You are on page 1of 193

DUŞUNCEYI

•• •• •

Rulı \'e Bilim'iıı '\'eni Siıııy·;ısı

l)R l'RED Al.AN \X'OLF


Telıf H:ılılu C 201 Fml Alan Wolf
207 MIA &:ı;uiı Yayın vı: Tanıtım Himwtlerı Tic. UJ. Şlı.

Bu kııab•n llm yayın TOrl<i�'de M1A Yarınbr•'na amir.


Tanı iÇln y.ıpdac:ak kısa alınlılar d'lında
r•yınanın ızni olrnakswn blı;blr ynlb çota•ıbınaz.

Ori�lml lsıi
E.<r,rnn
"MIND INTO
olup •- hircrnr olar.ak �-

EdiıOr, Ponılıa Nlrn


Türkçeye Çevm,rt Meıve Dufl!W'

Bu kinıp
A;m Plla ı·ındın\ ,.C" ı1crı tllmetlal l.ıd. �
llltlıdın ha7.danmı:t ve buıln•qa•_
b:l\'Ulp!f' Cad. !mirut Kvım Oınçol San. Sil. No: 81167
10pk•p·lsranhul Tel O.lll.612 llj 2l

Dolan ., ltltap .. .. 4
Kı. Ca<I. Jlo,�7 3162
Tel· +90 f 116) SS4 1<> 00 f:ıx, +90 (216) SS4 16 .�7
1'--wOdr.uxn.lr

IçiNDEKİLER

GİRiŞ Gizemi lJyan<lırmak ............. . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ...... . . . . . . . 5

BÖLÜM 1 Boşluk: Olanak.sız Yaşam/Ölüm ilkesi ............... 19

BÖLCl-1 2 Sözcük: tliçbir Şeyden Bir Şey .......... ........ ........ 33

BÖLİ)M 3 Bctk:ndeki Akıl: l larekeı Ar-<USU · · · · · . . . . . . ..


. . . . . .
. . . . .47

BÖLÜM -1 Aıaleı: Gizemli Direniş .............. . . . . ... ... . . .............. 63

BÖLÜM 5 Yaşam . Akıldaki Be<len . . . . ... ... .. . . . . ..................... 77

BÖL(JM 6 Sonsuz Dölleme: Güç Bi7Je midir? . . . . . . ...............')')

BÖL(JM 7 Benim 7.amarum Senin Zamarun: ..................... 115


Her Şey Mümkün

BÖLÜM il Anlam ve Belini: Yüce Birleşme . . . .................. 133

BÖl.ÜM 9 Yapı ve Güzellik: Yüce lleıılik ve Ruh . . . . . . ... . . . 117

EK Varoluş: Kutudaki Düşünı.:e .............. .... ... . . . . ..... 161


GiRiş

Gizemi

ir yazar ve bilim in.�anı olarak her zaman, yeni, tanış­


Bmaya açık ve heyecan verici kavranılan, bilim insanı
kimliğimden uzaklaşn1adan okurlaruna nasıl .,unacağım ko­
nusunda kaygı duymuşumdur. Bildiğiniz gibi, kitap yazan
bilim insanlannın belirli bir saygınlık içerisinde kalmalan
beklenir; meslektaşlarının dognıa olarak kabul enikleri şey­
uı.aklaşmamalılôirdır. Uzaklaşırlarsa, deli ya d:ı tuhaf
olarak algılanırlar.
Ancak bugün yeni bir milenyuma girerken, aynı zaman­
da yeni bir varoluş dünyasına da adım aııyoruz. fl.!odem bil­
kuantum bilgisayarlannın gelişi, biyolojideki buluş­
lar, yüksek-hızda küresel scyah;ıt ve neredeyse anında ileti­
şim insan dağarcığının sınırlannı oldukça genişletti. Çeşitli
bilimsel, dini ve felsefi alanlarc.lan insanlar bilinı, spritüellik,
Şamanizn1, eski esrarengiz uygulamalar. metafizik, insan be­
deninin işleyişi ve diğer çeşitli alanlar arasında köprüler kur­
maya haşladılar. Hana iiyle çok köprü kuruldu ki neye ina­
nac;ığınıızı :ınlanıak biraz gtiç. Yalnızca profesyonel bilim

5
Dııpln<·e:ı·ı Gerç� DOn'41ıl""'*

insanlarının söylediklerini kabul etmeli ve onl:ır.ı mı inan­


malıyız' Hel k i de yalnızca Nobel, Pulitzer ve diğer presti jl i
ödülleri ka7.ananların ı.ö yledikleri ni kabul etmeliyiz. An ca k
genel yargı bize, eğer Lıöyle yaparsak, başım ızın derde gire­
ceğini söylüyor. ne de olsa. k<ınu lıayal gücüne ya da tanış­
maya açık bir olaya geldiğinde, bu in.o;anlar diğl1lerinden bir
adım öteye gidemiyorlar. Daha da kötüsü. baZL"l en ze ki be­
yinler ya çok muhafazakar ya da aşırı öny:ırgılı oluyorlar.
Size, sözde "zeki lx.'Yinlcrin" fikirlerini öğrenmc.-ye heves­
li bir t oplulu ğa anlatmaya ça lı.şıık ları dü şü ncelenni görme z­
den gelmeliyiz demiyorum. Benim gibi. bilirnsd çalışmaları­
nı yayınlarken aynı zamanda gelecekle ilgil i • izyonlarını su­
·

nan !Jilimci-yazarlardan alabileceğiniz iyi ve cıkili kuramlar


için yeterince yer olduğudur. Hana bu vizy(>nlar ara sıra si­
zi kabul edebildiğiniz sınırların iilesine taşısa ve özelükle il­
ham ve umut kaynağı olsalar bile.
S pekülat if ve hayal mah.�ulü bu kitapta, ba?J eski g ör ü�
ve inanışlaı-.ı dayanan yeni bilgiler sunarak bir adun daha
öteye gitmek istiyorum. Eski simyagerle r, dünyaya anl:ım
kazandırma, onu başkalaşurma ve sihi rl i gizemlerini onaya
çıkarma çabalarında, ilk olarak bu fikirlerin tohumlarını öne
siirdüler. Bugün,bu aynı fikirlerin modern formu kendini
kuanıum fiziğinde. nörobiyolojide ve bilgi teorisinde göste­
riyor. Bu kavra ml ar insanla, onun aklı ve bedeniyle, ister lıir
,

g-.ılaksi kadar uzak, isterse k e ndi kalpleri ve be}inleri kadar


yakın çevrelerini kontrol etme, •·e başa çıkma
yöntemleriyle ilgileniyor Modem bilimin he<lefı, eski simya­
gerlcrin söylediklerinin birer yankısıdır.

6
Fıl!d AlaıJ l'l'olf

Eski Simya
Yahudiliğin otoriter üsıatları tarafından korunmuş eski ef­
�anelere göre, cennetin kapısındaki melek, Adem'i Kabala
ve simyanın tüm gizemleri konusunda bilgilendirdi. Aslında,
simyanın, Hcnnetisizm in, Gül l laç'ın (dıığaüstü felsefesini
insan ilişkilerine uygulayan hir dernek) ve Mast1nluğun öğ­
retileri Kabalizm"in teorileriyle iç içe geçmiş durumdadır.'"
Ve hepsinin tek hir hedefi vardır: özün ya <la evrenselin sa­
fa dönüştürülmesi. Ya da özetle; düşünceyi gerçeğe dönüş­

Kabalizm, onaçağ düşüncesini, hem Hıristiyanlığı hem


de Yahudiliği önemli ölı,:üde etkiledi. Kutsal yazıtlar içinde,
gizli bir doktrin olduğunu ve bu yazıtlann ancak bu şekilde
anlaşılabileceğini öğretti. Sonuç olarak, llırisıiyan çağının ilk
yüzyıllanndaki basit Kabalizm, karmaşık bir teolojik si.�teme
dönüştü ve iiyle değişti ki inancını idrak edebilmek in1kan­
sız hale geldi.''' Muhtemelen simya ve Kabalizm bura<la ay­
nlclılar. Simyanın ilkelerini eski Mısırlılara dayandırırsak ha­
ta etmiş olmayız. Kildaniler, Fenikeliler \"e Bahilliler de, Oo­
ğu'daki pek çok insan gibi, simya ilkeleriyle ilgilendi. Eski
Yunan ve Roma'da uygulandı, Onaçağ döneminde bir bilim,
hir din ve bir felsefe haline geldi. Genelde o zamanki inanç­
larına isyan eden insanlar ı1larak algılanan simyagerler, ken­
di felsefi öğretilerini, alun yapma işi altında .,aklamak zonın­
da kaldılar. Bu şekillle kendi sanaılannı ve inançlannı sür­
dürebildiler ve ezi}'et ya da ölüm yerine yalnızca alay konu­
su olmakla kaldılar.
Ç<>ğu modem silzlük, toy, hiçbir temele da}·anma}·an,
kimyanın kuramsal bir öncü�ii olduğu gerekçesiyle simyayı
gözardı eder ve hedefini metalleri altına dönüştürmek olarak

7
a�·ıkl:.ır. Ancak, her ne ka<l;ır kimya simyadan doğmlıŞ olsa
da, iki tliişünce lıilinıinin aslınd:ı lıiçbir ıırtak y:ını yoktur.
Kinıy;ı. lıilinısel olarak k;ınıtlanabilir ve objektif sonlıçlarla
ilgilenirken, simyanın gizenıli i\ğreıisi, saklı, sülJjekıif, soyut
olana ve gerçekliğin daha üst seviyesine malı.sustur. Bu ger­
çeklik tünı doğruların ve spiritüelliğin temelini
tadır. BLı gerçekliği idr.ık etmek ve farkına varnıak, tiim sim­
yagerlcrin hedefıydi. hala d;ı öyle. Onlar bu hedefe Mag­
num Opus ya da Büyük iş - !\1utlak Farkın,lalık dediler. Bu
tüm Güzelliklerin Güzeli, tüm Sevgilerin Sevgisi, Yücelikle­
rin Yüce�i olarak görüldü. Ona tanık olm:ık. bilincin radikal
bir biçinıde değişmesini ve sır.ıdan günlük algı sc.-viyesini
(bakır), gizemli üstün algı seviyesine (alun) clönüştürmeyi
gerektirdi. hüylccc her ııbjc keııdi kusursuz orijinal formun­
cl;ı -1\lutlak, Kutsalların Kutsalı halinde- algılandı.
Bu ıı süreci, Magnum Opus, birdir ve aynı an­
da hem maddesel hem spiritüeldir. Bu gerçek gencide göz­
den kaçınlır. Bazı yorumClılar. simyanın tam IJir spiritüel di­
siplin olduğunu iddia ederken, diğerleri yalnızca altının do­
ğal nıı yoksa üretim mi, üretimse kimin tarafından üretildi­
ğini arJştırmakla meşguldür. Her iki tutum <la yanlıştır. Çün­
kü kimyasal düşüncenin ıemt:linde, gi>rünen ve görünme­
yen, yukansı ve aşağısı, madde ve ruh, gezegenler ve me­
taller ara5ın<la kati gerçekler olduğunu anlamak zorundayLZ.
Eliph:ıs !.evi, Transcendental Magic adlı kitabında şöyle
diyor:

Büyük iş, her şey bir yana. insanın kendi yaraıu�ıdır. yani
tüm iktidannın ve ııeleceğinin tam bir fcthiuir; <>zellikle ira­
d.,sinin kusur.1u7. özgür lıırakıl.ııdır. Evren.o;el Sihirli Aracısı
üzerindeki tüm güctlnü ıeının eder. Eski fuozollar ıarafindan
l'Tl'd Aluıı 11'o!f

ilk Madclc adı alunda saklanan bu Ar:ıcı. değişebilen ıruıd­


denin rormlannı belirle r ,.., biz l>ıınun yan•ınıalarına, meta­
lik d<inüşüm ve �.\•rense( Tıp ta r.ı.,ılanz.'"

•insanın kendi y:tr.ıtılı.şı" süreci, u insanın ilkel ya da ori­


jinal imajı ile haşlar. Bu imajı yaraınıak l1iraz çaba gerektirir.
Bana kalırsa, bunu yapmak için bazı senıbolik araçlar kul­
lanmanuz gerekir. İbrani alfabesi, gereken araçları bulmuş
hile. Cris Mc1nnastre, lsr.ıet Regardie'nin ·ıne Golden Dawn
adlı eserinin beşinci baskısına yazdığı önsözde şöyle diyor:

işe . . . lbr.ıni alfabesini ezberleyerek başla)·ın.


Bana ka lı rs.1
Bu sL�ıemdc. ihranice alfabesi lıiçl>ir dini ya ı.la mezhepsel
anlanı içermiyor. Harfler. ·genel" ve "kutsal" semboller -i\:
dünyaya giden güçlü yollar olarak- kahııl ediliyor ve hiçbir
dogma veya e7.ol"rik dini kurumla ilgili değil.'''

Eski tasavvııfçular, hu İbrani harflerini, cvrerısel birer kod


olar.ık gördüler ve bu yüzden kendilerini, onıın anlamını
çözmeye adadılar. Amaçlan, en ilkel i nsanoğlunun imajını
yaratmaktı ve bıınu yapmak için sembollerin kendi içlerine
hayaıa gelmesine ve spiritüel ve maddesel 'Varoluşa yeni lin­
glirüler kazandırarak bağlantı izin vermeleri ge­
rekti. Başarabilselerdi, farkındalıklı insınlar olacaklardı.
Bu farkındalık, kadın ve erkeğin l'ann siluetinde yaratıl­
dığına dair Tevraı'a ait bir sözden geliyor. Bu yi.izden, tann­
sııl yaşam insanın içinde var olmalı: hu tanrısal var oluş in­
san bedeninin her parçasında onaya çıkmalı ve farkına va·
rılmalı. Bunun üzerine tamamen farklı lıir ı:ısavvuf, Tann si­
luetinde, Adem'e ( ıır.ı,p D'TN.) dönüşür. gö­
re, Adem'den tüm insan yaşanu doğııyor.

9
l lzıı11 ı ;ırihi boyunca, Kabaliznı in�an gelişiminin iki dün­
)'••sını y;ı da aş;ımasını birbirine bağlanıa}·a <;:ılıştı. İlk dı.inya
ilkt·I nıit<>loji, ikinl·i ise spritüel ifş;ıdır."' ı�·imi<:deki nıitoloji
tl(i11yasının farkına varmadan spiriıüel olarak aydınlanmaya
ç;ılışmak ciddi bir hatadır. Bu işe kalkışan insanlar genelde
kendilerini bir "şeytanla savaşan" ya da "kötüden korktukla­
rı bir dünyanın" içinde bulurlar. Cari Jung, l>u nıitı>loji yok­
sunluğuna "gölge" denıişıir. Isac l.uria'nın Safed'dtc> bulu­
nan (giinümüzde İsrail) on altıncı yüzyıl Kabala okulu hunu
açıkç-.1 vurgular. ls:ıac Luria'ya göre yaratılış. lann Kendini
Kendinden lıayal edilmc.�i imkansız bir göndergesel döngi.ı­
dcn geri çektiği anda başl;ımıştır.''' Bu geri çekilme ile kut­
sal bir ışık sızar ve var <>lan ilk boşluğa yayılır. Bizim içinde
bulunduğumu1. üç boyutlu ge<:egen, hu ilkel gezegenin ge­
lişmiş halidir. Ve Adem -ilk insan- bu ışıktan var olmlışrur.
Gö:derindcn, ağzınllan. burnundan ve kulaklanndan, klışa­
tılmamış ilkel bir ışık yayılır. Olağanüstü IJir gizem içinde,
bu ilkel ışığı içeren özel damarlar oluşur. Bu ılamarlar, ilkel,
kaynağa bcn<:er bir maddedir. Ancak ilkel, nıaddesel damar­
lar kırılır ve kaos ö<:gür kalır. Bunun sonucunda insan,
Adem'in zihinsel bir izdüşümü gibi, yer-zamana düşer.

Ruh ve Yeni bir Vizyon Yarıtmak


Böylece günümüzde bu gizemler hal;ı sürüp gitmektedir.
Modern dünyada ne kadar zeki olursak olalım, görünenle
görünmeyeni birbirinden ayıran önüniin ark;ısına asla geçe­
meyiz, tabii kendimizi eskiler tarafından öne sürülen yola
teşvik etmediğimiz sürece, Gizemlere. Sorular, onlan ilk or­
taya atanlann zihinlerini ne kadar meşgul eniyse, günüm(iz­
de hala o kadar mcr:ık uyandınrlar. Biz nL-yiz; Zeka nedir>

10
f·nxt Ala•ı Wulf

K.ayn:ığımız ne? Yaşamın amacı ne? Biz hala kendi kişiı;el


dönüşümümüz için araçlar :ı rı yoruz Kişisel gelişiın kiıapları
.

r::ın:ınmızı dolduruyor. Maddesel ilıtiyaçl:ınmız karşılansa bi­


le. çoğumuz keııclinıizi, ma ddesel bir dünyaya sıkışıp kal­
nıış, yüreğimizdeki boşluklarla kaybolmuş ve çaresiz hisse­
diyoruz.
Eskiler bu sorulara yanıı hulabildi mi? Bulamadıklarını
stiylemek bize düşer mi? Modem. "objekıir' bilime dayalı zi­
hinlerimizle. eski simyagerlerin bilgeliğini, keşiflerini anla­
yabilecek kapasiıeye salıip miyiz' fizikçi Wolfgang Pauli bir
keresinde, bilim insanlarının on yedinci yüzyılda, her şeyin
objektif bilimle anlaşılmasına \-:ılışuklan sırada fazla il eri git­
tiklerini sö}·ledi. l ler türlü zeminden öznel görüşü ayırdığı­
nız and;ı, çok şe}' kaybolur. ·ı·ıpkı modem sözlüklerin sim­
yayı yalnızı:a kimyanın öncü bir gölg e si olarak
ri gibi, modern bilim de sübjektif \·alışmayı, objekıifin bir
yansıması olarak gösıermeye çal�tı. Pek çok bilim insanı da
dahil hazılanmız yeni objektif maıeryalizme kaıılmıyoruz.
Dizler, ııpkı llizden önceki simyagerler gibi, materyalızmdcn
çok daha zengin bir şeyin evrenden sorumlu olduğuna yü­
rekten inanıyoruz.
öyleyse, modern dünyada önünün öbür yanına geçebi­
lir miyi7.? l:lu kitapla, geçebileceğimizi gösteriyorum. Dona­
nımlı bilgi ve modern fizikten, tizellikle de kuanıum fiziğin­
den gelen modern vizyon ile eskilerin bilmiş olabilecekleri
şeyi biz tekrar keşfedehiliriz. ·rck ihtiyacımız olan birkaç te­
nıel kavram, eski düşünce şeklini, yeni bir düşünce şekliyle
görmek. Görmenin bu yeni yoluna ben yeni simya diyorum.
öyleyse biz de kendimize yeni simyagerler diyebiliriz.
Beni yeni bir simyager olarak düşünebilirsiniz. Aslında,

11
ben kendımi atalarımla büyük lJir uyum içerisinde görüyo­
rum. Hafı7.amı yokladığım zaman, bu ilginıe dair pek çok
eski bilgi aklıma gcliyor.·Oldum olası sihir ve dönüşünıle il­
gilendiğiıııi fark ediyorum.
Oturduğum ap:ınmanın önündeki yolda oyun oynadığım
bir günü haurlıyıırum. !>dha henüz sekizime basmışım. Mer­
divenlerin tepesinde durdunı ve birinci kanan, on dokuz­
merdivenden atlayıp aşağıya uçup uçamaya�;ığımı dü­
şündünı. Sonrd hiç duraksamadan, ayaklanmın yalnız�;ı 11a­
samaklann ucuna dcıkunacağı şekilde aşağıya kaydığımı lıa­
tırlıyorum. Bir anda alı kata inmıştinı, ne ıırabzanlard do­
kunmuşıunı ne de basamaklara basmıştım.
Büyüyüp o gün ne yapcığımı hatırladığımda, buntın
mümkün olmadığını fark enim. Bacaklarım, yüzüstü yere
çakılmadan bir uçtan diğerine gidecek kadar uzun değildi.
Bu yalnızca bir hayal miydi, yoksa ben gerçekten bir uçtan
bir uca uçmuş muydum?
Gençlik yıllanm boyunca sihir ve hayale olan ilgimi ko­
rudum. Bu ilgi heni, dünya konusuncla arkadaşlarımdan bi­
raz daha farklı düşünmeye itti. Beni kuantum fiziğine ve so­
nuç olarak da bu kitabı yazmaya götürdü.
Kesinlikle yalnız değilim. Sizden bugün, tıpkı binlerce yıl
önce olduğu gibi, pek çok bireyin -bazen toplu olarak ba­
zen yalnız- evrenin bilmecesine gizemli, sihirli bir çiizüm
bulmak için uğraştığını bilmenizi istiyorum. Onlar, somut
olan na�ıl net bir biçimde onaya konabiliyorsa, soyutu da
öyle mutlak bir biçimde onaya koyacak saklı, soyut ve üs­
tün bir gerçeklik peşindeler.

12
Bu KJtap ve Öykün•iz
Düşünceyi Gerçeğe Dön(iştürmek'ıe aklın. hcdene hüc­
resel, moleküler ve nöral-molekülcr boylılıa nasıl girdiğini
\'c neredeyse onlın beden olduğuna inanmanıza sebep ola­
<·ak bir nı1.ak hazırladığını göreceğiz. Aklın kendini bedenin
iiıesinde his.seıtiği bu gerçeklik, aklın ve bedenin nasıl bir
simya laboraıuarında çalışır gibi işlediğine dair yeni iingörü­
ler kazanmanızı sağlayacak. Hiçbir zaman göremeyeceğiniz
IJir laboraıuar gibi simya laboraıuan hayal ve bilinçalu dü­
şüncelerimizde oluşur. Bu laboratuarda gerçek/hayal denen,
akıl ve bedenimizi ayrı özlüklere bölen, sihirli, ancak sürek­
li bir adım ileri gidebilen bir sınır iiğrencrcğiz.
Sonr.ı, gerçek/hayal aleminin sınırlarındaki deneyleri yü­
rütmeyi i>ğreneceğiz. Bu deneylerin sonuçları, yeni bilgi ve
yeni dön�üm ihtimallerini doğuracak. Bu bilginin hayalle­
rimize dahil oluşunu ve daha da önemlisi uyanan düşünce­
lerimizi deneyin1leyeceğiz. Bu da bizi yaşama ve zamana
dair yeni bir bakış açısına ulaştıracak. Zaman makineleri bil­
gi toplamak için geleceğe ve bu verilerin doğruluğlınu ispat­
lamak için geçmişe uzanırken, bizler beynimizin nasıl işle­
diğini anlayac:-.ığız. Bu gelecekten-geçnıişe-geçmişten-gele­
ceğe bilgi dönüşümünde anlan1ın nasıl oluştuğunu ve hu
anlamın, hem kişisel heııı de global olarak, dünyada fiziksel
deneyimlediğimiz ve inandığımız şeyleri nasıl değiştirdiğini
göreceğiz. Son olarak, yolculumuzu yeıli bir akıl, ruh ve be­
den vizyonu ile tamamlayacak ve bilinçli kullanıldığı ıakdir­
de içimizdeki amaç, yaratılış ve dönüşüm güçlerinin günlük
yaşama nasıl anlam kanığına dair yeni bir bakış 3\'L�ına sa­
hip olacağız.
Kısacası. bu kitapla birlikte amacını, akıl ve l>edeninizin

13
alıında. içinde drama, coşku, mizah, zeka, hayal ve gerçek­
lik hanndıran görkemli hir öykü yaııığıdır. Bu öykü, en az
evrenin öyküsü, özellikle de yaraıılışı, dönüşümü ve niha­
i amacı kadar değerlidir. Ve çoğu öykü için bir dinleyici ve
bir anlatıcı ger ekirken, sizin öykünüzde dinleyici ve anlaııcı
tek bir kişidir. Burada, kendinize bir öykü anlatmaya haşla­
dığınız anda -sizi de içeren bir öykü- si7. olmadan bir evre­
nin de varolmayacağını anlayacaksınız! Ve adı "siz" olan hu
öykünün, yaşam panaromasını nasıl önünüze serdiğinizi
-hana evren-siz olamayacağını- düşüncenin gerçeğe kuL,al
dönüşümünü anlamak için gerekli nihai hedefımizi görece-
gız.
- .

Böli Koıusunda
Daha önce açıkladığım gibi, senıholik anlamları sebebiy­
le her bölümü bir lbrani harfi-sembolüyle açtım. İnanıyorum
ki her harfın kuı.sal anlamı. yalnızca yeni simyanın kendi.,i­
ne değil, aynı zamanda bölümde anlatılan konuya dair an­
layışımızı da zenginleştirecek. Özetle:

M Aleph: olanaksız yaşam-ölüm ilkesi, her şeyin meydana gel­


diği boşluk''•
l Bayt: ilk ya da ilkel ıaşıyıcı, bir şeyi diğerinden ayıran ilk
ey lem
l Ghimel, ilk ya da ilkel hareket, ıohum benzeri bir ani ey­
lem ya da tek haml<·lik sıçrayış
-r Oalleı: bir yola ya <la lı:ırekeıe giden anın: ya da direniş, ilk
direniş ya da ataletin niteliği"'
n Hay: ilk yaşam rurmu
ı Vav ya da wa w; S<>n.,uz doğurganlık ya da sonsuza dek
klonlama becerisi

14
Fred Aları Walf
t Z.ayn: ilk imkan, imkanların ohışabileceği kavram
n Hhayt: btı imkanlan hir araya ıoplama ya <Ja hir lıavuz oluş­
ıtırnı:ı
o Tayı: OO)'lc hir birlikıelikıen gelen ilk gerçek yapı

Toplamda yirmi yedi İbrani harfi-sembolü var. (İlk


iki ıanesi standart İbrani alfabesini oluşturur. Sonraki beş
harf. diğerlerirıin ıekrandır, anc;ık sözcüklerin sonundaki
kullanımını belirlemeleri açısından değiı;ik yazılırlar.) Bu
harfler, her sırada dokuz harf olmak üzere üç sıra halinde
düzenlerırniştir. İlk sırada ilk dokuz harf yer alır. Diğer iki sı­
ra, ilk dokuz harfin yanstmalarıdır ve benzer anlamlard sa­
hiptir. SırJlardaki fark, sembolün evrimine göce değişir. Bu
yüzden özgür ruh aleph ( l'l ) kısıırılm� ruh ya da var oluş
yod'a ( > ) dönüşür ve bir sonraki seviyede kozmik aleph
qofa ( p ) dönü� ve ruhun kısıınlnıış özüyle olan uzlaşma­
sı gerçekleşir.
Btiylece. Adeııı'in (Adam Kadmon) İbranice'de 1lD"'P oııc
sembolik bir anlamı olduğunu görüyoruz. Bu ismi İbr.ırıi­
cc'de sağdan sola doğru okunlluğunda harfler sırayla şöyle
oluyor: aleph-daUet-mem (Adam), qof-dalleı-mem-vav-nun
(Kaclmon) Özeıle, aleph direnç demektir (dallcı ve mem)
ve sonuçta l>u bilinç direncini, ko1.mik imkanlara dönüştü­
rür. Bunun çtizülümü, kozmik kaderi, direnç süresince sıç­
rayan lnıantum ile onaya çıkan olanaksız yaşam-ölüm iUle­
si ve kozmik olarak aydınlanan insanoğlu'nun sonsuz do­
ğurganlıktaki bilincin var oluş dirı.,,cidir. Bu yüzden, Adem
(Adam K.adıııon) farkındalığı, aklın maddeye dönüştürüldü­
ğü kutsal süreçten doğar.

ı�
Böhlmler JC• Bir Not Daha
Düşünceyi Gerçeğe IXilümlerin her hi­
ri aklın maddeye dönüştürülme sürecinin geneliyle ilgili be­
lirli IJir düşünceyi anlaııyor. Bu yü zden her l>ir bölümü, tek
başına hir makale olara k düşünebilirsiniz. f:ski tasavvufçula­
nn bildiği gibi, bu bilgiler aklını oldukça zorlar, özel­
likle de bugün, "c>hjckıif' bilime bu kadar saplandığımız bir
dönemde. Du yüzden, dilerim en zor bulduğunuz bölümle­
ri tekrar ıekrar okumak için zaman ayınrsınız. Bu okuma sü­
recini tekrarladığınız takdirde, aklın maddeye dönüşümüyle
ilgili ruh ve bilime dair daha geniş hir anlayışa sahip olaca­
ğınızı düşünüyorLım. Daha da i\ncmli�i. l>izirn eski, kabul
gt\rmüş inançlarınuzdan bir kez aynldığınız anda, kendinizi
ve yaşanuruzın öyküsünü yepyeni hir pcnccrL'C.lcn göıııeye
haşlay-.ıL'lğıruzdan eminim.

16
BöLÜM 1

Boşluk:
İlkesi

Cennetin krtıllığına giderı yolıın


scrıirı içinde olduğunu fark et.
luke 1721

sımyanın asıl fikri, burad:ı sunulan tüm fikirleri


hirbirine bağlayan ip, bütünlük kavramında yatar: her
�eyin aynlmaz hüıünlüğü. Yani bu şu anlama geliyor; cen­
netin dünyadan, aklın bedenden, iradenin kadercilikten, ya­
şamın ölümden ve içerde ve dışanda onay;ı kcıyduğumuz,
lıir .,ınır çizgisinin, bir ulusun, bir adanın, bir zarın, bir böl­
genin, her şey dahil diğer ıüm ikili kavramların, tüm z.ıdık­
lann birbirlerinden ayn oldukları düşiinccsi başlıca gerçek
değiltlir.
Ancak, biz bu sım farkında olmadan içimize gömmeyi
sürdürüyoruz. Sı:ırükoyu korumak için bilmeden �-alışıyoruz.
Diğer bir de}·işle, her şeyin gördiiğünıüz gibi olduğunu var­
sayarak bu illüzyonun altında yaş•ımayı seçiyoruz. Btı, }"al­
nızca sizin ve beninı için ıemel bir gerçek değil, aynı z,ı­

nıanda evrenin varoluşuna dair derınlerde yaıan bir sırdır:


Birinin ıemel özünden saklanması. 1·anrı'nın kusursuz bir
numarasıdır ve biz bu numaraya kanmak islediğimiz sürece
iş yarar. Eğer bir dakika. bir saniye, hana bir salise buna
irıarun:ıktan vazgeçer ve bilincimizin neyi durdurdtığtınu
göııııesine izin verirsek, bizi kandıran hilenin onaya çıkıığı­
nı göreceğiz.
Yaşamımızın bazı anlannda, bir şekilde, bir yerde, bir an
için, bu olağanüstiı sır perdesi aralanır. Tanrı, perdeyi kaldı­
m ve yaptığı nunıarayı hafifçe gösterir, biz illüzyona bir an
için tanık oluruz. Ama bağımıayız, Vay be' Hiçbir şaşkınlık
gürültüsü doldurmaz tiyatroyu. Hiçlikten bir şey ayın edil­
meye başlar, ama ))iz kenllimizi gtirmelliğımize inandırma­
ya çalışını. Böylece de o da kaybolur. Alkışlar duytılmaz.
Arkanuza yaslanır. şovu seyreder, derin bir nt.-fes alır ve far­
kında olmallan, "Bunu hiçbir ıaman çözeıneyeceğiz, yalnız­
ca öylece kabul edebiliriz," deriz.
Aslında, tüm farkındalıklar. bu tip olaylarla onaya çıkar.
Çoğumuz bilinçsizce davranmaya devanı eder ve varoluşu­
muzun son salisesine kadar o illüzyona sanlınz. Okyanus ile
kara, hava, toprak \'C su arasındaki sınırlan izleriz. Kumun.
suyun ve havanın kiipürüp birbirine karışmasını izler ve ay­
nmlan hatırlarız R<iylece, görünmez bir zann bizi "dış" dün­
yadan; "orada" olandan ayırdığı düşüncesi aklımızda, hayal
düny-.1nuzda, gü,•enli ve yalnız y-.ışarız. Hiçbir kinıse ya da
şey, izinsiz iç dünyamııa gireme-.ı:. Bedenlerimizdeki her du­
yu sürekli bize bunun doğru ollluj(untı, hepimizin yalnız

!O
f'n:d Alan Wolf

ı ıl<ltığtınu söyler durur. Duyularımızın "dış" ve "or.ıdaki"


<lııı1ya ıle ayrı olduğumu?. sunumun;ı karşı gelen her bilgiyi,
lı•·r <lüşünceyi, her algıyı, her hayali ya <la bir başkasının öy­
kıısiinü gözardı e<leriz. Bite farklı bir öykü anlatan her in­
''ııı:ı şüpheyle bakar, ınuhtenıelen deli ya da çatlak olduk­
l:ırını <lüşünüp onlardan uzaklaşırız.
llugün hu illüzyon ve gerçek ikilemine ıakılıp kalan pek
,·,ık in.'i:ln, ayrılığın bir illüzyon olduğuna inanm:ık i.�ıerdi.
l�te, o zaman şanslıyız!

Slmyagerler Ne Biliyor?
Ayrımlar gerçek değildir. Onlar, her yanı istila eden, an­
l:ışılnıası güç, ıaıif edilemeyen pot:ın.�iyel gerçekliğin geçici
fısılıılandır. Dünya, birbirinden ayn şeylerden oluşmaz. Akıl,
ınaddeden ayn değildir. Ve siz de, diğer hiçbir varlıktan,
l1ayvandan, sebzeden. ölüden, diriden ya da görünüşıe ha­
rckeısiz duran hiçbir n1added<."l 3)'n değilsiniz. Cennetin
krallığı ve cehennemin adası içinizde saklı. Bilmek istediği­
niz her şey si7.in içinizde. Sizde, en karın. lık gölgelerinızden
fırlamayı bekleyen IJir yılan gibi, varolan, geçmİljte varolmuş
ve gelecekte de varolacak yaratıcı bir an yaııyor.
Ancak okyanusun kıyıya vurnıası gibi, bu medcezir de
giderek azalıyor. Su denize dönüyor. Kıyı yalnız kalıyor. So­
nuç olarak tünı aynmlar kayboluyor. Hiçbir sınır sonsuza
kadar Hiçbir şey biuncz. Her şey, birliğin büyük ok­
yanusuna geri döner. Yaşam, ölüm ve ıüm kalıplar birbirle­
riyle etkileşim içinde hareket eder. Runu, olanaksız ya­
şam/ölüm ilkesi olarak düşünebilirsiniz.
Yer ve zaman bile -yaşamlanmızı geçirdiğimiz arena­
gerçek değil, çok daha derinlerde ve gizenıli bir şeyin

21
yan� ımasıdır. Bu arena IJile kayholaak. Blı ola na ks ız, lızay­
dan bağımsız genişletilmiş, değil bir saniye, bir sonsuzllık
boyu n ca bile sürn1eyen blı düşünmeyen ll(iş(ince, 7.amanın
en küçük 7.erresi bir yana, en büyük süre hile, bu llcrinlik,
lx>li <>larak resn1edilehilecek her şey ı n ötesindeki bu aydın­
lık/karanlık, bu mantığa aykırı )'aşamlölüm ılkesi, bu derin
özlem bir bulut. bir anı hafif bir tedirı;:inlik ve hunun gibi,
,

büyür. Ama bize, lıiçbir düşünce olmadan, farkına


dan, durup dururken ortaya çıkmış gibi gelir.
Kabaran o büyük dalga, kendini llir kez daha gözden
kaybeder. Okyanus sahile vurur. Bu, evrenin ol lışması için
bu ilüzyonun olması gerektiğine dair o eyleme duyu lan an­
lık ihtiyaçla g ele n bir illüzyondlır.
Gerçekten öyle nıi? Peki, ya gerçeği bulnıa fikrinin ken­
lli.si tamamen hayal ürünüyse?

Boşluğu Fark Edeı Eski Slmyagerler


Ayrılmazlık farkına vanlması zordur. çoğu zaman duyula­
rımıza göninnıez ve tan ımlan ması giiçtür Ancak tarih bo­
yıınca pek ı;ok yalnız simyager. hu <ılanaksız, bütün, kendi­
liğinden var olan yaşanı/iilüm ilkesinin varl ığını sezdi.
Ayrılmazlığın yeni ilkeleri üzerine yaptıklan yeni ar-Jştır­
malannda yaşamın saklı anlamlannı ve evrenin gizemlerine
dair yanıtlan araş ıı r-d n günümüzün derin düşünen ınodern
lıilim insanlanna l x:nzer bir şekilde, simyagerler her aynının
inıa eıtiği gör(incn boşluklar ar-dsında köprü kumıak için
yollar araştırdılar. Her iyiliğin ardında kötül(iğü aradılar. Her
yeni fikrin ardında eski bir ilke bulmaya ç a lışıılar Düşünce­
.

lerine ikn a <ıldukları anda , keşfedilen \•cya hissedilen her


türlü ayrımın illu7.ycın olduğuna karar verdiler. 13öylccc.

22
J-i1'tl Alu'ı Wolf

ı ıııl;ırı aynlmazlığın diinyasın:ı ulaştıracak l>ir yol aramaya


kıı}'Uldular. Onlar, varoluş hilmcccsini avuçlannlla tutmak
ısıcdiler. Madalyonun her ikı yüı:ünü llt: ;ıynı :ında
ıst<."lliler. ·ı·um çalışmalarının, t(inı denı:ysel çahalarının tek
l>ir hedefi vardı: o araclaki ince 7.an yok cunek. Bunu yap­
ıııak, yalnızca kendi simyasal alanlarında çalışmayı değil,
;aynı zamanda kendi kahul edebilirlik bölgelerinde: kendile­
riyle yi.izleşmek için özleri üı:erinlle Ç"dlışmayı gerektirdi.

Zan Çözmek
l:löyleı.:e, eski simya, yalnızca doğanın fiziksel yasaları
konıısunda u:ananlığı değil, iiz-uzmanlığı da içerirdi. Biiyle
bir uzmanlık, sabır, gözlenı ve her şeyden i>te insanın ken­
di.siru huna adamasını gerektirdi. On dördüncü y(iı:yıld:ı, bir
simyager, Rtıpescisia'lı John, simya için şöyle y;ızllı: "Simya,
güneşi kendi gtikyüzümüze yerleştirme uı:m.;ınlığının sırrı­
dır, böyle parlar ve ışık saçar. yani ışığın hedenleriıııiı: üze­
rindeki ilkesidir.""' Bu sırrı anlamak için, kimyagerler ayrılı­
ğın öniindeki engelleri aşına .o;anatında uzmanlaşnıak zorun­
daydılar. Du engeller özellikle, "oradaki" ve "huı-:ıdaki" arJ­
sında kalan aynını vurgulayan her türlü fikir ve ka\•ramdı.
l:lu yüz<.len. çözmeleri gereken en önemli zar, akıl ile mad­
deyi ayıran oldu. Gerçek ile hayali dünyalar arasınllaki ay­
rımın geçersizliğini kendilerine ispatlamak için çalıştılar. Ru­
nun için de bir alemden <.liğerine hilinçli ve iradeli lıir şekil­
de nasıl geçileceğini bulnıak zcırundaydılar. Du hiç de kolay
bir iş <.lcğildi, sehebi ise ataleı }·asasıydı.

'�
- .
f"rw/ 11/aıı \l'ulf

Hissetmek, sonsu7.a dek, kendınllen emin bir oluşa nıaruz


kalmak, z.-ıman içinde ·t>Urada" deneyiminin farkına var­
mak, hissin sürdüğü zamanın bilincinde değil, zamanla, bir
tür fiziksel, zihin.-;el y:ı da lluygus;ı) dunımun llilincinc var­
makur. Bir duygunun süresi, arkasından gelecek şey için
son derece önemlidir.
Düşünceleriniz konusunda nasıl hisselleceğirıizc dair ye­
ni bir }'Ol oluştuktan sonra._ "dışandaki" dünyaya yeni göz­
lerle, yaratıcı, bilgilendirici ve yepyeni, tıpkı bir çocı.ık gibi
bakmaya başlarsınız. Onaya çıkan bu yeni, aydınlanmış his­
siyat ile daha derin sezgilere sahip olursunlıZ. Bu sezgifer,
fikir, öngöni, geleceğe dair tahmin ya da geçmişe dair yeni­
den ,Jcğcrlen<lirme olarak çıkar karşınıza. V izyon olarak be­
lirir. Ve her yeni düşünce, hir döngü oluşturur. pöngü evre­
ler içerisinde hareket e<ler, tıpkı güneş ve ayınki gibi, dü­
şünmeden hissetmeye. hiscen sezgiye doğru yeni bir döngü
daha oluşur. Bu döngünün sürekliliği vücutta fiziksel olarak
tekrarlayan titreşimsel bir sinir enerjisi oluşturur. Bunu yarı­
lla bır;ıkııra,·ak hiçbir engel olmadığı için, l>ir insanın llOŞ bi­
ra bardağını ,Jo),Jurmak için şişeye U7.anması gibi, tekrar
tekrar kullanılabilecek llir bellek oluşturur.
Bu döngüsel süreçte ıünı anılar oluşur, tüm izlenimler
··gerÇek" olarak dengelenir, dünya ve bu dünyada kendiniz
hakkındaki ıüm fikirleriniz belirlenir. Döngü kınldığı zaman,
-

bağımlı alışkanlığı bozulduğunda, yeni l>ir döngü haşlar. Ta-


mamlanan bir döngü, cınu gerçekliğin llir parçası yapan her
şeye; aıaleıe ve dirence sahiptir ve eğer onunla birlikte
enerji dolu döngüler tarafından güçlen<lirilirsc, gelişir ve ya­
şar. l liçbir engel olm:ı<lan biiyür ve )'aşarsa, esas olur ve bir
�>1anın hir onaçağ fılozofuntı, Tann'nın sırlarını açıklama.�ı
için ele kadar emin bir şekilde kullanıcıyı ele gc-
çınr.
• •

Böyle hir sır, sürekli eski simya gerlere sunuldu ve onları


avucunun içine aldı. Ya rüyalarına girdi ya da onlar labora­
tuarlarında maddeyle uğraşırken düşüncelerine. Dünyada
(aşağıda) olan her şeyin cenneııe (yukanda) olan her şeyle
hir ilgisi olduğuna dair hir işareı aldılar ve bu da, insan ru­
hunun iç dünyasında olan şeyin yıldızlann, insanların, yer-
-
- - -

!erin ve şeylerin dış dünyasına dönüşümüydü. Onlar, bilgi-


nin nasıl nıaddeye dönüşebildiğini gördüler. Ve ıam tersini
de. Yaşam-ölüm ilkesini bıılmuşlardı. Boşluğa ulaşmış ve
aıaleı zarını çözmüşlerdi.

Eski Mlsti<ılzm ve Bilim


Bu eski simyagerlerin yanlış yönlendirildikleriııi düşüne­
biliriz. Belki de öyleydi, modern hilimi bilmemelerine rdğ­
men. Ama ıemel yaşam/öl(im ilkesini ele alırı.ak onlar, hi­
limsel olarak kıınu�rnak gerekirse, hedefi ıam on ikiden vur­
dular. içsel soyuı hayali bir dünyanın, dış maddesel dünya­
da eııirgen bir etki.si olnıalıydı ve ıam ıersi. Yukanda nasıl­
sa, aşağıda da öyle. İçinde nasılsa dışında da öyle. Hayalin
ve gerçeğin egenıen durumları derinden ilinıilidir.
Uzun 1.arnan araşıırılan, anıa genelde şüpheyle bakılıp
derinlere gömülen doğanın hu gerçeği bizim hilgi çağı de­
diğimiz bilime-dayalı çağda ıekr.tr su yüzüne ı,:ıkıyor Aklın
hayali, sübjckıif ya da gör<f'I gprçekliği m;ıddenin fiziksel,
harici ya da objektif gerçeğiyle l>irbirine bağlanıyor. Bu bağ­
lanıı, yakında göreceğimiz gıhi, l.anıan ve me k an ı.;ınınııyor.
Du hağlanıı, uzaysal-geçici bir alenıde var oldıığu için,
r;oğı.ı zeki insan maddesel <11.li dünya ile 11ilginin iç clünyası

21>
arasındaki Lıu bilmecenin yanıurun IJilim dün yası nda değil,
spritüelliğin metafiziksel dünya sında olduğu na inanıyor. An­
cak, göreceksiniz, tıpkı yer ve zamanın Einstein-Minkowksi
izafiyet teorisinde evlenmesi gibi, lıtı iki ıJünya yer ve zaına­
nın öıesindc tek bi r dünya görüşü altınıJa lıir araya gelir.
Onlar, tıpk ı akıl ve madde, gerçek ve hayal kadar derinden
birbirlerine bağlıd ır Akıl beyin değ il dir; bey in akıl değil dir
. .

Bir anlamda, sınır ülkeleri ya da küresel bölge ler veya ya­


rım küreler olarak görülebilirler. Ayrı bakış aç ılann da n ba­
kıldığında, her l1iri diğeri ıarafından sarılmış gil>i görünebi ­
lir, ancak dışardan bakıldığında onlar bir bütündür.
Rugün bile hayal dünyasının gerçek düny-Jda enirgen bir
et kiye sahip olduğuna inanm ak ta zorluk çekiyoruz . Diğer
yandan, maddesel dünyanın zi hni etkilt.-diğine irıanmak o

kadar zor değil. Her şey bir yana, zihni etkileyen ilaçl ar ın
ruh hali nde değişikliklere yol açtığını, acıyı yı1k <."iliğini ve
hatta lıastalıkları azal tt ığını bili}'oruz. Tıp, şizofreni bir 11aı;­
ıanın beynini <löniiştürel1ilir, böylece ı1rtaya normal işleyen
bir zihin çıkar.

Günümüzde. deliyi dahideıı ayıran çizgi pek beli rgin de­


ğil. B irinin "ıleli- oldtığtınu düşünmek, eski simyager leri n
yaşadığı durumdan farksız. Simya gerler in doktınduğ u her
şeyin üzerine bır akıl hastalığı ruhu yansımışrır. Aslında, on­
la n n yaptıklanna ıanık ı1lan pek ço k insan için, simyager ol­
nıak de li olmak <leıııekti.''' Bunun sebebi, onların mucizevi
gibi görünen l1a�arıları için. zihinlerinde pek çok kişinin ce­
saret edemeyeceği yerlere ula şm a la r ı gerekiyıır<lu. Ve orada,
efsaneye göre, gcr<;ek ile haya l güı·ii :ırasında ay ışığıyla

27
aydınlanmış sınırda onlan bekleyen bir hiltc'karla, bir sahte­
karla yü7J eşmck zorundaydılar.
Ancak, nasıl ııldu da eski simyagerlcr bu sihri mümkün
kıldı? Nasıl sının geçıiler ve her zaman cırdda var olan hile­
kan alı ettiler? Meıaforik olarak rehberleri şüphe;i;ı: ay ışığıy­
dı. Ve hilekan görmeyi beklediler. Nasılsa o hilckann ken­
dilerinin bir silueti olduğunu anladıkları anda geçmelerine
izin verilecekti.
Onlann ay ışığı dünya görüşü, dünyaya bakış açıl an şöy­
leydi:

Yukandaki cenneı
Aşağviaki cenneı
Yukarıdaki yıldızlar
Aşağıdaki yıldızlar
Yukarvlaki her şey
Aşağvia da mevcut

Bunu kucakla
Ve seıJin.

Simyagerler yukarı ve aşağı dünyayı, bi7im bugün sülr


jektif ve objektif olarak nitelendirdiğimiz içsel (kişisel) ve
dışsal (harici) dünyalara örnek olarak giirdüler Bizim yeni
.

simyamızda, bu dünyalar çoklu öykülerle, ınuhtemelen ku­


anıumun eyleııı yollan fikriyle ilintili. (Bu konuyu 7 ve 8.
bölümlerdtc' daha detaylı açıklayacağım.) Anlaşılan o ki eğer
yc:ıl boyunca aaığımız her adımda bu hilekarla yi7Jeşmtc'ye
cesaret edebilirsek, o zaman tüm bu öyküleri değiştirebili-
rız.

ııı
1-·n'C/ Alur' IX'o/j

Si7. kendi öykün(l7.de ilerledikçe, zilıin-objeler -gencide


rüyalannıza karanlık karakıerler olarak giren sübjektif alem
i<;intlcki gilrsel gerçekliğin içeriği- canlanır ve size yen i gö­
rüntüler, düşünceler, duygular ve sezgiler olarak ulaşır. Güç­
iti bir dalgaya manız kalmış )!ibi bunların alıında yok olabi­
lirsini7..
Öykü, "dışarıdaki" dünyayı "buradaki" dünya ile bağlar.
Y;ışam dalgası, kişiyi, öykünün z ihin <ılıjclcrinden alır ve
nıaddesel kopyalan harekeı enirdiği fiziksel aleme ıaşır.
Sonra maddesel kopyalar ıepki verir ve aynı öyküyü, içsel
görsel gerçek ile dışsal fıziksel alem arasında bir bağlanıı
kurarak geri gönder ir. Bu hayali dalga giriş/fiziksel eko dal­
ı.:a yanııı, zaman için de bir döngü oluşılırur ve fiziksel akli­
''ite zihin-obje belirdikten önce veya sonra meydana gel ir.
l'i7.iksel akıiviıe sonra )!erçekleştiğin.de, siz bunu memnun i­
yeı olar.ık deneyimlersiniz. Önce gerçekleşıiğinde ise, bunu
ı·a dcja vu olarak görürsünüz ya da olacaklara dair içsel his­
'iyatıruz güçlüdür.
İlk Adem'i haıırlayın. Onun gö7Jerinden, ağzından,
lıurnundan ve kulaklanndan kuşaıılmamış ilkel ışık yayıldı.
<>lağanüsıü bir gizenı içinde bu ilkel ışığı içeren özel da­
,

ıııarlar oluşuyordu. Bu d amarlar, ilkel, kaynağa ben zer bir


nıaddeydi. Onlar sınırların ilk hareketiyd i.
Adem olmak için, ışığın gizeminin rarkına
Z:ıman iiyküsünü klıllanmalı, hayale de ulaşmalı ve sihre ve
klıısal aydınlanmaya giden ilk adunı aunalısıruz. Bu adım,
lıiçlıir şeyden ziyade, bir şeyin başlangıcıydı ve bugün yine
'ıyle. Bu, yaraıılışın ilkel eylemiydi ve yine liyle. Au, gelmiş
ı.:•·çmiş yaraıılan en güçlü araçıı ve yine öyle: s<>zcük.

29

BöLÜM 2

Hiçbir Şeyden Bir Şey

Bence evreıı. kııdla, kozınik bir kodla


yuzılmış bir mesajdır ve bilim insaııının i:jl
bu kodu çözümlemektir.
Heinz Pagels, fızikçi

eçkin, ama şaşkın l)ir izleyici kitlesine sunulan 1960'1a­


S nn popüler dizisi, kahraman, The Prisoner'ın açılış
sahnelerinde lngiltere'de hükümeııeki gizli görcvinclen ani­
den istifa eden isimsiz bir adam, londra "daki dairesinden
kaçırılır ve muhalif ve gizemli bir adam tarafından sorguya
çekilir.
"Neredeyim?" diye sorar tutuklu olan.
"Buradasın," der diğeri.
··Burdsı' neresi?" diye sorar adam.
"Boş ver," der sorguya çeken, "Ben iki nunıarayım, sen
altı nuınarasın ...
.
"Ben numar.ı falan değilim, . diye çıkışır adam. "Ne isti­
yorslınuz>"
"Bilgi istiyc>ruz," diye }'anıtlar muhalif.

3.1
/Jıı:;ı�ııc:f!'.11 /XJnıLşttlnnelt

Nerede olduğu l:ıelli olmayan bir villada yapılan sorgula­


ma ve ıuıukluluk sonrası, adam sayısız nıncer.ıya dahil olur,
l>U maceraların her bıri, tlıtsak alındığı bu gizenıli organizas­
yonun kurallanna uyup uymayacağını tesı eder. Bu gizli ku­
lübün hedefi, onun bilmediğini iddia ettiği değerli bilgileri
ele gizli kurumun sergilemeyi seçtiği her türlü kö­
tülüğü ortaya çıkaracak dev mekanizmada çalıştırıııakur.
Kahr.ımanımız direnir, ancak tabii ki aklı yettiğince.
Bir anlamda biz de bu hikayedeki nıtsak gibiyiz. ·Bilgi
çağında" yaşıyoruz. Veriler \'e gerçekler -meıaforik ve ger­
çek anlamıyla- hepimizde etkiler bırakarak kuantuın seviye­
sinde yayılıyor. İnternete-bağlı dünyamızda, hiç kimse "ora­
daki" bilgi miktan hakkında şüphe duymazken, çok az in­
san bizi nasıl "gizlice· etkilediği konusunu düşünebilir: bil­
gi bizim zihinsel gerçekliğimizi, yaşamlarımızı. bedenlerimi·
zi ve içinde yaşadığımız dünyayı şekillendirir.
Bilgi. bizim yeıki.�izliğimize bakmadan gerçekliğimizi de­
ğiŞilrlr.- Düşüncelerimizi ve sözlerimizi yönlendirir ve şekil­
lendirir. Kullandığımız kelime haznesini yaratır. Dili ve coğ­
rafi engelleri yeni kavranılar yaratmak için zorlar. Bizi kor­
kutur. �lcyccanlandırır. Bazen gazetelerden, ofisten. televiz­
y<ın<lan ve diğer tüm nıeclya araçlarından kaçmak isteriz. Di­
ğer zamanlarda ise "neler olup bittiğini" görmek için kendi­
mizi medyaya yönlendiririz. Bilgi, eski fikirlere yeni anlam­
lar ka1.andırır, başkalarıyla ve kendimizle olan ilişkimizi et­
kiler. hem de zekayı şekillendiren ve dönüştüren hu kayııa­
ğa karşı hiçbir mahremiyetimiz olmamasına r.ığmcn.
Bilgi, hem bir köprü --0nam- hem de l>ir nıesaj<lır. diyor
�1arshall Mcluhan, The Me<lium is the �las.sagc (Ortam Ma­
sajdır> adlı kitabında . " ' ( Evet, kelime "masaj," "mesaj" değil;

34
Mclulıan'ın kelimeler üzerindeki oyunu.) Çok farklı gibi gö­
rünen iki dünyayı birhirine bağlar; "dışanda" olduğunu dü­
şündüğümüz sözde gerçek dünyayı ve her gün neredeyse
gcr\-ckıe11 ya�adığımız bile olsa, çok a z kişinin üzerinde dıı­
rup düşüneceği hayali bir dünya. Bizler bu rada rüyalan­
, " "

m ızın umutlanmızın, fantezilerimizin evrenini yaşıyoruz.


.

Belki de daha şaşııtıcı olan, bilginin ( haya l ürünü olana ait


l>il gini n ) yalnızca n1addesel dünyaya dönüşn1esi değil, mad­
desel dünyanın ta kendisi olmasıdır. Eski söz, "yediğin ka­
dar varsın", günümüzde bild iğin kadar varsın"a dönüştü ve
"

sizin aklınız, "gerçek" olara k kabul ettiğiniz bilgiye dayalı


olduğu için, "inandığınız kadar varsınız.·

Bllglnln Söz
Başlarda, şu anda doğuşumuzla ilgili llildiğimiz şe)•lere
göre, hiçbir şey, hiçbir şey yokru."' Ama sonra mucizevi bir
şey oldu Aniden ortaya madde, karşıt madde, enerji, yer.
.

zaman ve en önemlisi bilgi çık tı . Beklenmedik bir şeydi.


Hiçbir şeyden yapılma bir evren yapacak daha iyi bir şeyi
,

yokken, bir şey yaranı. Yaptığımız en iyi bilimsel ölçün1lere


göre. eğer madde ve karşıt maddenin içerdikleri ve ycrçe ki ­

minin gücü de dahil evrendeki tüm enerji)'i tcıplasayclık. eli­


mizde kocaman bir sıfır olurdu. Toplamı sıfır oluycır. Am;ı
eğer evrendek i tüm bilgiyi toplasaydık, sıfır ın yakınına lıile
gelemez. Hana sonsuzdur. Ve işte in�anlar burada devreye
.
gınyor.
.

Tanrı 'nın Sihirli Tiyatro'su perdelerini ilk a�tığında. mu­


azzam bir boşluk belirdi. Sonra, Bilim denen b ir ef.•a neye
göre, lıo�luk patladı ve bu patlamaya Big Bang ( Büyl'ı k Pat­
lama) denildi. İncil denen bir başka efsa neye göre, önc·e 11ir
Söz vardı, sonra Tann'yla ()ir Si>z vardı ve Söz ·ı·ann·ydı.'" Bu
birbirinden farklı iki bakış açısı -hu efsanelere Big Bang ve
Söz denildi- hiçbir şekilde uzlaşmayan iki görüş: biri ınadde
ve enerjinin fiziksel evreııiyle ilgilenirken, diğeri akıl ve bil­
ginin zihinsel evreniyle ilgileniyor. Ancak l>u görüş aslında
aynı şeyi söylüyor olabilir nıi? Bir şekilde evreni tanımlayış
şeklimiz -ondan anlam çıkarmak için onu nasıl yücelniği­
miz, onun ne olduğunu ve ne yaptığını belirleyişimiz- üze­
rinde kı>nuşup yazdığımız evreni oluşıuruyor olabilir mi? Bir
şey öğrenme eylemi, deneyimlerimizi anlamlı sembollerle
dönüştürmen1iz. hem gözlemlenen fiziksel şeyi hem de iıa­
aı eniği görülen yasaları yarauyor ola bilir mi?
Bu ve diğer pek çok sorunun yanııını ancak bilgi, anlam
ve verinin "buradaki" dünyası ile madde, eııerji ve varolu­
şun "dışarıdaki" dünyası ar:ısındaki ilişkiyi uyumlu hale ge­
Cirdiğimiz zaman alacağız. llzlaşun, benim yeni simya der­
ken kasıeniğim şeydir.

ve Taşlar: Bilgi
Bu yakınlaşma nerede haşlar? Sözcüklerle ve nesneleri
islınlendirmeyle başlıyor. Çııcukken, birbirimize ıakıığımız
isimleri haıırlıyorum. Bazıları oldukça can yakıcıydı. Her ne
kadar, ·sopalar ve ıaşlar kemiklerimi kırar, ıakma isimler C'A ·
rumı yakmaz," şarkısını bilsek de, genelde birbirimizin canı­
nı yakan. hazen oldukça üıen ve belki de iyileşıııeyecek ya­
ralar bırakan isimler bulurduk. "Dick, aptalın ıeki"; "Fred pis
bir Yahudi"; "Annen şişman ,ıomuzun ıeki.'" Eminlın. siz de
kendi 1o1eçmişinizc uzan,lığınızda, öfkeli saygısızlığa dair
benzer anlar bulacaksınız. SıizJer, kıncı olabilir.
Alınıışlarda, azınlık hakl;ırı önemli bir ıartışrna konusu

.16
fh:d Alurı IX'ol/"

lı;ıline gelirken, pek çok insan ırkçılık kontılarında konuş­


ııı;ının bile bir saldırı niıeliğinde ol(luğunu d�ündü. Müs­
lt·hcen diliyle tanınan konıedyen Lenny Brtıce, seyirci killl'­
'' lıüyük ölçüde belirli llir azınlıkıan oluştuğu zaman, kas­
l<'n ırkçı lakaplar klıllarımayı sürdürdü. Aşağılayıa bir keli­
ıııeyi, ıa ki anlamsız bir lafa dtlnüşene kadar tekrar cdi>·or­
ılu. Sonra da öfkeli kalabalığa di>nüp açıklamasını yapıyor­
ılıı: Bir sözcük yalnızca hir sestir; her şey seyircinin ya da
1 ıireyin o sese nasıl tepki verdiğine bağlıdır. Bunu, biz söz­
,·ii klerin bizi esir almasına izin verdiğimizde, sözcüklere ne­
ı:;ıtif ya da korkunç duygusa l anlamlar yüklediğimizde,
ıızüldüğün1üzde anlattı. Böylece, s<>zcüklerin imaj yaratma­
''"' önleyerek, onlar anlamlarını kaybetti ve giderek anlanı­
,,z seslere dönüştüler.

Söylemesi kolay gibi görünebilir, anıa lıepimizin bil(liği


ı:ilıi, sözcükler bizim üzerimizde bazı izler bırakır. Evelyn
l'ııx Keller, Refıguring Life adlı kiıabında, "Sözcüklerin bir
:.ey, harekete geçirdiği eylemlerin başka bir şey olduğu fık­
ı ı , dilhiliıııci J. L. Austin liarvartl Üniversitesi'ndeki Sözcük­
lt·rle Bir Şeyler Y•ıpıııak başlıklı derslerinde 'konuşma-ey­
lem' teorisini ortaya koyduğunda büyük i.ilçüde baltal:ındı. •

ıliyor.'" Austin, sözcüklerin her zaman ıanımlayıcı olmatlığı,


.ınıa genelde bir eylemi provoke eniğini gösterdi. Bunlara,

t·vlililt yeminlerini, savaş beyanatlarını y;ı da Jimmy Cag­


ııcy'in kla5ik •Al bakalım seni ahmak," sözünü örnek gös­
,

ıerel..ıiliriz. Keller, dilin tamamının eylemi provoke ettiğini ve


lıuna bilimsel dilin de dahil oltluğunu siiyleyecek kadar ile­
ri gidiyor.'''
Ama nasıl? Bir sözcük beni nasıl incitebilir?
Bu, eski simyagerlcr için bir sır tleğildi. Objektif bir şekiltle
"dışarıda" yaşadığımız fiziksel dünyayı, fızik:.el dünyayla iliş­
kili diğer gerçekliklerin oluşturduğu büyük bir sisten1in yal­
nızca IJir parçası olarak gtirdülcr. l'izik.sel-olmayan (tünyalar
konusunda bilim insanlarının onları görmezden geleceğini
düşünebiliriz. Ama bu, ydlruzca sopa ve taşlann kemikleri
kırabi leceğine inanmak kadar ciddi bir hata olurdu.

Parçadan Bir Şey


Kuanıum fıziği ve modem lıilgisayarlar, sözcüklerin -zih­
nimi1.de yar.truklanmı7.ın-, hep "orada" olduğunu dlışündü­
ğümüz dünyayı nasıl değiştirip şekillendirdiğine dair yeni
bir bakış ortaya koyuyor. Aslında, eğer "dışarıdaki .' dün}'a­
da ilk ve öncelikle "içerde" yer alan --<!erin dönüştürücü eı­
ki.�i ol;ın- bir eylem yoksa dışarıda "dışarısı" yokıur. Gerçek­
lik algısı olmadan gerçeklik olma7., fizikçi john A . Wl1eeler'a
göre kuanıum fiziğinin ilk kuralıdır. Bu bakış açısından dü­
şünürsek, bir nesne, si7.in alıı (görme, dokurırna, ıatma, duy­
ma, koklama ve "önem verme," aklı bir duyu olarak kullan­
mak Budist düşüncesidir) duyunuzun size ne olduğunu söy­
lüyorsa, odur.
Bir nesnenin tanımı objektif ve sübjektif gerçeklik arasın­
daki sının belirlt."f. L>eneyimlerimin en az yarısı, zil1nimin ta­
nırnlaruın1ayan iç dünyasınadır. Her birimiz bu dilnyaya san­
ki başkası yokmuş gibi ortağız. Yeni simya, bu basit varsa­
yımı sorguluyor. Yeni bir simyasal perspektiften IY.ı ktığın ı z­
da zihnin bilinmeyen bölüntü -ki hu şu anda beninl için ge­
çerli, si7.in için değil si7.in içine girdiğini?. akılla aynıdır. Her
-

birimi7. tek bir aklı deneyimleriz.


Hur.ıda simyasal dllnüşüme dair bir sır yatar. Bu dev, ha­
yali dünya y:ılruz(-a sizin değil, her duygulu yaşam forınunun,
hatıa dili olmay;ın yaşam formlarının bile içinde bulıınduğu
aynı hölgcdir. Siz, zihnin bu içsel krallığı hakkında sorular
sorarken, diğer yolculann görünn1ez olduklarıru farz edersi­
niz.
E.�ki simyagerler tarafından araştırılan bu içsel dünya,
şimdi yeni ve belki de evrensel bir dil kullanılardk anlaşıla­
bilir. Bu, "bitin," "parçanın," bilginin ufak bir nebzesinin, yu­
kanyı veya aşağıyı işaret eden \'e basit bir ·açık" ya d:ı "ka­
palı" ibaresini gösteren minik bir düğmenin, birin veya sıfı­
nn basit tek basamağının, her şeyin ya d:ı hiçbir şeyin dilı­
dir. Şimdi size, parçalar, yani bitler hakkında bir parça bilgi
vereyim.
Bit (ikili) ncısyonu, yeni bilgisayar <lili içerisinde, modern
bilgisayarlar i�·erisindeki bilgilerin ifadesidir. Bit, daıa 'nın en
küçük boyııtıaki bir ifadesidir. Kendisini ya O ya d:ı 1 raka­
mı ile ifade eder. 0-0-1 1 1 -0, vs gibi dizeler, numara kodlar.
- -

yönergeler. resimler, hareketli objeler, Ü\' boyutlu görsel ger­


çekler ve bazı bilim ad:ımlannın ifadelerine göre de, dedik­
leri doğru ise gerçeğin ta kendisini ifade ederler.
Herhangi lıirisi, bir bilgisayarı, bir delik yapan ve tamir
eden a(e{ olarak görebilir. Bu makinenin içerisine bilgiler
uzun bir şeridin üzerine açıln1ış delikler ile verilmektedir.
Her şerit üzerinde eşit olarak bölünmüş olan karelerden
olıışıır. Bu kareler şeridin ıızunluğıı boyunca \•ardırlar. Her
karenin içincle bir bilgi içeren bir bit bulurunaktadır. Bu hiı
kağıt üzerine vurulmuş olan clelikler ile ifade edilir. İlk ger­
çek daıa makinenin içine şenelin geçtiği oku}'UCU tarafından
verilir. Bu data ışık sensorlan tarafından okunur, bu sensor­
lar şeritteki deliklere göre bilgiyi alır.
İkinci gerc;ek, prograın bir başka okuyucu ıar.ıfın<lan

3\1
okunur ve hilgisayann yapma5ı ve gereken
işlemleri belirler. Ru talim.:ıclar her kare içerisinde verilmiş
olan bitl e r tarafından bilgisayara verilmektedir. 1'-lescla, şerit
üzerinde bulunan 4 bit 1 - 1 - 1 - 1 'i tıelirliyorsa, bilgisayar sade­
ce kendisine verilen talimat gereği ncı: ·şerit'i oku! Birinci bit
içerisinde 1 varsa, 3 numaralı *rit'e bir delik aç ve şerit'i 3.
okuyucuda 3. hit'e ilerlet" denıekte olabilir.
Bir haşka şekilde de iki numaralı şeritte bir başka dizin
olsa, mesela 1 -0-0- 1 , bilgisayar başka talimaclan yerine geti­
recektir. Mesela ; 1 nolu şcrit'i oku. 2 nolu şeri t' i 3 kare iler­
let. O okursan, 2 nolu şerit'i 4 kare ilerici.
(içüncü şerit, SONUÇ (veya bilgisay-dr dilinde) OlTllIT,
3. şeritten çıkacaktır. Crenelde onun karelerinde herhangi bir
delinme veya deliksiz olm.:ısı gerekir veya düzeltilmiş bir şe­
kilde çıkması gerekir. 1 nolu şeritteki bilgiler (data) 2 nolu
şeritten verilen talimadara göre okunmaktadır. İşlenıin so­
nunda, çıkış şeridi yeni bilgiler içeren bir şekilde elimize ge­
lir. Bu şeriıte de yenı bilgiler ve !Jilgiıray-.ı.r tarafından bitiril­
miş olan işlemlerin sonuçları vardır. Bu da işlenmemiş data
içeren 1 ve 2 numaralı şerit'in bilgilerinin kullanılması ile or­
taya çıkar.
Bu "basit" bilgisayarın en hayret verici yanı, tünı muhte­
mel bilgisayarlan tanımlamasıdır.''' Onlann bantlardaki de­
likleri ya da olmamaları, O'lan veya 1 'leri, on'lan veya ofrla­
n , n<>ktalan ya da çizgileri temsil eder. Şaşınıcı bir şekilde,
hu tekli bit dizelerinden olu şa n en temel bilgi yumağı, uçak­
lann nasıl uçacaklarını, arabaların nasıl hareket edeceklerini
ve yeni biyoloji doğru söylüyorsa- insanlann nasıl ya­
şayacaklannı si.lylüyor.
Bit, hayal edebileceğimiz en küçük ve basit şey, ilk aynını

40
Frrd Afatı Wolf
)'·•ı>•ır. Bir şeyin, diğerin(len nasıl farklı olduğuntı gösterir.
�1ı Klc r n ıeknolojisinde bu, evrensel bilginin dev
'''ıı:mınde ıemel birim olarak kabul edilir. Şu ana kadar an­
l;ııı ığımız gibi, nesnel olan her şey dizeler içinde hazırlanmış
l ıılı.:i parçacıklanna, biılerine dönüşıürülebilir. Onlan zaman
i�iıı de dü7.enleyin ve ıelefona, radyoya, SlrJvinsky'nin Riıes
,,,. S pring'ine, Beatles'ın "I am ıhe Walrus"una ve oluşmuş ve
' ıltışacak her ıürlü düşünce ve duyguya sahip oluruz. Onla­
rı uzayda düzenleyin ve Rembranch'ın The Nighı Waıch'u,
l'icasso'nun Guemica'sı, aya olan Mars'ın yü7.eyinin
resimleri, hepsine sahip oluru7.. Onlan yer ve zaman içinde
ılüzenleyin, ıclevizyona, Casablanca'daki lngrid Bergman'a
ve belki, görsel gerçeklik teknolojisinin gelişi ile içine gire­
l>ileceğiıniz üç boyutlu dünyalara sahip oluruz.
Burada bitleıin, bilgisayarlardaki aynmlar için temel oldu­
f(unu gördük. Nörofizyoloji, sinir sisteminin ve beynin bitle­
re karşı duyarlı olduğunu düşünebilir. Bitler, deneyimleri en
yüksekıen en düşüğe, en basinen en kaıııaşığa dönüştürür.
Yer ve zamanda düzenlenen bitler, "dışandaki" ne.�nel dün­
yada bilgiye dönüşürler. Düşünce ve duygu olarak deneyim­
lendiklerinde, bizim "buradaki'' hayali dünyamızın bilgileri
olurlar. Tekli bitler dizi, "buradaki" ve "dlşandaki" dünya ara­
sında aynma yol açar. Zaten bilgi olmasaydı, "oradakiyle"
"buradakinin" aynldığını nereden bilecektik?

�·izikçi john A. Wheeler, hu yeni simya için bilginin esa­


sını parçadan bir şey olarak tanımlıyor.171 "Parçadan bir şey",
"bir şeyin" ıek bir evet veya hayır yanıtından, bir "parça" bil­
giden nasıl oluştuğunu anlaııyor. Kulağa kolay gelse de

41
tanımın altında bir şey daha yatuğını düşünüyorum. Eğer
her şey parçalardan, bitlerden oluşuyors.1, bu minik bitlere
duyarlı bir bilgi.�ayar nasıl oldu <la ilk i>nce üretildi? Örne­
ğin, ikinci banttaki (progranı) dön bitlik dizinin. birinci
banttaki (giriş) tek bir bitin okunma�• ve üçüncü bant (çıkış)
ve ikinci bandın (program) tek bir eylem olarak alınması ge­
rektiği talimatını ona ne verdi'
Modem bilgisıyar tabiriyle blına botbağı (önyükleme)
deniyor. Botbağı terimi ise, "birini kendi ayakkabı bağcıkla­
rından yukan çekmek" sözünden geliyor. Bilgisayarı her aç­
tığıruzcla o, içine yüklü, "önceden yüklenmiş" bir dizi tali­
matı uygular. Elektriğin makinenize ulaşmasını sağlayan
düğmeye bastığınızda bu ıalinıaılar '·canlanır.· Örneğin bil­
gisayar giriş bandını okuması gerektiğiııi llilir."' Önyükleme
programı temel olarak, bilgisayann kendi fonksiyonlarını
öğrenmesini ve uygulamasını sağlar. 1'emelde, bilgisayar
programlarla ne yapacağını, bilgiyi nasıl "içeri" alacağını ve
sonuçlan nasıl vereceğini bilir.
·ı·ann oldujiunuzu ve zamanın. yerin, maddenin ve yaşa­
mın olmadığı bir clağın tepesinde durduğunuzu hayal edin.
Diyelim, akıllı bir yaşam evreni yaraunak istiyorsu nuz. flir
şeyin önemli cıl<luğu, hayattaki bir şeyin değerli ol<luğlı, bir
şeyin bir diğerinden daha önemli olduğu bir yaşam istiyor­
sunuz. Diğer bir deyişle, yaraıuğınız yaşamın bir amacı <>i­
malı.
Böylece, öğrenme, zaman içinde gelişme, büyüme ve ak­
lını kullanma becerisine sahip bir yaşam formu hayal edi­
yorsunuz. Ancak bu mucizeyi nasıl yar:ıtacaksınız? Nasıl bir
yaşam meydana getirip ona büyüme ve öğrenme becerisi
kazandıracaksınız?
Frw/ Alan Wolf
Şey, ben hiçbir şeyden bir yaşam yaraııııanın fc>rınülünü
llilnıiyorum, ama izin verin, Tann olsaydım nasıl yapardım,
l>ir ıahmin yürüteyinı. Öncelikle doğru önyükleme talimat­
larını hazırlamam gerekirdi. Bu talirnadann Ö)•le anlaşılabilir
olmalan gerekirdi ki, bir kez �ladıkıan sonra, basit yaşam
formlarının temelde nasıl bir program okuyacağını, prog­
ramlara nasıl veri yükleyeceğini ve bu progr.ımların sonuç­
lanııı kcnllilcrine ve çevrecleki diğer ya�am formlanna nasıl
vereceğini öğrenmesi kolay olmalıydı. Ayrıca program, ha­
yal edebileceğiniz en basil yaşam formlannın onları takip
cclehileceği kaclar basit olmalıydı. Bugün böyle programlara
içgüdü denebiliyor, ancak tüm yaşam formlarının aynı içgü­
llüye sahip olduğunu \'3rs:ıymak güçtür.
Öyle mi?

43
BöLÜM 3

Bedendeki

Aklınız, bedeııinizin her hücresiııdedir.


Ca ıukıce Pert, 116ml1�ıulog

insanlar ıılarJk bizim en ilkel içgüdümiiz, düııya­


ayırmak, bir şe}•lerin arJsına mesafe koyınakıır.
·ı·<ıprağın, havanın, aıeşin ve suyun nesnelerdeki ıcmel ve
;ıyrı unsurlar olduğunu ilk olarak Empcdocles (ll.1.S. ·'150),
··ski Yunan sinıy:ıgerleri tarafından belinildi. Onlar diinya­
,J,ıki her şevin l)u ıcınel maddelerin fa rklı birleşinılerindcn
• •

• ıluşıuğunu söylediler. Simyagcrler san:ıılarını icra eııiklerin-


,ıc. bu elementleri evrendeki doğal ıırıamlanna göndererek
• liJnüşıürdüler ya da bilcşiınlerinden :ıyırdılar.
Simyager ıııah:ıreıli elleri alıında t'lcmenılcr, on(,ırı yeni
ı·,·ı lerc ıaşıy;ır.ık ya dı kalitelerini değiştirerek maddenin y.-ni
sonunda onlan ölümde hazır bekleyen, bozulmanın genel
yasasıyla birlikıe serhesı harekele direnerek harckeı edebi­
lecek şekilde yaraııldılar. Blı harekcı orijinal, ıen1el ve
önemliydi.
Canlılar, doğal yasaya karşı gelmek için bir şey kullandı­
lar. Ancak bu gizemli elen1enı neydi? Eski simyagerler blına
yaşamın birleşik özü -beşinci elemenıi- dediler. Yeni simya­
gerler, arzu ile ıeşvik edilen niıeliğiyle ruh diyorlar.

flir yeni simyagerin perspekıifınden arzu, ıüm dönüşüm


için ıemel sağlıyor. Değişmek için L•lemeliyiz. Arzunun ku­
rallan her şeyi konırol ediyor. Ve arzuyla çalışn1ak için, ar­
zunun dön aksiyomunu tiğrenmemiz gerekiyor.

Düşünürsek, zaman oluruz (düşünnıe - zaman).

Hisrsek, boşluk oluruz (hisscııne - boşluk).

Duygulanırsak, enerji oluruz (duygulannıa - enerji).

Sezersek, harekeı oluruz (sezııe - hareke!).

Şinıdi gelin, bu dön aksiyomu deıaylanyla inceleyelim.

1 . Ak.�iyom düşünme eylemini inceler. Bir düşündüğ(i­


müz zaman, gerçekıen konsantre olmadan öylesine düşün­
düğümüzde, zaman kavramımız kaybolur. Arzumuzu dü­
şünceye verdiğimi;r.de, zaman oluruz.

50
Fred Ala•ı W'olf

Zaman olmak zor değildir. Kendinizi bir nehre bı.r:ıknıa­


ya ve onunla beraber sürüklenmeye benzer. Nehirle birlikte
sürüklendiğiınizde, kıyıda oturup bütün şitldeıi yle aktığını
gördüğümüz su aniden scs.�izleşir ve hareketini kaybeder.
Düşünce nehrine girdiğin1izde de aynı şeyi yaşarız . Z:ımanı
kaybederiz, çünkü zamana dönüşürüz.
İ zafı}·eı teorisi, bize zamanın mutlak olmadığını anlatır.
Zaman ardlıklan, bir-saniye birimi. hareketli bir saat ve du­
ran bir saat için eşit değildir. Bir şey daha hızlı hareket edip

�ık hızına yaklaşuğında, bir-saniye birimi genişler. dLıran bir


saatin belirlediği gibi daha uzun zaman aralığına dönüşür.
Işık hızında zaman öyle yavaşlar ki tamamen durur. Ya da
şöyle düşünün, herhangi bir 1.aman aralığı, ne kadar kısa
olursa olsun, duran bir saat tarafından ölçülen sonsuz zama­
na kadar u1.ar. Biz düşünmeye başladığımızda da aynı şey
gerçekleşir.
Bu zamanuı göreceliğidir. Zaman, riıirnlerle algılanır. "Za­
ınanı algılama" becerisi, insan deneyimi için esasıır. Zamanı
algıladığımızda, yeni bir deneyim zincirini CYDZJ. yeni ri­
timleri çoktan eşlenmiş deneyim zinciri (EDZ), esk i riıimler­
le kıyaslarız. Genelde EDZ, örneğin sürekli saatinize haku­
ğınızda, saatin tiktaklanru dinlediğinizde ya da trende gider­
ken raylann saatin sesine benzer çıkardığı sesi dinlediğiniz­
de oluşur. Eğer YDZ zihin gezintisi, düşündüğümüz konuy­
la ilgili bırkaç düşünce içerirse ve o zaman YDZ'yi EDZ ile
kıyas l arsak zamanın çok çabuk geçtiğini hLo;sedersiniz. Aşa­
,

ğıda 6 YOZ ( G) olay) ile aynı zaman alan 1 2 EDZ < © olay)
ı:öreccksiniz.
YDZ 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) (12 6) <•lay)
EDZ e e e o e e (6 e •ılay)

Diğer yandan, eğer aklınızda "kaygılı düşünceler" varsa,


o zaman d�ünme üzerine d(işilnme (DÜD) oluşur. Pek çok
DÜD olayı oluştuğunda ve siz hunu yine YDZ ile kıyasladı­
ğınızda, zaman gibi h isersiniz. Örneğin
aşağıdaki resme bakın. Bu resme göre zaman, OÜD düşü­
nürü için oldukça yavaş geçiyor.

YDZ 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) ( 1 2 6) <•lay )
0(10 (26 181 ••1:4)' )

Genelde "zamanı" belirlemek için DÜD denc."}'imlerini di­


ğer deneyimlerle, özellikle YOZ ile kıyaslanz. Böylece, hiç­
bir saate ya da YOZ'ye başvurulmadan öznel zaman kavra­
mı iki DÜD EDZ için ejil olurdu:

YDZ 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) 6) (12 6) olay)


EDZ 1 0 e @ O @ @ (6 @ olay)
EDZ l (6 ® <>lay)

EDZ 1 ile EOZ 2'yi kıyasladığımızda, her ikisi de altı


DÜD olayından oluştuğu için, aynı ö1.nel zamanı almış gihi
hisederiz. Anıa EDZ l 'i yukandaki YOZ ile kıya.•lııdığınıı;r.da,

52
Fr Aları

F.DZ 1 'i zama n çok �-abuk ge1,miş gibi hissederiz, ne de ol­


sa 12 MSE olayı ya da saaı ııklaması. Dl'ıD'ün altı EDZ l 'i gi­
bi oluşur. Aynı şekilde EDZ 2'yi YOZ ile kıyasladığınızda, al­
lı EDZ 2 olayı, Yl)Z'de g<'ırülen üç saaı tıklamasına kıyasla
zaman çok daha yavaş geçer.
Bu, kendi düşüncelerinizi gö7Jemleyebileceğiniz be;ıim
bütünleyici dediğim yollan yansııır.'" Kuanıum fiziğinden
bildiğimiz gibi, hiçbir nesnenin pozisyonunu ve devinirliği­
ni aynı anda gözlemleyemeyiz. Aynı kural, düşünce süreci
için de geçerlidir. DÜD, bir O (düşünme) deneyiminin diğe­
riyle kıyaslanmasını gerektirirken, muhtemelen. O, beyin ve
sinir sistemindeki bazı partiküllerin (belki elektronların) ha­
rekeılenmesini gerektirir. Bu yü7.den O ve DÜD eşzamanlı
yapılamaz, birbirlerini ıamamlarlar. Bir D deneyimi elektron­
lann pozisyonlanru gözleyerek oluşurken, DÜD deneyimi
elektronların devinirliğini giizlemleyerck oluşur. DÜD dene­
yimleriyle bir ·ı· deneyimini diğer bir T deneyimi ile sonraki
zamanda kıyaslanz. Bir D olayının daha önceki bir D olayı
ile kıyaslanması, akış hisı;inin ya da devinirliğin ortaya çık­
ınası için gereklidir.
Bu yüzden, düşünme eyleıııine aktif bir şekilde katıldığı­
mızda zaman kavranunın ıamamen kaybolması, bize zaman
ve düşünmenin aynı olduğunu söyler, evrende ayru nitelik­
lerle ölçülürler. Bu bir zaman nehrine adım atıp onunla hir­
likıe sürüklenmeye benzer. Sürüklendiğimi?. sırada, nehrin ha­
reketini algılamayız. Yalnızca akıntıdan çıktığımız ya da akın­
ııya karşı çaba sarf eniğimiz ıakdirde düşündüğümüzü
<lüşündüğümüzde- cınu hissederiz. Ru niıcliği haricileştirdi­
,.:iıııizde, ona zaman, içselleşıirdiğimi7.de düşünce deriz.

5.�
Ak•fyom 2: Oxrine
"Duygulanma· sözcüğünde olduğu gihi, "hissetme" dedi­
ğim zaman. Cart Jung'un harueruği "his.�i· kastNiyorum.
llisler, elektronların veya di� elektrik yUklü paniküllerin
bir noktadan diğerine harek<.1ini �ıckıirir. His. hir iğne
ucunun cilde ya da bir şeker molekülünün dile değmesi gi·
bi rahatsız Nici l>ir olay veya (aktörün varlığını 110st1."rir. l lis­
ler, litrcşiln, ısı, soğuk, ıaı, kc>ku görünıü ve sc:si içeıir. Bır
.

hi.�in oluşması için, v\1<:unaki bir noktanın uyarıl ması gere­


kir. örneğin deri, iğne ucu ya da ısı tar.ıruıdan uyarılır, dil
ıaı uyarılır. l lisler bir partikülün lx.'denJeki bir ara­
ca, genelde sinir uçlarına y..nıı Bu yüzden, her­
hangi bir � hi,<cııııek için, uzaysal uzanun ın (arkında ol­
mamı z gerekir. Hislerimiz bize bir bcdeıumiz olduğunu söy­
ler. Bedenimiz uza yı tıis.sede n bir mekaniznıadır.
-

Swami Yogananda, ncırrrıal 7.ihlnsel değişikliklerle Sank­


hya ve yogadaki ronk.siycınlar arasındaki b:ı ğlanııları anlaıır­
ken, bu uzayı-hisseden mek aniz m:ın ı n nasıl işlediğini anla­
c
rnanııza yard ı m ı oluyor: "Tepki verdiğimiz dokunma, gtlr­
me, ıaırna ve kokma ile ilgili (arkl ı uyarıl·ılar. clekıron ve
proıonlann çeşitli ıiıreşimleriyle oluşur."'" jane Robens'ın
'lhe Unknown Rl.';tliıy''' adlı kitabındaki varlık Seıh, egoyu ,
uzayın u :ı:m anlaşmış hali olduğunu �yler. Ego, gerekli bir
uzmanlık gibi kabilesel çevrelerde onaya ı,:ıkıı; verilerin his·
lcıdc11. duygusal ve diğe r şekilde aynşıınlmasını sağladı. Ka·
bileler, üyelerin )'3 kabilenin i\·inde f'd da dışınl�I kabul edil­
diAi ştkikle oluşıu. Bu kahilesel bilin\", ilk gnıp egosuydu .
Sonra bilin ç , kabilesel ego ile eskiden c>ld lığu jtil1i başa çı·
kamadı ,-e onaya l1ireysellik çı kıı . Bu süreç. kahile üyeleri·
nin arasındakı işbirliğine hağlıydı. Böyl<.'CC, bireysel ego ka­ ,

hile üyeleri arasında llir ;ınlaşma olar:ık doğdu .


FtcJ Alan Fol/
Ablyom 3ı Ozerine
Pek çok fı 7.ik�; . tiim maddenin kLo;ıınlmı.ş ışıkıan olu�­
ğuna inanıyor Bu inanç. Ein.o;(ein'ın E•mc2 cnerıi/kütle
denklemiyle şekıllencli. Bu rıkrin altında maddenin her rar­
ıikülünün, karşıt macklenin ayna panikülünc s.:ıhıp olduğu
gerçeği yatar. Bir madde partikülü kendi a)·na panikülü ile
ilişki kurduğu zaman , ı.şık ve küdesız enerji iı ret imi sonu­
cunda madde/karşıt madde imhası denen bir sir<.-çten ge­
çer. Bu yüzdcı madde kL"ınlıruş ışıktır.
Önceki kitabım Sıar Wave'de ''' sevgi ve nefre1 gihi temel
insan duygularının basit, ilkd duygu lar olduğunu öne Mır­
müşı:üm. Bu teııel d uygu lar, elekıron ve fotonlann madde­
ışık enerji dön üşümleri nde yer al ı r Örneğin, nefre1. elek­
.

tronların kuanıum krıtistiksc.-1 varlığı olarak ac;ıklanu ve iki


elektron aynı kuanıum du rumu nda v;ır olamaz_ Uiğer y:ın­
clan sevgi foıonların kuantum i.'ilatistiksel v:ırlığı olarak açık­
lanır ve tüm foıonlar şans verildiği takclirdc aynı dlıruma
doAru ilerleme eğilimi gösterir. Bu yüzden, fıziksel cılarak,
"sevgi ışıktır," sı'.17.u bir benzetmeden claha fazlasıdır.
Öyleyse , hepimi zin yalnızlıktan ve fiziksel bedenlerimiz­
le ilişkili diğer tüm insani denlerden muzdarip olmasının se­

bebi olarak, elektronlann nefret/yalnızlık e,!iilimlerini göste­


rebilirdik. Bu elektronlar, l>ir anlamda kıs tı nlm ış ışıktır. Bu
elektronların bir tür kuantum acısı çekti klerini -{ekr.ır ışık
olaiıilme arruslı )·aşadık larını· diişünüyıırum. Bir elektron
kendi karşıt madde ka lılııyla poz itronla k:ırşılaştıAında, iki
,

ııartikiil birbirini imha eder ve gama ışınları olardk bilinen


�·üksek frekanstaki ışığı ürc.-ıir.
l'iim insani duygu larımı zın hu basit fiziksel macldc ve
,

ı·ııcrji dönüşü nı ilne bağlı olduAuna vc.- insan dlıygul;ınnın,

;;
insan vüc:udtındaki pek çok elekıronun grup varlığına baka­
rak açıklanabildiğine inanıyonın1.
�ier madde aıomu içindeki her elekuonun, elekırik, kül­
le, diinüş, manyetik an, ataleı ve ycr gibi iyi tanımlanan kla­
sik varlıklan eıkisi aluna aldığı düşünülebilir. Ancak son ni­
ıelik, şüphedir. Bu şüphe, ıüm nıaddenin ikili dalga-partikü­
lü, fiziksel diinyanın kuanıum doğasından kaynaklanır.
Elekuonlar, varlıklı nesneler yerine, "nitelikli olaylar" olarak
tanımlanabilir. Diğer bir deyişle elekuon, insan düşüncesi­
nin yapısıdır. insan düşüncesi, ani his izlenimlerine karşı kı­
sıılı ve kuanıum fiziği de izlenimlerin ötesinde hir dünyaya
dayandığı için, hiçbirimiz elckuonun ne olduğunu bileme­
yiz. Ben bunu, fiziksel dünyanın varlığı açısından gerekli ve
faydalı hir durum olarak alıyorum: Fiziksel dünya, akıl onu
tamamen bilemeyeceği için vardır.

4: Sezme Üzerine Düşünme


Doğal sezgilere sahipsiniz. jung şöyle açıklıyor:

ller şe;1n bir geçmişi ve gelecegi ııardır. Bir yerden gelir. bir
}'ere' giderler ve siz nen.>den gelip nereye gilNklerlni gôre­
me:zsiniz, ar>UJ A menka/ılann ônse.""İ dedikleri şeyi elde
edersiniz.""

Kısacası, ...ezgi, nereye giııiğinizi ve ne yapacağınızı bil­


me becerinizi etkiler. Eğer hu beceriye doğuştan sahip ol­
mao;aydınız, ıck bir adım aıamaz, araha kullananıaz ya da
cün1le kuramaz<lınız. Sezgi, harekeli algılama becerinizdir ve
hareket değişim ve diinüşiimün anahtarıdır. Harckeı, uzaysal
hir dcğişiınden söz edersek, bi7jm değişin1i değişmemiş bir

�6
1-'ml .1/iJn Wo/f
şeyden farklı olarak görme becerimizde yan.�ır. Biz bunu,
dalga harekeı his.�imiz ve bir dalganın uzunluğu ile ölçeriz.
Sezgi de arzu ile güçlenir. Ancak -ve bu kilinir- sezgi, dü­
şüncede bir değişiklik <>lmadıAı stlrece fark edilmez. Bir de­
ğişim oluşmak zorun<la!'.lır.

"D aşanda" ve "İçeride"


Fiziksel maıeryalisı bir pa naromadan, dünyadaki her şey
l>izirn "içeride" olarak kahul ettiğimiz aklı değiştirir ve şekil­
lendirir. Modem bilimin hu gözlemsel güneş yönü, bir insa­
nın neyi nasıl düşündüğü konusunda gerçeklik b-dğımsızlığı
cılduğunu söyler. Bu gerçeklik, bir in.o;anı Darwinci olasılık­
sal kaderine doğru rehberlik etmek için hiçbir yarclım olma­
llan gelişir. Aslında, bu perspektife göre, aklın kendisi, kar­
l>0n hazlı hücıeı;el yaşam foıııılan içeriıiindeki elektcik akti­
vitesinden kaynaklanan bir yan etkidir. Akıl maddeden doğ­
duğuna göre, maddeyi değiştirecek güce veya beceriye sa­
lıip değildir İnsanların kendi ya.şamlannda yaptıklan tüm
si izde gönüllü değişiklikler sadece yanılgıdır, l)arwin 'in ev­
rim teorisine bakarsak, dönüşümü doğur.ın gerçek güç,
ıııaddenin kendisidir.
Aynı şekilde, madde ve enerji, yaptıklanruzı etkiler. Bir
insanın kaderini gücü, güneşin parlamasını
l'ngelleme gücti kadardır. ller şeyi idare eden tek şey kör,
':ığır ve dilsiz kaderdir. Eğer buna "Tanrı" demek istiyorsa­
ııı:ı:, diyebilirsiniz, ancak bıırada Tann var c>lrnayan bir ev sa­
lı il>idir ve bizler bır şeyleri değiştirehileceğimi:ı:e inanırsak, bir
ıllüzyon içinde yaşıyor oluruz. Tüm yapııklannız. milyonlarca
ı·ıl önce, hiçbir ino;anın var olmadığı fınınalı hir denizden çı­
k:ırken hareketle yerleşen elektriksel akıi,•iıe kalıplannı ıakip
eden hir yaşam formu içindeki geçici heveslerdir. Zeka bir
illüzyondur. Akıl, nesnel süreçler bağlamında anlamaya baş­
ladığımız görünmez süreçleri bağlamak için u}·gun bir eti­
kettir.
Peki, bu kadar insan neden bu hakış açısına inanıyor?
Çünkü bizler hareketteki etki-ıepki kuwetlerini gözlemleye­
biliriz ve bunlan aklımızda hariıalaştırabiliriz. Ancak her ne
katlar modem bilimsel hakış açımızdan sapsa da, hariz ge­
rekliliğine rağmen, simyasal bakış açısının gerçeği <laha bü­
yük kitlelere hitap etmeye başladı. Bugün pek çok fılıızof ve
psikolog, eski simyanın, insanı <laha yeni ve spiritüel bir şe­
ye dönüşümü için bir metafor olduğunu hissediyor. jungçu
psikolog Edward F. Edinger'e göre, Jung'un ruhun içsel de­
rinlikleri hakkındaki öngörüler, hiç şüphesiz, onun, E<lin­
ger'in, ruhun anatoml�i olarak adlandırdığı şeyi yapılantlıran
bir dizi nesnel gerçek olardk varlığını Bu
anatomi, simyasal araçlar olarak işleyen ve insan evrimini
hızlandıran orijinal imajlardan oluşur.
Aynı zanıanda, fılozonar ve psikologlar hu yeni sonuçla­
rd varıyorlar. kuanıum fiziği ve modem bilgisayarlar, sözle­
rimizin, zaten "dışanda" olduğunu kabul ettiğimiz dünyamı­
zı nasıl değiştirip şekillendirdiğine dair yeni hir IYJkış açısı
kazanmamızı sağladı. Bu görüşe göre, eğer "içeride" olup
biıen bir eylem -daha derin ve dönüşümcü bir etki- yoksa
·dışarıda" diye bir şey yok.
İkinci bölümde, size kuanıum fıziğinin ilk kurdlından
bahsetmi.ştin1. Gerçeklik algısı olmadan, gerçeklik oln1az. Ay­
nca bir objenin, alu du}·unıuz !)ize ne derse -görıııe. ckıkun­
ma. tatma, duyma, koklam<ı ve <lüşiinme, Budistlerin kullan­
dığı alııncı duyu)- o oltluğunu tla söylemiştim. Bu kıırala bir
Fred Alarr Wolf

şey daha ekliyorum: Yeni bir gerçeklik algısı olmadan, }'eni


bir gerçeklik olmaz. Burada, birinci bölümde söz eniğimiz
öykülerde l1ulunan içsel imajlan nasıl kuşaıacaAunızı inceli­
yoruz. Eski simyagerler gibi biz de aydınlanmak için, bir şey­
leri yar.ıtılı.ş olar.ık göm1ek için "deli" olmak zorundayız.
Mutlak, kaıi gerçek diye bir şey yokıur. Olamaz, ı,;ünkü her
in.'Wl "gerçekliği" algılamalıdır ve algı her zaman o kişinin al­
gı cylcııi sıra�ında içinde lıulunduğu duruma göre değişir.
Bu, kuanıum fiziğinin gözlemsel, kaıneri yönüdür.
Peki, tek başına tanık olunan bu içsel alanı nasıl hariıa­
ya dökeriz.' Belki bu bir deli saçmalığıdır ve belki hiçbir 1.a­
man sır olan saklı yerlerin bir açıklaması olmayacak. Belki
bir sahtekar. bunu bize anlatmak için sırada bekliyor. Belki
de sihirbazın perde.�inin arkasındaki gör\inmez şeyleri ad­
landırmak için daha (azla çaba sarf etmemiz gerekiyor. Sal1-
tckara birkaç yeni numara öğretmeliyiz.
Prima materia son bulmuş olma ihıinlalini,
aramızda sıradan ve ölümlü yaşamı, ölümsüz ve sonsuz
spriıüelliğin yeni vizyonuna dönüşıürmek için yöntemler ol­
<luğunu ve dönüşümün ruhumuzda. düşünce ve duygı.ılan­
mızda, özellikle de bizim kesin bir şekilde "dışarıda" oldu­
ğuna inandığımız nesnel dünyayla haşa çıkış yöntemimizde
olduğunu söylüyorum. Bizler, yaşamlarunızı yeni bir bilgi
anlayışına ve bu bilgiyi kullaruş şeklimize dönüştürecek
yöntemlere sahibiz.

59
BÖLÜM 4

Atalet: Direniş

Bir adım ileri, iki adıın geri.


Rus Devriminde Vladimir Lenin

üşünüyorum. öyleyse vanm.'" Yoksa "Varım, öyley-


"
D se düşünüyorum," mu? Ya da !>izler varoluş ve dü­
şünce olmadan bir evrenin varolamayacağını, madde ve ak­
lın birbirlerine bağlı olduğunu söyleyebilir miyiz? Aklın
maddeyi etkilediğini zaten biliyoruz. Bu, parmağımızı her
kaldırdığımızda olur. aklımızın maddeye dokunduğunu his­
sederiz. Hepimiz kafanıızın içinde hir :ıkıl olduğundan emi-
ııız.
.

Ancak şaşırtıcı olan, aklın beyinde varolduğuna dair hiç­


hir bilimo;el kanıt olnıanı:ısıdır! Bilimsel olarak onun varlığı­
nı ispat edebilir miyiz? Onu :ıraştırahilir miyiz? Bilimin nes­
ııt:I kanıılarla ilgilendiğini \"e aklın d:ı nesnel hir varlık olma­
<lığını düşünürsek, bu pek mümkün değil."'
Belki aklı n va rlığı nı kanııl:ımak için şu soru�"\J sorduğu­
muz takdirc.lc birkaç adım c.laha yaklaşahiliriz: Mac.lele aklı eı­
kiler mi> Aslında düşürdüğümüz hir yumurıa yere ça rpıığı n ­

da maddenin ma ddeyi eıkilediğini gözleml eri z. Yer, yumur­


tayı hariz hir şekilde eık iler Ve alkol veya ağrı kesici gihi
.

zihni cıkilcyen bir madde a ldığım ızda, cı maddenin hizim


hislerimizi ya da ağnya olan dayanma gücümüzü eıkilecliği­
ni hissederiz. Bu yüzden, maddenin aklı eık il ediğine inan­
ma eğilimi gösıeririz. Böylece aklın ve maddenin birhirleri
üzerinde bir güç oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. An­
cak akıl bilinı.o;el olarak keşfedilemediği için, bu gücü fizik
ya da psikoloji alanla nnda bulmamız zordur. Hayır, yeni bir
alana bakmamız gerekir, fizik ve psikolojiden çarpıcı görüş­
ler :ılan, içgüdüsel ol arak gerçek oldul,'l na inandığımız,
madde ve ak ı l arasındaki gizli sırn onaya çıkarmaya çalışan
yeni simya alanına.
Ben bu simyasal gücü doğada, en ıemel ıanın1lamayla
fark ecliyorum: Ben, kendim, hilincn evren içerısinde birbi ­
rinden ayn gibi görünen iki bölge -gerçek vı: haya li arasın­
-

da sınuc.la duruyorum. B u rd da Den yazdığım zaman, sizin ve


henim, bireysel varlıklar olduğumuza, ayn ayrı var olduğu­
muza \"C kendimizi değişık, özel ve bilinçli bireyler olarak
gördüğümüze dair ayıncı hissi kastediyorum.
Kendimizdeki hireyselliği his.o;cıtiğimizde, bunu başkalan­
nın ela hissettiğinizi varsayıyoruz. Bu yüzden yaşamlanmızı,
her birimizin yalnız olduğunu. bir şekilde bedene kiliılendi­
ğimizi düşünüp de sınırlı var oluşla yaşadıklannı
fark edecek kadar kendim izden Lmin yaşıyoru z Budisller bu
.

yalnızlığa dukkha diyorlar, y;ıni acı çekme. Bir şekilde ken­


dimizi eliınyadan çekiyor, eksiklik ya da kayıp hissediyoruz.

(ı4
Bazılanmız. zaman zaman, başkalannın bu yalnızlığı aş­
uklannı düşünüyonız. Belki birka�·ımız, anlık bile olsa, hunu
kendisinin de b-dşardığını his.•etnıişrir. An�<tk çoğunıuz, sınır­
lan deriyle belirlenmiş vücutlanmız da kendimizi yalnız hi�­
sediyc>ruz. Çoğumuz neredeyse h:ıyaıırnızı biiyle yaşıyonız.
Bu biilünmeyi anlatırken, akıl ve beden, nesnel ve öznel,
içsel ve dışsal gihi S.:izcükler kullanılabilir. Ama bu dünyala­
rı nasıl ıarıınıları;anız ıanırrılayın, hıınlarla ilgilenmek zorun­
dayız, çiinkü sonuçta her hirimiz bu bölünmenin farkında­
yız. Birinin süregelen farkındalığı -gerçek }'a da fiziksel- di­
ğerine kıyasla düşünüldüğünde -hayali veya zihinsel- insa­
nın yaşamında bir çcşiı felakete dönüşebilir. Örneğin, bede­
niniz üzerinde tam bir farkındalığa sahip olup aklınızı dü­
şünmemek sizi narsist yapar. Diğer yandan, bedeninizi gör­
mezden gelip yalnızca aklınıza önem \'erdiğinizde, yine kö­
ıü, ama ıam ters etkiyle karşılaşırsınız. Örneğin bt:deniniz­
deki hasarları görmezden gelebilir, bir kanamaya ya da kı­
rık hir keıııiğe nıüdahale euneyebilirsiniz. Başkalarına karşı,
sanki onlar sadece mekanik aletler ya da zeki robotlarnıış
gibi ilgisiz davranırsınız.
Yine de bu gerçek ve hayali, akıl ve bedensel dünyala­
rın farkında olmak, onlan konuol eunek için yeterli değildir.
İki dünya arasında geçiş yapabilmeliyiz. Aklın madde üze­
rindeki etkisini arılamalı ve aynı 1.amanda madde gücünün
aklı nasıl ıeşvık elliğini Bu hir tür ıa­
i ehi ya da chi'nin ortaya nasıl çıkıığının anlaşılmasıdır.'''
Simyasal yaraııcılığın ilk sırrı budur: Akıl/beden ;ıynmı­
nın ve bilinçalıımızın bedenimizi etkilediği noktanın farkına
,·armayı öğrenmek. Bunu yapmak için. içimizde direncin
y(ik,seldiği her anın farkına vaıııamı7. gerekiyor.

65
ll1.ay Yolu dizi�inde, •·Dorg" adlı roboı ıı msu sanal ıür,
"Direnç hoşıınadır:· diyor. Borg kc>ll·klif bir cins; ya r ı insan.
yan makine. Dorg, ıuıs.,klarına tlirenınenıelerini ve gruh-J
kaıılmalannı s<>ylüyor. Kend i istekleriyle gelmezlerse zorl:ı
kaıılac-.ıklar. Bu örneğe bakarak , iradenin gücüne direnme­
nin iyi bir şey oltluğunu düşünebiliriz. l�aklı da olal>ilirdik.
Direnç cılmadan lıiçbir şey gerçekleşnıez. Hilinıin, aklın var
olmadığını kanıılanıak için gösterdiği ıııaıeıyali.sı çabaya
rağmen, direnç aklı maddeye bağlar. İyi bir iiğreımen , zor
bir öğrenciyle u ğraşırken direnişi avant.ajına kullanır. Öğret­
men öğrenciyi, direncin öğrencinin aklında yeni bir konsept
oluşturmasını sağladığı noktaya çekmeye çalışır. Sonra Le­
nin"in 1 9 1 7 Rus devrimini tanımlamak için kullandığı ıekni­
fıi uygulayarak direnci kırmaya çalışır; bir adım ileri, iki
adım geri.
Evren, ortaya çı ka n direncin farkına vardığında -yeni bir
fik irle karşıl:ıştığımızda sizin ve beninı deneyimlediğimiz ay­
nı direnç- evren varolur ve kendinin farkına varır. Rilgiyi
maddeye dönüştürür, fiziksel objell·r meydan:ı getirir ve fi­
ziksel evreni model alan zihin.sel bir evren yaraurken nıad­
deyi bilgiye dlinüşıürür. Direnç, her dönüşümde ortaya çı­
kar. Bu dönüşüm sürecidir. Kendine doğru kapanan, kııyru­
ğunu sıkıştıran bir yılan gibi direııç de kendine döner, geri­
hil<lirimdir, eıki/tepki sürecidir. Aynı zamanda çifı harckeı
-nefes almak \'e vermek, açılmak ve kapannıak- ola ra k d:ı
gi irülebilir. Nefes aldığımızda içeri giren daha fazla havaya
direnç gi)steririz. Nefes verdiğ imizde dışarı çıkan daha çok
havaya direniriz.
Sün:çteki ilk adını, geleceğe doğru zaman içindeki hare­
kete göre gelişır. Buna gencide neden.-;cllik ya da gerekircilik

66
çi7.mekıedir, yani birinci el ikinci eli çizer, ikinci el de biri
çizmekıedir. Sanaıçı Maurits Escher bunu, yan sayfadak i çi­
ziminde )'lkalamışur.
Bu ik i adınıl ık dans, biraı gizemlı olsa da kolay görün(i­
-

yor. Pek i , nasıl işliyor? Ve belki de daha öncnılisi, neden


böyle bir şey oluşu yor ve neden ()unu tıilmek her birimiz
için oldu k ça önemli ?

Gerçek ve Hayal Alcı Ayıran


Atalet Sahtekar
Yaratılış, dönüşümün ik i a<lunlık dansıdır: bir el <lii:erini
çizerken, diğeri öbür eli çi1.er. Dönüşüm i.se kolay bir süreç
deği ldir. Varoluş için bir ıonırıluluk. !(im ınaıeryal nesnelerin
özü, düşüncenin bile ortaya çıkması iı,.in bir ihtiyaç olan aıa­
leı, ya rJııalığı bloke eden, onu alı etıııeye ça lışa n ıünı ye ni
enerjileri defeden bir !Ydriycr haline !(elir. Hu yü 1.den, y-�rat­
mak isıiyorsak, aıaleıi aşmalı)'ız. Lenin ' in -Söylediği gibi, bir
aılı İn ileri, iki adım geri. Ya ra ıma k iç in, gerçe k dli nyad:ın ha­
yal dünyasına adun atmal ı yız. Düşünce şckl iın izin kaıılığı.
lıayal t-debileceğimizden claha fazla aıa leıe )'<>I aı,.;ır, iki adım
geri gideriz. Gerçek ve hayali dün)'aların a r.ısındaki kapıyı
koruyan sahtekar hafıfçe fısıldar •Ataleıi önemseme" ve
,

onun farkına sağlar. Bu y(izden, a ta leıin üstesin-


- - - -

den gelmek için pek çok düşünce şeklini ıırtaya çıkarmalı-


yız, onlara karşı gelmek yerine, ifade L-<lilıııeleriııe izin ver­
meliyiz. Ancak bu sizi r.ıhatsız eınıesin. Aıaleı olmadan ev­
ren var olamayacağı için, hiçbir nıadcle de \'arol;ımaz, bizler
konuşmayı, yürümeyi ya da bisikleıe lıinıııeyi öğrenenıezdik.
Bir dünyadan diğerinL' geçmek kola)' değildir. Yer ve za­
man içe risinde yol al nıa k için. bir önceki ı.,.ılümde ar.ı:uıııın

68
1-·ı·eıl Altııı \�'olf

dün ak.�iyomu olar.ık anlatılan tltın fonk.�iyonel araca ihı iy:ı ­


cın11z var; düşünceler, h i�le r duygular, sezgiler. (Jung onla­
,

ra fonksiyonlar diyordu.''' Biz yaşam içinde onlan kullana­

rak ilerleriz. Yaşaınların1ızın alanl;ırını bclirlediğinıiztle onla­


rı lıayaı.:ı geçiririz. llüylece onlar da akıldan bedene, heden­
den akıla seyahaı euncınize izin verirler,
Kendimiz içiıı yaratıığunız zihin hariı.:ılan -önceden ta­
sarl anş gerçeklik algılarımız- bu araçlardan hangileriııin,
ne kadar süreyle, ne zaman kullanılacağını si)ylerler. Anc-.ık,
düşünce, his, duygu ve sezilerinıizi ne kadar çok kullanır­
sak, onlan yanlış kullanmamız o kadar olasıdır. Diğer bir de­
yişle, yaşamda ilerlenıek için kullandığımız araçlann kendi­
leri de bilinçli, canlı ve bize ka�ı harekete geçebilecek be­
ceridedirler. Bizi yanıltabilirler. Bu yanılgı, biz l>u araçl:ın
- - -

alarılanmızı (gerçek deneyirrılerimizi) belirleınek için değil,


lıariıalanmızı (önceden ıasarlanmış geı·çeklik algımızı) yön­
lcntlirmek için kullandığımızda gerçekleşir. Bunu abanmak
mümkün değildir: Orılan_ ha)'-ali deneyimlerimiz hatırına,
gcrr,:ck Jcncyinıleriınizle uğraşmak için kullanmayı reddeni­
ğimizde, araçlarımızı yanlış kullanmış oluruz.
Size bir örnek ve re} ıııı .
• Biriyle y:ıpıığınız görüşme sonra­
sında, göriışmede olanlar için sıkıntı yaşıyorsunuz. Bu belki
lıoş olmayan ya da yaşamını7.a korku veya şüphe doğuran
lıir görüşmeydi. Araçla rınızı , duygulannızı, düşüncelerinizi,
lıislerinizi ve sezgilerinizi, c> anda o görüşmeyi değerlcndir ­

nıek için kııllandınız. Güzel. Zaten araçlar da bunun içindir.


Ama şimdi oturup olanlar için sıkınıı duyduğunuzda, kendi­
nizi saV'..ınabilnıelisiniz, c,ii nkü sahtekar sizi bekli}'Or olacak.
ı\r:ıçl:ırınız size gereken mes.,jı verecektir, onları dinleyiıı,
;ınıa söylediklerine r,:ok da kapıl mayı n

69
Sahıekann, el inde bir hariıa)•la akıl/madde kapısında dtı­
rup, bizim bir yandan diğerine geçmenıizi isıediğini söyle­
yebilirdik. Ancak ona gü\•enemeyiz. B:ızen bu sahtekar bir
rehber gibi davranır, bize, hislerimizi ve zekamızı doyı.ırJn,
evrenin nasıl yaraııldığını öğrenme ihı iy aanıızı ıaımin eden
yeni hariıalar, yeni gerçeklik algılan gösterir. Ancak genellle
sahıekar hislerimizi ve zekamızı yanıltır. Aslında, kendi adı­
ma konuşmam gerekirse, sahtekar bende hep hir kusur bu­
lur. Keı1di araç ve ha ritalarımı kullanarak diğer tarJfa kaç
kere geçersem geçeyim, sonunda mutlaka kandınlaLoığımı
sağlar. Benim önceden ıasarlanmış gerçeklik algı­
larım, nereye giıscnı, hangi ili şkiye başlasam beni alt eder
ya da yeni deneyimlerimi, bir öncekilerin tekranna clönüş­
türür.
Haritalannıı gerçeklik alg ıları mı baştan şe­
killendirmenin \'e farklı araçlar kullanınanın, beni bu çık­
mazdan kurtaracağını düşünebilirsiniz. Eğer yaşamı, enıe­
lektüel bir ilişki olarak ele alsay<lıııı, örneğin hislerimi, beni
yaşamda yönlend i rmeleri için kullansaydım ve aldatılır..am,
yaşamımın doğasını, zekamla değil, sezgilerimle sorgulama­
yı seçerdim. Anc-Jk yine de kandırılrna ola5ıJ1ğırn olurdu. Ne
sezgilere güvenebilirsiniz. ne de l>ir konuyla ilgili hislerini­
ze göre hareket edebilirsiniz. Ren yapabilseydim, hir daha
kimse heni kandıramazdı. Ancak genelde hislerimiz bizi ya­
nıltır ve o üçkağıı�·ılar da l>unu iyi bilir. Her birinıizin için­
deki sa hteka rl ar da.
Bu yüzclen. y:ıratıalığın yeni simyasal güciinii kullanma­
yı, akıVmaddc ayrımının ve bilinçaltının bcllenimizi ne za­
nıan etkilediğinin farkına !iğrenmek kola)' değildir.
Tüm arJçlarınıızı kullanmalıyız. Bu ar.ıçlan kullanırken de

ili
f"fl:'cl Aluıı W'ulj

bize yol göı>terıneleri için lıaritalar:ı ihtiyaç duyarız. Araçlan


\'e hari tala n nasıl kullanaı.:ağınıız. tam bir simyasal sanattır.
Bazen hassas bir ağ örmeli ve bir işlevden diğerine geçebi­
len yeni bir harita yapmanu;ı: gerekir. Bazen yaşanı öykü­
müzde neler olacağını evrenin bi7.e anlatmasına izin vcııııc­
liyi ;ı: Her iki şekilde de iıykünün yaratıcı bir şekilde ilerle­
.

mesi, gizli bir geçidin onaya çıkarılmasına bağlıdır. Geçitler


olmadan, yaşam inanılmaz sıkıcı ve cansız olur. Beklenme­
dik olaylara hazırlıldı olmalıyız. Gözlerimizi açıp dikkatle iz­
lemeliyiz. Böylece araçlarımızı bilemiş oluru7.. Bu, "felsefe
taşı"nın gerçek anlamıdır, �imyanın yaşayan araçlarını kes­
için gereklidir. Dilenmiş araçlara sahip olmak,
sürekli bir farkındalık içiııde yol almamızı ve temel gizemi­
ne hayran kalmamı7.ı sağlar.

Yaratıhş'ın Geçlderl
Ya r:ıtı l ışı sorguladığımızda . aklımıza Lenin'in sözü gelebi ­
lir. Belki bir adım atıp }'eni bir fi kre sanlacağız . S<Jnra da
<>nun üzerinde düşündiikçe kafamız kanşacak, iki adım ge­
ri atıp o fikri gözden geçireceğiz. Yar.ı.tılış nedir? Yaratılıştan
önce yarJtılmayan neydi? Bu soruları sormak bizi karşıt te­
ze götürebılir: Yaratılış ne değildir> Bu, bir şeyi yaratmaya
kalktığınuzda karşımıza çıkan tip ik bir engeldir. Yeni bir şey
ı ıllışt uğıında onun karşıtı da oluşlır. Örneğim, birkaç gün
,

önce aklını7.a gelen yeni bir fikri düşünün. Du fikir aklınıza


geldiği anda, yeni fıkrin işe yarJrnarna ola sılığ ın ı da düşün­
mediniz mi?
Yaratılış, bir şeyi belirgirıleştirir, onu gölgelerden çıkanr,
aynın yapar, önceden g<>rünmcyen bir şeyi gösterir ya <la ye­
ni bir �y görmemizi sağlar. İlk defa görünen i.•ter bir yıldız,

71
bir bebeğin doğumu. yeni l1ir fikir ya da yeni bir kavram ol·
sun, bir antla yaşan1ınızın biı parçası olur ve bu yardlılış ey­
lemi bızi şaşınır.
Yaraıılış, gizemli fiz.ikscl eylemler içerir. l:lir şeyin gerçek­
ten nasıl var olduğunu bilemiyoruz. l:lilscydik, eğer her şe­
yi ıemel bir yasaya ya da fikre dayandırabilseydik. bir an­
lamda bu yardtılış olmazdı. Sadece bir yasayı ya da eylemi
ıakip eden bir dönüşüm olurtlu. Örneğin, bir süre i>nce koy­
duğumuz su şişesini almak için buzdolabının kapağını ilk
açışımızda. su şişesinin ycrinlle bir buz şişesini bulmak bizi
şaşırtabilir. Suyu buza çeviren dönüşüm yasalanru anlayana
kadar, buzun oraya konduğunu, suyun ise bir şekilde orta­
dan yok olduğunu düşünebiliriz. Sıvılarla kaıılar arasındaki
değişimi yt>nlendiren dönüşün1 yasalarını anlanıadan önce,
bunun bir sihir, bir yaratılış olduğunu düşünebilirdik. Ancak
fiziksel hislerimize ve fizik ıeorilerine dayanan hariı:ımız,
gerçeklik kavramımız, suyun donduğunda buza dönüştüğü:
nü anlamamıza yardımcı oldu.
İşıe, bilim de budur; karşıı yaraıılış. l:lilim insanları yara­
ıılış fikrini akıllardan silmeyi ve dönüşüm anlamında her şe­
yi anlamayı hedefliyorlar. Dir �yin bir başka şeye nasıl tlö­
nüşrüğünü bilmek istiyorlar. Bir şeyin, bir başka şeytlcn na­
sıl doğduğu ile ilgilenmiyorlar, çünkü buralla kavrayacak bi­
l imsel l1ir gerçek yok. Bu yüzden, bilimle misıisiznı arasm­
da bir sorun olmasının sebebi olarak, mistiklerin yar.ıtılışa
hayranlıkla ve merakla bakmasını, her şeyi dönüşüm olarak
değil, yardtılış olardk görnıesini gi'ısıerebiliriz. Mistikler, dö­
nüşüm yasalannın, aklımızda yaraıtığımız ill üzyonlar cılllu­
ğunu, ne de olo;a insanların, kendi yaşamlan üzerinde kontrol
sahibi olmayı istediklerini söyleyebilirler. Biz, tıi�·l.ıir şeyin bir

72
f'n:t/ Alan Wolf
başka şeyden yaraıılmadığın(lan enıin olmak isıcriz. Eğer bir
şey olduysa, ıam ıersi de olacakıır. YarJtılan bir şey, geri alı­
nabilir, yok edilebilir ya da ıekrar hir;bir şeye dönebilir. Kim
bunu io;ıer ki'
Bir ıür atalete, bizi yerde ıutan bir şeye sahip olmak ve
yerin neden yapıldığını bilmek isıeriz. Bu arzu, her şeyi var
eden. Sahtekar, yaraııcılık kapısında durJn bir musibet de­
ğildir. Sahıekar, kendi özümüzün yansımasıdır. Bu yüzden
sahıekar uygun bir diren� sunarak evreni bir arada ıutabil­
se de yarJlıcılık dürtüsünü ıamanıen engelleyemez.
Biz hep saklı olanla, bir kavrJmın veya fikrin anlamıyla
ilgileniriz. Akıllı bir sihirhaz bı.ınu bilir ve l1iz, dünyayı daha
ıoplumsal sınırlar içinde görmeye alışlığımız için, bizi kolay­
ca kandırabilir. Sihirbaz, saklı olan bir şeyi ortaya çıkarJca­
ğını stiyleyerek ilgimizi çeker.
tl:ıyaı gizemlidir. ·ı·emelde ıahmin edilemeyen pek çok
eylemden oluşur. Hiç kimse, bir şeyin nrılen öyle olduğunu
anlayamaz. Kimse neden bir şeylerin "olduğunu" da anlaya­
maz. Yaraıılışın kendisi, hir;bir şeyden gelen bir şey, ayrımın
oluşumu, bu süreci tanınıladığınız her yol, aslında bizden
gi:ı:lidir. Sihirhaz çok akıllı.
Gerçek ve hayal arasındaki kapıyla yü:ı:leşin ve orada
sahıekan göreceksiniz. Sahıekar, bizi yaşam öykümüzde
uyuıur Sahıekar, olduğumuzu d(işündüğümüz içsel inançla­
rımızla bizi bilinçsiz hale geıirir. Bizi uyuıan nedir? Çok ba­
sit. Kendi gerçekliğimizin kalıcı aıaleıi bizi yakaladığı zaman
. .

uykuya dalanz, bu çamurlu bir ormanda adım atmaya çalış-


. .

maya benzer. Bizi tanımlayan, bize öğreıilmiş düşüncelerle


bilinçsizce dolanırız: "Ben buyum; şu değilim. Bunda iyiyim;
bunda değilim. Ben mükemmelim; l:ıen fclakeıim. •
Bu düşünceler, çocukluğumuzdan l:ıeri bize aşılandı,
hem de IY.ışkalan, genelde bizi uzıın ı� mandır tanıyan aile
üyeleri tarafından. Ama onlar bizi ıanınıı)'orlar! Biz de onla­
rı tanımıyoruz! Yalnızca <>nlar ruıkkın<la ne <lüşün<lüğünıü:.ıü
ve gördüğüınüzü bıliyoruz.
Bunlar var oluşumuzun temelleridir. Sanıldığı gibi bir ıu­
ıam hareketli enerji değildir, oldukça yüklüdürler Biz.ler on­
.

lan somuılaşıınnz ve bir süre sonra, omuzlanmızla bir yük


ıaşııııış gibi onlan ıaşunaya başlanz. Her birimiz kendinıizi
bir iiyküyc aldık v�· saıuk ve <>nlann huzursuzluğu bize l>ir
ıür huzur sağlıyor. Öykümüze zıı herhangi bir düşünce ve­
ya fikir karşımıza çıktığında , maddi veya manevi durumu­
muzıı dü:.ıelıebilecek bile olsa, biz onu güvenli bölgemi zi n
dışına çıkarıyoruz. Bilgiyi maddeye nasıl dönüşıüreceğimizi
hiç düşünmeden öğrendik. Bıı nıımara, bi:.ıinı bilinça lıunızı
yöneten kuralları <>luşturuy<>r.
Özgür kalmak, yeni bir deneyim, şamanik bir aydınlan­
ma, yeni bir görüş elde etmek için, bizim diğer lıer �yden
-özellikle de arzu ettiğimi z şeyden- ayrı olduğumuz illüzyo­
nundan kurıulmamız ge rekiyor. Ayrım düşüncesinden kur­
ıulmak; bu y:ıraııcılığın sırrıdır, hep iiyleydi, hep liyle <>la­
cak. Bunu yapma1.sak. yaratamayız. Yeni bir öykü yaratmak
için, hayal dünya.•ına adım atmalıyız. Tekrar ayırmak için,
bütünlüğe diinmeliyiz.

74
BöLÜM 5

Beden

O zama11/ar insanın kendi benliğinin farkında olması,


tamamen nıaddenin yaşa ma örgütlenme işlevi_vdi.
öyle bir işlev ki, mad üzeri1ıde çok daha J'Üksek
gôstergeler belirdi, otıu sıktı ve bilgiye erişmek içi11
ıımuılu-u1nıll.»ılz bir ;oaşam çabası Sf!rRill!)'l!rek fen<Jmeni
keetmek ve açıklanıak için uğraştı.
Doğa .•·a da bayahn kendisi, bilg(vle çözı4/ıneyeceği için
nihai başarısızlığı ,qetiren hır proje tılarak,
doğa ketıdine kıl/ak verdiği .;-on anda kendi1ıe döndü .
7bomw· ."'1an11

Uyarı: Bu hölüm, aktif bir paralel-dünyalar ktı;ınıun1-me­


kaniği öyküsüdür. Yani. pek çok sözcük \'e ifade, paralel
çizgilerde iki veya daha fazla anlam içerir. Bu farklı yorum­
lar akla ayrı ayn ya da hiçbir aynm ya da "aıonlik" anlam
içermeden yansır. Bu yüzden, tün1 paralel çiz�ileriniod açık
ıuıarken, bilgileri ayrı ayn alın. Bir değişim ya da kuanıum
sıçraması oluştuğunda. zihniniz bir ayrın11 fark eııijiinde noı
edin. Boşllıfıu liikkate alın ya da kabul edip ha}'aller alemi­
ne dalın.
Ama korkmayın, sahtekar hep 5:1\'lınmada cılacak.

Ben bir bedenim. En azından, kendim hakkında, bir kim­


lik, maddesel bir varlık, yaşayan fiziksel bir obje olarJk dü­
şündüğümde öyle. Ama aynı zamandı. b;ına yalnızca lıir be­
denden ibareı olmadığımı söyleyen dııygulanm, düşüncele­
rim ve hislerim var."' Ve ben görüp hisseııiklerimin de öıe­
sindc, derin bir yerde. yalnızca duygulanmdan, düşünce ve
hislerimden ibareı olmadığımı da bili}·orum. Sezgilerim ba­
na, bir bedenden , lıatta duygu, düşünce ve hislerimden de
öıc olduğumu si\ylüyor. Ancak, dalıa önceki bölümlerde de­
ğindiğimiz gibi, eğer bilim insanlannın standan modeline
inanırsam, ben deneyimim, sezgi leri m geçerli değil. Ren yal­
nızca bedenim. Daha öresi yok. Bu ıip nıodeller, bilimin n1a­
ıeryalisı mitini ollışıuruyor.
Bu modem nıa ıerya l ist bilimsel düşlince sisıemine göre,
bir şekilde ben -hana bedenimin rarkındalığını sağlayan, ı:ı­
nımlanamayan IJilinç- çoklu, his.•iz ve basit bir süreı,:ıen
cıluşıum. Bu, ışık fı>tcınlarıru, elektron, aıcıın, molekül, hüc­
re! ve organ gibi aııım alıı paıtikülleri, beyni ve sinir sistemi­
ni içeriyor. Bu giderek ve çoğalan süreçlerin

sonunda, basitlikıen �·e hissizlikıen, lx:denim ve aklım hak­


kımın tamamen zeki ve karmaşık farkındalığı doğuyor. İşıe
bııradayım, karlıon lıallı balçığın elekuik kazanında kayna­
ması sonuc."'U ortaya çıkıım. Evrimin üç milyon yıllık geçıni­
şinden daha az bir süre içinde hen, ()NA çorbasında pişen

78
f"rı'(/ Alun Wolf

bir varlığın torunu, lx•n ç·tırha olduğı.ım sıratla kaynayan su­


ylın alıındaki IJir ıopr:ığ:ı yürüdüm. Aklını ve bedenim, aşı­
n ısıtılmış, ıele gr.ı fik , elek t riğe verilmiş öl(i et parçalannın
ınikroskolJik, kamıaşık bir sistenıinden fa zlası değil.
Ancak, materyaliznl ve nıateryalizme el.ayalı bilim ve do­
la y ısıyl a akıl-beden ilişki.• i hakkındaki düşüncelerimiz yıllar
içinde inanılmaz bir ölçüde değişti . l:lu bölünıde, r:ıdikal dö­
nüşümü keşfedecek ve önceki bölümlerde gördüğümüz ye­
ni simyayı ilgilendiren bazı fikirleri uygu layacağ ı z .

Eskiden Öyle Olan Şey, "Öylcw Değil


Bizler eskiden, (bedenlerimiz gibi) büyük şeylerin (atom
altı partikül gibi) daha küçük şeylerden yapılandırıldığını sa­
nırdık. Büyük bir şey daha karınaşık şekillerde hareket edi­
yordıı, çünkü onun çünkü parçaları daha basit hareketler
sergiliyordu. Böylece bir insan organının nasıl işlediğini,
onun nıolcküllerinin işleyiş biçimi belirliyordlı. Ve molekül­
ler gelişi güzel bir şekilde hareket ed iyorlardı, çünkü ilk ola ­

rak Yunan filozof Democrıtu.s ve sonr:ı Sir lsaac Nev.1on ta­


rafından re.�medilen evrenin nıekanik ya.'kllanna uyum sağ­
layan ölü maddenin temel birimlerinden, yani gelişi güzel
atomlardan oluşuyorlardı.
En nihayetinde, <>lü evrendeki her şey, Newton'un yüz­
lerce yıl önce dikkatli bir tıiçimde işlediği yer-zanıan meka­
nik evren bahçesinde ç.ıpalanmış yollan, sulama kanallannı
takip ederek, gel işi gü ze l hareket eder.
Öte yandan biyolojik s�•tcmler iizeldir. Canlıtlır. Ancak
Oemocritus·un fikirlerini esas alırsak, yaşayan sisıemlerin,
daha basit moleküllerin izled iği ölü mekanik ytıll;ırla yapı­
lan kalıplardan oluşıuğunu söyleyebiliriz. Elbette bu yollann
hariıasını çıkarmak, mua7.zam, en azından mantıksız bir iş­
ıir. Ancak günümüzde, DNA ve moleküler bilim ve elbeıte
bilgisayar ıeknolojisindeki şaşırtıcı ilerlemeler sayes inde ,
böyle bir görev i üstlenmcııiıı ıııüıııkün ul d Lı i(unLı tlü�ünen­
ler olabilir.''' Ancak öyle bile olsa. arada bir denklem kuru­
labilmiş değil. Yaşam ve bili nç hala gizemini koruyor. Ve
söylediğim gibi, materyalizm. sistemde ani bir şok yaratmış­
tı : Van:ıluşun eı basil birimleri, onlardan yapılan atcınıik al­
ı ı paniküller ve aıonıla r Newton"ıın bahçesindeki iyi işlen­
miş ycılla n i7Jemiyor. Aksine, bu ıi p nesneler -eğer hala nes­
ne denebilirse- bir noktadan bir başka noktaya lıareket et­
tiklerinde çok lu yollan izliyorlar.''' Bu da yetmezmiş gibi,
böyle panikülleri gözlemlem e eylemi bile, bu yollan n bo­
zulmasına ve geçmişlL-r in in değişnıes ine sebep oluyor.'"
Bu yüzde n günümüzde nesnel bir biçimde var ol a n un­ ,

lann geliş gidişl erini dikkatle belgeleyecek bir aygıttan ba­


ğımsız bir panikül evreniyle karşı la şmıyoruz . Şimdi evr"n"
ve evrene dahil ulan her şeyi farklı algılıyoru z hatıa biraz
,

da ıulıaf. Bu yeni bakı.ş açısı, madde ve enerjinin kuantum


doğasının k�fınden kaynaklanıyor Vt" bu dcığa, bedene ve
akla olan bakış açımızı da değiştirdi . Bir keresinde Ein.�tein,
yer ve 7.amandan bahsetnıeden madde hakkında konuşma­
nın nıümkün olmadığını belirtmi.şıi. Ben de yer ve zaman ol­
madan sadL"Ce maddeden değil. düşi.inceden de bahsedile­
meyeceğini eklemek istiyorum. Bir ak ı l -benimki ve siz in k i­
bir bedenin sınırlan olmadan ıck başına var olamaz.
Burada sundujium görüşleri m her ne kadar bir dü7e)'e
.

kadar fiz ik bilginıe dayansa da. satlece fizik bakış açısı gibi ,

hatla ıuhar gibi görii nebil ir. Tüm bunlar, bilinç ve kuantum
fiziği arasındaki ilişkiyle ilgili yaptığım çalışmalan ma ve bu
f',-./ Alurı Wulf

çalışmalanlan ec.inc.ij:ıim kişisel c.eneyimlerine dayanmakta­


dır. öyleyse, "Bilinç, nasıl oluyor da bedenin içinde Ben
olarak var oluyor>" c.iye sc>rc.uğumc.a, yanıtım aşağıc.ki
ınaddeleri kapsamakıadır:

1. kua nıum fiziği - özellikle de gö1Jemci etkisi ve

ıamamlayıcılı.k etkisi;
2. ha.•il hir gözlem süreci ile bedenin hücresel
bileşinılerinde sarılan ·mcıinlere" ya da 3 "öykülere"
dayalı lx:den ve <lüşün�e nııı<leli;
4. gözleıncinin aklının mevkisi ya da Ben arayışı;
ıniısel gerçeklik ve;
;. zamanın doğası.

Düşünce, madde ve miıin bu iç içe geçişi, zamanda


Ben'i, canlı, kendi kendini gözlemleyen bir sisıem olarak ya­
ratıyor. Ben, yerin, zamanın ve mac.<le/cncrjinin i>ıesinde
varoluyor.

Deneyimin fiziği
Bilinç ve kuanıum fiziği, nerede, ne ı.aman ve nasıl önü­
şüyor?''' Kuanıum fiziğinde bilindiği gibi, yanıt "gözlemci et­
kL�i"dir.'" Kuantum kurallarına göre, bir atom veya atom alu
paıtikül gihi giizlcmlenemeyen bir si.'iteııı, "gerçek" bir pani­
kül gibi var olmaz. Onun yerine, fiziksel paniküllerden olan
bir hayalet gibi var olur. Kuannım fiziğinin jargonunda bu
muhtemel fiziksel p-Jnikülll.TC "c.urum· c.cniyor ve genelde
gözlemlenebilir, c.olayısıyla da herhangi bir fiziksel sisıeıı de­
neyimimize ölçülebilir kaıkıdadırlar. Bu yüzden, kendi fızik­
sel var oluşunun yerine, varoluşa dair eğilimler gösterirler. Bu
eğilimler ve olasılıklar, psikolojiyi kuanıum fiziğine bağlar.

81
("))asılık, �leisenbcrg'in açıkladığı gibi ··hir şeye ol an eği­
lim"<lır:

Bu. Aıisırı .fl!ISt:/1!.>indl.•l!i '-"iki "gı<�- .. kaı•raııı ınııı ııiceliksel


veı.<(vrınııı/ı,r. Bir <')o/em dı"ışüncen ile t')'Wmin kendisi
arasında, rılasılık ııe gl!rçeklik arasındtı ıJr/ada bir _ı.,.de
·
ıııhaf birfiziksel gerçekliği an/alır · ·

Örneğin, bedende ya da boşlukta herhangi bir yerdeki


bir atomun mevkisine tepki veren durumlar ya da eğilimler
vardır. Gözlen1den önce bu durumlar, boşl•ıkıa ve zamanda
genişleyen bir hulul gibi yayılırlar. Runu giizünüzde canlan­
dırmak için, ınilyonlarca minicik noktanın boşluğu doldur­
duğunu ve tarih içinde hareket eniğini düşünün. Her nokta,
bir atomun yer ve zamanda belirli bir noktaya ortaya �·ıkma
eğilimini simgeler. �-i7.iksel hir kayıt cilıa;anın algısı gözle­ ,

mi, tespiti, tanımlaması ve idrakı ile aniden bu hayalet no k­


ta blıluıu buhar olu r ve atomu, belirli bir zaınanda tek bir fi­
ziksel noktada yalnız bırakır. Höylece, bir eğilim gerçeğe
<liinüşür. Blı resimde, ınilyarlarc-.ı nokta bir anda kaybolur

ve yalnızca bir tanesi kalır.


Du ani buharlaşma meydana geldiğinde, atom fiziksel
olarak belirir ve daha da önemlisi, o atomun gözlemcisi onu
ölçme fırsatı yaka lar İ drak, her an, her yerde, hatta IJedenin
.

dışında bile gelişebilir. l:lbeıte bu bizi bir l>aşka soruya gö­


türür. Gözlemcinin aklı nerede <>labilir? Ya da bir gözlemci­
nin aklını ya da bir algısal deneyimi ne oluşturur?
Dazı fizıkçilcre göre, gözlemcinin lliişüncesi, tek bir atc>­
mun olasılık buluıun<la oluşan ani bir buharlaşmadan sorum­
lu dcğil<lir Aslında, hiç kimse hayaun<la l>ir atom görmedi.
.

Bl
Bir atoma baktıklarıntla fizikçilerin gi\rdüğii, IJir ölçüm aygı­
tı ile yapılan bir kayınır, yani atoma dair bir izdir. l'izikçiler,
gözlemcinin atomu görmesiyle buharlaşmanın ollıştuğu ka­
nısının ak.�ine, nc>ktalann kaybolınasına ve llir tek nokta kal­
ma•ına sebep olarak iilçüm aygıtını gösterirler. Pek çok fi­
zikçi. hunu, "noktaların l>uharlaşma" eyleminin fiLik dünya
dışında gerçekleştiğine dair bir iz olarak görür ve bir göz­
ll"mcinin ıek yaptığı şeyin , aygıtın ona söylediklerini onay­
lamak <>lduğunu kabul eder. Ancak diğer fizikçiler, gözlem­
ci sürl"kli aygıttan gelen i7.leri noı etliği anda ani buharlaş­
ıııanın gerc,;cklcşL'Çcğine inanır. Onlara göre. gii7.lemcinin
devreye nerede ve ne zaman girdiğinin bir önemi y<>ktur,
yalnızca gözlemleme eylemi ile bilin�·. bir blılutu ıek lıir
clamlaya dönüştürür, heın de nesne ile nihai gözlemci arası­
na giren t1üyük bir ölçüm aygıu bulutu patlatsa bile.
"Patlama", fi7.ik açısından ıam bir kiir düğümdür. Hiç
kimse hayali olasılıktan gerçeğe dönüşen bu :ıni patlamanın
nereden geldiğini bilmez. Kuantum fiziğinde, bu oluşumu
önceden tahmin edebilecek hiçbir mekanizma yoktur. An­
cak bu ani "gerçeklik patlaması" Wcrner l leisenberg'in be­
lirsizlik ilkesinin, Niels Bohr'un tamamlayıcılık ilkesinin ve
dünya çapındaki fizikçileriıı şaşkınlığının ıcmelini oluşturur.
Oığer bir adı indeterminizm olan belirsizlik ilkesi, geçnıi­
şi ya ela bugünü esas alarak geleceği ıahnıin edememe an­
lamına gelir. Kuanıum fiziğinin mihenk ıaşı olar-dk bilinen
bu ilke, dünyanın neden etki-tepki ilkesiyle b-dğdaşıırılama­
yaL-:ık bir olay dizisi olduğtına dair bir anlayış sağlar. Teme­
linde, "Bırak, bir sürü ııokıa olsun," clcmckıedir.
Tamamlayıcılık ilkesi, fiziksel evrenin, gözlemcinin neyi
gözleıııleyeceğine dair lııağımsızlığıyla bilineıneyeccğini söyler.

83
Bu ıercihler, gö1Jemin iki ayrı ya da ıamamlayıcı kategorisi­
ni oluşıurur. Tek bir kategori kullanılarak onaya konan göz­
lem ve ıespit, simülıane gözlem ve ıamanılayıcı k;ııegori ıes­
piıi imkansı1Jaştınr. Örnej(in, bir rıesııenin pozisyonu ve
onun yer ve zaman içerisinde izlediği yol. tamamlayıcı ka­
ıegorilerde yapılan gt>zlemlerdir ve bu yüzden simültane bir
şekilde tespit edilemez.
Şekil 5. 1 'e bakın. Her ne kadar bu gerçek kuanıum süre­
cinin ıamaınlayıalığına dair görsel bir analog olsa da, bey­
ninizde kuantum fiziksel süreçleri canlandırabilir. Bir an için
sağdaki resmi kapatın \'e sadece soldaki resme bakın. Kalın
beyaz çizgilere bakın. Bir küp görebiliyor musunuz' K(ipün
hangi yüzü öne çıkıyor? Küpe yukandan mı bakıyorsunuz,
yııksa aşağıdan mı? Aniden fırlıyor nıu' Hesnıe bu şekilde
bak;ırak, fırlayan bir küp görürsünüz. Ama durun. Soldaki
resmin bcy-.ı z zemin üzerine geomeuik, siyah düzlem figür­
leri içerdiğini de görebiliycır musunuz.' Göremiyıırsanız, sol­
daki resmi kapaun ve yalnızca sağdaki resme odaklanın. Bu,
soldaki resme tamamlayıcı bir bakış açısıyla bakmanızı sağ­
lar. Soldaki rt.>simde ne gördüğünüz, ne görmek isıediğiniz­
le ilgilidir. Ve ikisini aynı anda göremezsiniz. Ya küpii gö­
rürsünüz ya da beyaı zemin üzerinde {lüz şekilleri.
Şimdi şunu düşünün. Küp nereye fırladı? Küpün geomeı­
rik şekli nerede oluştu? ·orada" sayfada mı, yoksa "burada"
zihninizde mi? Eğer zihninizdeyse, o zaman aklınız nerede>
( Ru kafa k:ınşııran sorulara tekrar döneceğiz.)
Aslında ıamaınlayıalık, dünya, hana ken<lirniz hakkında·
ki ,Körüşlerimizi, düşüncelerimizi ve duygulanmızı etkiler.
Kendinizi nasıl hayal ediyorsunuz> Öncelikle düşünen bir
insan mısınız, yoksa his•eden bir insan mı? Bir soru sorul­
duğunda, cümleye "Bence . . . " ya da "Sanırım . . . " diye mi

8·1
ya da aygıı) fa1Jasına yol açmışıır; biri hariç bütün yorumlar,
kuannım fiziği yasalarının dışında k;ılan meıafizik.sel inanç
si.5ıemleri gerektirir. Hunların dışında kalan ıek yorum ise
kuantLım fiziği sınırları dahilinde kalsa da, muhıemelen en
az kabul görendir: Patlamanın oluşmadığını söyler. Ve bu
yorum, akıl ve hcdcnin nasıl etkilcşiıne geçip eşleştiğini
açıklayabilir.

Bir Dünya yerine


Birbirine Bağlı Pek Çok Dünya
Kuanıum fiziğinin ""s;ıyısız dünya" ya da "paralel evren­
ler" versiyonuna göre, gözlemci, gözlem sırasında, dene}·im­
lcdiği şeyin farkına vanp <>nlı haıırlayarak gözlemlediği �­
yin hir parçası l ıa l i ne ,ıelir."' Eğer bir kuantum sistemi, pek
çok muhıemel durunıdan birinde gözlemlenme yetisine sa­
hipse, o zaman hir gtizlcm oluştuğunda •İstem bu durumla­
nn girişini yapar \'e gii7.lemcinin aklı, s�'temin her muhte­
mel fiziksel duruıııLıyla ll)'llmlu bir eş durunıa bölünür.
!;ickil 5 . 1 'e tekrar ı,akın. Soldaki resmi tekr.ır bir küp ol:ı­
rak görmeye çalışın. Kiipe yukarıclan l)akıığınızı gördüğü­
nüzde, si.: ve küp paralel bir di"ınyaya aLlını atnıış olursunuz.
Küpe aşağıdan l>akı)'Orsaııı7., birlikle bir başka paralel dün­
yaya girersiniz. Her dünyada, küpün pozisyonu, sizin nasıl
gördüğünüze göre şekillenir ve siz de gözlemlerinizle
uytımlu bir bellekle var olLırsunuz. Küpüıı po7.is)'<>nlarına ve
küpün iki paralel dünyactaki pozisyonlanıı:ı <lair anım<;clık­
larını1/gtizlemleriniz cliışiince-ma<lde ilişkisinin çoklu dün­
yalar esasıru oluşrurur 1 ler dünyada, lx:llcğiniz. kilpün
mLıhteııel pozi.�y<>nlarınLlan biriyle eşleşir: si1 ve belleğiniz
hL·r cl(iııyada diğerinin varlığından h:ıbcrsiz bir şekilde
fh•d Alnıı \'f'ulf

varlığını sürdürür. Her dünyad:ı hir ihtinıal gerçek, <liğeri ha­


yal olarak belirir. Bu yüzden aklın (hayali) ve ma dden in
< gerçek) aynı anda ortaya çıkmaların:ı bir açıklama getirehi­
liyoruz.
Çelişkili bir şekilde, yalnızca bir dünya ol�aydı, bu ileti­
şim gözlemci için bir s<Jrun yaratmazdı. Gi\zlemdcn sonra,
gözlemcinin aklı i\zgürlüğünü kaybeder; gözleınlediği sis­
temle ikiye bi>lünür. Bu yüzden gözlemci gözlemlediği şey­
,

le eşl<.-şir, ııpkı aşık olan iki insanın birbirleriyle eşleşnıeleri


gibi. İhtimallerden biri maddeleştiğinde, diğer hayalet llullıt
olasılıkları aniden kaybolmaz; t(inı olasılıklar paralel dünya­
larda gözlenılenir ve giizlemcinin zilıni bu dünyalann her
birinde varolur.
Ru, çılgın hir ölçekteki şizofrendir. l:lu yüzden, fiziksel
hir nesnenin lıclirli bir durumunda bulunduğu her muhıe­
mel dünyada gö;rJemci o nesneyi o durumda gözlemler. l:lu
yoruma göre, tüm olasılıklar ,.e nesneye dair tüm olası anı­
lar eş1.amarılı var cılur. Bu şekil<le düşünce ve madde, hep­
si akıl ve maddenin tek bir ilişkisiyl(.' sonsu z hir örııücle iç
ıçe geçer.

Yaşamınızda başınızdan geçen t(inı cılayların bir harit:ı)'a


dizildiğini hayal edin. 'f'üm hu düşünce ve nıadden b-.ığlan­
tılan, sizin şu andaki yaşanıınızı oluşturınakla kalmaz -ki llu
tek bir zamanda noktaların haritay:ı dağılması d.'l olahilir-,
aynı :l.\tmanda zaınan haritasına dağılır. V(.' l>u k ı sa ifad(.' çok
şey anlatır. Du iç içe geçnıiş düşünce-nıadde durumları şu
anda vardır. hep var olmlışnır ve gelecekte de varolacaktır.
Bu iç içe geçişler. yer ve zam:ın içinde donnıuş hir klın­
çuk tarlasına henzeıilehilir. Yerde oldlığu kadar hoşlukı:ı da
yayıldıkları için, aslında gözlemcinin gözleml(.'n(.'nlt' olan

fl7
ilişkisinde pek çok geçmiş içerir. Zamanın başından sonları­
na kadar yayılan bir öykünün taşmalan gibi var olıırlar. Bu
öykiiler, duygusal zekanın geçm�inde örülen akıl \'C mad­
de ilrgüleri gibi hayal .,dilebilir.
Şekil 5.1 'dc, solda bulunan resme tekrar bakın. Küpü gö­
rün. O fırladığında, kendi öyktinüzün küçük bir bölümüne
dair dönüşler deneyimlersini7.. Bu durumda, ciykü basictir.
Yalnı;ı:ca iki k<>nusu vardır: Küpe ya aşağıdan bakıyorsunu7.
ya da yukardan. Ama elbette burada pek çok öyku vardır.
Bu iiyküler de ge:ı:egendeki çeşitli yaşanı türlerini meydana
getiren epikleri oluşturur. Bu öyküler insan bedenini ve do­
layısıyla evrendeki her şeyi yaratır. Bu resimde, her şey
m;ıddenin içinde anılar içerdiğinden canlıdır. Bunun içinde
kayalar ve tüm materyaller de V-drdır. Toprak ve toprak Ö7.Ü,
bitkiler ve hayvanlar gilli l>iyolojik si.�temler, her şey dahil­
dir.
Söylediğim gibi, elbette bu öyküler insan bedeninde var­
dır. L)J'iA molekülünün hareketleri ve diinüşlcri belki de dü­
ştin<:e- madde öykülerinin hareket ve dönüşlerinin sinıyasal
fiziksel var oluşlarıdır. Bu öyküler insan bedeninde var ol­
duğunda, ben onlara "metin" diyorum.
Bir metin, muhtemel geçmiş hikayelerin örgusüdür. İnsa­
noğlunun tarihinden tutun da geçen Salı ne yiyip ne yeme­
diğıni7.e kadar her şeyi kaydeder. l ler öykiide, bir gözlem<:i
haf11.a.,ıyla göı.lemlenen bir olay birbiriyle ilişkilidir. Bu me­
tinler :ı:amanda tüm olası yollan izler. Bedendeki her madde
zerresi kendine ait, her an var olan bir anlatıcıya -yaşayan,
bilinçli L>ir bedene- sahip olduğu için her birinin anlatacak
bir öyküsü vardır. Bu beden, akılla iç içe geçmiştir. Tüm vü­
cut, bü}•ük hir kayıt aygııı gibi görev yapar. Onu şu ana

88
geıirebilecek olası ıüm ge\Tiıişlerin kay,Jını yapnııştır ve ola­
sı geleceği ıahmin eder. Gelecek, bu öykülerin olasılıklı do­
ğasından dolayı şimdiki zamanda varolur. ller şey bir yana
<>nlar olası geçmişin metinleri ve dolayısıyla geleceğin olası
vizyonlandır.
Bedenin bu meıinlerine, ilk olarak Arnold tvlindcll"in öne
sürdüğü gibi "hayalheden" diyebiliriz. r>reanıbody (I layal­
beden) adlı kitabında Mindell, tüm geleneksel disiplinlerin
bedene dair kendilerine aiı bakış açılan olduğunu belirtir."'
Diğer bir deyişi�· beden, Budisıler tarafından başka, Hıristi­
yanlar ic;in başka , Batılı dokıorlar tarafından başka ve fizik­
çiler tarafından başka algılanmıştır.
öyleyse, "Hangisi gerçek heden?"" diye sorabiliriz. Elbeı­
te aynada gördüğümüz olmalı. Ama öyle değil: O gördüğü­
nüz "corptıs reflectus" bile başka bir gözlemdir. Ve küp çi­
ziminde giirdüğümüz gibi, bir gözlenıci, ne görmek istiyor­
sa onu görür.
Hayal ve beden eserinde, kendini süreç-l>azlı psikolog
olarak tanımlayan MindeU, hayallerin ve hasıalık semptom­
larının, belirli psikofi7.iksel süreçlere eğilim gösterdiğini bul­
du. Hayaller ve scmpııımlar, kendiniz hakkında anlattığınız
iiykülere bir ta�lak lıazırlıyor. Örneğin, şu anda vücudunuz­
da bir rahatsızlık mı hissediyorsunuz? Bu rahaL•ızlığı hio;,o;et­
tiğinizde aklınıza ne geliyor? liayal gücünüzü kullanın. Bel­
ki karnınız ağnyor. Belki bu ağn sizi, henzer bir ağnyla kıv­
rJndığınız bir çocukltık anınıza götürüyor. Bu eğilimler or­
ıaya fiziksel sağlık sorunlan, ilişkide problemler, hayaller
ve/veya cşzamanlılık ıılarak çıkabilir. Rir insanın �·er ve za­
manda yaşadığı olaylarla olan ilişkisini etkiler. Ancak, bunlar
olaylann oluşması için yalnızca eğilim ya da olasılık teşkil
eııiğinden onları yönlendimıek yerine satlect· değişim öne­
,

rirler. Mindell bu eğiliın ya da olasılıkl:ırın, p.�ikolojiyi kuan­


ıum fiziğine bağlatl ığı nı söylemekıedir.
Bu nokıada, O.,denleıimize dair bu imajlara, oıt:ıya çıkan
resimlere, kendimiz hakkında inandığımız öykülerin, metin­
lerin sehep olduğunu belirtmek isıiyonım. Bu meıinler, biz
her hareket ı:ttiğimi7.de, kendimiz hakkında bir şe}' düşün­
düğümüzde ve hayal kurduğumuzda yeniden ya7.ılır ya da
ıazclenir ı·ıpkı bir ses V<."}'a görüntii dosyasının hir filme ya
.

da k:ıseıe dahil olınası gibi, hu öyküler de bizim h<.-<lcnleri­


mize işlemiştir. Her gün yeni deneyim ler kaydolur ve eski­
leriyle eşleşir. Yeni hir deneyime aclıın aııığımı7.da, yalnızca
"dışarıda" ne olduğunu algılamakla kalnıaz, aynı zamanda
"hurad:ı" olanı dış d(inyaya yan.� ııır ve meıinler arasında kı­
}'asla mala r yaparız. Bu yeni öykü haritası, eski olanla örtü­
şüyıır mu? Kaçmalıyım, yok.sa kalıp oyuna dalıil mi olmalı­
yım?
Benim modelimd e meıinlerimiz dış dünyadaki hisleri­
,

mizle e§leıjiyor. Unuımayın, metinler, gözleııı<.:i dururnl:ınrun


pa rd lel dünyalardaki hücresel maddenin fiziksel durumuyla
iç ic,:e geçmiş halleridir. Bu yüzden, yalnızcı geı;nıi.şc dair
anılar içermekle kalmaz, olmuş olahilecekleri de içinde ba­
nndınr. Aynca neler ıılat-:ığı na dair ıalıminler de içerir. Dü­
şünün, isıcr dış dünyadan sinir sisıenıiıııize ve beynimize
gelen bir bilgi, isterse )>edenin diğer lıücrelerinde oluşturu­
lan bir veri olsun, bizler her şeyi nasıl dencyimliycıru7.? Asıl
sorduğum şu: Dilinç nasıl oluşuyor? Nereden geliyor? Görü­
nüşe göre bedende, dahası beyinde oluşuycır.
Reyinde ve sinir sisteminde oluştuğu varsayılan bu l>ellen­
sel gerçeklik algısı, hene.,, bıı paralel d(inyalara göstenlen ve

90
FmJ Aları �'ol/
)'t·r ve 7.aman<la bedenin tüm hücrelerine yansıyan ilgi ola­
r;ık tanımlanabilir. Hangi ola.�ı hikayenin tloğru ve "gerçek­
ı,·n orada" ult1uğunu anlayabilmek için btı paralel dünyala­
''' il1tıyacımız var. Paralel dünya olasılıkları olmaclan , dün­
y;ıyı deneyimleyiş şeklimizi değiştiremezdik, çünkti sadece
kıyaslama yapabilecek tek bir hafızaya sahip olurduk.
Örneğin, Nobcl ödüllü fizyolojist GL"<>rge vun Bekesky,
fiziksel aygıtlarla uyarılan, ancak görsel duytılanndan mah­
nım olan deneklerin titreşimleri, aslında bedenlerinin hiçbir
ııarçasının var olmadığı bir boşltıkıa hisseniklerini keşfetti .''''
Von BCkesky deneklerin dizlerine vibratörler bağladı. St>nra
ı ınlardan dizlerini birbirinden ayırmalarını istctli. l'ıtrcşintsel
frekans dcği�tikçe hissin bir dizden diğerine sıçraclığını ve
sonra belirli frekan�larda dizler arasındaki boşlukta belirdi­
ğini fark etli . Titreşimler, parazit kalıplan, yani gözlemcinin
l>eynindc rekabet metinleri uluşturdu ve bi1ylece "dışanda­
ki" nesnel gerçeklik deneyimini tekrar y-Jr.ıttı. tıuna ek ola­
rak. C;ılifornia Üniversitesi, Saıı l'rancisco Tıp Fakültesi'nde
llenjamin Lil>et. bir dizi önemli denL--yde, duyusal verilerin
zaman içinde beyinden geçnıişc yönlendirildiğini fark eni.''"
Libet'e haksızlık etmeyelim, aslında tam olarak tx;ylc deme­
cli. Söylediği şey. duyusal verinin, giizlcmcinin bilincinde
·zamanda geçmişe yönlendiği" idi. Yani, her ne kadar dene­
ğin beyni, uyancırun farkındalığının uyarının üzerinden be­
lirli bir 1.aman geçıikıen sıınra (aşağı yukan yarını saniye)
gerçekleştiğini tespit cdL•rııemiş olsa da, denek uyannın,
uyarıcıyla hemen hemen aynı ana denle geldiğini (aşağı yu­
karı on salise sonr.ı) düşündü.
Libt.-t'e göre, yer-zaman yönlendiırııesi, insan akıl-beden
l>ağlantısı için gerekliclir. Rirkaç yıl önce onunla yaptığım bir

91
göıi.işnıecle şöyle demişti; "Iloşlukıaki gönderme, ilkesel
olarak zamandaki benzer. Biz zamandaki gön­
derıııeyi keşfettik. Her yerele g<>ndem1e vardır." Bu yüzden,
"dışarıcla" l>ir yerele ya da 1.amanda geriye clönclüğümüzcle
bir duygu hissi, "dışandıı" n<>rmal hir vizyonda ya da bir şey
göremeseniz de "dışarıda" birinin olduğunu his.<.ettiğinizde
yaşadığınız hisle kıyaslanabilir. Aslında. blıgün fizikle, yer
ve zamanın öncelikli kavramlar olmayabileceklerine inanı­
yoruz. Hu dı, hir açıdıın, nesnelerin uzaysal ve dünyevi
uzantılarında ıılcluğu gihi, yer ve 1.amanı da yönlenclircliği­
miz anlamına gelir. Belki de her ikisini aynı "zamanda" ya­
pıyoruzdur.
Öyleyse. ne.�nel dünya tam olarak nerede dene}· imleni­
yor? Ne zaman? Heyinlerin1izcle. hcdenlerimizde, dışarıda ya
da o zaman mı? Bu sorulan yanıtlasak bile, bariz bir sorun-
1.a karşı karşıyayız: Gözlemci nerede? Aslında, deneyimin
nerede gerçekleştiği ve gözlemcinin nerede var olduğu ol­
dukça zorlu konulardır. Homunculus nerede� Dış dünyayı
deneyinıleyen "kişi" nerede? Heyinde mi? Bedende mi? Tüm
evrende mi? Araştırrnalarund:ı, henüz gerçekliğin "gözlen1ci­
sinin" yerini beyinde ya da sinir sisteminde bulamadım. Be­
dende de yok.
Yine kuantun1 kurallarına göre, "gerçek" nesnenin kay­
bolması gihi -Alice l larikalar Oiyannda'da keclinin yüzü gi­
bi- onu gözlemleyecek hiç kimsenin var olmadığını stlyle­
mek isliyorun1. Bedende }'a da sinir sisteminde kimse yok .
Ego clediğin1iz şeye bakıırsak. Htıcla hir Ben olmadığını dü­
şündü. Ayrıca hu var olmayan Hen'clen bağımsız hir nesne­
nin de var olmadığını gıırdü.
Yani ıutunacak pek hir şey yok. öyle mi? &dıles haklıydı:

')!
l'red A/arr '.l'cr/f

"Hiçbir şey ııcrçek değil." Belki de Fransı7Jar, hiç kimse 5ÖZ·


cüğünün yerine pc™>nne 5Özcüğünü getirdiklerinde l>ir
adım daha yaklaştılar. Ama eğer hiçbir tanık, gözlemci yok­
sa neler oluyor? Buda"yı yanlış anlamayın, elbette bir şeyler
oluyor, ama size göründüğü gibi değil, ne de olsa "siz" de
gerçek değilsiniz.
Ama eğer siz gerçek değilseniz, gerçek olan ne? Görünü­
şe göre, l.ıir hayal dünyasında yazılan metirıler bizim algıla­
dığımızdan çok daha gerçek.

Hayal Alcı
Metin modelinde, gözlemci gözlerrıleyerek bedene dönü­
şür. Bedenler, bir anlamda, "yaşayan metirılerdir." Beden se­
viyesinde, gözleıııci ve gözlerrılenen aynı şeydir.
Şimdi, 5Öylediğim gibi, sonsuz sayıda paralel metin var­
dır. Bu fikir, kuantum fiziğindeki paralel dünyalar teorisin­
dL"l gelmektedir. Ama, l.ıiz paralel dünyaları eş zamanlı de­
neyimlı:yebilir miyiz? Yok.o;a paralel gerçek liklerin son.�uzlu­
ğunda IX>lünmemiz mi gerekir? Yanıt ilk soruya evet, ikinci
soruya hayırdır. Bizler, par.ılel dünyalan eşzamanlı olarak,
bölünmeden deneyimleyehiliriz. Böyle bir deneyim gerçek­
leştiğinde, zamansız bir mitsel gerçekliğe adım aunış olur­
suz. Paralel dünyaları eşzamanlı gördüğümüzde, hiçbir pat­
lama olmaz, örneğin �kil 5.1 'i geoıııetrik şekillerden oluşan
bir resim olarak gördüğümüz zaman. Bu yüzden hiçbir şey
değişmez; her şey olduğu gibidir. Ama bir küpün varoluşa
fırladığını gördüğümüzde, iki dünyadan birini görürüz, çün­
kü eş-herıliğimiz de bizim gördüğümüzün aksini görür. Sizi
bu veya diğer dünyay:ı gönderen patlama, zamanın geçişini
ve birleşik bir zihnin, bir dünyayı algılanıak için tek bir zih­
ne dönüşünü haber veren kuantum sıçr.ıyışıdır.

93
Paralel dünyaların örtüşmeleri (şekil 5. ! 'de ge<ımeırik fi­
gürlerin resnıi olarak göründiiler) nesne-özne ayrımı olma­
yaıı bir zihin olarak düş(inülebilir. Saf öznelliğin; bilinç obje­
si olnıadan bilinç düny:ısıdır. Burada fırlaınalar ya da patla­
malar yokrur. Tüm olasılıklann eşzamanlı yük.o;eldiği bir dün­
yaya sahibiz ve henüz hiçbir Ş(:'y keşfedilnıedi. Bir kaşif ol­
madığı gibi, bir keşif <le yok. Gözlemlenememiş olasılıklann
bu örtü�mesi, çizimdeki geometrik şekiller "kadar "vardır.·
Bunları, zamanın ötesinde var olan hayali bir dünyadaki ger­
çek alternatifler olarak düşünebilirsiniz . Yeni simyamızda,
ghimel'in hareketleri s<ınucu yer ve zamana t�ın:ın bayt ola­
,,ıJıklannı içeren aleph ve anıların k:ı yliolduğu dallet alanı
olarak düşiinülcbil ir. Böylece l ıay·ın yaşam alanı k�fe<lilir.
Pardlel ilykülerin ya da nıetinlcrin örtüşnıesi, Avustral­
ya'nın "rüya zamanı�''' Aborjin ka,•raıııında ve l lcnri Cor­
bin'in "hayal alenıi''''' kavramında belirir.
Bu gerçekliğin rüya zamanı kavr<ımı bize ne kadar yeni
gelse de, Avustralyalı Aborjinler, bu dünyaı•a dair neredey­
se 150,000 yıllık bir "hafızaya" sahip olduklannı iddia edi­
yorlar. Bu dünyadan, uzun bir zaman önce, akıl, madde ve
enerji dünyası, "Yüce Ruh"un bir hayali <ılarak doğdu. Bu
yüzden, Aborj in düşünce tar.tı, evrenin ya da Tanrı'nın, he­
pimizin deneyimlt.-d iği varoluşu hayal ettiğini öne s(iriiycır.
İslam'ın önemli alimlerinden 1 lenri Corbin, "hayal alemi"
teriınini ilk kullanan Avrup-d lı ya7.ardı. Ona göre hu alem.
ontolojik olarak gerçekti ve şamaniznıin dcığası hakkında
yaptığım ard�trm:ılara göre, bizim algıladığımız ge rçeklikte n
daha gerçek olmalan miimkün."'' Ancak bu gerçeklik genci ­

de bizim norınal algımızın da (\resinde varcılan bir <lüny.ıdır.


Yani geçen 7.aman kaylX>lur, hiçbir şey lleğişmez, her şey
şimdiki zantaıı gibi titrer.

91
BöLÜM 6

Dölleme:
Güç Bizle midir?

Yaşam neydi? Kimse bilnıiyordu.


Belli ki, yaşum foıınuna girdiği anda, kendinden
ha berdardı; ama ne olduğunu bilmiJ'Ordu .
Tbomas Mann

bilinmeyen güç, canlı molekülleri evrimsel gele­


iıiyor? Bu güç bizi Tanrı'ya bağlıyor mu?
Bu, uzay-zaman süreklisine görünmez bağlar oluşıurrnanu-
1.a yardımcı oluyor mu? Kuanıum belirsizliğinin var olması­
nın sebebi bu mu? Tann evreni yaraunak için insan bilinci­
ni mi kullanıyor? Yoksa Tanrı bizi, kendi başımıza hiçbir şey
yaraıamayacağımızı, sadece yaraıanın elleri ve kontrolü al­
ıında roboılar gibi verileni yapacağınuzı bilerek Tann'nın ru­
l1una ıa.şıyıcı olalım diye mi yaranı? Düşünün. Kader gücü,
görünmez bir yaralanın aralıksız döngüsü bizi ayakıa nu ıu­
ıuyor? Öyleyse, hiçbir irademizin, bağımsız aklımızın ya da
karar veııııc becerimi zin olmadığına inanabiliriz.

99
Ama bu doğru mu? Bizler, okyanusıa suyun varlığından
bihaber yaşayan balıklar gihi bizi tamamen saran soyuı bir
güce boyun eğmiş robotan daha ötesi değil miyiz> Bu ev­
rim oyuntın<la hiçbir scı;cncğimiz yok mu> Belki. Eğer "doğ­
ru· gibi görünen ıercihleri seçersek, direnç his.'ielmiyoruz.
Zamanın içinde körü körüne ilerliyoruz. Ancak "yanlış" ter­
cihleri seçersek, S<>nun<la acı �·ekiyoruz. Bir okyanusta bir
balığı ya da rüzgarı farklı diyarlara uçuran bir güç ile itilip
duruyoruz.
Böyle bir simyasal gücü, canlı molekülleri evrimsel gele­
ceklerine sürükleyen bir zaman-rüzgannı nasıl ortaya çtka­
rabiliriz? Bir dizi araştıııııa sonucunda, fizikçi John A. Whee­
lcr bize nasıl olacağını açıkladı. John, eski soruyu baz ala­
rak, " fıziği ile bilgi teorisinin onak
Varol uş nedir?", kuanıtım
yanlannı inceledi. Sonu<; ıılarak dünyanın, önceden belir­
len� bir yasa ile idare edilel>ilecek dev bir makine olama­
yacağına karar verdi. Ililim yasalan, bilginin alındığı esas
kaynağı gi zleyerek idealizasyonlar sunar. Temel olarak,
Wheeler'ın parçadan bir şey deyimiyle ta nımla dığ ı ya da
Tevr.ı ı · ıa ki ıanımıyla bir şeyin bir sözden nasıl meydana gel­
diği, gözlemcinin öncelikli kaıılıı1ıı olnıadan fızik.'iel madde­
enerji evreni var olmaz. Diğer bir deyişle, her hiriıııiz dün­
yanın şu anki durumunda ıılma�ından dolayı sorumluluk al­
malıyız. Ve görünen, karşılığında sözler ve sembollerle olu­
şan eylemler imizle meydana geliyor.
Öyle l>ile olsa, neden yapıığımız şeyleri yapmayı seçiyo­
ruz? Tann'nın bizim yaptıklanmızla ilgili söyleyecek ya da
yapacak bir şeyi var mı> Öyle görünüyor ki bir tür güç hi­
ziın aklımızı ve ellerimizi yiinl cnd iriyor.
Peki, bu gü<; na"ıl oltı­
şuyor> C.>nu nasıl keşfedel>iliriz? Hir şekilde, yalnızca yaş.mı

1 ()()
F"'d Alaıı WQ/f

< ıyunun<laki oyuncuları -karmaşık, :ıma gerekli kalıplan iz­


leyen yaşam molekülleıini- değil. aynı 1.amanda bu kalıpla­
rı yöneten kuralları da anlamalıyız. Bu kıırallar nasıl onaya
�·ıkıyor?
B.:lki bu kuraUar bir şekilde kodlu bir mesajın içerisinde
yer alıyor ve zaman zaman onaya çıkarak uzayda da&ılıyor­
l:ır. Belki evren genişledikçe, bu kurallar "daha önce hiç
kimsenin gitmt.-diği" bir boşluğun "ucunda" beliriyorlar. Ru
hölümde, bu olasılığı, kuralların nasıl oluştuğunu, nereden
geldiklerini ve doğal seçimlerle belirlenen gelişigüzel ama
lıelirleyici sebeplere ek olarak neden var olmalan gerektiği­
ııi inceleyeceğiz. Yani bu bölüme, yaşamın simyasal oyu-
11unda kuantum kurdllan da diyebiliriz.

Hoyle'a ...
The lntelligenı Universe adlı kitabında Sir Fred l loyle,
her ne kadar hayat, evren ve evrene dahil olan her şey ko­
nusunda merak duyabilecek varlıklar olsak da, bu olağanüs­
tü var oluş zincirindeki amacımızı anlamanın mümkün ol­
madığını söylüyor.''' Konışulanmıza çok az ilgi gösterip on­
ları üstünkörü sorgularken, çocu klarımızı yetiştiriyor, çalışıp
para kazanıyor ve kendimiz için "daha iyi" bir yaşam istiyo­
ruz. Ancak ara sıra, kendi bireysel yaşamlarımızın ötesinde
caddenin karşısındaki, başka bir ulustaki, hatta dünyanın
öbür ucundaki o şahsı arıyııruz. Neden? Biyoloji ve fizik bi­
limleri bizim, huntın ahlak veya merhametle hiçbir ilgisi ol­
madığına. aksine bir sonraki neslin varoluşunu gardntilenıe
ve saf doğurganlık ihtiyacımızı karşılaşama arzusu ile ilgili
olduğuna inandınnaya çalışıyor. Peki, bunun nasıl bir ama­
cı olurdu> Bu sonsuz üreme zinciri, sonsuza dek giderdi.
Sizce, bir anlamı var mı?

101
Hoyle'a göre, bilimin hiçbir yaruu yok; devamlı üreme
ıek yanıl. isıer. süregelen başarılı nesillerin kamçıları gibi çıl­
gınlığa ve cinsel dürtülere, isterse endüo"trinin öğüıme ağı­
nın esası gibi Newıon mekaniklerinin \·arklarına dayalı ol­
sun, bu makine, bir sonraki ürünü meydana getirerek son­
suza dek �-:ılışnıalı.
Eğer ıüm olay buysa, o zaman Hoyle, neden bir ahlak
kavramına sahip olduğumuzu sorguluyor. Biyologlara göre
ahlak, bilim insanı olmayanlann, hayvanların hayatta kalmak
için kabileler, gruplar, ya da sürüler halinde hareke! ellikleri
gerçeğini anlayış biçimidir. Onlar hayatta kalırlar, çünkü bir­
likte çalışırlar. Bur.ıda akla, Komüni.�t pani ve diyalektik ma­
teryalizm geliyor. Bu yüzde11, diğer insanlar için endişeleni­
yonız, çünkü hepimizin hayatta kalması buna bağl ı. Onsuz
hayatta kalabilseydik, ahlaksal ve �birlikçi davranmazdık.
Ama elbeııe, ıek sebebi türlerin hayatta kalması olsaydı,
şansımız artırmak için başka biyolojik fakıörlere de sahip
olurduk. Zaman içinde, haııa atalarımıza kadar üç milyon yıl
boyunca evrim geçirdikçe, neden daha lıızlı koşmak ya da
kuşların, karıallann yapıığı gibi uçmak için bir beceri geliş­
ıiremeclik? Bu kar.ıkıeri.�ıik i>zellikler bize işbirliğinden i>ıe
fayda sağlayabilirdi. Ama biz bıınlar.ı sahip değiliz. Eveı, on­
lara sahip olmayı isıcyebilir, L>u isıeği, ayaklarııııızı yerdı:=n
kesecek ve daha hızlı ilcrlcnıemizi sağlayacak ar.ıçlara çevi­
rebiliriz, ki böyle yaptık. Ancak bizim isıcğinıiz, şimdiye ka­
dar, bize bu özellikleri t:ğcr uzun evrim geç­
mişimiz boyunca doğal ıercihler rol oynadıysa, neden sırtı­
mıza kanaı ya da bacaklarımızı daha hızlı harekeı eılirebile­
ceğimiz bir mekanizma elde edemedik? Neden "kör yar.ıtan"
bu özellikleri insanlar için seçıııedi?

102
1-·rı•d Alan Wolf
liugün in.o;anlar, Darwin'in biyolojik evrim ıeorisinin, her
ıürlü varlığın hayana kalmasını ya da soytınun ıiikenmesini
garanıi altına aldığına ve açıkladığına ve doğal seçimin evri­
ıni ya da ıahribatı garanıilediğine inanıyorlar. Doğal seçim ıe­
orisi, yaratıklann ıek bir ıür için<le, çeşiıli kar.ıkıerisıik özel­
liklere sahip doğduklanru, çoğunun iyi, bir kısmının da muh­
ıcmelen nötr ya da kötü olduğunu varsayıyor. Elhetıe "iyi" ve
"kötü" kavranılan, hir yar.ılığın çevresine uyunı sağlayabilme
l:ıe<·erisi için kullanılıyor. Çevrelerine uyumlu özelliklere sa­
hip yaraııklar hayatta kalırken, çevreyle uyuın sağlamayan
özelliklere sahip ıürlerin soyu ıükeniyor. Böylece orıaya
"güçlü olan hayaııa kalır- fikri çıkıyor. Ancak bu >·alnızca in­
san davranışını manııklı kılmaya çalışmak olabilir mi?
Darwin'den oıuz yıl sonra, 1830 yılında bilim insanlan
O:ırwin teorisindeki fikirleri zaıen biliyorlardı. Peki, öyleyse
bu fikirler neden o dönemde popüler değildi? Çünkü o dö-
11emde ıoplumun onlara ihtiyacı olmamışıı. �:ndüstriyel çağ­
la birlikte Darwin teorisi faydalı �·e dolayısıyla popüler ol­
maya başladı. Şirkeıler scrbesı �gü<iiyle rekabet i�indcydi,
Avrupa ve diğer yerlerdeki uluslar lebensraum (yani "yaşam
;ılanı") peşindeydi ve krallar piycınlarla değil, yaşamın ger­
çek saıranç ıahıalarında, ül kelerinin yerle�ik şehirlerinde in­
sanlarla savaş oyunları oynayar.ık avanıaı kazanıııaya çalışı­
yordu. Diğer l>ir deyişle, Batı dünyası şahlannuş, dünyada
k:ıhr.ımanlıklarını sergiliyor ve günümüzde ıicaretin it-dövü­
şü dediğimiz dünya görüşünü başlatıyorlardı. Bu yeni giri­
şinı için ise, Darwin'in On ıhe Origin of Species (Türlerin
Kökeni), doğru kiıapıı. Gördüğünüz gibi, bilim ve endüstri,
yalnızca üreıim için gerekli olan teknik araçlan sağlama açı­
sıntlan değil, aynı zamanda bu tip girişimlere yakıt sağlayan

103
hayali dünyanın simyasal gücü açısından da paralel işliyor.
Bu yüzden, bir toplumun endüstriyel sahasında, Darwin'i
okuyan liderler, teorilerin doğruluğunu ispatlayan "kanıtlar•
gibi endüsuiyel çevreyı yaratıyorlar. Ualıa sonra bu liderler,
bilimin Darwin teorilerini sahipleniyor ve onları kabullenip
savunmaya hazır in.'i3J1.lara sunuyorlar. Bu döngü, yaşadığı­
mız çevreyle desteklendiğini düşündiiğümüz bir çevrede
baskıcı ve istikrarlı kalıyor ve karşılığında düşünce sistemi­
mizi sınırlayıp yönlendiriyor ve türlerin hayana kalmasını
sağlıyor.
Bunun örneğiyle her gün karşılaşıyoruz. Kurumlar, ha­
yatta kalmak için ürünlerini geliştirmeleri gerektiğine inanı­
yorlar. Bir ürünün halka ulaşurılrnasından sonraki birkaç ay
içinde, üzerinde •yeni ve geliştirilmiş· etiketi olan ürünü gö­
rüyoruz. Ticari bir ürünü daha iyisiyle değiştirmek, iş dün­
yasında hayatta kalabilmek için bir zorunluluk olarak görü­
lüyor, bu da Darwin 'in doğal bir seçimle türlerin geliştiril­
mesi fikriyle uyum sağlıyor. Tıpkı benim veya sizin, ürünün
devamını gar.ıntileyerek rafı.aki "daha iyi" olanı scçmen1iz
gibi, Ooğa ela hangi türlerin dinozorların peşinden gideceği­
ni, hangilerinin sivrisineklerle kalacağına karar veriyor.
Diğer bir deyişle, Darwin teorisinin popüler olmasının
sebebi. in.sanın rekabet t.'lme ihtiyacına mantık
karşılığında ela insan hır.;ına anlam ka7.andınp endüstriyel
devrinıe hız kaunış olmasıdır.

Kör Talih ve Moleküler


Demin açıkladığım gibi, kökleri endüstri-öncesi Avru ­
pa'ya dayanan Darwin teorisi bugün moleküler :.eviyede da­
hi varlığını sürdürüyor. Günümüzden birkaç yüzyıl öncesine

104
f"red .Aluıı Wr,/f
gidin, asma dalını göre ceksiniz. Anton Van LeeuV11enh�k"in
mikroskobu icat ettiği 1673 yılında insanlar, türlerin birbirle­
riyle bir bütün <>larak yaratıldıkl:ınna ve sonradan aynldıkla­
nna inanıyordu, aşağı yukarı İn cil "de söylediği gibi. Örneğin
insanoğlu ayıncı karakteristik özelliklerle yar-.ttılmışıı, hu lla
ırkçılık, üsıünlük ve kutsal liderlerin ıepede, pek-kuLo;al-ol­
mayan "dokunulmaz" işçilerin ise alıt:ı olduğu hiyerarşik top­
lum fikirlerini doğurdu. Bu işçi modeli, t<>plumun sınıflannı
ve aradaki ıünı kaunanlan idare etme hakkı olduğunu ve in­
sanlann, hangi katmanda olıırlarsa olsunlar mutlu olmaları
gerektiği fikrini doğruladı. Her şeyden önce, tabakanın belir­
li bir seviycsinlle oln1:1k, her insanın hakkıydı. Böylece. in­
sanlar olduklan gibi kabullenmeli ve lıerkes toplumun han­
gi t.eviyesindeyse orada kalıp buntınla mutlu olmalıydı.
Zamanla, özellikle de on sekizinci yüzyılda fransa'd;ı bu
kutsal-düzen teorisine karşı popülist devrirriler gelişti. Kral­
lık bu devrim girişimlerini rahatlıkla bastırdı. Ancak, 1 8 1 2
Fransız İ htilali'ni yaşayan Jean Baptiste de Lamarck, "kuısal
karşı bir teori geliştirdi. Ona göre, ebe­
veynler, sahip oldukları özellikleri çocuklarına aktarabiliyor­
lardı. Yani örneğin, çevre ona gerekli yeşillikleri sağlamadı-

ğı için zürafanın kısa boylu atalan yüksek dallan olan ağaç-


lara yetişmek için çaba sarf eniler. Böyle ce boyurilar uzadı.
Sonra oriların çocuklan biraz daha uzlın boyunlara sahip
olarak doğdular ve bu döngü, gününıüzde uzun boylu hay­
varilara kadar devam eııi. Aynı şekilde, uzun boylu bir nıa­
denci madende sürekli eğilerek, çocuğuna aynı omuz yapı­
sını aktarır. Sonuç olarak onun çocuklan, daha kısa boylu ve
kamburlu olur. Aıııa elbete, olay bu değil .
DNA genlerin öncelikli unsurullur ve bu yüzden genler,

105
her türün karaktert.�tik iizelliklerinden sorumludur. Eğer bir
hayvanın genetik yapısını değiştirirsek, <>nun bcderu;el özel­
liklerini de deği�tireceğimizi biliyoruz. Anıa şu ana kadar bir
uzvun yok olma.�ı. d:ıha kalın bir tenisçi kolu, satranç oyun­
cusunun gelişnıiş beyni gibi bedende böyle bir değişikliğin
genetik kodu değiş t i rdiğine dair bir kanıt yok. Bu yüzden
Lamarckizm, her ne kadar "kutsal sınıHandırmatlan" uzak da
ol�a. tamamen geçersizdir ve hu da Da rw in teorisinin makul
bir teori olarak göriinrnesinin bir b-Jşka sebebidir.
"Evrimi böylt:Sinc etkileyici bir teori yapan şey," diyor
zoolog Richard Oawkins. "ilkel tekdüzel ik ten böyle bir ıır­
ganize si.�temin oluşmasını açıklıyor oluşudur."
Bunu kanıtlamak için Dawkins ve ba:ı:ı Oarwinciler, Miller
ve Urey'in daha önce k i deneyle rini inceliyor. 1952-53 yılla­
nnda Stanley Miller \ e Harold Urey, içinde bir şişe su, nit­
'

rojen, metan, amony:ık, karbon monoksit ve dioksit gazları


bulunan bi r şişeye 60,00 voltluk elektrik \'erdiler. Bunu bir­
kaç g(in süreyle tekrarladılar. Onların amacı, 4,5 milyar yıl
önce atmosferde oluştuğu düşünülen elektrikli patlamayı
tekrarlamaktı. Deneyden sonra. şişenin içincle tortular oluş­
tuğunu fark eıtiler, bu da canlılarla lıyumlu pek çok farklı
organik molekül içe riy ordu. Onlann içinde ise amin<> asitler
vardı, ONA'lann temel unsuru.
Bu deneyler defalarca tekrarlandı ve l ıi:ı: <le merak uyan­
dırdı: Aminıı asitler prııteinlerin, proteinler ele canlılann te­
mel unsurları ol<llığuna giire, belki hu yaşamın başlangıcıy­
dı. Pek çok insan. l>unun nıoleküler evrimin Darwin teorisi­
ne karut teşkil ettiğini düşündü."' aynı şekilde, yaşam da,
IYJsit ölü moleküllerllen kaııııaşık ve protein bazlı yaşayan
yapılara dönüşmüş olabilirdi. Ancak yapay olarak üretilen ve

106
f""1 Alan Wolf
ıonullu ilkel bir çorba oluşturan protein gibi herhangi bir şe­
yin yaşamın başlangıcında var olduğuna dair hiçbir. kanıt yok.
Aslında, proteinler, pek çok karmaşık �lem sonucunda
bir hücrenin DNA'sı tarafından oluştunılurlar. Rıınların ha1.ı­
lanna enzim denir. Bugün belki 2,00 enzimin moleküler
y;ıpısını biliyoruz. Metaforik olarak çevreye karşı "hayatta
kalma mücadelesinde" bir hücre tarafından kull;ınılan pro­
tein" silahlandır. Enzimler, diğer moleküllerin girip bir süre
bağladıkları, enerji alışverişi y;ıptıkları ve sonra da enzimi ilk
halinde bırakarak aynldıklan istasyonlar sağlarlar. Böylece
enzimler, var oluşlınu sürdürmesi, vücutta devamlı oluşan
molekül saldırılarına karşı savaşma.sı için hücrede
reaksiyonlann ollışmasına izin verirler. Enzimler olmadan
l>u gerekli kimyasal reaksiyonlar oluşmaz ya da hücre:.el ya­
şamı imkansız kılacak derecede düşük seviyelerde oluşur­
du. Örneğin yediğimiz yemek, o yemeğin bize sağlayacağı
enerjiyi alacak reak.�iyon olmayacağı için enzimler olnıadan
bir işe yaramazdı.
Ama tekrar ediyorum, Miller ve Urey'in deneyindeki gibi
hiçbir sürecin tek bir enz.lm yaranığına dair hiçbir kanıt yok.
Öyleyse, nasıl oldu da enzimler, amino asiılerden oluştu?
Yaşamın köklerine dair organik toıtul çorbası teorisi doğru
değildir. Ancak modern biyoloji, Oarwin'in hayalinde ısrar­
cıdır ve genelde tek bir ihtimalin, L>NA ve enzim gibi mole­
küller için gereken yaklaşık 200.00 amino asit zincirini
oluşnırabileceğini iddia eder. Ru tez L� şöyle devanı ediyor:
Birkaç gün yerine 4,5 milyar }"il ve bir laboratuar şişesi ye­
rine bir okyanus olo;aydı, bunun gcrçek olduğunu kanııla­
mak için yeterli zamana ve yere sahip olurduk. Ancak her
matematik analistı;isinin de söyleyeceği gibi bu saçnıalıktan
başka bir şey değil.'''

107
Belki hizim yaşam-<l(inyamızın huna benzer pek çok ya­
şam-dünyasından yalnız biri olcluğunu ve özellikle hizim ya­
şam-<lünyamız için olasılıklar çok d(işük olsa da, tüm ya­
şam-<lünyaları için olasılığın yüksek olduğunu düşünehilir­
siniz. Diğer hir deyişle. toıtu, tıpkı bizimki gihi zeki bir ya­
şam fom1una dönüşmüş, farklı düzenlemeleri c>lan, ama bi­
zimkinden tamamen farklı yaşam formlan yaratmış olahilir­
di. Bu ıerna genelde hayal üninü televizyon programlarında
gösterilmektedir. Belki doğru olabilir. Ama hala bir sorun
var. Neden Daıwin evrimi? Neden bu yaşam formlan, tıpkı
bir termostaun odarun ısısı için uyum sağlama­
sı gibi, değişen çevreye uyum sağlayamıyorlar? Belki de ba­
zı hilgisayar-bazlı Daıwin modelleri, evrim teorisini hir se­
naryoya istiyordur.
Öyleyse, doğal seçim için tercihleri sağlayan yeni bilgi
nereden geliyor? Ve bu bilgi dünyaya nasıl ulaşıyor? Size an­
latayım: Yeni bilgi ge�·mişte olu;.madı; yer ve zaman açısın­
dan bakarsak, gelecekten geln1eli. Bu teoriyi göz ardı etme­
den önce, kanıtlara bakın. Aynca neden şüpheci yaklaştıiıı­
nızı da bir düşünün.

Bir <>lay oldu dediğin1iz zaman, genel olarak hepimiz ne


demek i.�tediğimizi anlanz. Bir şeyin olduğunu söylüyoruz­
dur. Aynı zamanda, bu kısmı pek dile getirıııesek de, bir ki­
şinin bir olayı gözlemlediğini söylemiş oluruz. Biz, onları
gözlemleyecek biri olmasa bile olaylann hir şekilde olabile­
ceğini kabul ederiz. Ne de cılsa, orı1ıarun bir kenannda ya­
tan o meşhur ağaç muazzam bir gürültüyle bağlı olduğu ze­
minden kopup yıkılmışur. Ses dalgası üreten olaylar, orada

108
f'o>d Alaoı ll'oif
olaylan hisedebilen bir organ veya kulak olsuıı ya da olma­
sın, kendiliğinden ollırlar. Öyle mi?
Böyle bir bakış açısı oldukça doğaldrr ve huna nesnelci­
lik denir. Bu felsefeye göre, ıüm gerçeklik nesnel bir şekil­
de, harici ve düşünceden bağımsız oluşur. Bu gerçekliğin ıa­
nınması, gözlemlenen nesneler ve olaylar -nesnelerin başı­
na gelen şeylerle- mümkündür. Anloık diyelim, bilim nesnel­
liğin yanlış olduğunu kanııladı. O zaman ne olacak? Bu, ıüm
gerçekliğin nesnel olmadığı; gerçekliğin ona (düşünceye)
öznel bir eıkisi olduğu ve düşüncenin, "orada" gözlemledi­
Rimiz şeyi eıkilemesi ve muhıeıııel olarak değişıirmesi, yani
"burada" onu algılayan bir akıl olmadığı sürece, "orada"
mutlak bir şeyin olmayacağı anlamına gelirdi.
Bu yüzden bir olay algısı aceleyle oluşur, yaşam formla­
rında görülen biyolojik özellikler de dahil, olayın çeşitli göz­
lemlenebilir niıeliklerini ortaya koyar. Kavramsal olarak tu­
lıaf olsa da, hu gö�. kuanıum fiziği keşifleri ıardfından
gözlemlendi. Bu keşifler, yer ve zaman içinde oluşan olay­
ların, gözlemcilerinin yapıığı eylemlerle nasıl elkilendiğini
ortaya koydu. Bir sonraki bölümde bu eylemlerin zamarıla­
malanyla ilgili başka şeyler daha söyleyeceğim, ama şimdi
izin verin, size Zeno eıkisi adı verilen bir sonucu açıklaya­
yım.
Kontrolümüz alıındaki iki ıemel lıenzer sL�ıeınin (aıom
ve moleküller gibi) zamanda iki farklı şekilde değişebildiği­
ni varsayın: bir si.sıenı zaman içinde sürekli gözlemleniyor,
diğer ise evrimin başında ve sonunda olmak üzere yalnızca
iki defa gözlemleni}·or. Sonuçıa, benzer yapılandırılmış iki
sistem birbiriyle karşılaştırılıyor. Sonuç, gözlem sayısı ve fre­
kansı dolayısıyla birbirinden farklı iki neticedir.''' Zeno eıkisi,

109
Dılşıln;eyl Gerçege DOnıq114nnd

neyin, ne zaman ve ne sıklıkta gözlemleneceğinin, değişen


nesnenin geçmişini belirlediğini gösterir. Örneğin, enerji saç­
maya hazır bir atom, sürekli gözlemlenerek dondurulabilir,
böylece normalde enerji yayacağı yaşamının başında ve so­
nunda iki defa gözlemlenerek birkaç sali.o;e içinde enerji yay­
maya başlayacakken. bu şekilde enerji yayma fırsatı bulamaz.
Elbete şimdi yalnızca küçük bir zaman ve yer ölçek için­
de gerçekleşen ve dolayısıyla ya.şayan türlerin evriminde
hiçbir etkili rol oynayamayacak atomik ve atom altı olaylar­
dan bahsettiğimi düşünüyorsunuz. Değil mi? Aslında, tezin
kendisi yeterince açık: insan evrimi, moleküler kodlarımız­
la, DNA ve benzerleriyle belirlendiğine göre, moleküler çev­
re gibi küçük bir ölçekte oluşan gözlemler, ıüm türlerin ev­
rimini etkileıııektedir. Tüm evren ve içindeki yaşam, saniye­
nin binde birinde yapılan bir gözlemle etkilenebilirdi. Aslı­
na bakarsanız, bu her gün gerçekleşiyor zaten.'''
Diyelim hepsi bu. Bu ölçekte belirli bir ıür gözlem olu­
şur ve onlar evrim geçiren bir yaşam fornıu tarafından zo­
runlu tutulan talimat ve kuralları kodlarlar. Bu kodlama, ya­
şam hayatta kalma.�ını ve üremesini mümkün kı­
lar. Böylece bir gözlemci, sadece hu ölçekte ne zaman, ne­
yi ve ne sıklıkta gözlemleyeceğini bilerek, bir yaşam
nu, hatta zaman içinde tüm yeni türleri hayata geçirebilirdi.
Bunun için tek ihtiyacımız olan, çevreye uyum sağlayabile­
cek cinsten bilgisi olan bir gözlemci olurdu. Sonra ıüm ya­
şam foıııılannın ihtiyaç duyacağı ıck şey. bu bilgiyi "dinle­
meyi" sağlayacak, çoktan kcıcllanmış bir ıalimaı olurdu. Ya­
şam forıııu herhangi bir yerde herhangi bir zamanda olabi­
leceği için, gözlemcinin aklının çevredeki her yerde olması
gerekirdi.

1 10
l'rt!d Alan Wo!f
Birazdan bu her şeyi-gören göılemci olayına geri döne­
ceğim. Şimdilik, gelin, yaşam hu talin-.atı, çevreyi
öğrenerek kendini nasıl eğiteceğini söyleyen talimatı nasıl
öğreneceğine b-.ıkalını.
İlk gerekli kod, temelde yaratığa "Çevreden hilgi edin,•
lliyen bir ifade olıırdu. Doğal seçim teorisi, böyle bir küllun,
kodlanmış bir talimatı olmayan bir yaşam foııııu tarafından
çevrt.-derı nasıl edinileceğini açıklayabilir mi? O zaman, di­
yelim çevreden-bilgi-alma (ÇBA) özelliği olan, neredeyse
lıirbiriyle ayru doksan dokuz ve çevreden-bilgi-edin (ÇBE)
<>zelliği olan yalnızca hir yaratık olduğunu \'arsayalım. Eğer
çevre hiçbir bilgi ya da içerdiği bilgi, alındığı
takdirde, bu yaratığın ölmesine sebep oluyorsa , doksan do­
kuz ÇBA carılısı hayana kalır ve bir ÇBE canlısı muhtemelen
<>lürdü. Bu özellik, ÇBE, ya hayana kalmak için gerekli ol­
n-.adığın<lan (ÇBE'nin lıayatta kalmak için başka bir özellik­
le yer değiştirdiğini varsayarsak) ya da bilgi alındığı ıakdir­
<le onu öldüreceğinden, hayana kalan-.azdı. Ancak eğer :ılı­
ııacak bilgi iyi bilgi olsaydı -örneğin ısıyı bir derece düşü­
rehilme yetisi- ÇBE c-.ı nlısı doğal olarak, çevrenin bu özelli­
)ıi besleyebileceği bir zanıanda var olduğu gerçeğiyle seçi­
lirdi. Sonuç olarak, doksan dokuz ÇBA canlısı, yeni bilgi tek
lıir ÇRE canlısının çocuklannın L�ı değişimleriyle başa çıka­
lıilecekken, ÇRA Ç<x:uklan l>aşa çıkamayacağı için, dezavan­
l;ıjlı olurdu.rı
Ama neden doğa. gelecekte lıayaıta kalmak için gereken
l<'k bir doğru özellik üreunezdi? Elhette doğanın, yapabile­
,·cği bütün muhtemel özellikleri yarattığını düşünebilirsiniz.
ı\ma nedense ben, sadece çok fazla, farklı özellik bulundu­
ı:ıı için bunun doğru olmadığını hissediyorum. İçlerindeki

111
en basit bir uyarlama, onların faydasız olduğunu kanıtlardı.
Ama sonu\13, değişerek ve umarım hayana kalarak, işte bu­
radayız.
Blı sorunun bir yanıtı, gerekli bilginin, türlerin, gezegen­
lerin ve lıatta evrenin geçmişinde oluşan çevreden değil,
tüm bunlann geleceğinden geldiğini siiylüyor. Yani, bilgi,
şimdiki zamandan gelet.-eğe akıyor. Hepimizin <>ngörünün
değerine inandığı bir gerçektir. Arulanmızda geçmişte yaşa­
dığımız olaylardan sıyrılabileceğimize ve anlan d:ıh.a iyiye
ya da daha köcüye nasıl götüreceğimizi görebileceğimize
inanıyoruz. Hafızanızda, yalnızca geçmişe bakabileceğinizi
değil, aynı ıamanda geçmişe gidebileceğinizi ve gerekli de­
ğişiklikleri yapabileceğinizi hayal edin. Kendinizi, siz veya
bir başkası için korkunç sonu�·lar doğuran bir olayın içinde
düşünün. O anda çok fazla şey yapmanıza gerek olmayabi­
lir; belki yüzünüzde, bir başkasının tanık olduğu bir ifade­
de ya da bir başka.�ıyl:ı konuşurken ses tonunuzdaki ufak
bir değişiklik yeterlidir. Kuantum fiziği, bize böyle bir dü­
şiinnıc-özgürlüğü sağlar, anıa benim yaptığım kadar kolay
değil elhctte. Diğer bir deyişle, l:ıelirli bir kuantum seviye-_
sinde, <)[ayın hafızada var oluş şeklini değiştirerek, ge�mişi
değiştirnıek mümkündür. Zamanda geçmişe gitmeyiz; sade-
. · Cf! olayın oluştuğu zamanda verimli bir şekilde belirleneme­
yen bazı detaylar ekleriz. Örneğin. bir atomun bir noktada n
bir başka noktaya gidişini, onun sonucunu gözlemleyerek
değiştirebiliriz. Bu algının bir seçeneği , geçmişin. bizim seç­
tiğimiz ikincı seçenekten bir:ız daha farklı "yaratılmasına"
sebep olur. Bu anlamda, muhtemel karşıt-olaylardan bir
geçmiş yaraıınz.
Eğer illi doğruysa , zamanın ne anlamı var?

1 tl
BöLÜM 7

Senin
Her Şey Mü n

" Nebn'n da,


zaman diye bir şey olmadığını da öğrr?ndin mi>
'·F.vet Slddhartha, demek istediğin bu mu.>
Nehir a.J'tll zamanda her yerdedir.
Ka;:nağında ve ağzında. Şelalede, limanda,
barr?ketin içindeki akıntıda ve dağlarda.
Her _yerde. Şi"ıdi ki zaman yalnızca onuıı için ı.ıar,
geç ınlşiıı ıw da gefeceğiıı gölgesi değil. "
_

"Doğru, " dedi Siddhartha. "Ve .�onra ;•aşaınımı gözden


geçiriııce, oııun da bir nehir olduğunu öğrr?ndim.
Siddbartha çocuk. Sidartba adam ve Siddharlha yaşlı
adam, gerçekliklf! değil, _yalnızca gölgelerle a;•nlıyordu.
"Sidbartha 'nın önceki _yaşam/an da geçmişte değildi
ve ölı1mü ve brabma :�oa dönüşü de gelecek de değil.
Hiçbir şey _yoktu, hiçbir şey ol"ıayacak,
her şe;· gerçek ve şu anda ı'tlr.
/l� nn Hese

1 15
instein'ın i7.afiyet teorisine göre, madde yer ve 7.anıan­
E dan bağımsız var olamaz. Eğer üı;ünllen biri -madde,
yer ve :laman- varsa, diğer ikisi de vardır. Yer, maddenin var
olması; madde; zamanın var ı>lnıası ve zaınan yerin var <>i­
ması için gereklidir. Üçü birbirlerine hağlıdır.
Öyleyse, eğer zaman, pek çok filozofun iine sürdüğü gi­
bi, bir hayalden, illüzyondan ihareıse, yer ve madde de iiy­
le olmalı. Ancak kuantum fiziğinin Kopenhag tercümesine
bakarsak, maddenin, maddenin gözlemcisi olmadan var ol­
mayat.-ağını görürüz."' Böylece yine var olLışun dön niteliği­
nin -yer, zaman, madde ve düşünce- birbirine bağımlı oldu­
ğu, eş7.amanlı hareket ettikleri fık.rine Lılaşıyoru z. Bu bölün1-
de, bu görüşleri inceleyeceğiz.
Gözlem, zaman gerektirir. Aslında, gözlem, zamanın dı>­
ğasında önemli ve özel bir rol oynar. Gözlem ya da gözlen1-
ci olmadan, zamanın var olmayacağını söyleyebiliriz.
Kuantum fLZikçileri, bir olayın olasılığı belirlediklerinde,
bir sayı hesaplarlar. Bu nuıruırd, kuantum dalga fonksiyonu
-kısaca kdf- denen iki matematiksel fonk.�iyonun çarpılma­
sından oluşur. Kdfnin, yer ve zamanda hareket eden gerçek
dalga olduğu varsayılıyor. Ancak, gerçek değil, tanıamen
hayal ürünüdür. Manyetik ya da yerçekimsel alan değildir.
Ölçülemez. Hacmi veya enerjisi yoktur. O, bizim düşünce­
mi7.de ve hayalinıizde vardır. Bu yüzden, gözlemlediğimiz
gerçek materyal nesneler gibi değildir. Kdfnin matematiksel
fıınksiyonları, bizinı heın gerçek heııı de hayali sayılar kul­
lanınamızı gerektirir."' Genelde bu fonksiyonlar zamana l>ağ­
lıdır ve dulayı.�ıyla bir senıbol -z, "zaman değişkeni- fc>nk.�i­
yonu gil'i de�işirler. Biz, zaman değişkeninin değer olar.ık
amığını ya da azaldığını hayal ederiz ve l)U fonksiyonl:ınn

1 16
Frwl Alun ll'o/f

lıcr iki yönde de değişimlerini belirleri7.. Ru fonksiyonlardan


lıirine <+> CYlınan harfi psi) ve diğerine ( +-> Cpsi-yıldız) de­
ııir. <ılı ) 1.aman içincle ileriye giden hir dalg:ıyı; <+-> ise za­
ınan içinde geriye giden bir dalgayı ıemsil eder.'''
Biz, kdf'lerin yer ve zaman içinde her yerde var oldukla­
rını düşünüıiz. Biıiş noktalan ya da sınır noktalan -yer ve
zamanda, bir nesnenin geçmişindeki ilk ve son olaylar- ara­
sında belirli rolleri vardır. Biz bu sınır noktalannı, gerçek
c>laylar olarak diişünürüz ve zaman içinde bir bitiş noktasın­
clan diğerine scyahaı L'llen dalgalan ( + ) ileri giden ve ( +• )
geri giden olar.ık resınederiz (şekil 7. l'e hakan). İki kdf hir
zaman döng(isü oluşturur. Dilngünün dışından bir avanıaj
noktasından şiındiki zaman, geçnıişıeki ya da gelecekıeki
bir olayla tek bir clöngüde buluşur.
Zaman döngiilerini yöneten dinamik yasalar bir ciykü
oluşturur. Diğer hir deyişle, bir zaman döngüsü yarauldığın­
da, bilerek ya da bil ıııeyerek "dışanda" diye dt:ııeyirnledifıi­
miz dünya, hem düştincelerimizde hem de nesnel olarak
paylaşılan gerçeklik olduğuna inandığımız dünyada var olur.
Zaman döngülerinden, bir öykünün yaratılışı gibi ıüm
gerçekliğin olu�uğunu görebiliriz. Bitiş noktalan kesinleş­
miş olaylara dönüştüğünde, öykü, hayal alemini yer ve 1.a­
manın gerçekliğine dönüştürür. Öykii , gerçek olur. Bir za­

man döngüsü, her olaydan fışkırır ııil>i h:.ıyaldcn gerçeğe


dönüşür. Öykü, başlangıç cılayından ileri ve bitiş olayından
geçmişe doğru harekeı eder. Öykü, blı iki olay arasında ger­
çekleşir.
Ru sınırların kendileri, tlykü belirene kadar gerçek değil­
dir. Bir olay diğerine sebep olmaz ve hiçbir olay zanıan
döngüsüne sebep olmaz. Bitiş olayları. hayal alemin<leki

ı 17
olaylar için olasılıklan tahmin elliğini fark eımişıi."' Öyleyse,
gerçek ola>·lan ne belirliyordu; Ne zaman bir olay için tah­
min etlilen olasılık, tliyelim 1. olay, uylıma yaklaş."3 (yani
olat·ağı yüksek ihtimal olsa)''', 1 . olayın olasılığını içeren bir
deney pek çc>k kez ıekrarlandığında olacağından tlaha bü­
)'Ük olasılıkla gerçekleşir. Eğer 1 . olayın ve diğer bir olayın.
ı. olay diyelim, yüzde elli ihıimalle gerçekleşeceği düşünül­
düyse, pek çok denemc.-den sonra ölçülen ya da gü:ı:lenıle­
nen sonuç 1 . için yüzde elli, ı. için yüzde olurtlu.'''
Sorun şuydu: olaylar için rahmin edilen olasılık ve bu
olaylann gerçekliği nasıl ele alınmal ıydı? Olasılıklar, düşün­
ce alemiyle ("içerideki") ve gerçekler, hisler alemiyle ("dışa­
ndaki") ile ilgilenir. Fizilt, "gerçekle" ilgilendiğine göre -"dı­
�anda" olduğu varsayılan gerçekler- hu olasılıklar aynı za­
manda "dışarıdaki" yer ve zamanda var mıydı? Yoksa yalnız­
ca "içerde" düşüncelerimizde mi mevcuını? Diğer bir deyiş­
le, kuannım fiziğinin olasılıkları bir şekilde hayal aleminden
sıynlıp gerçek olaylaı-d mı dönüştü? Bu dilşünce olayı -<>la­
sılıklar- görünnıez bir tüpten diş fırçasına sıkılan bir diş ma­
c:unlı gibi kendini yer-zamana mı aktardı?
Kuanıum fiziğinin tek prc>blemi bu olsaydı, örneğin ola­
sılıkların doğal olarak oluşnığıı istatistiksel mekanik ya da
istatistiksel termodinamik gibi diğl!I' fizik teorilerinden daha
zor olarak algılanmazdı.'"' Bilimin bu dallarında, böyle soru­

lan düşünmeyiz. 1 . ve ı. gibi olayların, gerçek nesnelerin


onlann oluşma.�ına sebep olduğu için gerçekleştiğini bilir ve
bu sebepleri gözardı ederiz. Örneğin, bir boruk parayı ha­
vaya fırlaup avucunuza düşıüğü anda diğer elinizde kapadı­
ğını:ı:cla bazı sorular oluşur. J . olay i\·in yazı, ı. olay için ıura
olasılığı sizin ve parayı izleyen diğer gö:ı:lemcilerin aklındadır.

1 1 l)
Elini;ci açtığınızda, bu iki olaydan biri onaya çıkar. Bu bilin­
meyeni onaya çıkanna eylemi, yer ve zamanda "dL5<1 rılla"
gerçekleşir.
Ancak kuanıum fiziğinde IXıyle işleıııiyor. 1 . ve ı. olayın,
onlard <>lan etkimizdcıı her zaman bağımsız olm;ıdığı aşi­
kar."'' Örneğin, diyelim, biz p;ırayı, elektron gibi elektrik
yüklü bir partikülle runurduk ve parayı fırlatan mekanizma­
yı da manyetik bir alana yerleştirdik. Manyetik al.anların,
mıknatL�ın bir ucundan diğerini gösteren ve •alan çizgileri"
denen görünmez çizgileri olduğu düşünülür. Manyetik alan,
yüklü partikülleri fırlatır, dönen partikül, upkı yazı ve ttırası
olan bir hozuk para gibi, alan çizgileri ya da tam tersi yön­
deki noktaların eksen inde yuvarlanmaya başlar.
Burada. 1 . olay dönen-pardlel ve 2. olay dönen-anıi-pa­
rdlel olur, yani manyetik alanın yönüne bağlı olarak elekıro­
nun döngii ekseni yönündeki iki muhtemel giizleıııdir. Elek­
tronun yukarı diindüğiinü ya da aşağı döndüğünü söyleriz.
Bunun Sl>run olmadığını düşünebiliriz. Ancak kuantum
fiziği, çok ruhaf bir teoridir. Manyetik alan çizgilerinin ku­
zeyden güneye uzandığını varsayın ve biz, yan doğu-yönlü
elektron (diingü ekseni doğuyu glisteren gerçek bir elek­
tron) takacağımız bir deney yapmaya karar vernıiş olalım.
Kuanrum fiziği, gerçek tek bir doğu-yönlü elektrıınunıın,
sanki iki hayali elektronmuş gibi davranacağını söyler: her
biri bir par.ılel dünyada olmak üzere kuzey-yönünde ve gü­
ney-yönünde elektron. Bunu akl ınıula canlandımıak için,
böyle hir yan (doğu-yönlü) elektronunu kuzey-güney yönlü
manyetik alan aparauna gönderdiğinizi düşünün. Aygıt, elek­
tron kuzey-yönlü yönüne hareketlendiyse, elektronıın hareke­
tini yukan, güncy-yönliiyc döndüyse, aşağı yönlendirecektir.

120
Frerl Alon IVolf

Sonra elekıron, kendi orijinal h:ırekeı yönüne getirilir ve


lliiylece girdiği 7.aman giıı iği yöndeki bir çıkış lleliğinden or­
ıaya çıkar. Oediğim gibi, manyeıik alan aygııı, elekıronu iki­
�ınden birine >'önlendirecekıir. Sonuçıa, kuzey-yönlü ya da
gün ey yt>nlü bir elekıronun ortaya çıkuğını giirürü:.ı. Ancak,
-

sayısız deneyde kanıılandığı gibi, hir elekıron aygıttan, ay­


gıta girdiği andaki gibi doğu konumundan çıkar, kuzey ve­
ya güney konumundan değil (şekil 7. 2'yc bakın).
Şimdi düşünürsek, bu gizen1ini koruyor: bir elekıronun
iki yoldan birini seçmesi gerektiğine gcire, onun tekrar do­
ğu-yiinlü olnıasında imkan yok (beklenmedik hir olay ya­
şanmazsa). Yine, sizi hıraz düşündürebilirim. Şekil 7.2'ye
bakın ve seçenekleri gözden geçirin. İlk seçenekte, kuzeyi
işaret eden manyetik alan, döngüyü doğudan kuzeye çevir­
miş olmalı, böylece elektron üst yoldan devanı edebilir.
İkinci seçenekte, ınanyetill alan döngüyü doğudan güneye
çevim1iş olmalı ki elekıron alı yoldan devam edebilsin. lier
iki şekilde de ikinci kutudaki manyetik alan, ilk alanın ne
yaptığını doğrulamalı. Alan noktaları güney yönünü göster­
diği için. döngüyü doğuya çeviremez. Tek yapabildiği, elek­
ıronWl kuzeye ya da güneye doğru ilerlediğini onaylamak­
tır. Eğer güney-yönlü olsaydı, scınuçta kutuda var olana ka­
dar bunu yapnıay:ı devam edecekti .
Öyleyse. elektrcınun ya kuzey-yönlü ya da güney-yönlü
bir konfıgürasyonla belirmesini umn1alıyız. Ancak hu hiçbir
zaman gerçekleşınez. İki kutulu düzene girmeden önce ol­
duğu gil)i, doğu-yönlü bel irir Sonlıçıa sadecl' elektronun iki
.

yolda hirinllc var olmayac-dğına, eşzanıanlı t>larak hay-dl edi­


len her iki yolda da var olacağına karar verebiliriz. Elckıro­
nlın iki paralel dünyada ( kuzey-yönlü ve güney-yönlü) var

ııı
olduğunu hayal ederiz. Bu hayali dün}•alar, bu dünyayı
oluşturmak \'e bize, gördüğümüz doğu-yönlü sonucu ver­
mek için üst üste binerler. Bu arada, ·ııayal edilen" derken
gerçekten bunu kasıcdiyoruın, çünkü l.ıiz ıı"'ler olduğuııu
görmeye çalışırsak, her şey değişir.
Bunu, aygıtın içine bloke edici bir filtre koyarak test ede­
biliriz; aslında filtreyi içerde herhangi bir yere koyabiliriz.
Filtreyi, şekil 7.3'te gösterildiği gibi, aygıtın çıkış deliğine ko­
}'arsak ne olacağını düşünün. Filtre üsı yolu bloke ederse
(üst yolu bloke eden siyah noktaya dikkaı edin), elektron
güney-yönlü belirir. �'ilıre aşağı yolu bloke c:dersc, elektron
kuzey-yönlü belirir. Ancak filtreyi kaldınrsanız, doğu-yönlü
ilerler.
El"'ktron, çıkış deliğinden aynlmadan h"'men önce hangi
konumda> Sonuçta, ilk manyetik alan işini yapıp doğu-yön­
lü elektronu kuzeye ya da güneye yönlendirmedi mi? Elek­
tron çıkış deliğind"'n geçmeden hemen önce yollardan biri­
ni bloke ettiğimizi (ya da etnıediğimizi) düşünün. Elektron
iki kutu içinden de ge\'likten sonra, bizim hurada yaptığınuz,
onun daha önce y-.ıptıklannı nasıl değişlirebilir? Zaman içe­
ren genci düşünce, bizim deneyin sonunda yaptığımız lıer­
hangi bir müdahalenin, deneyin başlangıcında olanlan değiş­
tiremeyeceğine kanaat getirir. Ama işle sürpriz! Sonda yaptı­
ğımız şey, elektronun başlangıcı \'e sonu da dahil tüm geç­
mişini değiştirir. Ru geçııliş tamamen bize bağlıdır. Biz en ni­
hayetinde, ilk manyetik alana çarptıktan sonra aşağıdakileri
yaparak kuzey, güney ya da dıığu yönünü tayin ederiz:
A. son anda aşağı yola bir fıltr"' ekleriz;
B. sona anda yukan yola bir filtre ekleriz;
C. son anda hiçbir filtre eklemeyiz.

1 22
Dıişı'"' �·i Gen,;cge JJ<Jnıljıı4mı<W

içindeki son durumunda yapııklanmıza hağlı ulduğlınu gör­


dük. Böyle bir hayali ıarihin ne zaman ve nerede farkına va­
rınz; hayali bir tarih ne 1.aman gerçek bir urih <>lur? Veriler,
bu harikulade sonuc:u dc.-stekliyor gibi görünüyor: l ler ne
kadar bir geçn1iş, bizim başlangıçt;ıki ve bitişteki olayları
gö7Jemlememize bağlı olsa da, biz geçmişi, sanki olduğu sı­
rada farkındaymışız gibi hatırlanz.
Diğc.•r bir deyişle, olaylan hatırlarken, geçn1işi "yaşanz."
Onu "yaşayan" bir öyküye dönüştürürüz. Rir zaman nehrin­
de yaşanz ve nehrin kaynağı (geçmiş) ve onun i1nümüzde­
ki (gelecek) varış nokıası zaten vardır. (Bunun kulağa çılgın­
ca geldiğini biliyorum, ama lüıfen bunu bir adım öteye �·­
yana kadar dayanın. )
Burada gözlenılenen ve hayal edilen ifadelerini kullandı­
ğıma dikkat edin Hayal edilen bir geçmişin gözlemlenmesi,
başlangıç ve bitiş nokıalannın belirgin olmasını gerektirir.
Birini dışanda bırakırsanız net bir geçnıiş belirteyeme7.siniz,
ona dair bir bellek edinemezsiniz ve onu deneyirnleyenıez­
siniz. Şinıdi, "belirlemek" derken, daha belirgin bir şeyi ka.�­
tediyorum: Bir geçnıişi belirlemek için, "bilinç olmalı," "dü­
şünce için içerik olmalı," vs. Hepimiz, "dışancla" olduğunu
hi.s.�eııiğimiz dünyaya dair sübjektif "içeride" bilinçli dene­
yimlere sahip olduğumuza göre, bu ifadelerin ne anlama
geldiğini hepimiz biliyoruz. Ancak, bilinç deneyinin nıate­
maıiksel ya da bilimsel, test edilebilir l1ir modelini l.ulmak
i .11111
güçtl r
Benjamin Libet ve meslektaşlan 13.rafından elde edilen
nörofizyolojik deneysel kanıtlar ( S. bölün1e bakın) yukanda
sunulan sonucu d<>ğrulamakıadır. En azından bir çift fiziksel
olay oluşmadan, hiçbir şey l..ıilince dahil olamaz ve sonra

124
fh.-d A/aıı Wo/f

dönüt"kuuy
fı dör&ı
tlclnrun

.
rlWl \�ik ab.n
g&ıınmc gü�

Şekil. 7.3. Paralel Gf!f'f'?klik/erin Aynmı. Bir Stem-Gerlacb a:mııın :


do, kuzey-)'l'lnlıi olasılığı son anda bloke ediliyor.

ıam ve mantıklı nedensel bir geçn1iş kaydolur, hem de as­


lında hiçbir şey olmamış bile olsa. flayal edilen öyküler, ka­
IJul edilebilir bitiş nokıalarına sahip olduklan sün:ce, bizler
olaylara dair anılar, bize anlamlı gelen öyküler oluşrurabili­
riz. Öykü, başlangıcı ve sonu netlik kazandıkıan sonrJ , or­
ıasını kendi belirler. Unutmayın, ıek bir olay bilince gire­
ınez, başka bir olay onu onaylamadığı sürece, o aslında ger­
çekleşmemiştir. (Ve bunun yanında, burada anlaıacak yer ve
7.amana sahip olmadığım daha pek çok ilginç ıeknik sonuç
vardırr' '')
Libcı'in deneylerinde, bir kişi, dışardan empoze edilen
bir uyancıyJ karşı kendi "içerideki" bilinçli ıepkilerini göz­
lemlt.-d i. Balı durumlarda, uyarıcı olaylann zamanlamasının
"objektif' ölçürrıleri, "dışandaki" bir gözlemci tarafından
gözlemlendiğinde, o anda onu "içeride" deneyirrıleyen de­
nek ıarafından zamanın ıer.;ine �·evrildiği görüldü. "İçcrde­
ki" sübjektif bilinç deneyimlerinin tersine çevrilmesi, bilinç
deneyiminde orıaya çıkan olayların "clışa ndaki" objektif
giizlL"ITıieriyl<" kıyaslandığında, bilin�- deneyiminin "bağlayıcı­
lığını" yarJlan şey olabilir. Sübjektif deneyim, iki veya llaha

l l5
fazla olay gerektirdiği için, mutlaka bir öykü ollıştunruılıdır.
Ancak bu şekilllc, verilerden sonra bir geçmiş tanınabilir: ön­
ce bitiş noktaları, sonra tarih. Aslında, tarih, bitiş noktalanna
karar verildiği anda oluşur. Ancak yer ve zamanın ötesinde
bir bakış aÇtSıyla -bilincin hayal alemi- önce tarih, sonra bi­
liş noktalan diyelJiliriz. Aslında, bitiş noktalan, tarihe karar
verildiği anda oluşur. Olaylann "hatırlanması" bitiş noktaları
arasında gerçekleşir ve bitiş noktalarıyla uyumludur.
Kişisel geçmiş ka,·ramını düşünün. Hafızamız y.ı da tarih­
sel kaydımız, zamanlla bile gerçekleşse. lızayda varolmaz.
Aklımız ya da bilinciıniz, gerçek ve hayal arasındaki çizgide
belirir. Zaman esas ve sübjektif olarak "buradayken," uzay
esas ve objektif olar.ık "oradadır." Ancak onlar <la önüşür.
Biz gözümüZÜ bir )"ıldıza dikip onun gözlerimize ulaşması­
nın yıllar aldığını düşünürken, zamanı "dışanda" gibi hayal
ederiz. Geçmişte yaşadığımız bir olayı gözümüzün önüne
getirdiğimizde, uzayın "burada" olduğunu hayal ederiz. So­
nuç olarak, bitmeden ve başladıktan sonra, kişisel bir geç­
mişin farkına varırız. Ancak biz hu farkındalığ'.ı , geçmiş ta­
mamlandıktan sonra erişir ve onu belleğe koyanz.''''
Bu noktada yeni bir anlama daha ulaşıyoruz: Kişisel bir
bellek oluştururken. manuklı, bizim ıürün1üzün hayana kal­
masını garantileyen bir sıra izleriz. Tür olarak hayana kal­
mak için, düşüncelerin bir araya getirilmesi olarak bir bilinç
yaratırız. Bu düşünceler, olaylar dizilerinin resimleri olar.ık
belirir. Bu olaylar bizim deneyimlerimizi ya <la başkaların­
dan öğrendiğimiz öyküleri yansıtır. Bu deneyimleri fiziksel
süreçlerle duyulanmı7.a işler. Tuhaf şeylerin bize gerçekten
olduğunu anımsamayız. Daha çok, bizim etki ve tepkinin
"klasik", mantıklı dünyasına dair şeyler anımsarlZ.

126
f"rPd Alan Wolf
İşte bilincin yapuğı budur: Kuanrum dünyasına dayalı
ı l1is.o;edilemeyen, karşıı ve manıığa aykırı) klasik bir dünya''''
ı l1issedilehilir, uyumlu ve mantıklı) yaratır. Blı yüzden bel­
lek, kuanruma dayalı paradoksal ve karşıt olasılıkların üst­
<lüşümü olarak değil, verilere dayalı klasik bir öykü olarak
1-ıelirir. "Dışarıdaki" gerçeği, olay oldukıan sonra kavrayarak
yapılandırır, daha o tamamlanmadan bir öykü, bir geçmiş
olarak farkına varırız.
Dönen elekıronun bloke edilmeııiş kuruya girdiği ömek­
ıe (şekil 7.2.), elekıronu yörüngesinin bitiş nokıasında göz­
lemlediğimizi ve onun doğuya yöneldiğini gördüğümüzü
varsayalım. Şu soruyu haıırlayın: Elekıron ilk kurudan beli­
rip ikinci kuruya giııııeden hemen önce, orıası ile ilgili ne
hayal ederiz? Bir kuanrum fiziği resmi kullanarak, onları, ay­
nı anda biri kuzeye, diğeri güneye dönen iki elektron ola­
rak resmeıtim. Şimdi, hayali bir kuanrum dünyasında, bu şa­
şırıcı bir olay değildir. Benim hayal dünyamda doğu ger­
çekten doğu olmadığı, aslında kuzey ve güney olduğu için
hiçbir problem yok. Bir elektron aslında bir elekıron değil,
iki elekıron. Ama gerçek, benim gö1Jemlediğim dünyada bu
olamaz. Yalnızca bir elekıron belirir. Birinci kuıudan çıkıık­
ıan sonra döngüsü ya güneyi giisterir, ya da kuzeyi. Hayali
dünyada elekıron cşzamanlı olarak kuzeyi ve güneyi gösıe­
rir. Ancak gerçek dünyada hu manııklı istikrarı yok eder. Ya­
şadığımız gerçek dünyada, eşzamanlı olarak iki farklı ko­
numda bulunamaz. Bunun oluşıuğunu asla göremeyeceğiz.
Gerçek düny-.ı için doğru olan, hayal dünyası için doğru de­
ğildir. Hana gerçek ve gözlemlenen öykü yaraırnak için, her
iki döngü yönünde eşzamanlı kaydını almamız gerekir.
Burada yeni bir fıkir oluşlır. Rir iiykü, f.ırkında vanlarnayan

ıı7
-kuanıum imkansızlığı- olaylar dizisinin hayal edilen klasik
rarkındalığıdır. Aklımızda bir olaylar dünyası yaraur, öyküyü
tamamlamak için gerekli katkılan sunanz, hem tlc bu kaıkı­
lar aslında hiç gerçekleşmemiş bile olsa. Diğer bir deyişle.
(upkı bir görünıüde gözlerimizin göremediği kör noktaları
doldurduğumuz gibi) boş noktalan doldururuz. Bu boş nok­
talar, olayların tüm muhtemel olasılıklannın ortaya çıkması­
na izin veıııeyen kuanıum fiziğinin belir.;izlik ilkesi dolayı­
sıyla vardır. Bu çeşitli detaylar, tek bir evrende eşzamanlı var
olamaz, yalnızca paralel dünyalarda tamamlayıcı olasılıklar
olarak var olurlar.
Bir an için 5. bölüme geri dönün ve şekil 5 . 1 'e bakın. Bu
resmin, kuanıum dünyasında bir analoji olduğunu unutma­
yın. Küpü gördüğümüzde, ona ya yukandan ya da aşağıdan
gibi bize göre değişen yönüyle karşılaşırız.
Bunlar küpün gerçek dünyada göri eşsiz konumlandır.
Ancak bu figürü, beyaz zeıııine siyah parçalar olarak gördü­
ğümüzde, tamamen tamamlayıa bir görüntü elde ederiz. Bu
ta mamlayıcılık bir gerçek dünya vizyonu olarak da belirir.
Ancak düz parçalan ve üç boyuılu küpü aynı anda göreme­
yiz. Bu resim yalnızca hayal dünyasında vardır. Düz parça­
lan iki olası "küp şeklini" örtüştürııek demektir."''
Bu yüzden hayal dünyası, yalnızca kanşık bir aklın ya da
umutlu bir insanın hayallerle dolu düşüncesinin vizyonları
değildir. Onun fiziksel dünyada anlam kazanması gerekir.
Kuanıum olasılıklan _ �rçeklere dönüşür: hepimiz gördüğü
··-- ... ·- .

ve olduğuna inandığı bir dünyaya. Kuantum fizi-


ği bize bunun, zaman içinde çift akıştan dolayı gerçekleşti­
ğini öğretir. Geçmişten gelen bir kaynak, zamanda ileriye
doğru hareket eden eşit derecede güçlü titreşim ( "1 ) ve

1 28
f'n!d Ala•ı Wo!f

gelecekten gelen bir kaynak, zamanda geriye doğru harekeı


eden kabaran dalgalar ( ılı" ) gönderir. iki akım onaclı kesi­
şir ve ne yaparlarsa yapsınlar, yer ve zamanın öıesindeki <lü­
şünce, yer ve zamanın içinde olmak neymiş, deneyimler.
Bu çift akımlar gibi zaman döngüleri, öyküler olar.ık be­
lirir. Her öykünün bir başlangıcı ve bir sonu, bir de onları
birbirine bağlayan bir onası olmalıdır. Son henüz
miş bile olsa öyküler, baştan sona doğru ilerler. Sonu gele­
cekte henüz belirlenmeden bir öykü oluşmaz. Bu anlamda,
kader ve irade çıkması çözümlenir. Uzun bir yolculuk için
düşünce hiç durmadan ilerlemelidir. Bir nehirde bor kulla­
nan bir kürekçi küreğini yönlendiııııelidir. Bunu iki tamam­
layıa yolla yapabilir; ya akıntıyla birlikte ilerler, ya da akın­
tıya karşı kürek çeker. Böylece, yaşamlanmız, tamamlayıcı
olasılıklardan seçmek için becerilerimizi kullanarak özgürce
deneyimlediğimiz yolları izler (şekil 5.1 'deki küp gibi). Kü­
reklerimizi değiştirerek, "dışanda" ve "içeride" eşzamanlı var
olan dünyalardaki eyleıılerimize anlam kazandırmayı uma­
rak düşüncelerimizi şekillendiririz.
'

1 29
BöLÜM 8

ve
Yüce Birleşme

"Dün_vada ne ruh ne de madde vardır;


·evre� dahil olan ' ruh-maddedir.
başka hiçbir mad, insan molekülünü
yarata mazdı. "
Pieııe Teilhard de Cbardin
jesuiı Taşı/bilimci

insıein, kuanıum fiziğinin sıandaıı modelinin ıuhanı­


Eğını kabul eunekıe oldukça zorlandı. Bu model, bir
gözlemcinin gözlenen şeyde garip hir etkisi olduğunu var­
sayar. Buna göre gözlemci, olasılıklar huluıundan hir ger­
çeklik oluşmasına sehep olur. Oldukç-J garip bir fıkir. Fizik­
çiler, genelde olup biteni "mantık" çerçevesinde açıklamayı

133
sevdiği için, bunu kabullenmekte zorlanırlar. Öyleyse, dü­
şüncenin gerçeğe dilnüşmesinde bu patlama fikrini önle­
mek için, bir fizikçi kuantum fiziğinin paı-.ı.lel evrenler -}'a
da sayısız dünya- teorisini icat eni (5. bölümde bahseımiş­
tik). Buna göre gözlemci bir olayın oluşmasına sebep ola­
maz. Bunun yerine. gö7Jemci, gözlemlediğ)_
. nesneyle etkile-
. -

şime girer ve eğer nesne pek çok olası sonuca sahipse, göz·
- .

lemci de kendini farklı bir paralel dünyada her bir sonucu


gözlemlerken bulur
Einsıein bir keresinde, bu paı-.ılel e\•renler teorisini üre­
ten Princeton Üniversitesi fizikçisi Hugh Everett'e '" bir fare­
nin, yalnızca gözlemleme yoluyla dünyayı nasıl değiştirebil­
diğini hayal edemediğini söylemişti. Everen ise, fare ile de­
ğişenin evren olmadığını, evren ile değişenin fare olduğunu
söylemişti.''' Geçmişte tek bir yol izlen1ek yerine, fare paı-.ı. ­
lel evrenlerde pek çok yol izliyor. fare ilerleyip peynir arar­
ken, her yol yeni ve kıyaslanabilir bir geçmişe bölünüyor.
farenin gittiği gibi, siz de gidiyorsunuz, ben de.
Aynı şekilde, izlediğimiz her öykü ya da geçmiş, anlamlı
bir şekilde gelecekteki tek bir olayı -oluşması kesinleşmiş
bir olayı- geçııişteki bir olayla bağlar. Bu olaylar her dünya­
da gerçekleşir ve bu yüzden hepsinde varolurlar. Paralel
dünyaları, sayfalar olarak düşünürsek, bitiş noktalarını da
her sayfadan geçen delikler olarak düşünebiliriz. Ve bizim
bilgimiz ya da var olan farkındalığunız, onun. içinde var ol­
duğumuz paralel gerçeklikleri delip geçen, geçmişteki ger­
çek ve gelecekte olması kesinleşmiş olayla olan ilişkisine
bağlıdır. Ru yüzden, şu anda ne deneyimlediğimiz, yeni ve
beklenmedik yollarla hem geçıııişe tıeııı geleceğe baJ!lıdır. Bu
yüzden, öyle gibi bile görünse, yalnızca tek bir. uzun zaman

·�
f".. Alan IS'u/f

önce olduğu varsayılan .ıec;miş olay ya da gcı,:mişte yaşanan


olaylar dizisi, şu anda yaşadıklannızı hclirlcmcz. Gelecek de
rol oynar. Bizim bu tek bir gelecekteki olaya, tek bir geç­
mişteki olaya ve diğere paralel iiykülcrin varlığına olan far­
kındalığımızın bağlılığı, yalnızca izlediğimiz öyküyü oluştur·
makta kalmaz, aynı zamanda bize irade, diğer yaşam yolu­
nu da seçebileceğimiz tlair bir his verir. Bir anlamda tercihi­
mizi yapmışızdır.
Ancak yine de yaşam çok sıradan ilerliyor gibi. Bizler ne­
den bu diğer geçmişlerin farkına varamıyoruz> Neden gele­
cektekileri göremiyoruz? Bizim bu öyk(inün farkına varma­
mızı sağlayan ve difıer bizler neredeyiz?
Arılaşıldığı gibi, olasılığı en yüksek olan öykünün farkına
varabiliyoruz. O bizim hatırlanan geçmişimiz oluyor. Karşı­
lığında, bu geçmiş son derece anlaınlı oluyor. Ve bu arıla­
mın bir kuantum fiziksel esa.•ı var: Önemli arılam, gelecek­
teki ve geçmişteki en muhteıııel öyküler arasında ortaya çı­
kıyor. Bu yüzden, en arılarrılı olan, en muhtemel, en akla
yatkın, neye inandığımız ve gerçek olarak kabul ettiğimi
kültür de dahil pek çok şeye bağlı olan oluyor.
Paralel evrerıler --<liğer dünyalar bizim dünyamıza göz ar­
dı edilemeyecek kadar bağlıdır- bu öykülerin işleyişinde
öneıııli rol oynuyıır. Yeni bir şey gördüğümüzde, kendimizi
yeniden yaratabilme şansını elde ettiğimiz paralel bir evre­
ne giriyoruz. Bu şekilde yeni bir paralel dünyaya olu­
yoruz. Biz zaten bu paralel dünyalarda vardık; bu sefer yal­
nızca bakış açımız değişiyor. Yaşamın arılamını bulmaya yö­
nelik bir arayış, attığımız her adunla değişen paralel olasılık­
lar dünyasına yapıığımız gerçek bir bir serüven ya
da keşiftir. Gözlemlerinıiz aslında bizi ya da çevremizdeki

135
sayı.sız dünyayı değiştirmez, yalnızca biz dünyalar arasın(la
bakış açımızı yenilerken, o yaşamlarımıza yeni anlamlar k;ı­
ıar. Bu düzen işe yarar, çünk(i her şeyin c."trdfında genişle­
mek, yer ve zamanda simyasal bir auradır. Bu alan oldukça
fizikseldir. Işık olarak belirir ve bu ı.şık, ıek bir dünya ya da
olayla hapsolmaz, dünyalar ve olaylar arasındaki geçişlere
uyum sağlar.

Herhangi Bir Diktatör


Evinizin çevresinde yürüyüşe çıktığınızı hayal edin. Ilık
bir yaz akşamında caddede yürürken, müşıerilerin yol kena­
nnda sohbet ettiği bir IY.ınn yanından geçiyorsunuz. Ve dik­
katinizi müşterilerden birine, )oe Sixpac.:k diyelim, vermeye
karar veriyorsunuz.
)oe, şişeden bira içiyor ve yüksek sesle konuşuyor. Siz
geçerken joe size bir bakış aııyor. Belki de siz çok çekici bir
bayansınız ve joe'nun sizi fark eniğine �mamalı. Ya da koı
ve uzun kollu tişön giyen ona yaşlı bir adamsınız ve Ray
Sixpack'ten ilgi beklemiyorsunuz. Hatta bir takım ell>ise ve
kravat, bir smokin ya da bir gelinlik giydiğinizi düşünün.
Siz, bu senaryoları aklınızdan geçirirken, joe'ntın yüz(inde­
ki ifadeye dikkaı edin.
Şiındi kendinizi, dev bir IY.ılonun içinde hayal etmenizi
istiyorum. Balonun tam <>rtlındasınız ve bu yüzden yüni­
d(iğümüz zeminden başınızın üstündeki havaya kadar bede­
ninizin her yönünden genişliyor. İsterseniz bu balona, aura
alanı diyebilirsiniz. Balon sizin simyasal olasılık alanınızı oluş­
turuyor. Yer ve zamanda -sizin görüntünüz haf11.a­
lannda yer ederken- varlığınızın bedeninizden ne kadar

1 .i6
Fred Aluıı �'ulf

uzakta algılanabileceğini temsil ediyor. Aynı zamanda balon


paralel dünyalara uzuyor. Bu yüzden pek çok şekilde algı­
lanabilirsiniz. insanlar sizi uzaktan görebilir. Geldiğinizi du­
yabilirler. Belki yeni spordan çıktınız ve duş almadınız ya da
aksine yoğun bir parfüm sıktınız, böylece geldiğinizi koku­
nuzdan anlayabilirler. Belki biri sizi, çocukluğunuzu düşü­
nüyor, böylece alanınız, o insanın sizin daha çocuk benliği­
nizle karşılaştığı zamana kadar u1.ayıp gidiyor.
Şimdi Joe'ya bakalun. Bara yaklaştığınızda, onu uzakıan
gördünüz ve içki içip yüksek sesle konuştuğu için, onu gör­
meden önce duymuş olmanız da olası. Joc'nun balonu. sizin
onu ilk hisseniğiniz noktaya kadar genişledi. Öyleyse, barın
önündeki diğer insanlann da sizin yaklaştığınızı hisseunele­
rine şaşmamalı. Sizin varlığınızı tespit etmek için altı duyu­
dan hangisini kullandıklannın hiçbir önemi yok.''' Önemli
olan, siz bann önüne gelmeden varlığınızın hissedilmiş ol­
masıdır. Siz nereye giderseniz, alanınız da sizinle gelir. Ve
değişir. özellikle kendinizi dünyaya "duyurmak" iste­
diğiniz günler<le oldukça uzağa, yüzlerce metreye uzar. Di­
ğer zamanlarda ise vücudunuzdan birkaç santim ötede kala­
bilir. Böyle durumlarda belki giyiniyorsunuz, yorgun hisse­
diyorsunuz ya da sadece fark eclilmek istemiyorsunuz.
Japon Noh dramlan, aura alanlanna ilginç bir örnek sağ­
lar. Noh oyuncuları , sahneye çıktıklannda çeşitli kostümler
giyerler. En çok ilgiyi çekenler, en renkli giyinenlerdir. Ba­
zen aslan olduklarını ima eden turuncu saçtan yeleler, ifade­
siz beyaz maskeler ıakarlar. Bu karakterler sahnede dolanır­
ken, dans eder ya da zıplarlar.
Oram ilerlL'<.likçe, "göıünmez" müzi.�yenler müzik çalarlar­
yalnızca onlan ararsak görebiliriz. Bazen müzik hüzünlüd(ir

13 7
ve turuncu yeleli aktörün beyaz yüzünde hüznü "göm1erni­
ze" sebep olur. Diğer zamanlarda, görünmez müzisyenler
neşeli şarkılar çalarlar, aktör zıplar, biz de mutluluğu "görü­
rüz." ifadesiz beyaz yüz, aniden gülümsüyor gibi görüniır.
Bakmadığımız bir sırada beyaz maskenin değiştiğini düşii­
nürüz. Belki. Ama muhtemel değişmemiştir. Bi7. yalnızca ak­
törün aura alanına tanık oluyoruzdur. Bu teatral deneyimle
yer ve 7.amanda genişlem�ir. Biz aktöre reaksiyon verdik­
çe, bizim duygulanmızı da içerir. Fark edilmesi gereken ak­
tördür, şov onlındur. Ancak biz olmasak şov da olmaz. Hu
yüzden şoviı değiştirebiliriz.
Örneğin, zaman zaman dikkatimiz dağılır ve sahnede ge­
nelde daha kısa boylu, yüzleri saklı, başıan aşağı siy-.ıh giyin­
miş başka insanlar görürüz. Bu insanlar sahneye fırlar ve
sahne dekorlarını değiştirirler. İlk kez bir Noh dram gördü­
ğümde, bana bu siyah giymiş insanları öncıı•semen1em süy­
lendi. Elbene bu söylenir söylenemez, benim ilgim onlar-.ı
kaydı. Aslında , onlan unutmaya başlamam uzunca bir zaman
aldı, dram geliştikçe dikkatimi turuncu yeleli aktöre verdim.
Aktörlerin, geniş aura alanlarına sahip olduklarını düşün­
mek zor değil. Aktör ve aktrisler dev auralara sahiptirler.
Audrey Hepburn'ü, Scan Connery'yi ya da Madonna'yı dü­
şünün. Aynca her aura alanı memnun edici olur diye bir şey
de yok. Kötü ino;anlar da büyük aura alanlarına sahiptirler.
Örneğin Saddam Hüscyin'i düşünün. Bu dikıatörün alanı,
tüm Irak, tüm evler, her çiftlik, her fabrikadır. Yüzü ve be­
deni için sürekli farklı fotoğraf kullanılmasıyla sürekli dcği�
şen imajı, Iraklı insanlann d�üncelerinden ve anılarından
a�la silinmez. Aslında. tüm diktatörler bu tekniği kullanır.
Onların alanlan yer ve 1.arnanda -özellikle de onlann yüzle­
ri anılarunıza kazınırken zamanda- yayılır.

t 31
Fr� A/arı ll'olf

Kendimize, hu aura alanının nerede var olduf.'l nu sord­


hiliriz. lnsanlann içinde mi? Onları gözlemlediğimiz sırada
düşüncçlerimizde mi?
Evinizin çevresinde yapıığınız gezinıiye, joe Sixpack"i, Ja­
pon Noh oyuncularını ve Saddam'ı düşünerek devam edin.
Bunu yaparken, hir aura alaru oluştuııııak için iki şeyin ge­
rekli olduğunu kavramış olabilirsiniz: alarun kaynağı ve ala­
nın gö1Jemci.�i ya da deıckıörü. Yalnızca kaynağın kendi.• i,
bu alanı genişletiyor, onu yer ve zamanda yayıyor bile olsa,
hir alan oluşruıııaz. Eğer olası gözlemciden ya da seyirci­
den hiçbir ıepki yoksa, yayıcının alarunuı olup olmadığını
bilmesine imkan yokıur. Aktörler seyircilerinden bir karşılık
alamadıklarında, alanın gücüne "uyum sağlamak" için per­
formanslarını değiştirebilirler. Dikıaıörler, alanlarını güçlen­
dirmek için daha çok vey-d az ıerör uygulayabilirler. Her şey,
alanın algılayıcısuıa bağlıdır.
Şimdi, sizden kulağa bundan öncekilerden çok daha gd­
rip gelecek bir şey yapmanızı isleyeceğim. Çocukken, şu
sayfalanru çevirdikçe resimlerin harekeı kazandığı kiıaplan
haıırlıyor musunuz? Bu kiıaplarda her sayfanın kenarında
ıck bir fılm çerçevesi ve içinde bir resim vardır ve siz sayfa­
ları hızlı bir şekilde çevirdikçe, resimler harekcı kazanır.
Şimdi, zamanın donduğunu varsayın ve düşünün. Evren
dL-v harekeıli kitaplardan, sayısız kiıapıan ve her kiıapıaki
sonsuz film çerçevesinden oluşuyor. Bunun, resimli kiıabın
sayfaları gibi, iki boyuna var olan ıek çerçeveler kütüphane­
si olduğunu varsayın. Önemli olan, tüm bunların, yalnızca
veri. düzerılerırniş kalıplar olmasıdır. Ancak grup haline
getirildiğinde veya düzerılendiğinde, günlük yaşamımızın
harekeıli deneyimlerine dönüşürler.

139
. gibi
,�
Merdivenlerden inen bir sihirbaz hayal edin. Sihirbaz in­
diği her hasanıakla, bir ıopun merdivenlerden aşağı düşüp
enerıi yaydığında olduğu gibi potansiyel enerji y.ıyar. Her
ba.o;amakta bir birim enerjinin yayıldığını düşünün, Şimdi,
basamaklann 1 , 2, 3 diye numaralanclınldığını, 1 numarala­
n ba.�amağın en üst basamak olduğunu ve sihirbazın onun
üzerinde durduğunu hayal edin. Tahmin edilemeyen bir an­
da, sihirbaz bir kuanıum sıçrayışı yapacak, aşağıtlaki basa­
mağa adım atacaktır. Teker teker ikinci, üçüncü, dördüncü
. , , ve son basamağa inebilir, Sıçrayışlann sayısı, en üsnen
yere kadar kaç basamak olduğuna bağlıdır.
Diyelim merdivende alu basamak var. Ne kaclar adım
atarsa atsın, sihirbaz zemine ulaştığı sürece, aynı miktarda
potansiyel enerji yayar. Aslında, birkaç basamak inip, l>ir iki
basamağı geri çıkıp sonra tekrar inebilir. En üst basamakta
başlayıp zeminde sorılandırdığı sürece arada ne yaparsa
yapsın aynı miktarda enerji yayar. Bu yüzden, son adıma ka­
dar yapabileceği pek çok şey vardır.
1 . şemada, sihirbazın hiçbir basamağı tekrar çıkma ıeşeb­
büsünde bulunmadığı, tipik in�leri sıraladım. l:lu şema, ba­
samaklann ve atılan adırrılann sayısına bağlı olarak farklı sa­
yılarda iniş seçenekleri gösteriyor. Örneğin, alu basamak in­
mek için, sihirbaz direk zemine sıçrayabilir ya da bir sefer­
de bir adım atabilir. Ancak en muhtemel olanı. üç adımda
inmesidir. Bunu alu farklı yolla yapabilirdi. Ru yüzden,
onun nasıl indiğine bakmaz, yalnızca aıuğı adım sayısını sa­
yarsak, üç sıçrayışta inmesi muhtemeldir.
Sihirbaz ilerler, tüm evren de ilerler. Bu yüzden, evren de
bir tür iniş yoludur. Aşağı doğru görünür, ancak bu ke7. iniş

l ·ıO
f"rod Alan W'u/f

zamanın içindedi r ve aşağı yönelen bir halka, bilgi kazanı­


mı ve düzen kaybıdır, evren bir yandan düzen kaybedip da­
ha çok kaos içerirken, zamanla daha zekileşir. Soru ise, na ­
sıl? Yanıı, yine, sıçrdyışlarda. Ve muhıemelen ıüm muhtcııel
iniş yollannı izliyor. En muhıemel sıralama, izlenen sırala­
madır; ama gerçekle, hepsi karşılıklı evren-olasılıklannda
eşzamanlı yer al ıyorlar.
Ancak yine de tüm hu evrenlerde sabiı olan bir şey var:
yayılan toplam enerji. Başlangıç ve hiıiş adımlan, zamanın
ötesinde belirlendi <hig hang ve uygun bir biıiş anı, muhıe­
mel büyük patlama anında olabilir); her adı md a yayılan
enerji mikıan aynı; sonra öyküye ve öykünün doğruluğuna
bakılmaksızın son toplam da aynı. Dünya, daha karmaşık ve
bilgi-zengini olurken, bir yandan da enerjiyi saklıyor gibi
görünüyor.
Bu iniş öykülerini, hareketli bir kiıap gibi resmedin.
Altı basamaklı bir merdivende üç sıçrayışlık bir öyküde
olduğunuzu hayal edin. Örneğin, basamaklarda 1 'den 3'c,
4'e ve 6'ya sıçnyorsunuz. Bunu yaparak, iki, sonra bir ve
sonra iki, toplamda beş enerji biriminden vazgeçiyorsunuz.
Diğer tüm öykü olasılıkları da mevcuı ve yayılan ıoplam
enerji miktara her öyküde aynı. Ancak diğer öykülerde ya­
yılan enerji, diyelim 1 'den 2'ye ve 6'ya, enerji önce bir, son­
ra dön ve yine toplamda beş birim enerji ola<:akw. Siz diğer
öyk ü olasılıklann ın farkında olmasanız da. bu enerji }'"d yıl­
malan, sizin evreninizde bir aura alanı olasılıklan, bir ışık
parlaması veya ışığın varlığı gibi hissedilccekıir. Siz bu ener­
jiyi ya da bilinçli bir şekilde hi.o;s(.-demeyeceksi­
niz, çünkü onun toplam miktan, sizin deneyirnlediğin.ize eş­
ıir. Nonl, her zamanki ıoplam ışık enerjisinin farkındasınız;

ı�ı
Frrd Alan 'WoJ/

anormal, farklı toplam ışık enerjisinin farkında değilsiniz.'''


Blıracla önemli olan, anormal enerjinin bir ışık, parlaklık,
<lüşünceleriniz<le bir aurd gibi var olacağını, ancak madde­
sel dünyanın harekeıli kitaplarında yer almayacağıdır. Aura
fızJksel. değildir.
----

fiziksel sonuçlar doğurur, ancak


- - . - - . .

Aklınızdaki hu ışığı hissettiğiniz anda bu evrene sıkışıp


kalmaktan kurtulursunuz. Evreni aşar ve Tann·nın çalışma
şeklini hi�<edersiniz. Bilim, bunu anlamanuza yardımcı olur,
ama bu, yalnızca zekayla ıamamen algılanabilecek bir kav­
ram değildir. Deneyimle anlaşılır ve hu ela kolay değildir. En
iyi sessizlik ve ıevazu içinde anlaşılrr. Bir inunın bunu tek
başına yapması mümkün değil. Zamansız daha yüksek bir
amaca, kendi bilinciniz<len daha öıe bir bilinç olduğu hissi­
ne ıeslim olmalısınız.
Böyle bir farkındalık oluşabilir mi? Oluşabilseydi, yer ve
zamanın ötesine geçerdiniz. Ve zaman olmadan, her şey
sonsuz bir şimdi içinde var olurdu. Işık sonsuz şimdide ha­
rekeı eder.''' Bu yüzden, eğer kendinizi ışık olarak görürse­
niz, 7.aman kaybolur ve siz boşluğun yok olduğunu dene­
yiınlcrsiniz. Bu deneyim, bedenlerimizde oluşan pek çok
sürece arabuluculuk ederken bir nokıa<lan diğerine seyahat
eden ışık dahil ıüm ışık radyasyonu için geçerlidir.
Düşünce de kuısal bir ışıkırr. O da yer veya zamanı de­
neyimlemeden hareket eder. Biz hu ışığı keneli düşünceleri­
mizde algılayabiliriz. ı·emel ve sübjektif varlığınuzın hayali
dünyasında var olur. Onu, yalnızca içe dönerek görebiliriz.
Hepimiz içten içe bunun gerçek olduğunu biliriz. Bilmeliyiz
de, çünkü ışık biziz.

14j
BöLÜM 9

Yapı ve Giizellik:
Yüce ve Ruh

/sa 'nın çift aıılamı, Taıın ya ulaşmak için


bir insanın yüceliği, insanlığı . . .
bana hep anlayamadığım bir şekilde Rizemli gel'1ıiştir.
Gençliğimdeıı gelen tüm seVinçlerimin ve üzüntülerimin
ıstırabı ve lıa_ynağı, ruh ve beden arasında
bitmek bilmeyen, acımasız bir savaşa dönüştü . . .
ve benim ruhum, bu ıki ordunun karşılaştığı
ve savaştığı arenadır.

Nikos Kazancakis

u son l:ıölüm<le, yeni simya perspektifinden yüce ben-


Bıik ve ruh kavramlarını inceleyeceğiz. Bu noktada
önemli olan, madde ve ruhun birbiriyle çauşma içinde ol­
masıdır. Bu yüzden, bu çauşmayı aşmak için, sonsuz dönü­
şüme, insan kökeninden, Adem'den bugüne evrimine bak­
malıyız.

14 7
/Jı>ıUrı<'t>l'I c;,.,.ege Dürıılumıelı

Ömür, garip bir yolculukıur. Yuvarlak bir seyahattir. Baş­


ladığımız noktada sonlandınnz. Adam Kadmon'un(Adeııı )
İbranice'de, ııınp O"l'X· -sağdan sola okunduğunda, aleph­
clallct-mem-qof-<lallet-mem-vav-nun- sembolik bir anlanıı
olduğunu hatırlayın. Aleph, başlangıçtan beri var olan ruh,
direnç fikrine doğru hareket ederek, bu bilinç direncini ko�­
mik olasılıklara dönüştürür. Sonuçta, dalleı-mem, oı, ın ola­
rak da yazılır. Dikkat edin, dallet değişmez, nıem değişir. İki
foııııda olabilir: son form, O ve düzenli foııı, D . Aynı harf­
tir, ancak önemi değişir. Mem-son kozmik ya da rınal biıi�i
(büyük bir olasılığın sonucunu), mem-düzerıli ise değişime
uğramış bir direnci temsil eder. Bu da beynin yüzde seksen
beşini oluşturan suya göndeııııe yapar; yani su olmadan be­
yinlerimiz bellek araçlan gibi işleyemez ve suyun beynin
elektriksel sunduğu direnç olmadan, bilinç
oluşamaz_
Adam· ın anlamına dair bir anlayış daha: dallet-mem, İb­
ranice'de kan demektir. Bu yüzden Adam, kandaki ruh an­
lamına da gelir.
Öyleyse, bizim yuvarlak seyahat kavramımızla ilgili ola­
rak, Kadmon çok ilginç bir şey sunar. Qof-dallet-mem, Kad­
mon'un kadmem'i, "qof"un "aleph"in yücelıilmiş formu ol­
duğunu düşünürsek, tıpkı aleph-dallet-mem gibidir. Bu yüz­
den, aleph ve ycxl, ruh ve var ollıŞ, kanda (dalleı-mem) lız­
laştıklannda (qoO, ıamamen kozmik ve evrim geçirmiş insa­
nın (nun-son) sonsuz yaratıllŞı ve döllenmesi (vav) gerçek­
leşir. Özetle, Tann'ya dtineriz: Bizim Adam Kadmon(Adcnıl
olduğumuz farkındalığını deneyimleriz. Daireyi tamamla­
mlŞ, gezimizi nokıalamlŞızdır.
Bir insanın spriıüel doğa'l, ruhunun, Adeııı potansiyelinin

148
1-'red Alan Wol/
farkında.lığı olmadan, sinlyasal yolculuk, korkutucu gelebi­
lir, kalpsiz ve tuhaf bir şekilde anlamsız gibi görünebilir. An­
cak spritüel doğanın farkındalığı ile bu seyahat gözlemleri­
nizde can kazanır ve gü7.elleşir. Bu gözlem, yalnızca gözle­
rimizle gördüğümü?. ışığı kullanarak "dışarıda" değil, akıl
gözümüzle görebildiğimiz ışığı kullanarak "içimizde" de olu­
şur. Bu görkeme tanık olabilme yetisine ben, ruhun evrimi­
ni ıama mlaması ve herkesin maddedeki var oluşunun anla­
mının ortaya çıkması diyorum. Bu, eski simyanın spiritüel
sımydı ve bu kitapta sunulan yeni simyanın da esasını olur
ıurur. Bu yüzden, eğer Darwin'in evrim ve doğal seçinl pa­
radigmasına takılıp kalırsak, evrinlin tamamen kazara oldu­
ğuna ve güzellik bir amacın bir şekilde karbon, hidrojen, ça­
mur ve kaos ile doğal bir seçimden oluştuğuna inanmak zo­
runda kalırız. Oldukça umutsuz bir resim. Kişisel olarak, ya­
şamın umut, güzellik ve amaç olmadan nasıl olacağını hayal
bile edemiyorum. Kendi uğruna hayatta kalma savaşı içinde
bulunduğuna da inanmıyorum.
Bu yüzden, bu kitapta sunulan görüşte size, ruhun titre­
şimini daha iyi götürmek ve bir insanın kendi hakkında koz­
mik bir anlayışa ulaşması için gereken kapasitenin, bizle il­
gili çok temel bir şeyi açıkladığını gösteııııeye çalışum. Baş­
larken, upkı eski simyagerlerin yaptığı gibi, fiziksel dünya­
nın işlediğine dair anlayışım içerisinde meıaforlar kul­
landım. Metaforlar kullanmak, bilinenlere göre daha bilin­
meyen terimleri açıklamama yardımcı oluyor. Örneğin, ruh,
madde, benlik, i\z ve bilinç kavranılan, iki fizik.sel obje ha­
yal ederek tanımlanabilir. Biri, bir kemanda görebileceğiniz,
ti treşen bir tel, diğeri gerçek dünyanın görüntülerini yansıtan
bir ayna. Benim modelimde, her ikisi de kuanıum teorileri

14 9
kapsamı içindedir. Ruh, lelin ıiueşimlerine benzerdir. ı·eıin
sonsuz ıizunlukıa olduğunu ve ısı. hava ya da yalnızca hoş­
luğun dalg-.ılanma.�ıyla ıiırediğini düşünebiliriz. Onun tiueşi­
mi, ruhun harekeıini ıemsil eder.
Bu sabiı enerji -ya da yaşam- harekeli, ıelin ya da ruhun
modus operandi'sini sağlar. Modern bilimde, fizikçiler boş­
luğu, sanki sayısız ıiıreşen ıelle <loluymuş gibi model alal>i­
leceğimizi anlıyor, bu yüzden boşluğun kentlisi ıiıreşimsel
ve ruha ilişkin bir metafor aramak için doğal
bir yer haline geliyor. Sonra ruh, zaman içinde boşluğun
yansıyan tiueşimleri olarak beliriyor. Ruh (ve zaman) zama­
nın başlangıandan bitişine uzayıp gidiyor, yani bilinen adıy­
la big bang ya da büyük paılama. Titreşim l>u biliş nokıala­
nnı, bir görünıünün aynadan yansınıası gibi yansılıyor. Z:ı­
manın biıişlerinden gelen yansıma, ııpkı aynada kendimize
hakıığımızda kendimizin farkına varmamız gibi ruh bilinci
kazandınyor. Bizim aynadaki-görünıü bilincimiz boşlukıa
var olur. Ruh bilincimiz ise zamanda. Rulı, "benlik" ya da
"öz-süreç" olarJk mad<lede ("an bulur. Ruh, bedende kendi­
siyle sürekli ilişki kurar, böylece bedenin hayaııa kaldığı sü­
rede o da kendisini Raşlangıçta ruhun somuılaşıınlma­
sı gerekmez, ancak benlik gerekli<lir.
Genel anlamda bilinç ya da <lüşünce, 7..amanda bir yansı­
ma oluştuğu anda ortaya çıkar. Yani, şimdiki zamanda ya el.�
gelecek ve geçmişle ya da geçmiş ve şimdiki zamanda ya da
gelecek ve şimdiki zamandaki nokıalard:ın bir şey yansır.
Neyin yansıdığı, bilincin formuna göre değişir. F.ğer zama­
nın başlangıcından ve sonundan gelen ilkel yansımalarclan
bahse<liyorsak, o zaman yansıma bir l1ilinç ve kozmik bir
ruh yaraıır. Ben buna. her varlığın için<le yerleşik olan Ruh
diyorum.

1 50
ı:rıvı Ala,ı Wulf

Yansımalar, boşluktaki noktalardan geldiği zaman. hun­


lar temel olarak maddenin bilinçaltı külçeleri olur.' " Ru yüz­
den. zaman bilinç arenasını, boşluk ise bilinç-J ltı arenasını
oluşturur. Elbette. yer ve zaman, izafiyet teorisine ve *ığın
davranışlanna göre kaynaştıklan için. bilinç ve bilinçaltı ara­
sındaki aynm bundan çok daha karmaşıktır.
Benlik, bilinçaltı maddede bir bilinç (nıh) yarattığı için,
her iki unsuru da içerir. öyleyse, benlik hem bilinçli hem de
bilinçaltı hareket eder. l layana olmak ve sürekli bilgiyi işle­
ınek, ruhun ve benliğin tanımlanmasını zorlaştırır. Bu yüz­
den, yapacağımız şey, iki kavramı değil, süreçleri tanımla­
mak olac-.ıktır.
Canlı ve titreşimli ruh, yaşamı sübjektif bir biçimde be­
denler aracılığıyla deneyimler. Gözlerimi1Je gördüğümüz
-hislerimizle elediğimiz- dünya daha "objektif' bir dünya­
dan türer. O "dışarıdaki" objektif dünya ve sübjektif olaı-Jk
deneyimlenen "buı-.ıdaki" dün}·a birbiriyle çelişir. Spiritüel
dan*manlar bize, yaşayan bir ruh objektif bir nıaddt.'Ye in­
diğinde bir savaşın başladığını t'ığreniler. Bu yüzden kendi­
mizi objektif olana, yaşamın harici süreçlerine kaptırırsak,
ruh seviyesinde algıyla iletişimi kaybederiz. !)aha içsel ses­
sizliğe yöneldiğimizde, mediıasyonda olduğu gibi, yalnızca
"d*3nda-lık"tan çok daha derin ve arılamlı bir şeyler algıla­
maya başlarız. Yani, eğer ruhumu1Ja iletişimi koparırsak, bi­
raz sesı.iz zamana, düşünerek değil, günlük yapılma.�ı gere­
kenlerin üzerinden geçerek değil, bilincimizden daha derin
bir içsel gerçekliğin çıkmasına izin verecek �kilde kendi­
mizle haşhaşa olmaya ihtiyaç dtıyarız.
Şimdi ino;ani seviyede, b-Jzı insanlar yaşamlanna bakıp
end�e kapılıyorlar: ·Ah ·ı·annm, ben ne için yaşadım?
Ölecek olmam ne kadar korkunç, değil mi? Başladığında ya­
şam siyahtı; ben y-.1şarken acımasızdı ve şimdi sona erdiğin­
de yine her şey simsiyah olal-ak! Siyahtan acımasızlığa \'C

tekrar siyaha. Ah, l'anrım, bunların anlamı ne?" Bence, si­


yahlık ve umutsuzluk, Tanrının sistemine tasarlandı. Biz şu
anda bu tasanya inarımayabilir, hana onu hatırlamayabiliriz,
ama aslında hep.�ini biz yarattık. Yaratılan "ben," kişi, kcn·
dini Fred, Martha ya da Sam olarak tanıtan insan değil, be­
nim bah.o;ettiğim o değil. Ben 'in yüce esası, daha derin bir
var oluş, içimizdeki Adem, içimde, içinizde, herkesin içinde
olan bilincin işleyişi. Bu Ben, İsa'nın, Muham­
med'in, Krişna'nın, bize keneli özümüzü hatırlatan ve hatır­
latmaya da devam edenlerin yansımasıdır. Bu varlıklar, da­
ha yüce. derin bir Benlikle bizim keneli kimliklerimizin tem­
silcileridir. Onlar, Adeı'in gözlerinden, kulaklanndan, bur­
nundan ve parlayan orijinal ı.şığın kırılmamış taşı­
yıcılandır.

s yan lşak
Sıradan madde, atalete sahip olur. iteriz, çekeriz, o dire­
nir. İtip çektiğimizde, kendi üzerimizde bir baskı hissederiz.
Newton buna, etki ve tepki dedi. Işık da madde üzerinde iti­
ci veya çekici bir güç yaratabilir, ancak ı.şık partikülleri ey­
lemsiz bir özelliğe sahip değildir. Objeleri iten veya çeken
ışığı görebiliriz (bir lazerin bir demir parçasını kesmesi ya da
hasarlı reıinayı iyileştirmesi gibi), ancak objelerin ışığı itip
çektiğini gilremeyiz. Fizikçiler bu itilebilme ve çckilebilme
yetisi eksikliğine, ışığın herhangi bir duran kütleye yoksun­
luğu diyor. Duran kütle, eylemsiz kütle demenin başka bir
yoludur, bir obje bir noktada durup kendi işine baktığı anda

152
F" Alan Wulf
bile kütlesi varlığını sürdürür. Işığın, eylem�iz olmak gibi bir
şeyle ilgisi bile olamaz. O her zaman harekeı halintledir.
Madde, bizim iıme veya çekme eylemimize tlirenen ıü­
ren bir madde harekeısiz kalmayı ya da en azından yönünü
veya hızını değiştirmemeyi sever. Kendi staıükosunu müm,
kün olduğunca korur. Madde, onu nerede ve ne zaman bu­
lacağınızı ifade eden kuantum dalgalan tarafından tem�il
edilir. Bu <lalgalar görünmez ve hatta dalgalanan yönlendi­
rici kalıplar olarak düşünülebilirler. Ancak bu dalgalar, yer
ve zaman<la gerçekten varolmazlar; her ne katlar biz onla­
rın gerçekıen ora<la bir yerde ve 1.aman içerisinde süzüldük­
lerini düşünsek de, tamamen h:ıyali foıınlardadırlar.
Ben bu dalgalann, bizim paralel evrenler dediğimiz fizik­
sel, maddesel ve eylemsiz gerçeklikleri yöneten hayali ku­
rallar olduklannı düşünmeyi seviyorum. Bu kurallar, her­
hangi bir evrende hayal gücü <lalgalan yayıyorlar, ama ku­
ral olduklan için gerçekıen tlalga değiller. Bir evrentle oldu­
ğunu hayal eniğimiz şeyle diğer evrenlerde olduklannı ha­
yal ettiğimiz şeyi birbiriyle ili�ilencl.irdiğimizdc, resirnlertlc­
ki kalıp, akla dalgalan getirir. Evrenlerin, iskambil kağıılan
olduğunu düşünün. Kağıılan bir masanın üzerine bir kalıp
dahilinde tlizdiğinizi hayal edin (tipik bir 1·aroı ya da solitai-.
re oyunu kalıbı gibi). Maddeyi, her bir kart-evren üzerine �­
lenm� hayali noktalar, dalgalan da bu kart-evrenlerin masa­
ya yayılış kalıbı olar.ı.k düşünebilirsiniz.
Işığa geldiğinde, ışık dalgalanru yöneten <lalga kalıpları
ve ışık tlalgalanrun kendisi tamamen aynı şeydir. Işığı gör­
düğümüzde, aslında ı�ığı bizinı duyu organlanmı­
zı çalı.şurarak, maddeyi itip çeken ışığın bir sonucunu, orta­
ya çıkan etkisini görürüz. Maddenin hareke! eniğini görürüz.

153
lşığın kendi.o;i, bu dünyanın ve inarun, düşünmek isteyebilece­
ğim.iz herhangi bir paralel dünyanın dışında bir gerçeklikıir.
Bir önceki bölümde. basil bir merdivenlerden iniş eyle­
minin nasıl pek çok farklı şekilde gerçekleşebileceğini gör­
dük. Alu adımlık merdiven örneğinde, sihirbazın yapacağı
en olası şeyin, üç adım aımak olduğunu öğrendik. O basa­
maklan üç adımda inmenin alıı yolu vardı ve bu en muhıe­
mel olanıydı. Bu yüzden. eğer biz nasıl yapıığımıza ya da
kaç adun anığımıza dikkat eımc.-den basamaklan inersek,
muhtemelen üç adımda yaparız. Paralel dünyalar perspekıi­
fıyle düşündüğümüzde, ;ılu farklı üç-adım senaryosu örtüşür
ve adımlardaki farklılıklann, hangi adımların atıldığına dair
deıayların belirsiz olduğu ya da hafızaya kaydolmadığı bir
bellek yaratınz.
Çoğu bellek böyledir. Bir şeyi hatırlarız, ama dcıaylar
belli belirsizdir. John şunu dedi. ben bunu yapıım; ya da ha­
yır, John bunu yapu. ben şuntı dedim. Gerçeklik, ne haıır­
ladığınıızın bir yapısıdır. Dünyanın, olaylardan, belirsiz anı­
lardan ya da uzaysal-gerçekliklerden oluştuğunu söyleyebi­
liriz. Bu olaylann ıam olarak neler olduklannı belirlemeye
kalkuğımızda. onlan anıya dönüştürürüz. Bir geçmiş yaraıır
ve aynı zamanda neler haıırladığunızın sonuçlanna bağlı
olarak, geleceğe dair beklentilerimizi ıekrar belirlerken ken­
dimizi yenileriz.
Gelin. basamaklardan inen sihirbaz ömeğimi;ı:e geri dö­
nelim. Bu adımlar atıldığında, ışık enerjisi ifade edilir. Ancak
bu enerji eylemsi?. olmadığı için -madde onu iıemcz ve çe­
kemez-kendini hiçbir paralel evrene bağlamaz. Harekedi­
sayfalar benzetmesinde. madde çevrilen sayfalann kendisiy­
ken, ışık sayfalan çeviren ı>armaklanmız olur.

1 54
Fıwl Alan Wolf
Aynı mikıarda ışık enerjisinin her olası dünyada açığa
çıkağını düşünürsek, her dünya arasındaki ıek fark bu ener­
jinin nasıl yayıldığı olurdu. En muhıemel yayılma, üç adım­
da yayılan ılığın üç foıon "partiküllerini" içerirdi.
Şimdi kendinizi üç adımlık bir sıralamayı haıırlarken ha­
yal edin. Aklınızın derinliklerinde başka sıralamalarda var,
muhıemel olmayanlar. Örneğin, sihirbazın basamaktan ıek
bır sıçrayışta indiği sıralama aklınızda, ancak o, altı tane bir­
biriyle i>rtüşen üç-atlım anısıyla istila edildi. Meditasyon yo­
luyla sessi1Jiğe bürünme, düşüncelerinizi scssizleşıirme be­
cerisini pratik yapmak, bu diğer daha az muhıemel olan an­
lan haıırlamanıza yardımcı olur.
Bunu ayıkken ve sıradan üç-adım dünyasına tanık olur­
ken yaparsanız, aura konusunda olağanüsrü bir de­
neyim yaşarsınız. Bu auralar aklın içinde, farlık olasılıklar
sırlamalan içeren bir alan oluşıurur ve pek çok insan bunu
göremez, çünkü dikkatle hakrruyorlar<lır. Auralar, size farklı
görünıüler haurlaıır, bu sır.ıdan bir aklın, Tann gibi, panlda­
yan her şeyi görme ıeşchbüsüdür. Bu parlaklık ya da aura,
1·ann gerçekliğini sunar, çünkü bizler, bir an için, bizim ol­
mayan bir bakış açısından görürüz.
Aslında hiç kimse ataletin nasıl ortaya çıktığını bilmiyor.
Bence varoluş için kuanıum fi ziksel ve yapı ve gü­
zelliğin sebebi, paralel evrenlerden, sıradan bir şekilde dc­
neyimlenemeyen dünyalardan geliyor olmasıdır. Yapı ve
madde ataleti, muhıemel olaylar dizilerinin örtüşmeleri so­
nucunda ortaya çıkar. Eylemsiz madde, pek çok benzer pa­
ralel dünyanın iirtüşmesiyle oluşur. Ortaya çıkan bir eyle­
min dünya sıralamalan ne kadar benze�. sıralamanın de­
ğişime direnmesi <le o kadar güçlüdür. Bu yüzden ataleı, bir

15 5
D14ılnc<)1 Cm;� DOnUşıli""

benzerlik sonucunda onaya çıkar. Gü�ellik, sıradanlıkıan


farklı olan olarak belirir. Yeni sıralamalardan -yeni olasılık­
lardan- bir parlaklık ya da aura olarak akılda deneyirencn
ile sıradan ya ela en olası aynm veya algıyı yeni bir ayrım
ayınr. Bu yüzden güzellik ve direnç, açılış meıninde Kazan­
c:akis'in söylediği gibi, doğal olarak bir büıündür. Tüm iki­
likler gibi, biri diğeri olmadan yapamaz.

YcıJ Vizyonu
Yeni simya, hayali/gerçek alemin sınınnda yer alır. Yeni
simyada yapıığımız kişisel deneyler, hayallerimize giren ve
muhtemelen daha da önemlisi, düşüncelerimizi uyandıran
yeni dönüşümse( olasılıklar ve bilgiler üretir. Bizler yeni bir
yaşam ve zaman fıkrine uyanınz. Yeni anlam, inandıklanmı­
zı, dolayısıyla dünyada fiziksel olarak yaşadıklanmızı değ�­
tirir.
Yeni simya bize, akıl, beden, ruh, yüce benliğe ve her bi­
rimizin içindeki amaç, yaratılış ve dönüşüm güçlerinin, bi­
linçli kullanıldığı takdirde, günlük yaşamın anlamını nasıl
güçlendirebileceğine dair yeni bir anlayış Olası­
lıklar sınırsızdır.
Kendi var oluşumu düşündüğümde, türler olarak bizlerin
genelde değişime ve bize sunulan dönüşümse! olasılıklara
direndiğimizi gördüm. Belki de sadece otomatik pilota bağ­
lamak ve yeni hiçbir şeyle uğraşmamak istiyoruz. Altmışla­
nma geldiğimde, dönüşümse! olasılıklar bana kendilerini
sunduklannc.la, benim genelde çoğuna direndiğimi gördüm.
Kaçırdığım her fırsaun hayaumda bir felakete yol açuğını
söyleyemem ıabii, ama bir olasılık fırsatını her değerlendir­
diğimde ve o olasılık gerçeğe dönüştüğünde, kendimle,

156
Ftwl Alon Wulf
dünyayla ve yakutınldaki insanlarla olan ilişkilerimde yeni
bir vizyon açtığını söyleyebilirim.
Bir şey olmak, bir düşünceyi gerçeğe dönüştüııııek her
zaman kolay değildir. Dilerinı, bu kitabın sayfalarında, ha­
yallerinizi gerçeğe dönüştüıııenize yardıma olacak bazı bil­
giler bulmuşsunuzdur.

157
Diünce

Tannnııı düşüncelerini bilmek istıjıornm, gerisi detay.


Albert Einsteiıı

Ncwton ya da klasik yasalarının aksine, ku­


fiziksel yasaları, gerçeklikleri belirlemeıııize
izin Bunun bizi ola.sılıklarla yüzleştirir.'" Ör­
neğin. kla.sik fiziği kullanarak, bir bozuk parayı havaya fır­
latıp düşmesine izin verdi ğinizde hangi yüzünün yukarı ba­
,

kacağını doğru bir biçimde tahmin edebilirsiniz. Ancak bu­


nu yapmak için, hava akımları, paradaki ağırlık dengeleri gi­
bi zorluklar yüzünden, klasik fiziği kullanmanın güç oldu­
ğunu fark edersiniz. Bunun yerine. tura için yüzde elli, y-.ızı
için yüzde elli olasılık belirler ve kontrol umudundan vaz­
geçersiniz. Ancak kuanıum fiziği ile, yeni ve paradoksal bir
kavrama ul aşırı z : ayn olasılıklar, birbirleriyle bütünleşebilir
ya da etkileşime geçebilir, bu da bizi yeni olasılıklara götü·
rür. örneğin, bir bozuk paranın iki yüzünden bırını gözlem­
lemenin iki ola.sılığı, paranın yan sonuçlanabilir.
Gencide biz bunu görmeyiz, çünkü para )'ere düşmeden
önce pek çok şeyle ilışki kurar. Ancak ne olursa olsun, yazı

161
Şekil ,ı I Kıip mıi, .l'Jba Gri Parçalar 111 1 '

ve tllrd olasılıkları. her ne kadar eşza ma nl ı gelışıııcscler <le,


l)irbirleri}•le etk il eşi ı ııe geçel)ilir ve yeni olasılıkl:ır <lcığu ra hi ­
lirler.
Ayrıca. ku a nt u nı fiziğindeki sıancları l>ir ma nı ığa gcire, l>ir
olas ıl ık yalnız<:a gi.;zleınlendiği zanıan f:ırk edilel)ilir. flir ''"­
ya iki olası clLınımcla \•ar olabilecek bir kuantLıın rıl)ı esi . :ın­
lık gözle m ile ()irden hiri o iki olasılıkt;ın birine ge�·er. Buna
gi>zl em c i etkisi denir.
Dir kez da ha 5 l>Öl (inı clc gi;sıerdiğimiz örneğe ()akalını.
Belki bu ) :ıl nı zc a bir n1et.1fordur. )'a da retinanızcla. s in i r sıs­
'

teminizde ''e be}'ninizde kııantlını süre çle ri içerek gerçek


l>ir kuantum fenonıeniclir. KLıantlım sürecine ka t ıl ma k için,
önce şek i l A . 1 elek i beyaz kutU}'U gö zlem l e yin . Kutlınun l>ir­
'

birinden ayrı iki ön karesine dikkat ed in . Şi nı d i tekrar ba­


kın. Bu ka re le rde n hangisi önele eluru yor' Aşa ğı clak ı kare ııı i
önele' Yoksa )'uk:ırıdaki kare nıi' Belki ele kutu ön cekinden
sonr:ıkinc sıçrı}·cırdur' Ya da l>elki kunı gil)i bile giir(in m ü ­

} ordu r. Oe}·az
' zenı i n üzerine yapıl:ın gri geometr ik p:ı rçal :ı­
r.ı elikkat celin. 11al:ı klı tu nıu' Neden ya da neden el eği ! '

1 62

Bohr ya da Kopenhag yorumuna göre (kuanıum fiziğinin


keşfinde önemli katkılar sunan Niels Bohr'dan geliyor), siz
kutuyu gözlemlediğinizde, eğer yalnızca tek bir yanı öne çı­
_karsa, işte o 7.aman o gerçek bir kutu oluyor. Kuanıunı fızi­
ğinin Bohr yorumunda, bir olayın oluşmasına siz sebep
olursunuz (kutunun bel irl i bir görüntüsünü görmek gibi).
Bohr'a göre, bir gözlem eylemi iki bakış şekliyle oluşur: al­
gının kla�ik dünyası ve kuanrunı olaylannın atomik dünya­
sı. Bir gözlemcinin etkilerini, atonıik dünyanın klasik dünya
ile nihai birleşmesine aktararak. gözlem eyleıııinin doğa.�ı
sorusu ortaya çıkar. Bohr yorumu, bir gözlem oluştuğu tak­
dirde, bir nesnenin araştırma alundaki dunışunun gizemli
bir şekilde değer kazandığını söyler. Yani, biz bir gö;deıı
eyleminin nasıl yer aldığını t:ım olarak bilmiyoruz.
Ancak bir başka yoruma göre, bir gözlemin fiziksel kat­
kısının hiçbir özelliği yoktur \'e aslında, siz kuruda belirli bir
yüzün öne baktığını gördtiğünüzcle, aynı zamanda cliğer yü­
zün öne bakan halini de gi\rürsünüz, tek farkı ikinci göz­
lemcinin bu dünyada değil, diğer paralel dünyada ya da pa­
ralel evrende var olduğudur! Ru, kuanrum fiziğinin sayısız
dünya yorumu olarak bilinir.
Diğer dünyanın var oldıığunu nasıl ispatlarsınız' Çoklu
dünyalar yorunıuna göre. kuıuya ıekrar baktığınızda, kutu­
nun iki pozisyon konumunuıı üst üste bindirilmiş halini. ya­
ni gri parçaları görürsünüz. İki p<>zisyon konumu tek bir
dünyacla var olamaz. Anıa i inüşebil irl er İki kcınunı, aklınız­
.

da bir yüzü öne bakan bir küp yerine, gri parçalar iıııajı çi­
zerek birbiriyle eıkileşinıe geçcr. Diğer bir deyişle. iki dün­
yayı aynı anda görürsünüz. tek (;ırkı kutuyu görnıl·nıcııizdir.
Kutuyu görıneyi seçerseniz, gri p;ırç;ılan giirmt"z.•iniz

1 iı.l
Yukanda verilen çoklu dünyalar yorumu örneği. bu yo­
rumu görsel olarak canlandınr. Önemli bir fızikçi olan John
Archibald Wheeler ile birlikıe çalı.şan Prin�ıon Üniversiıesi
mezunlanndan l llıgh Everett ili, kuantum fiziğinin bile yay­
gın kanaate karşı gelen bir dünya görüşünü varsaydığını
söyleyerek oldukça tubaf bir fikirle çıkageldi. Bunu ciddiye
almalıyız.''' Eğer, iki alternatif olasılık birbirleriyle etkileşim
kurdbilir, ıek bir dünyada örtüşebilirse, o zaman bir şekillle
bu alternatif olasılıklar farklı dünyalarda eşzamanlı varlar
demektir. Eğer olasılıklar, birbirleriyle önüşerek birbirlerini
eıkileyebiliyorlarsa; eğer iki veya daha fazla olasılık bir şe­
kilde tek bir dünyada "bütünleşcbiliyorlarsa" (gerçekliğin
sabit bir resmi), o zaman bir şekilde bu olasılıklar kendile­
rini bir başka yerde onaya çıkarıyorlardır. Öyleyse ikisi de
gerçektir.
Buna göre iki olasılık -her ne kadar kuıuyu farklı algıla­
yan ve farklı kuıular algılayan ayrı "siz"ler olsa da- ayrı ev­
renler de bir şekilde varlar. Tıpkı bir "eıkileşim" kalıbının, ağ
gibi işlenmiş pencere perdelerinin önüşen kaımanlan ara­
sından parlak bir günde görülebilnıesi gibi, her iki evrenin
etkileşimi, gri parçalarda görülebilir. Yalnızca kutuya pers­
pektif bir açıtla bakıığıruzda, bu dün)•alar aynlır ve paralel
dünyalar gözleııılenebilir.
Çoklu dünyalar yorumunda, bir gözlemci kuruyu göz­
lemlerken, kişi tamam kuanrum fiziksel açıdan tahmin edi­
lebilir bir şekilde kuıuyla eıkileşinıe geçer ve böylece göz­
lem tarafından değişir. Eğer kutu. eıkileşirn sonrasında, pa­
ralel evrenlerde varoluyorsa, gözlemci de olur. Bu yüzden
çoklu dünyalar yorumu, gözlemci eıkisini de -gözlemci
yalnızca onu gözlemlediği için fiziksel bir sisıeıııde eıkilcnir-

1 (>4
Şekil t1 .J. ikinci Gôzlemcı Paralel DıirıJ'tllara Girdi. Gri gôzlil gı5z­
wrııcl l 'I! S()•ab gazlı/ gôzlem<·i, giZt?m/i paradoksal gn parçıt/ar­
/a/kıipl<• etkileşiıne geçer. Şekli bir inip olarak gözlemi<')� ıkısi
dl! ptıı·a/•·l dıirı_ı'llarcı adım aıar.

Şekil A.3'e bakın. Burac.la, bir başka gözlemci (gri gözle


gösıcrilen) clahil olc.luğu ta kd irde ne olduğunıı görece ksi­
niz." Eğer bu göıJemci de ku ru ya bakarsa, onun düşüncesi
bölüni.ır. \nca k onun aklı, ilk gözlemcinin aklıyla eşleşecek
ı ,

(siyah göz) ve ik isi de gii rdtik leri şey konusunda henıfıkir


olacaklar.
Eğer. üçünc(i bir giizlemc i olsa yd ı ona ela aynısı olacak-
,

u. Bu şekilde, Llizim konsensüs gerçekliği ded iğimiz şey olu­


şur \'e olası paralel dünyalar arasındaki eıkileşim ka}·bolur.
N giizlemcilerinin N gözlenılerinden sonra (N isteğe bağlı
olarJk büyük l1ir sayıclır; şekil A.4'e bakın; N•5), orıacla yal ­

nızca iki i}•i-aynlmış evren cılacakur. Her bir e\•rende aynı


şe}'i giirdtiklcri konusuncla lıemfikir olan N gözleıncileri ola ­

cak (birinci e,·renc.le )ı.karı-perspckıif ''e ikinci evrende aşa­


ğı-pcrspekıil) ve doğal olarak iki evren, gözleıncilerin ara­
sıncla oluş:ın fikir birlij(ınc.len clol a}'I birbirlerini eıkileyeme­
yeceklcrc.lir. Bu iki evren arasında eıkileşim ya raı ma k için,
hem giizl enıcil cri n henı de kuıunun önüşmesi gerekir ki her
gözlenıci gri pa rçalar ı görebilsin.

1 O<ı
Fred Alan Wolf
Bir�ift-göz gözlem, gri parçalan gözlemleıııek gibi olacak,
ancak hem kutuyu hem de siyah gözlü gözlemcinin belleği­
ni içerdiği için tam olar.ık aynı değil. Onu, ıek bir kutudaki
gri gözlemden ayuıııak için ona bir-<,:ifı-göz gözlem diyebi­
liriz. İkinci bellek, bir�ifı-gi>z gözlemi kaydeder.
Şimdi farz edin, gri gözlü gözlemci, siyah gözlü gözlem­
ciye, bir-çift-göz gözlemi anlauyor ve bu bilgi, siyah gözlü
gözlemcinin belleğine kaydoluyor. Sonra sizin siyah gözlü
gö�lemci belleğiniz, çc>k ilginç iki bilgi içerecek. Bir evren­
de, kulunun aşağı-perspekıifte olduğunu ve kutunun ve
onun paralel evren ortağının bir-çifı-göz gözlem sisteminin
parçalan olduğu bilgisini ;�·erecek. Diğer evrende kutu­
nun yukan-perspckıifıe olduğunu ve yine kutunun ve onun
paralel evren ortağının bir�ifı-göz gözlem sisteminin parça­
ları olduğu bilgi.sini içerecek. Zeki davranıp perspektif gö­
rüşlerden biriyle tanımlayarak, bir�ifı-göz gözleıin, paralel
bir dünyada karşıt pcrspekıif görüşü gi\ııııüş olduğunuz an­
lamına geldiğini bileceksiniz. Kutunun zıı pozisyonunun far­
kında olmayacaksınız, ama var olduğunu bileceksiniz. Bel­
lek ıabiri caiz.o;e, şizofreni olacak. Bu bir-çifı­
göz gözlem ise, bir başka evrenin var olduğunu söyleyecek.
Karşılığında belleğiniz. bu evrende, başka bir paralel evre­
nin "foıoğrafına" sahipıir. Bu diğer evreni, hayal aleminiz
olarak düşünebilirsiniz.
Birinci belleğinizi, hafızayı depolayan bir bellek olarak
düşünürsek, çoklu kişilik adı verilen bir kimlik bozukluğu
ha.o;ıalığı için model oluşıurabiliriz. Her paralel evren belle­
ği, kişiliklerin ıoplamı hakkında bir bilgi geribildirimi yoksa,
bağımsız hareket eder. Bir-çift-göz hakkındaki bir geribildi­
rimle, her bellek diğer par.ılel belleğin farkına varır. Bu ay­
nı zamanda, şizofrenin bazı ıürleri ya da bilincin değişıiril­
miş konumu için ıeıııel bir açıklama olabilir.

169
DiPNOUAR

GiRİŞ
Gizemi Uyandırmak

1. Günümüzde, Kabali1m ve sözcükleri, an­


tik çağların tüm doğal sırlarını ve ezoterizmini kapsa­
yan, sinonim bir terim olarak kabul edilmektedir.
2. Manley P. Hali, The Secret Teachings of Ali Ages: An
Encyclopedic Outline of Masonic, Hcrmetic, Qabbalis­
tic and Rosicrucian Symbolic Philosophy. Being an ln­
terpreıaıion of ıhe Secreı Teachings Concealed wiıhin
ıhe Rituals, Allegories, and Mysteries of Ali Ages (Los
Angeles: The Philosophical Rescarch Society, 1988),
syf. 1 1 4 .
3. Eliphas Levi, Transcenderıtal Magic (Chicago, 1910),
Sıanislas Klossov.·ski de alıntı, Alchemy: The
Secret Art (New York: Thames and Hııdson, 1 973,
1 997).
4. Chris Monnasıre tarafından, Israel Regardie'rtin The
Golden Dawn adlı kitabının 5. baskısına yazılan önsöz­
den (St. Paul, MN: Uewellyn, 1989). pp. xxii-xıiü.
5. Gershom Scholem. Major Trencb in Jcwi.�h Mysticism
(New York : Schocken Boks, 1974), syf. 22.
6. lbidem., 265, 279
7. Diğer ilk dokuz harf gibi, aleph de ( N ) üç yönlendir­
meye sahip. İlk anlam, harfın kendisidir. Aleph'in diğer
yönlendirmeleri yod ( ') ve qofdur ( Pl. Bu yönlendir­
meler, tohum-harf aleph'in fonnlarıdır. Bu yüzden, yod,

171
aleph'in var oluştaki hali, bizim "orada" diye kabul et­
tiğimiz nesnelerin gerçek dünyasının var oluşu için bir
semholdür. Qof, aleph'in fark edilebilir en yüksek k<>­
numu, yani yüceltilmiş ya da kozmik aleph'tir. Aynı şe­
kilde diğer harflerde mevcut ve kozmik yönlendirmele­
re sahiptir.
8. Dallet ('T ) esas dirençtir ve o olmadan bir evren de var
olmayacağı için oldukça önemlidir. llallet'in yönlendir­
meleri mem (D) ve tav'dır en). Mem suyu ya da bilin­
cin ortaya çıkması için gereken ilk mev�"Ul direnci tem­
sil eder. Tav ise ko1mik direnci temsil eder ve tek bir
sözün var oluşa dönüşmesi için zorunludur.

BÖLÜM 1
Boşluk: Olanaksız Yaşam/Ölüm İlkesi

l. Kitap içinde bu keşinerden bahsedeceğim. Bunlann ıe­


melinde kuanıum fiziği yaıar.

2. Cherry Gilchrisı, The Elcmenıs of Alchemy (Rockporı,


MA: Element, 1 99 1 ), syf. 7.
3. Bu terimlere kitap içinde bolca rastlayacaksınız. Ger­
çek, bizim sağduyıımuzun bize söylediği ve bize başka
bir duyarlı varlıkla ileıişim kurmamıza izin veren şeydir.
Diğer varlık. sezdiğimiz şeyi onun da sc1.diğini söyle­
yene kadar, bizim sezdiğimiz gerçek değildir. Hayali
gerçekle aynı şeydir, ıek farkı ne sezdiğimizi söylediği­
miz bir başka kişinin var olmamasıdır. Bu yüzden sez­
diğimiz herhangi bır şey öncelikle hayalidir ve yalnızca
bir başkası tarafından onaylandığı ıakdir<le gerçek olur.
Sezdiğimiz her şeyi prima maıeria olarak ıanımlarız.

172
Frnl Aları Wolf
4. Newton'ın aıaleı yasası ıeme olarak, şeylerin olduklan
gibi kalmaya ve değişime direnmeye meyilli oldukl:ın­
nı söyler. Bu yüzden harekeı halindeki bir beden, ön­
ceden yaptığı gibi hareketini eğilimi gösterir.
Eğer hareketsiz olsaydı, hareketsiz kalmaya devam et­
me eğilimi gösterirdi. Hareket ettiyse, sabit bir hızda
düz bir çizgiye gelmeden önceki gibi harekeı eune eği­
limi gösıerirdı.
5. Yazar Barbard G. Walker'a göre, simya Arapça'da "Mı­
sır'ın maddesi " anlamına gelir. Aslında Arapça AL-Khe­
meia, Mısır'tla eski bir isim olan Khemennu'dan, "Ay'ın
ülkesi," gelmektedir. Uzun zaman çılgınlığı ya da deli­
ligi çağrıştıran ay, psikolog Cari Jung'un da söylediği
gibi psikoıerapi alanında hep negatif kavrarnlan çağnş­
ıınr. Barbara G. Walker, 11ıe Woman's Encyclopedia of
Myths and Secrets (New York: l larper and Row, 1983).

BÖLÜM 2
Sözcük: Hiçbir Şeyden Bir Şey

1. Marshall McLuhan, 1be Medium is the An in·


venıory of Effecıs (San Francisco: llardwired, 1 9969.
2. Ancak hiçbir şeyin ne olduğu bilinmiyor. Hiçbir hak­
kında Miylenebilecek en iyi şey, var olan ve gerçek
olan herhangi bir Şt.-yin olumsuzluğudur. Bu yüzden,
ortaya çıkan herhangi bir fıkcin, hana olumsuzluk fikri­
nin bile inkarıdır.
3. Bir noı olarak belirtelim, sözcük kelimesi lbranice'de
auı'tur (n'IM -sağdan sola okuduğunuzda, aleph-waw­
ıav). İbranice'de her harf aynı zamanda bir sözcük

173
olduğundan, sözcük gerçek bir koddur. Kodun açılımı
kozmik direnç olan tav üreımek için ruh yayan dölle­
me aracısı vav aracılığıyla hareket eden ruh, aleph"ıir.
Bu yüzden bir sözcük, Tann'nın direncin oluşacağına
garanıi.sidir. Aleph, alephbayı'ın ilk harfidir, vav ve an­
lamına gelir ve ıav da son harftir; yani aleph-vav-tav ay­
nı zamanda başlangıç ve biıiş anlamına gelir. Tıpkı İn­
cil 'in Yunan versiyonunda John'a iıhaf edilen söz gibi;
Ben atra ve omegayım.
4. Evelyn Fox Keller: Refiguring Life: Metaphors or Twen­
ıieth Cenıury Biology (New York: Columbia Vniversiıy
Press, 1 995), syf. x.
5. Fizikçilerin ıemel partiküller adını verdiği şeyi göz
önünde bulundurursak, bu son derece önemlidir. Akla
James ]oyce gibi yazarların yarattığı kuark gibi isimler
geliyor. Kuarklar, bu paniküller ne zaman birbirleriyle
etkileşim içine girseler sabiı olan bir rür anlamı ifade
eden ıuhaflık ''e cazibe gibi -kuanıum birimleri- bazı
özelliklere sahip olabilirler.
6. Tüm olası klasik ikili bilgisayarların bu şekilde işlediği
düşünülebilir ve bunlara, İkinci Dünya Savaşı sırasında
kodları çözmenin eşsiz yollarını keşfeden lngiliz maıe­
maıikçi Alan Turing'den sonra Turing makineleri adı
verildi. Kuanıum bilgisayarları için yeni bir alan oluşıu.
Kuanıum bilgisayarları bu anlamda işlemeyecekıi. On­
lar ikinci şeridi ayna hem delip hem delmeyecekıi
Böyle deliği olan bir kareye, kuanıum biı ya da kubiı
denir.
7. John Archibald Wheeler, Physics, Quan­
ıum: The Search for Links," in Complexiry, Enıropy,

174
Frwl Alan Wulf
and the Physics of lnfonnation. Sanla Fe lrıstiıute Sıu­
dies in lhe Sciences of Complexiıy, vol 8, ed. W. H. Zu­
rich (Redwood Ciıy, CA: Addi.'iOn-Wesley, 1990), syf. 5.
8. Modem bilgisayarlar, kağıt şeritler kullanmaz (daha es­
ki modeller kullanıyordu). Onlar, manyetik olarak has­
sas diskleri, "sürücüyü" okuyan ya tla ona yazan "oku­
ma-yazma IYdşlıklan" kullanırlar. Disk teknolojisi olduk­
ça kannaşıkıır, ancak ne olursa olsun, bir makaranın et­
rafında dönen ve bir delik tarafından 1 veya O olarak
okunan kağıı bir şeritten farksızdırlar.

BÖLÜM 3
Bedendeki Akıl: Hareket Arzusu

1. Fizikçi David Bohm, kendi düşüncelerinizi düşünmeye


başladığınız anda tamamlayıcılığın büyük rol oynadığı­
nı öne sürdü. David Bohm, Quantum Theory (New jer­

sey: Prenıice-Hall), 169-171 .


2. C. G. jung, Analytical Psychology: llS Theory & Pr:ıcti­
ce (New York: Vintage, 1970), 1 1 -15.

3. Paramahansa Yogananda, Auıobiogr:ıphy of a Yogi


(Los Angeles: Self-Realizaıion Fellowship, 1973).
4. jane Roberts, The Unknown Realiıy, vol. 1 (Englewood
Cliffs, NJ: Prenlice-Hall, 1977).
5. Fred Alan Wolf, Sıar Wave: Mind, Consciousness, and
Quantum Physics (New York: Macıııillan, 1984).
6. C. G . jung, Analytical Psychology: llS Theory & Practi­
ce, 13.
7. Edward F. Edinger, Anatomy of lhe Psyche: Alcheıııical
Symbolism in Psycholheraphy (Chicago and LaSalle,
iL: Open Coun. 1985).

115
BÖLÜM 4
Atalet: Gizemli Direniş

1. Muhtemelen beynin içinde bir akıl olduğuna inanıyor­


sunuz. Çoğu bilim in.�anı da buna inaruyor. Ancak he­
nüz nörologlar beynin içinde bir akıl bulamadı. Tıpkı
biri arabanızın bujilerini söktüğü zaman arabanızın ha­
reket etmemesi gibi, bir insan korna konumuna geçtiği
zaman da akıl kaybolur. Kablcılann arabayı hareket et­
tiııııediğini biliyoruz, ama nöral "kabloların· insanı ha­
reket ettirdiğine inanıyoruz. Belki aklın kornaya
bir beyni terk etmesinin sebebi, çalışrruyor oluşudur.
Tıpkı arabası bozulduğunda sürücünün ar.ıcını yolun
kenarında bırakması gibi.
2. Tai ehi ve ch'i Çin'de çok iyi bilinen kavramlardır.
Özetle, ilki ruh ve akıl arasında bir tür ruhsal dengeyi
sağlarken diğeri bir eylemin ya d:ı dönüşüm oluşabile­
ceği konumlarla ilgilenir.
3. C. G. jung, Analytical Psychology: lts Theory and Prac­
tice, syf. 1 1- 15.

BÖLÜM 5
Yaşam: Akıldaki Beden

1. Eğer ben, benim bedenim olsaydım, benim öznel


Ben'im hislerimden ayrılmazdı. Ama ben, ııpkı siz gibi,
bedende bir noktada oluşan bir hiMi, onu algılayan
Ben'den ayın edebiliyorum. Bu yüzden, bir anlamda
be1, benim bedenim değilim. Aslında hu açıdan baktı­
ğınızda, vücudumdaki hissin ortaya çıkışı, bir çiçekıeki

176
kıııııızı rengin ya da hir senfonideki notanın hissi gibi
vücudumun dışında oluşan bir histen farksızdır. Bu
hislerin "dışarıda" değil , "içeride" gözlerimde ya da ku­
laklanmda oluştuğunu söyleyebilirsiniz. Ancak ben,
tüm hu hislerin algılayıcısı, kör veya sağır bir insanın
da .size söyleyebileceği gibi, benim kulaklanm ya da
gt>zlerim değilim. Benim, beynimde ve sinir sistemim­
de olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak, nörofızyolojik
araştırmalar, karmaşık nöral süreçleri tespit ederken,
Ben gibi bir şeyin varlığına dair hiçbir fıziksel kanıt bu­
lamıyor. Bu yüzden, bir şekilde ben, hi.�lerimden ayrı­
yım ve henim çeşitli organlarun, onlar dünyanın nere­
sinde olursa olsun ve nerede oluşacak.larırıa inanırsa,
hayal ederse ya da düşünürst: düşünsün, onlan algıla­
yabiliyor.
2. Human Genome Projesi, nıoleküller yollan haşarıyla
hariıalandınyor. Dipnotları altıncı bölümde bulabilirsi­
nız.
3. Biz hu yollara "geçmişler- diyoruz. Bu, sanki her muh­
temel geçmiş, bir �kilde karmaşık ve gerçek ge�ııişin
ıamamına katkıda bulunmalıynıış gibidir. "Gerçek" olan
geçmişi değiştirmek ya da belirlcıııek için hiçbir ıeşeb­
bü.�ıe bulunulmadığı sürt.'Ce, tüm olası geçmişler dikka­
te alınmalıdır.
4. Gözlemin karşılığını maddeden alması, bu kitabın en
temel kuantum fıziği fikirlerinden biridir. Gözleıııci eı­
kisiyle ilgilenen sayısız bilim araşıuııası var. Lütfen
kaynakçada yer alan şu önemli araştırmacılann eserle­
rine göz aun: Aharonov, Bohın, Goswarni, Heisenherg,
Herbert, l·loyle, Pauli, Schrödinger, Wheeler ve Wolf.

177
5. Benim makalelerime gilz aıın: "The Quanıum Physics
of Consciousness: Toward� a New Psychology," lnıeg­
rative Psychology 3 (1985): 236-247, ve ·on ıhe Qtıan­
tum Physic-.al Theory of Subjecıive Anıedaıing, journal

of Theorelical Biology 136 (1989): 1 3-19. "The Drea­


ıning llniverse," Gnosis Magazine (Winter 1991-92>
"The Tirning of Conscious Experience," joumal of Sci­
enlifıc Exploralion 14, no. 4 (Wınıer 1 998): 5 1 1 -542.
6. Bir önceki kitabım: Taking The Quantum Lcap: The
New Physics for Nonscienlisıs, yenilenmiş baskı (San
Francisco: Harper and Row, l9fll, 1989).
7. Werner Heisenberg, Physics and Philosophy (New
York: Harper and Row, 1958), syf. 4 1 .
8. Paralel dünyaların bilinçle ilgisi hakda daha fazla
bilgi edinmek isteyenler için son bölümdeki 2, 5, 6 ve
9. referanslara başvurun.
9. Amold Mindell, Dreambody: The Body's Role in Re­
vealing the Self (Santa Monica, CA: Sigo Press, 1982).
10. Gcorge von BCkcsky, Scnsory lnhibilion (Princeıon,
NJ: Princeton Univeısity Press, 1967).
l l . B. Libet, E. W. Wrighı, B. Feinstein ve Dennis Pearl,
"Subjeclive Refeııal of ıhe Timing for a Conscious Sen­
sory Experience: A Funclional Role for ıhe Somaıosen­
sory Specifıc Projection Sysıen1 in Man," Brain 102, l>ö­
lüm l (Man, 1 979). Aynca bu konuyla ilgili benim yap­
ağım bir çalışmaya da bakal>ilirsiniz, "The Tirning of
Conscious Experience," Journal of Scienlifıc Explanaıi­
on 12, no. 4 ( Kış 1998): 5 1 1 -542.
12. Örnek için; Jim Pouley, The Seuet of Dreaming
(Templesıowe, Avusualya: Red �len Enıerprises. 1 98).

1711
FITd Al.an Wolf
Pet:er Suıton, Dreamlngs: The Art of Aboriginal Austra­
lia (Victoria, Avustralya: Penguin, 198) Jean A. Ellis,
From the Dreamtime: Ausıralian Aboriginal Legends
(Avusıralya: Collins Dove, 1991 ).
1 3. Henri Corbin, Mundis lmaginalis or the Imaginal and
the lmaginary (Ipswich, ingilıere: Golgonooza
1976; orijinali 1972 bahannda yayımlandı).
14. Benim kitabım, The Eagle's Quesı: A Physicisı's Search
for Truth in the Hean of the Shamanic World (New
York: Summiı Books, 199 1).

BÖLÜM 6
Sonsuz Döllenme: Güç Bizle midir?

l. Fred Hoyle, The Intelligenı Universe (New York: Holı,


Rinehan and Wınsıon, 1983), syf. 83.
2. Richard Dawkins, The Blind Waıchmaker (londra:
Longmans, 1986), syf. 316.
3 Açıklamanın şu şekilde devam et:tiğini tahmin edebili­
yorum: yeni elektriksel atmosfer, organik moleküllerin
oluşmasına izin veren koşullan sağladı. Bu moleküller,
basit moleküllere göre, böyle bir aımosfere daha çabuk
uyum sağladı.
4. Burada devreye pek çok isratisıik ve sayı hesaplamala­
n giriyor. Okuyucuya, Fred Hoyle'un The Inıelligenı
Universe adlı eserinin birinci bölümünü okumalannı
ıavsiye ediyorum. (New York: Holt, Reinhaıt and Wins­
ton, 1983), syf. 1 1 -23.
5. Bu ve diğer deneyleri önceki kitaplanmda anlatmıştım.
Örnek: The Spiritual Universe: One Physicisı"s Vision

179
of Spiril, Soul, Matter and Self (Port.�mouth, NH: Mo­
ment Point Press, 199; ilk olarak 1996 yılında Simon
and Schuster tarafından yayımlandı), dipnotlar 18 ve
19.
6. Washington Üniversitesi'nden Robert Waterson ve İn­
giltere, Cambridge'deki Sanger Cenıre'dan john Suls­
ton, bir hayvan için -19,90 geni ortaya çıkaran 97 mil­
yon genetik "harf"- minik bir toprak solucanının nasıl
mey<lana geldiğini gösteren, tüm gen sıralamasının ha­
ritasını başanyla çıkardıklannı açıkladı. Bu bilgiyle, bi­
lim in.�nlan, bir solucanın, embriyodan tam 302 nöron
içeren 959-hücreli bir yetişkin olana kadarki gelişimin­
deki her adımı tespit edebiliyorlar. Bu bullış, bu genle­
rin mantar ve hayvanlann atalannda varolduğunu ve
forıksiyonlannın o zamandan kurulduğunu göstererek,
uzun süreli evrim sürecine anlam kazandırıyor. Geno­
me Sequencing Consortium'a göz atın. "Gencıme sequ­
ence of the nematode C. Elegans: A platform for inves­
tigating biology," Science 282 (1 998): 2,012-2,021 .

7. Afrika'da yakın zamanda bulunan kö.�tebek faresinin bir


ÇBE yaratığı olduğu ortaya çıktı. Sabit bir L�ıdaki çevre­
de, bir köstebek gibi toprakta yaşayan hayvan, değişen
termal çevreye verilen tipik reaksiyonlan, sıcakta terle­
mek ya da soğukta üşümek gibi hiçbir yeti sergilemiyor.
Bu canlı için ısı hiçbir zaman soğuk ya da sıcak olma­
dığı için, onun uyum sağlaması da gerekmiyor.

180
l'•w Alon Wulf
BÖLÜM 7
Benim Zamanım Senin Zamanın: Her Şey Mümkün

1. Bu yorum ilk olarak atomik nesnelerle uğraşuğı sırada


Niels Bohr tarafından sunuldu. Bohr okulunda, böyle
nesneler, Newton fiziğinin açıkladığı gibi bizim normal
dünyada gördüğümüz şekilde gözlemlenemez. Bunun
yerine, nesneler iki tür tamamlayıcı gözlemlenebilir içe­
riyor: eşzamanlı gözlemlenebilenler ve eş7..amanlı göz­
lemleneııeyenler. Eşzamanlı gözleııılenebilenlere deği­
şimli, diğerlerine tamamlayıcı deniyor. Ömeğın, nesne­
ler hem pozisyon hem de momentum ile gözlemlene­
mez. Poziı.yon ve momentum tamamlayıcı gözlenebilir­
lerdir. Enerji ve momentum bazen eşzamanlı olarak
gözlemlenebilir, bu yüzden onlar değişimli gözlemlene­
bilirlerdir. Aynı şekilde, ne zaman bir gözlemlenebilir
gö7Jemlense, onun değişimli gözleııenebiliri tanımla­
nabilirken, tamamlayıcı gözlemlenebiliri tanımlanamaz.
2. Reel bir sayı, - oo ile + oo (eksiden artı sonsuza) arasın­
daki var olan tüm sayılardır. Bu yüzden, örneğin, 5,26
reel bir sayıdır. - 375,002,438 de öyle. Sanal sayı -1 'in
kareköküyle çarpılan tüm sayılardır. Negatif bir sayı re­
el bir kareköküne sahip olmayacağından, ../-ı gibi sayı­
lar sembolü ile gösterilir ve buniard sanal sayılar de­
_

nir. Bu yüzden _5 sanal 5 sayısıdır ve 5'in ../-J ile çar­


pıldığı anlamına gelir. Kuantum dalga fonksiyonları, re­
el ve sanal sayılann kombinasyonlarıyla temsil edilirler
ve yalnızca reel sayılarla temsil edilmeleri mümkün de­
ğildir. Bu veri, oı1lann gerçekten ziyade sanal şeyler ol­
duğunu kanıtlamak için yeterlidir.

1�1
3. Matematiğe ilgi duyanlar için, (.. ) maıeııatiksel olarak,
(+ )'nın karmaşık eşlenliğidir. A ve B'nin, 4 ve 5 gibi iki
suadan sayı olduğunu rarzedin. eşlenlik
eğer ( • ) a+_b (yani 3+ _4) olsaydı, o zaman
(••> a- _b (yani 3- _4) olurdu. _ x _ -1 olduğu için, bu

iki sayının çarpımı a_+b_ (3_+4_•25). yani hem reel


hcıı de pozitif bir sayı olurdu. Bu sayı, dalga fonksiyo­
nu tarafından temsil edilen olayın olasılığını gösceııııek­
tcdir.
4. Öncelikle, kuantum fiziğinden sloganlar gibi yükselen
temel fikirleri kapsayan iki öneııli metin öneıııek isti­
yorum: Nick Hcrbert'in olağanüstü Quantum Realiıy
(New York: Doubleday, 1985) ve benim kitabun, Ta­
king ıhe Quantum Lcap: The New Physics for Nonsci­
enıists (New York: HaıpcıCollins, 1989). Sonra diğer ki­
taplanmı da okumanızı ıavsiye ederim: Star Wave:
Mind, Consciousness, and Quantum Physics (New
York: Macrnillan, 1984); Paralel Universes: The Search
(or Oıher Worlds (Ncw York: Sirnon and Schuster,
1989); The Drearning Universe: A Mind-Expanding Ho­
umey inıo ıhe Realm Wherc Psychc and Physics Meet
(Ncw York: Simon and Schuster, 1994; Touchstone,
1995); The Spiritual Univcrse: One Physicist's Vision of
Spiriı, Soul, Maııer and Sctr (Porumouıh, NH : Moment
Poinı Press, 199). Fizik ve bilinç konusunda daha dc­
ıaylı bilgi için, Amil Goswami'nin provokaıif eserini
okuyun; The Sctr-Awarc Universe: How Consciousness
Creaıes ıhe Maıcrial World (New Yok: Tarcher/Puınam,
1993). Yine deıaylı bilgi için. inıemeı siıcıi ziyaret
edebilirsiniz: ww .sıardrive.org/fred.shıml.

182
f'r Alan ll'o/f
S. Değer l , onun kesinlikle oluşacağı anlamına gelir.
6. Elbeııe beklenen olasılıklarda bazı sapmalar gözlenebi­
lir. Yüz deneyde, sonuçlar kırk beşi için 1 , elli beşi için
2 olabilir ve kimse endişelenmez. Ancak deneylerin sa­
yısı amıkça, örneğin l 0,00 deneyse, eğer sonuçlar
4,SOO'de 1, S.SOO'de 2 çıkarsa şaşırtıcı olabilir, ancak
4,90'de 1 ve S.lOO'de 2 çıkarsa, bu çok şaşıma olmaz.
Deneylerin sayısı arnıkça, beklenen sonuçlardan sap­
malar azalacaktır.
7. Manyetik bir alan düşünün. Görünmez bile olsa, nes­
neler üzerinde hir güç sağlar. Bir yerçekimsel alan da
düşünebilirsiniz. Sabah yataktan kalkarken vücudunuz
üzerindeki etkilerini kolayca rark edersiniz.
8. Biz, "dışandaki" dünyanın, maddenin bu uzayda dö­
nüp duran parçaaklanndan ibareı olduğunu düşünü­
yoruz. Her ne kadar hiçbir zaman bu parçalan sayma­
ya kalkmasak da, onlann her zaman manıık ve olasılık
kurallan dahilinde kalarak istatistiksel bir biçimde hare­
ket eniklerini biliyoruz. Bu yüzden, odadaki hava mo­
lekülleıi odanın bir köşesini ısıurken, diğer köşesini
donduııııuyor. Her ne kadar bazen insanl ar bu tip olay­
lan bildirseler de, odaya bir soğuk hava dalgasının gir­
diğini hisiş olmalan olasıdır.
9. Bunlan şu makalemde anlatmışum: "The Timing or
Conscious Experience ," Joumal or Scienıifıc Explorati­
on 12, no. 4 (Winıer 1998): 51 l -542.
. .
10. Fiziğin pek çok alanı, bilinç "dalga ronksi-
.

yonunun kırıldığını" ya da konumlannın dağıl­


dığını gösterdiğini düşünüyor. Bu süreçte, giZ<ııli bir şey
oluyor ve farklı olasılıldarrlan nasdsa biri gerçek oluyor.

183
1 1 . Yine aynı makaleıııe hakın: "The Timing of Conscious
Experience," journal of Scientifıc Exploraıion 12, no. 4
(Winter 1 998): 5 1 1 -542.
1 2 . Bağlayıcı problem, bizim fragmanlar halinde değil, tam,
bütün bir dünya resmi gördüğümüz gerçeğine gönder­
me yapar. Elbette fragmanlar göııııeyi beklemeyebilir­
siniz. ancak be}in gelen bilgiyi farklı şekillerde işlediği
ve bunun için farklı zaman periyodannı seçtiği için,
dünyanın neden bize höyle istikrdlı ve bütün olarak
göründüğünü merak edebilirsiniz.
1 3 . Ben, bilincin bu şekilde işlediğine inanıyorum. "The Ti­
ming of Conscious Experience" isimli makaleme bakın.
Bu makaleyi yazma fikrine, Yakir Aharonov, Peter G.
Bergıııann ve joel L. Lebowitz'de dahil bazı araşıuıııa­
l:ı.n okuyunca karar verdim. "Time Symetry in ıhe
Quantum Process of Measuremenı," Physical Review
134B (1964): syf. 1 ,410- 1 ,4 16. Lev Vaidman, "Time­
symmeırized counterfacıuals in quantum ıheory" (Tem­
muz, 1998). Bu makaleye hnp://ıocx.lanl.gov/lisV'qu­
antplı/new adresinden ulaşabilirsiniz. (Los Alamos Na­
tional Laboraıory referans numarası: quanı-plı/9807075
27).
Bu zaman-simetri modeli, Libet'in zamanlama paradok­
su gibi bilinci uzaysal zamana haritalandırma teşebbüs­
lerle ve Lorenız dönüşümse! değişmezliğin dalga fonk­
siyonu ihlalinin bozulmasıyla birlikte gelen tüm para­
dokstan anlamamıza yardıma oluyor.
14. Burada "klasik," akla yatkın bir öykü oluşturmak için
bir araya konabilecek olaylar dizisi anlanuna geliyor.
"Giden geri gelir" akla yatkın klasik bir öykü oluşturur.

18"
Fnıd Alan Tlo/f

"Para ya turayı gösterir, ya <la yazıyı" kulağa manuklı


geliyor ve klasik bir öykü yaraıır. Hayalet öyküleri, her
ne kadar Scrooge'un öyküsü klasik edebiyata dahil ol­
sa da, klasik değildir. Ancak burada bile, Dickens öy­
küsünün okurlan, Scrooge'un hayaletlerindeki manıığı
yakalarlar.
1 5 . Benim canlandııııam çok öneıııli bir şeyi gözden kaçı­
nyor. Örtüşen-küp görünümlerinin tek bir tamamlayıcı
düz-parçalar görünümü oluşturması gibi, aynı 1.amanda
örtüşen-parçalar görünümleri de küp görünümlerinden
birini oluşıuııııalıdır. Ben bunu gösıeııııedim. Nasıl gös­
ıerileceğini de bilmiyorum. Belki içinizden biri bunun
nasıl yapılacağını görebilir.

BÖLÜM 8
Anlam ve Belirti: Yüce Birleşme

1. Bunun, bizim evrenimizde ne zaman bir şey bir başka


şeyle eıkileşim kursa, özellikle de bir gözleıııciyle, bi­
zim evrenin yanı sıra, orada bir başka paralel evrenin
de oluştuğunu gösıeren fizik ıeorisidir.
2. Ek kısmında, sizin deneysel olarak bir paralel-dünyalar
öyküsüne istiyorum.
3. Alu duyunıuz olduğunu unutmayın: duyma,
koklama, dokunma, tauna ve düşünme. Düşünme du­
yusu zamandaki olayları (anıları) tespit ederken, diğer
duyular onlan boşlukta hisseder.
4. Anormal, tam olarak genele ve kurala uzak olan anla­
mına gelir.
5. Işık, hoşluğu, zamanı ve maddeyi onun bakış açısından

18�
DUplrıcl')'I Gt••"l D<ına,ıamı..
düşündüğünüzde inanılmazdır. Einstein 'in özel izafıyeı
ıeorisine göre, bir *ık demeti evrende yolculuk ettiği
ve hiçbir boşluk böl ünmediği için, onun için zaman
gcçııez. Bu, biri zamanı göreceli olarak hareketli çer­
çevelerle ölçtüğünde, uzaysal ve dünyevi aralıklann
dön�tüğü özel bir yoldur.

BÖLÜM 9
Yapı ve Güzellik: Yüce Benlik ve Ruh

1. Bu bahsettiğim külçe, bir elekuon, proton, kuark, vs.


olabilir.

EK
Varoluş: Kutudaki Düşünce

1. Bur.ıda "olasılık" sözcüğü iki anlamda kullanıldı. Biri


daha yakından tarudığııruz. İkinci ise, kuantum fiziksel
olarak tanunlanan matemaıiksel niıelik, kendisiyle ç-.ır­
pıldığında, bir olayın olacağı olasılığı ile sonuçlanır. Te­
mel olarak, bir olasılık kare eşinir olasılık.
2. Everett'in fikirleri, Bryce S. Dewiıı'in "Quantum Mecha­
nics and Realiıy," Physics Today (Eylül 1970): 30-35.
3. Oavid Z. Alben, "How ıo Take a Phoıograph of Anoı­
her Evereıı World, • New Techniques and Jdeas in Qu­
antum Measurement Theory, ed. D. M. Greenberger,
vol. 480, Annals of ıhe New York Academy of Sciences
(30 Aralık 1986). "On Quantum-Mechanical Auıomaıa,"
Physics Letıers 98A, nos. 5, 6 (24 Ekim 1983): 249-252.

186
KAYNAKÇA
Aharonov, Yakir, Peter G. Bergmann ve Joel L. Lebowitz.
"Time Symmeıry in lhe Quanıum l'rocess of Measure­
menı." Physical Review 1348 (1964): 1 ,420-16.
Bohm, David. Quantum Theory. 1951. Yeni baskı, New
York: Dover Publicaıions, 1989.
Corbin, Henri. Mundis lmaginalis or ıhe lmaginal and ıhe
lmaginary. 1972. Yeni baskı, lpswich, lngilıere: Golgo­
nooza Pres, 1 976.
Crick, Francis. The A.stonishing Hypoıhesis: The Scienıifıc
Research for ıhe Soul. New York: Charles Scribner and
Sons, 1994.
Dawkins, Richard. The Blind Watchmaker. Londra: Long­
mans, 1986.
Denetı, Daniel G. Darwin's Dangerous idea: Evoluıion and
ıhe Meanings of Life. New York: Touchsıone, 1996.
Edinger, Edward F. Anaıomy of lhe Psyche: Alchemical
Symbolism in Psychotherapy. Chicago: Open Court,
1985.
Einstein, Albert. ldeas and Opinions. New York: Crown,
1954.
Einstein, Albert, R. C. Tolman ve B. Podolsky. "Knowledge
of ıhe Pası and Future in Quantum Mechanics." Physical
Review 37 (1931): 7ııo-8 1 .
Eldridge, Niles. Reinventing Darwin: The Debaıe aı ıhe High
Table of Evoluıionary Theory. New York: John Wiley and
Sons, 1995.
Ellis, jean A. From ıhe Dreamtime: Australian Aboriginal Le­
gends. Avustralya: Collins Dove, 1 99 1 .

187
Gilchrist, Cherry. The F.leıııenıs of Alchemy. Rockpon, MA:
Element, 1 99 1 .
Go.�wami, Amit. The Self-Aware Universe: How ConY.ious­
nes Creaıes ıhe Material World. New York: Puınam Bo­
oks, 1993.
Heisenbe'l!. Physics and Philosophy. New York:
Harper and Row, 1958.
Herbeıt, Nick. Quantum Reality. New York: Doubleday,
1985.
Hesse, Herrnann. Siddhartha . New York: New Directions,
1951.
Holmyard, E. J. Alchemy. Mineola, New York: Dover, 1990.
Hoyle, Fred. The lnıelligenı Universe, Ncw York: Holı, Re­
inhaıt, and Winston. 1983.
Jung, C. G. Analytical P�-ychology: Its Theory and Pracıice.
New York: Vinıage, 1970.
Kauffman, Sıuaıt. At Home in ıhe Universe: Thc Search for
uws of Self-Organization and Complexiıy. New York:
Oııford Universiıy Press, 1995.
Keller, Evelyn Fox. Refiguring Life: Metaphors of Twcntieıh­
Century Biology. New York: Columbia Universiıy Press,
1995.
Klo.<;SOwski de Rota, Sıanislas. Alchemy: The Secret An. New
York: lbames and Hudson, 1 973, 1977.
Libeı, 8., E. W. Wrighı, B. Feinstein ve Dennis Pearl . "Sulı­
jecıive Refeııal of ıhe Timing for a Con�ious Sensory Ex­
pericncc: A Functional Role for ıhe Somatosensory Spe­
cific Projection System in Man," Brain 102, bölüm 1
(Mart, 1979).
Lwof. Andre. Biological üreler. Caınbıidge, MA: MiT Pıcs,
1 962.

188
Fred Al"n \Vuif
McLuhan, Marshall. The Medium is ıhe Mas.sage: An lnven­
tory of Effecıs. San Franci.sco: liardwired, 1996.
Mindell, Arnold. Dreambody: The Body's Role in Revealing
ıhe Self. Sanıa Monica. CA: Sigo Pres.s, 1 982.
Pauli, Wolfgang. "ldeas of ıhe Unconscious from ıhe Stand­
point of Natura( Science and Epistemology." Dialectica 8,
no. 4 (Aralık 1954).
-- . "Science and Western Thought." Eu ropa : Erbe und
Auftrag, M. Gohring. Mainz, Almanya: lntematıonalcr
Gelehnenkongress, 1955.
--. Letter to C. G. jung ( Mart 1953). CER.'1, Cenevre'de
Pauli Odası'nda sergilendi.
Pouley, Jim. The Secreı of Dreaming. Templestowe, Avus­
tralya: Reci Hen, 1988.
Price, Huw. Time's Arrow and Archimedes' Point. New
York: Oxford Univcrsity Pres.•, 196.
Robens, Jane. The Unknown Reality. Vol 1 . 1977. Yeni has­
kı, San Rafael, CA: Amber-Ailen, 1996.
Rosen, Elioı Jane, Experiencing the Soul: Before Birth, Du­
ring Life, Afıcr Death. Carlsbad, CA: Hay House, 1 991.
Schiff, Leonard I . Quantum Mechanics. 3. baskı. Ne"' York:
McGrawHill, 1955, 1968.
Scholem, Gershom. Major Trends in Jewish Mysıicism. New
York: Schocken Boks, 1974.
Schrödinger, Erwin. My View of the World. Cambridge, ln­
giltere: Cambridge University Pres, 1964. Yeni baskı,
Woodbridge, CT: Ox Bow Press. 1983. İ lk olarak Alman­
ya'da yayımlandı. (Hamburg-Vienna: Paul Zsolnay Ver­
lag, 1961).
-----. What's Life, & Mind and Matter. Cambridge, İ ngiltere:
Cambridge University Press, 1967.
Smoley, Richard. "My Mind Plays Trit•ks on Me." Gnosis (Ba­
har, 1991): 1 2 .

189
Suares, Carlo. The Ciphcr of Gencsis: The Original Codc of
!he Qabala as Applied to !he Scriptures. Bcrkeley, CA:
Shambhala, 1970. Yeni baskı, York, ME: Samuel Weiscr,
1992.
- . Lcs Spcrogrammes de L'Alphabet Hebra_que. Cenev­
re, İsviçre: Mont-Blanc, 1973.
- . ··nıe Cipher of Genesis." Tree 2: Yeızirah, David Melı­

zer. Santa Barbara, CA: Christopher Boks, 1971. Su-
ar�'nin bir dersinden, Systemaıics 8, no. 2 (Eylül 1970).
--. The Sccond Coming of Reb Yhshwh. York Bcach, ME:
Samuel Weiser, 1994.
Sutton, Peter, cd. Drcaınings: The Art of Aboriginal Ausıra­
lia. Vıctoria, Avustralya: Penguin, 1988.
Vaidman, Lev. "Tirne-Symetrized Counıerfacıuals in Quan­
tum Theory. lntemene; http://xx.lanl.gov/ (quanı­

ph/9807075 27 Haziran 1998).


von Bek�sky, Gcorge. Scnsory lnhibition. Princeıon, NJ:
Princcton Universiıy Press, 1967.
von Franz , Marie-Louise. Number and Time: Rcflcctions
Leading ıo a Unifıcaıion of Dcpıh Psychology and
Physics. Evansıon, iL: Nonhwesıern Universiıy Press,
1974.
-. Alcheınical Active Imagination. Boston: Shambhala,
1997.
Walker, Barbara G. The Woman's Encyclopedia of Myıhs
and Sccreıs. New York: Harpcr and Row, 1 983.
Waterson, Roben ve John Sulsıon. "Genome Sequence of
ıhe Nemaıode C. Elegans: A Platform for Investigating
Biology." Science 282 (1998); 2,012-02 1 .
Waızlawick, Paul, How Rcal is Real? New York: Random
House, 1976.
Weiner, Norben. God and Golem, ine: A Commcnı on

190
Frwi Altın Wolf
Certain Points Where Cybemetics lmpinges on Religion.
Carnbridge, MA: MiT Press, 1964.
Wheeler, john Archibald. "lnformation, Physics, Quantum:
The Search for Unks." Contplexity, Entropy, and the
Physics of lnfonnaıion, Sanıa Fe lnstitute Studies in the
Science of Complexity 8, edited by W. H. Zurich. Redwo­
od City, CA: Addiıion-Wesley, 1990.
-. "How Con1e the Quantum?" New Techniques and ide­
as in Quanıum Measurement Theory, ed. O. M. Gıeen­
berger. Anls of the New York Acadeııy of Sciences 480
(30 Aralık 1 986),
Wolf, Fred Alan. Taking the Quantum Leap: The New
Physics for Nonscientists. San Francisco: Harper and
Row, 1981. Yenilenmiş baskı, New York: HarperCollins,
1989.
--. Star Wave: Mind, Consciousness, and Quantum
Physics. New York: MacMillian, 1984.
--. "The Quantum Physics of Consciousness: Towards a
New Psychology," lntegrative Psychology 3 ( 1 985): 236-
47.
---. The Body Quantum: The New Physics of Body, Mind,
and Health. New York: MacMillan, 1986.
--. The Physics of Dıcam Consciousnes: Is the Lucid Dre­
am a Parallel Universe?" Lucidity Letter 6, no. 2 (Aralık
1987): 130-35.
---. Parallel Universes: The Search for Other Worlds. New
York: Simon and Schuster, 1989.
--. "On thc Quantum Physical Theory of Subjective Ante­
dating." journal of Theoretical Biology 136 ( 1 989): 1 3-19.
--. The Eagle's Quesı: A Physicist's Search for Truth in the
Hean of the Shantanic World. New York: Summit, 1991.
---. "The Drcaming Universe." Gnosis 22 (Kış 1992): 30-35.

191