You are on page 1of 8

SPİNOZA’DA ÖZGÜRLÜK KAVRAMININ YERİ VE ÖNEMİ

Seyit Ahmet ATAK∗

Özet/Abstract
Spinoza, ilk önce, özgürlük kavramını bir felsefi bakış içerisinde ele alır. Bu yüzden, felsefenin
önemli yaklaşımlarından biri olan idealist yaklaşıma uygun olarak, aklı ön plana çıkartır ve aklın
kendisinin her şeyi çözebileceğini düşünür. Akılla hareket etmeyen birey, tutkularının ve duygularının
kölesi olacağından, yaşadığı dünya içersinde özgürleşmesini gerçekleştiremeyecektir.
Akılcı bir özgürlük anlayışını ortaya koymaya çalışan Spinoza, ne bireyin kararlarında ve
hareketlerinde özgür olmadığını düşünen determinist anlayışın, ne de bireyin söz konusu alanlarda özgür
olduğunu savunan indeterminist yaklaşımın yanında yer almış, aksine bu iki bakış acısını uzlaştırma
gayreti içersinde olmuştur. Bu ilişkiyi daha sağlam temele oturtmak için, O, mutlak anlamda özgürlüğün
belirleyicisi konumunda olan Tanrı’yı ön plana çıkartmıştır.
Özgürlük problemi, Spinoza’da, felsefi bir konu olduğu kadar, toplumsal hayatla da doğrudan
ilişkili bir konudur. Çünkü birey, kendisi kadar başkalarının da var olduğunun bilincine vararak, farklı
siyasal düşüncelere ve inançlara karşı saygılı olmayı bilir.
Anahtar Kelimeler: Spinoza, Özgürlük, Devlet, Tanrı, Akıl

The State And İmportance Of The Concept Of Freedom According To Spinoza

Spinoza, first of all, deals with the concept of freedom within a philosophical viewpoint. Because
of this, in accordance with idealist approach which is one of important approaches in philosophy, he puts
forward the reason and thinks that the reason can solve everything. Since the individual which dosen’t act
with reason will be the slave of his passions and his feelings, he won’t be able to realize his becoming
free in the world where he lives.
While Spinoza tries to put forward an approache of rationalist freedom, he supports neither the
determinist understanding that accepts the individual is not free in his decisions and in his acts, nor the
indeterminist approach that accepts the individula is free in related areas. On the contrary he tried to
reconcile both viewpoints. To founding this relation firmly, he put forward the God as absolute
determiner of freedom.
The freedom problem, according to Spinoza besides being a philosophical subject, also is a
subject directly related with the social life.
Because, the individual by comprehending that also others exist like himself, behaves
respectfully to different political thoughts and beliefs.
Key Words: Spinoza, freedom, government, reason, God

GİRİŞ
Özgürlük, insanı insan yapan bir değer olması kadar, insanda-evrende, tarihte-
doğada, istenilen-istenilmeyen, zorunluluk-zorunsuzluk, yaratan-yaratılan arasındaki
çelişkileri ve karşıtlıkları birer uyum haline getiren ve insanın bilinçlenmesine yardımcı
olan bir güç olarak doğa sistemi içinde görülebilir. Özgürlük, metafiziksel anlamda
sadece Tanrı için söz konusu iken, sosyal alanda insan için düşünce, inanç ve siyasal
özgürlük alanlarından bahsedebilir. İnsan için özgür olabilmenin ilk koşulu, O’nun akıl
ve düşünme özelliklerini en yüksek derecede kullanmasına, kendi tutkularından,
başkalarının önyargılarından kendini kurtarmasına bağlıdır.


Dicle Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü
SBArD Mart 2005, Sayı 5, sh. 65 – 72

Özgürlük kavramı, yaşamın en önemli sorunlarından biri olarak, çağlar boyunca


toplumları ve bireyleri ilgilendirmiştir. Denilebilir ki tarih, özgürlük-otorite
çatışmasının ürünüdür. Felsefe açısından özgürlük sorununa bakıldığında, evrende
çeşitli engellerin, dış belirlemelerin insanı sardığı görülür. İnsanın, her şeyden önce,
belli kuralların ve yasaların geçerli olduğu bir doğada bulunduğu açıktır. Nedensellik
bağına dayalı belirlenimden kaçınılması imkânsız görünmektedir. Dışarıda oluşan olgu
ve olaylardan insanı soyutladığımız gibi, felsefe yalnızca soyut irade özgürlüğü değil,
tümel olarak özgürlüğü değerlendirip, soyuttan somuta geçebilmelidir.
Özgürlük olayının her şeyden önce başı boşluk, istediğini yapma ya da bir
keyfilik olmadığını görmek gerekir. Onu bireysel keyfilik, bedensel ve maddi istek ve
arzuların bir yansıması olarak görmek büyük bir yanılgı meydana getirir. Özgürlük,
kişinin kendi kendini belirlemesi, denetlemesi, yönlendirmesi ve düzenlemesidir.
Kişinin hiçbir dış baskının etkisinde kalmadan veya zorlanmadan, kendi öznel arzu ve
isteğiyle, bilinçli bir davranışta bulunmasıdır. Özgürlük, başka kişi ya da kişilerin
buyruğuna girmeden, başka toplumun boyunduruğu altında olmadan, diğer bir ulusun
işgali, ekonomik ve siyasi baskısı olmadan kendi kendini yönetmesi ve kendi kendine
kararlar alıp, bunları gerçekleştirmesidir. Bu nedenle, özgürlük, bireye ait bir özellik
olabildiği gibi, toplumsal ve ulusal düzeyde de olabilir.
Özgür irade, dinsel ahlak kuramlarının da önemli bir problemidir. Kimi dinsel
doktrinler, insan iradesinin kısmi, Tanrı iradesini külli kabul ederek, insana Tanrı’nın
neyi yapıp neyi yapmayacağını bildirmiş olduğunu ileri sürmektedir. Fakat onları
zorunlu olarak bir şey yapmaya zorlamamıştır. Buna göre, Tanrı insana kısmı bir irade
vererek, iyileri kötülerden seçmesini istemiştir. İnsanda kısmı irade sayesinde seçim
yapabilme özgürlüğü vardır. Aynı şekilde, tam tersini savunan görüşler de söz
konusudur. Buna göre, her insanın bir kaderi vardır ve bu kader yaşanmak zorundadır.
Bu nedenle, insanın kısmı(cüzi) iradesi, külli irade karşısında özgür değildir.
Ahlak felsefesi açısından özgür iradeyi ele aldığımızda, birey belli koşul ve
durum karşısında bir seçim yapar. Birey, başka bir zaman ve mekanda, aynı koşullar ve
durumlar karşısında, daha önceki tercihinden farklı bir seçim yapabiliyorsa, bu durum
özgür iradenin var olduğunu gösterir. Buradan hareketle özgürlük, yapılan eylemlerin
arkasında kendimizin olması ve bundan doğacak farklı durumların bilincinde olarak,
gerekli sorumlulukları alabilmek şeklinde tanımlanabilir(1).
Spinoza için özgürlük, herhangi bir nedeni olmayan bir davranışta bulunma
yetisi değildir. Başka deyişle özgürlük, herhangi bir neden tarafından belirlenmemişlik
değildir. Tersine o bir belirlenmedir. Ancak bize yabancı olan, dıştan olan bir neden
tarafından değil, bizim kendimiz tarafından belirlenmemizdir(2).
Spinoza’da zorunluluk-özgürlük bağı özgür iradeyi yok eder. Bir başka deyişle,
belirlenimlerimizin tabiattan ve sosyallikten kaynaklandığı düşünülürse, artık özgürlük
diye bir şey yoktur. Örneğin; yuvarlanan taş yuvarlandığının bilincine varırsa kendini
özgür sanacaktır. Ama özgürlük kavramının Spinoza düşüncesindeki içi boşalmış hali,

66
Seyit Ahmet ATAK

gücün kutsanmasına değil, tekil varlığın özerkliğine atlanan bir basamak olacaktır. Bir
başka anlatımla, Spinoza’da özgürlükten söz edilecekse bu, ancak –eksiksiz eylem
olarak- her insanın kişisel ve özerk eylemi olabilecektir (3).
Spinoza’da, akılla bedene ve tutkulara hakim olmak mümkün olmadığından,
ortaya iki imkânsız çıkar: Önce insanlar bedenlerine ve dillerine hakim olamazlar, sonra
devlet insanların tutkularını ve dile getirdiklerini denetleyemez. Zaten akıl bedene
hakim olamadığına göre, bedenin aklı aşan gücüne bağlı olan dil de tabii olarak sınır
tanımaz. Dolayısıyla, hiçbir insan, gücünden vazgeçemeyeceği için, konuşma
özgürlüğünden vazgeçemez. Hiçbir sivil güç tutkular, düşünce ve ifade konusunda
yasalar çıkaramaz, çünkü bunlar tabii olarak sivil gücün karşısındadırlar. Düşünce ve
ifade özgürlüğü kişiye bağlı vazgeçilmez bir haktan ya da örneğin direnme hakkından
kaynaklanmaz, düpedüz bedensel imkânsızlıktan kaynaklanır (4).
Kişiliğinin oluşmasında ve biçimlenmesinde bireyin etkin bir rolü olduğu
gerçektir. Aynı şekilde, toplum da bireylerden etkilenir. Kişiye haklarını garanti eden
toplum, aslında kendi hayatını, üretkenliğini ve kalıcılığını garanti altına almaktadır.
Üyelerinin farklı düşünme ve bunu açıklayabilme hakkının olmadığı bir toplumda asla
dinamik bir yapıdan söz edilemez. Bu anlamda, toplumun dinamik yapıya kavuşmasını
sağlayan faktörlerden biri düşünce özgürlüğüdür denilebilir (5).
Düşünce özgürlüğü, bireysel ve toplumsal yaşamın bütün sorunlarına yönelik
olarak, bireylerin vermek istediği cevapları kendi kendine seçme ve hazırlama, davranış
ve eylemlerini bu cevaplara uygun hale getirme ve bunların gerçek olduğunu
başkalarına iletme imkânıdır (6). Yine düşünce özgürlüğü, insanın karşılaştığı bütün
sorunlara vermek istediği yanıtları kendi kendine seçebilmesi, bireysel ve sosyal
davranışlarını bu cevaplara uydurabilmesi imkânıdır (7).
Spinoza’ya göre gerçek devletin ereği, ölçüsüz bir egoizmin insanlar arasında
yaratacağı bir genel savaş durumuna son vermek, barışı sağlamaktır. Ancak, bu barış bir
kölelik, bir barbarlık olmamalı, devlet insanı hayvan veya makine yapmamalı, onu bu
benzeri bir aşağılık duruma indirmemeli; tersine, beden ve ruhun birlikte
geliştirilmesine elverişli özgür bir ortam hazırlamalıdır. Devletin gücü, ancak bireylerin
özgür iradelerinden, devlete özgür olarak katılmalarından, devleti özgür olarak
onaylamalarından doğar. Devlet içinde yer almakla insan, haklarından vazgeçmiş
değildir, bu nedenle, hakların güvence altına alınmasını ve gelişmesini garanti etmiş
olur. Onun için, devlet düşünme, konuşma ve yazma özgürlüğünü baskı altında
bulundurursa amacına aykırı davranmış olur. Yine dinin ne devlet ne de bilimle bir
ilgisi bulunmamaktadır. Devlet, insanın manevi hayatının tam bir özgürlük ortamında
gelişmesini sağlamak zorundadır. Devlet dış eyleme karışabilir, gönüllere müdahale
edemez (8). İnanç özgürlüğü, diğer haklar gibi, insanların vazgeçemeyeceği temel
haklardan biridir. Birey inancının gereğini yaşayabilmeli, toplumu ve devleti
oluşturanlar da buna hoşgörüyle bakabilmelidir. Birey inanç konusunda yargılanacaksa
ancak sonuçları açısından yargılanmalıdır (9).

67
SBArD Mart 2005, Sayı 5, sh. 65 – 72

Hayal gücü ile tanımanın akılla tanımaya göre eksik ve yetersiz olduğu öne
sürülebilir. Hayal gücünün ortaya koyduğu bilgiye güven dış dünyadaki varlıklara tabi
olmayı gerekli kılar. Dış dünyadaki varlıklarla karşılaşmada birey kendi etkinliğini
geliştiremez, aksine bir güçsüzlüğe sürüklenir ve tutkularının kölesi olur. Denizdeki
dalgalar gibi ileri geri hareket eder. Ama birey, akılla, zavallı kölelikten kurtulur, eğer
akla uygun bilgiye yükselirsek, derinliğimizde bulunan özümüzün gücüyle kendine
özgü bir etkinlik geliştirebilir. Akılla tanıyan bir insanın yaşamı sevinç ve özgürlük
içinde geçirilmiş bir yaşamdır.
Akılla yaşayan özgür bir insan, yerinde bir davranışla sonuçlanacak kudretli bir
içgüdüyle doludur. Dünyada bütün varlıkların temelinde yatan her şeyi kapsayan kudreti
tanır. Böyle bir kişi her türlü sınırlandırılıştan kurtulmuş olur. Özgür insan, ölümü
düşünmez ve onun bilgeliği ölüm üzerine meditasyonda bulunmak değil, tersine, hayat
üzerine kafa yormaktır (10).
Özgürlük, doğada hüküm süren nedenselliğe ilişkin bilgiyle gerçekleşir.
Spinoza’ya göre insan, düşüncesinde idelerin, doğadaki değişimlere, neden-sonuç
ilişkilerine tekabül eden doğru entelektüel düzeni gereği gibi izlediği ölçüde ve sürece
özgürleşir. Nedenlere ilişkin gerçek bilgiye sahip olmak doğanın bütününe ilişkin
bilgiye sahip olmak anlamına gelir. Spinoza’ya göre, doğaya ve doğanın bir parçası
olan kendimize ilişkin bilgiye sahip olduğumuz ölçüde, duygularımızın ve arzularımızın
kölesi olmaktan kurtulur, bireysel şeyleri sevmeyi veya onlardan nefret etmeyi
unuturuz. Özgür insan, doğadaki münferit olay, kişi ya da nesnelerden etkilenmeyen,
onların niçin oldukları gibi olduklarını ve neden olduklarından başka türlü
olamayacaklarını anlamaya çalışan ve bu bilgiyle kendini dönüştürüp gerçekleştiren
insandır(11).
Spinoza’nın duyguların esiri olan kimseyi köle olarak nitelendirmesi, daha
sonraki dönemlerde O’nun en büyük hayranı ve temsilcilerinden biri olan Hegel’in
köle-efendi diyalektiğinin esin kaynağı olmuştur(12). Özgür insan, sadece aklın
buyruklarına göre yaşayan, ölüm korkusu duymayan kişidir(13). Yine özgür insan,
cahiller arasında ise, gücü yettiği kadar onların iyiliklerinden ve onlardan gelecek
faydadan kaçınmaya çalışmalıdır(14). Diğer taraftan, özgür insan, başka insanlarla
kendi arasında dostluk bağı kurmaya çalışır, bunun için, onlara kendi sanılarından eşit
diye beklenilen bir takım iyilikler yaparak değil, kendisini ve başkalarını aklın özgür
hükmüne göre yönelterek gerçekleştirirken, bilgisizlere karşı kin beslemez, onlardan
nefret etmez, onların istek ve tutkularına değil, yalnız akla işi bırakmak için mümkün
olduğu kadar onların yaptığı iyiliklerden kaçınmalıdır. Özgür insanlar birbirlerine karşı
tamamen faydalı ve birbirlerine tamamen sıkı dostluk ile bağlıdırlar. Hiçbir zaman
aldatıcı olarak değil, her zaman iyi niyetle hareket ederler(15).
Birey toplumun temel öğesidir ve bilinçle hareket etmek zorundadır. Özgür
birey, özgürlüğün sadece kendi yaşam alanıyla sınırlı olmadığını bilerek, toplumu

68
Seyit Ahmet ATAK

oluşturan diğer bireylere değer verip, onlarla paylaşmak ve kaynaşmanın bir ihtiyaç
olduğunun farkında olmalıdır.
Düşüncenin bir toplumda özgür olması önemlidir; çünkü, düşüncenin baskı
altında olması söz konusu olduğunda bütün diğer baskılar da mümkündür. İnsanın
düşündüğünü içten ve dıştan herhangi bir etken olmaksızın söyleyebilmesi ve
yazabilmesinin doğal bir hak olduğunu unutmamız gerekir(16).
Özgürlük en uygun olarak Tanrı için söz konusudur. Çünkü tabiatta olup biten
her şey Tanrı tarafından tayin edilmiştir. Zaten özgürlüğünün bilincine varan insan,
kesinlikle Tanrı’ya ulaşır. Bu yüzden özgürlükle Tanrı birbirinden ayrılmaz. Birey,
özgürlüğü içinde, yalnız kendi kendisiyle var değil, bana kendi varlığım özgürlüğümün
içinde verilmiştir. Çünkü ben, kendi dışıma çıkabilirim, ama özgür oluşumu baskı altına
alamam. En yüksek özgürlük, kendini özgür zaman içinde, dünyadan bağımsız ve aşkın
varlığa en derin bir bağlılık olarak bilir. Spinoza’ya göre; kısacası, insanın özgür oluşu,
onun varoluşu diyebiliriz(17). İnsanın, sonsuzluk ile sonlunun, geçici ile kalıcının,
özgürlük ile zorunluluğun bir sentezi olduğunu unutmamak gerekir(18).
Spinoza’ya göre, insan iradesi, kendi kendini tek başına tayin etme gücü mutlak
olan ve hür bir yetenek değildir. Bu, aynı ad altında yer alan bütün özel istekleri
kucaklayan ortak bir terimdir(19). İrade özgür sebep olarak değil, ancak zaruri sebep
olarak kendi kendisinde vardır, ya da başka bir şeyde vardır(20). İnsanın gücü
tamamıyla sınırlanmış ve dış tesirlerin gücü tarafından sonsuz derecede aşılmıştır;
bundan dolayı, insanın dışarıdaki şeyleri emri altına alması için mutlak gücü yoktur.
Tanrı mutlak özgür varlık iken aynı zamanda sonsuz varlıktır. Yani özü
ebediyen var oluşunu ihtiva eden varlıktır. İnsan hem özgür hem de esir olabilir, çünkü
bir yandan belirlenmiş bir özdür, diğer taraftan da sadece kendi özünden gelmeyen bir
var oluşun sebebidir. O’nun özgürlüğü, varlığını ve oluş tarzlarını izah eden ve kuşatan,
sebep ve etkenleri benimsemeye muvaffak olduğu ölçüde gelişir(21).
Spinoza, çok yönlü tutumuyla kendisinden sonraki çağların birçok düşünürünü
etkilemiştir. Alman idealistleri idealist yanını; materyalistler maddeci yanını
benimsemiş, sistemlerini O’nun düşünceleri üstüne temellendirmişlerdir denilebilir. O,
bir yandan katı bir belirlenimciliği ortaya koyarken, bireysel özgürlüğe de kapı açmıştır.
Her şeyi Tanrı’ya bağlar ama, Tanrı’yla özdeş olan evrende, tüm nesne ve olgular
maddesel yasalara tabidir. Buradan hareketle, çelişki ve uyumun bir arada
varolabileceği ileri sürülmektedir. Evrende belirlemeler vardır, ancak bu, insanın körü
kürüne boyun eğmesini gerektirmez. Evrenin yasalarını bulmak, değiştirme imkânlarını
artırmak, yenilikler getirmek özgürlük alanlarımızdır(22).
Spinoza, Tanrı için söz konusu olan özgürlükle, insan için söz konusu olan
özgürlüğü birbirinden ayırmaktadır. Anladığımız ancak nedeni bilmediğimiz olaylarla
kavrayamadığımız ve nedenini bilmediğimiz olaylar arasında bir ayırım yapılması
gerektiğini ileri sürer. O, insanın, ancak eylemlerinin nedenleri hakkında uygun ve
doğru bir fikre sahip olduğu ölçüde özgürleştiğini savunur. Özgürlüğün bir derecesi

69
SBArD Mart 2005, Sayı 5, sh. 65 – 72

vardır ve özgürlük, O’na göre zorunluluğun bilincinde olmaktan meydana gelir.


Özgürlük, determinizm veya daha doğrusu metafiziksel bir determinizm içinde
gerçekleşen bir özgürlüktür (23).

SONUÇ
Spinoza’ya göre, insanın özgür olması, akıl sahibi olması, aklını kullanabilmesi
demektir. O’na göre, insan aklını kullanabildiği oranda özgür olabilir. Ayrıca, insan
özgür olduğu ölçüde fıtratını, varoluşunu ve gerçek insan olma vasfını gerçekleştirir. Bu
anlamda düşünce ve inanç özgürlüğü insanın en doğal hakkıdır. Devlet, söz konusu bu
tabii hakları sağlamak ve güvence altına almakla yükümlüdür. Zira, O’na göre devletin
gerçek hedefi özgürlüktür. Devletin amacı insanları akıllı varlıklardan hayvanlara veya
basit canlılara dönüştürmek değil, bilakis onların akıllarını güvenlik içinde özgürce
kullanabilmelerine imkân sağlamaktır. Çünkü, böyle bir özgürlük olmazsa, O’na göre
toplumsal saygı ve barış güvenlik içinde geliştirilemez. Akla göre hareket eden
toplumun en belirgin özelliklerinden birinin hoşgörü ortamı olduğu unutulmamalıdır.
Bu hoşgörü, dinsel alandan başlayarak özgürce konuşabilme ve farklı fikirler karşısında
hoşgörülü olmaya kadar genişletilebilir.
Spinoza’ya göre, iki şey insan özgürlüğünü sınırlayabilir. Bunun ilki Tanrıdır,
çünkü, Tanrı söz konusu olduğunda insanın özgürlüğüne bir sınır çizmek kaçınılmaz
olacaktır. Mutlak anlamda tek gerçek özgür olma vasfı Tanrı’ya aittir. İnsan ancak
Tanrı’yı bildiği ve sevdiği ölçüde kendini gerçekleştirebilir ve özgür olmanın değerine
varabilir. İkincisi ise, özgürlüğün güvencesi olan devlettir. Devlet, toplumsal barışın
gereği olarak, anarşi ve düzensizlik ortamına fırsat vermemek, insanların esenliğini
temin etmek için özgürlüğe gerektiğinde bir sınır koyabilir. Ancak, bu sınırlılık keyfi bir
durumu ifade etmemelidir. Zira devlet özgürlüğü sağlamak ve özgür ortamı temini için
gayret etmek zorundadır.
Gerçek özgürlük, kendi tabiatının zorunluluğunu bilmesi, buna uyum
sağlayabilmesidir denilebilir. İnsanın bilmediklerinin esiri olduğunda, ancak
zorunluluklarını bildikleri ve söz konusu zorunlulukların bilincine ulaştığı nispette
özgür olabilir. İnsan, iç ve dış yaşamda bir özgürlüğe sahip olmazsa, bitkisel veya
hayvansal yaşamın garip ve zavallı bir hiçi olmaktan ileri gidemez.
Özgürlüğü değerli kılan, genellikle zannedildiği gibi, onun iyinin bir aracı
olması değildir. Bir imkânlılık durumu, bir kapasite ve bir potansiyel olması itibariyle
kendi başına bir değerdir. Çünkü, önemli olan insanın “iyi”yi fiilen seçmesi değil, iyiyi
de kötüyü de seçebilme kapasitesine, hakkına sahip olmasıdır. Özgür insan,
sorumluluğu kendisine ait olmak üzere, bu seçimi yapabilen insandır.

DİPNOTLAR
(1)A.Kadir ÇÜÇEN, Felsefeye Giriş, Asa Yayıncılık, Bursa 2001, s.266-267
(2)Ahmet ARSLAN, Felsefeye Giriş, Vadi Yayınları, Ankara 1996, s.125-126

70
Seyit Ahmet ATAK

(3)Cemal Bali AKAL, “Hukuka Karşı Haklar, Spinoza’da Yerellik ve Evrensellik


Sorunu”, Doğu Batı Dergisi, Sayı 22, Ankara 2002, s.33
(4) (Cemal Bali AKAL, a.g.m., s.35
(5)İlhan AKIN, Temel Hak ve Özgürlükler, İÜHF Yayınları, İstanbul 1971, s.147,
Adnan Küçük, İfade Hürriyetinin Unsurları, Liberal Düşünce Topluluğu, Ankara 2003,
s.2-3
(6)İbrahim Özden KABALOĞLU, “Düşünce Özgürlüğü”, “İnsan Hakları”, Yapı Kredi
Yayınları, İstanbul 2000, s.106
(7)Erdoğan TEZİÇ, “Türkiye’de Siyasal Düşünce ve Örgütlenme Özgürlüğü”, Anayasa
Yargısı, Ankara 1990, s.33
(8)C.Bali AKAL, a.g.m., s.34
(9)Macit GÖKBERK, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1966, s.304
(10)Charles WERNER, Kötülük Problemi,(çev. Sedat Umran), Kaknüs Yayıncılık,
İstanbul 2000, s.20
(11)Alasdair MACINTYRE, Ethik’in Kısa Tarihi, (çev.Solmaz-Hakkı Hünler),
Paradigma Yayıncılık, İstanbul 2001, s.161-162
(12)HEGEL, Tinin Görüngü Bilimi, (çev.Aziz Yardımlı), İdea Yayıncılık, İstanbul
1996, ALEXANDRE Kojeve, Hegel Felsefesine Giriş, (çev. Selahattin Hilav), Yapı
Kredi Yayıncılık, İstanbul 2001, s.85
(13)Ahmet CEVİZCİ, Etiğe Giriş, Paradigma Yayıncılık, İstanbul 2002, s.117
(14)Etiğe Giriş, a.g.e., s.11
(15)Çağatay ÜSTÜN, Birey ve Toplum, Kalem, Ege Üniversitesi, İletişim Fakültesi
Yayınları, İzmir 2003, s.7
(16)Tulin BUMİN, Tartışılan Modernlik: Descartes ve Spinoza, İstanbul 1996, s.68
(17)Karl CASPER, Felsefe Nedir? (çev.Zeki Eyüpoğlu), Say Yayınları, İstanbul 1995,
s.75
(18)Sören KİERKEGAARD, Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, (çev. M. Mukadder
Yakupoğlu), Ayrıntı Yayıncılık, İstanbul 1997, s.26
(19)Nurettin TOPÇU, İsyan Ahlakı, Dergah Yayınları, İstanbul 1995, s.35
(20)TOPÇU, a.g.e., s.2
(21)TOPÇU, a.g.e., s.22
(22)Niyazi ÖKTEM, Özgürlük Sorunu ve Hukuk, Sulhi Garan Matbaası, İstanbul 1977,
s.65
(23)Ahmet CEVİZCİ, On Yedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi, Asa Yayınları, Bursa 2001,
s.145

KAYNAKÇA
AKAL Cemal Bali (2002); “Hukuka Karşı Haklar, Spinoza’da Yerellik ve
Evrensellik Sorunu”, Doğu Batı Dergisi, Sayı 22, Ankara
AKIN İlhan (1971); Temel Hak ve Özgürlükler, İÜHF Yayınları, İstanbul

71
SBArD Mart 2005, Sayı 5, sh. 65 – 72

ARSLAN Ahmet (1996); Felsefeye Giriş, Vadi Yayınları, Ankara


BAYRAKTAR Mehmet (1986); İslam Felsefesine Giriş, A.Ü.İ.F. Yayınları,
Ankara
CASPER Karl (1995); Felsefe Nedir?, (çev. Zeki Eyüpoğlu), Say Yayınları,
İstanbul
CEVİZCİ Ahmet (2001); Onyedinci Yüzyıl Felsefesi Tarihi, Asa Yayınları,
Bursa
CEVİZCİ Ahmet (2002); Etiğe Giriş, Paradigma Yayınları, İstanbul
ÇÜÇEN A. Kadir (2001); Felsefeye Giriş, Asa Yayıncılık, Bursa
HEGEL (1996); Tinin Görüngü Bilimi, (çev. Aziz Yardımlı), İdea Yayıncılık,
İstanbul
GÖKBERK Macit (1996); Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul 1966
KİERKEGAARD Sören (1997); Ölümcül Hastalık Umutsuzluk, (çev. M.
Mukadder Yakupoğlu), Ayrıntı Yayıncılık, İstanbul
KOJEVE Alexandre (2001); Hegel Felsefesine Giriş, (çev. Selahattin Hilav),
Yapı Kredi Yayıncılık, İstanbul
KÜÇÜK Adnan (2003); İfade Hürriyetinin Unsurları, Liberal Düşünce
Topluluğu, Ankara
MACINTYRE Alasdaire (2001); Ethikin Kısa Tarihi, (çev.Solmaz-Hakkı
Hünler), Paradigma Yayıncılık, İstanbul
TEZİÇ Erdoğan (1990); “Türkiye’de Siyasal Düşünce ve Örgütlenme
Özgürlüğü”, Anayasa Yargısı, Ankara
TOPÇU Nurettin (1995); İsyan Ahlakı, Dergah Yayınları, İstanbul
TUĞCU Tuncer (2000); Batı Felsefe Tarihi, Alesta Yayınları, Ankara
ÖKTEM Niyazi (1977); Özgürlük Sorunu ve Hukuk, Sulhi Garan Matbaası,
İstanbul
ÜSTÜN Çağatay (2003); Birey ve Toplum, Kalem, E.Ü. İletişim Fakültesi
Yayınları, İzmir
ÖZDEN İbrahim (2000); “Düşünce Özgürlüğü”, “İnsan Hakları”, Yapı Kredi
Yayınları, İstanbul
WEBER Alfred (1993); Felsefe Tarihi, (çev. H.Vehbi Eralp), Sosyal Yayınları,
İstanbul
WERNER Charles (2000); Kötülük Problemi, (çev. Sedat Umran), Kaknüs
Yayıncılık, İstanbul

72