A â (ha.

) Osmanlı alfabesinin ilk harfi olan elif ile yirmi birinci harfi olan ayın harfleri, Türk alfabesindeki a veya â işaretleriyle karşılanır. a (a.f.n.) 1. kelimenin sonuna gelen ve ey! mânâsını veren bir nida edatıdır cana (ey can); zâhidâ (ey zâhid) gibi. 2. sesli ile biten has isimlerin sonuna gelirse a harfi yâ şeklini alır Nâbiyâ (ey Nâbi); Bâkiyâ (ey Baki)., gibi. 3. iki aynı veya iki ayrı kelime arasına sıkışarak sözün mânâsını kuvvetlendirir rengârenk; lebâleb; gûnâgûn.. gibi. âb (f.i.)1. su. (bkz: mâ'). âb-ı âbistenî 1. gebeliğe sebebiyet veren su, menî; 2) nebatların yetişip büyümesine sebep olan su ve yağmur. âb-ı adâlet doğruluğun feyz ve bereketi. âb-ı ahmer (kırmızı su), âb-ı âteşîn (ateşli su), âb-ı âteş-mizâc (ateş mizaçlı su), âb-ı âteş-nâk (ateşli su), âb-ı âteş-nümâ (ateş gösteren su), âb-ı âteş-pâre (ateş parçası gibi su), âb-ı âteş-reng (ateş renkli su), âb-ı âteş-zây (ateş doğuran su), âb-ı âteş-zede (ateş vurmuş su), âb-ı âzer-âsâ (ateş gibi su), âb-ı âzer-sâ (ateş gibi su), âb-ı ergavânî (erguvan rengindeki su) l) kırmızı şarap; 2) (haksızlığa uğrayanın döktüğü) göz yaşı. âb-ı Âmû Amuderyâ suyu. âb-ı âşâmî içilir su. âb-ı bâde-reng 1) şarap rengindeki su; 2) kanlı göz yaşı. âb-ı bârân l) yağan su, yağmur; 2) yağmur suyu. âb-ı beka nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvid nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı câvidân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı cevânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayât nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hayvân nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı hızır nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegânî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı zindegî nerede olduğu bilinmeyen bir kaynağın, içen kimseye ebedî hayat veren efsânevî suyu, bengi su. (bkz: mâ'-ül-hayât). âb-ı beste 1) donmuş su, buz, dolu, çiy; 2) meç. billur, sırça; şişe. âb-ı bün çok zaman köhne ve içi boş ceviz ağaçlarının köklerinde bulunan zamka benzer bir nesne, ağaç karası. âb-ı ciğer l) ciğer suyu; 2) göz yaşı. âb-ı ciğer-hûn (ciğeri kanayanın suyu)kederden dökülen göz yaşı. âb-ı çeşm göz yaşı. âb-ı dehân, âb-ı dehen ağız suyu, salya. âb-ı dendân 1) diş suyu, salya, tükürük; 2) tükürülüp atılmış şey; 3) dişin güzelliği. âb-ı dîde 1) göz suyu, göz yaşı; 2) müte-vâziyâne bakış. âb-ı dîde-i câm (bardağın, kadehin göz yaşı) şarap. âb-ı engûr (üzüm suyu) şıra, şarap.

âb-ı eyyâm (günlerin suyu = güzelliği) 1) güneş ışığı. 2) ay ışığı. âb-ı füsürde 1) donmuş su, buz; dolu; kar, 2) pelte; 3) meç. kılıç, hançer; 4) billur, şişe. âb-ı gerdende (dönen billur) gök kubbesi. âb-ı gûşt et suyu. âb-ı güşâde (açılmış su) sulandırılmış şarap, kötü şarap; beyaz şarap veya rakı. âb-ı güvârâ hazmı kolay, içimi güzel su. âb-ı haclet utanma teri. âb-ı harâbât (harabelerin = meyhanelerin suyu) şarap. âb-ı harâm (yasak su) şarap. âb-ı hasret kederden dökülen göz yaşı. âb-ı hâtır (hatırın suyu = güzelliği) güzel muhayyile. âb-ı hayât (hayat suyu) l) içene ebedî hayat bağışlayan efsânevî su; 2) meç. çok tatlı ve hafif su. âb-ı hayât-ı la'l dudağın âb-ı hayâtı, dudağın cana can katıcı hassası. âb-ı hayât-ı tesliyet teselli âb-ı hayâtı. âb-ı hazân (sonbahar suyu) sonbahar yağmuru, [bitkilere ve insanların sıhhatine zararlıdır]. âb-ı hufte (uyuyan su) 1) durgun su; 2) donmuş su, buz; kar; dolu; kırağı; çiy, şebnem; 3) billur; 4) cam; 5) bardak; şişe; 6) kınında bulunan kılıç ve benzerleri. âb-ı hurdenî içilir su, içme suyu. âb-ı hûrşîd (Güneşin suyu) 1) güneş ışığı; 2) ebedî hayat veren su. (bkz: âb-ı beka v.b.). âb-ı huşk (kuru su) 1) billur; 2) cam; 3) cam veya billur bardak; 4) şişe. âb-ı iskender (bkz: âb-ı hayât). âb-ı işret (işret suyu) şarap. âb-ı kâr (işin suyu) işin parlak gidişi, basan, refah. âb-ı kebûd (mavi su) Çin denizi. âb-ı kevser 1) Cennet'teki sulardan biri. 2) muz. adına anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde rastlanan makam. âb-ı la'lî 1) lal renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı lûtf (lütfün suyu, yağmuru) lütufkârlık. âb-ı meleh çekirge suyu. (bkz: âb-ı mürgan). âb-ı Meryem 1) Meryem suyu, çeşmesi [Hz. Meryem'in doğruluğundan, namus ve iffetinden kinaye olarak] ; 2) Hz. Meryem'in doğruluğu ve iffeti; 3) şıra; 4) şarap. âb-ı meygûn 1) şarap renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı muallâk 1) gök; 2) güzellerin çenesi. âb-ı musaffa tasfiye edilmiş, temizlenmiş su, saf su. âb-ı mün'akid (donmuş su) l)buz; 2) kılıç, hançer, 3) şişe, billur, (bkz: âb-ı müncemid). âb-ı müncemid 1) donmuş su; buz, kar, dolu, kırağı, çiy; 2) billur; 3) cam; 4) billur veya cam bardak veya şişe; 5) kılıç; hançer, kama. âb-ı mürde donuk, akmayan su. âb-ı mürgan 1. kuşların suyu. 2. [Y.W. Redhous'a göre] Şiraz civarında bir suyun adı. 3. efsânevî bir çeşme olup; suyu nereye götürülürse götürülsün içinden sığırcık kuşları çıkar ve orada bulunan çekirgeleri yer. [Fer-heng-i Ziyâ'ya göre 1) Şiraz civarında bir gezinti yeridir ki, halk Recep ayında her salı günü eğlenmek için oraya gider; 2) Fars ile Irak arasında bulunan Semirem kasabasında bir pınardır ki bir yere çekirge musallat olduğu zaman o pınardan şişe içine biraz su alarak çekirgelerin bulunduğu yere götürürler, yolda bir çok sığırcık kuşları şişeyi götüren kişinin ardına düşer ve çekirgelerin üşüştükleri yere gelince sığırcıklar, çekirgelerin hepsini telef ederler]. âb-ı mürvârîd 1) inci suyu [aydınlıktan kinaye olarak]; 2) göze su inmek tâbir olunan bir hastalık.

âb-ı nâb (saf su) şarap. âb-ı nâfî' (faydalı su) şarap, (bkz: ebû nâfî'). âb-ı nâr (ateşin suyu) kırmızı şarap. âb-ı nârdân 1) yabani nar suyu; 2) kırmızı şarap; 3) kan; 4) göz yaşı. âb-ı neşât (neşe suyu) menî, mezî. âb-ı puhte 1) kaynamış su; 2) et suyu; 3) pelte. âb-ı püşt (bel suyu) 1) menî, nutfe; 2) mundar ilik. âb-ı rengîn 1) renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı revân 1) akar su; 2) meç. hayat. âb-ı rez, âb-ı rezân (asma kütüğünün suyu) şarap. âb-ı rû (y) 1) yüzsuyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet, (bkz: tezellül). âb-ı rûşen 1) yüz suyu; 2) ırz, namus, şeref, haysiyet. âb-ı sebük (hafif su) kolay hazmedilebilir şey. âb-ı siyâh l) siyah su; 2) tufan; 3) şarap; 4) karasu illeti, glokom. âb-ı surh l)kırmızı su; 2) şarap. âb-ı sükûn iran'da yarı kurumuş büyük bir göl ve bu göle dökülen bir ırmağın adı. âb-ı şakayık 1) şakayık suyu; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı şeng (bkz: âbzen). âb-ı şengerfî 1) al renkli su; 2) şarap; 3) göz yaşı. âb-ı şîrîn tatlı su, şerbet. âb-ı şor l) acı su. (bkz: ücâc); 2) göz yaşı. âb-ı tarab 1) inşirah suyu; 2) şarap, süci. âb-ı Teberistan Taberistan veya Mazende-ran denilen bir dağ tepesindeki pınar, [bir kimse o suya "dur!" derse durur, "ak!" derse akarmış]. âb-ı Teberiyye Suriye'nin Teberiyye kasabasında, suyu yedi sene akan ve yedi sene kesilen bir pınar imiş. âb-ı telh 1) acı su] şarap; 2) göz yaşı. âb-ı tîg kılıcın suyu. âb-ı yâkut (yakut gibi su) kırmızı şarap. âb-ı yeh l) eriyen buzun suyu; 2) buzlu su. âb-ı zehre 1) safra suyu, safra; 2) şarap; 3) şafak ışığı. âb-ı zer 1) altın suyu, ince toz hâlinde öğütülüp zamkla suda eritilmiş ve yaldızlama işlerinde kullanılmış olan altın varak; 2) safran suyu; 3) altın renkli şarap. âb-ı zerd 1) sarı su; 2) kederden dökülen gözyaşı. âb-ı zindegânî (bkz: âb-ı hayât). âb-ı zindegî (bkz: âb-ı hayât). âb-ı zîr-i kah l) farkına varılmadan sızan su; 2) gizli veya tanınmayan kabiliyet; 3) entrikacı, mürâî, saman altından su yürüten; 4) dolap, desise, entrika. âb-ı zülâl l) berrak su; 2) billur; 3) cam. âb ü dâne su ve ekmek, (bkz: kısmet, nzk). âb ü kil l) su ve kil (= arz); 2) fânî vücut. âb ü tâb l) güzellik, parlaklık, tazelik. 2) tarz, âdet, yol. 3) Ağustos ayı. âb (a.i.) ayıp, nakısa, kusur, (bkz: ayb). abâ (a.i) 1. yünden yapılmış kaba kumaş, aba. 2. bu kumaştan yapılmış bol, geniş giyecek, [meç. dervişlik, şeyhlik], (bkz: Âl-i aba). âbâ (a.i. eb'in c.) 1. babalar. 2. gökküreleri, seyyareler, gezegenler. âbâ-i kenîsâiyye kilise ileri gelenleri. âbâ-i ulviyye yüksek babalar. âbâ ve ecdâd atalar, babalar ve dedeler. a'bâ (a.i.c.) 1. yükler, ağırlıklar. 2. mes'ûliyetler, sorumluluklar. 3. çift denk veya sandık. ab'âb (a.s.) sözü karnından söyler gibi görünen [adam], fr. ventriloqııe.

âbâb (a.i. ebb'in c.) otu çok olan yerler, mer'alar, çayırlar. ab-âbiyyet (a.i.) sözü karnından söyletmiş gibi konuşabilme. âbâd (a.i. ebed'in c.) sonsuz gelecek zamanlar. âbâd (f.s.) 1. mâmur, şen, bayındır. 2. f. e. çokluk bildirir. Şems-âbâd güneşi bol olan yer. Feyz-âbâd feyizle dolu olan yer. â'bâd (a.i. abd'in c.) köleler, (bkz: abîd, ibâd). âbâdân (f.s.) şen, mâmur, bayırdır. âbâdânî (f.i.) mâmurluk, şenlik, bayındırlık, (bkz. âbâdî' ümran). âbâdî (f.i.) 1. mâmurluk, bayındırlık, şenlik. 2. Hind'in Devlet-âbâd şehrinde ipekten yapılma bir çeşit ince veya kalın yazı kâğıdı. abâdile (a.i. Abdullah'ın c.) Abdullah adında olan kimseler. [Hz. Muhammed zamanında bu adda 220 kişi vardı]. Harb-ül-Abâdile (Abdullahlar harbi) Abdullah adlı dört kumandanın bulunduğu harb. âbâft (f.i.) gayet şık, sağlam ve kalın kumaş, (bkz: âbeft). âbâl (a.i. İbil'in c.) develer. âbâm (f.i.) 1. kule. 2. gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule. 3. burçlar rrantakasının bir işareti. âbân (f.i.) 1. Güneşin akrep burcuna girdiği Güneş yılının sekizinci ayı.2. Güneş ayının onuncu günü. 3. eski Acem (îran, Fürs) an'anesine göre, Güneş yılının sekizinci ayında meydana gelen işlerin ilerlemesine vekil tâyin edildiği farz olunan bir meleğin adı. âbân-gâh (f.b.i.) 1. Güneş yılının onuncu günü. 2. bu onuncu güne me'mur far-zolunan meleğin adı. [eski Fürs inanışına göre o gün yağmur yağarsa erkeklere, yağmazsa kadınlara ait sanılır ve hangi sınıfa ait ise onlar suya girip yıkanırlar ve birbirleriyle su serpişip eğlenirlermiş]. abâ-pûş (a.f.b.i.) 1. aba giyen, derviş. 2. rind. 3. fakir. âbâr (a.i. bi'r 'in c.) su kuyuları. âbâr (f.i.) hesap defteri. âbâr-gîr (f.b.s.) hesap defterlerini tutan, muhasebeci, sayman. âbât (a.i. ibt veya ıbıt'ın c.) koltuk altlan. abb ışık. (bkz: nûr, ziyâ') abbâs (a.i.) 1. arslan. (bkz: esed, gazanfer, şîr). 2. Peygamberimizin amcalarından, Mekke fethinde Müslüman olan zât. Abbâsî (a.s. c. Abbâsiyân, Abbâsiyyûn) 1. Hz. Abbâs'a mensup olan. 2. i. Emevîler'den sonra kurulan halifelik. (750-1258). 3. i. îran şahı Abbas tarafından çıkarılan para. Abbâsiyân (f.i.); Abbâsiyyûn (Abbasi'nin c.) Abbasî halîfeleri. âb-bâz (f.b.s.) su cambazı. âb-berîn (f.b.i.) nehir, ırmak ve çağlayan kenarlannda suyun şiddetle dökülmesinden meydana gelen içi oyulmuş kovuk. âb-câme (f.b.i.) su kabı. âb-çerâ (f.b.i.) kahvaltı. âb-çîn (f.b.i.) ölü yıkayıcıya ait ve ölüyü kurulamaya yarayan peştemal, bez. abd (a.i.c. ibâd, â'bâd, abîd) köle, kul. (bkz: bende). abd-i âsim günahkâr, suçlu kul. abd-i müşterâ para ile satın alınmış köle. abd-ül-kadir 1. Allah'ın kulu; 2. erkek adı. âb-dâde (f.b.s.) su verilmiş, sulanmış. abdâl (a.i. bedîl'in c.), (bkz. ebdâl). abdâlân (f.i- abdâl'ın c.) abdallar [bunlar 7, 40, 70 olarak sayılır]. âb-dân (f.b.i.) 1. su kabı, kova. 2. sidik kavuğu, mesane. âb-dâr (f.b.s.) 1. sulu, taze. 2. parlak. 3. sağlam vücutlu. 4. nükteli. 5. zarif, güzel. 6. hoş. 7. i. su veren hizmetçi. âb-dendân (f.s.) şaşkın, saf, bön; mağlûp, âciz [kimse]. âb-dest (f.b.i.) 1. namaz vesaire için din icâbına göre el, ağız (bkz:

mazmaza), burun (bkz: istinşak), yüz; dirseklere kadar kollan ve aşıkkemiği üstüne kadar ayakları yıkama, kulaklara, boyuna ve başa meshetme (bkz: vuzû'). 2. el yıkama suyu. 3. gaita ve idrar çıkarma ameliyesi; gaita; idrar. 4. paylama, azarlama, [...ini almak, ...ini vermek fiilleriyle kullanılır]. âbdestân, âbdest-dân (f.b.s.) abdest, su ibriği. abdest-hâne (f.b.i.) 1. apte-sâne, ayak yolu, hela. (bkz: âb-rîz). 2. abdest alacak yer. âbdestlik (f.t.b.i.) bir nevî kısa cübbe. âb-dih (f.b.i.) zariflik ve güzellik veren [süs]. abd-ül-lezîz (a.b.i.) Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen bir ağacın dut kurusuna benzeyen yağlı ve tatlımsı bir meyvası. (bkz: habb-ül-lezîz). abede (a.s. âbid'in c.) ibâdet edenler, tapın an lar. abede-i esnâm, abede-i evsân puta tapanlar. âbeft (f.i.). (bkz. âbâft). âbek (f.i.) 1. sulu, su dolu olan şeyler. 2. cıva. (bkz. zîbak). 3. kabarcık denilen sivilce, çıban. â'bel (a.s.) 1. çok sert [taş]. 2. i. taşlık dağ.' âb-endâm (f.b.i.) güzel, tenâsiiplü endam; güzellik. âb-endâz (f.b.i.) su mühendisi. Âber (a.h.i.) Nuh'un erkek torunu. aberât (a.i. abre'nin c.) göz yaşlan. abes (a.s.) boş, saçma [şey]. Abesle iştigal etmek boş şeylerle uğraşmak. abes-gû (a.f.b.s.) boş söz söyleyen, saçma konuşan. abesiyyât (a.i.c.) işe yaramaz şeyler, saçmalıklar, (bkz: türrehât) âb-gâh (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. anat. karnın, kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan nahiyesi, boş böğür. âb-gîne (f.b.i.) 1. billur. 2. şişe, sürahi; kadeh. 3. ayna. 4. elmas. 5. kılıç; bıçak. 6. göz yaşı. 7. sevgilinin kalbi. 8. şarap. âb-gîr (f.b.i.) 1. su biriken yer, havuz. 2. dokumacı fırçası. âb-gûn (f.b.s.) 1. suya benzer. 2. mavi renk. 3. i. gök. 4 . parlak [kılıç v.b.]. 5. i. nişasta. âb-gûn kafes (f.b.i.) gökyüzü. abher (a.i.) 1. nergis çiçeği. 2. yasemin. 3. zerrinkadeh çiçeği. 4. dolu kap, dolu kadeh. abherî (a.s.) nergis gibi, nergisimsi. âb-hest (f.b.i.) bozulmuş meyva [kavun, karpuz v.b.]. âb-hîz (f.b.i.) çok yükselen su dalgası. âb-hûn, âb-hûst (f.b.i.) 1. ada. 2. sel suyunun oyduğu çukur, kovuk. 3. orman içinde bataklık. 4. çeşme; su yolu. âb-hûr, âb-hûrd (f.b.s.) 1. su içmiş olan [kimse]. 2. i. su ve yemek. 3. i. günlük yiyecek. 4. i. nasip, kısmet. 5. i. kısa bir istirahat için durma. 6. i. içilecek su kabı. 7. i. içme suyu bulunan yer. âb-hurde (f.b.s.) su içen. âbık (a.s.) 1. sebepsiz olarak efendisinin yanından kaçan köle. 2. cıva. (bkz. âbek, zîbak). âbî (a.s. ibâ'dan) çekinen, nazlanan, sakınan; tiksinen. âbî (f.i.) 1. ayva. 2. s. suda yaşayan ve suda hâsıl olan. 3. s. açık mavi. âbid (a.i.c. evâbid) mesel, yanıltmaç. âbîd (f.i.) kıvılcım. abîd (a.i. abd'in c.) kullar, köleler, (bkz: a'bâd). âbid (a.s. ibâdet'den. c. abede; müen.âbide ibâdet (kulluk) eden, tapınan (bkz: zâhid). âbid-âne (a.f.zf.) ibâdet edene yakışacak bir surette, (bkz: zâhidâne). âbidât (a.i. yanlış olarak âbide'nin c.) anıtlar. âbidât-ı islâmiyye islâm medeniyeti anıtları.

âbidât-ı kadîme ilk çağlardan kalma anıtlar. âbidât (a.i. ve s.) ibâdet eden, inanmış kadınlar. âbide (a.i.c. evâbid). [âbidât yanlıştır] yadigâr kalacak eser, anıt. a'bide (a.i. abd'in c.) köleler. âbidevî (a.s.) 1. âbide gibi, âbideyi andırır, anıtsal. 2. çok büyük, fr. ınoıuı-mental. (bkz: muazzam). âbidîn (a.i. ve s. âbid'in c.) ibâdet edenler; inanmışlar. âbil (a.s.) 1. koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan [adam]. 2. çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan [hayvan]. âbile (f.i.) 1. sivilce, küçük çıban. 2. su kabarcığı. âbile-i pistân meme düğmesi, ucu. âbile-i rûh-i felek astr . yıldızlar. âbile-i rûz Güneş, (bkz ; Âftâb, Hurşîd, Mihr, Şems). âbir (a.s. ubûr'dan. c. âbirûn, âbirîn) bir yerden geçen, geçici. abîr (a.i.) 1. bir ilaç terkîbi. [bu terkip; beyaz sandal, sünbül kökü, kırmızı gül, turunç ve iğde çekirdekleri, nârenç gibi güzel kokulu bâzı otlarla bir miktar doğulmuş miskten meydana gelirmiş]. 2. güzel koku. âbirîn , âbirûn (a.s. âbir'in c.), (bkz. âbir). âbis (a.s.) alaycı, saygısız. âbis (a.s.) asık suratlı, yüzü ekşi [kimse], âbist (f.s.) gebe. (bkz: âbistân, abiste, abisten). âbistân (f.s.) 1. gizli, gizleme. 2.gebe. âbiste (f.s.) 1. (bkz: âyiştene). 2. gebe, hâmile. âbisten hâmile.2. dişi. âbisten-gâh (f.b.i.) 1. gebelik yeri, rahim, döl yatağı. 2. Dünyâ, âlem. âbistenî (f.i.) gebelik. âbişhor (f.i.) 1. [hayvan ve insan]sulama yeri. 2. içme kabı. 3. günlük yiyecek.4. dinlenmek için kısa bir duraklama. âbişten-gâh (f.b.i.) 1. gizli yer,gizlenecek yer. 2. aptesâne (bkz: âbiştgâh, âbişt-geh). âbişt-gâh, âbişt-geh (f.b.i.) 1. gizli yer, gizlenecek yer. 2. aptesâne. âbiye (a.s.) yüzünü örtü ile örten utangaçkadın veya kız. âbiye (a.s. müen.) güzel, zarif [kız]. âbkâme (f.i.) 1. Bağdat ve Anadolu'nun bâzı Doğu illerinde yapılan turşu ve salata nevinden bir katık. 2. ekşi hamurdan pişirilip sirkeye konulan ve turşu yerine kullanılan bir yiyecek; piyaz; salata. âbkâr (f.b.i.) 1. sucu, saka. 2. saki, kadeh sunucu. 3. şarap tüccarı. 4. şarap ayyaşı. abkarî (a.s.) büyük bir ustalıkla işlenmiş kumaşlara sıfat olarak ince, çok güzel mânâsına gelen bu kelime, Yemen'in bir tarafında bulunan ve cinlerin oturduğu sanılan Abkar şehrinin adından alınmıştır. âb-kend (f.b.i.) 1. dere, su geçidi. 2. havuz. âb-keş (f.b.s.) 1. su çeken. 2. i. delikli kevgir. 3. i. sucu, saka. 4. i. sâkî, kadeh sunucu. 5. i. şarap tiryakisi. âb-kûr (f.b.i.) lâğım çukuru, pisliğin aktığı yol ve delik. âblîse (f.i.) tarlayı tohumlayan, ekinci. âblûc, âblûk (f.i.) "nöbet şekeri" denilen "nebat şekeri". âb-nâk (f.b.s.) 1. sulu. 2. ıslak, nemli. âb-nâme (f.b.s.) su münâsebetiyle yazılan şiir. âbnûs (f.i.) abanoz denilen sert ve siyah bir ağaç. abnûsî (f.b.s.) 1. abanoz; abanozdan yapılmış. 2. abanoz gibi[siyah]. 3. i. abaabnûsiyye (f.a.i.) bot.abanozgiller, fr. ebenacees. âb-râh, âb-râhe (f.b.i.) su yolu, mecra, kanal. âb-râne (f.b.i.) su yollarına ve borularına bakan mühendis, su mühendisi. abrâş (a.s.) 1. alacalı, benekli [at]. 2. beyaz ve kırmızı alaca renk. 3.

vücudunda sam lekesi bulunan [adam]. abre (a.i.c. aberât) göz yaşı. (bkz: âb-zîh2, dem'). âb-rîz (f.b.i. ve s.) 1. su akıtan. 2. aptesâne. 3. ibrik, çirkef çömleği, havruz, lâzımlık. âbrûd (f.b.i.) sünbül; nilüfer. absâl, âbsâlân (f.i.) bahçe, park, koru. âb-seyr (f.a.b.s.) su gibi akan, yürüyüşü çabuk at. âb-süvâr (f.b.s.) 1. su yüzünde yüzen. 2. su yüzündeki kabarcık. âb-süvârân (f.b.i.c.) suyun veya şarabın üzerindeki kabarcıklar. âb-şâr (f.b.i.) su şarıltısı, şelâle. âb-şîb (f.b.i.) dere gibi aşağı akan su, akıntı, akarsu. âb-şinâs (f.b.i.) 1. sudan anlayan. 2. su yolcu. 3. gemi kılavuzu. abt (a.i.) 1. yalan. 2. şüphe uyandırıcı hareket. âb-tâb (f.b.i.) (bkz: âb ü tâb). âb-tâbe (f.b.i.) 1. bahçıvan kovası, ibrik. 2. Güneş biçiminde yapılan mücevher, (bkz: âftâbe2). âbû (f.i.) nilüfer çiçeği. abûs (a.s. ubûset'den) somurtkan. abûs-ül vech suratı asık, asık suratlı. âb-vend (f.b.i.) su kabı, maşrapa, bardak. âb-verz (f.b.s.) suda meşkeden, suda yüzen, yüzgeç. âb-yâr (f.b.s.) 1. sulayan, sulayıcı. 2. meç. feyizlendiren, bereketlendiren. âb-yârî (f.b.i.) 1. sulayıcılık. 2. meç. yardım. âb-yârî-i himmet himmet yardımı. âbzen (f.b.i.) 1. küçük havuz. 2. banyo, (bkz: âb-ı şeng). âb-zih (f.b.i.) 1. su sızıntısı, su kaynağı. 2. göz yaşı. (bkz: abre,dem'). âb-zürüft (f.b.s.) eskimiş, bozulmuş [kavun, karpuz gibi şeyler]. âc (a.i.) fildişi, bağa. âc (f.i.) bot. ılgın [ağaç]. acâc (a.i.) 1. bulut. 2. duman. acâfet (a.i.) zayıflık, çelimsizlik. acâib (a.s. acîbe'nin c.) çok tuhaf şey, anlaşılmaz. acâib-i seb'a-i âlem dünyanın 7 acibesi, 7 tane şaşılacak şeyi. [1. Mısır piramitleri. 2. Bâbil'de Semiramis'in asma bahçeleri. 3. Zeus'un heykeli. 4. Rodos heykeli. 5. Efes'te Artemis-Diana ma'bedi. 6. Bodrum' (Halikarnas) da Mosoleus'un türbesi. 7. iskenderiye deniz feneri]. Acâib-ül-Mahlûkat (yaratıkların acayipliği) XV. yüzyıl münşilerinden Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan'm Arapçadan tercüme ettiği, yer, gök ve denizlerdeki garabetlerden bahseden eseri. acâibât (a.i. acâib'in c.) 1. acayip şeyler. 2. normale aykırı gelen, yadırganan mahlûkları inceleyen ilim. 3. normale aykırı yaratılmış mahlûklar. acâiz (a.s. acûz ve acûze'nin c.) koca kanlar. âcâk (f.i.) toprak, (bkz: hâk). âcâl (a.i. ecel'in c.) vâdeler, tabiî ömrün sonlan, gayetler, ölümler. acâle (a.i.). [aslı icâle'dir]. (bkz: icâle). acâlet (a.i.). [aslı icâlet'dir]. (bkz: icâlet). acâleten (a.zf.) [aslı icâleten'dir]. (bkz: icâleten). âcâm (a.i. ecme'nin c.) meşelik, kamışlık, ağaçlıklar. a'câm (a.i. Acem'in c.) Acemler, Arap olmayan kavimler, iranlılar, (bkz: eâcim). âcân (f.i.) polis. âcâr (a.i. ecr'in c.) kiralar, mükâfatlar. acc (a.i.) bağırma, na're. âcc (a.s. müen. âcce) kalabalık. accâc (a.s.) 1. gürültülü. 2. fırtınalı,rüzgârlı; soyu temiz [at]. âce (a.s.) bir tane fildişi.

aceb (a.i.) acaba, hayret, gariplik, şaşılacak şey. a'ceb (a.s.) (daha, çok, pek) acayip, tuhaf ve garip olan. a'ceb-ül-acâib 1) çok garip ve gülünç olan.(bkz: garib). 2) Manyas'lı Mahmut'un dîne ve hekimliğe ait eseri. acebâ (a.e. acib'den) şüphe ve tereddüt bildiren edat, acaba, (bkz: âyâ). a'cef (a.s.) ince, zayıf. a'cel (a.s.) pek acul, çok acele eden. acele (a.i.) çabuk, çabukluk, (bkz: isti'câl) aceleten (a.zf.) çarçabuk, (bkz: ale-l-acele) acem (a.i.) harflere nokta koyma. Acem (a.i.c. a'câm) 1. Arap olmayan, Araptan gayri olan kavim. 2. iranlılar. A'cem (a.i.c. eâcim) Arap kavminden olmayan kimse. acem-âne (a.f.zf.) Acemlere yakışır-casına. acem-aşîrân (makamı) (a.f.b.i.) müz. Türk musikisinde kullanılan şed makamlardan biri. Bu makam çargâh makamının acem-aşîrân perdesi üzerine nakledilmiş şeklidir. Dominantı çargâh, tonikası Acem-aşîrân perdeleridir. acem-aşîrân (perdesi) (a.f.t.b.i.) muz. aralıkları birbirine müsavi olmayan 24 dereceli Türk musikisi ses dizisinin kaba çârgâhdan başlamak üzere dördüncü perdesinin adı. acemî (a.s.c. acemiyân) 1. tecrübesiz, toy. 2. iranlı. a'cemî 1. Arap olmayan, iranlı. 2. Acemce. 3. beceriksiz [kimse]. 4. dilsiz. acem-ırak (a.b.i.) muz. adına anonim bir edvarda rastlanan isim. acem-istân (a.f.b.i.) iran ülkesi. acemiyân (a.f.b.s. acemî'nin c.) 1. tecrübesizler, toylar. 2 . iranlılar. acem-kürdî (a.f.b.i.) muz. Türk musikisinde kullanılan mürekkep bir makamdır. Acem makamını teşkil eden acem-aşîrân ve uşşak makamları dizilerinin pest tarafına bir kürdî dörtlüsünün katılmasıyla terkip edilmiştir. Makamın melodik seyrinde önce Acem makamının, sonra da kürdî dörtlüsüyle kürdî makamının özelliklerini gösterir. acem-perestî (a.f.b.i.) 1. îran sanat ve edebiyatına karşı düşkünlük ve bu sanat ve edebiyat taraftarlığı. 2. Iran taklitçiliği. acem-pûselik (a.f.b.i.) muz. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. Acem mürekkebine, bir pûselik beşlisi ilâvesinden doğmuştur. Bütün pûselikli mürekkep makamlar gibi lâdügâh perdesinde durur; pûselik beşlisini inici bir şekilde icra ederek karar verir. Acemde olduğu gibi burada da güçlü perdesi bilhassa re-nevâdır. Donanıma acem gibi bir si için bir koma bemolü konulur; îcâbederse nota içinde acem'deki gibi si bekar ve si küçük mücenneb bemolü, pûselik için ise, sâdece si bekar ilâve olunur. acem-rast (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. acern-uşşak muz. adına Müstakimzâde Süleyman'ın dergisinde (XVII. yy.) rastlanan makam. acem-zirkeşîde (a.f.b.i.) muz. adına Kırşehirli Yusufun edvarında (XV. yy.) rastlanan makam. Âcer (a.h.i.) ismail Peygamber'in anası, (bkz: Hâcer). âcer, âcir, âcürr (a.i.) tuğla, kiremit. a'cez (a.s. âciz'den) çok âciz ve kudretsiz. aceze (a.f. âciz'in c.) düşkünler, güçsüzler, beceriksizler, zayıflar. âcî (a.s.) 1. fildişinden yapılmış, fildişine ait. 2. fildişi satıcısı, işçisi. acîb (a.s. aceb'den) tuhaf. acîb-ül-kıyâfe kılığı kıyafeti tuhaf olan. (bkz. garip). âcib (a.s. aceb'den) şaşılacak şey.

acîbe (a.i.) şaşılacak şey. acîbe-i hilkat hilkat acibesi, anormal ya-radılmış. (bkz: u'cûbe). âcil (a.s. ecel'den. müen. "âcile") vâdeye bağlı, vâdesi geldiğinde yapılacak olan, ertelenmiş. âcil (a.s. acele'den) acele eden, acele, gecikmez. âcil-âne (a.f.zf.) 1. acele edene ait. 2. şimdiki zamana ait. âcilen (a.zf. ecel'den) sonradan, geç, vâdesi geldiğinde yapılmak üzere. âcilen veya âcilen er veya geç. âcilen (a.zf. acele'den) tezelden, gecikmeden, (bkz: müsta'celen). âcin (a.s.) rengi ve tadı değişmiş, bozulmuş pis su. acîn (a.s.) yoğurulmuş şey, hamur, macun. Lahm-i acîn yoğurulmuş, mâcunlaşmış et, lahmacun. acînî (a.s.) 1. hamur gibi, hamur, macun kıvamında. 2. kim. hamurumsu, fr. pateux. acîniyyet (a.i.) hamur, macun hâlinde olma. âcir (a.s. ecr'den) elindekini bir başkasına kiralayan. âcîş (f.i.) üşüme. aciz (a.i.). (bkz. acz). âciz (a.s. acz'den. c. âcizân) 1. eli ermez, beceriksiz, kabiliyetsiz. 2. zayıf, güçsüz. âcizân (a.s. âciz'in c.) âcizler. âciz-âne (a.f.zf.) beceriksizcesine; alçak gönüllülükle. âcizî (a.f.i.) l. kabiliyetsizlik, beceriksizlik. 2. tevazu, alçakgönüllülük. âcizî (a.f.s.) fakir, alçakgönüllü kimseye ait, yâni "benimki". âciziyyet (a.i.) 1. beceriksizlik, kabiliyetsizlik. 2. fakirlik; tevazu. acmiyy (a.s.) akıllı, anlayışlı, ince fikirli. acn (a.i.) yoğurma. acûl (a.s.) aceleci, içi dar. acûl-âne (a.f.zf.) acele edene yakışır surette. acûz, acûze (a.i.) kocakarı, meç. cadı karı. (bkz: pîre-zen). âcül (f.i.) geğirme. âcür (a.i.) 1. tuğla. 2. kiremit. 3. kerpiç, (bkz: âcer). âcürî (a.i.) tuğlacı, kiremitçi. âc-üs-sinn (a.b.i.) biy. fildişi, fr. ivoire. acz (a.i.) 1. beceriksizlik. 2. ed. düz yazıda bir fıkranın son cümlesi. 3. manzumede beytin ikinci -dizesinin son yarısı.[zıddı sadr]. acz-i ikdâm uğraşıp da bir şey yapamama, (bkz: aciz). âçâr (f.s.) 1. katılmış, kanştınlmış, birleştirilmiş [turşu, tarator, salata ve benzerleri gibi şeyler]. 2. inişli yokuşlu, düz olmayan [yer]. "Gencîne-i güftâr" adlı Farsça-Türkçe lügatte eserde kelimenin Türkçe olduğu bildirilmektedir. Âd (a.h.i.) çok eskiden Yemen taraflannda bulunan ve Hud Peygamber tarafından îmâna getirilemediği için Allah tarafından yok edildiğine inanılan bir kavmin adı. âd (a.i.c.) âdetler. a'dâ (a.s.) en zâlim, pek gaddar. a'dâ' (a.i. adû' ve adüvv'ün c.) düşmanlar, yağılar. a'dâ-yı dîn din düşmanları. âdâb (a.i. edeb'in c.) 1. terbiyeler, utanmalar. 2. usuller, yollar, kaideler. âdâb-ı asr zamanın usulleri. âdâb-ı muâşeret içtimaî yaşayış bilgisi, usulleri âdâb-ı mutâvaat itaat usulleri. âdâb-ı münâzara konuşma kaideleri. âdâb-ı umûmiyye umûmî ahlâk kaideleri. âdâb ve erkân yol iz, yöntem, sıra saygı. a'dâd (a.i. aded'in c.) sayılar.

a'dâd-ı asliyye gr. asal sayılar. a'dâd-ı kesriyye gr. kesir sayıları. a'dâd-ı mütebâyine mat. asal sayılar (aralarında). a'dâd-ı rütbiyye gr. sıra sayıları. a'dâd-ı tevzîiyye gr. üleştirme sayıları. a'dâd (a.i. adad ve adud'un c.) 1.sâidler, bâzular, kollar. 2. havuz kenanndaki büyük ve düz taşlar, duvarlar. a'dad (a.s.) kolu ince, kısa kollu[adam]. adâhî (a.i. udhiyye'nin c.) kurbanlar. adâhik (a.s. udhûke'nin c.) gülünecek şeyler, latifeler, şakalar. âdâk (f.i.) ada. (bkz: cezire). adakk (a.s.) (daha, en veya çok) dakik,ince. a'dâl (a.i. ıdl'ın c.) 1. denkler. 2. eşitler, müsâvîler. adalât (a.i.) adale'nin c.) -kaslar. adalât-ı inebiyye anat. gözbebeği -kasları. adalât-ı mücevvefe anat. kalb -kaslan. adale (a.i. c. adalât) vücutta hareketleriyapan sinirli etler, kas. adale-i cebhiyye anat. alın -kası. adale-i cildiyye-i unk anat. boyun deri kası. fr. platysma. adale-i dâliyye anat. delta kası, fr. muscle delto'ide. adale-i fahziyye anat. uyluk -kası. adale-i hıyâtiyye anat. terzi -kası, fr. muscle couturier. adale-i hicâb-ı hâciz anat. diyafram kası. adale-i kalb anat. yürek kası. adale-i madgiyye anat. çiğneme kası. adale-i medâriyye anat. çevre kası, fr. muscle orbiculaire. adale-i melsâ anat. yalız kas, fr. muscle lisse. adale-i muassıra anat. büzücü, -büzgenkas, fr. muscle sphincter. adale-i mudhike anat. güldürücü kas. adale-i muhattata anat. çizgili kas. adale-i mukabile anat. karşıt kas, fr. muscle opposant. adale-i muştiyye anat. tarak kası kas, fr. muscle pectine. adale-i mürabba'-ı munharife anat. yamuk kas, fr. muscle trapeze adale-i müsennene anat. dişli kas. adale-i na'liye anat. nalınsı kas. adale-i rahmiyye anat. dölyatağı kası. adale-i sadriyye anat. göğüs kası. adale-i savtiyye anat. ses kası, fr. muscle vocal. adale-i seddâdiyye anat. tıkayıcı kas, fr. muscle obturateur. adale-i tev'emiyye-i sâkıyye anat. baldır ikizkası, fr. muscle gastrocnemien. adale-i zât-ür-rüûs-i selâse anat. üç başlı kas. adâlet (a.i.) 1. hakka riâyetkârlık, hak tanırlık, haklılık, doğruluk, (bkz: adl, dâd). 2. kadın adı. adâlet emri tar. ahâliye zulüm ve taaddî edilmemesi hakkında sadrâzam tarafından vâlîlere yazılan emir. adâlet-kâr (a.f.b.s.) âdil, adaletli, (bkz: adâlet-penâh). adâlet-kârâne (a.f.zf.) adâletlicesine. adâlet-kârî (a.f.i.) âdillik. adâlet-penâh (a.f.b.s.) adaletli, (bkz: adâlet-kâr). adalî (a.s.) adaleli, sinirli ete mensup, kaslarla ilgili. adall (a.s. dalâl'den) 1. doğru yoldan pek uzak olan, çok sapıtmış bulunan, çok fena yol tutmuş olan. 2. pek çok hatâda bulunan. adâmet (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. adarr (a.s.) en zararlı, (bkz: azarr). adarr-ı müskirât içkilerin en zararlısı. a'dâs (a.i. ades'in c.) mercimekler. âdât (a.i. âdet'in c.) âdetler, görenekler, usuller, tabiatlar, alışkanlıklar. âdât-ı medeniyyet medeniyet âdetleri, usulleri.

âdât ü ahlâk sosy. töre, fr. moeurs. adâvet (a.i.) düşmanlık, yağılık.(bkz: buğz). add (a.i.) 1. sayma, sayılma. 2. itibâr etme, edilme. add etmek 1) saymak; 2) itibâr etmek. âde (a.i.) âdet kelimesinin Arap kaidesine göre yapılan mürekkep kelimelerdeki şekli fevk-al-âde; alel-âde.. gibi. addâr (a.i.) denizci, gemici taifesi. aded (a.i.c. a'dâd) sayı. aded-i âsam mat. -oransal sayı, fr. nombre rationnel. aded-i aslî mat. asıl sayılar, aded-i âşârî mat. ondalık sayılar. aded-i ferd mat. tek sayı. aded-i gayr-i muntak mat. -Grandisi sayı,fr. nombre irrationnel. aded-i hakikî mat. gerçek sayı. aded-i kesrî mat. kesir sayılan. aded-i menfî mat. negatif sayı. aded-i mevhûm mat. -sanal sayı. aded-i muntak mat. rasyonel sayı. aded-i müretteb sosy. tamsayı. aded-i müsbet mat. pozitif sayı. aded-i rütbî mat. sıra sayılan. aded-i rüûs fer. şahısların adedi, [bir kimse vefat edip yalnız üç kızı kalsa mes'elenin mahreci aded-i rüûsuna göre "üç" olur.] aded-i silsile-i ale-l-vilâ mat. aritmetik dizi. aded-i tâmm mat. tamsayı. aded-i tevziî mat. üleştirme sayıları. adeden (a.zf.) sayı bakımından, sayıca. adedî, adediyye (a.s.) adede mensup, adetle ilgili. adediyyât (a.i. adedî'nin c.) 1. adetle ilgili şeyler. 2. fık. sayılan şeyler. adediyyât-ı mütefâvite huk. fertleri arasında pahaca fark bulunan ve sayılabilen şeyler. [karpuz ve kavun gibi]. adediyyât-ı mütekaribe huk. fertleri arasında pahaca fark olmayan ve sayılabilen şeyler [yumurta ve ceviz gibi]. a'del (a.s. âdil'den) (daha, pek, en) adaletli, çok doğru. a'del-ül-âdilîn (âdillerin en adaletlisi) Allah. Âdem (a.h.i.) 1. dünyâdan ilk yaratılan adam. 2. ilk peygamber, (bkz: ebü-l-beşer). 3. (f.c. âdemân) adem (a.i.) yokluk, bulunmama. adem-i basîret basiretsizlik, görüşsüzlük. adem-i dikkat dikkatsizlik. adem-i emniyet güvensizlik. adem-i ifâ yerine getirememe, yapamama. adem-i ihtimâl olamamazlık. adem-i iktidâr 1) güçsüzlük, gücü yetmezlik. 2) intiazsızlıktan doğan bir hastalık, fr.impuissance. adem-i imkân imkânsızlık, olamazlık. adem-imtizâc birleşmezlik, geçimsizlik, geçinemezlik, bağdaşmazlık. adem-i inkıtâ kesilmezlik. adem-i inzibât yasavsızlık. adem-i irtibât mant. ayrıklık, fr. disjonction adem-i istikrâr bir halde durmazlık. adem-i istimâ' huk.dâvanın dinlenmemesi. adem-i iştihâ iştahsızlık. adem-i itâat itaatsizlik. adem-i ihtilâf anlaşmazlık, uyuşmazlık. adem-i i'timâd güvensizlik. adem-i kabûl kabul etmeme. adem-i kifâyet yetmezlik. adem-i levn biy. akçınlık, fr. albinisme. adem-i lüzûm gereksizlik.

adem-i merkeziyyet bir merkezden değil her teşekkülün kendi kendini idare etmesi. adem-i mes'ûliyyet mesuliyetsizlik, sorumsuzluk. adem-i mevcûdiyyet yokluk. adem-i mutâbakat uymazlık, uyuşmazlık. adem-i muvâfakat razı olmayış. adem-i muvaffakiyyet muvaffakiyetsizlik,başarısızlık. adem-i müdâhale karışmamazlık. adem-i müsâade müsâadesizlik, izinsizlik;darlık. adem-i müsâvât -eşitsizlik. adem-i nezâfet pislik, kirlilik. adem-i riâyet riayetsizlik, saygısızlık. adem-i salâhiyyet -yetkisizlik. adem-i sebât sebat etmeyiş, çabuk bıkıp usanma, direnmezlik. adem-i tâbiiyyet sosy. -bağımsızlık. adem-i ta'kip huk. -kovuşturmazlık. adem-i tecâvüz saldırmazlık. adem-i te'diye ödememe. adem-i tenâzur kim. -bakışımsızlık, simetrisizlik. adem-i temyîz-ül-elvân astr. renk indisi,fr. indice de couleur. adem-i teslîm eko. bir evrakın, bir vesikanın verilmesi icâbeden kimseye veya yere verilmemiş olması. adem-âbâd (a.f.b.i.) yokluk diyârı, ölüm. âdemân (a.i. âdem'in c.) âdemler,adamlar. âdem-hâr (a.f.b.s.) insan yiyici. âdemî (a.f.s.c. âdemiyân) âdemoğlu. ademî, ademiyye (a.s.) ademle, yoklukla ilgisi olan, ölüm hakkında. âdemiyân (a.f.i. âdemî'nin c.) âdemoğulları, insanlar, adamlar. âdemiyâne (a.f.zf.) adamca, erkekçe, cesurca âdemiyyet (a.i.) 1. adamlık, insanlık.2. adamlık, namuslu adama yakışır hal. âdem-küş (a.f.b.s.) adam öldüren. âdem-pîrâ (a.f.b.s.) olgun, bilgili adam. âder (a.s.) kasığı çıkık [adam]. âder (f.i.) ateş. (bkz: âzer). ades (a.i.c. a'dâs) mercimek [hububattan]. adese (a.i.c. adesât) 1. mercimek. 2. mercek. 3. dürbün. adese-i ayniyye fiz. gözleme merceği, fr. oculaire.gözlük vesaire yapmaya yarayan mercimek biçimindeki cam. adese-i mer'iyye fiz. nesne, cisim merceği, fr. objectif. adese-i mütekarib fiz. -yakınsak mercek, fr. lentille convergente. adesî (a.s.) ades'e, mercimeğe benzeyen nesne. âdet (a.i.c. âdât) görenek, usul, tabîat, alışkanlık. âdet-i ağnâm koyun ve keçiden alınan resim. âdet-i gulâmiyye işlerin görülmesi için kullanılan adamların masrafları karşılığı olarak alınan resim. âdet-ullâh Tanrı töresi. âdetâ (a.zf.) bayağı, basbayağı, enikonu. âdeten (a.zf.) âdet olarak, görenek suretiyle. adevân, adv (a.i.) hızla koşma. adgâs (a.i. dags'ın c.) rüya teşevvüşâtı, karışıklıkları, adgâs ü ahlâm karışık rüyalar tarzında kullanılır adhâ (a.i.c.) kurbanlar, îd-i adhâ Kurban bayramı. adham (a.s.) iri yapılı [adam]. âdî (a.s.) 1. bayağı, aşağı, değersiz. 2. âdet olan. adîd, adîde (a.s.) çok, bir çok. emsâl-i adîde bir çok benzerler. adîd (a.i.) 1. bir ısmmlık şey, lokma, (bkz: adûd). 2. ısırma. 3. arkadaş. 4. hasım.

âdil, âdile (a.s. adl'den) 1. doğruluk gösteren. 2. doğru, (bkz: dâdgüster). Şâhid-i âdil adaletli, doğru şahit, tanık. Âdil-şâhî g.s. güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi [tezhip, hat, minyatür v.b. için]. Hükûmet-i âdile her işinde adalet, doğruluk bulunan hükümet. 3. i. [birincisi] erkek, [ikincisi] kadın adı. adîl (a.s. adl'den) eşit, eş, müsâvî. âdil-âne (a.f.zf.) adaletliye yakışır bir şekilde, doğrulukla. âdilî (a.f.i.) adalet, doğruluk. adîm (a.s. adem'den) yok olan. adîm-ül-imkân imkânsız, olamaz. adîm ü heder (eylemek) yok etmek, ziyan etmek. adîmet-ül-cenâh zool. Yeni Zelanda'da yaşamakta olan bir kuş, apteriks. adîmet-ül-ercül zool. ayaksızlar, fr. apodes. adîmet-üt-tüveyc bot. -taçsızlar, fr. apetales. adîm-ün-nazîr (a.b.s.) eşi olmayan, eşsiz. âdîne (a.i.) cuma günü. âdîş (f.i.) ateş. âdiyât (a.i. âdiye'nin c.) her zaman olagelen, alışılmış şeyler. âdiyât-ı umûr günlük, ufaktefek, değersiz işler. âdiyen 1. bayağı, basbayağı. 2. her zamanki gibi. âdiyye (a.s.) îtiyat edilmiş, alışılmış. Eyyâm-ı âdiyye (alışılmış günler) tatil veya bayram günlerinin dışında kalan günler. Ma-hâkim-i âdiyye ceza mahkemelerinin dışında kalan mahkemeler. âdiyyet (a.i.) adîlik, aşağılık, bayağılık. adl (a.i.) doğruluk, (bkz: adâlet, dâd) . adlâ' (a.i. dıl'ın c.) 1. kaburgalar. 2. mat. geometrik şekillerin kenarları. Zü-l-erbaati-l-adlâ' dörtgen. Zü-l-kesîri-l-adlâ' poligon, çokgen. Müselles-i-mütesâvi-l-adlâ eşkenar üçgen. 3. [Arapçada] sayı kökleri. adlî (a.s.) 1. adalete mensup, adaletle ilgili. Hâtâ-yi adlî adalet yanlışı, yanlış hüküm. 2. II. Mahmud'un lâkabı.[şiirlerinde kullandığı Adlî mahlası münâsebetiyle]. Adlî (a.i.) H. Sultan Bayezid'in şiirdeki mahlası. adliyye (a.i.). mahkeme yargılama işleriyle uğraşan dâire. Adl-penâh (a.f.b.i.) adaletin barındığı yer, adalete sığınan kimse. adn (a.i.) 1. ikametgâh. 2. cennet, (bkz: firdevs). adrâs (a.i. dırs'ın c.) dişler, bilhassa arka dişler âdrahş (f.i.) 1. şimşek. 2. yıldırım.3. gök gürültüsü, (bkz azrahş). âdreng (f.i.) mihnet, sıkıntı, keder. adû (a.i.c. a'dâ') düşman, yağı. (bkz: adüvv). adud (a.i.c. a'dâd) 1. kol, pazı. 2. s. yardımcı, arka. adud-ud-devle devlet adamlarından bâzılarının lâkabı. adûd (a.i.) 1. ısırımlık, bir lokma, (bkz: adîd). 2. s. acıklı, ıztırap verici [hal]. 3. s. zâlim. adudî, adudiyye (a.s.) kol, pazı kemiği ile ilgili. adüvv (a.i.c. edâdî) düşman, yağı, hasım. adüvv-i cân can düşmanı, (bkz: adû). âdyende (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], gökkuşağı, (bkz: âfendâk, kavs-i kuzah). afaf , afâfet (a.i.) 1. afiflik, temizlik, temiz olma. 2. fenalıktan, günâh işlemeden kaçınma. afâif (a.i. afîfe'nin c.) iffet sahibi, namuslu, şerefli kadınlar. afâk (a.i. ufk'un c.) ufuklar, gök kenarları, gökle yerin birleşir gibi göründüğü yerler. meç. görüş ve dönüş sınırlan, [zıddı: enfüs]. âfâk-ı rûh ruhun ufukları. âfâk-gîr (a.f.b.s.) ufukları tutmuş, dünyâya, her tarafa yayılmış.

âfâkî (a.s.c. âfâkıyyât) 1. havaî, dereden tepeden söz. 2. objektif, nesnel. 3. Mekke'ye yalnız hac için giden veya Mekke'den ayrılan kimse, yabancı. afa-llâhü anh (a.cü.) Allah onu affetsin! afâret (a.i.) şeytanî, kötü, ifritçe niyet. afârît (a.i. ifrît'in c.) şeytanlar; kurnazlar. âfât (a.i. âfet'in c.) belâlar, musibetler. âfât-ı semâviyye semâ âfetleri. afen (a.i.) çürüme. âfend (f.i.) kavga, dövüş, savaş ["âfendîden" masdanndan]. âfendâk (f.i.) eleğimsağma [alâim-i semâ], al-yeşil kuşak, (bkz: âdyende, kavs-i kuzah). a'fer (a.s.) pek ak. (bkz: ebyaz). âferîde (f.s.c. âferîdegân) yaratılmış, mahlûk, yaratık. âferîde-gâr, âferîd-gâr (f.b.s.i.) yaratan, yaratıcı, Tanrı. âferîde-gârî , âferîd-gârî (f.b.i.) Tanrılık. âferîn (f.i.) beğenme, alkış, yaşa, varol, bravo. -âferîn (f.s.) yaratan, yaratıcı, [yaratmak mânâsına gelen Farsça âferîden masdarından] âferînende (f.b.s.) 1. yaratıcı. 2. yaratan. âferîn-hân (f.b.s.) "âferin" diyen, (bkz: şâbâş-hân, tahsîn-hân). âferîniş (f.i.) 1. yaratma. 2. yaratılış ve bütün mahlûklar. a'fet (a.s.) 1. solak. 2. pek akılsız [adam]. 3. en güç şey. âfet (a.i.c. âfât) 1. büyük felâket, belâ, (bkz: adûd2). 2. mec. çok güzel insan. âfet-i âb (su âfeti) su kızı, deniz kızı. âfet-i cân 1) canın belâsı, can belâsı; 2) güzel, dilber. âfet-i cân-ı cihân cihanın canının belâsı. âfet-i devrân âşıkların güzeller için kullandıkları bir tâbir. âfet-nümûn (f.b.s.) felâket, belâ gösteren. âfet-resân (a.b.s.) belâ getiren, musibet eriştiren. âfet-zede (a.f.b.s.) musibet görmüş, belâya uğramış, mahvolmuş. âfetzede-gân (a.f. âfet-zede'nin c.) belâya uğramışlar, mahvolmuşlar. aff (a.i.) iffet, namus. aff (a.s.) iffetli [kadın].[müen. "affe"]. aff-ı husûsî huk. küçük bağış. aff-ı umûmî huk. büyük bağış. âfî (a.s.) 1. silen. 2. silinmiş. 3. affeden, bağışlayan, (bkz: âmürz, âmürzâ). 4. affedilmiş, bağışlanmış. S. yalvaran [müen. "afiye"]. afîf (a.s.) iffetli, namuslu, temiz, [müen. "afife"]. afîf-âne (a.f.zf.) temiz olarak, temizce, tertemiz. âfik (a.s.) yalancı. afîk (a.s.) çok aptal. âfil (a.s. ufûl'den) 1. ufûl eden, gurûb eden, batan [Güneş, yıldız], (bkz: garib). 2. görünmez olan, kaybolan. afir (a.s.) çok kötü niyetli. âfiyet (a.i.) 1. sağlık, esenlik. 2. Baş-yazarı Avanzâde M. Süleyman olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık tıp ve sağlık gazetesi. iâde-i âfiyet hastalığı geçirme, (bkz: selâmet, sıhhat). âfrâze (f.i.) 1. aydınlık, ışık. 2. mum veya kandil fitili, (bkz: âfrûze). âfrûşe (f.i.) un helvası, (bkz: efrûşe). âfrûze (f.i.). (bkz. âfrâze). afs (a.i.) 1. mazı denilen tane. 2. s. kekre. âf-tâb (f.b.i.) 1. Güneş, (bkz: Hurşîd, Mihr, Şems). 2. Güneşin ışığı. 3. s. güzel [kadın]. 4. güzel yüz. (bkz: mâh-cemâl). 5. şarap. Âftâb-ı Kureyşî Peygamber efendimiz. âftâb-ı mağribî kılıç. âf-tâbe (f.i.) 1. su kabı. (bkz: âftâve). 2. Güneş biçiminde yapılan

mücevher, (bkz: âb-tâbe2). âftâb-gerdan (f.b.i.) 1. Güneşten korunmak için giyilen başlık. 2. avcı kulübesi. âftâb-gerdek (f.b.i.) 1. ayçiçeği. 2. zool. kaya keleri. âftâb-gerdiş (f.b.i.) 1. yer yüzü. 2. s. dâima Güneş gören yer. 3. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-perest4). âftâb-gîr (f.b.i.) 1. şemsiye. 2. güneşli yer. âftâbî l- tente, güneşlik, şemsiye. 2. s. Güneşe ait. âftâb-iştihâr (f.a.b.s.) büyük ve pek meşhur adam. âftâb-perest (f.b.s.) 1. Güneşe tapan. 2. i. nilüfer çiçeği. 3. i. ayçiçeği. 4. i. zool. kaya keleri, (bkz: âftâb-gerdiş). âftâb-rû[y] (f.b.s.) 1. Güneş yüzlü, yüzü Güneş gibi parlak. 2. sevimli, dilber. 3. Güneşe karşı olan [yer]. âftâb-ruh (f.b.s.) Güneş yanaklı [güzel]. âftâb-süvâr (f.b.s.) sabahlan erken kalkan, gün doğmadan uyanmak âdetinde bulunan [kimse]. âftâve (f.i.) su kabı. (bkz: âftâbe). âfûr (a.i.) belâ kasırgası. afüvv (a.s.) merhametli, dâima affeden, suç bağışlayan [Allah]. afv (a.i.) 1. suçunu bağışlama. 2. özür dileme. 3. birini vazifesinden uzaklaştırma. afv an-il-cerâha huk. bir kimsenin kendisini "kısas" veya "diyet"i gerektiren bir şekilde yaralayan şahsa karşı mâlik olduğu "kısas" veya "diyet" veya "hükûmet-i adil" hakkından vazgeçmesi. afv an-il-cinâye huk. kendisine karşı kısası ve diyeti gerektiren bir cinayet işlenilen kimsenin veya bu hususta velîsinin kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. afv an-il-kat' huk. bir uzvu kesilmiş olan kimsenin bu sebeple mâlik olduğu kısas veya diyet hakkından vazgeçmesi. afv an-il-kısas huk. kendisine karşı cinayet işlenen kimsenin veya bu husustaki velîsinin kısas hakkından vazgeçmesi. afv an-il-şecce huk. baş veya yüz yaran suçlu üzerine lâzım gelen kısas veya diyet veya hükûmet-i adil hakkından başı yanlan kimsenin vazgeçmesi. âgâh, âgeh (f.s.c. âgâhân) 1. bilgili, haberli, uyanık. 2. [birincisi] erkek adı. âgâh-ân (f.s. agâh'in c.) âlimler, bilgililer, bilginler. âgâhî, âgehî (f-i.) âgâhlık, haberli ve uyanık olma. âgal ("ga" uzun okunur, f.i.) 1. darıltma, kışkırtma. 2. ağıl. 3. an kovanı. 4. çiğnemeden yutma. âgaliş ("ga" uzun okunur, f.i.) kışkırtma, saldırmağa kışkırtma. âgande (f.s.) 1. yastık, minder, sucuk gibi zorla doldurulmuş şey. (bkz: âgen, âge-ne). 2. bir nevi zehirli böcek. âganî ("ga" uzun okunur, ugniyye'nin c.), (bkz. eganî). agarr (a.s. gurre'den) 1. kendini çok beğenmiş. 2. beyaz. 3. alnında beyaz beneği, akıtması olan [at]. 4. asîl, âlîcenap. 5. çok sıcak [gün]. agarr-ül-eyyâm en sıcak gün. âgaşte (f.s.) 1. bulaşmış. 2. i. başlangıç. agavât (Türkçe ağa'nın Arap. c.) ağalar. agayân (Türkçe ağa'nın Fars. c.) ağalar. âgaz ("ga" uzun okunur, f.i.) başlama. âgaz-ı zenbûr muz. (bkz: âvâz-ı zenbûr). âgaze ("ga" uzun okunur, f.i.) müzik başlangıcı, çalgıcılann ve okuyuculann ahenk başlangıcı. âgaze-i Kâbilî muz. adına anonim bir kan-temir ekinde (XVIII. yy.) rastlanan makam. âgaz-gâh ("ga" uzun okunur, f.b. i.) başlama yeri veya zamanı; menşe'. agbâ (a.s.) 1. daha veya en koyu. 2. daha veya en küt. agber (a.s.) çok tozlu.

agbes (a.s.) kül rengi. agbiyâ (a.s. gabî'nin c.) ahmaklar, kalın kafalılar. agdiye (a.i. gadâ ve gıdâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agziye). âgen (f.i.). (bkz: âgande1) âgene (f.s.) dolmuş, doldurulmuş. âgende (f.s.) doldurulmuş, dolu, tıkalı, (bkz: âgîn). âgende-gûş (f.b.s.) kulağı dolu, söz dinlemez, hayırsız, sefil. âgeste , âgeşte (f.s.) 1. ıslanmış, ıslak. 2. bulaşmış, yoğurulmuş. agfer (a.s.) affeden, mağfiret gösteren. agfer-ül-gafirîn affedenlerden en çok affeden, Tanrı. agırrâ (a.s. garîr'in c.) tecrübesizler, safdiller; acemiler. âgıye (a.i.) içine su biriken çukur. ["agıyye" şeklinde de kullanılabilir]. âgîl (f.i.). (bkz. âgul). âgîn (f.s.) dolu, doldurulmuş, (bkz: âgende). -âgîn (f.s.) 1. "dolmuş" mânasına olarak kelimeleri sıfatlandıran bir ek Vahşet-âgîn vahşetle dolu. 2. şişman, tavlı. âgiste (f.s.) sıkı sıkı bağlanmış, düğümlenmiş. âgîş (f.s.) 1. ilişik, sarkık, yapışık. 2. uzatılmış. aglâk (a.i. galak'ın c.) 1. kilitler. 2. kapalı anlaşılmaz şeyler. aglâl (a.i. galel'in c.) ağaçlar arasından akan sular. aglâl (a.i. gull'ün c.) 1. boyuna geçirilen zincirler. 2. prangalar. 3. kelepçeler. ağlât (a.i. galat'ın c.) hatâlar, yanlışlar, (bkz: galatât). agleb (a.s. galib'den) (daha, pek, çok) kuvvetli, en çok galip. agleb-i ihtimâl büyük bir ihtimâl. aglef (a.s.) 1. sandıkta kapalı. 2. sün-netsiz. 3. meç. katılaşmış, duygusuz [kalb]. aglez (a.s. galîz'den) (daha, pek, çok) kaba ve galîz. aglime (a.i. gulâm'ın c.) oğlanlar. agmâd (a.i. gımd'ın c.) kılıç ve bıçak kını. agmâd-ı süyûf kılıçların kınları. agmâr (a.s. gamr'ın c.) 1. büyük, ulu kişiler. 2. seller. 3. (gumr'ın c.) câhil, bilgisiz ve bön kimseler. agmâz (a.i. gamz'ın c.) göz yummalar, göz kırpmalar. agnâ (a.s. ganî'den) (daha, pek, çok) ganî, en zengin. Ağnâm (a.i. ganem'in c.) koyunlar. ağniyâ (a.s. ganî'nin c.) zenginler. agniye (a.i. gınâ'ın c.) şarkılar, türküler. agrâ (a.s.) çok sevimli, çok yakışıklı. agrâr (a.s. gırr'ın c.) tecrübesizler, aptallar. agrâs (a.i. gars'ın c.) dikilmiş ağaçlar, fidanlar. agrâz (a.i. garez'in c.) maksatlar, niyetler. agrâz-ı hükûmet hükümetin niyetleri, maksatları. agrâz-ı nefsâniyye nefse ait maksatlar. agrâz-ı şahsiyye-i keyfiyye keyfe bağlı şahsî maksatlar. agreb (a.s. garîb'den) en garîb, pek tuhaf. agreb-ül-garâib şaşılacak şeylerin en garibi. agribe (a.i. gurâb'ın c.) kargalar. agsân (a.i. gusn'un c.) dallar, budaklar. agsem (a.i.) beyazı siyahından çok olan saç, kıl. agser (a.i.) 1. boz ve esmer renkli, çok tüylü aba, kilim. 2. kurbağa yosunu. 3. karabatak kuşu. 4. s. aşağılık [adam]. agşâ (a.s.) 1. pek baygın [adam]. 2. vücudu kara, yüzü beyaz [hayvan]. agşiye (a.i.gışâ'mn c.) perdeler, örtüler, zarlar, deriler. agtaş (a.s.) 1. karanlık. 2. zayıf gözlü. agtiye (a.i. gıtâ'nın c.) perdeler, örtüler. âgul ("gu" uzun okunur, f.i.) göz ucuyla bakma [ hiddetlenerek],

(bkz: ağıl). âgûn (f.s.) 1. baş aşağı; ters. 2. u-ğursuz. âgunde (f.s.) atılmış, hallaç elinden çıkmış pamuk yığını veya yumağı. âgûr (f.i.) 1. tuğla. 2. kerpiç. 3. kiremit. âguş ("gu" uzun okunur, f.i.) kucak. âguş-i leyl-i târîk karanlık gecenin kucağı. âguş-i terbiye terbiye kucağı. âguşte (f.s.) bulaştırılmış, kirletilmiş.(bkz: âgaşte). âgüs (f.i.) taşçıların kullandığı demir kalem agvâ (a.s.) dalâlete en çok sapan, (bkz adall). agvâl (a.i. gul'ün c.) güller, korkunç hayaletler, hortlaklar. agvâr (a.i. gar'ın c.) mağaralar. agvâs (a.i. gavs'in c.) yardım istemekiçin bağırmalar, yardımlar ["yardımcı" manâsıyla "evliya-u-llah" hakkında kullanılır], (bkz: aktâb). agvât (a.i. gait'in c.) 1. çukurlar. 2.aptesâneler. 3. pislikler. agyâr (a.i. gayr'in c.) gaynlar, başkalar, yabancılar. agyâz (a.i. gayze'nin c.) ağaçlıklar, meşelikler agyed (a.s.) 1. esner vücutlu. 2. uykucu, tenbel agyer (a.s. gayret'den) (daha, pek, çok) gayretli [adam]. agzâ' (a.i. gazâ'nın c.) düşmanla savaşmalar. agzeb (a.s.) pek gazaplı, öfkeli [adam]. agzef (a.s.) uzun ve sarkık kulaklı[hayvan] agzel (a.s.) 1. pek âşı.kane. Agzel-i eş'âr şiirlerin en âşıkanesi. 2. i. en şiddetli sıtma. agziye (a.i. gızâ'nın c.) yenip içilecek şeyler, (bkz: agdiye). âh (f.n.) aferin, bravo! mânâsına kullanılır. âh (müşterek) ah, yazık. ah, ahâ (a.i.) 1. kardeş, 2. dost.(bkz: ahu). ah li-ümm baba ayrı, ana bir kardeş. ahabb (a.s.) (daha, pek, çok, en) sevilen. ahâbir (a.i. ahbâr'ın c.) hikâyeler, rivayetler. ahâbiş (a.i. Habeş'in c.) Habeşliler. ahad (a. s. c. âhâd) 1. bir (sayı]. 2. i.kişi, kimse. âhâd-i nâs (bkz: avâm). ahad-ül-ahadeyn emsalsiz, eşsiz âhâd (a.s. ahad'ın c.) birler, birden dokuza kadar olan sayılar. ahadd (a.s. hadd'den) (daha, pek, çok) keskin ahâdîd (a.i. uhdûd'un c.) sopa ve kamçı gibi şeylerin vücutta bıraktığı izler. ahâdîs (a.i. hadîs'in c.). (bkz. ehâdîs). ahâdiyyet (a.i.) birlik, husûsiyle Allah'ın vahdaniyeti (bir olması). ahadü-hüma (a.b.zf.) ikiden biri. ahaff a.s.) (daha, pek, çok) hafif, düşüncesiz. ahâil (a.s.c.) iri yapılı ve kibirli kimseler. ahakk (a.s.) (daha, pek, çok) salâhiyet, yetki verilmiş olan. âhâl (f.i.) çerçöp, bir şeye yaramayıp atılacak nesne, (bkz: âkal). ahâlî (a.i. ehl'in c.) 1. halk. 2. Başyazarı Mehmet Behzat olan ve Sofya'da günaşırı yayımlanan bir gazete. 3. başyazarı Agâh Sırrı Levend olan ve İzmir'de yayımlanmış günlük bir gazete. ahâlî-yi asliyye asıl sahipler, otokton (yerli) halk. âhâr (f.i.) 1. hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. 2. kahvaltı. 3. bir nevi çelik. aharr (a.s.) (daha, en, pek) sıcak. ahâsîf 1 a.i.c.) toprağı yumuşak, taşsız, kumlu yerler. ahâsin (a.s. ahsen'in c.) (bkz: ehâsin). ahass (a.s. hâss'dan) 1. daha, en, çok) husûsî, *özel. 2. z f. başlıca. 3. s. yakın. ahavât (a.i. uht'un c.) 1. kızkardeşler. 2. kadın arkadaşlar. 3. benzer

şeyler. ahaveyn (a.i.c.) iki kardeş, [islâm â-limlerinden Urfa'h vaiz Mahmut Kâmil Efendi'nin babası Mustafa Kâmil Efendi ile amcası Urfa'lı Ayn-i vahit Mehmet Efendi]. ahazz (a.s.) (daha, en veya çok) bahtiyar, mesut, mutlu. ahbâ (a.i. haba'nın c.) saray adanılan. ahbâb (a.i. habîb'in c.) dost, bildik, tanıdık, (bkz: âşinâ). ahbâr (a.i. haber'in c.) 1. haber, ortada dönen 'söylentiler. 2. (hibr'in c.) Yahudi bilginleri, hahamları. 3. meserretler; iyilikler. 4. yazı mürekkepleri. ahbârî (a.s.) rivâyetçi. ahbâs (a.i. habs'in c.) 1. su bentleri. 2. su bentleriyle meydana getirilen havuzlar. 3. hapisler, zindanlar. 4. gayr-i meşrut vakıf hâlinde bulunan topraklar veya binalar. ahbâz (a.i. hubz'un c.) ekmekler. ahbel (a.i.) böğrülce tanesi. ahbel (a.s.) divâne, deli, kaçık. ahben (a.s.) istiskaya uğrayan, karnına su dolan kimse. ahbes (a.s.) (daha, pek, çok, en) mundar, yaramaz. ahbeseyn (a.i. ahbes'in dualis obligu-us'u) en mundar şeylerden ikisi (= bok ile sidik). ahbeş (a.i.) Habeş, Habeşî. ahbiye (a.i. hıbâ'nın c.) kıldan yapılan göçebe çadırları. ahcâl (a.i. hacl'in c.) 1. topuklar. 2. zincirler. ahcâr (a.i. hacer'in c.) taşlar. ahcâr-ı dalle coğr. sapkın, uzaklara sürüklenmiş kaya, fr. bloc erratique. ahcen (a.s.) kıvırcık, [saç hakkında]. ahceste (f.i.) 'kapı eşiği, (bkz: âstân, atebe). ahd (a.i.c. uhûd) 1. söz verme. 2. and, yemin. 3. devir, zaman, gün. (bkz: ahid). Ahd-i atîk isa'dan önceki Yahudi peygamberlerin kitapları Tevrat, Zebur, Mezâmir v.b.]. ahd-i cedîd isa'nın kitabı, inciller ve ekleri. ahd-i karîb yakın zaman, evvelki zaman. ahd ü peymân yemin, and. ahda' (a.s.) (daha, en veya pek) halîm, alçak gönüllü, itaatli. ahda (a.s.) 1. en hud'acı, çok aldatıcı. 2. i. insanın ensesine yakın iki damar. ahdâk (a.i. hadeka'nın c.) göz bebekleri. ahdân (a.i. hadin ve hadîn'in c.) dostlar, yoldaşlar, yaşdaşlar. ahdar (a.s.) pek yeşil, yemyeşil, (bkz: ahzar, sebz). ahdâs (a.i. hades'in c.) 1. yeni hâdiseler. 2. fena şeyler, dertler, musibetler. 3. talihin değişmeleri. 4. s. gençler. ahdeb (a.s.) kambur. ahdeb (a.s.) kimsenin rey ve düşüncesini beğenmeyen, uzun boylu ahmak [adam]. ahdebiyyet (a.i.) kamburluk. ahder (a.s.) şaşı adam. ahder (f.i.) kardeş çocuğu, yeğen. ahderiyy (a.i.) yaban eşeği. ahdî (a.s.) sözleşme, anlaşma ile ilgili. ahd-nâme (a.f.b.i.) (bkz: ahid-nâme). âhek (f.i.) kireç. âhek-i siyâh rutubete dayanıklı bir çeşit çimento. âhek-i tefte sönmemiş kireç. âhen (f.i.) 1. demir. 2. zincir. 3. kılıç. 4. s. sert, katı. âhen-i cüft, âhen-i gâv saban demiri. âhen-âşiyân (f.b.i.) dikiş yüksüğü. âhenbe (f.i.) çulhaların dokuyacakları bezin iki yanına koydukları demirli ağaç. [bezin buruşukluğunu açtığı için buna "çînber"

de denilir]. âhen-câme (f.b.i.) sandıklara vurulan demir çember. âhen-cân (f.b.s.) demir canlı, sabırlı, dayanıklı, katı yürekli. âhen-dest (f.b.s.) demir elli, eli demir gibi olan. âhen-destâne (b.zf.) demir elli olanlara yakışırcasına. âhen-dil (f.b.s.) 1. demir yürekli, kahraman. 2. merhametsiz, (bkz: âhenîn-dil). âhene (f.i.) demir halka. âheng (f.i.) 1. uygunluk, düzen. 2.çalıp çağırıp eğlenme, cümbüş etme. âheng-i esvât leng. kelimelerde kalınlıkla incelik ve yuvarlaklıkla düzlük bakımından vokallerin birbirleriyle uyuşması, ("karınca; örümcek" gibi). âheng-i ezelî fels. "öncel düzen, fr. har-nıonie preetablie. âheng-i savâit gr. sesli, uyumu. âheng-i selâset ed. akıcılık, ses kakışması bulunmayan güzel yazılardaki tatlı ses. âheng-i taklîdî leng. taşıdığı mânâyı teşekkül ettiği seslerle de telkin eden kelimelerden meydana gelen söz tertibi, ("tir tir titremek" gibi). âheng-i tarab muz. Ferâizcizâde ibrahim Vefa'nın (XIX. yy.) adlandırdığı makam. âheng-i tasîrî ed. anlatılanları -kelimelerin yapılışından, cümlelerin uzayıp kısalmasından, bazı sözlerin seslerinden yararlanarakcanlandırma özelliği. [Meselâ "Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi; döverdi sahili binlerce dalgalar asabî" .. gibi]. âheng-dâr (f.b.s.) ahenkli, uygun,düzenli. âhen-ger (f.b.i.) demirci. âhenger-i gayret gayret demircisi. âhengerî (f.b.i.) demircilik. âhen-hâ[y] (f.b.s.) demir çiğneyen, gemi azıya alan, sert başlı, dikbaşlı, [at]. âhenî, âhenîn (f.s.) 1. demirden. 2. demir gibi pek sağlam. âhenîn-ciger (f.b.s.) cesur, dayanıklı. âhenîn-dil (f.b.s.) demir yürekli, kahraman, merhametsiz. (bkz.âhendil). âhenîn-reg (f.b.s.) (bkz: âhen-reg) âhen-keş (f.b.s.) demir çeken, mıknatıs. (bkz. âhen-rübâ). âhen-pûş (f.b.s.) demirler giymiş, demir kuşamış, zırh giymiş. âhen-reg (f.b.s.) damarı demir veya demir damarlı, sağlam, dayanıklı, kuvvetli [at]. (bkz. âhenîn-reg) âhen-rübâ (f.b.s.) mıknatıs. (bkz: âhen-keş). âhen-sâ, âhen-sây (f.b.i.) eğe, törpü, bileği taşı. âher (a.s.) başka, diğer, gayrı. âher-ün-nehr ast. Semânın güney yarımküresinde bulunan En-nehr burcunun en parlak yıldızı, Achernar. âheste (f.s.) yavaş, ağır, yavaş yavaş. âhestegî (f.i.) yavaşlık, acelesizlik. âheste-rev (f.b.s.) acelesiz, yavaş yavaş yürüyen. ahfâ (a.s. hafî‘den) (daha, pek, çok) hafî, en gizli. ahfâd (a.i. hafîd‘in c.). 1. oğul oğulları, torunlar. 2. yardımcılar, hizmetkarlar. ahfâs (a.i. hıfs‘ın c.) işkembeler, kırkbayırlar. ahfaz (a.s.) 1. alçak ve çukur [yer] 2. mec. alçak gönüllü kimse. ahfeş (a.s.) 1. küçük gözlü, zayıf bakışlı. 2. yalnız gece gören [kimse]. [ahfeş‘in lâkabında üç büyük Arap âlimi vadır: Abdülhamîd, Said bin Mes'ade, Ali bin Süleyman]. ahfiye (a.i. hıfâ‘nın c.) 1. gizli şeyler. 2. ağaç çiçeğinin tomurcuğunu örten dış kabuklar. ahger (f.i.) yanar kömür, ateş koru, kızıl ateş. ahger-i sûzân yakıcı kor. ahgül (f.i.) başak kılçığı, kılçık, sakal.

ahibbâ (a.i. habîb‘in c.) (bkz. ehibbâ). ahid (a.i.) (bkz. ahd.) ahid-nâme (a.f.b.i.) anlaşma şartlarını ve iki tarafın imzasını taşıyan kâğıt. ahid-şiken (a.f.b.s.) anlaşmayı bozan. ahîha (a.i.) bulamaç denilen yemek. âhîhte (f.s.) 1. sıyrılmış, çıkarılmış, [silah] 2. saldırılmış. ahillâ (a.s. halîl‘in c.) sâdık, hâlis, candan dostlar. (bkz. ahlâl). ahille (a.i. halîl‘in c.) çuvaldızlar, şişler. ahîr (a.s.) 1. en son, en sondaki. 2. huk. Başkasının nikâhında bulunan kimse ile cinsel ilişkide bulunan. âhir (a. zf.) nihayet, son olarak. âhir-kâr (a.f.zf.) işin sonunda, neticede. âhir-ül-emr en nihâyet, sonunda. âhir-bîn (a.f.b.s.) sonunu düşünen, gören, akıllı. âhire (a.s. âhir‘in müennesi). son. âhire (a.s. ve i.) 1. zânî ve zinâkâr. 2. kahpe. âhiren (a.zf.) sonradan. ahîren (a.zf.) en sonra, en son olarak, son zamanda, geçende, bu yakınlarda. âhiret (a.i.) öbür dünya, öteki dünya. (bkz. ahret). âhiretlik (a.t.i.) 1. ahretlik, evlatlığa alınan öksüz. 2. ahret kardeşi. (bkz. ahretlik.) âhirîn (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar. âhirûn (a.s. âhir‘in c.) sonrakiler, sonlar, en sonralar. (bkz. âhirîn, evâhir.) âhir-zamân (a.b.i.) (bu dünyanın) son gün(ü). ahissâ (a.s. hasîs‘in c.) pintiler, cimriler. âhiyâne (f.i.) 1. damak. 2. anat. Boğaz. 3. anat. Beyin kemiği, kıhıf. âhiyye (a.i.) 1. ucunu yere berkitip halkasına hayvan bağlanılan ip. 2. sürekli felaket, musibet. ahîz (a.i. ahz‘den). Esir, tutsak. âhiz (a.s. ahz‘den). Ahzeden, alan, alıcı. ahiz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz. ahz.) âhize (a.i. ahz‘den) alıcı âlet. ahkab ( kab uzun okunur. a.i. hukub ve hukb‘un c.). uzun zamanlar. ahkad ( kad uzun oknur. a.i. hukd‘un c.) kinler, garezler. ahkaf ("kaf" uzun okunur, a.i. hukfe'nin c.) kum tepeleri. ahkâm (a.i. hükm'ün c.) 1. emirler, hükümler, (bkz: ahid, ahidnâme). ahkâm-ı adâlet adalet hükümleri. ahkâm-ı adliyye 1) adalete ait, adaletle ilgili hükümler, emirler, tesirler; 2) adliye nezâretinin eski adı. ahkâm-ı âmire huk. emredici hukuk kuralları. ahkâm-ı asr asrın hükümleri. ahkâm-ı nâhiye huk. yasaklayıcı hukuk kuralları. ahkâm-ı nusret 1) zafer hükümleri. 2) kanunlar. 3) yıldızlardan ve başka görünenlerden çıkarılan mânâ. ahkâm-ı şahsiyye huk. şahsî statü, fr.statut personnel. ahkâm-ı şer'iyye huk. İslâm hukukundai'tikat, ibâdet, muamelât, nikâh ve cezalara aithükümler. ahkar (a.s. hakir'den) (daha, pek, en, çok) hakir olan. ahkem (a.s, hükm'den) en çok hükmeden; (daha, en veya çok) kuvvetli. ahkem-ül-hâkimîn hâkimlerin en kuvvetlisi, Cenâbıhak. ahker (a.i.) ateş koru. ahkûk (f.i.) ham zerdali. ahlâ (a.s. hulv'den) 1. (daha, en, pek) tatlı Şekere muhtaç olmamak, şekerden ahlâdır. 2. (daha, en, çok, pek) şirin. ahlâb (a.i.hılb'ın c.) tırnaklar, pençeler.

ahlâf (a.i. hılfın c.) müttefikler, birleşikler. ahlâf (a.i. halefin c.) birinin yerine geçenler gelecekler, halefler. ahlâk (a.i. hulk'un c.) 1. insanda bulunan ruhî ve zihnî haller. 2. iyilik etmek ve fenalıktan çekinmek için takibi lâzımgelen usul ve kaideleri öğreten ilim. ahlâk-ı fâzıla faziletli huylar, iyi ahlâk. ahlâk-ı hamîde övülecek huylar. ahlâk-ı hasene güzel huylar. ahlâk-ı umumiyye (bkz: âdâb-ı umumiyye). ahlâk-ı zemîme kötülenecek huylar, kötü ahlâkıyyât (a.i.c.) ahlâka ait olan bahisler ve mütâlâalar, ahlâk bilgisi, ahlâkıyyet (a.i.) 1. fels. törellik. 2. ahlâklılık. ahlâkıyyûn (a.s.c.) ahlâka dâir kitap yazan bilginler. ahlâl (a.i. hıll'in c.) samîmî dostlar, (bkz: ahillâ1). ahlâm (a.i. hulm'ün c.) 1. rüyalar, hülyalar, uykuda görülen şeyler, [hulm Arapçada akıl mânâsına da gelir]. 2. açık saçık rüyalar. 3. düşü azmalar. ahlas (a.s.) 1. en hulûskâr. 2. fazla hâlis ve temiz olan. ahlât (a.i. hılt'ın c.) 1. kansan şeyler. 2. insan vücudunda farzolunan dört unsur veya usare kan, salya, safra, dalak [ahlât-ı erbaa]. ahlât-ı fâside bozuk usareler. ahlât-ı mahmûde normal durumdaki usareler. ahlat (a.s.) (daha, en veya çok) karışık; karıştınlabilir, kanştınlmağa elverişli. ahlef (a.s.) solak [adam]. ahles (a.s.) sırtında kızıl yamalar bulunan siyah tüylü [koyun]. ahliyâ (a.s. hâlî'nin c.). boş [şeyler]. ahmâ (a.i. hamâ'nın c.) kayın biraderler. anmâ (a.s. hamiyyet'den) (daha, pek, çok, en) hamiyetli. ahmak (a.s.) pek akılsız, sersem, şaşkın. ahmak-âne (a.f.zf.) ahmak olana yakışacak surette, ahmakçasına. ahmakî (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. ahmakiyyet (a.i.) ahmaklık, akılsızlık. ahmâl (a.i. hıml'ın c.) 1. yükler. 2. ağır şeyler, eşya, ağırlık. ahmâl ve eskal ağır yükler. ahmâs (a.s. humus'un c.) beşte birler. ahmâs-ül-kadem anat. ayak tabam. ahmed (a.s.) 1. daha, pek, çok, en çok) methedilmiş olan. 2. i. erkek adı. Ahmed-i Muhtar Hz. Muhammed. âhmend (f.s.) yalancı hîlekâr. ahmer (a.s.) kırmızı, kızıl. Mevt-i ahmer kanlı ölüm. ahmer-i safrâ biy. öd şansı, fr. billirubine. ahmerân (a.i.c.) iki kırmızı şey 1. et ile şarap. 2. altın ile safran. ahmes (a.s.) 1. kuvvetli, en yiğit adam. (bkz: ahves). 2. katı [yer]. ahmez (a.s.) 1. sağlam, çok sağlam ve dayanıklı. 2. i. suyun içinde devamlı açılıp kapanan ve deniz ağzı denilen bir hayvan. ahnâ' (a.s.) 1. çapraz ve aykırı işler. 2. çarpık ve eğri şeyler. ahnâ' (a.s.) çok alçak gönüllülük eden [adam]. ahnâs (a.i. hıns'ın c.) 1. yalan yere yeminler. 2. yeminden dönmeler. ahnâsiyye (a.i.) bot. ananasgiller. fr. bromeliacees. ahnef (a.s.) ayaklan çarpık ve eğri büğrü olan. ahnes (a.s.) basık ve sivri burunlu âhond (f.s.) okumuş, hoca; büyük, ulu. ahrâ (a.s.) daha lâyık, münâsip, ahrab (a.s.) 1. kulağı yank [adam]. 2. i. kulaktaki küpe deliği. ahrâc (a.i. hırc'ın c.) hayvanlann palan, yular ve tasmalanna dikilen boncuklar.

ahrad (a.s.) pek tamahkâr, çok pinti. ahrak (a.s.) sünepe, miskin, akılsız [adam]. ahrâm (a.i. harem ve harîm'in c.) 1. mukaddes yerler, sahalar. 2. [eskiden] kadınlara mahsus dâireler, haremler. 3. kanlar, eşler; kızlar; kadın hizmetçiler; kadın akrabalar; kadın ziyaretçiler. ahrâr (a.i. hürr'ün c.) serbest olanlar, köle ve esir olmayanlar. ahrâr-âne (a.f.zf.) hür olanlara yakışacak surette. ahras (a.s.) dilsiz, (bkz: ebkem). ahrâs (a.i. hâris'in c.) muhafızlar, koruyucular. ahraz (a.s.) kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü adam. ahre (a.i.) veresiye. Ahreb (a.s.) 1. (daha, ençok veya çok) harap, yıkık. 2. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlü ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahrem, rübâî). ahrec (a.s.) [at v.b.] alacalı. Ahrem (a-i-) 1. ed. rübâî vezinlerinden "mefûlün" ile başlayan on iki şekilden herbiri. (bkz: ahreb, rübâî). 2. anat. omuz ucu. fr. acromion. ahremî (a.s.) anat. omuz ucuna ait, omuz ucuyla ilgili. ahres eski [şey]. ahreş (a.s.) sert, katı [şey]. ahret (a.i.) (bkz: âhiret). ahretlik (a.i.). (bkz. âhiretlik). ahriyân (f.i.) nefîs, kıymetli kumaş, parça [hediye için elverişli]. ahruf (a.i. harfin c.) 1. uçlar, kenarlar. 2 lehçeler, şiveler. ahsâ (a.i.) çok kumlu, taşlı yer. ahsar (a.s.) en kısa, pek kısa. Kelâm-ı ahsar en kısa söz. ahsâs (a.i. hiss'in c.) duygular. ahseb (a.s.) 1. (daha, en, veya çok) iyi hesâbedilmiş, uygun, münâsip. 2. çok hasis, cimri. 3. cüzamlı, miskin. ahsem (a.s.) 1. yassı, geniş ve yayvan [burun]. 2. yassı ve geniş burunlu [adam]. 3. geniş yüzlü [kılıç]. 4. (a.i.) arslan. (bkz: dırgam, esed, gazanfer, haydar, şîr). ahsen (a.s.) (daha, en veya) pek güzel. ahsen-i takvîm en iyi, en güzel kıvamda;meç. insan. ahsen-ül-hâlikîn yaratıcıların en güzeli; en yakışıklısı, Allah. ahsen-el-kasas (hikâyelerin en güzeli) Kur'ân'da Yusuf sûresinde anlatılan hikâye. ahsüme (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). ahşâ (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç. ahşâ' (a.i. haşâ'nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. Ahşâb (o.i. haşeb'in c.) 1. keresteler. 2. s. tahtadan yapma. ahşâm (a.i. haşem'in c.) bir büyük adamın maiyeti erkânı. ahşef (a.s.) uyuz [adam]. ahşen (a.s.) 1. (daha, en veya pek) sert [şey]. 2. geçimsiz [adam]. âhşîc, âhşîg (f.i.) zıt ve uygunsuz. âhşîcân (f.i. âhşîc'in c.) zıtlar, husûsiyle dört unsur [ateş, su, hava ve toprak.] âhşîg (f.i.) zıt. (bkz: âhşîc). âhşîgân (f.i. âhşîg'in c.) zıtlar. (bkz. âhşîcân). ahşîşân (a.s.) pek huşûnetli, çok katı. âhşüme (f.i.) boza. (bkz: ahşüme). Ahşâ (a.s.) (daha, en veya pek) korkunç ahşâ' (a.i. haşâ‘nın c.) 1. vücutta bulunan bağırsaklar, ciğer gibi şeyler, içirik. 2. cihetler, mahaller, bölgeler. ahtâb (a.i. hatab'ın c.) odunlar. ahtal (a.s.) 1. çabuk yürüyen. 2. boşboğaz [adanı].

ahtam (a.s.) uzun burunlu, burnu uzun [adam]. ahtâr (a.i. hatar'ın c.) tehlikeler. âhte (f.s.) 1. dışarı çekilmiş, çıkarılmış [kılıç ve benzeri gibi şeyler]. 2. husyesi [erbezi] çıkarılmış, burulmuş [hayvan], iğdiş. Ahtem (a.s.) siyah şey. ahter (f.i.c. ahterân) yıldız, (bkz: kevkeb, necm, sitâre). ahter-i dün-bâle-dâr kuyruklu yıldız. Ahterân (f.i. ahter'in c.) yıldızlar. ahterbîn (f.b.s.) müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-şinâs, ahter-gû, ahter-şümâr). ahter-gû (f.b.s.) yıldızlarla konuşan, müneccim, (bkz: ahter-bîn, ahterşinâs, ahter-şümâr1). Ahterî-i Kebîr (büyük yıldız) Afyonkarahisarlı Mustafa Ahterî'nin 1545'te yazdığı Arapçadan Türkçeye sözlük. ahter-sûhte (f.b.s.) yıldızı Güneş ışığında kaybolmuş, bedbaht, talihsiz. ahter-şinâs (f.b.s.) yıldız ilmi ile meşgul olan, müneccim, fr. astrologue. (bkz: ahter-gû, ahter-bîn, ahter-şümâr1). ahter-şümâr (f.b.s.) 1. müneccim, fr. astrologue. 2. gece uyuyamayan, uykusuz [aşk veya kederden]. ahû (a.i.) 1.kardeş. 2. dost. (bkz: ah, ahâ). âhû (f.i.c. âhuvân) 1. ceylan, karaca. 2. meç. güzellerin gözü. âhû-yi âteşîn-dem Güneş. âhû-yi çîn Güneş. âhû-yi bezm bir meclisin, bir davetin başlıca güzeli. âhû-yi Çîn 1) Çin'in misk karacası. 2) Güneş. âhû-yi dünbâle-dâr güzelin sihirli gözü. âhû-yi dünbâle-keşîde kenarı sürme ile genişletilmiş göz. âhû-yi felek Güneş. âhû-yi harem 1) Kabe dolaylarında belli bir sının olan ve bu sınır içinde avlanması yasaklanan ceylan; 2) elde edilmesi mümkün olmayan güzel. âhû-yi hâveri Güneş. âhû-yi leng giriften (topal ceylan tutmak) meç. insafsızlık etmek, zayıflara musallat olmak. âhû-yi ner erkek ceylan. âhû-yi sifîd seçkin dilber. âhû-yi simîn sâkî; 2) sevgili. âhû-yi şîr-efgen, son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. âhû-yi şîr-gîr son derece, cazibeli, delikanlı, kız; çekici, büyüleyici göz. âhû-yi tatar Tataristan'ın mis karacası. âhû-yi zerîn 1) Güneş; 2) yaldızlı sürahi. âhû-beçe (f.b.i.) ceylan yavrusu. meç. çekingen, erkek güzel. âhû-bere (f.b.i.) ceylan yavrusu. âhû-bere-i felek Güneş. âhû-çerende (f.b.i.) ot yiyen, otlayan ceylan. âhû-dil (f.b.s.) "karaca yürekli" meç. korkak. âhû-güzeşt (f.c.) "âhû geçti" fırsat elden kaçtı. âhû-mâde (f.b.i.) dişi ceylan. âhûn (f.i.) delik, yarık, lâğım. âhûn-ber (f.b.s.) kara hırsızı. âhûn-bür (f.b.s.) delik açan, yer kazan; lağımcı. âhû-nigâh (f.b.s.) 1. ceylan bakışlı. 2. meç. ülfet ve ünsiyetten çekinen güzel. âhû-pâ (f.b.s.) ayağına çabuk, çevik. âhûr (f.i.) ahır, dam. âhûr-i çerp yiyip içme bolluğundan kinaye. âhûrî (f.i.) hardal. âhuvân ceylanlar, karacalar. âhuvâne (f.zf.) ahuca, âhucasına.

âh u zâr (f.b.i.) ağlayıp inleme. ahvâl (a.i. hâl'in c.) 1. oluşlar, bulunuşlar, durumlar. 2. Başyazarı Celâl Nuri olan ve istanbul'da yayımlanmış bir gazete. ahvâl-i âlem dünyanın gidişi. ahvâli askeriyye askerî durumlar. ahvâl-i hâzıra zamanın şartları. ahvâl-i ism gr. bütün (îrap) Türkçede mefulü bih, mefulü ileyh gibi mefuliyet halleri. ahvâl-i milliyye millî haller. ahvâl-i mu'tâde alışılagelen haller, günlük durumlar. ahvâl-i perîşân perişan haller. ahvâl-i pür melâl çok acınacak haller, durumlar. ahvâl-i sıhhiyye sağlık durumu. ahvâl-i siyâsiyye-i düveliyye devletlere ait siyâsî haller. ahvâl-i şahsiyye huk. hakiki şahısların hukuki varlıklarıyla ilgili olan hukuki haller, fr. etats civils. [doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, tabîî bir çocuğu tanıma, ölüm vak'aları gibi]. ahvâl-i şâirâne şairane haller ve tavırlar. ahvâl-i tarihiyye târihî haller. ahvâl-ü şerâit işler, haller. ahvâl (a.i. hâl'in c.) dayılar, annenin erkek kardeşleri. ahvas (a.s.) bir gözü küçük [adam]. ahvat (a.s.) en ihtiyatlı, ihtiyata çok uygun. ahvâz (a.i. havuz'un c.) havuzlar. ahvec (a.s.) (daha, pek, çok, en) muhtaç. ahvef (a.s.) 1. en korkak. 2. çok korkunç. ahvel (a.s.) bir şeyi iki gören, şaşı. (bkz: lûç). ahver (a.i.) 1. Müşteri yıldızı, Jüpiter, Erendiz. 2. s. beyaz yüzlü, güzel gözlü [adam] 3. s. zekî, akıllı. ahves (a.s.) cesur, kahraman, yiğit [adam], (bkz: ahmes). ahyâ (a.i.hayy'in c.) diriler, canlılar. ahyâ vü emvât diriler ve Ölüler. ahyâf (a.i. hayfın c.) 1. çeşitli, birbirinden farklı şeyler. 2. süt kardeşler. Ben-ül-ahyâf oğlan kardeş olsun, kız kardeş olsun, ana bir kardeşler. Ben-ül-allât huk. baba bir erkek ve kız kardeşler. Ben-ül-a'yân Ana-baba bir erkek veya kız kardeşler. 3. dereler, bayırlar. ahyâl (a.i. hayl'in c.) 1. atlar, at sürüleri. 2. atlı kıtalar, (bkz: huyûl). Ahyân (a-i- hîn'in c.) vakitler, zamanlar sıralar. ahyânâ, ahyânen (a.zf.) ara sıra, vakit vakit. ahyânî (a.zf.) ara sıra, vakit vakit, (bkz: ahyânâ, ahyânen). ahyâr (a.s. hayyır'ın c.) iyi ve faziletli olanlar. ahyât (a.i. hayt'ın c.) iplikler, ipler. ahyâz (a.i. hayiz'in c.) kapalı yerlerin bölümleri, odalar; bölmeler. ahyer (a.s.) fazla iyi olan. ahyûn (f-*-) "yüanbaş" denilen bir ot. ahz (a.i.) alma, kabul etme. (bkz: ahiz). ahz-i asker askere alma. ahz-i intikam intikam alma, öç alma. ahz- istifâ tamamen bitirme, tüketme. ahz-i mevki' yer alma. ahz-i sâr öç alma. ahz ü girift yakalama, ele geçirme; esir etme. ahz ü i'tâ alışveriş. ahz ü kabz kendine mal etme, istimlâk. ahz ü sirkat ed. başkasının yaptığını az çok değiştirerek, veya hiç değiştirmeden benimsemek, (bkz: intihâl). ahz ü siyâset yakalama ve öldürme. ahzâ (a.s.) (daha, en, çok) alçak, menfur [adam]. ahzâb (a.i. hizb'in c.) 1. kütleler, kıt'alar. 2. Kur'ân-ı Kerîm'de otuz

cüzden herbirinin dörtte bir kısımları. 3. Kur'ân-ı Kerîm'in otuz üçüncü sûresi. Medine'de nazil olmuştur, 73 âyettir. ahzad (a.s.) eğrilip bükülen, esnek, elastikî. ahzân (a.i. hazen ve hüzn'ün c.) kederler, sıkıntılar, (bkz: âlâm, ekdâr, gumûm, hümûm). ahzâr (a.i. hazer'in c.) endîşeler, ihtiyatlar. ahzar (a.s.) yeşil, (bkz: ahdar, sebz). ahzeka (a.s.) ; bodur ve büyük karınlı adam. ahzel (a.s.) beli kırılmış [adam]. ahzem (a.s.) 1. işini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli. 2. yüksek [yer]. 3. göğsü büyük insan veya hayvan. ahzen (a-s-) 9° hüzünlü, kederli. ahzer (a.s.) 1. ufak gözlü [adam]. 2. daima gözünü kırpan [adam]. âib (a.s.) geri dönen, (bkz: âyib). Âid (a.s.) 1. ilgili, ilişikli, dolayı, (bkz: dâir, müteallik, râcî'). 2. geri dönen. 3. bir hastayı ziyaret eden. âidât (a.i. âide'nin c.) gelirler, kâr, kazanç, fayda, (bkz: avâid, ulufe). âidât-ı ticâriyye eko. kanunlar ve sözleşmelerle hükme bağlanmamış ve açıkça belirtilmemiş durumlarda mevcut ticarî teamüllere dayanılmak suretiyle ödenen aidat. âide (a.i.c. avâid, aidat) 1. kâr, kazanç, fayda. 2. huk. birisine ait olan hisse. âidiyyet (a.i.) ait olma, ilişkinlik. âik, âyik (a.s. avk'dan. c. avâik) manî olan, alıkoyan, geciktiren, mania, engel. (müen. âyika). âika (a.i.c. avâik) müşkül, zor; engel. âil, âyil (a.s.) 1. ailesini besleyen. 2. kalabalık bir ailesi olan. 3. fakir. 4. muvâzenede olmayan [terazi]. 5. aşın [müen. âile (a.i.c. âilât) 1. bir kimsenin karısı. 2. akraba. 3. ev halkı. 4. aynı gaye için çalışan kimselerin hepsi matbuat ailesi. âile-perver (a.f.b.s.) ailesine, evine düşkün, evcimen. ailevî (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili. [doğrusu "âilî" dir]. âilî (a.s.) aileye mensup, aile ile ilgili, (bkz. ailevî). ainne (a.i. inân'ın c.) dizginler, (bkz: einne). âiş (a.s.) 1. yaşayan. 2 rahat yaşayan. müen. â(y)işe). (bkz: âyiş). âiz (a.s.) 1. karşılık olarak veren. 2. karşılık olarak verilmiş, [müen. â(y)ize]. aizze (a.s. azîz'in c.), (bkz. eizze). âj (f-i.) dinlenme, istirahat; rahat [hal]. âjeh (f.i.) vücutta çıkan siğil, (bkz: âzeh). âjende (f.i.) çamur, harç [binalarda]. âjeng (f.i.) yüzde yaşlılıktan veya öfkeden dolayı beliren buruşuk. âjig (f.i.). (bkz. ârîğ). âjîh (f.i.) 1. kir, pas. 2. çapak. âjîne (f.i.) değirmen taşı gibi şeyleri yontup düzelten demir âlet, dişengi. âjîr (f.i.) çukur, havuz, göl. 2. izdiham, kalabalık. 3. nâre, bağırma. 4. s. akıllı, açıkgöz. 5. s. çekingen. 6. s. amade, hazır. âjirâk (f.i.) gürültü, patırdı; bağırış. âjüg (f.i.) 1. ağaç budama, budantı. 2. hurma lifi. (bkz: âzüğ). â'kab (a.i. akıb'ın c.) 1. ayağın ökçeleri. 2. oğullar veya torunlar. akab (a.i.) 1. topuk, ökçe. (bkz: pâşinâ). 2. arka, an. Akabinde arkası sıra; derhal. akab-ı leşker bir asker kolu veya kıtasının gerisi. akabât (a.i. akabe'nin c.) l. korkunç hâdiseler, tehlikeli anlar. 2. tepeler, yokuşlar. akabe (a.i.c. akabât) l tepe, yokuş. 2. zorlu geçit, tehlikeli an. (bkz: badire).

akab-gîr (a.f.b.s.) tâkibeden, ardından gelen, kovalayan. akab-gîrân (a.f.b.s.) kovalayanlar, ardına düşenler. akabî (a.s.) önceye ait. akab-rev (a.f.b.s.) 1. arkadan gelen. 2. peşe, arkaya düşmüş. akade (a.i. âkid'in c.), (bkz. âkid). akaid ("ka" uzun okunur, a.i. akîde'nin c.) inanılan şeyler. akaid-i dîniyye dînî inanışlar, ve bu inanışlardan bahseden kitap. akaik (a.i. akîka'nın c.) (bkz: akika). akaim ("ka" uzun okunur, a.s. akîm'in c.) (bkz: akîm). ak'ak (a.i.) saksağan. akakir (a.i. akkar'ın c.) hek. ilâç yerine kullanılan kökler. a'kal (a.s. âkıl'dan) (daha, en, pek, çok) akıllı. âkal (f.i.) çerçöp. (bkz. âhâl). Akalim ("ka" uzun okunur, a.i. ıklîm'in c.) . (bkz. ekalîm). akall (a.s. kalîl'den) pek az, çok az. (bkz: ekall). akall-i kalîl azın azı, en aşağı. akalliyyet (a.i.) 1. azlık. 2. azınlık, bir ülkede hâkim unsurların dışında kalan ve ekseriyet teşkil etmeyen etnik varlıklar, (bkz: ekalliyyet). akam (a.i.) erkek ve dişi kısırlığı. akam ("ka" uzun okunur, a.s.) 1. kısır, çocuksuz. 2. tedavisi kabil olmayan [hastalık]. akamet ("ka" uzun okunur, a.i.) kısırlık, verimsizlik, neticesizlik, sonuçsuzluk. akar ("ka" uzun okunur, a.i.c. akarat) para getiren mülk [ev, dükkân, tarla, bağ, bostan, v.b. gibi]. Akarât ("ka" uzun okunur, a.i. akar'ın c.) gelir sağlayan mallar ve yapılar. akaret ("ka" uzun okunur, a.i.) kısır olma, kısırlık, (bkz: ukaret). akarib ("ka" uzun okunur, a.i. akreb'-in c.) zehirli ve tehlikeli hayvancıklar. akarib ("ka" uzun okunur, a.i. akrabâ'nın c.) (bkz: ekarib). akas (a.i.) pis kokulu olma. akasî ("ka" uzun okunur, a.i. aksâ'nın c.) çok uzaklar. akasır ("ka" uzun okunur, a.i. akser'in c.) pek kısalar, (bkz: ekasır). Akasîm ("ka" uzun okunur, a.i. uksûme'nin c.) (bkz: uksûme). Akavîl ("ka" uzun okunur, a.i. akvâl'in c. kavl'in c.c.). (bkz. ekavîl). akbeh (a.s. kabîh'den) en kabîh, çok veya en yakışıksız, pek çirkin. akbel (a.s.) en çok beğenilen, gözde olan. akbiye (a.i. kubâ'mn c.) üste giyilen elbiseler, kaftanlar. akd (a.i.) 1. bağ, bağlama, düğümleme, bağlanma, düğümlenme, (bkz. akid, bend, rabt). 2. sözleşme, kararlaştırma. 3. kurma, düzme. 4 nikâh. 5. nesri [düzyazı] nazma [koşuk] çevirme. akd-i encümen encümen kurma. akd-i hibâle-i izdivac evlenme bağıyla bağlanma. akd-i meclis, akd-i meşveret meclis kurma, konuşmak üzere toplanma. akd-i muâvaza huk. hibe ve sadaka gibi te-berruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akit. [satış, trampa gibi]. akd ü hall (düğümleme ve çözülme) ed. Dîvân edebiyatında bir nesri nazma çevirmeye akd; bir nazmı nesre çevirmeye hail denir. akdâh (a.i. kadeh'in c.) kadehler, bardaklar, kupalar. İdâre-i akdâh içki içme, şerefe kadeh kaldırma. akdâm (a.i. kadem'in c.) ayaklar. akdâr (a.i. kader'in c.) değerler, kudretler. akdem (a.s. kadîm'den) ilk, önce, önceki, daha önceki. akdem-i efkâr fikirlerin en ehemmiyetlisi. akdem-i umûr işlerin en önemlisi. akdemîn, akdemûn (a.s. akdem'in c.) 1. evvelce olanlar. 2. eksikler. 3. geçmişler. 4. önce yaşamış olanlar. akdemiyyet (a.i.) öncelik, zaman bakımından eskilik.

akder (a.s.) 1. çok veya en kudretli. 2. kısa boyunlu; kısa boylu. akdes (a.s. kuddûs'dan) en kutlu, en kutsî, en kutsal. akdî (a.s.) akitle ilgili, akitle tesbît edilmiş. akdî fâiz huk. miktarı anlaşma ile tesbît edilmiş faiz. akd-i istikrâz huk. borç alma sözleşmesi. akd-i nikâh huk. evlenme sözleşmesi. akd-i mes'ûliyyet huk. akdi ifâ etmeyen tarafın sorumluluğu. akd-i pey huk. satış sözleşmesi. akdî tazminât huk. akti ifâ etmeyen kimsenin ödemekle yükümlü olduğu şey. akd-i zimmet huk. islâm olmayan kimsenin veya cemaatin islâm tâbiiyetini kabul etmesi. akdiyye (a.i.) anat. mafsallarda olan düğüm ve yumru. a'kef (a.s.) çok akılsız, sersem. âkese (f.i.) 1. bir şeye ilişmiş, yapışmış, asılmış. 2. Ökse. akfâ (a.i. kafâ'nın c.) başın arka tarafları, enseler. akfâl (a.i. kufl'ün c.) kilitler. akfâr (a.i. kafr'ın c.) çöller. Akfâs (a.i. kafas'ın c.) 1. hamal küfeleri. 2. kafesler. akfer (a.s.) çok veya en kısır. akhâf (a.i. kıhfın c.) l kafa taslan. 2. ağaçtan yapılmış kaplar. akher (a.s.) çok veya en kahredici, (bkz: kahhâr). âkıbet (a.i.c. avâkib) nihayet, son. (bkz: encam). âkıbet-ül-emr bir işin sonu. âkıbet-bîn (a.f.b.s.) sonunu önceden gören. âkıbet-bînî (a.f.b.i.) sonunu önceden görme, tedbirlilik. âkıbet-endîş (a.f.b.s.) sonunu düşünen. akıl (a.i.). (bkz. akl). âkıl (a.s.c. ukalâ, akılan, âkılûn) akıllı kimse. [müen. âkıle]. âkıl-ül-ukalâ akıllıların akıllısı, çok akıllı. âkılân (a.i. âkıl'ın c.). (bkz. âkil). âkılâne (a.f.zf.) akıllıcasına. âkılât (a.i. âkıle'nin c.) akıllı kadınlar. âkıle (a.i.) 1. akıllı kadın. 2. kadın adı. âkım (a.s.) 1. kısır. 2. verimsiz. âkır (a.s.) 1. kısır [kadın]. 2. verimsiz [toprak]. 3. çocuksuz [kadın], (müen. âkıre). akıs (a.s.) inatçı. âkı ("ki" uzun okunur, a.s. âkk'dan) isyan eden, âsî, başkaldıran. âkıs (a.s.) pis kokulu. akîb (a.s. akeb'den) bir diğerinin arkasından gelen. âkib (a.s. akeb'den) 1. bir diğerinin arkasından gelen. 2. resullerin arkasından gelen (= Hz. Muhammed). Akib (a.zf.) önce. (bkz: akeb). akid (a.i.) bağlama, bağlanma, (bkz: akd). âkid (a.s. akd'den. c. âkidîn, akade). akîde (a.i.c. akâid) 1. îman, dînî inanış, (bkz: i'tikad). 2. ağdalanmış iken ufak ufak kesilmiş olan renkli şeker. âkideyn (a.s.) huk. her akitte akdi yapan iki taraf. âkif (a.s.c. âkifûn, akûf) 1. bir şeyde sebat eden. 2. ibâdet eden. 3. h. i. erkek adı. akîk (a.i.) çok kere kırmızı renkte olan bir cins değerli taş. akîk-i Yemânî Yemen akîki. akîk (a.s.) 1. bunaltıcı bir sıcak. 2. i. bunaltıcı sıcaklık. akika (a.i.c. akâik) çocuğun doğumunun yedinci günü veya saçının ilk kırkılışında adak, nezir için kesilen koyun. âkil (a.s. ekl'den. c. ekele) ekleden, yiyen, [müen. âkile], âkil-ül-beşer insan eti yiyen [adam]. âkil-ül-cerrâd çekirge ile beslenen. âkil-ül-esmâk zool. balıkçıl, fr. piscivore.

âkil-ül-haşâyiş zool. otçul, fr. herbi-vore. âkil-ül-haşerât zool. böcekçil, fr. in-sectivore . âkil-ül-hevâm haşaratla beslenen. âkil-ül-hubûbât zool. tanecil, fr. grani-vore. âkil-ül-lühûm zool. etçil, fr. carni-vore. âkilet-ül-ekbâd (ciğerler yiyen kadın) Hz. Hamza'nın ciğerlerini yiyen, Ebû Süfyan'ın karısı Hind. âkil-ül-küll her şeyi yiyen. âkil-ül-lahm et yiyen, etçil.. âkil-ün-nebât otla beslenen, otçul. âkil-ün-nemel zool. karınca yiyen. âkil-üs-semek balıkla beslenen. âkile (a.i.) hek. yenirce denilen yara. Akim (a.s.) 1. kısır. 2. neticesiz. 3. yağmur getirmeyen rüzgâr, bilhassa batıdan veya kuzey batıdan esen rüzgâr. âkinc (f.i.) 1. çengel. 2. bumbar dolması. akir (a.s.) çocuksuz, verimsiz [erkek]. âkis (a.s. aks'den) akseden, çarpan, vuran. akis (a.i.) . (bkz. aks). âkise (a.i.) ışığı aksettirmeye yarayan alet, fr. reflecteur. akk (a.i.) anaya babaya âsî olma. (bkz: ukuk). akk (a.s.) serkeş, inatçı. akkâm (a.i.) 1. deveci, katırcı. 2. mahmil ile hacca giden sürre alayı hizmetçisi. 3. çadır mehteri. akl (a.i.c. ukul) akıl, us. akl-ı bâliğ ergin kimsenin hâli. akl-ı beşer insan aklı. akl-ı evvel 1. yaratılıştan olan akıl, Allah. 2. kendisini en akıllı sanan. akl-ı fa'âl işleyen, yapıcı akıl, fr. intellect actif. akl-ı hayvânî içgüdü, insiyak, sevk-i tabiî. akl-ı ilâhî tanrı zekâsı. akl-ı insânî insan kavrayışı. akl-ı küll tabiatta görülen umûmî âheng; meç. Cebrail. akl-ı maad geleceği kavrayan akıl. akl-ı maaş geçim fikri. akl-ı nefsânî kendini koruma içgüdüsü. akl-ı selîm sağduyu, (bkz: hiss-i selîm). akl-ı şeytânî şeytanî zekâ. aklâm (a.i. kalem'in c.) 1. yazı âletleri. 2. memurların çalıştıkları dâireler. aklâm-ı devlet resmî dâireler. aklâm-ı sitte [eskiden] altı türlü olarak kabul edilen yazı. [sülüs, nesih, muhakkak, rik'a, tevkî', reyhânî]. aklen (a.zf.) akıl ile, akıldan. aklen ve naklen akıl ve nakil yoluyla. aklî (a.s. c. akliyyât) akla mensup, akıl ile bilinen veya bulunan şeyler, akla dayanan, ussal, fr. rationnel. aklî ma'lûliyyet akıldan hasta olma. aklî muvâzene zihnî denge. akliyyât (a.i.c.) akıl ile araştırılıp, bulunabilen hususlar. akliyye (a.i.) 1. akıl ile ilgili olan. 2. akıl ile anlaşılan. 3. akılcılık, fr. rationalisme. akliyyûn (a.i.c.) hâdiseleri akıl ile araştıranlar. akm (a.i.) kısırlık, (bkz: akam). akmâr (a.i. kamer'in c.) aylar, yıldızlar. akmed (a.s.) ensesi uzun ve kalın. akmer (a.s.) ay gibi beyaz [yüz], akşey. akmî (a.s.) l eskimiş. 2. anlaşılmaz. akmise (a.i. kamîs'in c.) gömlekler. akmişe (a.i. kumaş'ın c.) kumaşlar, yünden veya pamuktan yapılmış

) Kur'ân-ı Kerîm'i en güzel ve pek latîf okuyan. insanı akrep gibi sokan kimse. dokumalar. dâireler. aksâ-yı yemîn en sağ. zehirli ve tehlikeli hayvancık. karîb'in c.) ince ince yumru burunlu akna' (a. Çin. ideal.) kullar.) akrebe ait. karîb'den) (en. aksâ-yı merâm arzuların son haddi.) aralannda soy yakınlığı olanlar. Japonya.c. [meselâ bir vakfiyede vâkıf tevliyetini evvelâ kendisine. sonra oğlu A ya. 2.) kırık şey. çocukları tâbirindeki zamîr vâkıfın kendisine değil de en yakın mercii bulunan A nın çocuklarına hamlolunur]. bir cümlenin veya mısraın altını üstüne getirmekle bir başka cümle veya mısra' meydana getirme. tepki. akribâ). en son.) 1. akriha (a. akribâ (a.s. mec. aksâm-ı kelâm gr. akrâ' (a.) parçalar. köleler. akrebe (a. ed. akrepler. aks-i mülevven renkli akis. saatin kısa ibresi.i. akre (a. aknâ (a. aks-i sedâ yankı.s.) karîn'in c.) akran oluş. (bkz: akraba).i. aksâm-ı seb'a (yedi kısım) Arap gr. akranlık. fiil. kurs'un c.) dişi akrep. küçük akrep. dazlak. kazan veya tencereyi ateş üzerine asmağa mahsus "S" şeklindeki kanca. akser).) 1. scorpius.) eş ve benzer olanlar. mehmûz. akrubân (a.i. lât. aks-i müddeâ karşısav.) arkalar (sırt [adam] mânâsına). (bkz. 4. ekasî) son. aksar (a. kısm'ın c. aksâm (a.i.i. 3. Akren (a. pek) yakın. dişi akrep. aksâ-yı şark uzak doğu.i.c. daha. reaksiyon.) büyük bağırsaklar. akrebiyye (a. fr. muzâaf.s.bezler. aks-ül-amel 1.) yuvarlaklar. kusvâ).) çatık kaşlı [adam].i. aksâ-yı yesar en sol. akret (a. çevik. "isim. Akrebî (a. akrebâ (a. 2. ukûs) çarpma. uzak. çıplak [dağ].).) alnı beyaz at.i. 3.i.) erkek akrep. scorpionides. aksâb (a.s.i. kınn'ın c. saatin kısa ibresi. akreb-i mekniyyât huk. 2. akrâniyyet (a.c. (bkz. aksâd (a.s. kusb'un c.i. karah'ın c. 4. çarpıp geri dönme. astr. fr. söz bölükleri. akrabâ (a. yaşıtlar.s.). . aksâ-l-merâtib rütbelerin en büyüğü. çemberler. zekî bir câriye.) zool.i.s.i. meşrût-ün-lehi bildiren zamîr'in en yakın mercii mânâsını anlatır. akrah (a. bölümler. akreb (a.i. aksâ-yı garb uzak batı. akrep şeklinde.i. ecvef' bölümleri. aksâm-ı selâse (üç kısım) Arap gr.s. 2.f. ağaçsız tarla. boydaşlık. başının saçı dökülmüş olan. (bkz.s. aksâ-yı merâtib rütbelerin en ilerisi. semânın kuzey yarımküresinde görülebilen büyük bir burç. temiz su.) 1. yaşdaşlar. ülkü.i. ayakkabı bağı. kelimelerin " sahîh.i.) 1. [aslı akribâ' dır]. akrân (a.i. aknân (a.) kısırlık. harf" bölümleri. akarîb) 1. scorpion. 2. nakıs. çatışkı. aksâ-yı emel mefkure. fr. akrebek (a. aksâ (a. 2. sonra çocuklarına şart etse. akra' (a. akrâs (a. kara'nın c. lefîf. aks-i da'vâ zıt teorem. aks (a. misâl.s.s.) en çok kanaat eden [adam]. akreb (a.

akûb (a.i. kavî'den) en kavı. aks-i te'sir tepki. âl-i abâ Peygamberimizin kendisiyle birlikte kızı Fâtıme. 3.) eli kesik [adam]. 2. tarikat kurucuları. kazî. şeref.i. ters. 3. uluslar.) sağlam ve kuvvetli olanlar. kasîr'den. viraar. kazâ'nın c. 2. kut'un c. aktâ' (a. akur (a. (bkz: kutub).) yemekler.). aksâ-yı şeb gecenin son demleri.) vaktin tesbîti. bâlâ).) pek aksak. aksâ-yı murâd en son.i. zıt. akvât-ı yevmiyye günlük yiyecekler. ısıran.) 1.) rütbece yükseklik. c.i.) baykuş. 2. akvâl-i hakîmâne filozofça sözler. akveriyyât. kavz'in c. (bkz. kavs'in c. kavm'in c.) 1. 2.) hîle. ihtiyarlıktan beli bükülmüş [adam]. fiz. aksâ-yı terakkî terakkinin son basamağı. azgın. akvem (a. akuk (a.f. torunları Hasan ve Hüseyin'den mürekkep ailesi. akvâl (a.i. tersevirme.s. sıkıntılı vakit. yaylar. ters.s. puhu kuşu. 2. âlâ. âl (a. sülâle. aksât (a. 3. gebe [hayvan]. .s.s. kavim'den) en (daha. âkû (f. yüksek. ulular. şan. akziye (a. kızıl çehreli [adam]. akşer (a. çok) doğru.f. akt (a.) pamuklar. kutr'un c. efendiler.) milletler. dek.i. akser-i eyyâm günlerin en kısası. dönemeçler. aktâr (a.) üst.aksat (a. inatçı.c. akyise (a. pek. akser (a.) kum tepeleri. kuduz [hayvan]. azîzler.) 1. aks-endâz (a.zf. yenilecek şeyler. çok kuvvetli. Akvâs (a.i.i.) sözler. yegâne arzu..) tararlar. akzâ (a.i. evlât.) yaralayan. akta' (a. kıst'ın c. reaction. 'tepkime.s.s. kadî'den) fıkıhda (daha.s. ulüvv'den) yüce.s. akvâm (a. üzere. geçim.) sahipler. azıklar. 2. avlu. akser-i turuk yolların en kısası. kavisler. akve (a. çok topal. yanlar.i. akvâm-ı beşer insan kavimleri. kırılmalar. contraposition. beylik arazîler.) hükümler. fr. akvât (a.) toz. akverîn (a. akasır) en (daha. ale (a.) büyük belâlar. (bkz: âlî. âl-ül-âl pek yüksek.) hisseler. uğursuz.zf. kim. kavî'nin c.) 1. kuduzcasına. akvâ (a. Kelb-i akur kuduz köpek. ve s. pek doğru şey.i. pek) kısa. aksâ-yı bilâd bir memleketin hudut bölgeleri.) 1.i. akves (a. âl (a. i.i.i.) kırmızı yüzlü. büklümler.b. kıymeti yüksek olan. en kısa yol. pek) bilgin.s. aktân (a. akviyâ' (a. kesmeler. damadı Ali. kıyâs).s.i.s. nasipler. aile. âl (a.s. ilgiyi kesmeler.i. kutb'un c.s. aks-el-gâye en son gaye.) 1. alâ (a. aktâb (a.) çarpıp duran.) kudurmuşcasma. kavl'in c. paylar. geçimsiz. (bkz: gubâr). aksî (a.i. akzel (a. i. kutn'un c.) 1. kuru ayaklı hayvan. akur-âne (a. 2. en. fr. büyüklük.s. düzen. kıyâs'ın c.i. âl-i Abbâs Emevîlerden sonra 749 dan 1258 e kadar süren Abbasî hükümdar ailesi. âl-i kadir kadri. akvâz (a.i. aks-i mürekkep mant.i. lâkırdılar. anasına babasına itaat etmeyen. huysuz.) evin önündeki açık meydanlık.

"ilişkiler. nişanlar. alâka (a. alâmât. alâk (a. âlâf (a.i. alâmet-i fârika ayırıcı işaret. pek) yüksek. vatandan uzak kalma acılan.) izler. alâ kadr-it-tâka (a.) kederler.i.) rivayet edildiğine göre.zf.) 1.*ilgi.) birinin sözüne.f.) 1. alâkavî (a. alâim-i semâ.) zool. âlâ (f. arma. 2. [Kore'de düşmana arslan gibi saldıran bir Türk askerine "arslan" denildiği gibi].b. ahzân). alenilik. a'lâm (a.) alâ kadr-il-imkân olabildiği kadar.b. tek başına. a'lâl (a. âlet'in c. zf. alem'in c.) vâsıtalar. açık.) "ilgiler.) âdetin cereyanı üzere.s. (bkz: ulufe). s. alâ-eyyi-hâl (a. ilişikli. alâif (a. has isimler. 2.s. alâ külli hâl (a. acılar. 2.i. alâ kavlin (a.zf.s. (bkz: alenen).) güç yettiği kadar. âlâ cery-il-âde (a.b. aygıtlar.) alâkalılar. alâim (a. illet'in c. alâik. âlât-ı nâriyye ateşli silahlar. âlâm u askam üzüntüler ve hastalıklar. 2.zf.) (daha. alâ hâlihi (a.i. âlâm (a. alâmet (a. sancaklar. (bkz. pıhtılaşmış kan. kabîle başkanlan.zf. samanlar. meydanda. hirudinees. (bkz: münâsebet). (bkz: bi-eyy-i hâl). 5 . elemler.i. yüksek dağlar.) sakız. ulûfe'nin c.s. alâik (a. sülük. âlât-ı basariyye gözle ilgili dürbün.) nişanlar. . alânî (a.) olduğu gibi.zf. sırasıyla.s.f. işaret. fr. sebepler. alâniyet (a. bir kelimenin hakikî mânâsından mecazî mânâsına nakledilmesinin sebebidir. alâka-dâr'ın c. alak-ı dem kan pıhtısı.) şöyle böyle. âdyende. damga.) 1.) ilgilendiren. alâka-dârân (a.) ihsanlar. 2. alâka-dârân) ilgili.i. 3.) iki takdirden herbirine göre. alâkat) l. (bkz: alâim). alâim-i cevviyye astr. "ilişki. alâ külli şey'in kadîr (a.i. 2. 4. pıh-tımsı. âlâ (a. e d.c. bayraklar. en. alâka-bahş (a. pıhtı kabilinden olan. i. alenen.zf.s. kederleri. alâ merâtibihim (a. alâmet'in c. elfin c.zf.) odun kömürü. (a. kocaman.zf.i. bahşişler. ilgililer.) kirleten. alâmât (a. hastalıklar. iddiasına göre.) rütbelerine ve derecelerine göre. âlât-ı katıa kesici âletler.s.zf. alakiyye].) ayrıca.zf.zf. alâkiyye (a.s. alâ melei-n-nâs (a. alâim) l.) gözö-nünde. eyl'in c. âlâm-ı fikr fikrin elemleri.zf. a'lâf (a.) elden geldiği kadar.) her halde. olduğu kadar. âlâ mâ-faraz-Allah (a. c.) anat. (bkz.a'lâ (a. alâ-rivâyetin (a. 2. söylenenlere bakılırsa.i.) her şeye gücü yeten. zf. (bkz: alâmât).zf. iri.s. alâ-hide (a. otlar. sülük nevinden [müen. kavs-i kuzah).) açıkça. herkesin önünde.i. bir şeyin dış yüzü. sınır işaretleri. şöhret. alâmet'in c.i.) Allah'ın farzettiği üzere. alâka'mn c. âlât-ı câriha yaralayıcı âletler.i. herkesin gözü önünde.) 1. alefin c. sülükgiller. belge. ün.) 1. sempatik.) binler. 2. alak (a. âlâm-ı gurbet gurbet elemleri. herkesin önünde. alâniyeten (a. alâik-i dünyeviyye dünyâ ilişkilerin. iz.cü.) açıkta. alaki (a. alâka-dâr (a.i. alâ kadr-il-istitâa (a.) 1.i.i.zf. gözlük gibi optik âletler. (bkz: ale--dderecât). âlâs (f. her nasıl olsa. sızılar. nişan. alâim-üs-semâ al yeşil kuşak. âlât (a. meteor.elem'in c.f. alâ kil-et-takdîreyn (a. belgeler.). 3. hayvan yemleri.c. güç yettiği kadar.

) yüksek yer.i.s. 2.) bot.) şahit.) I.) körü körüne. fr. birden. (bkz: aceleten). âlef (a. 2. defaten. ale-1-hâdisiyye (a.zf. 1. alâ-tarîk-il-icmâl (a. bulaşma.) yoluyla mânâsına mürekkep kelime yapar. körlemeden. capsulaire. [Güneş veya yağmura karşı] sığınak.) hesaba sayarak. fr. sünbül-i asâfir). husûsiyle. ale-l-acele (a. ale-1-icmâl (a. alekıyye (a. ot. dalgınlığa getirerek. yemiş kapçığı. (bkz: âlek.zf. ilâve'nin c. âlây-ı vâlâ hep beraber. alûfe [ulufe olarak da kullanılır]. nöbetleşe. Alcem (a.i. takımlar. sülükgiller.i. kan pıhtısı. ale-d-devâm (a. alebî.zf.i. saman. alay suretiyle. 2. çanaklar.) dalgınlığa gelerek. (bkz: ale-1-ımıyâ).) hele. şaşılacak şey. (bkz: garîb). alâ tarîk-ilhezl hezl yoluyla gibi. fr.) 1. a'lâf.) topluca.) uzun boylu.i. uzun. sürekli olarak.) yemiş kapçıkları. alâ vech-il-ihâta içine almak üzere. 2.zf.) tuhaf. alâ-tarîk-il-kıyâs (a. âlâve (f.zf.) kıyâs yoluyla. basbayağı. [aslı ale-1-ımıyâ'dır]. âlek (a.c.) 1. ale-1-ımıyâ (a.) zool.zf. sülü-ğümsü. bayağı. yulaf.) gölge hâdisecilik. capsules.) umumiyetle. gösteriş.i. aleka (a. epiphenomene.zf.c.s. 2.) ilâç için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek.s. çanak ile ilgili. ale-1-fevr (a. cana yakın. çarçabuk. hayvan yemi. ale-d-derecât (a.zf.zf.) bu nimetler karşılığı üzere. ale-l-ıtlak (a. (a. genel olarak. ale-l-amyâ (a. [ikinci mânâ uydurma olmakla beraber yaygın ve galiptir].zf.zf. âlât-ı tab'iyye baskı âletleri. âle (f. capsules.) alay. alâ-tarîk-il-istişhâd (a.) çabucak. depdebe. sülük. alâ-tarîk-il-hezl (a. (bkz: alâ-merâtibihim). instrument d'optique. ale-1-hâdise (a. sırasıyla.zf. i.zf. çamur.i.) çok vakit.i. yükseklik. boş bulunarak. yapışkan balçık.) ilâç 'için kullanılan ve "hint sünbülü" denilen bir çiçek. alekî (a. (bkz: âle. alebiyye o.) üzere mânâsına alâ vech-il-isti'câl acele üzere.) ilâveler. fr. alâ-tarîk-iş-şehâde (a. yal. ençok. toplu olarak. ale-l-gafle (a.) kısaca.körlemeden. (bkz. alâye (a. ışık araçları.) alev.) gölge hâdise. alâ-tilk-en-niam (a. çanaklar.âlât-ı rasadiyye astronomi ve meteoroloji araştırmalarında kullanılan âletler. âlâv. ale-l-acâib (a. cümbür cemaat. âlât-ı ziyâiyye fiz.zf.inceden inceye. . âlek (f. 2. nasıl olursa olsun. alebe'nin c. tanık göstererek.) 1.zf.zf. ışık vâsıtaları. âlây (f. (bkz: ekseriyyâ). alâ-vechi (a.s. ale-l-husûs (a.) şahitlik yoluyla. alebe alebât) bot.i.i. alâ vefk (a.zf.) uygun olarak manâsıyla terkip yapılır. alâ-vech-it-tafsîl tafsîl üzere. rastgele. hep birlikte.zf.) derecelerine göre.) derhal. alâ vefk-il-matlûb istenilene uygun olarak. alekat) 1. alef (a. âle (a. kan pıhtısı. fakirlik.zf.) eğlence yoluyla. âdet olduğu üzere. ale-1-amyâ). fr. âlâ tarîkın (a.) daimî surette.i. alâ-tarîk-il-münâvebe (a. fr.s.zf.zf.zf. çokluk.zf. yemiş kapçıkları.) 1. bulaşıklık. alebât (o. âlât ve edevât avadanlık. mutlaka. alâvî (a. epiphenomenisme. pıhtımsı (kan).i. ale-l-ekser (a. sünbül-i asâfir).i.zf. ale-l-hesâb (f. tantana.) körü körüne.) nöbet yoluyla. 2. boyuna.) çok veya en teklifsiz. âlâyiş (f. ale-1-âde (a.

rüya âlemi. yaradılışın dördüncü basamağı. âlim'den) en (daha. mânâ.b. âlem-ârâ (a. âlem-i kudsî Tanrı âlemi. dudaktaki çatlaklık. insan. teker teker. 8. âlem-i fânî fânî âlem. âlem-i şems Güneş ve peykleri. birlikte. [dünyâ ile âhiret .b.) âlemi.s. alem-efrahte (a.s.) dünyâlar. âlem-i şahâdet tas. âlemâne (a.) bayrağı kaldırmış. âlem-i nakayis nakîseler âlemi. meç. minare tepesi. alemî (a.) yol yordam gereğince.s.) aralıksız.) cihanı parlatan.zf. âlem-i ma'nâ rüya âlemi. âlem-i berzah (bkz: mânend. âlem-i sabâvet çocukluk dünyâsı.) âleme mensup olanlar. âlem-i anâsır. âlemî (a. âlemîn (a. ale-l-kaide ("ka" uzun okunur. fânî dünyânın dışında olan âlem. bu dünyâ. ayrı ayrı.) müştereken. âlem-i âb içki âlemi. âlem-i kevn u fesâd var olma ve bozulma dünyâsı. bilginlerin bilgini.c. âlem-i mevâlid" de derler]. siyâset dünyâsı. birbiri ardınca. dehr).) umumiyet üzere. yükseltmiş. alem-dâr (a.Tanrının bulunduğu dünyâ. öteki dünyâ.f.f. a'lem-ül-ulemâ âlimlerin âlimi.s. âlem-gîr (a.zf. . 3. Alemdâr-ı Nebî (Peygamberin bayraktarı) Hazret-i Ebû Eyyûb-il-Ensârî. âlem-efrûz (a. âlemiyân) cihâna mensup. avalim) 1.s. âlem-i berîn en yüksek âlem. yetecek kadar. genel olarak. cihan. Örfî idare (sıkı yönetim)' nin kapatmasıyla "Takvimli gazete" ve "Teşrih" adıyla çıkmıştır.zf. âlem-i eflâk ü encüm. âlem-i misâl uyku.) cihanı tutan.) iki âlem. âbâd).s. (bkz: âlemûn. ale-l-iştirâk (a.) aralarında fasıla olmadan. âlem-i hiss. âlem-i ervâh ruhlar âlemi. bu dünyâ. âlem-i kitmân saklı âlem. bayrak kaldıran.zf. âlemûn. âlem-i gayb görünmez âlem. âlemeyn (a.s. (bkz: sancak-dâr). âlem-i menâm. var olma dünyâsı. âlem-i siyâset siyâset âlemi. âlenıîn.f. fânî dünyâ. âlem-i istiğrak iç dünyâ.b. c. bayrak taşıyan. 2. ale-l-kifâye (a. bilgin.i. [Buna "âlem-i mülk. âlem-i hâb uyku âlemi. âlem (a. âlemiyân (alemî'nin c.zf.f. 7.c. dünyevî. pek. 4.zf. âlem-i nâr ateş dünyâsı.) yeter derecede.) dünyâya ait.s. bütün âleme yayılan.ale-l-infirâd (a.b.zf. içkili eğlence. ale-l-ittisâl (a. sınır işareti. sarıgın altın teli. âlem-i esbâb madde âlemi. âlem'den. alem'den) has isimle ilgili.c. a'lem (a. 5. insanlar.i. âlem-i kevn varlık âlemi. 3. dünyâ. bütün âleme ışık saçan.f.) bayrak çeken. ale-l-usûl (a. halk. bayrak. 2. âlem'in c.b. âlem-i ceberût 1. 4 yüksek dağ. âlem-i âhiret öteki dünyâ. kişinin kendinden geçip daldığı âlem. dünyâyı süsleyen.s.i. orta ait. eğlence.) 1. Refi' Cevad Ulunay tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük siyâsî bir gazetedir. ale-l-umûm a.) kaideye kurala göre.i. alem-dârî (a. 2. sancak. avalim).b.f.) birer birer.i.b. alâmet. âlem-i lâhut Tanrı âlemi. (bkz. 6. ale-1-istimrâr (a. dünyâyı zapteden.f. çok) bilen. lüzum. âlem-i nâsût. has isim.s. alem-efrâz (a. a.f.zf. nişan.b. âlem-i melekût Tanrının mutlak hükümdar olduğu âlem. alem (a.) bayraktarlık. insanlar. âlem-i ulvî ruhlar âlemi. a'lâm) 1.

kararlamadan. muhakkak).) âlemin sığınacağı yer.) al renginde.) aşağı yukarı.f.zf.) alevlenmiş. hele. (bkz.s.s. uzun uzadıya.b. zf. aygıt.c.) alenî. dessiccateur.i.i. alen (a. alev-hîz (t. aydınlatan. fr. âlemli (a. ale-t-tahkik (a.c. aleyh (a. (bkz: alâniyet). aleyh-is-selâm (a. birbiri ardınca.s.) aşikâr. âleng (f. alî (a. âlî.f. ale-t-tahsis (a. gizli olmayan. çubuklara bağlı dörtgen motifleriyle birlikte heyet-i umûmiyesi.e. açıktan açığa.s. ale-t-tertîb (a.e.h.b.s. en çok.f.i. bir düzen üzere.âlemi-yâne (a. besbelli. alemiyyet (a.e. ale-t-tahmîn (a.) senin üzerine. 3. karşıt. meydanda olma.) sizin üzerinize.) sabahleyin.zf.b. s. âlet (a.) arası kesilmeksizin.f. âlem-pesend (a. âlet-i tecfîf kurutaç. [ikincisi] kadın adı.f. âlem-sûz (a.b.s.zf. arka arkaya.f. aleyhimâ (a.e.) rağmen.) aleyh kelimesinin cemi ve tesniye şekilleri.s.f.zf.) alevlenen. gün doğmadan evvel. ale-t-tafsîl (a.s. kadınların yüzlerine sürdükleri pembe düzgün.i. aleniyyet (a.zf. alevgîr (t.) gözönünde olma. göz önünde.c. ale-t-tevâlî (a.i. 2.b. ale-s-seher (a. 2.s.zf.i.) "baş ve göz üstüne" başüstüne.f.) açık. açık. siper.b.b.) dünyâyı gösteren.f. (bkz: alâniyeten).) mufassal olarak.) onun üzerine olsun. saldıran asker. aleyhâ (a. aleyh-il-la'ne (a. alenî (a.) "ona selâm olsun!" mânâsında peygamberin adı anılırken kullanılan bir söz. âlem-şümûl (a.e.) Ebû tâlib'ih oğlu ve Peygamberimizin damadı ve . âlem-nümâ (a.c. aleniyye (a. i. 2.b. allık.i.) dünyâlar.s.s.zf. (bkz: âlemin. 2. 2.i. şey]. aleyh-dâr (a. aley (a.) âlâ edatının zamirle birleştiği zamanki şekli.) âlemi süsleyen.f.b. ale-s-seviyye (a. [birincisi] erkek. seher vakti.) 1.f. göz önünde. serap. pusarık. Müzâkere-i aleniyye açık müzâkere.f.) cihanı yakan. (bkz: cihân-şümûl).) cihanı saran. kızılbaş.zf. avadanlık. âlgune ("gu" uzun okunur.b.c. âlât) 1.) 1. Alevî (a.b. makine. ulüvv'den) 1. âlgûn (f-s. avalim). ale-s-sabah (a. i. erkenden. (bkz: edevat).s.) sırasıyla. aleynâ (a. âlet-i musavvat fız.b. f.s.) 1. ulu.i. peki.b.zf. ale-r-re'si ve-l-ayn (a.) karşı.i.) bizim üzerimize olsun.zf. alev-keş (t.) insanoğluna ya-kışırcasına.)hususî olarak.) alevlenen.) seherleyin.) halının bordur çerçevesi içinde yalnız bir tarafta bulunan mihraba benzer hattî şeklin üzerinde.) dünyâyı parlatan. yüce.zf. vâsıta. âlem-penâh (a.) açıkça. Âlemûn (a-i.t.) "lanet onun üzerine olsun!" mânâsında şeytandan bahs edilirken kullanılan bir söz. koyu ve parlak pembe.i. aleyhim.zf. zıt. âlem-pîrâ (a. müsavat üzere.f. âlem-tâb (a.s.) alevden fırlayan. Müzâyede-i aleniyye açık artırma. âliye (a. Hazreti Ali'ye intisabı olan kimse. bir boyda.) onun üzerine. alem'den) bir kelimenin has ismi olma vasfı. 2. alev-rîz (t.) muhakkak surette. aleyke (a. istihkâm. aleyhi (a. Aleyküm (a. alenen (a. ale-r-rağm (a.) 1.âlem'in c. parlayan. mikrofon.) karşı.) herkesin beğendiği [yer.

yemin edici. Halvetî tarikatı şubelerinden birinin adı. meşhur.) 1. sakat.) bahtı yüksek. acılık. ünlü.s.s. tanrılar. Halik.) kıç atma.s. Allahü a'lem bi-s-savâb Allah doğrusunu daha iyi bilir. Rabb. ilm'den) çok bilen. âlih (a.) çifteli [at].i.) âlime yakışacak surette. Allâhiyân) Allah adamı. âlîzende (f.) Allah adamları.i. 2.i. Allah-Eyvallah [bektâşilerce].amcazadesi. çok saygıdeğer. Âliye (a. ıztırap çeken.it.) tapınılan şeyler. âlih (a. ermişler.Allâhî'nin c.i. (bkz. râzık-ül-verâ).b. 2.f.) elemli. şerefli. âlim-ül-guyûb (a.s.) hayvana bir defada verilen yem. kederli.) Allah bilir ki. Tanrı. âlî-câh (a. âlim (a. Allahü ekber Tanrı uluların ulusudur. cömert. [kurucusu Ahmed ibni Alî-yül Harîrî-yül-Alî-yüd Dımışkıyyül Şâfıî-yül-Halvetî'dir.) mayası yüce olan. âlîz (f.s.s. acı hıyar. mabutlar.) soyu yüksek ve temiz olan.zf.i. alîk-üd-devâb yem torbası.) Allâhîler.b. âlî kadr (a. Tedrisât-ı âliye yüksek öğretim. yüksek kıymette olan.b. acı tat.) 1. âlete mensup. âlim-ül-gayb (a. çok kıymetli. âlimân (a. âlî-şân (a.) acı hıyar. illet'den) l. şan ve şerefi büyük olan.i. haysiyetli kimse. âlih'in c.]. Allâhî (a. alîm (a. bilginler.) Allah. çok takdir edilen. Allah-Muhammed-Alî Bektaşi tarikatına mahsus bir deyim. alimallah (a.s. âliye (a. derecesi yüksek olan.i. okullar.b. 2) yemin.) yüksek. kör.) yeri.) yüksek rütbeli.s. çifte. mabut. ulemâ') çok okumuş.i. 2.) ilâhlar.) (bkz: civân-merd-âne).s. âlim-âne (a. âlî-güher (a.) himmeti yüksek olan.) âlimler. alkame (a. Allah (a. âliyye (a. meşhur bir çeşit lâle. büyük.s. tepesi. âlî-mekân (a.s.f.s. bilgin.b.c.) alenî.b. hasta.b.) 1. âlet'den) 1. (bkz: a'mâ).i. "bilgisi ezelî ve ebedî olan" demektir]. eden.f. kendisine güvenilmesi . alîl (a. âlihe (a.s.zf.f. alîk (a. âlî tebâr (a.s. âletle ilgili. 2. Hûda).) en iyi.i.i.s.) âlete mensup.f. 2.s. Allâhiyân (a-i. âlî-cenâb (a. s. meşhur bir çeşit lâle. Allah adamları. 2.s. 3.c. c.s.i.b.it. âlî-makam (a. [Hrisriyanlann "PederoğulRuhullah" telâkkilerine uygun bir teslistir]. veliyy-ullahlar. veliyy-ullah). allak (o. necip. âlî-himmet (a.b. dördüncü halîfe. dönek. 2 .f. Ulûm-ı âliyye teknik bilgiler. (bkz. alkam (a.f. âlim-ül-gayb ve-ş-şahâde görüleni görülmeyeni bilen.zf. alîf (a. âlim (a.) bir şeyin en yukarısı.) yüksek yara dılışta olan. Allah-Kerim Yeri Eski Türk kahvelerinde fakirlerin para vermeden oturup yattıkları yer ve sayvan. 1) tasdik işareti.b.) Allah. ilm'den.b. âlihât) tapınılan şey.) Tanrı. 2.i.s. âlî-fıtrat (a.s. âlî-cenâb-âne (a.b. aliyy-ül-a'lâ (a.f. sözünde durmaz. ilâh'ın c.) 1.s.c. âlî.) makamı yüksek.) yem torbası.) 1. Mekâtib-i âliye yüksek mektepler. en a'lâ. [Allah'ın sıfatlanndandır. aliyy (a. [Farsça "âlîzîden" mastarından]. âlim'in c. alîn (a. çok talihli. âlihât (a.zf.b.) hafif mizaçlı. âlî-baht (a. Allâhân (a.

) namussuz kadınlar. âmâc (f. imâme'nin c. ıstıraplı. Allah'ın sıfatıdır]. amel'in c. âlû-gürde (f. bulaşmışlar. âlûde-gî (f. dilekler.) 1. a'mâl-i mürekkebe mat.i. allame (a. zahmetli işler. âlûs (f. ahşkan. a'mâl-i şakka eziyetli. Zerd-âlû [canerik] zerdali. emel'in c.) 1.caiz olmayan [kimse].) şiddetle saldıran.) en yüce. b. 2. garkolmuş.i. bulaşıklar.b. âlufte-gân) 1.s.i.) derinlik.b. dört işlem.b. emân (a.) günahkârlık. âlüfte'nin c.) naz veya kırgınlıktan dolayı göz ucu ile bakma.) sakızcı. tuğla fırını.) eteği bulaşık. iffetsiz. âmâc-gâh. en üstün. bulaşık.i.i. âlû (f. amâ (a. (bkz. fahişe.i. bağışlama. hazırlanmış. âmâl-i kavm kavmin emelleri. karışık işlem. eminlik. baş zırhlan. 2.i.) 1.) fil yılı. Türkistan eriği. . bölme]. nişan atılacak yer. kör. bilgisizlik.i.b. [konuşmada kısaltılarak "âlbâlû" denilir]. ma'mûreler. (bkz: âhen-i cüft. a'mâk-ı zemîn yer derinlikleri. istekler.) 1. 2. amâir. âlûde'nin c.) amcalar. âlûsî (f. âm (a. a'mâl-i erbaa mat. âlûd. 2. 2.i.i.fr. âmâc-geh (f. âlû-bâlû (f. (bkz: imaret).i. hedef.i. âlûde-dâmânî. amân-nâme (a. yağmur bulutlan. âm-ül-fîl (a. (bkz: aşüfte).i. âl-ül-âl (a.i. amâyir (a. dalmış. allâm-ül-guyûb görünmeyen şeyleri bilen. ulüfün c. Allâme-i küll her şeyin sırrına vâkıf olan. amâkat (a. allâk (a.) hayvan yemi ["ulufe" olarak da kullanılır].i. ilm'den) çok bilgin.) 1.i. [toplama.) âmâdelik. bağış.c. s.) bir kimseye iltimas yapılması için bir başkasına hitaben yazılan yazı.) nazlanarak göz ucu ile bakan. a'mâ (a. korkusuzluk. alyâ (a. iffetsiz [kadın].) can eriği.) 1. a'mâk (a. a'mâl-ül-ma'den metalürji. yücelerin yücesi.s.s.) hazır.i. âmâl-i ma'sûmâne ma'sumcasına emeller.s. Allah. âlüfte-gân (f. alûfe (a.s. saldırıcı.h.) çok eskiden Sînâ yarımadası bölgesinde yaşadığı sanılan ve gariplikleriyle şöhret bulan bir kavim. [Allâm.) vişne.s.i. şeftâlû [şefteâlû] kayısı eriği. 2. (bkz: umk). âlûde-gân (f. a'mâl (a.s. 2.) ummalar. allâm.i. âmâde-gî (f. a'mâm (a. imâret'in c. âm-ı kâbil. çarpma. âm-ı mukabil gelecek sene. önümüzdeki yıl. 2.i. âmâh (f. âmâl (a.) kabarcık. 2. yıl. amâim (a.i.i.i.) derinlikler.) sarıklar. âlûde-dâmân. şeftali. alışık. yükseklik. manevî körlük. bayındırlıklar. a'mâl-i hasene güzel işler.c.i.c. gök. bulaşıklık. âhen-i gâv). âlüğde (f. âlüfte (f.) 1. görmezlik.) 1. yüksek yer. a'vâm) sene. ulufe). umk'un c. başa sarılan şeyler.) nişan yeri.) işler.b. meç. âlûde-dâmen (f. Amalika (a. amm'ın c. âlûde-gân) bulaşmış.) göz pınarları. amâir-i hayriyye hayır müesseseleri. körlük. maak ve mauk'un c.f.i. operation composee. 2. ümitler.i. hazırlık. saban demiri. âmâk (a.s. amân. nişan tahtası. âlûde-dâmenî (f. tüylü erik. suçlular.b.i. çıkarma. âlû-yi Buhârâ 1.zf. şiş (bkz: âmâs).) 1. âlûde (f. namussuz kadın. erik.s.i. âmâde (f. câhil.

i. âmih (a. tecrübeler.i. ergographe. karışık. iş.) isteyerek ve bilerek. âmâr. 2. 2.s. 3. şaşakalmış. âmâre (f. apraksi.s.) işyazar. geldi-gitti. hoşa gidecek tuhaf. yazı hokkası. amelî).) herkesin girebildiği umûmî yer. çok hasta. amelehu (a. varıp-gelme.) direkler.).) 1.s. . 3. âmîhte (f. işleyerek yapılan şeyler.) inandık.. (bkz: şüd). yılda.s.b.b. (bkz : amiyy). âmed (f. diyecek yok!" anlamına gelir. ırgat. 2. yaşanılan müddetler.) 1. amîd (a. âmîge (f.j-I (f.) işleme suretiyle. Âmid (a. berat.s.i. âmedci (f.) hakikî [mecazî karşılığı].s. ameş gözü zayıf olma. içsürmesi. say man. amûd'un c.) hastaların ameliyat yapıldığı yer. işleyerek.i. amel-nâme (a. âmed-şüd (f.b. âmedenî (f. a'mâ-ül-eşkâl psik.i. (bkz. 2.) kast.i. âmed ü şüd geliş-gidiş.) işçi. güvenilir.cü.i.) düşünmeden güzel söz söyleyen kimse.) 1.) karışmış.i.) dolduran. amele (a. âmîgî (f.i. amel-nüvîs (a. âmennâ (a.) şaşkın.s.zf.f. (bkz: kasden).) Diyarbakır'ın eski adı. amâs (f. sinler. fr. âmen (a. 4.) yetki belgesi. 4. 3.s. katkılı.) gümrük vergisi. âmeden-gâh (f.) 1.b. 2 hakkıyla ve iyi yaşamalar. [yapma kelimedir]. 2.i. (bkz: fiil). komutan.) ' insan vücûdunda hâsıl olan şiş ve kabarcık. kolonlar. travail elementaire. amel-mânde (a. mathematique. karında su birikme hastalığı. fr. çiftleşme.) 1. islâm dîni inanışlarını anlatan ve "Âmentü billahi ve me-lâiketihî ve kütübihî ve resulihî. pratik. önder.i.s.s.f.s. meydana getiren. geliş.b. sürgün.f. âmîg. başlıca nokta. amden (a. Âmî (a. çalışarak. a'mide (a. âmed ü reft 1. âmîhte-gî (f.) 1.) bir sanat eserinde sanatkârın imzasından önce yazılan "tarafından yapıldı" mânâsında bir söz. süsleyen. niyet. ameliyyât (a. işlev yitimi. (bkz: âmenna).) 1. geldi -gitti. âmennâ ve saddaknâ inandık ve tasdik ettik. [müen.s.) çok veya en emin. yaşlar. karar. diyecek yok. ameliyye (a.b. amd (a. yaşayışlar. âmediyye (f.) divit. ameliyyât-hâne (a. âmihe].) 1. geliş-gidiş. inceleme.i.) Kur'an'da. geliş. 2. amel-i cüz'î kim. 3. şef. âmil'in c. renk körlüğü. âmeden-i laklak leyleklerin gelmesi. fr.zf.s.i." diye geçen bir âyetin başında bulunarak Müslümanlık kurallarının remzi olup "inandık. elemansal iş.h.cü. operasyon.i. amelî (a.i.i.s. amelen (a. niyet.senevî. edi yitimi.) iş yapmaktan kalmış. a'mâ-yı elvân psik. (bkz. âme (f.s. hesap.i. âmâre-gîr (f. hayatlar. pek yaşlı. bir işi yapan. 2. akromatopsi.f. zayıf gözlülük. yıllık.f. bir doktorun hastanın bir yerini kesip tedâvî etmesi.a'mâr (a. ömr'ün c.b.i.t.i.) vergi tahsildarı.zf.) muhasebeci. âmentü (a. (bkz: âmedci).) karışmış olma. hakikat.b. – -âmây (f. a'mer (a.. karışık olan.) fiilen.s.) 1. amel (a. âmede-gû (f. amel-dâr (a. aşk hastası. 3.) (bkz: âmed ü şüd). âmedî (f. sütunlar. hazırcevap [kimse]. 2.) [eskiden] bakanlar kurulu başkâtibi.b. garip şeyler. iş göremez durumda olan. gelen. 2. âmâh).) uzun ömürlü.) gelme.i. meç.

emn'den) gönlü emin. buyuruculuk. âminci. avâmil) bacak.) hala. ammâ ba'dü (a. âmir (a.s. Âmine (a. 2. îmâr olunmuş.s. şenlendiren. amiyyâ (a. [müen.c.i. bayındırlaştıran. âmme.) öyle olsun. âmiyy (a. yaygın. ammâr (a.) âminciler. s. genel olarak. 2.) 1.s.c. c. bahşişi. ammât (a. ammâ (a.s. devlete ait. ayak.b. âmin-hân'ın c. âmmeten (a.) âmircesine.) karışık. Tanrı.b.umk'dan) derin. emrederek.s.) 1. âmîz-gâr (f. . emin olarak.) bundan sonra. mahlut.) umûma mahsus olan.) avama mahsus.) 1. karışmış. düşünmeyerek. bağışlama. bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdîdi yapmaya muktedir olan kimse.tar. âmîze (f.) görmeyerek. çokluk bildirir Amma yaptın ha.. devlet idare adamları.s.i. 2. ümerâ) 1. korkusuzca. 3.. resmî. âmîze-mûyî (f. mütesellim. âmiriyyet (a. mütevelli. 3.i.b. şâir. âmirziş (f.i.) mamureden. ammâl (a.e.). umûm'dan) umûma ait. Fikr-i amîk derin düşünce. vergi tahsiline me'mur kimse.zf. umrân'dan) 1.zf.s.) amcalar.n.zf.) yaraşan. i.c. 2. ama. amm (a.s. âmîziş (f.âmîje (f. ancak. 2.s.) saçı sakalı kırlaşmış adam.f. affeden.le karışık. şu kadar ki. buyuran. amın'ın c. emn'den) sağlıkla. âmir olana yakışacak surette. âmir (a.s. âmin diyenler. bayağı.f. genel. sebep.s.zf.zf. âmiyâne (a. âmîn-hânân (a. affeden. affetme. mâmur eden. âmir-i i'tâ eko. avâmil). vâlî. âmîn-hâ-nân). âmin diyen. karışık.s. huk.b.s. (bkz: imtizaç). i. âmin (a. 4.) emeli olan. 2. genel. fakat. âmirz-kâr (f. (bkz: âmir).zf. o kadar ki. öyle ki.b.) amirlik. amel'den. Bahr-i amîk derin deniz. emr'den c. âmir-i mücbir bir kimseye bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlayan kimse. âmiletân iki bacak. yâ Rab duamızı kabul eyle! âmin alayı [eskiden] çocuğun ilk mektebe başladığı gün yapılan tören. Muhammed'in annesi. âminen (a. uygun.i. umûm'dan) umûmî.) . avamca. -âmîz (f. (bkz: âmm). işleyen.s. c. (bkz: âmîje'). amîm-ül-ihsân ihsanı. uysallık.) kır saçlı.. iki ayak. (bkz: ammâr).h.i.) geçiniş.i. tanrı bağışı. âmîn (a. herkese ait.s. karışmış.i. Devlet hizmetlerine ait mas-rafl'ann muvakkaten veya daimî olarak yapılmasını temin etmek üzere muhasiplere yazılı olarak izin ve emir veren şahıs. bağışı umûmî olan.) umûmi.) 1. âmile (a. âmm (a.f. âmil (a. 3.s. bayırdır. âmîn-hân (a. umûmî.i. kalbinde korku olmayan.s. gelelim maksadımıza. ammât) amca. amel'den.) adîce. âmîze-mu[y] (f. 2.s. 1. 2. ammete (a. [bkz.i.s. âmir-âne (a. âmil (a. 2. (bkz: salimen). bağışlayan. .s. "âmire"]. âmmî (a.yi içine alan. emreden. amîk (a.) 1. şâmil]. isteyen. lâkin. amir (a. Amma sıkıntı çektik ha. esenlikle. âmme (a..s.i. amîm (a. yapıcılar. (bkz: âmîze).) 1. (bkz: âmürziş).) Hz. ammî. bir memurun vazife bakımından büyüğü. amele. kır sakallı olma. mahlut.f.

i.) bir erkeğin nikâhında bulunan bir kaç kadından herbiri. âmürg (f. âmûg (f. minhâ şundan bundan. kelimeyi zarf yapar.) 1. ân (a. amûd (a. 2.s.) âmürzende (f. (bkz: bi-l-iltizam).Ammûriyye (a.i. öğrenci. öğretmenlik mesleği. evân) lâhza.i. asıl.i. 3.i. ammeyyâ.i. öğretme. öğretmenlik.) affeden.) amca. muallimlik. kuma.) dizilmiş. öğrenmiş. amûdî (a. amel'den) 1.) zahmet.s.) okumuş.b. ânât. kaimen). hülâsa. anhâ ondan (müennes). alım.s. kalifiye işçi.i.) hocalık.i. iyi. anh ondan (müzekker). 2. an-il-gıyab arkadan. amûden (a.) affeden.s.i. az bir pay. bilmezlikle. an-samîm-il-kalb can ve gönülden. sıfat edatı. güzellik cazibesi.i.b. çoğul edatı.e. amyâ (a. dikey olarak.zf) görmeyerek.) öğretici.) gece yarısı vakitleri. çalışkan. âmûhte-gân (f. an-küm sizden. an-asl aslından. 2. şöyle böyle ederek. öğretmen. c. pek az bir zaman. amû (a.) affeden. düşünmeyerek ımyâ (a. dizi. düşünmeyerek. 5.) 1. öz yürekten. amûd-i nûrânî nurdan sütün.zf) görmeyerek. 3. afüvv.i.i. çok geçmeden.) 1. menfaat. (bkz. 2. bağışlayan.) yukarıdan aşağı.) 1. anhâ.zf.) bilen. *dikey. anhüm onlardan. anan) şu. âmürziş (f.) dik olarak. amûd-i fekarî bel kemiği. ân-ı vâhid pek az. günâhları affeden Tann.) 1. düşünmeyerek ımiyyâ. Zen-ân kadınlar. (bkz: afi. kader. an-cehlin bilmeyerek.b.i. -ân (f.s. âmûz-gâr (f. sütün. âmürz-gâr (f.i. amûl (a. zahire. -âmûz (f. fayda. . âmirziş). anhümâ o ikiden. Gûy-an söyleyerek.) affeden. bu.b. 2. pek kısa bir süre. 4. (bkz: afi. 2. ummiyyâ (a. âmûziş (f. yukarıdan aşağı dik inen çizgi. boyuna. cemi. anâ' (a.) -dan ve -den.i. direk. uzun boylu [adam]. ânî'nin c. Ammiyâ (a. düşünmeyerek an (a.) öğreticilik. işçi. yavaş yavaş. âmûhte (f. âmûde (f.i. (f. Hiras-ân korkak.s. 2. muallim. öğretmen.s. âmûzî (f. bir miktar.) 1. an-kümâ ikinizden. öğreten. Şâh-an şahlar.e. âmûsnî (f. öğretim. âmürzâ (f. ân (f. öğrenmiş. Edeb-âmûz edep öğreten. kendisi yokken. âmûhte-gân-ı ezel nebîler ve velîler.i.i.) yalçın kayalarda ve yüksek yerlerde bulunan kuş yuvası.zf) görmeyerek. ortak. âmûzende (f. âmût (f. ânâ' (a. güçlük.) Ankara şehri.c. şu bu ve öteberi. anâ-ül-leyl gece yanlan. meyva. öğrenme. âmürz.) öğretmenler. meşakkat. (bkz: âmm).i.zf) görmeyerek.vakar.) l. âmûz-gârî (f. bir an.i. 2. çok çalışan. ân-be-ân gittikçe. kıymet. s. an-karîb yakından. an-kasdin bile bile. bağışlayan.

s. Anele (a. unsur'un c.b. yüzyıl şairlerinden Boya-cıoğlu'nun. .i. a'nâk (a. anberîn (a. en zarif. iri taneli Hint pirinci. [insanda]. rivayet.b. bir geminin kendisine zincir veya halat bağlanmak için bedenin üst başına bağlanan halka. anber-efşân (a. hezârân). anâkib (a.i.) büyük burunlu [adam]. impuissance.) çok zarif. 3.zf. ismi zarf yapan bir ek Fakir. dişi ve yabani eşek. v.b. e.i. andelîb (a. 3. traditionalisme.) boynu uzun [adam].s. fr. cedî (keçi) burcundaki v. an-cehlin (a.i. -âne (f.zf. kasık kılı.) çok inatçılar.) 1.f. ânân (f. anber (a. ı. ankebût'un c.s.f. ân-be-ân (f.b. anber-sirişt (a. anber-ter (a. yaprak saplan. zamanlar.s. su. ânât (a. anânet (a. anân (a. ineb'in c. ufuklar.s.f.) onlar. gerdanlar.i.i. yayla çiçeği. ânâf (a.i. güzel koku saçan. anâkat (a. meç.i.) bilmeyerek. ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak. anber-şemîm (a.i. rüzgârla kalkan toz bulutu.i.s.i.) yaş ve taze üzümler. kanı dindirmek üzerekullanılan bir çeşit reçine. a'nâk (a.) sıfatı. fr. fasılasız.nuanccs.) den.) bülbüller.) 1.s. Tıfl.) nahiyeler. kül renginde bir madde. gittikçe.e. 1. anâdil (a.) gelenekçilik. an'anevî (a. anâsır-ı erbaa (dört unsur) 1) ateş.) an'ane ile. anâsır-ı hisâbiyye mat. ânen fe-ânen (a. a'neb (a. 2) XV. anadil) bülbül.i. ân'ın c. fr.s. ânen (a.b. güçsüzlük. muz.s. taraflar.) aslından. öğeler. n. hemencecik. Nihâvend makamı gibi başlayıp sonradan yegânda karar veren makam.f.) bülbüller. andelîb'in c. 6. aslında. an'ane (a.b. 2.b.i.s.).s. 2. Tıflâne gibi.b.z.) anber kokulu. rakı.i. anede (a. anber-bâr (a. ânak (a. an-asl (a. kasık. a'nân (a. bir bulut.f. 3. 4.) ümîdi boşa çıkma.b. bot. insanın toprak. a'nâb (a. 2. (bkz: hezâr). anber-nisâr).) elemanlar.i. anber-efşân). andelîb-ân (a. gelenekle ilgili. güzellerin benleri ve zülüfleri. anberiyye (a. bir hesabı yapmakiçin lüzumlu malûmat.) anber gibi. enf in c. 2. hava ve ateşten yaratıldığını ve bu dört maddenin vasıflannı anlatan manzum eseri.i.c. yapışkan ve miskgibi kokan. an'aneviyye (a.) . (bkz.) rivayetler. inv'in c.) hek. anberî. an'anât) 1. 2.i.s.b. güzel kokulu bir ilaç. vakit ilerledikçe. muvaffakiyetsizlik. boyunlar.) cinsî muamelede iktidarsızlık. Fakirane. anat. 5. anber-nisâr anber saçan.i.zf.i.c.i.) anber yağdıran.) devamlı.i.i. yıldızları.c. gece.) 1. (bkz. 2. tafsîlât. ân'ın c.zf. anâfet (a. anâne (a. su.f.) burunlar.) örümcekler. andem (a.b. yabani eşek sürüsü. an'anât (a. toprak.) sertlik.) anber kokan. 2.c.) bulutlar. anâne'nin c. güzel koku.) bir anda.) gitgide. gelenek.zf. meç.) .) 1. anber saçan. başansızlık.) anlar.s. hava. (bkz. sürekli. kabalık. an'ane'nin c. gelenekler.i. 1.) 1. anâsır (a. güzellerin saçı. bir aşiretin bütünlüğü veya işleri veya şerefi. anber-bu[y] (a. unk'un c. f.a'nâ' (a. 3. geleneksel.f. bilmezlikle. ağacın ucu. âne (a.) anber kokulu. 2.

2. 2. inâd'dan) inatçı. fr. annâb (a. i. şiddetli. anîz (a.) isyancı. tahsildar.b. . ihtiyar bekâr. s.s. ânif-üz-zikr biraz evvel bildirilen. an-samim-il-kalb (a.]. anka-yı lâ mekân tas.zf.f. anhâ minhâ (a. s. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dînini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Anadolu Ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.) o ikiden.) 1. 2. tar. 2. Ânid (a.) şundan bundan. anîk (a. o anda. kaçaklar.i.zf. muztarip. an-kasdin (a. .i.) üzümcü. katılaşmış [kan ve mürekkep gibi akıcı maddeler].cü. büyük ve şişman [deve]. anâkib) örümcek. Ânis (a. ânî (a.s. a. a'nî (a. inatçı [kimse]. ângeh (f. meşgul.) örümcek. anh (a.) olmuş.zf. anka' ("ka" uzun okunur. . ânif-ül-beyân demincek beyân olunan. 7. i. kavgacı.) bir an içinde. devşirme suretiyle toplanıp Türkçeyi ve islâm dinini öğrenmek üzere Türk köylülerine satılmış olan acemi oğlanlardan müddetini bitirip Rumeli ağasının tezkeresiyle ulufeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret.) içinden.) kaplar. evânî). sert. an-kümâ (a. anî (a.s.) cana yakın kız ve kadın. an-karîb (a. anûn (a. Ânifen (a. örümceksi.b.s. 3.) güzel.s. 5.zf. i.i.zf.zf. mütevâzi. köle. an-küm (a. an-hüm (a. zümrüdüanka kuşu.i. müfettiş. ânife (a.zf. derhal.c.i.zf.e. âniye (a. 3. (bkz: anîd).s.) yakından. tuhaf.i. cismi olmayan bir kuş.) "ti 'dan geldi" aşk.zf. anîk (a.zf.) 1.f.) demincek. [müen. öteberi.) bile bile. (bkz. ânî (a. an-nakdin (a. ânise (a.zf. şöyle böyle ederek. an-samîm (a.i. yukarıda. sıkı bağlı şey. ondan sonra. hemen. garip [Şey].) örümcekimsi. 2.) onlardan. inâ'nın c. zarif.zf.c.) nakit para olarak. tar.i. unfdan) 1. s.) sizden.ângâh. biraz evvel. şu bu. Ânîse (f. ihtiyar kız.) yâni. öz yürekten.zf.s. bildirilen.) "mim'den geldi" aşk. anûd (a. Allah. [Rumeli'ye işarettir]. işçi. ankût (a. ankebûtî (a. ânât. 2. (bkz: sîmurg). (bkz: bi-1-iltizam).cü. ismi olup. Anîd (a. an-karîb-iz-zamân yakın vakitten. an mim âmed (a. kemâle ermiş.) pek yakında geçen.) örümcekler. muztarip.i. ankebûtiyye (a. 6. anka-yı mağrib Zümrüdüanka kuşunun bir adı. ankebût (a. 4. unât) 1. i. ânif (a.b.s. ânîn (f-i-) yayık [yağ çıkarmaya mahsus]. inâd'dan) çok inatçı anîf (a.) o vakit.s. koyulaşmış. alçak gönüllü. aniye].f. özünden. çok geçmeden.s.) ense.zf.) ikinizden.) 1. kaba muamele eden.) ıztıraplı.) inat eden.) gençlik çağının başlangıcı.s.s. an tı âmed (a. ismi olup cismi olmayan nesne.) ondan [müen.s. anhâ]. [Anadolu'ya işarettir. Esmâr-ı âniye olmuş meyvalar. -arachnides. an-hümâ (a.) can ve gönülden.

i.c. Arap dili. tabiatıyle ayrıca bir makam addedilmesine imkân yoktur. zekâlar.) "oylar. Arab'ın c. sırt. Arab (a. Şam. arûs'un c. Arap kavmine mensup.) tar.i. (bkz: bâdiye-nişîn).) muz. arabiyyât) Araplarla ilgili. (bkz: arat2). a'rab veya urban ve urub) Irak. eski İranlılarca o günkü işler için me'-mur farzolunan bir meleğin adı.) 1. hileler.b.i. arâiz (a. arâ' (a. Arap edebiyatı. 2.i.i.i.i. arabân-bûselik muz.i.) Arapça ile ilgili olan [ilim. fikir).s. yy. -ârâ (f. ârâb (a.) 1. hacetler. arefe'nin c. örfün c. bölge.i.i. Arâis (a.i.i. 4. Ceziret-ül-Arab. kürdî dörtlüsü için si bekar ve küçük mücenneb bemolü lâhin içinde ilâve edilir. arabân-kürdî'den başka bir şey olmayıp aynı terkibe muhtelif zamanlarda muhtelif bestekârlar tarafından verilen isimlerden ibarettir. ireb ve irbe'nin c. küçükten büyüğe yazılan yazılar.) meşakkat. ter. A'râb (a. kuvvet. . arîza'nın c.) Arap edebiyatı.) Haccın icaplarından olmak üzere Kurban Bayramının arefe-sinde usûlüne göre vakfeye durulan ve Mekke civarında bulunan mukaddes dağ. Arapça. arabât) 1. kahren).c. Arabistan (a. başında yazılmış bir dergide geçen makam. ârâ' (a. 5.i.i. arabî (a.f. (bkz. 3. arabân-ı cedîd muz. arâbe (a.s. üzüm ve sâireden çekilip elde edilen ispirto. arabân-kürdî (a. (a.c.) muz. 2. a'râk (a. geniş. fa bakıyye diyezi ile donanır.) utanma. çıplaklık.b. dekler. arabiyyât (a. cebren.i.) a'raftakiler. şetaraban makamının bir sekizli tiz şeklidir. çıplak arazi. âr-sız utanmaz. Meclis-ârâ.i. Dede Efendi'nin terkibi olduğu kabul edilebilecek olan az kullanılmış bir mürekkep makamdır. tepe. a'râfiyân (a. arabiyyet (a.f. arabiyye (a.) âdetler. [bu bakımdan "an zeamet" hisseden ibaret demekti]. Yâni şetaraban gibi yegâh'da değil.Arapların yaşadığı memleket. açık saçık konuşma.i.) zorlama.zf.i. akıllar. itiyatlar.) her Güneş ayının yirmibeşinci günü ile. komşuluk.) 1. 3. arabân (a. keçi veya koyunun memesine geçirilecek torba.i.) çöl Arapları. (bkz: beyâtî-arabân-pûselik). zor.) süsleyen.) 1. kitap. avlu. âr (a.) gelinler. ârâd (f. Dil-ârâ. Hicaz. re'y'in c. eârîb) çölde yaşayan Arap. Arafât (a.anve (a. 2. usuller. a'râbî (a. adı XIX. 2.). zorluk. lâ-dügâh perdesinde durur. cennet ile cehennem arasındaki bir yer. a'raf (a. Beyâtî-arabân gibi si koma bemolü. an zeâmet (a. bezeyen.i. Yemen ile Mısır'da ve Afrika'nın şimalinde bulunan semitik kavmin umûmî adı. arabân-nigâr muz. 2. 2.) l. mi bakıyye bemolü. adı anonim bir edvâr-ı ilm-i mûsikîde geçen makam. anveten (a.i. (bkz: bi-âr).b. neva perdesinde kalır. oyunlar. ârâ-yi umûmiyye *genel oylar.c.i. bir mahallin takririnde o mahalde mevcut timardan başka âher sancakta da timarı olan kimsenin o âher sancaktaki timarına verilen ad. ar ü nâmus utanma ve namus. 3.i. Güçlüsü birinci derecede beyâtî-arabân'ın güçlüsü olan nevadır. 2. Şevk-ı cedît ve zevk u tarâb makamları. güçlük.s.) arz olunan hususlar. Beyâtî-arabân makamına bir kürdi dörtlüsü ilâvesinden mürekkeptir. Bütün kürdî dörtlüsü ile karar veren terkipler gibi. anye (a.) Arap ülkesi. arabiyyet'in c. mıntaka.i.

a'râz (a.) dinleniş.s.b. ârâyende (f.) bezenmiş. eğlenme.b.s. (ırs'ın c.i.) 1. yerleşen. rahatsızlık veren. ârâm (a.b. bezek.i.) ter döken. dinlenme. ar'ar (a.) kavuk altına giyilen takke. 3. sevilen güzel. 2.i. (urs'un c. yer.) terli. (bkz: âreste). ârâmiş (f.s. namuslar. irem'in c.i. (bkz: ârâmrübâ).) 1.) rakı. pavyonlar.c. 2) sevgili. arak-çîn (a.) rahat yaşayan [adam].s.) 1.) dinlenen. alâmet. istirahat etme. 2.b. ârâste-gi (f. süs. rahat olan. mıntaka. ırz'ın c. Bu tarîkatin şâirleri arasında göze çarpacak bir varlık göstermiştir.i. 1630 yılında istanbul'da ölmüştür. damlar.s. 2. süslülük.b. arakıyye (a. kaza. aramram (a.) 1. a'râs (a. a'râz) 1. (bkz: ârâm-sûz).) nikâh törenleri. arakk (a.i.) dinlenen. ârâm-geh (f.zf. a'râk (a. a'râs (a.h. ziynet. süsleyiş. kazalar. karar kılma.s.) ırzlar. sevilen güzel.) dirsek. 2. boş topraklar. kendi kendine vücut bulamayıp. meç. arasât (a.i. işaretler.b. 3.dinlendirici.) istanbul'da doğmuş bir Mevlevî şâiridir. dinlenme. araz'ın c. süsleniş. mekân. arak-rîz (a.f. fels. 4.i. dağ servisi.i.) düzen verici.i.) arsalar. başka bir cevherle meydana gelen hal ve keyfiyet.i. dinlenme yeri. arât (a.i.) sahrada. tahtlar. .) 1.i.s. ârâm-güzîn (f. ârâm-gâh-ı ebedî (sonsuz olarak istirahat edilen yer) mezar. ırk'ın c. çölde mahsus konulan nişan. süslenmiş. ârâmîde (f. rahatta ve sükûn halinde bulunan. ârâm-ı cân 1) gönül rahatı.rakı. a'râş (a. 3. 2. aras (a-i-) yorgunluk.i. felâketler. (bkz: âre-mîde).i. ârâm-sâz (f.i. şiddetli hal ve iş. haşir ve neşir meydanı" mânâlarına gelir.) terlemiş. arsa'nın c.) (daha.b. 2. güzeldeki boy bos. Bir dîvânı vardır. (bkz: aremrem). huzur. tesadüf. direkler.) rahat kaçıran.) 1. ârâste (f.s.s.) ise de "mahşer yeri. ârâm-cûyâne (f. terle ilgili. rahat. terleyen.i. çatılar. 2. avlu.i. Ârâmca [semitik dillerden]. alâmetler. 4.i. dinlendiren. ârâyîş (f.) evliler.) oturan. ârâm-ı dil gönül rahatı.) arâstelik. arak-nûş (a.) dinlenme.s.b.i. 2. ârâm-rübâ (f. yerleşme.i. (bkz: ârem-gâh).) rakı içen. 2. en. arak-dâr (a.s. (bkz: ara3). ârâm-cûyî (f.b. duht-i rez.f. pek.s. tesadüfler. süs-leyici.i. işaret. duhter-i rez). dikenli ardıç ağacı. ârâmî (f. istemeklik. a'râz (a.b. durma. düğünler. ter içinde kalmış. süsleme. ârâm-bahş (f.s.) dinlenmek isteyene yakışacak surette. ârâyî (f.i.i. arak (a. damarlar.) aram verici.i.s. ârâm-cû (f.) kökler. ârâm-sûz (f.f. araz (a. 2. Hetk-i a'râz ırza geçmeler.) aram arayan. (bkz: mirfak). felâket. [arâmîden mastarından]. arak-nâk (a.) l pek çok asker.b. hastalık alâmetleri.) 1. oturan.) rahat ve huzuru bozan. (bkz: bint-ül--ineb. rahatlık.f.) tere mensup. dinlenmek isteyen. arakî (a. 3. arş'ın c.s.f.b.c. ârâm-gâh. S.) süsleyicilik. 3. çok) ince. bölge. bitkinlik.) dinlenilecek yer.) en çok dervişlerin giydikleri yünden yapılmış bir çeşit külah. ârân (f.b.) 1. ârâm-gâr (f.s. bozan. ârâmî (f. (bkz: ârmiş). ârâm (f.b.

yalnız hazîne menfaatleri veya yalnız tasarruf haklan veyahut her ikisi bir hayır cemiyetine tahsis olunan mîrî arazî. müslim olmayan eski ahâlisi elinde bırakır veya hâriçten müslim olmayan ahâliyi getirerek yerleştirirse bu arazîye "haraciyye" denilir. arâzî-i meftûha devletin malı sayılır.i. Lâhin içinde yapılacak olan değiştirmeler. arâzî-i mahlûle huk. mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler. bırakılmış topraklar. makamı meydana getiren ilk iki dizide mevcuttur ve uşşak dörtlüsünde (lâ-si koma bemolü -do-re) de bu ses yoktur. [kaideten. III. arazât 1. kışlak. harap. arâzî-i mevât huk. uşşak dörtlüsünü inici bir şekilde icra ile lâdügâh perdesinde kalır. Pûselik beşlisi kullanılmışsa. bekar işareti ile değiştirilir. Donanımına arazbar gibi yalnız mi için bir koma bemolü konulur. arâzî-i emîriyye-i mevkufe huk.) yerler. dörtlünün bir arızası yoktur. (tersi arâzî-i âmire'dir]. arazbâr (a.b. arâzî-i mahmiyye huk. [sahibi yer üzerinde mülkiyet hakkını hâizdi]. arâzî-i âmire kendisinden herhangi bir surette intifa olunan yerler. Arazbâr-pûselik. pazar yerleri gibi halkın ihtiyaçlarına tahsîs edilmiş yerler. arâzî-i gamire ("ga" uzun okunur) huk. arâzî-i emîriyye-i sırfa huk. arâzî-i metrûke terkedilmiş. Donanımına mi için bir koma bemolü konulur.) genişlik. bu arıza. 2. Güçlü birinci derecede nevâ'da beyâtî'nin ve çârgâh'ta rast'ın güçlüsü olan gerdaniye. [tarla. koru ve emsalini içine alır]. arâzî-i haraciyye huk. Selim'in ihtira ettiği mürekkep makamlardan biridir. arazbâr-zemzem muz. mer'a. su baskını veya içine henüz çift girmemiş olan yerler. arâzî (a.f.i. beytülmâle haber verilmeksizin tasarruf olunan mahlûl veya müs-tahik-i tapu yerler. çayır. arâzet (a. arazbar mürekkebine bir pûselik dörtlüsü veya beşlisi ilâvesinden meydana gelmiştir. arâzî-i hâliyye boş. Nota içinde nevâ'da beyâtî için si küçük mücenneb bemolü. rakabesi beytül-mâle ait bulunan araziden koru. kimsenin temellük ve tasarrufunda olmadığı ve ahâliye . yol. Makam. timar toprağı. diğer iki dizi için de si koma bemolü konulur. Türk müziğinin pek eski mürekkep makamlanndandır. beşlinin son sesi olan mi. arz'ın c. aynen arazbarda olduğu gibidir. sahipsiz topraklar. arâzî-i meftûha huk. Devlet bu kabil arazîyi ya ganim-lere veya başkalarına dağıtır veya kendi sahipleri elinde bırakır].) tesadüfen. arazbâr-pûselik (a. arâzî-i mektûme huk. topraklar.arazan (a. 3 memleketler. arâzî-i emîriyye huk.i. fetih hakkının taallûk ettiği yerler. mutasarrıfının intikal sahibi mirasçı bırakmaksızın ölümüyle mahlûl olan arâzî-i emîriyye.f. fetholunan arazîyi ülüleınr. Pûselik dörtlüsünü veya beşlisini inici bir şekilde icra ile lâ-dügâh perdesinde kalır. adı Nasır Abdülbâ-kî'nin tedkik ve tahkikinde geçen makam. ikinci derecede de çârgâh'da rast beşlisinin durağı olan do-çârgâh perdeleridir.) muz. Nevâ'da beyâtî ile rast beşlisi'nin çârgâh'daki şeddi ve uşak dörtlüsünün birleşmesinden meydana gelmiştir.) muz. yaylak. rakabesi beytülmâle ait olarak devlet tarafından fertlere dağıtılan yerler. iklimler.b.zf. arâzî-i gayr-ı mezrûa ekilmemiş toprak.i. topraklar. beytülmâle ait menfaatleri ve tasarruf haklarından hiç biri bir cihete tahsîs olunmayıp devlete ait olan ve fertlere tefviz olunan memleket arazîsi. arâzî-i memlûke mülk.

) topallık. değirmen taşına buğdayı akıtan oluk.i. tesadüfi. arbede-cû-yâne (a. çıplak tarla.) 1. [bunlar. kıraç yerler. vakıf toprak. tecrübe. arecân (a. arâzî-i muhtekere kiracısı tarafından üzerine bina yapılmak veya ağaç dikilmek üzere senelik bir para karşılığında kiraya verilen arazi. arcele (a. ardtûle. aksak.i. 2. a'rec (a. otuzda bir gibi muayyen hissesi "ukr" nâmıyle mâliklerine verilmek üzere devletçe çiftçilere tefviz olunmuş mülk yerler. arâzî-i emîriyeden ifraz olunarak ülülemre'nin veya onun izniyle başkalarının vakfeylemiş olduğu arazî. arâzî-i mevkufe-i sahîha huk.i. topal.i. açıkgöz.f. ârdîn (f. arâzî-i mürfaka huk.) kavgacılık. ârâziş (f. i.s. ârec (f. 2.-(daha.) kavga. ârd-bîz (f. 2. aksaklık. (bkz: arbede-sâz). vergiye tâbi olup. vakfo-lunmuş arazî. sahiplerinin kudretsizliği yüzünden boş kalması sebebiyle hâsılatından muayyen kısmı devlete ve yirmide. kavgacı. patırdı. buğday ve benzerlerinden öğütülen un. arbede-kâr (a. sokaklarda oturulacak yerler ile caddelerde boş bırakılan mahaller.s.) kavga çıkaran. arâzî-i mübâreke Hicaz. [kiracı kira bedelini her sene arazî sahibine vererek o arazîyi daimî surette elinde bulundurur]. antrepo.i. ard-hâle). şayian tasarruf olunan yer. kervansaraylar.terk ve tahsis kılınmadığı halde yüksek sesli kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi mâmur yerlerden uzak bulunan. arec (a.i. yâni tahminen yanm saat mesafe uzaklığı olan taşlık.b. [burada vakfiyet tahsîs münâsebetinden ibarettir]. arecân (a.i.) 1. .i.) 1. süzgü. un eleyici. çok) arif.) hayır ve iyilikte bulunma. 2.) imtihan.f.b.s. (bkz: arbede-kâr).i. kevgir.b. arcâ (a. arbede-cû (a. arec'in müen. (bkz: cidâl-cû). ârd (f.) dirsek.) 1. kavgacı. âre (a. arâzî-i mîriyye devlete ait arazî.i. yolculara mahsus olmak üzere terkedilen konak yerleri. arâzî-i mukaddese kutlu topraklar.) ânzî.s. i.) ödünç alınan veya verilen şey. aksak adamın yürümesi.s. veya pek) akıllı. arâzî-i müştereke huk. ârden (f.s. aksaklık. (bkz. âret). arâzî-i mülkiyye hükümet toprağı.) topal. arddûle (f. rastgele.b. ardiyye (a. arâzî-i memlûkeden şartlarına uygun olarak vakfolu-nan yerler.f.i. arâzî-i met-rûkeden sayılır]. ziraat olundukça her sene hâsılatından beytüssadakaya konmak üzere öşür alınan yerler. . yirmi beşte. 2.s.s. [bunların rakabesi ve bütün tasarruf haklan vakfa aittir]. arbede (a.zf.) kavga çıkaran.f.b. (bkz: ârenç.i.) "bulamaç" denilen yemek. arâzî-i öşriyye huk. (bkz: ardtûle.s. arbede-sâz (a. a'ref (a.) "bulamaç" denilen yemek. sırtlan. (bkz: leng). arâzî-i mevkufe huk. arâzî-i mevkufe-i gayr-ı sahîha huk.) (daha. [arazî kanununa göre mîrî menfaatleri bir cihete tahsîs olunan yer]. çok bilinen.i.) sürü. arbede-sâzî (a. pırnallık. pek.) topal.) 1.) kavgacı. arâzî-i ukriyye huk. arâzî-i selîhâ huk. a'râzî (a.f. ârdhâle (f.) kavga çıkarmaya yellenerek. deneyiş.) topallık.) topallık.i. âreb (a.) eşya saklanan yer. en. arddûle). pek ma'ruf. aksak. ödünç. (bkz: cidal). sadaka verme.i. arec (a. [istihkak-ı hars'ın yani bir yerde ziraat etme hakkının bu gibi yerlere taallûku asıldır]. un eleği.

arefe (a. arife. meşhur. irfan sahibi. dirsek [vücutta].) Hind-Avrupa dil ailesinden olan ırk. (bkz: ârec.). bekar işaretlerinin ortak adı. ârem-gâh (f. 3. müen.s.i. ârig (f. kin ve düşmanlık. 1. çok tanınmış. irfân'dan c. ters. (bkz: ârâm-gâh).e. ârızî (a. 3. ârızân. keder. bulut ve şâire gibi görmeye manî olan herşey.i. çıplak. bir önceki gün. aremrem (a. mihnet.). âret (f. Aristatâlîs (a. yeleli. âret). nevi.b. i. kafa tutan.) 1. arık (a. 2. ârende (f. usul. arim (a. arîf (a.s. belâ). 3.) kalabalık ordu. 2. arîs (a. bilgili. engebe. ârenc. cömert. bilgililer.anlayışlı ve bilgili. dubara. (bkz: aramram). 2.i.) zinâkâr [kadın].) 1. al yanak.i. gelen.) uygunsuz.s. 4. arif olana yakışacak surette. velî.i. erkek adı. bozukluk. 2.i.i.) kadıntuzluğu denilen nebat (bitki) in kök kabuğu. urûc'dan) 1. ve i. 2. argîş (f. eli-açık. ârifîn (a. 4. bemol. galiba. aksak. âdet olduğu üzere. 4. 2.c.s. bilen. 2. alacalı [şey]. 2. ânzât ve avarız) 1. gidiş.s. (bkz: ârec.i. kabiliyetli.zf. ârifân). hoşa gitmez. ârife (a. ârız-ı gülgûn gül renginde olan yanak. ârib (a. (bkz: ârâmîde).i.) evet. 6.i. urefâ) 1.) .) 1. ârî (a.i.c. nefret. i. kırılma. s. gücenme. ârif bi-llâh marifeti Allah'a vâsıl olan. 2.i. âret). rahat. [hekimlikte göz ilacı olarak kullanılır]. geçici olarak. sakatlık. dağ. (bkz. vâlî. noksan. armağan.i.i. arz'dan) 1. hemen odur" gibi bir yakınlık ve benzerlik mânâsına gelir.f.i. nâzik. zan-nolunur ki. iyilik.h. ârifân (a. arifin c. ârim (a. müen. çeşit.) 1. (bkz. âreste (f. c. âreng (f. tesadüfi vak'a. (bkz: naam. âriş (f. örfene. ârıza'nın c. (bkz: âraste). tarz. dînî bayramlardan bir evvelki gün. bağış. arifin müen.s. yanak.f.s. topluluk veya kimse. topal. "ârice".).s. hür.). ârif-âne (a. 2. 5.s. ânz'dan) 1. sırtlan. i.i.) dirsek.s. ârızât (a. "a'raf") 1. avarız) 1. ârenc (f. üslûp. yol. mefhum (kavram). 4. bir notanın.) gerdek.zf.) arifler. arıza (a. arf (a. velî-lik mertebesine ulaşmış kimse. arekiyye (a. 2.) benekli. sesini yanm ton yükseltmek veya alçaltmak veyahut eski hâline getirmek için ön tarafına konulan diyez. bezenmiş. ârız (a. hâkim. a'rem (a. aksama. -sız.s. avarız).s.i.) inatçı. 3. dert. 2. ârî (f. âren (f.) mânâ (anlam). 3. [2 nci mânâsının "harîfâne" den bozma olduğu söylenmektedir]. ârenc).i. (bkz. çıkıp inen. arfâ (a. rastgele.) bir şey getiren [kimse]. âremîde (f. kıskançlık. benzer.s. ârızetân (a. 3.s. i.) iki yanak.) Yunan feylesofu Aristo. 2. müen. 3. . hîle. tarz. ârif (a. ortaklaşa. pembe. haset. dirsek. ârızan (a. ârî (a. renk. avârif) 1. 5.) dinlenen.i. bilgi sahibi. irfân'dan) 1. tesadüfen.i. âric (a. muvakkat. "öyledir. gelip geçici. arab'dan) hâlis Arap cinsinden olan. (bkz: âjig). ânz'dan c.) 1.s. tavır.i. 2.) güzel koku.) süslenmiş.) uykusuzluk. e. muz. 2.b. sonradan çıkan.

c. âriz-i Lübnan but.i. dam.i.) kocasına ve sevgilisine çok düşkün kadın. ikizler takım yıldızı. göçebe Arap aşiretlerinin örfe vâkıf umûmî bilgileri. dünya meydanı. çatı. gürleyen ve şimşek çakan. 3. arz'dan) geniş. arş-ı ilâhî en yüksek gök tabakası. asma çardağı.s. arâiz) küçükten büyüğe yazılan yazı. avârî) ödünç. ârâmiş). teessüf. arş-ı Yezdânî en yüksek gök tabakası. âriyetî (a.) manevî. arîz (a.) güvene. özleyiş. (bkz: takdime.i. dokuzuncu gök. hasret.) benzerlerinden çok daha iri olan.) 1. arş-ı a'zam en yüksek gök tabakası. 2. ârişî (f. (bkz: ahter-bîn.). arsa (a.).i. savaş arabası.i. 2.i.c. ârızan). arş ü kürsî göğün arş kısmı ile altındaki kürsü. arrâf (a. çardak. sundurma. arasât) yer. arş-pâye yükselen.s. ârmiş (f. hamele-i arş. arş-fersa (a. ars (a. pişman.ool. platheimintes.i. cumba. zahmet.s.s. Tanrı'nın katı. müteessif. arş-ı ınecîd. falcı. geniş şey].) sevinç. yıldırım. Arş-ı âşiyân kutsal kimselerin öldükten sonra gidecekleri yer.zf.i.c. Tanrı'nın katı. arşiyân (f. arş-ı a'lâ göğün en yüksek tabakası.) ödünç.) arslanlı [eski kuruş para].) benzerlerinden çok daha iri olma. hoşnutsuz.c. s. çadır. arsa-i kâr-zâr savaş meydanı. (bkz.s. 2. .) ardıç ağacı.) ödünç. 3. arş ü zemîn gök yüzü ve yer yüzü. kâhin. (bkz.) 1. artaliyyet (a.arîş (a.i. arslânî (f. şimşekli. yalan ve kötü söz.) 1.) Arş'ın etrafında teşbih edip dolaşan melekler. arş-üs-süreyyâ Ülker yıldızının altında bulunan bir yıldız kümesi. 4.) yıldınmlı gök gürültüsü. f. toprak. âriyet-serây dünyâ. kafa tutma. 3. âriz (a.) 1. arrâdât) tekerlekli mancınık. arş-ı berîn göğün en yüksek tabakası.) 1. istirhâm-nâme). 2. hekim. yassısolucanlar. arş (a. enli. eğrice. eğreti olarak. sıkıntı. arrâde (a. özleme. arm. müneccim. eğreti. "arrâfe"]. ârman (f. arş-ı azîm en yüksek gök tabakası. (bkz. arkub (a. 5. ârizen (a. pişmanlık. ahter-şinâs.i.i. arîz ve amîk (genişliğine ve derinliğine) enine boyuna.s. fr.b.) kederli. (bkz: arş-ı a'lâ). ökçe siniri. Tanrı'nın katı. arem (a. Tanrı'nın katı. 2. 3. 3. lâyık. taht. 2.i.) terleme. 4. arş-ı a'lâ-yı saâdet saadetin en yüksek yeri.i.i. ars (a. artal (a.i. arştan üstün. arîz (a. enli. arsa-i târih tarih alanı. hamelet-ül-arş).i.) arşı yıpratan. lâtif. semiz. kafes. arkan ("ka" uzun okunur. 4. samandan yapılmış bir çeşit ev. arş-üs-simâk astr.) inatçılık. (bkz: arş-ı berin). uzun uzadıya. arş-ı Hudâ en yüksek gök tabakası.) 1. eğreti.zf. arîza (a. arş-ı rahmân en yüksek gök tabakası. arûb (a. a.i. ahter-şümâr1). ahter-gû. Arrâs (a. [müen. Tanrı'nın katı.i.s.i. 2. arşa (a. Tanrı'nın katı. ferahlık. arsa-i âlem âlem arsası. Tanrı'nın katı. ârmânî (f. arş-ı iclâl en yüksek gök tabakası.f. Lübnan servisi. arîz-ül-cism y.) 1. âriyet (a.s. âriyeten (a. mütevâzi. arş ü ferş.

arz-ı hürmet saygı sunma. 6. arz-ı hayret şaşkınlık gösterme. arz-ı muâhât kardeşçe bağlılığı bildirme. arz-ı dîdâr yüz gösterme. Arûsân-ı bâğ tarla çiçekleri Arûsân-ı çemen çimenlik çiçekleri Arûsân-ı huld ebediyetin gelinleri. arâis. bildirme. Arûs-i felek Güneş. yol. arz-ı endâm boy gösterme.i. Arûs-i cihân Dünyâ. arûs (a. Askalon.) öfkeli. yanak. kim. .s. Arûsân (a. arz-ı kudret kudret gösterme. 2. arûsân) 1. ârûn (f-i-) iyi vasıflarla şöhret bulma. gelin.c. Türk. arz-ı meveddet muhabbeti. sıtma ve başka ateşli hastalıklarda gelen ilk titreme.i. hırslı.) 1. arz-ı hulûs 1) dalkavukluk etme. arv (a. dilekçe. Fars. cennet hurileri Arûs-âne geline yakışacak şekilde arûsek (a. 2.c. ârûde (f. ne halde bulunduğunu bildirme. arz-ı leşker asker gösterme.) öfkeli. düğün ziyafeti.i. Arap dilcilerinden imam Halil'in. aruzla yazan kimse. (bkz: bahr. kükürt.i.i. ilm-i aruz).) geğirme. 2) samimi olarak sevgisini gösterme. geğiren. ululuk. Arûs-i Şâm Şam. eski Arap şiirlerini esas tutarak. Arûs-i hâverî Güneş. aruzla ilgili. arûsî (a. Arûs-i çerh Güneş. Husrev Perviz'in sekiz hazînesinden biri. usul. 3. bir sisteme bağladığı rivayet edilen. 2.f. Arap nazmında beytin birinci mısrâ-ının son kısmı.c. 3.) Osmanlılar'da değeri geline göre değişen ve yeni evlenen erkeklerden alınan bir vergi.s. arûs'un f. debdebe. aruf (a.) 1.) yedinci kat göğün adlarından biri. arz-ı mâ-fi-zzamîr gönüldekini söyleme. 2. arz-ı minnettârî minnet altında bulunduğunu belli etme. arz-ı hâcet istek bildirme.) şan. azamet. Efgan.) uzun zaman ıstırap çeken.) 1. bir iş için birinin yanına sokulma. arûzî (a.s. geline veya güveye ait. aruz veznine ait olan. arz-ı minnet minnet gösterme. arûsiyye (a.) bir büyüğe sunma.) 1.b. hecelerin uzunluğu ve kısalığı esâsına dayanan. arûz (a. arz-ı iftikar ihtiyâcını meydana koyma. esas Arap nazmında. (bkz: arzâ). 4.i. küçük gelin. ârûg-zen (f. güzel ve iyi huylular.i. yan. ârugde (f. f. önüne koyma. arz-ı hüsn güzellik gösterme. Pakistan ve kısmen Hindistan nazımlarında kullanılan vezindir. arz-ı hâl (arzuhal) 1) "hâlin bildirilmesi". şeref.s. arz-ı cemâl yüz gösterme. gösterme. arz (a. arvend (f.i.) gelinler. 2. sevgiyi belli etme. arz-ı mazhar bir işin görülmesi hakkında. 3. taraf. eârîz) 1. teftiş verme. [bu şekil bizde yoktur]. ârûg (f. düğüne.i.i.i. yemiş vermeyen bir dağ ağacı. 2. (bkz: arzuhal). s. i. yeşil ve pembe dalgalı sedef.) geğirici.Arûbâ (a. halk tarafından yüksek bir makama topluca verilen dilekçe. 5. kızgın. muayyen kalıpları.s. arz-ı hüner marifet gösterme.c.

b. (bkz: arz). arzû-mend). (bkz. geniş arazî.) istekli. âsi-yâb).i. hevesli.i. memleket. (bkz: âriz). gösterme. Habb-ül-âs mersin ağacı meyvası. astr. s. Mahsûlât-ı arziyye toprak mahsulleri. ârzû-mend. 2. astr.c.) istek. arzâ (f.i. arz-hâne (a.i. arz-ı mev'ûd Filistin.s. fr. (bkz. 2. hâhiş-ger). arz-ı ubûdiyyet kulluğunu.s. âs (f. genişlik. arzî (a. arziyyât (a. andaç. [aynı ameliye Güneşle de yapılabilir]. ârzû-dâr. genişliğine. arz'ın c. geologie . arzânî (a. arz-ı mukaddes Filistin ve havalisi. arzû-yi hayât psik. ârzû-keş). a'sâ) 1. istid'â).h. mersin ağacı. mal alma.) bot.i. ârz (f. enliliğine.i. heves. 2. heves. arz-ı belde astr. âsâ-yi Mûsâ Hz.) Topkapı Sarayı'nda Hırka-i Şerîf odasının dışındaki aralık oda. 1.c. toprak. Arzû (a.f.) hâtıra. arz-ı nefs nefsini öne sürme.) 1. arz-ı cenûbî güney enlem. arzuhal (a.i. bağlılığım bildirme. herhangi bir mahalde kutup yıldızına veya diğer yıldızlara rasatlar ve bu rasatlara dayanan astronomik hesaplar yapmak suretiyle o yerin arzını tâyin etme.b.i.b. kendini gösterme [fedakârlık karşısında]. hevesli. kakum denilen bir hayvan. asâ (a. arz-ı taleb mal satma. ârzû-dâr (f.b. en. ârzû (f.i. her hangi bir mahallin üstünden geçen arz dâiresi. Dünyâ. arz-ı muâhât). arzû-şikesten (f. arz (a. gösterme.b. ârzû-nâk (f. yaşamak isteği. arz'dan) ene ait.) istekli.b.i. arz-ı mukaddes).s. 3. toprakla ilgili.f.) sunma. Musa'ya Allah tarafından mu'cize olarak verilen ve yılan hâline giren değnek. kalay. arz-gâh (a.) istekli.) arzunun yerine gelmemesi. arz-ullâhi vâsia Allahın yarattığı yer yüzü geniştir.). aslanhâne. en ile ilgili.c. arz-ı uhuvvet (bkz. (bkz.b.) meşhur halk hikâyelerinde Kamber'in sevgilisi. gösterme. arz-ı gayr-i meskûn yaşanmaz [toprak.i. arz-ı a'şâriye öşür -onda bir. (bkz: âsiyâ. enlem.s.arz-ı müddeâ fikrini bildirme.) toplanma yeri [bir şey arzetmek için]. arz-ı harâc vergi veren memleket. arz 1. istek kırıklığı. arazûn ve [tabakaları bakımından] "arzîn" şekli de vardır). arz-ı belde ta'yîni jeol. arzû-keş. (bkz: arz-ı hâl.b.i. arz'dan) toprağa ait. ârzû-mend (f. sopa.) jeoloji.) istek.i. ârzû-dâr.) kurşun.s.vergi veren memleket. 2. arzan (a. dervişlerin taşıdıkları sopa. arzî (a. topraktan yetişen.zf. arziyye (a.i. [tabakaları itibariyle].) enine olarak. yer arz-ı Ken'ân (bkz: arz-ı mev'ûd.) toprakla.i. arzîz (f.i.zf. arz-dâşt (a. (bkz: resâs).i. âs (a.) enine. hevesli. arz-ı ta'zîmât saygılarını bildirme. ârzû-keş (f.. ârzû-mendî (f. 2) Mehmet Rauf tarafından istanbul'da resimli ve haftalık olarak yayımlanmış bir gazete.) arzlar. arz-ı meskûn yaşanabilir [yer]. arzîn (a. değirmen. deynek. arz-ı basît düz yer. muhtıra.) istekli.f. hâhiş-gâr.b. .) ardıç denilen ağaç. arz-ı şimâlî kuzey enlem. iklim.s.b.

görme siniri. sâhib'in c.) vezire mensup.i.) 1. vatan. usbu'un c. asab-ı aynî anat. asâbi (a. serçegiller.b. asâyib).) alnı üstüne saçı dökülmüş.i.) 1.) vezire yakışacak surette. asab-ı şevkî anat. a'sâb (a. mâlikler. fr. ortadamar. 3. asab'in c. asâkir-i berriyye kara askerleri. gırtlak siniri. asab-ı vustâ anat. akciğer mide siniri. asâgır. damar devindiren sinirler. efendiler. kör yedekçisi. asabât (a. asabiyye (a. serçe kuşları. asab-ı hançerevî anat. 3.f.f. asab'dan) sinirli.) 1. [îtibar ve mevkice]. Lisân-ül-asâfîr kuş dili. başa sarılan nesneler.i. 2. tayfalar. dostlar. asab-ı taht-el-lisânî-i kebîr anat. 2. göz siniri. sopa çeken. asabiyyet-i kavmiyye şovenlik.) 1. bir tek sinir.e. asabî).s. vezir.b.) vücudun alt kısmında çıkan kıllar. asker'in c.).) 1.) 1.ashâb'ın c. (bkz: asabe). şer'an. cemâatler. koklama sinirleri. 2. âsaf-tedbîr (a.i. asâkir (a. 2. damar. c.) esed‘in c. asâgıre (a. a'sâbî (a. asâgır ve ekâbir (a. miras alamayan akraba.) 1. me-diane. asâib (a. nerf spinal. asâhıb (a. fr.i. asabe'ye ait. asab-ı rievî-i mî'de anat. sinir kanatlılar. Asâd (a. asab-ı enfî anat. esneme. burun siniri. a'sac (a. 2. sinirli.i. -âsâ (f. sahipler.) küçükler ve büyükler.s. fr. a'sâb-ı kâinat kâinatın sinirleri.) yolu. 4.s. pseudonevroptees. sopalar.i. zool.i. asabe (a. nerf hypoglosse. sempatik sinir sistemi. motor sinirleri.i.) değnekler. 2. kaşbastılar. a'sâb-ı gûş kulağın sinirleri. asabânî (a. sinir hastalıkları.) erler. sinirlilik.s. 2. asâkir-i bahriyye deniz askerleri. fr. asâ'nın c. vazomotor(lar). omur siniri. arslanlar. yol arkadaşları. Emr-i âsafî sadrâzam buyruğu. asabât) 1. 2 vakar. a'sâb) sinir.b. sinir hastalıkları pavyonu. Bâb-ı âsafî Bâb-ı âlî. işitme siniri. (bkz. . asab (a.). bezek.f. Cennet-âsâ cennet gibi. asab-ı alâkavî anat.i. âsâb (a. asab-ı basarî anat.s. Âsaf (a.i.s. a'sâb-ı muharrike anat.i. fr. asab-ı sem'î anat.i. yurtseverlik.Süleyman Peygamberin veziri. asâkir-i hassa pâdişâhı koruyan askerler. asabiyy-ül-mizâc yaradılışça sinirli olan [kimse].i. asabe'nin c.s. âsaf-rey (a. sargılar.) sahipler.c. birinin fırkası ve avenesi.) gibi. asâ-keş (a. 2. eseb'in c. 2. din ve milliyetini asm derecede kayırma gayreti.âsâ (f.i. büyük dilaltı siniri. asabiyye-i teşennücât sinir spazmları.s.) 1.) şeref ve itibarca küçük olanlar. (bkz: manend. ciddîlik.) parmaklar.i.) 1. âsaf-âne (a. asâhib (a.i.zf. a'sâb-ı şemme anat. veş). asabiyy-ül-cenâh zool. süs. (bkz: esâbi1) asabî (a. a'sâb-ı alâkaviyye anat. bahriyeliler. ısâbe'nin c. asgar'm c. asabe ile ilgili. (bkz. usfûr'un c. asabiyyet (a. a'sâ (a. asâfir (a.h.s. baba tarafından akraba olanlar.) sinirler. nerf vague. âsafî (a.) düşüncesi Âsafınki gibi mâkul olan [vezir]. tutumu Âsafınki gibi mâkul olan [vezir].s. kendi akraba.

sakal ve benzeri kutsal emânetler. a'sam (a.) yüzyıllar. güç. 2. duymazlık. âsâl (a. âsâr-ı atîka veya kadîme eski eserler.s.i. ısr'ın c.) kolaylık. a'sâr-ı sâlife geçmiş asırlar. 2.i.) ahlâk.i. [vekâletin zıddı olmak üzere de kullanılır]. günâhlar. asâletlü (a.s. görevler. asâlet-meâb (a.) 1.) temel. âsâr (a.) 1.) sayı hesap.i. 2. nutatio . asâkir-i nizâmiyye ilk askerlik devresini yapmakta olan asker. a'sâm (a. a'sâr (a. ayrı ayrı küçük insan toplulukları. Arap yazısında ikinci ve üçüncü kökünde uzun harf bulunan bir fiil.) pek kibirli. Âsâr-ı mehdiyye astr. 2. âsânî (f. yükler.) kendi nâmına hareket ederek. asâle (a. toz.) 1.s.) 1. âsâr-üş-şerîfe Hz.) 1.zf. (bkz: gubâr).) ikindi ile akşam veya yatsı arasındaki zamanlar. işitmez. sert. kök. âsâl (f. gr. asale (a. .) asâletli. sağır. 3. 4. nişaneler. Muhammed'den kalan hırka. yüzyıllar.s. asâleten (a.i. söz işitmez.i. kendi nâmına hareket.) fakirlik. 2. beğenilmiş eserler.i. âsâr-ı edebiyye edebî eserler.asâkir-i mansûre-i Muhammediyye tar. asâkir-i muâvine yardımcı milis askerleri.) sağırlık. âsâm (a. ism'in c.b. asâkir-i şâhâne askerler [umûmî olarak]. 2. âsâr-ı ilmiyye ilmî. âsâr-ı sınâiyye ve zarîfe zarif ve sanatlı eserler. başyazarı Menemenlizâde Tahir olan ve istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. âsâr-ı cedîde yeni eserler. asar (a. asamm (a.i. asl'dan) 1. melce).) 1. asâr (a. Âsâr-ı nefîse güzel sanat eserleri. [eskiden yabancı elçiler için kullanılırdı]. eser'in c. as'ar (a. cürümler. izler. Bi-l-gudüv-vi ve-l-âsâl sabah-akşam.i.t. fr. gelenekler.s. 2 . hikâyeler. alâmetler. âsân-gîr (f.i.i. âsân kolay. çadır kümeleri. tahammül edilmez. usme'nin c. asr'ın c.) ön ayaklan sekili olan [hayvan]. asâlet (a.b. Âsâr-ı nisvân (kadınların eserleri) Fevziye Abdiirreşid tarafından İstanbul'da onbeş günlük olarak yayımlanmış bir aile dergisi.i. asâkir-i redîfe ikinci devre askerliğini yapan askerler. 3. 3 .) bal peteği. asârîm (a. (bkz. asammiyyet (a.) çok zehirli ve korkunç yılan. 4. çarpık yüzlü âsâre (f.i. kabahatler. Âsâr-ı mergube rağbet kazanmış. saç. an'aneler. 3. kabahatler. i. sığınak. asrâm'ın c. âsâr-ı ulviyye astr. âsâr-ı matbûa basılmış eserler. âsâr-ı eslâf veya kudemâ eskilerin yazdığı âsâr-ı hâzıra çağdaş eserler. asîl'in c.s. (bkz: edeb-i kelâm). vazifeler.) eskiden yabancı elçilere verilen unvan. yıldızın tesiriyle meydana gelen gök hâdiseleri. kolay zaptedilen. Mahmud zamanında Yeniçeri Ocağının 17Kasım 1 826 da kaldırılması üzerine kurulan ordu teşkilâtı.i. âsâl (a. soysop temizliği.i.i. gerdanlıklar. bilimsel eserler. yazıda veya sözde bayağı tâbirlerin bulunmaması. ed. asâkir-i muntazama ordu askeri. tasmalar. âsâr (a.) kolay tutulan. âbideler. II.s.) suçlar.

Âsbânî (f. 3. 2. sıfırlar. aseliyyet (a. asemm (a. 4. bağ.s. subh'un c. sıbr'ın c.) huzur ve güven veren. doğru ve samîmi olanlar. asel (a. erken olmuş hurmanın koyu usaresi.i.) hâlis altın. a. asâib).) anat.) bal hâli. asfâr (a. sadâ'nın c. âsâyiş-perver (f.zf. değersiz şeyler. yanılmalar. asgar (a. sargı.i) anat. sudg'un c. huzur ve selâmet taraflısına yakışacak surette.i. soluk benizli. âsâyiş-bahş (f. 2.) sabahlar.) 1.i. -l asâtıb (a. a'sel (a. âsbân (f. sedefin c. Mahbûb-i asfer altın.i. aselî (a. asiyâ-bân). kızıl. asel-i temr bot.i.) 1. saffın c.) ahırlar. i. hatlar.) 1. infinitesimal.âsârûn (f. zulüm. değirmen sahibi. 2. asbâg (a. Şem-i asel balmumu. mendil.i. . asfâf (a. asel-i musaffâ süzme bal. asb (a. asdika ("ka" uzun okunur. sarmaşık. rüzgârın kuvvetle esmesi.s. içi temiz. sürçmeler. âsâyiş (f.s. i. sufûf).s. a.s. çok. Asced (a. (bkz. asbâh (a. bir çeşit kına çiçeği.). 2.) çukur yerler. âsâyiş-cû (f.) kedi otu. uçuk. huzur ve selâmet taraflısı.zf. boş.) sesler. hakikatler. tuttuğu yol doğru olan kimseler. samîmî dostlar.s. 2. bal. . asgar-ı nâmütenâhî istenilen her değerden daha küçük.) 1.) suçluların veya mahkûmların ellerine ve ayaklarına takılan demirden veya kayıştan yapma kelepçe. asre'nin c.i. (bkz. san. sabeb'in c.i.s.) boyalar.i.i. ıslık calici. aserât (a. asdâ' (a. (bkz. safed'in c.) solaklık.U.i. gerçekler. safî'nin c. aser (a.) değirmencilik.b. infiniment petit. asbâr (a.s. 5.) akbulutlar. ıstabl'ın c. asel-i Dâvud bot.) 1. s. Asdagân (a. gece bekçisi. sufûr).) 1. asf (a. 4. (bkz. asfer (a. pek. ısâbe'nin c.) asayiş ve rahat arayana yakışacak surette.) 1. 2. i. Yahudilerin ayırdedilmek üzere.) 1. en) küçük. 2. 2 eğri dişli veya eğri bacaklı [adam]. huzur. âsâyiş-perver-âne (f. güvenlik. ases (a. 2. asdâg (a.s. rahatını ve huzurunu isteyen. 3. 3.i.i. bal renginde olan.i.) sedefler.i. asdâf (a. âsây (f. sıfr'ın c. 2. fr. 2.) çok sağır.s.s. pek zor ve çetin.i. öğrenmeye çok hevesli.i. asfiyâ (a.i. saf. sıdk'ın c. dayanılması çok güç. çarpık yüzlü. büsbütün boş. sıbg'ın c. âsâyiş berkemâl rahat ve huzur yerinde.s. eğri olan katı şey.) gibi (bkz: âsâ).) saflar. asga (a. şakaklar. kulaktan hiç işitmeyen [kimse]. âsâyiş-cûyâne (f-b.i.i. azizler. haksızlık.) asayiş arayan. 3.) rahat.) 1. hükümsüz. sâdık'ın c.) 1. ayak kaymaları. asfâd (a.b.) 1. Asâyib (a. 2. can çekişme. avazlar. 3. eskiden kullanılan bal renginde bir çeşit kumaş. omuzlarına taktıkları sarı kumaş. a'ser (a.) 1.i.b. cennetteki dört sudan biri.(bkz: deh-dehî).) samimî dostlar. 2.) değirmenci.i. solak.) 1. insanın kollarındaki nabız damarları.) gece devriye gezen. sagîr'den) (daha. asbâb (a.i.i.) rahat.b.s. ötücü. samîmî. rahat.i. sonsuz küçük. asdâk (a. asdika-yi bende-gân sâdık kullar.

ahlâksız. gündelikçi. kederli. temiz ve görgülü bir aileye mensup olan.) çok isyancı. asîre (a.c. yanına yaklaşılamayan.i. âsir. âsim (a. akılsızlık. Âsgûn (f.) Medine şehrinin bir adı.i. edepli.h.c.s. şaşkın.s. kadın adı.). âsî (f. .i.) pis kokulu. asîl-zâde-gân (a. iffetli.) belâya düşüren.) Peygamberimiz devrinde İslâmlığı kabul eyleyen Habeş Necâ-şi'sinin adı.c.s. 2.s.) 1. 2. eshâb). asîl-zâde-gân) adam evlâdı. 2. asîde (a. (bkz. titiz tabiatlı [adam]. öğleden sonranın son kısmı. ashâb (a. asgareyn (a.) değirmen taşını yontan âlet.c. (bkz: âsim).s.) ayağı kayan.i. âsîb (f. âsire (a. âsım (a. terbiyeli [adam].i. Emr-i asîr zor iş. 3. 3. iyice kökleşmiş. yasak.) 1.s. 2. bir şeyin bütünü.i. belâ.b.f. karma kanşık. âsıfât. âsire (a. ismet'den) 1. ölüm. asgarî (a. sağlam. âstâne). kabahatli.s. 2.b.i.). âsitân (f.i.s. fırtına]. (bkz. Âsime (a.i. asâil) 1. âsire (a. bitişik.) müneccimlerin hesaplama göre insan hayatının uğursuz dakikaları.) evlenme neticesinde erkek akrabalar.) en küçüklü. asîf (a. elverişli.s. güveyler.) doktor.i. sersem. dişengi. usât) 1. âsıfât) sert. ashar (a.) Hazar denizine verilen bir ad. avâsıf.b. Abd-i âsim günahkâr. meç. usret'den) 1.i. (bkz: âsîven).s. cerrah.) fikri dağınık. çarpışma. akılsız.zf. Sultan sarayı. isyân'dan. beyinsizlik. asîr (a. âsir (a. âsîme-sâr. kendi adına hareket eden. şaşakalmış olma. un. âsî (a. (bkz: atebe). şiddetli [rüzgâr.f. akşam. 2.) asîl olanlara yakışacak surette. asîl-zâde (a.) eşik. dolaşık. âsîme (f. 2.c. günahtan. 3. usare.) asilzadeler. zarar veren.) kalb ile dil.s. asîle (a. kabahatli kul. posa. asl'dan) 1. ism'den) günahlı. asîl (a. âsıfe (a. haydut. şaki. günahkâr. beyinsiz. istanbul.s. asîr (a. en az olan. âsîven (f. 4. asîl-âne (a. asîb (a. Âsıma. 2.i. saçı kızıl [adam]. âsitân-ı memâlik-sitân (ülkeler fethedenin eşiği). bulamaç.) mahzun.h.i.i. etsuyu ve tereyağı ile pişirilen bir türlü Arap yemeği.) ahlâkı bozuk.asgarân.s. 2. âsiyâ (f. asî (a.s.s.s.) 1. âsîme-gî (f. ashâr (a. âsitân (f. 2.i. 3. 2. çapkın.i. akşam.s. Ashame (a. âsıf.s.b. c.) kafası kanşık. taze bamya.) bir efsâneyi nakleden. (bkz: âsîme).s.b. âsib-i rüzgâr zamanın belâsı.i.) şırasını veya yağını almak için sıkan. [üzüm ve benzerleri gibi şeyleri]. şiddetli esen rüzgâr.i. âsirât) hayvanın ayağının arasına takılan köstek.s. astan). öğleden sonranın son kısmı. komşu. musibet.) pek sıcak. kırmızı tüylü [adam].i. asiye (a.) 1. âsî (a. âsî (a.s. asî. avâsıf) 1.f. 2. ölüm. şaşkın. sersem. âsîb-resân (f. zor. zahmetli. haramdan çekinen.c. asîr (a.) şırası veya yağı alınmak için sıkılmış şey.i.s. âsitâne (f. sıhr'ın c. karşı gelen. (bkz: bağı). (bkz: secîr).) 1.i.s.) uygun. âsıfe (a.) cibre. kızgın. sâhib'in c. asîl (a. (bkz.) 1. zarar. âfet. 2.) 1. usefâ) para ile tutulan işçi. âsir. âsin (a. âsîme-ser (f. kayınbiraderler. kayınpederler.i. güç.

) hiç bir vakit. . asl-ı vakf vakfedilen mal. dam.) dînî inanışlara göre Hz. âsümânî). asker'in c. kehkeşân).i. temel.i. âsi-yân (a. âsiyân-ı rûz-i cezâ kıyamet gününün âsîleri. âsmâne (f.s. pinti. sulb'ün c.n.. aska' (a. asl ü fasl gerçek. kütük.h. pinti. (bkz. âsmân-ı berîn (bkz. kök. tamahkâr.s. eslah).) ["âsî" kelimesinin müen.i. asliyye (a. süreyyâ (bkz.s. beve).b.i. asker (a.) değirmen yapan.s.) askerler. âsmân-gûn. üzüntülü [kadın].i. âsmâniyân) 1. katı. saman uğrusu. 2 açık mavi.c. suk'un c. asker (f. aslî (a.) kanarya [kuş].) 1. dişengi. (bkz: cünd.i. en ziyâde.b.(bkz: asuman). asker-gâh (a.i. s.) eğri elli veya eğri bacaklı. safî.cü.) tavan.b. aslah (a.) değirmen sahibi.f. (bkz: mümtâziyyet). âsiyâb (f. temelden. sert. soyca. başlıca. askar (a. seçkin. âsiye (a.).jisyancı kadın. göğe..) 1. 2. direk. pek kahraman asmaî (a.s. dip. kubbe. askeriyân (o.zf.i.) gök mavisi. esas.) su değirmeni. esaslı.) devredici.) 1. asled (a. hâlis. [çakmaktaşı hakkında] ateşsiz. (bkz. hakîkaten. sâlih'den). özellik. karşıgelenier. eslah-Allah).âsiyâ. asl ü nesl soysop. baş. asliyyet (a. 3. âsiye (a. başının ön tarafındaki saçları dökülmüş olan [adam]. asıl. aslâ (a. seyyar. as). uyanık ve gözü açık [adam].i.) çok şecâatli.) 1. esasen.i.s.i. husûsî. aslah-Allah (a.) hususîlik. hakikî. cimri. leşker).) üzüm şırası.). başlangıç. Âsiye (a.s. berk.b. aslâb (a.i. seçkinlik. 3. asmah (a. kaide. askere askerliğe mensup.) dazlak. arş-ı a'lâ).) beller. âsî'nin c. âsiyâ-zene (f.) askere mahsus. âsiyâ-âjen (f.s.) asla mensup. asâkir) er.i. âsmân-gûnî (f. 2.i.b. aslub (a. Mûsâ'yı Nil'den çıkararak büyütüp yetiştiren Firavn'ın zevcesinin adı. z f. babasının babası ve ilâh. Aya mensup. keskin [kılıç]. âsmân-dere (f. âsiyâ-seng (f. sıhhat. hasis. soy.i. âsmân (f. (bkz. sulb'ün c.c.i.s. âsmânî (f. 2. asl-ı meyyit huk.zf. 2.b.) değirmen taşı.b. katı ve düz. çeşme duvarlarının bölmeleri.s. aslâb).s. âsmân-dırahş (f. askeriyye (a. kural. semâ.) asker kampı. sald'ın c.s.) değirmen taşını yontan âlet.s.) saman yolu. hakikat. yer.i. (bkz . esâsında.h. bölgeler. sulpler.s. aska' (a. (bkz: esâsî. alelhusus. 2. aslem (a. asmâ (a. Me'mûriyyet-i asliyye asıl me'murluk.) aslında. aslâ ve kat'â hiç bir vakit. zâten. nesep. (bkz. asl ü esâs.s. Güneşe. aslâd (a. asma' (a.i. asl (a. s.i.i.) 1.f.b. kökten.b. başkaldıranlar. sert. bir şeyin belli başlı kısmı.b. (bkz.s.) gök.s. askerî (a. sütün. (bkz: aslub).) kesik kulaklı. asman ü rîsmân ciddî söz ile ona karşı söylenilen saçma sapan sözden kinayedir.b. kederli.) 1. askerle ilgili. değirmenci. ölen kimsenin babası.) Arapların meşhur şâiri. âsiyâ-bân (f.) askere ait. aslen (a. âsiyâ-ger (f.) şimşek.) değirmen taşı dişengisi. kolon. 2.f. asla' (a.) âsîler. (bkz: asker). doğru.) aslî.i. mümtaz).s.

sevgililer. (bkz: (bkz. sultan sarayı. inandıran. asûb (a.s. merkez. iki yüzyıl. sultan sarayı.) zamana uygun.) astar. 2. assâb (a. 2. sarfın c. yanılma. asayiş. assâl (a. sultan sarayı. balcı.i. âstâne-i saâdet-âşyâne (mutluluk yuvası olan eşik) meç.) bot. âsûde (f. insan kümeleri. sırm'ın c. asrâm (a. asûr) 1. asr (a. âsûde-dilî (f. masraflar. âstâne-i aliyy-ül-mekân (mekânı. âsmân-rend (f. bey.i. bal arısı. bal peteği. âstâne-i saâdet (mutluluk eşiği) meç. i.i.s.i. yazı sıralan.i. asmet (a. bal satan. çadır kümeleri. hîle ile aldatan. mersin ağacı. mutluluk sahibi olan eşik) meç.i. âsmende (f. sımâh'ın c. tahayyüller. assâle (a.) rahat.i. vazgeçen.i. meç. asrem (a. hipodrom.i.s.) 1. asr-ı evvel. yüzyıl. âstîn berzede (f.b. eşik 2.) yen silken.) meydan. âsrîs (f. istanbul. emn). astâr (a. 2. sessiz. sultan sarayı. âstân (f. 2.b.) "asır görmüş" yüzyıllık.) kovandan bal çıkaran. asnâm (a. f r. başı dinç.s. dergâh. 2. değişiklikler. âstâne (f. ailesini geçindirmek için sıkıntı çeken [kimse].) gönlü rahat. hazırlanan[adam].b. asr-ı hâzır şimdiki çağ. 3.) melekler. 2.tahsîsen "İstanbul" mânâsına da gelir.) 1. asr-ı saâdet Hz. âsmâr (f. ahceste). (bkz. a'sâr. âstâne-i saâdet-meâb (saadet.s. âstîn-mâlîde (f. istanbul. zelâk). asmıha (a.s. âstîn berçîde. eşik.) 1.âsmânî âhen (f. at koşturulan meydan. âstîn-efşân. âstâne-i devlet-penâh (devletin sığınağı) meç. 2.) yazı satırları. âsmân-senc (f. asrî (a. asrâf (a.b. istanbul. âsmûg (f.) 1.b. putlar. 3.i. âstîn-feşân (f. hazırlanan [adam].) 1.) saat. istanbul.s.i. düşmanlık ve bozgunluk yapmaya çalıştığı farzolu-nan büyük bir şeytanın adı. dinç [olan]. Asr-ı sâbık geçen yüzyıl. başbuğ.) 1. payitaht. âsûdegî (f. âsmânî'nin c.f.) kulak delikleri.) yumurta. aşerat) 1. istanbul. (bkz: âsitâne).i. yen.i. asr-ı sâbık geçen yüzyıl. (bkz. s. âstîn (f. (bkz: ya'sûb). -Osmanlı devletinin merkezi olması dolayısıyla. ulu olan eşik) meç.i.(bkz: âstîn-berçîde).i.) yıldırım.s. sanem'in c.i. ölümlü dünyâ. satr'ın c.i. yeri yüksek olan eşik) meç.) rahat.b.. (bkz: âsîne). istanbul. 4.) iplikçi.) gece. sürçme. gündüz.) eski îranlılarca. âster (f. papuçluk. gece ve gündüz.) esvap kolu. hasta.) hazırlanmış. (bkz: aşarim). an beyi. âstîne (f.i.) 1.) usare.s. 2. huzur. 5. samt'dan) konuşamayan. asremân (a. asr-dîde (a.c. gailesiz. âstân-i fenâ fâni dünyâ. Muhammed'in zamanı. [meç. kulağı sakat. assâr (a. âstân-ı refi'-mekân (yeri yüksek olan e-şik) Sultan sarayı.) 1. Allah'a yakın kimselerin kabri. büyük tekke.i. 2.[bkz: âsitân. ikindi vakti. âsmâniyân (f.) hazırlanmış. atebe. 3. asrân (a.i. *özsu çıkaran. âstâne-i feyz-âşyân (feyiz yuvası olan e-şik) meç. 2. şaşkın.c. sultan sarayı. kutlu ve mutlu geçen zaman].b. moderne. alık. ayak kayma.) 1.i.s. 2. sütûr). -sânî ikindi namazı vakitleri.s. asre (a. gündüzün ilk zamanı. tekye. sultan sarayı. dilsiz.i. sultan sarayı.) müneccim.) 1. .i. arı kovanı.b.i.s. âstâne-i izzet-bünyân (yapısı yüce.

) 1. Affân. içici. şîr).i.s.). aşîret'in c. aş.i. âşâm'ın c. muharremde pişirilen aşure. Hazret-i Osman bin. aşî'nin c.) on sayıları. asvef (a.s. âsûde-hâl (f.s. a'şâb (a.i.) 1.s. a'şâbe (a. Mey-âşâm şarap içen. asûf (a. âsyâb-ı devlet devlet dâiresi.). a'şâr (a.b. [bu] dünyâ.i. ot gibi olan.) yaş ot. aşer'in c.) elbise saklamaya yarayan dolaplar.s. âşâmîdenî (f. pek. açık mavi.s. a'şâ (a. asfdan) çok zulüm ve gadreden. (bkz: âsiyâ). sunvân'ın c. âsümânî (f. Hazret-i Ömer bin-il-Hattâb. aşer (a.) yenilebilen veya içilebilen. aşâvet (a. (bkz: âsiyâbân).s. (bkz: esed. arslanlar.a. yiğitler.i.s. asveb-i akvâl sözlerin en doğrusu.) akşamlar. gazanfer.i. 2.c. semâya mensup. çok şiddetli [rüzgâr]. aşâir (a. 2. 2. âsûde-nişîn (f. Sa'd bin Ebî Vakkas]. ota benzeyen. aşebiyye (a.) gönül rahatlığı. avâsîr) tuzak.). oymaklar.) (bkz: asman).i. âşâmân (f. gardroplar. hazır. gözleri dumanlı [adam]. göğe.s.s. çok. sayfın c.s.i.s. a'şârî aded mat.i. Said bin Zeyd. âsümân (f. yemek. -âşâm (f.) yaz mevsimleri.s. . asvine (a. i.) onlar [sayı]. sâib'den) (daha.i.) mahsullerden alınan onda birler. âsyâb-ı âlem meç.) hâli rahat olan.) içenler.i.s. fr.âsûde-dilî (f. asveb (a. aşerat) on aşerât (a. en) doğru. Abdürrahmân bin Avf. asûm (a. mercimek. sağlıklarında kendilerine Peygamberimiz tarafından müjdelenen on zât. a'şiye) akşam yemeği.) obur. hazırlanmış. açgözlü. öşr'ün c.) 1. esed'in c. âsyâ (f. aşb (a. 2. 2. âsyâb (f. ondalık sayı. a'şârî (a.c. âş (f. âşâmânde (f. uşb'un c.i.s.b.) 1. âsûde-hâtır (f.s.) içen. Hazret-i Zübeyr bin-il-Avvâm. muhtelif asırlarda yaşamış birkaç Arap şâirinin adı. 2.i. âsûr (a.i. aşebî. Hazret-i Alî bin Ebî Tâlib.i.) sarmaşık.s.s.) rahatça oturan. aşer'in c. aşâyâ (a. asyâf (a. âsiyâ.i. otla ilgili. (bkz: âsmânî). âsiyâb). âş-ı halîl bot. Hazret-i Talha bin Ubeydillâh.) 1. hızlı yürüyen.) maişeti için çok çalışan [adam] asûf (a.) 1. aşere-i mübeşşere Cennetlik oldukları. Ebû Bekir bin Ebî Kuhâfe.s.i. asy (a.b.) ota ait. Asûm (a. âsyâbân (f. aşere (a.i.) yiyecek ve içecek. ışâ').i. Ebû Ubeyde bin-il-Cerrâh.) taze otlar.) gündüz görüp gece görmeyen ve tavuk karası denilen bir göz hastalığı.) içki içen [kimse]. (bkz. âsûde-dil). [Hz.c.) çok yapağılı.s.) birin on cüze ve her cüzün yine ona bölünmesi kaidesine mensup.) ayaklanma.i. âsüfte. aşak (a. âsüd (a. âsügde (f. islenmiş [ateşle].i. aşâ' (a. (bkz.i.) otlar âşâm (f.). systeme metrique.a.) kabileler.

aşiyy (a. âşık-ı dîdâr-ı pâk temiz yüzün âşıkı.f. mesken.c.i.i.) aşkla ilgili. tanıdık. (bkz: ışk). âşıkî (a. Pûselik-aşîran gibi fa bakıyye diyezi ile donanır.) onuncu olarak. Başkaca bir ânzası yoktur. hü-veydâ) [doğrusu âşkâr. ma'hut. açık. i. âşinâ-yı hilkat yaradılış âşinâsı. bahir. samîmî dost ve arkadaş.b.b. ahçı.s. istekli âşık.s.i. (bkz: pûselik-aşîrân). aşâyâ) günün batması.) fazla âşık. âşîne (f. "âşıka"). aşiyye (a.i. istek.) aşevi. aynen pûselik aşîrân makamında olduğu gibi hüseynî ve dügâh'dır. 3. (bkz: aslîne).i. âşinâ (f. halk şâiri.) akşama ait. 2. âşiyân-sâz (f.b.s. içte olan aşk. aşib (a. (bkz.c. meydanda. akşam yemeği. âşkâre dir]. öğleden sonra. âşık-ı zâr inleyen âşık. âşiyân-ı mürg-i dil gönül kuşunun yuvası. (müen. Makam. aşîrân-mâye muz.) çok otlu.) sevgi.i. kışlalarda. (bkz: ayan.s. emre. âşiyân-gîr (f. zavallı âşık. akşam. mi'de bir kürdî dörtlüsü ilâvesinden hâsıl olmuştur. tnici'-dir. 3. 2. Âşîhe (f. âşî (a. bilen.aşevî (a. tavuk karasına tutulmuş. onuncu.s. oymak.s.) 1.) muz. Sâdullah Ağî'nın terkîbettiği bir makamdır. (bkz. ondabir. [aslı ışk dır]. aşâir) kabîle. içten gelen arzu. aşîret (a. 2. bir şeye tutkun.s.i. 2. "âsiye"). . i. kuş yuvası. âşık (a.) 1. 2. i.) 1. âş-hâne (f. birine.) 1. cinsel arzulara dayanan sevgi. aşîrân-vefâ-dâr muz. (bkz: sahîl). akşam. âşikâr. aşî (a.) 1. âşikâre (f. aşka ait. [doğrusu aşna dır]. [cümledeki yerine göre] ahbap. Kürdî dörtlüsü'nün hüseynî-aşîran şeddi ile aşîrân perdesinde kalır.) âşıkça.) muz.i. âşık olana yakışır yolda. ed.i. aşîr (a. aşîk (a. Güçlüler.) aşçı. bildik.) âşıklar.) yuva tutan.) belli.) yumurta. 3. gidip uzaklaşan [kimse].zf. akşam. hazret. akşam. aşk-ı cismânî maddî aşk. âşî (f. âşiyân. ışk'dan) 1. yuvalanan. âşıka (a. âşık-âne (a. celî. âşık-ı bîkarar kararsız âşık. âşir (a. 2.i.zf.s. seninki. aşîrân (f. âşık-ân (a.s. 2. i. (müen.s.) 1. âşık-ı müştak çok arzulu. aşîrân-pûselik (f-b. akşam yemeği yiyen [kimse]. aşk (a. Hüseynî-aşîran perdesinin ve makamının isminin kısaltılmış şeklidir. âşiren (a. mutfak. 2.i.s.) kişneme. âşiyân-ı harâb yıkık yuva. pûselik-aşîran mürekkebine. âşık-ı şeydâ delicesine seven kimse. âşık-ı efgende çaresiz. .) 1. adı Nasır Abdülbâki'nin Tetkik ve Tahkik'inde geçen makam. adı mensur bir edvarda geçen birkaç asırlık eski bir mürekkep makam. koca. âşık'ın c. ibkâr).) âşık kadın. aş-pez). âşkârâ.i. (bkz: ahbap).) bol otlu.s. tanıyan. aşk-ı derûn derinde. seven kadın. öşür toplayan.s. âşiyâne (f.s. aşîb (a.f. köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin gerek başkalarının sözlerini sazla ve sözle dile getiren kimse. ev. aşîrân-zemzeme muz.) yuva yapan. imre.s. evvelce ordularda.

Hâlit Ziya Uşaklıgil'in bir romanı. muaşşir). âş-kâre).) muz.i. aşk-bâz (a.b. aşre (a. aşk-ı füsûnkâr sihirli. aşkla ilgili. aşkî.b. yüzücü.) aşevi.i. aşkıyye (a. gökyüzü.) vaktiyle a'şâr tahsildarlığı yapan kimse. âşnâ-ver (f. (bkz. âşikâr. aşk-efzâ (a. dînî merasimde Kur'ân-ı Kerîm'den on yet miktarı okunan kısım. Allah sevgisi.i.s. âşikâre). sever görünme. bitkileri sıralamakla ve incelemekle uğraşan bilgin. aşk-ı mecâzî Allah sevgisine ulaşmak için o'nun yarattığı geçici suretlerden birini sevme. aşk-perver (a. aşk-ı ilâhî Tanrı aşkı. tavan. (bkz: âşnâb).i. âşnâ-ver).b. yüzücü. i.).i.c.) yüzgeç. âşnâ-ger). aşr (a. tabaka. yalancı aşk.. âşnâ-verî (f.) ezbere aşır okuyan [kimse]. aşk-ı memnû' 1. (bkz: aşk-ı sehhâr). yalandan âşık görünen.b. öşürcü. âştî (f.) ahçı.yüzücülük.s. ahçılık. i. (bkz.i. koyu al.) 1. 2.i. [H. âşnâ-yî âşnâlık dostluk. aşşâr (a. bitmiş aşk.) kuş yuvası.b.b. âştî-hûre (f.s.s.i. âşnâb (f. kürdî makamının hüseynî aşîrân mi perdesindeki şeddine H.) yüzücü. aşk-ı marazî düzensiz bir ruh hâlinin normal olmayan sevgisi. 2.) sulh taraflısı. dokuza bir ilâve ile on etme.i.) birine âşık görünerek arzusuna kavuşmak isteme.i.i. 2.b. aşr-hân (a. Arel'in "âyîn-i şerîf-i devr-i revân" peşrevi.) aşçılık. haberdarlıklar âşnâyî (f. kızıl saçlı adam. 3. (bkz: âşiyâne.b. 2. (bkz. menedilmiş.i. ondalıkçı.) [suda] yüzme.i. Niseb-i şerîfe'si kürdî gibi 9 dur. iane.dostluklar.).) aşkla oynayan. yüzücü. (bkz: âşinâ). kat. Güçlüsü dügâh la perdesidir.i.). (bkz. âşnâ (f.s. aşk-ı füsûnkâr).b.b. ahçı.i.i.b. (bkz. âşkûb (f.) 1.) yüzücülük. aşr-ı evsat ayın iki on günlük kısmı. aşkâr (a.i. aş-pez hâne (f.f. -barışıklık. aşş (a. aşk-ı rûhânî manevî sevgi. büyüleyici aşk.f. aşnâyân (f.) aşkı besleyen. aşkâre. (bkz: aş-pez).i. 3.b. mahvolmuş aşk. âşkû. âşnâgerî (f. sevgisi. haberdarlık.s.b. maddeye bağlı olmayan aşk. âşnâyî'nin c. âşnâ-ger (f. felek. Hiç bir ânzası yoktur.i. âşnâv (f. büyüleyici aşk. S. mutfak. aşşâb (a.) aşinalıklar.f. doru at. aşşeb'den) nebatları.i.s.aşk-ı Eflâtûnî platonik aşk. aşk-ı fazl ü hakk fazilet ve doğruluk aşkı. aşk-ı makhûr kahrolmuş. âşnâh (f. aşerat) on sayısı. yüzme.) 1. maddeci olmayan ideal aşk. aşk-ı hakikî gerçek sevgi.s. (bkz: aşna). aşr-ı evvel ayın ilk on günü.) 1.i. aşkârâ (f. 2. âş-pez (f.) 1.f.i. yüzme. erkek adı [birincisi]. (bkz. on sayıdan birini alma. aşr-ı âhir ayın on günlük son kısmı.) suih. vekr).i. 2.) aşçı.) barış ziyafeti. sevgiyi artıran. âştî-perver (f.) yüzgeç. âş-pezî (f.b. .f. yüzücülük.) [suda] yüzme. aşk-bâzî (a. yasaklanmış aşk. aşk-ı mürde ölmüş. aşka ait. Sadettin Arel tarafından verilmiş olan isimdir.b. aşk-ı sehhâr sihirleyici. âş-kâre (f. "fenâ-yı hayât" isimli parçası bu makama örnektir].

atak. geh (f.) susama. lüzumlu âletler takımı.s.) akşam yemeği. bahşiş.) sulhseven. âştî-sâz (f.) 1. atiyye'nin c.) gece gözü görmeyen [kadın.) yüksek binalar.i. atâ' (a.) akşam yemeği yiyen. meyiller.i. atîme'nin c.) 1. Atâî (a. atâyâ-yi ilâhiyye Tanrı vergileri. âlüfte). bu yüzden perîşan bir halde. 2. (bkz: ihsan).i. Âşur. âşûb-i restehîz ü kıyamet kıyamet kargaşalığı.zf. meçhul.c.) susuz. Hayvân=hayvânât.s.) bağışlama. Şehr-âşûb şehri karıştıran. âtâl (a. .) aşiftelik. aşure aşüfte (f. 2.i. merhametler. durgunluk. aşûb-i gavga kavga kargaşalığı.i.s. âşûb-gâh. atvel'in c. akşam karanlığı. atf'dan).) aklı perîşan. âşüfte'nin c. gibi.b.) 1. Allah vergisi. pavyonlar. susuzluk. ıtnâbe'nin c. 2. atmalar.s. susamış olanlar. akşam yemeği.s.i. şaşkınlık. atâlet (a.) aptallık. gürültülü yer. büyük kadeh. atfın c. kenarlar. 2.) kargaşalığa sebebiyet veren. ölüm.âştî perver-âne (f. koltuk altlan. şefkatler.) karışıklık yeri. bir kişinin güzelliği. Babasının adı Hacı ivaz Paşa'dır. üşengenlik. sâye-banlar. 2.s. hareketsizlik. Babası.) aşüfteler. kız].i.it.) işsizlik.b. s. II. atâir (a. aşyân (a. banşseven.s. 2. atâhiyye (a.i. Arapların tslâmdan önce Recep ayında kestikleri kurbanlar.) 1. -sulhseverlik. atâvil (a.i. (bkz: atâhiyyet). böğürler.. atâd (a. bahşişler. karıştırıcı. fr. 3.) hediyeler. atânîb (a. atâhiyyet (a. banşçı.) karıştıran.s. -ât (a. aşvâ' (a. âşüfte-gân (f. günahkârlık. putlara kurban edilen dişi koyunlar. iffetsiz kadın.) sulh taraflısına yakışacak surette.s. karıştırıcı. a'tâf (a.) 1. kargaşalık.) muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısı. husûsiyle ense. âştî-sâzî (f. aşy (a. âşüfte-dil (f. 2. yanlar.) gönlü perîşan olmuş.b.) 1. ıtl'ın c. -âşûb (f.b. Atâî mahlasını kullanan ve asıl adı Âlî Çelebi olan bu şâir. âşüfte-gâr (f. hisarlar. atâ-bahş (a. atal (a. âştî-perverî (f. âşıklar.) banşseverlik.s. erkek adı. atâşâ (a. kısa ipler. atâkat (a. (bkz: âlüfte-gî). 2. 2.i.) 1. (bkz: atş).) azad. atâlet-i rûhiyye psik. kargaşa çıkaran.a. a'taf (a.i.i. izin. en antetli. bütün vücut. 2. (bkz. atâhet (a.i. pek şefkatli. çılgınca sevmiş. atab (a. aşifte. yabancı. iffetsiz kadınlar.i. atâyâ-yı seniyye padişah hediyeleri.b.) çıldırırcasına seven. atâyâ' (a.) 1. 3. aşve (a.) sulh taraftarlığı.) ne idüğü belirsiz. 3. çok merhametli [adam].i.) mahvolma. âşûb-engîz (f. Muradın vezirlerinden idi.i. vücudun örtülü olmayan bir yeri. azgın ve baştan çıkmış deli gibi olan.) 1.i. 2. asrının iyi şâirlerinden olduğu halde pek şöhret kazanamamıştır. atâ-ullah (a.h.i. seçkinler. i. ataş (a. atşân'ın c. 1437 yılında Bursa'da ölmüştür.b. ateh getirme. atâim (a. armağanlar. atâhe. âşûb (f.s. âşüfte-dimâğ (f. köşkler.b. âtâm (a.i.i.i. utum'un c. aptallık. âşûrâ' (a.i.) 1. serseri bilinmeyen. sicimler.b.) Arapça'da cemi edatıdır.i. psychasthenie.b. banşsever.) aşüfte olmuş gibi. a'tâl) 1.) Bursa'da doğmuştur. budalalık. tembellik. sersemlik. atîre'nin c.i.f. Nebat=nebâtât.i.c. 2. âşüfte-gî (f. hararet.s. ruh argınlığı.) 1.) bahşiş veren. uzun ipler. Âşûg (f.i.b. uzun boylular.i.) ocaklar.i.

2) altın. etbâk). âteş-i füsürde 1) donmuş ateş. ahceste). hançer ve benzeri silahlar. atebât) eşik. Kâzımiyye gibi. tembellik.türbeli yerler. Hz. 2) hâlis kırmızı altın.s. âteş-i câm-ı zîbekî gümüş veya billur kadehte içilen şarap. 2) cemre. âteş-i pür-âb (su dolu ateş) 1) meç.i. 2) lâle.s. karakabarcık "yanık kara" denilen bir yara. 2) kanlı gözyaşı.i. âteş-i bî-zebâne 1) alevsiz ateş.). ihsanları. .) davullar. atbâk (a. 2) hâlis altın. âteş-i mûsî.) özü ve sözü doğru olan faziletli adam. atebe-i seniyye (bkz: atebe-i felek-mertebe). tabl'ın c. atbâk'm c.i. 3) ateşe tapanların taptıkları hiç sönmeden yanan ateş. âteş-i derûn "iç'in ateşi" gönül yanıklığı. âteş-i bî-dûd 1) Güneş. od.i. (bkz. âteş-i Nemrûd Nemrut'un.i. âteş-i hûn-i hamiyyet hamiyyet kanının ateşi. işsizlik. ateh (a. atâyıb (a. (bkz: asced). âteş-i parsî 1) hek.i. âteş-i bî-bâd 1) şarap. Şems). âteşîn-sadef) âteş-i subh mec. atebât). hararet. ateh-zede (a. (bkz: Af-tâb. 2) kırmızı akik.i. İbrahim'in halkı tenvîr etmesine kızarak kendisini cezalandırmak üzere yaktığı ateş. âteş-i Hindî Hint'te yapılan bir kılıç. atbıka (a. (bkz: âteş-i beste). (bkz: asced). atebe-i felek-mertebe Osmanlı padişahlannın sarayı.s. 2) kadeh dolusu şarap. âteş-i heft-mecmer astr.(bkz. atbâl (a. âteş-i rûz (gün ateşi) Güneş. âteş ü âb 1) kılıç ve benzerleri.b.). öfke. tabaklar. 2. kapaklar.i.s. 3) gerdek hâli. ateme (a. 3) baharın lâtifliği ve güzelliği. kılıç. atebe'nin c. 3.) bunamış. fr.) dereler. atebât-ı âliye Irak'ta -Necef. bunak. âteş-i ter kırmızı şarap. yedi gezegen yıldız.) 1. ateh kabl-el-mîâd erken bunama. en iyiler.) çok hoş olanlar. Şems). 2. (bkz: âsitân. 3) şarap.) 1. 2) yanıp tutuşma. atebe'nin c. atyeb'in c. bahşişleri. âteş-i serd 1) şarap. âteş-i beste 1) donmuş ateş. atbâ' (a. tıb'ın c.i. (bkz: atbâk). (bkz.f. 2) Güneş. mihr. tabak ve tabaka'nın c.i. üşengenlik.) 1. âteş-i hecr ayrılık ateşi. iranlıların mukaddes ziyâretgâhı. âteş-i seng lal ve yakut. taby'in c. âteş-i be-cân 1) canda olan ateş. âteş-i seyyâle (su gibi akan ateş) şarap. Hûrşîd. 2. âtbîn (f. ateb (a. Hûrşîd. Üzüm şarabı. 2) hiddet.i. Güneş.) bunama. zulüm. bunaklık. basamaklar. kızgınlık. Salât-ül-ateme akşam namazı. atba' (a. de-mence precoce. kama. eşiği öpülen mukaddes yerler. deniz ve kara muharebelerinde kullanılan yangın çıkarma vâsıtalarından biri. 3) içine şarap doldurulmuş yaldızlı kadeh. âteş-i tevbe sûz şarap.) meme başlan. âteş-i tak. basamak.c. atâlet. âteş-i mücessem kılıç.) 1. âteş-i Mûsî Güneş. hançer. atebât (a. kanallar. Ateh getirmek bunamak. 2) işkence. atebe-i ulyâ (bkz: atebe-i felek-mertebe). eşikler. gecenin ilk üçte biri. (bkz: Aftab. âteş-i sîm-âb-sân 1) cıva gibi ateş. atebe (a.) en pis. Mihr. âteş-i rûmî tar. atbâ (a. âteş-i bahâr 1) kırmızı gül. âteş-i âb-perver meç. kerbelâ. âteş (f. 3) şarap.b. âteş-i sûzân yakıcı ateş.atâyâ-yı tabîat tabiatın atiyeleri.

sözü dokunaklı.s. savaş.a. keklik.i.i. huzursuz. mangal. 4. küçük ateş.s.b. ateş veren. âteş-mizâc (f.) 1.b. geçimsiz.b. 3.a.b. âteş-bâr (f. Âteşiyân (f. kundakçı. âteşîndem). kızgın. 2.) ateşli. âteş-hîz (f.i.b.b. frengi. âteş-hirâm (f.b.i.b.a.b.s.s. âteş-dâr (f.s.) meç.s.s.b. âteş-bâz (f.s.) 1. 2 sözü dokunaklı olan.b.s. âteş-engîz (f. âteş-gede-i behrâm astr. hamel burcu.s. âteş-hâtır (f.s.) (bkz.b. âteş-hulk (f. âteş-bâz-ı velî ocağı Mevlevî tekkelerinde lokma pişirilmesine mahsus ocak.) ateş gösteren. ateşlik.s. 2.s. huysuz. merhametsiz [adam].b.âteş-i zer (altın ateşi) sürüm ve parlaklık.i.b. âteş-fâm (f. işinin ehli. 2. ateş renginde. eski savaşlarda yapılan harp malzemesi. âteş-kâr (f. çok öfkeli.b.s.s.) ateşbazlık. Mihr. âteş-pâre (f.s. geçimsiz [kimse]. ateşten.). merhametsiz [adam]. maşa. âteş-nisâr (f.b.) ateş saçan. âteş-meşreb (f. kırmızı altın.) ocak.s. âteş-feşân (f.) ateş saçma.) ateş böceği.) hâlis.) sür'atle yürüyen. kırmızı.) sert tabiatlı. 2.s) ateşleyen.s.) ateş yağdıran. ateşe tapanların ibâdet yeri.s. 2) yanık ak.b. âteş-nihâd (f. ateşten geçmiş. âteşîn (f. âteşîn-libâs l) kırmızı elbise. mangal.s. âteş-dil (f. kıvılcım. huysuz.) ateş renkli. canlı.s.s.s. ateşli.i. âteş-feşân (f. ateşli. âteş-efrûz (f.) mecûsî mabedi. zâlim. âteş-bâz-ı velî makamı Mevlevi tekkelerinde dervişlerin terbiyesine mahsûs olan mutfak müştemilâtından bulunan meydân-ı şerif deki beyaz post. .b. âteş-dân (f. âteş-gede (f.) ateş gibi. çıra. âteş-beste (f. s.b.b.i.b. ateş püskürtme.) ateşe tapanların ibâdet yeri.) 1.i. 3. dağlama âleti. 4. huysuz.s. âteş-gâh). (bkz: âteş-efşân). 2.b. ateş tutuşturan.b.b. dokunaklı. âteş-nümâ (f. harb. âteşî (f. âteş-efrûz). fişekçi. 2. âteş-nâk (f. ocak. atik.) 1.b.b.) cehennemlik olanlar. âteş-dîde (f.).) ateş gibi kırmızı.) ateş görmüş.) ateş yakan.) sözü veya sesi yanık ve dokunaklı olan. s. çevik.b. âteş-hâr (f.b.s. hiddetli. âteş-bâzî (f. âteş-efşânî (f. âteş-ek (f.) 1.b.) ateş saçan. i.s.) "ateş huylu" ateşli. 4) havâi fişek. günahkâr. âteş-gîre (f.) çakmak [âlet].i. (bkz. âteş-karâr (f. şimşek.i.b. âteş-gâh (f. âteş-dâm (f. pek zekî adam. cehennem zebanisi.) her güzeli seven. ateş böceği.b.b.b.b.) 1.b.i. âteş-fürûz (f.) ateş saçan.b. âteşîn-mâr 1) ateşli yılan. öfkeli.) 1. âteş-gûn (f. ateş parçası. âteş-efşân. 2.) "ateşte duran" cehennemlik. pek zekî adam. ateş püsküren. meç. Hûrşîd.) sert tabiatlı.b.s. 3. hastalık. Muallim Naci'nin 1844 de basılmış bir şiir kitabı. Şems).i. 2. aceleci. fesatçı.s.b.) 1. 2.i. 3) ateş alevi. ve i. 3.) ateşle oynayan. (bkz.) ateşe tapanların ibâdet ettikleri mabet. hararetli. Âteşîze (f.) "ateş tutan" ateşli. âteşîn-pençe bir işte eli çabuk kimse.s. âteş-berk (f. (bkz. âteş-geh (f. âteş-hâne (f.b.i. her gördüğü güzeli seven.b. (bkz: Âftâb. 2. külhancı.) 1. âteşîn-sadef Güneş. meç. âteş-dem). gözyaşı.b. 3. "ateş huylu" huysuz.i. 2) kırmızı elbise giymiş kimse.) 1. Âte în-dem (f.b. âteş-dem (f.s. hokkabaz. âteş-pâ (f.

âtıl-âne (a. âtır (a. atf-ı beyân bir cümlenin mânâsını îzah ve kuvvetlendirmek için atıf edatı.s.zf. meyleden.) suyu iyi verilmiş kılıç. âtihe (a. âtım (a.) . 3. ateş gibi hararetli. 3. hür. genç kız. üşengen.) ateşe tapan. bağlama. istikbâli. âteş-tâb (f. ıtk'dan) 1. 4. âteş-zede (f. aşağıda.) âtıfetkâr olana yakışacak surette.b. bağlaç kullanma.) yakıcı. 3.c.s. (bkz: tuhr). kafa tutan.b.i. [deli dîvâne. şeytan ve cin taifesi.i. ["tâhir" bu mânâda kullanılmaz].s. atîk.b. âtih. asistan. athar (a.) eski eserler.) ateşi çok olan yer. âtıka (a. âtıfet-kâr (a. utv'dan) isyan eden.f.) yemekler.s.) mahvolan. karışmamış.) 1. (bkz: âteşîn-sadef). bağlamaya ait. 4. ıtr'dan) 1.b. aynı anlamda olan iki kelimenin yanyana kullanılması. 2.s.s. (bkz: et'ime).).i. eski.i. atıf (a. eğme. kızıl. eski [şarap v.s. yavaş. âteş-zebân (f. ateş yakıcı. 2.) kadınları aybaşı ve doğumdan kurtulduktan zamanlar.b. âtıs (a. atfdan) 1. atf-ı nigâh göz atma.b. atî (a. athal (a. asîl. 5.b.b. taam'ın c. "atfiyye"]. atfen (a. 2.i. avâtik) sırtın üst kısmı.) inatçı.s. (bkz: azv). âteş-reng (f. 2. istikbal.i.) ateş renginde. faydasız. âtıf (a.i. atîre (a. zf. atîde (a. âtıfet-kârâne (a. 4. genç kız.s. gelecek zaman. kafa tutan. i.) birinin adına. çok yakıcı yer.b. eski .i. * âteş-peyker (f.) isyan eden.) esirgeyip koruyan. yakılan. kıymetli. ateşe tapma. azatlı. âtî-l-beyân.) elbise sandığı. âteş-zen (f. şafak.s. arkeoloji.b.) 1. âtî (a. bağlayan. bakma. athâr (a.s. at'ime (a. iyilik severlik.) 1. âteş-zâd (f.i.) "ateşten doğma" 1) meç.i. güzel kokulu. 2. i. eğilen. âtiye (a.c. (bkz: atsan).s. avâtıf) karşılık beklemeden gösterilen sevgi. âtıla (a.c. âteş-perver (f. bağlaç. aksıran. saf. atf.s. tembel. âtık.) 1. mangal.) tembelce.c. soyu temiz [at]. ölen. aşağıda sözü geçen.zf. 2. 2. atış.) ateşperestlik. „îr gr. atîme (a. Hz.s. 2. 2. boş. gelecek.b.) ateş saçan.f.) ağır. Güneş. tembelcesine. ihtiyar.âteş-perestî (f.s. âtik (a. âteş-zâr (f. sağ salim. 2. atuş (a. 6. tâhir'in c. gözeten.s. âteş-zene (f. âtime (a.s.s. gr.) çok temiz olan. ityân'dan) 1.s. 5. iyilik severliğe ait. şefkatli.i. çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen. atâim) ateş yakılan ocak. atfî (a.s.) 1. güzel.i.) 1.) hazır.) çakmak [âlet].s. âtî-üz-zikr aşağıda zikredilen.) 1. âtıfe. kalın kafa. âtil (a.b. yavru kuş. âteş-pâş (f. âtik (a.) dokunaklı. 2.s. yakılmış. âteş-suhan (f.s.s.].zf. atîd (a. âteş-perest (f.s.f. 2. atîkıyyât (a. dokunma.s. atîka (a. gibi].b. gelen [kişi veya şey]. birine yükleyerek. ıtırlı.b. i. putlara kurban edilen dişi koyun. âtıfet (a. Ebu Bekir'in lâkabı. yakan.b.) . âtim. 2. serbest bırakılmış. kokuları seven.i.b.c.s. önde. hatır kıracak şekilde söz söyleyen. âtıl.) berrak. şefkate. atâir) 1. 3. hazırlanmış.s.) yakıcı. 3. ateşli. meylettirme.i.) ücretli yardımcı.) kül rengi. âtî.s. âtî-yi millet milletin yarını.s. [müen.

2. bahşişler.) yollar.) 1. ats (a. atûf (a. atît (a.s. yankı.i. karalama kâğıtları.) fazla susamış.i.) oyunlar eğlenceler. tımr'ın c. Atse-i anberîn güzel kokulu nefes.s. turra'nın c. atruk (a.].i.) gözler. atlâl (a.) susuzluk. aktar dükkânı. 2.i. kızlara dikiş ve okuyup yazma öğreten kadın. tarab'ın c. atfdan) 1. harabeler. talel'in c. hovardalar.) l. atiyyât (a. [büyük A ile] meşhur mutasavvıf.s.i.f. atlas.i.s. kalıplar. s. havsız. atûm (a. uçlar.c. talipler.i.s. 2. üstü ipek.) 1. atles (a.s. aktarlık.s.) tek aksırık. atûfet (a. (bkz: atse-i subh). büyük harita. gürültücü.i. ıtr'dan) 1. atşân (a. atnâb (a. tınâb'ın c. meşime).Arapların Islâmdan önce Recep ayında kestikleri kurban. örenler. atrâs (a.) gıcırtı. zamparalar.) kadın peşinde dolaşanlar.) eski. bahşiş. vücuttaki sinirler. Atlas denizi. i. ataya) hediye. Atse-i şeb şafak. -husûsiyle. ağaç kökleri. düz. atlas (a. tarîk'ın c.) su kaplumbağası.i. attârî (a. s. (bkz. 2. atlesî (a.) 1. h.) gece gelen. iğne iplik vesaire satan. âtiye (a. Atse-i subh şafak. âtiyen (a. 2. âtiş. (tılb'ın c. atş'dan) susuz.i.i. güzel kokular.i. atlas gibi.) 1. altı pamuk kumaş. 2. atliye (a. talas'ın c. atrâb (a. eski.i. 2. atlastan yapılmış.i. aktar. atlâs (a.) ateş kaynağı. attâr (a. târik'in c.) eski püskü elbiseler.) şefkat. (bkz: atî).) attarlık. (bkz: ahras).gece gelen yaya seyyahlar.i.) ["atî" kelimesinin müen.s.s. (bkz: ma'tûh).) aktarlık. mahvetmeler. (bkz: muannid).s.s. 3. krater.s. atûb (a. tılâ'nın c. ats-ı şeb (gecenin aksırığı) seher vakti.i.) 1. gelecekte. atme (a.i. aşındırılmış.i.) inatçı. işitmez. atş (a.s.) hediyeler. eskitmeler. birine sevgisi olan.) merhemler.i. atlâb (a. ana rahmi. attât (a. tâlib'in c.) 1. (bkz: habl-ül-hıyâm). biçimler. husûsiyle talebeler.) 1. attâs (a. susuzluk çekenler. volkanın tepesindeki lâv menbaı. şenlikler.) susuz. attaret (a.) bunak.i. eski püskü. ileride.i.) kenarlar. (bkz: teşne). 2. ihsanlar. susama.i. aşındırılmış. yırtık. ats-ı subh (sabahın aksırığı). şekiller. 2. şafak sökme. atlas-ı minâ gökyüzü. atmâr (a. aksırık. (bkz: ihsan). çadır ipleri.) durmadan aksıran. tarfın c. 3. şamatacı [adam]. tırs'ın c. atse-i tîğ savrulan kılıcın çıkardığı ses. atrâk (a.i.) sağır. 2.) 1. 4. paçavralar. atiyye (a. resimler. tüysüz. aşağıda. âtişe (a.i. erkek adı. ferahlıklar. neşeler. atreş (a. Atse (a. susayan. âtûn (f.) yazılmış sayfalar. atûh (a. susamış. arayanlar.i. atrâr (a. (bkz.zf. attaş (a. . Atse-i çah kuyudaki aks-i seda. i. atiyye-i seniyye pâdişâh hediyesi. 2. (bkz: turuk). susamış. atiyye'nin c.) çok bağırıp çağıran. Atse-i kemân okun çıkardığı ses. merhamet. teşne). atrâf (a.

) ayıp.) yardım edenler.) işsiz. âlem'in c. âdi ve kaba. 2. atvâd (a. atyeb (a.b. cömert kimseler. durdurmalar. âdiye'nin c. âsıme'nin c. atvâk (a. avâm-firîb (a. kuvvetler.i. enfiye. âmm'ın c.s. gelirler. avâkıb-ı umûr işlerin neticesi. eli açık. fırtınalar.i. 4.e. (bkz.i. avârif (a. fesat. 2. avk'm c. engeller.) halkça beğenilecek şey. tavd'ın c.âtûs (a.) dünyâlar. âvâre (f.) aksırtıcı şey. avâkır (a.i.i. avâlim-i ulviyye dünyâdan gayrı yüksek âlemler.f. âvâre-reviş (f.i.) hudut şehirleri. fakirler. yoksullar. [en çok tıbbî ilâçlar ve kokular hakkında kullanılır]. avâm-pesendâne (a. âlemûn).i.s.b. kaba ve câhil halk. tasmalar. bunaklık. boyundaki halka çizgiler.i. ölüm gibi kisbî ve ihtiyarî olmaksızın insana arız olan şeyler. vazgeçirmeler.) dağlar. avâkıb (a.b. âkıra'nın c. zaman.) herkes.i. başıboş hareketli.s. 2. halkın hoşuna gidecek şekilde hareket eden. nasip.s. güçsüz kimse.) 1.f.b. valiler.) 1.) zulmedenler.i. ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler.) neticeler. sonlar. Arapçada kelime sonlarının okunuşuna tesir eden hususları anlatan gramer bahsi. takatler. avâkıd (a.i. avâlim (a. kazalar.i.b.s. avârız (a. kabiliyetli. yardakçılar. tavîl'den) pek uzun. şiddetli rüzgârlar. âika'nın c.) ödünç şeyler. çamurlar.s.) 1. a'vâk (a.s. aylaklık. ârıza'nın c. Rûh-i atyer çabuk uçan ruh.) 1.i. çabuk kaybolan. nâzik. boş gezen. âvâre-ser (f.) alıkoymalar. avâdî (a. 4. avâm-pesend (a. atyân (a. 3. avâik (a. avâr (a. avâid (a. âhâd-i nâs). kısmet. âriyyet'in c. i. avâmil (a. âmil'in c.s.s. âveh (f. gerdanlıklar. âvâh.) serserilik. avâkıb-ı ahvâl hallerin. atvel (a. müşküller. perişan. tavk'ın c. tıyb'den) (daha. kudurmuşlar. işsiz güçsüz. akıbet' in c.) pek uçucu.zâlimler.).zf. aylak. ârife'nin c. 3. kısırlar. âvâre-gerd (f. 2.i. ayak takımı. sarhoşluk.s.) sert. avân-ı meftûniyyet meftunluk anları. 4. avârız-ı müktesebe cehil. kusur. nzık.i. . sonuçlar. âsıfa'nın c. avâsım (a. avâm (a.) ayak takımının beğeneceği bir tarzda.) âvâre gidişli. yetenekli kimseler. aidat). (bkz. melekût). tiyn'in c. 3. gr.) başıboş.i. (bkz: âlemin. zor işler.) vakit. belâlar.b. dağınık. seneler. durumların sonu.) yıllar. (bkz.f. engebeler. avân (a. pek. en. avârız-ı semâviyye delilik.) iratlar. işleyenler. demagog.i. âide'nin c. hatâ. verimsizler. atyeb-i me'kûlât yiyeceklerin en güzeli. âvâregî (f.s. avârî (a.i. atyer (a. yazık! 2.s.) l eyvah.i.) engeller. avârız-ı dîvâniyye Tanzimât-ı Hayriyye'den önceki zamanlarda carî kanun ve nizamlara göre alınan vergi ve resimler.) 1. sebepler. avâsıf (a. serseri.i.i. çok) güzel.) halkı avlayan. 3. muvakkat vergi [fevkalâde hallerde. âkid'in c. 3. hezel. a'vân (a.) balçıklar. bağışlar. iyilikler.) 1. küçüklük. (bkz: âkid). âın'in c. avn'ın c. bilhassa harb sebebiyle alınırdı!. işsiz güçsüzlük. avâkıb-ı hasene iyi son nefesler. 2. 2. a'vâm (a. s. armağanlar. sefeh.

avl'den) feryat. asılı. 3. (bkz. kafadarlar. lâmba ve sâireyi taşıdığı halde tavana asılan billur veya mâdenden yapılmış süs.i. kekik otu.) 1.i. ipe geçirilmiş ü-züm.zenbûr). savaş.) yardakçılar. avaz avaz (f.) bedeller. âvîze (f. âvîl (a.i. asılan.) 1. tek gözlü.) havlama. i. meç. dönme. sicim. çağlar.) daha veya en çok faydalı. âvâz-ı ra'd ü sâika gök gürültüsünün ve yıldırımın sesi. (bkz: yek-çeşm). hâlis. senet.) getirilmesi uygun düşen hediyelik eşya. dönme.i.zf. evvel. zf. s.s. (bkz: âvend6). hür olanlar. dönüş. av'ave-yi kilâb köpeklerin havlaması. avâtık (a.s.i.) şarap fıçısı.) 1. evân'ın c. 3. zamanlar. has. âvîze-i gûş küpe. avd (a. körbağırsak.) 1. delil.i. mahremler.s.i. hasta ziyareti. 2.i. Kırşehirli Yusufun edvarında tanımlanan bir makam.s. âvîhte (f.s.s. önce. âtık'ın c. âvâze (f. anlaşılması güç şiir. 3. i.) harp. Peyâm-âver (Peygamber) haber getiren. 6.s.) bangır bangır. (bkz: hanende). 2.) hevenk.s. asılmış [şey].zf.) getiren. (bkz: mengûş).) dönme [Yahudiden]. âvâz (f . âven (a.) evvel. 3. çivi. a'vez (a.i. . ivaz'ın c. yüksek ses. âvendî (f. (bkz: âvşin).) uluyan. avez (a. âverd-gâh.avâsîr (a. bir gözü kör.) bir gözü kör olma. taht. âvîze-i nücûm yıldız topluluğu.) 1. âvî.) ara sıra. sarkık.s.) 1. yakınlar.) tuzaklar. âtıfet'in c. âgaz-l. 5. yüksek mertebe. şarap. satranç oyunu.i. avâtıf (a.) asılı.) nefret. 2. güzeller. âvend (f. âvizgin (f.i. âvâze-hân (f-b.) savaş meydanı. a'ver (a. sıkıntı.) asılı bulunan. geri gelme.) (asılgan.i. avâz (a.i. 2. gençler.i.) 1. şöhret.) mum. âverdenî (f. âveng (f.i.) eğri büğrü. lehine veya aleyhine dönme. genç kızlar. kabı. a'vec (a. saldırma. yavru kuşlar.) fakirlik. ip. âvîje (f. aver (a. 2.s. ihtiyarlar.s.) hücum edilmiş.) 1. hırıldayan. avdetî (a. âverde (f. önce.i.) 1.c. âvîhtegî (f. âvîşe. âverd (f. âvâz-ı zenbûr muz. âsûr'un c. ilk. 4. avdet (a. çengel. 2. -âver (f. 2. temiz. âvîşen (f. (bkz: avle). saf.'kapkacak.i.) asılmış olma durumu. 4.) ses. 2. taşıyan. 2. yoldan sapma. a'vâz (a.s. saldırılmış. kiraz ve benzerlerinin askısı. âvâz-ı mûsikî müzik sesi. i. âvind (f.s. sıyırıp çıkma. iyilikseverlikler. âverdîde (f.) çok veya en sakin. mânâsı anlaşılmaz [şey]. 2.i.s. sarılma.i.) naklolunmuş.s.s.) karşılık beklemeden gösterilen sevgiler.i. âviye (a. getirilmiş. avn'in c. karşılıklar.i. ilişkin) insana balta olan dilenci. a'ved (a. âvineten (a.) şarkıcı. ün. avene (a.i.) 1. cenk.i.) vakitler. i. ilk. âvîjgân (f. âvine (a. âvengân (f.i. âverd-geh (f. anat. âvîz (f. asılmış. b. av'ave (a. tesadüfen.s. seda.s.) geri gelme.

) deri çanta.b.i. avl (a. a'yân-ı sâbite tas.f. ayb-gûyî (a. bakılan yer.s. aybe (a. (bkz: te'hîr).) kadınlar. gözler.) yüzme.c. 2.i. erkek adı.i. avvâc (a. ayân (a. büyük iri gözlü adam.i. 2. avkeşe-i sagîre anat. ayâ (a.) Kur'ân'ın cümleleri. bir memleketin ileri gelenleri. celî. Ayb (a. a'yâ (a. acınma. 2. eşyanın vücuda gelmeden önce "ilm-i ilâhî" de sabit olan suretleri. 3.s. kafadar. (bkz: acaba). s. âyât-ı muhkemât açık ve mânâsı kat'î olan âyetler. harman savurmakta kullanılan çatal tahta kürek.f.i. gösterilmesi ayıp olan yeri. avn-i İlâhî Allah yardımı.i. saadete doğru gitme. âyât (a. çok açık.zf.i. ayb-gû (a. âyâ (f.) kusurlu. kusur. satan elinde iken satılan şeyde mevcut olan ayıp. sıkıntı sebebi. ayıp. ayb-nâk (a. aybet (a. avkeşe (a. vazgeçirme. yardım eden.) feryat.c. avm (a. noksan. 4. avrât (a. lâdes kemiği. ayâr (a. ûd'dan) udcu.) kekik otu. evvelce Millet Meclisi'nin kararlarını incelemekle görevli başka bir meclis olup. (bkz: aşikâr.) dedikoduculuk.) feryat. (bkz: âvîşen1). avn (a.) daha veya en kudretsiz. kabiliyetsiz. El'-avzü bi-llâh Allah'a sığınma. açık.i.) fildişi satıcısı veya işçisi.) eşekler. 2.i.f. avz (a. ayr'ın c.b.) bayramlar.) 1.) 1.i. ayıp. avvâd (a. uyûb) utanılacak şey. (bkz: şeyn). ayb-cû (a.) ölçü. âyân ve eşrâf ilerigelenler.) belli. (bkz.) dedikoducu. avrat.e. yardımla ilgili. 3. avn-i Hakk Allah yardımı. a'yâd (a. yardım. avniye Yeniçeriler tarafından ve daha sonra Sultan Mecit ve Sultan Aziz zamanlarında giyilen bir çeşit yağmurluk.) zir. 2. lyâr). zevce. heybe. (bkz: lyâr-dân).i.) 1.c.) insanın ayıbını araştırıp soran.f. yaba.i.b.i.) 1. a'yâd-ı Müslimân Müslüman bayramları. (bkz: avîl).f. yardakçı. kadın. valiz. â'yân (a. sığınma.) şüphe ve tereddüt bildiren edat. a'vâk) alıkoyma.s. ayn'ın c.) açıklık. a'yâr (a. îd'in c. bahir. Osmanlı imparator-luğu'nun 1877 ve!908 Meşrûtiyetinde üyeleri hükümetçe seçilmişti.i. Senato üyesi. .i. (bkz: vuzuh).s. ayb-ı kadîm huk. ayb-ı hâdis huk. a'vân) 1. gümüşün ve başka kıymetli mâdenlerin karışma derecesi. ud çalan.) 1.i.i. ortaya çıkma. altının.s. avret'in c. ayâr-dân (a. insanın. deri çanta.s.c.) 1. avret (a.âyet'in c. durdurma. 2. 2. tedâvî edilemez. 2. ayânen (o.i.s. leke.) 1.) ayıbı örten.f. a'yen (a. iyileştirilemez. hüveydâ.i.avk (a. i.s. avnî (a. âvşin (f. sığınak. 2.b. pek belli. iktidarı hiç olmayan. değerbilir.b.i. avle (a. ayb-pûş (a. ayâniyyet (o.i. satılan şeye müşteri elinde iken arız olan ayıp.b. âyât-ı müteşâbihât icâbında te'vîl edilebilen âyetler. meydanda (doğrusu "lyân"). (bkz: himâr). kudretsiz.i) 1. [müşterinin satın aldığı kumaşı kesip biçmesiyle meydana gelen hal gibil. iyân).) açıkça. kusur.s.

âyîn-i kudemâ eskilerin usûlü. (bkz: ayn5). Alevîlerin içki sohbetleri. ayna tutan.s. âyet-ül-hıfz muskaya yazılan âyet. dönüp çekilen. âyîjek (f. âyîne-i âb su aynası.s. âyid (a.s. uzun ve küçük dikdörtgen çerçeve. âyîn-i şerîf Mevlevîhânelerde semâ esnasında âyînhanlann söyledikleri ilâhiler. [Iran hurafelerine göre Aristo tarafından yapılıp iskenderiye'de yüksek bir yere konulmuş bir aynadır ki.i. suyun parlak yüzü. Büyük İskender bu aynaya bakarak yüz fersah mesafede bulunan düşmanını görürmüş]. (bkz: âil.) ayna mahfazası.i. âyîn-i Mevlevî Mevlevi âyîni. âyij. âyîne-i ârız yanak aynası. 2) Alevî'lerin içki sohbetleri.) Kula halılarında motifleri çevreleyen mustatil [dikdörtgen] bordürün üstüne yatmış dar.) demir. iyilikleri anlatan âyet. âyîne-i hâverî Güneş.âyen (f. (bkz. âyine (f. 2. (bkz: âib). âyîne-i çarh Güneş.i.i. (bkz: âyîne-rû). aşırı. âyât) 1.b. tören. Mevlevîlerin dönerek ney ile yaptıkları âyin.) Osmanlı alfabesinin yirmi birinci harfi olup ebced hesabında yetmiş sayısının karşılığıdır. merasim. 2. âyîne-i baht nikâhta güveyin geline getirdiği ilk ayna. c. 2.b. aile). âyîn-i kadîm mevlevîhânelerde tekkelerin kapatılmasına kadar semâ esnasında âyinhan-lann okudukları. âyîne. (bkz: âhen). âyîne-i İskender İskender'in aynası. 4. fakir. ayna gibi parlak olan yanak. âyet-i tergîb cennetteki güzellikleri. Muhammed'in gönlü. âyet-i maksûd Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci âyeti. eski zamanlara ait olması hasebiyle bestekârları unutulmuş bulunan ilâhi. berber. 2) bir velînin gönlü.i. âyîn-i cem 1) ahbapça. âyîne-i kît'ı efrûz Güneş.b.i. âyîne-i pürtâb-ı mücellâ cilâlı parlak ayna. âyet-i terhîb cehennemin korkunçluğunu anlatan âyet. ayna.) kıvılcım. âyîne-i şeş-cihet (altı tarafın aynası) 1) Hz.b. 2. âyîne-i gerdûn Güneş. gelici. Eşref Nesip tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık mizahî bir dergi. âyende (f. muvâzenede olmayan [terazi]. âyet-in-Nûr Kur'ân'ın 24 üncü sûresinin 12 âyetlik (a. 2.i. âyende ve revende gelen giden. âyîne-dân (f. âyîn (f.) 1. 5. âyendegâh) gelen.i.c. âid). âyîne-i pârtâb parlak ayna. tarzı. ailesini besleyen. âyet-i kerîme kutsal âyet. âyet-el-kürsî (bkz: kürsî).) geri dönen.) 1.) ayna mahfazası. 3. âyîne-i gerdân Güneş. âyib (a. âyil.s. âyîne-i âsmân Güneş. âyet (a.s.i. kalabalık bir ailesi olan. âyîne-i in'itâf bir şeyin aksedip göründüğü ayna.t. nişan.) 1. ayın (a. âyîne-den (f. âyet-ül-mevâris Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 12 nci âyeti. âyende-nümâ [eskiden] çalanların kim olduklarını görmek için evlerin sokak kapısı karşısına ve birinci katın pencereleri hizasına konulan ayna. . âyile (a. Kur'ân'ın herhangi bir cümlesi.) 1. tarikat erbabınca toplanıp eğlenme. alâmet. i. âyîne-dâr (f.). âyîne-i maksûd Kur'ân'ın 4 üncü sûresinin 62 nci ayeti.

(bkz: ayın). aynâ (a.s. ayn-el-yakîn gözüyle görmüş gibi. aslı. 2. bir şeyin eşi. atik. abiste). 2.) aynacı.s.) ayna gibi. ayneynî (a. ayn-ı hayât (hayat pınarı) (bkz: âb-ı hayat).c.i. âyîne-zidây ayna silici.) 1. çeşmeler. ayr (a. âyîne-rû (f. menbâlar. ne yapacağını bilmeyen. ayn-ı mevkuf huk. fr. âyiştene (f. âyîn-hân (f. arnica.c.s. aynen (a. kat'î. (bkz: a'yân.c.ve i. ayyârân (ayyâr'ın c. Osmanlı alfabesinin yirmibirinci harfi. âyize (a.b.) göze mensup. 2) bileşik göz.s. ayniyyât (a. dolandırıcı. a'yân. ayn-ı kerâmet Peygamberlere yakışacak bir kudretle.i. îyn) iri ve güzel gözlü.) iki gözle bakan. pınarlar. ayn-ı betrâ (ayın harfinin başı) hemze. gözler.) 1.s. ayn'ın c. âyîn-perestî (f.) alçakgönüllülükle edilen hizmet. tıpkısı.i.s.i.s.) Mevlevihânelerde ve semahane içinde yüksekçe bir yerde bulunup mutriphâne denilen mahfilde semâ edilirken âyin okuyan kimse.s.) ayna cilâsı. semânın kuzey yarımküresinde bulunan boğa burcunun en parlak yıldızı. (bkz: ayş ü tarab).s. a'yâr) eşek.s. ayn-üs-sevr 1) boğa gözü.i. Aldebaran.b. ayyâr (a. 2. âyiz.). casus. başkası değil. ayn-ül-fiil fiil maddesinin ikinci harfi. ayn-ı mazmûn huk. göz hastalıkları kliniği. dalkavuk. 2.) yaşama. ayn-ı hatâ yanlışın ta kendisi. pınar. aynî (a. kusur olsun olmasın her halde tazmini lâzım gelen ayn. Emrâz-ı ayniyye göz hastalıkları. 2.) bir şeyin aslı gibi. ayni (a. ayş ü tarab yeme içme. cilâcı.b.i. gözle ilgili. âyişte. kaynak. âişe). ayyâb (a.âyîne-efrûz (f.zf.i. yaşayan. 2. (bkz: îyş). (bkz: a'yün). ayyân (a. ayke (a. uyun) 1. ayn (a.b. 2.i. Ed-deberân. karşılık olarak verilmiş. (bkz: âiş. 2) astr.b. rahat yaşayan. aykevî (a.) 1. göz.) 1. (bkz: ayş ü nûş). tıpkısı olma.) 1. aynı olarak. (bkz: himâr). hep o. ayn-ı vâhid tek gözlü.) 1.s. ayniyye (a. zekî.i. ayş (a. ayn'ın c. âyîne-veş (f. 3.b. a'yün (a. s. yorgun. alpha Taurus.) tıpkısı. Aldebaran. ayn-ül-bakar bot. ayn-üş-şems değerli bir taş. çevik. âyişne. âyiş. ayş ü nûş yiyip içme. çalgı çengi. âyîne--efrûz). âyîne-fürûz (f. gözün çok tesirli bakışı. (bkz: yek-çeşm). (bkz: âiz. fr. kurnaz. tıpkısı.) sık koruluk. aldatanlar. hîlekâr.s. (bkz. kıymetli olan ve taşınabilen şeyler.) kullanılmaya veya harcanmaya elverişli olup taşınabilen ve para eden şeyler.) 1. âyişe (a. ayn-ı mürekkeb 1) anat. lât. petekgöz.) yüzü ayna gibi parlayan. kendisi. uyun).) para olarak değil madde (eşya) olarak verilen.zf. keramet gibi. ayş-i deh-rûz (on günlük yaşama) bu dünyâdaki hayat. karşılık olarak veren.s. ayn-ül-kemâl nazar değme.) kusur görücü. ayş ü dem eylemek içki içip keyfetmek. âyîne-sâz (f. . 2. 3. ing. öküzgözü. ayniyyet (a. tamamı.s.b. ayş ü işret yiyip içme. ormanla ilgili. (bkz. 4.) ayyarlar. âize). 2.) coğ.i.i. 5. eğlence. vakfolunan şey.i. aynî (a.) 1.

başı dinç. hürlük. a'zâ-yi fahriyye onursal üyeler. azâd (f.s.) acı gören ev.) 1.i. şükür. ayıpsız. âzâde (f.] azâim (a.) 1.s.b. sebatlar. garaz. (Alpha Avriga) lat. âzâde-gân (f. [Tanzi-mattan önce) deniz tüfekçi eri.) çalım satan. en. azâhik (a.ayyârî (a.) serbestlik. 2. başı dinç.s. âz (f.) azap verici. serbest ve hür olanlar. 2.i.c. 2. azâhî (a. semânın kuzey yarımküresinde bulunan Auriga burcunun en parlak yıldızı. 2. azâd (a.s.f.) kayıtsız. ve s. sarhoş.b.b. tam bir mânâ anlatan mısra'.) yanlışlar. azamet (a.) dolandırıcılık.i. uzlûle'nin c. keçi. en çok.) başında gaile olmayan. ayyâş-ı bed maâş geçimi fena. ululuk. azâb-ı cehennem cehennem azabı.i.s. kimsenin kölesi olmayıp istediği gibi hareket eden.) gönlü bir şeye bağlı olmayan. büyük sıkıntı. âzâde-gî (f. âfetlere ve hastalıklara şifalı olması için okunan dualar. keder. âzâdegân) l. 3. 1. üreme organları.hürlük. âzâde-dil (f.i.b.) kısa ve sık sık dikilmiş. ezel'in c. hür.) l. çok) büyük. mühim şeyler. a'zamî (a. âzâd-draht (f. azamet-fürûş (a.) ezeller.i. pek. âzâl (a. kurum satan. azâlîl (a. azîm'den c. a'zâ (a. sabır. âzâde-ser (f. (bkz: serbesti).s.i) işkence.f. pek büyüklük. a'zamiyyet (a. uzhûke'nin c. 3. âzâdî (f.i. âzâde-hayât (f. hırs.) dehşetli hâdiseler.) en büyük. ed.) bot.) organlar.s.a.c. geçim darlığı çeken.i. tamah. azâb-engîz (a. kurtulmuş.s. yanılmalar.) 1. büyüklük.i. öfke. semânın pek yüksek yeri.b. uzhiyye'nin c. ayyâş'm c.) desteler. 2. azâ' (a. cenaze alayı. f r. kusursuz.i.s. azâb-ı kabr kabir azabı meç. zümreler. mat. gailesiz.i. 3. azamât). kıskançlık. öncesiz zamanlar. a'zâ-yi hariciyye dış üyeler.) 1. 3. bekâr. [ikinci bir mısraa bağlanmadığından bu adı almıştır]. güldürücü şeyler. a'zâ-yi dâhiliyye iç organlar. azâb (a. meç. hayvanı öldürecek kadar yaprağı zehirli olan bir ağaç.) gülünç. 2.i. ıdhiyye. kin. a'zâ-yi mevcûde hazır bulunan üye. çalım. ızhiyye. rahat. hiddet. a'zâ-yi tenâsüliyye biy.) aç gözlülük. a'zâ-yı tabiiyye tabiî üyeler (bir mecliste). astr. azab (a.f. azâmîm (a.s.s. a'zam (a.b. chevre.) 1. azîme'nin c. a'zam-ı esbâb sebeplerin en büyüğü.) hayattan kurtulmuş. capella.i. âzâde'nin c. kötü niyet. ["azayım" şekli yanlıştır]. azâ-hâne (a.f. ayyâş (a. başsağlığı ziyareti. izmâme'nin c.b. serbest olan. 2.i. ayş'dan) çok içki içen. serbest.i. uzv'un c. husûmet. âzâde-hâtır (f.s. matem evi. bir sayının ötekinden büyük olması. ayyâşân (a.) 1.s. ergen.i. udhûke. .s. 2.) ayyaşlar.i.i.i. udhiyye. kararda kat'îlikler ["azayım" şekli yanlıştır.i. Demokrat Mustafa tarafından istanbul'da yayımlanmış "demokrasi mesleğinin hadim ve müdafii" günlük bir gazete. eâzım) (daha. serbestlik.) 1. kümeler.b. ayyûk (a.) kurban bayramında kesilen hayvanlar. azam (a.) gönlü hoş. üyeler.a. büyük sıkıntı. 2. azâim (a. (bkz: adâhî).b. tılsımlar. (bkz: adâhîk). kurum.

azâzet (a. azb (a.i. zıtlar.b. a'zâd. renk.i.i. azfâr (a.) semender denilen bir kuş. Azer-âbâd (f. âzân (a. 2. boya.) zulüm görmüş.) incitme.) Azerbaycan. a'zâr-ı urkubiyye mırın kırın.s. âzerbû.i. azarr (a.) kolun yukarı kısmı. zıdd'ın c.i. "semender" denilen ve ateş içerisinde yaşadığı sanılan bir hayvan.) . muzırlık.s. kırılma. Âzerbâyigân (f. zarar görmüş. ısırma. Azerbaycanlı. azarr-ı müskirât içkilerin en zararlısı. uzfûr1.) ateş mezhepli.) incitilmiş. tekdîr eden. azd. kenarları çok kırmızı bir çiçek]. azıd.i. 2.i. âzâr-mend (f.i.) 1.b. üzn'ün c.h.) Tann'nın sözle ifâde edilemeyen büyüklüğü. âzeh (f.b.) yalnız ve silâhsız bulunan adam. azud (a. özr'ün c.i. (bkz: adarr). 2. destek.i. i. ateş renginde kırmızı. tezatlar. âzârî (f. büyüklük.i.i. uzud).) vücutta çıkan siğil.i. incitilmiş olma. 2. âzde (f.s.) 1. kudret. 3. âzâr (f. a'zel (a. saygınlık. kulaklar.h.c.b. azd-ud-devle devletin desteği.i. şefkat 3.b.) dert ve kederi îcâbettiren. âzerd (f.i. azdâd (a. azb'den) en lezzetli ve tatlı.i. haya. özürler. haşmet. âzer-gûne 1.s.c. Azerbaycan halkından olan kimse. küfürbazlık. kırılmış.i.i. (bkz: âzeryûn).) yıldırım.) ateşe tapanların mabedi.s.]. şiddetli azarlama.i. âzerm-cû (f.) İblis'in (şeytan'ın) melek bulunduğu sıradaki esas adı. kuvvet. 2. âzâr-resîde (f. (bkz: âjeh). Lisân-ı azb-ül-beyân söylenişinde tatlılık olan dil. zulüm görmüş.i. [şakayık nevinden ortası siyah. zab‘ın c. 5. s. âzer (f. a'zeb (a. boyanmış. kıran. azâr-ı dil gönül kırıklığı. azb (a. âzer-asâ (f.b. a'zûd.i. (bkz: zufr.) 1.i. sivri uçlu âlet ile delinmiş. 3.) bahaneler. boyalı. uzd. engeller. ezfâr.b.s.i. âzâr-dîde (f.) incitilmiş. kesme.) sırtlanlar.b.s. şimşek.azamût (a. (bkz.b. kızıl.) anat.) 1. âzerşîn).) incitme. âzer-âyin (f. azbu' (a.) ateş gibi.) ateş. izz'den) i'tibar. âzerşeb (f. azâz (a.) incitilmiş. âzâr-resân (f. a'zâr (a. ezâfîr). âzer-kede (f. utanma. [kirli eşyayı temizlemek için sabun gibi kullanılır. hastalık yüzünden hırpalanma.) bir lokma.i. (bkz. tekdîr. azarlayan.) mart ayı. ateşe tapan.s.b. âzer-kîş (f. âzâr-mendî (f.b. 2. kolun üst kısmı. mecûsî.) tatlılık.s.) vaktiyle Tebriz'de bulunan ateşe tapanlann bir mabedi.) çöven denilen nebatın kökü.) terbiyeli. âzerşîn (f.) tırnaklar. Âzerî (f. 2. âzerbûye (f. âzerşeb').) 1.i.i.b. âzâriş (f.) ateşe tapan eski iranlıların yedi 'gezegen yıldıza nisbet ettikleri yedi ateşgededen dördüncüsü.) inciten. 2.s.) 1.s. (bkz. 4. âzeryûn (bkz: âzer-gûn).i.s. ızd. a'dûd) 1. Azerbaycanlılarla ilgili. âzârende (f. . azbâ' (a. fenalık görmüş olma. 2.) 1.i. nâzik. ay çiçeği.i. zabu'nun c. azâzîl (a. (bkz: ezar). kırılmış olma.s. zarar'dan) çok zararlı.i. âzerahş (f. keskin. kırma. âzer-gûn. değer. âzâr (f. âzerm (f.) ateşe tapan. iki zıt mânâya gelen kelimeler. âzer-perest (f.i.

2. perdedar. âzifet (a. atlas. azîl (a. büyük iş. afsunlayan.) uzun tırnaklı adam.i. kefil. zarîr ve darîr'in c. azhâ (a. ağrı. azîm-üş-şân (a. zulm'den) 1. sağrı kemiği. azîz'in f. 2.s. özür. Yusuf. âzîde (f.s. kadınlarda aybaşı gelen damar. apaçık. âzîn (f.) zool.i.c. aziyy (a. zâhir'den) en zahir. a. azm-i âne anat.s.) biçilmiş ekinin tarlada satılması. 2. iri. eşik tahtası. gidiş.i. (bkz: âdyende.i. kanun.) sânı. efsun.c. azhâ (a.) 1.i.s.b. 2.s. (bkz: adgas).b. âfendâk). i. büyük günâh. azik (a.) gümüşî. [birincisi] erkek. 3.). azîme (a.s.s.) sivri uçlu bir âletle delinmiş [nesne]. azgas ("ga" uzun okunur. azfer (a. Kur'ân-ı azîm-üş-şân sânı büyük olan yüce Kur'ân. (bkz: azîz).) gölgeler. 2.i. 2. azırrâ (a.i. azîz. sayın. azîmet ve avdet gidip gelme. zags'ın c. kararda kat'îlik.) işinden çıkarma. pek.i. eizze. 'kesin karar veren. desteler. tılsım. azamet'den) büyük. kıtlık yılı.c.s.i. azîmet-i râh yola çıkış.) serkeş. azm-i acz anat. âzime (a.) 1. âzim (a. büyük belâ. âzin (a. atlas kemiği. kin. . inatçı. azm-i akab anat.) körler. pek ziyâde zulmeden.) gitme. besbelli. a.i. azîzî (a. kasık kemiği.i. azlem (a.) kinler. ziynet. 2. azl (a. azm-i adesî anat. ıstırap. paylayan.s. donanma [şenlik]. âzîmet-hân (a. âzife. âzîr (f. azîr (a. kapıcı.). ünü. ökçe kemiği. çok) zulmeden. cuma günü. 3. en zâlim. (daha. 2. sanı büyük olan. azîme (a.i. zahve'nin c. en. sebat. zıll'in c.i. en karanlık. azîmet (a. izam) kemik.) divan şâirlerinin bâzı ortak adı. 2. zılfın c. muhterem. demetler. ıslah edilemez. azîhe (a.) afsun okuyan.s. çıkışan. yoğurttan yağ çıkarmaya mahsus yayık. azlâf (a. ezlâf). pazı kemiği. azîr (a. azgan ("ga" uzun okunur.s.c. ağaç ve tahta kınğı. 3. süs.s. su havuzlan. besbelli. iftira.i.s. sızı.) 1.c. fr. 3.) kıtlık yıllan. azm-i atlas anat.i. ezâvî) deniz dalgası. avâzil. [ikincisi]-kadın adı.) kıyamet.i. 2. azmden) niyetli.i. azlâl (a. 3.) 1. azîm. azm-i adud anat. gri. azl). azı dişi. Azîz-i Mısr Hz.i.i.i. bayram günü. çatal tırnaklı hayvanların tırnaklan. azîz-i zûintikam intikam alan Tanrı.) yalan.) 1. iğrenme. (bkz: adırrâ). mercimek kemiği. kaide. [Farsça c. 2.) hoşa giden. azîzân (a.i-) nefret. azîze (a. (bkz. (bkz. âzîğ (f. gün gibi meydanda. pek belli. zıgn'ın c. âzîş (f. (bkz: istihân). (bkz: zılâl). sevgili.i. 2. azm (a. özür dileyen.s.) 1. garezler. karma karışık rüyalar veya söylentiler.f. azherü min-eş-şems "güneşten bile açık" apaçık.i. i. akıntı. azarlayan. yol verme. ulu. azîzân] 1. âzîne (f. âzimât (a.i.s. azil (a. izin veren. talaş. i. (bkz: ârig).) 1. azâim) 1. yonga. i. izâl) 1. âzime'nin c.) 1. çok meydanda.c.âzfendâk (f.) gök kuşağı.) göller. azher (a. azar. âzil (a.

azm-i semsemî anat. azm-i zevrakî anat . . damak kemiği. azm-i enfî anat. azmen (a. niyet. temel kemiği. azm-i sudgî anat.zf. fr.s.) karar vererek. azm-i kasaba anat. azrâ' (a. âzmend (f. azm-i ka'b anat.) 1.s. yalnız ihtiyar (emektar) tirendazların kullandığı bir çeşit ok. üzerinde yürünmemiş kum. deneme. köprücük kemiği. görev. h.i. âzmûn (f. (bkz: cezm).) denemiş. naviculaire. kemikten yapılmış.i. kızoğlan kız. 2. azm-i rikâbî anat.i. dil kemiği.) ölüm meleği. i. tamahkâr.) görgülülük. asteine. 2. çekiç kemiği. Meryem'in sıfatı]. [müen. (os.) anat. azm-i vecenî anat. 4. *süngersi kemik. [Hz. kemik özü. azm-i mıtraka anat. kararla ilgili.) azimli olarak. azm-i isfencî anat. 2. kesin karar. azm-i kas anat.f.azm-i cebhî anat. alın kemiği. (bkz. azmen (a. azm-i zend anat.) kemikli. qmuz kemiği. âzrahş (f. kaval kemiği. azm-i remîm anat.i. azm-i harkafa anat. omoplate. dirsek kemiği.s. azm-i terkova anat. azm-i fahz anat. tecrübe etmiş olan. tar.i. i. artkafa kemiği. üzengi kemiği. azm-kâr (a. niyet ederek. kararlı olarak. azm-i lâmî anat. sınanmış. 2. âzmâyîş-i kalem kalem tecrübesi. âzmâ. delinmemiş inci. örskemiği. azm (a. sınamış olma. kaşık kemiği. *kayıksı kemik. Medîne.).zf. çürümüş kemik. azm-i rıdfa anat. kararlı. kararlılıkla. sınamış. sınamış. pek çok veya en çok şeyler içine alan.b. azm-kârâne (a.) 1. azmî (a. fr. fr.f. 5.) haris. âzmây (f. azm-i kat'î Kat'î azim.i. erkek adı. tecrübe. azm-i vetedî anat. fr. uyluk kemiği.s. şakak kemiği. fr. azm-i senedânî anat.) kasıt. kuyruk kemiği. azm-i gırbâlî anat. kürek kemiği. azm-i zıfrî anat. baldır kemiği. ra-dius. azm-i kû'bere anat. azm-i us'us anat. (bkz: sebât-kâr).) 1. azmî (a.i. göğüs kemiği. Cenk-azmâ cengi denemiş. tırnaksı kemik. Azrâil (a. azmûde (f. kalbur kemiği. deneme. azm-i mik'a anat. dizkapağı kemiği. azm ü cezm kat'î karar.) 1. eksenkemik. aşık kemiği.s. âdrahş). vazife. i. karar. kalça kemiği. 2. azm-i şazye anat. h. karar. Vâmık u Azrâ hikâyesindeki kadın kahraman. elmacık kemiği. clavicule.s. azmûdegî (f. azm-i kitf anat. azm-i mihver anat. azm-i kafa anat. azmîn (a.) azimli. burun kemiği. âzmâyî (f. susamsı kemik. azimle. azmiye].) 1. 2.) 1. fr.) tecrübe. azm-i hanek anat.s. fr. yan kemiği. axis. en çok güvenilir.i. sınama. kesin karar.). eğe kemiği. sınama. niyet. azm-i cidârî anat. i. âzmâyîş (f. azm-i dıl'î anat. 3. önkol kemiği. tecrübe olunmuş.) denemiş.i. azme (a. sesamoîde.

azze ve celle aziz ve celîl olan [Allah]. zû'nun c.i.) şu suretle ki. gücenmiş.e. Kasîr-ül-bâ' 1) kısa boylu. azûl (a.) ısırıcı. azviyyât (a. 2) gücü yeter.s. en (pek. 2. mahzun. âzürde-püşt (f. âzûg (f. bâ-vekâr vakarlı.i.i.e. azz (a.) eğlence. bâ-tapu tapu ile.s.azrâr (a. hurma lifi.s. gönlü kırılmış. gücendirilmiş olma. âzver). (bkz.i. beceriklilik. azûz (a. azûf (a.ha. erişme. 4. 2. kırılmış. B b (a. âzûr (f.i.s.s. bâ' (a. erzak.) ısırma. âzereng).) aziz olsun! azze ensâruh yardımı bol olsun.be (f. pek. aydınlıklar.) iftiralar. kayıplar.) (daha. âzreng (f. âzürde-hâtır (f. azze nasruh yardımı bol olsun. [pâdişâhlara mahsus dua yerinde olup. azvâ' (a.s.i.s.i.c. azz-i benâm parmak ısırma. (bkz. kulaç. bâ. kerem. "ebced" hesabında iki sayısının karşılığıdır.). vergili. en. 3) zavallı. iftira. (bkz: âzûr). s. çok) zarif. bâ-berât berat ile. zav'.s. zarar'ın c.e. bâ (a.i. pas.) incitilmiş. 3.c. (bkz. kudret. âzze (a.i. yazı ile.b.i. âjüğ)..) 1. âzürde (f. eziyet. âzz. bâ-tahrîrat tahrîrat ile. istanbul'da . sert. onun gibi.) incinmiş. ebvâb) 1.) gönlü kırılmış. posta ederek. azref-i zürefâ zariflerin zarifi. 3) eli açık. onunla ki. azze (a. bâb (a.b. son derece katı.li.) ısıran.) kir. pinti. fermanı ile.) 1.n. azv'in c. âzver (f. verimli olma.s. bunun gibi. Yârân-ı bâ-safâ safâlı dostlar.) zararlar 2. azviyyât) birinin üstüne atma. bâ-posta posta ile. bâ-jurnal zabıt varakası ile. verimli. azref (a. azv (a. âzürde-dil (f. meşakkat.b.) ışıklar. bâb-ı âlî (yüksek kapı) Osmanlı imparatorluğu zamanında.) hatırı. çok) dar.i.. eski paralarla fermanlarda geçer]. [tek noktalı olduğundan "bâ-i muvahhide" ve noktası altta olduğundan "bâ-i tahtâniyye" denir]. isnatlar. asma ve ağaç budantısı. âzürde-gî (f. tamahkâr. azv-i cinnet delilik isnadı. bâ-haber haberli. paylayan çıkışan. mükemmel güzellik. şeref.s. azûmet (a.) 1. kapı. ağırbaşlı. ebvâ') 1.) çok azarlayan.) ile. azyak (a. şu şartla ki. vergili. beli bükük [ihtiyar]. bâ-emr-i âlî sadrâzam emri.) yiyecek.) haris. yetme.) "b" harfinin Arapça okunuşu.) Osmanlı alfabesinin ikinci harfi olup. Tavîl-ül-bâ' 1) uzun kulaçlı. bâ-an-ki (f. ona yakıştırma. âzüg (f. 2. Cemâl-i bâ-kemâl tam.i.) öylece.b. çok zekî.i. [pâdişâhlar hakkında dua yerinde kullanılır. bilgili. (bkz. bâ-mazbata mazbata ile. atf). 2) beceriksiz. parıltılar. âzûn (f.) 1.c. böylece. yükten sırtı berelenmiş [hayvan]..i. kuvvet. eski fermanlarda geçer]. çok keder. ısırıcı. 2.

tas. tarikat babalan. harç. alık. bâb-ı fetvâ-penâhî. (bkz fasl).s. uğur. eski edebiyatımızda "çeh-i Bâbil" olarak yer alan ve bir çok dillerin meydana gelmesi bakımından da masalda adı geçen "Bâbil Kulesi"nin bulunduğu.i. bâb-üş-şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı. bektâşi şeyhleri. Arap dilbilgisinde küçültücü isimler bölümü. fıkra. dervişçe.) 1. münâsebet.) lâyık. 2.b. Adem.) Topkapı Sarayı'nın girişteki ikinci kapısı. bâb. elverişli. 2. yol. dâhiliye ve hâriciye nezâretleri ile şûrâ-yı devlet dâirelerinin bulunduğu bina. 4. umumhane gibi fahişelerin toplandığı yer. bâb-ı hükûmet hükümet kapısı. 5. bâb-ı cennet cennetin kapısı. bâb-ı hümâyûn Topkapı Sarayı'nın birinci kapısı. boğaz. 29 harfli Fars alfabesi. bâb-ı şerîf Konya'da Mevlânâ türbesinin kapısı.) 1.) ahmak.) 1. gümrük vergisi. (bkz: bâj). (bkz. bâc-güzâr (f.) geçiş vergisinin [parasının] toplandığı yer [ev]. Astâne. dâiresi. bâc-ı kırtıl hayvanlardan alınan resim.b. bâbûne.b. bâb-ı sagîr (küçük kapı) 22 harfli Arap alfabesi. bâb-ı adâlet hak kapısı.i. ilkçağdan kalma bir şehir. bâc-bân.) genelev. bâb-ül-ebvâb Şirvan civarındaki derbent bâb-ül-mendeb Kızıldeniz'de Hint Deniz civarında bulunan bir boğaz. şeyhler.) 1. şeyh. bâbâyâne babayani.) 1. şekil.h.i.s. tembeller yurdu. bâbûne-i gâv bot. tövbe.a. bâbâ-yı âlem Hz. manevî önder. 3.b.b. bâc-gîr (f. 2.) geçiş vergisi tahsildarı.) 1.i. 2. Bâbûr-nâme (f. bâbzen (f.i. . mevzu. sadrâzam konağı. 2.i.b. geçit. [adam].) baç. (bkz: bâc-gîr). bâbûnec (f.s.) olsun. bent.i. taallûk. küçük pencere.e.) babalar. bâb-üs-selâm (a. uygun bir şey. tepe-penceresi. bâceng (f. mec. 2. bâc-gâh (f. Bâbûs-ül-vâsıt XVI. geçiş parasına tâbi'. uygun. bâb-ı kebîr (büyük kapı) leng.i. listede "kezâlik.) Topkapı Sarayı'nın üçüncü kapısı. vergi. (bkz husus). bâbâyân (f. bâc-dâr (f. bâbâ-yi atîk Babaeski [Trakya'da]. baba. bâb-ı ser-askerî askerlik işleri ile uğraşan dâire. bâb-ı meşîhat şeyh-ül-islâm kapısı. bâb-ı zabtiyye istanbul'da emniyet işleriyle uğraşan dâire. şeyh-ül-islâm).) papatya.b. vergi. bâb-ı âsafî tar. iş. (bkz: bâc-bân.) Bâbûr Şah'ın Vekayi' adını da taşıyan meşhur hâtıra kitabı. 3. bâbâ-suhan söz babası.i. bâd (f.i. haraç veren. bâb-ül-hâne (f. bâb-ı irtişâ' rüşvet kapısı. (f.b. umûm-hâne). baca. 2) istanbul. bâc-dâr). ata. bâbâ'nın c. sığırgözü de denilen sarı bir papatya. hırsızlann ocağı.i. bâb-ı saâdet 1) sultanın sarayı. 4.i. vergi toplama memuru. bâbet (f. bâb-ül-hâne (f. mes'ele. 3. Bâbil (a. hayır. paşa kapısı yerinde kullanılan bir tâbirdir].i. bölüm. Dâr-üs-saâde).) demirden veya ağaçtan yapılmış kebap şişi.i. 2. olaydı. ola. bâb-ı tahkir leng. bâb-ı vâlâ-yı fetvâ (bkz.963) de ölen Musa Merkez Efendi oğlu Ahmet Efendi'nin iki cilt üzerine tertîbettiği Arapçadan Türkçeye lügat kitabıdır.sadâret. den den". sersem. bâb-üs-saâde (a. bâbâ (f. bâb t.) Bağdat'ın aşağı tarafında bulunan ve büyücülüğünden dolayı. (bkz.b.i. Osmanlı hükümeti.i. bâbük (f. bâc (f. elmas dal [süs]. asır bilginlerinden olup 1555 (H. 5.

b.b.) yelpaze. 3.b. süslü nesne. (bkz: bâde). övme. Bizans İmparatoruna ait bir gemide rüzgâr tarafından Hüsrev Pervîz'e götürülen hazînelerin birinin adı. bâd-bânî (f.).i. kutlu olsun. meç.b. nakarat.s.i. (bkz: şirâ).s. soluk.i. Min ba'd bundan sonra.). ba'de-l-edâ yapıldıktan sonra.) elinde avu-cunda bulunmayan. söz. felek. yelpaze. 5.) hayli zaman sonra. bâd-i berîn lâtif hava. 5.e. 2. (bkz. . ıslık çalan rüzgâr. bâd-âverde (f. deli. bâd-i hazân sonbahar rüzgân. bâd-i subh sabah rüzgân. bâd-dâr (f.) âdil. bâd-âver.s. bâd-i cenûbî güney rüzgân. bâdâ (f. 4. bâdâm (f. bundan böyle. dâima kendini methettiği halde elinden bir iş gelmeyen kimse.b. zincir halkası. eski püskü hırka.s.s.) 1.Âferin-bâd aferin olsun! Mübârek-bâd mübarek. tersane halkından olan azap (ordu ve donanmaya katılan yeniçeri askeri) lann bir sınıfı. bâd-i semûm sam yeli. manika. meç.b. doğru. ah sesi. rüzgâr tarafından getirilmiş.s. züğürt. 3.) tar. kibir. bâd (f. sabah rüzgârı. (bkz: dâd--ger). uçurtma. bâd-i seher-hîz gün doğusundan esen hafif rüzgâr. ba'dü bu'din (a. meç. Nûş-bâd afiyet olsun. bâdâm-ı dü-mağz iki içli badem.) mükâfat.b. neden sonra. 2. kibirli.zf.s. şanssız.b.) 1.) 1. ba'de (a. bâdâme (f. ba'de hazâ bundan sonra.) sonra. yelken. 2. 2) muz. bâd-âverd (f. şişman. gemi sereni. kolay elde edilmiş.b. bâd-i nev-rûz bahar rüzgân. tas. bâd-der-keff (f. büyüklük taslama. bâd-ber (per) (f. 6. ba'de-l-feth fetihten sonra.) 1.) ola.) yelpaze.b. 2. 7. cicili bicili. (bkz: bâd-keş).i.b. semâ. 4. ba'de harâb-il-Basra Basra yıkıldıktan sonra.) badem biçiminde. ipek kurdu. Âfiyet-bâd afiyet olsun. ba'de-l-harb harpten.a. gemilerdeki rüzgârlık. bâd-bâr (f. bâ-dâd (f. (bkz. iş işten geçtikten sonra. nefes.i. 2. savaştan sonra. nazarlık.) 1. bâd-bân-gûşâ (f. bâd-bâz (f. bâdâmî (f. bâd-bîzen (fb. Allah'ın yardımı. adı manzum anonim bir edvarda geçen makam.zf. 4. rüzgâr. bâd-bedest (f.s. 2.) 1. tan yeli.) yelken açan. Doğu müziğinde bir ses. olaydı.) 1. 3. bâd-bân-ı ahdar yeşil yelken.) 1. hiç bir işle "ilgisi olmayan kimse. gökyüzü.) "elde rüzgâr" meramı boşa çıkmış. badem .b. bundan böyle. ah çekme. bâd-âverd). nazar boncuğu. ve i. 2. bâd-i şimâlî kuzey rüzgân. bâd-i hevâ bedava. bâd-i sabâ 1) doğudan esen hafif. bâdâş (f.i.i. bâd-bân (f. et beni.s. bâd-bân-gûşâ-yı azîmet olmak yelkenleri açıp yola çıkmak.s. bâd-i cem Süleyman Peygamberin hükmettiği yel. hoş rüzgâr.b. bâd-âver (f. bâd-bîz. 2.e. sevgilinin güzel gözü. nağme. iflâs etmiş. bâd-âverd).i. şarap. 3. aldanmış. 6. bâd-i pürgû mütemadiyen sesler çıkaran. ba'de-l-icrâ yapıldıktan sonra. yel. bâd-i nevâ ses.

4. Allah sevgisi. bâde (f. letafet. vantilatör. şaraba pek düşkün.) şarap içen. bâde-nûş (f.b.) gözeten. ba'de-l-izdivâc evlendikten sonra.b. bâd-gân (f.) şaraba tapanlar.) kasırga. ba'de-l-yevm bugünden sonra. bâde-i cüvân taze şarap.b. 3.b.s. bâde-i gülgûn. ve i.s. nargile ve semâver başlığı.) 1. gül renkli (kırmızı) şarap. bâde-i sad-sâle "yüz senelik şarap" meç.) 1. ' bâd-herze (f.i.b.b s.e. gözetici. bâde-i gül-reng gül renkli (kırmızı) şarap. güzellik.i. ceza. bâd-gerd).b. ba'de-zâlik (a.zf. ba'de zemân bir zaman sonra. bâd-fürûş (f. bâde-i ikbal ikbâl şarabı.b. bekçi.s. bâdî-i emirde işin başlangıcında. ba'de-l-mütâlâa okuduktan sonra.i. 2.b.i. sebebolan.) onlardan sonra. içki. 2. ba'dezâ. yapıldıktan sonra. pek eski şarap.i.zf.i.s. bâdester (a.) 1. bâde-fersây (f. b. bâde-i nâb hâlis.ba'de-l-îfâ îfâ edildikten. ba'de-zâ. zf. şaraba pek düşkün olanlar. bâde-i pîr eski. ba'de-hüm (a. bâd-efrâh (f. bir nevî fırıldak.) bir kimseyi. bâde-perest'in c. halk hikâyelerinde Hızır'ın kahramanlara ve bâzı saz şâirlerine rüyalarında sunduğu içki.b.b. hazinedar. ba'de-zîn (a. (bkz: bâde-keş). bâde-perestân (f. sonsal.) ondan sonra.i. ba'de-z-zuhr (a p) öğleden sonra. ba'de-t-taam yemekten sonra.) şarap satan. ba'de-l-musâlaha barıştan sonra. bâd-efrâ. başlangıç. (bkz: bâd). bâde-fürûş (f.s. afsun. ba'de-t-tahkîk tahkikten sonra. mucip.i. ba'de-l-lüteyyâ ve-l-letî (a.) şaraba tapan. bâde-hâr (f. bâdî (a. sebep.e. ba'de-zâlik (a.b.zf. soyunu sopunu sayarak öven dalkavuk. aposteriyori. fels.) kafesli pencere. meç. bâd-gâne (f. 3.) nice zahmet ve sıkıntıdan sonra. büyü.i. 3. ba'de-mâ (a. bâde-i cân-bahş can veren şarap.) şarap içen.i.meyhaneci.) bundan sonra. bâde-hâr (f. yüksek mevkide bulunmanın verdiği muvakkat keyif ve neş'e. ba'd-ezîn (a. bâde-i mest keskin şarap. ilk. ba'de-l-istihsâl elde ettikten.) şarap içen. sihirbazlık. baca.zf.s. şarap.zf.b. bundan böyle. bâd-gerd (f.) ondan sonra.). ba'dehû (a. bâde-keş (f. yıllanmış şarap. ba'de-l-istizân izin aldıktan sonra.) aşırı şarap içmekten yıpranmış kimse. bâdî ebed-in her şeyin başı. sağladıktansonra. ba'de-z-zevâl öğleden sonra.) bundan sonra. bâd-ges (f. bundan böyle. (bkz. 2. . 2. 2. duru şarap. gül renkli (kırmızı) şarap.) kunduz. bâde-i gül-fâm. bâde-i nûşîn içimi kolay ve hoş şarap. bâde-perest (f. bâd-ger. ba'de-l-mevt ölümden sonra.) şarap içen.s.) 1. ba'de-l-imzâ imzadan sonra. aşk. bâde-i hamrâ kırmızı şarap.) bundan sonra.s.b.) bundan sonra. bâd-gîr (f. bed'den) 1.

) kumaş. . övünen kimse.) "rüzgâr yürü-yüşlü" çabuk.s. (bkz: bevbât). fırıldak. ayağına çabuk. i.s.) çölde oturan.i.) 1. [bu çölün güney sınırları Arap yarımadasının içerisine doğru kavisli olarak uzanır]. Bûriyâ-bâf hasır ören.b.i) 1. bâdinc (f. tozluk. yaprağın ve her türlü nebatın ucu. oyma levha. acur. taassup.) 1.b. bâdire (a.) dokunmuş.) kibirli.h.b.s. 2. kılıcın.) . (bkz: bâdincân). bâd-seyr (a.i. 2. bâd-keş (f. dokuyucu. s. bâd-zene (f-b.) 1.f.b. kâğıttan yapılmış uçurtma.s.s. bâd-zen.i. bâd-zene). hızlı giden at. beklenmedik hâdise. bâd-reng (f.s. büyümüş Içocuk].b. bâd-per (f.i. 3.b. bâdir (a. 1.b.s. 3. bâd-bîzen.b.b. morumsu. bâdih (a. 1) şiir. 2.b.b. kamçı topacı. 5. musîbet. bâd-rengîn meç. 2. kendini beğenen.) yelpaze. hızlı giden. bâd-bîzen).i.b.i. [bu] dünyâ.i. bâft (f.b. parça. bedenli. başıboş. felâket. Bâdiyet-üş-Şâm (a.i. tas. âsî.b. olgun [meyva]. 2. bâd-sene (f. bâd-nümâ (f. bağ. 5.) 1. külfetsiz.i.i.) yelpaze. 2. bâdincân (a. 4. ilk bakışta. hızlı giden atlı. tez. hemen yapmak isteyen.(bkz: bâd-bîz. birdenbire vuku bulan. 2. ilk düşünce. övgü. (bkz: mirva-ha. kır. güçlük çekmeden söylenen söz. bâfende (f.) çölde dolaşan. 4.) panzehir. ilk görünüşte.) hızlı yürüyen. meç. sür'atli.) patlıcan renginde. 2. kötü niyetli. hıyar.f. (bkz: bâd-bîz. bâfte (f. bâd-sehâ (f.i.b.) patlıcan . koşu atı. 2.i. bâdin (a. Zer-bâf sırma dokuyan. bostan.i. bâdî (f. anî ilham.) yelpaze. bâd-peymâ (f.) Hindistan cevizi. bâf-kâr (f. âsî-lik.) ayağına çabuk olan [at ve şâire]. geçici.i. dolu [ay].s. bâd-serî (f.b. çulha. (bkz: ser-keş). 3.) 1.a. bâdincânî (f. kibirlilik. cennet.bâdî-i nazar ilk nazarda. 2. bâdiye-nişîn (a. 2.c. bâd-ser (f. dilimizde "pafta" şeklinde kullanılmaktadır]. bâd-zen. bâdingân (f. bâdîc (f.i.b. beklenmedik.i. bâdihe (a.s. büyük bahçe. büyüklük taslayan.f.s. (bkz: akabe). birdenbire vuku bulan. fr. 3.) dokuyan. bâdîy-ür-re'y ilk fikir.) 1. bâd-zehr (f.s.s. bâğ (f. i. bâdiye-gul dünyâ.) 1.b. bâd-süvâr (f.s. boş gezen.) dokuyucu.s.i. (bkz: bâdingân). kadın ziyaretçi. mutaassıp. 3. 2. kibirli.i. bâd-pâ[y] (f. 2. 3.) Fırat ve Dicle'nin birleşip denize döküldüğü noktadan îtibâren batıya doğru uzanan çöl.i.s. turunç. bâğ-ı bedi' meç.i.) 1.c. bâfte (f. pafta. bâdincâniyye (a. hızlı yürüyen at.) 1.) potur. 2) methiye. büyük renkli leke. sür'atli. bâğ-ı vahş hayvanat bahçesi. rüzgâra veya havaya ait. rüzgârın hangi taraftan estiğini gösteren âlet. bevâdir) 1. [kelime. beklenmedik ziyaret. bâdiye (a. büyük bir haritayı oluşturan parçalardan her biri.) patlıcan.i. hiddetli iken yapılan bir yanlışlık.) şişman.) 1. rüzgâr gibi koşan. ağaç kavunu. cömert. bevâdî) çöl. namlunun.) serseri. bâd-reftâr (f. patlıcangiller.) dokuyucu. -bâf (f. 3.) bot.) 1. (bkz: bâğ-ı vesî'). bâd-keş). bâdiye-peymâ (a.s. bâd-vîz (f. 4. aubergine.i. zor geçit.

cennet.i.) koltuk tutan. bagy (a.i. bagzâ (a.) fahişeler. zekî.) haberi olanlar.) bahçe. bâğ-i dehr dünyâ bahçesi.) bahçıvan.) şiddetli nefret.) serkeşlik.) serkeşlik.c. cennet. cennet. hiç sev-meyiş.i. azgınlık.zf. akıllı.i.s. bağteten (a. bagiyy'in c.b. bâgı (a. bâğ-i huld.b. 2. üzüm bağlan. bağdâ' (a. bagal-gîr (f. açık meydan. bedel.) Bağdatlı.) bağlık yer.i.zf. baggal (a. bâğ-vân (f. bâ-haber'in c.b. bâğ-i and.i. bigal) ester.s. cennet. Dünyâ.b. 2. katır. bahçıvan. haberi olan. bâ-haber (f.) bağcılık.c.) paskalya.) aynı bahçede yetişen. bâh (f. bâğ-i firdevs.bir evin etrafındaki kapalı avlu veya bahçe. bâhâ. bâgî (f.) bağcı. bagi (a.t. zariflik. alan.b. Bağdâdî (a. bâgel (f. bâgî-yâne (a. bağayâ ("ga" uzun okunur.buğz'dan) buğzeden. 3. ihtiyatlı. bâğ-bân (f.) koltuk altından çıkan yumruca.i. bağ.i. bagl (a.i. (bkz: bâğ-ı bedî). bagıyy (a. bağ bekçiliği.c. bâh (a.b. dadanma.i. f.) birdenbire.b. bagal (f. hiç sevmeyiş. bahçıvanlık. 4.) l.) yol. cennet.s. 2. 3. bâgat ("ga" uzun okunur.i. bâğ-zâr (f. tiksinen. âsîlik. seyir yeri. (bkz: bagîz). bâğ-bân-ı girân-destmâye zengin. parıltı. bâğ-çe-vân (f. cennet.) koltuk. bâğ-çe (f. bahçıvan.b. 2. bağrâ f. bahâ (a. bagalek (f. cennet. [bağ ile küçültme edatı olan çe den yapılmıştır. hünerli bahçıvan. (bkz: bağız). koltuğa giren. bâğ-istân (f.i. bâğ-ı bahâr bahar bahçesi.i. nefret eden.i.i. tedbirli. haberliler. köpek memesi.) şiddetli nefret.a. gezinti yeri. a. bâğ-bânî (f.) l. bâğ-i rıdvân. akıllı.i.i.i. ihtiyatlı kimseler.b. bâğ-i irem.i. değer. kimseyi sevmeyen. cennet. bâğ-i kuds.i. bâğ'ın c. bâğ-i cihân.i. bağcı. bâgî-lik (a.s.i. suyun derin yeri.) dişi katır. bağaya) fahişe. (bkz: bâğ-vân). bağlar. bâğ-i refî' cennet.s. bâha (a. (bkz: âsî). bâgût (a.i. Zîr-i bagal koltuk altı. bagle (a. bugat) haksızlık eden serkeş. bâğ-i cinân.s.s. bâ-haber-ân (f. cennet.s. bagl'den) katırcı. apansızın.i. 3. azgınlık. serkeşlik.) ılık su.) bağlık. güzellik.) 1. . zekî.i. bâgız (a.) bağçivan. "küçük bağ" demektir]. (bkz: bâğ-bân).b. bahçeler.s. 3.b.) ileri gitme. cennet. bahâ-pîrâ-yi İsmâil meşhur bir çeşit lâle. buğz'dan) herkese buğzeden.f. bâğ-i behiştî.i.) serkeşlikle.c.i. bahçelik. bahâ' (f.b. alışma. bâ-haber-ân) 1. cennet.a. (bkz: râh.) kıymet. bagza.) şehvet.bâğ-ı vesî' meç. bâğ-i naîm. bagîz (a.) erkek domuz. tarîk). nefret eden.

) ilkbahara ait. 3. göz patlatma. canavarlar.s. bahârât (a. bahâne f. 2. buhl'den) çok bahîl. (bkz.i. serseri. bahîl (a. tar. yek-çeşm). güzel.s. s. derya). [bahçe. başıboş.i. kırılma [kürek kemiği hakkında). 3. eğilme.c. buhalâ) hasis. sığır papatyası. bahâret (a.i.s. beraber. Molla Câmi'nin meşhur eseri. bahârî (f. bâh'dan) şehvete mensup. kocasız kadın. besbelli. şehvetle ilgili. yiğitçesine.s.s. sanem). bâhî (a.i. işte çabukluk gösterme. çok alçak adam. bahâr-ı hayât hayâtın bahân. bahk (a. (bkz: sülhafa). karabiber gibi kokulu şeyler. pâdişâh tarafından yeniçeri ağasından îtiba-reıı ocak ağalarıyla yeniçeri kâtibine verilen ba-harlık.) kahramancasına. bâhek (f.b. bahâr'ın c. dul.) karanfil. sulayan. bahâr (a. fırsat gözetleyen.) yalancı. tarçın. açık. buhl'den. sığırgözü.s.i. tarçın. Bahâ-ullâh (a.) kısa boylu kadınlar. bodurlar.i. sebep.s. . değerli. ayan). bâhile (a.) işkence.) görmeyen. Arap kabilelerinden birinin adı. çok bahseden. bahâ-gîr). bahâyim (a. (bkz: ayn-ı vâhid. put. belli. mışıldama.i.i. bahâristân (f. bahârân) kışla yaz arasındaki mevsim.) birarada. (bkz: bahâ-dâr.) deniz. bâhe (f.s. atılmış pamuk. eziyet. kör [göz]. 2. kükreyip ses çıkarma [deve hakkında]. bahâtir (a. (bkz: çelîpa. bahbaha (a i) 1. bahhâs (a. Suriye'de bir sıradağlar. 2.) 1. bahâdır-âne (f.b. uzaklaştırmalar. bahdele (a. 2. sözler.) 1. ölçek. garaz. bahâne-perdâz (f.i. bahhâl (a. ed.s. bahâr (f.b.) kahramanlık.s. 2.s. vesîle. çürük şeyler.zf. bühter.i. 2. yularsız deve.) bahane arayan.bahâ-dâr (f. bahak. 22 Mart'la 21 Haziran arası.b.) l. ışıklı. bâhir (a.) 1.s.) kıymetli. bodur ve edepsiz kadınlar. gemici. bahâdır (f. yiğit.) 1. 2. (bkz: bahr. eli değneksiz çoban. behlâk ve behlâka'nın c. behîme'nin c. güzel. bahâî a.) 1.) göz patlama. (bkz: bahâ-dâr. 2. yeşil ve çiçekli yer.s.zf. bahârân (f-i-) ilk bahar günleri. papatya. 6. (bkz: bahâ-gîr.) boş. kısa boylu.i. bâhika (a. Bahâriyye (f. bahâ-gîr (f.s. bahsala'nın c.) Bahaîlik mezhebinin kurucusu. ilkyazla ilgili. kusur. 2. bahr'den) denizci. (bkz: be-hem).) 1. cimri. bahâ-lî (f. beyaz yüzlü. bâhil (a.h. karabiber gibi kokulu şeyler [papatya mânâsına gelen bahâr'ın cemidir]. bahâr-ı şevk neş'e ve arzu bahân .) ekin sulayıcı.i.s.) pahalı.i. bahs'den) bahsetmeyi seven. birlikte. yalandan özür.) kıymetli.) 1.) kaplumbağa. 3.s.) 1. güzellik. bahâlık (a. ilkbahar mevsimi. bahâlî). bâ-hem (f.i.) alışkın. değerli. bahâr-ı ömür gençlik.i.i. bahir (a. bahâsıla (a. çayır gibi].c.s. bâhir (a. sürüp çıkarmalar. seçkinlik.i. ahmak. karanfil. bahâdırân) cesur. gençlik.) 1. İlkyaz. apaçık. bâhir (a.) üstünlük. bahhâr (a. c.s. sarı papatya. 2. sebep bulan. bahar tavsifiyle başlanarak birini medirı için yazılan kasîde.s.s.b. park. noksan. parlak. bahâ-lî). 3. çıtırdama.b.) özür dileyen. yiğitlik. 4. tamahkâr. bühtere'nin c. bahâne-cû (f. 5. bahâdırî (f.) bir gözü kör [adam].i. 7. dört ayaklı hayvanlar. alık [adam]. 2. pek cimri. bâhik (a.

bahîre (a. Bahr-i Sükûn (bkz: Bahr-i Lût).zf. bahreyn (a.i.s. do bekar. bahr-i kâhil durgun.) câhiliyet devrinde (islâmdan önce) Arapların kulağını keserek işaretleyip bıraktıkları dişi deve veya koyun. ebhâr. Bahr-i Muhît-i Kebîr Büyük Okyanus. [sularının son derece kesîf oluşundan. Pasifik okyanusu Bahr-i Muhît-i Mu'tedil Büyük Okyanus. mi koma bemolü. bahr-el-Arab (Araplann ırmağı) Güneybatı Sudan'da bir ırmak. deniz yoluyla.b. (bkz: buhl). 2.b.) muz.) l konuşulan şey. büyük göl veya nehir. [yapmakelime]. bihâr. bahr-el-azrak Habeşistan dağlarında Tana gölünden doğan ırmak.) şehvet verici resimleri ve yazıları içinde toplayan kitap. Bahr-i Müncemid-i Şimâlîşimal (kuzey) kutbunu çeviren deniz. bâhmân (f. Pasifik okyanusu. (bkz: behmân). çok koşan cins deve. Bahr-ül-Hind coğr. Segâh'ın tam dizisinin veya dizisinden bir parçasının geçki olarak karıştığı bir hi-caz'dan ibarettir.bâhire (a. Hint denizi.i. Şap Denizi. Bahr-i Lût Filistin'de seviyesi denizden çok aşağıda ve çok şaplı bir göl.s. deniz. Bahr-i Muhît-i Atlâsî Atlas okyanusu. Bahr-i Hazer Hazer denizi. Segah geçen yerlerde si bekar ile si koma bemolü. Bahr-i Sefid Akdeniz. Basra körfezi ile Hint denizi. bahr-i nıuhîtî coğr. Bahr-i Müncemid-i Cenûbî cenup (güney) kutbunu çeviren deniz. Bahr-i Kulzum Şap denizi. 3. [bâzı rivayetlere göre "Akdeniz'le Hint Denizi" veya "Karadeniz'le . bahr-el-cebel Albert gölü ile "Bahr-el-Gazal" arasında Nil'e verilen bir ad. (bkz.s. Hicaz gibi si bakıyye bemolü. Bahr-i Muhît-i Hindî Hint yarımadasının doğusunda kalan deniz.) denizden. Bahr-i Ebyaz iskandinavya yanmadasının doğusunda Novaya Zemliya adasına kadar olan deniz. sakin su.) vapur. 2. iddialaşma. buhur) 1. okyanus. Bahr-i Ahdar Hint Okyanusu. bahs). Bahr-i Muhît-i Şimâlî iskandinavya yarımadasının batısından İngiltere adalarına kadar uzanan deniz. bahis (a. ebhur. Hicaz gibi dügâh perdesinde kalır.i.i. [muhaffefi "beh-nâme"dir. Bunlardan Arap nazmı hâricinde kullanılan bahirler şunlardır bahr-i nâzük (a. bâhnâme (a. dikenli ağaç. Güçlü birinci derecede bahr-i nâzik'i terkîbeden her iki makamın dizisinde olduğu gibi nevâ'dır. fa ve do bakıyye diyezleriyle donanır. bahl (a.i. söz.i. Bahr-i Siyâh Karadeniz.). üzerinde hiç bir dalga bulunmadığından bu ad verilmiştir]. Bahr-i Mutavassıt Akdeniz. adı Kırşehirli Yusufun edvarında geçen makam.) 1. Bahr-i Ahmer Kızıldeniz.f. Bahr-i nâzik muz.s. la bakıyye diyezi ilâve edilir.c. bahs'den) bahseden.]. 2. arûz'da aslî bir vezinle ondan doğan vezinler mecmuası.) zekî. Kızıldeniz. bahren (a. Bahr-i Rûm Akdeniz. akıllı. "iki deniz".) 1.i. bahr-i muhit cogr.i.) cimrilik. Bahr-el-Cebel'den ayrılan bir kol. araştıran. bahr-el-zeraf Güney Sudan'da bir ırmak olup Jonglei'den hemen sonra Sadd çanağında. bâhis (a. bâ-hired (f. Muradnâme'de geçtiğine göre en az 5-6 asırlık bir makamdır. bahr (a. bâhire (a. mecmua. okyanusal. Bahr-i Ummân Arap yarımadasının güneyi ile İran güneyi arasında kalan deniz.

i. bahs (a. pejmürde. bahrî (a. bahis). iki büyük esas. fena talih. hirâm).b. 2.) oynamış.) 1. (bkz: huftebaht). bahriyyûn (a. 2. 3. hadîs yazanlardan iki kişinin adı. (bkz. kısmet. bağışlanmış.s. ["bâhten" mastanndan].) .t.s. baht-hufte (f.s. denize mensup. bahşâyiş-ger (f. Safâ-bahşâ safa veren. talihli. a. 2.i. bağışlayış.b. 1.i. kâbus). bahs (a.i.s. baht (a. kısa boylu edepsiz kadın. Hayât-bahş hayât veren. . (bkz. bahset (f. gagası kaşığa benzer bir çeşit deniz ördeği.) salına salına güzel yürüyüş. veren. ihsan ediş.s. hoş yürüme.) "talihi uyumuş olan" Talihsiz.) ed. 3.) 1. işkence. bağış olarak verilen para v. talihsiz.) kaptan ve gemiciler gibi deniz işlerini bilenler. bahş (f.) 1.c.) veren. kıyafetsiz. vermek. -bahş. baht (f. dağıtma. i. baht-âver (f. kader. (bkz: ikbâl). bahşûde (f. bahsere (a. bahşetmek (f. [yeni şâirlerde] garp. ağırlık basma [uykuda].b. (bkz. i. şefkat. 3.) l.) 1. kesilip tane tane olma [süt hakkında].b. salına salına güzel yürüyen. baht-ı hâbîde kötü talih.s. bahtî (a.) bağışlamak. bahtsız.s.i. bakma.) 1.Akdeniz"]. (bkz: kâbus). i. kibirli. 2. bahşâyiş (f. kendini beğenmiş. beyaz yüzlü. 2. bahs'den) bahse ait. bahsî (a.) 1. şefkatli (Allah). 2.i.) affedici. 2.) merhametli. " bahşende (f. zulüm. bahşâ (f.i.) bahtlı. (bkz: bed-baht). bozuk.i. küçük baht.) 1. deniz kaplumbağası. burulmuş üç yaşında koç.c. 4. (bkz. miğfer. uykuda ağırlık basma. kötü kader. (f. bahtek (f . hâlis.b. tüyünden kürk olan. Kur'ân tâbirlerinden olup "nakıs" mânâsına gelir. yağmur suyu ile ekilmesi kabil olan tarla. Sahbâ-yi baht hâlis şarap. soluk. bahterî (a. i. bahşiş (f. kemikten et ayınr gibi sürüp çıkarma. (bkz: atıyye. bahsân (f. denize ait.i. açık talih. takma ad. merhamet. bahşiyye-i Halvetiyye (f.) bahşiş.i. horultu [uykuda]. i. uzaklaştırma.b. 2.batı. [eski şâirlerde] şark. baht-ı siyâh kara talih.s. 2. afiv.s. semiz [koyun]. saf.m. patka da denilen. i. denizle ilgili. bahisle ilgili. cet. bahtâk (f.) öz. büyük baba. bağışlayan.s. bahâsıla) 1.s. bahsala (a.) bâzı Divan şâirlerinin ortak olarak kullandıkları mahlas.s.) bağış. temel şey. bahriyye (" i) 1. bağışlayan. salına salına yürüyen.) evvelce savaşlarda giyilen demir başlık. veriş.s. baht-ı bîdâr uyanık. affeden. verilmiş. affeden. 2. 2. affedilmiş. talih. baht-bergeşte (f. yürüyüşü güzel [adam]. 2. 2.i.) 1. ihsan bahş-i kalenderi cömertçe dağıtma.) l. doğu. baht-ı bîdâd insafsız talih. bağışlayıcı.s.i).i. bâhte (f.) "talihi dönmüş" bahtsız. 3. besili. 2. gizli şeyi meydana çıkarma. bâhter (f. kargı.i. serpenâh). 3. bahtere (a. baht-ı hâb-âlûde kötü talih. bahte (f. 2. bahşâyende (f. oyunda yutulmuş (kimse). 3.) bahşeden. [kurucusu Seyyid Muhammed-ül-Bahşî-yül-Halebî dir]. i.b. donanmaya ait işler.i.s. ihsan). gümrük alma.s. (bkz: rahman).) 1.) Cemâliyye-i halvetiyye şubelerinden biri.i.

teyel. belâ.) vergi ve gümrük sandığı.b. bâis-i şekva).) bahtlı. can sıkma.b.zf. kalıntılar.s.) husûsiyle. (bkz. bâis-i bâdî aslını. baîd (a.) 1.) bahtlı.) sürülmemiş.) dikişli. 2. terzi. Hayvânât-ı bakariyye sığır cinsinden olan hayvanlar.bir adamı çenesinden. renkli ipeklerle dokunmuş kumaş. Bâkır (a. bahye (f.b. sevinme sebebi.) dikişçi. bâin (a. sızlanma sebebi. put. 2. bâis-i leyl ü nehâr (gece ve gündüzün sebebi) Allah.) bahtlı. (bkz: buhûr-dân). bâis-i feryâd şikâyet.i. onlarla ilgili.b.i. hâli perişan.i.) demet. bâhûr (a.b. bahz (a. baht-ver (f. (694-735). bâkılâ (a. açılmamış sert. câhil. Güneydoğu Anadolu.i.) sığır cinsinden olan hayvanlara ait. yük ağır gelip hayvanı çökeltme. bostan kuyusu. bukur. hele. baht-mend (f. (bkz: havf). bâj (f. talihli. bâyir). felâket. s.) 12 imâmın beşincisi imâm Zeynül-Abidîn'in oğlu ve İmâm'ı Hüseyin'in torunudur. ırak. musîbet. bâis-i şekvâ şikâyet sebebi. oyulgalama.f. bahye-zen (f.i. bahtiyar-casına.i. tütsü. talihli. (bkz. baîd-ül-ihtimâl ihtimâlden uzak.) Merye-mana eli denilen bir nebat.i.) şaşkın. 2.) korku. tutam.i.i.i. sıkıntı sebebi.i. bir makamın seyir dahilinde bulunup da istimali yok denecek kadar o makama dâhil olan perdelere denir ki sabâ makamının seyrinde neva perdesinin ciiz'i bulunması gibi. Aktâr-ı baîde uzak ülkeler. bu-kar. sıkıntı olma.i.i.) zool.bu'd'dan) uzak. 3. bâire (a. bâis-i hüzn üzüntü.i. bön [adam].) fazla kalan şeyler. 2. bâj-dân (f. esasını bulan. oyulgal amali. bâj-bân f. sebebolan.c.i. İran'da meşhur bir kabîle. en çok. bahtiyârî (f-i-) ' bahtiyarlık. bahye-dâr (f.i. sakalından tutup çekme. gönderen.) çok sıcak. bâis-i meserret sevince sebebolan.zf.s. (bkz: bâc).s. sebebolan. bakıyye'nin c.) haraççı. bukarât) sığır. sakınma. bâis (a.) dibi geniş kuyu. teyelli. mutluluk. bahûr (a.' bâka (a.i. bâika (a.c. bakla. (bkz: bakîde).s. Musul ve Bağdat'ta kullanılan bir makam. 2. bahûr-i Meryem (a. muz.i.s.) erkek deve. bâkıa (a. talihli.) dert. baîd-i lâzım muz.b.) 1.) haraç. talihli. gümrükçü.b. sığırlar. bahtlı. bakara (a. laden gibi maddelerden meydana gelen ve yakılırsa güzel bir koku veren ot. bahtiyâr-âne (f. bâisiyyet a i) sebebiyet.b.s.) içinde tütsü yakılan kap. baîr (a. mutlu. bitki.i. (bkz: beyûn). ziyâde sıcaklık. [mânâsı 1) geniş. bahûr-dânî resmî günlerde tütsü yakmakla vazifeli kimse.) 1.b. îcâbettiren.) dikiş. günlük.a. bâis-i beka devamlılık sebebi. bâkend (f.s. misk.s. .i. baîm (a. 2. 3. kaygı.) 1. (bkz: dâhiye). 2) arslan. bevâis) 1. deste.i.b.) ödağacı. 3) göz damarı]. bahtiyâr-nâme (f. bâir (a. heykel. mes'ut.) bot. bevâik) belâ.c. bakariyye (a. bâk (f.i.h.) Sindbad adlı Hint hikâyesinin islam yazarları tarafından meydana getirilmiş şekli. bâ-husûs (f. bakar. kutlu.i. bakarî (a. katı toprak.i.b. yer.s. bahûr-dân (a. gümrük. mes'ut olanlara yakışacak surette.bahtiyâr (f. bakayâ (a.

(bkz: cenah). boypos.) 1. fazla. Meşhur dîvânından başka Mevâ-hib-ül-ledünniyye tercümesi vardır ki buna Meâlim-ül-yakîn fî sîreti seyyid-il-mür-selîn adını vermiştir. 2. Bâkî (a. iyi iş. "câhiliyyet" zamanına ait bir put.f. yeşil kabuklu. bakıyyet-üs-selef eskiye bağlı. yakut [kırmızı. bakıyyevî sahrâ jeol.zf. geri kalan. 2. bakla (a. Güşâde-bâl kanadı açmış. kızoğlan kızlar. 4. İstanbul'da doğmuştur. bakî ' bâkîye (a. (bkz: bâkend). (d. bâkî (a. i.i. bâkirân (a.) 1. baklagiller. 2. . (bkz.i.].s. bâkir (a.) 1. (bkz: gir-yân). bâkıyât-ı sâlihât sevabı sürüp giden şeyler.) bot. şeker. bâl (f. s. bâkûre (a. bâkûret-ül-hayât gençlik.) bakireler.) bot. 2.) eldeğnıemiş. fr. Tanrı. yeşillik. küçükçe küçük ikili aralığının edvar kitaplarındaki adı. 3. üst. bakkalın sattığı yiyecek maddeleri. o. arta kalanlar. turfanda [yemiş]. kalıcı. bâkîde (f.i. bâki'nin c. bakkam (a. a. 4. bâkî (a.) evvel yetişen. zeytin ve benzerleri gibi şeyler satan [kimse]. s. muz.) 1. i. baklagiller. bakıyye-i bükâ' ağlamaktan kalan eser. sivrisinek. i. kırıntı külte. câvidânî. bakirin c.) kızoğlan kız. kankocadan her biri.s. (bkz. bakliyye (a. tahtabiti. bakıyyet-üs-süyûf kılıçtan kurtulanlar.) bakkal dükkânı. 2. alttaraf. bakl. (bkz: bakliyyât). 3.ö.) 1. bâkî'nin müen. bakıyye-i matlûb alınacak paranın geri kalan kısmı. bakıyye (a.) bakıyyeye ait.]. iri taneli malûm sebze.i.). sermedî). (bkz: câvid. dindar kimse.) ağlayan kadın.b. bakıyyet-ullâh tas.b.i. zf. faydayı. bakî U).i. kanat. c. peynir. bakliyye). beka'dan c. 2. artan. bakiye ile ilgili. s. bakıyyet-üs-seyf kılıç artığı. 2. bakka (a. ("bakî" nin müen. bâkiyen (a. bakkal-hâne (a.bâkıyât (a. sebze. bakliyyât (a. Allah'ın sevgisini kazandıran ve mutluluğa kavuşmayı sağlayan güzel iş. geri kalan.) ağlayarak. kol. bakkal (a. sebzeci.s.) sığır çobanı. Güneş tanrısı.i. bevâki) 1. bakkala verilen ücret.i. hayırsever. daimî.s. budala. 1527 . i. bakıyyevî (a.i. artık.) 1.i.) ünlü Türk şâirlerinden olup asıl adı Abdülbâki Mahmûd'dur. bunu da Meşâir-ül-eşvak ile Mesâri-ül-uşşâk'dan tercüme etmiştir. lâyemût. artık. El-âlâm fî ahval-i beldet-il-harâm tercümeleri ile Fazâil-i cihâd'ı vardır. bâkire (a.h.) sürüp giden şeyler.s. bakla-yı hamka. kırmızı boya ağacı. has ve tabiî olmayan kumaş boyası. ba'l (a. (bkz: dûşîze). 2. bekaya) 1. sarı.s.f. uygarlığı andıran kalıntı.s.s. büyük bakkal dükkânı. 2. Sultânüşşuarâ gibi unvanlar kazanmıştır.c. pirinç. yukarı. (bkz: bekkem). bundan başka. eflâtun renklerindedir]. bâkirân-ı behişt cennet hurileri. bükül) 1. (bkz. artan. roche detritique.) 1.) 1. Bakkaliyye (a.i. sığırtmaç. bakiye (a. orman v.) legümin. 1599). Bâkure ("ku" uzun okunur. baklîn (a. bükâ'dan) ağlayan. 2.i. bakkar (a. babasının adı Mehmed'dir. 2. zararı ayıramayan sersem. işlenmemiş [toprak. sığır sürüsü. bakıyye-i medeniyyet medeniyeti. Kanunî Sultan Süleyman'dan himaye görmüş ve Meliküşşuarâ. meç.i. semizotu bakla-yı beyyine semizotu. 3.

i. meç. Selîm-ül-bâl temiz yürekli. hizmetçi. erişmiş. 2.) yüksekten giden. 2. orak kuşu. kalp. ba'le (a.) en yüksek.) kanat açan. bâlâ-ter (f.) yastık.) yüksekten konuşarak.) kanatlı. bâlîn-i istirâhat dinlenme yastığı.s. yürek.b. bâlîn-perest (f.b.s. uçabilen.(bkz: bâlâ). bâl-şikeste (f.s.) kiremit altına konulan ince tahta.c. şişiren. galibiyet.s.b. bâlâ-bülendân (f. bâlâ keşîde (f. bâliş-çe (f.i. yetişen.) 1.) uzun boylu. 2.s. ana baba bir kardeş.s.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösteren. çok zaman Kızıldeniz'in Habeş sahillerinde bulunduğu rivayet edilen gayet büyük ve pullu bir balık. bâl-güşâ (f.zf.s.b. gibi]. bâliş-i zer sırmalı yastık.b. 2.b. bâlâ (f. soğuk mizaçlı. şişirme. bâlîde (f. palavra savurarak.i. Ferîh-ül-bâl gönlü rahat. boy. i.s. bâligân-mâ-belag (a. balâr (f.) 1. yukarı. phlegme. toplam. azat. Hâlis-ül-bâl yüreği rahat.) uzamış. can besleyen. balgam üstün olan. bâlzen (f. varan. bâlâ-pûş (f. 2. bâlâ-nişîn (f. (bkz. Mâ-fi-l-bâl murat. 2. bâlîn (f.) 1. bâliş (f.i.) 1.b. büyümüş. meç.) 1. 2.) "kanat vuran" uçan. el üstünlüğü.s. eski. yüce.i. nakit . çatı.b. bâlâ-destî (f.s. 2.s.zf. delikli taş.) büyümüş boy atmış. bâlû (f. 4.) 1.) üste giyilen şey. meç. 3. siğil.b. bâlâ-bülend (f.s. yüz yastığı. bâlâ-pervâz (f.s. bâliş-i per kuştüyü yastık. gelişmiş.) boy atmış. istek. yüksek.i. reşîd).a. üst.i. bâlver (f. galip. balgamla ilgili olan. temiz.) bir şeyi aşın derecede yüksek gösterme. bâlâ-rev (f. son mertebeyi bulan.) himmeti yüksek olan. zulüm. gök ve yer.s. yastık. bâlâ-hâne (f. dağ kırlangıcı.) koca. yedek atı bâlâ-yı bülend uzun boy.s. bâlâ-bülend'-in c. atıp tutarak.bulûğa eren. bâlâ-himmet (f.b.b. pardesü v.b.i. boynuzdan yapılmış içki kadehi. 2. hatır.) uzun boylu.) 1. bâlîde).i. ferah ferah.) evin en üstü. bol bol. balgam (a.b..b. uzun boylu. bâliş-i çâr-mîn deriden yapılan yastık.) zevce. bâlâ-dest f.) ziyadesiyle.s.s. yukanda oturan. 2.b. belâlı') su dökecek çukur. bâlî (a. bâlû-hân (f. gönül. (bkz: bâlûde).) küçük yastık. bâlâterîn (f. i.s.) vücutta farzolunan dört unsurdan biri. i.s.) yüksekten uçan.b. dan kuşu. 3.b. erkeğin karısı. yastıkcık.) uzun boylular.b.b.) üstte.i. padavra tahtası. bâliğ. bâlâ-kadd (f. köhne. koltuk. fr. ' bâlvâne (f.) eli üstün. (bkz. Münkesir-ül-bâl gücenik.s.i.s. bâlûğ (f. bâlâ-pervâz-âne (f. bâlâ vü pest 1) üst-alt.b. Müşevveş-ül-bâl niyeti bozuk.' bâlûa (a. tavan arası.b.s.a. uçan.b. i. bâl (a.i.i.b.) daha yüksek.) kanadı kmk. pek yüksek. bâlâ-hânî (f. . vâsıl olmuş. [palto. altın.i.büluğ'dan) 1.) 1. koltuğu.b. palavracı. Fârig-ül-bâl kaygısız.s. yekûn. uykucu. bâlûde (f. birader. Ebniye-i bâliye köhne binalar.) 1.s. 4. bâliğ (a. tembel. balgamî (a. 2. bünyede. bir kadeh şarap.

elem yükü. bâm-ı çeşm gözkapağı [üstteki]. bâm-ı bülend 1) yüksek çatı. Her bâr her defa. serpen. 2. borç. Gürk-i bârân-dîde eski kurt. 2. bâm-gâh (f.) yağmur. bâng-i revârev israfil'in çalacağı sûrun ikinci derecesi. bârânî (f. s. bâne (f. [efsâneye göre.i. 2. bânevâ (f. haykırma.) 1. mülk sahibi. -bân (f. -bâr (f. 3. bân (f. yük. gelin. Şûle-bâr ışık saçan. müsâade. bânû (f.. satıh. ve zf. kaygı.) 1.i. saçan.s.i. bemm).) . bâr-i Hüdâ Tanrı. seher vakti. bang-i rihlet ölüm sesi.b. Eşk-bâr göz yaşı döken. sevgilinin boyu.) l . seher vakti.. bâm-ı refî'). yağmur döken. bâr-i istihfâf küçük görülme yükü. dokuzuncu felek. bâng-i nemâz ezan. tan yeri.bâm (f. bârân-dîde (f. döken. bey söğüdü. 2. 2. bâm-ı revâk-ı bedî' (bkz: bâm-ı bedî'. bâm-ı vesî geniş çatı.i. seda. Allah.i. Isa. yağmurla ilgili. 3. 4. kanun. sabah vakti mânâsına gelen "bamdâd" kelimesinin hafifletilmişi. binâ'dan) bina eden. bâm-ı bedî dokuzuncu gök. keder.) yağdıran.s. bâr-i intizâr bekleme yükü. bâm-ı ferâh "geniş. kuran.) sabah. dam. çatı. defa.) . bükre).i.) 1. bâm-ı Mesîh "Mesih'in göğü" dördüncü gök..e.e. seher vakti. Yahudiler tarafından öldürülmek istenen Hz.i. bâm-ı nühüm meç. tasa. şarap ve gülsuyu gibi şeylerin şişesi. hanım. kubbe.ci. seher vaktinde. kadın. Mevsim-i bârân yağmur mevsimi. meşhur. mal. . seher vaktinde. çatı" gök. bâm-zemâne "zamane çatısı" en aşağı dünyâ. Nigeh-bân gözcü. bâm-ı hadrâ (yeşil çatı) gökyüzü. sık ve kaba sakal. bâr-i mihnet eziyet.i. tanbur gibi çalgılara takılan kalın tel. [kelimeyi "bânüvâ" şeklinde de okumak caizdir]. Bağ-bân bağcı. 2. meç. bâmdâdî (f. bâr-i dil gönül yükü.s.i. Pâs-bân bekçi. bâm teli sakalın dudağa bitişik olan kalın telleri.i. bânî (a. elem. (bkz. bârân (f. bâr (f. bâm-gâh).) 1. birinci gök.) 1.) .i.) erken. bâmdâdân (f. Âteş-bâr ateş yağdıran.) 1. serpen. yemiş.) salıncak. bu göğe çıkarılmış]. bânû-yî maşrık Güneş. gök. bâm-geh (f. bân (a. bânûc (f. bâm-ı refi' (yüksek çatı) dokuzuncu gök. 2. sorgun ağacı.s. serpiştiren.) görmüş geçirmiş. 2. bâr-i girân ağır yük. izin. (bkz: târe). (bkz.i. uzun. 2) gök. zengin. ses. Tanrı. yağmurluk. 3.) kasık. 2. yapan. zf. 5 . Hûn-bâr kan döken. 4.b. mey-va. gür sakallı. kerre.b. (bkz.) 1. sabahleyin. ünlü.s. yağmur saçan. gam.) dam.i. bâme (f. bâng (f. Bânû-yi Mısır Zelîha.) 1. kurucu. açık. hâtûn.i. bârân-rîz (f. bamdâd. bâr-i keder keder yükü. yağmurdan koruyan.

2. bâridâne (a. sık sık.b.i.f. hâsılı. kale.b. dirhem.s. dakik. bârûd-hâne (f. çirkin davranış.) pek ince. bevârî) hasır.i.i. hisar burcu.) zaman zaman. zülf. yük kaldıran. sağanak.h.c.s.) ince gören. kez.s. bâriş (f.s. bevârid) soğuk. bâriyye).c. sabırlı. defa.) renkli. bâr-dâr (f.) girmek için izin almak lâzım gelen.) l.i. hülâsa.) 1. bâr-dân (f.) yağdıran. dünkü gece.s. 2.s. bârik-bîn (f. c. bârûd (f. bârih (a. bâr-ver (f.s. yüklü.b.) yemiş veren.b. sığınak. 2. bâr-berdâr (f.s. zahir). bâr-geh (f.s. bâr-hâne (f. barut konulan ve saklanan yer. açık. şimşek. (bkz: târe). i. meyva veren. bevârik) . yük tutan.) yük tartan. (bkz: bâriyâ. hayırlı ve bereketli olsun! bârende (f.) eşya.b. Tanrı. bâr-senc (f. bârika-yi hakîkat hakîkat ışığı. (bkz: esb. sur. (bkz: baran). yemişli [ağaç].b. sabırlı.i.) Allah. bâriyye). gebe. bârik (a.i. yıldırım parıltısı. yük pusulası.b.b.s.b. bâriyy (a.) l yağmur. Avn-i bârî Tanrının yardımı. bâr-âver.b.i. inceleyen. (bkz: bâriyâ. dünkü gün.s. at. Bâr-Hüdâ (f. bâr-mend (f. yaratıcı.) vücutta yer yer beyaz ve alaca lekeler meydana getiren ve tedavisi kabil ("ka" uzun okunur] olmayan bir hastalık.s. bâ-reng (f.i. odacı. çadır. bârî (f. yük taşıyan. yük kaldıran.) I.c. bâriha (a.b. Tavr-ı bârid soğuk. soğuk-çasına. girilebilecek yer. barut imal edilen fabrika veya atölye.i. Fikr-i bârîk ince düşünce.b. bârika-nümâ (a. bârik-ter (f.) nâzik.i. bârid (a. iyi netice veren. bâr-ber (f. evvelki günün gecesi.b. bâr-gâh.i. bevârî) hasır. Cenabı Hak. bâriyye (a. beygir. (bkz: mütebâriz. defalarca. bevârih) samyeli denilen sıcak ve şiddetli rüzgâr. bâriyy). bârek-Allah (a. 2. bârika (a.i.s. feres).s. yüklenmiş.b. bârrî (a.i. bârîsiyye () ölen Hıristiyanlann vârislerinden alınan rüsum. bari'. siper. faydalı.h. bâr-gâh-ı kibriyâ Tanrı huzuru. bâr-gîr (f.b. .) kale duvarı.) 1.) 1. tahammüllü.i. itüzümü.) soğukça. meydanda. bâriyâ' (a. 2.) bot. Bârî (a. bevârî) hasır. bârû (f. 2. (bkz: bârû). yolcu eşyası indirilecek yer. Allah mübarek etsin!.i. 2. ince.e. bürûz'dan) aşikar. Bârika-yı Zafer Namık Kemal'in 1872 de basılmış istanbul'un fethini anlatan bir eseri. 2.c. mey vali.b.i.b.) mübarek ola. yağdırıcı.i. 2.i. hamal. hamal.) l.) ince kumaştan örülen hasır. berâat'ten) mükemmel.) parlak.baras (a.) 1. Mâ-yi bârid soğuk su.) parıldayan.) 1. bârîk (f.) hiç olmazsa.h.s.) barut. yüklük. üstün. tahammüllü. bir şeyi iyice gözden geçiren.zf. bârec (f. hüveydâ. (bkz: halik).i.c.i.b. (bkz: bâr-ver].) 1. i.) 1. bâr-nâme (f.i. Feyz-i bârî Tanrının feyzi. 3. Allah.f.zf. 4. bâria (a.) yaratan. Bârî-Teâlâ (a. bârûd-i siyâh güherçileden işlenen barut. (bkz: bâriyy. bârhâ (f. bâriz (a.i. (bkz: bâr). 2.i. 2.) yük taşıyan.) yük kabı [yol için]. berd'den.i.n. güzel. bâre (f. yüksek divan. bâr-keş (f. bir kere. at. 3.

bâsil (a. menfaat. basît-ül-vech güleryüzlü. yayıcı. gönderme. ebsâr) 1. bâsia (a. fr. cömert [adam]. güleryüzlü.) önden görene.i. 6. bast'dan) 1.) 1.) 1. kuyruğunu sallayıp sokulması. bâsika (a. deliller. vision binoculaire.s. yemişli. bâsita (a.bârûdî (f. basî (a. ba's-i emvât ölülerin dirilmesi. 2.) ekin. çirkin kimse. soğan. murdar iliğin dimağ ile birleştiği yerde görünen kabartı. neşeli. çeşm). uzun uzadıya anlatma.i.i. basal (a. bâsıt (a. görme. inceden inceye etraflı.i. istanbul'da İ 869. 3. basîret-kâr a f h ç) . bâsıt-ül-keff (avuç açan) dilenci. bâ-sâmân (f. 4.) 1. Hadîd-ül-basar gözü keskin.) çok kırmızı olan dudak. kahraman. basaliyye (a. 5.s. i. 2.i. fena.zf.b. görücü.i. sehl). busu') ter. (bkz. iki gözle görme. bâsia-i mahbûbe sevgilinin kırmızı dudağı. peygamberlik.s. basala-i sîsâiyye anat.i.1 878 yıllarında Ali Efendi tarafından yayımlanmış "Menâfii vataniyye ve havâdis-i mûmiyyeye dâir millet gazetesi". sezene yakışacak surette. şen adam. dalkavukların nefret edilecek hâli. görüş. yayma. engelsiz. basâir (a. güleç.i. (bkz: bâr-mend). basîte (a. soğan ve benzeri gibi kökler. kolay. basîret-kârâne (a. göz. cömert. diriltme. basîret'in c. açık. basarî (a.i.s. haram şey. bâ-savâb (a. basît-ül-yed eliaçık.) eli açık.) uzak yer.) soğan çeşidi. görmek kuvveti ve hassası. fayda.) 1. bâsıt-ür-rızk Allah. bâsır (a.i. basar'dan) 1.b.f. bâsik (a.tenseur.i. yayan. göz.) 1.) koyu gri.i. yaygın.c. Kuvvet-i basar gözün iyi görmesi. yayvan. basîle (a. sezişli. fr. ibretler.) ibretli görünüşler. . basît (a. basîr (a. yükseklik ölçmeye yarayan yayvan Güneş saati. serd).) bot. 2.c. bir uzvu uzatıp açan [adalel. önden gören. döşeme minder.s. kötü söz. yeniden dirilme. köpeğin yaltaklanması. basar-ı müzdevic hek.i. düzenli. önden görüş. bâsire (f.i. arz. basar'dan) gören. seziş. 2.) doğrulukla.) ağzına kadar su dolu olan kuyu. görme. şen. sâde. ba's (a.s.b. güneş saati.i. yemişi olan.s.i. basîret-i kalb gönül uyanıklığı. açan. bast (a. düzgün. bast'dan) 1. bâsıta (a.) önden görmeklik. basar'dan) görüp. fr. meç. 4.i. 3. basiretli. (bkz: asan.) 1. basar-ül-hakk Tann'nın algılayıcı gözü. düz yer. vücûdun bir tarafında yaratılıştan kalma kabartı.s. sert. basala (a. basâret göz açıklığı. 3. bâr-ver (f.) 1. varlıklı. 2.i. derin görüş. basar'dan) görüşle ilgili olan. çift görme. (bkz: ityân. basîret (a. bâsıra (a. gönderilme. bâsim (a. basbasa (a.) 1.) hek.) bot. arızasız. geniş. ba's-ü ba'd-el-mevt öldükten sonra dirilme. basar-ı ayneynî psik.s. 2. 3.) biy. 2. anlayan. 2. anat. yalın. cadran solaire. basar (a.s.zf. basîret-kârî (a. i. aruz). zengin.s. iki gözle birden görme. bessâm). basîta-i şemsiyye astr. 2. sâde. düz. doğruca. aruz vezinlerinden biri. besm'den) güler yüzlü. (bkz. 2. 2. yiğit.i. açma. cesur kimse. (bkz: ayn.

) 1.) olsun.) atmaca [kuş]. 2. Gah bâşed. eski.s. bâstân (f. 2. ney. batbata (a. üzerine alma. 2. bâşir (a. namaz bezi.s.f. dünyâ. 4. bâşed (f.c. batar (a. bat (a. tüm sayılı bir kesrin tüm sayısını. sazdan ayrılabilen bir kısımdır ve kamıştan değil.) basurla ilgili. (bkz. Mekke'de dağ arasında bulunan bir dere.) patrikler. bir cins küçük atmaca. bâşak (a. mat. oburluk. 2. bast-ı makal söz açma. bâş-pâre (t. kibirlenme 3.) 1. [mukabili kabz'dır].) Ptolemeos soyundan gelen hükümdarlar. mutlu.) tef. Onun her şeyde tesîri olur. mayasıl. âletin yu karı ucunda bulunan ve üflemek üzere dudağa dokundurulan kısmına denilir ki. 2. ola. mesut. mazi. Lütuf ve rahmeti. başaşağı. 2. bâşe (f. kâh olmaz. Evrâm-ı bâsûriyye basur memeleri. 2.i. ağır davranma. bast fî makam-il-kalb Nefis makamında rica mesabesindedir.) yavaşlık.s. şimşir gibi kıymetli ağaçlardan veya fildişi. i. geçmiş zaman. fr. (bkz. ağırlık.e. batânet (a. bast-ı dâ'vâ dâva açma.i. târih. bast-ı cevâb karşılık verme.c. kilim. h. açıklama. 2. asma üzerinde bulunan üzüm salkımı. bathâ' (a. müjdeci. hek. [Kabule.i.) 1. aşınmasın ve iyi dursun diye ceviz. bâstân-şinâs (f.i.s. nısfiye ve girift'lerde. örtü. baş parçası. bâsûr (a.n.bast fî makam-il-hafî Allah'ın abdi mah-lûkat ile zahiren bast demesi. bâşâm (f. tohumluk olmak üzere alıkonulan sarı ve iri hıyar. bevâsîr) . 2. büyük kannhhk. tülbent.) kadınların örtündükleri yaşmak. 3. bâşgûn. gâh ne-bâşed kâh olur. çakıl taşlı büyük dere.) 1.i.i. uğursuz.) 1. şom. haksızlık etme. başörtüsü.i. bast-ı mukaddemât asıl maksada girmeden bir şeyler söyleme. i. bâşâme.i. rahmete. vâjgûn. kahramanlık.) 1. . 3. batrik'in c. kesrin paydasıyla çarpıp payına katmak ve çıkanı pay yapıp asıl paydasını olduğu gibi bırakmak. hemorro'ides. ters.i. kehli. avarelik.) zool. [fagot.).i.i. kazın ötmesi. kurb ve ünsü kabule işarettir. ünse işaret olarak Allah tarafından tevcihin gelmesine de "bast" denilir]. tas.c.s. (bkz: dâire). batarika (a. baskın çıkmaya çalışma. Batâlese (a. bâzgûne. kazın suya dalışı. bast ü beyân açığa vurma. bâşgûne (f. klarnet gi bi nefesli çalgılarda da böyle ayn ağızlık parçası mevcuttur].) 1. bürümcük. bâstân-i bîbaka sonsuz târih. çok sevinme. bâşeng (f. batâlet (a. bâş (f.bar gibi maddelerden yapılır. Böyle olan abid eşyayı istîâb eder.i. bâzgûn.) olur. Bu.b.) 1.i. bâşe-i felek "nesr-i tâir" ve "vâki" denilen iki yıldız.i. 2. rica hâli. bast-ı bisât halı. bâsûrî (a.) târih.) perde. cesaret. muz. 2. örtü gibi şeyleri sermek.b. bast-ı yed el uzatma. güler. abd'in halk için batman rahmete vesîle olmasını iktizâ eder. ortaya koyma. kalın bağırsakta ve makadın etrafındaki siyah kan damarlarının şişmesinden ve bâzan iltihaplanmasından dolayı makadın içinde ve dışında peyda olan memeler yüzünden makattan kan veya cerahat gelme. bâtere (f. dağ arasındaki dere. yerine getirme. bitâh) 1. geçmiş. hiçbir şey onun üzerinde müessir olamaz. batâet (a.i. bâşûme (f. ola. işsizlik. boynuz.i. çok yiyicilik.i. vâjgûne). batt).) 1.

batt (a.c. batî-ül-hareke hareketi. baykar (a. huyu ağır. bez ve kumaş dokuyan. bununla beraber. bâyiste (f. baykara (a. batî (a. işe yaramaz.s. ağır hareketli.i.) turna kuşu.s.i. pek doğru.c. batâyih) sazlı. S. bütün). bâyi (a. (bkz: tîg-i bürrân).) pazar yerlerine gönderilen mevad ve eşyadan gümrük intisap resminden başka olarak alınan resim.s.s. nesil. bâtir (a. iç. (a.s.) keskin. yumurtlayıcı. Havâss-ı bâtına fels. sağlam. satıcı. ebtân) 1. görünmeyen nesne. vehm. nesilden nesile. Ehl-i bâtın sofiler.c.i.b. kaz şeklindeki sürahi. bâtıye (a.s. bâyiste-i hestî Cenâbı Hak. batâet'den) yavaş. Batîh (a. bauz (a.) dahilî.i. beyzâ'dan) yumurtlayan.i.) nalbant. bâtik (a. büyük karınlı.) dâhilen. bâtire (a. 4. içinden olarak. batîha (a.i. batîn (a.) bekçi.) karına mensup. 2. uzak yer.Mek-ke-i Mükerreme. butlân'dan) boş. kahraman. bâver (f. ebtân. karın.) 1. ebtine) çukur. işsiz. (bkz: batın).b. davranışı ağır.) lüzumlu. batş'dan) sertlikle. kaz. koruyucu. tasdik.) içki sürahisi. pek büyük. sindirimi ağır. bâyir (a. bevâtir) keskin kılıç.i. gizli. ilâhî sırra ermiş bulunanlar. sen.) sivrisinek. Baûza.s.i. içyüzdeki. bâyin (a.i.) 1. (bkz: bürrân).) zarurî. hantal. butun. 3. bâtıniyye (a.i. batâlet'den) 1.i. (bkz: batn). 6.s. bâtir (f.s.s. lâzım.c. su kabı. cesur. bey'den) satan. ham toprak.i. bâyiiyye (a. kuşaktan kuşağa.) bâtıl mezheplerden biri olup âyetlerin dış mânâlarından ziyâde bâtın.i. gerekli. batş (-i-) zor veşiddetle yakalayış. sertlikle tutuş.s. batîr (a. battâniyye (a. batnî (a.s. inanma. bevâtın) 1.s.i. bâyeste (f. hafıza. kamışlı dere.s.) sürülmemiş.s. "hissi müşterek. bâ-vücûd-ki (f.i. kuytu yer.) çulha. bâtıl (a. içteki. battâl (a. iç yüz. battâl'dan) [eskiden] işi bitmiş olan resmî kâğıtların konulduğu torba. iç mânâlarına ehemmiyet verdikleri için Tanrı sıfatlarının bâzılarını şüpheli gösterirler. battâliyye (a. karınla ilgili. 3. yavaş olan.) 1. bat'dan) yorgan yerine veya yorgan üstünde kullanılan yünden yapılmış kalın örtü. beyn'den) aralayıcı. bâyız (a. Tanrı. bâtın (a. Hasan Sabbah'ın tarikatı. batî-ül-mizâc tabiatı. batn-ı kebîr büyük karın.zf. açılmamış.) muz.i. s. batnen ba'de batnın soydan soya. batn (a. Talâk-ı bayin boşayan tarafından ric'ati mümkün olmayan talâk. şiddetle hareket eden. bâtınen (a. bayâtî (f. helak olma. 4. beyhude.i. ["evvelki batında kimse varken ikinci batında olan kimse istifâde edemez" demektir]. mahvolma. 2. bâtıl i'tikad boş inanç. batî-ül-hazm hazmı güç. içyüzünde. katı. sır ve hakikatle ilgili [zahirî mukabili]. 2.) böyle iken. 2. gerekli. 2.s. (bkz: beyâtî).) keskin [kılıç]. soy.i. 2. bâtınî (a.i.i.s.c.) zengin [adam]. böbürlene böbürlene . bay-gân (f. 2. batîş (a. hayâl. (bkz: maa-hazâ).a. yalan. batın (a. çürük.) l. mutasarrıfa" denilen beş iç duygusu.c. ayırıcı.

yeniden. 3. bâzî-gûş (f. şarap.) 1. oynatıcı. 2. 10.b. yüksek. parçası.) bayrak taşıyan. açık. ekici. şom.bi) oyun. bâzergânî (f. yan taraf. eğlence yeri. eğlence.i.s. ba'zı (a. bâzık (a.i. (bkz: bazr).) küçük doğan [kuş]. beğenmeyen. hayvan hekimliği. Bayrâmiyye (o. kuşçu. bayzar (a. Cân-bâz canı ile oynayan.zf.) vakit vakit. Nakşî tarikatında hususî olarak mevcut on bir kelimeden birisi.) baytarlık. bir kısım. bâzil (a. 3.) oyun yeri. bâzbe-hazîne (f.s.i.) 1. gerileme. çarşı.) 1. eğlence bâzî-ger (f. bâz-geşt (f. asrın ilk yarısında Ankara'da kurulan bir tarikat. oynayıcı. karış. fr. bâzî-hâne (f. şahin. çengilik.s. ters.i.i. sancak-dâr). kuşçubaşı.b.) oynayan. rakseden. bâz-keşt (f.b. 5.i. pişmanlık. sövüp sayma. yüksek dağlar. bir miktar.i. 8.) köçeklik. derisi kesilmek üzere olan yara.) geri verilmek üzere eğreti olarak hazîneden alınan şeyler.s. oyun.) baytarlıkla. sövme. bâzıh (a.i.b. bâz-dâr (f. bir kaç. dönük. bâzî-gede oyun yeri. avcı.b. Kumar-bâz kumar oynayan. bayrak (f. doğan [kuş].) oyun. s. (bkz: alem-dâr. köçek. sel uğrağı.) bayrak. bâzâr-ı âlem bütün çarşı. iniş.s.b. eğlence yeri.s.b.b.i.) hayvan hekimi.) yüce. 2. Cibâl-i bâzıha yüce.i. bâzâr-gâh (f.b. bâz (a. bir kısmı.i. pazar.zf. bâzende-zebân (f. 4. bâzek (f.) insandaki ayırdetme kuvveti.) doğancı.s. canbaz. geveze. bâzende (f.) geri dönme.i. acrobate.) 1. eken.i. pazar. uğursuz. anlayışlı. ağa makamında Yahudilere verilen bir ad. dansöz.) hek.i. oynayan.) geveze.b. eğlence.i.) oyun oynayan.) 1. bâz-hâne (f.s. baytarî (a. bâzergân (f. (bkz. 2. bâzgûn.b. [diğerleri hoş derdem. veterinerlikle ilgili. Şâhid-i bâzâr zayıf ahlâklı kadın.i.) birazı. başaşağı. 2. Âteş-bâz ateşle oynayan. baytâr (a. tacir. 3. bâyî-gâh (f. "baytariyye"].) bir şeyin küçük kısmı. bâzgûne 1.b. ayırma. oyuncak.i. oyunculuk. 2.) ev kuşlarının yetiştirildiği ve barındırıldığı yer. bezirgan.s.i. geri. geri. Abdül-Kadir Geylânî'nin lâkabı.) tüccarlık. gerisin geriye. haraç.) Hacı Bayrâm-ı Velî tarafından XIV. malı çok olma.i.) Nakşî tâbirlerin-dendir. tekrar. kumarcı. 6. bâşgûne). bâzî (a.b. şehbaz. bir kulaç boyu. ba'zân (a. pazarda alınıp satılan.) 1.zf. 2. bâzgüşâ (f. 2. yine. kimi. . 3. ba'z (a.b. Ser-bâz başı açık.i. dilcik. sancak. s. bâzâr-ı Ukâz (bkz: sûk-ı Ukâz).) 1. bir takım. (bkz: alem). dedikoducu. rahmin başlangıcındaki et parçası. bâzî-gerî (f.) şen. asrın sonlanyla XV. çengi.salınarak yürüme. bayrak-dâr (f.a.) doğancı.) zekî. pazar yeri. 2. bâzârî (f.i.) pazarla ilgili. lâtîfeci kimse. veteriner.b. tekrar. 9. bâz-ül-Eşheb Hz. bâzir (a. bâzîçe 1.i. 11. bâzî (f. istihfaf eden. bezl'den) bol bol veren. 12.s. çöküş. boşboğaz. 3. 2. bâzâr (f. bâz-bân (f-b. 2. s. bâzıa (a. çarşı.i.s.s. bâz (f. ara-sıra. kuşçu. 13. 7. dağıtan. ağzıbozuk. [müen. küfürbaz. fark etme.) pazar yeri. baytara (a. alışveriş.

) 1. gösterişli. be-gâyet çok aşın.i.) fels. 4. beçe-bâz (f. psittacisme. kafasız. "böbürlenmek" kelimesinin "bebir"den geldiğini söylerler].i.) sivilce. 2. gerçekten.s.i.) 1.) eski kitaplara göre. bebân.i. azgın bir canavarmış. yüksek [yer. be-hükm-i kader kaderin hükmüyle. papağanlık. İsferdiyâr'ın oğlu Behmen'in lâkabıdır. cidden.i.s. bazr (a. papağan. kolun omuz ile dirsek arasındaki kısmı. 2. meç.) "çocukla oynayan" gulâmpâre. Ayn-i becâ' geniş. yeniden.) çocuk avutmak için yapılan gürültü.b. kanunu koyana göre. bâz-nâme (f. be-hem-zede (bkz: behem-zede). z f. . -e kadar mânâsını verir Tâ-besabâh sabaha kadar.i. be-dûş omuzda.b. be-hükm-i li-llâh Allah'ın hükmünce. şaşma. 2. beçe-i tâvus-ı ulvî (gökteki tavusun yavrusu) 1) Güneş. beçe-i hûnîn (kanlı yavru) acı gözyaşları.b.s. durmuş.) yerinde.e. vukuf-ı kalbî'dir].i. üslûp.i. bebgaiyye (a.) 1.i. iyi ve kötü. dilcik. nigâh-daşt. bâzmânde (f.i. be-hakkı hakkı için.) 1. pazvant (pazıbent). gerçek. vukuf-ı adedî. geri. 3. bebbân-ı şübbân gençlerin tarzı. be-hod kendi başına. bâz-pes (f. beççe. Hindistan'da ve Afrika'da bulunur. 2.s. tuhaflık. avurt. zâlim. [eski lûgat çiler. muhterem kimse. vu-kuf-ı zamânî. uygun. becîr (a. sefer der vatan.i. 2.zf.b. tepe].) 1. bâzû-dirâz (f. 4) ateş. becâ (f. 2. son derece. bec (f.s. -be (f. şişman. be-hükm-i kadî kadı kararıyla.) kuşçuluk. itibarlı. büyük. bâzû (f. kulampara. 2.) kolbağı. kediye benzer.) 1.i. becâyiş (f. iftira. tekrar. becidd (f.c. bilhassa avcı kuşlar için yazılan eser. karşılıklı yer değiştirme. pazı. yolu.) 1. ağzın içi. yalnız. 2. be-kavl-i şârî' huk. bol. ciddî. be-der dışarı. becîl (a. karaca. bece (a. nüfuzlu. bebga (a.) dudu. geyik. 2. yürüyüşü. geri kalmış. arpacık [çıban].nazar ber kadem. bâzû-bend (f. su ve şarap sızıntısı. bebr. 2) Ay. (bkz: pebga). beçegân) insan veya hayvan yavrusu. sözü geçer. hokkabazlık. yâd-dâşt. i. becel (a. beççe-i nev yeni doğmuş çocuk veya hayvan.i. kabiliyetsiz. halvet der encümen.) değişme. beçe-i hûrşîd (Güneşin yavrusu) kıymetli taş veya mâden. yalan. 2.zf. becâ-nâ-becâ yerli ve yersiz.i. becâ' (a. becbece (a. kelimelere -e hâlini verir. 2. iri göz. (bkz: bühtan). becrâ' (a. bebbân (a. güç.b.) "uzun kollu" 1. 5) yakut. bebir (f. yâdkird. be hakkı Hudâ Allah hakkı için. beçe-i hor (bkz: beçe-i hurşîd). gayet büyük.) 1. geniş.) birçok. göbeği çıkık [kadın]. kuvvet ve istidat.s. becce-i kûy (bkz: veled-i gayr-i meşru).) kadınk nişânesindeki fazla et. be-ceyb yakaya doğru. beçe (f. üstü yol yol tüylü.) 1. yol. gündüz.i. 3.s. müdahaleci. arslanın bile korktuğu. saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeden. fr. uygun ve uygunsuz.) 1. dest-be-dest elele.) tarz.

) güzelligi takdir eden. (bkz.s. bedâvî (a.) güzel sözler. bed (f. bedâyi-i âşinâ (a. z f. talihi kötü olan [kimse]. kokan. pay. yürüklük.s.i.a.) bedülik.) Bedahşan yakutu.) fena gören. bedîh'in c. bedahş-i muzâb şarap.b. bedî'.s.)sanatkâr. bedâih (a.) bir çeşit kesici âlet. bed-cins f a h y) .) eşi ve benzeri olmayan güzel.b. "fena" mânâsına c.i.i.b. f.) yavrular.) işi ve hareketi fena olan. gebe. 2.) bakkal.b. düşünmeksizin. i. i.) sermâyeler.b. beçe-gân (f. 3. ilkönce. ilkin.) geleneği. bed-baht (f.s. göreneği ve âyini kötü olan.) soyu kötü.) 1. bedevîlik. yaramazlar. nasip.b.b.b.beçedân (f.i. şekil. bi-1-bedâhe).) çirkin yüzlü. semizlik Bedâvet (a.s. bed-âgaz (f. bedâyi'-şinâs (a.) bedeviler. dölyatağı. bed-bûk (f.i.i.zf. bed-çeşm (f.b. pessimiste.f. . çölde yaşayanlar. hâmile. bed-amel (f. çocuğu. bedân (f. bedâhe.i.) bahtsız.f.zf.) fena görürlük. semiz olma. kötümserlik.s. bed'-i besmele tar. (bkz: bedûat).) fena kokulu. çöl. çocuklar.a. çirkinler.b. beçe-dâr (f. bedâyi'-i ma'neviyye ed.i.s. bedâd (a.s.) 1. Bedahş (f. Bedânet (a.) rahim. fenalık öğrenmiş. bedâyî'-i lâfzıyye ed.) mübadele. fr.) nazarı değen.s. evidence.i. fenalık öğreten. bed-âhû (f.a.s. 3.b. karakteri bozuk.s.) takat.i.b. bed'in c. kara bahtlı. mânâ güzellikleri. beçek (f. bedâyi'-pesend (a. bed-bîn (f. bed-ahter (f. bed-âmûz (f. beçegân-ı dîde gözyaşları. kötülük. bed-bû (f. bedâyi'-i âsâr eserlerin güzelleri.zf.s. göçebelik. fenalar.b. aslı fena bed-âvâz (f.) 1.s. bed-bînî (f.) fena sesli. bedâheten (a.b.) fena yapılı. güzellik. ateş tutuşturmaya mahsus yan yanmış paçavra. bed-çihre). değişme.b. çirkin. bed-çehre (f. kelime güzellikleri. bedân) 1. değiştirme.) başlangıcı kötü.i.b.i. 2 .b.b. bedâl (a. bedâhet (a.s. (bkz: bidde).s. bed-âyin (f. bed-ahlâk (f.) hâin. yenilik.) başlama.s.s.). bahtı kara. mükemmel ve yeni şeyler.i.i.) birdenbire. bed-bînâne (f. f. sanatçı. yavrusu olan. ansızın.) başlangıçta. bed (a. apaçıklık. yaramaz. trampa. 2. bed-çihre (f. herhangi bir konuya dâir birdenbire söz söyleme.b.i. güç. beççe ve beçe'nin c. talihsiz. anamallar. 2.) yıldızı. bedde (a. her şeyi fena gören adama yakışacak surette. 2. bedâyi' (a.) 1.).b. eskiden Osmanlı sa-raylannda şehzadelere verilen ilk okuma dersi.) huyu ve ahlâkı kötü olan [kimse]. derman. göçebeler. hisse. cinsi bozuk. kötümser.) 1.) ahdinde durmayan. bedâyi' (a. başlayış. güzellikten anlayan. 2.b. hasetçi. beddâl (a. 2.) güzellik tanıyan. bedevî'nin c. (bkz.) hiçbir şeyi beğenmeyen. fırka.) huyu.b. bed-bûd (f.s.s.s. vefasız. bedâih-ül-ukul akıllıca söylenen sözler.b. (bkz: bedâyi'-âşinâ) bedâyi'-perver (a.s. fr. bedîa'nın c.b. bed-ahd (f.s.f. onunla bed'an (a.s. savaşacak akran.) yağlı. bedâat (a.i.) 1. korkak.s.s. fena.i.a. bed-asl (f. bidâa'nın c. kötümserce.a. mant.s. kötü bir şekilde başlanmış. küçük silâh.

a. bed-endîş (f.c. Has yerine hazîneden verilen para. bedenî.) ilk başta.zf. bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. bedel-i rakabe huk. bedel mâ-yetehallel vücudun sarfiyatını tamamlayan yiyecekler.a.f. zeamet.bed-dil (f.) 1. yâni emsaline uygun peşin para. 2. devletin gerekli bulduğu hallerde hazîneye maledilmesi üzerine zeamet sahibine verilen aylık. sonu kötü. ebdân) gövde. bed-endâm (f. bed'etmek (a. [büyük memurlar giyerdi]. bed-fiâl (f.s.) dışarı. bed'eten (a. cisim. göçebe.) Seyyit Ahmed-ül-Bedevî tarafından kurulan tarikat. bed-gevher (f. vücutça.) çölde yaşayanlara uygun bir surette. korkak.a. ( bed-dimağ (f.).) âkibeti. bedeviyyet (a. bedel-i misl huk. Seyyit Ali'nin babası Seyyit ibrahim.i. mayası bozuk.b. bedelen (a.s. kölenin şahsı yerine geçen kıymeti veya nefsi mukabilinde vermeyi deruhte ettiği "ıtk" veya "kitabet" akçesi. 3. 576 (1180-1179) senesinde Fas şehrinde dünyâya geldi.) yerine.b.) cevheri fena. bedestân (f.i. bir beylik arazî (malikâne) veya muayyen bir kira karşılığında birine bırakılan arazi (mukattaa) ye konulan vergi.b.b.s.) 1.i. Yeniçeri ocağına kayıt ve kabulleri hakkında kullanılan bir kelime.zf.i.a.b. göçebelik. şahsen.i. bedevî (a.) '.a.zf.s. mukabilinde.f. bedel (a.m.kaba [kimse]. Seyyit Meh-med'in babası da Seyyit Ebî Bekr'dir. bedel-i askerî askerlik bedeli. bed'an).b. beden-nûr (a. kambur.t. karşılığında.zf. askere gitmemek için verilen para.b. Terbiye-i bedeniyye beden-kâr (a.) samur kaplı bir nevi ceket.i. çarpık.c. vücutla ilgili. onun babası Seyyit Mehmed. bedene (a. tasarruf hakkı mukabilinde verilen muaccele-i misil. karşılık.) yaptığı işler kötü olan. (bkz: be-ziztân).) fenalık ve ayıp işlemesini emreden. 675 (1276) da Mısır'da vefat ederek Tanta'daki türbesine gömüldü.i. bedel-i tımâr tar. be-der (f. 2. inatçı.i.b.) biçimsiz.) başlamak. karşı.i. vücut. bedel-i nakdî aşk. (bkz.s. bedeniyye (a. ilenç. 2. beden (a. bedel-i cizye tar.) kakum kaplı bir nevi kısa ceket. bedel-i hâss tar. başkasının adına ve masraf lyla hacca giden.c. tımar sahiplerinin haklarını.) kötülük düşünen.s.b. bed-fercâm (f.s. budun) kurbanlık deve. Seyyit Ali'nin oğludur.i. Venedik cumhuriyetlerinin verdiği kesin vergi. bed-fermâ (f.) yüreksiz. tar. terbiyesiz. bedevîyâne (a.b.s.s. sonu fena.) başlangıç.) kaprisli.i. bedel-i zeâmet tar.s.i.) inkisar. bedenen (a. bed'en (a.b.i.s. bed-edâ (f.) değerli eşya ve mücevherlerin alınıp satıldığı çarşı. bedelât) 1. bed-dua (f. .b.b. Buğdan beyleriyle Dobra. 2.b. beden ile. çölde yaşayan. [büyük memurlar giyerdi].) bedevîlik.) bedene mensup.zf.) l. kapıya çıkma. bed'et (a.) nezaketsiz. (bkz: ivaz). ten. acemi ocağında ve ocak dışındaki türlü hizmetlere verilmiş olan acemilerin.b. askerlik yapmakla görevli ve yükümlü bulunan bir kimsenin askere gitmemek için verdiği para. bedel-i öşr ekilmesi bırakılmış bir tarla için öşre karşılık alınan bedel. Bedevî (a. be-dergâh (f. bed-encâm (f.

bedîhe (a. konuyu ses ve işaretlerle canlandırarak çok güzel okuma.s.b. septik. adı kötüye çıkmış. bed-nihâd (f. güçbeğenir. güzel söz söyleyen.) iyilik etmeyen. bed-maâş (f.s. bed-güher [gevher] (f. çöl adamı.s.) meşhur. söz dinlemeyen "kimse.) kötü bakışlı. 2.) estetik. bed-nigâh (f.s.) 1. bedîhiyyât) 1.a. bedîdâr (f. bedîa-i hayâliyye ülkü. i.a.b. âşkâr. fr. bed-pesend (f. kötü tabîath. fena tanınmış.i. görünür. açık olma. eşi ve benzeri olmayan. bedr (a. (bkz. bedîa (a.s.b. 2. kötülüğü beğenen.) 1. güzellik. bed-kâr (f. meydanda. bedîhiyyet (a.b. bedevi. hüveydâ). âsî. bed-mestî (f.s.s. serkeş at"l.zf. bed-hâh (f. 3. tutuşulan bir bahiste aldanan kimsenin vereceği şey. bed-mâye (f.) işi. 2. bedîhiyyât bedîhî'nin c. Bedr (a.s.s. kötü huylu.s.i.s. akla kendiliğinden gelen.) aslı. bed-mest (f.b. söylemeye alışık bulunan kimse. açık olan. çirkin suratlı. sözün üzel olması usûl ve kaidelerinden bahseden ilmin adı. sözünün eri olmayan. i.i. huylan kötü.bed-girdâr (f.b.b. garip. fenalık isteyene yakışacak surette.) her şeyden şüphe eden.) aleyhte bulunan münafık. bediî (a.b.) güzellik yeri. kötülüğü metheden. eşsiz ve görülüp işitilmemiş.b. bed-mihr (f. bedîhî-i ûlâ ispata ihtiyaç olmayan.) Hz.s. bedîiyyât (a.) rezil.b. insaniyetsiz.) kötü huylu. gün gibi aşikâr hakikat. besbelli.s.s. bedîa-zâr (a.s. kadın adı.a. dedikoducu. açık.) içi. mükemmel bir şeyi icâdeden. i. ilm-i bedâyi'). tabiatı fena. kendini bilmeyecek derecede sarhoş.i.a.) soysuz.s. (bkz.b. 2.). sözünde durmayan.b.i.) delili ve ispatı gerekmeyen açık şeyler.) bedîhe.b.Muhammed'in dinsizlerle çarpıştığı Mekke ile Medine arasında' bir yer olup.i.) 1. kötü sarhoşluk.) andında.s. kötü olan.a. ed.b. güzel.i.b.) 1. bu savaşa "Bedir Gazası" denir. 2.b.b. bed-peymân (f. sarhoşluğu kötü.b. bed-legâm (f. beğenilen ve takdîredilen pek yeni şey. kademsiz. i.) her işin fenalığını isteyen. şüpheci.s. 2.b.s. bed-nijad (f.) şan ve şerefi büyük olan. bed-kadem (f. bed-hâl (f. kötü huy. bedîhe-gû (f.c. 2.) bedîhî olma. fena sarhoş.) ayağı uğursuz.h. bedî'-üs-semâvâti ve-l-arz Cenâbıhak.) ayın on dördüncü gecesi. yeni.b.s. huysuz.f. aslı bozuk.b. (bkz. bed-hu[y] (f. bedr-i bülend ayın ondördü. delilsiz. işi. birdenbire söylenen güzel söz.) soysuz.b. bir şeyin karşılığı.s. dolunay. 2. müşkülpesent. bedâyi') 1. bedi' (a.s. bayağı [kimse]. ideal. rezil. i. bed-meniş (f. bed-hâhâne (f.s.) hasletleri. 2.) kötülük. bed-kâr).s. başlangıç. bed-lika (f. bed-hisâl (f. hareketi fena. bed-nâm (f. bed-gû (f. bedîhî (a. mayası bozuk. bedîl (a. bed-nesl (f. estetik.) 1.) 1.b.) bedmestlik.s. .) hâli kötü.b. soysuz.) kötü adlı. (bkz: ivaz). 2. düşkün. bedîî kırâat ed.b. soysuz.a. besbeüilik.) kötü yüzlü.s. bed-gümân (f.) yaşayışı davranışı iyi olmayan.s. bedîh (a. soyu bozuk.s.) "gem almaz. düşünmeden.c.) 1.s. i. bedîd.b. hareketi kötü.b.i. sütü bozuk.s. serkeş. bedr-i kâmil ayın ondördüncü gecesi.b. aslı fena.s.

) daha kötü.s. kuzu.s. serseri.c. Ahmediyye. yakışıklı.b. içi altın dolu kese.s. befm (f. begend (f.) hakkı için.i. tabiatı fena olan. beter. (bkz.) eşkin.i. behîme). kılavuz.) eskiden kullanılan zırhlı elbise. bed-rây (f. bedreka (f. a. değersiz kuşlar arasında adı geçer].zf. 2.) 1.) veda. bayağı adam. bidrûdj. i.s. bedâat).s.i. kötü damarlı [insan ve hayvan]. tasa.) tavrı.) 1. güdük [hayvan].b. debdebe. (bkz: bedri).b. kefterî). kötü dil. bed-râm (f.a.s.b.) Sühreverdiyye tarikatının altı şubesinden biri [öteki şubeleri Zeyniyye.s. begas (a. (bkz.) korkak. ödlek.i. bigas.) uğursuz.) keder. doğan gibi hayırsız ve zararlı kuşlar.) fena yola sapan. bedre (a.c. son derecede.) 1. tezgâha mahsus ağaç tarak.) fena istekli. befterî (f. çapkın [kadın]. erkek adı.s. işleri kötü idare eden. 2. kümes.a. f. herkes hakkında kötü söyleyen. 3.) pek çok. tavrı. delil. bed-tıynet (f.) kuyruğu kesik.) 1. Begter (f. huysuz. bed-ter (f.b.s.s. orospu. yaradılışı kötü bed-sûret (f.i.) 1. 2. hoş.s. esenlik.s.a. .i. (bkz. kartal.) sık dişli çulha tarağı.) yol gösteren. bed-reng (f.e.6. bed-tâli' (f.b. bezreka).) avcılar tarafından kullanılan alıştırılmış kuş.) aslı kötü. Abâ-be-dûş abası omuzunda.b.s. karga. (bkz. (bkz. bed-sîret). a. (bkz. [bedri kelimesinin müen.) 1.) güzellik.a. beftere (f. pek ziyâde. biçimi kötü. bagsân) 1. 2. beganûş ("ga" uzun okunur. bedûh (a.i. yürük at ve katır. folluk. be-hakkı (f. lâtif.b.) yaratılışı. i. niyeti bozuk.) mektup zarflarının üstüne yazılan aslı meçhul bir kelime. be-dûş (f. gidişatı fena olan.]. (bkz: şûr-baht). bed-üslûb (f. omuzda. süslü. bed-zehre (f. 2.) askerlikte keşif kolu takımı. güzel yüzlü oluş. Kemâliyye. çok kötü. bedri).b. bed-rân (f.s.bedr-i münîr parlak dolunay.i. begayâ ("ga" uzun okunur.) tabiatı. esenleme.i. bed-tedbîr (f. be-hakkı Hudâ Allah hakkı için.b. beğnek (f.) kötü huylu.).b. 2.s.) hareketi. befş (f.b. begayet ("ga" uzun okunur.4.s. bedûat (a. aşın. bügas).i.8) sayılan da kullanılır. h. bed-sigâl (f. bed-râh (f. bedri (f.) hâli.). bedr ü kemâl bir yazı stili. Necîbiyye'dir]. [beşyüz kuruşa eskiden "kese" denilirdi]. kadın adı.).b. beft (f.a.s.i.i. sert başlı at.i.) talihi kötü.b.b. (bkz: bedre2).s. ağzı pis. Bedriyye (a. bedriyye (a.z. Bahâiyye. bed-sîret (f.a. 3. 2. (bkz: zer-beft). koyu arasındaki kirli bir renk.1.s. bed-reftâr (f.i.) açıkla. yuva. (bkz.) azamet. bed-sirişt (f. behâcet (a. zf. bedrûd (f. 2. behâim (a. yüreksiz. ahlâksız. . [kelime "befem" şeklinde de kullanılır]. Dûş-be-dûş omuz omuza. soyu bozuk. ağzı bozuk.i. bed-şükûn (f. bed-reg (f.c. lori [veya "lûri" kuşu [avcı olmadığı için adî. Bunun yerine "ebced" hesabına göre karşılığı olan (2.s. gidişi kötü.i. bed-zebân (f.b. âşyân). bider) 1.b. oğlak derisi.) omuza.) kötü düşünceli.) fena düşünceli.a. talihsiz.i. dâima.b. (bkz. içi altın dolu kese.i. iç sıkıntısı.s. (bkz.

s. 3.i. bâtıl. nasıl olursa olsun.) keyfi her zaman yerinde olan [adam].b. hayır ve iyilik seven. behkene (a.) abes. her biri. behem (f. 2.) cennet gibi güzel yüzlü. (bkz: behek).s.) behişte mensup.) cennet.a. düz siyah şey.b. Hediyye-i behiyye güzel hediye.b. Kemâliyye. göğüs darlığı hastalığı dolayısıyla solumaktan yol yürüyemeyen [adam].i. behişt-nişîn (f. behâ'dan) güzel. be-heme-hâl (f.i.) huri gibi güzel yüzlü.a.b.s. (bkz: behkene).i. s. 2. bühlel).) insanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk meydana getiren bir çeşit hastalık. dik. süt lapası.) kalın kuşçu eldiveni.i. behdel (a. behî (a. (bkz: adn.s.). güleryüzlü [kadın]. hep bir yerde.) 1. hebetude.s. boş.s.i. 2. beyhude. behhâs (a. lanet. behâim. güleryüzlülük.s. behlel (a. uçmak.) cemiyeti dağıtmış. Basra civan v. behak).) 1.i.) her. (bkz.s.i.).) iyilik.) her ay.) narin. behcet'den) şen. bir işi çabuk görme ve tutma.s. behet (f.i. behîr (a. (bkz.) 1. (bkz. her bir.s.s. behkeşe (a. be-her-hâl (f. behak (a. behiştî-rû (f. güzel. şirinlik.s.) iftira. alacasız hayvan.i) susama.s. behîme (a.i. Necîbiyye'dir]. soyu temiz [kadın].i.) 1.) güzel ve gösterişli genç [erkek]. boşuna. fr. beher (f. behbûd (f. behîre). güleryüzlü [adam]. behişt-âşiyân (f.i. behişt-i dünyâ (dünyâ cenneti) yerdeki cennet = Semerkand vadisi. 2.i. [Abbasî halîfelerinden "el-Me'mûn" un çok sevdiği bir yemek olduğu söylenir].i. .) toplu.) her halde. (bkz. bahhâs).zf. Memûniye denilen ve pirinç unu ile pişirilen helva. Şam ovası. beher-mâh (f. behkele).i.b. kızmak. sıhhat. ince ve güzel vücutlu kız.) emir ve işte çabukluk. nefret. behîre (a. Zeyniyye. hayvanı. behc (a.i. behîm (a. behâyim) dört ayaklı hayvan. şen. 2. behişt-sîmâ (f. (bkz: behîle). behişt (f. güzel.i.).b.zf. behcet (a. behâmîn (f-i-) bahar mevsimi. fırdevs).) her halde.i.) 1. birikmek. meç. behîmiyyet hayvanlık hâli. kadın adı. bihişt.i.b. az su.m.) l şişmanlık dolayısıyla yürürken soluyan [kadın].b. hayvanlık. behem-zede (f.c.) Sühreverdiyye tarîka-tinin altı şubesinden biri. erkeğin memeleri büyük olma. behişt-zâr (f. behle (f.) hayvana mensup. Ahmediyye.a.s. behek (f. behîle (a. sevinç.) behişt-i gümgeşt kaybolmuş cennet. pürüzsüz ses. [öteki şubeleri Bed-riyye.Behâiyye (a. behîc (a.) 1. 2.zf. nefesi sıkışıp çok soluyan [adam]. behîce (a. sağlık. sütlâç.) l. behatt (a. behkele (a. behîte (a.) cennete gitmiş.s. behiştî (f.b. (bkz: atş). 2. yalan söz.b. topluluğu bozmuş. behas (a. behiyye. güzellik. cennetlik.) meskeni' cennette olan (= merhum). behken (a. behem-ber-âmden (f.) 1. hep bir yere. sırtlan yavrusu. erkek adı. Behîmî (a. mutlaka. idâre-i behiyye güzel idare.) sütlâç.s. (bkz: bâhem). 2. behişt-hırâm (f. az şey. birarada.).s. (bkz. elbette.s. 2. toplanmak.i. müteessir olmak. sevgili. behl (a.) cennet gibi yer.) cennette oturan. mutlaka.

) şaşkınlık.) behremendlik.) . beyaz pide. yaban eşeği avına pek düşün olan "Behrâm Gür" dur.b.s. behre-yâb (f. 2. [doğrusu pehnâne'dir]. tedbirli.i. behrâm (f. güler yüzlü.i.s.behlûl (a. fazla. iyi huylu ve dâima gülen adam.h. behrem (a.i. donakalmak. pay-hhk. (bkz: bühme). 2. Edirneli olup Alî-yür-.ö. behrâmec (a.) burgu. behre-ber (f.) bir miktar. behnes (a. behreme (f. 2.) yumuşak [yer]. 3.i. kaba.) Ramazâniyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. behrâm-tel (f. behre-dâr (f. 2. her renkte olan leylâk çiçeği. bihâmât) 1.s. 2.s. faydasız.b. hayranlık.i.) 1. 3.i. kadınların kullandıkları allık.) şeriklik. Behûriyye-i halvetiyye (a.s.i. çiçeğin göz alıcı güzelliği ve parlaklığı.i. ortaklık. i.) 1. 4. delice hareketleriyle meşhur olmuştu. ortak.i. Hindlileriıı ibâdeti. behme (a. behremen (f-i-) (bkz: behrâmen). . behrek (f. s. kısmet.) behrelilik. yılmamazlık. (bkz: behre-mend). 2. yiğit [adam]. işe yaramaz şey. beh-nâme (f. behre-berî (f.) 1. 2. behrever (f. 2. kırmızı gül. behr (a. 4.) yalan söyleme. behre-dârî (f.ûmî'den hilâfet almıştır. behsûs (a.) onun için. asfur çiçeği.) 1. 3. paylı. behre (f.) hisse ve nasibini almış. çok gülen. erkek adı. bâh-nâme).i.zf. (bkz: bâhmân).) behreli.c. 2. hisseli. (bkz: mebhût olmak). behne (a. turpa benzeyen ve "kavza kökü" denilen bir ot. behremân.) 1. behs neşe ve güleryüzle karşılama. 3. kırmızı düzgün. saç ve sakalı kına ile boyama. behmâr (f.) 1. nasip. behre-mendî (f. 3.) îran hükümdarlarından Isfendiyâr'ın oğlu Erdşîr'in lâkabı. Iran hükümdarlarından bir kaçının adı ki en meşhuru . behnâne (f.s.b. behrec (a.) şişmanca ve vücudu güzel kadın.) hisse ve nasîbi olan. behmân filan.b.i.i.b. kavrayışlı.i. kuzu. arzuya bırakılmış şey. Acem pehlivanlarından birinin adı.) 1.güleç. 3.i. 2.) 1. behtere (a. buzağı. ? . 2.i. ipekten dokunmuş güzel bir kumaş. Merih yıldızı. az şey.s. behrâmen (f. behrelilik. yeşil elbise. keçi otu.i. uzaklık. kahraman. eksik veya ayan bozuk para.) sakîl.) hisse. (bkz: behrâmen). oğlak.i.) 1. (bkz: behrâmec). hisseli. c. miskab). çok iyi adam [Arapça'da fasîhi bühlûl dür]. cür'et.b.b.s. (bkz: behre-dâr). [kurucusu Şeyh Muhammed-ül-Behûrî-yür-Rûmî'dir. Behmen (f. bihâm . behte uğramak şaşakalmak. beht (a.s. güler yüzlü.i. pay.b.i. behnân (a.) l.b. bühüm.i.) 1. (bkz. bot. çok çalışmadan dolayı el ve ayak derilerinin sertleşmesi. felâket. iş. ümidin boşa çıkması. behneke (a. 3.) behreli. yaralardan gelen irin. kadın adı.) şerik. çiçeği kokulu olan bir cins söğüt ağacı. bühlûl). zekî. filanca. iyi huylu ve dâima gülen kadın. (bkz: nıatkab.s. anlayışlı.) çok ziyâde. behmen (f.) Behrâm Çubî'nin kestiği başlardan yaptırdığı minare. kırmızı gül.i. Behlûl (a. çirkin [adam]. (bkz. 2.i.s. behnâne 1.) asfur çiçeği. behrâme (f. behrâ (f.b.h. c. hayır sahibi. bir nevi kırmızı yakut. (d. 1039 (1629/1630)].s.zf. çok gülücü. behremend (f. 2. behreme (a.) Harûn-ür-Reşîd'in kardeşinin adı olup. 3. ondan dolayı. mesafe.i. 2.) 1. maymun. 2.

bejendî (f. kederli. geniş meydan.a. yaslı.e.i.i. bekâm (f.s. acı olan hâdiseler.) hükmünce.) el içinde.zf.c. ileri kakma. be-kavl-i âri' kanunu koyana göre.i.) 1. (bkz: bikâmet).i. yer. bâkilik. 5. yeniçeriler.) yakışıklı.) devam. eşitlik. çıkrık. 2. ceza.i. pesmet. bel'-i lokma lokmanın yutulması.) ökçe. kızlık. iyi nâmın kalması. belâ-yı hilkat yaratılış belâsı.e. 2. (bkz: anadil). süslü delikanlı. bel (f.) geçim darlığı.i. kuruntular. salon. 5. bekrevî (a. rahim ile mahrecinin arası. beka-yı şöhret şöhretin bekası. a. Bekriyye-i Halvetiyye (a. belâya) gam. bekûrî (a. belâbil (a. (bkz: nail olmak). olaylar. çözülmüş.s.h. müzevir. sözüne göre. sarhoş. b. Mustafa Bekri tarafından kurulmuştur. tasalar. âfet.i. sofa.s. belâ-yı berzah iki belâ arasında berzah gibi olan yer. 2. Bektâşiyân (f.i. belâ-yı siyâh (kara belâ) meç. ahras. yer altında hayvan ağılı. keder. be-hükm (a. bejmân (f-i-) l. gevşek. kazanmak ve maksadına ulaşmak.) Karabâşiyye-i Halvetiyye şubelerinden biri.i. bülbül'ün c.s. bekîm (a. kızoğlan kızlık. 3. misafir odası. mafsallarda makara şeklinde bulunan oyuklu kemik. Mustafa Bekri 1099 (16871688) de Kudüs'te doğmuştur. 4.i.i. (bkz. boğazdan mideye kadar olan aralık. Bekkem (f. bekûriyyet (a.) 1.) 1. ergen [kimscj.i. belbâl'in c. Benû Selim kabilesinden bir cemâatin ismi. günahkâr. belâde. şiddetle göğse vurma. Bektâşiler. (bkz.) maksat ve meramına ulaşan. belî).i.c. bekîl (a. beksimat (f. behv (f. hükmüyle.) erkek görmemiş kızın hâli. erken. (bkz: Mekke).zf. yırtık. bühüvv" gelir].) vesveseler. musibet.) 1. fr.) makara şeklinde olan [kemik ve sâire].i. 2.) hiç evlenmemiş.) 1. bel' (a. büyük gaile. Bekke (a. düşük.i.i.i. bel (a.) bülbüller.b. Kalû-belâ evet dediler. bikr). pekî.) ilk evlâtlık. (bkz. kötü kimse.i.i. 4. fena şey. eş.i.) dediğine göre. belâ (a. çardak. içkiye düşkün adam.h.) evet. bektâş (f.i.s.) 1. 2 . bekâm olmak ermek. (bkz: küfv. yutulma. kuyu vesâirede kullanılan çark. yalan.s.) ilk doğan çocuk. [bu iki mânâdaki c. köşk. peksimet. belâ-yı nâgâh apansızın gelen belâ. 2.i. s. sabah.) kırmızı boya ağacı. kopmuş. (bkz: ârî. bekrî (a. kopuk. behz (a.zf. alalie. be-küsiste (f. muâdil). evvelki hal üzere kalmak. Bektâşî (a. 2 . 2. be-kef (f. be's). çözük.) katı ekmek. beka ("ka" uzun okunur. telâşlar.) 1. belâ (a. bühüt) duyanları hayrete düşüren iftira. bektâşi'nin c.).f. çok içki içen. 2. hüzünlü. makara. beis (a. bekre (a. göğsün içi.i. ilk evlat. yutma. behv.i.) 1. pejmürde.) Mekke'nin eski adı. "ebhâ. cumba. avuçta.) akran.) l . ebkem). dökük. gayet zor iş. bekâr (a. (bkz bakkam). emme. be-kavl (a. genç.behût (a. 2. bekâmet (a. 3.) belki.s. (bkz: .) dilsizlik. belâd (f. belâbil (a. hayhay.) dilsiz [adam]. behve (a. bekâret (a. bektaşlık müsâvîlik.i. sebat.) Hacı Bektâş Velî tarikatına mensup olan kimse.

b. be-leb (f. yetiştirme. belediyye (a.f. bir şehrin temizliğine. alıklık.bilâ-de). zümrüt gibi süs eşyası. 5. ve i. ıslaklık. iyi su verilmiş çelik. belâya çatmış. uzdilli olana yakışacak surette. fasîh.) 1. memleket.) saban [çiftçilikte]. [Arapçadan Farsçalaş-tınlmıştır].i. [belâdûr Araplarda "habbülfehm" denilen ve ilaç olarak kullanılan Hindistan'da yetişir bir meyva]. sözün düzgün.i.c. sar-mısak. memleketli. (bkz: belendîn). yerinde ve adamına göre söylenmesini öğreten ilmin adı.) evet. . keder.i. düzgün [söz veya eser].) ayaklan alacalı olan at. 2. belbâle (a. belâdır.i. belâ-dîde (a. şey.) kapı pervazı.) beliğcesine. belham (a. belâgat-perdâz (a. cevherli. 2. beliğ (a.) katran. 6. belîd (a.) 1.s. (bkz: bülend). uzdillilik.i. bülega) 1. apathie. bilâd. abrutissement. belâlek (f.f. güzel. Beled-ullah.) 1. belak (a.) bot. yakut.) 1.f. buldan) şehir. belâl (a. kavga. belâgat-fürûşâne (a.i.zf. obur. 2.i. i.) su gibi ıslatan.i. 4. budala. s. hastalıktan iyileşen. gelin tacı. belâg-ul-mübîn ilâhî teblîgat. kasaba.c. pencere çerçevesinin alt tahtası.s. ahmaklık.b.) felâketler.f. 2. belâgat-fürûş (a.s. belbûs yabani soğan.) izansızhk.) bönlük. akılsızlık. Beled-ül-Emîn Mekke-i Mükerreme. kılıç. 2.) şehir.b.s. ed.b. [kadınların kullandığı]. belâyâ (a. ıslaklık. budalalık. mihnet. eziyet ve sıkıntı çeken.s. balsama ve bu ağacın yağı.) belâ çeken.s.i. fasîh ve düzgün olarak. telâş.) çöller. tasalar. kuruntu. gümüş. belâbil) vesvese. belâ-zede (a.f.s. belâ-keş (a. şehirli. Hz.) bönlük. ahmak. belâgat-fürûşî (a.f. 3.) 1.) iyi ve düzgün söz söyleyebilen.s. kederler. 2.e. fasîh.s. beleh (a. ıslatış.f.b. sersemlik.) 1.) belâ çekmiş.) belâ görmüş.) belagat füruşluk. bel'am (a. belâ savmak için verilen sadaka. belel (a.i.) uzdillilik taslayan. 2. belâgat'den c. belî (f. eriştirme. (bkz: ârî. pelesenk ağacı.) belediye. kılıcın cevheri ve menevişi.zf. belend (f.s.) 1.s. düzgün söz söyleyen. ölecek halde. [kelime bilâl şeklinde de kullanılır]. belbâl.s. belâdet'den) iz'ansız. belâdet (a. bir çeşit haşhaş. yetiştirilen söz. düz ovalar.) dudakta. belâgat (a. Can-be-leb canı dudakta.) 1.f. pürüzsüz söz söyleme.i. aç gözlü. (bkz: belibil). (bkz: bilâl).) belâ tartan. iyi.i. belensem (a. belârek. beledî (a.b. kusursuz. belâhet (a. bir çeşit yerli kumaş. 2. belesân (f. elmas. 2. belâ-keşîde (a. zafer.i.i. Kur'ân-ı Kerîm. 2. yaşlık.i.b.i.f. terbiyesiz. uzdillilik. beled (a.zf. Belde-i Tayyibe Medîne-i Münevvere. pisboğaz. dağ soğanı. belâ-senc (a.i. gamlar. bön.i.s. belâ). bayındırlığına ve intizâmına bakan dâire.b. tasa. temreni. belde (a. belendîn (f. beliyye'nin c. memleket. Musa hakkında israillileri kandırarak fena söylediğinden dolayı tanınmış olan "Bel'am bin Bâurâ" adında israil kabilesinden bir zâtın adı.b. düşkünlük. belâdûr (f. sersem. fr. belâkîk (a.) uzdillilikle.) belâya uğramış.s. cilt bezi. mücâdele. ok mahfazası. belîg-âne (a.f. altın. bülukka'nın c.i. kapı pervazı ve çerçevesi.i. belâg (a. (bkz: belend2). (bkz: beyân). kalın kafalılık.

ıztırap.i. yer palamudu.i. benâbe (f.) defa.) 1. ["bene". belûl (a. sâde kostüm. (bkz. benetnash. kaba şey. bint'in c. alaca bacaklı [at]. meşe ağacı. ne bilirsin. beltem (a. (bkz: beng). nöbet. (bkz: bülûl). [nazımda bem şeklinde kullanılır]. madde. ıslanmış şey. lât.) 1.) kırlangıç. (bkz. bilâh) arkası büyük. belka' (a. [kelime Farsçadan Arapçalaştınlmıştır].i. keder. 5 .) bot. iri. yular. bunduk'un c. bend (f. umulur.) 1. belâya. harap ve boş [yer].s. fr. (bkz. olabilir. serin rüzgâr.) tenha [çöl].i. (bkz. Alkaid.i.). fr.) kabasakal. 2. belmâ-rîş). benât (a. 2) astr.e. Dübb-i Ekber denilen yıldız kümesinin kuyruğunun ucunda bulunan kümenin en sönük yıldızı. 3. belka' ("ka" uzun okunur. kuklalar. çitlenbik. tambur gibi çalgılara takılan tel. 2. birini emri altına alma. gamlar.) keder. 2. kadınlar. bebekler. tevazu. benâdık (a. "-bülûl" şeklinde kullanılır]. meşhur.i.) ihtimâl.).) pelit ağacı. kan çıbanı. ahmak.c. benât-ı Havvâ kadın kısmı. kızlar. hattâ.i.i.) 1. dolan. 2. ekşi elma. makale. balsaminees. bağ. belîl (a.i. bellût-ül-arz bot.) 1.s. 2. (bkz: ekûl). 1. beliyye'nin c.i. mafsal.s. belyâd (f.s. 2. meşe ağacı meyvası. beliyye. bend-i dil gönül bağı.s. bender'in c.i. bülûs (f.i. benc (a. benâm (a.i.b. belûtiyye (a. ben (f. geniş olan kadın. rabıta.s.) Belûcistanlı. 2. 3. 2. bellût (a.s. belme-rîş (f.) ıslatma. bel'ûm (a.) namlı. bemm (a.hîle. su biriktirmek . gam.i. palamutlar. küçük aptest bozulacak yer.s. Müşar-ün-b'il-benân parmakla gösterilir. duvardan dışarı çıkan direk ucu.b. belmâ-rîş (f.) parmaklar. belsemiyye (a. kederler.i. a. belût (a.) 1. felâket.) [doğrusu bül'ûm'dur]. kanun. beliyye (a.c. tasalar. 3.) bot. beliyyât) felâket.) felâketler.i. bâm2).h. ticâret iskeleleri.i. tasa. benbek (a. kasavet. ekşi şey. [kelime "kesb-i belûl" veya.s. meşe palamudu. belsemî pelesenk yağı ile "ilgili.s. parmak uçları. yuvarlak.) iri çıban.) faydasız. bilye).) çıkıntı. belvâye (f.i.) şişe [nazımda "belvâre" olarak da kullanılır]. ing.i. bül'ûm).i. semiz kızlar. bell (a. uyku verici ve gözbebeğini açan bir ot.belîha (a.i. Zîr ü bemm en ince ve en kalın tel. ünlü. belvâ (a. "beng"in Arapçalaştınlmasıdır].i. yağmurlu. pes perde. belvâje (f. tasa. belû' (a.i. be-nâm (f. kınaçiçeğigil-ler. belme (f. kasavetler.i.) parmak ucu.) 1. (bkz: bünbek). belûs.) ticâret yerleri.b. hîleci. bellûa (a. sevgi.i.) peltek [adam]. benân (a. kurşunlar. beliyyât (a. s.) bot. fındıklar. boğum. Belûcî (f.) 1. meşhur. harman. belki (f. bel'den) çok yiyici. benâver (f. eta Ursus Majoris. benât-ı na'ş 1) naaş kızları. 2.) "ban otu" denilen. benbel (f. bağlama.) alaca. bağ. ekin.) l.i. alâka. 2. muz. palamut. belmâ.) kurtulma. benâdir (a. bend-i âhenîn (demir bağ) kelepçe. [bâzan "el" mânâsına da gelir]. (bkz.i.i. fıkra. suların lağıma akmasına mahsus delikli taş. benât-ül-lahm etli.) nakışsız.i. ilgi. belvâz (f. belvâ). hastalıktan kurtulma.s. yalan. 4.

bende-i üfkende vurgun kul. 2.i.c. ikinci derecede pûselik'in durağı ve sultânî--yegâh'ın güçlüsü olan dügâh la dır. bende-gî (f. bendine).i.i. kulunu. Makam umumiyetle inicidir. bend-i hisâr muz.) köle besleyicilik. köleye ait.b. bendaka (a.) çuvaldız. benâdir) ticâret yeri. bende-zâde (f.i.b.b. eğrilmek için hazırlanmış pamuk parçası.) bende-pervercesine.i. bendek). bağlanmış. bende-i hirîde satın alınmış köle. bender-geh (f. 2.zf.) 1.) esvabın bâzı yerlerine dikilen düğme. bendelik. bağlayan. Evvelâ sûz-i dil'de uzunca bir müddet durulduktan sonra müşterek seslerden ve sûz-i dil'in durağı. baraj. sûz-i dil.) kölesini. bend ü belâ gönül bağlılığı ve bundan doğan eziyet.i.) 1. 2.) kul. iyi muamelede bulunma. sert bakış. bendime. aynı zamanda pûselik'in güçlüsü olan hüseynî perdesinden istifâde edilerek. öyle muamelede bulunan kimseye lâyık bir şekilde. bendek (f.zf. bendegân) 1. (bkz.) köle çocuğu. köle. bender-gâh. bende-i halka-begûş kulağı halkalı köle. liman ve boğaz ağzına yapılan küçük kale. pûselik ve sultanî yegâh makamlarından mürekkeptir. emir kulu. gazel tarzında kafiyeleri değişen manzumelerin her bir parçası.b. bağlanmış.a. 6. ubûdiyyet). bende-i efgende düşkün köle. bende'nin c.) 1. 8. bağlı. kölenizin evi (= bizim ev).b. esvap yakasına ve kollarına açılan ufak .) işlek iskele. e d.). bendeye mensup. 2. esir. abd). pûselik'in re şeddi yapılarak. bende-gân (f. işlek ticâret iskelesi. esir. re bekar. (bkz: tercî-i bend.) 1. mendirek. kul. Makam. sultânîyegâh ile yegâh perdesinde kalmaktadır.) 1. liman.) bende-nuvâzcasına. bendî (f.i.b. düğme. Güçlü birinci derecede sûz-i dil'in durağı ve pûselik'in güçlüsü olan hüseynî mi. Pûselik için re bekar. şehir.b.için iki dağ arasında yapılan set. bende-niz [eski nezâket dilinde] köleniz.i. bağlı. (bkz. meç. kopça. başından sonuna kadar aynı vezinde bir çok beyitli parçalardan meydana gelen ve kısım kısım. sultânî-yegâh icra edilmektedir.i. kölelik.) küçük iskele.c. (bkz. bağlı. çâker-hâne).b.i. köle olan. bendîde (f. sultânî-yegâh için de sol bekar. (bkz: bendime. bende-i direm harîde para ile satın alınmış köle. bendeferman ferman kölesi.i. 2. su mecrası için yapılan kemer. köleler. köle. bende-perverî (f. Yâni bir nevi hüseynî geçkisiz ve sonuna sultânî-yegâh ilâve edilmiş hisâr-pûselik'tir.s. si bakıyye veya küçük mücenneb bemolü. bende-hâne (f. pâdişâh hizmetinde olanlar. bendeş (f. benderek (f.i. adam besleyici. 2. terkîb-i bend). kulluk. meç.) [eski nezâket dilinde] köle evi.i. adamını taltif eden.s. hiddetli bakma.i.) atılmış pamuk yumağı. 7 .i.i. bende-perver (f. kullar. bender (f. bir şeyi fındık gibi ufaklama.b. Donanımına sûz-i dil gibi sol ve re bakıyye diyezleri konulur. sûz-i dil'in re perdesi bekarlaştırılmakta ve sonra.b.s. s. bendîme (f. intisâbeden. benderz (f. do bakıyye diyezi lâhin içinde ilâve edilir. bende-nuvâzâne (f. bende-nuvâz (f. ilik. köle. çocuğunu onun kölesi yerinde tutup mütevazı muamelede bulunan. bendeş). taraftar. (bkz. bende (f. bende-perverâne (f. bendîme.) esir. (bkz. bendene (f. itaatli.

Beniyye (a. sîne.b.i.i.).) üzere. esvabın koltuk altındaki parçası. c. kalfa. (bkz. (bkz. 4.menekşe tarlası. benîka (a. menekşe rengi. fr. 2. şer'î usul veçhile. oğullar.b.s. ber (f. benevre (f. benefşe-zâr (f. Dil-ber gönül alan. dülger.) bot. benka (f.) . bengî (f.i.) menekşe. menekşegiller. benek-i büzürg eski kumaşlarda bulunan dairevî bir motifin adı. mor.s. atlas üzerine işlenmiş sırma çiçekli bir nevî kumaş. göğüs.i!) 1.) ince urgan. küme. benû.) 1. keçeden yapılmış Türkmen evi. benevî (a. benû. Semen-ber ak göğüslü.b. benî Hâşim Hâşim oğulları. bengâh (f. palamar. Peyâm-ber (peygamber) haber getiren.i.i. bendine). benve). tembellik. benî Âdem Ademoğullan.i. burçak nevinden.) "Kâ'be-i muazzama". Yahudiler. bendime.) 1. i. benîn (a.i.i.)tarla. su bendi. 3. oğul ile ilgili.i. esas. (bkz: bene). savat.) çok zaman çorap yapılan adî ipek. bennâ (a. binan) güzel koku.) menekşelik.) altın ve gümüş üzerine işlenilen nakış. benve (f.i. f.i.) menekşe renkli. menekşe. 2. s. benû (ibn'in c. (bkz: benefsec). binâ'dan) yapı yapan.) oğullar.i. mercimeğe benzer bir mahsûl.i. temel. benefsenciyye (a.) alan. 3. benî İsrâil İsrail oğulları. -ber (f.) mor renk. benîn'in muzaf halinde n si düşmek suretiyle meydana gelir].) 1. benne (a. benî beşer insanlar. benefş. . atın göğsünden yukarı. mimar.). akıllı. kanal. i. 2.) çocukları uyutmak için söylenen ninni. c. beng (f. çekinme.) benk tiryakisi.) 1.delik. yemiş. boğazı üstünde çıkan tüyden iki dâirenin biri.) cetvel. raiyyet yazılı olanların timar sahibine verdikleri resimlerden birinin adı. asıl.i. benefşî (f. ip. fenalıktan kaçınma.) bot. bendîne (f. i. kazanç vergisi kabilinden bir vergi idi]. benek (f.i.i.) oğula mensup. (bkz. benûh).i. (bkz. violacees. bend-rûg (f. meme. emîr'lere ve büyük rütbeli kimselere mahsus çadır.s. ekin bekçisi. bendîme).) yığın. tarla ve bostan kenarlarına suyun akıntısını kesip havuz gibi birikmesi için yapılan setli çukur. 2. 2. esrarkeş.b. esrar. ibn'in c. benîk (f. bebga). insanlar.i. [bu resim. yaprak. bendukî (a. 2. bennâk (a. gökyüzü.i. 5. bepga ("ga" uzun okunur.) oğullar.) atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir nevî kumaş. benes (a. benefşe-gûn (f.i. benûh (f. bendene. benî (a. (bkz: menefşe).e. kucak. ber (f. afyon gibi uyuşturucu ve keyif verici "ban" denilen bir nebat ve bunun tohumu.) tar. ber-vech-i âtî.i. [benî kelimesi. benûn.i. s. benefsec (a. küçük çitlen-bik.) keten bezinin en iyisi. (bkz.i. getiren götüren. benâyık) 1.s. benefşe (f. ben-vân (f-b. ihmal. harman.) kötülükten. benş (a i) . papağan.i. aşağıda olduğu gibi. benî Ümeyye Emevîler. bene (f.c. meyva.) dudu. bendiş (f.i. temkinli [kimse].s. ber-nehc-i şer'î huk. bengere (f. ber-vech-i zîr aşağıdaki gibi.

berâhîde (f. i. hediyeler. berâyâ (a. berehmen'in c. iyilik.) çöller. 2.s. Bermekî'nin c. berât-ı hümâyûn pâdişâhlara mahsus ferman. h. 6. bir hizada. berâat-i istihlâl ed. ber' (a. berâbire (a. berây-ı cinsiyyet cinsiyet için. [çok zaman silâh hakkında]. seçilmiş şey. berâbir.) yola çıkanlmış. boğumlar. mahlrkat.) Hint ve Mecûsîlerin ruhanî reisleri. berâhîhte. anlık. 7. berâhime (a.) l. insanlar. haraç ve vergi vermeyen Müslüman ve kılıç ehli . leke hastalığı. berâgîs (a. berât-ı terhânî gördüğü büyük bir hizmet karşılığı olarak vergiden muaf tutulması hakkında pâdişâh tarafından verilen ferman. tanıklar. ber-akis (f. berânis (a. yollanılmış. halk. berâcim (a.s. işlenmemiş ve ağaçsız bölge. en. bir arada. hemcins olması dolayısıyla. aklanma. bırtîl'in c. (bkz: bur'. berây-i istikbâl karşılamak için. berâet (a.i. ber-âver (f. berâverde (f.[berg'in hafifletilmişi]. berâhîn (a. berâhîn-i katıa kat'î. aksine.b. tanıklar.s. berât (a. yaratma. farksızlık. kibarlık îcâbı.b. çıkanlmış.i.i. berây-i tenezzüh gezinti için.) yırtıcı hayvan pençeleri.) fazilet. berâhîn-i aleniyye meydanda olan deliller.) birlikte bulunan. berâet-i zimmet zimmetinde bir şey olmayış. berâh (a. (bkz: bürnüs).i. bir kitabın.s.i bürcüme'nin c. berâhîn-i kaviyye sağlam deliller. müsâvîlik.i. beriyye'nin c. 2. kesin deliller. yaratıklar. bürgus'un c.i. berâtîl (a. buru1). berây-i nezâket nezâket.) pireler.s.) mafsallar. berây-i tasdîk tasdik etmek. berâsin (a.e. müsâvî. halkın. iltimas ve himaye ile ileri sürülmüş kimse. maksadıyla.) çekilmiş.i. berây-i ma'lûmat bilgi vermek için.i.s. güzellik. berârende (f.s. bürhân'ın c.i. berây-i tebdîl-i hevâ hava değişimi için. bürsün'ün c. berây-i hâtır hatır için. olgunluk.c. evin kapısı. aklık. üzerine getiren. 8. berâberî (f. genç kadın.) açık. 2.) deliller.) Berberistan adamları. berây-i isticvâb sorgu maksadıyla.) fukaraya verilen eski elbise.).) yemiş ağacı. berevât) [eskiden] rütbe. Bermek). berây-i maslahat iş için. berâber (f.i.) tersine. gönderilmiş. berriyye'nin c.). nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman. genişlik. meziyet.) beraberlik. resim ve icâre gibi hazîneye yahut vakfa ait paralan toplamak yetkisini veren vesika. başkanlan. bir şiirin veya bir makalenin başında. yukarı kaldırılmış ve yükseğe götürülmüş şey.i. (bkz.) bir dâva sonucunda temiz ve ilişiksiz çıkma. hasta iyiliğe dönme.i. berâat (a. berârî (a.i. farksız.i.a. içindekiler hakkında toplu bir fikir verecek surette güzel sözler kullanma. aklık.) için.i. beras abraşlık. berâhencîde (f. doğrulamak için. berât gecesi Peygamberimize. berây-i tedâvî tedâvî için.) üste getiren. ayrılmış. peygamberliğin bildirildiği Şaban ayının onbeşinci gecesi. berâtî (f. 3. bürnüs'ün c. Berâmike (a.) l. sahralar. berât-ı cibâyet vergi. berây (f.) 1.) rüşvetler.e.

) 1.b. 4.i. bende). (bkz. kameriye.) yerinde. viran. tutsak. 3.) esir. tam. içindeki özünden kâğıt yapılan bir bitki.b. 32 zamanlı ve 14 darplıdır. seçme. berber (f.) omuz üzerinde.i.s. [rûmî şubatın 26 sından itibaren 7 gün şiddetle devam eden bir soğuk]. uygunsuz. Türk müziğinin büyük usûllerindendir.b. Afrika'nın kuzeyinde bulunan bir kavim. erbezi üstü. saç kesen kimse. Afrika'nın bütün kuzeyinde -Mısır hâriç.s. karavaş. (bkz: çespân). 2. fakat yüksek bir mânâ taşıyan mısra. epi-didyme. doğru ve münâsip.) çöl ortasında bulunan küçük dağ ve tepe. ber-batt (a. (bkz. (bkz: berd-ül acûz berdâht düzeltme.) kuzu.s. 2. peşrev. ber-dûş (f. berehmen (a.s. ber-câ (f.i.i. bered (a.f. berçîn (f. (bkz: cihân-nümâ). Türk halısı. (bkz: hamel).) yükseğe kaldırılmış. tıraş eden. 2.b. hamel burcu.) muz. sağlam ve lâtif.) eteği toplu. perdaht).i. 2. Reâyâ ve berâyâ bütün halk.) berber dükkânı.) Berberler ülkesi. devşirilmiş. (bkz. maslûb). bir köy.i. zahmetsizce hatıra geliveren.b. 3. berd-ül-acûz (a.) çocuğu annesinin sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. perişan.i. vaktiyle Kahire 'de dış kabuğundan hasır. berbah (a.i.c.) 1. köle.i. lir. bircîs).) devam üzere. pürüzünü giderme. berde (f. münzevî. Hâne ber-dûş (evi omuzunda) serseri. esirlik. [bunun dışındakilere reaya denirdi].) 1.s.) 1. kaz göğüslü. fr.s. Hicaz'da bir dağ adı. "Müşteri" denilen yıldız. tahtaboş. cilalama.) en çok fırtınalı havada yağan dolu. berde (a.s.) anat. 2. dâim. berbâr. kalın kilim. 2.) Berber kavmine mensup olan. düzleme. berced (a.i. on iki burçtan biri. esaret. ber-devâm (f. f r. ilâhi gibi eserlerde kulanılmıştır. devamlı. berdiyy (a. ed. çardak. ber-ceste (f. Dâ-ül-berdet mîde dolgunluğu hastalığı. Bercîs (a. 32/2 mertebesine ağır berefşan ve 32/8 mertebesine de yürük berefşan denilir. 2.) 1. daimî). hasır otu. lâvuta (lavta) denilen bir çalgı. Suriye'de iki nehir. Tabiî mertebesi 32/4 dür.a.b. fena. .b.) hek. yemişli.) 1. 2. sundurma. Nâ-bercâ yerinde değil. evin damında bulunan oda.kısmı.) 1. asılmış [insan]. Pâ-bercâ sabit.) ' kölelik. sütü çok olan deve. ber-efşân (f.i.i. ber-bâd (f. bere (f. (bkz. berdegî (f. berdâşte (f. kâr. harap.) 1. ber-dâr (f.zf.) toplayıcı.b. münasebetsiz.) toplanmış.i.) kocakarı soğuğu. parlatma.) 1.b. 2. mîde dolgunluğu. pis. 2.s.s.s.s. ber-bend (f.oturan halktan olan. i. Berberistân (h. berçîde-dâmen (f. lyre. berd-i acûz kocakarı soğuğu. berçîde (f. berbâre (f. berberî (a. kirli.s. berber-hâne (f. dünyâdan elini eteğini çekmiş. berâhime) 1. Bu usûl. Gene 32 zamanlı olarak mevcut olan 22 darplı muhammes ve 26 darplı hafif den daha az kullanılmıştır. iki yürük semaî ile türlü şekillerde dizilmiş 5 adet sofyan'dan mürekkeptir. sebat edici. Hint ve Mecûsîlerin ruhanî başkanı.i.) gayet yüksek yer veya rütbe. 3. Berdeng (f. b. (bkz.i. salbedilmiş.i. i. berd (a. omuzda.b.) soğuk.s. bere-i felek Güneş'in 21 Mart'ta dâhil olduğu burç. ber-belend (f.i. 2.

sivar). berfûs (f.s. dal budak.i.s. nağme.Brahma dîninde olan. berere (a. berg-i diraht ağaç yaprağı. 2. niyet.) 1.s.s.) 1.b.) ağzın dış kenarı. berg (f. kuvvet. takat. su biriktirilen yer.) [eskiden] rütbe. meymenet. yok eden. berg-i ıtrî g. berg-i ter bot. . mal.) 1. berehmen. asker.i. iyilik severler. berg-i bîd bot.) su bendi. yeşil yaprak. güzel söz. çekilmiş. berg-i çeşm göz kapağı. yükseğe çıkarılmış.) büyük yılan. 1) söğüt yaprağı. keskin hançer. bir yana atan. hatırda tutulmuş. tartılmış.s. 2. berr'in c. meymenetler. yukarıya kaldırıp atan. s. bergamân (f. berg ü şâh bot.i.) yaprak. berg ü nevâ geçinecek şey.i.i. Tah-ran'da hamurdan yapılan erişte yemeği" mânâlarına da gelir]. yüz çevirmiş.s. 2) hediye.b. berg ü bâr malzeme. s.i. berg-i hazân sonbahar yaprağı. berf-âb (f. berf (f. berfend (f. berg (f. 2. bergab (f. nakışsız ipek kumaş. gereç. bolluk. berevât (a. çini veya tezhipte kullanılan. bergeşîde (f.i. dudakların çevresi. kılıcın suyu.).) 1.) buzhane. altın yaldızla işlenmiş hâlkâr yaprak motifi. berem (f.s. üzüm çubuklarının altına konulan çatal ağaç. kar içinde. 2) söğüt yaprağı biçimindeki süngü ucu. ber-endâz (f. berg-bîd (f. bereket (a.s. yiyinti. karlık.) 1. asma ve kabak çardağı. nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren fermanlar. puta tapanlann papazlanyla ateşe tapanlann bilgin ve soysop olanları. ejder. (bkz: berg--bîd).s. berg-i hâllkârî g. (bkz: berig). berât'ın c. bergerde (f. üryan). yükseğe kaldırılmış. bergeşte (f.s. karlı soğuk su.b.b.i. kenarları tırtıllı büyük yaprak motifi. azm.c. (bkz: bürehne.) kardan. 3. derin yer. berg-i sebz 1) yeşil yaprak. berf-pâre (f. üste. (bkz: ebrencen.) kar parçası. Tanrı vergisi.i. kılıç. (bkz: bü-rehnegî). berendâhte (f. saadetler. berehrehe (a. berend (f.b. bereketler. berg-i bîd). bereket'in c. berevât-ı şerîfe pâdişâhlar tarafından verilen beratlar. berehnegî (f.) karlı. karı eksik olmayan. sıyrılmış.) puta tapan. berf-dâr (f.i. 2. s.b. ahenk. berekât (a. berencen.) tersine dönmüş.i. yük. (bkz: sele). berf-dân (f.) ezberlenmiş. 2. [kelime Farsçada "azık.) kara batmış.i. kar ile ilgili. 3.i. (bkz. 2. set. berg-i gül gül yaprağı.) çıplak. ters olmuş. berekât) 1. saadet. bolluklar.) yüz çevirmiş. mutluluklar.b.s. berf-nâk (f. mutluluk.) kış yaz karlı olan. hayırlar.b. bergâşte (f. berehne (f.i.) hayır sahibi olan doğru kimseler. berekât-ı kelâm-ullah Tanrı kelâmının verdiği feyizler.) kar.) çok yakışıklı ve güzel [kadın]. berhemen (f-s. 2. berencîn kadın bileziği.) çıplaklık.) 1.s. bolluklar.s. berg ü sâz. s. herek. dervişlerin bellerine bağladıkları pösteki. hazırlık.s. berfûz. berfîn (f.) bent.) karsuyu. berf-âlûd (f.i. pala gibi âletler.i. 2.) 1. ber-endâze (bkz: ber-endâz).

) yıldızı tersine dönmüş. 2. Hayr-ül-beriyye Hz.) karışık.) at eyerinin altına örtülen sırmalı veya şeritli örtü. berhîhte (f.s.b.s.s. berk-ı hâtıf göz kamaştıran şimşek. berâet'den) salim.) eski veya harap bulunan büyük ev.b. berhûn (f-i-) l. sevinme. kemer.s. Bâd-i berîn tan zamanı esen yel.) dağarcık.) fena talih. girdap. minder. berîdân (f. kurtulmuş. 2. Berîd-i felek Satürn gezegeni (Zuhal). berhûh (f.) hisse. berîa (a. ulak. halk.i.b. (bkz: bevj). habîs. 5.) günü dönmüş.) karmakarışık.b. berhem (f.i. yırtık. dağınık.i. oda. diri. berj (f.i.i. yarık. berîd (a.s. berig (f. berhe min-ez-zemân bir müddet için.b.) berhudar olma. en yüce. küçük ev.b. seçkin. (bkz: berhûn).s. berîdân) postacı. bergeşte-baht (f. berîd-tayr (a. berhâbe (f.i. bergüzâr (f.) kalkan. haşa.s.) un helvası. berk (a. kır.s.) hediye. berî-üz-zimme (a.) müddet.). yaş odunun yanarken çıkardığı yaşlık. delik.) haber kuşu. hisar. berhûd (f.b.) postacılar.) havaya gitmiş.c.) karmakanşık eden. bürhûn).b. berîzen (f-i-).s.i. (bkz.i.) yaprak döken. berhûr (f. berîd-i cânân sevgilinin habercisi.s.b.) yaprak döken. habîsa).) berhudar olan. işi bozulmuş. sonbahar. parça. bergeşte-hâl (f. şimşek.s.) "çarpışarak" birbirine girmiş.b. Berîn pek yüksek.a. duvar ve bostan kenarlarına ve tarla aralarına diken ve çalı-çırpı ile yapılan çit.c. 2.i. . 3. berhâne (f. berhîz (f.s. zaman. berhûz (f.b.) güzelliği ve olgunluğu ile akranından üstün olan sevgili. andaç.s. ayaklanmış.b. (bkz: buruk. berg-rîzân (f-b.s.) seçme.s. benzen). berhem-zede (f. Ra'd ü berk gök gürültüsü ile şimşek. (bkz: gaşiye1. hamle edilmiş. berg-rîz (f. ortası boş nesne. talihsiz.) bent. yaprak dökümü.(bkz: berîcen). haberciler. hâtıra. set.s. yaratık. sıçrayan. berîke (a. bir döşekte beraber yatılan kimse. (bkz: berg). insanlar. ber-güzîde (f. onma. ziya).c. dâire.b.) sağ. berhâst (f.i. 2. (bkz: semek). 3.b. fırın. (bkz. 4.b. nasîp. parıltı. sonbahar. bergüstvân (f. su birikintisi.) sabun. ınes'ut olan. döşek.i. nasip.b. pay.) silâh çekilmiş. berhe (a. aklanmış. nemed-zîn).s.bergeşte-ahter (f. temiz. 2. ulaklar. onan. berîcen (f.s. buruk) şimşek. bergeşte-rûz (f. (bkz: beve). sahra. kadın.i. az şey. atılan.i.s.s. düşkün.i. berhur-dârî (f. Muhammed. berhem-hurde (f. altı üstüne getirilmiş. berhem-zen (f.b. güz.b.) saçmasapan söz. berîd'in c. ber-hurdâr (f.) kalkmış.çember. berâyâ) 1.i. berhâste. berhüyûn (f. ters.a.b.s. altını üstüne getiren.i. (bkz: berhüyûn). uçurulmuş.i.b.) 1. yatak. berî (a.s. çöl. torba.i.) ışık.) geçimi güçleşmiş. su çevrintisi.) içinde ekmek pişirilen ocak.i.) şiddetli kasırga. berh (f.i.a. balık. talihi ters. ber-hayât (f. haberci.) 1. hisse. beriyye (a. berîk (a. ber-hevâ (f. (bkz: pertev. varoş. kaybolmuş.) zimmeti temiz olan. tatar.

a. miskab).) mucibince.i. bıçkı. parlak. berrânî (a. bernâ (f. berpâ (f. Sür'at-berkıyye şimşek gibi. çekilip meydana getirilmiş.) ayakta. parıldama. gereğince. berreyn (a.s. Berkuk (a. topraklar) Asya. bernîk (a.s. ebrâr) doğru sözlü. güzelliği birden çarpan kadın.) şeftali. 2.) şimşek gibi.zf. mafsal ağrısı. berk-âsâ (f.) su soğutmaya mahsus kap. parlak.) arzusuna kavuşan. nesne. berk-endâz (a. bermâl (f-i. 2. 2.i. bürku').i. daimî. bermûde-i fermûde buyurulan. berr'den) 1.f. yıkılmamış.) 1. su aygın.s. i. haricî. Yahya. 3. sancı.) şimşek saçan.c. duru. şer'î hükümlere riâyet etmeyen. kayısı. kökünden çıkarılmış. çarçabuk.i. büyük küp.) 1. 2.i. Pîr ü bernâ ihtiyar ve genç.) ezberleme.zf.i. Bermek (a.i.b.) 1.i. toyluk. bermâhe (f. (bkz: kemâ-kân). romatizma sancısı.) peçe.) 1. elektrik Ahbâr-ı berkıyye telgraf haberleri berkî (a. berr-i atîk (eski karalar.i. meç.i. 2.) Çok ince ipek kumaş. (bkz: kal'). Seyyâle-i berkıyye şimşek gibi. berm (f. berrâde (a. berr (a.berk-ı şerer-hîz kıvılcım yağdıran şimşek. hayır işleyen kimse.) koparılmış. berânî) 1. [bağış.b.b. tecrübesizlik. ayak üzerinde. zerdali.i. 2. (bkz: bürka1.i.s. berk-efşân (f. bernûn (f. 2.s. dileğine eren.b.) şimşek gibi yakıcı. (bkz: şahika.) l. (bkz: müberrid). berkeşîde (f.) parlayıcı. ber-murâd (f. topraklar) Amerika. (bkz: matkab. Afrika.) kararlı. sökülmüş. ilerletilmiş.c. Fâzıl. berniye (a.s. bernâî (f.s. yiğit. pırıldayın.a. berr-i cedîd (yeni karalar. ince tül.c. berr (a. berkend (f. bernâme (f. bermekî-haslet gibi sıfatlar yapılmıştır]. karlık.s.a. ber-mû'tâd (f.zf.) 1. berkan (a.s. (bkz: unvan).) zool. yerli. delikanlılık. Avrupa. uyarına göre. açık. Cafer adında dört oğlunun soyadı. kınından çıkarılmış.b.) nurlu. emredilen şey.b. yüz örtüsü. kürkü.s.b.s.i. küçük horoz. soğutmaç.) mükemmel.) Harûn-ür-Reşîd zamanında vezirlik eden bir ailenin Hâlit. .s. elektrik.) gençlik. (bkz: burna.) genç. berkıyye (a.s. sahra ve kıra ait. her zaman olduğu üzere. çekilmiş.i.h. berku' (a.) kara toprak.i. berrak (a.) şakıma. törpü.i.kann ağrısı. bermûde (f.zf. pek parlak.a. berrâka (a. cömertlik örneği tutularak bermekî-meşrep. çarçabuk.i.) genç irisi.) dağ tepesi.) (iki kara) Asya ve Avrupa ki talan.) alışıldığı.b.i. zirve). devamlı.) şey.s.) burgu. ber-mûcib (f. zarfın üzerine yazılan adres. berren (a. mektup başlığı. ber-minvâl-i sâbık (a. berkende (f. nurlu. 3. bermâh.a.) yuvası şimşek olan.i. ber-kemâl (f. Berkan (f-'-) kıvırcık tüylü kuzu postu.f. berk-âşiyân (a. hatırda tutma. berrât (a. berniş (f.b.b. ber-karâr (f. fihrist. yabani. ["berkî'nin müen"].s. berk-ı Yemânî Yemen kılıcı. Avustralya. güzel kadın. âdet olduğu. 2. [kelime Farsça "berkenden" mastarından geliyor].) eskisi gibi. bürnâh. Bahr ü berr deniz ve kara. bürnâk).s. doruk. i.) kara yoluyla. delikanlı.

bir peygamberin din ve kitabını kabul ve tasdik eden halk.i. küçük çocuğu anasının sırtına bağlamaya yarayan göğüs kuşağı. incelenerek. kâfi. berşân (f. faydalı.) 1. Zenginliği bertaraf insan adamdı. rezil. lâtiflik. taze.i. ekincilik.) 1. ince. berz-ger (f. ber-vech-i tafsîl tafsilâtlı.) çukur. çayır. tarla sürecek öküz.s.i. ber-vech-i peşîn peşin olarak. berrüste (f. arzu. veya şey. edepsiz. lâzım değil.) 1. alçak adam. mahalle. 2.) dönüş. azap. ziyan. büküş.a. 3. köşk. 2. berzah (a. berzah-ı belâ içinden çıkılmaz belâ. karpuz.i. bertaft (f. dal. bitki. can sıkıcı yer. ber-vech-i tahkik tahkik edilerek. evin küçük kapısı.) ekinci. ziraat. zarar.i. nâzik. şiddet. bersiyâh (f.) daha.) 1.i.i.a. yumuşak yer. pleuresıe.) kadife gibi kumaşlarda beliren pürüz. at koşumunun sırt kayışı. meç. ber-vech-i âtî aşağıda olduğu gibi. ümmet.c.b.b.) yeter.i. fr.) 1. bir araya getirilmiş.b. zahmet.s. berter. (bkz: beyaban).) sanzambak [çiçek]. zor.) toplanılmış.) 1.i. berzîger (s. be's (a. s. ber-vech (f. berzûg (a.a.i.) gezinti için tertiplenen yemek. ber-teng (f.i. berz-ger. 2. döndü. afyon şurubu.s.s.i. berz-gerî (f. ova.) kavga. bervâre (f. gönül isteği. ber-taraf (f.zf.) faydalı.) çiftçilik. berz (f. berriyye (a. sahra. s. bervâze (f.i. berûmendî (f. 2. s. hisseli. kavun.b. berş (a. çimen gibi dal budak salıp yükselmeyen nebat.i. şöyle dursun.) eskisi gibi. teferruatlı olarak. olarak.s. bervak (a. z f.s. havadar mesken. ne ise ne.b. budak. çok.) olduğu gibi. ber-vech-i zîr (bkz: ber-vech-i âtî) ber-vech-i meşrûh anlatıldığı üzere ber-vech-i iştirâk ortaklıkla.) esmer.i. bervâr. cübbe veya ferace kuşağı. zariflik. 3.) 1. berârî) çöl. kara ile ilgili. 2. 2. (bkz: fâlih). bers (a. berze (f. berzec (a.berrî (a.i. dar dil [denizde]. 2. ber-vech-i bâlâ yukarıda olduğu gibi. 2. sayfiye. pek.i. 2. 2. . herzen (f-i-) l. 4. ekin.) zâtülcenp.i.) 1. bes (f. 3. yakışıklı. değerli.) çift öküzü. berterîn (f.e. bir yana atılan. ber-sâbık (f. (bkz: fılâhat. güç. burzag2).i.i. biriktirilmiş.s. ekim.i.i. berş-i rahîkî Rahîkî adlı birinin yaptığı bir çeşit macun. cadde. 2. 3. zorluk.sokak. berz-gâr. ber-sâm (f.) Kibreviyye tarikatının şubelerinden birinin adı. berûz (f. berûmend (f. isteğine ulaşan. arka kapısı. 3.f. savaş. önceden. harâset. korku. ber-vech-i yesîr kolaylıkla. 4. ipekli kumaş. satlıcan. Rûz-i be-rûz savaş günü.) ziraat. a'lâ. menfaati! olma. tamam. 5.i. nasipli.) 1. berriyyet-üş-Şâm Şam çölü.) karaya [toprak] ait. verimli. Berzenciyye (f. uzun kara parçası. köşebaşı. zirâat). meziyetli.b. çok en yüksek. yetişir. 3. s. herzede (f. keten yaprağı ile yapılan bir çeşit müsekkir macun.) (bkz: berz-gâr. 2. (bkz. üstün. berze-gâv (f. ölülerin ruhlarının kıyamete kadar bulunacakları yer.) etine dolgun delikanlı.) 1.

besâret (a.i. sofa. besgûy (f. bestegî (f. besmele (a. güleç [adam]. besek. fazlalık. un ile yağdan yapılan bir çeşit bulamaç.) güleryüzlülük.) sazdan.) 1. bağlılık.) ağzı kapalı.i. saçma. "Bismillâh-ir-Rahmân-ir-Rahîm" diyen. (bkz: besmcle-keş).i. beste (f. 2. besende (f. beste-dehân (f. besâtet (a. besâ (f.) 1. besbese (a. (bkz: ukde). 2.i. sefer hazırlığı.i. nifak. yararlık. 2. besr. (bkz: vesnıe). (bkz: şecaat). besmân (f. çenesi düşük. tencere gibi yayvan kap.) 1. [A-rapçada sıkıntı ve fukaralıktan fena durumda olmak veya savaşta şiddetli harekette bulunmak" mânâlarına gelir]. besbâs (f. 3. zafer tacı.i.i. 2. bessâm (a. s. (bkz. birçok.) geveze. besere-i habîse karakabarcık denilen ve çıktığı yeri kangren eden öldürücü bir hastalık. beste-dem (f. (bkz. şarkının makam ve ahengi.s. [cemi' olarak besâtûn şekli de vardır]. bess (a. tamam. besîr (a. bir çeşit yemek. meydana çıkarma. ziyâdelik.s. (bkz: bâsim.) 1. besere (a. besîc (f. best (f.) basit olanlar. besmele-hân (a.i. besdek (f. be-sîmlik. 1. hizmetçi. . dilde düzgünlük.f. fenalık. esneme. iftira. pek çok. donmuş. be-ser (f. besâre (f. besîm (a. s.) çok çabuk yürüme. besâre-nişîn (f.) 1. beskele (f. büstân'ın c. hazırlık.) divanhane.s. besend.f. aralarında kesin bir bağ bulunan iki şey. çok gülen adam. dili bağlı.) kâfi. besâmet (a. susan.i. kapı sürgüsü.) baş üstünde. besâvend (f. başlangıç. hayli. çokluk. serbest söyleyiş. Esterâbâd ve Gürgan'da yapılan basma nakışlı ipek kumaş.b. besûr) vücutta çıkan sivilce. yiğitlik. salon.i.s.) besmele çeken. besâtîn (a. 2.c. kaparo.i. 4. 2.i.s.i. çalçene. Bessâse (a. kazan. uşak.i. yol azığı. besîm). ufak çıban. 2. Dil-beste dili bağlı. muz.) 1.b.b.s. ağız karası.e. yetişir. besâlet (a.) düğüm. ağaç dallarından veya türlü türlü çiçeklerden yapılarak bayram ve nevruz günlerinde giyilen başlık. besme (a.) . bitiştirilmiş. basît'in c. sâde şeyler.) 1. yol hazırlığı.) nice nice. kapalı.) güler yüzlü. besât (a. yayma.) bostanlar.4.i. bessâm).) 1.) l.) kapı mandalı. sebze bahçeleri.b. harman yerinde toplanılan buğday ve arpa demeti. bağlı.) Mekke-i Mükereme.e.s.) göz açıklığı. besîse (a.b. dağıtma. kahramanlık.b. sükût eden.) besmele çeken. saçmasapan [söz]. besâk (f.i. bess-i şekvâ şikâyeti meydana çıkarma. "Bismillâh-ir-Rah-mân-ir-Rahîm" cümlesinin adı. 3.) nefesi tutulmuş. bahadırlık. derin görüş. [kelime bisât şeklinde de kullanılabilir]. bâsim.i. cesurluk.) bir anlaşmadan sonra rehin olarak bırakılan şey.i. besâtet-i arz yer düzlüğü. düzlük. ed.s.i.i.) çok. 2. besmele-keş (a.i. 2. birçok.s. şiir kafiyesi.s.i. basitlik.s.) sofada oturan.) dilâverlik.) 1. besm'den) güleryüzlü. be-ser ü çeşm (baş ve göz üstüne) bâşüstüne.) rastık. (bkz: besmele-hân). s.i. düz yer. besâit (a. yeter. 2.s. bağlanmış.) herze. pesâvend).i. besî (f.

i.i. yiyinti ve içintilerdeki acılık.b. besr'in c. beste-nigâr-hisârek muz. beşâm (a.) muz. 3.) 1. yassı epitelyum. beşer (a.epithelium pavimenteux. muştucu. beste-leb (f. kabahat.i.c. kederli.i. güç hazmolan şey. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. beşere (a.) zool. yaslı.i. besûs (a. beşâret-nâme (a.a. güzelliği. beşel (f. sabânın güçlüsüdür.b.) beste okuyan. Sabâ makamına Irak makamının pest dörtlüsünün (yâni Irak perdesindeki segah dörtlüsünün) ilâvesinden meydana gelmiştir. beste-kâr (f. beste-nigâr (f.) ayağı bağlı. İsfahan makamı gibi başladıktan sonra özatışla ırak perdesinde karar veren makam. f r. kütikül. 2. taraf. beste-hân (f. adı ilk olarak Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. cisim. iki kimsenin birbiriyle tutuşması. besûr (a.b. beşâret-âver (a. beşem (f. fr.) 1. birinci derecede kuvvetli olarak kullanılan çargâh do perdesidir ki. "asıl. beşâret (a. çirkin kıyafet. beşere-i muhât-ı rasafî anat. beden. Lâhin içinde icâbeden yerlere sabânın tiz sekizlisi için la bakıyye bemolü ve Irak'ın pest dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve olunur.i. 2. Eb-ül-beşer Hz.) şu şartla ki. silindirsel epitelyum. be-şartı an ki (f. adı ilk önce Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde geçen makam. Güçlü. compositeur.) 1.) Hicaz'da yetişen ve misvak yapılan hoş kokulu bir ağaç.b. beşâat (a. beste-pâ (f. [2 nci mânâsı ekseriya kadınlar arasında kullanılmaktadır].i. uzun boy.i. uç. müjde.b. kapalı olma. fr.i.i) 1.) 1. beste-rahim (f. Bu dörtlü ile Irak perdesinde durur. balsama ağacı.) Hurûfi bir şâir olan Refîî'nin hurûfîliğe dâir yazdığı 110 sahifelik bir eseri.s.) 1. Hayr-ül-beşer. 2. (bkz: merbûtiyyet). Nev'-i beşer insan cinsi. (bkz: betrâ'). insan derisinin dış tabakası.i.i. güler yüz. kenar. Husûsî ve orijinal bir kıymet taşıyan bu makam rağbetle kullanılmıştır ve hâlen de kullanılmaktadır.) insan.i.) kısır kadın. 2. sarıl!" mânâsına beşelîden mastarından emir.b. kompozitör. en eski mürekkep Türk makamlanndandır. anthro-pologie. (bkz: bişâret). küçük çıbanlar.) güler yüzlülük.s.f. beşe (f. ıztırap ve dindarlık mevzularında kullanılabilir. İlm-ül-beşer antropoloji. beşâşet (a. besteci.i. Araplarda çok meşhur ve meş'um bir kadın. beşere-i muhât-ı üstüvânî anat. adı anonim ve manzum bir edvarda geçen makam. okşadıkça süt veren deve.b.i.zf.a.) besteleyen.i.s. mahzun.s.Dil-bestegî gönül bağlılığı. 2. kapalılık. Âdem. . Donanımına sabâ gibi si için koma ve re için bakıyye bemolü konulur.) dudağı kapalı.) yüz lâtifliği. beşenc (f. beste-ısfahân muz. iki şeyin birbirine sarılması. [eş'emu min Besûs Besûs'tan daha uğursuz]. parlaklığı ve gençliği. Bilhassa kuvvetli hüzün. haberci.) sivilceler.b. Muhammed. beste-nigâr-ı atîk muz. Seyyid-ül-beşer Hz. beste-nigâr-ı kadîm muz. tutuk. 2. şarkıcı.) [boşnak kelimesinin cemi olarak kullanılmıştır] boşnaklar.s.f. 2.) 1.) müjdeci. açıklığı. 2. yeni çıkan garip şey.s. beşen (f. bot. beste-hisar muz. atmaca [kuş]. beşânika (a. muştu.

) sahralar. (bkz: beşîr2).) 1.) ayrılmış hurma fidanı.) dert. beşme (f. (bkz: tîrdân). beşg (f.i. şal yapan ve satan. 2. betûk (a. ana ağaçtan ayrılıp başka kök salan fidan. görülmesi istenilmeyen şey.) dişi eşek. beşeriyyât (a. işve.) oturma [bir yerde]. beş parmak da denilen.) yuvarlak tabla. bevâhe (a. Rey ile Taberistan arasında havası çok soğuk bir yer. s. insanî. 3.i. beşerlik. ahmak adamlar. (bkz: beste-rahim). belli olarak.i. gürgengiller. 3. kırlar. betyâre (f.i. 2. bevâbî (a. kesme. 2.s.i. eksik bırakma. ekşi. beşîr (a. 3. betûk (f. (bkz: beşuş). çöller.c.) çok keskin.beşere-i muhâtiyye biy. tadı fena şey. kap. betîl (a. beter (f. belli. Muhammed'in kızı Fâtımat-üz-Zehrâ ile Hz.) 1. şebnem. i. salkımları sarkık olan ağaç.zf. sıkışık [yer].i. atın seyrek basması. (bkz: şebnem).) 1. beşî' (a. sof.) güleryüzlülükle. beştük (f. Seyf-i bettâr çok keskin kılıç. gulyabâni. çiy. atılacak oklar içine konulup omuza alınan mahfaza. sataşma. kulaçlama. betyâr.s.i. yağlı. betrâ' (a.) tiftikten yapılmış şal. zarf.zf. bâdire'nin c.) çok kesen. dinsiz. okluk. tabaklanmamış ham deri. bevâh-en (a. insana mensup.) 1. kulaç. kesme.) 1. beşûş-âne (f.zf. çakır doğanlar [kuş]. betkîş (f. 3. bevâdî (a. sepeti. betûl (a. şeytan. dev. betre (a. anthropologie. bett (a. beraber. (bkz: bürrân).) 1.i.i.) meydanda.) kapıcılık.) 1.s. dişi baykuşlar. 4. besili. bettâr (a.i. (bkz: bettâr).i. ayrı kök salan fidan.) 1. 4. bevâ' (a. [kelime ebter in müennesidir].s. dolu. bûhe'nin c. 2. beşeriyye (a. beşere-i muhâtiyye-i mi'de biy. beşyûn (f. bev' (a. vücudun içindeki "gışâ-yı muhâtî" denilen derinin dış yüzü. kusurlu. aşikâr.i. Bey-i betât kat'î satış. beşerî.i. beşeriyyet (a.) kısır kadın. beştek.) beşere. beraber oluş. mide sümük zan. 2.) benzer.i.i.betulinees. şen.i. bot. bevâbet (a.) kat'î.s. (bkz: bivâbet). .s.i. beşûş (a. betîle (a. mezhepsiz. fr. keder. 2.) 1.) ok mahfazası. fr. erkeklerden çekinen namuslu kadın. (bkz: betîl). mihnet.i. Nevzat olan ve Paris'te yayımlanmış aylık bir dergi.s. i.) vazo.) 1. müjdeci. betyâb (f. beşm (f.i.i. bakkal tablası. çok çirkin.) semiz. 2. müjde getiren. be-tahsîs (a. hele. (bkz: badire). insanlık. (bkz: bed-ter).) olagelen hâdiseler.) güleryüzlü. bevâh (a.) kapıcılık. ifrit. güleç [adam].) aşikâr. 2. (bkz: hüveydâ).i.s.) 1. betûliyye (a. kuytu.i.i.s.) 1. kar. betât (a. 3.) husûsiyle.i. 2.) acı.s. bettât (a. 2. çok keskin. güleryüzlü.b. "çeşmezen" denilen bir göz ilacı. kapı bekçiliği. 2. bâdiye'nin c. 3. [Kamûs-i Muhît'e göre "bivâbet" şekli de kullanılır]. başyazarı Dr. çini saksı. 2.) antropoloji.) salcı. ayrı renkli beş çubuk motifi ile süslenmiş bir çeşit kumaş. kırağı. Meryem'in lâkapları. (bkz: ikamet). nehirlerdeki akıntı. kayıngiller. hek. naz.) daha fena. bevâdir (a. Hz. düşman.i. betr (a. beta' (a.s. Meryem'in lâkabı. Hz.s.b. 3. kâse.

sermâye azalma. iki şey arasındaki uzaklık.i. 4.) belâlar.i. bevk (a. 2. sakat şeyler. gösteriş.i.i.i. 2. kederlenme. müfret gibi kullanılan cemidir].i. bevân (a. bâis'in c. 2.i.c. bevâis (a. bârid'in c. bir kimseden kaçıp gizlenme.i. sıçrayıp binme. kim. bir şeyin .i. ileri geçme.) 1. karmakarışık olma.i. (bkz: beviç).s. (bkz: bi'r. beddua etme.. bevne (a. deve ayakları. bevs (a. 3.) galip gelme.i.) kargaşalık. kıtlaşma. bevâşe (f. üstünlük.) gizli. 2. kır. ebvâl) 1. ateşin sönmesi. [zıddı "zevahir" dir]. bevârik-i süyûf kılıçların parıltıları. su çevrintisi.i. bevârih (a. zahir. bevc (a. sövme. bevg (a. gerdanın yanında olan etler. pay. (bkz: bi-vân. çok işeyen adam.) şiddetli kasırga. mayasıllar. nasip. bıktırıncaya kadar ısrar etme. 2. s. 2. 3.).i. Bevh (a-. tahmin. göz kamaştırıcı şeyler. 2.i.i. 2.i. 2. mahvolma. haberli olma. musibetler [kelime. yalan söz. 3. aşikâr.s. keder. yoklama. düşmanlık. bevkâ' (a. şimşek. haykırma. bevâtıl (a. şimşek. bevânî (a. ziynet. (bkz: bevvâl). yaramaz şeyler. 3. 7. 3. bârika'nın c. büven.i. (bkz. çok açıklık.) 1. yemekler. bevâsîr (a. yokluk. izinsiz ve habersiz olarak bir yere apansızın gelme. bevâr (a. bâtıl'ın c. sınama. eşya. bâsûr'un'c. 6.c.i. girdap.i.) farzetme. 3. bevn (a. bevliyye (a. bevk (a. belâya uğrama. bevd (a. süs. bevh (a.i. açıklık. 2.i. lanet etme. sürülmemiş yer.i.) küçük kız çocuğu.) l/acele. (bkz. 4. işeme. debdebe. mal.s.) bâtıl. 2.) mesafe.i. 2. çöl. kaburga kemikleri.s. musibet.i. kız çocuğu. (bkz: bâdiye). mahvolma.s.) 1. biy. baki ve bâkiye'nin c. bevâtın (a. Habs-i bevl küçük aptesini tutma.) çiftçilerin harman savurduktan yaba. dâim olanlar. mu-sîbetler. su kaynağını karıştırıp açma. bevârik (a.bevâhid (a. ince kamıştan örülen hasırlar. s.) sidikle ilgili. şiddetli yağmur. bevle (a.) 1. bevh (a. bevâs (f. kapalı şeyler.i.) yumuşak toprak. çürüme. yıldırım parıltıları. bevn (f. parıltılar.s. 2.) 1.) 1. büyüklük.) sahra. çiş. bevâh. bevj (f. çeh).) keskin kılıçlar. çâh. bevârid (a. ebvine). beviş (f. bevlî.) 1. bâis). bevl (a. bevâik (a.) belâlar. bevbât (a.s. 3. bâtın'ın c.) hisse. s. felâketler [kelime müfret gibi kullanılan cemidir]. yorulma. ileri gitme. sidik.i. Dar-ül-bevâr cehennem. 2. bâtire'nin c.) kuyu. düşünme. bevâtir (a. bârih'in c.i.) hasırlar. bevga' (a.i. yokolma. (bkz: berj). bâika'nın c. hüveydâ).i. âfetler. bevr (a.i. keder ve belâ meydana getirme. 3. 4.) 1.) 1. yok olma.c. kocaya varmayarak kadının evde çürüyüp kalması. 2. oranlama.) basurlar. bevâkî (a.i. bevc (a. bâriyy'in c.) 1. çiftleşme [kadın ve erkek].) l sıkıntı.) 1.) 1. idrar. felâket. fenalık. bâriyye. bevvân). [Ahterî'ye göre] kulaklar arasında ensede veya omuzlarla boyun arasında.i. üre.i. bir araya geliş.) 1. çalıp çırpma. soğutulmuş şeyler. bevn-i baîd uzak mesafe. meydanda. boşboğaz [adam].) kalanlar. bevârî (a.) samyeli denilen sıcaklar ve şiddetli rüzgârlar. bâriyâ. hiddet ve kızgınlığın geçmesi.i. 4. (bkz: berk). ilenme. 2. 5.

) 1. çöl. bevvâbîn-i medâris ü mekâtib mektep (okul) ve medreselerin kapıcıları. iri kıçlı kadın.i. (bkz: bevle). bevvâl-i çeh-i zemzem zemzem kuyusuna işeyen [yalnız şöhret kazanmak ve adı anılmak için uygunsuz bir iş yapan].) bedevî. bey'-i mün'akid huk.c. bey'-i mevkuf eko.). belirli bir süre içinde satılanı geri almak şartıyla yapılan akit. huk. kaybolan çillerden sonra yüzün güzelleşmesi. [satranç oyununda] paytaklar. götürü satmak.m. hükümsüz olan satış.s. beyzak'ın c. bey'-i bât kat'î satış.) kapıcılar. bey'-i bi-l-vefâ eko.) aşîret..) kır.i. eşek ansı. [bakkallardan deftere yazılmak suretiyle mal almak bu kabildendir]. bevvân (a. bey' (a. yânî na-kitten başka olarak malı mal ile değiştirmektir ki trampadan ibarettir. bevvâbet (a. bevz. bey'-i gayr-i lâzım huk. rutubet dolayısıyla yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil küf. dolu. bey' bi-l-isticrâr huk. 2. 3.c. yurtsuz. düşme. bey'-i bâtıl eko. bevvâb'ın c.) kapıcılar.i. beyâzıka (a. .) Hindistan cevizi. beyâ (f. düşkünlük. ağacın köküne yakın olan yerleri. 1. satış. bey bi-l-istiglâl huk. bey'-i teâtî huk.) 1. büyûd. bevvâbîn. debdebe. bey' bi-l-mücâzefe huk. bevvâbân (a. üçüncü şahsın hakkı taallûk etmeyen satış akdidir ki lâzım ve gayr-i lâzım kısımlarına ayrılır. nafiz. 2. [pazarlıksız ve lâkırdısız müşterinin parayı.) zengin iken fakirleşme. bevvâb-ı mi'de mîde kapısı.i. hıyârattan ârî olan bey'-i nafiz. beyâbân-ı gam gam çölü.i. bey'-i fâsid eko. dolmuş. kendisinde hı-yârattan birisi bulunan bey'-i nafiz.s. bey' men yezîd artırma ile satış. beyâd (a. mevkuf kısımlarına ayrılır. gösteriş. beyâbân (f. göçebe. bey'-i lâzım huk. bevvâb (a.) 1.i. bahis ve teftiş "etmek". bevsâ' (a. satılma. bevs "etmek" (a.i. küçük yapılı ve çabuk yürüyen [adamlar].s. bey'-i nâfiz huk. aynı ayna. fâsid. Arap çocuklarının çok oynadıkları bir oyun. 2.b. bivân).) çalım. bevş (f. huk. bey'-i mukayaza huk. alıp vermekle olan fi'lî bir satış akdi.i. ebvine) çadır direği. bevvâl (a. [fuzûlî'nin bey'i gibi]. beydak. i.s. bevzek (f. çocukları evlerine getirip götüren okul hademesi.) kapıcılık.) çöl adamı.t. (bkz: bevân. huk. 2.) 1. girilecek yer. bevvâ (a. beyâbânî (f. büyü') satma.rengi.. satanın malı kiralamak üzere vefâen bey'etmesi. dağıtma "k".) yok olma. bevvâb'ın c. satın alma.b. bey'-i câiz sahih olan satış.i. sık sık işeyen. bey ü şirâ' alım satım.c. bevl'den) çok. akdin yapılmış olmasına rağmen bâzı dış nitelikleri itibarıyla geçersiz olan satış. bey'-i sahih huk.) 1.i. kapı. bevvâbîn (a. devamlı oturuş. ekmekçinin de ekmeği vermesi gibi]. (f. 2. büven. 2. başkasının iznine bağlı olan satış. bevz (a. (bkz: bîd.i. sonradan mecmu bedeli verilmek üzere belli bedelle ceste ceste mal satmak. in'ikad bulan satış akdi demektir ki sahih. beydûdet). bevvâbân) kapıcı. bevt (a.i.s. piyadeler.i. zâten ve vasfen meşru olan satış akdi. s. beyâdıka.i.. beyâbân-nişîn (f.i. mahvolma.

bir kaç asır tutulmuş ve XVIII. eskiden yalnız "araban" diye anılan makamda do perdesinin natürel olarak kullanılması ve hattâ araban'ın yegâh gibi bâzan dügâh perdesinde de kalması ile alâkalıdır. beyân-ı zarûret huk. geceyi iş ile geçirme. bîat). gardâniye. ed. Terkibindeki beyâtî ile. mecaz. beyân (a. Muhammed ile Medîneli 12 kişi arasında yapılan anlaşma.i.f. Beyâtî. (bkz. beyâdir (a.s. Ancak şetaraban'ın dördüncü arızası olan do bakıyye diyezi'nin beyâtî araban'da bulunmayışı. Donanımına uşşak gibi si için bir koma bemolü konulur. belagat ilminin. Uşşak'dan farkı. Uşşak'ın tasavvufî ve felsefî karakterine mukabil beyâtî'nin biraz hüzne kaçan bir karakteri vardır. beyân'ın c.i. neva. 2.) nutuk. hâli yazı ile bildiren açıklama. uşşak dörtlüsüne pûselik beşlisi ilâvesinden meydana gelen ve Türk müziğinin 5 numaralı basit makamı olan uşşak'ın inici şeklidir. Uşşak gibi dügâh [la perdesinde durur ve güçlüsü neva] re dir. Bu güçlü perdesinin uşşak'dan daha ehemmiyetli olarak kullanılması ve ekseriya bu perdeden başlayarak bestekârların bir hicaz geçkisi yapmış olmaları. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. beyân-ı efkâr fikirleri söyleme. Lâhin içinde beyâtî icra olunurken son iki arıza bekar yapıldığı gibi şetaraban için si bekar ve si bakıyye bemolü kullanıldığı da çok vâkidir. (bkz: biyâh). bey'at (a.i. belagat). beyânât (o.b.i. teşbîh. istiare gibi bahislerini öğreten kısmı. uşşak kadar ruha huzur verici değildir. çargâh.) muz. acem. 2. asrın son senelerinde Sâdullah Ağa tarafından tekrar ortaya atılarak ihya olunmuştur. Çok eski bir terkip ise de. son yarım asırda biraz değişikliğe uğrayarak. beyâtî-arabân (f. isminden de anlaşıldığı üzere araban (yâni şetaraban) makamına beyâtî ilâvesinden mürekkeptir.) kısa. beyât (a. bey'at-ün-nisâ (kadınlar anlaşması) Hz.i. sebze ve meyva. makamın birinci derece güçlüsüdür. bu perdelerde gezinerek ikinci bir şekilde karar etmesidir. bildirme. büyâh) ufak balık. söylenmediği halde söylenmiş sayılan hüküm. Orta sekizlideki sesleri şöyledir (peşten tîze doğru) dügâh.) muz. boysuz. gece iş görme.). Donanımına beyâtî'nin si koma bemolü ile şetaraban'ın yalnız mi bakıyye bemolü ve fa bakıyye diyezi arızaları konulur. *demeç. beyân-ı matlab istenilen şeyin beyân edilmesi. şetaraban'ın da güçlüsü olmaktadır. beyâriş (f.) 1. muhayyer. dileğin bildirilmesi. beyâh (a. Beyâtî'nin güçlüsü ve şetaraban'ın durağı olan neva] re perdesi. kinaye.i. Beyâtî-arabân.c.b. (bkz. hâlâ kullanılmakta ve çok kullanılmış bur makamdır. beyâna mevzu olmayan bir nevi söz. Esasen beyâtî araban'da şetaraban dizisi bütün sesleriyle tam olarak yapılmaz. anlatma. beyanât) 1. makamın yapısıyla alâkalı değildir. anlatma.i. beyâtî (f. bestekârlar tarafından hicaz beşlisinde fazla dolaşan bir karcığar gibi . ilâç. Beyâtî araban'ın terkibi bu şekilde ise de. bodur olarak yerde yetişen fidan. Türk müziğinin en eski makamlarından olup.) gece uyuma.) çâre.c. *söylev. açık söyleme. segah. hüseynî.paytaklar. tiz perdelerden başlaması. tedbir.) harmanlar. hakikat. bildirge. onun gibi dügâh [la perdesinde kalır. beyâre (f. Niseb-i şerîfesi 8 dir. ["biyâh" şeklinde de kullanılır].c.i.i. bu perde. beyân-nâme (a. Bu makam.i. beyân-ı hâl hâlini bildirme.

sığır dili. aklık.i. beyhen bot. onun fahte peşrevi ile saz semaîsi. inter-costal.i. beyn-el-ahâlî ahâli arasında. s. beyâd. 2.) harmana mensup. beydaha (a.i.beyazlık. beyâdıka) satranç oyununda piyade denilen taşların her biri. beyn-el-akrân akranlar.i. beyâzî l. beyder (a.) meşguliyet. adı anonim bir edvarda geçen makam. i.) 1. dâima aklındakini ve kalbindekini söyleyen. iri ve şişmanca kadın. beydânât) yabani dişi eşek. ak. fr. harmancı. 2. aklık. doğru lügat. Nota içinde pûselik için si bekar ve sol bakıyye diyezleri kullanılır. bey-gar. Beyâtî makamının karcığar geçkilerine çok elverişli olması ve karcı-ğar'ın sonunda da şetaraban başmdaki beşli'nin bulunması buna sebebolmuştur. beyn (a. beyâvâr (f. yazlık köşk. beydâh (f. beyâtî-arabân-pûselik (f. (bkz: bîdah). aydınlık.kullanılmağa başlanmıştır. beydere (a.) eko. harman yeri. bir çeşit beyaz çiçek. Zekâi Dede'nin terkîbettiği bir mükekkep makamdır. tehlikeli yer. çıkışma.) sofa ve salon. büyûd). beyâz (a.i.i. bey'iyye (a. 3. bey hân l. Makam ekseriya beyâtî araban'ın güçlüsü olan neva perdesinden îtibâ-ren bir pûselik dörtlüsü göstererek ve sonra istenirse tam bir pûselik dörtlüsü göstererek. paytak.) pazar yeri. Fahri Efendi'nin terkîbettiği bir makamdır ki. başa kakma. 4. f. beyn-el-bahreyn muz. tekdir. yaşıtlar arasında.c. beyn-ed-dıl'î anat.i.sır saklamayan.) berat. koparılmış olan şey. bey-gâh (f. fr.) yok olma.i.) ekini harman etme. Pûselik makamı ile dügâh perdesinde kalır.) kökünden.) sert başlı. bu arızalar bekar yapılır.) 1. durak. beyâtî-pûselik muz. beylem (a. iş. beyhuşt (f. Gurâb-ül-beyn ayrılık kargası. kazma. eğeler arası. beylek (f. aralık. Beyâtî ile pûselik makamının ekseriya tam dizisinden müteşekkildir. kıymetli kâğıt ve benzeri şeylerde satıcıya bırakılan satma payı.) muz.i. Beyâtî-araban gibi donanır ve pûselik dizisinin îcâbeden seslerinde.i.i. sahra. arasında.) 1. Güçlü birinci derecede beyâtî'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede pûselik'de olduğu gibi hüseynî perdeleridir. haşan at.i. 2. makamın yegâne numuneleridir. nefret edilen kimse. dibinden kopmuş. inter-sexuel. hüccet. meç. 2 umurta akı. pazar.i. ferman. güç.s. beygare ("ga" uzun okunur. beydâ' (a. pul. 2.s. i. . araya. ve sonra tam bir pûselik dizisi veya hüseynî perdesini güçlü ittihâz ederek inici bir şekilde sıralanan pûselik beşlisi ile seyir ve böylece bu dizi parçası ile dügâh perdesinde karar kılmaktadır. beyderî (a. i.c. mısır gülü.i. 2. vesîka.) 1. uğraşma.) 1. hattâ donanım ve seyir hususiyetleri karcığar ile müşterektir.i.) sövme. açılmamış pamuk kozası. beykem (f. Beyâtî-ara-ban makamının sonuna bir pûselik beşlisi ilâvesinden ibarettir.b. beyâtî-hisâr muz. boşboğaz. 2.i. beydâne (a. (bkz: beyzah). Esasen güçlü.i. beydak (a. adı anonim bir edvar-ı ilm-i musikide geçen makam. ara. Donanımına beyâtî gibi si için bir koma bemolü konulur. rende. beyn-el-cinseyn fels. (bkz: bîd. 3. kadın adı. arada. [kelime bidah şeklinde de kullanılabilir].) etine dolgun. çöl. uzunluğuna açılan yazma kitap ve mecmua.i. cinsarası. beydûdet (a. ekin harmanı. Mekke ile Medine arasında düz bir yer.

uzanım. meç. 2.i.i. chambre anterieure. beyt (a. fr. beyn-ez-zevceyn karıkoca arasında. bir Allah bir kendi bilir. önoda. beyn-es-semâi ve-l-arz yerle gök arasında. f r.c.i. veteriner. beyt-i ahzân 1) gam ve keder yuvası. beyt-ül-arûs gelin odası. kasidenin seçilmiş en güzel beyti. beyt-i ma'mûr yedinci kat gökte. beyn-el-ulemâ âlimler arasında. beyt-i muzlim fotoğraf kutusu. beyn-el-hücrevî biy. ebyât) e d. iki şey arasındaki mesafe. beyt-ül-ankebût örümcek yuvası. beyt-ül-ma'mûr. mısrâlann ikisi de kafiyeli olan beyit. beyn-el-üdebâ edipler arasında.zf. 2. beyrem (a. büyüt) 1. beyn-en-nâs halk arasında. Beyt-i Mukaddes (a.) milletlerarası. Beyt-ül-Mukaddes (bkz. chambre posterieure. beyn-el-kıtaât coğ. derme çatma ev.) "Mukaddes ev" 1. beynehümâ (a. Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk. beyt-ül-kasîd ed. Âdem'le yeryüzüne indirilmiş -Kabe mevkiineTufandan sonra yine Çenetteki yerine alınmıştır. aynı vezinde iki mısra'dan ibaret söz. 3. (a. beyt-i kuddâmî biy.) onunla Tanrı arasında.b. eritilmiş sürme.) yardım sandığı. i. Kudüs camii. anlaşmazlık.i.i. beyn-el-milel (a. beyn-el-esâbî biy. beyt-üs-sadaka (a. beyn-el-guzât gaziler arasında. fr. beyne-hû beyn-Allah (a. marangoz rendesi. hücrelerarası. Beyt-i Harâm (bkz: Beyt-ül-Harâm). 3. 2. Kudüs.) baytar. astr. beyn-en-nehreyn iki nehir arasında. beyn-ed-düvel devletlerarası. 2) (bkz: beyt-ül-ahzân). tropikler arası. beyt-ül-Haram Kabe. *eklemlerarası. en iyi olan beyti. gamlı. fr. elongation. fr.) 1. kazma [âlet]. Cennet-i Firdevs'de bir köşk olup Hz. fr. ardoda. hâne. gezegen-yer-Güneş üçlüsünün oluşturduğu *açı. 2. fr. kederli ev. hacle-gâh). beyt-i musarra' ed.) ikisi arasında. gazelin en güzel. fr.h. beyt-i iddet huk.zf. fr.b. 4. oba.) baytarlık. beytâr (a. beyn-el-ihvân eş dost arasında. hayvan hekimliği. evlilik devam ederken kan ile kocanın birlikte oturduklan ev.i. [islâm hukukunda]. beyt-ül-hüzn hüzünlü. in-tercellulaire. interplanetaire. gerçek dostlar arasında. mesken. 3. beytârâ (a. beyn-es-seyyârât (gezegenler arası) astr. beyt-i ankebût. international.i. ara açıklığı. Allah sevgisinden başka bir şeye bağlı .beyn-el-enâm halk arasında.karanlık oda. beynûnet (a. ihtilâf.s. (bkz: beyt-ül-arûs). in-terrigital. fr. beyt-i şerîf Kabe. beyt-ül-ahzân 1) Yusufu kaybeden Ya-kub'un çadırı. beyt-ül-gazel ed. beyne beyne (a. sert ve uzun taş. beyn-el-eviddâ ahbaplar. (bkz: Beyt-ullâh).) ne iyi ne kötü. 2) dünyâ. aralık. beyt-i halfî biy.c. beyn-el-mefâsıl anat. beyt-üz-zifâf gelin odası.c. beynûhet-i a'zamiyye ast. interarticulaire. intertropical. beyt-ül-Makdis). beyt-ül-mâl mâliye hazinesi. beyn-el-halk halk arasında. parmaklararası. beyn-el-havf ve-r-recâ korku ile ümit arası.c. (bkz: hacle.i. karalar arası. beyn-en-nevm ve-l-yakaza uyku ile yarı uyanıklık arası. (bkz: Mescid-i Aksa). elongation. ev. yağlı sürme. beyârim) 1. ikisi ortası. beyn-el-medâreyn coğr. oda.

beyyâhe (a.c.i. beyyine (a. Kabe hizasında Kerûbiyânın tavafı olan Beyt-i Şerif. bostan kuyusu. beyû (f. beyyâkallah (a.). ve i. beyyinât) delil. alçak gönüllülük. beyzâ' (a.s. beyzâr (a. Güneş.b.i. beyzâre (a. Hilât-ı beyzâ (beyaz kaftan) şeyhülislâm kaftanı.it ve i.) yumurtalarla gözbağcılığı ve elçabukluğu yapan oyuncu. 3. Beyt-ül-Makdis (a. beyt-ül-arûs). 4. beyyine-i âdile doğru şahit. buyuz) 1. beyzavî (a. 2.s. hüveydâ). çok nâdir şey. beyûn (a.) etine dolgun.i. (bkz. . tanıklar.c.i. beyyâb (a. beyz (a.i.) gelin. beyzet-ül-akr (a. beyûg (f.i. demir başlık. Beyyûmiyye (a. Beyt-Ullah (a. Güneş. çalçene. Beyyâ' (a.i. Güneş.b. beyyine'nin c. şahit. bahir. en çok atın ayaklarında peyda olan yumurta büyüklüğündeki şişler.) 1. 2.b. beyze-i âftâb Güneş.i. bulunmaz şey. beyze-i zer. geveze. beyze-i İslâm (a.c. (bkz. (bkz: beyt-ül-hikme).i. (bkz: beyzet-ül-İslâm).i) "hikmet'in evi" Tann'ya âşık bir gönül. beyzâre (a. (bkz: beydaha). beyt-ül-hikme (a. (bkz: bâin). haya.) uzun. aşikâr.) tenasül âleti. bey'den) perakende satış yapan küçük tüccar.h. beyt-ül-mâl (a.f. beyûs (f. beyze-i subh. tamah. şahitler.) Kadiriyye tarikatı şubelerinden birinin adı.) [eskiden] mâliye hazînesi. meç.s.i. beyze-i âteşîn. beyt-ül-ma'mur (a. celî.i. (bkz.) saka. beyt'den) geceleme. yumurta. bî-hûde-gû). yumurta [umûmî olarak]. miğfer).i.) açık olarak. güldürsün.).) "Allah seni sevindirsin.) gelin. beyt-ül-arûs (a. (bkz: Beyt-fŞerîf).) hayalar. yaltaklanma. beyt-üz-zifâf (a.olmayan bir gönül. aşikâr olarak. istek.h. beyzâ'dan) çok yumurtlayan. 3. 2. (bkz: vâzıhan). (bkz: burhan).it. beyzâ bâz (a. beyûgânî düğün.) "Allah'ın evi" Kabe. ve i. beyûz ((a. tanık. çok beyaz.) ed.i. beytûtet (a. beyt-i mukaddes). beyzâr. ümit. sucu. beyze-i zerrîn Güneş. 2. [aslî şekli Beyt-ül-Makdis' dir]. kasidenin en iyi beyti. beyûn afyon.) gelin odası. beyzet-üd-dîk (a. beyzah (a. iri yapılı şişmanca [adam].i. beyyin (a-s-) açık.) 1. beyyinât (a. (bkz. isteğine kavuştursun" mânâsına gelen bir tâbir. (bkz: ayan.i.i.i. beyzeteyn (a. ve i. beyyinen (a. 3. (bkz: beyt-i mukaddes3). hayvanların.) deliller. beyt-ül-kasîd (a. meç. (bkz: beyzî). beyze-i çarh.n.) "kısırlık yumurtası" 1.) 1.) yumurta şeklinde.i. (bkz: husyeteyn).b.) 1.i. Millet-i beyzâ islâmlar. (bkz: arûs).i.b.) dibi geniş kuyu.s.) gökte.) balık ağı. horoz yumurtası. (bkz: arûs).b.s.zf.i. tanık. (bkz: beyt-üz-zifâf).i.i. kuşun yumurtlaması. beyze (a. [Mısır'da Beyyum'da (1108-1696) da doğmuş Alî Bin-il-Hâfız ibni Muhammed tarafından kurulmuştur]. (bkz: husye).) gelin odası. gece kalma.i. büyük sopa. daha ak. Güneş.) horoz yumurtası.it.

yayın kirişini çekip salıverme.it. hayat. 3. bezm-i cem 1) îran mitolojisindeki Cem'in içki meclisi.) şiddetli sıcaklık.it. küçük yakut. (bkz: bezm-i işret.) 1. keme.) kertenkele. (bkz. sıkılma. kaçma. bezm-i aşk aşk meclisi. bezm-i nûşânuş). bezm-i işret içki meclisi.) örtülü. beyzet-ül-harr (a. 3. kabahat. bizâz. suçlu.) fakir. uslu. daralma. beyzet-ül-beled (a. bezle-gû (f. yumurta biçiminde olan. dünyâ meclisi.) Hindistan cevizi kabuğu. manifaturacılık. (bkz: bezm-i mey.) 1.i. beyzavî). i. şakacı.) 1. kısmet. beze-kâr (f. domalan [bitki]. 2 .) 1. ekilecek tane. bezm-i mey içki meclisi. 2.) günah.i.i.s. ve i. âhiret.s. bezm-i nûşânuş (bkz: bezm-i işret.) gökçil. Allanın ruhları yaratıp "elestü bi-rabbiküm" (=ben sizin Rabbiniz değil miyim ?) dediği an.) lâtifeci.) esici. beyze-i islâm). beyzî (a.s. keler. ahenk ile okunan şiir. kızgınlığını belli etmeyip soğukkanlı olarak hareket eden adam [müennesi "bezîme"dir].) akıllı. bezl-i cehd elinden geldiği kadar çalışma. hatâ. kıyafetsizlik. 2.s. zafer.i. bezâ (a. (bkz: ibzal).s.s.i.s. bezîn (f.b.) konuşmada açıksaçıklık. bezbeze (a. bezm (a. bezm-i cihân cihan. bezm-i fütûh zafer meclisi. 2. şaka tarzında söylenen lâkırdı.s. saçma. bezâzet (a. 2) Bektâşilerin içki âlemleri. esen [rüzgâr]. bezâdî (a.i. ve i. islâm milleti. mavimsi bir nevî değerli taş. oval. islâm'ın hakîkî merkezi. diş ucu ile ısırma.it. miskin.) gevezelik. esen ["esnek" mânâsına gelen "bezîden" mastarından]. kapalı güzel kadın.i-) hızlı yürüme. bezl-i nükud parayı bol verme.s. depretme.i.) "yer yumurtası" yer mantarı.b.) geveze.i. beze (f. bezm (f. (bkz. galebe. bezbâz (f.) l.) 1. zarif [çocuk]. bezîm (a.) .i. bezm-i mey). bezm-i gam gam meclisi. beyzet-ül-hıdr (a. bezaga (f.) bezcilik.s. bezr). kuvvetli. (bkz. büzûzet). ve i. bezl-i güher cevher dağıtma. para dökme. beze (a. hoşa giden nâzik söz.beyzet-ül-arz (a. eğlenceli meclis. bezâzet (a. üstünlük. (bkz: bezle-gû).nasip. kırma. bez beze (a. ve i.i.i. bezk (f. (bkz.) deve kuşu yumurtası.) içkili.i. bezm-i hâss husûsî meclis.i. bezl (a. inci saçma.) günahkâr. bezekârî (f. bezîr (a. pay.i. 2.) tohum. bezi' (a. islâm'ın yayıldığı saha.it. yumurta şeklinde bir şey. 3) içki âlemi.) zool. zorlu kimse. bezle-bâz (f. 2. bezle-bâz).) bol bol verme. beyzet-ül-İslâm (a. lâtife. suçluluk. . (bkz. tespihböceği.i.i.b. bezm-i fenâ dünyâ. perişanlık. bezm-i nûşânuş. bezm-i ferâ-yi Ahmed Efendi meşhur bir çeşit lâle. islâm ülkesi.it.) pejmürdelik. ve i. 2. meclis-i mey). bezîr (a. dernek.b. bezm-i elest tas. şiddetle sarsma. bezâne (f. suç. bezle (f. bezer (a.) günahkârlık.) esici.

kumaş satan. çargâh. obur [adam].b. banotu tohumu. (bkz: bedreka).) bot. bıdâa.) ekinci. bezme (f.s.i.) ekim.s. 2.) bot.) . bezr (a. bızâat (a. bedesten. berâtîl) 1.(f. çarşı.i. bezzâz-istân (a. (bkz. kavun.b. sarmaşık [ot].) 1. bızr (a.s.i.b. kılavuz. ıska).i. segah. 4. bezm-geh (f.i. f. a. batâik) pusla kâğıdı. bedesten. bıtâ' (a. f.i. bıd'a (a.i. bıdâa.İ.) -sız.s. esnaf çarşısı. bıdâat (a.b. bıtn (a. adı Nasır Abdülbaki'nin Tedkik ve Tahkik'inde terkipler arasında geçen makam. 2.f. bığza (a.) 1. si koma bemolü. (bkz: ziraat). zengin [adam]. 2. için mânâlarını vererek Farsçadaki be. 3. 4. bir hakkı iptal için rüşvet olarak verilen şey. bıd'.) şiddetle nefret. bezm-i tarab muz. bıttîh (a.i. bedesten.i. bıtâne (a. gizli şey. bezm-ârâ (f. bezzâz (a. 2. hicaz. (bkz: bıdısgan. çiftçi.) başlarına eklendiği zaman kelimeleri -e haline getirir. bezr-kâr (f. bî-âr arsız.) yol gösteren. bezr-ger (a.i.) bot. bılgın (a.bezm-i safâ safa meclisi.) âfet.i. ekilecek tane.s. 2. çiçek ve sebze tanesi. hüseynî) perdelerinden ibaret olan ilk beşlisini kullanmaktan ibarettir ki. ağır davranma. gizlenilen hal.) bedestan.b.i.e. bezyûn (a. (bkz: bedestan). yafta. bilgi.b.b. sırdaş. bezreka (a. boş.) bedestan. büzûr) tohum. meclisi süsleyen. bezm-efzâ (f. Nihâvend makamı ile. astar. nihâvend'de olduğu gibi neva ve ikinci derecede de sabâ'da olduğu gibi çargâh perdeleridir. delil.c. sündüs denilen altın işlemeli atlas.edatıyla aynı işi . bıdı gan ("ga" uzun okunur. rüşvet. bıdâat). ıska).) bir parça yer.i.) gecikme. (bkz: bedestan). bezz (a.i.b. 1. bezm-gâh . bıtna (a.) 1. onun gibi rast perdesinde durur. (bkz: bağza').).e.s. Nihâvend makamı içinde sabâ makamının (dügâh. manifaturacı. 3. bezr-kâr).i. (bkz: bıdısgan. re bakıyye bemolü.b..f. 3. 2. yeni terkîbedilmiş ve rağbet görmemiş bir mürekkep makamdır. mi bekar kullanılır.f.i. bezci. bezz-istân (a. varyoz. bidisgan.c. utanmaz. 5. felâket. i. bıka' ("ka" uzun okunur.i. bidişgan. esasen bu beşli. şaşkın [adam]. ekinci. yalnız kendi nefsini düşünen [adam]. 2. esnaf çarşısı. ülkeler. bırtîl (a. bezr-ül-bene (a. varaka.) l.i.i.) geceden bir kısım. topraklar. hiç sevmeyiş. bî. Bî-âşiyân yuvasız.) pamuktan veya ketenden yapılmış dokuma.).i.) sarmaşık [ot]. bodur [adam].(a. bir şehrin ortası. mîde dolgunluğu. bezr-ger (f. Donanımına nihâvend gibi si ve mi küçük mücenneb bemolleri ile fa bakıyye diyez konulur ve lâhin içinde sabâ'nın ilk beşlisi için si bekar. bi. musibet. bidişgan. bıdısgan ("ga" uzun okunur. bidisgan.c.i.) tohum saçan. karpuz. anapara. -maz [Farsça kelimelerin başına getirilir]. ince kumaş. (bkz. 2. gerçek olarak niha-vend eserlerde pek çok kullanılmıştır. bezr (a. ile. mahrem.) eğlencenin.i. Güçlü.i.i. buk'a'nın c.) gündüz yenilen bir öğün yemek.) 1.i. i.) eğlence yeri. bezme (a. malın ve paranın çokluğundan doğan sevinç. 2. bıtâka (a. bezm-i vuslat sevgililerin vuslat (birbirine kavuşma) meclisi.s. bızâa. i. ziyafetin zevkini arttıran. muz.) beyhude. bezr (f. sermâye.i.) 1.) sohbet ve muhabbet meclisinin bir köşesi.) 1.

bî-cân (f.) 1. zavallı. bidüziye. biçişk (f.) yüreksiz. serçe kuşu.) dalsız.a. etrafındakileri görmeyen.i.s.b.h.b. korkak. Bîcen (f. rahatsız.b.) yuvasız.i. f. 3.b. bi-t-. bî-ârâm (f. Bicâd (a. bî-cevâb (f.b. (bkz: usfûr). sebep sorulmaz. bî-çâregî (f. (f. bi-n-netice . bî-âb (f. bî-adîl (f.) bahânesiz. bilgin. bi-aynihâ (a.).s.) pek küçük ve değersiz [şey].b. kuru.) cevapsız.a. 3. kur-luluşsuz.s.) 1. bî-çûn u çirâ niçin ve nedensiz.) hâlis. durup dinlenmeyen.s.s. biçîz (f. bî-ciğer (f.i. mutlak (Allah). biçrek (f.s. talihsiz. mahrum. susuz.s. zavallılar.b.) basiretsiz. bî-amân (f.s.b.b. bî-bâk. dayanağı olmayan.) cansız. bîçâre-vâr (f. bî-bekâ ("ka" uzun okunur. bi-aynihî. lemelsiz.s. Allah. ruhsuz.b. bî-çâre'nin c.) aynıyla.i. sıçan.s. zavallı gibi. bi--z-. rezil. bibr (f.b. anlayışsız. Abdullah'ın lâkabı. acımaz. zavallılık.c.b.) 1. hanım. zf.) aldatılarak kendisiyle dâima alay edilen kimse.. şems (Güneş) harfleriyle bi-d-. gibi) alır.s.s. bî-berâet (f. bîcâde-i müzâb (erimiş yakut) kırmızı şarap. aldırış etmeme. bi-s-. bi-r-. bi-ş-. temiz şey.) çaresiz gibi. bî-bâr (f. bî-baht (f.) 1.b. bi-avni (a. yol yol. bî-bedel (f. Bi-hakkın hakkıyla.s.s.b.b. bacası.) benzersiz.) havuza su akıtan musluk. bî-basîret (f. nasipsiz. bî-berg (f. benzeri olmayan. emsalsiz.a.s.) asılsız.a.) amansız.b. tıpkı.b. paha biçilemeyecek kadar değerli.) 1. hatun. bî-âşiyân (f.) bahtsız.şeklini (bi-1-münâsebe).c.s. çizgili olarak dokunmuş kilim.s. hakîm. hala.b.i. (bkz: bizi şk). merhametsiz. sakınmayan. bî-behre (f. 2.i.) benzersiz.a. 2.) hekim.) fare. şekillerini (bi-t-tabi. biyâ') kilise. bî-aded (f.) yardımıyla. 2.) kuru. bicrît (a. bî-çâre (f. eşsiz. bî-add (f. bî-âr (f.) sayısız.) kabul ve lasdik muamelesi. halı. 2.s. amanver-mez. eşsiz. Hz. havuzdan dışarıya su akıtan delik.i.a. donuk.s.) bîçarelik.i.b.s. 2.b. bîcâd. bî-asl (f.). kehribar gibi saman çöpünü kendine çeken. değersiz.i. behresiz.s.) l sayın bayan. doktor.) yersiz.) bîçâreler.) hesapsız. sebepsiz.b.) bekasız.s. bîbî (f.s. çekinmeyen. aba. kırmızı dudak. bî-çûn (f. olduğu gibi.s. .s.) korkmayan. (bkz: Bîjen). bicişk (f.) 1.zf. bîat (a.i. bî-bahâne (f. (bkz: lâyüs'elü amma yef al). bî-çâre-gân) çaresiz.b. kör. bî-câ (f. [aslı "bey'al" dır]. bî-berg ü nevâ elinde avucunda bir şeyi olmayan.görür.s. 2. 2. bî-çâregân (f. bîa (a.s.s. bîb (a.a.b. meyva vermeyen. hayâsız.s. havuza gelen suyun yolu.s.b. 2.s. utanmaz. sıynk. Bî-asl ü esâs aslı esâsı olmayan.) arsız.) korkusuzluk.a. yakuttan daha az değerli kırmızı bir taş ["mercan" diyen lûgatlar da vardır].a.) 1. bî-bâkî (f. bîcâde (f.s.b.a. bî-bahâ (f. ev kadını.s. bi-avni-ilâhi teâlâ Allah'ın yardımıyla. bî-çâr. bi-n-.) berâetsiz. zf. Kameriye harfleriyle başlayan kelimelere eklendiği zaman bi-1.

bidâyet (a.) mutsuz. bîd-i giryân. uykusuz.) 1.) zalimlik. bot.a. bi-d-da've (a. c.b. ağlayan söğüt.i. 2 . bot.) uyanık. merhametsiz.a. bî-dâdî (f. bî-derd (f. mükerreren). ağlayan söğüt. 2. (bkz.s.b. bîdâr-dil (f. bî-dirîg (f.b. bîd (f. bîdah (f.s.i.zf.) zâlim. Bi-t-tedrîc tedricen. t. bedel verme. s. 2. 2.) başlangıçta.s. beğenilen yenilik. ilkin [aslı bedâet'dir].s.i.a.bîd (a. salkımsöğüdü bîd-i revân. korkak.e. zâlim. dinsiz. çaresiz. bot. bî-dimag (f. hisse.b. sepet örücü. bid'at'ın c. bîdester (f. bidâd (a.edatının d.) devası bulunmayan. kafasız. (bkz. bîd-i sürh bot. peygamber zamanından sonra dinde meydana çıkan şey. başta.b. (bkz: safsâf). huysuz [aygır. bîd-i müşk bot. at].i.i. bid (a. bi-d-duâ' (a. büyûd. beyinsiz. bi-d-def'ât (a. bida') 1.i. kunduz. bî-devâ (f. hâin.) Arapçadaki b i. bî-direng (f. elinden geleni yapan. arkadaşlar arasında nöbetle satın alma.) zalimlik. uğraşma.b.b. zavallı. zulüm. pantolon gibi ayaktan giyilen şeylerin paçası. salkımsöğüdü bîd-i nâlân. bîdâr-baht (f. (bkz: bedde). esirgemeyen. dikkatlilik. bî-dîn (f. bida' (a. bî-devlet (f.) dâva ederek. bî-dermân (f.) devrederek.zf. . nüktesiz. bid'at-i makbûle makbul olan.b.i.) mutlu. beğenilmeyen yenilik. bidde (a.b. salkımsöğüdü bîd-i sernigûn bot. bid'at-i seyyie fena yenilikler.s.b. bidâyeten (a.i. salkımsöğüdü. bîdârî (f. güçsüz. bî-dil (f. sert başlı. sonradan meydana çıkan şey.i. kızılsöğüt.) dermansız.) 1. bot.) akılsız. gaddarlık. âşık. bî-dâd (f. çabuk. Baht-ı bîdâr uyanık talih Dil-i bîdâr uyanık gönül. bidh (a. b. uyumayan.i. t ile başlayan kelimelere katıldığı zamanki şekli olup kelimeyi zarf yapar.defalarla. sultanî söğüt. bîdâre (f. salkımsöğüdü bîd-i piyâde. Bi-d-da'vâ dâva ederek. bidâl (a.) davet ederek. 2. ağlayan söğüt. düşkün.zf.i. j bid'at-i hasene beğenilebilir yenilikler.zf. ağlayan söğüt.) 1. beydûdet). bi-d-devr (a.) âşık.s. gürdâs).) zool. bidak (f. bi-d-devletü ve-l-ikbâl (a.) durmayan. işkence.) devlet ve ikbal ile.b.i. ağlayan söğüt.a. ağlayan söğüt. (bkz.) 1.b. aydın. bid'at-i merdûde reddedilen.) başlama.s.b.s. acımasız. esirgenmeyen. süiti.s. hainlik. güç. 2. 4.) takat.) 1.s.s. 2.) sepetçi. bidâyet mahkemesi (a.) sonradan meydana çıkan şeyler. bîdâr (f. uyanıklık.zf. bî-dâd-ger (f.b. salkımsöğüdü bîd-i mecnûn. dolaşarak.) uyanık.) bir kaç kere. bî-dâd-gerî (f.) yok olma. derman. bîd-bâf (f.i. çabalama.) bir şeyi başka bir şeyle değişme. 3. başlangıç.i. gaşûm .) dua ederek. bi-d-da'vâ (a.s. gönülsüz.) [eskiden] asliye mahkemelerine verilen ad.) don.a. bid'at (a. gaddar.zf.) söğüt ağacı. kalpsiz. 3.s.s.zf.) haşarı.i.i. kedersiz. (bkz: beyâd.) dertsiz. trampa etme.s.) 1.b. eğlenmeyen.i. beydah). bot.) geniş ova.

) soğuk tabiatlı. (bkz: cürsûme). hâli.) istemeyerek.b.) günahsız.b. tarafsız.) nihayetsiz.e. terbiyesiz.s. h.s. bî-gâh.i. bî-gâne-gân (f.a. nitelik. bî-endâze (f.s. bî-gânegî (f. baldıran kökü.) başkasıyla. ayva.) 1. bid-istân (f.i. bîgal ("ga" uzun okunur.zm. onu. bî-gaye'nin c.a. iyi.bidisgân (f.s. bagl'ın c. tembel. bi-esrihi (a.) sonsuz.b. fr.b. bî-gâne-meşreb (f.zf. aşın. 2.a. kargı. sonsuz. keyfiyet.) esterler. bi-eyyi-hâl.) kayıtsız tabiatlı. ona. bî-edeb (f.i. bî-edât (f. (bkz. sıkılgan.) anat. kök. utangaç. ondan. bî-gışş (f. bilâ-fütûr). bî-gümân (f.b. Zühre (Venüs) yıldızı.a. konak.b. yararsız. bî-garez-âne (f. Bidpây (f.i.b.) garezsiz bir surette.). 2.b.s.s.s.i.a.i. onunla [tek erkek]. bî-gaye ("ga" uzun okunur. b.) Allah'ın fazlıyla. tas. bî-edeb-âne (f.) gamsız. onu.) arkadaşsız. temel. taraf tutmayan. hareketsiz. bî-gavr (f. uyumaz.zf.). ona. bî-enbâz (f.) hep bir arada. cümlesi.) gayretsiz.) o. bî-gayret (f. bî-geh (f.s. hal. ilgisizler.s.s. bihâ (a.a.b.zf.) Allah'm emriyle. bî-günâh (f.i.zm.b.i. sınırsız. 2.) 1.) edepsizcesine. bî-hâb (f. Gah ü bî-gâh vakitli vakitsiz. selâmet. -sız.) 1. bî-encâm (f. bıdışgan.b. bidrûd (f. tanıyıp da tanımazlıktan gelen.b. gayesiz.) karış. 2.b. 2.b. bî-gâne-hûy (f. uyanık. f.a.) edepsiz. mutlaka. bî-fütûr (f. bîgerân (f.) hilesiz. bihâ' (a.s.zf. uçsuz.b. (bkz.) 1.) uykusuz. accusatif. esenlik.zf. garezsiz. dünyâ ile ilgisini kesmiş olan.) söğütlük. 2. (bkz: bihî). begas).i. bî-gâne (f. murdarilik daman.) dipsiz.) faydasız.) bigâneler. çok.b. bî-fâide (f.) hepsi. kayıtsızlar. sınırsız.) ölçüsüz. bîh-i kûhî bot. bi-gayr-i kasdin (a. bih (a.) 1.) ağaç kurdu.s. samimî.) farksız.) o.a.s. bucaksız. bidisgân). f. bi-ecmâihim (a.i. cansız. bî-garez (f.zf.i.s. [bazı lûgatlarda "bedest" şekli de var]. ondan. bî-gâne'nin c. Mef'ûl-ü bih gr.s.s. sonu olmayanlar. dağ kökü. a.zf.) 1.i.i. bîet (a.b.) yabancılık. bigas (a. (bkz: bıdısgan.a. (bkz: bî-şekk). bi-eyyi-hâlin (a.a. yabancı.) sağlık.h. kızı olmayan. katırlar.s.) sarmaşık [ot]. haksız yere.s. 3. kayıtsız.i. bî-duht (f. elbette. f.b. bî-fark (f. -i.s.b.s. 2.i. kanşıksız.) aletsiz. bi-gayr (a.) sonsuzlar.zf.) şüphesiz.a. f. bîe (a.b.a.b.b.a. bir menzile konma. bi-emr-illâh (a.) vakitsiz.) yurt. bidist (f.s. bidre (f. ortaksız. bi-gayr-i hakkın haksızlıkla.zf. bîh (f.) 1. yeğ. suçsuz.s.a. bî-gamm (f. (bkz: rumh). kızsız [kimse]. kaynak. durum.s.i. bih (f. asıl. i. bigal ("ga" uzun okunur.s. bîdvend (f.b.) herhalde. bi-fazl-illah-i teâlâ (a. onunla [tek dişi].s.) kantaşı.) mızrak.) Kelîle ve Dimne'nin müellifi olan meşhur Hind filozofu. bî-gayât ("ga" uzun okunur. ilgisiz. zavallı. . tasasız.

2.) akıllı [kimse].s. çoluksuz çocuksuz.s.) -ce. bihterek (f.a. bi-haseb-il-örf ve'l-izâfe âdet olduğu üzere. bihterek (f.).i. bî-hesâb (f.b. bî-hûde-kâr (f.) erkek kurt.s. tükenmez.s. onlarla [çift erkek].s.a.) akılsız.b.s. 2.b.) beyhudelik.a.a. onlara. bî-hayâ (f.) yersiz yurtsuz. boş yere konuşan.) habersiz. bî hengâm (f.) 1.b.) eşsiz.zf. bihân (f. bihr (a.s.) baygınlık. onlan.a. bî-hicâb (f.i. en iyisini seçen.) Allah'a şükür olsun.zf.i.s. bilgisiz.s. iyi adamlar.a. faydasızlık. bihâr-ı baîde uzak denizler. bihrâm (f-i-) oruç. i. bihâhe (a.s. 2.) hakkıyla. sağ. benzersiz.b. bih-efgen (f.) iyiler. sonsuz.b. (bkz: bî-hödane). bayılmış. kalburdan geçirilmiş bihter. bî-hûde-gû (f. bi-hakkın (a. bî-hayât (f. bihişt (f.) denizler. bî-hemtâ (f.) âciz. 2.b. bi-haseb-il-merâtib rütbece. bih'in c. "günü iyi" iyi günlü.zm.s. utanması olmayan. bakımından.) hissiz. bi-hamdi lillah (a. boş yere.) hareketsiz.s. bih-güzîn (f. kıymetli bir taş.i. pek çok. i.b.) o. vurdumduymaz. sarraf. bî-hıred (f. geveze.b. (bkz: bî-âr). pek iyi.) o.i.a. her zaman taze.) Farslılarca 120 senede bir kere on üç ay itibâr edilen senenin ismi.s.) dikensiz.) vakitsiz. bihâk (a. ayva.) utanmayan. çılgın.s. uçsuz bucaksız. bihîn.i. bî-hüde (f.bî-haber (f. mutlu.) boşuna çalışan. bîhaste (f. (bkz: bî-nazîr).) boşuna. 2.s.) sonbaharsız.b. bihâr (a.b. şaşkın. bî-hadd (f.b.) 1. bih-rûze (f-b. onlan.a.b.s. rütbe bakımından.) baygınlıkla. en.) hadsiz. has ekmek. nihayetsiz. (bkz: be-hişt). kendinden geçmiş olan. duygusuz.i. bi-haseb (a. beyhude.i.b.zf. 2. bihterîn (itf. i. pek iyi.s. bî-hûde. her zaman bahar. bîh-ken (f. bî-hûde-gî (f.b.) beyaz.i.s.b. bî-hûdâne (f. bih-dâne (f.s. onlarla [çok erkek].s. bihimâ (a. bih-rûz. üstünlük. verimsiz. onlardan.b. bihâh.b.s.).b.) 1.b.zf. bî-hazân (f.s.) kökünden söken. hallaç. onlardan. [sonraları dört senede bir gün fazlası olan sene-i kebîse şekline konulmuştur]. bîhte (f. (bkz: rûze). usulünce. bî-hadd ü pâyân sınırsız ve sonsuz.) boşuna.i. bihred (f. sağlam.s. bihbûd (f.s. bihbûdî (f. bî-hareket (f.i.b.b. bî-hiss (f.) en iyi olma.) elekten. üstünlük. kökünden söken.s. bihîne iyi.s.).b. bî-hodi (f. (bkz: bih2).) ağız kokusu. kafasız.s. sınırsız.i.) ayva tohumu.i.) en iyi. bihî (f.) hesapsız.b.) iyi. bî-hâr (f.) ses kısıklığı. bî-hemâl (f. bî-hâsıl (f.b. seçkin.) 1.b.s. binim (a.) cennet. bihnâne (f. yararsızlık.) iyi olmaklık. bî-hûd (f. sayısız. bî-hodâne (f.) kök söken.zf.b.s.s.) cansız. bihterî (f. iyilik. .i. bî-hod (f.) daha.a. onlara. bahr'in c. yorgun. bî-hânümân (f. kımıldamayan.zm. en iyi.s. tamamıyla.) benzersiz. uçmak.b. sıhhî [vücut].) 1. (bkz: bî-hod).

marifetsiz.s.a. şarap içme. bi-izni şer'î (a.) yersiz.) ibaresi ibaresine. yüzyılda yaşamış İran'lı ünlü bir minyatürcü. bî-infisâl (f. bî-ibâretihâ (a.zf.a.s.zf.b. bî-hûşâne (f.i.) insafsız. h.) gevezelikle. 2.b. s. bî-ihtiyâr (f.s.bî-hudûd (f.) Allah'ın izniyle. bikr-i hükmî huk. sözsüz.i.zf.s. bîka (a. bîje (f. bîilaç" deyiminde geçer. sonsuz. bî-izzet (f. aslı temiz.b.) kimsesiz.s. ülkeler.) kimsesizlere yakışır bir halde.s. ebkâr) dokunulmamış. anlayışsız. husûsiyle. bî-iştibâh (f. aldınşsızlıkla. ilgisizlikle.s.a.zf.s.s. bî-insâf (f.) kavuşmasız.) huzursuz. sırf.a. bî-karâr (f. bikr (a. bî-iktidâr (f.) idraksiz.b. kendinden geçmişçesine bî-hutût (f. bî-kerân (f. tedirgin.b.a.) mercimek. saf.i.) hadsiz hududsuz. bî-kaydâne (f. 2. bî-intihâ (f.) kayıtsız. buk'a'nın c.s. bî-kelimât (f.a. bî-hüde-gûyî (f.zf. 2.a. b.) şarap. [behzâd şeklinde de kullanılır]. doğuşu iyi. bî-karârî (f.b.a.a.b.s.s.s.b. 2.s. bey zar). salt.b. bî-hüde-gûyâne (f.b. z f. sâde. rahatsız. bî-mahall (f. i. bî-kayd (f.s. bî-kıyâs (f.) kararsızlık.) kendiliğinden. sersem.b. hâlis. soyu güzel. kız-oğlan kız.) eksiksiz olarak. çalçene.b. bekâr.s. bî-ilâc (f. ölçüsüz bî-ittisâl (f.) şeriatın emir ve müsaadesiyle bi-izn-illâhi teâlâ (bkz.)hünersiz. alâkasız. kenarsız. XV. 2.)şaşkıncasına. bikr-i fikr ilk olarak söylenen fikir.s.) kapı anahtarı.) iktidarsız. aldırmaz.a.) 1.s. bika' (a. bi-izn-illah).s.a.) sınırsız.) 1. kararsız.)1.i.i. uçsuz.b. bih-zâd (f. sonsuz.) kelimesiz.) nihayetsiz.) i'tidâlsiz. şarap meclisi.s.) ölçüsüz.) 1. karışık çizgili. değeri. bî-kes (f. bî-kâm (f.b. kayıtsızlıkla.s. 3.i.i.) yararsız. bî-kesâne (f.b.) yerler.) kıymetsiz.) 1.s.s.a. bi-hoş.b.i. (bkz.) boşuna gevezelik.s.). Bîjen (f.b.) izzeti. pek çok.b. deli.b. kıymeti olmayan.zf. bî-hüdegû (f.zf.a. kızlık. işsiz [kimse].c.a.) i'tibarsız.a.s. [Efrâs-yab'ın kızı Münije'ye âşık olduğundan dolayı Efrâsyab tarafından bir kuyuya hapsedilmişse de Münije'nin yardımıyla Rüstem tarafından kurtarılmıştır]. değersiz. bî-hüner (f. bikâmet (a.) şüphesiz. bî-idrâk (f.s.s.b. 1rj bî-i'tidâl (f.a. (bkz: bekâmet).a. kimsesizlik.) îran mitolojisinde kahraman meşhur Rüstem'in kızkardeşinin oğlu. bî-i'tibâr (f. topraklar. bikmâz (f. tekerrür etmemek ve hakkında hadd-i zina icra . (bkz: bekâret).b. acımaz.zf. maharetsiz.b. bî-irtiyâb (f.) aynlmasız.) çizgisiz. bî-huzûr (f. bî-kesî (f.) bîkeslik.a. (bkz: nâ-be-mahall). katıksız.) ["hiç bir şey yemeden" anlamına gelen] "aç. bijeng (f.s.a. güçsüz. karışık.a. bî-hûş (f. elde olmayarak.b.s. şaşkın.) şüphesiz. tamam olarak.. bî-kem ü kâst (f.i.b.b.i. aynıyla.b.) geveze.a.b.) kayıtsızca.b.a. ')iÜ bi-izn-illâh (a.a. bî-kâr (f. erkek adı. rahatsız. bî-kıymet (f. UI .a.s. genç kız.

bilâ. sağlıkla.) bakireler.zf. bilâ-taksîr (a. bilâ-udûl (a. Lârisa]. istanbul'da Üsküdar.b.b. kesin olarak.i. bilâd-ı aşere 10 şehir [izmir.zf.b. telâş. bikr-i mazmûn orijinal ve ilk olarak söylenmiş mazmun. Kudüs. bilâh (a. şehirler. sürekli. Diyarbakır. irticalen.s. bilâ-fütûr (a. bikle (a.b. bilâ-isticvâb (a. Bağdat. bilâ-ihtiyâr (a. bikrân (a-i.s. Rusçuk. bi-l-âfiye (a. bilâ-tevakkuf (a. yaradılış. kasabalar. bilâdı-ı isnâ aşer 12 şehir [Adana. bilâ-ücret (a.) 1. .) 1. bilâd-ı rûm Osmanlı imparatorluğuna dâhil şehirler. eksiksiz. bi-küsiste (f. bilâ-iş'âr (a. gibi.s. Beyrut.) fasılasız. Şam.b.) istisnasız.) isbatsız.) tahkik etmeden. tasa.) tashih edil meden. sonradan. bilâd-ı selâse [eskiden] 1.b. bilâd-ı âmire îmar görmüş. Bil-iktifâ iktifa ederek.zf. çapa. bilâ-tashîh " iL. Galata ve Eyüp semtleri. belâl). Maraş.) sebepsiz. rüşvet almadan. bilâ-fâsıla (a. aldırmayarak. bilâl (a. (bkz.) taksirsiz. 2. bîl (f.) 1. geçmeden.) aksine.e.s. biçim. belde'nin c.b.) memleketler.s. bil'âhire (a. hatırlatılmadan. 2. mâmur beldeler. eklendiği -kameriyye harfleriyle başlayan.) seçilmeden. tabiat.s. bel. bilâ-irtikâb (a. belbâle). bilâ-ihtâr a. tam. Trabzon. bezmeksizin.zf. Anadolu.b. kusursuz.zf. Bilâ-bedel bedelsiz.s.(a.) -siz. istanbul. Sivas.i. şehirler.b.) bedelsiz. bilâd-ı harâciyye haraca bağlı arazi.b. kopmuş. bilâ-inkıtâ' (a.) ücretsiz. bildirmeden. bilâ-lüzûm (a.b.bikr'in c.zf. keder.zf..zf. ko puk.) arkalan büyük olan kadınlar. bil-akis (a. Selanik.) elinde olmayarak. bilâde (f.) kusursuz. düşük.) lüzumsuz.) -ile mânâsına gelip.(a.s. Sofya. An-tep. aralıksız. ve i.zf.b.) müzevir.b. düzeltilmeden.edilmemiş olmak şartıyla zina ettiği malûm olan kız.) ihtar edilmeden. bilâd (a.b. Eyüp. bilâ-kayd ü şart kayıtsız ve şartsız. Bosnasaray.b. Halep. Hind ayvası denilen Hindistan'a mahsus bir meyva..i. sorup soruşturmadan.zf. elem. bilâ-sebeb (a.s.) devamlı. çözük. belâd). Edirne.s.) sormadan.) 1. Kan-diye. (bkz: ebkâr).b. dönmeden. bulaşmadan 2. Erzurum.) düşünmeksizin. kıyafet. Galata. tersine. bilâd-ı cesîme büyük memleketler. bilâ-istisnâ (a.zf. bilâd-ı erbaa 4 şehir [Edirne. şekil.) 1. bilâ-tahkîk (a.s. bî-kusûr (f. seçmeden.zf. karşılıksız. bayındır duruma getirilmiş. bilâ-bedel (a. tersine olarak.b. parasız. bilâ-teemmül (a. kılık.a. 2.).zf.zf.s.s. Bursa.) sonra.) iş'ar etmeden. kavramadan.b.) irtikap etmeden.) korkusuzca.) sapmadan. intikal etmeden. gereksiz. Trablusgarp.kelimeleri zarf yapar.) afiyetle.zf. [Arapça kelimelerin başına getirilir]. çözülmüş. bilâ-intikal (a. 2. bilâ-intihâb (a. kendiliğinden. belîha'nın c. sonunda.zf.b. tam tersi. (bkz: be-lâde. gübre sepeti. fesatçı. arasız. haber vermeden. bilâbil (a.b.b.b.zf.i. 3. söyletmeden. Bursa.b.b. gevşek. 2. Kahire]. (bkz ı'belbâl. bilâ-isbât (a. (a.e. bil.) durmadan. Çankırı]. bilâd-ı garbiyye batı memleketleri.

i.zf. çocuksuz.) uyuşmak. bi-l-istihsâl (a.) söyleyip yazdırarak. bi-l-hayr (a.) lâzım olduğu için. kayık küreği.zf.b.zf. bi-l-intikal (a. araçsız. bi-l-farz (a.zf.e.) hakîkî olarak. bilâ-veled (a.) soruşturup. bi-l-istiklâl (a.zf.zf.) düşünmeksizin. tutalım ki.zf. bi-l-iktidâr (a. toptan. bi-l-îcâb (a.s. bi-l-istilzâm (a.) neticelenerek.zf.zf. bi-l-istîcâr (a.zf.zf. husûsî olarak.b.zf. apansızın.i.zf.zf.b. uğurlu olarak. bi-l-infikâk (a. bütün. . bi-l-istihkak (a. birbirinden diğerine geçerek.zf. bi-l-incimâd (a. bi-l-istikbâl (a. bi-l-inkişâf (a.) karşılayarak.) saygı duyarak. bi-l-infâz (a.) açılarak. anlaşarak. cevâbını alarak. öğünerek. gösterip öğreterek.)' kısımlara ayırarak. ayartarak. dikkatle. keserek. bi-l-iktizâ (a.) intikal ederek.).) bile bile. bîlek (f.zf.zf. bi-l-fi'l (a.zf. bi-l-iddiâ (a.zf. (bkz: bi-1iktizâ).zf.bilâ-vâsıta (a.) hayırla.) istiklâl üzere. gelişerek. (bkz: bedâheten).) hep. benzer göstererek.) göstererek.) misal.) vasıtasız. titremeden.zf. yanak. bi-l-ihtiyâr (a.) iftiharla. z. 3.zf.zf.zf.) çatal temrenli bir çeşit ok. bi-l-infilâk (a. bi-l-intihâb seçerek.zf. başlıbaşına.zf.) iddia için. bi-l-imtihân (a.zf.) diyelim ki. bi-l-istifâde (a. aynlıp tek kalarak. bi-l-imzâ (a.zf.) mahsus.zf. bi-l-intisâb (a.b. yaparak. gerekli görerek. yaparak. icra marifetiyle. bi-l-hükmü (a.) aynlarak.zf. 2. gönderi. ivedilikle. (bkz: an-kasdin).) lüzumlu. (bkz: cümleten). bi-l-iskât (a. saygıyla.zf. gerektirerek. "kesme" denilen küçük bahçıvan beli şeklindeki ok temreni. bi-l-ihtimâm (a. bi-l-istihbâr (a zf) haber alarak.) bindirilerek. ağzını kapatmak için. bi-l-irkab (a. 5.s.) hakkı ile.zf.zf.) husule.) acele ederek. özenle. örnek. anlaşmak yoluyla.) susturmak. hele. bi-l-imtizâc (a.) 1. patlayarak.zf. bi-l-iltizâm (a. bi-l-iftihâr (a.zf) birine mensup olarak. bîle (f. bi-l-isticvâb (a. elde ederek. karşı giderek.) veletsiz. sınavla. ayrılarak.zf.s. (bkz: faraza).zf) icra ederek. gerçekten.) infaz yoluyla.) imtihanla.b. yerine getirerek. meydana getirerek. isteğiyle.) hizmete alarak.zf.) infilâk ederek. 4. bil-cümle (a. dikkat ederek. doğrudan doğruya. yol göstererek. sonuçlanarak. uyuşarak. bi-l-imtisâl (a. (bkz. bil-bedâhe (a. imzalanarak.) iktidar ile.) kiraya vererek. bi-l-inkısâm (a. liyakatli olarak. bi-l-iktisâb (a ?f) kazanarak. bi-l-hâssa (a. dikte ederek. bi-l-icrâ (a. yoldan çıkartmak suretiyle.) dileğiyle.b. meydana çıkarak.) faydalanarak.) imza ederek.zf. bi-l-intâc (a. bi-l-istihdâm (a.b. yararlanarak.) donarak. bölerek.) aynlarak. bi-1-îcâb).) kandırarak. bi-l-irâe (a.) delil getirerek. yan.zf.zf. birdenbire.f) sorup anlayarak. bi-l-istidlâl (a.zf. bi-l-infisâl (a.zf.) çözülerek. ada. yerini bırakıp giderek. bi-l-infirâd (a. gerekli görüldüğü için. kiralayarak. bi-l-ihtirâm (a. bî-lerziş (f.) özenerek.zf.) hükmünden dolayı.zf. bi-l-imlâ (a. kullanarak. bi-l-istidlâl (a. bi-l-istifsâr (a. (bkz: hassaten).zf. bi-l-isti'câl (a.) titremez.zf.

zf. billurdan.zf. bi-l-müşâvere (a.zf.s.zf. bi-l-izzi ve-l-ikbâl (a. (bkz.i. (bkz: müttefikan.) sorguya çekerek.zf. gerek.zf. sırasını getirerek. billûr (a. konuşarak. bî-l-i'tâ (a. bi-l-ityân (a.zf. bi-lutfihî (a.) işgal ederek.zf. billur gibi. izafeten).) keşfederek. adamlarıyla. billûrîn (a. billûrî.) istişare yo luyla. birleşerek.s.i. bi-l-izâfe (a. belvâ).) Allah için.s. açarak. bi-lutfihî teâlâ (a. bî-lüzûm (f.) nöbetleşe. bi-l-istintâk (a. bozmadan.) karşılık olarak. akciğer zan iltihabı.zf. ayırma ile. bi-l-muhâfaza (a.) lütuf.) billur. bi-l-kalb (a.zf. danışarak. bi-l-mukabele (a.) billurdan yapılmış veya billur ile ilgili.) zâtülcenp. hep.zf.) billur gibi. billâhi (a.zf. bi-l-kayd (a. billâh.zf.) yazı ile bildirerek.) yapışkan otu. bilsâniyye (a. sırasını bularak.) billurdan.zf.zf. bi-l-kuvve (a.zf. bilur (f. bi-l-istîzân (a. düşünce halinde. bir şeyi saklamadan söyleyerek.) itiraf ederek. bilve (a.) Allah'ın inâyetiyle. bi-l-lisân (a.).zf.) kaydederek. bi-l-iş'âr (a.zf. bi-l-istisnâ (a. fr.) vererek. bitirerek. müttehiden). 2.a.zf. bi-l-muvâcehe (a.) vâsıta ile. sarmaşıkgiller.zf. bi-l-mâ' (a.) bütün.) bot.) konuşmak suretiyle. bi-l-maiyye (a.) birleşerek.) büsbütün.i. bi-l-ittihâd (a.) izzet ve ikbâl ile. uyuşarak.) gayet parlak ve şeffaf (saydam) taş veya pek saf ve temiz beyaz cam. işgal suretiyle. bi-l-itmâm (a. kerem ve inâyetiyle. bi-l-i'tirâf (a.zf.) sırası düşünce. bi-l-işgal (a.zf. bilsikâ' (a. bilûrîn (f.zf.bi-l-istimlâk (a. elbirliğiyle.) tasavvurî olarak. bi-l-iştirâk (a. bi-l-istirar ister istemez. sırasında.s.) konuşarak. billûriyye (a. bi-l-kimyâ (?f) kimyaca.i. ruhsat alarak. bi-l-vesîle (a. hanımeligiller.) istimlâk yoluyla. kristal [Farsçası bilûr dur]. su veya hidrojeni bulunan mânâsına hydro karşılığı. bi-l-müzâkere (a.) maiyyetiyle.zf.) getirerek. bi-l-külliyye (a. bi-l-istişâre (a. billûrî (a. yeri gelmişken. hakkı teslim ederek.) izin ile. konuşarak.) değiştirme yoluyla.) danışarak. bi-l-müşâhede (a.) ortaklaşa.s. bi-l-ittifâk (a. 1. istimlâk ederek.zf.i.f.) yüz yüze.) vekâlet ederek.) müzakere ile.) muhafaza ederek.) ayırarak.zf. bilsâm (a. oybirliğiyle.i.b. sırası gelince. bi-l-umûm (a.) kim. billur.) beraberce. i.pleuresie.zf. .zf.zf.zf. bi-l-vekâle (a.zf. Ecsâm-ı billûriyye billurdan yapılmış cisimler. konuşarak. bi-l-münâsebe (a. meydana çıkararak.s.) bu vesile ile.) kim. bi-l-münâvebe (a.zf.zf.zf. bi-l-müşâfehe (a. bi-l-iştirâ (a. * araç h.) görerek. bütün bütün.zf.b. (bkz.) tamamlayarak.). değişe değişe.) satın alarak.zf.zf. bi-l-keşf (a.) lüzumsuz. verme suretiyle.zf.zf. bi-l-vâsıta (a. yüzleştirerek. satlıcan.

) 1.b.s.b. yurtsuz.b. hoppa adama yakışacak surette. zayıf.s.s.a.) hastabakıcılar.) -e. soğulup sayılma korkusu.s. bîmâr-hâne). tuzsuz. bî-mûcib (f.s. bî-maksad ü bî-günâh (a. bî-magz-âne (f. sevgisiz. bîm ü ümîd korku ile ümit. hasta. bîm-engîz (f. bî-mânend f h s) manendi.) güçlükle. Bin Mehmed Mehmed'in oğlu. hoppa. bin (a.) 1.zf.a.) korkmuş.a.i.s. deliler yurdu. bî-mikdâr (f. eşi bulunmayan.s. bîtâb).(a. yüreği katı. görücü. bîmâr-istân l. akınlar veya harpler sırasında ele geçen kadın esirlerin ayrıldıkları sınıflardan biri.bi-l-vücûh (a. bîmâr-ciger (f.) çekinmeksizin. (bkz. saçmasapan [söz]. bî-mecâl-âne (f. bî-mecâl (f. bi-mübâlût (f.) halsiz. Bin-netîce netîce olarak.b.s.b.i.s.s. bî-mihr (f. bî-mübâlât kayıtsız.çekinmeden. bîmârî (f.s. bî-muâdil (f. yok yere.) 1.).i. bî-mihr ü vefâ vefası.s.a.) her yönden. serseri. 2.a. bîn (a. bî-meâl (f.a. bî-mezak (f. -de.zf. bîmâr'ın c. hükümsüz.a. (bkz: havf).) korkutan. yapılan bir iyiliği gücendirecek şekilde hatırlatmayan. gücendirici bir şekilde hatırlatmayan [lütuf].s. bîm-i cân can korkusu.i.a.b.b.) .c.) [gözü] baygın bakışlı olan.) gönlü sıkılmış.b.) 1.s. bîmâr-hîz hastalıktan yeni kalkan [kimse]. bîmâr-dâr (f h s) hastabakıcı. bîmâre (f. sevgisi olmayan.a. 2.s. sayısız. insaniyetsiz. 2.hastahâne. bed-sîret. bîm-i dûzah cehennem korkusu. bî-merhamet (f.zf. büyün) bölge.b. tat almaz.a.) eşsiz.s. takatsizlik.) yine o mânâya.c.b.b.s.) beyinsiz.) 1. tımarhane. (bkz: bî-mubâlât) bî-müdânî (f.) şefkatsiz. benî) oğul.a. halsizlik.b. (bkz: bî-hemâl. -bîn gören. 2. üzüntülü.s. bîmâr-dil (f.s. bî-merâ (f.a.s. başına kalkmayan. bîmâr-hâne (f. lûtufkâr. tımarhane.a. takatsizlikle.b. güçsüz. bî-misâl (f.c. bî-minnet (f. bîmâr-çeşm (f.b. sakınmadan. -ile hallerini karşılar ve şemsiye harfleriyle başlayan kelimeleri zarf yapar. tehlike. bî-mâye (f.) hastalık.) 1. kararsızlık. bîpervâ).b. bîmârân) hasta.) eşsiz.s.) dikkatsiz. bî-nazîr).) maksatsız ve günahsız. hastahâne.b.a. f. kötü yaratılıştı. yine o anlama. güçsüzlük. bitkinlikle.i. bitkin.b. Bin-nefs nefisle. korku. sebepsiz.b. bîm-i ta'ne azarlanma.b.) anlamsız.s. bî-mürüvvet (f. (f.) mûcipsiz.) zevksiz. akılsız.a.b.b.) akılsız. bî-meze (f. 2. bîm (f.) mânâsız.s. bî-muhâbâ (f.s.) riyasız. eşi benzeri olmayan. yoksul. bi-ma'nâhü (a. neticede. mayası bozuk. bin.) 1. (bkz.s.s.b. 2.(bkz: bîmâristân2). bitkinlik.s. takatsiz. 2. bî-mekân (f. yersiz. ürkütücü. (bkz. bî-mer (f. 2.s. . ürküten. mıntaka. benzersiz.) hesapsız.b.) çok sıkıntılı ve üzüntülü. bîmârân (f. bî-mecâlî (f.) merhametsiz. 'önemsiz.a. (bkz. sayısız.i. bîm-nâk (f.) . saygısız.s. bed-tıynet).b. sayrı.b.s. bî-magz (f. bî-ma'nâ (f.b.e. dermansız. benzersiz.s. mürüvvetsiz.b.) tatsız.b.b.b. mânâsız. bîmâr (f.) emsalsiz.a.s. (bkz: bî-nazîr).

bî-namâz (f. bî-nâm (f. yapılarak. namaz kılmayan. binâvend (f. kuşdili de denilen dişbudak ağacının meyvası.f. binâberîn).s.) bakımsız. (bkz.2. bînende (f. bî-nihâyet (f.) 1.i.s. rezil.i.) bunun üzerine.) mâni. bincişk (f. i. tatsızlık. sessizlik. kurma. binâ emîni inşâatı kontrol eden kimse. binâ' (a.b. mülakat. kulak memesi.i. lezzetsizlik. 2.zf. beynamaz. bî-nâm ü nişân (olmak) adı sanı kalmamış (olmak). uzak görüşlülük.s.) l . (bkz: bi-nâvend). (bkz: piyâle). bî-nevâyî (f. engel. yakar-masız.s.c. nasipsizlik.) sırasız. bînâyî görücülük. (bkz: bi-nevend).) l.).) 1. .) fels.) kendisi. bînâyî-refte (f-b. 2. 4. tuzsuzluk. [Arapçası "fincan" dır. [insanda ve denizde].s. ihtiyaçsız.) nasipsiz. 4. binâber (a.) 1. dayanarak.) ateşle. binâen aleyh (a. bî-nevâ (f. sansız.) yalvarmasız. bînâ (f. 2.b. görme kabiliyeti. bîneng (f.zf. 2. bî-nihâye (f.burun. bu sebepten. bi-n-nâr (a.b.b. -için.f.b. bî-nemekî (f. (bkz. binâ-gerde (f. binâberîn (a. dağ tepesi. talihsiz.Dûr-bîn uzaktan gören. göz. ayrılık dolayısıyle zavallı bir hâle düşmüş olan. kadeh. beynamazlık. 5. 2.i. (bkz: ebedî).i.) manî. bî-niyâzî (f.) 1. isnâd).i. bingân (f.s. lezzetsiz.b.b. bî-nigâh (f. dürbün.zf. sükût. bî-nişân (f. fakirlik. -den ötürü. namazsız. yapısı. içinden. bînâb (f. binâen-alâ-zâlik (a. 2.i. bînendegî (f. dayanma. binâgûş (f.) 1.) namussuz. bî-nazîr (f. çaresiz.b. 3.s. bunun üzerine. engel. (bkz. (bkz. kendi kendine. kendi kendisi.). zavallı.) adsız.b. -bînî (f.a. Âkıbet-bînî sonu görürlük. düzensiz. binâ-yi ilâhî Tanrı binası.zf.) bundan dolayı. dalış.) nişansız. bîniş (f.zf. yapı.b. bî-nemek (f.i. bî-nasîb (f.i.s.) kurulmuş.) manevî görüş. tatsız. hakikati kavrayan.s. sonsuz. uyanık. bînâ-dil (f.i.a.s. bînek gözbebeği. binevend (f.s. bî-nesak (a.s. bincişk-i züvân bot. talihi kapalı.) 1. ebniye) 1. (bkz: binâen-alâ-zâlik).b.zf. uzgören.zf. meçhul (edilgen). bundan dolayı.) -den dolayı. tükenmez. 3.i. gören. bînî (f-i. bunun üzerine. bingere (f. bi-nefsihî (a.s.) iğe sarılmış pamuk ipliği.b.s. yayın ele alındığı kısmının ucu. ev. 2. (bkz: usfûr). sonsuz. bî-nevâ-yı firâk ayrılığın nasipsizliği. 2. yoksulluk. (bkz: hadeka).]. kadınların aybaşı hali. (bkz: binâberîn).s. tatsızlık.) 1. görebilme.) nihayetsiz. yapma. işâretsiz. bi-n-nefs (a. kendiliğinden. ilerisini düşünen. görüş. 2. meç. bî-niyâz (f. fakir. gören.s. basiretli.b. basîretkâr).) tuzsuz.b.) namazsız. kulak tozu [aslı bünâgûş dur]. akıllı.) zenginlik.i.) bundan dolayı.b. görücü. binâen (a. 2. tas.) nasipsiz.s. 3. vefasızlık. lâzım (geçişsiz).) görürlük. bî-namâzî (f. (bkz: müstagnî).b.) serçe kuşu. görücü.s. kâse. gr.) 1.b.i.) nihayetsiz.ekinciler arasında su paylaşmak için kullanılan ölçek. müteaddî (geçişli). mutavaat (dönüşlü) gibi fiillerin esâsını mevzu yapan kitap.) kalbi. bî-misâl).) "görme kabiliyeti gitmiş" kör.s. uç.a. muhtaç.s. fr.

zf. kanatsız.) 1. dökük. yeğen.) kardeşçe.s.) 1. birbâs (a.b. birâder (f. seccade.) 1.b. yüzük parmağı. bi-resm (a.) 1.zf.) 1. nefiy. çıkmaz sokak. yol bulunmayan sapa yer.) belirmez.b.) sonsuz.) az şey.s. müzik bilmeyen okuyucu. 3.i. bîrâste (f. birâzbân.i.) kolsuz. 2.i.i. bî-râhî (f. bî-per ü bâl (f. güçsüz [kimse].) 1. . reysiz.b.c. bi'r-i zemzem Mekke'deki zemzem havuzu. bî-reng (f.s. birâder-i rızâî süt kardeşi [Acemler berâ-der şeklinde kullanırlar]. 2. taslak halinde bulunan resim. ilâhî cevher. kilim. bünye).i.. uğursuz.) yağsız.) merhametsiz.s. bîrâd (f. bî-pâyân (f. bî-rahm (f.s. soysuz. (bkz. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.s.) kardeşe mensup. Bircîs (a. 2. bîrân.a. birâder-i mâ'nevî ahret veya din kardeşi. 2.s. biraz. başarısız.) çekinmeksizin. bint-i ineb (üzümün kızı) şarap.i. bir dereceye kadar.) damarsız. yatak.i.s. birâz (a. görünmez. (bkz: bercîs1). bî-râhe (f.i.) Müşteri (Jüpiter) [gezegen] [Farsçası Bercîs dir]. yolsuzluk.) kardeş çocuğu. bî-nûr (f. viran. 2. binsâr (a.i.) yıkık. birâder-zâde (f.).kelimeleri zarf yapar Bi-r-ricâ rica ile. körkuyu. bi-n-nisbe (a. birâder-âne (f.b. bi'r (a.i. bîreg (f.) -ile. bî-rengî (f.a. birâder-enger (f.zf. bi'r-i muattal susuz.b. örtü gibi şeyler. âdet olduğu gibi. renksiz.e. bî-nümûd (f.) arsız. i. birâderî (f. kardeş.i.) resmî olarak.i.) fazla dallan kesilmiş. yıldırım. karşı karşıya döğüşme. bî-pervâ (f. dost.) savaşa atılma. düşüncesini söylemeyen.i. bî-reh (f. bi-r-rakabe rakabet ederek.b. erkek kardeş.s. dermansız.s.) kardeşliğe kabul edilmiş kimse. görmez. -ederek mânâsına gelip.) kılıç.b. ihtiyar. pîr. hançer ve bıçak gibi âletlerin kabzaları içine bağlanan demir berâzbân ve berâzvân şeklinde de kullanılır]. bir (a. yolsuz. kardeşlik.b. Ayşe bint-i Osman Osman kızı Ayşe. ahret kardeşi.) üveyi kardeş. birâz (a. binye (a. 2. kalbsiz. bî-rey (f. birâzvân (f. dostça.[asıl ve mecazî mânâda].b. birâder-i can-berâber çok yakın dost. [hatâ ile birini öldüren katil için diyet olarak şer'an verilmesi gereken yüz deveden yirmisinin bu neviden olması gerekir]. döşek. bî-perde (f. 2. bî-râh. bî-revgen (f-b-s.) renksizlik.) derin kuyu. nursuz. âbâr) kuyu.i. harap. oysuz.) 1. budanmış [ağaç]. bi-n-netîce sonuç olarak. bint-ül-cebel (dağın kızı) aksiseda.) orta parmakla serçe parmak arasındaki parmak.) 1. binsır.s.b. i. sakınmadan.c. bîrâne (f. hah. bint (a.s. birâder-hande (f.i.a. (bkz: bî-muhâbâ).a.s. bîr (f.s. meç. tükenmez. benât) kız. hanende.spontane. 2. renksiz.) 1.b.i. 3.) nisbetle.s. münasebetsiz ve kötü yola sapan. tas.b. utanmaz. arsız. (bkz: bi-z-zât).b. aforoz veya sürgün. bint-i mehâd iki yaşına girmiş dişi deve.

hâriçte. yüzsüzlük.) sabırsız.) başsız. güzellik. ve i. birişte (f. bîrûnî (f. fazla.s.b. biryân-ı muhallâ tere. sermayesiz.a.b. bisât-ı hâk). (bkz: bisât-ı hâk. bisât-ı felek yeryüzü. bağışta bulunma. [hafifletilmişi "birûn" ].b.) ibrişim'in hafifletilmiş şekli.) bot. birîşüm (f.b. (bkz. şeytanboku. bî-semen (f. birînc (f.) etek öpme.s.) kısmetsiz. bisât-ı arz yeşillik. bi'se (a.s. bî-rûzî (f. bisâr (a. bi'se-l-masîr cehennem. bîser. [acı ve kokulu bir sakız]. pirinç [mâden].) üzüm salkımı.b.a.i. yabanî karanfil. . bî-sabr (f. zümrüte benzer.a.s. Benât-ı bi'se afetler. bî-rûh (f. biryân tava. 3. bî-ser (f. bisât-ı berf (kar döşeği) karla kaplı olan yer.s.i.) sebatsız. bîrzî (f.) 1. bî-sânî). değer. küçük göl.i. büyük belâlar. (bkz: birincâsf).) sebepsiz.) riyasız. 2.s.) gerekli eşyası bulunmayan. minder. iyilik. yok yere.) sabahsız. çimen. Misk otu.) . zf.) bot. "zemberek" denilen bir harp âleti.s. keçe. bî-sebeb (f. alm. bîrze. kasnı. yeryüzü. fr.) şüphesiz.b. bîsere (f-i-) atmaca cinsinden zağanos denilen avcı kuş.b. busat) kilim. 2. lât. birke (a.) aslı olmayan bir şeyi görür veya işitir gibi olma. arsız. yalansız. Armoise miskotu. bîrûz (f.) 1. birsân (a.) kısmetsizlik. birr (a. bisât-ı bûsî (f. hareket]. ne fena. sarı çiçekli bir ot. tepsi gibi şeylerde susuz veya az suda pişirildikten sonra kızartılan et kebabı [Anadolu'da toprak çukurda pişirilir ve adına "pîren" denilir]. büsre'nin c.i. dönek.s.a. bisât-ı satranç satranç tahtası.) at kestanesi. bisât-ı kevn ü mekân kâinat. bisât (a. bî-rû (f.i. züğürt [kimse]. s.) kıymet.s. bürsen). yalancı zümrüt.i. göğüs. dışarıda. dış. 2.i.i. birnîs (f.i. birincâsb (f. (bkz . haricî.) 1.dışarı. bisât-ı kevn ü mekân).) bot.) kızartılmış.s. talihsizlik. hayır. (bkz.) hayâsızlık. anaya babaya itaat. bîrûzec (a. suyoncası denilen.s. tüfek. bî-sebât (f. pirinç [hububattan].i.) firuze.i. nane ve piyazlı kebap. (bkz: bisât-ı felek. bî-sân (f.i.).c. bî-rûyî (f. döşeme. 3. benzersiz. bisât-ı hâk yeryüzü.) ikincisi olmayan. olmayan şeyi varsayma.b. paha biçilmez. yonca. varsam. birsîm-i mâ' bot. bîrzed.i.i. ne çirkin" mânâsına gelir.i.) .a. birîg (f. koyun otu.) selâmlık dâiresi. bî-seher (f.b. bî-sâmân (f. fr.) cansız.i. compositae artetnisialaxa ["ing mugwort miskotu. birkıl (a. 2. 2. birsâm (a.a.b.s.s.a.) yüzsüz. birincâsf (f.) parasız. yaygı.s. büsre).) 1. selâmlık odası.i. değersiz yeşil bir taş. 3.a.i. pilav.i-) 1. (f. bî-sânî (f. hallucination. 2.) bot.bî-reyb (f.e) "ne kötü. birr ü takvâ çocuğun ana ve babasına itaatli olması.i.b. bî-ser ü bûn ipe sapa gelmez [söz. gökzümrüt. el etek öpme.a.a.s. bir benzeri olmayan.s.s. Beifuss miskotu" dur]. bî-sâz (f. büyük havuz. gölcük. bî-riyâ (f. birsîm (a. dünyâ.a. bîrûn (f-i-) l.

b. (bkz: büsut). v.a.a. bi'set-i nebeviyye Peygamberimizin gönderilişleri. 2. bîserâk. bî-şevâib (f. bismillâh (a. i.s.i.) 1. bis.) küstah. gümüş kakmalı işlemeler.) çok. 4.) yirmi 20 bîstâh (f. tutuş.a. bî-ser ü sâmân sefil ve perişan. bişâret (a.s. (bkz. pahalı. fr. bî-şekk (f. (bkz: galî). benzeri olmayan.).bî-ser ü pâ başsız. 2. bî-şikîb sabırsız. bîstümîn yirminci. bi'set (a.) 1. cılız. 2.s.s. bî-şebîh (f. çarpık. bî-sükûn (f. zayıf [adam].) suhuletle.i. bismil-geh (f. bi-s-suhûle (a. Çetr-i bîsütûn gök. eğri. artık. durmayan.i. biş-i behâr bot.i. . 2. şekilsiz. i.s. kıymetli. bismil-şüde (f.s. tutan ve saçılan şey.) ["bi+ism" den] ismiyle.s. bisut (a. bîşe (f.s. halsiz.) fels.s.e.) yüksek fiatlı. bî-şekl (f.) arkadaşı çok olan. bişâr (f.zf. sabrı tükenmiş. bîş ü kem fazla ve eksik.b. bisre (a. bisyâr-gû (f. tutsak.) 1. hayvan kesilen yer. i.) ormanlık.) çokluk.). hareketten kalmaz.i. bişâre.) gevşek. amorphe. eksiksiz.) boş. i.s. çok kimseyi tanıyan.b.i.zf. kim. döşek.) çıraklara. bister (f. bismil (f.) utanmaz. meşelik. bîsütûn (f . başıboş olanlar. benzersiz.i. bîş-i mûş fareye benzer küçük bir hayvan.s. savruk.s. utanmaz [adam]. arsız. kolaylıkla gibi. bistâm (f. bism-i şâh (a. bisyârî (f.i.b. gökyüzü. Allah. düzensiz. Çin'de yetişir zehirli bir ot. bisyâr-husb çok tembel. intizamsız. (bkz: besmele).s. bîst (f. değerli.b. bi'set-i Muhammediyye (bkz: bi'set-i nebeviyye). bism (a.) şüphesiz.s.) lekesiz. edepsiz. bî-şâibe (f. eksiksiz. hizmetçilere ve askerlere ayın yirmisinde verilmesi gereken ücret.) "başsızlar" ana baba terbiyesi görmemiş olanlar.b.) kesilmiş.) boğazlanmış. bisyâr-ber bol meyveli. dermansız.i.b. bîş (f.s.s. adıyla.a.) çok konuşkan.). bistûh (f.) kusursuz. sazlık. sevgilisi Şîrîn'in emriyle Kermanşah civarında deldiği dağ.b. bistâr (f. boğazlanmış hay bismil-gâh.. (bkz: bî-gümân).i.) âciz. (bkz: perûş).s. Bi-s-suhûle suhuletle.i.f. kolaylıkla. beceriksiz.s. bîserek (f. esir..) durmaz. 3.) bektâşilerce bismillah yerine kullanılır.) mercan [taş]. bî-sûd (f.) sivilce. bisr (a.) iki hörgüçlü erkek deve ile bir hörgüçlü dişi devenin yavrusu. bî-serân (f-b.b. bîstgânî (f.) -ile mânâsına gelip -şems harfleriyle başlayan kelimeleri -zarf yapar. faydasız. âşık Ferhad'ın.s.a. bisyâr (f.i.b. meşelik.) orman.) salhane.a. h.i. bisyâr-kes (f.b. saçı.b. bî-şerm (f. bîşe-zâr (f. kusursuz.sazlık.s.) yatak. bîş-bahâ (f-b. ne cesiz. bıldırcın otu denilen. altın.s. kaya koruğu. beşaret).i.) 1.zf.s.) vücudu sivilceli olan [kimse].(a. ziyâde. bistüm.) gönderme.

) tarafsızca. bî-tâk (a. tedbirli.) daha fazla. bitlâb (f.) 1.zf. bî-taraf (f. bît (a. uyanık.s. yorgun. bi-t-tafsîl (a. bi-t-tahrîk (a. bişkene bişkele (f.) faydasız. (bkz: şü-kûfe). kusma. .) bitkin. 2. çiçek.) 1.b.) ibâdetsiz. bîtet (a.) 1.s. Bi-t-tanzîm tanzîm ile. güçsüz.) geceleme. kesilen bir şeyin ufak bitke (a. becerikli. 2. menfaatsiz. tamamen).) tahkik ile.i. baldan ve hurmadan yapılan bir çeşit şarap.b. 3 kuvvetli.a. bi-t-tab' (a. zool. çaresiz. bişkûfe (f. bî-tarafâne (f.a.a.) takatsiz. bî-tâbî (f. akıllı. geceleme. çevik. talaş. bîte). teşvik ederek. biş-mûş (f. [eti panzehir olarak kullanılırdı].) kusuru. balyoz. tasa. (bkz: bişkel. bişkele. kasavet.) ufak parçalan. bi-takdîr-illâhi teâlâ (a. bişkûl (f.s.b. bişkene).bişing (f. (bkz: tufeyli). 5.) sığıntı. bî-tâ (f. 4.i. ayırma yoluyla.i.) Allah'ın takdiriyle. gıda. eksiği olmayan.b. daha çok.s. bişpûl (f.) tahammülsüz.a.(a. biştâm (f. oynatarak. araştırarak.s. herhangi bir kimseyi ve yanı tutmaksızın.) yoluyla.zf.) tamamıyla. pek çok. bi-t-tahkîk (a.i. bî-tâb-âne (f. bişkûh (f. bot. küskü.s. kışkırtarak.i.) 1.a.zf.zf.) bitkin bir halde. bî-tahammül (f.a. bî-tâil (f.b.zf. bi-tamâmihî (a.i.) buruşuksuz.) tabiatıyla.) tarafsız. gecele-yiş. bişkel. bî-tâkat (f.s. 2.i. zf.i. tomurcuğu. 3.) kuvvet ve iktidar sahibi. kesinti. düşünmeden. bi-tamâmihâ. tahkik ederek.) etrafıyla. (bkz: beytûtet.) hurma çiçeğinin kapçığı. kıvırcık saç.zf.) kuvvet. (bkz: bit-tişvîk).i. aforti-yori.) 1. heybetli ve muhterem. bi-tarîk-il-evlâ mant. bîşî (f. halsizlik.s. günahkâr.a. bî-şübhe (f. asalak.) fazlalık.kelimeleri zarf yapar. gam. dağınık. bi-t-tarîk (a.i.) tedbirsiz.e.s. bitke-i haşeb tahta parçası.) hadsiz. 4.) takatsizlik. dayanılmaz.cü. işe yaramaz. Bi-t-tagyîr değiştirerek. saygıdeğer kişi.zf. bişkene (f.b. cü. bi-t-tarîk-it-tecrîd (a. işe düşkün.) şuursuzca. burgu. 2. koyu şıra.) adı sanı belirsiz.zf.) gece kalma. hepsi.a.i.e.zf. hareket ettirerek.s.a. bıldırcın otu ile beslenen bir fare. bîte (a. 3. düşüncesiz. (bkz. bıldırcın otu ile beraber yetişen safran kökü. (bkz: bî-mecâl). bita' (a. gece kalma. bî-taksîr (f. uzun boylu [adam].) tecrit. bî-şümâr (f. (bkz: bi-tamâmihî.) şuursuz. gaseyan. idraksiz. bî-tâb (f. 2. uzun uzadıya.s. bîtet).) güçsüz. bî-tedbîr (f.b.a. rastık. tabîî olarak. (bkz: beytûtet. (bkz: takat).s.i. boş.i.s. varyoz.a.s. bîş-ter (f. bi-t-tamâm (a. bit.).) tamamıyla. kendi gelen.) -ile. takatsiz.) perişan.b. eğri anahtar. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan.s. bî-şuûr-âne (f.s. 2. s.b. *kesîn. [bıldırcın otu zehirinin panzehiri olarak kullanılırdı].) şüphesiz.) 1. i.s.s. sayısız. 2. tanzîm ederek.) 1. (bkz. haydi haydi. bişkele). ederek mânâsına gelip. bî-takvâ (f. bî-taayyün (f.a. kazma.). bî-şuûr (f.i. bişkel (f. ihtiyatlı.

) birisine kaba ve çirkin muamelede bulunma.i. biz.) kiliseler.) behresiz. nasipsiz. garip.) fakirlik. (bkz: bevân. kıyafetsizlik.(a. hakkı ve kanunu çiğneyerek.) sebebsiz. (bkz: bîver). bîv (f.) derece derece. biûza (a. bîzâre (f. hayırsız. (bkz: beyâh).) bezginlik.) istek ile.a.i. gibi.a.i. uygunsuz. (bkz: bezâzet. bîvegî (f. ebvine).i.i.c. dul.b. Bi-z-ziyâre ziyaretle. zf. câvidân.a. bî-zebân (f. bityâre (f-i-) elem. .i. nâ-be-hengâm.b. bi-zâtihi (a. nâ-bemevsim). (bkz. kabul. al.) zahîresiz. Müteharrik bi-zâtihi kendi işler.) zulüm ile.c. pinti. ikinci bir şahıs tarafından yapılan ve işin yürütülmesini kolaylaştıran kabul. bîzâr (f.) kurarak.c. (bkz: huffâş). rastgele.i. bîve (f.b. bityâr. bi-t-tasmîm (a.). bevâbet).) vakitsiz.zf.zf. bi-t-tevkîf (a.) sivrisinek. poliçenin muhatabı tarafından kabul edilmemesi hâlinde. bi-t-tavassut kabûl eko. bî-zeneb (a.i. -bîz (f.i. bî-vakt (f.) eleyen. cimri.zf.b. biyâet (a.s. bîvâre (f. küskün.zf.) benzetme yoluyla.) güve.e.zf.b.) 1. (bkz: ebedî.) "onbin" sayısı.b. bi-t-teşvîk (a.bi-t-tarîk-it-temsîl (a.s. usanmış. bî-vücûd (f.a. biyâh (a. Bi-z-zikr zikrederek.s. küskünlük.) hîle.a.s.i.) durmayan.) zevalsiz. biyâât) satılık mal.) dulluk.s. bi-t-tav' (a. sıkıntı. bî-vefâyî (f. keder. büyâh) ufak balık. (bkz: bi-t-tahrîk2).s.b.i. büven. tarayan. kışkırtarak. bîvâr). tutuklanarak.zf) kendiliğinden. kalburdan geçiren.) vefasız. bizâz (a. bî-vend (f.s. bi-t-te'sîr (a. biya' (a.i.) dul kadın.) rahatsız. -rek mânâsına gelip. bi-t-teâdî (a.i. mahrum.s.b. bıkmış. poliçe bedelinin herhangi biri tarafından ödenmesi. otomatik.i. bevvân). bi-t-tedrîc (a.b.b.s. anoure.). hasis.s.s. bî-zâd (f. desîse. bî-vefâ (f.a.a.s. bî-vâye (f. bî-vech (f. Bi-z-zarûre zarurî olarak.) vefasızlık. dönek. 2. kimsesiz.s. bîa'nın c.zf.) âciz. bîvâyegî (f.s. tasarlayarak. bîve-zen (f. bivân (a. bî-zer (f.) pejmürdelik.) zool. câvid. bîver (f. sonu olmayan. (bkz: savâmi). kuyruksuz. bizâ' (a.i.) -e. bî-zebânân) dilsiz. entrikacı. perişanlık.) tevkif edilerek. azar azar. eklendiği -şemsiye harfleriyle başlayan. fr. vefasızlık. 2.) gadir. muvafakat.s. (bkz.b. (bkz.b. *etkileyerek.) 1. bîvâr (f. bi-t-tesâdüf (a.) tesadüfen.) teşvîk ederek. bîzârî (f.) vücutsuz.b.b. bivâbet (a.i. yarasa.s.c. bîvâz (f.s. bîzâre-i bîdâre âşık hilesi.zf. büzûzet). altınsız. azıksız. bî-vukuf (f. tediyesi red ve protesto edilen poliçenin üzerinde ismi bulunan herhangi bir şahıs adına. Fitne-bîz fitneci.a. bî-zevâl (f. ile.zf.) kocasız kadın.s. bi-t-tavassut tediye eko..) te'sir ederek.kelimeleri zarf yapar.

bûb (f. bugas (a. şiddetli sel.) ister istemez. eb'âd) 1.) koku.i. bu'd-i mümass mat.) leş yiyen kuşlar. râsıtla semâdaki iki yıldız istikameti arasında. 2. çenesi düşük. çil [kuş]. 'teğet uzunluğu.) insanın bütün malı ve eşyası. sermedi).i. deniz haritalarında çoklukla tatbik edilen bir ölçme usûlü. bî-ziyâ (f. bû (a. bıldırcın.) saha. bâgi'nin c.) kucakta. şiddetli ses. kutup uzaklığı. c. bizh (a. budû' (a. bu'd-i mihrâkî fiz. bu'dân (baîd'in c.a.b. bu'd-i mücerred varsayılan uzay. Bu'd-i mesâfe gidilen yolun uzaklığı.' budha (a.i. bahîl'in c. kavun karpuz. dis-tance polaire. 2.i. fr.i. bornûz (a. (bkz: eb). bugat (a.) Dev-leti'nin Mısır'daki 7 ocaktan ibaret olan askerî teşkilâtı. bu'd-i nîreyn usûlü top. (bkz. bû-fürûş (f.i.) baba. (bkz: bi-cişk).i. alan.i. haykırış. bu'd (a. göze arası boşluğu. buhayre-i dem'iyye anat.i.i.) 1. buhalâ' (a. pâdişâh saraylarının korunması ile vazifeli olan kimseler. şaka. distance angulaire. anlama.) haksızlık edenler. 2. aralık. turna sürüsünün önünde uçan turna horozu.) cimriler. râsıdın gözünde meydana gelen açı. (bkz: bezle). *açı uzaklığı. tamahkârlar.i. bizlâh (a.) 1. ışıksız. bûd (f. bûdene (f.) l. bûh. âsîler. (bkz: bi-n-nefs).) 1. bi-z-zarûre (a. bûbürdek (f. hezâr). varı yoğu. bû (f. kendisi.i.) ıraklar.) ziyâsız.geo.b. avlu. doktor.) kollu ve başlıklı hamam havlusu. nefret. meydan. Hârizm hükümdarlarından birinin lâkabı. serkeşler. cerrahlık.) kin.i. buğrâ (f.zf.) erkek kurt. elde götürülmek üzere hazırlanmış eşya çıkını.i. fr. geveze [adam]. buâk (a.) bülbül (bkz: andelîb. kıymetli kumaştan yapılmış yaygı. karanlık. odak uzaklığı. (bkz: bûy).i.i. gözyaşı pınan. buğz (a. bizişk (f. uzaklar.a. bu'd-i müzevvâ astr. bölükât-ı seb'a (t. uzaklık.s.) 1. selva). bizişkî (f.i. bostân (f. bu'd-i semt-ür-re's mat. (bkz.i. bûd ü ne-bûd (f. can sıkılma. distance focale. turna kuşu. bizle (f. 2. başucu uzaklığı. bizle (a. sevmeme.b. buhbûha (a. buhak (a.i. (bkz: adavet).) eli kesilmiş olan adamın elindeki yara. fr.) orta yer. 3. bûstân). bu'd-i mizvâ astr.) . bi-z-zevât) kendi.) 1.) 1. buhâr buğu buhârî buhara mensup buğu ile ilgili buhayre (a. fr. bostâniyân saray teşkilâtında. pintiler.s.i. 3.i. bi-z-zât (a. 2.) gündelik elbise.i. ansızın gelen yağmur. ağır ve pahalı ev döşemesi. 2.i.) küçük deniz. distance zenithale.b. saha.sermed.i.zf.i.) lâtife.) koku satan. bûhe (a. bu'd-i beyn-el-hücrevî anat. 2. sebze bahçesi. fr. omuzda.i.i.i.i. bostâncıyân. fr. bûbürd. (bkz.c. espace intercellulaire.i. bürnüs). göl. boy u t. bostancılar. 2.) hekim. bu'd ü nebûd var yok. bûğ (f.) varlık. longueur de tangente. erkek baykuş. çakır doğan. .) hekimlik. bu'd-i kutb astr.

i. buht (a. buhrân-ı ceyyid hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet buhrân-ı kâmil.i.c.) yer yer. bûmehen. i. onunla ilgili. (bkz: bihâr. bûm (f.i.) denizler. koyun ve benzeri hayvanların kalın bağırsağı. karışık bir hâl alması. yeşillikler. (bkz: ferzend. elsıkılığı.i. bürûm. huy. meç. dağınık. siklamen.i. mahdum). ebhâr. (bkz: ra'd). izinde olanlar. bûmehin (f-i-) 1.) sebzeler. bir işin tehlikeli.) oğul. buhle (f. Bukrat (a. bür'ûme). bûm.) zool. Buhtunnasar (a.) 1. s . tomurcuk.) çok yiyen.) 1. bu'le (a. deprem. perişan.) eski Yunan hekimi ünlü Hipokratis'e ait.) 1. 3. (bkz: bahl. (bkz: bahûr-dân). bûkalemûn (f.) 1. büyük yapı.zf. bukkarî ("ka" uzun okunur. yalan söz. henüz açılmamış çiçek.) tütsü. bukratiyyûn (a. bu'kûket-üs-sayf yaz mevsiminin en sıcak zamanı. iki hörgüçlü deve. belâ.i.i. buk'a buk'a (a. pintilik. kritik sıcaklık. buhûr (f. 4.). i. rahim. . bûmbâr. 2.) bir altın para. bûmehen. bûm-i musîbet belâ baykuşu. 2. cyclamen.h.i. buhl). (bkz. bıka') 1. nöbet. kanâatini ve işini sık sık değiştiren kimse. 2 . koyun bağırsağı.i. buhtûr (f.) alçakgönüllülükle hakkını isteme. kıyma. 2.) boru. 2. buhran sühûneti fiz. yer. 2. konca. bağırsak.) Beyt-ül-Mukaddes'i harabeden ve yetmiş bin Yahudiyi öldürdüğü söylenen Bâbil Kralı Nebukadnezar. 2.i. hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet buhrân-ı mahmud hastalığın iyiye yüz tuttuğunu gösteren nöbet. a.s. yer. âfet.s. buk (a. pirinç ve şâire ile doldurularak yapılan bir yemek. 2. buhrân (a.i. buht (f. buhrân-ı vükelâ kabine buhranı. kalabalık. ufak ve yuvarlak tane. temizlenmiş koyun bağırsağı. 3.i. kriz. buhûr-i meryem bot. bu'kûket-üş-şitâ' kışın zemherirdeki hali. bûnbâr (f. ülke.) izdiham.i. bûn (f. bunduka (a. 2. musibet.i. (bkz: ekûl). bunduk (f. (bkz.) eski Yunan hekimi meşhur Hipokratis. buhtû.) 1. Venedik şehrinin Arapça adı olan Bundukiyye'den gelmiştir. yer sarsıntısı. sürülmemiş tarla.i. Türkçede "Fındık altını" denilen Bundukî adı. buhûl (a. tüfek kurşunu.i. düşüncesini. bûjene (f. buhur (a.f.i.i. tabîat.buhl (a.) ünlü hekim Hipokratis'in yolunda. meç. buk'a (a.) zool.i.) ses kısıklığı. bakl'in c. bûmhen). memleket memleket. cemâat.) zool.i. Bundukî (f.) gök gürültüsü. (bkz: bahte). otlar.) cimrilik.i. kolay. buhte (f. a. toprak. 2.s.h.) 1. bahr'in c. sıçan büyüklüğünde bir hayvan. 3. düdük. fr. bûme (a. bûmehîn).i. buhrân-ı redi' hastalığın fenalaşma nöbeti.) cimrilik. yurt. bu'kûke (a.i. güruh. bunduk. bukratî (a. baykuş. bukta (a.c. nihayet. Bukul ("ku" uzun okunur.s.i. 2.i. buhû' (a.) fındık. ba'hl. tavşankulağı. ebhur). buhûr-dân tütsülük.i.i. kalabalık.) semizotu. bûme (a.s. (bkz: büste).) . dip.i.i. buhûl).) 1. leke. (bkz. (bkz.) 1. bulunduğu yerin rengine giren ve böcek yiyen. buhûh (a.i. baykuş. obur. bûmhen (f. toprak.i. benek. hastalığın en ağır zamanı.) 1.

i.s. Yunus. Akreb.s. bûrânî f.b.) bot. öpen.) 1. Kavs. [bunduk kelimesinden gelen bu ad. bu're (a.) öpme. burcâs (a. bûsîden (f. busende). bûriyâ-bâf (f. Dâmen-bûs etek öpen.) kilimler.) -öpücü. Cevza. Güneşin ayrıldığı on iki kısımdan herbiri. auphin.) pirinçli ve yoğurtlu ıspanak ve benzeri sebze yemeği.i. burc-i bâdî havalı burç.) hasır. hisar çıkıntısı kule. i.) hasır dokuyan.s. burûc-i isnâ aşer (Güneş medarının) on iki burcu. bûsîde (f. 2. yuvarlak bina.i.) dünyâ ve ahrete hayrı olmayan kimse. Hut (Balıklar) burcu]. alan. bûse-gâh.) bulgur.) 1. bûriyâ (f. burc-i hûşe 1) Sünbüle burcu. öpüş.s. bûs ü kenâr öpme ve kucaklama. kuyumcuların kullandıkları tuza benzer bir madde. öpücü. bûse-geh (f.) buse. haşlanmış buğdayın döğülmüşü. Cedy.i. bûselik-nevrûz muz. -bûs (f. bûse-çîn).i. öpücük toplayan. Delv. fıstıkî renk.i. (bkz. 2. Burc-ül-Esed astr. burc-i Delfîn astr. buselik makamıyla nevruz sesinden meydana gelmiş terkip. öpme. burc-i eşref-ahter mîzân uğurlu yıldızlardan meydana gelen Terazi burcu.s. bûsende (f.b.i. Esed (Arslan). (bkz. burût (a. Dest-bûsî el öpme. Terazi (Aquarius) burcu]. Seretan. i.i. bûse-lik (f. güzelin ağzı.) öpülecek yer.i.) hisarlar. (bkz.) şapır şupur öpüş. Burâk (a.i.h.i. Muhammed'in Mî-raç'ta bindiği binek. bûse-çîn (f. 3. bûse-câ (f.i.i.) Hz. bûse-şikesten (f.i. bisât'ın c.i. Dâmen-bûsî etek öpme.b.) buse. Burzag (a. busat (a. burc-i âbî sulu burç.) Tatar oku. (bkz: bûse-gâh.bundukiyye (a. bûs.c. (bkz. burc-i Süreyya meç. burha (a. burc-i evliyâ Bağdat şehri.i. (bkz: ber-zûg). çukur.) öpen. burbûr (a. sülün. teberzed). kızıla çalar at.) öpen.s.). Mizan. nebat şekeri. çölde çukur biçiminde yapılan ocak. soğancık. Burak-ı Cem Hz. 2) Arslan burcu. Süleyman'ın uçan tahtını taşıyan rüzgâr. bûs-gâh (f. [Hamel.b. bûse-rübâ (f. [Hamel (kuzu). (bkz. minderler. 3. öpücük. kapan. burc-i âzerî ateşli burç. 2.m. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında geçen. toplayan. bûr (a. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri.) öpecek yer. doru. öpücük alan.i. kuleler. 2.i. keçe yaygılar.b.i. (bkz: bûse-rübâ). bûr (f.) öpülecek yer. burc-i âteşî. herhangi bir şekil gösterilen ve kendisine özel bir ad verilen hareketsiz yıldızlar kümesi.b. 4.) parmak boğumu. Sevr. burc'un c.) 1. kale.i.) öpmek. bûsî (f. burç). Esed.b. Akrep. Sünbüle.i. delikanlılık çağındaki neşe. bûre (f. burcuma (a. zool. döşekler.) bıyık.i. [Cevza (ikizler).s.b. buseyle (a. .i. Kavis (Yay) burcu]. etine dolgun delikanlı. fr. Arslan takımyıldızı. burc (a.b. bûse-geh).) yüksekte bulunan nişangâh. [Seretan.) 1. bûse-zen (f. burûc (a. hedef. pûselik). burûc) 1.s.hasırcı. Arapçada ve bâzı Türk lehçelerinde yaşamış olup daha ziyâde Arap âleminin doğu bölgelerinde kullanılmıştır].) öpülmüş.s. bûse (f-i-) öpme.) çok cins olan dişi deve.

butha (a.) hastalanan koyun.i. boş oluşu. s. bûyîden (f. bûy (f. biber. huy. butûn (a. eş. butîmâr (f. butayn-i eyser anat.i.) kokulu.i.b. bûy-i ezhâr çiçeklerin kokusu.) tuvalet çekmecesi.) 1.) kokma. (bkz: butlan). bûte (f. 2. bûye (f. hücre. semizlik otu veya koç otu denilen ve ilâç olarak kullanılan bir ot. katmerli horozibiği denilen bir çiçek.i. sarmaşık [ot]. eşlik. buus. bûy-i vefâ (vefa kokusu) (karşılıklı) vefa bulmak ümidi. bûzine.) iyi huy.) 1.s.i. 4. gül ve çiçek kokularının çok olduğu yer.) "bahçe süsleyen" bahçıvan. nesiller. 2. gövdesiz ve kısa saplı nebatlar.) bostana ait. sevgi.) ufak ve parlak bir böcek.m. mezartaşı.s.i. batn'ın c. bûznîne (f i) maymun. koku. sebil v.) boşluk.i. basî'in c. dal ve yapraklan yerlere yayılan. kuyumcuların altın ve gümüş erittikleri kap. nefs. geç kalma. nasip.i.i. bûyâ (f. 3. tatarcık. bustân-bân (f.) 1. bûstânî (f.) 1. butu' (a. bûstân-efrûz (f. buûs yokluk içinde bulunma.i. g. sorguçlu ve kırmızı gagalı bir kuş. bu'sûsâ (a.) kadın. (bkz. 2. başak. bûyçe (f. bûy-i ruh rûh'un kokusu. kuyumcu kalıbı.i.b. tilki hayası. bûstân-fürûz). çok zaman su kenarlannda bulunan ve balıkçıl denilen. keçi gibi hayvanları sağaltmak için bacaklarına yapıştırılan bir çeşit laden.b. bûyiş (f. 2.i.) buhurdan.b.i. bûzâr (f.) bot.) bot. bûş (f. butayn (a. bûy-dâr (f. bûstân-pîrâ (f.i. Şiraz'lı Şeyh Sadî'nin ünlü eseri. tabiat.) bot. buûlet (a.s.). (bkz: zevce).b. pay. Busm (a. bahçe.) bot. bûysûz (f. bûstân). kimyon ve benzerleri gibi baharlar. butayn-i eymen anat. bûy-dân (f-b.i.b. kısmet. 5. 2.i.) özleme. busu' (a.) güzel kokulu. umma. butûl (a. 3. bûstân-fürûz (f. kökünden çıkar çıkmaz.i.i. Buyahyâ (f. (bkz: bostan. soylar.) Azrail. bûy-i ümîd (*umut kokusu) ümit belirtisi. 6. bûstân-serâ (f.i.) zool.) serçe parmak ile adsız parmağın uçlan açıldığı zaman aradaki açıklık. buûle (a. ümit. bûzîdân (f. (bkz.i. bûstân (f.bûsîr (f.i. butûl).) 1.i.i. bûzîne.i. bûy-perest (f. bûyî (f. sol kanncık.) kankocalık. beyhûdelik.i. boşluk. tamah.) terler. buzm (a. küçük karın veya göz.i.) koklamak.i.i. pota.) kanncık. beyhûdelik.b. butlân-ı da'vâ dâvanın esassız. çürüklük.) gecikme.i. karınlar. çürüklük. sığır kuyruğu denilen ve ayı kulağına benzeyen bir ot. çeşme.) kokululuk.) av köpeği. haksız.b.i. bûsiş (f. karanfil.) tarçın. sağ kanncık.) bahçıvan. butlân bâtıllık.) bahçe içinde bulunan köşk. gibi mermer veya değerli taşlardan yapılan eserler üzerine ucu kıvrık bir yaprak şeklinde oyma motif. .) şapırtılı öpüş.i.i.b.i.

i. (bkz: zügal). 2.s. (bkz: andelîb. bihâm.i. bü-l-acebî (a. hezâr).) ağlatıcı. büc (f.i. büht (a. maşa.s. kertenkele.buzra (a.) sövme. erken.) oturma [bir yerde]. 2. nasip. misafir odaları. ıslaklık. 2. büdd (a. encam). bühre (a. 3.i.) 1. (bkz: büdâd.i.) hızla geçme.i. gözbebeği. şer. meç.i. kiremit parçası. (bkz: bâmdâd).i.) ağlama.s. bühüvv (a.i. bükre (a. (bkz: behme). begas). c. belâ.i. tan yeri.) 1.) kurbanlık develer. bücûs (a.i.i. (bkz: behlûl).s. bükse (a.b.) kuş yavrusu. dere içindeki çayırlık ve sazlık. ayrılma. en değerli.) kısa. i.) 1. bühüt (a. sersem. maşa. son. aşık kemiği. kesik kesik soluyuş.i. (bkz: hüdhüd). gözyaşı dökme.) kaya keleri.i.).) sabah. behût'un c.s. en kıymetli olan şey.i.i. (bkz: büde2).i. soluganlık.) çavuşkuşu.) ağzın iç tarafı. şaşılacak şey. geniş yer.) topuk kemiği. büç . (bkz: büdde). . 2. çok tuhaf. bedîl'in c.s. iftira. büdde (a. bülbül-i nâlân ağlayan bülbül.i. vazgeçme.i.) çok acâiplik. bükm (a. belâbil) güzel öten mâruf kuş. (bkz.) 1.) son derece şaşılacak şey. bügas ("ga" uzun okunur. bühlûl (a. bücâl (f.) sık sık soluma. ateş koru.).i. fena. pay. ışıklı. kaydırak. seher.b.) aydınlık. bükâ-engîz (f. hisse. bü-bü' (a.s. pay. bükâ' (a. 2. bön kimseler [müfret olarak kullanılır. büd (f. bücriyye (a.c.) anat. bücdet (a. avurt. bihâmât).i. aşık kemiği. büdün (a. bükâ-yı sürûr sevinçten doğan gözyaşı. son.) anat. behve'nin c. 2.s. 2. ileri geçme. 2.) 1. bühtür. üst dudağın ortasından dışarı doğru taşan et parçası. bülbül-i genc meç. vazgeçme. nasip.) ağlatıcı. sahip.i. büjûl (f. bülbül-i şeydâ çılgın bülbül. büdâd (a.) 1. büde (f.s.i.) âfet.) ilim. Büdalâ' (a. bühtüre (a.i. 3. musibet. a. bü-l-aceb (a. bücûl.i. iftira.) 1.c.i. ibibik kuşu. büjmeje (f. hisse. baykuş. uzaklaşma. bedene'nin c. behv.s. 2. bir seyyarenin (gezegen) bir günlük hareketi.i. (bkz: bü-lûlet).) keçi. saksı. topuk kemiği. bühtân yalan. bilgi. bodur.b.i. palazı.) duyanları hayrete düşüren yalan ve iftiralar.i. ağaç kavı.).) ağlayanlar. nihayet.) yaşlık. bükâ-alûd (f. bühr (a.i. (bkz: büd2). bülâlet (a. kötü. kömür. Bühûr (a. müfredi "bedîl" Türkçede kullanılmaz].) 1. ebkem'den) dilsizler. bücc (a. yalan. yer altındaki hayvan ahırları.) 1.) budala.s.s. (bkz: tebâüd).) 1. bühme bühüm. 2. (bkz: tebcîd).) 1. 2. bükât (a. bükâ-yı şedîd hüngür hüngür ağlama. (bkz: şetm). behlel).) 1.s. çok şaşılacak şey.i. büdbüdek (f. bâkî'nin c. bücül (f. bü-l-acebter (a. bücriyy. bülbül (a. bücûd (a. çok tuhanık.) çok acayip. bücr (a. akılsız. büjhân imrenme. nihayet. 2. büdûr (a. bühlel (a.i. beç (f. (bkz.

i. bül'um (a.s.i.b.b. münasebetsiz söz söyleyen. bülend-himmet (f.b. bülend-pâye (f.i.) boyu uzun ve biçimli olan [adam]. (bkz.) payesi.s. horoz ibiği.i. bülendî (f.s.b.i.i.s.) köklü. bir çeşit zerdali. onur sahibi. (bkz: belend). yaramama.b.b. bün-i hisâr kalenin dibi.) yaşlık. gayreti büyük. bülûg (a.) boşboğaz.s. (bkz: bülâlet). bü-l-fudûlâne (f. düzgün ve tertipli olarak meramını anlatanlar. bülend-per (f.s. bülûc (f. ilâçlı hap. renkli deri. bün-i câh kuyunun dibi.) çok vefalı.s. reşîk. kadeh. temel. bülend-kadd (f.) 1.bülbülân (f. keyfine buyruk.) her şeye istekli olan. çok hırslı.b. haykırma. maymun iştahlı. bülehâ (a. (bkz.) emzikli su kabı. i. bülend-girây (f. f. h.i. bülend-ahter (f.zf.i.i.b. (bkz: benbek). kök. bülend-âvâz (f. kargaşalık. varlık. algune).).) yüksek.) 1. belde'nin c.b. yerleşmiş.) yüksekte uçan. Bülend-bîn). belîğ'in c. isteği çok kimse. bülega' (a.i.) beliğ olanlar. bâlâ-pervâz). kendinden büyük işlere karışan [kimse]. bül-heves (f. himmeti. gayreti.i.s. talihi uygun. (bkz.).c.b. bül-vefâ (a.) büyüklüğe eğilen.) çok kuvvetli.i. çalışması yüksek olan. boşboğazlık. çöl. (bkz. belûl). boşboğazlıkla. bülbülî (a.) "yüksek uçan" izzetinefis. büldân beld. bül-gâme (f. bülûl (a. ["belûkka" şekli de kullanılır]. bü-l-fudûl (f.a. dip.) aklına geleni yapmak isteyen. bün-i nâhûn 1) tırnak kökü. Bülûcistan halkından olan. i. bülûkka (a.i.b.) maymun iştahlıcasına. [doğrusu "belend" dir]. bülend-pervâz (f.b. himmeti. bülend-bâlâ (f.) dangalaklık.s.) 1.) Kadınların yüzlerine sürdükleri bir çeşit düzgün.) şehirler. 3. yorgun olma. allık. nişan. belagat sahipleri.i.) dangalaklıkla. memleketler.) geçinecek kadar şey.s. yükseklik.i. ["benbek" de doğrudur]. son. 4. şarap. bülend-nazar (f. bün-i bagal koltuk altı. bülûlet (a.s.s.) uzun boylu.) geçinmeye yetecek kadar olan şey. bülûh (a. bün-i rân kasık. bülgâme).s.) esas. sapı. bünbek (a.) kadırga balığı denilen bir nevî deniz canavarı. 3.s.a.zf.b. bülbüle (a. (bkz. beceriksiz.) yıldızı yüksek.) en yüksek. (bkz: bel'ûm).) yücelik. bün-âver (f. budalalar. servendâm). bülgat (a. bül-hevesî (f. . yüce. 2.b. [Bülgat-ül-ehbâb Osmanlı şâirlerinden merhum Râsih Bey'in henüz basılmamış olan edebî bir eserinin adı olduğu rivayet edilmektedir]. bün (f. bülend-bîn (f.) kavga.) erkeklik yaşına girme.) hançere. her şeye istekli. iller.b. bül-hevesâne (f. bül'ûm.) yüksek ses.b.s. belâkîk) düz ova.) iyi çalışır.) büyük. bülend-iktidâr (f.b.i. bülend-terîn (f. bülgâk (f. rütbesi yüksek. bülû' (a. erginlik. bülbül'ün c.) âciz. bülgune ("gu" uzun okunur.) sebatsızlık.b.b. bün-i hûşe üzüm çöpü.b. maymun iştahlılık. i.i. bü-l-fudûlî (f. (bkz.i.s.a. bülend (f. bülend-ter (f.b.i. bün-i bînî burun ucu.s. 2) acele. bülga (a.i. (bkz.) ahmaklar.) daha yüksek.s. bül-heves). gırtlak. 2.) bülbüller. 2.s. ıslaklık.s.

) şiddetli azap. Bürâ' (a. bürehne-gî (f.s.b. bünye-i dâhiliyye bot. bürdek (f. (bkz: bürûd1). sıkıntı. bürd-i muhattat çizgili. bünyâd-ger (f. bünyân-ı kavî sağlam yapı. götürmüş. esas bina. bürehâ' (a.s.i. berâgîs) pire.i.) başıaçık.) sabırlılık. bürd (a.s.s. bünn (a. ["bereh-ne-gî" olarak da kullanılır].) içine para.) hastanın iyiliğe yüz tutması. şey. Yemen'de yetişen kahve ve ağacı.) 1. borucu. . 2.s.) yontulan ağaçtan çıkan döküntü. ikinci yapı. bündâr (f. fr.b.i. bulmaca. [Farsçadan Arapçalaştırılmıştır]. bürâd (a.. sancaklar.b. bürehne-sîne (f.b.i. temel.) büyük bayraklar. dut ağacı kabuğuna benzer. 2. ["be-rehne" olarak da kullanılır]. ağaç yongası.c. temel. bürdbâr (f. bünlâd (f. bir şeyin aslı.) Arab'ın giydiği bir çeşit aba. bünye-hîz (a. Arabistan'da kahve ağacının yapraklarından ve henüz olmamış meyvasından yapılan bir çeşit turşu ve salata.) göğsü.) bünyeye ait.i. bürde (a. s. structure primaire.i.i.) küçük bilmece.) 1.) isimlere eklenerek "götürülmüş.) bir çeşit çubuklu kumaş.bündâd (f. bend'in c. yapılış.) oğulluk.i.i. yonga. birinci yapı. ağırbaşlılık. bürehne-pâ[y] (f.i. bürehne-ser (f.i. asıl. beden. bürd-i Yemânî makbul bir Yemen dokuması. (bkz: bünlâd). götüren" mânâlarına birleşik kelimeler yapar.i.s. evlâtlık.) 1. eşya ve yolculuk malzemesi konulan oda.) çıplaklık. 2. destek.) yalınayak. structure interne. hâlisi. bünye ile ilgili. payanda.i. set. structure secondaire.i. iç yapı.f. fr.i. yapı. bürd-i Hazremî Hadramut bölgesinde dokunan aba.) ev bark sahibi. asîl ve kibirli kimse.) bina yapan.) soğuk. duvar. Muhammed önünde okuduğu kasideye karşı.i. 2. bünyevî (a. sıkıntıya katlanan [kimse]. 2. tahammüllü. Hz. bürdâ' (a. Muhammed'in sırtından çıkardığı hırkayı kendisine giydirmesiyle meşhur olan bir kasidenin adı. bünûd (a. bürcüme (a. çubuklu kumaş. -bürde (f. vücut. çadır.s. bina. törpüden çıkan kırıntı.s.i. çıplak. f.) boru çalan. başıkabak. bünyâd-ı kavî sağlam yapı. payanda.i.b. vücûdu canlandıran. bür' (a. bünye-i ûlâ bot. bürgu ("gu" uzun okunur. bürâye (a. bünyâd-ı zulm zulüm yapısı. yer.i.) bilmece.) yapı.) boru denilen bir müzik âleti. bürgus (a. bürehne (f. bünye-i sünâiyye bot. f r. temel.s. bürd (f. parmak boğumlarının oynak yerlerindeki kemiklerin sivrileri. sıtma hastalığı.) hek. bünyâd (f. zengin. sabırlı. bünyân (a.b. hırka. 2. ağırbaşlı.c. buru'). Bürdbârî (f. bürgu-zen ("f.) uysal. bağrı açık. büngâh (f.i.) açık. (bkz: ber'.i.) 1.i. (bkz: bündâd).) 1. Dil-bürde âşık gibi. bina. muamma. kuruluş [doğrusu "binye" dir]. bünk (a. hoş kokulu bir çeşit kabuk. yalın. aba. esas bina. set. esas. berâcim) parmak boğumu. yapı. Kasîde-i bürde Kâab bin Züheyr'in.i. 2.) bünyeyi kaldıran. bünüvvet (a.b. Hz.s.i.) 1. duvar .) 1. bünye (a. destek.

avlu. bürr (a.s. 2.beyaz tenli adanı. develere vurulan bir çeşit damga. tümdengelim. [ötekiler Sinâniyye. (bkz: berhûb1'2). bilgi. (bkz: su'bân). bürhet-en min-ez-zemân bir hayli zaman.i.) yanardağ. büyük yılan. uzun zaman.i. burna. bürsûte (a. 3. 2.b. (bkz. zool. kesilmek" mânâsına gelen bürîden mastarından]. 3.) dilim. Uşşâkıyye.i. bürku' (a. (bkz: hüccet). berâhîn) delîl. bürûdet (a. Bürhâniyye (a. bürkâniyyet (a. kemer.) l. ufak göl [Arapçası birke dir].) 1. volkanizm.) kesilmişlik. bürhânî ispatlayıcı.c.) ejderhâ. bur'). hınta.i. kollu ve başlıklı hamam havlusu. delikanlı. bıkma. bürîde-düm (kuyruğu kesik) talihsiz.) kadınların yüzlerini örttükleri örtü.i.) örtü açan. kamh). duvar.) keskin. bürhân-ı katı' l) red için söz götürmeyecek surette doğruluğu ispata tanık olan sağlam senet. 2. bürnâh). volkanik. bernâ. [en çok meyvalarda kullanılır]. bürka').) Ahmediyye tarî-katinin 6 şubesinden biri. bürnâh. ardıç ağacı meyvası.f. (bkz: bernâ. açıklayıcı. kurbağa.) genç.) 1. delikanlı. (bkz: birsan). Bürhân-ı mesîh Hz. bürnâh (f. bürkânî yanardağa mensup. (bkz: gendüm. bürhûn (f. tül. bürhe (a. Ba'de bürhet-in bir hayli zamandan sonra. bürkan l. berânis) 1.i. 4.i. bürnüs (a. yiğit.s.s. fazilet ve iyilikte benzerlerine olan üstünlük. bürka'-fiken (a.i.i. 2. tanık. mâni. martı kuşu. bürhân-ı süllemî sonsuzluk kavramı tartışılırken kullanılan "kademeli delil". dâire. burna..) tehlikeli yer. bir çeşit kadın yeldirmesi.) kadınların örtündükleri peçe.i. bürhân-türsî (a. Ramazâniyye. bürûd (a. soğuk. Cerrâhiyye.i. bürhân-ı tezâyüf sonsuzluk kavramı tartışılırken ileri sürülen karşılıklı ilinti delili. (bkz: berku'. çember.c. bürhân-ı limni mant. havuz.) genç. ev ve kale kapısı. Mıs-riyye].b.) müddet. alaca çekirge ["birkan" şeklinde de kullanılır).i. bürîdegî (f. bürnâk).) 1.) bot.Bürhân (a. bürhân-ı mîzânî mantığa uygun olan delil. Arapların üstten giydikleri bir giyecek. (bkz: berku'.i. 3.i. bürnâk (f. işten soğuma.i.) buğday. (bkz: bernâ. bürka' (a. yırtıcı hayvan pençesi.s.b. bürû' (a.c. ispat. bürîn (f. yiğit. i.i. . az konuşan. 2) Ahmet Asım Efendi'nin Farsçadan Türkçeye bir lügati. volkan. bürîde-ser (f. yaşmak. bürnâk).s.) genç.) jeol.i. çift. bürku').s. berâsin) 1. bürke-i lâcivert gökyüzü. (bkz: ber'.i. Hançer-i bürrân keskin hançer. Bürs (f. kesici. yiğit. örtü atan.i.i. bürîde-zebân (dili kesilmiş) sessiz. İsa'nın mucizesi.i. delikanlı. 2. bürîde (f.) uzayın sonluluğunu ispat etmek için kullanılan teorem. bürsün (a. (bkz: bürâd). Tîg-i bürrân keskin kılıç. 3. kesilmiş ["kesmek. bür üm (a. bornoz. bürkân (a.) başı kesik. hasta iyiliğe yüz tutma.). bürrân (f. yüzörtüsü.s. bürke (a.) soğukluk. bürsân (f. bürnâ (f. 2. 2. insan eli.s. bürhân-ı râcî bir meselenin ispatı.

) bölgeler. mebhût).i. 3. satışlar. beyt).). putlar. belirme.b. bürûk (a. güzel.i. heykel yapıcılık. eksik.s.) putçu.i.c.i. bey'in c. (put îmalci. (bkz.) lanet.bürûdet-i hevâ havanın soğukluğu.) 1. berk'in c. 3. 2. her şeyin tazesi. (f. ortaya çıkma. 2. hüveydâ).).i.). mihr.s. s.i. tomurcuğu. 2. akgünlük. bun-duka). büslet (a. kâhkül. büssed (a.i. bürûdet-engîz (a. uzaklaşma. 2.b. büsr. besr). aşikâr. büsûk (a. ["bi-sut" şeklinde de kullanılır]. büt-perestî (f. büyûd (a. büşrâ (a.) hek.) şimşekler. büt-nigâr (f. (bkz: bîd.) müjde. Arap çocuğu olduğu halde Arapçayı bilmeyen ahmak.) put kıran. 2. büşterî (bkz.) 1.i. büsûr (a. büstân (a. soylar. kendi dilini bilmeyecek kadar ahmak adam.) 1. güzeller.b. (bkz: büstân). büt-şikestî (f.i.). ebvine) direk.) 1. ağacın henüz açılmamış çiçeği.) put kırıcılık büt-tirâş (f. ağacın boylanıp uzaması. kesilme. besr'in c.i. (bkz. büşter).i. 2. küpçük.) 1. meydanda. besâtîn.) bot. ekşiyerek veya mayalanarak tadının ağır ve buruşturucu olması.bîn'in c.i. edepsiz.i. satılmalar. büt-lâl (f.i. 2. (bkz. büstûka (a. (bkz.s. büsut (a.i. habîsa).i. büş (f.i.i. birinin akranına üstün olması.i.) satmalar. . Güneş.) puta tapan. i.) fındık.) puthâne. beydûdet).s.c.c. civanmertlik.) hayran olan. büsre (a. bürûfe (f.) peri gibi güzel. bür'ûm. kurdeşen. şaşa kalan. (bkz. şems).b.) mercan [taş]. 2. her şeyin ucu ve başı. büyût (a. (bkz: heykel-tırâş). büstec (f.i. büt-perest (f.) put. büşterem. çadır direği ["bivân" şekli de vardır]. büstâh (f. büşkânî (a i) 1.b.i.) küstah. puta tapanların ibâdet ettikleri yer. habîs. büsûr (f. beyt'in c.) şöhret.i. nesiller.) puta tapma. büvân (a.i.b. ilenç. büt-i perîneş periye benzeyen güzel.b.) puthâne.i. çelîpâ.i. 3. 2. sevinçli haber. büsûl (a. utanmaz.s.) çok soğuk. büstek. beddua. ilenme.i. bürûdet-i muâmele yapılan muamelenin soğukluğu. berîke.b.mendil. ovule. i. büyû' (a. burût). batn'ın c. büste (f. büteyrâ' (a. genç kız ve oğlan. bel kuşağı. bütan) sanem).) bostancı.i. satın almalar. (bkz: bunduk. ün. pislikten veya kan bozukluğundan meydana gelen kaşındıncı bir hastalık. put. büyûn (a-i. heykel yapan.s.i.) yok olma. (bkz.i. 2.) 1. bütûn (a.) portreci. bevâh. beyâd.) biy.b.) küçük küp. 2. bağ bahçe. sabah.f. 2. bürût (a. sarık. büşter (f. büt (f.) 1.i. fr. bürûz (a. büt-kede (f. bahçıvan. büt-şiken (f. (bkz: hurşîd.i. büt-tirâşî (f.s. besâtûn) bostan. büt-hâne (f. 1. (bkz: sa-nem-hâne).c. büsûl. bür'ûme (a. s.i.i. s.i.) el açıklığı.s. büveyz (a. mıntıkalar. 2. bütû' (a. ["büstân" Farsça "büstân" kelimesinin Arapçalaştınlmışıdır]. bot. bürûk (a.b.) un helvası.i. büt-perîveş (f. (bkz: berîk.i.) 1. yumurtacık. noksan.b.) 1. fıstık zamkı.) 1. bir şey haram olma. at yelesi. karınlar.b.i.i. bütân (f. bisâr) 1. akarların ve içilecek şeylerin. büstânî (a.) put.

büzürgân (f. sporcuk. Ekseriya bu beşlilerde kanşık bir sür'atte seyredildikten sonra. 3 . büzürg-nevrûz muz. Güçlü birinci derecede.) bot.) yaşlı.i. büzeyr (a. büz-dil (f.b.i.s. büzürg-zâde (f.) yumurtalar. kıyafetsizlik. (bkz: azîm.zf.i. Hızır Bin Abdullah'ın on iki makamdan büzürg selmek âvâzesini eklemekle elde ettiği terkip. büzûg (a. büzm (a. büzgale ("ga" uzun okunur.) gönlü yüce. (bkz: teys). üstbaş döküklüğü. 3. ulu. üçüncü derecede pûselik beşlisinin durağı olan dügâh'dır. büzürg-gerdâniyye muz.) keçi çobanı. büzûrât (a.s. büzürg-vârî (f.) yüksek fikirli. Hızır Bin Abdullah'a göre on iki makamdan büzürge mâye âvâzesi katılmakla elde edilen terkip.b. şef. büzâk (a. ev kümeleri. büzürgî (f. f. ululuk. asîl kişiler.b. büzbeçe (bkz: büzgale). pûselik beşlisi ve çargâh beşlisinin rast perdesindeki şeddinden (yânî mahûr makamının pest beşlisinden) meydana gelmiştir.) pejmürdelik. salya.büyûtât (a.b.) büyükler. asilzade aileleri. büzûzet (a. 2. büzürg-sâl (f. büz (f. muz. doğmaya başlama.i. büzürg-dil (f. (bkz: azamet). beyz'in c.) keçi. cömert. büyük.s. büzürg'ün c. pintilik.) büyüklük. 3.) kişioğlu.) büyük. taneler. saygıdeğerlik. kebîr). (bkz: büzbeçe). perişanlık. 2. büzûzet-i hâl kıyafet perişanlığı.i. sertlik. büyüklük.s.c. büzürg-meniş (f. Türk mûsikisinin çok az kullanılmış en eski mürekkep makamlanndandır.) küçük keçi.i. bizâz).i.) doğma. büyûz (a. tohumlar. olan büzûr'un c.i. büzürgân) 1. Hızır Bin Abdullah'ın edvarına göre büzürg makamına gerdaniye âvâzesinin katılmasıyla elde edilen terkip.) ululuk. ulu. büzürg-mâye muz. doğru rey. (bkz: büzûr). büz-i kûhî dağ keçisi. bezr'in c.) 1.i. ihtiyar. donanım boştur. 2. Hızır Bin Abdullah'ın büzürg makamına geveşt âvâzesini katarak elde ettiği terkip. oğlak.s. .i.) tohumlar. büzürgâne (f. Lâhin içinde hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi için fa bakıyye diyezi konulur.i. ulu kimseye yakışacak yolda.b. keçi yavrusu.i.s.) büyük. i. büzûr (a. büzürg-vâr (f.) oğlak.s. büzûrât-ı müteharrike bot. büzîçe (f.b. çıkma.i. kesin karar ve tahammül. (bkz: bezâzet. zoospor. Hızır Bin Abdullah'a göre büzürg makamına şehnaz âvâzesi eklemekle elde edilen terkip. Hüseynî beşlisinin hüseynî perdesindeki şeddi. Bilhassa seyirde çargâh beşlisine ehemmiyet verilerek ve onun dâhilinde gezinilerek yürünür.) "keçi yürekli" korkak.i.) tükrük.) bot. büzürg-şehnâz muz.) 1. bezr'in c. kuvvet. rasttaki çargâh beşlisi ile inici bir şekilde rast perdesinde durulur. büyût'un c.b. büzürg-selmek muz. tüyleriyle hareket eden deniz bitkilerinin tohum hücreleri.i. makamın terkibindeki ilk iki beşlinin ilkinin durağı ve ikincisinin tiz durağı olan hüseynî. başkaca bir arızası yoktur. büz-bân (f. büzürg-geveşt muz. ulular. eli açık. Hızır Bin Abdullah'ın edvarında büzürg makamıyla nevruz âvâzesinin terkibiyle meydana gelen makam. büzürg (f. reis.i. cesîm. ikinci derecede çargâh beşlisinin tiz durağı olan neva. taneler. saygıdeğer [kimse].

) sihirbaz. C câ (f. dalkavukluk. kırıkçı. zorlayan. cibâyet'den) 1. cadde (a. câdib. içki içilecek yer.b. câblûs-âne (f.i. câdise (a. câdû-vâne (f. vampir. Câbilsâ (f. s.a. yaltaklanan. câdil (a.i.) ciddî. câ-yi rahat rahat edilecek yer. hortlak.i. câb (a. çalışkan. istanbul'da Galatasaray'dan Taksim'e doğru uzanan cadde. ca'd-i kalem 1. yaltaklanma. sihirbaz. yarım daire.) geniş.s.b. ca'd-i şütür (deve kıvırcığı) meç. câbiye (a. câbet (a. ca'd (a.zf.s. cebreden. gürbüz. büyücü. câdû-suhen (f. çâplûs).). (bkz. ce'b).i. cebr'den) 1. câdû-keş (f. câdî (f. (bkz: sâil).) sihirbaz kıran.) büyücü.) sihirlercesine söz söyleyen. câ-yi dil-nişîn gönül açıcı yer.) 1.) yaltaklanıcılık. câdû-gerî (f. bin kapısı olan efsânevî bir şehir.b.i. 4. (bkz: mücbir). 2.) yer yer.s. 2.) l. ana cadde. câ-yi penâh sığınılacak yer. anayol. öldürücü. 3.i. 2.b. cicim. Câbülka (f.i.i. câ-yi mülâhaza düşünülecek nokta.) 1. kalemde kalan mürekkep bulaşığı.s. cadde (a.) kıvırcıklık. harap. 2.i. vücudu çok tüylü olan kimse. uzdilli.zf. çok güzel göz. 2.büzzâka (a.s. işlenmemiş [toprak].i. vergi tahsildarı. câdû-ger (f. yıkık. mevki.i.s. cablûsî (f.) 1. i. 2. 4.i. . cüdât) dilenci. câbir (a. insan gayretinin son hedefi burada mutlak ile mevsuf [=Allah ile insan] birleşir. s. gulyabâni. câdis. câ-yi şübhe işkillenecek nokta.) kusur görücü. câblûs (f. çirkin kocakarı. Câbülsâ (f. 3.i. (bkz şâh-râh). kebe gibi kaba bir yün dokuma. sihirbazlık. (bkz: çâlbûs.) safran.i. ca'be (a.) bir cevap.) 1. cadı.) büyücülük. ca'd-i girih-gîr kıvırcık ve dolaşık saç.) dalkavuklara yakışırcasına. sadak. Câbilka (f.i.) ok kuburu. azimli.s. yazann kaleminden çıkan güzel sözler. yelek. tas. câbir-i küll-i kesr (kırılan. sihirbaz öldüren. caâdet (a. câdî (a. çekirge. câ-yi behiştî cennet gibi yer. karakoncolos. arapsaçı. 2. tas. [eskiden] vakıflı akar kiralarım toplamakla görevli bulunan kimse. ay kısaltmasında cemâziyel evvel. çorak. câ-be-câ (f. câ-yi iştibâh tereddüt edilecek nokta.) cevap verme. 2. ve s.) kıvırcık [saç]. câdû (f. (bkz: câdû-zebân). câbe (a. büyücülere yakışacak surette.). câdû-fen (f.) sihirbazlara.b.) en uzak Batı'da bulunan. büyücü. câdd. câbî (a.) 1. Câbülsâ).i.i. s. (bkz. büyük yol.s. cadde-i kebîr 1. en uzak Doğu'da bin kapısı olan efsânevî bir şehir. işlek. Câbülka). yer. bozulan her şeyi düzelten) Allah. câcîm (f. 2. kurak. aba.) havuz. 2.). câdibe (a.i.i.zf. türlü renkli ipliklerden dokunan bir çeşit döşeme. acuze.) kuvvetli. dalkavukluk.b. kırık sancı. insanın mutlaka Allah'a doğru yönelen yolundaki ilk merhalesi.c.) kabuksuz sümüklü böcek. (bkz. mekân. eletek öpen. dalkavuk. 2. güzel yazı.i. (bkz: müca'ad).i.s. câ-yi işret işret yeri.i.

]. İ. puta tapanlar. 3. Hırs-ı câh mevki hırsı.) 1.s. câhe (a. (f.s. cebele. (bkz.s.) kendini beğenmiş. mevki.i.) büyülercesine söz söyleyen. [kurucusu Edirneli Şeyh Câhidî Ahmed Efendi'ye nisbetle bu adı almıştır]. h. câhil-i anûd inatçı câhil. i. eden. makam. elinden geldiği kadar çalışan. Hz. Cenâbıhak.) insanın içinde dönüp dolaşan hâtıra.câdûvî. minyatür v. [müen. cahd (a. 2. i. cühela.s.f. Mu-hammed'den önce Arap yarımadasındaki puta tapma devri. uzdilli. bilmediğini teslim eden. câdûyî sihirbazlık.i. câhî. bevâh.b.i.) cehennem. güzel sanatlarda kullanılan bir çeşit kâğıt cinsi [tezhip. Yahudicesine. çıfıt.) huk. câhiliyyet (a. açık olarak. kibirli. câfî (a.i. küçük akar su. cahiz. genç. câhide]. câdû-zebân (f.) alenen.) 1.s. c. câhız (a.) yer seçen. 2.s. orak. 2.i. (bkz.) îtibar.b.i. (bkz: câhid.) açık. cevfe (boşluğa) kadar giden yara. cahillik.i.zf. câhidiyye (a. câhsûk (f. (bkz.) cefâ eden.i. Şîîlerden imâm Ca'fer-i Sâdık taraflısı olan. Muta muharebesinde bayrak tutarken iki elini de kaybederek öldürülmüştür. hat. tecrübesiz.s. dönüp dolaşan.) çıfıtçasına. câhil-i munsif insaflı. câhıyen (a. karında açılan yaralar câife olabilir]. Hz. tamu. alenî. cahillikle. Cahîmî (a ) cehennem gibi. "orun. câife (a.i.zf. cühûd). ca'fer-i zü-l-cenâheyn (bkz: ca'fer2).Yahudi. câhiz (a.) Câhiliyet devri adamları. gündüzü gündüz eden. câile (a.s. câil (a.) 1. cahd-ı mutlak. câhil-âne (a. 2. cahûd (a.i. ısrarla inkâr eden. câhiye (a. yaratan. câil (a.) işleyen. büyücülük. Ca'fer (a. (bkz. 2. cevâib) halkın ağzında dolaşan haber. bilgisizlik.) 1.) câhilce. ca'ferî (a. [göğüste. hüveydâ). cehdeden. câ-güzîn (f. erkek adı. (bkz. mağrur). yapan. i. toy. cahilliğe ait. 2. Ca'fer-i Sâdık Şîîlerin on iki imamından altıncısı.s. yırtlaz.s. câhil (a. bilimsiz. erkek adı.) kuş kursağı.) iffetsiz.) patlak gözlü.f. câhid (a.b.) Ca'ferî tarikatı.s. cefcâf).s. cehl'den. Hasm-ı câhid bile bile inkâr eden düşman. eimme-i isnâ-aşer).zf. ca'feriyye (a. gözüpek [adam]. cahd'dan) 1.s.).i. câil-ül-leyl-i ve-n-nehâr geceyi gece.) . aşikâr. câhili.s.s. cahd-ı mustağrak Arap gramerinde iki tane menfî (olumsuz) geniş zaman sıygası (*kipi). Câhiliyye (a.c. söyleyen câhil. . Islâmdan evvelki devrin adı. câh. cahd'dan) bilerek inkâr eden. câibe (a. câhid (a. cehd'den) 1.) bile bile inkâr etme. câhiliyye (JU. câdû-suhen). ahlâksız [kadın]. i. cahûf (a. câ-gîr (f. cahûd-i anûd çok inatçı Yahudi. cevelân'dan) cevelân eden. yerleşmek üzere yer beğenen. cahûd-âne (a.i. cahîm (a. 2. (a. Cür'et-i cahilane câhilce ataklık. lokma gözlü [adam].i. cafcaf (f. cühhâl) 1. cafiz (a. câger jiU. bilgisiz.) katılar için kullanılan hacim ölçüsü. Islâmdan önceki Arap devrine ait.) cesaretli. Ali'nin kardeşi olup.s. (bkz: cây-gîr). eziyet eden. arkada.) Halveti tarikatı şubelerinden birinin adı. Nâr-ı cahîm cehennem ateşi.s.

4. (bkz. câm-ı cihân-bîn (cihanı gösteren kadeh) (bkz.s. (bkz. oturucu. 2. olur.i. düzme. câm-ı gîtî-nümâ). aidat.) ilk çağların. câl. (bkz: câme-i seher). [kelimenin Arapçası cemi "câmât" dır]. sıla).) sahte. caiz (a.h. avâid.c.) Keyânîlerden Keykuştasb'ın veziridir. Horasan'da bir kasaba. cevr'den) çevreden. câm-ı cem Şark mitolojisinde. misvak ağacı ["evvelce" lifli dallan. bu gün "Câmâsbnâme" adıyla anılır. cam. Câlînus (a. cevâiz) 1. şarabın îcatçısı sayılan "Cem" in sihirli kadehi. atiyye.i. yapma.s. sırça. 2.i. yapma olan hususlar. caize (a. 2. câm-ı şehriyârî büyük kadeh. câm-ı şîr sütlü meme. 3. olabilir. ihsan. tuzak. câizât (a. câm-ı zerrin (altın kadeh) beyaz şarap.) l . 2. sabır. câlî (f.i. câme-i hâssa tar. alma.câir (a. c. meydana getirme. ca'lî)" ca'liyyet (a. câm-ı seher Güneş.) sebze bahçesi. naz ve gamze ile salınan güzel. şişe ve toprak cinsinden şarap kadehi.) 1. yazdıkları medhiyeler dolayısıyla verilen para ve bahşiş.) 1. kadeh. bostan. bardak. câme-i guk yosun. câme-i âhiret (bkz. Dilber-i câir zulmeden. zulmeden. ca'l (a. câm-ı sîm (gümüş kadeh) meç. Osmanlı pâdişâhları tarafından verilen elbiselik kumaşlar. câm-ı âlem-nümâ (bkz. Galen (131-210). kavun karpuz tarlası.i. tahammül. kendilerini Cemşit sülâlesinden sayan Sent ve Kişmir hâkimlerinden bir kısmının lâkabı. câm-ı cihân-nümâ). şarap. câliş-ger (f.b.çiftleşme. 3. câm-ı aşk tas.) hek. câme-i hâb gecelik. câm-ı şarâb şarap kadehi. câliş (f-i-) l.i. [Eski Farsça ile ve "Ferheng-i Mülûk" ve "Esrâr-ı Acem" adıyla yazdığı kitap. işe başlama.i.s. 2.c. çamaşır.) 1. yol yiyeceği. câm-ı cihân-nümâ.]. armağan. s. c. (bkz: cam4). içinde dünyâyı seyrettiren kadeh. cülûs'dan. naz ve gamze ile salınan. deri ile eti beraber toparan yara. sevgilinin çenesi. câme-i fena). câm-ı tehî boş kadeh.s. câme-i fena (fânilik elbisesi) kefen. câm-ı cihân-nümâ cihanı gösteren kadeh.i. Tann âşığının yüreği.i. câm-ı ayş hayat kadehi.i. ed. câm-ı sabûhî sabah içkisi içilen kadeh. ca'liyyât (a. yalnız şehvet duyguları için yaşayan kimse. câm-ı âteş-fâm ateş renkli kadeh. câlis-i evreng-i -saltanat saltanat tahtına oturan. diş fırçası vazifesini görürdü]. cefâ eden güzel. cevâz'dan) işlenilmesinde cevaz olan. tahta çıkan. İpokrat ile beraber en büyük Grek hekimi. hediye. ca'liyye (a.) caiz olan şeyler. bahşiş.i. câme (f. câiz'in c. câlis-i serîr-i saltanat saltanat tahtına oturan. cevâz'dan. Câmâsb (f. i. câm-ı ruşen parlak kadeh. 3.) 1. cüllâs) cülûs-eden. . 2. hikmet ve heyette yüksek bilgisi vardı. cam (f.) ["ca'lî" nin müen. azık.i. oturan. ca'liyyât) yapmacık. eski şâirlere. tas. h. câlife (a.h. câlîz (f. câm-ı fena (fânilik kadehi) ölüm.s. câlis (a. zevk ve safa kadehi. câm-ı sahbâ kırmızı şarap içilen kadeh. elbise.

Lâfzı az. hizmetçilere verilen maaş.i. câme-şûyân) çamaşır yıkayan.b. elbise soyunulacak yer. s. Câmî (f. cem'den) 1. câme-âlûd (f. c. çamaşırcı.i. topluluk. câme-dûz (f. dolap.) kirli elbise.) çamaşır yeri.) yük.s.) cam fabrikası. câme-i katran Peygamberimizin sülâlesinden olanların.) 1. câmgul (f. toplaç. cami' (a. tüfek fitili. 2. Cami (a. toplayan. cemeden.b. cevâmi') içinde namaz kılınan ibâdet yeri. câmi'-ül-kelim beyân tâbirlerindendir. yerli dolap. câmi-i devrân devrin.b.) camlık. câme-hâb (f. cansız. 2. istiare).) İran'ın XV. câme-kân (f. 3.h. Bir çok manzum ve mensur eserleri vardır.) elbise biçen. câme-i seher Güneş. 2. 2. câme-şûy'un c.c. c.b. elbiseyi muhafaza eden kimse. Asıl adı Ab-durrahman'dır. Câmi'-ün-Nasâyih (nasihatleri toplayan) ünlü Türk bilgini İbni Kemal'in didaktik bir eseri.b.i.i.câme-i hayât (hayat elbisesi) ömür. câmegî (f. içinde cuma namazı kılınan mescit. cevâmi') 1. cevâmid) donmuş.i. câme-hâne (f. Câmi'-ül-Fürs XV-XVI. câmi-i kebîr büyük cami. câmi'-ül-mahâsin güzel vasıflar bulunan. mütefekkir ve âlim şâiri.) l . c.) elbisesi yırtılmış.) vakfın gailesinden vazife sahiplerine verilen aylık. câme-i ' nev-rûzî 1) rengârenk elbise. f r. atiyye.i. câmid. (bkz: câm-ı seher).i.b. (bkz: teşbîh.) esvap ve çamaşır koymaya yarayan sandık. câme-dâr (f. toz.i. cümûd'-dan. câme-i îdî 1) kırmızı elbise.b.i. Ecsâm-ı camide cansız cisimler.s.) çamaşır yıkayanlar. 2) baharda açılan türlü çiçekler. asırda yetişmiş büyük mutasavvıf. çamaşırcılar.i. câmekiyye (f.b.i. câme-şûy (f. câme-i matem matem elbisesi. [doğrusu "câme-ken" dir]. hizmetkâr. câme-i hurşid Güneş'in ışığı ve yer. duman ve bulut. Bizde Câmî adıyla şöhret bulan eseri Arap nahvine ait Kâfiye'nin şerhi olup vaktiyle medreselerde okutulurdu. gardırop.) sabah riizgân veya güneş.i. vestiyer câme-derîde (f.b.a.b. zamanın camii. Güneşin tesirinden korumaları itibariyle ağaç yapraklan. câmi-i Kur'ân (Kur'ân derleyen) Halîfe Osman.b. sürahi. câme-i nahcivânî sade dikilmiş elbise.b.i. ücret ve elbise parası.) külhanbeyi. câme-seher (f. cam yapan sanatkâr.) camcı ustası. diken. câme-i mûyî (kıllı elbise) meç.i. câme-i ihram hacıların giydiği dikişsiz elbise. Cism-i câmid cansız cisim. mânâsı çok söz. camia (a. kürk. fiz. câm-hâne (f. camide (a. 2) bahar çiçekleri.) yatak.b. câme-gâh (f.i.b. yüzyıl şairlerinin birbirlerine yazdıkları nazireleri toplayan mecmuası. câm-ger (f. elbiselik kumaş. câme-şûyân (f. içine alan. câmi'-ül-hurûf kitap yazan.s. donuk. Câmi'-ün-Nezâir Eğridirli Hacı Kemal'in. içinde bulunduran. yüzyılları arasında yaşadığı sanılan Inegöllü Mustafa bin Meh-med bin Yûsuf un Farsçadan Türkçeye çevirdiği lügat kitabı. cem'den. 4. derleyen. câme-dân (f.i. XV. terzi.i. . Muharrem ayının onuncu günü giydikleri siyah elbise [burhân-ı kaatı]. soyunup giyinilecek yer. cem'den. çamaşır odası.s. Fatih'le muhabere etmiştir. 2.

) can-bazlar.) 1. 2. İsm-i câmid a.) 1. cana (f.i.s. cân-efşânî (f-b. Gûş-i can can kulağı. s. sevgili. can veren.) 1. ey sevgili! cân-âferîn (f. Sabâ makamının pest tarafına. Hâlidiyye'dir]. muz.c. Melâmiyye-i Nûriyye. aldatıcı. cân-dâr). câne-dâr (f.). candan bağlı. (bkz. eli sıkı.) bir da'vâ uğrunda can verilicik. kadın adı.b. ikinci . (bkz.s. cân-bâzân) 1. cana can katan.i. (bkz: cân-feşân).) yaratıcı. [eski] fedaî atlı asker.s. cân-fezâ). 4.b. silâhlı [kimse].b. 2. bıngıldak.) can inciten.s. cân-fezâ (f.) tiryak. cân-ı şîrîn tatlı can. ayın yir-miüçüncü günü.i. canlı.) 1. ma'şûka. cân-berleb (f.).s.) canbaza yakışacak surette. 3. 3. canlı. beyin. cân-bâz (f.i. câmiiyyet (a.s.) canbazlık.c.b.) ey can.) câmi'lik.) "namaz yeri" seccade. gönül. i. 5.b. hayvan alışverişiyle meşgul olan kimse. i. cân-dâr (f. cânâne (f. canavar.i.b. (bkz: can"). candâne (f. canbaz. su sığırı. can yakan.b. câmûs (a. can. i.) 1.). toplu olma. câmid-ül-ayn yüreği katı. can (a. i.i. 2.) candan bağlanmış. câmûs-ı cesîm iri. [ötekiler Ahrâ-riyye. Yâr-ı can can dostu.) canını veren [aslı "cân-fıdâ" dır].s. cân-bâzî (f. Canfeza.s. (f. emniyet memuru. koruyucu. bu dörtlüyü inici bir şekilde idare ile. cân-bâz'ın c. cân-efzâ (f.b. ruh teslim edecek halde bulunan.b. câ-nemâz (f.b. hayat. silâh.i. eziyet eden. (bkz. silâh.s. cana can kalıcı.b. muhafız. Cenâbıhak. Murâdiyye. i. ruh. i. Cân-ı can (canın canı) Allah. ruh. cân-bâzân (f. ırak. câmid-ül-mâl taşınmaz mal.s. 3. hüseynî-aşîrân perdesinde durur.i.s.s. canını tehlikeye koyan. cân-dârû (f.gr.i. Mazhariyye. cân-efşân (f. aşîrân) ilâvesinden ibarettir. gönül verilmiş. tahminen beş altı asırlık pek az kullanılmış bir mürekkep makamdır. hayat bağışlayan. 3. ağlamak nedir bilmeyen. sevgili. cân-bâz-hâne (f. toplayıcılık.zf. can.).Mâ-i câmid donmuş su.) can dayanamayacak derecede. (bkz: gayr-i menkul). 3.n. cân-bâzâne (f. 2. i.i.b. can (f. 2.s.b.) canbazlann oynadıkları. h. tasrifi (çekimi) ve iştikakı (türesi) olmayan isim veya fiil. câmiyye (f. Güçlü birinci derecede sabâ'nın durağı ve uşşak dörtlüsünün mi şeddinin güçlüsü olan dügâh. cân-ver (f. cân-fersâ (f.i. durağı olan dügâh perdesinden îtibâren hüseynîaşîrân perdesine nakledilmiş bir uşşak dörtlüsü (inici olarak sesleri şöyledir dügâh. cânn).s. rast.b. yaşayan. Nâciyye. zararlı hayvan.) 1. cân-âzâr (f.b. tas. câmih (a. i.) Nakş-ı bendiyye tarikatının 9 şubesinden birinin adı. cân-dâde (f. câne (f.s. 4.s. erkek adı. cân-ciğer (a. cân-bahş (f. topluluk. cân-feşân (f. diri. cevâmîs) manda.) bir da'vâ uğruna canını veren. 2.b. câmid-ül-keff cimri.b. 4.b.) 1. cân-fedâ (f.b. 2.) başı sert [hayvan].) canı dudağında. 2.b. cân-âver.i. Kasaniyye. domuz. (bkz.) 1. cân-efşân). büyük manda. 3.i. arazi. tamahkâr.b. (bkz: câne). hünerlerini gösterdikleri yer. can artıran. can ile oynayan. cân-beleb. azık.) çok teklifsiz sevişen [kimse].s. mülk. gönüle ferahlık verici. 2. canan. tepe ile alın arasındaki yer. canbazlıkla. Allah. Mecdediyye.s.b. yaşayış.

) canını teslîm eden. cânibeyn (a.s.f. komşu.s.) cânî kadın. sermâyenin yüzde ile gösterilen yıllık geliri.s. yana ait. can harcayan. caniye (a.) birinin yerine geçen. (sabâ'nın iki arızası bu dörtlü'nün seslerine dâhil değildir). çarşaf. cünha'-dan) suç işlemiş. Donanıma sabâ gibi si için koma bemolü ve re için ba-kıyye bemolü konulur.derecede de birinci güçlü kadar ehemmiyet arzetmek üzere sabâ'nın güçlüsü olan çargâh'dır.) Azrail. carî hesâb eko. cereyân'dan) 1.b.b. cân-sipâr (f. para arz ve talebine göre meydana gelen faiz. cân-gîr (f.i.) azîz. cenaha meyleden veya bir tarafı tutan. can evi. mant. cân-sitânî (f. dilber. canibi (a. Allah'ın nezdi. iç tırmalayan. geçer.) can düşüren.i. cân-şikâr. cân-gâh (f. altıncı veya yedinci kemik olur. cânî. jeol.s.s. ruh alıcılık.b. câr-ül-cünüb akrabadan olmayan. cân-güzâr (f. insana belâ olan.s.s. akan.b. cân-sûz (f.b. carî fiat eko. canını harcayan. iç açan.s. i. 2. cân-sitân (f. ruh eksil-tici.) yürek paralayan. yanda olan.) can yakan. (bkz: sûy). cereyan eden. cân-figen (f.b..s.b.) can avlayıcı. gönül açan.i. Cârî (a. Lâhin içinde uşşak dörtlüsü için de fa bakıyye diyezi ilâve edilir.f.) gönül kapan. câr-ül-cenb bitişik komşu. suç sahibi olan.) cânî gibi.) can azaltıcı.s. câniha (a. cân-sipârâne (f. carî mâliyyet eko. tehlikeli olan.c. öldürücü.i. cânib (a. yabancı komşu.) ruh alıcı. cirân) 1. can çıkancılık. Câniyâne (a. örtü. 1) bir yatırımdan bir yıl i-çinde sağlanan gelirin yatırım değerine oranı.b. kısa zamanda paraya çevrilebilecek aktif hesaplar.) iki yan.b. canını feda eden. fr.) 1.) yancı [askerlikte]. (bkz: cân-şikâr. cân-perver (f. 2.b. cânih. yan. cân-şiker (f.zf.i. 2. ruh sıkıcı. müşteri. fazla keder ve sıkıntı veren. para piyasasında doğan. cân-sipârî (f. canice.) can feda edicilik. can alıcı. cevânib) 1. acıma uyandıran.b.) can eritici. câ-nişin (a.s.b.s. yürüyen.zf.f. cana dokunan. geçen. câniha (a. lateral.b. güzel. Şehr-i carî geçen ay. kaburga kemiklerinin ikinci veya üçüncüsü ile yedincisi arasındaki herhangi bir kemik olup ekseriya beşinci. fedâkârlık. Mâ-i carî akar su. yana düşen.b. 2.) can sıkıcı.s.s.i. cânib-dâr (a.b. cân-şiken (f.s. cân-rübâ (f. cihet. can çıkarıcı. 2. taraf. cân-şikâf (f. cân-gezâ (f.s. candan sevilen [kimse]. car (a.) can ısırıcı.) 1.s. hâlihazır fiatlara dayanan maliyet.i. carî ihtiyat eko.b. cenb'den c.b. 2.s. câr-ı mülâsık.s. courant. carî faiz haddi eko.) canını feda eden. yaralayıcı.s. cân-hırâş (f.b.) canını feda edercesine.b. cân-güdâz (f. erkek adı.s. satış esnasında geçerli olan fiat carî hâsıla eko.s.i. cân-nisâr (f. . 3. câr-ullah Mekke'ye gidip orada oturan. ve i. caniye (a.b. (bkz: hesâb-ı carî). cânî (f.b. sosy.) ruh besleyen.) cansitanhk. Cânn (a. *yanal. cinâyet'den) cinayet işleyen. 2. (bkz: dil-hirâş). cân-şiker).s. iki taraf.) candan geçer o-lan. Azrail. vekil.) cin taifesi.s. cânib-i rahmet Allah'ın kullarına öldükten sonra yapacağı ihsanın bulunduğu yer.b. birinin yerine oturan. f r.) can yırtıcı.

câvidânî). Hesâbât-ı câriyye karşılıklı geçen hesaplar. cevâsîs) 1. çekici.s. Hurûfiye tarikatının inancına göre yapılmış tefsiri. câvidâne. Câvidân-hıred (f. câselîk (a. Yunan ve Arap filozoflarının ahlâk hakkındaki kurallarından bahseder.i. kesen.i. çürüten. behişt.i. cârûb-zen (f-b-i-) süpürücü.i. câvîdânî (f. cây-i buse öpülecek yer. casus (a. cây-i mülâhaza düşünülecek yer. patrik.i. cürm'-den) 1.) süpürücü. 2.) casusluk. cârû. firdevs). gizli haberler öğrenerek veya sırlan çözerek haber veren. câversiyy-üş-şekl darı şeklinde. Medine'de camilerin süpürme işi mühim ve şerefli bir vazife ve rütbe idi].) Baba Efdâl-i Kâşânî tarafından yazılmış ahlâk ve felsefe kurallarını derleyen Farsça eser.carî masraf eko. câriha (a. yaralayanlar.) hırçın [kadın]. cevârî) 1. alçı taşı. mütedavil kıymetler toplamının kısa vadeli borçlar toplamına bölümü. başpiskopos.i.) "ebedî ve daimî akıl" anlamına gelen bu kitap Iran şahlarından Huseng'e ait olup.i.(bkz. kireç. fr.b. cây-i karâr durma. başpapaz. süpürgeyi andıran.s.) yüzükoyun.) kireççi.s. cass (a. 4. Lihye-i cârûb-nümâ süpürgeyi andıran sakal. câr-ullah (a.c.s. cevârih) 1. Dâ-ı câversî kabarcık hastalığı. 2. Hint.) cerh edenler.i. ailesinin maişetini kazanan. geçer olan.i. Câvidân-nâme veya Câvidân-ı kebîr (f. düşmanın. câvidân. cassâs (a. üzüm teknesi. sürükleyen.) 1.c. (a.) süpürge.i. cârr.s. Hurûf-i cârre a. göğsü üstüne yatmış kimse. hafiye. cârub (f. cârşeb (f. câvidân-serây (f. cesâret'den) cesaret eden. repaçes. belirli bir devre içinde yapılan masraf. korkunç rüya. adn.) katolik. Esterâbâd'lı Fazlullah tarafından. (bkz: câ). cârih.i. câvers (a.b. câris (a.s. cârûb-keş (f. cârihîn o (a.) yer.) kâbus.) bir darı tanesi büyüklüğünde olan kabarcık. Sikke-i câriyye geçer akçe.) süpürge gibi. cây-i meşakkat (sıkıntı yeri) meç. 2.) buğday arasında biten bir çeşit sarı darı. cây-i behiştî cennet gibi yer. cây-i iltica sığınma yeri. câsûsî (a.s.i. 2. çöpçü. 2. hurma toplayan. cerr'den) cerre-den. askerliğe dâir haberlerini öğrenip bildiren kimse. câvîdân . nokta.i. câst (f.s. çeken. cerh'den) 1.[evvelce. suçlu. insanın el. cây-i işret içkili eğlence yeri.) Kur'ân'ın. cârime (a.) cennet.) üzümün sıkıldığı yer.) câri olan.i.) çarşaf. 2.).i. sığınak. [bu] dünyâ. cay (f.s. câriye (a. carî nisbet eko. câversî (a. cerheden.s. Esliha-i câriha yara açan silâhlar. yırtıcı kuş veya hayvan. cây-i iştibâh şüphe noktası. para ile satın alınan halayık. gr. .i. câvîd . (bkz: cây-i penan). zool. câsûm (a. câvîdâne.b. Câvidân-nâme (f.cerh'den c. cârre (a.b. câvid.b. çaşıt.b. cârih'in c. (bkz. câriyye (a. câsir (a. mücrim.i. İran. hizmetçi kız.s. harf-i cer'ler. Mekke'de Kabe'nin.i.s. dinlenme yeri. yaralayan. cârim. büyük papaz. kız.) Mekke'ye çekilip orada oturan. câriha (a. sıvacı.b. 3. harpte esir düşmüş veya odalık olarak alınmış kız. ayak gibi âzası. câsim iU. cârûb-nümâ (f.

zorlayıcı.) [evvelce] barut.s. cebel-i Lübnan Lübnan dağı. 3. ce'be (a.) korkaklık.b. ceberiyyun) elin-deliği (cüz'î irâdeyi) kabul etmeyen felsefe yolu. yıldızların birbirini çekimi. ev. cibâl) dağ.i. tembel. yerçekimi.zf. i. Cendiyye. cebbâc (f.f. cây-I şekk. câyi' (a.) oda. cezb'den) 1. ceberriyye (a. cebredici. câ-güzîn). ciyâ') aç. cebeli.s. mezhep. (bkz. alımlı.) dağa ait. arzu edilen nokta. cebâbîn) peynirci. ce'b (a. Medî-niyye tarikatlarının şubelerinden birinin adı. cebel (a.) [evvelce] yeniçeri ocağına bağlı bir sınıf asker.s. cebâbire) 1. zorbalar. her hareketi bir cebir altında yaptığına inanan tarikat ve bu tarikata inanmış olan kimse. Katnâniyye. cây-bâş (f.b. zorbalıkla.i. cebbâriyyet (a. sevimlilik. Cebbân (a.cây-i mütalâa mütalâaya.s. büyücü.s. yer tutan. cezbeden.) cebrediciler. Allah. Üzeyriyye.b.) zırh giyen.b. 2. gülle ve benzerleri gibi harb malzemesi ve bunların bulunduğu yer. cây-i tereddüd (bkz: cây-i iştibâh.i.b. cây-i şübhe (bkz: cây-i şekk. cebbar (a. ceb-hâne). zorlayıcıhkla. 2.b. sevimli. sığınak. 2.i.i. gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi. 2.) îran şahlarının nevruz günü giydikleri elbise.) çevir ve cefâ eden. cây-i şek (bkz: cây-i iştibâh). cebe-hâne (f. üşenen. cebeci (f. okumaya değer.s. i. Cebânet (a. (bkz: cebîn).) 1.i. yer çe kimi. becerikli [kadın]. rütbe.s.c.i. kesen. 4. (bkz. cebân (a. cebbarı. S.) yerinden kalkmayan. zorlayıcılar. cây-geh (f-i-) lyer.) 1. cây-gîr (f.i. câyir (a. karar veren. 2.i. yerleşen.yerleşmiş. cây-ı ümîd 1. cây-i rahat rahat yer.b.t. fr.s. cây-i iştibâh). Kiyâliyye. s. cazibeli. psik.c.) dağlık.i. cây-i suâl sorulacak şey. cây-güzîn (f. cebredicilik. mekân. kurşun. cây-i taaccüb şaşılacak şey. cazibe (a. göbek. zorba.i. cebel-i Arafat Arafat dağı. mevki. cây-mend (f. c. câzim r (a. ikamet yeri.f. cezm'den) cezmeden. dağlık yer. cebbara mensup.i. ceber (a. kırmızı toprak boya. Sayyâdiyye.s. göbek mıntıkası.) yer tutan.c. sihirbaz. 2. (bkz. yurt. Şeyh-ül-cebel Haşhaşîler denilen Ismâilî'lerin reisi.) cebbarcasına. açık hava ibâdetgâhı. 2. mesken.) 1. cezb'den) 1. cev 'ân). edici. cebe (h.i. alımlı.b.) zincirden veya halkadan örme zırh. acıkmış. cây-nişîn (f. . cadı. kestirip atan. çekim. 2 . câzû (f.) Rufâiyye. cebe-pûş (a. mezarlık. cebertiyye (a.i. cebbâr'ın c. Acelâniyye. (bkz: cây-i iltica). cebâbire (a. erkek adı. [Rufâiyye tarikatının öteki şubeleri Hâfıyye. cây-i penan sığınma yeri. ümit veren şey.b. İ'tikad-ı câzim hiçbir şüphe olmayan kat'î inanış. cebr'den c. 2 .s. aç olan.b.i. sympathique. kuvvet ve kudret sahibi. alımlılık. (bkz: cübn).i. cebeliyye (a.) insanın cüz'î irâdesini (elindeliğini) kabul etmeyip.f. dağ ile ilgili.) 1. duygudaşlı.s. alım. câzibe-i arz fiz. çeken.) cebbarlık. cebel-ün-nûr Mekke'deki Harra dağı. cebbâne (a.i. cebbâr-âne (a. cebânet'den) korkak.). cazibe (a. (bkz: câ-nişîn).s.) birinin yerine geçen. cebelistân (a.i. câzibe-dâr (a.) anat. câzib. cây-gâh. cây-i şübhe).

2. Nûriyye.s. cebr-i adî. kusur. cebe-hâne).i. cebr (a. cebhe-i sefid beyaz yüz. cebrî istikraz eko. mat. onunla ilgili. Cebrail. cedâ (a.) alın sürücü. korkak.zf. (bkz. borcunu ödemesi için alınmış bir karar olduğu halde buna uymayan kişi için bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ve yetkili kuruluşlarca zor kullanılarak yapılan yürütme.c. i.). cebir muadelesi. fr. cedd be-cedd (a.) yüz süren. bol yağmur. saldıran bir ordunun sağ ve sol kanatlarının ortası. fr. bâzan "ceberiyye" tarzında telâffuz edilir]. cedd-i büzürg-vâr hatırlı. hediye. Becâniyye. cebhe-sa[y] (a. meç.c.s. tamir etme. aşk. avantaj. cebhe (a. Cebreîl.) halkın bir işe hazırlanması.i. Vâsıtiyye. cedd-i fâsid annenin babası.i. .i. (bkz .i. cebr-i noksan eksiği tamamlama. tahvillerle. birinin karşısında yere alnını koyan. ced' (a.). (bkz: cebân).) 1.s.) 1.) nineler. Cibril). barut ve şâire.i. gönül alma. kulak.s. ceddât) büyük ana veya babanın anası.) kınk ve çıkık olan bir uzva sanlan tahtalar. Cebreîl (a.i.i.i.zf.i. (a. top.ı.b. (bkz: cebîn-sâ cebin (cebânet'den) 1. 2) bir borcu karşılamak mecburiyeti karşısında yapılan borçlanma. kısırlık.f. ihsan. Alvâniyye-i Hameviyye]. cebir. pek ziyâde kibir. kazanç. cebr-i hatır gönül yapma. cedvel'in c. cedd). cebr-i icra eko. alçak. (bkz.b. Âlem-i ceberut ilâhî kudret. 2. yüreksiz. soylu sayılan kişi. 2. cedb (a. zorla. savaş bölgesi.f. 3. cebren (a. mat. ceddanî (a. cebrî). taraf. l) alınması bir kanunla mecbur kılınan.) atavizm. (bkz. burun.) zorla. kendini zor tutma.b.i. ecdâd) dede. cedd (a.c. cebîn-fersâ (f.Fazliyye. cedde (a. cebi (a. yüz.) 1. Cibril). [zıddı olan "kaderiyye" ile bir şekilde olmak üzere.) 1. aşın büyüklük. cebriyye (a-i-) beşerî irâdeyi inkâr eden bir mezhep. ceddât (a. 3. 3. atavisme.) alın sürücü. cebriyye (a. ceberut (a. Çîn-i cebin alın kırışığı. cedd-i sahih babanın babası.) . cebr ve mukabele mat. 2. Allah'a varmanın üçüncü basamağı. (bkz. yön. 2. düzeltme. cebr-i mâfat kaybedilmiş bir şey yerine başka bir şey bulup onunla avunma.i. 2. ananın veya babanın babası.) yoktan yaratma. tüfek mermisi.) peygamberlere emir ve vahy'e vâsıta ve memur olan dört büyük melekten biri. büyük baba.i. el veya ayağını kesme. cebire (a. equation. cebirsel. tas. cedâvî (f.i. dudak. cebir bahisleri. Cebrail (a. ceb-hâne (a f h i ) cephane.i. Allah'ın büyüklüğü. 3. cebire (f. devletin şahıslara borçlanması.i. cedd'den) ataya ait.) cetveller.s. Medîniyye tarikatının öteki şubeleri de şunlardır Meymûniyye. cedde'nin c. zorlama. ceddâniyyet c. alın.'ılAa. f r. cebr-i nefs kendini zorlama.s.i. cedvel).i. Zeyniyye. ced (a. cedâvil (a. cibâh) 1. zor. (bkz.) hizmetkâr aylığı. denklem. cebîn-sâ[y] (a. cebr ile. 4. (bkz: cebhe-sâ [y]). atavi'stique.) büyük babadan büyük babaya intikal suretiyle. cebrî (a. cebr-i âlâ mat.) 1.) birinin. zor altında. 2. cedd-i a'lâ soy kökü. alın.

i. bana anne. kalabalığın verdiği uğultu. cefâ-dîde (a.) cetvel çeken sanat erbabı.) cefâ arayan. yeni. on iki burçtan biri. tedbir ve reyler. su arkı. cedvel-ül-kevâkib astr.) cefâ eden. kavga.s. eza).) lâyık. 3. cedes (a.) 1. tarikat adamının kalbinin öğrendiklerinden perişan olması.b.) vücutta çıkan çiçek hastalığı.f.s.b. cedere oa. cefâ-cû (a. cedîdeyn (a. kuruma. cedgâre (f.) cefâcılık.) hazımsızlık ıstırabı. İlm-i hilaf ü cedel mantık yoluyla münâkaşa ilmi. tartışmada sual soran.) 1.b. cefâ-yı yâr sevgilinin cefâsı.b.s. 2. cedâvil) 1. tas. yalnız güzel çizgi çizmekle uğraşan sanatkâr.i. cedelî-sâil (a.i.) astr.) cefâkârcasına. şâyeste). (bkz: cedy). (bkz: bercâ.) cefâyı benimseyen kimse. armağan. hek. f r. cedîdân. . keçinin erkek yavrusu.i.f. cefâ-kârâne (a.) gece ve gündüz. eziyet eden. cedel-gâh (a.s.) 1. 2.s. kullanılmamış. münâkaşada. oylar. tartışmaya ait.i. (a. liste. cefr'den) cifirci. cedide (a. 2. kütle. cedvel-keş (a. cefcâf (f. cedy (a.) bot. 4. sabit (*durağan) yıldızlar cetveli. cefâ-keş (a.f.) münâkaşayı. atalarla ilgili olarak. gaddar.) l. Acemlerin kullandıkları bir vezin.s.zf. ceffâr (a.f.) boyundaki kalkan bezinin büyümesiyle beliren hastalık. düzgün çizgi çizmeğe mahsus ağaçtan veya mâdenden yapılmış âlet.f. (bkz: cüderî).) 1. cedel etmek dil kavgası. bol yağmur. anne anne. münâkaşacı. ceffe (a. cedvâr-la ilgili.b. pek az zamandan beri bilinen veya mevcut olan.) türlü türlü yol.) 1. (bkz: cevr.s. Edebiyyât--ı cedide yeni edebiyat. cedvel (a.s. cederî j-ia.) cefâ görmüş. 2) Lâle Dev-ri'nde Kâğıthane'de açılmış sun'î bir dere.s.s.i. cedvârî (a.s. kabir.b. ahlâksız [kadın].i. aybaşı âdetlerini kolaylaştıran bir ilâç. çeken mânâsına da gelir]. cederî-i kâzib su çiçeği denilen kabarcıklar.i. su kanalı. Cedîr (a. cefâ-kâr (a. cedvâra ait.b. eziyete dayanan. Dünyâ.f.f. 2. cedelî (a.i.f. cedî (a.) iffetsiz.s. münâkaşaya. kalabalık. cefâ çekmiş. 2. cefâ (a. çespân.i. münâsip.) çekişme yeri. cedelî-mücîb (a. fildişi.i.i.s. tartışma. söz yansı yapmak. s.cedde-i faside ananın anası.i. oyma ve kakmalarda birkaçı birbirine paralel olarak yerleştirilen çubuk hâlindeki motif. 2.b. çizelge. cefâ-kârî (a. 3. (a.zf. katlanan. meç. 2.i. Telkîh-i cederî çiçek aşısı. cefâ-perver (a. g.s.i.) 1. cetvel tahtası.) atalara ait.f. (bkz: mücedded).s. cefâ-pîşe (f. eziyet. tartışmayı açan. cedîd. cedde-i sahîha babanın anası. cedvâj (a. (bkz: cafcaf).) münâkaşada cevap veren. zâlim.b. cedvâr (a. [halk dilinde cefâ çekmiş.i. sevgili. erkek oğlak. 2.) cefâ çeken.b. i. cedel (a. (bkz: edebiyyât). cefâf (a. cederî-i bakarî öküz ve inek cinsi hayvanlarda meydana gelen çiçek hastalığı.b. goitre. cedden (a. 2.c. Oğlak burcu. falcı. guşa. incitme.) mezar. kuru olma. sevilen..) 1. 2. oğlak. maşuk. 2.b.) 1.) 1. sert münâkaşa. zencefil cinsinden kâfuru kokulu uyarıcı olarak kullanılan safran kökü. hediye. cefâ eden. cefâset (a. uygun. cedvel-i sîm 1) gümüş kanal.

yüksek sesle. 3. kahraman. celâdet-perver (a. cehâlet-i müstetemme koyu cehalet. kahramanlık.) 1.cülcül'ün c.f. cehennemle ilgili. cehîz (f-i. küpe. çalışma.) bahadırlık.) 1. 2. cehûd-âne (a. cehennemi (a. cehriyye (a. güzel. edebî bir dergi.) yüksek sesle.i.i. bilmezlik. cehennem (a.) 1.i. ) cehennemlikler.) kaba muamele. (bkz: cifr). cefve (a. 2.). hemen. cehûl (a.) açıkta olan.) ses yüksekliği. açıktan açığa.zf. açık olarak söylenen.i. 2.) cefâ. sıçrayan. gömlekler. ufak çıngıraklar.i. cehalet (a.i.s. cefvet (a. tamu.c. belli olan.s. c.) kurumuş. cehennemi sür'at büyük. bilgisizler.i. 2. azar. celâ-yi vatan doğduğu yerden ayrılma.) küçük çanlar. (bkz: cühela. Abdullah Cevdet tarafından istanbul'da yayımlanmış aylık iktisadî. (bkz: cehalet). dünyâ. yiğit. fırlamış. cehd (a. ecfân) 1. celâb (f. cehennem gibi [sıcak veya y akıcı]. cehele (a. 2. celâcil (a-i. alenen. cehl-i basit ayıplanmayan cehil. kadınların yüzlerine örtündükleri yaşmaklar.) bilmezlik. sıçrayan. cehende-gî (f. cehl ıSf (a. cehennemiyyûn (a. cehri.i. hâviye veya derk-i esfel]. cehîr-üs-savt çok ve kuvvetli ses.) 1. cefr (a. hutame.i. cefr (a. cehâz (a. cilbâb'ın c.zf. câhil'in c. (bkz.i.) cıfıtçasına.i.i.zf. Şemşîr-i celâdet yiğitlik kılıcı. celâbîb (a.s. birden. ayırma.) açıktan veya yüksek sesle yapılan. cühhâl).f. görünen şey. nezaketsizlik. kuru.) Yahudi.i. cehûd (a. cüherâ') 1.) pek câhilcesine. cihaz). cehd ü ikdam çok çalışma. cahîm. (bkz: cihan).) kabalık. fırlayış. cehende (f.) yüksek sesle söyleme.i.ceff-el-kalem (a.s.) 1. (bkz: cehân2). celâ' (a. cehreten (a. cehre (a. cehende). çabuk hareket eden.) cehenneme mensup. cehd ü gayret. sıçramış. fırlayan. katmerli cahillik. kendini bilmezler.i. [müfredi hiç kullanılmaz]. bilgisizlik.zf. fırlayan. cefîf (a. sakar. (bkz. celâdet-şiâr (a. cehâret (a. (bkz: cehl).i. cehr j (a.). cehren (a. cehâm (a. cehân (f. sesin yüksek olması. cehûlâne (a.) memleketten aynlma. göz kapağı.s. cehâbize (a. cihaz).s. bıçak ve kılıç kını. cehennemlik. cehl'den) pek câhil. saîr.) düşünmeksizin. aşın hız. cefn (a.i.i. hakikatlerden haberi olanlar.i. cıhbız'ın c. cehl-i mürekkeb bilmezliğinin farkında olmayan.c. sıçrayış.i.s.). cehr'den.s. .c. âhirette. çok sıcak yer. himmet. celâdet (a.) yağmur vermeyen bulut. (bkz: echel). 2. cehîr (a. Sırran ve cehren gizliden ve açıktan.s. asma çubuğu. yiğitlik.i.zf.) güya kayıptan haber veren bir ilim.i. (bkz: gayret.b. sa'y). Yedi kattır [cehennem.s. münasebetsizler.i. (bkz. gurbete düşme. günahkâr kulların gideceği azap yeri. başörtüleri.f. feraceler. lâzî.) yiğit mizaçlı.) salkım. cefv (a. dikkate değer.) 1.) aşikâr olarak.b. 2.i.) yiğitliksever. çıfıt.) gerçeklerden. cifâr) geniş kuyu. içtimaî. çabalama. açıktan. 2.) cahillik.

celle (a.i.) aşikâr. "a. yontulmamıştık. 2. 3. celle celâ-lühû "onun sânı. ululuk. celâl adlı kimselerle ilgili olan.s. çekme. celîb (a. belli. (bkz.i. kızgınlık. celb-i kulûb kalpleri kazanma. ara bozucu. 3. satılık esir. sığır" mânâsına gelir]. celâli (a. çiy. celbûb (f. celesât (a.) kabalık. celbiz (f. celb-i teveccüh birinin ilgi ve sevgisini çekme. koğucu.n.) 1. orospu. ilmik.) 1.i.) kamçı ile vurma.) çabuk kızan [kimse]. yüceler. asan kimse.) 1. zararı istememe.s. [ikincisi] kadın adı. celbu (f. "tanrısal. celî-müsennâ g. celb (a.) naneye benzer bir ot. çağırma kâğıdı [mahkemeye].i. celi (a. [kelimenin aslı "koyun. celse'nin c. s. kement. 2. 2. sığır. cellâd jiLa. celcele (a.s. kalın ve okunaklı bir çeşit sülüs yazısı. celîs-i enîs cana yakın arkadaş. 2. daha çok koyun getirterek kasaplara satan büyük tüccar. celde (a. celîd (a.) cellâtlık. (a.i.) şan ve şerefi pek büyük. celîd (a. can.liyye" şeklinde hitâbolunurdu].s. celâlet (a.celâfet (a. golgota tepesi. sebze. s.i.) celâlî olana yakışacak surette. çok merhametsiz. bir yazı sitili.) büyük olanlar. bir yazı sitili.[birincisi] er kek. Celmed (a. esir. celâil (a. 2.b. taş. ulu.i. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. celi).i.f. kamçı ile vurma.) oturmalar. çekiş.s. (bkz: şebnem). açık.) 1.i. çan sesi. [vezir veya müşîrlere ve onların dâirelerine hitaben yazılırdı. (bkz. 4 . celencebîn (a. büyüklük.i. celeb (f. celiyyât (a. celîle (a.) bot. celâl ü câh büyüklük rütbe ve mevkii. keçi. celîs (a. oturumlar. yüksekliği. cilâ'dan c. celd (a. erkek adı. . s. Allah. celî (a. gök gürültüsü. celîl-üş-şân (a. celâdet'den) fazla celâdetli olan. fahişe. celâl. i. celle ve âlâ "onun sânı. büyük kamçı. İstanbul sarayında ilk işe haşlamış acemi. sarmaşık.i.i.) 1. s.i. celiyyât) 1. cülûs'dan c. yüksekliği. hışım. 2. 2. meç. celî'in c. Sultan Celâlettin Melekşah tarafından hazırlanan ve hicri 41 1 târihinde başlayan bir Güneş takvimi. celb-i la'net lanet çekme. . g. asırdan önce Anadolu'da başgösteren eşkıyaya verilen bir ad. arkadaş. celb-nâme (a. 2.s. gammaz).i. meydanda olan şeyler. yazı ile çağırma. 2. Bu rütbeden aşağı olanlara da "behiyye".) kırağı.) 1. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri. cellâdiyye (a. Zü-l-celâl celâl sahibi. (bkz. cülesâ) birlikte oturan. celalli (a.) cellata verilen para. aşikâr.tar.s.t. Allah'a ait.i.zf. hatt-ı celî).) 1. meydanda. celeb (a. celâliyâne (a.b. cellatlık ücreti.) gül tatlısı.f.f. büyük. lanet toplama.s. (bkz: celîl). hicrî XI.i. büyüklüğü artsın" anlamına gelen Tanrı için kullanılan saygı sözleri.i. (bkz. insanı kesen.) "yüce ve azîz olun!" mânâsına bir dua sözü.i. 3.i.i.) kaya. celâl'den) 1. celb-i menfaat ve defi mazarrat faydayı isteme. celîle'nin c. 2.s. kendine çekme.) büyük. celîl . parlak.) celp kâğıdı.i. 2. ulu. cilâlı.) 1. hüveydâ).) 1. cellâdî (a. 2. 3. cellâd-ı felek (göğün cellâdı) ölüm meleği. celle şânuhû "onun sânı.) 1. 3. yüksekliği.

2. tas.i. narinlik [atta]. 4. 5. 3. lâtifeci. 3. saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla görevli sanatkâr zümresi.c. yurdunu terketmek" mânâsına gelen Arapça "celvet" kelimesi tasavvuf ıstılahı olarak. yüz güzelliği. sağlam cemi' mânâsında kullanılan bir cemî olup. yine kalkmak üzere ilişme. abd'in nuût-i ilâhiyye ile halvetten hurucudur. bir mezhepten olan topluca halk.zf. Cemâliyye (a. gibi. Aziz Mahmut Hüdâî'nin kurduğu tarikatın adı.le (I celvetiyye (a.s. bu cemî yapıldığı zaman müfredinin şekli bozulmaz.i.c. gr. ün getirilerek yapılan cemi müslimîn. cem'den.) cansızlar.) 1. müfredinin şeklini bozmadan sonuna în. hükümdar.. sonundaki müennes alâmeti olan e (t) kaldırılıp yerine at getirilir müslime (t). kütüb. cemâd (a. cemâdât) taş gibi cansız olan şey.) ruhu olmayan. kulun.h. 4.s. cemâat-i çilingirân-ı hâssa tar. müslimat. cemâhîr-i müttehide birleşik devletler. insan toplulukları. imamın arkasında namaz kılanlar. cemâdât (a. cemâdiyet cansızlık.) 1. Bu suretle ki. cemi müennes.i. cemâdî (f. cem' (a. cem'an (a. cumû) l .f. ruhsuzluk. (bkz: ma'şer). cemâat (a.i. 2.i. cemâd'ın c. ["yerini.i. Şark mitolojisinde şarap ve içkinin icatçısı. cem'-i mükesser (kırık cemi) a. cem'ül-cem cem'in cem'i. 2. gibi. hayvan ve eşyayı gösteren isim.) birkaç kişinin oturmasına ayrılan yer.i. oturum. celse-gâh (a. saraydaki kitapları ciltlemekle görevli sanatkârlar zümresi. 2.i.) baş sertliği.b. cem'-i müzekker a. cemâli (a. 2. imamın arkasında namaz kılanlar. 4. celû (f. kitab. şah. Arz-ı cemâl yüz gösterme. a. cem (a. cemâat'ın c. çoğul. celse-i hafife ilişmek suretiyle oturuş. kusursuzlukla ilgili. cemâat-i hademe-i ehl-i hiref tar. Tanrı sıfatlan ile. cansız cisim.it.) güzellikle.i.) bir yere toplamak suretiyle.) tas.i. iki türlüdür cemi müzekker. cemâat-i mücellidân-ı hâssa tar.) cumhurlar. cemâdiyyet (a. cemâat) 1. toplama. Yeniçeri teşkilâtında birkaç odadan meydana gelen kısım.i. celesât) oturma.) 1. c. karikatürist Cem tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık bir gazete. donukluk. cemâl (a. tar. yığma.. toplam. cem'-i müennes gr. birden fazla insan. cemâh (a. görünme. 2. müfredinin şeklini bozmadan. yerini. insan topluluğu. cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi.c. kebap şişi. şakacı [kimse]. müslimûn. i. Cemâliyye-i sâniye-i halvetiyye tas. 3.c. yurdunu terketme.) 1.. celvet (a. cemâl-ullah (a. cemâat (a.i. gr. cem'-i sahîh (salim) a.i. cemâhîr (a. Uşşâkıyye-i Ahmediyye şubelerinden birinin adı olup Edirneli Şeyh Mehmed Cemâleddin efendi tarafından kurulmuştur. Büyük iskender'in lâkabı.) Allah'ın lütfü. halvetten çıkışına ve Tanrı varlığında fânî oluşuna denilir]. erkek adı.i.celse (a. abd'in aynı ve âzası enâniyetinden çıkarak âza abidsiz hakka muzâf olur.) 1. celse-i aleniyye açık oturum.s. gr. 2. mat. Süleyman Peygamber'in lâkabı. [Cemâ-lüddîn-i Aksarâyî neslinden olan Mehmet Ha-mîdüddînül Cemâli tarafından kurulmuştur]. cumhûr'un c.) Halvetiyye ve Uş-şâkiyye tarikatları şubelerinin adlan. . cumhuriyetler. saray işlerini görmek için görevlendirilmiş sanatkârlar zümresi. [doğrusu "cil-se" dir]. gibi. gr.) cansızlık. cumhûrluklar.i. celse-i hafiyye gizli oturum..

balina. cemed (a.s. cemâzi-yel-evvel (a. Zikr-i cemîl 1) iyilikle anma. zihin ve hatırın yalnız Allah için meşgul olması. deveci. fr.h. Süleyman. güzel düşünceler. [böyle söze "cem'iyyetli" denilir].) zampara. Yunus.cem'âniyye (a.c.f.t. 2.) iyilik severlik. cemder (f. 2. genek "tenasübü".i. buz. kar. "cemmâze" dir]. 2. cemre-i sâlis [fı-t-türâb] üçüncü cemre [toprak (da)'a].i. kılıç-bahğı.) 1. Cemşîd (f.) ahi.b. cemmâş (f.f.) 1. baharlar gibi cemre vesilesiyle. 4. cem'iyyât (a.) hep. cemeliyye (a. kadın adı.) iyiliksevercesine. hoşa gitmek için yaranma. bir kimsenin geçmişi.) Cemşâsb'ın babası.zf. Süleyman. 2. zamanlarındaki büyük adamlar için yazılan şiirler. cemîle-kâr (a.f. cemâl'den) 1. cem'iyyât) 1.e. kalabalık.i. 2. cemel-ül-mâ' (a. cem'î (a. cemî1 (a. 4. Cemşîd-i mâhî-gîr 1) Hz.c.) 1.).i. (bkz: cemel-ül-mâ'). cemîl (a.s. kılıçbalığı.h. 2. cemiyete ait.i. cemâl'den) 1. güzel. cemerât) 1. ed. [müen.) iyiliksever. 3) meç. cemîle-kârâne (a.i. 2) Hz.) cemreler.) bir çeşit bıçak veya kama. topluluk. kurumlar. cemre'nin c. cemreviyye (a. tekmil. cemedî (a. cem'iyyet'den) 1.) arabî ayların altıncısı ("doğrusu" bkz: cümâd-el-âhire). çokluk.i.) çardak.i. buz gibi.c. cem'iyyet-i akvam (milletler cemiyeti) birinci cihan harbinden sonra kurulan ilk birlermiş milletler cemiyetinin bizdeki adı. çemen (f. i.i. cemre-i ûlâ [fi-1-hevâ] birinci cemre [hava (da) ya].f.b.f.) güzel hareketler.) zool.) dîvan şâirleri tarafından bayramlar. cemîlât (a. yahut karşı bulunan kelimeleri bir arada bulundurma. bütün. Güneş.b.) iyilik severlik. fr. cemîle-kârlık (a.) hızlı giden erkek deveye binen.) büyük sayı. 3. cimâl) erkek deve. cemm-i gafîr insan kalabalığı. şütür-bân). cemmâl (a. şubat ayında azar azar artan sıcaklık.f. erkek adı.) 1.b. cemmâz (a. cem'iyyet-gâh (a. cem'den) cümle.s. cemîle-kârî (a.i.i.s. cem'iyyet-i hatır akıl ve fikir topluluğu.i.f.i.b. cemed'den) çok soğuk. cemre (a. Hz. 2. bütün. dondurma. cemerât (a. 2. cem'iyyet-i kelâm bir kaç mânâsı bulunan söz. hac töreninde bir defa taş atılması.i. cemm (a. cem'iyyet-i beşeriye insan topluluğu.i. gerek "tezâd" dolayısıyla birbirine uygun.i. cemâzi-yel-âhir (a.i.b.s. cemiyetle ilgili. (bkz: cem'iyyet-gâh). (bkz: cemel-ül-bahr). (a.) deve sürücüsü. ateş hâlinde kömür. (bkz. iltihaplı bir çıban. 5.) cemiyetler. toplantı yeri. 2. arabî ayların beşincisi ("doğrusu" bkz: cümâd-elûlâ).i. cemmâz-süvâr (a. sosy.b. kara kabarcık.i.b.c.i. cemre-i saniye [fi-l-mâ] ikinci cemre [su (da) ya].b.) hızlı giden erkek deve. cemel (a. balina.i. kolektivizm. cemile (a. collectif. 2) [eskiden] mekteplerde verilen mükâfat. cemel-il-bahr (a.s. devegiller. tas. kurum.b. cemî'an (a.i. 2.) toplanılacak yer.i. 5. Cemşîd'in oğlu. ortakçılık.i. ortaklaşa. . Cemşâsb (f. cem'iyyet cj-ua. cem'iyyet'in c.) hızla giden. ufak çakıl taşı.s. düğün dernek.i. hek. cem'iyyet-geh (a.i.zf. 3.) 1. cemmâz (a. dernek. 3. hep. dernekler.

b. [ötekiler Harîriyye. tek+düm.) yan. tek+ düm.i.b. Fazliyye. adî [kimse]. [bkz: cünüb]. 3.b. tek. hançer. Sayyâdiyye. Allah. ceng (f. ceng-âverâne (f. gönül.) savaşta tecrübe sahibi olma.) orman.i cenâh'dan) iki kanat. cendel (a. boğaz. Tabiî mertebesi 10/8 dir.zf. cenâyib (a-i. 3. aşağılık. taraf.) cenkçiler. "şeref.) nehirlerde bulunan büyük kaya. âhi-reti de iyi olan. kol. Özellikle mehter müziğinde kullanılan çok hareketli bir usuldür. cender (f. Başta iki adet nîm sofyan sonra iki yürük semaî vardır.b. ed.) kahraman. 4. ceng-cû (f.b. Mevlânâ. hazret. 2. . cenâb (a.i. tek. iki yüzlü. meç. iki yan. Cenâb-ı Mevlevi Hz.f. savaşçılar. vuruşma. Cenâb-ı Kibriya. yan. Cenâb-ı mühavvil-ül-havli ve-1-ahvâl havli. tek+düm. ceng-âzmûdegî (f. cendeliyye (a. dövüşken. sıkı ve dar yer. 2.) kumaş ve elbise ütülemek üzere birbirine bitişik iki silindirden oluşan bir çeşit ütünün bulunduğu yer.i. kavgacı bir şekilde.s.b.i. tazyik.) Arapların yan taraflarına takmak suretiyle kullandıktan bir çeşit eğri kama. dar dere. aşk. kuş kanadı. Cenâb-ı Kerem Allah. ceng-azmâ (f. kanat. onur ve büyüklük" terimi olarak kullanılır. cenâh-ı semek balık kanadı. kalın oklava. cenâh-ı tâir kuş kanadı.) cenkçilik.) rufâiyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. [cinâze [ = tabut) mânâsına gelir]. dövüşkene yakışacak surette. cenah (a.s. cenâheyn (a.) eşya ve elbise gibi şey. ceng-âverî (f. [küfür olarak].b. Vâsıtıyye. 4.zf. bu durumda olup ta henüz gusletmemiş olan kimse. cenâh-ı ma'dilet adalet kanadı.f. ceng-i zergerî yalancıktan yapılan savaş.'ceng-bâz (f.i.i. guslü gerektiren durum. Nûriyye'dir].i.i.) savaşçıya yakışır yolda. 3. Hâlis--ül-cenân kalbi temiz.) 1. baskı. cendere (a.s. Cenâb-ı Hakk.) savaş tecrübesi olan [kimse]. (bkz: tenâsüb).) savaş tecrübesi olan kimse. 3. Acelâniyye.) 1. binekler. avlu. oda. cenb (a. cenâb-ı hilâfet-penâhî (hilâfetin sığındığı yüce kişi) pâdişâh.i. ceng-âver (f. cenbî (a.ce-nîbe'nin c. ceng-âverân (f. Katnâniyye.s. kavgacı. Cenâb-ı lem-yezel Allah. pazı. cenbiyye (a. Der ceng-i evvel ilk ağızda.) yan tarafa ait.b.) kalp. cenâb-ı südde-i devlet-meâb pâdişâh kapısının avlusu. dövüşkenlik.) cenkçiye. savaşçı.) yedek hayvanlar. kuvveti ve halleri başka şekle sokan. cenaze (a. Türk müziğinde bir küçük usul olup 10 zamanlı ve 10 vuruşludur.b. yürek.s.i. (bkz: mürâî). Kiyâliyye. erkek adı. 2.i.c. cenâib.) bayağı. 2. Zü-1-cenâheyn 1) dünyâsı da. cenâiz) insan ölüsü. âhiret. huzur1. cendere-hâne (a. Zeyniyye. dövüşkenler.s. ceng-âverân) cenkçi. ceng-cûyâne (f-b.cem' ü telfîk (toplama ve birleştirme).i.i. Cebertiy-ye. 2) iki tarafa da yaranmasını bilen. Cenâb-ı Halik Allah.) savaş.i. cendâl (f.s.) 1. cenabet (a. kol.) cenk arayıcı. ceng-âver'in c. pis. 4. ceng-âzmûde (f.c. Uzeyriyye.i. cenan (a.i. cengel (f.) 1.s. Vuruşları (hepsi l zamanlı olmak üzere) düm. ceng-i harbî muz.

irinler. sık ağaçlık. üreme dağarcığı.s. dâr-üs-selâm. cenîn-i tâmm-ül-hilka hek. sekizinci cennet. dış gebelik. cengî ' (f.) cerîme'nin c.) cerahatler. cennât-i adn cennet bahçeleri.i.) tar.c. Centiyâniyye (a.s. cerrahlık [aslı cirâhat" dir]. cerîde'nin c.i. döl. cerahat) 1.b.) bahçıvan. güney yönünden.c.zf. cenâib.s. zenkâr'dır].. torba. cenûb -j'-~ (a. cennet-mekân (a.c. uzuvları tamamen teşekkül etmiş cenîn (= karındaki çocuk. (bkz. cerâd (a. kadın adı.) suçlar.i.b. cennet-i a'lâ).) cennet gibi.s.) güney. Sekiz cennet vardır [dâr-ül-celâl. cennet-i a'mâl.) bot. fr. (bkz: bihişt). husûsiyle yarılmış yer. cerâim-i cinâiyye huk.f. cerâb (a.i. cerahat (a.) gazeteler.) cenuba mensup. cennet-ülfirdevs.f. düşük. cennât) 1.) suyu yudum yudum içme. cenîn-i müstebîn-il-hilka anat.b. cennet-nazîr (a.i.) yeri cennet olan cennet-i vesile (bkz.i. cerâid-i yevmiyye günlük gazeteler. bot.i.s.) dağarcık. 4. çıvgar. cerabe (a. cennet-i ruh. cenîver (f.s. cerâhat'ın c.s.i.s. yara. cennet-makam (a. cennet-ül-karar.) yeri cennet olan. uçmaklar. conceptacle. cennet-i za'f cennetin manevî düşünülüşü. bunlara tâbi olanlar. cerâid (a.cengel-istân (f. cenkâr (f. (bkz: cirâhat). irin. cennet-ül-huld. cenûb-i şarkî coğr. cennet-i sıfat.i. âzası kısmen teşekkül etmiş cenîn. güneyde bulunan.i. Iskat-ı cenîn çocuk düşürme.s.i. cenîbe.) yedek hayvanı çekip götüren. cür'a). yağmacılar güruhu.i. güneybatı.b. cenîn (a. cennet âsâ (a. cenîbet (a. çatlak. cerâde'nin c.b.i. cennet (a.b.) savaş hâlinde bulunan.) yeri cennet olan.i. kırmızı bir böcek. cinayet suçlan.) 1.) bakır pası renginde olan. [aslı "cirâhat" dır]. cennet-ül--adn]. cennet'in c. cennet-üd-dünyâ dünyâ.) karındaki çocuk. cennet âşiyân (a.i.) cenneti andıran. cen-net-ül-me'vâ. cennet-i kalb. cennet-i nefs cennetin maddî düşünülüşü. bahçe. centiyan giller. Cenûbî (a. yeryüzü cenneti. 2. cenîn-i sakıt düşen çocuk. cenîn-i kâzib gerçek olmayan gebelik. cerâd-ı münteşir yayılmış yağmacılar.c. çok ferah ve havadar yer. kabahatler. meç. cenûb-i garbî coğr.b.i.i.) bakır pası renginde olan yeşilimsi madde. cenîn-i gayr-i müstebîn-il-hilka anat. cinân. 3.. . cenûben (a.) cenup.i.i. uçmak.) sırat köprüsü. cennet-makarr (a. cer (a. 2.f.) yarık. cinayetler.) dağarcık. cerâd-ül-bahr denizden çıkarılan ve teke denilen ufak. 2. cennet-i ef'âl. yaralar. cennât (a.b.) savaş hikâyelerini anlatan kitap. zool. cennet-ün-naim. bahçeler. cerâhor (o.) orman. cennân (a. cenâyib) yedek hayvanı. cerahat (a. döl). güneydoğu. cerâbe-i hafiyye biy.i. cenîbe-keş (a.. âzası belirmiş olan cenîn.) makamı yeri cennet olan. Cengîziyân (f ' c ) Cengiz soyundan gelenler.i. çekirge. Osmanlılar tarafından ordu hizmetlerinde kullanılan Hristi-yan esirlere verilen bir ad.i.) cennetler. cennet-i a'lâ cennet katlarının en yükseği. cenkârî (f. [aslı jenkâr. cer (f. ceng-nâme (f. cerâim (a.b.

mutlaka. cereyân-ı hevâ hava akımı. tüysüz. Cergand (f. tüysüz. ceres (a. cerdân (f.) hek. çürütme. bir cerhtir ki bununla mecruh olanın bir gün ve bir günden daha az bir müddet yaşaması tevehhüm olunmaz.i.i.). (bkz. yeşil yosun hücreleri.akma. ceres-dâr (a. 2. (bkz: cerime).) zool. cerâzet (a.) Mekke'de hacılara eşlik eden atlı muhafız. ca. cür'et'den) cesur. doğru akım.) dilenci çanağı. (a. çerde . 2.i.i. cerbeze (a. gözü pek.) 1. uyuzu olan. cery).) cariyelik hâli.s. mahrum. uyuz.) elbisesinden soyma.i. kılıç ve topuzun çarpmasından çıkan ses. volt.i. geçme. hurma toplarken yere düşenleri yeme.s. cerâye (a. cereyân-ı mütemadi f iz. çıplak. cerî.i. donu san. cereyân-ı daimî doğru akım. cinayet.) oburluk.) 1. tomurcuklar. kasıtsız olarak ve bir yanlışlık sonucu birini yaralama. 3. para cezası.) çıplak bir hâle getirme.i. zindan. hatâ. cerge (f. cerî-ül-Iisân sözünü esirgemeyen.) 1. çıngırak taşıyan. ışık ve ışık konacak yer. başka birinin yaptığı za-ran ödeme.) uyuz [kimse]. cereb-nâk f. 3.i.) vakıf tarafından verilen yiyecek. cereb (a. gonidies. cereyân-ı mesâlih işlerin oluşu.i. 3. cerebiyye (a.) 1. (a.) zool. çançiçeğigiller. 2. kuladan açık olan at. yaralama. cerh-i hatâ huk. cerh (a. cerbiyye (a. cered (a.) çıngıraklı. cereng (f. 2. cerh-i mühlik huk. mikroplar. cerebî (a.) 1.s.i.) 1. 2. hilekârlık. mecruhun ölümüne sebep olan yaralama. yiğit. 4. cerh-i mushin huk. cerâsîm (a.) 1.) çan ve zil sesi. günah.i. acariens. dazlak. cereyan (-i-) l.i. cered (f. 2.) san renkli. s. fr.i. uyuzluk. cerem (a. yaralanma. güzel konuşma. cereyân-ı müvellidî jeneratör. cerdâ (a.cerâim-i müştereke ortak. cerh-i amd birini gerek yaralayıcı âletle ve gerek başka bir şey ile haksız olarak kasden cerhetme. (bkz: cerid). cerh fî-hükm-il-hatâ huk. cerh-i gerdan (dönen çark) dünyâ (bu-). uyuz böcekleri. cerâsim-i mütenâsile bot. kabul etmeme.i. ceresiyye (a. gidiş.s. 2.) hek. elbette. ceres-hay-ı zerrin altın çı ngıraklar. hasta tohumlar. kökler. Cereyan-ı galvânî f i z. çıplak bir hâle getirme. 2.s. acarides.s. bumbar dolması. çorak. cereyân-ı mütenâvil alternatif akım. uyuzluk. olma.) yaralı.b.f. verimsiz. campanulacees. cerâyet (a.i. cerha (a. meç.) yaralı. hareket. cerî' (a. akım. fr. göz kapaklarının iç kısmında çıkan sivilceler.i. karıştırılmamış [şarap]. cerebiyyet (a. .) uyuz hastalığı.i. fr. 3. çerde (f.) bot. çan. cerbân uyuz hastalığına tutulan.i. cereyân-ı elektrîkî elektrik akımı.) bir yerde bulunan insan kümesi.) dipler. Lâ-cerem şüphesiz. beceriklilik. oluş. cereme (a. 4. kurnazlık. uyuz böcekleri. yürekli.i.i. ihtiyarî olmayan bir fiil ile vukua gelen cerh. cereb-ül-ayn (a-b-i-) hek. dazlak. uyuz olmuş. uyuza tutulmuş olan. (bkz: mecruh). (bkz: cerib). hayvanın boynuna takılan çıngırak. müşterek suçlar.i.i. cürsûme'nin c. 2.i. cerd j (a.

ecrine. hiciv. cerm (a. cesâset (a. 2.) eskiden cerrahlığa dâir yazılan kitap. cerrâh-hâne (a. zabıtname.s. imparatorluk devrinde Arabistan ülkelerinde kullanılan aşağı yukarı 216 litrelik bir hacim ölçüsü.) obur. cesamet . (bkz: mecruh). cerre (a. tek gazete. cermüze (f. 2.) merak.i.b. suç. para.) 1. (bkz: tecessüs). cism'den) büyüklük.i.f.i. hükümetinin resmî yayın organı. 3. 2. Halvetiyye tarîkatinin bir kolu.) cereyan. yaralı.i. cereme. (bkz. 2. cerr-i kelâm (etmek) bir konu hakkında konuşmağa zorlanma (k). Mahmut devrinde Tophane'nin kuruluşundan 5 yıl sonra 1832 de açıldı. cerrah (a.i. öldürme. dilenci.c. cerîh (a. 3. çerim (a. cerre çıkma [eskiden] medrese talebesinin. yok etme. cerrahî (a. cerîha-i iltiyâm-nâ-pezîz onulmaz yara.) 1.b. (bkz: cerbân). cerrahîn (a.i.s.f.i. cery (a.i.) yalnız. 4.f.) toprak testi. cürüm) 1. cerrâh-nâme (a. cerdâ3). cerîb-üt-taâm dört kâfiz arpa ve buğday alan bir ölçek.s. yırtıcı hayvan yavrusu. irilik. cerşeft (f.) 1. cerrâhiyye (a.i. dönüm. yiğitlik. 2. Sonralar (1838) Tıp Okulu ile birleştirildi].) kabahatli. ceride (f.s.) 1. cerş (a-i-) bir Şyi kazıma. cesaret (a. tarla ve arazî ölçüsü. i. cerâim) 1. tenha. gr. cerrâhî'nin müennesi. uyuz. i.(a. cürm'den.) sefer ve misafirlik. cerv (a. cerîde-i nüfûs nüfus kütüğü. günâh işleme. ecrân. ceride (a. çorak [yer]. koyun kırkma. namaz kıldırmak veya müezzinlik etmek suretiyle para ve erzak toplaması. cerrâh-hâne-i âmire [eskiden] Avrupai metotla ameliyat yapan cerrahlık kurumu. cerr (a. cerîha-dâr (a.i.M. 2.cerib (a. cerrar (a. c.) verimsiz. arkasından sürükleyen.) Osmanlı imparatorluğu'nda orduya cerrah yetiştiren müessese.i. cerîb (a.s. (bkz: kıt'a).i.s. 3. cerime (a. mübarek üç aylarda köylere dağılıp halka. i. cürüm. harf-i cerr).c. cerîh-ül-kalb yüreği yaralı.i. cerûz (a. ceride (a. cerîde-i havadis Çörçil adında bir ingiliz tarafından 1840 da çıkanlmış olan ilk husûsî gazete. 3.i. bir şeyin kabuğunu soyma. Arapça'da ait olduğu ismi meksûr (kesreli = esreli) okutan harf veya edat. cerr-i eskal ağır bir yükü kaldırma. tutanak.b. us pahası.) yara.M. 3. cerîh-ül-fuâd.i. cerh'den) yaralanmış. cerid.i. kesme. Resmî Gazete.) cesurluk.s. cerîde-i feride eşsiz. çerin (a. 2. bir çeşit Arap kayığı. enik. cerîre (a.s. cerr-i menfaat çıkar sağlama. (bkz: ekûl). ceriha (a.) ed.i. (bkz.) uyuz hastalığına tutulan. gazete.) operatör [doktor]. cerîde-i resmiyye T. suçlu.) cerrahlar. çekici.) 1. 2. cürün) hurma kurutma yeri. kesme. cânî. [II. harp aletleriyle donatılmış kalabalık ordu.B.s.i. 2. operatör doktorlar. cerz (a.i.) 1.i. 3. süvari kolu. . eşya ve şâire çekme. suç. ufak meyva. dînî öğütlerde bulunmak. cerâid) 1.) yaralı.i. cerrâre (a.) küçük. çekme.) kabahat. cerrah'in c.) operatörlük [doktorlukta]. sürükleme.i. yüreklilik. suç ödeme. 4. san ve zehirli akrep.c.i.

(bkz: tedricî). cevâb-ı safî inandırıcı cevap.) sıçramış. cestân cestân (f. atlayarak.i. cevâb-nâme (a. yiğit. harp gemisi. i. cesur (a. eğlence. mayalar. parça parça. bir kısmı Türkçe.zf.b.s. 843) a kadar Kastamonu'da beylik süren Candaroğullan'ndan tsfendiyar Bey'in emriyle oğlu ibrahim Bey için adı bilinmeyen bir zât tarafından meydana getirilmiş Kur'an tefsiridir. cevâb. Dâne-i cev arpa tanesi. cesîme (a.) caddeler. ecsâd) ölü vücut.s.c.zf. ceste ceste (f. (bkz: ecvibe).i. cevâd (a.zf. cesîm-ül-cüsse iri vücutlu. yürekli. Cevâhir-ül-ahbâr (iyiliklerin cevherleri) sofi bilginlerden Antakyalı Şeyh İsaoğlu Şeyh Kasım'ın. cesten (f-fi-) sıçramak.s. cûd'dan) 1. cev (f. dilenci. kaçmak. bayram. araştırma. 2. 2. cevabî (a. cevâb-dih (a.i. ceste-gîr (f. ceş (f.) kruvazör. bir kısmı Farsça olan eser.) mavi boncuk. cevâbât.nâ-sevâb doğru olmayan karşılık.f. cevâbât (a. atılmak. ceste (f. yazman.) câbîler.f. soruşturma. cevâhir-i ulviyye felekler. cevâb-ı kat'î kesin söz. câbî'nin c.) cevap veren.f.) yavaş yavaş. 1077) dir]. câdde'nin c.) sıçraya sıçraya.) sorulan şeylere verilen karşılıklar. cest (f.i. cevâb'ın c. cevâb-I müskit sessizce verilen cevap cevâb kıla. kocaman. kısım kısım. cevaben (a. Cevâhir-ül-esdâf 1392 (H.) 1. sıçrayan. cestân (f. atlamak.s. atlayış.) cevap olarak yazılan yazı.) arpa. gezegenler. 3. cesîm . cessâse (a. kurtulmak. azar azar. musibet. cesûrâne (a. (bkz: şaîr). 2. cevherler. 795) den 1439 (H. ceşn-i Meryem doğum yaparken Meryem'in yanında bulunduğu ağacın taze hurma vermesi anılarak yapılan bayram. keder. (a. ceşn (f. cevâb-ı bâ-savâb doğru cevap. cömert. sıçrayış. tahsildarlar.) arsız.sıçrayarak. cevâb ale-1-cevâb cevaba cevap.zf.i.i.b.cesed (a. büyük. ceşn-i büzürg eski İran'da 21 Martta yapılan bayram. yazı ile]. cevâb-ı redd ret cevabı. özler.) 1.) 1. cevâdd (a.) cesaretle.s. elle yoklama.i. yiğit-çesine. şölen. 3.i. karşılık. işlek yollar. 1666 (H.s.s. Cevâhir-ül-ebrâr büyük Türk mistiği Ahmet Yesevî'nin menkıbelerini.s.i.s.. Cevâhir-ül-kelimât Şemsî adında bir zâtın Arapçadan Türkçeye kaleme aldığı 108 sayfalık bir lügat kitabıdır. cesk (f. cevabî (a. cess (a.) kâtip. eli açık.) cevap. cessâs (a. ecvibe) sorulan şeye verilen karşılık [sözle.) mihnet. sıçrayarak.) atlayan. ziyafet. tarikatının âdabını anlatan. [istinsahı. karşılık olarak.i. elmaslar. kıymetli taşlar.i. 2. önce Arapça olarak yazıp sonra Türkçeye çevirdiği din ve ahlâk bilgileri veren eseri. cevahir (a.c.b.) l. . büyük. cesâret'den) cesaretli.i. 2. erkek adı. cevâb-nüvîs (a-f-b. çabuk hareket eden. cevher'in c. yüreklice.i. fırlamış.) cevap. cesâmet'den) iri.) çok meraklı.i.i.

cevdet (a. ağız boşluğu.) halk arasında dolaşan haberler.) cevahirci. cevelân-geh (a.i. beyin boşluğu.zf. [zıddı "mühmel"]. 2.). donmuş şeyler.i. üstünlüğü. 4. cevâmi' (a. cev cev (f. olgunluk.i. izin.i. 6. cevelân-gâh. boşluk.) taraflar. (bkz. kalb.) mandalar. cevâib (a.c. câniha'nın c. [mescitlerde cuma namazı kılmak caiz değildir]. cevânib-i erbaa dört taraf. cevlân-ger (a.) tane tane.orbite. cevârih (a.) bulunduğu diyarı terket-mek zorunda kalanlar. cüvân). cevelân-ı dem kanın cevelânı. câmûs'un c.) 1. (bkz: cevherin. 'gözevi.i. 3. tazeliği. Zühre (Venüs). cevâz-ı şer'î yapılması şerîatçe suç sayılmayan. cevdet-i karîha kavrama tazeliği. cevân (f-s. yan gece. üstünlüğü. cevf-i hicâbî biy. cevâsîs (a. câriha'nın c. toplu şeyler. 3. 5. câriye'nin c.) dolaşılan yer. maya. cevelân. öz. yanlar. güzellik. f. câriha).).i. elmas alıp satan.) caiz olma. oyuk. cevdet-izihn zihnin tazeliği. cevf-i mi ' de mîde boşluğu. cevâmid (a. cevf-i sadrî anat. [evvelce] Horasan'da ve Şam'da yapılan kılıçların demirlerinde görülen siyah ve beyaz dalgalı benekler. dönüp dolaşıcılık.i. elmas. (bkz: caize). cevâmîs (a.b. düşünce üslüğü. Utarit (Merkür). cevf-i nihâhî anat. civânân). cevf-i fem anat. göğüs boşluğu. cevaz (a. gerçekleşmesi için başka bir nesneye ihtiyâcı tılmayan. hüner. dönüp dolaşma yeri. gövde boşluğu. cevdet-i fehm anlayış iyiliği.cevahiri (a.i. Merih (Mars). cevânih (a. (bkz. cevâz-ı kanunî kanunî bir yasağı olmayan. menkut).i. 2 . hizmetçi kızlar. omurilik kovuğu.i. marifet. mescitler. cevf-i a'lâ anat.b. câmid'in c. üstünlüğü. cû'dan) aç. cevâiz (a. dolaşıcı. cevf-i arz dünyânın içindeki boşluk. civânî) cev'ân (a. (bkz.s. cevlân dolaşma.) verilen bahşişler. kusursuzluk.) 1. erkek adı. kendi kendine bir varlığı olup. 5. cevfî içe gövdeye ait gövde ile ilgili.i. cânib'in c. gezinme. cevlân-gerî (f. su sığırları. cevârî (a.). değerli taş ["cevahir" en çok bu mânâda kullanılır].b. cevelân edicilik. cevânib (a.f. s. cevf-i leyi gece yansı.). çizgiler. dolaşması. 2. (bkz: câyi'). tazelik. iç. dolanma. cevder (f.i. g. cevelân-gerî. 2.i. cevâr-il-Künnes gezegenler. cami' ve câmia'nın c. müsâade. (bkz: gâv). Müşteri (Jüpiter) ile Zuhal (Satürn).s.. düşünce tazeliği.c.) halayıklar. çok defa manzum olan târih. cevher (a. karın boşluğu. cevelân-ger. (bkz: câniha). iyilik. cevâlî (a.i. solungaç kovuğu. yalnız noktalı harfler hesâbedilmek suretiyle ve "eb-ced" hesabıyla yazılan. armağanlar.). fels. cevân'ın c. cevanan (f. cevf 1. mu'cem. câsûs'un c. atlı. casus). câize'nin c.c. cevdet-i fikr fikir.s. cevâz-ı istihdam karârı atanabilme kararı. 4. mîdesi boş.i.) cevelân edici. 2. bir yazı sitili. cevf-i batnî anat. acıkmış. hayatsız. 6. 3. cevahir) 1. ed. (bkz. parça parça. cevf-i nuhâî anat.) cevelângerlik. fr. savaş yeri.i. koşu. ibâdet yerleri.) 1. s. büyüklük.i. (bkz.) öküz. cevânî (f.i.) cansızlar. cevf-i galsamî biy. .

cevr (a.) ceviz. cevher-i lâsık biy. cevz-i mâsil bot. îlm-i ahvâl-I cevv meteoroloji. dolaşan.) zırh delen.s. cevherî).b. cevsak (a. zulüm.b. cevheriyye (a. 2) ruh. cevlân-gâh. cevher-i küll evrenin *tözü. (bkz. cevher-fürûş (a. konak. cevreb (a. cevhere. cevşen-dûz (f.) koşan.) zırh delen cevşen-hây (f. noktalı [harf]. cevşen-güdâz (f. cevv-i kebûd mavi boşluk.i.b. [şiirde] sevgili veya onun dudağı.b.) bot.) fels. Nân-ı cevîn arpa ekmeği. gökyüzü.) arzın etrafındaki boşlukla ilgili. cevz-üs-serv (a. cevher-dâr (a. cevher-i ulvî 1) en yüksek cevher.s.s. (bkz. 4.substantialisme. cevz-ül-kayy (a. aglütinin. kar-gabüken ağacı ve bu ağacın zehirli tohumu.) ast.i.i. 2. gadir. kuyumcu.) Allah'a bir cevher nazarıyla bakan mu'tezile fırkası. cevhercilik. elmaslı.s. substance grise. tatula. cevşîr.f. arpa unu.) hava. 2) ed. arpa torbası.b. (bkz: cevher3). bozmadde. cevheriyyûn (a. ak madde. cevhere (a. cevherden.i. bunlarla yapılmış veya işlenmiş bulunan.i. cevval (a. değerli taş veya inciye ait olan. 3) ateş. eziyet. vaktiyle giyilen1. haksızlık.) bir tane cevher.) servi kozalağı.) cevher satan. eza. fr. fr.s. zırhlı.i. cevz-i bevvâ .i.i.) küçük hin-distan cevizi. siyah ve beyaz dalgalı benekli [kılıç].b.s. ikizler burcu.b. cevelân-geh).) zırh giyen. cevz (a. tas.i. canlı fikir.) akmadde.b. cevher-ebyaz (a.) düğme. tarikat adamının ruhan ilerlemesine manî olan şey.c. boşluk. aslı.f. cevvî.s. Cevza' (a. (bkz: cevher4).i) 1. cevz-ül-hind bot. mayıs ayında . 2. eski tüfeklerden birinin adı. cevahirci. 2.i. cevv-i hevâ hava boşluğu. çardak. cevlân-geh a. cevher-tırâş (a. cevheriyye]. fr. cevz-i Hindî Hindistan cevizi. cevz-i gendüm buğday tanelerinin birbirine yapışmasıyla meydana gelen yumru.) çorap.s. hareket eden. güher-fürûş). madde hâlinde olmayan ve kâinatın ruhunu meydana getiren nesne. cevîn.b.b. cevher-i ferd 1) atom. semânın kuzey yarım küresinde görünen iki parlak yıldızlı bir burç olup Güneş.) zırh paralayıcı. [müen. 3. cevher-pâre (a.i. cevviyye (a.i.) mücevher parçası.) zırh eriten cevşen-güzâr (f.b. cevse (f. cevşen-pûş (f. köşk.) mücevherden. (bkz.) arpadan yapılmış nesne. cevşen (f.s.i. cevî (f.i.) 1.b. substance blanche.) 1. cevz-üd-tıbb (a.cevher-i ebyâz biy. cevher-i sincabi biy.f.b.s. fr.b.s. Hindistan cevizi. Fikr-i cevval hareketli.).i. savaş elbisesi.) zırh ören. cevşîre çulha. substantialisme.)) örme zırh.f. cevîne (f-s. cefâ.) bir arpa ölçüsündeki ağırlık.s. 2.f.i.b.) 1. cevher-i mücerred mutlak cevher. cevelân-gâh.) köşk. felekler. Çâk-ı cevreb çorap söküğü. tözcülük.i. cevv (a. (bkz: cevsak) cevsek (f. cevherin (a. cevheri.i. cevheri (a. cevşen-şikâf (f.) cevher işleyen. sitem.s. 2.

yaptığı binanın üzerinden atılarak öldürülmüştür].i. Gemini]. Ceyyid-i seb'a.bu burca girer. kara alaca ve değerli bir süs taşı.. Tâbiyet-ül-ceyş kuvvetleri yerleştirme bilgisi. ceza' (a. cezâir-i Seb'a lyonien adalan. cez (f. ceydâ (a. cezâen (a. c. saf hava. damarlı akik. iyi. azap.i. Efkâr-ı ceyyide iyi düşünceler. 2. juglandasees.i.s. cezâ-yi nakdî para cezası. ceyş (a. cüyûş) 1.) ceza olarak. cüyûb) 1. cevziyye . Ceyyid-i saadet Kanarya adaları.i. cezâir-i müctemia takım adalar. Havâ-i ceyyide temiz hava.i.zf. cezâir-i Hind Hind-i Çînî adalan. cezîre'nin c. ceza'ü feza telâş içinde ağlayıp sızlanma. [bkz: ittika').s.) ada. cezâir-i hâlidât Kanarya adaları.) mat. Ceyyid-i Yunan İyonya adaları. tam olan [para]. sinüsle ilgili.) 1. cezâir-i garb Cezayir. Sevk-ül-ceyş strateji. kekeme veya pepeyi olmayış. . ses. [lât. cevz-ber-günbed (f. 3. ordu. leş Ju-meaux. ceyb-i tamâm kosinüs ceyb-i a'zam doksan derecenin sinüsü. 2. dayanma. seda. karşılık [iyi veya kötü]. cevzâk (f. yararsız bir işle uğraşma. cezâ-yi Sinimmâr Sinimmâr'ın gördüğü ceza [daha güzelini yapmasın diye.) 1. 2. ceyl (a.i. cevizgiller. (bkz: ceyyid). ed.s. ceza. ceyb-i murakabe dervişlerin düşünmek üzere başlarını öne eğmesi. asker. 2. cey yid-ül-ayâr ayan hâlis.) zool. Ceyyid-i hâlidât. fr. ceyb-i sabr sabretme.i. fr. cezâ-yi seza lâyık olan ceza. sinüs. kederlenme. ciyâd) taze.i. ceyvâd (f. geo. cez'. cez (a.) elemlenme. cezâ-yi amel işlenen bir şeyin görülen fenalığı. cez'a (a.i. cevdet'den c.b. hoş. ceyyid (a.) günahtan sakınma.) [ceyyid'in müen.i. Ceyyid-i garb Cezayir. cep. Eş'âr-ı ceyyide ed.) uzun boyunlu kadın.i. ceybî (a.) göz boncuğu denilen. cezâir-i isnâ aşer Ege denizindeki oniki ada. güzel şiirler.s.ing.s. Telâffuzu kulağa sen gelen kelimelerin söyleniş keyfiyeti. Akdeniz adaları. cezâir (a. cezâir-i saadet (saadet adaları) Kanarya adaları. ceyb (a.) ağaç kökü.) sabırsızlıkla sızlanma. ceyb-i tefekkür düşünme vaziyeti. ceyyide (a. gr.) bot. ceyyid-i hevâ iyi hava. gömleğin açıklığı. ceza' (a. Geminus. yangı.c. cezaî. şart cümlesinde bulunan ikinci kısım ["haber verirseniz ben de gelirim" cümlesindeki "haber verirseniz = şart. ceyb-i kavs arka sinüs.]. cezâlet (a.i. rekâketsizlik. saf. ceza ile. ceyb-i hümâyûn pâdişâhın husûsî kesesi.) adalar. ben de gelirim = ceza" dır]. (bkz: cezire).) boş.i. yengeç. peltek. Mukaddimet-ül-ceyş büyük kuvvetlerin öncüleri .(a. cezâiyye cezaya ait. ceza işleriyle ilgili. cezaî müeyyide ceza baskısı. Cezâir-i Bahr-i Sefîd coğr.

) cezbeye tutulma hâli. dürüst. cezbe-efgen.i. cezâir) ada [denizde].s. 2. . kök. asıl. sanal kök. cezmî (a.f.) 1. cüzûr) 1.) kendine çekme. cezr-i mihver mat. Azm ü cezm ü kasd kesin olarak verilen karar.) bot.) bir şeyi ikiye bölme.i. fr. cezr-i mükâ'ab küp kare. gönül alma. cezr-i mik'ab mat. cez'-i adûdî-i re'sî anat. cezr-i dereni yumru kök. (bkz: cezr-i vetedî). iki kök. fr.) mutlu. raci-ne fıxatrice. cezbeye düşürücü. karekök. kılkök. kare kök üç.b.) 1. cezr-i muzâaf mat. 2. çekicilik. inme.) havuç.i.) cezbeli.cezâlet-i lafz ed. yanardağ adası. kesin karar. [çok zaman söz ve kelime hakkında kullanılır]. cezebât) 1.zf. tomruk. (bkz. i. küçük tomurcuk. ruhun hayret ve sevince kapılarak sanki cesetten hâriç bulunuyormuş gibi olması.) 1. cezbe-dârî (a. cezrî (a. cezr-i nâtık.i. (bkz: cezü1). -fegen (a. cezr-i şârî anat. cezb-i kalb gönlü çekme. cezr-i asam mat. cezbe'nin c. cezî' (a.c. küpkök.c.f. cezr-i müsbit bot. dokuzun cezridir.s.) kestirip atmak suretiyle. bir kelimenin sonundaki harf veya harekeyi düşürme. gr. cezbe-yâb (a. çekilme. cezr-i rîşî saçak kök. cezîret-ül-Arap Arabistan yanmadası. mortes eaux.zf. bol.i. çok. cezmâzec (a. cezbiyye (a. cezl). köke ait.f. radikal. kendinden geçmiş.s.i. cezîre-i bürkâniyye coğr. cezer-üt-türâb yabani havuç. 3. kelime]. cezr-i tâmm mat. 2. asit kökü.) cezbeye tutulmuş gibi. cezr (a.s.b. cezr-i aıııııdi mat. kendi misline darbo-lunmakla bir sayı meydana getiren rakam. tutunma kökü. cezmen (a.i. cezr-i vetedî kazık kök. cezire (a. cezr-i hamız kim.b. heyecana gelmesi. doğru olan. mat. cezbe (a. cezr-i mantık.) cezbeye tutulmuş. keçi v.) 1. Medd ü cezr coğr. 2. tarikat ehlinin kendinden geçme hâli. [denizde] alçalma.i.c.).s.s. cezr-i ekmel coğr.i.i. gelgit. 2. kat'î karar ve niyete ait.f. (bkz: cezbe). cezr-i aslî bot. cezm ile ilgili. cezb (a. cezr-i havaî açık havada yetişen küçük kök. kelime düzgünlüğü. asal kök. cezel (a.b. kuvvet ekseni. peltek ve bozuk olmayan [söz. çetrefil olmayıp.i. (bkz: azm).b. cezm (a. kökle ilgili. büyük gidim.s.s.i. ılgın meyvası.) kasaplık davar [koyun. cezl (a. kalın odun. niyet. erkek adı. cezâlet-i ma'nâ mânâ düzgünlüğü. cezebât (a. ikincil kök. cezr-i murabba' mat. cezîl (a. 2. cezr-i arızî ek kök. cezbe-dâr (a.) bot.b.) cezbe verici.) 1. Ecr-i cezîl bol sevap. cezlân (a. cezre (a. cezbe-dârâne (a.) çekme. kol-baş *anadamarı.i. anakök. 2.]. cerz-i talî bot.f. cezer (a.

) dağlar.) [cibillî'nin müen]. kanlı. (bkz.f.f.) vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.i.) 1.i. (bkz: cefr).) yüreği coşturan.) odun.i.) leşle dolu olan yer. kavga çıkarırcasına. cübeb). i.i.) cifir ile ilgili olan şeyler.s. mücâdele).) soysuz. cibilliyye (a.i. cebel'in c. avaz.i.i. ciğer söken. cesaretli.) huy.s. ciyef) iaşe. meç.c. 2. yürekli.i. gerçek.) 1.) cebhe'nin c. deve kasabı. cifriyyât (a.i. cibâl (a. 2. ciger-güdâz (f.i. sanem].) çok cezbeden. 3.) alınlar.b.i.) kavgacı. ciğer yırtan. ciger-dâr (f. acı. cifr (a.i. ciger-fürûş (f. cefr'in c. Cibilletsiz t. zorlu. radicalisme . (bkz. cibâyet (a.i. ciddiyyât (a.b.s. ciddîlik. ücret. duvar. alçak [kimse].) 1. maaş.s. savaşçı.) fls.b. cibâl-i şahika yüksek dağlar.i. ciddiyyet (a. cidâl-i hayât hayat mücâdelesi. cezû' (a. salîb. meç. tabiî.) evlât.) çok sabırsızlanan. 2. vergi. Imâm-ı Mâlik'in bâzı şartlarla kabul ettiği bir nevî mâlî muamele hakkında kullanılan bir kelime.) Cebrâîl.i.i. cibillî (a. ciger-cûş (f.b. savaş. ciâle (a. cidâl-gâh (a.) ciğerin bulunduğu yer.c. cidden (a. 2. cidâr-ı hadîka bahçe duvarı. cibâh (a.b.) 1.c. cibâyet'in c.) leş yiyen. [doğrusu "cefr" dir]. cübbe'nin c.i. ciğerci. [müen. (bkz: cibillet). (bkz. cidd (a. bir işi gerçekten çalışıp işleme. 2. cifrî (a.b. çeken. cibt (a. cidâl-cû (a. cezzâf (a. (bkz: cezzâb). (bkz: câbî). ciger-gûşe (f.) gerçekten. b.s.) ciğer satan. ıztırap veren.s.) ciğerli. gaddar.s. arbede-cû). yaradılış. hissiz. i. cîfe-hâr (a. cidar (a. ağırbaşlılık. 2. karşılıklı kavga. câbîlik.b. hararetli konuşma.b. cidâl-i maişet geçim mücâdelesi. çelîpâ. cîd (a.) put. 2.i. cezzâb (a. ciğer (f . ağırbaşlı. (bkz.cezriyye (a. "ciddiyye"]. sevgili.s. cüdrân) 1. (bkz.) gerçekten çalışılacak işler. cibs (a.i.i. cibilliyet. (bkz: fıtrî). 3. (bkz: fıtrat). cifâr (a. ehemmiyet. hayırsız. sütü bozuk. mühim. ciğer.b. 2.c. bağır. cîfe-gâh (a. önemli.zf.) 1.zf.i.i. keder. kansız.i.) 1. köktencilik.s. falcı.c. Cibilliyyet Arapça ["cibillet" kelimesinin Türkçe bozuntusu]. Cibril (a.) kederli.s.).i. sıkıntılı [kimse].) yaratılışta olan. Cebreîl. cibâb (a.s. cezûb).b. ciger-dûz (f.) ciğeri delip geçen. 2.s.f.) cifirci. cidal (a. sıkıntı. ciddî (a. ciger-der (f.) geniş kuyular. kireç.f. ciger-pâre).b. (bkz. cüyûd) boyun.i.b.) 1. ciger-gâh (f.s. kimsenin mülkiyeti altında olmayan dağlar. cîbâ (f.s.s. Dünyâ. cibâyât (a. Ceng ü cidal savaş. zâlim.i. fr. cüdür. cibillet (a. ciddîlik.) kavgacılara yaraşır yolda. cezzâr (a. zar. cibillî). cîfe (a.) ciğeri yakan. leş.i.). cibâl-i mubaha huk. önem.) 1.) ağ ile balık tutan balıkçı. rüşvet olarak verilen hediye. ciger-hâr (f.i.s. s.b. (bkz: haç. cidâl-cûyâne (a. cezûb (a.f. . 3.) ciğer paralayan. gelir toplamalar.i.) mücâdele yeri. cezb'den) çok cezbeden. 3. çeken.) câbîlikler.

acıklı. cihân-bîn (f.i. cihâniyân (f. cihân-dîdegî (a.a. büyüğü olan.i. 3.) 1. pâdişâh.b.s.s.) cihâna yaraşan. çok özleyen.b.) hükümdarlık. âlem. (f. acısı olan.b.b.) hükümdarla ilgili. i.i.) meç. 3.ciger-hâre (f. çok eziyet çeken kimse. pâdişâh.b.s.zf.b.) Dünyâ.) Dünyâ halkı. hükümdar. meç. 2. cihân-nevred (f.) cihanı. cihân-key (f.) fâtih.i. cihân-revâ (f. savaş işleriyle ilgili.s.i. 3.) cihâna. cihanı (f. cihân-penâhî (f. dünyâyı dolaşan.) bütün dünyânın boyun eğdiği [kimse].b.) 1. kendi kalbi içinde. Dünyânın bekçisi olan 1. cihâdı.s. berbâre4). 2.s. çatının üstünde her yanı gören yüksek taraça. i.) 1.) dünyâyı dolaşan. . cihâd'a mensup. göz.zf. cihân-cû[y] (f.s. cihanı.b. dünyevî. dünyâda geçer olan. s. cihân-dâr (a.) ciğeri kanlı. cihân-dârî (f. cihân-bânî (f.b. cihân-muta' (f. pâdişâh.s.s. II. cihan (a.b. (f. cihanı. Sadr-i cihan Ekber Şah'ın vezîri. cihân-nümâ (f. evlât. cihâd-ı ekber (büyük savaş) tas.s. gaddar. Allah. 2. ciger-hûn (f.s.) cihanı.) cihangirlik. i. cihân-gîrâne (f.s.f. 1145) de ibrahim Müteferrika tarafından bastırılmıştır].s. cihân-güşâ (f.i. cihân-ı can ruhlar âlemi. cihâd (a. 2 . cihanı.i.b. [bu nüsha 1732 (H.b.s. Dünyâyı gören. (bkz: ber-bâr. cihân-bân (f. ciger-teşne (f.i. cihân-ı gayb görünmezlik dünyâsı.b. cihân-sitân (-r1 (f-b. cihân-pû (f-b. ciger-tâb (f.s.s. huk.) padişahlık.s.s. cihân-geşte (f.) cihângir-cesine.) cihanın. öteki dünyâ.) 1. cihân-sâlâr (a.f.) acıklı. Dünyâyı zapteden. bezeyen.b. Dünyâda oturan. cihân-gîr (f. Dünyâ'yı gösteren harita. cihanı gezmiş.) cihanı.c. İslâm âmme hukukunda islâm dâvası uğruna dünyâdaki islâm nizamını hâkim kılma veya bu nizâmı savunma maksadıyla yapılan savaşlar. erkek adı.b. cihân-efrûz (f-b.) acı veren.i. 2.) Dünyâyı gezip görmüş olma.s.) ciğer parçası.a. Tanrı emirlerini yerine getirmek maksadıyla dünyâ'ya musallat olan benlikle savaş. cihâd-ı asgar (küçük savaş) islâm uğrunda silâhla savaşma.b. Allah.b.i. Dünyâya hâkim olmaya çalışan hükümdar.) hüküm-darcasına. Dünyâyı tutan hükümdar.b. i. [aslı "cenan" dır]. Dünyâyı gezip görmüş.b. ciger-sûz (f.) 1. cihândâr-âne (f. cihân-âlem (f.b. Dünyâyı zaptedercesine. Dün-yâ'yı dolaşan. din uğruna düşmanla savaşma.s. Ünlü Türk bilgini Kâtip Çelebi'nin 1654 (H. cihân-ı İslâm islâm âlemi. cihânî'nin c. tecrübeli.b. erkek adı. Sultan Mahmut zamanında harp masraflarına karşılık olmak üzere kesilmiş olan sikke. cihân-penâh (f. cihâniyân) 1. cihân-âferîn (f.i.) âlemin sığındığı muhafız. (bkz: gîtî-sitân).s.b.) cihanı zap-teden. çok acıklı. ciger-rend (f. islâm dünyâsı.b. öte âlem. ciger-pâre (f.b.) cihanı.b.s. 2.) 1.b.) herkes. padişahlık. cihân-gerd (f. merhametsiz.) "dünyâyı düzene koyan" hükümdar.b. 2.b. cihân-ârâ (f.s.s.s. büyücü. cihân-gîrî (f. pâdişâh. Dünyâyı süsleyen.) cihanı. 1065) de kaleme aldığı Asya coğrafy asıdır.) cihanı dolaşmış.) cihanı. Dünyâyı parlatan. 2.b.s.) cihanı.b. Dünyâyı yaratan. insan. cihân-dîde (f-b. cihâdiyye (a.) bağır yakan.) cihanın başkanı.

dünyâ ölçüsünde. Cihâz-ı tenasüli anat. şifâ-i şerif. ciheteyn (a. hatiplik. kuşak. sağ.c. evkaf maaşı.i. sebep. hizmet.b.b. systeme locomotrice. [cibâyet ve hazîn-i kütüplük gibi]. devinim düzeni.[fakirler gibi]. boy.i.zf. 4. insan güruhu. 3. cihâz-ı asabi anat. cülûd. parlaklık veren. cilâ-dâde (f. [doğu. kuzey.) cihanı yakan [Güneş].i. kap. cihâz-ı deverânî anat.b. cihet (a. alt].i. anayönler. cilbend (f.s.) çilingir. 4.) parlatma.s. cild-ger (f. delâilülhayrât vazifeleri gibi]. yer. solunum aygıtı cihâz-ı müfriğ biy.i. vazîfe.a. 2. sinir sistemi. cilâ-sâz (f.) cila sürülmüş. cihet tevcihi bir din görevlisinin bulunduğu yerden bir başka yerdeki göreve tâyini. cilalanmış.b. 2. âlet [doğrusu "cehâz" dır]. cihâz-ı Muharrik biy. .i. cilâcı. padişahlık.) cila yapan kimse.s. kitap. sol. cihân-tâb (f. meşin. taraflar.a. çilen ba'de çilin devirden devire.b. yüz. cehr'den) açık söyleme veya okuma. cihar ü se (bkz: cihar ü se). 3. vakfın başlıca gayesini te'min eden cihetler.s. vesîle.i. bakımlar. (bkz. apotek cihâz-ı teneffüsî anat.s. cihar ü dü (bkz: cihar ü dü). çarşaf. semtler. 3. cilâ-bahş (a. cîl (a.cihân-sitânî (f. batı. evrak koymak üzere gözlere ayrılmış cüzdan. cila' (a.. parlatılmış. güney].s. cihât-ı fer'iyye vakfın ikinci derecedeki gayesine ait olan hizmetler. cihât-ı erbaa dört taraf. cilbâb (a.b. dolaşım sistemi. celâbîb) 1.) cilâlı.i.) beraber oturma.) parlatan.i.) 1.i. her yanı kaplayan. yön. görme aygıtı.s. taife.) Dünyâya sıcaklık ve ışık veren. cilâs (a. millet. aşîret. evrak çantası. müezzinlik. müezzinlik vazifeleri gibi]. cihar ü yek (bkz: cihar ü yek). cihet'in c. (bkz: şıkkayn). cihar (f.. (bkz: alenen).c. evkaf maaşları. parlak.) iki cihet.c. takım. kayyumluk gibi]. cihâz-ı tenâsül-i şeybiyye bot.) parlaklık veren. 2.) 1. gömlek. nesil. cihâren (a. cihât-ı sitte altı taraf [ön. arka.i. [müderrislik. (bkz: cehâz).) hükümdarlık. cemâat. bahane. eclâd) 1.b. cihaz (a. boşaltım aygıtı. cihet-i gayr-ı muntaka vakıfta sonu gelmeyen hizmetler. 2) coğr. 2. cehr'den) apaçık olarak. [bir camide okunması meşrut buhâri. cihâz-ı hazmî biy. hatiplik.f. dünyâ çapında. cihât-ı asliyye 1) vakfın başlıca gayesini tahakkuk ettiren hizmetler. cihân-şümûl (f.).b. (bkz: âlem-şümûl). 2. [mescitlere nazaran imamlık.b.i. cilâ-ger (a. 2. yan.b. cihât-ı gayr-i zarûriyye vakfın ikinci derecede işlerinden sayılan cihetler.s. 4. görüşler. dört yön. ilgi. ecyâl) 1. cihât (a. cihât) 1. imamlık. cihân-sûz (f. iki yön. ferace. cilânger (f. cihâz-ı basarî anat. cihar).f. S.c. yönler. mücellit. hareket sistemi. 2. parlaklık.s. 3.f.) ciltçi. cihar (a. müslim. deri. cilâ-dâr (a. üreme sistemi. çeyiz.i. fr. cild (a. cihât-ı selâse üç taraf [en. cihât-ı zarûriyye vakfın başlıca işlerinden olan.) 1. kalınlık].) büyük cüzdan. üst. taraf.i. yerler. sindirim aygıtı.

b. mânâsı ayrı olan kelimelerin bir sözde bulunması. cima' (a. Semerkand vâdîsi. Murat zamanında yaşayan Hacı İvaz-ül-müfessirîn Oğlu Muham-med'in ahlâk mev'izeleri ile öğütler veren kitabıdır.i. (bkz. cildî ihsaslar fels. [dem = âdem] gibi.f.) cinayetle ilgili.i. cinaslı kelimelerin birinde bir veya bir kaç harfin ziyâde olması suretiyle yapılan cinas.b.b. cildiyye (a.b.) münâsebet. [deme kış yaz. kaderin cilvesi.s.) cilve ederek. 899) da istinsah edilmiştir. [bunun bir adı da Ravzat-ül-Cinâs'dır].) cennetler. cinâs-ı mefrûk ed.) soysuz.f.. 3) El-cezîre'de Bevvan geçidi.) 1. cim-i arabî c sesi.) hoş ve güzel olan. yalnız harflerde beraberlik. deri duyumları.b. cilve-sâzî (a. (bkz: cilve-ger). fr. cilve-i ilâhiyye Allah'ın cilvesi. oku. cilve yapan. i. cilve yapan.s. cilt hastalıkları kliniği. cilve-sâz (a.s.b.) at. cinâs-ı muharref ed.) kaba.s.) cilve yapma. s.800) ile 1446 (H.zf. [1493 (H.s. ağır suçlar.) cinayetler.s. bahçeler. tamahkâr mânâsına kullanılır].b.f.b. yazılışları bir sesten olan ayn kelimelerle yapılan cinas ["Ruhsânnı cananın âyineye benzettim / Vah vah ne hatâ ettim ay'ı neye benzettim" beytinde olduğu gibi].i.i. cilve yapan.) hek. Telif târihinin 1397 (H.) "cilve satan" cilveli. cilve eden.s. birçok anlamlara yorulabilen söz.s.) erkek develer. cilf (a.f. cinân-üd-dünyâ (dünyâ cennetleri) 1) Basra'da Ubulla. hoyrat. Cinân-ül-cenân II.f.) cilve yeri.(a. cinai. cinn).) cilve eden. cemel'in c. cimâh (a.s. lastikli söz. cinân '.) kendini gösterme. cinâs-ı darbî ed. cin (a. cilve-gâh. cilve-ger (a. s. cinâiyye (a. alçak.f. 850) arasında yazıldığı tahmin edilmektedir.) cilve yapma. îmâlı. harekede ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinas ["kır! (kırmaktan emir) = kır (çöl)] gibi. kırıtma. 2. cimrî (f. yaz! gibi].b. cilve-künân (a.i. cilve-penâh (a. mürd gibi]. dilenci [Türkçede pinti. benzeyiş. Şam vadisi. deri ile ilgili. cilve etme. telmihli söz.). büyük.) cinayet hâli. cildiyye (a. gibi]. cinâyet'in c.) 1.b.f. cilve edecek yer. (bkz. cinâyât (a.i. pekiştirme sıfatıyla yapılan cinas [Kapkara ise ne çıkar badesi rengîn olsun.ha. uçmaklar.s.f.f. harekelerde ayrılık bulunan cinas [merd. Cinân-ül-cinâs Akhisar'lı Mehmed bin Bedreddin Münşî'nin 1584 (H.) cilve gösteren.) ciltle.) cilve eden.i.f. ayak takımından. cim (a. cennet'in c.s. cinâs-ı nakıs ed.cildî.i. kırıtkan. cilve-fürûş (a.b. 992) yılında yazdığı Farsçadan Türkçeye lügat kitabıdır. tecellî. cilve-perdâz (a. telaffuzu bir. sen başlı olma. cilvelilik. 2.i. cilve (a. süvari alayı. lâfızda. fr.s. cilve-rîz (a. cilve-kün (f.) Osmanlı alfabesinin altıncı harfi olup "ebced" hesabında üç sayısının karşılığıdır. cilve-kâr (a.b. cilve-nümâ (a.) şa'şaalı. cilve-gâh-ı zuhur çıkıp görünülen yer. cinâs-ı tanım e d. cilve-sâz). görünme. criminalite. cilve-geh (a. cinâiyyet (a. toplu kabile. . cimâr (a. cem'den) çiftleşme [insan hakkında].s. sensations cutanees.i. 2) Soğdiyana. 4.i. cinas (a. cimâl a. cilvegerî (a.). cilveli.) cilveli.f.f.

cinsel eğitim.) tabut.) komşuluk. 2. mizaç. cinâyet-kârâne (a. cîre (f.i. cism-i azm anat.f. yılan veya sazan balığı. gövde.) azalarla birlikte vücut. ciriyyâ (a. 2. cinnî (a. 2.) "iki cins" kadın ve erkek. beden. cinâze (a.i. ışıksız cisim. cisâd (a. cirsâm (a.) cerâhatlar.) 1. 2.) 1. aşağı.i.) 1. cîret (a. müennes (dişi) oluşu. ruhî depresyonla ortaya çıkan delilik. 2.) 1. cinsî (a. saf şarap. lâtif cisimlerden ibaret bir yaratık (mahlûk). cism-i billûrî billur cisim.b. cânîlere yakışacak bir surette. 3. pek zekî ve anlayışlı kimse.i.i. cirmân (a. cism-i cemâdî cansız cisim.) toprak testiler.b.i. cirâhat'ın c.i.) 1. çılgınlık. ecnâs) 1. madde.) bir cins ile ilgili olma.i. cism-i gayri muzî f i z. kan.c. cism-i beyzî elips cisim.c. altının kırmızılığı. komşular.b. 2. fr.s. uşak ve hizmetçilere verilen gündelik. cism-i felekî gökcismi. cinn'den) cin tutma. Ebnâ-yi cins insanlar. 2.) çeşitli.) zool. cerre'nin c.) cânîlik. canilik. kemik gövdesi. cism-i eflâtûnî mat. kök.f.i. âdet. .i. ciryâl (a.) 1. (bkz: mücâmaa). melekler.c.) ecinli.) 1. cinsle ilgili. ciryâle (a.c.c.) cine mensup. cins cins (a-b.) cinayet işleyen. hacim. cinâyet-kârî (a. (bkz: zîr). cinâyât) adam öldürme veya o derecede ağır sayılan suç. delilik. ecsâm) 1. cirriyye (a. çeşit. safran. gr. s.i.) 1. börkenek. oylum.f. kelimenin müzekker (erkek). menşe. cinsiyyet (a. cinsî cazibe cinsel çekicilik. cinseyn (a. cîr (f.i.i.i.i. (bkz. ecrâm) cisim.i. cinnet-i mütenâvibe zaman zaman gelen delilik krizi. meç. 3. cins-i lâtif güzel kadınlar için kullanılır. poligon.i. fr. cîrân-ı sâlihîn iyi komşular.s. bonnet. bir cin. cism-i hevâî gaz hâlinde olan madde.s. 2. câr'ın c. a. education sexuelle. diaphyse. cirrîs (a. cîrân (a. s.) çırak. cinnistân (a.) havsala. cereyan.) saf şarap.) cinse mensup. cirs (a. cism-i hâil korkunç cisim. cirye (a.i. delilik. 4. yemek ve para. irinler. civarda olan yerler.f. öldürücü zehir. soy. cinn (a. 2.i. nevi'. temiz renk.s. cism-i basît töz. biy. cerahat).i.) cinler diyarı. 2) meç. cinnet (a. 2. eldiven gibi şeyler yapılan tabaklanmış deri.) temel.) cinayet işleyenlere.i. bir nevî kırmızı boya. cinnet-i maniya-i inhitâtiyye hek.zf. yaralar. kılıç kayışı.i. gözle görünmez. cinnî (a.i. zâtülcenp. 3. cirâhât (a. cinsî münâsebet erkeğin kadınla birleşmesi. cirân (a.i. cism-i cevheri ilk madde. türlü. cinâyet-kâr (a.i.s. cins ' (a. alt. alışkanlık.i.i. cirm (a. cism (a.cinayet (a. cism-i latîf 1) beş duyu ile idrâk edilemeyen cinler. cinsî terbiye fels. fr. müşteriler. cevher. (a. tabîat.

(bkz: âlî-cenâb-âne).) iki köprü [istanbul'daki Unkapanı ve Galata köprüleri].) haraççı. 2. cismi (a. dînî işlerden ayn olan. civân-merdâne (f.s.) cömertler.) gençlik. civân-merdân (f.f. ciya' (a.) cisim. câyi'nin c.) iaşeler.s.) arama.i. bedenle ilgili. cizâl (a.zf.) gençler. (bkz: zîbek). asîl. civâriyyet (a.i. cisr-i muallâk asma köprü. tazelik. [doğrusu "cevân" ve "cüvân" dır]. vücut. araştırma.i. civârî yakınlıkla. cizâret (a.) hurma ağacının kökü. vergi ödeyen delikanlı.) cömertlik. araştırma. cismânî (a.i. (bkz: pul. civân-merdî (f. yakın yer.civân'ın c. cizfe (a.) genç olana yakışacak surette. civânân (f-'.i. nasırlı cisim.i. bileşik cisim.s. fr. çevre. cism-i muhâmî biy. cism-i semavî astr.c. civân-baht (f. güzellik. Cisr-i Ergene (Ergene köprüsü) Uzunköprü'nün eski adı.s. cismâniyyet). cism-i sefenî biy. harekette olan cisim. cizmîr (a. ağaç kütüğü. civân-merdân) temiz. sümüksü cisim.) cisim itibarıyla.i. insan vücudu.s. civân-merd (f.s.) 1.i. yöre. cömert. cismâniyyet (a. cism-i nizâr zayıf vücut.) küçük sürü. yücegönüllülükle. cismen (a.) köprü. (bkz. cisr (a. cism-i sulb f i z. fakat tslâm devleti tâbiiyetinde bulunarak cizye. civar (a. cîve (f.i. el açıklığı ile.b. ciyâd (a.i.) talihli.i.i. Unkapanı Köprüsü.i. ruhanî karşılığı. kök. cizm (a. cizn (a.) 1.) iyi eşkin giden soy atlan.s. civan genç (bkz: cüvân).) Müslüman olmayan. komşuluk. cism-i müteharrik f iz. cism-i üryan çıplak vücut.s). ciyâdet (o.güzel kadın veya kız. 2.zf.zf. fildişi oyma ve kakmalarda paralel kenar şeklindeki parçalarla yapılan zig-zak bir motif. cizye-dâr (a. civânî (f. cismiyyet (a i ) (bkz. cîfe'nin c.c. astre.) ağaç kütüğü. (bkz: sahavet).) tayın. s. 2. 2. civân-merdân-ı millet millet fedakârları.i. leşler. eli açık olanlar. cism-i mürekkeb kim. cizye (a. porsiyon. el açıklığı.f. cömertlikle. cismâniyye (a. ciz' (a. Cüst ü cû arayıp sorma.i. iyilik.) cıva. bedence.) 1.) civan-merte yakışır yolda.) 1.) yakınlık. karnı acıkmış olanlar. cizye-i gebrân Hıristiyanlardan alınan cizye.) [evvelce] Müslüman olmayan teb'adan alınan vergi. katı cisim. cism-i nâtık söz söyleyen cisim. vücutça. (bkz: âlî-cenâb).) civân-merd'in c.b. sırat).) hurma toplama.b.s. civan kaşı g. cizye-güzâr (a. .b. gökcismi. cisreyn (a. komşulukla ilgili. yakın komşu.i.) açlar. cisr-i cedîd (yeni köprü) bugünkü Galata Köprüsünün yerindeki köprü. civânâne (f. cisr-i atîk (eski köprü) bugünkü Atatürk Köprüsünün yerindeki eski köprü.b. cû (f. cismânî).) ["cismânî"nin müen]. (bkz: cismânî).i.i.b.) deve kasaplığı. cizye denilen vergiyi alan tahsildar. kantara. vergi.i.b. ciyef (a.s.

cûd-i kerem. perşembeden sonra gelen gün. cûş ü hurûş-i nev-bahâr ilkbahar neşesi ve ahengi. (bkz: cuşiş.coşma.i. 2. [Nuh'un gemisinin bu dağın üzerinde oturduğu Kur'an'da yazılıdır]. cumhûr-i nâs halk kalabalığı.) işe yaramayan adam.) açlık. aç kalma. cumhurcu. taşma.i. cu'l (a. cumhûriyyet (a. çay. cemi'ler. 2. tutulanın. cu-meât. cum'a (a. Şumnu ile Razgrat arasında bulunan meşhur bir yer.) cömertlik. karşılık. cû'dan) aç olarak. ilk sayısı l Mayıs 1924 te yayımlanmış günlük siyâsî gazete. coşkunluğu. cumuât (a. coşma.i. kaynama. cûg (f. cuğd (a. cûş-i âb suyun coşması..s. örümcek. cumhûriyyet-perver (a. (bk cum'ât. çoğullar.) baykuş. bir türlü doymak bilmediği bir hastalık. Cum'a-i atîk (eski Cum'a) Bulgaristan'da Osmanlılar zamanında. Cûdî (a.) perşembeden sonra gelen günler. cûş-i dil-i enhâr ırmakların gönlünün coşması. cum'a'nın c. cû'-i kelbî (köpek açlığı) hek.) öküz boyunduruğu.c. küçük dokumacı. cem'in c. b. cemâhîr) halk.) çok coşkun.f. cumûh (a. cu'bûb (a. Def'-i cû açlığı giderme.i. cumhura muhalefet kuvve-i hatâdandır : halkın benimsediği davaya karşı çıkılmaz.) 1. cem'den).) 1. Cum'a-i bâlâ (yukarı Cum'a) Osmanlılar zamanında Selanik vilâyetinin Serez sancağında bulunan bir kaza merkezi. cûlehî (f.i.) cumhuriyetçi. cu'l-ale-l-cihâd gazada bulunmak üzere alınıp verilen ücret. cumhûrî. cumhûriyye (a.s. Kurucusu ve başyazarı Yunus Nadi Abalıoğlu idi.) 1.) 1. Fursat-cû fırsat arayan. cûl (f. çulha.i. gibi.) civciv. cû'an (a. cumhur (a. cum'a'nın c.) fakirlerin giydikleri çul veya kaba dokunmuş kumaş. cûşânî).) 1. cuımı' (a.s.i. cûd (a. elaçıklığı. ücret.i. cumuât).) "arayan. coşkun akışı. cumuât). cumhûr-i hükemâ filozoflar sınıfı.) abalı.i. araştıran. (bkz: cûy).) aptal. toplanma. 2. baş sertliği. ayak kirası. cumeât (a. cûş (f-i-) l.i.i.i. 2. yığmalar. başıboş kalabalık.i. cûş ü hurûş taşıp coşma.) akarsu. kalabalık.s. (bkz: cumeât. cûd-i sehâ cömertlik. istanbul'da çıkan ve hâlen çıkmakta olan. kebeli. toplamalar. cüce (f. Hükûmet-i cumhûriyye cumhuriyet hükümeti. taşkın. cûleh (f. c. (bkz: cum'ât. cum'ât (a. 2. cûşâcûş (f. tas. Çare-cû çâre arayan.) atın hamlığı.cû (f. Cû (a. Sûre-i cum'a Kur'ân'ın 62 nci sûresi. cum'a'nın c. kalender [kimse]. erkek adı. cûlâh (f.i.i.) perşembeden sonra gelen günler.. .i.i.s.b.i.i) Şırnak ilinin 6 kilometre güney doğusunda bulunan büyük bir dağın adı. cumuât) 1. 2.) çaylak.i. ırmak. arayıcı" mânâlarına gelen sıfatlar meydana getirir.) perşembeden sonra gelen günler. (bkz: çûg). 2. cum'ât. -cû (f. cumeât).i. cu'bûs (a. cûlâ-hek (f. cumhûr-i üdebâ edebiyatçılar. ahâli. halka mahsus. cumhurluk.i. 2.) millete.zf. örümcek.

i.c. cüderî-i kâzib su çiçeği. cüdâyî (f.) 1. eş. cidâr'ın c. cübeb (a. beyhude. (bkz: cûş.i.i. i. Cüdde (a. akarsu. cübb (a. 2. cûşîde (f. 2.b. çay. (bkz: cebânet). elem.) çiçek hastalığı. cüfre ia (a. cüdâ-gâne (f. dimağa işlemiş olan baş yangı. (bkz. (bkz: mânend). üstlükler. cübbe'nin c. cübbe (a.i. (bkz: cûş.cûşâk (f.) alınlar.i. 3 . 2. cüdâî (f. 2 . cüfer) çukur.) coşma. câdî'nin c.s. keder coşkunluğu. cüda cüda tek tek.s.) kuyu. cûşân (f. c.i.s. yakışanlar. cûşânî (f. zarlar. cûy-bâr (f. cûşiş-i yâd anmanın coşkunluğu. ırmak.) arayıcı. cûşen (f.) nehir. eşi olan. cübün (a. coşkun. cûş-âver (f. cüfâ' (a.b.s.) lâyık olanlar. (bkz: ecdâd. kaynama. cüfte-endâz (f. cûşîre (f. cüft-i betûl Hz. Fâtıma'nın kocası.) çifte atan. cûy-i sîrişk gözyaşı ırmağı.b.i. ikili. (bkz: cû). cüdât (a. cüderâ' (a. ayrı ayrı. benzer.s. (bkz. cübb-i Yûsuf Yusuf peygamberin atıldığı kuyu.).i. cûyende-gî (f. cüft (f.s.zf.) ayrı ayrı.) 1. cüdûd (a. 2 . cüderî-i bakarî inek veya öküzde meydana gelen çiçek hastalığı.). ayrı düşmüş. çizgi. boşluk. (bkz. içi boş. peynir hâlinde olan şey. cebîn'in c.) at katır gibi hayvanların attığı çifte.) arayıcılık. ayrılmış. -cû). cûyâ.s. cûşiş-i efkâr düşüncelerin coşkunluğu. cûşî'den) kaynama.i. cûyek (f. cüfâf (a. cübn (a. cedîr'in c.i. cüfâl (a.) coşma. tarz.) kurumuş. niyâgân). şekil.) pardesü gibi üste giyilen şeyler.b. araştırıcı.i. cüda (f.s. cüfte (f.b. çeh).i. 2. su üzerindeki çerçöp.) coşturucu. . Ali. ince deriler.i.) coşmuş.) coşan. (bkz: iftirâk). -cûy (f.i. cibâb). köpük.) duvarlar. cûşîr.s. cedd'in c.) çift öküzü. tek olmayan. cüdür (a. cübnî (a. cüft-gâv (f. (bkz: bi'r. Hz.i. cûyâ. cûy-çe. cuşiş (f. cûy-i revân akarsu.i. cüdâyî). cüdrân (cedr'in c. işaret.) dokumacı. akarsu.). 3. dere. cüdeyy (a. cûyân).i. bir çift öküz. dağ arasındaki yol. ayrıca. cûy (f. cüft-i felek Güneş ile Ay.i. ırmak. arayan. cûşiş-i dil gönül coşkunluğu. c.i. faydasız yere.i) 1. "Demirkazık" denilen kutup yıldızı. cuşiş). kaynamış.) dilenciler.) küçük ırmak.) astr.i. cüderî (a. kaynayan.s. başkaca. kaynayış. peynirci. s.zf. cüfâen (a. cûyende (f.) 1.s.) ayrı.) boşuna. (bkz: cevşen).i.i.) 1.i. cüded) 1. cüff (a. araştırıcılık. ırmak kenarı. 2.) 1. uygun olanlar. (bkz: cûyende). cûşânî). duvarlar.i.) bol. 2 . (bkz. cübeb) [evvelce] sarıklı din adamlarıyla bâzı yaşlı kimselerin giydikleri uzun üstlük. korkaklık.) ayrılık. (bkz: vâfir).i. kof.i. peynir. kaynama. cûşîde-gî coşkunluk. cûyân arayıcı. cûşiş-i ahzân hüzün.) çift. hayvan ve insan sağrısı.).s.

i. (bkz: cemâzi-yel-evvel). pullan. 3. birikiş.i.i.i.s. 2. Cülûd (a.i. cühela (a. cülnâr (a.i. kocaman ve kuvvetli. cühela'). cülcül (a. cülnâr (a.c. Cüleyde (a.i.i.) harflerin sayı kıymetine göre ölçülmesi. onulan yaranın derisi.c. cühhâl (a.s. Ikd-ül-cümân inci gerdanlık. Cülus (a. cühemiyye (a. 2. cühûd (a. cild'in c.) bilgisizler. cümle-i asliyye gr.) kafatası.) arabî aylarının altıncısı. cülcüle (a. cüllenâr.i. (bkz: cehele. (bkz.) çul dokuyan. cüllâs (câlis'in c. cülâzî (a.) tek inci.i.) 1. cülcülân (a. kelime dizileri.) 1.i.) Müslümanlar arasında çıkan mezheplerden birinin adı. oturanlar. cül (a. cümel (a. (bkz: cülâb).i.i.). ikincide 224. tahta çıkma. cümâd-el-ûlâ (a. (bkz: gül-nâr).i. cülûs-i hümâyûn pâdişâhın tahta çıkması. 2.i. (bkz: cümle). cülmüd (a. cümel.i. narçiçeği. pul. fr. i.) iri inci.i.i.i. cümâd-el-âhire (a.) 1.) sesi kuvvetli olan kimse. bütün.) arabî aylarının beşincisi. celîs'in c.i. fiil. cümle'nin c. cümâne (a. pâdişâhın tahta çıkmasıyla ilgili olan. 2.i. cülmûd (a. celâcil) küçük çan. oturma. cüherâ (a. takımlar.cühâl (a. cülbe (a. 2.(a.) 1. Arapça adlarının sayılmasıyla yapılan hesap. (bkz: cehele. cülûsiyye (a. câhil'in c. cüll).) kişniş.s.) birlikte oturanlar. Meselâ Muhammed birincide 92. cümel-i hikemiyye hikmetli cümleler.i. cehûd).i.i. gülsuyu. [Hicretin ikinci (mîlâdî 8 inci) yüzyılında Emevî hükümdarlarından ikinci Mervan'ın üstadı Cad ibn-i Derhem tarafından kurulan bu mezhebi Cühem (hicrî 128) yaymaya başladığı için bu adı almıştır].) gülsuyu.).) tar. Cülesâ (a. sistem.s. cümcüme (a. hep. kilise veya manastır uşağı. ishal veren şerbet.b.) taş. (bkz: cemâzi-yel-âhir).) cümleler. (bkz. cümmel (a. şart cümlesinin ikinci kısmı.i.i.b. küçük dokumacı. hesaplanması. cümle-i asabiyye anat.) zehir.i.i. cüll (a. cümel-i kebîr ebced harflerinin adlarının sayısına göre yapılan hesap. fail (özne) ve mefûl (nesne) den meydana gelen manâlı söz.) çul. 4.) cülus edenler. cülâb (a. cehûd-i anûd çok inatçı Yahudi. pellicule. hademeyi çağırmakta kullanılan el çıngırağı. 2.).) hek.) arabî aylarının beşinci ve altıncısının adı.. tef çevresine dizilen zil. cehîr). cümâde .) hayvan derileri. dericilik. cümle (a. ufak çıngırak. cümel-i ekber ebced cümlesi harflerinin sayılarının. cümle-i cezâiyye gr. örümcek. tahta çıkanlar için söylenmiş veya yazılmış yazı. cehîr'in c.i. cümd (a. cühhâl). 2. cülâhek (f. hükümdarın ilk tahta çıktığı gün verdiği bahşiş.i.i. cüllâb (f. hizmetkâr. cümel-i sagîr ebced hesabı. cümel-i müntahabe seçme cümleler.) bilgisizler. cümel) l. cülûsî (a.). cuman (a.) 1.i. üçüncüde 1530 eder. 3. i. câhil'in c.) kaya. temel cümlesi.) gülnar.) zool. bilmezler. cüllâh cülleh (a.) 1. i. papaz veya keşiş. i. sinir sistemi. çulha. (bkz: cüllâb). (bkz. .

kubbe. cünbîde (f. "buzul. (bkz: cümle-i tefsî-riyye).i. cümle-i müfessire). (bkz. hareket eden. fr. anlamı başka bir cümle tarafından tamamlanan cümle. cümleten (a. haber cümlesi. Ülker yıldız kümesi. cümle-i kevkebiyye astr. emir cümlesi. 2. kımıldanma. donuk olma. 2. emir cümlesi. cümûdiyye (a. cümle-i sempati-i kebir anat.. gereklilik cümlesi.) 1. başka bir cümleye bağlı olan. "yâni". cümle-i müste'nefe gr. (bkz cümle-i şartiyye gr. cünbiş-i evvel 1) kaza ve kaderin başlangıcı. cümle-i müfessire gr.i. cümmâ-ül-keff (dertop olmuş avuç) yumruk. (bk cemâh). uta benzer madenî bir çalgı.) l. cümle-i şartiyye-i faraziyye gr. sallanan.) tahrik edicilik. kendinden önceki cümleye bağlı olmayan cümle.) kımıldanmış. oynatan manâsıyla sıfatlar yapar Dünbâle-cünbân kuyruk sallayan. 3. eğlence. (bkz: cümle-i tâbia). karşıtlı cümlecik. cümle-i vücûbiyye gr. Sözde şart cümleciği. cümle-i zarfiyye gr.). küme. kümbet. şart cümlesi. (bkz: cünbüş). bkz.) yâdes (lâdes) tutuşma.i. cümle-i mütevâliyye gr.s.) kımıldanan. cümle kapısı sarayın büyük kapısı.) bir araya gelerek tortop olmuş. 2) feleğin hareketi.i.) glâsiye. cümle-i şartiyye-i hakîkıyye gr. kımıldayan. lenf sistemi. zarf olarak kullanılan kelime grubu. cümle-i emriyye gr.i. cünbiş-i yemin yer sarsıntısı. cümle-i mütemmeme gr. cümmâ' (a. cümmâl. "meselâ. cünbüş (f. cümle-i lenfâviyye anat. büyük sempatik sinir sistemi. cümle-i ismiyye gr. donma. hareket. cümal (a. Ülker topu. . -cünbân (f. deprem. (bkz: cümle-i mütemmeme).i. zevk. cümûd (a. katalepsi.) donukluk. cümlede sıfat olarak kullanılan kelime grubu.zf. cümle-i tefsîriyye gr. hep. cümle-i hukûk-i müktesebe kazanılmış hakların benzerlerinden biri.s.) bütün. cünbiş (f. hareket etmiş. baş sallayan. cümle-i tâmme gr. catalepsie.) sallayan. cümle-i inşâiyye gr. istek cümlesi. çok iyi. cümle-i iltizâmiyye gr. cümle-i istidrâkiyye gr.s. cünbânî (f-i. fr.i. cümle-i tâbia gr. kımıldatan.) ikiz çocuk. cümmâ-üs-Süreyyâ astr.cümle-i fi'liyye gr. cümûh (a. fiil cümlesi. cümle-i şartiyye (f. parantez içinde bulunan cümle.) günâh.) eğlence yeri. eğlenti. takımyıldız.i. cümûd-ül-mevt ölüm titremeleri. cümle-i mu'tarıza gr. 3) gezegenlerin Hamel burcundaki hareketi.i. Dâ-ül--cümûd donma. cünbiş-i zemîn yer sarsıntısı. cümle-i istifhâmiyye gr. cünâh (a. proposition conditionnelle reelle. cünbiş-i müjgân kirpiklerin hareketi. cünâb (f. soru cümlesi. isim cümlesi. iki virgül veya iki çizgi. fr.s.i. cünâbe (f.) çok güzel. tek başına anlamı tamam olan cümle. sıra cümlecikler. proposition juxtaposees.) kubbe. kümbet. cünbüz). oynayan. cünbüde (a. Gerçek şart cümleciği. cümûd-ı ayn göz donukluğu. sallanmış.s. hep birlikte. cümle-i ihbâriyye gr. Ser-cünbân baş oynatan.b. cümle-i vasfiyye gr. zevk. cünbân (f. cümbüş. deprem." gibi sözlerle kendinden önce gelen cümleleri açıklayan cümle.

piyâdesiz [süvari]. cünd'ün c.b.b. içki içen.i. (bkz: bîh). cürh (a. asker topluluğu.) keskin.i.) mâden posası.b. c.) 1. 3. küçük kabahat. cür'a-i mevt ölüm yudumu.) askerler. bir çeşit ibrik. 2.) cesurluk. cürsûme (a.) kabahatli.) içki içenler. atmaca [kuş]. cürsûme-i dıraht ağacın kökü.f. 2. cünûn-i âhidî merak hastalığı. cürüm.i. suçüstü. 2. uçan her türlü kuşun erkeği. delirme.f.s.i. şarap artıklarının döküldüğü kap.i. cür'a (a. kemer.) ceza.c. gözüpek. dip. eski savaş silâhlarından kalkan.i. 2. böyle bir tarz takınarak. binici. kümbet. şahitlikte bir tek hükümsüzlük sebebi.) cesur. cürd (a.i. atılganlık. ordular.) yudum. cürmâne (f. cür'a-nûşân (a.b.c. bir damlası. 2. cünûn (a.) koruma. delilik.) içen. cünbüz (a. cürâz (a.i. suçlu.i.) fena sözler. 3. atılganlık.zf. ve ed.f.i.) 1.f.). cürûh) yara. erkek şahin veya akdoğan.i.i.i. cünh (a. cür'et-kâr).) yaralar. ata iyi binen.i.c. tas.b. ' cürm (a. aşkın galip gelmesi. atılgan.f.i.i.) alışkanlık. yiğitlik. (bkz: cenabet).) 1. [doğrusu "cünbiş" dir]. cürh'ün c. 2.i. 2. (bkz: kabl--el-mîâd). cürre (f. cünha-dâr (a.b.b. cür'a-dân (a. cündî (a. cüruf (a.c. cirzân) tarla faresi.) cesurlukla.) 1. bitki örtüsü olmayan. cünûn-i şebâb erken bunama.) karın ağrısı.i. cür'et-kâr (a. cürre-bâz (f.hareket. sipahi.i. çıldırma.f. cürf (a.i. cünûd (a. cünûd) asker. çorak bölge. içki kadehinin dibinde kalan kısım. cür'et (a. yiğit. uçurum.) suçlu. içim. yiğitlikle.) çınar.) 1. 2. cür'a-nûş (f. . demir boku.s. cesur. cünûn-i devrî zaman zaman gelen delilik. hızla uçan ok. cündiyâne (a.i. cürm-i meşhûd gözönünde işlenen suç.) askerî süvari.i. ilençler. kılsız.i. cürûn (a. beddualar.) cündîcesine.) kubbe. cür'et-kârî (a.) 1. (bkz: gürz). cürûh (a. cürde (a. cünd (a.) 1. çorak [yer]. iyi binicilere yakışır bir tarzda.i. kadın başörtüsü. 4. cünüb (a.b.s.zf. cünûn-i mutbık kesilmeksizin devam eden akıl hastalığı. küçük suç.) yar.) verimsiz. s.) 1.i. i. cür'et-yâb (a. cünnâr (a.i.b. yiğitlik.f. damla damla döken.i.) cesaret. [kelime Farsçadan geçmedir].) cesur. cüsâd (a. 5. esirgeme. 2. karınca yuvası.) şer'an yıkanmak zorunda kalma hâli. cür'a-rîz (f. cünûn-i gayr-i mutbık gelip giden akıl bozukluğu.s.i. cürûb (a. cürüz (a.) yar. cünûn-i ehl-i aşk âşıkların çılgınlığı.i. cerâim) suç. cürz (a. atılgan.) 1.) ufak cürüm. cür'etkâr.s.s. kımıldanma. cürha (a. uçurum. cürez (a. cür'et-kârâne (a. çıplak vücut. bir tek yara.i. cürm-nâk (a. tüysüz.b. cünne (a. cüruf (a.s.s. cünha (a.s.) 1. cilt hastası [deve]. atlı asker. kısa tüylü [at].s. cür'a-i cânı-i leb dudak kadehinin yudumu.f.b. (bkz. 3.i. 2.f. kök.

cüveyre (a.) insan vücûdunda onulmayan çıbanlar ve yaralar meydana getiren miskin hastalığı. (bkz: civan).cüsâl (a. cüsûr (a. cüsû (a. cüzâf (a.) tarla kuşu.) küçük câriye. cüst ü çâlâk (f. c.) sonbaharda dökülen yapraklar. cüsâm (a. cîd'in c.f.i. [yânî ölünün ana ve baba bir kardeşleri ve onlann oğullan].) boyunlar. . cüyûd (a.i. parça. ordular.) cüsseli.c. cüzâze'nin c. fr. araştırma. (bkz: ecsâm). celim. 2. kalıp.i. fezada karşı karşıya gelen iki şeyin tülü (boylamı). cüzâzât (a.) çuvaldız.b.i. [kelime "cevân" şeklinde de kullanılır].zf. cisr'in c. ecza) 1. fr. hareketli. kırıntı.) gövdeler. cüvân-merdâne (f. bedenler.i.i.c. (bkz cüvâl-dûz).b.) cisimcik.) çabuk. çevik. cisimcik.) cömertlik. bölünme imkânı olmayan en ufak zerre. kısım. cüvân genç. cüses) gövde. cüzâze (a. araştırma. cüz'-i ferdiyye fels.) cüzamlıların barındığı yer. cüz'-i şayi' bir şeyin üçte bir veya dörtte bir gibi bir parçası.b. cüsse-dâr (a.s. çelimler. cüsse'nin c. cüvân-baht (f.). cüses (a.i. ceşy'in c. cüzâm-hâne (a. şanslı. ceyb'in c. cüz'-i la yetecezzâ bölünemeyen.i.i. cüzâzât) kesinti. cüz' (a. pintilik. cüseym (a. cüsse (a. cüz'-i cedd huk. babanın oğlu ve oğlunun oğlu.s. cüzâfen (a. elaçıklığıyla. cüz'-i ferdî atomal. gerdanlar. cüsmân (a. cüseyme (a. cüvânî (f. corpuscule.zf.) kesintiler. cesetler. cüz gülü bir çeşit süsleme olan hâlkârda görülen gül motifinin bir nev'i. iki gök cisminin birbirini kestiği yerin tülü (boylamı). cüsûm (a. (bkz: ceyb). beden.) cömertlikle.i. cüz'-i içtimâ' astr. elifbe. parçalandığı vakit ana vasfını kaybeden şey.) cömert.) askerler. cüvâl-dûz (f.) büyük. cüzam (a. ceset.i.i. cüseym'in c. cisimcikler.b. amme cüzleri gibi evvelce mahalle mekteplerinde okunan küçük okul kitabı.) arayıp sorma. cüsâle (a. cüvân-merdî (f. cüzâzât-ı zeheb altın kesintileri. cism'in c. tebâreke.i.i.s.i.b. kâbus. kırıntıları. cüşâ' (a. cüz'-i ferd atom. cüst (f. ato-misme.) çuval.i.) geğirme. cüz'-i eb huk.) götürü pazar.) küçük cisimler.i.i.) götürü-pazar olarak. cüz'-i istikbâl astr. bölük.) uykuda gelen ağırlık. talihli.i.i. cüvâl (f. cüzâfen bey' götürü satmak. cüseymât) küçük cisim.c.s. cüyûb (a.) cisimler. câriyecik. cüyûş (a. cüz'-i mütemmem tam olan parça.) bahtı açık.i.i. kalıplar.b. cism'den. eli açık.) arama.i.s. taze delikanlı.i.) bütün vücut [azalarla birlikte].) köprüler.) gençlik. cüseymât (a.) tamahkârlık.i. parçala-namayan kısım. yânî yakın ve uzak ana baba bir amcalar ve onlann oğullan ve oğullannın oğullan. geniş. cüsâm (a.b. cüst ü cû (f. babanın babasının oğulları ve onlann oğullan. cüvân-merd (f. ağırbasma. irikıyım [kimse]. cüz'-i tam bütün. elaçıklığı.i.s. atomculuk. kırıntılar.i.i. iri yapılı.

çeh (f. [kurucusu Berberiye kabilelerinden Sus-ı Aksâ'da sakin Cüzûle kabilesi halkından şeyh Ebû Abdullah Mehmet bin Süleymân-ülCüzûlî'dir]. çâbük-süvârân (f. kadınların başlarına büründükleri örtü. "ebced" hesabında "cim" gibi üç sayısının karşılığıdır. 4. seri. çâbüksüvâr). cüz'iyyet (a. cüz'î küsûf astr. çeviklik.) azlık.i.s.) eline çabuk [kimse].s. çâder-i tersâ 1) Hıristiyan kadınların büründükleri bir çeşit örtü. çukur. elindelik. cüz'î-yi hakîki hakikatte var olan şey. cilbent.) ata iyi binen kimseler. çâder-i kâfûrî sabahın aydınlığı. cüz'î. çâh-ı Bâbil Bâbil'de Harut ile Marut'un kıyamete kadar saçlarından asılı kalacaktan kuyu. sür'atli giden at.) küçük ada. cüzûr (a.cüz-bend (f. cüz-bendî (f. 2) genellikle Arap kadınlarının giydiği çarşaf. ehemmiyetsiz. inilti.i.) Osmanlı alfabesinin yedinci harfi olup.b. Masârif-I cüz'iyye küçük bir masraf. çâbük-süvârân) iyi at süren. 2.) 1. (bkz. 2) karanlık gece.) ince kök.i. kar. cüzeyrevî (a. çâbük-rev (f. cüz-dân (a. çâder (f.s. maaş defteri. 3. ufak tefek şeyler. cüzeyr (a. para çantası.) 1. 2. çabuk (f.b. c.s.s. çabukluk.) 1. çabuk (f. evrak konulan çanta. postal.s.) içtiğimiz çay [aslı Çince ça'dır]. kurbağa. mavi ile yeşil arası bir renk. cezr'in c. pabuç.) çabuk.i.f.i. cüz'iyyât-i umur işlerin ayrıntıları. cüz'iyyât) az. 2) şafak ve güneşin aydınlığı. çabuk).) kuyu. (bkz. cüz'î-yi izafî varlığı başka bir şeye veya duruma bağlı olan şey.) elçabukluğu. (bkz: dıfda'). güneşin kısmen tutulması. İrâde-i cüz'iyye elinde olma. çay (f.b. çağz (f.b. atını hızlı süren.i.) çadırda oturan.s.) çabuk giden.) ayağına çabuk [kimse]. ça. çâbük-pâ (f.i. çâh-ı gabgab çenealtı çukuru. mânâsı düşünüldüğü zaman zihinde ortaklık kabul etmeyen şeyler.i.) çabuk yürüyen.i.b. kök dalı.) Şâzeliyye tarîkatinin on iki şubesinden biri. çâder çeb 1) yatak bağlanan yaygı. 3. 2) çayır ve çimen. çâder-i kûhlî 1) gök. adacık. cüz'iyyât (a. cüz-hân (f. bir nevî cüzdan.b.) Kur'ân'ı okumayı öğrenen talebe. çâbük-dest (f.s. korku.). Ç ç ç (f.s. çâçele (f. 2.a.) adalı.b. çâder-nişîn (f. çadır. çâder-i ihram meç.i. cüz'iyye (a.) çarık. 2.i. çâbük-süvâr (f. adada oturan.s. cüzeyre (a.i. çâderî (f.i. çâbük-destî (f. çâder-i Laciverd 1) gök.b. çâh.) 1. mücellit.b. çâh-ı Bîçen Bîjen'in Efrâsyâb tarafından hapsolunduğu kuyu. çâh-ı bun kuyu dibi.b.ha. pekaz. 2.) kökler.) dizginine çabuk. (bkz: çâbük-inân).) mücellitlik. çâbükî (f-i-) 1. az miktarda. 2. hafif.i.i.i.) 1. portföy. cüz'î'nin c. . ağzı kapandığı halde içinde cerahat bulunan yara.b.b. çâbük-inân (f.c.) gök rengi.s. cüzûliyye (a. göçebe. çâbük-hırâmân (f. değersiz. ata iyi binen.s. eline çabuk olma.i. (bkz: zûd).

) 1. bende-hâne). çalpara. yırtmaç.s. çâh-ı zenahdân. çâplûs (f. adam öldüren hırsız. çâlîk Li (f. (bkz: bi'r). çâker-perverî (f. kölecesine.s.) kuyusu çok yer.) 1.) kul okşa-yıcılık. .b. çak etmek (f.zf. 2. kılıç. (bkz. câriye. 2. (bkz: câblûs). sabahın aydınlığı. tuğla ve çanak çömlek fırını. çâkîde (f. hanende. (bkz: çekâçâk).i. büyük adam. yaltakçı. çâker (f. parça parça. "ben" mânâsına. çâr-cihet dört taraf.i.i. eğrilme. çapar (f.) şiir ve gazel.s. parçalamak. çâliş. çam (f. birleşmeye düşkün.b.b. çâk-i girîbân (etmek) sıkıntısından yakasını yırtmak. (bk çâr-pâre).b. çâlîş-ger (f.b.t. çâker-nevâzî (f.i. çiftleşme. yolkesici. çâker-âne (f. (bkz: bende).) 1.i.s. çâh-yûz (f.i.) çatlamış. çamın sidik ve pislik. çok yırtık. kölelik. eline ayağına çabuk.i. çâk-dâr (f. 2.) yarılmış. 2) ten. karşı durma.b. çâker-perverâne (f. yâni konuşanın çocuğu. dört. şâir.) yırtmak.b.b. çâme-gûy (f. bıçak gibi katı şeylerin çarpışmasından çıkan ses. çâre. kula ait. dünyâ. çâh-sâr (f. [siz mânâsına da gelir]. 2. 2. çâh-ı zekân çene çukuru. mücâdele. kardeşleri tarafından atıldığı kuyu. yırtılmış.i. yüksek yer. birleşme.s.çâh-ı Nahşeb Ortaasya'da Nahşeb'de bir müneccimin çukuru.m.s. çevik.s. eline ayağına çabukluk.) dalkavuk. çâlîş (f-'-) l savaşta düşmana karşı kibir ve naz ile yürüme. çak çak (f. 3. 2.) dalkavuk. 2. meç.) kuyuya düşen şeyi almakta kullanılan âlet.) kuyu kazıcı. yarılmış.i. i.) çene.i.) bot. çâker-zâde (f.s. Ma'rûzât-ı çâker--âne mâruzâtım. yırtık.b.b. yanaşma. bildirdiklerim. çâplûs).b.). savaş. köle kayırana yakışır yolda. çâlâkî (f.) [nezâket dilinde] kul veya kölenin çocuğu. çâkerî (f.) 1.) çelik çomak oyunu. yırtılmış. köle. çâh-ken (f.i.) 1.i-) postacı. çakacak (f. dört yan.b. tezcanlılık. 3. çak çak (etmek). çâh-ı Yûsuf Yusuf peygamberin. çâh-ı pest 1) alçak çukur.i.) kul. 3. 3. 4.s.s. çâne (f. çâker-hâne (f.b.) kul kayıran.s.) 1.i. çâk-ı girîbân yaka yırtmacı.) çekiç. yarık. (bkz: çemîn). zm.i. çâh-ı Rüstem Rüstem'in üvey kardeşi tarafından tuzağa düşürülüp öldürüldüğü çukur.i.) 1. kulluk. 2. çâh-ı zic rasat çukuru.i. çâlîk-bâz (f. çâker-nevâz (f. çaygiller.) silâh çatışmalarından çıkan ses. çar (f. çâh-ı zenah (çene kuyusu) çene çukuru.) 1. 2. çâlâk (f.) çelik çomak oynayan kimse. çâh-ı nisyân (-a atılmak) unutulmak. çâkûç (f. salınma.i. 2) i. 2. çâme (f. nefs. tez canlı olan. çâker-perver (f. salınarak yürüyen.i. (bkz: câblûs. i. [siz yerine de kullanılır]. (bkz: cihar).) kölesini okşayan. i.b. çak (f.) çabukluk.) ağaçtan yapılmış dört parçadan ibaret köçek zili.) kul kayırıcılık. çâiye (a.b.) köle okşayana. yaltakçı. çâh-ı sitâre-cû müneccim kuyusu. çâh-ı zulmânî 1) karanlık çukur. çâl-pâre (f.i.zf. sevgiye.i. çâh-ı zemzem zemzem kuyusu. çâlbûs (f.) 1.

(bkz. 4.b. rast. i. tedbir. 3. 7. çâr-deh (f.) çâre bulan. çarh-ı ahdar mavi gök kubbesi. yaka [elbisede]. muz. çark.) Hz.b. kuzey].b. pûselik.i. kader.i.b. 2.i. Makam çıkıcı olarak seyreder. (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn).s. [evvelce] pâdişâhların ve büyüklerin üzerinde oturdukları dört katlı şilte. çâr-bâlişt (f. çâr-deh ma'sûm-i pak (a.) çerçeve.i.a. 5. çargâh.b. yânî tamdır.) 1. çâre-cû-yâne (f.) dört köşeli şarap şişesi. rikâbdar'dır. soğukluk.s. bir kerre.h. Ali. çarh-ı âb-kesî (su çeken çark) bostan dolabı.) "dört kaşlı" ter bıyıklı genç.) 1.b. çâre-cû. çar erkân-ı cuvânî Pâdişâhın husûsi hizmetinde bulunan ve enderun'un büyüklerinden olan dört zat hakkında kullanılır.s. çâr-erkân (f. 3. güney. isteme mânâsına].a. 3. Ömer. çâr-çûbe (f. dört yön. çâr-dîvâr (f. çâr-gûşî (f.) çâre bulan.b.b. çâre-ger (f. çözüm yolu bulan.i. bunlar has odabaşı. lenfâ).) 1.i. çâre-i hail hâl çâresi. hüseynî-aşîran. felek. çâr-gâh (f. . 2. her yön. çâr-emîn (f. çâre-i' teennüs alışkanlık yolu. çâre (f.b.s. yardım.) meç.b. kısmet. batı. gaddar felek. çakır doğan. Santurî Ethem Efendi'nin yaptığı ve on örnek verdiği bir mürekkep makam olup suzidil ve zengû-lenin birleştirilmesiyle elde edilmiştir. 2. 6.) on dördüncü. çarh-ı âhengerî demircilerin kullandığı bileği taşı.i. çâr-bâliş-i erkân tabiatteki dört özellik (sıcaklık.b.) 1. acem-aşîran.) ucu dört dilli kırbaç.) çâre arayan. sür'atli giden yorga at. gök.i.b. çâre--sâz).i.) her taraf.) 1. dört unsur. silâhdar.çâr-âgâzin (f. çarh-ı çihârüm Batlamyos sisteminde dördüncü felek. çâre-hâh (f.i.b. 2.) çâre buluculuk.) "on dört pak masum' "isnâ aşeriyye" olanlarla tarikat erbabına göre on iki imam ile Hz. safra.b. Dünyâ. Orta sekizlideki sesleri şöyledir kaba çargâh.cü. kaşı ve bıyığı ustura ile traş etme geleneği.) muz. çâre-sâzî (f.b. çâre-i halâs kurtuluş çâresi. sakalı. yol. çâr-gûşe (f. dolunay. dügâh. dört taraf [doğu.zf. s. çâr-bâliş.s. Osman. tekerlek. çarh-ı âbnûs göğün dokuzuncu katı.b. çarh-ı çep-endâz hilekâr dünyâ. dönen.i. 2. peygamber ve Fâtıme'dir. (bkz: çâre-sâz).b. [candan gönülden bekleme.) 1. çâr-devâl (f.s.) Dünyâ'nın dört tarafı.i. balgam.) dört göz. tef. 2.) Melâmilikte saçı. çâre-cû (f.).i.s.s. 6.b. 2) talih. işret meclisinin kızışması. 4. kuruluk. Ebûbekir. çâr-ebru (f. çâr-cihet (f. çâr-duvâl. çâr-cû-yi fıtret insan vücudundaki dört unsur (kan. devreden.s. on dört. Me. Durağı kaba. çâr-gâme (f.i. çuhadar.b.) çâre arayana münâsip görülecek surette.b. ilâç.b. rutubet). Bu şekilde hiç bir ânza yoktur. ok yayı.) çâre. 2. ayrılık.f. Türk mûsikîsinin l numaralı basit makamı ve anadizisidir. yegâh. çâre-sâz (f. Niseb-i şerife sayısı 9.b. çâre-yâb (f. çözüm yolu bulan.b.i. çâr-darb (f.i. Çargâh beşlisinin tiz tarafına bir çargâh dörtlüsü katılmasından meydana gelmiştir. çâre-perdâz (f.s. çâr-dehûm (f.) 1. çargâh ve güçlüsü rast perdeleridir. dört eleman.b. dört taraf. 5. çarh (f. çarh-ı devrân 1) (bkz: çarh-ı devvâr).s. çâr-çeşm (f. dört köşe.) dört taraf. çâr-aktâr (f.) çâre arayan.a.

) 1. 3. çâr-pâ (f.i. Maükî. çâr-tekbîr (f. çarh--zen). rübâî nazım şeklinin başka bir adı. Sünnîlik. çârug (f.s. çarh-gâh (f. çarh-âb (f. terane). (bkz: Hulefâ-yi Râşidîn).). dört unsur.) dördüncü gün.) dört mezhep(Sünnî. dört parça. salîp.s. Şafiî. [en çok "katır.b.i.b.) 1.i. çalçene. çâr-şeb (f.) dördüncü. s.b.) çâryâr'a. (bkz: çâl-pâre). 2.) 1. 2. suçluyu haça germek için kurulmuş put şeklindeki darağacı.) 1. çârüm (f.b.b. (bkz: dü-beyt.s.b.) g.b.i.i.b.) dört taraf.b.b. çardak.) 1.b.b. hayatın esasını teşkil eden dört unsur. ilk dört halîfeye bağlılık. semavî. ister istemez.b. pazar. 2. 2. (bkz.s. deve.s. çarh-ı nühüm dokuzuncu gök. dörtte bir.i.s. 2.) ed. "dön çivi" çarmık. çıkrık gibi dönen yuvarlak dolap. süpürgeci. (bkz: çehâr-şenbih). kitap ciltlerinin aşınmaması için köşelere konulan ve çok kere süslemeli olan bakırdan yapılma üçgencik.) "dönen su" girdap.b. çarh-ı esir göğün esir tabakası kısmı. çâr-yâr-ı güzîn (bkz. çâr-yâr (f.çarh-ı devvâr gök.) sert kabuklu yemişlerin içi.b. (bkz: çehârüm).) tekke şeyhi. çarh-ı gaddar zâlim felek.) dört defa tekrarlanan "Allahü ekber" sözü. . çâr-mâder (f. Osman. çarh-endâz (f. çâr-tak (f. bir erkeğin diğer bir erkekle birleşme şekli. koyun" hakkında]. -felek.i.) süpürge satan. dört unsur. 2. Türk müziğinde kullanılan bir usûl vurma âletidir ki. (bkz: çehârümîn). çark(h)-ı felek eski kumaşlarda görülen bir motif şekli. çarh-zen (f. Ömer. [evvelce oyuncular bunu avuçlarının içerisine alarak bir çiftini birden vururlardı].s. muz. çarh-ı mînâ mavi gök kubbe.b. çâr-kûşe (f.a. çârûb-keş (f.i. oyun havalarında kullanılır. çihar-yâr-ı güzîn).i.) 1. çârmîh-ı hayât vücudun. eşek. çâr-sû (f. çarhî (a. çalpara.i. Çarh-nâme (f. çarşamba. çâr-zebân (f.s. süpüren.i.s. devreden. çârtâ-çârtâre (f. çâr-mîh (f. çârümîn (f. çârümîn bâm.) arbalet (oluklu ok) kullanan. (bkz: cerh). çârûb-zen (f. çâr-şenbih (f. na'ş denilen dört yıldız.i.b.b.i.) dön ayaklı hayvanlar.) çarık. dört tarafı olan şey. çârûb (f. çâryek (f.) mevlevî dervişlerinin semâ yaptıkları yer.b. ordunun ilerisinde bulunan askerin yaptığı tâlim. [Hz.i.i.b.) çaresiz.i.i. çârûb-furûş (f.b.) süpürücü. tekke şeyhi. Ebûbekir.i.) Ahmed Fakih'in dînî fikirlerini ifâde ettiği manzum eseri.b.) . dört kısım.zf.a. Ali].b.i.s. Hanbelî). talih.) dört dost. dönen.b. çarh-ı felek 1) sihir. çâr-mısra' (f. Dünyâ. çarh-ı nigân (altüst olmuş) kötü talih. çâr-mağz (f. dört telli tambur ve kemence. çarh-ı kîne-sâz (bkz: çarh-ı nigân).b. çâr-nâ-çâr (f. çarşı. sığır. 2) yanarken dönerek ateş saçan donanma fişeği.a.) çarşaf [giyilen]. kutsal. çâr-mezheb (f. 2. 3) hanımeline benzer bir çiçek. -sipihr Batlamyos sisteminin dördüncü feleği. çâr-yârî (f.) çeyrek. çârû-keş (f. süpürge.b.i.i. kötü talih. çarha (f.) dördüncü.) geveze.) 1.i.) 1. dört küçük parça sert tahtadan yapılmıştır. ve i. çâr-pâre (f. 2.i.b. dört köşe çadır.

çekide (f. çeh (f. s. damlamış.i. çehâr-gâne (f. çelîpâ (f. naz ve eda ile salınarak yürüme. harman savurdukları yaba. 2.) 1. 3.) küçük sudamlası. haç. çegane (f. lezzet.b.) yüzünü açan. çehre-nümûd (f.) çeşni. kavisli. çehâr-şenbih (f. çegâne-bâz (f.) ekmek ve başka yiyecek konulan sepet. 3.) ırmaklarda işleyen bir çeşit kayık. değirmen taşı dişengisi. çehâr-yâr (f. çehre-güşâ (f. cem (f. surat asma. çekçâk (f. salîb.i.) bir çeşit çalpara.) dördüncü gün.s. süslü. 2. tas. çehâr-deh (f. (bkz: çekâçâk).i. [evvelce kadınlar kâhküllerini haç şeklinde iki taraftan yanakları üzerine sarkıtırlarmış]. çehre (f.) dört ayaklı hayvan.c.) 1. düzgün.b.b. (bkz: çâr-âgâzin). çehre-perdâz-ı cihan Güneş. çehâr-pâ (f.i. çeh-i zemzem (bkz.b. Hûn-çekân kan damlayan.) hububat.i. (bkz: çârüm).s.).b. çakacak). dişengi. s.s.i. (bkz: bi'r.i. çavuş.b.i. ilâhî tecellî nurlarının görünmesi. şekil. çiçek hastalığı. çâh-ı zemzem).b. (bkz. sofracıbaşı. hoş renkli bir çeşit gül.e. tad.) çavuşlar.s. çâşt (f. çâşdân (f. çehân (f-s) damlayıcı. kıvrık çizgi. [vücuttaki] ben. ahçıbaşı. hububat elenen kalbur.) aşk. çelenk (i. çihre). (bkz: tu'mz).) kuyu. 2.b. çâşnî-gîrân) [evvelce saraylarda] çeşnigir.i.s.) on dört. çehâr-agâzin (f.b. çâşnî-gîr'in c.i.s. 2.b.i. çehâr (f.) 1. güzellerin kâhkülü. i.) dördüncü. çarşamba.) 1. çâşt-dân. put. çehre-gû (-başı) (f.).i. taşçı tarağı.s.). gül. çeçek (f. çehâr-deh ma'sûm Hz.) çegane denilen zilli maşayı çalan kimse. çâh). kılıfı' çeh (f. çâr-yâr). yüzünü gösteren. çâh). yüz açıcı.s.) [saraylarda] satranççı başı. (bkz.) [evvelce saraylarda] sofra hizmetine bakanlar.s. tahıl yığını. .) yüz gösterici. 2. çekân (f-s. çekiç.) mücevher veya herhangi bir mâdenden yapılıp başa takılan sorguç.b. çâh-ı Bâbil).i.i.) küçültme edatı.i. yüz.i.) kılıç. kayser.i.i.) 1.) kılıç ve hançer gibi şeylerin kını. çengi tefciği. çâvele (f. 3. damlayan.i. Muhammed ve kızı Fâtıma ile on iki imam. çâşnî (f. 2. (bkz: çârümîn).) ressam.) dördüncü. çehre-i gülgûn gül renkli (pembe) yüz.b. çaşnı-gıran (f.) 1.b. çeh-i Bâbil (bkz. çekâçâk (f.çâsâr (f. 4.) dört (bkz: çar. eğribüğrü.) 1. Bağ-çe= küçük bağ.) damlayan. yemeklerin lezzetine. hâl).i. tadımlık. kuşluk vakti. sanem). çeh (f.i. çegale (f.) dört unsur. çâş (f.) 1. kuşluk yemeği.i. çeliyye (f.) muz. 2. onbaşıdan sonca gelen erbaş. çehârüm f.) 1. cihar). -çe (f. 2.i. çekle (f.s. (bkz: but. çar. çehre-perdâz (f-b-i. 3. gürz gibi evvelce kullanılan savaş âleti.i. [aslı "çihre" dir]. (bkz: çâr-şenbih). serpinti.i. damlamış. surat. çekre." çeç (f.i.) çağla. çâvûşân (f. bıçak ve benzerleri gibi şeylerin çarpışmasından çıkan ses. çehârümîn (f. (bkz. çekûç (f. topuz.i.b. 3.) 1. çâvûş'un c. (bkz. çekâçâk-ı süyûf kılıçların çarpışmasından doğan ses. 2. çavuş (f.i. (bkz. tadına bakan kimse. çâşnî-gîr (f. 2.

yeşil ve kısa otlarla örtülü yer. 2. suç. (bkz: çerâ-gâh. (bkz: çâne). çeper (f. çengelistân (f. otlak. çeng-i meryem meryemeli denilen nebat.i. çengi.) 1. çimen.) çok konuşan.i.e. i. çemen. eğri büğrü.) 1. çemen (f. yengeç.i.i.).b.i.i. çengâl-i şahin şahin pençesi.b. zf. (bkz: çeşm-Çerag). 2.) bahçıvan. cep ü rast sağ ve sol. 2. çep-endâzî (f. çemen-zâr (f.b.) otlak. Çend-rûz birkaç gün.b. ed. z f. salıma. (bkz. çer-gâh).).) 1.) bağ budayıcı. bağlılık. kanuna benzer.b. çerâ-çeşm (f. pastırmaya konulan bir ot. sâkî). ve i.i.) hîlekâra yakışır yolda.b. çenber-deş (f.) çanak.i.) aynı çenberde bulunan noktalar. yemek. çenber (f.b.b. çenberî (f. çerâ-câ (f.i.i.s. ceman (f. şarap kadehi.kazanılmış. çengel.) bahçede. tahtadan veya demirden yapılan dâire veya halka. buhûr-i meryem).) hîlekâr.i. kasnak. 4. dik tutularak çalınır bir çeşit saz. Dîvan edebiyatında manzum bir nevî. yanlış. esirlik.) eşek. Çend-bâr birkaç defa. fitil. (bkz:çâmîn).b. 6. el.çeng denilen sazı çalan kimse.i. Çenâr (f.s. çendân (f.i.) l . çenber-i mînâ gökyüzü. kabahat. çendî (f. şarap kadehi. 2. z f.b. çep-endâz (f. her ne kadar. (bkz. Ahmet Dâî'nin Yıldırım Bayezit'in oğlu Süleyman Çelebi adına kaleme aldığı manzum eseri.i) sünnet. 2.) içki kadehi. otlama.i. boyun kemiği. bakır pasından yapılan yeşil boya.) 1. çeng (f. çend (f.b. oyuncu kız.b. meç. çep-endâzâne (f. 2. çınarağacı. mum.b. çemen-der (f.i. çenber-i gerden anat.s.b. mânâ.zf.b. 3.) 1.) köçekler için yazılan şiir. 2. 4. çengî (f-i-) l. ağaç ve çiçeği olan çayır.) öpüş sesi. 5. Çemin (f-i-) sidik ve pislik.) çenberlerin arasından atlayıp geçen oyuncu. çenâr i.s.) 1.i.) 1.) 1. çemen-soffa (f. pençe. 3.zf. çayır.i. 2.) 1.i. (bkz: hırâmân). cep ü rast (f.b. (bkz.s. Çenâg (f. toplanılmış. Der-çenber çenber içinde sıkıştırılmış. otlak. tâki.s.) l. rpngüi (f. .) çınar.i.b. çerâg (f-i-) 1.i. çemen-pîrâ (f.i. otlama.s.s. çenesi düşük. piyâle).s.b. cep (f. çengel (f. çimle kaplı bulunan oturacak yer.i.i. çeneb (f. bahçe. sol.b.i. 2. 3. platanus. lat. çerâ (f.s. 3. çene-bâz (f. çemâne (f. falso.) biraz. çene (f. çengârî (f. hîlekârcasına. 2.zf. çengi-nâme (f. pençe.) çimenlik.) çenber biçiminde olan. çepçâp (f. i. yeşillik. çemen-ârâ (f. çemen-istân (f. naz edici. pençe. 2. çeng-nâme (f.) sağ ve-sol. naz ile salınarak yürüyen.) çimenlik. çenber-bâz (f.) bu kadar. çengâr (f. çengâl. çemânî (f. başa bağlanan yemeni. 2.i. bir müddet çend-în (f.) sık orman.) birkaç.) bakır pası renginde olan. bölme.i. çengel. 3.) o kadar. 2. 2. orman. 3.) iki odayı birbirinden ayıran duvar.) hilekârlık.

s.s. üzüm teknesi. çerb-âhûr (f. dîde). 5.b. (bkz: çerâ-câ. çerâg-ı mugan şarap. (bkz.) şamdan.) çayır.) lâyık.) göz nuru. deneyen. nimet ve bolluk içinde yaşayan kimse. şâyeste). yemi bol olan ahır.) içinde "çerag" yakılan kap.). (bkz. çespîde (f. 3. çerkes'in c.s. (bkz: ayn.) fukara torbası. evlât.'tatlılık. hîlekâr. çerbî (f-i-) 1. etrafı aydınlatma.i. semizlik. çerb-güftâr (f-b.i.s. eli işe yatkın. (bkz. -çeş (f. çerb-dest (f. çerâg-pâye (f.i.s. şâyeste).i. cerh (f. çerb-pehlû semiz yağlı. çerde (f.) sır tutan. (bkz: çerâg-bere). . çerâg-pâ. otlak. 2) Ay. çerge çerisi çingeneler hakkında kullanılan bir söz.i. sokak feneri. çerende (f. (bkz. çerâg-ı seher sabah yıldızı.i.s. çerâg-vâre (f. kavrulmuş un ile yapılan bir çeşit yemek. münâsip. (bkz: bercâ. münâsip. çarh). 2. yaltakçı.) gürz. yağ. hapis. dilencilerin dilenerek biriktirdikleri şey. çerâ-hâr (f. Nemek-çeş tuzlu. 2. 2.b. çeres (f-i-) l. çerb-zebân (f-b-s.b. sır saklayan.i.zindan. çerâkese (a. yağlı. çerâgân (f. çerbe (f. otlak. çerâg-ı sipihr meç. çerm-şîr (f.s. çeşân (f. 2) evlât.) şamdan. (bkz: çerâg-pâ. çerâ-hâr).yağlılık. tadına bakan" manâsıyla birleşik kelimeler meydana getirir. kandil. çerâg-küş (f. (bkz: çespân.i. tadılmış olan. fazla ve üstün olma. çerviş (f. tadına bakan.i.b.b. çayır. uygun.) çayır. 3) yıldızlar.b.i. [evvelce] suçluların başlarına yaralar açarak ve herbirine fitiller koyarak uçlannı yakmak suretiyle edilen işkence. yakışır.) otlayıcı. 2.). topuz. çerge (f-i-) sürek avı. yağlı kâğıt.b. çerb (f-s-) ! semiz. çerb-güftâr. uygun. çerb-güftâr).) tatmış.) 1.) 1. yu-ırAışaklik. çeşm (f.s.) hayvan otlatılan yer. [kurucusu Çerkeş'li Şeyh Hacı Mustafa Efendi'dir]. Siyeh-çerde kara yağız. çerâ-hûr (f. çeşende (f. çerm (f.) tadıcı.) kamçı. çeres-dân (f.s.i.çerâg-ı çeşm 1) göz nuru.i. çespân (f.i.i. yağız.b. otçul. sokak feneri.i. çer-gâh (f.). 1) Güneş.i. çerb-gû (f.) insan ve hayvan derisi. uygun.) ot yiyen hayvan. çerb-zeban). çespân). (bkz. çerb ü huşk semiz ile kuru. zengin ile fakir.c.) eline çabuk.) 1. işkence. otlayan. çeşide (f. çerkeşiyye (f.b. çerâg-pâye). gövdeli. tatlı ve güzel sözlerle halkı kendine çeken kimse.) 1. çerb-gû.b.). 2. şenlik.s. (bkz: tâ-ziyâne). çerâ-gâh.s. çerâm.b.) 1. çerb-zebân).). otlak.i.b. (bkz. çerâ-geh). 2.i.) Çerkesler.) "sınayan. çerâmîn (f-i-) otlak -çerâ-zâr (f. tadan. 3. 2. hayvanın eritilmiş yağı.b. tatlı dillilik.i.b. otlak.) lâyık.s. 4.) Halvetiyye tarikatının ayrıca talî şubeleri de meydana gelmiş olan Nasûhiyye şubesinin ikinci derecedekiler-den birinin adı. çerâg-çeşm (f. 2. donanma. çerâ-geh (f.i.) renk. çerâg-bere (f. mer'a). çeşmân) göz. çerâg-perhîz (f-b-s-) fener fanusu.i.(bkz. çesbân (f.

çeşm-i mest sarhoş göz. bî-hayâ). çeşm-i meygûn şarap gibi sarhoş edici göz. 2) çok pintilik. çeşm-i bed kem göz. çeşm-i hûn-hâr. çeşm-i hûn-rîz (bkz: çeşm-i hûn-feşân). çeşm-i câdû büyüleyen göz. (bkz: çeşm-i hûn-feşân). çeşm-i zânû diz kapağı. çeşm-i gâv. noktalı veya damarlı sırça. çeşm-i pürhumâr mahmur.i. (bkz: isâbet-i ayn). çeşm-i hoş-nigâh güzel bakışlı göz.) gözler. . çeşm-i hâb-âlûde uykulu.i. açık mavi çeşm-i zahm nazar değme. çeşm-aşina (f. sığırgözü denilen bir çeşit iri papatya. (bkz: çeşm-i mahmur). çeşm-i nergis (nergisin taç yapraklan) güzel göz. çeşm-i hurûs 1) kırmızı şarap. çeşmân (f. g. çeşm-i terâzû terazi kefesi. çeşm-i sepîd (beyaz. süzük göz. çeşm-i yâr sevgilinin gözü. sıkılmaz. çeşm ü gûş (göz ve kulak) dikkat. 2. yumuşak bakışlı göz. sulu göz. muska. (bkz: çeşm-i derîde. (bkz: çeşm-i sitâre-şümâr).i. çeşm-i nergis mutasavvıfın. [babası tarafından kurban edilecek olan ismail Peygamber'in gözü]. süzgün göz. çeşm-i mizan terazi kefesi. çeşm-âvîz (f. çeşm-i keşide çekik göz. (bkz: çeşm-i terâzû). çeşm-i şeb-peymâ uykusuz göz. 2. (bkz: gamze-i fettan). çeşm'in c.) nazar boncuğu. (bkz: çeşm-I horos). 2) kırmızı dudak. çeşm-i bî-âb utanmaz. (bkz: çeşm-i mîzân).i. çeşm-i İsmail kadere razı olan göz. çeşm-i sitâre-şümâr uykusuz göz. çeşm-i gâvmîş bot. donuk göz. çeşm-i penam nazarlık [nazar değmesin diye yazılan muska]. hayâsız. peçe. çeşm-ârû (f. çeşm-âşnâyî (f. meç. çeşm-i ter ıslak. çeşm-i süzen 1) iğne gözü. camdan yapılmış ve üzeri spiral renkli camlarla bezenmiş veya bu spiraller arasına çiçek motifleri yerleştirilmiş şurup vesaire konmak için kullanılan uzunca boyunlu. ulaştığı mutluluğu insan gözünden gizli tutuşu. çeşm-i pür-mahmûr baygın. çeşm-i şehlâ şehla göz. süzgün göz. çeşm-i şeb (gecenin gözü) mc. çeşm-i hûn-feşân (kan dökücü göz) zâlim. çeşm-i zağ (karga gözü) mavi. çeşm-i bed-dûr "kötü nazar değmesin" anlamında iyi bir dilek sözü. çeşm-i gazal âhû gözü. s. çeşm-i nerm sevimli. çeşm-i ha bide uykulu göz. çeşm-i fettan büyüleyici ve çekici bakış. çeşm-i mahmur baygın. çeşm-i firengî (frenk gözü) gözlük.b.) göz âşinalığı. atların yüzüne takılan meşin gözlük.b. çok güzel göz. ay ve yıldızlar. çeşm-i horos horoz gözü. meç. yüz örtüsü. çeşm-i gazûb kızgın bakış. çeşm-i siyah kara göz. tanıdık. çeşm-i giryân ağlayan göz.i.) göz âşinalığı olan. (bkz: çeşm-i şeb-peymâ). çeşm-i dünbâle-dâr (kuyruklu göz) boya ile kuyruk çekilmiş göz. çeşm-i bülbül 1. kapaklı veya kapaksız bir çeşit sürahi.b. çeşm-i derîde edepsiz.b. feri kaçmış. baygın. kulplu veya kulpsuz. tanışıklık. gaddar bakışlı göz.çeşm-i âhû ceylân gözü. ak göz) . kırmızı şarap. çeşmân-ı dil-fürûş gönlü aydınlatan gözler.) 1. mahmur göz.

çeşm-dân (f. çeşme-i Hızır).s. çeşm-bendek (f. çeşme-i âteş-feşân Güneş.) gözü bağlı. bekleyen.s. çetr-i firûze-fâm mavi renkli gök. bağışlama.i. çeşme-i hayvan veya Hızır âb-ı hayât denilen suyun.b.) musluklu su haznesi pınar.i. çeşm-zahm (f. çeşme-i tîre-gûn gece. çeşm-hurde (f.) göz öpme.b.). nazar boncuğu.) gözleyen. çeşm-derîde (f.s. çeşm-pûş (f. çeşm-bûs (f. çeşm-hâne (f. çeşme-i germ Güneş çeşme-i hâverî Güneş.) "gözü sulu" çok ağlayan.s.b.b.b.s. çeşme-i nûrbahş). çeşm-pûşî (f. çeşm-bend (f. çeşen (f. mâh). çeşme-i hâverî. çeşmesi çok olan yer. affetme.) gözü kapalı. çeşme-i nûş 1) bengisu. çetr-i rûz (bkz: çetr-i nur. çeşme-i hıdır âb-ı hayât çeşmesi.s.i. çetr-i seher Güneş. çeşme-i âftâb güneşin parıltısı.b. çeşm-çerâğ (f. çetr-i bî-sütûn gök. (bkz: kamer. çeşme-i hurşîd (bkz: çeşme-i âftâb. (bkz: çeşm-hâne). çeşm-efsâ (f.b.b. çeşm-efsây (f. çeşme-i süzen (bkz: çeşm).s. çeşme-i rûşen Güneş.) "gözbağcı" büyücü.)göz yumma.b. çeşm-resîde (f. çetıvi sîmâbî.beste (f.b.i. (bkz: çeşm -efsâ).s.b.çeşm-bâz (f. 2) düşünme kuvveti. çeşme-i hızr âb-ı hayât çeşmesi. bengisu'yun çeşmesi. gece. çeşmesi çok olan yer. dolunay.) "göz oynatan" yalvaran. çeşm-pîş (f. 2) sevilen erkeğin ağzı.) göz dolduran.) utanmaz. ziyafet.b. mavi çadır) gök yüzü.) 1. çeşme-i hıdr âb-ı hayât çeşmesi.i.s. örtü.) 1.b.) bir şeye göz dikmiş olan. çeşm-nişîn (f. (bkz çeşme-sâr) çeşme-zâr (f. 2.) umma.) seçkin. gölgelik.b.i.b.i. çetr-i sîmîn Ay. çeşme-sâr (f. (bkz çeşm-hurde).s. (bkz çeşme-sâr) çeşm-güşâ (f.).) "göz açan" dikkatle bakan. bir an. sıkılmaz.) nazar değmiş.b. çeşme-sâr (f.) gözevi. çeşme-i nûr-bahş Güneş. çetû (f. çeşm-bûsî (f. çetr-i anberîn karanlık gece.) göz öpen.i.b. . çeşme-i sîm-âb Ay.i. (bkz: çeşme-i âteş-feşân. çeşm-zed (f.s.s.) pınarı. 3. (bkz: çeşme-i hayvan.i. (bkz: âb-ı hayât).s. çeşme-i vasl kavuşma pınarı.s. çeşn.b.b. kısa bir zaman. bakmayan. şölen. çeşm-daşt (f.s. çetr-i âb-gûn (gök cadın.i. leyi). çeşme-i germ). 2.) çeşmesi bol olan yer. çadır.) körebe gibi gözler bağlanarak oynanılan bir çocuk oyunu. çeşm.b.) perde.) nazar değmesine afsun eden. 2. her zaman görülebilen.s.) nazar değme. çeşme-i tedbîr 1) dimağ. çetr-i nur. çeşm-dûz (f.s.) 1.s. görmemezlikten gelme. çeşm-dâr (f. (bkz güzîde).s. çeşm-ter (f.b.b.b. çeşme (f.) utangaç.b.b.s. çetr (f. çetr-i seher).) pınarı.b. bayram. düğün. (bkz. su kaynağı çeşme-i âb-ı hayât ebedî hayat çeşmesi.b.) gözevi. 2. beyin. çeşme-i hızır âb-ı hayât çeşmesi.b.s.

kaç para eder. çi-fâide ne fayda var.i. çevgân-dâr (f. -çîn (f. çille-nişîn (f. eziyet.s. [zar oyununda]. devşirilmiş mânâsına gelerek birleşik kelimeler yapar Ber--çîde çekilip toplanmış. çihil-çerâğ (f.s. çevgân-bâzû (f-b. çihil-sâl (f.s. çi-gûne (f. cihar ü yek (ciharıyek) dört (ile) bir. çatıklık. çîne (f.) nasıl. Hz. meç. tas.i.b. çil (f. 2.) 1. çevgân (f-'-) l-cirit oyununda atlılann birbirine attıkları değnek.s.b. çînende (f. sopa sallayan. kırk.) "toplayan.) kırk. (bkz: çil).) 1. baston.Osman. çihil-pâ (f.) çini. 2. değnek. çemen). çimen (f. 2.i.) dervişlerin çile doldurdukları yer. erbain. çevgân ile oynayan.) hücrede oturan.).s. çîn-i cebin alın buruşukluğu.) kuş kursağı.) "dört dost" Hz.i. 2. sırlı kap.i. çevgen (f. büklüm.) çok kollu büyük avize. çînî (f.) çile çeken.) 1. Ömer. ne türlülük. ahmak. çirâ (f.i. çihâr-ı yâr-ı güzîn (bkz: çihâr-dost). (bkz: çihil). çınar (f.i.) zool. çîn-i ebru kaş çatıklığı. cihar ü se (ciharıse) dört (ile) üç. yay kirişi.b.s. çile. Santurî Edhem'in (1855-1926) adlandırdığı makam.e.) serçe kuşu. dökücü. -çîde (f.i. çîn (f-i. çevgen.i. çevgân-ı sünbül sevgilinin saçı.) nasıl. nicelik. (bkz: çehre. (bkz.i. . çi. çille (f. ibrişim. çille-i büzürg zemherir.s. devşirici.) toplayıcı.b.i. çevgân-zen (f-b.i. 2. çok. (bkz. çile-hâne (f. çevgânî (f.s. derleyen" mânâla-nyla mürekkep kelimeler yapar. çihil hadîs (f.) alacakaranlık.b.a. yün ve şâire demeti. bir yerde 40 günlük ibâdet.). ne türlü.b.) çevgân taşıyan uşak.i.) dört. çim (f. çile-keş (f. [zar oyununda]. (bkz: çevgân].b. çihre).e.i. sıkıntı. (bkz: çar1.(f.b. Hz.çetûk (f. çevgân--zenân) çevgân vuran.b. Çin. rutubetten meydana gelen yosun. kesilmiş çimenli yerler. Hûşe-çîn başak toplayan. Hurde-çîn kırıntı toplayan.b.). (bkz: usfûr). kıvrım. Ebûbekir. [zar oyununda]. buruşukluk. 2.) 1. (bkz: çenâr). zevk ve sefadan el çekerek. çihil J (f. cihar ü dû (ciharıdü) dört (ile) iki.s.b. çin-seher (f. 4.s.) 1.gı'ınpgî (fi ) nasıllık. çihr (f. ri. 3.s. Allah'ın ezeldeki takdiri.e. bir çeşit tatlı kavun. çihârâ-gazeyn muz. 2.i.) resim ve nakış yapan. (bkz: çehre).) [doğrusu "çenâr" dır].i.b. Ali.) kuş yemi.) yem döken. ucu eğri değnek.) çevgân ile oynayan.s. çihre-perdâz (f-b. [kelime "çihil" in hafıfletilmişidir]. Hz. cihar (f.) kırk yaşında. kırkayak denilen hayvan.s. çehâr).a.c.) 1. çile çekmiş.c.s.i. çile dolduran. çîne-rîz (f. cirit oyununa alışık at. çihâr-ı yâr-ı güzîn).) kırk hadis.b. çihâ) ne. çîne-dân (f. çile dolduran.) toplanmış.i. ressam. çihâr-dost (f. çihre (f. 3.

) kirli. nasıl. ustalık.) bunun gibi.) sıçrama.s. mademki. eliuz.i. su arkı. mavi ve soluk bir renk aldığı hastalık.i. çûbek (f.i. me'mur. D da' (a. çîre-kâr (f. şûbân). cesur ve anlayışlı.i.i. daavât-ı hayriyye hayırlı dualar. dar.s. mum. 3. çevik. dâbbe-süvâr (a.f. çûbîn.i.b. dabb (a. nice. çûha-dâr (f. 2. devâbb) yük ve binek hayvanı. (bkz: râî.e.s. çîre-dest (f. çûbe (f. 2. (bkz: çûb).) 1. değnek. 2.) 1.tatlı dilli.) "dua" mânâsına gelen cemî şekli. becerikli. papaz feracesi.) oklava. (f-e) öyle böyle.) kertenkele. (bkz: çûn).) nasıl ve nîçin.b.e. çû (f. gibi. taklak atan. becerikli.b.i.). şu sebepten ki.) 1.b.) ağaçtan yapma şey. . bunun gibi. atlama. çirkin (f.) bilmece. Çirâ (f. 4.) şey. çabuk hareketli.) davul tokmağı. maraz). bu şekilde. çîre (f. çırak.i.) eli işe yakışan. dâ-i udâl tedavi edilemeyen müzmin hastalık. çîstân (f.s. çîrezebân (f.i. dâbbe (a.Çûn ü çirâ niçin ve neden.b.i.) şan ve şeref. maharetli.) çirkef. (bkz: cûg). nasıl. çünbek-zen (f. da'vet'in c.i.i. çûbân çoban. kapıcı. (bkz: bahâdır). boyunduruk. çûn ü çirâ (f. fitil. 2. dâb (f. çîregî (f. çomak. binici. yiğit. irinli yara ve çıban. çirk-âb (f.) şundan dolayı ki.i. sıkı. murdar. (bkz: çûbek). pis. çüstî (f. nesne. çünân (f.) eline çabuk. cûg (f.i. -ı. değnek gibi kuru nesne..) 1. çumçuma (f.b. nîçin. hypocondrie. çirk (f.) gibi.e. yarada olan kan ve irin. perende atma.i. yiğitlik. 2.) 1. yakışıklı. i.e. çûnân (a.) alın. 2.zf. (bkz.) gibi. düzgün. c.) güzel konuşan. kahramanlık 2. misilli. (bkz: çû). çûn (f. sopa.) Nûşirevân'a karşı ayaklanmış olan.) 1.i. çiz (f. çumâçum (f. çûb-hâr (f. dâ'-i ezrak hek. 3.b. 3. sopa. çûn). çûb (f-i.) 1.s. dâ'-i hadır hek. nice.i. odun.i.b. çuval (f. Çûbîn (f-h.s. kap. mademki. dert.) ağaç değnek. oklağı. 2.) 1.b. ustalık.) zool.b.) perende atan. çüst (f.i. 3. çünkü. ağaç kurdu.b.) çamçak denilen ağaç çanak. çîre-destî (f. 2. dâ'-i Dalton hek. Hürmüz'ün seraskeri Behrâm'ın lâkabı. (bkz: çirâ). çuha. bulaşık.) böyle.s. çüvâl-dûz (f. talebe. çuha (f. (bkz: illet.) hastalık. sığırtmaç.i. renk körlüğü. kir. muntazam. (bkz: çûn).e. vücudu birden kaplayan uyuşma hastalığı.) çeviklik.) çuval. tekaüt. pis su. öğrenci. zîrâ. pek kirli.) 1. kandil. çünki (f.i. emekli.i.s. çûbîne (f-s. dâ-i merak karasevda. çûn (f.e. çü (f. çöp. çirk-âlûd (f.i.b.) hayvana binen. Daltonizm.i. yün kumaş.) çuvaldız. güzel olmayan.s. (bkz: nâsiye). pas.s. çünkü. (bkz: cüvâl-dûz). çünbek (f. 2. s. daavât (a.e.b.b. çûnîn (f. fr.) uzellilik. kanlı. cildin mor. hizmetçi. kahraman.) 1.

7. doğru. dâd-güster (f. [Tanrı ve meç.b. Yâ dâfi'! ey Al-lahım! dâfi'-i beliyyât belâları savuşturan.b.) Cenâbıhak.) kardeş. fetva. dâdrâd (f. iten.ha. Cenâbıhak. doğru.e. dâd ü feryâd feryâd. vergi.s. doğru. eyvah.i. dâder (f.) Osmanlı alfabesinin on yedinci harfi olup "ebced" hesabında sekiz yüz sayısının karşılığıdır. defeden.b. 3.) adalet isteyerek.s.b. kısmet.b. yardıma yetişen.s.b.s. dâd (f.dâbbet-ül-arz (a.s. dad ü sitâd-ı dehr dünyâ alış verişi. kuvve-i dâfia itici.b.m. (bkz: müzâd-ı taaffün). dâder-ender (f.). (bkz: âdil).s.s.b. (bkz: birader).) insaflı. dâfi'-i humma hek.i. çocukları büyüten dadı. dâd-ver (f. adaletli.i. imdada yetişen. Karâr-dâde karar verilmiş. vergi.s. Tanrı. Allah'ın ihsanı. bir kimsenin küçüklüğün-denberi hizmetinde bulunan ihtiyar köle.s. sırtlan. dada (f. ihsan.) adaletli. 2.s. (bkz.b.) adaletli.i. 2. insâfeden.) 1. doğru.) eyvah.s. feryâd. ateş düşürücü.i.]. doğru olan hükümdar. doğru. meç.) vermek.b. (bkz: adi). intikam alan. dâd-rân (f.i. (bkz: âdil). dâd-âver (f. dâfia (a. dâde-i Hûda Allah vergisi.) 1. yardımcı. dâd-gîr (f.b. veriş. dâd-güsterî (f.) 1. yardım eden.) 1. dâd-ı Hûda Allah vergisi.s.) fırlayarak dökülen [su. adaletli. dâd-sitân (f. hâkim.zf. yanıp yakılma.s.) adaleti yayı-cılık. doğru. mahkeme dîvânı.) üvey kardeş. pâdişâh]. dad ü sited (f.i. dâd-hâh (f. 4.i. 2. savuşturan. hummayı gideren.b. satış. sel gibi şeyler]. dad (a.) adaletli.it.) verilmiş. i. şikâyetçi.b.) adaletli. yargıç. hayat.s.c. diba') zool. dâd-hâhân) hak. dâd-ger (f. (bkz: âdil). defedici kuvvet.s.) 1. (bkz: ahz ü i'tâ). adalet.) alış veriş. .b. dâd-ı hakk Tanrı vergisi. (bkz: ihkak-ı hakk). dad ü feryâd (f.) halayık. (bkz: dâfi'). -dâde (f. bir işe razı olma.) adalet yeri. Allah. dâdistân (f. 5. dâdâr (f. feryat. 3. savan. dâd-âferîn (f.zf.) adaletli.) kardeşçe. Allah. dâd-gâh (f. Mâ-i dâfik menî. dâd ü sited alışveriş.s. yardımcı. (bkz: âdil). dâdender (f.) hakkı yerine getiren.i.b. dâderâne (f.) adaletli buyuran. 6.b.) kıyamet alâmetlerinden olmak üzere ortaya çıkacağı söylenen hayvanın adı.i. figan.i. şikâyetçi olarak.s. sızlanma. dâd-dih (f.s.b. (bkz: âdil). dâd-rast). dad ü sitâd.b.s. (bkz: tazallüm). (bkz: dâfik]. bir işe ortak olma. dâd-rast (f.) [dâfi'in müen].) lala. dâfi' (a. fr. dâfi'-i taaffün pis kokuyu defeden. adaletli. (bkz: âdil). adaletlilik.) [dâfik'in müen. dâdû (f. 2. hayatta olan biten şeyler. dâd-bahş (f. antiseptique. doğru. dâd ü diniş bağış.b.) adaleti yayan.) adaletli. i.b.s. dabu' (a.b. tuzlu balgam denilen bir cilt hastalığı. 2. (bkz: zabu'). dâd-hâhâne (f. adalet isteyen.c. dâd-fermâ (f. doğru. dâden (f. ' dâd-res (f. doğruluk.i. dâfika (a. (bkz: âdil). nasip. dâfik (a. 2. doğru.) 1.) üvey kardeş [erkek].

kızgın demirle nişanlanmış.s.) iç. sığınmış. başkaldıran. 2.) 1. yalvarırım. damga vuran. alçak. kalınlık. dâg-ı elem elem yarası. 3. devâhik) azı dişlerden her biri.b.) biy. dağı. hipertrop-hie] dahâme-i kebud hek. dâg (f.i. dahî (a.h. düzen. Gâve'nin çocuklarına sıra gelince. patırdı. s.) kaba kuşluk vakti.s. zafîr).s. i. oyun. dâg-dâr (f. [hek.i. içeri.b. işaret. içters [açı].) gönlü üzgün. dâhil (a.i. hileci.b. sana sığınırım.zf. dıhk'den) çok gülen.) hîle. dahîl (a. [Hastalandığı zaman iki çocuk beyni ilâç olarak kullanılırdı. dâhilen mütebâdil geo. (bkz: dega). yaralı.s. daha (a. adgas) rüya karışıklığı.s. fr. dâg-zen (f-b. dâhike (a. gönül acısı. premisses. insan ve hayvan vücûduna kızgın demirle vurulan damga. kalp.s. dâg-ı derûn iç yarası.s. hîleci. meç.zf. çok gülücü. dâğıstan (f. pıtırdı uyandıran. dutumıc (a. içten. im.i. gönül kıran. 2. kabalık. dagal-perdâz (f.) Kafkas dağlarının kuzeyinde ve Hazar denizinin batı kıyısında bulunan bir bölge. mu-sîbet. 2. karaciğerin büyümesi. dâhilen mersûm mudalla geo. 2. bir şeyin içyüzü. 2. çok üzgün.s. içinde. dahilî.c. dahâlet (a. câriye. dagal-bâz (f. fr. 3.) 1. içdaire.) 1.i. dağdağa-fermâ (f. elem yanığı. dehalet).) gürültü. irileşme.) içeriden.c. dâgıyye (a. iç çokgen. duhât) 1. hy-purtrophie. dahâmet (a. (bkz: deh). içi. kocamanlık. korkak. (bkz. s.) nişan. dâhilen (a. fr. geçmez akçe.i. dâhile (a. önek.i.) dahîye yaraşır yolda. dahiyye'nin c. İbtidâ-i dâhil medresede başlangıç.) "yara yara üzerine" kat kat üzüntü.s. son derece zekî. dâh (f. dâg-ı dil gönül yarası. dagal-dâr (f. dagal (f. çerçöp. cercle inscrit.).i. dehâ sahibi. dâg-ber-dil (f.i.b. yanık yarası.b. belâ. dâhik (a.s. Dahhâk (f.zf. 2.dafire (a. dâhil-i esnan ilk askerlik çağı.) azgın. dahîluk (a. Hareket-i dâhil ilmiye sınıfında ilk derece.i. meşhur demirci isyan etmiş ve Dahhâk'ın düşürülmesine sebep olmuştur]. şişkinlik.s. sığınan.i. içe.i.s.i. dâhiliyye (a. dağdağa (a.) irilik.) gülen. dahâyâ (a.) hîleci. beyhude telâş ve ıztırap. hîle. içeri girmiş. aşağılık j kimse]. Havâdis-i dâhiliyye iç haberler.c. Dağıstan (h. 4. . dühûl'den) yabancı. fr. pek müteessir.) hîle arayan. gülücü. dubaracı. kalınlığı. dahhâk (a. dâg-ber-dâg (f.i.b. iç düşüncesi.s. sığıntı. münafık.i.) 1. (bkz. dağlı. polygon inscrit. anlayışlı ve uyanık. hizmetçi.) Çemşîd'in yerini almış olan İran'ın zâlim ve gaddar bir hükümdarı idi.) iç ile ilgili.) dağlık yer. dâhî-ce (a. dâgul (f.) gürültü buyuran. dubara.) kurbanlık hayvanlar.s. dahâmet-i izâm kemiklerin iriliği.i. dağdağa-i âlem dünyâ telâşı ve ıznrâbı.cü) rica ederim. dâhilen mersûm dâire geo.).) dolandırıcı. s. devâhil) 1.c. on [sayı[.s. içeriye mensup. dags (a.b.

niyet.) bilmek.i.s. dâhiye yakışır bir yolda. dahm-ül-izâm (a.i. karışma.i. dâhül. devâir) 1.i.s. kabir. dâire-i azîme 1) astr.s. dahye (a. dahîm (a.i. dahve-i kübrâ kaba kuşluk.) bostan korkuluğu. dahme (f. dâinler vekili Osmanlı imparatorluğu zamanında Düyûn-ı Umûmiyye'de bulunan alacaklı mümessili. daimî (a. Umûr-i dâhiliyye iç işler. devr'den) 1. dahilî istihale bir çeşit mâden billuru içinde başka cins mâden billuru bulunması. te'sir.i. etyaran. s. devâhin) duman çıkan baca. 6.s. fikir.) 1. dâime (a.b.) lağım saçıcı. 2. Dalton hastalığı.i. dahi (a. 2. mezar.i. c. felâket. devam'dan). dâhis (a. kalın. 2. ilk kuşluk vakti. dahme-feşân (f. (da'vet'den c.) 1. ait.st. kuşluk vakti kesilen koyun.s.b. dâir ve şâir (dönen ve dolaşan) seyyah. dahilî ticâret yurt içinde yapılan ticâret. ev ve apartman bölüntüsü. dâim-ül-evkat her vakit.i. dâim-ül-eyyâm her gün. (bkz: udhiye). dönen.) 1. 2. fr.) nasip ve rızk.c. dahi ü hare gelir ve gider. (bkz: dîhîm. dâhim (f. 4. iri yapılı [kimse]. dâiyân) 1.f.c.c.m. esfer. her vakit. Osmanlı imparatorluğu zamanında Şehremâneti'nin belediye şubeleri. duâ'dan c. dahi ü ta'rîz işe karışma.s.s. deyn'den).) hek. Meveddet-i dâime sürekli dostluk. dâin (a. dahme-endâz (f. 2. dâire-i aide ait olduğu resmî makam. dâî-i şübhe şüphe uyandıran şey. dâima (a. donanma geceleri havaya atılan fişek. dahîm. saçan. i. musibet. devam'dan) devamlı. dahm (a. 1.) lâğım ve fişek atan. dâî-i mazarrat zarar getiren şey. dahilî zâviye geo. duhâ). 3.) taç. dahâmet'den. türbe. S. devam edicilik. 2. içaçı.i. 2.Emrâz-ı dâhiliyye iç hastalıklar. dua eden. arzın merkezinden geçerek semâ küresini kesen . dâimiyyet (o. dâî' (a. Encümen-i daimî devamlı encümen. dâhûl (f. dâhiyan (a. (bkz. dâire (a. ilgili. dâyin). girme. (bkz. paralel. nüfuz. 3. mezarcı. dâhten (f. sınır içi. devreden. çok kurnaz adam.zf. -dâim. (bkz: ber-devâm). parmağın uçlarında. çember. iklîl).) dahîce.i. devamlı. dehm-ül-izâm iri kemikli. sürekli.) devamlılık. me'-murun çalıştığı yer. [birincisi] erkek adı. lahit. dâ-i Dalton fels.) iri kemikli.i.) çukur açan. duacı. tırnak diplerinde çıkan dolama.b. dahiyye (a.) Güneş'in ufuktan henüz yükselip yayılmaya başladığı zaman. dahme-güşâ (f. dâhiye (a. dokunma. dâhim (f. devam'dan) bir düziye. sebebolan.b.s.) 1.s. duât) davet eden. dehâya) kurbanlık hayvan. dıhâm) iri. dâim-ül-hamr (a. (bkz: dem-be-dem). dâî-i dîrîne eski duacı. dahilî nizâm-nâme içtüzük. zilli tef.zf.s. dâire-i arz astr. dâhine (a. yoğun.s. dahâmet'den) fazla kalın olan.i. dahve (a. kükreyen erkek devenin ağzından saçılan köpük.) alkolik. Dal-tonisme. dâir (a. 2.

edebiyatın incelikleri.f. boylam. toz hâline getirilmiş şey. dâire-i imkân imkân dâhili. dâire-i kaza (kaza dâiresi) salâhiyet. vazife.f.herhangi bir düzlemin teşkîl ettiği ara kesit.b. dâire-i intihâbiyye seçim bölgesi. ince. dikkat'dan) 1. dakika (a. dakayık-ı fenniyye fennin incelikleri. Bayezit'te şimdiki Üniversite merkez binasının bulunduğu yer].) 1. fr. dairevî (a. dakayık-ı edebiyye ed.i. tutulma dairesi.) tef çalan. yörünge düzlemi.s. istiklâl arzu-zu. duacılar.) dönerek. dâire-i küsûf astr. iç-*teğet daire. dâire-i şakulî astr. (astronomlara göre) gökyüzündeki en yüksek nokta.b. dakayık) l. ince düşünce. dâire-i sâdise altıncı (Beyoğlu) dâire. dakayık-ı umur işlerin ince noktalan. dâiye-i istiklâl istiklâl idiâsı. dakayık ("ka" uzun okunur. hükümet dâiresi. devâî) içten gelen bir duyguyu teşvik edici hal.s. fırdolayı.s. fr. dâire-i mestevî astr.) incelikleri gören. çevreteker. dakik-i hâss has un. dakika-dân (a. mahallin semt-ür-re'sinden geçen nısf-ün-nehâr dâiresinden mâada diğer bütün nisf-ün-nehâr dârelerine verilen bir ad. dâire-i sıa astr.dâî'nin c. [istanbul'da. arzın merkezinden geçmeyen boylam. dakkalar. cerc-le vertical. aydınlık dairesi.s.i. dakikalar. nâzik. ince noktalar. arzın bir senede resmettiği mahrek sathının semâ küresi ile olan arakesiti. dâire-i faside fasit daire. tutulmaz.) anlaşılması güç olan şeyi bilen. dakka. dâiyân-ı devlet devlete dua edenler. Fikr-i dakik ince düşünce. dâire-i nısf-ün-nehâr her hangi bir mahallin semt-ür-re'sinden geçen düzlemin semâ küresi ile teşkîl ettiği ara kesiti. dâire-i sagîre astr.) astr. dâire-i irtifa' astr. dâire-i evvel-is-sümût astr.i. bir küre üzerine çizilebilen en büyük dâire.s. dâiret-ül-burûc (a. dâire-i muhîtiyye bot. dâiye (a.) dua edenler. sıfır dereceli baş boylam. un. dâire-i dâhilî mat. yengeç dönencesi.zf. 940) yılında ölen büyük Türk bilgini Kemal Paşa Zade Ahmed Şemsüddîn Efen-di'nin Farsça bâzı kelimelerin benzerleri ve mürâdifleri arasındaki kök ve yapı farklarını ve mânâ inceliklerini gereği gibi inceleyen çok mühim ve yazma bir eseridir. . bir saatlik zamanın altmışta biri. dâire-i inkılâb astr. ince ve anlaşılması güç ve dikkate muhtaç olan şeyler. dakika-bîn (a. dakik (a. tutulma sırasında güneş'in üzerinde görülen karanlık kısım. 3. dâire-i resmiyye resmî dâire. bakanlık. dakayık-ı hendesiyye geometriye ait incelikler. dâire-i umûr-i askeriyye askerî işler dâiresi.c. dakî-ka'nın c. dâiren (a.i.zf. 2. iç-daire. Dakayık-ül-hakayık (hakikatlerin incelikleri) 1533 (H. dikkatli.b. dâire-i tenvir astr.) çepeçevre. dâire-i husuf astr. duyulmaz. dâire'den) değirmi. bilen. a. dâire-zen (a. 2) den. 2. dâire-i tül astr. dâiye-i tefevvuk üstünlük iddiası. ufak. 2. düşey dâire. ölçülü davranan kimse. pericycle. dâiren-mâdâr (a. dâiyân (a-s.f. dâire-i sadâret sadaret dâiresi.c.b. 'kısırdöngü. vekâlet.

dâm-ı tezvir tezvîr. 2. dakk'dan) 1.da-kik'den) un gibi olan veya unlu [patates. rütbesi devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. 2.) 1. 1. dâme ulüvvuhû [eskiden] "ulviyeti. dalâlet'den) 1. dâmâd-ı hazret-i şehriyârî Osmanlı hanedanından bir prensesle evlenen kimse.) güveyi.s. iki kat olmuş. dalâlet-şiâr (a. aber-ration.s. dâlle (a. daman.f. vurulma. dakkak (a.) anat deltamsı. Osmanlı alfabesinin onuncu harfi olup "ebced" hesabında dört sayısının karşılığıdır.b. fr. dakk (a.b.i.zf.s. dâm-ı zülf zülfün tuzağı. dâliyye (a. yalan tuzağı. dâm-ı belâ belâ tuzağı. etek [elbisenin.) güç şeylere akıl erdiren. dâme kadrühû [eskiden] "mertebesi. 2.) etek. fr.s. s. günaha girmiş.) . Kamet-i dal iki büklüm olmuş boy. sakat iş yapan. delâlet'den) mat. dâme izzuhû [eskiden] "izzeti. dâme iclâlühû [eskiden] paşalara yazılan resmî kâğıtlarda adlarına şeref payesi yerinde ilâve edilen bir tâbir. Fırak-ı dâlle doğru yoldan ayrılmış olan din fırkaları.) 1. dâmâd (f. belirten. dâme mülkühû ülkesi dâim olsun! dâmet seâdetihû saadeti dâim olsun! dâme sirruhû [eskiden] "huzur içinde yatsın!" anlamına gelen iyi bir dilek sözü.dakika-senc (a. sapınç. dâmen (f. delâlet'den) delâlet eden.i. kapı çalan. fr. dâme mecdühû [eskiden] ""büyüklüğü. dakk-i bâb kapı çalma.) 1. doğru yoldan ayrılmış.b. büyüklükleri devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâlî. 2. çok sapan. dalîl (a. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen ve şeyhülislâmlara yazılan resmî belgelerde ismin önünde kullanılan bir tâbir. azamet ve haşmeti devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. ağ. Yunanca "delta" harfi şeklinde olan adaleler. 2.) anlaşılması zor olan şeyleri fark edip tanıyan.i.s. dâm-ı ankebût örümcek ağı. dakiki.i. dalâlet'den) doğru yolu şaşırmış. . dâlî (a. süredursun!" anlamına gelen bir tâbir. dalâlet (a.) doğru yoldan çok çıkmış olan. yırtıcı olmayan vahşî hayvan. tuzak.s. Noktasız olduğundan "dâl-i mühmele" de denir. gösteren. dalâl. sapıtmış. [dad" ve "ti" harfleriyle yazılan kelimelerden bâzıları dal sesini verir].) "dâim ve baki olsun!" mânâsında kullanılan bir iyi dilek sözü. (bkz: daman).s.i. dâlî (a. determinant dallın (a. (bkz: dâliyye).) yanlış. dağın].ha. büyüklüğü devam etsin!" anlamına gelen bir tâbir. dâmen (f. dâm-ı girihgîr düğümlü tuzak.i. dal (a. hatâya düşmüş. dâlle (a. vurma. çok gezen. dalâl-i baîd doğru yoldan büsbütün uzaklaşma. işaret eden. fels. dâme maalihû [eskiden] "şerefle i. 2.i. kapı kapı dolaşan.s. deltoîde. dam (f.) Osmanlıca "dal" harfi şeklinde olan yabani asma.) çalma. bahtı devam etsin. dâme ikbâlühû [eskiden] "ikbâli. doğru yoldan sapma. günaha girmiş. fasulye gib i şeyler].f. kapı aşındıran. dâme. dakika-şinâ (a.i. anat. dakikiyye (a-s. kanbur. dâmet (a.i.

) hek.) eteği bulaşık. dânâyî f.b. dânâ-yi Yunan Eflâtun.) "eteği kuru" meç. Nemek-dân tuzluk. dânek (f.) bilenler. eteğe yapışan. dâmvez (f. etek öpme töreni. (bkz: dan). dâmen-bûsî (f.) . avcı. dâmen-derâz (f. bilgiçlik. (bkz.b. dâne-i şirâre kıvılcım tanesi. dâmenî (f.i. dâne-çîn (f.i.i. -dan (f.s.dâmen-i afv ile setr affedilmek. dâmene (f. kulyabani.i.b. devşiren.b. dâmî (f-i. dâmen-bûs (f. gönlü çok aydınlık. dâmûz. 2. görüşüp.) tane. damla damla kan sızdıran yara. dânâ-yân (f. dâm-gâh. etek bulaştklığı.) 1. dâmen-zen (f.) eteği belinde.) "eteği uzun" meç. Arapça.) 1. Farsça. 3. dâne-dân (f.b. dâmia (a. tohumluk.s. kab mânâsına kelimeler meydana gelir. dağınık.b. 2. (bkz: âlim). davacı.) "etek toplayan" nazlanan.e. namuslu kadın.) tane.) mercimek. dâne (f.) 1. (bkz: dânük). dâmen-âlûde (f. dan (f. vücutta peyda olan ur. yapar.i.i. hasım. İğne-dân iğnelik.s. damiye (a.b. eteklik. mahfaza. dâmen-der-meyân (f.) 1. dânâ'nın c.) 1.i. dânak. 2. 4.. kafa tasını geçip dimağa kadar işleyen yara. [bu] dünyâ.s.) etek öpme.) bilicilik.b. dâmen-der-meyân-ı gayret ol bir işe canla başla girişmek.i.i.i. devânîk) çocuklara pişirilen dişbuğdayı. dâmen-keş (f.s.) 1.i. dâmî).c. 2) güneşin parıltısı. bilen. dâmen-çîn (f.) yavaş yavaş.i. tohum atılmış tarla. dudu. dâmen-i sahra kırın eteği. naz eden. ovanın bir yanı. Sürme-dân sürmelik.b.s. kanı akan yara.b.s. dâmgul (f.s. bâzan da Türkçe kelimelere takılarak yer. bir işe karışmayan.i. Mürg-i dana konuşan papağan. ahmak. bilir.b. bilgililer. dâmen-âlûde-gî (f.b.b. çekirdek. bilgiç.b.) dağ eteği. dânâ-dil (f. tuzakçı.b. 2. kurşun.) büyük gübre küfesi. döküntü hâlinde bulunan ufak tefek şeylerden faydalanan.b. 2. gibi.b. (bkz: dânek). 3.) . s. tohum. dâne-i hardal hardal tanesi. 2. Kalem-dân kalemlik.) etek öpen. dânâ-yi Tûs (Tus'lu) Firdevsî. iffetsizlik. dâmıga (a. dâm-yâr (f. konuşulan kişi. tane tane. dânâk (a.) hek. Ateş-dân ateşlik gibi.) 1. şikâyetçi. dana (f. Nükte-dân nükte bilir. çevresi.b. dâmen-i canan sevgilinin eteği. dâmen-i hurşîd (güneşin eteği) 1) dördüncü gök.i.) tuzak kurulan yer.) etek ile yelpazeleme. ambar.) tane toplayan. dâm-gâh-ı dîv meç. dâmen-gîr (f. dâne-i hâl tek ben.) gönlüyle anlayan.i. işe hazır. tane.) etek sallayan.s. bilici. dânâ-yân) bilen. . Dil-i dana bilir gönül. Nâ-dân câhil.i.i. kadın başörtüsü. dâmen-zenî (f. devânık.s. iffetsiz. etek tutan. dân-çe (f. Suhan-dân sözbilir.i.c. 2. 2. dâm-geh (f.b.) elini eteğini çeken.s.i. âlimlik. s.i.s. gülle. dâmen-huşk (f.

haberli.s. dâniş-ger (f. dâniş-geh. üniversite. yer.dânende (f.b. dâr-ı cihan [bu] dünyâ. dâr-ı naîm Cennet.m. öğretici. dâr-ı gurur dünyâ. mektep. dar (a.b. dâr-ı ibtilâ. dâr-ı dünyâ). dâr-ı şeşder (bkz: dâr-ı cihan.s.) bilgin.s.i. dâr-ül--imtihân). dâniş-perest (f. dâniş-geh (f. c.i. bilgili.) bilgi yeri. Dânük çocuklar için hazırlanan diş-buğdayı. dânişî). [bu ülkedeki Müslim olmayan ahâlîden her birine "harbî" denir].i. dâr-ı şeş-per. dâniş-gâh.b. (bkz: dânişver. dâr-ı âhiret ahiret. dâr-ül-emkân.) tane döken.b. dâr-ülimtihân].s. dâniş-verân (dânişver"in c. dâr-ı şeşper.) bir dirhemin altıda biri. dânik (a.) üniversite. i. ilim. 2.s.b. kadıların yanında stajyer olarak çalışan kimse. (bkz: dâr-ı gurur. dâniş 1. dâr-ı ridde aslında Müslim iken sonradan ir-tidâdeden veya bir aralık tslâmiyeti kabul etmiş iken sonradan mürted olan şahısların hâkim bulunduğu şehir veya kasaba.b. dâr-ı ibtilâ dünyâ. dâr-ı hüzn. dar-ı dünyâ dünyâ. dâr-ı şûrâ-yı askerî 1253 yılı muharreminde teşkil ve 1259 tarihli nizâmnâme ile vazifesi tesbit olunan ve bir reis ve bir müftü ile askerî ve mülkî ricalden onbir dâimi ve altı muvakkat âza (üye) ile kurulan yüksek askerî bir meclis idi. (bkz. dâniş-men-dân) 1. (bkz: dâniş-ger. dâniş-gâh.i. dâr-ı hüzn dünyâ. dâr-ı pilpil (bkz: dâr-ı fülfül). ev. [1296 yılında lağvolunmuştur]. (bkz: dâr-ı hüzn.) dânişmentler. Dâr-ı ahzân (hüzün. bilgin. 2. âlimler. dâr-ül-emkân.b.b.c.b. (bkz: dânişger.s. dâne-rîz (f. dâniş-gede). Yakub'un evi.b. bir dirhemin dânisten (f. dânişî).). yurt. dâniş ve bîniş (öğrenme ve bilme) bilgi ve görgü. bilgin. öbür dünyâ.) l mangır. Ehl-i dâniş bilgi sahipleri. dâr-ül-ukbâ ahret. erkek adı. fr.) bilmek. dâniş-ver).b. dâniş-gede (f. dâniş-sâr (f. dâr-ı ukbâ. dânişî (f. 2. dar-ı emân Müslümanlar ile sulh hâlinde bulunan veya Müslümanların zimmetini kabul eden gayrimüslim bir milletin ülkesi.) öğrenici. dâr-ı gurur. 2.s.s. Tanzimat'tan önce. dâr-ı hüzn.c. dirân) l. (bkz: dâr-ı dünyâ). dâr-ül-imtihân). bilimi seven dâniş-pezîr (f. üzüntü evi) Hz.) bilgiçlik taslayan. dâniş-mendân (f. dâr-ülemkân. 3. . dâniş-ver (f. tohum serpen dang (f. (bkz: dânâk). âlim. dâniş-mend'in c. dar-ı beka ahret.) 'bilginler. [Müslümanlar oralarda hu-'zur ve emniyet içinde yaşarlar]. [bâzı ahkâm itibarıyla dâr-ı harb'den ayrılır].b.b. dâr-ül--imtihân). dâniş-nâme (f. (bkz: dâr-ı cihan. dâr-ı şeş-per dünyâ. dânende-i serâir içindeki sun bilen. dâr-ı harb Müslümanlar ile aralarında sulh hâli bulunmayan gayrimüslimlerin ülkesi.s.) bilgili. öbür dünyâ. Encümen-i dâniş akademi.s. dâr-ülemkân. dâr-ı fena dünyâ. âlim.i.) bilen.i. dânişverân) âlim. dâniş-mend (f. dâr-ı islâm Müslümanların hâkimiyeti altında bulunan yerler.) bilgin. biliş. dâr-ı ibtilâ. (bkz: dâr-ı ibtilâ. didactique.) şahadetname. bilgi.i.) ilimi. dâniş-âmûz (f. dâniş-fürûş (f. dâr-ı şeş-per.

(bkz: zarâat). Defter-dâr defter tutan. dârât-ı İskender iskender'in debdebesi. derk. çarpma. ilgili. Alâka-dâr alâkalı.) debdebe. dâr-ül-cihâd İslâm sınırları dışındaki ülkeler. direk.i. darâat (a.i. ağaç. . edrâk. deriden yapılmış kalkan. darb-ı feth muz. 3. 4. tevazu ve alçakgönüllülük gösterdiğini bildirerek yazdığı maktup. dâr-ı hüzn. 2.i. kalp çarpıntısı. -dar ( f. vuruş. Alem-dâr bayrak tutan.) yazarının kendisini küçülterek. kendini küçültme. dâr-ı ibtilâ. darb-ı Türkî muz. darâgım (a. vurma.) 1. darb-ı unk boyun vurma. klâsik Türk müziğinde 18 zamanlı ve 13 darplı olan bir büyük usûl olup özellikle dînî eserlerde kullanılırdı.f. darb-ı hiyâm çadır kurma. 2. dârâyî (f.) 1. fr. (bkz: dâr-ı cihan. darâir (a. miskinlik gösterme. Dara (f. çarpmalar.c. (bkz: darb-ül-lisân). dâr-ül-emkân dünyâ. (bkz: dâr-ı cihan. İslâmla barış hâlinde olmayan veya bir anlaşma yapmamış olan ülkeler.). darb-ı sikke para basma.i. dâr-ül-imtihân). 3. çarpış. çarpıntı. dâr-üt-tabâat-ül-âmire Devlet Matbaası. dar (a. şiddetli çarpıntı. ed. dâr-ı ibtilâ. Bayrak-dâr bayrak tutan. dırâk). 4.i. büyük gösteriş.) 1.) 1. darr). darabân-ı kalb kalbin vuruşu. gibi. darb-ı mesel atalar sözü. 6. dâr-ül-imtihân dünyâ. biy. (bkz.) 1. alçalma. 2. gırtlağın hançereyi meydana getiren kıkırdaklarından kalkan biçiminde olanı. küp dibinde kalan tortu. daraka (a. (bkz: tezellül). himayesini kabul etmiş olan gayrimüslimlere mahsus yerler. güç.li. (bkz: dârû-berd). dâr-ı hüzn. 5.i. para basma. sahip. (bkz: darb-ül-yed). zarb).i. batte-ment. dâr-ül-emkân).i.i.i. darb ü cerh vurma ve yaralama. darabân-ı dehr zamanın değişkenliği. Keykubad. Keyâniyân denilen eski Fars hükümdarlarından dokuzuncusu. dövme. hükme mâlik. darabât (a.i. ata sözleri. klâsik Türk müziğinde 88 zamanlı ve 64 darplı bir büyük usûl olup peşrev ve besteleri ölçmek için kullanılırdı. dar ü gîr kavga. savaş. . Itrînin ünlü na'tı bu usûlle ölçülmüştür.b. dâr-ı gurur. dikme. durûb) 1.i. Cenâbı hakk'ın bir adı. [dâima eşanlamı olan "gîr" ile beraber kullanılır). Hükümdar hükme sahip. 2. vurma. darabât-ı anîfe şiddetli vuruşlar. çarpma. dâr-ı şeş-per. dırgam'ın c.dâr-ı zimmet Müslümanların ahit ve emânını. tutan. dar (f.) ortak kadınlar. darağacı. sahip olma. 1. darb (a. darbe'nin c. darabân-ı şedîd hek. (bkz. dâr-ül-cezâ ahret. kol kuvveti. dârâ-yi dar ü gîr savaş hükümdarı. 2. dâr-ı şeş-per. kuvvet. bir çeşit kumaş.) l. şan.) savaş.i..c. dârât (f.. 2. vurmalar. 3.) vuruşlar. Hisse-dâr hisseli. darb-ı rikâb (bkz: darb-ı unk). mâlik.i. mat. darb-ı dest el. 3. kumalar. darre'nin c. darâat-nâme (a. daraban (a. 2. vuru. hükümdar. Nazımda beytin ikinci mısrâının son tef ilesi. 2. dar (f. darb-ı nutk dilin gücü. dâr-ül-muhâsebe ve-l-mevtâ ölüm işleri dâiresi. (bkz: zarâgım).) arslanlar.s. kurma. hüküm sürme. dâr-ı gurur.

(bkz: darb-ı dest). darîh (a.i. keyif verici bir içki olarak kullanılırdı]. çarparak. darbe-i serd soğuk vuruş. madenî levha üzerine kabartma nakışlar yapan. darsînî dâr-çînî darr (a. darb-ül-lisân dilin gücü. dâre (f. darbe (a.) atalar sözü. darb-zen (a. dârû-hâne (f. caup d'etat. darb-ül-yed el.b.i.) yer ve yurt.) tarçın renginde olan. zarb-hâne). kale döven.i.b.i. getiren ulaştıran. darre (a.i.) kiriş. rahatlık ve sıkıntı. ata sözleri.) dîvan şâirlerinin.s. darb-hâne-i âmire devlet paralarının basıldığı yer. dâr-ül-âfiye (a. saklayan. dârçîn (f-i-) tarçın. (bkz: darb-ı nutk).) yoksullar yurdu.s. ferman almış.) 1. 3. darbımesel (a. 2. darbe-i hasar zarar darbesi.i. 2. (bkz. kol kuvveti. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en büyüğü. darbe-i cenah kanat vuruşu. vuruş. döğerek. adırrâ) anadan doğma kör.b. dârib-i müşterek mat.s.i. 2) kadınların yüzünü örtmesi. 2. vurma.s.i. Serrâ ve darra tatlı ve acı günler.) 1.i.c. dâr-ül-aceze (a. darbe-i kahr ezici darbe. dârib-i müşterek-i asgar mat. dâriyye (f. direk.i. 2.b.b.) l. dâreyn (a. belâ. çarpan. dârçînî (f. u dârû (f. (bkz. debdebe.c.b.) darba ait. darrâ' (a. dârû-yi bür'üs-saa te'sirini derhal gösteren ilâç. dârû-berd (f.b.darb-ül-hicâb 1) bütün Müslüman kadınlarının yüzlerinin peçe ile örtülmesi kuralı. (bkz. dârende-i ferman. dere 'den) yazılma.) ilâç. darbeyn (a.) canbaz.b. tutan.b.) ihtişam.) ecza saklanılan yer.i. büyüklerin yaptırdıkları evlere dâir. . darîr (a.i. darbe-i şedîd şiddetli vuruş.) mihnet. darbî (a. şiddet. darbe-i hükümet hükümet darbesi.i.).i. keder.) sıkıntı.c.i.) mezar. bir sayıyı aynı çarpımı vermek şartıyla çarpan sayıların en küçüğü.i.) zararlı.i. içine girme.) 1. yazdıktan manzume. fr.i. darr (a.) ) para basılan yer.zf.i. darben (a.) aynı ölçüde olan iki vuruş.) ortak kadın kuma dârr (a. ay ağılı. dârbâm (f. dâr-i fülfül (f. dârû-furûş (f.a. dar ü diyar (f. vurarak. [aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı "Çin dansı anlamına gelen dâr-ı Çin'dir. (bkz: zarîh). belâ. döven. değirmi.c. darb ile ilgili. dârib (darb'dan) darbeden.i. musibet.) "iki dünyâ" dünyâ ve ahret. kabir. çarpma. dârib-i müşterek-i ekber mat. darbe-i himmet himmet vuruşu. dâric (a. vazife.f.i.) zarar. dâire. (bkz: derem-serâ. ortak çarpan. Tarçın suyu.i.) karabibere benzer uzun taneli baharat.s. dârende-i menşur ferman almış. darabât) 1. dârende (f. darb-hâne (a.) ilâç satan.a.) eczâhâne.f.eczacı. belâ.i. dârât).i. darb-ı mesel). dâr-bâz (f. dâr-üş-şifâ).b. 2.i. Saâdet-i dâreyn iki dünyâ saadeti.b. dâr-ül-akakir (f.b.

i.b.b.a. dâr-ül-bevâr (a.b.b.) islâm ülkesi.b. dâr-ül-kütüb (f.) 1. dâr-ül-İslâm (f. dâr-ül-hikmet-il-İslâmiyye Meşrûtiyet devrinde açılan ve Şeyhülislâm kapısında toplanan yüksek müşavere hey'eti (danışma kurulu).) Sultan Mecit zamanında Valde Sultan'ın.b.i.b. dâr-ül-eytâm (yetimler yurdu) yetimlerin barındırıldığı bir kurum.i.b.i.dâr-ül-âmân (a. dâr-ül-bedâyi' (a.b.a. dâr-ül-hadîs (a.) "secde yeri Kemah'ın eski adı. dâr-ül-mescid (a.) kız öğretmen okulu. dâr-ül-mülk (a. dâr-ül-mesnevî (a.i.b.) "fetih yeri" Kayseri'nin eski adı. dâr-ül-karâr (a. dâr-ül-celâl (a. i.b.i. dâr-ül-bugat (a. okul. Fâtih civarında kurulmuştur].i. dâr-ül-maârif (f.) hilâfet merkezi.b.b.i. dâr-ül-kurrâ' (a. her zaman harp sahası olabilecek yer. dâr-ül-feth (a.i.b.i. istanbul. dâr-ül-hilâfe (f.i. atölye. f.i.i. dâr-ül-huffâz (f.) "zafer.b. [1869 da ilkin istanbul'da kurulmuştur].b. başkent.a. hükümet konağı.) kitabevi.) "övünülecek yer" Diyarbakır'ın eski adı. okuma salonu. dâr-ül-azâb (f. dâr-ül-harb (a. dâr-ül-huld (a.) Cehennem. İstanbul'da. dâr-ül-muallimîn (a.i.i. sığınılacak yer.i. dâr-ül-fahr (a. b.i. dâr-ül-ilm (a. çalışma yeri.) "beyaz ev" [büyük D ile) 1919 da Lyautey tarafından Faslı subayların yetiştirilmesi için Meknes'te kurulan askerî okula verilen ad.a.) "ilim yeri" Kahire'deki Câmi-ül-ezher'in bir adı.i.) "mesnevî yeri" Mevlânâ Celâleddîn'in Mesnevî'sini okutmak için açılan dershanelere verilen bir ad.) emaret dâiresi. Cennet. dâr-ül-kemâl (olgunluk evi) İstanbul şehri. kütüphane.b.) Kur'ân okuma ilmini ihtisas derecesinde öğreten mektep.b.i.) beka evi. dâr-ül-harb).b.i.i.b. dâr-ül-istihzâr (m h i ) laboratuvar.i. i. dâr-ül-elhân (a. â h i ret. 2.) Dârülbedâyi'in mûsiki ile meşgul bulunan bir şubesi olup istanbul'da kurulmuştur.) "Osmanlı mûsikî evi" Özel Türk mûsikîsi konservatuarı.b.) mahkeme.) hafız yetiştirme yurdu. [l Ağustos 1933 de istanbul darülfünunu yerine üniversite kurulmuştur]. dâr-ül-bedûyi-i Osmânî (bkz: dâr-ül-bedâyi').i. dâr-ül-mûsikî-i Osmânî (a.i. üstünlük yeri" Harput'un eski adı. h. dâr-ül-mesâî (a.) Dünyâ. dâr-ül-fenâ (f.) "asîler yeri" Haleb'in eski adı.) korunulacak.) imaret.i. dâr-ül-beyzâ (a. dâr-ül-muallimîn-i âliye yüksek öğretmen okulu.i.i.b. dâr-ül-beka ("ka" uzun okunur.) "yücelik yeri" Erzurum'un eski adı.b. savaş. İstanbul'da. [1848 de Sultan Mecit devrinde.i.) erkek öğretmen okulu. dâr-ül-cihâd (bkz.b. yoksullar yurdu.i.i. dâr-ül-bâb (a.b.) kıyametten sonra kalınacak yer.b.) konservatuar'ın eski adı.b.i.) üniversite.i.) 1.) Cehennem. dâr-ül-muallimât (a.) başşehir.) akıl hastahânesi.) "giriş yeri" Kazvin‘in eski adı. dâr-ül-mecanîn (a.) hadîs ve bununla ilgili şeyleri öğretme yurdu.b.b.b.a. dâr-ül-izz (a. dâr-ül-fünûn (a.b.b.i.i. [ilk adı "Valde Mektebi" idi]. kavga meydanı. dâr-ül-fevz (a. dâr-ül-emâre (a.b. dâr-ül-it'âm (f.) "yücelik yeri" Amasya'nın eski adı.a. dâr-ül-kadî (a.i.b.b.b.) Âhiret. 2. Sultan Mahmut Türbesi civarında 1849 da yaptırdığı mektep. .i. dâr-ül-kıyâm (kıyamet evi) öteki dünyâ.

) hastahâne.) Cehennem. orakcık.) "pehlivanlık. Hz.).i. Mu-hammed'e karşı bulunanların toplanmasından dolayı.) şifâ yurdu.b.) Cennet.) "küçük yer" Antakya'nın ve ispir'in eski adı. dâstânî (f. destancı.) 1.a.) destan okuyan. dâr-üt-ta'lîm (a. dâr-üş-şifâ' (a.i. dâr-ün-nedve (a.) 1.i.) 1.) saadet yeri. dâr-üş-şafaka (a. nîrân). masal. 2. 4. görüp gözetlemek.b.b. dâr-üs-saâde (a.) Bursa'da Yıldırım Bayezid devrinde açılmış olan bir tıp medresesi.m.b.i. fr.i. dâr-üs-sıhha (f.i.ü (a. Bağdat'ın eski adı.) "kurtuluş yeri" Bayburt'un eski adı.b. tahra. Kabe'nin güneybatısında münâkaşalar için toplandığı bir yerin adı olup Kusey ibni Kilâb tarafından kurulmuştur. dâs (f. saray.) 1.b.) III. (Sonraları. dâr-ün-necât (a.dâr-ül-mülk-i Osmânî İstanbul. dâr-üs-sulh (a.) 1. dâstân (f.) medreseye göre daha kolay ve pratik bir Arapça öğretmek üzere evvelce açılmış bulunan bir ortaokul.) "âlimler.) 1865'te istanbul'da. hikâye. dâs (f.) hastahâne.b.i.i.s. ün. dâr-üs-saâde ağası sarayın harem dâiresinde bulunan harem ağası. sedef otu. dâr-üs-selâm (a. 2.s. kahramanca.b.i.) tellâl. dâr-ül-pehlevâniyye (a. (bkz: dâs). (bkz: dûzah. tımarhane.) "saltanat yeri" Bursa. Üsküdar'da Selimiye'de kurulan devlet matbaası. fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır]. meç. 2. meç. dâr-ül-vilâde (a. dâr-üt-tırâz (f.b.i.a. bot.) 1.b.b.i.b. mâlik olmak. dâr-ün-naîm (a. dâr-üs-sanâ'a (a. sağlık yurdu. dâşte (f. dâs-ı zerrin altın orak. eskimek.i.) Birinci Dünyâ Savaşı sırasında İstanbul'da kurulan özel mûsikî topluluğuna verilen bir ad. dâr-üt-tıbb (a. dâşten (f.i.b.s.b. köhne. dâr-ül-cihâd). şöhret. tuzak. dâsâr.) orak. dâr-ün-nüzhe (a. yiğitlik yeri" Niğde'nin eski adı. orak.) fakir kadınları doğurtmaya yarayan hastahâne.i).i.b. dâstâr (f.i. dâr-üs-sugr (a.i. doğumevi. tutmak. (bkz: dâr-ül-fünûn).b.i. meç.i. dâr-üt-tedrîs (a. dâr-üt-tedâvî. dâr-üt-ta'lîm-i mûsikî (a.i. simsar. elde etmek. dâr-ün-nusrâ (a.b. 2.b. İstanbul gibi Osmanlı imparatorluğu başkentlerine verilen ad.i.i.b. dâr-üs-saltana (a.i.) "yardım evi" Tokat'ın eski adı.i. dâr-ülIslâm).i.) üniversite.a.) "danışma evi" Müslümanlıktan evvel. 3.b. (bkz: dâr-ı naîm). (bkz: matbaa-i âmire).b. (bkz.) "eğlence yeri" Akşehir'in eski adı. dâr-ün-nasr (a. 2. dâr-ür-ridge (a.i. destan.b. epique.i. epope.i. yıpranmış.f. Selim zamanında.b. . bilginler yeri" Sivas'ın eski adı. Cennet. dâse (f.b.) ilk defa açılmış olan sağır ve dilsizler okulu. 3. (bkz.).b.i. dâr-ür-râhe (a. mâlik ve sahip olmuş. dâstâr (f.i.) çanak çömlek ve kireç ocağı. b. yetim ve öksüzler için kurulmuş olan yatılı lise. dâr-üş-şifâ'). Kureyş reislerinin.i.i.i. simsar.) tellâl.b.i. dâr-üt-tıbâat-il-âmire (f.i. zaptetmek. eskimiş. dâr-üz-zafer (a.b. 2.) resmî elbise ve kumaş dokunan ve biçilip dikilen yer. dâr-ül-ulûm (a.b. dâr-ür-rif'a (a. 4.) "yardım yeri" Erzincan'ın eski adı. destan ile ilgili. Edirne.i.i. dâr-üs-saîr (a. destan kahramanlarına yakışacak surette.b.) "yücelik yeri" Malatya'nın eski adı. (bkz.) sanatyeri. 5.) "zafer yeri" Aksaray ilinin eski adı.b. yeni ay. dâstân-serâ (f. dâr-ül-ulemâ (a.b.

saçkıran.) hek. 3.b. karasevda. alcolisme. (bkz: dâ'üs-sebât). şikâyetçi olarak mahkemeye başvurma.b.) hek. uyku hastalığı.b.dâ'-ül-alîk (a.i. dâ'-ül-merak (a.) hek.) hek.i. kurt hastalığı denilen açlık.b.b. sıraca hastalığı.) 1.b. gut hastalığı.) saç ve sakal ağarması hastalığı.i.) hek.b. da'vâ-yi bî-ma'nâ saçma iddia.b. ayıp yerlerini gösterme hastalığı. hâkim].i. melankoli.b. havlama hastalığı.) hek.n.) dâva açan kimse. bir mesele üzerinde husûsî bir fikir sahibi olma.b. dâ'-ül-hanâzîr (a.) ey dâver! [hükümdar.b. satranç.i. dâ'-üs-sahrâ' (a. 3. dâ'-ül-esed (a. da'vâ (a.zf.i.) hek. dâverâ (f. erkek adı. yurdu özleme. dâ'-ül-gussa (a. dama.) baro teşkilâtı bulunmayan yerlerde kanunî müsâade ile ve vekil sıfatıyla dâva takibine salahiyetli olan kimse.b.) hek. saçların yapışmasıyla beliren bir cilt hastalığı.i.i. 4. sedef hastalığı.b.i. dâ'-ül-asab (a. dâ'-ür-raks (a. 4. (bkz: dâ'-ül-cümûd).i.b. hypocondrie. dâ'-ül-kalb (a.i. mesele.i.) hek.) hek.) hek. dâ'-üs-sa'leb (a.) hek. dâ'-ül-behr (a.) hek. dan büyüklüğündeki kabarcıklarla meydana çıkan bir hastalık.b. geviş getirme hastalığı.) yürek çarpması. nefes darlığı. insan ve hayvanda kıl ve tüy döken bir hastalık.i. dâ'-ül-kelb (a. duvar sırası. hâkim ve vezirle ilgili olan. dâver (f.i.b.) hek. dâ'-ün-nibâh (a.i. dâ'-ül-fîl (a. dâ'-ül-hader (a. firengi hastalığı.b.b.) 1. tavla gibi oyunlarda tutulan sıra. dâ'-ül-ferfîr (a.i.) hek.i. doğru. vezir veya hâkim. kö peklerin ayaklarında görülen bir hastalık.) 1. dâ'-üz-zi'b (a.b.) hek. çağırmalar.) hek.s.b. oyunda sürülen para. dâ'-ül-küûl (a. kol ve ba-caklardaki derilerin fil derisi gibi sert ve çizgili bulunmasından meydana gelen bir hastalık.i. 2.) hek.i. dâ'-üt-teşhîr (a.b.b. da'vâ vekili (a. sövme.c.i. iddia.b.i.i.i. dâ'-ül-efrenc (a.) hek.b. da'vâcı (a.) hek. saç döken hastalığı. dâ'-ül-mücterr (a. deâvî) 1.b. dû'-üs-sedef (a.i. kuduz hastalığı.) hek. dâva. karasevda. yurtsama.b. dâ'-üs-sebât (a.b.b.i.b. başka başka hastalıkları hazırlayan hastalık. dâ'-üs-sevâd (a.b.i.i. mat.b. vezir. da'vât (a. dâ'-ül-fecl (a. dav (f. sık sık çırpınmalara yol açan bir hastalık. dâ'-üş-şeyb (a. dâ'-ül-cümûd (a.i.) hek.) hek. bir cilt hastalığı.t.i.) hek. (bkz: dîk-ı nefes). doğruluğu seven bir . fr. fr. 5. [cemî şeklinde] dualar.i.i.b. nöbet.i.i. 2. adalelerde tutukluk yapan bir hastalık.) hek. 3.i. 2.i. 2. Cenâbıhakk'ın adı. 2. alkolizm. utaçıcılık. dâ'-ül-câversiyye (a. teorem.i. doymazlık hastalığı.b. (bkz: dâ'-ül-efrenc). dâ'-ül-cev (a. hay-vanlann ciltlerinde siyah lekeler hâlinde görülen bir hastalık. dâ'vet'in c.i. (bkz: dâ'--ül-fîl). davetler.) 1. dâ'-üz-zehr (a. dâ'-ül-esâbi' (a. insaflı olan hükümdar. dâ'-ül-nıülûk (a.b. sinir hastalığı.i) hek. da'vâ-yi nübüvvet peygamberlik iddiası.) hek.b. teşhircilik.) hek.) hek.i.) hek. dâ'-iis-sıla (a.) hek. bir cilt hastalığı.i. dâver-âne (f. atlarda görülen sinir hastalığı.b. dâ'-ül-hanes (a. havlar gibi sesler çıkarıp soluma. uzun süre çöllerde bulunan kimselerde görülen sayıklama hastalığı. ispirtolu içkilerin çok kullanılmasından meydana gelen hastalık. dâ'üş-şa'r (a.b.) yurdunu arama.) uyuşukluk.

(bkz: da'vâ). dâverî-gâh (f. 2.) dallı. usul.s.i. dua. (Merkür) gezegeni. 2.büyüğe yakışacak surette. hâkimlik. (bkz.s. 2. gelenek.i.) topuz. tavuk. kâtipler. Isa tarafından öldürülecek olan yalancı ve zararlı şahıs. tarz.c. davudi (a. ziyafet. (bkz.) bir kimsenin hakkını araması. ululuk. iyi ile kötüyü ayır-detme. debbûs'un c. de'b-i dîrîn eski âdet. dâye (f.i. zay'a). Utarit. sepici. debbûs-i âhenîn (a. dîbac'ın c. s. müdâfaa edilen fikirler.) davul. debîr-i felek).i.s.) israil oğullarının bir hükümdarı ve peygamberidir.) deriyi terbiye etme. dâye-gî (f. debîr-istân (f.b. yazıcılar. gürültü. dâvalar. müsteşarlar. dücâce). (bkz. debbâbe (a.). debbâğ-hâne (a. savaş meydanı. debg (a.i.) kalem odası.i. decâc (a. deâim (a.) l. dücüc). dücâc). debdâb (a.debîr'in c.) pek dar.i. kaide. 2. eski usul.) 1.) borç veren. (bkz: debûs). 1. Sesi güzel ve şâirdi.i.b. meseleler. kur. Merkür.i.) âdet.) tabak. dıâme'nin c. dayyık (a. ayın dördüncü durağı. (bkz: dârât). çocuğa bakan dadı.) astr.) topuzlar. okul.i. horoz ve piliç cinsi.) kale duvarlarını oymakta kullanılan bir savaş âleti.) Dâvud peygamberin sesini andıran kalın ses. deri terbiye eden kimse.i.i. debâbîs (a.) dayalık.i. çağrı.) taya. s. kâtip.) çağırma. sütnine. da'vâ'nın c. 5. de'b-i kadîm eski âdet. sepileme.) 1. dadılık. pa-yandalar. 2.i.b.) mektep. büyük bir gösteriş.) mektepli. patırdı.i. debbûs (a.) batı rüzgârı.) tavuk.b. dâverî (f. 2.i. mahkeme. debbâğ (a. debîr-i çarh (feleğin kâtibi) Utarit gezegeni. 4. debistânî (f.) hayvan derilerinin terbiye olunduğu.) mahkemeye başvurmalar.i. mahkemenin gönderdiği çağrı kâğıdı. bir kimseye hâlinden şikâyet etme.) 1. debîr-i felek astr.i.i. .i. (bkz: dicâc. 2. da'vetiyye (a.i.i. deccâl (a. da'vet-i mesâib belâları davet etme. 2. dibâgat). debistân (f. (bkz: debbûs). da'vet (a. debdebe (f. debâbîs) topuz. Deâvî nezâreti Tanzimat'tan sonra kurulmuş olan adliye vekâleti.b.i. tavuk.) ağaç kavunu.i. Mezâtnîr-i Dâvud dualar dergisi.) destekler.i. tantana. çiçekli ipek kumaşlar. sepilendiği yer. de'b (a.f. batı tarafından esel yel. dây (f. decâciyye (a. debîrân (f-i.i. azamet. [adliye nezâretinden öncedir]. yazıcı. dücüc) 1. dicâce. debîr (f. büro. Dâvud (a. alacaklı. (bkz.) 1. hindi. haşmet. çağrı kâğıdı [eski metinlerde "okuntu" dur]. kaz. dâyin (a. kavga. gök cismi.i. Zırh-ı Davudi Dâvud peygamberin "Câlûd" ile yaptığı savaştaki zırh gibi.f.i.) 1.i. 3. debâle (f.h. debagat (a.). decâce-i Hindi Hint tavuğu.i. debûs (f.s. da'vî (a. Utarit. day'a (a. decâce (a.i.i. müsteşar.) demir topuz.s. dâva ve mahkeme.c.i. hükümdarlık. deâvî (a.) şöhret. 2.i.i. debâbîc (a. debûr (a. okullu.) duvar sırası. debîr-i asman astr.) 1. hindi gibi kümes hayvanları sınıfı. kıyametten az evvel çıkacak ve Hz. Deberân (a.c. debdâb (f. yalancı Mesih.

def'-i gamm gamı. defaât (a. mülk ve arazî işleriyle uğraşan dâiresi. mizahî bir dergi.) 1. kalbin kasılarak kanı atardamara göndermesi. sıkıntıyı giderme. [Farsçası da "defter" dir. (bkz: defter-hâne). savma. defaât) kere. . 2.f. ded (f. Dâd ü ded [ot ve et yiyen] yabani hayvanlar. defâtir-i resmiyye resmî defterler.c. define (a.c. defter'in c.i. 2.) kereler. birinci defa. kitap cildinin iki yanından her biri.) et yiyen yabani hayvan. gömülü. yan. deb-i dîrîn eski âdet.i.i.) 1. defâtir) dikilmiş kâğıt mecmuası. defâin) 1. kez. (bkz: levha-teyn). ateşi düşürme. Grekçe'den gelmedir]. zilli ve pullu bir çembere gerilmiş deriden ibaret çalgı. defter-i kebîr "büyük defter" bir tüccarın veya bir müessesenin aylık ve bilanço hesaplarını veren ana defteri. deffâf. defâin (fa. defn (a. Zühre yıldızı. def (a. tapu ve kadastro. def'-i şübhe şüpheyi.c. kuşkuyu giderme.i.i. 3.i. kıymet ve değeri olan kimse veya mal.i.) âdet. defa (a. defter-i Hâkanî devletin mal. tasayı giderme.i. deffe (a. defâtir-i atîka eski defterler. defaten (a. [eskiden] mâliye vekiline verilen unvan. defîn-i hâk-i ıtırnâk güzel kokulu toprağa gömülü [ölmüşler hakkında].i. defateyn (a. kederi.) tef çalan.) bir kitap kabı gibi ortasından menteşeli ve açılır kapanır iki kanat şeklinde çift sahifelere verilen ad.c. 2.i. yüz.i. birlikte dikilmiş kâğıtlar. ortadan kaldırma. kezler. defin (a. yere gömülmüş altın ve şâire gibi değerli eşya. 2. deffâfe-i felek astr. decn (a. bir yerde oturma.zf.) kurbağalar. (bkz: medfûn). def'-i belâ belâyı. 3. def ü ref savma. sahtekâr. (bkz: deff). 4. def ü tard askerlikten ihraç. yol.) gömme. defn-i meyyit ölünün gömülmesi.) 1. defâdı' (a. dıfda'ın c. def'-i hacet aptes bozma.s. deff (a. def'-i mazarrat zararlı şeyleri yok etme.zf. gömüler. defter-dâr (a.) tef. dâire. 2.i.) defterler. tehlikeyi savma. defn-i emvât ölü (leri) gömme. def (f. bir dâvayı müdâfaa için açılan başka bir dâva. defter (a. deffeteyn (a.yalancı. birden.i.) bir defada. def'-i dem hek.) iki defa. yollar.) l. verme. edebî. Hüseyin Rifat tarafından istanbul'da yayımlanmış haftalık siyasî. deffâfe (a.i.s. defâtir (a.) altın ve sâire gibi gömülmüş kıymetli şeyler. defîne'nin c. (bkz: def-zen). def'-i meclis toplantıya son verme. gömülme. defter-i a'mâl yapılan iyilik ve kötülüklerin yazıldığı manevî defter. bol yağmur. giderme. huk. havanın bulutlanması. bir vilâyetin para işlerini idare eden kimse. defter-i yevmî günlük defter. deeb (a. def'a-i ûlâ ilk defa. defaten ba'de uhrâ tekrar tekrar bir çok defalar. def'-i hararet hek. öteye itme. defa'nın c. defn'den) gömülmüş. def'-i taaffün (bkz: izâle-i taaffün). 3.i. kaldırma. savulma.) tef.b.i.i.

i.b.b. i. dehân-ı safa safa ağzı. (bkz. gezegen yıldız. tabur.b.i. güzel.) tef çalan. koridor. dehen-bâz (f. ağız temizleme.i. çok korku veren.b. dehâne (f.s.) 1.i. [sûre-i dehr Kur'ân'daki 76 ncı sûre]. köy ağalan. dehnâ (a. dehr (a.).). 2. dehre (f. vefasız. sahra. söylemeye hazırlanan. dehâlîz) 1.) ağız oynatan. habîs.i) geniş ve susuz ova.b. cihûn). (bkz.) dâhîlik.s.b.). deh-sâl (f. (bkz: dehene). (bkz: aşr.) 1. çiftçiler. (bkz. deh (f. çatlak.i. dehrî'nin c. 3. iyiliği inkâr edenlerin ağzı. deh (f. (bkz: as-ced). geveze. i. küp. destere gibi dişli ve bağ budamaya mahsus bıçak.i. çöl. deheş (a. dâh). dehâ-kâr (a.s. dehen-şûy (f. harcâî. dehen (f.i. ruhun da cesetle birlikte öldüğüne inanan. dehân-güşâ (f. 3. bulanıklık.b. koridorlar.b.f.i. hek. dehliz (a. dehâkîn (a.) birlik. dehâr (f. hîlekâr. ufak ağız.i.) çok dehşetli.) ağız. kovuk. 2.i. dülıûr) 1. dehâlîz (a. dehr sûresi Kıır'ân'ın 76 ncı sûresi olup 31 âyettir.) on [sayı].i.) ağız yıkama.i.b. dehişt (f. anlayışlılığın ve uyanıklığın son derecesi. dehâne-i küb küp ağzı. dehâne-i tennîir fırın ağzı. fr.) ağzını açan.i.) 1.i. kargaşalıklara yol açan [güzel].) 1.f. dehân-ı istihza (alay ağzı) alay eden. habislik. dehşet). alaycı söz. 2. (bkz: âlem. .i. susmuş. ittihat. genie.b.i. dehr-i fâni geçici dünyâ. 2. (bkz: deffâf).i. deh-sâle (f.defter-hâne (a.b.f. i. saf.s. defterî (a.i.i.) astr.) dehâ yetiştiren. Mekke veya Medine'de nazil olduğu tartışma konusu olmuştur. bir işe başlama. dehâ sahibi. dehene (f.i. deh-dile (f.) on yıllık. (bkz: dehrî). dehr-i dûn aşağılık dünyâ. dagal). on yaşında. def-zen (a. erkek adı. dehrî.) deftere mensup. devir.) kapanmış ağız. kalp [para]. dihkan'ın c. dehâz (f. feryat. dehş (f.i.s. hîle.) holler. 2. dehr-i bî-direng kararsız dünyâ. (bkz: seyyare). dehân-ı teng dar. tefci. (bkz: dehâne). karanlık.s. dehriyyûn (a. bir tarzda hareket. dehen-güşâ (f.) dünyânın sonsuzluğuna inanan felsefe okulu. dünyâ.b.c. materialiste. dehr-i bî-sebât sebatsız dünyâ. dehân-güşâ).s. hol.f. dehriyye (a. dehâ sahibi olma. deh-dehî (f. dega (f. dehân-beste (f. dehân-ı hadîd kurumuş ağız. fırın ve benzerleri gibi şeylerin ağzı. (bkz: dehân).) tahra.) dağ mağarası. dehâ (a. dehalet (o. dehhâş (a.c. defterci. fr.i.s. dehriyye (a. 2.) testi. fr. sıra.s.) deh-rîler.s. dehâ-perver (a. ittifak. 2.i. (bkz: dihlîz). dehân-ı küfrân nimetin kadrini bilmezliğin.s.s.) nâre.) hâlis altın.s. köylüler.).) ağız.s.) on gönlü olan. materialisme.c. (bkz: dehen).s. deh-riyyun) 1. (bkz. defter-i Hâkanî). iyi. dünyânın sonsuzluğuna inanıp öteki dünyâyı inkâr eden.) dehâlı. dehâet (a.) birinin merhametine ve himayesine sığınma. zaman. dehr-i âşûb dünyâyı karıştıran. dehân (f.) zekîliğin.b. dehlîz'in c. ve s. kalpte kulakçık kapakçığı.

korkulu.s. deh-yek (f.s. . delîl-i cedelî huk.) tellâllık parası.b. sansargiller. dellâliyye (a. çok korkutan. oyun. kanıtlar.s. dehşet-âver (a. satılacak şeyi satan. fakir. dehvâ' (a. korku.) korkunç.i.) onda bir. dellâl (a. (bkz: desise). deh-üm (f.b. (bkz. dehûn (f-i-) ezber okuma.s. delk bi-l-mesfere hek.i.) naz. dehşet-engîz (a.b. yamalı dilenci hırkası.f. münâkaşa neticesinde bulunan delil.b. kılavuzluklar.dehşet-bahş). dellâk (a. ovuşturulma.) 1. 886) yılında manzum ve mensur olarak kaleme alınmış dînî bir eserdir. delîl (a. delâil-i târihiyye târihî deliller. sürtme. 3.) dehşet veren.f. alıcı ile satıcı arasında vâsıta olan kimse. Dâhiye-i dehyâ çok büyük belâ.). delîl-i nakli üstad delili. alâmet olma. akla şaşkınlık verecek surette korkma. (bkz: delil). delk-i istimna' el ile bel getirme.s.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır. dilencilik. dekâkîn (a. dervişlerin giydiği eski aba ve yırtık cübbe.s. 2. 3.) eski elbise. riyakâr adam. hatırlama. şahit.) korku veren. delâl (a.b. delk'den) hamamda müştenleri keseleyip yıkayan kimse.i. alâmet olmalar. destvân). kesin kanıt. dehşet-efşân (a. delîl'in c. gösterme. koketlik.i. kanıt.i.) 1. korkunç. tanık.i.) korku ve dehşet saçan.b. yol gösteren. sağlam. burhan). dehşet-nâk (a.b. delâil (a. delk (a. delîl-i ilzâmî inandırıcı delil.f.c delâil. konuşma. korku ve telâş gösterme. ürkütücü.i.) korku ile karışık.s. s. kanıtlar.) yol göstermeler.i. iz. dehyâ' (a. korkunç.s. dehşet-nisâr (a.f.i. tokuşma. çatma. delâil-i kaviyye sağlam deliller.f. işve.i. delâlet (a.b.) eski aba veya hırka giyen. 2. dükkân'ın c. dek-bâz (f. delik (f. delâlet'in c. on iki burçtan birinin adı olup.s. delîl-ül-ibâd Mehmed bin Sinân-üd-dîn adlı bir zat tarafından 1481 (H.) zool. 2. korkutan.) bir kadınla bir erkek veya bir erkekle bir kadın arasında aracılık eden kadın.s. 5. edille) 1. ovuşturma. 2. delv (a. delk ü temas sürtme ve dokunma.s. delbiyye (a.) dehşet saçan.dehşet (a. delk-pûş (f.i. işaret. delâlet'den) 1.i. sevimli görünecek hal.f. dehşet-endâz (a. (bkz: beyyine.) hîlekâr.) fındıkçılık.i. deli (a. ürkme. kılavuz.i.b. dehşet-âgîn (a. dehşet-bahş (a. 2. astr. şaşma. s. musibet. delk-i şedîd sert ve şiddetli ovuşturma. belge. tellâl.) el ile ovma.s. delîl-i kat'î kesin delil.i.) 1. tellâk. Delkıyye (a. yol gösterme. (bkz: öşr). cilve.) "dâhiye" sözünü tekîd için sıfat olarak kullanılır.i. dilenci. yıldıran. dek (f.i.) delâlet eden şeyler. kılavuzluk.c. 4.b. sansargiller. (bkz. delk (f.f. durum.b.s.) dükkânlar. insana güzel.) gül tohumu.f. delîl-i aklî düşünülerek bulunan delil. delâil-i nakliyye ve kavliyye söz ve anlatma delilleri. muhkem.) onuncu. banyodan sonra sert bir fırça ile ovuşturma. 2.i. delâlât) 1.). hile. su kovası. delâlât (a. dellâle (a.) ürkütücü. oyuncu.s. zool.i.

tatlı söz. dem-i vâ-pesîn son nefes.) 1. gözyaşı dökme. içki. kan işeme. gün açımı. dem (a. kuyumcu ve demirci körüğü. müddet. demâg-dâr (f. 2. kanlı canlılık.b. üfleyen. dem-i îsâ 1) üflemekle ölüyü dirilttiği söylenen Hz.b. soluk. demânkeş (f. bol kanlılık. aldatma.b.b. 2.i. 10.) her vakit.) kibirli. sık sık. bağırıp çağırma. 5. kanla ilgili. bıçak. Tîg-ı demâr ölüm kılıcı. okşayıcı nefes. demân (f. 3.i. heybetli. ağız ağıza dolu [kap]. demdeme (f. sinirli. 2) hararetli. saat. hiddetli. demâr-âver (f. dem-i verîdî biy. temiz kan.s. ağlayan. ün. ağız [insan. 2) can bağışlayan soluk. şiirin vezni.) vakit vakit. dem-i serd soğuk nefes.) bir damla gözyaşı.s. 9. mahv. akşam üzeri. keskin tarafı. 7. 2. dâima. dem-i seher.i. dimâ') kan. nefes. demende (f. Kay'-üd-dem kan kusma.s. dem-i bahar bahar nefesi.) helak.) 1.s. dem-i nerm yumuşak. dem-i ejderhâ ejderha ağzı. dem-i subh seher vakti. İ'tidâl-i dem soğukkanlılık. emre itaat etme. dem-i musaffar içine safra karışmış kan. 6. 2.c.i. deme (f. dem-i şâm akşam vakti. eski ocak ayının sekizinci günü bu burca girer ["delve" şeklinde kullanıldığı da olmuştur]. dem" (a. kılıç]. zaman. zaman. dem-â-dem (f. ruhu teslim edecek zaman. 2. demendân (f.) 1. büyüklük. (bkz: muttasıl). kırıp geçirme. demeviyye (a. 4. ölüm. suskunluk. dem-i civânî gençlik zamanı. gözyaşı damlası. 8. n. soluğu kesilmiş.s. cehennem. 2) susma. dem bu demdir. Tebevvül-üd--dem fizy.i. ağlama. dem-i şiryanı biy.) 1. asabiyyet).) 1. büyüklük taslayan. (bkz. fırsatları kaçırmayın" anlamına. dem (f. koku. zaman. isa'nın nefesi. kavga. hiddetle çıkışma. intikam alan. demevî. . dem'a-rîz (a. 3. susmuşluk.c. kirli kan.s.) helak eden. saldırıp kükreyen. 3) söz dinleme. gıcırtısı.) 1. âh. dem-i germ 1) sıcak nefes. dem-i teslim ölüm â u. soluk. dem-bestegî (f. vakit. davul. 3. dem-i tîg kılıcın ucu. 2. dem-i kalem kalem ucu.i. dem'a (a. üstünlük. boyun eğme.i. 4. dem-beste (f. dem'ân (a. aldatma. 4. gurur.Güneş. sinirlilik. 2.b. (bkz: müntakim).) sessizlik. dem bu dem genellikle Bektaşî ve Melâmî şiirlerinde geçer. demâr (f. kırmızı ve san çiçek açan ve buğday tarlalarında bulunan bir zehirli ot.) gözyaşı döken. kalem ucunun sesi.i. telef. bahar gibi güzel kokan nefes. hiddet.i.f. kükremiş.s. sert ve ümit vermeyen söz. dem-i teslim l) meç. hakaret. dem-i âteşin 1) yakıcı nefes.) nefesi bağlanmış.) ateş körüğü. kanlı. asabî. tehlikeli ağız. ateş. 2) yakıcı ân. dem-i zehre bot. İrâka-i dem kan dökmek. ateşli sözler.) 1. dumû') gözyaşı. demdeme (a. şöhret. idrar kana karışarak kan zehirlenmesi.zf.) vakit. i. kibir. küfür. 3. an.i. susmuş.zf.s. heyecanlı. azarlama.i. 4. demeviyyet (a. öfke. vakit.i. "zamanı iyi değerlendirin. 5. zorlu. hîle. 2.b. hîle.) içi pek dolu. meç.) 1. dem-be-dem (f.

denâet (a.) diş kirası. denes (a. uzun uzun ötenleri.) 1. s.demevi-yy-ül-mizâc tabiatı demevî olan. hayran. dendân (f.f.) kirlilik. 2. çark. dem-üs-su'bân (a. kapı. dendene (a.) 1.b.) hakîm.i. ahmak.i. deni-yy-üt-tab' alçak tabîatli. dem-kâr (f. dâima öten bir cins güvercin. 3.) alçakça. dem-keş (f. mırıltı.) 1. demşinâs (f.b. 5. denîe (a. denâset-i libâs esvap kirliliği. Der-hâtır hatırda. ısırgan otu.i. tamah ve ümit.) küp. kokmuş. 3. 3.s. dem-girifte (f. halkârî çevreleyen tepelikleri boydan boya ve en dıştan saran ve içeriye dönük olan kavisciklerin beheri.f. dendân-ı bulûğ akıl dişi.b. 3. kazanma(k). denânîr-i mevcûde mevcut altınlar.b. (bkz. ney. çirkin görülen hal. g.b. şaşkın. i. bâzı kuşların.) muz. dem-ül-ahaveyn (a.b. dendân-ı saadet Hz. içinde. dînâr'ın c. yetişmiş [çiçek.s. kaval gibi çalgıları devamlı üfürenler.s.e.s. dem-gâh (f. demne (f. i. sersem. dem-keşîde (f. dendân-behâ (f h i ) . pergel noktası.i.i. pas. Der-enbâr anbarda.i.s.) 1. dendâne (f.) arkadaş. nefes alacak yer. denânîr (a. der-i aliyye. çıkmış. ednâs) kir. denâet-i tab' tabîat adîliği.) ağır ağır. sürmüş. deng (f.i. nakîsa.i.i. kuyumcu veya demirci ocağı.i. denâet-kârâne (a. dem-ül-ahaveyn). dendân3). paslılık. deniş (a. 3. 2.i.) altınlar. demide (f. homurdanma.) ayıp.) vakit geçirme. akıllı.s.) ocağı söndürmek veya buharın çıkmasını önlemek için ocak ve fırın deliklerine tıkılan paçavra. şarap içen. s. adîlik. nefes. 4. dendân-gîr (f.s. külhan.) bot. dendene (f.) 1. tarak. murdarlık.) kirli.s. i.i. soysuz.s.i. dem-güzârî (f. denâset (a.) 1. 2. rezil. denâet-kâr (a.b. (bkz. 2.b. Muhammed'in uhud muharebesinde kınlan dişi. dem-gîr (f. tempo tutan. 2.b.i. sebze v.]. (bkz. dostluk. diş kirası. der (f. diş [ağızda bulunan].) bitmiş. kafadar. der-saâdet (Dersaadet) İstanbul.) sözü açık söyleme.b.) arkadaş. sırdaş.i.s. g.b. kardeşkanı.) bot.i. bülbül gibi. dem-sâz (f. der-i bâr dîvan kapısı. diş tanesi.) denî ve alçak tabîath.b.) alevlenmiş. sırdaşlık. 2. kardeş kanı.i. soluk çeken.) fırın ve ocak bacası.) vakit geçiren. denî (a. dem'î. dem-güzâr (f. i. 2. alma(k).) göz yaşı ile ilgili.i.b.b. paslı.) tempo tutan. büyük küp. dem-serdî (f.) alçaklık.s. dem-sâzî (f. dem'iyye (a. demne-dânî (f.) arkadaşlık. sinirli. destere gibi şeylerin dişi. i. dendân-müzd (f. -de. (bkz: fazâhat). c. alçakçasına. iki katı şeyin tokuşmasından meydana gelen ses.b. eşlik eden.b.b.) 1. dem-üs-su'bân). kürdan. dost.i.s. s. .i.b. asabî. yaşayan.b.zf.) alçak. pislik. der-ceb (etmek) cebe koyma(k). dudak kıpırtısıyla söylenen söz.i. denn (a.) soğuk nefeslilik. Gudde-i dem'iyye gözyaşı bezi. denâset-i ahlâk ahlâk kirliliği.

) 1. 4.şer baş derdi. sıkıntı. çeşit. der-best.) ev kapısı.) hemen arkasından.i.i) 1.i.s. derâ-yi deyr kilise çam. der-bân-felek Güneş ve Ay. gazeteye yazma. derâre (f.i.b. sarma. dürrî'nin c. dağınık. i.) 1. yaran. derd. perişan. kapıbağı. serseri. derâ (f. (bkz.i. der-dest (f.a.s.s. (bkz: dırâz). Ciger-der ciğer delen.s. (bkz. der-bâr-ı şevket-karâr (pâdişâh kapısı) İstanbul.) astr.i.b. der-bân (f. dili uzun.n.i.şikem hek. derd j (f. 3. der-akab (f. sınır kalesi. biriktirme.) çançan eden. derârî (a. Herze-derây. delen" mânâlarına kelimeyi sıfatlaştmr. dere (a. tasa.) çıngırak.) acı. acı. 4.zf. dar geçiüer. sıra yaran. derddemâdem zaman zaman gelen dert. defa.derûn gönül kaygısı.s. ağn. 2.) kapı yavrusu. eli dolu (gelme). meç. 4. i. 2 . der-bâr-ı saâdet-karâr (saadet kapısı) istanbul. gam.b. dert çeken.) 1. 5.b. kapı yeri. der-bâr (f. derdâ (f.) 1.i.) karısının kötü hâline göz yuman kimse. mağara. 2.) kapıcı.b. derd-keş (f. derd.b.) 1. cins. der-âmed (f.) derbentler. 3. (bkz.s. dar geçit. keder.dil gönül tasası.) 1. der-ân (f. o anda.) uzun.s.nihân gizli üzüntü.s. derây (f. der-bend (f.) "yırtan.b. kısım. sızı. hattatların yazdıkları meşk tomarı. derd-engîz (f. boğazlar. derd. kere. 2. derd. elde etme. okkanın dörtyüzde birleri. 2. elde olan. der-i ümmîd umut kapısı. (bkz: bevvâb). der-bend ağası [evvelce] geçit karakollannda bulundurulan muhafız. yapılmakta olan. 5.b. [Farsçada. i. –der (f.b. sokma. renkli şeyler. dert.i. derd-perver). kapalı kapı. derd. 2. tutma. vah vah! derd-âşinâ (f.i.) kucaklama. kasavet. Perde-der perde yırtıcı. dirhem'in c.) 1. yedi gezegen. Sâf-der saf yaran. toplama. 2. kann ağnsı. kapı kapı gezen. der-bend-ât (f. arasına sıkıştırma.i. güzel söz söyleyen kimse. dırlanan" mânâsına sıfat yapar.s. hemen. . 3. 2. kapıya bakan.s. susmuş. edepsiz.hicran ayrılıktan doğan üzüntü. lâklakacı. 2. Yâve-derây saçma sapan şeyler söyleyen.i.i.) "durmadan söylenen.b. der-âguş (f.b.) derhal. derdeme (f.hired akıl derdi. sıkıcı. paralar. derbend'in c. -derâ.) parlak.a. geveze. derd. demirci çekici. deyyus). gelir. derâyende (f. der-beçe (f. der-beste (f. derâz-zebân (f. derâz-nefes (f. kaygı. küçük kapı. nevi. der-beder (f.b. kapalı. derâhim (a.der-i lûtf-i yâr sevgilinin lütuf kapısı. derd-i aşk veya -ışk sevgiden dolayı çekilen aşk.) üzücü.i.) "uzun soluklu"meç. keder.b. deniz kenarında ticâret yeri olan şehir. mihnet görmüş olan. boğaz. derâz (f. [ençok "yıldız" hakkında söylenir].zf. kapanmış. derây (f. derâ-yi kenîse kilise çanı.) yazık.) 1. yırtıcı. nakışlı kâğıda yazılmış yazı]. s. 2.s. kavgacı. çan. s. derd.) dert. kehf). memleket sının. akçeler.i.) 1. çıngırak.

münâsip. derekî (a.müsavat gr. derece-i intizâ' kim. 3. elaçıklığı.i. (bkz: sahavet). dereni.b. bir çeşit zerdali.i. derece-i inhilâl kim.c. kaygılı.b.s. 2. derd-mendân (f. aşağı inilecek basamak. münâsip. der-hâtır (f. derece. derecât) 1. (bkz: çespân). derece (a. Mustafa Nihat tarafından istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük ilim ve sanat dergisi.s. seza.i.) para basılan yer. kaygılı. tabakaları. tekke. 2) üstünlük derecesi.c. en aşağı kadar. derd-nâk (f. derece.süllem merdiven basamağı.a.) acı çeken. derhişte (f. Şîr-i derende yırtıcı arslan. derhör (f.b. der-hûr (f. derem-güzîn (f.) yavaş yavaş. derece-i hâmıziyyet kim. derd-mendân) dert sahibi.) cömertlik. 2. dilek.) sarraf. dergâh-ı muallâ "büyük kapı" meç.i. derhem (f.) gerileme. eşitlik derecesi. derhem-berhem (f.zf. kapı yeri. derhâl (f.kâfiyye kâfi. kapı önü.) istek. derece'nin c. kaygılı.) yırtıcı. termometre ve benzeri âletler ve bu âletlerin ayrıldığı kısımlardan herbiri.) lâyık. şimdi.b. dâirenin 360 parçasından herbiri. dergâh-ı ilâhî Tanrı katı. der-gâh. kaygılılar. derekât) 1. 2.mirkad merdiven basamağı. derhûş. seza. derece-i tül boylam. 5.zf. kapı yeri. derece-i arz enlem. 3. derekât (a.derd-mend (f. derece.s.b. (bkz. derem-serâ (f. izdiham. 4.i. dilekçe. rütbe. 2. derd-zede (f. derece. en aşağı kat. derecât-ı mahâkim türlü mahkeme dereceleri. (bkz: darb-hâne).i. dağılım derecesi. çok kalabalık.tafdîl gr. derece derece (a.) 1.) hatırda. dergâh-ı Mevlânâ mevlevî tekkesi. verem. [aslı "kirlenme".) ur ile. akçe.s.) hemen.s.) lâyık.i.) karmakarışık.) para. yırtan. muztarip. der-geh (f.) uygun.) dert sahipleri. incinme. asitlik derecesi.saniye ikinci derece. f r. derece-i hararet ısı derecesi. şâyeste).i. şâyeste). (bkz: derd-keş). deren (a.b.s. tasalı. (bkz: çespân. karmakarışık. karışık. kerte. derhûş (f.b.i.i.) dertli. dereke'nin c. derd-perver (f. der-hâst (f.i. dereke (a.b. saray. (bkz: derd-mend. . tabakaları. dereke-i mirkat merdivenin en aşağıdaki basamağı.b. 3. derecât-ı cennet cennetin katlan. o anda.) ur. degre de dispersite.i.s. basamak. miktar. yeter derece.c. lâyık.zf. dergîş (f. dereniyye (a. kapı önü. derecât (a. derekât-ı Cehennem Cehennem katlan. dergâh-ı şerîf tekke. regression.s. dertlenen. tasalılar. fr. derende (f. şişle ilgili. derece. 2.) 1.b. derhör. derem (f. dergâh-ı izzet Tanrı kaü. derece). derd-nâme (f. 2. 2. üzüntülü. dergâh-ı âlî pâdişâh kapısı. derece-i ûlâ birinci derece. derece-i gılzet ve hiffet hafiflik ve kalınlık derecesi. birer parça. derece.).i.) 1. tasalı. derd-nâk).nihâye son derece.s.) dertli.) 1. basamaklar. dergâh-ı mevlevî mevlevî tekkesi.s.) şikâyet mektubu. çözüşme derecesi. (bkz: çespân. derece. i. "bulaşma" manasınadır]. 1) karşılaştırma derecesi.s. uygun.s.b.s.

ders vermeye mahsus yer.i. anlama.zf. ışıldayan. gönül. derûn-i dilden gönülden.) 1. dürrî (a. derîde-dehân (f. takat. boşboğaz. 3. der-kemîn (f. derrâk (a. derman l. aşikâr. düşkünlük. derk-i esfel-i cehennem Cehennem'in en dibi.a. düşkünler. pusu bekleyen.s. dere (f.i. beceriksizlik.f. belli. derk'den) çabuk anlayan.) ağzı yırtık. derk-i dekayık ince şeyleri anlama. arada.s. kalb. iş üzerinde bulunan. dcrs-hân (a. bir şeyi öğrenmek için öğretmenden azar azar alınan vazife.b. dermân-de'nin c. havası iyi. yürek. dürûs) 1.b.s. kavrama. kişi.İâç. derrî. derûn-i şehr şehir içi. 2.b. Sene-i dersiyye ders yılı. güç. derûn-i hâne ev içi. derk (a.) bisiklete binmiş olan kimse.) 1.zf.a. derrâce-süvâr (a.) 1.s. derre-i asman saman uğrusu.) ardı sıra. tekerlekleri içinden dönen bir çeşit harp âleti.i. güzel iş. Der-saâdet (f.b. yakalama. anlatmak.s.s. dermândegân (f.c. der-kafa (f. sahihi. velospit.s.c. öğretim yılı. dermândegân) bîçâre. yüklenme.) kanadı kırık. ileri sürmek. Farsça'nın fasîhi. çıkma yazı. 3.) en önde. der-kâr (f. Lillâhi derrühû mükâfatını Tanrı versin! derrâce (a. der-pîş etmek gözönünde bulundurmak. bilinen.s. malûm. anlayışlı. 2. ders-hâne (a.) kında.f. derîde-dehen (f.i. (bkz: revzen). 2. beceriksiz. iyice kavrama. Derd-i derûn gönül derdi. kılıfta.b.a. âcizler. derk-i netâyic neticeleri anlama.) ders yeri. yeşilliği bol olan dağ eteği. derîde-per (f. der-pîş (f. "öğrenci. küçük kapı. beceriksizler. der-uhde (f. 2. der-miyân (f. içeri. akıl. kucaklama. derr (a.) 1. . iç. iyice kavrama.b. kucağa alma.s. 2. sınıf. oyma kapı. us payı.i. ders (a. der-miyân etmek ortaya koymak. kimse.) pusuda. Sana kim ders verdi sana kim akıl verdi. 2. zavallı.s. derîçe (f.b. (bkz: kehkeşân). zavallılar. dermân-de (f. dâhil.) 1. ["derek" şekliyle de kullanılır]. kenara yazılmış olan yazı.) yırtılmış. medreseliye ve herkese ders vermeye yetkili bulunan kimse.) ortada.s.s. deride (f. tâlîmat.b. Ateş-i derûn "için ateşi". 2.) parlak.i.b. dersî. kına sokulmuş. ders-i ibret (ibret dersi) göz açacak şey.b.b. dik sözlü.s.) derse ait.) istanbul [der-i saadet = saadet kapısı istanbul]. der-niyâm (f.derî (f. telkin. en aşağı kat. acizlik.) pencere. s. âciz. çâre. direktif. yırtık. öne sürmek. ders vekâleti [evvelce] Şeyhülislâm kapısında. işde. medrese talebesi ve bunların dersleriyle meşgul olan dâire.) 1.s. (bkz: idrâk). dip.f. 3.i.) 1. [kelime Arapçalaştınlarak "deriyye" şeklinde de kullanılabilir]. der-pey (f.h. dersiyye (a. gönül yanıklığı.) hemen arkasında olan.) ders okuyan. der-kenâr (f.s.b. kuvvet.zf. (bkz: derûne). ders-i âm [evvelce] talebeye.) üstüne alma. gözönünde bulunan. Samanyolu.i.) dere.s.b. eski devirlerde üstü sığır derisi ile örtülü.i.i.i.b. cami hocası. 2. dersle ilgili. bisiklet. tenbih.b. 2.b.) boşboğaz. derûn (f.i.a. (bkz: derîde-dehân).) bîçarelik. derre. söylemek. güzel eser. dermân-degî (f. ele geçirme.) bîçâreler.

) dilenci. 4.b.b. havsalası geniş. kabalık. ve s.i. kin besleyen. hiçlik denizi.s. deryâ-dil (f. okyanus. 5.s. deryâ-feyz (f. 2. derûnî (f. dervîş-i abâ-pûş aba giymiş derviş. derûn-nişîn (f-b.) çok içki içen. 2. deryâ-yı rahmet (rahmet denizi) Allah'ın rahmeti.) dervişler. gökyüzü. derûn-bîn (f.i. dervişcesine. dervâze-bân (f. dervâze-i nûş meç. deryâ-yı kulzum Bahr-i ahmer.) küçük deniz. ters.derûn ü bîrûn iç ve dış. derya (f. lâzım. deryâ-yı ahder yeşil deniz.b.i. dervâh (f-s.) derviş ruhlu. 6.) dilencilik.) bahşişi deniz gibi çok olan.b. şehir kapısı.s.) kalbideniz gibi geniş olan. deniz gibi.) 1.s.b.a.s.s.b. sağlam. dervîş-nihâd (f.) bin adımda bir dikilmiş taş. şarap fıçjsı. zarurî. Âh-ı derûnî içten.s.b.i. dervâze-hezâr-gâm (f-b. 3.b.s.s.) feyzi deniz gibi sonsuz. gerçek. ayıp.s. içebakış. burun ve benzeri yerlerin içine bakmaya yarayan âlet. fakir ve ihtiyaçlı kimse. fr.s. deryûze-ger'in c.) derviş olana yakışacak surette. gemi yapılan veya tamir edilen yer. inci çıkarılan deniz. deryâ-yı hâmile meç.) muhafız. deryâ-bend (f. .b. anlayışlı. deryâ-bâr (f. deryâb (f. ağız.) deniz. 2. şaşkın. fr.i.s. deryâ-nevâl (f. (bkz: deryâ-nûş). deryûze-ger (f.i. i. gönlü büyük.s. kale kapısı.zf. dervâze (f. derûn-dâr (f.i.b. gönül yapıcı. başaşağı asılmış. (bkz: deryâ-keş).i.i. endoscope. dervîş-i dil-rîş gönlü yaralı derviş. liman.) kapı.a. deryûze-gerân (f-b. sertlik.i.) denizi andıran. gönülden gelen ah.) deniz gibi coşan. deryûze (f. deryâ-neverd (f.) 1. Şap denizi. derûnî murakabe fels.a. semâ. Kızıldeniz.) dilencilik. deryâ-yı Rûm coğr.) 1. göl. doğru.b. hastalıktan yeni kurtulup iyice kendisine gelemeyen [kimse]. himmeti büyük. dervîş'in c.b. deryâyı-ummân umman denizi. Akdeniz.i. i. i.) yalnız kalmayı seven.b. 3. kazık gibi bir uzaklık ölçüsü. Hint okyanusu. dervâze-i gûş meç.) denizde gezen. 2.) içten pazarlıklı. deryâce (f. meç. gardiyan. deryâ-misâl (f. 2.) akıllı. int-rospection.) 1. derûn). şecaat. deryâ-keş (f. dervâh (f. (bkz. deryâ-yı la'l meç. Kâse-i deryûze dilenci çanağı.) insanın boğaz. açık deniz. derûn-perver (f. deryâ-yı esved Karadeniz.) içten.). kulak deliği. deryâ-nûş (f.) çok içki içen. hayran. gönülden.b. utanma.s. muhkem.s. derviş (f. iyi huylu [kimse]. derûne (f.s. deryûze-gî (f. (bkz: sâil). deryâ-yı nur (nur deryası) îran hazînesinin en değerli mücevheri olup ağırlığı 186 kırattır. deryâ-yı Hind coğr. deryûz. münafık. alçak gönüllü kimse. dervîşân (f. Allah için alçakgönüllülüğü ve fıkarâlığı kabul eden veya bir tarikata bağlı bulunan kimse. dervîş-âne (f. dervâ. i. cesaret.) 1. deryâ-yı adem yokluk. deryâ-yı ebyaz Akdeniz.) dilenciler.b.b. dolaşan.s.

) kapakçık.i. dest-i ra'şedâr titrek el.b. epopee . sanklar.i. deskere (f. destâr-ı Yusûfi sultanların sardığı bir çeşit sarık. dessâm-ı zû-selâset-iş-şerâfe anat. desâis) hîle. destân-ger (f. dest-âmûz (f.b. zafer. oyuncu. fr.i. dest ü pâ-yi bârid soğuk el ve ayak. . dest-i gayb (gizli el) kaderin eli dest-i hafi. derz-i lâmî biy. valvule mitrale. yiv.) hîle eden. hikâye.f. düşüm) yağ. üslûp. kapakçık. sanklılar sınıfı.) zincirde. hîle.c. valvule.i. destâr-bendân (f. desîse-kârâne (a. kapacık.s. taş ve şâire taşımaya yarayan tahta. des (f. destân-zen (f. yüksek yer.b. 6. dubaracı.) hileler. tülbent.f. valvule ilecocoecal. galebe.s. o-yunlar. derzi (f. destâr (f.b. dikiş yivi. hîleci. destârân (f. (bkz: destgâre). derzen (f.b. (gizli el) kaderin eli dest-i pür-mahâret becerikli. hasta. dessâmât-ı sîniyye biy. 2.) hîlekâr. dest-âlây (f. 4.) desîse eden. (bkz: hayyât). desîse-bâz (a. desemiyye (a. desîse-kâr (a.) sarık saran. 3.) eş. o-yuncu.c. 2 .s. destan (f. destân-serâ (f.) 1. dest-i Musa (Musa'nın eli) Güneş.i. (bkz. kör-ince kapacığı. çekişmek.i. dest-i istibdâd istibdad'ın eli.b. hîleci. desâis-i şeytâniyye şeytanca hileler.) bulaşmış.) 1. destâr'ın c.s.düstûr).) hîleci. desâtîr (a. Hurşîd. lâmbda dikiş. (bkz.) sank saranlar. bahşişler. (bkz: dek).i.) ele alıştırılmış.s. üçlü kapacık.b. f r.) destâr-bend'in c. dekler. desemî.b.i. destan (f. desem (a. [Tanzimat'tan önce asker ve sivil me'murlara bu adla para verilirdi]. dessâm-ı dekkak-ı âverî anat. dest (f. başarılı el.) hîleci. dest-i billur billur gibi el.) 1. fr.c. desîse (a. şehir ve kasaba. dest-i dil gönül eli. desâis (a. 3. ikili kapacık. (bkz: imame).s. düstûr'un c. destâr-behâ (f. ve i.b. kıssa. valvule tricuspide. terzi.b. sigma kapacıkları. tülbentler.s.zf. tezvîr. teskere. destâr-ı şerif Mevlevîlerin başlarına giydikleri sikkenin üzerine sarılan sank. dest ü girîbân olmak elle yakasına yapışmak. (bkz: desîse-kâr). dâstân).i. destâr-bend (f. sarıklı. Rüstem'in babasının lâkabı. üstünlük. destâr-ı hümâyûn pâdişâh sarığı. (bkz: menend).) dikiş ile yiv yapan. benzer. fayda.s. el altından yapılan işler. ücretler.c.). mevki. meddah. oyun. istibdad'ın verdiği azap. mekr.) iğne. dest-i Hakk Allah'ın eli. f r. tarz.i. 2.s.b.derz (a.i. dessas (a. aldatıcı.i. el altından yapılan iş. 5. başarılı el.) desîse edene yakışacak surette. desîse'nin c. destan) 1. dest-i âhenîn "demir el". yağ ile ilgili şeyler.) destan okuyan.i. dessâm (a..s.) yağa mensup. 2. güç. dest ü pa el ve ayak. fr.) sank. oyunlar. dest'in c. (bkz: Âftâb. dürûz) 1. dessâme (a. güç.) sank parası. kuvvet. anat. zincire vurulu. dessâm-ı iklilî anat.i.i. oyuncu. dest-i üstâdâne becerikli.i. kuvvet. kuru duvann taşlan arasına harç doldurup tesviye etme. 2. lambdo'ide. der-zengîr (f.i. bulaşık el.f.) anat. menfaat. fr. yağa benzer. Şems).s.) eller.b. el.s. yavrudan beslenip alıştırılmış. Mihr.

i.) eli başında. atik.b. elcik.s. dest-girây (f. kalfa.) 1. takım. s.b.a.) sapan ["dest-seng" de denilir]. demet.b. iş.) ele sürülen ıtır gibi kokulu madde.b.b.) 1.b. 3. dest-erre (f. g. kuvvetsiz. 2. tutacak yer. billur veya mermerden yapılmış âlet. sarkıntılık. dilenci. el öpme töreni. 2.) 1. dest-geh (f. destî-bâz (f. dest-be-dehân (f-b. zafer. dest-ber (f. tavla ve benzeri oyunlarda eline çabuk olan oyuncu.) yardımcı. destere.s.i.i. bir tepsi içinde gönderilmiş yemek. [toplantıda] baş köşede oturan. avuç açıcılık.destâr-çe (f. dest. el uzatan. dest-ber-bâlâ-yı dest el elden üstündür.i.) el işi.) deneme. kol-bağı.) eline çabuk. deste-çûb (f-b-i-) değnek.s.b.s.b.i.) 1.) zayıf. testi. 2 .b. tezgâh.) l . yedek at.b.i. usta. [maneviyatta da kullanılır].i. elden ele. el bileziği. kabza. dest-bend (f. işe hazır. destek (f.i.s. dalgın. 2. dest-âvîz (f.s.i.b. destâ-seng (f. 2 .) 1.s.b.s. dest-güzâr (f. deste (f. pâdişâh fermanı. el kavuşturmuş.) 1.b.) el atıcı. destine (f.) oyuncak. 3.) elele. 6. 2 .b. kuvvetlilik. [bkz. . testere. 3. dest-hatt (f. taş ve sâire nakline yarayan tahta. destî (f. dest-hûş (f. şaşkın.i.) 1.b. incik boncuktan yapılan kol bileziği. sopa.b. i. peşin satış. dest-be-dest (f. (bkz. yankesici.b. üstünlük. pamuk ve yün ipliği gibi şeyleri eğirmeye yarayan âlet.b. dest-bûye (f.s. 2.) 1.s. bir örgü motifi. bir işten vazgeçen. el uzatma.) elinden tutan.s.b.) tohum gibi saçılan şeyler. çelimsiz. 3. mektubun sonuna konan imza veya tarih. dest-gîr (f.beste (f.) el açan.b.i. s.b. yardım. 2. el ile yazılan mektup.) kuvvet. 2. dokuma âleti.b.i. hokkabaz.b. dest-gâh (f. s . dest-ber-sîne (f.i.) 1. insan veya hayvandan meydana gelen halka.i.) amele başı. destâr-pûş (f.i. tutam.) mevlevîlerde giydikleri sikkelerine sank sarma yetkisi olan kimse.i.s.b.i. 4. raks. deskere). dayanak. b. dest-bûsî (f. destarla ilgili. bir şeyin yıkılmaması için o şeye vurulan dayak. el bağlamış.) ufak hediye. küçük el. dest-azmâ (f.). iğ. dest-güşâyî (f. dest-dırâz (f. dest-bûs (f. destgâre (f. 3. bilezik. el uzatan.) el öpme.s.b. dest-endâz (f.s. yardımcı. on yapraklık altın varak defteri.) mendil. masa örtüsü.) teskere.b. zenginlik. dest-kâr (f. el bıçkısı. sınama.) 1.) 1. dest-bâz (f. deste-seng (f.s. avuç açan.i.i. dest-güşâ (f. 2.i. el çeken. Destârî (f.) parmağı ağızında. 2. [Farsçada "yalvarma" mânâsına da gelir].) el yazısı.) 1. destâr-hân (f. (bkz: bâzîçe).b. i.s. dest-be-dest). ne yapacağını şaşırmış. gözleri görmeyen kimseyi elinden tutup gezdiren.b.i.b.i. hasta. 5.zf.i.) testi ile oyun yapan hokkabaz. tezgâhtar. g. 3. 2.b. imdada yetişen.) el öpmeklik.b. atölye.i.s. dest-bûy. küçükten büyüğe verilen hediye. dest-keş (f. elinden tutma. dest-efşân (f.b.) eli göğsünde. dest-be-ser (f.) elele. mahkeme ilâmı. elele tutuşup oynanılan bir oyun. dest-gâh-dâr (f. (bkz: dest-gâh). 2.) üstünlük.b. dest-çâlâk (f. dest-güzîn (f. satranç. 4. zulmeden.) ezme işinde kullanılan.) el açıcılık. dest-bürd (f-i.s. destar yapan. yağlık.b.) eli bağlı. dest-bâ-dest (f.zf.

3. (bkz: mehr-i muaccel).b. vahşî. kodeks. ele benzer.) çöllük.) nişanlı kız.b. deşt-i hayât hayat çölü.i.) 1.) damadın geline verdiği ağırlık. dest-nemâz (f. deştî (f. yatıştırıcı ilâç.) yardım.b. kaba bir söz söyleneceği zaman kullanılır. çöl.i.) sapan.i.i. müsâade et. kır.) desturla ilgili. 2. bilezik. çoban değneği. cin ve peri şerrinden kurtulmak için söylenen bir söz. dest-zen (f. çölle ilgili.) çölde. deşne-i -Lârî Lâr diyârına mahsus hançer. at ve yay gibi elde kolaylıkla idare olunan şey.b.) abdest.i. elde etmek. Şems). dest-mâye (f. deştpeymâ).) bozkır. dest-pâk (f.s. deştneverd). dest-şikeste (f. müzahir). 3. erişmek. üstünlük.s.) 1.) savaşta giyilen demir eldiven.s. izin. deşt-i Kıpçak Dinyester ile İrtiş arası geniş step. iltiyâm-nâpezîr). dest-Mûsî Güneş.) hediye. 5. 4.kazanç. dünyâ.i.i.) 1. deva' (a. ova. zerdüşt dîninin ruhanî başkanı.i. el kadar.) 1. deşt-i kebîr İran'da Tahran'ın güney doğusuna düşen meşhur çorak bir bölge.b.b. Hüseyn'in susuzluktan öldüğü yer. ovalık.c.) ele geçirmek. destûr-i edviye ilâç yapma konularıyla ilgili kitap. armağan. ilâcı olmayan.b. dindar.i. fakir.i. devâ-yi müsekkin acı giderici.i.zf. devâ-i seb'a yedi deva. terementi. destur (f.s.i. sermâye. (bkz. izin verin geçelim.b.s.) elbezi. mürdesenk. deşne (f.b. devâ-nâ-pezîr (f. el emeği.b.b.) elde bulunan şey. deşt-gerd (f. dest-müzd (f.) elerme.) eli yakan. baston. (bkz: deşt-neverd.) bahşiş. dest-sûze (f. 2. deşt-neverd (f.i. b.s.b. kanun. 3. müsâade.) hamam natın. destûrî (f. zafer.i.b.i.) yardımcı. kuvvet ve zenginlik.b. ücret.s.b.s.b. i. el gibi. balmumu.) eli dar.s. deşt-i fena fânilik ovası. kimse olmasın. yoksul.) şifâsı imkânsız olan. dest-peymân (f.) kendi eliyle dikilen fidan.b. evde gezen. müsâade edin. dest-mûze (f. dest-vâre (f.) çölde.m. (bkz: dellak). savulun!. el uzatma. dest-yâb (f. dest (f.b. evde gezen. Hûrşîd.) 1. deşne-i subh tan yeri [ilkönce hançer şeklinde görüldüğünden kinaye olarak]. (bkz: deşt-gerd. meclisin baş tarafı. 2. çâre. 2. ruhsat.i. dest-seng (f. tutunma. ilâç. dest-mâl (f. dest-vâne (f. Âftâb. yakıcı. deşt-peymâ (f.s. tedbir. dest-res olmak (f. (bkz. fakir. kırda.b. (bkz: deşt-gerd. desturun (f.t. .) hançer. dest-yârî (f.i. devâ-yi misk güzel kokulu bir çeşit şeker helvası. ayakteri.) bâzı kimselerce.) çölde. 2. edviye) 1.b. yedi ilâç[üstübeç. destvân (f. el bileziği.i. (bkz: muîn.Mihr.i.s. i. deşt-zâr (f. muavenet.) geçinecek hüneri ve sanatı olmayan kimse. deşt-i Kerbelâ Hz.b. açılın. öküzödü]. el ile yapılan iş. dest-res (f. 5. 2.i. dest-vâr. dest-teng (f. dest-renc (f. destûr-i riyazi matematik formülü. mendil. 2.b. arka. 2.i. fırsat. 2. evde gezen. birinin kılavuzluğu ile bir işe tâyin edilen kimse.t.) 1. dest-nişân (f.b. dest-sûz (f.i. günlük. 6. deşt-peymâ).b. kırda. kırda. 3. dest-lâf (f.) 1. yabanî. kazanç. zift. töre.i.) pazarlık.b. dest-yâr (f.

(bkz: devât).f.) dev gibi. hızlı yürüyen. baş dönmesi hastalığı. sebat. hızla. circulation.i.) içler. deverân-ı dem biy. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan devâir-i resmiyye resmî dâireler. devlet-i müebbed). devhat-üz-zeheb "büyük altın ağaç" Hz. koşarak. s. sürme.i. dev-âsâ (f. deverân-ı lenf biy. devâlîb (a.s.) koşa koşa.i. devâr. dolâb'ın c. hızla. Ali'yi takdis etme anlamına gelen bir deyim.) hek. nerden geldiği belli olmayan sesler.) 1.i. devâî (a. dâhile'nin c.s. devâ-nâ-pezîr (a.) Abbasî halîfelerinden Ebû Cafer Mansûr'un hasisliğinden bir şeyi "dânik = en ufak şey.s. 2. bir hükümet idaresinde teşkilâtlandırılmış olan siyâsî topluluk. 2.) dönüp dolaşma. düzen dolapları. dolanma.) ilâcı. devât (a.) mat. 3. dâire'nin c. devan devan (f.b.) yük ve binek hayvanları. rotatoire. hızlı giden at. fr. devlet-i âliyye Osmanlı imparatorluğu. dönel.) 1. mangır" a kadar hesap etmek âdeti olduğundan kendisine verilen lâkap. devâir (a. devît (f.) büyük. Ekvator hattına paralel olarak geçen küçük dâireler. (bkz.i.i. devâi-d-dehr dünyâ halleri. (bkz: devît). koşan. dolâb). devâ-sâz (a.) divit. devâir-i devlet devlet dâireleri. devâir-i husûsiyye özel dâireler. lenf (akkan) dolaşımı. dânik'ın c.devâbb (a.c.) divit. çâresi olmayan. devlet-i ebed saltanatı ebedî. 2. Esb-i devan koşucu.b.dîvân'ın c. dâiye'nin c.) duman çıkaran bacalar.) musibetler.i.) şâir dîvanları. yazıcı. gürültüler. devlet-i âl-i Osman tar. kan dolaşımı. deveranı (a.f. devam (a. Peyk-i devan yanda koşan at uşağı. dâim olma. devâhil (a. z f. çemberleri paralel veya merkezleri ortak olan dâireler. düvel) 1. duvar (a.) 1. sürekli olan devlet. Osmanlı imparatorluğu. devânik (a. bir me'-mûriyete gidip gelme. bir işe.s.s. deveran (a.i. çâre bulan. devle (a. devlet-i ebed-müddet süresi devamlı olan devlet. .) hek.i.) 1.). devâî. devâvîn-i atîka eski şiir dîvanları. ilâçla ilgili olan nesneler. (bkz. devâiyye (a-s. devât-dâr (a. deverân-ı kebîr biy.) anlaşılmayan. devâir-i uruz coğr . dönüp dolaşan. fr. devlet-i aliyye-i Osmâniyye). yorgan. dâhiye'nin c.) dâireler. devâir-i müttehidül-merâkiz geo.i. devâir-i mütevâziye geo. kalem koymak için uzun madenî sapı ve ucunda bir de hokkası bulunan âlet. yazı takımlarına bakan kimse. devâir-i belediyye belediye dâireleri.) içten gelen bir duyguyu teşvik edici haller.i. varice. Osmanlı imparatorluğu.i dâbbe'nin c.s.i. sür'atle. ilâçlara ait. bir halde bulunma. 2. devâlî (a. devâhin (a. mangırlar. büyük belâlar.i. devlet (a. devâir-i askeriyye askerî dâireler.) üste örtünecek şey. (bkz: dîvân2).b. felâketler. devende (f. (bkz. deviyy (a. divitdâr.) gezen.s.) 1.f.i. seğirten.i.i.) "devlet" kelimesinin Arapça tâbirlerde geçen bir şekli.) ilâç tertibeden. fr. patırtılar. devâvîn (a-i.i. damar hastalığı. devan (f. bir dirhemin dörtte birleri. devâhî (a. büyük dolaşım. devâlib-i ihtiyâlât hîle dolapları. devânikî (a. devlet-i aliyye-i Osmâniyye tar. devâc (f. devha (a.s.zf. dâhine'nin c. ulu ağaç. 2.

zaman. tas. 7. devr-i kamerî bir ay içinde ayın dolaşması. mutlu.b. devr-i isnâ-aşerî on iki hayvan adlarıyla sayılan on iki yıllık devir.) g. saadet nöbeti. 9. devr-i istibdâd tar.b. devr-i esatir tar. devr-i kamer ay devri. dönüp dolaşma. devletlü re'fetlü [eskiden] seraskerlere verilen bir unvan. devlet-iktirân refah içinde. muz. devr-i bâtıl mant.) büyüklük merkezi olan [hükümdar v. devr-i ikbâl mutluluk günleri.b.) ev. devletlü semâhatli şeyhülislâmlar hakkında kullanılan bir unvan. devlet ü ikbâl ile birini uğurlama sözü. devr-i mihnet dünyâ. devr-i dâim durmadan.devlet-i ezelî başlangıcı bilinmeyen devlet. pâdişâh damatlarına verilen unvan. bir şeyi başkasına teslim etme. mevki. devr-i gül gül mevsimi. Bu usul ile şarkı ve ilâhiler ölçülmüştür. (bkz: devlet-yâb). 2. devr-i felek zaman. 7 zamanlı ve 5 darblıdır. mutlu. bir de 7/4 ağır devr-i hindî mertebeleri kullanılmıştır. devlet-i müebbed (bkz: devlet-i ebed). hat. ilâhi bilhassa beste ve peşrevler ölçülmüştür.]. güzel sanatlarda kullanılan ve Hindistan'ın Devletâbâd şehrinde yapılan bir kâğıt cinsi. minyatür v. s.b. devr-i cünûn fels.) devletin. müşirlere. bir zamanın bölündüğü kısımlardan her biri.f. dün yâya gelme.f. devlet-mend (a. II. talih. döner delilik. folie carculaire. devr-i ebvâb kapı kapı gezip dolaşma. konak.b. devletli).i. aktarma.b.s. şehitlerin âhiretteki en büyük saadeti. âhır zaman (Hz. büyük rütbe.) refah içinde. 6. 3. belâ günleri. büyük saadet. büyüklük ve iyi talih.-lü (a.t. çağ. devr-i devlet devlet zamanı. güle güle. devr-i hindî muz. devletlü siyâdetlü Mekke şerifine verilen unvan.i. vezir ve müşir gibi büyük rütbe sahiplerine verilen bir unvan. devr-i inhitat gerileme dönemi. devletlü necâbetlü şehzadeler hakkında kullanılan bir unvan. devletlü utûfetlü vezirlere. 3 baht. kısırdöngü.s. devlet-yâb (a.s. bir işi tamamıyla başkasına vererek o işten çekilme.c. dünyâ gezisi. devlet ü ikbâl ululuk.b. devletli. 4.f.f. durmamacasına dönüp dolaşma. Bu makamın 7/8.s. devr (a. fr. cercle vicieux. 28 zamanlı ve 12 darblıdır. devletli! inâyetlü sarayın kızlar ağasına verilen unvan. devlet-âbâdî (a.i. 5. saadet ve nîmet sahibi.b. kader. (bkz.b. Abdülhamid zamanına (1878-1908) verilen bir ad. [Sadrazamlık etmişlere "übbehetlü devletlü" yazılırdı].) mevki ve zenginlik düşkünü. . 8. baştan sonuna kadar okuma. Bir semaî ile bir sofyandan mürekkeptir.f. dönme. devr-i âlem dünyâ seyahati. lâle mevsimi. edvar) 1. devr-i dil-ârâ gönlü hoş eden devir. 2. talih. fr. nakil. hükümdar. devlet-medâr (a. Türk müziğinin küçük usullerindendir. devr-i kebîr muz. devr-i lâle lâle devri. devlet-hâh (a. (nüzul) ve tekrar geldiği yere dönme (urûc) hâli. bir şeyin etrafını dolaşma. devlet-meâb (a.s. Türk müziğinin büyük usullerindendir. mitoloji çağı. 4. [tezhip. devr ü teslim biri. tevşîh. kut. Bu usul ile kâr. zenginlik. devlet-i şehâdet şehitlik devleti. Peygamber'in devri).i. devlet-hâne (a. mutluluk. saadet ve ihtişamının sığınacağı yer.]. devr-i gusmâ musibet.). bir müzik üzerinde her ölçüye verilen isim olup umumiyetle büyük ölçüler ve peşrevler için kullanılır. (bkz: devlet-iktirân).b.) [eskiden] refah. en hoş zaman.

gezici karakol.) deylemliler. devr-i saltanat bir hükümdarın hüküm sürdüğü devir.zf.s.f. deyâcîr (a. devr-i turan muz. devrî rüzgâr coğr. Bu usul ile âyîn-i şerifler. devre-i kasire fiz. deybâdîn (f.) 1. felek. devren (a. (bkz. ilerleme dönemi. deycûr'un c. 14 zamanlı ve 6 darblıdır. 3. ve onu idareye me'mur sayılan melek. Güneş yılının onuncu ayında ve her Güneş yılının 8. 15 ve 23 üncü günlerinde yapılacak işleri idareye me'mur sayılan melek. 2. i. Deyâlime (a. kış. 3. devvâre (a. tevşîhler.i.s. kuluçka devri. 3. ilâhiler. sığırcık ve benzerleri gibi kuşlann mensup olduğu sınıf. köçekçe ve oyun havalarında kullanılmıştır. çok dönen. kader.i. devriyye (a. Türkü. geceleri dolaşan kol takımı.c. talih. * dönem.) l. [buna "Sultan Veled Devri" de denir]. devre (a.) Kur'ân'ı dâima okuyup devreden [kimse]. devr-i tefrih b i y.) Tehmûres'in lâkabı. zaman. hafiye. devr-i terakki terakki. kenarı. devr'den) devreden. 2. fr.) devrederek.) pergel denilen geometri âleti. bir şeyin fırdolayı etrafı.b.i. deybâvend (f.s. 2. dönüş. devre-i âliye [eski] sultanî teşkilâtında ûlâ denilen ilk altı sınıfın son sınıflan. devre-i ferşiyye devriyelerin kavs-i nüzule ait olanları.) karanlıklar. zaman zaman. deybâzer Güneş aylannın sekizinci günü.) 1. pâdişâh devri. karatavuk. devrân ile ilgili. 3. 3. 7 zamanlı ve 3 darblıdır. Sene-i devriyye yıl dönümü. 2.i. devrî. devre-i ibtidâiyye eski okullarda altı sınıfın ilk sınıflan.devr-i râbi' eski takvimlerde uğurlu ve uğursuz günler devri olup on iki gündür. dönemli yel. devr-i saadet Hz.h. devr-i sabık bir önceki hükümet. devriyye mevleviyyeti ilmiye mensuplarına rütbeleri îcâbınca tevcîh olunan vazifelerden birinin adı.h. şarkılar. . bülbül. Çerh-i devvâr Dünyâ.h. devvâr (a. bir melek adı. z f. peşrevler ölçülmüştür. 2. devre-i arşiyye kavs-i urûc. Felek-i devvâr Dünyâ. devrât) 1. devr-i tezâyüd hek. 2. dedeler kıdem sırasıyla arkada olduğu halde semahanenin dâiresi içinde ve halka şeklinde görünmek suretiyle üç defa yapılan dolaşma. Türk müziğinin küçük usullerindendir. besteler. devir.) 1. şitâ). devr (f. deylem'in c. devir ile. i. bir kaç yıldan meydana gelen zaman süresi. Muhammed'in yaşadığı Çağ. casus.i. devriyye medreseleri Osmanlı imparatorluğu zamanında istanbul'da "sahn-ı semân" medresesinden daha üst derecedeki öğretim kurumlan. şarap kadehi. devriyye (a. kârlar. devrân (a-i-) dünyâ. devr-i Veledi mukabele günü semâ başlamadan önce şeyh önde.i. Türk müziğinin küçük usullerindendir. Cenâbıhak. devir suretiyle. vent periodique.i. Güneş yılının onuncu ayı. devr-hân (a. geçmiş dersleri hatırlama. [Bektaşi tâbirlerindendir].) 1. devre-i mutavassıta eski okullardaki ilk altı sınıfın orta sınıfları. kısa devre. devr-i revân muz. dönme. dey (f. insan ve kâiâtın Tann'dan çıkıp Tannya dönmesi felsefesine göre bu devir safhalarını anlatan tasavvuf şiiri. hastalığın ilerleme dönemi. [Usküdar'lı Hâşim babanın devre-i ferşiyye'si meşhurdur].i. her Güneş ayının 23 üncü günü.i.

) karısının namussuzluğuna göz yuman ve katlanan kimse. dıl'-ı kâzib anat göğüs kemiğine dayanan beş tane küçük kaburga kemiği. anat. s. deyr-i kurrâ' Kûfe'ye 42 km. (bkz. süregelme. deyr-i teng (dar kilise) meç. tasalı dünyâ.) mükâfatlandıran veya cezalandıran. deyr-i Abdurrahmân Irak'da Küfe yakınında bir yer. ödeme yahut hakikaten veya hükmen ibra olmaksızın dahî sakıt olan borç. dikkenar. .s. deyrânî (a.i.i.s. Tanrı. âdet. yüzyıldan kalma kral mezarları. Teb'de bir yer.b. Dıhâm (a.Ö. deyden. güneyinde ve Dicle'nin sol kıyısında çok eski ve büyük bir manastır. kuzeyinde Mesken kasabası yakınındaki manastır. dıl'-ı mücessem mat. deyr-ül-gebrevî yukarı Mısır'da M. gelenek. deyr (a. erime hastalığı.i.) zool.s. düyûnât) borç.b. meyhane. geo. XII.b.i.f. her şeyin ufalmışı.s. incesi.i. (bkz. defâdı') kurbağa.deycûr (a. deyn (a.i. deyr-ül-cemâcim Irak'ta Kûfe'ye 42 km. Eskikale köyünde bir manastır. kaburga kemiği. insanlık âlemi. deyn-i hâl huk. bu dünyâ. deyyus (a.) 1. devam. şirden denilen bağırsak. dey-mâh (f. hâkim.c. biri.) ökse.c. uzağında Dicle nehrinin sol yakasındaki bir şehir. 3. 2. deyr-i semân Suriye'de birkaç Hıristiyan manastırının adı.c. zalâm. bir fert. güldürücü dıkak (a. dahm'ın c.) zool. meyhane.s. kilise.' dıhk (a.i. kilise. dıl' (a.i. deyrî (a.c. dıl'-ı kaim geo.) gülme.) kış ayı.i. (bkz: zıbâbiyye). deyr-i mugan mecusî mabedi. dıfda' (a. deydene usul âdet.i.s. ayrıt. deyâcîr) çok karanlık. deyr-i kunna Bağdat'ın 90 km. arete.s.) iri.i.) ince ağrı. ökseotugiller. deyr-ül-aver Irak'ta Kerbelâ ve Necef arasında bir yer. deyr-ül-âkul Bağdat'ın güneydoğusunda ve 83 km. (bkz:çağz) dıfdaiyye (a.f. 2. deydene-i dîrîne eski usul. bir vakte talik ve te'hîr edilmeyen borç. edyâr) 1. kırıntısı. deyr-ül-bahrî Mısır'da bir önemli yerleşme merkezi.) dâimlik. deyr-ül-Caslîk Irak'ta Bağdat'ın 55 km.i. uzaklıkta. deymûmet (a. 2. zulmet). deyr-i mihnet hüzünlü. deyr-i mürrân Suriye'de Şam yakınlarında büyük ve eski bir manastır. deyr-ül-Medîne Nil'in batı yakasında. ödenmedikçe veyahut hakikaten veya hükmen ibra olunmadıkça sakıt olmayan borç. dıkk (a. deyyân (a. deyr-ül-Kamer Lübnan'da bir kasaba.i.i. bir kimse. manastır ile ilgili. deyn-i gayr-i sahîh huk.) bot. Şeb-i deycûr karanlık gece. [bu] dünyâ. kenar. adla') 1. kalın olan şeyler. dıbk (a. fr. deyr'den) manastıra mensup.) manastırla ilgili. dıbâbiyye (a. deyr-üz-zaferân Mardin ilinin güneydoğusunda.) 1. deyyâr (a. duyûn. deyr-hâne (a. deyn-i lâzım-ı sahîh huk.) manastır.) insanın güleceğini getiren. deyr-üz-zûr Suriye'de bir şehir. dıhk-âver (a. manastır adamı. güldüren. dıbkıyye (a. manastır. derâre). uzaklıkta bulunan bir manastır. kurumsak.c. 2 . manastır sahibi. Fırat'ın batısındaki bir manastır. meç. kurbağagiller.

görülmüş.) l. dîde-bân (f.c.i. (bkz: çeşm-i siyah). göz.b. dîde-gân) görmüş. 3. Mekân-ı dıyyık pek dar yer. (bkz: decâce. dücüc) tavuk. dünkü gün. dîdâr-ı hürriyyet hürriyetin güzel yüzü. savaşta giyilen zırh. dıraht (f. kolcu. binaya vurulan direk. kırbaç. dîde-i hakk-bîn doğruyu. el uzatan.) uzunluk. dır' (a. meydanda. şîr). dicâce (a. önsöz.c. dîde-i mahmur mahmur (bakışlı) göz.i. (bkz: tâziyâne). açık.i. çiçekli bir çeşit ipek kumaş. dîde-i hûn-bâr kanlı yaş döken. kan saçan göz. 4. Dımışk (a. 2.) renkli dokuma motiflerle süslü lüks bir çeşit ipek kumaş. 2.) arslan.i.s. dîbâ.c. tura. dîbâ-yi frenk frenk canfesi. [aslı "derâz" dır]. [evvelce] gümrük kolcusu. dücâc).c. (bkz. 3. gözleyiciler. dırâk (a. dîde-gân) 1. tavşan.b. dırâz-dest (f.c. dibâgat (a.i. debâbîc) 1.yüz.i.i. bekçiler. dıyyık (a. kırmızı şarap. bir yazı sitili. çeşm). doğruluğu gören göz.) kulağı uzun. dırâz (f.) 1. süslü bir ipekli kumaş. dırs (a. dücüc) bkz: decâc.s. esed. kurtçağızlar. diâmet (a. dîdâr-ı yâr sevgilinin yüzü. dîdân-ı haytiyye şeritler. şeritler. dîde (f. gazanfer. s. dırâzî (f. diâm.) dün. adrâs) azı dişi.i. görme.s. dûd'un c.) ipekli kumaş dokuyan. yaşlı göz. görüş kuvveti. 2. dîbâc (a. (bkz: mukaddeme).) 1. bekçi.h. payanda. s.b. destek. gözucu.) sepicilik.b. gözbebeği. göz. dîbâ-bâf (f. dîde-i bînâ gören göz. dîdân (a. dîbâ-yi Hindi Hindistan'dan gelen bir çeşit kalın ipekli kumaş. canfes.b. ileri gelen. Dımışki (a. (bkz: ayn. Dimişki). duru') cenkte. Lûtuf-dîde lütuf görmüş. canfes kumaş. dırgame ("ga" uzun okunur. haydar. hayvan derilerini terbiye etmek zanaati. gözcüler. 2. 2. dî ve ferda dün ve yarın.) pek dar.i.i. gözcü.s. dücâce).c. kadın adı.). dırsıyye (a. dicâc (a.i. dîdâr-ı pak temiz yüz. azı dişi ile ilgili.) ufak solucanlar.i.) Şam. dırra (a. (bkz. dî (f. dîbâ-yi münakkaş sündüs de denilen altın veya gümüş karıştırılarak dokunmuş çiçekli. 2) bir çeşit üzüm.i. (bkz: diraht).i. i.) dîde-bân'ın c. gözcü.c. .c. daraka'nın c. dîde-i giryân ağlayan göz.) 1. g.). dîde-bân-ân (f.) azı dişine ait. a.s. nöbetçi. dibace (a.i. dîbâ (f. dîdân-ı em'a bağırsak kurtlan.i. 2. -dîde (f. darâgım) arslan. dîdâr (f. dırgam (a.) deriden yapılmış kalkanlar.i. dırsî.i. dallı. kan ağlayan.i.i. dîde-i gâv (öküz gözü) 1) sığırgözü denilen çiçek. dırâz-gûş (f.) uzun.i. dîde-i siyah kara göz.) başlangıç. baş. (bkz. göğüs kemiğine dayanan yedi tane kaburga kemiği. 4.i.c. dîde-i hurûs (horoz gözü) meç. 5.dıl'-ı sahîh anat. Zarar-dî-de zarar görmüş. 1. dırâ'.) el uzunluğu. dîdân-ı şerîtiyye zool. cevşen).s. gözleyici.i. Nûr-i dîde gözün nuru.i. çehre. görüşme.

toprak tencere. dih-hüdâ (f. dihî (f. meç. dîg-i cûşân taşmış.b.s.s.s.) sürünülecek yağlar. küçük köy. çiftçilik. a. dîh'in c.b. (bkz: Aftâb. bozuk. dih-çe (f.i.b. Hûrşid. ehemmiyet verme. göze benzeyen.) gözüne uyku girmeyen.i. f.s.c.b.) çatal ibikli horoz. dih-gân (f-b. dâhim. meç.) verme.b.) "gözü yolda" bekleyen. veriş. dîdeler-rûşen (f. 2. incelik. kalb.i. dîg-i sevda aşk tenceresi. dîh (f.kolcular. Haclet-dih utanç verici. efser. Şems). dikkat-i nazar bakış inceliği. karye. di his (f.) başkalarını düşünen. altruiste. köy. başka.i. gönül. Zühal (Satürn) gezegeni. dîger-gûn (f. atiyye). dîk (a. (bkz. dihkanî ("ka" uzun okunur. -dih (f. dihân . mutluluğunu anlatmak için " gözünüz aydın olsun!" anlamına iyi bir dilek.i. (bkz: dîde-bân).) bir kimsenin sevincini. -dîde'nin c. fr.) köy ağası. (bkz.) köyler.i. başkalaşmış.i. dikkat (a. köy kâhyası.) köy. dîdebân-ân-ı âlem yedi gezegen. s. tek renkli kenarları gümüş veya altın motifli ipek kumaş.i.s. a.) Esterâbâd denilen kasaba. diyeke. -dîde-gân (f. bâr (f. dîk-ı nefes nefes darlığı.s.s.) "gözü kapayan" rüşvet. çiftçi. dih-dâr (f.s.i. 2. başka zaman. dîk (a.h. utandırıcı. taşkın. nöbetçiler. ufalmışlar. dîde-be-râh (f. dîger (f. köylü.b. (dühn'ün c. başkaları için yaşayan kimse. gezegenler. (bkz.) göz gibi.b.b. dîk-ül-arş "sidret-ül-müntehâ" da bulunan ve bağımsıyla Cennet'teki meleklere namaz zamanını bildirecek olan tavus şeklinde bir melek.) 1. darlık. köylülük.i. dihkan ("ka" uzun okunur.i. 2. (bkz: dîh). dîhîm (f.b. ekinci. Ârâm-dih rahatlık veren. dîde-dâr (f.) başkalarının iyiliği için fedakârlıkta bulunan. dîdebân-ân-ı çihârüm Güneş.) gözcünün bulunduğu yer. [aslı Farsça "dih-gân" dır].b. Mihr. dîde-gâh (f.s. dîk-i ebyâz Cennet'te bir kuş. dîk-efrak (a. tıknefes.s.b. dîde-nümâ (f. karye. köylü. diğer. g. dehlîz).) 1.i. taşan tencere. dîde-bî-dâr (f. dîde-rübâ (f.) dar olma. [evvelce] gümrük kolcuları.i. [bkz: dîger-bîn).t. dîg (f.) başka gün.s.) dakiklik. köy ağası. ikîîl).s.) 1.i. doğruluk.) diğer. dihât) 1.) köye mensup.) veren. köylü. çiftçi.) incelenmiş. dîger.b. (bkz: dihhudâ).) köy ağası.c. öteki. Dihistân (f.) iyi gören.) gözetici.b.s.i. değişmiş. dîger-kâm (f.) 1. dîde-pûş (f. kırmızı sahtiyan.i. dakik'in c.b.) 1.) göz alıcı. dil (f. dikak ("ka" uzun okunur. (bkz: dihkan).s.*j (a.b.) rençberlik. Lûtuf-dîde-gân lütuf görmüşler.s. muhabbet kazanı.i.i.zf. dîde-ver (f. ince eleme. dih-dâr). verici.) çömlek. dîger-bin (f. 2. 2.s. 2.) göz aydınlatan. işten anlar.i.) başka defa.s.i. dihât oUj (f.i.) köylü. . ihsan. gözcü." dîde-fürûz (f.). dihlîz (a.i. bağışlama. dîde-bân-ı felek astr. ince arama. dih (f. dîger-rûz (f. yürek.b.b.b.) görmüşler. ölmüş.) taç. edyâk) horoz. (bkz: dahîm.

) gönül anlar.) 1. gönül. i. göze hoş görünen. dil-i nizâr kederli gönül. kalp kıran. gönül alan. dil-berân (f.) 1. dil-i nâ-mihribân merhametsiz yürek. 2. dil-âzürde (f. bil-berâne (f.b.b. i. dil-âverân (f. gönül okşayan.c. dil-i nâ-şâd kederli. dil-dâde (f. harap gönül. dîl (f.b. dil-i sâd-pâre yüz parça. 2. 2.) 1. dil-âşûb (f. âşık.s. dil-âver'in c.s.s. erkek adı. dil-cû[y] (f. paramparça olmuş gönül.b.i. dil-âzâr (f. yürekliler. zavallı gönül. 2.) gönlü rahatlandıran.) gönül eğlendiren. dil-bend (f. gönlü rahat. 2. dilber'in c. kalbi kırık. 3.c. Abdül-bâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri. sevgili. dil-i nâlân inleyen gönül.s.b.) gönlü rahat. dil-âsâ (f. dil-i inhâr ırmakların gönlü.b. bilgin. (bkz: dil-beste).b. güzel. gönüle sıkıntı veren.b. kalbi meftun eden [güzel]. gönlü dinlendiren. avutan. (bkz: dil-dâde). i.b. orta. güzel. merhametsiz. dil-i vîrân yıkık. güzele. dil-i zinde diri ve uyanık gönül. gönlü alıp götüren. âşık. sıkıntı. güzeller. muz. muz. dil ü can gönül ve ruh.s.) 1.b.b. ateşli gönül.s. yiğit. . gönül çeken.b. Abdülbâki Dede'nin terkibettiği 7 makamdan biri.i.s. dil-i pak temiz gönül.c.s. dil-âver (f. dil-i zar zavallı gönül. dil-i bî-mâr hasta gönül. dil-ârûm (f. 2. i.s. yüreği sıkan. dil-i sengîn taş yürekli. dil-berî (f. dil-berân) 1. meftun olan.) inilti. dil-i pür-âteş ateşli gönül.) 1. dil-beste (f.) gönül arayan.s. gönüle asılan. dil-i zar.b. dildil (f.b.) dilberler. yürekli. güzel söz söyleyen. dil-âvîz (f. kız adı. 2. dertli gönül. inleyiciler. gönül kapan.s.s.b. dil-dâr (f.) dilberlik. dil-çâlâk (f.s.bs. i. mandıra.) gönülden vurgun olan. dil-ârâ. dil-i sûzân yanık.i.s. 2. dil-i sevdâ-nihâd sevdalı gönül.s. akıllı.s. ağıl. 2.) gönlü incinmiş.s. dil-i bî-karâr kararsız gönül.) heyecanlı. güzellik.b. kalb.zf.) dilbere. dil-bâz (f. dil-ber (f. gönül çeken. 2. dil-i şeb gece yansı. cazip. yan.) 1. sevgiliye yakışır surette.i. erkeklerin başlarına sardıkları renkli mendil. dil-i derya denizin ortası.s.b. bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlanndan biridir. paramparça olmuş gönül. dil-âgâh (f. hatır kıran. dil-âşüfte (f. dildil-künân (f. 3.s. muz. ıztırap çekenler. dil-âzâd (f.) gönül bağlayan.) gönlü bir şeyle ilgili olmayan.s. gönülü karıştıran. nokta. dil-i mecruh yaralı gönül.) yiğitler. dilâverân) 1. dil-i dîvâne deli gönül.b. dil-i pare pare parça parça. kalbi uyanık.b.b. dil-âsûde (f. dil-i sevdâ-nişân sevdalı gönül. birinin gönlünü almış. dil-i şeydâ deli gönül. kadın adı.) gönül bağlamış.s. inleyenler. gönül vermiş. ıstırap.b. gamlı gönül. dil-i yek-vücûd tek parçadan yapılı gönül.b. mezar.) gönül inciten.dil-i âvâre serseri gönül. dil-i hâk toprağın aln.) 1.

Konuk'un terkîbettiği bir mürekkep makamdır. kalbe batan. dil-firîb (f. âşık. 2. birinci derecede muhayyer'in durağı ve ferahfezâ'nın ikinci güçlüsü olan dügâh.s. dil-hûn (f. dilîrî (f.) gönül çalan.i. yüreği rahat.b. dil-efzâ (f.) gönül isteği.) yürek eriten. (bkz: mecrûh-ül-fuâd). alımlı. ve i. muz.s.s. A. gönül açan. cesur.b. yiğitler. (bkz: dil).i. gücenik. dil-hâh (f.) gönlü yıkılmış. [elde bu makama ait hiç bir örnek yoktur]. kalbe sıkıntı veren. dil-güşte (f. dil-güdâz (f. Bu dörtlü (segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi) ile ırak perdesinde durur. kırılmış. hasta gönüllü. dil-fürûz (f.b. dil-ferâh (f.s. (bkz. yüreği sevinçli. dilîr'in c. adı 1500'de yazılmış manzum bir edvarda terkipler arasında geçen makam.s. kırgın.) yürek parçalayan.) gönlü geniş.b. gönüle ferahlık veren. gönül dileği. dilîr (f.dil-dûz (f.) muz. Arif Meh-med Ağa'nın terkibettiği bir mürekkep makamdır. dil-haste (f. dil-hâste (f. dil-figâr (f. ferahfezâ'ya geçilince bu iki arıza bekar yapılarak.s.) gönlü kızmış. 2.c. dil-gîr (f.b.b.) yürekliler. âşık. Güçlü birinci derecede hü-seynî'nin güçlüsü olan.s. Güçlüler. gönüle eziyet veren. (bkz: dil-fürûz).) 1.).b. tırmalayan. dil-keş (f. üçüncü derecede de ferahfezâ'nın güçlüsü olan acem-aşîrân'dır. mertce-sine.s. dil-keşîde (f. öfkelenmiş. mertlik.b. muz. dil-düzd (f.) gönül delen.s. yüreklilik. sevindiren. dilîrân) yürekli.s.s. dil-hâh). dil-güşâ (f. dilkeş-hâverân (f.) gönlü şen. nota içinde bir değişikliğe hacet kalmaz (tabîî geçkiler hâriç olmak üzere.b.) yiğitlik.b.b.) içi kan ağlayan. dil-efgâr.) gönlü hoş. dil-efrûz (f.s.) iç açıcı.) gönül aydınlatan.b. dil-germ (f.a.b. gönül çekici.) gönlü yaralı olan.hüseynî ve ikinci derecede -hüseynî'nin durağı olan.) gönlü hasta.) yiğitcesine.s.s. gönül.s. gönül sahibi. cazibeli.) gönlü yaralı. dil-hurrem (f. ikinci derecede muhayyer'in güçlüsü olan hüseynî. Donanımı si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.b.i.).s. 2. dilîr-âne (f.) gönül aldatan. Donanıma muhayyer gibi si için koma bemolü ve fa için bakıyye diyezi konulur.s.zf. Dilkeşhâverân'm terkibindeki her iki makamın da donanımı aynı olduğundan.i.) gönlü ferah.b. Bu makam.i. dil-figâr (f.b. iç a-çan.s. Umumiyetle inicidir. dil-hûş (f-b.s.b. yiğit.) gönlü ölmüş.dügâh'dır (bu perde aynı zamanda ırak makamının da güç-lüsüdür. cesurlar.) 1. adı 1909 da yayımlanmış anonim bir güfte dergisinde geçen makam.).s.s. (bkz: dil-efrûz). muhayyer makamına ferahfeza terkibinin ilâvesinden müteşekkildir. si için küçük mücenneb bemolü ve do için . Bu güçlüler bir sekizli tiz ve peşte de şâmil olup.b. Makam ferahfeza ile onun gibi yegâh perdesinde durur. dilîrân-ı nîzedâr mızraklı yiğitler. i. sevinçli. 2.b. A.b.s. Bu makam.) !.b. tahminen beş asırlık veya daha eski bir mürekkep makamdır. (bkz: cân-hırâş). yüreği ölü. dile (f. yüreği rahat.b.) 1. dil-hırâş (f.s.s. muz.s. hüseynî makamına ırak makamının dizisinden bir parçanın (meselâ makamın pest dörtlüsünün) eklenmesinden mürekkeptir.b.b. her birinin makamın terkibindeki diziler içinde vazîfe aldığı unutulmamalıdır. dil-harâb (f.) gönül tutan.) muz. dil-güşâde (f. dilîrân (f.b. kalbe ferahlık veren.

i. kınk gönüllü. dil-rübûde (f.) kanlar. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.) 1. fikrî.s. kederli. bilgin. beyincik.b.b. vurgun. muz. dil-nıürde (f. gönül darlığı.) 1. hüzünlü.]. eski zamanın çeyrek lirası değerinde bulunan bir nevî altın parası.) gönlü susamış. dil-şikâf (f.s.b.s. gönülde yer tutan. 2. canlanmış.i. gönül kapan. daha sonra "Hümâyunnâme" adıyla Osmanlıcaya tercüme olunmuştur. (bkz: Şâmî).i. Dervîş-i dil-rîş gönlü yaralı derviş. dil-şüde (f.s. dil-sîr (f.) gönlü gitmiş.b.) gönül yapan.f.i.s. tahminen iki asırlık bir mürekkep makamdır. dimâ (a. dil-siyâh (f. kalemi muhafazaya me'mur sayılan melek. dil-küşte (f. denânîr) 1. dimağa mensup. . 2. beyin.) yüreği yaralı.s. Dimne (h.b.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimse.) gönül okşayan.) gönlü ölmüş.b.) yüreği dar.) süprüntülükler. Dimişk (a. gönül yakan. 2.c.s.s. dimâr (a.s.b.b.b. dil-şiken (f. 2.) kalbi. dîm (f.) gönlü kırık.b.s. tahminen iki asırlık bir makamdır. dimağ ile ilgili. i. dil-zinde (f. Şam'la ilgili.) gönlü zedeleyen.i. îran'lı Hüseyin Vaiz tarafından "Envâr-ı Süheylî" adıyla Farsçaya. pek istekli.b.) gönlü açılmış.b. muz.) Şam.i.s.b.b. gönül okşayana yaraşır yolda. dil-nüvâz (f. dimâgî. dil-teng (f.s. dimne'nin c. âşık. (bkz: dil-teng). dimne (a.b.) vurgun.) gönüle hoş gelen.i. bir Fransız frangına denk olan sırp parası. her Güneş ayının 24 üncü günü. tahminen altı asırlık bir mürekkep makamdır. dil-şikeste (f.i. dil-pesend.) helak.s.) yanak.c.s.b.) gönül avlayan.) gönlü hoş. b. dimen) süprüntülük.b.) yüreği yanık. dimen ı (a.c. her şeyden elini eteğini çekmiş. Dimişki (a. i.b. gönlün beğendiği. kederli.s. 2.b.) 1.i.s.b.i. hat. (bkz: mağz). [tezhip.h.i.) gözü gönlü tok. dimağ-çe (a. dil-zede (f. minyatür v.s. 2.) gönül okşar-casına.s. gönlü ölmüş.b. dil-sûz (f.b.bakıyye diyezi ilâve olunur.) çakal adı. vuran. çok acıklı.s.i. akıl. i.) iç sıkıntısı. dil-teşne (f. dil-sûhte (f.b. dîn (a. dil-kûb (f.) yürek delen.) anat.s.b.s.f. edyân) Allah'a inanma ve bağlanma.s. (bkz: dil-zede). güzel sanatlarda kullanılan ve Şam'da yapılan bir çeşit kâğıt.b. dil-pezîr (f. âşık.) 1. (bkz. dil-nüvâzâne (f.b. dil-sitân (f. dertli. dil-sûhte). dil-sâz (f.) 1.b. muz.b.s. zihnî. mahv.) gönlü kara. dokunaklı. [aslı "dil-nevâz" dır]. dimâgiyye (a. dimağ (a.) gönül alan ve zapteden güzel.s.i. dil-şâd i (f.s. dîn (f. dîn-dâr (a. dînâr (a. Elimizde hiçbir besteli numunesi yoktur.s. yüz. Sefk-i dinin' kan dökücülük. sevinmiş. (bkz: huş). şuur. çehre.s.c.) gönül kinci. 2. hoş lâtif.s.b. duygusuz. gönül alan.) 1. kendine meftun eden. Şam'a ait. yürek yakıcı. dil-tengî (f.) gönlünü kaptırmış.b. dil-şüküfte (f. dil-nişîn (f. 2. dil-rübâ (f. (bkz: dil-rübûde).s. dil-rîş (f. dem'in c.) gönlü ditilmiş. i. âşık. sıkıntılı.i. edmiga) 1. ["Kelîle ve Dimne"] kuşlar ve diğer hayvanlar hakkında Hintçe yazılmış bir hikâye kitabı olup. dil-şikâr (f.

dirahşân (f. dîn-dârî (a.i. parıldayan. 2. dirahşende (f. ziya. direfş (f. karışık olmayan dirhem [gümüş para].s.) parlaklık. orakçı. dînî.i.zf.) zekâ. diraht (f. dîr (f. dirhem. diş.) bekleme. dîne zarar verecek surette.) nur. uzak. başka bir mâden ile karışık olmayan dirhem. parıltı.f. eski okkanın dörtyüzde biri. direfş-i Gâvyânî (Gâve'nin bayrağı) [Dah-hâk'ın zulmüne karşı isyan eden ve Gâve isminde bir demircinin kendi meşin önlüğünü yırtarak yaptığı bayrak]. tutma. sancak. direm-serâ (f. s. 2.c.) bayrak.) para ile alınmış.f.) parlak.zf.) iki yüzlü. (bkz: durahşân). direm (f. diraht-i meyve-dâr yemiş veren.) uzun.) dîni kıran.s. parlayan inci. istirahat.) dirayetli.) 1.) ışıldayan. derâhim) 1. dirahtistân (f.f. kavrayışlı. direv-ger (f.i.) 1. dirhem-i ceyyid bozuk. ve zf.s. direv (f.) dîne hizmet ve yardım eden. direm-hırîde (f.f.b.f. dîr ü dırâz uzun uzadıya. parlayan Güneş.i. (bkz: dirâyet-kârâne). direng (f. 3. dirahtân (f.) ağaç. parlayan. Akaid-i dîniyye (din inanışları) din dersleri.i. [aslı "durahşân" dır].b. dirâyet-mend (a. diraht-ı Vakvak üzerinde meyve yerine insan başı gösterilen mitolojik ağaç. dîn-penâh (a. dîn-perver (a.s. dîne karşı koyan.s. diraht'ın c.f.t.) darphâne. para. dirâyet-mendâne (a. ışıklı.b.b. gümüş para. dirahş (f.f.s. diyer). diraht-i Meryem Meryem'in altında oturduğu ağaç.) Allah'a inanmış ve bağlanmış olan kimseye mahsus veya yakışacak şekilde.b. Mîr-i dirahşân parlak.) sarraf.i.zf.) ağaçlık yer.) evler.s. mürâî).s. (bkz: aram).zf. yemişli ağaç.) dince. (bkz: dirâyet-mendâne). dirhem-i mağşuş başka mâdenlerden oluşmuş. gecikme.i.) dirayetli bir şekilde.i.) dinle ilgili olan.b. uzun müddet.dâr'ın c.) dirayetli. dîrân (a-i. Dürr-i direfşân 1. kavrayışlı. dirahşendegî (f. parıl-dayıcılık. Akvâl-i dîn--şikenâne dîne zararlı olacak şekilde sözler. dîniyye (a. zekî. (bkz: dür).fz.) dindarlık.f. parlaklık.f. (bkz.f.i.b. dirâyet-kârâne (a. dîr-bâz (f. geç. ışık.i.) dîni koruyan.b.) ışıldayan. dîn-fürûş (a.i. halk arasında alınıp verilen dirhem.f. bilgi. bilgili. dirâyetkâr olana yakışır yolda. Ulûm-i dîniyye (din bilgileri) din dersleri. din bakımından.dîn-dârâne (a.) dîni kıracak. çoktan.zf. dîni arkalayan. nurlu.s. dîne destek olan.) . karışık dirhem. dînen (a. direm-güzîn (f.b. bilgili. dirhem-i rayiç gerek ceyyid ve gerek züyuf olsun. dirayet (a. bilgili. (bkz. 3.) ekin biçen. akça.) ağaçlar.i. .) dirâyet-lilikle. eski. dirhem (a.s.s. kavrayışlı. dirahşânî (f. parıldayan.) ekin biçme.i.s. uzun müddet. direfşân (f. dîn-şikenâne (a. hasat.b. dîr ü zud geç ve çabuk. 2.b. dirhem-i örfî onaln kırattan ibaret dirhem. dirâyet-kâr (a. para basılan yer. Pâdişâh-ı dîn-penâh dîni koruyan.b. dirayetli (a. kavrayış. dirhem-i hâlis saf gümüşten ibaret olup.) zekî.i.s.b.i. dîn-şiken (a. [aslı "durahşânî" dir]. gümüş para.s. (bkz: seçer). 2. dîne destek olan pâdişâh.

b.i. yazık. mehirde.t.i.dirhem-i şer'î ondört kırattan ibaret dirhem. Âyîn-i dîrîn eski töre. orta boyda olan. 2. sadrâzam.b.) yazık.zf.b. *yargıtay. f. nisâb-ı sirkatte muteber olan da bu dirhemdir].) devler. murakabe altında bulunduran yüksek kurul. 2. dîvân-ı âlî yüce divan. devlet işlerinin görüldüğü pâdişâh huzuru.i. bir şâirin şiirlerini kafiyelerine göre alfabe sırasıyla içine alan mecmua. 3. dîvâne-rev (f.b.i.i.i) huk. Merhamet-disâr çok merhametli.hâne (a. e. disâm (a. dîvâne. kişi. büyük meclis. 3. 3. şeytan. dîvân-ı Hakanı Hâkanî'nin dîvânı. muhasebat . devletçe sarfolunan paraların hesabını kontrol.) eklendiği kelimeye çokluk.c.s.i.b.) eskiden taşrada me'mur olan vezîr veya âmirlerin mektupçuluk vazifesini gördürmek üzere kullandıkları me'mur. dirîga ("ga" uzun okunur. dirhem-i züyûf bakır veya başka mâdenlerle karıştırılmış gümüş sikke.i. dîvân-ı deâvî nezâreti çavuşbaşıhğın kaldırıldığı hicrî 1252 (1836) yılında bunun yerine ihdas olunan dâire. şerîata göre.) huk.i. dîse (f. 2.) 1. 70 tane arpanın ağırlığı. dîvân-ı kebîr (büyük dîvan) Mevlânâ Celâ-leddin Rûmî'nin bütün gazellerini ve rubailerini bir arada toplayan Farsça eseri.f.b. kapak. önleme.b. dîvân-ı harb-i örfî sıkıyönetim mahkemesi. (bkz: Şems-ül--Hakayık). 2. dîvân-ı haysiyyet onur *kurulu. dîvân-ı ahkânı-ı adliyye (a.i. disâr (a. cin. dîvân-ı âm halkın katıldığı meclis. anat. dîvâne-res (f. dîvân-ı hâss pâdişâhın başkanlık ettiği meclis.) geniş sofa salon. Bende-i dîrîne eski kul. budala.s. [dîvân-ı harpler 21 Şevval 1286 tarihli eski Askerî Ceza Kanûnu'nun 48 inci maddesine göre beş askerden teşkil edilirdi]. mantar gibi şeyler. dîvân-ı Fuzûlî Fuzûlî'nin dîvânı. dîvân-çe (a. [bu mecliste. dîvân efendisi (a. ah.f. dîvân-ı ilâhî âhiretteki hesap günü. dîvâne (f. dîvâne-gî (f. defterdarlar ve şâir büyük devlet ricali bulunurdu]. (bkz: dîvân kâtibi). şeyhülislâm. diyette.c. dîvân-ı temyîz-i askerî Askerî Yargıtay.) 1. esirgeme. dîvân-ı harb (a. 2. kazaskerler. dîvân-ı muhasebat Sayıştay. alık.) şahıs. dirhem ü dinar gümüş ve altın para. askerî mahkeme.s.f. men'etme.) deli. dîrîne eski kadîm. [zekâtta . aman. dev.i. çılgın.i. eyvahlar olsun! dîrîn.) dün. dîvân-ı hümâyun (a. dîvân (dîv'in c. bolluk mânâsını verir. kapacık.b.) delicesine hareket eden. dîrûz (f. üste giyilen kaftan. şişe kapağı. yatak çarşafı. dîv-i âhenîn-beden demir gövdeli dev.) 1. -disâr (a. [1287 (1870) de adliye nezâretinin teşekkülü üzerine lağvolunmuştur]. düşür) 1.) delicesine hareket eden. harp dîvânı.i. eyvah. devâvîn) 1. elbise.) divanelik. dirîg (f.i. kanunlara ve nizâmnâmelere göre bakılacak dâvâlan görmek üzere 1284 târihinde kurulan ilk nizamiye mahkemesi. dîvân ö (a.) halkın dâva ve şikâyetlerinin dinlenip hallolun-duğu. dîvân-ı riyaset başkanlık kurulu. delilik.) küçük şiir mecmuası. dî-şeb (f.s.

metres. [bu neviler bint-i mehad. özlenen ülke. devâlîb) 1.i.) [eskiden] savaşlarda giyilen arslan ve kaplan pöstekisi. 2. din.) l. hîle.b. diyanet (a. elde hiç bir numunesi bulunmayan. dîvâr-ger (f. 4. dîvek (f.) muz. s. diyet'in c.i.b. meramı dostun meramına uygun olan. (bkz: levn).zf. bir toplantıda bulunanlara şarap ikram etme.b.) evler. diyât (a. (bkz: dost-kâm). dîv-beçe (f.b.) dostluk. büyük kadeh.i. 2. korkunç tabiatlı.s. (bkz: edyâk).ahar başka memleket. dost-kân (f.c. [Farsçası "dûlâb"dır].b. (bkz: dîv-çe1) .i.i. dîvâniyye (a.) ev sahibi. dîver (f.t. dîv-bend (f. güve.i.i. 3. ağaç kurdu. dost-dâr (f. dîvanla ilgili.) duvar. . 2. dîv-câme (f. 2.i.).) ipekböceği. bot.b. yabancı haneler. diyeke (a.s. diyânet-kâr (a. memleket. cinci. dolâb (a. kötü. dîze (f. 3. sülük.i. dost-âne (f. iri yan.i. 4.) .).i. arkadaş veya sevgililerle içilen şarap. Mahmûd [Kâşgarlı-J ).i. dîk'in c. bedestenin içindeki küçük dükkânlar. dîz. cin çarpmış.i. diz-dâr (f. diz (f.i. diyet-i kâmile huk.) dev yavrusu.b. Menâsib-i dîvâniyye dîvan kalemin deki me'murluklar. dîvân kâtibi (a. dubara.) 1.i.i.b. nikâhsız kan veya koca.) 1. dost-kânî (f. diyer (a. Dîvânü Lûgat-it-Türk (a. din duygusu. dostân) 1. dâr'ın c.i.) deve ait. b. diyar-ı tahassür özlem diyarı.) dost meramlı. tas.b.s.i.i.s.) renk.i.b. Tann. asırlardan beri terkedilmiş bir Türk müziği makamıdır.s. devreden. sevilen kimse.) dindarlıkta gayretli olan.b. diyet-i mugailâza huk. dostî (f. dîv-âsâ (f. içine eşya ve şâire konulan raflı veya rafsız göz.) kale muhafızı. sur. 5.i.s.b. (bkz. dindarlık. büyük kadeh.b.b. 2.) duvarcı. şiddetli rüzgâr. dost'un c. sevgilisi olan.s. dîv-lâh (f.dîvânı.i. kasırga. dost-kâm (f.i.) dostlukla.i.b.) 1.i. sevişen kimse. 2.) 1.s.c.h. zool. kadın tuzluğu denilen nebat (bitki). 3. diyar.c.s. 2. 2 . (bkz.) diyetler.) diyanetle ilgili.) l .i. (bkz: mecenne). katledilen şahsın nefsine bedel caniden veya ailesinden alınan tam diyet olup mikdân maktule göre değişir.f.) Tehmûres'in lâkabı. dâr'ın c. dostça. Anadolu. dek. dîv-sâz (f. dostân (f. dost-gâhî (f.) dîvâna ait.) dost tutan. 3. güve. diyar-ı Rûm Osmanlı ülkesi. dîvî (f. diyar (a. dîv-gîr (f.i. dîv-çe (f. diyât) kan bahası. şibhi amd suretiyle vuku bulan bir katilden dolayı verilmesi gereken bir diyettir ki dört neviden yirmi beşer adet olmak üzere yüz devedir. delilik. dev gibi. Hatt-ı dîvânî dîvandan çıkan yazıların yazıldığı bir çeşit yazı. dost (f. (bkz: dîrân). evler. dîve (f.) dostlar. dîvânî. bint-i lebun. dîv-bâd (f. hakîkî sevgili.) cin tutmuş. cinnet.) horozlar. hıkka ve cezea denilen develerdir].) kale. devle ilgili.) dev gibi. diyânî (a. dönen.) 1. dîvâr (f. arka kaşağısı. dîvân efendisi). ülke.) ağaç kurdu. diyar-ı gurbet gurbet ili. kuyudan su çıkarmaya yarayan ağaçtan veya demirden yapılmış çark.i. diyar-ı küfr islâm ülkelerinden gayri yerler. 2.s.b. diyet (a.

s.) duâcılık. dûd-i ciğer yürekten kopan ah. trişin.s. kabîle. 2.) 1. davet edenler. ed'iye) 1. dûd-hâne). mîde ve bağırsaklarda olan uzun solucan. duh (f.f.b. (bkz: arûs).i. (bkz. dûd-i şeridi zool. dûd-i şa'rî zool. tetard. ocak. yuvarlak solucan.i. (bkz: duht.) sıkıntılı. duât (a. dûd-i ham yaş odunun yanmasından çıkan yoğun duman. duâ-gûyî (a.i.i. tütün. 2.b.i. dûd-hâne (f. dûd-i vâhid zool. yakalanmış. dûd-mân-ı Bektâşiyye 1) Bektaşi ocağı.) ayran.i. dûd-i üstüvânî zool.s. dûd-i sabbaga zool. dûd-gâh. kabîle. duçar (f. Dûdmân (f. aşçı. dâî'nin c. dûd-i müsellâh zool. duâ-yı müstecâb kabul edilen dua. dîdân) kurt. dûd-ül-kebed zool. dua' (a. Allah'a yalvarma. tenya. duâ-yı hayr hayırlı dua.b. dûd-geh (f.b. dûd-i remel zool.i. (bkz: zucret-ver).) duman yeri.) dua okuyan. ducret (a. .b. dûd-i dil yürekten çıkan ah. iftiracı. dûd-i mükeyyes zool. havâi fişek.b. zû').) kurtçağız.i. beddua. kabîle.f. birini çağırma.b.i. 3. dûd-efgen (f. (bkz: dûde. kelebek. dûd (f.s. dûde (f. dûdiyye (a.b. dua edicilik. dûd-endûd (f.) kurda. dufayda (a. dûd-âlûd (f. (bkz. külhancı. ocak. çok zaman köpek ve kurt böbreğinde bulunan bir solucan. dûd-i hadîs zool. gurur. onlarla ilgili.i. bir yere gönderme. dûde (a. baca. dûd). dûd-i harîr zool. iplik gibi ince uzun bir kurt. dûd-mân).) sihirbazların üzerlik. küçük solucan. uğramış.b. duâ-gû (a. soysop. mürekkep yapılan çıra isi.) gelin.) 1. (bkz: zucret). duman. çok zaman koyunların karaciğerinde yaprak şeklinde bulunan bir kurt. dugd (f. soysop. fr. (bkz: dûde). duhter). duman). dûçâr-ı hayret ü ıztırâb sıkıntı ve şaşkınlığa uğrama.b.) 1.) dua okuyuculuk. dûd-ül-kilye zool. dûd-i müstakim zool.b.f. hasır otu. günlük ve ödağacı yakarak cin davet eden kısmı.) tutulmuş. böceğe ait. inilti.) "is sıvayıcı" kara calici. 2. sivri kuyruk. domuz şeridi. tasa. niyaz. ipekböceği. dûd-hâr (f. duâ-hân (a.i. duâ-hânî (a. kumda yaşayan ve balık avlamak için oltaya takılan kurt. (bkz: giriftar).systicerque. 2. sığır şeridi.dû' (a. dûd-ül-Medîne zool.f.c.s.i. yürek darlığı. 3.i. ocak. dûdî.i.s.) dumanlı. 4. dûg (f. dûd-i çerağ lâmba isi. kelebek. krizalit. 2. dûd-i ibrişim zool. 2) Yeniçeri ocağı. (bkz: dûd-i harîr).f.) hanedan. kırmızı kurt. dûd (a.) zool. ducret-ver (a. silsile. kırmızı renk elde edilen böcek. büyüklük.s.i. hasır sazı. keder.) 1.) iç sıkıntısı. böcek. dûd-mân-ı Osmânî Osmanlı hanedanı. dua edenler. dua okuyucu. (bkz: dûd-hâne. 2.) soysop.c. böcek. iribaş. chrysalide. fr.i. dûd-i dimağ kibir. keseli kurt. kız. fr. tömbeki içen kimse.) dua eden.) 1.s. (bkz. gam.i.).i. dûd-i âh ilenç. duacı. dûd-i dil-i pür-âteş ateşli gönlün dumanı.

2. yapraksız ve meyvasız ağaç. içine girme. dûn-ân (dûn'un c.) "duman yutan" tütün içen.i) 1. uzun uzadıya.i. fumant. kadın esirlerinin bir nev'i. 4.b.(bkz. dâr'ın c.i. dûr (a. (bkz: duh.s. duhter-i âftâb (güneşin kızı) meç.b.b.) hastalıktan âza kuruma. dirahşân).i. tek tane.i.) uzağı. uzaklaştırma duhye (a.i. duhtere (f. .i. ileriyi.) 1. duhûr (a. Sûre-i duhâ Kur'ân'ın 93 üncü sûresi.s. dürbün.b. duhûr (a. dûr-bîn 1) uzağı gören. dûr-bâşân (f. dürbün.) 1.) 1.i. duhânî (a. 2. uzun.s.i. zayıflıktan hayvanın karnının içeri çökmesi.i. zillet.i. ilerisini. dûr-endîş (f. duhûliyye (a.s. onlann ilerlemesine yardım eden. hasırotu. tüysüz. duman.) defetme. dumûr (a.) kızlar. dûr-bînî (f.s. tütün. fr. kerîme.) 1. kerime.) hakirlik. dûhte (f.dıl'ın c. duhterî (f.i.) kız. çıplak baş ve yüz. duhân aşam (f. 2.i. duhân-ı âteş ateş dumanı. zelillik. yasakçılar.s. (bkz: dîr).i. asa. aşağılık.i.) tütün içen. yer. darı.i. i. aşağılık kimseler.) 1.i.) kim. uzaktan zağa.i. duhân-nûş (f. akıllı. 2. 2. (bkz: adla'). dûr-bînâne (f. dumanlı.) kızlık. dûrâ-dûr (f. duhterân (f.) kaba kuşluk vakti. 3.cli. 2. (bkz: dahve).) bir uzvun beslenememesinden dolayı kuruyup kalması. sağılmış. dumû' (a. Baht-ı dûn alçak talih. duhûl ü huruç içeri girip çıkma.) erişilmesi güç şey. duhter-i rez (asma kızı) şarap.b. duhter (f. 3.) kötü. Mekke'de nazil olmuştur. i. (bkz: duht. dulû' (a-i. dûr-dest (f. "uzak ol!" mânâsına bir emir. iğne ile dikilmiş.) uzak uzak.) dûr-bâş! Diye bağıranlar. duhter-i hum (küp kızı) meç.). ilerisini görürlük. Salât-ı duhâ sabah namazı.fı. bot. değnek.) dûnlar. duhûl-i muzafferâne muzafferce giriş. Dünyâ-yi dûn aşağılık dünyâ.s. soysuz kimse. duhân (a. otsuz. Sûre--i duhân Kur'ân'ın 44 üncü sûresi. 2 .) ilerisini düşünen. duhân-furûş (f-b. Duhter-i Hindu (Hintli kız) AbdülhakHâmit Tarhan'ın dön perdelik piyesi (1875). evler. alçaklar. duht-i rez (asma kızı) şarap. dûr (f. uzağı. tar. bekârlık.) 1. dumur (a. uzak. aşağıda. aşağı.) ilerisini.) kızlık. dem'in c. 11 âyettir.b. Mekke'de nazil olmuştur. duht (f. 2. duhne (a.) 1. duhter).) tütün satan. duht-ender (f. şarap. alçak.) kuşluk vakti kesilen kurban.) içeri girme.b. duhâ (a. bölgeler. 2.) göz yaşlan. dûr-bâş (f. dûn (a. hâher). 59 âyettir. duhter-i rüzgâr dünyâ olayları. aşağılık. 2.i. alçak kimseleri koruyan.zf.) uzak. üveyi kız.b.).i. dûr-bîn (f.s.zf. dür ü dırâz uzun uzadıya.s. kız çocuklar.) 1.s.i. duhter'in c. tedbirli.b. dûn-perver (f-b. geleceği gören. şarap. tohum tanesi.) kız.) bir yere girmek için verilen ücret. kovma.dûh (f.s. çıplak arazî. körelme. bekârlık. geleceği görerek. 2) i. duhûl (a.s. altta. durahşân (f.

çuvaldız.c. Cüvâl-dûz çuval dikmeye mahsus iğne.a.b.s. semânın kuzey yarım küresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu. Grand Ours.s.i. dü-bâlâ (f. vurmalar. dü-âlem (f. pekmez. akıllılık.) iki kat. lat. [müen. (bkz: dûzah-makarr.i.i. Little Dipper. 3. Büyükayı. dûzah-makarr (f. (bkz. düş be düş omuz omuza.) üzüm ve hurma pekmezi. Great Bear. hîle. sırmalı. çarpmalar. astr. tavla zarlarının ikisinde de iki noktalı tarafın üste gelmesi. kızoğlan kız olma hâli. dişi ayı. dü-rû iki yüzlü.b. semânın kuzey yarımküresinde bulunan meşhur yedili yıldız grubu olup kuyruğunda Kutup Yıldızı (de-mirkazık) bulunur.i. Dübbe (a.) l.) azap melâikeleri. dûşîne düngece ile ilgili. (bkz: hirs). ce-hennemî. dussûkıyye (a. Küçükayı. dü-cihân iki cihan (dünyâ ve âhiret).) uzaklık. an gibi şeylerin iğnesi.) uzağı gösteren.i. yalan.b.i. durûb-i emsal darbımeseller. Ursus majoris. (bkz: ihtilâm olmak). katmerleme. Big Dipper.) Mısır'ın Dussuk kasabasında doğan ve orada ölen Ibrâhîm Dussûki tarafından kurulan bir tarikat. düş azmak rüya görürken kirlenmek. dü-âteş sevgilinin iki dudağı.i.i.dubara. düzene (f. dûr-şenîd (f.) iki kat etme. dün geceki.) dikici. düş (f. dûzah-nişîn (f.c. dûr-nüvîs (f.s.i.s. dün gece.i.b.) cehenneme mensup.) kızoğlan kızlar.s. Little Bear.) sivrisinek. dübb-i şimalî şimal ayısı. dûşîze-gân) kız.) ilerisini düşünme.i. 2.) iki. dûr-nümâ (f. 2. diken. dü (f.b. ing.) uzağı yazan.i. dü-pâ iki ayaklı. zebânî. oyun. dûrû-dirâz (f. telefon.b. el değmemiş. dûzah-mekân). düz (f.i. dûşize-gân (f. dûzâhiyân) cehennem. dü-bâre (f.a. dır'ın c. dolan. kâfir.b. dübb (a. (bkz: ketf)dûş-i gayret (gayret.b. dûşîze-gî (f.s. fr. dayanma omuzu) katlanma. darb'ın c. dü-bâr. (bkz: dâr-üs-saîr.) durağı cehennem olan. kâfir.) çok uzun.i. Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye Şinâsî'nin 1863 te basılmış Türk atasözleri ve deyimlerini içine alan bir eseri.) mekânı cehennem olan. durûb (a. dost).s. dûst (f.) oturduğu yer cehennem olan.) uzak işitir. dü-bârâ I (i.dûr-endîşî (f. (bkz.s.i. omuz. dübb-i ekber astr.i.i. atasözleri.b. ing. dü-âteş (f. kızoğlan kız. (bkz: bekâret). tamu. (bkz: dûzahmakarr. zebaniler. dübbe].b.) [eskiden] savaşta giyilen zırhlar.b. dûşize (f. dûşîze'nin c. telgraf.) iki dünyâ (= dünyâ ve âhiret).) 1. rüya. tedbirli olma. dû-zah-nişîn). dûrî (f.b.) döğmeler. bakire). Dübb-i ekber adlı yıldız kümesinin .s.i. dûzah (f. (bkz: dûzah-mekân. dûzah-mekân (f.b. dübb-i asgar astr.s. 2. Ursus nıinoris (= Küçükayı). duru (a. dûzâhiyân (f.i.). dûşâb (f. kâfir. dûzah'ın c.s. Yedigen.a. Zer-dûz sırma dikici. dayanma. dûzah-nişîn).) kızlık. dûşîn. düş ber düş omuz omuza. Petit Oıırs.) ayı. nîrân). lât.) 1. dü-âlem iki dünyâ (dünyâ ve âhiret). fr. dûzahî (f.) sevgilinin iki dudağı.

dücüc (a.) y. ing.dügâhtır ki.dörtgenindeki parlak iki yıldızdan biri.i. tavuk. dihân. dü-gâne (f. Cygnus. horoz ve piliç cinsleri.b. lât. son derece zekî.) dehâ sahibi. Duphe. dicâc. aynca da pûselik beşlisinin yedeni olan sol diyez konulur. dâhî'nin c. dü-beyt (f. dügâh-ı kadîm muz.) 1.) çok karanlık. dücce-i lücce denizin engin karanlığı.i. yağmur yağma.i. dücâce (a.s. dücür (a. dücüc) 1. dücüc). dücce (a.. makama ismini vermiş olan.) iki göz.s. dü-dile (f. [yedili kümenin en parlak yıldızıdır].c. 2. böğrülce.i. onc-tueux. dücen. kaypak. münafık. dücne (a. dehr'in c. bulut.b.b. dühür (a. kıç. astr.c.) 1. 2. alplıa Ursus majoris.c.) sürünecek yağ ile ilgili. Cygne. iki tarafta sevgisi olan.) ed. Durak perdesi. Bu makam. sabânın la bakıyye bemolü ile şetarabanın si bakıyye bemolünden başka sol bakıyye diyezi nota içinde ilâve olunur.i. en az.b. tavuk. dücünne). [aslı "dühnî" dir].s.) muz.i.c. (bkz: zulümât).i.i. lât. (bkz: decâce.b.b. dücâc (a. dügâh (f. dügâh-hicâz muz.i. dücünnât) 1. dühât (a. dicâc). iki tane. 2. decâc.i.b. diicâ' (a.) zool.b. dü-kevn). çift.i. dücâc'ın c. dübbiyye (a. semânın kuzey yarım küresinde Lyre burcunun yanında çok parlak bir kaç yıldızdan meydana gelen bir burç. Güçlü. fr. dünyâlar.) bot. ayıgiller. dü-dîde (f. en az iki asırlık bir mürekkep makam olup elde bir numunesi mevcut değildir. dü-cîhân (f.) muz. dügâh terkibine bir buselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir. fr.i.) davul.) karanlıklar.) 1. dühnî.i. dügâh gibi donanır ve değiştirilir. ikinci derecede bir güçlü tesbît etmek müşküldür. (bkz: zulmet). . dücye'nin c. dücünne (a. (bkz: decâc. dücî (a.i.ool. ikiz. (bkz: zulmet).i. kat kat olma. deffin c. dicâce).) tavuklar. duhûl (f. (bkz. dü-dilî (f. makat.i.c. bir şeyin gerisi. iki beyitten ibaret olan rubâînin başka bir adı. dücünât).i. Makam. edhân) sürünecek yağ.i. sabâ terkibine şeteraban makamından veya nev--eserin yegâh perdesindeki şeddinden birkaç sesin ilâvesinden mürekkeptir.c. dügâh-ı acem muz. Salât-ı dü-gâne iki rekât namaz. beş altı asırlık bir mürekkep makam olup. anlayışlı ve uyanık olanlar.i. dücye (a.) kim. Türk müziğinin birkaç asırlık ehemmiyetsiz mürekkep makamlarından biridir. kararsızlık.a. düfûf (a. dühn (a. sabânın güçlüsü olan çargâhtır. dühenî (a. fr.s. 2. sabâ ve dügâhda olduğu gibi çârgâh'tır. elde bir numunesi yoktur.) tefler.) iki gönüllü. kapalı hava.) tereddüt.i. birinci derecede. dügâh-pûselik (f. dübr (a. kuğu burcu. bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. dücî) karanlık. dü-dil. Bu makam. sabânın durağı ve nev-eserin yegâhtaki şeddinin veya şetarabanın güçlüsüdür. 2 . bir işin sonu. dücâciyye (a.c. 3. devirler. Donanıma -sabânın ki gibi. (bkz. dübür.si için koma ve re için bakıyye bemolleri konur.s. dühniyye (a. tavukgiller. Dügâh makamının güçlüsü. zamanlar. arkası.i. çok eski bir mürekkep makam olmakla beraber elde bir numunesi yoktur. karanlık.s. Türk müziğinin en eski mürekkep makamlanndandır. karanlık.s. rekât namaz.) iki cihan (dünyâ ile âhiret).) karanlık.

1127 (1715) de Mısır'da doğmuştur].) merdiven. ordunun arkasındaki kuvvet. dünbâle).b. dünyalık (a.dükkâncık. dürc. dürc-i zer altın kutusu.t. dünyâ ile ilgili. dünyâ (a. dünbek (f.) kuyruktan. (bkz: dürd-âşâm). dülbend (f. kıymetli. [kurucusu Şeyh Şehâbeddin Ahmed-üd-Dürdirî'dir.b. tamahlı.) şarabın tortusunu içen.) tortu. dühül-derîde (f.i. çöküntü.i. kalender. dünbâle-dâr (f.Âvâz-ı duhûl davul sesi. elgün.i. herkes. alaca karanlık. dürer (a.b.b. .i. 2. dürd-hâr. [Farsça'sı "dukan" dır].) Hz. (bkz: süllem).) küçük dükkân. küre. dünbâle (f.b. dürd-hor (f. tülbent ağası. dünyâya ait. kadın adı.i.s.b.i. . davulcu.) 1.) iki parça. (bkz: düm. düm-dâr (f. dünyâ-perest (a.) kuyruk. dürd-âşânı ((f.b. dü-nîme (f. içoğlanı. dünbâl. sevgili.s.) "davuluyırtılmış" alnının damarı çatlamış. dürc-i dür inci kutusu. dü-kevn iki âlem (dünyâ ile âhiret).) kuyruk.) kutu. dekâkîn) içinde öteberi satılan oda. dünbe).i. Har-ı dü-pâ (iki ayaklı eşek) eşek gibi insan.s. ikiye aynlmış. (bkz: dürd. ulmacees. sandık.) kuyruk. dümbâle (f. dürc-i teng sevgili'nin ağzından kinaye.) kuyruk. dümbâle.b. dürce (a. dür-dâne (f.i.b. dür (a.) aşk. uyan. dükkânçe-i sahhâf kitapçı dükkâncığı. (bkz: düm.b.) büyük inci taneleri.s.) 1.) kuyruklu. dünyeviyye (a. 2. düm-bürîde (f. hırslı kimse. kirpi. dürd. dürdîriyye-i halvetiyye Hanefiyye-i Halvetiyye şubelerinden birinin adı. içinde yaşadığımız âlem. dürdâriyye (a.) tortu.i.i. dünyevî.) kuyrukçuk. düm-i gürg (kurt kuyruğu) sabahın erken saati. yer.) Güneş batması.) büyük kan çıbanı.s.) 1. dünyâ-dâr (a.). bunların başı.i.i. dükkân (a. duhûl -bâ (f. 2.b. yer yuvarlağı. hokka. (bkz. cevahir kutusu.s.) dünyâya mensup.i.s. düm-gâh. şarabı son damlasına kadar içen.i.f.) kuyruğu kesik. dünbâle). dülbend-dâr (f. dümbâl.i. 2.b. düm-çe (f. dünbüre. karaağaçgiller.Ali'ye verdiği kır katır.) bot. dııınel. çöküntü. dürd-keş (f. düldül (a. 3.) şarabın tortusunu içen. arkadan giden. mal ve zenginlik. dünbâle-rev (f. s. kutu-cuk.f. dürr). dü-mûy saçına sakalına kır düşmüş [adam]. dürde (f. dünbâl. 2 . dükkân-çe (a. kuyruk tutan. rüsvâ. (bkz. (bkz: dünbâle). Necm-i dünbâle-dâr kuyruklu yıldız. dü-nîm. 2. (bkz.) tülbend.) kuyruk yeri. dümbelek.b.) dünyâya tapan. dümbâl. artçı.i.i. dünyâ-yi dûn alçak. 3.i. rezil.i.i. dü-cihân). arkası sıra giden. fr.) [eskiden] saraylarda sarıklarla ve ince bezlerle uğraşan kimse. Alâka-i dünyeviyye dünyâ işleriyle olan ilgi. dürdî (f.) şarap içen. dünbe (f. dürd-keş). dürece (a.i. (bkz: dürd-keş).) para. (bkz: dünbâl. dülûk (a. rüsûb). bekçi davulu.i. hokka gibi olan ağız.) 1. dürd-âşâm. dülûk-i şems Güneşin batması.b.s.s. dü-pâ (f.b.) dünyâ işleriyle uğraşarak mal mülk sahibi olan. (bkz: gurûb). inci tanesi. bölünmüş.c.dürde. dümmel (a.i. sefil dünyâ. küçük kitapçı dükkânı. Muhammed'in Hz. dünb.b. dünbûre tambura denilen çalgı. doğancıların kuş kaldırmada kullandıkları küçük davul. kısa kuyruk.i.i.i. düm-geh (f. 3. düm (f.i. dünb. dürre'nin c.b.s.) iki ayaklı.

dürr-i yetîm sedefinde tek olarak çıkan iri. beyaz inci. müşîr. dürr-çîn (a.eti gevrek.) büyük inci taneleri.i. çil kuşu.c. inci gibi söz söyleyen ağız. Hz. dürûgî (f. dü-rûz. dürrât (a.s. Muhammed). kizb).f. düstûr-i mükerrem (kanun.i.) dülger.i. dürr-i girân-mâye kıymetli iri inci. dürr-i nâ süfte delinmemiş inci. nizam üzere hareket eden) vezir.) iki yüzlü.) tavla oyununda zarların ikisinin de üçlü gelmesi. (bkz.i.) marangozluk.) dersler. Dürzî (a. 2. dürüst-ayâr mükemmel doğruluk.f. Dürr (a. dü-rûze iki günlük. dü-rû (f.turaç kuşu. ekin biçme. Kevkeb-i dürrî parlak yıldız. büyük defter. 4.) inci gibi parlayan. ders'in c.) kabalık. kızoğlan kız. dürrâa (a. kısa [zaman]. dır'ın c. sert.b. 3. dürr-i hoş-âb iyi inci.i.) yalan. S. dürr-i nâb parlak.) inci toplayan. inci gibi söz söyleyen. katı. dürüstî doğruluk. dürger (f.) yalancılık. dürûz (a. selâm. dürr-i yegâne eşi bulunmayan. dürr-i Aden Aden incisi. düstûr (a.b.) okuyuşu doğru doğru ve dürüst olan.i. sağlam. dürüştî (f.s. yontulmuş ağaç.h.i.) inci.s.h. mec. medih.) 1.s. kaide. inci dizisi. neccâr). kanun. dürûger.) üste giyilen önü açık bir elbise. 2. 3. bütün. seçkinlik incisi (Hz. -şeh-vâr (pâdişâha lâyık) iri inci. [Farsçası "dür" dür]. dürr-i nâzım dizilmiş inci.) zool. katılık. (bkz: sifânet). dürre'nin c. dürr-efşân (a.b.i. mec.) yalanla ilgili. dürrî. dürzî'nin c. dürr-i sadef-nişîn sedefinden çıkmamış inci dürr-i semîn kıymetli inci. kereste. panltılı. sadrâzamlarla . dürr-i meknûn muhafazalı parlak inci. esaslı kaide. (bkz ders).). duru (a.i.i.) dürzîler.i. dürr-i istifa seçilmiş inci. dürrât) büyük inci tanesi.i.b.) yalancı.b.b. dua. kalın.b.s. kural.) Lübnanlı.i.i. dürr-i şah-vâr. vezir.) kaba.) inci serpen.i. dürr-i güftâr söz incisi. dürûs (a. dürüşt (f. dürûger (f. kalınlık. dürûg-zenî (f. Muhammed. (bkz.b. ferace. devlet kanunlarını içine alan kitap. dürr-i yekta eşsiz inci. büyük inci. dürrâce (a. tam dürüst-hân (f. dürger). bir binanın tahta olan kısımlarını yapan usta. dürr-i yek-dâne iri taneli inci. dürûgerî (f. dürüst (f. sertlik. tek inci.) zırh gömlekler.s.s. dürer).s.s. dürrâc. (bkz .i.) doğru.dürer-bâr (f.i. dürûg-zen (f.) inci yağdıran. dürûd (f. düzgünlük. [çok zaman "yıldız" hakkında kullanılır]. dürer. (bkz. keklik cinsinden bir kuş. düzgün. dürr-i sirâb iri inci. Dü-se (f. parlak.c. dürûg-ı bî-fürûg adî yalan. desâtîr) 1. dürr-i nefîd dizi inci. dürûs-i nâfia faydalı dersler. dürre (a.s. gerçek olmayan söz. sağlamlık. dürriyye (a. dürûg (f.s. dürûg-ı maslahat-âmîz iş bitiren yalan.

) düşman. kamburu çıkmış. bükülmüş. 2.) devletler.) güç.s.i. rastgelme. düvâl (f. düstur ile ilgili.) yağlar. suçlunun boynuna takılan çatal ağaç.) dün gece. (bkz: şetm). Münâsebât-ı düveliyye devlet münâsebetleri. [birince umûmî harpte "Osmanlı imparatorluğu. iki kat. elbiseler. Kad-i dû-tâ iki büklüm olmuş boy. Fransa. düşüm (a. AvusturyaMacaristan. Rusya. Fransa. dü-vîst (f. ikiye bölünüş. Düstûr-nâme-i Enverî Enverî'nin XV inci yüzyılda Osmanlı tarih kaynaklan arasında bulunan bir eseri. bir târih mısraının sene adedinin iki katı olması ki asıl târih bu sayının ikiye bölünmesiyle elde edilir. dü-vüm.) 1. düşmen (f.vezirlere tazim makamında verilen unvan. düşnâm (f.b. dü-şâh. zorluk. âyîn'i şeriflerin muayyen kısımlarında. kurala uygun olan. birleşmiş devletler. dağlık. peşrev. (bkz: bkz.i.) 1. sövüp sayma.b. düvel-i muazzama büyük devletler. yağı. tevşîh. italya].) on ikinci on ikide bir düvâzdeh-imâm on iki imam.) pazartesi günü.s. oyun havası ve bilhassa şarkı formlarında da istimal edilir.b.i. duyûn (a. ilâhi formunda en ziyâde kullanılan ölçü olup.a. meç. dü-vümîn ikinci. düvel-i müttefika ittifak etmiş. düşman. .b.s.i. asrın ikinci yansından sonra yabancı devletlerden aldığı borçlara karşı gösterdiği gelirleri toplamaya mahsus yabancı me'murların idaresi altında ve istanbul'da bulunan müessese. Emr-i düşvâr güç iş.s.) borçlar. dü-şakk (f. (bkz: adû. Bu güzel usûl.) 1. düstûr-ül-amel gereği gibi uygulanacak olan kanun. düstûr-ül-edviye kodeks.) dağ. suûbet) düşvâr-pesend (bkz: müşkül-pesend).deyn'in c.) güçlük.s. disâr'ın c. düşmenân düşmanlar.i.b. düvâzdeh (f. tasma.s. adüvv.zf. yatak çarşafları. iyi tesadüf. düvel-i sâire düvel-i muazzama'nın dışında kalan devletler. 8/4 ağır düyek mertebesi de sık kullanılır. (bkz: sânî). beklenmedik kazanç. italya" idi]. codex.b.) iki yüz. [İngiltere. anlaşmış devletler. beste.) mahvolma. düyûn-ı umûmiyye (umûmî borçlar) Osmanlı imparatorluğunun XX. Rusya. Sekiz zamanlı ve beş darblıdır. eğrilmiş. düvel (a.) zar oyununda en büyük sayı olan iki "6" nın yanyana gelmesi.s. çatal ağaç. dü-tâ (f. düşvâr-ger (f.) on iki.b.i. dü-şâhî (f. fr.i.) devletlerle ilgili. Almanya. AvusturyaMacaristan" idi]. 2. ed. düveli. düşvâr (f. düvâzdehüm (f. hasm).i.) düstûra ait. düyek (f. eseri kalmama.b. kâr.s.i. tomruk.i.) ikiye ayrılma. Düyek.i. birleşik devletler. düşîn.) muz. düşîne (f. 2. i.i.b. desem'in c. (bkz: eim-me-i isnâ aşer). yağılar. devlet'in c. zor. [birinci umûmî harpte"ingiltere. düsür (a. iki adet sof-yandan mürekkeptir. üste giyilen kaftanlar. düveliyye (a. düvel-i mü'telife uyuşmuş. düşeş (f. Türk müziğinin küçük usullerindendir ve eski zamanlardan beri pek rağbetle kullanılan bir ölçüdür. Almanya.i. düşenbih (f. düşür (a. düstûrî (a.) sövme.) kayış. düşvârî (f. düsûr-ün-nefs her şeyi çabuk unutma hâli.

eamm (a. Acemler. A'cem'in ve Acem'in c. eb'ad (a. 2. düzdân) hırsız. şeref sahibi olan büyük kimseler. ebâ-en-cedd (bkz: eben-an-cedd. [Arap aruzuna mahsus ıstılahtır]. çok sayın. eazz-Allah Allah azîz etsin! eazze (a. yükseklik (veya =derinlik). eâcib-i dehr dünyânın çok şaşılacak şeyleri.i. hasımlar. 1) düyunu umûmiyyenin bir kısmı.) çalınmış [şey].i. dağ kırlangıcı.) şiddetli rüzgârlar. a'zam'ın c. eâlî (a. taaccüp olunacak.s. hırsız gibi. a'la'nın c. dağınık.s. eâcîb (a. Eâcim (a. âdil = âdile.düzd'ün c. pek şümullü. "keçisağan" denilen bir kuş.) çölde yaşayan Araplar. sürrak). âba) 1. Dürr-i düzdîde çalınmış inci. iranlılar. 3.s.) hırsızlar. vücuttaki garip. .) elif harfinin üstün ve ince okunan şekli. düzd j (f.) uzaklıklar.b.) pek büyük olanlar. 2) tahkim edilmediği için her gün azalır veya çoğalır durumda olan borçlar. 2) vâdesinde ödenmeyen para ve krediler. eb'âd-i selâse (üç uzaklık) 1. düyûn-ı mütemevvice eko. düzd-âne (f. peder). anormal yaradılışlar.cü) "azîz etsin!" mânâsında biriyi dilek. adüvv'ün c. sürüler.i. Eârîb (a.i.s. ebabil (a. pek. E e (ha.zf. ebû. sâlih = sâliha. Dest-i eâdî düşmanların eli.s. düyûn-ı muhkeme eko. eb (a. ebâdîd (a. eâzım-ı üdebâ edebiyatçıların en büyükleri. (bkz: ebî. (bkz: aruz). 2.3. eâzım (a.) pek yüksek olanlar.c.) iki dilli.) düşmanlar.i.) 1.s. Düyûn-ı Umûmiyye eko. düyûnât (a. eb'âd (a. deyn'in c.) Arapça kelimeleri müennes yapmaya yarar hafız = hafıza. eâsîr (a. devlet borçları. [Kur'ân'ı Kerîm'in 105 inci "Fil" sûresinde sözü edilen "kuş sürüsü" vesilesiyle edebiyatımızda çok geçer]. u'cûbe'nin c. düzdân (bkz.i. uğru.i. boy.) hırsızlık. kasırgalar.s. düzdî (f. ata. büyük adamlar. kamışlık [yer]. olan a'dâ'nın c.s.) borçlar. (f-s. eb'ad-i ihtimâlât ihtimâllerin pek uzağı.e. çok) uzak. devam eden borçlar. şiirin vezinlerinden bahseden ilimler. arûz'un c. belirli vâdelerde yalnız faizleri ödenen uzun yıllar vadeli devlet borçlan.i. olan "A'câm"ın c.) en umûmî.)hırsıza yakışır yolda. ba'd'den) daha (en.e (a. düyûnât-ı atîka eski borçlar..) müteferrik.i. eazz (a. ebâet (a. gibi.) en azîz.c. . bölükler. i'sâr'ın c. müfretsiz "tekilsiz" c. 3) tediye zamanı malûm olmayan alacaklar.) Arap olmayanlar.) 1. dü-zebân (f.c. eazz-i ehibbâ dostların en azîzi.s. olan dü-yûn'un c. yağılar. l ) tediye edilmeyen borçlar. şaşılacak şeyler.düyûn-ı dâime eko. kamış. [eşyada kullanılmaz]. uzunluklar. eb'âd-i bî-nihâye sonsuz uzaklıklar. 2. (bkz: A'câm). eb-i müşfik şefkatli baba. eâzım-ı rical devlet adamlarının en büyükleri. düzdîde (f. en.s.. bu'd'un c. âba) baba. A'râbî'nin c.i. 2.s. eârîz (a. eben-an-ceddin). eâzım-ı millet millet büyükleri. pek muhterem.) 1. hırsızca. nazımda beytin birinci mısraının son kısımları. eâdî (a. 2.

ebârik (a.) mezar. kaçma. (bkz: remîde). bir yük odun. ebb (a. şaşkın. . ebed-hâne (a. dâim eylesin!" mânâsına bir iyi dilek. hiç bir daha. ahmak. 2. [daha çok "tıfl-ı ebced-hân (ebced okuyan çocuk) çok acemi. (bkz.i. otlak. Efganistan'da bir Türk topluluğunun.i. sonsuz dünyâ. ebbed-Allah (a. ondan yüze onar onar. sonu olmayan. Arapça'ya mahsus sesleri gösteren harfler ilâve edilmiş ve bu sıraya göre harflere. sıçrayıp atlayan karaca.i. ürkme.s.e. ebediyyen (a. en harikulade.) iblisler.b. Aşın Alevî olup kendilerine "Seyyid Gazî Yetimleri".s. birden ona sıra ile.) 1. baharlar. tenler.i. budala [kelime. ebed (a. ebedî. (bkz: çespân. balçıklı [yer]. iblîs'in c.) büyük ve çıkık karınlı [adam]. budalalık.) ibnelik.zf. şaşkınlık.) asla. kabîle. ebâtıl (a. ebbâz (a.) ebed'e mensup. ebâtîl (a. Bu herfler sekiz grupa ayrıldıktan sonra.) 1.i.beden'in c. ebda (a.c. [evliyadan 70 kişilik bir cemâat veya zümreye verilmiş bir addır.) 1. olan ebzâr'ın c. yakın olmayan [hısım ve akraba]. eb'ad'ın c. ve s. 2. aptallık. s.i. ebeden (a.i.) 1.f. 2. ebed-âbâd.b. 2. yanlar.) alaca atlar.i. aslında "bedii" in cemidir].) yemeklere konulan kurumuş kekikler. ebcer (a. [müfredi başka mânâda kullanılır]. 2. aptal. 2.).i. ubtûle'nin c.f. dervişlik. mektebe yeni başlayan.s. ebâzîr (a.) 1. mer'a.s. (bkz: bathâ'). ebbâr (a. (ebrak'ın c.) en bedi'. fakat Arap harflerine mevzu teşkil eden şu sekiz kelime meydana getirilmiştir. yüzden bine yüzer yüzer olmak üzere birer sayı değeri verilmiş olan Arap harflerinin diziliş sırası ve bütünü.) mezar. ebbed-Allahü mecdühu Allah onun mecd ve şerefini daimî kılsın.) 1.s.) böğürler. ahmaklık. ebtah'ın c. [müfredi kullanılmaz]. zevalsiz.i.) ebced okuyan. ebdâl (a. en acîp. en göze çarpan. ebânet (o.) kumlu dereler ve ırmaklar. cem'i az kullanılır]. 2. tansuk.) "Allah.f.zf.) cisimler. taze veya kuru ot.b. ebedî. ebâlîs.) sonu olmayan gelecek zaman.i.b. bezr'in c. ebdâlî (a. boş inanışlar. ebced-hân (a.i. İlm-ül-ebdân 1) hek. ebed-gâh (a. aralarına vokaller konularak mânâsı olmayan. büyüklerine de "dede" derlerdi]. hiçbir zaman.i.s. ebed-el-âbâd). 2. ebediyye (a.) ibrikler. alık. ebbâle (a. şeytanlar. cemâat. gövdeler. (bkz. Anadolu'da göçebe bir halkın adıdır. ebedi-yy-üd-devâm sonsuz olarak devam edecek olan. vücutlar. ebdân (f. lâyık.) eski sâmî alfabe sırasına göre tertiplenmiş. kavim.i.s. esassız olan şeyler.) iğne yapan ve satan. Allaha bağlanmış olma. (bkz. hiç bir vakit. ibrîk'ın c. en uzak [yerler]. daha başlangıçta" terkibinde geçer].) Allah dâim eylesin! ebed-el-ebed (a. asla.) boş.zf.i.f.i. ebed-Allah (a.i. sermedî). hiç bir zaman. ebece (a. faydasız. 2) jimnastik. hiçbir zaman. ebbâl (a.ebâid (a. dünyâ ile ilgisini kesip.) iri yapılı adam.i. bed'den. ile-1-ebed).s.) patlak gözlü [adam]. beden bilgisi. sözler. iğneci. ebâtîh (a. acemi.s. şâyeste).cü.b. katiyen. ebcel (a. fr. anatomie. alıklık. ebâlise (a. yan taraflar. su kapları [müfredi çok.zf.s. kumlu. ebedâ. ebed-el-âbâd (a. ebed--âbâd. Tann'ya bağlanmış olan derviş. (bkz: ibil).) ebedî olarak. bir kısım halk.) 1. âbâb) 1. ebced (a. müfred gibi kullanılır.) deve çobanı. ebdân (a. ibtal'in c.) 1. ebârîk (a. 2.

i.) dilsizlik.) pek kalın kafalı. bükm) söz söylemeye muktedir olmayan (hayvan gibi dilsiz.) ağzı. Şahs-ı ebhal pek cimri kişi.s. . ebkâr (a. (bkz. eblag (a. ebkemiyyet (a. ebkâr-ı efkâr evvelce söylenmemiş olan fikirler. alabacak [at].) aptal aldatan. rengârenk. alık.s. 'dededen. (bkz: eb. ebleh-firîbâne (a. eblehiyyet (a.s. ebhâs-ı arnika derin bahisler. bahis. ebleme (a.s. belâhet'den) pek akılsız. eblek (f. şerefli ve faziletli [olan].) pek çok buğzedilen. meç.i. nebat şekeri.s. ebes (a. ebed-kıyâm (a.b. ah-makçasına. pek) parlak. 3.f. ebleh (a. daha (en.) bönlük. ebir (f. eblak-süvâr (a.zf. [adam. ebhur). (bkz: eblehi). (bkz: bihâr.f. ebhâs (a. bahs'ın c.) 1. 2. eblek-i şerh (bkz: eblek-i eyyam). beliğ'den) daha (en. ebleh-âne (a.) sonsuz. bahr'ın c. parlak. (bkz: ebke-miyyet). ebhal (a. pek) hasîs.s.) 1. tam dilsizlik.) aptal aldatırcasma. ebû).s. saflık. nefesi fena kokan [adam]. ebher (a.f. ahmaklık. ebhem (a.zf. bulaca.s. buhur. en fasih ve olgunluk derecesine çok yakın olan. (bkz.i.i. ebeveyn ana baba (bkz: vâli-deyn). nurlu.i. eblek-i cihântâz (bkz: eblek-i eyyam). 2.f. ebkâr-ı maânî evvelce düşünülmemiş olan mânâlar.) ezilmiş toz şekeri. buhl'den) daha (en. ebhire (a. ebr). ebkem (a. 1. gece ve gündüz dolayısıyla Dünyâ ve zaman. eblec (a. ebkemiyyet-i mutlaka mutlak. eben an cedd (a. 2. ebhâr (a.b. (bkz: eblehiyyet). hares). eblem (a. ebhâr-i vâsia geniş denizler. balık'dan) 1.). 2.) söz söylemeye muktedir olmayan adam. ebhar (a.b. eblek-i eyyam meç. meç.f.) akılsızcasına. kızoğlan kızlar. buhâr'ın c. ebed-müddet (a.i.i. avlayan. (bkz: bihâr.i. ebleh-firîb (a. ebhâs-ı müşkile zor bahisler.s. Hukuk-i ebeveyn ana baba hakları.) babadan. (bkz. ebhâs-ı cedide yeni bahisler. kalpten vücûda kan dağıtan büyük ana.s. eblûç (f-s.) Ebû Reşit Kutb-üd--dîn Ebû Bekir Bin Ahmet Bin Muhammed-ül--Ebherî tarafından kurulan tarikatın adı. sıcak memleketlerde yetişir. peder.) bönlük.) hayırlı. karanlık. hiç sevilmeyen. vu-zuhlu. bakla gibi boğumlu ve bir ucundan diğer ucuna kadar birden ayrılabilen bir ot.i. ebgaz (a. kuşaktan kuşağa. eblak (a.) denizler. ebkâr-ı nüket daha önce hiç kimse tarafından kullanılmamış olan nükteler.i.damar. ağızsız). ebled (a. dumanlar. eberr l (a.s. eblehi (a. ebkemî (a. bahr'ın c.s.i) ebedîlik. Ebheriyye (a. ebî (a. ahmak. ebhâr). (bkz: ahras). (bkz: eblak).i. Zulmet-i ebkem dilsiz.s. (bkz: ebleh).) dilsizlik. kaba zihinli.ebediyyet (a.s. ebhur (a. bükm'den c. [ölümü 573 (1177)]. saflık.) alacalı [renk].).) denizler. pek) beliğ.s. ahmaklık.) 1. atardamar.) alaca ata binmiş [kişi].f. dâimîlik.) kalın dudaklı [adam]. anat. alaca. savaşçı yiğit.i) çok süt içmekten mîde ve karında hâsıl olan yel ve şiş.i. süresiz. sonsuzluk. süresiz. cavidânî).b. nesne].) bot.s.) sonsuz.) buğular. büyük babadan.i. bikr'in c. birinci defa söylenmiş mazmunlar. sonu olmayan zaman.s. (bkz: ebkemî. açık kaşlı.s.) baba.zf. ahmak. bahs). buhur. bön.

) baras (miskin illeti) hastalığına tutulan.i. ebnâ-yi hilkat insanlar.) 1. sipahi askerleri. ebnâ-yi zaman (zamane) içinde bulunulan çağın insanları. ebr.i.s. ebrî (f. ebrâr-ı ümmet ümmetin hayırlı insanları. kumlu. ne yapacağını bilmeyen (adam). motifli boyama . ebraş. ebnâ-yi cins aynı cinsten olanlar. (bkz: ebniye-i mürtefıa). tezhiplerin dış kısımlarında ve buna benzer sanat eserlerinde yardımcı bir süsleme unsuru olarak kullanılan. ebniye-i âliye yüksek binalar. ebnâ-yi Âdem Adem oğulları. Hz. ebrimürde (f.i. ebred (a. 3.) 1.) zool. münafık.) gözünün akı çok. yüksek yapılar.s. 4. ebr. ebnâ-yi beşer insan oğulları .s. burç. pek) soğuk.baran yağmur bulutu. alaca benekli [at]. eshâb-ı fîl'in sergerdesi olan şahsın adı.kühen sünger. ebniye-i mürtefia yüksek binalar. sersem. Ebû Bekir. (a. ebr (f. Hz. (bkz: halhal).nisan nisan bulutu. ebnâ-üd-dehâlîz anası babası belli olmayıp şuraya buraya bırakılan çocuklar. ebrec (a.(a. ebrû-yi dilfirîb cazip. ibn'in c. ebrencen (f. balçıklı [yer].i.i. iyiler.rahmet rahmet bulutu. ebniye-i hâssa pâdişâh binaları. ebrîşüm (f.b. sehâb).). dolu yağdıran fırtına bulutu.s. fakat güzel gözlü [kimse]. şarlatan.) bulut. 2.) zool. daha (en. s. lütuf bulutu. abraş. i. taşlı. sünger. ebras (a. (bkz. özü sözü doğru olanlar. 3. Ömer. ebr.i. ebrâc (a. alacalı [at]. Hz.) 1. güzel kaş. dağ kırlangıcı. 2. ebr-kâr (f.) bilezik.s.b. insanlar. sünger. ebnâ-yi vatan vatan evlâtları.s. gamam.i. ebniye-i seniyye pâdişâh binaları. ebniye . ebrencen-i dest el bileziği.i. Ebrehe (f. ebnâ-yi sipâhiyân aşk. ebrâr (a. Osman. beyaz ve kırmızıdan meydana gelen alaca renk. s.mürde sünger. ebreş (a. ebr.) ibrişim. sam lekesi.c.) "ebabil" denilen kuş. Hasan. Şeş-ebrâr (altı hayır sahibi) Hz. Alî. ebr. (bkz: benî beşer). fazla parıltılı. ebrû-vân) 1.) 1. kale burçları. ebru (f.) binalar. Kelâm-ı ebred pek soğuk kaçan söz.) bulutlu. ebnâ' (a. iki renkli. 2. yânî vücudunda yer yer beyaz lekeler bulunan adam.s.i. bükülmüş ipek. ebnâ-yi dehr zamane adamları. kitap ciltlerinin iç kapaklarında. hareli.i. kaş. [ebr'in (bulut'un) yerinde durmamasından kinaye olarak bu mânâyı aldığı sanılıyor].eblûk (f. g. ebr-i bahar bahar bulutu.) kaleler. (bkz: sivâr).ihsan ihsan. ebr. [eskiden] kâğıt üzerine yapılan hafif hâre. yapılar. berr'in c. lekeli şey. ebr-âlûd (f. ebnâ-yi sebil yolcular. ebrikühen (f. ebniye-i mîriyye beylik binalar. 2.) oğullar. burc'un c. iki yüzlü [adam].s. (bkz: ebir. Hz. burûc). Hz. 2.binâ'nın c.b. ebr.i. (bkz: hâcib). g. ebniye-i atîka eski binalar.) 1.) şaşkın. ebrak (a. Hüseyin. dindarlar.s.) hayır sahipleri. 2.seher sabah bulutu. (bkz: sehâb-âlûd). (bkz: ebrikühen).s.

" denilmektedir. Ebü-1-enbiyâ' Hz. Muhammed'in düşmanı iken sonradan müslüman olmuştur.b.b. [bu usulde boyanan boyaların belli başlıları bedahşi bengal ve Lahor boyalan idi]. Arap şâir ve ediplerinin en büyüklerinden biridir. Hz.s. baht.i. ebrû-yi sanem bot.s. ebî.) zool. Alî'nin lâkaplarından biri.i.i.b.i. ibrahim.i) "toprak babası" Peygamberimizin damadı olan Hz. basar).c. ebrû-yi zâl-i zer meç..) "korku babası" Mısır'da Ehramlar civarında.Fars. Ebû-Türâb (a. kuytu yer. (bkz. ebü'1-feth (a.) baba.i.) kaçmış. ebû (a. ebuk (a. 2. peder).) ilk halîfe Hz." diye başlayan 111 inci "Leheb" sûresi. ebter (a.s. Emr-i ebter faydasız. h. ebrû-ferâh (f. " ebû kalemûn bukalemun.) asıl adı Ömer olup Hz. Imâm-ı Alî'nin hakemi. beşâşet).i. Muâviye'nin babasıdır. talih. kuyruğu kesik [hayvan]. basar'ın c. Ebû-Muse-1-Eş'arî (a. h. ebâtîh) kumlu dere ve ırmak. ebruvân (f. Ebû-hamîd.) güler yüzlülük. Arap olmadığı.) güler yüzlü [kimse]. Ebû Hafs Halîfe Hz.i. beşuş). bâtın'ın c.) Hanefî mezhebinin kurucusu olup asıl adı "Nu'man Ibnü Sabit" dir.b.) Kureyş'in bir kolu olan Benî Ümeyye'nin reisi. 3. zürriyetsiz ve hayırsız [adam]. [İslâm Ânsiklopedisi'nde ".) "fâtihler babası" II. ["Sıddîk" lakabıyle anılır].) meşhur ilim ve sanat hâmîsi ve Hims meliki Seyf-üdDevle'nin amcazadesi olup. islâm dînini kabul etmemiş ve halkı da bu dîni kabulden uzaklaştırmayı kendisine iş edinmişti.) 1. (bkz: besâmet. ebâtıl) en boş.b. sihirbaz. ebtah (a.b. hirs).h.) meşhur Arap şâirlerinden bir zat. 2. görme hassaları. (bkz.s.i.h. ebü-l-aceb 1. (bkz: eb. insan başı . battâl'ın c.) çukur. ' Ebû-Bekr (Bekir'in babası) (a. dilenci.i. Hz. Ester-i ebter kuyruksuz katır. Ömer'in lâkabı. Ebû-Süfyân (a. Ebü-l-Alâ' (a.) "insanların babası" Hz.968].h. [d.i.h.i. beyhude. ebrû'nun c. 932 .i. ebtine (a. Muhammed'e düşmanlığıyla meşhurdur.) gözler. besîm.) körlüğüne rağmen hafızasının fevkalâdeliği ile tanınmış büyük Arap şâirlerinden biri ki kasîdeleriyle meşhurdur [973-1057].) "alev babası" Hz.i. Peygamberin amcası ve Abd-ülMuttalib'in oğludur. Ebû Fırâs-il Hamdânî (a. ebü-l-beşer (a.i. Türk yahut başka bir kavme intisabı açık değilse de.) bulut gibi.usulü.. Ebû-Ieheb (a.i. hilâl. (bkz: âbık). Ebû-Nüvâs (a. ebr-veş (f. şans. (bkz: dübb.h.) kaşlar. faydasız şey.) kara bulut. kan kurutan otu. yeni ay. kasırga bulutu. Bedir Gazası" nda öldürülmüştür. Âdem.b. ayı. şen olmak. Ebû-Tâlib 1. ebû-hûmid (a.) yiğitler.. ebrûmîg (f. ebtâl (a. Ebû-cehl (a. Ali arasındaki hilâfet (halifelik) ihtilâfında.i. fakat Araplar arasında doğup büyüdüğü muhakkaktır.b. Ebûbekir. 2.s.).h. (bkz.i.. ebsâr (a.i. bununla karısı Ümmü Cümeyle hakkındadır]. [Kur'ân-ı Kerîm'de "Tebbet yedâ ebî lehebin. ebtal (a. Mehmed'in lâkabı. Alî'nin babasının adı. bü-1--heves). ebrû-ferâhî (f.s. neticesiz iş.c. Ebü-1-hevl (a. Ebü-1-heves (a. Şahs-ı ebter evlâtsız adam.. doğuşken erler.) sahâbe'den olup Muâviye ile Hz. Ebû-Hanife (a.[597-653].i. kaçan [köle]. ata. Ebû-Yahyâ Azrail. hokkabaz.h.i. ö.i.

i. cüfûn). gündüz iyi görmeyen kamaşık gözlü [adam]. 2.b. ecim (a.bir şeye çok devam etmekten usanç gelme.i. ecdâd (a.i. ebü-n-nevm (a.) en (çok. Mevt-i ebyaz anî ölüm. gündelikçi.) altın babası.i.i. ebz (a.i.c.b. 2.i. echel (a. birden ölme. başı kel [adam].) ayak takımlan. çok zengin adam.) cin taifesinden bir fert. ebvâb (a.). ebürrebî' (a. 3.i. echel'in c. eclâd (a. pek beyaz. ibibik. geriye bırakan.s.i. üstü düz araba veya devenin .i. bölümler.1 (a. ecinni (a. ecir j.) edepsiz. işini sonraya. pek) câhil. 2. ecell-i mahlûkat (mahlûkların en üstünü) insan. boynuzsuz koç.b. bezr'in c. su -temizliğini kaybedipbozulma.) 1.i. câhil'den) 1. küvet.1 (a. etli kemik.) l. eclâ (a. geciktirilen şey.s. kısımlar. eli açık [kimse].i. c. beyt'in c. ecâmire (a. echelü min Karagöz Karagöz'den daha câhil.) bilgi.s.) 1.I (a.i. bıldırcın otu. ecinne (a. eceli (a. 2. haşhaş. cömert. ecdâs (a.) yabancılar. anî ölüm. son derece güzel [kadın]. ebvâb-ı rahmet rahmet kapılan. ecl Ja.s. 2.) 1. cilfin c. ebyât (a. 3. eclâf (a.s.) 1. 2. ecfân 1. cefn'in c. eclah (a. beyâz'dan) pek ak. uçur). rezil kimseler. ecemme (a.) iki mısra'dan meydana gelen manzum sözler. ürkme.) taifeler. ecânib (a.i. başka memleketlere mensûbolanlar. ecille-i ricâl-i devlet devletin büyük adamlan. en ulu.) ana karnındaki çocuklar.) bot. ecille (a.) "uyku babası" bot. insan takımları. (bkz: ciyak). ecel-i mev'ûd. asma çubuklan. utanmaz (adam]. ecla' İ. ebü-l-iber (a.şeklindeki korkunç bir taş.i. ömrün sonu. 2. echere (f. tabiî olarak gelen ecel.s.s. baharat. İhtilâc-ı ecfân göz kapaklarının seğrimesi. ebvâb-ı irtikâb irtikâp kapılan. (bkz: ecr).) çavuşkuşu.) 1. nadan.b. mızraksız adam.) pıtırak dikeni. ücretle tutulan. cild'in c. ecel (a. ecel-giyâ (f. çok büyük. ecder (a. büyük babalar. hayâtın son demi.s.) daha (en. ecâhil (a. ebzâr (a. birini.) hayvan derileri. (bkz: hîidhüd)! ebü-z-zeheb (a.i.) sebep. atalar. 2. ecr'den) ücretle çalışan.c. göz kapaklan. ecbe (a.) dedeler.s. baldın çıplaklar. yemekten tiksinen [adam].i. ecille-i üdebâ-yi Osmâniyye Osmanlı edebiyatının büyük adamlan. 2.b. cedd'in c. [bizde "büyüt" bu mânâda kullanılmaz]. i. cedes'in c. illet. celîl'in c.i. pek) celîl. 2. çok aşikâr. pek) câhil.i. fazilet ve rütbe îtibânyla büyük olanlar. echer (a. kaçma. sfenks. tesadüfi olarak gelen ecel.) 1.) kısa dudaklı ve miskin [adam]. bâb'ın c.) yemeklere konulan kekikler. zehirli bir bitkinin kökü.s. kirpikler. bilgisiz olanlar. ecîl (a. celîl'den) daha (en. 2.s.) 1.i. ebyaz (a.) alnı geniş adam.) 1. âcâl) muayyen olan vâde. mezarlar.) kabirler. çok) lâyık. O ecilden o sebepten. banyo.s. istemediği hâle uğratma.(bkz: ecfân. ebvâb-ı müzehheb yaldızlı kapılar. ebzün (a. ecel-i nâ-gehân ansızın gelen. cenîn'in c. ecîr j '-1 (a.i. ecfün (a.i.i.i. içinde yıkanılan küçük havuz. ecnebî'nin c. 3. pek belli. pek. kapılar. ecdâs-ı ecdâd ataların kabirleri. ebyân (a.s. daha (en.s. aksi [kimse]. celî'den) en celî. ecel-i kaza tehlikeye uğramak suretiyle.s.

ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri. 2.) cinsler.i.c. cilfden) daha (en. ecvibe (a.i. ecsâm-ı sâbiha fiz. ecved (a. otsuz [yer]. cevâb'ın c. ecsâd (a. harçini. nevîler. pek. ecniha (a. cemâl'den) 1. ecmât) sık ağaçlı yer. ecribe (a. erkek ve kadın adı. boş kafalı. kovuklar. en (daha. genç. 2. türlüler. yüzen cisimler.) uyuz [insan veya hayvan].c.üstüne yapılan küçük kulübe. yabancı [adam]. ecrâm (a. garip. bilgisiz. çok birleşmiş ve biriken. yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller. cem'den) en toplu. ahsen).i. demir.) sık ağaçlı yerler. [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. ecnâd (a. yabancılık. 2. çeşitler. eclef (a. ecrâs (a.s.i. .i. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. bedenler. ecnâs (a. ecnebi. cenâh'ın c. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî". ecmât (a. cevfden) 1.s. Ecved-ün-Nâs Hz. eliaçık. yıldızlar. ecr (a. ecmaîn (a. daha. ecnebiyyet (a. kereviz. Peygamber. Tıfl--ı ecred tüysüz çocuk. yakışıklı. (bkz: ücem). ecreb (a. 2.) hepsi. çeşitli cinsler.) yabancı [kimse veya nesne] . ecred (a. cenb'in c. ecsâm (a. ecmâl (a. ecrâm-ı ulviyye astr. ormanlar. ahrete ait mükâfat.) yan taraflar.) dağarcıklar. gövdeler.) 1. sahî).i.) kanatlar. orman.) vücutlar.) çanlar. ecnef (a. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın.zf. ecr-i misi huk. hizmet karşılığında verilen şey.i.) bot. cümlesi. söylenilen sözlerin karşılıkları. sevap. ecnâs-ı muhtelife türlü.s. ecvâd açıklıklar luklar. 3. pek) edepsiz. taşralı. ecneb (a.i. i.i. (bkz: cünûd). bir iş.i.s.) erkek develer. topu. ecma' (a. yıldızlar. bâe (bey)] gibi.s. 2. cirâb'ın c.) 1. tüysüz adam. tenler. mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir].i. yıldızlar.i. 3. 2. mahfel. cömert.i. ücem. Arz-ı ecred otsuz toprak. ecme (a. ecsâm-ı semâviyye coğr. (bkz. büyük çıngıraklar. 2. çok) güzel. gariplik. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. ecme'nin c.) askerler. ecnebiyye (a. beli eğri olan [adam].) cansız olan cisimler.) sorulan şeylerin. ücûr) 1. i. ceres'in c. (bkz: cüsûm).) ecnebilik. bîgaraz ehl-i vukufun takdîr ettiği ücret ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf. cins'in c. gök cisimleri. ecnâb (a. içler. Radiya-llahü anhüm ecmaîn Allah hepsinden razı olsun.s. sert başİı [at]. bakır. cünd'ün c. çok câhil. gümüş. pek. taburlar. ecmûd (f. kalay. içi boş. en iyi olan. ecved-i mensucat dokumaların en iyisi.s.) gövdeler. meşin veya bezden yapılmış çantalar. kof. cism'in c.i. haktan uzaklaşan [adam].) 1.s.i. [sâim (sav m). cirm'in c. ecvef (a.s. meç.s. (bkz. ecmel'in c.i. misafir. soylar. ecvibe-i müskite susturucu cevaplar. kurşun. ecmel (a. cesed'in c.) 1. ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri. 2. ücret.

b.s.i. garip.ecyâd (a.i. bakır. arûz'un sekiz asıl parçası. tenler. cîd'in c. demir.cizl'in c. cirm'in c. beli eğri olan [adam].s. ecnebi. 2. edâ-yi salât namazı vaktinde kılma. yıldızlar. sevap. gümüş. naz. yabancılık. edâ-yi i'tizâr özür dileme edası. mevki ve kullanma tarzı bakımlarından kiralanan yere benzeyen yerlerin kira bedelleri o yerin de ecr-i misl'idir]. çok mühim. ecsâm-ı felekiyye gök cisimleri. ceres'in c. ed'ac-ül-ayneyn gözleri kara.) yabancı [kimse veya nesne] . ecyâl (a. ecnef (a. cîfe'nin c.) uyuz [insan veya hayvan]. büyük çıngıraklar. cüz'Un c. ecrâm (a.) 1.) uzun boyunlu [adam]. hizmet karşılığında verilen şey. ecnâs-ı muhtelife türlü. efâîl ü tefâîl). ecza dolabı. cism'in c.c. ücûr) 1. .t.) vücutlar. eczâ-hâne (a. ecnebiyyet (a. soylar. gariplik.) eczane. 2.i. 2. kadın adı.s. genç. ecr-i misl huk.i. (bkz: ispençiyari). tüysüz adam. taşralı. ifâde.i. ecsâm-ı sâbiha fiz. uluslar. nesiller. parmaklan veya eli kesik [adam].) 1. bîgaraz ehl-i vukufun takdir ettiği ücret. eczacı (a. eczem (a. harçini. e d. pek ince. ecreb (a.) 1. çeşitli cinsler.s. ücret. işve). 2. meşin veya bezden yapılmış çantalar. yıldızlar.s. sert başlı [at]. ecrâm-ı ulviyye astr. 5.s. eczâl (a. 3. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme. eczâ-yı nâriyye kim.i.) l parçalar. ecrâs (a. ecrâm-ı semâviyye gök cisimleri. cesed'in c. (bkz. cenâh'ın c. [kira bedeli tâyin edilmeden bir yerin kiralanması hâlinde vasıf.) kanatlar. edâ-yi deyn borç ödeme.i.s.i. 3. üslûp. dakik'den) en dakik.) çanlar.i. ilâçlarda kullanılan maddeler.i. ed'ac (a. eczâ-yı unsûriyye esas teşkîl eden parçalar.) dağarcıklar.s. ahrete ait mükâfat. ecniha (a. 2. ecza' (a. pek siyah [şey]. tarz. ecsâm (a. ecyed (a.) 1.) ecnebilik. (bkz.i. ecyâf (a. edakk l (a. ilâç yapan ve satan kimse. ecnebiyye (a. eczâ-üş-şi'r ed.) 1.f.i. yabancı [adam]. eczâ-yı şerife Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. (bkz: kazâ-yi salât). eda' (a.) ecza.) leşler.i. miskinlik illetine uğramış olan. ecred (a. tomruklan. [Hz. kabileler.i. bedenler. kara ve büyücek gözlü. [aylığı yirmi liradan hizmetçi tutmak veya yıllığı beşyüz liradan bir ev kiralamak gibi]. 3. cüzâm'dan) 1. kurşun.s. gövdeler. eczem (a. 4.i. Memâlik-i ecnebiyye yabancı ülkeler. eczâ-yı tıbbiyye ilâç yapılan nesneler. Muhammed'in şemâilindendir]. 2 . 2. cîl'in c. haktan uzaklaşan [adam]. ciltlenmemiş kitap vesaire. yıldızlar.) uzun boyunlar. caka. (bkz: cüsûm).) 1. ecr (a. kısımlar. münasebetsiz tavır. ecribe (a.) ağaç kökleri. gök cisimleri. 2. Arz-ı ecred otsuz toprak. kurum. cirâb'ın c. şîve.s. ecsâd-ı seb'a (yedi cisim) altın. cilve. ecsâd I (a. otsuz [yer]. bir iş. 2. yanıcı kimyevî maddeler.) burnu kesilmiş. 1) bir malın kullanılmasından doğan menfaatin para ölçüleriyle takdiri. milletler. misafir. eczacı dükkânı.i.) gövdeler. ton. ecr-i müsemmâ mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. kalay.) cansız olan cisimler. yüzen cisimler. yerine getirme. cüzamlı. 2. ecsâm-ı semâviyye coğr. ecneb (a. Tıfl-ı ecred tüysüz çocuk.

edeb-hâne (a.i. ilâç yapan ve satan kimse. 5 . fasîh ve belîğ olan sözlerin süsleri. edevat) 1. 2) ed. (bkz: kazâ-yi salât). edeb erkân yol yordam. cevfin c. ecved-i mensucat dokumaların en iyisi.i. edat (a. cizl'in c. aşağılık kimseler. ed'ac-ül-ayneyn gözleri kara. (bkz. eczacı (a. cüzâm'dan) 1.s.f.i. cîl'in c. 2. 2.h. 3.) ayak yolu.) uzun boyunlu [adam]. ecûc (a. bilgisiz. copule. en iyi olan.s. tarz. 2. [evvelce] ulemâ sınıfının çok zaman imza veya mühür üstüne koyduktan ve "duacınız. soylar. edeb (a. caka. dakik'den) en dakik.) 1. ecvef (a. yerine getirme. 2 . usluluk. başlıbaşına mânâsı olmayan kelime veya harf. edebiyat bilgisi.s. içler. meç. miskinlik illetine uğramış olan. daha. naziklik.s. pek. E-d-deberân (a.ecsem (a. cûd'un c. kovuklar. ecyâl (a.c. edâ-yi salât namazı vaktinde kılma. eczem (a. edât-ı haber gr. edânî (a.) cömertlikler. 2. eczâ-yı şerife Kur'ân-ı Kerîm'i meydana getiren otuz cüz. duacı. cevâb'ın c. Muhammed'in şemâilindendir]. (bkz: işve). haya.b. edeb-ül-bahs bir konu üzerinde görüşülürken tutulacak yolu belirten mantık dalı.) dua eden. e d.b. Eski gramerlerde ayn-ül-fi'li (üç harflilerin [sülâsîlerin] ikinci harfi) "vav = ecvef-i vâvî". üslûp. uluslar.i. içi boş.i.) ağaç kökleri. âdâb) 1.) leşler. kabîleler. ela-çıklıklan. ecyâd (a.s. zariflik. hayırhâhınız" mânâsına kullandıkları klişeleşmiş bir söz. kurum. ecved (a.s.s. muallim.s. 2. [Hz.t. efâîl ü tefâîl). eczem (a. ifâde. ecvâf (a. boş kafalı.) 1. e-d-dâî (a. ton. çok câhil. 3. (bkz: ispençiyari). 2. 3.f. edâ-yi i'tizâr özür dileme edası. ecza dolabı.) pek iri. [sâim (savm). . cîd'in c. ecyed (a. cömert.i. milletler. kof.i.) ışık veren. bâe (bey)] gibi. gövdesi büyük olan. parlayan şey. ed'ac (a.c. terbiye ve nezâkete mensup. âlet.i.i.) oyuklar. edebiyye (a. ecza' (a. sahî). kara ve büyücek gözlü. iyi terbiye. (bkz. 2. (bkz: Ayn-Us-sevr). Ecved-ün-Nâs Hz. söylenilen sözlerin karşılıkları. yanıcı kimyevî maddeler.) en alçak.) burnu kesilmiş.i.) astr.i. çok mühim.s. eda' (a. ifâde arasında bayağı ve çirkin tâbirler bulunmaması.s. edeb-i kelâm 1) söz zarifliği. şîve. (bkz: asalet).i. naz. nesiller. cüzamlı. eczâ-hâne (a. ilâçlarda kullanılan maddeler. ciltlenmemiş kitap vesaire. eczâ-yı nâriyye kim. cevfden) 1. edeb'-den) edebiyata. borç veya borç gibi olan herhangi bir şeyi ödeme. ap-tesâne. edebî. ecvibe (a. boşluklar. kısımlar. parmaklan veya eli kesik [adam]. edakk-ı umur işlerin en mühimi. pek bayağı. tomrukları. 3. güzelliği.i. edeb-âmûz (f. eczâl (a.) eczane. kadın adı. ednâ'mn c.i.) edep öğretici. eczacı dükkânı. cilve. edâ-yi deyn borç ödeme.) 1. arûz'un sekiz asıl parçası. edeb-i san'at kusursuz. *koşaç. utanma. eliaçık.) uzun boyunlar. ecvâd (a. 2. yahut "ya = ecvef-i yâî" olan Arapça fiiller. münasebetsiz tavır. eczâ-üş-şi'r ed.i.s. eczâ-yı unsûriyye esas teşkîl eden parçalar. cüz'ün c. pek ince.) ecza.i. i.) l parçalar. 4. Peygamber. fr.b.) sorulan şeylerin. ecyâf (a.i. ecvibe-i müskite susturucu cevaplar. eczâ-yı tıbbiyye ilâç yapılan nesneler.) 1. edakk (a. cîfe'nin c. pek siyah [şey].

edebiyyûn (a. 2.i.) Şeyh Ebî Ishak ibrahim bin Edhem bin Süleyman bin Mansûr-il--Belhî tarafından kurulan tarikatın adı.) dumanlar. [fıkıh ilminin dayandığı asıl deliller bunlardır].i. erkek adı.i. gömülü şeyler.f. edevât-ı rabtiyye gr. istis-hap. edîm-i arz yeryüzü. Edebiyyât-ı Cedide (yeni edebiyat) 1896 dan 1901 yılına kadar devam eden Tevfik Fikret. avadanlıklar edevât-ı kitabet yazı vâsıtaları. edille (a. güzel sözler.) defineler. asıl ve amel. ağyar muhabbetinin ref i" esâsına dayanır]. erkek ve kadın adı. defîn'in c. mâsivâ-ullah'ın terki. kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan.) iki nokta. edfak (a. eder (a.) beyinler.i. duhn'ün c. örf. . satıh.) karayağız. edîb. edîb-âne (a. 3. edille-i kaviyye sağlam deliller. her hangi bir dâvayı ispat etmeye yarayan şeyler. 2.) göşyaşlan. siyah adam. edî (a.) 1. edinen (f. "efkârın defi. teamül.i. gizli.) 1. (bkz. bir işi işlemeye vâsıta olan şeyler.) l . terbiyeli. bu sözlerden bahseden ilim. kıyastır. kıyâs-ı fukahâ'dan çıkan. (İbrâhîm-i Edhem).edebiyyât (a. Cenap Sahabettin ve arkadaşlarının mümessili bulundukları edebiyat okulu.i. edille-i şer'-iyye). delîl'in c. son takılar.) 1. rehberler. edebiyyât yapmak meç. edille-i tâliye huk.i. 2.c. iki şey arasını birleştirme. edhine (a. edevât-ı lahika gr. edille-i erbaa kitap. fiillere ve isimlere eklenen manâlı kelimeler. edimme (a. çok kokan şey. edimme-i dahilî bot. i. edhemiyye (a. icmâ. (bkz: delâil).) kasığı yarık [adam]. yüz.i. takımlar. edhân (a.) beli bükülmüş [adam]. 2. Tıfl-ı edîb terbiyeli çocuk. nesirli. maslahat-ı mürsele. icmâ-i ümmet. ederfen (f.s.s.i. tuzlu balgam denilen cilt hastalığı. edebiyyât-ı Osmâniyye Osmanlı edebiyatı. (bkz: Udebâ).s. edeyân Çok koşan [hayvan]. nâzik olana veya edebiyatla uğraşana yakışır surette. 2. duâ'nın c. edîbe (a. âdet. sünnet.) hek.i. edille-i akliyye kanunî deliller. edeb'den) 1.) edebiyat ile uğraşanlar. kaide-i külliye.s. edille-i erbaa (dört delil).) 1.) derinin ikinci tabakası. bağlama edatları. edmiga (a. âletler. işaretler.i. edfân (a.i. zarif. edîm (a.) edepli. tiksinilen.) yalvarmalar. ed'iye-i me'sûre eser'de. 2. küçük kap. tabaklanmış deri. gr. edlem (a. edm (a. karayağız at. edmu' (a. edîb-i bî-müdânî eşsiz edebiyatçı. duhân'ın c. küçük ve şerir [adam]. zarif. s. edepli.) hâlis misk. şeriatın dört delili.) sürülecek güzel kokulu yağlar.i.i.i. [tarikat. edfâ. niyazlar. güzel ve uzun uzun sözlerle mevzu dışında konuşmak.i. edille-i şer'iyye kitap. edebiyatla uğraşan [kimse].s. kılavuzlar. edât'ın c. terbiyeli. parçalar. edfer (a. ed'iye (a.i. sünnet. (bkz: dümû'). şeriatın dört delili. âsâr-ı sahabe ve âsâr-ı kibâr-ı tabiîn gibi deliller. edhine-i mütekâsife kesafet peyda eden. dimâğ'ın c.) iğrenilen. içderi. kitap. nazımlı.i. yâni hadiste geçen dualar.zf. icmâ-i ümmet. kalınlaşan dumanlar. edevat (a. dem'in c. edille-i asliyye fık. sünnet.) 1. nâzik [kimse]. ed'iye-i hayriyye hayırlı dualar. 2. Hâlit Ziya Uşakhgil. edhem (a.

i. değişiklikler. 2. efâî (a.c. engerek yılanı. ef'âl-i seyyie kötü işler. efâhim (a. edrem (f.) hıçkırıklar.i. Acem ve Türkçe telif ettikleri müzik kitaplarında. s. efham'ın c. fâilâtün.i. edvâ' (a. efâîl. hîlekârlar. (bkz: efvag.i. efdal'ın c.s. mefûlat] kelimeleri ki. edviye-i müessire te'sirli ilâçlar. edyâr (a. edrem (a. .s.) dişsiz. vücudu beyaz [hayvan]. şartlar. cüretliler. düzme. ef'âl-i basene iyi işler. yüzyıl Türk hekimlerinden Geredeli İshak bin Murat'ın hekimliğe dâir eseri. hâincesine gülüş. eğerin altına konulan keçe. efâtîh (a. (bkz: a'mâl.i. fıâl. pek az. çok bilgililer. en aşağılık adamlar. kiliseler. dîn'in c.) yemeğe konulan baharat.) pek yağlı [şey].) en ulu. efâvîc (a.s. efâhîs (a. edsem (a.) gaflette bulunan [adam].) sıkıntı ve musîbet. çapkınlar. edvar (a. murdarlıklar. kısımlar.i. mecmualarında makamlar ve usuller dâire şeklindeki şemalarla gösterilmek âdet olduğundan dolayı bu ismi taşırlar. dîk'in c.s. c.) uydurma. üfnûn'un c.) ilâçlar. kirler. takımlar. asılsız. denes'in c.s. denî'den. i.) 1. efveh). işler. Şahs-ı edred dişsiz adam.) horozlar.i.) 1. 2. efâzıl (a.) 1. asırlar. deyr'in c. dîn).) yalanlar. olan efvâc'ın c. ufhûs'un c. fuvâk'ın c.s. dümdüz şey.i. efârît (a. ifrît'in c. (bkz.s.i.) ağzı büyük [adam]. efâik (a. efâviye (a. pislikler. mefâîlün. (bitki). 2. haller. ikisine birden efâîl. s. kayalıkta bulunan kuş yuvalan. en bayağı. edreng (f.) taze zencefil.s. (bkz. efâîl ü tefâîl (a. sarmaşık gibi birbirine sarılmış sık ağaç dallan. son derece hâin olan cinler. hastalıklar. ameller.i.) işler. şeytanlar. edânî) 1. edvâr-ı sabıka geçen zamanlar. titrekler.i.i.i. devirler.) taş arasında.s. efânîn (ü. altısına birden tefâîl adı verilir.i.) pek mümtaz olanlar. efkel'in c. 2. fi'l'in c. dişleri dökülmüş [adam]. devr'in c. efâzıl).i. Bu sekiz temel kalıbın Arap alfabesine göre beş harfli olan ilk ikisinin her birine efile. eski müzik nazariyatı kitaplarına verilen bir addır. düzme sözler.).) bölükler. meç. efa'nın c. edveş (a. fevc'in c. devâ'nın c.) mantar ve benzerleri gibi nebat. müs-tefilün. edser (a.) 1.i. edyâk (a. edrek (f. efâyik (a. şark müziğinden bahseden fen eserleri. 2. Dıhk-ül-efâî acı acı. muz. fena tabiatlı [adam]. efdal'ın c.) illetler. efîke'nin c. 2.) 1. Edviye-i Müfrede (basit ilâçlar) XIV. efâvîk (a.s. efâkil (a. ef'â (a. efâdıl (a. Şarklıların Arap.i. başı kara.) teğelti.) gözü dumanlı adam. ednâs (a. hareketler. fâilün. edyân (a. dolanlar.i.s. müfâaletün. ef'âl (a. dâ'ın c. 3. az. hecin. kurnazlar. çok alçak.ednâ (a. pek aşağı. 2.) engerek yılanları. dertler. 3.) titreyenler.s.i.) 1.s. yedişer harfli olan diğerlerinin her birine tefile. (bkz: efî). pek büyük ve saygıya lâyık kimseler. 2. (bkz. zamanlar. efîke'nin c. bunların tekrarından ve değişmelerinden "aruz" un ölçüleri meydana gelmiştir. iftiralar.) 1. edra' (a. mütefâilün.) manastırlar. yalan [sözler].) arûz'u hazırlayan İmâm Halil'in ahenk ölçüsü olmak üzere bulduğu [feûlün.). fiil). edsak (a. edviye (a.s. edred (a.s.

s. rey'. efgâne (f.) 1. (bkz: fıkr). boş kafalı [adam]. düşürülmüş.) 1. ihsanlar. ef'î (bkz. çok şeref sahibi. yıkılmış.) yaralı. niyet.s. pek) fazîletli. efkâr-ı âliye yüksek fikirler.i. efgende (f. efgâr-ı mey içkiden dolayı ağırlaşmış. yıkan. ef'ide (a. medhedici. efjûl (f. (bkz: efvek).i.s. efkar (a. çok koşucu. kötürüm. 2. fadîh'den) daha (pek. yıkık. babanın erkek kardeşi. üstün. biçâre. zihni son derece açık ve zeyrek olan.i. efhâs (a.s. efdah (a. effak (a. çok sarhoş. yıkıcı. efâik) yalan.i.s. efkar-i fukara' fakirlerin fakiri. talihler. eflâk-ı külliyye yeryüzünü çevreleyen büyük küreler. nasî-bine. ef â). perakende. efâzıl-ı vükelâ-yi fihâm büyük vekillerin bilgilileri. dağınık. fazîlet-lilik. nîmetine kavuşan. bozulmamış kalpler. f âdil.) daha (en. vasfedici. dolan. efdal (a. selâmete çıkan. kurtulan. (bkz: figan). efdâl (a. akrabalar.) yürekler.i. -efgen (f. -efgâr (f.) 1. efid. sakat. yere atılmış. efgendegî (f. ef'î-i münakkaş alaca derili engerek yılanı. kandırma.) ıztırap ile haykırma. meziyetlilik. anlamalar.) düşük [ana rahminden düşen çocuk]. efgan (f. efhem (a.) 1. en ulu. yeğen. ifk'den) fazla iftira eden.s. efîn (a. efîke (a.) pek kaçıcı. küreler. fazl'ın c.i. fehm'den) çok fehîm olan.) efdallik. iftira.) her şeyin içleri. eflâk-ı cüz'iyye dünyâdan daha küçük küreler. bağnşma.) fena. semâlar. fehîm'den) daha (en.s. (bkz: ifk).s. çıngıraklı yılan. kekik. zamanlar. kaderler.s. düşünceler. düşünceler. effâf (a. efkâr (a.s. meziyetler. fazlalar. eferr (a. gönüller. amca.) 1. bağınp çağırma. 2.c.) 1. ef'ide-i hâlise saf.) 1. . hala. efkâr-ı sahîha doğru düşünceler.) soğan veya yemeklere konulan nane. evder (f. 2. efder. [kelime "fıgâr" şeklinde de kullanılır]. çok) felah bulan. efâzıl-ı ukalâ akıllılann en ileri gelenleri. kalpler. bahtlar. iyilikler. felekler.i. efhâ' (a.) yakın hısımlar.s. en) rezil. üstünlük.) 1. teyze çocukları. (bkz: fuhûm). somak ve benzerleri gibi kuru otlar. fehm'in c.i.i. vesvese.) çok of çeken. 2.i. en âlâ. efkâr-ı umûmiyye halkın. eflâk (a. (bkz: cenîn-i sakıt). fehâ'nın c. 2 . pek çabuk anlayan.i. efhâz (a. düşürücü. fikr'in c.s. umûmun düşüncesi. 2. (bkz.s.s. eftid (f. pek) fehâmetli. kışkırtma. effâk (a. (bkz: fıgen). efham (a. daha (en.s. inleme.) düşüren. fâzıl'dan) 1.) düşkünlük. atıcı.i.s. efika (a.s. kuruntu.) daha (en. amca. ziyâdeler. pek. bahtına. kötü [şey].s. yere atan. efzah). efhâm (a.s. düşünme. ef'î-i mücelcel zoo. maksat. çürük [ceviz]. felek'in c. 2 . isnâd-ı efîke yalan isnâd etme. düşkün. idrâkler.efâdıl). efdaliyyet (a. pek) fakir ve muhtaç. s. fuâd'ın c. lûtuflar. kederli [adam]. sıkıntılı.) ticâret için bütün dünyâyı gezen [adam]. 2. endîşe. boşlukları. fahz'ın c. şaşılacak şey. temiz. (bkz: figende). gökler. eflah (a.) zihinler. 2. fahs'ın c. (bkz: mecruh).

(m. 2. 2. fenn'in c.) neşeli.s.i.) pek ayrık. [kelime firâz şeklinde de kullanılır]. vesveseli. Şems (Güneş). Avrupalılara mahsus. efrâs (a. 2. efrenciyyûn (a.c. kuruntulu [adam].) 1.ö. efrenciyye (a.i.i. efrâd.) daha (en.) 1.) büyük iskender'den evvel yaşamış ve Keyhusrev tarafından öldürülmüş olan Mâverâünnehir Kralı Tûran'lı bir yiğit. piçler [insan ve nebat hakkında].) iç açıklıkları. efrez (a. Zuhal.) yukan kaldmlmış. Alp Er Tunga.s.i. ferd'in c. efrenc-müşg (f. frenklere. eflâkiyân (f. fırengi illetiyle ilgili. keyifli. efnân (a.) ihtiyarlıktan bunamış olanlar. erler. merkezi Bükreş olan. efniye (a.s.i. melek [Eflâkî Mevlânâ'ya dâir "Menâkıb-ül--Ârifîn" adlı eserin müellifi Hâkî Dede'nin mahlası].eflâk-ı seb'a (yedi dünyâ) astr.) atlar. avam. yükseltilmiş. Efrâsiyâb (f. Avrupalılar. efrâd-ı redife tar.firâz baş yükselten. eflâkî'nin c. Elsine-i efrenciyye Avrupa dilleri. Kamer (Ay). eflâkiyân) gökte oturan. Müşteri.) 1. efles (a. Dâ'-ül--efrenc frengi hastalığı. efrak (a.) kaldıran. eflec-ül-esnân seyrek dişli. feres'in c. efrenc (a.) cinsler.) Osmanlı imparatorluğu zamanında.) yukan kaldmlmış. güzel ve gürbüz [çocuk]. reyhan. efrâh (a. . onunla ilgili. Tâife-i efrenc frenkler. birler.) gökte oturanlar. çeşitler.i. kollarının arası açık [adam].i.c.) 1. efrâd (a. (bkz: efrâhte).s.i. melekler.) arkası kamburumsu olan [adam]. mümtaz. (bkz: efrâşte). debdebe. 429 .i.) Avrupalılar.) yetişkin. Ser-efrâz. neviler.müstebdele muvazzaf askerlik hizmetini bitiren efrâd. efles-i nâs insanların en züğürdü. fened ve fenid'in c. (bkz: Feridun). 2.i. efrân (a. mâruf. Merih.askeriyye askerî erler. kısraklar. ferh'in c. efrencî. ferah'ın c.347). bezek. piliçler.i. meşhur.h.s.s.) frenk. işi gücü olmayan [adam]. . platonique. fınâ'nın c. omuzlan geniş. efrâd-ı beşer insanlığın fertleri.i. Târih-i efrenc Mîlât târihi. fesleğen. -efrâz (f. efnâd (a. nâs halk. [Acem ve eski Osmanlı edebiyatında bu isme çok rastlanır]. eflâk (a.s. Osmanlı ordusunda nizamiye hizmetini bitiren erler. Avrupalı. bunaklar.b.) Aristo'nun hocası. sevinçli olan [kimse]. eksiksiz ve fazlasız. efradını cami' ağyarını mâni (tanım için) aynı özelliğe sahip olanların hepsini içine alıp farklı olanları dışarıda bırakan. Eflâtun (a.) bot.i.h. onlarla ilgili. çatal [şey]. efrâd-ı ümmet bir topluluğa dâhil olan 2.s. Zühre.i. "memleke-teyn" (iki memleket) den bir kısım. askerler. pek) müflis.s.) 1. efrend (f. Efrîdûn (f. efrâd. anlayışlı ve zekâsıyla meşhur olan bir îran hü-kümdân. efrâd-ı aile aileyi teşkil eden fertler. efrâhte (f. sevinmeler. Utarit. seyrek [diş]. yükseltilmiş.) avlular.i. [bizde "fenn" bu mânâda kullanılmaz]. eflec (a.h. efrâd-ı cemâat topluluğun bireyleri. efrâh (a. züğürt.s.) Eflâtun'a ve onun felsefesine ait. yükselten. eflâtûnî (a. f r. şan.) süs.) Cemşid soyundan.s. eflâkî (f. beygirler. efnân-ı elvan renk çeşitleri.s. efra' (a. eflûd (a. efrâşte (f. tek olanlar.s.s. büyük. efrâd-ı millet milletin bireyleri. Sokrat'ın talebesi olan meşhur Yunan filozofu.

gayretsizlik. efşe (f. efsûn-gerî (f.) mizacı soğuk. Cihân-efrûz dünyâyı aydınlatan. efsâne-perdâzî (f. efsürde-dil (f.) yazık. pek edepsiz. büyücü. panltı. saray atlarının yularlarını yapanlar. kadın adı. dağıtan. uzdilli. kabiliyetsizlik. i. efsürde-dimâğ (f.s.b. Âlem-efrûz. efsûn-perdâz (f. efsâ (f.s.s. efsâne ile ilgili. (bkz. . adî romancılık. 2. efsürde-gân (f.s.s.) beyni donmuş.) yular. efsûs! (f. (bkz: üfürükçülük.s. efsâne cû[y] (f. kanı soğuk [adam].) 1. yazan. meddah. aydınlatan. Muhammed. efsâr (f. efsun (f. 2.i.).b. efsâr-dûzân (f.) yanmış.i. gönlü donmuş.c.) masal uyduran. efsürde-gân) donmuş. asılsız hikâye.) 1. 2)meç. hissiz. (bkz: sâhir). -efşân (f. efsâl (a.b. Dil-efrûhte gönlü yanık. gayretsiz.i. yakan. feşil'in c. şû'le). duygusuz. efrûşe (f. efsâne-gûyî (f. efsâne-gûyân (f.) en fâsık. pek) fasih. saçmasapan lâkırdı.i.) masal yazan.s. efsâne-cûyî (f. efser-dih (f.b. parlamış.b.) taç giydiren.i. kansız adamlar. efsâne vü efsun (masal ve büyü) boş lâkırdı.) daha (en. efsak (a. efşâr (f. inan.s.) efsâne arayıcılık. kansız. boş söz.a.b.s.s. fıkra anlatanlar. meşhur olmuş hâdise. efsâne-nüvîs (f. efsâne (f. sıkılmış. efsürde-mizâc (f. efsed (a.i.s.b. aşağılık kimseler.s.i. duygusuzluk. efşâl (a.) efsâneye ait. efsâne-gû [y] un c. Şem'-efrûhte mumunu yakmış. efsah-ül-Arab.s. donuk.b. (bkz. (bkz: fürûz). (bkz: mikvad.s. efsürde'nin c. fesl'in c. silken. tutuşturan.) 1. (bkz: pertev. sihir.a. aydınlanmış.) 1. derîg. -efrûz (f.s. saçmasapan söyleyen.) büyücü.b. meç.a.) un helvası.i.b. 2.s. çok bozuk. efsürde-dilî (f. efsûn-kâr (f.) efsâne arayan veya arayıcı. (bkz: efsürde-dimâğ). arpağ.i.i.i.b.b. eyvah! gibi bir teessür edatı. efsâr-dûzân-ı hassa tar. nur. çimdikleme. [kelime "feşân" şeklinde de kullanılır. efsürde-mağz (f.) 1. efsah (a. ışık. efrûhte (f.) saçan.) yularcılar. (bkz. efsâne-gû[y] (f. efsürde-dimâğî (f. Zer-efşân altın serpen.) efsâne.) alçak. (bkz: füsun. kalbi kırık. [meyva suyu gibi şeyler]. serpen. 2. gözbağcılık. yüreksizler.b.b. üfürükçü. bezgin.) bulgur. efsânevî (f.s. parlatan.i.) tâc. boş laf. yular yapanlar.) yürek donukluğu.) pek fena. duygusuz.efrûg (f. efsürde-mağz). tutuşmuş. duygusuzluk. boş vakit geçirmek isteyen.) gayretsiz. dillere düşmüş.) büyülü. hayf). sihirli.i. efsürde-gî (f. büyü. (bkz: afrûşe). efsâne-perdâz (f.b. masal. efsürde-mağzî (f. adî romancı.s. duygusuz. 2.c.) büyücülük.).) masal söyleyen.b. kabiliyetsiz. vazgeçen.s.) cesaretsizler.) masal uyduruculuk. yüreği donuk. efsürde-dimâğî).i. zimâm). efser (f. şule. Muhammed. şua'. efsürde (f.) donukluk. efrûz (f. efsah-ül-Kureyş Hz.i.s.b.e. (bkz: füsürde). sıkma.) afsun. iklîl).) efsuncu.b. (bkz: dîhîm. Hz.s.i.).s. masal.b. efsâne vü efsun 1) masal ve büyü.) beyin donukluğu.s.s. Dâmen-ef-şân etek silken. ışıklanmış.b.i.s.s.) ziya.b. korkaklar.b. rukye) efsûn-ger (f.b.) efsâne söyleyicilik.

s.) çoğalan. gulyabâniler. öz.) 1.i. yanıltmacalar. egarib ("ga" uzun okunur. edsak. yaba. nağmeler. takımlar. ehad (a.) burnundan konuşan. pek sevgili. kundura.i. çoğaltan. ehabb (a. [top. efvag). -iseniz. ehemmiyetsiz.b. eftân (f-s) düşen. efzâyiş (f. eganî ("ga" uzun okunur. efyûn-keş (a. havalar.) ağzı büyük.i.i.) baş ve şahadet parmaklarının aralan. efşüre-i engûr üzüm suyu. (bkz: ehann). afyon tiryakisi. arttıran. eftâr (a. gemi yelkeni.) halk sözü.e. efveh).s. a. eğerçi (f. *ya-nıltmaçlar.b. vücûdu olmayan hayvanlar. uglû-te'nin c.s.) bina yapma. inşâ etme.) afyon kullanmaya alışmış olan.s. efşürde (f.s. düşerek.) usare. egvâl (a. posası çıkarılmış [şey]. efvâc (a. f. kazalar. ["ehad" Allah'ın isimlerinden biridir]. efyûnî (f. 4. ehabb-ı emval malların çok sevileni. yapı meydana getirme. fezâ'm c. nihayetler. bâzan baştaki vokal düşerek "-ger" şeklinde kullanılır]. ["ise. çoğaltan [-feza şeklinde de kullanılır]. eğer (f. uhcüvve'nin c. fîl'in c.s. kandırma. (bkz: igrâ'. efzûn fazla. yukarı. isen. bulmacalar.) dipler. ugniyye'-nin c. tezâyüd).) afyon. fem ve fevh'in c. efyûn (a.) korku ile bağırıp çağırmalar.) yalancı. ilk sayı.i. gavr'in c. Yevm-ül-egarib savaş. şayet manasınadır.i.s.i. ehabb-ı ehibbâ dostların en sevgilisi.s. (bkz.) her ne kadar.i. çokluk. efzâ1 (a. efzah (a. ön dişleri uzun [adam]. (bkz: gerçi).efsun (f. çukurlar.s.) tek.i.) sıçrayıp seğirtme. [bilinen büyük hayvan (lar)]. efşüre (f.) büyük ağızlı [adam]. muharebe günü. egann (a. efvag (a. (bkz.i.) şart edatıdır.f. lisanı.f.. tüfek]. türlü şekil alan periler. nâzik kumaşlar. fevc'in c.) ziyâdelik. çok. habîb'den) daha.) şarkılar.) pek katı. gul'ün c. .i) ince. ağıza benzeyen her türlü delikler. 2. egvâr (a. olsa da. -isem.i.. efyâl (a. yemeğe konulan bahar. (bkz. efvâh (a.) filler. teşvik).i. -iseler.) bilmeceler.i.. Ruh-efzâ ömür arttıran. menfezler.) öfke ile yan yan bakma. egalît ("ga" uzun okunur.i.s. egul (f. daha fazla. san'at sahiplerinin kullandıkları âletler.s. büyük felâketler.s. efvâh-ı nâs halkın ağzı.) sıkılmış.s. sonlar. asılsız.) ağızlar. bir. 2. -efzâ (f.i. (bkz: tekessür.i. efzûnî-yi ömr ömrün çokluğu. efyûn-keş). fıtr'in c.e. yek). ise de. -isek" kelimelerinden önce gelir. (bkz: eflâk). efvâf (a. fazîh'den. 3. şeytanlar.) kışkırtma. kısımlar. hımhım. Yevm-ül-ehad pazar günü. efdah). a.). efvâhî (a.) arttıran. egare ("ga" uzun okunur. egniş (f. Zînet-efzâ pek çok zînet bahşeden. efvâh-ı nâriyye ateşli silâhlar.i. efveh (a. ehacc (a. (bkz: edsak. savaş zamanı.) bölükler. -efzûd (f.i. artan.) ayakkabı. haşhaştan çıkan uyutucu bir madde. efvek (a. arttırıcı. a. efzûn-ter (f.i. efûr (a. efzûnî (f. âhenkler.) inşam yanıltacak hatalı sözler.).i. (bkz: vâhid.s.) daha çok. efzâr (f. (bkz: futan). ehâcî (a.) artma.s.) zir. sert şey. en.i. çoğalma. eğer. (bkz: kesret).) ayrılış zamanı. (bkz: evzâr). 3. çok sevilen.f. aşkın.

z f. çok.i.i. meali Allah'a ait olan.). kankocadan herbi-ri.i. yüksek şeyler. (bkz: vahdâniyyet). gayeler. ehdâb-ı mühtezze titrek kirpikler. pek) mühim.) teklerin teki. kasit-ler. şiir kurallarından anlayanlar. hilâl şeklinde olan şeyler. bildikler. maksatlar. (bkz: ehil). müstahak. (bkz: ehad-ül-âhâd).) 1. 2. becerikli. Peygamberin ağzından duyulan hadisler. halk. Ehdeliyye (a. hüdb'ün c. çok. hadîs'in c. 3. ehadiyyet-ül-kesret l) kesretin ehadiyyeti. en husûsî.b. ehadiyyet-i rabbâniyye Allah'ın birliği. 3. sahip. eşsiz. ehâdîs (a. ehdâf (a.) ikiden biri. peygambere. ehadd-i süyûf kılıçların en keskini. tanıdıklar. ehadü hümâ (a. hakik'den) daha (en. daha (en. ehl). dikkat nazarını çekiş. mutasarrıf olan. ehl'in c.s. Dünyâ-yi ehass en bayağı dünyâ [bu dünyâ]. değer.c. çok ehemmiyetli. ehl (a.) genizden konuşan [adam]. en güzel olan şeyleri. (bkz: egann). (bkz: ahbâb).) daha (pek. bir yerde oturan. hilâl'in c. ehl-i aba Hz. bir köyde. ehad-ül-âhâd (a. ehibbâ' (a.s. ehemmiyyet (o.s.s. sözler ehâdîs-i kudsiyye lâfzı Hz. pek şen ve sevimli. pek) keskin. ehâlî-i fazl fazilet sahipleri. ehakk (a. 4.b.) birlik. 2) ıtlakdan. yânî. pek) lâyık.b. (bkz: ehad-ül-uhadeyn). 2. 3. ehâlîl (a. ehass (a. ehass-ı amal dileklerin en husûsîsi. ahsen'in c. ehâlî (a.i. kıymet. Muhammed ve ailesi. 2. çok pinti. hedefin c. peygambere nisbetinde kat'iyen şüphe olmayan hadisler. önem.s. ehl-i aruz ed. eşsiz. ehad-ül-uhadeyn (a. bir semtte veya mahallede yerleşip oturanlar. mühimm'den) daha (en. hasis'den) 1. 2. 2. ehemm (a. meramlar. hımhım. daha (en. pek) hasîs. 2. 2 maharetli. ahâli. ehass-ı ehibbâ tanıdıkların en başlıcası.i.i. farklı. Peygamberimize isnâ-den uydurulan sözler.ehadd (a. ehâdîs-i sahîha Hz. emsalsiz. nişan alınan yerler. 3. ehdâb . ehâdîs-i merfûa ve mürsele araya rivâyetçi karışmadan. ihlîl'in c. umûm. bir kasabada. ehille (a. ehl-i âlem insanlar. esmadan müstağni olan. haberler. doğrudan doğruya Hz.) sık ve uzun kirpikli [adam]. ehl-i âhiret ölüler. 2) kendisinde nesebî kesret taakkul olunan vâhid. usta. . ehâsin (a. 2.s.) dostlar. pek) hafif. ehadd-i âlât-ı katıa kesici âletlerin en keskini.s. ehadiyyet (a. başlıca. şümullü.s. en bayağı [nesne. ilham tarikiyle söylenen hadisler. ehaff-i mücâzât cezaların en hafifi.i. sevgililer.) kirpikler.s. Takdîm-ül ehemm iki işten en mühimini öne alma. ehâlî) 1. ehadiyyet-ül-ayn 1) görünüş birliği.) 1.) 1. ehaff (a. ehadiyyet-ül-cem' 1) birlikte çokluk. hadd' den) daha (en.s. ehdeb (a.) yeni aylar.i. istekler.s.) Esseyyid Hasan Alîyy-ül-Ehdelî tarafından kurulan bir tarikat.i.i.) 1. kabiliyetli. 2) kendinde kesret münâfî olmayan şey. (bkz: müjgân). Allah'ın birliği.) erkek tenasül âletlerinin delikleri.s. ehann (a. habîb'in c.s. en) güzel olan şeyler. değerlilik. ehâdîs-i mevzua Hz. kimse]. pek mühim olma. hafif den) 1. ehâsin-i ahlâk ahlâkın en iyisi. emsalsiz.i. (bkz. ehass (a. meç. bir memlekette. elyak). Peygamberimizin sözleri. (bkz: ecder. hâss'dan) 1. ehil (a.l (a. mâlik.) teklerin teki.

ehl-i nifak ortaya nifak sokan. ehl-i hibre bir şeyi çok iyi bilen. ehl-i dil gönül adamı. ehl-i hârâbat meyhane adamları. kalender. ehl-i bâdiye bedeviler. ehl-i namus namuslu. ehl-i ilm ilim adamları. milleti idare edenler. bilirkişi. ehl-i hikmet filozoflar. sayman. ehl-i hâl tarîkatte. ehl-i mansıb mevki'. ehl-i muhasebe muhasebeci. ehl-i kıyam camilerde ders okutan hocalara zor sorular sorup güç durumda bırakan öğrencilere verilen bir ad. Osmanlılarda medreseden yetişen şerîat . tasavvufta "hal ve cezbe" denilen muvakkat olarak kendinden geçme sırrına eren. ehl-i büyûtât ünlü kabilelere mensubolan-lar. doğruluk sahipleri. ehl-i idrâk düşünce sahipleri. ehl-i örf 1) huk. bilginler. ehl-i dikkat dikkat sahipleri. ehl-i bagy bir bölgeyi zorbalıkla idare altına alanlar. familya. ehl-i dîvan dîvan kaleminde çalışanlar. ehl-i hakikat doğru yol adamı. âlimler. ehl-i hey'et astronomi ile uğraşanlar. eli açık. cehennemlik insanlar. ehl-i İslâm islâm topluluğu. (bkz: mü'min). doğru insanlar. dürüst. ehl-i hıref kumaş dokuyan sanatkârlar. ehl-i cehennem cehennemlik. ehl-i ma'rifet kabiliyetli kimseler. kanundan çok örfî ve idarî tedbirlerle iş gören idare adamı. cezbeye tutulan. ehl-i cihâd din uğruna savaşanlar. ehl-i kıble Müslüman. ehl-i ehvâ dinde mezhep ayrılığı yaratan. kasaba halkı. orun sahibi. ehl-i dünyâ dünyâ adamı. ehl-i hakk kendini Tann'ya vermiş kimseler. ehl-i kanaat kanaatkar olan. inanmışlar.ehl-i arz cin. Allah adamı. peri. ehl-i nücûm müneccimler. günahkâr olmayanlar. Pey-gamber'in yakın akrabası. ehl-i iffet doğru. ehl-i kerem cömert. bilgili. ehl-i ırz. gönül dilinden anlayan [kimse]. ehl-i emsâr şehir. ehl-i merâkib bir şeye binerek seyahat edenler. Ahireti düşünmeyen. bilgisizler. ehl-i ittika dindar. eğlenceye düşkün. îman sahipleri. (bkz: ehl-i vukuf). sanattan anlayan kimseler. ehl-i cennet cennetlik olanlar. ayrılık yaratan kimseler. ehl-i nâr kötü ruhlu. ehl-i keyf keyfe. ehl-i hükümet hükümete mensup kimseler. ehl-i naîm cennette bulunacak kimseler. günahkâr. ehl-i kitâb dört kitaptan birine inanan. ehl-i îmân îman etmişler. îmânı bütün. ehl-i bid'at islâmlığın genel kurallarına uymayan kimse veya topluluk. sofu. ehl-i hüner hünerli. ehl-i beyt hâne halkı. ehl-i hevâ haylaz. çöl halkı. aile. ehl-i kalem yazı işleriyle uğraşan. saygıdeğer kimse. şeytan. ehl-i kelâm iyi konuşan. ehl-i cehl câhiller. doğru kimseler. ehl-i irfan irfan sahibi. 2) tar. ehl-i kal ilâhî gerçeklerden haberi olmayanlar. vecde gelen kimse. her şeye akıl erdirenler. ehl-i mahşer kıyamet günü dirilecek olanlar. ehl-i kubur ölüler. Hz.

huni biçimindeki büyük binalar. ehnâme (f. zengin. kendine çekidüzen verme. akrabalık. derviş. insandan kaçmayan. insanlar. iktidar. Alî'nin mezhebine bağlı olan kimseler. ehl-i vezâif huk. ehl ü iyâl aile. kadın adı. ehme (f. farz olan beş vakit namazı. ehl-i ukubet huk. piramit. ekl-i ta'kîb takîbedenler. 2. ehl-i tedbîr tedbirli. yetki.i.i.b. mensubiyet.. ehl-i sülük bir mezhebe mensup olan. ehl-i fazl da denir]. ehl-i hayr.i. ehl-ül-farz fık. liyâkat kabiliyet. ehl-i tevhîd Müslüman. 2. Muhammed ve ailesi. i. [camiin. ehl-i vücûd varlık sahipleri. erbâb-ı şikem). imam. gibi). adamcıl. peçeli kadın. herem'in c. ehl-ül-kisâ Hz. vakfın gailesinden maaş ve tayına müstahik olan kimseler. ehl-i sünnet Peygamberimizle sahabelerine (dostlarına) itikatta uyanlar. (bkz: munis). ehlî. iktidar. ehl-i sûk çarşı halkı. ehl-i tevârîh tarihçiler. ehl-i şikem işkembesine düşkün olanlar. ehliyyet-nâme (a. ehliyyet (a. ehl-i şîa Hz. birinci derecedeki vâris. korunan fakat Müslüman olmayan vatandaşlar. kazaskerler. vergi veren. ehl-i Rum Osmanlılar.bilginleri (kadılar. ehl-i şeka şakîler.) 1. ehl-i takva dîne bağlı kimseler. esnaf. ehliyye (a. bulunuş. müderrisler. 3.) 1. doğru olan kimse. Muhammed'in Medine'de yaptırdığı mescide bitişik bulunan odalarda barınan ve O'nun toplantılarına katılan kimseler. 4. velî. tepeleri ortak bir noktada bulunan. şeyhülislâmlar. eksik. arada fasıla vermeden muntazam olarak kılan.) 1. kifayet.b. ehl-i perde örtülü. ehram (a.) ehlini yetiş tiren.) bir kimsenin herhangi bir iş yapabileceğine dair ilgililer tarafından verilen vesîka. müezzin vesâir hademesi veya fakirler gibi].s. ehl-i zimmet bir islâm devletine tâbi olan. mâhirlik. cezaya ehil kimseler. işe yarar halde bulunuş. 2. vurguncular. değer sahiplerini koruyan. men'edilen şeyleri yaptıklarından dolayı haklarında ceza tatbiki kolay olan âkil baliğ kimseler. hâli mestur. ehl-i vukuf iyi bilgisi olan. ehl-i salîb haçlılar. salâhiyet. çoluk çocuk. soyguncular. (bkz: ehl-i hibre). ehl-i tahkik araştırmacı kimseler. noksan. Hristiyanlar. ehl-ullah (a. alışmış. Mısır'da eski zamandan kalma. [bu evsâfı hâiz olanlara ehl-i afa. akıllı. ehl-i tarîk bir tarîkata mensup [olan]. ehl-i tertîb f ı k. 2. evliya. ehl-perver (a. ehl'den) alışık olan. (bkz. peşinden gidenler. ehl-i re'y hâkimlik eden. vahşî olmayan. sırf boğazını düşünenler. bilirkişi.s.) 1.f. ehl-i safa kalbi temiz. ehl-i tasavvuf tasavvufla uğraşan. bir işi hak edebilecek durumda bulunuş.b.i.) Tanrı adamı.f. (bkz: ehl-i beyt).i. ehl-i sabıka ilk Müslümanlar. ehl-i şer fenalık sahibi. liyâkat ve kabiliyet vesikası.s. ehl-i salâh huk. tabanları da herhangi bir poligonun birer kenarından ibaret olan bir takım üçgenlerden meydana gelmiş . aşk ve sevda. alışkın. namuslu. ehl-i servet servet sahibi. idareci kimse. ehl-i suffe Hz.

ehrime).). pyraınidal. eimme (a. ehrime.) korkular.s. ehrimen). kısımlar. ehremen.) taifeler. Hz.) şaşkın. einne (a.s. Alî bin Musa. imâm). ehred (a. İmâm-ı Mehdî]. ehyeb (a. 2. ehren (f. kolay.(bkz. hevl'den) daha (en.) şaşmış. ehrime.s. alık [adam]. kolayı. Hz. semi'.) ehvenlik.) duygular.i.) dizginler. meyiller. hevâ'nın c. ehviye (a. ehrimen). ucuzluk [zıddı "gala"]. bölükler. ehremen (f.i. ehrimen). eimme-i dîn din adamları. eimme-i erbaa (dört imam olup Müslümanların en büyük müctehidlerinden. ehrem. ehvec (a. Hasan-Ul-Askerî.Alî. ehrâmen. ehsâ' (a. arada mezhep farkları bulunan Müslümanlar cemaati. (bkz. ehrimen (f. ehvâ' (a. hiss'in c. Aliyy-üt-Taki. şehvetler. ehsâs-ı rakîka ince duygular. ehvâl (a. çok heybetli. ehrime. (bkz: ehrâmen. ehrâm-ı nakıs kesik piramit.s. ehremen. Hüseyin. ehrâm-ı mürabbaî dörtgen piramit. Musa Kâzım.i. Ehl-i ehvâ' inanışları sünnet ehlininkine uymayan. ehrâm-ı müsellesi üçgen piramit. Zeyn--ülÂbidîn. ehren. piramit kavak.i. Hz. ehrâm-ı zû kesîr-ül-vücûh çokgen piramit. şaşakalmış olan [kimseler]. ehviye-i lâtife lâtif müzik havalan. hevâ). ehver (f.) yırtık şey.) geo. ehrime (f. hevesler. ehûn (f-i-) toprakta meydana gelen yarık. hevl'in c. Hz. kadir. ehren. inân'ın c. (bkz. ehrâmî kavak bot. ehveniyyet (a. Ahmed bin Hanbel]. eğik piramit. en meşhur hukuk âlimlerindendir) [Ebû Hanîfe. ehsâs (a. dev. ehrâmî (a. kolayı.) daha (en. hizb'in c. ehrâmen.). insan kümeleri. [üstbaş hakkında]. Imâm-ı Bakır. müte-kellim olmak üzere yedi isim demek olan esma--i seb'a yerinde kullanılır. 2. en zararsız. düzgün olan piramit. hevâ'nın c. 3. yakışıklı [genç]. delik. münif.i.i. Hz. ince belli. Mâlik bin Enes. dik piramit. ehvel (a. yularlar. Hz.).) arzular. şeytan. ehven (a. hay.s. pek ucuz.i. Hz. ehrâm-ı muntazama geo. ehrimen).i. (bkz.i. Ah-med bin Idrîs-eş-Şâfiî. ehremen. 2. Hz.s.s. sersem. ehzâb (a. eimme-i mahallât mahalle imamları.i. eimme-i nuhât nahiv (sintaks) âlimleri. ehven-i şerreyn iki şerrin en zararlısı. [Hz. Hz. ehvel-i heyâkil heykellerin en korkuncu. Gaz-ve-i Ehzâb Hendek Gazvesi. ehrâm-ı mail geo.i. ehrâmen (f. eh var (f. Ali ile başlayarak Mehdî ile sona eren on iki İmam.). düzgün olmayan piramit.) Zerdüştlerin inandıkları kötülük ve karanlık tanrısı. dehşetler.i. Hasan.) sevgili. ehren. Ca'fer-üs--Sâdık. (bkz. dev.i. istekler. ehrâmen. pek) korkunç. basîr.i. pek) mehîb.şekil. çelimli at. eimme-i isnâ-aşer [Şîîlerde Hz. eimmet-ül-esmâ "esmâ'mn başı" tas. alîm. şeytan. Hz.s. (bkz: ehremen. Hz. ehrâm-ı kaim geo. ehrâm-ı gayr-ı muntazam geo.) 1. ehyef (a.) 1. (bkz: rahîs ehven-i şerr iki şerrin en zararlısı. imâm'ın c.s. . daha hafif. Muhammed-ün-Nakî.). ehram biçiminde. fr.) 1.) uzun boylu ahmak [adam]. bölümler.

) rütbece.) daha (pek. ekâlîm-i hârre sıcak iklimler. meşhur riyaziyeci ve fizikçi bilgin Gauss'un buluşu olan bir metoddur. alıç. a. (bkz: aksam. pek âlicenap. a. ekalliyyet (a. en) kısalar. muhterem. ekalîm ("ka" uzun okunur. a. çok sahâvetli. ejder-i münakkaş nakışlı ejderha. azîz kimseler. alaca derili büyük yılan. ejgân. en küçük kareler metodu. olan aksâm'ın c. a. ekâsire (a.) kızılcık denilen meyva. onun tâyin ettiği koordinaüarla tekrar bulundu. pek. [italyan astronomu Giuseppa Piazzi. 3. seyyârât-ı sagîreden Ceres'i keşfettiği zaman şartların kötü oluşundan seyyârecik kaybedilmişti.s.i. 2. kisrâ'nın c. Gauss muvâzene metoduyla mevcut rasatlara dayanarak ertesi sene yıldızın bulunması lâzımgelen yeri tâyin etti ve Ceres.eizze (a. a. a. kısmetler.i. lakırdılar. ejderhâ. (bkz: akall). (bkz: bürsân. ekâris (f. çok) uzaklar. ejah (f. ekasî ("ka" uzun okunur.) eski Acem pâdişâhları. memleketler. meç.) oklar. ekahî ("ka" uzun okunur.s.i. katî'in c. . en çok ellerde çıkan pürtüklü küçük urlar.) dünyânın mıntıkaları.) tembel.s. ["ejdehâ" nazımda kullanılır]. ejdef (f.) yakın akraba. ejhân (f-s. ağır toplara verilen bir isim.]. ekarib ("ka uzun okunur.) (dev ağızlı) meç.) 1. a. ejder-dehân (f. kavl'in c. ekavîl-i kâzibe yalan. büyük yılan.) beli ince olan. Türlü ölçüleri yapılan bir mesaha içinde elde edilen çeşitli değerlerden hakiki değere en fazla yanaşabilmek için kullanılan bir takım riyâzî ameliyeler silsilesi. rükünler. uk-huvân'ın c.i.i.). zatlar. ıklîm'in c. ekasî-i bilâd en uzak şehirler. uyanık [adam]. ekalîm-i seb'a yedi iklim.i.) en az. ekasîm ("ka" uzun okunur. (bkz: ejah). cömert ve eliaçık olanlar.i. (bkz. akser'in c. ekavîl ("ka" uzun okunur. korkunç ve hayalî bir hayvan. (bkz: ejhân).s. kısım). ejder. şiddetli. kısm'ın c.i.i. cesur ve merhametsiz [adam].i.s. ejîr (f.) daha (en.) asıllar.) akıllı. ekâbir-i şuarâ-yi Arab Arap şâirlerinin en büyükleri. astr. 2.s. devlet ricali. ekall l (a. akalliyyet). ekavîl-i bâtıla bâtıl sözler. ekâbir (a.) sözler. uydurma sözler.i. ekalîm-i bârideısoğuk iklimler. a. paylar. azîz'in c.s. (bkz: ejgehân). hısımlar.i.) 1. ekasır ("ka" uzun okunur. ekârim (a. en aşağı.. erenler. eizze-i nasârâ Hıristiyan evliyası. ekatî ("ka" uzun okunur. (bkz: ejeh). oğul ve rûh-ül-Kudüs'den ibaret teslîs inanışı. yenilen mantar.) vücutta. hiddetli. ejeh (f. memleketler. siğil. olan akvâl'in c. ejgehân tenbel. ejdehâ (f.) 1.i.s.s. ekanîm-i selâse Hıristiyanlığın baba. nasipler. 2.) bot. kelimeler. ekrem'in c.b. ekabb (a. büzür-gân). uknûm'-un c.s.) en necip. görgü ve faziletçe büyük olanlar. ejder-i kahir ("ka" uzun okunur) ölüm ejderhası. su'bân). diyarlar. ekall-i murabbaât mat.) sivilce. a.) koyun sürüleri. akreb'in c. ekadîh ("ka" uzun okunur.i. Ekanîm ("ka" uzun okunur. kıdh'ın c. aksâ'mın c. a. ekber'in c.) papatya çiçekleri. (bkz. ekâsire-i Acem Acem hükümdarları.

kinân'ın c.) 1. ekîd. keder'in c. evin ortalan. eki ü şurb yeme içme. (bkz: bu'le.s. kuvvetli. çok iğrenç. (bkz: kübûd).s. 3. ekkâl-üs-suht çok haram yiyen. ekhâl (a. obur. ekîle (a.s.) kürtler. ekmel (a.) mükemmellik. yiyen. kesin emir. kifl'in c.s. kusursuzluk. ekfâ (a.ekâzib (a. kol ağızlan. tomurcuklan.). en eksiksiz.) hurmalar. daha (en. koyu renkli arslan.) göze çekilen sürmeler. benzerler. ekl'den) 1.) te'kidli. (kimm'in c.i.s. kat'î.) ölüleri sardıkları bezler. el'an. i. kenefin c. pek) büyük. gamlar.i. taraflar. sağlam.) canipler.) kebet-ler. kederler. . Muhammed. çadırlar.) bir şey yeme[k].i.i. ekber (a.i. kümm'ün c.i. çok ekleden.i.) Ebul Fadıl Allamî'nin (1550-1602) Farsça tarih kitabı. yenilmiş [şey.s. fr. (kefel'in c. anadan doğma körlük.) her şeyin gerileri.h.) anadan doğma kör. noksansızlık. küds'ün c.) en kerih.i. zayıflık halleri. kebed ve kebid'in c.s. te'kidli. ekkâl (a. i. ekinne (a. eknân (a.) semerci.i. Gazayı ekber en büyük savaş. Tenbîhât-ı ekîde kuvvetli.s. kibâ'ın c. (bkz: darîr). sofiyenin en büyüklerinden Muhyiddîn-i Arabî tarafından kurulan bir tarîkat. kuvvetli olarak. kasavetler. ekmâm (a. eki (a.) yenmiş.s. Ekber Şah devrinin tarihi ile şâirlerinin hayat hikâyelerini anlatır. İltihâb-ı ekbâd hek. kinn'in c.) çok sürme kullanan. 2. ükzûbe'nin c.zf. yemek]. ciğerlerin iltihaplanması. 2. ekbâ-yı matbah mutfak süprüntüleri. kürd'ün c.) 1.s.i. bulanıklıklar. 3. ekmehiyyet (a.) eşler.) süprüntüler. perdeler.) 1. tasalar. karaciğerler. eklef (a. ekbâ-yi etrika sokakların süprüntüleri. yüzü çilli [adam]. ekfân (a.s. Emr-i ekîd kat'î. ekdâr ü âlâm kederler. ekmel-i enbiyâ Hz. hâlâ ["kü-nûn" şeklinde de kullanılır]. sarih. 2. paylar. mü-kerreren. erkek adı. corrosif. ekfâl (a. ekbâ' (a.) tas. ekmel-âne (a.i. müsaviler. nahiyeler. 2. ekdar (a. kefen'in c. (bkz.i. ekmen (a. 2. 2. ekmeliyyet (a. mahfazalar.zf. elbisenin yenleri. (bkz: âkile).) ekmel olana yakışacak surette. tekrar olarak.) l. i. denkler. âkil'in c. kat'î tenbihler.i. muâdiller. 2. ekûl).) asılsız. pek) kâmil.) 1. oburlar. sığınacak yerler.i.) yüksek taşlık tepe. muhakkak. yiyiciler. ekîde (a.i. ekele (a. uydurma sözler. 2. eşitler. ekâbir) 1. yanlar. kâmil'den) 1. ekhel (a. eğerci.i. uygunlar. kilim parçalan. eknân). mükemmel ve kusursuz olan. nasipler. 4. eksiksizlik. odalar.b. ekdâs (a. Ekberiyye (a.) çok yiyenler. erkek adı. daha (en. [kelime yalnız "taraf ve "yan" mânâsına kullanılır]. ekrâd (a. gözü kudretten sürmeli [adam].) ekmehlik. küfv'ün c. (bkz: ekinne).i. ekreh (a. ekmel-i mahlûkât (mahlûkların en kâmili) insan.s. ekkâf (a. kebîr'den. ekber-nâme (a. [Ekber Hindistan'a hâkim olan Türk hükümdarı]. bayır.i. aşındırma. ekeme (a. acılar. ekîden (a. muhakkak.) ağaç çiçeklerinin kapçıklan. Cihâd-ı ekber. kühl'ün c.f. kaygılar. yalan. 2. sarih ve kat'î olarak.) 1. evler. yenilme. ekbâd (a. c. eknûn (f-zf-) şimdi. kim. eknâf (a. en uygun.i. etrafındaki etleri çürütüp mahveden [yara].

ektâr (a. omuz kemikleri. ekvâm-ı büzeyriyye anat. ekseri (a. ekvâb (a. soredie. çok eli açık. ektâr (a.i. Hurûf-i şemsiy-yeden biriyle . 2. 2. eksem (a.) yaşmaklar. ekûl (a.i.f. pars denilen yırtıcı hayvan. örnekler. çok şeref sahibi. pek) kerîm. ekser (a.) an kovanlan. bölükler. kîs'in c. ekyes (a. [Ekşem suratlı ekşimiş suratlı] tâbiri meşhurdur. ekl'den) çok yemek yiyen. (bkz.) pek kiyâsetli. 2. kesîb'in c.) omuzlar. torbalar. ekrem-âne (a.) boza.zf. kalabalıklar. şerefler.) eksere mensup.zf. 4. eksibe (a. pisboğaz.) 1.s.i.s. eksibe-i bahriyye med ve cezir (kabarma ve inme) yapan düz sahillerdeki kum yığınlan.i. pek çok olma. eksibe-i berriyye jeol.f. ekseriyyâ (a.s. bir şeyi sarmalar.s. 2. becerikli [adam].i. el.) oburluk. nesepler. çokluk.) büyük çöllerde rüzgârların savurup biriktirdiği kum yığınları. ekvarn (a.s.) küpler.) Arapça "harf-i ta'rîf" olup kelimelerin başında bulunur ve ismin mânâsını tarif ve tâyin etmeye yarar. (bkz: ekrem). misâller. karnı büyük [adam].) 1. ekseriyyet-i mutlaka bir fazlasıyla elde edilen ekseriyet (çoğunluk). ekseriyyet-i ârâ reylerin oyların çokluğu.) kümeler. ekvâs (a. Muhammed'in ümmeti. ekvar (a. aktar).) 1. erkek adı.) kamıştan yapıl-. (bkz: ahsuma. hububat ölçüleri.s. kevs'in c. (bkz: bu'le.s. dünyâlar. dönmeler.i.) haysiyetler. kûh'un c. cemaatler. arka omuz başlanndaki düz kürek kemikleri. daha (en.ekreh-i mahlûkât mahlûklann en iğrenci.s. ölçekler.) para keseleri. kevr'in c. Hâlik-ı ekvân dünyâların.) büyük yalan. pek cömertlikle.i. ekremiyyet (a. Arapçadaki terkiplerde. burnu. çok zaman.(a.) 1.) ekser olma hâli. ekkâl). pek) çok sır saklayan. ekremcesine.zf. kulağı kesik veya noksan olan [adam]. sık sık. i.). daha ziyâde. ekşem (a.i. kesîr'den) en çok. Allah. kumul. ketif ve kitfin c. pek büyük uydurma. demirci ve kalaycı ocaklan. bardaklar. kûme'nin c. obur. takımlar. kutr'un c. (küvâre'nin c. mertebeler. ekseriyyet (a. ekrem-ül-ekremîn (ekremlerin ekremi) Cenâbıhak. ekremî (a. ekzeb (a. hasepler. ekrem-ül-ümem Hz. çokluk. ekvâz (a.) ekreme mensup. 3. i. ekremce. eksâ (a.) ekrem olana yakışacak surette. pek cömert.i.) kadehler.i.) üstüste pek çok giyinen [adam].i. ekyâs (a. keter'in c.) kileler. karasal. yansından çoğu.) oburcasına.i. nebîz). doğuşunda kusurlu olan. daha (en. fr.mış penceresiz kulübeler. lütuf ve kerem sahibi olana mensup. domalan. 2. ekyâl (a. ektâd (a. çoğu. devirler.i. maharetli. ekvâh (a. varlıklann yaratıcısı.f.) büyük karınlı şişman [adam].) ekremlik. eksâ min-el-basal "soğandan fazla giyinir" [Arap halk tâbirlerinden].i. zeyrek.h. eksiyye (f.) çok defa olarak. ekrem olma. (bkz: küvem). ekrem (a.) varlıklar. zekî.i. hiç olmazsa yandan bir fazlası. kûb'un c. ektem (a. çok defa. has isimlerde ve Osmanlıcadaki izafet ve sıfat terkiplerinde kullanılır. keyl'in c.s. ekûlî (a. büyük su kaplan.i. ekvân (kevn'in c. kâseler.s. ekûl-âne (a. kûz'un c. ekvâb-ı şerâb şarap küpleri. ektâf (a.zf. dereceler. âlemler.i. çok elaçıklığıyla.) 1. en büyük kısım.

eninde sonunda. el-câ-i âlâ rütbetihi (a. Elbürz (f. elcime (a. elem-hek. nihayet.) astr. şimdiki halde. elbise-i resmiyye resmî elbise[ler]. şaşılacak şey! el-adlü esâs-ül-mülk (a. el-Cebbâr (a.) 1. Kafkas sıradağlarının en yükseği.) her şeyi gören. [kelime bizde müfret gibi kullanılır]. illallah!. akımı.) "dîvânelik türlü türlüdür". elektrostatik. maddî ve manevî ıztırap. elektrik niteliğinde. (bkz: hurûf-i şemsiyye). iğdegiller. licâm'ın c.s. hakkında türlü hurafeler anlatılan Kaf dağı. el-amân-hâh (a.i. elbette (a.h. "bıktım artık. elektrikle ilgili. kâfi. elem-i kalb gönül ıztırabı.) Mezopotamya. lât. âlâm).i. Fransızca'nın "-algie" sonekini karşılar.dey. 2.i. Ulül-elbâb akıl sahipleri.s. elem-i asabi bek. semânın kuzey yarım küresinde "Co-rona Borealis" burcunun yanında.) astr. Cereyân-ı elektrîkî elektrik cereyanı. inatçı [adam].başlayan kelimelerin evveline geldiğinde l yerine o harf şeddeli okunur "eş-şems" gibi.a. yol açan haksızdır.h.Bouvier. semânın kuzey yarım küresinde görülebilen dörtgen biçimli ve içinde eğik olarak bir hizada üç parlak yıldızın dizildiği çok güzel ve çok parlak yıldızlardan olma yıldız kümesi (Orion). libaslar.) tuhaf.) esnek. sus" gibi mânâlarda da kullanılır. acı. elâstikiyyet (fr.) şimdi.s. sinir ağrısı. sızı. lübb'Un c.h. sancı.) adalet mülkün temelidir. sığırtmaç. elektrîkiyyet-i mıknatısiyye fiz.i.zf. 2. daha. elbüz (a. Boötes.s.i. mutlaka. elbet.h. bu âna kadar. ikisi çok parlak birkaç yıldızdan müteşekkil bir burç. cü.) yardım ve şikâyet edatı olarak "aman. yaka silken.) esvaplar.) bot. Herkül. nazımda ve sözün başında kullanılır. akıllı kimseler. el-bâdî azlam başlayan.s. ağrı. ela (a. hâlâ. "Dicle" ve "Fırat" nehirleri arasındaki yerin adı.i.e.) hayvanların ağızlarına takılan gemler.e. i. elektrîkiyyet-i sakine fiz. usandım. ela ey! şimdi. . elem-i intizâr bekleme elemi. el-anyâsiyye (a. behemehal. Elcezîre (a. 3.) fiz.f. elektrîkiyyet (fr.c. el-cünûnü fünûn (a. elektroskop. sıkıntısı. elektrik-nümâ (fr.f. elâstikî (fr. elektrîkî (fr. Hasm-ı eledd inatçı düşman.s.b. yüksek. medet" manasınadır. akıbet. 1.) astr. libâs'ın c. el-amân (a. keder. henüz. Kafkas dağının tepesi. el-Avvâ (a.i. yeter. elbise (a. eledd (a. el-câsî (a.) eletrikleştirme. s. elektromagnetizma.i. i.n. fr. el'ân (a. bundan sonra "ey!" nidası gelir. elem-elem-elemdembedem vakit vakit gelen elem.) hak kabul etmeyen.zf. elektrikleşme.i. "delilik bir türlü olmaz" mânâsında kullanılır.b. tklîl-i şimalî ve Şilyâk burçları arasında bulunan büyük bir yıldız kümesi.) esneklik. elem (a. lât. 2.) astr. uzun boylu. yüce. (bkz: câme].) kat'î olarak.) 1.i.i. semânın kuzey yanmküresinde Dübb-i ekber'in civarında beş parlak yıldızdan meydana gelen küme. h. acayip.i.nevralgie.) akıllar. şu anda. Hercules.h. bilmiş ol ki! el-aceb (a. yakışıklı kimse. dert.s.) . fr. [Tanrı adlarından]. elbâb (a. bâlâ.) el aman dileyen.a.) başlama ve tenbih edatıdır. el-basîr (a.

zf.) dallan birbirine girmiş ve dolaşmış ağaçlar.elem-i mafsal hek. elfiyye (a. 2) Cenap Şahâbeddin'in meşhur kış şiiri. elest (a. bulmacalar. şimdiye kadar. elhân-ı iltifat iltifat nağmeleri. ezgiler.i. dertliler. elezz-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. elf-i sânî Hicret'i takip eden ikinci bin yıl.s. Perseus. elfâf (a. sinonim (synonyme) kelimeler..s. elfâz (a. lafz'ın c. cü. el-emrü emrüküm (a.) Hasan Sabbah'ın otuz-beş sene içine sığındığı Kazvin ile Giylan ara sında yüksek ve sarp bir kale. şimdiki halde. el-Fâris (a.h. şimdi. gelelim maksada. şunu demek isterim ki.) hazır olan cemaati "Fatiha" sûresini okumaya da'vet eden nida. şimdiki zamanda. El-hasûd lâ-yesûd hasetçi doymak bilmez. insanların yaradılış başlangıcı. elhâb (a. elhân-ı şitâ' 1) kış nağmeleri.) gıbta olunur.) elemliler. kederliler. âlâf. esenleşme. yuvasını yüksek yere yapan karakuş yuvasına benzetilmiş ve bu ad verilmiştir]. el-garaz (a. yükseklikte. Allah'a şükür. lühûb). sizin emrinizdir.) kelimeler. fr. dertli. el-hakk (a.b. sözler. lifin c. ülûf) bin [sayı]. el-hamdulillâhi teâlâ (a. birbirine dolaşık fidanlar. kederli.f.s. 2) bir kaç dilde kullanılan kelimele elfâz-ı müteradife bir mânâda bulunan kelimeler. el-fâtiha (a. sur.f. elezz (a. (bkz: el-vidâ). usûlüne göre. el-hâc (a. elem-zede-gân (a. islâm dîninin bir îcâbı olarak. Bu kale.i. elfâz-ı mütezâdde gr. el-emrü fevk-al-edeb emir terbiyeden üstündür.i..) "maksadım şu ki.cü. elhân nağmeler.c..s. "Kâbe-i Mükerre-me"yi ziyaret eden kimse. sözün kısası" mânâlarına kullanılır. elgaz-ı müşkile zor bilmeceler. (bkz: el-yevm). elfâz-ı cemile güzel sözler. Persee.) hakîkaten.) ayrılma. .i. Elemût (f. elem-zede (a.i.c. ayrılık sözü. gıbta ederim. lât.) 1. bin beyitlik kasîde.zf. [elestü = değil miyim]. elhân-ı tuyûr kuş cıvıltıları.cü.) hacı. (bkz: hezâr).) "hased olunur" mânâsına kullanılır. el-gaz bilmeceler. elhân-ı keman kemanın nağmeleri.n.cü. elhân-ı sürür sevinç nağmeleri. lihb'in c. 2.h.b. fr.i.) şimdi. bugün. elemli. pek) lezzetli. arthralgie. elf-i evvel Peygamberimizin hicretinden sonra geçen bin yıl elf-i leyle ve leyle binbir gece masalı.) Allah'ın. elemzede'-nin c. el-hâletü hâzihi (a. elem-zede-gân) eleme uğramış. (bkz: lihâb.i.i. henüz.zf. doğrusu ya.) iki tepe veya kayalık arasındaki boğazlar. hâlâ. el-hâl (a.i. mut (=yuva) mânâsına olan âmût'dan kısaltılmıştır. elfâz-ı müştereke l) birçok anlamı olan kelimeler. el-hased (a.) emir. el-firâk (a. şiir. elfâz-ı galize kaba küfürler. ruhları yarattıktan sonra "elestü bi-rabbiküm = ben sizin Rab-biniz değil miyim?" dediği zaman. hâlâ. kale ve istihkâm askeri. duvar. dar geçitler. el-gıbta (a. doğrusu. eleng (f.) Allah'a hamdolsun. lezîz'den) daha (en. bugünkü günde. yanıltmacalar. zıtanlamlılar. semânın kuzey yarım küresinde imreet-ülmüselsele (And-romeda) burcunun kuyruğunda 6 parlak yıldızdan müteşekkil bir burç.s.) astr. emriniz bâşüstüne.) ed.zf. siper.) henüz. [elüh (=karakuş). elf (a.

meç. güçlükle meramını anlatan. Allah esirgesin. Arap alfabesinin ilk harfi. kısacası.b. elkab-ı resmiyye resmî unvanlar. dâva gibi]. pek sevgili ve kıymetli.) hulâsa. sıçrama.zf.) çok yemin eden [adam]. elmas parçası. bilinen kıymetli taş. sarıklılara mekrümetlü. bir şeyin başlangıcı. . el-hazerü min-es-sârikin hırsızlardan sakınınız. 2. saraydaki kızlarağasına devletlü inâ-yetlü. elif (a. elhâz-ı dil-firîb-âne gönül aldatırcasına. hak kuvvetlinindir.s.i.) 1. 2. Azâb-ı elîm çok acı veren azap.) akıllı. acıklı.) astr. kısa söyleyelim.) hüküm galibindir.) Allah'a sığındık. alışılan şey.) göz ucu ile bakışlar. 2. 3. kristal.s.f.s.s. lakab'ın c. eliyy (a. elem'den) çok dert ve keder veren.zf. el-insâf (a. soyadları. elîf (a. insaf edelim.) "sakın. elken (a.i.cü.c. Muhammed1-in devesinin adı [Hz. el-hükmü li-men galeb (a.) dilinde pek lüknet. peltek. (bkz: ve-1-hâsıl). Ophiucus. (bkz. kulun elinde ne var" mânâsına başsağlığı için kullanılır. elifi (a.i. el-ihsân bi-t-temâm (a.) 1. elime (a. el-kıssa (a. müşirlerle. elîz (f. billur.) Zemahşerî'nin ünlü Arapça Kur'an tefsiri. elma'. ağrı ve sancıyı hissettiren. (bkz: el-hük-mü-li-1-galib). (bkz: maâz-Allah). insaf edilmeli. me'lûf).) "hüküm Allah'ındır. elif-i kâfîyân kûfî yazısıyla yazılan elif. sözden anlaşıldığına göre. ha.i. istenilen.i.h.. sığınırız.i. kadın adı. kâmil. ülfet'den) 1. elmâs-tırâş (yun. pâdişâh damatlarına devletlü utûfet-lü.el-hâsıl (a. cü. [sadrâzamlara fehâmetlü devletlü. elmâs-ı hâl dar lekeli elmas.b.) astr." mânâsına kullanılır. semânın kuzey yarımküresi eteğinde Herkül burcunun altında zincirvâri bir yıldız kümesi. alımlı bakışlar. g.i.f. döküntüsü.i.. Allah korusun!. acıtan. lebîb'in c.i. insaf edilsin. el-hazer (a. i . cazibeli.) çifte. s. otuz üç harften ibaret olan Osmanlı alfabesi 2. elif-i iklîm yedi iklimin ilki. El-Keşşaf (a. elifbe (a. seraskere devletlü re'fetlü.) Hz. (bkz: Kusvâ). alışmış.f. araştırmaya meraklı [adam]. Yılan.) bir şey verilince tam verilmeli.i. el-hükmü-li-1-galib all (a. bantlarla süslenmiş bir çeşit kumaş.lâhz'ın c.h. s. semâhatlü yazılırdı. (bkz: el-hükmü limen-galeb).) g.zf. tekme.i. elmahî (a.b. fazîletlü.) 1. f Mustafa.i. el-Hayye (a. ekvator.) elmas kırıntısı. olgun [kimseler]. bir iyilik edilince tam edilmeli.i. alışık.s. çok güzel. hâsılı. sızlatan. netice îtibâ-nyla. elhâz (a. elmalı. elîm. yahut. el-Kusvâ (a. elibbâ (a. alışkın. Mekke şerifine devletlü siyâdetlü. elifba. el-hükmü li-llâh (a. elkâb (a.) hüküm galip gelenindir.) 1. bir örgü motifi.) pek zekî.) her gördüğü şeyi tetkike. meç.) hâsılı. elmâs-pâre (yun.kekeme. 2.cü. el-ıyazü bi-llâh (a.) kanâat tükenmez bir hazînedir. [evvelce] rütbe sahiplerine verilen resmî unvanlar. elif-i maksure bazı Arapça kelimelerin sonunda bulunan ve ye şeklinde yazılan elif. ülfet olunan. el-Hevâ (a. unvanlar. 2.) elmas gibi yontulmuş olan makbul bir cam. Allah'a sığınırım. elmâs-rîze (yun.cii. Ebûbekir'den satın almıştır]. tutukluk olan.) 1.) .h.s. el-kanâatü kenzün la yefnâ (a. sözün kısası. sadrazamlık etmişlere übbehetlü devletlü. sözün kısası. sakınınız. lât. cü. elmaî (a. sakınalım.s. pek ağrıtan. çok anlayışlı [adam]. elmas (yun.n. elif-i memdûde uzun okunan elif. uzatmayalım. s.

elyevî (a. elvâz (a.i.i. el-vedâ'). 3. herkesle konuşup görüşmeye alışık [adam].i. kıç ile ilgili. yerler.) 1.i. (bkz: emkine).) elçinin götürdüğü itimatname. son derece lâzım olma. iyilikseverlikler. levz ve levze'nin c.i.zf. tavşancıl. ehakk). el-vida' (a. nezâketler. yağlı koyun kuyruğu. fr.i. elsine-i garbiyye batı dilleri. çeşitler. eltâf (a. renkler. mekân'ın c. çok yakışır.i. Kartal burcu. 2. em'â-i galîza kalın bağırsaklar.) 1.) bademler. Muğla gibi livalar. lât. meak ve meûk'un c. Bu yıldızın sağında ve solunda iki istikamete uzanan bir doğrultuda Ukab burcunun ikinci derecede parlak yıldızlan ve bu iki doğrultuya ortadan amut olan bir hat üzerinde de diğer yıldızlar bulunur]. nebatları (bitki) yumuşak kısımlannı.) yemin. (bkz: half. Ardahan. tablolar. el-Ukab (a. büyükelçi.) düz satıhlar.s.cü. and.s. elyak (a. ağacın odun kısmındaki lifler. (bkz: el-hâletü hâzihi). elsine-i şarkiyye doğu dilleri. Samsun. liyakatli. soymuk damar (-demeti). (bkz: lüsn). pek) lâyık. (bkz. düzgün konuşan. minnet ancak Allah için" manasınadır.) kıça ait.i. elûh (a. izmit. elye (a. Artvin. yanaklar. ümlûc'ün c. üzerine yazı yazılan ve resim yapılan şeyler. Aquila. emced'in c. el-vedâ' (a. (bkz: ecder. okşamalar.) ülfeti çok. elvan (a. astr.) göz pınarlan.i. esen kalın! (bkz: el--firâk).) elzemlik. elûke (a. livâ'nın c. el-yevm (a. gereklik.i.) sancaklar. alacalı. s. el-firâk.) bugün. [Dübb-i ek-ber'in kuyruktan itibaren üçüncü yıldızı (vega) yıldızına birleştirilip bu mesafenin yandan fazlası aynı istikamette eklenip uzatıldığı takdirde el-Ukab burcunun en parlak yıldızı olan Nesr-üt-tâir (Altair) yıldızına rastlanır.i. iplik biçimindeki şeyler. em'â-i rakîka ince bağırsaklar.s.i. bayraklar.i. latîfden) daha (en. elsine-i selâse (üç dil) Türkçe. levn'in c. [kelimenin fasîhi "el-vidâ" dır].s.) en çok haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. 2.) bağırsaklar. elyaf (a. elûf (a.) iyi muameleler. bugünkü günde.) 1. elsen (a.) mahaller. fr.) uzun yapraklı otlar. em'âk (a. insan ve hayvanlarda adaleleri meydana getiren ince iplikler. elviye-i müstakille [eskiden] bir vilâyete bağlı olmayıp. kartal. elviye-i selâse (üç liva) Mîsâk-ı millî metninin ikinci maddesinde zikredilen üç liva Kars. 2. elviye (a.) fasîh.cü.) diller. mevzîler. (bkz: liva). elvâh-ı kışr bot. liber. elviye-i mütemevvice dalgalanan bayraklar. elzemiyyet (a.i. henüz. Arapça. karakuş. fidanlar. emâkin (a. eltaf (a. lîfin c. şimdi. miâ'nın c. lâzım'dan) daha (en. em'â (a.) sefir. hâlâ. emâkin-i mukaddese kutsal yerler. elsün (a.s. mevkiler. l'Aigle. emâcid (a.s.) "Allah'a minnet. doğrudan doğruya Dâhiliye nezâreti'ne bağlı bulunan Çanakkale.) 1. hoş [olan].i. kıçı meydana getiren kaba etler. Allah'a emânet olun. portreler. olan "emki-ne'nin c. pek) lâtif. pek) lâzım. Antalya.) daha (en. şimdiki zamanda.).i. lisân'ın c.i. levh ve levha'nın c. iyilikler. elsine . elûk (a.i. güzel.) Allah'a ısmarladık. Farsça. emâlîc (a. el vah (a. 2.s.h. lütfün c. kasem). şu anda. lüzumlu. . rengârenk.el-minnetü li-llâh[i] (a. elzem (a.

eminlik. emânet-ullah (a. emânât-ı şerife (bkz: emânât-ı mukaddese). belirti. ["geliniz!" denilmesi gibi]. emek-dâr (t. yetkili bir ferdin düşmandan bir veya birçok şahsa vermiş olduğu emandır ki. 3.b. emred'in c. emare (a. rüsumat emâneti = vergi emâneti.) 1. emânât-ı mukaddese "Hırka-i Saadet. emâre'nin c. şikâyet. emir'in hâli ve sıfatı.) "Tann'nın emâneti" Osmanlı imparatorluğunda pâdişâhların hükümet telâkkilerine göre halk. harp edenlere yazılı eman gönderilmek suretiyle verilen emandır ki. emâzir (a.s. çok sürekli.i.b. emniyet edilen kimseye bırakılan şey. prenslik.) 1. 2. 2 . emânî-yi mahsûsa husûsî. emân-ı sarîh huk. emân bi-1-kitâbe huk.b. akranlar. imlîs ve imlîse'nin c.i. sözle verilen eman gibidir. Cedd-i emced çok ulu ata. umma. emanetçi. emân-ı muvakkat huk.) son. alâmetler. eserler. niyetler. enıâsil (a. emel (a.) kuvvetli ve azamet sahibi olanlar.c. millet. mecîd'in c. tamah. Peygamberimizden kalma bâzı kutsal eşya [Hırka-i Saadet. 4. özel maksatlar. emân hakkı kanunî ve fiilî himaye. emced-i emâcid şereflilerin şereflisi. arzular. emârât-ı hasene iyi alâmetler. emân-ı âmin huk.f.zf.) .s.) emanetçilik. Tûl-i emel haddinden çok fazla şeylere kavuşmak isteği. çok şeref. karine ile anlatan bir tâbir veya bir işaret ile verilen eman. Sakal-ı Şerif gibi kutsal emânetler olup. onur ve haysiyet sahibi olanlar. [evvelce] devlet dâirelerinden bâzılarının isimleri (şehremaneti = belediye kurulu.i. nişanlar. deliller.. eşler.) şeref. daha (en. 2. emânetler.s.. emâcid) 1. uzun. emcâd (a.) arzular. emânât (a. o müddetin nihayet bulmasıyla sona erer. emânı.i. emedd-i a'mâr ömürlerin en uzunu.f. amal) ümit. gayeler. emân (a.i.b. emaret (a. emeller.i. mezîr'in c.i.i. emaneten (a. meramlar.c..). "sana eman verdim" ve "siz eminsiniz" ve "size bir zarar yoktur" gibi bir tâbirle verilen eman. 2. emânet-dârî (a. emân-ı hâss huk.) aman dileyen.i. emced (a. mecîd'den. erkek adı. emânet suretiyle. eşya veya kimse. muayyen bir zamana kadar verilen emandır ki.) kendisine emânet edilen. emânât) 1. eser. arzu. 2. emed (a. emânet (a. nihayet. medd'den) daha (en. nişan. rica. hırs.i. pek) medîd. Sakal-ı Şerif. maksatlar.s.) emânet olarak.s. eınân bi-1-kinâye huk. sulh yapma.) bıyıklan terlememiş gençler.f.s. ipucu. aman dileme. emânet'in c. ummalar. beylik.) 1. emr'den) 1. halîfe olduğu zaman Yavuz Sultan Selim tarafından istanbul'a getirilmiştir.i. emsel'in c. [iki tarafın birbirine karşı harp etmemek üzere silâh bırakmaları ile olur]. aman diyen. korkusuzluk.). pek) mecid. emân-hâh (a. aman isteyen. gibi. onur ve haysiyet sahibi olan. bütün harbeden düşmana verilen genel bir emandır ki. eski ve sâdık hizmetçi. emâre-i hasene iyilik alâmeti. kuddâm. 2. c. (bkz. emârât) alâmet. b. buna riâyet olunur.) bir işte emeği çok geçmiş olan. itibarlı kimseler. emedd (a. en çok benzeyenler. ümniyye'nin c.i. bu bir müsâlaha" demektir. emâm (a. emânî (a.f. c.) otsuz ve susuz sahralar. i. emânet-dâr (a.i. gibi]. insan ömrünün . i. emirlik.emâlîs (a. pîş).s. çöller.i. istekler. emân-ı müebbed huk. yardım isteme. emârât (a. emârid (a.

büyük bir hanedana mensup kimse. (bkz: emîn). ilk islâm hükümeti. evâmir). emîhe (a. emniyetli. aynlma hâlinde. emîr-ül-ceyş serdar. c. Muham-med'in sülâlesinden olup Mekke'de me'mur bulunan zat. mühletler. emîr-i cân-dâr muhafız kumandanı. emîn (a. 2. korkusuz [yer]. emîr (a. Yed-i emîn mahkemece kendisine bir şey emânet olunan kimse. i. vâdeler. ümerâ) 1.i. emr'den. Muhammed'-in lâkabı.) daha (en. kadın adı. nikâhta kararlaştırılan para ve sâireler.) nikâh bedelleri. i. birine emniyet eden. erkek adı. emîr-i Mekke Mekke emîri. emîr-i meclis (toplantı emîri) Memlûklular-da ve Anadolu Selçuklularında hükümdarın bezm denilen özel toplantılarının.) amiral. ["emîn" kelimesinin müennesi]. başkumandan . mahrem evrakı yazan ve saklayan kimse. emîr-i dâd (adalet emîri) Büyük Selçuklularda ve Anadolu Sulçuklulannda bir dîvan me'muriyeti.i.h. emhâl (a. (bkz: mihâr). emîme (a. Emevî devleti. pek) acı. at yavruları. Hz. emîr-i şikâr (av emîri) Selçuklularda hükümdarın avlanma işleriyle uğraşan ve av hayvanlarına bakmakla görevli olan kimse.i. 2. Muhammed. [kelimenin cem'i olan "ümerâ" bu mânâlarda kullanılmaz]. 2. Şehr-emîni Şeh-remânetinin reisi.i. emîr-ül-bahr (a. Sandık emîni veznedar.) koyunlarda meydana gelen uyuzluk. emîr-ül-Hâcc Hacılar emîri.i.c. emerr (a. Emîn-i vahy-ullah Hz. Emeviyye (a.i. bir şehrin başı. emhâr (a. emir (a. demirci çekici. emîr-i silâh (silâh emîri) Selçuklularda silâhhânenin koruyucusu ve kumandanı.i. hacılar kafilesine reislik etmekle vazifeli . emîr-i devât (divit emîri) Selçuklularda büyük divan'da divit taşıyan ve saklayan. (bkz: hırs-ı câh. Muhammed. emîr-ül-alem (a. emniyet sahibi. ümenâ) 1. hırs-ı nukûd). serasker. en çok temas eden. emîn-i rahmet Cebrail. (bkz: emîr-ül-mâ'). mehl'in c. beği. zamanlar. Fetva emîni [eskiden] Şeyhülislâm Kapı-sı'nda fetva işlerine bakan en büyük me'mur.s.) 1. bir şeyin yapılması için verilen fazla zamanlar. emr).s.) 1. emhâr-ı zevcât zevcelerin nikâh bedelleri. mehr'in c.c.b. emîr-i nahl Hz.i. emess (a.) pek fazla messeden. 3. bir çeşit ot. emerr-i edviye ilâçlann en acısı.) taylar. şüphe etmeyen.s. (bkz. kendisine güvenilen [kimse.i. Hz.) donuk beyaz. Ali'nin lâkabı. mühr'ün c.) mehiller. bir kavmin. emîr-i âb-hayvân Hızır. kuruntular.) islâm arasında kurulan ilk devlet. Emîn-i vahy Hz. emîn-i cev saray ahırlarına mahsus ot ve arpa ile şâir levazımı temîn vazifesiyle mükellef olan me'mur. hırs-ı pîrî. korkusuz.s.b. emîn-i çeşnigîr çeşnigir başı. Selçuklularda şölenlerde hizmet eden ve hükümdarın sofrada zehirlenmesini önlemek maksadıyla yemeği tadan kimse. 4. ziyafet ve içki meclislerinin düzenlenmesini sağlayan kimse. güvenen.yetmeyeceği hülyalar. emhak (a. dokunan. kadına verilecek. emîne (a.i.) sancak emîri. şey].i. emhâr (a. 2.

buyrultu. inanma. bağışlanmış mallar. devlete ait mallar. emîr-i zünbûrân zool. emniyyet-i âmme halk güvenliği. çok. ferman). körpe ve nâzik (vücut veya dal). (bkz: ıneh-mâ emken).s. emlâk-i emîriyye (bkz: emlâk-i mîriyye). emredici.) imrahur. emlâk-i mîriyye beylik malları. genel güvenlik. emîr olana yakışacak surette. c. emlâk (a. 3. . emr (a.i. âmirden me'mura yazılan kâğıt. metin. eminlik. Muhammed. emniyye (a. emlâk-i mevkufe vakfedilmiş. husus. emîr-ül-mü'minîn mü'minlerin emîri.b. mekân'ın c. bağ. buyrultu.) daha (pek.s. (bkz: i'timâd). en başta. emlâk-i hümâyûn pâdişâh mallan. pek çok) genç. kalabalıklar. şey.i. [bu unvan ilk evvel Hz.i. cilâlı.) emîrcesine. emn (a. günah ve suç işlemede].) kumandanın oğlu. emîr-âhûr (a. 2. tarla.s. emmâre (a.) ev. korkusuzluk. bahçe vesaire gibi sahip olunan mal ve mülk. emn ü emân korkusuzluk. (bkz: emir).i. haneler.b. [bu mânâlarda kullanıldığı takdirde cemi "umur" gelir]. emr'den) emreden. emken (a. emîr-ül-müslimîn (Müslümanların emîri). (bkz: emr-nâme. emkiııe (a.e. (bkz: asayiş). kamusal güven.zf. emniyyet-bahş (a. emîr-ül-mü'minîn). emîr-ül-ümerâ' (emirlerin emîri) [eskiden] mülkiye (sivil) de paşalık unvanının ilk derecesi ki ikinci rütbeyi karşılar.f.f.) 1.bulunan zat. genel polis teşkilâtı. pek melîh.i. emir-nâme (a. korkusuzluk.i. özü.) kadın emîr.) ifâl babından olan "imkân" kelimesinin mâzî fiili olup "mehmâ emken" sözünde geçer.) güven veren. en) sarp.) emir kâğıdı. buyruk.f. korkusuzluk. (bkz: asayiş.i. emn ü asayiş eminlik ve rahatlık. iş buyurma.) eminlik. evler. Eınlah-ül-Arab (Arabın en güzeli) Hz.i. pürüzsüz. 4. evâmir) 1. cmkine-i cedide yeni evler.) cemâatler. mevkiler.) tuzlar. rahatlık. emîre (a.) mahaller. (pâdişâh). ahır müdürü. emir-nâme-i sâmî [evvelce] sadrâzamın emrini bildiren yazı. (bkz: emâkin).) (daha.c. Nefs-i emmâre insanı hissî zevk ve lezzete sevk eden nefis ve şehvet. emniyyet (o. vakıa.s. emâlis) düz. melîh'den) en melâhatli.) emniyet. 2. en.s.i. yerler. milh'in c. meldâ]. bölükler. Emn-âbâd (a. kollama [askerlikte]. emîr-ül-mâ' amiral.i. emlâk-i milliyye millî mallar. [evvelce] pâdişâhın ahırlarına nezâret eden kimse. son derece güzel. Muhammed'in halîfesi. Nefs-ül-emr bu işin aslı. emlâ' (a. enılâh-ı bahriyye deniz tuzları. Emniyeti su'-i isti'mâl güveni kötüye kullanma. güvenlik. emles (a. Evvel-i emr ilk iş olarak.s. emlâh (a. âsûdegî). iş. cebreden [şehvani hallerde. emlâk-i mazbuta el konulmuş mallar. emîr-âne (a. hâdise. Hacer-i emles jeol. emlâk-i hâssa (bkz: emlâk-i hümâyûn). emniyyet-i tâmme tam bir güvenlik.i. Istabl nâzın. emnâ' (a. [müennesi . ahır beyi.b. emled (a.f. düz taş. polis teşkilâtı. eminlik. Hz. Ömer'e verilmiştir].i.) istanbul'da Fındıklı'daki saraylardan birinin adı. emîr-zâde (a.i. melâ'ın c. güvenme. 2.b. milk ve mülk'ün c. güvenlik. (bkz. emniyyet-i umûmiyye 1.f. arıbeyi.b. emlah (a. pürüzsüz. [ağızdan veya yazı ile].

destanlar. emrâz-ı asabiyye hek. mikroplu. sidik yolu hastalıkları. emrâz-ı zühreviyye biy. deri hastalıkları.gaib gr.s.emr bi-1-ma'rûf şeriatın emirlerine uygun emir ve yasaklarına göre yaptırmama. ikinci şahsa verilen emir.) illetler. emr. emr.garîb tuhaf şey. emr-i muhal gerçekleştirmesi imkânsız olan emir. ateşli hastalıklar. emsal (a. emsâl-i inkisar astr. hikâyeler. eşler.) 1. emr-i tabîî tabîîiş. emrân (a. Durûb-ı emsal darbımeseller.f. numuneler. emrâz-ı dâhiliyye hek. mern'in c. atasözleri. emir--nâme.i. emrâz-ı bevliyye hek. emrûd (f.) emir götüren. hastalıklar. salgın hastalıklar. emr.f. jeod. emr-i şer'in "şeriat emirlerini yerine getirmeye hazırım" anlamına kullanılan bir söz. frengi ve bel soğukluğu gibi.i. emrâz-ı hâriciyye hek. üçüncü şahsa verilen emir.) armut.azim büyük. frengi ve benzeri hastalıkları. kaç misli alınacağını bildiren sayı. emsâl-i Süleyman Hz. [Ben gizli bir hazîne idim. dış hastalıkları. emr-ber (a. benzerler. kadın hastalıkları. Sîga-i emriyye emir sîgası. (bkz. göz hastalıkları. öldürücü hastalıklar.l (a. Süleyman'ın vecî-zeleri. emir alan. mesel'in c. Allah'ın hükmettiği âlem) da idi. cilt. emrâz-ı ayniyye hek. emrâz-ı cildiyye hek. katsayı.) kıssalar.i. sinir hastalıkları. maraz'ın c.i.b. Böylece "Kûn=ol!" emrini verince bütün eşya ve canlılar meydana çıkmıştır. emr ü ferman buyruk ve ferman. ferman).) kürkler. emirle ilgili. emr-i mübîn apaçık. örnekler. eş. benzer. emrâz-ı müstevliyye hek. zaman hadis olmadan önce Cenâb-ı Hakk. emir eri. en çoğu yolsuz birleşmelerden bulaşan hastalıklar. emr. emr. fr.hakk (Allah'ın emri) ölüm.hâzır gr. emr. emrâz-ı akliyye hek. 3. emsal (a.i-. mat. kıl bulunmayan genç.venüs hastalıkları.i'tibârî görünüşte olan iş. emraz j. misl'in c. fr. akıl hastalıkları.. . hayvan derileri.i.kavlî aldığı emri yapmaya mecbur olan [kimse]. epidemiques. eskiden subayların kıt'a ve daire dışında buyruğu altında bulunan er. bulaşıcı hastalıklar.b. contagieuses. emr.i. emrâz-ı nisâiyye hek. 2. meydanda durum.) armut biçiminde olan. emriyye (a. emrâz-ı intâniyye hek. fr. emir kipi. emrâz-ı sâriyye hek. önemli iş. 4. emrûdî (f-s.ilâhî (Allah'ın emri) ölüm. emr-i âlî [eskiden] pâdişâh tarafından verilen emir. emr. iç hastalıkları. "Âlem-i Kitman" (= saklı âlem.s. Beni bilmeleri ve tanımaları için bu halkı yarattım]. [tas. emr-i kün "ol!" emri. emr-nâme (a. emârid) bıyıklan terlemeye başlamış iken henüz yüzünde tüy. emr-i sâmî [eskiden] sadâret makamından yazılan emirname.c. emrâz-ı efrenciyye hek. emr-i vâki' beklenmedik emir. atalar sözü. emr-i ma'ruf Tanrı ve kula göre doğru ve âdil olan.) emre ait. emrî. havanın içinden geçen ışığın kırılma miktarı. emr-i münîf-i vâcib-ül-ittibâ (bütün dünyânın boyun eğip bağlanması gereken emir) pâdişâhın emri. emrâz-ı mühiike hek. Şâbb-ı emred tüysüz genç. emred (a.i. emr-i nıüşkil zor iş. (bkz: ermûd).).

emten (a. cahd-ı mustağrak. (bkz: hemyân). tesniye cemi hallerindeki mütekellim.) pek metin.s. benzeri durumlarda olduğu gibi. (bkz: mîl). emvâl-i ganâim ganimet mallar. emyûs (a.i. emr-i gaib. gibi]. emsile-i muhtelife (türlü örnekler) [Arapça'da bir fiilin mâzî. içinde fiillerin çekim örnekleri bulunan ilk kitabın adı. ağaçlardaki meyva-lar. ism-i fail.i. emtâr (a. ekinler. tarla. emsile (a. emyâl (a. masa.i.) 1.) yağmurlar. emvâl-i emîriyye para ve eşya gibi beylik mallar.i. açısal 'katsayı. emzice (a. beldeler. emtia-i ecnebiyye yabancı memleket mallan. mesâ'ın c. çok dayanıklı.s. nehy-i gaib. meyyit'in c.i. vilâyet ve belediyelere ait mallar. masdar.) ölüler. muzârî. emtia (a. kat'î. misâl'in c. emsiye (a. 2.i. emvâl-i gayr-ı menkule taşınmaz mallar. örnekler. emvâc-ı kahr zulüm dalgası. (bkz: miyâh). mâ'ın c. mâl'in c. emvâl-i eytâm yetimlerin mallan. [çakı. satılacak şeyler. mâ'ın c. emsali misillû aynı biçimde. sahipleri bilinmeyen mallar. mallar. 3.i. memleketler. emvâc (a. mîl'in c. para ile alınan şeyler. hediye gibi şeyler dağıtma. emzâ (a. nefy-i hâl. akşam vakitleri. mısr'ın c. nehy-i hâzır.i. emvâl-i umûmiyye kamuya ait mallar. olan miyâh'ın c. emvâl-i zahire saklanması mümkün olmayan mallar. emvât (a. emvâl-i bâtına saklanması mümkün olan mallar. 6080 kadem veya 853 metreden ibaret olan deniz mesafesi.i. emyâl-i bahriyye deniz milleri. nefy-i mâzî. muşt ve mışt'ın c.) [denizde] 2500 arşın uzunluğundaki ölçüler. çok te'sirli olan. emr-i hâzır. emtia-i ticâriyye tüccar mallan. emvâh (a.) sular.i. gibi birer misâlle gösterilen şekli]. türlü tabiatlar. Devlet. matar'ın c. mizâc'ın c. kınlmamış büyük tuz parçalan. mübalağa ile fail.i. emyâ. emsâr (a.) akşamlar.) tabîatler. gibi]. kumaşlar. ism-i mef'ûl.s. ism-i tafdîl.i. huylar. emsel (a. mevc'in c. kanepe. misl'den) pek müşabih olan. cahd-ı mutlak.) mülkler.) büyük şehirler. Bezl-i emval para. emtâr-ı kesîre bol yağmurlar. gr.) 1. gibi]. mevâşî (davar. emyâh (a. [altın.i. a. emzice-i muhtelife muhtelif.. hükmü çok yürüyen. muhâtab ve gaib şekilleri. İhyâ-yi emvât ölülere can verme. para çantası. kasabalar. masdar-ı mîmî. emvâl-i metruke terkedilmiş. huylar. ism-i mensûb. ev..) taraklar muşt-ül-kadem ayağın üzerindeki ufak kemikler]. ism-i mekân. emsâr ü bilâd büyük şehirler. emvâc-ı bahr denizin dalgalan. emsâl-i zâviyeviyye mat. emvâl-i âmme eko. 2. çok benzeyen. metâ'ın c. z f. ism-i zeman.i. Sahâib-i emtâr yağmur bulutlan. [dükkân. emsâl-i kesîre bol örnekler.) 1. emval (a. bırakılmış mallar. emyân (f-i-) Para kesesi. numuneler. gümüş.refraction. emşâ (a. emvâl-i âdiyye eko. mal) gibi şeyler]. emsile-i muflanda (sıralı örnekler) bir sığanın müfred. misâller.) tuz taşı. meşrepler. [emlâk.) sular. .) dalgalar. 2. binâ-i merre. iyi vasıfta (nitelikte) olmayan mallar. emtia-i gûnâ-gûn çeşitli mallar. Defn--i emvât ölülerin gömülmesi. emvâl-i menkule taşınabilen mallar. devlet mallan.

) inciller. enâiyyet (a. enbâg (f.s.) 1.i. gayretsiz [kimse]. enbâr (f. enfes'in c.) 1. demir hindi.) 1.) ortak kadın. hayvan gibi kimseler.) parmak uçları.) peygamberler. 2.i.i.) Arapça kelimelerin sonuna gelerek kelimeyi zarf yapar kasden. enâr (f. enbân. enâdîd (a.s. . enâniyyet (a. enam (a. Seyyid-ül-enâm (halkın ulu'su) Hz.i. enbâzî ortaklık. katılaşmış. yığın. yıkılmış. enâbîk (a. eneiyyet). sığır ve.cü. dağınık şeyler. dolu.s. inbik'in c. enâ-niyyet). gübre. Der-enbâr etmek anbara koymak.i. enâbîb-i gırbâliyye kalbur damarlan. nebî'nin c.b. eşsiz. enâfis-i âsâr-ı edebiyye edebî eserlerin en nefisleri. isa'nın göğe ağmasından sonra Havâriyyun'un tertipledikleri söylenen dört ayn incil metni (Mettâ.) inbik. enbeh. at. çanta.. enbeste (f. perakende. koyun gibi hayvanlar. bâzı âyet ve sûreleri de ihtiva eden dînî dua kitabı. enbânçe (f. Luka. 2. şeriklik. inâyeten.). halk. bütün mahlûklar.i. enbüh (f. 2 . enâfis (a. enbâ (a. nibr'in c. yiyecek çantası. Beynel-enâm halk arasında. (bkz: resul). eş. soyadları. Yuhanna].i. (bkz: nâhîd). küme. takma adlar. sağlam.i. enbâşte (f. (bkz: şerîk). enberût (f. en'âm (a. ufak heybe.i. kamış gibi içi boş olan fen âletleri. hisar. enâcîl-i erbaa Hz. Markus. enbele (f.) tenbel.) koyulaşmış. (bkz: emrûd).i.s. enâr-Allahü kabrehû (a.i.) lâkaplar. enâbîb-i hazmiyye anat. tahkîm edilmiş yer. (bkz: enbûşe). deve.i.) armut.i. enbeste-dem (f. anbar. 2.) üstü toprak sıvalı damlarda sıva altına konulan saz.i. borular. miskin. 4. hamından turşu yapılan. i.) müstakil şeriat sahibi olmayan peygamberler. yonga gibi şeyler. insanlar. çalı çırpı.i. en değerlileri. enâbîş (a. uyuşmuş [nesne]. enbâz (a. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı.i.i. i. eneiyyet. ünbûbe'nin c. teslim etmek. incil'in c. [cemi olduğu halde bizde müfret olarak kullanılır]. enbâne dağarcık denilen deri çanta.) boğum boğum olan şeyler. enbâhûn (f. enbâr (a.s. hakîkaten. enâmil (a. bencilik. s. enbâz (f. çekirdeği büyük. 3.) 1.) yerden çıkanlan otun kökü. i. nebî'nin c. enbîre (f.e. hazım (sindirim) boruları. (bkz: enâiyyet.(bkz. enâhîd (f. heybe. gibi. enbîr (f. tıkanmış. talaş. na'm'ın c. kuvvet vermek için ekinlere dökülen çerçöp.) yaş ve kuru çamur. yalvaçlar.) Hint hurması.) doldurulmuş.) nar [meyva].) 1. yaratılmış olan canlılar.-en (a. 2. (bkz: rümmân).) perişan.) ağacı armut ağacı büyüklüğünde.s. enâbîb (a. enbârde (f. kuma.i. nebez'in c.i. meyvasınm kabuğu kalın. enâcîl (a.i.i.) kendini beğenme. olgunları çok tatlı olan Hindistan'a mahsus bir meyva.i.i. kale.) anbarlar. Rabb-ül-enâm bütün mahlûkların Tanrısı.) ortak.i. enbiyâ (a.) küçük dağarcık. Muhammed.) Zühre (Venüs) gezegeni. enmele'nin c. Bî-enbâz şeriki olmayan.s.) inbikler. ["enbârden" ve "enbâşden" mastarından emir].) en nefis olan şeyler.) "Allah mezarını aydınlatsın" mânâsına gelen iyi bir dilek. enbîk (a.

["encîden" mastarından].i. endâ' (a.) 1.s. ufak ufak. nücûm.i. meclis. encûc (f-i. kalabalık. necâib. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. encümen (f.). Arz-ı endam etmek boy göstermek. endam (f. 2. tane tane. çokluk. boy bos. ısırgangiller. i.zf. enbûzen (f. insanın âzası.) meclis. (bkz: lenger). (bkz: ünbûbî).s.i. ocak. (bkz: enâbîş). boşaltma.) 1. yoğun.) bot. (bkz: endiye).). encam (a. şûra. necs'in c. encer (a. 2. encel (f.) 1.) yıldızlar.) misiller. 4.). izdiham).) 1. i. kalın.i. enbûbe-i bevliyye anat.) yıldız saçan. döşek. encâm-ı kâr işin sonu. 2. . bot. enbûh (f.i. encür (a. hek.s.i. i. encâb (a.b. isilik. 3. unutulup gitmiş. encüm (a. nazâir). nidd'in c. koku. enbûb (f.i. 4. [encûhîden ve encûgîden mastarından]. yüce peygamberler.) cemiyet. cisim. (bkz: ünbûbe-I enbûbî (a. silâh atma. devşiril-miş. cel encüm-feşân (a. enzâd). i.) pislikler. hayvan]. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. nücebâ).i. enbûbe (a.f. atılma. boy. 2. (bkz: cemâat. (bkz: akıbet. ısırgan otu. sıvacı. encîn (f. enbüre (f. encümen-i dâniş akademi. endâd (a. (bkz: encüre). encâs (a. necd'in c. komisyon. takım. hatmi çiçeği. encürî (a.) bot. encümen-gâh (f.s. 2. (bkz: encûc). biten. politika kulübü.b.) hararet kabarcıkları. (bkz: tîn). biçim. 2. (bkz: âhir-ül-emr). atma. döşeme. encûg (f. eğsiran v. Leşker-i enbûh kalabalık asker.) bot. 2.) ocağı ve ateşi karıştırmaya yarayan âlet. (bkz: encûg).i. encüriyye-i bahrî zool. endâht (f. i.) son bulan. eksi.s.i. (bkz: ünbûbe). yer elması.s. nazîrler.i. eşbâh.i.enbiyâ-yi kibar ulu. endâyiş-ger). encûg (f-i-) lkıvrım. ürtiker. encûh. hek. encîre (f. ödağacı.) ödağacı. beden.) . nedâ'nın c. sitâre-gân). 2. (bkz: kevâkib. meclis. vücuttaki kaşıntılı döküntüler.b. [Anadolu'da "eğsi. tüyü dökülmüş [şey. necîb'in c. (bkz: ünbûbe-i bevliyye). encîr. encâd (a.) yüksek yerler.i.i. encâm-pezîr (a. 2.i. fercâm). duvarın yıkılıp dökülmesi. atılmış. enbûde (f. i.i. endâd ü ezdâd benzerler ve zıtlar.) incir. çok. (bkz. madde. (bkz: encere. 5.i. buruşmuş (meyva). benzeyenler. bir tarafa bırakılmış. patates gibi yerden çıkarılan şeyler.i.i. 1.i. işkembe. encüre (a. son. 1. yüce yerler.) koklama.i. katlanmış ["enbûden" mastarından ism-i mef'ûl]. enbûy (f.) 1.) gemi direği. encere (f.) istif edilmiş. deniz ısırganları. (bkz. eşler." gibi karşılıkları vardır]. nadad'ın c.i.f.) 1.) bot. ısırgan otu.s. encümen-i siyâsî siyâsî encümen. kurdeşen.) asıl.) şebnemler.) biy.) vücut. encüriyye (a. çiyler.s. enbûşe (a.s. s. solmuş. endâhte-i kûşe-i nisyân unutma köşesine atılmış. enbür (f. (bkz. dere. endâd (a. atış.) minder. enbûzen-i inşân toprak [insanın asıl maddesi olduğu için].i.b. enbûbe-i gırbâliyye anat. endâhte (f. en çok deve.) ısırgan otu. ağaç kökleri.s. kıyma kıyma. dolap beygiri.i. (bkz. başka.) nihayet. encidân (a. 3.i. necm'in c.) bot.

) hararet kabarcıkları.i. kıyma kıyma. end-bend (f.endâm-ı mevzun düzgün endam.i. ısırgangiller. eşler. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır]. encümen (f. 4.i.i.i.i.) meclis. nazâir). necs'in c.i. muhasebeci (sayman).) 1. encümen-i siyâsî siyâsî encümen. 3.s. encer (a. encüriyye-i bahrî zool. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer.) 1. gibi. endek-sâl (f. nâdir'den) "-de. içyüz. 3.b. ödağacı. 2. kurdeşen. vücuttaki kaşıntılı döküntüler. encümen-gâh (f. endâr (f. isilik.s.) sıvama.i.) bedene uygun. takdir. az. [evvel encâs (a.) kalın ip. necm'in c.i. 2. Cehân-ender cehân cihan içinde cihan. i. ocak. ender (f. endâmî (f. ısırgan otu.b.i. (bkz: kevâkib. endâd (a. sıvacı. Hân-ende okuyucu. 2. ender (a. hek. 1.) yıldızlar. düzgün beden.) 1. matematikçi.b. (bkz: lenger). (bkz: vakıa. encürî (a.i. nadad'ın c.i. Müşkil-ender müşkil zorluk içinde zorluk. (bkz: encûg). 2. dâhili. Tîr-endâz ok atan.i. nazîrler. hatmi çiçeği.) 1.) 1. (bkz: endâyiş-ger). encûc (f.i.b. atmış. ser-güzeşt). endâd (a.) 1.) pislikler. encûh. encüm-feşân (a. çiyler. bir şeyin iç tarafı. benzeyenler.i. biçimli elbise. encere (f.i. çok seyrek ve az bulunan.) 1. encîn (f.) bot. nedâ'nın c. ürtiker.i. içinde".) cemiyet. endâze-gîr (f. Saz-ende çalgı çalan.i. endâve. baştan geçen şey. azıcık. mahcup.i.) 1.) daha (en.) yaşı küçük. ısırgan otunun meydana getirdiği kabarcıklara benzeyen bir çeşit deri hastalığı. 2.i.i.i. cemiyet yeri.s. 2. er. meclis.. şikâyet.i. (bkz: encûc). (bkz. Tıfl-ı endek yaşı küçük çocuk. tane tane.zf. 2. nidd'in c. boğum boğum.) incir. mühendis. nücûm. 2.) ısırgan otu. ufak ufak. endâze-hâne (f. 2. endeme (f. (bkz: encere. kasnı denilen ilâcın yapıldığı bir ağaç. endâye (f.s. 2. encidân (a. hek. pek) nâdir. (bkz. .) sıvacı. (bkz: encüre). encûg (f. 2.) bot. yaşı küçük.) şebnemler. 2. eşbâh.) den. endâyiş (f. endâyiş-ger (f. sıvacı malası. takım. deniz ısırganları. Silâh-endâz silâh atan. bot. encüre (a.) 1.i. enderi (a.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. atıcı. s.s.i. endâz (f.i. [en-cûhîden ve encûgîden mastarından]. encîre (f.) bot. mertebe.) misiller. encûg (f. encür (a. öğüt.) 1.b. kalb. ölçek. şûra. encîr. endâ' (a. endek (f.).b. enderûb. encüm (a. ["encîden" mastarından].i.) hek. nasihat. endaze (f. solmuş. kıvrım.) gemi direği. encüriyye (a. (bkz: endiye). enzâd).) 1. vasiyet. nefer. altmış santimetrelik bir ölçü.) yıldız saçan.) bot. temriye denilen cilt hastalığı. (bkz: encîn). halat. 3.i. endûc (f. derece.zf.i.f. sitâre-gân).i. endâd ü ezdâd benzerler ve zıtlar.b. buruşmuş (meyva). komisyon.) ödağacı. enderûn (f. encümen-i dâniş akademi. harem dâiresi.) 1. politika kulübü. enderez (f. parça parça.) hikâye. tahmîn. ısırgan otu. 2. yaldızcı. mektup. utanmış. endûb. encel (f.s.s.zf. yaldızlama.

sıkıntılı. matematikçi. [çok defa Farsça veya Arapça iki kelime arasında kullanılır].i. üzüntü. yaşı küçük.i. mertebe.) 1. enderûn-i hümâyûn saray müstahdimîni yetiştirmek için kurulan teşkilât. boy.b. parça parça.i. endîşe (f.b.) endişeli.) "endîş" ile nihayet bulan sıfatları isimleştirerek bunlara "düşünüş" mânâsını verir.) 1. end-bend (f. silâh atma. halat. boy bos. enderûn ü bî-rûn iç ve dış.s.i. Cehân-ender cehân cihan içinde cihan. Gemi yapımında ölçü ve kalıp çıkarılan yer. 3. uzağı düşünen.s.) yaşı küçük. tahmîn. kalb.s. endâr (f. cisim. endam (f. 2.) daha (en.b. endâhte (f.) den. . Akıbet-endîşî sonunu düşünüş. sıkıntı.s. Bed-endîş fena düşünen. sıvama. 2.i.) kalın ip. endâze-gîr (f.i. nefer. Dûr-endîş derin.i.) şebnemler. endiye (a. endâm-ı mevzun düzgün endam. nedâ'nın c. mektup. mühendis. endâve. tedbirli. insanın âzası. 2. Tîr-endâz ok atan.e. [evvelce Hırka-i Saadet ile Hazîne-i Hümâyûn "un bulunduğu saray]. boşaltma. üzüntü. yaldızlamak mânâsına olan "endûden" mastarından müştak olup "parlak sıva". atmış. temriye denilen cilt hastalığı. keder. er. nâdir'den) "-de.) 1. 2. endûb.) hikâye.) hek. düşünceli.i. endüh (f. 2.i. yaldızcı. gibi. az.i. düzgün beden. enderûb. 2. sıvacı malası. altın sıva. unutulup gitmiş. bir tarafa bırakılmış. muhasebeci (*sayman). endûd (f. (bkz: encîn endâz (f. beden. 3. kederli. bir şeyin iç tarafı. atıcı. Ula etmek. endâyiş (f.) 1. Âkıbet-endîş sonunu düşünen.zf. 3. vasiyet. endîşe-i maişet geçim derdi. endâhte-i kûşe-i nisyân unutma köşesine atılmış.s. ender (a. endîşe-i ferda yarının düşüncesi.) atılmış.) 1. endâyiş-ger (f. 2. enderez (f. endek (f. mahcup. 2.i.b. ende (f. 2.) geçmiş sıkıntıları hatırlama. keder.) 1.) 1. merak. endûh.) düşünce. enderi (a. boğum boğum. endîş-nâk (f.b. gam. derece. endûh-i bî-pâyân sonsuz keder.) düşünceli.) vücut. endek-sâl (f. altmış santimetrelik bir ölçü. Zer-endûd yaldızlı. takdir.s. baştan geçen şey. Hân-ende okuyucu. vesvese.i.) Farsça partisip eki Sâz-ende çalgı çalan. endaze (f. görüş. tasa. çok seyrek ve az bulunan. Silâh-endâz silâh atan. utanmış. geçim sıkıntısı. Müşkil-ender müşkil zorluk içinde zorluk. endeme (f. harem dâiresi. azıcık. kaygı. öğüt.) gam. atılma. ender (f. endîşî (f. kaygı.) . endâye (f. korku. (bkz: endâ'). biçim.i.s.s.zf. .endâht (f. (bkz. vakıa. şüphe. içyüz. Tıfl-ı endek yaşı küçük çocuk.) 1. pek) nâdir. endûc (f. "sıva" manasınadır.) sıvacı.i. endîşe-kâr (f. 4. ölçülü davranan. çiyler.) düşünen. ölçek. ser-güzeşt). atış. dâhili.b. atma. sıvamak. Arz-ı endam etmek boy göstermek.i. şikâyet. endâze-hâne (f.i. Dûr-endîşî her şeyi evvelden düşünüş. nasihat.i. içinde". yaldızlama.i.) 1. Enderûn (f-b. endîş (f.) sürmek.i.

) 1.endûh-fersâ (f. ölüleri dirilten nefesleri. 2. enf (a.) fels. fr.i. insan hayâtı.) 1. nâfi'den) en nâfi'. işlemeli bir çeşit kumaş.) nefiste meydana gelen.s. engebîn (f. 2. 3. ferdî zihne ait bulunan.i. 2.) sanat sahiplerinin kullandıkları âlet.) 1. biriktirmiş.) ruhlar. enfes-i et'ime yemeklerin en lezzetlisi. engare (f.i.) 1. engânı (f.i.b. nefesler. kederli.) cemâatler. sıkıntıyı gideren. asrın açık ve düzgün Türkçe ile yazı yazan bilginlerinden olup 1531 (H. engâme (f. enfüsî (a. her şeyin ön kısmı. kazanmış. 2. engîle (f. nefs'in c. engûle). mevsim. [uydurma kelimedir]. kibrini kırma. biriktirilmiş. endûhte (f. ilik.) keyif için buruna çekilen çürütülmüş ve içine bâzı kokulu maddeler katılmış tütün tozu. eneiyyet (a.) fels. yaşayanlar. Kesr-i enf burnunu kırma.) bencilik.) 1. nebî ve velî uluların irşâd edici duâlan. endüh-nâk). fr.i. hayat sahipleri. hesap defteri. 3. engâz (f. (bkz: nefir). 3. topluluk. pek) nefis.i. fr. enfâs-ı Mesîh Hz. 2. enâiyyet. 5. enfâs-ı hayriyye hayırlı nefesler. tasavvur.) öznelcilik. enâniyyet). tamamlanmayan iş ve nakış. s. (bkz: endûh-gîn. endüh-nâk (f.i.) kederi.) 1. emeksiz kazançlar. (bkz: er-jeng. subjectif. kendini beğenmişlik. engel. enfiyye (a. endûh-nâk. yedi renkli. enfâl (a.s. utanarak geri geri çekilme. (bkz. Hik-met-endûz hikmet kazanan.i. engîl. fr. uç. Kur'ân-ı Kerîm'de bir sûrenin adı. ene (a. düğme. nefîr'in c. çok değerli ve lezzetli [olan].i. oynatılmış. enfüs (a. toplanma yeri. [zıddı afakî = fr. .b.) burun. sözü sohbeti çekilmeyen kaba kimse. enfâs-ı ma'dûde sayılı nefesler. 2. engele. tekbencilik. enfa' (a. (bkz: engûl. 2.) vakit. karıştırılmış. engîhte (f. daha (pek. zan. ben. hazırlanmış. yükseltilmiş. enfes (a.s. Engelyûn (f.) gamlı. incil.s.i.i. 938) târihinde ölen Iznik'li Musa Bin Hacı Hüseyin'in aslı Arapça olan Tefsîr-i Hâzinî'den yaptığı tercüme bir eserdir.i. (bkz: asel). oyuncular derneği. (bkz. endûh-gîn (f.) gam. keder gideren. halk. (bkz: endûh-nâk. (bkz: hengâm). çok) faydalı.s. kalabalıklar.s. eneiyye (a. burun otu. savaş yeri. sub-jectivisme.) kederli. endüh-gîn). 4. ene-l-hakk (a. ganimetler. sanma. şüphelenme.s. enfâr (a.) kopanlmış. öznel. enfas (a. gamı. mağrur. nefel'in c. en değerlisi.i.b. nefes). tamamlanmayan iş. 2. baştan geçen bir şeyi ve hikâyeyi tekrarlama.) 1.cü. canlar.s. enfî (a. kazanılmış. Ebü-1-enf koca burunlu.s. objectifdir]. moi. tasalı. enfes-i asar eserlerin en nefisi. efsâne. endûh-güsâr (f. taslak. kibirli. Enfes-ül-cevâhir XV. hikâye. sıkıntılı. engâr (f.s. tasalı.i. düşünülmüş şeye nispetle düşünene. nefîs'den) daha (en.) buruna mensup. solipsisme. Tarâb-endûz ahenk kazanan. nefes'in c. isa'nın. enfüsiyye (a.) bal. enfüs ü âfâk nefis ve dışı. burunla ilgili. gamlı. ödenmiş. düşmandan alınan mallar.s.) Hallâc-ı Mansûr'un söylediği "ben hakkım" mânâsına meşhur bir söz.i.b.zm. soluklar.i. erteng).) 1.

nehr'in c. yanlar. neşe yaratan.köstebek. (bkz: ha-deka). kalpten acı çekip inleme.i.dey. engüşt ber-cebîn nihâden (f. inleme.b.engîr (f. engüjed (f. engüştene (f. Fitne-engîz fitne koparan. Âb-ı engûr (üzüm suyu) şarap.) zir. -engîz (f. üns'den) 1.i. dost.) ırmaklar. (bkz. enhas (a.dey. sevgili. (bkz: enhür). engüşterî (f. susturmak. parmakla göstermek.i. engüşter-i pâ ayak yüzüğü.i.dey. 3. zayıf.s. ["engebîn" şeklinde de kullanılır]. enhâ' (a. sevimli.) dikiş yüksüğü. enîs-i dil gönül dostu. taaccübeden. engûje (f.). yar. engüjed (f. enîse (a. (bkz: asel). mahvetmek.i.) "encüdân" veya "enci-dân" da denilen ağaçta meydana gelen ve "kasnı" adını alan bir nevî ilâç.i. engüşt ber-dehân (f.i.) filcilerin fili idare için kullandıkları ucu eğri demir karga burnu. engûr). kömür. engüşt-i kihîn serçe parmak. enîk.) parmağa süs için takılan yüzük. engûrek (f. [ikincisi] kadın adı. yemin etmek. çaylar. meç. engüşt-i büzürg baş parmak. enhür (a. engüşte (f.e. engüşt-i sütürg baş parmak. Engürûs (h. Macar.) hasta.i. enîr (f. engüj (f. engüştâne (f.s. (bkz. selâm vermek. ekincilerin harman savurduktan âlet.i.i.) terzi veya yorgancı yüksüğü.) 1. (bkz.) ırmaklar. engüşt (f. arkadaş. enhâ-yi sahra çöl tarafları. engübîn (f-i-) bal. engiştâl (f. söz vermek. (bkz: enhâr). (bkz. enîn-i kalb kalbin inlemesi. engel. dey) dudağa parmak vurmak.) inilti. engîle).) güzel. engüşt-i hatâ yanlışı işaret eden parmak.i. yollar. engüjed).) gözbebeği. engûl. nahs'dan) en nuhûsetli.i. engüje. Macaristan. dep-reten.) parmak.) 1.) . şaşmak. enîka (a.i. engele. engüşt-i nîl fakirlik. (bkz. engüje. 2. enîn-i hafi gizli inilti. (bkz: hılrît).dey. nahv'in c.) 1. enhâr (a.) 1. yaba. engüşt ber leb-zeden (f.s.) koparan. engişt (f.) parmakla gösterilen [iyilik veya fenalık hususunda]. fesat karıştıran. cihetler. hayran olmak.) zool. ırmaklar.). ağız aramak. Safâ-engîz safa koparan. engüşt-ber-dehân nihâden (f. dermansız [kimse]. çaylar.i. engüştâne).b. engüşt-nümâ (f.) üzüm.) parmağını tuza sürmek.i.) çirkin huy. fena tabiat. 2. engüşt-i muhannâ kınalı parmak. 2. (bkz: ineb). Enîs-ül-Ârifîn (ariflerin dostu) XVI. engûle (f. 2. engüşt-i mi hin orta parmak. söyletmek. engüşt hâlden (f. (bkz: engüştene). engüşt bürek (f. engîl.dey. Kıymetsiz ve itibarsız şey. taraflar. engüşt der çeşm kerden (f. nehr'in c. yok farzetmek. şaşakalan.i. engüşter. (bkz: engûje). enîs. engüşt ber-nemek sûden (f.i.i.i. yüzyıl şâirlerinden Azmî Pîr Mehmet bin Pîr Ahmet'in 1566'da "Ahlâk-ı Muhsinî" aldı Farsça .) parmağı alın üzerine koymak. çok şom [meş'um].b. enîn (a. karıştıran. enhâr-ı âmme hiçbir ülkeye bağlı olmayan nehirler.i. engûr (f. engüşt-i çehârüm adsız parmak (yüzük parmağı).i. [birincisi] erkek.).) kokusu keskin ve fena olan baldırgan pusu. şirin şey.) parmağı ağzında [olan]. pek uğursuz.i.s. 2. (bkz: eş'em]. enhâr-ı arnika derin nehirler. fahm).i.) iyiliğe karşı kemlik etmek.

[kinaye olarak "el" mânâsına kullanılır]. soylar. İlm-ül-cnsâc dokubilim.aslından Türkçeye çevirerek II. nukz'un c.) en çirkin. mânâsız söz. nusub'un c.) 1.) unutmalar. 933) yılında Kanunî Sultan Süleyman'ın Macaristan'a yaptığı seferini hikâyeetmektedir]. kumaşlar. enmûzec (a. heykeller. (bkz: nâr). cü. dokular.s. boş. ensaf (a.i.) çok inleyen. ensaf-ı esnaf esnafın en insaflısı. (bkz: müdâhin). yalan. neseb'in c. nâsır'ın c. enkaz-ı beşer insan yıkılmaları. ensârî (a. enker-ül-esvât seslerin en çirkini. çok) noksan.i. Muham-med'e yardım edenler. pek) insaflı. 2.) daha (en.) fels.s.) kurtuluş doğruluktadır.) astr. [ensâr Medine'deki "evs" ve "Hazrec" kabilelerine mensup. asır şâirlerinden Hü-sâm Fütûhî'nin manzum olarak yazdığı 118 sa-hifelik bir fetihnamedir. casus. Selim'e sunduğu men-surmanzum eseri.) evlâtlar. (bkz: naşirin). tamam mümâs (cotangent). enkas (a. enîse (f.i. müdâfîler.). nikâh).i. serler. 2.c. s. pekişmiş [nesne]. 2. 'kişilik. Muhammed'e din uğrunda yardımcı olan kimseler]. enne (a. nesc'in c.i.) ensârdan olan kimse. Hicretten sonra. enmûzec-i âlem âlemin örneği. enmele (a. eniyyet (a. a. nesl'in c.h. semânın güney yarımküresine ait bir burç olup "Orion" ve "Sevr" burçları altından uzanır. putlar. tamam katı' (cosequence)]. nesc'in c. [bu eser.) yarımlar.i.s.i. pek. fr.i. en-Nehr (a. logaritma cetvellerinin sayıları [ceyb (sinüs).s. muavinler. eksik.i.) 1. Enîs-ül-Kalb Fuzûlî'nin Iran şâirlerinden Hüsrev-i Dehlevî ile Molla Câmi'ye nazîre olarak yazmış olduğu meşhur Farsça kasîdesidir. lügatlerde bulunmamakla beraber kullanılır olmuştur]. Enîs-ül-Guzât XVI. enkaz-ı remîme kazaya uğramış ve esaslı kısımları dağılmış gemi ve tekne bozuntuları. 2. fr. dokumalar. (bkz: kizb). dalkavuk. [bu kelime Arapça bir kalıba . örmeler. ensâb (a. baba tarafından hısımlar. mostra. (bkz: esnam). anırtı. histologie. enmâr (a.) ateş. enîsân (f. hafiye. anatomide dokumaya benzetilen uzvî teşekküller ve botanikte yaprakların ince örgüleri. od.i. eski hayvanların bakiyeleri.) 1. ensâc (a. ensâf (a. yanlar.s.) yardımcılar. bina yıkıntıları. (a. soylar.i. ensâl (a. zürriyetler. (bkz: nâlân). ensice (o.i. ensâ (a. ensâr-ullah Allah yolunda Hz.) donmuş. belâlar. 1526 (H. en-necâtü fi-s-sıdk (a. nesy'in c.i. (bkz: nesi). (bkz.) hek. tip. pek fena. 2. enmûzec-i evvel ilk örnek. enkaz-ı ümmîd ümit yıkıntısı. nesicler. enkiha (a. enîşe (f. sülâleler. döller. nimr'in c.) numune.i. ilm-i ensâb nesepleri inceleyen ilim. çok yerinde. 3.i. teceyb (cosinus).) 1. mümâs (tangent).) kaplanlar. nikâh'ın c. enseb (a. Hz.s.) nesep ilmi. katı' (sequence). bâzı. nısfın c. ensâbiyyât (a.s.i. koruyucular. insaf dan) daha (en.s. ensâb (a. nesîb'den) daha (en.i.c. ve i. pek) münâsip. (bkz: nimâr. 2. [fasihi "nümûzeç" dir]. yıkıntı moloz. enâmil) parmak ucu. uygun.) 1. nümûr).) 1. per-sonnalite. [ensâc kelimesi. ensâr (a. enkaz ("ka" uzun okunur. enker (a. örnek.

) tıpta kullanılan bir ot.i. nevh'in c. nüsûr). erâbet (a. yiyecek ve içeceğe dâir şeyler. enyâr (a. çok) rakik. 4.) şahane tahtlar. ta-savvufî eser. 2. sevinç.i. erâmil-i askeriyye asker dulları. erzel'in c. erâcif ve ekâzîb yalan ve uydurma sözler.i. nâb'ın c. erâciz-i şuarâ şâirlerin kısa vezinli şiirleri. envâr (a. Medine'de bir yer adı. fr.) daha (en. en vah (a. noksanlık-lann türlüsü. enzâd (a.s. olsa. erakk-ı evrak kâğıtların veya yaprakların en incesi.) bön. çok ve pek parlak. 2. ermele' nin c.i.) balıkların karınlarında peyda olan yumurta dizileri. erakk (a.) bekârlar.s. meristeme. ağıt yakanlar.) soysuz-. kantaron. 2. alçaklar. bakmalar.) eğer. nevr'den) 1.i. i. kısa vezinli şiirler.s.h°5 ne kadar hoş. tavşanlar. erkek adı. enzâr-ı ecnebiyye yabancı bakışlar. uslu olma. enyâb (a. enûşâ (f.) zool. *sürgendoku. erâzil-i nâs halkın en rezilleri. nûr'un c. en) iyi söz söyleyen. enzâl (a.) ölüye ağlayan kadınlar.s.) zool. nezl ve nezîl'in c.i.) boyunduruklar. ürcûze'nin c. düzmeler. erâmile (a. (bkz: şâbb). er'an (a. pek. enûşe (f-'-) l. daha (en.sokularak uydurulmuştur]. yüzsüzler. Epiküriyye (yun. ensice-i müşekkile bot.i. çok. enzâr (a. kartal [kuş].).e. âdillik.i.a.) köpek dişleri denilen uçları sivri dört diş. Envâr-ı Şarkıyye (şarkın nurları) istanbul'da yayımlanmış onbeş günlük fennî ve edebî bir dergi.i.) çarşamba günü. enver (a. şaşkın. nazad'ın c. dullar. ["eğer" in hafifletilmişi].i. erbaa (a. türlüler. entak (a. nev'in c. çılgın.i. iyilikler. envâ'-i nekayıs eksikliklerin. .) ziyalar. ensür (a. nutk'dan) daha (pek. entarûn (a.s. çok güzel. epsân (f. şerefli ve tertipli kimseler.i. enzâr-ı ümmet halkın bakışları.s. Envâr-ül-Aşıkîn (âşıkların nurları) Yazı-cıoğlu Ahmet Bîcan'ın ağabeyisi Yazıcıoğlu Mehmet Efendi'nin Megârib-üz-Zamân adlı Arapça eserinden faydalanarak yazdığı dînî. dul kadınlar. ürcûfe'nin c. erbaa' (a. erneb'in c.) mısraları kafiyeli.i.) 1.i.s. adalet. 2.) dört. mes'ut.) 1. enzâm (a. ince.i. Şâpur Şâh'ın halası. epürnâk (f. ekmekler. enzâr-ı umûmiyye herkesin gözü önü.s.) bileği taşı. erâcîz (a. sıyrıklar. enva' (a.i. aydınlıklar. genç pâdişâh. Epikürcülük. erâik (a. (bkz: fesân). nimetler.) yalan sözler.) bakışlar. ise.) çeşitler. kasideler. ahmak. erâcîh (a-i.i. erîke'nin c.) akıllı. ışıklar. (bkz: niam). 3.1ar. ni'met'in c.) salıncaklar. olur ise. enzâr-ı ta'ziye tâziyet bakışları.i. mecûsî mezhebi. (bkz. nesr'in c. fr. nîr'in c. ihsanlar. kansızlar. er (f. Eytâm ve erâmil yetimler ve dullar. en'üm (a.) fels. aşağılık adamlar.) reziller. şarap. uydurmalar. lûtuflar. zeyrek. namussuzlar. envâ'-i kesîre çok çeşitler. sünepe. kasideleri. Epicurisme.) 1. i.ürcûha'nın c. enûk (a. parlaklıklar. erânib (a. h. erâzil (a. (bkz: esnân-ı katıa). erâmil.i.) delikanlı. (bkz: endâd). erâcîf (a. 2. pek bayağıları. pek) nurlu.i. nazar'ın c. deli. 3. toprak tabakaları.i.

sol. ilimle uğraşanlar. anlayışlı.i. sahipler.i.) ulu. Cihât-ı erbaa (dört taraf) doğu. sanatkârlar. mâlikler. meclis üyeleri. (bkz: ehl-i dil). erbaûn (a. Yevm-ül-erbaa (dördüncü gün) çarşamba. erbâb-ı mesâlih işi olanlar.kırk. [eskiden] selâse kaidesi. iktidarlı kimseler. dindar kişiler.) kırk. erbâb-ı mütâlâa okuyanlar. becerikli. erbâb-ı sunan iyi konuşan kimseler. ön. erbaîn-i âşûra arabî aylarından Safer'in yirmisine rastlayan gün. erbâb-ı zahir kâinatın mâhiyetini. 2. erbâb-ı câh zenginler. erbâb-ı iktidar muktedir. ancak dış yüzüyle görenler. erbâb-ı temyiz basiretli. reis. erbâb-ı hâcât halkın ihtiyaçlarını karşılayan kimseler. Kânûn-ı sânî'nin (Ocak) on yedisine (Efrencî 31) kadar süren ve kışın en soğuk zamanı sayılan 40 gün]. 4. (bkz: erbeûn). Anâsır-ı erbaa (dörtunsur) ateş. kötü niyetliler. erbâb-ı nücûm astrologlar. erbâb-ı tab' tabiat sahipleri. erbâb-ı ticâret ticâretle uğraşanlar. Füsûl-i erbaa (dört mevsim) ilkbahar. iyi yaratılıştı kimseler. erbâb-ı ma'nâ dindar kişiler.) su çekirgesi. faizler. erbâb-ı şikem sırf boğazını düşünenler. erbâb-ı vefa vefa sahipleri. başkan. erbain l. erbâb-ı maâlî itibarlı. (bkz. erbiyân (f. erbâb (a. birşey yapmak isteyenler. erbâb-ı kalem yazarlar. erbâb-ı tagallüb galip gelenler. 2. . itibarlı. iyiyi kötüden ayın edebilen kimseler. iş tâkibedenler. safra. erbâb-ı himmet himmet sahipleri. kış. yıldızlara bakıp da talih bildirenler. güvenilir kimseler. mevki sahibi kimseler. balgam. yaz. sevda.) 1. erbâb-ı vukuf bilirkişiler. askerler. vefalı kimseler. boğazına düşkün olanlar. îman sahibi kimseler. karakış. toprak. erbâb-ı hıref zanaatkarlar. erbâb-ı dîvân 1. hava. 2. eshâb-ı mesâlih). 3. (bkz: erbaîn). erbâb-ı fünûn fen adamları. erbâb (f. erbâb-ı san'at (bkz: erbâb-ı hıref)erbâb-ı servet zenginler. [sayı]. devlet dâiresi 'görevlileri. erbâb-ı sika inanılır. Etrâf-ı erbaa (dört taraf) sağ. [rûmî Kânûn-ı evvel'in (Aralık) dokuzundan (Efrencî 22). erbâb-ı safâ-yı bâtın kalbi temiz.i. fen adamları. erbâb-ı hüner hüner sahipleri. işkembesini düşünenler. erbâb-ı sabâhat ü zarafet güzel ve zarif kimseler. kuzey. muktedir. şeriatçılar. saygın kişiler. erbâb-ı hıred sağduyu sahipleri. su.s. erbâb-ı dil gönül adamları. batı. rabb'in c. arka.Ahlât-ı erbaa dem. [müfret olarak kullanılır] ehil. ribh'in c.s.) faydalar. erbâh (a. (bkz: ehl-i şikem). [sayı]. kırkıncı [sırada]. sonbahar. erbâb-ı seyf kılıçla uğraşanlar. erbâb-ı namus namuslular. erbâb-ı garaz garaz sahipleri. kazançlar. üstün çıkanlar. erbaa-i mütenâsibe mat. erbâb-ı denâet alçak kimseler. [İmâm-ı Hüseyn'in Ker-belâ'da şehâdetinin kırkına tesadüf ettiği için Iranlılarca eyyâm-ı mahsûsa'dan sayılır]. güney. erbâb-ı fenn fen ile uğraşanlar. erbâb-ı temkin temkinli kişiler. akıllı. lâyık. erbâb-ı sülük din işleriyle uğraşanlar. dervişlerin çile çıkarmak için hücreye kapandıkları kırk günlük müddet.

s. f. erdem (a.). kadir ve kıymet.i. ercîl (a.i. erceng (f. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. 2.) ayaklar.) boz. harb).) şerefli.b. ergande (f. öfke.i.) başı büyük.) çürük şey.s. ercül (a. (bkz: ercmend). dere.s. cidal. savaş. erganun (f. ırmak.) 1. itibarlı. haysiyetli. sonraya bırakılan şey.) "hâşâ" mânâsına inkâr ifâde eden bir kelime.i.i.) 1. muhterem. acıbadem ağacı. gergedan. kulakları kaba ve uzun [adam]. su akıtmak üzere açılan yol.i. erda (a.) bot. erez (a. omuzlardan aşağı ve belden yukarı örtülen şeyler. erdiye (a. anber.) 1. ve i. zool. (bkz: kermet-ül-beyzâ). ricl'in c. hırslı.) eski îran hükümdarlarından bir kaçının ismi. hindistan cevizi. ercmend (f.) 1. erd-şîr (f. erdeb (f.) bot.i.) muharebe.s.i. erd (f. râcih'den) daha (en.i.i. Erdebiliyye (a. koyu renk şal.) daha (en. erga.i. aksarmaşık denilen nebat (bitki). (bkz: ercümend).erbû (f. ercüvân (i-) l. kükremiş cenk ars-lanı. ercül). ercmendî (f.) usta gemici. erfeş (a. un. erdşîr-i ceng cenk eri. 2.b. en ferahlı yaşayış.) baş örtüleri. (bkz: eric). pek. öfkeli. 2.i. kocakafa. şaraba düşkün olan sarhoş. erenbânî (a.i.) bot. s.s.i. ergad (a. erbû-dâr (f. ergav ("ga"lar uzun okunur. erteng). itibarlı. seçkin.) hâli vakti çok iyi olma. ricl'in c. acıbadem ağacı.i. ark. yoldaş olmaya en çok lâyık. yalancı ayaklar.b. ercâ (a.i. erfak (a. (bkz: akdâm. ercâl). pek) râcih. erfa (a. 2.) bot. en ziyâde yumuşak. sof. erdiye-i nisvân kadın böşörtüleri.i. erendân (f. güzel ve parlak kızıl. (bkz: ak-dâm. ercül-i kâzib anat. yönler. tadı acı bir nebat (bitki). (bkz: ervâne). perhâş. kırmızı kadife.) erguvan çiçeği renginde. erdşîrdârû (f. (bkz: emrûd). ercümend (f.i. haysiyetli.i. 2.i.) ağaç kurdu.i. yüce.s.) armut ağacı.i. nefsî isteklerine düşkün olan. erdâne (f. şerefli.) erguvan da denilen kırmızımtırak bir çiçek. koca yarpuzu denilen hoş kokulu.) taraflar. (bkz. kahır.s.) muz. yabani şebboy.i. ercâ (a. erdeh (a. org. üstünlük. kızıl şey.) 1.). erciye (a.) bot.) armut.) güzel koku. misk.e.i. erett (a. seçkin olma. (bkz: ertel).erguvan çiçeği.i.i.i. pek) yüksek. erec (a.s.) Arap şehirlerinde kullanılan ve istanbul kilesiyle dokuz kileyi karşılayan büyük bir ölçek.) 1. 2. şerefli bir kimseye yaraşır yolda.) 1.) bot. ercâl (a. çok) rica edilen. pek) râcih olma. sarmaşık nevinden ören gülü. recâ'nın c. ergavân (f.b.i.zf. istenilen. ercah (a. akasma. ere (f.i.s. (bkz: ceng. ercmend-âne (f. ercahiyyet (a. [kurucusu Safiyüd-dîn-i Erdebilî'dir]. ercen (f. ercâlûn (f.s. er'es (a. erkek adı. erdeb (a. erfa'-ı derecât derecelerin en yükseği. [kelimenin aslı "irdeb" dir]. (bkz: ergavân). ridâ'nın c.s. ergab.) itibarlı. muhterem. üstün. 2. .s. refî'den) daha (en. (bkz: erjen).) peltek [adam]. erdşîrân. 3.) ayaklar.) daha (en. tercihe şayan.) arkaya.s. ergavânî (f. uygun. 2.) Ebhâriye tarikatı şubelerinden birinin adı.

çok) ucuz. reisler. erkam-ı cümel ebced hesabı.s. erkam-ı dîvâniyye bâzı Arap harfleriyle gösterilen rakamlar.) 1. erîb ü edîb akıllı fikirli ve edepli [kimse].) pek yüksek. ses.i. erâik).) Iran hurafelerine göre meşhur ressam "Manî" nin yaptığı resimleri ihtiva eden mecmua.i.) ercen).s. sütunlar. sayılar.b. enguvân (f. erîbe (a.) güzel koku. [hurûf-ı cümel'in aynı olmakla beraber kullanılış itibariyle farklıdır. erkân-ı harb zabiti meslek ihtisası görmüş zabit. erkân-ı devlet devletin ileri gelenleri. erkân-ı harbiyye-i umûmi ordunun sevk ve idaresiyle meşgul en yüksek askerî makam. uslu.i. erhâm (a.s.) tahtı süsleyen [pâdişâh]. subaylar. (Zeyçlerde kullanılırdı. erîsî (a.b. oynak ve hızlı giden at.) tahtta oturan.) hiddetlenmiş.) hiddetli. erkam-ı dâlle birden dokuza kadar olan sayılar. öfkelenmiş. (bkz: haris). kızmış.b. erkam-ı gubâriyye bugün Batı'da kullanılan rakamların başka bir değişik şekli idi. rakam'ın c. erîke (a. arşın.s.) sığınılacak yerler. ergide (f. ikincisine "erkam-ı gubâriyye" denilir. ekinci. erjen (f.s. erk (a.) sert başlı. pek. oturdukları yerler.c. ergun (f. destekler.i.i. olgun [adam]. arslan].i. Allah. erkân (a. (bkz: rusug). eriş (f. erkâh (a. 2. subaylar grubu. uyanık. erhas (a. erkân-ı istiare (istiarenin esasları) ed. acıbadem ağacı.s. bot. öfkeli bakış. misk.s. rehâ'nın c.b.s.) yazılar. ergîde-nigâh (f. erîs. engavân). direkler.) 1. resimler. erkân-ı askeriyye yüksek rütbeli zabitler. 3) müsteârün leh [benzeyenin mânâsı]. rahîm'den) daha (en. erjeng (f. erkam-ı Hindiyye islâm âleminde kullanılmış olan iki türlü sayı işaretlerinden birinin adı.(bkz.i. 2. erguvânî (f. (bkz: erteng). erka ("ka" uzun okunur. ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. erîke-pîrâ (f. esaslar. hısımlar.) çiftçi. ergavânî).i. a. merhametli. rahîs'den) daha (pek. erîs (f.) 1. 2. 2) müsteârün minh [kendine benzetilenin mânâsı]. erkam-ı aşere sıfır da dâhil olduğu halde birden dokuza kadar olan sayılar. zekî.s. rahm'in c.) erguvan renginde olan. a. erkam-ı setiniyye [eskiden] setini adı verilen hesapta kullanılırdı.s. genelkurmay. (bkz: erîke-pîrâ). (bkz. döl yatakları. (bkz: erec). 4) cami' [benzeyen ve benzetilen arasında benzeyiş şekli].s. kurmay subay. irb'den) akıllı. erkâh-ı rehâbîn [kilisede] papazların sığındıkları. erhas-ı es'âr satılan eşyanın en ucuzu.i. erkab (a. erîb . erkam-ı arabiyye Arap rakamları.)]. taht.s. erkân-ı harbiyye meslek ihtisası görmüş zabitler.) l.s. erîke-ârâ (f. akrabalar. erîke-nişîn (f. 1) müsteâr [kendine benzetilen].) tahtı süsleyen [pâdişâh]. anber. oyunda mızıkçılık eden veya kazanan kimsenin kopardığı yaygara. endaze.) el değirmenleri. erîr (a. (bkz. çok) rahîm.) boynu kalın [adam.s. 2. erîc (a. ["ergenûn" un muhaffefi].i-). (bkz'erîke-ârâ).) zekî.i. (bkz: serîr). bilek. en. zeyrek. rükn'ün c. uykusuzluk hastalığı. en yukan. akıllı. erhâ (a. rükh'ünc.Şarâb-ı ergavânî erguvan renginde kırmızı şarap.i.i. erham-ür-râhimîn merhametlilerin en merhametlisi. . haykırış.) hek. erham (a. erkam ("ka" uzun okunur.

) çürük kemikler.h.) meclis. ermedâ (a. rasad'ın c.i. erş-mukadder fık. s. (bkz: bergüzâr. erke (a. ernebe (a. erre (f. erşah (a.) zool. 2. sakin. kan pahası. Ermîn (f. satılık malın. urûş) 1.) Keykubât'ın dördüncü oğlu. [dâima c. ermûd (f. âdâb. (bkz: emrûd). er-rızku al-Allah (a. gözetlemeler.h.) çok güzel ve cilveli olan [sevgili].) 1. ermagan (f. (bkz: mücevveze). darbeler.i. ersem i (a.i. kurultay. vücûduna iğne batınp çivit ile resim ve şekil yapmış olan [adam]. pek) reşîd. remh'in c. arzu. vuruşlar. erteng (f. 2) müşebbehün bih [kendine benzetilen]. destere. ölüme sebep olmayarak kesilen veya muattal bırakılan uzuvlara mahsus. hediye. reşîd'den) daha (en.) bıçkı. ermâ' (a. Dahhâk öldükten sonra Feridun'un idaresine geçtiler].i.c. ersah (a. erre-keş (f. kongre.i. zayıf [adam]. remes'in c.erkân-ı salât namazın rükünleri.s.i. erneb (a. errâc (a.) dolu yağdıran kasırga bulutlan. süngüler.) bıçkıcı. en çok Yemen'de yetişir].i. ermâm (a.i. erşed-i evlâd çocukların en ergini. ermâh (a.) fesatçı.s.i.) Cemşîd'in kız kardeşidir [ki öteki hemşiresi Şehrinaz ile beraber Dahhâk'in sarayında idiler.b.) Iran hurafelerine göre meşhur ressam ve nakkaş .i. yerinme. kusuru dolayısıyla. tavşan.) cin fikirli [adam].i. müzevir. ertâ (a. erre-hâne (f. yöntem. doğru yola daha yakın. [dest-erre = el bıçkısı.c.i. usûl.) ateş külü. 2.s.i.s.) sallar. ermîde (f. remî'nin c. yalancı [adam].i.c. (bkz: dem'). erânib) zool.i. erâmil.) gözyaşı.b.i.) armağan.i.) rasatlar. yemeğin kokusundan iştahı gelip karnı acıkan [adam]. rimme'nin c. hızar. erşed (a. 2.c.i. gri. ermân-hâr (f.i.i. erş (a.s.) armut.) yerinen. erş-i gayr-i mukadder fık. fık. (rumh'un c.) mızraklar.) gündelikçiye peşin verilen ücret.s. hareket hattı daha iyi olan.) nzkı veren Allah'dır. ölüme sebeb olmayan ve miktarı muayyen bulunmayan uzuvlar için bilirkişinin takdîr ve tâyînine bırakılan diyet. istek.) 1.i. ermiye (a.) tabakların. ermed (a.) 1. ers (f. 3) vech-i şebeh [benzeyen ve benzetilen arasındaki şekil].) durmuş. gözü ağrıyan [adam]. ersûsa (a. ernebiyye (a.i. miktarı muayyen olan diyet. 2. [sıcak memleketlerde. pişman olan. kurt. gözlemeler.i. ermûn (f. "erâmil" kullanılır]. (bkz: erett). oylukları etsiz. ernıân (f. yaprağıyla sahtiyan [deri] boyadıkları bir nevi ağaç. 4) edât-ı teşbih veya vâsıta-ı teşbih [benzeyiş hükmünü veren kelime].i. değerinden indirilen para.s. 3 yol.) misvak ağacı. ertel (a. 2. (bkz: arbûn). ermâs (a. Ernevâz (f.s. ersen (f. erânîb) anat.) l.s. erkân-ı teşbih (teşbihin esasları) ed. kül rengi. pişman olma.s.) peltek [adam]. tavşangiller. 2. erâmile) dul kadın.i. 1) müşebbeh [benzeyen]. sakatlanan bir uzuv için cerhedenden alınan şer'î diyet. (bkz: minşâr). büyük sarık.) bıçkı yeri.cü.) eski zamanda kullanılan kavuk.i. ergin olan. ermele (a.) 1. hediye).b. destere]. burun ucu. ersâd (a.

ervâne (f.i. es'ab-ı umur işlerin en zoru.) hayır ve iyilikler. Rûmîler.b.i.) parmaklar. tabiatın bütün varlıklarında insanınkine benzer ruhlar bulunduğu yolundaki ilkel inanç. ervâh-ı mukaddese kutsal ruhlar.i.i.i.) 1.) dan ekmeği. ervahı (a. erzîz (f. animisme. rûmî'nin c. verimli.i.) bot. zool.i. erjeng).) ma'mur. erzen (f. (bkz.) kumaş.i. köksap [lar]. nzk'ın c. 2. ervâh-ı tayyibe iyi ruhlar. ervâhiyye (a. es'abî (a. soysuz. yıldızlar.i. ilâç.) ucuz fiyatlı.) dan [hububattan]. (bkz: düğ). ervenân l. ervâh-ı latife melâikeden kinaye olan bir deyim. es'ab (a.) bot. ervah (a. pin. 2.ucuz. eryâf (a.b.i. yüzsüzler. çok) rezil.i. (bkz: erdâne).) gayet güzel ve beyaz göz. yenilecek. mecmua. erzâk-ı mukaddere Allah'ın herkese takdir ettiği nzık. anakök. baha. sınama. erziş (f-i-) kıymet. alçak. meç. samanlı sıva çamuru. ervâk (a. esâbi'-i zîb-i dest-i tekrîm tekrîm elinin parmaklannı süsleyen. kadir ve itibar. ervâh-ı habise kötü ruhlar.) yiyecek. ervâm (a. çok güzel [genç].c. [cinlerle şeytanlardan kinaye bir deyim].Manî'nin yaptığı resimleri içine alan koleksiyon.) 1. eski usûle göre yeryüzünün bölündüğü yedi iklim. sâk-ı cezri. erzak (a. mer-yemana eli denilen bir kök. erûs (f. dergi. sa'b'dan) daha (en. erzân-bahâ (a. fasihi "erüz" dür.i.i. deneme.s.) çam ağacı.i. çam.) pahası kesilmiş. hayâtın cevherleri.bot. düz ve ekini bol olan yerler.i. erveb (a. 2. lâyık. yânî yedi parçadan birinci iklim. değer. bunaklık günleri. bot. erûm (a. daha [en.) canlar.h. sıkıntılı.) alçaklar. pek. erzîde (f.i. 2. içilecek şeyler. lâyık görülme. tecrübe. erûme (a.i. 2. revk'ın c.) 1. ar-vana. 2.b. erûm) kök. esâbi' (a. azıklar.i.i. pek) güç.) ruhlar âlemine mensup olanlar. canlıcılık. 2. ucuzluk. . erûme'nin c. erzâniş (f. erzâk-ı askeriyye askere verilen yiyecekler. erz (a. şeref ve itibar. meta.) l.s.i. son derece cesur ve yiğit [adam]. erz. üsbû'un c. erze (f. perdeler. ervend (f.i. rîfin c.) merhem. esâbi'-zîb parmaklannı süsleyen.). 2. (bkz: rüzelâ). Arap diyarının dışında bulunanlar. ervâh-ı makamât müzik makamlarının ruhları. 4.) sıvacı.dik [ses]. çamdan çıkarılan zift. erze-ger (f. ele hürmetle alınan. biçilmiş [şey].) kalay. esâ (a.s. Roma'lı-lar.s. f r.) fels. 2. liyâkat.s. erzel (a. erze (a. erzen-i zerrin (yaldızlı dan) meç. rûh'un c. 3. erzânî (f. içecek.i.i. rezîl'in c.) 1. esâbi'-ül-kadem ayak parmaklan.i. erzân (f--) l.) pirinç [hububattan].) 1. erva (a. erzel-i nâs insanların en fenası.i.s. ısbı'ın c.i. erzenîn (f. c.i. f r. zor.) haftalar. erzel-i ömr ihtiyarlığın sonları. soysuzlar.) yoğun. esâbî (a. yabani şebboy.) 1. erzâl (a. uygun. ervend'). bir cins dişi deve.f. ervîn (f.i. ekvatora yakın olan mıntıka. çadırlar. 2. ıztıraplı [gün]. (bkz: engelyun. rezîl'den) 1. yerinde. esâbi'-sukur (a.

esâtîn-i ulemâ âlimlerin. 2.) piskoposlar. Taht-ı esaret esirlik altında. ilâve. es'âr (a. es'ad-ı eyyam günlerin en mutlusu.i. daha saâdetli.s. tutsaklık. ikramiye. ism'in c. metropolitler.i.i.]. esâs'ın c. isnâd'ın c. esânîd (a. eshece'nin c. halkın en aşağı tabakası. temelinden.s. (bkz: hakîkî. kulluk. [Anadolu'da "hâtûn parmağı" denilen üzüm]. esaret (a. 1) hisselere bölünmüş şirket sermâyesi. masal nevinden şeyler.i.) asıl ve temele mensup.) esaslar. (bkz: üserâ). su'r'un c. herhangi bir ikraz veya istikraz neticesi husule gelmeyen mevduat. esâhic (a.) esirler.s. yalanlar. (bkz: esma'). esîre. esfel'in c. gerçek. isnâd). üstüvâne'nin c.i. esâsât (a. esâtîr (a.) sağlam. köşkerler. istihsâlin umûmî hacmine göre inip çıkan maliyet.). Muallim Naci'nin şâir ve ediplerin biyografilerine dâir 1891'de basılmış bir eseri. esâse (f. esârâ (a.i.i. esâfil (a. prim gibi ödemeler hâriç olmak üzere verilen ücret. direkt maliyet. köleler. mitoloji.) göz ucu ile bakma. minder gibi ev eşyası. doğru.) yeniçerilerin kaydı. kök.) esâsından.) 1. esâs-ı beyt ev eşyası.) satılan şeylerin bilinen fiyatları. kölelik. asıl. esîr'in c. esasla ilgili.c.) yiyecek içecek artığı.i. es'ad (a. esâs devre eko. (bkz. üslûb'un c. esâka (a. doğruluk.s.) 1.zf. ulufe defteri. sahîh).i. ifâde şekilleri. esâtîn (a. esâme (a. namlar. üstûre'nin c. esâfil-i Şark paryalar. üsküfün c. (bilginlerin) ileri gelenleri.i. . esâre (a. esâsât) 1.) döşeme. esaslı (a.). sahih'den) daha (en. adlar. esâs fıat eko. esâs (a. esâsiyye (a. esâtîr-i îrâniyye îran mitolojileri. es'âr (a. kunduracılar. yollar.) parmak üzümü. esas olarak alınan kıymet sayısı ile alâkalı * sayışım bilgilerinin toplandığı dönem. 2. esâkıf (a. en bayağı takımı. bir hey'etin ileri gelenleri. esre).) üzengi kayışı.b. dip. 2) kurucular veya ortaklar tarafından taahhüt edilen sermâye. esâsî. 2) eko. tahsisat. en mutlu. esasen (a.) türlü türlü yürüyüşler. çok hayırlı. 2. olan esmâ'ın c. esahh (a. esâfil-i nâs halkın en aşağı. [müfredi bu mânâda kullanılmaz. temel. üstüvaneler.s.) 1.i. aslından. esâs ücret eko.) eskiciler.i. Kanûn-ı esâsî Anayasa. avuç ve alındaki çizgiler. kendiliğinden.i. esâs sermâye eko. esâmi (a. esâs mevduat eko. harp esirliği.) pek saîd. sı'r'ın c. esâret-i vicdâniyye vicdan esirliği. yüz güzelliği. Teşkilât-ı esâsiyye Anayasa. sırr'ın c.) uydurma hikâyeler. eskefin c. 1) iptidaî madde ve müstahsil işçilik maliyeti.s. esârîr (a. 2. esirlik. olan esrâr'ın c. hüküm altında bulunma. esâs (a. Galâ-yi es'âr fiat-lann yüksekliği. saîd'den. bir takımın.i. fiatlara esas olarak alınan unsur. esâkit (a. narhlar.i.i. esâlîb (a.t.i.) usuller. pek) sahih.) pek aşağı ve bayağı olanlar. esâs mâliyyet eko.esâbi'-ül-azârî (a. tarzlar. (bkz: zâten).s.i.i. doğru. esâtîr-i Yûnâniyye Yunan mitolojileri. (bkz.).

esâtize (a.i.îme büyük işler ve sebepler. esbâb-ı hakikiyye hakiki. (bkz: feres).) uzun bıyıklı [adam]. ustalar.esâtîr-ül-evvelîn ilk zamanlara ait masallar. bir îlâmın istînâf [yeniden başlama] suretiyle cerhini [çürütül-mesini] îcâbeden sebepler. 2 .i. kuvvetli.) 1. candan [kimse]. 1. esbgul (f. esâtize-i mûsiki mûsiki. nesirde fıkra sonlarının kafiye tarzında olan uygunlukları. rahatlar. esâvire (a. esbât-ı benî isrâil İsrâiloğullan. doğru. esb'in c. 3. sebeb'in c. sıbt'ın c. esdâf (a.) atlar. sedefin c.) 1.) "at deviren" yalnız başına düşmana saldıran ve düşman atı öldüren yiğit. esbâb-ı mücbire zorlayan. esbât (a. esâtîz.s. -rîs (f.i. çok) sâdık. gazanfer. beygir. at koşturucu.i.) kadın bilezikleri.i. sec'in c. 2 .s. esb-tâz (f. geçmişten önceki. esbân (f. cenk eri.s. müzik üstatları.) üstatlar. esbak (a. esâvire-i murassaa mücevherli.i.i. esbâb-ı müşeddide "esbâb-ı muhaffife" nin zıddı. hizerb.i. astr.i. esâvid (a. esb-efgen (f.i. sebt'in c. beygirler.) ata binmiş. esbel (a.) 1. esbâb-ı nakziyye bir îlâmın temyîz suretiyle cerhini [çürütülmesini] îcâbettiren sebepler.) siyahlıklar. huzurlar.) 1. (bkz: dırgam.i.i. peçe. her şemsî ayın 18 inci günü. esbân (a. esbâb-ı mucibe huk.b. esbâb-ı sahîha doğru sebebler. olan "esvire"nin c.) mahmuz.) karnıyarık denilen tohum. esbâb-ı cefâ cefâ sebepleri.) vâsıtalar.i. escâl (a. bu tohumun nebatı at kulağına benzediğinden bu ismi almıştır].s.) at hırsızı. at koşturacak meydan. esbâb-ı matlub huk. kıvırcık olmayan düz ve uzun saçlar. hizber. sâbık'dan) 1.i. esbâb ü efâil-i a/.i. rûmî temmuzun dokuzunda ve efrencî temmuzun yirmi üçünde içine girdiği ve semânın kuzey yarım küresi . esbâb (a. [kelime Farsça "üstâd" sözünden alınmıştır]. lâzı-malar. 2. 2. Bir hükmün usûl ve kanununa uygunluğunu ispat için ileri sürülen sebepler. esed-ullah (Allah'ın arslanı) Hz.i. sivâr'ın c. daha eski. güçlü.i.s. kadınların yüzlerini kapadıkları tül. at koşturan.b. esb (f. öncekinden daha önceki. savaş meydanı. escâ (a. Arttırıcı. evlât ve torunlar.) ed. inci kabuklan. esb-rân (f. esbîl (f. esâtize-i elhân (elhan üstadları) mûsiki üstatları. (bkz. leys. esb-süvâr (f. 2. pırlantan bilezikler. kadınların başlarını örttükleri ince ve güzel bir örtü. esâvir. esbât (a. Alî.) içi su dolu kovalar. esâvir-i nisvân kadın bilezikleri. gerekçe.) 1. esb-engîz (f. esdak (a. 2. mevzun nesirler. ustaları. karalıklar.) 1.s. secel'in c.) sedefler. icbar eden sebepler. esbâb-ı feshiyye huk.b. [eskiden] iflâs hâlinde bulunan şahsın alacaklarının kanunî topluluğu.s.b.b. çok daha evvel olan. Güneş'in. esb-i sabâ-reftâr yel gibi seyirten at. şîr). üstâz'ın c. mızmar). at koşusu. esed (a. esbâb-ı muhaffife işlenen cürmü hafifletici sebepler.) daha (en. ["gül" kulak manasınadır. haydar.) at. esb-i tâzî Arap atı.) at süren.b. cumartesiler. pek.b. sevâd'ın c. kuvvetlendirici sebepler. arslan. esb-rîz. [Yahudiler]. gerçek sebepler. 2.

eshâb-ı amal aç gözlü. zengineshâb-eshâb-eshâbler. [müfretsiz cemidir]. 2. en sefil.c.) 1. esenn-i şüyûh yaşlıların en yaşlısı. devlet 1) servet sahipleri. sefet'in c. bot.eteğinde bulunan birçok parlak yıldızdan müteşekkil beşinci burç. eser (a. l.) en saf. netîcesi.) daha (en.) 1. esfel-i sâfilîn cehennem. eshâ' (a.) acıma. alâmet. eshâb-ı Bedr Bedir gazâsı'nda Peygamberimizin maiyyetinde bulunan îman sahibi kimseler. ciltler.f. esfâr (a.b.i. iz. esed-ullah-il-galib (Allah'ın galip arslanı) Hz. te'sir. eşele (a. yolculuklar. yola gidişler. fr.) rengârenk. en temiz. çok) yaşlı.s. Leo. s. esfât (a. eser-i hayr hayırlı iş. sahî'den) daha (en. (bkz: gûnâ-gûn). hadîs-i şerif.) 1. Peygamberimizi görmek ve sohbetine ermek şerefini kazanmış kimseler. çok) sahi. nişan.) sepetler. esfeliyyet (a.i. (bkz: esfâr-ı bahriyye). eshâb (a. bir kimsenin meydana getirdiği şey. esfâr-ı baîde uzak seferler.i. makat. kıç. çok bayağı. eslâl. basılmış kitap. eser (a. düşmana karşı gidişler. keder. typhacees. târih.f. vakayi kitabı. [Kâğıdın başında Arap harfi ve soğuk damga ile eser-i eedid yazılı olduğu için bu adı almıştır]. f r. [bunların bâzı kaynaklara göre 305. esef-nâk (a. eshâ' (a.s. 4. bâzı kaynaklara göre de 313 olduğu bildiriliyor].) acıklı. 2) i eri gelenler. cennet Cennete gidebilecek olanlar. eshâb-ı akar gelir sahipleri.) esef eden. 2. mâlik ve mutasarrıf olanlar. esfâr (a. esfâr-ı bihâr deniz seferleri.b. 2. hüzünlü. objet d'art. 2. türlü türlü. Lât.i.) üzerinde arslan resmi bulunan Selçûkî parası. (bkz: sâhib). 5.s. eser-i mesaî çalışarak meydana getirilen eser. sefer'in c.i.c. eshâb-ı a'râf Cennetle Cehennem arasında kalıp her ikisine de giremeyen ruhlar.i. 3. cömert.s. anlatılan "ilm ü kelâm" m sonu. 3. üsel) bot. esfâ (a. 2. eshâb-ı câh rütbe sahipleri. eser-i telâş telaş belirtisi.) büyük kitaplar.i. pek aşağı. . Ali.i. pek. eshâb-ı aba (bkz: âl-i aba). aşağı [taraf]. sahipler. tasa.) serçe kuşu. sâhib ve sahb'ın c. esedî (a.s.s. (bkz: esi). canlılık alâmeti. 6. hüzün. esediyye (a. esef-hân (a. sifr'in c.s. acıyan. eser-i hayât hayat. eser-i cedîd [eskiden] mevcut kâğıtlardan birinin adı. asar) 1. pek. hırslı kimseler.) 1. yolculuklar. esen (a. eser-i îcâd icat mahsûlü.c. le Lion.i. eser-i hayret şaşkınlık belirtisi. sukamışıgiller. te'lif.i. (bkz: usfûr). f r. esfel (a. esef (a. eserî (a.i. esere. zool. cahîm Cehennemlikler. arslangiller. 2. eser-i san'at san'at eseri. en güzel eşyayı kendine ayıran [kimse].) aşağılık. gam.s.) 1. esfâr-ı bahriyye deniz seferleri. esfâr-ı haşire içdenizlerde yapılan seferler. eli açık [kimse].

emlâk mal. kutsal kişiler. Yahudi kavmi. eshâb-ı kubur ölüler. eshâb-ür-rakîm Kur'ân-ı Kerîm'in 18 inci sûresinin 9 uncu âyetinde bahsedilen ve bir tefsire göre. eshâb-ür-re'y bir emre veya bir maddeye bağlanmaksızın. büyük tımar sahipleri.idare idare adamları. eshâb-ı tevârîh tarihçiler.hayr hayır sahipleri. mülk sahibi olan kimseler. eshâb-ı temyiz tahrîc ve tercih kudretini hâiz olmayıp yalnız zâhir-i mezhep ve zâhir-i rivayet ile rivâyet-i nâdireyi tefrika ve mezhepte mevcut kuvvetli rey ve mütâlâa ile zayıf mütâlâayı ayırmağa muktedir olan kimseler. Hıristiyan askerler. arkadaşları. Muhammed'in yakınları. Kıtmîr (köpekleri)]. eshâb-ı mütâlâa okuyucular. eshâb-ı Suffa Medine'de Mescid-i Nebevî civarında "Suffa" denilen misafirhanede Peygamberimiz tarafından yedirilip içirilen fakir Müslümanlar.güzîn Hz.i'tibâr itibar gören kimseler. Şâzenûş. zebaniler. değerli dostları. terekeden kendilerine şer'an muayyen sehim takdîr olunan verese. eshâb. eshâb-ı muâhaze tenkitçiler. her şeyi tenkit fikri ile düşünenler. eshâb-ı süyûf "kılıç adamları"askerler.kalem me'murlar. eshâb. eshâb-ı kiram Hz. eshâb.inziva inzivaya çekilenler. eshâb-ı servet servet sahipleri. zenginler. idareciler. Eshâb-ı Kehf Kur'an'da kendilerinden bahsedilen ve bir mağarada uzun müddet uyumuş bulunan kişiler. eshâb-ı zeamet tar.intikal bir mirastan pay alma hakkını kazanmış olanlar. mezhepte mevcut sözlerden ve rivayetlerden birini diğerine tercih iktidarları bulunan kimseler. cumartesiye bağlı olanlar". eshâb-ı tercih huk. eshâb. eshâb. eshâb. ruvât). ferâiz huk. eshâb-ı menâsib yüksek rütbeli me'murlar. Kefeştatayyuş. Debernûş. eshâb-ı matlûb alacaklılar. becerikli kimseler. eshâb-ı kehânet ü şerâfet kâhinler ve şerefli. Mernûş. [Yemlîha. Mekselînâ. îtibarh kimseler. Mislînâ. eshâb-ı mesâlih resmî dâirelerde işlerini tâkibeden kimseler. (bkz: Sebtiy-yûn). isimleri ve nesepleri yazılan . eshâb-ı rivayet rivâyetçiler. eshâb-ı salîb Haçlı seferlerine katılanlar. eshâb-ı yemîn mübarek. (bkz: râvî. eshâb-ı Nâr Cehennemdekiler. Muhammed'in seçkin. Muhammed'in sahabeleri. kendi görüşüne ve ölçüsüne göre hükmedenler. [bunlar muhtelif sözler arasından "esas" veya "sahih" olan veyahut hassa veya kıyâsa uygun olan budur gibi tâbirlerle değişik sözlerden birini diğerine tercih ederler]. eshâb-ı sebt "cumartesiciler. eshâb-ı kibar Hz. eshâb-ı timâr tımar ve zeamet sahipleri. eshâb-ı tedbîr tedbirli kişiler.eshâbeshâb-eshâbdirâyet dirayetli. eshâb. târih yazarları. eshâb-ı tahrîc içtihada muktedir olmayıp mezhep usûl ve kaidelerini ve şâir fıkıh hükümlerini ve bunların delil ve mehazlarını kavramış olduklarından sâhib-i mezhepten veya mezhepte müçtehid olan zâtın eshâbından nakledilmiş olup da bir çok cihetlere ihtimâl olan bir muhtemel sözü tafsile ve iki cihete ihtimâli bulunan müphem bir hükmü tavzîha ve mevcut olmayan mes'elelerin hükümlerini mezhep usûl ve kaidelerinden istinbat ve tahrîce muktedir olan kimseler.

) sabahlar. vurgun.i.s. esîr-i turra-i canan sevgilinin perçeminin esîri esîre (a. süprüntü. eshiye (a. atebe.) 1. ince deriler.i. halka borç karşılığı olarak.b.) şerefli ve otoriter [adam]. serîr'in c.) üçtebirler. (bkz. düşkün.) ağır yükler.) 1. eshıyâ (a.c.) tahtlar. en çirkin.i. . esi (a. paylar.) hastalıklar.) sorulan şeyler. 3. kılıçlar.s. eşele). esinne (a.s. esîr-i fırâş yatalak. kederli. oturacak yerler. kaba.) esirle ilgili.s. dolgun ve parlak [yüz]. eshâm-ı umûmiyye Tanzimat sıralarında devletin.) bir me'murluk veya hizmette birinden önce bulunmuş olanlar. esîrî (a. eslâf (a. esâkif) eskici. sıkal'ın c. tutkunluk. esîr-i harb harp esiri. suâl'in c. kunduracı.s. bileği taşlan. eslaha-k'Allah Allah seni ıslâh etsin. a.) vücûdu sıhhatte bulunanlar. esîs (a. dertler.i. sahî'nin c. esham (o.i. sabah vakitleri. açıkgöz [adam].i. can sıkıcı.s. esîrî (a. sinân'ın c.i. pek) sâlih. hararet ve e-lektrik gibi şeylere nakil vâsıtası hizmeti gördüğü farzolunan. actions. hisseler. 2. kirişin bir katı. pek) sakil. (bkz: esâre. kıtmîr adıyla meşhur olan köpeğin adıdır]. eli açık olanlar.i. 3. iyi. tutsaklık. sihâ'nın c. eslah (a.) cömertler. eskal ("ka" uzun okunur. üçtebir parçalar. 3. esîf (a. eskefe (a. eshel-i umur işlerin en kolayı.i.s. çerçöp. sahîh'in c. eshed (a. es'ile (a.i. daha (en. karaılgın ağacı.i. esirre (a. illetler. 3. üserâ) 1. moloz.s. pek) kolay.) bot.). kehfin bulunduğu dağın. seher'in c.) kâinatı dolduran ve bütün cisimlere nüfûzeden.) 1. verdiği senetler.i.s. selefin c. (bkz. a. kul.) esefli.s. kölelik. armağan olarak verilen şey.) becerikli. kabahatli. eshâr (a. kan bozuklukları. esîr (a. süls'ün c. eskef (a. esîm (a.) 1. 2. sâlih'den) daha (en. eşkal (a.i. 2 doğru şey. esîr-ül-Hind (a.s. (bkz.i. esihhâ (a.) 1. yerlerine geçilen kimseler. köle. 2. esham ve tahvilât hisse senetleri ve tahvilleri. eskam-ı demeviyye fizy. sakil'den) 1.) bot.) "Hint esîri"sözü dinlenmeyen. vadinin veya Eshâb-ı Kehfin köpeğinin yânî. esl'in c. şarlatan [kimse]. süngüler. Nesîm-i eshâr sabahlan esen rüzgâr. en ağır. eshel-i tarîk en kestirme. özürsüz olanlar. eskam ("ka" uzun okunur. esîl (a. fr. fizikçilere ışık. esîr-i sâfiyyet saflık esiri. 2. 2.) günahkâr. elâstikî ve akıcı hafif bir cisim. 2. eslâs (a. nasipler. esre). tartısız. aşka tutulmuş. köşker. savaşta düşman eline düşen kimse.s.) eşik. borç alınan paraya karşılık senetler. sakam'm c. eshel (a. insanın yüzünde veya vücudunda bulunan ben. [kelime Rumcadan Arapçaya geçmiştir].i. oklar.i. esele'nin c.) 1. uzun.i.i. yalın kat tasma. südde). eslâl (a. eshâr-ı bahar bahar sabahlan. gamlı. esîne (a. esîr-i aşk aşkın esiri. ağır şeyler.c. uçacak gibi hafif. suçlu [kimse].) esirlik. sehm'in c. sehl'den) daha (en. beyin zarlan. "tutsak. hâl). esîr (a. 2.i. yalancı. en çıkar yol. esleb (a. (bkz: emraz).levha sahipleri. karaılgın ağaçları. esîl (a. [bir tefsire göre de "rakîm". esîr-i hizmet hizmet esiri. asıl.) 1. geçmişler. 2. kapının basamağı. kulluk.s.i.

açılır yemiş. Lâtif. esnaf (a. Rahman. sınfın c. 3. esnâ-yi müzâkere bir konunun tartışıldığı an. Mü'min. Hamîd. siny'in c. vakit. müsademe sırası. Hâfid. esmâr (f. Berr. uygunsuz. esliha (a. esmer (a. Vâris. Vâsi'. Mukad-dim.) 1. en sağlam. esliha-i sakile ağır silâhlar. çok eli açık. Vâcid. Ehad.) bot. kıymet(Ier).(bkz: hengâm.s. çeşitli meyvalar. Hakk. kategoriler.i. fr. yaralayıcı silâheslihalar. esmâk-i merh-ül-misbah-ı kısmî zool. esna' (a. kıssalar. Vâhid. yemişler. Mucîb. esnâ-yi harb aşk.i. zümreler. yüksek" [şey]. Âhir. Şehîd. çarpışma zamanı. silâh'ın c. Vedûd. Rahîm. Veliyy. simer'in c. Nur. aşüfte. Kebîr. cinsler. [bizde. Zü--1-Celâli ve-1-İkrâm. Vehhâb. mürîf. en doğru. Kerîm. hîn).i. Tevvâb. [kılıç. Kabız ("ka" uzun okunur). kulak esmah -J (a.i. esmâk dlu.l (a. (bkz. bir sanatla veya dükkâncılıkla geçinen [kimse].eslem (a. namussuz kadın. çeşitler. Melik. (bkz: âlüfte. esliha-i cedîde yeni silâhlar. Bakî. Kahhâr. zâniye). esmâr-ı gayr-i münferice bot. Muksit.) [bizde kullanılmaz] ara. sürmetaşı.i. esnâ-yi ikamet bir yerde oturulduğu an. esmed (a. Esmâ-yi Şerife (Allah'ın en güzel. mütekellim] yerine kullanılan deyim. malacoplervgiens . Mukıyt. Mümît. ulama yonca. Fettâh. esmâr-ı gûnâ-gûn türlü türlü. Musavvir. değer(ler). esmâr (a. Muîd. Şekûr. Kadir ("ka" uzun okunur). tüfek esliha-i nâriyye ateşli silâhlar. semî'.) balıklar.) kaba tutya. Mugnîy. Metîn. Bedî'. yumuşak yüzgeçliler.i. câriha cerh edici. Kaviyy. esma' (a. Hafız. en emin.) bot. Cami'. silâh). Mâni'. Esmâ-yi Hüsnâ. en emîni. Hasîb. atîka eski silâhlar. semer'in c.i. esmâ-i seb'a (yedi ad) [hayy. basîr. Gaffar. fahişe. kadîr. Bâis.i.i. Muhsî. Bâtın. Aliyy. esmer-ül-levn karayağız. Bârî. semen'in c. Alîm. Hakem. Hâdî. Mütekebbir. Muktedir.) buğday renkli. esmâr-ı bünye-hîz vücûdu canlandıran meyvalar. esliha-i hafife hafif silâhlar [tabanca. hikâyeler. Râfi'.i. eslem-i turuk yolların en selâmetlisi. Vekîl. savaş sırası. alîm.) en semahatli.) "efdal" gibi "bülent. 2.). kemikli balıklar. sâlim'den) en selâmetli. Zahir. Azîm.i. Semî'. Muizz. Kuddüs. Dârr. aralık. Sabûr. hançer. Evvel. . sem'in c. Samed.s. Mâcid. nevîler. Nâfi'. Muhyî. esmâr-ı eşcâr ağaçların meyvalan. Celîl. sıra. Mâlikü'1Mülk. Hakîm. esnâ-yi râh yolda giderken. esman (a. eslenc (f. Hayy.) meyvalar.]. müfret gibi kullanılır]. Müntekim. mersin ağacı.) bedel(ler). Ganiyy. esna (a. Basîr. Muahhir.) kulaklar. Müheymin. Rakîb. Reşîd.s. karayağız. semek'in c. Kayyûm. esmâr-ı münferice bot. Rezzak. Cebbar. Mecîd. esmâr (a. Afüvv. en doğru yol. kama ve şâire gibi]. esmâr-ı gûnâ-gûn çeşitli meyvalar. Vâlî. Müteâlî. Azîz.s. açılmaz yemiş. Habîr. antimon. Ra'ûf. esnâ-yi tesâdüm aşk. Halik. Mübdî'. Muzill. Selâm. en şerefli isimleri) [99 tanedir ve şunlardır Adi. yerde sürünerek açılan yonca. esmâk-i azmiyye zool. Halîm. yürürken. Gafur. savaş zamanı. [top gibi]. Basit.) gece masalları.

s. estâr (a. esnan (a.) selâmlar. esnâm-perestân puta tapanlar. esnân-ı hilm anat. akıl dişi.i.f.) yazı sıralan.f.s. ["sütûr" daha çok kullanılır].i. esrâr-ı hüsn ü ân güzelliğin sırlan. yaşlar. esrâr-âlûd (a. sinn'in c. . e-s-selâm (a.i. e-s-salâ (a. sûr'un c. esre (a.s.b. çukur yerler. hayırdualar olsun. bir şey değil" mânâlarına kullanılır.) esrarlı. rica ederim. esrar tiryakisi. esrâr-ı derûn başkalanndan gizli tutulan. Hıristiyanların taptıktan heykeller. mahcûbediyorsunuz. sevb'in c.s. esr (a.) [halk "sof" der]. şarap kadehleri. estağfiruilah (a. esvâr (a. suretler.s. bir adamın.) medihler. esvâf (a. uyuşturucu ve sarhoş edici te'sirleri olan bir zehir. kökler.) Şeyh Ferî-düddin Attâr'ın tasavvufa dâir ünlü eseri. çarşılar. esnân-ı nâbiyye anat. sinh'in c. 2. Esrâr-nâme (a.i. Hint kenevirinden çıkarılan. esta' (a.i. sırr'ın c.) pek çabuk eseflenen. esnâh-ı rieviyye anat. esrâr-keş (a.b. (bkz: heste). 2. 3. yirmi yaş dişi. çok) serî.) sırlı.i. estâr (a. koyun yünleri. esrâr-ı Elest Elest gününün.) şarlar. sûfun c. kaleler.) esirlik.i.cü. giyecek şeyler. esrar (a. gizlenilen ve bilinmeyen şeyler.i.) örtüler. müfret olarak kullanılır]. [kelime. esûnı (a. ester (f. Esrib (a. esvâk (a. alışveriş yerle1.) dişi kınk. hâşâ.) Medîne-i Münevvere'nin bir başka adı. savt'ın c.s. perdeler. esûf (a.) kara günlük ağacının zamkı.) giyimler.cü. ziyafetler. sadâlar. aklın eremiyeceği işler. (bkz: esvef). esniye (a. (bkz: Yesrib). satr'ın c. saklanan sırlar. dişler. sûk'un c.) 1.i. yüreği yufka. esnân-ı katıa kesici dişler. esrem (a. seri'den) daha (en. esra' (a.) üstübü denilen keten tarantısı.) esrar çeken. esrâr-ı hafiyye gizli sırlar. esrar kullanan.f.b.i. (bkz: sütûr). (bkz: bagl). kulluk. sanem'in c.i. hi esvâb (a. (bkz: ensâb2).i.i. genişliğe kavuşmanın anahtarıdır.) "Allah1-dan mağfiret (afiv) dilerim.) 1.) halkı namaza davet için kullanılan bir söz mânâsına gelmekle beraber "kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında kullanılır. [sulh ve selâmet].) sesler.) putlar.) asıllar.f.zf.) l çekirdek. pazarlar. 3. (bkz: Elest). dizileri. kemik.) katır. esteh (f. estâne uyunacak ve istirahat edilecek yer. ester esterven kısır kadın. yaratılış gününün sırlan.esnâh (a. esnân-ı askeriyye kurra seneleri. es-sabru miftâh-ül-ferec sabır. övmeler. bir şeyin iyiliğini ve güzelliğini söylemeler.i.) ri. Kayd--ı esr esirliğe düşme. sitayişler. esvâ (a.i. sâ'ın c. estâr-ı kitâb kitap satırları. kederlenen. satı'dan) uzun boyunlu [insan ve hayvan].i. esâre).s. pek. ölçekler. sitr'in c. senâ'nın c. esrâr-engîz (a. 2. küçük azıdişleri. 2. 2.s. esnam (a.i. (bkz: sütûr).) eski zamanlardan rivayet ve hikâye edilegelen bilgi ve haberlerin neticesi.i.i. gizli.s. (bkz: esîre. hiç bir zaman. esta be (a. esvât (a.b. akciğer petekleri. tutsaklık.h. çabuk.b.i. estarek (f. estân.) 1. çürümüş ağaç kökleri. dişleri dökük kimse. esniye-i seniyye pâdişâhı medhetmeler.) pek yalancı ve günahkâr [adam].

.s. eşler.i. (bkz: Mâtürîdiyye).i. akar sular. üzüntülü [adam].) ağaçlar. çok mal[lar].s. eşerr (a. hayaller. misiller. en şomlar.) en şifalı [şey]. (bkz: besûs). şerli. karaltılar. si'r'in c. 2.s.) kömürlük. eşâib (a.) doğru söz söyleyen.) arslan yavruları. kederli. (bkz: eşâire).s. esved-ül-kalb (a. şecî'den) daha (en. eşcâr-ı müsmire meyva ağaçlan.) 1. en iyi. şerîr'den) daha (en.s. i. eşâire (a. 2.) gamlar. şefîk'den) 1. İbn-i Nüceym ile Ibn-i Vekîl'in "Furû"a. eşbû (f. esvedeyn (a. eş'âr-ı guddeviyye bot. şebîhden) 1.) en uğursuzlar. eş'âr (a.s. en müşabih. cins bozukluklan. esyâf (a. [Arap atasözü].) şefkatler. ["cümle-i eş'ânnda bu matla-ı meşhurdan eşbehi yoktur. pek benzeyen.s.) 1. büyük kapılar. (bkz. eş'âr-ı mümisse bot. eş'ar-ı nâs halkın en iyi şiir söyleyeni. tasalar. eşbâh (a. esûf).) çolak [kimse]. pek) uğursuz. uzaktan görünen şeyler. eş'ar-ı zentân zamanın en iyi şiir söyleyeni. esvef (a.s. pek.) 1. eşfâk (a.s. benzeyenler. eşcân (a.s. pek) şefkatli.) çok şek sahibi.) dinde meşhur.i.b. bez tüyler. daha.s.s. eşca (a. eşell (a.) hüzünlü.s. siyahlıklar. eşerr-i nâs insanlann en şerlisi.c. eşfak (a. eşfâ (a. eşen (f. daha güzel şiir söyleyen. eşdak (a.i.) Araplar arasında meşhur bir tamahkânn adı. (bkz: nazm). çok merhametli. kederler.) kıllar.esvât-ı hayvanât hayvan[lann] sesleri. eş'em'in c. (bkz: en-dâd). pek) şiddetli. şecen'in c. sıkıntılar.i. gövdeler. eşedd-i mücâzât en şiddetli ceza. eşcâr (a.i. eşâm (f.s. (bkz: süyûf).i. eş'ar (a. eşbeh (a.c. eş'em (a. 2. 2. pek) şecâatli. imam Ebü-1-Hasen-ilEş'arî'ye bağlı olanlar. eşâim (a.) kanşıklıklar. çetin ve sert. 2. 2. (bkz.i. sevâd'ın c. karaltılar.) ölmeyecek kadar az yiyecek ve içecek şey. seyh'in c. [kısaltılmış adıel-eşbâh ve-zâir]. şedîd'den) daha.s. kara. eşedd-i ihtiyâç en zorlu ihtiyaç. sü-veydâ-ül-kalb). sünnet ehlinin bir kısmına dâhil olanlar. Süyûtî'nin "nahv" e ait meşhur eserleri. şibl'in c. Eş'ab (a.i.s. eşâim) daha (en. şibh ve şebîh'in c. erkek adı.) 1. şebâh'ın c.s. esved (a. 3. kömür konulacak yer. kut-i lâ-yemût). vücutlar.i. 2. en güzel. çok) şerir. (en.[bizde "süyûf daha çok kullanılır]. eşyan (a.s. eşedd (a. 2.) kılıçlar.) 1. eşbâh (a.) 1. fazla tered-düdeden. emici kıllar. ters giyilmiş elbise.i. eşfâ-yi edviye ilâçlann en şifalısı. (bkz: âşâm. (en.). eş'arî'nin c. elemler. (şa'r'ın c. seyfin c. esvide (a. şafakat mânâsına gelen "şafak" in c.i. şom.i. eş'emü min Besûs Besûs'tan daha uğursuz.". şecer'in c. cisimler. nazîrler. eşcâr-ı bâg bahçenin ağaçlan. eşekk (a.s.i. karalıklar. sevâd'dan) siyah. eş'arî (a. en cesur ve yiğit. kavun ve karpuzun hamı. şâir'den) en.c. vezinli ve kafiyeli sözler.h. üşâbe'nin c. şahıslar.). eşâire). (bkz: süyûh).s.(Lâtifi)]. eşbâl (a. esyâh (a.) "iki siyah"yılanla akrep. çizgili elbiseler. kelek.

eşhür (a.i.) şiddetli davranan yiğitler. şâhid'in c.i. şehr'in c. tanıklık ediyorum" mânâsına. soğuk [gün]. c. eşi'a (a. kirpik yerleri.) aydınlıklar. fr. beyaz. eşirrâ. sirişk). eşk (f.s. dırgam). sevinçle ağlayış.i. s. haşarılar. [bu aylarda "Kabe" civânnda av dahî avlanamazdı].s. eşhâ (a. i. (bkz. tarzlar.) adamlar. eşk-i şîrîn sevinçten dökülen gözyaşı. şüfr'ün c. eşhürün ma'lûmât (a. n. mısra'dan kasideye vann-caya kadar manzumelerin mısra' sayısı ve kafiye sırası ile bulunduğu suretler. ela [müen. savaşan yiğitler.s. sevinç ile dökülen gözyaşı. suretler. gazanfer.) azılılar.i. 2. istekle yenilen [şey].) koyun gözlü. 3. (bkz.b. nazım şekilleri. eşkah (a. eşk-i sürür sevinç gözyaşı. eşgal-i mühimme ehemmiyetli işler. eşrar (a.i.) pek sevinçli. kızıl donlu [hayvan]. kimseler.).i. Zilka'de ile Zilhicce'den de alınan 10 günle. a. eşhas (a. eşkâl (a. güç iş. ışıklar. kırmızı ile kanşık koyu mavi. eşi'a-pâş (a. eşkâl-i müteşâbihe mat. 2. arslan. eşfâk-ı şâmile herkese yapılan merhametler. eşhâr (f. eşka ("ka" uzun okunur.merhametler. çok işi olan. eşheb (a. 2. "şehlâ" dır]. benzer şekiller.) l . (bkz: dem'. şerir'in c.s. pek) meşgul.) göz kapağının kenarları.b.b. şehî'den) en çok.b. eşgal (a. eşfâr (a. şahs'ın c. şehîr'den) en şöhretli. şühûd).i. (bkz. pertev. esed. meşgul'den) daha (en. tasadan doğan gözyaşı. harbin ve ölümün haram kabul edildiği arabî aylanndan "Zilka'de. şekl'in c.) nur.) biçimler.) daha (en. aynlıktan dolayı akan gözyaşı eşk-i tarab sevinç ile ağlayış.i. bu mânâda kullanılmaz]. şehâdet'den) "şahitlik. [müfredi. edepsizler. eşhâs-ı ma'rûfe bilinen. kişiler. çok iyi tanınmış.i. şevâhid. kır at. eşkâl-i hendesiyye geometri şekilleri. eşhedü en la ilahe ill-allah Allah'tan başka Tann olmadığına tanıklık ederim. rayons medullaires. kaygı. öz nşınlar.) gözyaşı.s.s. eşhedü (a. eşhel (a. eşiddâ' (a. . kalye taşı denilen radyom hamızı. tanınmış kimseler. eşhâd (a. eşi'a-yi muhiyye bot. eşk-i şâdî sevinçten dökülen gözyaşı. ziya'). eşkâl-ı nazm ed. acımalar. Zilhicce. haydut. şîr. eşiddâ-yi mücâhidin cehdeden. pek) şakî. şuâ'ın c. hasretten. Muharrem ve Receb" aylan. şedîd'in c.) "hac aylan" islâm'dan evvel "Kabe" nin tavaf edildiği aylardır [Şevval. eşk-i teessür teessürden akan gözyaşı. Ta'tîl-i eşgal (işleri bırakma) grev. (bkz: sahîl).s. eşher-i şuarâ-yi zemân zamanın en tanınmış şâiri.s. eşk-i telli keder. (bkz. al renkli [at].s.i. eşher (a.) 1. eşhür-ül-hurum (a. esir (a. pek fazla sevilip beğenilen. (bkz. 4.). 3. fesat karıştıranlar.) 1. nisadır. cem'an 70 gündür].) at kişnemesi. eşi'a-yi hûrşîd Güneşin ışıklan. eşi'a-yi âlem-tâb-ı âftâb Güneşin âlemi ışıltan aydınlıklan.f. eşk-i mescûm dökülmüş gözyaşı. eşkâl-i hayât hayâtın şekilleri. kötülük edenler. sevinçle ağlayış. aydınlık veren.) islâm'dan evvel. eşhür-ül-hacc (a.i. ela gözlü [adam]. eşîha (f. eşhür-ül-hacc). eşk-i şekkerîn sevinç gözyaşı. ışık dağıtan. eşk-i tahassür tahassürden.i. eşhâs-ı muzırre zararlı kimseler.) aylar. pek meşhur. eşkar). kırmızı yüzlü [adam].s.

içkiler. çok şümullü olan.h.i. ağlayış.i.h. . o güne me'mur sayılan melek. şerifin c. (bkz: eşkah).) Kadiri tarikatı şubelerinden birinin adı.) ağlayıcılık. eşmel (a.) içilecek şeyler.b. semânın güney yarım küresinde Esed (Arslan) burcu ile Kelb-i Asgar (Küçük Köpek) burçları arasında cenuba (güney) doğru uzanan büyük zincirvârî bir burç.) ortaklar. 1911). 3. 21 sûreden ibaret olan zend'den (Zerdüşt'ün kendisine nüzulünü iddia ettiği kitaptan) bir sûrenin adı. [şerîk'in cem'i olan "şürekâ" bizde çok kullanılır]. eşrefi (a. pek) şerefli. (d. 2. istimdat.s. erkek adı. eşribe-i bâride soğuk içkiler.i. ileri gelenler. eşria-i süfün gemilerin yelkenleri.) saçına. eşref il (a. şenî'den) daha (en. (bkz: eşk-bârî). ağlayıcı. kırmızı yüzlü [adam]. eşk-âlûd (f.) güneş ayının yirmi altıncı günü.) eşrefe ait.) astr.s.s. esrem (a. eştâd (f. pek) şâmil. eşrefle ilgili. çok ağlayan. eşrâk (a.i. kızıl donlu [hayvan].s.) yaş döken.i. (bkz. Hydre.) yelkenler. eşneb (a. 1908 den sonra istanbul'a dönmüştür.i. eşrât-ı saat kıyamet alâmetleri. şerefli. burnu kesik [kimse].) inci gibi. eşkel (a. eşrâf-ı belde memleketin ileri gelenleri.s.) ağaç yosunu. tavan.s. esrar (a. şerîfden) 1. [şiirleri toplanarak sonradan neşredilmiştir].i.b. şakî'nin c.b.) gözyaşı yağdıran. ağlayan. eşrefiyye (a.s.) dağ hırsızlan.) gözü yaşlı.) 1. eşref-i mahluka (mahlûkların en şereflisi) insan. eş-Şücâ (a.b. yüzücü. eşria (a. 2. deneme.s. esna (a. [kurucusu Kuzeybatı Anadolu Kadirîleri arasında pîr-i sânî (ikinci pîr) olarak tanınan Eşrefoğlu'dur]. tabaka.s. eşkıya (a.s.s. eşmat (a.) burunsuz.i. şirâ'ın c. Medresede okumuş ve bir ara Avrupa'ya kaçarak Paris ve İsviçre'de bulunmuştur.s. (f.) alâmetler. yüzgeç. eşk-rîz). kötü ve çirkin.s.i.Eşkâl-i Zemân (zamanın şekilleri) Ahmet Râsim'in 66 kadar musahabe. Eşref (a.b.s. Eşkeş (f.) gözyaşı döken. eşkûb (f. pek.) Şehnâme'de adı geçen Turanlı bir cenkçi. eşk-ver (f. Hicivle-riyle tanınmış olan bu şâirin pervasız bir karakteri vardır. kaplayan. şarat'ın c. Iranda Yangın Var.b. esne (a.s.i. eşk-efşânî. çok ağlayan.s. 2. şerâb'ın c. kat.b. fesat karıştıranlar. (bkz: eşirrâ). eşk-efşân. arkadaşlar. kötülük edenler. eşref-i saat uğurlu ve mesut saat.) gözyaşı döken. çok) şeni'. eşk-bârî (f. şerîr'in c.) şeref ve îtibar sahibi kimseler.) ağlayıcılık. eşribe (a.b. eşkyûd (f. 2. Hydra. ö. eşk-rîzî (f.) 1. şâmil'den) daha (en. daha (en.s. (bkz: eşk-rîzî). şerîk'in c. eşkel-ül-ayneyn iki gözünün akı kızıl olan. eşk-rîz (f. 3. Eserleri Hasbihal. beyaz dişli [adam]. Deccâl. eşkar (a. makale ve fıkrasını içine alan bir eseri. -feşânî (f. i. ağlayıcı.i. onurlu. azılılar. sakalına kır düşmüş olan. fena.s. çok kıymetli mücevher. eşk-bâr (f. edepsizler.) gözlerinin akı kırmızılı olan [adam].h.s. Külliyât-ı Eş'âr. esna (f. 2. al renkli [at]. haydutlar.) şerirler. eşraf (a. fr.s. eşrât (a.) 1. nişanlar [Türkçe'de müfredi kullanılmaz].) gözyaşı dökü-cülük. 1846. lât. eşkû.i.) müfret ve basit karşılığı olan mürekkep. Babasının adı Hafız Mustafa'dır.) Kırkağac'ın Gelenbe köyünde doğmuştur.h.i. (bkz: eşk-bâr).

hayvanın iki ön ayağı. kusursuz. yaşlılar. etlâd (a. tıfl'ın c. (bkz. çiçekler.) telidler. çocuklar. doktorlar. eşvât (a. eşya' (a. etfâl-i behâr taze çimenler. etrâf-ül-beden anat. etrâf-ı kuddâmiyye anat. (en. dereceler. etıbba. a. eksiksiz. etyab'ın c.) kalkanlar [harp âleti]. her iki el.i.s. dikenler [bitki]. şevk'in c.eştât (a. bavulu.s. etkıyâ (a. eşvâk (a.) yemekler. yosunlu taş. etraf (a. ["eşyâh" müfret olarak "usul" mânâsına da gelir].s. etemm (a. 2. zarif ve nâzik şeyler. fr. etâve (a. taze fidanlar.c. garip.) 1.) gelmiş.i.i.) şiddetli arzular. istekler. sepeti. kemiklerin uzamaları. (bkz: şüyûh). koltuğu.i. etbâk (a. sıçrayışlar. birinin sözüne.s. (bkz: siya'). etâyib (a. etbâ' (a. etfâliyyât (a. bir kısmı dışında kalan kaya. eller.i. tabak ve tabaka'nın c. kanapesi. mertebeler.i şavt'ın c. et'ime-i nefise çok güzel yemekler. sınıflar. baş. etrâh (a. tamm'dan) daha. 3. Etrâk (a. günah işlemekten çok çekinen. 3. eşya' (a. etıbbe (a. şetît'in c.) yanlar. etribe (a. vesileler. etbâ ü hadem taraflılar ve hizmet edenler. eşvâk (a.) ihtiyarlar. kıyılar. kaygılar. bir kısmı suyun içinde. 2.i. etrâf-ı ulviyye anat.s. çeşitleri. etıbbâ-yi hâssa saray doktorları. eşyeb (a. misafir. çıkını.) 1.i. et'ime-i lezize lezzetli yemekler. pedologie.i. ziyâde perhizkâr.s. sakalı ağarmış ihtiyar [adam]. Kabe'yi yedi kere tavaf etme (dolaşma) hareketleri. 2. hizmetçiler.) Türkler. her iki ayak. etrâb (a. güzel yemekler. hek. terah'ın c.) bot.gelen. tarafın c.) 1.) nesneler. 2. dişi eşek. elbise. etfâl (a. şevk'in c. kavak ağacı. hayvanın iki art ayağı. haller. çeşitler.s.i.şeyb'den) saçı. etrika (a. tıp ilmini bilenler. etfâl-i mekâtib mektep çocukları. etâ (f.) 1. geçinmek üzere tutulan yollar. pek) tam.i. çamaşır. eşyâ-yi beytiyye ev eşyası. aşlar. uşaklar. bir yaşda olanlar. mevcut olan şeyler. şeyh'in c.i. etrâf-ı halfiyyeıanat. tabîb'in c.) takımlar.i. tabakat). etrâf-ı süfliyye anat. şey'in c. levazım. türâb'ın c. etân (f. etrâh-ı kalb gönül sıkıntıları. kabileler.i. seçme nesneler. katlar. mesleğine uyanlar.) l koşmalar. etraf (a. işine. çiçekler. evde doğan kul ve cariyeler. tarîk'in c. 2.) bölükler. etrâs (a.) gamlar. körpe fidanlar. neviler. fırkalar.i.i. kapaklar.s.) seçkin. kederler. eşyâh (a. neşveler. ayaklar. yollar.i. caddeler. etra (a. (bkz: hâldâr). vâsıtalar. tasalar. yolcunun sandığı. Türk'ün c.) l.) çocuk bilgisi.) yüzünde vücûdunda çok beni olan [adam]. tarîkatler.i. 2. takî'den) pek takî. etka ("ka" uzun okunur. .i.) akranlar.) topraklar.s. eşyem (a. yardımcılar.i. tirb'in c. örtüler. büyük sahanlar. takî'nin c. uçlar.) 1. türfe'nin c.i. türs'ün c. sebepler. bot.) 1. şîa'nın c. et'ime (a.) hekimler. taâm'ın c.) Allah korkusuyla günah işlemekten çekinenler. evin masası. cemâatler.s. 2. tâbi'nin c.) dere gibi akan su. perdesi ve benzerleri gibi nesneler. 2. etfâl-i bâg yeni yetişen.i. yemek tepsisi veya tahtaları. eştât-ı ulûm ilimlerin nevileri. mes-leklek.

âhir'in c. evâmir ü nevâhî emirler ve yasaklar. yutuş. kelimelerin ortalan. (bkz: âbidât).i.i. etvâr (a. evâgî (a. bir şeyin en yüksek noktası. evbâş-âne (a.) divan ve hükümet dâirelerine ait defter. zaman. evbâşân (a. âvine) vakit.) mehtaplı geceler. evâmir-i aşere Yahudilikte riâyet edilmesi şart olan on kaide. (bkz: hazele.i.i.) ortalar.) 1. fr. işler. her arabî ayının ön üç. nefsin yedi derecesine göre değişen haller. 2. köşkler.) geleceğe hâtıra kalan eserler.i.) ayakta-kımları. inâ'nın c.i. evâhir-i saltanat saltanatın sonlan.) sonlar. evâm (f.i. etvâr-ı seb'a tas. orta zamanlar. evvel zamanlar.) yutma. yön.) tavus kuşları. (bkz: evkâş. evân-ı şebâb gençlik çağı. 2. etvâk (a. Segah dörtlüsünün ırak perdesindeki şeddi ile uşşak dörtlüsünün karışmasından mürekkep bir makamdır. Bu makam ırak makamının inici şeklidir. evb ı (a. iptidalar.) büyük sofalar. Evc-i asman göğün en yüksek kısmı. evbâş (a. [zıddı "evâil" dir].zf. evârîn (f. evânî (a. ayın son günleri.i. son notası. evâre (f. (bkz: deyn). aşağılık kimseler. âbide'nin c. evâil-i kelimât gr. tâûs'un c. çağ. (bkz.i. borç.i. evbâş'ın c. ödünç. bahçe. eve.) ayak takımı. (bkz: levn).i. su akıtılacak yerler. tarzlar. etvâs (a.s. Durak ırak ve birinci derecede güçlü dügâh'dır. kelimelerin evvelleri. evâzıh (a.(bkz: turuk). tavk'ın c. orta günler. evsat'ın c. 'günberi.) hal ve hareketler. önceler.i. evâil (a. evânî-i sim ü zer altın ve gümüş kapkacak.i. evâsıt-ı kelimât gr. salonlar.) ilk vakitler. imaret. boya. eski makamlardandır. evc ve haziz hattı astr. c. evâbid (a. Ancak evic'de bestekârlar hemen her zaman mi diyez (acem) . (bkz: eyâr).i. vebeş'in c. evâsıt . tarla ve bostanları sulamak için açılan arklar. aşağılık kimseye yakışacak surette. en yüksek taba evc-i ikbâl yükselişin en son noktası. 2. astr. (bkz: nesr-üt-tâir). orta-dakiler. buyrultular. kadın gerdanlıkları. (bkz: şahika). başlangıçlar. şirzime.i.i. evc (f. tavr'ın c.) kapkacaklar. (a. eski. evşâb. evc (a. [zıddı "hazîz"].) bağ. Evc-i hevâ havanın üstü. leş dix commandcments.c. on dört ve on beşinci geceleri ki gündüzlerinde oruç tutulması müstahap-tır. 21 haziranda arzın mahreki üzerinde Güneşten en uzak bulunduğu nokta. rüzelâ). emr'in c. etvâr-ı nâ-lâyıka uygunsuz hareketler.) 1.i. evâbid-i üdebâ ediplerin eserleri. evvel'in c.i. doruk.f.i. evbâr (f.*günöte doğrusu. ortada bulunanlar. evâhir (a.) muz.i.) buyruklar. kaplar.) taraf. evâvîn (a. ettûn (a. [kelime müfret gibi kullanılır]. (bkz: hen-gâm). yüce. Hindistan cevizinin sütü. 2.) terbiyesize. E-t-tâir (a. Donanıma si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.i. evâmir (a.) çirkin. aşağılık kimse.) astr. etvâr-ı mütehayyirâne şaşkınca tavırlar. evâr. âgiye'nin c.s.i. cihet. Evc-i bâlâ en üst derece.) hamam külhanı. iyvân'ın c. yüksek. renk.rif at yüksekliğin tepesi. tüm). geçmiş zamanlar. evân (a. [zıddı "evâhir" dir]. terbiyesiz. eyyâm-ı bîd). evcât) 1.

evc-i hûzî muz. evcâ'-ı şedide şiddetli sancılar. Sengin semaî. (bkz: vehen). sözünde duran.) çok korkak [adam].s. dayanıksız. düyek ve sofyan (2 adet) usûllerindeki 4 bektâşi nefesi makama misaldir. a. cana yakın. vahşî'den) daha (en. vâhid'den) yegâne. evüdd). beşinci derecede olan nim hicazdır. (bkz: vâdî).) 1.). yükselen. daha (en. evcire l (a. çok gerekli. Bu makam zirgüle makamının fa diyez (ırak) perdesindeki şeddidir. pek uygun. tahminen iki asırlık veya daha eski.i. Donanıma eviç gibi si koma bemolü ile fa bakıyye diyezi konulur.f. evceb-i vecâib lüzumluların lüzumlusu. eviç-aşîran da evchûzî'nin diğer bir isminden başka bir şey değildir. pek) vefalı.) daha (en. evc-i nihavendi muz. vâdî'nin c. Hicazkâr makamının yanm ton pestte kalan şekli olan bu makamın ismi. pek çok [olan]. III. kürdî. siperler. . vefîk'den) daha (en. evceh (a. evcer l (a.i.s. evhaş-i efâî yılanların en vahşîsi. Makam tiz perdelerde dolaştıktan sonra. sayıca daha bol. evfer (a.i) içinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan çukurlar.i. dağlar arasındaki yerler. pek münâsebetti. çok) muvafık. iki asırlık bir mürekkep makamdır.s. pek) vâ-fır. çok vahşetli. evcel (a. 2. Orta sekizlideki sesleri şöyledirırak. evc-i pûselik muz. evgenc (f. evcâr (a. evfak (a. pek) zayıf.b. Donanımına fa. (bkz.) ahmaklar. en çok. do.i. vâcib'den) en vacip. yerler. evic-aşîrân (f.) 1. küme. evhen (a. o perdede kaldığını bildirmektedir. tek. i. eviç.s. evc-ârâ (f. yetkin. balçıklar. inici bir şekilde ırak'da karar verir.) kap kaçak. sol için üç diyez ve si için bir koma bemolü konulur. biricik. evfâ' (a. segah. pek tamam.f.i. acılar. evcâ'-ı batn karın ağrıları.i.) yükseğe çıkan. evini iyi bir halde bulunduran.) en vecihli.i. adı Millet Kitaplığındaki bir edvarda geçen makam. eviddâ'.s. evdâd (a.s.). pek lüzumlu.kullanmışlardır. Güçlü. vefâ'dan) 1. evc-maklûb muz. pek) vahşî. terkibinde eviç olduğunu değil. vecâ'ın c.) yüksekte uçan.) pişmanlık. Uşşak ile dügâh perdesinde kalır. evdiye (a. evhâl a. evhen-i büyüt (evlerin en dayanıksızı) örümcek yuvası.) ağrılar.s. adı anonim bir edvar-ı ilm--i musikîde geçen makam. vehm'in c. evceh-i akvâl sözlerin en münâsebetlisi. Selim'in adlandırdığı bir makamdır. vücür). sızılar. evceb (a. vagd'ın c. kuşkular.) muz. rast. evc-gîr (a. (bkz.s.b. vahal'ın c. (bkz: nedamet). akılsızlar. evham (a. 2.b.) dereler. vâfir'den) daha (en. evhad (a. evcümend (f.s. idareli. 2. acem. nîm hicaz. eviç'e bir pûselik beşlisi ilâvesinden mürekkeptir.i. sancılar. evhaş (a. evc-aşîrân muz. evgad ("ga" uzun okunur. Evc-hûzî.) çok çekingen [kimse].). sıvalar. top. yığın.s.i. bir tane. Güçlü birinci derecede eviç'in durağı olan fa diyezidir. vecâr ve vicâr'ın c. evcâ' (a. gevşek. Pûselik beşlisi için ise bu sesler bekar yapılır. çok uygun. vedîd'in c.s.b. esassız şeyler. neva.s.s. pek. evc-pervâz (a. Bu beşli ile dügâh perdesinde kalır. (bkz: evc-i hûzî). eviç makamına uşşak ilâvesinden mürekkeptir. evend (f.i. kuruntular.) zanlar. Donanımına uşşak gibi yalnız si için bir koma bemolü konulur (bu ses evic'de de müşterektir). s. mekânlar. numunesi bulunmayan bir mürekkep makamdır. altı yedi asırlık birmürekep makamdır.

aşağılık kimse. lenf damarları. ev'iye-i haşebiyye bot. (bkz: evdâd. mahfazalar. hakiki dostlar. üçü vitir namazı). akşam namazı beş rekât (üçü farz. ikindi.i. öğle namazı on rekât (dördü sünnet. yatsı namazlannın kılındığı vakitler. evkaf ("ka" uzun okunur. ağırlık. 2. evkaf-ı münderise gelirleri yok olmuş vakıflar. dördü farz. iletken damarlar. ikisi son sünnet). cami. oyun.) kuş yuvaları.b. evkat ("ka" uzun okunur.) ayak takımı. Hakkı Tank Us tarafından istanbul'da yayımlanmış günlük bir gazete. . vakt'in c. evkaf-ı hümâyûn). yeşilimsi. evkaf-ı celâliyye Mevlânâ Celâleddin Rûmî'ye ayrılan ve gelirleri Mevlevi tarîkatine tahsis edilen vakıflar. açık damarlar.) l. a. kırmızı kan taşıyan nabız damarları. çağlar.) 1. dördü farz).i. medrese. san. ikisi farz). bitkinin gelişmesine yarayan ve birbiri üzerine sarılıp dolanan damarlar. vedîd'in c. ev'iye-i şebekiyye bot.i.) l . basamaklı damarlar. evşâb). pâdişâhların ve onlara mensup olanların vakıfları. bina ve şâire. ev'iye-i münakkata bot. evkâr-ı tuyûr kuş yuvaları. evind (f. Eviç ve gerdaniye mürekkep makamlarının birleşmesinden ibarettir. evkâr (a. vekr ve vekre'nin c. aldatma. öğle. ev'iye-i meftuna anat.i. ev'iye-i demeviyye anat. ev'iye (a. dördü farz. [sabah namazıdört rekât (ikisi sünnet. kaplar.i. yatsı namazı onüç rekât (dördü sünnet. (bkz: evbâş.i. viâ'nın c. ev'iye-i halkaviyye bot.)t vakit geçiren. ev'iye-i verîdiyye anat. evkaf-ı mülhakka tar.s. evk (a. ev'iye-i şa'riyye anat.) yük. süt kıvamında beyaz. Osmanlılarda devletin denetim ve gözetimi altında olmak şartıyla kurucusunun soyundan gelen mütevellîlerce yönetilen vakıflar.evic-gerdâniyye (f. vakfın c. (bkz: hud'a).) iki asırdır kullanılmayan ve elde hiç bir numunesi bulunmayan mürekkep bir makamdır. imaret gibi hayratın idaresine ayrılan arazî. ev'iye-i süllemiyye anat. evüdd). kırmızı ve siyah kan damarları arasındaki gayet ince damarlar. 2.) hîle. damarlar. evkat-ı hamse (beş vakit) sabah namazı vakti (tan yeri ağardıktan Güneş doğmasına yakın olan zamana kadar). eviddâ' (a. siyah kan damarları. 2 . ikisi sünnet). vakıflar umum müdürlüğü.f. eviddâ-yi kadîme eski dostlar. evkaf-ı hümâyun tar.] evkat-ı muayyene belli zamanlar. terbiyesiz. turuncu. ev'iye-i lebeniyye bot.i. içi hava ile dolu olan damarlar. ev'iye-i şiryâniyye anat.s. zamanlar. noktalı damarlar. bitkilerin gelişmesine yarayan halka şeklindeki damarlar. ikisi son sünnet "sünnet-i gayri müekkede". ev'iye-i lenfâviyye anat. evkaf-ı mazbûte hükümet tarafından idare olunan vakıflar. evkat-güzâr (a. sevgililer. odun damarları. ev'iye-i halezöniyye bot. evkat-ı salât namaz vakitleri. ev'iye-i hevâiyye anat. bitkilerin gelişmesine yarayan ve balık ağı gibi birbirinin üzerine dolaşmış bulunan ince damarlar. kan damarları. a. evkaf-ı selâtîn (bkz. ev'iye-i nâkile bot.s. a. akşam. evkaş ("ka" uzun okunur.) ahbaplar. hâsılı türlü renklerde bir suyu bulunan bitki damarları. ikindi namazı sekiz rekât (dördü sünnet "sünnet-i gayri müekkede".b.

i.s. evlâd-ı zuhur huk. evlâd-ı vatan vatan çocukları. evrencen. keramet sahibi olanlar. Suriye. evlâtlık. Hollanda.s. 2. pek) tekitli.) soysuz ve pinti [adam].s. evrâk-ı rîşiyye kuş tüyü şeklinde olan yapraklar. mütevekkil bir eda ve kendini mahsus tatlı bir üslûp ile anlatılmıştır.i. Aslen Kütah-ya'lıdır.h. kâğıtlar. evlâ' (a.i. evlilik. evlevîlik. diyecek kalmama. [Türkçe'de müfred olarak kullanılır] oğul.) 1. sülâle. daha iyi.evked (a.i.i. Dalmaçya. okunması âdet olunan dînî dualar. 2. 4.[zıddı "evlâd-ı bütün" dur]. çocuklar.i. evrâk-ı müsbite eko. kuvvetli. . evre (f. koruyanlar. meç. İran'ın bir parçası. Kafkasya. almaşık yapraklar.) 1.) hisar. Evliya Çelebi (a. evrâk-ı mütekabile bot.) evlâda mahsus. Derviş Mehmed Zıllî'dir. varak'ın c. arşiv. Eserlerinde bir takım hurafe ve masallar da epeyce yer tutmakla beraber verdiği bilgiler. evrâk-ı matbua eko. Babasının adı.) kadın bileziği.) daha (en.) 1. evrâk-ı havadis gazeteler. 3. evrâm (a. evliyâ-yı umur iş başında bulunan kimseler. evliya' (a. elbisenin dış yüzü.1631 târihinde istanbul civarından başlayarak seyahate çıkmış ve yarım asırlık bir seyahat devresinde Anadolu ve Rumeli'den başka. evlâd-ı ümm ölünün ana tarafından oğlan ve kız kardeşleri. 3.i.) 10 Muharrem 1020 (25 Man 1611) târihinde istanbul'da Unkapanı'nda doğmuştur. evleviyyet (a.) 1. evrâk-ı halkaviyye bot. 2. çocuk. Polonya. Rusya'nın güneyi. veled'in c. evrencîn (f. evlâd-ı zükûr erkek çocuklar.i. evrâk-ı nakdiyye kâğıt para[lar]. yapraklar. evlâd-ı bütün huk. 2. evrek (f.i. Fatih ve Yavuz Sultan Selim'i anlatan 1872 de basılmış tarihe dâir bir eseri. velî'nin c. (bkz: ebrencen). basılı kâğıtlar. üstün. Allah'a daha yakın bulunanlar. evked-i evâmir emirlerin en kuvvetlisi. i. Almanya. evlâd ü iyal (bkz: lyâl). 2. çok sağlam ve dayanıklı [ev. evrâk-ı müteakibe bot. evlâd-ı inâs kız çocuklan. vird'in c. evrâ (f.i. verem'in c. bir mevzuun husulünü veya doğruluğunu ispat edici vesikalar. evlâda mahsus. Mısır ve Hicaz taraflarını dolaşmış ve birinci cildi İstanbul'a ait olmak üzere on ciltlik seyahatnamesini meydana getirmiştir. Macaristan. evlâd-ı fatihan Rumeli zaptında bulunan-lann soyu. evlâdiyyet (a.) çocukların ağaca ip takarak yaptıkları salıncak. Evrâk-ı Perişan Namık Kemal'in Sefahattin Eyyûbî. erenler.i.) l. evlâtlık. nesil. bir halka meydana getirmek suretiyle çıkan yapraklar. (bkz: ezkâr). Yetmiş yaşlarında İstanbul'da ölen Çelebî'nin ölüm târihi ve mezarı bilinmemektedir. üstün tutulmaya lâyık olma.) esvabın. emir sahibi bulunanlar. himaye edenler. bir adamın öz erkek ve kız çocuklarıyla erkek evlâdının erkek ve kız çocukları. 2. evlâd (a. her vakit dilde ve ağızda dolaşan sözler. evliyâ-yı etfâl çocukların velîleri.fortiori. evrâk-ı mahzeni arşiv. evkes (a. Avusturya. Irak. eşya]. karşılıklı yapraklar. bir kimsenin kız çocuklarının erkek ve kız çocuklan. yumrular.s.) 1. fr. daha uygun. evrâd (a. evlâdiyye (a. evrak (a.) vücûtta peyda olan şişler. kız. evleviyyetle haydi haydi.) 1. daha lâyık.

evvâb (a. 3. direkler. 2. 2. evtân-ı muhacirin göçmenlerin vatanları. sırasıyla l Türk aksağı. inanılan.evrend (f. veter'in c.s.i. [akşam namazından sonra kılınan bu nâfila namaz altı rekâttir].) insanın doğup büyüdüğü ve sevdiği memleketler. evsâf-ı hamide övülen. 2. evtâd-ül-fem dişler. en çok güvenilir olan. Türk müziğinin büyük usûllerindendir.b. vedîd'in c. aldatma ["evren-dîden" mastarından]. evtâd (a. evşâb (a.s. (bkz. hayalar. evreng (f. evsâf-ı cemile güzel vasıflar. 2.s. 5.) 1.i. kaliteler. evvâbîn namazı Celvetiyye tarikatı mensupları tarafından beş vakit dışında kılınan nafile namaz. ev-sat'ın darplarının birleştirilmiş şeklinden başka bir şey değildir. evtâd-ül-arz dağlar. 2 sofyan'dan mürekkeptir. evşeng (f. 2.) vücut üzerine bir iğne ile kara bir tozdan yapılan resimler. evsâl (a. evdâd). Evsat. pislikler. evüdd (a. hud'a). 4. 5.s. . evsâh (a. hâlin hoşluğu. birbiri ardından katar gibi kuyruklanmış olarak gelen kimseler.i.i. (bkz: desîse. şekiller veya yazılan yazılar. murdarlıklar. verid'in c. pek sağlam. utanmalar.i. 7. uğrunda ölünen topraklar. yaya gerilmiş ipler. 4. orta. s.vesen'in c. yüksek ile alçak arası.s. sofu. Beste devri revân adı verilen usûl.c.s. evsân (a-i. (bkz: erîke. (bkz: evşâz3).) ince ip. çok muhkem. taraflılar. 3.i. oynaklar.). veted'in c. yardımcılar. vesah'ın c. süs. ortadaki. [müfredi. Usûl.) ihtiyaçlar.) tahtta oturan. yakışıklılık.) 1. hîle. aşağılık kimseler. taht. taht. evkâş).) tahtı süsleyen hükümdar. 4. (bkz: erîke. (bkz: vasf). 2.i. akıl ve irfan. evsat (a. ona halli. beste ve şarkı formları için de kullanılmıştır. vasm'ın c. lüzumlu olan şeyler. 6. haçlar. (bkz: müdâhin. 2. evtâr-ı âcile acele ihtiyaçlar. evsâm (a. eviddâ'. (bkz: verîd). şerir). bir şeyin ortası. evreng-zîb (f. vücuttaki oynak yerler. şeref.) Allah'a sımsıkı bağlı. Terk-i evtân vatanlarından ayrılma. mütahallik).s.i. s.s.) vücuttaki mafsallar.i. (bkz: evsâl). 3. (bkz. evtâr (a. şan. evreng-nişîn (f.s. vasl'ın c. Yirmialtı zamanlı ve onüç darplıdır.) ağaç veya demir kazıklar. dîhîm. evşâz (a. hükümdar.) 1. zâhid.) sıfatlar. evsen (a.) ayıplar.) 1. döğmeler. evtâd-ül-bilâd büyükler ve başta gelenler. veşl'in c.i. vatar'ın c. 2.) dalkavuk. vâsî'den) daha (en. bayağı.i.) 1.) ortalar.) 1. şeref. (bkz: veşm). bu mânâda kullanılmaz]. beğenilen nitelikler. hîle. teller. vasat'ın c.i. ilâhilerde düyek'den sonra en çok kullanılmış ölçüdür.) 1. evsât (a. aşağılık kimse. evtâr (a. anat. vasfın c. evtân (vatan'in c. bir kavsin iki ucuna bağlanan düz çizgiler. vesm'in c. arlar. sicim. evride (a.i. evsak (a. evsâf (a. kirişler. Aynca peşrev.) kirler. evsâm (a. (bkz: esnam). 26/8 lik yürük evsat mertebesi çok kullanılmıştır. evbâş. evtâr-ı hüzn ü ilham hüzün ve ilham telleri.) ayak takımı. boyunun iki tarafında olan damarlar.i. şerir). toplardamarlar. i. pek) vâsi' ye geniş. Keyânîler'den Keypeşin'in oğlu ve Lührasb'ın babası.b. 3. İzâle-i evsâh kirlerin giderilmesi. evâsit) 1. ağaç kurdu. (bkz. evşâl (a. muz. damla damla akan su. evsa' (a. dîhîm. siyah kan damarları.i.) putlar.

evzâyiş (f-i-) çoğalış.i.) 1. Muhammed. [Kur'ân'da bu kelime ile Hz. z f. evvel-Allah (a. hatâlar. günâhlar. (bkz: piyâle). (bkz.t. evvel-be-evvel (a.) nida için ve nidaya cevap için kulanılır. evvel-i mâ-halak (ilk yaratılan) Hz.) birinci olarak. 2. ilk olarak.) vâlîlerin idaresi altında bulunan memleketler.). evzân-ı atîka eski tartılar. soruşturmalar. bunu huş fırtınası tâkibeder]. çok açık. geçmiş zamanda. ilk zamanlarla ilgili. hey!" mânâsına gelen ve Arapça kelime ve terkiplere giren nida edatıdır. 5. cinayetler. çok âh eden. evveliyyât (a.i. geçmiş.) evvelkiler. öncelik. vâzıh'dan) daha (en.) yer yüzleri. (bkz: cibâl). bir hâdisenin başlangıçtaki hâli. evvel-ül-evâil (a. evvel ve âhir eninde sonunda. evzah (a.) her şeyden evvel. efzâr3). vaz'ın c. 2.f.i. evvel-emirde (a.s. en önce olan. evvel-i berd-el-acûz kocakarı soğuklan denilen ve bir hafta kadar süren mevsim değiş mesinin başı.) evvellerin evveli. ["eydî" çok kullanılmaz]. îmânı sağlam.t.i. evvelâ (a. her şeyden önce.) 1. merhametli. evvelki (a.i. evzâr (f. 9 Mana rastlar.b.i. evvelce (a.) birinci. yükler. husûsî idareli eyâletler. ibrahim vasıflandırılmıştır]. eski. 2. evveliyye (a.evvâh (a. eski zaman adamları evvelin ü âhirin eskiler ve yeniler. tavırlar. evzân (vezn'in c. eski. birinci.c. bana bak!" gibi mânâlara gelir.i eyâlet'in c. besbelli.) haller. üstünlükler. birinci. evzâ-ı garibe garip. dünyânın asıl desteği. vaziyetler. eyâg (f. (bkz: vezn). evvelen (a. eyâdîm (a. ilk. [berd-el-acûz'un başlangıcıdır. 2. (bkz: evvelen).i. evvel-bahâr ilkbahar.t. evvelin (a. önce.i. evvelûn -' (a. kaleler.i. başlangıç. din bilgisi çok geniş olan [kimse]. evzâ' (a.f.i.n. olan eydî'nin c. ibtidâ. [Ziya Şükûn'un "Gencîne-i GüftâY'ında kelimenin Türkçeden alındığı yazılıdır].i.i. "hey. fr. (bkz: efzâyiş). galebeler.zf.s.) tartılar. evzân-ı şi'riyye ed. rebî1). tuhaf haller.s.) 1. evzân-ı arûziyye ed.b. yed'in c. (bkz: vilâyât).c. eski adamlar.) 1. evvel-i riyâh-ı bevârih Haziran başlangıcından. sıra üstünlüğü.) önce Allah'ın yardımıyla.) önceki insanlar. vizr'in c.) "ey. evzâ-ı dil-bâzâne gönül eğlendirecek şekilde vaziyetler. dağlar.s.c. [bir sözü sağlamlaştırmak için kullanılır]. evvel gelen insanlar.) ayaklı kadeh.t.zf. eyâdî (a. hisarlar. yahu.zf.) başlangıç. çok dua eden. evveli. başmanlık. evveliyyet (a.) en evvel. Temmuzun ilk haftası sonuna kadar zaman zaman esen mevsim rüzgârlarının başlangıcı. evzâr (a. işin başlangıcında.zf.) daha evvel. ağırlıklar. hamuleler. 3. (bkz: nev-bahâr.) 1. ergeç.s. hâdiselerin başlangıcı. 4. fels. önce.n. duruşlar. evvel-ül-evvelîn (birincilerin birincisi) Allah.zf. ilk. pek) vazıh. evzâr (a. şiirin ölçüleri. (bkz: evvelâ). ey (a. 2. primaute. . 3. şarap kupası. 2. ["İranlılar "iy" de derler]. ilkönce. vezer'in c. ölçüler. Tahkîkat-ı evveliyye ilk ağızda yapılan tahkikler. sığınacak yerler.) her şeyden evvel. eyâlât-ı mümtâze imtiyazlı.s. sırada üstünlük. evâil) 1. (bkz: eydî). eyâ (a.) eller. eyâlât (a.zf. evvel (a. aruz vezinleri. zeminler.

heyhat. 3. eyyâm-ı hâzıra şimdiki günler. oturacak yüksek yer. 3.b. kutlu. (bkz: hîn).n. e. s.) eller.[evvelce] kadınların yüzlerine örttükleri ince delikli peçe. eyvân-ı zerkârî gökyüzü. yemîn'in c. eyger (f. bir kararda kalmayan zaman. an. eyyâm-ı resmiyye resmî günler. eymen'in c.i. 2. talihli. (bkz: eyyâm-ı hayât). 4. vilâyet ["eyâlet" kelimesi eskidir]. pek kolay. eyâlet-gâh (a. 2. (bkz: eymün). eyyâm-ı cem' Mekke'de Mina ve Arafat ziyaretiyle geçen dört gün.) 1. kötü yeminler.) 1.eyâlet (a. eyn-el-meferr kaçacak yer yok mu? eyser (a.) en yümünlü. iktidar. hayırlı. eyyâm-ı bâhur ağustosun ilk haftasında olan en sıcak günler.) bot. divanhane. 3. eyvan (f-i-) l. teşekkür ederim. yalnız kalmış küçük çocuklar. ey-v-AIlah (a. eyyâm-ı sahavet (çocukluk günleri) çocukluk yıllan. an-diçmeler. eyyâm-ı devlet saltanat süresi. öksüzler. köşk. örtü. büyük yeminler. öyle olsun. eyyâm-ı bukalemun değişen zaman. yetîm'in c. en kutlu. eymen (a. dinlenme günleri. eyyam (a. sağ eller. 3. eyyam reisi zamana göre hareket eden [adam]. kurban bayramının ilk üç günü. yümn'den) 1. sağ taraflar. Tanrı tecellîsine mazhar olduğu yer. 3. kudretler. gündüzler.) 1.). eyyâm-ı kalîle birkaç günlük kısa zaman. eyâsî . eyâlât) bir vâlînin idaresi altında bulunan memleket. eyyâm-ı eza matem günleri. eyyâm-ı mâziyye geçmiş günler. eymân-ı sâdıka doğru yeminler. eyyâm-ı ma'dûde sayılı günler. en yümünlü. zaman. eyvah (f. 4.büyük sofa. çardak. eymün (a. eyyâm-ı ma'dûdât. talihler.s. yorgunluk. sol taraftaki. kemerli yüksek bina. 2. evet. eyyam ola "heyamola" nın aslıdır.i. 2. eyyâm-ı hayât ömrün günleri. 2. mutluluklar. s. salon. eydî (a. en kutlu olanlar. andlar. eyvân-ı sîmâbî gökyüzü.s. Allah'a ısmarladık. nüfuz. eytâm (a. eyâmin (a. zaman. 2. 2.i. günler. aldırış etmeyen. (bkz: eyâdî).) yazık. zaman. eymân-ı kâzibe yalan yeminler.) 1.i. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr.i. nerede. eymân eyn (a. eyyâm-ı ta'tîliyye tatil günleri. 4. ["eyâdî" çok kullanılır].) anası babası ölmüş. eymen-ül-yemîn en yümünlü. (bkz: hengâm). eyyâm-ı ömr. eymân (a. . eyvân-ı kisrâ Dicle kıyısındaki Medâyin şehrinde harabesi bulunan eski bir saray. pekî. yed'in c. yemîn'in c. 4. eyyâm-üt-teşrîk kurban bayramının ilk üç günü. çocukluk devresi. kuvvetler. yevm'in c. sağ taraftaki.s. eyyâm-ı tercil din mefhumundan önce kurbanlar için ayrılan zaman.zf. 2. [Arapçası "iyvân" dır]. eyâzî.zf.i. eytâm ve erânıil yetimler ve dullar. nüfuz.i.c.i.) 1. Vâdî--i Eymen Musa Peygamberin Tur dağında. kurban bayramının ilk üç günü. 3. (bkz. eymân-ı galize fena.) eyâlet merkezi olan şehir. "enir" denilen bir cins yaban mersini. eyâmin-i eyyam günlerin en kutlusu. geminin hareketine elverişli olan rüzgâr. Gemiciler demir alırken bir ağızdan şarkı gibi söyledikleri şey. bahtlar. eyyâm-ı âdiyye tatil ve sayılı günlerden başka günler. (bkz: hengâm).

ey y id l (a. pek) zayıf. zaîfden) daha (en. ey!" gibi hitap edatı.zf. 3. Allâhü ekber Allâhü ekber. köpükler. ez+ber "göğüsten" kelimesinin karşılığı olduğuna göre "ezberden" kelimesi yanlıştır]. ez dil ü can can ve gönülden. ez-dil (f.) 1. ez-ber (f. eza (a. Allâhü ekber Allâhü ekber. zı'fın c. ez'af (a. ez kaza kazara. ez-dil gönülden. 3. öteki gibi. ez'af-ı ibâd halkın en zayıfı. [evvelce saygı göstermiş olmak için "ben" zamîri yerine kullanılırdı].) Kur'an'da adı geçen ve kendisinden "kulumuz" diye bahsedilen ve sabırlı insan örneği olarak gösterilen Isrâiloğullan peygamberlerinden biri. s.) dul. ez her cihet her bakımdan. zufr'un c.i.e.i. ez'af (a. kötülük eden [kimse].) zihinde tutma. münâsip. başlıca. unutmamaya çalışma.i.) lâyık.s. Bilâl-i Habeşî'dir). ezâfîr (a. ezan (a. ezbâd (a. Yâ eyyühessâkî ey içki sunan! eyyüh-el-ashâb ey mal ve mülk sahipleri! eyyüh-el-islâm ey Müslümanlar! ey zan (a. [Allâhü ekber Allâhü ekber. her yönden.) cemaatler. şâyeste).i. dan" mânâsına gelir. dermansız.) "ya. kısa boylu ve kötü huylu [adam].b.) kuvvetli. eziyet.i. Müslümanları ibâdete çağırmak için çok defa minareden. kuvvetsiz. çespân. yüksek sesle yapılan davet. ezâ-yi derûn iç incinmesi. ez'âf-ı muzâafa kat kat. zıdd'ın c. katlar.i. Hayya-al-esselâ.i.s.) kaşlarının kılı çok ve saçı uzun [adam]. eyyâm-ül-bîz her arabî ayının on ikinci. Eyyûb (a.s. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. özellikle. paslar.s. [ez den.s. ezdâd (a.b. 2. s.h. ezânî (a. ızmâme'nin c. 2. cevr).) "den. "ber göğüs". bu dahî. çeyrekler. sağlam. ezâmîm (a. eyyede (a. Hayya-al-el-felâh Hayya-al-el-felâh (sabah ezanlannda ilâveten es-salâtü hayrün min-en-nevm).) ezber. on üçüncü. can yakma. on dördüncü ve on beşinci günleri. ez'ar (a. zebed'in c. ez ser-i nev yeni baştan. La ilahe il-1'Allah]. ez'akî (a. (bkz: bercâ. ezfâr). Cem'-i ezdâd birbirine zıt olan şeyleri bir araya toplama.) yine öyle.s.) bir şeyi iki misli yapan fazlalıklar. (bkz: cefâ.) ezan ile ilgili. Tunalı Hilmi tarafından isviçre'de yayımlanmış bir gazete. (ezanı ilk kuyan zât Hz. olan ezfâr'ın c. te'yîd'den) sürdürsün. Eşhedü enne Muhammeden Resûl-Ullah. (bkz. .) tırnaklar. incitme. eyyid-Allahü Allah kuvvet versin! eyyim (a. bekâr. karşıtlar.s.) gönülden. Eşhedü en la ilahe il-1'Allah. yaraşık. Hayya-al-esselâ. kuvvetlendirsin. ezebb (f.s. eyyühâ (a.) 1.e. ez-dil ü can can ve gönülden. ez'af-ı nâs insanların en zayıfı.i. muktedir.iktidar. ezberm (f.) 1. fi. pek çok.) karşı olan şeyler. 2. kısa boylu. ezânî saat Güneşin battığı zaman 12 olan saat. ez-an-cümle o cümleden olarak.) gaddar ve zâlim [adam]. alçak [kimse].) incinme. ez-cümle bu arada. ez (f.i. keza. muayyen kelimeleri söylemek suretiyle. ezder (f.

öncesiz. kavrayış kudretleri.a. zukak'ın c. i.) başlangıcı olmayan geçmiş zaman. meşakkat. Ezhâr-ı Ramazan (Ramazan çiçekleri) Selânikli Tevfık tarafından istanbul'da yılda bir defa olmak üzere Ramazan ayında yayımlanmış bir dergi.i. s. tembel [adam]. ezfelî (a. zahr'ın c. bildirmeler. lekesiz. ezeliyye (a. altınlar.s. ezel ile ilgili. [kurucusu Şeyh Ebî Abdullah Muhammed bin Abdurrahmân-üz-ZüvâvîülEzherî'dir]. ezikka (a. zehre ve zehere'nin c. ezhâr (a. cemaat. 2.) ince ve uzun kaşlı. başlangıçsız.) güruh. ezheriyye (a. aşağılıklar.) pek beyaz. (bkz: zikr). 3.) insanda akıl. anlayış. soğuk [şey].) 1.i.) eziyet.) alçaklar. soğuk.) daha (en. yollar. Mâlik-i ezimme-i kâinat herkesin idaresine sahip olan (Allah). zelîl'in c.i.s. pek) anlayışlı. Tâ ezel ezelden beri. ezhâr-ı bahar bahar çiçekleri.s. ezelî. ezel (a. iyilikle yâd etmeler. anmalar. ez-kadîm (f. Kuzey Kutbunda bulunan küçük yıldızlar.) daha (en. idare.i. aşağılık [adam].i. Tanzîf-i ezikka sokakları temizleme.) güzel kokulu [şey].i.i. zelîl'den) daha (en.) haykırma. meç. dizginler. tırnaklar. anmalar. çok) hâlis. renciş).s. ezîr (f. kıble rüzgârı. . 2. güzel ve parlak. zufr'un c.) ezele mensup. 2. ezfile. ezîb (a. ezherân. el ezel çok eskiden. 2. [Hz. (bkz: zuhur).ezecc (a.s. ezkâr-ı cemile medih ile. yumurta sarıları. alçak. sırtlar. çok gaflette bulunan.) eskiden beri.s. fikir.s.) Ay ve Güneş. Kudret-i ezeliyye Tanrı gücü. ezhereyn (a-ic.) 1. zeheb'in c.s.i. ezimme (a.i. (bkz: min-el-kadîm). Muhammed'in vasıflarından biri].) Halvetiyye tarikatı şubelerinden birinin adı. ezher-ül-vech yüzü gözü nurlu. ezhâr-ı rebîî bahar çiçekleri.) 1. faziletli. öncesizlik.zf.i. cefâ. kalem kaşlı. zahmet. satıhlar. ezhâb (a. pek. ezkâ (a. bkz: ezâfîr). temiz. zikr'in c. menekşe. ezhel (a. ezimme-i umur işlerin idaresi. arkalar. gelincik" çiçekleri. pek. ezkâ (a.i. hafıza. söylemeler. yüzler.s. ezeliyyet (a. İlm-i ezelî Tanrı bilgisi.i. ezhân-ı nâs halkın zihni. zihn'in c. çok zekî.) 1. ateşte tencerenin içindeki şeyin kaynaya kayna-ya taşma derecesine gelmesi. ezfer (a. (bkz: azar. ezille (a. ezfâr (a.) pek dalgın ve unutkan. 2. ezecc-ül-hâcibîn ince ve uzun kaşlı.i. zimâm'ın c.) işsiz güçsüz.i. çok) zelîl. başlangıçsızlık. binek hayvanının sırtları. hatırlamalar. Câmi'-i Ezher Mısır'da meşhur bir medrese.i. 2. hatmi. (bkz: evrâd).) ezelîlik. ezher (a.) 1. ezelî ve ebedî başlangıcı ve sonu olmayan.s. zekâ. tırnak bahuru denilen tıbbî bir koku. incitme. incinecek. zikirler. ezeli (a. ezhâr-ı erbaa "ebegümeci. ezîz (a.) çiçekler.) 1. ezhâr-ı nev-bahâr bahar çiçekleri. eziyyet (a. öncesizlik [zıddı "ebed" dir]. 2. bölük. incitecek hal. ezkâr (a. ezhâr (a.s. ezgehân (f. adîler.) sokaklar. ezhân (a. ezher-ül-levn parlak yüzlü.) 1. yularlar. aşağılık [kimse]. ezell-i nâs en zelîl ve aşağılık adam.

i. ezûz (a.) 1.) kuyruklar.) gölgeler. başı sert [at]. ezlâm (a.) Azerbaycan'ın Arapça adı. ezmine-i müstakbele gelecek zamanlar. eşler. Reyhâne (Kurayza Yahudi kabilesinden). ezrâr-ı zühreviyye bot. ezrâr-ı lahmiyye hek. ezûm (a.ezkât (f. paleozoik. Muhammed on . ezvâc (a. hâlisler.s. ezmine-i mâziyye geçmiş zamanlar. ezrâr-ı ıbtıyye bot. zevç ve zevce'nin c.) tenasül âleti. ısırıcı. Ezrebî (a.) ısıran. ezkiyâ' (a. bot. Ümmü Habîbe (Remle bintü Ebî--Süfyân). 2. çağlar.a. çağlar [dilimizde az kullanılır] . zıll'ın c. vakitler.[Hadîcet-ülKübrâ (Huveylid'in kızı). kahramanlar. A'işe bintü Ebî-Bekr. Cüveyriyye bintü Haris (adı Berre olup Peygamber tarafından değiştirilmiş). suç-zünûb). zenb'in c. yiğitler. ezlaî (a. esvap düğmeleri. zamân'ın c. dal tepelerindeki tomurcuklar.) iri.i. ezmine-i kadîme eski zamanlar. ezlâf (a. ezlâl (a.i.i. ezmine (a.i.) lekesizler. ısıran köpek.) kötü düşünceli [kimse].s. (bkz: azlâl. anlayışlılar. yaranın etrafında meydana gelen et çıkıntıları.s. ezlagî (a. çatal tırnaklar [hayvanlarda]. ezkiyâ' (a. aleyhte söz söyleyen [adam].] Seyf-i ezûz pek keskin kılıç.) kazara. yaprakların dibinde meydana gelen tomurcuklar. Haf-sa bintü Ömer-el-Fârûk. (bkz: ezmine). günahlar. zırr'ın c.) 1.) 1. Şevde bintü Zem'a. ezûc (a.i. 2. ezrâr-ı ârızıyye bot. ezrâr-ı libâs elbisenin düğmeleri. ezmine-i cedide yeni zamanlar.b. zekî'nin c. anlar. dil uzatan. Meymûne bintü Haris (nikahladığı son eşi). zılfın c. ezmine-i mutavassıta ortaçağ. ezvâc-ı asabiyye anat. çiftler. sinir çiftleri. olarak "zevcât" kelimesi daha çok kullanılır].) 1.i. edepsiz [adam]. ezmâr-ı Etrâk Türk yiğitleri. kadının veya kocanın eşleri. uzun şey. ezmine-i selâse üç zaman. sözü düzgün ezrâr (a.zf. zekî'nin c. il eznâb (a. Safiyye (Hayber Yahudilerinden Huyey bin Ahtab'ın kızı). Kelb-i ezûm ısırıcı.s. alışık olunmayan bir yerden çıkan tomurcuklar. Ümmü Seleme (Hind bintü Ebî-Ümeyye).) kocalar. ezmine-i meçhule bilinmeyen zamanlar.) pek keskin olan [hançer. zılâl). Zeyneb bintü Huzey-me. nebatların (* bitkilerin) üzerinden ilk ve son baharda meydana gelen tomurcuklar. 2. ez-kazâ (f.i.s. ezvâc-ı tâhirât Hz. yanlışlıkla.) Câhili-yet devrinde Arapların fal açmak veya uğur saymak için kullandıkları kumar okları.) keskin fikirliler. ezmân (a.) vakitler. Hz. ezrâr-ı şahmiyye bot. zelem ve zelm'in c. Şahs-ı ezra' fasih. ezmine-i kadîme-i hayât j eol.s. ezkiyâ-yi etfâl zekî çocuklar.i. Cariyeler iMâriyet-ül--Kıbtiyye (Şem'un adlı birinin kızı olup Mukavkıs tarafından Mısır'dan hediye olarak gönderilmiştir). Muhammed'in ismetli zevceleri.i. ezlag. 2.) bahâdırlar. kozalak. faziletliler. Zeyneb bintü Cahş.) zool. ["zevce" nin c.i. zamân'ın c. ezkiyâ-yi ehl-i tarikat tarikat ehlinin en faziletlileri. zimr ve zemîr'in c. kılıç v. ezlak (a. (bkz: bürrân). ezrâr-ı intihâiyye bot. çiçek tomurcuklan.) anlar.s.s. ezmâr (a. (bkz: ezmân). keskin şey. (zenb'in c.

hazîn ve acıklı tiyatro oyunu yazan [kimse]. fâci' (a.ha. acıklı.b. fücur sahibi. fahâmet (a. 2. onurlu. ululuk.bir nikâhlı evlilik yapmış. fahîm.) boynu eğri [kimse].i.i. fâhir.) etekler. fudalâ) 1.s.) çok acıklı. kim.) 1. (bkz: fecîa).) her türlü kötülükleri şahsında toplamış [kimse]. ezyâl (a. fahhâm (a. hazîn ve acıklı tiyatro oyunu.b. kadına düşkün erkek.s. kendini medheden. günahkâr.i. fa'âl (a. 2.. Çin işi. fâhire (a.i.s. kıymet. gayret.) fağfura mensup. (bkz. çalışkancasına. etkinci okul. Düvel-i fahîme îtibar ve nüfuz sahibi olan devletler. Mısır hidivi ve prenslere verilen bir lâkap. eşlerinden ikisi Peygamber hayatta iken vefat etmiştir. 3. davetliler. kadın adı.s. çömlek. fahîm-âne (a. fa'âl şirket eko. fücûr'dan. fâhim. övüngen. musibet.i. hareket.i.t. felsefî. etkinlik. fahâmet-penâh (a. ez-yah (f. 2. Allah. zevk'ın c. çalışır durumda olan ticarî kuruluş. ezverî (f. fahîme (a. eco-le active. fahm'-den. rezîl. 3. fahh-ül-fâr fare kapanı. fa'âliyyet (a. zayfin c. fevâci') insanı dertli eden. fahâmet-lü (a.) failler. ezyak (a. fa'âl mekteb ped.i.s. kadın adı. drame. fa'âlün limâ yürîd dilediği işi yapan. fahhâş (a. îtibar. fadîha (a. sıkıntılı. îtibar ve nüfuz sahibi olan. 2. şakî.f. erkek adı.) fahîm olana yakışacak surette. 2. fena huylu.) 1.s.s. 5.c. erkeğe düşkün kadın.) "buzdan soğuk" mânâsına gelir. (bkz: fâdıl).f. değer. activite.c. fahh (a. fağfur (f. ayyaş. fûhime (a.) kömürcü.) [evvelce] sadrâzam. 3. şerir. ["fâdıl" kelimesinin müen. F f (a. konuklar. fahâmetli. içtimaî bir dergi.s. fâdıl (a. ilâveler.f. dâima harekette bulunan. Selâmi izzet (Sedes) tarafından istanbul'da yayımlanmış edebî. fadîh.s.) l. 2. çanak. fâcir. hazlar.s. f r.]. gayretli.) 1. habîs.s.s. ezvâk-ı pâdişâh-âne pâdişâhlara yakışır zevkler. lezzetler. [evvelce] Çin imparatorlanna verilen bir ad. fa'âl-âne (a. kuyruklar. neşeler. 2.b. fa'âl olana yakışacak surette.) karaçalı denilen kalın ve çok dikenli bir ağaç.) musibetler.s. akıllı. (bkz. ["fâci" in müennesi].f. ezver (a. 4. faale (a.) 1. kim. fazîha). sefih.s. fr. zîk'dan) pek dar. fa'âl hissedar eko.i. âfet. çok övünen.). ağ.s.i.) fa'alcasına.) kapan. fr. çalışkan.) misafirler. fazîh. acıklı şeyler. (bkz: fecî')". (bkz: fâzıl). (bkz: zuyûf). fâcia-engîz (a. keder veren.zf.i. fâil'in c.]. yalancı. fehm'-den) anlayışlı. fâdıla (a. şanlı.i. fahreden. fi'l'den) 1. fagfûrî (f. fahr'den) t 1.) yegâne başvurulacak en büyük makam. fâciât (o. c. Çin'de porselenden yapılan kapkacak. fels. actif.s. trajedi üstadı. şerefli. facia (a. ekler.c. fak. i. 3.zf. ezvâk (a. müf . çok kuvvetli.) l. yapanlar. saksı. c.s. i.f. Osmanlı alfabesinin yirmi üçüncü harfi olup "ebced" hesabında seksen sayısının karşılığıdır. fr. zeyl'in c.b. fahimlik.) 1. fahhâr (a. çalışma. ezyâf (a. 2.) facia yazan. fihâm) fahâmetli. fagfûr-i Çîn Çin fağfuru. 2. tuzak. fecere.s. fâcire (a.s. fels.s.) tatlar. toprak testi. şirkette faal bir iş gören hissedar. çini. fâcia-nüvîs (a. füccâr) 1. çok işleyen. etkin..

Yirmi zamanlı ve onbir darplıdır. beyitler. (bkz: fahrî'). fahr-i âlem. 4. fâhite (a. fuhş'den. erdem. i. eski şâirlerin. Çenber usulü fâhte'nin başına bir sofyan getirilerek teşkil edildiği gibi. verilen zekâttaki tamahkârlık. (bkz: engist). onur. fahm-i fa'al kim. fahr-i kâinat Hz. kıvanç.s. fahr-ül-mürselîn Hz. Yirmi zamanlı tek usul olan fâhte. pek kötü. fahmî. hadisler ve rivayetler anlatan [kimse]. kabahat. c. karbonat. teamüle uymayan gayr-i kanunî fiat. kendini medhetmek .) bir şeyin iç yüzünü araştırma. Hatâ-yı fahiş pek kötü yanlış.) 1. aşüfte. fahiş fiat eko.i. s. iki yürük samâî ve gene bir sofyan'dan mürekkeptir.zf. fahm-i madenî mâden kömürü. akıl ve mantığın kabul edemeyeceği söz ve iş. charbon aninıal. maaşsız. böbürlenme. muz. övünen.i. fihâm) büyük. fahriyyât) 1. fahr (a. kebîr). fahriyyât (a. fâhte (f. iri. büyüklenme. erkek. ahlâksız. zâniye). (bkz: azîm. fuhuş.i. fahâmet'den.) ed. fahm-i türabı huy kömürü. kendi faziletlerini ve şairliklerini övmek yolunda yazdıkları şiirler. 3.) 1. Peşrev. fahmiyyet (a. Muhammed. c. mükemmel. kısmık [adam]. parasız ve menfaatsiz. en değerlisi. fahr-i hüseynî on iki terekli taç.) fahrî olarak.c.s. fahm-i sânî-i alüminyum kim. aygır. pinti. divan edebiyatında kasidenin belirli kısımlarından biri. günah.i. 3. ücretsiz görülen [iş]. ed. erkek adı. fahr-i edhemî dön terekli taç.c. 2. ululuk. Fahr-i kâinat). [bkz: âlüfte. büyük. Kalsiyum karbür. 2. ün. fahr-ül-üdebâ ediplerin en büyüğü. fahişe (a. kömürümsü. kadın adı. 4. hakkaniyete. onur için.) 1. kıymetli. kim. bitkisel kömür. Türk müziğinin büyük usûllerindendir. ar. şöhret. üveyik.) fahrîlik.) kömür.s. fahs (a.c. fahm-i nebatî nebatî. üveyik kuşu. (bkz: Fahr-i âlem. odun kömürü. fahm (a. cesîm. 2. fahr'den) çok fahreden.i. fahm (a. değerli. fahm-i hayvani (hayvan kömürü) fr. 2.) 1. tamahkâr. 3. mübalâğalı. 2. Havza-i fahmiyye kömür havzası. fahr-ül-ulemâ bilginlerin en büyüğü. ahlâksız kadın. 4. (bkz: hamam). eski şâirlerin.tehir). fahm-i tabîî kim. fahriyyen (a.i. onur için. büyüklük. parasız. ayıp. fevâhit) yabani güvercin. şeref. aşın. 2. fahriyye (a. fahş'dan) 1.i. fahşâ' (a. insafsızca. ed.) kim. Muhammed. Yalnız 20/4 mertebesi kullanılmıştır. fahriyyet (a. 4. s. ahlâka aykırı. taşkın. beste ve ilâhiler ölçülmüştür. bu usul zencîr'in de terkibinde bulunur.i.s. zina. fevâhiş) 1. akıllı ve zekî [adam]. övünme. fahmiyye (a. fahriyye'nin c. S. kendi faziletlerini ve üstünlüklerini övmek suretiyle yazdıkları şiirler. actif kömür.s. en büyük bilgin. fahur (a. 2 . 2. Kavl-i fahiş çirkin söz. şeref. fahiş (a. i. *doğal kömür. 2. fahm-i billûrî elmas. fahm-i sânî-i kalsiyum kim.i. 3. meşru olmayan şehvanî haller. aylıksız.) kömürle ilgili. fahl (a. muhtelif şekillerde bulunan bir sofyan. arama. fahr-ül-vüzerâ vezirlerin övünüleni. fuhûl) 1. karpit. alüminyum karbür. 3. kahpe. çirkin. ulu.i.i. fazîlet. fahrî (a. erkek ve kadın adı. fahm-i hasebi coğr. 3.

fakahet ("ka" uzun okunur.) esneme. 3.. fr. 2. fevâil. 2. fahûr-âne (a. kârlı. fıkıh ilminde bilgi sahibi olma. fâil-i mübaşir huk. kalça ile baldır arasındaki kısım. fâj.) fayda arayan. fıkra. kazanç. faka (a. Fakr ü faka yoksulluk.itiyadında olan. ümit. c.i. fâiz-i cüz'î bir liranın belirli zaman içinde getirdiği faiz. lâkin. fâil-i hakiki (gerçek yapıcı) Allah. fâik-ül-emâsil benzerlerinden daha üstün durumda olan. fâil-i müstakil huk. mütemeddih). fâil-i şerr kötülük işleyen. fakd-i nakd para yokluğu. kazanç. . c. "fâyih" şeklinde de kullanılır]. çıkar gözeten. fıkâh) 1. fevâih) çiçek ve meyva kokusu.i. 3. kim. bir suçu kendi işleyen veya bunun işlenmesine sebep olan. fâide-i hiber bir işin hakikatine varma faydası.) lâikler. faiz (a. fâide-mend (f.) fahûrcasına. boşuna.e. fâik'in c. fâiz-i basît alınan borç müddeti içinde değişmeyen anaparanın getirdiği faiz. a.) 1. ihtiyaç. işleyen.) fakirlik. vâde sonunda ana paraya katılmak suretiyle hesap edilen faiz. a. bulunmama. 2. fevz'den. manevî olarak üstünde olan İhtirâmât-ı faika üstün saygılar. faydalı olan bend. ancak. yapan.s. activite. fâik-ül-akrân akranlarından üstün. Çi-fâide neye yarar. faika (a. Esbâb-ı fâikıyyet üstünlük sebepleri.b. kurularak. fail (a. a'lâ. fevz bulan.c. ödünç verilen paraya karşı alınan kâr.i. fâiz-ün-nûr nur bolluğu. erkek ve kadın adı. gr.b. efhâz) uyluk.i. 3.) üstünlük.i.c. kâr.s. fevâid) 1. 2. fâiliyyet (a. (bkz: fıkdan).) yokluk. müessirlik. fakd (a.zf. [yapma kelimelerdendir]. fâikat (a. bir şeyi bizzat yapan kimse. mütemâcid. şu kadar var ki. sujet. fayda. fâide dili (a. öğünerek. i. 2. ama. te'sirli. faik. işleyen ve yapanın hâli.c. fâillik. andropogon muricatus denilen bir çiçek.f.i. ilerde olanlar. 3.i. taşkınlık. kâr. fâide-cû (a. fâiz-i mürekkeb bir paranın getirdiği faiz. Azm-i fahz uyluk kemiği. fâil-i muhtar istediğini yapmakta serbest olan. kendini medhederek. fevkinde bulunan. erkek ve kadın adı. te'sir. fevz'den) 1. (bkz.c.i. suç ortağı. muradına ulaşan. işlenen bir suçta parmağı olan. fevk'den) 1. fâil-i hayr hayır işleyen. 2. faiz.) yalnız. fâka-yı şedide şiddetli ihtiyaç. işleyicilik. taşan. (bkz: güzeşte. faale) 1.s.) evvelce] müftüler hakkında kullanılan resmî bir unvan. fâih (a.i. fâikıyyet (a. bir fı'lin anlattığı işi yapan. 2.s.) fa-kihlik. feyezan eden. işe yarama.i.s.s.) menfaat elde eden. menfaat. Bî-fâide faydasız. nema. fels. s. hayır. fevâiz) 1. bolluk. faize (a. fakat (a. fr.s. fâiz-i külli bir parayı teşkil eden cüz'î faizlerin tutan olan asıl faiz. fâide-i târihiyye târihî fayda. yoksulluk.f. fakahetli ("ka" uzun okunur. çokluk. bir basan kazanan. fahz (a. fâje (f. ribâ). üstünler. fakha (a. fâil-i müşterek huk.

parasız. anüs. ing. (bkz: nısf-ı nüzul).i.i. Dübb-i ekber denilen yıldız kümesinin dörtgeninde bulunan bir yıldız. fakr u faka (bkz. meyva. c. geçici ["baki" zıddı].anat. taneyi ikiye yaran.) ["fâlic" kelimesinin müen.) falcı.) fala bakan. anlayışlı [kimse]. fr. muvakkat. zekî. fakîh-ül-fukahâ fakihlerin fakîhi. astr.) galip. fâlic (f. fâlih (a.i.i. Phecda. alçakgönüllülük göstererek "ben" mânâsına gelir. fâlik-ül-habb-i ve-n-nuvât habbeyi. muzaffer. anemie.) renk. fakr-üd-dem kansızlık.i.i. fâl-nâme (a. zengin olmayan. fakire yakışacak surette. Zer-fâm altın renkli v. (bkz: fâl-gîr). ayıran. fakr u sefalet büyük yoksulluk.s. fâlice (a.) 1.i.i. 4.c.] fakîr (a. (bkz: sâil).ayak bileklerine takıp sıkıştırılan iki ucu ip bağlı bir sopa. 2. fıkh'dan c.) fakirlik. züğürt. Alem-i fânî fânî dünyâ. en büyük fakih. Gamma Ursus Majoris. – fam (f. [ennârü fâkihet-üş-şitâ' ateş kışın meyvasıdır. (bkz: âcizane).) [alçakgönüllülükle] söz söyleyenin evi. yoksulluk. dilenci. Hindistan'da kendi kendilerine türlü eziyetler yapmaya alışmış olan dervişler. fala bakan. muvaffak ve mes'ud [kimse].b. talih deneme.) 1.s. 3. fenâ'dan) 1. iskambile bakmak gibi bir takım garip usullerle insanın talihine ait şeyler söyleme.) nâdir bulunan [nesne]. uğur sayma.) ikiye bölen. 3. fâlik (a. Phegda. bîçare. fâl-zen (f.) 1. kahve fincanına. fâl-gîr (f.b.b. şeriat) ilminin üstadı. 2.) memeleri henüz arşaklanmış [kız]. züğürtlük. fâlik-ün-nevâ Allah. çeki kayışlarının bağlandığı ağaç. faka).f. fâkihet-üş-şitâ (kış meyvası) ateş. toprağı süren. fâlic (a.i. 2. felc'den) yarım inme. fâl-i bed fena hal. Fakr-nâme (a.b. falaka (a. fakîd (a. iyi alâmet. zavallı. yoksul. fukara') 1. fal (a.) uğur.b. (bkz: levn).f. sabah aydınlığı. 3. fakircesine. vücudun yansına inen inme. 2. 4.b. falcı. fâlik (a. nezâket olarak "ben" zamirinin karşılığı. çift atlı yük arabalarında.s. fâl-i hayr iyi hal. fakr (a. fukahâ) 1. fâl-gû (f. eken. tomruk.s.f.zf. fakîh (a. kazanıp yaşayabilmeye kudreti olan yoksul kimse. . fakir-i mu'temil huk.s. falaka.) fal söyleyen.b. fevâkih) yemiş.[eskiden] mektepte veya medresede kabahatli talebenin -arkası üstü yatırıp dayak atmak üzere. 3. fakirlik.] (bkz: ffflic). 2. fakîr-âne (a.i. falak (a. uyluk. muhtaçlık. ölümlü. Gül-fâm gül renkli. fıkıh (din. âciz. erkek adı.s.s.) 1.s. makat. fâkihe (a.s. fânî (a. yaşlı. 5.f. 3.i. [yedili kümenin üçüncü derecedeki parlak yıldızıdır]. lât. fakr'den. fr. 2. 2. iki ucu bir yere bağlı olan halat.i. fakîr-hâne (a.) Aşık Paşa'nın tasavvufa dâir bir mesnevîsi. Sebz-fâm yeşil renkli. Pîr-i fânî pek yaşlı olan. fena alâmet. ihtiyar.i. 3. (bkz: feh-hâm). i. fakr u zaruret şiddetli yoksulluk. bâzı manivela işlerinde kullanılan ucu iple bağlı bir ağaç.) fal kitabı.

muş). fart-ı enâniyyet psik. Fars cümle-i kevkebiyesi astr. far (a.zf.c. aşırı duygu. hyperesthesie. bir mülkün. fart-ı tağdiye biy. fart-ı zekâ zekâ taşkınlığı. 3. başkalık.) sıçan. farz. gönlü rahat. fart-ı hassâsiyyet duyguda aşınhk. faraza (a. işini bitirmiş. Asıl adı Ebû Nasır Muhammed'dir. aynlmasına sebebolan. h. işsiz. fevkalâdelik. aynlma. Fars (a.s.c. 2. ferâiz) 1. ayırma. fr. taşkın.s.) aşın. fr. fart-ı cünûn aşırı delilik. tasarruf. boş kalmış. fanus (a. Eserlerinin Ibn-i Sînâ üzerinde büyük te'siri vardır. [birincisi] erkek. baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer. egotisme. fark olunmasına. fart-ı mahabbet sevgide aşırılık fart-ı semâne şişmanlık aşırılığı. fevânîs) 1.i.s. ferâiz). 2. fârisî. fart-ı gayret gayrette aşmlık. (bkz: muş). aşın heyecan. 2. suralimentation.h. aşkınlık. aşırılık. 4. fark-ı tâmm tas.i. fr. fark-ı cem merâtipte zuhur itibariyle vahidin teksiri. (bkz: far.) sıçan. fart (a. içinde mum yakılan büyük fener. . (bkz. [ikincisi] kadın adı. binici. küre veya silindir şeklinde cam kapak.s. sıcaklık farkı. Fârâbî (t.) 1. Farsça. fare. fariğ (a. iran'ın güneyindeki Şîraz vilâyeti. dünyâ alâkalarını tamâ-miyle terkederek ehâdiyyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haleti. amplitude.i. i. aşın bellem.h. fark j (a.i. Kanun dediğimiz çalgının mucididir. Acemce.i. Kendisine muallim-i sânî (felsefede Aristo'dan sonra ikinci üstad) unvanı verilmiştir. farîza-i zimmet boyun borcu. fare (a.) îran edebiyatı. fârisiyyât (a. ferâğ'dan) 1.i. (bkz. fârise (a. fr. çekilmiş. fâris. fariza (a. hypermnesie. sahip olma. asude. rahat. ayrılık. fr. Eserlerini zamanının ilim an'-anesi gereğince hep Arap diliyle yazmıştır. Pers takımyıldızı. fârık-ı nîg ü bed iyiyi kötüyü ayıran. abajur. 3. 2.) 870 veya 873 le 950 yıllan arasında yaşamış ve Aristo felsefesinin islâm âleminde yayılmasına yol açmış büyük bir Türk filozofudur. ata binmekte jnahâ-retli. fark eden. huk. ayıran.c.i. (bkz: farzî) faraziyye (a.). boş. Allah'ın emri. içinde mum yanan üsütü tabiat resimleriyle işlenmiş döner fener.s. farika (a. 2. fârisân (a. lâzım. fark-ı sühunet coğr. i. fark-ı fahiş çok aykm fark. aşkın. benlikçilik. fark'dan) 1. atlı. taşkınlık. Iran dili.) Osmanlı saltanatının kuruluşu sıralarında eyâletlerde hudutlardaki muhafız askerler. ferasetli. 2.c. 2. (bkz: süvari). iki veya daha çok şey arasındaki aynlık. fârig-ül-bâl başı dinç. vazife. camlı mahfaza. 3. fart-ı hıfz psik. başın tepesi.) Iran. iran'ın dili ve halkı ile ilgili olan. fr.i.f.c. 4. fânûs-i hayâl hayalî fener.fâniyyet (a.i. vacip. furûk) 1. Uzlukoğlu Tarhan'ın torunudur. gerek. anlayışlı. kullanma hakkını başkasına terk eden.) 1. borç.i. aşırı besi. faraziyyât farziyye). seçilme.). fâris'in c. 3. ölümlülük. fârig-ül-hâl hâli vakti iyi olan.i. fârık. Kendisine Garplılar Alfarabius derler. farza farazi (a. mirasçılardan herbirine şer'an düşen hisse. 4. Babasının adı Muhammed'dir.) fânilik. pay. fârisiyye (a. vazgeçmiş. constellation de Persee. S.

kötü. (h. c. hac. çay ve ırmak suyu ile sulanan yer. Allah'ın. varsayımlı. muz.i. zarurî. fâsıla-yı saltanat Yıldınm Beyazıt'ın esir düşmesinden sonra Çelebi Mehmet'in pâdişâh olmasına kadar geçen zaman. farza (a. farziyye). tutma. fasâhât (a.) kan alma. farz-ı telâtum dünyânın her tarafına yayılmış olan ve son derece elastikiyeti (esnekliği) sebebiyle havayı.fârûk (a. fârûk-ane ("ka" uzun okunur.i. farza). fark'dan) 1. 3.i. zf. fâsıla-yı sugrâ gr. günah işleyen. 2. Ömer'in lâkabı. bölen. bozuk. (bkz. fesede) 1. fasâhat-perdâz (a. fasıl (a. gerekli "onu ziyaret etmek farzoldu". farz ve takdire bağlı bulunan mesele.) fârûk olana yakışır surette. terki günah olan emirleri. üç harekeli ve bir sakin harften meydana gelen dört harfli kelime (vatanım) gibi. bir netîce elde etmek için ihtimalli veya gerçek olarak kabul edilen bir tahminde bulunma. farzı (a. ["farazi" yanlıştır].) Hz. farz-ı muhal olmayacak bir şeyi olacakmış gibi düşünme.). [Hz. fasıla (a. fesatçı. s. fasd (a. Hatt-ı fasıl iki şeyi birbirinden ayıran çizgi. (vatanımız) gibi. zekât gibi]. tutmak. fasl'dan) fasleden. hacâmet). sesi ve ışığı nakle yarayan ve "esîr" denilen ince maddenin farz ve kabul edilen dalgalan.i. farz. diyelim ki. yanlış. ayıran şey. farziyyât-ı gayr-i mümkine gerçekleşmesi imkânsız olan düşünceler ve incelemeler.i.i. (bkz. bir kısım Müslü-manlann yerine getirmesiyle.i. [geniş manâsıyla] Türk müziğinde klasik bir konser programı. 4.c. tutalım ki.etmek saymak.f. Hz.c. lüzumlu.f. fâsık (a. teker teker her Müslümanın yerine getirmesi lâzımgelen emri. fi-1-mesel). farziyye (a. oruç. fena. fârûkî (a. keskin. farz-ı ayn Allah'ın. dört harekeli ve bir sakin harften meydana gelen beş harfli kelime. 2. 2.) farzedelim ki. [asıl mânâsı Arapçada "köpüksüz hâlis süt" demektir]. iki şeyin arasındaki bölme.i. iyi söz söyleme kabiliyeti. [haklıyı haksızdan ayırdederek adaleti tam yerine getirmekle ün kazandığı için "fârûk" kelimesiyle adlandınlmıştır].b.i. uzdillilik. fasıl (a. Bil-farz diyelim ki.) güzel ve açık konuşma.s. fesâd'dan. füssak) Allah'ın emirlerini tanımayan. farz-ı kifâye Allah'ın.) farz. ola ki ["faraza" yanlıştır]. diğerlerinden sakıt olan emirleri.i.s. kötülük eden. erkek adı. faside (a. Ömer gibi]. fusûl) 1. 2. 3. farziyyât) bir iddiayı aydınlatmak için söylenen ve hükmü kat'î olmayan.s. feseka.) eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehir. furûz) 1. işlenmesi kat'î olarak lüzumlu. sapkın.) diyelim ki. uzdilli.zf. bir bestekârın ayni makamdan bestelediği iki beste. takdir ve tahmin usûlüne dayanan. c. fısk'dan. sayma.) 1.s.c. fâsid. muz. tutalım ki. farz (a. 3. 3.s.zf. [cenaze namazı kılmak gibi]. farziyye'nin c. ara. farzen (a. . hypothese. 2. fâryâb (f. ayıran. Ömer ve adaletine mensup. tutalım ki. fr. [namaz. haklıyı haksızdan ayırmakta pek mahir olan. c. i. şöylece düşünelim. fâsıla-yı kübrâ gr. varsayım.s. (bkz: fasl). fevâsıl) 1. (bkz: idma'. aralık.) güzel ve açık konuşan. bir hususu bir dâvaya mevzu ve asıl kılma "beni burada yok farzedin". bi-1-farz. fâsık-ı mahrum günah işlemeye hazır olduğu halde bir fırsatım bulamayan. hypothetique. (bkz. 2. ["faraziyye" yanlıştır]. a. farziyyât (a. (bkz: pâryâb).

anat. fasîle-i sanevberiyye kozalaklılar. terkipler ve cümleler arasında bağlantı edatı bulunmadan yazı yazma usûlü. fâsid dâire kısır döngü. meç.c. bozan. 6. fasl-ı rebî bahar mevsimi. iki sathın (düzey) birleşmesinden meydana gelen çizgi (fasl-ı müşterek). 3. fasl'dan) herkesin ayıplarını ve kusurlarını diline dolayıp zemmeden. vücûdun mafsalları. fass (a. ayırma. Kelâm-ı fasîh düzgün söz. güzel.s. kelimeler. 7. fesh'den) fesheden. fasalât) 1. ayrıntı. [topografyada bu sistem 90 derece farklı olduğundan geometrinin faslası topografyanın tertibi olur.i. fasîle-i kibrîtiyye kibritotları. fasîle-i sabbâriyye bot.zf. 11. ilkbahar. kesme. fâsid-ül-mizâc ahlâk ve tabiatın normal durumunu bozan. fasîle-i bakliyye bakla fasilesi. kesinti. neticelendirme. (bkz: fasıl2). fâsid'in c.c. fasl (a. fasîle-i şefeviyye ballıbabagiller. . fesat çıkaran. fasl-ı müşterek geo. dört mevsimden herbiri. familya. b) geniş manâsıyla Türk müziğinde klâsik bir konser programı. fasl-ı harîf güz mevsimi. fassâl (a. fasih (a.i. fusûs) 1. mafsal. fasl-ı sayf yaz mevsimi. fasl-ı şitâ kış mevsimi.s. etli bitkiler. 2. ayrılma. dedikoducu. fasd'dan) kan alıcı.c. gözbebeği. bot. fasl-ı mudhik Arap ülkelerinde iptidaî bir komik türü. aşikâr. fasîle-i salibiyye turpgiller.i. fâsih-i şirket şirket fesheden. *karanfilgi ler. (bkz: talik).s. aile. 2. diffe-rance. 5.) bozucu şeyler. çançiçeğigiller. fasîle-i ceresiyye bot. tiyatro oyununun başlıca kısımlarından herbiri. yüzük taşı. halletme.münafık. vücûdun oynak yerleri. sayıp döken. oynak yerleri. iyi söz söyleme kabiliyetinde olan [kimse]. fasl-ül-cesed anat. fasîh olana yakışacak bir tarzda. fr. muz. fr. fassâd (a. (bkz: fasıl). Bey '-i fâsid huk. c. fr. 4. bir kitabın başlıca bölüntülerinden her biri. 2. 3. adam çekiştirme. kemiğin oynak yeri. fasile (a. fasla (a. fasîh-âne (a. düzgün ve açık konuşan. fass-ı nigîn yüzük taşı. anababa.i. fâsidât (a. fasl-ı bahar. abscisse].i. fasîle-i karanfüliyye karanfil fasilesi. bir düzlem üzerinde birbirine dik olarak tasavvur edilen kemiyyât-ı vaziyye mihverleri'nden ufuk hattına amut olanına aynı düzlem üzerindeki bir noktadan indirilmiş dikmenin uzunluğu. fasl-ı karîb mant. fasl-ı gül gül mevsimi. 2. arakesit.c. (bkz: fasıl2) 10. çürüten. 9. fark. fusahâ) 1. şarkı vesâirenin hepsi. dedikoducu. ayırım. fasîle-i zeytûniyye zeytingiller. bir cinsten olan nebatların (bitki) hepsi.f. aleyhte bulunma. fusûl) 1. ed. s. baklagiller. hacamatçı cerrah. 2. hurma ağacının fidanı. kan alan. fasîle-i sencâriyye hodangiller. fasîle-i lahmiyye damkoruğugiller. alım satım şartlannda eksiklik olan satış. bölüm.) fasâhatli. güz. fasâil) 1. fasîh-ül-lisân düzgün söz söyleyen. fasl-ı hazân sonbahar. sarih. 4. fasîh (a. uzdilli. geo. iptal eden. fassâl-i bed-hısâl fena huylu. 8. bir defada çalınan peşrev. badem gibi mey-vaların içi. a) bir bestekârın aynı makamdan bestelediği iki beste ile iki semaî. açık.

2. füturlu.c. dîbâce.f. karar. erdemler. h. çatlatma. methal. fâtin (a. fatk u ratk-ı umur işleri düzeltme.c. duyulup yayılmış.i. hâkim. gevşek.c.s. mantar. 18 yaşında Hz. mayasız saç ekmeği. erkek adı. duyurmak]. dile verme. Kur'ân-ı Kerîm'in birinci sûresi. fâtihatü-1-kitâb mukaddime. güzel kokulu nesne. hal ve fasl olunabilen. olmamış. fatîne (a. Fatıma (a.) kendiliğinden dağılan güzel koku. yarma.s. fatûr (a. fethedenler. fatihan (a. nihayet bulan. fatiha sûresi ["elhamdü lillâhi rabb-il-âlemîn" diye başlayan sûre]. fazâhat-i lisâniyye utanılacak tarzda söz söyleyiş. akıllı. [diğerleri Zeyneb. 2.s.i.c. Zeyneb ve Rukiyye isimli kızların annesidir [kızlarına.faş (f. faysal (a. fâtıra (a. fâtır (a.s. fâyih (a. güzel vasıflar. durgun. II. zekî. çiçek ve mey-va kokusu. fatr (a.s.) oruç bozacak şey.i. Sultan Mehmet'in istanbul'u fethetmesi dolayısıyla aldığı târihî lâkap. faysal-pezîr (a.) yaratan. (bkz: fazilet). 2. fâtih-i bilâd beldeler.s. başlangıç. [birincisi] erkek.) 1. füttâk) fırsat buldukça adam öldüren kimse. fazâil (a. giriş.i. 3. şehirler fetheden. 2. Tanrı. Peygamberin ilk zevceleri Hz.) 1. bot.h. fâtiha-i kelâm sözün başlangıcı. fatânet (a. 2.s. ablalarının adını vermiştir]. Ümmü Külsûm.s. (bkz: fıtnet). "kasık yangı" denilen bir nevî hastalık. 2. fazîlet'in c.i.s. açığa vurma. Hadîce'den dünyâya gelen. Kudret-i fâtıra Tann'nın yaratma gücü. (bkz: fâti-ha-i kelâm).s.s. fâtir (a. (bkz: fâtır).b. Hz.) Hz. fazâyih) edepsizlik. yaratıcı. fatîn. ayırma. 1. 632 de Medine'de vefat etmiştir. fitne'den) fitneci. fâtiha-i fikret sözün başlangıcı. 2. kadın]. fevâyih) 1.s. bir memleket zapteden. fatîm (a. Ali ile evlenmiş. zihnin yaradılıştan bir şeyi çabuk ve iyi anlamak hususundaki istidadı. fâyiha (a. Lâkabı Zehra'dır.i.i. açan.c.c. elbisenin dikişlerini sökme. bir çeşit pasta. fevâtih) 1. fatiha (a. yarık. fâtır-üs-semâvât gökleri yaratan.) insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye karşı devamlı ve değişmez istidatlar. s. uyanık. fevâtik) fırsat buldukça adam öldüren [kız.c.f. Kudret-i fâtıra Hakk'ın yaratma kudreti. fâtih-ül-ebvâb kapıların açıcısı. 2. 2. i.) sütten kesilmiş [çocuk]. kavrayışlı.) birinin ruhuna fatiha okuyan. duyulma.) meydana çıkmış. alçaklık.i.i. fatîr (a. bazlama.) fatinlik. [ikincisi] kadın adı. [yanlış olarak "fıtık" şekli yaygındır].i. kesîn hüküm.) bir hüküm kabul eden.s. 4. Hz. s. (bkz: tîg-i bürrân). keskin kılıç. fâtih (a.) 1. anlayışlı. (bkz: fazîha). az sıcak. fütur) 1. fâşî (a. 3. ["fâşetmek" meydana çıkarmak. fetheden. fatk (a. feth'den) 1. Hicretten 18 yıl önce 605 de Mekke'de dünyâya gelmiş.]. Ru-kiyye. (bkz: seb'ül-mesânî). zihin açıklığı. dört kızının en küçüğüdür. derecesini bulmamış şey.) fâtihler.b. (bkz: Halik). zeyreklik. dile vermek. Ümmü Külsûm'dur]. hicretten 11 yıl sonra. fâtiha-hân (a. Peygamberden sonra ancak 6 ay yaşamıştır. . ılık olan.) ["fâtır" kelimesinin müen. açığa vurmak.) .) meydana çıkma. kırma. fıtnat'dan) 1. çatlak. fâtike (a.f. yoluna koyma. fazâhat (a.i.i. fâtik (a. 3. Tanrı. 3. Hasan ve Hüseyin'in.

.f. ne güzel. Ali'nin kerametlerini bâzı hikâyelerle kaynaştırarak kaleme aldığı bir mesnevisidir.c.s.i.]. Fazîlet-nâme (a. fazilet sahibi. faik. Muhammed'in ve Hz. fâzıla (a. fazâil-i insâniyye insanlık faziletleri. Osmanlı Impa-ratorluğu'nda ilmiye sınıfına mensup olanlardan istanbul ve Harameyn unvanını alan kimselere verilen bir lâkap. erdemli. fazlalık. fazîlet-perver (a.fazâil-i ahlâk ahlâk faziletleri. şey. çirkin. faza-lât) kazurat.s.i. fâzıl (a.) ne âlâ. mat.f.s.i. Kavl-i fazîh çirkin. faziletli. fazilet. fazl-ı müşterek mat.c. 2. fazîletlü (a. fazîlet-mend (a.i. lütuf.) musibetler. fâzılât (a. fecîa'nın c. vertus cardinales. fazâil-i asiiyye temel faziletleri. (bkz.i. fazliyye (a. fazl (a. erkek adı. fazâil) 1.s.) fazilet. alçaklığı gerektiren iş. fazalât (a. 2.b. 2. ["fâzıl" kelimesinin müen. ortak fark. 3. kötü sözlülük.s. fazîha (a. Bu fazlalık miktarına "fazl-ı kürevî" adı verilir.f.s. iki sayının birbirinden olan farkları.) 1. c.c. artan. fazl-ı kürevî astr. rezil. 4. (bkz: fâzıl). fazâil-i zâtiyye zâti faziletler. fazl tarîki huk. iyi huy. fazla (a. fazla.) fa-zîletsever.i. vereseden bâzısının diğerini ikrar ve bâzısını inkâr hâlinde yapılan veraset taksimi. gereksiz. fazâil-i âliye yüksek faziletler. ileri.t. pislik. utanmaz. insanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez istidat. erdem. kürevî bir satıh üzerindeki üç noktanın teşkil ettiği üçgenin iç açılan toplamı dâima (200 grat) veya 180 dereceden fazladır. ziyâde.i. fena. 2.) kabalık. fâdıl). i. erdem. fazîha). çok. fuzûl) 1. 2. 2.) acıklılık. artık. febihâ (a. belâlar. baki.). 4.zf. kadın adı. erdemli. (bkz. fazla mesaî eko. erdemler. insanın yaradılışındaki iyilik. öfkeler.) kazuratlar. (bkz: fazâhat).). güzel vasıf. 2. fazâil-i cemile iyi faziletler.i.) huysuz.s. artık. fazîha'nın c. fazâyih) edepsizliği. fazîha (a. . görevliyi. işçiyi yapılagelen işin önemi ve acele oluşu gibi sebeplerle kendi muvafakati de alınarak yasasında tespit olunan sınırlan aşmamak üzere normalinden daha çok çalıştırma.) "erdem kitabı" Hafızoğlu Mehmet Yemînî'nin 1519'da Hz. fazâyih (a. murdarlıklar. 1. fazîhet (a. kötü sözlü. i.s.) tas.) faziletli. lüzumsuz. (bkz. fazîh. (i. f r. fazz (a. kadın adı.c. yürekler acısı. erdemli. fazîlet-kâr (a.) 1. üstünlük.i. Rufâî tarikatı kollarından biri. üstün. fuzalâ) 1. necasetler. fena söz. fazilet sahibi. [müen.b.) faziletli. sertlik. fazl-ı hakk (ile) Tanrı'nın inayeti (ile). erdem sahibi olan kadınlar.s.) 1. [kurucusu Şeyh Seyid Cemâ-leddin bin Fazl-ı Hindî-i Burhanbûrî'ye nisbetle bu adı almıştır. ziyâde.b.i.) tar. fecâyi' (a. [Arapçadaki şekli "fazâih" dir].b. pislikler. fazâzet (a. kaba [adam].f. fazilet (a. iyilik. 1029 (1620) da Burhanlar'da ölmüştür]. yazı ile sınırlandırılan normal süreden daha çok çalışma. 3. bir düzlem üzerinde bulunan üçgenin iç açılan toplamı (200 grat) veya 180 derece olduğu halde. fazla c. i. Ali'nin vasıflarım ve Hz.c. [yapma kelimelerdendir]. Şeyh Cemâlettin 941 (1534-1535) de Küçerat'da doğmuş.i. fazâhat).s. öyle olsun! fecaat (a. "fâzıla" dır].

f.bağ. [aslı "fidâ-kâr" dır]. fecere (a. Güneş doğmadan önce.). feda eden. âfet. dehşetli. fe-emmâ (a.s. keder ve ıztırap veren.i. erkek adı.i. belâ).s. fecî (a.c.) fedâyî takımı. fedâkâr-âne (a. korkunç. (bkz: sıkt). feda' (a. eşkıya. reziller. fehâvî (a. ["etmek. uğruna verme. fedâ-kârân-ı millet millet uğruna kendi menfaatlerini feda edenler. fedâkâr'ın c.s.t.i.) akla yatkın. [aslı "fidâî" dir]. enseden kuyruk sokumuna kadar istif istif dizili olan omurga kemikleri. kavramlar. fedâ-yi cennet cenneti feda etme. (bkz.) 1. fecr). fühûd) zool. 2. fecr-i sâdık (hakikî fecir) şafak sökme.i. olmazsa. fehm ile ilgili. fecr-i mübtesim gülümseyen fecr.) düşük [çocuk]. fedaî (a. fekar (a. mefhumlar.) 1. günahkârlar. fehîm1). kavram. 2. 2. fehd (a.f. fedâi-yân (a. boyun.i.f. i. anlayışlı.i. fedâ-kârân (a.i.) mânâlar. fecîa (a. fehhâm (a. fena huylular. fakîh2.s.) anat. (bkz: facia).) kendini veya şahsî menfaatlerini esirgemeyen. [aslı "fıdâkâr-âne" dir].) fedakârlar.zf.i. canını verme.]. fecr-i kâzib (yalancı fecr) sabaha karşı doğuda. en çok anlayan.i.b.s. fecve (a. . fecr (a. 3. [bkz: fakîk2. fâcir'in c.i.c.c. [aslı "fidâkârân" dır]. kalın kafalı.) lâtîfecilik. 2. fecr-i atî ed. 4.) 1. ayyaşlar. feddân (a.) olmadığı halde. omurgalar. fehva (a. fedâviyye (a.f. fehm (a. "gelecek zamanın fecri" 1908 Meşrûtiyet'inden sonra Edebiyât-ı Cedî-de'ye benzemek gayreti ve Servet-i Fünûn mucmûasında.i. mühim bir maksat uğruna canını vermeye hazır bulunan. fücur sahipleri.) iki dağ arasındaki yol. kurban. fekare'nin c.fecc (a.) sabaha karşı.) ["fehhâm" kelimesinin müen. pek zekî.). canın menfaatini feda etme. (bkz: fehhâm). ufkun gün doğusu tarafından görünen aydınlığı. fecr-i şimalî uzun gece yanlannda kutup bölgelerinde. 3.f. boğaz. acıklı. bir çift öküzle bir günde sürülebilen toprak. fehm-sâz (a. canını feda1 edercesine. fehvâ'nın c. [aslı "fidâ-kâri" dir].i. fedâdîn) 1. amûdî şekilde görünen aydınlık.i. (bkz: berzah). [kelimenin aslı "fıdâ" dır]. fıhris). fedâkârlık.b. fehm'den) 1. eli açık. anlam. anlayışlı. elem.s.s ) pek.s.c. fegâne (f.) budala. türlü renkte görünen ışıklar. tan yerinin ağarması. fehvasınca (a. fehme mensup.]. hoşmizaçlık. yer ölçülerinde kullanılan bir kelime. sözü gereğince. ser-dengeçtiler [Bâtınîlerde]. fedâ-kârî (a. anlaşılır.zf.) fedakâr olana yakışacak surette. avlu. fehmî (a. fihris'in c.) kaldı ki.) f. sefiller. akıllı [kimse]. zekî. cömert.i) anlama.) fadâîler [aslı "fidâî-yân" dır]. fedakâr (a.s.s. açıklık. anlayış. fehâris (a.) uyarınca. fedâî'nin c. fecâyi') musîbet. 2. (bkz. fecir (a.) canını esirgemeyen. fedm (a. fe-illâ (a. yeni bir "6cole" kurmak arzusuyla toplanan gençlerin takındıkları ad.) fedakâr olanın hâli. fehîm (a. olunmak" masdarlanyla kullanılır]. gözden çıkarma. (bkz. [Mısır'da kullanıldığı için Mısır'la alâkalı vakfiyelerde geçer. şerirler.) 1.b. anlamlar. fehhâm). gelince. 2. pars.zf.i. bir çift öküz. fedâ-yı can canını feda etme. fehhâme (a.f. fehâvî) mânâ. mefhum. yalancılar.i.i. fekâhet (a.

zf. [sekizincisi felek-i sâmin. (bkz: mebde). (bkz: bâdiye). felâh-yâb (a. söz söyleme. ikincisi Utarid (Merkür). colonne vertebrale.i. kaygısız. felâ-ket-zede'nin c. bozma. âlimler.i. fr. çok itibarlı.i. düşüncesiz. çenek. 2) tar. başlangıç. altıncısı Müşteri (Jüpiter). çözme.) felâket yeri. anat. felek-ül-a'zam.f. semâ. kurtarma. bilginler.i. fekk-i rakabe memlûkü veya cariyeyi azâ-detme. bot. felâket--zedegân) belâya uğramış. sapan. Çoban-yıldızı).b.) muhakkak. (bkz. fülük) 1. o zaman. musîbet görmüşler.f. Aristo'nun hocası olan meşhur Eflâtun. filozoflar.) omurga kemiği ile ilgili olan. (bkz. fekk-i rabıta bağı koparma.) [aslı "filâhat" dir].i.) belâya uğramış olanlar.zf. felâket--dîde-gân) belâya uğramış.) 1. fekki. i.f. rahat yaşayanlar. felsefe ile uğraşanlar.) vücutta bir tarafın hareketsiz kalması. çene kemiği.f. felâket-dîde (a. felâ-ket-dîde'nin c. felâket-zedegân (a. alt çene. felek-debdebe etrafı yıldızlar gibi çok ve kalabalık olan kimse. (bkz: dâhiye). felc-i nısfî vücudun yalnız bir tarafına gelen felç. ayırdetme.) 1. çeneye ait. felek-i cev-zehr hâle.i. felât (a.. gökyüzü. 6.). felek-i esfel birinci gök. kurtuluşa eren.) "nasıl" mânâsına kullanılan eski bir tâbir.b. musibet görmüşler.f. 2.s.) Sokrat'ın talebesi. felç (a. kesme. felâsife (a. yedincisi Zuhal (Satürn). 3. Felâtun (yun. âlem.) 1. fekçe (a.) anat. felah (f.s.) belâya uğramışlar. felâsife-i Yunan Yunan feylesofları. akıllı kimseler. 10 şubat 1920 de istanbul Meclis-i Meb'ûsânı'nda teşekkül eden bir grup. omurgalılar. nüzul).b. yarım felç.s.i. felek (a. fe-lâ cerm (a.i. ayın çevresinde görülen parlak halka. kutluluk. felek-ül-eflâk evvelce.i. felâket (o. musîbet. fekariyye (a.) zool.) taş atmaya mahsus âlet. birincisi Kamer (Ay)].) iki çene [alt ve üst]. Seng-i felâhan sapan taşı. fekk-i rehn rehini kurtarma. zoru halletme. fekk-i mühür mühürü bozma. inme inmek. felâhan.b. felak (a. asman). feshetme.c.b.) felah bulan. felce uğramak 1) nüzul isabet etmek.c.b. fekarî (a. felâket-gâh (a. yürüyemez olmak.s. inrne.c.) 1. felc-i kısmî vücudun bir kısmına gelen felç. gök bilgisi ile uğraşan âlimlere göre dokuzuncu kat gök. fekk-i esfel anat. 2. 2) yarım kalmak [bir iş]. musibete uğramış. 2. . felevât) susuz çöl. beşinci Merih (Mars). Plâton'dan bozma a. 3. (bkz. fr. 2.) o halde. kurtuluş. falak). dinsizler.i.s. felâhan (f. kurtuluşu. (bkz: feylesof)Mezâhib-i felâsife feylesofların okulları.c. fekk-i a'la anat.h. onma. çene ile ilgili. 4. mutluluk.zf.c. Üçüncüsü Zühre (Venüs.s.i. fe-keyfe (a. felâ (a. koparma.s.i. felâket-zede (a.) iptida. fekkeyn (a.Zülfekar Peygamberimizin Hz.i. vertebres. felâhat (a. ayırma.f. fekk (a. felah (a. şüphesiz. 5. belâ. Amûd-i fekarî omurga. [ağız hakkında] açma. felah-ı vatan 1) vatanın selâmeti. musîbet görmüş. üst çene. felâket-dîdegân (a. 2. ilgiyi kesme. Ali'ye hediye ettiği kılıç. eflâk. kölenin boynundaki esaret kaydını giderme. (bkz: filâhat). feylesofun c.i. selâmet.) zool.i. fekkiyye (a. dördüncüsü Şems (Güneş). bahtsızlık.

c. felsefe (a. nevi. [aslı "fevh" dir. kötü. fem-i nehr çay. aşk içinde yok olma.i. fenâ-yâb (a. (bkz: dehân.c. felsefe-i dîniyye din felsefesi. askerî müzikte bir zilli âlet. 2. baht. felek-âvâze (f. felâhat'dan) 1. fe-li-hâzâ. felekiyyûn (a. musibete. .i. yokluk. 5.i. hüner. a. fr.) fânilik yeri. yok olan. kader. Gonce-fem gonca gibi küçük ağızlı. çiftçi. fe-li-zâlike (a. dünyâ. nehir ağzı. femî (a. fenâ-fi-1-aşk tas. talih. fr.i. felâkete sabretme.) şunun için. dayanma ve -Allah'tan geldiğine inanarak-boyun eğme. türlü. S. fünûn) 1. fem-ül-hût astr. 6.) ağızamensup. [kurucusu Kütahyalı Fenât Ali Efendi'dir]. ebûcehil karpuzu. felsefe-i târihiyye târih felsefesi. dehen). her seyyareye [gezegen yıldız] mahsus bir gök tabakası.i.i. bu dünyâ.f. fena adam. 2. felsefiyyât (a.i. Fenâiyye (a. felekî.) hîle. zencî.s.c.c. semânın güney yarım küresinde bulunan Hut burcunun en parlak yıldızı. fenâ-pezîr. [tasavvufta maddî varlıktan sıyrılıp hakka ulaşma]. rütbesi gök kadar yüksek olan.i. gök bilgisine mensup. menfez. sözünde durmaz.i.b. feng (f. Fomalhuut. fenn (a.s. cefâdan hâzeden. nehir ağzı. fenâ-fi-llah tas.s.i.b. geçip gitme ["bulmak" fiili ile kullanılır].) bot. efmâm [kullanılmaz]) 1.s. kızak. felek-meşreb (a. fem-i lâtif güzel ağız.dünyâ. felevât (a.s.i. fellâh (a. [kurucusu 834 (1430 1431) de şeyh Şemsettin Mehmet bin Hamzat-ül-Fenâ-rî'ye nispetle bu adı almıştır].zf.) Celvetî tarîkatı şubelerinden biri. uygunsuz [olan] fena şey. fem (a. siyah Arap.s. 2. felekiyyât (a. "beka" mn zıddı.i. felek-seyr (f.s. Efkâr-ı felsefiyye felsefe fikirleri. Muhammed'in manevî şahsiyetinde yok etme. sınıf. talihsiz.b. s. hikmet bilgisi.) gidiş ve hareketi felek gibi çabuk olan. fr. acı hıyar. imdi.i. felsefe-i ûlâ ilkçağ felsefesi. Kişver-i fena yok olma yeri.i. fend (f.a.) büyük dağ. fenâ-fi-1-pîr tas. tabaka. bütün varlığını Hz. 4. 6. 2.b. mertebesi yüksek olan.h. Felek-nâme (a. fenâ-fi-r-resûl tas. 4. felsefe ile ilgili düşünceler ve bilgiler. astronomie.) Şeyh Ahmet Gülşehrî'nin tasavvufa dair Farsça mesnevisi. Gül-fem ağzı gül gibi olan.f.) hilekâr.) gökbilgisiyle uğraşan âlimler. bir ilmin esaslı düsturları. filozo-fi. hikmet ve marifet sevgisi. tabiat. fena (a.) hikmet bilgileri. huy ve mizaç sakinliği.c. fenâ-gâh (f. zari'). Allah'ın varlığı içinde yok olma. fend (a. felekiyye (a.b.) Rufâî tarikatı kollarından biri. (bkz: harrâs. meşhur bir feylesofa ait husûsî bir meslek. 3. astronomik.) fena bulan.i.b. felsefe ile ilgili. felsefî. yuvarlak kütük. astronome'lar.b.) 1.) meç. ekinci.) "felek şöhretli" derecesi.) susuz çöller. fena söz.) felsefeye mensup. felek-câh (a.) felek mertebeli. felsefe-i ahlâkıyye ahlâk felsefesi.) gök ve hey'et ilmine ait şeyler.) feleğin kahrına uğramış. kimine yâr olur. 3. fenâriyye (yun. felek-zede (a. 2. felsefiyye (a. yok olma. eskilerin inanışına göre. dönek. f. efvâh]. iyi olmayan. 3.) 1.c.f. ağız. dek. kimine olmaz. rahatlık.b. çeşit. b.b. feleğe.) 1.i. ağız ile ilgili. ekin eken ve biçen. bütün varlığını pîrin manevî şahsiyetinde yok etme. fend-bâz (f. sahtekâr.s. (bkz: hanzal). (bkz: desîse).i. felât'ın c.

nur. fence. rahat etme. fer (a.) fen vasıtasıyla. sahip olma hakkını başkasına terketme. kuvveti. sanat. fariğin.c. yer ölçme bilgisi. süs. ilim. zînet. fenn. fer (f. . fen kıt'alan [istihkâm. fenn. ferağ (f.kimya kimya ilmi. fr. kuvvet.) fene mensup. ferağ an-il-cihât vak. fenniyyât (a. bırakıp terket-me. Kıtâat-ı fenniyye aşk. 4. 2. ikinci derecede ehemmiyeti olan [şey]. akdin sıhhat şartlarından rkbiri bulunmaksızın yapılan ferağ. başkasının arazîsini.) 1. hiç bir işle meşgul olmama.i. fürû) 1. [kelimenin hîle mânâsı. (bkz: fu-râğ. fariğ ile mefrûg--un-leh gizlice aralarında "sana mutasarrıf olduğum şu icâreteynli gayri menkulü ferağ edeceğim. yahut şerikinin hissesini mutasarrıfı veya şeriki tarafından ferağa vekâleti yahut velayet veya vasiyyeti olmaksızın me'mûru izniyle bir kimsenin başkasına ferağı.i. vazgeçme.tabakat-ül-arz jeoloji.) tek tek. bahçeler. (bkz: ale-1-infirâd).i. ferâdîs (a. fenn. fenn.inşâ' yazı yazma sanatı. bir kimsenin uhdesindeki bir ciheti vakıftan kasr-ı yed ederek onu başkasına ferâğetme. şube.) teknoloji. aydınlık. ferâğ-ı bâtıl huk. huk. fennen (a.i. fr. ferâğ-ı bal gönül rahatı. sürgün. istirahat etme. akit şartlarından biri mevcut veya me'murun izni munzam olmaksızın yapılan ferağ. kayıt ve şartsız yapılan ferağ. s. bir mülkün tasarruf.i. muhabere]. fenn. dilimizde bu mânâda. fenn. ferâğ-bi-l-istiglâl vak. ferâdîs-i cennet cennet bahçeleri. geodesie.i. bitkinin dibinden süren filiz. dinlenme. fennî. 2. fenn. fen ile. fer'-i talî bot.ma'deniyyât mineraloji. 4. ferâde ferâde (o. bir kimsenin ahardan istidâne eylediği para mukabilinde borç ödendikte iade olunmak şartıyle alacaklısına yaptığı ferağ.menâfi'-ül-a'zâ fizyoloji. ferâğ-ı fâsid huk.harb harp.saydelânî eczacılık. ekincilik bilgisi. 3. fenn.zf. ferâğ-ı kat'î huk. mefrûg-un-bihi mefrûzun lehden istîcâr etmek üzere yaptığı ferağ. fer'-i fiil gr. ferağ ü intikal alım satımda tapu muameleleri. fen ile ilgili olan. savaş tekniği. parlaklık. fenn. fenn. ferağ bi-l-vefâ vak. tech-nologie .teşrih anatomi bilgisi. bezek. 3. fenn. 2. 3. cennetler. nüfuz. uçmaklar. dal. Kûşe-i ferağ rahatlık köşesi. fenniyye (a. fenne uygun olarak. teker teker. 2. yalnız Arapçada kullanılır. ferâğ-ı fuzûlî huk.marifet. Farsça "fend" sözü yaşamaktadır]. bir aslın neticesi.s. fenn.) serin rüzgâr. fakat aramızda hakikatte ferağ olmayıp gayri menkul eskisi gibi benim uhdemde kalacaktır" diye sözleştikten sonra zahiren yapılan ferağ.zirâat ziraat.) 1. iktidar. ziya). ortaç. 5. firdevs'in c. fennî ıstılah teknik terim. ferağ bi-1-muvâzaa vak.c.zf.terbiye-i etfâl pedagoji. ferağ (a.derya denizcilik. tomurcuk.mesâha-i arazî jeod. fer-i devlet devlet nüfuzu. budak. Mebâhis-i fenniyye fen ile ilgili bahisler. fennî ta'bîr teknik terim.) 1.

b. nota içerisinde geçen yerlere konur.f.b.) 1. bol. cömertlik. (bkz: tahaşşüd). iç açıcı. Bununla . (bkz.i. 2.s. se-gâh'da ferahnak beşlisi.) feragat sahibi.s. yayvan.b. neşe ile.b.i. (bkz: mes'ûd. Donanıma yalnız -terkibindeki her iki makamın müşterek arızası olan. geniş.i.) meşhur bir çeşit lâle. Durak ırak ve güçlü birinci derecede dügâh perdeleridir.feragat (o. kutlu. dinlenme. el genişliği. [bkz. muz.f. Donanıma fa ve do için birer bakıyye diyezi konur.i.s.b. Bu makam acem-aşîran ve sultanî-yegâh makamlarından mürekkeptir.) ferah saçan.f. ferâh-gâm (f.-fezâ (a.b. vazgeçecek kadar zengin olma. hakkından vaz geçen.s.s.) el açıklığı. fetâ). 2. genişlik.b.si küçük mücenneb bemolü konur.) gönül açıklığı.b. Dâ-men-ferâhem toplu etek.b. ferah (f. ferâh-âstîn (f.s. sevinç veren. 2. ferâh-dest (f. nevâ'da rast beşlisi. -feşân (a.) ferah artıran. Şuh. sefih. şen ve hafif mevzular.) eli açık. eli geniş. 2. geniş geniş. sevinci artıran. bu noktalar gözönünde tutularak bekar konulur. Bu makam.s.) ferah getiren. 2. gönüle açıklık veren.) güler yüzlü. ferah-fezâ (a.f. ferâhnâ (f.s.b. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır.f. üçüncü derecede de -sultânîyegâh'ın güçlüsü olan. ferâhem (f.s. istirahat.b. ekseriya karışık bir surette kullanılır. toplu. mutlu. yegâhdan Aceme kadar sâdece bir onlu hâlinde tam bir şekilde göstermek mümkündür). toplanma. ferah arttıran.) ferah bağışlayan. 3. sahî). ucuzluk. Bu diziler. ferâh-ebrû (f.) 1.f.s.b. Makam umumiyetle inicidir. ferah-efzâ.dügâhtır. ferah (a. ferâhan (a. ferah-bahş (a. vazgeçme. ferah ferah (f. Makamın seyrinde.) ağzı geniş. Güçlüleri birinci derecede Acem-aşîrân'ın durağı olan. çalçene. bolluk.s. Segah 'daki ferahnak beşlisinin si koma bemolü ve hicaz dörtlüsünün mi bakıyye diyezi arızaları. dügâh'da rast beşlisi.) 1. terkibindeki her iki makamın müşterek seslerinden istifâde edilir. neşeli ve zarif mevzularda kullanılabilecek güzel bir makamdır. ferâgat-i nefs kendini feda etme. ilkinde yalnız birinci arıza ve üçüncüsünde yalnız ikinci ânza mevcuttur.) şan ve şeref. sevinç getiren. genişlik. ferah-âver (a. sevindiren. sevinçli. sevinç veren.i. sevinme.çargâh.) sevinçle. (bkz: istiğna'). 3. sultânî-yegâh'ın yedeni için de nota içerisinde do bakiyye diyezi kullanılır. Tahmînen 1820 senelerinde Şâkir Ağa tarafından terkîbedil-miştir. [maddî manevî]. şad). Sul-tânî-yegâh ile yegâh perdesinde durur.i. ferâh-destî (f. bahar tasvirleri gibi parçalarda kullanılabilir.b. açık.f.) "yeni bol" cömert. ferah-efşân. ferah-nâk (a. Makam ferahnak beşlisi ile karar eder.s.) l. Zikredilen beş dizinin son ikisinde her iki arıza. sevinç. geveze. cömert. Türk müziğinin mürekkep makamlanndandır. s.) bolluk. Tahminen 1870 senelerinde Ahmed Ağa tarafından terkîbedilmiştir. ferâh-dehen (f. 2.) 1. birikme. geniş ağızlı.i. Bu diziler kullanılırken. ferahnak beşlisi ve nîm hicâz'da hicaz dörtlüsünden mürekkeptir.i. safâlı. muz.) bol bol. Hesâb-ı ferah geniş tutulan hesap. ikinci derecede -aynı makamın güçlüsü olan. ferâh-engîz (f.Acem. biraz eviç makamına benzerse de ifâde itibariyle dahî ondan farklıdır. ferâhî (f. ferâhet (f. savruk. geniş yer. meşhur bir çeşit lâle.b.s. el çekme.) 1. civânmerd. (Acemaşirân ve sultânî-yegâh makamlarını.b.i. müsrif.) mes'ut. bahtiyar . ferâgat-kâr (a.zf. devşirili.

aralık. ferş'in c. uğursuz. ferâmîn (a. ferâmûşî (f.) ikinci dereceden olarak. ferâşet-i şerife vekili Kabe'nin temizliğiyle görevli bulunan kimselerin istanbul'daki temsilcisi. yalnız olan şey. fir'avn'ın c. ferc-ül-bahr zool.i. odalıklar. oda hizmetçileri. döşemeler.) semiz. buyruklar. fer'an (a. gururlular.) "ferâmûş" un hafifletilmişi.i. öbür dünyâ.s. kürdî. 2.) bot. Dizisi umumiyetle inicidir. ed. 2. akıbet. kıyamet.i.b. şer'î miras ilmi. 4. atî. ferâmûş (f.c.) "son.i. meç. altı.i.bir mürekkep makamıdır ki. ferd-i âferîde hiç kimse.b. kadın adı. [aslı "firâset" dir].i. kabir. ferâşet-i şerife beratı Kabe'nin temizlik me'mûruna verilen berat. (bkz: firâset). efrâd) 1. şâyeste). eşi bulunmayan. menfaat.f. teşkil bakımından yanlış olmakla beraber kullanılır olmuştur].) acele ve geniş adımlarla yürüyen. feride). Nâ-fercâm faydasız. (bkz: nisyân). tek beyit.) anlayışlılık. Güçlü -dördüncü derecede olan.i. ferâh-rû (f. yarın. akıbet yeri" mezar. 1910'da H.i. ferc (a.i. ferâşe (a. Saadettin Arel tarafından isimlendirilmiştir. ut yeri.i. Feraset (a. 3. ferbiyûniyye (a.i. fermân'ın c. çift olmayan.) 1. Bî-fercâm 1) sonsuz. feraset (a.i. ferâiz (a. (bkz: encam). (bkz: müfred). elde hiçbir numunesi yoktur.) . sütleğengiller. nîm hisar.) bereketli yıl. 4. 2. topluluk. yarınki gün. unutma. uygun. (bkz: mülahham).s.) sıcak memleketlerde yetişen ve ilâç olarak kullanılan reçineli bir zamk. ferâh-sâl (f.) unutma.i. Firaunlar. toplu. fercâd (f. üstü olmayan.) 1. ellilik. 5. ferbih (f.i. ferbiyûn (a.).).) semizlik.s.i.) 1. Ferâine (a. avret. ferbâle (f. çabuk seziş.b. ferah-nümâ (a. ferbâl. yataklar. yarık. ferd-ül-ferd ikiye bölünemeyen sayı. ferâh-ebrû). gelecek zaman.i. (bkz fariza). Eshâb-ı ferâiz mirasçılar.i. tek.) münâsip.f. âhiret. fercâm (f.i. Mısır'ın eski hükümdarları. ferâmûş (f. öbürgün. dişilerde tenasül âleti.s. ferâid (a. çargâh. farîza'nın c. günün ertesi. ferd j (a. 2. yaramaz. Bed-fercâm sonu kötü.) 1. ferâiş (a. 2. [kelime. edep yeri. fermanlar. 2) faydasız. erkek adı.) etrafı pencereli yaz köşkü.) Türk müziğinin şed makamlanndandır. 2 . çatlak. besili. ferîd ve ferîde'nin c. ferda (f. ferâiz-i dîniyye dînin farzları. kürdî makamının yegâh perdesindeki şeddidir. Acem-aşîrân.) 1.i.rast'tır. fürûc) 1. çardak. son. dügâh. ertesi gün.) Türk müziğinin en az iki asır önce terkîbedilmiş. 1919'da Ali îlmî tarafından istanbul'da haftada iki defa .) 1.) pervane [gece kelebeği]. 3.i. kişi. neva. (bkz. Donanımına si ve mi için iki küçük mücenneb bemolü konur.zf.s. ferbihî (f.) Kabe süpürücüsünün hizmeti.s. (bkz.i. başka bir yere bağlı bulunmayan beyit. Ferâine-i Mısriyye Mısır Firaunları. hatırdan çıkma. ferâhûr (f. sin.c. ferâh-rev (f. (bkz: çespan. ferîd. şahıs.b. etli. 2.) âlim ve fâzıl [kimse]. Orta sekizlideki sesleri şöyledir yegâh.b. fercâm-gâh (f. ürünü bol olan yıl. 2.s. fayda.beraber hicaz dörtlüsünün kullanılmadığı ferahnak eserler de vardır.b. rast. ferah-zâr (a. kibirliler. denizanası. tek olan sayı.

individuel. 2. neşeli.i. [ikincisi] kadın adı.olmak üzere yayımlanmış. Arap edebiyatının şaheser-lerindendir. Ferengîs (f.zf. neşe. teklik. ferhân (a. kederden. ferdiyyet (a. Ferheng-i Ziya Ziyâ'nın Farsça lügati. i. ferfâr (a. semânın kuzey yarım küresinde Keykâvüs (Cassiopee) ile Elfâris (Persee) burçları yakınında parlak yıldızlardan müteşekkil bir burç. (bkz: esb). 2. darlıktan sonra gelen sevinç. Feres-i ekber astr. kavga. En-dîşe-i ferda yarını düşünme. beygir.) fert fert. akıl. (bkz: ferden-ferdâ). fr. yazarları meçhul olan hikâye kitapları olup yedisi Türkçe. sanldığı ağacı kurutan bir cins sarmaşık.h. Pegasus. erkek adı. fergand.) Arapların "Cerîr ve Ahtal" la birlikte meşhur üç hiciv şâirinden biridir. fertle ilgisi olan. (Gencîne-i Güftar). hafif meşreplik.) 1. sekizi Arapça. . Asıl adı "Hemmâm" dır.) zühre. (bkz: ferih). individualisme. 2.) fert fert. fr. edebî bir gazete. ferdî. ferdiyy-ül-esâbi zool. Seri III. Car-ree de Pegase.) 1. (Türk Dili Belleten. ferhâş (f. Ferezdak (a. (Çobanyıl-dızı-Venüs) gezegeni.) 1. feres-ül-bahr su aygırı. temkin.h.i.) teklik. ferheng (f. şen.i. efrâs) at. i.i. akılsızlık. sah. birlik. Feres-i asgar astr. erkek adı. (bkz: vahdâniyyet). lât. ferdâniyye (a. darlıktan sonra gelen sevinç. ferdâniyyet (a. feres (f. Hz. babası. gürültücü.i. memnun. atgiller.) farfara. 353). (bkz: gîsû). fr. ferhâl (f. marifet. ferden-ferdâ (a. 3.i. aslen Basra'lıdır. 2.i.) sevinç. fena koku. eşsizlik. Ferhâd (f.) 1. ["vakar" zıddı]. tek tek.c. farfara. patırtıcı. satranç oyununda at. 2. (bkz: perhâş). sevinçli.) zool. edep. fr.i.f.i. zafer. feres (a. (bkz: hayliyye). yıl 1945. 2. fergande (f.) Cebrail'in atı. [Allah'ın vasıflarındandır . Tay. 2. kokmuş. Sayı 4-5. (bkz: Feres-i a'zam). ağzı kalabalık. fr. in-dividualite.b.i) 1.i. ferfere (a. s. bilgi. gam. Ferheng-i Cihangiri Şirazlı Cemâlüddin Hüseyn Incu tarafından yazılan ve 1608 de Cihangir devrinde tamamlanan Farsça lügat. tasa ve sıkıntıdan kurtulma. perissodactyles. çalçene.) 1.s. 3. Islâh-ı nefs-i feres at cinsinin ıslahı.s. Feres-i a'zam astr. bireycilik.) 1. tekparmaklılar. oyun. Ferheng-i Naşiri Nâsırî'nin Farsça lügati. ilmî.) kıvırcık ve dolaşık olmayan uzun saç. Tâ-be-fer-dâ kıyamete kadar.zf. siyasî. Hü-seyn'in oğlu imam Zeyn-ül-Âbidîn hazretleri hakkındaki kasidesi.i. hipopotam. Hicrî 20-115 (Milâdî 641-728) yıllan arasında yaşamıştır. Sa'saa oğlu Galib'dir. hüner.i. biri de Acemce olmak üzere İstanbul ve Ankara kütüphanelerinde 16 nüshanın bulunduğu Şükrü Kurgan tarafından bildirilmektedir. tek tek. [birincisi] erkek. (bkz: ferd-â-ferd). Ferhâd ve Şîrîn adıyla meşhur olan eski bir hikâyenin erkek kahramanı olup Şîrîn'in âşıkıdır. ferec (a. 2. tek şey. individualisme. fr. kederden.i. Ferheng-i Reşidi Reşîdî'nin Farsça lügati. Farsça lügat kitabı. feres-ül-hayât (a. h. ferdiyye (a.i. teselli.) birlik. 2.i. feresiyye (a. ferdâ-yi kıyamet kıyametten sonra. ferhat (a. (bkz: vahdâniyyet).) savaş.) fels. Ferheng-i Şuûrî Şuûrî'nin Farsça-Türkçe lügati. geveze.) 1.i. ferd-â-ferd (a. Ferec Ba'd-eş-Şidde 1) zorluktan sonra gelen kolaylık.s.

2. Kuzey kutbuna yakın ve Küçükayı kümesine tabî iki parlak yıldızdan herbiri olup. Ferkadân (a. buyrultu.) sihir. i. kıymeti. sevinçli olarak. hüküm süren. ferma (f. donmuş. ferhunde-re'y (f.b. öğütülecek hâle gelmişi. ferhunde (f.) buğday tanesinin olgunu. feride (a. [bu yıldızlardan ikisine birden "fer-kadân" denilir]. ferhunde-pâ[y] (f. sekizinci gök. berat. kutlu. Hükürn-fermâ hükmeden. ferîk-i evvel korgeneral. fermân-ı beşâret-unvân (yüksek unvan sahibinin fermanı) meç.s. eşi bulunmayan.) ayağı uğurlu [olan]. avcı kuş. Ferîdûn-fer (f. s. feride (f. nişan).s.s.b. fer'î zil-yed huk. bulundukları yerden doğup batarlar.i. kibirli. fermân-ı celîl-ül-kadr (değeri. (bkz: tevki'.c.b. buyruğu.) l askerî kolordu kumandanı. 2. 2.) astr.) astr. kadri ulu olanın fermanı) meç. ferîd-üz-zemân asrın. Sadî'nin Bostan adlı eserinden seçme 170 beytin tercümesi. sihirbazlık. ferhunde-gî (f.i.) falı kutlu.Ferheng-nâme-i Sa'dî Hoca Mesud'un.) zamanında tek olan. pâdişâh fermanı. ikinci ferîk = tümgeneral].b. ferhest (f. fer'î. fermân-ı âlî. 2. ferîk (a. mes'ut. kıyas kabul etmez. ikinci derecede olan fer'î aynî hakk huk. meymenetli.a. büyü. [birince ferîk = korgeneral. 2. ferîd.) iki askerî fırka.) reyi mübarek. ferhunde-sâl kutlu yıl. fer'e mensup olan. tümgeneral.s. s.b. ölçüsüz.) 1. uğurluluk. cemâat. fer'iyye asılla ilgili olmayıp. mübarek. ferîd-ül-asr. ayrıntılı. ferman (f-i-) emir.) Feridun gibi şanlı. dizilmiş inci. zamanın bir tanesi. pâdişâh fermanı. ferîd (f.b. ferkad (a. âmir. fermân-ı âlî-şân (şanı ve şerefi büyük olanın fermanı) meç.) sevinçli. kutluluk. 2. uğurlu. buyruğu. (bkz: ferhân). emreden. Feridun (f-h-i-) l.s.s.i. bir alacağın temini gayesiyle ona bağlı olarak kurulan menkul veya gayri menkul rehin. ferih fahur iftihar ederek. mutlu. [ikincisi] kadın adı.) [aslı "fırişte" dir]. ferih j (a.) kendi reyiyle hareket eden. Dübb-i as-gar (Küçükayı) denilen yıldız kümesinin en parlak yıldızlan olan "Dübb" ve "Merak"ın müşterek adı. [bkz: feleki sâmin). eşsiz. Lâkabı Ferruh'dur. (bkz: firişte). ferîkan ("ka" uzun okunur.i. bir şey üzerinde sınırlı bir aynî veya şahsî hakka dayanarak zilyet olan kimse. ferik (a.) 1.a. üstün. Fermân-fermâ hüküm süren.i. süren. (bkz: ferîd-üd-dehr).s. Tekabül-i ferîkayn iki düşman tarafın karşılaşması. eşi olmayan. 3. buyruğu. [evvelce] pâdişâh tarafından verilen yazılı emir. gururlu [kimse]. erkek adı.i.i.i. tek.s.) 1. ferhunde-fâl (f. kutlu. hükümdar fermanı. 2. kadın adı. korgeneral. ferîd-üd-dehr (a. [birincisi] erkek. buyuran. buyruk.Pişdâdîlerin altıncı pâdişâhı olup Cemşîd sülâlesinden demirci Gâve'nin yardımıyle Dahhâk-i Mârî'yi öldürmüştür. .i. ferişte (f. emir buyuran.c.) topluluklar. emreden. ferd'den c. neşeli ["fahur" kelimesiyle birlikte kullanılır]. uğurlu olan. pâdişâh fermanı.s. katılaşmış [şey]. ferhunde-tâli' yaver.i. mes'ut. iki taraf. kutlu. ferîkayn l' (a. ferîk-i sânî tümgeneral. çok değerli inci.) mübâreklik. ferâid) l. zamanının bir tanesi. insan topluluğu. a.

(çok eski.s. üç millik bir mesafe [denizde]. mübarek. buyurma. bu-yurulmuş. bunak. 2.) döşeme işleri. muhtelif mesafelere tekabül eden değerde bulunan bir uzunluk ölçüsü. 2.i. mahveden. Kâbeyi süpüren. kır. 2.) pîrlik. fermana uyarlık.) aldığı emri yerine getiren. fermân-ı vâcib-ül-imtisâl (itaat edilmesi. ferruh (f. fermân-berdâ (f. (bkz: ma'tuh. ferrâş (a. ferruhî u (f.i. üstünlüğe erişenin fermanı) meç. pâdişâh. ferşiyye (a. pîrezen).s. ferseng (f. kocamış. (bkz. buyruğu.) talihi uğurlu. şilte. (bkz: fermân-dih).i. milyonlarca yıl önce meydana gelmiş olan dünyâ).i. 2. hayırlı. fermân-revâ (f. çok yaşlı. şerefe. fersude (f.) fermanı. fermâyende (f. Taharnmül-fersâ tahammül bırakmayan. fernâs (f. ferş'den. kaçma. uğurlu. uğurluluk. pek çok. ferruh-fâl (f.i.b. yayma. fertût.) emri kabul edilen.) 1.) ayağı uğurlu. 2.i. fürüş) yayılan şey. (bkz: mübarek). halî'-ül-izâr). fermâyiş (f. fertûte (f-S-) pek ihtiyar.s. Tâkat-fersâ takat bırakmayan.) meymenet.) fermanberlik. 4. fermân-ı pâdişâh! pâdişâh buyruğu. fersûd.) fersah.i.) 1. süpürücülük.b. seccade. kutlu çocuk. hükmü geçen. yeryüzü. furûş. emrolunmuş. fermân-ber (f. fersûde-gî (f. Min-el-ferşi il-el-arş fakir iken talihi yardım edip zengin oluverme. döşeyen.) delil. 3. fersûde-pîşânî (f. sipariş. ferman. ferşiyyât (a. Bermû-de-i fermûde emrolunan nesne.) 1. hüccet. döşemeci. kutlu. yıpranmış elbise. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç. ferruh-kadem (f. ferruh-zâd (f. fermân-ı şeref-iktirân (ululuğa. bahtı açık. ferrâşî (a. şaşkın. (c. şaşkınlık. emir. fermûde (f.s. bunaklık. eskilik. emretme. pâdişâh fermanı. sahra. buyuran.a.zf.) döşemecilikte kullanılan malzeme.s. kutlu olan. 2.). buyruğu.b. (bkz.b.i) 1. fermâyiş-i şal şal siparişi.i. fersendâc (f.i. pâdişâh fermanı. eskimiş. Kerr ü ferr saldırma ve çekilme [savaşta]. emri yürüyen. takatsiz düşüren. gaflet.) 1. (bkz: fermânfermâ. pâdişâh fermanı. fermend (f. fertût-âne (f. fermân-revâ). (bkz: ferseng).a. ferş (a. i.s. pîr.i. fermân-berdârî.s.i) firar. emir. 2.) bunakçasına. fermân-ı vâcib-ül-iz'ân (itaat edilmesi.i. . -fersâ (f.b.). yıpranış.b. fersah fersah bol bol. irâde. fermân-ı ilâhi Tanrı buyruğu.) 1. ferman-dih (f.s.) fermana uyan. fermân-fermâ (f.i.fermân-ı hümâyûn pâdişâh buyruğu.i.) ümmet. Câme-i fersude eskimiş. ferr (a. s.b. fermân-dih). buyruğu. eski. yaygı.i.s.) ferraşlık.b. fernûd (f.s.i. boyun eğilmesi gerekli olanın fermanı) meç.s.i. hasır. fertûtî (f.) fersûdelik. yırtık.) yıpranmış. halı. halı. hizmetçi.) emir veren. aşınmış. -beri (f.b. yoran. erkek adı. gafil. fersah (a. 2. taş ve şâire döşetme. ısmarlama.s.döşeme.) aşındıran. uğurlu evlât.) mevki ve şeref sahibi kimse.i.) 1.i. fersân (f-i-) derisinden kürk yapılan bir kır sansarı. (ferş-i) sâl-hurd çok eski.s. 3.b.) 1.

fâsık'ın c. oyunbozanlık eden. kötülük. yardım istemek için çıkarılan yüksek ses. ferzendân) oğul.i. fesâd-âmîz (f.) 1. (bkz: figan). ferve-i murabba' çaprazları mücevherli.i.i.) 1. mânâ çıkmayacak derecede karışık ve bozuk olması. yaygara. makbul hayvanların postu. bağrışma.). ferzin ji (f.b. şikâyet.b. ferzâne'nin c. (bkz: fesâne.i. fesâne (f. fesâne-perdâz (f. suyu.) yardım isteyen. feryâd (f. 3. çürüklük. f e' s uli (a.s) fesat karıştıran. bozulma.) feryâdedenin imdadına yetişen. feseka (a. fesede (a. 2.i. feryâd-hân (f. dağıtma. fesâdât) 1. aşağıdan yukarı fışkırtan havuz ağızlıkları. asılsız şeyler söyleyen. fesâd'ın c. ferzâne (f.i. ferzend-i ercmend şerefli çocuk.i. fâsid'in c. 2. fıskıyye'nin c. bir cümlede tertibin.i. .) oğula yakışacak surette.) 1.).c. anlaşmazlık.i. düğmeleri murassa' olan kapaniçe. hikâye. ferzend-i çavuş Tar. fesâd-engîz (f.) yular. bileği taşı (seng-i fe-sân). hakîm.b. ibn). dağılma. 3. fesâd-ı mi'de mîde bozukluğu.s.i. feryâd-res (f. feryâd-ı andelîb 1) bülbülün feryadı.s. fesh (a. ferzend-i âftâb yakut. hava kabarcığı. 2.i. fesân (f. ferzend-âne L (f. çürüme. bahar mevsiminin ilk ayı. (bkz. ferzend-i bevvâb bevvaplann Acemi Oca-ğı'na kayıtlı çocukları.s. feryâd-nâme (f. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan sipahi çocuklarına verilmiş bir ad.) satranç oyununda şahın müşaviri. bilginler.) ilim ve hikmet. masal. ferve-i semmûr samur kürk.) âlimler.s. sızlanma. fâsid).) çocuklar. (bkz: mahdum. fenalık. alıngan. veled. ferzend-i âb suda yaşayan hayvanlar. Acemi Ocağı'nda kayıtlı bulunan çavuş çocuklarına verilmiş bir ad. [evvelce şeyhülislâmlar giyerdi].) masal ve hikâye düzen. Mecûsîlerin melâikesi. yazı.s. (bkz: efsâne). bilgili [kimse]. fesâd-ı ahlâk ahlâk bozukluğu.ferve (f. ötmesi.i. kürk kaplı elbise. efsâne).i. Erbâb-ı fesâd eşkıya.i. füûs) iki yüzlü balta.) feryâdet-tiren. 4. fesâd -j (a. ferzend-i sipahi tar. ferzâne-gân (f. (bkz: efsâr).b. bozma. 2.) fesatla karışık. masal. bozulma. ferzend'in c.zf.) kürk.i.b.) günah işleyenler. ferzân (f.) 1. feryâd-bahşâ (f. vezîri suretinde kullanılan bir taş. gürültülü.s. ferzend (f. çocuk.i. 2.b. fesâkî (a. zararı icâbettiren.) kendini acındırmak gayesiyle yazılan mektup. 2) yirmi iki martta olan bir fırtına.i. 2. ferve-i beyzâ beyaz kürk.i.) l.s. çağrışma. ferverdîn (f.c.c. feryâd-nâk (f. fesâd-ı dimağ delilik. fesâd-ı te'lîf ed. S.) 1. feylesof.b. kürkü tilki. fitne. (bk ferz). bozukluk. tas. üstünlük.b. nefsânî bağlantılardan sıyrılmış olan derviş.) asılsız hikâye. ferzâne-gî (f. arabozanlık. çocukların oynadıkları su püskürten oyuncaklar.s. fesâdât (a. gürültü. fesâr (f.) patırtılı. kabı atlas.b.s.) bilgi. ferzendân (f. ferzend-i hâver yakut. sapkınlar. ferz (f.) fesatlar.

fısırtı. zaptı. feterât (a.f. feşil (a.) hışmı. 2.c. fetâvî (a-'. feşfeşe (f.i. Mehmet tarafından fethi. füshat'den) geniş. atılan okun havada çıkardığı ses.. Lâ-fetâ illâ Alî Ali'den başka yiğit yoktur. feth-i kelâm söze başlama.) müteakip iki harfin fethasıyla (okunan kelime) [faraza. fetâvâ.) hışırtı. feşâr (f. hışıltı.i. [feth-i lam ile = lamın fethiyle.). feşâfeş-kâr (f. saçıcı. fetehât (a.s.s. lâmba fitili. zaptetme.) bir fethe dâir yazılan şiir veya risale. cömert. (bkz: efşân). anlaşmanın bozulması.c. (bkz.) 1.b. fesh-i i'lam huk. gibi]. fesh-i mukavele mukavelenin.i.fetvâ'nın c. delikanlı.c. . feth-i İslâm Tuna nehri üzerinde Kladove kasabasına yakın bir kalenin adı.c. korkak. erkek ve kadın adı. [ sûre-i feth innâ fetahnâ-leke sûresi]. yaralara konulan tiftik. ovarak deriden çıkarılan yuvarlak kir. fethateyn (a. sahî). fetâ (a. fetha-i hafife e okutan üstün. (bkz: bed').i. 2. yüreksiz. feth-i meyyit ölümün sebebini anlamak için cesedin açılarak muayenesi. yiğit. delik. huk.c. feth-i müşkilât zorluklan çözme. Âteş-feşân ateş saçan.c. (bkz: zafer-nâme). [e] olarak okunması.) l. c.i. fe-sübhân-Allah (a. feşâfeş-i tîr okun sesi. faşâfeş (f. fütûh. fetîl. kuşatma. Meydân-ı fesîh geniş meydan.b.s. bir harfin üstün.s. feth-i nıübîn açık. eli açık. fethiyye (a. âkit taraflardan birisinin diğer tarafa sözleşme hükümlerinin devamını istemediğini bildirmesi. vınlama çıkaran. feşâfeş-i daman eteğin hışırtısı. fesi (a. feth-i Konstantiniyye istanbul'un II. 2. düşmanın mağlûbiyetini bildirmek için yazılan mektup (Nâme-i Hümâyûn). fısırtı. feveran. fetîle (a. 2. fetîle-i giysû saç örgüsü. sübhân-Allah). 4. feth-nâme (a. açma. fetih hakkında yazılan kasîde.. hükümsüz bırakması. şıpırtı.i. Zer-feşân altın saçan. fesîh (a. 2. îlâmı hükümsüz bırakma. fethî.i. feth-i bilâd şehirlerin istilâsı. (bkz. feşâfeş-i derya denizin fısırtısı.s. mert. fesh-i şirket şirketin dağılması.i. örgü. onun üstünde bulunan bir başka mahkemenin bozması. genç. serpen.s. fetret). bir mahkemenin verdiği karan. fetha (a. efsâl. ["efşân" muhaffefi]. başlama. çürütmesi. otopsi. -feşân (f. fetha'nın c. (bkz: küşâd). fethe mensup. fütuhat) 1.) müftünün verdiği şer'î cevaplar.) sıkıcı. 3. aşikâr zafer.).fesh-i ihbar eko. feth-i bâb kapının açılması.s.c. fisâl) zir. daldırma [bağ çubuğu ve şâire]. sıkan.c. fetâvâ-yi âlemgîrî bütün âleme yayılan fetvalar. fetehât) 1.) 1. fısırtı. fetret'in c. Arapça kelimelerin üstüne konulan üstün ( ) işareti. efşâl) cesaretsiz. fityân) 1. (bkz: ferâh-dest. 3. 4. açılma. 2.i.) saçan. 2. üstün "e" okunmasıyla]. açık. Sahrâ-yı fesîh geniş.) Arapça kelimelerin üstüne konulan "üstün" işaretleri. feth (a. feth ü kıraat [Kur'ân ve fermanlar hakkında] açma ve okuma.i. açık sahra. fetha-i sakile a okutan üstün.

fâhire'nin c. fevâris (a. 2. müftülük. zafer kazanmış.) fatihalar. fevâhiş (a.) [eskiden] Şeyhülislâm kapısında fetva işleriyle meşgul olan dâirenin başkanı.c. iki vak'a arasındaki zaman.).i. fahişe). (bkz: fitret). fevâid (a. fevehât) güzel koku. fâhişe'nin c.s. takım. fevha (a.i.fetîle-i hacer bot.) ahlâksız kadınlar.b.i.(bkz: fanus).i.) "fetvaya sığınan" Şeyhülislâm. [su] . mülga Meşihat dairesindeki meşhur iftâ müessesesi.c.c. cemaat. fettâk (a. fettâh-ı nur (nur açan) Allah. yemişler. fuzalâ). i'lânât odası adlarıyla üç dâireden ibaretti]. fevh (a.t. fetâvî) müftü tarafından verilen şer'î hüküm veya karar. fetvâ-penâh (a. fevâih (a. 4. iki peygamber veya pâdişâh arasında peygambersiz veya pâdi-şahsız geçen zaman. fenalık yapan. [damar] vurma. gönül alıcı. fevehân) güzel koku. fânûs'un c.).i) apansızın adam öldürme. kerem sahibi olan Cenâbıhak. fâhire). kârlar. 3.i. fevâkih-i lezize lezzetli. Dâr-ül-fevâhiş umumhane (genel ev). efvâc) bölük. fetva (a. fettâh (a.). fasıla). Cenâbıhak.) çiçek ve meyva kokulan. reft).s. fevâhir (a.c. (bkz: bâb-ı fetva).f. fetvâhâne-i âlî mülga Şeyhülislâm dâiresinde mahkeme-i şer'iyye ve müftülerin mercii olmak üzere vücuda getirilen iftâ müessesesi. feveran l. fitne ve fesada teşvik eden. fettâh-ı kerîm iyilik etmesini seven.s. biniciler. mihenk) taşı. mehek (mehenk. fâih'in c. ayarlan. [pusla odası. faiz). kahbeler.i. 2. erkek adı.) atlılar. fett (a. (bkz.) güzel kokular. (bkz: fâhir. fetk (a. fettâne (a. fetvâ-hâne (a. 1888'de Murat Emir tarafından istanbul'da on-beş günlük olarak yayımlanmış edebî. fâris'in c. kullarının kapalı işlerini açan.i. fennî bir dergi. galeyan etme. fevehât (a. fâyiha'nın c. kanlı katil. Şeyhülislâm kapısı. fevâiz (a. iki sıtma nöbeti arasında geçen zaman. fâzıla'nın c.i.i.) . (bkz: fâci').s. uyuşukluk. za'f.i. faydalar. fevc fevc bölük bölük.).).b. Bâb-ı fetva. fevâid-i me'mûle umulan faydalar.i. (bkz. fevâtih (a.(bkz. 2. fevc-â-fevc takım takım. feterât) 1. fetva odası. fevehân fevh'in c.i. fevâkih (a.b. açan. oynak [kadın!.i.). (bkz: fatiha). akın akın. fevâci (a. 3. dağ keteni. fevha'nın c. (bkz. fâkihe'nin c. i. fetâvâ.) meyvalar.i. müftünün bulunduğu resmî dâire. fâci'in c. üstün gelmiş. fevc (a. 3. (bkz. (bkz: fâris). menfaatler. tatlı meyvalar. (bkz: fâide). 3. fevâih).s.) altın ve gümüşü muayeneye yarayan taş. feth'den) 1. kazançlar. fâtiha'nın c. cazibeli. fitne'den) 1.c. 4.i. 2. fâiz'in c. 2. ["fevâyih" şeklinde de kullanılır]. (bkz.s. (bkz: mısdak).) güzel kokular.kaynama. fevâzıl (a. fevâsıl (a. fevânîs (a. fetk'den) çok adam öldürmüş kimse. fetret (a. fâide'nin c. hek.f. 2.s. fâsıla'nın c.) 1.i. Devr-i fetret fetret devri. fettan (a.i.i.i.) 1. zamanı.).i. [Osmanlı târihinde Yıldınm'ın mağlubiyetiyle Çelebi Sultan Mehmed'in idareyi ele alışı arasında geçen sekiz senelik 'müddet]. fetvâ-emîni (a. fetheden. fevâyih (a.

felsefe ile uğraşan. füyûz). s. çok cömert [kimse].b. feyâfî) düz.s.f. Allah. 3. aşın doyma.i. feyezân-ı Nîl Nil'in taşması. i. içi çok temiz. kurtuluşla ilgili.i. 2. genişlikler.) kargaşalık. geniş olan.zf. fevk-al-arz arzın. (bkz: dehrî). fevk (a. yukarıda bulunan.i. sahralar.s. üstte noktası olan harf (Arap alfabesinde). engin.b. büyük sahra. derhal. selâmet. i.) çöllerde ilerleyen.s. fevt (a. fevt-i fursat fırsat kaçırma. 2. toprağın üzerinde. duyulmadık. feverân-ı zaman zamanın taşkınlığı. fevz i (a. feyâfî (a.i. bir daha ele geçmemek üzere kaybetme.i. taşan [sel]. tar.) toprak üstü. . 2. 3.) fels.i. pek çok. feyiz. âlim. çarçabuk. üstlü.c. üstte olan. fevriyye (a. kadın adı.) 1.) 1. hemen. göğe ait. fevk-as-serâ (a. 2. feyiz (a. fevzâî (a. taşan [sel]. kurtuluş. fazlalık. fevk-al-hadd (a. anarşi. fevvâre-i bedâyi' güzellikler fıskiyesi. kalender kimse.) galiplik. insanüstü. olağanüstü.) susuz çöller. Sultan Mahmut tarafından eski odalar mevkiine verilen ad. fıskiye.) 1.i. Yeniçeri Oca-ğı'nın kaldırılması üzerine II.) âdetin üstün de. fevziyye (a. fevk-al-me'mûl (a.) çarçabuk. enginlikler. feverân-ı dem kan fışkırması. fevzâviyyet (a.zf. umulandan çok. feyezan (a. görülmedik. suyun taşması. üstünde.i. feyhâ (a. haddinden fazla. feyfâ'nın c. kaçırma. fevkani tahtani altlı.) 1. fevk-i işba' fiz.i. ölüm. feylesof (a. fevk-al-mu'tâd alışılmıştan. bolluk.s.) içinden su fışkıran şey.b. fevk-al-âde (a. 3. akıllı kimse. manevî].it. fevzâ (a.zf.f.i.s. susuz kumlu çöl. 2. düşünmeden yapılan [hareket]. içi çok temiz. feyyâl (a.) son derecede. utku. (bkz: feyz). "fevkiyye"]. dinsiz. fevkani ("ka" uzun okunur.i. a. fevk-at-tabîa (a.) tabiat üstü. (bkz" fîl-bân). feyâyih (a. (bkz: mevt).) acele. üst taraf. i. fevk-al-me'mûl ümîdin dışında.) boşluklar. fr.b. üstünlük. fevk-al-âde bütçe fevkalâde hallerin meydana getireceği masraflan karşılamak gayesi ile hazırlanan bütçe.fışkırma.s.s. fevk-i zeveban fiz. feverân-ı gazeb kızgınlığın patlak vermesi.) umulanın üstünde. çöl yolcusu.i. her zamankinden başka. i. anar-chique.i.) 1. yol alan. üst insan. 2. fevr (a. fevvâre-i âb-ı hayât abıhayat fıskiyesi. 4. filozof. yukarı [maddî. fevk-al-gaye ("ga" uzun okunur. Ale-l-fevr derhal. birdenbire. feyyaz (a. [müen. coşması.) büyük.b. (bkz: kafr). fevvâre i (a. feyhâ'nın c. zafer.) zaferle. feyfâ' (a. rahat yaşayan. elden çıkarma. bereket ve bolluk veren.) file bakan kimse. fevri.c. yer yüzü. erkek adı. anarşist. feyyâz-ı kudret Allah. feyyâz-ı mutlak Allah. fevt-i nâgehânî ansızın ölüm. a. felâsife) 1. aşmerime. 2. fevzî (a. kaygısız.c. fevren (a.) hadden aşkın. 4.i. [hiddetle] köpürme.zf.b. fil çobanı. 4.i.) birdenbire. feyiz.s. çok cömert [kimse]. birdenbire. feyfâ-neverd (a.s. feverân-ı âb su fışkırması.) üst.s. fevz u nusret zafer.) 1. fevk-al-beşer (a.) kargaşalıkla ilgili.

s.) gümüş.b. hoş hikâyeler. sağrı omurları. fıkarât-ı lâtife lâtif. fıkarât-ı rakabiyye anat. küçük hikâyeler.) [aslı "fekariyye" dir]. bereket veren.s. kuyruk omurları.f. inleyip sızlanma. feyz-i mukaddes a'yân'ı sabitenin.) fezada giden.i) 1. fıkarât-ı anîfe yukarıda geçen cümleler. vatanın uçsuz.s. paragraflar.) feyizli.) artıran. 2. feyz-resân (a. 3. fıkarât cıü (a.f.s. feyz-i safa safânın.b. 2.f. bel omurları.i. suyun taşıp akması. kısımlar. (bkz: efzâ). feyz-bahş (a.) zayıf hüküm. 4. [evvelce] mahkemelerde soruşturma evrakının altına yazılan hulâsa.) 1. feyz-âver (a. ilerleme. dayanamama.f. hulâsa.f. bereketli.b. bereket ve bolluk getiren.s.s. geniş ova. hulâsalar. 4. korkma.s. fekariyye). netice. ilerleme.) feyiz eriştiren. fezâyişte (f.s. neşenin feyzi. fezâ-neverd i (a.b.f.) feyiz getiren. feyiz.) feyiz bulan. ucu bucağı bulunmayan boşluk. (bkz: fekarî). bolluk. fıkarî (ü (a.erkek adı. uzaysal.) [aslı "fekarî" dir]. fezleke-i târih târih hulâsası. özetler.) ziyâde. 2. fıkariyye ıü (a. 2. fasıllar. fazla. bölümler. ilim.) 1. fezleke resmi [evvelce] huk. feyzâ-feyz (a. fıkarât-ı acziyye anat.f. [füyûzât. Feyz-i atî (geleceğin feyzi.) feyiz arttıran. fezaya ait. Kuruçeşme ile Arnavutköy arasında.) feyiz bağışlayan.i. yer. fezleke (a. alan. fezâlik (a. bağırıp çağırma. irfan. . devamlı bereket. feyz ü rif'at bolluk. özet. feyiz alanı. bolluğu. (bkz: fıkra). fıkarât-ı arziyye anat. yükseklik. feza (a.) 1.) fezlekeler. feyiz bulucu. ümitsizlik. sırt omurları. çokluk. fıkarât-ı kataniyye anat.s. çok.f. fıddâ-i hâlise hâlis gümüş. sağrı omurları. dünyânın sonsuz olan genişliği. fezleke'nin c. fezâ-yı vatan vatanın fezası.s.s.) feyz ile dolu olan. geniş saha. fezâ-yı ferda yarının boşluğu. verimlilik. Dâ-ül-fıdda gümüş ile zehirlenme. fazlalık. bolluk. istidatlarına göre. omurga kemiklerinin boğumlan. mahkemelerin cereyanını kısaca tespit eden vesîkadan alınan masraf. fezâî (a.i. muhtasar. Hayret-fezâ hayret artıran. feyzdâr (a. gürlük. feyz-i tabîî tabîî olan bereket. çoğalma. feyz (a.b. fıdda (a. deniz kenarında Boğaziçi liseleri adını taşıyan lisenin eski adı. huk. feyz-nâk u (a.i. bucaksız gökleri. fıkarât-ı us'ûsiyye anat. feyz-i câvidân ebedî feyiz. icmaller. verimliliği. fıkarât-ı müntehabe seçilmiş hikâyeler. feza ile ilgili.]. feyz-efzâ (a.i.b. hayret veren. feyz-i neş'e bahşâ neşe verici bolluk. çoğaltan. olan füyûz'un c.b. gür. fezâ[y] (f-s. feyz-yâb (a. nukra). (bkz: sîm. fezada dolaşan.) 1. cümleler. Ferah-fezâ ferah artıran.c.i. 3. boyun omurları.i. feyyil (a. (bkz. 2. fıkarât-ı lâzime ve nâzike ince ve gerekli fıkralar. 2.) feyizli. 3. füyûz).s.b. fıkra'nın c. 4. fezâ-yı feyz feyiz sahası. fıkarât-ı zahriyye anat. onların hâriçte zuhurunu istilzam eden tecellî. feyz'in c. özeti.s. kıssalar.b. gürlüğü) İstanbul'da. feza' ji (a. 1. "uzay.

i. firak) 1. fıskıyye (a. fıkh (a.c.f.i. agnosi. fırka'nın c. fıkdân-ı temyiz fels. Müslüman grupu. madde. fıkhî i (a. omurga kemiklerinden bir boğum.s.i.i.b. Mâlikî.i) çocuğu. kıtlık. fursat). cennetler. bulun-mazlık. 2.) ["fıkhî" kelimesinin müen. fırak-ı siyâsiyye siyâset. 4. fr. chronique. buğday unu veya buğday kavutundan 1458 veya 1667. fıkdân-ı nukud para darlığı. ["gabâvet" in zıddı].i. gazetelerde. 2. zeyreklik.i.i.i. fıkdân-ı akl akıl kıtlığı. kısım. (bkz. Allah'a karşı isyan etme. fıkhiyye (a.) ramazan bayramında bölünmeden verilmesi şer'an vâcibolan 1) buğday. omur. bölükler. fa-tânet).s. aboulie. 2. [aslı "fekariyye"dir]. kıssa. fesâkî) suyu. (bkz: fatk).anemie. (bkz. bend.) fıkıha ait.i. fıtık (a. kanun maddelerinin paragraflarından her biri. fırka-i nâciyye selâmet yolunu bulmuş fırka. fıkıh (a. (bkz: fakd). 2. (bkz: fücur). fıkra (a. fıtra (a. fırka (a. [adam]. fusuk) 1.) kan alma.) hikâye okuyan.i. fıkıh. Hanbelî) göre.i. aşk. 2.) 1. grubu. fırsâd (a. takımlar. 3.) yokluk.c.i. 3. firak (a. sapıtmış. kadın adı. "arpa. politika partileri. hainlik.) eskiden kullanılan bir çeşit savaş gemisi. alaylar. (bkz: sada-ka-i fıtr). ahlâksızlık. hak yolundan veya hak yoldan çıkma. duyumsamazlık. 3. firkateyn (a. fırka-i siyâsiyye siyâset partisi. buğday unu veya buğday kavutu"nun miktarı olan 1458 veya 1667 gramdır]. (bkz: fasd).) karadut. fıkıhla ilgili. fıkdân-ı kuvâ Fransızca "adynamie" karşılığı.).c. 4) kuru hurmadan 2917 ile 3333 gram sadaka. bölüm. söyleyen. fıkdân-ı nakd para darlığı. tanısızlık. fısk (a. şerîat ilmi. fr. fıkdân-ı imkân imkânsızlık. zihin açıklığı. insan kalabalığı. fıtâm (a. 7.) 1. fıkdân-ı elem acı yitimi.i). 4. fıkdân-ı irâde irâde yitimi. fırka-i askeriyye tümen. kısa hikâye.) oruç bozan. 3. zihnin her şeyi çabuk anlayışı. fr.i. çocukların oynadığı su püskürten oyuncak. îman etmeyen fırkalar. 5. fasıl. fırsat (a. 2. 6.f. fıkdân-ı dem fizy. fıkarât) 1. darlık.c.]. şeker bayramı. dinsizlik. kuru üzüm ve kuru hurma miktarı da buğday. . apathie. tümenler. partiler. yazılmış kısa bir haber. kansızlık. 3) kuru üzüm. fıkh). Vakt-i fıtâm sütten kesme zamanı. fıtnat (a. fıkdân-ı ma'rifet-i hissiyye psik. [kitap veya eserde]. sefahate dalma.i. ehl-i sünnet ve cemaat'ten ayrılan mezhepler. damardan kan çıkarma. [Hanefî'den gayrı diğer üç ehl-i sünnet mezhebine (Şafiî. siyâset partisi. (bkz: fıkhî). aşağı omurgalılar.fıkariyye-i âliyye zool.) 1. (bkz. masal. amelî ve şer'î meseleler bilgisi.). fr.i. şeriatın usul ve hükümleri. fıkariyye-i süfliyye zool. fırak-ı dâlle dalâlete düşmüş. kalabalıklar. 2. fıkra-hân (a. zihin darlığı. tümen. bir şeyi gereği gibi anlayıp bilme. 2) arpa. gündelik hâdiselerin kısa ve temiz bir üslupla yazılmış şekli. [aslı "fekariyye"dir]. (bkz: fakr-üd-dem). aşağıdan yukarıya fışkırtan havuz ağızlığı.s. yavruyu sütten kesme. paragraf. îd-i fıtr ramazan bayramı. yüksek omurgalılar. fıkdân-ı hassâsiyyet psik. fıtr (a. fısâd (a. fıkdan (ii (a.

rey.s. düşüncesi. cemâat.) fels. fie-i kalîle az cemâat. kıymet. 2. fî-i aslî asıl değer. fidye. fie (a.) " onda. Dil-figâr yüreği yaralı. (bkz: fikr). bayağı fikir. fî-i carî geçer değer. -figen (f. fihâl (a. 2. tînet). (bkz: seciyye. fikr-i âteşin ateşli fikir. fahîm ve fahm'ın c.) 1. zihin. fikir. bölük. maksat.fıtrat (a. yıkık. incinmiş. fıtriyye (a. fikir (a. hatır.i. ["efgende" kelimesinin hafifletilmişi]. ameller. büyükler. 5. -figâr (f. birdenbire. fehâris) 1. fi 20 Teşrîn-i evvel 20 Ekimde. üstün kimseler.) yaralı. fî'nin c.) yara. yaradılıştaki. inanma. (bkz: ef'âl). bağırtan. (bkz: feda). ya sonuna konulan cetvel. düşünce. efkâr) 1. fihris (a.) fıtrî olarak. indeks.) Allah'ın hıfz ve siyânetinde. (bkz.) yaradılış. [evvelce] târihin başına konurdu.e. [yapma kelimelerdendir]. düşünce. takım.i. müteessir. bir kitabın içinde neler bulunduğunu gösteren ve kitabın ya başına. fikr-i amiyane alelade. 7. ficâ (a. figan-ı tîz-i heves arzunun yüksek feryadı. [çok zaman küçümseme yoluyla söylenir]. (bkz: efgâr). (bkz: feryad). (bkz.zf. kıymetler. niyet. oy.). içinde. düşürücü. fihâm (a. tabîat.i.i. fidâ (a. fiat) fiat. figâr (f.i. murad.s. nüfuz ve itibar sahibi kimseler.zf. fiâl (a. ulular. Allah kerîm. ["ef-gen" kelimesinin hafıfletilmişi].s. .) yıkılmış.c. -de ["fîhâ" müfret müennes için kullanılır]. fıtrî. -fîh (a.) bahalar. Mü-nâziun fîh hakkında münâkaşa.) ıztırap ile bağırıp çağırma. düşünce.s. Fîhi Mâfih (o şey ki onun içinde) Hz. 6. c. nativûisme fî (a.i.i. fî-i maktu biçilmiş kıymet. yanlış bir şeyi düşünme. fikr-i galat yanlış düşünce. akıl. mizaç.c. 2.i. fiat) taife.c. düşkün. yıkıcı. fiat (a.i. efkâr).) bir esiri kurtarmak için verilen şey.) itibarlı.zf.s. fr. yaradılıştan. Mevlânâ'nın tasavvufa dâir ünlü eseri. eşyanın adlarını gösteren defter.i. doğuştancılık.) işler. Bed-fiâl kötü işler işleyen kimse. fî (a.cü. fî-i kat'î son fiat. 3. güruh. [kelime Farsça "fihrist" den alınmıştır]. fedaî). içinde" mânâsını verir. şimdiki zaman içinde. inleme.s.) tabîî.) atıcı. kavgalı. fihris). fidye (a. 4. figan-perver figan ettiren. zihin tasavvuru. (bkz: fücâ).) çok kuvvetli. bozucu fikir. fihrist (f. -figende (f. ve e. (bkz: cerîha). figan ("ga" uzun okunur. fidâî (a.zf. fikr-i ferda yarının fikri.i. fî-emân-illâh (a. f. Mâ nahnü fîh konuştuğumuz. fi zemâninâ (f. zan. fikr (a.i.i. can kurtarma akçesi. çekişme olan. huy. olacağı.) can kurtarma karşılığı verilen akçe vesaire. kuruntu.) zamanımızda. Mef'ûlün fîh "-de" hâli. fidye-i necat kurtulmalık.) ansızın. değer. kârlar. değerler. fahl'in c. fikr-i fâsid bozuk. (bkz: efgen). baha. (bkz: efgende). fi'l'in c.i.i.c. idrâk. fıtriyye (a. figan-ı tîz yüksek feryad. fıtraten a.).

Hayât-ı fikriyye düşünce hayâtı. fikr-i sabit saplantı. gitmek.. reflexite. fi'l-i iane gr. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil [koşmuş imiş. fi'l-i cevheri gr. nesne tümleci alan fiil [yemek. gibi]. gibi].. fi'l-i mutavaat gr. dönüşlü fiil. imiş. gibi]. "-i hâli" alan geçişli fiil. emir sîgasının sonuna "-elim. dileme kipi [sevelim. i.) fikir. fi'l-i mazi gr. sürerlik fiili [gide durmak. morfemi ile yapılır [geleceks e. koşabilmek. [birincisi] erkek. basit fiil. gibi]. fi'l-i şartî gr. fi'l-i müsbet gr. düşünce ile olan işler. fi'l-i ma'lûm gr. fi'l-i istimrarı gr. gibi]. giderim. kaideli. geçmiş zamanda olmuş. 2. *etgen fiil [yemek.. fikriyye mensup. *eylem. işteşlik fiili [koşuşmak. fikr-i vatan vatan fikri. faili. fr. kutsal düşünce. kötü iş. fikret (a. fikriyyât (a. birleşik fiil [yazabilmek. fikr-i mukaddes mukaddes fikir. fîl (a. gibi].. yardımcı fiil [idi. kendisinde nefı edatı bulunan fiil.. fikret). fi'l-i şenî (kötü fiil) ırza geçme [mutlaka "ırza geçme" mânâsına . idee fixe. efyâl.. zina ve livâta. bakakalmak. fi'l-i mün'akis tepke. tek kökten yapılan fiil [olmak. bir şeyin vukuunu başka bir şeye şart kılmak için kullanılan sîga.. fi'l-i intihal gr.) fikir ile. açılmak. [uyumak. kâr. fr.i. gelmek. fi'l-i hayr iyi iş. zf.i. yeresiniz. gibi]. fi'l-i lâzım gr. fi'l-i iltizâm gr. fi'l-i meçhul gr. çekesin. koşabildim.c. "bilmek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazabildim. f r. fi'l-i rnâ'yûb ayıplanmayı gerektiren davranış. füyûl) bilinen büyük hayvan. -e sin. kurallı fiil [ateş'den ateşlemek. hem istikbâle delâlet eden sıyga (kip) [gelirim. fi'l-i gayr-i müteaddî gr. gibi]. fi'l-i gayr-ı kıyâsı gr. fi'l-i rivayet gr. fıkr-i muzmar dışarı vurulmamış. intransitif. faili. olumsuz fiil. gibi].c. fi'l-i iktidarı gr. ..zf. intiha fiili.fikr-i garâib-perver garip şeyler icâdeden fikir. düşünce. fena iş. kaidesiz. kip ki. içmek. fi'l-i menfî gr. sevişmek. geçmiş zamanda olmuş. efal. fil (a. edilgen fiil [yazılmak. "-i hâli" almayan fiil. fi'l-i hikâye gr.. fi'l-i muzâri' gr. öznesi bilinmeyen fiil. geçişsiz fiil. gibi]. c. fiâl. düşünerek meydana getirilen [şey]. zihnen. gibi].) fikir. fakat konuşanın görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. fr. içmek.) 1. erkek ve kadın adı. vereceks e. 2. gibi]. öznesi bilinen fiil. gülme. düşünce âlemi. fi'l-i mezmûm gr. verbe accompli. amel.. gibi]. niyet fiili. fi'l-i müşareket gr. fr.i. bir işin geçmiş zamanda olduğunu bildiren sîga. [ikincisi] kadın adı. "imek" mastarından yapılan varlık fiili. okumuş idi. fikirle ilgili. verbe intentionnel. gibi]. olumlu fiil. fi'l-i basît g r. (bkz: fikr). sona erdirme. gibi].. fikr-i takib peşini bırakmama. ise.. düşünerek. iş'den işlemek. zamanla ilgili olup mânâya yol açan kelime.c. [yazmış idi.. içmek. fi'l-i mukarebe gr. vatan düşüncesi. fikrî. fikriyyen (a. oturmak. davranma fiili.. "yazmak" maddesiyle meydana gelen fiil [düşeyazdım.. fikren (a. fi'l-i niyyet gr.c. efâîl) iş. yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne giren fiil. -e siniz" katılarak yapılan fiil. gibi]. sevmiş imiş. gibi]. fi'l-i kıyâsî gr. fi'l-i mürekkeb gr. kuralsız fiil [yemek.. gibi]. kip. kendisinde nefi edatı bulunmayan fiil. düşünce bakımından. hem hâle. (bkz. gizli fikir.. fi'l-i müteaddî gr.i.

bir daha. (bkz: feraset). fi'lî. hemen. filizzât-ı ma'deniyye coğr. firâş-ı derûn iç yatağı. fi'l-i şerr fena. firâset (a. filâhat (a. sevmeliyim.s.c.) fertler. firâş-ı kavi fık. şilte.) hakikatte. filizzât) 1. sevi-şenlerin ayrılığı.f. evli kadının fırâşı.i. gerçekten.) filîzî. gerçekten.) bu anda. yatak. fi'liyye (a. evin ve şehrin önü. işleyerek. sıkıntı.zf. gerçekte. 2) tedavül bankasının çıkardığı banknotların halkın elinde bulunan kısmı. iş görerek karışmış [kimse]. fi'liyyât (a.) hakî-katte. şimdi. dilek-şart kipi. görevi.zf. fi-l-hâl (a. kalay. gereklik kipi [girmeliyim. zf. içteki yatak.i. mâden cevheri. fi-1-cümle (a. Cümle-i fi'liyye gr. erimiş bakır.). (bkz: farza).b. firâş (a.zf. alıverdim. firari (a. açık yeşil. filiz rengi. fi'l-i vücûbî gr. Hem-firâş zevce. fr. ümm-i veled'in fırâşı. efniye) 1. 2. harâset. Esîr-i firâş yataktan kalkamayan hasta.e. 3.) hakikatte. (bkz: hicran). c.) hayırlı iş. mertlik. fi'lî zaman eko. fi'lî tedavül eko. filizzî (a. firar (a.) meselâ. avlu. mâden filizi. fi'l-i ta'cîlî gr.c. fi'len (a. savuşma. 2. eritilip temizlenmemiş olan altın..zf.c. kötü iş.) nihayette. Leyl-i firak ayrılık gecesi. fiil-cümlesi. külçe.) kaçma. izinsiz veya nizamsız olarak ortadan kaybolma.b. gerçekten yapılan iş. fi-1-mesel (a. filka (a. fürüş) 1.) sevgilisinden ayrılan bir kimsenin duyduğu ıstırabı belirtmek üzere yazdığı veya söylediği manzume. yiğitlik. sonunda. çiftçilik.) gerçekten işlenilen işler.) kaçak. de kullanılmıştır]. 2. (bkz: gamm. fi'liyye (a. ayrılma.i.b. l ) tedavülde fi'len mevcut olan para. fi-l-hayr (a. gümüş. ham külçeler. keder.i. demir gibi ham mâden.gelmez]. [firâriyân şeklinde c. finâ (a.i. (bkz. ayrılık. kaçkın.zf. firâş-ı istirahat rahat döşeği. feyyâl). filizz-i ma'denî kim. at yetiştirme bilgisi. Firâkıyye (a. bakır. fi-1-hakika (a. hakikaten. zirâat).s. fi'liyyât) fiille ilgili.i. fi'lî'nin c. 2. nikâh ve mülk-i yemîne müstenit bulunan istifrâş [mülk-i .s. ferd'in c.) ekincilik. [bilâ davet neseb sabit olup nefy ile neseb nefyolun-mayıp lâkin laan ile nefy olunur]. filizzât (a.) bot. "vermek" maddesiyle meydana gelen fiil [yazıverdim. emrihâzınn sonuna "meli" sözü katılarak meydana getirilen sîga.i) 1. fîl-bân (a. [bilâ davet nesep sahîh olmaz]. (bkz: fürûsiyyet). fî-nefs-il-emr (a. döşek. filizzât-ı seb'a (7 ham mâden) altın. bundan böyle. fi'len zî-medhal huk.) 1.) ham mâdenler. fılizz'in c.zf.i. bir sürenin kontrolünde bahse konu olan işin yapılabilmesi için o işi yapanın kullandığı gerçek süre.) bundan sonra. Hizmet-i fi'liyye ilk askerlik vazifesi. 2. gümüş. hakikaten. binicilik. aç-tivisme. fi-l-asl (a. firâş-ı mutavassıt fık. demir.. cıva. filizz (a. halı. firâş-ı sahîh fık.zf.i. firâd (a.zf. fi-1-vâki (a. kurşun filizleri. ) aslında. doğrusu.) fels. i. yaygı. hasır. bakır. hüzün. misâldeki gibi. yüklemi fiil olan cümle. gerçekten. gussa). tohumda cücüğü kaplayan etli kısım.s.) vakıa. etkincilik. firak (a.i. fi'l-i temenni gr. (bkz. fî-mâba'd (a. Sâhib-firâş hasta. gibi].i. gibi].i. (bkz: bi-1-fi'l).

meç.f. firdevs-i a'lâ Cennet'teki altıncı bahçe. Adı Mansur. s. pek kibirli.c. cennet.b. (bkz: cennet-mekân). yüksek.) Kibreviyye tarikatı kollarından birinin adı.i. firdevs-mukîm (a.) aldanmış. kandınlmışlar. firaun ile ilgili. fr. firâvânî (f. Firdevsî (f. meydana gelecek çocuk vâris sayılır. günahsız. -firîb (f. fir'avnî (a.s. elçi. peygamber. firistâde (f.) huy ve tabîatçe melek gibi olan. fıristâde-gân) 1. portulacees. 2. 3.) aldatılmış.). aldanmış. bir kimsenin temellükünde bulunan câriyedir. uçmak.i. firâş-ı zaif fık. [tezhip.c. Nakd-i firâvân para bolluğu.) güzel sanatlarda kullanılan bir kâğıt cinsi.).a. (bkz. yukanlık.s. çokluk.) aldatılmışlar. müstesna mevkide olan. firdevs-âşiyân).i.b. (bkz. 2. ferâdîs) 1. firdevs-mekân (a. firîfte (f. firîb-gâh (f. 2. cariyenin fırâşı. melek. (bkz. (bkz: firişte-haslet).i. Fir'avn ferâine) 1. bu arada Türkçe'ye de çevrilmiştir. masum. firaunluk. fırişte-gân) 1. s. firdevs (a.i. minyatür v. Nazar-firîb göz aldatan. (bkz: ser-efrâz). yokuş. .b. aşın. kesîr.i. firişte-sıfat (f.i.b. merhum.b.b.i. fıristâde'nin c.) yükseklik. fazla. firistâde-gân (f. aldanmışlar. firîfte'nin c. 3.yemîn. [bununla nesep sabit olur]. firdevs-nişîn (a. firîbende (f. melâike). gururlu ve inat [adam].) bot.i. yukarı. (bkz: melâik. firavuniyyet" şeklinde de geçer].i.i. peygamberler. Fireng-i fer' usulü. eski zamanlarda Mısır hükümdarlarına verilen unvan.a. bu bakımdan bu iki şarta dayanan istifraştan. 3. Ancak cariyeyi istifraşta husule gelen çocuğun kendisinden olduğunu müstefrişin söylemesi gerekir]. künyesi Ebülka-sım'dır.s. (bkz: kesret). (bkz: bisyâr. firâz ü nişîb yokuş ve iniş. firaun. firişte'nin c. Dil-firîb gönül aldatan. semizotugiller. firdevs-âşiyân).s.) Türk müziğinin büyük usullerindendir.s. 2.c. yükselten. çok nâdir kullanılmış olan bu usul ile sâdece bestelerin ölçüldüğü görülmüştür. firişte (f. s.f. aldatıcı [firîbînden mastarından]. firdevs-âşiyân (a.s.). kandınlmış. sivrilmiş [kimse].) iran'ın millî destanı olan "Şehnâme"nin nâzımıdır. Ömr-i firâvân çok ömür. firâz (f.a.i. s.) huy ve tabîatçe melek gibi olan.) aldatan. kadın adı. bostan.) 1. gönderilmiş.h.) "ölüm meleği" Azrail. muhtelif dillere. firîfte-dil (f. firdevs-âşiyân). kapılmış. başta iki adet yürük semaî ile üç muhtelif şekilde dizilmiş dört tane sofyan'dan mürekkeptir.b. firişte-hû. (bkz: firişte-sıfat) firişte-merg ıjo (f.s.s. Ebleh-firîb ahmak aldatan.b.s. firâzî tsl (f. Yirmi sekiz zamanlı ve on üç darplıdır.h.f.s. Eseri.i. fireng-i fer' i (f. 2.) gönlü aldanmış.i.b. firfahiyye (a. [kurucusu Rükneddîn-ül-Firdevsî'dir].]. Musa'nın mücâdele ettiği Mısır hükümdarı.s. Ser-firâz îti-bar mak