. Şor egini. eski metinlerde bu terimin sıfat yapma eki [-il] ile kullanıldığı belirtmektedir: EUyg. iŋ. egne. Proto-Mançu-Tunguz *emu-ge ‘köprücük kemiği’ (1997: 240). Yak. eŋin. Özb. Ćn Ćt. iin. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay iyin. Yine Tenişev. Kıpçak Türk lehçelerinde /-ŋ-/ ve Çuvaş lehçesinde /-n/ olarak karşımıza çıkmaktadır. Nogay iyin. *eğem ‘köprücük kemiği. eŋnen‘omuzda taşımak’. *ägn Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre. elbise’. insan omzunun ön tarafı’. elbise. başına papag ahtarır jnindä jnind ADĐL II 243 äjnindäki hämişälik iş patlarından başga bircä däst bayır-bacag patları var idi. Kaz. Karakalpak iyin. Kırg iyin. Hakas inni. eŋil ‘omuz’. buradan *kol-baş terimin asıl anlamının ‘omuz eklemi’ olup daha sonra *ägn terimine dönüşerek ‘omuz’ anlamına geldiğini varsaymaktadır ve şu Proto-Altay şekilleri vermektedir: *eğm Proto-Türkçe *ägn ‘omuz’. iŋmen. 175 . eğil. Çuvaş: anpussi. eŋni. iin. kadın elbisesi’. Harezm Ćŋil ‘omuz’. iŋmen. 2. Yakut iĆn. Moğ. *ägn Kullanım Alanı TTS III 1390 Cebrail indi yere tuttu anı Eğnine giyürdü ol hülle donu TTS III 1390 Yine gökyüzü oldu anber-feşan Kara tonun eğnine aldı zaman TTS III 1390 Eğnimdeki demir tonu çiğinim kasar TTS III 1390 Ol vakıt ki Musa Tûr dağında başında keçe takya ve eğninde kilim giyerdi TTS III 1391 Mâlik eğnine bir ağır cebe giydi başına bir müzehhep ışık urundu TS 676 Büyüdüm çabuk / Entarim eğnime dar ADĐL II 243 äjninä yeni kostyum geymişdir ADĐL II 243 äjnind donu yoh. Tuva Ćgin. iŋnen. äŋil ‘omuz’. egil ‘sırt.iŋbaş ‘omuz’. Ćngil ‘omuz. ampussi (Tenişev 1997: 239) 1. Kuzey-doğu Türk lehçelerinde /-ŋŋ-/.

vücut. Oğz. *sıynak. Orta-Uyg. Karluk.ADĐL II 243 Bir iyirmi manat da uşagların vä Mehribanın äyin-başı götürär. esbabıña bir seret TDS 790 Onuñ enginde gızıl donı. Trkm. *sıynak. TDS 790 Onuñ eginlerinde de pogonlar hem bardı TDS 790 Egniñe. dışında). ‘elbise’.-Uyg. Osm. bedenin baş dışında tüm kısmı’ anlamları ile *sıyn. boy. 4. *sırt sözleri ile de eş anlamlı olabilmektedir. *gebde sözleri ile yer yer eş anlamlı olarak da kullanılabilmektedir. sırt. ‘omuz. Azb. Eski-Türkçe EUyg. endam.. *arka. boy. arka’ anlamları ile *boδ ‘vücut’ teriminin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimi olmasının yanı sıra ‘vücut. Krh. *gebde sözlerinin de alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. *gebde sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. bilinde nagışlı gara yün guşagı 3. ‘omuz. 176 . *ägin sözünün äyin-baş (ADĐL II 243) şeklinde Azerbaycan ve eğinbaş (TDS 790) şeklinde de Türkmen Türkçesindeki ‘elbise. boy. Çağ. *sıynak. Anad. Trkm. arka. beden. TTü. bedenin baş dışında tüm kısmı’ anlamları ile *sıyn. bedenin baş dışında tüm kısmı’ temel anatomik anlamları karşımıza çıkmaktadır. Tenişev. Azb. *ägn sözü. EKıp. beden. Özb. endam. Eski-Osm. Meronim Olarak *ägn Anatomik anlamında *ägn sözü. endam. Anlam Olayları Bakımından *ägn Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *ägn sözcüğünün ‘omuz. Kıp. sırt. Harezm. Eski ve Modern Türk kaynaklarındaki şu anlamlara dikkati çekmektedir (1997: 239): ‘omuz’.. Kuzey-doğu (Yak. ‘vücut. beden. ense’. arka’ anlamları ile yer yer *çĆkn. ‘omuz’ anlamı ile *sıyn. Yak. ‘insan vücudu’. *ägn sözü. ‘sırtın üst tarafı. *ägn sözü. Oğz. üst baş’ anlamlarındaki kullanımları benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. sırt.

-Bt. -Çr.. Proto-Ogur *omuz. dalh ‘omuz.) (DS III: 1253). omız.) (DS VIII: 2801).) (DS VII: 2534). çiğinbaş. çıŋ ‘omuz’ (Harput -El. *omuz (Tenişev 1997: 240). çığın. xv. 177 . yy.: xi. imbaş ‘omuz’ (Başhöyük *Kadınhanı Kn. *omuz Proto-Tü. -Çkl.) Bedenin boyun ile kol arasındaki bölgesi. Krh. cindal ‘omuz başı’ (-Ant. omuz ‘omuz’ (GS 351). Harezm ç. eg(i)n (KE II: 179). omuz ‘Boynun iki yanında. çiğin başı’ (DLT I 77).) (DS III: 1160). gerden.) (DS III: 1208). -Es. çigin ‘omuz. xiii.) (DS IV: 1504). gemşin ‘omuz kemiği’ Ahmet'in gemşini kırılmış (Uğurlu *Ermenek -Kn. Modern Tü. çigin (DK II: 73). -Es. – xix. çın. çen ‘omuz arası’ (Kadıköy -Ada. Gag. -Ezm. Egin-eşigin yakası ile eğinin aralığındaki bölgesi’ (TDS 487). Proto-Oguz *omuz. Şekeroba -Mr.. omuz ‘omuz’ (TTS VI 2983). eg(i)n (NF III: 115). 2. kıltı ‘ense ile baş arasındaki yer.. dingil ‘omuz’ (-Mr. Trkm.2. omuz’ (-Ur. kolların gövdeye bağlandığı bölüm’ (TS 1684).) (DS VI: 1988).) (DS VII: 2363). *Nizip -Gaz. Güney-Doğu: Özb. egin. kol’ (-Af.. Đslami ç.. çiğiz ‘omuz başı’ (Günlükbaşı *Fethiye -Mğ. -Ky.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. *sıynak. çingil ‘omuz’ (Çardak *Göksun.. omuz. yy. -Ur.) (DS III: 1178).4. Pazarören *Pınarbaşı -Ky. hüppülüç ‘omuz’ (Afşar aşireti. Bise -Kn. ümiz..) (DS III: 1228). dal. çığır ‘omuz başı’ (-Af. *gebde : *ägn 2. omuz (DK II: 236). hıncık ‘omuzbaşı’ (*Sivrihisar -Es. omuz (CH I: 170). uşun ‘omuz başı.) (DS III: 977).NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *sıyn. xiv. (anat. çoba ‘omuz’ (Erzin *Dörtyol -Hat..) (DS III: 1133).3. *gebde : *ägn *boδ : *ägn *sıyn.) (DS IV: 1332).. omuzbaşı. omuz başı’ (YTS: 56).. yy.. omuz ‘1. yy. *sıynak.) (DS VII: 2451). Batı Tü.) ‘bacak’ Dingillerini uzatmış (-Brs. -Ama. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.

dediler TTS VI 2983 Kütaf: Kimse ile yağrınlaşmak ve omuz uruşmak TS 1684 Başı omuzları içine çökmüş gibi idi TS 1684 Seni hizmetime alacağım. sözcüğün aslının günümüz Türkçesinde. bu terimin türetim yoluna paralel olarak. TS 1684 Kadifeye benzer dokumalı pahalı kumaştan paltolarını omuzlarına atmışlar SFA-2 Bu saat. Tat. 2. Aynı zamanda bu sözcüğün Türkmen Türkçesindeki omurağ. omildirik. omuz. Başkurt ümildirik. Proto-Altay *omur-: Proto-Türkçe *omuz ‘köprücük kemiği’. omuz omuza oturan gençler. Çuvaş: ämär (Tenişev 1997: 240) 1. ömüldürük ‘at omuzluğu’. Kaz. HEA-2 Eti kanlı. omildirik. ömüldürük. *omuz Kullanım Alanı TTS VI 2983 Herkes bilmeyoruz deyip omuz sıktılar TTS VI 2983 Herkes omuz sıkup bilmeyoruz. HEA-3 Bakıyorum. yüz yüze geldiği bir gündü. dedim. umıldırık. Moğolca *muriğ sözcüğünden alıntı olduğunu iddia etmiştir. HEA-1 Her köşede. Tenişev’e göre. hayvan köprücük kemiği’ (1997: 240-241).Kumuk omuz. Kır. SFA-2 Bir tek omuz. *omuz teriminin Yunancadan alıntı olduğuna inanmamaktadır. 178 . biçimli. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay öjün (EDT 263b). *omuriğ. vakayii en tabiî bir şeymiş gibi anlatıyor. *omuz sözcüğünün Oğuz-Çuvaş bir arkaizm olduğunu düşünmekte ve Talât Tekinin aksine. Tuva öjün (EDT 263b). Âdeta omuz silkerek: -Pekâlâ. Fevzi Paşanın omuzları dua eder gibi bütün bütün eğilmiş. Tat. *omuz Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. zavallı kadınların bile erkek dizlerine şarap gibi döküldüğü saattir. HEA-2 Karagümrüklü işçi Đstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza. en tahammülsüz felâketleri sabır ve metîn genç omuzlarında taşıyorlardı.‘göğsün üst tarafı. *köŋül-dürük teriminde görüldüğü gibi. yuva yapmağa hazırlanan çift kuşlar gibi. yan yana. dedi. Özb. daha eski zamanlarda *omuz teriminin şu türevleri daha yaygın bir kullanımı olduğunu göstermektedir: Uyg. Karaçay-Malkar omuz. omurığ sözcüğünün doğrudan akraba olmadığını. Moğ. biçimsiz sarı yorganı kaldırmış omuz. hovardaların kadın omuzlarına düştüğü.

omuzlar geniş. gözü hüzün içinde yavas yavaş hasırdakilere iltihak etti. HEA-8 Talip Bey'in enli omuzlu. PSE 187 Hem onu bulduktansora sevineräk omuzları üstünä kor. mavi gözleri. Bu anlamlar arasında ‘elbise kolları’ anlamı metonimik yolla kazanılmış metaforik bir anlamdır. UK 96 Araslanın omuzlarına. omuz ver. Tenişev.‘eşit derecede olmak’. HEA-4 Hasan. HEA-6 Ağaçların üstünde yahut dibinde elleri sazlı. TTü.HEA-3 Adaleli omuzları üstünde kocaman âşık başının ateşli ve rüyalı siyah gözleri varmış.. gözler iki büyük mavi mine çiçeği gibi. yanak omuzları kızıl. bıyıklar üstünden kartal gözler bakerlar UK 233 başında saçlar kısa. ‘hayvan göğsünün altı’. ‘elbise kolları’.. HEA-5 Enli omuzları üzerinde koyu. yüzleri en açık esmerden en u çikolata renkli melekler şarkı söylerler. hassas ve biraz müstehzi ve mütebessim gözüyle Nâzım meydana çıktı. getirer o perdeciin ardına UK 169 uzun saçları omuzlarında. HEA-5 Zaten bugünlerde Đstanbul’un bütün havasında artan tazyik ve tecessüsü âdeta omuzlarımda hissedecek bir hâl buluyordum. büyük. Günümüz Türkiye Türkçesinde omuz öpüş. Orta-Kıp. Huriye'nin ellerini itti. omuzları renk renk kanatlı. kalçalar bir erkek çocuk gibi dar. sessiz görünen beyazlı kadına uzun uzun bakıyordu. Karaim Karaçay-Malkar Özb. HEA-9 O. Oğz. Çuv. kolların gövdeye bağlandığı bölüm’ anlamında kullanılmıştır. Kumuk. dostlarını hem komşularını yanına çaarın. bıyıklar uzun. Özb. Çağ. kemikleri omuz aşırı köpeklere aterlar UK 149 da sultan aleer onu omuzlarınnan. ‘sırtın üst kısmı’. kıvırcık kalpaklar başlarında.. parlak yüzü i1e bu küçük adam arasında ne kadar çok ayrılık vardı! HEA-9 Boy uzun. boynun iki yanında. destek olmak’. Hanife'nin omuzuna kolunu attı. gözleri gülümsek TDS 487 Hoşgeldi gayış ancıgını omzundan asıp caya girdi TDS 487 Dayav yigindiñ şineliniñ omzunda ofitser pogonı bardı 3. kovulmuş bir köpek gibi omuzları düşük.‘omuzu ile dayanmak. iri vücutlu. Hem evä gelin.. HEA-7 Đkide birde başı ve omuzları o kadar hareketsiz. tarihsel Türk lehçelerinde şu anlamları tespit etmiştir (1997: 240): ‘omuz’. başı önde. ten ipek gibi yumuşak ve beyaz.. omuz omuza ‘birlikte olma’ gibi metaforik deyimler de kullanılmaktadır. ama halis insanın sırtına UK 146 koyun yaanılarını. 179 . uzun sarışın siması. merdivenden aşağı götürdü. Gag. Anlam Olayları Bakımından *omuz Eski Türkçeden günümüze bütün Oğuz grubu Türk lehçelerinde *omuz sözü ‘omuz.

*boδ ‘vücut’ teriminin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Meronim Olarak *omuz Anatomik anlamında *omuz sözü. Ayrıca *omuz sözcüğü *kol sözcüğü ile alan : mekân meronimik ilişkisini göstermektedir. omuz eklemi ‘kol kemiğinin başını kürek kemiğinin yuva çukuruyla birleştiren eklem’ (TS: 1685) ifadeleri de *omuz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *boδ : *omuz *boδ : *omuz *omuz : *kol 180 .4. Günümüz Türkiye Türkçesi omuz başı ‘kol ile omzun birleştiği yer’ (TS: 1684).

5.ç. 2. yy. *yagrın Proto-Tü. kolun küreği ‘kürek kemiği’ (Şıhlar *Kızılcahamam -Ank. kürgek (KE II: 412). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KÜREK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *yagrın sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.2. pilçe.) (DS II: 607). yy. Buğday toplamakta kullanılan kürek 2. omuz’ (DK II 316). 181 . yy. Proto-Oguz *yagrın.) (DS VIII: 2912). xiii. yağrın (Sngl 333r.) (DS VI: 2193). fileke ‘kürek kemiği’ (Yendiğin *Ilgın -Kn. 27). katır kemiği ‘kürek kemiği’ (-Bt. yaārın (NF III: 465). arka. Krh. sırtın yukarı kürek kısmı’ (TTS VI 4204). xiv. begiş ‘kürek’ (*Hekimhan -Ml. çiğin kemiği’ (DLT III: 21). belçe ‘kürek’ (Kerkük Türkleri -Ant. ya:ğırnı ‘1. yy. Bir şeyin arka tarafı’ (TDS 835). Bir çeşit kepçe 3. yaranın başının ‘onun kürekleri ve baş’ (M III 8.2.) (DS V: 1864). yy.1. Proto-Ogur *yagrın. Güney-Doğu: Özb. yağrın ‘sırt.: xv.: xi. – xix. yarın bulğansa: e:l bulğanu:r ‘kürek kemiğini düzensiz ise ülke de düzensizdir’ (DLT III 21). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KÜREK ‘kürek kemiği’ Lat. kürek ‘1. yy.5. yarın ‘kürek kemiği. xv. Trkm. Kürek kemiği’ (TDS 404). kebze (RLT: 102). shoulder-blade. yağrın/yağırnı ‘sırt. *yagrın (Tenişev 1997: 242).Tü. Man. kürek ‘1. kürek kemiği. yağra:n (KĐ 95). Kazma aleti olan kürek 2. Gag.) Kürek’ (GS 302). Enseden omurganın yan tarafı ile birleşen yerine kadar olan aralık. Đng. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Harezm ç. (anat. xiv. gulunç ‘kürek kemiklerinin arası’ (-Gaz.2. ùalu.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Kayık küreği 3. iki kürek kemiği arası. 3-10). 2. scapula.) (DS II: 597).) (DS VIII: 2683). Modern Tü. Batı Tü. yağrin (EDT 970a). MKıp. ùalı ‘kürek kemiği’ (YTS: 201). Doğu Tü. Đslami ç.

Kırg jorun. yuvrun. *yagrın sözcüğüne. Başk. her edninde bir adam oturan yalı. yawrın. kürekleri arasından deyip keçmişdi. Nogay yavrın. *yagrın Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. yeŋsesi bolsa gurt sokusı yalıdı. geh bağrını Geh beli. Bu dönüşüm ilk bakıştan sıra dışı gelmektedir ancak Clauson. çarın. 2. Hakas çarın. Karakalpak jaurın. jawrın (EDT 970a). hayvanın kürek kemiğine yakın durması sebebiyle *yagrın sözcüğünün ‘kürek’ anlamı kazandığını öne sürmektedir (EDT 905a). Proto-Altay *dağrem: Proto-Türkçe *yagrın ‘sırtın kürek kısmı’ ve Proto-Mançu-Tunguz *darma ‘hayvanın sırtı. Tuva çarın (EDT 970a). Tenişev. küräkläri arasından däyib keçmişdi TDS 835 Onuŋ baldırları ovlak meşiği yalı. *yagrın sözcüğünün temel anlamı ‘eğer. eğer çantası’ olup daha sonra Orta Türkçe döneminde ‘omuz’ anlamına gelmeye başlamıştır. kürekleri ADĐL III: 129 güllä aròasından. jaurın. ADĐL III 129 Gülle arhasından. yaurın. Şor çarın. yağırnısı yapı yalı. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay darın.yağrin. eğerin veya semerin. *yagrın Kullanım Alanı DLT III 21 yarın bulgansa el bulganur ‘kürek kemiği karışırsa vilayet karışır’ TTS VI 4204 Eğer bu fazla ziyadece olsa yağrını sovuk ola ve üşüye TTS VI 4204 Geh yüreğin ağrıtır. Yakut sarın. geh göğsü vü geh yağrını TTS VI 4204 Geçti belden çıktı bu gez yağrına Omzaşur her ne gelürse uğruna TTS VI 4204 Eğer yağ ile iki yağrın arasına dürtüp ovsalar korkuyu gidere TTS VI 4204 Yağırnında kalkan elinde sünü Ata bindi hiç çalmadı üzenü TTS VI 4204 Şunun gibi uludur kim bir kulağından iki yağrını ortasındakin.. SUyg. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Kaz.. jauırın. yavrun. çoram (Tenişev 1997: 242) 1. Çuvaş: çuram. 182 . yarın. bel’ sözcüklerini yakın bulmaktadır (1997: 242).

3. ya:ğırnı. Clauson. *yagrın sözcüğünün temel anlamının ‘eğer. *gebde sözlerinin de alan : mekân ilgisi gösteren meronimi olur. eğer çantası’ olduğu daha sonra Orta Türkçe döneminde ‘omuz’ anlamına gelmeye başladığı görüşündedir. jorun. Aynı zamanda *yagrın sözcüğü *sıyn. *sıynak. jauırın. çarın. yavrun. yaurın. iki kürek kemiği arası. jaurın. çarın. çarın. yağrin. yawrın. arka. yağrin. sarın. Ancak Tenişev. jaurın. yarın. Bu durumda ‘eğer. eğer çantası’ anlamı metaforik olmaktadır. darın. Tarihsel ve modern Türk dili alanında jawrın. yavrın. çoram şekillerinde görülen bu sözün ‘kürek kemiği kısmı. ALAN : MEKÂN *boδ : *yagrın *sıyn. Bu söz hayvan için kullanıldığında ise anlam metonimik olur. yuvrun. Anlam Olayları Bakımından *yagrın Tarihsel Türk Lehçelerinde *yagrın kelimesinin ‘kürek kemiği. Bu sözün ‘bir şeyin arka tarafı’ anlamı ise metaforik anlamdır. *gebde : *yagrın *arka. çarın. *sıynak. *sırt : *yagrın 183 . sırtın yukarı kürek kısmı. omuz’ anlamları temel anlamı olmalıdır. eğer. Meronim Olarak *yagrın Anatomik anlamında *yagrın sözü. *yagrın sözcüğü *boδ sözcüğünün alan : mekân ilgisi gösteren meronimidir. *arka ve *sırt sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. semer’ anlamlarında kullanıldığını görüyoruz. 4. çuram. sırt. *yagrın sözünün temel anlamının ‘sırtın kürek kısmı’ (1997: 242) olduğu görüşündedir.

şube. āol (ATS: 184 . kol (KĐ 73). Dizi.: xv. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. MKıp. Bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri. çekmeye yarayan ağaç veya metal parça 4. òol (EUTS: 83). Makinelerde tutup çevirmeye. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KOL ‘kol’ Lat. Koltuk. úol ‘kol’ (KTS: 152).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. – xix. Ağaçlarda gövdeden ayrılan kalın dal 6. EKıp.1. Bud. kol (Sngl 289v. (anat. Đnsan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm 2.ç. xiv. yan. Kol 2.6. ekip.2. dal (I). xiv. dana.: xi. Doğu Tü. branş 9.2. yy. úol (DK II: 188). kısım. Bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü 7. Proto-Oguz *kol. Ağacın dalı’ (GS 275). kol ‘1. úol (EUTS: 180). Đng. Giyside vücudun bu bölümünü saran parça 3. ko:l (DLT III 134). Đş takımı. kol ‘kol’ (DLT III: 134). Đtfaiye aracının hortumu 4. (denizcilik) Bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri’ (TS 1341).2. kol ‘1. (askerlik) Kanat 12. Gag. yy. *kol (Tenişev 1997: 244-245). Krh. upper arm.de ön ayağın üst bölümü 5.Tü. Harezm ç. (tarih) Karakol 10. Batı Tü. yy. xiii. brachium. Modern Tü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KOL kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *kol ve *kar sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Taraf. xv. *kol Proto-Tü. Nehrin kolu 3. Đslami ç. düzen 13. Proto-Ogur *kol.) (DS VIII: 2613). grup 11. El’ (TTS IV 2609). kol ‘1. 2. yy. úol (NF III: 253). cihet 2.nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça 8. yy. kol (CH I: 170). 10). arú (KTS: 11). kamat ‘kol’ Kamadından tutup vurdu yere (Aliköy *Çaycuma -Zn. divan vb.6. kolın sala ‘kollarını sallayarak’ (U II 24). kuzu vb. úol (KE II: 367). yy. Azb.) Koyun.

Dal’ (TDS 177). kulbaş. Karakalpak kol. Karaçay-Malkar kol. Atın ön ayaklarından her biri 3. Taraf. çalışmasında kılavuz sözünün etimolojisine yer vermektedir. Ağaç budağı 5. kul. düzlük’ (TDS 177). kol.534). Trkm. Menges. go:l ‘çölde geniş çukur yer. cadde 7. kol. Hakas hol. 3. Nogay kol. *kol Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *kol sözcüğü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde ‘kol’ anlamında karşımıza çıkmaktadır (EDT 614b. Tat. SUyg. gol ‘1. Türk lehçelerinde sıkça rastlanan *kol-baş ‘omuz’ tamlamasına dikkati çekmiştir: Çuv. kul. hulpuççu. Çuvaş: hul (Tenişev 1997: 244) 1. Esas bir şeyden. Kaz. kul. 96). Bazı aletlerde ve cihazlarda hareketi nizama salan ve başka görevleri gören kola benzeyen kısım’ (ADĐL I 539). Tat. egin (RLT: 157). Tenişev. ana hattan ayrılan kısım. GüneyDoğu: YUyg. 615a). çigin. Elbisesin kola düşen ve kolu örten kısmı 4. Mançu ulhi gibi Altay dillerinden örnekleri ile yakınlık göstermektedir (1997: 245). Đmza 8. Đnsan bedeninin. Başk. Tofa kol. kol. *kol kökünden kol > kol-a. Tuva hol.>kola-vuz ekiyle meydana getirilmektedir. Kırg kol. 185 . Ona göre Bizans kaynaklarında geçen batı Kıpçak sahasından κολοβρος/κουλουβρος (kolovros/kuluvros) olarak geçene Türkçe ‘kılavuz. kol. Bedenin eğinden (omuzdan) elin parmaklarına kadar olan kısım. omuz başından parmakların ıcına kadar olan uzuvlardan her biri 2. Özb. kol. Başkurt kulbaş ‘omuz’. 2. hat 6. kol. bölüm. önder’ anlamında gelen söz. Şor kol. kul. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kol. (Menges 1951: 90. Đmza. Yakut hol. gol ‘1. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. semt. Ayrıca *kol sözcüğü Proto-Mançu-Tunguz *hul-kse ‘elbise kolu’: Evenk üksĆ. Kumuk kol. kol.

Yahya-yeyi Bermeki budur dedi. kanım çok akmış. HEA-2 -Bir şey yok hemşerim. üstüne kırmızı bir kumaş yapıştırılmış büst gibi gösteriyor. 2. *kol sözünün Halaç Türkçesinde kul şeklinde tespit etmiştir ve gerçek şeklin ko:l da olabileceğini belirtmiştir (Doerfer 1970: 26). Rahatça eğlenebilirlerdi. SFA-1 Kolunda kuvvet kaldıkça elini neye sürse güzel eyledi durdu. HEA-4 Macit kollarını Hanife'ye sardı.Doerfer. bir kolunu uyuz bir eşeğin boynuna atmış kulağına bir şeyler söylüyor gibi. döndü gitti TTS IV 2610 Gulâm beni bir ağaca berkitti. *kol Kullanım Alanı yazı taà úır oprı töşendi yadıp itindi úolı úaşı kök al kedip KB 764 oúıdı kör ay toldıúa yol bu ay toldı kirdi úavuşturdı úol KB 4896 eşitti ilig aŋgar úıldı yol bu kirdi iligke úavuşturdı úol TTS IV 2609 Andan kol kaldırıp iki cânipten çalınan çeng-i harbîleri dindirip. kardeşinin başını kale kadar kuvvetli omuzuna dayadı. Bana sargılarla doktoru gönderin. kalça kalçaya bir Rüfâî ayini içindeymiş gibi. kolu kurusun kolundan birkaç zahim yidim. ince parmaklı ellerini kazmanın sapına dayayıp durdu. saçlarımı okşuyor TS 1341 Hem de kolu kanadı tamamıyla kırılmış. SFA-2 Bembeyaz kolları adeleli idi. TS 1341 Sade çocuğuna değil. yukarısı bele kadar vücudu sıkıyor. hepsini biliyorum. HEA-3 Her ikiz kuzuyu sıcak kolları arasında kendi yavrusu gibi nasıl sevmiş.. Uzaktan atılan bir kurşun kaza ile koluma dokundu. Gerü dua ettim kolun örtüm. koldan korku yoktu. kollarını sıvamış.. cübbesini sırtına toplamış. TS 1341 Öteki koldaki iki hamlacıdan birisi acınacak bir zayıflıktaydı TS 1341 Beni kollarının arasına alıyor. kollarında odun parçaları ve dallarla girip çıkıyor. bir daha hemcinslerimize dil uzatamayacak bir hâlde. Ben çadırıma gidiyorum. TTS IV 2609 Bir kimseye sordum: Bu kimdir dedim.. kolları omuzlara kadar açık. sakallı bir hoca. Uzun. öldü deyü beni bırakmış. HEA-6 Sarıklı. düşmüşüm TS 1341 Kara yağız oğlan yalandan gözlerinin yaşını pembe mintanının kollarına siliyordu TS 1341 Lakin böyle kardan yolların örtüldüğü bu gecede. HEA-4 Mürsel. HEA-1 Kol kola. KB 69 186 . HEA-1 Boynu çenenin altına kadar kapalı. öne arka ya bir sallantı başladı.. ortancalı yerden yapma şirin bir binaya doğru yürüdü. ona da analık eder SFA-1 Hususî otomobilin sahibinin koluna girerek önü glayyöllü. ateşi canlandırıyor ve kara duman durmadan soluk beyazlığa akıyordu. eşine de kol kanat gerer. sağa sola.

HEA-6 Sarışın bir sporcu. ADĐL I 539 Đzzät Ähmädin golundan yapışıb gätirib oturdu palaz üstä ki. bütün golu açıgda galmışdı. omuzun bir hafif kalkık. Tenişev. ayaklarnı saurtmaa UK 132 lazım orayı çetin bir kol UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da. Hisar'a gidiyor ve beni de hazırlanmaya itiyordu. sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 156 Keykaus kolverdi biräz onun güüdeeciini UK 201 kolları kaviydi UK 213 dilber çeker onu aardına kolundan UK 220 kollarından da sürüdülär başka içerä ADĐL I 539 Telli sol bileyini közlerinin üstüne goymuş. Benzer şekilde ‘bir cihazın kolu. HEA-8 Yemekten sonra. HEA-7 Benim elimde olmadan kolum. Temel anlamın organ adı olduğu düşünüldüğünde bu da benzetmeye dayalı bir metafor olarak dikkati çeker. ADĐL I 539 Demiryol stansiyasından mä’dänä bir gol ayrılır. *kol sözcüğünün anlam olayların şu şekilde tasnif etmektedir (1997: 245): 187 . birdenbire çarşaflı olarak. bu küçük. HEA-9 Boğazını yırtan hıçkırıklarla paşanın ayaklarına yığıldı. Birçok tarihsel ve modern Türk lehçelerinde var olan ‘ordu birliği’ anlamı ise dikkat çekicidir. Kafa küçük. HEA-7 Kollarının altından yakalayarak fundalara doğru kaldırdım. hazırlandım. Anlam Olayları Bakımından *kol Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *kol sözcüğü genel olarak ‘insan vücudunda omuz başından parmak uçlarına kadar uzanan bölüm’ veya ‘üst kol’ anlamlarında karşımıza çıkmaktadır. yanıma geldi. Türkiye Türkçesinde ‘giyside vücudun bu bölümünü saran parça’ anlamı bir metafordur. gülerek kolumdan çekti. ADĐL I 539 Sağ goldan isä öz vurulmuş tanklarının ardınca galhan bu piyada Muhtarov Dadaşın gäfil vä särrast atäşi altına düştü 3. boğulan bir adamın can kurtaran simidine sarılışı gibi paşanın dizlerine sarıldı UK 50 kollarnı. zayıf kolları. koltuğun kolu. oğlan rahatlansın. adaleleri mübalâğalı bir şekilde ceketinin kolları ardında oynuyor. alın geriye kaçık. ağacın dalı’ gibi anlamlar benzetme yoluyla metafor örnekleridir. Futbol şampiyonu tipi. duygulu vücuda sarılarak yatıştırmak için saçlarını okşamaya başladı. Kalktım.

Güney-doğu: Uyg. Uyg. koluna kuvvet ‘iş yapan bir kimseye. Uyg. Kuzey-doğu: Tuv. Yak. kolları açmak ‘içtenlikle karşılamak veya kucaklamaya hazırlanmak. Şor. ulaşmak’. *gebde sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. Güney-doğu. Orta-Uyg. Karaçay-Malkar. Meronim Olarak *kol Anatomik anlamında *kol sözü. *sıynak. Kır. kol ve paçaları sıvamak ‘bir iş yapmayı güçlü bir biçimde. (birine) kol kanat olmak ‘yardım etmek. Azb. 4. *sıyn. Krh-Uyg.. aya’. Hakas. Krh-Uyg. isteklendirmek. Harezm Orta-Kıp. Güney-Doğu: Özb. Çağ. omuzdan dirseğe olan kısım’. Çağ. Orta-Uyg. 5) ‘Omuz’. korumak. (kötü durum veya davranışlar için) çokça olmak’. Çuv. Modern Türkiye Türkçesinde rastlanan kol gezmek ‘güvenlik amacıyla dolaşmak. *boδ. sevgisini ve dostluğunu göstermek.1) ‘Kol. Altay. Başkurt Nogay Kaz. Çuv. Özb. kolları arasına almak ‘kucaklamak’ koluna girmek ‘kolunu birinin koltuğu altından geçirmek’. 6) ‘Koltuk altı’. TTü. 4) ‘El’. Krh-Uyg. kol vermek ‘destek olmak’. EUyg. Trkm. Azb. Karaim. Kır. Yak. Diğer yandan ‘insan vücudunda omuz başından 188 . 3) ‘El. 2) ‘Kol’. Kaz. Kıp. Tofa Hakas. himaye etmek’. kol uzatmak ‘yayılmak. Altay. isteki hazırlamak’. Tat. yardım etmek’. Orta-Uyg. TTü. Güneybatı SUyg. Hal. 8) ‘Elbise kolu’. coşturmak için söylenir’ ve Gagauz Türkçesinden kolvermek ‘salıvermek’ kullanımları dikkat çeken metaforik deyimlerdir.. Kuzey-batı (Malkar hariç). Karakalpak Kır. korumak. Tuv. 7) ‘Hayvanın ön bacağı’.

– xix.parmak uçlarına kadar uzanan bölüm’ anlamı düşünüldüğünde *omuz. kare. *gebde : *kol *kol : *omuz. Koyun. Başk. yy.: xv.: xi. Tofa kırı.fiilinden geldiğini düşünmektedir (EDT 644b-645a). xiii. Tat. *tirs(γ)ek. *tirs(γ)ek. *älg. Şor karı. *kol sözcünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimleri olur. hara. KB). *parŋak. karı. Tuva kırı. hura (Tenişev 1997: 246) 1. karı. Azb. *bilek. kar. *sıyn. *kar Proto-Tü. Dolayısıyla bu fiilin de bir tür ölçü ifade edebilmesi fikri akla gelebilir. harın. kari. kara san.2. 2. karı (DLT. Đslami ç.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Yarım kulaca denk gelen ölçü birimi’ (TDS 152). *ärŋek. harı. *çaykan. EKıp. Güney-Doğu: YUyg. karuca. kar. Modern Tü. Kaz. garsı. *kar (Tenişev 1997: 246-247).ç. kol’ (TTS IV 2323: XIV yy. Yakut harı. *bilek. *parŋak.2. *älg. *älg. kar. Bud. Krh. Clauson *kar 189 . *çaykan. *çaykan. Karakalpak kar. gari. *dırŋak 2.6. Batı Tü. incik. yy. *ärŋek. Özb. *bilek. Kırg karjilik. *ärŋek. garı (ADĐL). *kar Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Trkm. jaya elik. karı (CCum). keçi ve benzeri hayvanların dizi ile toynağının arasındaki kısım. *dırŋak sözleri. Doğu Tü.). kara. karı.Tü. Çuvaş: hur. NESNE : PARÇA *boδ. *tirs(γ)ek. karı. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar karı. yy. karu (Sngl). SUyg. karu ‘bazu. Proto-Ogur *kar. Nogay karı. VIII: hkar). Proto-Oguz *kar. *dırŋak ALAN : MEKÂN *kol : *omuz. *parŋak. karış sözünün *kar. garı ‘1. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay karı. *sıynak. karı. kar (TT I.

247). Yak. Türkmen Türkçesindeki *karı sözü.fiilini ilişkilendirmektedir. Türkmen ağızlarında karı şeklinde de geçmektedir. el’. ölçü birimi olan *kar. dirsek ile el arasında olan kısım’. dirsek ile omuz arasında olan kısım’. Anlam Olayları Bakımından *kar Tenişev’e göre *kar sözcüğü ‘kolun üst kısmı’. Bu sözün Altay dillerindeki karşılıklarını Tenişev şu şekilde vermiştir: Proto-Altay *gar: Proto-Türk *Kar ‘kol. ‘omuz ile dirsek arasnda olan kısım’. ‘el’. Bu sözün ‘ölçü birimi’anlamı metonimik olur. ‘karış. Türkmen Türkçesinin standart türündeki garı sözü. ‘kolun omuz kısmı’. Çuvaş Türkçesindeki hura ‘2 metre uzunlukta bir uzunluk ölçüsü’ anlamı çok erken alıntı olarak görmektedir (1997: 246).köklü terimler ise ‘önkol’ anlamından meydana gelmekte ve Orta Asya kültür varlığı içinde gelişmektedir. Ayrıca 190 . Mançu gala < *ŋala ‘el’ (1997: 246 . Moğolcadan alıntıdır. Evenk kari. ‘önkol. *gar ‘kol. yayı karusuna geçirdi 3. Tenişev. *kar Kullanım Alanı TTS IV 2323 Zülfeyni ile karularım bağlamışam ben Ben ana feda bu ola karum niderem bene TTS IV 2323 Karusundan ağ ellerin bağladılar TTS IV 2324 Eğ ellerim karısından bağlattın mı? TTS IV 2324 Çomağı omuzuna bıraktı. Yine Tenişev’e göre ‘kol’ ve ‘kolun üst kısmı’ gibi anlamlar Çağatay ve Eski Anadolu Türkçesi kaynaklarında belirgin bir şekilde geçmektedir. kare. 2. Tenişev’e göre. tarihsel dönemlerdeki anlamları arasında bunu belirtmemiştir. kar ‘dirsek kemiği’ sözünde alıntıdır. Türkmen Türkçesinde bu sözün özellikle hayvanlar için kullanılmasına rağmen Tenişev. Moğ.sözü ile *kar. harı sözü. ‘omuz ile dirsek arasında olan kısım’. uzunluk ölçü birimi’ gibi anlamlarda kullanılmaktadır. ‘önkol’ anlamlar asıl sayılmakta.

*ärŋek. *gebde sözlerinin nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olur. *sıynak. *sıyn. *sıynak. Kır. kuvvet’ anlamında metaforik kullanımına da rastlanmaktadır: Çağ. *älg. *dırŋak sözleri de *kar sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimleri olur. önkol. *dırŋak ALAN : MEKÂN *kol : *kar *kar : *bilek. *älg. Osm. *parŋak. *ärŋek. Azb. *boδ.) anlamları düşünüldüğünde *kar sözü *kol sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren bir meronimi olur. Yak. Ancak tarihsel kaynaklarda yer yer ‘el’ anlamı da görülmektedir. 4. Tat.*karı sözünün ‘güç. *dırŋak 191 . kuvvet’. omuz ile dirsek arasında olan kısım. dirsek ile el arasında olan kısım’ veya ‘üst kol’ (EUyg. *ärŋek. Trkm. Bu anlamda ise *bilek. NESNE : PARÇA *boδ. Diğer yandan ‘kolun üst kısmı. TTü. *parŋak. Meronim Olarak *kar Anatomik anlamında *kar sözü. Altay Özb. karı ‘güç. garıŋa dayanmak ‘kendi gücüne dayanmak’.) ve ‘alt kol’ (Yak. *älg. *parŋak. *sıyn. *gebde : *kar *kar : *bilek.

Harezm ç. Boruların doğrultusunu değiştirmekte kullanılan bağlantı parçası 4. Proto-Ogur *tirs(γ)ek. Bud.) (DS X: 3941).) (DS III: 1179).7. tirsek (NF III: 428). Đki ve daha çok hisseden ibaret olan bir şeyin köşe şeklinde birleşen 192 . dirsäk ‘1. dirsek ‘1. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐRSEK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *tirs(γ)ek ve *çaykan sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. yy.ç. úarı ‘dirsek kemiği. dirsek ‘1. Krh. 2.: xi. çıāanaú (KTS: 49). kol’ (KTS: 128). dirsek (KTS: 62). çınaçık ‘dirsek’ (Karaöay aşireti.) (DS VII: 2539).) (DS III: 845). EKıp. yy. Nehrin dirseği. cağ. articulatio cubitus Đng. (mimarlık) Bir direği veya başka bir şeyi sağlamlaştırmak için yanına eğik olarak yerleştirilen ağaç. xiv.2.1. tirsek (KE II: 637). çıúanaú (KTS: 50). Azb. yy.7. çına. nehrin dönüşü 3. Giysi kolunda bu organa denk gelen bölüm 3.2. makas’ (TS 599).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Dirsek 2.2. Batı Tü. dirsek (CH I: 176). *tirs(γ)ek Proto-Tü. tirsgek ‘dirsek’ (DLT III: 424). çaāanaú (KTS: 45). incik kemiği ‘dirsek kemiği’ (Şıhlar *Kızılcahamam -Ank. Gag. dirsek (ATS: 291). øidaè ‘dirsek kemiği’ (KTS: 337). xv. Uzunluk ölçüm birimi’ (GS 148). Modern Tü. tirsäk (U III). elbow.Tü. Kol ile bilek arasında olan bükümün çıkık kısmı 2. Đslami ç. titak ‘dirsek’ Titakımı kötü çarptım (*Şavşat ve köyleri -Ar. Proto-Oguz *tirs(γ)ek. Kol ile ön kol arasındaki eklemin arka yanı 2. cağ kemiği ‘dirsek kemiği’ (Çepni *Gemerek -Sv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DĐRSEK ‘dirsek’ Lat. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. *tirs(γ)ek (Tenişev 1997: 247).

tirsek ‘1. çasa (Tenişev 1997: 247). Kaz. tirsek (RLT: 102). Başk. Proto-Mançu-Tunguz *tigza-ki ‘kol kasları. dayanak’ (ADĐL II: 115). Kırg tirsek. tersek. 2. trsag. Doerfer. 1. Boruları birbirine bağlamak için eğri boru parçası’ (TDS 650). Çuvaş: çavsa. (anat. Trkm. Nogay tirsek. trsey. uzun bir şeyin eğilerek teşkil ettiği köşe şeklinde bükük. garı ‘önkol’ (Sarıyev 2007: 9). bogun (RLT: 194). (EDT 553b). tirsak. sebebini biliyor musunuz? TS 599 Dirsek çürütüp emek verdiği kitapları. Türk lehçelerinde ‘dirsek’ anlamında kullanılmakta. Karakalpak tirsek. göz kapağında çıkan sivilce’ anlamına da gelmektedir. terhek. ağaç ve benzeri. tirsäk. *tirs(γ)ek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. TS 599 Bu iki boruyu bir dirsekle birbirine bağlamalı TS 599 Elini oturduğu koltuğun dirsek yerine vurunca ben kalktım TS 599 Bugünlerde size dirsek çevirmişler. bucak köşe 3. *tirs(γ)ek sözünün Halaç Türkçesinde tirsäk şeklinde tespit etmiş fakat doğru şeklin ti:rsäk da olabileceğini belirtmiştir (Doerfer 1970: 26). *tirs(γ)ek sözcüğünün Proto-Türkçe *tirs(ğ)äk ‘hayvan dirseği’. yıkılan bir şeyin altına vurulan paya. Tat. destek. ancak bazı kuzeydoğu ve kuzey lehçelerinde ‘diz’ anlamına. trsay. baldır kasları’ gibi Altay dillerinden karşılıklarını tespit etmiştir (1997: 248-249).) Kolun omuz kemiği ile bilek kemiği bağlayan yer 2. *tirs(γ)ek sözcüğünün açık bir etimolojisi yoktur. Tenişev. tirsek. can vermeden can bulunamayacağını ona hiç söylememişti TS 599 Bu meslekte senelerce dirsek çürüttüğüne göre kendisini gayet iyi anlayabilirdi 193 . Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk tırsek. Aşağı eğilen.çıkıntısı. çavsavay. bazılarında da ‘arpacık. trsek. Kuzeydoğu (Sibirya): Hakas tirsek. *tirs(γ)ek Kullanım Alanı TS 599 Dirseği yırtık neftî bir örme ceket giymiş. Güney-Doğu: Özb.

dirseyine dayag veräräk älini çänäsinä söjkädi TDS 650 Đki eñi tirsegine çenli çermelen Hazik tiz-tizden edim urup. 2) ‘dirsek. dirsek. Salar Tat. boruların doğrultusunu değiştirmekte kullanılan bağlantı parçası. soğuyup da gebereyim. Dirseklerini bacaklarına dayamış. dirsäk şekillerinde görülen bu sözün ‘dirsek.SFA-1 Daha dün dudaklarını. aşağı. Azb. TTü. Tat. 3. ağzının. HEA-1 Omuzları havada. Trkm. EUyg. Gag. helaya . HEA-4 Oturdu. 194 . Çuv. tirsek. Şimdi kaçıyorsun benden. Özb. Trkm. fakat dişlerini kıstı. ekmek. dirsek kemiği’ anlamları temel anlamı olmalıdır. kavun kokan avucunu. bir direği veya başka bir şeyi sağlamlaştırmak için yanına eğik olarak yerleştirilen ağaç. Bu sözün ‘giysi kolunda dirseğe denk gelen bölüm. TTü. 3) ‘elbise kolu dirseği’. kaşar peyniri. memeni. zili çalınan kapıyı açmağa gitti. kirli dirseğini. HEA-4 Huriye'nin dirseği ikinci defa böğrüne batınca dalgınlığı ve sersemliği geçer gibi oldu. şeftali.hürsek. tirsgek. borunun dirseği’. gözünü öpmüştüm. Azb. nehrin dirseği’ gibi anlamlar ise benzetme yoluyla metafor oluşturmaktadır. arkasında kadından bir sürü uydu. ADĐL II 115 Diyar kişi dirseyi ile avradına toòunub pıçıldadı. gözleri dalgın. Özb. dirsekleri kabarmış. ADĐL II 115 Bä’zän Dilşad hanım üzügoylu uzanıb. dirseklerini yerä goyarag çayı nälbäki ile içer vä ayaglarını pat-pat yerä döyerdi ADĐL IV: 430 òanım masanın üstündän kitabı götürdü. Anlam Olayları Bakımından *tirs(γ)ek Tarihsel ve modern Türk dili alanında tirsäk. elleri ille yüzünü kapamıştı. SFA-2 Hayretle ona bakıyordum. tüylü kollarını. HEA-1 Her defasında dirsekleri havada. yukarı gezindiğini gördüğüm vakit bir milyoner hacıağa karısı olduğunu sezmiştim. TNAS 97 Çaya tirsek. dirseğini ağzına dayadı. Tenişev. soğuyayım istiyorsun. Gag. Başkurt Nogay Kumuk Karakalpak Halaç. kıssanmaç gelyerdi TDS 650 Yanıca tirsegini yassıksız ere goyup gışaran. Çağ. *tirs(γ)ek sözcüğünün Türk lehçelerinde şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 248): 1) ‘Dirsek’.

dayanak. Tenişev. nehrin dönüş yeri’ anlamları metaforiktir. Tat. Genel olarak ‘dirsek’ > ‘dirsek ölçü birimi’ gibi gelişmeler Türk lehçelerinde yaygın değildir. ‘hayvanın arka bacağı dizi’. 8) ‘işaret parmağın birinci ve ikinci eklemi arasındaki uzunluk’ Hakas. ölçü birimi’ (Çuv. Bunlardan Tenişev’e göre. Gag. ve Çuv. Kırgız Türkçesindeki ‘topuk kirişi’ anlamı büyük ihtimalle ‘hayvanın arka bacağın dizisi’ anlamından türemiştir. TTü. 7) ‘topuk kirişi’. Salar ‘diz’.) anlamları ise metonimiktir. Gag. 6) ‘hayvanın arka bacağın dizisi’. Bu sözün tarihsel ve modern lehçelerdeki anlamları içerisinde ‘boru vb. ‘Elbise kolu dirseği. Tenişev. Kır. 5) ‘ölçü birimi olarak dirsek’. Bu şekilde anlam aktarımının sebebi hareket etme görevini taşıyan topuk ve diz kirişlerinin benzerliği de olabilir.. nesnelerin dirseği.4) ‘kol kemiği’ (DLT). Türk lehçelerinde bu sözün anlamlarının güney ve batı lehçelerine göre iki gruba ayrıldığını belirtir: *çaykanak ‘dirsek’ terimi olmayan Türk lehçelerinde *tir(ğ)ek terimi ‘dirsek’ anlamında kullanılmaktadır. Çuv. Trkm. Hakas. Tat. ‘ölçü birimi olarak dirsek’ anlamı bazı Türk lehçelerinde ‘dirsek’ anlamdan türemiştir. 195 . Türkçelerine bu kullanımın Hint-Avrupa dillerinin etkisiyle girmiş olabileceğini de belirtmektedir. Ancak Nogay ve Karakalpak Türk lehçelerinde terimlerinin ikisi de aynı derecede kullanılmaktadır (1997: 248).

*kemük 2. önkol’ (Sngl). jeynek ‘dirsek’. dirsek eklemi’ (CCum).: xv. şıganak ‘körfez’. Đşlevinde de önemli rol oynamasından dolayı *tirs(γ)ek sözü. Şor şaganak. Kırg çıkanak ‘dirsek. tsıganak. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay çağanak ‘dirsek’. EKıp. Kaz. Hakas çıganah ‘dirsek’. Tuva ‘dirsek. çığanak ‘dirsek. nehir dönüş yeri’. Proto-Mançu-Tunguz *çaha.7. Özb. çikenek ‘dirsek’. Meronim Olarak *tirs(γ)ek Anatomik anlamında *tirs(γ)ek sözü. *siŋök. *kol ve *kar sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir.‘kol’ gibi şekillere dayandırmaktadır (1997: 249-250). Doğu Tü. *bogum.). *çaykan Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. *kemük sözlerinin nesne : madde ilişkisi içerisindeki holonimidir. yy. *kol ve *kar sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Proto-Ogur *çaykan. Nogay şıganak ‘dirsek. dağ çıkıntısı’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. çıganak. 1. 196 . çekenek. Aynı zamanda *tirs(γ)ek sözü.2.‘diz’. Tofa hsehenek ‘dirsek’ (Tenişev 1997: 249). *siŋök. Proto-Oguz *çaykan. burun (coğ. *kar: *tirs(γ)ek *tirs(γ)ek : *bogum. *çaykan (Tenişev 1997: 249). ölçü birimi olarak dirsek’. Güney-Doğu: YUyg. çaganak ‘dirsek. jeynekmek ‘küçük zayıf (insan)’. Karakalpak şıganak ‘dirsek’. *kar: *tirs(γ)ek *kol.2.4. *çaykan sözcüğünü Proto-Altay *ça(y)k-a-: Proto-Türkçe *çaykan. *çaykan Proto-Tü. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *kol.

*çaykan sözcüğünün coğrafî dağılımından *çaykan teriminin ‘önkol’ anlamını sadece Çağatay Türkçesinde tespit etmiştir. çaganak. çekenek. coğrafî anlamda burun’ gibi anlamları ise benzetme yoluyla metafor oluşturmaktadır. Aynı zamanda *çaykan sözü. Đşlevinde de önemli rol oynamasından dolayı *çaykan sözü. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *kol. Meronim Olarak *çaykan Anatomik anlamında *çaykan sözü. *kemük sözlerinin nesne : madde ilişkisi içerisindeki holonimidir. jeynek. Bu sözün ‘körfez. Buna bağlı olan ‘ölçü birimi olarak önkol’ Çuvaş ve Orta Asya (Çağ. Bu sözün ‘önkol’ anlamı itibarıyla *kar sözü ile ‘dirsek’ anlamı itibarıyla *tirs(γ)ek sözü ile yer yer eş anlamlı kullanımı olduğu görülmektedir. Anlam Olayları Bakımından *çaykan Tarihsel ve modern Türk dili alanında çığanak. çikenek. *kemük 197 . *siŋök. şaganak. şıganak. *kol ve *kar sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. çıganah. şenek. *kol ve *kar sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. *siŋök. çıkanak. dirsek eklemi.) anlamının Türk lehçelerinde var olduğunu belirtmektedir (1997: 249). Tenişev. Kır. Kaz. *kar: *çaykan *kol. Uyg. *bogum. *çaykan sözünün ‘ölçü birimi’ anlamında kullanımı metonimik bir kullanımdır. *kar: *çaykan *çaykan : *bogum. 3. hsehenek şekillerinde görülen bu sözün ‘dirsek.2. dağ çıkıntısı. önkol’ anlamları temel anlamı olmalıdır.

198 .) (DS X: 3641). kuvvet’ (TS 292). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. EKıp. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BĐLEK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bilek sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Azb. Nogay bilek. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay belek. bukanak ‘ayak. yy. bilek ‘1. hayvanın topuğu ile tırnağı arasındaki yer’ (TTS I 553). diz eklemei’ (*Eşme köyleri -Uş. Batı Tü. Güney-Doğu: YUyg. pelek.: xv. *bilek Proto-Tü. bilĆk. Karakalpak bilek. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. pilek. bile:k (KĐ 35).2. bilekindin kesilip ‘bileğinden kesilip’ (U IV 38. bilek (ATS: 130). Bud. Trkm. xv. Đng. Kumuk bilek. Proto-Oguz *bilek. yy. 2.) (DS X: 3607). sincik ‘ayak bileği’ (Bostanlar *Bahçe -Ada. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BiLEK ‘bilek’ Lat.2. Kaz.) (DS II: 663).) Güç. – xix. MKıp. yy. xiv. 3).Tü.) (DS II: 781). Özb. Krh. Elle kolun. sıkmık ‘bilek’ (-Isp. bilek (DK II: 49). Đslami ç. Kırg bilek. buğun ‘bilek’ (Karaçay-Malkar -To.8.) (DS X: 3638). yy. carpus. yy. bilek ‘elin dirsek ile bağlandığı yer’ (TDS: 95). ayakla bacağın birleştiği bölüm 2. bilek. bilĆk.: xi.1. Tat. bilĆk. belĆk. bölek (KTS: 36). goşar (RLT: 82). bilek ‘bilek’ (DLT I 385). bilek ‘bilek’ (GS 83). bilek. Modern Tü.2. Doğu Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.ç. bilek (Sngl. bilek (CH I: 188). Başk. 149v. *bilek (Tenişev 1997: 250). wrist. 135). bıkanak. belĆk. (mec. bilek. Karaçay-Malkar bilek. bilek (KTS: 31). sinir ‘diz kapakla ayak bileği arası’ (Arslanköy *Mersin -Đç. bilek ‘Kolun dirsekten ele kadar olan kısmı’ (ADĐL I: 269).8. Gag. bilekçe ‘bilek. bilÊgü (EUTS: 42). Proto-Ogur *bilek. xiii. bıkınak.

Proto-Mançu-Tunguz *bilen ‘bilek’. Şor piläk.. Hakas pilek. Ağca hanımın biläyinden gan aòır ADĐL I: 539 [Telli] sol bileyini gözlerinin üstünä goymuş. HEA-9 Evde şimdi baştanbaşa lâmbalar yanıyor. Fakat o hem kadının şakaklarını. Moğ. Doerfer. delikleri kapanıp açılan üstü kara. yüzyılların delilik üzüntülerini bana yaşatan bu kadının bileklerini şiddetle yakaladım.. HEA-3 Ben anlamıyordum. Tenişev. hem başını sallayarak şarkı söyler gibi ince sesiyle mırıldanıyordu. bileklerini. terk olundukta yine müctemi olur TS 292 Kadın. 1. *bülike ‘kiriş’. Yakut bĆlĆnçik. kara benekli bir burnu. ADĐL I: 269 [Garaca gız] häyätä çatdıgda gördü ki. Tofa bilek (Tenişev 1997: 250). mayor Ulduzun nazik uşag bileklerine baòdı. TDS 95 Bilegi yogın birini yıkar.Tuva bilek. *bilek sözünün Halaç Türkçesinde Farsçadan alıntı olan moç şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26). bütün golu açıgda galmışdı TDS 95 onuŋ bileginden çermelgi gucurlı golları maşını ören çalt işledyerdi TDS 95 Bilegimde yalpıldayan bilezik. bir ujunı bilegine bağlap. dere suva düşüpdir. piläk. tüylü bilekleri. kısa kısa bir yürümesi. *bilek sözü küçük fonetik değişikliklerle günümüzde çağdaş Türk lehçelerinde varlığını sürdürmektedir (EDT 338b-339a). fırtına azıyor. *bilek sözünü Proto-Altay *bile. *bilek Etimolojik Değerlendirmesi Clasuon’a göre. ADĐL I 269 Bunu deyerek.. *bilek Kullanım Alanı TTS I 553 Fe’r: Dabbe kısmının bilekçesine ârız olur bir cins riyhin ismidir ki sığanıp sıkıldıkta dağılıp. sağa sola seğirte n ayak sesleri var. anlayan ve ciddî bir tavırla oğuyor. Araba sesi bekliyor. 2. HEA-8 Dayanıklılığım bitmişti. Halha bulh ‘kiriş’ gibi şekillerle karşılaştırmaktadır (1997: 250). bilimi bolan-moñoni 199 . önkol’.sözünden getirerek Proto-Türkçe *bilek ‘bilek. ağır takılarla yüklü sol bileğini yeşil abajurun altına doğru uzatmış TS 292 Onları merakla seyreden bir kalabalık önünde bilek güreşi yapıyorlardı SFA-1 Kalın. kalın kalın bir gülmesi. oña bir uzın yüp dakıp. birkaç ay içinde. Rabia’nın bileklerini kolonya ile ovan Osman’ın kulakları dışarısını dinliyor. Fakat zaman artık durmuş.. geniş göğsü. deriyi yırtmış da fırlamış gibi saçları. TDS 95 Patışa deryanıñ gırsaına bir gazık kakıp.

Krh-Uyg. TNAS 379 Yurdı bölek diyme. hayvanın topuğu ile tırnağı arasındaki yer. Gag. Karakalpak Kır. *kol ve *kar sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Hrzm. Uyg. Kır. Osm. EUyg. Şor Altay 2) ‘Önkol’. Başkurt 4) ‘Hayvan bacağın alt kısmı’. Ayrıca *bilek sözcüğü ‘ayak bileği’ anlamı itibarıyla *baltır sözcüğü ile hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi 200 . Sözün ‘hayvan bileği’ anlamı metonimiktir. Özb. Meronim Olarak *bilek Anatomik anlamında *bilek sözü. Barmagı bölek diyme. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Özb. Anlam Olayları Bakımından *bilek Tarihsel ve modern Türk dili alanında bilek. Harezm Tat. dilegi birdir. Uyg. Yak. bilÊgü. Tofa Hakas.TNAS 80 Bilegi güyçli birin(i) yıkar. bile:k. Türk lehçelerinde *bilek sözünün şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 250): 1) ‘Bilek’. Tuv. 5) ‘El’.’ anlamları temel anlamı olmalıdır. Harezm Orta-Kıp. piläk şekillerinde görülen bu sözün ‘bilek. Tarihsel lehçelerde bu sözün daha çok *kol sözü ile ilişkilendirildiği görülür. Trkm. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. 4. Uyg. bilegi birdir. bölek. ayak bileği. Trkm. Orta-Kıp. Başkurt Nogay Kaz. Krh-Uyg. Çağ. bilekçe. bilimi güyçli müŋün(i) yıkar. Çağ. pilek. Altay. TTü. Çağ. Azb. Orta-Kıp. Ancak sözün “ayak” kavramı ile ilişkilendirilmesi durumu da vardır. 3. Şor. Tenişev. 3) ‘Güç’. pelek. Bu sözün ‘güç’ anlamında kullanılması metaforik bir kullanımdır.

*siŋir 201 . *kemük. Ayrıca yapısal açıdan baktığımızda *bilek sözünün nesne : madde ilişkisini kuran meronimlerinden *boğum. Diğer yandan Türkiye Türkçesinde ayak bileği ve el bileği kavramları *bilek sözünün hiponimleri olur. *kar : *bilek *bilek : *baltır NESNE : MADDE *bilek : *boğum. *siŋök. Bu durumda ayrıca alt anlamlılık (hiponimi) açısından *bilek sözü üst terim (hiperonim veya superordinate) olur. *kar : *bilek *bilek : *baltır ALAN : MEKÂN *kol. *kemük. *siŋir gibi terimleri alabiliriz. NESNE : PARÇA *kol.sergileyen meronimidir. *siŋök.

. gözlemeden.1. yy. yan 9. Kez. paylık ‘el’ (-Ba. Defa. Modern Tü. .. 202 . xv. el(i)g (NF III: 119). manus Đng. EKıp. xiii. Azb. ilave 5. Kolun bilekten tırnaklara kadar olan hissesi 2. Đştirak. el (CCum). Harezm ç.2.2. älig (KB).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. il (KTS: 109). bu aletin küçük. hand. Taraf. viii. hatırda 12.Êlinden şeklinde işlenerek sebep bildirir 10. xiv. yy. Proto-Ogur *älg. yuvacak ‘el’ (-Ba. Batı Tü. el ‘el’ (GS 175). beceri manasında 7. Ton). Đskambil oyunlarında her bir tur 6. el ‘1. Krh. *älg Proto-Tü.1) Mevcut. Bulunda nurum eki ile: ÊldÊ . äl ‘1. Gag. Proto-Oguz *älg.” 3. yy. älig (KT.) fikirde. Đskambil oyunlarında oynama sırası 5. Elindä.) (DS XI: 4322).9. mülkiyet “Elimdeki bütün parayı bu eve yatırdım. *älg (Tenişev 1997: 251). kaçarak 2) mağazadan değil. älig (DLT). el (MŞ: 12).mülkiyet. el(i)g (KE II: 184-185). el. – xix. Bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü’ (TS 687-694). el ‘el’ (TTS III 1418). iktidar. organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. 2. nazarda. tutmaya ve iş yapmaya yarayan bölümü 2. asılılık manasında 6.2. hızlı.: xi. . Alet adlarında. elden satandan 11. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EL ‘el’ Lat. xiv. Kolun bilekten parmak uçlarına kadar olan. el (CH I: 170). el (EM: 128).) (DS IX: 3415). KökTü. sıra 8. Đslami ç.9. Bazı hayvanların ön ayaklarının her biri 3. elle ya da ilde işlendiğini gösterir. Elle görülen işte marifet. eliğ ‘el’ (DLT I: 72). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EL kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *älg sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. gerçek olan 2) (mec. el. idare. yy. yy. defa 4. Nöbet. kere 4. yy. ihtiyar. älimdä ve s. Çıkma durum ekiyle: Bu ÊldÊn (zarf) -1) tez. Sahiplik.

ala (Tenişev 1997: 251). sonra –i iyelik eki sanılarak yanlış ayırmayla äl olmuştur. alä sondaki -g düşmektedir) olduğunu düşünmekte. kol’ (TDS: 802). Şor ilgilik ‘eldiven’. Oğuz grubu Türk lehçelerinde bu söz Türkiye Türkçesinde el. 203 . hand’. bazı Kuzey-doğu lehçelerinde *älg terimi var olmamasına rağmen bu terimden türemiş sözcükler vardır: Tofa eldik ‘eldiven’. Çuvaş: al. el feneri. 1. Proto-Mançu-Tunguz *ŋÀl(g)a ‘el’ (1997: 251-252). bu şeklin kurallara göre Oğuz Türkçesinde äli. Yine ona göre. Doerfer. ilii. Ayrıca Tenişev Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Proto-Altay *’algä: ProtoTürkçe *älg ‘el. evcilleştirilmiş manasında hayvan. Kuzey-doğu (Sibirya): Yakut Ćlii. Özb.örneğin: el arabası. Trkm. Türkmen Türkçesinde el/gol. *älg Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. Güney-Doğu: YUyg. *älg sözcüğünün Ortak Türk Dilinin erken dönemlerinde iki kola ayrıldıktan sonra. Gagauz Türkçesinde yel şeklinde bir /y/ türemesiyle karşımıza çıkmaktadır. Gagauz Türkçesi sözlüğünde (GS) sözün ikinci anlamı olarak belirtilen ‘yabancı’ anlamı aslında ‘halk’ anlamındaki il sözüyle ilgili olmalıdır. Elde büyütülmüş. ele öğretilmiş. pence (RLT: 90). bunun yanında äl herhalde Oğuz Türkçesinden ödünçlemedir (Doerfer 1970: 25). Doğu (Çağatay) Türkçesinde gerçek şekil älik’tir. el güvercini’ (ADĐL II 251-252). Doerfer’ göre. el köpeği. bir kolda sondaki iki ünsüz arasına ünlü eklenmiş (*älg > älig > Çuv. el ‘Adamın iki bileğinden aşağı sallanıp duran organı. diğer kolda ise iki harf arasına ünlünün girdiğini fakat sondaki -g sesinin düştüğünü düşünmektedir. örneğin. ilik. Azerbaycan Türkçesinde äl. *älg sözünün Halaç Türkçesinde äl şeklinde tespit etmiştir. Đng. el tabancası 13. *ilik. kuş adlarının önüne getirilir.: el kuzusu.

kir parçası. sayma. sövme. tenhalarda şurasına burasına el atması TS 687 Sorumluları tespit edildi. el var yumuk yumuk / El var pençe olmuş. HEA-7 Fransız kadınlarını taklit edeceğim.2. gürültü. TTS III 1420 Eğer sen beni kaldırırsan el arkası yerde sana ölünce kul olurum. kıvrım kıvrım kıvranırdı. HEA-2 Đnsan romanına koyduğu insan timsallerinin elinde esir olduğunu benim kadar siz de bilisiniz. baş sallamalar. Bir garip dille de haykırırdı.. anlattığı konuları elinden. HEA-3 Anladım ki şair. kalbinden çıkarıyor. her zaman. mı. SFA-2 Elimin tersiyle yüzümü gözümü . el ya da dil dalaşı. hoplayarak yürümeler yapmasın. sokaklarda yolu şaşırdım SFA-1 Saçlarının alnındaki bitim yerlerine insan elini sürse. *älg Kullanım Alanı DLT I 72 onğ elig ‘sağ el’ EM 128 ve eli üstine úoyıcaú azacuú issi olur MŞ 18 yüzin ve elin ve ayaāın ãovuk ãuyıla yuyalar MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar TTS III 1418 El alup her biri bir mürşid-i feyya-âverden mescide doğru ayaklandı güruh-ı sersam. sıçrayarak.sildim. altından kirli işler çıkıyor. TS 687 Elbette birçok önemli konulara el attı ama ulusumuzun temel sorunlarından bazıları yüzüstü duruyor TS 687 Üvey babasının teklifleri. el ayak çekilmişti. garip el oğuşturmalar. sokağa yukardan bakan bayanlardır. yalnız o genç kızın olacağımı tekrar etti. işten el çektirildi. kalınca parmaklı. istediklerini söylüyorlar ve yapıyorlar. hayatını biraz seçilir çizgilerle hazırlar hazırlamaz insanın elinden çıkıyorlar. yüksek terziler elinden çıkmış şık elbiseli. benim gibi. evlendiğimiz akşam ben Neriman’ın bütün sanat ve şiirle yapılan esvabının onu ne kadar cazip yaptığını söylerken o beni elimden tuttu. HEA-3 Karnım aç. yok gibidir. beyaz ellerini elime verirken ruhumda bir yemin o genç kızın. azametli. elim ayağım donmuş gibi! HEA-5 Cemal Bey genç kızın biraz büyücek. ayakta duruyorlar. TTS III 1420 Olar kim benlik adını okurlar El arkasın önünde yere korlar TTS II 1420 Dâman-ı lütfuna elim irmek gerek senin Geldim kapuna el benim ey şah etek seniŋ TS 687 El var. HEA-1 Kavga. HEA-2 Biz onların yüzünü. el var yumruk TS 687 Oturup kör gibi. HEA-6 Değirmen taşının üstünde el ele tutunmuş çepçevre erkekler. TS 687 Yollar ıssızdı. yağ parçası mı. HEA-5 Yalnız. diye sahte gülüşler. 204 . namerde el açmak iyi mi? TS 687 Nereye el atsak. ruhunu. ne bileyim bir şeyler kaldı. titrer durur. O elini apış arasına sokmuş. TTS III 1418 Mürşidin elini tutup ona teslim olmak. HEA-1 Kadınları. soğukça bir ter bulacağını sanırdı. SFA-2 Ellerimi nereye sürsem elimde deri parçası mı.

ellerini hem ayaklarını gösterdi. PSE 90 O da. gülümseyräk UK 62 onun yelindä hepsi UK 67 Oğuz devletindä kendi yelinä UK 95 al yelini. PSE 66 Ve çıktı ölü ayakları hem elleri sargılarlan balı olarak. onun kulaanı kesti. Đisus da aciyip elini uzattı. Ve bunları söleyip. başlar. HEA-8 Meşrutiyet ilân edilince ana toprağımdan gizli bir el geldi. başı yazma örtülü. yavaş yavaş merdivenleri indi. ona dokundu. PSE 122-123 Hem Đisus yüsek seslän baarıp dedi: Ey Buba. PSE 8 Ama O onlara dedi ki: her Onun ellerndä enser yaralarını görmezsem hem parmaamı enserlerin yaralarına koymasam. PSE 5 Bakınız ellerimä hem ayaklarıma. sepetin üstüne Raik iki kolu ile asılmış. hem görünüz zerä duhun eti hem kemikleri yoktur. ciddî ciddî ve birer birer parmaklarını çekiyor. HEA-8 Hikmet. hem dizçökerek ona dedi ki her istärsen beni paklamaa. PSE 58 Ona gelip. PSE 23 Onlardan kimisi Onu tutma isterlärdi. PSE 173 Bir adam Đerusalimden Đerihona inärdi hem hırsızların elinä düştü. PSE 8 Sora Fomaya dedi: parmaanı burayı getir hem ellerimi kak. canverdi. PSE 89 Simon Petri Ona dedi: ey Saabi. Beni yoklayınız. PSE 62 Đisus ta elinden tutup. ki Bän kendimim. canımı Senin ellerinä verierum. yüzü güleç. GS 175 Tez yelden iş tez oler GS 175 Yel yeli yıkar PSE 3 Hastalara ellerini koycaklar. kadir-san. PSE 92 Hem ştä Đsuslan barabar bulunanlardan biri elini uzadıp. gözler. çıplak. amma ellerimi hem başımı da (yıka). HEA-9 Sokakta. UK 32 “Đpek Yolu” da buluner Karaganlıın yelindä UK 42 ani onun Küleni bekim düştüydü o maskaranın yelinä UK 54 salt yellär sansın oyneerlar. cevap verip. kirli hayvan! UK 101 yellerinde tutuşturerlar UK 105 düşmüşler Oguzların yelinä UK 108 sen kaldırdın yelini kendi senselenä 205 . hem yüzü basmaylan (makramaylan) sarılmışdı. pembe ayaklarını ellerinin içine almış. üçüncü günde dirilecek. hem öldürdütänsora. PSE 62 Đnsan Oolu adamların eline verelecek hem Onu öldüreceklär. yalvavarark.HEA-7 Dünkü mavi yeldirmeli. hem o kalktı. HEA-9 Terliklerini eline aldı. hem elini getir da koy benim ellerimä. eli bakraçlı kadınlar çeşmeye gider gelirler. amma Ona hiç kimisi el koymadı. PSE 34 Ozaman padişah izmetkarlarına dedi: bunun ellerini hem ayaklarını baalayıp dişarakı karanla atınız. ayağı takunyalı. hem elimida onun ytinä sokmazsam aslı inanmayacam. dedi: elini sahana Benimlen barabar kaldıran o Beni eläverecek. deil sade ayaklarımı. kalıçını hem urup arhiyerin izmekärına. elinde ufak bir sepet. kalbimi kavradı. fakat çekici bir yalvarışla mavi yeldirmeliye yürüyor. PSE 56 O adama dedi: elini uzat. onu kaldırdı. hem bunu söyleyip.

çenesini älläyirdi. nä de Nina konsulun äli ilä häyata keçirilän ceza ganunlarının li dähşätinä devam getirä bilmirdik. gızın cılpag baldırına döyür ADĐL IV: 430 òanım masanın üstündän kitabı götürdü. yelleri dä zengin UK 138 Vasil aldı onun yelinä UK 140 yaklaşıp çözdü onun ayaklarnı. ADĐL II 251 Bu äsnada yahında dörd-beş äl şiddätli tapança atılır ADĐL II 251 Bilirsänmi. nicä ateş dilleri UK 226 kız tuttu yelcezinnen onun aazını UK 238 yapıp yelinnän yardımcılarna UK 250 o düşmesin çetecilerin yelinä UK 253 bir kamçıylan yelindä ayrdı onu bir tarafa UK 267 lafı onnarın kırık-buruktu. öper annısını. burada sinfi düşmänlärin äli var ADĐL II 251 Nä män. ağzı da tıkalı bir almaylan. UK 268 tuter onun yelini GTA 185 [αjαk…αRï»nα jellεRı»nε en»sεF kαktï»…αF] ε » ε GTA 187 [so:»Rε i: çR»dε jεl øp»mεc pRçS»tSεnıjε jetıSε»lım pαs»cεllεjε dα »Ôenε ε bU…USα»…ïm] GTA 192 [b…αS»tïRmαmïStïm jellεR»mı jε] ε GTA 233 [Ôø»Rε bε. yellerne UK 219 da uzattı yeline Dilberä UK 221 buçaklar oynadı yellerinde. sopa yelinde UK 186 işlär bizim yelimizdä olacek UK 198 Todicik. 206 . başınnan annaşardılar. insanlıg sifätini itirmäk demäkdir ADĐL I: 189 zabit adam şivini älinä alıb. yellirinnän parmaklarınnan.UK 121 aler yelindän o altın kruçeyi UK 123 yelinä alıp kuvedi UK 124 suratı. ADĐL II 252 Kömek etmäk imkanı äldä ikän bu väzifädän boyun gaçırmag . yelleri yanık UK 125 ama insanı girgin. dirseyine dayag veräräk älini çänäsinä söjkädi ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü. yoldaş Tärlan. aler yellerini da oturder onu UK 167 da ozaman tutup kestiler sol yelimden parmaklarmı UK 168 beş para vermiş yeline UK 173 düşer paşanın yeline UK 176 Fedi çıker ev arından kürek yelinde UK 177 giyimni Gagouzça eskiycesine. yellerni UK 142 bir hamut buçaa yelindä UK 148 keaykaus suvazleer onu başını. yelleri bağlı ardında.»ïm »mαmUm α»nï nes»tε ç kïStSa:»zïn jelın»dε bçm»bçnılε:] » ε GTA 243 [i:»dε »jellε: »jellε:] ε ε GTA 250 [Ustε»…ï: »vα:dï jelın»dε] » ε ADĐL II 251 Đnsan işlerinin çohunu elleri ile görür. Tek elden ses çıhmaz. UK 211 sıcak yelceezi sıkı tuttu onun yelini UK 212 o etiştirecek alsın yelindne piştofu UK 216 onun ayaklarna..

agzı dolı yumuşdan. TNAS 24 Akmağın dilinde. TNAS 135 Eli uzınıŋ dil uzın. akıllınıŋ elinde.eliŋi çek.iki eli. TNAS 82 Bir eli balda. bir eli yagda. el suydun verip. TNAS 215 Đle bela elden geler. TNAS 115 Dişiŋ agırsa diliŋi çek. TNAS 135 Eliŋ işlese.dil. TNAS 134 El agza yakın.gözümiŋ köki. TNAS 29 Alagan elim . garramıŋda . bar gelday soltan yok. gözüŋ agırsa eliŋi çek. TNAS 98 Çeperiŋ eli halkı. TNAS 88 Biziŋ elimiz mäl. ussa berseŋ . TNAS 96 Çapak iki elden çıkar.yel. birinşŋkşnş . TNAS 72 Baylık el kiridir. başına çal. diliŋi çek. Biz onı ezdurdik kökenek gerip TDS 802 Şu günden şeylek iliñ gızıl-tıllası meydanda çaşıp yatsa hem. TNAS 85 Biriniŋ gapısını el açar. şoña jen elimi uzatman TNAS 19 Agıran yere el yeter.diliŋ. TNAS 176 Gotur elden yokar.dili. TNAS 21 Agzı köp aşa yakşı (yakın). TNAS 136 El mizan. TNAS 21 Agzı meŋli aşa yakın. TNAS 254 Molla berseŋ. TNAS 135 Eliŋ yag bolsa. *älg ve Türevleri 3. TNAS 363 Yaşlıkda eliŋ işlär.TDS 802 Her kim eli gaplı goş haltasınıŋ yanında durdı TDS 802 Eñe soydun del-de. TNAS 121 Döwlen el. eli meŋli işe. agırdan söze . TNAS 135 El hasası kümüşden. işiŋ agırsa .damagıŋı. TNAS 111 Dälä yel ber.dilden.1 *älg’den Fiiller • ällä- 207 . TNAS 112 Dilden gelen elden gelse. dogrı bitmez. TNAS 135 Eli bilen beren. Babadayhanıŋ eli. göz terezi. TNAS 243 Körün gözi . TNAS 132 Egri kesewi el yakar. 3. TNAS 134 El elden üstündür. TNAS 134 El bilen eden işiŋ aybı yok.beregen. bela . eli köp işe. şahırıŋ .dilden. ayagı bilen yortar. başa bela . TNAS 132 Egri keser el kesmez. köŋli oynaşda.eliŋi. TNAS 135 Elimin eti . TNAS 72 Baylarıŋ sahılıgı elinde. TNAS 135 Eli işde. TNAS 183 Gözüŋ agırsa . mollanıŋ sahılıgı dilinde. yuwulsa gider. ahzıŋ (dişiŋ) dişlär. iki eline pil ber.

Oğz. kullanışlı’. kez. ‘kol’. Trkm. 4) ‘Hayvan pençesi’. el. el koymak ‘almak. eliğ. müdahale etmek. namaza durmak’.ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü. elig. Uyg. yeleştir. aya. Osm. ETü. ‘aya’. Çuv. Harezm Orta-Kıp.‘ölüyü anmak için verilen yemek’ dikkat çekici mataforik deyimlerdir. defa. Çuv. çenesini älläyirdi. 4. 2) ‘Aya’. Çağ. el altından ‘gizlice’. ilik. ‘hayvanın ön bacağı’ Türkiye Türkçesine *älg sözcüğü ile ilgili çok sayıda türevin kullanıldığını görüyoruz: el açmak ‘dilenmek’. elverişli ‘uygun. 3) ‘Kol’. Anlam Olayları Bakımından *älg Tarihsel ve modern Türk dili alanında älig. yeldiven ‘eldiven’. Ćlii. SUyg. Azb. Tenişev. ilii. Đng. Türk Dili kaynaklarında *älg sözcüğünün şu kullanımlarını tespit etmiştir (1997: 251): 1) ‘El. Yak. Bu sözün ‘bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü. hand’. Orh. ‘maymun eli’. Gagauz Türkçesinde de yel yele ‘beraber iş yapmak’. el altında ‘kolayca alınabilecek yerde’. EUyg. al. ala şekillerinde görülen bu sözün ‘organ adı olarak el’ temel anlamı olmalıdır. 208 . bir işe girişmek. sahiplenmek’. iskambil oyunlarında her bir tur’ anlamları ise metaforik anlamlardır. Orta-Uyg. Bu söz ‘hayvanların ön ayakları’ gibi bir anlamda hayvan için kullanıldığında ise anlam metonimik olur. el bağlamak ‘saygı için ellerini göbeğinin üstünde kavuşturup durmak. el atmak ‘birisinin içine karışmak. yel uzatmak ‘yardımda bulunmak’. teşebbüs etmek’. Orta-Uyg.

*kol ve *kar sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. sözleri *älg sözcüğünün nesne : parça ilişkisi gösteren NESNE : PARÇA *kol. *kar : *älg *älg : *a:ya. Diğer yandan *ärŋek. *parŋak meronimidir. *aδγu-t/ç 209 . *kar : *älg *älg : *ärŋek. *parŋak ALAN : MEKÂN *kol. Meronim Olarak *älg Anatomik anlamında *älg sözü.5. Ayrıca *aδγu-t/ç ve *a:ya sözleri *älg sözünün özellikle alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir.

xiii. aya (YTS: 17). Proto-Oguz *a:ya. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AYA kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *a:ya ve *aδγu-t/ç sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.ç. Harezm ç.. Batı Tü.) (DS IX: 3409). elmayası ‘elin iç kısmının parmaklara yakın yeri’ (Görece -Đz. el ayası.: xv. Elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü. Erikilet -Ky. -Hat. kol ayaz ‘el ayası. Terazi kefesi’ (TTS I 289). *Ahlat -Bt. panaz. avuç içi. aya’ (DLT I:50. Đslami ç.2. avuç içi’ (Karaçay-Malkar.1. 210 . açık yeri 2. 56r. aya (KE II: 60). Proto-Ogur *a:ya.) (DS VIII: 2908). Ferizler *Anamur -Đç. daraklık ‘elin ve ayağın ayası’ (-Gaz.: xi.) (DS IX: 3303). Trkm..10. avuç içi’ (-Mn.2. *a:ya Proto-Tü.. 70). Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Talas.. Đng. aye ‘aya. Parmaklar dahil olmadan elin içi. Avuç 2. *a:ya (Tenişev 1997: 252). palma.) (DS I:413). yy.10. Bud. 2. el’ (*Iğdır -Kr. aya ‘elin iç yüzü.) (DS IV: 1366). I:83. ayada tutarsen ‘ayada tutarsın’ (DLT I 85). Kerkük) (DS III: 1137). avuç dolusu’ (EUTS: 6). aya (DLT. Yaprağın yüzü. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Ayak tabanı 3.2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. çenge ‘avuç. Azb. yy. *Alanya -Ant. Doğu Tü. oyuç ‘avuç’ (Koyundere *Ahıska -Kr. aya (EUTS: 26).) (DS V: 1725).. adut ‘avuç. palm. aya ‘1. avuç içi 2. IV:53). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYA ‘aya’ Lat. aya ‘aya’ (Sngl.Tü. xiv. aya ‘1. Krh. aya (RLT: 100). yy. xiv. Modern Tü.. adut. avut. iki ayalarını kavşurup ‘iki ayayı birleşip’ (U II 46. – xix. yy. aya ‘avuç. aya ‘1. (bitki bilimi) Yaprakların düz ve parlak bölümü’ (TS 167). patas ‘avuç’ (*Ermenek -Kn. pataz. KB). awuç (NF III: 28). yy.26).’ (ADĐL I 67). MKıp. aya ‘aya’ (KĐ 27).

Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas aya (Tenişev 1997: 252). 1. Proto-Mançu-Tunguz *faliŋa ‘aya’ sözcükleri *a:ya sözcüğü ile yakınlık sergilediğini belirtmektedir (1997: 252). men elimiñ. Başk. Anlam Olayları Bakımından *a:ya Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *a:ya sözcüğünün ‘aya. bu sözün Proto-Altay *pèaliŋa: Proto-Türkçe *aya (< *aliŋa) ‘aya’. avuç’ temel anatomik anlamları karşımıza çıkmaktadır. 70 iki ayalarını kavşurup ‘iki ayayı birleşip’ TTS I 289 Eğer lâ-ilâhe ill’Allah demek terazunun bir ayasına urulsa ve yedi gök ve yedi yer içindeki ile bir ayasına konsa lâ-ilâhe ill’Allah ağır gele TTS I 289 Olmadı anların namazları Kâ’be yöresinde. bazı lehçelerde ise Arapçadan alıntı kaff kullanımının görüldüğünü belirtmektedir (EDT 267). ayak tabanı. *a:ya Kullanım Alanı U II 46. Tenişev. Türk lehçelerinde *a:ya sözcüğünün şu anlamları tespit etmiştir (1997: 252): 211 . eliniñ ayasını gözüne penalap. ayasında saklardım TDS 61 Eliñ ayası yalı meydan 3. Güney-Doğu: SUyg. avuç içi. aya. Kaz. 2. *falika ‘aya’. içerik garadı TDS 61 Şunuñ yalı grim bolsa. Moğ. Türkmen ve Azerbaycan Türkçelerinde görülen ‘yaprakların düz ve parlak bölümü’ anlamı benzetme temeline dayanan bir metaforik anlamdır. haya(n). Tenişev. Clauson bazı lehçelerde Moğolcadan alıntı alakan. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk aya. illâ sıklık ve aya avazı ADĐL I 67 yarpagları dar haçvarıdır. Nogay aya.yumruk açıldığında elin iç yüzündeki düz yer’ (TDS 61). *a:ya Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre çağdaş Türk lehçelerinin çoğunda *aya kelimesi kullanılmaktadır. aya. Karaçay-Malkar ayaz. *a:ya sözünün daha sonra ‘terazi kefesi’ anlamında kullanımı da benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. aya vä gın hissäsindä tüklärlä örtülüdür TDS 61 Eñe işigde saklandı da.

Elin parmaklar ve ayadan ibaret kısmı. avuç ‘1. Elin yarı yumulmuş durumu’ (TS 165). *aδγu-t/ç Proto-Tü. Elin iç tarafı. Avuç 2. ovuç (TDS 479).1) ‘Aya’. avuç (Sngl). us. Karaçay-Malkar uuç. ouç (CCum). uvıs. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. adut. apaz. Proto-Ogur *aδγu-t/ç. yy. Batı Tü. Trkm. EKıp.: xv. yy. Đslami ç.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Başkurt dışında tüm kaynaklarda görüyoruz. avuç-ça (KB). ovuç ‘1. Doğu Tü. xiii. hovuç. avuca yerleşen miktar’ (ADĐL III 434). Bu sözün Türk dili alanında yer yer *älg ve *aδγu-t/ç sözleri ile eş anlamlı kullanıldığı da görülmektedir. oç. Avucun tutacağı kadar.2. Azb. auç ‘1. Başk. Özb. avut (DLT). Kırg u:ç. hapaz 2. ‘ayanın çukuru’. avuç. dört parmak kadar genişlik ölçüsü’. Kaz. alakanın ayasıy ‘çok küçük yer’. avuç ‘avuç’ (TTS I 286). Modern Tü. elin içi 2.: xi. Proto-Oguz *aδγut/ç. uç. *aδγu-t/ç (Tenişev 1997: 252). Kaz. uvuç. Meronim Olarak *a:ya Anatomik anlamında *a:ya sözü. 212 . Güney-Doğu: YUyg. yy. ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *älg : *a:ya *a:ya : *teri 2. *teri sözü de *a:ya sözünün nesne : madde ilişkisi sergileyen meronimidir.2. – xix. *älg sözünün özellikle alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. 4. Başkurt ‘keçi tüyü için tarak’. uvuç. Gag. Krh. Hacim ölçüsü olarak avuç’ (GS 60). avut-ça. 2) ‘Uzunluk ölçüsü. Tat. Kumuk uvuç. alakanın ayasında ‘sanki ayada’.10.

-w-/ sesine dönüştüğüne dikkat etmiştir (EDT 44b). ProtoMançu-Tunguz *fatγa ‘hayvan pençesinin ayası’ (1997: 252 . gözleri denizde. Yakut ıtıs. Şor oş. dirsekleri önlerindeki küçük masalarda. SFA-2 Avuçlarını buz gibi su ile doldur! Çarp Bir daha! Bir daha! Tamam!. /-u-/ sesinin etkisiyle /-d-/ sesinin /-y-/ yerine /-v-. Bu sözün yer yer *aya.. bugün tanıtma alanında çalışmamaktadır SFA-1 Bir avuç deniz suyu getirip ağzına damlattım. Gagauz Türkçesinde ise auç şekillerinde karşımıza çıkmaktadır. *aδγu-t/ç Kullanım Alanı DLT I 50 bir ahut nenğ ‘bir avuç nesne’ TTS I 286 Emeklerin diriga gitti yeli Yürü sen yel avuçla yele yele TTS I 286 El-bürke: değermencinin aldığı değirmen hakkına denir. *fadku ‘avuç’. Tenişev. babalarınızın hayat idealini avucumun içi gibi bilirim TS 165 Đki gündür yemek yemedim ama daha avuç açmadım TS 165 Elinde böyle bir sanat varken herkes sana avuç açmaktan başka ne yapabilir? TS 165 Cebimdeki paranın yarısını ayırıp avuç avuç ceviz alıyorum. fakat hepsinin başları avuçlarının içine dayanmış.253). *aduç d-dillerinde) ‘avuç’. 1. HEA-1 Đçerdeki müşterilerden bir bölüğü pencerelerin önündeki küçük masalarda. avuç unu tâbir olunur. Çuvaş: ıvas (Tenişev 1997: 252). tamam mı? TS 165 Sizin analarınızın. Bu söz Oğuz Grubu Türk Lehçeleri içerisinde Türkiye Türkçesinde avuç. *aδγu-t/ç Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. avucuna topladığı zeytin çekirdeklerini yukarı. sedirde. *ä:lg sözlerinin anlamında da kullanıldığı görülür. Türkmen Turçesinde ovuç. TS 165 Behire. Tuva adış. bir bölüğü arkada baştan başa uzanan uzun. kızları şampanyaya boğmuştum TS 165 Bu bir avuç insandan hemen hiçbiri. Karakalpak uvıs. *aδγu-t/ç sözünü şu Altay dillerindeki paralellerle karşılaştırmaktadır: Proto-Altay *pèatγz: Proto-Türkçe *adγu-ç (> *ayγuç > *avuç y-dillerine. havaya fırlatıyor. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay uuş. Tofa adış. Moğ. sevinçle dolduruyorum ceplerimi TS 165 Küvetteki suyu avuç avuç yüzüne çarptıktan sonra havluya el attı TS 165 Aynı yerde avuç dolusu para harcamış. TS 165 Sen avucunu yalarsın! Beni daha fazla rahatsız etme. 213 . Hakas o:s.Nogay uvıs. Azerbaycan Türkçesinde ovuç. 2.

cılız! HEA-3 Saçı bitmedik yetimler. avuç-ça. avuç. kahve peykelerinde pinekler. HEA-9 Avuçları hep açık. o:s. bir avuç toprak gibi idim. kimsesiz kadınlar. ouç. dururlar. ADĐL III 434 Ovcumu soyug su ilä doldurub sinäsini vä döşlärini islatdım. TTü. HEA-9 Çarşıda.. HEA-4 Birdenbire Hasan'ın elini küçük avuçlarının içine aldı. HEA-5 Arada. ADĐL III 434 Gäräk här ämrimä baş äjsin cahan. mabedlerimin en sevgili köşelerinden kalan bir avuç kül önünde diz çöküp inliyorum. umumî bir sarı renk âhengi ötede berîde bir avuç su birikintisi etrâfındaki ağaçlıklar kırçıl. Salar Karaim Tat. Kâmil ile sana attığı köteği unuttun mu? HEA-5 Fakat ben hasta idim. avut-ça. bir paçavra gibi. ‘aya’ (Çağ. Bir lokma ekmeğe el avuç açıyorlar. Tofa Yak. oş. dağlar renksiz.) anlamlarında kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 252): Tarihsel ve modern Türk dili alanında adut. beli bükük ihtiyarlarıyle altımızda bir avuç toprak. Gag. bitlenir. ellerini ovdu. ıvas şekillerinde görülen bu sözün ‘elin iç kısmı’ anlamı temel anlamı olmalıdır. adış..HEA-2 Ne zaman bu kadar mebzul akan genç kanı ve göz yaşına mukabil bir avuç toprağımız bize kalacak? HEA-2 Yerler buz. *aδγu-t/ç sözcüğünün asıl anlamının ‘miktar olarak avuç dolusu’ olduğu. Ovcumda top kimi oynasın dövran 3. Män ihtiyarsız ovcumu açdım vä guşcuğaz da şad bir säslä uçub getdi. hovuç. başımızda bir dam bırakmak istemeyen herifler ve haydutlara karşı bu temiz ve şehit milletten ne zaman rahmetini esirgemeyeceksin? HEA-3 Birdenbire buruşuk yüzü üzerinde bir göz yaşı seli aktı. u:ç. 214 . Azb. auç. Đstanbul yârânı hiç yakamı bırakmaz. ıtıs. Anlam Olayları Bakımından *aδγu-t/ç Clauson. Türk Dili kaynaklarında *aδγu-t/ç teriminin ‘avuç dolusu’ (tüm kaynaklarda vardır). uuş. adış. Bazıları çok sefil. avut. Bu sözün ‘avuç miktarı’ anlamı ise metaforik anlamdır. kurumuş ellerini kaldırdı. uuç. Tenişev. sıkıştırdı HEA-4 Avuç kadar piçken. HEA-9 Sabit bey ağabey. Hep cami avlularında. GS 60 Açan aucumda tüü bitecek ADĐL III 434 .. içinde sevgili bir şey varmış gibi avuçlarını öptü HEA-3 Ben de yine halkla beraber avuçlarım acıyıncaya kadar iki şeyi alkışladım. gökten inecek inayeti kapmak için. uvuç.. ancak birçok lehçede ‘avuç’ anlamının da bulunduğu düşüncesindedir (EDT 44b). Başkurt Tuv. uvıs. avuçlarına tükürdü.

4. NESNE : PARÇA *älg : *aδγu-t/ç *aδγu-t/ç : *ärŋek. *parŋak 215 . Ayrıca *ärŋek ve *parŋak sözleri *aδγu-t/ç sözcüğünün nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren meronimleridir. *aδγu-t/ç sözünün alan : mekân ilişkisi gösteren meronimidir. Bunun yanında *a:ya ‘avuç içi’ sözü. Meronim Olarak *aδγu-t/ç Anatomik anlamında *aδγu-t/ç sözü. *parŋak ALAN : MEKÂN *älg : *aδγu-t/ç *aδγu-t/ç : *a:ya *aδγu-t/ç : *ärŋek. *älg sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir.

ernek (KE II: 209). *ärŋek Etimolojik Değerlendirmesi *ärŋek sözcüğü Clauson’a göre.: xi. Krh. Proto-Mançu-Tunguz *fereŋÿn ‘başparmak’ (1997: 254). Yakut ıtıs. ernek (Sngl 37v. 2. çıçalak ‘serçe parmak. Orta çağdan başlayarak (Çağatay. Eski Türk lehçelerinde erŋe:k olarak geçmektedir. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.2. Hakas irgek. ernğek ‘parmak’ (DLT I: 104). *ärŋek Proto-Tü. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay Ćrgek. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde PARMAK ‘parmak’ Lat. 1. Harezm ç. sırça parmak’ (DLT I: 487). yy. yy. ve *parŋak sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.12). Tuva Ćrgek. Doğu Tü. Đslami ç. erŋäk (KB). Đng. atsız erŋek ‘yüzük parmağı’ yanar erŋek ‘orta parmak’ uluğ erŋek ‘başparmak’ (TT 37. digitus. ärngäk (EUTS: 75). 5).Tü. Proto-Oguz *ärŋek. finger. *ärŋek (Tenişev 1997: 253).2. Proto-Ogur *ärŋek. xiv. Osmanlı ve Kıpçak Türkçelerinde) parmak/barmak şekli karşımıza çıkmakta ve günümüze kadar böyle devam etmektedir.2.ç. *ärŋek sözcüğüne Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Proto-Altay *pèäräŋa ~ *paraŋa. 216 . Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan PARMAK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *ärŋek. Ćrkek. Bud. Tofa ergek.1. ernek (DLT). Çuvaş: ıvas (Tenişev 1997: 253-254). ernek. yy. Tenişev.11. Şor Ćrgek.11. Moğ. Kuzeydoğu Türk lehçelerinde (Hakas ve Tuva Türkçesi dahil olmak üzere) ergek şekli günümüze kadar gelmiştir (EDT 234). *ferekei ‘başparmak’.: xv. Proto-Türkçe *ärŋek ‘başparmak’.

Kuzey-doğu ‘başparmak’. ärngäk. ‘parmak’. 4. Tenişev. Meronim Olarak *ärŋek Anatomik anlamında *ärŋek sözü. irgek şekillerinde görülen bu sözün ‘parmak’ anlamında *parŋak sözü ile eş anlamlı denilebilecek bir durumda kullanıldığını görüyoruz. Ćrkek. ‘başparmak’. 3) ‘Parmak’. *ärŋek Kullanım Alanı DLT I 121 beş ernğek tüz ermes ‘beş parmak düz olmaz’ DLT I 121 beş ernğek tüz ermes ‘beş parmak düz olmaz’ 3. Anlam Olayları Bakımından *ärŋek Tarihsel ve modern Türk dili alanında erŋek. Ćrgek. *aδγu-t/ç : *ärŋek 217 . *bogum *älg. Türk Dili kaynaklarında *ärŋek teriminin karşıladığı anlamları şu şekilde sıralamıştır (1997: 254): 1) ‘Başparmak’. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin grup : öge ilgisi sergileyen meronimidir. *ärŋek sözcüğünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkilerini sergileyen meronimleridir. EUyg. *bogum ALAN : MEKÂN GRUP : ÖĞE *ärŋek : *dırnak. *ärŋek sözü. Ayrıca *dırnak ve *bogum sözleri. NESNE : PARÇA *älg. Orta-Uyg. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. *aδγu-t/ç : *ärŋek *ärŋek : *dırnak. 2) ‘Küçük parmak’. ernek. erŋäk. Orta-Uyg.2. Tuv. Çağ. Krh-Uyg. ernğek.

) (DS VI: 2164). gıcıl parmak ‘serçe parmak’ (Cimin -Ezc. bannak.) (DS III: 1192). barmak/barmaò ‘parmak’ (TTS I 402).) (DS III: 1247). gülmenaşi ‘küçük parmak’ (-Ist. barmak (Sngl). gösterme parmağı ‘işaret parmağı’ (-Ed. yy. bÀmrak. Bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri 5. uzunca organların her biri 2. barmaú.) (DS III: 897).) (DS II: 553). Batı Tü.) (DS VI: 2027). Đnsanda ve bazı hayvanlarda ellerin ve ayakların son bölümünü oluşturan. Humhal *Yusufeli -Ar. Modern Tü. parmaú (DK II 248). ãırça barmaāı (CH I: 390). 218 . *parŋak Proto-Tü.) (DS III: 1203). başarat parmağı ‘baş parmak’ (*Şiran -Gm.) (DS II: 552). başara parma.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.) (DS VI: 2220).2. EKıp.) (DS III: 1242).2. cırtlık parmak. çıtı parmak ‘küçük. çite parmak ‘küçük parmak’ (Harput -El. Proto-Oguz *parŋak.) (DS III: 940). serçe barmak ‘serçe parmak’ (MŞ: 22). boğumlu.) (DS III: 1198). parmak ‘1. gılıncık. cıdıl. Eni bu organ kadar olan 3. -Ezc. cırt barmaò ‘küçük parmak’ (*Ünye -Or.2. barmak (CCum). barmak (CH I: 151). Arşının yirmi dörtte biri’ (TS 1769). yy. Proto-Ogur *parŋak. bamak. xv. oynak.: xv. çiçe ‘küçük parmak’ (*Bayramiç -Çkl..) Bir işe karışmış olma ilgisi 7. çıta parmak ‘küçük parmak’ (-El. (mec. barmak (MŞ: 10). baş barmak ‘baş parmak’ (MŞ: 22). çit parmak ‘küçük parmak’ (*Bünyan -Ky. cıddik parmak ‘elin en küçük parmağı’ (*Pasinler -Ezm. yy. öksüz barmaú ‘serçe parmakla orta parmak arasındaki parmak [yüzük parmağı]’ (YTS: 167). xiii. barmaò ‘parmak’ (YTS: 24).11.. (matematik) Đnç 6.) (DS III: 1193). barbaò ‘parmak’ (Hisarardı *Yalvaç -Isp. çıt parmak ‘küçük parmak’ (-To. başala parmak. *parŋak (Tenişev 1997: 254). Koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan 4. serçe parmak’ (Evreşe *Gelibolu -Çkl. – xix. Doğu Tü. baş barmaāı (CH I: 226).) (DS II: 512). başla parmak ‘işaret parmağı’ (-To.

barmah. 1. ortadirek ‘ortaparmak’ (Saimbey -Çr. Kırg barmak. pürne. gitçe ‘küçük parmak’ (Rumeli göçmenleri. ve benzeri) icra edenin işlettiği ve yalnız ona has olan müzik ibareleri 9. kemençe.) (DS VI: 2085). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tat. Parmak 2. Azb. mısralardaki hecelerin sayısına dayanan ölçü 8. marmak. bunun sebebinin de Çuv. Tat.) Pençenin ya da daraklığın ayrı ayrı boğumlı belekleri. sürahi ağacı 5. barmok. barmak. Kumuk barmak. Karakalpak barmak. Tekerlek parmağı 3. barmak. barmak. Đnsanın ve bazı hayvanların el ve ayaklarının ucundaki beş uzuvlardan her biri 2. barnak. Parmak uzunluğunda. barmo’. Parmaklık. Tekerlerin dingilinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri 4. (konuşma dilinde) Sanatçının esas müziği melodisine uygun olarak ilave ettiği ahenk // Telli müzik aletlerinde (tar. parŋak gibi şekillerin asıl terimde *-rn219 . Özb. barmak (RLT: 149).) (DS IX: 3288).) (DS VI: 2042). gılle parmak ‘küçük parmak’ Gılıncık parmağım açıldı (*Ahlat Bt. *parŋak Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. parmak boyda 7. Tırmık ve tırpanın her bir dişi. Başk. bu terimin dağılım alanının Tatar. nar. barmak. daha doğuda bu şeklin Sarı Uygur dışında hiçbir lehçede rastlanmadığını belirterek. Kadıçiftliği -Ist. ucu 6. Salar ve Uygur Türkçeleri ile sınırlandığını. saz. Şiirde: hece ölçüsü. Proto-şeklin *par/ŋak olarak geçmesi gerektiğini. parmak ‘1. Anad.gılcık. Çuvaş: pürne (Tenişev 1997: 254). el-ayak gutaryan ujı’ (TDS 73). Kaz. barmak ‘(anat. barmak. Trkm. Güney-Doğu: YUyg. Gag. KaraçayMalkar barmak. barmag ‘1. barmak. barmak. barnak. Çeşitli cihazların parmağa benzeyen parçaları 3. gıli parmak. ve benzeri ağaç ve çalılıkların yahut çiçeklerin başka yere ekilmek üzere kesilen küçük dal parçaları’ (ADĐL I 198). Yüzüm. Nogay barmak. barmaā (ATS: 93). Teknik anlamlarda parmak’ (GS 362).

seslerine işaret ettiğini. semirmeye başladım. bu şekillerin temel alındığında. *parŋak Kullanım Alanı Canı yok kişinin uykusu kanmaz Ki canlı barmağın uykuya banmaz TTS I 402 Bak ol barmağına ki boğun boğun Düzüptir kim ince kimi yoğun TTS I 402 Dedi ey barmağı şûm sözleri şûm Đşi vü fikri vü kendisi meş’um TTS I 402 Elüne ayine al yüzüne baò Geçi barmaò nice kalmış ayı ò TS 1769 Parmaklarımızla masanın tahtasında tempo tutuyoruz TS 1769 Değneği iki parmak kısaltmalı TS 1769 Haftasına kalmadı. Tenişev. kemikleri kırılacak. Altay dillerindeki *bari. Proto-Mançu-Tunguz *fereŋÿn ‘başparmak’ (1997: 255).‘almak. *parŋak teriminin. *parŋak sözünün Halaç Türkçesinde barmak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26). boğum boğum parmaklarındaki mahareti bile göreceğim geldi. Bunun yanı sıra tarihsel Türk lehçelerinde erŋe:k terimi geçmektedir. Doerfer. TS 1769 Liderin dehasına gerçekten inanmış olanlar parmakla sayılacak kadar azdı TS 1769 Bu polemik kampanyasında bazı gizli teşekküllerin parmağını aramak gerektiği fikrinde idi. Daha parmak kadar. Moğ. *parŋak sözcüğünün Altay dillerindeki paralellerini şu şekilde tespit etmiştir: Proto-Altay *pèäräŋä ~ *paraŋa: Proto-Türkçe *ärŋek ‘başparmak’ ~ *parŋak ‘parmak’. 2. Ancak Çağatay.veya *-rŋ. TTS I 402 220 . Osmanlı ve Kıpçak Türkçelerinde ve günümüze doğru parmak/barmak şekli de görülür. çocuktan? dedi. Doktorların parmağı ağzında kaldı TS 1769 Sen şeker ol ben kaymak / haydi yiyelim parmak parmak TS 1769 Ne istersin çocuk. *ferekei ‘başparmak’. SFA-1 Đnce. Hakas ve Tuva Türkçesi dahil olmak üzere kuzeydoğu Türk lehçelerinde ergek şekli günümüze kadar gelmiştir (EDT 234). o sert şiş kayboldu. öyle ince. tutmak’ fiilinden türetilmiş olma ihtimalinin olmadığını belirtmiştir (1997: 255).

saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. parmaklarnı donaderlar. SFA-2 Ceketinin cebine. blezik UK 145 sapleer parmaklarnı-tırnaklarnı UK 149 kız ürküp . gözlerni-kaşlarnı güzerlär. küt parmaklı bir el vurdu. Barmaglarının ucunda. parmaklarını onun kulaklarına koydu. HEA-2 Öğleye kadar onun parmaklarının yüzümde ve başımda. dolaştığını tahayyül. avluyu seyrediyor. belki de bir istavrit bir kaç balığım yutuyordur. ederek dalıyordum. Hem o saat onun kulakları açıldı. PSE 8 Ama O onlara dedi ki: her Onun ellerndä enser yaralarını görmezsem hem parmaamı enserlerin yaralarına koymasam. yeni baştan Rabia’ya: "Đşte senin altı 'parmak amcan. här çalgıçı öz musigi alätinin hüsusiyyätlärindän asılı olarag häm dä öz bacarıgını daha gabarıg 221 . başınnan annaşardılar. deneer kulaana. HEA-4 Tahta parmaklığa dayanmış. hem elimida onun ytinä sokmazsam aslı inanmayacam. .. arabaya doğru geliyorlardı.. çenesini beyaz bir tülbentle bağlamış. kalın. ama donakları hep baker. etlerine doğru kıvrılmış tırnaklı." diye takdim etti. bir ayağını rıhtımın parmaklıklarının betonuna dayamış sigara içiyordu. hem doru lafetti. tar çalmağa da barmagım yatmadı ADĐL I 198 Mühtälif növlu çalgı alätlärindä birgä çalmağa başladıgda. hem dilinin bağı çözüldü.SFA-1 Sırtını elektrik direğine. HEA-9 Arkasında parmak dikişli uzun bir hırka. HEA-9 Cüceyi derhal dizinin üstüne çıkardı. yüzük. sarı. ADĐL I 198 barmaglarının ucunda ADĐL I 198 getdim girdim tar därnäyinä. Hanife'nin çenesinin altına dayanmış. UK 95 tarayarak seyrek sakalını kuru parmaklarınnan UK 143 kıstırdı Keykauzun parmaklarnı UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan. büyük. ellirinnän parmaklarınnan. fakat: ikide birde ses gelen kapıya dönüp bakıyordu. HEA-3 Biz demir parmaklığın öbür tarafından son defa trene bakarken kısa lâcivertli bir adamla gümüşîli kadın lüks lambasının altından geçiyor. hem elini getir da koy benim ellerimä. bornusuna UK 167 da ozaman tutup kestiler sol elimden parmaklarmı UK 267 lafı onnarın kırık-buruktu. HEA-3 Misafirlerin yüzünden kazandıkları paraları parmaklarıyle sayarak bana hesabını veriyor. GTA 238 [i:çÌ»zmαn nes»tε tSçdZUk»…αF αn»nε:R…αF »nα:ÌSε çnnα»Rïn αnα…α»Rï ÔøstY»RY:mYS pαR»mαk…αn çnnå»Rε] α α … ADĐL I 198 Şehadet barmağı.çekiler. parmaklarına. PSE 8 Sora Fomaya dedi: parmaanı burayı getir hem ellerimi kak. HEA-4 Demir parmaklar. hem tükürüp onun dilinä deydi. kızın yüzünü kendine çevirmişti. SFA-1 Belki de bir parmak kadar çaça. PSE 61 Ve onu halktan tenhaya çekip. küpe. yunus balığını.

ADĐL I: 198 barmaglarının ucunda ADĐL I: 198 getdim girdim tar därnäyinä. Bunun yanında ‘tekerlerin dingilinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri. barnak. eni bu organ kadar olan. Anlam Olayları Bakımından *parŋak Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak barmak. bilmedik barmagın dişler TDS 73 Bal tutan barmağını yağlar TDS 73 Ol maşınıñ ehli böleklerini beş barmağı yalı bilyär TNAS 67 Başa bela näden geler. TNAS 379 Yurdı bölek diyme.surätdä nümayiş etdirmäk üçün çalınan musiginin äsas melodiyası ilä hämahäng olan yeni “guşälär”. bilegi birdir. sırtıŋa barmak ildir. Kır. bilmedik barmagın dişlär. hece ölçüsü. Barmaglarının ucunda. TNAS 78 Bäş barmagıŋ deŋmi? (Bäş barmak deŋ bolmaz). barmok. pürne şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün ‘parmak’ anlamı hâkimdir. Barmagı bölek diyme. bir işe karışmış olma ilgisi’ gibi anlamlar benzetmeye dayanan birer metaforik anlamlardır. TNAS 80 Bilen bilenin işlär. marmak. Başkurt Nogay Karakalpak Özb. iki barmak dilden geler). Kaz. Tüm tarihsel kaynaklar: Oğz. tar çalmağa da barmagım yatmadı TDS 73 Eliniñ başam barmagı bilän knopkanı bazdı TDS 73 On barmagıŋ hunerli. 3. TNAS 382 Yüzüŋe yaldır-yuldır. köp zatları döredyer TDS 73 Başam barmak baş getir TDS 73 Bilen bilenin işler. iki barmak dilden geler. 2) ‘Parmak’. ADĐL I 198 Beläçä Mahmud birçä barmag kağız tapmag fikri ilä yan-yöräsinä bahabaha su başına çatdı ADĐL I 198 Şähadät barmağı. Türk Dili kaynaklarda *parŋak sözcüğünün için şu anlamları tespit etmiştir (1997: 254-255): 1) ‘Başparmak’. barmo. dilegi birdir. barmak. TNAS 145 Är başına bela gelse. Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Çuv. iki barmak dilden geler (Başa bela geler bolsa. 222 . Uyg. koyu sıvılara daldırıp çıkarıldığında bu organa bulaşan miktar kadar olan. parmaú. Tenişev. barmak. “halar” “barmaglar” älavä ätmäyä çalışmışdır. TNAS 233 Kanun kesen barmakdan gan çıkmaz. barmağ.

*parŋak sözü. *aδγu-t/ç : *parŋak 223 . Krh-Uyg. Çağ. ‘parmak’ (EUyg. *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. ‘küçük parmak’ (Tuv. *parŋak sözcüğünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkilerini sergileyen meronimidir. *bogum ALAN : MEKÂN GRUP : ÖĞE *parŋak : *dırnak. *aδγu-t/ç : *parŋak *parŋak : *dırnak. *ärŋek teriminin anlamları için ‘başparmak’ (Orta-Uyg. 4.). *älg ve *aδγu-t/ç sözlerinin grup : öge ilgisi sergileyen meronimidir. Kuzeydoğu Türk lehçeleri).Tenişev.) (1997: 254) anlamlarını vermiştir. Meronim Olarak *parŋak Anatomik anlamında *parŋak sözü.. Bu iki sözün başlangıçta bir hiponim ilişkisi sergilerken zamanla yakın anlamlı hale gelmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda *ärŋek ve*parŋak terimleri eş anlamlı gibi görünmekle birlikte aralarında bir anlam farkının olduğu da görülür. Ayrıca *dırnak ve *bogum sözleri. Orta-Uyg. NESNE : PARÇA *älg. *bogum *älg.

yy. tırnaú. ùırnaú (DK II: 289). Krh. *dırŋak (Tenişev 1997: 258). dırnak (CH I: 283). dırnaú (KTS: 61). Proto-Ogur *dırŋak. yy. duynaú.ç. tırnak (KĐ 62). Đng. yy.Tü. xiv. Đslami ç. 25). angrak (EUTS: 16). ùıynaú. tırnaú (KTS: 274). kalıp parçalarının birleştirilmesinde kolaylık sağlamak amacı ile yapılan dişlerin her biri 6. – xix. tırnak ‘1. dırğa:k. tırŋak (DLT III 382). Đnsanda ve birçok omurgalı hayvanda parmak uçlarının dış bölümünü örten boynuzsu tabaka 2. EKıp.2. *dırŋak Proto-Tü. tırnak (TTS I 202. Kanca gibi araçların kıvrık yeri 3. xiii. yy. yy.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. tıranāaú (EUTS: 237). tırŋak (DLT. (denizcilik) Gemi demirinin ucundaki yassı parça 4. Bud. Heykel dökümünde. dırnaú (EM: 124). dırnaú. nail.2. yy. ùırnaú (EM: 188). Batı Tü. dıynaú. xv.: xi. Modern Tü. tırnak (Sngl.1. KB). MKıp. (müzik) 224 . tırnğak ‘tırnak’ (DLT IV: 618). Doğu Tü. tırnaú (KE II: 631). Ciltçilikte tek yaprakları büküp cildi birleştirebilmek için bir yanında bırakılan şerit durumundaki kenar 5. kaltı tırŋak üzeki toprak teg ‘tırnak altındaki toprak gibi’ (TT VI 336-9).12.: xv. tırnağ. dırāaú. tırnak ‘tırnak’ (TTS V 3802). Harezm ç. yy.12.2. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TIRNAK ‘tırnak’ Lat. xiv. 2. ùuynaú ‘tırnak’ (YTS: 66). 193r. II 894. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. dırnak. IV 218). xiv. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TIRNAK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *dırŋak ve *dırma-k sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. III 191. unguis. tırnaú (NF III: 425). Proto-Oguz *dırŋak.

metin içerisinde alıntı. dırğak. Proto-Altay *tirma-: Proto-Türkçe *dırma. tırnak. -Sm. *tu(ğu)rağun ‘toynak’. tirmak. dırnak ‘tırnak’ (Güney *Yeşilova -Brd. Başk. tırbak. tırmak. Tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet. *dırŋak Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. tırnah. Tofa dırgak. Kaz. dırnak (RLT: 135). dırnak ‘1. Şor tırğak. Tırnak işareti’ (TS 2220). tırnak. gibi manada işlenen sözleri bildirmek için işlenir’ (ADĐL II 121).. Yakut tıŋırah. tırnok. pişegin ve saire pençesi. eser adını.fiilin türediğini belirtmektedir ve Altay dillerinden şu paralelleri göstermektedir: Proto-Altay *tırŋu-. Tırmık (kuşlarda) 3.Kanun çalmakta kullanılan mızrap 7. Karaçay-Malkar tırnak. Tat.. Azb. Özb. Güney-Doğu: YUyg. inik gibi hayvanların ayaklarının alt kısmında olan boynuz madde 1. tirnok (EDT 551b). Tuva dırğak (EDT 551b). tırnak. *Ermenek -Kn. (dilcilik) “ ” işareti olup. *dırma. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tırgak. dırnag ‘1. tirmok. dıkam ‘tırnak’ (Karakoyun *Serik -Ant. ninik ‘tırnak’ (Babik *Pötürge -Ml. El-ayağın parmaklarının ucundaki buynuz ertük 2. Kırg tırnak. ayrı-ayrı sözleri. Temelin üstünde 50-60 santimetre yüksekliğinde örülen duvar.) (DS IX: 3252). *dırŋak ismin *tır-ma-.. Kumuk tırnak.) (DS IV: 1471-1472). tırmak.259). dırbak. -Gaz. tırnak ‘1. At gibi hayvanların tırnağı’ (GS 483). Proto-Türkçe *dırŋ-ak ‘tırnak’. keski 8. dırnaā (ATS: 273). timak. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.. dırbak. başlıkları. Hakas tırğah. Çuvaş: çerne (Tenişev 1997: 258). dırnaò. ayakların ucundaki yiti boynuz örtük 3. Guşun. Parmakların ucunun üst tarafında kemik gibi maddeden ibaret örtü // At.) (DS IV: 1454). tırbak. Gag. Karakalpak tırnak. Moğ. 1. Trkm.‘kazımak’ (1997: 258 . 225 . Nogay tırnak. Đnsan tırnağı 2. -Nğ. *Antakya -Hat. duvarın esası’ (TDS 285). tırmak. Ocı togalacık ve gışagı yazına egrelip duran nagış 4. tırnak. tırnak..fiil şekillerinden *tırna.

. SFA-2 Ceketinin cebine. pençe ve her şeyle kurt soyuna saldırdı. SFA-2 Ne tırnak kenarlarında bir yenme ve siyahlık. bir kesik. kalın. Goyun-guzu meleşerek galhır yaylağa. vücudum sıcak ve yumuşak bir kürkle örtülüyor. tuzak. dırnağı ilä torpagdan yapışıb gurtarmağa çalışacagdır. parmaklarının uçları ince pembe tırnaklarla son bulan dolgun avuçlu elleri vardı. manikürlü tırnaklı güzel elini kalabalığın arasında seçebiliyordu.Doerfer. iyilik maskelerinin sakladığı zehirli tırnakların ne onarılmaz yaralar açtığı sanki tüylerim. küt parmaklı bir el vurdu. HEA-3 Bu soğuk korku ve sıkıntı içinde tırnaklarım pençeleşiyor. HEA-8 Bunlardan başka da bir kadın eli kadar kuvvetli. kara ormanın parçaladıkları kuşlarından kan ve kanat parçaları yağdırdılar. uzanıyor. kibarlık. büyücek. etlerine doğru kıvrılmış tırnaklı. dişi ilä. *dırŋak Kullanım Alanı EM 124 ve dırnaúları úızmaú ve aruú olmaú ve incelmek EM 188 ve ùırnaú yaramaz olıcaú yaúsalar ıãlÀóa getürür ú MŞ 133 yaā bulunursa dırnakların ter Ćdeler TTS V 3803 Tırnagın oldu kör yumadan bulaşıkları Babam başına çalsın o şimşir kaşıklar TTS V 3803 Komadım zerrece haşv-i zait Bunda tırnak yeri bulmaz hâsit TS 2220 Đş karıştırmak için de ilkin belediyeye tırnak takarlar TS 2220 Her gün tepeden tırnağa kasabada kim varsa çekiştiriliyordu TS 2220 Kadın tepeden tırnağa kin kesildi. *dırŋak sözünün Halaç Türkçesinde tirnak şeklinde tespit etmiş ve ayrıca /i/ ünlüsünün uzun veya kalın olmayışı garip bulmakta ve gerçek şeklinin ti:rnak veya tırnak olması gerektiğini belirtmektedir (Doerfer 1970: 26). tırnak. kalbim tuhaf tuhaf yanıyordu. çenem uzanıyor.. sanki derim. ADĐL II 121 Siz bu hadislärä bir dırnag gädär dä fikir vermeyin ADĐL II 118 Yenä o insan daşlardan. 2. daha başarılıya ulaşabilmek için dişiyle tırnağıyla son enerji damlası bitene kadar boğuşacak SFA-1 Dostluk. büyük.kendiliğinden alıveriyor. ben istemeden vardığım bir müdafaa sistemini -aklıma sürünürcesine. bir nasır. 226 . hınç kesildi TS 2220 Ama daha üstününe. ne de parmaklarında her hangi bir el işi gördüğünü bana bildirecek bir boya. HEA-1 Sadece uzun beyaz kolların hareketini. gayalardan tutacag. HEA-3 Herkes. UK 145 sapleer parmaklarnı-tırnaklarnı UK 166 odun enser kakerlar tırnak altına ADĐL II 121 Dırnağile bezek vurup nemli toprağa. sarı. gözlerim ateşleniyor. HEA-2 Tabakasını uzattığı zaman tırnaklarının itina ile parlatılmış olduğuna dikkat ettim. sanki vücudumda tayin edemediğim bir yer duruyor. HEA-3 Tırnakları ve gagalarıyle yüz yıllık kartallar. samimiyet.

duşman öyünde . Anlam Olayları Bakımından *dırŋak Tarihsel Türk lehçelerinden günümüze *dırŋak sözünün şu anlamları görülmektedir (Tenişev 1997: 258): 1) ‘Tırnak. TDS 285 Men seniñ arkañı gaşaşardım velin. Bunlar metaforik anlamlardır. Güney-batı Türk lehçelerinde.. Çağ. keski. 2) ‘Hayvan tırnağı’. *ärŋek ve *parŋak sözlerinin hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Salar Karaim Tat. Başkurt Kumuk Karaçay-Malkar Nogay Karakalpak. 4. Kır. Orta-Kıp. Çuv. Teknik alanda kullanılan ‘gemi demirinin ucundaki yassı parça.ADĐL II 121 Hele män säni öz atımın dırnagları altında tapdadanda tamaşa elä. kanca gibi araçların kıvrık yeri. Kızey-doğu: Çuv. Bu anlamlar içerisinde ‘insan tırnağı’ gibi anatomik anlamın yanında hayvan için kullanılan ‘at gibi hayvanların ayaklarının alt kısmında olan boynuz madde. Krh. Gag. 3) ‘Toynak’. 227 . Özb. Karaim. Trkm. TNAS 142 Et dırnakdan ayrılmaz. Orta-Oğz. 3.. Kaz.-Uyg. Osm.saç. Meniñ dırnaklarım ösüpdir TDS 285 Đlde oğlun dırnagına zar bolup yörenler hem bar TNAS 120 Dost öyünde dırnak alma. Karaim. tırnak işareti’ gibi anlamlar da benzetme yoluyla yapılan metaforlardır. insan tırnağı’. Meronim Olarak *dırŋak Anatomik anlamında *dırŋak sözü. TNAS 162 Garıp oglan demir dyrnak bolar. kanun çalmakta kullanılan mızrap. Tüm kaynaklarda bu anlam vardır. tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet. Dadaş Läläşov! ADĐL II 121 Dırnagilä bäzäk vurub nämli toprağa. 4) ‘Nasır’. kuş ve hayvan tırnağı’ gibi anlamlar mevcuttur. Goyun-guzu mäläşäräk galhır yaylağa. sen çıdap bilmersiñ.

NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *ärŋek.Türkiye Türkçesinde kullanılan ‘tırnakların etrafında bulunan ince deri’ (TS 2220) anlamında tırnak derisi ve ‘tırnağı taşıyan parmak ucundaki kemik’ (TS: 2220) anlamında tırnak kemiği sözleri *dırnak sözün nesne : parça ilişkisini gösteren meronimlerdir. *parŋak : *dırnak *ärŋek. *parŋak : *dırnak 228 .

) (DS V: 1743). parmakların eklem yerleri’ (-Zn.. -Çr. eklem ‘Vücut kemiklerinin uç uca veya kenar kenara gelip birleştiği yer. xiv.) (DS V: 1674). yy. EKıp. -Ama. mafsal’ (TTS I 632).. Krh. xiii... bovum. boğun ‘parmak eklemi’ (DLT I 399).2... yy. kertenkele ve benzerlerin) bedenlerinin bölündüğü kısımlardan (bentlerin) her biri 2. mafsal’ (TS 681-682).) (DS VII: 2524). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EKLEM kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bogum sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. bent. 13).2. bo:ğun ‘parmak eklemi’ (EDT 316a). bilek’ (Alanlı *Bozdoğan -Ay. Proto-Ogur *bogum. 2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.. en ‘parmağın ek yeri.. owruğ ‘kemiğin ek yerleri’ (DLT IV: 446). bıkınak ‘eklem. boğun ‘boğum.. setik ‘vücudun eklem yerleri. Batı Tü. Doğu Tü. Köy -Đç. boğun ‘eklem’ (Sngl 136v. *bogum Proto-Tü.: xi. kısım // Bazı hayvanların (yılanların. (anat. Proto-Oguz *bogum. joint.) (DS II: 664). bogmak. *Kiflis.) (DS VII: 2251). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.) Kemik uçlarının birbirine birleştiği yer. oynak yeri. Tıflar Gaz.. bovun (KTS: 35). ogruğ ‘kemiğin ek yerleri’ (DLT IV: 425). Bir şeyin boğulmuş.1. Kamış 229 . hağ ‘parmak boğumu’ (*Hozat -Tn. -Sv. bend (ATS: 116). yy. buğum (ATS: 154). sıkılmış yeri. -Mn. buğum ‘1. Modern Tü. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EKLEM ‘eklem’ Lat.) (DS II: 722). -Gaz.: xv. parmak boğumu’ (-Krş. – xix. -Çkl. -Kü. -Dz. Harezm ç.. articulatio Đng. yy. Kemalli *Sungurlu -Çr.2.. bogum ‘parmak eklemi’ (-Ama. -Ky. *bogum (Tenişev 1997: 260). baāış (KE II: 68).) (DS X: 3519).13. eğ ‘vücuttaki eklem yerleri. eklem’ (Tokat -Es.13. bendi 3. Đslami ç. Azb. ilikmek ‘parmak eklemleri’ (Nğ.

ADĐL I 319 Gälbim särin. poon. ruhum sevinçlä dolgun. öğe’. boğa boğa söyle. Bälkä dä uf demäzdim. buın. TDS 102 Kuştleriniñ perzisi. buın ‘eklem. bilagırı. ruhı. *bog. gargı ve benzeri bitkilerin bölümleri. TTS I 632 230 . nefessiz kalmak’ (Tenişev 1997: 260). duzlı palçıgı. Özb. Tat. buvun ‘eklem. boğunu çok olur.‘boğmak. Kumuk bıyım. ÷p-÷sli ululıkda bolan köli ÷meli getiryen duzlı suvı guragırı. Kemiklerinin birleşme yeri 2. yañsı bilin aytdı. TTS I 632 Söz dokuz boğundur. göynuñ bogun süñklerindendir.gibi bitkilerin düğümü’ (ADĐL I 319).‘bağlamak’. doğransam buğum-buğum TDS 102 Onuñ gara. puun. boğum boğum parmaklarındaki mahareti bile göreceğim geldi. boğun boğun olur. boğam. Sözlerin çekimli sesleri boyunca bulunan böleği’ (TDS 102). kökü ak olur. Kamış. Hakas pun (Tenişev 1997: 260). Güney-Doğu: YUyg. Başk. *bogum Kullanım Alanı Bak ol barmağına ki boğun boğun Düzüptür kimi ince kimi yoğun TTS I 632 Sügüyle göksünde söyle dürttü ki yedi boğun ile geçti TTS I 632 Beşince yer içinde akrepler var durur katırlar gibi ve kuyrukları sügü gibi. SFA-1 Đnce. bogun hem-de damar kesellerini becermekde yaramlı serişdedir. Nogay buuın. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay mun. değmesinin kuyruğunda üçyüz altmış boğun var TTS I 632 Boğunluca otu derler. bogun (RLT: 194). 3. Kırg muun. Trkm.‘bağlamak. Kaz. Bu fiilin Altay dillerinden paralellerini şu şekilde göstermiştir: Moğ. Karakalpak buuın. bogun ‘1. 2. pili ve başgaları agaçdan. atı. boğmak’ fiilinden türemiştir ve onun türevinde ‘bağlama’ > ‘eklem’ semantik dönüşümü vardır. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. düğüm’. *bogum Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre *bogum sözcüğü. bıuın. 1. TDS 102 Seydiniñ hemme dörlemeleriniñ bogun sanları deñ d÷ldir TDS 102 Bu sözleri ol bogunlara bölüp. büğin. ProtoMançu-Tunguz *foga. *boğo.

bovun. NESNE : PARÇA GRUP : ÖĞE *parŋak. boğım veya boğın şeklinde tüm çağdaş Türk lehçelerinde rastlandığını Clauson da belirtmiştir (EDT 316). şekillerinde görülen bu sözün ‘boğum.3. büğin. Tarihsel ve modern Türk dili alanında bovum. muun. *ärŋek : *bogum *parŋak. El. boğun. Eklem veya daha dar anlamda ‘parmak eklemi’ olarak boğum. puun. Meronim Olarak *bogum Anatomik açıdan baktığımızda *boğum. 4. buğum. Bu sözün ‘kamış gibi bitkilerin düğümü’ ve ‘bir şeyin boğulmuş. anlatımda daha çok işlevsel görevi taşırken boğum daha çok şekli bir yönü dile getirir. buın. bacak. buın. eklem’ anlamları temel anlamı olmalıdır. poon. bo:ğun. bıyım. bendi’ anlamları ise metaforik anlamlarıdır. buuın. Eklem. bıuın. *ärŋek : *bogum 231 . ayak ve parmakların içinde bulunmaktadır. sıkılmış yeri. Anlam Olayları Bakımından *bogum Türk Dili kaynaklarında ‘vücut eklemi’ veya ‘bitki eklemi’ olarak kullanılmaktadır (Tenişev 1997: 260). mun. vücudun birçok yerinde mevcuttur. kol. Eldeki metinler itibariyle *bogum sözü *parŋak ve *ärŋek sözlerinin hem nesne : parça hem de grup : öğe bildiren meronimidir. pun. buuın. boğam.

boy ‘beden. Giysilerde ölçü 4. yy.14. boy.. egni. arka.) (DS VII: 2408).) (DS III: 1025). yy. boy (CCum 63)... (ATS: 377).: xi. viii. sırt. Vücudun. EKıp. vücut’ (TTS I 645). Canlı varlıkların maddi bölümü.2. yy. Trkm. ‘gövde.) (DS IX: 3303). xiv.. Harezm ç. gövde 3. bod (Ton 4. – xix. beden ‘1. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. boy ‘boy. gövde (ATS: 552). eğin ‘vücut. xiv. baş.. boy (DLT III 141).1.) (DS V: 1821). body. eğen. -Es. boy (ME 6). (KE II: 85). eğil. kol ve bacak dışında kalan bölümü. beden (ATS: 109). 2. gövde’ (Brd. yy. Đslami ç. Gag. gevde (DK II: 117). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEDEN ‘beden’ Lat. beden<Ar. Kale duvarı’ (TS 254). Đng. Proto-Ogur *boδ.: xv. beden (MŞ: 10). Batı Tü. vücut’ (KE II: 133). Doğu Tü. beden (DK II: 42). -Mr. beden ‘adam ya da 232 . oyur ‘gövde’ (Kazmasökü -Sn. -Sn. yy. ten cisim’ (EM: 113).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Azb. yy. -To. beden (CH I: 150). bod (DLT III 121. *boδ (Tenişev 1997: 265). *boδ Proto-Tü.2.) (DS VII: 2448). Ks. *sıynak ve *gebde sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. oyru. yy. yy. bädän ‘Đnsan ve ya hayvanın vücudu. xiv. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BEDEN kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *boδ. endam <Far. bo:dluğ sı:nlığ kişi ‘yüksek boylu kişi’ (DLT III 138). *sıyn. Proto-Oguz *boδ. xii.2. beden <Ar. boy (NF 111). vücud (ATS: 1207). corpus. Krh. KB 371).. yy. beden. hücüt ‘vücut’ (Koyundere *Ahıska -Kr. xv. horak ‘vücut’ (-Nş. xiii. gövde’ (ADĐL I 235). çelim (ATS: 197). KökTü. -Mn. Modern Tü. beden. cüdde ‘vücud.14. vücut 2. eyin. 60). boy (Sngl 141v12). göğüs kemiği’ (-Dz.

Karaçay-Malkar boy. bot) dönüştüğünü belirtmektedir (Menges 1995: 89).. Bod ve bodun sözleri. Moğol şekliile karşılaştırmak: Moğ.. Oğuz grubu Türk lehçeleri içinde Türkiye Türkçesinde boy. endam’. *boδ Kullanım Alanı EM 113 . karın’ terimi de bu alıntının bir eseri olmalıdır. Güney-Doğu: YUyg. Hakas pos. hiyle boyuna ton biçtidi Katı katı Tevrit’e and içtidi TTS I 645 Ne oyun kamuyu verir oyuna Çeviklik ton imiş anın boyuna TTS I 649 Burulmuş boynu san armut sapıdır 233 . boy. erkek’. Salar boyi. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bo buy. Şor pozu. boy. *boda ‘varlık. belki Japon *bata ‘iç organlar. hayvan sayımında kullanılan isim’. buy. Çuvaş: pev (Tenişev 1997: 265) 1. beden. Tofa bot. Tat. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tenişev’in Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Moğ. beden. Fakat diğer yandan Çuvaş şeklini ortak Türk şeklinden ayırıp. Eski Türkçedeki kelime başında ve ortasında /d/ sesin modern güneybatı Türk lehçelerinde /y/ sesine (*boδ > boy). Türkmen Türkçesinde boy. Japon *be ‘erkek’ (Tenişev 1997: 266). insan. Özb. kuzeydoğu Türk lehçelerinde /t/ sesine (*boδ > Tuv. 2. *beye ‘vücut. Proto-Mançu-Tunguz *beye ‘vücut. büdün ‘kendi. Menges. Tenişev. boy. bädän. Tuva bot. öz. öz’. Kumuk boy. öz’. buy. bu şeklin Eski Uygur alıntısı olma ihtimalinden de söz eder: Orta-Moğ.hayvanın dış görünüşün forması. Azerbaycan Türkçesinde boy. *boδ Etimolojik Değerlendirmesi Kök Türk ve Uygur dönemlerinde bu sözün ‘vücut’ anlamında kullanıldığı bilinmektedir. (TDS 83).istisúÀ rencine fÀyide Ćder ve bedene úuvvet vĆrür MŞ 10 ãovuú havÀ bedeni diŋredür ve hazmı eyü be beŋzi úızıl eyler TTS I 645 Gönül ana verdidi gönülsüzün Gerü vardı Kaytas’a verdi sözüŋ Ne söz. Gagauz Türkçesinde boy şeklinde geçmektedir. öz.

Salar. Azb. bu tepelerde. Orta-Uyg. bu geçitlerde onun yanında bir kemik ve et yığınından ibaret. evlât. HEA-9 -Kendine iyi bak. ADĐL I 235 Lazımdır mikrobları millätin bädänindän känar elämäk! Yohsa nä göz yaşı tökmek ilä azarlı şäfa tapar.266): 1) ‘Vücut. Tenişev. nä dua yazmag ilä ADĐL IV 117 Đmangulunun bädäni elä tärpänirdi ki. Kır. TNAS 74 Bedenäniŋ öyi yok. HEA-4 Bunlar. çalışmayı. soy’ anlamına gelmesiyle çoğul şekliyle bodun olarak karşımıza çıktığını belirtmektedir (EDT 296). canı dağlu TS 254 Yemen halkı yaz günlerinde bedenlerini serinletmek için kabuğu kaynatıp içerler TS 254 Basit beden terbiyesi hareketleri dahi muayyen kaidelere uymayı. *boδ sözcüğün asıl anlamını ‘boy. *boδ sözcüğünün asıl anlamının ‘beden’ olduğunu söyleyerek Türk Dili kaynaklarında geçen anlamları şu şekilde sıralamaktadır (1997: 265 . Osm. insanın boyu’ olarak tespit edip. nirä barsa ‘Bıt-bıl-dık’. Orta-Kıp Harezm Çağ. SUyg. 2) ‘Güç’. belki onun demir yalı berk bedenini hem pagış-para govşatdı TNAS 74 Beden agırsa. EUyg. sözcüğün daha sonra ‘aşiret. TNAS 74 Beden azabından wızdan azabı agır. terlemeyi icap ettirir HEA-4 Herhangi beden görünüşünde Mürsel'e daima faik olan Şaban. Yalnız bedenine değil. Trkm. Rabia. ADĐL I 235 Đndi ananın yarı-çıplag bädäni şahta garşısında müdafiäsiz galmışdır. diñe onuñ düvlen yumrugı d÷l... Kuzey-batı Türk lehçelerinde. Gag. beden terbiyesini bir zaman Garp âleminde bir mani hâline sokmuştu. ADĐL I 235 Yazığı o gädär döyübdür ki.Salınmış yüreği naèna çöpüdür TTS I 649 Boynu burulu.. boy. yanıp duran gara gözlerinde gucurlılık duyulardı TDS 83 Ceññel tarapdan dovam ÷den garaşılmadık geñ galdırıcı ses onuñ depe saçlarını uyşurdi. Krh-Uyg. dimağına da sıhhat lâzım. Anlam Olayları Bakımından *boδ Clauson. jan sızar. ayağı bağlu Şehlâ gözü nemlü. Güney-Doğu Türk lehçelerinde. Çuv.. Karaçay-Malkar 234 . 3. insan boyu’. Halaç TTü. elä bil heç sümüyü yoò idi TDS 83 Onuŋ berdaşlı bedeninde. bädänindä sağ yer galmayıb.

*du:dak. *ömgen. *kekirtek. *öŋeç/öŋüç. Karaçay-Malkar Karakalpak Kır. *aburt. NESNE : PARÇA *boδ : /baş/ *balç.. *boδ sözcüğünün meronimileri olarak kabul edilebilir. *azıγ. SUyg. *ögçe *boδ : /iç/ *yürek. Alt. *beyŋ. bekar’.TTü. *kökrek. *erin. *yü:z. *ärŋek. Tuv. *tuyzke. Trkm. Başkurt Karakalpak Özb. b) sözcüğün girmiş halinin zaman ve mekân anlamında olan ek olarak kullanımı . Uyg. Alt. ‘yalnız. *bıkın. Uyg. Uyg.Trkm. *baltır. Bod sözünün ‘uzunluk ve güç’ anlamları sonradan kazanılmış metonimik anlamlardır. *kulγak. *bokurdak. eldeki çalışmada ele alınan konun en üst holonimi olarak kabul edilmektedir. *be:lk. *aγız. Özb. *kol. 4) ‘Kendi’. *damγak *boδ : /beden/ *boγaz. *dırŋak. *öbke. *kirpik. *aδak. *çaykan. bunların dışında Alt. *tirs(γ)ek. Güney-doğu. Kuzey-doğu Türk lehçelerinde. Bu anlamdan: a) coğrafik anlam olarak ‘nehir boyundaki yer (kıyı. yayla)’ . *älg. ETü. *parŋak. *omuz. *saç. *d(i)a:l-ak 235 . ‘hayvan sayımı için sözcük’. *dilk. *di:ş. *bilek. Meronim Olarak *boδ Anatomik anlamında *boδ. Bundan dolayı incelenen tüm organlar. *tö:ş. *bät. *kar. *yagrın. *eyegü. ‘yalnız. Azb. Karaim Kır. *ta:pan.-Uyg. *çekn. *köŋül. Güney-batı ve Kuzey-batı Türk lehçelerinde. Özb. bagırsak. bacak. Kır. *kurug-sak. Trkm. ebat’. *ägn. Çuv. *göz. 4. *uδluk.3) ‘Uzunluk.. *bögrek. nehir boyundaki yer’ anlamları ise benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. Çuv ‘yaş’. *ka:ş. *bu:t. *bäŋiz. *bagır. Krh. *oŋurtka. bekar. burun. *aδγu-t/ç. *topuk. *bo:yn. *çäŋä. *gö:küz.

isig-öz (EUTS: 98). kabir. *siŋir. Özb. *sıyn sözcüğünün asıl anlamının ‘insan vücudu’ olduğunu.Tü. yin ‘vücut’ (KE II: 739). mezar. Başk. *siŋök.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. sınak. *sıyn. yin ‘beden. Harezm ç. *sırt. sın. bo:dluğ sı:nlığ kişi ‘yüksek boylu kişi’ (DLT III 138). Đslami ç. sıynak. siyak.14.Tü. Güney-Doğu: YUyg. xiv. sin. yy. *yayŋak.: xi.2. bu beş yar[uk teŋri] sınları ‘bu beş ışık tanrının vücutları’ (M I 21. 5-6). *teri ALAN : MEKÂN *boδ : *a:lın. sınak. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk sın. *sügsün. vücut. Hakas sın.ç. *bogum. beden. görünüş’ anlamında 236 . Karaçay-Malkar sın. sı:n (EDT 832a). Proto-Ogur *sıyn. siyak. *kemük. *yelkä. sın. Bud.*a:ya. *sıyn (Tenişev 1997: 266). Eski Uygur Türkçesinde sın sözünün ‘Tanrının tecelli ettiği ışık. *eiŋ. boy uzunluğu dış görünüş’ gibi anlamları kazandığını ileri sürmektedir (EDT 832). hın. Trkm. *gö:pek 2. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay sın. sınak.2. sın. sünig (KTS: 245). metfen. Modern Tü. Kırg sı:n (EDT 832a). Tat. sına ‘beden’ (TDS 622). sin ‘Ölü gömülen yer. Proto-Oguz *sıyn. *tü:k. gövde’(EUTS: 118). sın ‘vücut. Tofa sın. *ki:n. gömüt. kövtüng ‘vücut. Nogay sı:n (EDT 832a). Krh. *arka. sin. insan bedeni’ (DLT IV: 791). Tuva sın. budin (EUTS: 51). beden (KTS: 26). uzuv’ (EUTS: 203). Man. kevde ‘gövde’ (KTS: 142). *sıynak Proto-Tü. *damor. sın. Karakalpak sın.NESNE : MADDE *boδ : *kılk. *karım. EKıp.ç. Çuvaş: san (Tenişev 1997: 266) 1. daha sonra ‘boy. *ka:m/pak. Kaz. *sıyn Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. yy. makber’ (TS 1986). Şor sın. *äiŋsä.

Tuv. Alt. Tuv. Altay Hakas. ile diğerlerinde ise /ı/ ile kullanılmaktadır. boy. Anlam Olayları Bakımından *sıyn Tenişev. 2. *sıyn Kullanım Alanı M I 21. Kır. Nogay ‘dış görünüşü’. ‘renk’. Özb. ‘mezar’. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. Kır. Tuv. Başkurt Kır. ‘mezar taşı. benzeyen’. ‘benzer. anlam açısından bod sözünden farkını ortaya koymaktadır. Karaçay-Malkar Kumuk Tat. Çağ. Karakalpak Kaz. ‘Resim. Çuv. 3. Kumuk Tat. ‘mezar anıtı’ (1997: 266). Bu durumda bu sözün daha somut bir anlamda kullanılması. Orta-Kıp. 237 . TTü. ‘vücut. işi kın bolmaz. Tat. Şor. Hakas. Modern-Kıp. Çuv.. 5-6 bu beş yar[uk teŋri] sınları ‘bu beş ışık tanrının vücutları’ DLT III 138 bo:dluğ sı:nlığ kişi ‘yüksek boylu kişi’ TS 1986 Sana ibret gerek ise / Gel göresin bu sinleri TDS 622 Sınamda sag yerim yok TNAS 46 Atda ayak bolsa. boy. mezar taşı. *sıyn sözü. ärde gayrat bolsa.görüldüğü gibi ‘vücudun dış görünüşü’ anlamı da görülür. dış insanın görünüşü’. Tenişev. *sıyn sözünün Türk Dili metinlerinde şu iki ana anlamda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 266): 1) ‘Vücut. bu sözün *sin ‘mezar’ kelimesi ile ilişkisinin anlaşılmadığını belirtmektedir: EUyg Orta-Uyg. ‘ağaç kütüğü’. mezar heykeli’ anlamlarında kullanım alanına göre metaforik veya metonimik anlamlar ortaya çıkabilmektedir. Hakas. 2) ‘Resim’. Oğuz lehçelerinde kelime ortasında /i/. mezar heykeli’. Osm. Şor. Uyg. Tofa ‘sıradağ’. Alt. özge sın bolmaz. ‘uzunluk’. dış insanın görünüşü’. Orta-Kıp. Çuv.

Nogay kevde. Şor ve Tuva Türkçelerindeki ‘uzunluk’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Gag. ölü vücudu 2. gövde. xiv. gävdä. vücut’ (YTS: 93). gövre ‘1. gövde ‘1. Altay. kevde. Bedenin belden boyuna kadar olan aralığı 2.2. (bitki bilimi) Ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü 4. Altay Türkçesindeki ‘ağaç kütüğü’ ve Altay.3. Etin göğüs kısmı’ (GS 125). Tat. Proto-Oguz *gebde. Hakas. Modern Tü. sakatatı alındıktan sonraki durumu 3. vücut. Azb.Bu anlamlar arasında Çuvaş Türkçesindeki ‘renk’. Kesilmiş hayvanın. yy. *gebde (Tenişev 1997: 267). 2. Kırg kö:dö. Batı Tü. Güney-Doğu: Özb. Tofa Türkçelerindeki ‘sıradağ’ anlamları benzetme temeline dayandığından metaforiktir. güüdä ‘1. gövde ‘ölen adamın gövdesi. Kaz. Erken dönemde anlamın ‘ölü beden’ olabildiğine de 238 . Başsız tüm beden’ (TDS 186). Bir şeyin asıl bölümü 2. Proto-Ogur *gebde. kol.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Meronim Olarak *sıyn Anatomik anlamda *sıyn ‘vücut’ anlamında *boδ sözü ile yakın anlamlı durumda kullanılmaktadır. Hayvanlarda baş. ayak. (dil bilgisi) Ad ve fiil köklerinden yapım ekleriyle türetilmiş kelime’ (TS 881). gövdä. 4. kol ve bacaklar dışında kalan bölüm 5. sözü *gebde şeklinde almış ve anlamını ‘el. Karakalpak devde. *gebde Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. kö:dön. ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm 6. Đnsan bedeninde baş. baş dışında insan gövdesi’ şeklinde vermiştir. Çuvaş: hevetü (Tenişev 1997: 267) 1. Şor. gevde (EM: 133). ceset’ (TDS 185). Hakas. *gebde Proto-Tü. Gövde. gavda. Tuva.14. gevde ‘gövde. Trkm.

ayagını kakaştırıb yatırdı. HEA-6 Pembe yüzlü. karın’: Proto-MançuTunguz *keb-de: Evenk kĆbdĆ-r. *gebde Kullanım Alanı MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek MŞ 12 ekşi nesneyi çok yĆmek gevdeyi úurıdur ve tĆz úocaldur ve siŋirlere ziyÀn Ćder MŞ 142 úaş ve kirpük dökülmek ve burun egri olmaú ve gözleri úızarmaú ve beŋiz ve gevde alaca olmaú TS 881 Bir tepsi baklavayı gövdeye indirdikten sonra. kafası eşektir. TNAS 113 Diline dıngı bermeziŋ başı gowgadan dınmaz. Tenişev’e göre Türk dili metinlerinde *gebde terimi genel olarak ‘insan gövdesi’ olarak geçmektedir. ke’li ‘karın’ (Tenişev 1997: 267). Anadolu’da ender görünen çelik bir vücudu var. kol. HEA-4 Hacı Murad'ın yavaş yavaş dizlerinin üstünde yükselen gövdesi çok mehabetli bir hal aldı HEA-6 Gövdesi insan.. sivriydi. 239 . güzellik’ (Tenişev 1997: 267). *gebde sözcüğünün anlamı ‘el. 3. Kır. ‘gövdenin üst tarafı’. *gebde sözünün Altay Dillerinde şu paralellerini tespit etmiştir: Proto-Altay *keb-(/*kew-) ‘gövde. HEA-2 Ayın altında güzel ve korkunç yüzünü seyrediyordum. 2. Çuv ‘güç. ‘duruş. Erken dönemde anlamın ‘ölü beden’ olabildiğine de dikkat çekmiştir (EDT 688a). Nogay Karakalpak Kaz. baş dışında insan gövdesi’ olduğunu söylemektedir. UK 156 Keykaus kolverdi biräz onun güüdeeciini UK 211 o yaklaştı gelinin güüdesine da onnarın aızları bir yere geldiler UK 219 burnusu biräz kamburdu. PSE 25 Eer senin gözün fenaysa. poz’. fakat gövde yine meşe ağaçları gibi sağlam ve kalın. çeneleri kemikliydi. Tenişev. Kır. beyaz saçlı. Anlam Olayları Bakımından *gebde Clauson. Proto-Moğol *kebe-l-(/*keğe-l-): Orta-Moğ. gövdesi heybetli denilecek kadar iri bir ihtiyar. Buna bağlı başka kullanımlar ise şöyledir: Karaim Karakalpak Kaz.dikkat çekmiştir (EDT 688a).‘karnı şişirmek’. senin bütün güüdän karanlık olur. güüdesi bataldı TDS 186 Baş bolmasa gövre leş TDS 186 Nemets kapitanın agır gövresi yerde çabalınıp. ayak..

*köŋül. *oŋurtka. bacak. *çekn. *tirs(γ)ek. *kökrek. *topuk. *kemük. *kurug-sak. *ögçe *gebde : *yürek. *bo:yn.4. *tö:ş. NESNE : PARÇA *gebde : *boγaz. *bogum. *bilek. *çaykan. *omuz. *kar. *parŋak. *tü:k. *yagrın. *dırŋak. *kol. *bokurdak. *karım. *baltır. *öbke. *bagır. *ägn. *äiŋsä. *gö:pek 240 . *kekirtek. *bögrek. *teri ALAN : MEKÂN *gebde : *sügsün. *ta:pan. *älg. *gö:küz. *yelkä. *ömgen. *bıkın. *damor. *aδak. *aδγu-t/ç. *eyegü. *tuyzke.*a:ya. *sırt. *be:lk. *siŋir. *siŋök. *arka. *d(i)a:l-ak NESNE : MADDE *gebde : *kılk. *ki:n. bagırsak. *öŋeç/öŋüç. *uδluk. *bu:t. *ärŋek. Meronim Olarak *gebde Anatomik anlamında *gebde sözünün ‘başın dahil edilmediği vücut kısmı’ anlamında kullanımı yaygındır. *gebde sözcüğünün meronimileri olarak kabul edilebilir.

Geri kalan bölüm 4. uça ‘sırt. cavurun. Art. sırtın yukarı kürek kısmı’ (YTS: 230).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. arúa. sırt’ (KTS: 117). sırt’ (YTS: 11). egin.Tü.: xi. sırt. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SIRT ‘sırt’ Lat.) Kayıran. Đnsanın vücudu. art (KE II: 33). Bud. yy. arúa (EM: 108). Krh. arka’ (Kırım Türkleri) (DS III: 867).2. yy. (mec. uça (KE II: 664). egin ‘vücut. arka (Ton 5). Doğu Tü. arka ‘arka. arúa (KE II: 32). arúa. 78).15. 2.: xv. arha ‘arka. üst (üst baş)’ (DK II: 102). 4). viii. ard.15. geride kalmış zaman’ (TS 132-133). arka’ (YTS: 78). art (NF III: 21). sırtın yukarı kısmı’ (KTS: 306). eğin’ (DLT I: 77). arka ‘sırt’ (TTS I 217). (mec. VI 273). arka ‘sırt’ (Sngl 37r. arka berip ‘sırtını dönüp’ (TT. *arka (Tenişev 1997: 267). yy. yy. Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı.2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan SIRT kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *arka ve *sırt sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. KökTü. art. sırt’ (DLT I: 128). xiv. yy. Batı Tü. Modern Tü. yaārın ‘sırt. insanın arka tarafı.ç. iyin ‘arka. *arka Proto-Tü. – xix. back. Đslami ç. aròa (DK II: 18-19). uça ‘arka. yy. eyin ‘kürek kemiğinin bulunduğu yer. EKıp. destekleyen 9. xiii. sırt’ (KTS: 70. cavürün ‘iki omuz arası. arkada bulunan 8. sırt’ (KTS: 291). arka. egin ‘sırt. bedeni 7. 22). ön karşıtı 2. Arkada olan.) Geçmiş. sırt’ (KTS: 107). dorsum.2. sırt ‘sırt’ (Sngl 251v. xv. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi 3. arka’ (DLT I: 87). arka (CH I: 170). yaārın ‘sırt. xiv.1. igin ‘kürek kemiğinin bulunduğu yer. Harezm ç. egin ‘sırt. yy. 241 . Proto-Ogur *arka. Đng. Otururken sırtın dayandığı yer 6. Proto-Oguz *arka. arka ‘1. insanın arka tarafı. peş 5. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.

Kuzey-batı (Kıpçak): *arka..) (DS IX: 3297). Trkm. sırt (insan hk.) (DS I:203). Kırg arka.. yaan. Proto-Altay 242 . yağarnı.. omuz’ Gel kızım hopuma bin de gidelim (-Mn. arka’ (Karaözü *Gemerek -Sv. aròa ‘1. -To.ağarnı ‘sırt. hop ‘sırt.) (DS X: 3615). -Sm. arka. hemayat’ (TDS: 50). -Ama. ters yüzü. yaŋıllı.) . yargındalı. hampa ‘sırt.. 2. Güney-Doğu: *arka. -Dy..)’ (-El. ecdat’ (ADĐL I 128). yanırlı. arğas. havadar. -Ba. Destek.) (DS XI: 4168). çindik ‘akra. dayak. Tenişev’e göre *arka ‘sırt’ teriminin *a:rt ‘arka kısmı’ terimi ile ilgisi yoktur. yağrıdal. Çuvaş: urha (Tenişev 1997: 267) 1. yağarın. küresi. Dayanç. geri tarafı 3. arka ‘1. hayvanın arkası.) (DS IX: 3275). Bir şeyin arka tarafı. Bir zadın sırt yüzü. arka ‘1. yağır. sırd ‘sırt’ (Hasanoğlan -Ank. -Mr. yarın.. *arka Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *arka sözün temel anlamı ‘bir insan. yağrın. Yakut arğa. destekleyici 5... yangırı. Buğabağı -Çr. Yardımcı. ensesi 3. Gag. Gerdan -Ada. oturamak ‘sırt’ (*Acıpayam -Dz. dayanak’ (GS 53). -Nğ. yağnı.. yÀrnı ‘sırt’ (-Çr. yağın. *Bor -Nğ. -Ada. alay ‘arka’ (Karataş *Sarayköy -Dz.) (DS III: 1227). yağınnı. Savaş cephesinin arka tarafında. -Gr. hayvan veya bir şeyin arkası’dır. yargın. omuz’ Ne hampama binip duruyorsun? (*Afşin -Mr. Çkr.. Sırt 2. yağrındalı. yaŋır..nesil. Adet sıfatı “yeddi” sözü ile beraber (mec. yağrı. yağannı. Azb. Söz daha sonra yan anlamlar kazanmıştır (EDT 215b). Büyükçaylı *Dörtyol -Hat.) (DS VII: 2404). yaarnı. yağırnı.. bakıcı.. Gövdenin eginden ince olan bölgesi. gerisinde olan yer 4. Đnsanın. yanıllı ‘sırt’ (Đğneciler *Mudurnu -Bo. yanrı. Bir şeyin arka tarafı 3.) (DS I:82). Kuzey-doğu (Sibirya): Altay arka. yanır. Tuva harka.) (DS VII: 2268).) (DS XI: 4117). beli 2. okra ‘insan sırtı’ (*Bor -Nğ.. aròa (ATS: 50). yağrını.

TS 132 Arkasında beli kemerli. çoğu sefil. gözlerni-kaşlarnı güzerlär. eski koltuğa gömülür otururdum. parmaklarnı donaderlar. SFA-2 O. dizlerimin. TTS I 217 Arkasına götüre bunlar günahın yüklenip Sanki kantarlar ile kuşun götürdü nâtüvan TTS I 217 Görelim yüzünü gözün öpelim Soralım göndün arkasın yepelim TS 132 Otomobile bindiğimiz zaman başını arkaya yaslamış. TTS I 217 Yoldaş yoldaşa arka olur biri düşerse biri kaldırır. Ne oluyor. dostluk. SFA-1 Mart arka üstü yatmıştı. diye martıya doğru gittim. yahudi kıyafetli adamlarla pazarlıkta idi. SFA-1 Cevap vermeden üç beş kürek daha çekip arkasına dönüp baktı. yalnızlık sesine doğru bir küme gelirler. dışarıda.. Davet etsen dinine girse heman Hem sana arka ola ol pehlivan. saçlarnı daaderlar-tareerlar arkalarna. o kadar pıstılar ki arkalarına bile bakmadan kaçmaya başladılar TS 132 Đstanbul'da ne kadar şair. Hayvanın gözleri açıktı. hepsiyle tanışıyordu SFA-1 Hür kuşlar. dar. uudum arkalarını UK 219 yattıydı arkası üstünä UK 256 aldı Raduyu arkasından 243 . gene oturur bir zaman etrafına bakar. hay nâbekârlar köy köpeği gibi arkalaşdıŋız deyüp. HEA-3 Böylece. arkada bıraktığı yeni ve mesut hayata eksiksiz ve güçlü bir hava getirmişti. bel kemiğimin pişmiş paça gibi yılıştığını. *arka Kullanım Alanı EM 108 ve bu èillete mübtelÀ olan vÀcibdür ki… ve arúası üzerine tarmaúdan saúına ú TTS I 217 Senin ile arkalaşuben ikinç Elim Şah-ı Çin’den nite kala dinç TTS I 217 Müslim şah.dillerinden şu paralel vardır: Proto-Mançu-Tunguz *arka-n ‘insanın sırtı’ (1997: 268).. gözlerini yummuştu. arkam pencereye dönük. Güzel kafası ara sıra sallanıyordu. SFA-2 Dakikalarca arkası müşterilere dönük pantolonunu toplar. 2. kafesteki çığırtkan kuşun feryadına. küpe. hiç ardı arkası kesilmeyen. Kırmızı ördek ayakları ara sıra havayı dövüyordu. Süleyman'ın çiftliğe gelişi. şık bir pardösü vardı TS 132 O kadar korktular. hikâyeci varsa hepsinin arkasına düşüyor. HEA-3 Bu dakikalar odamda. blezik UK 170 arka arkaya olerlar da düüşerlär UK 178 gücüle uyuttum onu. HEA-1 Arkası kapıya dönük olduğu halde kimin geldiğini hemen anlamıştı HEA-2 Arkamı bir dükkâna dayadığımı. yüzük. döküldüğünü duydum. arkadaşlık. UK 46 hızlı hem ansızdan peyda olan düşmanın arkasında UK 144 yaaleerlar güüdesini kokulu yaalarlan.

omuzlar.ADĐL I 128 Aròasına yüklemek. arka taraf. 3. Meronimlerdeki geçişlilik göz önüne alındığında *boδ. Daha sonra ‘destek veren. *sıyn. Kumuk Başkurt Nogay Altay ‘sırt. Yak. yardım. Garıbın arkasıñ çalanndna seçiñ TNAS 34 Annada arka gitme. Türk Dili alanında *arka sözünün şu anlamlarda kullanımlarını tespit etmiştir (1997: 267 .268): 1) ‘Đnsanın sırtı. *sıynak sözcükleri. Gag. omuzlar. TNAS 36 Arka agrı ata miras. ‘hayvan sırtı’. omurga’ anlamı metonimik bir anlamdır. ‘sırt. 244 . Aròası üste uzanmag. sırtın üst kısmı’: ETü. ‘Vücut’ anlamına gelen *boδ ve *sıyn. Trkm. Ancak ‘hayvan sırtı. Meronim Olarak *arka Anatomik anlamında *arka sözü. omuzlar. Salar Karaim Tat. *sıynak : *gebde : *arka şeklinde bir hiyerarşi görülür. Diğer yandan *yagrın ‘sırtın kürek kısmı’ sözü. hayvan veya bir şeyin arkası’ anlamı *arka sözün temel anlamıdır. ‘insan ve hayvan sırtı. birini destekleyen’ şeklinde metaforik yan anlam kazanmıştır (EDT 215b). 4. 2) ‘Đnsan sırtı. Osm. Anlam Olayları Bakımından *arka Clauson’a göre ‘bir insan. destek. Orta-Uyg.ogla. *arka sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Orhon Krh-Uyg. destek’. gara dere batıp. *gebde sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. Karaçay-Malkar Kaz. bir ayal gaptamızdan geçip gitti TDS 50 Öyün arka yüzi TDS 50 Baylarıñ hileli düvnüni çöşüp. Çuv. sırtın üst kısmı. yardımcı’. ò òası ADĐL I 128 gız aròası üstä uzanyb kitab oòuyurdu ò ADĐL I 128 Tutulanların ikisinin arhasında iri şälä TDS 50 Arkası mehnet torbalı. arka tarafı. omurga’: Azb. Karakalpak Kır. Uyg. arka taraf’. ‘sırt. insan ve hayvan ensesi. destek’. *gebde sözünün holonimi olur. Özb ‘sırt. TTü. sıradağ’. ata yagrı . üst. Orta-Kıp. sırtın üst tarafı > hayvan sırtı. arka taraf. Harezm Çağ. Tenişev. arka tarafı.

sırt ‘1. Oğuzlar bayır ve yokuş gibi yerlere ve küçük derelere dahi ‘sırt’ derler’ (DLT I: 342). Büyük yer’ (TDS: 625). Trkm. sırt ‘1. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk sırt. Gag. Çuvaş: şart (Tenişev 1997: 268) 1. üst bölümü 7. Đnsanın üstü 6. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay sırt. Dikilmiş veya ciltlenmiş kitaplarda dikişin bulunduğu bölüm’ (TS 1973). Birinin ya da bir zatın arka tarafı 2. Tat.2. Kırg sırt. Tuva sirt. yy. sırt. Đslami ç. *sırt Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre *sırt sözcüğünün kaynağı Proto-Altay *sirte-: Proto-Türkçe *sırt ‘hayvan sırtı’. Proto-Oguz *sırt.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Kesici araçların kesmeyen kenarı 4. sırt. Bel. sırt (ATS: 1042). Proto-Mançu-Tunguz *sigde < *sir-de ‘hayvanın göğüs omurgaları’. Omurgalı veya omurgasız hayvanlarda boyundan kuyruk sokumuna kadar uzanan üst bölüm 2. Proto-Moğol *serteng ‘omurga uzantısı’. *sıyn. sirt.: xi. dağ tepesinin üstü’ (ADĐL IV 89). sırt ‘1. kürek 2. Azb. 245 . omuz arkası 2. sırt ‘1. Bir şeyin üstü. kalın kıl. *sırt (Tenişev 1997: 268). Krh. GüneyDoğu: Özb. sırt ‘kıl. Kaz. *sıynak : *gebde : *arka *arka : *yagrin 2. Kore sido. Đnsanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm. Hakas sırt. Dağların veya tepelerin üst bölümü 5. Modern Tü. göğüs karşıtı 3.2. Yamaç üstü. Dağın sırtı’ (GS 453).ALAN : MEKÂN *boδ. *sırt Proto-Tü. Sırt.‘sırtında taşımak’ gibi paralellerdir (1997: 268). Proto-Ogur *sırt.15.

Golundan yapışıb. *sırt Kullanım Alanı TS 1973 Beşiktaş sırtları pırıl pırıl. askerî ihtiyaçlarımıza sırt çeviremez TS 1973 Đkide bir kendini sırtüstü saman dalgalarının içine atarak yüzme taklidi yapıyordu. SFA-2 Beygirlerin sırtına bir kamçı vururdu. TDS 625 Ter gavunlarıŋ kebiri dilim alnan yalı yarılıp. HEA-1 Adamın kafasına. sırtıŋa barmak ildir. omurga. Anlam Olayları Bakımından *sırt Tenişev. Hakas. UK 96 Araslanın omuzlarına. beklemediği yerine bir darbe vuruyor. Türk Dili alanında *sırt sözcüğünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 268): 1) ‘Hayvanın sırtı. sıradağ. HEA-3 Sonunda onun korkunç şekline. TNAS 382 Yüzüŋe yaldır-yuldır. ‘sırt. sırtına. Gag. buğumlu topuglarını isladırdı. Azb. Karakalpak Kır.. dış tarafı. onların sırtından geçiniyorlarmış TS 1973 Benim bu marifetimi bilmeyenlerle bahse girip sırtımdan para kazanan açıkgözler bile oldu TS 1973 Çelişki içinde konuşur ve sırtında yumurta küfesi olmadığından dün ak dediğine bugün rahatlıkla kara diyebilir TS 1973 Kocaman duvara sırtını vererek üstüne zencefil ve tarçın serpilmiş salep içerlerdi TS 1973 Anladım ki hayat savaşının birinci büyük dönümünde Ayşe'nin sırtı yere gelmişti TS 1973 Batı âlemi Türkiye'den vazgeçemez.. bir ayağını rıhtımın parmaklıklarının betonuna dayamış sigara içiyordu. bizi yalnız bırakamaz.2. sırtıŋdan yel çalsın. kebiriniŋ sırtı cayrılıp görünyer TNAS 22 Agzıŋdan al alsın. sırtımda öyle bir ateş var ki! HEA-2 Nihayet birkaç sırt ve vâdi dolaştıktan sonra yumuşak inhinalarla yükselen yamaçlar ortasında bir köycüğe geldik. Kaz. HEA-2 Đki tarafı meyilli sırtlarla yükselen bir nevi dere içinden geçiyorduk. tutkulu hücumlarına rağmen sırtı yere geldi. düş 246 . HEA-2 Đçimde öyle bir sızı. üst kenarı’: TTü. ADĐL IV 89 Suyu tamam çekilmämiş halçanın saçaglarından süzülän iri damlalar onun enli sırtını. Tuv. ireli atdı. bütün varlığını gıdıklıyor gibi. Altay Özb. Kumuk Karaçay-Malkar Tat. aradaki boğaz parçası masmaviydi TS 1973 Sırtında hep aynı kahverengi elbise bulunduğuna göre fazla bir kazanç da sağlamıyordu TS 1973 Öteki karınca türlerinin yuvalarını yağma edip kendi boyunduruklarına alıyor. ama halis insanın sırtına UK 211 yastık gibi sırtları ADĐL IV 89 Sırtına bir-iki tutarlı dartdı. SFA-1 Sırtını elektrik direğine. 3.

*sıyn. üzey’.‘birine önem vermemek. Modern Türkiye Türkçesinde sırt çevir. Meronimlerdeki geçişlilik göz önüne alındığında *boδ. Çuv. omuz. ‘pulluk demiri’ 3) ‘Hayvan sırtı > insan sırtı’: Trkm. Cansız nesnelerle ilgili anlamı ise benzetmeye dayalı olduğu için metaforiktir. arkasında. tepe. *gebde sözünün holonimi olur. Oğuz Çuv. *sıynak sözcükleri. *sırt sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. alt olmak’. ALAN : MEKÂN *boδ. Diğer yandan *yagrın ‘sırtın kürek kısmı’ sözü. Çağ ‘sırt. tepe’. Bu sözün insanla ilgili anlamının temel anlam olması gerekir. sıradağ’. yapmamak. Oğuz ‘yayla’. dış tarafı. sürdürmemek’. birinin sırtından para kazan. *gebde sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. onu kabul etmemek. sırt sırta ver. iyi davranmamak. arka tarafı. *sıynak : *gebde : *sırt *sırt : *yagrin 247 . ‘kürek’. hayvan sırtı. Meronim Olarak *sırt Anatomik anlamında *sırt sözü.‘bir kimseden yararlanarak para sağlamak’ gibi örnekler de metaforik ve metonimik deyimlerdir.‘yenilmek. bir şeye önem vermemek. ‘Vücut’ anlamına gelen *boδ ve *sıyn. Hayvanla ilgili olan anlamı metonimiktir. 4.görünüşü. *sıynak : *gebde : *sırt şeklinde bir hiyerarşi görülür. Orta-Kıp. *sıyn.‘işbirliği yapmak’. ‘sıradağ’. 2) ‘Kürek’: Çağ. sırtı yere gel. ‘tepe’. üst. Karaim Nogay ‘sırt.

Krh. Geminin orta bölümü 6. bel (EM: 113). bel (KE II: 85). yy.16. bel ‘bel’ (TTS I 486).) Devre. xiv. sırt’ (DK II: 47). Bedenin ortası. vazo vb.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy.) Dağın iki tepesi arasında eğrilmiş yer ve alçak geçit 4.. EKıp. (mec. Özb. katı kürek ‘bel’ (Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Đslami ç. xv. *be:lk (Tenişev 1997: 268). bil (EUTS: 42). bĆl. (mec. – xix. Bel 2. waist. Kuzey-batı (Kıpçak): 248 . yy.: xv. dal 3. bel ‘1. Proto-Oguz *be:lk.2. orutāa. bel’ (-Brs. bel ‘1. sırtın altına rastlayan bölgesi 3. Bardak. regio lumbalis. Bahçıvan beli’ (GS 79). bel ‘1. yy. sağrı ile omuzların arasındaki hisse. Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer 5. yy. Sağ ve ya sol yanında ayakla basmak için çıkıntısı olan uzun saplı kazma aleti’ (ADĐL I 227-228). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Azb. Modern Tü.2.ç. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BEL kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *belk sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. bel ‘bel’ (DLT III: 133). boğazlara kadar su içinde’ (U II 24.) (DS VIII: 2683).) (DS II: 663). bel (Sngl 149r). Güney-Doğu: YUyg. bil ‘bel. Batı Tü. *be:lk Proto-Tü.: xi.nin ortasındaki dar bölüm’ (TS 258). 2. Bu bölümün.1. xiv. Hayvanlarda omuz başı ile sağrı arası 4.1). Harezm ç. yy. Đnsan bedeninde göğüsle karın. bel (MŞ: 10). sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm 2. *Merzifon -Ama.Tü. bel. bıkın ‘omurga.2. kuşak bağlanan yeri 2. Đng. anı: be:linde: tut ‘onu belinden tut’ (DLT III 133). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BEL ‘bel’ Lat. belçe boğuzça suvda ‘bel. Bud. Proto-Ogur *be:lk. Đnsanın ve bazı hayvanların karnının arka tarafı. Doğu Tü. etraf 5. xiii.16. şişe. Gag. orutúa ‘bel kemiği’ (KTS: 206).

Kırg bel. 2. *be:lk Kullanım Alanı U II 24. değ yokuşu’. boğazlara kadar su içinde’ DLT III 133 anı belinde tut ‘onu belinden tut’ EM 113 se ãovuúdan olan bĆl aārısın giderür Ć MŞ 10 öksürük ve bĆl aārısı çoú vÀkiè olur Ć MŞ 129 oŋurāa aārısınuŋ ve bĆl ve diz aārısınuŋ daòı sebebi bunlardur Ć TTS I 486 Sen işbu işe bağla bu gece bel Getir balta vü hacet olmaya bel TTS I 486 Sebzezâr-ı maânisin sirap kılmağa hâme-vâr bel bağladım TTS I 486 Bel bağlamazsa hizmetine yâr gibi hasm Lâzım değil kisen çekesin ins ü cana tığ TTS I 486 Bağlayam bil idem buna çare Tâ geçem bir lûèb o bed-kâre TTS I 486 Hazreti resulün katline bel bağladılar TTS I 486 Yine bel bağlamış öldürmeye üftadeleri Varayın yalvarayın ol şeh-i hûbana biraz TTS I 486 Đki birader gazâye bel bağladılar TS 258 Çıksam yüksek bellere gün eylesem / Acep nazlı yâr duyar mı ola? TS 258 Ne var ki böyle araçlara biz pek bel bağlayamayız TS 258 Şu kör olası işsizlik belimi fena hâlde büküyordu TS 258 Belini biraz doğrultmuş. borçlarını ödemiş. Çuvaş: pilek (Tenişev 1997: 268) 1. 249 . *bekle-ğu-sun ‘bel’. daha rahat bir yaşam düzeyine erişmişti. *be:lk Etimolojik Değerlendirmesi Clauson bu sözü b÷:l şeklinde almıştır (EDT 330a). bäl ‘bel. bil.1 belçe boğuzça suvda ‘bel. Tat. Proto-Altay *beilke: Proto-Türkçe *beilk >*bĆl ‘bel’. *be:lk sözünün Halaç Türkçesinde bil şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). bel. duvarları içeri kamburlaşmıştı SFA-1 Stromboli önünde akşam olurken nasıl da beline kolunu sarmıştın. Proto-Mançu-Tunguz *belge ‘karın. Kaz.Kumuk bel. Tenişev’e göre *be:lk sözcüğü Türkçeden Moğolcaya alıntı olarak geçmiştir: Orta-Moğ. duvara belini verir otururdu TS 258 Đsli tavan bel vermiş. Yakut bi:l. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bel. dizler (çocukları oturulan dizler)’ (1997: 269). Proto-Moğ. Tuva bel. TS 258 Avlunun en uzak köşesine. Doerfer.

3.SFA-1 Sen değil miydin geçen sene ta kayıktan çıkarken bizim reis belindeki kuşağı çözüvermiş de hani bir teneke kolyoz çıkıvermişti koynundan. Aksaraylı Emin. Orta-Uyg. Çağ. belädän çıplak. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 50 bugacılar da . TTü. *bel:k sözcüğün Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 268 . eyerin oturma yeri’: Enisey EUyg. HEA-2 Hepsinin boğazından beline kadar fişekleri var. dağ yokuşu. belinde kılıç savaşa gidiyordum HEA-5 O tabuta bakınız. o beli bükülmüş beyaz saçlı ihtiyarın yaşlarınâ bakınız. Sinäsindä şän guzular bäslänir. Harezm Orta-Kıp. Anlam Olayları Bakımından *be:lk Clauson’a göre. ADĐL I 227 bu süngünü onlar sağ täräfdän bel gayışlarından asmışlardır ADĐL I 227 Kürän at belindä ağırlıg hiss etmäyib yolun çohusunu oynaglayır ADĐL I 227 Şehli kändinin sağ täräfindä yalın beli ilä hırmanlar. yani ben. kuşaklarında tabanca ve bıçak asılı. söylediklerinizi anlamıyorum. Tenişev. beli çökmüş yamaça. HEA-9 Dimağı aydınlığa doğru gitmek isterken karnını ve belini koparan bu acı onu gene kirpi gibi büzdü. Avrupa'ya öğrenimini bitirmeye gideceğini hayal ettiğim kişi. sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 169 bellerinde piştoflar hem kılıçlar UK 190 da tuter Katiyi belinden UK 212 yımışak bükülän beli UK 225 kız sıkıp Mehmedin belini ADĐL I 227 Beline gayış bağlamag. orta. UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. Tak. kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar. başı başıma dayalı duruyordu. deri kuşaklan baalı belindän. boynularında asılı kemik . çoğu modern ve tarihî Türk lehçelerinde *be:lk sözcüğü hem anatomik hem de ‘dağ geçidi’gibi metaforik anlamlarda görülmektedir (EDT 330). Azb. Salar Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. ne dediniz. anlayacaksınız.geniş arkalı.diş muskalar UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da.269): 1) ‘Bel. HEA-3 Fransızca roman dizinde. başında kalpak. 250 . Uyg. Bele gadar suya girmek. Tuv. Gag. salınmışdı ADĐL I 227 Bahsanıza. Başkurt Nogay Özb. şimdi ayağında getrler. HEA-1 Tarık kolunu belime dolamış.

‘sırt. *arka ve *sırt sözlerinin alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. güç. destek. orta’. Alt. ‘bel. geçit’. SUyg. alet’ ilgili anlamı ise benzetmeye dayalı olduğu için metaforiktir. hayvan sırtı. Bu sözün insan vücudu ile ilgili anlamı temel anlam olmalıdır. ‘sırt’. Meronim Olarak *be:lk Anatomik anlamda *be:lk sözü. Trkm. orta. Osm. Kaz. Hayvanla ilgili olan anlamı metonimiktir. ‘bel. sırt’: Orta-Kıp. ‘bel. 4. Karakalpak Kır. Çuv. ağaç gövdesi. kuvvet’. etraf. ‘sıradağ. Hakas. *sırt : *be:lk 251 . Cansız nesnelerle ve coğrafî alanlarla veya ‘devre. sıradağ’. sıradağ’. ALAN : MEKÂN *arka . yokuş.2) ‘Bel.

siğer kemiği ‘omurga’ (-Çr..1. backbone. oğurğa ‘bel kemiği. Azb.2. temel. Batı Tü. omurğa. xv. Kadıçifliği -Đst.2. oŋurha süŋügi. Sırt boyunca uzanarak vücuda destek sağlayan. omaca ‘belkemiği’ (-Af.17.) (DS IX: 3280). *oŋurtka (Tenişev 1997: 270). omurov ‘omurga’ (Rumeli göçmenleri. Proto-Ogur *oŋurtka. onurga ‘Adamlarda.17. yy. onurğa (ATS: 932). Trkm. oāuntaāa ‘omurga’ (KTS: 203).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. EKıp. Darıveren *Acıpayam -Dz. 2. oŋuròa. xiv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde OMURGA ‘omurga’ Lat. oŋurúa ‘belkemiği omurga’ (YTS: 163). oŋurha kemigi. kemikten. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan OMURGA kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *oŋurtka sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. oŋurtúa (KE II: 496). oŋurāa (CH I: 153). Harezm ç.) (DS XI: 4053). oŋurúa. kebir hayvanlarda: 252 . oŋurāa.2. (mec. xiii. *oŋurtka Proto-Tü. – xix. esas’ (TS 1684). kıkırdaktan veya her ikisinden oluşan. yy. omray. oŋurha kemügi. omurga ‘1. Modern Tü.) Bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölümü. amudu fıkari.. vertebra. içinde omuriliği barındıran kemik yapı 2. belkemiği.) (DS IX: 3279). omurga’ (TTS V 3001). oŋurğa. yy. Çilehane *Reşadiye -To. oma. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. onurğa ‘Bel kemiği’ (ADĐL III 446). (denizcilik) Gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi 3. uzunilik ‘omurilik’ (*Lâpseki -Çkl. Đng. oŋurga sütüni (RLT: 158).) (DS X: 3630). Proto-Oguz *oŋurtka.

oğuntaka. ‘bir şeyin varlığı ile ilgili en önemli bölümü. baştaki /o-/ ve ortadaki /-r-/ sesi olduğunu sözün son hecesinin de /-ğa/ veya /-ka/ sesleri olduğunu belirtmiştir. oŋurúa. Kuzey-batı (Kıpçak): Kaz. *oŋurtka Kullanım Alanı MŞ 129 oŋurāa aārısınuŋ ve bĆl ve diz aārısınuŋ daòı sebebi bunlardur ŋ ā TTS V 3001 Bir külhancı külhan içine bir deve oŋurgasın bıraktı ol oŋurga sıçradı gerü daşra düştü TTS V 3001 Ve arka ve oŋurgalarına daim dürtseler. omurga şeklinde kullanımlarına rastlanan sözün ‘omurga. oŋuròa. belkemiği. Anlam Olayları Bakımından *oŋurtka Tarihsel ve modern Türk lehçelerinde genel olarak oāuntaāa. Tenişev’e göre Türk lehçelerinde omurga organını karşılayan ortak isim. 2. *oŋur. TTS V 3001 Pes avrat gitti ve öküzü öldüğü yere vardı ve ol öküzün bir oŋurkasın ve biraz tüsün buldu TTS V 3002 Eğer oŋurga süŋügünde olursa bel ağrısı derler TS 1684 Omurgası çürümüş. esas’ gibi benzetme yoluyla yapılmış metaforik kullanımlara da rastlanmaktadır. /-n-/. oŋurúa. oŋurtúa . *oŋurtka Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Kırg omurtka (EDT 93a) 1. 253 . veya /-ŋ-/ sesine dönüşmekte ve /-r-/ sesinden sonra /-t-/ sesi eklenmektedir (EDT 92-93). temel. Eski Türkçe *oŋurtka sözcüğünün çağdaş lehçelerde sabit kalan seslerinin. sintinesi su eden eski bir gemide gibi sulan durgun bir limanın rıhtımına bağlanmıştır TDS 488 Onuñ boyun oñurgası. döş süñkleri ÷glip küykeripdi 3. oŋurāa.‘boğumlardan parçalara ayırmak’ fiilinden türemiştir (1997: 270).gövreni kelle bilen birikdiriy÷n yilikli süñk’ (TDS 488). omurga kemiği’ gibi anatomik anlamların yanında ‘gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı ögesi’. Bazı lehçelerde öndeki /-ğ-/ sesi /-m-/. *oŋurtka terimidir. omırtka .

*kemük terimleri *oŋurtka sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir.4. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE *gebde : *oŋurtka *oŋurtka : *siŋök . Vücut yapısı açısından *oŋurtka. Dolayısıyla *siŋök . Meronim Olarak *oŋurtka Anatomik açıdan baktığımızda *oŋurtka sözü *gebde sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *kemük 254 . bütün iskeleti birleştirmekte ve kemiklerden oluşmaktadır.

2.2.18. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖĞÜS
‘göğüs’ Lat. pectus Đng. breast, chest. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan GÖĞÜS kavramını karşılayan sözcüklerin Proto-Türkçe *ömgen, *tö:ş, *gö:küz, *kökrek ve *köŋül sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. 2.2.18.1. *ömgen Proto-Tü. *ömgen (Tenişev 1997: 271); Proto-Ogur *ömgen; Proto-Oguz *ömgen; Đslami ç.: xi. yy. Krh. ömgen ‘boyun damarı’ (DLT); Doğu Tü.: xv. yy. ömgen, ömgün ‘boğazın alt kısmı ve boyun ile göğüs arasındaki kemik’ (Sngl 86v24); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. önge ‘öfke, inat’; Güney-Doğu: Özb. ümgan ‘göğüs’, ömgĆn ‘göğüs’; Kuzey-batı (Kıpçak): Tat. ümgĆn ‘hayvan göğüsü’, Kaz. öŋmen ‘göğüs; yemek borusu; gövde’, Kırg ömgök ‘at göğsü’, Karakalpak öŋmen ‘yan’, öŋmrninrn jat- ‘yan yatmak’; Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas önmen ‘köprücük kemiği’ (Tenişev 1997: 271) 1. *ömgen Etimolojik Değerlendirmesi Clauson sözü ömge:n şeklinde /e/ ünlüsünü uzun olarak almış ve temel anlamının anatomik olduğuna işaret etmiştir (EDT 159b). Tenişev, *ömgen sözünün Altay dillerinden şu paralellerini tespit etmiştir: Proto-Mançu-Tunguz *umHe(n): Evenk umĆn ‘Âdem elması; gırtlak’; Proto-Altay *ömHen ‘gırtlağın ön tarafı’ (1997: 271).

255

2. Anlam Olayları Bakımından *ömgen Clauson’a göre *ömgen sözü anatomik anlamında kullanılmıştır. Çağatay Türkçesi sahasında ömgön sözünün ‘at göğsü’ (EDT 159b) anlamında hayvan anatomisi için kullanımı metonimiktir. Tenişev’in, *ömgen sözcüğünün Türk lehçelerinde tespit ettiği ortak anlam: ‘göğsün üst tarafı, hayvan göğsü’dür (1997: 271). 3. Meronim Olarak *ömgen Anatomik açıdan baktığımızda *ömgen sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.

NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN

*gebde : *ömgen *gebde : *ömgen

2.2.18.2. *tö:ş Proto-Tü. *tö:ş (Tenişev 1997: 271-272); Proto-Ogur *tö:ş; Proto-Oguz *tö:ş; Man.Tü.ç. töş ‘göğüs’ (M II); Đslami ç.: xi. yy. Krh. töş ‘göğsün üst kısmı’ (DLT); EKıp. dös ‘göğüs’, töş ‘göğüs’ (CCum); Doğu Tü.: xv. yy. töş ‘göğüs’ (Sngl 178r13); Batı Tü. xv. yy. döş (DK II: 97), xiii. – xix. yy. döş ‘1. Göğüs, sine 2. Karşı, mukabil’ (TTS II 1241, XIV yy.), döş ‘göğüs, sine’ (YTS: 72), döş kemigi ‘göğsün ortasında birbiriyle bitişen yumuşak kemikler’ (YTS: 72); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. döş ‘1. Göğüs, bağır 2. Kaburga altı’ (TS 636); Azb. döş ‘göğüs’, döş ‘1. Bedenin, boyundan karnına kadar olan ön kısmı; göğüs, sine 2. Meme, emcek 3. Elbisesin, koynunu, göğsü örten kısmı 4. Dağın, tepenin yamacı 5. Genel olarak bir şeyin önü, karşısı 6. Hafıza, hafız manasında’ (ADĐL II 152); Trkm. dö:ş ‘1. (anat.) Bedenin kaburgaları birleştiren kıkırdaklı ön taraf bölgesi 2. 256

Gövrelerin boyundan garna çenli bolan aralıgı, ön tarafı 3. Giyilen giyimin göğsün üstündeki ön yakası’ (TDS 270); Güney-Doğu: YUyg. töş ‘göğüs’, Özb. tüş ‘göğüs’; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. töş ‘göğüs, meme’, tĆs ‘hayvan memesi’, Kumuk töş ‘göğüs’, Karaçay-Malkar töş ‘göğüs’, Tat. tüş ‘göğüs’, Başk. tüş ‘göğüs’, Kaz. mös ‘göğüs’, Kırg töş ‘göğüs, göğsün üst tarafı’, Nogay mös ‘göğüs’, Karakalpak mös ‘göğüs’; Kuzey-doğu (Sibirya): Altay töş ‘göğüs’, Tuva döş, Hakas tös ‘göğüs’, Yakut tüös ‘göğüs’, Tofa döş ‘göğüs’ (Tenişev 1997: 271-272) 1. *tö:ş Etimolojik Değerlendirmesi Clauson bu sözü tö:ş şeklinde alarak anlamını ‘göğüs, özellikle göğsün üst kısmı’ olarak belirtmiştir (EDT 558b). Tenişev, Proto-Türkçede sözün başında /t-/ veya /d/ sesinin bulunduğu tespitinin zor olduğunu belirterek ve sondaki /-ş/ sesinin etkisiyle kelime başında /t/ olmasının güçlü bir ihtimal olduğunu ifade ederek, Altay dillerinden paralelleri şu şekilde vermiştir: Proto-Altay *t’öil-: Proto-Türkçe tö:ş ‘göğüs’; Proto-Mançu-Tunguz *tuiŋen < *tuilgen ‘göğüs’; Mançu tulu ‘at göğsü’ (1997: 272). Doerfer, *tö:ş sözünün Halaç Türkçesinde töş şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). 2. *tö:ş Kullanım Alanı Döş etlerin kebap etti müzaèfer Söğülme arası içer tolular TTS II 1241 Anı kim edemez hâsıl düşünde Uyanıkla diler göre döşünde TTS II 1241 Yaylanın karından ak beyaz döşü Yıkılıp üstüne ölesim geldi TTS II 1241 Pes Tanrı Taâlâ iki bulut veribidi, kaçan birisi buğday harmanı yeri döşüne geldi, altun yağdı TS 636 Bana yastık olsun döşlerin güzel. ADĐL IV 430 Bir äli ilä anasının döşündän möhkäm yapışmış körpä o biri äli ilä anasının üzünü, çenesini älläyirdi. 257 TTS II 1241

ADĐL II 152 … Ciyär sinänin içindä olur ki, gutu kimi şeydir. Onun gabag täräfi döş sümüyü vä gabırgalardır ADĐL II 152 ..Bah, härdänbir döşümün burasından ki bir ağrı tutur, dähi goymur näfäsimi alım ADĐL II 152 Sağımdan ävväl inäyin döşünü yaş däsmalla silmäk lazımdır ADĐL II 152 …Bir dağın döşündä, yolun gırağında bir bölük köç gördüm. ADĐL II 152 Döşlerärdä däniz kimi dalğalanan yaşıl ortlar, haradan başlanıb harada bitdiyi mä’lum olmayan yaşıl meşälär Sinamizdenin gözläri önündän keçir, onun könlünä därin bir sevinç verirdi TDS 270 Düny÷ni sil alsa, guba gazıñ döşünden TDS 270 Güllerden tirip döşe takcak men TDS 270 Mergen gazıñ ÷dil döşünden urdı 3. Anlam Olayları Bakımından *tö:ş Clauson’un aksine Tenişev, *tö:ş ‘göğsün üst tarafı’ sözünün *töş ‘tepe, yokuş’ ile bağlantılı olduğunu düşünmemekte, asıl anlamın ‘göğüs, vücudun ön tarafının üst kısmı’ olduğunu iddia etmektedir (Tenişev 1997: 272). Ancak sözün temel anlamının insan vücudunun bir kısmı olmasının yanı sıra coğrafî adlarla ilgili anlamı metaforiktir. 4. Meronim Olarak *tö:ş Anatomik açıdan baktığımızda *tö:ş sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir.

NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN

*gebde : *tö:ş *gebde : *tö:ş

2.2.18.3. *gö:küz Proto-Tü. *gö:küz (Tenişev 1997: 272); Proto-Ogur *gö:küz; Proto-Oguz *gö:küz; Bud.Tü.ç. kögüs ‘göğüs, kalp’ (EUTS: 114); Man.Tü.ç. kögüzi kara ‘göğüsü kara olan’ (M I 18, 5); Đslami ç.: xi. yy. Krh. köküz, kögüz ‘göğüs’ (DLT I: 366), büksek 258

‘göğsün yukarı tarafı, göğüsten yukarı olan kısım’ (DLT I: 476), kögüz (DLT I 366); Harezm ç. xiv. yy. baā(ı)r (KE II: 68), kög(ü)s/z (KE II: 377), kökrek (KE II: 379), baā(ı)r ‘bağır, göğüs, ciğer’ (NF III: 41), kök(ü)s (NF III: 258); EKıp. böğür (KTS: 36), köğüs (KTS: 156), köks, köküs (KTS: 157), kövüs (KTS: 160), dös, döş ‘göğüs, döş, kaburga altı’ (KTS: 65), gökrek ‘göğüs kemiği’ (KTS: 87); Doğu Tü.: xv. yy. kögsük (Sngl 308r. 2); Batı Tü. xiv. yy. gögüs (EM: 134), xv. yy. gögüs (MŞ: 18), gögüz (CH I: 171), gögs (CH I: 178), gögüs (DK II: 122); xiii. – xix. yy. gögüs, gögüz (TTS I 316; II 444; III 304; IV 348), göğüs ‘göğüs, dine’ (TTS III 1730), gögüz ‘göğüs’ (YTS: 96); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. göğüs ‘1.

Vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölümü, sine 2. Bu vücut bölümünün ön tarafı, sırt karşıtı 3. Bu bölümün içindeki organlar 4. (mec.) Meme’ (TS 864), severe ‘göğüs kafesi’ (Mengeser *Doğubayazıt Ağ.) (DS X: 3593), böğür ‘göğüs’ (-Or.) (DS II: 766), can dili ‘göğüs’ (*Daday -Ks.) (DS III: 855), can tahtası ‘göğüs kemiği’ (Dişli *Bolvadin -Af.) (DS III: 858), cenev ‘göğüs, bağır; mide’ (-Isp.; Ortabereket -Ks.; -Kü.) (DS III: 881), çitlevü ‘göğüs kemiği’ (-To.; -Gr.) (DS III: 1246), dalak ‘göğüs’ (*Bergama -Đz.; -Mr.) ‘göbek’ (Ed.) (DS IV: 1336), döş ‘göğüs, bağır’ (-Uş.; -Isp.; -Brd.) (DS IV: 1589), goğos ‘göğüs, meme’ (*Sorgun -Yz.) (DS VI: 2095), gümbek ‘göğüs çukuru’ (*Bor -Nğ.) (DS VI: 2205), kökrek, kökürek ‘göğüs, bağır’ (-Ist.; -To.; -Kn.) (DS VIII: 2953), kükrek ‘göğüs’ (Ilıca *Çifteler -Es.) (DS VIII: 3026), öğür ‘göğüs’ (*Boyabat -Sn.) (DS IX: 3321), ök ‘göğüs’ (Rumeli göçmenleri *Eyüp -Đst.) (DS IX: 3324), sina ‘göğüs’ (*Bor -Nğ.) (DS X: 3637), söğük ‘göğüs kemiği’ (*Kızılcahamam -Ank.) (DS X: 3675); Gag. güüs ‘göğüs, göğüs kafesi’ (GS 125); Azb. köks (ATS: 790), köks ‘1. bk. döş 2. (mec.) Yürek manasında’ (ADĐL III 105); Trkm. gursak (RLT: 259

73), gövüs ‘1. Kökrek, döş, kursak 2. Meme’ (TDS 187); Güney-Doğu: YUyg. köküs, kökis, Özb. küks; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kökis, köhis; Kuzey-doğu (Sibirya): köküs, gös, Altay kögüs, köküs, kükse, Şor kögüs, Hakas kögis, Yakut kögüs; Çuvaş: kakar (EDT 714a), kagr (Tenişev 1997: 272) 1. *gö:küz Etimolojik Değerlendirmesi Clauson da sözü *gö:küz şeklinde kullanmıştır (EDT 714a-b). Tenişev’e göre son ünsüzün ötümsüz olması, /-k-/ ünsüzün ötümsüz olmasından kaynaklanmaktadır: Proto-Türkçe *kökz > *köks > köküs. Altay dillerinden paraleller: Proto-Moğ. *kökün ‘kadın göğsü’, Proto-Mançu-Tunguz *kuhun ‘kadın göğsü, meme’, Kore *kokai ‘çekirdek, öz’, Japon *kĆkĆrĆ ‘kalp’: Proto-Mançu-Tunguz *kohe-, ProtoMoğ. *köke-, ve böylece, asıl anlam: ‘kadın göğsü’ (1997: 273). 2. *gö:küz Kullanım Alanı EM 134 bögrülce ãovuúdur úurudur... gögüse ve öykene müfìddür MŞ 18 nìlüfer ãuyıyla içürler úaçan ki baāursaúlar ya siŋirler ya gögüs zaèìf olsa MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS III 1730 Göğüs yarardı vü bağır diderdi Bu ebiyatı yazıp inşad ederdi TTS III 1730 Pes göğüzlerine değin duttu kaçan bağırsuklar ya sinirler ya göğüs zayıf olsa, ya öksürük olsa, ekşilerden sakınmak gerek TTS III 1730 Çekürge aslan göğüzlü olur. TTS III 1730 Ve göğüzden gelen irini arıtır ve cerahatlarını onultur TTS III 1730 Yüreğin yeri göğüzüŋ ortasıdır TS 864 Genç ve meçhul kadın çocuğunu göğsüne basarak girdi TS 864 Vücudumun etliliğinden, göğsümün dolgunluğundan, elbiselerim dar gelirdi TS 864 Öteden beri yola yüzü yoktu. Hele yokuşları karşıdan gördüğü vakit göğsü tıkanırdı TS 864 Onu sapasağlam görünce göğsüm kabardı oğul TS 864 Ne yazık ki geçtiğimiz yılda, göğsümüzü gere gere, işte zafer diyebileceğimiz pek az başarımız olmuştur TS 864 Kim bilir, bu erkek, kadınların zaafı ile göğsünü gere gere kaç kere istihza etmiştir 260

TS 864 Duvarda, güneşe karşı / Göğsünü kabartan bir güvercin / Đçimde öksüzün gözyaşı / Yıkılan yıllar için TS 864 Sevda mevsimi gelince kuşlar bin türlü teranelerle minimini göğüslerini yırtarlar TS 864 Göğüs bağır açık, ellerinde pankartlarla yürütüyorlar bu savaşı TS 864 Birdenbire sustu ve göğüs geçirdi, hüzün, dertlenme derecesini bulmuştu TS 864 Ben onun hatırı ve hatırası için daha ağırlarına da göğüs verirdim TS 864 Ben dervişim diye göğsün gerersin / Hakkı zikretmeye dilin var mıdır? SFA-2 Bir ara göğsümüze yediğimiz rüzgârı arkamıza aldık. HEA-1 Göğsümde on beş yıldır duymadığım bir sızı belirdi. HEA-2 Ameliyathanede kol bacak kesiyorlar, kafatası açıyorlar, göğüsten, karından kurşun çıkarıyorlardı. HEA-3 Birçok yasla, acıyla dolu göğüsler, kapalı, derin mahzenlerde inilder ve Çubuk çayı sessizlik içinde her an çağlar. HEA-3 Yan gözle baktım, bunu söyleyen genç son derece cılız, Đngiliz fanilasından kapalı göğüslü yeleği, baldır çoraplarıyle çok garip görünüyordu. HEA-9 Bu kadar genç bir göğüste ne sönmez, ne derin bir kin. HEA-9 O cüce göğüsteki yüreğe bir pehlivan yüreğinden ziyade güvenilir... PSE 123 Ve bunu syretmää deyi dopanan cümle halk, olan şeyleri gördüktensora, güüslerini düyeräk, döndülär. UK 37 sansın kılıç güüsünä dayalı UK 136 güüslerni da şişirärdi o çok duygular UK 137 Kaykauz tez aldı onun ince yumuşak belini kavi erkek kollarınna da, sıkıp güüsünä onnarın aazları bireri geldiler isteyişli sansı pek çoktan UK 155 ama sıkıp kendini hem çekip kızı güüsüne yalpak dedi UK 178 sıker güüsüne - Lanka pek sevdalı UK 202 acıdan şiştiydi güüsleri UK 211 güüsü doler iyi gelen sıcaklan UK 212 onun güüsündä ADĐL III 105 Zahirän heyrätamiz däräcädäsadä vä sakit olan bu balacaboylu insanın köksündä bu gädär zänkin vä gülcü bir üräk yaratmış täbiätin e’cazına heyran galmag olmazdı ADĐL III 105 Anahanım .. köksünü sıhmagda olan kädärlärini bölüşmäk üçün Atabalanın yolunu gözlämäyä başladı. ADĐL III 105 Män bir dövürdäyäm ki, tunc ganadlanır; Gara daşın, märmärin köksü atlanır TDS 187 Maŋlayı sakar ol atıŋ gövsi ilerik omzamak bilen, iki öŋ ayagınıŋ arasından possunlı sümeymelidi TDS 187 Öz gövsüniñ ak süysüni ÷mdiren seniñ yaşayşıña garşıdır öydy÷rmiñ TNAS 16 Admıŋ göwsünde arslanıŋ yatagı bar. 3. Anlam Olayları Bakımından *gö:küz Clauson’a göre *gö:küz sözü Türk Dilinin erken dönemlerinden beri metonimi oluyla ‘düşünce, fikir’ anlamına da gelmektedir (EDT 714a-b).

261

Tenişev’in araştırması sonucunda tarihsel kaynaklarından çıkardığı sonuç, *gö:küz sözünün asıl anlamının ‘bedenin üst tarafı olarak göğüs veya sırt’ olduğudur. Bundan hareketle sözün ‘göğüs kafesi, göğüs boşluğu’ anlamı da çıkmaktadır. Göğsün bir takım ruh özellikleri içerdiği inanışından kaynaklanan şu metonimik anlam olayları da vardır: Eski-Uyg. ‘akıl, düşünce’; Krh-Uyg. Altay ‘cesur’; Özb. Altay Kır. ‘ruh, can duygular’ (1997: 272 - 273). 4. Meronim Olarak *gö:küz Anatomik açıdan baktığımızda, *gö:küz sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkilerini gösteren meronimidir. Diğer yandan, *eyegü sözü, *gö:küz sözünün nesne : parça meronimik ilişkisi gösteren meronimidir. Göğüs kafesinde bulunan *yürek ve *öbke iç organ adları ise *gö:küz ile alan : mekân ilgisi içindeki meronimlerdir. Aynı zamanda *eyegü sözü, *gö:küz sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir.

NESNE : PARÇA

*gebde : *gö:küz *gö:küz : *eyegü

ALAN : MEKÂN

*gebde : *gö:küz *gö:küz : *yürek, *öbke

NESNE : MADDE

*gö:küz : *eyegü

Modern Türkiye Türkçesinde kullanılan göğüs boşluğu ‘akciğerlerle kalbi içine alan akciğer zarının çevrelediği boşluk, göğüs kovuğu, göğüs çukuru’ (TS: 865), göğüs kafesi ‘vücutta omurganın, kaburgaların ve göğüs kemiğiyle bunları saran kasların oluşturduğu yürek ve akciğerleri koruyan boşluk’ (TS: 865), göğüs kemiği ‘göğsün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendiği yassı 262

kemik, iman tahtası’ (TS: 865), göğüs tahtası ‘göğsün ön tarafında, üzerine kaburga kıkırdakları ile köprücük kemiklerinin eklendiği yassı kemik, iman tahtası’ (TS: 865) gibi kullanımları da *gö:küz sözünün meronimleri olması açısından dikkat çekicidir 2.2.18.4. *kökrek Proto-Tü. *kökrek (Tenişev 1997: 273); Proto-Ogur *kökrek; Proto-Oguz *kökrek; Doğu Tü.: xv. yy. kökrek (Sngl 370v. 28); Modern Tü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kükrek (DS VIII 3026), kökrek (DS VIII 2953); Trkm. kükrek, kükrök, kökrek; kükrek ‘insanın ya da hayvanın boğazının bulunduğu yerden göğsün biten kısmına kadar uzanan ön taraf’ (TDS 402); Güney-Doğu: YUyg. kökrĆk, Özb. kokrĆk, kökrĆk, hohräy, kohray; Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. kökrek, kekrek, Kumuk kökürek, Karaçay-Malkar kökürek, Tat. kürĆk, Başk. kürĆk, Kaz. kökirek, Kırg kökürök, Nogay kökirek, Karakalpak kökirek (Tenişev 1997: 273) 1. *kökrek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson, sözün kaynağının Moğolca ve Farsça olamayacağını söyleyerek *kökrek sözünün etimolojisinin belirsiz olduğunu ifade etmiştir (EDT 712b). Tenişev’e göre, bu terim *kö:küz sözünden ortaya çıkmıştır. Kıpçak /z/ > /r/ ses değişimine uğrayarak *kö:küz > *kö:kür ve küçültme eki alarak: *kö:kür > *kökrek şeklinde bir gelişme göstermiştir (1997: 273). 2. *kökrek Kullanım Alanı TDS 402 Ganlı söveşlerde kükregiŋ gerip arslan yürek gahrımanıŋ aslı sen 3. Anlam Olayları Bakımından *kökrek Tenişev, *kökrek sözünün Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 273): 263

gurur. Kıp. Kumuk ‘verem’. Tat. Kazak ve Nogay gibi Kıpçak lehçelerindeki ‘cesaret. ‘astım. gururlu’. hiddet. *kökrek ‘göğüs’ kavramını oluşturan önemli bir unsur olduğundan *eyegü sözü. Meronim Olarak *kökrek Anatomik açıdan baktığımızda *kökrek sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. Anad. kendine güven’ anlamları ise sonradan kazanılmış metaforik soyut anlamlardır. Bu sözün Karakalpak. ‘kadıların göğsüne giydiği elbise’. Ancak Özbek ve Türkiye Türkçelerinde görülen ‘at arabası gövdesi veya önü’ anlamları benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. hırs. ‘göğse giyilen bir çeşit zırh’. Kaz. Nogay ‘kendine güvenen. Özb. hiddet. Diğer yandan. tutku. hırs. Tatar ve Türkiye Türkçesinde görülen ‘kadınların göğsüne giydiği elbise. nefes darlığı’ gibi anlamlar *kökrek kavramı ile ilgili olması sebebiyle metonimiktir. Tat. Anad. verem. *kökrek sözünün nesne : parça meronimik ilişkisi gösteren meronimidir. *eyegü ‘eğe’ kavramı. 3) ‘Cesaret. 4) ‘Kadıların göğsüne giydiği elbise’. ‘araba gövdesi’. ‘arabanın önü’. Karakalpak ‘gurur’. Bu anlamlar içerisinde ‘vücudun üst kısmı’ anlamı temel anlam olmalıdır. şehvet. Başkurt ‘burnu havada’. nefes 264 . 2) ‘Araba gövdesi’. Başkurt. iç giyim’ ve ayrıca ‘zırh’ anlamları metaforiktir. ‘baygınlık’. Özb. 4. ‘karaciğer’. tutku’. Ancak bazı Kıpçak lehçelerinde ‘karaciğer’ veya ‘akciğer’ anlamları parça yerine bütün kullanımına işaret eder.1) ‘Vücudun üst kısmı’: Kumuk Tat. darlığı’. Göğüs kafesinde Anad. ‘akciğer’. astım. Ancak ‘baygınlık. 5) ‘Baygınlık’.. şehvet. Bu da bir metonimik anlam olayıdır.

Gün. Özb. xiii. köŋülimin yürekimin ertiŋü tepretdi titretdi ‘aklımı ürpertti kalbimi titretti’ (TT X 451). yy. 12). düşünüş. Kumuk göŋül. köŋül. yy. NESNE : PARÇA *gebde : *kökrek *kökrek :*eyegü ALAN : MEKÂN *gebde : *kökrek *kökrek : *yürek. köŋül (Sngl 24r13). EKıp. könül ‘(şairsel) 1. Đstek. köŋül (TT II. Batı Tü. XIV yy. Proto-Ogur *köŋül. küŋil. KökTü.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. köŋil. Kaz. kevil. yavlak sakınç köŋülinde yaşuru ‘aklında kötü düşünceleri saklarken’ (U II 23. köŋül ‘kalp. istek. yürek manevi manada 2.) Đstek.Tü. Altay kü:n. Hakas kö:l. – xix. bilinç. ruh’ (KTS: 158). MKıp. anma. kalpte oluşan duyguların kaynağı 2. viii. yy. Çuvaş: kamal (Tenişev 1997: 274) 265 . Kırg köŋül. Proto-Oguz *köŋül. kevil. Karakalpak köŋil. Tat. Doğu Tü. 12-13). küŋil. Başk. *köŋül (Tenişev 1997: 274). gevil (DS VI 2011). köŋülteki: savımın ‘aklımdaki sözler’ (KT. Bud. Tofa hö:l. heves.bulunan *yürek ve *öbke iç organları ise *eyegü sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. iç’ (TDS 186). Kuzey-batı (Kıpçak): Karay.). Salar köŋni. köŋül. Kuzey-doğu (Sibirya): köŋül. gönül ‘1. köŋül (KĐ 85). köŋül (DLT III 353. hatır vb. yy. xiv. meyil’ (ADĐL III 109). arzu’ (TS 871-873). KB 211). yürek. Sevgi. yy. göŋül ‘yürek’ (TTS III 1763. Azb. (mec. küŋil. könül. köŋül (CCum 152). *köŋül Proto-Tü. Şor köŋnü. III).2.18. Gag. akıl.5.ç. Trkm.: xv. Modern Tü. Yakut köŋül. arzu.: xi. kiŋil. gönül. Kalp. köŋül (Ton 15). *öbke 2. Nogay köŋil. gövün ‘iç dünya. Güney-Doğu: YUyg. Krh. Đslami ç.

1. *köŋül Kullanım Alanı THO 158 közdä yaş kälsär. düşünce. düşünce organı olarak düşünüldüğünde yürek ile birlikte veya yürek yerine kullanılan somut bir anlam kazanmıştır (EDT 731b). Ona göre daha sonra. Ayrıca benzer bir durumun. göŋlüm aktı TS 871 Gönüllerin birbirine kaynaştığı o günler millî bayramlarımızdan biriydi TS 871 Bu delikanlının kıza. Attar katıma girdi. *köŋül > *köŋl-ek ‘gömlek’ dönüşümünde de izlenebildiğini.. bu terimin başlangıçtan itibaren ‘akıl. yani başlangıçta somut bir organın karşılığı olan bir terim daha sonra soyut bir kavramı da karşılar hale gelir (1997: 274). can’ anlamında olan *köŋül sözünün Eski Türkçe *koyn ‘koyun (kucak)’ teriminden türediğini ifade etmiştir: ‘koynunda olan’ > ‘göğsünde olan’. 2.belirtmiştir (1997: 274 .. Ona göre. Tenişev bu fikre katılmamaktadır. *köŋül Etimolojik Değerlendirmesi Clauson sözü köŋül şeklinde almış ve bu sözün orijinalde ‘düşünce’ ve ‘düşünce’ ile ilgili ‘akıl’..ki burada vücut kısmı ön plana çıkmaktadır. ‘kalp. duygular’ anlamına gelip daha sonraki dönemlerde vücut organını karşılamaya başladığı fikri doğru değildir. sureti vvelki suret değil. ätida(?) köŋültä sığıt kälsär ‘gözlerimde yaş akarken. Bağa eyitti: Maymun göŋlü kanda buluna? TTS III 1763 Hatırın gözler rakibin ol melek Hiç şeytan göŋlünü ağrıtmadı TTS III 1763 Göŋül bir pâk meşreptir akar her servi reftare Veli seyl-i fena şimdi anı varmışbulandırmış TTS III 1763 Ol attarı katıma getir bazar edelim dedim. Bur renç ki rahimde olur. ve müferriódür. ‘düşünce’ gibi yan anlamlara sahip soyut bir kavram olduğunu ifade etmiştir. yüreğimden pek çok feryat gelirken(?)’ EM 199 . Diğer yandan. yürek ditremesine yavlaú yarar MŞ 104 dudaúlar gĆce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gĆce ŋ gĆce diş úırcıldamaú TTS III 1763 . bir hûp yiğit.275). anı otalamak avratlar iş dir ve anın maymunlar yüreğinden artık derman olmaz. bu kızın delikanlıya gönlü akınca insanın yüreği kabarıyor 266 . çünkü genelde dillerde tam tersi görülür. Tenişev. göŋül açar.

kırılan bir gönlü almak mı. aklı köŋül. sonra gelir. S. yaratılışın ilk zamanlarını hatırlatan ıssız ululuğu ile. HEA-8 Ruhumda bütün dünyaya karşı yalvaran bir alçakgönüllülükle döndüm HEA-8 Onun artist ruhu da. bizim oğlanın gönlünü alır.TS 871 Onun kenar mahallelerde sürüklenen çıplak ayakları benim gönlüme dokunuyor TS 871 Ne güzel yayla da şu bizim yayla / Çık soğuk su başına da gönlünü eğle TS 871 Tabiatın bu eşsiz güzellikleri karşısında o birtakım gevezeliklerle benim kafamı ağrıtacak. 267 . gönlümü karartacak değil TS 871 Birkaç gece evvel gelip de bir şey soracaktım.. yoksa tıpkı ilk günlerdeki şakacı oyunbaz arkadaşlığının ihyası mı? HEA-6 Hastalıklı babamız o kadar kederli ki bir yüzünü. Ezim ADĐL I 456 Ey könül. gutul. HEA-1 Eğer Âkıle Hanım'ın gönlünde belli belirsiz bir istek halinde meydana çıkıp da el uzatıp erişemediği bir tek şey varsa o da romancı olmaktı. TNAS 52 Ayaklar nämüçin (neçün) barsın. göŋlünde Şeytan. TNAS 115 Dişiŋ agırsa. cüssesinin küçüklüğüne rağmen iyi bir işçi olacağı kanaatini verirdi. onun harap evini bırakıp gitmesi. S. ayrıldır ADĐL III 109 Gonşu arvadların sözünä görä gızın könlü Yusifdädir TDS 186 Gövün bir çuyşedir. köŋlüne bol. çek (sogur). gamış . HEA-4 Gönlü isterse tarlalarda da çalışır. gädrini bil ohlarının sinämdä. HEA-9 Kızın gönlü olursa oğlana ne mutlu! ADĐL I 456 Ey könül. Ezim ADĐL III 109 Ağaräsul … işi yubatmayıb hämin saat könlündäki mähäbbäti gıza söylädi ADĐL III 109 Aralıgdan könül guşun ürktdük. göç. rahatsız etmeye gönlüm varmadı TS 871 1934'te yepyeni bir Türkçeye gönül vermiş olan Atatürk. köŋül barmayan yere. TNAS 121 Dostuŋ gözünde bolandan. HEA-1 Sadi'nin babası kadının gönlünü hoş etmek için arada bir Ferhunde ile konuşurdu. gutul. HEA-9 Gözünü. Edib ol gaşı käman bunların än’am sänä. daha ılımlı bir dil devrimine yönelmiş olabilir mi? TS 871 Atölyelerde bu işe gönül veren idealist öğretmenler ders vermekteydi TS 871 Cevizli tel kadayıfına gönül verene de rastlanıyor HEA-1 Döner. Edib ol gaşı käman bunların än’am sänä. TNAS 179 Görki göz biler. goŋşıŋ yaman bolsa. gönlünü hoş etmiyor.. HEA-4 Acaba bu. kendisine çekilmiş ve alçakgönüllü idi. gönlünü ısıtan biricik Rabianın. TNAS 135 Eli işde.bogundan Gövün-gövünden TNAS 21 Agzında Alla. köŋli oynaşda. bu sonsuz çölün. Bir-birilä gonuşmadıg. dolaşır. sınsa tapılmaz TDS 186 Gövün sıgsa gövre sıgar TDS 186 Gövün gövünden suv içer. sonraki üç dört yıl içinde. gädrini bil ohlarının sinämdä. HEA-3 Gönlümün özlemiyle yapayalnız olmaktan vahşî bir tat alarak sokaktan sokağa dolaşıyordum.

4. istek. *yürek ve *gebde sözleri ile ilişkilendirildiği taktirde bu sözün bu kavramlarla alan : mekân ve nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronim ve holonim olduğu düşünülebilir. ‘düşünce’ gibi yan anlamlara sahip soyut bir kavram olduğunu ifade etmiştir. Oğuz grubu Türk lehçelerinde bu sözün “sevgi. *öbke 268 . Göğüs kafesinde bulunan *yürek ve *öbke iç organları ise *eyegü ile alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. hatır gibi kalpte oluşan duyguların kaynağı. Anlam Olayları Bakımından *köŋül Clauson *köŋül sözünün orijinalde ‘düşünce’ ve ‘düşünce’ ile ilgili ‘akıl’. Ancak. Tenişev aksine bir terimin başlangıçta somut anlama sahip olması ve daha sonra soyut yan anlamlar kazanması gerektiği düşüncesini dile getirmiştir. yürek” organ adları ile de ilişkilendirildiği görülür.3. arzu” kavramlarının yanı sıra “kalp. *eyegü ‘eğe’. Diğer yandan. *köŋül ‘göğüs’ oluşturan önemli bir unsur olup nesne : parça meronimik ilişkisinin örneğidir. yürek kavramı ile ilişkilendirerek ‘kalp organı’ somut anlamını kazandığını belirtmiştir (EDT 731b). Meronim Olarak *köŋül *köŋül sözünün *gö:küz. anma. Daha sonra. Ancak Türk Dilinin en eski kaynaklarında bile bu sözün soyut anlamda kullanıldığını görüyoruz. NESNE : PARÇA *gebde : *köŋül *köŋül : eyegü ALAN : MEKÂN *gebde : *köŋül *köŋül : *yürek.

122). yy. -Brd.2. eye kemiği’ (KTS: 121).19. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan EĞE kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *eyegü sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Bud. 6). erin..) (DS III: 1241). EKıp. önden de göğüs kemiğine eklenen uzun. Modern Tü. küsri ‘kaburga kemikleri’ (DLT I: 422). iyegü ‘kaburga kemiği’ (YTS: 87).2. úabar ‘kaburga. eyeg.2. gekrek 269 .Tü. eyegü (NF III: 143).ç. eyegü. eyegü (H. eğey ‘bir ucu boşta bulunan kaburga kemikleri’ (-Isp.. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. MKıp. eyegü (San 57r. Doğu Tü. çıtloğ ‘kaburga kemiği’ (-Or.19. II 22. 2. eyegü (KTS: 78).) (DS III: 885). costa Đng. úaburāa ‘kaburga’ (KTS: 121. kaburga’ (TS 675). -Kn.) (DS III: 1243). yy. eye. iyegü ‘omurga. rib.: xv.. 29). yassı ve eğri kemiklerden her biri. -Ezc. eyegü (EM: 130). irin ‘dudak’ (DLT I: 77).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. xiii. ege ‘kazanda pişirilmiş kaburga yemeği’ (TTS III 1388).) (DS III: 1197). úabırāa. *eyegü Proto-Tü. eyegü: (KĐ 27). kaburga kemiği’ (YTS: 79). egri süŋük ‘eğe kemiği. çötürge ‘kaburga kemiği’ (-Gr. eyegü (KE II: 218). *Ünye -Or. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde EĞE ‘eğe’ Lat. eyegü (DK II: 108). yy. – xix. yy. xiv.) (DS V: 1677). *eyegü (Tenişev 1997: 275). xv. Đslami ç. Proto-Oguz *eyegü. çit ‘kaburga kemiği’ (Piraziz -Gr. eğe ‘Göğüs kafesini oluşturan. xiv. Harezm ç.1. yy.) (DS III: 1297). yy. xiv. cerek ‘kaburga kemiği’ Damda geçi yayılır – cerekleri sayılır – Dama çıkma Fadimem – Seni gören bayılır (Fındıklı -Ist. -Dz.. çiti kemiği ‘kaburga kemiği’ (-Sm.: xi. eye:gü: (DLT I 137). geğrek. eye kemiği’ (KTS: 117). Proto-Ogur *eyegü. yy. arkadan omurgaya. -Nğ.. Batı Tü. Krh.

pardıkemiği ‘eğe kemiği’ (Rumeli göçmenleri. āabırğa ‘eğe’ (ATS: 438). Türk lehçelerinde eğe organının eski adıdır.. bu sözün muhtemelen Altay paralellerini şu şekilde vermiştir: Proto-Mançu-Tunguz *fiken ‘göğüs kemiği’ (1997: 275). *eyegü Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev.. Yakut oyoğos. öğürğe ‘kaburga kemikleri’ (-Çkr.) (DS X: 3874). e:gi. Tofa e:gi. *Bor -Nğ. öğrek.) (DS X: 3584). *Merzifon ve köyleri -Ama. iyağı. oğürğa ‘kaburga kemiği’ (-Ama.) (DS VI: 1970). iya.. sepetlik ‘kaburga kemiği. göğüs kafesi’ (-Çkl. temeçi ‘kaburga kemiği’ (Rz.. Çuvaş: ayak (Tenişev 1997: 275) 1.) (DS VIII: 2779).) (DS VII: 2573). ikinci çifti’ (-Ml. kaşıklık gemi ‘kaburga kemiği’ (-Mr. 2. Anlam Olayları Bakımından *eyegü Clauson.) (DS VIII: 2680). ancak modern Türk lehçelerinin çoğunda bu terim yerine Moğ.. iyeği ‘kaburga kemiği’ (-Çr. keyrek ‘kaburga kemiklerinin alttan birinci.‘yumuşak eğe kemikleri’ (-Çkl. iskelet’ (Varyanlı -Mr.) (DS IX: 3315). öğe kemiği ‘eğe kemiği’ (-Sm..) (DS IX: 3396). gabırğa ‘eğe’ (ADĐL I: 387). Trkm.) (DS VIII: 2636). Azb. tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *eyegü sözünün anatomik anlamla ‘eğe’ anlamında kullanıldığını tespit etmiş ve ‘yurt iskeletini oluşturan eğeler’ gibi 270 . -Kc. iyegi. *eyegü sözünün etimolojisi konusunda Clauson ile hemfikirdir: *eyegü. kaptırka ‘kaburga. sepetlig. -Kn.. sepetlek. Aslıhan *Uzunköprü -Ed.) (DS IX: 3317). *kapırga terimi daha yaygın kullanılmaktadır.) (DS IX: 3272). *eyegü Kullanım Alanı EM 130 õatü’l-cenb rencine ki eyegü arasıda aārı olur TTS III 1388 Öğlene eğe de akşama kuzu Sabaha kaymaklaı bal ister gönül 3. Tenişev. gapırga (RLT: 164). Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva egi (EDT 272a). -Es. -Ks. sepetkemiği. -Kü.

Bu sözün ‘yemeği’ anlamı ise hayvanla ilgili olabileceğinden metonimiktir. taraf’. dışında tüm Türk lehçelerinde ‘eğe’ anlamında kullanılmakta olduğunu belirtmiştir: Yak. nesne : madde ve alan : mekân ilişkileri gösteren meronimidir. ‘yan. *eyegü sözünün Çuv. 4. Çuv. Tenişev. ‘yan. göğüs kafes’ sözünün nesne : parça. Meronim Olarak *eyegü Anatomik açıdan baktığımızda *eyegü sözü *gö:küz ‘göğüs. eğe’. NESNE : PARÇA GRUP : ÖĞE NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü *gö:küz : *eyegü 271 . grup : öğe. hatta ‘yurt iskeletini oluşturan parça’ (1997: 275).otağların kuluşundaki yapı unsurlarına benzetme yoluyla oluşturan metaforik kullanımlara da dikkati çekmiştir (EDT 272a).

bacakların birleştiği yerle bel arasındaki şişkin bölge’ (TS 1164). uyluú ‘oyluk kemiği’ (DK II: 305). -Dz. Bud.) (DS V: 1850).Tü. *bıkın (Tenişev 1997: 280). cavur ‘kalça’ (Karaçay Aşireti.. xiv.. humaca ‘kalça’ (Fakıekinciliği *Pınarbaşı Ky. kukuk ‘kalça’ Yorgunluktan 272 .2. bıkın üze ısırsar ‘kalçayı ısırırsa’ (TT VII 36. bıāın (KTS: 30). hip. Aslanköy *Mersin -Đç. hama ‘kalça kemiği. xiii.) (DS III: 11361137).) (DS VII: 2399). -Nğ. fığla ‘kalça kemiği’ (Dere *Seydişehir Kn.) (DS VII: 2259). cızdik ‘kalça’ (*Şiran -Gm. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.) (DS III: 1295).ç. EKıp.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.) (DS III: 947). hot ‘kalça kemiği’ (*Emirdağ -Af. bıkın (Sngl 147v. bügür (EUTS: 56). Proto-Oguz *bıkın. bıkın ‘böğür’ (TTS I 537). Başhöyük *Kadınhanı -Kn.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALÇA ‘kalça’ Lat. kalça ‘Gövdenin arka bölümünde. uylyk kemiği’ (*Emirdağ -Af. Bulgarisan) (DS III: 1071). almacık ‘kalça kemiği. -Uş. Proto-Ogur *bıkın. Modern Tü. *Bor -Nğ. çotum ‘kalça’ (*Alanya -Ant.2.20. Batı Tü. -Ist.) (DS I:226). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KALÇA kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *eyegü sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. yy. Đsahacılı -Ada.. coxa Đng. *bıkın Proto-Tü.) (DS III: 1275). Doğu Tü.. çenet ‘kalça’ (-Af.) (DS VII: 2418). bıkın (KĐ 34)..16).... homça. bıúın (EUTS: 40). yy. homa.) (DS III: 867). 6). MKıp.) (DS VIII: 2784). uyluk başı’ (Yassıviran *Senirkent -Isp.2.: xv. Eldirek *Fethiye -Mğ. çötme ‘kalça’ (Türkmenler. çörtme. 2. kıcır kemiği ‘kalça kemiği’ (*Niksar -To. – xix. yy. halça ‘kalça’ (-Çr. çantı ‘leğen kemiği’ (-Ba.20.1. -Brd.) (DS VII: 2400). yy. xv.

Kalmık bokÿr. kalça’ (-Ay. mıkın. dekirdan ‘kabaet.) (DS VIII: 2992).. *Doğubayazaıt -Ağ. Ancak bu sözün Türkiye Türkçesi ağızlarında da kullanımı yaygındır.) (DS X: 3570). beken. Kırg mıkın.) (DS X: 3550). buğÀr (1997: 280-281). Özb.kukularım ağrıyor (Rumeli göçmenleri *Mudanya -Brs. Erkinis *Yusufeli -Ar. Başk. -Ada. tantak. Moğ. kut kemiği ‘kalça’ (-Ky. Tenişev *bıkın sözünün incelediği tüm tarihsel ve modern kaynaklarında ‘kalça ve yan’ anlamında geldiğini belirterek Altay dillerinden şu paralelleri vermektedir: Proto-Altay *bıka. Tuva bığın.. bığın. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar bığın.. bıkın ‘gapırgaların aşağı yüzü. Höketçe *Saimbeyli. *bıkın Kullanım Alanı Denedin mi hiç ol belin bıkının Ne yaraştırmış ol tonlar biçinin TTS I 537 Yarma belenli ucası bir yığın Sımsıkı et hep yakışık bel bıkın TDS 118 Bu gız iki ÷lini bıkınına urup dur TDS 118 Garınları bıkınlarına elmeşen atlar ümzüklerini ileri atyardılar. bikin. Trkm. bukÿr. satan ‘kalça. bikin. sözü bıkın şeklinde vererek. Kaz.. TTS I 537 273 .) (DS IX: 3160).) (DS VIII: 3017). *bıkın Etimolojik Değerlendirmesi Clauson.‘yan. 2. Güney-Doğu: YUyg. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay bıkın. bacak’ (*Arapkir -Ml. -Kn. arka tarafı’. bekin. kaba et’ (-Dz. Mğ. tanta ‘kalça. kalça’: Proto-MançuTunguz *böka ‘kalça. -Ama.) (DS XI: 4035). *Mut -Đç. -Dy. uma ‘kalça’ (Üçkuyu *Bolvadin -Af.. Bağlıca *Ardanuç. günümüzde kuzeydoğu Türk lehçelerinde varlığını sürdürdüğünü belirtmektedir (EDT 316a). *boka-ğur ‘arka. mıkın. Hakas pıhtı (Tenişev 1997: 280) 1.) (DS X: 3821). Orta-Moğ. aşağı eteği’ (TDS 118).. bığım.. menç ‘kalça’ (Yavuz *Şavşat. baka’uur. Proto-Moğ. Tat. but’.

Bu sözün Tarihsel ve modern Oğuz alanında da ‘uyluk kemiği. *teri bacak: *bu:t. Kır. kullanıldığını belirtmiştir: Tat. *kemük. 4.*baltır. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *bıkın: *siŋök.*bu:t. Aynı zamanda *bıkın sözü bacak sözü ile nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimidir. Meronim Olarak *bıkın Anatomik anlamda *bıkın. Altay Uyg. ‘kalça. Tuv. *damor. Eski Türkçede hem “kalça” hem de “böğür” için günümüzde birçok kuzey ve kuzeydoğu Türk lehçelerinde hâlâ *bıkın kelimesinin kullanıldığını belirtmiştir (EDT 316). Altay Hakas. böğür. kalça. *teri terimleri *bıkın sözünün nesne : madde ilişkisini gösteren meronimleridir. *siŋök. Clauson. Bu sözün hayvan için kullanımı metonimik bir kullanımdır. *uδluk. kalça kemiği. Anlam Olayları Bakımından *bıkın Tenişev. kalça’ anlamında. ‘kasık’ anlamında kullanıldığını belirtmiştir (1997: 280). *damor. but’.3. Uyg. kaburgaların aşağı kısmı. *kemük. *bıkın sözcüğünün modern kaynaklarda genellikle ‘yan. leğen kemiği’ anlamlarında kullanıldığı görülmektedir. *uδluk ve *baltır sözleri bacak sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. *bıkın 274 .

oma ‘bacak’ (TTS V 2979). Bazı şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BACAK ‘bacak’ Lat.. konuşmada yenilmek’ (TDS 487). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BACAK kavramını karşılayan sözcükler Eski Türkçe *bacak ve Proto-Türkçe *aδak sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz.) (DS IV: 1504). hiç ‘bacak kemiği’ (Eşke *Divriği -Sv.) ‘bacak’ Dingillerini uzatmış (-Brs.) (DS III: 1224). gış ‘bacak. bacag.21. bacak ‘1. – xix. -Ant. ompa otur.2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. gıç. Azb.. bacak Batı Tü.1. dikme ‘bacak’ (*Göksun -Mr. -Dz. Trkm. -Uş. Bacak 2.) (DS VI: 2030). 2.‘1. -Brd. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.) (DS VII: 2384). Takatten düşmek. güçsüz olmak 3. Đğneciler *Mudurnu Bo. bacak’ (-Ada. ayak 4.21... -Isp.. çimke ‘bacak kemiği’ (Bereketli -Dz. yy. halsiz..2. leg. Ayağın topuk ile diz arasındaki büyük kemik’ (TDS 339). i:ncik ‘bacak’ (Sarıyev 2007: 9). i:ncik ‘1. destek veya bunlardan her biri. Oyun kâğıtlarında oğlan. Modern Tü. gık. xiii.) (DS IX: 3407) 275 . āılça ‘bacak’ (ATS: 510). Hayvanlarda yürümeye veya atlamaya yarayan organ 3. Ayağın topuk ile baldır arası 2. Baş aşağı ayağı yukarı olmak 2.) (DS IV: 1489). patan ‘ayak. Birine sözde. vale’ (TS 189). Mobilya ayağı’ (GS 68). Đng. crus. bacak ‘1. ayak’ (Af. Vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü 2. Gag. gıç ‘insan bedeninin ombadan başlayan ve ayağa kadar olan ve insanın yürümesine yarayan organ’ (ADĐL I 210). dingil ‘omuz’ (Mr.2.

asıl men hem ompa oturdım. guyruglarını oynada-oynada analarının mämälärini ämirdiler TDS 339 Çorlan inciklerini. bacak Etimolojik Değerlendirmesi Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde Modern Türkiye Türkçesinde bacak sözü ‘vücudun kasıktan tabana kadar olan bölümü’ (TS 189) anlamına gelmektedir. bacak Kullanım Alanı TTS V 2979 Nice yerde omalar ve başlar ve ecsat yığıldı TTS V 2979 El-azele: Tavarın elmacığı üzere olan omaca kemiğine denir TTS V 2979 Hav: Sekiz mânası ver. bacaglarını bükäräk.1. PSE 130 Amma Đsusa geldiklerindä. göğsümüzdeki cesaret tükenmez sanıyorduk. incik . sandalye vb. PSE 130 Pilata yalvardılar.nin ayağı. TS 189 Ece sinirli sinirli gerinerek bacak bacak üstüne attı. TDS 339 Onun çañ siñen inciklerini çöp-çalmazlar çızıpdır TDS 487 Şol yigit gatı ılımlı bolara çemeli. sözleri de vardır. 7. 276 . 3. SFA-2 Birden takma bacaklı adamın gözlerinin bir kadın bacağına takıldığını gördüm. āılça. dizini sandakyanın üstünä goydu ADĐL I 210 Hayvancıklar . gıç.ayak / ayag. çöñürtge sıpcıran barmaklarını gızgın ç÷ge gatadıpdı. ADĐL I 211 sağ bacağını bükerek. yere sağlam sağlam basan bacakları vardı. Onun bacaklarını kırmadılar. atın sağrı taèbir olunan uzuvdur ki insanda uca ve omaca denir.. Bacak sözünün ‘masa. açan Onu artık ölmüş gördülär. SFA-2 Bir de kalın kalın. Azerbaycan Türkçesinde bacag ve gıç sözleri eş anlamlı olarak kullanılmakta gıç sözünün kullanım sıklığı daha fazla olmaktadır. Anlam Olayları Bakımından bacak Ayak kavramından ayrı olarak “bacak” kavramı daha çok modern Oğuz Türk lehçelerinde kullanımakla birlikte eş veya yakın anlamlı kullanıldığı oma. ki onların bacakları kırsınlar hem alınsınlar. HEA-3 Bacaklarımızdaki kuvvet sonsuz. TS 189 Yorgun vücudunu zahmetle taşıyan ince bacakları üstünde doğruldu TS 189 Đpleri sedirlerin bacaklarına doladılar. Türkmen Türkçesinde “bacak” kavramı ile ilgili olarak ayak ‘canlılarda yürümek için hizmet gören organ’ anlamı temel anlamdır. 2.

*teri bacak : *bıkın. *uδluk. bitiş’ anlamları benzetme temelli metaforik anlamlardır. *boδ sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. *siŋök. Meronim Olarak bacak Anatomik anlamda bacak sözü. *baltır sözleri bacak sözünün alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimleridir. *baltır 277 . son. *damor. *bu:t. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ: bacak bacak: *siŋök. Aynı zamanda *bıkın. *bu:t. *kemük. *damor. *teri terimleri bacak sözünün nesne : madde ilişkisini gösteren meronimleridir. *kemük. *uδluk.nehir veya akar suyunun aktığı yer. 4.

xiv. ayak. Bud. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BUT ‘but’ Lat. *bu:t Proto-Tü. but ‘but. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. but (TTS I 721). but ‘but’ (GS 99).ç. Trkm. uca ‘but’ (Ömerli -Sm.) (DS III: 858). bu:tı sınu:r ‘bacağı kırılır’ (DLT I 254.1. xv. bu:t (EDT 297b). yy. EKıp. Krh. Doğu Tü. Özb. yy. kolın butın sızlatur ‘elini bacağını sızlatır’ (TT VII 40. but ‘ayağın dizden yukarısındaki kısmı’ (TDS 116). capgak ‘but’ (Karaçay Aşireti.2. Azb. but ‘but. Đslami ç.) (DS III: 1282). but. sağrı’ (-Ist. Harezm ç. Batı Tü. yy. etli bölümü’ (TS 363). Güney-Doğu: YUyg. çantı kemiği ‘but kemiği’ (GS: 529). – xix. 23). but. Proto-Ogur *bu:t. but (RLT: 22).) (DS XI: 4019). 141-2).) (DS II: 775). Modern Tü.) (DS III: 1037).: xi.22. arka bacaklarının gövdeye bitişik olan dolgun. 278 . but’ (*Kavak -Sm. çağ kemiği ‘kalça ile diz arasındaki kemik’ (Taşoluk *Göksun -Mr. but ‘1. yy. Hayvanların. thigh. xiv.: xv. put. çöl ‘but. MKıp.22. femur Đng. 2. buca ‘kalça. buù (DK II: 62). xiii. put. bacak’ (EUTS: 55). bud (EDT 297b). yy. Đnsan vücudunun kalça ile diz arasındaki bölümü 2. çantı ‘kalça’ (GS 529). buù (KTS: 39).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Gag. but.Tü. but ‘but’ (DLT III: 120).2. Krh. yy. SUyg. Uca kemiğine de ‘yan’ denir’ (DLT III: 160). Proto-Oguz *bu:t. but (KĐ 29). bud (ATS: 153). bud ‘bacağın çanak kemiği ile dize kadar olan kalın hissesi’ (ADĐL I 319).2. but (Sngl 130r. *bu:t (Tenişev 1997: 282). yan ‘uca kemiğinin başı. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BUT kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *bu:t ve *uδluk sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. 24). buù (CH I: 301). bacak’ (KE II: 146).

Tuva but. Ortadaki uzun /u:/ ünlüsü ise günümüzde Türkmencede görülmektedir. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tenişev. *bu:t Kullanım Alanı TTS I 721 Kolluğun ve butluğun cümle cebesin giyip TTS I 721 Bunlar zırh. but. Karakalpak put. butluğ giyinmiş olup TS 363 Kimi azık torbasını. Sondaki /-d/ sesi günümüzde Azerbaycan Türkçesinde korunmaktadır: bud. *bu:t Etimolojik Değerlendirmesi Clasuon’a göre *bu:t sözü günümüz Türk lehçelerinde hem insan anatomisinden ‘but’ hem de ‘arka bacak’ gibi hayvan anatomisinden anlamını almaktadır. Kırg but. Başk. Yakut bu:t. Anatomik anlam dışında kullanımına pek rastlanmamaktadır. 279 . Kır. but. Anlam Olayları Bakımından *bu:t Hakani ve Uygur Türkçesinde *bu:t sözünün. Kumuk but.Halaç but. EUyg. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay but. Kaz. Nogay but. *bu:t sözünün Halaç Türkçesinde but şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26). tüm bacak anlamına da geldiğini görüyoruz (EDT 297). Tat. Hakas put. külâh. Karaçay-Malkar but. Tofa but (Tenişev 1997: 282) 1. SUyg. *bu:t sözünü Proto-Mançu-Tunguz *bugdi ‘bacak’ sözü ile karşılaştırmaktadır (1997: 282). 2. kolçağ. Tenişev. Kumuk Karaçay-Malkar. kimi yanındakinin kaba budunu yastık yapmıştı kafasına TDS 116 Vuşi keliñ iki butları saññıldaşıp titrej÷rdi TDS 116 Mañlayı sakar al atıñ art butları çıkın-çıkın bolup durdı ADĐL I 319 Bir budu şişä çäkib iki çöräk ilä täk yemişäm 3. Uyg. but. but. (EDT 297b). *bu:t sözünün tarihsel ve modern Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 282): 1) ‘Bacak’. Doerfer.

Tuv. Tuv. Yak. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ : *bu:t ‘bacak’ *bu:t: *siŋök. Azerbaycan ve Türkmen Türkçelerinde ‘bacağın leğen kemiğine kadar olan üst kısmı’ anlamlarında kullanılmaktadır. Modern Oğuz Türkçesi içinde Türkiye. Tofa. *boδ sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Başkurt Nogay Karakalpak Kaz. *damor. Alt. Çağ.*bu:t sözü modern Türk lehçelerinin bir kısmında bacak sözü ile yakın anlamlı kullanılmaktadır. Aynı zamanda. *bu:t sözü ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamında *uδluk sözü ile eş anlamlı olmaktadır. Özb. Meronim Olarak *bu:t Anatomik anlamda *bu:t sözü ‘bacak’ anlamında kullanıldığında. ‘kasık’. 4) ‘Bir nesnenin ayağı’. Yak. Kır.2) ‘Tüm bacak’. Tat. 4. *teri sözleri *bu:t sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. 3) ‘But’.. *bu:t sözü ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamında ise bacak sözünün alan mekan ilişkisi gösteren meronimi olur. Orta-Kıp. Kaz. Alt. *teri bacak : *bu:t ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ 280 . *siŋök. Güney-Batı Türk lehçelerinde. Bu kullanım metaforiktir. *damor. *kemük. Bu durumda bir bütün yerine parça kullanımından dolayısıyla bir metonimiden söz etmek mümkündür. *kemük. Karaim. Hakas. ‘but’.

aglamaga başladı 3. oyluğu vardıkça katırak. udluk (TT VII). xiii.: xi. uyluk ‘ayağın çatalba ile diz aralığı’ (TDS 672). ‘but’. Yakut ulluk (Tenişev 1997: 282) 1. TTS V 3036 Bu hareketi itmeğe dahi bedeni öğretmek için anul anul başlayıp ovmak gerek. *uδluk Kullanım Alanı TTS V 3035 . ot aldı! – diyip gıgırdı TDS 672 Ecem ellerini uylugına urup. Trkm. TS 2294 Kalçalarının ve uyluklarının her basamakta aldığı şekil. kalan bedenin tuzlu su ile yuyalar. kulağın.Tü.2. *uδluk (Tenişev 1997: 282). – xix. Koltuğun. Güney-Doğu: YUyg. yy. uyluk/oyluk ‘kalçadan dize kadar olan bacak kısmı’ (TTS V 3035). dizi. hasmım mezkûr Arslan’dır.. oyluğu arasın ol tuzla tuzlayalar. Modern Tü. baldırı. uyluk (Sngl). 281 . udluk (KT). yy. *uδluk Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. ‘baldır kemiği’ olarak geçmektedir (1997: 282).2. Tenişev. Doğu Tü. kalbinde dayanılmaz heyecanlar alevlendiriyordu TDS 672 Đki ÷lini uylugına urdı-da: -Hay. *uδluk sözünün incelediği tüm tarihsel kaynaklarda ‘but’ anlamına geldiğini ancak Altay dillerinde paralellerini bulamadığını belirtmiştir (1997: 282). hususâ ayağı. Proto-Ogur *uδluk. Bud. Hakas. yy. Proto-Oguz *uδluk. yangın dünya. Kuzey-doğu (Sibirya): Hakas ustuh.2. uvluk. Batı Tü. Yak. SUyg. TTS V 3036 Sol uyluğumda beni bıçağla urdu..: Güney-Batı (Oğuz): TTü. *uδluk sözünün u:d ‘dananın eklemi’ kelimesinden türediğini ve günümüz Türk lehçelerinden sadece güneybatı sahasında varlığını sürdürdüğünü iddia etmektedir (EDT 55a).: xv. utuk. Anlam Olayları Bakımından *uδluk Tenişev’in taradığı tüm tarihsel kaynaklarda ve modern lehçelerden TTü. Đslami ç. 2. yy.. Sözün hayvanlarla ilgili anlamı yan anlam olmalıdır. viii.22. Trkm. KökTü..ç. udluk (DLT). Krh. *uδluk Proto-Tü. uyluk ‘Kalçadan dize kadar olan bacak bölümü’ (TS 2294).

Kuzeybatı (Kıpçak): Kumuk san. *sa:n (Tenişev 1997: 282). san. birçok Türk lehçesinde sa:n. hayvanın but kısmındaki derisinden imal edilmektedir) sözünden anlaşıldığını belirtmektedir (Tenişev 1997: 282). *kemük.3. sa:n. san. Özb. *damor. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ : *uδluk ‘bacak’ *uδluk: *siŋök. Başkurt Türkçesinde han şeklinde geçtiğini belirtmiş ve Çuvaş Türkçesindeki ‘vücut’ anlamına gelen bu sözün bu gruba ait olmadığını ifade etmiştir. Tenişev. *siŋök. Meronim Olarak *uδluk Anatomik anlamda *uδluk sözü ‘bacak’ anlamında kullanıldığında. san. *sa:n Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’da rastlanmayan bu sözün.22. Karaçay-Malkar san. *sa:n teriminin aslen BUT anlamına geldiğinin san-aç ‘deri çantası’ (bu çanta. Modern Tü. han. Güney-Doğu: YUyg. *damor. Proto-Oguz *sa:n. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay san (Tenişev 1997: 282) 1. Karakalpak san.4. 282 . Başk.: Güney-Batı (Oğuz): Trkm. Proto-Ogur *sa:n. *teri sözleri *uδluk sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. Kaz. *teri bacak : udluk ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ 2. san. *uδluk sözü ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamında ise bacak sözünün alan mekan ilişkisi gösteren meronimi olur. *sa:n Proto-Tü. Nogay san. Kırg san.2. *kemük. *boδ sözünün nesne : parça ilgisi sergileyen meronimidir. Tat.

2. *kemük. *teri sözleri de *sa:n sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. 2) ‘beden’ Kumuk. *damor. Anlam Olayları Bakımından *sa:n Türk Dili kaynaklarında şu anlamlarda kullanılmaktadır: 1) ‘but’. Tat. vücut organı’. *teri ALAN : MEKÂN bacak : *sa:n ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ 283 . Karaçay-Malkar. Kumuk ve Karaçay-Malkar dışında tüm kaynaklarında geçmektedir. Karaçay-Malkar (Tenişev 1997: 282). vücut parçası. sözünün ‘but. bacağın dizden yukarı kısmı’ anlamı düşünüldüğünde bacak sözünün alan mekan ilişkisi gösteren meronimi olur. Kumuk. *kemük. Meronim Olarak *sa:n *sa:n. *siŋök. *damor.. NESNE : MADDE *sa:n ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ : *siŋök. 3. Başkurt. Kır ‘uzuv.

MKıp.. yy.Tü. *Gölcük -Kc. yy. aşuú (KE II: 40).) (DS IV: 1460).) (DS VII: 2357). tíz (CH I: 217). hot kemiği ‘aşık kemiği’ (-Ank. *Kadirli 284 . Batı Tü. 2.2. *tuyzke (Tenişev 1997: 284).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. yy. -Krş. kap ‘aşık kemiği’ (-Tr. kokal ‘dizkapağı’ (Konurlar *Đnegöl -Brs. tiz ‘diz’ (DLT III: 123). Harezm ç. Krh. viii. Modern Tü.: xv. dımak ‘aşık kemiği’ (-Ba. ti:z (DLT III 123). diz (EM: 125).. yinçük ‘diz. diz (DK II: 94). tiz. diz gözi ‘diz kapağının iki yanındaki çukurlardan her biri’ (YTS: 70).) (DS VIII: 2781). Doğu Tü. yy.) (DS III: 1006). tizligig söktürmis ‘baş eğdirmiş. KökTü. yy. hıcıp ‘aşık kemiği’ (Osmanlı -Bil. tizgi (KTS: 278). baldır ve uyluk kemiğinin birleştiği yer 2. genu Đng. tiz (Sngl 194r. -Ky. Proto-Oguz *tuyzke.: xi.23.23. tiz (KĐ 38). incik kemiği’ (KE II: 740).) (DS VI: 1959). 78). humma ‘aşık kemiği’ (-Ama.) (DS VII: 2443).1. diz (KTS: 63). yy diz (CH I: 197). xiv. başlıgı yükündürmis. agırşak..2. höleke ‘aşık kemiği’ (Akçalar *Seydişehir -Kn. diz aāırşaāı ‘dizkapağı.2. tiz (KE II: 638). Proto-Ogur *tuyzke. knee. xv. Kaval. *tuyzke Proto-Tü. aşık kemiği’ (YTS: 3). cöge ‘aşık kemiği’ (*Đnebolu -Ks. gecik ‘dizkapağı’ (-Ezm.) (DS VII: 2430). 19).. xiv. EKıp. diz çöktürmüşler’ (THO 126).) (DS VII: 2419). yy. -Nğ. diz ‘1.) (DS VIII: 2629). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DiZ ‘diz’ Lat.. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DĐZ kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *tuyzke sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Bud. Đslami ç. Oturulduğunda uyluğun üst yanı’ (TS 606).ç. xiii. dımık. diz ‘diz’ (TTS II 1191). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. yy. xiv. – xix. dı:z (U II 47. kıbat ‘diz’ Kıbatın kırılsın (-Ks.

Kaz. diz ‘1. Azb. tizligig söktürmis ‘başını eğdirmiş. diz ‘diz’ (GS 141). şıdık ‘diz kapağı’ (*Kurşunlu -Çkr. Proto-Moğ. Gag. diz (ATS 296). dız. tirsek. maşşık ‘dizkapağı kemiği’ (*Bor -Nğ. *tuyzke sözünün Halaç Türkçesinde tiz ve bazen ti:z şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 26).) (DS IX: 3135). tize.Ada. dız. Doerfer. EM 125 ãovuúdan olmış dizler aārısın giderür 285 .) (DS IX: 3436).) (DS XI: 4328). Tuva diskek. Tat. Dastarlı *Ayaş -Ank. tizek. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. türei. Yakut tüsäh. dizini çöktürmüş’.) (DS X: 3765). pete ‘aşık kemiği’ Ahmet'le Hasan pete oynuyorlar (*Vezirküprü -Sm. makalak ‘insanın dizkapağı’ (Taşkaracakalr -Çkr. tize. dız ‘but kemiği ve incik kemiğinin birleştiği boğum. Kırg tize. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tize. Karakalpak dize. 2. *tuyzke sözünün Türk Dili sahalarında ‘diz’ anlamında kulllanıldığını belirterek Altay dillerinden paralelleri vermektedir: Proto-Altay *tuyre ‘diz’: Proto-Mançu-Tunguz *tuyre-kse ‘baldır’. *tuyzke Kullanım Alanı THO 126 başlıgı yükündürmis. makak. tiz. Hakas tıs.) (DS IX: 3106).. egrem (RLT: 92). Kalmık türe. GüneyDoğu: YUyg. çerke (Tenişev 1997: 284) 1. Tenişev. tüz. yüksükcük ‘aşık kemiği’ (*Nizip -Gaz.) (DS VIII: 2904). Bacağın diz oynağı olan kısmı. Çuvaş: çer-pussi. *tuyzke Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *tuyzke sözü tüm çağdaş Türk lehçelerinde ti:z veya tis şekillerinde ‘diz’ anlamında kullanılmaktadır (EDT 570). *türei: Moğ. Trkm. Bacağın diz oynağından boda kadar olan kısmı’ (ADĐL II 95). yer’ (TDS 282). tiz. tizzĆ. tiz. SUyg. Özb. Kore *tari ‘ayak’ (1997: 286). bükülen yeri 2.

SFA-2 Sonra elinin üstünü dizkapağına vurmağa başladı. kolları teyzemin belinde. başını yere koyuyor. diz çöktü ADĐL I 211 sağ bacağını bükerek. bunu gördüktensora. SFA-1 Sonra yine birdenbire bir manastırın kapıları avluya açılan dizi dizi odalarının önündeki kaldırımında siyahlar giymiş. HEA-1 Teyzem sedire oturmağa başladıktan sonra bir gün onu. kadir-san. Đisusun dizlernä düşüp. HEA-5 Elleri dizlerinde. yumuşak bir küme teşkil eden tuvaletiyle. ince ayaklarını mütemadiyen sallıyordu. cerrahın yakasına yapışınca zavallının dizlerinin bağı çözülecek gibi oldu TS 606 Zaten ufacık mahalle. tadı hâlâ konuşuşunda fıkırdayan bir yetmişlik Rum. kadınına rastlıyorduk. HEA-9 Uzun. Đisus da aciyip elini uzattı. Onu gülmeyä kaldırırlardı. sevimli gözleri duvarlardaki kâğıdı seyrederken ben kapıdan girer girmez nazarlarında itimatla iddiasız bir sevinçle dolu bir tebessüm uyanıyor. başı. evden dışarı çıkmaz. HEA-1 Münir odaya girmiş.MŞ 129 oŋurāa aārısınuŋ ve bĆl ve diz aārısınuŋ daòı sebebi bunlardur MŞ 134 bu èillet úış güninde olsa iki ayaāın dizine degin ıssı ãu içine úoya TTS II 1193 Gerek ise Fağfur Şahın kızın Dileyem seninçün ü çökem dizin TTS II 1193 Kaçan kıyamet günü olsa kamu halâyık bir depe üzerine geleler saf saf durup dizlerin çökeler TTS II 1194 Lü’lü’ esir olup gelir âhir dizin dizin Düşman hisarı gibi olur tarümar laèl TTS II 1194 Đlâhî örü turdum hazretinde. HEA-7 Çevresinde beyaz. diz çöküyor. şezlonga dayalı. PSE 112 Onun önünä diz çöküp. diz üstü oturmuş. ki dizin oturdum yüzüm toprağa kodum TS 606 Bir iskemlede ellerini dizlerine sermiş. yanında diz çökmüştü. dedikodu desen diz boyu TS 606 Kendi de diz dize gelecek kadar karşıma geldi oturdu SFA-1 Yağız adam eller ellerini dizlerine bastırarak ayağa kalktı. PSE 37 Simon Petri da. iskelet gibi uzun bacakları diz kemikleri ile pantolonunun altından teressüm ediyor. PSE 58 Ona gelip. siyah gölge iğiliyor. dizlerinin üstünde. içi bomboş. sessizce oturuyordu TS 606 Beş yüz sene evvel bahadır babalarımızın sizi dize getirerek zapt ettiği yerleri alamayacaksınız TS 606 Ne ettik de kaderimizi Đngilizlerle Fransızların kaderine bağladık diye dizlerini döven amatör diplomatlar TS 606 Bir nişanlısı var ki hiçbir iş görmez. hem dizçökerek ona dedi ki her istärsen beni paklamaa. dedi. HEA-9 Dizleri titriyor. HEA-2 Oda da yalnız o varmış gibi oturuyor. çocukluk hayatını anlatırken buldum. gözleri onun gözlerinde. yalvavarark. kafasına tokmakla vuruluyor gibi ağrıyordu. Japon kadınlarının resimlerinde gördüğümüz gibi. kocaman. ellerini dizlerinin üzerine koymuştu. UK 122 da bir nışanda onun beygiri diz çöker UK 179 çökerek dizce ikonanın önünde çeketti Länka duvasını yaşları gözlerinde UK 231 Popaz çıktı önä başaldı dua etmää. ona dokundu. kızın dizi dibinden ayrılmaz TS 606 Mengene gibi bir el. dizini sandakyanın üstünä goydu 286 .

*teri sözleri *tuyzke sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. dizini dövmek ‘çok pişman olmak’.ADĐL II 95 Gädir . dızından yökarı geçiripdir TDS 282 Ol gapdalındakı oturanıñ dızına kakdı TDS 282 Hiç haçan düşman öñünde ÷pmez olar dızlarını.. (*aδak) : *tuyzke 287 . dize gelmek’. TDS 282 Begenç meletmil calbalarını çızgap. Ancak adak sözünün bacak anlamında kullanımı bir hiponim hiyerarşisi içinde bir metonim olarak düşünülmelidir. 4. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN bacak. dizleri tutmamak ‘dizlerinde derman. ayaglarını oynatdı.. Anlam Olayları Bakımından *tuyzke Clauson *tuyzke sözü tüm çağdaş Türk lehçelerinde ‘diz’ anlamında kullanılmakta olduğu tespit etmektedir (EDT 570) Tenişev. *tuyzke sözün tüm Türk Dili kaynaklarda ‘diz’ anlamında kullanılmakta olduğu belirtmektedir (1997: 284).. diz kapağı ‘dizin diz kapağı kemiği ile kaplı bölümü’ gibi kullanımlar dikkat çekicidir. Modern Türkiye Türkçesi alanında *tuyzke sözünün diz çökmek ‘dizlerini yere koyarak oturmak. ADĐL II 95 . güç kalmamak’. Kärbälayı Cäfär dizi üstä oturub üzü-goylu düşmüşdü çöräyin üstä. *kemük. Diğer yandan *siŋök. *kemük. *teri bacak. bacak ve bir çok lehçede ‘bacak’ anlamında kullanılan *aδak sözlerinin nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. dizlerine kara su inmek ‘beklemekten veya yorgunluktan güçsüz kalmak’. ovucları ilä diz gapaglarını ovdu. 3. (*aδak) : *tuyzke *tuyzke : *siŋök. Meronim Olarak *tuyzke Anatomik anlamda *tuyzke sözü.

. baltır (KĐ 36: xv). Azb.) (DS XI: 4156). balùır (KTS: 23). Trkm. -Mn. çimke ‘incik kemiği’ (YTS: 56). baldır (DK II: 37).) (DS II: 739).) (DS III: 843).24. yy. gövdenin yanı’ (-Af. incik 2. *Emirdağ. incik ‘baldır’ 288 . Krh. Ilıca. omuz.) (DS I:22)..) (DS IX: 3432). Bacağın dizden ayak bileğine kadar olan bölümü. topuk meşüğü ‘ayak bileği’ Topuòları ipince (Bahçeli *Bor -Nğ. Proto-Ogur *baltır. KökTü.) (DS IV: 1617). yy. baltır (T VII 20. -Ank. Kırım Türkleri -Af.2. -Ezm. yy. sura.2. pert ‘baldır’ (-Sm. Batı Tü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan kavramını BALDIR karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *baltır sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. baltır (Sngl 127r).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. viii. *baltır Proto-Tü. Đslami ç.. baldır gemügi (CH I: 395).. 2. yamız ‘baldır. baldır (MŞ: 21). Đng. yy.2. Doğu Tü. calf. *baltır (Tenişev 1997: 283-284). incik (EM: 145). baldır ‘Kalçanın arka tarafında diz ile topuk arasındaki etli kısım’ (ADĐL I 189). düdük. EKıp. baldır ‘1. cağ ‘baldır kemiği’ (*Keşap -Gr. baldır (CH I: 179). xiv.) (DS X: 3965). xiv. Süle -Gm. baldır (EM: 111). inçük ‘diz kapağı ile topuk arası. yy.. düdüklük ‘incik kemiği’ (*Lapseki -Çkl.: xi. MKıp.: xv. xv. düdük kemiği. Modern Tü. abış ‘bacağın diz kapağından yukarısı’ (Ürkütlü *Busak -Brd. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Bu bölümün yumuşak ve şişkin olan arka tarafı’ (TS 208). baltır (DLT). bunun topuğa yakın olan kısmı. paça (ATS 952). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BALDIR ‘baldır’ Lat.1. 5-6).24. incik kemiği’ (KTS: 111).. -Nğ. yy. Proto-Oguz *baltır. topuò. borbay ‘baldır’ (Çifteler.

Pomma. Yakut ballır. baldır. Kore *parh ‘kol’ gibi Altay dillerinden örnekleri ile paralellik kurmaktadır (1997: 284). ümmiler. Başk. Güney-Doğu: Özb. *baltır Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *baltır sözü ‘baldır’ anlamında güneydoğu Türk lehçeleri dışında çoğu modern Türk lehçelerinde vardır (EDT 334). Hakas palır. 2. baltır.(RLT: 70). baldır çoraplarıyle çok garip görünüyordu. bunu söyleyen genç son derece cılız. Kumuk baldır. Karaçay-Malkar baldır. Proto-Mançu-Tunguz *bolcan ‘kolluk’. Kırg baltır. Tofa baldır (Tenişev 1997: 283-284) 1. bulçiŋ ‘kol ve bacak kasları’. ipten kazıktan kurtulmuş baldırı çıplaklardı. Tuva baldır. gışgırırdı TNAS 68 Baş agırman. incik ‘1. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay baltır. ötekinin çıplak. SFA-2 Birinin kırçıl saçları gözüküyor. *baltır sözünün Moğ. TDS 70 Ediginiŋ goncı baldırınıŋ yumrı etinden geçmen. golları-da açıktı TDS 339 Onuŋ çaŋ siŋen inciklerini çöpçalamlar çızıpdır TDS 339 Çorlan inciklerini. baldır. *baltır Kullanım Alanı EM 111 baş ùamarından úan aldurmaú ve baldırdan óacÀmat Ćtdürmekdür MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek TS 208 Tanıdıkları hep sefiller. uzun saçlar gözükmüyordu. uzun baldırlarına kadar yarışlarca birinci gelen. Tenişev. ikiyan gapdalları. 289 . Ayağın topuk ile diz arası egin kemiği’ (TDS 339). yıgırt-yıgırt bolup dur (N. Đngiliz fanilasından kapalı göğüslü yeleği. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. baltır. çöñürtge sıpcıran barmaklarını gızgın ç÷ge gatadıptı ADĐL I 189 zabit adam şivini älinä alıb. butları. Ayağın topuk ile baldır arası 2. asil ve güzel bir atı hatırlatıyordu. baltır. Kaz. Karakalpak baltır. esmer. gızın cılpag baldırına döyür. Gaylak hızzın) TDS 70 Çagalarıñ baldırları. HEA-3 Uzun kollarından. baldır ‘ayağın incik ile dizin arasındaki etli yer’ (TDS 70). narin tüysüz baldırlarından tahmin ettiği kapkara. baldır sızlaman bolmaz. Tat. Nogay baltır. HEA-3 Yan gözle baktım.

Anlam Olayları Bakımından *baltır Tenişev. *siŋök.3. Tat. Türk Dili kaynaklarında Karaim. *teri sözleri de *baltır sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. *kemük. 4. Tofa ‘incik’ gibi şekilleri tespit edip birincil anlamın ‘baldır’ olduğu kararına varmaktadır (1997: 284). *teri bacak : *baltır 290 . Tofa. Tat. bacak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. *damor. *baltır sözünün doğrudan “bacak” için kullanılması durumunda bütün yerine parça kullanımı gerçekleşmiş olmaktadır. Trkm. Yak. Azb. *kemük. dışında. Özb. ‘baldır’. Kumuk. Karaim. Meronim Olarak *baltır Anatomik anlamda *baltır sözü. NESNE : PARÇA NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN bacak : *baltır *baltır : *siŋök.

(spor) Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri 15. yy.2. fut 10. ayak (MŞ: 18). Basamak’ (TTS I 288-291). DLT I 32). *aδak (Tenişev 1997: 288). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AYAK 2. Đnsan 291 . makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste 9. aêaú (NF III: 5).2. ayaú (KE II: 60). ayaú (KTS: 17). EKıp.ç. KökTü. Krh. ayaā.1.) Mayalardan önce. ayak ‘ayak’ (DLT I: 84.) Göl ayağı 11. kadem. yy. Kadeh 2. Bacak 3. adak ‘ayak’ (DLT IV: 5). 24-5). (edebiyat) Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler 12.25. Đslami ç. (matematik) Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta 14. (coğ. (halk. yy.Tü. (madencilik) Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri’ (TS 167-169). Futun küpü alınarak hesaplanan değer 8. azak (DLT I 32). ayak ‘1. baştın berü adakka tegi ‘baştan ayağa kadar’ (M I 30. destek veya bunlardan her biri 4. ayak ‘1. Basamak 7. 119). yy. (edebiyat) Halk edebiyatında uyak 13.: xi. yy. ayaú ‘ayak’ (YTS: 18. Ayak 3. Mobilya ayağı 3. ayaā (ATS 68). Man. Harezm ç. xiv. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi 6. viii. Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü 2. Vücudun belden aşağı bölümü 5. Hayvan ve kuş ayağı’ (GS 31).ç. adak (DLT I 65). *aδak Proto-Tü. ayaò.2. ayaú (DK II: 26). Yarım arşın veya 30. ayaú (NF III: 35). xiii.5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi. Modern Tü. adak (KT). fit. ayak (CH I: 173).) (DS IV: 1535). ayağ. Ayak 2. – xix.: Güney-Batı (Oğuz): TTü.Tü. xv. Azb. Proto-Ogur *aδak. ayag ‘1. ayağ ‘1. Desek ayağı 4. (spor) Altılı ganyanda yer alan her bir koşu 16. Proto-Oguz *aδak. adaú (EUTS: 3). doduk ‘insan ve hayvan ayağı’ (*Bayburt -Gm. Bud. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak. ayaā. Batı Tü.25. Gag.

ayak.) Değersiz. tabanca gibi silahların çakmağı. adım manasında 4. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Nogay ayak. SUyg. Canlılarda yürümek için hizmet gören organ 2.Tüfek. Masa. sandalye ve benzerinin ayağı 3.) Yarım arşına yakın mesafe ölçüsü 3. Eski Türkçedeki kelime başında ve ortasında /d/ sesin modern güneybatı Türk lehçelerinde /y/ sesine (*aδak > ayak). Ayrıca Hakas Türkçesinde *aδak > azak dönüşümün var olması *d > z dönüşümüne işaret etmektedir. Tat.vaktinde. azak.ve hayvanın yürümesine hizmet eden uzvu 2. ayagından hesaptan. bacağı. Nehir veya akar suyunun aktığı yer 4. Son’ (TDS 61). ayak. ayak. akarsu kavşağı’ sözünü vermektedir (1997: 288). Son. kuzeydoğu Türk lehçelerinde /t/ sesine (*aδak > Tuv. atah) dönüştüğünü belirtmektedir. (halk. Bir sıra şeylerin ayağa benzeyen. hesabından 11. Sürat. Özb. (halk. Kaz. azak > Çuvaş ura dönüşümü ise kuzeydoğu Türk lehçelerindeki 292 . Çıkma dırım ekiyle: ayagdan. Kumuk ayak. gerekli anda. Hakas azak. halk. yaramaz 9. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay ayak... Başk. Tarihsel ve modern Türk lehçelerin bazılarında ‘bacak’ bazılarında ise ‘ayak’ olarak karşımıza çıkmaktadır (EDT 45a). Tenişev. *hadak ‘son. Bulunma durum ekiyle: ayağında (halk. Yakut atah. Karakalpak ayak. . direği 5. zamanı olduğu halde’ (ADĐL I 67-70). ayak. tetiği 10. KaraçayMalkar ayak.) Defa. ayak. ahır 7. Güney-Doğu: YUyg.) . Menges. Clauson ile aynı düşüncede olup Altay dillerinden örnek olarak Moğ. Hakas. yere dayanan kısmı. (mec. kere 8. çağında. Kırg ayak. alçak. Trkm. *aδak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *aδak sözünün tarih içerisinde ilk anlamı ‘bacak. Tuva adak. ayak ‘1. Çuvaş: ura (Tenişev 1997: 288) 1. Çay. dayağı. kıymetsiz. ayak. bulak ve benzeri akar suların aşağı kısmı 6. ayak’ olarak geçmektedir.

(Doerfer 1970: 26). Bu köprünün dört ayağı var TS 167 Mânicilerin kafa yormadan buldukları ayaklar Cenap'ı şaşkınlıktan şaşkınlığa sürükler TS 167 Derken balıkçı öfkeyle ayağa fırladı. 2. TS 167 Ayağınızı denk alıp. Doerfer.sıkça rastladığımız z > r ses dönüşümüne işaret etmektedir (Menges 1944: 279) (Menges 1951: 90) (Menges 1995: 89). *aδak sözünün Halaç Türkçesinde hadak şeklinde tespit etmiş fakat daha doğru şeklin äyak < Tü. sonra yabancı misafirler varken de gelir. bütün Đstanbul'a ayağa kalkmıştı TS 167 Ayağı buraya alışmasın. yeğenine Rabia'yı almak için paşanın ayaklarına kapanacak. TS 167 O gün yer yerinden oynadı. *aδak Kullanım Alanı MŞ 18 yüzin ve elin ve ayaāın ãovuk ãuyıla yuyalar ā MŞ 23 eger burunı çoú úanasa yüzin ve elin ayaāın úatı ãovuú ãuyıla yuyalar ve ā kÀfÿrıla gül ãuyın yıyladalar ve alnına tÀze òıyÀr úabın ve nìlÿfer yapraāın ve úarpuz uralar MŞ 134 bu èillet úış güninde olsa iki ayaāın dizine degin ıssı ãu içine úoya ā TTS I 291 Bir ayağ üzre durur ha hu deyü Yana yana derd ile yahu deyü TTS I 291 Ol dem erişti ki meyhane gibi zeynola bağ Bir ayağ evde olup bağda ola bir ayağ TTS I 291 Girüp meydan-ı aşk içre başı top eyleyen gelsün Ayaò yerine başını o meydana koyan gelsün ò TTS I 291 Ol zaifi yanımdan eyleme dûr Ayağ altında koma nite ki mûr TTS I 291 Dahi kırk ayağ olsun nerdübanı Delim tertip ile düzsünler anı TS 167 Đskemlenin bir ayağı kırık. paçaları sıvayacak. kafese kapatılmış bir kaplan gibi dolandı güvertede. adak olduğunu ve ana Türkçeden gelen /-d-/ sesinin korunduğu belirtmiştir. çakeriniz efendimizi dünyada bırakmam TS 167 Arkasını dönerek sandalyesini muavinin tarafına çevirdi ve ayak ayak üstüne attı 293 . bu sorunu bir an evvel çözümlemenizi istiyorum TS 167 Hatta vekilin bile ayağını kendisinin kaydırdığını iddia ediyor TS 167 Halep'ten Đstanbul'a döndüğü gün ayağının tozu ile devrin padişahını görmeye gitmişti TS 167 Ayağınızın türabıyım. beni rezil eder TS 167 Ara sıra ötekinin berikinin ayağına ip takmaktan başka konuşacak lakırtıları olmazdı TS 167 Sandılar ki ihtiyar bahçıvan.

HEA-2 Sonra beni takdim etti ve ayakta biraz konuştuk. ihtiyar kadının odasına gelir. ruhumuza uymuyor. elinde tefi. bir vatan. yeni zamana ayak uydurmağa çalışan yaşları ilerlemiş adamlar.TS 167 Köy evinin içine ayak basar basmaz. HEA-4 Hem herifin ayağında. ayaklarını uzatır. onun da. sonra denizde ve karada insan sesleri. ona biri karşılık verir. HEA-9 Rabia yukarıya çıkarken ayakları geri geri gidiyordu. enseleri okkalı. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 37 çek benim ayak kaplarımı UK 49 kalanı durärlar ayakça hanın iki tarafında hem ardında UK 50 kollarnı. HEA-4 Seninle gelen yolcular sağlam ayakkabı değilmiş. arkasını sedire dayar. tatlı sesi. ayaklarnı saurtmaa UK 50 bugacılar da . HEA-1 Kimileri şişman. HEA-2 Ayaklarını sallayarak hayvanın üstünde sessizce gidiyor. HEA-9 Uzun günün çalışmasından bitap. renkleri kalmamış olmasına rağmen vaktiyle epeyce pahalı ayakkabıları varken. ayakta dikilmiş titrerken hiç bakmıyordum.diş muskalar UK 50 da şansora dirişmek enselerde ay: hem geriki ayaklarda UK 61 ayakça durabilsin UK 122 kalkıp ayakça derin ürek acısınnan deer yavaş: UK 140 yaklaşıp çözdü onun ayaklarnı. SFA-2 Sokağa çıktığımız zaman benim de ayakta duracak halim yoktu. HEA-3 O. tehlikesiz ve dost. neden karısını yalınayak yürütmüş? HEA-6 Çünkü yeni dünya sıkı bir ayakkabı gibi ruhumuzu sıkıyor. gözler fırlak. SFA-1 Denize çok yakınım. şarkıdan şarkıya atlardı. HEA-3 Ayakta durabilecek bir memleket. kalın kollu hem ayaklı hem ayaklı kavi adamnar. HEA-9 Arkasında ayak sesi duyunca birdenbire döndü ve Rabia orta yaşlı bir cüce ile burun buruna geldi. HEA-1 Babam Doğu'daki sonsuz ayaklanmalardan birinde şehit olmuştu. babam onları tanıdı. deri kuşaklan baalı belindän. bayındır evlerini kurmak zorundaydı. HEA-2 Yalınayak genç kızlar atının dizginini yakalamış. muhabbetle çevirmişler.geniş arkalı. elbette bir saman ve hafif tezek kokusu duyulur TS 167 Bu şehirde akşama doğru / Đçime korku / Ayaklarıma kara su iner TS 167 Onları uyandırmaktan korkar gibi ayaklarının ucuna basarak odadan çıktı TS 167 Mânicilerden biri 'gülerler' diye bir ayak tutar. yüzlerini ona emniyetle. sabahı seyrediyordu. biraz uzatsam ayaklarım değecek. boynularında asılı kemik . karnı dışarıya fırlamış. SFA-2 Onların ayak seslerini hâlâ duyuyoruz. UK 21 ayak geçrimää deyni demir özengeylän UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. HEA-1 Kapıdan içeriye ayak atar atmaz gözlerin dişi yaratıklar. SFA-1 Voli yerinin çakılında önce ayak sesleri. SFA-2 Etrafına yalınayak çocuklar toplanmıştı. özellikle daktilolar arıyordu. ellerni UK 172 işidiler sal beygirlerin ayakları hem burnuları 294 . belädän çıplak. önce ana topraklarında âsıl memleketin sahiplerinin servet ve saadetini. kimi mahmuzuna dayanmış. hepsi bir ağızdan konuşuyor.

Hakas. ayak ulusı – m÷hnet TDS 61 Gış paslınıñ ayagı ayaklanışı. Çuv. Tofa. bir nesnenin ayağı’ gibi anlamlar ise benzetmeye dayalı metaforik anlamlardır. Trkm ‘nehrin ayağı. Türk Dili kaynaklarında *aδak teriminin şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 288): 1) ‘Ayak’. aşağı. ‘nehrin alt kısmı’. Yak. ay . Karaçay-Malkar Nogay Karakalpak Kaz. Bu anlamlar içerisinde *aδak sözünün ‘bütün bacak’ için kullanımı bütün yerine parça kullanımı gösterdiğinden metonimi ortaya çıkarır. atların ayaglarının tappıltısı meşälärä säs salırdı ADĐL I 67 älindä tilov. Tüm tarihsel kaynaklarda görülür. Anlam Olayları Bakımından *aδak Tenişev. Stolların arası beş ayagdır. goşun ayağı ilä getcäk. başında säbät şlyapa.. 3) ‘Son. şu gün hem soñkı günlerden biridi 3. *aδak teriminin organ adı 295 . TTü. 4) ‘Bir nesnenin ayağı’ Güney-batı: Karaim Kumuk Karaçay-Malkar Tat. Güney-batı: Tat. Tuv. Başkurt Karaim Nogay Karakalpak Kaz. Uyg. 2) ‘Bütün bacak’.UK 216 onun ayaklarna. Yak ‘bir nesnenin ayağı’. ‘bacak’. Uyg. nehrin alt kısmı’. Hakas. aşağı. Hakas. Azb. Mustafa han kändläri çalıbçapıb gaçacag. ADĐL I 67 Säfär. Altay ‘nehrin alt kısmı’. gäl çaparag gädäk ADĐL I 68 Çitin arşınını bir şahıdan. Özb. Kır. ellerne GTA 232 [dα bıFÌ»ta: α»ja: kα…»dï »bïRαStSïk kï»sα] GTA 185 [αjαk…αRï»nα jellεRı»nε en»sεF kαktï»…αF] » α αα … ADĐL I 67 Täkärlärin säsi. Tenişev. dirseklerini yerä goyarag çayı nälbäki ile içer vä ayaglarını pat-pat yerä döyerdi TDS 61 Ayagı ulı sıganın geer.ulduzu iki abbasıdan. Bu sözü ‘son. ayagı kiçi söenin TDS 61 Baş ulusı – dövlet. geç olacag. Özb. Eski Türk Dilinden günümüze *bu:t ‘bacak’ sözü ile *aδak ‘ayak’ sözünün kullanımları ile ilgili olarak Altay Tuv. Nogay Özb. ayağında brezent şalvar vä köynäk Ehmädibigäm gälir ADĐL I 67 Üç ayag aralığı var. . alt kısım ( > nehrin alt kısmı)’. mähmäri on şahıdan vä galan malı da bu ayagdan giymät edirler ADĐL II 115 bä’zän Dilşad hanım üzügoylu uzanıb.

*bu:t ‘bacak’ anlamında kullanılmaya devam ettiğini. Burada da bir metafor vardır. sandalye ayağı. ayak sür‘verilen bir işi ağırdan almak’. *aδak ‘insanın dik durmasını sağlayan organdır’. bacak sözünün hem nesne : parça hem de alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ayaklar altında dolaş. Kaz. Metaforik kullanımlarına baktığımızda.‘bir yere varmak. Modern Türkiye Türkçesinde ayak bas. ayağını kaydır.‘engel olmak’.‘takip etmek’ gibi kullanımlar dikkat çekicidir. Çuvaş Türkçeisnde *bu:t teriminin kaybolduğu.olarak görevini yitirdiğini ve sadece metaforik anlamda ‘bir şeyin sonu. 4. Hakas. Ayrıca *ta:pan ve *topuk sözleri *aδak 296 . Burada aslında Tenişev birçok lehçedeki bütün yerine parça kullanımına dikkati çekmiş olmaktadır.‘oturacak yer bulamamak. ayakta tut. *aδak sözünün ise ‘bacağın tümü’ anlamında kullanıldığını. Tat. Karakalpak. Fonksiyonel olarak baktığımızda. Karaim.‘bir şeyin sürekliliğini sağlamak’ ve Gagauz Türkçesinde ayak ucunda gez‘sessiz yürümek’. yıkılmamak. Meronim Olarak *aδak Anatomik anlamında *aδak sözü. Nogay. ayağını denk al. ayakta dur. ayak uydur. cansız nesnelerin dik durmasını sağlayan veya temeli olan birçok şeye de ayak denir: masa ayağı. alt kısmı’ olarak varlığını sürdürdüğünü. Başkurt. çökmemek’. ayak izinden git.‘bir yolunu bulup birini işinden veya görevinden uzaklaştırmak’. kadeh ayağı. Yak. lehçelerinde *bu:t sözünün ‘bacağın üst kısmı’ anlamında. *aδak sözünün ise ‘ayağın tümü’ anlamında kullanıldığını belirtmiştir (1997: 288). ulaşmak’.‘giderini gelirine uydurmak’ ayakta kal.‘yürüyüşte adım atışını başkalarınınkine uydurmak’.‘güçlü olmak’. ayağını yorganına göre uzat.‘başkalarının kendisine yapması ihtimali bulunan kötülüklere karşı uyanık davranmak’.

*teri sözleri de *aδak sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. *topuk NESNE : MADDE *aδak : *siŋök. Diğer yandan *ärŋek.sözünün özellikle alan : mekân ilişkisi gösteren meronimleridir. *teri 297 . *siŋök. *damor. NESNE : PARÇA bacak : *aδak *aδak : *ärŋek. *kemük. *parŋak sözleri *aδak sözcüğünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. *kemük. *damor. *parŋak ALAN : MEKÂN bacak : *aδak *aδak : *ta:pan.

çubuk.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. ayak tabanı’ (KTS: 257). yy. -Sm. 5 ise tabandır 13. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. çok çiğnenen yer’ (-Es. – xix. ayakkabı tabanı 2. Krh. aya 2. -Tr. taban ‘1. Değerlendirmede en alt derece 7. (matematik) Bir cismin veya bir biçimin yüksekliğini ölçmek için aşağıdan yukarıya doğru başlama noktası olarak alınan yüzey veya çizgi.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TABAN ‘taban’ Lat. taban ‘1.2. EKıp. 128).) (DS IV: 1313). yönetime katılmadan etkili olan kitle 8. Temel 9. Doğu Tü.. -Brd.. -Çr.nin alt bölümü 11. sole. Kaide 5. -Ada... 405.: xi.1. tavan karşıtı 3.2. (matematik) Üslü sayılarda kuvveti alınan sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür. Bir şeyin en alt bölümü 6.26. taban (Sngl 151r. taban’ (-Uş. Đslami ç.) Bir ırmağın en derin olan orta yeri 10. ökşem ‘ökçe. xiv.. taban’ (KTS: 210). Kn. çığnek ‘ayak altı. -Ar.. taban (DLT I 400.: xv.) Tarlanın düz ve verimli kesimi 14. úaluça ‘taban’ (YTS: 123). yy. Batı Tü. (denizcilik) Dikey duran direk. Gag. Ayak tabanı.2. Ayakkabının alt bölümü 4. -Isp. ökşe. (eski) Kılıç vb. taban (KE II: 586). -Gm. -Or. xiii. solea. *ta:pan Proto-Tü.. çığnaò. yy. 2. *ta:pan (Tenişev 1997: 289). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TABAN kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *ta:pan sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Đng. çığnak. Proto-Ogur *ta:pan. Üstü kapalı bir yerin gezinilen.26. daban ‘ayağın altı. Dağ eteği 3. Bir toplumu. ayakla basılan yüzü. Proto-Oguz *ta:pan.. kaide 12. Ayağın alt yüzü. yapımında kullanılan iyi cins demir’ (TS 2106). (halk. ùaban ‘taban. yy. seren vb. Harezm ç.) (DS III: 1163). 3). (coğ. Kızağın kayışı’ 298 . Modern Tü.. bir kuruluşu oluşturan. -Eze..

Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tuva davan. *ta:pan Kullanım Alanı MŞ 98 buòÿr-ı Meryem ki Türkce deve ùabanı dĆrler anı ùalaú üzerine yaúu eyleseler fÀyide úıla HEA-1 Artık bir gece önceki kalabık. (mahallî) Değirmenin üst taşını yukarı kaldırmak için direklerden yapılan kurgu’ (ADĐL II 8). *ta:pan sözünün temel anlamını ‘ayağın tabanı’ olarak vermiş ve tüm modern Türk lehçelerinde aynı anlamda ve bazı metaforik varyantlarla mevcut olduğunu belirtmiştir (EDT 441b). taban. Saha Türkçesindeki tabagay ve Tuva Türkçesindeki tavaŋgay şekillerinin büyük ihtimalle Moğolcadan alıntı olduğunu belirtmiştir (1997: 289). Karakalpak taban. Altay tavaş. Kumuk taban. tapan. hatta hasta görünen adama hiç benzemiyordu. *tabag ‘taban’ sözlerini örnek göstererek. Nogay taban. daban (ATS: 217). ayag 9. Bak. Başk. Kırg taman. Güney-Doğu: YUyg. Karaçay-Malkar taban. beri Ankaraya iletin? HEA-3 Tabanları parça parça olmuş. Kaz. SUyg.) Defa. *ta:pan Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. (halk. Çuvaş: tuban (Tenişev 1997: 289) 1. tabanını öpem. Đnsan ve hayvan ayağının dal kısmı 2. tabansız. Hakas tamas ‘hayvan pençesi’. Tenişev. daban ‘1. 2. taban. taban. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay taman. tohtora di.) Bir taban kadar olan uzunluk 4. Ayağa giyilen şeylerin arka kısmı 3. HEA-2 Beni Ankara’ya iletin. daban ‘1. Şor tamaş ‘el ayası’ gibi etimolojik açıdan benzer sözcükleri örnek vermiştir. Çulım tavaç. taban. Ayağın bütün olarak aşağı kısmı 2.(GS 455). anlamda 6. bu zavallı ayaklara kendimden geçerek saygıyla bakıyorum. 299 . Tat. Azb. Hakas taban. Ökçe ve ökçenin aşağı 3. Özb. tavan. (halk. kere 5. taban. Tofa daman. Altay dillerinden paraleller olarak Moğ. Ayağın genişliği ve uzunluğu ile ilgili bir ölçek’ (TDS 233). Trkm.

Azb. tabanı’ Gag. SUyg. patlak tabanlarınla. ADĐL II 8 Çoh gäzmäkdän dabanlarım sızıldayır ADĐL II 8 Gäränfil hala corabların ikisinin dä dabanını tohuyub käsdi ADĐL II 8 Dilänçi ayağına dabanları yatırılıb äyilmiş bir kişi başmağı geymişdi TDS 233 Daga çıksaŋ hem. hasretten lime lime olmuş zavallı kalbinle oynayanlar cezalarını buldular. dabanıŋı gözlep gez TDS 233 Ayaklarınıñ bolsa dabanları kirden cayrık-cayrık.Tuv. dışında tüm kaynaklarda vardır. üzengi tabanı ve benzeri’ . Çağ. dışında tüm dillerde vardır. ‘topuk’. tabanlarını didik didik edecek bir falakaya çeker. HEA-3 Nasırlı ellerinle. HEA-9 Kaç defa: “Hilmi’nin Genç Türk olduğunu görsem. bunun dışındaki bütün diğer anlamlar benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir. Kumuk. sadece ikinci anlamı metaforik olarak belirtmekle birlikte aslında üçüncü anlam da metaforik olmaktadır. HEA-4 Şaban'ın nasırlı tabanları çam iğnelerini çatırdatarak uzaklaşırken Mürsel Hanife'ye seslendi. 3) ‘Kızağın kayışları. Türk Dili kaynaklarında *ta:pan sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 289): 1) ‘Ayak tabanı (insan ve hayvan)’. Başkurt. Hakas. Çuv . Çuv. Karaçay-Malkar. Alt. 300 . tabanında biriken topraklar parmaklarının arasında katılaşan çamurları ellerinin tırnaklarıyle ayıklıyor ve benimle konuşuyor. Tuv.. sonra Fizana sürerim” demişti. Tenişev. *ta:pan sözünün ‘insan ayak tabanı’ anlamı dışında hayvan ile ilgili olan anlamlar metonimiktir. Uyg. ‘insan ayağı. 2) Ayak tabanına yakın olan nesnelere metaforik anlama taşıması: ‘ayakkabı tabanı. ÷dil dabanına köz basılan yalı boldı 3. Uyg. Özb.‘aya’. Azb. her cayrıgında guş guzlamaylıdı TDS 233 Bibinin adı tutuldı velin. yukarıya doğru geriş ayakların kınalı parmakları garip renkli iki yaprak gibi açılıyor. HEA-4 Tabanları dar. uzuv’. Tuv. Anlam Olayları Bakımından *ta:pan Tenişev. ‘tekerlek tabanı’.HEA-3 Çıplak ayağını ikide birde dizinin üstüne koyuyor.

4. *aδak sözünün alan : mekân ilgisi sergileyen meronimidir. ALAN : MEKÂN *aδak : *ta:pan 301 . Meronim Olarak *ta:pan Anatomik anlamında *ta:pan sözü.

Krh. topuk (KGRL 58). 2. şırnak ‘topuk’ (*Dörtyol -Hat. *topuk Proto-Tü.) (DS X: 3965). ùopuú (DK II: 292). topuk’ (-Ezm. Güney-Doğu: YUyg. *topuk (Tenişev 1997: 286).2. Modern Tü. topug ‘Ayakta: baldır kemikleri ile ayak kemiklerinin birleştiği yerde yanlara çıkan oynak’ (ADĐL IV 198). EKıp. Ayağın yuvarlakça olan alt bölümü 2. kuru şemik ‘topuk kemiği’ (-Brd.27.) (DS VI: 2091). ùopuk (CH I: 361). 302 . Gag. os calx.Tü. topuú (KE II: 643). toppuh ‘topuk’ (Çarıkçı *Iğdır -Kr. Azb. xiii.2.) (DS VIII: 3012). – xix. topuk. dopuú (KTS: 64). topuk ‘ökçe ile incik kemiğinin birleştiği yerinde iki tarafta duran kemik’ (TDS 655). Trkm. calcaneus. *Tarsus -Đç. ineçik ‘topuk’ (Karaçay-Malkar -To. Đng.2.) (DS IX: 3200).ç. xv. topuk ‘topuk’ (TTS V 3827). Ökçe 3. topık ‘topuk’ (DLT IV: 640). yy. gırcik. Proto-Oguz *topuk.1. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Harezm ç. goççik. yy. topuā (ATS 1145). to:k.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. ökce (RLT: 163). yy.) (DS X: 3964).) (DS VII: 2540). Bud. ve *ögçe sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. topık (TT VII). gırcık ‘incik kemiği. Đslami ç. aşıú ‘topuk kemiği. Özb. gocik ‘topuk’ (*Arapkir -Ml. tupik. komuk ‘topuk kemiği’ (-Ist. SUyg. tobuk. heel. topuk ‘1.: xi. aşuk ‘insanın topuk kemiği’ (DLT I: 66). Proto-Ogur *topuk. (madencilik) Belli bir amaçla kazılmaksızın asıl yerinde bırakılan kömür bloku veya cevher kütlesi’ (TS 2239). topuk ‘topuk’ (GS 474).) (DS VI: 2054). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde TOPUK ‘topuk’ Lat. Batı Tü. yy. mine ‘inck kemiği’ (Kalkan -Kü. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan TOPUK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *topuk. xiv. topur ‘topuk’ (*Mersin.27. aşık’ (KTS: 14).) (DS VIII: 2914).) (DS X: 3773).

ADĐL IV 198 Avtor äsärinin başlangıcında yazır ki. tubuk. can alıcı yeşili birbirine fazla gösteriş etmeden göz almadan vücuda sarılıveren bir gömleği.Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. HEA-3 Ayaklarına topukları yaldızlı. Kaz. düzgün ve ahenkli bir adale silsilesi birbirine giriyordu. kuvvetli boynundan topuklarına kadar bir tutam fazla et görülmüyor. Başk. *topuk sözünün Halaç Türkçesinde topok veya toppok şeklinde ‘ayak bileği kemiği’ anlamıyla tespit etmiştir (Doerfer 1970: 27). bir baş uzundu.‘dizkapağı’: Proto-Mançu-Tunguz *tof-gi-: Evenk tuv-nu-ken ‘baldır. tomuk. *top terimi ile bir ilişkisinin tespit edilemediğini belirterek Altay dillerinden şu paralelleri vermiştir: Proto-Altay *tèopèi. evin üstündeki balkona bir başka asma merdivenden çıktılar. tobuk. Kırg topuk. kadınla beraber. tobık. Yakut tobuk (Tenişev 1997: 286) 1. Tat. belinde etekleri topuklarını döven pamuklu pazenden bir fistanı vardı. sadakada san 303 . Kuzey-doğu (Sibirya): Altay topuk. *toyi-g < *tobig ‘dizkapağı’. Udmurt tokpugu ‘el ve kol kemiklerinde çıkıntılar’. ince. Karaçay-Malkar tobuk. sırma işlemeli terlikler. Hakas tomıh. donuk turuncusu. HEA-3 Bütün pehlivanlardan o. tubuk. 2. HEA-4 Saçları topuklarında. TS 2239 Topuklarına kadar uzun saçları vardı TS 2239 Sıska kız. alışık olmadığı yüksek topuklarla yürümeye çalışıyordu SFA-2 Đstanbul’a geldiği zaman sırtında Anadolu’nun donuk sarısı. sırma saçlarını örsünler diye teller gönderdim. tomuk. Doerfer. Kumuk tobuk. *topuk Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. töŋ. gızın uzun saçları topuguna deyirdi TDS 655 Toyda topuk etmez. *topuk Kullanım Alanı MŞ 128 yan başında sızlaya tÀ topuāa degin èilÀcı budur ā TTS V 3827 Biz topuk çalmada siz zevk u safada her şep Kaldırıp kâèb-ı muhanna gini cam-ı bade TTS V 3827 El-medeş: Devenin bilekçelerinin iç yüzleri yürürken biri birine carpmak cihetiyle topuk çalmağa denir. Tuva dovuk. incik’. Moğ. Kalımk tög. Mançu tobgia ‘dizkapağı’. Buryat toyn (1997: 286). başında canlı kırmızı. yeşil oyalı siyah bir krep. Clauson’un iddia ettiği gibi bu sözün. donuk kırmızısı. tomıh. Karakalpak tobık. Nogay tobık.

2) ‘Dizkapağı’. dok deyip topuk etini goyma (Aşukluğunuŋ etini ajam bolsaŋ iyme. SUyg. Özb. Alt. Tat. topuk etini dokam bolsaŋ goyma). Krh-Uyg. Güney-Batı Türk lehçeleri. *teri sözleri de *topuk sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimleridir. *kemük. Alt. ‘Diz kapağı’ ve ‘diz’ anlamlarının ise benzetmeye dayalı olma ihtimali oldukça güçlüdür. Bu anlamlar içerisinde ‘ayak bileği’ ve ‘baldır’ anlamları bütün yerine kullanımını gösterdiğinden metonimik anlamlardır. Tat. Kumuk. *teri 304 . Tuv.. 4. Hakas. Kır. Nogay. EUyg. Kır. Çağ. Meronim Olarak *topuk Anatomik anlamında *topuk sözü. Nogay. Karaçay-Maklar. Karakalpak. 3) ‘Diz’. 3. baldır’. *aδak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimidir. Anlam Olayları Bakımından *topuk Tenişev Türk Dili kaynaklarında *topuk sözün şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 286): 1) ‘Ayak bileği. Karaim. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN NESNE : MADDE *aδak : *topuk *aδak : *topuk *topuk : *kemük. Başkurt.TDS 655 Kenarınıñ bir n÷çe erleri topugından yökarı çıkmayar TNAS 12 Aç deyip aşık etini iyime. Orta-Kıp. Hakas. Uyg. TNAS 103 Daldan zıŋılan daş topuga deger. Kaz. Yak. Uyg.

Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva e:dzek. Azb. HEA-4 Nazire hepsine karışıyor. dayanak’ sözü ile ilgili olmadığını öne sürerek Altay dillerinden şu paraleli örnek vermektedir: Proto-Mançu-Tunguz *feki. ökçe (ATS 943). (halk. Karakalpak ökşe. ökçe ‘1. HEA-6 Arkasında uzun siyah bir esvap aykklarında ökçesiz erkek iskarpinleri. okçä. parmakları mıütemadiyen saçlarını düzeltiyor. Güney-Doğu: YUyg. taban’ (ADĐL III 463). Başk. HEA-2 Hamal ile genç Münevverin. Ayakkabı altının topuğa rastlayan yüksek bölümü.2. *ögçe Proto-Tü. bilmece gibi lâflar ediyor. arkasında bol kısa bir yeldirme. bu sözün Çağ. Topuğun arka bölümü 3. yökçe. ne pembe dudaklı. basmak’ (1997: 289). *ögçe Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev. ökce. Nogay ökşe. üksä. ne uzun ökçeli zarif muallimler vardır. ökçe.27. Modern Tü. Proto-Ogur *ögçe.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Hakas edzek (Tenişev 1997: 289) 1. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Özb.‘ayakla vurmak. HEA-3 Ayağında ökçesiz uzun potinler. *ögçe Kullanım Alanı TS 1721 Ökçesi yenmiş ayakkabıların üstünde çamurlu paçaları lime lime sarkıyordu HEA-2 Ne genç. iki genç kadın onlara yaklaştı. Proto-Oguz *ögçe. Karagümrüklü işçi Đstanbullu kadınla yüksek ökçeli süslü kadının omuz omuza. Kırg ökçö. yüz yüze geldiği bir gündü. ök ‘destek. 2.) Saban demirinin geçtiği ağaç parçası’ (TS 1721). Tat. HEA-9 Karşılarında. Kaz. başında beyaz bir örtü. Gag. ökçe. ökşe. yüksek ökçelerini yere vurarak. Trkm. uzun ökçelerinin üstünde yalpa vurur gibi yürüyen. Süleyman'la beraber çiftliğin her tarafında görünüyordu. ateşîn gözlü talebeler. *ögçe (Tenişev 1997: 289).2. topuk 2. 305 . ökcä ‘Ayakkabı altının topuk altına düşen aşağı kısmı. hep kendi dediklerini dinletmek istiyordu. ükçä.2.

Anlam Olayları Bakımından *ögçe Tenişev. ayakkabının arka kısmı’ anlamına da oldukça sık rastlandığını ifade etmiştir. ‘ayakkabı topuğu. Meronim Olarak *ögçe *ögçe sözü ‘insan topuğu’ anlamında kullanıldığı taktirde *aδak sözünün nesne : parça ve alan : mekân ilgileri sergileyen meronimi olur. 4.3. *ögçe sözünün temel anlamının organ adı olması durumunda ayakkabı ile ilgili kullanım ise metonimik bir unsurun metaforik olarak kullanımıdır. *ögçe sözünün Türk Dili metinlerinde genel olarak ‘topuk’ anlamında kullanıldığını belirtmekle birlikte. NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *aδak : *ögçe *aδak : *ögçe 306 .

gönül 3. Cesaret’ (TTS VI 4768).Tü. kalp’ (KTS: 333). BÖBREK.3. heart. köŋülimin yürekimin ertiŋü tepretdi titretdi ‘aklımı ürpertti kalbimi titretti’ (TT X 451). insanın vücudunun iç organlarının etimolojik. yy. yüräk (EUTS 307). leksikal. 342v. KARACĐĞER. yy. Kalp 2. Đncelememiz. cor Đng. 310r. 307 . xiii. xv.ç. yy. endişe’ (Sngl. 2. Bud. şu kavramları içine alacak: KALP. Gün. MKıp. KökTü. 12). Mide 2. yürek (CH I: 438). yürek (NF III: 492).2. *yürek (Tenişev 1997: 276). yürek ‘1. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KALP kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *yürek sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. Batı Tü. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. – xix. yavlak sakınç köŋülinde yaşuru ‘aklında kötü düşünceleri saklarken’ (U II 23. viii. 22). Bir kimsenin ruhsal yönü.3 Đç Organlar Bu bölümde biz. DALAK. kalp’ (DLT III: 18). yardı: meniŋ yürek ‘kalbimi yardı’ (DLT III 18). 5). iç ‘iç. AKCĐĞER. Harezm ç.1. Proto-Oguz *yürek. yürek ‘kalp’ (Sngl. Proto-Ogur *yürek. yy. içeri. yürek (EM: 199). Krh. kalp. yy. yürek ‘yürek. EKıp. Modern Tü. yürek ‘yürek. yürek (MŞ: 19). köŋül kalış ‘gönül yorgunluğu. xiv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KALP ‘kalp’ Lat.1. yürek (KE II: 751). 2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. semantik ve mereolojik incelemesine yer vereceğiz.: xi.3. xiv. MĐDE. gönül’ (KE II: 259). yy. yy. köŋülteki: savımın ‘aklımdaki sözler’ (KT. yü:rek ‘kalp’ (KĐ 93). yürek (DK II: 343). *yürek Proto-Tü. BAĞIRSAK. yürek ‘1. xiv. Doğu Tü.1. yy. GÖBEK. 12-13). KARIN. Đslami ç.: xv.

yürekten can ve gönülden’ (ADĐL IV 252 . örek ‘yürek’ (-Bt. Đnsanda kan dolaşımının göğüs boşluğunun sol tarafında yerleşen merkezi organ: kalp 2. -Kn.. hiçin ‘yürek’ (Kadıçiftliği *Yalova -Ist. yüreklilik. Koyundere *Ahıska -Kr. öt ‘yürek. üreò. sağır ‘kalp. gayret 4. -Ant.) Bu organ insanın his.) (DS IX: 3356). battal’ (*Mudanya Brs..) (DS X: 3513).) (DS IV: 1396).) Bak. (mec. cesaret 5. Başk. fehr ‘kalp. korkusuzluk. Kalp 2. yürĆk. merkezi 3. (mec. bödek.253). yürek’ Kazav yok ki herifte (Babık *Pütürge -Ml. -Gaz.. 308 . dide ‘kalp. yörek.) (DS II: 757). Gag. -Ama. Azb. kalp’ (Kavaklıdere -Mğ. yürek’ Fehrim kırıldı (-Kü. SUyg. kazav ‘ciğer. cesaretle 2) Hevesle.. çekinmeden. tesiri. yürek’ Keçinin dedesini bize yollayın (-Af. yüräk. kursak ‘yürek. -Ant. kalp’ (*Sungurlu -Çr. ürek ‘yürek’ (Karakoyunlu *Iğdır. böğrek ‘yürek. Mide’ (GS 489). duygu sembolü gibi 3. insan ruhu 2. korkmama. yürek ‘1. keyfini taşıyan organın sembolü’ (TDS 357). Özb. heyecan.1) korkmadan.) (DS X: 3707).) (DS III: 962).istediği gibi 6. dede.. hünerle. -Brd.) (DS IV: 1339). ciğerevi ‘kalp’ (Isp. Kalp. süldürmen ‘kalp’ (Elmacık -Brd. kalp’ (-Mn.. -Đç. süleymen ‘yürek’ (*Ayaş köyleri -Ank. dalaz ‘kalp’ (-Af. anlamında.) (DS X: 3708). Güney-Doğu: YUyg. kuvvet. yürek ‘1.. üräklä şeklinde zarf . ve çevresi) ‘sıkıntı’ Bu çocuklar ruhuma dalaz veriyor (Beydağ -Nğ. üräyindän şeklinde zarf . Bir yerin veya bir zatın esası.) Cesaret. iç organlar’ (-Çkr. -Ist. üräk ‘1. fitne 4.) (DS IX: 3319). iç’ (TS 2481). Trkm. ürek (ATS: 1177). ruh hali. (mec..) (DS VIII: 3009)..) (DS VII: 2383). karın. (mec. Tat. Kızılelma *Bartın -Zn.) Herhangi bir şeyden çekinmeme. gälb 2. yürĆk.) (DS V: 1840). -Isp.) (DS XI: 4068). öğsüsçe ‘yürek.) (DS VIII: 2711). Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk yürek. hüner 5.) Mide. Adamın duygu. (mec.) (DS IX: 3344). Güç.) Acıma duygusu 6. yürek (RLT: 178). ihtiyat etmeden.Kupa 4. (halk.

yüreği sarsılıyordu TS 2481 Ona merhume demek bile yürek parçalayıcı bir şeydir TS 2481 Ayşe Hanım. 2.yüräk. TTS VI 4768 Kişide kim erlik ola vü yürek Ana gün ölümdür ne kaçmak gerek TTS VI 4768 Ne zehre ile güzer edersin ve ne yürekle gezersin? TTS VI 4768 Ol arada kimse ile daèva idesi yüreğim yoktur TS 2481 Fazıla Hanım'ın elleri terliyor. Çuvaş: çere (Tenişev 1997: 276) 1. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva çürek. göŋül açar. jürek. Yakut sürah. Karakalpak jürek. yüreğe işlerdi TS 2481 Çıngırağın her çekilişinde ikisinin de heyecandan yürekleri ağızlarına geliyor. Tenişev. bu görüşe katılarak Altay dillerinden şu paralelleri vermektedir: Proto-Altay *cürke ‘yürek’: Proto-Mançu-Tunguz *curga. ve müferriódür.‘namuslu.. Kaz. bu basit. tatlı tatlı yüreği çarpar. kahveciden limon şekeri almış. yüreği daralarak izliyordu 309 . Kırg jürök. yürek ditremesine yavlaú yarar MŞ 84 bÀselìú ùamarından úan alalar ve yürek óarÀretin teskìn Ćdeler MŞ 104 dudaúlar gĆce yaş olup gündüz úuru olmaú ve göŋül ùarlıāanmaú ve gĆce ŋ gĆce diş úırcıldamaú TTS VI 4768 Bulara bir sayruluk veribidi kim karınları ıtlak oldu. Moğ. kapılara. doğru yüreğe çarpar. TS 2481 Yüreğim boğazıma tıkanmış bir hâlde. yürek ferahlatır diye uzatıyor TS 2481 Fakat sesi kulaklara değil. şöyle kim her birisi yüreğün ovar idi ta kim ol renclerden Tevrat’ı unuttular. pencerelere kaydı TS 2481 Aklımıza eski günler gelince / Yüreğimiz cız eder TS 2481 Bunu düşündükçe gülümser. yürek ve karnın içindeki nesne) DLT III 18 yardı: meniŋ yürek EM 199 . *yürek Kullanım Alanı DLT I 46 özüm ağrıdı ‘karnım ağrıdı’ (öz. *cürüken ‘yürek’ (1997: 276). *yürek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre *yürek sözü tarihsel ve modern Türk lehçelerinde organ adı ‘kalp’ anlamında kullanılmakla birlikte az sayıda metaforik soyut kullanımlara da rastlanmaktadır (EDT 965a). bu aşağılık konuşmaları dinliyorum TS 2481 Yüreği bozulanların gözleri karanlık koridorlara. cesur’: Evenk curri. ruhunda kopan bir hamleyle örsünün üzerinde milyarlarca kıvılcım tutuştururdu TS 2481 Yusuf bütün olayları korkuyla.

HEA-8 Derin değil. mütevazı Muhlis bey zaten istemezdi mezar taşı. HEA-3 O kadar gökte yerde. HEA-4 Bu tantanalı sözlerin yürekten tek hayranı Nazire idi. Alaha inanın. PSE 4 Oda onlara dedi: ey akılsızlar hem aır-yürekliler inanmak için prorokların cumle söylediklerinä. yürek çarpıntısı içinde geçirirdi. son nefesinde bir ekmek kadayıfı istediydi. iyi yürekli. bu dıştaki hareketsizliğe karşılık. her herkez kendi kardaşlarınıza yüreklerinizdän başlamazsanız onların yanışlıklarını. TS 2481 Namazı nasıl kıldığını bilmedi. iyi yürekli. saatlerce zamanını. O. ki gözlerinlän görmesinler hem yüreklerinlän anlamasınlar. PSE 43 Seväsin Saabi Allahını bütün yürekdän. biraz da şımarık olan bu kadının Numan'la ilişkisini inceliyordum. PSE 59 Ve hihatçılar orada olup oturlardı hem yüreklerindä düşünürlärdi ki. sürüm sürüm hâllerini gördükçe. PSE 94 Ko sizin üreeniz şaşırmasın. hem Bana inanın. fakat katı yürekli bir kadındı. PSE 2 Ondansora (bitkidä) göründü öbürlerin onikisinä sofrada oturaklara hem onların yüzlerinä urdu onların inamasızlıı için hem yürek çetinnii için. deniz tutmuş gibi yüreği kabarmaya başladı TS 2481 Kapıda her araba durdukça yüreğim kalkıyordu TS 2481 Yüreği kan ağlıyordu. yüreğine od düşer TS 2481 Sanki bana herkese yaptığından fazla yüreğini açardı TS 2481 Onu tanıyamamak sinsi bir korku gibi yüreğini kapladı SFA-2 Kibar. dizlerim vücudumun yükü altında çökecek gibi oluyordu TS 2481 Ne dersiniz kız bayağı hasta oldu. yüreklerde derin ve ilâhî bir duygu ve ruh hareketi vardı. HEA-1 Zayıf yürekli olan kocası bu davranışa karşı üzüldüğünü belli ederse “Elin piçine dadılık edemem!” diye adamı haşlardı. alıp yediremedim.salt göz hem ürek UK 77 çok yakındı üreklän kardaşına UK 84 hep tä üreenä damnamıştı UK 85 nända senin ürek güllerin? UK 95 başaarısı. HEA-4 Anası köyde güzelliği ile meşhur.. yüreğinde bir şeyler kaynıyordu TS 2481 Ankara ufuklarına bakarken eskisi gibi insanın yüreğine gariplik çökmüyordu.. yüreğime dert oluyor TS 2481 Eğer bizden gizli Paris'e kaçsaydın babamın yüreğine inerdi TS 2481 Adam odur ki komşusunun ineği dişi doğurdu der. UK 50 han . fakat zarif. PSE 59 Neçin yüreklerinizdä bunları düşünersiniz? PSE 84 Onların gözlerini körledi hem onların yüreklerini katılattı. TS 2481 Zaten kostüm meselesinden dolayı üzülen ve hırçınlaşan yüreği sanki bir diken yığınına sürtünür gibi kanıyordu. TS 2481 Zavallı adam.TS 2481 Yüreğim merhametten eziliyor. HEA-6 Demek beni de kendin gibi yarım yürekli sanıyorsun? HEA-6 Fakat Rauf bundan nasıl ezilir. Neçin Bu böllä küfr söyler. PSE 99 Amma bunları sizä söyledim için kahırlan doldu sizin yüreklerniz. onların şu perişan. PSE 31 Benim Gökteki Bubam da sizi bölä yapacek. osa ürek mi tuttu bunu? 310 .

gözgaŋ tapar. TNAS 113 Diliŋ sakası yürekde bolar. 3. TNAS 155 Gara siŋek haram däl. TNAS 295 Saçı uzınıŋ yüregi yuka. Bibihanım elini üreyinin üstüne gojdu. TNAS 372 Yetim oglan yüreksiz. Anlam Olayları Bakımından *yürek Tenişev. üräkdä munis duygular oyadan belä ahşamlardan sonra yuhu nä gädär şirin olardı ADĐL IV 252 Üräyi olmayan adamlar onun başa düşä bilmäzlär ADĐL IV 252 Gecä ikän bir gadının täkbaşına ormana getmäsi böyük bir yüräk vä cäsarät istär ADĐL IV 253 Komsomolçular ictimai väzifäyä üräklä yapmışdırlar TDS 357 Gördi ol.ıtU…α»nε:F] [α»mın] ADĐL IV 252 Üräyi olmayan adamlar onu başa düşä bilmäzlär ADĐL IV 252 Ürek hesteliyi. TNAS 155 Gara yürek ak bolmaz. TNAS 107 Degimsize degim degse. TNAS 116 Dogan . TNAS 184 Gulakdan giren yaman söz. yürek bular. yüregi jay tapmaz. TNAS 96 Çanak döwügi seolener. yürege yetip buz bolar.yürek. yürek döwügi eplener. TNAS 89 Bolya-da. ogul (perzent) yüregimiŋ başı. ADĐL IV 252 Ailädä ünsiyyät artıran. tarihsel ve modern Türk lehçelerinde *yürek sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 276): 311 . TNAS 358 Yaman dil il bozar Yaman ayak yol bozar. ani ürekli kız UK 256 Zana oturardı kitle üreklän GTA 184 [ε. yürekde. Yüregi gursuldep etmen çıdamı TNAS 26 Akıl güyç berer. bir sapar. yetim guzı guyrusız.UK 111 çetin ürekli adamdı UK 122 kalkıp ayakça derin ürek acısınnan deer yavaş: UK 142 Alinin ürää titredi korkudan UK 143 Đy ürekli çocuksun UK 153 Aynä hep kitli üreklen yaşeer UK 159 Nikolçu soğuk üreklen itirdi kılıcını UK 169 kurşun üreine batık UK 172 dayanır mı ürek UK 177 nezamandan ürääm yaner UK 210 üreenä bir sevinmelik damnadı UK 233 ateşli üreklerlän UK 244 belliydi. otlukda iki adamı. TNAS 70 Batırlık bilekde däl.ı sa:»bı α……α»hïm be»nım] [bı»lε:Rïm αnı hıtS dı»lım ÔıR»Ôın nε dα jαkïSïk»…ïkÌcı] [sεn ÔıR»sεn be»nım y:RεdZi:»mε Ôy:dεdZi:»mın ıtSı»nε »neRdε be»nım R Z » ε dZα»nïm ku. güyç . bolyadadan. aşa düşer. yürekde dert galya-da.donumıŋ başı.

‘karın’. Çuv. sürehte:h ‘azimli’. cesaret. Bunun dışında ‘bir şeyin en esas yeri. 3) (metonimi) ‘Öfke’ Karaim. ‘mide’. Tenişev’e göre cesaret ile ilgili metaforlar insanlığın çok eski dönemlerine kadar uzanmakta ve diğer yandan Çuvaş Türkçesindeki anlamlar. çerelle ‘cana yakın. Tenişev. Meronim Olarak *yürek Anatomik açıdan baktığımızda *yürek sözü *gö:küz sözün alan : mekân ilişkiyi gösteren meronimidir. insana duyguyu bildiren organın sembolü’ (TDS: 357). yiğitlik’ yüm tarihsel kaynaklarda vardır. ruh durumu’ sembolü anlamına gelmektedir. 6) (metonimi) ‘Şevkat’ Çuv. 2) (metonimi) ‘Can. Gag. 4. Đnsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *yürek 312 . duyarlı’). gayret. Türkmen Türkçesinde kalp organının karşılığı olan yürek sözünün ‘organ olarak kalp’ şeklindeki birinci anlamı anatomiktir. TTü. Azerbaycan Türkçesinde ürek. Metonimik anlamlar genellikle türevlerde ortaya çıkmaktadır: *yürek-lik ‘yüreklilik’ (Yak.1) ‘Kalp organı’ tüm kaynaklarda bu anlamda kullanılmaktadır. hüner’ anlamına da gelmektedir (ADĐL IV: 252). 4) (metonimi) ‘Gayret’ Tuv. 5) (metonimi) ‘Hikmet’ Tuv. Yak. merkezi. hem ‘organ adı’ hem de ‘insanın his. Türk olmayan komşu dillerden alıntı olarak yorumlanabilmektedir (1997: 276). *yürek-le-. güç. heyecan. bu sözün organ adı anlamı dışındaki bütün anlamlarını metonimi olarak nitelemiştir ancak bunlar benzetme temeline de dayalı olabilen ve metonimik unsurların kullanılması ile oluşturulan metaforik anlamlardır. Ayrıca metaforik olarak ‘cesaret.

ALAN : MEKÂN *gö:küz : *yürek 313 .sözü. dolaşım sisteminin grup : öğe ilişkisi gösteren bir meronimi olarak karşımıza çıkmaktadır.

öygen ‘akciğer’ (YTS: 170). öpke ‘akciğer’ (Sngl.2. üfke.) Hırs. -Gaz. lung. SUyg. hiddet. Trkm. öpke (CH I: 168).. yy.. Đng.. öyken (EM: 171). Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. yy. Batı Tü. paf. Bud.. *öbke Proto-Tü. öyke ‘öfke’. öğen. gazap’ (TS 1717-1718). Gag. öyken ‘insanların ve omurgalı hayvanların nefes alma organı’ (TDS 501).) (DS IX: 3365).) (DS VII: 2415).) (DS IX: 3377). xiii. -Ba.: xv. yy. yy. hosciğer ‘akciğer’ (-Sn. oyfe. gazap. öpke: ‘akciğer’ (DLT I 128).3. öfkä ‘1. öfke.2. öfke’ (ADĐL III 472).ç. 77r. öpkĆ. pulmo. öyken (RLT: 100).2. öykün ‘akciğer’ (*Bolvadin -Af. kızıl ‘akciğer’ (*Bor -Nğ. Akciğer 2. öyke ‘öfke. -Đst. pafciğer ‘akciğer’ (Sk. -Ky. Proto-Oguz *öbke. öyke ‘akciğer’ (KTS: 213). öfke (ATS: 942).. öyken.11).) (DS VIII: 2863). Azb. -Mr. 314 . öfke ‘Engelleme. öyken. Başk. 58r. hiddet. hışım.: xi. hiddet’ (Sngl.öpkü ‘akciğer’ (KTS: 211). öyken ‘akciğer’ (TTS V 3141). Doğu Tü. incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi. Krh. öpke. öpkesin ‘onun akciğeri’ (U III 79.. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde AKCĐĞER ‘akciğer’ Lat. yy. ökpe. *öbke (Tenişev 1997: 277). Đslami ç. Modern Tü.1). öygen. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan AKCĐĞER kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *öbke sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.1. 2. Proto-Ogur *öbke. öpke ‘öfke’ (U II 25.27).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. – xix. -Hat.Tü. Güney-Doğu: Özb.4). (halk. xiv. öpke ‘öfke’ (DLT I 158). kızgınlık. xv. EKıp.3. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk öpke.

Altay dillerinden şu paralelleri tespit etmiştir: Proto-Altay *öp-k‘akciğer’: Proto-Mançu-Tunguz *up/fu-ke: Evenk öbdĆ ‘dalak’. öfkäyä dönmüş dodagları gülümsünmäk üçün aralandı TDS 501 Öykenini sovuk alanı üçin ölenligi barada gürrüñ berdi TDS 501 Çekimli sesleri aydanımızda. Nanay upke ‘dalak’. Türk Dilinin en erken dönemlerden beri “akciğer” organın karşılığı olarak *öbke sözcüğünün kullanıldığı görülmektedir. Kırg öpkö. Tenişev.. Hakas ökpe. Karakalpak ökpä.. Kore *puhoa ‘akciğer’. *öbke Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. beni altüst eden bir öfke alevi dolaşıyor. Tuva ökpe. Japon pukupukusi ‘akciğer’ (1997: 277). gögüse ve öykene müfìddür EM 171 ve öykende olan úarhaya nÀfièdür MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS V 3141 Afyon kim dükeli dilde maèruftur. fakat genç gözleri ve genç dudaklarında. Çuvaş: üpke (Tenişev 1997: 277) 1. *öbke Kullanım Alanı EM 134 bögrülce ãovuúdur úurudur. hiddet’ anlamını kazanmıştır (EDT 9a). öfke karışımı bir şey TS 1717 Siz gelin de böyle bir adamın herhangi bir öfkeye kapılacağını tahmin edin TS 1717 Hayatında kimseye sert muamele etmedi ve öfke yüzü göstermedi TS 1717 . 315 . daha sonra ‘öfke.. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay ökpö. HEA-3 Öfkeden. 2. Moğ. Ve eğer artuk yirse öykene ziyan eyler. *öğe-n ‘öfke’. Nogay öpke. Kaz. HEA-3 Sesi görünüşte sakin.. er. heyecandan kararmış yüzleriyle ateşe ve ölüme atılan subay. TTS V 3142 Ve sâfi kan tevellüt kılar ve öykene ve göğüze TTS V 3142 Ve sovuk şişleri açar ve öykeni balgamdan arıtır TTS V 3142 Ol sudan dah’içeri yoldur yine Üç nefes kim varur iner öykene TTS V 3142 Çok olur bu fasl içinde ittifak Az olur öyken büyük olur dalak TS 1717 Fahri'nin gözlerinde karanlık bir ifade var. ADĐL III 472 Katibin ganı gaçmış. baruttan. komutan. ökpä.. umutsuzluk. gözlerimi delen.. öykenden gely÷n hova ovaz perdelerini titredy÷r. bunlar kendileri de anlayamayacakları kadar büyüktürler... En eski anlam anatomiktir. ha bire yenilmekte olduğu için zaten öfkesi burnunda bir altmışaltı tiryakisi kahveyi zamanında getirmedi diye kızıp.üpkä.

Bu. insan duygusu olan öfke’nin de akciğerden geldiğinin sanılmasından kaynaklanmaktadır. ALAN : MEKÂN *gö:küz : *öbke 316 . Tenişev ‘öfke. Eski Uygur ile başlayarak tüm kaynaklarda vardır. ruh dünyasının önemli bir unsuru sayılmaktadır.3. incinme’. hırçın. 2) ‘Öfke. alıngan’ olarak geçmektedir. Anlam Olayları Bakımından *öbke Tenişev’e göre Türk Dili kaynaklarında *öbke şu iki ana anlamda kullanılmaktadır (1997: 277): 1) ‘Akciğer’. Tarihsel ve modern Türk dilinde akciğer farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Tüm kaynaklarda rastlanmaktadır. dolaşım ve solunum sistemlerinin grup : öğe ilişkisi gösteren bir meronimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Eski Türk lehçelerinde ise akciğer. Birçok Türk lehçelerinde öfke olarak geçmektedir. 4. Đnsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *öbke sözü. Modern Türk lehçelerinden aldığımız örneklerinde akciğerin iç organlarına bağlı olduğunu görmekteyiz. incinme’ anlamını metonimik anlam olarak düşünmüştür. Genellikle *öbke-lig ‘öfkeli. Meronim Olarak *öbke Anatomik açıdan bakıldığında *öbke sözü *gö:küz sözünün alan : mekân ilişkisini gösteren meronimidir.

karın (KĐ 70: xv).3. úar(ı)n (KE II: 299). EKıp.: xi. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. karın (DLT I 403). -El. gönül.. 64. úar(ı)n (NF III: 202). Mide 5. Proto-Oguz *karım.: xv.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. belly. Harezm ç. Bud. öden ‘mide. xiii. Proto-Ogur *karım. karın (MŞ: 17). kafa 6. yy. 2. yy.3. yy.) (DS IX: 3310). úarın (DK II: 172). xiv. Doğu Tü.. I 19.2. -Đz.. mide’ (-Ay. 272r. karın (Sngl. ix. úarın (EUTS: 168). partın ‘karın’ (-Kc. -Ezc.Tü. akıl. -Gaz. partı. mide’ (Đğneciler *Mudurnu -Bo. *karım (Tenişev 1997: 277). karın ‘mide’ (TTS IV 2304).) (DS III: 1006). (mec. Krh. yy. yürek. Bazı şeylerde şiş ve içi boş bölüm 4.3..) Ahlaki açıdan kabul edilemeyen şeyleri kabullenme 7. yy. Đnsan ve hayvanlarda gövdenin kaburga kenarlarından kasıklara kadar olan ön bölgesi 2. yy. xiv. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARIN ‘karın’ Lat. Batı Tü. karın ‘1.3.. 317 . -Đst. – xix. (mec. yy. cömbek ‘karın. *karım Proto-Tü. Döl yatağı 3.) (DS VIII: 2943). part. Modern Tü. abdomen.) (DS XI: 4332). abdomen.ç. koyun ‘karın’ Fatmanın bir uşak beşikte biride koynunda (Aliköy *Çaycuma -Zn. úarın (EM: 149). Đslami ç. Đng. -Es. karın’ (Lohan -Gaz. kıbıt ‘karın’ (Karaçay-Malkar. xv.) (DS VIII: 2781). 23). karın (CH I: 173). 170). yurek ‘karın. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KARIN kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *karım sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. úarın ‘karın’ (KTS: 128). adığıŋ karnı: yarılmış ‘ayının karnı yarılmış’ (IB 6). karın ‘karın’ (DLT I: 403). KökTü.) Đç. aç karınka ‘aç karnına’ (H..1. (fizik) Gelen ve yansımış dalgaların girişimiyle oluşan duraklı dalgalarda en büyük genlikte titreşen noktalar’ (TS 12171218).

Karın 2. garın ‘1..-Sv. Trkm. bağırsaklar. Göbeğin civarı’ (TDS 152). mide. Gag. *karım sözünün Türk lehçeleri dışında şu şekilleri vermiştir: ProtoAltay *karmu-: Proto-Mançu-Tunguz *kerimuk ‘mide. Hakas harın. Başk. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay karın. *karım Kullanım Alanı DLT I 46 özüm ağrıdı ‘karnım ağrıdı’ (öz. Kaz. *karım içinde bulunan iç organlar için *kurugsak ‘mide’ ve *bagırsuk ‘bağırsak. -Çkl. -Đç. *kormai ‘etek’: Moğ. Güney-Doğu: Özb. Ana rahmi. karn.) (DS IX: 3401). karnı ‘1. garın ‘1. kormai. karın. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk karın. (mec. 2. Mide’ (GS 250).) Bir şeyin karın gibi öne çıkmış kısmı’ (ADĐL I 438). vücut gövdesinin alt kısmı ve bu kısımda olan organlar için genel bir terim olarak kullanılmıştır. uşaklık 3.. -Ada. (mec. Sindirim borusunun en geniş kısmı 2. karın. -Đst.. Tenişev. āarın (ATS 463). Proto-Moğ. Karakalpak karın. garın. tumbak ‘karın’ (-Ba. Doerfer. Tat. karin. Azb. dalak ve diğer organların yer aldığı kısmı 2. Yakut harın. *karım Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre.) Đç 4. Kırg karın. karın şekillerinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). Çuvaş: hıram (Tenişev 1997: 277) 1. Đnsan ve hayvan bedeninin karaciğer. SUyg. sakatat’ gibi daha spesifik terimler de kullanılmıştır (EDT 661). -Sk. 318 . *karım sözünün Halaç Türkçesinde karon.) (DS X: 3991). Kalmık hormä (1997: 277).. karın. iç (RLT: 81). karın. Tofa hırın. Tuva hırın.. ince bağırsak’: Evenk kerimuk. tarihsel Türk lehçelerinde *karım sözcüğü. Karaçay-Malkar karın. yürek ve karnın içindeki nesne) EM 149 ãafÀdan úarın geçmesini baālar MŞ 103 ãovuúdur yaşdur úarın gĆçürür susalığı giderür TTS IV 2304 Karnuŋa haram nesne koymagıl. Nogay karın. Her kim karnına bir lokma haram koysa kırk gün duası kabul olmaz.

zeytin. ne verilse onu alır. HEA-2 Ameliyathanede kol bacak kesiyorlar. çıplak ayakları taşların üstünde sendeledikçe kanıyordu. PSE 146 Zerä ştä açan Senin selämının sesi benim kulaklarıma geldi.. Karnı Hüt dağı gibi şişmişti.. HEA-1 Doktor Sadri çok bambaşka. kabuletmeä Mariei senin karını korkma: zerä onun karnında doumuş olan Aios Duhtandır. sevişmek karın doyurmuyor TS 1217 Felaket bununla bitmemiş. karnımda olan çocuk sevinmekläan sıçıradı. fıraç gibi keskin saçları altında alnı dar. ortalığı topladıktan sonra. PSE 27 Đisus da. Her hâlde mesleği onun ancak karnını doyuruyor galiba. HEA-4 Karnının sızısından gözü dünyayı görmüyor. hem de kara ciğer hastalığından. soğan tedarik ettiler... üç ay sonra karnı büyümeye başlamış TS 1217 Sen patrona karın tokluğuna kayıkta miçoluk etmek üzere gelip uyuyakaldığını söyle TS 1217 Aç karnına sigara içmekle hiç de iyi etmiyorsun. karnı ve bütün vücudu sadece iğrenç bir et ve adale yığınından ibaretti. HEA-9 Karından tâ koltuk altlarına kadar sarılan kırmızı kuşağın altındaki gövde hâlâ sırım gibi... SFA-2 Papaz efendi geçen yaz öldü. HEA-4 Yolda hep bu karın ağrısını çekti. çuhasını düzältdi.. hiç bir zada m÷t÷ç d÷l 319 .. onun karnından diri su dereleri akacaklar. Haftada bir gün hastalarından para almaz. karından kurşun çıkarıyorlardı. basık burnu altında kocaman dudakları hayvanî.Kilar-ı Âmire’m mühimmatı içün sade karın yağı lazım olduğun bildirip. bazan sırtımda taşımayı bile düşündüğüm zamanlar oldu. doldurummu garnını tüstü ilä? TDS 152 Egnimiz yırtık d÷l. elim ayağım donmuş gibi TS 1217 Yoğurtçuda çalışanlar bu türlü karın doyuranları çok görmüşlerdi TS 1217 Fakat öpüşmek. dedi. arhalığını. kardeşim. PSE 22 Bana kim inanedärsa. dedi: neçin üreklerinizdä fäna şeyler düşünäersäniz? PSE 53 Ey Đosif. ADĐL I 438 Eşikağası ällärini yerä dästäk verib galhdı. göğüsten. garnımız aç d÷l Garaz netcek. HEA-3 Gözleri kanlı. kitabın yazılmışın dedisini. her gün olduğu gibi o gün de bahçe işine başlamıştı. kolları. yana sürüşmüş häncärinin şişman garnının üstünä çäkib çıhdı ADĐL I 438 Här käsin garnındakını kim bilir? ADĐL I 439 Demiräm çıhın yoldan. kafatası açıyorlar. ruhum sıkılırsa dua ederim. TS 1217 Şuursuz bir acele ile mahmuzlarını atının karnına vurdu TS 1217 Karnım aç. Sonra nereye çağırılsa gider. onların fikirlerini görüp (anayıp). bir insandır. Doktorun yemeğini verdikten ve oğlu ile öğle vakti dönen torunlarının da karınlarını doyurup. Davidin oolu. HEA-6 Karnım acıkırsa yerim. HEA-4 Biraz da ekmek. Salim'in hediyesi bir sepet yemişle beraber odanın önündeki çardağın altında karınlarını doyurdular.TTS IV 2307 Otlu sulu yerde büyüyüp yiyip içip enine uzununa istediği gibi boy çekip bit haylı karın kasık salmış TTS IV 2307 . inanmazsın. HEA-1 Âkıle Hanım.

Krh-Uyg. men hem şuña kovşayın. Hakas. Karın boşluğunda bulunan *kurugsak. TNAS 12 Aç gözüŋ garnı doysa-da. Tenişev’e göre Çuv. 3. işkembe’. *bögrek. gıda’ Tuv. Anlam Olayları Bakımından *karım Tenişev. dunç gulagum. tovşanıñ ızından kovalap gidiberipdir TDS 152 Atlarıñ garınları-da tazınıñkı yalı çekilipdi TDS 152 Sen nanı iyip. Tüm kaynaklarda bu anlamlara rastlanmaktadır. bir t÷r bilen men hem etdigim aların ve garnımı doyrarın – diyip pikirlenyer-de. gözi doymaz. dınç başım). bagır-suk. 4) ‘Vücut. Yak. gozi doymaz. 3) ‘Tulum’ Karakalpak. TNAS 12 Aç garın. Meronim Olarak *karım Anatomik açıdan baktığımızda *karım sözü *gebde sözünün alan : mekân ve nesne : parça ilişkisini gösteren meronimidir. Altay. Ayrıca. TNAS 157 Garnı ajyŋ watanı yok. TNAS 46 Atda garın yigitde burun. 2) (metonimi) ‘Yemek. garnıñ üstünde ş÷nik dövler yalı edersin TNAS 12 Aç garnum. ‘bağırsak. ve *d(i)a:l-ak organları ise *karım sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimleridir. TNAS 364 Yarar garna yarpırak. Türk Dili kaynaklarında *karım sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmeiştir (1997: 277): 1) ‘Karın. manevi nesnelerin karşıtı olarak maddi nesneler’ EUyg. dışında tüm Türk lehçe gruplarında *karım sözünün metonimi olarak ‘rahim. 320 . 4. boş beyni. TNAS 157 Garın doysa-da. Aç başım. mide’. *bagır. çocuk taşıma organı olarak karın’ anlamı vardır: *karım-daş ‘öz kız veya erkek kardeş’ (1997: 277). dunç bulagum (Aç başum.TDS 152 Gel.

bagır-suk.NESNE : PARÇA ALAN : MEKÂN *gebde : *karım *gebde : *karım *karım : *kurugsak. *d(i)a:l-ak 321 . *bögrek. *bagır.

göden ‘karın. -Gm.4. Kuşların yemek borusu üzerinde bulunan.) (DS II: 668). kursak ‘1.) (DS VII: 2420). kursak (Sngl. -Dz. mÀde. 2. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan MĐDE kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *kurugsak sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. yiyeceklerin toplandığı torba biçiminde şişkin organ 2. Proto-Ogur *kurugsak. *kurugsak Proto-Tü.. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Mide 2. yy. Batı Tü.) (DS VI: 2125). gaster.) (DS IX: 3198). hotuk ‘mide’ (*Ahlat -Bt.. kuruğsak ‘kursak. Krh.Tü. MKıp. göğüs’ (-Isp.) (DS VIII: 2679). 9).3.) (DS VI: 2078).. Proto-Oguz *kurugsak. -Gr. habe ‘mide’ (*Mudanya -Brs. kuruğsak (IB).: Güney-Batı (Oğuz): TTü.. Đng. yy. Bud.) (DS IV: 1617). yy. bıngıldak ‘mide’ (-Ada. mikgin ‘mide’ (*Saftanbolu -Zn. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde MiDE ‘mide’ Lat. (hayvan bilimi) Böceklerin ve solucanların sindirim kanallarında bulunan.: xv.) Boğaz’ (TS 1412). şıcak ‘mide’ (-Brs. xiii.2. Đslami ç.3. kursak (KĐ 70). zekâ’ (TTS IV 2740). cesaret’ (YTS: 254). yy. sarov (KTS: 227). EKıp.ç.1.: xi. (halk. xiv.. mada. Bahçeli *Bor. Kuş kursağı şişirilip kurutularak yapılan veya ona benzetilen şişkin şey 4. -Ant. giliz ‘mide. úuruāsaú (EUTS: 188). – xix. mide. yürek ‘mide. tombak ‘mide’ 322 . yy. kursak ‘1. düden ‘mide’ (*Bor -Nğ.. -Nğ. Đdrak. mide’ (DLT IV: 385). stomach. -Zn. KökTü. kuruğsak (DLT I 502).4. Doğu Tü. ix. -Brd. Modern Tü.) (DS IX: 3100). kuşların kursağına benzeyen yapı 3. *kurugsak (Tenişev 1997: 277). işkembe.) (DS VIII: 2621).) (DS VII: 2246). mede ‘mide’ (Köşker -Krş. kandız ‘mide ve karın bölgesi’ (*Uluborlu -Isp. işkembe’ (*Maçka -Tr.. 286r.

Güney-Doğu: YUyg. Azb. korhak. Kaz. zivir ‘iç. SUyg. kursak.) (DS XI: 4390). Geviş getiren hayvanların ve kuşların birinci midesi // Genel olarak mide 2. Tat. TTS IV 2740 Mü’minlere nasip olacak daneleri vardı kâfirlerin kursağına düşürdü. kosak. korsak. Başk. *kurugsak Kullanım Alanı MŞ 9 andan ãoŋra maèdeden cigere varur anda hazm olur è MŞ 21 gögüsi ùaracuú ve boynı uzun ve boynı ince ve boāazında şiş ve maèdesi øaèìf è ya gözi ya dimÀāı øaèìf MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve è öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS IV 2740 Đlle göyner kursağında yoğ olur Anın içün gelmez elinden kalur TTS IV 2740 Eğer hatun kişi kursağına yaku ede hayzını yürüde. Nogay kursak. Gag. karın’ anlamıyla karşımıza çıkmaktadır (EDT 657). TTS IV 2740 Müşriklerin dahi necatından helâki yakınrektir cehennemin kaèrına düşmek ile yahut tamu yılanlarının kursağına düşmek ile. Kore *kurĆi ‘mide’ (Tenişev 1997: 277-278). Kuzey-doğu (Sibirya): Altay kursak.(*Mustafakemalpaşa. 2. TTS IV 2740 Hak Taâlâ nièmetini birkaç kişinin kursağına lâtık gördü. gursag ‘1. Hakas hursah.) (DS X: 3955). Karakalpak kursak. Özb. 323 . tumbuş ‘mide’ Tumbuşunu iyi doyurdun mu? (*Ödemiş -Đz) (DS X: 3991). gursak ‘1. kurkag ‘envil hayvan midesi’. mide’ Ahmed'i gördükçe zivirim bulanıyor (Gedeağız *Artova To.) (DS XI: 4386). Đçine sucuk ve benzeri doldurmak üçün ince kuru bağırsak’ (ADĐL I 581). Yakut kurtah (Tenişev 1997: 277) 1. zig ‘mide’ (Babik *Pütürge -Ml. Đnsanda olan guatr’ (GS 121). Nilüfer -Brs. Trkm. aşgazan. kurskak. Kuşların kursağı 2. TTS IV 2740 Er etmeği er kursağında kalmaz. *kurugsak Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. garın (RLT 80). *kurugsak sözü Türk dilinin modern lehçelerinde kurugsak ve benzeri şekillerde ‘mide. Kırg kursak. Proto-Mançu-Tunguz *hurke-(nse) ‘balık göbeği’. mede. kursak. Bunlara ek olarak Altay dillerinden paraleller de verilebilmektedir: Moğ. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk kursak.

. Orta-Kıp. kalkarlar. ‘kursak’. galh. Anlam Olayları Bakımından *kurugsak Tenişev. Hepsi bir buçuk odada yatar. kim fil içün düzdünüz. Azb. Karakalpak. Nogay. yemek’. HEA-9 Fakat o. Karakalpak. sindirim sisteminin önemli bir öğesi olarak karşımıza çıkmaktadır. karınca kursağıa nice sığa? TS 1412 Düdüğün kursağı patlamış SFA-1 Sudan sıçramış kocarnan bir kolyozu bir martı denize hiç konmadan havada yakalıyor. SUyg. Krh-Uyg. Ekmeklerine katık bile bulamadıkları günler vardır. Hakas. Salar.deyärdi 3. Gag. HEA-9 Dört kızı var. TTü. Krh-Uyg. ‘göğüs’. Kaz.Oğlum. ALAN : MEKÂN *karım : *kurugsak 324 . Uyg. Kır. Türk dili kaynaklarında *kurugsak sözünün şu anlamlarda kullanıldığını tespit etmiştir (1997: 277-278): EUyg. (metaforik) ‘zeka’. Nogay. Kumuk.fikri ilä anası ona yanaşarag: . Başkurt. sırtını örten esvabı hak edebilmek için etrafını güldürmeğe. eğlendirmeğe mecbur. karısı var. . ‘göbek. HEA-4 O menhus geçidin başlarında yedikleri ekmekten sonra kursağına bir lokma girmemişti. Tat. Đnsan vücudu içersinde fonksiyonuna bakılacak olursa *kurugsak sözü. Meronim Olarak *kurugsak Karın boşluğunda bulunan *kurugsak ‘mide’ *karım ile alan : mekân ilgisi içinde meronimdir. Harezm. Trkm. Kır. Karaim. Altay Özb. karın’. ‘mide’. gagasında iki defa salladıktan sonra üç kere yutkunarak yarı canlı kursağına atıyordu. Orta-Uyg. yemäyini ye. Altay (metonimi) ‘besin. Osm. ‘âdem elması’. ADĐL I 581 Aclıgdan uşağın gursağı dolar . Osm. kursağına giden yemeği. 4.TTS IV 2740 Ol lokmayı.. Yak. Çağ. TTü. galh. Bununla beraber her gün kursaklarına sıcak yemek girmez. Kaz.

Azb. yy. bögrek (MŞ: 30). guçcik ‘böbrek’ (-Ed.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. *bögrek Proto-Tü. cıngıl ‘böbrek’ (-Nğ.. omurganın sağ ve sol yanında bulunan çift organdan her biri’ (TS 342).3. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BÖBREK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bögrek sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.) (DS X: 3980).) (DS VIII: 2622). *bögüz-ek > *bögsek. ren Đng. Đslami ç. Gag. tıngırdek ‘böbrek’ (-Ama. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BÖBREK ‘böbrek’ Lat. bögrÊ (EUTS: 49).) (DS II: 591). gogelek. *bögüz-ek (Tenişev 1997: 278).) (DS IV: 1463). – xix. xiii. böbrek ‘Kandaki zararlı maddeleri süzüp idrar olarak salan.2. bügrük (KTS: 39).3. *bögür. bövrek (RLT 160).ç. tömbek ‘böbrek’ (*Göksun Mr. böbrek’ (DLT IV: 107). böbrek ‘böbrek’ (GS 92). yy. EKıp. -Yz. Krh.) (DS VII: 2433). -Ezc. Trkm. Batı Tü.. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. xiv. dıngıl ‘böbrek’ (*Kemah -Ezc. pörtelek.) (DS VI: 2094). kangal ‘böbrek’ (Torul -Gm.Tü.5. Proto-Ogur *bögür-ek. 2.) Đnsan ve hayvanlarda: sidik ifraz eden beden organı’ (ADĐL I 312).) (DS X: 3915).) (DS IX: 3497). Bud. yy. kidney. pötelek ‘böbrek’ (Çıkrık *Mecitözü -Çr. Modern Tü. böğrek (EM: 117). böğür ‘böğrek.5. höndelek ‘böbrek’ (Olus -Ama. yy.) (DS VIII: 3006). xv. geyrek ‘böbrek’ (Çeperi *Gemerek -Sv. böyräk ‘(anat. Proto-Oguz *bögüz-ek. kurçik ‘böbrek’ (Kemaliye Ezc. bögrek (CH I: 287). bebrek ‘böbrek’ (*Düzce -Bo.) (DS VI: 2187). bövrek ‘omurgalılarda sidik ifraz eden beden organı’ (TDS 108).) (DS III: 922).1.: xi. gucik. böğrek/böğrik ‘böbrek’ (TTS I 663). Güney-Doğu: 325 .

Proto-Moğ. böbrek şekillerinde ‘böbrek’ anlamıyla karşımıza çıkmaktadır (EDT 328b).. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay börök. Çuvaş: (Tenişev 1997: 278) 1.YUyg. pügrek/pürek. 2. büyiräk. iç organlar’. ne beyle bövregiñ yarılıberdi 3.‘böbrek’: Proto-Mançu-Tunguz *fuhin ‘bağırsaklar. böräk. Tofa bo:rek. *bögrek Kullanım Alanı EM 117 bögrek aārısı. eger sil èalÀmeti varısa. bü:rek. *böğere ‘böbrekler’. Türk Dili metinlerinde *bögrek sözünün şu anlamları tespit etmektedir (1997: 278): 326 püre . úatı ãusamaú ve ùamarı tĆz tĆz ùoúımaú MŞ 27 baş aārısına ve úulaú ve bögrek aārısına […] müfìddür MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler TTS I 663 Ve eğer biregünün böğriğinde daş ola anı çok kaynadalar TTS I 663 Böğrek ağrısı içün su ile ve kereyağı ile kaynadalar vereler TTS I 663 Böğrekte ve kavukta olan taş içün demür suyiyle veya turup yaprağı suyiyle. *bögrek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre. Kalmık börö (1997: 278). Kumuk büyrek. Tenişev. bögrek. Tat. *bögrek sözünün *bözür-ek > *bögsek ve daha sonra *bögür şeklinde ses değişimine uğradığını göstermekle beraber Altay dillerinden şu paralelleri vermektedir: Proto-Altay *poher. TTS I 663 Kaynamış şarap böğrekte ve kavukta kum ve taş bitüre TTS I 663 Ve ıssıdan hasıl olan baş ağrısına ve kulak ve böğrek ağrısına TTS I 663 Seğirttiğim görüp illerde yağı Sızardı korkudan böğrekte yağı ADĐL I 312 böyräk hästäliyi TDS 108 Kömürturşı gazından başga bölüp çıkarış organları – bövrekler arkalı bedeninden çıkan başka maddalar hem gana giryer TDS 108 Sen yalı bilimlem görlüpdir-le. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *bögrek sözü Türk Dilinin modern lehçelerinde bögrek. Anlam Olayları Bakımından *bögrek Tenişev. Tuva bürek.

1) ‘Karın’ 2) Tüm kaynaklarda ‘yan’. Meronim Olarak *bögrek Karın boşluğunda bulunan *bögrek sözü *karım ile alan : mekân ilgisi içinde meronimdir. ‘göğüs’. Yakut ‘böbrek’. hormon niteliğinde salgısı olan bez’ (TS 342). ifadeleri de *bögrek sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimleridir. Tenişev. böbrek üstü ‘böbreklerin üstünde bulunan. Tat. böbrek üstü bezi ‘böbreklerin üstünde bulunan. birinci anlamı ‘karın’ olarak göstermekle birlikte günümüz lehçeleri itibariyle bu durumda bütün yerine parça kullanımı söz konusudur. böbrek yağı ‘kasaplık hayvanların böbreklerinin çevresinde oluşan yağı’ (TS 342). hormon niteliğinde salgısı olan bez’ (TS 342). 4. Günümüz Türkiye Türkçesi böbrek taşı ‘böbreklerde oluşan taş’ (TS 342). ALAN : MEKÂN *karım : *bögrek 327 . Krh-Uyg. 3) Tüm kaynaklarda ‘böbrek’. Başkurt. TTü.

Modern Tü. bagır ‘karaciğer’ Kimseye boyun eğmiyen adam için ‘bedük bağırlığ’ denir ki ‘ciğeri büyük’ demektir. ciğer 2. Tat. yy. ba:ğır (KĐ 33). yy. xiii. bağırsak vb. Nogay bavır.369). (KTS: 43). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KARACĐĞER ‘karaciğer’ Lat.1.) (DS III: 875). hayvanlarda sağ kaburganın aşağısında. Yürek’(TTS I 366 .6. *bagır Proto-Tü. bağır ‘1. MKıp. Ok yayı ve dağda orta bölüm 3. Kırg bo:r. bavur (KTS: 25). bağır ‘1. baāırsaú (KTS: 21). karaceğerden çıkmış bir hastalıktır’ (TT VI 221).ç. karın ile göğüs arasında olan.Tü. 23). Đng. ciğer 2. 2. Göğüs. Göğüs 2. Karaciğer 4. *bagır (Tenişev 1997: 278). xiv. bavur. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. bavır. ciğer <Far. – xix. yy. bavır. Kaz.3.2. EKıp. 125r. ceğer ‘ciğer’ (Hasanoğlu -Ank. Proto-Oguz *bagır. bagır ‘1. Proto-Ogur *bagır. kalp anlamında’ (ADĐL I 174). Doğu Tü. göğüs. Azb. öd çıkaran organ. bağır (Sngl. yy.’ (TDS 65). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KARACĐĞER kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bagır sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. yy.6. SUyg. Đnsanda. Güney-Doğu: YUyg.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. baāır ‘karaciğer’ (EM: 111). liver. Trkm. Akciğer 3.3. baāır (KTS: 21). pençeviş. ahşa’ (TS 194). Đslami ç. Kuzey-batı (Kıpçak): Karaçay-Malkar baur. Bud. bağır (EDT 317b). sine. Ciğer. bagır (RLT: 154).: xv. bağır ‘1. hepar. Krh. xiv. 328 .: xi. pençevüş ‘karaciğer’ (*Kula -Mn. beğir. cigÀr. döş 3. Başk. bağır. Kucak. Yürek. (DLT I: 360). Batı Tü.) (DS IX: 3425). bağır (DLT I 360). bağırdın tepremiş ig ol ‘o. Karaciğer 2. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı.

insanın duygularının oluştuğu yer olduğuna inanıldığını belirtmektedir (EDT 317). 2.Karakalpak bavır. göğüs’ anlamına gelmektedir (KTS 21). Kuzey-doğu (Sibirya): Altay pu:r (EDT 317a). Yakut bıar. bağrım başlı kaldı TTS I 367 Bağırdan kan gelmekliğe assısı var. úatı ãusamaú ve ùamarı tĆz tĆz ùoúımaú MŞ 9 andan ãoŋra maèdeden cigere varur anda hazm olur MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler MŞ 32 úuru üzüm ıssıdur ruùubeti azdur maèdeye cigere úuvvet vĆrür gögüse ve öykene eyüdür ammÀ mizÀcı ıssı kişilerüŋ úanın göyündürür ve fehmi arturur TTS I 366 Yerin yardı karnın at ü er gücü Taşın bağrını deldi demren ucu TTS I 366 Geh yüreğin ağrıtır geh bağrıŋı Geh beli. bazı fonetik değişikliklerle günümüze kadar varlığını sürdürdüğünü. işletmekten bağrıŋı TTS I 368 Ermiş canı bağrı suya dönmüş Belâ nârında sızmış kalbi yağı 329 . *bagır Kullanım Alanı DLT I 360 bedük bagırlığ ‘ciğeri büyük’ (kimseye boyun eğmeyen adama denir) EM 117 bögrek aārısı. Clauson. karnı aca oruç dutmaktan. Çuvaş: pöver (Tenişev 1997: 278) 1. bu:r. ayrıca tarihsel dönemlerde karaciğerin. *bagır Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre Eski Türkçede *bagır olarak karşımıza çıkmaktadır. Tofa ba:r. Hakas pa:r. ciğer. ‘her şeyin içi veya önü’ anlamına kullanılmakta olduğundan dolayı *bagır sözü ‘iç organlar. Tenişev’e göre *bagır sözü şu Altay paralellerine sahiptir: Proto-MançuTunguz *fekin ‘karaciğer’ (1997: 278). TTS I 367 Akıttı kanı gözüm yaşlı kaldı Yüreğim deldi. süci ile kaynatıp mazmaza edice diş ağrısın giderür TTS I 368 Seni kâfire sataram. Tuva ba:r. Çağdaş Türk lehçelerinde bu sözcüğün. Kıpçak Türkçesinde *bagır kavramı genel olarak. geh göğsü vü geh yağrıŋı TTS I 367 Şehidleri cemèidüp yerin kara bağrın yarup defneylediler TTS I 367 Saâdet ol kişinin kim ramazan ayında bağrı susaya. eger sil èalÀmeti varısa. karaciğer.

Güzide teyze sofaya fırlamış. *bagır sözünün Türk Dili metinlerinde şu anlamlarını tespit etmiştir (1997: 278): 1) ‘Karaciğer’. şefkat gibi duyguların hazinesi olarak karaciğer’. TTS I 369 330 . Bağrıma taş bastım TS 194 Kışlanın uğrunda bir ufak mezar / Anama söylemen bağrını ezer TS 194 En büyüğünü kaybeden halk sanatkârının birkaç mısrası ile türkü bize bağrı yanan Anadolu'nun feryadını getirecek TS 194 Nice kahramanlar nice sultanlar / Gelmiş gitmiş bağrı yanık ozanlar HEA-1 Gülbeyaz. dışında tüm kaynaklarda vardır. Vepa yalı gucurlı yigitler hey durup bilermi! TDS 65 Knyaz zıba gızı bagrına basdı TDS 65 Vay. bağrına basmış. ol sänäm äfganıma rehm eylämäz. yere çarpan kafasının acısıyla bir çığlık atınca. Yak. merhamet. Hanife diye feryat ediyormuş. beni bağrına basıp sevmeye gelirdi TS 194 Sen onu bambaşka duygularla. gorkunç hovpuñ Vatanıñ üstüne abanan vagtı. heyecanlarla bağrına basmak isteyeceksin TS 194 Acı çekerdim ama makul bir çocuktum. Gülbeyaz'ı yerden kaldırmış. bu meni n÷tdi? Edil bagrımı yakdı-da goyadı TDS 508 Bagrıŋ çıkaran ödi öt haltasında yıgnayar 3. bagır erleşiyler TDS 65 Duşman özüniñ ganlı hancarını Vatanıñ bagrına dir÷n vagtı. durnalar TDS 65 Garnıñ yanında. tä’sir eylämäz äfgan ona ADĐL I 174 Edän gan gönçä täk bağrım o lä’li-abidar olmuş ADĐL I 174 Ohudugca şirin-şirin diliniz. Gülbeyaz da sığınak arayan bir yaralı kuş gibi Güzide'nin boynuna sarılmıştı. bağrı ateşle yanmış TS 194 Đzmir'den kalkıp Mısır'a kadar beni görmeye. Tenişev. bayırda bağrını dövüp Hanife. Tüm kaynaklarda rastlanmaktadır. *bagır sözünün temel anlamının ‘karaciğer’ olduğunu. Bağrım olur şana-şana. ve Çuv. Anlam Olayları Bakımından *bagır Clauson. beni okşamaya.Derd ile bağrımı ciğer-köşem Eyledi pâre pâre eğlendi TS 194 Bak çorak tarlasında sabanına dayanmış / Geniş alnı güneşle. diğer yandan *bagır organının duygu kaynağı ve hazinesi olduğu inanışından dolayı bir takım metaforik anlamlar da kazandığını belirtmiştir (EDT 317a). Daşä bänzär bağrı. ADĐL I 174 Ey Fuzuli. oğul ciğerime bit düştü! HEA-4 Oğlan ormanda. HEA-3 -Oğul! Bebe! Bebe! Bebemi alacaklar! Askere götürecekler. 2) ‘Aşk. ben nideceğim? Oğul bağrıma od düştü.

‘tepecik’. Kır. Özb. *bagır sözünün ‘aşk. ‘karın boşluğunda bulunan bir organ’ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. 4) ‘Dağ yamacı’. benzetme yoluyla oluşturulan bir metafordur. 4. dışında tüm kaynaklarda vardır. şefkat gibi duyguların hazinesi olarak karaciğer’ anlamı için metonimi olduğu düşünebilir. Yak. Bu kullanım. ancak ‘dağ yamacı’ anlamı Tenişev’in belirttiği gibi metafordur. Meronim Olarak *bagır *bagır sözü. Kaz. ALAN : MEKÂN *karım : *bagır 331 .3) ‘Kızgınlık duygusunun hazinesi olarak karaciğer’ Çuv.. Nog. merhamet.

xv. yy. 2. Başhöyük *Kadınhanı -Kn.) (DS III: 1154). Bud.) (DS II: 446). yy.) (DS VIII: 2878).: Güney-Batı (Oğuz): TTü.. EKıp. Krh. yy. baāursak (MŞ: 18).3. bagırsuk ‘bağırsak’ (DLT I: 502).Tü. Đng. bağarsık ‘bağırsak’ (TTS I 363). Đslami ç. yy. bağırsak ‘Sindirim organının mideden anüse kadar olan. sokurtüyün ‘apandisit’ (Karaçay aşireti.7. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. intestine. *bagırsuk Proto-Tü. Proto-Oguz *bagırsuk. *bagırsak. bağırsuk (U. baāır ‘göğüs.: xi.ç. karaciğer.1. pumbar ‘bağırsak’ (-Rz. baarsık. suçuò ‘bağırsak’ (KTS: 242). kirişlik ‘ince bağırsak’ (Çiftepınar -Çr. TT). iç organlar’ (KTS: 116). çevlik ‘kalın bağırsak’ (-Brd. Harezm ç. döş ‘göğüs.) (DS X: 3660). Batı Tü. baāarãuú. iç organlar’ (KTS: 105). baāarsuú (NF III: 41).) (DS IV: 332 .) (DS X: 3660). yürek’ (YTS: 22). *bagırsuk (Tenişev 1997: 279). ince bağırsak ve kalın bağırsaktan oluşan bölümü’ (TS 195). baarsak. xiv.) (DS X: 3757). döndürme ‘kalın bağırsak’ (Çiftepınar *Mersin -Đç. bağarsaò ‘bağırsak’ (Soğukpınar *Kangal -Sv. xiv. işek ‘bağırsak. akciğer. Proto-Ogur *bagırsuk. içegü (KE II: 261). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan BAĞIRSAK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *bagırsuk sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz.3. ciğer. -Isp.) (DS IV: 1582). intestinum. -Brd. bağır’ (-Uş.7.) (DS IX: 3485).. Başhöyük *Kadınhanı -Kn. xiii. yy. Modern Tü. sine.2. baāırãuú (EM: 111). sokuriçeği ‘körbağırsak’ (Karaçay-Malkar. büken (NF III: 91). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde BAĞIRSAK ‘bağırsak’ Lat. şek ‘ince bağırsak’ (Ilıca *Çifteler -Es. baāarsuk (CH I: 173). içeh ‘bağırsak. – xix.

yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş.1589). karnı bağırsukı ayağına döküldü.) Đnsan veya hayvanın sindirim sisteminin bir kısmını teşkil eden elastik boru 2. Gag. (anat. Kuzey-batı (Kıpçak): Kumuk bavursak. bağırsag ‘1. ‘iç organlar. barsak ‘1. bağırsaklar’ anlamında olan bağırsuk sözünün ise günümüze kadar Türk lehçelerinde aynı anlamda yaşadığını söylemiştir (EDT 319b-320a). bavursak. bavursak. Kırg bo:rsok. Tat. *bagırsuk sözünün etimolojisinin *bagır ‘karaciğer’ sözüne dayanmakta olduğunu ileri sürmektedir (1997: 279). Güney-Doğu: YUyg. *bagırsuk Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. Karaçay-Malkar bavursak. Bağırsak 2. boğursak. 2. 333 . Đçerisinden su akıtmak için lastik veya kumaş boru’ (ADĐL I 175). Kuzey-doğu (Sibirya): Altay borsok. bavursak. Tofa ba:rsık (Tenişev 1997: 279) 1. bavurhak. Trkm. *bagırsuk sözünün Halaç Türkçesinde bokarsak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). Nogay bavursak. Kaz. *bagırsuk Kullanım Alanı EM 111 ve baāırãuúları arıdır ā ã ú MŞ 18 nìlüfer ãuyıyla içürler úaçan ki baāursaúlar ya siŋirler ya gögüs zaèìf olsa ā ú MŞ 106 göbek düşmek muèÀlecesi daòı budur ya baāarsuúlara ãafrÀ dökülmekdür ā ú TTS I 363 Bağarsukda eyler ise lokma piç Temamet olur cahilin ömrü hiç TTS I 363 Hançerşer karnında dürttü. Başk. Doerfer. Azb. tarihsel Türk dili kaynaklarında benzer şekilde yazılan ancak farklı anlamda olan bağırsak ve bağırsuk şeklinde iki söz tespit etmiş ve ‘merhametli. bavurhak. bu:rzak. Dar ve uzun çuval’ (GS 72). Tenişev. affedici’ anlamında olan bağırsak sözünün sadece 14. Đtfaiye aracının hortumu 3. Karakalpak bavursak. içege ‘insanın ve hayvanın yemek sindirim sistemindeki yumuşak borular’ (TDS 346). içege ‘bağırsak’ (RLT: 90).

. sözün cansız nesneleri anlatması durumunda benzetme temeli bir metafor ortaya çıkmaktadır. Trkm. ALAN : MEKÂN *karım : *bagırsuk 334 .TTS I 364 Miyde kuvvet bulucak müshil sebebiyle ahlâtı aşağa bağursuk yoliyle def’eder.. 4. 3) ‘Onikiparmak bağırsağı’. 2) ‘Körbağırsak’. Anlam Olayları Bakımından *bagırsuk Tenişev. Hakas. HEA-6 Evet. Karakalpak. Meronim Olarak *bagırsuk *bagırsuk sözü. Tuv. Başkurt. TTS I 364 Bağarsuğundan çıkan tersleri dahi gevdesindeki kılları ve ayağındaki tuynakları. Bu sözün organ adları ile ilgili anlamı temel anlam olmakta. ‘karın boşluğunda bulunan bir organ’ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir. Kır. TTS I 364 Kaçan bağarsuklar ya sinirler ya göğüs zaif olsa ya öksürük olsa ekşilerden sakınmak gerek. iç organlar’. añrımıza düşen zat bolmadı 3. 4) ‘Kalın bağırsağı’. ruh denilen şey körbağırsak gibi hayatta görevi kalmayan bir organ! ADĐL I 175 gülmäkdän bağırsaglarınız gırılardı TDS 346 Yartıgulak bolsa şol bölecik içegede eken TDS 346 Emma içegimiz cugurdaşıp durandan soñ. Tüm kaynaklarda. Alt. *bagırsuk sözün Türk Dili kaynaklarında şu anlamları tespit etmiştir (1997: 279): 1) ‘Bağırsak. TTS I 371 Sâde şüden-i rûde: Bir rencdir ki bağırsak sıyırması derler.

) Bal peteği’ (TS 516).2. talak. Tat. Doğu Tü. splen Đng. Balıkların şişireği’ (GS 130) . Karaçay-Malkar talak. Güneyce *Đkizdere -Rz. talak.Tü. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DALAK ‘dalak’ Lat. Nogay talak.) Karın boşluğunun sol tarafında olup kan kürecikleri hazırlayan ve bu işlevine bağlı başka değişik vazifeleri gören beden organı’ (ADĐL II 23).8. Modern Tü. spleen. (halk. yy. Batı Tü. (hayvan bilimi) Omurgalı hayvanlarda lenf bezine benzeyen ve kan damarları çok olan bir organ 3. damarlı. xv. lapara ‘dalak’ (Şimşirli. dalak ‘1. Başk. Bud.3. Azb. sulak ‘dalak’ (DLT I: 411).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Kaz.: xv. yy.8. *d(i)a:l-ak (Tenişev 1997: 279). xiv. Proto-Ogur *d(i)a:l-ak. yassı. gevşek bir dokudan oluşmuş organ 2. diyaframın altında. Tekerlek biçimindeki kaşar peyniri 4. dalak ‘1.ç. Gag.3. 2. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Midenin arkasında.: xi. Đslami ç. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DALAK kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *d(i)a:l-ak sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. akyuvar üreten ve yıpranmış alyuvarları toplayan. Dalak 2. sol böbreğin üstünde. ùalak (MŞ: 10).) (DS IX: 3065). *d(i)a:l-ak Proto-Tü. talak. Trkm. talak (Sngl). Güney-Doğu: Özb. talak. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. yy. 335 . Kumuk talak. dalak (RLT: 178). dalag ‘(anat. Krh. talak. dalak ‘1. yy. karatavuk ‘dalak’ (Sındı -Mğ. Proto-Oguz *d(i)a:l-ak.1.) (DS VIII: 2608). uzunca. Dalak 2. ùalaú (EM: 185). tal ‘dalak’ (EUTS: 221). Dalağa zarar veren bir çeşit hastalık’ (TDS 236).

) Clauson. bu sözü *d(i)a:l-ak şeklinde alarak Altay dillerinden şu paralelleri vermiştir: Moğ. meniñ gurulmagım-da mümkin ölmegim-de TDS 236 Soltan ece. Anlam Olayları Bakımından *d(i)a:l-ak Tarihsel ve modern Türk dilinde *d(i)a:l-ak teriminin anatomik anlamda kullanıldığını görüyoruz (Tenişev 1997: 279). dalak şekillerinde geçtiğini belirtmektedir (EDT 495b). bu sözü tala:k şeklinde alarak sözün tüm modern Türk lehçelerinde talak. bal peteği’ anlamlarına gelen kullanımı benzetmeye dayalı bir metafor oluşturmaktadır. Kore *tira ‘dalak’ (1997: 279). *d(i)a:l-ak Kullanım Alanı EM 185 ve eger sirkeyile ùalaú şişine yaúsalar giderür ú MŞ 10 anda sevdÀ çoāalur ve ùalaú büyür ve sevdÀvì marazlar çoú olur ú ā MŞ 13 uyúusu yavuzdur beŋzi ãarardur ùalaāı büyidür MŞ 30 idrÀr-ı bevl Ćder göksi ve cigeri ve talaāı ve bögregi arıdur beŋzi òoş eyler ā MŞ 98 buòÿr-ı Meryem ki Türkce deve ùabanı dĆrler anı ùalaú üzerine yaúu eyleseler ú fÀyide úıla ADĐL II 23 Đndi belä. Esgär Saçlıya bärk bänd olduğu vaht yenä dä dalağı ancag Sübhanverdizadä täräfindän sancırdı. *deliğün ‘dalak’. *d(i)a:l-ak sözünün Halaç Türkçesinde talak şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 25). munıñ garnını iññelemeli 3. Tenişev. Doerfer. ogluñ dalak bolupdır. Bu sözün dalak şekliyle Türkiye Türkçesindeki ‘tekerlek biçimindeki kaşar peyniri.Karakalpak talak. *d(i)a:l-ak Etimolojik Değerlendirmesi ta:l. Çuvaş: talak (<Tat. Kuzey-doğu (Sibirya): Yakut (Tenişev 1997: 279) 1. talağ. 336 . TDS 236 Gamçınıñ degen eri dalak yalı gızardı TDS 236 Hamala mende dalak keseli barmışında. 2. tala:k.

ALAN : MEKÂN *karım : *d(i)a:l-ak 337 . ‘karın boşluğunda bulunan bir organ’ın adı olması sebebiyle bu söz *karım sözünün alan : mekân ilgisi dergileyen meronimidir.4. Meronim Olarak *d(i)a:l-ak *d(i)a:l-ak sözü.

Doğu Tü. Özb.: xi. Proto-Oguz *ki:n.Tü. umbilicus Đng. 316v. kün ‘misk’ (DLT). Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan GÖBEK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *ki:n ve *gö:pek sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. Bud. kendek. kindik ‘göbek. xiv. navel. *ki:n (Tenişev 1997: 279-280).1. KaraçayMalkar kindik ‘göbek çukuru’. göbek bağı’. *ki:n Proto-Tü.9. kindik (KĐ 85). göbek bağı’. Krh.6). Karakalpak kindik. kindik ‘insan göbeği’ Bugün doğan çocuğun kindiğini anam kesdi. kin ‘misk kokusu. Tuva hindik = hin ‘göbek çukuru’. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. yy. Güney-Doğu: YUyg. EKıp. 2. kündük ‘göbek’ (KTS: 168). kändik ‘göbek çukuru’. Modern Tü. Đslami ç. kindik. Kuzeydoğu (Sibirya): Altay kindik ‘göbek çukuru.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. kindik ‘göbek çukuru’. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. göbek bağı’ (Tenişev 1997: 279-280) 338 .2. MKıp. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde GÖBEK ‘göbek’ Lat. kindik üstün meŋ bolsar ‘göbek üstünde ben olursa’ (TT 37.) (DS VIII: 2873). kindik (Sngl. (Çilehane *Reşadiye -To. iyi bir koku’ (EUTS: 110). kin (KB). Kırg kindik ‘göbek çukuru’. kindik (NF III: 249). kendek. kindik (KE II: 359). Kaz. kendek. 18). xiv. Nogay kindik. kindik ‘göbek çukuru’. Harezm ç. kündi. göbek çukuru.ç.9. Proto-Ogur *ki:n.3. kindij. kındık ‘göbek çukuru’. yy. yy. Tat. Başk. SUyg.3. Hakas kindik = kin ‘göbek çukuru. yy.: xv. kindik ‘göbek çukuru’ (TT VIII).

Başkurt Türkçelerinde coğrafik bir terim olarak ‘merkez’ anlamı kaşımıza çıkmaktadır. Anlam Olayları Bakımından *ki:n Tenişev’e göre. Ancak bu sözün ‘göbek’ anlamı dışındaki bütün anlamları metafor olmaktadır. Özb. Çuv. Buna bağlı olarak da Yak. ALAN : MEKÂN *gebde : *ki:n 339 . küyi (Tenişev 1997: 280). 2. *ki:n sözünün Halaç Türkçesinde köndük şeklinde tespit etmiş. birçok lehçelerde ve Çağatay Türkçesinde kindik şeklinde geçtiğini belirtmiş ve köndük şeklindeki ünülerin durumu garip olduğu. Tenişev. sap’. Doerfer. belki işitme hatasından meydana geldiğini söylemiştir (Doerfer 1970: 25). Yak. Başkurt ‘direk. Meronim Olarak *ki:n *ki:n sözü *gebde sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimidir. *ki:n Kullanım Alanı TT 37. *ki:n sözünün Türk lehçeleri arasında genel anlamı ‘göbek’tir. *ki:n Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre *ki:n sözünün Türk lehçeleri arasında genel anlamı ‘göbek’tir.1. Türkçelerinde ‘araba temelindeki kiriş’ gibi anmalara da rastlanmaktadır (1997: 280). Tat. 4. Tat. dingil. Moğ. Nanay huymu. *ki:n sözünün Altay dillerinden şu paralellerini tespit etmiştir: Proto-Altay *hulŋe > *hunŋe: Evenk uŋu-re.6 kindik üstün meŋ bolsar 3.

batık 2. yumurtanın dölüt dışında kalan bölümlerle ilişkisini sağlayan organların çıktığı yer 11. Bahçe. Nehirde küçük bir ada 4. göbek (CH I: 181). göbek (ATS 546).: xv. Bak göbekbağı 3.2. Azb. *Bor -Nğ. bağırsak düğümü 3. göbek’ (*Çal -Dz.nin orta kısmı 4. xiii. anahtar dişlerinin tam olarak birbirine oturduğu pirinç yuva 10. Direk’ (GS 116).2. *gö:pek (Tenişev 1997: 280). göbek ‘1. Ön ve arka tekerlerin ortasına oturtulmuş mil üzerinde dönen ve teker tellerinin takılmasına yarayan parça’ (TS 862). beis manasında 5. Doğu Tü. Proto-Oguz *gö:pek. nesil. kindik.) (DS III: 895). Modern Tü. Lastik 340 . ilçe ve köyleri) (DS IX: 3089).3. Çocuk anne karnındayken onu annesi ile birleştiren. Şehir. Hızı azaltarak trafiği yönetmek amacıyla bir kavşağın girişine yerleştirilen çember veya üçgen biçimindeki ada 7. göbek (Sngl). göbek ‘göbek’ (TTS III 1713). löbüt ‘göbek.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. süslü şeylerin ortalarındaki biçim 6. Proto-Ogur *gö:pek. Kilitleme sistemlerinde. besleyen bağırsak 2. yy. – xix. Karnın ortasındaki kesilip bağlanan düğüm. Trkm. EKıp. Batı Tü. tavan. Bak göbekduası’ (ADĐL III 172). kindek. Gag. yy. *gö:pek Proto-Tü.9.) Bir şeyin merkezi. büyük göbek’ (-Đç. Yağ bağlamış şişman karın 3. araba tekerleğinin dingil geçen yeri 8. úavsuk ‘göbek’ (KTS: 132). göbek ‘1. Göbek 2. Bazı sebze ve meyvelerin orta kısmı 5. batın 12. göbek ‘1. cıcık ‘iç organlar. Dölütte. esası anlamında 4. tepsi vb. Kuşak. yy. köbek ‘göbek’ (KTS: 156). göbäk ‘1. kindük ‘göbek’ (KTS: 149). Kağnı tekerleğinin ortası.. merkezi 3. Đnsan ve memeli hayvanlarda göbek bağının düşmesinden sonra karnın ortasında bulunan çukurluk 2. göbek (RLT 163). Bitki veya meyvenin özü. (mec.) Sebep olan. halı. xv. gübek ‘göbek’ (*Maçka -Tr. Değirmen taşının ortası 9. göbek (YTS: 95).) (DS VI: 2205). tam ortası. (mec. ülke vb. Göbek bağı düştükten sonra karnın ortasında galan küçük çukur. Mekiğin sapı 5.

her sabah koşu yapıyor. köbek. *gö:pek Etimolojik Değerlendirmesi Clauson’a göre günümüzdeki Türk Dilinin batı lehçelerinde köbek. Tenişev’e göre bu terim çoğunlukta Oğuz lehçelerinde karşımıza çıkmaktadır. TTS III 1714 Tutar göbek burusu goncayı açıldıkça Şikâf-ı pireheninden o gül gibi nâfın TS 862 Düğmeleri birer birer açtı göbeğine dek TS 862 Göbeğini eritmek için her sabah bir saat yol yürür TS 862 Đsviçre'nin göbeğinde. TTS III 1714 Maècun kim göbek burusunu ve kuluncu ve eskimiş istitlakı giderir. ellisinin üstünde. TTS III 1713 . Ancak Çuvaş Türkçesinde de var olduğundan Proto-Türkçede de bu terimin var olduğu düşünülmektedir. 2. Tat.’ (TDS 185). TS 862 Meclisten geçirinceye kadar göbeğim çatlamıştı TS 862 Benim oğlanın göbeği çıkıyormuş da biraz. züğürt evlatlarda ancak bir. hılt var kusamaz. göbek bağlamış. damar’. nihayet iki göbek dayanabilir. bir yandan da göbek atarmış.topun delindiğinde iç yüzeyine yerleştirilen yuvarlak lastik yama. diye TS 862 Şimdi gördüğü kişi. Orta-Kore pais-kop ‘göbek deliği’ (1997: 280). diğerlerinde ise kindik olarak geçmektedir (EDT 729). Çuvaş: kavaba (Tenişev 1997: 280) 1. kübek. Altay dillerinden muhtemel paraleller: Proto-MançuTunguz *hubgu ‘göbek bağı. daha bir saat var. tozda koşu yapan delikanlıyı düşünüyorum TS 862 Dolmuştan inince bir yandan saatine bakar.. Göbeği burmak alâmeti oldur kim eğilir bükülür ağlar. metal gözlük çerçeveli biriydi TS 862 Paris'te uzun yıllar yaşamalarına karşın ülkeleriyle olan göbek bağını hiç mi hiç gevşetmemiş gençler var 341 .. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. nerede ise bilmem kaçıncı Türk Moskof muharebesi patlamak üzere idi TS 862 Bu halının göbeği pek zarif TS 862 Temiz bir isim. *gö:pek Kullanım Alanı MŞ 20 ot içdüginden ãoŋra göbeği bursa MŞ 86 eger göbek burarsa òaùmìyi úaynadup ãovıdup eçeler ãu yĆrine MŞ 106 göbek düşmek muèÀlecesi daòı budur ya baāarsuúlara ãafrÀ dökülmekdür TTS III 1713 Ve her ki ot içtükten sonra göbeği bursa ıssı su içe TTS III 1713 Bir kişinin göbeği burar bağırsaklarında yel var. dedi TS 862 Göbeğini eritmek için her sabah sıcakta.

4. ADĐL III 172 Män sänä ümidäm. 3. *ki:n sözünde de olduğu gibi coğrafik anlamlar da yaygındır: Gag. Mürsel'in yedi göbek ecdadına savurduğu küfürler oğlana pek tesir etmemekle beraber yiyeceği dayağın korkunç olacağı muhakkaktı. HEA-4 Kâmil'in. Göbek ganınıŋ daman yeri.. ‘nehir içine küçük bir ada’. Daima duman içinde bir istikbal.. Tat. HEA-4 Đstanbul'un göbeğinde bile yalnızlık.SFA-1 Yanımıza elleri saygı ile göbeğinin altına bağlı hırpanî bir delikanlı yanaştı. Gag. ‘tüfek namlusu’ (1997: 280).. ALAN : MEKÂN *gebde : *gö:pek 342 . HEA-6 Şu köhne türbeyi çocuklara oyun meydana yaptırıncaya kadar göbeğim çatladı.. ömür içerde otırsıñ-la! . vä gurumuş otlardan gotman vururdular ADĐL III 172 Bu zalım oğlu zalım ahırda işi o yerä gätirib çatdırdı ki. Bu coğrafî anlamlar ve cansız nesneler ile ilgili anlamlar metaforik olmaktadır.diydi TNAS 95 Çagaŋ ak süyt emen yeri. boyun kırma. TTü. HEA-1 Buraya göbek atma. Meronim Olarak *gö:pek *gö:pek sözü *gebde sözünün alan : mekân ilgisi içindeki meronimidir. göbeye gädär galhmış yaş otu biçir . sap’. Anlam Olayları Bakımından *gö:pek Tenişev’e göre *gö:pek sözü Türk Dili kaynaklarında ‘göbek’ anlamı ile karşımıza çıkmaktadır. korku. Đstanbulun göbeyinden hotkarın öz gısını da götürüb apardı. omuz titretme yaraşmaz. sän de göbeyini piyländirmekdän başga heç näyä fikir vermirsän TDS 185 Etim oglan öz göbegini özi keser TDS 185 Goñşudan gelen gartañ ayal çaganıñ göbegini kesdi TDS 185 Mama ece meniñ göbek ÷nemdi TDS 185 Seniñ göbegiñ gömlen yalı. ‘direk. ADĐL III 172 Biçinçilär sıra ilä durmuş. dingil..

süŋek (Sngl. Harezm ç. Bud. Đncelememiz. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan KEMĐK kavramını karşılayan sözcükler Proto-Türkçe *siŋök ve *kemük sözcüklerine dayanıldığını kanaatindeyiz. sümük (EDT 838b).. Đnsan ve omurgalı hayvan iskeletini oluşturan parçalar 2. süveg. Doğu Tü. Proto-Ogur *simgök. xiii. Çeşitli şeyleri kaplamak üçün istifade edilen bazı hayvanların (fil gibi) dişi yahut buna benzeyen başka sert cisim 3. -Kn. Proto-Oguz *simgök.: xi. yy. xv. – xix.1.) (DS X: 3713). 247r. sümük. *simgök > *siŋök Proto-Tü. sümüyh ‘kemik’ (-Ağ. -Kr. 2. 2.Tü.. süŋük (THO 144). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde KEMiK ‘kemik’ Lat. süŋük ‘kemik’ (YTS: 196).ç. sümüh.4 Genel Organlar Bu bölümde biz... SĐNĐR.2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. xiv.4. DERĐ. leksikal. süvük (KTS: 245. süÆük (NF III: 384). söngük. sümük. yy. Krh. os. söŋüküŋ tagça yatdı ‘kemiklerin dağ gibi yığıldı’.1. süngük (EUTS: 210. süñük (DK II: 275). MKıp. insanın vücudunun genel organlarının etimolojik. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir.: xv. süŋük. yy.4. EKıp. süŋekke yilik teg ‘kemiğe ilik gibi’ (KB 89-90). yy. süŋek. DAMAR. xiv. yy. bone. viii. KökTü. sü:ŋü:k (KĐ 54). süyek ‘kemik’ (-Đst. Azb. Ezc. -Ada. süŋük(g) (EM: 181). süvek.) (DS X: 3728). yy.. sünğük ‘kemik’ (DLT III: 367). Modern Tü. 20). 214). yy. sövek (KTS: 241). 246). sümük ‘1. süŋek. Đng. *simgök (Tenişev 1997: 260). yy. Đslami ç. -To. sumuk ‘kemik’ (-Çr.) (DS X: 3695). süŋük (KE II: 577). xiv. Batı Tü. süğük. söŋük. süŋük ‘kemik’ (TTS V 3622). Zar (tavla ve benzeri oyunlarında) sümük atmag 343 . semantik ve mereolojik incelemesine yer vereceğiz.1. şu kavramları içine alacak: KEMĐK.

sümük. soŋuk. Nogay süyek. sunuk. sukĆk. süñk ‘1. adı kalır’ EM 181 etlerüŋ eyüsi oldur ki süŋüge ılaşuú ola ŋ TTS V 3622 Ol nazeni gözleri görmez anın Gitti hali süŋüğü dirmez anın TTS V 3622 Ete deri süŋük çatan. SUyg. söŋĆk. süvak. Zayıf. süyök. sımık. süyek. süŋĆk. Proto-Mançu-Tunguz *ç/şime. soŋĆk. Hakas söök. sivek. *siŋök sözünün Altay dillerinden şu paralellerini göstermektedir: Proto-Altay *şimö-: Proto-Moğ. söyĆk. Çuvaş Türkçesinde ilk sesin /s-/ > /ş-/ dönüşümünü göstererek ilk hecedeki ünlünün /*i/ olduğunu savunmaktadır. Đnsan ve hayvan bedeninin ayrı ayrı iskelet bölümleri 2. *siŋök Kullanım Alanı THO 144 söŋüküŋ tagça yatdı ‘kemiklerin dağ gibi yığıldı’ DLT III 367 edhgü er sünğüki erir atı kalır ‘iyi adamın kemiği çürür. söök. sunek. Tofa söök. Kumuk süyek. Çuvaş: şama. süŋük tüte. gövde 3. Beden. Başk. Tenişev.zar oynamak’ (ADĐL IV 117). Ayrıca Tenişev. höyĆk. Karaçay-Malkar süyek. Tuva söök. suyak. süyek. süyek (EDT 838b). *siŋök sözünün modern kuzeydoğu Türk lehçelerinde çok çeşitli şekillerde karşımıza çıktığını belirterek orijinal şeklinin tespit edilmesinin zor olduğunu ve sözün büyük ihtimalle süŋök olduğu söylemektedir (EDT 838b). süyĆk. sümük. süŋük. 2. Özb. çömög ‘ilik’. güçsüz’ (TDS 618). şam (Tenişev 1997: 261) 1. Tat. *çimü-gen ‘ilik. Kaz. ten perdelerini tutan Kudret işim çoktur benim zâhir ü iyan benim TTS V 3622 Zebaniler çeke tuta ilede tamuya ata Deri yana. *siŋök Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. sög. süŋk (RLT: 96). söŋök. Trkm. Kırg sö:k (EDT 838a). Yakut uŋuoh. süyek (EDT 838a). sivĆk. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Kuzey-Moğ. Proto-Türkçe simgök ‘kalça kemiği’ (1997: 261). Kalmık tşimgn ‘ilik’. kalça kemiği’. Güney-Doğu: YUyg. Karakalpak süyek. şoluk dem bir figan ola 344 .‘diz kapağın içindeki sıvı’. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay söök.

Diş aşırısı . tarihsel Türk lehçelerinde tahminen *siŋök sözünün ‘kol. TTS V 3622 345 . Nogay. Ancak diğer yandan *siŋök sözünün *kemük sözüne göre daha genel bir kullanımı olduğunu söylemek mümkündür. Alt. Tenişev. Tuv. ‘ilikli kemik’ olduğunu belirtmiştir (1997: 261). TNAS 309 Süŋksüz dil . büyük ihtimalle. damarları gizildäyir. Alt. Tenişev ayrıca *siŋök sözünün asıl anlamının. 2) ‘Meyve çekirdeği’. Başkurt.yza.süŋk agırısı.süŋk döwer. SUyg. SUyg. Karakalpak. TNAS 114 Dil süŋksüz.Bakıcak endamına kim soralar Süŋük içinde iliğin göreler TTS V 3624 Ve tendeki damarler ırmaklar misalinde iidi ve süŋükler dağlar misalinde idi. iskelet’. tecribede bişen eliñ hüneri bap-başgadır TDS 618 Ol eli berdaşlı. *kemük sözünün ise ‘omurgadaki gibi yumuşak kemikler’ için kullanıldığını belirtmektedir (1997: 262). Tuv.maza. elä bil heç sümüyü yoò idi ADĐL IV 117 Mäsmä özünü bärkä verän kimi küräklärindän ağrı gopur. 3) ‘Kül’. söŋŋkın-aza (Birinci ayal . Anlam Olayları Bakımından *siŋök Tenişev. nämäni diymez? TNAS 181 Göz agırısı . Türk lehçelerinde *siŋök sözünün şu kullanımlarını tespit etmiştir (1997: 261): 1) ‘Kemik. Đlkimbagtım. ele bil òeç sümüyü yoh idi. Đmangulunun bedeni ele terpenirdi ki. Tüm kaynaklarda vardır. Kumuk. ADĐL IV 117 Đmangulunun bädäni elä tärpänirdi ki. Kır. 3. ADĐL IV 117 Gol sümüyü. süñk başı iri.et agırısı. ikinci ayal . Yak. Hakas. dayav adamdı TNAS 68 Başkıŋ-maza. Kır. bacak ve baldırdaki gibi içinde ilik bulunan boru şeklinde olan kemikler’ için kullanıldığını. sümükläri sancırdı TDS 618 Adam görünüşli maymınlarda yüzüñ süñkleri adamıñka garanda güyçlürek ösendir TDS 618 Đşde berk÷n süñküñ. Hakas. soŋkım-görgim). Baldır sümüyü. 4) ‘Soy’.

Kırg kemik. *ärŋek. Kumuk gemik. *bilek. Kaz. Modern Tü. 4.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. *siŋök sözünün ‘iskelet’ anlamında kullanılması bütün yerine parça kullanımını gösterdiğinden metonimik olur. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay ke:mik (Tenişev 1997: 261-262) 346 . kemük (YTS: 133). Meronim Olarak *siŋök Birçok organ içinde bulunan *siŋök. -Sm. *kemük (Tenişev 1997: 261-262). kemük ‘kemik’ (TTS IV 2411). komik. *aδak : *siŋök 2. kimek. *älg. gemik ‘bak. Nogay kemik. Proto-Ogur *kemük. Batı Tü. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. *kar. xiii. Gag. *çaykan. bulunduğu organlar ile nesne : madde ilişkisini gösteren meronimi oluşturmaktadır. – xix.Bu sözün ‘kemik’ veya ‘iskelet’ anlamı dışındaki bütün anlamları metaforiktir.) (DS X: 3779). Azb. gemük. kĆmik. kemik ‘1. Tat. kemik. Proto-Oguz *kemük. şimik ‘kemik’ (Üstükran *Varto -Mş.. *bıkın. *parŋak. yy. Güney-Doğu: Özb.1. sümük’ (ADĐL III 154).2. *kemük Proto-Tü. Đnsanın ve omurgalı hayvanların çatısını oluşturan türlü biçimdeki sert organların genel adı 2. *tirs(γ)ek. NESNE : MADDE *kol.4. kimek. Başk. Bu sert organdan yapılmış’ (TS 1267). Kesirik -El ve ilçeleri) (DS VI: 1988). gĆmik. kemik.. kemik ‘kemik’ (GS 263). bacak. Karakalpak kemik. hemih ‘kemik’ (*Daday -Ks. *baltır.

kemikli. TTS IV 2411 Er-reşreş: Yumuşak kemük ki ekli mümkün ola. 2.‘kemiği kemirmek’. fırlak. ismi Bayramdı. HEA-3 Başının iki tarafında garip bir surette yaprak gibi açılan büyük kulakları. kemdi. SFA-2 Sırtının kemikleri hamudundan kurtulmuş araba okları gibi dışarıya fırladı. tombul yanakları kıpkırmızı oldu TS 1267 Kırılan kaval kemiği yeni yeni kaynamaya başladığında arkadaşları ona içkiye devam ederse sakat kalacağını söylediler TS 1267 Dün de muhallebicide tavuk yedik. Đri kemikli bir adamdı.1. hemdi. Altay dillerinden paraleller: Proto-Altay *kamü-: Proto-Türkçe *kamü-k ‘iliği olan kemik’. 347 . şakakları basık. fakat sadece kemik ve deriden olan bu baş size zayıf etkisi yapmıyordu. Orta-Moğ. lades kemiği çıktı SFA-2 Arkadaşımın. Arnavut şivesile konuşuyordu. HEA-7 Havada kokulu. çarpık bacaklarıyle Mehmet köyde ne kimsenin dikkatini.‘kemiği kemirmek’ (1997: 262). Yak. kömüllĆ:. HEA-4 Nine'nin köhne kemikleri o kadar ağrımış ki. *kemük Etimolojik Değerlendirmesi Tenişev’e göre. sıska omuzları üstünde gömülen hastalıklı başı cılız. kemi ‘ilik’. tâ kemiklere işleyen bir sıcaklık. TS 1267 Kemikten bir tahta gibi gıcırdayarak Nihat yerinden kalktı TS 1267 Soğuk kemiklerimize kadar işlemişti TS 1267 Belkemiği Anadolu Türklüğü olan bir millî devlet kurmalıyız TS 1267 Suriye'de bel kemiğine bir kurşun dokunmuştu TS 1267 Badik Ahmet'in elmacık kemikleri. çıkık kemikli suratının üstündeki soluk mavi gözleri.‘iliği olan kemik’. *kemük sözünün kökeni büyük ihtimalle Orta-Uyg. kâse-i ser: Başın kâsesi yaèni ol kâse gibi kemük ki dimağı müştemil ola TTS IV 2411 Muòò: Kemük içinde olan ilik ve beyniye muhu-t-dimağ derler. ne de başka babasız çocuklar gibi köy kadınlarının merhametini çekmişti.‘kemiği kemirmek’ ve bundan türeme bağlı *kemdük ‘kemirilmiş’. yemekten sonra iki büklüm odasına çekilmiş. bir gevşeklik vardı. HEA-1 Yüzü de uzun. kemil. SFA-2 O sinirli. irin gibi sarı yüzü. ipince. kemirdek dahi denür. Proto-Moğ.‘kemiği kemirmek’ fillinden gelmektedir: Tuv. kemi ‘kıkırdak’. Moğ. *kemük Kullanım Alanı MŞ 160 ol ãınmış kemigüŋ üzerine vuralar ve eyle ki èÀdetdür ãaralar üç güne degin ŋ şeşmeyeler TTS IV 2411 Avrat katında tavusun kemüğün yaksalar tizek doğura TTS IV 2411 Cümcüme. *kemi. Proto-Mançu-Tunguz *humhan < *hamu-han ‘baldır kemiğin iliği’ (Tenişev 1997: 262-263). duru beyaz yüzündeki ateşli gözlerinin feri kaçmıştı.

Başkurt. asırların yarattığı yüksek bir medeniyetin eseri olduğunu. diğer yandan *kemük 348 . O. Bu durumda *siŋök ve *kemük sözleri arasında bir anlam karşılaştırması yapmak gerektiğinde *siŋök sözünün başlangıçta ‘ilikli kemikleri’ anlatmasına rağmen zamanla daha genel bir kullanıma sahip olduğu. ki Bän kendimim. sivriydi. Yine Tenişev’e göre. kemiklerinde hissediyordu. ki yazı tamam olsun: hani Ondan bir kemik kırılmayacak. 3) ‘Kıkırdak’. Ve bunları söleyip.. vücudunda kırmadık kemik bırakmayacaktı. ancak *siŋök şeklini koruyamamış lehçelerde kemiklerin hepsi için *kemük kullanılmaktadır (1997: 262). Kır. modern Türk Dili sahası metinlerinde *kemük sözü şu anlamlarda kullanılmaktadır (1997: 262): 1) ‘Kemik’. Özb. ellerini hem ayaklarını gösterdi. ki yazı tamamolsun: hani Ondan bir kemik kırılmayacak. Tat.HEA-9 Bir daha imamın kapısında görür. PSE 5 Bakınız ellerimä hem ayaklarıma. Sonanın baş gämiyinä bahır vä düşünürdü ADĐL IV 155 Şehid sıyrılarag gämikdän. Tat. güüdesi bataldı GTA 194 [bız ε: tçp»la:dïk ce»mıc tSUkUR»dαn] » ADĐL III 154 Şamil Aslan beyi diggetle müayine etdi. PSE 130 Zerä bu şeylär oldular. *kemük sözünün temel anlamı muhtemelen ‘yumuşak kemik’ olmalıdır.. kemikleri omuz aşırı köpeklere aterlar UK 219 burnusu biräz kamburdu. UK 41 kemikleri biyazıdı olmalı şansora pelinnik içindä UK 42 ani kemikleri çürüyer pelinnik içinde UK 49 üstlerindä asılı türlü kemiklär UK 52 kemiktä. 3. HEA-9 Onun konuşuşunda. Kumuk. Nogay. Alt. ätdän. bakışındaki başkalığın. Beni yoklayınız. Karakalpak. Çağ. çeneleri kemikliydi. Anlam Olayları Bakımından *kemük Tenişev’e göre. onda eskimiş gemiklerine geder işlemiş beş-altı hastelik tapdı. ADĐL III 154 Bahşı da orada idi. 2) ‘Yumuşak kemik’. *kemük ‘yumuşak kemikleri’ şeklinde bir ayrım görülür. Kaz. Güney-Doğu Türk lehçelerinde. Alacag payını äbädiyyätdän. Karaim. taşta gercikli oymak UK 146 koyun yaanılarını. PSE 115 Zerä şeyler oldular. Eski Türkçede *siŋök ‘ilikli kemik’. hem görünüz zerä duhun eti hem kemikleri yoktur. kadınlara dert yandığını işitirse.

*topuk : *kemük 349 . *oŋurtka. burun. NESNE : MADDE *balç. Meronim Olarak *kemük Birçok organ içinde bulunan *kemük.sözünün de başlangıçta ‘yumuşak kemikleri’ anlatmasına rağmen zamanla daha genel bir anlam kazandığını söylemek mümkündür. *çäŋä. *eyegü. *tuyzke. *yagrın. 4. bulunduğu organlar ile nesne : madde ilişkisini gösteren meronimi oluşturmaktadır. Ancak bir çok lehçede *siŋök ve *kemük sözlerinin anlamlarının genelleşmesi açısından bütün yerine parça kullanımının görüldüğü söylenebilir.

Çuvaş: sanar (Tenişev 1997: 264) 350 . Karaçay-Malkar siŋir. Herhangi bir şey. yy.. sinir.) (DS XI: 4091). sinir. xv. yy. Proto-Ogur *siŋir. siŋir (MŞ: 12). hastalık derecesine varan özellik 3. Hakas si:r. MKıp. siŋir ‘sinir. Özb.: xv. Karakalpak siŋir. sinir ‘kiriş’ (GS 418). Bud. Modern Tü. can sıkan 5. siŋir (CH I: 189). siŋir (EM: 178).ç. nervus. Proto-Oguz *siŋir. Hoşa gitmeyen. organlardan beyne ileten beyazımsı teller ve bu tellerin oluşturduğu demet 2. siŋir (KTS: 237). yy. siñir (DK II: 268). siŋir. siŋir (Sngl.2. xiv. Kuzey-doğu (Sibirya): Tuva si:r. sinir ‘1. Duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara. Đng. yy. kiriş’ (TDS 598). (halk. *siŋir Proto-Tü. Başk. sinir ‘Bak äsäb’ (ADĐL IV 78). Trkm. Kaz. Harezm ç. bir olay karşısında tepki gösterme duyarlığı ve kişinin ruhsal niteliği 4.4. kiriş’ (TTS V 3478).4. 2. siŋir ‘birleştirici sarı doku. Azb. varaza ‘sinir. siŋiri tamırı süŋükiŋe tegi közünüp ‘kiriş ve damarlarını kemiğe kadar görünüyordu’ (U III 35. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. Tofa si:r. Yakut iŋi:r. Krh. siŋir (KE II: 559).2. sıŋır.1. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde SiNiR ‘sinir’ Lat. Đslami ç.Tü. Kumuk siŋir. *siŋir (Tenişev 1997: 264). xiii. yy. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. Nogay siŋir. 258r. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan SĐNĐR kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *siŋir sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. 20-1).: xi. Doğu Tü. Batı Tü. singir (EUTS: 206). Tat. gövde organları’ (*Ünye -Or.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Güney-Doğu: YUyg. xiv. *Kavak -Sm. siŋir. sinew. hiŋir. yy. Gag. sıŋır. siŋir ‘sinir’ (DLT III: 362). 14).2. siŋir (KĐ 54). xiv. yy. Rahatsız edici.) Kas kirişi ve zarı’ (TS 1988). – xix.

“et” ve “deri” olmak üzere beş unsurdan oluşmaktadır (EDT 841). 3) ‘Yay teli’. geyiği siŋirledi TTS V 3478 Geri kalan kâfir olup ol deveyi siŋirlediler TTS V 3478 Hakir bir atın önün alıp da gözüne bir hadenk-i Rumî urunca at depesin yere dikip oku kırıp kalkarken kılıçla atı kıç ayaklarından siŋirleyüp artık davranmadan kaldı. TTü. duru beyaz yüzündeki ateşli gözlerinin feri kaçmıştı. Yak. Karaim. insan vücudu “kemik”. sinirlärini yatırmag üçün yazı masasına oturdu 3. 2) ‘Sinir’ Kıp. 351 . iki kat zırh gimiş.cemìè endÀmlara degürür ve ùamarlara ve siŋirlere ledür. TS 1988 Etin sinirlerini ayırmak SFA-2 O sinirli. Bilâhare siŋirleyüp sakalar kârhanesi önünde öldürdüler. Tenişev’in. *siŋir sözünün Türk lehçelerinde tespit ettiği anlamlar şunlardır (1997: 264): 1) ‘Kas.. kiriş’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. kiriş’ Kıp. 2. ADĐL IV 78 Bütün sinirlärim kaman teli kimi inläyir ADĐL IV 78 Hälil hırda otağında bir-iki däfä ötäyä-bäriyä gedib. (CCum). yay kirişi’ (1997: 264). *siŋir Kullanım Alanı EM 178 ve çoú yĆyicek siŋirlere ziyÀn Ćder ŋ EM 185 . tesir etmedi. Anlam Olayları Bakımından *siŋir *siŋir sözcüğünün temel anlamının Türk dilinin tarihsel sürecinde genel olarak ‘kas siniri’ olduğu görülmektedir. kemikli. TTS V 3478 Ardından erişip kılıç üşürdüler. iplik’. Eski Türk anatomi anlayışına göre. “damar”. Kore *siŋur ‘damar. Altay dillerinden paralelleri Tenişev şu şekilde vermiştir: Proto-MançuTunguz *sire-kte ‘kiriş. dışında tüm lehçelerinde vardır. (XIII yy. *siŋir Etimolojik Değerlendirmesi Tarihî ve günümüzdeki Türk lehçelerinde *siŋir sözünün ‘kas.) 4) ‘Đplik’. “sinir”.1. olaşdurur ŋ MŞ 12 ekşi nesneyi çok yĆmek gevdeyi úurıdur ve tĆz úocaldur ve siŋirlere ziyÀn ŋ Ćder MŞ 18 nìlüfer ãuyıyla içürler úaçan ki baāursaúlar ya siŋirler ya gögüs zaèìf olsa ŋ TTS V 3478 Otağın önüne erişi geldi.

Meronim Olarak *siŋir Türk dilinin tarihsel sürecinde *siŋir sözünün ‘kas. Diğer yandan ‘yay teli’ ve ‘iplik’ anlamları gerçek dünya şartlarına uygunluk gösterdiği oranda metonimi ya da metafor olduğu kabul edilir. Azärbaycan Dilinin Đzahlı Lügätinde sinir sözü için äsäb sözüne gönderme yapılmış (ADĐL IV 78) ve äsäb sözü için de insan veya hayvanin sinir sistemi ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.Modern Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde Türkiye Türkçesinde bu sözün ‘duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara. Ancak Türkmen ve Gagauz Türkçelerindeki temel anlamın kas dokusu ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Ruhsal nitelik anlamı ise metonimi olmaktadır. organlardan beyne ileten beyazımsı teller ve bu tellerin oluşturduğu demet’ anlamı temel anlamıdır. 4. kiriş’ anlamında kullanıldığı düşünüldüğünde kas kavramının nesne : madde ilişkisini gösteren meronimi olduğu anlaşılmaktadır. 352 .

yy. Proto-Ogur *damor. tamur (KE II: 593-594). xiii.vena Đng. xiv. 17). tamır. ùamar (CH I: 183).ç. xv. Bud. ‘şahdamar. Harezm ç. tamur ( KB 105 4099).3. Doğu Tü. tamar. baş damarı ve başlık da denir’ (YTS: 353 . ùamar (EM: 185). *damor (Tenişev 1997: 264). vein. yelge ‘boynun iki yanında bulunan damarlar’ (KTS: 318). baş damarı ve aşağı damar da denir’ (YTS: 25). tamar ‘damar’ (DLT IV: 567). Krh. MKıp.2. yy. Proto-Oguz *damor. 161v. tamar (NF III: 401).: xi. ùamar (DK II: 284). yy.4. baş damarı’ (EM: 112). 20). tamar ‘damar’ (TTS V 3710). bÀselìú <Grk. 2. tama:r (KĐ 66).Tü.4. *damor Proto-Tü. Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DAMAR ‘damar’ Lat. aşaāa ùamar ‘dirseğin iç yanında hacemat yapılan üç damardan en aşağıda olan ki akciğer damarı. ırú (KTS: 102). siŋiri tamırı ‘kas ve damarı’ (U III 35. 261). tamur ‘damar’ (DLT I: 362). xiv. tamur (KTS: 260. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DAMAR kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *damor sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. başluú ‘dirseğin iç yanında hacamat yapılan üç damardan en aşağıda olan ki akciğer damarı. tamur (Sngl. yy. ùamar. baş damarı ve başlık da denir’ (YTS: 15). – xix. damar (KTS: 55). baş ùamar ‘dirseğin iç yanında hacemat yapılan üç damardan en aşağıda olan ki akciğer damarı. yy. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. otaçı terildi tamur kördiler ‘hekimler toplandı ve damar yokladılar (nabız aldılar)’ (DLT I 362). xiv. yy. özek ‘belin iç yanında bulunan damar’ (DLT I: 71).1. tamar. ùamar (MŞ: 9). arteria. EKıp. Batı Tü.3. yy.: xv. tamar (CCum 233). Đslami ç. başlıú.

Canlı varlıklarda kanın veya besleyici sıvıların dolaştığı kanal 2. Gag. tamur. damar ‘1. bu sözün ‘damar’ ve ‘kök’ anlamlarıyla tamır ve Oğuz lehçelerinde tamar şekliyle geçtiğini belirtmektedir. Karakalpak tamır. (EDT 508a). Tat. Başka türden katmanların arasında bulunan sıvı. başlangıcı 3. Çeşmenin meşeyi. Çuvaş: tımar (Tenişev 1997: 264) 1. *tamir ‘güç. tamır.15). Bitkilerde damarlara benzeye su ve mineralleri taşıyan yollar 4. (mec. ‘hayat güçünü içeren aort. Yakut tımıt. Hakas tamır. beceri manasında’ (ADĐL II 28). tamır. tamur. Kırg tamır. Özb. tamir. kuvvet’. Trkm. bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi 3. kabiliyet. Azb. damar ‘1.) Soy. Canlıların bedeninde: içerisinde kan veya lenfin dolaştığı boru şekilli organ 2. Tofa damır. Đçinde ongun besi suyunun dolaştığı odunsu dokudan boru 7. tamir. Ösümüklikleriñ sapak görnüşli ovnucak çılgımları’ (TDS 237).: Güney-Batı (Oğuz): TTü. Başk. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. damar ‘1. tomur. Güney-Doğu: YUyg. 354 . Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tamır.) Heves. damar’ (1997: 264-265). Tuva damır. Kas’ (GS 131).) (DS VII: 2358). sinir’ Hıkışlarım gevşedi (Bozüyük *Göksun -Mr. Damar 2. damar (ATS: 227). can’. Japon *tama ‘ruh. damar ‘1. *damor Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. SUyg. Tahminen Proto-Altay dilindeki anlam. Altay dillerinden paralelleri Tenişev şu şekilde vermiştir: Moğ. Kumuk tamır. (mec. tamar. maden veya mineral katmanı 4. temayül.) Huy 6. Böceklerde kanat zarını dik tutmaya yarayan organ’ (TS 523). (mec. tamır. Karaçay-Malkar tamır. hıkış ‘damar. Damar 2. Nogay tamır. Mermerde. tamur. Modern Tü. tamır. ùamar ‘damar’ (YTS: 201). Kaz. yaradılış 5.

işde.. muzdarip insanlarının. Bu sesleri uyku tutmadığı geceler açık bir pencerenin önünde dinlerken o kadar kendime eğilmişimdir ki. 355 . HEA-8 Şakaklarımdaki tuhaf atış şiddetlenmiş ve bütün hayatım. yıkar adamın başına çadırı. säpälänti vä sairä şäklindä tapılır ADĐL II 28 Onların da milliyyät hissi vä geyrät damarı ayılıbdırmı? TDS 237 Halnazarıñ gazabı içine sıgmadı. yarışda. bir kızı vardır. ovasının. şu adamların da damarına basmasanız. ol dahi bir hatadır.. TNAS 66 Barlıdan balto-şap damar. içinden bir demir geçer gibi.. onda gan damarları yokdur. olaşdurur MŞ 9 úan ve ãafrÀ ve balāam ve sevdÀ andan ãoŋra ùamarlara varur anda hazm olur MŞ 42 ve yüzi gözi úızıl olmaú ve ùamarlar ùolu olmaúdur èilÀcı baş ùamarından úan almaú ve baldırlarından óacÀmat Ćtmek ve ùabìèatı telyìn eylemek ve cevÀv içmek ve şol úan āÀlib olana dĆdügümüz āıdÀları ve şerbetleri tenÀvül Ćtmek MŞ 84 bÀselìú ùamarından úan alalar ve yürek óarÀretin teskìn Ćdeler À ìú TTS V 3710 Karıcıktan sordu kim: Bu şahın ver mürüvveti nicedir. ADĐL II 28 Faydalı gazıntıların bä’ziläri böyük kütlälär şäklindä. söveşde. TS 523 Üstüne üstlük damar sertliği de yapışmamış mı zavallının yakasına? inçecik nerv damarlarına baydır SFA-2 . birnice yıldır kim hatakârlık ile şahzadelerden tamar götürürsüŋ işlediğini hüccet. TS 523 Birden nasihat damarlarının kabardığını duydu.cemìè endÀmlara degürür ve ùamarlara ve siŋirlere ledür. sanki damarlarımdan fırlayacak gibi çırpınıyordu. damarı dağdan gelir. yirmi yaşında yoktur amma bu kadar yaş içinde beşyüz şahzadenin başın kesip burca stı. çölünün. yanıyor.. hepsinin içindeki Anadolu damarlarımda daraban ediyordu. HEA-9 Rakım kendi kendisine: "Osman’ın damarına basmış olacak" diyordu. hizmet etmeğe yarar mı? Karıcık eyitti: Melikimiz eyü kişidir. damarları tarsıldap urdı TDS 237 Göreşde. TTS V 3710 Kılıcından iki kan tamardı anın Tamarın kesmiş idi aèdânın TS 523 Alnında ve şakaklarında şişen damarlar ağrıyordu TS 523 Ne olur biraz uslu otursanız... HEA-2 Göğsümdeki yara. Senden kuvvat alyar damarda ganım TDS 237 Ol tuññi görnüşli bolup. ADĐL II 28 alnın damarları görünür ADĐL II 28 Dağ ätäyindä bir çeşmä vardır. burhan ile işlerem dersin.. özü aranda da olsa. kırmızı dudaklarını gördüğüm an bir cihanın zehirleri kanıma. Cemaât eyitti: Ey hudavend. HEA-2 Tâ ilk günlerde rıhtımda onun yeşil gözlerini. *damor Kullanım Alanı EM 111 baş ùamarından úan aldurmaú ve baldırdan óacÀmat Ćtdürmekdür EM 117 bögrek aārısı. gızardı. HEA-2 Dağının. acıyor.2. emma ol duyucı ör÷n TNAS 16 Adamıŋ yetmiş iki damarı bolarmış. dışarıya fırlamak için şiddetle atıyordu. eger sil èalÀmeti varısa. onuŋ biri saz bilen suwlanarmış. bä’ziläri ayrı-ayrı damarlar. ADĐL II 28 Gan damarları. úatı ãusamaú ve ùamarı tĆz tĆz ùoúımaú EM 185 . damarlarıma geçti. Damarları şişmek. kanımın damarlarımın içinden akışının sesini duyar gibi olurdum. olmaz mı? TS 523 Tutarsa onun bir damarı. şakaklarım ve bütün damarlarım içinden kaynıyor.

Tenişev.. 3) ‘Kas’. TTü. Harezm. kardeş’. köken’ Orta-Kıp. Özb. *sudal ‘kan damarı’. Gag. Merkez-doğu. TTü.. Nogay. Güney-doğu lehçeleri. 7) (metaforik) ‘Soy. Japon *sunti ve diğerleri (Tenişev 1997: 264). 4) ‘Sinir’ Tofa. Kır. 2) ‘Kiriş’. Böyle bir anlam dağılımı. ‘başka türden katmanların arasında bulunan sıvı. maden veya mineral katmanı’. Uyg. EUyg.ömri. verdiği ‘ağacın kökü’ (Çağ. Orta-Kıp. Krh-Uyg. TNAS 103 Damarına göre gan al. Kuzey-batı. Gag. Çuv. Anlam Olayları Bakımından *damor Tenişev’e göre.TNAS 71 Baydan akmasa-da. 5) (metaforik) ‘Kanal’ (suv tamırı) EUyg. Yine Tenişev’e göre. Çağ. Orta-Kıp. Çuv. Orta-Kıp. modern Türk Dili sahası metinlerinde *damor sözü şu anlamlarda kullanılmaktadır (1997: 264): 1) ‘Kan damarı’. Orta-Uyg. TNAS 110 Dert damarı iyer. damar. ‘huy’.. 6) ‘Ağacın kökü’ Çağ. Proto-Moğ. Çuv. Güney-doğu lehçeleri. hasrat . Proto-Türkçede ‘damar’ ve ‘kök’ olmak üzere iki ana anlam ortaya çıkmaktadır. Kuzey-batı. Hakas. Trkm. Merkez-doğu. Yak. 356 . ayrıca modern Türk lehçelerinde tüm kaynaklarında karşımıza bu anlam çıkmaktadır.) anlamı da metaforik olmaktadır. belirtmemekle birlikte. Kaz. 3. Altay lehçeleri için ortaktır: Proto-Altay *zültü: Proto-Türkçe *yıltız ‘kök’. Hakas. nesil. ‘akraba.

4. 357 . Meronim Olarak *damor Türk dilinin tarihsel sürecinde *damor sözünün ‘damar’ anlamında kullanıldığı düşünüldüğünde dolaşım sistemi kavramının grup : öğe ilişkisi gösteren bir meronimi olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu sözün hayvanlarla ilgili anlamı metonimik olmakla birlikte bitkiler ve cansız nesnelerle ilgili olan anlamları benzetmeye dayalı olduğundan metaforiktir.

deri ‘1. deri ‘1. Meyvenin kabuğu’ (ADĐL II 76). tirĆ. Proto-Ogur *teri.4. kıl veya pulla kaplı tabaka. Batı Tü. Karaçay-Malkar teri. Tarihsel ve modern Türk dilinde insan vücut organı olan DERĐ kavramını karşılayan sözcükler bir tek Proto-Türkçe *teri sözcüğüne dayanıldığını kanaatindeyiz. ten 2. saāri (KTS: 223). deri (DK II: 83). 2. Bu organ adını karşılığı olan genel Türk dilindeki durumu aşağıdaki gibidir. deri ‘deri’ (YTS: 65). Aslında deri için kullanılan bu kelime kürk için dahi kullanılır’ (DLT III: 173). ten (DK II: 288). Tarihsel ve Modern Türk Dilinde DERi ‘deri’ Lat. deri (ATS: 260). teri. Đslami ç. deri (KTS: 59). SUyg. xv. 92). Deriden biçilmiş. teri (KE II: 627). yy.4. Trkm. Hayvanın tüyle örtülü derisi 3. Azb. täri. Bu tabakadan yapılmış 3. tirĆ. Başk. deri (CH I: 168). Krh.4. *teri (Tenişev 1997: 383). 358 .2.: Güney-Batı (Oğuz): TTü. teri ‘deri’ (DLT III: 221). ten ‘adam vücudunun dış görünüşü. deri (MŞ: 13). derma Đng. Đnsan ve hayvan vücudunu kaplayan tüy. beden’ (TDS 644). teyin (KTS: 273). yağ ve benzerleri saklamak için koyun ve keçi derisinden hususi usulle hazırlanan matar 5. EKıp. yy. Harezm ç. teri. ter. Gag. däri. tere. Gön 4. sagrı ‘deri’ (DLT I: 421). deriden düzenlenmiş. Modern Tü. Đnsan ve hayvanın bedeninin üstünü örten mikroskobik kalınlıkta et örtüsü 2.1. deri (EM: 123). yy. deri ‘1. Kırg teri. Proto-Oguz *teri. – xix. Kaz. deri ‘insan ve hayvan derisi’ (GS 139). *teri Proto-Tü. xiv. koyka ‘deri. Kuzey-batı (Kıpçak): Karay. teri. Peynir. cilt. xiv. Tat. Kumuk teri. deri (RLT: 74. Ovnuk hayvanlarıñ soylup alnan hamı’ (TDS 250). skin. Đşlenerek kullanılır duruma getirilmiş hayvan postu’ (TS 562).4. teri (NF III: 422). Özb. yy. xiii.: xi. yy. Adamın ve hayvanının bedeninin dış örtüsü 2. teri. GüneyDoğu: YUyg. deriden dikilmiş 6.

*teri Kullanım Alanı MŞ 10 úan āalebesi èalÀmeti uyúu çoú gelmek ve çok Ćsnemek ve çoú gerinmek ve úan alacaú yĆrler gicimek ve gevde aāır olmaú ve burun becid úanamaú ve aāız yÀrı ùatlu olmaú ve gevdede çıbanlar ve sivilciler çıúmaú ve deri çekili çekili gelmek ve beŋiz ve dil úızıl olmaú ve düşde úızıl nesneler görmek TS 562 Bütün kemikleri. HEA-9 -Galip bey. HEA-1 Yüzü de uzun. kısa kısa bir yürümesi. gözleri çukura kaçmış. değil mi? HEA-2 Mangalın karşısında el kadar yüzünün ince derisi gözlerine doğru derinleşen nâmütenahi çizgiler içinde. Tofa tere. kolunda siyah deri çantası TS 562 Bu efendi. deriyi yırtmış da fırlamış gibi saçları. hastaneye yatırılacak kılığa girmişti TS 562 Tefecilerin eline düşerse derisini yüzerler. kalın kalın bir gülmesi.. Yakut tiri:. Hakas te:r. bu iş biterse bizlere tilki gibi. şakakları basık. hattâ dişleri bile bembeyaz ve keskin. geyik başındaki deri’. kara benekli bir burnu. tuzak kurar.. tirie:. *teri Etimolojik Değerlendirmesi Clauson. HEA-9 Yüzünün derileri yanık ve buruşuk. âtisi ölçülemeyen ezeliyeti ile bakıyor. Çuvaş: tir (Tenişev 1997: 383) 1. delikleri kapanıp açılan üstü kara. birçok çile çektik amma. derisi kemiklerine yapışmış. padişaha dil uzatma. içine saman doldurur kuruturlar. Karakalpak teri. bütün ateşi gözlerindeki yeşil şulelerde. HEA-9 Yanakları solmuş. mazisi. Diğer Altay dillerinde şu paraleller vardır: Evenk dere ‘yüz. yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler. Kuzey-doğu (Sibirya): Altay tere. Solon meta ‘yüz’ (Tenişev 1997: 383). Fakat beyaz kirpiklerinin arkasındaki mavi gözlerin ateşi hâlâ sönmemiş. Doerfer. geniş göğsü. SFA-1 Kalın. HEA-2 Ağam. dudakları kurumuş. deri. ipince. teri şekillerinde geçtiğini belirtmiştir (EDT 531a). tüylü bilekleri. fakat sadece kemik ve deriden olan bu baş size zayıf etkisi yapmıyordu. derileri şakaklarına doğru çekilmiş. gözleri sayısız senelerden beri yaşayân muazzep bir ruhun yaşı olmayan. bu sözü teri: şeklinde alarak son seste bir ünlü uzunluğuna işaret etmiş ve sözün tüm modern Türk lehçelerinde teri:. derimizi yüzersiniz.Nogay teri. 359 . ince bir deri altında birer birer sayılıyordu TS 562 Üstünde yine o siyah deri pardösüsü. *teri sözünün Halaç Türkçesinde täre şeklinde tespit etmiştir (Doerfer 1970: 27). 2.

Baş kavramının bir sathını oluşturması sebebiyle de baş kavramı ile alan : mekân ilişkisi açısından da *boδ sözünün meronimi olduğu görülür. *boδ sözünün nesne : madde ilişkisi gösteren meronimidir. däri (gön) äldä edirik ADĐL II 76 Golumun derisi soyulub. 4. TDS 251 Govı baksan. Hätta därisi belä küränä çalırdı.ayak astında. Cansız nesnelerle ilgili olan anlamları ise metaforiktir. TDS 644 Hey. gara deri . häz. NESNE : MADDE ALAN : MEKÂN *boδ : *teri *boδ : *teri 360 . ADĐL II 76 Pälängin därisini soyub evä dönärkän gonuşular başıma toplandı ADĐL II 76 Özümüz üçün lazım olan patlar vä ayaggabı hazırlamagdan ötrü heyvanlardan yün. Bu deri. kara yüsek kalpak başlarına kara deridän uzun ayakkabı giysinnär UK 26 çetin deri döşeklerde yurtanın bir duvarı boyunda UK 52 koyun derileri üztündä oturarak UK 131 bir bars derisinnän UK 170 da soysun derisini diriden ADĐL II 76 Gulunun başının tükläri. erbet baksaŋ – diriŋ.GS 139 Yedi deri soymaa bir kimseden GS 139 Sokulmaa bir kimsenin derisi altına GS 139 Derisini kurtarmaa UK 21 hepsi adamlar şindän şalvar taşısınnar. Meronim Olarak *teri Anatomik açısından *teri sözü. TNAS 124 Duşman derisinden dostuŋa possun biç.batırıŋ başında. Anlam Olayları Bakımından *teri Türk Dili kaynaklarında *teri sözünün tüm metinlerde ‘deri’ anlamında kullanıldığını görüyoruz. gaşları vä kirpikläri hına rängindä idi. deriŋ bolmaz. Bu sözün insan ile ilgili olan anlamı temel anlamdır. 3. TNAS 83 Bir goyundan iki deri alınmaz. deri kuşaklan baalı belindän. Hayvan ile ilgili olan anlamı metonimik olur. adam hem öz teninine bilgeşleyin yara salarmı? TNAS 23 Ak deri . insan vücudundaki deri veya hayvan başındaki deri anlamına gelebilmektedir (Tenişev 1997: 383).

PARMAK. Bölüm: Đlişkileri Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Türk dilinde organ adlarına tarihsel karşılaştırmalı açıdan bakıldığında günümüze kadar çoğunlukla günlük hayatta EL. Dolayısıyla organ odlarının meronimik ilişkileri hem kendi içinde bulundukları kavram alanı ile ilgili olmanın dışında diğer kavram alanlarıyla da ilgili olabilmektedir. *ärŋek : *bogum *gö:küz : *eyegü NESNE : MADDE *saç : *kılk *burun : *teri. büyük oranda tıp metinlerde karşımıza çıkmakla birlikte. Meronimik Đlişkisi NESNE : PARÇA *boδ : *balç Örnekler *balç : *kılk. *du:dak. *kemük *tirs(γ)ek : *bogum. BACAK. 1.1 Meronimi Türlerine Göre Tasnif Türk dilinde organ adlarına yönelik şöyle bir meronimi tasnifi belirlenmiştir (bk. BAŞ gibi organ adlarının.3. *tü:k. burun. özellikle de yüzdeki organ adlarının kullanım sıklığının fazla olduğunu söylemek mümkündür. KOL. *siŋök. *ka:ş. *kemük 361 . *kirpik. *çäñä. *tü:k *di:ş : *azıγ *älg. Đç organlar.6. tarihsel dönemlerde hâkim olan dünya görüşüne göre iç organlara farklı anlam ve görevlerin yüklendiğini görmek mümkündür. *görs>göz. *kulγak. *saç.5). *erin *balç : *beyŋ *balç : *kulγak. *siŋök. *aδγu-t/ç : *ärŋek *parŋak. *aγız : *erin BÜTÜN : KESĐT GRUP : ÖĞE *saç : *kılk. 3.

*yü:z. *ka:mpak. *bäñiz. *eiŋ. *ärŋek. *aburt *kol : *omuz. *aγız. alan : mekân ilişkileri içerisinde corpus kapsamındaki bütün organ adlarının ilgili geçişlilikler de göz önünde alınarak *boδ holonimine bağlanabilmektedir. bütün : kesit. *sırt : *yagrın Bu tasnife göre *boδ sözünün insan vücudu ile ilgili en genel kavram olarak bir holonim olduğu görülür. *eŋek.*a:ya : *teri. *bät. *parŋak. Buna göre nesne : parça. *bilek. *gö:küz : *eyegü ALAN : MEKÂN *balç : *a:lın. *çäŋä. *eiñ ~ *eñek. 362 . *tirs(γ)ek. *aburt *balç : *saç *yü:z : *a:lın. *dırŋak. nesne : madde. *yayñak. *ka:m/pak. *çaykan. *älg. grup : öğe. *yayŋak. *arka.

*gebde. *karak ‘göz bebeği’ *yü:z : *ka:ş *balç : *ka:ş *göz: *kirpik *balç : *yü:z : burun 363 . *çäñä. *boγaz. *tü:k. *bäŋiz. *eiŋ. *kulγak. *ka:ş : *kılk. burun. *saç. *aγız. *kökrek. *aδγuç. *kirpik. *erin *yü:z : *bät ‘yüz rengi’.*ärŋek . *tü:k *teri : *tü:k *balç : *saç : *tü:k *yü:z : *tü:k *ka:ş : *tü:k *balç : *kulγak *yü:z : göz. *du:dak.1. *bät. *bilek.*balç.3. *ka:ş. *kirpik. *kol. *gö:küz.*aγız . *yayŋak. *köŋül. NESNE : PARÇA *boδ : *balç : *beyŋ *balç: *kılk. *teri *balç : *göz *yü:z : *göz *göz : *ka:m/pak ‘göz kapağı’. *kirpik. *parŋak. *kar. bacak terimleri de kendi meronimleri açısından nesne : parça ilişkisi içerisinde birer holonim olabilmektedir. *ka:ş. Burada *boδ holoniminin işlevini yerine getirmesi için ihtiyaç duyduğu parçaların görev yapma fonksiyonu taşıması gerekir. *eŋek. *sıynak. Bu açıdan *älg . *görs>göz. burun. *tü:k *balç : *saç : *kılk.1. *bo:yn. *teri *yü:z : *bäŋiz ‘yüz rengi’. Nesne : Parça Corpus kapsamındaki organ adlarının işlevsel açıdan *boδ holonimine bağlanırken diğer organ adlarının da kendi içlerinde birbirine bağlı olarak yine işlevsel açıdan gösterdiği bir holonim : meronim ilişkisidir. *ka:ş. *çäŋä. *bıkın. *gebde. ‘yüz rengi’. *çäŋä. *saç. *göz. *yü:z. *du:dak. *ka:ş. *teri.*aδak. *sıyn.*boδ. *erin *saç. *damγak.

*ärŋek. *dırŋak *boδ. *gebde : *ägn *boδ : *omuz *boδ. *eiŋ. omurga’ *bo:yn : *yelkä ‘boyundaki kirişler’ *boδ : *çĆkn *sıyn. *yayŋak : *di:ş *damγak : *di:ş *aγız : *azıγ *çäŋä. *bilek. *sıynak. *sıynak. *ärŋek. *eŋek. *çaykan. *älg.NESNE : PARÇA *yü:z : *eiŋ. *kekirtek. *yayŋak : *azıγ *damγak : *azıγ *aγız : *damγak *boγaz : *damγak *boγaz : *bokurdak. *sıynak. *gebde : *kol *kol : *omuz. *parŋak. *parŋak. *eŋek (‘yanak’) *balç : *yayŋak. *kar: *tirs(γ)ek. *tirs(γ)ek. *eiŋ. *dırŋak *kol. *çaykan. *sıyn. *kar : *älg *älg : *aδγu-t/ç 364 . *eiŋ. alt çene’) *balç : *çäŋä *balç : *yü:z : *aγız : *çäŋä *aγız : *du:dak *yü:z : *du:dak *aγız : *erin *yü:z : *erin *aγız : *dilk *aγız : *di:ş *çäŋä. *älg. *gebde : *kar *kar : *bilek. *öŋeç/öŋüç *boδ : *bo:yn *bo:yn : *sügsün ‘boyun omurları. *eŋek. *eŋek (‘çene. *bilek *bilek : *baltır *kol. *sıyn.

*be:lk. *aδγu-t/ç : *parŋak *parŋak : *dırnak. *ägn. *bogum *ärŋek. *tö:ş. *dilk. *bu:t. *çekn. *ärŋek. *öbke. *bokurdak. *parŋak. *d(i)a:l-ak *gebde : *oŋurtka *gebde : *ömgen. *tuyzke. *tirs(γ)ek. *gö:küz. *kar. *bögrek. *ta:pan. *ömgen. *aδγu-t/ç. *aδak *aδak : *ärŋek. *bogum *älg. *kökrek *gö:küz. *bät. *d(i)a:l-ak *gebde : *boγaz. *tuyzke. *älg. *kökrek : *eyegü *gebde : *köŋül *köŋül : eyegü *bıkın: *siŋök. *kemük. *gö:küz. *çekn. *tö:ş. burun. *bo:yn. *damor. *kekirtek. *bagır. *göz. *tö:ş. *yü:z. *ka:ş. *kirpik.NESNE : PARÇA *älg : *ärŋek. bacak. *bıkın. *bo:yn. *eyegü. *älg. *kol. *parŋak *älg. *parŋak *aδγu-t/ç : *ärŋek. *kar. *du:dak. *oŋurtka. *bu:t. *aδγu-t/ç : *ärŋek *ärŋek : *dırnak. *aδak. *ögçe *boδ : /iç/ *yürek. *yagrın. *ärŋek. bacak. *uδluk. *tirs(γ)ek. *be:lk. *teri *boδ: bacak. *kol. *baltır. *çäŋä. bagır-sak. *ärŋek : *bogum *boδ : /baş/ *balç. *saç. *aburt. (*aδak) : *tuyzke bacak : *baltır. *parŋak : *dırnak *parŋak. *di:ş. *yagrın. *omuz. *damγak *boδ : /beden/ *boγaz. *bilek. *bilek. *aγız. *gö:küz. *uδluk. *öŋeç/öŋüç. *eyegü. *omuz. *aδγu-t/ç. *ägn. *köŋül. *erin. *uδluk ‘bacak’ bacak. *bu:t ‘bacak’. *bäŋiz. *beyŋ. bagır-sak. *dırŋak. *kökrek. *oŋurtka. *bokurdak. *kekirtek. *bıkın. *baltır. *kulγak. *topuk. *topuk. *ömgen. *köŋül. *öbke. *bögrek. *dırŋak. *azıγ. *çaykan. *aδak. *çaykan. *öŋeç/öŋüç. *ögçe *gebde : *yürek. *kurug-sak. *ta:pan. *kurug-sak. *parŋak *aδak : *topuk *aδak : *ögçe *gebde : *karım : *kurug-sak 365 . *kökrek. *bagır. *parŋak.

*bod *balç *yü:z *ka:ş *göz burun *du:dak *erin *eiŋ *yayŋak *çäŋä *aγız *aburt *kirpik *beyŋ *kılk *saç *tü:k *a:lın *ka:mpak *damγak *bo:yn *damγak *sügsün *yelkä *aiŋsä *bokurdak *kekirtek *öŋüç *boγaz *arka *sırt *gebde Şema 1: Nesne : Parça 366 .

*bod *arka *sırt *be:lk *gebde *ömgen *tö:ş *gö:küz *kökrek *köŋül *yürek *öbke *kol *kar *çĆkn *ägn *omuz *tirsγek *çaykan *bilek *älg *aδγuç *ärŋek *parŋak *bıkın *çĆkn *ägn *omuz *ta:pan *aδak *baltır *topuk *ögçe *a:ya bacak Şema 2: Nesne : Parça (devam) 367 .

Ancak diğer yandan Türkmen Türkçesinde ‘boğaz’ anlamını koruyarak nesne : parça ilişkisi içinde doğrudan bağlanabilmekte ve onun meronimi olabilmektedir. 469) şeklinde ‘boğaz’ anlamına gelirken ‘damak’ anlamına gelen kanğrak (DLT III: 383) sözünün de kullanılması dikkat çekicidir. xi. Bu durumda tamğak sözü ‘boğaz’ anlamında xi. *bagır kavramı.da doğrudan *boδ sözünün nesne : parça ilişkisi içindeki meronimi olurken günümüz Türkiye ve Azerbaycan Türkçelerinde önce *aγız sözünün nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır. yy.*bod *gebde *karım *kurugsak *bögrek *bagır *bagırsuk *da:lak Şema 3: Nesne : Parça (devam) Bu meronimler arasında geçişlilik ile *boδ terimine bağlanabilen *damγak sözü. Karahanlı döneminde tamğak (DLT I 467.da Karahanlı Türkçesi metinlerinde ‘karaciğer’ (DLT I: 360) anlamında kullanıldığında *boδ : *gebde : *karım geçişliliği ile nesne : parça ilişkisi *boδ sözüne 368 . yy. xi. yy.

karaciğer’ ve ‘her şeyin içi veya önü’ anlamlarının yanı sıra ‘iç organlar. bağırsak vb. Azerbaycan Türkçesinde ‘karaciğer’ (ADĐL I 174) anlamı ve Türkmen Türkçesinde ‘ciğer.4). *kılk ve *tü:k meronimleri *saç ve *ka:ş holonimlerinin bir kesitidir. 3. Karahanlı öpke ‘akciğer’ (DLT I: 128). ciğer. yy. 369 . baāır ‘karaciğer’ EM: 111) de devam etmiş. Bu ilişkinin bir bölümleme fonksiyonu taşıdığı görülür. öpke ‘öfke’ (U II 25. *bagır sözü ise *karım sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimidir. yy. Bu durumda Modern Oğuz sahasında Türkmen Türkçesinde öyken ‘akciğer’ (TDS 501) sözü önce *gö:küz sözünün nesne : parça ilişkisi gösteren meronimi olmaktadır.ile *boδ sözünün meronimi olurken bu durum xiv. göğüs’ (KTS 21) anlamları açısından nesne : parça ilişkisi içinde doğrudan *boδ sözüne bağlanabildiği de görülmüştür. xiv. Bu açıdan *kılk ve *tü:k meronimleri *saç ve *ka:ş holonimleri ile aynı maddeden olup. Bütün : Kesit Corpus kapsamındaki organ adları içerisinde *saç ve *ka:ş terimlerinin holonim : meronim ilişkisi içerisinde *kılk ve *tü:k ile aynı maddeden olmaları açısından gösterdikleri holonim : meronim ilişkisidir. öpke ‘öfke’ (DLT I 158). Batı Türk çevresi metinlerinde öyken (EM: 171) sözü genel olarak ‘akciğer’ anlamına geldiği görülür. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı’ (TS 194) anlamı ile doğrudan *boδ sözüne nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi açısından bağlanabilmekte. göğüs’ (TDS 65) anlamı ile *boδ sözüne geçişlilik ilişkisi ile bağlandığı görülmektedir. ancak Eski Kıpçak Türkçesi metinlerinde ‘ciğer. Türkiye Türkçesinde bağır ‘göğüs. Batı Türkçesinde (EAT.1).1.2. Diğer yandan Eski Türkçe dönemi metinlerinde öpkesin ‘onun akciğeri’ (U III 79.

BÜTÜN : KESĐT *saç : *kılk, *tü:k *ka:ş : *kılk, *tü:k

*saç

*ka:ş

*kılk, *tük

Şema 4: Bütün : Kesit

370

3.1.3. Grup : Öğe Bu ilişkide *saç, *ka:ş, *di:ş, älg, *aδγu-t/ç, *gö:küz, *ärŋek, *parŋak sözleri birer holonim olarak kendi meronimleri ile bir grup : öğe ilişkisi sergilerler. *kılk ve *tü:k sözleri, *saç ve *ka:ş sözlerinin, *azıγ sözü *di:ş sözünün, *ärŋek, *parŋak sözleri *älg, *aδγu-t/ç sözlerinin, *bogum sözü *ärŋek, *parŋak sözlerinin ve *eyegü sözü de *gö:küz sözünün meronimi olarak ilgili gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. Bu ilişkilerde bir toplanma fonksiyonu görülür.

GRUP : ÖĞE *saç : *kılk, *tü:k *ka:ş : *kılk, *tü:k *di:ş : *azıγ *älg, *aδγu-t/ç : *ärŋek, *parŋak *ärŋek, *parŋak : *bogum *gö:küz : *eyegü

*saç, *ka:ş

*di:ş

*älg, *aδγu-t/ç

*gö:küz

*kılk, *tük

*azıγ

*ärŋek, *parŋak

*eyegü

*bogum

Şema 5: Grup : Öğe

371

3.1.4. Nesne : Madde Bu ilişkide *boδ, *kol, *kar, *tirsγek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *bıkın, bacak, *baltır, *aδak, *balç, burun, *çäŋä, *yagrın, *oŋurtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk holonimleri bir nesne ise bu nesnelerin meronimleri olarak genellikle *siŋök, *kemük, *damor, *teri sözleri bu nesnelerin yapılmış olduğu maddeleri temsil etmektedir. Bu ilişkinin bir tür yapılma fonksiyonu taşıdığı görülür. NESNE : MADDE *balç : *teri, *siŋök *saç : *kılk *a:lın: *siŋök, *teri *yü:z : *bät, *bäŋiz, *teri *ka:ş : *kılk, *tü:k *kirpik : *kılk, *tü:k *burun : *teri, *siŋök, *kemük *yü:z : *teri : *eŋek, *eiŋ (‘yüz rengi, beniz’) *eiŋ, *eŋek (‘alt çene’) : *siŋök, *teri *eiŋ, *eŋek, *yayŋak (‘alt çene’) : *siŋök, *teri *çäŋä : *siŋök, *teri *tirs(γ)ek : *bogum, *siŋök, *kemük *çaykan : *bogum, *siŋök, *kemük *bilek : *boğum, *siŋök, *kemük, *siŋir *a:ya : *teri *boδ : *kılk, *tü:k, *bogum, *siŋök, *kemük, *siŋir, *damor, *teri *gebde : *kılk, *tü:k, *bogum, *siŋök, *kemük, *siŋir, *damor, *teri *oŋurtka : *kemük *gö:küz : *eyegü *bıkın: *siŋök, *kemük, *damor, *teri bacak: *siŋök, *kemük, *damor, *teri *bu:t: *siŋök, *kemük, *damor, *teri *uδluk: *siŋök, *kemük, *damor, *teri 372

NESNE : MADDE *sa:n ‘bacağın dizden yukarı kısmı’ : *siŋök, *kemük, *damor, *teri *tuyzke : *siŋök, *kemük, *teri *baltır : *siŋök, *kemük, *teri *aδak : *siŋök, *kemük, *damor, *teri *topuk : *kemük, *teri *kol, *kar, *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *bıkın, bacak, *baltır, *aδak : *siŋök *balç, burun, *çäŋä, *yagrın, *oŋurtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk : *kemük *boδ : *teri

*saç

*ka:ş

*kirpik

*gö:küz

*kılk, *tük

*eyegü

*boδ, *kol, *kar, *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *bıkın, bacak, *baltır, *aδak, baş, burun, *çäŋä, *yagrın, *oŋurtka, *eyegü, *tuyzke, *topuk

*siŋök *kemük

*teri *tamar

*siŋir *bogum

Şema 6: Nesne : Madde

373

3.1.5. Alan : Mekân Bu ilişkide *boδ holonimi bir mekân kabul edildiğinde, onun meronimleri, bu mekânın içinde bulunan nesneler olur. Bu nesneler özellikle yerleşme fonksiyonu ile bu mekânda yer alırlar. Diğer yandan *balç, *yü:z, *bo:yn, *gebde, *kol, bacak terimleri de kendi içlerindeki yerleşme fonksiyonu taşıyan meronimleri açısından birer holonim olmaktadırlar. Bu açıdan şöyle bir tablo çizmek mümkündür.

ALAN : MEKÂN *balç : *a:lın, *ka:mpak, *yü:z, *bät, *bäñiz, *eiñ, *eñek, *yayñak, *aγız, *aburt *balç : *beyŋ *balç : *saç *balç : *yü:z : *a:lın, *ka:m/pak ‘alın’, *yayŋak, *eiŋ, *eŋek, *yayŋak, *çäŋä, *aγız, *aburt *aγız : *damγak *çäŋä, *eiŋ, *eŋek, *yayŋak : *damγak *balç : *bäŋiz *bäŋiz ‘yüz’ : *a:lın, *ka:m/pak, *eiŋ, *eŋek, *yayŋak *boδ : *a:lın, *ka:m/pak, *eiŋ, *yayŋak, *sügsün, *yelkä, *äiŋsä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *boδ : *bo:yn *boδ, *sıyn, *sıynak : *gebde : *arka, *sırt *arka, *sırt : *çĆkn, *ägn, *omuz *boδ, *sıyn, *sıynak, *gebde : *çĆkn, *ägn, *omuz *gebde : *sügsün, *yelkä, *äiŋsä,*a:ya, *arka, *sırt, *karım, *ki:n, *gö:pek *boδ : *arka, *sırt : *yagrın *boδ : *arka, *sırt : *be:lk *gebde : *ömgen, *tö:ş, *gö:küz *bo:yn : *boγaz, *sügsün ‘ense’, *yelkä ‘ense, omuzlar arasındaki kısım, omuz’, *äiŋsä, *öŋeç/öŋüç *boγaz : *damγak , *bokurdak, *kekirtek, *öŋeç/öŋüç *kol : *omuz, *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *dırŋak 374

ALAN : MEKÂN *kol : *kar *kar : *bilek, *älg, *ärŋek, *parŋak, *dırŋak *kol, *kar: *tirs(γ)ek, *çaykan, *bilek, *älg *bilek : *baltır *älg : *a:ya, *aδγu-t/ç *aδγu-t/ç : *a:ya *aδγu-t/ç : *ärŋek, *parŋak *ärŋek, *parŋak : *dırnak, *bogum *gö:küz : *yürek, *öbke *gebde : *kökrek *kökrek : *yürek, *öbke *gebde : *köŋül ‘göğüs’ *köŋül ‘göğüs’ : *yürek, *öbke *gö:küz : *eyegü bacak: *bıkın, *bu:t, *uδluk, *sa:n, *baltır, *bıkın bacak : *aδak bacak, (*aδak) : *tuyzke *aδak : *ta:pan, *topuk, *ögçe *gö:küz : *yürek, *öbke *gebde : *karım : *kurug-sak, *bögrek, *bagır, bagır-suk, *d(i)a:l-ak *gebde : *ki:n, *gö:pek *boδ : *teri

375

*bod *balç *yü:z *ka:ş *göz burun *du:dak *erin *eiŋ *yayŋak *çäŋä *aγız *aburt *kirpik

*beyŋ *kılk *saç *tü:k *a:lın *ka:mpak

*damγak

*damγak

*bo:yn *boγaz *damγak *sügsün *yelkä *aiŋsä *öŋüç *çĆkn *ägn *omuz *bokurdak *kekirtek *öŋüç

*gebde

*arka *sırt

Şema 7: Alan : Mekân

376

*bod *arka *sırt *yagrın *be:lk *ömgen *tö:ş *gö:küz *kökrek *köŋül

*yürek *öbke

*gebde

*kol *kar *çĆkn *ägn *omuz *tirsγek *çaykan *bilek *älg *aδγuç *ärŋek *parŋak *bıkın *çĆkn *ägn *omuz *ta:pan *aδak *baltır *topuk *ögçe *a:ya

bacak

Şema 8: Alan : Mekân (devam)

377

*bod

*gebde

*kurugsak *bögrek *karım *bagır *bagırsuk *da:lak

*ki:n *gö:pek

Şema 9: Alan : Mekân (devam)

378

Nesne : Parça Đşlevsel açıdan birbirine bağlı olan holonimi ve meronimiyi gösteren bir ilişkidir.1.2. Holoniminin işlevini yerine getirmesi için meronimiye ihtiyacı vardır. Bu ilişkinin görev yapma fonksiyonu taşıdığı görülür. nesne : madde ve alan : mekân. *balç sözünün meronimileri olan *beyn. Fakat. farklı türden olan meronimiler genellikle geçişsizdir. Chaffin’e göre aynı türden olan meronimiler geçişlidir. *kol : *älg : *aδγuç : *a:ya *kol : *älg : *aδγuç : *ärŋek. *kol sözünün meronimi olan *älg aynı zamanda *a:ya sözünün holonimidir.2.4’te belirttiğimiz gibi meronimilerin geçişliği konusunda görüş farklılığı vardır. *ka:mpak Burada. Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *bod : *balç : *beyŋ *bod : *balç : *kılk. Türk Dilinde Organ Adlarının Meronimik Geçişliliği Bölüm 1. *kılk ve *a:lın sözleri kendi içerisinde herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir. *parŋak : *dırŋak Burada.3. grup : öğe. bütün : kesit. Eldeki çalışmada vücut organları ile ilgili meronimiler beş türe ayrılmaktadır: nesne : parça. 3. *saç. Fakat *älg sözünün geçişli meronimileri 379 . *tü:k *bod : *balç : *a:lın. Meronimik ilişkilerin tümü nesne : parça olmasından dolayı *a:lın sözü aynı zamanda *bod sözünün da meronimidir. Aynı türden olan meronimiler kendi içerisinde geçişli olup olmadıklarına örneklerle incelenmiştir. *bod sözünün meronimi olan *balç aynı zamanda *a:lın sözünün holonimidir. Meronimik ilişkilerin tümü nesne : parça olmasından dolayı *a:ya sözü aynı zamanda *kol sözünün da meronimidir.

Aynı zamanda *ärŋek ve *parŋak sözleri.2. Çalışmadan alınan malzeme itibariyle vücut organlarının çoğu *siŋök. Bu ilişkinin toplanma fonksiyonu taşıdığı görülür. Dolayısıyla. *bogum sözü. Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *saç : *kılk. Bütün : Kesit Bu ilişkide meronimi. *tü:k Burada. *älg sözünün meronimi olur.2.4. *ärŋek ve *parŋak ile grup : öğe meronimik ilişkisini sergilemektedir.2.2. Bu ilişkinin yapılma fonksiyonu taşıdığı görülür. *älg. *parŋak : *bogum Burada. *parŋak : *bogum zincirinde yer alan herhangi bir söz. *aδγuç : *ärŋek. *teri. *aδγuç ile grup : öğe meronimik ilişkisini sergilemektedir. Bu ilişkinin bölümleme fonksiyonu taşıdığı görülür. *kılk ve *tü:k sözleri birer meronimi olmalarına rağmen holonimi farklı olduğundan dolayı herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir.olan *a:ya. *aδγuç : *ärŋek. *kemük. Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri bir örnekle ele alalım: *älg. Grup : Öğe Bu ilişkide holonimiyi bir grup olarak alındığında. *siŋir ve 380 . 3. meronimi bu gruba dâhil olan bir kavram olarak ortaya çıkar. holonimi ile aynı maddeden olup. *tü:k *ka:ş : *kılk. *älg sözü ise bütün bu meronimlerin baş holonimi görevini üstlenmektedir. 3. Nesne : Madde Bu ilişkide holonimi bir nesne ise meronimi bu nesnenin yapılmış olduğu maddedir.3. holonimin bir kesitidir. *tamar. *ärŋek ve *parŋak sözleri kendi içerisinde herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir. 3.

*karım ile alan : makân meronimik ilişkisini göstermemektedir.2.3. *bagır. *bod sözünün meronimi olan *gebde aynı zamanda *karım sözünün holonimidir. komşu toplulukların görüşlerinden etkileşimler gibi iç ve dış etkenler sayesinde oluşmaktadır. çoğu organın meronimi olmakla birlikte kendi içerisinde herhangi bir meronimik ilişkiyi sergilememektedir. toplumun dünyaya bakışı. *balç *balç sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *gö:pek Burada. 3. *bagır. bir şeyin başlangıcı. *bögrek. *ki:n ve *gö:pek sözlerin *karım sözüne yakınlık göstermekle birlikte. Meronimik ilişkilerin tümü alan : makân olmasından dolayı *kurugsak. yy. Bunlar. Türk Dilinde Organ Adlarının Farklı Kavram Alanları ile Meronimik Đlişkileri Korpus kapsamında taranan metinlerde yer alan insan vücudu ile ilgili organ adlarının anlam çerçevesi ile ilgili olarak yer yer farklı kullanımlar dikkati çekmiştir. Fakat. tarihsel döneme ve sahaya göre değişebilirken. meronimi.*boğum’dan yapılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *bagırsuk *bod : *gebde : *ki:n. insan vücudunda.da ‘ordunun başı. *bögrek. Bu ilişkisinin yerleşme fonksiyonu taşıdığı görülür. 3. 381 . Bu ilişkiyi sergileyen meronimileri birkaç örnekle ele alalım: *bod : *gebde : *karım : *kurugsak. Alan : Mekân Bu ilişkide holonimi bir mekân kabul edilirse. Ancak sözün VIII. Bu sözler. Bu temel anlamıyla bu söz.5. bu mekânın içinde bulunduğu bir nesne olur. fonksiyonunun açıkça belli olmadığı organların tahminî görevi. *bagırsuk sözleri aynı zamanda *bod sözünün da meronimileridir.

Bu temel anlamıyla bu söz. ‘Yukarı’. Bu sözün ‘lider’ anlamında kullanımı toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : öğe ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘Başlangıç’ anlamında zaman ve mekân holonimlerinin alan : mekân ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. ‘Bir şeyin tepesi’ anlamında coğrafiya kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. kafatasının iki kulak arasında kalan bölümü’ (TS: 2191) olarak açıklanmıştır. Ancak sözün ‘bir şeyi yönetmede önemli görevi olan kimse’ anlamında kullanımı toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : öğe ve diğer yandan olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘Hayvan sayımında birim’ anlamında miktar holoniminin grup : öğe ilişkisini sergileyen bir meronimi olur.coğrafik özellikler’(EDT 375-376) şeklindeki anlamları metaforik kullanımlardır. duygu’ anlamı ise his kavramının olay : kahraman ilişkisi içerisinde meronimi olur. ‘ileri’ gibi yön gösterme anlamları ise yine mekân kavram alanı içerisinde yer holoniminin alan : mekân ilişkisi gösteren meronimi olur. ‘aşağı’. Tarama Sözlüğünde ‘başın üst. Tepe sözü. ‘zevk. 382 . Dolayısıyla töpü / tepe sözü de alanmekân ilişkisi içerisinde *balç sözünün bir meronimi olarak ortaya çıkarken Modern Türk lehçelerinde tepe sözü temel anlamı itibariyle bir coğrafi terim durumunda olduğundan bu sözün bir coğrafya kavram alanı içinde alan : mekân meronimik ilgisinin olduğu da dikkati çeker. *beyŋ *beyŋ sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. haz.

*saç sözünün temel anlamı insanla ilgilidir.*kılk. ön tarafı’ anlamı ile 383 . Ancak bu kelime insandan daha çok hayvan ve bitki için kullanılmaktadır. kader soyut kavramının nesne : parça ilgisi sergileyen bir meronimi de olur. Ancak Türk lehçelerinde çoğunda kullanılan aksakal sözü bilir kişi olma kavram alanı içerisinde bilgi ve tecrübe sahibi olan bir kişi göstermesi sebebiyle toplum holoniminin grup : öğe ilişkisini sergileyen bir meronimi durumundadır. Diğer yandan ‘bilgelik’ soyut kavramının da insan hayatı içersisinde süreç : adım ilişkisi sergileyen bir meronimi durumundadır. hayvan anatomisi kavram alanının olduğu kadar bitki kavram alanı içerisinde de nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimdir. Ancak *a:lın ve maŋlay sözleri. *tü:k *kılk sözünün anlam çerçevesinden hem insan hem de hayvan için kullanıldığını anlıyoruz. *kılk sözü diğer yandan sakal kavramının da grup : öğe ilişkisi sergileyen bir meronimi durumundadır. Tarama Sözlüğünde de yer alan kıl sözünün ‘saz teli’ (TTS IV: 2478) anlamı saz aletleri kavram alanı içerisinde saz kavramının nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olmasının yanı sıra saz telinin yapıldığı madde ilgisi içinde nesne : madde ilişkisi gösteren bir meronimi durumundadır. Diğer yandan ‘bir şeyin karşısı. *a:lın. temel anlamları itibariyle *boδ : *balç meronimik geçişliliği içerisinde bu sözlerin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimleridir. *saç. ancak bu söz Gagauz Türkçesinde ‘hayvan postu’ anlamında da kullanılmakta ve bu anlamıyla hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. *tü:k kavramı yerine göre. *ka:m/pak *a:lın ve maŋlay kavramları. nesne : madde ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur.

yy.cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. nezd. *yü:z.dan . xv. geçmiş’ anlamları ile zaman kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronim olur. *kulγak sözü. taraf’ (TTS VI 4778) anlamlarıyla da karşımıza yaygın olarak çıkmakta ve bu açıdan nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. *kulγak Modern Oğuz alanında *kulγak sözü temel anlamının dışında ‘telli çalgılarda tel germeye yarayan burgu’ anlamı açısından saz aletleri kavram alanı içerisinde saz sözünün nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olur. -EM: 199. *bäŋiz *yü:z sözü Batı Türkçesinde xiii. DK II: 343). *ka:m/pak sözü Azerbaycan Türkçesindeki gabag şekliyle ‘evvel. yön. MŞ: 18. ileri. yy. yüz şekliyle temel anlamının yanı sıra ‘karşı. *kulγak sözü ‘yan taraf’ anlamı açısından nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. *bät. günümüze (xiv. ‘sabanın toprağa giren kısmının iki yanında bulunan ve toprağı yollara dökmeye yarayan parça’ anlamı açısından tarım aletleri kavram alanı içerisinde saban holoniminin nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olur. *kulγak sözü ‘akarsuların ve özellikle göllerin karaya giren ve durgunlaşan yerleri’ anlamı açısından coğrafi kavram alanı içerisinde akarsu kavramının alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. 384 . yan. yy.

dan günümüze doğru Batı Türkçesinde (xiv. dış görünüş’ olarak kullanılmaktadır.*bät sözünün birçok Türk lehçesinde ‘gurur’ anlamı da görülür. Bu anlamlar benzetme temeline dayalı metaforik anlamlardır. yy. anlamlarında nesnelerle ilgili kavram alanının alan : mekan ilişkisi gösteren bir meronimi olurken Modern Oğuz alanındaki tüm Türk lehçelerinde karşımıza çıkan ‘görme. -EM: 135. *yü:z teriminin ise ‘insan yüzü’ anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür. bakış’ soyut anlamı ile algı ve duyum kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisini gösteren bir meronim olmaktadır. metonimik bir ilgi ile ortaya çıkan bir anlamdır. -CH I: 155. ‘çekmece’. Dolayısıyla bu anlamıyla bu söz hislerle ilgili bir soyut kavram alanının nesne : parça ilişkisi içerisinde bir meronimi olur. 385 . Bu anlamdan dolayı *bäŋiz sözünün his ve duygu kavram alanına ait bir meronim olduğu da söylenebilir. -DK II: 127) temel anlamının yanı sıra ‘uç. Bu sözün ‘gurur. yön’ anlamındaki kullanımları modern Oğuz lehçelerinde yoktur. xiii. *bäŋiz sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘yüz rengi. ‘terazi kefesi’. yy. taraf. ‘suyun topraktan kaynadığı yer’. özellikle delik veya açık’. ‘bölüm’. Ancak Kuzeybatı Türk Lehçelerinde kısmen *bät sözünün ‘hayvan yüzü’. taraf’ (TTS III 1807). -MŞ: 10. yy. Bu. Bu durumda özellikle *bät sözünün hayvanlarla ilgili kavram alanına ait bir meronim olduğu da söylenebilir. Ayrıca *göz sözünün metafor yoluyla ‘büyük bir nesne üzerinde küçük bir detay. xv. sayfa. *görs > *göz *göz sözü. *bät sözü ‘yan taraf’ anlamı açısından nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. Bunun dışında ‘gurur’ anlamı da görülmektedir. ‘iğnenin gözü’.

‘bir şeyin ön tarafı’. ‘yüzüğe takılan kıymetli taş’ gibi anlamlarından dolayı nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. *burun Burun sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘karanın. özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda. Bu temel anlamıyla bu söz. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. özellikle yüksek ve dağlık kıyılarda. Bunun dışında kaşın yay şeklinde olması dolayısıyla birçok kavram alanında benzetme yoluyla kazanılmış yeni kullanımları da görülür: ‘eyerin ve semerin önünde ve ardında olan yükseklik’ anlamıyla atçılık kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimidir. *ka:ş *ka:ş sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü’ gibi anlamlar coğrafi kavram alanında alan : mekan ilişkisini gösteren bir meronim olur. ‘damın saçağı’. Bu temel anlamıyla bu söz. ‘ufuk’. Burnun çıkıntılı özelliği birçok benzetmeye yol açmıştır ve bu benzetmeler birçok kavram alanına yeni anlamlar kazandırmıştır: ‘dağ tepesi’. ‘kavun ve karpuz dilimi’. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır.‘küçük pencere’ gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. ‘ayakkabının ön tarafı’ gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini 386 . türlü biçimlerde denize uzanmış bölümü’. ‘kemerli ve çıkıntılı şey veya yer’. ‘karanın.

‘bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer’. Bu durumda bu sözler. Bunun yanı sıra bu sözlerin tarihsel ve modern Türk dili alanında benzetme yoluyla kurulan metaforlar ile çok geniş bir kavram alanına sahip olduğunu görmekteyiz. beniz. *yayŋak. yüz rengi. *aburt *aγız ve *aburt sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘koy. çenesi düşük ‘geveze’. çene çalmak ‘gevezelik etmek’ (TTü). *çäŋä *eiŋ. Ancak *yayŋak sözünün yer yer ‘herhangi bir şeyin yan tarafı’ (EDT 948) anlamında da kullanıldığı görülür. hudut’. çenesi kanameer (Gag. kerpeten vb. uç. *çäŋä sözün çenesi düşük ‘çok konuşan.) ‘çok geveze’ gibi kullanımlarında konuşma kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisini gösteren bir meronimi durumundadır. elmacık kemiği’ anlamlarında organ adı olarak kullanılmaktadır. *aγız. geveze’ (TTü). Bu tür kullanımlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronim olur. ‘önce. insan organları kavram sahasına ait olmaktadır. liman vb. çene kemiği. *eŋek. Coğrafi kavram alanında ‘nehir ağzı’. körfez. evvel’ anlamı ise zaman kavram alanı içerisinde süreç : adım ilişkisi sergileyen bir meronim olur. ‘sınır. Tarihsel Türk lehçelerinde bu kavramların yer yer birbirlerinin yerine kullanıldığı da görülmektedir: *çäŋä sözü Türkiye Türkçesi ve Azerbaycan Türkçesi sahalarında kullanılan ‘mengene. yerlerin açık 387 . *eŋek. alt çene. araçların eşyayı sıkıştıran karşılıklı iki parçasından her biri’ anlamı denizcilik kavram alanı içerisinde mengene kavramının nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi durumundadır. *yayŋak sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘yanak.gösteren bir meronim olur. *eiŋ.

‘ateşli silahların lülesinin ön tarafındaki delik mermi çıkan tarafı’ gibi kullanımlar hem alan : mekân hem de nesne : parça ilişkisini gösteren meronimik kullanımlardır. *dilk *dilk sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır.tarafı’. ‘birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer. ‘muhtelif aletlerin tutucu. ‘uç. Bu söz Kök Türk dönemi metinlerinde tıl ‘bilgi almak için yakalanan tutsak’. alçak kumlu kuru kısmı’ gibi kullanımlar alan : 388 . 36) ve daha sonra Đslami çevrede xi. yy. Nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde ‘kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı’. Bunun yanı sıra tarihsel ve modern Türk dili alanında benzetme yoluyla kurulan metaforlar ile çok geniş kavram alanlarında kullanıldığını görmekteyiz. Coğrafi kavram alanında ‘körfez. koy’. Yer yer görülen ‘bir şeyin (kabın vb. *du:dak. Bu temel anlamıyla bu söz. ‘coğrafik anlamda burun’. Karahanlı döneminde tıl tuttım ‘sorguya çekilecek tutsağı tuttum’ (DLT I 336) şeklinde ‘esir’ anlamında da kullanıldığını görüyoruz. Bu anlamda bu sözün toplum kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi sergileyen bir meronim olmaktadır. ‘kapı çengeli’. içeriye doğru uzanmış uzun. sıkıcı kısmı’.nin) kenarı’. kenar’. üstü düz. ‘kesici aletlerin keskin tarafı’. ‘tabak kenarı’ gibi anlamlarındaki kullanımlar nesnelerle ilgili kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisini gösteren birer meronimi olur. *erin *du:dak ve *erin sözleri tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. ‘denizin. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. kavşak’ gibi kullanımlar alan : mekân ilişkisini gösteren birer meronimik kullanımdır. (Ton 32.

Ayrıca *di:ş sözün ‘sarımsak dilimi.nde dişe benzetilen tane’. Nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde ‘birçok aletin uzun. ‘bazı meyvelerin dilim şeklinde olan parçalarının her biri’ gibi anlamlarında kullanımı bitki kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘ayakkabı bağlarının ayağı rahatsız etmemesini sağlayan ve bağ altına rastlayan saya parçası’. karanfil vb. ‘mark. çevresi oluklu. *di:ş. yassı ve çoğu hareketli bölümleri’. tarak vb. testere. *azıγ *di:ş ve *azıγ sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *di:ş sözünün benzetme yoluyla ortaya çıkan ‘mekanik aletlerin dişleri’. çentikli şeylerdeki çıkıntıların her biri’ gibi anlamlar nesnelerle ilgili bir kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren birer meronim olur. *dilk sözünün ‘lisan’ anlamında kullanımı konuşma kavram alanı içerisinde grup : öğe ve bütün : kesit ilişkileri gösteren bir meronim olur. üzerinden geçirilen halatı istenilen yöne çevirmeye yarayan. Ve yer yer ‘öküz arabalarında ön ve arka yastıkları dingile bağlayan ağaç çivi’ anlamında kullanılan *azıγ sözü tarım aletleri kavram alanı içerisinde araba holoniminin nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olur. ‘bazı üflemeli çalgılarda titreşerek ses çıkaran ince metal yaprak’ gibi kullanımlar nesne : parça ilişkisini gösteren birer meronimik kullanımdır. küçük döner tekerlek’. ‘makaraların ve bastikaların içine yerleştirilmiş olan.mekân ilişkisini gösteren birer meronimik kullanımdır. 389 . Ayrıca *dilk sözünün ‘muharebede düşmanın durumu hakkında bilgi alınabilecek esir’ anlamında kullanımı istihbarat kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘anahtar’.

*bokurdak. *öŋeç/öŋüç sözlerinin tarihsel ve modern sahada yer yer birbirlerinin yerine kullanıldığı görülür. *boγaz. Karahanlı metinlerinde tamğak (DLT I 467. Bunun yanı sıra boğaz ve damak ‘ağız boşluğunun tavanı’ (TS 522) farklı anlamlara gelmektedir. boğurtlak. xi. Azerbaycan Türkçesinde de boğaz ‘boğaz’ (ATS: 141). *kekirtek. DS VI 1971) anlamında kullanılmakta ve boğaz sözünün meronimi olmaktadır. Modern Oğuz alanında Türkiye Türkçesinde boğaz ‘boğaz. soluk borusu’ (DD 2. boğaz (EDT 172b). tamgak ‘damak. kıkırdak sözü ise ağızlarda ‘gırtlak. 469). bovartlak ‘gırtlak’ (DS II: 731) sözlerine de rastlanmaktadır. Gagauz Türkçesinde de Türkiye Türkçesindeki gibi buaz ‘boğaz. *bokurdak. gırtlak. gırtlak’ (GS: 93). şişe boğazı’ (TDS 104) sözlerinin 390 . boğaz ‘boğaz’ (ADĐL I 295) ve damag ‘ağız boşluğunun üst tarafı’ (ADĐL II 27. *kekirtek. Kumuk. ‘akarsu kavşağı’ gibi coğrafi kavram alanından alan : mekân ilişkileri gösteren meronimi örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Tatar. *öŋeç/öŋüç *damγak sözü temel anlamının dışında Azerbaycan Türkçesinde ‘at ve eşeklerde damak şişme hastalığı’ anlamı açısından tıp kavram alanı içerisinde hastalık sözünün grup : öğe ilişkisini gösteren bir meronimi olur. boğaz’ (DLT I: 469) ve kanğrak ‘damak’ (DLT III: 383) sözlerindeki şekil ve anlam farkına rağmen *damγak. kursak’ (TS 321) anlamında kullanılırken ağızlarda boğurdak. Başkurt ve Nogay sahalarında ‘coğrafi anlamda boğaz’. 603. Karaim. Dolayısıyla damak sözü ağız sözünün nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi göteren meronimi olmaktadır. damak’ (TDS: 237) ve bokurdak ‘boğaz. damak ‘boğaz. gırtlan ‘gırtlak’ (GS: 126) ve damak ‘damak’ (GS: 131) sözleri farklı kullanım alanlarına sahiptir. *boγaz.*damγak. yy. ATS: 226) sözleri farklı kullanım alanına sahipken Türkmen Türkçesinde bogaz ‘boğaz’ (TDS: 101).

şişe. Bunun dışında *bo:yn sözü bütün Modern Oğuz alanında ‘testi. ‘yüksek boğazlı kapların boynu’. kekirdeğk ‘gırtlak. cihazlarda boğaz’ gibi anlamları ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. nefes borusu’ (TDS 374) sözünün kullanım alanı farklı olmaktadır. Bunun yanı sıra *bo:yn sözü ‘elbisenin boğazı saran kısmı’. ‘yedirip içirme yükümü. Ayrıca *boγaz sözü ‘şişe.benzer aynı kullanım alanına sahip olduğu görülür. ‘yiyeceği içeceği sağlanan kimse’. ‘akarsu kavşağı’ gibi anlamları açısından coğrafi kavram alanı içerisinde dağ. çay ağzı’. ‘bir şeyin boyuna sarılan kısmı’ gibi anlamları ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *bo:yn sözü ‘dağ sırtlarında geçmeye 391 . nehirlerin baş tarafı. nesne : parça. *boγaz sözü ‘iki dağ arasında dar geçit’. ‘teknik anlamlarda. Diğer yandan kekirdek. ‘değirmenin üst taşındaki delik’. güğüm vb. iaşe’. Bu temel anlamıyla bu söz. ‘derelerin. *bokurdak. deniz. ‘iki kara arasındaki dar deniz’. kaplarda ağza yakın dar bölüm’. *bo:yn *bo:yn sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *boγaz. nehir gibi holonimilerin alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. ‘ayakkabı ve çorabının ayağından yukarı kısmı’. Yine *boγaz sözünün ‘yeme içme’. ve grup : öğe ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. *kekirtek ve *öŋeç/öŋüç sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. güğüm gibi kaplarda dar olan üst kısım’ gibi anlamları ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. ‘evcil hayvanın yemi’ gibi anlamları açısından beslenme kavram alanı içerisinde bütün : kesit.

boyundaki kirişler’.elverişli alçak yer’. ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. ‘vadi’ gibi anlamları ile coğrafi kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. gurur’ simgesi olarak kullanılan *bo:yn sözü burada duygu kavram alanında olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronim olmaktadır. baş eğme’ ifadelerinde kullanılan ‘kibirlilik. -KĐ 44) şeklinde rastlanan *sügsün sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘boynun arka tarafı. Bunun yanında tarihsel ve modern Türk dili alanın ‘boyun. bazen de ‘ense’ > ‘omuzlar arasındaki kısım’ > ‘omuzlar’ > ‘omuz’ şeklindeki bir anlam kaymasıyla organ adı olarak kullanılmaktadır. Ayrıca *yelkä sözünün ‘dağ tepesi’ anlamı coğrafiya kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. Bu temel anlamıyla bu söz. ‘dağın. *sügsün. *äiŋsä Buddhist Türk çevresi metinlerinde süskün (TT VII) ve Memluk Kıpçak çevresi metinlerinde süksün (xiv. ense’ temel anlamında kullanılmaktadır. 392 . insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *yelkä sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘ense. *yelkä. kayanın ve benzerinin tepesi ile eteği arasındaki kısım’. Bu temel anlamın dışında ‘hayvan yelesi’ anlamıyla *yelkä sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. Bunun yanı sıra Modern Oğuz alanında yine organ adı olarak Azerbaycan Türkçesinde süysün şeklinde ‘atlarda ve diğer koşu hayvanlarında boynun bel sütunu ile birleşen kısmı’ (ADĐL IV 116) anlamında hayvan organları kavram sahasına ait bir kullanım olarak karşımıza çıkmaktadır. yy.

çigin (DK II: 73). xiv. arka’ (TTS III 1390). yy. yy. xi. yy. arka’ anlamlarının da olduğu anlaşılmaktadır. ängın (EUTS: 72). insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. eŋin (U II. Bunun yanında *äiŋsä sözünün insan özellikleri ile ilgili ‘güçlü’. çigin ‘omuz. yy. *ägn sözü ise Buddhist Türk çevresi metinlerinde angın (EUTS: 16). *ägn. vücut. arka. *omuz Bu sözlerin tarihsel ve modern sahada yer yer yakın anlamlı olarak kullanıldığı görülür: *çekn sözü xiii. ekin (DLT) şeklinde görülmektedir. Bu temel anlamıyla bu söz. egin (TT VII). yy. omuz başı’ (YTS: 56) sözlerine sık olarak rastlanmaktadır. ense. xv. bir kişinin arka tarafı’ organ adı olarak kullanılmaktadır. eg(i)n (NF III: 115) sözünün kullanıldığı görülür. ve sonrasında eğin/eyin ‘sırt. Karahanlı çevresi metinlerde egin. sırt. Harezm çevresi metinlerinde daha çok eg(i)n (KE II: 179).*äiŋsä sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘sırtın üst kısmı. xv. *çekn. omuz (CH I: 170). boy. Doğu Türkçesi metinlerinde çikin şeklinde ‘boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı’ (Sngl 220r22) anlamında görülmektedir. beden. IV) şekillerinde. çiğinbaşı’ (DLT I: 77) sözü de “omuz” kavramı için kullanılan bir başka sözdür. Karahanlı döneminde ayrıca uşun ‘omuzbaşı. Ancak *ägn sözünün kavram alanı içerisinde ‘sırt. omuz (DK II: 236). omuz ‘omuz’ (TTS VI 2983). 393 . ve sonrasında Batı Türkçesi metinlerinde çiğin ‘omuz. Batı Türkçesinde xiii. yy. omuz başı’ (TTS II 911-913). ‘kambur’ gibi anlamlarda doğrudan insanın dış görünüşünü niteleyen bir kavram alanı içerisinde kullanılması bu sözün nesne : parça meronimik ilişkisini de göstermektedir. Bu durumda *ägn sözünün tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘omuz.

insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. kolların gövdeye bağlandığı bölüm’ temel anlamında kullanılmaktadır. *yagrın *yagrın sözü ile ilgili olarak xi. bedenin boynundan kollara kadar olan kısmı. xiv. Bu temel anlamıyla bu söz. semer. *çekn sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘omuz. kürgek (KE II: 412). çiğin kemiği’ (DLT III: 21). da yarın ‘kürek kemiği. boyun ile aşık kemiği arasındaki omuzun üst kısmı. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. boyun ile omuz arasındaki kısım. Bu temel anlamıyla bu söz. Bunun yanında *omuz sözü ‘elbise kolları’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. dirsek ile gerdanın aralığı.endam. Bu temel anlamıyla bu söz. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. üst baş’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. *omuz sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘omuz. bedenin baş dışında tüm kısmı’ temel anlamında kullanıldığını söylemek mümkündür. yy. kürek sözünün günümüz Oğuz sahasında rastlanan 394 . Bunun yanı sıra *çekn sözü ‘elbisenin omuzu’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. yy. omuz. Tarihsel Türk dili döneminde *yagrın sözün ‘eğer. yaārın (NF III: 465) sözleri ‘kürek kemiği’ ve ‘enseden omurganın yan tarafı ile birleşen yerine kadar olan aralık’ temel anlamlarında kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. omuz başı. Bunun dışında *ägn sözü ‘elbise. eğin’ temel anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz. eğer çantası’ anlamında kullanımı at biniciliği kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. boynun iki yanında.

DK II: 188) ‘el. cihet’ (TTS IV 2609) anlamlarında da kullanılması o dönemlerde de *kol sözünün mekan kavram alanı içinde alan : mekan ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu da ortaya koymaktadır.‘buğday toplamakta kullanılan kürek’. Askerlik kavram alanında *kol sözü Türk dilinin en eski dönemlerinden bu güne kadar gelen ‘ordu birliği’ anlamı ordu holonimi ile grup : öğe ve bütün : kesit ilişkisini gösteren bir meronimi olur. ve sonrasındaki metinlerinde ‘taraf. yy. Bunun yanı sıra *kol sözü ‘makinelerde tutup çevirmeye. Bunun dışında *kol sözünün Batı Türkçesinin xiii. ‘kazma aleti olan kürek’. *kar *kol sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Batı Türkçesinin xiii. ve sonrasındaki metinlerinde (CH I: 170. ‘bir çeşit kepçe’. çekmeye yarayan ağaç veya metal parça’ anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. cihet’ (TTS IV 2609) anlamlarında da geçmektedir. budağı’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. ‘kayık küreği’gibi anlamlar tarım aletleri kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisini gösteren bir meronimi olur. yan. *kol. 395 . Ayrıca *kol sözü ‘elbise kolları’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. Benzer şekilde *kol sözü ‘ağaç dalı. Ayrıca *kol sözü ‘hayvanın ön bacağı’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. *kol sözü temel anlamı açısından insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. yan. kol’ anlamlarında geçmesinin yanı sıra ‘taraf. yy.

şube. dal. ‘el’ anlamlarında organ adı olarak kullanılmaktadır. Bunun yanında yine vücuttaki fonksiyonuna 396 . incik’ anlamıyla *kar sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. ‘bazı çalgıların elle tutulan sap bölümü’ anlamı müzik aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisini. ‘önkol. xiv. kuvvet’ anlamı insanın özellikleri ile ilgili kavram alanında da yer almaktadır. ‘karış’. Bunun yanı sıra kolun gücü ile ilgili ‘güç.*kol organına benzetme yoluyla oluşturulan metafor olarak kullanılan ‘bir şeyin ayrıldığı bölümlerden her biri. Harezm çevresi metinlerinde tirsek (KE II: 637. divan vb. dirsek ile el arasında olan kısım’. ‘omuz ile dirsek arasında olan kısım’. Karahanlı Türkçesinde tirsgek ‘dirsek’ (DLT III: 424).nin yan tarafında bulunan dayanmaya yarayan parça’ anlamı mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisini. *kar sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘kolun üst kısmı’. Ayrıca *kar sözünün ‘yarım kulaca denk gelen ölçü birimi’. yy. *tirs(γ)ek. *çaykan *tirs(γ)ek sözü Buddhist Türk çevresi metinlerinde (U III). insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz. ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. xi. Bunlardan ‘koltuk. keçi ve benzeri hayvanların dizi ile toynağının arasındaki kısım. ‘iki metre uzunlukta bir uzunluk ölçüsü’ anlamı ölçü kavram alanı içerisinde yaygın kullanım görmektedir. Bu temel anlamın dışında ‘koyun. branş’ anlamı da birçok kavram alanında görmek mümkündür. ‘bir halat oluşturan bükülmüş lif demetlerinden her biri’ anlamı ise denizcilik kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. yy. kısım. NF III: 428) ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır.

benzetme yoluyla metafor ile ortaya çıkan ‘boruların doğrultusunu değiştirmekte kullanılan bağlantı parçası’ ve ‘iki ve daha çok hisseden ibaret olan bir şeyin köşe şeklinde birleşen çıkıntısı. dayanak’ gibi anlamları da nesne kavram alanına aittir. bucak köşe’ anlamları nesne kavram alanında alan : mekân veya nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. uzun bir şeyin eğilerek teşkil ettiği köşe şeklinde bükük. ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Uzunluk birimi anlamında kullanılan *tirs(γ)ek sözü ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca ‘güç. destek. *çaykan sözü temel anlamının ‘körfez. *bilek *bilek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz. Aynı şekilde de ‘bir direği veya başka bir şeyi sağlamlaştırmak için yanına eğik olarak yerleştirilen ağaç. Bu temel anlamın dışında ‘hayvanın topuğu ile tırnağı arasındaki yer’ anlamıyla *bilek sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça. ağaç ve benzeri. *tirs(γ)ek sözü ‘giysi kolunda dirseğe denk gelen bölüm’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. kuvvet’ anlamı insanın özellikleri ile ilgili kavram alanında da yer almaktadır. 397 . makas’ ve ‘aşağı eğilen. coğrafi anlamda burun’ anlamı açısından coğrafiya kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronim olabilmektedir. dağ çıkıntısı. yıkılan bir şeyin altına vurulan paya.

Ton). Diğer yandan *älg sözü ‘kez. defa’. Kök Türk metinlerinden bu yana (älig -KT. KB). grup : öğe ilişkilerini sergileyen bir meronim olarak da ortaya çıkmaktadır. NF III: 119). insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *kar sözlerinin birer meronimi olurken *kol sözünün tarihsel ve modern alanda yer yer ‘el’ anlamını da karşıladığı görülmektedir. yy. Batı Türkçesi metinlerinde (xiv. Bu temel anlamıyla bu söz. Genel olarak *älg sözünün tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanıldığı görülmektedir. süreç : adım. el(i)g -KE II: 184-185. yy. yy. *älg sözü ‘bazı nesne ve araçların tutmaya yarayan bölümü’ anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. *a:ya. el EM: 128. xi. el -CH I: 170. ‘iskambil oyunlarında oynama sırası’. avuç içi’ temel anlamında kullanılmakla birlikte yer yer ‘ayak tabanı’ anlamında da kullanılmaktadır. Karahanlı Türkçesinde (älig ‘el’ DLT I: 72. Aynı zamanda *a:ya sözü ‘yaprakların düz ve parlak bölümü. el MŞ: 12. yy. yaprağın yüzü’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde alan : makân ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. yy. *aδγu-t/ç *a:ya sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘elin parmak dipleriyle bilek arasındaki iç bölümü. TTS III 1418) doğrudan ‘el’ anlamında kullanılmıştır. el. Bunun dışında *älg sözünün çok sayıda kavram alanlarında kullanıldığı ve meronim temsil ettiğini görüyoruz.*älg *älg viii. ‘iskambil oyunlarında her bir tur’ anlamları ile zaman ve sıralama kavram alanları içerisinde bütün : kesit. Harezm çevresi metinlerinde (xiv. Bu durumda *kol. xv. Başkurt Türkçesi sahasında *a:ya sözü 398 .

‘uzunluk ölçüsü; dört parmak kadar genişlik ölçüsü’ anlamı ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olur. *aδγu-t/ç sözü de tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. *a:ya ve *aδγu-t/ç sözlerinin arasındaki anlam farkı meronimlerinden kaynaklanmaktadır. *ärŋek ve *parŋak sözleri *a:ya sözünün değil, *aδγu-t/ç sözünün meronimleri olmaktadır. Ancak bu fark, Karahanlı ve

Harezm Türkçesi dönemi eserlerinde (adut, avut, aya ‘avuç, avuç içi, aya’ -DLT I:50, I:83, IV:53, ayada tutarsen ‘ayada tutarsın’-DLT I 85; xiv. yy. awuç -NF III: 28, aya -KE II: 60) çok belirgin olmamakla birlikte her iki söz de insan organları kavram sahasına ait olmaktadır. Aynı zamanda hem tarihsel hem de modern Türk dili sahaların çoğunda ‘avucun tutacağı kadar, avuca yerleşen miktar, miktar olarak avuç dolusu’ anlamı ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronim olur. *ärŋek, *parŋak *ärŋek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘parmak’ temel anlamında kullanılmakla birlikte yer yer ‘başparmak’ ve ‘küçük parmak’ anlamlarında da kullanılmaktadır. Bu durumda *ärŋek sözünün *parŋak sözünün nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. *parŋak sözünün hem tarihsel hem de modern Türk dili alanının büyük bir bölümünde ‘uzunluk ölçüsü, inç, arşının yirmi dörtte biri, parmak uzunluğunda, parmak boyda’ anlamları ile ölçü birimleri kavram alanı içerisinde bütün : kesit sergileyen bir meronimi olduğu da görülür. Bunun yanı sıra *parŋak sözü Modern Oğuz alanında ‘bir tekerleğin merkezinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri, tekerlerin dingilinden çemberine kadar uzanan çubukların her biri’ anlamı ile araba kavram alanı içerisinde 399

tekerlek holoniminin hem nesne : parça hem de bütün : kesit ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Aynı şekilde *parŋak sözü ‘çeşitli cihazların parmağa benzeyen parçaları, teknik anlamlarda parmak’ anlamı ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *parŋak sözü ‘Tırmık ve tırpanın her bir dişi, ucu’ anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde tırmık holoniminin grup : öğe ilişkisini gösteren bir meronimi olabilmektedir. *dırŋak *dırŋak sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında ‘toynak, hayvan tırnağı, kuş tırmığı’ anlamıyla *dırŋak sözü hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *dırŋak sözü ‘kanca gibi araçların kıvrık yeri, tenekecilerin delik açmak için kullandığı alet, keski’ gibi anlamları ile mekanik aletleri kavram alanı içerisinde alet holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Aynı zamanda *dırŋak sözü ‘gemi demirinin ucundaki yassı parça’ anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi demiri holoniminin nesne : parça ilişkilerini sergileyen bir meronimidir. Bunun yanı sıra *dırŋak sözü ‘mızrap’ anlamı ile müzik kavram alanı içerisinde saz aleti holoniminin olay : kahraman ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. *bogum *bogum sözü xi. yy. Karahanlı Türkçesinde ogruğ / owruğ ‘kemiğin ek yerleri’ (DLT IV: 425, 446) sözü ile birlikte boğun şeklinde ‘parmak eklemi’ (DLT I 399) 400

anlamında ; Harezm çevresi . xiv. yy. baāış (KE II: 68); tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak geçmektedir. Bu temel anlamıyla bu söz, aslında insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında ‘kamış gibi bitkilerin düğümü’ anlamıyla *bogum sözü bitki kavram alanının nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini sergileyen bir meronimi olur. Benzer bir şekilde *bogum sözü ‘bir şeyin boğulmuş, sıkılmış yeri, bendi’ anlamı ile cansız nesnelerle ilgili bir kavram alanının alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. *boδ, *sıyn, *sıynak, *gebde *boδ sözü viii yy. KökTü. metinlerinden itibaren (Ton 4, 60), xi. yy. Karahanlı Türkçesinde bod (DLT III 121, KB 371) ve boy (DLT III 141) şeklinde ve aynı zamanda ‘yüksek boylu kişi’ (DLT III 138) anlamında günümüze doğru anlamları koruyarak yer yer beden (MŞ: 10, CH I: 150, DK II: 42) ve gevde (DK II: 117) sözleriyle birlikte tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda insan organları kavram sahasına ait bir söz olarak kullanılmaktadır. Aynı zamanda *boδ sözü ‘ölçü, uzunluk, ebat’ anlamları ile ölçü kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronim olur. Bunun yanı sıra *boδ sözünün Karaçay-Malkar sahasında ‘güç, kuvvet’ anlamı, insan ile ilgili bir kavram alanına ait olmaktadır. Ayrıca *boδ sözü ‘aşiret, soy’ anlamı ile toplumsal bir kavram alanı içerisinde topluluk holoniminin grup : öğe ilişkisi sergileyen meronimi olur. *sıyn, *sıynak sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamına bağlı olarak ‘resim, mezar

401

taşı, mezar heykeli’ anlamı ile âdet kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronimi olur. *gebde sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *gebde sözü ‘kesilmiş hayvanın, sakatatı alındıktan sonraki durumu, etin göğüs kısmı, hayvanlarda baş, ayak ve kuyruktan geri kalan bölüm’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanı içerisinde nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *gebde sözü ‘ağaç ve bitkilerin dallarının dışında kalan ana bölümü’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi içerisindeki bir meronim olur. *arka, *sırt, *be:lk *arka sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında *arka sözü ‘hayvan sırtı, omurga’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *arka sözü ‘geçmiş, geride kalmış zaman’ anlamı ile zaman kavram alanları içerisinde bütün : kesit, süreç : adım, grup : öğe ilişkilerini sergileyen meronimi olur. *sırt sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan ve hayvan anatomisi kavram alanına ait bir söz olmaktadır. Ayrıca *sırt sözü ‘dağların veya tepelerin üst bölümü, büyük yer, yamaç üstü’ anlamı coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren meronim olur. Ayrıca

402

*sırt sözü ‘kürek, pulluk demiri’ anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. *be:lk sözü, temel anlamı açısında insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bu temel anlamın dışında *be:lk sözü ‘hayvan sırtı, eyerin oturma yeri’ anlamı ile hayvan anatomisi kavram alanının nesne : parça, ve alan : mekân ilişkilerini sergileyen bir meronimi olur. Ayrıca *be:lk sözü ‘dağ sırtlarında geçit veren çukur yer, dağın iki tepesi arasında eğrilmiş yer ve alçak geçit, sıradağ’’ anlamı coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren meronim olur. Ayrıca *be:lk sözü ‘sağ ve ya sol yanında ayakla basmak için çıkıntısı olan uzun saplı kazma aleti, bel’ anlamı ile tarım aletleri kavram alanı içerisinde nesne : parça veya alan : mekân ilişkisini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanında *be:lk sözü ‘geminin orta bölümü’ anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi holoniminin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *be:lk sözü ‘bardak, şişe, vazo ve benzerinin ortasındaki dar bölüm’ anlamı ile nesne kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronimdir. *oŋurtka *oŋurtka sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında *oŋurtka sözü ‘gemi kaburgasının aşağı taraftan bağlı bulunduğu boy ekseni doğrultusunda boydan boya geçen ana yapı öğesi’ anlamı ile gemicilik kavram alanı içerisinde gemi holonimi ile alan : mekân ve nesne : madde ilişkileri sergileyen bir meronim olur.

403

*ömgen, *tö:ş, *gö:küz, *kökrek, *köŋül *ömgen sözü Đslami çevrede xi. yy. Karahanlı Türkçesinde ömgen şekliyle ‘boyun damarı’ (DLT) anlamında, xv. yy. metinlerinde ömgen, ömgün şeklinde ‘boğazın alt kısmı ve boyun ile göğüs arasındaki kemik’ (Sngl 86v24) anlamında geçmektedir. Bu anlamlarıyla bu söz *bo:yn sözünün nesne : parça ilişkisini sergileyen bir meronimi durumundadır. Ancak modern Kıpçak sahasında bu sözün büyük ölçüde (Tat. ümgĆn ‘hayvan göğüsü’, Kırg ömgök ‘at göğsü’) hayvan organları kavram sahasına ait bir söz olduğu görülür. Diğer yandan (Kaz.) öŋmen ‘göğüs, yemek borusu; gövde’, (Karakalpak) öŋmen ‘yan’, (Hakas) önmen ‘köprücük kemiği’ anlamları ile yine insan organları kavram sahasına ait olduğu anlaşılmaktadır. *tö:ş sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘bedenin kaburgaları birleştiren kıkırdaklı ön taraf bölgesi’ anlamında kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ayrıca *tö:ş sözünün ‘dağın, tepenin yamacı’ anlamı coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holoniminin nesne : parça ve alan : mekân ilişkilerini gösteren bir meronimi olur. Bunun yanında *tö:ş sözü ‘giyilen giyimin göğsün üstündeki ön yakası’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanının nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronimi olur. *gö:küz ve *kökrek sözlerinin tarihsel ve modern tüm kaynaklarda insan organları kavram sahasına ait olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Clauson ve Tenişev, Türk dilinin eski dönemlerinde insan duygularının göğsün içinde bulunduğunun sanıldığını belirtmişlerdir (EDT 714a-b, 712b; Tenişev 1997: 273). Bu durumda *gö:küz ve *kökrek sözlerinin hislerle ilgili bir soyut kavram alanının olay :

kahraman ilişkisi içerisindeki meronimleri görevinde kullanıldığı görülür. Buna bağlı olarak *kökrek sözü yine ‘cesaret, şehvet, hiddet, hırs, tutku, gurur, kendine güven’ 404

anlamı ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronim olur. Bunun yanında *kökrek sözü diğer yandan ‘kadıların göğsüne giydiği elbise, göğse giyilen bir çeşit zırh’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde elbise holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimidir. Ayrıca yer yer ‘araba gövdesi, arabanın önü’ anlamında kullanılan *kökrek sözü araba kavram alanı içerisinde araba holoniminin nesne : parça ilişkisini gösteren bir meronimi olmaktadır. *köŋül sözü viii. yy. Kök Türk metinlerinde köŋülteki: savımın (KT. Gün. 12), köŋül (Ton 15) şeklinde Buddhist Türk çevresinde köŋülimin yürekimin ertiŋü tepretdi titretdi ‘aklımı ürpertti kalbimi titretti’ (TT X 451), köŋül (TT II, III), yavlak sakınç köŋülinde yaşuru ‘aklında kötü düşünceleri saklarken’ (U II 23, 12-13) anlamları ile xi. yy. Karahanlı Türkçesinde köŋül ‘gönül’ (DLT III 353, KB 211) anlamında ve Kıpçak metinlerinde köŋül (CCum 152), köŋül ‘kalp; akıl, bilinç, ruh’ (KTS: 158) anlamlarında xiii. yy.’dan günümüze Batı Türkçesinde göŋül ‘yürek’ (TTS III 1763, XIV yy.) anlamlarında kullanılmış olduğu görülür. Bu durumda bu sözün, insan organları kavram sahasına ait bir söz olduğu anlaşılmaktadır. Aynı zamanda *köŋül sözü ‘sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı’ anlamı ile duygu kavram alanı içerisinde grup : öğe ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. *eyegü *eyegü sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. Bu temel anlamıyla bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanı sıra *eyegü sözü ‘yurt iskeletini oluşturan parça’ anlamı

405

ile maddî kültür kavram alanı içerisinde yurt holoniminin nesne : parça ilişkisi sergileyen meronimi olur. bacak xiii. yy. ve sonrasında Batı Türkçesi metinlerinde oma ‘bacak’ (TTS V 2979) sözüne rastlanmaktadır. Modern Oğuz sahasında bacak ‘bacak’ (TS 189, GS 68) sözünün yanı sıra Azerbaycan Türkçseinde āılça ‘bacak’ (ATS: 510), bacag, gıç, omba (ADĐL I 210) sözleri, ve Türkmen Türkçesinde i:ncik ‘bacak’ (TDS 339) ve yer yer bazı deyimlerde kalıplaşmış olarak görülen ompa (ompa otur- TDS 487) sözleri hem insan organları hem de hayvan organları kavram sahalarına ait birer meronim olmaktadır. Bunun yanında bacak sözü ‘bazı şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri, ayak’ anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi sergileyen meronim olur. *aδak *aδak sözü, viii. yy. Kök Türk metinlerinden (KT, EUTS: 3, M I 30, 24-5) itibaren kullanılmıştır. xi. yy. Karahanlı Türkçesi döneminde azak (DLT I 32), ayak (DLT I: 32, 84), adak (DLT IV: 5, I 65) şekilleriyle görülürken xiv. yy. Harezm metinlerinde de her üç şekline de (ayaú -KE II: 60, aêaú -NF III: 5, ayaú -NF III: 35) rastlandığı görülür. xv. yy. Batı Türkçesi metinlerinde sadece /y/’li şekiller yer almıştır. Bu söz, insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *aδak sözü ‘birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek veya bunlardan her biri, masa, sandalye ve benzerinin ayağı’ anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi sergileyen bir meronim olur. Bunun yanı sıra *aδak sözü ‘son, aşağı, alt kısım’ anlamı ve buna bağlı olan ‘nehrin alt kısmı, göl ayağı, nehir veya akar suyunun aktığı yer’ anlamı ile coğrafî kavram alanı içerisinde nehir veya göl 406

(hidronim) holoniminin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. Aynı zamanda *aδak sözü ‘yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, adım, mesafe ölçüsü’ anlamları ile ölçü kavram alanı içerisinde bütün : kesit ilişkisi sergileyen bir meronimdir. *ta:pan, *topuk, *ögçe *ta:pan sözü ‘temel, bir şeyin en alt bölümü’ yan anlamına bağlı olarak *ta:pan sözünün bir çok kavram alanı içersinde nesne : parça ve alan : mekan ilişkisi sergileyen bir meronim olarak kullanıldığı görülür *topuk sözü temel anlamı açısından insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak tapan sözü gibi nesnelerle ilgili kullanıldığında ilgili nesnenin nesne : parça ve alan mekan ilişkisi sergileyen meronimi olur. *ögçe sözü de aynı durumu göstermektedir. *yürek, *öbke *yürek sözü temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Bunun yanında tarihsel ve modern Türk dilinde his ve duygu kavram alanında da kullanımlara sahiptir. ‘cesaret’, ‘hüner’, ‘gönül’, ‘acıma duygusu’, ‘güç, kuvvet, gayret’, ‘öfke’ gibi anlamlar açısından olay : kahraman ilişkisi sergileyen meronimi olur. *öbke sözü de temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. Ancak diğer yandan ‘engelleme, saldırganlık tepkisi, kızgınlık, hışım, hiddet, gazap’ anlamları ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronimdir.

407

bağırsak vb. idrak. tepecik’ anlamı ile coğrafî kavram alanı içerisinde dağ holonimin alan : mekân ilişkisi sergileyen meronimi olur. *bögsek. Aynı zamanda *bagır sözü ‘aşk. döş. *bagır. Bunun yanı sıra *bagır sözü ‘dağ yamacı. ‘yürek’. ‘kalın bağırsağı’ anlamlarıyla insan organları kavram sahasına organ adı olarak kullanılmaktadır. *bagırsak. vücut boşluklarında bulunan organların ortak adı. sine’. ‘ciğer. Gagauz ve Azerbaycan Türkçelerinde kursak şeklinde farklı bir kavram alanının nesne : parça ilişkisi gösteren bir meronimi olduğunu söylemek mümkündür. şefkat gibi duyguların hazinesi olarak karaciğer’ ve ‘kızgınlık duygusunun hazinesi olarak karaciğer’ anlamları ile duygu kavram alanı içerisinde olay : kahraman ilişkisi içerisindeki bir meronim olur. *d(i)a:l-ak *bögrek sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘böbrek’ anlamında bazen de ‘karın. Türkmen Türkçesinde ise “mide” için aşgazan sözünün kullanım sıklığı yüksek olmakla birlikte garın (RLT 80) sözü de kullanılmaktadır. zekâ’ (TTS IV 2740). kursak ‘mide. *bögür.*kurugsak. *bagırsak. *bagırsuk sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda ‘bağırsak. *d(i)a:l-ak sözü 408 . *karım Kök Türk ve Karahanlı Türkçesi dönemlerinde kuruğsak (IB). göğüs. iç organlar’. ahşa’ anlamlarıyla insan organları kavram sahasına ait olarak kullanılmaktadır. *bögrek. mide’ (DLT IV: 385) şekillerinde kullanılan sözün Modern Oğuz alanında Türkiye. ‘körbağırsak’. ‘akciğer’. *bagır sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘karaciğer’. yan’ anlamıyla insan organları kavram alanının bir meronimidir. ‘snikiparmak bağırsağı’. merhamet. kursak (KĐ 70). kuruğsak ‘kursak. *bagırsuk. ‘kucak.

hastalık derecesine varan özellik’ anlamı ile duygular kavram alanına ait kullanımı açısından olay : kahraman ilişkisi gösteren meronim olmaktadır. *kemük sözü tarihsel ve modern kaynaklarda ‘organ adı’ temel anlamıyla insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. esası’ anlamına bağlı olarak kullanımı yaygındır. Başkurt Türkçelerinde ‘merkez’ anlamında da kullanılmakta ve bu anlamı ile coğrafî kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi sergileyen meronim olmaktadır. Buna bağlı olarak bir çok kavram alanı içersinde ‘merkez’ anlamına gelen bir meronim olarak kullanılmaktadır. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmakta ancak modern Oğuz alanında *siŋir sözü temel anlamından çok ‘duyuları beyinden organlara. Bu temel anlamıyla bu söz. tam ortası. Tat. *damor. 409 . *siŋök. *ki:n. organlardan beyne ileten unsurlar’ anlamı ile insan organları kavram sahasına ait kullanımı ve buna bağlı olarak ‘rahatsız edici. *gö:pek sözünün Modern Oğuz sahasında ‘bir şeyin merkezi. *siŋir sözü tarihsel kaynaklarda temel anlamda ‘kas siniri’ olarak kullanılmaktadır.de tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır. *gö:pek *ki:n sözü Yak. *kemük. *siŋir. Bu durumda alan : mekân ilişkisi sergileyen bir meronim olur. *teri *siŋök sözü Başkurt Türkçesinde ‘meyve çekirdeği’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. Ayrıca *siŋök Modern Oğuz alanında ‘çeşitli şeyleri kaplamak üçün istifade edilen bazı hayvanların dişi yahut buna benzeyen başka sert cisim’ anlamı ile mobilya kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi sergileyen meronim olur.

bazı taşlarda ve tahta kesitlerinde renk ayrılığı gösteren dalgalı çizgi’. Buna bağlı olarak *damor sözü ‘ağacın kökü’. ‘bitkilerde damarlara benzeye su ve mineralleri taşıyan yollar’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronim de olabilmektedir. 410 . Bunun yanı sıra *damor sözü ‘mermerde. ‘başka türden katmanların arasında bulunan sıvı. maden veya mineral katmanı’ anlamı ile madencilik kavram alanı içerisinde ilgili nesnenin bütün : kesit ilişkisi sergileyen meronimi olur. Benzer bir şekilde *damor sözü ‘soy. nesil. kas siniri. yaradılış. *teri sözü tarihsel ve modern tüm kaynaklarda temel anlamda ‘organ adı’ olarak kullanılmaktadır. sinir’ anlamlarında kullanılmaktadır. köken’ anlamı ile toplum kavram alanı içerisinde süreç : adım ilişkisi içerisindeki bir meronim de olur. Bu temel anlamıyla bu söz. insan organları kavram sahasına ait bir söz olmaktadır.*damor sözü tarihsel ve modern kaynaklarda ‘damar’ temel anlamında ve zaman zaman da ‘kas. başlangıcı’ anlamı ile coğrafi kavram alanı içerisinde alan : mekân ilişkisi içerisindeki bir meronimi olur. Aynı zamanda *teri sözü ‘meyvenin kabuğu’ anlamı ile bitki kavram alanı içerisinde nesne : parça ilişkisi içerisindeki bir meronimi de olabilmektedir. Bunun yanında *teri sözü ‘deriden düzenlenmiş veya yapılmış nesne’ anlamı ile giyim kuşam kavram alanı içerisinde ilgili holonimin nesne : madde ilişkisi sergileyen meronimi olur. Ayrıca *damor sözü ‘çeşmenin meşeyi.

Ancak bu meronimi geniş Türk dili alanı içerisinde bazı lehçelerde metonimi ve metaforlar neticesinde ortaya çıkan aktarmalarla da kullanılabilmektedir. üst kavram gibi anlam ilişkileri gibi en az üzerinde durulan. meyve ağaçları ve benzerleri olur. kökü. büyük burun.Sonuç Yapısal anlam bilimi içerisinde anlam ilişkilerinden biri olarak ele alınan “meronimi” konusu da alt anlamlık (hiponym). Eldeki çalışmada organ adları. Ancak bu ağaç kavramının meronimleri ağacın dalları. Bunun başka bir kavram alanı ile ilgili olarak düşünürsek ağaç sözünün bir üst terim yani hiperonim olarak düşünürsek bu sözün hiponimleri kavak. hiponimi ile de karıştırılmamalıdır. Başka bir deyişle. Tarihsel ve modern Türk dili alanında insan organ adlarının nasıl algılandığı ve toplumsal alanda nasıl kullanıldığı ve buna bağlı olarak nasıl bir “dil davranışı” sergilendiği de ortaya çıkmaktadır. *älg’in meronimi ise. *älg. Meronim – holonim ilişkileri hiyerarşiktir ve bir tür anlam 411 . küçük burun olabilir. *älg’in parçasıdır (el sözünün meronimidir). hiponimi. parçabütün kavramını belirtirken. Meronimi. burun üst terim bunun hiponimleri ancak kemerli burun. bir nesnenin bir üst sınıfa dahil olduğunu göstermektedir. bir konudur. Meronimi. gövdesi olabilir. alt kavram. Mesela. parça-bütün ilişkisi. Türk dilinde meronimi. Meronimleri ise burun kemiği. hiponimi. büyük ölçüde. burun derisi. *parŋak. kıkırdak olabilir. yaprakları. Türk dilinde insan organ adları ile ilgili meronimi biçimsel ve sözlüksel anlam biliminde kullanılan bir sınıflandırma sistemi olarak karşımıza çıkar. ince uzun burun. eski tıp metinlerinden ve tarihsel ve modern lehçelerin izahlı sözlüklerinden taranarak tespit edilmiştir. holoniminin karşıtıdır. *parŋak. köpek bir hayvan türüdür (hayvan sözünün hiponimidir) . *parŋak’ın holonimidir. meşe. burun delikleri.

*kol. *älg’in holonimidir.1. Böylece meronimik parça-bütün ilişkisinde parça zorunlu olabilir veya olmayabilir. *boδ’un meronimidir – *boδ. sakal. insan hayatı kavram alanına bakıldığında. *yü:z’ün ayrılmaz parçası değildir. örneğin.1. 2. Aynı zamanda. *kol’un meronimidir – *kol. kolu olmayan kapılar da vardır ancak sapı olmayan kaşık yoktur. *älg’in meronimdir – *älg. 2. *älg. Her zincirin başında global holonimi vardır.zinciri oluşturmaktadır. sakal. bıyık gibi kavramlar insanın yaşı. *çäŋä sözünün çayna-/çeyne. *kör.‘çiğnemek’ kökünden. Bazı bilim adamlarına göre bu iki sözcük semantik açıdan birbirine bağlıdır. Eski Türkçe *göz sözü. Tarihsel ve modern Türk dili kaynakları üzerinde yapılan çalışmada. ancak bir *parŋak eksik *älg işlevini kısmen yerine getirir.‘görmek’ fiilinden /-s/ isim yapım eki ile oluşturulduğu görüşü dikkat çekicidir (bk. Ayrıca meronimlerin ayrılabilir ve ayrılamaz olma özelliği ve buna bağlı olarak holonimi ile bağlılık derecesi de şu şekilde örneklendirilebilir: *saç. *köŋül sözünün Türk dilinin eski dönemlerinden itibaren hem ‘göğüs’ hem 412 . *dırŋak’ın holonimidir.‘kokmak’ kökünden. insan vücudu organları etimolojisi açısından *beyŋ sözünün *bĆñi ‘beyin’ hem de beŋi: ‘sevinç’ (EDT 348b) anlamlarını ifade etmesi dikkat çekicidir.2. burun sözünün *bur. *kol holonimidir: *boδ. Aynı şekilde *kirpik sözünün *kirp.7. sosyal durumu ve bilgeliği ile ilgili önemli bilgiler vermektedir. Örneğin: *dırŋak.1). *saç.4). bir global holonimidir Holonim (üst terim) ise içermesi gereken meronimleri yitirdiğinde işlevini ya tamamen ya da kısmen yitirebilir: tekerleği olmayan araba işlevini yerine getiremez.‘gözü kırpmak’ kökünden. *öŋeç sözünün *öŋ ‘ön taraf’ kelimesinden /-aç/ küçültme ekinin birleşmesinden geldiği fikirleri görülmüştür (bk. bazılarına göre ise değildir.

*öbke. Böylece insan vücuduna NESNE : PARÇA meronimik ilişkisi açıdan baktığımız zaman *boδ ‘beden’ sözü tüm organ adlarının holonimi olmakta. *köŋül. Benzer bir şekilde *göz. NESNE : MADDE meronimik ilişkisi açısından baktığımız zaman *boδ sözünün meronimleri. *bagır gibi iç organ adlarında somut ve soyut anlam zenginlikleri Türk dilinin tarihsel gelişimini göz önüne sermektedir. BÜTÜN : KESĐT ve GRUP : ÖĞE meronimik ilişkisi açısından baktığımız zaman ise *boδ sözü diğer organlarla herhangi bir meronimik ilişkiye girmemektedir. *siŋir gibi organ adlarının hem tarihsel hem de modern Türk dili sahasında çok geniş bir anlam yelpazesi oluşturduğuna tanık olunur.‘kalp’ hem de çeşitli soyut anlamlarda kullanılması hâlâ bir tartışma konusudur. *ka:ş organının yay şeklinde olması nedeniyle çok sayıda metaforik kullanımları görülür. *teri gibi organlar karşımıza çıkmakta ve en son ALAN : MEKÂN meronimik ilişkisi açısından baktığımız zaman *boδ sözünün 413 . *siŋir. Benzer bir şekilde *yürek. *boδ. *siŋök. *kemük. Bunlar ve daha pek çok önemli etimolojik tespitler ikinci bölümde verilmiştir. BÜTÜN : KESĐT. ALAN : MEKAN ve NESNE : MADDE ilişkileri çerçevesinde sınıflandırılabilmektedir. *kemük. Örneğin. *siŋök. bir başka deyişle tüm organ adları *boδ’un meronimleri olmaktadır. *bogum. *tü:k. Organ adlarına ilişkin anlam olayları Türk dilinin tarihsel gelişim sürecini belirgin bir şekilde göz önüne sermektedir. *bögrek. *yürek. vücudun temel yapı taşı olan *kılk. *aγız. *kol. *ka:m/pak sözü tarih sürecinde hem ‘alın’. *bagır. Meronimik değerlendirmeler açısından insan organ adları insan anatomisi kavram alanında NESNE : PARÇA. *öbke. *di:ş. GRUP : ÖĞE. *damor. *boγaz. *aδak. hem ‘gözkapağı’ hem de ‘herhangi bir kapak’ gibi değişik anlamları göstermiştir.

*sıyn. nesne – parça ilgisi kapsamında *boδ ve *baş sözlerinin meronimidir. Dolayısıyla bu metonimik kullanım Türkmen Türkçesinde yaygındır. parçanın yerine bütün kullanımı şeklinde bir çeşit anlam kaymasına uğramış şekliyle de ancak temel anlamda kullanılıyormuş gibi de görülebilmektedir. *parŋak : *dırŋak. NESNE : PARÇA meronimik ilişkisini örnek olarak aldığımız zaman *kol : *älg : *aδγuç : *ärŋek. *baş sözünün alan : mekân ilgisi içerisinde meronimidir. *ki:n. *sügsün. GRUP : ÖĞE. *gebde terimlerinin ise meronimi değildir. Türlerinin veya temel anlamlarının dışına çıktıkları an meronimler. “el” kavramının yerine gol sözü kullanıldığında parça yerine bütün kullanımı gerçekleşmiştir. Fakat *ärŋek ve *parŋak sözleri 414 . *kol’dan *dırŋak’a kadar meronimik ilişkiyi korumaktadır. *a:ya sözü.*a:ya. ALAN : MEKAN ve NESNE : MADDE olarak tespit edilen meronimik ilişki türleri içerisinde meronimler kendi içerilerinde geçişlilik gösterir. *yelkä. *gö:pek gibi vücudun dış yüzeyinde olan organlar olmaktadır. NESNE : PARÇA. *boδ ‘vücut’. Türk dilinde organ adları bir hiyerarşi içerisinde meronimik açıdan bir geçişlilik gösterebilmektedirler. Çoğu kez meronimik ilişkide bulunan asıl ve yan kavramlar metonimik olarak da bütünün yerine parça. örneğin ALAN : MEKAN meronimik ilişkisi yerleştirildiğinde *kol : *älg : *aδγuç : *a:ya : (?) *ärŋek. geçişliliklerini kaybetmektedirler. teriminin nesne-parça ilgisi sergileyen meronimidir.meronimleri. *arka. *aδγuç sözünün ALAN : MEKAN türünden bir meronimik ilişkiyi sergilemektedir. *beyŋ sözü. *yayŋak. BÜTÜN : KESĐT. şeklinde geçişlilik bozulmaktadır. Türkmen Türkçesinde gol sözünün günümüzde doğrudan doğruya “el” kavramını karşılayacak şekilde kullanımı yaygındır. *sırt. *a:lın. *ka:m/pak. *balç sözü. Arasına başka türden. *äiŋsä. *parŋak : *dırŋak meronimi zincirinde sözler. *eiŋ. *karım. *sıynak.

kiriş’ anlamında kullanılmaktır. *yürek gibi sözlerin de çok farklı kavram alanlarında yer alması ve tarihsel süreç boyunca farklı anlam ve kullanımları kazanması söz konusudur. Türk dili için de WordNet modeli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Ayrıca yayın teli hayvanın sinirinden yapıldığı için *siŋir sözü ‘yay teli’ şeklinde avcılık kavram alanına ait bir anlam da kazanmıştır. organlardan beyne ileten teller ve bu tellerin oluşturduğu demet’ anlamına da gelmeye başladığı düşünülebilir. Meronimler de bu hiyerarşik / hiponimik düzen içinde tür ilişkisinden ziyade parça ilişkisi ile ilgili olarak söz varlığında yer alır. 415 . *aδak. *boδ. Yay telinin gergin olmasından dolayı günümüzde Türk dili alanının bazı yerlerinde *siŋir sözünün ‘duyu ve hareket uyarılarını beyinden organlara. Bunun yanı sıra Türk dil ve kültürünün tarihsel gelişimine ilişkin olarak. tarihsel dönemde ‘kastaki sinir. Türk dilinde organ adlarının meronimik incelemeleri diğer yandan insanların sözlüksel hafızalarının bilgisayar ortamına aktarılma modeli olarak tanımlanabilen WordNet için de önemlidir. Benzer bir şekilde *kol. *siŋir sözü. Meronimler de hiponimler gibi bir dilin söz varlığını hiyerarşik bir yapı içine yerleştirir ve düzen verir.*a:ya sözünün artık ne NESNE : PARÇA ne de ALAN : MEKAN meronimik ilişkisinde bulunabilir. Meronimi kavramı bu tip sözlüksel hafıza modellerinde de önemli bir yere sahiptir. Bu açıdan eldeki çalışma Türk dilinin SözAğı (WordNet) modeline sağlayacağı tarihsel ve modern Türk diline ait sözlüksel veri tabanı (database) ile de ayrı bir önem arz etmektedir. *köŋül.

Ali Şir Nevayi Muhakemetü’l-Lugateyn – Đki Dilin Muhakemesi. Keith. Đstanbul. Blackwell Publishing ALLWOOD. Formal Semantics. (1980). TDK. (1992) “Türk dilinin bugünkü durumu”. (1993). s. REES-MILLER. (1984) Türk Dili Tarihi I-II. Routledge&Kegan Publishers. II Cilt. Logic in Linguistics. Ankara. A. Natural Language Semantics. (1989) “Altayca kelime başı /p/”. Sema.. CANPOLAT M. Sema. BĐLGEGĐL. A. Doğan.2 BARUTÇU. Ankara. I. Seyfettin. (1997): Nasırü'd-din Bin Burhanü'd-din Rabguzi. BARUTÇU. 3.. TDK Yayınları. Đstanbul. Ö.2. Janiw. A.Kaynaklar AKALIN. sayı 5. 69-87. Đstanbul. F. New York. An Introduction. AKSAN.. Tarihî Türk Şiveleri. Doğan. Tıpkıbasım. M. Cambridge University Press. AKSAN. (2001). Ankara. CANN. Eski Türkçeden Eski Anadolu Türkçesine Anlam Değişmeleri. c. Sema. L. Blackwell Publishing ARSLAN EROL. F. AKSAN. The Handbook of Linguistics. TÖMER. Edebiyat Bilgi ve Teorileri. Anlam bilim.b. (1988). Doğan. Kısasü'l-Enbiya. Doğan. Edviye-i Müfrede. F. Vol. (1978). CAFEROĞLU. Anlam bilim Konuları ve Türkçenin Anlam bilimi. Ankara. Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü. (1994) “Maniheist ve Buddhist çevrelerde Türk şiiri”. Türkçenin Gücü. Ronnie. (1999). ALLAN. AKSAN. MEB Yayınları. J. Ankara. AKSAN. (1986). Aysu. DAHL. Sema. Keith. Doğan. Fırat Üniversitesi Dergisi (Sosyal Bilimler) 1989 III. Ankara. Türk Dil Kurumu Yayınları BARUTÇU. s. Ankara. (1982). Engin Yayınevi. F. 416 . Ankara.. ARNOFF. (1977). Linguistic Meaning. TDAY-Belleten 1991. Dil Dergisi. Anlambilimi ve Türk Anlambilimi. (2007). Giriş-Metin. (1987). (1996). (1994). (2003). CAFEROĞLU. ALTAYLI. ÖNLER Z.. BARUTÇU ÖZÖNDER. Ankara. TDK Yayınları. Her Yönüyle Dil (Ana Çizgileriyle Dilbilimi) III.. ATA. Mark. Ankara. (Orta Asya’da Türkçe Sempozyumu’nda sunulan tebliğ). ALLAN. Ankara. Cambridge. s 62-67. Ankara.Ü. (2008). I Belagat. (2000). Hülya. Türkçenin Söz Varlığı. (1968) Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü. Đshâk bin Murâd. Kaya. ANDERSSON. Ankara.

MĐNGUET. Meaning in Language. Wiesbaden. D. G. DOERFER. Dictionary of Linguistics and Phonetics. Cambridge University Press CRUSE. 173-177. G. Cognitive Linguistics. DOERFER. (1982) Mahmud el-Kaşgarî. Oxford Press. The Concept of a Semantic Realation. DOERFER. Alan. Eva Feder Kittay. J. Saadet. Fields. (1993): Chorasanturkısch. 81-131 DOERFER. Edited by Adriene Lehrer. CORBETT.. KLĐNKENBERG. Cambridge University Press. D. Chişinau. Türk Dilleri Araştırmaları 3. ss. DOERFER. Central Asiatic Journal. (1954). “Türkçe ñ/g sesine dair”. Blackwell Publishing CRYSTAL.A. (1980): Wörterbuch Der Chaladsch. Published by Lawrence Erlbaum Associates.. Wiesbaden. Pazarların Sabah Evangeliyası. G.. William. Çeviren: Semih Tezcan. Mihail.A. PĐRE. Belleten. Harrassowitz Verlag. (2003). D. and Contrasts.A. Cilt 2: Kartenband. Harrassowitz Verlag. Old Turkic Word Formation.. KELLY. London. The Handbook of Linguistics. ss. (2004). DOERFER. DOERFER. 417 . DOERFER. Sayı: 133. s. Cilt: XXXIV (1970).I-II. (1996): “Primary *h. S.. Vol. New Essays in Semantic and Lexical Organisation. D. EDELĐNE. G. Frames. Harvard Üniversitesi Basımevi. Sayı: 2. Ankara. Baltimore and London. CROFT. (1910). R. G.. (2000). TRĐNON. H.. F.-M. Otto Harrassowitz. (1970): “Halaçça Orta Đran’da Arkaik Bir Türk Dili”. Wiesbaden. DOERFER. TDAY-Belleten 1954. Marcel. A General Rhetoric. (1981). CĐACHĐR. J. DUBOĐS. (1993): Versuch einer linguistischen Datierung älterer osttürkischer Texte. Ed. ERDAL.. 3 cilt. J. CRUSE. G. (1993-2): “Halaçça h-’nin Diğer Türk Dillerindeki Karşılığı Üzerine”. (2003).CHAFFIN. P. G.. Mark Aronoff. Wiesbaden. HESCHE. Wiesbaden. David. (1976): “Das Vorosmanische (Die Entwicklung Der Oghusischen Sprachen Von Den Orchoninschriften Bis Zu Sultan Veled)”. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten (1975-1976). Roger. Sayfa: 285-288. (1988): Grammatik des Chaladsch. CRUSE. Cilt: 40 (1996). Blackwell Publishing DANKOFF. Wiesbaden. G. (1986). Janie Rees-Miller. (1992). (1972) An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. G. The Lexicon. Akadémia Kiado.in Mongol?”. Oxford.. (1987): Lexik und Sprachgeographie des Chaladsch.. CRUSE. F. Harrassowitz Verlag. 15-30. 17-58.. TEZCAN. CLAUSON. W. Lexical Semantics. Budapest. (1991). Türk Şiveleri Lügatı (Divânü Lugât-itTürk). Cilt 1: Textband. G..

F. Ed: Martha Walton Evens.. (1977). Formal Concept Analysis. Relational Models of the Lexicon: Representing Knowledge in Semantic Networks. Lawrence Erlbaum Associates Publishers. L. Çev.. Studies in Natural Language Processing. Türkoloji Dergisi. Đzdatelctvo Akademi Nauk Turkmenskoy SSR. Oxford University Press 418 . Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü.. Franz Hundsnurscher. A. Maarif. IRIS.d. Türkmen Türkçesinde Metafor. (1988). AÇIKGÖZ. ERDEM. Đnsan Yay. Ruth M. (2002). Springer GAYDARCĐ. Çağdaş Türklük Araştırmaları Sempozyumu 2002. HERAUSGEGEBEN Von D. TDAY-Belleren 1954. Ankara. Ankara. KEMPSON. s. et al. Aşgabat. GagauskoRussko-Moldavskiy Slovar. Cilt 1. Peter Rolf Lutzeier. Moskova.. JACKENDOFF. Multilingual Yay. Ankara: KÖKSAV Tengrim Türklük Bilgisi Araştırmaları Dizisi: 6. (2004-2). Cambridge University Pres.. POKROVSKAYA. GANTER Bernhard. Ankara. HAMZAYEV. Seçkin Yay. Đstanbul.. Türkmen Nakyllary we Atalar Sözi. (1973). ĐLLĐÇ-SVĐTĐÇ. (1963). Đ. New Jersey. GELDĐYEW G. (1991). Z. Janos. M. (2004-1). A. B.. 235-269. Tatarca-Türkçe Sözlük. V. Melek. (1974). “Bolmasa kelimesine dair”. (1999). Bakı.δ” Voprosı Yazıkoznaniya. “Altayskie Dentalnıye: t.. (1988). ALTYYEW A. KOLTSA. (2002). s. Halgımızın Deyimleri ve Duyumları. (2001). KORTMANN Bernd.. (2002). ERDEM. FRAWLEY.. (1983). (1962): Türkmen Diliniñ Sözlügi. P. Alan Cruse. Michael Job. William. (1997). Walter de Gruyter Publishing HEKĐMOV M. Cambridge University Press. MTAD. KÂHYA.ERDEM. Zeynel. KORKMAZ.. 6. AHMETYANOV.. GANĐYEV.33-38. M.. K. 392 s. Kazan.. G. Ankara 8-10 Mayıs 2002. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi. H. Linguistic Semantics. Y. Semantics and Cognition. Pierre. (2005). Sayı 1. Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları. Türkmen Türkçesinde Alt Anlamlılık (Hyponymy)..:Berke Vardar. TUKAN.. Esin. Ray. ECKMAN. Problems of the Part – Whole Relation. A. Melek. 15-30. Melek.. Cambridge. MIT Press. M. (1986). Dilbilime Giriş. (1978) “Đki Osmanlıca Metinden Derlenmiş Anatomi ve Fizyoloji Terimleri” Bilim ve Kültür Dili Olarak Türkçe. Bildiriler. University of Delaware. Ankara GUIRAUND. Lexicology/lexikologie. Moskova: 37-56. Understanding Semantics. R. “Eski Türkçedeki Oğuzca Belirtiler”. E. Mağrupi’nin Şiirlerinde Metonimi.. Semantic Theory. s. KIRAN. Anlam bilim. (2003).

Harrassowitz Publishing MENGES. “Türk Dillerinde Fiil Terkibi”. (1987). LYONS. Geoffrey. Azerbaycan SSR Elmler Akademiyası Neşriyatı. Karl Heinrich (1947). Karl Heinrich (1986). Altaic Elements in the Proto-Bulgarian Inscriptions. çev. The Turkic languages and peoples: An introduction to Turkic studies (Veroffentlichungen der Societas Uralo-Altaica). s. Ankara. Cambridge University Press MENGES. John. Michael. LYONS. Sayı: 474. Eski Türk Yazıtları. Mehmet. L. 2nd Edition. (1985). Ekim 2002. VII-VIII. LYONS.") Central Asiatic Journal 30:1-2 (1986): 55-77. Etymological Notes on Some Päçänäg Names. Yıl: XL. Karl Heinrich (1951). Ankara. TDK Yay. ORUÇOV. Part-Whole Reasoning in an Object-Centered Framework. Lian yün. Çeviren: Eyüp Bacanlı. Sala yü jizan zhi. (1977).LAMBRIX.:Ahmet Kocaman. Volume I-II. Second edition. Celâlüddin Hızır (Hacı Paşa). “Ana Altayca Sözbaşı *d-” Türk Dilleri Araştırmaları. “Türkçede uzun vokaller”. Ankara ÖLMEZ.. (2003). Qaraqalpaq grammar. H. O’GRADY. Çev. LĐN. LYONS. LĐGETĐ. Ä. Zafer. Ä. Bruxelles MENGES. Patrick. MENGES. Reprinted from Byzantion Volume XVII. Türk Dil Kurumu Yayınları. MURPHY.: Tayip Gökbilgin. (1981). Semantics:The Study of Meaning. (1983). Karl Heinrich (1995). 1991: 167190. Cambridge University Pres.. Beijing (Pekin) Min-zu çu ban shi. King's Crown Press MENGES. ÖNLER. Semantics. Golden's "Khazar Studies: An HistoricoPhilological Inquiry into the Origin of the Khazars. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.. Penguin Books. Müntahab-ı Şifâ. 1944-1945 MENGES. (1966-1980-1983-1987): Azärbaycan Dilinin Đzahlı Lügäti. (1992). John. (2000). Lynne. (1991). Language and Linguistics. (review of Peter B. (1968). Ankara 419 . Morphologische Probleme. Türk Kültürü Dergisi. Kuramsal Dilbilime Giriş. Karl Heinrich (1960). 82-94. Türkiyet Mecmuası. Karl Heinrich (1944). ORKUN. (1985). Contemporary Lingustic Analysis An Introduction. Cambridge University Pres. Wiesbaden MENGES. John. (1990).. Namık. DOBROVOLSKY. Toronto. Springer LEECH. Bakı. (1941). Cambridge University Press. Introduction To Theoretical Linguistics. Semantic Relations and the Lexicon. M. John. William. Karl Heinrich (2002). Canada.

(1985). 55 TL. 2. Roman. Đstanbul. TEKĐN. Second edition. Ana Türkçede Asli Uzun Ünlüler. Moskova.. baskı. THOMSEN. TDAY-Belleten. M. Materiali po Đstoriçeskoy Fonetike Tyurkskih Yazikov. B. Çev. s. Semantics. RÄSÄNEN. B. Ankara. Semantics. Hacettepe Üniversitesi Yayınları.. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı... John I. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Berdi. Moskova. Cambridge University Press. RÄSÄNEN. R. St.. TDK Yay. E..uk/papers/maics96.. B Serisi: 15. 550s. Opyt Slovarya Türkskih Nareçiy.: Ramazan Ertürk. TDK Yay. Sravnitelno-Đstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Leksika. Adamın Anatomik Leksikolijisi.. Om Yay. Selcan (2007): Türk Dilinde Yon Gösteren Karşıtlıklar: ASAGI:YUKARI Sözcükleri. Çuvaş Sözlüğü. R.. “Nauka”. D. R. (1998). Sravnitelno-Đstoriçeskaya Grammatika Türkskih Yazıkov – Fonetika. Yayınlanmamış doktora tezi. Glenn F. Yayınlanmamış Makale. H. (1984). (2000).PALMER. http://www. (2001). Ankara. H.. STILLAR. Kitâbiyat Yay. “Oğuzlar ve Oğuz ili üzerine”.. (2002). (2003). Analyzing Everyday Texts. R. Linguistic categorization : prototypes in linguistic theory.. Yüzyılda Dilbilim ve Göstergebilim Kuramları (2-Temel Metinler). Ankara 420 . Blackwell Publishing SAĞLĐK. F. SARIYEVA. Orhon Yazıtları Araştırmaları. Çeviren ve Yayına Hazırlayan Vedat Köken. Begül (2007). Uta E. (1991). Gagauz Türkçesi ve Ağızlarının Karşılaştırmalı Ses Bilgisi. TENĐŞEV. F. Mehmet.org. Chisinau. (1950). Petersborough. s. 4 cilt. VII+278 S. Semantik:Yeni Bir Anlam bilim Projesi. PRISS.. (1997). 23-48 TAHSĐN. RĐFAT. (1981). G. V. John. TENĐŞEV. TAHSĐN. Đstanbul. E. (1996). Aşkabat . PALMER.upriss.pdf RADLOFF.. SARIYEV. R.. (1960). “Oğuz lehçeleri üzerine”. Classification of Meronymy by Methods of Relational Concept Analysis. Sage Publications Inc TAYLOR. Moskova. (1955). XX. Uzun Kervan. (1959). Oxford University Pres. 1-26 TANASOGLU. TDAY-Belleten. W (1896-1911). SAEED. Yayımlanmamış Doktora Tezi.Ankara STAMOVA. 1949 Almanca baskıdan Rusçaya çeviri.. Talat (1975). (2001).

. Oxford University Press. 2. TDK Yay. K. (1992). Kırgız Sözlüğü. Berke. Yuriy. Ankara. baskı. VOSSEN P. K. Hanifi.Yüzyıldan Beri Türkiye Türkçesiyle Yazılmış Kitaplardan Toplanan Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü (1965-88): VIII Cilt. Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü. Türkçe-Sahaca Sözlük.. (1973). Türkçe Sözlük. TDK Yay. Komrat. Seyfettin. (1998). (1992). XIII. Türk Dilinde Meronimi. (1998) Eurowordnet: A multilingual database with lexical semantic Networks. Özgür Yayınları 421 . (1996).. (1994). baskı. “Sovetskaya Entsiklopedia”. YUDAHĐN. Türk Tarih Kurumu. Moskova. Karaçay-Malkar Türkçesi Sözlüğü. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi. 4 cilt. Aşgabat. II Cilt. Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü. Rusça-Latınca-Türkmence Anatomiya Sözlügi. Türk Dil Kurumu Yayınları:535. Petr A. (1998). Akile Hanım Sokağı. WIERZBICKA. Ankara. Gagauzsko-Russko-Moldavskiy Slovar. Đstanbul..Baskı. Divanü Lûgat-it-Türk Tercemesi. Cerahiyyetü'l-Haniyye. Türkmenistan Sağlık Bakanlığı. Ankara. Derleme Sözlüğü (1963-1979). 2. Cilt: 4. TAVKUL. VASĐLĐEV. (1998). ss. TDK Yay. Ankara ÇEBOTAR. Ufuk (2000). Sayı: 3. Anna. ABC Kitabevi. 11 cilt. II Cilt. TDK Yay. Kıpçak Türkçesi Sözlüğü. Türk Dil Kurumu TOPARLI. UZEL. (1993): Mukaddimetü’l-Edeb. Türk Dil Kurumu Yayınları. Çev. 2 cilt. Halide Edib (2001). Kısa Gagauzca-Rusça Laflık. YÜCE. Eylül 2007. (1995). Ankara. Ankara.: Abdullah Taymas. Đstanbul. Springer. Ankara. TDK Yayınları. Romanlar ADIVAR. Moskova.TUFAR.. N. (1998). Recep. Şerefeddin Sabuncuoğlu. Giriş-Dil Özellikleri-Metin-Đndeks. Ankara VARDAR. 74-79. Besim (1992). ATALAY. VURAL. MEB Yayınları. H. (2007). Nuri. TDK Yay. MAMMEDOV. Özbek Tilining Đzahlı Lûgatı. (2003). Sözlükler ALTAYLI. 4. Đlter. KARAATLI. Recep. Ankara. Semantics:Primes and Universals. (1981).

Raik'in Annesi. Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçilik ve Kâğitçilik. Sinekli Bakkal. Dağa Çıkan Kurt. Özgür Yayınları ADIVAR. Asit Faik (1952). Halide Edib (1954). Bilgi Yayınevi 422 . Seviye Talip.ADIVAR. Handan. Halide Edib (1991). Atlas Kitabevi ADIVAR. Can Yayınları ABASIYANIK. Halide Edib (1995). Halide Edib (1997). Halide Edib (1926 / 1342). Lüzumsuz Adam. Halide Edib (1936). Đstanbul ADIVAR. Kenan Çobanları. Halide Edib (2001). Atlas Kitabevi ADIVAR. Ateşten Gömlek. Son Kuşlar. Özgür Yayınları ADIVAR. Döner Ayna. Asit Faik (1987). Atlas Kitabevi ADIVAR. Varlık Yayınları ABASIYANIK. Orhaniye Matbaası ADIVAR. Halide Edib (1991).

A practical application of our meronimic classification was made based on the terms and concepts in our corpus. Bu corpustaki kavram ve terimlerinin eş zamanlı ve art zamanlı meronimik ilişkileri hem organ adları kavram alanında hem de diğer kavram alanlarında incelenmiş ve araştırılmıştır. Yabancı ve Türk kaynaklarından yararlanarak Türk diline uygun bir meronimi teorisi ve tasnifi geliştirilmiştir. A meronymic classification for Turkish language was developed based on foreign and Turkish sources. Đngilizce Özet This work examines meronimy as a semantic and lexicological concept and theory. 423 .Türkçe Özet Bu çalışmada. semantik ve sözlükbilimi teorisinin önemli bir unsuru olan meronim incelenmiştir. For practical application of developed classification a corpus was created based on body organ names in modern and ancient Turkish dialects. Teoriyi pratiğe dökmek için vücut organ adlarını örnek alarak Türk dilinin modern ve eski lehçelerine ait kaynaklarından yararlanarak bir corpus oluşturulmuştur.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful